ALLAHÜMME اللهم “Allahım!” mânasına gelen Arapça bir dua sözü. İlişkili Maddeler Hitaplarının başında “Allahümme” kelimesini ilk kez kullandığı iddia edilen şair ÜMEYYE b. EBÜ’s-SALT Hikmetli sözleriyle tanınan Arap şairi. BESMELE “Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla” anlamına gelen “Bismillâhirrahmânirrahîm” cümlesinin adı.
Müellif: FUAT GÜNEL Hem Câhiliye döneminde hem de İslâmî devirde kullanılan bu duaya başlama sözünün aslı “yâ Allah” olup çok kullanıldığı için nida harfi olan “yâ” hazfedilmiş, buna karşılık kelimenin sonuna şeddeli bir “mim” getirilmiştir. Bu sözün kısaltılarak kullanılan “lahümme” şekline de rastlanır. Kur’ân-ı Kerîm’de (bk. Âl-i İmrân 3/26; el-Mâide 5/114; el-Enfâl 8/32; Yûnus 10/10; ez-Zümer 39/46) ve hadislerde de (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “Allahümme” md.) geçen bu kelime genellikle üç şekilde kullanılır. Bunlardan en yaygın olanı, dua esnasında kulun Allah’a yakarışını ifade etmek üzere “Allahım!” anlamında nida maksadıyla kullanılanıdır. Bir soruya verilen cevabın doğruluğu konusunda muhatabı ikna etmek ve buna Allah’ı şahit tuttuğunu göstermek için pekiştirme edatı olarak “allahümme neam” veya “allahümme lâ” şeklinde söylendiği gibi, bir şeyin pek nâdir meydana geldiğini belirtmek için istisna edatı olan “illâ” ile “allahümme illâ...” tarzında da kullanılır.
Her ne kadar F. Buhl, ilk defa Ümeyye b. Ebü’s-Salt tarafından muahedelerin başında kullanıldığı rivayet edilen (bk. Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, III, 187) “Bismikellahümme” tabirinin yerine, Hz. Peygamber’in Câhiliye döneminden kalmış bir söz olması dolayısıyla başka tabirler koyduğunu iddia etmişse de (bk. İA, I, 375) bu iddia yanlıştır. Çünkü Hz. Peygamber sırf Câhiliye geleneğine karşı çıkmak düşüncesiyle bunu terketmiş değildir. Bu tabirin yerine “Bismillâhirrahmânirrahîm” cümlesini kullanmasının asıl sebebi, Kur’ân-ı Kerîm sûrelerinin bu cümle ile başlamasıdır. Bunun için Kur’ân-ı Kerîm kıraatine besmeleden başka bir sözle başlamaya izin verilmemiş, ayrıca müslümanların her hayırlı işe besmele ile başlamaları tavsiye edilmiştir. Fakat bu husus, “Bismikellahümme” tabirinin nâdiren de olsa kullanılmasının menedildiğine delil teşkil etmez. Nitekim Hz. Peygamber Kureyş ile yaptığı Hudeybiye Antlaşması’na, “Bismillâhirrahmânirrahîm” diye başlanmasını Kureyş temsilcisinin kabul etmemesi üzerine “Bismikellahümme” sözünün yazılmasını emretmiştir (bk. İbn Hişâm, III, 317).
İbrânîce’de de buna benzer bir terkip bulunmaktadır. Yahudiler Allah’a şirk koşup birçok ilâha taptıkları dönemde bu kelimeyi, taptıkları ilâhları toptan ifade etmek üzere çoğul olarak kullanıyor ve “elohîm” diyorlardı. Elohîm kelimesini Hz. Mûsâ’dan sonra da Allah hakkında kullanmaya devam ettiler.
BİBLİYOGRAFYA Lisânü’l-ʿArab, “elh” md.; Wensinck, el-Muʿcem, “Allāhümme” md.; İbn Hişâm, es-Sîre, III, 317; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 124; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, Kahire 1927, III, 187; Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire 1392/1972, I, 396; Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Kahire 1383/1964, I, 329; Muhammed Altuncî, Muʿcemü’l-edevâti’n-naḥviyye, Dımaşk 1979, s. 21; F. Buhl, “Allâhümme”, İA, I, 375-376; a.mlf., “Allāhümme”, DMİ, II, 592; a.mlf., “Allāhumma”, EI2 (İng.), I, 418; Ferîd Vecdî, DM, I, 481; UDMİ, III, 187-188.
HABÎB en-NECCÂR حبيب النجّار İslâmî kaynaklara göre Yâsîn sûresinde kıssası anlatılan kişi. İlişkili Maddeler YÂSÎN SÛRESİ Kur’ân-ı Kerîm’in otuz altıncı sûresi. ANTAKYA Akdeniz bölgesinde Hatay ilinin merkezi olan şehir.
Müellif: SÜLEYMAN ATEŞ Kur’ân-ı Kerîm’de, “karye” halkını Hakk’a davet etmek için bir şehre (Karye) gelen iki elçiye destek olmak üzere bir üçüncüsünün gönderildiği, halkın bunlara karşı çıktığı, sadece şehrin uzak bir yerinden gelen bir kişinin iman edip onları desteklediği ve bu kişinin, açıkça ifade edilmemekle beraber âyetin gelişinden anlaşıldığına göre şehir halkı tarafından öldürüldüğü, onun imanı sayesinde cennete girdiği, kendisine kötülük eden şehir halkının ise bir sayha ile helâk edildiği anlatılmaktadır (Yâsîn 36/13-29).
Müfessirlere göre elçilerin adları Yuhannâ, Pavlus ve Şem‘ûnü’s-Safâ (Simun Petrus), gönderildikleri şehir ise Antakya’dır. Bunların tebliğini kabul eden mümin kişinin adı da Habîb b. Mûsâ, Habîb b. İsrâil veya Habîb b. Mer‘î’dir. Tefsir kitaplarında Habîb’in neccâr (dülger), ipekçi, kassâr (bez ağartan) veya ayakkabıcı olduğu, günlük kazancının yarısını ailesine ayırıp diğer yarısını tasadduk ettiği, cüzzam hastalığına yakalandığı için şehirden uzak bir yerde oturup ibadetle meşgul olduğu, iman ettiğini açıklayıp halkı da iman etmeye çağırınca taşlanarak, linç edilerek veya hızarla kesilerek öldürüldüğü, kesilmiş başını eline alıp yürüdüğü rivayet edilir. Kur’an’daki âyetlerin üslûbu Hz. Peygamber zamanında bu kıssanın bilindiğini göstermektedir. “Bir misal olarak şu şehir halkını onlara anlat” meâlindeki âyetle (Yâsîn 36/13) kıssa hatırlatılarak şehir halkının âkıbetinden ibret alınması öğütlenmektedir. Bu şehrin neresi olduğu, hadisenin ne zaman vuku bulduğu ve iman ettiği bildirilen şahsın kimliği konusunda hadislerde de bir bilgi bulunmamaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de Semûd kavmi (Hûd 11/67; el-Kamer 54/31), Medyen ehli (Hûd 11/94), Lût kavmi (el-Hicr 15/73) ve Ashâbü’l-Hicr (el-Hicr 15/83) gibi kavimlerin Allah’ın elçilerini dinlemedikleri için bir sayha ile helâk edildikleri belirtilmektedir. Yâsîn sûresinde söz konusu edilen şehrin bu kavimlerden birine ait olup olmadığı bilinmemektedir. Müfessirlerin olayın meydana geldiğini söyledikleri Antakya’da milâttan sonra 35 yılında bir deprem olduğu bilinmekteyse de bunun Kur’an’da anlatılan hadise ile ilgisinin tesbit edilmesi mümkün değildir.
Diğer taraftan tefsir kitaplarında elçileri bu şehre Hz. Îsâ’nın gönderdiği rivayet edilir. Hıristiyan kaynaklarında Hz. Îsâ’nın tebliğ faaliyeti esnasında Antakya’ya elçi yolladığına dair bilgi yoktur. Onun semaya urûcundan sonra Kudüs’teki hıristiyanlar tarafından bu şehre gönderilen Barnaba Tarsus’tan Saul’ü de (Pavlus) yanına çağırmış, ikisi birlikte bir yıl süre ile orada yeni dini yaymışlardır (Resullerin İşleri, 11/22-26). Pavlus ile Barnaba Antakya’da iken daha sonra Simun Petrus da oraya gitmiştir (Galatyalılar’a Mektup, 2/11). Ancak Ahd-i Cedîd’de Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan kıssaya benzer bir olay yer almamaktadır.
Ahd-i Cedîd’de sözü edilen Agabus’un (Resullerin İşleri, 11/27-28) Habîb en-Neccâr olduğu ileri sürülmüşse de (İA, V/1, s. 9) bunu ispat edecek hiçbir delil yoktur (EI2 [Fr.], III/1, s. 12-13). Agabus’la ilgili Ahd-i Cedîd’deki bilgi şöyledir: “O günlerde Yeruşalim’den Antakya’ya bazı peygamberler indiler. Bunlardan Agabus adlı biri kalkıp bütün dünya üzerinde büyük bir kıtlık olacağını Ruh vasıtasıyla bildirdi; bu da Klavdius’un günlerinde oldu” (Resullerin İşleri, 11/27-28). Ahd-i Cedîd’de Agabus’un bu hadiseden sekiz yıl sonra Kaysâriye’deki faaliyetinden de bahsedilir (Resullerin İşleri, 21/10-11). Grekler, Agabus’un Hz. Îsâ’nın seçtiği yetmiş şâkirdden biri olduğuna ve Antakya’da şehid edildiğine inanırlar (DB, I/1, s. 259). Ancak, Agabus şehid edilmişse de nerede öldürüldüğü bilinmemektedir (EI2 [Fr.], III/1, s. 13).
Antakya’da Habîbünneccâr (Silpius) dağının eteklerinde, aslı bir Roma tapınağı iken Bizans döneminde kiliseye, İslâmî dönemde camiye çevrilen ve aynı adı taşıyan binanın altındaki üç mezardan birinin ona ait olduğu ileri sürülmektedir.
SOFTA Osmanlılar’da medrese talebeleri için kullanılan bir terim.
Müellif: MUSTAFA ALKAN Farsça’da “yanmış, tutuşmuş” anlamına gelen sûhte kelimesi, Osmanlı devrinde medrese öğrencileri için onların ilim aşkıyla yanmış tutuşmuş olmalarına izâfeten kullanılmıştır. Bu terim zamanla softa şeklini almıştır. Softa kelimesi, Osmanlılar’da XVI. yüzyılda kullanılmaya başlanmış olup (BA, MD, nr. 3, hk. 17) imparatorluğun sonuna kadar devam etmiştir (Mir’ât-ı Hakîkat, s. 92-93).
Osmanlı eğitiminde sıbyan mektebini bitiren bir talebe on iki-on beş yaşlarında iken medreseye girerek softa olur ve medrese öğrenimi başlardı. Softalar “mukaddimât-ı ulûm” (mebânî-i ulûm) denilen Arapça sarf, nahiv, mantık ve âdâbü’l-bahs gibi muhtasarat derslerini okuduktan sonra müderristen aldıkları başarı belgesiyle (temessük) bir üst medreseye devam ederlerdi. Bundan sonra sırasıyla hâşiye-i Tecrîd, miftâh, kırklı ve ellili (hâriç ve dâhil) medreselerdeki öğrenimlerini üç yıl gibi bir sürede tamamlayınca Sahn-ı Semân Medresesi’ne girerek dânişmend olurlardı. Tecrübe sahibi dânişmendler (muîd) aynı zamanda softalara ders okuturdu.
Softaların tahsil gördükleri medreseler orta dereceli öğretim kurumlarıydı ve bunlar Osmanlı coğrafyasında en yaygın olan medreselerdi. Ayrıca Fâtih Sultan Mehmed’in yaptırdığı Sahn-ı Semân medreselerine öğrenci yetiştiren sekiz tetimme medresesinin öğrencilerine de softa adı verilmekteydi. Tetimmelerin bir diğer adı olan mûsıle-i Sahn softaların eğitim gördükleri medreselerin seviyesini göstermektedir. Mûsıle-i Sahn “sahna götüren, ulaştıran” mânasına gelmektedir. Sahn medreseleri yüksek dereceli medreseler olduğuna göre softaların eğitim gördükleri tetimme medreselerini de orta dereceli medreseler olarak görmek mümkündür (Unan, s. 66). Softalar, medreselerin fizikî yapısına göre iki kişilik veya daha fazla gruplar halinde hücrelerde kalırlar, yemeklerini imaretten yerler, dânişmend olunca da oda sahibi olurlardı (Fâtih Mehmet II. Vakfiyeleri, I, 257). Ayrıca bütün giderlerinin karşılanmasının yanında medresenin vakfından harçlık da alırlardı (Ramazanoğlu Halil Bey Oğlu Pîrî Paşa Vakfiyesi, VGMA, nr. 646/4, 8).
XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı medreselerinin tedrîcî bir bozulmanın içine girdiği genellikle kabul edilir. Bazı Osmanlı müellifleri, medreselerin kānûn-ı kadîme aykırı uygulamalardan dolayı yavaş yavaş bozulmaya başladığı, bunun hem müderris hem tedrisat hem de talebelere yansıdığı konusunda birleşir. Bunlara göre medreselerde yüksek seviyeli ulemâ çocuklarına haksız imtiyazların sağlanması, ilmiye yolunda yükselmenin rüşvet ve iltimasla mümkün hale gelmesi (Âlî Mustafa Efendi, s. 80), tedrisattan aklî ve riyâzî ilimlerin kaldırılması (Kâtib Çelebi, s. 10-11) ve nihayet kapasitenin üzerinde talebenin kabul edilmesi klasik medrese geleneğini bozmuştur (Koçi Bey, s. 10-11). Medreselerin bozulmasında sosyal ve ekonomik etkenlerin de rolü vardı. Özellikle XVI. yüzyılın ikinci yarısına doğru medrese talebeleri arasında büyük bir kargaşa yaşanmaya başlanmıştır.
Aynı dönemde Anadolu’da ve Rumeli’de ortaya çıkan büyük sosyal gerginlik softalara da yansıdı. Bozulan ekonomik yapı, genç nüfusta görülen artış bu gerginliği daha da körükledi. Kır kesimindeki gençler yatılı ve burslu olan medreselere sığındı, medreseler işsiz güçsüzlerin geçim yeri haline geldi. Kapasitenin üstünde öğrenciyle dolan medreselerde eğitim ve öğretimin kalitesi düştü. Bu kargaşa ortamından dolayı uzun süre medreseden dışarı çıkamamak ve mezuniyet sonrası işsiz kalmak talebelerin psikolojisini bozarak onları suça itti. Celâlî isyanlarının da etkisiyle gayri memnun bir kısım softa bir araya gelip çeşitli sayıda kişilerden oluşan bölükler halinde çeteler kurdu (BA, MD, nr. 12, hk. 925, 1190, 1216). “Softa şekaveti” denilen bu hareketi Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid’in taht mücadeleleri, Osmanlı-İran ve Avusturya savaşları sebebiyle Celâlîler’le bağlantılı olarak yüzyılın sonuna kadar sürdü (Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, s. 253-281). Bu süreçte âsi softa taifesi halk üzerinde baskı kurarak köyleri, kasabaları yağmaladı; cer, nezir ve kurban adıyla para (salgın / salma) topladı (BA, MD, nr. 12, hk. 204).
Osmanlı Devleti softa isyanlarını önlemek ve medreseleri ıslah etmek için pek çok hüküm, ferman ve nizamnâme yayımladı. Medreselerde derslere devam ve derslerde bir müfredatın takip edilmesi bağlamında bir dizi ıslahat yapıldı (Baltacı, s. 37-42). Ancak softalar XVI. yüzyıldan sonra da başta İstanbul, Bursa ve Edirne gibi daha çok birlikte hareket edebilme imkânını buldukları merkezlerde her fırsatta şehir içi siyasî ve içtimaî hareketlere karışmayı sürdürdü. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında softaların yapılan reformlara karşı direnmesi sebebiyle “ham softa” deyimi literatüre girmiştir. Bugünkü Türkçe’de softa kelimesiyle bir görüşe, bir inanışa körü körüne bağlanan kimse kastedilmektedir.
BİBLİYOGRAFYA Fâtih Mehmet II. Vakfiyeleri (nşr. Vakıflar Umum Müdürlüğü), Ankara 1938, I, 257; Ramazanoğlu Halil Bey Oğlu Pîrî Paşa Vakfiyesi, 1539-1555, VGMA, nr. 646/4, 8; Âlî Mustafa Efendi, Künhü’l-aḫbār II: Fâtiḥ Sulṭān Meḥmed Devri: 1451-1481 (haz. M. Hüdai Şentürk), Ankara 2003, s. 80; Koçi Bey, Risâle, London 1277, s. 10-11; Kâtib Çelebi, Mîzânü’l-hak fî ihtiyâri’l-ehak, İstanbul 1306, s. 9-11; Cevdet, Târih, I, 109; Mir’ât-ı Hakîkat (Miroğlu), s. 92-93; Ahmed Refik [Altınay], Onuncu Asr-ı Hicrîde İstanbul Hayatı, İstanbul 1333, s. 50-51; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 12-13; Cahid Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, s. 37-42; Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celalî İsyanları, İstanbul 1995, s. 253-281; a.mlf., “Türkiye Tarihinde İçtimaî Buhranlar Serisinden: Medreseli İsyanları”, İFM, XI/1-4 (1950), s. 361-387; Fahri Unan, Kuruluşundan Günümüze Fâtih Külliyesi, Ankara 2003, s. 66; Tahsin Yazıcı, “Softa”, İA, X, 735-736; C. E. Bosworth, “Softa”, EI2 (İng.), IX, 702.
Çünkü her mümkün olan yaratığın hak ile olan ilişkisi mümkün olma açısından iki yönden olur: Bunlar a-Cihetü'l-Vahdet, b-Cihetü'l-kesret yönleridir. Cihetü'l-Vahdet'in vasıtasız olması gerekir.İşte bu yöne el-vechu'l-has denir.Cihetü'l-kesret ise vâsıta iledir.Buna "el-vechu'l-âm"denir.Peygamber s.a.v.Efendimiz Cihetü'l-Vahdet noktasında yaratıkların en mükemmeli idi. Ruhu'l Beyân Kur'an Meâli Ve Tefsiri.cilt.22.sy.513. İsmâil Hakkı Bursevi.
Çünkü onun kesret ahkâmı ve bunun mümkünlüğü tamamiyle vahdetü'l hak'ta yok olmuştu ve o ahkâm-ı vucub'u Allah c.c.tan vasıtasız alıyordu.Bir başka ifadeyle el-vechü-l-has'tan alıyordu.Hak Teâlâ'nın Peygamber Efendimiz'e haber vermeyi dilediği şeyler onun kalbine doğuveriyordu. Ruhu'l Beyân Kur'an Meâli Ve Tefsiri.cilt.22.sy.513. İsmail Hakkı Bursevi.
MOLLA FENÂRÎ (ö. 834/1431) Osmanlı âlimi. Bölümler İçin Önizleme Molla Fenârî’nin ʿAynü’l-aʿyân adlı eserinin ilk iki sayfası (Süleymaniye Ktp., Mahmud Paşa, nr. 9) İlişkili Maddeler Döneminde müderrislik ve Bursa kadılığı yaptığı padişah BAYEZİD I Yıldırım lakabıyla tanınan Osmanlı padişahı (1389-1403). Döneminde Bursa kadılığı yaptığı padişah MEHMED I Osmanlı padişahı (1413-1421).
1/2 Müellif: İBRAHİM HAKKI AYDIN 751 yılının Safer ayında (Nisan 1350) doğdu. Asıl adı Şemseddin Muhammed b. Hamza’dır. Fenârî nisbesi hakkında kaynaklarda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu nisbenin, Mâverâünnehir bölgesinde ya da Bursa civarında Yenişehir ile İnegöl yakınlarındaki Fenâr köyünden geldiğini söyleyenler bulunduğu gibi babasının fenercilik mesleğiyle ilgili olduğunu ileri sürenler de vardır. Kahire’de ondan icâzet alan İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’l-Fenerî diye tanındığını belirtmesi, Zeynüddin el-Hâfî’nin halifesi İbn Gānim el-Kudsî’ye gönderdiği Arapça bir şiirinde kendisinden İbnü’l-Fenârî diye söz etmesi (Taşköprizâde, s. 27) babasının da bu nisbeyle anıldığını göstermektedir. Açık bilgi bulunmaması sebebiyle kaynaklar bu rivayetleri nakletmekle yetinmiş, Uzunçarşılı ise bir gerekçe göstermeden Yenişehir ile İnegöl taraflarındaki Fenâr kasabasından olduğunu kaydetmiştir.
Molla Fenârî, ilk öğrenimini babasının yanında tamamladıktan sonra İznik’te Alâeddin Ali Esved’in derslerine devam etti. Hocasıyla arasında geçen ilmî bir tartışma yüzünden oradan ayrıldı ve Amasya’ya gitti. Amasya’da Cemâleddin Aksarâyî’nin öğrencisi oldu ve 778 (1376) yılında kendisinden icâzet aldı. Ardından Seyyid Şerîf el-Cürcânî ile birlikte gittiği Kahire’de başta Ekmeleddin el-Bâbertî olmak üzere çeşitli âlimlerden şer‘î ilimleri tahsil etti; Bâbertî’den de icâzet aldıktan sonra Bursa’ya döndü. Yıldırım Bayezid tarafından Manastır Medresesi müderrisliği ve bunun yanı sıra 795’te (1393) Bursa kadılığı ile görevlendirildi. Bu vazifesini on yıl kadar sürdürdü. Ankara Savaşı’nın ardından Timur’un askerleri Bursa’yı ele geçirince, daha önce Yıldırım Bayezid’in esir alıp hapsettirdiği Karamanoğlu Alâeddin Bey’in iki oğlu II. Mehmed Bey ve Ali Bey hürriyetine kavuşmuş ve Timur tarafından Karamanlı ülkesinin yönetimine getirilmişti. Molla Fenârî de muhtemelen Mısır seyahati dönüşünde Konya ve Karaman’a uğradığında tanıştığı Mehmed Bey’le Karaman’a gitti. Orada on yıldan fazla bir müddet ders verdi. 817’de (1414) Bursa’ya döndü ve Çelebi Sultan Mehmed devrinde 818 (1415) yılında ikinci defa Bursa kadılığına getirildi. 822’de (1419) çıktığı hac seyahatinden dönerken Kahire’ye uğradı ve el-Melikü’l-Müeyyed Şeyh el-Mahmûdî’nin isteğiyle bir süre orada kaldı. Kahire’de bulunduğu sırada dönemin önde gelen âlimleriyle ilmî müzakerelerde bulundu ve ders verdi. 823 (1420) yılında Mısır’dan ayrılan Molla Fenârî, Kudüs’e uğradıktan sonra Bursa’ya döndü ve eski görevine devam etti. II. Murad tarafından 828’de (1425) müftülük vazifesine tayin edildi. Bu unvanı taşıyan kimsenin diğer ulemâya nisbetle önemli bir mevki işgal ettiği bilinmekle birlikte bazı kaynaklarda Fenârî’nin ilk şeyhülislâm olarak anılması, pâyitaht müftülük makamının XVI. yüzyılın ortalarında ulaştığı kurum hüviyetiyle kelimenin kazandığı “devletin bütün ilmiye sınıfının resmî mercii” anlamında düşünülmemelidir.
833 (1430) yılında yaptığı ikinci hac yolculuğunda da Kahire’ye uğrayan Molla Fenârî buradaki âlimlerle ilmî görüşmeler yaptı. Döndükten kısa bir süre sonra 1 Receb 834 (15 Mart 1431) tarihinde Bursa’da vefat etti. Hüseyin Hüsâmeddin, bazı vakıf kayıtlarına ve kitâbelere dayanarak Molla Fenârî’nin 838’de (1434-35) öldüğünü kaydeder (TTEM, XVII/19 [1928], s. 155). Cenazesi kendi yaptırdığı caminin hazîresine defnedildi. Öğrencileri arasında oğlu Mehmed Şah Fenârî, Şehâbeddin İbn Arabşah, Kadızâde-i Rûmî, Kutbüddinzâde İznikî, Kâfiyeci, Emîr Sultan, Molla Yegân ve İbn Hacer el-Askalânî gibi âlimler bulunmaktadır.
Molla Fenârî, Osmanlı Devleti’nde tasavvufa ilgi duyan ilmiye mensuplarının önde gelenlerindendir. Tasavvuf kültürüne olan yakın ilgisi bazı eserlerinde açıkça görülür. Tasavvufî düşüncelerinin şekillenmesinde Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin tesiri vardır ve İbnü’l-Arabî’ye nisbet edilen Ekberiyye mektebinin görüşlerini Anadolu’da temsil eden âlimler arasında yer almaktadır. Babasından Sadreddin Konevî’nin Miftâḥu’l-ġayb’ını okumuş, daha sonra bu eseri şerhetmiştir. Fenârî ayrıca hem Miftâḥu’l-ġayb’ı hem de İbnü’l-Arabî’nin Fuṣûṣü’l-ḥikem’ini okutmuştur. Taşköprizâde, Fenârî’nin babasının Sadreddin Konevî’den Miftâḥu’l-ġayb’ı okuduğuna dair bir rivayet naklediyorsa da (eş-Şeḳāʾiḳ, s. 24) bu tarihen mümkün görünmemektedir. Konevî’nin ölüm tarihi (673/1274) göz önüne alınırsa Fenârî doğduğunda babasının 100 yaşlarında olması gerekir. Bu sebeple bizzat Konevî’den değil talebesinden veya talebesinin talebesinden okumuş olmalıdır. Kaynaklarda ayrıca Ebheriyye (Evhadiyye-Safeviyye / Erdebîliyye) ve Rifâiyye tarikatlarından hilâfet aldığı ve Zeyniyye tarikatına da intisap ettiği kaydedilmektedir. Diğer taraftan Fahreddin er-Râzî ekolüne bağlı olup Râzî’nin geliştirdiği İbn Sînâcı sistemin Osmanlı geleneğine taşınmasında önemli rol oynamıştır.
Gerek devlet erkânının gerekse halkın saygı gösterdiği ve maddî durumu iyi olmasına rağmen sade bir hayat yaşadığı nakledilen Molla Fenârî geçimini sağlamak için ipekçilikle meşgul olmuştur. Taşköprizâde, Fenârî’nin vefat ettiğinde 10.000 ciltlik bir kütüphane bıraktığına dair bir rivayet kaydeder. Molla Fenârî, Kudüs’te bir medrese ile Bursa’da üç mescid ve bir medrese yaptırmış, 833 (1430) tarihli vakfiyesiyle bunlara birçok emlâkini tahsis etmiştir (Bilge, s. 232-241). Oğullarından Mehmed Şah Fenârî de (ö. 839/1435 [?]) âlim olup çeşitli eserler telif etmiş, Yûsuf Bâlî ise (ö. 840/1436-37) müderrislik ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Osmanlı Devleti’nde ilmiye sınıfına tanınan imtiyazlar ilk defa II. Murad tarafından Molla Fenârî ailesine verilmiş, daha sonra bütün ilmiye ailelerine teşmil edilmiştir.
Eserleri. 1. ʿAynü’l-aʿyân (Tefsîru Sûreti’l-Fâtiḥa). İşârî tefsir türünün örneklerinden olup Karamanoğlu Mehmed Bey’e ithaf edilmiştir. Eserde tefsir usulüne dair geniş bir mukaddime yer almaktadır. Çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları bulunan kitabın müellif hattı olduğu tahmin edilen nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Mahmud Paşa, nr. 9). İstanbul’da basılan (1325) eser üzerinde Zülfikar Durmuş, Şemsüddin Muhammed b. Hamza el-Fenârî’nin Hayatı ve Aynü’l-A’yân Adlı Eserinin Tahlili adıyla yüksek lisans çalışması yapmıştır (1992, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü). 2. Taʿlîḳāt ʿalâ evâʾili’l-Keşşâf. Zemahşerî’nin el-Keşşâf adlı tefsirinin Fâtiha sûresiyle Bakara sûresinin bir bölümüne yazılmış ta‘lîkāttır (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 183). 3. Fuṣûlü’l-bedâyiʿ*. Usûl-i fıkha dair bu eser müellifin en meşhur çalışmalarından biri olup iki cilt halinde basılmıştır (İstanbul 1289). 4. Şerḥu’l-Ferâʾiżi’s-Sirâciyye. Hanefî fakihi Secâvendî’ye ait eserin en güzel şerhlerinden biridir (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 2524; Giresun Yazmaları, nr. 117
Yazma Bağışlar, nr. 318; Lâleli, nr. 1310/1, 1311/1). 5. Şerḥu Telḫîṣi’l-Câmiʿi’l-kebîr fi’l-fürûʿ. Hanefî fakihi Hılâtî’nin, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Câmiʿu’l-kebîr’inin muhtasarı olan Telḫîṣü’l-Câmiʿi’l-kebîr adlı eserinin bir bölümünün şerhidir (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 962, 963/2; Yenicami, nr. 482/2). 6. Şerḥu Fıḳhi’l-Keydânî (Süleymaniye Ktp., Dârülmesnevî, nr. 512/22). 7. Miṣbâḥu’l-üns beyne’l-maʿḳūl ve’l-meşhûd fî şerḥi Miftâḥi’l-ġayb. Sadreddin Konevî’ye ait eserin şerhi olup Muhammed Hâcevî tarafından neşredilmiştir (Tahran 1374 hş.). Bu neşirde Mirza Hâşim el-Üşkûrî, Âyetullah Humeynî, Seyyid Muhammed el-Kummî, Âgā Muhammed Rızâ Kumişeî, Hasanzâde Âmilî gibi şahısların ta‘lîkātına da yer verilmiştir. Ayrıca eseri Hâcevî Farsça’ya tercüme etmiştir (Tahran 1374 hş.). Âyetullah Humeynî’nin ta‘lîkātı ayrıca Dâvûd-i Kayserî’nin Fuṣûṣü’l-ḥikem şerhine yaptığı ta‘lîkātla birlikte yayımlanmıştır (Taʿlîḳāt ʿalâ şerḥi Fuṣûṣi’l-ḥikem ve Miṣbâḥi’l-üns, Kum 1365 hş.). 8. Şerḥu dîbâceti’l(muḳaddimeti’l)-Mes̱nevî (İstanbul 1288). 9. Sûfiyyenin Libâs ve Etvâr ve Meslekine Dair İtirâzâta Reddiye (Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 71). 10. Taḥḳīḳu ḥaḳāʾiḳi’l-eşyâʾ ve deḳāʾiḳi’l-ʿulûm ve’l-ârâʾ (Risâle fi’t-taṣavvuf, el-Muḳaddimâtü’l-ʿaşere). Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye’sinde yer alan ve “künnâ hurûfen âliyât” şeklinde başlayan beytin şerhi olup Muhammed Hâcevî tarafından yapılan Farsça tercümesiyle birlikte neşredilmiştir (Terceme ve Metn-i Şerḥ-i Rubâʿî-i Şeyḫ-i Ekber Muḥyiddîn ʿArabî, Tahran 1375 hş.). 11. Taʿlîḳa ʿalâ Iṣṭılâḥâti’ṣ-ṣûfiyye. Kâşânî’nin eserine bir ta‘liktir (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4802/2). 12. el-Fevâʾidü’l-Fenâriyye. Esîrüddin el-Ebherî’nin Îsâġūcî (er-Risâletü’l-Es̱îriyye) adlı mantık kitabına yazılan şerhlerin en meşhurlarından olan eser Osmanlı medreselerinde son zamanlara kadar okutulmuştur (İstanbul 1253, 1263, 1266, 1269). Bu şerh üzerine yapılan hâşiyeler arasında Kul (Kavil) Ahmed diye tanınan Ahmed b. Muhammed b. Hıdır’ın Kul Ahmed’i ve Burhâneddin b. Kemâleddin Bulgarî’nin el-Fevâʾidü’l-Burhâniyye’si önemlidir. Molla Fenârî’ye ait şerhin mukaddimesi Mehmed Emin Şirvânî tarafından tahşiye edilerek Cihetü’l-vaḥde adıyla basılmıştır (İstanbul 1307). 13. ʿAvîṣâtü’l-efkâr fi’ḫtibâri üli’l-ebṣâr. Kelâm, ferâiz, fıkıh ve âdâb olmak üzere dört bölümden meydana gelmektedir (İstanbul 1304). 14. Ḥâşiye ʿale’ḍ-Ḍavʾ. Mutarrizî’nin nahiv ilmine dair el-Miṣbâḥ adlı eserine Tâceddin el-İsferâyînî’nin yaptığı şerh üzerine yazılmış bir hâşiyedir (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2510/2). Bazı araştırmacılar bu nüshanın Fenârî’ye aidiyetinin ihtiyatla karşılanması gerektiği görüşündedir (meselâ bk. Gülle, Şemseddin Muhammed b. Hamza, s. 77-78). 15. el-ʿİşrûn ḳıṭʿa fi’l-ʿişrîne ʿilmen. Müellifin oğlu Mehmed Şah tarafından Şerḥu Manẓûmeti’l-elġāz li’l-fârih adıyla şerhedilmiştir. 16. Esâṣü’ṣ-ṣarf fî ʿilmi’t-taṣrîf. Mehmed Şah bu esere de Teʾsîsü’l-ḳavâʿid ḥarfen bi-ḥarf fî şerḥi maḳāṣıdı Esâsi’ṣ-ṣarf adıyla bir şerh yazmıştır.
Molla Fenârî’nin kaynaklarda adı geçen diğer eserlerinden bazıları da şunlardır: Şerḥu Muḫtaṣari’l-Mevâḳıf, Taʿlîḳāt ʿalâ Şerḥi’l-Mevâḳıf, Baḥs̱ fi’n-nâsiḫ ve’l-mensûḫ min tefsîri’l-Fâtiḥa, Ḥâşiye ʿalâ Ḥırzi’l-emânî, Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’ş-Şemsiyye, Risâle fî âdâbi’l-baḥs̱, Risâle fî mâhiyyeti’ş-şeyâṭîn ve’l-cin, Risâle fî menâḳıbi’ş-Şeyḫ ʿAlâʾiddîn en-Naḳşibendî, Şerḥu’l-Fevâʾidi’l-Ġıyâs̱iyye, Risâle fî ricâli’l-ġayb, Risâle fî beyâni vaḥdeti’l-vücûd, Mürşidü’l-muṣallî.
Bazı kaynaklarda (meselâ bk. Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 184) ve kütüphane kayıtlarında (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2781; Hüsrev Paşa, nr. 482; Fâtih, nr. 3677) Molla Fenârî’ye nisbet edilen Ünmûzecü’l-ʿulûm adlı eserin müellifin oğlu Mehmed Şah’a, Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’l-Miftâḥ li’s-Seyyid (Taʿlîḳa ʿalâ Şerḥayi’s-Seyyid ve’s-Saʿd) isimli çalışmanın da (Millet Ktp., Feyzullah Efendi, nr. 1804; Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 2845, 2850/1; Cârullah Efendi, nr. 1790/1) Ali Fenârî veya Ali b. Fenârî’ye ait olduğu tesbit edilmiştir (Gülle, Şemseddin Muhammed b. Hamza, s. 75-76).
BİBLİYOGRAFYA İbn Hacer, İnbâʾü’l-ġumr, VIII, 243-245; Taşköprizâde, eş-Şeḳāʾiḳ, s. 22-29; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 184, 647, 648, 867, 882; II, 1299, 1655, 1894; Belîğ, Güldeste, s. 239-242; Devhatü’l-meşâyih, s. 3-5; Leknevî, el-Fevâʾidü’l-behiyye, s. 166-167; Sicill-i Osmânî, III, 159; Osmanlı Müellifleri, I, 390-392; İlmiyye Salnâmesi (haz. Seyid Ali Kahraman v.dğr.), İstanbul 1998, s. 283-287; Brockelmann, GAL, II, 303-304; Suppl., II, 328-329; Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, s. 3-4; Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 188-189; Ziya Şakir, Molla Fenârî: Osmanlı İmparatorluğunun İlk Türk Şeyhülislâmı, İstanbul 1951; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 228-229; Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislâmları, Ankara 1972, s. 1-3; Edib Yılmaz, Molla Fenari, Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri ve Eserlerinin İstanbul Kütüphanelerindeki Yazma Nüshalarının Tavsifi (mezuniyet tezi, 1975), İÜ Ed. Fak. Arap-Fars Filolojisi; a.mlf. – Ayhan Yıldırım, “İlk Osmanlı Şeyhülislâmı Molla Fenâri”, Diyanet İlmî Dergi, XXXI/3 (1995), s. 71-81; Mustafa Bilge, İlk Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1984, s. 30-32, 232-241; Sıtkı Gülle, Şemseddin Muhammed b. Hamza Fenârî’nin Hayatı ve Eserleri (yüksek lisans tezi, 1990), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; a.mlf., “İlk Osmanlı Şeyhülislâm’ı Şemseddin Muhammed b. Hamza Fenârî (751-834/1350-1431) ve Onun Aynu’l-A‘yân Tefsîri”, İÜ İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 1, İstanbul 1999, s. 237-246; Hakkı Aydın, İslâm Hukuku ve Molla Fenârî, İstanbul 1991; Recep Şehidoğlu, Molla Fenârî ve Tefsir Metodu (doktora tezi, 1992), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Mustafa Aşkar, Molla Fenârî ve Vahdet-i Vücûd Anlayışı, Ankara 1993; a.mlf., “Osmanlı Devletinde Âlim-Mutasavvıf Prototipi Olarak İlk Şeyhülislâm Molla Fenârî ve Tasavvuf Anlayışı”, AÜİFD, XXXVII (1997), s. 385-401; Recep Cici, Osmanlı Dönemi İslâm Hukuku Çalışmaları: Kuruluştan Fatih Devrinin Sonuna Kadar, Bursa 2001, s. 109-121; Reşat Öngören, “Osmanlı Devleti’nin İlk Şeyhülislâmı Molla Fenârî’nin Tasavvufî Yönü”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, XI, 114-119; Hüseyin Hüsameddin, “Molla Fenârî”, TTEM, XVI/18(95) (1926), s. 368-383; XVII/19(96) (1928), s. 148-158; Müjgân Cunbur, “İlk Türk-Osmanlı Şeyhülislâmı Molla Fenârî”, TY, II/283 (1960), s. 17-18; Hakkı Şinasi Çoruh, “Türk Anadolu’da İlim Tarihinin İlk Büyük Siması İlk Osmanlı Şeyh-ül-İslâmı Molla Fenârî”, TK, X/120 (1972), s. 1265-1276; J. R. Walsh, “Fenārīzāde”, EI2 (İng.), II, 879.
2/2 Müellif: TAHSİN GÖRGÜN Düşüncesi. Molla Fenârî’nin düşüncesi genel olarak mantık, tefsir usulü, fıkıh usulü ve metafizikle ilgili eserlerinde ifadesini bulmuştur. İslâm düşünürlerinin yeni sentezlere yöneldiği hareketli bir dönemde yaşayan Fenârî, Moğol istilâsı ve Haçlılar sonrası İslâm dünyasının yeniden toparlanmaya çalıştığı ilmî ve fikrî ortamın güçlü bir temsilcisidir. Muhakkikler (muhakkikūn) olarak bilinen âlimlerin yetiştiği bu ortamda fikirleri teşekkül eden Fenârî dinî ve lisanî ilimleri, Fahreddin er-Râzî’nin metafiziğini ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin tasavvuf metafiziğini bir büyük sentezde uyumlu hale getirmeyi denemiştir. Onun ilmî kişiliği, Anadolu’da filizlenmeye başlayan ve giderek Osmanlı ilim zihniyetinin temelini oluşturacak olan medrese-tekke bütünlüğünü kendinde temsil etmiş ve mutasavvıf-âlim tipinin Dâvûd-i Kayserî’den hemen sonraki örneklerinden birini ortaya koymuş olması bakımından da önem arzetmektedir. Molla Fenârî’nin ilmî projesinde mantık, din ilimleri metodolojisi ve tasavvuf metafiziği birbiriyle çelişmeden ilişki içine sokulmuştur. Usul ilmi mantıkla bütünleştiği gibi tasavvuf da şer‘î ilimlerle tam bir uzlaşma halindedir. Ayrıca bu ilim anlayışında vahdet-i vücûd metafiziğinin de mantık yöntemlerine dayalı bir ifadeye büründürülmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla onun düşüncesinde klasik İslâm düşüncesinin beyân (dinî bilgi), burhan (aklî kanıt) ve irfan (tasavvuf metafiziği) şeklinde isimlendirilen araştırma alanları birbirini bütünleyen bakış açılarını ifade etmektedir.
Taşköprizâde Ahmed Efendi, metafizik (el-ilmü’l-ilâhî) sahasındaki teorik ve tasavvufî bilgi edinme yollarından söz ederken bu ikisi arasında bir geçişlilik bulunduğunu ve nefsin arındırılmasına dayalı tasavvuf yolunun Anadolu’daki en büyük temsilcisinin Fenârî olduğunu belirtmektedir (Mevsûʿatü muṣṭalaḥâti Miftâḥi’s-saʿâde, s. 251). Bu tesbitle ima edilmek istenen şey Fenârî’nin İbnü’l-Arabî tarafından ortaya konan tasavvufî görüşleri benimsemesidir. Nitekim Fenârî, İbnü’l-Arabî’nin bir dörtlüğüne yazdığı küçük bir şerhte vahdet-i vücûd ontolojisinin temel önermelerini açıkça göstermiştir. Bu önermelerin vurguladığı ana fikre göre gerçek varlık birdir ve Allah’tır. O’ndan başka her şeyin mevcudiyeti, gerçek varlığın ezelden beri ilminde bulunan ilk örnek ya da aslî gerçekliklere (a‘yân-ı sâbite, hakāik) göre tesbit edilmesinden ibarettir. Bu varlığın taşıdığı isimler onun âlemle olan ilişkisini tanımlar ve nesnelerin hangi varlık düzeyinde gerçeklik kazanacağını belirler (Terceme ve Metn-i Şerḥ-i Rubâʿî, s. 42 vd.). Esasen Sadreddin Konevî’nin Miftâḥu’l-ġayb’ına Miṣbâḥu’l-üns adıyla yazdığı şerh Fenârî’nin vahdet-i vücûd metafiziğiyle irtibatının mükemmel bir göstergesidir. Ayrıca Sadreddin Konevî, eserinde tasavvuf metafiziğini felsefî terminoloji bakımından da anlamlı olacak şekilde konusu, ilkeleri ve problemleri bakımından yeniden inşâ etmek istediği için Fenârî’nin şerhiyle bu özgün girişime yeni açılımlar kazandırdığı söylenebilir. Fenârî tarafından, “insan gücünün sınırları içinde hak olan Allah’ı yaratıklarla ilişkisi ve âlemin O’ndan neşet etmesi bakımından bilmek” şeklinde tanımlanan metafiziğin konusu varlık veya ontolojik anlamıyla Hak, dolayısıyla da Hakk’ın varlığı olarak belirlenmekte, ilkeleri ilâhî isimler, problemleri ise bu isimlerin varlık mertebelerinde nasıl tecelli ettiği, kısacası Hak ile âlem arasındaki ilişkinin nasıl gerçekleştiği şeklinde ortaya konmaktadır (Miṣbâḥu’l-üns, s. 44 vd.; krş. Sadreddin Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s. 9). Bu ontolojik yaklaşımla paralellik gösteren bilgi anlayışına göre tasavvuf metafiziğinin ilke ve problemleri hakkında gerçeği öğrenme ahlâkî arınma yoluyla, bu yol da benzer bir hali daha önce yaşamış ârifin delâletiyle olabilir. Eğitim yoluyla aktarılan bilginin ârif tarafından akla uygun yöntemlerle verilmesi mümkün olduğu gibi bilgileri alan kimse de bunların kesinliğine hükmetmek için mantıkî yollara her durumda ihtiyaç duymayabilir.
Bu bağlamda Fenârî’nin vurguladığı ana fikir, metafizik ilkelerin ancak ilâhî sırlara vâkıf olan âriflerce bilinebildiği ve dolayısıyla metafizik meseleler hakkında onların söz sahibi olduğu şeklindedir. Ayrıca âriflerin tasavvuf doktrinlerini akla uygun biçimde aktarması, bu bilgilerin esasen teorik yöntemin ölçütü sayılan mantığa indirgenebileceği anlamına gelmediği gibi belirli ölçütlerden mahrum bulunduğu yahut hiçbir ölçüte vurulamayacağı anlamına da gelmemektedir. Aksine, her bilgi ve varlık düzeyi için yeni ve izâfî mânalar kazanan çeşitli ölçütler söz konusudur (Miṣbâḥu’l-üns, s. 48-49; krş. Sadreddin Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s. 10-11). Konevî’nin anılan eserinde (Tasavvuf Metafiziği, s. 7-12), vahdet-i vücûd ile teorik (felsefî yahut kelâmî) metafizik arasında gözlemlenecek terminolojik ortaklıkların tasavvufla ulaşılan yüksek hakikatlere teorik çabayla ulaşıldığı anlamına gelmediği, ortak bir terminolojinin kullanılmasının sadece tasavvuf doktrinini akla uygun bir ifadeye büründürme amacına yönelik olduğu vurgulanmaktadır. Fenârî’nin de aynı entelektüel tavra sahip çıktığı, Konevî’nin yolunu izleyerek teorik ve tasavvufî yollar arasında bir köprü oluşturmak istediği anlaşılmaktadır. Nitekim şerhinin tam adındaki “beyne’l-ma‘kūl ve’l-meşhûd” ibaresi “miftâhu’l-üns” tabiriyle anlam bütünlüğü içindedir ve müellifin akla dayalı bilgiyle keşfe dayalı bilgiyi aynı metinde yakınlaştırma amacını açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Fenârî, yine Konevî’nin ana fikirlerini takip ederek metafizik alanında teorik yöntemi önemli saymakla birlikte insanın hata yapabileceğini ifade etmiş, kesin bilgi için izlenmesi gereken yöntemin tasavvufî müşahede olduğunu savunmuştur (Miṣbâḥu’l-üns, s. 33-36). Keşfe dayalı yöntem nihaî olarak âlemde mevcut nesnelere değil doğrudan doğruya Allah’ın varlığına yöneliktir. Çünkü eşyanın son gerçekliği onun Allah’ın ezelî bilgisinde taayyün etmiş ilk örneklerle aynı olduğundan (a.g.e., s. 39; krş. Terceme ve Metn-i Şerḥ-i Rubâʿî, s. 42, 48) ontolojik gerçekliğe ulaşmayı ve Allah’a yönelişi gerektirmektedir. Ârif bu yönelişte aklının sağlayabileceği bütün verileri, bütün ilke, kural ve kanunları aşarak, akılla tanımlanmış soyut ve tümel kavramların ötesine geçerek ontolojik gerçekliği aşkın bir düzeyde kavramış olmaktadır (Miṣbâḥu’l-üns, s. 42). Fenârî’nin tanıttığı bu yöntemin bir bakıma XX. yüzyıldaki fenomenolojiye ve buna dayalı varlık felsefesine öncülük ettiği söylenebilir. Eşyanın aslî gerçekliğini Allah’ın ilminde nasıl ise öylece bilmek şeklinde belirlenen bir gayenin teorik yöntemi metafizik için dışarıda bırakmasından ötürü Fenârî teorik aklı eleştirmekte ve bunu tasavvuf metafiziğine özgü bilgiye akılla ulaşılabileceği kanaatini geçersiz kılmak için yapmaktadır. Kendisinin, Konevî ile birlikte metafizik meselelerin teorik kanıtlarla ortaya konamayacağını belirtirken dayandığı gerekçeler teorik hükümlerin, süjeye ait bakışın niyet, inanç, yetenek gibi farklılıklara göre değişmesi veya bakış açısına göre değişiklik göstermesi, bunun ötesinde teorik aklın iki çelişkili hükümden birinin yanlışlığını kanıtlayıp çelişkiyi her durumda giderememesi veya çelişen fikirler için birbiriyle yenişemeyen kanıtlar ortaya koyabilmesi şeklindedir (a.g.e., s. 33). Esas itibariyle teorik aklın sınırları içinde kalarak kendisini aşamayacağı ve ilâhî olanla irtibat kuramayacağı yolundaki bir ana fikre dayanan bu eleştiri, modern Batı felsefesinin kendine özgü yapısına rağmen Immanuel Kant’ın teorik akla yönelttiği eleştirileri ve Hegel’in ontolojik bir mutlak akıl kavramıyla Kant’ı aşma çabasını hatırlatmaktadır. Fenârî tarafından oldukça sistematik biçimde dile getirilen bu eleştirel tavır aslında teorik aklın inkârı anlamına gelmemekte, aksine, insan aklının kendi işleyiş alanı ve sınırları içinde hem kavramsal gerçekliğe ulaşmak hem de şer‘î ilimleri temellendirmek bakımından vazgeçilmez öneme sahip olduğunu ifade etmektedir.
