vasiyet Mustafa

Yorumlar

  1. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    SÜBHANALLAH
    ELHAMDÜLİLLAH
    ALLAHUEKBER
    ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED
    ESTAĞFİRULLAH

    YanıtlaSil
  2. TEBLİĞ
    التبليغ
    İmamın tekbir ve zikirlerinin cemaate duyurulması anlamında fıkıh terimi.
    İlişkili Maddeler
    İKTİDÂ
    Namazda imama uyma anlamında fıkıh terimi.
    TEKBİR
    Allah’ın en yüce varlık olduğunu belirten “Allahüekber” cümlesini söyleme anlamında terim.

    Müellif:
    MEHMET BOYNUKALIN
    Sözlükte “bir şeyi veya bir haberi ulaştırmak” anlamındaki teblîğ kelâm ilminde “peygamberlerin yükümlü olduğu tebliğ görevi, onların vahiy yoluyla aldıkları bilgiyi insanlara ulaştırması” demektir (bk. DA‘VET; PEYGAMBER). Bir kimsenin irade beyanını diğer bir kimseye tebliğ etmeye fıkıhta “risâlet” adı verilmektedir. Cemaatle kılınan namazlarda imamın aldığı tekbir, verdiği selâm gibi zikirlerin müezzin veya bir başkası tarafından cemaate duyurulmasına da tebliğ, bu görevi yerine getirene mübelliğ denilir. Bu mânayı ifade etmek üzere tesmî‘ (duyurmak) ve müsemmi‘ (duyuran) terimleri Mâlikî fakihlerince kullanılmıştır. Hz. Peygamber son hastalığında imamlık yaparken Ebû Bekir onun aldığı tekbirleri yükses sesle cemaate duyurmuştur (Buhârî, “Eẕân”, 67; Müslim, “Ṣalât”, 96). İmamın sesini cemaate duyuracak şekilde yükseltmesi gerekmekle birlikte sesinin zayıflığı veya cemaatin çokluğu gibi sebeplerle ses cemaate ulaşmıyorsa müezzin veya cemaatten bir kişi bu görevi üstlenir. İhtiyaca göre birden çok kişi de mübelliğ olabilir. Tebliğin cevâzı hususunda icmâ bulunduğu ifade edilmiştir. Ancak Mâlikî mezhebinde tebliğin câiz olmadığı, gerek mübelliğin gerekse ona uyanın namazının bâtıl olacağı yönünde tercih edilmeyen görüşler vardır. Mâlikîler’in çoğunluğu cumhurla birlikte tebliği câiz görmekte, bazı Mâlikîler ise imamın iznini şart koşmaktadır (ayrıca bk. İKTİDÂ).

    Hanefî ve Şâfiîler’e göre imam iftitah tekbirini alırken namaza başlamaya ve bunu cemaate duyurmaya niyet etmelidir; yalnız cemaate duyurma niyetiyle tekbir alırsa namaz sahih olmaz. Aynı şekilde mübelliğin de hem namaza hem tebliğe niyet etmesi gerekir; yalnız tebliğe niyet ederse ne kendisinin ne de cemaatin namazı sahih olur; çünkü cemaat bu durumda namazı sahih olmayan bir kişiye uymuştur. Bunun sebebi iftitah tekbirinin şart ya da rükün sayılmasıdır. Tesmî‘ (semiallahü li-men hamideh) ve tahmîd (rabbenâ leke’l-hamd) ifadeleriyle intikal tekbirlerinin imam ya da mübelliğ tarafından zikir niyeti bulunmadan yalnız cemaate duyurma amacıyla söylenmesi namazın fesadına yol açmaz; zira namazda olduğunu başkasına bildirmek için “sübhânallah” denilmesi örneğinde görüldüğü gibi cemaate veya başkasına bir şey bildirme kastı doğrudan namazı bozan bir husus değildir. Burada terkedilen şey zikir kastıdır. İftitah tekbiri dışındaki tekbirlerle tesmî‘ ve tahmîdin tamamen terkedilmesi bile namazı bozmadığına göre bu lafızların zikir kastı olmadan söylenmesi de namazı bozmaz. Mâlikîler’e göre mübelliğ yalnız cemaate duyurma niyetiyle bu zikirleri yerine getirse de namaz sahihtir. Hatta Mâlikîler’in bir kısmına göre mübelliğ çocuk, kadın veya abdestsiz bir kişi de olabilir, çünkü mübelliğ imamın kıldırdığı namazı gösteren bir alâmet hükmündedir. Mâzerî ve Lekānî bu görüşü tercih etmiştir. Mâlikîler’in diğer bir kısmına göre mübelliğ imamın nâibi ve vekili konumunda bulunduğundan onda da imamda aranan şartlar aranır. Öte yandan mübelliğin tekbir ve tahmîd lafızlarını teganniye kaçarak düzgün söylememesi ve ihtiyaçtan fazla sesini yükseltmesi mekruhtur. Tahâvî’den gelen bir rivayette imamın sesi cemaate ulaştığı halde mübelliğlik yapan kişinin namazının bozulacağı söylenmişse de bu naklin doğru olmadığı bildirilmiştir. İbnü’l-Hümâm gibi bazı Hanefî fakihleri, gösteriş amacıyla lafızları bozarak ve gereğinden fazla yüksek sesle yapılan tebliğin namazı fâsid kılacağını belirtmiş ve İbn Âbidîn de bu görüşü tercih etmiştir. Bu konuda Ahmed b. Muhammed el-Hamevî’nin el-Ḳavlü’l-belîġ fî ḥükmi’t-teblîġ ve İbn Âbidîn’in Tenbîhü ẕevi’l-efhâm fî aḥkâmi’t-teblîġ ḫalfe’l-imâm adlı risâleleri bulunmaktadır.

    YanıtlaSil

  3. BİBLİYOGRAFYA
    İbn Hazm, el-Muḥallâ, III, 59; Muvaffakuddin İbn Kudâme, el-Muġnî (nşr. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî – Abdülfettâh M. el-Hulv), Kahire 1406/1986, II, 171; Nevevî, el-Mecmûʿ, III, 353; a.mlf., Şerḥu Müslim, IV, 144; Şehâbeddin el-Karâfî, eẕ-Ẕaḫîre (nşr. Muhammed Haccî), Beyrut 1994, II, 258-259; İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî (Hatîb), II, 204; İbnü’l-Hümâm, Fetḥu’l-ḳadîr, I, 370-371; Hattâb, Mevâhibü’l-celîl, Beyrut 1398, II, 121; Şirbînî, Muġni’l-muḥtâc, I, 196; Muhammed b. Ahmed ed-Desûkī, Ḥâşiye ʿale’ş-Şerḥi’l-kebîr, Beyrut, ts. (Dârü’l-fikr), I, 337; Şevkânî, Neylü’l-evṭâr, II, 271; İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr (Kahire), I, 475; a.mlf., Mecmûʿatü resâʾili İbn Âbidîn, [baskı yeri ve tarihi yok] (Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabî), I, 138-149; “Teblîġ”, Mv.F, X, 116-119.

    YanıtlaSil
  4. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah

    YanıtlaSil
  5. O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;
    Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.
    Atlılar put şehrine gediklerden girecek;
    Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.
    Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş;
    Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.
    Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.
    Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş.
    Fertle toplum arası kalkacak artık güreş;
    Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek.
    Gökler iki şakkolmuş haberi bildirecek.
    Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş!
    Necip Fazıl Kisakürek
    https://www.google.com/amp/s/m.yeniakit.com.tr/amp/haber/75414/necip-fazilin-mujde-siiri

    YanıtlaSil
  6. nerde o gün?
    dinle, kulağını ver de mezara;
    ölüler çırpınır, toprak çırpınır.
    Nesiller arası korkunç manzara:
    Domuz yavrulayan kısrak çırpınır.

    Kalbden kazıdılar iman sırrını;
    Her günün bugünden beter yarını...
    acı rüzgarlara açmış bağırını,
    Nerde o gün diye bayrak çırpınır.
    1968
    şiirlerim Necip Fazıl Kıcakürek 222

    YanıtlaSil


  7. H) Kırk Hadis Çalışmaları. 1. el-İmtâʿ bi’l-erbaʿîne’l-mütebâyineti (bi-şarṭi)’s-semâʿ. İbn Hacer, 808’de (1405) bir hafta içinde kaleme alıp aynı yıl talebelerine imlâ ettiği bu eserinde kendisinin semâ yoluyla ve âlî isnadla kırk ayrı hocasından duyduğu, onların da kırk ayrı sahâbîden rivayet ettikleri kırk beş hadisi derlemiş, ayrıca bu hadislerin Kütüb-i Sitte ile dört mezhep imamının eserlerinde bulunması gibi şartları da gözetmiş ve hadislerin sağlamlık derecesini belirtmiştir. Müellif eserini 832’de (1429) hadislerin çeşitli tariklerinden sadece birini zikrederek ihtisar etmiş, Muhammed b. Ebû Bekir b. Cemâa da eser üzerinde ihtisar çalışması yapmıştır. el-İmtâʿ Selâhaddin Makbûl Ahmed (Küveyt 1408/1988), Muhammed Şekûr el-Meyâdînî (Devha 1409/1989), Mecdî es-Seyyid İbrâhim (Kahire, ts.) ve Ebû Abdullah Muhammed Hasan İsmâil eş-Şâfiî (Beyrut 1418/1997) tarafından yayımlanmıştır. 2. ʿAvâlî Müslim: erbaʿûne ḥadîs̱ münteḳāt min Ṣaḥîḥi Müslim (el-Erbaʿûne’l-ʿâliye li-Müslim ʿale’l-Buḫârî fî Ṣaḥîḥayhimâ). Ṣaḥîḥayn’da bulunup Müslim’in Buhârî’ye göre bir râvi ile âlî olarak rivayet ettiği kırk hadisin derlendiği eseri Muhammed el-Meczûb (Tunus 1393/1973) ve Kemâl Yûsuf el-Hût (Beyrut 1405/1985) neşretmiştir. 3. el-Erbaʿûn fî redʿi’l-mücrim ʿan sebbi’l-müslim (Redʿu’l-mücrim fi’ẕ-ẕebbi ʿan ʿırżı’l-müslim). Bazı âlimlerin müellife yaptığı haksızlıklar üzerine Receb 851’de (Eylül 1447) kaleme alınan eser Şeyh el-Huveynî es-Selefî (Beyrut 1406/1986) ve Mecdî es-Seyyid İbrâhim (Kahire 1989) tarafından yayımlanmıştır. 4. Taḫrîcü’l-Erbaʿîne’n-Neveviyye bi’l-esânîdi’l-ʿaliyye. İbn Hacer’in 800 (1398) yılında Aden’de okuttuğu bir eser olup onun el-Erbaʿûne’n-Neveviyye’yi şerhettiği de söylenmektedir (Abdüssettâr eş-Şeyh, s. 410). 5. el-Erbaʿûne’l-müheẕẕebe bi’l-eḥâdîs̱i’l-mülaḳḳabe. İbn Hacer’in Yemen’de bulunduğu sırada, Nefîsüddin Süleyman b. İbrâhim el-Alevî et-Taizzî’nin isteği üzerine kendi rivayetlerinden bir günde derlediği eseridir. 6. Żiyâʾü’l-eyyâm (enâm) bi-ʿavâlî şeyḫi’l-İslâm el-Bulḳīnî. Ömer b. Reslân el-Bulkīnî’nin kırk şeyhinden âlî isnadla dinlediği kırk hadis mecmuasıdır. 7. el-Erbaʿûne’l-müctâze ʿan şüyûḫi’l-icâze. Hocası Ebû Bekir b. Hüseyin el-Merâgī adına onun kırk hocasından derlediği kırk hadis mecmuasıdır. 8. el-Erbaʿûne’l-münteḳāt min ʿavâlî el-Leys̱ b. Saʿd. Müellifle arasında sekiz râvi bulunan Leys b. Sa‘d’ın âlî rivayetlerinden derlenmiş bir risâledir. İbn Hacer’in bunlardan başka el-Erbaʿûn min mesmûʿi İbni’d-Dâʾim mine’t-Terġīb li’t-Teymî, Erbaʿûn ḥadîs̱ mine’l-vuḥdân min Müsnedi Aḥmed b. Ḥanbel adlı eserleri de bulunmaktadır.

    YanıtlaSil

  8. Bazı hadislerin sağlamlık derecesini öğrenmek amacıyla sorulan sorulara İbn Hacer’in verdiği cevapları ihtiva eden el-Esʾile ve’l-ecvibe adlı risâleler de vardır. Bunlardan Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüsha (Beşir Ağa [Eyüp], Mecmua, nr. 142, vr. 22-24) on dört, Köprülü Kütüphanesi’ndeki nüshalar (Mecmua, nr. 1629, vr. 47-51, 53-59; nr. 1630, vr. 133-140) sırasıyla dört, on iki ve üç, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki nüsha (AY, nr. 2461, vr. 25-27) yirmi dokuz soruya verdiği cevapları içine alır. Onun el-Ecvibetü’l-müşerriḳa ʿani’l-esʾileti’l-müferriḳa adlı eseri de (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 12) burada anılmalıdır.

    Ş) Diğer Eserleri. 1. Dîvânü’l-Ḫuṭabi’l-Ezheriyye. Rebîülevvel 817’den (Haziran 1414) Şevval 820’ye (Kasım 1417) kadar Ezher Camii’nde okuduğu otuza yakın hutbesini ihtiva etmektedir (Bulak 1301). 2. Ẕeyl ʿalâ Ẕeyli’l-Ḥüseynî. Zehebî’nin el-ʿİber’i üzerine Ebü’l-Mehâsin el-Hüseynî’nin yazdığı zeylin devamı mahiyetinde olup 763 (1362) yılından başlamaktadır. 3. Münteḫabü Târîḫi Ḳazvîn. 836’daki (1433) Halep seyahati sırasında Abdülkerîm b. Muhammed er-Râfiî’nin et-Tedvîn fî târîḫi Ḳazvîn adlı eserini birkaç “kürrâse” halinde ihtisar ettiği bir çalışmadır. İbn Hacer’in ayrıca 795’te (1393) tamamladığı belirtilen Muḫtaṣaru Telbîsi İblîs li’bni’l-Cevzî, Dîvânü’l-ḫuṭabi’l-Ḳılâʿiyye, el-Mecmaʿu’l-ʿâm fî âdâbi’ş-şarâb ve’ṭ-ṭaʿâm ve duḫûli’l-ḥammâm, Cüzʾ fî ḍarbi’r-remel, Risâle fî taʿaddüdi’l-Cumʿa bi-belde vâḥide adlı eserleri vardır.

    İbn Hacer’e Nisbet Edilen Eserler. 1. el-Münebbihât (el-Münebbihât ʿale’l-istiʿdâd li-yevmi’l-mîʿâd [meʿâd] li’n-nuṣḥ ve’l-vedâd). İbn Hacer’le ilgisi bulunmamakla beraber Münebbihâtü İbn Ḥacer adıyla çeşitli baskıları bulunan kitabı (Bombay 1270/1853; İstanbul 1315/1899, 1322/1904; İzmir 1963; İstanbul 1974) Kâtib Çelebi Zeynülkudât Ahmed b. Muhammed el-Hiccî’ye nisbet etmiş olup (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1848) eser muhtemelen Şehâbeddin İbn Hiccî (ö. 816/1413) tarafından kaleme alınmıştır (Abdüssettâr eş-Şeyh, s. 481). Yanlışlığın ise İbn Hiccî kelimesinin İbn Hacer şeklinde okunmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Eser bazı yazmalarında İbn Hacer el-Mekkî’ye izâfe edilmektedir (Şâkir Mahmûd Abdülmün‘im, İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî, I, 681). İbn Hacer’e nisbet edilen el-İstiʿdâd ḳable’l-fevt fî nuṣreti meleki’l-mevt de (Brockelmann, GAL, II, 82) aynı kitabı hatırlatmaktadır. Lahor (1889, 1897), Kazan (1904), Kanpûr (1284, 1890), Delhi (1282), İstanbul (1315), Tanta (1978) ve Beyrut’ta (1980, 1983) basılan el-Münebbihât Ömer ed-Dîrâvî (?), Ebû Hacele (Beyrut 1974) ve Âdil Ebü’l-Meâtî (Kahire 1986) tarafından tahkik edilerek el-İstiʿdâd li-yevmi’l-meʿâd adıyla yayımlanmıştır (yazma nüshaları ve üzerinde yapılan diğer çalışmalar için bk. Brockelmann, GAL Suppl., II, 74). 2. Ġırâsü’l-Esâs. Zemahşerî’nin Esâsü’l-belâġa adlı Arapça mecazlar sözlüğünden sadece mecazi mânalar ihtisar edilerek meydana getirilen eser Tevfîk Muhammed Şâhîn tarafından yayımlanmış olup (Kahire 1411/1990) Şâkir Mahmûd Abdülmün‘im eserin İbn Hacer’e nisbet edilen kitaplardan biri olduğunu söylemektedir (İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî, I, 668-670). Brockelmann’ın zikrettiği (GAL, I, 84) Muḫtaṣarü’l-Esâs bu eserin muhtasarı olmalıdır. 3. en-Nüḫabü’l-celîle fi’l-ḫuṭabi’l-cezîle. Altmış bir hutbeyi ihtiva eden çalışma (Kahire 1310) İbn Hacer’in eserlerinin zikredildiği hiçbir kaynakta geçmemektedir (Şâkir Mahmûd Abdülmün‘im, İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî, I, 609-610). 4. el-Esʾiletü’l-fâʾiḳa bi’l-ecvibeti’l-lâʾiḳa (nşr. Muhammed İbrâhim Hafîzürrahman, Bombay 1410).

    YanıtlaSil


  9. İbn Hacer’e nisbet edilen diğer eserler de şunlardır: ʿAşeretü(ʿİşretü)’l-ʿâşir (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1141); İbn Hişâm’ın Ḳavâʿidü’l-iʿrâb’ının muhtasarı olduğu söylenen ʿAynü’l-Ḳavâʿid; Beyânü mâ aḫrecehü’l-Buḫârî ʿâliyen ʿan şeyḫ aḫrece ẕâlike’l-ḥadîs̱ aḥadü’l-eʾimme ʿan vâḥid ʿanh (Abdülhay el-Kettânî, I, 335); Cemâlü’l-ḳurrâʾ (Brockelmann, GAL Suppl., II, 75); Cüzʾ fî esmâʾi’l-müdellisîn; Cüzʾ Ḳıṣṣati (Ṭuruḳu ḥadîs̱i) Hârût ve Mârût; Corcî Zeydân’ın on iki cilt olup Leknev’de (1253) ve Lahor’da (1888) basıldığını ileri sürdüğü hadise dair ed-Dîbâce (Âdâb, III, 176; Ziriklî, I, 178); ed-Dürer fi’n-nafaḳati’l-ḳalîle; ed-Dürrü’l-manẓûm veya el-Muʿaşşerât (Brockelmann, GAL, II, 84); Edebü’ż-żayf ve’l-mużayyif (Brockelmann, GAL, I, 83); Esne’l-meṭâlib fî ṣılati’l-eḳārib (Brockelmann, GAL Suppl., II, 76); Fihrist müstaʿcel ve ʿulâle müteḥammil (Abdülhay el-Kettânî, II, 930); Ḥadîs̱ü Aḥmed b. Ḫuzeyme (bu eserden yapılmış seçmeler için bk. Brockelmann, GAL Suppl., I, 75); el-Ḫiṣâlü’l-vâride bi-ḥüsni’l-ittiṣâl; el-İḫlâṣ (eserden yapılmış seçmeler için bk. Brockelmann, GAL Suppl., I, 75); el-İlhâmü’ṣ-ṣâdır ʿani’l-inʿâmi’l-vâfir; İrşâdü’l-ʿibâd (Brockelmann, GAL, II, 76); İlsâḳu ʿuvâri’l-heves limen lem yefhemi’l-ıżṭırâb fî ḥadîs̱i’l-besmele ʿan Enes (Brockelmann, GAL Suppl., II, 75); İsnâdü’l-ḫamse (Brockelmann, GAL, II, 76); İttibâʿu’l-es̱er fî riḥleti İbn Ḥacer; hadise dair olup Bâlîzâde Mustafa Efendi ve daha başkaları tarafından şerhedildiği söylenen el-Ḳuṣârâ (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1327); Aclûnî’nin Keşfü’l-ḫafâ adlı eserini kaleme alırken çok faydalandığı anlaşılan (I, 6, 7, 8) el-Leʾâli’l-mens̱ûre fi’l-eḥâdîs̱i’l-meşhûre; Menâḳıbü’ş-Şeyḫ Ebi’l-ʿAbbâs Aḥmed el-Ḥarrâr; Irâkī’nin el-Mevridü’l-henî fi’l-mevlidi’n-nebî adlı eserine yazılmış muhtasar (Brockelmann, İbn Hacer’in bu konudaki eserinin adının Mevlidü’n-nebî olduğunu, günümüze gelen şerh ve hâşiyelerinin bulunduğunu söylemektedir, bk. GAL, II, 83; Suppl., II, 74); el-Muġnî fî żabṭi’l-esmâʾ ve’l-ensâb (Medine, el-Mektebetü’l-Muhammediyye’de [Esmâü’r-ricâl, nr. 4] bir nüshasının bulunduğu kaydedilmektedir: Brockelmann, GAL Suppl., II, 75); Muḫtaṣarü’t-Tenbîh; Münteḫab laṭîf min Kitâbi’l-Meslât li-Ebî Ḥayyân; Münteḫabü Riḥleti İbn Rüşeyd; Münteḳā Zevâʾidi’l-elġāz li’l-Ġazzî; Riḥle min Mıṣr ilâ Dımaşḳ; Risâle fî ḥaḳḳi’l-eḥâdîs̱ (Brockelmann, GAL Suppl., II, 76); er-Risâletü’l-ġarriyye (ʿizziyye, ġazziyye) fi’l-ḥisâb; Risâle fi’l-cevâb ʿan esʾile ʿuriżat ʿaleyh (Brockelmann, GAL, II, 76); Ebü’l-Feth el-Kāhirî’nin S̱ebet’inden derlendiği söylenen (Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 129) Sülve fî ḫaberi Kilve (Sülvet s̱ebetü Kilvet; benzeri için bk. Brockelmann, GAL, II, 539); es-Sîre (es-Sîretü’n-nebeviyye); Abdülganî el-Ezdî’nin Müştebihü’n-nisbe’sinin üzerine yazıldığı söylenen Tavżîḥu’l-Müştebih; Tuḥfetü ehli’t-taḥdîs̱ ʿan şüyûḫi’l-ḥadîs̱ (Ziriklî eserin üç cilt olduğunu söylemektedir, el-Aʿlâm, I, 178; Brockelmann, GAL Suppl., II, 75); Târîḫu’l-Medîneti’l-münevvere (Brockelmann, GAL Suppl., II, 75); Tercemetü’n-Nevevî; Tercemetü es-Seyyid Aḥmed el-Bedevî (Brockelmann, GAL, I, 83). Ayrıca İbn Hacer’in hiçbir kaynakta zikredilmeyen Ġāyetü’n-nefʿ fî şerḥi tems̱îli’l-müʾmin bi-ḫâṣṣati’z-zerʿ adlı bir eserinin yayımlandığı (Kahire 1358/1940) kaydedilmektedir (Sâlihiyye, II, 152).