Bu sebeple, Fenârî’nin Fâtiha sûresini tefsir etmek için yazdığı eserin başlangıç sayfalarında (ʿAynü’l-aʿyân, s.13-16) teorik bilginin epistemolojisine yönelik olarak İbn Sînâcı duyumlar ve idrak psikolojisinin terimlerine dayalı tanım ve çözümlemelere yer verilmiş olması şaşırtıcı değildir. Ayrıca Fenârî, Beyzâvî’den hareketle temel din ilimlerini akaide ilişkin olarak kelâm ilmi, zâhirî amellere ilişkin olarak fıkıh ilmi (usul dahil) şeklinde tasnif ederken bu şemaya, mânevî halleri amelî açıdan ele alan tasavvuf ilmiyle ontolojik gerçekliği konu edinen mükâşefe ilmini de dahil etmektedir (a.g.e., s. 25). Gazzâlî’den beri süregelen ve tasavvufu şer‘î ilimlere katmayan bu anlayış Fenârî’nin ilim anlayışında da görülmektedir. Sadreddin Konevî’nin İʿcâzü’l-beyân fî teʾvîli ümmi’l-Ḳurʾân adlı Fâtiha sûresi tefsirinden de yararlanılarak kaleme alınmış birkaç paragrafta ise Kur’an lafzının zâhirî ve bâtınî mânaları üzerinde durulmakta ve anlam düzeyleriyle varlık düzeyleri arasındaki ilişki, rahmân ve rahîm isimlerinin farklı anlam düzeyleri örnek verilmek suretiyle ortaya konmaktadır (a.g.e., s. 9-10; krş. Sadreddin Konevî, Fâtiha Suresi Tefsiri, s. 317-318, 321-322). Dolayısıyla hem genel ilim anlayışı hem özelde tefsir anlayışı bakımından şer‘î ilimle tasavvufî bakış açısı birbirini bütünlemiş olmaktadır.
Fenârî’nin düşüncesinin ifade edildiği diğer bir alan fıkıh usulüdür. Bu sahada telif ettiği Fuṣûlü’l-bedâyiʿ adlı eser bir bakıma Fahreddin er-Râzî sonrası düşüncesinin bazı temel özelliklerini taşır. Küllî kaideleri tesbit ederek bundan cüz’î kuralları çıkarmak bu düşüncenin en önemli unsurlarındandır. Diğer taraftan nakil ve akıl arasında tam bir uyum oluşturmaya yönelik olan bu yöntemde aklî açıklama tavrı alabildiğine öne çıkmaktadır. Fenârî ile birlikte Osmanlı düşüncesinin neredeyse artık temel yönelişi haline gelecek olan metafizik düşüncede naklî ve aklî bilgiyi irfanî bir düzeyde telif etme çabası, söz konusu fıkıh usulü olduğunda yerini aklî yaklaşımın daha çok öne çıktığı bir yönteme bırakmakta, Fenârî fıkhî ictihadı tamamen kendi çizgisi ve yöntemi içerisinde ele almaktadır. Her ne kadar Fuṣûlü’l-bedâyiʿde yer yer metafizik meseleleri de tartışmakta veya meseleleri bir metafizikçi üslûbuyla ele almakta ise de usul alanında keyfîliğe yol açma ihtimali olan söz ve ifadelerden uzak durmuştur. Esîrüddin el-Ebherî’nin Îsâġūcî’sine yazdığı el-Fevâʾidü’l-Fenâriyye adlı şerhin baş tarafı mevcudu bir cihetten kendine konu edinerek mevzu, mebâdî ve mesâil yönünden farklılaşmak suretiyle müstakil disiplin haline gelen ilimleri, insan şahsiyetini bölmeden ve insanın varlıkla irtibatını koparmadan tahsil etme imkânını sağlayan bir ilim anlayışını felsefî olarak temellendirdiği için daha sonra “Cihet-i Vaḥde” başlığı altında müstakil risâle haline getirilip şerh ve hâşiyeye konu edilmiştir. Molla Fenârî, bu düşüncelerini Fuṣûlü’l-Bedâyiʿde (I, 4-6) fıkıh usulünü ele alırken tatbik etmiş, özellikle burada, bir ilmi ilgili olduğu alanlardan koparmadan nasıl ele almak gerektiğini gösterdiği gibi bir ilmin diğer ilimlerin elde ettiği neticelerden nasıl istifade edebileceğini de göstermiştir.
Molla Fenârî’nin kendisinden önceki entelektüel birikimden yararlanma hususunda kapsayıcı bir bakış açısına sahip olması, farklı ya da çatışan düşünce geleneklerini birbiriyle uyuşacak tarzda yeniden ele alabilmesini sağlamış ve daha yüksek bir düzeyde gerçekleştirilecek bir sentezi düşünürün asıl gayesi haline getirmiştir. Din ilimleri olarak fıkıh ve kelâm, felsefî analiz ve teorik kanıtlama yöntemi olarak mantık, vahdet-i vücûd metafiziği olarak tasavvuf bu düşünce sisteminde dinî ve aklî meşruiyet sorunu yaşamadan bir arada bulunmaktadır. Bu yaklaşımıyla Fenârî kendisinden sonraki Osmanlı düşünce ve ilim hayatına yön vermiş şahsiyetlerden biridir.
BİBLİYOGRAFYA Molla Fenârî, Şerḥu Îsâġūcî, İstanbul 1287, s. 2-3; a.mlf., Fuṣûlü’l-bedâyiʿ, İstanbul 1289, I, 4 vd.; a.mlf., ʿAynü’l-aʿyân, İstanbul 1325, s. 9-10, 13-16, 25; a.mlf., Miṣbâḥu’l-üns (nşr. Muhammed Hâcevî), Tahran 1374 hş., s. 33-36, 39, 42, 44 vd., 48-49, ayrıca bk. tür.yer.; a.mlf., Terceme ve Metn-i Şerḥ-i Rubâʿî-i Şeyḫ-i Ekber Muḥyiddîn ʿArabî (trc. ve nşr. Muhammed Hâcevî), Tahran 1374 hş., s. 41-52; Sadreddin Konevî, Fâtiha Suresi Tefsiri: İ‘câzü’l-beyân fî te’vîli’l-ümmi’l-Kur’ân (trc. Ekrem Demirli), İstanbul 2002, s. 317-318, 321-322; a.mlf., Tasavvuf Metafiziği: Miftâh-ı Gaybi’l-cem ve’l-vücûd (trc. Ekrem Demirli), İstanbul 2002, s. 7-12; Taşköprizâde, eş-Şeḳāʾiḳu’n-nuʿmâniyye, Bağdad 1975, s. 15; a.mlf., Mevsûʿatü muṣṭalaḥâti Miftâḥi’s-saʿâde (nşr. Ali Dahrûc), Beyrut 1998, s. 251; Mustafa Aşkar, Molla Fenârî ve Vahdet-i Vücûd Anlayışı, Ankara 1993, s. 155-195.
Bilim ve Din Kış 2005 [ 89. Sayı ] Bediüzzaman Düşüncesinde Medeniyet, Bilgi ve Siyaset İlişkisi Relation of Civilisation, Knowledge and Politics in Bediuzzaman's Thought Alev Erkilet Bediüzzaman Said Nursi'nin Kur'an temelinde geliştirdiği düşünce sistemi, kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmekten ve sosyal bilimler açısından analitik biçimde ele alınmaktan ziyade, belirli ana temalar etrafında işlenmiştir. Bu ana temalardan biri de bilim-din ilişkisidir. Genel kabul, Bediüzzaman'ın bilimle-dinin çelişik olmadığını kabul ve İslami bilgilerin Batı biliminin bulguları ile çelişmediğini iddia ettiği yönündedir. Bizim burada altını çizmek istediğimiz husus ise, Bediüzzaman'ın düşünce sistematiği açısından bu çelişmezlik ilkesinin bu denli genellenmesinin doğru olmadığıdır. Bu saptama, özellikle Batının sosyal bilimler alanındaki bulguları için geçerlidir. Bediüzzaman'ın bakış açısı, zaman içinde Batı-merkezli bir okumaya tabi tutulmuş ve bunun sonucu olarak da, onun, Batının bilme ve anlama biçimlerine, düşünce sistemlerine koyduğu çekinceler göz ardı edilmeye başlanmıştır. Aynı durum, onun, Batının emperyal siyasetlerine ilişkin vurguları bakımından da söz konusudur. Sosyal/siyasal bilimler -özellikle de siyaset sosyolojisi- perspektifinden bakıldığında, Bediüzzaman'ın Batı-merkezli bir siyaset biliminin kavramlarıyla konuşmak ya da bunları olumlamak yerine, Kur'an merkezli bir siyasal düşünme biçimi önermekte olduğu söylenebilir. Bediüzzaman'ın önemli sosyo-politik saptamaları, Batı-merkezli okuma biçimlerinden uzaklaşmaksızın tam olarak anlaşılamayacaktır. Bu bağlamda göz atılması gereken en önemli analizlerden biri Bediüzzaman'ın medeniyetler karşılaştırmasıdır.
Bediüzzaman, "manen vahşi bir medeniyet" olarak tanımladığı Batı medeniyeti ile İslam medeniyetini birbiriyle karşılaştırdığı Sünuhat adlı eserde, bu iki medeniyeti, üzerine kurulu oldukları temel ilkeler çerçevesinde ele almıştır. Bediüzzaman'a göre, Batı medeniyeti ile İslam medeniyetinin esasları aşağıdaki gibi özetlenebilir (Sünuhat, 58-61):
MEDENİYETLERİN ÜZERİNE KURULU OLDUĞU ESASLAR
BATI MEDENİYETİNİN (Medeniyet-i Hazıra, Medeniyet-i Avrupaiye) (OLUMSUZ) ESASLARI
İSLAM MEDENİYETİNİN (OLUMLU) ESASLARI
1. Dayanak Noktası
Kuvvettir; şe'ni tecavüzdür
Haktır; şe'ni adalet, teavündür
2. Hedef-i Kastı
Çıkardır; şe'ni tezahumdur
Fazilettir; şe'ni muhabbet, tecazüptür
3. Hayatta Düsturu
Cidaldir; şe'ni tenazudur
Teavündür; şe'ni ittihat ve tesanüttür
4. Kitleler Mabeynindeki Rabıtası
Unsuriyet; menfi milliyettir; şe'ni tesadümdür
Rabıta-i dini; şe'ni uhuvvettir
5. Hizmeti
Heva ve hevesi teşviktir (İnsanı, meleklikten köpekliğe indirir)
İslam aleminin Batı medeniyetine olan soğukluğunun dikkat çekici olduğunu belirten Bediüzzaman, bunun nedenlerini de yine kendi üslubunca şöyle açıklamaktadır: "İstiğna ve istiklaliyet hassasıyla mümtaz olan Şeriat'taki ilahi hidayet, Roma felsefesinin dehasıyla aşılanmaz, imtizaç etmez, bel' olunmaz, tabi olmaz" (Sünuhat, ss. 60). Aynı asıldan neşet etmiş olan Yunan ve Roma medeniyetlerinin Hıristiyanlıkla temzicine çalışılmışsa da, bunlar Batı medeniyeti içinde başka başka biçimlerde yaşamaya devam etmişlerdir. Bediüzzaman'a göre bunlar, temzic sebepleri var iken imtizac olunamıyorlarsa, "Şeriat'ın ruhu olan nur-u hidayet'in o zalim medeniyetin esası olan Roma dehasıyla imtizacı hiçbir şekilde mümkün olamayacak demektir. Dahası, Avrupa medeniyeti, "menfi esasata bina edilmiştir" ve "Karun gibi 'bu servet bilgim sayesinde bana verilmiştir' (Kasas 28: 78) deyip, ihsan-ı Rabbani olduğunu bilmeyip, şükretmeyen ve maddiyun fikriyle şirke düşen ve seyyiatı hasenatına galip gelen" (Kastamonu Lahikası, ss. 1576) bir medeniyettir.
Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere, Bediüzzaman, Avrupa medeniyeti ile İslam medeniyeti arasında ilme (bilime) atfedilen anlam bakımından da temel bir farklılık görmektedir. Çünkü Avrupa, zenginliğini bilimine bağlayarak açıklamakta, bilimini de seküler temellere oturtarak tanımlamaktadır. Rönesans'tan itibaren Batıda bilgi dini temellerinden tamamen koparılmıştır. 19. yüzyıla gelindiğinde Batılı bilim adamları, doğanın ve toplumun kanunlarını keşfetmek suretiyle onlar üzerinde tam bir denetime kavuşacaklarını düşünmeye başlamışlardı. Oysa İslam medeniyeti açısından sadece zenginlik değil, bilgi de ilahi bir ikramdır; "kazanılmış" yahut "edinilmiş" değil; "verilmiştir". Nitekim Bediüzzaman da, sahip olduğu ilmin araştırmaya dayalı, yani tahkiki olduğunu vurgulamakla birlikte, ilhamlara, ihsanlara ve ihtarlara özellikle dikkat çeken bir dil geliştirmiştir. Bu bilgi ve bilme anlayışı ile, Batının Hıristiyan medeniyet dairesinden uzaklaşarak geliştirdiği seküler bilme biçimleri arasında temelli bir fark mevcuttur. Sosyal bilimlerin pozitivist geleneğinin (örneğin Comte'un) ısrarla vurguladığı üzere, 'bilgi önceden görmeyi, öngörü de denetlemeyi sağlar'. İnsanın, doğanın ve toplumun egemenliğine soyunduğu bu yaklaşım, Batının Ortaçağ sonrasında Hıristiyani ilkelerden uzaklaşarak Yunan felsefesine ve bilim anlayışına yaslanmaya başlamasıyla ortaya çıkmıştır. İslami bilgi ise, insana, doğanın efendisi değil, parçası olarak yaşama bilincini veren bilgidir; tabiatı orada yer alan canlı ve cansızların izlediği düzenlilikleri Allah'ın birer ayeti olarak okuma adabını ve imkanını veren bilgidir. İnsanı efendileştiren değil, kulluk bilinciyle donatan bilgidir. İşte Bediüzzaman tam da bu ayrıma işaret etmekte ve ayrıca Batının bu pozitivistik bilme biçimi ile kapitalist zenginliği arasındaki doğrudan bağı yerinde saptayarak eleştirmektedir. Bediüzzaman'a göre, ikinci Avrupa olarak da adlandırdığı Hıristiyanlıktan uzaklaşmış seküler çağdaş Batı medeniyeti (medeniyet-i hazıra) ile İslam medeniyeti, hedefleri ve çıkarları birbirinden farklı, bu nedenle de özde birbiriyle bağdaşamayacak iki medeniyettir.
Bu saptama özellikle önemlidir, çünkü Batı sosyal bilimlerinin tamamı gibi, siyaset bilimleri ve siyaset sosyolojisi de Yunan felsefesi kaynaklıdır ve kullandığı temel kavramlar itibariyle antik Yunan düşüncesinin yeni birer formülasyonundan ibarettir. Bugün kullandığımız anlamdaki Doğu-Batı ayrımı bile temelde Herodot'un (bkz. 1973) Yunan şehir devletlerini tehdit eden Pers'leri "öteki" olarak konumlandırmasının sonucu olarak ve "Grekler-Barbarlar" karşıtlığı içinde literatüre girmiştir. Hâlâ da aynı bağlamda kullanılmaya devam etmektedir. Aynı değerlendirme özel alan-kamusal alan ayrımı için ve diğer bir çok kavram için de geçerlidir (bkz. Habermas 1997). O halde, siyaset biliminin ve siyaset sosyolojisinin kavramları nötr, değerden bağımsız analiz araçları değillerdir; bunlar politeist bir evren algısının, Doğu dünyasına karşı duyulan bir korku ile nefretin ve kendinden başkalarını "ötekileştiren" bir perspektifin ürünleridir. Bediüzzaman, bu ötekileştirici yaklaşımı mahkum eden analizleri ve İslam merkezli çözümlemeleri ile farklı bir bakış açısının arayıcısı olmuştur. Bu itibarla, onun düşüncesinin, özellikle de sosyal bilimler alanında "bilimle" dinin çelişmezliğini savunduğu biçiminde okunması, yanlış bir kabulden hareket anlamına gelmektedir. Bu konuyu somut bir örnekten hareketle ele almak daha yararlı olacaktır. Bediüzzaman'ın çeşitli eserlerinde hararetle savunduğu ve önemini beyan ettiği meşrutiyet, kuramsal ve tecrübi temellerini Batı siyaset felsefesinden ve siyasal tecrübesinden alan bir yönetim biçimidir. Ancak dikkatle yaklaşıldığında, Bediüzzaman'ın meşrutiyeti "meşrutiyet-i meşrua" şeklinde nitelendirdiği İslami bir özgürlük anlayışı çerçevesinde kabullendiği görülecektir:
"Meşrutiyet ve kanun-u esasi işittiğimiz mesele ise, hakiki adalet ve meşveret-i şer'iyeden ibarettir... Mütehakkimane istibdadın Şeriat'la bir münasebeti olmadığını beyan ettim... Şeriat aleme gelmiş, ta ki istabdadı ve zalimane tahakkümü mahvetsin ...Şeriat'ın meslek-i hakikisi hakikat-i Meşrutiyet-i meşruadır... Peygambere tabi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar... Hürriyeti, adab-ı Şeriat'la takyid ediniz. Meşrutiyetin ...dört mezhepten istihracı mümkün olduğunu dava ettim ... En mukaddes maksadım, Şeriat'ın ahkamını tamamen icra ve ve tatbiktir... Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise ve hilaf-ı Şeriat hareket ise; bütün dünya, cin ve ins şahit olsun ki ben mürteciim... Ve ifsadat üzerine müesses olan ism-i meşrutiyet fasittir. Müsemma-i Meşrutiyet; hak, sıdk, muhabbet ve imtiyazsızlık üzerine beka bulacaktır. Terakkimiz ancak milliyetimiz olan İslamiyetin terakkisiyle ve hakaik-i Şeriat'ın tecellisiyledir... Bence kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdat münkasım olmuş olur... On üç asır evvel Şeriat-ı Garra teessüs ettiğinden ahkamda Avrupa'ya dilencilik etmek, din-i İslam'a büyük bir cinayettir. Ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir" (Divan-ı Harb-i Örfi, ss.21, 22, 23, 25, 41, 46-47; Hakikat, ss. 65).
Yukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzere Bediüzzaman, Batı tarihsel tecrübesinin ve dolayısıyla Batı siyaset biliminin kavramlarını, ancak İslami esaslarla uygun oldukları takdirde ve ölçüde benimsemekte; şer'i esaslarla uyuşmayan ve bizim toplumumuzun özellikleriyle uzlaşmayan fikir ve uygulamalara ise şiddetle karşı çıkmaktadır. Bu anlamda meşrutiyet, ancak şer'i meşveret anlayışının bir sonucu olarak benimsenmiş ve onunla çelişmeye başladığı andan itibaren de şiddetle karşı çıkılan bir uygulama olmuştur. Bediüzzaman'ın deyişiyle "hakikat tahavvül etmez; hakikat haktır" (Divan-ı Harb-i Örfi, ss. 51). Hakikat İslam düşüncesinde ve İslam medeniyetindedir. Hakkı verildiğinde bu medeniyet "Eflatun'ları, İbn Sina'ları ve Bismark'ları, Dekartları ve Taftazanileri geride bırakacak" bir hamleyi gerçekleştirebilecektir.
Ancak bu atılımın gerçekleştirilebilmesi, Batının ilerleme söylemine ilişkin analizlerin içselleştirilmesine değil; İslam medeniyetine duyulan üretici bir inanca bağlıdır. İşte bu nedenle Bediüzzaman, insanları çeşitli şüpheler üreterek İslam'dan soğutmak isteyenlerin ileri sürdükleri gerekçeleri çözümleyerek karşılamaya girişmiştir. Ona göre, dünyanın her yerinde Müslümanların "fakir, gafil, bedevi"; Hıristiyanların ise "medeni, mütenebbih, ehl-i servet" oldukları iddia edilmektedir. Bu iddialar siyaset ve din sosyologları tarafından da tartışılmış ve Batının ilerlemesinin temel nedeninin Protestanlık olduğu, bu nedenle İslam dininde de Protestanlıktakine benzer bir reforma gidilmesi gerektiği ileri sürülmüştür (Bellah 1973; 1958). Batı sosyal bilimlerinin bu iddialarına karşı Bediüzzaman, İslam dininin Hıristiyanlıkla mukayesesine dayalı yaklaşımların içerdiği sorunlara dikkat çekmiş ve bilimsel çözümlemelerde bu tür kıyasların her zaman anlamlı sonuç vermediğine işaret etmiştir:
"İslâmiyet'i Hıristiyan dînine kıyas etmek, kıyâs-ı maalfârıktır, o kıyas yanlıştır. Çünkü, Avrupa, dînine mutaassıp olduğu zaman medenî değildi; taassubu terk etti, medenîleşti. Hem, din onların içinde üç yüz sene muhârebe-i dahiliyeyi intâc etmiş. Müstebit zâlimlerin elinde avâmı, fukarayı ve ehl-i fikri ezmeye vâsıta olduğundan, onların umûmunda muvakkaten dînine karşı bir küsmek âsıl olmuştu. İslâmiyet'te ise, tarihler şâhittir ki, bir defadan başka dâhilî muhârebeye sebebiyet vermemiş. Hem ne vakit, ehl-i İslâm, dîne ciddî sahip olmuşlarsa, o zamana nisbeten yüksek terakkî etmişler. Buna şâhit, Avrupa'nın en büyük üstâdı, Endülüs devlet-i İslâmiyesi'dir. Hem, ne vakit, cemâat-i İslâmiye, dîne karşı lâkayd vaziyeti almışlar, perişan vaziyete düşerek tedennî etmişler" (Mektûbât, 26. Mektup, s. 309-314).
Demek ki, İslam toplumları ile Batı toplumlarının ilerleme koşulları bire bir karşılaştırılamayacak denli farklıdır. Yine de Batının Rönesans'tan itibaren geçirdiği dönüşümlerin ve gösterdiği maddi ilerlemenin Müslümanların zihinlerinde bir karışıklığa yol açtığını ve bu eğilimin doğurabileceği sonuçları gören Bediüzzaman, bir adım daha ileri giderek Batının maddeten ileri oluşunun nedenlerini çözümlemeye girişir. Ona göre, Batının Müslümanların da zihinlerini karıştıran maddi başarılarının maddi ve manevi olmak üzere iki temel sebebi vardır (Sünuhat, ss. 76-77). Maddi sebepler arasında; Avrupa'nın doğal durumu yani dar, demir madeni bakımından zengin oluşu; kalabalık nüfusu, bu nüfus baskısının ihtiyaçları ve dolayısıyla sanatları ve ilimleri doğurması; madenlerin işlenmesi, deniz yolu ile ulaşımın teşviki, bunun da ticareti, yardımlaşmayı, toplumsal temasları beslemesi; rekabet ve yarışma ortamının doğuşu; devletlerin bilime dayanılarak kurulması; karşıt kuvvetlerin çarpışması; istibdada ve engizisyon taassubuna gösterilen tepki; bunlara bağlı olarak ulus devletlerin teşekkülü gibi çeşitli sosyal, siyasal ve ekonomik nedenler zikredilmektedir. Bediüzzaman'ın dayanak noktası olarak zikrettiği manevi sebeplere gelince; Avrupa medeniyeti, "İslam'ların en can alacak damarlarını kesmeye", kendi dindaşlarının ise hayat damarlarına kuvvet vermeye amade insanlar üretir; bunlar "medeni engizisyonun taassubu" ve "maddiyyunun dinsizliği" ile yoğrulmuşlardır; nerede bir Hıristiyan bulsalar yardım ederler. Onları güçlendiren de bu emel'dir. O halde, 'bir dayanak noktası bulsam, yerküreyi yerinden oynatırım' diyen düşünürün işaret ettiği üzere, İslam dünyasının da bir dayanak noktası bulmak zorunluluğu vardır. Bediüzzaman'a göre "kürre-i zemin gibi ağır ve alem-i İslamiyet'e çökmüş olan mesaib ve devahiye karşı, nokta-i istinadımız, muhabbet ile ittihadı, marifet ile imtizac-ı efkarı, uhuvvet ile teavünü emreden nokta-i İslamiyettir" (Sünuhat, ss. 79).
Bu dayanak noktası esas alındığı takdirde, şu anda İngiliz mekteb-i idadisine tahsile gitmiş olan Hint Müslümanları; İngiliz mekteb-i mülkiyesine tahsile gitmiş olan Mısır Müslümanları; Rus mekteb-i harbiyesinde eğitim alan Kafkas ve Türkistan Müslümanları bir araya gelecek ve Asya'da, İslam aleminde nurlar arka arkaya inkişafa başlayacaklardır. Görüleceği üzere, Bediüzzaman'ın bu saptamaları, siyasal modernleşmenin (ya da siyasal gelişmenin) ana saikinin Batılı modelleri (örneğin, Hıristiyanlığa benzer bir din anlayışını, Batılı parti sistemlerini, yönetim biçimlerini vb.) benimsemek ve hayata geçirmek olacağını iddia eden siyaset sosyolojisinin söyleminden (aktaran Sarıbay 1992: 113-114, 173-178) önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Bediüzzaman, siyasal ve sosyal ilerlemeyi mümkün kılacak koşulları Batının tarihsel tecrübesine bakarak tespit etmenin doğru olmadığı kanısındadır. Ona göre toplumsal yapı ile ilgili kararlar verilirken, söz konusu toplumun öznel koşulları dikkate alınmalıdır. Bediüzzaman medeniyetlerin ve halkların farklılığının kültürel iktibasları zorlaştıran, hatta engelleyen doğasını "akvamın ihtilafı, mekanların ve aktarın tehalüfü, zamanların ve asırların ihtilafı gibidir. Birinin libası, ötekinin endamına gelmez. Demek Fransız büyük ihtilali bize tamamen hareket düsturu olamaz. Yanlışlık, tatbik-i nazariyat ve mukteza-yi hali düşünmemekten çıkar" diyerek ifadelendirmiştir (Divan-ı Harbi Örfi, ss. 26).
Özetle, Bediüzzaman'ın Batı sosyal bilimlerinin kavram ve bulgularına ilişkin tutumu, iki temel nedenle mesafelidir. Bunlardan birincisi, Batı toplumunun tarihsel tecrübesine dayanılarak geliştirilmiş olan kuramların bizim toplumumuza tam olarak uyarlanmasının mümkün olmadığına inanmasıdır. İkincisi ise, Batı medeniyeti ile İslam medeniyeti arasında ontolojik bir karşıtlık görmesidir. Bediüzzaman, medeniyet-i hazıra ya da ikinci Avrupa olarak nitelediği seküler ve emperyal Batı medeniyeti ile en ufak bir taviz ilişkisine girilmesini onaylamamıştır. "Garb husumeti, İslam'ın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir, baki kalmalıdır" (Sünuhat, ss.62) ifadesinde sözü edilen Batı, mütedeyyin ve dindar Batı, yahut Batı insanı değil, o dönem İstanbul'u işgal etmiş olan İngilizler ya da bugün Irak'ı işgal etmiş olan ABD ve Batılı müttefikleri gibi işgalci emperyalist Batı siyasetidir. Bu açıdan bakıldığında, mütedeyyin Hıristiyanları muhatap almak başkadır; emperyal siyasetleri onaylamak başka. Bediüzzaman, Müslümanların dualarının kabul olunmamasının nedenlerinden bahsederken, ehl-i İslam'ın "dehşetli canileri alicenabane affetmesi"ni zikreder ve şunları söyler: "Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkalarının hukukunu çiğneyen canilere afuvkarane bakmaya hakkı yoktur, zulme şerik olur" (Kastamonu Lahikası, ss.1580). Demek ki, hukuk-u ibad'ı yani kul ve insan haklarını çiğneyen, Müslümanların ülkelerini işgal eden ve onları nedensizce ve emperyal maksatlarla öldürenleri affetmek ya da bunu görmezden gelmek söz konusu olamaz. İşte bu nokta, Bediüzzaman düşüncesinde emperyalizm ile ehl-i kitaptan olma durumu arasına açık bir farkın konulduğu noktadır. Bu bağlamda ehl-i kitap kendisiyle diyalog kurulabilir bir muhataptır; ikinci kategoridekilerle ise diyalog söz konusu değildir.
Bediüzzaman'ın işgale ve sömürgeciliğe, yani emperyal siyasete karşı tutumu, düşünsel ve pratik (eylemsel) olmak üzere iki kategoride değerlendirilebilir. Düşünsel karşı koyuşunun en somut örnekleri 1920-23 yılları arasında, İstanbul işgal altındayken kaleme aldığı Hutuvat-ı Sitte adlı metinde karşımıza çıkmaktadır. Şeytanın Altı Aldatması anlamına gelen Hutuvat-ı Sitte'de Bediüzzaman, sömürgecilerin temel argümanlarını birer birer ele almakta ve cevaplamaktadır. Eşref Edip Fergan'ın yardımıyla basılan bu "eseri gören işgal kuvvetleri komutanı çok hidetlenir ve Bediüzzaman'ın idam kararıyla, vücudunun ortadan kaldırılmasını ister. Fakat Bediüzzaman idam edilirse bütün Anadolu'nun ebediyen İngiliz'e düşman olacağı, ve bilhassa aşiretlerin bunun intikamını mutlaka alacakları bildirilince kararından vazgeçer" (aktaran Kavukçu 2000: 148). Hutuvat-ı Sitte'de sömürgecilik siyasetini "beşerde şeytan suretinde, şeytanın vekili olan gaddar ruhun" (ss. 95) bir eseri olarak niteleyen Bediüzzaman, emperyalistlerin 'bu müsibete müstehak olunduğu'; 'başka kafirlerle dost olunabildiğine göre İngilizlerle de dost olunabileceği'; 'işgalin önceki kötü yönetimlerin sonucu olduğu'; 'Anadolu'daki direniş hareketinin temelde İslami bir direniş olmadığı'; 'hilafet siyasetinin İngilizlerden yana olduğu'; 'direnmenin de beyhude olduğu' yönündeki argümanlarına özetle şu cevapları vermektedir (Hutuvat-ı Sitte, ss. 98-105): İ
İngilizlerin zulmü bizim işlediğimiz günahlar nedeniyle değil, İslam oluşumuzdan dolayıdır; İslam'ın eski ve mütecaviz bir düşmanını defetmek için bir kafirin yardım elini tutmak ayrı bir şeydir, adavet (düşmanlık, kin) elini öpmek ayrı bir şeydir ve bu ikincisi asla kabul edilemez; önceki kötü yöneticilere karşı İngilizlerin egemenliğini kabul etmek "yalnız müteneccis su ile necis olmuş bir libası hınzırın bevliyle yıkamak" gibidir; Anadolu'daki direnişin niyeti ne olursa olsun sonuçta onlar "bütün felaketimizin menbaı olan Avrupa muhabbetine bedel husumetini esas tutmaktadırlar". Onun için de çabaları İslam lehine olmaktadır; halife baskı altındadır, bu nedenle "ona itaat edilmez (veya) ona itaat adem-i itaattir"; ve nihayet direniş asla beyhude olmaz zira ölüm iki türlüdür; bir, İngilize teslim olmak suretiyle "ruhumuzu ve vicdanımızı öldürmek" ve iki, onun yüzüne tükürmek suretiyle "ruh ve kalbimizi sağ" tutmak ve bedeni şehid vermek. O zaman "akide faziletimiz tahkir edilmez ve İslamiyet'in izzetiyle istihza edilmez". Bediüzzaman bu eleştirilerini şu çarpıcı cümle ile özetlemektedir: "Cebrail şeytan ile barışamaz".
Hutuvat-ı Sitte'nin bu ana başlıklar altında özetlenebilecek olan argümanları, Bediüzzaman'ın sömürgeciliğe karşı geliştirdiği düşünsel itirazları içermektedir. Sömürgeciliğe karşı direnişin dini ve ahlaki bir sorumluluk olduğu düşüncesi, Bediüzzaman'ın bütün yaşamı boyunca bağlı kaldığı merkezi bir düşüncedir. Nitekim bir vasiyet mahiyeti de taşıyan son dersinde talebelerine şunları söylemiştir: "Evet mesleğimizde kuvvet var ... bu kuvvet dahile karşı değil, ancak harici tecavüze karşı istimal edilebilir... harici tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir... Dahildeki hareket ise ... manevi tahribata karşı ihlas sırrıyla hareket etmektir" (Şahiner 2000: 124-125). Bediüzzaman'ın yaşamı boyunca bir süreklilik arzetmiş olan bu düşünsel temellerin eylemsel dışavurumlarına gelince; burada karşımıza Batı mallarına karşı uyguladığı ve başkalarına da tavsiye ettiği boykotlar çıkmaktadır: "Ben, bütün Avrupa'ya boykot yapıyorum. Onun için yalnız memleketimin maddi ve manevi mamulatını giyiyorum ... Boykotajlarla Avrupa'ya karşı harb-i iktisadi açmaya sebebiyet verdiğimden, demek cinayet ettim ki bu belaya düştüm" (Divan-ı Harbi Örfi, ss. 16, 24). Bu alıntılar açıkça göstermektedir ki, Bediüzzaman askeri savaşların ve siyasal bağımsızlığın kazanılmasının yeterli olmadığını görmüş ve sömürgecilerin gücünü kırmanın en önemli yolunun yeni-sömürgeciliğin ekonomik sömürü mekanizmalarının devre dışı bırakılması olduğunu ortaya koymuştur.
Bilindiği üzere, kapitalist dünya-sistemi, gelişiminin ilk evrelerinde hammaddeye ve ucuz işgücüne el koymak için Batı-dışı halkların topraklarını ordularıyla işgal ediyor ve oralarda sömürge yönetimleri kuruyordu. Bu yönetimler, örneğin Hindistan'daki İngiliz yönetimi yerli ekonomiyi -geleneksel Hint dokumacılığını- sistemli biçimde yok ederken, bunların yerine İngiliz tekstil sanayiinin ürünlerini koymaya çalışıyordu. Lenin (1992: 66) bu durumu "ilk kapitalist ülke olan İngiltere 19. yüzyılın ortalarına doğru serbest ticareti kabul ederek 'bütün dünyanın atelyesi olmak', bütün ülkelere aldığı hammadde karşılığında mamul eşya vermek iddiasındaydı" diyerek betimlemektedir. İşte bu süreç, hammaddenin daima ucuz, mamul maddenin ise daha pahalı olması nedeniyle eşitsiz mübadele denilen ekonomik sömürü biçimini ortaya çıkarmaktadır. Bu girişime karşı Gandhi, siyasal mücadelesinin önemli bir boyutunu geleneksel tekstil sanayiini koruma adına dokumacılık yapmaya ayırmıştı (bkz. Erkilet 2002: 37-38). Benzer bir tutumu Gandhi'den çok önce Bediüzzaman'ın takınmış olması, kendisinin emperyalizmin ekonomik işleyiş mekanizmalarının ayırdında olduğu göstermesi bakımından ilginçtir. Hutuvat-ı Sitte emperyalizmin fiili işgal sürecinin ideolojik meşrulaştırmasına bir karşı çıkış iken; boykot uygulamaları, emperyalizmin oluşturduğu ekonomik sömürü sarmalına gösterilen tepkinin ve buna karşı tavır alışın bir ifadesidir. Asıl önemli olan husus ise, Bediüzzaman'ın bu husustaki saptama ve duyarlıklarının, sosyal bilimler literatüründe devasa bir yer tutan emperyalizm olgusunun toplumsal, siyasal, ekonomik temellerinin incelenmesi gerekliliğine işaret etmekte oluşudur.
Ancak, Bediüzzaman'ın doğrudan siyasal ve sosyal bilimlerin kapsamına giren bu alanlardaki görüşleri ihmal edilmiş; daha doğrusu farklı bir okumaya tabi tutulmuştur. Bu ikinci dolayımlı okuma biçimi, onun ne söylediğinden ziyade, nelerle çatışmadığını vurgulama biçimini almaktadır. Bu okuma biçimini Batı-merkezli, muhafazakar bir okuma olarak nitelemek mümkündür. Oysa, yukarıda da göstermeye çalıştığımız gibi, Bediüzzaman Doğu/İslam dünyası ile seküler Batı dünyasını temel sayıltıları itibariyle birbiriyle uzlaşamayacak iki medeniyet alanı olarak tanımlamakta; Batı siyaset düşüncesinin kavramlarını olduğu gibi almak ve kullanmak konusunda mesafeli bir tutum geliştirmekte; Yunan-Roma kökenli Batı düşüncesinin yerine İslam düşüncesinin konulması gerektiğini vurgulamakta; meşrutiyet gibi siyasal kavramları İslami boyutları içinde anlamakta ve ancak o koşullarda kabullenmekte; emperyal siyasetleri tanımlamanın yeterli olmadığını, bunlara karşı somut tavırlar da geliştirilmesi gerektiğini belirtmekle değerden bağımsız olduğu iddia edilen pozitivistik sosyal bilim anlayışına karşı çıkmaktadır. Bu saptamaların doğrudan sonucu şudur: Bediüzzaman'ın siyasal ve sosyal bilimlere gerçek katkısını anlayabilmek için onun düşüncelerini bütünlüğü içinde kavramak gerekir. Onun katkısı verili siyaset bilimin kavramlarını kullanmak yönünde olmamıştır. Tam tersine, o kavramların içeriğini yeniden doldurmak, onları ters yüz etmek, dönüştürmek suretiyle gerçekleşmiştir. Bunu da değerden ve duruştan bağımsız bir tavırla değil; tam tersine bilginin ahlaki gereklerine ve sonuçlarına dikkat çekerek yapmıştır. Bediüzzaman, bilgi ile amel arasında doğrudan bir ilişki kurmaktadır. Alternatif bir bilme ve anlama biçiminden; tahkiki yöntemlerle ilhamların yani edinilen bilgi ile verilen bilginin iç içeliğine dayanan bir bilgi kuramından; incelenen toplumun özgün taraflarının dikkate alınması gerektiğine işaret eden bir yaklaşımdan yanadır.
Bediüzzaman Said Nursi düşünce sistemini Kur'anî bir temel üzerine kurmuş bir İslam düşünürüydü. Ancak bu sistem, kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmek ve sosyal bilimsel bir açıdan analitik olarak ele alınmak yerine, bir ya da iki ana konu etrafında ele alınmaktadır. Bu konulardan biri bilim ve din ilişkisidir. Genel kabule göre, bilim ve din arasında ve özellikle İslami bilgi ve laik batılı bilim arasında hiçbir çatışma yoktur. Ancak, bize göre, bu aşırı genelleme (özellikle sosyal bilimler alanında) doğru değildir ve Risale-i Nur Külliyatı'nın batı merkeziyetçi bir okunuşundan kaynaklanmaktadır. Bu aşırı genellemeye olan karşı fikirler şöyledir: Bediüzzaman, Doğu/İslami ve laik Batılı dünyaları (mesela "ikinci Avrupa") iki muhalif medeniyet olarak tanımlamış; Batılı siyasi düşünceden birebir alıntıları asla kabul etmemiş; Helenik ve Roma düşüncesi üzerine dayanan Batılı düşüncenin terminolojisini kullanmak yerine Kur'anî/İslami terminolojiyi kullanmış; bazı Batılı kavramları (meşrutiyet gibi) İslami bir anlayışla tekrar tanımlandığı takdirde kabul etmiş ve kullanmış (mesela kanun-u şeriyye ile meşrulaşan bir meşrutiyet-i meşrua'dan bahseder); kıymetsiz ve faaliyetsiz pozitivist yaklaşıma karşı çıkmış ve bilgi ve ahlaki davranış arasında doğrudan bir ilişki görmüştür.
Anahtar Kelimeler: Risale-i Nur Külliyatı'nın batı merkeziyetçi okunuşu, İslam medeniyeti, medeniyet-i hazıra ya da ikinci Avrupa, hediye-i ilahiye olarak bilgi, meşrutiyet-i meşrua, kıymetsiz ve faaliyetsiz pozitivist yaklaşım, bilgi ve ahlaki davranış arasında doğrudan ilişki.
Abstract
Bediüzzaman Said Nursi was a Muslim thinker who has founded his system of thought on a Quranic basis. But this system, instead of being evaluated in its integrity and being handled analytically from a social scientific perspective, handled around one or two main themes. One of these themes is the relation between science and religion. According to the general agreement, there is no contradiction between science and religion and especially between the Islamic knowledge and secular western science. But, according to us, this overgeneralization is not true (especially in the field of social sciences) and stems from a western-centric reading of the Risale-i Nur Collection. The counter-arguments of this overgeneralization are the following: Bediüzzaman defines the Eastern/Islamic and secular Western (for examle "the second Europe") worlds as two antagonistic civilizations; he never approves mot- a- mot borrowings from the Western political thought; uses a Quranic/Islamic terminology instead of using the terminology of Western thought which stands on Helenic and Romanic ideas; accepts and uses some Western concepts (such as constitutional government) only if they are re-defined by the help of an Islamic understanding (for example he talks about a legitimate constitutional government, legitimated by the norms of Shariat); opposes to a value-free and action-free positivistic approach and sees a direct relation between knowledge and ethical action.
Key Words:Western-centric reading of the Risale-i Nur Collection; Islamic civilization; contemporary Western civilization (Medeniyet-i hazıra) or the second Europe ; knowledge as a divine gift; legitimate constitutional government; imperial Western politics; value-free and action-free positivistic approach; relation between knowledge and ethical action.
Kaynakça BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (1995) Divan-ı Harb-i Örfi, 2.b., İstanbul: Yeni Asya Neşriyat. ----------- (1995) "Hakikat", Divan-ı Harb-i Örfi içinde, 2.b., İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, ss. 64-66. ----------- (1996) "Hutuvat-ı Sitte" Sünuhat içinde, 3.b., İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, ss. 87-106. ----------- (1996) Sünuhat, 3.b., İstanbul: Yeni Asya Neşriyat. ----------- (1996) "Kastamonu Lahikası," Risale-i Nur Külliyatı içinde, Cilt 2, İstanbul: Nesil Basın Yayın, ss. 1569-1677. ----------- (1996) Mektubat, 26. Mektup, Risale-i Nur Külliyatı içinde, Cilt 1, İstanbul: Nesil Basın Yayın, ss. 492-502. BELLAH, Robert. N. (1958) "Religious Aspects of Modernization in Turkey and Japan," The American Journal of Sociology, Vol. LXIV, No. 1, pp. 1-5. ------------ (1973) "The Sociology of Religion", T.Parsons (der.) Knowledge and Society, Washington: Voice of America Forum Lectures, pp. 232-245. ERKİLET, Alev (2002) "'Topçu Ateşiyle Serçe Avı' ve Ahtapotun Kolları," Türkiye-Filistin Hattı adlı kitabın içinde, İstanbul: Birun Yayınları, ss. 35-43. HABERMAS, Jürgen (1997) Kamusallığın Yapısal Dönüşümü, Çev. Tanıl Bora & Mithat Sancar, İstanbul: İletişim Yayınları. HERODOTOS (1973) Herodot Tarihi, Çev. Müntekim Ökmen, Yunanca aslıyla karşılaştıran ve Sunan: Azra Erhat, İstanbul: Remzi Kitabevi. KAVUKÇU, Re'fet (2000) Bediüzzaman Albümü, Mega Basım A.Ş. LENİN, V.İ. (1992) Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, 9.b., Çev. Cemal Süreyya, Ankara: Sol Yayınları. SARIBAY, Ali Yaşar (1992) Siyasal Sosyoloji (Bir Çözümleme Çerçevesi), Ankara: Gündoğan Yayınları. ŞAHİNER, Necmeddin (2000) Resimlerle Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul: Timaş Yayınları.
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Mustafa Kemal Atatürk
YANITLAYINSIL
yuksel26 Ekim 2020 07:23 "İnsanlar helâk oldu; âlimler müstesna.Alimlerde helak oldu ; ilmiyle amel edenler müstesna.Amel edenler de helâk oldu; ihlas sahipleri müstesna.İhlas sahiblerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Risale-i Nur'da Geçen Âyet ve Hadis Meâlleri. sy.240.
YANITLAYINSIL
yuksel26 Ekim 2020 07:29 Bir işte İlim, Amel, İhlas, Sünnete Uygunluk olmak lazımdır. Mahmud Esad Coşan Akra fm. Hadisler Deryası. İlim sahibi olmak sonra ilimle amel etmek,amelinde ihlaslı olmak, bu da yetmez Peygamberimiz'in s.a.v. sünnetine uyuyormu ona bakılır...
26 Ekim 2020 07:32 Sil Blogger yuksel dedi ki... Rabbimiz! "Bismillahirrahmanirrahim, Ha mim, Tenzilü'l-Kitâbi'nin hakkı için ve onun hürmetine, günümüzde maddi-manevi sıkıntılarla boğuşan ve bir türlü huzur bulamayan insanlık ailesini ıslah eyle! Onlara en kısa zamanda hidayetler nasip eyle. Hem dünyada hem ahirette mutluluğa eriştirecek iz'an ve şuuru nasip et! Kenzü'l Arş Duası Esrarı, Hikmeti, Fazileti.sy.52.
26 Ekim 2020 23:21 Sil Blogger yuksel dedi ki... Bozdağa göre vasiyet açıklanabilseydi Türkiye'de her şey değişebilirdi. İsmet Bozdağ Açıklıyor. Atatürk'ün Gizlenen Vasiyeti.sy.26. 1988.ocak .17.sayı.2.yıl.6.Nokta. Dergisi.
İlahi! Hamdini sözüme sertac ettim, zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin, aşkınla gönlümü bi-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım lütfuna geldim. Kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni doğruyu söylet, neş’eni duyur hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam, sen söyletmezsen ben söyleyemem, sen sevdirmezsen ben sevemem, sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini
24 Aralık 2010 05:51 yüksel dedi ki... yar et bize erdirdiklerini.sevdin habibini kainata sevdirdin.sevdin de hıl ati risaleti geydirdin.makamı ibrahim den makamı mahmuda erdirdin.serveri esfiya kıldın.hatemi enbiya kıldın.muhammed mustafa kıldın.salat ü selam,tahiyyat ü ikram,her türlü ihtiram ona,onun al ü eshab ü etbaına yarab.
Oralardaki yüz milyonlarca insanın gözyaşı, ahı, kanı, emeği, doğal kaynağı üzerinden Batı da kurulan bir refah düzeni var. Daha Adil Bir Dünya Mümkün Recep Tayyip Erdoğan sy. 92.
YANITLASİL
yuksel7 Eylül 2021 05:54 Biz asla garibin, mazlumun, mağdurun, yoksulun, ezilmişin sırtından bir refah düzeni kurmayız, kuramayiz. Buna bizim ne inancımız ne kültürümüz ne de tarihimiz izin verir. Daha Adil Bir Dünya Mümkün Recep Tayyip Erdoğan sy. 92.
Allah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak. Kul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek. Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu? Kul, senin rahmetinle oldu diyecek. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt 20.sy.607. Hadid Suresi 21.ayet.
İblis, en şiddetli ve kuvvetli adamlarını malını hayra sarf eden kimseye musallat eder. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 111 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Ey insanlar! Kimin yanında (ganimet malından veya diğer haklardan) ne varsa, vakti geçti, "rezil olurum" demesin. Getirsin versin. Haberiniz olsun ki, dünya rezilliği ahiret rezilliğinden ehvendir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 183 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
16. İman edenlerin Allah’ı anma ve hak olarak inen (Kur’an’)a karşı kalplerinin ürpermesi/saygıyla yumuşaması zamanı gelmedi mi?[2] (Mü’minler,) sakın bundan önce kendilerine kitap verilip de (onunla alakayı keserek) üzerlerinden uzun zaman geçmiş, kalpleri artık katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onlardan çoğu (Allah’ın emrinden çıkmış) fâsık (olmuş)lardır.
(Âyet-i kerîmede yüce Allah, mü’minlere, kitaplarından uzaklaşan yahudiler ve hıristiyanlar gibi olmamalarını emir buyuruyor. Çünkü mü’minlerin Kur’an’la imanlarının kuvvetlenmesi, kalplerinin sükûn, hayatlarının huzur içinde olması gerekirken (8/2; 13/28), bunun aksine Kur’an’dan, onun kültüründen, mânevî gıdasından ve hükümlerinden uzaklaşan kalp imanca zayıflar, katılaşır ve duygusuzlaşır. Böyle bir kalbe sahip olan insan Allah’a karşı sorumluluğunu unutur, maddeci ve menfaatperest olur. Menfaatini başkalarının zararlarına, hatta yok olmaları üzerine kurmakta kalbi huzursuz olmaz.)
Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur. 1-Başa gelen belaya sabır. 2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek. 3-Genişlik zamanında çok dua etmek. Akra Fm günün sohbeti Mahmud Es'ad Coşan
Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.
Vasiyetimdir. 24.3.1974. Bir çok suikastler geçirdim.Şu anda vucudumda arıza var. Hafızamı kaybettim.Askerden sonra rahatsızlandım. Adımın Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi olmasını isterdim. Kitablarımı ziyan olmayacak bir kütübhaneye veilmesini istiyorum. Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum. Yüksel Çelik.
Vasiyetimdir. 24.3.1974. Bir çok suikastler geçirdim.Şu anda vucudumda arıza var. Hafızamı kaybettim.Askerden sonra rahatsızlandım. Adımın Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi olmasını isterdim. Kitablarımı ziyan olmayacak bir kütübhaneye verilmesini istiyorum. Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum. Yüksel Çelik.
Allah (z.c.hz)'nin üç hürmeti vardır. Bunları gözeten, dini ve dünyası hususlarında muhafaza edilir; yoksa hiç bir şeyi korunmaz. Bunlar şunlardır. Hurmetul İslam, Peygambere hürmet, onun soy, sop ve sülalesine hürmet. (Hürmetül İslam, İslama zarar veren bir şey yapmamak, mümine hakaret etmemek, Allah'ın, Resulunun, müminlerin izzetini korumak Peygamberimize ve sünnetine hürmet ve korumaktır) Ravi: Hz Ebu Said (r.a.) Sayfa: 129 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Sizden birine, halktan korkması, işittiği veya gördüğü bir hakikatı söylemeye mani olmasın. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 490 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Ecdat, Ayasofya'nin bugünkü akibetini görmüş ve yanı başına SultanAhmed gibi bir muhteşem eseri inşa etmiştir" dedi. Bediuzzaman'ın Sır Katibi Mehmed Feyzi Efendi. sy. 337.
Allah (z.c.hz) nin öyle kulları vardır ki onları beladan esirger, afiyette yaşatır. Afiyet üzere ruhlarını kabzeder. Ve onları afiyet üzere Cennete sokar. Ravi: Hz Enes (r.a.) Sayfa: 129 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Her baba evladının kök sülalesi vardır, nesebi ona müntehi olur. Yalnız Fatıma'nın sülalesi Bana çeker. Bunlar Benim Ehl-i Beytim'dir. Benim hamurumdandır. Veyl onların faziletini inkar edene. Onlara muhabbet edene Allah muhabbet eder. Onlara buğz edene Allah da buğz eder. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 128 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Cenab-Hak rüşde ermesini dilediği bir kavme: "Ey iman edenler!Allah'a ve Rasulune ve siden olan ülü'l-emre itaat edin. Şayetbir şeyde anlaşamaz iseniz onu Allah'a ve Resulune havale edin! buyuruyor.Allah'a havale etmek demek, kitabındaki muhkem ayetlere sarılmak demek, Resulune havale etmek demek, onun her an toplayan tefrikaya meydan vermeyen sünnetine uymak demektir. Hazreti Aliyy'ül Murteza Radıyallahu Anh Mahmud Sami Ramazanoğlu. sy.96.
Rüya tabircileri :"Her kim bir Peygamberi rüyasında görürse bu kimse gördüğü Peygamberle ilgili olarak Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şeriflerde bildirilen o peygamberin başından geçmiş fakirlik, zenginlik vb. ahvale benzeyen bir durumla karşı karşıya kalacağı anlamına gelmektedir. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt 20.sy.225.
İslam'ın ve imanın hakikati paranın nasıl degerlendirildigidir. Kur'ân-ı Kerîm 'de infak âyetleri çok fazladır. Emanet olarak verilen dunyaliklar esas imtihan vesilesidir. Kenzü'l İrfan Şerhi İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 hadis Şerh eden: Ahmed Karakullukcu şer kitab sy. 607,608.
YANITLASİL
yuksel15 Ocak 2022 06:26 Başkasının hakkını yemek haram,yetim malını, dulun malını yemek haram. Gayet Güzel! Haksız yere, alın teri dökmeden beleşten, bedavadan, başkasının sırtından geçinmek haram. Ondan dolayı faiz haram. Birisinin emeği var, çalışarak kazanıyor, otekisinin parasına kuvvet, o paradan dolayı zahmetsiz risksiz para kazanıyor Ticaret olsa, kar-zarar imkan ve ihtimali olduğundan ortaklık oluyor. İslam'da emek ve sermaye ortaklığı caiz. Bakara Suresi Tefsiri cilt 4.sy.142. prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
Rasulullah (s.a.)Müslim'in sahihinde rivayet edilen :Rabbimi hem gözümle hem de kalbimle gördüm buyurmuştur. bk. İbn Kesîr. 4.250. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt 20.sy.213.
YANITLASİL
yuksel16 Ocak 2022 05:28 Tecelli ancak kalp makamindaki ruha nasip olur. Ruhul Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy.287.
Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri Ismail Hakkı Bursevi cilt. 12.sy.9.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 504 1 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, şimdi sizin aranızda münafığın gizlendiği gibi, mü'min gizlenecek. Hz. Câbir (r.a.) 504 2 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir kavmin içinde oturacak ta kendisini dile alacaklar korkusu ile kalkamayacak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 504 3 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur'an okur, ibadete çalışırlar ve ehli bid'atle de meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar, kör deccalin avanesi olacaklardır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 504 4 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, şeytanlar onların evlatlarına ortak olacaklar. Denildi ki; "Bu da olacak mı ya Resulallah?" Buyurdu ki, evet. Dediler ki: "Bizim evlatlarımızı onların evladından nasıl ayırdedeceğiz?" Buyurdu ki: "Haya ve merhamet azlığından anlaşılacak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 504 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, uleması da hukeması da fitne olacak. Mescitler ve kurra çoğalacak ama hiç alim bulunmayacak, tek tük ulema kalacak. Hz. Behz (r.a.) 504 6 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, günaha girmeksizin aralarında geçinmeye kuvvet bulunamayacak. Öyle ki, adam yalan söyleyecek ve yemin de edecek. Bu zaman gelince kaçın. Denildi ki: "Nereye kaçalım?" Buyurdu ki: "Allah'a, Kitabına ve Peygamberin sünnetine kaçın." Hz. Enes (r.a.) 504 7 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kaygıları kursakları, şerefleri malları, kıbleleri kadınları olacak. Dinleri de altın ve gümüşleri olacaktır. Bunlar halkın şerlileridir ve Allah yanında onların nasibi yoktur. Hz. Ali (r.a.) 504 8 Kıyamet günü, taleb-i ilmin mürekkebi ile şehidin kanı getirilir ve tartılır. Bu bunun üzerine öteki de ona üstün gelmez. Hz. Ukbe İbni Amr (r.a.) 504 9 Vali getirilir, sıratın üzerinde durdurulup öyle bir sallanır ki, onun her uzvu yerinden ayrılır. Eğer adil ise uzuvlar birleşir ve geçip kurtulur. Eğer zalim ise yetmiş yıl ateşe aşağı gider. Hz. Bişr İbni Asm (r.a.)
De ki: "Allah'ın kelimeyi tammesiyle -ki onu iyi veya kötü tecavüz edemez- yerde yarattığı her şeyin şerrinden sığınırım. Gece gelenin, gündüz gelenin, göğe çıkanın, gökten inenin şerrinden. Ancak hayırla gelen hariç ey Rahman." (Cinnilere karşı Halid ibni Velid r.a hz lerine buyrulmuştur) Ravi: Hz. Ebul Aliye (r.a.) Sayfa: 335 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
Adam camiye gider, namaz kılar. Allah indinde sivri sinek kanadı kadar kıymeti olmaz. Kiminin de namazının Uhud dağı kadar kıymeti olur. Bunun sebebi, ikincinin birinciden daha akıllı olmasıdır. "Akılca güzel nasıl olur?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Eğer, haramdan kim daha çok sakınıyorsa hayra kim daha çok haris ise, o daha akıllıdır. Ravi: Hz. Ebû Hamidissaidi (r.a.) Sayfa: 99 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
yuksel1 Şubat 2022 01:21 İslam hukukunun temeli olan bir numaralı Hadis-i Şerif "Innemel amalu biniyet." Ameller niyetlere göre değerlendirilir. hadisidir. Kenzü'l İrfan Şerhi İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis sy. 552.
YANITLASİL
yuksel1 Şubat 2022 01:26 Parayı (hakkı olmadan) üzerine geçirmeyi istemek paranın Allah Teala nin emirlerinden üstün olduğunu düşünmek gizli şirktir. Rabbimiz muhafaza buyursun inşallah! Amin. Kenzü'l İrfan Şerhi İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis sy. 551.
Bursa Ulu Camii arka duvarında, Itteku'l-vavat. "şu vavlardan sakının!" diye büyük bir levha vardır. Birisi, işte bu vasiyet meselesidir. Bakara Suresi Tefsiri Mahmud Es'ad Coşan cilt. 4.sy.228.
Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri Ismail Hakkı Bursevi cilt. 12.sy.9.
YANITLASİL
yuksel3 Şubat 2022 01:13 Kuvvetlimisiniz, zayıfmısınız? diye sordu.O zaman doğru söylenir mi ?Söylenmez.Dosdoğru , dobra dobra söyeyeyim mi?Hayır söylenmez! Neden?savaş,harb, hud'adır. Bakara Suresi Tefsiri cilt .4.sy.232. Prof.Dr.Mahmud Es'ad Coşan.
YANITLASİL
yuksel3 Şubat 2022 01:21 Biz parayı , mevkiyi çoluk çocuğumuzu Allah (c.c.) rızası için seveceğiz, gerektiğinde de Allah (c.c.) ı tercih edeceğiz. Kenzü'l İrfan Şerhi sy.541. Şerh eden.Ahmet Karakullukçu.
YANITLASİL
yuksel3 Şubat 2022 01:25 Gönülde dünya varsa, dil ahireti konuşuyorsa bu nifaktır yani münafıklık alametidir. Kenzü'l İrfan Şerhi. sy.541. Ahmet Karakullukçu.
Meclis saltanatı temsil ettiği gibi hilafeti de temsil etmeli. (M. N.) 87:Hubab. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 580.
YANITLASİL
yuksel6 Şubat 2022 06:31 Hilâfet ve saltanat gayr-i munfektir. (Sn.) 50. Dünya saltanatı ile manevi Saltanat birleşmez. (M.) 58:15. Mektup,2.sual. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 580. İsmail Mutlu.
YANITLASİL
yuksel6 Şubat 2022 06:38 Hilâfeti temsil eden Mesihat-i İslamiye İstanbul 'a ve Osmanlılara mahsus değildir. (Sn.) 51. Hz.Hasan beşinci halifedir.... Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 267. İsmail Mutlu.
YANITLASİL
yuksel6 Şubat 2022 06:45 Sultan Reşad'in ve Mustafa Kemal'in Medresetu'z Zehra için desteği. (E. L.) 2:196. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 440. İsmail Mutlu.
Allah (z.c.hz.) yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet gök ile yer arasını dolduracak kadardır. O rahmetten biri mahlûkat arasında taksim edilmiştir. Bu sebeble valide çocuğuna acır, bu sebeble vahşi hayvarlar ve kuşlar su bulup içer ve bununla mahlûkat birbirine merhamet eder. Kıyamette 99 rahmeti 99 misli yapar ve onları müttakilere tahsis eder. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 88 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) Adem'in Hamurunu kırk gün, kırk gece yoğurdu. Aldı, ikiye kesti. Sağ tarafa iyiler, sol tarafa habisler ayrıldı. Sonra tekrar yoğurdu. Onun içindir ki iyilerden kötü, kötülerden iyiler çıkabilir. Ravi: Hz. İbni Me'sud (r.a.) Sayfa: 88 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
inanın bana, savaşın sonuçları incelendiğinde topcunun suvarinin piyadenin kahramanliklari casuslarin şu gorunmeyen ordusu yanında hiç kalır. Onsoz Arşiv Belgelerine Göre Osmanli'da İstihbarat sy.6.
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.) Ravi: Hz. Âişe (r.a.) Sayfa: 321 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.
Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.
YANITLASİL
yuksel15 Şubat 2022 04:31 "Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Bakara Suresi Tefsiri Cilt.5 sy. 58. Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 341 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
Dinin İslam'ın gayesi budur: Nesli, malı, imanı, canı ve aklı korumak. Bakara Suresi Tefsiri Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan cilt. 5.sy.132.
YANITLASİL
yuksel19 Şubat 2022 08:28 Ama inat edenler karşılığını görür. Mekke 'nin fethinde de birkaç kişi yine silahını çekti, karşı çıktı. O zaman Onlara da karşılığı verildi. Çünkü : Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. kural budur. Bakara Suresi Tefsiri Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan cilt. 5.sy.46.,47.
YANITLASİL
yuksel19 Şubat 2022 08:33 Asil kendisinin mübarek kıldığı günün cuma günü olduğunu ve cuma gününe tazim edilmesi ve tatil yapılması gerektiğini onlara öğretti. Bakara Suresi Tefsiri Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan cilt.5.sy.189.
Bu nedenle evvelce taat işlemek kendisine kolay gelen bir kul, sakıncalı şeylerden birini irtikab ettiği zaman artık ibadet yapmak ona zor gelmeye baslar. Hatta iki rekat namaz kilmakla çok ağır meşakkatlere katlanma arasında muhayyer bırakılsa, o zorluklara tahammül etmeyi İbadete tercih eder. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy.337.
Kibredene karşı kibretmek sadakadır". Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy. 342.
YANITLASİL
yuksel28 Şubat 2022 00:21 Ama kulların tamamı birbirine benzeyen ayıplı ve ihtiyaçli yaratıklar olması hasebiyle birbirlerine denk olduğuna göre, kimsenin kimseye karşı kibirlenme hakkı yoktur. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy.343.
YANITLASİL
yuksel28 Şubat 2022 00:27 O halde kibirlenmek, ancak eşi ve benzeri bulunmayan, bütün ayiplardan ve ihtiyaçlardan münezzeh olan Allah-u teala 'ya mahsustur. Zaten onun içindir ki kibriya ve azametle sadece Kendisi mevsuftur. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy.343.
Kadın da çok güzeldi, yalnız kaldıklarında şeytan bu kadınla birlikte olması konusunda ona vesvese verdi..... Abdullah nefsinin kendisine galip gelmesinden ve asla yakışık almayacak o işi yapmaktan korktu. Erkeklik aletini iki taş arasına alıp ezdi Ve"ateş olsun, fakat mamussuzluk olmasın "dedi. Onun hak yoluna dönüşünün sebebi işte budur. Bu hadise üzerine hemen hacca gitti ve kendi zamanının yegânesi oldu. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri Ismail Hakkı Bursevi cilt 20.sy.121, 122.
Bir işe azmedip de akibetini iyice düşündükten sonra iyi görürsen, o işi yap. Eğer zararlı görürsen o işten vazgeç. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 65 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Azınlıklara Lozan sulhu icabınca bahşedilen her nev' din ve vicdan hürriyetinin Türk ve Müslüman camiasından esirgendiginden mi bahsediyor? Bu hal imansizligin ve imansizlik metodunun takib edildiğinin bir delili ve bariz bir alameti değil midir? Isari Tefsîr ve Cifir ilmi Işığında Sirr-i İnnâ A'tayna Rumuzat-i Semaniye Mâidet-ül-Kur'an sy. 101.
Bu ümmetin sonradan gelenleri, evvelkilere lanet ettiği zaman, kimde ilim varsa onu ızhar etsin. Muhakkak ki ilmi gizleyen kimse, Allah'ın Muhammed (s.a.s.)'e indirdiğini gizliyen gibidir. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 62 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel5 Mart 2022 00:47 Asr Suresinin Kur'an'ın bir özeti olduğu.13/6984. İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım cilt 14.sy.33. Allah, haklıdan ve doğrudan yanadır.3/1629. İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım Anadolu Yayınları cilt 14.sy. 28.
Cebrail (Aleyhisselâm) atının izinden aldığı bir toprağı da buzağınin ağzına koydu. Bu at hayat atıydi ki (üzerinde Cebrail Aleyhisselâm taşıdığı için) nereye adım atsa mutlaka orası yeşillenirdi. Samiri o toprağı, deniz yarildiginda ya da Mûsâ Aleyhisselâm 'in Tur' a yöneldiği sırada almıştı. Iste o toprağın, kendisinin içine konulması sebebiyle buzağı heykeli ete ve kana dönüştü ve onda bir bağırma, bir hareket ve yürüme belirdi. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy.358.
Kıyamet günü olduğunda Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Kulaklarını ve gözlerini şeytanın çalgılarından ve haramlardan koruyanlar nerededir? Onları ayırınız." Bunun üzerine melekler onları arayıp, misk ve anber tepeleri üzerinde toplarlar. Sonra Allah Meleklerine tekrar şöyle buyurur: "Onlara tesbihimi ve temcidimi duyurun." Bunun üzerine o kimseler öyle güzel sesler duyarlar ki, benzerlerini hiç kimse duymamıştır. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 59 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
"Allah'u Zülcelal'in zalimi yakalaması ani ve pek şiddetli olur" Ayeti ve izahı.13/6697. Allah haklıdan ve doğrudan yanadır. İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım Anadolu Yayınları Cilt. 14.sy.28.
Ümmetin bayramları içinde Cuma'dan efdal bayram yoktur, ve o günkü iki rek'at namaz, Cuma günü dışındaki bin rek'atten efdaldir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 365 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Bir kavim meşveret için toplanırlar da aralarına Muhammed isimli birini almazlarsa, o toplantı onlara mübarek olmaz. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 369 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Gurur nifakı netice verir. (i. i.) 84. Nifakta tereddüt vardır. (i. i.)104. Nifak sebatsizligi netice verir. (i. i.) 104. Vesvese korkuya, korku riyaya, riya nifaka muncer olur. (i.i.)84. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 502.
YANITLASİL
yuksel15 Mart 2022 22:37 Bediuzzaman ehl-i Beyttendi.... Ehl-i Beyt sunneti seniyyenin muhafizidir... Vahdettte kolaylık vardır.... Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 187.
Milletleri çökerten dört günah (zulüm, Allah 'tan alakoymak, faizle iş görmek, insanların mallarını haksız yere yemek)3/1553 İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım Anadolu Yayınları cilt 14.sy. 167. Cilt 14.sy. 167.
Müslümanların kendilerine bir önder (başkan) seçmelerinin vacip olduğu 1/144. İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım Anadolu Yayınları Cilt 14.sy. 179.
YANITLASİL
yuksel18 Mart 2022 23:55 Mürai müslümanların gerçek müminleri aldatıp dini, Kur'ân-ı ve namazı istismara kalkmalari. 13/7024. Mürşid ve Islahatcilarin elinden tutmayan, hakiki önderlere saygı göstermeyen milletlerin ömrünün uzun olmayacağı. 1/253. İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım Anadolu Yayınları Cilt 14.sy. 178.
YANITLASİL
yuksel19 Mart 2022 00:03 Müslümanların gruplara ayrılıp bölünmesinin zararları. 11/5748. Müşrikler antlaşmayı bozarlarsa. 5/2437. Mustehcen anlamdaki çalgı, eğlence ve güldürü konularının "Levhe'l-Hadis" kapsamına dahil olduğu. 9/4739. İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım Anadolu Yayınları Cilt 14.sy. 179.
Ölümü ahirette bir koç gibi Hz. Yahya (A. S.) in boğazlayacagi. 13/6730. sy.192. Ölüden diri, diriden ölü çıkaran Allah'dır.2/872-874. sy.191. Nükleer bir savaşın meydana geleceğine işaret eden ayet ve açıklaması. 11/5947. sy.188. İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım Anadolu Yayınları Cilt 14.sy. 188.191.192.
Nükleer silah yarışına kalkan İnkârcilarin kendi başlarını yiyecekleri. 6/3081. İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri Celal Yıldırım Anadolu Yayınları Cilt 14.sy. 188.
GÖNENLİ MEHMET EFENDİ (1903-1991) Vâiz, reîsülkurrâ.
Müellif: RECEP AKAKUŞ Aslen Kırımlı bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak Gönen’de doğdu. Babası Osman Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. İlk öğrenimini ve hıfzını tamamladıktan sonra 1920’li yıllarda İstanbul’a gitti. Serezli Ahmed Şükrü Efendi’nin ders halkasına devam ederek 1925’te kıraat ilminden icâzet aldı. Bu arada Medresetü’l-irşâd’a kaydoldu. Medreselerin kapatılması üzerine (1924) yeni açılan İmam-Hatip Mektebi’nin son sınıfına kabul edildi; 1927 yılında bu okuldan mezun oldu. Soyadı kanunu çıktıktan sonra Öğütçü soyadını aldı. Halk arasında daha çok Gönenli Hoca olarak tanınmıştır.
İlk görevine Gönen Merkez Camii imam-hatibi olarak başlayan (1930) Mehmet Efendi üç yıl sonra askerliğini yapmak üzere buradan ayrıldı. Dönüşte İstanbul’da Hacı Kaftanî, Dülgerzâde ve Hacı Hasan camileriyle Sultan Ahmed Camii’nde imamlık yaptı. En uzun görevi Sultan Ahmed Camii imamlığıdır (1954-1982). Bu sırada Üsküdarlı Ali Efendi’nin vefatıyla (1976) boşalan reîsülkurrâlığı da üstlendi.
Resmî görevinin yanında Gönenli Hoca’nın örgün ve yaygın eğitim hizmetleri Kur’an kurslarında fahrî öğretmenlik ve fahrî vâizlik olmak üzere iki grupta ele alınabilir. İmam-Hatip okulları açılmadan veya yeterli sayıda mezun vermeden önce Gönenli Hoca, Türkiye’de din görevlilerine karşı duyulan ihtiyacı göz önüne alarak kendi gayretiyle öğrenci yetiştirirken sonraları bu faaliyeti her türlü sorumluluğunu üstlendiği Kur’an kurslarında sürdürmüştür. Kur’ân-ı Kerîm ve dinî bilgiler öğrenmek üzere Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden İstanbul’a gelen fakir öğrencilerin ihtiyaçlarını halktan topladığı yardımlarla karşılayarak önemli hizmetlerde bulunmuş ve 1940-1980 yılları arasında binlerce talebe yetiştirmiştir. Onun ilgilendiği kursların başında hepsi de Fatih semtinde olmak üzere Üçbaş Camii Kur’an Kursu, Hacı Hasan Camii Kur’an Kursu (İmâret-i Atîk Camii ile birlikte) ve Akseki Mescidi’ndeki Hırka-i Şerif Kur’an Kursu gelmektedir. Bunlardan başka İstanbul’un muhtelif semtlerindeki birçok caminin müştemilâtında veya apartman dairelerinde barınan yüzlerce öğrencinin masrafı da yine Gönenli Hoca tarafından karşılanmaktaydı.
Gönenli Mehmet Efendi, fahrî vâiz olarak kadınların ihmal edilen din ve ahlâk eğitimine daha çok önem vermekteydi. Haftanın hemen her gününde İstanbul’un çeşitli yerlerindeki camilerde kadınlara vaaz verirdi. Vaazlarında öğretmekten çok eğitme, irşad etme ve dinî hayatı canlı tutma onun başlıca hedefi olmuştur. Bu sebeple vaazlarına güzel sesiyle Kur’ân-ı Kerîm okuyarak başlar, ilâhi ve kasidelerle cemaati coşturur, ardından dinleyicilerin dikkatini çekecek şekilde etkili ve slogan mahiyetindeki cümlelerle kısa konuşmasını yapardı. İrşad konusunda Hz. Peygamber’in “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz” (Buhârî, “ʿİlim”, 11, “Edeb”, 80, “Cihâd”, 164; Müslim, “Cihâd”, 6-7) meâlindeki hadisinin emrini hayatı boyunca titizlikle uygulamaya çalışmıştır. Başarısı, coşkun imanı ve ihlâsı yanında uyguladığı hoşgörüye dayanan bu yöntemden kaynaklanmaktaydı.
Bilindiği kadarıyla Gönenli Hoca’nın hiçbir tarikata intisabı yoktu. Bu hususta soru soranlara, “Biz Resûlullah’ın yolundayız” derdi. Fakat tasavvufun zühd ve takvâ çerçevesinde öngördüğü bütün fazilet ve üstün meziyetlere sahip olduğu için halk ona bir velî gözüyle bakmıştır. Şu var ki özellikle hanımlara yaptığı vaazlarda Hz. Peygamber’in ezkâr ve evrâd olarak okunmasını tavsiye ettiği tehlîl, tesbih, dua, istiğfar ve salavât-ı şerîfelerden seçtiklerini cemaatiyle birlikte okurdu ve fırsat buldukça buna devam edilmesini tavsiye ederdi. Bu evrâd ve tesbîhat daha sonra kitap haline getirilip basılmıştır (Evrad ve Tesbihat, İstanbul 1995).
Bütün ömrünü hayır hizmetlerine sarfeden Gönenli Mehmet Efendi, başta Kızılay ve Yeşilay olmak üzere yetişebildiği her çeşit hayır kurumuyla yakından ilgilendi. Halkla iç içe yaşadı, zengin fakir her sınıfın güvenini ve sevgisini kazandı. 7 Temmuz 1982’de Sultan Ahmed Camii imamlığından emekli olduktan sonra da hayır ve irşad hizmetlerine koşmaktan geri durmadı. 2 Ocak 1991’de vefat etti. Fatih Camii’nde çok kalabalık bir cemaatin iştirakiyle, kendisinden sonra reîsülkurrâlık görevini devralan Abdurrahman Gürses tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.
Vefatından sonra hizmetlerini devam ettirmek üzere Gönen’de 1994’te kendi adına bir cami inşa edilmiştir. Yatılı Kur’an kursu, aşevi, kütüphane ve konferans salonundan oluşan külliyenin yapımı sürdürülmektedir. Ayrıca 1995 yılında İstanbul’da Gönenli Mehmet Efendi İlim ve Hizmet Vakfı adıyla bir vakıf kurulmuştur.
BİBLİYOGRAFYA Gönenli Mehmed Efendi’nin İstanbul Müftülüğü’nde bulunan sicil dosyası.
Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları İnceleme Kurulu Esâmî-i Kurrâ Defteri, Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi [Ankara], s. 103.
Recep Akakuş, İslâm’da Kur’an Öğretimi ve Reîsülkurrâ Gönenli Mehmet Efendi, İstanbul 1991, s. 101-207.
Gönenli Mehmed Efendi Hazretleri’nden Sohbetler (haz. Zeyneb Feyza Kurtulmuş v.dğr.), İstanbul 1994.
“Bir Kur’an Aşığının Ardından”, Altınoluk, sy. 60, İstanbul 1991, s. 33-36.
S. Muradbeyli, “Gönen’li Mehmed Efendi’yi Hayırla Yad Eyleyerek”, Tevhid, II/14, İstanbul 1991, s. 25-28.
“Gönen’li Mehmed Efendi’nin Ardından”, Öğüt, VI/68, İstanbul 1991, s. 22-24.
“Gönen’li Mehmed (Öğütçü) Efendi”, Millî Gazete, İstanbul 30 Mart - 5 Nisan 1991.
“Gönen’li Mehmed Efendi”, Zaman, İstanbul 7 Ocak 1991, 11 Şubat 1992, 22 Şubat 1992.
Genelkurmay Başkanlığı, geçen ay vefat eden araştırmacı Aytunç Altındal tarafından 1981 yılında ortaya atılan “Atatürk, hilafeti vasiyet etti. Evren ve Menderes 400 sayfalık vasiyeti okudu” iddiasını 32 yıl sonra yalanladı. Genelkurmay, “Atatürk'ün el yazısıyla kaleme aldığı vasiyeti ölümünden hemen sonra açıldı.12 Ara 2013
Sizden birisi abdest aldığında, abdestini tam alır ve mescidi kasdedip çıkarsa ve ellerinin parmaklarını da birbirine kilitlemez ise, o kimse namazda sayılır. Ravi: Hz. Kaab ibni Ucze (r.a.) Sayfa: 40 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Gazzâlî zinayı adam öldürmeden sonra en büyük günah sayar (İḥyâʾ, IV, 20).
YANITLASİL
yuksel27 Mart 2022 07:28 . Bundan dolayı Hz. Peygamber anılan hadiste, “Evlenmediğiniz takdirde yeryüzünde fitne ve büyük fesat çıkar” demiştir.
YANITLASİL
yuksel27 Mart 2022 07:29 İslâm toplumlarında aile ve evlilik kurumunun bir tür kutsal yapı olarak algılanmasında, zinanın yaygınlık kazanmamasında ve zinanın aile kurumunu tehdit eden en büyük tehlike ve kötülüklerden biri olarak görülmesinde, bu konuda oluşmuş hadis birikiminin ve bu birikimin geliştirdiği kültürün ve ortak duyarlılığın güçlü etkisi olmuştur.
Nesebin belirlenmesi, miras taksimi ve hayatın devamı için gerekli olan diğer konularda sağlıklı bir düzenin oluşturulması zinanın önlenmesi ve kadın-erkek ilişkilerinin meşrû evlilik düzenine dayandırılmasına bağlıdır.
Allah (z.c.hz.) tarafından hükümete isyan ve akraba ile alakayı kesmek gibi, cezası hem dünyada peşin olarak verilen, hem de ahirette ukubete layık bir iş yoktur. Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.) Sayfa: 381 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
1. Allahım!... Şu vakitte ve şu anda noksansız salavatını (bütün rahmetini), tertemiz selamlarını, en mükemmel ve en yüce daimi hoşnutluğunu bu alemdeki en üstün kuluna ulaştır.Sen O’nu (s.a.v), Adem’in (a.s) çocukları arasından seçip kendi irade ettiğin hükümlerin gölgesi kıldın.Yarattıklarının ihtiyaçlarına O’nu (s.a.v) bir kıble ve bir makam eyledin.O’nu (s.a.v) kendine bir delil kıldın.Razı olduğun şekilde O’nu (s.a.v) ortaya çıkardın.Tecellilerine layık hale getirdin. O’nu (s.a.v) yerde ve göklerde emir ve yasaklarının uygulama mahalli kıldın.Kendin ile var olan her şey arasına O’nu (s.a.v) vasıta eyledin.Şu aciz kulunun selamını O’na (s.a.v) ulaştır.Şu anda selamların en şereflisi ve en temizi O’nun (s.a.v) üzerine olsun.
2. Ey Allahım!... Beni O’na (s.a.v) hatırlat ki, senin katında benden söz etsin.Çünkü bunun bana hem dünyada hem ahirette faydalı olduğunu en iyi bilen sensin.Hatta bu fayda, O’nun (s.a.v) seni tanıdığı ve senin yüce katında kıymetinin bulunduğu ölçüde olsun.Benim bilgim ve anlayışım hesaba katılmasın.Ey rabbim!... Şüphesiz sen, her türlü üstünlüğe layık, dilediğin her şeye güç yetirensin.
3. Ey Allahım!... O en mükemmel insanın gönlünde bana da yer ver.Bana onu sevdir.Efendimiz Muhammed’e , onun ali ve ashabına varlıklarının zerreleri sayısınca, Allah Teala’nın sonsuz ilmi miktarınca salat eyle.
4. Ey Allahım!...Bu salavatları devamlı olarak okuyabilmeme yardım eyle.Amin
Teenni edersen isabet edersin, yahud hemen hemen isabet etmiş olursun. Acele ettiğin zaman ise hataya düşersin, yahud neredeyse hata etmiş olursun. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 38 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular. Hayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır. Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan Akra Fm. Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01 Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57 tesvil ne demek? (C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular. Hayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır. Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan Akra Fm. Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01 Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57 tesvil ne demek? (C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:48 Hak söz kadar efdal sadaka yoktur. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 383 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:49 Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz. Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.) Sayfa: 383 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:50 Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin." Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.) Sayfa: 383 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular. Hayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır. Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan Akra Fm. Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01 Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57 tesvil ne demek? (C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:48 Hak söz kadar efdal sadaka yoktur. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 383 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:49 Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz. Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.) Sayfa: 383 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:50 Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin." Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.) Sayfa: 383 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel30 Mart 2022 00:18 Aldanmamak, aldatmamak, ciddiyet. Hak yolda yürüyenlerin vasıfları. Dost. T. V. Katre.
Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder: Muallimim diyen olmak gerektir imanlı, Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı... Gönül dergahindan Hakikat İncileri sy. 141. Osman Nuri Topbaş
YANITLASİL
yuksel31 Mart 2022 01:46 Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak. "Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek. Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak. "Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek. Gönül dergahindan Hakikat İncileri Osman Nuri Topbaş. sy. 141.
Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder: Muallimim diyen olmak gerektir imanlı, Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı... Gönül dergahindan Hakikat İncileri sy. 141. Osman Nuri Topbaş
YANITLASİL
yuksel31 Mart 2022 01:46 Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak. "Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek. Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak. "Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek. Gönül dergahindan Hakikat İncileri Osman Nuri Topbaş. sy. 141.
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 33 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 388 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Bende olan hayrı Ben sizden asla saklamam. Kim iffetli kalmak isterse Allah ona iffet verir. Kim mustağni kalmak isterse Allah onu ğani kılar. Kim sabr etmek isterse Allah onu sabırlı kılar. Hiç bir kimseye ata ve hayır cihetiyle "sabır" dan daha geniş ihsan verilmemiştir. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 389 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Sizden biri hastalıktan şikayet edince, elini elem duyduğu yere koysun ve sonra yedi defa şöyle desin: "Eûzü bi 'izzetillâhi ve kudretihî min şerri mâ ecidu ve uhâzirü." (Elem duyduğum ve çekindiğimin şerrinden Allah'ın izzetine ve onun kudretine sığınırım.) Ravi: Hz. Osman İbni Ebil As (r.a.) Sayfa: 30 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
Bir işi yapmak istediğinde, sonunu iyice düşün. Eğer neticesi hayır ise onu yap, neticesi şer ise ondan vazgeç. Ravi: Hz. Abdullah ibni Misver (r.a.) Sayfa: 29 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Bir bakıma İngiltere nin kaderini casuslar çizmişlerdir. Bu casuslar sadece askeri ve siyasi alanda değil, ticaretle, sanayide, eğitimde ve din alanında inanılmaz istihbarat başarılarına imza atmışlardır. Türkiye’de Ve Dünyada Casuslar. Aytunc Altındal. Destek Yayınları sy. 103.
O hikmetin tebeddülü ile illet değişmez.Illet değişmezse hüküm değişmez. Risale-i Nur'un Tariflerine göre Istılahlar ve Anahtar Kelimeler. Heyet. sy.396.
Ümmetim için korktuklarım arasında en çok korktuğum şey, saptırıcı önderlerdir. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 20 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 04:56 Ömrün Ramazan ölümün Bayram olsun.
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 04:59 Bir kimseyi iyi diyebilmek için -Onunla ticaret yapmak, -Seyahat yapmak, ve....
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 05:08 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Esirgeyen, bağışlayan Allah c. c. in adı ile başlarım.
Bakara Suresi. 42.Bile,bile hakkı batıla karıştırıp gizlemeyin. (Tevrat’ta son Peygamber'e ait bir şey bulmadık demeyin.) Kur'ân-ı Kerîm ve Meal-i Celilesi. sy. 2. sy.8.
Bir kimse bi'dat sahibinden buğz ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at sahibine sert muamele ederse, Allah Teala onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at sahibini hakir ve zelil görürse, Allah onu Cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at sahibine selam verir veya ona beşaretle mülaki olursa ve onu sevindirici şeyle karşılarsa, Muhammed (s.a.s.)'e indirileni istihfaf etmiş olur. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 406 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Telgrafın Türkiye'de kurulmasını istemeyen biri tarafından koparıldığı anlaşılıyordu. demektedir. Muteakiben Sultan'ın kendileri ve Samuel Morse'u çeşitli hediyeler ve "ihtira beratı" ile taltiflerini naklettikten sonra : Sultan'ın ilgisine rağmen İstanbul ile Edirne arasında telgraf hattı kurulması işi tahakkuk etmedi. Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. Cilt:2.sy.101.
...Diğer bir rivayette ise "Muaviye kat'iyyen mağlub olmaz" buyurulduğu rivayet edilmiştir. Hazreti Ali r.a. bunu duyunca : "Eğer bu hadis-i Şerif'i bilseydim Hazreti Muaviye ile harbetmezdim!." demiştir. Lozan Zafer mi Hezimet mi? Cilt 2.sy.126. Kadir Mısıroğlu.
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır. Albert Einstein. Türk ve Dünya Edebiyatından Konularına göre sınıflandırilmis Özlü sözler Hasan Ozperhiz sy. 111.
yuksel3 Mayıs 2022 21:40 Bir kimse Allah'dan sıdk ile şehidlik isterse, Allah onu şehitler mertebesine ulaştırır; yatağında da ölse. Ravi: Hz. Sehl (r.a.) Sayfa: 422 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2022 21:41 Bir kimse yanında kendisini müstağni edecek kadar varken bir şey isterse, ancak Cehennem ateşini çoğaltmış olur."Kendisini müstağni kılacak şey nedir ya Resulallah" dediler. Buyurdu ki: "Kuşluk yiyeceği veya akşam yiyeceğine kadar." Ravi: Hz. Sehl (r.a.) Sayfa: 422 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2022 21:48 Kur'an'daki pek çok cüz'î hadiselerin arkasında küllî düsturlar saklıdır.(S.) 223:20.Söz, 1.makam.1.nukte Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 403.
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2022 21:55 Sadece din ilimlerinin okutulmasindan taassub doğar. (Mn.) 127. Taassubun en dehşetlisi bazı Avrupa taklitcilerinde ve dinsizlerde bulunur. (Mn.) 131. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 621.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 05:45 Allah Resulu Peygamber efendimiz buyurmuştur: "Miraç 'ta üçüncü kat gökte yetmiş bin melek gördüm. Bunlar, Hazret-i Ömer' i sevenler için, Cenab-ı Hak 'tan af taleb ediyorlardı". Biz de, Hazret-i Ömer' i seviyoruz ya Rab, o meleklerin istiğfarindan, bizi de mahrum etme Allah 'im. İslam' ın Adil ve cesur reisi Halife Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh) cilt. 2. Abdurrahman Şeref Laç sy. 384.
Bu konuyu daha ileri derecede düşünecek olursak devletlerinde sırları vardır.İleride yapacakları eylemleri ve hizmetleri yeri ve zamanı gelmeden açığa vurmamalıdır.Sır saklamayan milletler ve devletler düşmanın tuzağınaher an düşmeye hazırdırlar. Bu sebeple casusluk müessesi oluşmuştur. Gizli ajanlar vardır. Bunlar kendi ülkeleri adına bilgi toplamaya çalışırlar. Hazret-i Ömer Yüz veciz Söz. sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:40 Özellikle askeri bilgilere önem verirler.Zira, her ülke için güvenlikleri önemlidir.En yakın komşularından bile emin olmak için büyük bir çaba içerisinde bulunurlar.Konuya Hz. Ali (k.v.) 'nin bir vecizesiyle son verelim:" Düşmanın en zararlısı hilesini gizleyendir." Hiç şüphe yok ki, düşman hilesini gizlerken Müslüman'ın sırrını açığa vurması, düşmana davetiye çıkarmaktır. Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:45 Bu vecizeye benzer bir sözü de Hz. Ebubekir söylemiştir." Sırrını açığa vurma, sonra işlerin karışır. 177.Aşir efendi, 11a. Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
Bu konuyu daha ileri derecede düşünecek olursak devletlerinde sırları vardır.İleride yapacakları eylemleri ve hizmetleri yeri ve zamanı gelmeden açığa vurmamalıdır.Sır saklamayan milletler ve devletler düşmanın tuzağınaher an düşmeye hazırdırlar. Bu sebeple casusluk müessesi oluşmuştur. Gizli ajanlar vardır. Bunlar kendi ülkeleri adına bilgi toplamaya çalışırlar. Hazret-i Ömer Yüz veciz Söz. sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:40 Özellikle askeri bilgilere önem verirler.Zira, her ülke için güvenlikleri önemlidir.En yakın komşularından bile emin olmak için büyük bir çaba içerisinde bulunurlar.Konuya Hz. Ali (k.v.) 'nin bir vecizesiyle son verelim:" Düşmanın en zararlısı hilesini gizleyendir." Hiç şüphe yok ki, düşman hilesini gizlerken Müslüman'ın sırrını açığa vurması, düşmana davetiye çıkarmaktır. Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:45 Bu vecizeye benzer bir sözü de Hz. Ebubekir söylemiştir." Sırrını açığa vurma, sonra işlerin karışır. 177.Aşir efendi, 11a. Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
Ahireti için çalışan kimseye Allah c.c. dünya işlerinde kâfi gelir, yeter; sizler gizlinizi düzeltin, Allah c.c sizlerin açığınızı ıslah eder. Ömer b. Abdülaziz (r.a.) Zirvelerden Gönüllere. Enes Balı. sy.135.
hazırladı.(T.H.) 49. Fihrist.sy.73. İçinde bulunduğumuz zamanın geçmiş zamana kıyas edilmesi yanlıştır.(D.H.Ö.İç.R.) 70. Kıyas İslamiyetin hüküm kaynaklarındandır.(Mh.) 73:1.makale 8.mesele. Kıyas-i İstisnai.(L.)57:11.Lema, 5.nükte (İ.İ.) 95. Maneviyat maddiyata kıyas edilmez.(Mn.) 127. İslamiyeti Hıristiyanlığa kıyas etmek kıyas-ı maalfarıktır.(M.) 313.26,3.Mebhas,5.mesele. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.386,387.
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2022 22:07 Eşyanın ışınlanmasına işaret eden ayet.(S.) 233:20.Söz.2. Mak. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi. sy.70.
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2022 22:09 Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 282 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2022 22:11 Bir kimse ilmi alimlere tefahur için veya meclislerinde sefihlerle mücadele için tahsil ederse, o kimse Cennetin kokusunu dahi duyamaz. Ravi: Hz. Muaz (r.a.) Sayfa: 429 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2022 22:12 Bir kimse ilim taleb ederse, bu geçmişine kefaret olur. Ravi: Hz. Abdullah İbni Sahîra (r.a.) Sayfa: 429 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel15 Mayıs 2022 02:02 Bazı şeyler vardı ama, daha detaylı vasiyet olarak bu benim vasiyetimdir dediği, ölümünden 12 gün önce bana söylediği bazı şeyler var. Yani çok net, bu böyle olacak , budur, gibi çok kararlı bir konuşmaydı. Saat 5'te 5 buçukta falan konuşmamız bitti babamla. The Özal. Mehmed Ali Birand. Soner Yalçın. sy.552. Bir Davanın Öyküsü.
Üç şey bir kimsede bulunursa o kimse "Ebdaller" (kırklardan)dır. Ki dünya ve dünya halkının kıvamı onlarladır. (Onların yüzü suyu hürmetine yaşarlar): Kazaya rıza, Allahın haram ettiği şeye sabır (dayanmak), Allahın hakkından ötürü gazab etmek. (Nefsin için pireye bile kızmayacaksın) Ravi: Hz. Muaz (r.a.) Sayfa: 264 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel1 Haziran 2022 05:38 Güzel Ahlak ilimden fenden önce gelir. Kötü ahlaklı atom âlimi düşmana sırrını rüşvet karşılığı satarsa Alimin ve İlmin faydası olmaz.. Zararı olur. Akra Fm. Hadisler Deryası Mahmud Es'ad Coşan
449 6 Cennete girip cehennemden kurtulmak, nimetin tamamındandır. Hz. Muaz (r.a.)
YANITLASİL
yuksel4 Haziran 2022 01:05 Ahiret inancı sosyal ve şahsi hayatın Üssü'l-esasidir.(S.) 92:10.Sozun Hatemesi. En büyük dava Ahireti kazanmaktır.E:L) 1:14. Ahirete iman saadetin esası dır.(S.) 153:9.Sua,Mukaddime. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 28.
Kainatta bütün yıldızların arasını dolduran, durgun saydam ve gaz halinde madde, yani her tarafa nüfus edebilen bir esir vardır.. İlimler ve Yorumlar ilimlere bir başka açıdan bakış. Hekimoglu İsmail H. Hüseyin Korkmaz. sy. 397.
İlim talebi, Allah katında namaz, oruç, hac ve Aziz ve Celil olan Allah yolundaki cihaddan daha efdaldir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 312 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Bir saatlik ilim talebi, bir gece sabaha kadar ibadet etmekten hayırlıdır. Bir günlük ilim talebi ise üç ay oruç tutmaktan hayırlıdır. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 312 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
Asıl olarak haramlardan şiddetle kaçanların ve emirleri layıkıyla uygulamaya çalışanların kalpleri temizdir. İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis Kenzü'l İrfan Şerhi Ahmet Karakullukçu sy. 489.