    Müellifleri bilinen bazı eserler de İbn Hacer’e nisbet edilmiştir. Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî’nin el-Fetḥu’l-mevâhibî fî menâḳıbi’ş-Şâfiʿî’si (bazı kaynaklarda el-Fetḥu’l-Vehbî fî menâḳıbi’ş-Şâṭıbî adıyla geçmektedir, bk. Şâkir Mahmûd Abdülmün‘im, İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî, I, 678), Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. Ebû Bekir b. Zeyd el-Mevsılî’nin (ö. 870/1465-66) Meḥâsinü’l-mesâʿî fî menâḳıbi’l-İmâm Ebî ʿAmr el-Evzâʿî’si, İbn Hacer el-Heytemî’nin el-Ecvibetü’z-zekiyye ʿan teʾḫîri’l-ʿamel ve taḳdîmi’n-niyye’si (Brockelmann, GAL Suppl., II, 75), yine İbn Hacer el-Heytemî’nin Şerḥu’l-İrşâd’ı (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 69), muhtemelen yine İbn Hacer el-Heytemî’ye ait olan Tuḥfetü’l-muḥtâc bi-şerḥi’l-Minhâc’ı bunlardan bazılarıdır.

    YanıtlaSil


  10. İbn Hacer’in hayatı ve eserlerine dair talebesi Sehâvî el-Cevâhir ve’d-dürer fî tercemeti şeyḫi’l-İslâm İbn Ḥacer adıyla bir kitap kaleme almış (nşr. Hâmid Abdülmecîd, Tâhâ ez-Zeynî, Kahire 1406/1986), bu kitap İbn Hacer üzerinde yapılan bütün araştırmalara kaynak teşkil etmiştir. Sabri Hâlid Kavaş (Sabri Khalid Kawash), Ibn Hajar al-Asqalānī (1372-1449 A.D.): A Study of the Background, Education and Career of a ʿĀlim in Egypt adlı doktora çalışmasında (Princeton University, 1969) İbn Hacer’in ilmî kişiliğini incelemiş, Şâkir Mahmûd Abdülmün‘im, İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî ve dirâsetü muṣannefâtihî ve menhecihî ve mevâridihî fî Kitâbi’l-İṣâbe (I-, Bağdat, ts. [Dârü’r-risâle]; I-II, Beyrut 1417/1997) adlı doktora tezinde İbn Hacer’in hayatını ve özellikle eserlerini geniş şekilde araştırmış, Abdüssettâr eş-Şeyh de el-Ḥâfıẓ İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî emîrü’l-müʾminîn fi’l-ḥadîs̱ (Dımaşk 1412/1992) adıyla bir eser yazmıştır. Âftâb Ahmed Rahmânî, “The Life and Works of Ibn Hajar al-Asqalānī” adlı makalesinde (bk. bibl.) onun hayatı ve eserleri, Muhammed Kemâleddin İzzeddin et-Târîḫ ve’l-menhecü’t-târîḫî li’bn Ḥacer el-ʿAsḳalânî adlı kitabında (Beyrut 1404/1984) hayatı ve özellikle İnbâʾü’l-ġumr’daki metodu üzerinde durmuş, İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî müʾerriḫen adlı çalışmasında ise (Beyrut 1407/1987) bir önceki eserini özetlemiştir. Abdurrahman el-Bûsîrî de İbn Hacer’le Bedreddin el-Aynî arasındaki ihtilâfa dair Mübtekirâtü’l-leʾâlî ve’d-dürer fi’l-muḥâkemeti beyne’l-ʿAynî ve’bni Ḥacer’i kaleme almıştır (nşr. Süleyman Muhammed er-Rûbî – Hâdî Arefe, Trablusgarp 1959; Kahire 1401/1981). İbn Hacer’in muhaliflerinden Alemüddin Sâlih b. Ömer el-Bulkīnî’nin el-Fücer ve’l-bücer fî tercemeti İbn Ḥacer adlı bir kitap yazdığı (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 618), Abdullah b. Zeynüddin b. Ahmed el-Busravî eş-Şâfiî’nin İbn Hacer’in biyografisine dair Cümânü’d-dürer adlı bir eser kaleme aldığı (Murâdî, III, 87) ve bu eserin Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye’de bulunduğu (Ziriklî, IV, 88) zikredilmiştir. Brockelmann, Şehâbeddin Ahmed b. Muhammed el-Mukrî el-Fâsî’nin Tenâsüḳu’d-dürer fî tercemeti İbn Ḥacer adıyla bir eser kaleme aldığını, bunun da muhtemelen Ebû Abdullah Muhammed b. Ali el-Hâc eş-Şâtıbî tarafından el-Cümân min muḫtaṣarı Aḫbâri’z-zamân adıyla ihtisar edildiğini ileri sürmekteyse de (GAL Suppl., II, 73) bu muhtasarın Ali b. Hüseyin el-Mes‘ûdî’nin Aḫbârü’z-zamân’ı ile ilgili bir çalışma olduğu anlaşılmaktadır (Muhammed Kürd Ali, III [1971], s. 239-240)

    BİBLİYOGRAFYA
    İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî (Hatîb), II, 168-169, 483-489; V, 193; VII, 463-464, 506, 531; VIII, 197-198, 441, 554, 580-581, 611; IX, 375, 430-431; X, 185; XI, 13; a.mlf., el-Mecmaʿu’l-müʾesses li’l-muʿcemi’l-müfehres (nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aşlî), Beyrut 1415/1994, I, 79-201, 434; II, 27-81, 294-351, 483, 559-571; III, 120-122, 196, 256; a.mlf., İntiḳāḍü’l-iʿtirâż fi’r-red ʿale’l-ʿAynî fî şerḥi’l-Buḫârî (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Silefî – Subhî es-Sâmerrâî), Riyad 1413/1993, I, 79; a.mlf., İnbâʾü’l-ġumr, I, 3-4; VIII, 39; a.mlf., Taġlîḳu’t-taʿlîḳ ʿalâ Ṣaḥîḥi’l-Buḫârî (nşr. Saîd Abdurrahman Mûsâ el-Kazekî), Beyrut-Dımaşk 1405/1985, tür.yer.; ayrıca bk. neşredenin girişi, I, 23-250; a.mlf., Taʿcîlü’l-menfaʿa bi-zevâʾidi ricâli’l-eʾimmeti’l-erbâʿa (nşr. İkrâmullah İmdâdü’l-Hak), I-II, Beyrut 1416/1996; a.mlf., el-İṣâbe (Bicâvî), VI, 369, 395; a.mlf., Tebṣîrü’l-müntebih, I, 414-415; IV, 1511-1513; a.mlf., Tevâli’t-teʾsîs (nşr. Ebü’l-Fidâ Abdullah el-Kādî), Beyrut 1406/1986, s. 49; a.mlf., Dîvânü’l-Ḥâfıẓ İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî (nşr. Subhî Reşâd Abdülkerîm), Tanta 1410/1990, s. 19-71; a.mlf., “Fetvâ fî kitâbeti’t-târîḫ” (nşr. Fuâd Seyyid, MMMA, II/1, [1375/1956] içinde), s. 162-177; Begavî, Meṣâbîḥu’s-sünne (nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aşlî v.dğr.), Beyrut 1407/1987, neşredenin girişi, I, 77-96; Fâsî, Ẕeylü’t-Taḳyîd fî ruvâti’s-sünen ve’l-mesânîd (nşr. Kemâl Yûsuf el-Hût), Beyrut 1410/1990, I, 352-357; Takıyyüddin İbn Fehd, Laḥẓü’l-elḥâẓ (nşr. Hüsâmeddin el-Kudsî, Ẕeylü Teẕkireti’l-ḥuffâẓ li’ẕ-Ẕehebî içinde), Haydarâbâd 1376/1956 ⟶ Beyrut, ts. (Dâru İhyâi’t-türâsi’l-Arabî),

    YanıtlaSil
  11. s. 326-343; İbn Tağrîberdî, el-Menhelü’ṣ-ṣâfî, II, 16-32; Necmeddin İbn Fehd, Muʿcemü’ş-şüyûh (nşr. Muhammed ez-Zâhî – Hamed el-Câsir), Riyad 1982, s. 70-78; Sehâvî, el-Cevâhir ve’d-dürer fî tercemeti şeyḫi’l-İslâm İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî (nşr. Hâmid Abdülmecîd – Tâhâ ez-Zeynî), Kahire 1406/1986; a.mlf., eḍ-Ḍavʾü’l-lâmiʿ, II, 36-40; X, 315-317; a.mlf., et-Tibrü’l-mesbûk fî ẕeyli’s-Sülûk, Kahire, ts. (Mektebetü’l-Külliyâti’l-Ezher), s. 230-236; a.mlf., eẕ-Ẕeyl ʿalâ Refʿi’l-ʿiṣr (nşr. Cûde Hilâl – M. Mahmûd Subh), s. 75-89; Süyûtî, Ḥüsnü’l-muḥâḍara, I, 363-366; a.mlf., Naẓmü’l-ʿiḳyân, Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-ilmiyye), s. 45-53, 179; a.mlf., Tedrîbü’r-râvî, II, 298; Taşköprizâde, Miftâḥu’s-saʿâde, II, 412-415; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, II, 268-270; İbn Tolun, el-Ḳalâʾidü’l-cevheriyye fî târîḫi’ṣ-Ṣâliḥiyye (nşr. M. Ahmed Dehmân), Dımaşk 1400/1980, II, 454-457; İbnü’l-Kādî, Dürretü’l-ḥicâl, I, 64-72; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 7, 8, 12, 21, 24, 28, 58, 60, 69, 106, 116, 117, 126, 157, 162, 167, 170-171, 175, 195, 200, 204, 215, 228, 237, 245, 254, 257, 292, 301, 305, 307, 339-340, 354, 363, 375, 400, 418, 420, 421, 464, 465, 503, 508, 545-548, 551, 552, 555, 600, 608, 618, 705, 706, 748, 751, 765, 835, 838, 877, 909, 919, 930, 935; II, 961, 977, 990, 1039, 1052, 1062, 1097, 1141, 1162, 1275, 1295, 1296, 1316-1317, 1327, 1328, 1351, 1481, 1510, 1511, 1541, 1548, 1604, 1660, 1684, 1691, 1697, 1714, 1792, 1822, 1830, 1840, 1842, 1848, 1856, 1860, 1917, 1923, 1932, 1936-1937, 1945, 2003, 2030, 2036; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, VII, 272; Aclûnî, Keşfü’l-ḫafâʾ (nşr. Ahmed el-Kalâş), Kahire, ts. (Dârü’t-Türâs), I, 6, 7, 8; Murâdî, Silkü’d-dürer, III, 87; Şevkânî, el-Bedrü’ṭ-ṭâliʿ, I, 87-92; Keşmîrî, Feyżü’l-bârî ʿalâ Ṣaḥîḥi’l-Buḫârî, Kahire 1357/1938, I, 38; Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 128-130; Îżâḥu’l-meknûn, I, 69; Serkîs, Muʿcem, I, 77-81; Brockelmann, GAL, I, 82, 84, 445; II, 81-84, 91; Suppl., I, 777; II, 73-76, 617; M. Mustafa Ziyâde, el-Müʾerriḫûn fî Mıṣr fi’l-ḳarni’l-ḫâmis ʿaşer el-mîlâdî, Kahire 1954, s. 17-20; Abbas el-Azzâvî, et-Taʿrîf bi’l-müʾerriḫîn fî ʿahdi’l-Moġol ve’t-Türkmân, Bağdad 1376/1957, I, 233-236; Abdurrahman el-Bûsîrî, Mübtekirâtü’l-leʾâlî ve’d-dürer fi’l-muḥâkemeti beyne’l-ʿAynî ve’bni Ḥacer (nşr. Süleymân Muhammed er-Rûbî – Hâdî Arefe), Trablusgarp 1959; Sezgin, GAS, I, 122, 128-129; Abdülhay el-Kettânî, Fihrisü’l-fehâris, I, 321-337; II, 881-882, 930, 990; Müneccid, Muʿcem, I, 12-13; II, 19-20; M. Abdullah İnân, Müʾerriḫû Mıṣri’l-İslâmiyye ve meṣâdirü’t-târîḫi’l-İslâmiyye, Kahire 1388/1969, s. 105-114; Sabri Khalid Kawash, Ibn Hajar al-Asqalānī (1372-1449 A.D.): A Study of the Background, Education and Career of a ‘Ālim in Egypt (doktora tezi, 1969), Princeton University; Elbânî, Maḫṭûṭâti, s. 43-45, 185; C. Zeydân, Âdâb, III, 174-177; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), I, 178-179; IV, 88; VI, 120; M. Kemâleddin İzzeddin, et-Târîḫ ve’l-menhecü’t-târîḫî li’bn Ḥacer el-ʿAsḳalânî, Beyrut 1404/1984, s. 200-207; a.mlf., İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî müʾerriḫen, Beyrut 1407/1987; Sâlih Yûsuf Ma‘tûk, Bedrüddîn el-ʿAynî ve es̱eruhû fî ʿilmi’l-ḥadîs̱, Beyrut 1407/1987, s. 225-250; Muhammed İsâm Arrâr el-Hüseynî, İtḥâfü’l-ḳārî bi-maʿrifeti cühûd ve aʿmâli’l-ʿulemâʾ ʿalâ Ṣaḥîḥi’l-Buḫârî, Beyrut 1407/1987, s. 121; Ebû Ubeyde Meşhûr b. Hasan – Ebû Huzeyfe Râid b. Sabrî, Muʿcemü’l-muṣannefâti’l-vâride fî Fetḥi’l-bârî, Riyad 1412/1991; Abdüssettâr eş-Şeyh, el-Ḥâfıẓ İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî emîrü’l-müʾminîn fi’l-ḥadîs̱, Dımaşk 1412/1992; Sâlihiyye, el-Muʿcemü’ş-şâmil, II, 141-158; Kettânî, er-Risâletü’l-müstetrafe (Özbek), s. 173; ayrıca bk. İndeks, s. 467; Şâkir Mahmûd Abdülmün‘im, İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî ve dirâsetü muṣannefâtihî ve menhecihî ve mevâridihî fî kitâbihi’l-İṣâbe, I-II, Beyrut 1417/1997; a.mlf., “Şâʿiriyyetü İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî”, Mecelletü’l-baḥs̱i’l-ʿilmî ve’t-türâs̱i’l-İslâmî, II, Mekke 1399/1979, s. 147-165; Jacqueline Sublet, “Les maitres et les études de deux traditionnistes de l’èpoque mamelouke”, BEO, XX (1967), s. 7-99; Abdülhamîd

    YanıtlaSil
  12. M. el-Besyûnî, “el-Meṭâlibü’l-ʿâliye bi-zevâʾidi’l-mesânîdi’s̱-s̱emâniye”, el-Vaʿyü’l-Muḥammedî, VI/69 (1970), s. 72-84; Muhammed Kürd Ali, “Kitâbü’l-Cümân”, MMLADm., III (1971), s. 239-240; Aftab Ahmed Rahmani, “The Life and Work of Ibn Hajar al-Asqalānī”, IC, XLV/3 (1971), s. 203-212; XLV/4 (1971), s. 275-293; XLVI/1 (1972), s. 75-81; XLVII/3 (1973), s. 257-273; Abdürrezzâk Kāsım, “Menhecü İbn Ḥacer fî kitâbihî Hedyi’s-sârî”, Âdâbü’r-râfideyn, XI, Musul 1979, s. 361-403; Claude Gilliot, “Textes arabes ancien édité en Égypte au cours des années 1992 à 1994, 1994-1996”, MIDEO, XXII (1994), s. 314-315; XXIII (1997), s. 343, 354, 389-390, 419; Muhammed Abdurrahman el-Ehdel, “Eḍvâʾ ʿalâ Nüzheti’l-elbâb fi’l-elḳāb li’l-ḥâfıẓ İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî”, ʿÂlemü’l-kütüb, XVIII/6, Riyad 1418/1997, s. 483-489; C. van Arendonk, “İbn Hacerü’l-Askalânî”, İA, V/2, s. 735-737; F. Rosenthal, “Ibn Ḥad̲j̲ar al-ʿAsḳalānī”, EI2 (Fr.), III, 799-802; Asri Çubukçu, “Çakmak, el-Melikü’z-zâhir”, DİA, VIII, 193; Abbas Zeryâb, “İbn Ḥacer-i ʿAsḳalânî”, DMBİ, III, 319-331.

    YanıtlaSil
  13. 7-Nisbet etmek:
    .....
    Okunuşu: Onları babalarına nispet ederek çağırın.Bu, Allah Celle Celaluhu katında daha (doğru ve) adaletlidir.11.
    11.Bakara : 2/69.
    Resulullah'ın dilinden en güzel dualar.sy.32.

    YanıtlaSil
  14. Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i Şeriflerinde
    ...
    Anlamı: Dua, ibadetin özüdür.13.
    13.Tirmizi, Deavat: 1.
    Resulullah S.A.V.Dilinden En Güzel Dualar.sy.33.
    Abdulselam Akbana.

    YanıtlaSil
  15. Işık cisimlerin görülmesine sebeptir ve renklerin valık nedenidir.(S.) 467:29.Söz 1.makam, 1.esas.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.281.

    YanıtlaSil
  16. Mutlak hürriyet hayvanlıktır.(H.Ş.) 103: 6 .vehim.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.278.

    YanıtlaSil
  17. İslâm Aleminin terakkisinin birinci kapısı, meşrutiyet-i meşrua ve şeriat dâiresindeki hürriyettir.
    ( D.H.Ö.) 55 ; (T.H.) 72..
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.278.

    YanıtlaSil
  18. Seyyid Şerif Cürcani Hz.zulmün, üç şekilde tarifini yapıyor:
    1- Birşeyi, asıl mevziinden alıp, başka bir yere koymak..
    2- Zulmün şer'i hükmü şudur:
    Hakkı bırakıp batıla saplanmak...Bunun adıda CEVR'dir..
    3-Zulmün bir başka tarifi de şöyledir:
    Kendisine ait olmayan bir mülkte tasarruf..Ve şer'i ölçüleri aşmak...
    Muhtar'ül-ehadisin- nebeviyye
    İzahlı Tercümesi.
    Hadis-i Şerifler ve Vaaz Örnekleri.sy.43.
    Es-Seyyid Ahmed Haşimi.

    YanıtlaSil
  19. cevr - Osmanlıca Türkçe Sözlük, lügât, لغت - Luggat
    Tıklayın ve cevr kelimesinin Osmanlıca - Türkçe sözlükte anlamını okuyun. cevr / جور Zulüm, haksızlık; adâletin zıddı. Ezâ, eziyet, haksızlık, sitem. Haksızlık, üzme, üzülme, zulüm. (Arapça) Cevr etmek: Haksızlık etmek, ...

    YanıtlaSil
  20. Zulümle abat olanın sonu berbat olur.
    En Güzel Sözler Unutulmaz Özdeyişler.
    Eşref Can.
    Sy.781.

    YanıtlaSil
  21. yuksel19 Temmuz 2020 04:54
    Köpek parası habistir. Fahişenin parası habistir. Hacamatçının kazancı habistir.
    Ravi: Hz. Râfi (r.a.)
    Sayfa: 269 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLAYINSIL

    yuksel19 Temmuz 2020 04:54
    Şarkıcı kadının parası haramdır. Onu dinlemek haramdır. Ve yüzüne bakmak ta haramdır. Parası da köpek parası gibidir, haramdır. Kimin ki eti haramdan beslendi, ona Cehennem ateşi evladır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 269 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLAYINSIL

    yuksel19 Temmuz 2020 04:56
    Üç kişiye yardım etmek, Allah üzerine haktır: Allah yolunda mücahid, ödemek niyetiyle borçlanan mükatep köle (azad olmak için bağlantı yapmış) Nefsini korumak için evlenmek isteyen kimse.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 268 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLAYINSIL

    yuksel19 Temmuz 2020 04:56
    Üç kimsenin hakkını, nifakı açık olan münafıktan başkası inkar edemez: İslamiyette kocayan kimse, adaletli hükümdar, hayır öğreten muallim.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 268 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLAYINSIL

    yuksel20 Temmuz 2020 09:19
    Bir de sözcüklerin ne amaçla kullanıldıklarını çevirmenin doğru saptaması gerekir.
    shakespeare sözlüğü
    sy .9.
    sunuş.
    prof.Dr.Özdemir Nutku.