Asıl olarak haramlardan şiddetle kaçanların ve emirleri layıkıyla uygulamaya çalışanların kalpleri temizdir. İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis Kenzü'l İrfan Şerhi Ahmet Karakullukçu sy. 489.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Zalim olsun mazlum olsun kardeşine yardım et! buyurmuştur. Bunun üzerine ashab-i kiram :Ya Resulallah! Biz mazluma yardım ederiz, fakat zalime nasıl yardım edeceğiz? diye sorduklarında, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Onun ellerinin üstünden tutarsın (ve onu yaptığı zulümden engelleyerek böylece ona da yardım etmiş olursun ). buyurmuştur. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy.488.
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2022 01:03 Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem e inanmanın Cennete girmek için yeterli olmadığı, bununla birlikte ona ve Kur'an'a ittiba'in da şart olduğu Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy.489.
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2022 01:04 Niyet doğru, amel yanlış olabilir.(Mn.) 94. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 56.
Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur. Hadislerle Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı Müslümanlık cilt. 2. Devlet idaresi sy. 609, 610
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:03 Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.
90. Ey iman edenler! Şarap/içki, kumar, (tâzim edilen) dikili taşlar,[33] şans (fal) okları (ve zarları), şeytan (ve kötü insan)a ait murdar (pis) işlerdir; artık bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.[34]
91. Şeytan, içki ve kumarla sadece aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan tamamen) vazgeçtiniz değil mi?[35]
92. Allah’a itaat edin, Resûl’e de itaat edin (ona karşı gelmekten) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz (kendinize yazık etmiş olursunuz). Bilin ki Resûlümüz’ün üzerine düşen açıkça tebliğden başka bir şey değildir.
93. İman edip sâlih amellerde bulunanlara, takvâlı oldukları (Allah’ın emrine uygun yaşadıkları/günahlardan sakındıkları) ve hakkıyla iman edip sâlih amellere devam ettikleri, yine takvâlı olup kesin inandıkları, nihayet takvâ ile beraber güzel ve hayırlı harekette bulundukları sürece, (haram olunmadan önce) yiyip içtikleri (haram) şeylerden dolayı bir günah yoktur. Allah iyilikte ve güzel harekette bulunanları sever.
94. Ey iman edenler! Allah, kimsenin görmediği anda bile kendisinden kork(up günahlardan sakın)anları ayırt etmek için, (hac esnasında) ellerinizin ve mızraklarınızın yetişeceği bir av ile elbette sizi imtihan edecektir. Kim bundan sonra aşırı gider (emirlerin dışına çıkar)sa, onun için acıklı bir azap vardır.
95. Ey iman edenler! Siz ihramda iken av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse, öldürdüğünün dengi bir cezası vardır ki ona içinizden iki âdil kişi hükmedecektir. (Bu da) ya Kâbe’ye varacak (orada boğazlanacak) bir kurban veya (o nisbette) yoksulları doyurma şeklinde kefâret, yahut bunun dengi oruç tutmaktır; tâ ki (yaptığı) işinin vebalini tatsın. Allah geçmiştekileri affetmiştir. (Fakat) kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikamını alır. Allah mutlak galiptir, (işlediği günahın karşılığını vermede) intikam sahibidir.
YANITLASİL
yuksel6 Temmuz 2022 09:24 33] Rabbin emirleri ve ulûhiyeti karşısında dikilen her şey, hatta putlaşan akıl ve nefs-i emmâre bile. [bk. 25/43; 45/23]
[34] Bu âyette kumar ve içki kesin olarak yasak edilmiştir (2/219; 4/43; 16/67). Başlangıçta kimin kazanacağı belli olmayan, fakat sonunda bir tarafın az çok maddî kaybına veya kazancına sebep olan her oyun kumardır. Kendimizi ve neslimizi bunlardan kurtarmak şarttır. İçkiyle ilgili üç merhaleden sonra yasağın sonuncusu olan bu âyet gelince, artık şarabın (içkinin) kesin haram olduğu ilan edildi. Bunun üzerine elinde kadehi olan onu kırdı. Ağzında yudumu olan onu attı ve ağzını yıkadı. Şarap küpleri hep kırıldı, sokaklardan şarap aktı. Herkes hep bir ağızdan, “Bıraktık yâ Rabbi!” dediler. Hz. Peygamber, “Her sarhoşluk verenin azı da çoğu da haramdır.” buyurmuştur. Bundan böyle Allah’ın ve Peygamber’in, bu yasak emri, kesin inananlarca uygulanmaktadır. Yine bu âyet-i kerîmelerle câhiliye dönemindeki her türlü put/heykel, kumar ve kumar cinsi şans oyunları, torba içinde çekilen numaralı oyunlar -isterse fakirlere yardım için olsun- hepsi yasak edilmiştir; haramdır. Bunların hepsi aklı perdeleyen, Allah’a kulluğu unutturan, şahsiyeti ve ruhu kirleten pisliktir. [bk. 22/30 ve dipnotu]
[35] Şeytanın hile ve düşmanlıkları için bk. 2/10-36, 168-169, 268; 4/120; 7/16-17; 15/40-42; 17/53-64; 20/120; 22/53; 24/20; 29/38; 38/82; 47/25; 58/10,19; 59/16. maide suresi.90,95. namazi kilmak konusunda, faizi almak , vermek konusunda, zina ve cesitlerini yapmak konusunda, bu devirde imtihan olunmaktayiz.
Tetebbürsüz kıraat, fıkıhsız da ibaded olmaz. Bir fıkıh meclisi altmış senelik ibadetten hayırlıdır. Ravi: Hz. İbni Ömer ra. Sayfa: 482 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2022 05:41 Yalan imana aykırıdır. Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.) Sayfa: 228 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2022 05:42 Yalan imana aykırıdır. Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.) Sayfa: 228 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2022 05:52 De ki: "Allah'ın kelimeyi tammesiyle -ki onu iyi veya kötü tecavüz edemez- yerde yarattığı her şeyin şerrinden sığınırım. Gece gelenin, gündüz gelenin, göğe çıkanın, gökten inenin şerrinden. Ancak hayırla gelen hariç ey Rahman." (Cinnilere karşı Halid ibni Velid r.a hz lerine buyrulmuştur) Ravi: Hz. Ebul Aliye (r.a.) Sayfa: 335 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2022 05:54 Tevfikin azı, aklın çoğundan hayırlıdır. Dünya hususundaki akıl mazarrat, din hususundaki akıl ise meserrettir. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 336 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Meylu't-tefevvuk riyanın başıdır. Risale-i Nur, riyakarlık tabasbus ve temelluk gibi mânevî hastalıklardan insanları kurtarır. Riyakarlık fiili bir çeşit yalancılıktir. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 569. İsmail Mutlu.
Peygamberler nefis terbiyesini esas alarak tebliğ, cihad yaparlar, firavunlar nefsi emmarelerinin isteklerine uyarlar. mihenk taşı T. V. 5. Muhittin Yıldırım
Kelime ara Kelime ara... Sayfa 486 Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 486 1 Cennete, başa kakıcı, anaya-babaya asi olan, içkiye idmanlı olan, söz taşıyan, büyüye inanan giremez (Yani Cehennemde tımar görmeden.) Hz. Ebû Said r.a 486 2 Kalbinde zerre miktarı kibir olan kimse Cennete giremez. Denildi ki: "Bir adam elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını severse?" Buyurdu ki, Allah güzeldir ve güzelliği sever. Kibir, Hakka razı olmamak ve halka hor bakmaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 486 3 Cennete cevvaz (kendine yontan), katı yürekli olan, hasis, adi adam, çetin ahlaklı, pis boğaz, insanlara karşı gaddar, göbeği büyük kimse giremez. Hz. Abdurrahman İbni Ganamı (r.a.) 486 4 Medine'ye deccal korkusu girmez. O günü Medine'nin yedi kapısı vardır ve her birinde de ikişer melek duracaktır. Hz. Ebû Bekir (r.a.) 486 5 Deccal Mekke ve Medine'ye giremez. Hz. Âişe (r.anha) 486 6 Benimle evlenen veya kendisinden kız alıp verdiğim kimseler Cehenneme girmez. Hz Hars (r.a.) 486 7 Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin) Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra. 486 8 Sizlerden biri evlad yetiştirmek fikrinden vazgeçmesin. Zira bir kimse öldüğü zaman onun çocuğu yoksa ismi kesilir. Hz. Hafsa (r.a.) 486 9 Kafir müslümana ve müslüman da kafire varis olamaz. Hz. Umame İbni Zeyd (r.a.) 486 10 Müslüman hristiyana varis olamaz. Meğer ki köle veya cariyesi olsun. Hz. Câbir (r.a.) 486 11 Kaderi, duadan başka şey geri çeviremez. Ömrü de ancak iyilik artırır. Bir adam, günahı sebebile kendine isabet edecek rızkından mahrum olabilir. Hz. Sevban (r.a.) 486 12 Deniz yolculuğuna, hac ve umre yapacak kimseden ve Allah yolunda gazi olandan başkası çıkmasın. Zira denizin altında ateş ve ateşin altında da deniz vardır. Hz. İbni Amr (r.a.) 486 13 Ehli garb (Şamlı ve mücahidler) kıyamete kadar hak üzerinde galib olurlar. Hz. Saad İbni ebu Vakkas (r.a.)
Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra. Sayfa: 486 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra. Sayfa: 486 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Yazılsa Liyakati Var Evet, sabıkan bahsi geçmiş:• Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi, • sırrıyla, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizâma sevk etmesi, • nassı ile, aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi, • ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi, • ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, • elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mucize-i kudret-i İlâhiye olduğunu gösterir. Güya, ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler. Ve a’dâya karşı küçücük bir cephane-i Rabbânîdir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmânîdir ki, hangi derde temas etse, derman olur. Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, Kab-ı Kavseyn şeklini verir. Ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın birtek eli böyle acip mu’cizâta mazhar ve medar olsa, o zâtın, Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve dâvâsında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler ne kadar bahtiyar olacakları, bedâhet derecesinde anlaşılmaz mı?
486 Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 486 1 Cennete, başa kakıcı, anaya-babaya asi olan, içkiye idmanlı olan, söz taşıyan, büyüye inanan giremez (Yani Cehennemde tımar görmeden.) Hz. Ebû Said r.a 486 2 Kalbinde zerre miktarı kibir olan kimse Cennete giremez. Denildi ki: "Bir adam elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını severse?" Buyurdu ki, Allah güzeldir ve güzelliği sever. Kibir, Hakka razı olmamak ve halka hor bakmaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 486 3 Cennete cevvaz (kendine yontan), katı yürekli olan, hasis, adi adam, çetin ahlaklı, pis boğaz, insanlara karşı gaddar, göbeği büyük kimse giremez. Hz. Abdurrahman İbni Ganamı (r.a.) 486 4 Medine'ye deccal korkusu girmez. O günü Medine'nin yedi kapısı vardır ve her birinde de ikişer melek duracaktır. Hz. Ebû Bekir (r.a.) 486 5 Deccal Mekke ve Medine'ye giremez. Hz. Âişe (r.anha) 486 6 Benimle evlenen veya kendisinden kız alıp verdiğim kimseler Cehenneme girmez. Hz Hars (r.a.) 486 7 Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin) Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra. 486 8 Sizlerden biri evlad yetiştirmek fikrinden vazgeçmesin. Zira bir kimse öldüğü zaman onun çocuğu yoksa ismi kesilir. Hz. Hafsa (r.a.) 486 9 Kafir müslümana ve müslüman da kafire varis olamaz. Hz. Umame İbni Zeyd (r.a.) 486 10 Müslüman hristiyana varis olamaz. Meğer ki köle veya cariyesi olsun. Hz. Câbir (r.a.) 486 11 Kaderi, duadan başka şey geri çeviremez. Ömrü de ancak iyilik artırır. Bir adam, günahı sebebile kendine isabet edecek rızkından mahrum olabilir. Hz. Sevban (r.a.) 486 12 Deniz yolculuğuna, hac ve umre yapacak kimseden ve Allah yolunda gazi olandan başkası çıkmasın. Zira denizin altında ateş ve ateşin altında da deniz vardır. Hz. İbni Amr (r.a.) 486 13 Ehli garb (Şamlı ve mücahidler) kıyamete kadar hak üzerinde galib olurlar. Hz. Saad İbni ebu Vakkas (r.a.)
YANITLASİL
yuksel10 Temmuz 2022 20:51 Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra. Sayfa: 486 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Temmuz 2022 21:01 Yazılsa Liyakati Var Evet, sabıkan bahsi geçmiş:• Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi, • sırrıyla, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizâma sevk etmesi, • nassı ile, aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi, • ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi, • ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, • elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mucize-i kudret-i İlâhiye olduğunu gösterir. Güya, ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler. Ve a’dâya karşı küçücük bir cephane-i Rabbânîdir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmânîdir ki, hangi derde temas etse, derman olur. Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, Kab-ı Kavseyn şeklini verir. Ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın birtek eli böyle acip mu’cizâta mazhar ve medar olsa, o zâtın, Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve dâvâsında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler ne kadar bahtiyar olacakları, bedâhet derecesinde anlaşılmaz mı?
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 223 1 İlim, müminin kaybettiği bir şeydir. Nerede bulursa alır. Hz. Enes (r.a.) 223 2 İlim ikidir: kalbde sabit olan ilmi ki nâfi olan da budur. Ilim dilde olursa, bu, kıyamette Allah'ın, kulu aleyhine bir hücceti olur. Hz. Enes (r.a.) 223 3 İlim hazinedir, anahtarı da sualdir. İlmi sualle eşin ki, Allah size merhamet etsin. Böylece dört sınıf me'cur olur: Soran, öğreten, dinliyen ve bunlara karşı muhabbet taşıyan. Hz. Ali (r.a.) 223 4 İlim üçtür. Bundan fazlası fazilettir: Ayeti muhkeme, Sünneti kâime, (amel edilen sünnet), ve farizatün âdile. (Bunlardan çıkarılan ahkam) Hz. İbni Amr (r.anhüma) 223 5 İlim yapmak, amelden hayırlıdır. Dinin kıvamı da verağdadır. Alim, ilmi az da olsa, ilmi ile amel edendir. Hz Ubâde (r.a.) 223 6 İlim, ibadetten efdaldir. Ve dinin kıvamını temin eden şey de verağdır. (Verağ, şüpheli şeylerden kaçmak) Hz. Abbas (r.a.) 223 7 İlim amelden efdaldir. Amelin efdali de ortacasıdır. Allahu Tealanın dini "Kâsî" (ifrat) ile "ğâlî" (tefrit) arasındadır. (İkisi ortası sıratı müstakimdir. Onu bulmak Allahın tevfiki ile olur.) Hasene de iki seyyie arasıdır. (Amelde aşırı gitmek seyyiedir. Çok aşağıda kalmakta seyyiedir) O haseneye ancak Allah'ın tevfiki ile ulaşır. Adamın kendi kafasına göre gidişi ise şerli gidiş olur. Bazı ashabdan 223 8 İlim dindir. Namaz da dindir. Bakınız, ilmi kimden alıyorsunuz ve namazı nasıl kılıyorsunuz? Şu namaz var ya, siz kıyamet gününde bundan sual olunacaksınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 223 9 İlim, müminin dostudur. Akıl delili, amel kayyımı (bekçisi), hilm veziri, sabır ser'askeri, rıfk babası, yumuşaklık ta kardeşidir. Hz. Enes (r.a.) 223 10 İlim, islamın hayatı, imanın da direğidir. Bir kimse bir şey öğretse, sevabı kıyamete kadar büyür. Bir adam bir şey öğrenir de onunla amel ederse, bilmediklerini ona öğretmeyi Allah deruhte eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 223 11 İlim, Benim ve Benden evvelki Peygamberlerin mirasıdır. Kim ki Bana varis olursa, Cennette Benimle beraberdir. Hz. Ümmü Hani (r.a.) 223 12 İlmin men'i helal olmaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 223 13 Sarıklar Arabların tacıdır. "İhtiba" (dizini dikerek oturma) onun duvarıdır. Mü'minin mescidde oturması rıbattır (Cephede nöbet beklemek) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 223 14 Sarıklar Arabın tacıdır. Onlar sarığı terkedince Allah da izzetlerini alır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 223 15 Takke üzerine sarık sarmak, müşriklerle aramızdaki farktır. Onu saran kimseye, her dolaması için, bir nur ihsan olur. Hz Rükane (r.a.) 223 16 Umre, diğer umreye kadar, ikisi arası için kefarettir. Haccı mebrurun da Cennetten başka mükafatı yoktur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 223 17 "Umrâ" kaydı hayat şartı ile verilen şey, (ihsan) caizedir. Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 487 1 Kul, din kardeşinin hacetinde bulundukça, Allah da onun hacetini gözetmeye devam eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 487 2 "La ilahe illallah" sözü, Allah'ın gadabını kullarından uzaklaştırmaya devam eder, dünyaları yolunda iken dinlerindeki eksikliği görmez oluncaya kadar. O zaman yine söylerler fakat Allah (z.c.hz.) onlara "Yalan söylüyorsunuz" buyurur. Hz. Enes (r.a.) 487 3 İnsanlar birbirini çekememezlik yapmadıkça, hayırda devam edeceklerdir. Hz. Danıra İbni Saibe (r.a.) 487 4 Bela mü'min erkek ve kadının bedeninde malında ve evladında devam eder. Ta ki üzerinde hiç bir günah kalmadan Allah'a kavuşuncaya kadar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 487 5 Bu din kaim olarak devam eder, Kureyşten on iki halife oluncaya kadar. Sonra kıyamete yakın yalancılar peyda olur. Hz. Câbir ibni Semure (r.a.) 487 6 Bu din Kureyşten on iki halife gelip gidinceye kadar kaim olarak devam eder. Her birinde ümmet birleşmiş vaziyettedir. Ondan sonra ise herc-ü-merc başlar. Hz. Câbir (r.a.) 487 7 Mü'min din kardeşine hayırhahlık ettikçe, dininde genişlik bulmakta devam eder. Bundan vaz geçerse tevfikat selb olunur. Hz. Ali (r.a.) 487 8 Bu iş, ondan ayrılanlara rağmen muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılanların ona zararı olmaz, taki Kureyşten on iki halife gelene kadar. Hz. Câbir (r.a.) 487 9 Malı çalınan adam, günahı olmıyan bir kimseye suizanna devam eder, o derecede k,I bu hırsızın günahını geçer. Hz. Âişe (r.anha) 487 10 Ümmetimden bir kısmı ikindiden evvel dört rek'at namaz kılmaya devam eder, o derecede ki, Allah onlara mutlaka mağfiret eder. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 487 11 Sizlerden biri namazı beklediği müddetçe namazda olmakta devam eder. Ve melaike de sizden birine mescidde olduğu sürece şöyle: "Allah'ım onu affet, Allah'ın ona merhamet et." Diye dua etmekte devam eder, dünya kelamı söylemedikçe. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 487 12 İş günden güne şiddetini artırır ve dünya da ancak gerilemeyi artırır. İnsanlarında ancak hasisliği artar. Kıyamette ancak şerliler üzerine kopar. Benden sonra Meryem oğlu İsa (a.s) dan başka nübüvvet mertebesinde kimse gelmeyecektir. Hz. Enes (r.a.)
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının. Ravi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.) Sayfa: 222 / No: 16 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26 Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52. Sadaratle meşihat iki kanattır. (Sn.) 51. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 154,155.
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının. Ravi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.) Sayfa: 222 / No: 16 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26 Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52. Sadaratle meşihat iki kanattır. (Sn.) 51. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 154,155.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:13 Said Nursi (Bediuzzaman) 1873-1960.Hi:1290-1379 İslami ilmi Edebi Felsefi Yeni Lügat Abdullah Yeğin Hizmet Vakfı Yayınları sy. 601.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:19 Said Nursi Bediuzzaman demiş ki Oğlum olursa adını Yüksel koyardım. Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi D. T. 24.3.1974.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:26 Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir. Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren. İslami ilmi Edebi Felsefi Yeni Lügat Abdullah Yeğin Hizmet Vakfı Yayınları sy. 99.
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının. Ravi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.) Sayfa: 222 / No: 16 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26 Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52. Sadaratle meşihat iki kanattır. (Sn.) 51. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 154,155.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:13 Said Nursi (Bediuzzaman) 1873-1960.Hi:1290-1379 İslami ilmi Edebi Felsefi Yeni Lügat Abdullah Yeğin Hizmet Vakfı Yayınları sy. 601.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:19 Said Nursi Bediuzzaman demiş ki Oğlum olursa adını Yüksel koyardım. Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi D. T. 24.3.1974.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:26 Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir. Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren. İslami ilmi Edebi Felsefi Yeni Lügat Abdullah Yeğin Hizmet Vakfı Yayınları sy. 99.
Nitekim şair der ki : "Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür, Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)! ... Aceb mi doğsa zülfünden fitneler, Meseldir bu denir, el-leylu hubla! Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt 14.sy.493.
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:11 Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur. Hadislerle Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı Müslümanlık cilt. 2. Devlet idaresi sy. 609, 610
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:03 Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının. Ravi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.) Sayfa: 222 / No: 16 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26 Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52. Sadaratle meşihat iki kanattır. (Sn.) 51. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 154,155.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:13 Said Nursi (Bediuzzaman) 1873-1960.Hi:1290-1379 İslami ilmi Edebi Felsefi Yeni Lügat Abdullah Yeğin Hizmet Vakfı Yayınları sy. 601.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:19 Said Nursi Bediuzzaman demiş ki Oğlum olursa adını Yüksel koyardım. Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi D. T. 24.3.1974.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:26 Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir. Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren. İslami ilmi Edebi Felsefi Yeni Lügat Abdullah Yeğin Hizmet Vakfı Yayınları sy. 99.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:45 Nitekim şair der ki : "Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür, Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)! ... Aceb mi doğsa zülfünden fitneler, Meseldir bu denir, el-leylu hubla! Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt 14.sy.493.
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:11 Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur. Hadislerle Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı Müslümanlık cilt. 2. Devlet idaresi sy. 609, 610
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:03 Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının. Ravi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.) Sayfa: 222 / No: 16 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26 Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52. Sadaratle meşihat iki kanattır. (Sn.) 51. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 154,155.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:13 Said Nursi (Bediuzzaman) 1873-1960.Hi:1290-1379 İslami ilmi Edebi Felsefi Yeni Lügat Abdullah Yeğin Hizmet Vakfı Yayınları sy. 601.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:19 Said Nursi Bediuzzaman demiş ki Oğlum olursa adını Yüksel koyardım. Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi D. T. 24.3.1974.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:26 Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir. Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren. İslami ilmi Edebi Felsefi Yeni Lügat Abdullah Yeğin Hizmet Vakfı Yayınları sy. 99.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:45 Nitekim şair der ki : "Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür, Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)! ... Aceb mi doğsa zülfünden fitneler, Meseldir bu denir, el-leylu hubla! Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt 14.sy.493.
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:11 Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur. Hadislerle Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı Müslümanlık cilt. 2. Devlet idaresi sy. 609, 610
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:03 Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.
Kıyamet yaklaştığında taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanlanın en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır)
"Zaman yaklaştığında... Yani kıyamet saati yaklaştığında taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur
"ticaret çoğalır Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır. mal çoğalır kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibis şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.
"saygı gösterilir" kelimesi, kökündendir
mal sahibine mali nedeniyle Yani mal sahibi, dini için değil
malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.
"fuhuş çoğalır" Yani zina...
, "çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocuklan yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder)
"kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette
"öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise L-ly
"kirk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.
Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacagina ve esirligin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.
"Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder
yuksel14 Temmuz 2022 10:51 ölçü ve tartida eksiklik yapılır Yani onlarda noksanlık yapılır. Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teâlâ ölçekte ve tartıda hileye sapanlann vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıklanı zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3) Adam kopek yavrusu yetistirip egitir. Köpek yavrusu demektir.
(Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı. "büyüğe saygı duyulmaz Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki füller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.
zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle Zinanın çokluğunu Resûlüllah (sav)'in; öyleki adam yol ortasinda kadınla yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.
kelimesi noktall harf "insanlar koyun
olan/dät" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir. "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler
bu zamanda insanlann en yisi, dalkavuk olan Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi
hallerine bırakırlar.
Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.) Hadisi Taberâni (el-Mu'cemü'l-kebir de), Hâkim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (ra)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Häkim'i (el-Müstedrek alá
Müstedreki'l-Hâkim'de) Zehebî eleştirmiştir. Bu hadiste, Resulallah (sav)'in söyledikleri aynen gerçekleşmekte
Ulemanın mürekkebi ve şehidlerin kanı tartılsa idi, ulemanın mürekkebi şehidlerin kanına ağır basardı. Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.) Sayfa: 359 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
İnnâ ateynanin sırrını herkes anlamaz. (E. L.) 1:205. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 551.
YANITLASİL
yuksel15 Temmuz 2022 00:29 Din birleştiricidir.(H. S.) 97:1.evham. Ahmak dost din düşmanından daha zararlıdır.(Mh.) 29:1.maka. Eğitimin ana lisanla yapılması faydalıdır. Din nokta-i nazarında medenilere galebe çalmak ikna iledir. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy 162,..165.
YANITLASİL
yuksel17 Temmuz 2022 07:53 Propagandada gerçekler olduğu gibi anlatılmalıdir.(Sn.) 17. Siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık doğruluğa tercih ediliyor. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 541.
YANITLASİL
yuksel17 Temmuz 2022 08:03 Düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır.(Sn.) 62:(T.H.)117. Sulhkarane muamele dost kazandırır. (M.) 258:22.Mektup4.vec. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 171.
Adil ve mütevazi Sultan, Allah'ın yeryüzünde gölgesi ve mızrağıdır. Böyle adil ve mütevazi bir Sultan (veya vali) için her gündüz ve gecede, hepsi abid ve müçtehid olan altmış sıddık ameli yazılır. Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.) Sayfa: 213 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel24 Temmuz 2022 00:56 Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir ki, Allah'ın kullarından her mazlum ona iltica eder. Adalet yaparsa ona ecir, diğerine şükür, zulmederse ona vebal ve tebaaya da sabır düşer. Valiler zulm ederlerse kıtlık olur. Zekat verilmezse davarlar ölür, zina meydan alırsa, meskenet ve fakirlik zahir olur. Ve ehli zimmete zulm edilirse kuffar baş kaldırır. (Galebe çalar) Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 213 / No: 16 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel24 Temmuz 2022 00:59 Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 51 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
354 14 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Hz. Sumame (r.a.)
212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
354 14 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Hz. Sumame (r.a.)
YANITLASİL
yuksel25 Temmuz 2022 02:32 212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
YANITLASİL
yuksel26 Temmuz 2022 08:25 Hayati bitirecekse bir mezarcının küreği, Ne diye taşımalı bunca emel dolu yureği?! Medrese-i Yusufiyye'den Mektuplar Ahmed Mahmud Ünlü sy.640.
YANITLASİL
yuksel26 Temmuz 2022 09:08 İlk önce hak hakikatı öğren. Adamlara bakılıpta hak hakikat anlaşılmaz. Hak hakikatı bilirsen kimin kötü kimin iyi olduğunu anlarsın. Akra fm. Mahmud Esad Coşan günün Sohbeti.
354 14 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Hz. Sumame (r.a.)
YANITLASİL
yuksel25 Temmuz 2022 02:32 212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
YANITLASİL
yuksel26 Temmuz 2022 08:25 Hayati bitirecekse bir mezarcının küreği, Ne diye taşımalı bunca emel dolu yureği?! Medrese-i Yusufiyye'den Mektuplar Ahmed Mahmud Ünlü sy.640.
YANITLASİL
yuksel26 Temmuz 2022 09:08 İlk önce hak hakikatı öğren. Adamlara bakılıpta hak hakikat anlaşılmaz. Hak hakikatı bilirsen kimin kötü kimin iyi olduğunu anlarsın. Akra fm. Mahmud Esad Coşan günün Sohbeti.
Mustafa Kemal 'SABETAY SEVİ'nin soyudan geliyorum kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..' Sırr-ı inna A'tayna Rumuzat-i Semaniye Mâidet-ül-Kur'an sy 83
Mustafa Kemal 'SABETAY SEVİ'nin soyundan geliyorum kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..' Sırr-ı inna A'tayna Rumuzat-i Semaniye Mâidet-ül-Kur'an sy 83
YANITLASİL
yuksel31 Temmuz 2022 15:53 Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki Allah her yüzyılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir"buyurmaktadir
Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki Osmanlı Devleti Aliyy'ül geri dönün.
TV100’de İstanbul depremi ile ilgilisi söylediklerime toplumun farklı kesimlerinden farklı tepkiler geldi.
Bu sıcak ilgi önemli. Bu ilgiyi doğru bilgi ile temellendirmek ve bir sorumluluk bilincine dönüştürmek gerek. Bunun için konuyu biraz daha açmam, açıklamam doğru olacaktır.
Tuzla’dan Çanakkale’ye 450 km. Düzce’den İzmit’e, yani Sakarya hattı 118 km.
İstanbul’un nüfusu 16+5 milyon. Yani 21 milyon. 5 milyon, kimi günübirlik çevre illerden ve Avrupa’dan gelip, Asya’ya doğru, hava, kara, demir, deniz yoluyla giden insan var.
İstanbul’da 9 yaş altı çocuk sayısı 2.200.000’i bulurken bunların genel nüfusa oranı % 13.90. Bunun da % 6.55’i 4 yaş altını oluşturuyor. Öte yandan, 70 yaş üstü 2.750.00’yi bulmaktadır. Bunlar da % 18.59’una tekabül etmektedir. 670 bin 756 da engellimiz var. İstanbul’da 1 milyon 305 bin 307 yabancının yasal olarak ikamet ettiği biliniyor. Aslında kaçak, yerli ve yabancı aranan kişi ve çalışanlar, nezarette tutulanlarla bu sayı 1,5 milyona yaklaşmaktadır. Yine aynı şekilde, Türkiye genelinde 300 bine yakın hükümlü ve tutuklu var. Bunların 25.000’e yakını Silivri’de olmak üzere yaklaşık üçte biri İstanbul’da bulunmaktadır.
İstanbul’da yatak sayısı, konaklama tesisi ve otellerde yatak kapasitesi 250.000’e yaklaşmaktadır. Buna öğrenci yurtları dâhil değil, öğretmenevi, hakimler evi gibi misafirhane ve pansiyonlar dahildir.
Sakarya depremi 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de 7,4 büyüklüğünde meydana geldi ve 45 saniye sürdü. 1999’da Sakarya’nın nüfusu 700.000 civarında idi. Öte yandan, depremde mal ve can kaybı, depremin şiddeti kadar, ayı, günü, saati açısından da önemli. İşin ekonomik maliyeti ayrı bir konu.
Depremde sadece, can, mal değil, bilgi de enkaz altında kalacak. Dilerim “insanlık” ve “ahlak” enkaz altına kalmaz. “Cahillik” ve “ihmal” de ayrıca bu işin maliyetini artıracak iki ayrı faktör.
TBMM “Meclis Araştırması Raporu”na göre, 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü. Kayıplar ve yaralılardan hayatlarını kaybedenler de eklenince bu sayı yaklaşık 25.000’i buluyor. Aynı şiddette bir depreme nisbetle 700.000 kişiden 25.000’i ölmüşse, 21 milyonda kaç kişi ölür? 750.000 kişi! Deprem anında ölüm kadar enkaz altında kalanların kurtarılması da acil bir konu. Enkaz altında bir insan yara almamışsa kaç gün yaşayabilir? Misal olarak, 2013 Mayıs’ında bir kadın Bangladeş’te bir çöken fabrikanın yıkıntıları arasından, felaketten 17 gün sonra canlı olarak çıkarılmıştı. Haiti’de 2010 Ocak ayında, 7 şiddetindeki, 200.000 kişinin hayatına malolan depremden 12 gün sonra bir adam, yıkıntılar altından canlı olarak çıkarılmıştı. Haiti’nin nüfusu 10 milyondu o tarihte.
Bizi ilgilendiren bu yapıların güvenilirliği, zemin şartları, dayanıklılık, tahliye şartları, bitişik nizam sorunu, nüfus, ikmal ve kaçış yollarının güvenilirliği, fay hattına uzaklık.
Afetin zamanı, şekli, büyüklüğü, lojistik gibi birçok şey etkili olacak bu sonuçta. İlk 72 saat çok önemli. Bir insanın yaş, sağlık durumuna bağlı olarak susuzluğa dayanabileceği en uzun süre 1 hafta olarak belirlenmiştir. Açlıkta ise genel kabul gören süre 3 haftadır. Havasızlık ve kan kaybı için süre dakikalarla sınırlı.
Bu arada fay hattı denizde, bunun artıları-eksileri var. Süre aynı kalsın, derinlik aynı olsun, en kötü senaryo gerçekleşir 7.8’le vurursa, yıkım ve can kaybı kaç olur? Bakın, richter ölçeğine göre, 4’de 4 iken, bu oran mesela; 7.3 büyüklükteki bir depremin şiddeti 10 iken, 7.8 büyüklüğündeki bir depremin şiddeti 11’dir. Deprem büyüklüğü ve şiddeti aynı değildir. Şiddet 0.5 artarken büyüklük 1 puan artmıştır. Bunun sonuca yansıması ise 1 milyon seviyesini işaret etmektedir.
En kötü senaryo olarak şöyle bir model üzerinden bakalım olaya: İstanbul depremi Tuzla’dan Çanakkale’ye bir defada kırılacaksa bu 7.8’lik bir deprem üretebilir. İki defada kırılacaksa, bu 7.6-7.4 olabilir, 3 bölümde kırılacaksa bu 7.4, 7.2, 7 gibi olabilir.
17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de 7,4 büyüklüğünde meydana gelen ve 45 saniye süren Marmara Depremi, Kocaeli, Sakarya, İstanbul, Düzce ve Yalova’da yıkıma yol açtı. Derinliği 17 km olan sarsıntıda yerkabuğunun sağa doğru hareket ettiği ve 120 kilometrelik bir hat boyunca kırıldığı tespit edildi. 1509 Büyük İstanbul depremi, 10 Eylül 1509 tarihinde merkez üssü Marmara Denizi’nin kuzeyi olan, 7.2 Ms (±0.8) büyüklüğünde meydana gelen deprem. Tarihsel kayıtlara göre deprem sonucunda Osmanlı’nın başkentinde 4.000 ila 13.000 arasında kişi hayatını kaybetti,
1766 İstanbul depremi, Marmara Denizi’nin doğusunda 22 Mayıs 1766 Perşembe sabahı 7.1 şiddetinde 17 km derinlikte olmuş 47 saniye sürmüş.
Deprem İzmit’ten Tekirdağ’a kadar uzanan geniş bir alanda etkili olmuş ve Tsunami’ye sebeb olmuş, bu alanda önemli hasarlar meydana gelmiş 1509 depremine benzer bir can kaybı yaşanmıştır. Bu olacak depremin, 1000 yılda bir gerçekleşen manyetik kutuplardaki değişiklikle birlikte düşünülmesi gerekir.
Deccal ve Süfyan ünvanları yabancılara karşı lüzumsuz müna
kaşa edilmemeli. (K.L.) 188. Deccalın yalancı cennet ve cehennemi vardır. ($.) 490, 494:5.
Şua; (M.) 61:15. Mektup, 4. suâl
Herkes deccalı tanımayacak. (S.) 310:24. Söz 3. dal, 8. asıl Hıristiyanlık İslâmiyetle mezcolarak Deccalı dağıtacak. (Ş.) 493:5. Şua Hz. İsa'nın Deccalle mücadelesi. (K.L.) 49.
120:17. Lem'a 5. nota
İsevî dininden uzaklaşan Avrupa, deccal gibi tek gözlüdür. (L.) FIHRIST/156
28 Temmuz 2022 01:45 yuksel dedi ki... İslâm Deccalı Süfyan. (Ş.) 498:5. Şua Mesih Deccal. (Ş.) 498:5. Şua Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi 155 156 syf
28 Temmuz 2022 01:46 yuksel dedi ki... Mustafa Kemal in Bediuzzaman a tarziye verdi.(E.L.)2:31. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy 484. 29 Temmuz 2022 17:32 yuksel dedi ki... Mustafa Kemal 'SABETAY SEVİ'nin soyudan geliyorum kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..' Sırr-ı inna A'tayna Rumuzat-i Semaniye Mâidet-ül-Kur'an sy 83
Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı gezerken Bediüzzaman’ın önünden geçen Nikola Nikolaviç’e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıldanmıyor. Başkumandanın nazar-ı dikkatini çekiyor. Tekrar bir bahane ile önünden geçiyor. Yine kımıldanmıyor.
Üçüncü defasında önünde duruyor, tercüman vasıtasıyla aralarında şöyle bir muhavere geçiyor:
“Beni tanımadılar mı?”
“Evet, tanıdım. Nikola Nikolaviç, Çarın dayısıdır, Kafkas Cephesi Başkumandanıdır.”
“O halde ne için hakaret ettiler?”
“Hayır, affetsinler, ben kendilerine hakaret etmiş değilim. Ben mukaddesatımın emrettiğini yaptım.”
“Mukaddesat ne emrediyormuş?”
“Ben Müslüman âlimiyim. Kalbimde iman vardır. Kendisinde iman olan bir şahıs, imanı olmayan şahıstan efdaldir. Ben ona kıyam etseydim, mukaddesatıma hürmetsizlik yapmış olurdum. Onun için ben kıyam etmedim.”
“Şu halde, bana imansız demekle benim şahsımı, hem ordumu, hem de milletimi ve Çarı tahkir etmiş oluyor. Derhal divan-ı harp kurulunda isticvab edilsin.”
Bu emir üzerine divan-ı harp kuruluyor. Karargâhdaki Türk, Alman ve Avusturya zâbitleri, ayrı ayrı Bediüzzaman’a rica ederek Başkumandana tarziye vermesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevap bu oluyor:
“Ben âhiret diyarına göçmek ve huzur-u Resulullaha varmak istiyorum. Bana bir pasaport lâzımdır. Ben imanıma muhalif hareket edemem.”
Buna karşı kimse sesini çıkarmıyor, neticeyi bekliyor. İsticvab bitiyor. Rus Çarını ve Rus ordusunu tahkir maddesinden idam kararını veriyorlar. Kararı infaz için gelen bir manga askerin başındaki subaya kemâl-i şetâretle, “Müsaade ediniz, on beş dakika vazifemi îfa edeyim” diye abdest alıp iki rekat namaz kılarken, Nikola Nikolaviç geliyor, kendisine hitaben:
“Beni affediniz. Sizin beni tahkir için bu hareketi yaptığınızı zannediyordum. Hakkınızda kanunî muamele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki, siz bu hareketinizi imanınızdan alıyorsunuz ve mukaddesatın emirlerini îfa ediyorsunuz. Hükmünüz iptal edilmiş; dinî salâhatinizden (salihliğinizden) dolayı şâyân-ı takdirsiniz. Sizi rahatsız ettim, tekrar tekrar rica ediyorum, beni affediniz.”
Edep nedir? diye sual edildiğinde :"Yemeğiniz arpa olsun, helvanız hurma olsun, katığınız tuz olsun, yağınız süt olsun, elbiseniz yün olsun, evleriniz mescidler olsun, ışığınız güneş olsun kandiliniz ay olsun lezzetiniz su olsun, Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 15. sy. 84.
YANITLASİL
yuksel26 Eylül 2022 04:40 güzelliğiniz temizlik olsun, ziynetiniz tedbir olsun, ameliniz rıza olsun, azığıniz takva olsun, Yemeğiniz gece olsun, uykunuz gündüz olsun, kelamınız zikir olsun suskunluğunuz ve gayeniz tefekkür olsun,bakışınız ibret olsun, sığınağıniz ve yardımcınız da Mevlaniz olsun! İşte ölünceye kadar bu hal üzere sabredin! "buyurmuştur. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 15. sy.84,85.
Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.) Sayfa: 121 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilSÜBHANALLAH
ELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED
ESTAĞFİRULLAH
ALLAHÜMME
YanıtlaSilاللهم
“Allahım!” mânasına gelen Arapça bir dua sözü.
İlişkili Maddeler
Hitaplarının başında “Allahümme” kelimesini ilk kez kullandığı iddia edilen şair
ÜMEYYE b. EBÜ’s-SALT
Hikmetli sözleriyle tanınan Arap şairi.
BESMELE
“Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla” anlamına gelen “Bismillâhirrahmânirrahîm” cümlesinin adı.
Müellif:
FUAT GÜNEL
Hem Câhiliye döneminde hem de İslâmî devirde kullanılan bu duaya başlama sözünün aslı “yâ Allah” olup çok kullanıldığı için nida harfi olan “yâ” hazfedilmiş, buna karşılık kelimenin sonuna şeddeli bir “mim” getirilmiştir. Bu sözün kısaltılarak kullanılan “lahümme” şekline de rastlanır. Kur’ân-ı Kerîm’de (bk. Âl-i İmrân 3/26; el-Mâide 5/114; el-Enfâl 8/32; Yûnus 10/10; ez-Zümer 39/46) ve hadislerde de (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “Allahümme” md.) geçen bu kelime genellikle üç şekilde kullanılır. Bunlardan en yaygın olanı, dua esnasında kulun Allah’a yakarışını ifade etmek üzere “Allahım!” anlamında nida maksadıyla kullanılanıdır. Bir soruya verilen cevabın doğruluğu konusunda muhatabı ikna etmek ve buna Allah’ı şahit tuttuğunu göstermek için pekiştirme edatı olarak “allahümme neam” veya “allahümme lâ” şeklinde söylendiği gibi, bir şeyin pek nâdir meydana geldiğini belirtmek için istisna edatı olan “illâ” ile “allahümme illâ...” tarzında da kullanılır.
Her ne kadar F. Buhl, ilk defa Ümeyye b. Ebü’s-Salt tarafından muahedelerin başında kullanıldığı rivayet edilen (bk. Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, III, 187) “Bismikellahümme” tabirinin yerine, Hz. Peygamber’in Câhiliye döneminden kalmış bir söz olması dolayısıyla başka tabirler koyduğunu iddia etmişse de (bk. İA, I, 375) bu iddia yanlıştır. Çünkü Hz. Peygamber sırf Câhiliye geleneğine karşı çıkmak düşüncesiyle bunu terketmiş değildir. Bu tabirin yerine “Bismillâhirrahmânirrahîm” cümlesini kullanmasının asıl sebebi, Kur’ân-ı Kerîm sûrelerinin bu cümle ile başlamasıdır. Bunun için Kur’ân-ı Kerîm kıraatine besmeleden başka bir sözle başlamaya izin verilmemiş, ayrıca müslümanların her hayırlı işe besmele ile başlamaları tavsiye edilmiştir. Fakat bu husus, “Bismikellahümme” tabirinin nâdiren de olsa kullanılmasının menedildiğine delil teşkil etmez. Nitekim Hz. Peygamber Kureyş ile yaptığı Hudeybiye Antlaşması’na, “Bismillâhirrahmânirrahîm” diye başlanmasını Kureyş temsilcisinin kabul etmemesi üzerine “Bismikellahümme” sözünün yazılmasını emretmiştir (bk. İbn Hişâm, III, 317).
İbrânîce’de de buna benzer bir terkip bulunmaktadır. Yahudiler Allah’a şirk koşup birçok ilâha taptıkları dönemde bu kelimeyi, taptıkları ilâhları toptan ifade etmek üzere çoğul olarak kullanıyor ve “elohîm” diyorlardı. Elohîm kelimesini Hz. Mûsâ’dan sonra da Allah hakkında kullanmaya devam ettiler.
BİBLİYOGRAFYA
Lisânü’l-ʿArab, “elh” md.; Wensinck, el-Muʿcem, “Allāhümme” md.; İbn Hişâm, es-Sîre, III, 317; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 124; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, Kahire 1927, III, 187; Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire 1392/1972, I, 396; Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Kahire 1383/1964, I, 329; Muhammed Altuncî, Muʿcemü’l-edevâti’n-naḥviyye, Dımaşk 1979, s. 21; F. Buhl, “Allâhümme”, İA, I, 375-376; a.mlf., “Allāhümme”, DMİ, II, 592; a.mlf., “Allāhumma”, EI2 (İng.), I, 418; Ferîd Vecdî, DM, I, 481; UDMİ, III, 187-188.
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
YanıtlaSilBismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
HABÎB en-NECCÂR
YanıtlaSilحبيب النجّار
İslâmî kaynaklara göre Yâsîn sûresinde kıssası anlatılan kişi.
İlişkili Maddeler
YÂSÎN SÛRESİ
Kur’ân-ı Kerîm’in otuz altıncı sûresi.
ANTAKYA
Akdeniz bölgesinde Hatay ilinin merkezi olan şehir.
Müellif:
SÜLEYMAN ATEŞ
Kur’ân-ı Kerîm’de, “karye” halkını Hakk’a davet etmek için bir şehre (Karye) gelen iki elçiye destek olmak üzere bir üçüncüsünün gönderildiği, halkın bunlara karşı çıktığı, sadece şehrin uzak bir yerinden gelen bir kişinin iman edip onları desteklediği ve bu kişinin, açıkça ifade edilmemekle beraber âyetin gelişinden anlaşıldığına göre şehir halkı tarafından öldürüldüğü, onun imanı sayesinde cennete girdiği, kendisine kötülük eden şehir halkının ise bir sayha ile helâk edildiği anlatılmaktadır (Yâsîn 36/13-29).
Müfessirlere göre elçilerin adları Yuhannâ, Pavlus ve Şem‘ûnü’s-Safâ (Simun Petrus), gönderildikleri şehir ise Antakya’dır. Bunların tebliğini kabul eden mümin kişinin adı da Habîb b. Mûsâ, Habîb b. İsrâil veya Habîb b. Mer‘î’dir. Tefsir kitaplarında Habîb’in neccâr (dülger), ipekçi, kassâr (bez ağartan) veya ayakkabıcı olduğu, günlük kazancının yarısını ailesine ayırıp diğer yarısını tasadduk ettiği, cüzzam hastalığına yakalandığı için şehirden uzak bir yerde oturup ibadetle meşgul olduğu, iman ettiğini açıklayıp halkı da iman etmeye çağırınca taşlanarak, linç edilerek veya hızarla kesilerek öldürüldüğü, kesilmiş başını eline alıp yürüdüğü rivayet edilir. Kur’an’daki âyetlerin üslûbu Hz. Peygamber zamanında bu kıssanın bilindiğini göstermektedir. “Bir misal olarak şu şehir halkını onlara anlat” meâlindeki âyetle (Yâsîn 36/13) kıssa hatırlatılarak şehir halkının âkıbetinden ibret alınması öğütlenmektedir. Bu şehrin neresi olduğu, hadisenin ne zaman vuku bulduğu ve iman ettiği bildirilen şahsın kimliği konusunda hadislerde de bir bilgi bulunmamaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de Semûd kavmi (Hûd 11/67; el-Kamer 54/31), Medyen ehli (Hûd 11/94), Lût kavmi (el-Hicr 15/73) ve Ashâbü’l-Hicr (el-Hicr 15/83) gibi kavimlerin Allah’ın elçilerini dinlemedikleri için bir sayha ile helâk edildikleri belirtilmektedir. Yâsîn sûresinde söz konusu edilen şehrin bu kavimlerden birine ait olup olmadığı bilinmemektedir. Müfessirlerin olayın meydana geldiğini söyledikleri Antakya’da milâttan sonra 35 yılında bir deprem olduğu bilinmekteyse de bunun Kur’an’da anlatılan hadise ile ilgisinin tesbit edilmesi mümkün değildir.