    YANITLAYINSIL

    yuksel5 Ağustos 2020 22:05
    Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir."
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLAYINSIL

    yuksel5 Ağustos 2020 22:06
    Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLAYINSIL

    yuksel5 Ağustos 2020 22:07
    Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.)
    Ravi: Hz Ali (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLAYINSIL

    yuksel6 Ağustos 2020 22:05
    Kim kötü birşey yapar da kalbinin temiz olduğunu iddia ederse inanmayınız.
    Kim de başkalarına karşı iyi davranırsa biz de onun iyi olduğuna hükmederiz.
    Hadislerle
    Hz. Peygamber Ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık.cilt. 5.sy.1817.

    YanıtlaSil
  22. 2020-08-08 01:46:00
    Gün doğmuş, gün batmış..


    -
    Tek gerçek var, o da imtihan olduğumuz gerçeği..

    Allah bizleri, mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Başınızda Peygamber de olsa bu böyle.

    Bizi gören, duyan, bilen, hüküm sahibi bir Allah var. Yeter ki, cahillerden ve zalimlerden olmayalım ve Allah’ın ipini bırakmayalım. Gün doğmuşsa batacaktır. Batmışsa doğacaktır. Bu dünyada her şey geçicidir. “Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!” Öyle inanmıyor mu idik!

    Hani örnek aldığımız kişi öyle dememiş mi idi “Bir elime Ay’ı, bir elime Güneş’i verseniz, tapmam sizin taptığınıza!” Para, makam, birilerinin ihtirasla istediği o şey her ise, onu Allah yolunda fedaya nefsinizi hazırlamadıkça halimiz yaman. Eğer dininizden taviz vererek dünyamızı imar, mal ve makamınızı korumaya çalışırsak o şey bizim imtihanımız olur.

    İstanbul Sözleşmesi, Covid, 5G, Ayasofya, savaş, terör, iyi ya da kötü olan her şey bir imtihan. İmkanları nasıl kullandığınız, tehdit ve tehlikeler karşısındaki tutumunuz ahiret yurdu için bir imtihan vesilesi oluyor bizlere.. Her şart altında, bir Peygamberin hayatı bizim için örneklik ve rehberlik edecektir. Öyle ise, onların ayak izlerinden yürürseniz varacağınız onların vardığı yer olacak. Eğer bu olaylar karşısında heva ve heveslerinize kapılırsanız, gideceğiniz yer bellidir.

    Kınayanların kınamasına aldanmayalım. Dikkat edelim, Şeytan bizi Allah ile aldatmasın. Melek maskeli, biz “ıslah edicilerdeniz” diyen “bozguncular”ın yalanlarına kanmayalım. Kafamızı kiraya vermeyelim. Bilenlere danışalım, insanlarla konuşalım. Nasıl din büyüklerimizi İlah ve Rab edinmeyeceksek, dikkat edelim, İlim sahibi gibi görünen, “Ebul Hakem” unvanı ile tanınan, “kitab yüklü eşek” hükmündeki, “Ebu Cehil” kılıklı, Belam’ların da tuzaklarına düşmeyelim. Bunlar her yerde varlar. Ekonomi, bilim, siyaset, insan olan her yerde varlar.


    Kim olursak olalım, biz “Abd-i aciz” konumdayız. Gücümüz, Kadir-i mutlak ve bir olan, Kader’e, Rızg’a ve Ecel’e hükmeden, “ol” deyince olduran, “öl” deyince öldüren Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olmakta gizlidir. Bu anlamda çaresiz değiliz.

    Sabırlı olacağız.. Merhametli olacağız.. Akıllı olacağız.. Dürüst olacağız.. Cesur olacağız..

    Allah şöyle buyurdu: “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin. Allah da sizi belirlenmiş bir süreye kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırsın, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek o dehşetli günün azabından korkarım.” (Hûd Suresi - 3)

    YanıtlaSil

  23. Sakın, şöyle yapmazsak böyle olmaz, şöyle yaparsak böyle olur gibi İlahi iradeyi hesaba katmadan kurgular yapacak olursanız, hele rızayı da bir kenara bırakır ve ihtirasla arzularınızın peşine düşerseniz, o şey sizin imtihanınız olur. Unutmayalım ki, bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir.. Yoksa siz, birileri Tanrıyı kıyamete zorlarken, siz de O’nu kendi arzularınızı gerçekleştirmeye mi zorluyorsunuz!? Bu yapıp ettikleriniz ya da sessizliğinizle sonuçta, her topluluk, tencere yuvarlanıp kapağını bulacak misali müstehakınızı bulacaksınız. Bu şekilde, ya kendi cennetinize sırtınızda tuğla taşıyor olacaksınız ya da kendi cehenneminize sırtınızda odun taşıyor olacaksınız. Unutmayalım ki, ameller niyetlere olduğu gibi, bazan da cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşeli olabilir. Bilelim ki, “Şöyle olmasaydı, böyle olurdu ya da olmazdı gibi geçmişe dönük akıl yürütmeler Şeytandandır. Allah’ın takdirini şarta bağlayan müfsit senaryolardan ibarettir. Allah “ol” der ve o olur. Allah (cc) o oluşla birlikte, onun esbabını da yaratır.

    Herkes eteğindeki taşı dökecek. Böylece gerçekten iman edenlerle iman etmeyenler belli olacak. Sadece “iman ettik” demekle, yakamızın bırakılıvermeyeceğini de hatırlayalım tekrar. Bu imtihanlar sürecinde “Bizden öncekilerin başına gelenlerin benzerleri bizim de başımıza gelecek”. İsterseniz açın bakın kitaba. Her ne yaparsanız yapın, usul ve esas olarak Kitaba bakın. İstişare ve şûradan ayrılmayalım. Eğer haksızlıklar karşısında susanlardan olmazsak mahzun olmayacağız. Unutmayalım ki, Allah sabredenlerden yanadır. Bakın, gelecek günler geçen günleri aratabilir. Tabii afetler, ekonomik kriz, siyasi kriz, terör eylemleri ve suikastlar, yeni salgınlar, dalgalar, mutasyon haberleri gelebilir. Zor bir süreç. Bunlar sadece Türkiye’nin sorunu değil. Bölge ve dünyada da ciddi krizler yaşanıyor. Siyasette ve ekonomide yaşanan kriz ailede, dernekte, şirkette de yaşanacak. Cemaat yapılarında da yaşanacak. Sabır.

    Ben her halûkârda, sabredenlerden, şükredenlerden, yanlışlara karşı direnenlerden olacağım inşallah!. Allah bizi zor bir imtihana da sokabilir, işler bir şekilde yoluna da girebilir. Benim duam hep, Allah’ın bize güç vermesi ve işimizi kolaylaştırması yönünde olacak. Bu süreç sonunda yine Allah’ın dediği olacak ama birileri cennete, birileri de cehenneme gidecek. Ya Rab bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların değil. Amin. Selâm ve dua ile.

    YanıtlaSil
  24. KĀSIM b. ASBAĞ
    قاسم بن أصبغ
    Ebû Muhammed Kāsım b. Asbağ b. Muhammed el-Kurtubî el-Beyyânî (ö. 340/951)
    Hadis, fıkıh, dil ve nesep âlimi, tarihçi.
    İlişkili Maddeler
    Hocası
    BAKĪ b. MAHLED
    Müsned’iyle meşhur Endülüslü muhaddis.
    Hocası
    HUŞENÎ, Muhammed b. Abdüsselâm
    Hadis ve dil âlimi.

    Müellif:
    MEHMET GÖRMEZ
    20 Zilhicce 244’te (29 Mart 859) Kurtuba’nın (Córdoba) Beyyâne köyünde dünyaya geldi. 246 veya 247’de (861) doğduğu da ileri sürülmüştür. Emevî Hükümdarı I. Velîd’in âzatlısı olan dördüncü dedesi Atâ fetihler sırasında bu bölgeye yerleşmiştir. Tahsiline Kurtuba’da başlayan Kāsım b. Asbağ Kurtuba müftüsü Asbağ b. Halîl, Bakī b. Mahled, Muhammed b. Abdüsselâm el-Huşenî, İbn Vaddâh gibi âlimlerden faydalandı. 274’te (887) öğrenimini ilerletmek için seyahate çıkıp Mekke’de Muhammed b. İsmâil es-Sâiğ; Bağdat’ta Ebû Kılâbe er-Rekāşî, birçok eserini bizzat kendisinden dinleyip istinsah ettiği İbn Kuteybe, et-Târîḫu’l-kebîr (Târîḫu ruvâti’l-ḥadîs̱) adlı eserini bizzat kendisinden yazdığı İbn Ebû Hayseme; Kûfe’de İbrâhim b. Abdullah el-Kassâr, İbn Ebü’d-Dünyâ; Kahire’de Mikdâm b. Dâvûd; Kayrevan’da Ahmed b. Yezîd el-Muallim gibi âlimlerden faydalandı. Doğu’da tahsilini tamamladıktan sonra memleketine dönen Kāsım b. Asbağ, bazı hadis kitapları ile birlikte İbn Ebû Hayseme’nin et-Târîḫu’l-kebîr’ini, İbn Kuteybe’nin el-Maʿârif, Edebü’l-kâtib, Ġarîbü’l-Ḳurʾân, Teʾvîlü Müşkili’l-Ḳurʾân gibi eserlerini ilk defa ülkesine götürdüğü için Endülüs fikir ve kültür tarihinde önemli bir yere sahiptir. Doksan küsur yıllık ömründe birkaç nesil kendisinden istifade etmiş olup Halife III. Abdurrahman, oğlu II. Hakem ve torunu Kāsım b. Muhammed ile İbnü’l-Bâcî Abdullah b. Muhammed, Abdullah b. Herseme b. Zehvân, İbn Müferric, İbnü’l-Kūtıyye, Muhammed b. Hâris el-Huşenî, Abdülvâris b. Süleyman ve Saîd b. Nasr onun talebelerinden bazılarıdır. Kāsım b. Asbağ 14 Cemâziyelevvel 340’ta (18 Ekim 951) Kurtuba’da vefat etti. Aynı yıl 27 Zilkade’de (25 Nisan 952) Mekke’de öldüğü de ileri sürülmüştür.

    Kāsım b. Asbağ’ın rivayet ettiği hadisler İbn Hazm, İbn Abdülber en-Nemerî ve Ebü’l-Velîd el-Bâcî gibi âlimlerin eserlerinde yer almıştır. İbn Hazm onun hadisle ilgili eserlerinin değerli olduğunu söylemiş, İbn Abdülber de kendisini “sadûk” terimiyle anmış ve eserlerini övmüştür. Vefatından iki yıl önce hâfıza kaybına uğradığı ve bu dönemde kendisinden rivayette bulunulmadığı belirtilir. Kāsım b. Asbağ, Doğu’ya yaptığı seyahatinde Müberred ve Sa‘leb gibi dilcilerden faydalandığı için şiir ve Arap dili ve edebiyatında da önemli bir yere sahiptir.

    YanıtlaSil

  25. Eserleri. 1. el-Muṣannef (el-Müstaḫrec). Ebû Dâvûd’un es-Sünen’i tarzında fıkıh bablarına göre tasnif edilip sahih ve garîb rivayetlerin derlendiği eserdeki daha güvenilir rivayetleri müellif, 324 (936) yılından itibaren el-Müctenâ (el-Münteḳā) adıyla ihtisar etmeye başlamış, eseri tamamladığında onu Endülüs Emevî Halifesi II. Hakem’e ithaf etmiştir. Yedi cüzden meydana geldiği, 2490 muttasıl hadis ihtiva ettiği kaydedilen el-Müctenâ’nın bazı kısımları Miknâs’ta Mektebetü’l-evkāf’ta (nr. A 1067) bulunmaktadır (Abdülhâdî Ahmed el-Hüseysin, I, 239). 2. Aḥkâmü’l-Ḳurʾân. Cehdamî’nin aynı adı taşıyan eseri örnek alınarak hazırlanmakla beraber İbn Hazm, Kāsım b. Asbağ’ın çalışmasının hadislerin seçimi ve senedlerinin sağlamlığı bakımından daha üstün olduğunu söylemiştir. Onun bunlardan başka, İmam Mâlik’in el-Muvaṭṭaʾının Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî rivayetiyle gelen hadislerini ihtiva eden Müsnedü Mâlik, yine İmam Mâlik’in el-Muvaṭṭaʾda yer almayan garîb rivayetlerini ihtiva eden Ġarâʾibü Mâlik, Ṣaḥîḥ-i Müslim’i esas alarak hazırladığı eṣ-Ṣaḥîḥ ile en-Nâsiḫ ve’l-mensûḫ, Birrü’l-vâlideyn, Feżâʾilü Ḳureyş ve Kinâne, el-Ensâb, Feżâʾilü Benî Ümeyye adlı eserleri bulunduğu kaydedilmektedir.

    Kāsım b. Asbağ’ın en önemli çalışmalarından biri de hıristiyan ilâhiyatçısı Pavlus Orosius’un (ö. m. 416) putperestlere karşı kaleme aldığı Historiarum libri septem adversus paganos adlı ilk dünya tarihinin Endülüslü müslüman bir yerlinin yardımıyla Arapça’ya yaptığı tercümesidir.

    BİBLİYOGRAFYA
    Muhammed b. Hâris el-Huşenî, Aḫbârü’l-fuḳaḥaʾ ve’l-muḥaddis̱în (nşr. M. L. Ávila – L. Molina), Madrid 1992, s. 307-309; İbnü’l-Faradî, Târîḫu ʿulemâʾi’l-Endelüs (nşr. İbrâhim el-Ebyârî), Kahire 1966, II, 611-614; Humeydî, Ceẕvetü’l-muḳtebis (nşr. İbrâhim el-Ebyârî), Kahire 1410/1989, II, 526-528; Kādî İyâz, Tertîbü’l-medârik (nşr. Abdülkādir es-Sahrâvî – Saîd Ahmed A‘râb), Rabat 1403/1982, V, 180-182; İbn Hayr, Fehrese (nşr. İbrâhim el-Ebyârî), Kahire 1410/1989, I, 148; Dabbî, Buġyetü’l-mültemis (Ebyârî), II, 589-590; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ, XVI, 236-237; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XV, 472-474; a.mlf., Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, III, 853-855; İbn Ferhûn, ed-Dîbâcü’l-müẕheb, II, 145-146; İbn Hacer, Lisânü’l-Mîzân, IV, 458; Süyûtî, Buġyetü’l-vuʿât, II, 251; Abdülhâdî Ahmed el-Hüseysin, Meẓâhirü’n-nehḍati’l-ḥadîs̱iyye fî ʿahdi Yaʿḳūbe’l-Manṣûri’l-Muvaḥḥidî, Tıtvân 1403/1983, I, 238-240; Kettânî, er-Risâletü’l-müstetrafe (Özbek), s. 18, 20, 22, 30, 36, 53, 106, 160, 233, 253; Mustafa İbrâhim el-Müşînî, Medresetü’t-tefsîr fi’l-Endelüs, Beyrut 1406/1986, s. 48-49; Homenaje al-Prof. Jacinto Bosch Vilá, Granada 1991, s. 293-309; J. Bosch Vilá, “Ḳāsim b. Aṣbag̲h̲”, EI2 (İng.), IV, 717-718.

    YanıtlaSil
  26. RUŞÂTÎ
    الرشاطي
    Ebû Muhammed Abdullāh b. Alî b. Abdillâh er-Ruşâtî el-Lahmî (ö. 542/1147)
    Endülüslü hadis, tarih ve nesep âlimi.
    İlişkili Maddeler
    Çağdaşı
    BÂCÎ
    Endülüs Mâlikî fakihlerinin önde gelenlerinden, muhaddis ve edip.
    Hocası
    EBÛ ALİ es-SADEFÎ
    Endülüslü hadis, fıkıh ve kıraat âlimi.

    Müellif:
    HAYATİ YILMAZ
    8 Cemâziyelâhir 466’da (8 Şubat 1074) Endülüs’ün güneydoğusundaki Tüdmîr eyaletinin (Kûre) merkezi olan Mürsiye (Murcia) yakınında Oriyûele’de (Orihuela) doğdu. Ailesi aslen Yemenli olup Endülüs’ün fethinden sonra buraya yerleşen Benî Lahm kabilesine mensuptur. Ruşâtî nisbesini Mağrib’deki Ruşâta şehrinden aldığı ileri sürülmüşse de (Yâkūt, III, 45; Süyûtî, I, 353) atalarından naklettiğine göre, dedelerinden birinin güle benzeyen irice bir beni (rose, rûşe) dolayısıyla küçüklüğünde bakımını üstlenen Avrupalı bir dadının onu “güllü oğlan” (rushatelo) diye anması daha sonraları ailenin bu nisbeyle tanınmasına sebep olmuştur (İbn Hallikân, III, 107; EI2 [İng.], VIII, 635). İlim ve fazilet sahibi bir kişi olarak bilinen babası muhaddis ve kadı Ebü’l-Velîd el-Bâcî’nin arkadaşıydı.

    Ruşâtî 472’de (1079) ailesiyle birlikte Meriye (Almeria) şehrine göç etti. İlk eğitimini Meriye’de aldıktan sonra Endülüs’ün diğer şehirlerine ilmî seyahatlere çıktı ve uğradığı yerlerde birçok âlimden faydalandı. Gençlik yıllarında daha çok edebî ilimlerle meşgul oldu. Ebû Ali es-Sadefî, Ebû Ali el-Gassânî gibi hadis âlimlerinden yararlanmasının ardından hadise yöneldi. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî ve başka âlimlerden icâzet aldı. Hadis rivayetiyle tanınmasına rağmen fıkıh, tarih, dil, ricâl ve nesep ilimlerinde de otorite kabul edildi. Özellikle râvilerin hayatı, nesepleri, isim ve lakaplarıyla vatanları konusunda derinleşti. Hadis münekkitleri tarafından zâbıt, muhaddis, mütkın ve imam gibi vasıflarla anıldı. İbn Kurkūl, İbn Hayr, İbn Beşküvâl, İbnü’t-Tahhân, İbn Hubeyş, Ebü’l-Velîd İbnü’d-Debbâğ, Ebû Bekir İbn Ebû Cemre gibi Endülüs âlimleri onun talebeleri arasında sayılır.

    Yaşadığı dönemde meydana gelen olaylar ve gördüğü yerler hakkında İḳtibâsü’l-envâr adlı eserinde önemli bilgiler veren Ruşâtî 527’de (1133) Meriye’nin dünyanın en mâmur şehirlerinden biri, silâh ve savunma bakımından son derece ileri olduğunu söylemiş, bu tarihten kısa bir süre sonra Endülüs’ten çekilen Murâbıtlar’ın bıraktığı şehirde yönetim boşluğu doğduğunu, bunu fırsat bilen kuzeydeki hıristiyan devletlerin 539’da (1144) şehri kuşattığını, yaklaşık üç yıl süren kuşatmanın ardından 542’de (1147) Meriye’nin işgal edilip müslümanların kılıçtan geçirildiğini bildirmiş, kendisi de bu işgal sırasında 20 Cemâziyelâhir 542’de (16 Kasım 1147) şehid edilmiştir.

    Eserleri. 1. İḳtibâsü’l-envâr ve iltimâsü’l-ezhâr fî ensâbi’ṣ-ṣaḥâbeti ve ruvâti’l-âs̱âr. Kısaca Kitâbü’l-Ensâb olarak bilinen ve altı cilt halinde telif edilen eserde sahâbe döneminden müellifin zamanına kadar yaşamış hadis râvileriyle muhaddislerin nesepleri ve hayatları hakkında bilgi verilmektedir. VII. (XIII.) yüzyıldan sonra hem Endülüs’te hem İslâm dünyasının diğer bölgelerinde şöhrete ulaşan İḳtibâsü’l-envâr birçok âlime kaynaklık etmekle birlikte günümüze tam bir nüshası ulaşmamıştır. Kitabın I ve V. ciltleri Fas’ta (Karaviyyîn, nr. 301/92, 303/40), III. cildi Tunus’ta (Dârü’l-kütübi’l-vataniyye, nr. 1665) bulunmaktadır. Birçok âlim tarafından ihtisar edilen eserin İbnü’l-Harrât, Muhammed b. Ali el-Ensârî el-Mürsî, İbnü’l-Haydırî, İsmâil b. İbrâhim el-Bilbîsî’ye ait muhtasarları günümüze kadar gelmiştir (Hamed el-Câsir, sy. 65-66 [1992], s. 138 vd.). Emilio Molina López ve Jacinto Bosch Vilá, Ruşâtî’nin İḳtibâsü’l-envâr’ı ile İbnü’l-Harrât el-İşbîlî’nin muhtasarında yer alan Endülüs’le ilgili kısımları derlemiş, bu derleme, müellifler ve eserleri hakkında bilgi veren bir giriş yazısıyla birlikte el-Endelüs fî İḳtibâsi’l-envâr ve fi’ḫtiṣâri İḳtibâsi’l-envâr adıyla yayımlanmıştır (Madrid 1990). Muhammed Sâlim Hâşim de bu çalışmanın sadece metin kısmını İḳtibâsü’l-envâr ve iltimâsü’l-ezhâr fî ensâbi’ṣ-ṣaḥâbe ve ruvâti’l-âs̱âr ismiyle neşretmiştir (Beyrut 1420/1999).

    YanıtlaSil
  27. . 2. İẓhârü fesâdi’l-iʿtiḳād bi-beyâni sûʾi’l-intiḳād. Devrin Meriye kadısı müfessir İbn Atıyye el-Endelüsî’nin İḳtibâsü’l-envâr’a yaptığı eleştirilere cevap olarak kaleme alınmıştır. 3. el-İʿlâm bimâ fî kitâbi’l-Müʾtelif ve’l-muḫtelif li’d-Dâreḳuṭnî mine’l-evhâm (Kettânî, s. 116).