Diğer taraftan tefsir kitaplarında elçileri bu şehre Hz. Îsâ’nın gönderdiği rivayet edilir. Hıristiyan kaynaklarında Hz. Îsâ’nın tebliğ faaliyeti esnasında Antakya’ya elçi yolladığına dair bilgi yoktur. Onun semaya urûcundan sonra Kudüs’teki hıristiyanlar tarafından bu şehre gönderilen Barnaba Tarsus’tan Saul’ü de (Pavlus) yanına çağırmış, ikisi birlikte bir yıl süre ile orada yeni dini yaymışlardır (Resullerin İşleri, 11/22-26). Pavlus ile Barnaba Antakya’da iken daha sonra Simun Petrus da oraya gitmiştir (Galatyalılar’a Mektup, 2/11). Ancak Ahd-i Cedîd’de Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan kıssaya benzer bir olay yer almamaktadır.
Ahd-i Cedîd’de sözü edilen Agabus’un (Resullerin İşleri, 11/27-28) Habîb en-Neccâr olduğu ileri sürülmüşse de (İA, V/1, s. 9) bunu ispat edecek hiçbir delil yoktur (EI2 [Fr.], III/1, s. 12-13). Agabus’la ilgili Ahd-i Cedîd’deki bilgi şöyledir: “O günlerde Yeruşalim’den Antakya’ya bazı peygamberler indiler. Bunlardan Agabus adlı biri kalkıp bütün dünya üzerinde büyük bir kıtlık olacağını Ruh vasıtasıyla bildirdi; bu da Klavdius’un günlerinde oldu” (Resullerin İşleri, 11/27-28). Ahd-i Cedîd’de Agabus’un bu hadiseden sekiz yıl sonra Kaysâriye’deki faaliyetinden de bahsedilir (Resullerin İşleri, 21/10-11). Grekler, Agabus’un Hz. Îsâ’nın seçtiği yetmiş şâkirdden biri olduğuna ve Antakya’da şehid edildiğine inanırlar (DB, I/1, s. 259). Ancak, Agabus şehid edilmişse de nerede öldürüldüğü bilinmemektedir (EI2 [Fr.], III/1, s. 13).
YanıtlaSilAntakya’da Habîbünneccâr (Silpius) dağının eteklerinde, aslı bir Roma tapınağı iken Bizans döneminde kiliseye, İslâmî dönemde camiye çevrilen ve aynı adı taşıyan binanın altındaki üç mezardan birinin ona ait olduğu ileri sürülmektedir.
BİBLİYOGRAFYA
Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XXII, 155-162.
Makdisî, el-Bedʾ ve’t-târîḫ, III, 130-131.
Sa‘lebî, ʿArâʾisü’l-mecâlis, s. 308-310.
Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXVI, 51-61.
Âlûsî, Rûḥu’l-meʿânî, XXII, 220-228.
İsmâil Hakkı Bursevî, Rûḥu’l-beyân, İstanbul 1384, VII, 377-388.
“Habîbünneccâr”, İA, V/1, s. 9-10.
G. Vajda, “Ḥabīb al-Nad̲j̲d̲j̲ar”, EI2 (Fr.), III/1, s. 12-13.
E. Jacquier, “Agabus”, DB, I/1, s. 259.
Her zaman yanımızda melekler ve Allah c.c. var. Aşikârda yapmadıklarımızı yalnızkende yapmamalıyız.
YanıtlaSilAkra fm
Günün sohbeti.
Mahmud Esad Coşan.
SOFTA
YanıtlaSilOsmanlılar’da medrese talebeleri için kullanılan bir terim.
Müellif:
MUSTAFA ALKAN
Farsça’da “yanmış, tutuşmuş” anlamına gelen sûhte kelimesi, Osmanlı devrinde medrese öğrencileri için onların ilim aşkıyla yanmış tutuşmuş olmalarına izâfeten kullanılmıştır. Bu terim zamanla softa şeklini almıştır. Softa kelimesi, Osmanlılar’da XVI. yüzyılda kullanılmaya başlanmış olup (BA, MD, nr. 3, hk. 17) imparatorluğun sonuna kadar devam etmiştir (Mir’ât-ı Hakîkat, s. 92-93).
Osmanlı eğitiminde sıbyan mektebini bitiren bir talebe on iki-on beş yaşlarında iken medreseye girerek softa olur ve medrese öğrenimi başlardı. Softalar “mukaddimât-ı ulûm” (mebânî-i ulûm) denilen Arapça sarf, nahiv, mantık ve âdâbü’l-bahs gibi muhtasarat derslerini okuduktan sonra müderristen aldıkları başarı belgesiyle (temessük) bir üst medreseye devam ederlerdi. Bundan sonra sırasıyla hâşiye-i Tecrîd, miftâh, kırklı ve ellili (hâriç ve dâhil) medreselerdeki öğrenimlerini üç yıl gibi bir sürede tamamlayınca Sahn-ı Semân Medresesi’ne girerek dânişmend olurlardı. Tecrübe sahibi dânişmendler (muîd) aynı zamanda softalara ders okuturdu.
Softaların tahsil gördükleri medreseler orta dereceli öğretim kurumlarıydı ve bunlar Osmanlı coğrafyasında en yaygın olan medreselerdi. Ayrıca Fâtih Sultan Mehmed’in yaptırdığı Sahn-ı Semân medreselerine öğrenci yetiştiren sekiz tetimme medresesinin öğrencilerine de softa adı verilmekteydi. Tetimmelerin bir diğer adı olan mûsıle-i Sahn softaların eğitim gördükleri medreselerin seviyesini göstermektedir. Mûsıle-i Sahn “sahna götüren, ulaştıran” mânasına gelmektedir. Sahn medreseleri yüksek dereceli medreseler olduğuna göre softaların eğitim gördükleri tetimme medreselerini de orta dereceli medreseler olarak görmek mümkündür (Unan, s. 66). Softalar, medreselerin fizikî yapısına göre iki kişilik veya daha fazla gruplar halinde hücrelerde kalırlar, yemeklerini imaretten yerler, dânişmend olunca da oda sahibi olurlardı (Fâtih Mehmet II. Vakfiyeleri, I, 257). Ayrıca bütün giderlerinin karşılanmasının yanında medresenin vakfından harçlık da alırlardı (Ramazanoğlu Halil Bey Oğlu Pîrî Paşa Vakfiyesi, VGMA, nr. 646/4, 8).
XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı medreselerinin tedrîcî bir bozulmanın içine girdiği genellikle kabul edilir. Bazı Osmanlı müellifleri, medreselerin kānûn-ı kadîme aykırı uygulamalardan dolayı yavaş yavaş bozulmaya başladığı, bunun hem müderris hem tedrisat hem de talebelere yansıdığı konusunda birleşir. Bunlara göre medreselerde yüksek seviyeli ulemâ çocuklarına haksız imtiyazların sağlanması, ilmiye yolunda yükselmenin rüşvet ve iltimasla mümkün hale gelmesi (Âlî Mustafa Efendi, s. 80), tedrisattan aklî ve riyâzî ilimlerin kaldırılması (Kâtib Çelebi, s. 10-11) ve nihayet kapasitenin üzerinde talebenin kabul edilmesi klasik medrese geleneğini bozmuştur (Koçi Bey, s. 10-11). Medreselerin bozulmasında sosyal ve ekonomik etkenlerin de rolü vardı. Özellikle XVI. yüzyılın ikinci yarısına doğru medrese talebeleri arasında büyük bir kargaşa yaşanmaya başlanmıştır.
YanıtlaSilAynı dönemde Anadolu’da ve Rumeli’de ortaya çıkan büyük sosyal gerginlik softalara da yansıdı. Bozulan ekonomik yapı, genç nüfusta görülen artış bu gerginliği daha da körükledi. Kır kesimindeki gençler yatılı ve burslu olan medreselere sığındı, medreseler işsiz güçsüzlerin geçim yeri haline geldi. Kapasitenin üstünde öğrenciyle dolan medreselerde eğitim ve öğretimin kalitesi düştü. Bu kargaşa ortamından dolayı uzun süre medreseden dışarı çıkamamak ve mezuniyet sonrası işsiz kalmak talebelerin psikolojisini bozarak onları suça itti. Celâlî isyanlarının da etkisiyle gayri memnun bir kısım softa bir araya gelip çeşitli sayıda kişilerden oluşan bölükler halinde çeteler kurdu (BA, MD, nr. 12, hk. 925, 1190, 1216). “Softa şekaveti” denilen bu hareketi Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid’in taht mücadeleleri, Osmanlı-İran ve Avusturya savaşları sebebiyle Celâlîler’le bağlantılı olarak yüzyılın sonuna kadar sürdü (Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, s. 253-281). Bu süreçte âsi softa taifesi halk üzerinde baskı kurarak köyleri, kasabaları yağmaladı; cer, nezir ve kurban adıyla para (salgın / salma) topladı (BA, MD, nr. 12, hk. 204).
Osmanlı Devleti softa isyanlarını önlemek ve medreseleri ıslah etmek için pek çok hüküm, ferman ve nizamnâme yayımladı. Medreselerde derslere devam ve derslerde bir müfredatın takip edilmesi bağlamında bir dizi ıslahat yapıldı (Baltacı, s. 37-42). Ancak softalar XVI. yüzyıldan sonra da başta İstanbul, Bursa ve Edirne gibi daha çok birlikte hareket edebilme imkânını buldukları merkezlerde her fırsatta şehir içi siyasî ve içtimaî hareketlere karışmayı sürdürdü. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında softaların yapılan reformlara karşı direnmesi sebebiyle “ham softa” deyimi literatüre girmiştir. Bugünkü Türkçe’de softa kelimesiyle bir görüşe, bir inanışa körü körüne bağlanan kimse kastedilmektedir.
BİBLİYOGRAFYA
Fâtih Mehmet II. Vakfiyeleri (nşr. Vakıflar Umum Müdürlüğü), Ankara 1938, I, 257; Ramazanoğlu Halil Bey Oğlu Pîrî Paşa Vakfiyesi, 1539-1555, VGMA, nr. 646/4, 8; Âlî Mustafa Efendi, Künhü’l-aḫbār II: Fâtiḥ Sulṭān Meḥmed Devri: 1451-1481 (haz. M. Hüdai Şentürk), Ankara 2003, s. 80; Koçi Bey, Risâle, London 1277, s. 10-11; Kâtib Çelebi, Mîzânü’l-hak fî ihtiyâri’l-ehak, İstanbul 1306, s. 9-11; Cevdet, Târih, I, 109; Mir’ât-ı Hakîkat (Miroğlu), s. 92-93; Ahmed Refik [Altınay], Onuncu Asr-ı Hicrîde İstanbul Hayatı, İstanbul 1333, s. 50-51; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 12-13; Cahid Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, s. 37-42; Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celalî İsyanları, İstanbul 1995, s. 253-281; a.mlf., “Türkiye Tarihinde İçtimaî Buhranlar Serisinden: Medreseli İsyanları”, İFM, XI/1-4 (1950), s. 361-387; Fahri Unan, Kuruluşundan Günümüze Fâtih Külliyesi, Ankara 2003, s. 66; Tahsin Yazıcı, “Softa”, İA, X, 735-736; C. E. Bosworth, “Softa”, EI2 (İng.), IX, 702.
YanıtlaSil15 Eylül 2007 Cumartesi
Hadis-i Şerif
1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
Gönderen yüksel zaman: 05:12 4.078 yorum:
Nefislerin beyazlaşması..!!!
Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır.
Gönderen yüksel zaman: 05:07 5.000 yorum:
Ana Sayfa
Kaydol: Kayıtlar (Atom)
Blog Arşivi
▼ 2007 (2)
▼ Eylül (2)
Hadis-i Şerif
Nefislerin beyazlaşması..!!!
Hakkımda
yüksel
Profilimin tamamını görüntüle
Çünkü her mümkün olan yaratığın hak ile olan ilişkisi mümkün olma açısından iki yönden olur:
YanıtlaSilBunlar
a-Cihetü'l-Vahdet,
b-Cihetü'l-kesret yönleridir.
Cihetü'l-Vahdet'in vasıtasız olması gerekir.İşte bu yöne el-vechu'l-has denir.Cihetü'l-kesret ise vâsıta iledir.Buna "el-vechu'l-âm"denir.Peygamber s.a.v.Efendimiz Cihetü'l-Vahdet noktasında yaratıkların en mükemmeli idi.
Ruhu'l Beyân
Kur'an Meâli Ve Tefsiri.cilt.22.sy.513.
İsmâil Hakkı Bursevi.
Çünkü onun kesret ahkâmı ve bunun mümkünlüğü tamamiyle vahdetü'l hak'ta yok olmuştu ve o ahkâm-ı vucub'u Allah c.c.tan vasıtasız alıyordu.Bir başka ifadeyle el-vechü-l-has'tan alıyordu.Hak Teâlâ'nın Peygamber Efendimiz'e haber vermeyi dilediği şeyler onun kalbine doğuveriyordu.
YanıtlaSilRuhu'l Beyân
Kur'an Meâli Ve Tefsiri.cilt.22.sy.513.
İsmail Hakkı Bursevi.
MOLLA FENÂRÎ
YanıtlaSil(ö. 834/1431)
Osmanlı âlimi.
Bölümler İçin Önizleme
Molla Fenârî’nin ʿAynü’l-aʿyân adlı eserinin ilk iki sayfası (Süleymaniye Ktp., Mahmud Paşa, nr. 9)
İlişkili Maddeler
Döneminde müderrislik ve Bursa kadılığı yaptığı padişah
BAYEZİD I
Yıldırım lakabıyla tanınan Osmanlı padişahı (1389-1403).
Döneminde Bursa kadılığı yaptığı padişah
MEHMED I
Osmanlı padişahı (1413-1421).
1/2
Müellif:
İBRAHİM HAKKI AYDIN
751 yılının Safer ayında (Nisan 1350) doğdu. Asıl adı Şemseddin Muhammed b. Hamza’dır. Fenârî nisbesi hakkında kaynaklarda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu nisbenin, Mâverâünnehir bölgesinde ya da Bursa civarında Yenişehir ile İnegöl yakınlarındaki Fenâr köyünden geldiğini söyleyenler bulunduğu gibi babasının fenercilik mesleğiyle ilgili olduğunu ileri sürenler de vardır. Kahire’de ondan icâzet alan İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’l-Fenerî diye tanındığını belirtmesi, Zeynüddin el-Hâfî’nin halifesi İbn Gānim el-Kudsî’ye gönderdiği Arapça bir şiirinde kendisinden İbnü’l-Fenârî diye söz etmesi (Taşköprizâde, s. 27) babasının da bu nisbeyle anıldığını göstermektedir. Açık bilgi bulunmaması sebebiyle kaynaklar bu rivayetleri nakletmekle yetinmiş, Uzunçarşılı ise bir gerekçe göstermeden Yenişehir ile İnegöl taraflarındaki Fenâr kasabasından olduğunu kaydetmiştir.
Molla Fenârî, ilk öğrenimini babasının yanında tamamladıktan sonra İznik’te Alâeddin Ali Esved’in derslerine devam etti. Hocasıyla arasında geçen ilmî bir tartışma yüzünden oradan ayrıldı ve Amasya’ya gitti. Amasya’da Cemâleddin Aksarâyî’nin öğrencisi oldu ve 778 (1376) yılında kendisinden icâzet aldı. Ardından Seyyid Şerîf el-Cürcânî ile birlikte gittiği Kahire’de başta Ekmeleddin el-Bâbertî olmak üzere çeşitli âlimlerden şer‘î ilimleri tahsil etti; Bâbertî’den de icâzet aldıktan sonra Bursa’ya döndü. Yıldırım Bayezid tarafından Manastır Medresesi müderrisliği ve bunun yanı sıra 795’te (1393) Bursa kadılığı ile görevlendirildi. Bu vazifesini on yıl kadar sürdürdü. Ankara Savaşı’nın ardından Timur’un askerleri Bursa’yı ele geçirince, daha önce Yıldırım Bayezid’in esir alıp hapsettirdiği Karamanoğlu Alâeddin Bey’in iki oğlu II. Mehmed Bey ve Ali Bey hürriyetine kavuşmuş ve Timur tarafından Karamanlı ülkesinin yönetimine getirilmişti. Molla Fenârî de muhtemelen Mısır seyahati dönüşünde Konya ve Karaman’a uğradığında tanıştığı Mehmed Bey’le Karaman’a gitti. Orada on yıldan fazla bir müddet ders verdi. 817’de (1414) Bursa’ya döndü ve Çelebi Sultan Mehmed devrinde 818 (1415) yılında ikinci defa Bursa kadılığına getirildi. 822’de (1419) çıktığı hac seyahatinden dönerken Kahire’ye uğradı ve el-Melikü’l-Müeyyed Şeyh el-Mahmûdî’nin isteğiyle bir süre orada kaldı. Kahire’de bulunduğu sırada dönemin önde gelen âlimleriyle ilmî müzakerelerde bulundu ve ders verdi. 823 (1420) yılında Mısır’dan ayrılan Molla Fenârî, Kudüs’e uğradıktan sonra Bursa’ya döndü ve eski görevine devam etti. II. Murad tarafından 828’de (1425) müftülük vazifesine tayin edildi. Bu unvanı taşıyan kimsenin diğer ulemâya nisbetle önemli bir mevki işgal ettiği bilinmekle birlikte bazı kaynaklarda Fenârî’nin ilk şeyhülislâm olarak anılması, pâyitaht müftülük makamının XVI. yüzyılın ortalarında ulaştığı kurum hüviyetiyle kelimenin kazandığı “devletin bütün ilmiye sınıfının resmî mercii” anlamında düşünülmemelidir.
YanıtlaSil833 (1430) yılında yaptığı ikinci hac yolculuğunda da Kahire’ye uğrayan Molla Fenârî buradaki âlimlerle ilmî görüşmeler yaptı. Döndükten kısa bir süre sonra 1 Receb 834 (15 Mart 1431) tarihinde Bursa’da vefat etti. Hüseyin Hüsâmeddin, bazı vakıf kayıtlarına ve kitâbelere dayanarak Molla Fenârî’nin 838’de (1434-35) öldüğünü kaydeder (TTEM, XVII/19 [1928], s. 155). Cenazesi kendi yaptırdığı caminin hazîresine defnedildi. Öğrencileri arasında oğlu Mehmed Şah Fenârî, Şehâbeddin İbn Arabşah, Kadızâde-i Rûmî, Kutbüddinzâde İznikî, Kâfiyeci, Emîr Sultan, Molla Yegân ve İbn Hacer el-Askalânî gibi âlimler bulunmaktadır.
Molla Fenârî, Osmanlı Devleti’nde tasavvufa ilgi duyan ilmiye mensuplarının önde gelenlerindendir. Tasavvuf kültürüne olan yakın ilgisi bazı eserlerinde açıkça görülür. Tasavvufî düşüncelerinin şekillenmesinde Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin tesiri vardır ve İbnü’l-Arabî’ye nisbet edilen Ekberiyye mektebinin görüşlerini Anadolu’da temsil eden âlimler arasında yer almaktadır. Babasından Sadreddin Konevî’nin Miftâḥu’l-ġayb’ını okumuş, daha sonra bu eseri şerhetmiştir. Fenârî ayrıca hem Miftâḥu’l-ġayb’ı hem de İbnü’l-Arabî’nin Fuṣûṣü’l-ḥikem’ini okutmuştur. Taşköprizâde, Fenârî’nin babasının Sadreddin Konevî’den Miftâḥu’l-ġayb’ı okuduğuna dair bir rivayet naklediyorsa da (eş-Şeḳāʾiḳ, s. 24) bu tarihen mümkün görünmemektedir. Konevî’nin ölüm tarihi (673/1274) göz önüne alınırsa Fenârî doğduğunda babasının 100 yaşlarında olması gerekir. Bu sebeple bizzat Konevî’den değil talebesinden veya talebesinin talebesinden okumuş olmalıdır. Kaynaklarda ayrıca Ebheriyye (Evhadiyye-Safeviyye / Erdebîliyye) ve Rifâiyye tarikatlarından hilâfet aldığı ve Zeyniyye tarikatına da intisap ettiği kaydedilmektedir. Diğer taraftan Fahreddin er-Râzî ekolüne bağlı olup Râzî’nin geliştirdiği İbn Sînâcı sistemin Osmanlı geleneğine taşınmasında önemli rol oynamıştır.
Gerek devlet erkânının gerekse halkın saygı gösterdiği ve maddî durumu iyi olmasına rağmen sade bir hayat yaşadığı nakledilen Molla Fenârî geçimini sağlamak için ipekçilikle meşgul olmuştur. Taşköprizâde, Fenârî’nin vefat ettiğinde 10.000 ciltlik bir kütüphane bıraktığına dair bir rivayet kaydeder. Molla Fenârî, Kudüs’te bir medrese ile Bursa’da üç mescid ve bir medrese yaptırmış, 833 (1430) tarihli vakfiyesiyle bunlara birçok emlâkini tahsis etmiştir (Bilge, s. 232-241). Oğullarından Mehmed Şah Fenârî de (ö. 839/1435 [?]) âlim olup çeşitli eserler telif etmiş, Yûsuf Bâlî ise (ö. 840/1436-37) müderrislik ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Osmanlı Devleti’nde ilmiye sınıfına tanınan imtiyazlar ilk defa II. Murad tarafından Molla Fenârî ailesine verilmiş, daha sonra bütün ilmiye ailelerine teşmil edilmiştir.
Eserleri. 1. ʿAynü’l-aʿyân (Tefsîru Sûreti’l-Fâtiḥa). İşârî tefsir türünün örneklerinden olup Karamanoğlu Mehmed Bey’e ithaf edilmiştir. Eserde tefsir usulüne dair geniş bir mukaddime yer almaktadır. Çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları bulunan kitabın müellif hattı olduğu tahmin edilen nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Mahmud Paşa, nr. 9). İstanbul’da basılan (1325) eser üzerinde Zülfikar Durmuş, Şemsüddin Muhammed b. Hamza el-Fenârî’nin Hayatı ve Aynü’l-A’yân Adlı Eserinin Tahlili adıyla yüksek lisans çalışması yapmıştır (1992, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü). 2. Taʿlîḳāt ʿalâ evâʾili’l-Keşşâf. Zemahşerî’nin el-Keşşâf adlı tefsirinin Fâtiha sûresiyle Bakara sûresinin bir bölümüne yazılmış ta‘lîkāttır (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 183). 3. Fuṣûlü’l-bedâyiʿ*. Usûl-i fıkha dair bu eser müellifin en meşhur çalışmalarından biri olup iki cilt halinde basılmıştır (İstanbul 1289). 4. Şerḥu’l-Ferâʾiżi’s-Sirâciyye. Hanefî fakihi Secâvendî’ye ait eserin en güzel şerhlerinden biridir (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 2524; Giresun Yazmaları, nr. 117
Yazma Bağışlar, nr. 318; Lâleli, nr. 1310/1, 1311/1). 5. Şerḥu Telḫîṣi’l-Câmiʿi’l-kebîr fi’l-fürûʿ. Hanefî fakihi Hılâtî’nin, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Câmiʿu’l-kebîr’inin muhtasarı olan Telḫîṣü’l-Câmiʿi’l-kebîr adlı eserinin bir bölümünün şerhidir (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 962, 963/2; Yenicami, nr. 482/2). 6. Şerḥu Fıḳhi’l-Keydânî (Süleymaniye Ktp., Dârülmesnevî, nr. 512/22). 7. Miṣbâḥu’l-üns beyne’l-maʿḳūl ve’l-meşhûd fî şerḥi Miftâḥi’l-ġayb. Sadreddin Konevî’ye ait eserin şerhi olup Muhammed Hâcevî tarafından neşredilmiştir (Tahran 1374 hş.). Bu neşirde Mirza Hâşim el-Üşkûrî, Âyetullah Humeynî, Seyyid Muhammed el-Kummî, Âgā Muhammed Rızâ Kumişeî, Hasanzâde Âmilî gibi şahısların ta‘lîkātına da yer verilmiştir. Ayrıca eseri Hâcevî Farsça’ya tercüme etmiştir (Tahran 1374 hş.). Âyetullah Humeynî’nin ta‘lîkātı ayrıca Dâvûd-i Kayserî’nin Fuṣûṣü’l-ḥikem şerhine yaptığı ta‘lîkātla birlikte yayımlanmıştır (Taʿlîḳāt ʿalâ şerḥi Fuṣûṣi’l-ḥikem ve Miṣbâḥi’l-üns, Kum 1365 hş.). 8. Şerḥu dîbâceti’l(muḳaddimeti’l)-Mes̱nevî (İstanbul 1288). 9. Sûfiyyenin Libâs ve Etvâr ve Meslekine Dair İtirâzâta Reddiye (Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 71). 10. Taḥḳīḳu ḥaḳāʾiḳi’l-eşyâʾ ve deḳāʾiḳi’l-ʿulûm ve’l-ârâʾ (Risâle fi’t-taṣavvuf, el-Muḳaddimâtü’l-ʿaşere). Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye’sinde yer alan ve “künnâ hurûfen âliyât” şeklinde başlayan beytin şerhi olup Muhammed Hâcevî tarafından yapılan Farsça tercümesiyle birlikte neşredilmiştir (Terceme ve Metn-i Şerḥ-i Rubâʿî-i Şeyḫ-i Ekber Muḥyiddîn ʿArabî, Tahran 1375 hş.). 11. Taʿlîḳa ʿalâ Iṣṭılâḥâti’ṣ-ṣûfiyye. Kâşânî’nin eserine bir ta‘liktir (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4802/2). 12. el-Fevâʾidü’l-Fenâriyye. Esîrüddin el-Ebherî’nin Îsâġūcî (er-Risâletü’l-Es̱îriyye) adlı mantık kitabına yazılan şerhlerin en meşhurlarından olan eser Osmanlı medreselerinde son zamanlara kadar okutulmuştur (İstanbul 1253, 1263, 1266, 1269). Bu şerh üzerine yapılan hâşiyeler arasında Kul (Kavil) Ahmed diye tanınan Ahmed b. Muhammed b. Hıdır’ın Kul Ahmed’i ve Burhâneddin b. Kemâleddin Bulgarî’nin el-Fevâʾidü’l-Burhâniyye’si önemlidir. Molla Fenârî’ye ait şerhin mukaddimesi Mehmed Emin Şirvânî tarafından tahşiye edilerek Cihetü’l-vaḥde adıyla basılmıştır (İstanbul 1307). 13. ʿAvîṣâtü’l-efkâr fi’ḫtibâri üli’l-ebṣâr. Kelâm, ferâiz, fıkıh ve âdâb olmak üzere dört bölümden meydana gelmektedir (İstanbul 1304). 14. Ḥâşiye ʿale’ḍ-Ḍavʾ. Mutarrizî’nin nahiv ilmine dair el-Miṣbâḥ adlı eserine Tâceddin el-İsferâyînî’nin yaptığı şerh üzerine yazılmış bir hâşiyedir (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2510/2). Bazı araştırmacılar bu nüshanın Fenârî’ye aidiyetinin ihtiyatla karşılanması gerektiği görüşündedir (meselâ bk. Gülle, Şemseddin Muhammed b. Hamza, s. 77-78). 15. el-ʿİşrûn ḳıṭʿa fi’l-ʿişrîne ʿilmen. Müellifin oğlu Mehmed Şah tarafından Şerḥu Manẓûmeti’l-elġāz li’l-fârih adıyla şerhedilmiştir. 16. Esâṣü’ṣ-ṣarf fî ʿilmi’t-taṣrîf. Mehmed Şah bu esere de Teʾsîsü’l-ḳavâʿid ḥarfen bi-ḥarf fî şerḥi maḳāṣıdı Esâsi’ṣ-ṣarf adıyla bir şerh yazmıştır.
YanıtlaSilMolla Fenârî’nin kaynaklarda adı geçen diğer eserlerinden bazıları da şunlardır: Şerḥu Muḫtaṣari’l-Mevâḳıf, Taʿlîḳāt ʿalâ Şerḥi’l-Mevâḳıf, Baḥs̱ fi’n-nâsiḫ ve’l-mensûḫ min tefsîri’l-Fâtiḥa, Ḥâşiye ʿalâ Ḥırzi’l-emânî, Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’ş-Şemsiyye, Risâle fî âdâbi’l-baḥs̱, Risâle fî mâhiyyeti’ş-şeyâṭîn ve’l-cin, Risâle fî menâḳıbi’ş-Şeyḫ ʿAlâʾiddîn en-Naḳşibendî, Şerḥu’l-Fevâʾidi’l-Ġıyâs̱iyye, Risâle fî ricâli’l-ġayb, Risâle fî beyâni vaḥdeti’l-vücûd, Mürşidü’l-muṣallî.
Bazı kaynaklarda (meselâ bk. Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 184) ve kütüphane kayıtlarında (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2781; Hüsrev Paşa, nr. 482; Fâtih, nr. 3677) Molla Fenârî’ye nisbet edilen Ünmûzecü’l-ʿulûm adlı eserin müellifin oğlu Mehmed Şah’a, Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’l-Miftâḥ li’s-Seyyid (Taʿlîḳa ʿalâ Şerḥayi’s-Seyyid ve’s-Saʿd) isimli çalışmanın da (Millet Ktp., Feyzullah Efendi, nr. 1804; Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 2845, 2850/1; Cârullah Efendi, nr. 1790/1) Ali Fenârî veya Ali b. Fenârî’ye ait olduğu tesbit edilmiştir (Gülle, Şemseddin Muhammed b. Hamza, s. 75-76).
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
İbn Hacer, İnbâʾü’l-ġumr, VIII, 243-245; Taşköprizâde, eş-Şeḳāʾiḳ, s. 22-29; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 184, 647, 648, 867, 882; II, 1299, 1655, 1894; Belîğ, Güldeste, s. 239-242; Devhatü’l-meşâyih, s. 3-5; Leknevî, el-Fevâʾidü’l-behiyye, s. 166-167; Sicill-i Osmânî, III, 159; Osmanlı Müellifleri, I, 390-392; İlmiyye Salnâmesi (haz. Seyid Ali Kahraman v.dğr.), İstanbul 1998, s. 283-287; Brockelmann, GAL, II, 303-304; Suppl., II, 328-329; Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, s. 3-4; Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 188-189; Ziya Şakir, Molla Fenârî: Osmanlı İmparatorluğunun İlk Türk Şeyhülislâmı, İstanbul 1951; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 228-229; Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislâmları, Ankara 1972, s. 1-3; Edib Yılmaz, Molla Fenari, Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri ve Eserlerinin İstanbul Kütüphanelerindeki Yazma Nüshalarının Tavsifi (mezuniyet tezi, 1975), İÜ Ed. Fak. Arap-Fars Filolojisi; a.mlf. – Ayhan Yıldırım, “İlk Osmanlı Şeyhülislâmı Molla Fenâri”, Diyanet İlmî Dergi, XXXI/3 (1995), s. 71-81; Mustafa Bilge, İlk Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1984, s. 30-32, 232-241; Sıtkı Gülle, Şemseddin Muhammed b. Hamza Fenârî’nin Hayatı ve Eserleri (yüksek lisans tezi, 1990), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; a.mlf., “İlk Osmanlı Şeyhülislâm’ı Şemseddin Muhammed b. Hamza Fenârî (751-834/1350-1431) ve Onun Aynu’l-A‘yân Tefsîri”, İÜ İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 1, İstanbul 1999, s. 237-246; Hakkı Aydın, İslâm Hukuku ve Molla Fenârî, İstanbul 1991; Recep Şehidoğlu, Molla Fenârî ve Tefsir Metodu (doktora tezi, 1992), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Mustafa Aşkar, Molla Fenârî ve Vahdet-i Vücûd Anlayışı, Ankara 1993; a.mlf., “Osmanlı Devletinde Âlim-Mutasavvıf Prototipi Olarak İlk Şeyhülislâm Molla Fenârî ve Tasavvuf Anlayışı”, AÜİFD, XXXVII (1997), s. 385-401; Recep Cici, Osmanlı Dönemi İslâm Hukuku Çalışmaları: Kuruluştan Fatih Devrinin Sonuna Kadar, Bursa 2001, s. 109-121; Reşat Öngören, “Osmanlı Devleti’nin İlk Şeyhülislâmı Molla Fenârî’nin Tasavvufî Yönü”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, XI, 114-119; Hüseyin Hüsameddin, “Molla Fenârî”, TTEM, XVI/18(95) (1926), s. 368-383; XVII/19(96) (1928), s. 148-158; Müjgân Cunbur, “İlk Türk-Osmanlı Şeyhülislâmı Molla Fenârî”, TY, II/283 (1960), s. 17-18; Hakkı Şinasi Çoruh, “Türk Anadolu’da İlim Tarihinin İlk Büyük Siması İlk Osmanlı Şeyh-ül-İslâmı Molla Fenârî”, TK, X/120 (1972), s. 1265-1276; J. R. Walsh, “Fenārīzāde”, EI2 (İng.), II, 879.
2/2
YanıtlaSilMüellif:
TAHSİN GÖRGÜN
Düşüncesi. Molla Fenârî’nin düşüncesi genel olarak mantık, tefsir usulü, fıkıh usulü ve metafizikle ilgili eserlerinde ifadesini bulmuştur. İslâm düşünürlerinin yeni sentezlere yöneldiği hareketli bir dönemde yaşayan Fenârî, Moğol istilâsı ve Haçlılar sonrası İslâm dünyasının yeniden toparlanmaya çalıştığı ilmî ve fikrî ortamın güçlü bir temsilcisidir. Muhakkikler (muhakkikūn) olarak bilinen âlimlerin yetiştiği bu ortamda fikirleri teşekkül eden Fenârî dinî ve lisanî ilimleri, Fahreddin er-Râzî’nin metafiziğini ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin tasavvuf metafiziğini bir büyük sentezde uyumlu hale getirmeyi denemiştir. Onun ilmî kişiliği, Anadolu’da filizlenmeye başlayan ve giderek Osmanlı ilim zihniyetinin temelini oluşturacak olan medrese-tekke bütünlüğünü kendinde temsil etmiş ve mutasavvıf-âlim tipinin Dâvûd-i Kayserî’den hemen sonraki örneklerinden birini ortaya koymuş olması bakımından da önem arzetmektedir. Molla Fenârî’nin ilmî projesinde mantık, din ilimleri metodolojisi ve tasavvuf metafiziği birbiriyle çelişmeden ilişki içine sokulmuştur. Usul ilmi mantıkla bütünleştiği gibi tasavvuf da şer‘î ilimlerle tam bir uzlaşma halindedir. Ayrıca bu ilim anlayışında vahdet-i vücûd metafiziğinin de mantık yöntemlerine dayalı bir ifadeye büründürülmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla onun düşüncesinde klasik İslâm düşüncesinin beyân (dinî bilgi), burhan (aklî kanıt) ve irfan (tasavvuf metafiziği) şeklinde isimlendirilen araştırma alanları birbirini bütünleyen bakış açılarını ifade etmektedir.
Taşköprizâde Ahmed Efendi, metafizik (el-ilmü’l-ilâhî) sahasındaki teorik ve tasavvufî bilgi edinme yollarından söz ederken bu ikisi arasında bir geçişlilik bulunduğunu ve nefsin arındırılmasına dayalı tasavvuf yolunun Anadolu’daki en büyük temsilcisinin Fenârî olduğunu belirtmektedir (Mevsûʿatü muṣṭalaḥâti Miftâḥi’s-saʿâde, s. 251). Bu tesbitle ima edilmek istenen şey Fenârî’nin İbnü’l-Arabî tarafından ortaya konan tasavvufî görüşleri benimsemesidir. Nitekim Fenârî, İbnü’l-Arabî’nin bir dörtlüğüne yazdığı küçük bir şerhte vahdet-i vücûd ontolojisinin temel önermelerini açıkça göstermiştir. Bu önermelerin vurguladığı ana fikre göre gerçek varlık birdir ve Allah’tır. O’ndan başka her şeyin mevcudiyeti, gerçek varlığın ezelden beri ilminde bulunan ilk örnek ya da aslî gerçekliklere (a‘yân-ı sâbite, hakāik) göre tesbit edilmesinden ibarettir. Bu varlığın taşıdığı isimler onun âlemle olan ilişkisini tanımlar ve nesnelerin hangi varlık düzeyinde gerçeklik kazanacağını belirler (Terceme ve Metn-i Şerḥ-i Rubâʿî, s. 42 vd.). Esasen Sadreddin Konevî’nin Miftâḥu’l-ġayb’ına Miṣbâḥu’l-üns adıyla yazdığı şerh Fenârî’nin vahdet-i vücûd metafiziğiyle irtibatının mükemmel bir göstergesidir. Ayrıca Sadreddin Konevî, eserinde tasavvuf metafiziğini felsefî terminoloji bakımından da anlamlı olacak şekilde konusu, ilkeleri ve problemleri bakımından yeniden inşâ etmek istediği için Fenârî’nin şerhiyle bu özgün girişime yeni açılımlar kazandırdığı söylenebilir. Fenârî tarafından, “insan gücünün sınırları içinde hak olan Allah’ı yaratıklarla ilişkisi ve âlemin O’ndan neşet etmesi bakımından bilmek” şeklinde tanımlanan metafiziğin konusu varlık veya ontolojik anlamıyla Hak, dolayısıyla da Hakk’ın varlığı olarak belirlenmekte, ilkeleri ilâhî isimler, problemleri ise bu isimlerin varlık mertebelerinde nasıl tecelli ettiği, kısacası Hak ile âlem arasındaki ilişkinin nasıl gerçekleştiği şeklinde ortaya konmaktadır (Miṣbâḥu’l-üns, s. 44 vd.; krş. Sadreddin Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s. 9). Bu ontolojik yaklaşımla paralellik gösteren bilgi anlayışına göre tasavvuf metafiziğinin ilke ve problemleri hakkında gerçeği öğrenme ahlâkî arınma yoluyla, bu yol da benzer bir hali daha önce yaşamış ârifin delâletiyle olabilir. Eğitim yoluyla aktarılan bilginin ârif tarafından akla uygun yöntemlerle verilmesi mümkün olduğu gibi bilgileri alan kimse de bunların kesinliğine hükmetmek için mantıkî yollara her durumda ihtiyaç duymayabilir.
Bu bağlamda Fenârî’nin vurguladığı ana fikir, metafizik ilkelerin ancak ilâhî sırlara vâkıf olan âriflerce bilinebildiği ve dolayısıyla metafizik meseleler hakkında onların söz sahibi olduğu şeklindedir. Ayrıca âriflerin tasavvuf doktrinlerini akla uygun biçimde aktarması, bu bilgilerin esasen teorik yöntemin ölçütü sayılan mantığa indirgenebileceği anlamına gelmediği gibi belirli ölçütlerden mahrum bulunduğu yahut hiçbir ölçüte vurulamayacağı anlamına da gelmemektedir. Aksine, her bilgi ve varlık düzeyi için yeni ve izâfî mânalar kazanan çeşitli ölçütler söz konusudur (Miṣbâḥu’l-üns, s. 48-49; krş. Sadreddin Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s. 10-11). Konevî’nin anılan eserinde (Tasavvuf Metafiziği, s. 7-12), vahdet-i vücûd ile teorik (felsefî yahut kelâmî) metafizik arasında gözlemlenecek terminolojik ortaklıkların tasavvufla ulaşılan yüksek hakikatlere teorik çabayla ulaşıldığı anlamına gelmediği, ortak bir terminolojinin kullanılmasının sadece tasavvuf doktrinini akla uygun bir ifadeye büründürme amacına yönelik olduğu vurgulanmaktadır. Fenârî’nin de aynı entelektüel tavra sahip çıktığı, Konevî’nin yolunu izleyerek teorik ve tasavvufî yollar arasında bir köprü oluşturmak istediği anlaşılmaktadır. Nitekim şerhinin tam adındaki “beyne’l-ma‘kūl ve’l-meşhûd” ibaresi “miftâhu’l-üns” tabiriyle anlam bütünlüğü içindedir ve müellifin akla dayalı bilgiyle keşfe dayalı bilgiyi aynı metinde yakınlaştırma amacını açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Fenârî, yine Konevî’nin ana fikirlerini takip ederek metafizik alanında teorik yöntemi önemli saymakla birlikte insanın hata yapabileceğini ifade etmiş, kesin bilgi için izlenmesi gereken yöntemin tasavvufî müşahede olduğunu savunmuştur (Miṣbâḥu’l-üns, s. 33-36). Keşfe dayalı yöntem nihaî olarak âlemde mevcut nesnelere değil doğrudan doğruya Allah’ın varlığına yöneliktir. Çünkü eşyanın son gerçekliği onun Allah’ın ezelî bilgisinde taayyün etmiş ilk örneklerle aynı olduğundan (a.g.e., s. 39; krş. Terceme ve Metn-i Şerḥ-i Rubâʿî, s. 42, 48) ontolojik gerçekliğe ulaşmayı ve Allah’a yönelişi gerektirmektedir. Ârif bu yönelişte aklının sağlayabileceği bütün verileri, bütün ilke, kural ve kanunları aşarak, akılla tanımlanmış soyut ve tümel kavramların ötesine geçerek ontolojik gerçekliği aşkın bir düzeyde kavramış olmaktadır (Miṣbâḥu’l-üns, s. 42). Fenârî’nin tanıttığı bu yöntemin bir bakıma XX. yüzyıldaki fenomenolojiye ve buna dayalı varlık felsefesine öncülük ettiği söylenebilir. Eşyanın aslî gerçekliğini Allah’ın ilminde nasıl ise öylece bilmek şeklinde belirlenen bir gayenin teorik yöntemi metafizik için dışarıda bırakmasından ötürü Fenârî teorik aklı eleştirmekte ve bunu tasavvuf metafiziğine özgü bilgiye akılla ulaşılabileceği kanaatini geçersiz kılmak için yapmaktadır. Kendisinin, Konevî ile birlikte metafizik meselelerin teorik kanıtlarla ortaya konamayacağını belirtirken dayandığı gerekçeler teorik hükümlerin, süjeye ait bakışın niyet, inanç, yetenek gibi farklılıklara göre değişmesi veya bakış açısına göre değişiklik göstermesi, bunun ötesinde teorik aklın iki çelişkili hükümden birinin yanlışlığını kanıtlayıp çelişkiyi her durumda giderememesi veya çelişen fikirler için birbiriyle yenişemeyen kanıtlar ortaya koyabilmesi şeklindedir (a.g.e., s. 33). Esas itibariyle teorik aklın sınırları içinde kalarak kendisini aşamayacağı ve ilâhî olanla irtibat kuramayacağı yolundaki bir ana fikre dayanan bu eleştiri, modern Batı felsefesinin kendine özgü yapısına rağmen Immanuel Kant’ın teorik akla yönelttiği eleştirileri ve Hegel’in ontolojik bir mutlak akıl kavramıyla Kant’ı aşma çabasını hatırlatmaktadır. Fenârî tarafından oldukça sistematik biçimde dile getirilen bu eleştirel tavır aslında teorik aklın inkârı anlamına gelmemekte, aksine, insan aklının kendi işleyiş alanı ve sınırları içinde hem kavramsal gerçekliğe ulaşmak hem de şer‘î ilimleri temellendirmek bakımından vazgeçilmez öneme sahip olduğunu ifade etmektedir.
YanıtlaSil
YanıtlaSilBu sebeple, Fenârî’nin Fâtiha sûresini tefsir etmek için yazdığı eserin başlangıç sayfalarında (ʿAynü’l-aʿyân, s.13-16) teorik bilginin epistemolojisine yönelik olarak İbn Sînâcı duyumlar ve idrak psikolojisinin terimlerine dayalı tanım ve çözümlemelere yer verilmiş olması şaşırtıcı değildir. Ayrıca Fenârî, Beyzâvî’den hareketle temel din ilimlerini akaide ilişkin olarak kelâm ilmi, zâhirî amellere ilişkin olarak fıkıh ilmi (usul dahil) şeklinde tasnif ederken bu şemaya, mânevî halleri amelî açıdan ele alan tasavvuf ilmiyle ontolojik gerçekliği konu edinen mükâşefe ilmini de dahil etmektedir (a.g.e., s. 25). Gazzâlî’den beri süregelen ve tasavvufu şer‘î ilimlere katmayan bu anlayış Fenârî’nin ilim anlayışında da görülmektedir. Sadreddin Konevî’nin İʿcâzü’l-beyân fî teʾvîli ümmi’l-Ḳurʾân adlı Fâtiha sûresi tefsirinden de yararlanılarak kaleme alınmış birkaç paragrafta ise Kur’an lafzının zâhirî ve bâtınî mânaları üzerinde durulmakta ve anlam düzeyleriyle varlık düzeyleri arasındaki ilişki, rahmân ve rahîm isimlerinin farklı anlam düzeyleri örnek verilmek suretiyle ortaya konmaktadır (a.g.e., s. 9-10; krş. Sadreddin Konevî, Fâtiha Suresi Tefsiri, s. 317-318, 321-322). Dolayısıyla hem genel ilim anlayışı hem özelde tefsir anlayışı bakımından şer‘î ilimle tasavvufî bakış açısı birbirini bütünlemiş olmaktadır.
Fenârî’nin düşüncesinin ifade edildiği diğer bir alan fıkıh usulüdür. Bu sahada telif ettiği Fuṣûlü’l-bedâyiʿ adlı eser bir bakıma Fahreddin er-Râzî sonrası düşüncesinin bazı temel özelliklerini taşır. Küllî kaideleri tesbit ederek bundan cüz’î kuralları çıkarmak bu düşüncenin en önemli unsurlarındandır. Diğer taraftan nakil ve akıl arasında tam bir uyum oluşturmaya yönelik olan bu yöntemde aklî açıklama tavrı alabildiğine öne çıkmaktadır. Fenârî ile birlikte Osmanlı düşüncesinin neredeyse artık temel yönelişi haline gelecek olan metafizik düşüncede naklî ve aklî bilgiyi irfanî bir düzeyde telif etme çabası, söz konusu fıkıh usulü olduğunda yerini aklî yaklaşımın daha çok öne çıktığı bir yönteme bırakmakta, Fenârî fıkhî ictihadı tamamen kendi çizgisi ve yöntemi içerisinde ele almaktadır. Her ne kadar Fuṣûlü’l-bedâyiʿde yer yer metafizik meseleleri de tartışmakta veya meseleleri bir metafizikçi üslûbuyla ele almakta ise de usul alanında keyfîliğe yol açma ihtimali olan söz ve ifadelerden uzak durmuştur. Esîrüddin el-Ebherî’nin Îsâġūcî’sine yazdığı el-Fevâʾidü’l-Fenâriyye adlı şerhin baş tarafı mevcudu bir cihetten kendine konu edinerek mevzu, mebâdî ve mesâil yönünden farklılaşmak suretiyle müstakil disiplin haline gelen ilimleri, insan şahsiyetini bölmeden ve insanın varlıkla irtibatını koparmadan tahsil etme imkânını sağlayan bir ilim anlayışını felsefî olarak temellendirdiği için daha sonra “Cihet-i Vaḥde” başlığı altında müstakil risâle haline getirilip şerh ve hâşiyeye konu edilmiştir. Molla Fenârî, bu düşüncelerini Fuṣûlü’l-Bedâyiʿde (I, 4-6) fıkıh usulünü ele alırken tatbik etmiş, özellikle burada, bir ilmi ilgili olduğu alanlardan koparmadan nasıl ele almak gerektiğini gösterdiği gibi bir ilmin diğer ilimlerin elde ettiği neticelerden nasıl istifade edebileceğini de göstermiştir.