    Ruşâtî’nin hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri üzerine bazı makaleler yazılmıştır. Bunlar arasında Emilio Molina López’in “Almeria Islamica: Puerta de Oriente, Objetivo Militar” (“Nuevos datos para su estudio en el ‘Kitāb Iqtibās al-anwār’ de al-Ruşāṭī”, Actas del XII Congreso de la U E A I, Malaga 1984, Madrid 1986, s. 559-608), Jacinto Bosch Vilá’nın “Una Nueva Fuente Para la Historia de al-Andalus: el Kitāb Iqtibās al-anwār de Abū Muḥammad al-Ruşāṭī” ile (Actas del XII Congreso de la U E A I, Malaga 1984, Madrid 1986, s. 83-94) “el Kitāb Iqtibās al-anwār de Abū Muḥammad al-Ruşāṭī. Analisis de la Obra y de las Noticias Sobre al-Andalus” (Mecelletü’l-Maʿhedi’l-Mıṣrî li’d-Dirâsâti’l-İslâmiyye fî Madrid, XXIII [1985-1986], Madrid 1986, s. 7-13) ve Juan Castilla Brazales’in “El Iqtibās al-anwār: Fuente para la reconstrucción de la obra geográfica de al-Rāzī” (Qurtuba, V [Cordoba 2000], s. 41-67) adlı çalışmaları önemlidir.

    BİBLİYOGRAFYA
    İbn Beşküvâl, eṣ-Ṣıla, Kahire 1966, I, 297; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, III, 45; İbn Hallikân, Vefeyât, III, 106-107; İbnü’l-Ebbâr, el-Muʿcem (nşr. F. Codera), Madrid 1885, s. 217-222; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XX, 258-260; a.mlf., Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, IV, 1307-1308; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye (nşr. Ahmed Ebû Mülhim v.dğr.), Beyrut 1405/1985, XII, 239; Süyûtî, Lübbü’l-Lübâb fî taḥrîri’l-ensâb (nşr. M. Ahmed Abdülazîz – Eşref Ahmed Abdülazîz), Beyrut 1411/1991, I, 353; Makkarî, Nefḥu’ṭ-ṭîb, IV, 462; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 134; Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 456; Kehhâle, Muʿcemü’l-müʾellifîn, VI, 90; Kettânî, er-Risâletü’l-müsteṭrafe, s. 115-116, 126; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), IV, 105; Abdülkādir Zimâme, “er-Ruşâṭî el-Endelüsî”, MMLADm., LXVII/3 (1992), s. 400-410; Hamed el-Câsir, “Ensâbü’r-Ruşâṭî el-Endelüsî ve muḫtaṣarâtüh”, RHM, sy. 65-66 (1992), s. 131-150; Maribel Fierro, “al-Rus̲h̲āṭī”, EI2 (İng.), VIII, 635-636; Muhammed Hişâm en-Na‘sân, “er-Ruşâṭî”, Mevsûʿatü aʿlâmi’l-ʿulemâʾ ve’l-üdebâʾi’l-ʿArab ve’l-müslimîn, Beyrut 1427/2006, X, 300-303.

    YanıtlaSil

  28. Yeni Akit Logo

    Abdurrahman Dilipak
    Abdurrahman Dilipak
    abdurrahmandilipak@yeniakit.com.tr
    2020-08-09 01:47:00
    Merkel Ana’nın Korona kehanetleri!


    -
    Dünyada 6 ayda 550.000 kişi ölmüş Korona’dan. Dünya panikte. Aynı dünyada açlıktan bir günde ölen çocuk sayısı 24.000. 10 günde 240.000, 20 günde 480.000, bir ayda 720.000.. 6 ayda 4.320.000 çocuk.. Vahşi hayvanların bazıları, geride kalan hasta, yaşlı ve sakatları arkadan gelen vahşi saldırılara yem olarak bırakırmış. O din, ahlak ve gelenekten soyutlanmış mahluk olarak “birey” denilen modern “human” da aynı vahşilikle hasta ve yaşlılardan kurtulmaya çalışıyor.

    Mantık şu: “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir”. Bugün iki çalışanın ödediği emeklilik primi, bir emeklinin geçim ve sağlık giderini karşılamıyor. Bu hastalardan ve yaşlılardan kurtulmak gerek. Ürettiğinden fazlasını tüketenlerden kurtulmak isteyen bir sistem geliyor.

    Bakın, gerçek hayatta evrimleşme, çatışma ve rekabetle mümkündür. Mikropla antikor arasındaki savaş da sonuçta biyolojik tekamülün dinamiğini oluşturur. Mikrop da direnç kazanır, bağışıklık sistemi de. Mutasyon dediğimiz mikrobun dönüşerek güçlenmesi ve yayılması sonucunu doğurur.

    Hani, deprem bir yanı ile felaket, bir başka yanı ile dünyanın kendi dengesini kurması açısından zorunludur. Deprem olmadan olmaz. Depremin afetinden en az şekilde etkilenmek için bilgi ve hikmete, tecrübeye ihtiyacımız var. Gider fay hattında sahile yüksek binalar dikerseniz, başınıza geleceklere hazır olmanız gerek.

    Dışarıda saldırgan ülkeler ve terör örgütleri ile bir savaşınız var. Mikroplar ve antikorlar arasındaki savaş da aynı.. Zayıflar elenir, güçlüler seleksiyon yoluyla tekamül eder.

    Bugünkü kriz, aslında kapitalizmin krizidir. İnsanlara karşı İlah’lık ve Rab’lik taslayanların, Allah’a meydan okumasıdır. Dün Kızılderilileri öldürüp, kara derilileri köleleştirip, sarı ırkı sömürenler, bugün yeni bir global katliama hazırlanıyorlar. Corona, LGBT, dizi filmler, İstanbul sözleşmesi, CEDAW, Lazaranta, moda, gıda, ilaç sektörü, spor, yaşam tarzı daha birçok şey aynı senaryonun parçalarıdır.


    Ya bu şok aklımızı başımıza getirecek, bu kötü gidişe dur diyeceğiz ve kapitalist dünyanın yıkılışını göreceğiz ya da dünyaya çok daha ağır bedelleri olacak ve uzun sürecek bir kriz dönemine gireceğiz.

    Kiminin aşırı yemekten, kiminin aç kalmaktan öldüğü bir dünyada yaşıyoruz. İki ölümün de tek sebebi var. İsraf, ihtiras, açgözlülük.

    YanıtlaSil

  29. Korona ile başlayıp, önümüzdeki günlerde gıda ve sağlık alanında Siyaset, bürokrasi, STK, akademi ve sermaye çevrelerini yakından ilgilendirecek bir kriz patlarsa hiç de sürpriz olmaz. Bununla birlikte, Covid ile ilgili ilginç tartışmalara da hazırlıklı olmak gerek. Güneş Kova burcunda ve tartışılacak çok şey var!

    “Öyle bir hayata çattık ki / Hayata kurmuş pusu / Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek”..

    Benim korkum, Şeytan ve onun işbirlikçilerinin yapmayı planladıklarından değil, bizim cahilliğimiz, zaaflarımız, korkularımız ve yeteri kadar dürüst olmadığımız için Allah’ın yardımının bize ulaşmayabileceği endişesindedir. Düşününce tüylerim diken diken oluyor: “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım!” Selâm ve dua ile.

    YanıtlaSil
  30. YÛSUF SÛRESİ
    سورة يوسف
    Kur’ân-ı Kerîm’in on ikinci sûresi.
    Yûsuf sûresinin ilk âyetleri

    Müellif:
    BEKİR TOPALOĞLU
    Nübüvvetin 8-10. yılları arasında nâzil olmuştur. İlk üç âyetiyle 7. âyetinin Medine’de nâzil olduğu yolundaki rivayet isabetli görülmemiştir. Nüzûl sebebi, sahâbîlerin Hz. Peygamber’den kıssa niteliğinde âyetler okumasını talep etmeleridir. Sûrenin geliş hikmetini Resûl-i Ekrem’i teselli etme şeklinde açıklayanlar da vardır. Zira burada kardeşlerinin Yûsuf’a eziyet ettiği anlatılmaktadır; dolayısıyla Resûlullah’a da kendi kavminin eziyet ettiğine, fakat sonunda Yûsuf’un üstün gelmesi gibi Resûlullah’ın da inanmayanlara karşı zafer kazanacağına işaret vardır (Taberî, XII, 195-196, 201, 221; Âlûsî, XII, 500-501). Yûsuf sûresi 111 âyet olup fâsılaları ”ر، ل، م، ن“ harfleridir. Son âyetinde de belirtildiği üzere sûre kıssadan hisse alma hedefine yöneliktir. Yûsuf sûresinin başında muhtevasının apaçık Kur’an’ın âyetlerinden olduğu vurgulanır ve ilk muhataplarınca anlaşılabilmesi için Arap diliyle indirildiği bildirilir. 3. âyette Hz. Peygamber’e hitap edilerek kendisine daha önce bilmediği “ahsen-i kasas”ın anlatılacağı ifade edilir. Müfessirler bu terkibe “geçmiş zamanlarda vuku bulmuş en güzel olaylar bütünü” veya “geçmişte cereyan etmiş bir olayın en güzel şekilde anlatılması” mânasını vermiş, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî ahsen-i kasası “en doğru kıssa” diye yorumlamıştır (Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, VII, 269). Şehâbeddin el-Âlûsî, Yûsuf kıssasının en güzel oluşunu şöyle açıklar: Kıssa haset edenle edilen, efendi ile köle, şahitle hakkında şehâdet edilen, âşıkla mâşuk, hapiste kalanla serbest bırakılan, bollukla kıtlık, günahla bağışlanma, ayrılıkla vuslat, hastalıkla sıhhat, zilletle izzet gibi zıtlıklar içermekte ve hasedin mahrumiyet doğurduğu, sabrın kurtuluşun anahtarı olduğu, aklın duygulara galip gelmesinin hayatın düzenini sağladığı bildirilmektedir (Rûḥu’l-meʿânî, XII, 507; ayrıca bk. AHSENÜ’l-KASAS).

    Yûsuf rüyasında on bir yıldızla güneşin ve ayın kendisine secde ettiğini görür ve bunu babası Ya‘kūb’a anlatır. Ya‘kūb ona, şeytanın tahrikiyle kendisine kötülük yapabileceklerini belirttiği kardeşlerine bu rüyayı söylememesini tembih eder; Cenâb-ı Hakk’ın kendisini seçkin bir konuma getirip rüyaları tabir etme bilgisini öğreteceğini, daha önce ataları İbrâhim ve İshak’a lutfettiği nimetleri ona ve Ya‘kūb soyuna da lutfedeceğini müjdeler. Öte yandan Yûsuf’un üvey kardeşleri, babalarının Yûsuf’a aşırı düşkünlüğünden duydukları rahatsızlığı dile getirerek onu öldürmeyi veya uzak bir yere götürüp bırakmayı müzakere ederken içlerinden birinin teklifiyle Yûsuf’u bir kuyuya atmaya karar verirler. Daha sonra babalarının yanına gelerek kırda beraber gezinip eğlenmeleri için Yûsuf’u kendileriyle göndermesini isterler. Ya‘kūb, oyuna daldıkları bir sırada Yûsuf’u bir kurdun kapmasından endişe ettiğini söylerse de onlar böyle bir şeyin asla mümkün olamayacağını ifade ederek Yûsuf’u alıp götürürler ve kararlaştırdıkları gibi bir kuyuya atarlar. Akşam ağlayarak babalarının yanına dönerler; Yûsuf’u kurdun yediğini ileri sürüp kanla boyadıkları gömleğini ona gösterirler. Ya‘kūb, oğullarının sözlerine inanmadığı gibi kanlanmış gömlekte herhangi bir yırtık da göremez (Taberî, XII, 213-214) ve sabırla, tevekkülle Allah’a sığındığını belirtir. Diğer taraftan Yûsuf’un atıldığı kuyunun civarından geçen bir kervanın mola vermesi esnasında su bulmaya giden su taşıyıcısı kovasını kuyuya salınca kovaya tutunan Yûsuf’u yukarı çeker. Taberî’nin rivayetine göre o yörede bekleyen kardeşleri Yûsuf’u kervan mensuplarına az bir bedelle köle olarak satarlar (a.g.e., XII, 221-223, 227

    YanıtlaSil
  31. .

    Kervan mensupları Yûsuf’u Mısır’a götürüp üst konumdaki saray mensuplarından birine (aziz) (bk. Safedî, vr. 214a-b) satarlar. Aziz, hanımına Yûsuf’a iyi bakmasını tembihler ve onu evlât edinebileceklerini söyler. Sûrenin bu âyetinde (âyet 21), Yûsuf’un, kendisine hayat tecrübesi kazandırmak ve gördüğü rüyanın gerçekleşmesine başlangıç teşkil etmek üzere Mısır’a yerleştirildiği beyan edilir (Taberî, XII, 229-230). Yûsuf ergenlik çağına gelince azizin karısı (Züleyha) ondan murat almak ister, zira bir hadiste belirtildiğine göre (Müsned, III, 286; a.e. [Arnaût], XX, 441) Yûsuf çok yakışıklı bir gençti. Daha sonra kadının şiddetli arzusu karşısında -eğer rabbinin kesin uyarısı (burhan) olmasaydı- Yûsuf’un da ona meyledeceği ifade edilir; ancak Allah ihlâslı kullarından olan Yûsuf’u kötü ve çirkin şeylerden kurtardığını belirtir (âyet 24). Taberî burada Yûsuf’a nisbet edilen meyil ve rabbinden gelen burhanla ilgili birçok rivayeti naklettikten sonra bu hususta kesin bir şeyin söylenemeyeceğini vurgular (Câmiʿu’l-beyân, XII, 239-250); Mâtürîdî de benzer bir görüş zikreder (Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, VII, 290-293). Ardından, Züleyha’nın bu olanlara kocasının vâkıf olması üzerine Yûsuf’u suçladığı, fakat Züleyha’nın yakınlarından birinin hakemliğiyle onun suçluluğunun ortaya çıktığı belirtilir. Bu sırada şehirdeki bazı kadınların Züleyha gibi soylu bir hanımın kendi kölesinden murat alma sevdasına düşmesini kınayınca Züleyha onları evine yemeğe davet edip Yûsuf’u karşılarına çıkarır. Kadınlar gördükleri güzellik karşısında şaşkına dönerler ve sofraya konan meyvelerin yerine bıçakla ellerini keserler; bu güzellikteki birinin beşer değil üstün bir melek olabileceğini söylerler. Züleyha da kendisinin Yûsuf’tan murat almak istediğini ve onun buna karşı çıktığını itiraf eder. Buna rağmen dedikoduları önleyip olayı unutturabilmek için Yûsuf hapse atılır. Hapiste melikin hizmetkârlarından iki kişi ile karşılaşır, onların gördükleri rüyaları dinler; önce kendilerini tek Allah inancına davet eder, ardından da rüyalarını yorumlar ve rüyalar Yûsuf’un söylediği gibi gerçekleşir. Bir süre sonra melik de bir rüya görür. Kendi tabircilerinin bir türlü yorumlayamadığı ve kâbus diye nitelediği bu rüyayı, Yûsuf’un hapisten çıkan ve cezalandırılmayan arkadaşının kendisini hatırlayıp ondan bahsetmesiyle gönderildiği hapishanede Yûsuf yorumlar. Rüyada yedi bolluk yılından sonra gelecek yedi kıtlık yılı için alınacak tedbirler anlatılır. Bunun üzerine melik Yûsuf’u huzuruna getirmelerini emreder. Ancak Yûsuf kendisine yapılan suçlamanın açıklığa kavuşturulmadan hapisten çıkmayacağını belirtir. Melik daha önce Yûsuf’u gören kadınları çağırıp işin aslını sorar; onlar da Yûsuf’un kötü bir davranışını görmediklerini söylerler. Bu sırada Züleyha da kendisinin Yûsuf’tan kâm almak istediğini, onun bir suçunun olmadığını söyler. Bu haber Yûsuf’a ulaşınca Yûsuf’un şu meşhur cümleyi söylediği bildirilir: “Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü nefis rabbimin acıyıp korudukları müstesna alabildiğine kötülüğü emreder. Şüphe yok ki rabbim çok bağışlayan ve çok merhamet edendir” (âyet 53).

    Melik Yûsuf’u tanıyıp şahsiyetini takdir ettikten sonra Yûsuf kendisine ülkedeki malî işlerin sorumluluğunu vermesini ister, melik de bunu kabul eder. Melikin rüyasında gördüğü gibi yedi bolluk yılı gelip geçer ve yedi yıl süren kıtlık dönemi başlar. Bu dönemde insanlar Yûsuf’un yanına gelerek erzak talep ederler. Yûsuf’un kardeşleri de aynı amaçla Ken‘an diyarından gelip Yûsuf’un huzuruna çıkarlar. Yûsuf kendilerini tanıdığı halde onlar Yûsuf’u tanıyamazlar. Yûsuf kardeşlerini ağırlar, istedikleri erzağı verir, ikinci gelişlerinde üvey kardeşlerini de (kendi öz kardeşi Bünyâmin) getirmelerini ister, aksi halde kendilerine erzak verilmeyeceğini söyler ve ödedikleri bedeli de yüklerinin içine koydurur.

    YanıtlaSil
  32. İkinci defa gidecekleri sırada babalarından âdeta zorla izin alıp Bünyâmin’le birlikte Mısır’a varırlar. Huzura çıktıklarında Yûsuf kendini öz kardeşine tanıtır. Kardeşlerinin erzak yüklerini hazırlatır, bu arada melike ait bir su kabının öz kardeşinin yükünün içine yerleştirilmesini emreder. Ardından hareket etmek üzere olan kafile mensupları hırsızlıkla suçlanır, onlar böyle bir şeyin mümkün olamayacağını, aksi takdirde yükünde su kabı bulunan kişinin ceza olarak köle sayılacağını söylerler. Aslında Mısır kanunlarında böyle bir ceza yoktur ve Yûsuf’un öz kardeşini yanında bırakabilmek için başvurduğu bu taktik Cenâb-ı Hakk’ın böyle murat etmesiyle gerçekleşmiştir. Arama sonunda su kabı Bünyâmin’in yükünde bulununca çaresiz kalan kardeşlerin en büyüğü -daha önce Yûsuf’un öldürülmeyip kuyuya atılmasını teklif eden Rûbîl (Ruben; Taberî, XIII, 46)- diğerlerine Yûsuf’a yapmış oldukları muameleyi hatırlatır ve babasının izni yahut Allah’ın bir hükmü olmadıkça Mısır’dan ayrılmayacağını bildirir. Diğer kardeşler ise gidip durumu babalarına anlatırlar. Ya‘kūb, Bünyâmin’in hırsızlık yapmayacağını bildiğinden oğullarının daha önce yaptıkları gibi bunun da onların bir oyunu olabileceğini düşünür. Kendisinden alınan evlâtlarını Cenâb-ı Hakk’ın geri göndereceği yolundaki ümidini tekrarlar ve sabırla bekleyeceğini söyler. Bu arada derin üzüntüsünden dolayı gözlerine ak düşer. Oğullarına da Mısır’a dönüp Yûsuf ile kardeşini aramalarını ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelerini tavsiye eder. Kardeşler Mısır’a varınca tekrar Yûsuf’un huzuruna çıkar ve yiyecek sıkıntısı çektiklerini belirterek ondan yardım isterler. Bu defa Yûsuf, cahilliklerinden dolayı Yûsuf ile öz kardeşine yaptıkları muameleyi hatırlayıp hatırlamadıklarını sorar; nihayet onlar da Yûsuf’u tanırlar. Yûsuf’un kardeşleri Allah’ın onu kendilerinden üstün kıldığını kabul ederler; Yûsuf ise kendilerine herhangi bir sitemde bulunmayacağını ve Allah’tan bağışlanmalarını dileyeceğini bildirir. Kardeşlerinden ülkelerine dönüp anne ve babalarını Mısır’a getirmelerini, gömleğini babalarının yüzüne sürdüklerinde onun gözlerinin tekrar göreceğini söyler. Sonunda bütün aile Mısır’a gelir. Yûsuf annesini ve babasını tahtına oturtur; onlar da Yûsuf’a tâzimde bulunur (a.g.e., XIII, 89-90; Mâtürîdî, VII, 363); böylece Yûsuf’un rüyası gerçekleşmiş olur. Kıssa Yûsuf’un şu duasıyla sona erer: “Rabbim! Gerçekten sen bana nüfuz ve iktidardan büyük bir pay lutfettin, olayların varacağı sonucu önceden keşfetme ilmini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan Allahım! Dünyada da âhirette de beni koruyup destekleyen sensin. Canımı, bütün varlığıyla kendini sana adamış biri olarak al ve beni sâlih kullarının arasına koy!” (âyet 101).

    Sûrenin Resûl-i Ekrem’e hitap eden bundan sonraki kısmında Yûsuf kıssasında anlatılanların vahiy ile gelen gayb haberlerinden olduğu, kıssada geçen hadiselerin hiçbirine şahit olmayan kendisinin onları başka bir yolla bilemeyeceği, bu gerçeğe ve onun bütün çabalarına rağmen insanların çoğunun iman etmediği ifade edilir. Esasen göklerde ve yerde gönlünü ilâhî gerçeklere açanlar için birçok işaretin bulunduğu, buna karşılık inananların ekserisinin Allah’a ortak koştuğu ve O’na iman etmediği belirtilir. İmam Mâtürîdî buradaki ortak koşmanın imanda, ibadette veya ilâhî nimetlere şükretmede olabileceğini kaydeder (Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, VII, 371). Ardından, son peygamberin ve Kur’an’ın hitap ettiği toplulukların tarihte gelip geçmiş kavimlerin âkıbetinden neden ibret almadıkları sorulur ve kendilerinden nefislerinin arzularına uymamaları istenir. Sûrenin sonunda Hz. Yûsuf ile kardeşlerinin ve önceki peygamberlerle kavimlerinin kıssalarında aklını kullananlar için çeşitli ibretlerin bulunduğu, Kur’an’ın önceki vahiyleri tasdik edip gerekli her şeyi açıklayan, iman eden toplumlar için hidayet ve rahmet kaynağı teşkil ettiği beyan edilir.

    YanıtlaSil
  33. Resûl-i Ekrem’den rivayet edilen bir hadiste Yûsuf’un kendisinin, babası Ya‘kūb’un, onun babası İshak’ın ve onun babası İbrâhim’in asil ve kerim insanlar olduğu ifade edildikten sonra şöyle buyurulur: “Yûsuf’un hapiste kaldığı süre kadar ben hapiste kalsaydım oradan çıkma emrini getiren kişiye hemen icâbet ederdim.” Resûlullah bu sözünün ardından şu meâldeki âyeti okur: “Elçi Yûsuf’a gelince o dedi ki, ‘Efendine dön ve ona ellerini kesen kadınların zoru neydi?’ diye sor” (Yûsuf 12/50; Müsned, II, 326; Buhârî, “Tefsîr”, 12/1, 5; Tirmizî, “Tefsîr”, 12/1). Mecdüddin İbnü’l-Esîr, Yûsuf’un asil oluşunu nübüvveti, ilmi, güzelliği, iffeti, iyi ahlâkı, adaleti, dünyevî ve dinî riyâsetin kendisinde toplanmasıyla açıklamıştır (en-Nihâye, “krm” md.). İbn Abbas yoluyla Resûl-i Ekrem’den nakledildiği belirtilen, “Yûsuf hapisten çıkan arkadaşından kendisini efendisinin yanında anmasını isteyip Allah’tan başka birinden medet umduğu için hapiste uzun süre kalmıştır” anlamındaki rivayet (Taberî, XII, 291-293) isnadında zayıf ve güvenilmez râviler bulunduğundan muteber sayılmamıştır (İbn Kesîr, IV, 28; Heysemî, VII, 40). Yûsuf sûresi Resûlullah’a Zebûr yerine verilen ve Hz. Ömer’in sabah namazlarında okuduğu sûrelerden biridir (İbrâhim Ali, s. 256-257). Bazı tefsir kitaplarında yer alan, “İnce duygulu ve yufka yürekli olanlarınıza Yûsuf sûresini öğretin. Cenâb-ı Hak bu sûreyi okuyan, aile fertleriyle hizmetçilerine öğreten kimsenin ölüm ağrılarını hafifletir, ona müslümana haset etmeme gücü verir” meâlindeki hadisin (Zemahşerî, III, 331; Beyzâvî, II, 331) mevzû olduğu kabul edilmiştir (Zemahşerî, neşredenlerin notları, bk. I, 684-685; III, 331; Trablusî, II, 499).

    Yûsuf sûresine tefsirlerde özel bir yer verilmiş, hakkında müstakil kitaplar ve makaleler yazılmış, tezler hazırlanmıştır. Sûrenin İbn Ebû Hâtim er-Râzî’nin Tefsîrü’l-Ḳurʾâni’l-ʿaẓîm içindeki tefsiri, Muhammed b. Abdülkerîm el-Bencâbî tarafından yüksek lisans tezi olarak neşre hazırlanmıştır (1404-1405, Câmiatü Ümmi’l-kurâ). Hanefî fakihi ve kelâm âlimi Sadrüşşerîa Risâletü teʾvîli ḳıṣṣati Yûsuf adlı Farsça eserinde (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1980, vr. 94b-104a) Yûsuf kıssasının edebî ve tasavvufî yorumunu yapmıştır. Muîn el-Miskîn de Aḥsenü’l-ḳaṣaṣ (Tefsîr-i Sûre-i Yûsuf) ismiyle Farsça bir eser kaleme almış, Hüseyin Vâiz-i Kâşifî Câmiʿu’s-sittîn adıyla kaydedilen tasavvufî bir tefsir yazmıştır. Ebû Bekir Tâceddin Ahmed b. Muhammed b. Zeyd et-Tûsî’ye ait Câmiʿu leṭâʾifi’l-besâtîn, Altıparmak Mehmed Efendi tarafından Yûsuf Sûresi Tefsiri adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 94). Şeyh Ya‘kūb b. Şeyh Mustafa el-Celvetî Netîcetü’t-tefâsîr (İstanbul 1318), Giritli Sırrı Paşa Ahsenü’l-kasas Tefsîr-i Sûre-i Yûsuf aleyhisselâm (I-III, İstanbul 1309; bu eser kısaltılarak Tahir Galip Seratlı tarafından sadeleştirilmiştir: Hikâyelerin En Güzeli, Ahsenü’l-Kasas, Güzel İnsan Yusuf Yusuf Sûresi Tefsiri, İstanbul 2005), Seyyid Ferecullah Mûsevî Tefsîr-i Sûre-i Yûsuf (a.s.) ber Naẓm-ı Fârisî (Tahran 1382), Seyyid Murtazâ Hüseynî Nücûmî, Şemîm-i Kenʿânî: Tefsîr ber Sûre-i Yûsuf (a.s.) (Kum 1383 [sûrenin ahlâkî açıdan tefsiri]) ve Ahmed Nevfel Sûretü Yûsuf: Dirâse taḥlîliyye (Amman 1420/1999) adlı eserleri kaleme almış, Refîka Ömer Bekr Sabbâğ el-ʿİbre min ḳıṣṣati Yûsuf ʿaleyhisselâm (1405, Câmiatü Ümmi’l-kurâ) ve Osman Irmak Yusuf Sûresi Işığında İnsan Eğitimi (1994, SÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) ismiyle yüksek lisans tezi hazırlamıştır. Ramazan es-Seyyid “Aḍvâʾ cedîde ʿalâ tefsîri sûreti Yûsuf” adlı makalesinde sûrede geçen elli civarındaki kelimeyi eski Mısır diliyle karşılaştırmış (Dirâsâtü ʿArabiyye ve İslâmiyye, sy. 8 [Kahire 1989], s. 14-57), Abdülhakîm b. İbrâhim el-Matrûdî, “el-Ḳarîne ve’l-ḥîle fî sûreti Yûsuf”unda bu iki kavramı sûredeki konumları ve müfessirlerin yorumları açısından ele almıştır (Mecelletü’d-dirâsâti’l-Ḳurʾâniyye, IX/1 [2007], s. 199-235).

    YanıtlaSil
  34. J. Hameen-Anttila, Yûsuf sûresini edebî yönden değerlendirdikten sonra İslâm dünyasında ve Batı’da Hz. Yûsuf ve Yûsuf sûresi hakkında yapılan çalışmaların bir listesini vermiş, Sufia Uddin, Yûsuf sûresinde Yûsuf ve Züleyha ile ilgili anlatımlara nefis terbiyesi açısından Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin yaptığı yorumları konu alan bir makale yazmıştır (bk. bibl.). Hollandalı şarkiyatçı Thomas Erpenius, Sûretü Yûsuf ve tehecci’l-ʿArab/Historia Josephi Patriarchae adı altında Arapça eğitimine yönelik bir eser kaleme almıştır (Leiden 1617).


    BİBLİYOGRAFYA
    Müsned, II, 326; III, 286; a.e. (Arnaût), XX, 441.

    Taberî, Câmiʿu’l-beyân (Sıdkī Cemîl el-Attâr), Beyrut 1415/1995, XII, 195-196, 201, 213-214, 221-223, 227, 229-230, 239-250, 291-293; XIII, 46, 89-90.

    Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân (nşr. Hatice Boynukalın), İstanbul 2006, VII, 269, 290-293, 363, 371.

    Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl (nşr. Eymen Sâlih Şa‘bân), Kahire 1424/2003, s. 208.

    Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, neşredenlerin notları, I, 684-685; III, 331.

    Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, II, 331.

    Yûsuf b. Hilâl es-Safedî, Keşfü’l-esrâr ve hatkü’l-estâr, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 157, vr. 214a-b.

    Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾâni’l-ʿaẓîm, Beyrut 1385/1966, IV, 28.

    Heysemî, Mecmaʿu’z-zevâʾid, VII, 40.

    Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî ʿan şedîdi’ż-żaʿf ve’l-mevżûʿ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408/1987, II, 499.

    Şehâbeddin Mahmûd el-Âlûsî, Rûḥu’l-meʿânî (nşr. M. Ahmed el-Emed – Ömer Abdüsselâm es-Selâmî), Beyrut 1420-21/1999-2000, XII, 500-501, 507.

    Ca‘fer Şerefeddin, el-Mevsûʿatü’l-Ḳurʾâniyye ḫaṣâʾiṣü’s-süver, Beyrut 1420/1999, IV, 117-182.

    Ahmed Nevfel, Sûretü Yûsuf: Dirâse taḥlîliyye, Amman 1420/1999.

    İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, el-Eḥâdîs̱ ve’l-âs̱ârü’l-vâride fî feżâʾili süveri’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm, Kahire 1421/2001, s. 256-257.

    J. Hameen-Anttila, “‘We Will Tell You the Best of Stories’, A Study on Surah XII”, SO, LXVII (1991), s. 7-32.

    S. Uddin, “Mystical Journey of Misogynist Assault?: Al-Qushayri’s Interpretation of Zulaikha’s Attempted Seduction of Yusuf”, Journal for Islamic Studies, XXI, South Africa 2001, s. 113-135.

    Seyyid Muhammed Hüseynî, “Sûre-i Yûsuf”, DMT, IX, 345-346.

    Abdurrahman Küçük, “Bünyâmin”, DİA, VI, 490-491.

    YanıtlaSil
  35. 101. “Rabbim, sen bana mülk (ve saltanat) verdin ve sözlerin (rüyaların) tâbirini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada ve âhirette velîm (sahibim, gerçek dostum) sensin! Benim canımı müslüman olarak al ve beni sâlih (mü’min)ler arasına dahil et.”[28]

    YanıtlaSil
  36. [28] Rivayete göre Hz. Yusuf 120 yaşında iken, babası Hz. Yakub’dan 23 sene sonra vefat etti. Mısırlılar çok sevdikleri için onu kutsal saydıkları Nil’in Mısır girişine defnettiler ki Nil’i ziyarette o da ziyaret edilmiş olsun. Sonra Musa (as.), İsrâiloğulları ile beraber Mısır’dan Filistin’e giderken onu da mermer tabutunun içinden alıp Kudüs’e götürdü ve babası Yakub’un yanına defnetti (Beydâvî; Elmalılı, IV, 2928).

    YanıtlaSil
  37. Namaz mektebine kaydolup günde kirk defa rükú eden başlar,
    huzurunda eğilmeye layık yegane varliğin Allah Azze ve Celle
    olduğunu öğrenirler. Peygamber-i Ekber dünya nın Cenáb-ı
    Hakk ın yanında bir sinek kanadı kadar kymetinin olmadığını
    öğrendikleri için dünyâ ve içindekiler onların gözünde her rükû
    ettiklerinde küçülerek adeta bir nokta hâline dönüşür. Artık onlar
    ebedi ve bakî olan ahiret âlemine nisbetle fani, geçici ve yok olmaya
    mahkum olan dünyánin metaîna iltifat etmeyi, nokta kadar menfaat
    için virgül kadar eğilmeyi ya da herhangi bir kulun veya otoritenin
    önünde baş eğmeyi namaz mektebinde öğrendiklerine ihânet
    sayarlar.
    Bugün namaz kîlmasına rağmen üç kuruşluk menfaati için zâlimin
    karsisinda elpençe divân duranlar, Allah ve Rasûl düşmanlarına boyun eğenler seni aldatmasın. Onlar her ne kadar
    namaz kılsa da kiyâmin, riükúnun ma'nāsını kavrayamamış
    nasibsizlerdir.Eğer birileri namaz klmasına rağmen hakk, hakikati
    gördügü hálde teslîim olup boyun eğmiyor, hâla haklı çıkmak için
    tartişmaya devam ediyorsa bil ki o kişi de rükûdan nasibdar alamamiş, hakkin karşisinda boyun bukmesini beceremeyen bir zavallidir.
    O hálde sakin sen herkesin secdeye da'vet edildiği kuyâmet gününde
    dünyâda secde etmeyenlerin buna güç yetiremeyeceği; horluktan
    gözleri öne dişmüş, zilletin kendilerini kuşattiği kimselerden olma!
    Bilesin ki, Halika yapacağın bir secde seni mahluka yapacağın bin
    secdeden kurtaracaktir. Unutma! şairin dediği gibi "Haram kazanılan aş, aştan sayulmaz. Hak için akmayan yaş, yaştan
    Saylmaz. Kisşi, başım var diye övünmesin! Secdeye varmayan baş,
    baştan sayılmaz."
    EN SEVGIYLE BAŞ BAŞA
    Selim Seyhan

    YanıtlaSil
  38. İnandığın gibi Yaşamazsan, yaşadığın gibi inanırsın.
    Hz. Ömer r.a.
    Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden 50 yıl sonra açın dediği 83 senedir açılmadığı Gizli Ğerçek Vasiyeti Yüksel Çelik öldükten sonramı açıklanacak?!

    YanıtlaSil
  39. 1988 17 Ocak Nokta Dergisi
    Atatürk 'ün Gizli Vasiyeti
    İsmet Bozdağ açıklıyor.
    Türkiye değişirdi.
    Gizli Vasiyet Âçıklansaydı.

    YanıtlaSil
  40. Atatürk’ün ‘vasiyeti’, yani tuttuğu gizli notlar ne açıdan önemli?

    Atatürk’ün gizli vasiyeti adı altında 1980’de bunu ilk defa dile getirdim. Kastedilen, Atatürk’ün siyasî vasiyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat…

    Bu notlar ilk defa İnönü tarafından mı açıldı?

    Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi. 1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu.

    YanıtlaSil
  41. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun?

    Bu notları açıp okuyanlardan bir bilgi sızmadı mı hiç?

    Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir.

    Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…

    YanıtlaSil
  42. 20. dua.
    ibn.ömer
    allah c.c.ım.
    nimetinin zevalinden, verdiğin afiyetin değişmesinden, azabının aniden gelivermesinden ve buğzettiğin herşeyden san a sığınırım.
    kalplere şifa salavat ve dualar
    yrd. doç.dr.veysel akkaya.
    sy.114,115.

    YanıtlaSil
  43. ölüm haktır.her fani, sayılı nefeslerini tamamlayınca onu muhakkak tadacaktır. dünya hayatını kabir gerçeğinden habersiz yaşamak, gündüzü akşamsız telakki etmek kadar abestir.
    altınoluk 420
    şubat 2021
    hak dostlarından hikmetler
    yunus emre 14
    sy.33

    YanıtlaSil
  44. Yeşilnur
    İlmî, İçtimaî, Siyasî, Dinî ve Ahlâkî Mecmua

    Sadece 6 sayı neşredilmiş aylık bir “İlmî, İçtimaî, Siyasî, Dinî ve Ahlâkî Mecmua” olan Eskişehir merkezli Yeşil Nur’un yayım faaliyetleri 27 Mayıs 1960 darbesiyle son bulmuştur. İmtiyaz sahibi M. Nuri Akyar, başyazarı ise Abdullah Kucur'dur. Yeşil Nur, oldukça kısa süren yayın hayatında Said Nursi, Nurettin Topçu, Ali Fuat Başgil, M. Said Çekmegil, Midhat Cemal Kuntay, Arif Nihat Asya gibi isimlerden yazı, şiir, hikaye, makale olmak üzere muhtelif türde yazılara yer vermiştir.

    Dergi Hakkında Notlar:
    İki hafta bir Cuma günleri çıkar. Dergi maddi imkansızlıktan dolayı kapanmıştır. Derginin 6. sayısında idari müdürün değiştiği haber verilmekte, fakat dergi bir daha yayımlanmamıştır.

    YanıtlaSil
  45. Dönem: 1960
    Kaç Sayı Çıktı: 6
    Basım Yeri: Eskişehir
    Sahibi: M. Nuri Akyar
    Başyazar: Abdulah Kucur
    Yazı İşleri Müdürü: Mustafa Erhan Arbatlı

    YanıtlaSil
  46. ur içinde yat Aziz üstad Belirtilmemiş 1
    Belirtilmemiş Beddiuzzaman Said Nursi 1
    Belirtilmemiş Ebu'l-Ala el-Maarri 1
    Belirtilmemiş Arif Nihat Asya 1
    Beddiuzzaman Said Nursi Rahmetullahi Aleyhi Hazretleri Kimdi? Abdullah Kucur 2
    Meclis Zaptı Belirtilmemiş 2
    Ankara Üniversitesi Professörlerinin Risale-i Nur Hakkında Raporu Yusuf Ziya Yörükan, Necati Lugal, Yusuf Aykut 3
    Diyanet İşleri Reisliği Müşavere ve Dini Eserler İnceleme Hey'eti Azalarının Risale-i Nur hakkındaki Raporu Hasan Fehmi Başoğlu, Hasan Hüsnü Erdem, Şehit Oral. 3
    Üstad Said Nursi ile bir mülakat M. Nuri Akyar 4
    Konuşulan Yalnız Hakikattir Beddiuzzaman Said Nursi 5
    Risalei Nurları ve Bedduizzaman Said Nursiyi Tebdil ve Tebcil Eden Büyük Fikir ve Devlet Adamları Diyor Ki Belirtilmemiş 6
    İslam'ın Adil ve Cesur Reisi Hz. Ömer Abdurrahman Şeref Lâç 8
    Hz. Ali Diyor Ki Yeşilnur 9
    Mahkeme Safahatından Avukat Berk Bekir'in İtham Lahiyasını Neşre Devam Ediyoruz - 5 Yeşilnur 10
    Kızıl Cehennemde Moskof Zulmü Belirtilmemiş 11
    Kırımda Topyekun Tehcir ve Katliam Edige Mustafa Kırımal 11
    Neyleyim Abdullah Kucur 11

    YanıtlaSil
  47. çindekiler Belirtilmemiş 1
    Bir Noel Yortusunun Düşündürdükleri Yeşilnur 1
    Regaip Kandili Yeşilnur 1
    Çıkarken Abdullah Kucur 2
    Sevgili Peygamberimiz'in Son Hutbeleri Küçük Hamdi Efendi 3
    Zincire Vurulmuş Aslan Semiha Ayverdi 4
    Leylei Regaip Mehmet Emre 5
    Peygamberimizin Dört Seçkin Dostu M. Reşat Feyzioğlu 6
    İslam'ın Adil ve Cesur Reisi Hz. Ömer Abdurrahman Şeref Lâç 7
    Hadiseler Karşısında Biz Yeşilnur 8
    İzzet Akçal'ı tebrik ederiz Peyami Safa 8
    Amerika Notlar 1 - Başlarken Abalıköylü 11
    Diyanet İşleri Reisimize ilmi ve vicdani kanaatinden dolayı hakareti reva görenlerinn davası mahkumiyetle neticelendi Abdullah Kucur 12
    Avukat Berk Bekir'in İtham Lahiyası Belirtilmemiş 13
    Muamma Cahit Aydoğan 14
    Din - İman Nedir Salih Cemal Esirger 14
    Kızıl Cehennemden Moskof Zulmü Belirtilmemiş 15
    Kırımda Topyekun Tehcir ve Katliam Edige Mustafa Kırımal 15
    Altında Olsa Kabul Etmem Belirtilmemiş 16
    Vecizelerle Makaleler Belirtilmemiş 16

    YanıtlaSil
  48. İçindekiler Belirtilmemiş 1
    İrtica Yaygarası Ali Fuat Başgil 1
    Hakkaniyet ve Halka Teslimiyet Duygusu Abdullah Kucur 2
    Mehmet Akif'i Anarken A. Dervişoğlu 3
    Vecizelerle Makaleler Belirtilmemiş 4
    Hazreti Ebubekirin Halife Seçildiği Zaman Mescid-i Nebevide Ashab-ı Kiramın Huzurunda İrat Ettiği Hutbe Hz. Ebubekir 5
    Yeşilnur Okuyucusuyla Zaruri Bir Hasbihal M. Nuri Akyar 5
    Peygamberimizin Dört Seçkin Dostu M. Reşat Feyzioğlu 6
    İslam'ın Adil ve Cesur Reisi Hz. Ömer Abdurrahman Şeref Lâç 7
    Hadiseler Karşısında Biz Yeşilnur 8
    Bir İnsan Arıyorum M. Elif 8
    Ahlak ve Mesuliyet Hissi M. Kocaman 10
    Tetkik Et Görürsün Said Çekmegil 10
    Amerika Notlar 2 - Nasıl Karşılandık? Abalıköylü 11
    Belirtilmemiş Süfyan-ı Servi 11
    Mahkeme Safahatından Avukat Berk Bekir'in İtham Lahiyasını Neşre Devam Ediyoruz - 2 Belirtilmemiş 12
    Selçukla Cemil M. Said Çekmegil 13
    Kızıl Cehennemden Moskof Zulmü 2 Belirtilmemiş 15
    Kırımda Topyekun Tehcir ve Katliam Edige Mustafa Kırımal 15
    Bayilerimize Teşekkür Belirtilmemiş 16

    YanıtlaSil
  49. İçindekiler Belirtilmemiş 1
    Ramazanınız Mübarek Olsun Yeşilnur 1
    Mücadele Yolu Abdullah Kucur 2
    İkbal'den Seçmeler Yeşilnur 2
    Hz. Ömer (r.a)'in Hutbeleri Yeşilnur 3
    Sıla'dan Mektuplar Nurettin Topçu 4
    Ramazan Kamil Miras 5
    Peygamberimizin Dört Seçkin Dostu M. Reşat Feyzioğlu 6
    Mübarek Ramazan Yeşilnur 8
    Sönmez Holding Yeşilnur 8
    Hadiseler Karşısında Biz Yeşilnur 8
    İtizar Yeşilnur 8
    Aklıma Geldikçe: Müslümanlıkta Bilgi Y. Z. Ulusoy 10
    Eğer A. Dervişoğlu 10
    Amerika Notları İlk İşim Vaşington Camisini Ziyaret Etmek Oldu Abalıköylü 11
    Mahkeme Safahatından Avukat Berk Bekir'in İtham Lahiyasını Neşre Devam Ediyoruz - 3 Yeşilnur 12
    Bir Anne Arıyorum M. Elif 13
    Ellerim Kirli Allah'ım Muammer Kocabaş 13
    Derler Midhat Cemal Kuntay 13
    Eğilme Midhat Cemal Kuntay 13
    Kardeş Pakistan Gazetecisi Aziz Bey Türkiye'de Yeşilnur 14
    İrtica Hakkında Yeşilnur 14
    Kızım Cehennemde Moskof Zulmü Belirtilmemiş 15
    Kırımda Topyekun Tehcir ve Katliam Edige Mustafa Kırımal 15
    Üniversitede Kapanan Mescid Abdullah Kucur 16
    Aziz Okuyucular! Yeşilnur 16