Molla Fenârî’nin kendisinden önceki entelektüel birikimden yararlanma hususunda kapsayıcı bir bakış açısına sahip olması, farklı ya da çatışan düşünce geleneklerini birbiriyle uyuşacak tarzda yeniden ele alabilmesini sağlamış ve daha yüksek bir düzeyde gerçekleştirilecek bir sentezi düşünürün asıl gayesi haline getirmiştir. Din ilimleri olarak fıkıh ve kelâm, felsefî analiz ve teorik kanıtlama yöntemi olarak mantık, vahdet-i vücûd metafiziği olarak tasavvuf bu düşünce sisteminde dinî ve aklî meşruiyet sorunu yaşamadan bir arada bulunmaktadır. Bu yaklaşımıyla Fenârî kendisinden sonraki Osmanlı düşünce ve ilim hayatına yön vermiş şahsiyetlerden biridir.
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
Molla Fenârî, Şerḥu Îsâġūcî, İstanbul 1287, s. 2-3; a.mlf., Fuṣûlü’l-bedâyiʿ, İstanbul 1289, I, 4 vd.; a.mlf., ʿAynü’l-aʿyân, İstanbul 1325, s. 9-10, 13-16, 25; a.mlf., Miṣbâḥu’l-üns (nşr. Muhammed Hâcevî), Tahran 1374 hş., s. 33-36, 39, 42, 44 vd., 48-49, ayrıca bk. tür.yer.; a.mlf., Terceme ve Metn-i Şerḥ-i Rubâʿî-i Şeyḫ-i Ekber Muḥyiddîn ʿArabî (trc. ve nşr. Muhammed Hâcevî), Tahran 1374 hş., s. 41-52; Sadreddin Konevî, Fâtiha Suresi Tefsiri: İ‘câzü’l-beyân fî te’vîli’l-ümmi’l-Kur’ân (trc. Ekrem Demirli), İstanbul 2002, s. 317-318, 321-322; a.mlf., Tasavvuf Metafiziği: Miftâh-ı Gaybi’l-cem ve’l-vücûd (trc. Ekrem Demirli), İstanbul 2002, s. 7-12; Taşköprizâde, eş-Şeḳāʾiḳu’n-nuʿmâniyye, Bağdad 1975, s. 15; a.mlf., Mevsûʿatü muṣṭalaḥâti Miftâḥi’s-saʿâde (nşr. Ali Dahrûc), Beyrut 1998, s. 251; Mustafa Aşkar, Molla Fenârî ve Vahdet-i Vücûd Anlayışı, Ankara 1993, s. 155-195.
kullar sevmesede Allah c.c.sevmesi yeterlidir.
YanıtlaSilAKRA FM.
MAHMUD ESAD COŞAN.
Vicdan: Allah c.c. ın kulun kalbindeki sesidir.
YanıtlaSilNurettin Topçu.
Dost T.V.
Dost Konuşmalar.
Yediğiniz içtiğiniz şeyler haram ve pis şeylerse onlardan pis enerji çıkar, kötü şeyler yapmağa sevkeder..
YanıtlaSilDost T.V.
Dost Konuşmalar.
Bir şeyin çok olması önemli değildir.Temiz,tayyib, helal olması önemlidir.
YanıtlaSilDost TV.
Dost konuşmalar.
İnsanlar hazlarini helal,meşru olanlarla tatmin olur.
YanıtlaSilDost T.V.
Dost Konuşmalar.
Bilim ve Din
YanıtlaSilKış 2005 [ 89. Sayı ]
Bediüzzaman Düşüncesinde Medeniyet, Bilgi ve Siyaset İlişkisi
Relation of Civilisation, Knowledge and Politics in Bediuzzaman's Thought
Alev Erkilet
Bediüzzaman Said Nursi'nin Kur'an temelinde geliştirdiği düşünce sistemi, kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmekten ve sosyal bilimler açısından analitik biçimde ele alınmaktan ziyade, belirli ana temalar etrafında işlenmiştir. Bu ana temalardan biri de bilim-din ilişkisidir. Genel kabul, Bediüzzaman'ın bilimle-dinin çelişik olmadığını kabul ve İslami bilgilerin Batı biliminin bulguları ile çelişmediğini iddia ettiği yönündedir. Bizim burada altını çizmek istediğimiz husus ise, Bediüzzaman'ın düşünce sistematiği açısından bu çelişmezlik ilkesinin bu denli genellenmesinin doğru olmadığıdır. Bu saptama, özellikle Batının sosyal bilimler alanındaki bulguları için geçerlidir. Bediüzzaman'ın bakış açısı, zaman içinde Batı-merkezli bir okumaya tabi tutulmuş ve bunun sonucu olarak da, onun, Batının bilme ve anlama biçimlerine, düşünce sistemlerine koyduğu çekinceler göz ardı edilmeye başlanmıştır. Aynı durum, onun, Batının emperyal siyasetlerine ilişkin vurguları bakımından da söz konusudur. Sosyal/siyasal bilimler -özellikle de siyaset sosyolojisi- perspektifinden bakıldığında, Bediüzzaman'ın Batı-merkezli bir siyaset biliminin kavramlarıyla konuşmak ya da bunları olumlamak yerine, Kur'an merkezli bir siyasal düşünme biçimi önermekte olduğu söylenebilir. Bediüzzaman'ın önemli sosyo-politik saptamaları, Batı-merkezli okuma biçimlerinden uzaklaşmaksızın tam olarak anlaşılamayacaktır. Bu bağlamda göz atılması gereken en önemli analizlerden biri Bediüzzaman'ın medeniyetler karşılaştırmasıdır.
Bediüzzaman, "manen vahşi bir medeniyet" olarak tanımladığı Batı medeniyeti ile İslam medeniyetini birbiriyle karşılaştırdığı Sünuhat adlı eserde, bu iki medeniyeti, üzerine kurulu oldukları temel ilkeler çerçevesinde ele almıştır. Bediüzzaman'a göre, Batı medeniyeti ile İslam medeniyetinin esasları aşağıdaki gibi özetlenebilir (Sünuhat, 58-61):
MEDENİYETLERİN ÜZERİNE KURULU OLDUĞU ESASLAR
BATI MEDENİYETİNİN (Medeniyet-i Hazıra, Medeniyet-i Avrupaiye)
(OLUMSUZ) ESASLARI
İSLAM MEDENİYETİNİN
(OLUMLU) ESASLARI
1. Dayanak Noktası
Kuvvettir; şe'ni tecavüzdür
Haktır; şe'ni adalet, teavündür
2. Hedef-i Kastı
Çıkardır; şe'ni tezahumdur
Fazilettir; şe'ni muhabbet, tecazüptür
3. Hayatta Düsturu
Cidaldir; şe'ni tenazudur
Teavündür; şe'ni ittihat ve tesanüttür
4. Kitleler Mabeynindeki Rabıtası
Unsuriyet; menfi milliyettir; şe'ni tesadümdür
Rabıta-i dini; şe'ni uhuvvettir
5. Hizmeti
Heva ve hevesi teşviktir (İnsanı, meleklikten köpekliğe indirir)
Ruhun ulvi hislerini tatmindir (İnsaniyetten terakki sağla
İslam aleminin Batı medeniyetine olan soğukluğunun dikkat çekici olduğunu belirten Bediüzzaman, bunun nedenlerini de yine kendi üslubunca şöyle açıklamaktadır: "İstiğna ve istiklaliyet hassasıyla mümtaz olan Şeriat'taki ilahi hidayet, Roma felsefesinin dehasıyla aşılanmaz, imtizaç etmez, bel' olunmaz, tabi olmaz" (Sünuhat, ss. 60). Aynı asıldan neşet etmiş olan Yunan ve Roma medeniyetlerinin Hıristiyanlıkla temzicine çalışılmışsa da, bunlar Batı medeniyeti içinde başka başka biçimlerde yaşamaya devam etmişlerdir. Bediüzzaman'a göre bunlar, temzic sebepleri var iken imtizac olunamıyorlarsa, "Şeriat'ın ruhu olan nur-u hidayet'in o zalim medeniyetin esası olan Roma dehasıyla imtizacı hiçbir şekilde mümkün olamayacak demektir. Dahası, Avrupa medeniyeti, "menfi esasata bina edilmiştir" ve "Karun gibi 'bu servet bilgim sayesinde bana verilmiştir' (Kasas 28: 78) deyip, ihsan-ı Rabbani olduğunu bilmeyip, şükretmeyen ve maddiyun fikriyle şirke düşen ve seyyiatı hasenatına galip gelen" (Kastamonu Lahikası, ss. 1576) bir medeniyettir.
YanıtlaSilBu alıntıdan da anlaşılacağı üzere, Bediüzzaman, Avrupa medeniyeti ile İslam medeniyeti arasında ilme (bilime) atfedilen anlam bakımından da temel bir farklılık görmektedir. Çünkü Avrupa, zenginliğini bilimine bağlayarak açıklamakta, bilimini de seküler temellere oturtarak tanımlamaktadır. Rönesans'tan itibaren Batıda bilgi dini temellerinden tamamen koparılmıştır. 19. yüzyıla gelindiğinde Batılı bilim adamları, doğanın ve toplumun kanunlarını keşfetmek suretiyle onlar üzerinde tam bir denetime kavuşacaklarını düşünmeye başlamışlardı. Oysa İslam medeniyeti açısından sadece zenginlik değil, bilgi de ilahi bir ikramdır; "kazanılmış" yahut "edinilmiş" değil; "verilmiştir". Nitekim Bediüzzaman da, sahip olduğu ilmin araştırmaya dayalı, yani tahkiki olduğunu vurgulamakla birlikte, ilhamlara, ihsanlara ve ihtarlara özellikle dikkat çeken bir dil geliştirmiştir. Bu bilgi ve bilme anlayışı ile, Batının Hıristiyan medeniyet dairesinden uzaklaşarak geliştirdiği seküler bilme biçimleri arasında temelli bir fark mevcuttur. Sosyal bilimlerin pozitivist geleneğinin (örneğin Comte'un) ısrarla vurguladığı üzere, 'bilgi önceden görmeyi, öngörü de denetlemeyi sağlar'. İnsanın, doğanın ve toplumun egemenliğine soyunduğu bu yaklaşım, Batının Ortaçağ sonrasında Hıristiyani ilkelerden uzaklaşarak Yunan felsefesine ve bilim anlayışına yaslanmaya başlamasıyla ortaya çıkmıştır. İslami bilgi ise, insana, doğanın efendisi değil, parçası olarak yaşama bilincini veren bilgidir; tabiatı orada yer alan canlı ve cansızların izlediği düzenlilikleri Allah'ın birer ayeti olarak okuma adabını ve imkanını veren bilgidir. İnsanı efendileştiren değil, kulluk bilinciyle donatan bilgidir. İşte Bediüzzaman tam da bu ayrıma işaret etmekte ve ayrıca Batının bu pozitivistik bilme biçimi ile kapitalist zenginliği arasındaki doğrudan bağı yerinde saptayarak eleştirmektedir. Bediüzzaman'a göre, ikinci Avrupa olarak da adlandırdığı Hıristiyanlıktan uzaklaşmış seküler çağdaş Batı medeniyeti (medeniyet-i hazıra) ile İslam medeniyeti, hedefleri ve çıkarları birbirinden farklı, bu nedenle de özde birbiriyle bağdaşamayacak iki medeniyettir.
YanıtlaSilBu saptama özellikle önemlidir, çünkü Batı sosyal bilimlerinin tamamı gibi, siyaset bilimleri ve siyaset sosyolojisi de Yunan felsefesi kaynaklıdır ve kullandığı temel kavramlar itibariyle antik Yunan düşüncesinin yeni birer formülasyonundan ibarettir. Bugün kullandığımız anlamdaki Doğu-Batı ayrımı bile temelde Herodot'un (bkz. 1973) Yunan şehir devletlerini tehdit eden Pers'leri "öteki" olarak konumlandırmasının sonucu olarak ve "Grekler-Barbarlar" karşıtlığı içinde literatüre girmiştir. Hâlâ da aynı bağlamda kullanılmaya devam etmektedir. Aynı değerlendirme özel alan-kamusal alan ayrımı için ve diğer bir çok kavram için de geçerlidir (bkz. Habermas 1997). O halde, siyaset biliminin ve siyaset sosyolojisinin kavramları nötr, değerden bağımsız analiz araçları değillerdir; bunlar politeist bir evren algısının, Doğu dünyasına karşı duyulan bir korku ile nefretin ve kendinden başkalarını "ötekileştiren" bir perspektifin ürünleridir. Bediüzzaman, bu ötekileştirici yaklaşımı mahkum eden analizleri ve İslam merkezli çözümlemeleri ile farklı bir bakış açısının arayıcısı olmuştur. Bu itibarla, onun düşüncesinin, özellikle de sosyal bilimler alanında "bilimle" dinin çelişmezliğini savunduğu biçiminde okunması, yanlış bir kabulden hareket anlamına gelmektedir. Bu konuyu somut bir örnekten hareketle ele almak daha yararlı olacaktır. Bediüzzaman'ın çeşitli eserlerinde hararetle savunduğu ve önemini beyan ettiği meşrutiyet, kuramsal ve tecrübi temellerini Batı siyaset felsefesinden ve siyasal tecrübesinden alan bir yönetim biçimidir. Ancak dikkatle yaklaşıldığında, Bediüzzaman'ın meşrutiyeti "meşrutiyet-i meşrua" şeklinde nitelendirdiği İslami bir özgürlük anlayışı çerçevesinde kabullendiği görülecektir:
"Meşrutiyet ve kanun-u esasi işittiğimiz mesele ise, hakiki adalet ve meşveret-i şer'iyeden ibarettir... Mütehakkimane istibdadın Şeriat'la bir münasebeti olmadığını beyan ettim... Şeriat aleme gelmiş, ta ki istabdadı ve zalimane tahakkümü mahvetsin ...Şeriat'ın meslek-i hakikisi hakikat-i Meşrutiyet-i meşruadır... Peygambere tabi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar... Hürriyeti, adab-ı Şeriat'la takyid ediniz. Meşrutiyetin ...dört mezhepten istihracı mümkün olduğunu dava ettim ... En mukaddes maksadım, Şeriat'ın ahkamını tamamen icra ve ve tatbiktir... Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise ve hilaf-ı Şeriat hareket ise; bütün dünya, cin ve ins şahit olsun ki ben mürteciim... Ve ifsadat üzerine müesses olan ism-i meşrutiyet fasittir. Müsemma-i Meşrutiyet; hak, sıdk, muhabbet ve imtiyazsızlık üzerine beka bulacaktır. Terakkimiz ancak milliyetimiz olan İslamiyetin terakkisiyle ve hakaik-i Şeriat'ın tecellisiyledir... Bence kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdat münkasım olmuş olur... On üç asır evvel Şeriat-ı Garra teessüs ettiğinden ahkamda Avrupa'ya dilencilik etmek, din-i İslam'a büyük bir cinayettir. Ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir" (Divan-ı Harb-i Örfi, ss.21, 22, 23, 25, 41, 46-47; Hakikat, ss. 65).
.
YanıtlaSilYukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzere Bediüzzaman, Batı tarihsel tecrübesinin ve dolayısıyla Batı siyaset biliminin kavramlarını, ancak İslami esaslarla uygun oldukları takdirde ve ölçüde benimsemekte; şer'i esaslarla uyuşmayan ve bizim toplumumuzun özellikleriyle uzlaşmayan fikir ve uygulamalara ise şiddetle karşı çıkmaktadır. Bu anlamda meşrutiyet, ancak şer'i meşveret anlayışının bir sonucu olarak benimsenmiş ve onunla çelişmeye başladığı andan itibaren de şiddetle karşı çıkılan bir uygulama olmuştur. Bediüzzaman'ın deyişiyle "hakikat tahavvül etmez; hakikat haktır" (Divan-ı Harb-i Örfi, ss. 51). Hakikat İslam düşüncesinde ve İslam medeniyetindedir. Hakkı verildiğinde bu medeniyet "Eflatun'ları, İbn Sina'ları ve Bismark'ları, Dekartları ve Taftazanileri geride bırakacak" bir hamleyi gerçekleştirebilecektir.
Ancak bu atılımın gerçekleştirilebilmesi, Batının ilerleme söylemine ilişkin analizlerin içselleştirilmesine değil; İslam medeniyetine duyulan üretici bir inanca bağlıdır. İşte bu nedenle Bediüzzaman, insanları çeşitli şüpheler üreterek İslam'dan soğutmak isteyenlerin ileri sürdükleri gerekçeleri çözümleyerek karşılamaya girişmiştir. Ona göre, dünyanın her yerinde Müslümanların "fakir, gafil, bedevi"; Hıristiyanların ise "medeni, mütenebbih, ehl-i servet" oldukları iddia edilmektedir. Bu iddialar siyaset ve din sosyologları tarafından da tartışılmış ve Batının ilerlemesinin temel nedeninin Protestanlık olduğu, bu nedenle İslam dininde de Protestanlıktakine benzer bir reforma gidilmesi gerektiği ileri sürülmüştür (Bellah 1973; 1958). Batı sosyal bilimlerinin bu iddialarına karşı Bediüzzaman, İslam dininin Hıristiyanlıkla mukayesesine dayalı yaklaşımların içerdiği sorunlara dikkat çekmiş ve bilimsel çözümlemelerde bu tür kıyasların her zaman anlamlı sonuç vermediğine işaret etmiştir:
"İslâmiyet'i Hıristiyan dînine kıyas etmek, kıyâs-ı maalfârıktır, o kıyas yanlıştır. Çünkü, Avrupa, dînine mutaassıp olduğu zaman medenî değildi; taassubu terk etti, medenîleşti. Hem, din onların içinde üç yüz sene muhârebe-i dahiliyeyi intâc etmiş. Müstebit zâlimlerin elinde avâmı, fukarayı ve ehl-i fikri ezmeye vâsıta olduğundan, onların umûmunda muvakkaten dînine karşı bir küsmek âsıl olmuştu. İslâmiyet'te ise, tarihler şâhittir ki, bir defadan başka dâhilî muhârebeye sebebiyet vermemiş. Hem ne vakit, ehl-i İslâm, dîne ciddî sahip olmuşlarsa, o zamana nisbeten yüksek terakkî etmişler. Buna şâhit, Avrupa'nın en büyük üstâdı, Endülüs devlet-i İslâmiyesi'dir. Hem, ne vakit, cemâat-i İslâmiye, dîne karşı lâkayd vaziyeti almışlar, perişan vaziyete düşerek tedennî etmişler" (Mektûbât, 26. Mektup, s. 309-314).
YanıtlaSilDemek ki, İslam toplumları ile Batı toplumlarının ilerleme koşulları bire bir karşılaştırılamayacak denli farklıdır. Yine de Batının Rönesans'tan itibaren geçirdiği dönüşümlerin ve gösterdiği maddi ilerlemenin Müslümanların zihinlerinde bir karışıklığa yol açtığını ve bu eğilimin doğurabileceği sonuçları gören Bediüzzaman, bir adım daha ileri giderek Batının maddeten ileri oluşunun nedenlerini çözümlemeye girişir. Ona göre, Batının Müslümanların da zihinlerini karıştıran maddi başarılarının maddi ve manevi olmak üzere iki temel sebebi vardır (Sünuhat, ss. 76-77). Maddi sebepler arasında; Avrupa'nın doğal durumu yani dar, demir madeni bakımından zengin oluşu; kalabalık nüfusu, bu nüfus baskısının ihtiyaçları ve dolayısıyla sanatları ve ilimleri doğurması; madenlerin işlenmesi, deniz yolu ile ulaşımın teşviki, bunun da ticareti, yardımlaşmayı, toplumsal temasları beslemesi; rekabet ve yarışma ortamının doğuşu; devletlerin bilime dayanılarak kurulması; karşıt kuvvetlerin çarpışması; istibdada ve engizisyon taassubuna gösterilen tepki; bunlara bağlı olarak ulus devletlerin teşekkülü gibi çeşitli sosyal, siyasal ve ekonomik nedenler zikredilmektedir. Bediüzzaman'ın dayanak noktası olarak zikrettiği manevi sebeplere gelince; Avrupa medeniyeti, "İslam'ların en can alacak damarlarını kesmeye", kendi dindaşlarının ise hayat damarlarına kuvvet vermeye amade insanlar üretir; bunlar "medeni engizisyonun taassubu" ve "maddiyyunun dinsizliği" ile yoğrulmuşlardır; nerede bir Hıristiyan bulsalar yardım ederler. Onları güçlendiren de bu emel'dir. O halde, 'bir dayanak noktası bulsam, yerküreyi yerinden oynatırım' diyen düşünürün işaret ettiği üzere, İslam dünyasının da bir dayanak noktası bulmak zorunluluğu vardır. Bediüzzaman'a göre "kürre-i zemin gibi ağır ve alem-i İslamiyet'e çökmüş olan mesaib ve devahiye karşı, nokta-i istinadımız, muhabbet ile ittihadı, marifet ile imtizac-ı efkarı, uhuvvet ile teavünü emreden nokta-i İslamiyettir" (Sünuhat, ss. 79).
Bu dayanak noktası esas alındığı takdirde, şu anda İngiliz mekteb-i idadisine tahsile gitmiş olan Hint Müslümanları; İngiliz mekteb-i mülkiyesine tahsile gitmiş olan Mısır Müslümanları; Rus mekteb-i harbiyesinde eğitim alan Kafkas ve Türkistan Müslümanları bir araya gelecek ve Asya'da, İslam aleminde nurlar arka arkaya inkişafa başlayacaklardır. Görüleceği üzere, Bediüzzaman'ın bu saptamaları, siyasal modernleşmenin (ya da siyasal gelişmenin) ana saikinin Batılı modelleri (örneğin, Hıristiyanlığa benzer bir din anlayışını, Batılı parti sistemlerini, yönetim biçimlerini vb.) benimsemek ve hayata geçirmek olacağını iddia eden siyaset sosyolojisinin söyleminden (aktaran Sarıbay 1992: 113-114, 173-178) önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Bediüzzaman, siyasal ve sosyal ilerlemeyi mümkün kılacak koşulları Batının tarihsel tecrübesine bakarak tespit etmenin doğru olmadığı kanısındadır. Ona göre toplumsal yapı ile ilgili kararlar verilirken, söz konusu toplumun öznel koşulları dikkate alınmalıdır. Bediüzzaman medeniyetlerin ve halkların farklılığının kültürel iktibasları zorlaştıran, hatta engelleyen doğasını "akvamın ihtilafı, mekanların ve aktarın tehalüfü, zamanların ve asırların ihtilafı gibidir. Birinin libası, ötekinin endamına gelmez. Demek Fransız büyük ihtilali bize tamamen hareket düsturu olamaz. Yanlışlık, tatbik-i nazariyat ve mukteza-yi hali düşünmemekten çıkar" diyerek ifadelendirmiştir (Divan-ı Harbi Örfi, ss. 26).
YanıtlaSilÖzetle, Bediüzzaman'ın Batı sosyal bilimlerinin kavram ve bulgularına ilişkin tutumu, iki temel nedenle mesafelidir. Bunlardan birincisi, Batı toplumunun tarihsel tecrübesine dayanılarak geliştirilmiş olan kuramların bizim toplumumuza tam olarak uyarlanmasının mümkün olmadığına inanmasıdır. İkincisi ise, Batı medeniyeti ile İslam medeniyeti arasında ontolojik bir karşıtlık görmesidir. Bediüzzaman, medeniyet-i hazıra ya da ikinci Avrupa olarak nitelediği seküler ve emperyal Batı medeniyeti ile en ufak bir taviz ilişkisine girilmesini onaylamamıştır. "Garb husumeti, İslam'ın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir, baki kalmalıdır" (Sünuhat, ss.62) ifadesinde sözü edilen Batı, mütedeyyin ve dindar Batı, yahut Batı insanı değil, o dönem İstanbul'u işgal etmiş olan İngilizler ya da bugün Irak'ı işgal etmiş olan ABD ve Batılı müttefikleri gibi işgalci emperyalist Batı siyasetidir. Bu açıdan bakıldığında, mütedeyyin Hıristiyanları muhatap almak başkadır; emperyal siyasetleri onaylamak başka. Bediüzzaman, Müslümanların dualarının kabul olunmamasının nedenlerinden bahsederken, ehl-i İslam'ın "dehşetli canileri alicenabane affetmesi"ni zikreder ve şunları söyler: "Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkalarının hukukunu çiğneyen canilere afuvkarane bakmaya hakkı yoktur, zulme şerik olur" (Kastamonu Lahikası, ss.1580). Demek ki, hukuk-u ibad'ı yani kul ve insan haklarını çiğneyen, Müslümanların ülkelerini işgal eden ve onları nedensizce ve emperyal maksatlarla öldürenleri affetmek ya da bunu görmezden gelmek söz konusu olamaz. İşte bu nokta, Bediüzzaman düşüncesinde emperyalizm ile ehl-i kitaptan olma durumu arasına açık bir farkın konulduğu noktadır. Bu bağlamda ehl-i kitap kendisiyle diyalog kurulabilir bir muhataptır; ikinci kategoridekilerle ise diyalog söz konusu değildir.
Bediüzzaman'ın işgale ve sömürgeciliğe, yani emperyal siyasete karşı tutumu, düşünsel ve pratik (eylemsel) olmak üzere iki kategoride değerlendirilebilir. Düşünsel karşı koyuşunun en somut örnekleri 1920-23 yılları arasında, İstanbul işgal altındayken kaleme aldığı Hutuvat-ı Sitte adlı metinde karşımıza çıkmaktadır. Şeytanın Altı Aldatması anlamına gelen Hutuvat-ı Sitte'de Bediüzzaman, sömürgecilerin temel argümanlarını birer birer ele almakta ve cevaplamaktadır. Eşref Edip Fergan'ın yardımıyla basılan bu "eseri gören işgal kuvvetleri komutanı çok hidetlenir ve Bediüzzaman'ın idam kararıyla, vücudunun ortadan kaldırılmasını ister. Fakat Bediüzzaman idam edilirse bütün Anadolu'nun ebediyen İngiliz'e düşman olacağı, ve bilhassa aşiretlerin bunun intikamını mutlaka alacakları bildirilince kararından vazgeçer" (aktaran Kavukçu 2000: 148). Hutuvat-ı Sitte'de sömürgecilik siyasetini "beşerde şeytan suretinde, şeytanın vekili olan gaddar ruhun" (ss. 95) bir eseri olarak niteleyen Bediüzzaman, emperyalistlerin 'bu müsibete müstehak olunduğu'; 'başka kafirlerle dost olunabildiğine göre İngilizlerle de dost olunabileceği'; 'işgalin önceki kötü yönetimlerin sonucu olduğu'; 'Anadolu'daki direniş hareketinin temelde İslami bir direniş olmadığı'; 'hilafet siyasetinin İngilizlerden yana olduğu'; 'direnmenin de beyhude olduğu' yönündeki argümanlarına özetle şu cevapları vermektedir (Hutuvat-ı Sitte, ss. 98-105): İ
İngilizlerin zulmü bizim işlediğimiz günahlar nedeniyle değil, İslam oluşumuzdan dolayıdır; İslam'ın eski ve mütecaviz bir düşmanını defetmek için bir kafirin yardım elini tutmak ayrı bir şeydir, adavet (düşmanlık, kin) elini öpmek ayrı bir şeydir ve bu ikincisi asla kabul edilemez; önceki kötü yöneticilere karşı İngilizlerin egemenliğini kabul etmek "yalnız müteneccis su ile necis olmuş bir libası hınzırın bevliyle yıkamak" gibidir; Anadolu'daki direnişin niyeti ne olursa olsun sonuçta onlar "bütün felaketimizin menbaı olan Avrupa muhabbetine bedel husumetini esas tutmaktadırlar". Onun için de çabaları İslam lehine olmaktadır; halife baskı altındadır, bu nedenle "ona itaat edilmez (veya) ona itaat adem-i itaattir"; ve nihayet direniş asla beyhude olmaz zira ölüm iki türlüdür; bir, İngilize teslim olmak suretiyle "ruhumuzu ve vicdanımızı öldürmek" ve iki, onun yüzüne tükürmek suretiyle "ruh ve kalbimizi sağ" tutmak ve bedeni şehid vermek. O zaman "akide faziletimiz tahkir edilmez ve İslamiyet'in izzetiyle istihza edilmez". Bediüzzaman bu eleştirilerini şu çarpıcı cümle ile özetlemektedir: "Cebrail şeytan ile barışamaz".
YanıtlaSilHutuvat-ı Sitte'nin bu ana başlıklar altında özetlenebilecek olan argümanları, Bediüzzaman'ın sömürgeciliğe karşı geliştirdiği düşünsel itirazları içermektedir. Sömürgeciliğe karşı direnişin dini ve ahlaki bir sorumluluk olduğu düşüncesi, Bediüzzaman'ın bütün yaşamı boyunca bağlı kaldığı merkezi bir düşüncedir. Nitekim bir vasiyet mahiyeti de taşıyan son dersinde talebelerine şunları söylemiştir: "Evet mesleğimizde kuvvet var ... bu kuvvet dahile karşı değil, ancak harici tecavüze karşı istimal edilebilir... harici tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir... Dahildeki hareket ise ... manevi tahribata karşı ihlas sırrıyla hareket etmektir" (Şahiner 2000: 124-125). Bediüzzaman'ın yaşamı boyunca bir süreklilik arzetmiş olan bu düşünsel temellerin eylemsel dışavurumlarına gelince; burada karşımıza Batı mallarına karşı uyguladığı ve başkalarına da tavsiye ettiği boykotlar çıkmaktadır: "Ben, bütün Avrupa'ya boykot yapıyorum. Onun için yalnız memleketimin maddi ve manevi mamulatını giyiyorum ... Boykotajlarla Avrupa'ya karşı harb-i iktisadi açmaya sebebiyet verdiğimden, demek cinayet ettim ki bu belaya düştüm" (Divan-ı Harbi Örfi, ss. 16, 24). Bu alıntılar açıkça göstermektedir ki, Bediüzzaman askeri savaşların ve siyasal bağımsızlığın kazanılmasının yeterli olmadığını görmüş ve sömürgecilerin gücünü kırmanın en önemli yolunun yeni-sömürgeciliğin ekonomik sömürü mekanizmalarının devre dışı bırakılması olduğunu ortaya koymuştur.
YanıtlaSilBilindiği üzere, kapitalist dünya-sistemi, gelişiminin ilk evrelerinde hammaddeye ve ucuz işgücüne el koymak için Batı-dışı halkların topraklarını ordularıyla işgal ediyor ve oralarda sömürge yönetimleri kuruyordu. Bu yönetimler, örneğin Hindistan'daki İngiliz yönetimi yerli ekonomiyi -geleneksel Hint dokumacılığını- sistemli biçimde yok ederken, bunların yerine İngiliz tekstil sanayiinin ürünlerini koymaya çalışıyordu. Lenin (1992: 66) bu durumu "ilk kapitalist ülke olan İngiltere 19. yüzyılın ortalarına doğru serbest ticareti kabul ederek 'bütün dünyanın atelyesi olmak', bütün ülkelere aldığı hammadde karşılığında mamul eşya vermek iddiasındaydı" diyerek betimlemektedir. İşte bu süreç, hammaddenin daima ucuz, mamul maddenin ise daha pahalı olması nedeniyle eşitsiz mübadele denilen ekonomik sömürü biçimini ortaya çıkarmaktadır. Bu girişime karşı Gandhi, siyasal mücadelesinin önemli bir boyutunu geleneksel tekstil sanayiini koruma adına dokumacılık yapmaya ayırmıştı (bkz. Erkilet 2002: 37-38). Benzer bir tutumu Gandhi'den çok önce Bediüzzaman'ın takınmış olması, kendisinin emperyalizmin ekonomik işleyiş mekanizmalarının ayırdında olduğu göstermesi bakımından ilginçtir. Hutuvat-ı Sitte emperyalizmin fiili işgal sürecinin ideolojik meşrulaştırmasına bir karşı çıkış iken; boykot uygulamaları, emperyalizmin oluşturduğu ekonomik sömürü sarmalına gösterilen tepkinin ve buna karşı tavır alışın bir ifadesidir. Asıl önemli olan husus ise, Bediüzzaman'ın bu husustaki saptama ve duyarlıklarının, sosyal bilimler literatüründe devasa bir yer tutan emperyalizm olgusunun toplumsal, siyasal, ekonomik temellerinin incelenmesi gerekliliğine işaret etmekte oluşudur.
Ancak, Bediüzzaman'ın doğrudan siyasal ve sosyal bilimlerin kapsamına giren bu alanlardaki görüşleri ihmal edilmiş; daha doğrusu farklı bir okumaya tabi tutulmuştur. Bu ikinci dolayımlı okuma biçimi, onun ne söylediğinden ziyade, nelerle çatışmadığını vurgulama biçimini almaktadır. Bu okuma biçimini Batı-merkezli, muhafazakar bir okuma olarak nitelemek mümkündür. Oysa, yukarıda da göstermeye çalıştığımız gibi, Bediüzzaman Doğu/İslam dünyası ile seküler Batı dünyasını temel sayıltıları itibariyle birbiriyle uzlaşamayacak iki medeniyet alanı olarak tanımlamakta; Batı siyaset düşüncesinin kavramlarını olduğu gibi almak ve kullanmak konusunda mesafeli bir tutum geliştirmekte; Yunan-Roma kökenli Batı düşüncesinin yerine İslam düşüncesinin konulması gerektiğini vurgulamakta; meşrutiyet gibi siyasal kavramları İslami boyutları içinde anlamakta ve ancak o koşullarda kabullenmekte; emperyal siyasetleri tanımlamanın yeterli olmadığını, bunlara karşı somut tavırlar da geliştirilmesi gerektiğini belirtmekle değerden bağımsız olduğu iddia edilen pozitivistik sosyal bilim anlayışına karşı çıkmaktadır. Bu saptamaların doğrudan sonucu şudur: Bediüzzaman'ın siyasal ve sosyal bilimlere gerçek katkısını anlayabilmek için onun düşüncelerini bütünlüğü içinde kavramak gerekir. Onun katkısı verili siyaset bilimin kavramlarını kullanmak yönünde olmamıştır. Tam tersine, o kavramların içeriğini yeniden doldurmak, onları ters yüz etmek, dönüştürmek suretiyle gerçekleşmiştir. Bunu da değerden ve duruştan bağımsız bir tavırla değil; tam tersine bilginin ahlaki gereklerine ve sonuçlarına dikkat çekerek yapmıştır. Bediüzzaman, bilgi ile amel arasında doğrudan bir ilişki kurmaktadır. Alternatif bir bilme ve anlama biçiminden; tahkiki yöntemlerle ilhamların yani edinilen bilgi ile verilen bilginin iç içeliğine dayanan bir bilgi kuramından; incelenen toplumun özgün taraflarının dikkate alınması gerektiğine işaret eden bir yaklaşımdan yanadır.
Öz
YanıtlaSilBediüzzaman Said Nursi düşünce sistemini Kur'anî bir temel üzerine kurmuş bir İslam düşünürüydü. Ancak bu sistem, kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmek ve sosyal bilimsel bir açıdan analitik olarak ele alınmak yerine, bir ya da iki ana konu etrafında ele alınmaktadır. Bu konulardan biri bilim ve din ilişkisidir. Genel kabule göre, bilim ve din arasında ve özellikle İslami bilgi ve laik batılı bilim arasında hiçbir çatışma yoktur. Ancak, bize göre, bu aşırı genelleme (özellikle sosyal bilimler alanında) doğru değildir ve Risale-i Nur Külliyatı'nın batı merkeziyetçi bir okunuşundan kaynaklanmaktadır. Bu aşırı genellemeye olan karşı fikirler şöyledir: Bediüzzaman, Doğu/İslami ve laik Batılı dünyaları (mesela "ikinci Avrupa") iki muhalif medeniyet olarak tanımlamış; Batılı siyasi düşünceden birebir alıntıları asla kabul etmemiş; Helenik ve Roma düşüncesi üzerine dayanan Batılı düşüncenin terminolojisini kullanmak yerine Kur'anî/İslami terminolojiyi kullanmış; bazı Batılı kavramları (meşrutiyet gibi) İslami bir anlayışla tekrar tanımlandığı takdirde kabul etmiş ve kullanmış (mesela kanun-u şeriyye ile meşrulaşan bir meşrutiyet-i meşrua'dan bahseder); kıymetsiz ve faaliyetsiz pozitivist yaklaşıma karşı çıkmış ve bilgi ve ahlaki davranış arasında doğrudan bir ilişki görmüştür.
Anahtar Kelimeler: Risale-i Nur Külliyatı'nın batı merkeziyetçi okunuşu, İslam medeniyeti, medeniyet-i hazıra ya da ikinci Avrupa, hediye-i ilahiye olarak bilgi, meşrutiyet-i meşrua, kıymetsiz ve faaliyetsiz pozitivist yaklaşım, bilgi ve ahlaki davranış arasında doğrudan ilişki.
Abstract
Bediüzzaman Said Nursi was a Muslim thinker who has founded his system of thought on a Quranic basis. But this system, instead of being evaluated in its integrity and being handled analytically from a social scientific perspective, handled around one or two main themes. One of these themes is the relation between science and religion. According to the general agreement, there is no contradiction between science and religion and especially between the Islamic knowledge and secular western science. But, according to us, this overgeneralization is not true (especially in the field of social sciences) and stems from a western-centric reading of the Risale-i Nur Collection. The counter-arguments of this overgeneralization are the following: Bediüzzaman defines the Eastern/Islamic and secular Western (for examle "the second Europe") worlds as two antagonistic civilizations; he never approves mot- a- mot borrowings from the Western political thought; uses a Quranic/Islamic terminology instead of using the terminology of Western thought which stands on Helenic and Romanic ideas; accepts and uses some Western concepts (such as constitutional government) only if they are re-defined by the help of an Islamic understanding (for example he talks about a legitimate constitutional government, legitimated by the norms of Shariat); opposes to a value-free and action-free positivistic approach and sees a direct relation between knowledge and ethical action.
Key Words:Western-centric reading of the Risale-i Nur Collection; Islamic civilization; contemporary Western civilization (Medeniyet-i hazıra) or the second Europe ; knowledge as a divine gift; legitimate constitutional government; imperial Western politics; value-free and action-free positivistic approach; relation between knowledge and ethical action.
Kaynakça
YanıtlaSilBEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (1995) Divan-ı Harb-i Örfi, 2.b., İstanbul: Yeni Asya Neşriyat.
----------- (1995) "Hakikat", Divan-ı Harb-i Örfi içinde, 2.b., İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, ss. 64-66.
----------- (1996) "Hutuvat-ı Sitte" Sünuhat içinde, 3.b., İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, ss. 87-106.
----------- (1996) Sünuhat, 3.b., İstanbul: Yeni Asya Neşriyat.
----------- (1996) "Kastamonu Lahikası," Risale-i Nur Külliyatı içinde, Cilt 2, İstanbul: Nesil Basın Yayın, ss. 1569-1677.
----------- (1996) Mektubat, 26. Mektup, Risale-i Nur Külliyatı içinde, Cilt 1, İstanbul: Nesil Basın Yayın, ss. 492-502.
BELLAH, Robert. N. (1958) "Religious Aspects of Modernization in Turkey and Japan," The American Journal of Sociology, Vol. LXIV, No. 1, pp. 1-5.
------------ (1973) "The Sociology of Religion", T.Parsons (der.) Knowledge and Society, Washington: Voice of America Forum Lectures, pp. 232-245.
ERKİLET, Alev (2002) "'Topçu Ateşiyle Serçe Avı' ve Ahtapotun Kolları," Türkiye-Filistin Hattı adlı kitabın içinde, İstanbul: Birun Yayınları, ss. 35-43.
HABERMAS, Jürgen (1997) Kamusallığın Yapısal Dönüşümü, Çev. Tanıl Bora & Mithat Sancar, İstanbul: İletişim Yayınları.
HERODOTOS (1973) Herodot Tarihi, Çev. Müntekim Ökmen, Yunanca aslıyla karşılaştıran ve Sunan: Azra Erhat, İstanbul: Remzi Kitabevi.
KAVUKÇU, Re'fet (2000) Bediüzzaman Albümü, Mega Basım A.Ş.
LENİN, V.İ. (1992) Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, 9.b., Çev. Cemal Süreyya, Ankara: Sol Yayınları.
SARIBAY, Ali Yaşar (1992) Siyasal Sosyoloji (Bir Çözümleme Çerçevesi), Ankara: Gündoğan Yayınları.
ŞAHİNER, Necmeddin (2000) Resimlerle Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul: Timaş Yayınları.
yuksel dedi ki...
YanıtlaSilAtatürk’ün Gençliğe Hitabesi
Genel
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Mustafa Kemal Atatürk
YANITLAYINSIL
yuksel26 Ekim 2020 07:23
"İnsanlar helâk oldu; âlimler müstesna.Alimlerde helak oldu ; ilmiyle amel edenler müstesna.Amel edenler de helâk oldu; ihlas sahipleri müstesna.İhlas sahiblerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar.
Risale-i Nur'da Geçen Âyet ve Hadis Meâlleri.
sy.240.
YANITLAYINSIL
yuksel26 Ekim 2020 07:29
Bir işte İlim, Amel, İhlas, Sünnete Uygunluk olmak lazımdır.
Mahmud Esad Coşan
Akra fm.
Hadisler Deryası.
İlim sahibi olmak sonra ilimle amel etmek,amelinde ihlaslı olmak, bu da yetmez Peygamberimiz'in s.a.v. sünnetine uyuyormu ona bakılır...
26 Ekim 2020 07:32 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Rabbimiz! "Bismillahirrahmanirrahim, Ha mim, Tenzilü'l-Kitâbi'nin hakkı için ve onun hürmetine, günümüzde maddi-manevi sıkıntılarla boğuşan ve bir türlü huzur bulamayan insanlık ailesini ıslah eyle! Onlara en kısa zamanda hidayetler nasip eyle. Hem dünyada hem ahirette mutluluğa eriştirecek iz'an ve şuuru nasip et!
Kenzü'l Arş Duası
Esrarı, Hikmeti, Fazileti.sy.52.
26 Ekim 2020 23:21 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Bozdağa göre vasiyet açıklanabilseydi Türkiye'de her şey değişebilirdi.
İsmet Bozdağ Açıklıyor.
Atatürk'ün Gizlenen Vasiyeti.sy.26.
1988.ocak .17.sayı.2.yıl.6.Nokta. Dergisi.
27 Ekim 2020 07:28
İlahi! Hamdini sözüme sertac ettim,
YanıtlaSilzikrini kalbime mi’rac ettim.
Kitabını kendime minhac ettim.
Ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin,
aşkınla gönlümü bi-karar ettin.
İnayetine sığındım, kapına geldim.
Hidayetine sığındım lütfuna geldim.
Kulluk edemedim affına geldim.
Şaşırtma beni doğruyu söylet,
neş’eni duyur hakikati öğret.
Sen duyurmazsan ben duyamam,
sen söyletmezsen ben söyleyemem,
sen sevdirmezsen ben sevemem,
sevdir bize hep sevdiklerini,
yerdir bize hep yerdiklerini
24 Aralık 2010 05:51
yüksel dedi ki...
yar et bize erdirdiklerini.sevdin habibini kainata sevdirdin.sevdin de hıl ati risaleti geydirdin.makamı ibrahim den makamı mahmuda erdirdin.serveri esfiya kıldın.hatemi enbiya kıldın.muhammed mustafa kıldın.salat ü selam,tahiyyat ü ikram,her türlü ihtiram ona,onun al ü eshab ü etbaına yarab.
Oralardaki yüz milyonlarca insanın gözyaşı, ahı, kanı, emeği, doğal kaynağı üzerinden Batı da kurulan bir refah düzeni var.
YanıtlaSilDaha Adil Bir Dünya Mümkün
Recep Tayyip Erdoğan
sy. 92.
YANITLASİL
yuksel7 Eylül 2021 05:54
Biz asla garibin, mazlumun, mağdurun, yoksulun, ezilmişin sırtından bir refah düzeni kurmayız, kuramayiz. Buna bizim ne inancımız ne kültürümüz ne de tarihimiz izin verir.
Daha Adil Bir Dünya Mümkün
Recep Tayyip Erdoğan
sy. 92.
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Allah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak.
YanıtlaSilKul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek.
Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu?
Kul, senin rahmetinle oldu diyecek.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt 20.sy.607.
Hadid Suresi
21.ayet.
İblis, en şiddetli ve kuvvetli adamlarını malını hayra sarf eden kimseye musallat eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 111 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Ey insanlar! Kimin yanında (ganimet malından veya diğer haklardan) ne varsa, vakti geçti, "rezil olurum" demesin. Getirsin versin. Haberiniz olsun ki, dünya rezilliği ahiret rezilliğinden ehvendir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 183 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
16. İman edenlerin Allah’ı anma ve hak olarak inen (Kur’an’)a karşı kalplerinin ürpermesi/saygıyla yumuşaması zamanı gelmedi mi?[2] (Mü’minler,) sakın bundan önce kendilerine kitap verilip de (onunla alakayı keserek) üzerlerinden uzun zaman geçmiş, kalpleri artık katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onlardan çoğu (Allah’ın emrinden çıkmış) fâsık (olmuş)lardır.
YanıtlaSil(Âyet-i kerîmede yüce Allah, mü’minlere, kitaplarından uzaklaşan yahudiler ve hıristiyanlar gibi olmamalarını emir buyuruyor. Çünkü mü’minlerin Kur’an’la imanlarının kuvvetlenmesi, kalplerinin sükûn, hayatlarının huzur içinde olması gerekirken (8/2; 13/28), bunun aksine Kur’an’dan, onun kültüründen, mânevî gıdasından ve hükümlerinden uzaklaşan kalp imanca zayıflar, katılaşır ve duygusuzlaşır. Böyle bir kalbe sahip olan insan Allah’a karşı sorumluluğunu unutur, maddeci ve menfaatperest olur. Menfaatini başkalarının zararlarına, hatta yok olmaları üzerine kurmakta kalbi huzursuz olmaz.)
Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur.
YanıtlaSil1-Başa gelen belaya sabır.
2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek.
3-Genişlik zamanında çok dua etmek.
Akra Fm
günün sohbeti
Mahmud Es'ad Coşan
Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
YanıtlaSilRavi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
Sayfa: 197 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.
YanıtlaSilVasiyetimdir.
YanıtlaSil24.3.1974.
Bir çok suikastler geçirdim.Şu anda vucudumda arıza var.
Hafızamı kaybettim.Askerden sonra rahatsızlandım.
Adımın Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi olmasını isterdim.
Kitablarımı ziyan olmayacak bir kütübhaneye veilmesini istiyorum.
Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum.
Yüksel Çelik.
Vasiyetimdir.
YanıtlaSil24.3.1974.
Bir çok suikastler geçirdim.Şu anda vucudumda arıza var.
Hafızamı kaybettim.Askerden sonra rahatsızlandım.
Adımın Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi olmasını isterdim.
Kitablarımı ziyan olmayacak bir kütübhaneye verilmesini istiyorum.
Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum.
Yüksel Çelik.
Allah (z.c.hz)'nin üç hürmeti vardır. Bunları gözeten, dini ve dünyası hususlarında muhafaza edilir; yoksa hiç bir şeyi korunmaz. Bunlar şunlardır. Hurmetul İslam, Peygambere hürmet, onun soy, sop ve sülalesine hürmet. (Hürmetül İslam, İslama zarar veren bir şey yapmamak, mümine hakaret etmemek, Allah'ın, Resulunun, müminlerin izzetini korumak Peygamberimize ve sünnetine hürmet ve korumaktır)
YanıtlaSilRavi: Hz Ebu Said (r.a.)
Sayfa: 129 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Sizden birine, halktan korkması, işittiği veya gördüğü bir hakikatı söylemeye mani olmasın.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 490 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
HAKİKATİ GİZLEMEK DE ZULÜMDÜR.
YanıtlaSilBakara Suresi Tefsiri
Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
Cilt.3.sy.294.
Ecdat, Ayasofya'nin bugünkü akibetini görmüş ve yanı başına SultanAhmed gibi bir muhteşem eseri inşa etmiştir" dedi.
YanıtlaSilBediuzzaman'ın Sır Katibi
Mehmed Feyzi Efendi.
sy. 337.
Allah (z.c.hz) nin öyle kulları vardır ki onları beladan esirger, afiyette yaşatır. Afiyet üzere ruhlarını kabzeder. Ve onları afiyet üzere Cennete sokar.
YanıtlaSilRavi: Hz Enes (r.a.)
Sayfa: 129 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Her baba evladının kök sülalesi vardır, nesebi ona müntehi olur. Yalnız Fatıma'nın sülalesi Bana çeker. Bunlar Benim Ehl-i Beytim'dir. Benim hamurumdandır. Veyl onların faziletini inkar edene. Onlara muhabbet edene Allah muhabbet eder. Onlara buğz edene Allah da buğz eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 128 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Cenab-Hak rüşde ermesini dilediği bir kavme:
YanıtlaSil"Ey iman edenler!Allah'a ve Rasulune ve siden olan ülü'l-emre itaat edin. Şayetbir şeyde anlaşamaz iseniz onu Allah'a ve Resulune havale edin! buyuruyor.Allah'a havale etmek demek, kitabındaki muhkem ayetlere sarılmak demek, Resulune havale etmek demek, onun her an toplayan tefrikaya meydan vermeyen sünnetine uymak demektir.
Hazreti Aliyy'ül Murteza
Radıyallahu Anh
Mahmud Sami Ramazanoğlu.
sy.96.
DOĞRU OLSAM OK GİBİ İLAHİ SÖZLERİ (İLAHİSİNİN SÖZLERİ, İLAHİLER, İLAHİ SÖZLERİ) (SÖZLÜ + VİDEOLU, DİNLE)
YanıtlaSilDoğru olsam ok gibi,
Yabana atarlar beni,
Doğru olsam ok gibi,
Yabana atarlar beni,
Eğri olsam yay gibi,
Elde tutarlar beni.
Eğri olsam yay gibi,
Elde tutarlar beni.
Hiç keder elem etme,
Boş yere matem etme,
Düşmanlarını tanı,
Uzak dur sitem etme.
Düşmanlarını tanı,
Uzak dur sitem etme.
Rüya tabircileri :"Her kim bir Peygamberi rüyasında görürse bu kimse gördüğü Peygamberle ilgili olarak Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şeriflerde bildirilen o peygamberin başından geçmiş fakirlik, zenginlik vb. ahvale benzeyen bir durumla karşı karşıya kalacağı anlamına gelmektedir.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt 20.sy.225.
İslam'ın ve imanın hakikati paranın nasıl degerlendirildigidir.
YanıtlaSilKur'ân-ı Kerîm 'de infak âyetleri çok fazladır.
Emanet olarak verilen dunyaliklar esas imtihan vesilesidir.
Kenzü'l İrfan Şerhi
İbadet ve Ahlakla ilgili 1001
hadis
Şerh eden:
Ahmed Karakullukcu
şer kitab
sy. 607,608.
YANITLASİL
yuksel15 Ocak 2022 06:26
Başkasının hakkını yemek haram,yetim malını, dulun malını yemek haram. Gayet Güzel! Haksız yere, alın teri dökmeden beleşten, bedavadan, başkasının sırtından geçinmek haram. Ondan dolayı faiz haram.
Birisinin emeği var, çalışarak kazanıyor, otekisinin parasına kuvvet, o paradan dolayı zahmetsiz risksiz para kazanıyor Ticaret olsa, kar-zarar imkan ve ihtimali olduğundan ortaklık oluyor. İslam'da emek ve sermaye ortaklığı caiz.
Bakara Suresi Tefsiri
cilt 4.sy.142.
prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
Rasulullah (s.a.)Müslim'in sahihinde rivayet edilen :Rabbimi hem gözümle hem de kalbimle gördüm buyurmuştur.
YanıtlaSilbk. İbn Kesîr. 4.250.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt 20.sy.213.
YANITLASİL
yuksel16 Ocak 2022 05:28
Tecelli ancak kalp makamindaki ruha nasip olur.
Ruhul Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy.287.
Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
Ismail Hakkı Bursevi
cilt. 12.sy.9.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil504 1 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, şimdi sizin aranızda münafığın gizlendiği gibi, mü'min gizlenecek. Hz. Câbir (r.a.)
504 2 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir kavmin içinde oturacak ta kendisini dile alacaklar korkusu ile kalkamayacak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
504 3 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur'an okur, ibadete çalışırlar ve ehli bid'atle de meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar, kör deccalin avanesi olacaklardır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
504 4 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, şeytanlar onların evlatlarına ortak olacaklar. Denildi ki; "Bu da olacak mı ya Resulallah?" Buyurdu ki, evet. Dediler ki: "Bizim evlatlarımızı onların evladından nasıl ayırdedeceğiz?" Buyurdu ki: "Haya ve merhamet azlığından anlaşılacak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
504 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, uleması da hukeması da fitne olacak. Mescitler ve kurra çoğalacak ama hiç alim bulunmayacak, tek tük ulema kalacak. Hz. Behz (r.a.)
504 6 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, günaha girmeksizin aralarında geçinmeye kuvvet bulunamayacak. Öyle ki, adam yalan söyleyecek ve yemin de edecek. Bu zaman gelince kaçın. Denildi ki: "Nereye kaçalım?" Buyurdu ki: "Allah'a, Kitabına ve Peygamberin sünnetine kaçın." Hz. Enes (r.a.)
504 7 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kaygıları kursakları, şerefleri malları, kıbleleri kadınları olacak. Dinleri de altın ve gümüşleri olacaktır. Bunlar halkın şerlileridir ve Allah yanında onların nasibi yoktur. Hz. Ali (r.a.)
504 8 Kıyamet günü, taleb-i ilmin mürekkebi ile şehidin kanı getirilir ve tartılır. Bu bunun üzerine öteki de ona üstün gelmez. Hz. Ukbe İbni Amr (r.a.)
504 9 Vali getirilir, sıratın üzerinde durdurulup öyle bir sallanır ki, onun her uzvu yerinden ayrılır. Eğer adil ise uzuvlar birleşir ve geçip kurtulur. Eğer zalim ise yetmiş yıl ateşe aşağı gider. Hz. Bişr İbni Asm (r.a.)
Köhne fikirler paslanmış çivilere benzer, yerlerinden kolay kolay sökülemezler.
YanıtlaSilCenab Sahabeddin
Iki darbe arasında
sy. 39.
Köhne fikirler paslanmış çivilere benzer, yerlerinden kolay kolay sökülemezler.
YanıtlaSilCenab Sahabeddin
Iki darbe arasında
sy. 39.
De ki: "Allah'ın kelimeyi tammesiyle -ki onu iyi veya kötü tecavüz edemez- yerde yarattığı her şeyin şerrinden sığınırım. Gece gelenin, gündüz gelenin, göğe çıkanın, gökten inenin şerrinden. Ancak hayırla gelen hariç ey Rahman." (Cinnilere karşı Halid ibni Velid r.a hz lerine buyrulmuştur)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebul Aliye (r.a.)
Sayfa: 335 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Adam camiye gider, namaz kılar. Allah indinde sivri sinek kanadı kadar kıymeti olmaz. Kiminin de namazının Uhud dağı kadar kıymeti olur. Bunun sebebi, ikincinin birinciden daha akıllı olmasıdır. "Akılca güzel nasıl olur?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Eğer, haramdan kim daha çok sakınıyorsa hayra kim daha çok haris ise, o daha akıllıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hamidissaidi (r.a.)
Sayfa: 99 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Yalan, Ümmül hebais yani kötülüklerin anasıdır.
YanıtlaSilKenzü'l İrfan Şerhi
sy. 555.
YANITLASİL
yuksel1 Şubat 2022 01:21
İslam hukukunun temeli olan bir numaralı Hadis-i Şerif "Innemel amalu biniyet." Ameller niyetlere göre değerlendirilir.
hadisidir.
Kenzü'l İrfan Şerhi
İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
sy. 552.
YANITLASİL
yuksel1 Şubat 2022 01:26
Parayı (hakkı olmadan) üzerine geçirmeyi istemek paranın Allah Teala nin emirlerinden üstün olduğunu düşünmek gizli şirktir. Rabbimiz muhafaza buyursun inşallah! Amin.
Kenzü'l İrfan Şerhi
İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
sy. 551.
Bursa Ulu Camii arka duvarında, Itteku'l-vavat. "şu vavlardan sakının!" diye büyük bir levha vardır. Birisi, işte bu vasiyet meselesidir.
YanıtlaSilBakara Suresi Tefsiri
Mahmud Es'ad Coşan
cilt. 4.sy.228.
Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
Ismail Hakkı Bursevi
cilt. 12.sy.9.
YANITLASİL
yuksel3 Şubat 2022 01:13
Kuvvetlimisiniz, zayıfmısınız? diye sordu.O zaman doğru söylenir mi ?Söylenmez.Dosdoğru , dobra dobra söyeyeyim mi?Hayır söylenmez! Neden?savaş,harb, hud'adır.
Bakara Suresi Tefsiri
cilt .4.sy.232.
Prof.Dr.Mahmud Es'ad Coşan.
YANITLASİL
yuksel3 Şubat 2022 01:21
Biz parayı , mevkiyi çoluk çocuğumuzu Allah (c.c.) rızası için seveceğiz, gerektiğinde de Allah (c.c.) ı tercih edeceğiz.
Kenzü'l İrfan Şerhi
sy.541.
Şerh eden.Ahmet Karakullukçu.
YANITLASİL
yuksel3 Şubat 2022 01:25
Gönülde dünya varsa, dil ahireti konuşuyorsa bu nifaktır yani münafıklık alametidir.
Kenzü'l İrfan Şerhi.
sy.541.
Ahmet Karakullukçu.
Meclis saltanatı temsil ettiği gibi hilafeti de temsil etmeli.
YanıtlaSil(M. N.) 87:Hubab.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 580.
YANITLASİL
yuksel6 Şubat 2022 06:31
Hilâfet ve saltanat gayr-i munfektir. (Sn.) 50.
Dünya saltanatı ile manevi Saltanat birleşmez. (M.) 58:15.
Mektup,2.sual.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 580.
İsmail Mutlu.
YANITLASİL
yuksel6 Şubat 2022 06:38
Hilâfeti temsil eden Mesihat-i İslamiye İstanbul 'a ve Osmanlılara mahsus değildir.
(Sn.) 51.
Hz.Hasan beşinci halifedir....
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 267.
İsmail Mutlu.
YANITLASİL
yuksel6 Şubat 2022 06:45
Sultan Reşad'in ve Mustafa Kemal'in Medresetu'z Zehra için desteği.
(E. L.) 2:196.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 440.
İsmail Mutlu.
Allah (z.c.hz.) yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet gök ile yer arasını dolduracak kadardır. O rahmetten biri mahlûkat arasında taksim edilmiştir. Bu sebeble valide çocuğuna acır, bu sebeble vahşi hayvarlar ve kuşlar su bulup içer ve bununla mahlûkat birbirine merhamet eder. Kıyamette 99 rahmeti 99 misli yapar ve onları müttakilere tahsis eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 88 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) Adem'in Hamurunu kırk gün, kırk gece yoğurdu. Aldı, ikiye kesti. Sağ tarafa iyiler, sol tarafa habisler ayrıldı. Sonra tekrar yoğurdu. Onun içindir ki iyilerden kötü, kötülerden iyiler çıkabilir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Me'sud (r.a.)
Sayfa: 88 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
inanın bana, savaşın sonuçları incelendiğinde topcunun suvarinin piyadenin kahramanliklari casuslarin şu gorunmeyen ordusu yanında hiç kalır.
YanıtlaSilOnsoz
Arşiv Belgelerine Göre
Osmanli'da İstihbarat
sy.6.
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.a.)
Sayfa: 321 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Nikahta helal ile haram arasını vasleden şey, def ve sestir. (Yani nikahın aleni olmasıdır.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Muhammed İbni Hatib (r.a.)
Sayfa: 322 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
En büyük nimet hidayet nimetidir.
YanıtlaSilÇünkü hidayetle insan Cennete gidiyor.
Bakara Suresi Tefsiri
Cilt.5. 99.
Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan
Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.
YanıtlaSil"Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.
YanıtlaSilBakara Suresi Tefsiri
Cilt.5 sy. 58.
Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel15 Şubat 2022 04:31
"Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.
Bakara Suresi Tefsiri
Cilt.5 sy. 58.
Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 341 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
Dinin İslam'ın gayesi budur: Nesli, malı, imanı, canı ve aklı korumak.
YanıtlaSilBakara Suresi Tefsiri
Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
cilt. 5.sy.132.
YANITLASİL
yuksel19 Şubat 2022 08:28
Ama inat edenler karşılığını görür. Mekke 'nin fethinde de birkaç kişi yine silahını çekti, karşı çıktı. O zaman Onlara da karşılığı verildi. Çünkü :
Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür.
kural budur.
Bakara Suresi Tefsiri
Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
cilt. 5.sy.46.,47.
YANITLASİL
yuksel19 Şubat 2022 08:33
Asil kendisinin mübarek kıldığı günün cuma günü olduğunu ve cuma gününe tazim edilmesi ve tatil yapılması gerektiğini onlara öğretti.
Bakara Suresi Tefsiri
Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
cilt.5.sy.189.
Tam manasıyla kavi o kimsedir ki, öfkesinde kendine malik olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hafsa (r.anha)
Sayfa: 101 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Bu nedenle evvelce taat işlemek kendisine kolay gelen bir kul, sakıncalı şeylerden birini irtikab ettiği zaman artık ibadet yapmak ona zor gelmeye baslar. Hatta iki rekat namaz kilmakla çok ağır meşakkatlere katlanma arasında muhayyer bırakılsa, o zorluklara tahammül etmeyi İbadete tercih eder.
YanıtlaSilRuhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy.337.
Kibredene karşı kibretmek sadakadır".
YanıtlaSilRuhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy. 342.
YANITLASİL
yuksel28 Şubat 2022 00:21
Ama kulların tamamı birbirine benzeyen ayıplı ve ihtiyaçli yaratıklar olması hasebiyle birbirlerine denk olduğuna göre, kimsenin kimseye karşı kibirlenme hakkı yoktur.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy.343.
YANITLASİL
yuksel28 Şubat 2022 00:27
O halde kibirlenmek, ancak eşi ve benzeri bulunmayan, bütün ayiplardan ve ihtiyaçlardan münezzeh olan Allah-u teala 'ya mahsustur. Zaten onun içindir ki kibriya ve azametle sadece Kendisi mevsuftur.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy.343.
Kadın da çok güzeldi, yalnız kaldıklarında şeytan bu kadınla birlikte olması konusunda ona vesvese verdi.....
YanıtlaSilAbdullah nefsinin kendisine galip gelmesinden ve asla yakışık almayacak o işi yapmaktan korktu. Erkeklik aletini iki taş arasına alıp ezdi Ve"ateş olsun, fakat mamussuzluk olmasın "dedi.
Onun hak yoluna dönüşünün sebebi işte budur. Bu hadise üzerine hemen hacca gitti ve kendi zamanının yegânesi oldu.
Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri
Ismail Hakkı Bursevi
cilt 20.sy.121, 122.
Ahiret gününe iman dünya hayatına düzen sağlar.
YanıtlaSilİlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
cilt 14.sy. 17.
Bir işe azmedip de akibetini iyice düşündükten sonra iyi görürsen, o işi yap. Eğer zararlı görürsen o işten vazgeç.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 65 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Sizden biri, kendinde kardeşine verebileceği bir nasihat bulursa ona hemen söylesin.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 65 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Sizden biri, kendinde kardeşine verebileceği bir nasihat bulursa ona hemen söylesin.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 65 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Azınlıklara Lozan sulhu icabınca bahşedilen her nev' din ve vicdan hürriyetinin Türk ve Müslüman camiasından esirgendiginden mi bahsediyor? Bu hal imansizligin ve imansizlik metodunun takib edildiğinin bir delili ve bariz bir alameti değil midir?
YanıtlaSilIsari Tefsîr ve Cifir ilmi Işığında
Sirr-i İnnâ A'tayna
Rumuzat-i Semaniye
Mâidet-ül-Kur'an
sy. 101.
Bu ümmetin sonradan gelenleri, evvelkilere lanet ettiği zaman, kimde ilim varsa onu ızhar etsin. Muhakkak ki ilmi gizleyen kimse, Allah'ın Muhammed (s.a.s.)'e indirdiğini gizliyen gibidir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 62 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel5 Mart 2022 00:47
Asr Suresinin Kur'an'ın bir özeti olduğu.13/6984.
İlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
cilt 14.sy.33.
Allah, haklıdan ve doğrudan yanadır.3/1629.
İlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
cilt 14.sy. 28.
Cebrail (Aleyhisselâm) atının izinden aldığı bir toprağı da buzağınin ağzına koydu.
YanıtlaSilBu at hayat atıydi ki (üzerinde Cebrail Aleyhisselâm taşıdığı için) nereye adım atsa mutlaka orası yeşillenirdi. Samiri o toprağı, deniz yarildiginda ya da Mûsâ Aleyhisselâm 'in Tur' a yöneldiği sırada almıştı. Iste o toprağın, kendisinin içine konulması sebebiyle buzağı heykeli ete ve kana dönüştü ve onda bir bağırma, bir hareket ve yürüme belirdi.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy.358.
Kıyamet günü olduğunda Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Kulaklarını ve gözlerini şeytanın çalgılarından ve haramlardan koruyanlar nerededir? Onları ayırınız." Bunun üzerine melekler onları arayıp, misk ve anber tepeleri üzerinde toplarlar. Sonra Allah Meleklerine tekrar şöyle buyurur: "Onlara tesbihimi ve temcidimi duyurun." Bunun üzerine o kimseler öyle güzel sesler duyarlar ki, benzerlerini hiç kimse duymamıştır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 59 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Heveslerinin peşine takılanlarla arkadaşlık kurulmamasi.7/3632
YanıtlaSilİlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
cilt 14.sy. 99.
"Allah'u Zülcelal'in zalimi yakalaması ani ve pek şiddetli olur" Ayeti ve izahı.13/6697.
YanıtlaSilAllah haklıdan ve doğrudan yanadır.
İlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
Cilt. 14.sy.28.
Endad en gizli şirk.1/114.
YanıtlaSilİlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
Cilt 14.sy. 70.
Ümmetin bayramları içinde Cuma'dan efdal bayram yoktur, ve o günkü iki rek'at namaz, Cuma günü dışındaki bin rek'atten efdaldir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 365 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Bir kavim meşveret için toplanırlar da aralarına Muhammed isimli birini almazlarsa, o toplantı onlara mübarek olmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 369 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Gurur nifakı netice verir. (i. i.) 84.
YanıtlaSilNifakta tereddüt vardır. (i. i.)104.
Nifak sebatsizligi netice verir. (i. i.) 104.
Vesvese korkuya, korku riyaya, riya nifaka muncer olur. (i.i.)84.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
sy. 502.
YANITLASİL
yuksel15 Mart 2022 22:37
Bediuzzaman ehl-i Beyttendi....
Ehl-i Beyt sunneti seniyyenin muhafizidir...
Vahdettte kolaylık vardır....
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 187.
Milletleri çökerten dört günah (zulüm, Allah 'tan alakoymak, faizle iş görmek, insanların mallarını haksız yere yemek)3/1553
YanıtlaSilİlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
cilt 14.sy. 167.
Cilt 14.sy. 167.
Kur'an kâinat kitabının Fihristi veya özetidir. 10/5270
YanıtlaSilKur'an Kainat planını açıklamaktadır.11/5599.
İlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
Cilt 14.sy. 148.
Müslümanların kendilerine bir önder (başkan) seçmelerinin vacip olduğu 1/144.
YanıtlaSilİlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
Cilt 14.sy. 179.
YANITLASİL
yuksel18 Mart 2022 23:55
Mürai müslümanların gerçek müminleri aldatıp dini, Kur'ân-ı ve namazı istismara kalkmalari. 13/7024.
Mürşid ve Islahatcilarin elinden tutmayan, hakiki önderlere saygı göstermeyen milletlerin ömrünün uzun olmayacağı. 1/253.
İlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
Cilt 14.sy. 178.
YANITLASİL
yuksel19 Mart 2022 00:03
Müslümanların gruplara ayrılıp bölünmesinin zararları. 11/5748.
Müşrikler antlaşmayı bozarlarsa. 5/2437.
Mustehcen anlamdaki çalgı, eğlence ve güldürü konularının "Levhe'l-Hadis" kapsamına dahil olduğu. 9/4739.
İlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
Cilt 14.sy. 179.
Ölümü ahirette bir koç gibi Hz. Yahya (A. S.) in boğazlayacagi. 13/6730.
YanıtlaSilsy.192.
Ölüden diri, diriden ölü çıkaran Allah'dır.2/872-874.
sy.191.
Nükleer bir savaşın meydana geleceğine işaret eden ayet ve açıklaması. 11/5947.
sy.188.
İlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
Cilt 14.sy. 188.191.192.
Nükleer silah yarışına kalkan İnkârcilarin kendi başlarını yiyecekleri.
YanıtlaSil6/3081.
İlmin Işığında
Asrın Kur'an Tefsiri
Celal Yıldırım
Anadolu Yayınları
Cilt 14.sy. 188.
Senin bir taifeye akıllarının almayacağı bir şeyi söylemen, bir kısmına fitne olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 372 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
GÖNENLİ MEHMET EFENDİ
YanıtlaSil(1903-1991)
Vâiz, reîsülkurrâ.
Müellif:
RECEP AKAKUŞ
Aslen Kırımlı bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak Gönen’de doğdu. Babası Osman Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. İlk öğrenimini ve hıfzını tamamladıktan sonra 1920’li yıllarda İstanbul’a gitti. Serezli Ahmed Şükrü Efendi’nin ders halkasına devam ederek 1925’te kıraat ilminden icâzet aldı. Bu arada Medresetü’l-irşâd’a kaydoldu. Medreselerin kapatılması üzerine (1924) yeni açılan İmam-Hatip Mektebi’nin son sınıfına kabul edildi; 1927 yılında bu okuldan mezun oldu. Soyadı kanunu çıktıktan sonra Öğütçü soyadını aldı. Halk arasında daha çok Gönenli Hoca olarak tanınmıştır.
İlk görevine Gönen Merkez Camii imam-hatibi olarak başlayan (1930) Mehmet Efendi üç yıl sonra askerliğini yapmak üzere buradan ayrıldı. Dönüşte İstanbul’da Hacı Kaftanî, Dülgerzâde ve Hacı Hasan camileriyle Sultan Ahmed Camii’nde imamlık yaptı. En uzun görevi Sultan Ahmed Camii imamlığıdır (1954-1982). Bu sırada Üsküdarlı Ali Efendi’nin vefatıyla (1976) boşalan reîsülkurrâlığı da üstlendi.
Resmî görevinin yanında Gönenli Hoca’nın örgün ve yaygın eğitim hizmetleri Kur’an kurslarında fahrî öğretmenlik ve fahrî vâizlik olmak üzere iki grupta ele alınabilir. İmam-Hatip okulları açılmadan veya yeterli sayıda mezun vermeden önce Gönenli Hoca, Türkiye’de din görevlilerine karşı duyulan ihtiyacı göz önüne alarak kendi gayretiyle öğrenci yetiştirirken sonraları bu faaliyeti her türlü sorumluluğunu üstlendiği Kur’an kurslarında sürdürmüştür. Kur’ân-ı Kerîm ve dinî bilgiler öğrenmek üzere Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden İstanbul’a gelen fakir öğrencilerin ihtiyaçlarını halktan topladığı yardımlarla karşılayarak önemli hizmetlerde bulunmuş ve 1940-1980 yılları arasında binlerce talebe yetiştirmiştir. Onun ilgilendiği kursların başında hepsi de Fatih semtinde olmak üzere Üçbaş Camii Kur’an Kursu, Hacı Hasan Camii Kur’an Kursu (İmâret-i Atîk Camii ile birlikte) ve Akseki Mescidi’ndeki Hırka-i Şerif Kur’an Kursu gelmektedir. Bunlardan başka İstanbul’un muhtelif semtlerindeki birçok caminin müştemilâtında veya apartman dairelerinde barınan yüzlerce öğrencinin masrafı da yine Gönenli Hoca tarafından karşılanmaktaydı.
Gönenli Mehmet Efendi, fahrî vâiz olarak kadınların ihmal edilen din ve ahlâk eğitimine daha çok önem vermekteydi. Haftanın hemen her gününde İstanbul’un çeşitli yerlerindeki camilerde kadınlara vaaz verirdi. Vaazlarında öğretmekten çok eğitme, irşad etme ve dinî hayatı canlı tutma onun başlıca hedefi olmuştur. Bu sebeple vaazlarına güzel sesiyle Kur’ân-ı Kerîm okuyarak başlar, ilâhi ve kasidelerle cemaati coşturur, ardından dinleyicilerin dikkatini çekecek şekilde etkili ve slogan mahiyetindeki cümlelerle kısa konuşmasını yapardı. İrşad konusunda Hz. Peygamber’in “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz” (Buhârî, “ʿİlim”, 11, “Edeb”, 80, “Cihâd”, 164; Müslim, “Cihâd”, 6-7) meâlindeki hadisinin emrini hayatı boyunca titizlikle uygulamaya çalışmıştır. Başarısı, coşkun imanı ve ihlâsı yanında uyguladığı hoşgörüye dayanan bu yöntemden kaynaklanmaktaydı.
YanıtlaSilBilindiği kadarıyla Gönenli Hoca’nın hiçbir tarikata intisabı yoktu. Bu hususta soru soranlara, “Biz Resûlullah’ın yolundayız” derdi. Fakat tasavvufun zühd ve takvâ çerçevesinde öngördüğü bütün fazilet ve üstün meziyetlere sahip olduğu için halk ona bir velî gözüyle bakmıştır. Şu var ki özellikle hanımlara yaptığı vaazlarda Hz. Peygamber’in ezkâr ve evrâd olarak okunmasını tavsiye ettiği tehlîl, tesbih, dua, istiğfar ve salavât-ı şerîfelerden seçtiklerini cemaatiyle birlikte okurdu ve fırsat buldukça buna devam edilmesini tavsiye ederdi. Bu evrâd ve tesbîhat daha sonra kitap haline getirilip basılmıştır (Evrad ve Tesbihat, İstanbul 1995).
Bütün ömrünü hayır hizmetlerine sarfeden Gönenli Mehmet Efendi, başta Kızılay ve Yeşilay olmak üzere yetişebildiği her çeşit hayır kurumuyla yakından ilgilendi. Halkla iç içe yaşadı, zengin fakir her sınıfın güvenini ve sevgisini kazandı. 7 Temmuz 1982’de Sultan Ahmed Camii imamlığından emekli olduktan sonra da hayır ve irşad hizmetlerine koşmaktan geri durmadı. 2 Ocak 1991’de vefat etti. Fatih Camii’nde çok kalabalık bir cemaatin iştirakiyle, kendisinden sonra reîsülkurrâlık görevini devralan Abdurrahman Gürses tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.
Vefatından sonra hizmetlerini devam ettirmek üzere Gönen’de 1994’te kendi adına bir cami inşa edilmiştir. Yatılı Kur’an kursu, aşevi, kütüphane ve konferans salonundan oluşan külliyenin yapımı sürdürülmektedir. Ayrıca 1995 yılında İstanbul’da Gönenli Mehmet Efendi İlim ve Hizmet Vakfı adıyla bir vakıf kurulmuştur.
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
Gönenli Mehmed Efendi’nin İstanbul Müftülüğü’nde bulunan sicil dosyası.
Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları İnceleme Kurulu Esâmî-i Kurrâ Defteri, Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi [Ankara], s. 103.
Recep Akakuş, İslâm’da Kur’an Öğretimi ve Reîsülkurrâ Gönenli Mehmet Efendi, İstanbul 1991, s. 101-207.
Gönenli Mehmed Efendi Hazretleri’nden Sohbetler (haz. Zeyneb Feyza Kurtulmuş v.dğr.), İstanbul 1994.
“Bir Kur’an Aşığının Ardından”, Altınoluk, sy. 60, İstanbul 1991, s. 33-36.
S. Muradbeyli, “Gönen’li Mehmed Efendi’yi Hayırla Yad Eyleyerek”, Tevhid, II/14, İstanbul 1991, s. 25-28.
“Gönen’li Mehmed Efendi’nin Ardından”, Öğüt, VI/68, İstanbul 1991, s. 22-24.
“Gönen’li Mehmed (Öğütçü) Efendi”, Millî Gazete, İstanbul 30 Mart - 5 Nisan 1991.
“Gönen’li Mehmed Efendi”, Zaman, İstanbul 7 Ocak 1991, 11 Şubat 1992, 22 Şubat 1992.
Genelkurmay Başkanlığı, geçen ay vefat eden araştırmacı Aytunç Altındal tarafından 1981 yılında ortaya atılan “Atatürk, hilafeti vasiyet etti. Evren ve Menderes 400 sayfalık vasiyeti okudu” iddiasını 32 yıl sonra yalanladı. Genelkurmay, “Atatürk'ün el yazısıyla kaleme aldığı vasiyeti ölümünden hemen sonra açıldı.12 Ara 2013
YanıtlaSilTasavvufun temeli helal rızık, helal lokmadir.
YanıtlaSilHaramla beslenen vücudu cehennem paklar.
Akra Fm
Pof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
Günün sohbeti.
Tasavvufun temeli helal rızıktır,helal lokmadır.
YanıtlaSilHaramla beslenen vucudu cehennem paklar.
Akra Fm.
Günün Sohbeti.
prof.Dr.Mahmud Esad Coşan.
Sizden birisi abdest aldığında, abdestini tam alır ve mescidi kasdedip çıkarsa ve ellerinin parmaklarını da birbirine kilitlemez ise, o kimse namazda sayılır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Kaab ibni Ucze (r.a.)
Sayfa: 40 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Zinanın şirke çok yakın olduğu.
YanıtlaSil5/3473.
Zinaya zorla sürüklenen kadının hükmü. 5/3469.
Hak Dini Kur'an Dili
Elmalı'lı M. Hamdi Yazır
cilt. 10.sy.469.
Ve işte zina şirke, şirk zinaya böyle yakındır.
YanıtlaSilHak Dini Kur'an Dili
Elmalı'lı M. Hamdi Yazır
cilt. 5.sy. 3473.
Cüz. 18.sure.24.
Nur Suresi.
Gazzâlî zinayı adam öldürmeden sonra en büyük günah sayar (İḥyâʾ, IV, 20).
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel27 Mart 2022 07:28
. Bundan dolayı Hz. Peygamber anılan hadiste, “Evlenmediğiniz takdirde yeryüzünde fitne ve büyük fesat çıkar” demiştir.
YANITLASİL
yuksel27 Mart 2022 07:29
İslâm toplumlarında aile ve evlilik kurumunun bir tür kutsal yapı olarak algılanmasında, zinanın yaygınlık kazanmamasında ve zinanın aile kurumunu tehdit eden en büyük tehlike ve kötülüklerden biri olarak görülmesinde, bu konuda oluşmuş hadis birikiminin ve bu birikimin geliştirdiği kültürün ve ortak duyarlılığın güçlü etkisi olmuştur.
Nesebin belirlenmesi, miras taksimi ve hayatın devamı için gerekli olan diğer konularda sağlıklı bir düzenin oluşturulması zinanın önlenmesi ve kadın-erkek ilişkilerinin meşrû evlilik düzenine dayandırılmasına bağlıdır.
YanıtlaSilAllah (z.c.hz.) tarafından hükümete isyan ve akraba ile alakayı kesmek gibi, cezası hem dünyada peşin olarak verilen, hem de ahirette ukubete layık bir iş yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa: 381 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
TEVFİK DUASI
YanıtlaSilRahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
1. Allahım!... Şu vakitte ve şu anda noksansız salavatını (bütün rahmetini), tertemiz selamlarını, en mükemmel ve en yüce daimi hoşnutluğunu bu alemdeki en üstün kuluna ulaştır.Sen O’nu (s.a.v), Adem’in (a.s) çocukları arasından seçip kendi irade ettiğin hükümlerin gölgesi kıldın.Yarattıklarının ihtiyaçlarına O’nu (s.a.v) bir kıble ve bir makam eyledin.O’nu (s.a.v) kendine bir delil kıldın.Razı olduğun şekilde O’nu (s.a.v) ortaya çıkardın.Tecellilerine layık hale getirdin.
O’nu (s.a.v) yerde ve göklerde emir ve yasaklarının uygulama mahalli kıldın.Kendin ile var olan her şey arasına O’nu (s.a.v) vasıta eyledin.Şu aciz kulunun selamını O’na (s.a.v) ulaştır.Şu anda selamların en şereflisi ve en temizi O’nun (s.a.v) üzerine olsun.
2. Ey Allahım!... Beni O’na (s.a.v) hatırlat ki, senin katında benden söz etsin.Çünkü bunun bana hem dünyada hem ahirette faydalı olduğunu en iyi bilen sensin.Hatta bu fayda, O’nun (s.a.v) seni tanıdığı ve senin yüce katında kıymetinin bulunduğu ölçüde olsun.Benim bilgim ve anlayışım hesaba katılmasın.Ey rabbim!... Şüphesiz sen, her türlü üstünlüğe layık, dilediğin her şeye güç yetirensin.
3. Ey Allahım!... O en mükemmel insanın gönlünde bana da yer ver.Bana onu sevdir.Efendimiz Muhammed’e , onun ali ve ashabına varlıklarının zerreleri sayısınca, Allah Teala’nın sonsuz ilmi miktarınca salat eyle.
4. Ey Allahım!...Bu salavatları devamlı olarak okuyabilmeme yardım eyle.Amin
Ey alemlerin rabbi olan Allahım!...
Teenni edersen isabet edersin, yahud hemen hemen isabet etmiş olursun. Acele ettiğin zaman ise hataya düşersin, yahud neredeyse hata etmiş olursun.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 38 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Hakka davet ederken bâtıl tasvir edilmez.
YanıtlaSilDost T. V.
Nihat Derindere
Katre
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular.
YanıtlaSilHayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır.
Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan
Akra Fm.
Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01
Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57
tesvil ne demek?
(C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular.
YanıtlaSilHayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır.
Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan
Akra Fm.
Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01
Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57
tesvil ne demek?
(C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:48
Hak söz kadar efdal sadaka yoktur.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:49
Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz.
Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:50
Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin."
Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular.
YanıtlaSilHayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır.
Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan
Akra Fm.
Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01
Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57
tesvil ne demek?
(C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:48
Hak söz kadar efdal sadaka yoktur.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:49
Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz.
Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:50
Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin."
Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel30 Mart 2022 00:18
Aldanmamak, aldatmamak, ciddiyet.
Hak yolda yürüyenlerin vasıfları.
Dost. T. V.
Katre.
Besmele
YanıtlaSilMusa (a. s.) asasi ile
İbrahim (a. s.) ateşte yanmaması
gibidir.
Dost T. V.
Dost özel
Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder:
YanıtlaSilMuallimim diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...
Gönül dergahindan
Hakikat İncileri
sy. 141.
Osman Nuri Topbaş
YANITLASİL
yuksel31 Mart 2022 01:46
Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak.
"Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek.
Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak.
"Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek.
Gönül dergahindan
Hakikat İncileri
Osman Nuri Topbaş.
sy. 141.
Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder:
YanıtlaSilMuallimim diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...
Gönül dergahindan
Hakikat İncileri
sy. 141.
Osman Nuri Topbaş
YANITLASİL
yuksel31 Mart 2022 01:46
Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak.
"Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek.
Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak.
"Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek.
Gönül dergahindan
Hakikat İncileri
Osman Nuri Topbaş.
sy. 141.
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 33 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 388 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Bende olan hayrı Ben sizden asla saklamam. Kim iffetli kalmak isterse Allah ona iffet verir. Kim mustağni kalmak isterse Allah onu ğani kılar. Kim sabr etmek isterse Allah onu sabırlı kılar. Hiç bir kimseye ata ve hayır cihetiyle "sabır" dan daha geniş ihsan verilmemiştir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 389 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Sizden biri hastalıktan şikayet edince, elini elem duyduğu yere koysun ve sonra yedi defa şöyle desin: "Eûzü bi 'izzetillâhi ve kudretihî min şerri mâ ecidu ve uhâzirü." (Elem duyduğum ve çekindiğimin şerrinden Allah'ın izzetine ve onun kudretine sığınırım.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Osman İbni Ebil As (r.a.)
Sayfa: 30 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Bir işi yapmak istediğinde, sonunu iyice düşün. Eğer neticesi hayır ise onu yap, neticesi şer ise ondan vazgeç.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah ibni Misver (r.a.)
Sayfa: 29 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Bir bakıma İngiltere nin kaderini casuslar çizmişlerdir. Bu casuslar sadece askeri ve siyasi alanda değil, ticaretle, sanayide, eğitimde ve din alanında inanılmaz istihbarat başarılarına imza atmışlardır.
YanıtlaSilTürkiye’de Ve Dünyada
Casuslar.
Aytunc Altındal.
Destek Yayınları
sy. 103.
SONUN BAŞLANGICI
YanıtlaSil2036-2038.
Not.
Efendi
Beyaz Turklerin Büyük Sırrı.
Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı.
Eskişehir'de Ne Oldu?
sy. 282.
SONUN BAŞLANGICI
YanıtlaSil2036-2038.
Not.
Efendi
Beyaz Turklerin Büyük Sırrı.
Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı.
Eskişehir'de Ne Oldu?
sy. 282.
O hikmetin tebeddülü ile illet değişmez.Illet değişmezse hüküm değişmez.
YanıtlaSilRisale-i Nur'un Tariflerine göre Istılahlar ve Anahtar Kelimeler.
Heyet.
sy.396.
Siz kulluğunuzu doğrultun güzel yapin O Rabligini bilir.
YanıtlaSilIbrahim Ethem
Mahmud Es'ad Coşan
Akra Fm
Hadisler Deryası
Kul yaptığı günah yüzünden rızkı kesilebilir.
YanıtlaSilProf. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
Akra Fm
Hadisler Deryası
Ümmetim için korktuklarım arasında en çok korktuğum şey, saptırıcı önderlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 20 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 04:56
Ömrün Ramazan ölümün Bayram olsun.
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 04:59
Bir kimseyi iyi diyebilmek için
-Onunla ticaret yapmak,
-Seyahat yapmak, ve....
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 05:08
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Esirgeyen, bağışlayan Allah c. c. in adı ile başlarım.
Bakara Suresi.
42.Bile,bile hakkı batıla karıştırıp gizlemeyin.
(Tevrat’ta son Peygamber'e ait bir şey bulmadık demeyin.)
Kur'ân-ı Kerîm ve Meal-i Celilesi.
sy. 2.
sy.8.
Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Bir kimse bi'dat sahibinden buğz ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at sahibine sert muamele ederse, Allah Teala onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at sahibini hakir ve zelil görürse, Allah onu Cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at sahibine selam verir veya ona beşaretle mülaki olursa ve onu sevindirici şeyle karşılarsa, Muhammed (s.a.s.)'e indirileni istihfaf etmiş olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 406 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Telgrafın Türkiye'de kurulmasını istemeyen biri tarafından koparıldığı anlaşılıyordu. demektedir.
YanıtlaSilMuteakiben Sultan'ın kendileri ve Samuel Morse'u çeşitli hediyeler ve "ihtira beratı" ile taltiflerini naklettikten sonra : Sultan'ın ilgisine rağmen İstanbul ile Edirne arasında telgraf hattı kurulması işi tahakkuk etmedi.
Lozan Zafer mi
Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
Cilt:2.sy.101.
...Diğer bir rivayette ise "Muaviye kat'iyyen mağlub olmaz" buyurulduğu rivayet edilmiştir.
YanıtlaSilHazreti Ali r.a. bunu duyunca : "Eğer bu hadis-i Şerif'i bilseydim Hazreti Muaviye ile harbetmezdim!." demiştir.
Lozan
Zafer mi
Hezimet mi?
Cilt 2.sy.126.
Kadir Mısıroğlu.
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.
YanıtlaSilAlbert Einstein.
Türk ve Dünya Edebiyatından
Konularına göre sınıflandırilmis
Özlü sözler
Hasan Ozperhiz
sy. 111.
yuksel3 Mayıs 2022 21:40
YanıtlaSilBir kimse Allah'dan sıdk ile şehidlik isterse, Allah onu şehitler mertebesine ulaştırır; yatağında da ölse.
Ravi: Hz. Sehl (r.a.)
Sayfa: 422 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2022 21:41
Bir kimse yanında kendisini müstağni edecek kadar varken bir şey isterse, ancak Cehennem ateşini çoğaltmış olur."Kendisini müstağni kılacak şey nedir ya Resulallah" dediler. Buyurdu ki: "Kuşluk yiyeceği veya akşam yiyeceğine kadar."
Ravi: Hz. Sehl (r.a.)
Sayfa: 422 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2022 21:48
Kur'an'daki pek çok cüz'î hadiselerin arkasında küllî düsturlar saklıdır.(S.) 223:20.Söz, 1.makam.1.nukte
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu
sy. 403.
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2022 21:55
Sadece din ilimlerinin okutulmasindan taassub doğar.
(Mn.) 127.
Taassubun en dehşetlisi bazı Avrupa taklitcilerinde ve dinsizlerde bulunur. (Mn.) 131.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 621.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 05:45
Allah Resulu Peygamber efendimiz buyurmuştur:
"Miraç 'ta üçüncü kat gökte yetmiş bin melek gördüm. Bunlar, Hazret-i Ömer' i sevenler için, Cenab-ı Hak 'tan af taleb ediyorlardı".
Biz de, Hazret-i Ömer' i seviyoruz ya Rab, o meleklerin istiğfarindan, bizi de mahrum etme Allah 'im.
İslam' ın Adil ve cesur reisi
Halife Hazret-i Ömer
(Radıyallahu Anh)
cilt. 2.
Abdurrahman Şeref Laç
sy. 384.
Bu konuyu daha ileri derecede düşünecek olursak devletlerinde sırları vardır.İleride yapacakları eylemleri ve hizmetleri yeri ve zamanı gelmeden açığa vurmamalıdır.Sır saklamayan milletler ve devletler düşmanın tuzağınaher an düşmeye hazırdırlar. Bu sebeple casusluk müessesi oluşmuştur. Gizli ajanlar vardır. Bunlar kendi ülkeleri adına bilgi toplamaya çalışırlar.
YanıtlaSilHazret-i Ömer Yüz veciz Söz. sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:40
Özellikle askeri bilgilere önem verirler.Zira, her ülke için güvenlikleri önemlidir.En yakın komşularından bile emin olmak için büyük bir çaba içerisinde bulunurlar.Konuya Hz. Ali (k.v.) 'nin
bir vecizesiyle son verelim:" Düşmanın en zararlısı hilesini gizleyendir." Hiç şüphe yok ki, düşman hilesini gizlerken Müslüman'ın sırrını açığa vurması, düşmana davetiye çıkarmaktır.
Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:45
Bu vecizeye benzer bir sözü de Hz. Ebubekir söylemiştir." Sırrını açığa vurma, sonra işlerin karışır.
177.Aşir efendi, 11a.
Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
Bu konuyu daha ileri derecede düşünecek olursak devletlerinde sırları vardır.İleride yapacakları eylemleri ve hizmetleri yeri ve zamanı gelmeden açığa vurmamalıdır.Sır saklamayan milletler ve devletler düşmanın tuzağınaher an düşmeye hazırdırlar. Bu sebeple casusluk müessesi oluşmuştur. Gizli ajanlar vardır. Bunlar kendi ülkeleri adına bilgi toplamaya çalışırlar.
YanıtlaSilHazret-i Ömer Yüz veciz Söz. sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:40
Özellikle askeri bilgilere önem verirler.Zira, her ülke için güvenlikleri önemlidir.En yakın komşularından bile emin olmak için büyük bir çaba içerisinde bulunurlar.Konuya Hz. Ali (k.v.) 'nin
bir vecizesiyle son verelim:" Düşmanın en zararlısı hilesini gizleyendir." Hiç şüphe yok ki, düşman hilesini gizlerken Müslüman'ın sırrını açığa vurması, düşmana davetiye çıkarmaktır.
Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:45
Bu vecizeye benzer bir sözü de Hz. Ebubekir söylemiştir." Sırrını açığa vurma, sonra işlerin karışır.
177.Aşir efendi, 11a.
Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
Ahireti için çalışan kimseye Allah c.c. dünya işlerinde kâfi gelir, yeter; sizler gizlinizi düzeltin, Allah c.c sizlerin açığınızı ıslah eder.
YanıtlaSilÖmer b. Abdülaziz (r.a.)
Zirvelerden Gönüllere.
Enes Balı.
sy.135.
hazırladı.(T.H.) 49.
YanıtlaSilFihrist.sy.73.
İçinde bulunduğumuz zamanın geçmiş zamana kıyas edilmesi yanlıştır.(D.H.Ö.İç.R.) 70.
Kıyas İslamiyetin hüküm kaynaklarındandır.(Mh.) 73:1.makale 8.mesele.
Kıyas-i İstisnai.(L.)57:11.Lema, 5.nükte (İ.İ.) 95.
Maneviyat maddiyata kıyas edilmez.(Mn.) 127.
İslamiyeti Hıristiyanlığa kıyas etmek kıyas-ı maalfarıktır.(M.) 313.26,3.Mebhas,5.mesele.
Bir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.386,387.
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2022 22:07
Eşyanın ışınlanmasına işaret eden ayet.(S.) 233:20.Söz.2. Mak.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi. sy.70.
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2022 22:09
Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 282 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2022 22:11
Bir kimse ilmi alimlere tefahur için veya meclislerinde sefihlerle mücadele için tahsil ederse, o kimse Cennetin kokusunu dahi duyamaz.
Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 429 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2022 22:12
Bir kimse ilim taleb ederse, bu geçmişine kefaret olur.
Ravi: Hz. Abdullah İbni Sahîra (r.a.)
Sayfa: 429 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel15 Mayıs 2022 02:02
Bazı şeyler vardı ama, daha detaylı vasiyet olarak bu benim vasiyetimdir dediği, ölümünden 12 gün önce bana söylediği bazı şeyler var.
Yani çok net, bu böyle olacak , budur, gibi çok kararlı bir konuşmaydı. Saat 5'te 5 buçukta falan konuşmamız bitti babamla.
The Özal.
Mehmed Ali Birand.
Soner Yalçın.
sy.552.
Bir Davanın Öyküsü.
Üç şey bir kimsede bulunursa o kimse "Ebdaller" (kırklardan)dır. Ki dünya ve dünya halkının kıvamı onlarladır. (Onların yüzü suyu hürmetine yaşarlar): Kazaya rıza, Allahın haram ettiği şeye sabır (dayanmak), Allahın hakkından ötürü gazab etmek. (Nefsin için pireye bile kızmayacaksın)
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 264 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel1 Haziran 2022 05:38
Güzel Ahlak ilimden fenden önce gelir.