    YanıtlaSil
  50. İçindekiler Belirtilmemiş 1
    Dorothy Donia Yeşilnur 1
    Müslüman Olan Genç Asistan Nedir? Yeşilnur 1
    Münevverin Mesuliyeti Abdullah Kucur 2
    Ramazan Kamil Miras 3
    Çanakkale Mahşeri Mehmet Akif 3
    Karanlık Ruhlar ve Işıksız Gönüller Nuri Kutkan 4
    Aşka Doğru Rıza Ümüt 4
    Varış Macit Bektaş 4
    İslam'ın Adil ve Cesur Reisi Hz. Ömer Abdurrahman Şeref Lâç 5
    Hadiseler Karşısında Biz Abdullah Kucur 6
    İtizar Yeşilnur 7
    Hazreti Ali Diyor ki Yeşilnur 8
    Amerika Notları Vaşington Camisini Vaşington'un incisidir. Abdurrahman Şeref Lâç 9
    Mahkeme Safahatından Avukat Berk Bekir'in İtham Lahiyasını Neşre Devam Ediyoruz - 4 Belirtilmemiş 10
    Kızıl Cehennemde Moskof Zulmü Belirtilmemiş 11
    Kırımda Topyekun Tehcir ve Katliam Edige Mustafa Kırımal 11
    Olmadık Selahattin Ceylan 11
    Ramazan Geceleri Sıddık Yiğittop 11
    Hadisi Şerifte Buyruluyor ki Belirtilmemiş 12

    YanıtlaSil
  51. İçindekiler Yeşilnur 1
    Belirtilmemiş Yavuz Sultan Selim 1
    Milletleri Helak Olmaktan Kurtaracak Ulvi Düsturlar Belirtilmemiş 1
    Neyi Öğrenip Neyi Öğrenmemeliyiz? Nurettin Topçu 2
    Kimdim Midhat Cemal Kuntay 2
    Tarıktan Bir Sahife Abdülhak Hamid Tarhan 3
    Balzac'a Göre Paris Gençliği Balzac 4
    Ah Eşşeklik Tokadizade Şekip 4
    İslam'ın Adil ve Cesur Reisi Hz. Ömer Abdurrahman Şeref Lâç 5
    Milliyetsiz Matbuat Fındıkoğlu Selahattin 6
    Örnek Hareket Yeşilnur 6
    Bu Neşriyatı Takip Edin Yeşilnur 6
    İsteriz Abdullah Kucur 7
    Tebrik Yeşilnur 7
    Saadet ve Necat Yolu Nuri Kutkan 7
    Hz. Ali Diyor Ki Belirtilmemiş 8
    Amerika Notları: Vaşington Camii Vaşington'un incisidir. Abalıköylü 9
    Kızıl Cehennemde Moskof Zulmü Belirtilmemiş 11
    Kırımda Topyekun Tehcir ve Katliam Edige Mustafa Kırımal 11
    Yeşilnur Bayileri Aboneleri ve Okuyucuları ile Meramı İçin Yapılan Hasbihaldir. Ahmet Özyazar 12

    YanıtlaSil
  52. ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

    Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

    İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

    Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

    Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

    İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

    Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

    Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

    Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.

    Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

    K. ATATÜRK 20 Ekim 1927.

    YanıtlaSil
  53. zalim demedim kimseye hain demedim
    vurdun bana ey el, ne bu halin demedim
    insanlık için dua, dua yalvardım
    tel ine bedduaya amin demedim
    yeşilnur cilt 1. sayı 5.
    iki haftada bir cuma günleri çıkar
    1 nisan 1960

    YanıtlaSil
  54. 1. Cilt 5. Sayı
    01 Nisan 1960
    12 Sayfa 17 Yazı

    YanıtlaSil
  55. Belâ konuşmaya göze, kulağa, diğer azaların ne niyetle kulanıldığına, kalbe bağlıdır.
    Dost TV.

    20 Şubat 2021 06:17 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    hak sübhanehü ve teala.
    - senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime.
    -BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir.
    KARA DAVUD
    DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
    sy.305.

    20 Şubat 2021 23:27 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    İman demek, namaz demektir. Kim ki namaz için kalbini boşaltır ve o namazı itina ile, vaktine ve sünnetine dikkat ederek muhafaza ederse, işte o mümindir.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 193 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    21 Şubat 2021 22:23 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Zafere ulaşmak için iki şey lazımdır.
    Onlar takva ve sabırdır.
    Mahmud Esad Coşan
    Akra Fm.
    Hadisler Deryası.

    YanıtlaSil
  56. ÖMER b. ABDÜLAZÎZ
    عمر بن عبد العزيز
    Ebû Hafs el-Melikü’l-Âdil el-Eşecc Ömer b. Abdilazîz b. Mervân b. Hakem el-Ümevî (ö. 101/720)
    Emevî halifesi (717-720).
    İlişkili Maddeler
    ABDÜLAZÎZ b. MERVÂN
    Emevî halifelerinden Mervân b. Hakem’in oğlu ve Ömer b. Abdülazîz’in babası, Mısır valisi.
    Kendisinden önceki halife
    SÜLEYMAN b. ABDÜLMELİK
    Emevî halifesi (715-717).

    Müellif:
    İSMAİL YİĞİT
    61’de (680) Medine’de doğdu. Babası Mısır Valisi Abdülazîz b. Mervân, annesi Hz. Ömer’in torunu Ümmü Âsım’dır. Çocukluğunun ilk yıllarını Medine’de dayılarının yanında geçirdi. Babası, küçük yaşta Kur’an’ı ezberleyen Ömer’i Medine’nin tanınmış âlimlerinden Sâlih b. Keysân’a emanet etti. Medine’de Enes b. Mâlik ve dayısı Abdullah b. Ömer başta olmak üzere pek çok sahâbîyi dinleme imkânı buldu. Ubeydullah b. Abdullah ile Saîd b. Müseyyeb ve Urve b. Zübeyr gibi tâbiînin ilk tabakasına mensup âlimlerin derslerini takip etti. Daha sonra babasının yanına Mısır’a gitti ve ergenlik çağına ulaşıncaya kadar orada kaldı.

    Babasının vefatı üzerine (86/705) Halife Abdülmelik tarafından Dımaşk’a çağrıldı. Burada halifenin kızı Fâtıma ile evlendi. 87 (706) yılında Hicaz valiliğine tayin edildi. Valilik merkezi Medine’deki ilk icraatı, şehrin on meşhur fakihiyle görüşüp meseleleri kendileriyle istişare ettikten sonra karara bağlayacağını bildirmek oldu. Yaklaşık yedi yıl süren valiliği sırasında beş defa hac emirliği yaptı. Halife I. Velîd’in tâlimatıyla Mescid-i Nebevî’yi genişletti ve Resûlullah’ın namaz kıldığı diğer mescidleri yeniletti. Irak Valisi Haccâc’ın uygulamalarını sert bir şekilde eleştirmesi görevinden azliyle neticelendi (93/712).

    Valilikten alındıktan sonra Dımaşk’a giden Ömer zalim valileri eleştirmeyi Halife Velîd’in meclislerinde de sürdürdü. Velîd’in ardından halife olan Süleyman, kardeşi Velîd’in kendisini veliahtlıktan azletme teşebbüsüne karşı direnen Ömer’i danışmanları arasına aldı, oğulları ve kardeşleri bulunduğu halde son hastalığı sırasında onu kendisine veliaht tayin etti. Ömer b. Abdülazîz 99 (717) yılında Süleyman’ın ölümü üzerine halife ilân edildi. Bu önemli görevin kendisine bilgisi dışında verildiğini söyleyerek affını istediyse de biat merasimine katılanların ısrarları üzerine görevi kabul etti (10 Safer 99 / 22 Eylül 717). Halifeliği İslâmî kurallar çerçevesinde yürütmeye çalışan Ömer b. Abdülazîz, uygulamalarında esas almak için Hz. Peygamber’in ve anne tarafından dedesi Hz. Ömer’in yönetimle ilgili karar ve icraatları hakkındaki belgeleri topladı. Meşhur âlimleri kendisine danışman seçti. Ayrıca çeşitli vilâyetlerdeki âlimlere mektuplar yazarak onların tavsiyelerini istedi.

    YanıtlaSil
  57. Ömer b. Abdülazîz’in ilk icraatı İstanbul’u kuşatmakta olan Mesleme b. Abdülmelik’in ordusunu geri çağırmak oldu. Darende’yi tahliye edip halkını Malatya’ya yerleştirdi. 100 (718-19) yılında Bizans tarafından tahrip edilen Lazkiye şehrini yeniden inşa ve tahkim ettirdi. Bu arada Mâverâünnehir bölgesindeki fetih hareketini de durdurdu. Bununla birlikte sınırların korunması ve Bizans’a saldırı fırsatı verilmemesi için geleneksel yaz ve kış seferlerini devam ettirdi. Azerbaycan’a saldıran Türkler hezimete uğratıldı. Pireneler’i aşıp Güney Fransa içlerinde ilerleyen ordular Toulouse şehrine kadar ulaştı.

    Halife Ömer saraydaki lüks eşyaları beytülmâle koydurması, köle ve câriyeleri âzat etmesi, halktan biri gibi yaşaması ve hutbelerde sadece halifeler için yapılan duayı halk için okunan umumi duaya çevirmesi gibi uygulamalarıyla Emevîler’in geleneksel saltanat görüntülerine son verdi. İlk dört halifeyi örnek alan bu davranışları sebebiyle Hulefâ-yi Râşidîn’in beşincisi sayılan Ömer idarî, iktisadî ve içtimaî sahalardaki icraatlarıyla da aynı çizgiyi devam ettirdi. İdarî alandaki icraatlarına halka zulmeden ve yolsuzluklara adı karışan valileri ve diğer memurları görevlerinden almakla başladı. Onların yerine hangi kabileden olduklarına bakmaksızın dindar ve dürüst yeni memurlar tayin etti. Valilik, kadılık, vergi memurluğu görevlerini halifelikle birlikte dört temel esas kabul ederek özellikle kadılık görevine hukuk bilgisi yanında takvâsıyla temayüz etmiş âlimleri getirdi. Kötülüklerinden emin olunamayacağı gerekçesiyle çeşitli devlet dairelerinde çalışan gayri müslimleri görevlerinden uzaklaştırdı. Valilerin ticaretle uğraşmasını ve hediye almasını yasakladı. Halka mazlumun yanında olduğunu, memurlardan şikâyetçi olanların doğrudan kendisine başvurabileceğini bildirdi. Cuma gününü mezâlim mahkemesi duruşmalarına ayırdı. İdam ve el kesme cezalarının kendisinden izin alınmadan uygulanmasını, suçlulara dayak atılmasını yasakladı. Hapishaneleri ıslah ederek suçluları işledikleri suçlara göre ayrı koğuşlara yerleştirdi.

    Muâviye’den itibaren Emevî hânedanı mensuplarının ve devlet adamlarının gasbettikleri malların tesbitini ve hak sahiplerine iade edilmesini sağlamaya çalıştı. Muâviye tarafından Mervân’a iktâ edilen ve zamanla kendisine miras kalan Fedek arazisini sahipleri olan Ehl-i beyt mensuplarına iade etti. Önceki halifeler tarafından kendisine verilmiş diğer gayri menkulleri ve kıymetli eşyayı beytülmâle devretti. Hanımının mücevherlerini ve evindeki fazla eşyayı da beytülmâle koydurdu. Halifelik görevi karşılığında maaş almayı reddetti. Emevî hânedanı mensupları ve diğer devlet adamlarının haksız kazançlarının tesbiti için geniş kapsamlı bir çalışma başlatması ellerindeki malların alınmasına tahammül edemeyen yakınları tarafından tepkiyle karşılandı ve ölümle tehdit edildi. Ancak o bu tehditlere aldırmadan bu uygulamayı ısrarla sürdürdü. Onun bu uygulamaya karşı çıkan yakınlarını Medine’ye gidip halifeliği şûra sistemine çevirmekle tehdit ettiği rivayet edilir (İbn Sa‘d, V, 344).

    İç barışa büyük önem veren Ömer b. Abdülazîz idareye muhalif gruplara karşı âdil bir yönetim uyguladı. Hulefâ-yi Râşidîn’in anlayışını ihya ederek din âlimlerinin ve halkın sevgi ve desteğini kazandı. Hz. Ali evlâdı ve Hâricîler’in de yönetimle barış içinde yaşamasını sağladı. Muâviye devrinden beri devam eden, hutbelerde Hz. Ali’nin lânetlenmesi âdetini kaldırdı; onun evlâdına ve taraftarlarına karşı çok iyi davrandı, ellerinden alınan emlâki geri verdi. Hâricîler’le mücadelede de ikna yolunu benimseyip mecbur kalmadıkça silâh kullanılmasına izin vermedi. Kendileriyle çeşitli konuları tartışarak Yezîd b. Abdülmelik’in veliahtlığı hariç diğer bütün meselelerde görüşlerini onlara kabul ettirdi. Kaderiyye görüşünü benimseyenlerle ilmî münazaralara girişip liderleri Gaylân ed-Dımaşkī’yi ikna etmeyi başardı. Mutaassıp Kaderiyye taraftarlarını ülke dışına çıkarmakla yetindi.

    YanıtlaSil
  58. Ömer b. Abdülazîz, Emevîler’in ilk dönemlerinden itibaren ikinci sınıf müslüman muamelesi gören mevâlîyi Arap asıllı müslümanlarla eşit kabul etti. Gayri müslimlerin idare ve müslümanlar aleyhindeki şikâyetlerine kulak vererek haksız yere ellerinden alınan kiliselerini, evlerini ve diğer mallarını iade etti ve mağduriyetlerini giderdi. Yaşlı ve muhtaçlara hazineden tahsisat ayırdı. Ülkesindeki gayri müslimlerin ihtidâsı için büyük gayret sarfetti, davet mektupları ve tebliğ heyetleri göndererek onları İslâm’a çağırdı. Berberî kabilelerinin tamamı onun gayretleriyle müslüman oldu. Horasan ve Mısır halkı kitleler halinde İslâm’a girdi. Mâverâünnehir’de bazı mahallî hükümdarlar halklarıyla birlikte İslâmiyet’i kabul ettiler. Hindistan hükümdarlarından birkaçı onun davetine uyup halklarıyla birlikte müslüman oldular.

    Malî alanda yaptığı düzenlemelerle de dikkat çeken Ömer b. Abdülazîz başarılı bir vergi reformu gerçekleştirdi. Fethedilen toprakların müslümanların ortak mülkü olduğu düşüncesinden hareketle 100 (718-19) yılından itibaren haracî arazilerin satışını yasakladı. Önceden müslümanlara satılmış olan bu nevi araziler için toprak vergisi olarak haraç, mahsulünden de öşür vergisi olmak üzere iki vergiyi birden aldı (Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, s. 169-176). Cizye ile ilgili önemli bir düzenleme yaptı. Emevî valileri, zimmîler arasında ihtidâ hareketinin hızlanması üzerine devletin cizye geliri azaldığı için mevâlîden de cizye almaya başlamışlardı. Ömer b. Abdülazîz müslüman olmanın cizyeyi düşürdüğünü vurgulayarak mevâlîden alınan bu vergiyi kaldırdı. Ayrıca zimmîlerden ruhban sınıfını ve cizye ödemekte zorlananları geçici süreyle cizyeden muaf tuttu.

    Bunun yanı sıra dinî bir esasa dayanmayan bütün vergileri kaldırdı. Mandaların ve madenlerin zekâtı ve gümrük vergisiyle ilgili yeni düzenlemeler yaptı. Deniz ticaretini ve tarımı teşvik etti, sulama işlerine önem verdi. Ziraatı geliştirmeleri için zimmîlere cizye muafiyeti tanıdı. Vergilerin öncelikle mahallî ihtiyaçlarda harcanmasını sağladı. Yeterli geliri olmayan bölgelere yardımda bulundu. Malî sistemde yaptığı düzenlemelerle güçlenen devlet hazinesini savaş yapmak veya isyanları bastırmak için değil halkın refah düzeyini yükseltmek için kullandı. İlk İslâm tarihçileriyle bazı şarkiyatçılar, sadece iki buçuk yıl sürmesine rağmen onun döneminde büyük bir maddî kalkınma olduğu konusunda birleşirler. Kendisine karşı sevgi ve güven duyan mükellefler zekâtlarını ve vergilerini ödemede duyarlı davrandıkları için halkın refah seviyesi yükseldi. Ticaretle uğraşanlar dışında herkese yeterli miktarda maaş bağlandı ve böylece ülkede muhtaç kimse kalmadı. Zekâta muhtaç müslümanların sayısının azalması sebebiyle artan zekât ve vergi gelirlerinin bir kısmı esirleri kurtarmak, borçlulara yardım etmek, fakir bekârları evlendirmek için kurulan yardım fonlarına aktarıldı. Fakirler ve yolcular için aşevleri, işlek yollar üzerinde yolcuların bir gün ücretsiz olarak kalabilecekleri konaklar inşa edildi. Aden’de bir cami, Misis’te bir cami ve bir sarnıç yaptırıldı. Emevîler döneminin başında terkedilen İslâmî yönetim anlayışını yeniden uygulamaya koyan Ömer b. Abdülazîz, 20 veya 25 Receb 101 (5 veya 10 Şubat 720) günü Humus’a bağlı Deyrsem‘ân’da vefat etti. Bazı kaynaklarda Abdülmelik evlâdı tarafından zehirletilmesi sonucu öldüğü kaydedilir (Taberî, VI, 556). Abdülmelik’in kızı Fâtıma dışında üç hanımla daha evlendiği ve yirmi civarında çocuk sahibi olduğu rivayet edilir.

    Adaletiyle Hz. Ömer’e, zühd ve takvâsıyla Hasan-ı Basrî’ye, ilim bakımından Zührî’ye benzetilen Ömer b. Abdülazîz halifeliği sırasında çok sade bir hayat sürmüş, saraylarda oturmayıp Halep civarındaki Hunâsıra’ya yerleşerek zamanının çoğunu orada geçirmiş, resmî ve sivil heyetleri genellikle orada kabul etmiştir. Kamu mallarını yetim malına benzetir ve beytülmâli kendisine bırakılan bir emanet kabul ederdi. Hazineden maaş almadığı gibi şahsî işlerini yürüttüğü sırada devlete ait mumu dahi kullanmadığı kaydedilir.

    YanıtlaSil
  59. Ömer b. Abdülazîz aynı zamanda çok hadis rivayet eden güvenilir bir hadis râvisi, seçkin bir fakih, dirayetli bir kelâm âlimidir. İbnü’l-Bâgandî onun rivayet ettiği hadisleri Müsned’inde derlemiştir. Abdülkāhir el-Bağdâdî, Ömer’in tâbiîn neslinden Ehl-i sünnet kelâmcılarının ilki olduğunu ve Kaderiyye’ye reddiye mahiyetinde bir risâle yazdığını söyler (Mezhepler Arasındaki Farklar, s. 289). Ebû Nuaym onun bu konudaki bir mektubunu nakletmektedir (Ḥilye, V, 346-353). Ömer b. Abdülazîz sahih hadislerin tedvîni yolundaki faaliyetleri resmen başlatarak sünnetin derlenmesinde de önemli bir görev ifa etmiş, Zührî onun emriyle derlediği hadis mecmualarını çoğaltıp çeşitli bölgelere göndermiştir. Süryânîce bazı tıp kitaplarını Arapça’ya tercüme ettirdiği de bilinmektedir.

    Ömer b. Abdülazîz’in hayatı ve faziletlerine dair birçok eser yazılmıştır (bk. bibl.). Nusayb b. Rebâh da onun için methiye ve mersiyeler kaleme almıştır. Barthold 1920’de yayımlanan makalesinde onun şahsiyeti hakkında yeni fikirler ortaya atmıştır (“Chalif Omar II: Protivorečivyje izvestija o jego ličnosti”, Christianskij Vostok, VI, 203-234). Mevlüt Koyuncu İkinci Hazreti Ömer (İstanbul 1996), Mervân Ali Muhammed el-Kaddûmî es-Siyâsetü’l-idâriyye fî ʿahdi ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (1403, Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye [Riyad]) ve Muhammed b. Sa‘d b. Şukayr Fıḳhu ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (1407, Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye [Riyad]) adıyla birer doktora tezi hazırlamışlardır.


    BİBLİYOGRAFYA
    Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Ḫarâc, Kahire 1382, s. 21, 117, 127-137, 150-153.

    İbn Abdülhakem, Sîretü ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (nşr. M. Revvâs Kal‘acî), Halep, ts. (Mektebetü Rebî‘).

    Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, Kitâbü’l-Emvâl (nşr. Muhammed İmâre), Beyrut 1409/1989, s. 121-125, 169-176, 382-383.

    İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, V, 330-408.

    Halîfe b. Hayyât, et-Târîḫ (Ömerî), s. 317-322.

    Belâzürî, Ensâb (Zekkâr), VIII, 125-218.

    a.mlf., Fütûḥ (nşr. Abdullah Enîs et-Tabbâ‘ – Ömer Enîs et-Tabbâ‘), Beyrut 1407/1987, s. 22, 43-47, 58, 91, 169, 181, 599.