Kötü ahlaklı atom âlimi düşmana sırrını rüşvet karşılığı satarsa Alimin ve İlmin faydası olmaz.. Zararı olur.
Akra Fm.
Hadisler Deryası
Mahmud Es'ad Coşan
Islamiyetin Üssü'l-esasi doğruluktur. (H. S.) 51:3. kelime
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 345.
449 6 Cennete girip cehennemden kurtulmak, nimetin tamamındandır. Hz. Muaz (r.a.)
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel4 Haziran 2022 01:05
Ahiret inancı sosyal ve şahsi hayatın Üssü'l-esasidir.(S.) 92:10.Sozun Hatemesi.
En büyük dava Ahireti kazanmaktır.E:L) 1:14.
Ahirete iman saadetin esası dır.(S.) 153:9.Sua,Mukaddime.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 28.
Kainatta bütün yıldızların arasını dolduran, durgun saydam ve gaz halinde madde, yani her tarafa nüfus edebilen bir esir vardır..
YanıtlaSilİlimler ve Yorumlar
ilimlere bir başka açıdan bakış.
Hekimoglu İsmail
H. Hüseyin Korkmaz.
sy. 397.
Ümmetimden iki sınıf salih olursa, ümmette salih olur. Umera ve Ulema.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 308 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
İlim talebi, Allah katında namaz, oruç, hac ve Aziz ve Celil olan Allah yolundaki cihaddan daha efdaldir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 312 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Bir saatlik ilim talebi, bir gece sabaha kadar ibadet etmekten hayırlıdır. Bir günlük ilim talebi ise üç ay oruç tutmaktan hayırlıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 312 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Asıl olarak haramlardan şiddetle kaçanların ve emirleri layıkıyla uygulamaya çalışanların kalpleri temizdir.
YanıtlaSilİbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
Kenzü'l İrfan Şerhi
Ahmet Karakullukçu
sy. 489.
Asıl olarak haramlardan şiddetle kaçanların ve emirleri layıkıyla uygulamaya çalışanların kalpleri temizdir.
YanıtlaSilİbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
Kenzü'l İrfan Şerhi
Ahmet Karakullukçu
sy. 489.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
YanıtlaSilZalim olsun mazlum olsun kardeşine yardım et! buyurmuştur.
Bunun üzerine ashab-i kiram :Ya Resulallah! Biz mazluma yardım ederiz, fakat zalime nasıl yardım edeceğiz? diye sorduklarında, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Onun ellerinin üstünden tutarsın (ve onu yaptığı zulümden engelleyerek böylece ona da yardım etmiş olursun ). buyurmuştur.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy.488.
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2022 01:03
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem e inanmanın Cennete girmek için yeterli olmadığı, bununla birlikte ona ve Kur'an'a ittiba'in da şart olduğu
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy.489.
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2022 01:04
Niyet doğru, amel yanlış olabilir.(Mn.) 94.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 56.
Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur.
YanıtlaSilHadislerle
Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı
Müslümanlık
cilt. 2.
Devlet idaresi
sy. 609, 610
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:03
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
(Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.
90. Ey iman edenler! Şarap/içki, kumar, (tâzim edilen) dikili taşlar,[33] şans (fal) okları (ve zarları), şeytan (ve kötü insan)a ait murdar (pis) işlerdir; artık bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.[34]
YanıtlaSil91. Şeytan, içki ve kumarla sadece aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan tamamen) vazgeçtiniz değil mi?[35]
92. Allah’a itaat edin, Resûl’e de itaat edin (ona karşı gelmekten) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz (kendinize yazık etmiş olursunuz). Bilin ki Resûlümüz’ün üzerine düşen açıkça tebliğden başka bir şey değildir.
93. İman edip sâlih amellerde bulunanlara, takvâlı oldukları (Allah’ın emrine uygun yaşadıkları/günahlardan sakındıkları) ve hakkıyla iman edip sâlih amellere devam ettikleri, yine takvâlı olup kesin inandıkları, nihayet takvâ ile beraber güzel ve hayırlı harekette bulundukları sürece, (haram olunmadan önce) yiyip içtikleri (haram) şeylerden dolayı bir günah yoktur. Allah iyilikte ve güzel harekette bulunanları sever.
94. Ey iman edenler! Allah, kimsenin görmediği anda bile kendisinden kork(up günahlardan sakın)anları ayırt etmek için, (hac esnasında) ellerinizin ve mızraklarınızın yetişeceği bir av ile elbette sizi imtihan edecektir. Kim bundan sonra aşırı gider (emirlerin dışına çıkar)sa, onun için acıklı bir azap vardır.
95. Ey iman edenler! Siz ihramda iken av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse, öldürdüğünün dengi bir cezası vardır ki ona içinizden iki âdil kişi hükmedecektir. (Bu da) ya Kâbe’ye varacak (orada boğazlanacak) bir kurban veya (o nisbette) yoksulları doyurma şeklinde kefâret, yahut bunun dengi oruç tutmaktır; tâ ki (yaptığı) işinin vebalini tatsın. Allah geçmiştekileri affetmiştir. (Fakat) kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikamını alır. Allah mutlak galiptir, (işlediği günahın karşılığını vermede) intikam sahibidir.
YANITLASİL
yuksel6 Temmuz 2022 09:24
33] Rabbin emirleri ve ulûhiyeti karşısında dikilen her şey, hatta putlaşan akıl ve nefs-i emmâre bile. [bk. 25/43; 45/23]
[34] Bu âyette kumar ve içki kesin olarak yasak edilmiştir (2/219; 4/43; 16/67). Başlangıçta kimin kazanacağı belli olmayan, fakat sonunda bir tarafın az çok maddî kaybına veya kazancına sebep olan her oyun kumardır. Kendimizi ve neslimizi bunlardan kurtarmak şarttır. İçkiyle ilgili üç merhaleden sonra yasağın sonuncusu olan bu âyet gelince, artık şarabın (içkinin) kesin haram olduğu ilan edildi. Bunun üzerine elinde kadehi olan onu kırdı. Ağzında yudumu olan onu attı ve ağzını yıkadı. Şarap küpleri hep kırıldı, sokaklardan şarap aktı. Herkes hep bir ağızdan, “Bıraktık yâ Rabbi!” dediler. Hz. Peygamber, “Her sarhoşluk verenin azı da çoğu da haramdır.” buyurmuştur. Bundan böyle Allah’ın ve Peygamber’in, bu yasak emri, kesin inananlarca uygulanmaktadır. Yine bu âyet-i kerîmelerle câhiliye dönemindeki her türlü put/heykel, kumar ve kumar cinsi şans oyunları, torba içinde çekilen numaralı oyunlar -isterse fakirlere yardım için olsun- hepsi yasak edilmiştir; haramdır. Bunların hepsi aklı perdeleyen, Allah’a kulluğu unutturan, şahsiyeti ve ruhu kirleten pisliktir. [bk. 22/30 ve dipnotu]
[35] Şeytanın hile ve düşmanlıkları için bk. 2/10-36, 168-169, 268; 4/120; 7/16-17; 15/40-42; 17/53-64; 20/120; 22/53; 24/20; 29/38; 38/82; 47/25; 58/10,19; 59/16.
maide suresi.90,95.
namazi kilmak konusunda,
faizi almak , vermek konusunda,
zina ve cesitlerini yapmak konusunda,
bu devirde imtihan olunmaktayiz.
Tetebbürsüz kıraat, fıkıhsız da ibaded olmaz. Bir fıkıh meclisi altmış senelik ibadetten hayırlıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer ra.
Sayfa: 482 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2022 05:41
Yalan imana aykırıdır.
Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
Sayfa: 228 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2022 05:42
Yalan imana aykırıdır.
Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
Sayfa: 228 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2022 05:52
De ki: "Allah'ın kelimeyi tammesiyle -ki onu iyi veya kötü tecavüz edemez- yerde yarattığı her şeyin şerrinden sığınırım. Gece gelenin, gündüz gelenin, göğe çıkanın, gökten inenin şerrinden. Ancak hayırla gelen hariç ey Rahman." (Cinnilere karşı Halid ibni Velid r.a hz lerine buyrulmuştur)
Ravi: Hz. Ebul Aliye (r.a.)
Sayfa: 335 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2022 05:54
Tevfikin azı, aklın çoğundan hayırlıdır. Dünya hususundaki akıl mazarrat, din hususundaki akıl ise meserrettir.
Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 336 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Meylu't-tefevvuk riyanın başıdır.
YanıtlaSilRisale-i Nur, riyakarlık tabasbus ve temelluk gibi mânevî hastalıklardan insanları kurtarır.
Riyakarlık fiili bir çeşit yalancılıktir.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 569.
İsmail Mutlu.
Peygamberler nefis terbiyesini esas alarak tebliğ, cihad yaparlar,
YanıtlaSilfiravunlar nefsi emmarelerinin isteklerine uyarlar.
mihenk taşı
T. V. 5.
Muhittin Yıldırım
zehirli ağacın meyveside zehirli olur.
YanıtlaSilMihenkTasi
T. V. 5.
Muhittin Yıldırım.
ARAMA
YanıtlaSilKelime ara veya sayfa getir:
Kelime ara
Kelime ara...
Sayfa
486
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
486 1 Cennete, başa kakıcı, anaya-babaya asi olan, içkiye idmanlı olan, söz taşıyan, büyüye inanan giremez (Yani Cehennemde tımar görmeden.) Hz. Ebû Said r.a
486 2 Kalbinde zerre miktarı kibir olan kimse Cennete giremez. Denildi ki: "Bir adam elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını severse?" Buyurdu ki, Allah güzeldir ve güzelliği sever. Kibir, Hakka razı olmamak ve halka hor bakmaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
486 3 Cennete cevvaz (kendine yontan), katı yürekli olan, hasis, adi adam, çetin ahlaklı, pis boğaz, insanlara karşı gaddar, göbeği büyük kimse giremez. Hz. Abdurrahman İbni Ganamı (r.a.)
486 4 Medine'ye deccal korkusu girmez. O günü Medine'nin yedi kapısı vardır ve her birinde de ikişer melek duracaktır. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
486 5 Deccal Mekke ve Medine'ye giremez. Hz. Âişe (r.anha)
486 6 Benimle evlenen veya kendisinden kız alıp verdiğim kimseler Cehenneme girmez. Hz Hars (r.a.)
486 7 Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin) Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra.
486 8 Sizlerden biri evlad yetiştirmek fikrinden vazgeçmesin. Zira bir kimse öldüğü zaman onun çocuğu yoksa ismi kesilir. Hz. Hafsa (r.a.)
486 9 Kafir müslümana ve müslüman da kafire varis olamaz. Hz. Umame İbni Zeyd (r.a.)
486 10 Müslüman hristiyana varis olamaz. Meğer ki köle veya cariyesi olsun. Hz. Câbir (r.a.)
486 11 Kaderi, duadan başka şey geri çeviremez. Ömrü de ancak iyilik artırır. Bir adam, günahı sebebile kendine isabet edecek rızkından mahrum olabilir. Hz. Sevban (r.a.)
486 12 Deniz yolculuğuna, hac ve umre yapacak kimseden ve Allah yolunda gazi olandan başkası çıkmasın. Zira denizin altında ateş ve ateşin altında da deniz vardır. Hz. İbni Amr (r.a.)
486 13 Ehli garb (Şamlı ve mücahidler) kıyamete kadar hak üzerinde galib olurlar. Hz. Saad İbni ebu Vakkas (r.a.)
Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin)
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra.
Sayfa: 486 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin)
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra.
Sayfa: 486 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Yazılsa Liyakati Var
YanıtlaSilEvet, sabıkan bahsi geçmiş:• Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi, • sırrıyla, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizâma sevk etmesi,
• nassı ile, aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi,
• ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi,
• ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması,
• elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mucize-i kudret-i İlâhiye olduğunu gösterir.
Güya, ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler.
Ve a’dâya karşı küçücük bir cephane-i Rabbânîdir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur.
Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmânîdir ki, hangi derde temas etse, derman olur.
Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, Kab-ı Kavseyn şeklini verir.
Ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zâtın birtek eli böyle acip mu’cizâta mazhar ve medar olsa, o zâtın, Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve dâvâsında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler ne kadar bahtiyar olacakları, bedâhet derecesinde anlaşılmaz mı?
486
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
486 1 Cennete, başa kakıcı, anaya-babaya asi olan, içkiye idmanlı olan, söz taşıyan, büyüye inanan giremez (Yani Cehennemde tımar görmeden.) Hz. Ebû Said r.a
486 2 Kalbinde zerre miktarı kibir olan kimse Cennete giremez. Denildi ki: "Bir adam elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını severse?" Buyurdu ki, Allah güzeldir ve güzelliği sever. Kibir, Hakka razı olmamak ve halka hor bakmaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
486 3 Cennete cevvaz (kendine yontan), katı yürekli olan, hasis, adi adam, çetin ahlaklı, pis boğaz, insanlara karşı gaddar, göbeği büyük kimse giremez. Hz. Abdurrahman İbni Ganamı (r.a.)
486 4 Medine'ye deccal korkusu girmez. O günü Medine'nin yedi kapısı vardır ve her birinde de ikişer melek duracaktır. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
486 5 Deccal Mekke ve Medine'ye giremez. Hz. Âişe (r.anha)
486 6 Benimle evlenen veya kendisinden kız alıp verdiğim kimseler Cehenneme girmez. Hz Hars (r.a.)
486 7 Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin) Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra.
486 8 Sizlerden biri evlad yetiştirmek fikrinden vazgeçmesin. Zira bir kimse öldüğü zaman onun çocuğu yoksa ismi kesilir. Hz. Hafsa (r.a.)
486 9 Kafir müslümana ve müslüman da kafire varis olamaz. Hz. Umame İbni Zeyd (r.a.)
486 10 Müslüman hristiyana varis olamaz. Meğer ki köle veya cariyesi olsun. Hz. Câbir (r.a.)
486 11 Kaderi, duadan başka şey geri çeviremez. Ömrü de ancak iyilik artırır. Bir adam, günahı sebebile kendine isabet edecek rızkından mahrum olabilir. Hz. Sevban (r.a.)
486 12 Deniz yolculuğuna, hac ve umre yapacak kimseden ve Allah yolunda gazi olandan başkası çıkmasın. Zira denizin altında ateş ve ateşin altında da deniz vardır. Hz. İbni Amr (r.a.)
486 13 Ehli garb (Şamlı ve mücahidler) kıyamete kadar hak üzerinde galib olurlar. Hz. Saad İbni ebu Vakkas (r.a.)
YANITLASİL
yuksel10 Temmuz 2022 20:51
Beni gören müslüman ve Beni göreni gören ve Beni göreni göreni gören de Cehenneme girmez. (Ashaba tabiin ve tebal tabiin)
Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Ukbe ra.
Sayfa: 486 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Temmuz 2022 21:01
Yazılsa Liyakati Var
Evet, sabıkan bahsi geçmiş:• Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi, • sırrıyla, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizâma sevk etmesi,
• nassı ile, aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi,
• ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi,
• ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması,
• elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mucize-i kudret-i İlâhiye olduğunu gösterir.
Güya, ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler.
Ve a’dâya karşı küçücük bir cephane-i Rabbânîdir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur.
Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmânîdir ki, hangi derde temas etse, derman olur.
Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, Kab-ı Kavseyn şeklini verir.
Ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zâtın birtek eli böyle acip mu’cizâta mazhar ve medar olsa, o zâtın, Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve dâvâsında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler ne kadar bahtiyar olacakları, bedâhet derecesinde anlaşılmaz mı?
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil223 1 İlim, müminin kaybettiği bir şeydir. Nerede bulursa alır. Hz. Enes (r.a.)
223 2 İlim ikidir: kalbde sabit olan ilmi ki nâfi olan da budur. Ilim dilde olursa, bu, kıyamette Allah'ın, kulu aleyhine bir hücceti olur. Hz. Enes (r.a.)
223 3 İlim hazinedir, anahtarı da sualdir. İlmi sualle eşin ki, Allah size merhamet etsin. Böylece dört sınıf me'cur olur: Soran, öğreten, dinliyen ve bunlara karşı muhabbet taşıyan. Hz. Ali (r.a.)
223 4 İlim üçtür. Bundan fazlası fazilettir: Ayeti muhkeme, Sünneti kâime, (amel edilen sünnet), ve farizatün âdile. (Bunlardan çıkarılan ahkam) Hz. İbni Amr (r.anhüma)
223 5 İlim yapmak, amelden hayırlıdır. Dinin kıvamı da verağdadır. Alim, ilmi az da olsa, ilmi ile amel edendir. Hz Ubâde (r.a.)
223 6 İlim, ibadetten efdaldir. Ve dinin kıvamını temin eden şey de verağdır. (Verağ, şüpheli şeylerden kaçmak) Hz. Abbas (r.a.)
223 7 İlim amelden efdaldir. Amelin efdali de ortacasıdır. Allahu Tealanın dini "Kâsî" (ifrat) ile "ğâlî" (tefrit) arasındadır. (İkisi ortası sıratı müstakimdir. Onu bulmak Allahın tevfiki ile olur.) Hasene de iki seyyie arasıdır. (Amelde aşırı gitmek seyyiedir. Çok aşağıda kalmakta seyyiedir) O haseneye ancak Allah'ın tevfiki ile ulaşır. Adamın kendi kafasına göre gidişi ise şerli gidiş olur. Bazı ashabdan
223 8 İlim dindir. Namaz da dindir. Bakınız, ilmi kimden alıyorsunuz ve namazı nasıl kılıyorsunuz? Şu namaz var ya, siz kıyamet gününde bundan sual olunacaksınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
223 9 İlim, müminin dostudur. Akıl delili, amel kayyımı (bekçisi), hilm veziri, sabır ser'askeri, rıfk babası, yumuşaklık ta kardeşidir. Hz. Enes (r.a.)
223 10 İlim, islamın hayatı, imanın da direğidir. Bir kimse bir şey öğretse, sevabı kıyamete kadar büyür. Bir adam bir şey öğrenir de onunla amel ederse, bilmediklerini ona öğretmeyi Allah deruhte eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
223 11 İlim, Benim ve Benden evvelki Peygamberlerin mirasıdır. Kim ki Bana varis olursa, Cennette Benimle beraberdir. Hz. Ümmü Hani (r.a.)
223 12 İlmin men'i helal olmaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
223 13 Sarıklar Arabların tacıdır. "İhtiba" (dizini dikerek oturma) onun duvarıdır. Mü'minin mescidde oturması rıbattır (Cephede nöbet beklemek) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
223 14 Sarıklar Arabın tacıdır. Onlar sarığı terkedince Allah da izzetlerini alır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
223 15 Takke üzerine sarık sarmak, müşriklerle aramızdaki farktır. Onu saran kimseye, her dolaması için, bir nur ihsan olur. Hz Rükane (r.a.)
223 16 Umre, diğer umreye kadar, ikisi arası için kefarettir. Haccı mebrurun da Cennetten başka mükafatı yoktur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
223 17 "Umrâ" kaydı hayat şartı ile verilen şey, (ihsan) caizedir. Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil487 1 Kul, din kardeşinin hacetinde bulundukça, Allah da onun hacetini gözetmeye devam eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
487 2 "La ilahe illallah" sözü, Allah'ın gadabını kullarından uzaklaştırmaya devam eder, dünyaları yolunda iken dinlerindeki eksikliği görmez oluncaya kadar. O zaman yine söylerler fakat Allah (z.c.hz.) onlara "Yalan söylüyorsunuz" buyurur. Hz. Enes (r.a.)
487 3 İnsanlar birbirini çekememezlik yapmadıkça, hayırda devam edeceklerdir. Hz. Danıra İbni Saibe (r.a.)
487 4 Bela mü'min erkek ve kadının bedeninde malında ve evladında devam eder. Ta ki üzerinde hiç bir günah kalmadan Allah'a kavuşuncaya kadar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
487 5 Bu din kaim olarak devam eder, Kureyşten on iki halife oluncaya kadar. Sonra kıyamete yakın yalancılar peyda olur. Hz. Câbir ibni Semure (r.a.)
487 6 Bu din Kureyşten on iki halife gelip gidinceye kadar kaim olarak devam eder. Her birinde ümmet birleşmiş vaziyettedir. Ondan sonra ise herc-ü-merc başlar. Hz. Câbir (r.a.)
487 7 Mü'min din kardeşine hayırhahlık ettikçe, dininde genişlik bulmakta devam eder. Bundan vaz geçerse tevfikat selb olunur. Hz. Ali (r.a.)
487 8 Bu iş, ondan ayrılanlara rağmen muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılanların ona zararı olmaz, taki Kureyşten on iki halife gelene kadar. Hz. Câbir (r.a.)
487 9 Malı çalınan adam, günahı olmıyan bir kimseye suizanna devam eder, o derecede k,I bu hırsızın günahını geçer. Hz. Âişe (r.anha)
487 10 Ümmetimden bir kısmı ikindiden evvel dört rek'at namaz kılmaya devam eder, o derecede ki, Allah onlara mutlaka mağfiret eder. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
487 11 Sizlerden biri namazı beklediği müddetçe namazda olmakta devam eder. Ve melaike de sizden birine mescidde olduğu sürece şöyle: "Allah'ım onu affet, Allah'ın ona merhamet et." Diye dua etmekte devam eder, dünya kelamı söylemedikçe. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
487 12 İş günden güne şiddetini artırır ve dünya da ancak gerilemeyi artırır. İnsanlarında ancak hasisliği artar. Kıyamette ancak şerliler üzerine kopar. Benden sonra Meryem oğlu İsa (a.s) dan başka nübüvvet mertebesinde kimse gelmeyecektir. Hz. Enes (r.a.)
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.)
Sayfa: 222 / No: 16
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26
Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52.
Sadaratle meşihat iki kanattır.
(Sn.) 51.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 154,155.
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.)
Sayfa: 222 / No: 16
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26
Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52.
Sadaratle meşihat iki kanattır.
(Sn.) 51.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 154,155.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:13
Said Nursi (Bediuzzaman)
1873-1960.Hi:1290-1379
İslami ilmi Edebi Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
Hizmet Vakfı Yayınları
sy. 601.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:19
Said Nursi Bediuzzaman demiş ki
Oğlum olursa adını Yüksel koyardım.
Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi
D. T. 24.3.1974.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:26
Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir.
Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren.
İslami ilmi Edebi Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
Hizmet Vakfı Yayınları
sy. 99.
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.)
Sayfa: 222 / No: 16
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26
Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52.
Sadaratle meşihat iki kanattır.
(Sn.) 51.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 154,155.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:13
Said Nursi (Bediuzzaman)
1873-1960.Hi:1290-1379
İslami ilmi Edebi Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
Hizmet Vakfı Yayınları
sy. 601.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:19
Said Nursi Bediuzzaman demiş ki
Oğlum olursa adını Yüksel koyardım.
Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi
D. T. 24.3.1974.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:26
Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir.
Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren.
İslami ilmi Edebi Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
Hizmet Vakfı Yayınları
sy. 99.
Nitekim şair der ki :
YanıtlaSil"Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür,
Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)!
...
Aceb mi doğsa zülfünden fitneler,
Meseldir bu denir, el-leylu hubla!
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu)
cilt 14.sy.493.
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:11
Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur.
Hadislerle
Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı
Müslümanlık
cilt. 2.
Devlet idaresi
sy. 609, 610
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:03
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
(Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.)
Sayfa: 222 / No: 16
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26
Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52.
Sadaratle meşihat iki kanattır.
(Sn.) 51.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 154,155.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:13
Said Nursi (Bediuzzaman)
1873-1960.Hi:1290-1379
İslami ilmi Edebi Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
Hizmet Vakfı Yayınları
sy. 601.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:19
Said Nursi Bediuzzaman demiş ki
Oğlum olursa adını Yüksel koyardım.
Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi
D. T. 24.3.1974.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:26
Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir.
Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren.
İslami ilmi Edebi Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
Hizmet Vakfı Yayınları
sy. 99.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:45
Nitekim şair der ki :
"Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür,
Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)!
...
Aceb mi doğsa zülfünden fitneler,
Meseldir bu denir, el-leylu hubla!
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu)
cilt 14.sy.493.
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:11
Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur.
Hadislerle
Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı
Müslümanlık
cilt. 2.
Devlet idaresi
sy. 609, 610
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:03
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
(Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.
Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.)
Sayfa: 222 / No: 16
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 21:26
Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52.
Sadaratle meşihat iki kanattır.
(Sn.) 51.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 154,155.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:13
Said Nursi (Bediuzzaman)
1873-1960.Hi:1290-1379
İslami ilmi Edebi Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
Hizmet Vakfı Yayınları
sy. 601.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:19
Said Nursi Bediuzzaman demiş ki
Oğlum olursa adını Yüksel koyardım.
Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi
D. T. 24.3.1974.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:26
Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir.
Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren.
İslami ilmi Edebi Felsefi
Yeni Lügat
Abdullah Yeğin
Hizmet Vakfı Yayınları
sy. 99.
YANITLASİL
yuksel12 Temmuz 2022 22:45
Nitekim şair der ki :
"Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür,
Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)!
...
Aceb mi doğsa zülfünden fitneler,
Meseldir bu denir, el-leylu hubla!
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu)
cilt 14.sy.493.
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:11
Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur.
Hadislerle
Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı
Müslümanlık
cilt. 2.
Devlet idaresi
sy. 609, 610
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2022 00:03
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
(Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.
Kıyamet yaklaştığında taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanlanın en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır)
YanıtlaSil"Zaman yaklaştığında... Yani kıyamet saati yaklaştığında
taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur
"ticaret çoğalır Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır.
mal çoğalır kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibis şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.
"saygı gösterilir" kelimesi, kökündendir
mal sahibine mali nedeniyle Yani mal sahibi, dini için değil
malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.
"fuhuş çoğalır" Yani zina...
, "çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocuklan yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder)
"kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette
"öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise L-ly
"kirk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.
Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacagina ve esirligin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.
"Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder
Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsät, V, 126, Hakim, Mustedrek, 386 Buhar, llim 21, Müslim, llim 9, Ibn Mâce, Fiten 25,Tirmizi, Fiten 34 Bk Bezzar, Müsned, Vill, 112
531. syf
Ramuz El-Ehadis Şerhi Levamiul ukul
Zeka Parıltıları
Ahmet Ziyâüddin Gümüşhanevi 1. Cilt
YANITLASİL
yuksel14 Temmuz 2022 10:51
ölçü ve tartida eksiklik yapılır Yani onlarda noksanlık yapılır. Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teâlâ ölçekte ve tartıda hileye sapanlann vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıklanı zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3)
Adam kopek yavrusu yetistirip egitir. Köpek yavrusu demektir.
(Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı.
"büyüğe saygı duyulmaz Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki füller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.
zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle Zinanın çokluğunu Resûlüllah (sav)'in; öyleki adam yol ortasinda kadınla yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.
kelimesi noktall harf "insanlar koyun
olan/dät" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir. "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler
bu zamanda insanlann en yisi, dalkavuk olan Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi
hallerine bırakırlar.
Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.) Hadisi Taberâni (el-Mu'cemü'l-kebir de), Hâkim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (ra)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Häkim'i (el-Müstedrek alá
Müstedreki'l-Hâkim'de) Zehebî eleştirmiştir. Bu hadiste, Resulallah (sav)'in söyledikleri aynen gerçekleşmekte
Kısmettir gezdiren yer, yer seni
YanıtlaSilArşa çıksan akıbet yer, yer seni
Onun için onun adı yer oldu
önce besler, sonra kendi yer seni
Ahmet İbni Kemal Paşa
Can kafeste durmaz uçar
YanıtlaSilDünya bir han, konan göçer
Ay dolanır yıllar geçer
Dostlar beni hatırlasın.
Nisyandan düşen gölge
Aşık Veysel
sy.287.
Ulemanın mürekkebi ve şehidlerin kanı tartılsa idi, ulemanın mürekkebi şehidlerin kanına ağır basardı.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 359 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
İnnâ ateynanin sırrını herkes anlamaz. (E. L.) 1:205.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 551.
YANITLASİL
yuksel15 Temmuz 2022 00:29
Din birleştiricidir.(H. S.) 97:1.evham.
Ahmak dost din düşmanından daha zararlıdır.(Mh.) 29:1.maka.
Eğitimin ana lisanla yapılması faydalıdır.
Din nokta-i nazarında medenilere galebe çalmak ikna iledir.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy 162,..165.
YANITLASİL
yuksel17 Temmuz 2022 07:53
Propagandada gerçekler olduğu gibi anlatılmalıdir.(Sn.) 17.
Siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık doğruluğa tercih ediliyor.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 541.
YANITLASİL
yuksel17 Temmuz 2022 08:03
Düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır.(Sn.) 62:(T.H.)117.
Sulhkarane muamele dost kazandırır. (M.) 258:22.Mektup4.vec.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 171.
Ey Adem oğlu ne yapacaksın dünya ile Helali hesap, haramı ise azabtır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 493 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Çocuğun yediği helalse, giydiği haramdır.
YanıtlaSilAtasözü
Adil ve mütevazi Sultan, Allah'ın yeryüzünde gölgesi ve mızrağıdır. Böyle adil ve mütevazi bir Sultan (veya vali) için her gündüz ve gecede, hepsi abid ve müçtehid olan altmış sıddık ameli yazılır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
Sayfa: 213 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel24 Temmuz 2022 00:56
Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir ki, Allah'ın kullarından her mazlum ona iltica eder. Adalet yaparsa ona ecir, diğerine şükür, zulmederse ona vebal ve tebaaya da sabır düşer. Valiler zulm ederlerse kıtlık olur. Zekat verilmezse davarlar ölür, zina meydan alırsa, meskenet ve fakirlik zahir olur. Ve ehli zimmete zulm edilirse kuffar baş kaldırır. (Galebe çalar)
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 213 / No: 16
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel24 Temmuz 2022 00:59
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 51 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
354 14 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Hz. Sumame (r.a.)
YanıtlaSil212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
YanıtlaSilHayati bitirecekse bir mezarcının küreği,
YanıtlaSilNe diye taşımalı bunca emel dolu yureği?!
Medrese-i Yusufiyye'den Mektuplar
Ahmed Mahmud Ünlü
sy.640.
354 14 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Hz. Sumame (r.a.)
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel25 Temmuz 2022 02:32
212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
YANITLASİL
yuksel26 Temmuz 2022 08:25
Hayati bitirecekse bir mezarcının küreği,
Ne diye taşımalı bunca emel dolu yureği?!
Medrese-i Yusufiyye'den Mektuplar
Ahmed Mahmud Ünlü
sy.640.
YANITLASİL
yuksel26 Temmuz 2022 09:08
İlk önce hak hakikatı öğren.
Adamlara bakılıpta hak hakikat anlaşılmaz.
Hak hakikatı bilirsen kimin kötü kimin iyi olduğunu anlarsın.
Akra fm.
Mahmud Esad Coşan
günün Sohbeti.
354 14 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Hz. Sumame (r.a.)
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel25 Temmuz 2022 02:32
212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
YANITLASİL
yuksel26 Temmuz 2022 08:25
Hayati bitirecekse bir mezarcının küreği,
Ne diye taşımalı bunca emel dolu yureği?!
Medrese-i Yusufiyye'den Mektuplar
Ahmed Mahmud Ünlü
sy.640.
YANITLASİL
yuksel26 Temmuz 2022 09:08
İlk önce hak hakikatı öğren.
Adamlara bakılıpta hak hakikat anlaşılmaz.
Hak hakikatı bilirsen kimin kötü kimin iyi olduğunu anlarsın.
Akra fm.
Mahmud Esad Coşan
günün Sohbeti.
Mustafa Kemal
YanıtlaSil'SABETAY SEVİ'nin soyudan geliyorum kendisine hayranım.
Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..'
Sırr-ı inna A'tayna
Rumuzat-i Semaniye
Mâidet-ül-Kur'an sy 83
Mustafa Kemal
YanıtlaSil'SABETAY SEVİ'nin soyundan geliyorum kendisine hayranım.
Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..'
Sırr-ı inna A'tayna
Rumuzat-i Semaniye
Mâidet-ül-Kur'an sy 83
YANITLASİL
yuksel31 Temmuz 2022 15:53
Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki Allah her yüzyılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir"buyurmaktadir
Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki
YanıtlaSilMustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki
Osmanlı Devleti
Aliyy'ül geri dönün.
TV100’de İstanbul depremi ile ilgilisi söylediklerime toplumun farklı kesimlerinden farklı tepkiler geldi.
YanıtlaSilBu sıcak ilgi önemli. Bu ilgiyi doğru bilgi ile temellendirmek ve bir sorumluluk bilincine dönüştürmek gerek. Bunun için konuyu biraz daha açmam, açıklamam doğru olacaktır.
Tuzla’dan Çanakkale’ye 450 km. Düzce’den İzmit’e, yani Sakarya hattı 118 km.
İstanbul’un nüfusu 16+5 milyon. Yani 21 milyon. 5 milyon, kimi günübirlik çevre illerden ve Avrupa’dan gelip, Asya’ya doğru, hava, kara, demir, deniz yoluyla giden insan var.
İstanbul’da 9 yaş altı çocuk sayısı 2.200.000’i bulurken bunların genel nüfusa oranı % 13.90. Bunun da % 6.55’i 4 yaş altını oluşturuyor. Öte yandan, 70 yaş üstü 2.750.00’yi bulmaktadır. Bunlar da % 18.59’una tekabül etmektedir. 670 bin 756 da engellimiz var. İstanbul’da 1 milyon 305 bin 307 yabancının yasal olarak ikamet ettiği biliniyor. Aslında kaçak, yerli ve yabancı aranan kişi ve çalışanlar, nezarette tutulanlarla bu sayı 1,5 milyona yaklaşmaktadır. Yine aynı şekilde, Türkiye genelinde 300 bine yakın hükümlü ve tutuklu var. Bunların 25.000’e yakını Silivri’de olmak üzere yaklaşık üçte biri İstanbul’da bulunmaktadır.
İstanbul’da yatak sayısı, konaklama tesisi ve otellerde yatak kapasitesi 250.000’e yaklaşmaktadır. Buna öğrenci yurtları dâhil değil, öğretmenevi, hakimler evi gibi misafirhane ve pansiyonlar dahildir.
Sakarya depremi 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de 7,4 büyüklüğünde meydana geldi ve 45 saniye sürdü. 1999’da Sakarya’nın nüfusu 700.000 civarında idi. Öte yandan, depremde mal ve can kaybı, depremin şiddeti kadar, ayı, günü, saati açısından da önemli. İşin ekonomik maliyeti ayrı bir konu.
YanıtlaSilDepremde sadece, can, mal değil, bilgi de enkaz altında kalacak. Dilerim “insanlık” ve “ahlak” enkaz altına kalmaz. “Cahillik” ve “ihmal” de ayrıca bu işin maliyetini artıracak iki ayrı faktör.
TBMM “Meclis Araştırması Raporu”na göre, 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü. Kayıplar ve yaralılardan hayatlarını kaybedenler de eklenince bu sayı yaklaşık 25.000’i buluyor. Aynı şiddette bir depreme nisbetle 700.000 kişiden 25.000’i ölmüşse, 21 milyonda kaç kişi ölür? 750.000 kişi! Deprem anında ölüm kadar enkaz altında kalanların kurtarılması da acil bir konu. Enkaz altında bir insan yara almamışsa kaç gün yaşayabilir? Misal olarak, 2013 Mayıs’ında bir kadın Bangladeş’te bir çöken fabrikanın yıkıntıları arasından, felaketten 17 gün sonra canlı olarak çıkarılmıştı. Haiti’de 2010 Ocak ayında, 7 şiddetindeki, 200.000 kişinin hayatına malolan depremden 12 gün sonra bir adam, yıkıntılar altından canlı olarak çıkarılmıştı. Haiti’nin nüfusu 10 milyondu o tarihte.
Bizi ilgilendiren bu yapıların güvenilirliği, zemin şartları, dayanıklılık, tahliye şartları, bitişik nizam sorunu, nüfus, ikmal ve kaçış yollarının güvenilirliği, fay hattına uzaklık.
Afetin zamanı, şekli, büyüklüğü, lojistik gibi birçok şey etkili olacak bu sonuçta. İlk 72 saat çok önemli. Bir insanın yaş, sağlık durumuna bağlı olarak susuzluğa dayanabileceği en uzun süre 1 hafta olarak belirlenmiştir. Açlıkta ise genel kabul gören süre 3 haftadır. Havasızlık ve kan kaybı için süre dakikalarla sınırlı.
YanıtlaSilBu arada fay hattı denizde, bunun artıları-eksileri var. Süre aynı kalsın, derinlik aynı olsun, en kötü senaryo gerçekleşir 7.8’le vurursa, yıkım ve can kaybı kaç olur? Bakın, richter ölçeğine göre, 4’de 4 iken, bu oran mesela; 7.3 büyüklükteki bir depremin şiddeti 10 iken, 7.8 büyüklüğündeki bir depremin şiddeti 11’dir. Deprem büyüklüğü ve şiddeti aynı değildir. Şiddet 0.5 artarken büyüklük 1 puan artmıştır. Bunun sonuca yansıması ise 1 milyon seviyesini işaret etmektedir.
En kötü senaryo olarak şöyle bir model üzerinden bakalım olaya: İstanbul depremi Tuzla’dan Çanakkale’ye bir defada kırılacaksa bu 7.8’lik bir deprem üretebilir. İki defada kırılacaksa, bu 7.6-7.4 olabilir, 3 bölümde kırılacaksa bu 7.4, 7.2, 7 gibi olabilir.
17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de 7,4 büyüklüğünde meydana gelen ve 45 saniye süren Marmara Depremi, Kocaeli, Sakarya, İstanbul, Düzce ve Yalova’da yıkıma yol açtı. Derinliği 17 km olan sarsıntıda yerkabuğunun sağa doğru hareket ettiği ve 120 kilometrelik bir hat boyunca kırıldığı tespit edildi. 1509 Büyük İstanbul depremi, 10 Eylül 1509 tarihinde merkez üssü Marmara Denizi’nin kuzeyi olan, 7.2 Ms (±0.8) büyüklüğünde meydana gelen deprem. Tarihsel kayıtlara göre deprem sonucunda Osmanlı’nın başkentinde 4.000 ila 13.000 arasında kişi hayatını kaybetti,
1766 İstanbul depremi, Marmara Denizi’nin doğusunda 22 Mayıs 1766 Perşembe sabahı 7.1 şiddetinde 17 km derinlikte olmuş 47 saniye sürmüş.
Deprem İzmit’ten Tekirdağ’a kadar uzanan geniş bir alanda etkili olmuş ve Tsunami’ye sebeb olmuş, bu alanda önemli hasarlar meydana gelmiş 1509 depremine benzer bir can kaybı yaşanmıştır. Bu olacak depremin, 1000 yılda bir gerçekleşen manyetik kutuplardaki değişiklikle birlikte düşünülmesi gerekir.
Hadis-i Şerif
YanıtlaSil1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
Gönderen yüksel zaman: 05:12
5.007 YORUM:
«En Eski ‹Eski 5001 – 5007 / 5007
yuksel dedi ki...
DECCAL (Bak:Süfyan)
Bediüzzaman Mustafa Kemal'e Deccal demekle suçlandı. (E.L.)
2:42, 53.
Bediüzzaman Rusya'yı büyük Deccal olarak görüyor. (Ş.) 494:
5. Şua 14. mesele; (S.) 310:24. Söz 3. dal, 8. asıl Bediüzzaman Deccalın vasıflarının âlem-i İslâmda çıktığını gör
dü. (T.H.) 131.
Deccala Kur'ân nurlarıyla karşı konulabilir. (T.H.) 131. Deccala siyâset vasıtasıyla galip gelinmez. (T.H.) 131. Deccalı (Büyük deccalı) İsâ (a.s.) öldürecek. (Ş.) 493:5. Şua;
(M.) 426:29. Mektup 7. kısım, 6. işâret
Deccal (İslâm Deccalı) Horasan tarafından çıkacak. (§.) 500:5. Şua Deccal aldatmakla iş görür. (Ş.) 492:5. Şua
Deccalin alnında "hâzâ kâfirun" yazar. ($.) 490:5. Şua (Tils.) 191. Deccalın bir gözü kördür. (Ş.) 599:5. Şua Deccalı bütün dünyanın işitmesi. (Ş.) 494:5. Şua; (S.) 310:24.
Söz 3. dal, 8. asıl
Deccalın bütün dünyayı dolaşması. (S.) 310:24. Söz 3. dal 8. asıl
FIHRIST/155
28 Temmuz 2022 01:44
yuksel dedi ki...
Deccal dünyayı zapteder rivâyetinin mânâsı. (K.L.) 50. Deccali haber veren hadis. (Tils.) 177; (Ş.) 427:14. Şua Deccal ikidir. (Ş.) 492:5. Şua
Deccalın icraatları. (Ş.) 498, 499:5. Şua
Deccal ilahlık davâsında bulunacak. (Ş.) 491:5. Şua; (M.) 60: 15. Mektup, 4. suâl Deccal istidrac hârikalanıyla kendini muhafaza edecek. (Ş.) 493:
5. Şua 13. mes.; (Ş.) 498:5. Şua tet. 2. mes.
Deccal kuvvetlidir. (Ş.) 489, 492, 498:5. Şua
Deccal Mekke ve Medine'ye giremeyecek. (K.L.) 16.
Deccalın minâreden büyük olması. (Ş.) 494:5. Şua; (K.L.) 49. Deccal misâl dehây-1 a'ver. (S.) 655:Lemaat Deccalın muhasarası Mehdinin üzerinden kalkmamıştır. (Tils.) 213. Deccal mü'minlerin ayrılıklarından istifade edecek. (M.) 260:22.
Mektup, 5. vecih
Deccalın mühim bir kuvveti Yahudiler olacak. (Ş.) 494:5. Şua Deccal öldüğünde şeytan vefatını haber verecek. (Ş.) 489:5. Şua Deccalin vasıfları. (Ş.) 300:14. Şua
Deccalın üç devresi var. (Ş.) 493:5. Şua
Deccal ve Süfyan ünvanları yabancılara karşı lüzumsuz müna
kaşa edilmemeli. (K.L.) 188. Deccalın yalancı cennet ve cehennemi vardır. ($.) 490, 494:5.
Şua; (M.) 61:15. Mektup, 4. suâl
Herkes deccalı tanımayacak. (S.) 310:24. Söz 3. dal, 8. asıl Hıristiyanlık İslâmiyetle mezcolarak Deccalı dağıtacak. (Ş.) 493:5. Şua Hz. İsa'nın Deccalle mücadelesi. (K.L.) 49.
120:17. Lem'a 5. nota
İsevî dininden uzaklaşan Avrupa, deccal gibi tek gözlüdür. (L.) FIHRIST/156
28 Temmuz 2022 01:45
yuksel dedi ki...
İslâm Deccalı Süfyan. (Ş.) 498:5. Şua Mesih Deccal. (Ş.) 498:5. Şua
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi 155 156 syf
28 Temmuz 2022 01:46
yuksel dedi ki...
Mustafa Kemal in Bediuzzaman a tarziye verdi.(E.L.)2:31.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu
sy 484.
29 Temmuz 2022 17:32
yuksel dedi ki...
Mustafa Kemal
'SABETAY SEVİ'nin soyudan geliyorum kendisine hayranım.
Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..'
Sırr-ı inna A'tayna
Rumuzat-i Semaniye
Mâidet-ül-Kur'an sy 83
31 Temmuz 2022 15:
Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı gezerken Bediüzzaman’ın önünden geçen Nikola Nikolaviç’e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıldanmıyor. Başkumandanın nazar-ı dikkatini çekiyor. Tekrar bir bahane ile önünden geçiyor. Yine kımıldanmıyor.
YanıtlaSilÜçüncü defasında önünde duruyor, tercüman vasıtasıyla aralarında şöyle bir muhavere geçiyor:
“Beni tanımadılar mı?”
“Evet, tanıdım. Nikola Nikolaviç, Çarın dayısıdır, Kafkas Cephesi Başkumandanıdır.”
“O halde ne için hakaret ettiler?”
“Hayır, affetsinler, ben kendilerine hakaret etmiş değilim. Ben mukaddesatımın emrettiğini yaptım.”
“Mukaddesat ne emrediyormuş?”
“Ben Müslüman âlimiyim. Kalbimde iman vardır. Kendisinde iman olan bir şahıs, imanı olmayan şahıstan efdaldir. Ben ona kıyam etseydim, mukaddesatıma hürmetsizlik yapmış olurdum. Onun için ben kıyam etmedim.”
“Şu halde, bana imansız demekle benim şahsımı, hem ordumu, hem de milletimi ve Çarı tahkir etmiş oluyor. Derhal divan-ı harp kurulunda isticvab edilsin.”
Bu emir üzerine divan-ı harp kuruluyor. Karargâhdaki Türk, Alman ve Avusturya zâbitleri, ayrı ayrı Bediüzzaman’a rica ederek Başkumandana tarziye vermesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevap bu oluyor:
“Ben âhiret diyarına göçmek ve huzur-u Resulullaha varmak istiyorum. Bana bir pasaport lâzımdır. Ben imanıma muhalif hareket edemem.”
Buna karşı kimse sesini çıkarmıyor, neticeyi bekliyor. İsticvab bitiyor. Rus Çarını ve Rus ordusunu tahkir maddesinden idam kararını veriyorlar. Kararı infaz için gelen bir manga askerin başındaki subaya kemâl-i şetâretle, “Müsaade ediniz, on beş dakika vazifemi îfa edeyim” diye abdest alıp iki rekat namaz kılarken, Nikola Nikolaviç geliyor, kendisine hitaben:
“Beni affediniz. Sizin beni tahkir için bu hareketi yaptığınızı zannediyordum. Hakkınızda kanunî muamele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki, siz bu hareketinizi imanınızdan alıyorsunuz ve mukaddesatın emirlerini îfa ediyorsunuz. Hükmünüz iptal edilmiş; dinî salâhatinizden (salihliğinizden) dolayı şâyân-ı takdirsiniz. Sizi rahatsız ettim, tekrar tekrar rica ediyorum, beni affediniz.”
Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
YanıtlaSilRavi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
Sayfa: 197 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSilDoğru olsam ok gibi,
Yabana atarlar beni,
Doğru olsam ok gibi,
Yabana atarlar beni,
Eğri olsam yay gibi,
Elde tutarlar beni.
Eğri olsam yay gibi,
Elde tutarlar beni.
Hiç keder elem etme,
Boş yere matem etme,
Düşmanlarını tanı,
Uzak dur sitem etme.
Düşmanlarını tanı,
Uzak dur sitem etme.
Edep nedir? diye sual edildiğinde :"Yemeğiniz arpa olsun, helvanız hurma olsun, katığınız tuz olsun, yağınız süt olsun, elbiseniz yün olsun, evleriniz mescidler olsun, ışığınız güneş olsun kandiliniz ay olsun lezzetiniz su olsun,
YanıtlaSilRuhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 15. sy. 84.
YANITLASİL
yuksel26 Eylül 2022 04:40
güzelliğiniz temizlik olsun, ziynetiniz tedbir olsun, ameliniz rıza olsun, azığıniz takva olsun, Yemeğiniz gece olsun, uykunuz gündüz olsun, kelamınız zikir olsun suskunluğunuz ve gayeniz tefekkür olsun,bakışınız ibret olsun, sığınağıniz ve yardımcınız da Mevlaniz olsun! İşte ölünceye kadar bu hal üzere sabredin! "buyurmuştur.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 15.
sy.84,85.
Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
Sayfa: 121 / No: 5
Ramuz El-Ehadis