    Ya‘kūbî, Târîḫ, II, 301-310.

    Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), VI, 546-578.

    Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Meynard), V, 397, 412, 416-453.

    Kindî, el-Vülât ve’l-ḳuḍât (Guest), s. 48-55.

    Âcurrî, Aḫbâru Ebî Ḥafṣ ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (nşr. Abdullah Abdürrahîm Useylân), Beyrut 1979.

    Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (trc. Ethem Ruhi Fığlalı), Ankara 1991, s. 289.

    Ebû Nuaym, Ḥilye, V, 253-353.

    İbn Asâkir, Târîḫu Dımaşḳ (Amrî), XLV, 126-274.

    Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Sîretü ve menâḳıbü ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (nşr. Naîm Zerzûr), Beyrut 1984.

    İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, V, 367; ayrıca bk. İndeks.

    Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, V, 114-148.

    J. Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1963, s. 124-147.

    İmâdüddin Halîl, Ömer b. Abdülaziz Dönemi ve İslâm İnkılâbı (trc. Ubeydullah Dalar), İstanbul 1984.

    Mâcide Faysal Zekeriyyâ, ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz ve siyâsetühû fî reddi’l-meẓâlim, Mekke 1407/1987.

    Abdülazîz Dûrî, İslâm İktisat Tarihine Giriş (trc. Sabri Orman), İstanbul 1991, tür.yer.

    Abdüssettâr eş-Şeyh, ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz, Dımaşk 1992.

    Vehbe ez-Zühaylî, el-Ḫalîfetü’r-râşidü’l-ʿâdil ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz, Dımaşk 1992.

    Ahmed Ağırakça, İslâm’da İlk Tecdid Hareketi ve Ömer İbn Abdülaziz, İstanbul 1995.

    İffet Visâl Hamza, Sîretü ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz, Beyrut 1998.

    Muhammed b. Müşebbib el-Kahtânî, İdâretü ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz, Mekke 1418.

    Casim Avcı, İslâm-Bizans İlişkileri, İstanbul 2003, s. 81-84, 114 vd.

    A. Jeffery, “Ghevond’s text of the Correspondence between ‘Umar II and Leo III”, Harvard Theological Review, XXXVII, Cambridge 1944, s. 269-332.

    İzzeddin Cessûs, “Siyâsetü ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz el-Ḫâriciyye ve mevḳıfü ticâhi ve ehli’z-zimme”, el-İctihâd, sy. 28, Beyrut 1416/1995, s. 15-49.

    H. A. R. Gibb, “The Fiscal Rescript of ‘Umar II”, Arabica, II, Leiden 1955, s. 1-16.

    K. V. Zetterstéen, “Ömer”, İA, IX, 462-465.

    P. M. Cobb, “ʿUmar (II) b. ʿAbd al-ʿAzīz”, EI2 (İng.), X, 821-822.

    YanıtlaSil
  60. Ölüm muhakkak ve ölüm mutlak,
    tek kapısıdır ölümsüzlüğün.
    Erdem Beyazıt.
    Bir Fincan Arapça
    Arapça-Türkçe Sözler.
    sy.111.

    YanıtlaSil
  61. Rabbin rızası iyiliklerde gizlidir,
    karıncanın gönlünü alan Süleyman olur.
    Mahmut Toptaş.
    Bir Fincan Arapça
    Arapça Türkçe Sözler.
    sy.105.

    YanıtlaSil
  62. Çakalların hükmü kurt ayağa kalkıncaya kadardır.
    Diriliş Ertuğrul.
    Bir Fincan Arapça
    Arapça Türkçe Sözler.
    sy.73.

    YanıtlaSil
  63. Hakikat, iki kişiye ihtiyaç duyar; biri onu dile getiren, diğeri de onu anlayabilendir.
    Halil Cibran.
    Bir Fincan Arapça
    Arapça Türkçe Sözler.
    sy.74.

    YanıtlaSil
  64. Gerçekler acıdır derler de
    hakikatin tadını söylemezler.
    İsmet Özel.
    Bir fincan Arapça.
    Arapça Türkçe Sözler.
    sy.56.

    YanıtlaSil
  65. İnsanlar, bilmedikleri şeylerin düşmanıdırlar.
    Ali b. Ebi.Talib (r.a.)
    Bir Fincan Arapça.
    Arapça Türkçe Sözler.
    sy.190.

    YanıtlaSil
  66. Samimiyetin mağlub olduğu devrin insanlarıyız.
    Asım b. Numan.
    Bir Fincan Arapça.
    Arapça Türkçe Sözler.
    sy.44.

    YanıtlaSil
  67. Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.
    Bir konuda karar verirken iyi düşünüp taşınmalı, işin nasıl olacağını beklemekli.
    Atasözleri.
    Prof.Dr.İsmail Parlatır.
    sy.363.

    YanıtlaSil
  68. 1] Dış görünüşe aldanmamak gerekir. Bir şeyin iyi ya da kötü olup olmadığı sonradan anlaşılır.

    YanıtlaSil
  69. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    372 1 Hiç bir kimse yoktur ki, ilim öğrenmeye gitmek niyetiyle, ayakkkabısını, mestini, elbisesini giymiş olsun da, Allah onun günahlarını evinin kapısının eşiğini aşarken mağfiret etmiş olmasın. Hz. Ali (r.a.)
    372 2 Senin bir taifeye akıllarının almayacağı bir şeyi söylemen, bir kısmına fitne olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    372 3 Söylediğimi işitmekte siz onlardan farklı değilsiniz. Lakin şu kadar var ki, onların Bana cevap vermeye güçleri yetmez. (Bedir de kafir ölülerine "size vaad olunanı gördünüz mü?" diye sorulduğunda ashab sordu ki onlar duyarlar mı?" o zaman bu hadis varid oldu.) Hz. Enes (r.a.)
    372 4 Siz benim havzıma geleceklerin yüz bir cüz'ünden bir cüz olmazsınız. Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.)
    372 5 Sizler dinin karıştığı, kanın döküldüğü, zinanın aşikare olduğu, binaların debdebesinin arttığı, ihvan arasında bağın azaldığı, Kabenin yakıldığı zaman ne yapacaksınız? Hz. Meymune (r.anha)
    372 6 Şu kavlinden daha umutlu bir ayeti, Allah Teala bana indirmedi: "Ve le sevfe Yu'tîke Rabbüke feterdâ" (Muhakkak Rabbin sen razı oluncaya kadar sana verecek). İşte Ben "o isteği" ümmetim için kıyamet gününe sakladım. Hz. Ali (r.a.)
    372 7 Allah bir kula bir nimet verirde, o kul da "Elhamdülillah" derse, nimetin şükrünü eda etmiş olur. Eğer ikinci defa söylerse sevabı tazelenir. Üçüncü defa söylerse, Allah onun günahlarını mağfiret eder. Hz. Câbir (r.a.)
    372 8 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet ihsan edip de, o da bunun üzerine Allah'a Hamd ederse, işte bu "hamd", nimet ne kadar büyük olursa olsun o nimetten daha efdaldir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    372 9 Allah bir kula, aile, evlad, maldan bir nimet verir de kul: "Maşallah lâ kuvvete illâ billah" derse, ölümden başka afet görmez. Hz Enes (r.a.)
    372 10 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verdi ve onu tamamladı ise, insanların hacetini o kula düşürür de o da bundan sıkılırsa, muhakkak bu nimet zevale maruz kılınır. (Böyle bir kimse ehli hacetin müraacatından memnun olmalıdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    372 11 Kurban bayramında kurbana harcanan paradan, Allah'a daha sevgili bir para yoktur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    372 12 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verdiğinde, ehli hacet çok gelir de onları iyi karşılamaz ve tahammül etmezse, o nimet zeval bulur. Hz. Ömer (r.a.)
    372 13 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verir de, kulda onun Allah'dan olduğunu bilirse Allah Teala o kula henüz "Hamd" etmeden evvel "şükrü"nü yazar. Bir kul da bir günah işler ve ona pişman olursa, Allah Teala o henüz istiğfar etmeden ona mağfiret yazar. Bir kulda bir veya yarım dinara elbise satın alır ve onu giyince Allah'a hamd ederse, elbise henüz dizine ulaşmadan Allah onu affeder. Hz. Âişe (r.anha)
    1 Mart 2021 03:43
    yuksel dedi ki...
    -nasihi mensuhtan ayırd edecek bilgiye sahipmisin
    Adam .
    -Hayır, diyor.
    Hazret-i Ali R.A. ona.
    - öyle ise bizim mescidimizden derhal çık, bir daha va z etme. çünkü sen kendini helak ediyorsun, hem de başkasını
    tefsir-i kurtubi c. 2 s.62 mısır baskı 1967. 1387
    ilmin ışığında asrın kur an tefsiri
    celal yıldırım
    anadolu yayınları cilt.1.sy.293.

    YanıtlaSil
  70. İnsan haklı olduğu kadar da güçlü olmak zorundadır.Güç ve kuvvetin desteklemediği hak, güçlülerin amansız darbeleri altında ezilmeye mahkum olacaktır.Peygamberler insanlığın tanıdığı en doğru ve en haklı davayı getirmişlerdir.
    Hazreti Adem den
    hatemü l Enbiyaya
    Peygamberler Tarihi
    AHMED lütfi KAZANCI
    sy.680.

    YANITLAYINSIL

    yuksel3 Mart 2021 00:00
    Onların karşısına duran ve mücadele eden insanlar peygamberlerin maddi güç sahibi olmayışlarından faydalanmışlardır.İsrail oğullarının Hz. Süleyman A.S. karşısında direnemeyişleri, onun diğer peygamberlerden daha haklı oluşuna değil güçlü oluşuna bağlanmalıdır.
    Hz. Adem den Hatemü l Enbiyaya
    Peygamberler Tarihi
    AHMED LÜTFİ KAZANCI
    sy.680.

    YanıtlaSil
  71. Kur'an 'da âyetlerin sonu külli kanunlarla biter.(İ.İ.) 189.
    Kur'ân ayna ister vekil istemez.(S.) 645. Lemaat.
    Kur'ân başka kelamlarla kıyas edilmez.(S.) 393: 25.Söz.2.Şu'le, 2.nur.
    Kurân bitarafane muhakeme edilemez.(M.288:26.Mektup. 1.meb.
    Kur'an bütün asırlara hitâb eder.(İ.İ.) 11.44.50.
    Kur'an bütün Esmâü'l-hüsnanın hükümlerini toplamış.(S.404:25.Söz, 3.şu'le 3.ziya.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı
    Fihrist ve İndeksi.
    İsmail Mutlu
    sy.394,395.

    YanıtlaSil
  72. yuksel4 Mart 2021 00:50
    Kur'an 'da âyetlerin sonu külli kanunlarla biter.(İ.İ.) 189.
    Kur'ân ayna ister vekil istemez.(S.) 645. Lemaat.
    Kur'ân başka kelamlarla kıyas edilmez.(S.) 393: 25.Söz.2.Şu'le, 2.nur.
    Kurân bitarafane muhakeme edilemez.(M.288:26.Mektup. 1.meb.
    Kur'an bütün asırlara hitâb eder.(İ.İ.) 11.44.50.
    Kur'an bütün Esmâü'l-hüsnanın hükümlerini toplamış.(S.404:25.Söz, 3.şu'le 3.ziya.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı
    Fihrist ve İndeksi.
    İsmail Mutlu
    sy.394,395.

    4 Mart 2021 00:51 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Bir kavim içinde riba ve zina zahir oldu ise, onlar Allah'ın azabını hak etmişlerdir.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    Sayfa: 375 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    4 Mart 2021 00:58 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    28 Kasım 1938’de yani Atatürk’ün ölümünden 18 gün sonra ikindi vakti saat 15:00’te Ankara 3. Sulh Hukuk TRK Mahkemesinde açılan bu vasiyetten iki tane zarf çıktığı bilinmektedir. Biri herkes tarafından bilinen 6 maddelik vasiyet; diğeri ise 50 yıl sonra açılsın diye Ankara/Ulus’taki Ziraat Bankası kasalarına anahtar uydurulur diye tedbiren kaynakla kapatılan vasiyetidir. Acaba, açıklanması kasıtlı olarak geciktirilen bu tarihi vasiyette de, Atatürk’ün Bazı devrimlere hangi maksat ve mazeretlerle ihtiyaç hissettiği geçiş süreci tamamlandıktan ve Cumhuriyet oturduktan sonra hangi yeni dönüşüm ve düzenlemelere girişeceği ve asil milletimizin manevi temellere ve İslami değerlere neden ve nasıl sahip çıkması gerektiği mi belirtilmektedir?


    4 Mart 2021 03:11 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    ATATÜRK'ÜN VASİYETİ ADNAN MENDERESİ KURTARIRDI!
    03 Eylül 2013, 12:01
    Yıllardır Atatürk'ün vasiyetini araştıran Meriç Tumluer'den ilginç iddia: "Vasiyet açıklansaydı Menderes asılmazdı"
    Atatürk’ün korumasının torunu Meriç Tumluer yıllardır Ata'nınvasiyetini araştırıyor. Babasının dedesi Mehmet Rıfat Efendi, Atatürk’ün korumalığını üstlenmiş.

    Akşam gazetesinden Erhan Seven'in haberine göre işte vasiyeti bildiğini söyleyen torun Tumluer’in ortaya attığı o iddialar:

    TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ

    Mustafa Kemal’in gizlenen vasiyetinde Türkiye Cumhuriyeti devleti, milleti, Türk- İslam coğrafyası için gelecekte yaşanabilecek sorunlar yer alıyor. Ayrıca Musul ve Kerkük’ün alınması gerektiğini dile getiriyor.


    KÜRT SORUNU

    Atatürk, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni kimseyi ayırt etmeden eğitim ve öğretimleri için harcanmasını istiyordu. Olası bir Kürt sorununun da önüne geçmeyi hedefliyordu.

    DARBELERİN NEDENİ

    12 Eylül darbesi yapılarak anayasanın değişmesi sağlandı. Çünkü önceki anayasa ile 10 Kasım 1988 yılında 50 yıl dolduğu için gizlenen vasiyetin açılması gerekiyordu. 25 yıllık bir yasak konuldu.

    MENDERES BİLİYORDU

    27 Mayıs’ta yapılan darbe Menderes’e yönelikti. Vasiyetin açıklanmasıyla hilafetin canlanacağı ve bunu da Menderes’in bilmesi nedeniyle darbe yapıp öldürdüler.

    ÖZAL SUİKASTİ VASİYET YÜZÜNDEN

    8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın ölümünün nedeni de Atatürk’ün vasiyetinde yer alan Kürt meselesinin çözümü ve Türk ülkeleriyle birlik için Özal’ın attığı adımlar. Ahmet Özal bana bu konuyla ilgili bazı bilgiler verdi. Babasının gizlenen vasiyetin açıklanması için çalışmalar yaptığını bildiğini belirtti.

    YanıtlaSil
  73. En mühim şey günahlardan kaçınmaktır.
    Akra Fm .
    Mehmet Zahid Kotku.

    YanıtlaSil

  74. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    53 1 Sabah namazınızı kıldığınızda duaya çok sarılınız. Ve hacetlerinizi talebde de erken davranınız. Ey Allahım! Ümmetim için erken davranışta işlerini bereketli kıl. Hz. Ali (r.a.)
    53 2 Evinizde namaz kıldıktan sonra mescide geldiğiniz takdirde cemaatle de namaz kılın. Zira o namaz sizin için nafile olur. Hz. Câbir İbni Yezid (r.a.)
    53 3 Bir ayda üç gün oruç tutmak istiyorsan ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerinde tut. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    53 4 Oruç tuttuğunuzda sabahleyin misvak kullanın, lakin akşama doğru kullanmayın. Akşam üzeri iki dudağı kurumuş oruçlu bir kimse için misvak uygun olmaz. Zira o kurumuş dudaklar kıyamet gününde gözler önünde bir nur olacaktır. Hz. Habbab (r.a.)
    53 5 Sizden biri bir kavme misafir olduğunda onların izni olmadan sakın oruç tutmasın. Hz. Âişe (r.anha)
    53 6 Sizden birisi bir kimseyi dövdüğünde yüzüne vurmaktan sakınsın. Ve: "Allah senin yüzünü ve senin yüzüne benzeyen yüzü de çirkinleştirsin" demesin. Zira Aziz ve Celil olan Allah Adem (a.s.)'ı kendi suretinde yarattı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    53 7 İnsanlar dinar ve dirheme (para hususunda) cimrilik ederlerse, 'îne alış verişi yaparlarsa, sığırların kuyruğuna tabi olurlarsa (çiftlikle uğraşırlarsa) ve Allah yolunda cihadı terkederlerse, Allah onların üzerine öyle bir zillet verir ki, dinlerine uymadıkça o zilleti üzerlerinden kaldırmaz. ('Îne alışverişi yüksek fiatla vadeli satıp peşin olarak ucuz fiatla geriye almaktır. Bir nevi faizli kredi vermek demektir) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    53 8 Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekle. Denildi ki: "Emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" Buyurdu ki: "Vazife ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    53 9 Et pişirirken suyunu çoğaltın. Zira böylesi komşulara da yetişmesi bakımından daha iyidir. Hz. Câbir (r.a.)
    53 10 Balık suyun üzerine ölü olarak çıkarsa onu yeme. Deniz cezir dolayısı ile çekilip de (balık açıkta kalmışsa) onu ye. Bu halde denizde olanı da ye. Hz. Câbir (r.a.)
    53 11 Sizden biri kardeşinden biri bir hacetini taleb ederken, onun medh etmekle işe başlamasın. Yoksa onun belini kırmış olur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    53 12 Fecr tulû' ettiği zaman, bütün gece namazları ve vitr geçmiş olur. Öyle ise fecr tulû' etmeden önce vitiri kılınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    53 13 Sizden birisinin kulağı çınladığında beni hatırlasın ve bana salat ü selam getirsin. Ve bir de: "Beni anan kimseyi Allah hayırla ansın" desin. Hz. Ebû Rafi (r.a.)
    53 14 Ehli zimmete zulmedildiğinde devlet, düşman devleti gibi olur. (Yani ya kafirlerin müdahalesine sebeb olur veya devletin ömrü kısalır.) Zina çoğaldığında esirler artar. (Düşmanın tasallutu çoğalır, esirler artar.) Lûtîlik çoğaldığında ise, Aziz ve Celil olan Allah halktan Rahmet elini kaldırır ve onların hangi vadide helak olduklarına bakmaz. Hz. Câbir (r.a.)
    53 15 Bir kimse, zevcesini adetinden temiz iken üç talak ile boşadığında veya sarih olmasa bile, yine üç talakla boşadığında, kadın başka bir erkekle nikahlanmadıkça kendisine bir daha helal olmaz. (Yeni kocasının ölümü veya boşaması neticesinde serbest kalmadıkça onunla tekrar evlenemez) Hz. Hasan İbni Ali (r.anhüma)
    53 16 Bir zanda bulunmuşsanız onu tahkike kalkışmayın, hased ettiğinizde aşırı gitmeyin (ona uyup amel etmeyin.) Uğursuzluk zannettiğinizde (üzerinde durmayıp geçin ve ancak Allah'a tevekkül edin. Ve bir şey tarttığınızda da ağdırın. Hz Cabir (r.a.)

    YanıtlaSil
  75. 17- Bir beldede zina ve riba meydan alırsa, onlar (o belde halkı ) Allah c.c. ın azabına hak kazanmış olurlar.Hz. İbn. Abbas r.a.
    18-Şu beş şey zuhur ederse helâk ümmetim üzerine hak olur.Birbiriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifa etmeleri.Hz. Enes r.a.
    Ramuz el Ehadis
    Hadisker Deryası.
    Cilt.1.sy.53.

    YanıtlaSil
  76. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    379 1 Hiç kimse yoktur ki, altın ve gümüşten birşey bıraksında, sonra alnından ayağına kadar dağlanmasın. Hz. Sevban (r.a.)
    379 2 İnsanlar içinde, kendisine imamın (sultanın) emrettiğini Allah rızası için tutan, salih vezirden daha sevaplı kimse yoktur. Hz. Âişe (r.anha)
    379 3 Derece cihetinden, söylediğini doğru söyleyen, adaletle idare eden ve merhametli olan imamı adilden (Allah'a daha) sevgili yoktur. Hz. Enes (r.a.)
    379 4 Bu ümmette, bir bid'at icad eden adam, ölmeden evvel mutlaka onun seyyiesine uğrar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    379 5 Cennete girecek herkese Allah (z.c.hz.) yetmiş iki tane huri verir. Bunların iki tanesi kendinin, yetmiş tanesi de Cehennem ehlinden mirasdır. Bunlarla münasebetin kendisini yorması gibi bir şey de varid değildir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    379 6 Bir kimse bu ümmetin umurunda bir işe geçerde adaletle iş yapmazsa, Allah (z.c.hz.) de onu Cehenneme yüz üstü atar. Hz. Ma'kil İbni Yesar (r.a.)
    379 7 Gerek kocayarak ölmüş, gerek düşük ölmüş, herkes otuz yaşında haşrolur. Cennetlik olanların yapısı Adem (a.s.) siması, Yusuf (a.s.)suretinde ve Eyyub (a.s.) kalbinde olur. Cehennemlikler ise dağlar gibi büyütülmüş olur. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.)
    379 8 Bir kimse bir serçeyi abes yere öldürürse, o kuş kıyamette şöyle bağırır: "Yarabbi bu kulun beni abes olarak öldürdü. Hem kendisi faydalanmadı, hem de beni bırakmadı ki senin arzında yaşayayım." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    379 9 Bu ümmetten Yahudi olsun, Nasara olsun. Beni duyup ta Bana iman etmeyen mutlaka Cehenneme girecektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    379 10 Herkesin kapısında iki melek bulunur. Adam kapıdan çıkınca: "Ya âlim veya müteallim ol, üçüncüsü olma" derler. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    379 11 Ölenlerden kimse yoktur ki, sözü ile ameli tartılmasın. Sözü amelinden ağır gelenin ameli kabul olmaz. Eğer ameli sözünden ağır gelirse, ameli kabul edilir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    379 12 Kıyamet gününde fakir-zengin herkes: Dünyada keşke kıt kanaat geçinseydik" derler. Hz. Enes (r.a.)
    379 13 Ashabımdan biri bir memlekette ölürse, kıyamette onlara rehber ve hem de nur olarak baas olur. Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)

    YanıtlaSil
  77. MÜCAZEFE: Söz ile karşısındakinin hakkını örtmek, aldatmak. * Fık: Tartıp ölçmeden göz kararı ile yapılan tahmini satış. Götürü almak. Toptan satmak.

    9 Mart 2021 03:17 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    zımn
    İç.
    İç taraf.
    Maksad, gaye.
    Açıktan söylenmeyip dolayısıyle anlatılan.
    İç yüz, dolaylı anlatılan.
    9 Mart 2021 03:20 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Şu anda kıtal geldi. Ümmetimden Hak üzerine çarpışan ve kafirler üzerine galib gelen bir kavim hiç bir zaman eksik olmaz. Allah, onlar için diğer kavimlerin kalblerini kaydırır ve daraltır. Kafirlerle savaşırlar. Allah onları rızıklandırır. Allah'ın emri gelene (onların ömürleri son buluncaya) kadar bu böyle devam eder. O günde mü'minlerin evlerinin yeri Yam'dır. Hayr, kıyamete kadar, atların nasiyesine bağlıdır. Bana vahyolunduğuna göre, Ben (dünyada) çok kalıcı değilim. Yakında gidiciyim. Siz de Beni yaşlanarak takip edeceksiniz. Ve bazınız, bazınızın boynunu vuracaktır. Kıyametten önce iki büyük hadise vardır. Şiddetli Veba ve sonra da zelzeleli yıllar vardır.
    Ravi: Hz. Seleme (r.a.)
    Sayfa: 187 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    9 Mart 2021 03:38 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Bir imam (sultan) veya vali, kapısını ihtiyaç sahiplerine, fakirlere ve miskinlere kapatırsa, Allah da gök kapılarını, onun fakirliği, haceti ve meskeneti anında kendisinin üzerine kapatır.
    Ravi: Hz. Amr İbni Mürre (r.a.)
    Sayfa: 380 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    9 Mart 2021 03:38 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Hangi kavim ki, kuvvetli ve kalabalık olduğu halde, masiyet yapan kısma mani olmuyorsa, azab bunlara umumi olarak gelir.
    Ravi: Hz. Cerir (r.a.)
    Sayfa: 178 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    9 Mart 2021 03:40 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Tevarüs
    Kelime Kökeni : Arapça

    [isim] Bir kimseden miras kalma, mirasa konma
    Kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme
    Kelime Anlamı Kaynağı : Türk Dil Kurumu (TDK) Güncel Türkçe Sözlüğü

    9 Mart 2021 04:01 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Seni bütün yaratıklara Fâtih kıldım ve bütün Peygamberlere Hâtim ( Peygamberlere sona erdiren ) kıldım. Sana Kevser havuzunu sundum.Sana hisseler verdim:
    1.İslâm olmaktır.
    2.Hicret etmek.
    3.Cihad etmek.
    4.Namaz kılmak.
    5.Zekât vermek.
    6.Ramazan ayını oruçlu geçirmek.
    7.Emr-i mâruf.(iyi işler yapmak)
    8.Münkerden ( kötülüklerden ) nehiydir.
    Kara Davud.Delail-i Hayrat Şerhi. sy.338.

    10 Mart 2021 01:36 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Hazret-i Muhammed s.a.v. ,dünya bütün küfür ve eğri yolda iken hidâyet kapısını fethettiğinden, kâfir halka hidâyet kapısı açtığından ve beldeleri alıp oralara müslümanlar doldurduğundan mübarek isimlerine Fatih denildi.
    Kara Davud
    Delail-i Hayrat Şerhi.
    M.Bin . Süleyman Cezuli.
    sy.338.

    YanıtlaSil
  78. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    384 1 Allah (z.c.hz.)'ne şu kulun sesinden güzel ses yoktur ki, vaktiyle yaptığı bir günahdan dolayı içi yanmış, günahını her hatırladıkça kalbi korku dolarak teessürle feryad edip "Ya Rabbah" diyor. (Ya Rabbi demek) Hz. Enes (r.a.)
    384 2 Hiç bir alim yoktur ki, sultanın kapısına arzusu ile devam etsin de, sultanın ahirette Cehennem ateşinde çekeceği her azaba ortak olmasın. Hz. Muaz (r.a.)
    384 3 Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyarete gelsin de, semadan bir melek: "Hoş ettin ve Cennet sana helal oldu" demesin. Aziz ve Celil olan Allah arşının melekutunda şöyle buyurur: "Kulum Beni ziyarete geldi. Bana onu ağırlamak düşer ve onun mükafatı da Cennetten başka ziyafetlik olamaz." Hz. Enes (r.a.)
    384 4 Allah'ı ve Resulünü seven hiç bir kul yoktur ki, fakirlik ona sel akıntısı gibi gelmesin. Allah'ı ve Resulunü seven kimse belaya karşı zırh giysin. (Fakirlik iki cephelidir; Allah'a karşı ihtiyaç hissetmek saadet, mahluka karşı ihtiyaç hissetmek ise felakettir.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    384 5 Bir müslüman yoktur ki, bir mü'min kardeşine gıyaben dua etsin de, bir melek, sana da bir o kadar" demesin. Hz. Ebud Derda (r.a.)
    384 6 Bir kul yoktur ki, bir günah yapsın ve kalkıp güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılarak bu günahdan mağfiret dilesinde, Allah da onu affetmesin. Hz. Ali (r.a.)
    384 7 Cennete giren her bir kimsenin baş ve ayak ucunda iki huri durur ve ins ve cinnin işittiği en güzel sesle neşide okurlar. Bu dünyadaki gibi şeytan çağırtması şeklinde olmayıp Cenabı Hakkı temcid ve takdis mahiyetinde olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    384 8 Hiç bir kul ve cariye yoktur ki, derin uykuya daldığında ruhu Arşa doğru çıkarılmasın. Arşa varıpta uyananın rüyası sadık ve arşa varmadan uyanan ki ise kazib olur. Hz. Ali (r.a.)
    384 9 Hiç bir kul yoktur ki, dünyada süm'a ve riya mevkiinde bulunsun da, Allah (z.c.hz.) onun halini kıyamet gününde, halkın huzurunda başları üzerinden duyurmasın. Hz. Muaz (r.a.)
    384 10 Hiç bir kul yoktur ki, her günün sabahı ve her gecenin akşamında üç kere: "Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil ardı velâ fissemâ' ve hüve semî'ul alim." desin de sonra ona bir şey zarar versin. Hz. Osman (r.a.)
    384 11 "Lâ ilâhe illallahu Vallâhu Ekber" diyen hiç bir kul yoktur ki, Allah onun dörtte birini Cehennemden azad etmesin. Şayet iki defa söylerse tamamını Cehennemden azad eder. Hz. Ebud Derda (r.a.)

    YanıtlaSil
  79. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.)
    173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.)
    173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.)
    173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.)
    173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.)
    173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)

    YanıtlaSil
  80. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    170 1 İyi dinleyin, Cennet için hazırlanan var mı? Orada hiç bir derd ve tehlike yoktur. Kabe'nin Rabbına yemin ederim ki, O Cennet tamamiyle parıldıyan bir nurla doludur. Her tarafında güzel kokular dalgalanmaktadır. Orada muazzam köşkler, geniş nehirler, bol ve olgun meyvalar, güzel ve dilber zevceler, ebedi, pek çok ve renkli güzel elbiseler vardır. Orası, yüksek, güzel ve selim yurdlarda parlak hayat sürülen bir yerdir. Dediler ki: "İşte bizler ona hazırlananlarız Ya Resulallah." Buyurdu ki, "İnşaallah" deyiniz. Hz. Usame İbni Zeyd (r.a.)
    170 2 İyi biliniz ki, her kim Kur'anı öğrenir, onu öğretir ve onda olanı anlarsa Ben onun Cennete sevk edicisi ve delili olurum. Hz. Enes (r.a.)
    170 3 İyi biliniz ki, her kim hakimlere kendisini süslü göstererek, yalan şehadette bulunursa, Allah teala kıyamet gününde ona süs yerine, katrandan bir gömlek giydirir ve onu ateşten bir gemle gemler. Hz. Enes (r.a.)
    170 4 İyi biliniz ki, her kim eman verilen bir kimseye, zulmeder veya ahdini bozar veya onun gücünün yetmiyeceği şeyi kendisine yükler veya gönül hoşluğu ile vermeyeceği bir şeyi ondan alırsa, kıyamet gününde ben o kimsenin hasmı olurum.(Beyhaki'de ayrıca şu ilave vardır: İyi biliniz ki, her kim Allah ve Resulünün zimmetinde olan bir muahidi (eman verilen kimseyi öldürürse, Allah o kimseye Cennetin kokusunu haram eder ki, onun kokusu yetmiş yıllık mesafeden alınır.) Hz. Safvan İbni Süleyman (r.a.)

    YanıtlaSil
  81. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    169 1 Haberiniz olsun ki dünya hazır bir meta olup, ondan iyi de, kötü de yer. Yine biliniz ki hesap günü gelecektir ve haktır. Orada her şeye kadir olan bir melik hükmedecektir. Biliniz ki, hayrın hepsi, bütün kısımlarıyla Cennettedir. Yine biliniz ki, şer de bütün parçalarıyla ateştedir. Gene haberiniz olsun ki, amellerinizi Allah'tan sakınır halde işleyin. Ve biliniz ki, sizler muhakkak surette amellerinizle karşılaşacaksınız. Her kim zerre miktarı hayır işlerse onu görecek ve her kim de zerre miktarı şer işlerse onu görecektir. Hz. Amr (r.a.)
    169 2 Agah olunuz ki; insana dünyada yakın ve afiyetten daha hayırlı birşey verilmemiştir. Öyle ise Allah'dan o ikisini isteyin. Hz. Hasan (r.a.)
    169 3 Agah olunuz ki; sarhoşluk veren her şey haramdır. Her uyuşturucu haramdır. Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır. Kalbi perdeleyen şey de haramdır. Hz. Enes (r.a.)
    169 4 Haberiniz olsun ki, İslamın direği şiddetlere maruz kalacaktır. Denildi ki; "Öyle ise ya Resulallah biz ne yapalım?" Buyurdu ki; Hadislerimi Kitaba arzedin. Ona uygun olan Bendendir. Ve Ben onu söylemişimdir. Hz. Sevban (r.a.)
    169 5 Neden dolayı güldüğümü sormayacak mısınız? Allahın, müslüman kulu hakkındaki kazası hoşuma gitti. Doğrusu Allah, müslüman kulu için her ne hüküm buyursa hayırdır. Allah'ın kazası, herkes için hayır değildir. Sadece müslim kul müstesna. Hz. Suheybe (r.a.)
    169 6 Beni dinlemez misiniz? Rabbinize ibadet ediniz, beş vaktinizi kılınız. Ramazan ayını tutunuz. Mallarınızın zekatını eda ediniz. Emir sahiblerinize itaat ediniz. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    169 7 Meleklerin, Rabları huzurunda saf tuttukları gibi siz de saf tutmaz mısınız? Onlar birinci saffı tamamlarlar ve sıkı ve sağlam dururlar. Hz Cabir İbni Semure (r.a.)
    169 8 Agah olunuz ki, Allah'ın ve meleklerin ve insanların hepsinin laneti şu kimselerin üzerine olsun ki, Beni hakkımdan bir şeyi nakzeder, Benim yakınlarımdan yüz çevirir, Benim velayetimi hafife alır, hayvanını kıbleden gayriye doğru keser, çocuğunu kabullenmez, efendisinden uzaklaşır, arazinin sınırını değiştirir. İslamda cinayet ihdas eder ve ihdas edeni barındırır, hayvana takarrüb eder, eli ile istimdana bulunur, alemlerden erkeklere yaklaşır, meşru evlilikten sakınır-ki Zekeriya (a.s) oğlu Yahya (a.s)'dan sonra "Hasur" yoktur. Bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, bir kadına, sonra da onun kızın yakın olur, iki kız kardeşi bir arada nikahı altına alır- geçmişte olanlar müstesna- akar suyun yolunu tıkar, menzillerin gölgeliklerini kirletir, yollarımızda bize eza verir, kibrinden dolayı eteğini yerde sürükler, büyüklük taslıyarak yürür, çirkin sözler söyler, içki içer ve ayakkabılarını ters giyer. Hz. Bişr İbni Atiyye (r.a.)

    YanıtlaSil
  82. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    389 1 Semadan inen ve semaya çıkan hiç bir melek yoktur ki, Lâ hâvle velâ kuvvete illâ billah demesin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    389 2 Hiç bir sadaka malı eksiltir olmadı. Allah affeden kulun ancak izzetini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse, Allah da onu yükseldir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    389 3 Sizin yazmış olduğunuz ve Bana ulaşan şu kitaplar nedir? Allah'ın kitabı ile bir kitab mı? Nerede ise Allah onu yazmanızdan gazab edecek. Allah isterse geceleyin onu yürütür, yaprağında ve kalbinde ondan bir şey bırakmaz onu giderir. Kimin de hayrını murad ederse kalbinde "Lâ ilâhe illallah"ı baki eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    389 4 Bir kavim ahdi bozarsa aralarında katl zuhur eder. Bir kavimde fuhuş zahir olursa onlara ölüm musallat kılınır. Bir kavim de zekatını vermezse Allah onlardan yağmuru tutar (Bereket kalmaz). Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)
    389 5 Bir adam, yetmiş şeytandan kurtarmadıkça, sadakadan elinden bir şey çıkaramaz. Hz. Büreyde (r.a.)
    389 6 Erkek ve kadın mü'mine nefsine, çocuğuna ve malına, Allah'a mulaki oluncaya kadar bela gelmekte devam eder, nihayet bir günahı kalmayıncaya kadar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    389 7 Bende olan hayrı Ben sizden asla saklamam. Kim iffetli kalmak isterse Allah ona iffet verir. Kim mustağni kalmak isterse Allah onu ğani kılar. Kim sabr etmek isterse Allah onu sabırlı kılar. Hiç bir kimseye ata ve hayır cihetiyle "sabır" dan daha geniş ihsan verilmemiştir. Hz. Ebû Said (r.a.)
    389 8 Sizden biri bir din kardeşinin nefsinde veya malında hoşuna giden bir şeyi görünce onu tebrik etsin ve "Bârekallah" desin. Zira nazar haktır. Hz. Sehl (r.a.)
    389 9 Seni Beni dinlemene, sana sabaha çıktığında ve akşama ulaştığında şöyle söylemeni tavsiye etmeme ne mani oluyor? "Ya hayyu ya kayyum, birahmetike esteğîsu aslih lî ve şe'nî küllihî ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin" (Ya Hayyu ya Kayyum Rahmetinden istimdad ederim. Bütün işimi islah et ve beni göz açıp kapayacak kadar bir zaman bile nefsime bırakma) Hz. Enes (r.a.)
    389 10 Maîşeti müşkilleşmiş bir kimsenin evinden çıktığında şunu demesine ne mani var?: "Bismillâhi alâ nefsî ve mâlî ve dînî Allahümme raddinî, bi kadâike ve bâriklî fîmâ kuddiralî hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ahharte ve te'hîra mâ acelte." (Allah adı ile başlar, nefsimi, malımı ve dinimi korumasını ondan dilerim. Allahım ilahi kazana beni razı kıl ve benim için takdir olunanı bana mübarek eyle, Ta ki senin te'hir ettiğin şeyin acilen olmasını ve acilen verdiğin şeyin de sonraya kalmasını istemiş olmayayım. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    YanıtlaSil
  83. 15 Eylül 2007 Cumartesi
    Nefislerin beyazlaşması..!!!
    Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır.
    Gönderen yüksel zaman: 05:07
    5.000 YORUM:
    1 – 200 / 5000 Yeni› En yeni»
    yüksel dedi ki...
    bismillahirrahmanirrahim
    elhamdülilah
    Allahümmesallialaseyyidinemuhammed

    19 Aralık 2009 10:54
    yüksel dedi ki...
    SUAL:HER ŞEYDEN EVVEL BİZE LAZIM OLAN NEDİR?
    CEVAP:DOĞRULUK:
    SUAL:Daha?
    ceyap:yalan soylememek.
    sual:sonra?
    cevap :sıdk,ihlas,sadakat,sebat,tesanüt.
    sual:yanlız?
    cevap:evet
    suual: neden
    cevap:küfrün mahiyeti yalandır.imanın mahiyeti sıdkdır.
    şu bürhan kafi değil midir ki hayatımızın bekası imanın ve sıdkınve te sanüdün devamıyladır.

    26 Mart 2010 05:59
    yüksel dedi ki...
    cerbeze.haklı,haksız sözlerle hakikatı gizlemek.osmanlıca türkçe lügat sy.185.

    14 Ekim 2010 04:52
    yüksel dedi ki...
    zikirlerle şeyhe kişisel bağlanmayla belirli olan tarikat tarzı yerine kitab okuma,akıl ve kalbi beraber kullanma,kişinin değil,kitabların arkasında gitmeye dayalı nefis terbiyesi yöntemini seçti.köprü dergisi 2006 yaz sy.151.

    YANITLAYINSIL

    yuksel13 Şubat 2021 11:35
    15 Eylül 2007 Cumartesi
    Hadis-i Şerif
    1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.

    2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
    Gönderen yüksel zaman: 05:12
    4.409 YORUM:
    1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni»
    yüksel dedi ki...
    hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır.
    münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme )
    risale-i nur külliyatı işaretül hicaz

    7 Haziran 2008 04:57
    yüksel dedi ki...
    hadis-i şerif
    aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir.
    (ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)

    4 Temmuz 2009 00:37

    YANITLAYINSIL

    yuksel20 Şubat 2021 23:35
    hak sübhanehü ve teala.
    - senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime.
    -BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir.
    KARA DAVUD
    DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
    sy.305.

    YANITLAYINSIL

    yuksel20 Mart 2021 05:19
    Madde ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır.( M.N.) 210,214: Nokta; (İ.i.) 98,100; ( Mh.). 100,112.
    Madde hâkim değil, hâdimdir.
    Madde yok olmuyor, ilim dairesine geçiyor.

    İmkanât vukuat yerine konamaz.(E.L.) 2:9.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.
    İsmail Mutlu.
    sy.424.

    YanıtlaSil
  84. 15 Eylül 2007 Cumartesi
    Nefislerin beyazlaşması..!!!
    Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır.
    Gönderen yüksel zaman: 05:07
    5.000 YORUM:
    1 – 200 / 5000 Yeni› En yeni»
    yüksel dedi ki...
    bismillahirrahmanirrahim
    elhamdülilah
    Allahümmesallialaseyyidinemuhammed

    19 Aralık 2009 10:54
    yüksel dedi ki...
    SUAL:HER ŞEYDEN EVVEL BİZE LAZIM OLAN NEDİR?
    CEVAP:DOĞRULUK:
    SUAL:Daha?
    ceyap:yalan soylememek.
    sual:sonra?
    cevap :sıdk,ihlas,sadakat,sebat,tesanüt.
    sual:yanlız?
    cevap:evet
    suual: neden
    cevap:küfrün mahiyeti yalandır.imanın mahiyeti sıdkdır.
    şu bürhan kafi değil midir ki hayatımızın bekası imanın ve sıdkınve te sanüdün devamıyladır.

    26 Mart 2010 05:59
    yüksel dedi ki...
    cerbeze.haklı,haksız sözlerle hakikatı gizlemek.osmanlıca türkçe lügat sy.185.

    14 Ekim 2010 04:52
    yüksel dedi ki...
    zikirlerle şeyhe kişisel bağlanmayla belirli olan tarikat tarzı yerine kitab okuma,akıl ve kalbi beraber kullanma,kişinin değil,kitabların arkasında gitmeye dayalı nefis terbiyesi yöntemini seçti.köprü dergisi 2006 yaz sy.151.

    YANITLAYINSIL

    yuksel13 Şubat 2021 11:35
    15 Eylül 2007 Cumartesi
    Hadis-i Şerif
    1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.

    2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
    Gönderen yüksel zaman: 05:12
    4.409 YORUM:
    1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni»
    yüksel dedi ki...
    hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır.
    münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme )
    risale-i nur külliyatı işaretül hicaz

    7 Haziran 2008 04:57
    yüksel dedi ki...
    hadis-i şerif
    aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir.
    (ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)

    4 Temmuz 2009 00:37

    YANITLAYINSIL

    yuksel20 Şubat 2021 23:35
    hak sübhanehü ve teala.
    - senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime.
    -BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir.
    KARA DAVUD
    DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
    sy.305.

    YANITLAYINSIL

    yuksel20 Mart 2021 05:19
    Madde ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır.( M.N.) 210,214: Nokta; (İ.i.) 98,100; ( Mh.). 100,112.
    Madde hâkim değil, hâdimdir.
    Madde yok olmuyor, ilim dairesine geçiyor.

    İmkanât vukuat yerine konamaz.(E.L.) 2:9.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.
    İsmail Mutlu.
    sy.424.

    YANITLAYINSIL

    yuksel26 Mart 2021 21:52
    Sultan Reşad'ın ve Mustafa Kemal'in Medresetü'z- Zehra için desteği.(E.L.) 2:196.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı
    Fihrist Ve İndeksi.sy.440.
    İsmail Mutlu.

    YanıtlaSil
  85. "Sünnet-i Nebeviyye, Kur'an'dan sonra ilimlerin kadir ve itibar açısından en büyüğü, şeref ve iftihar bakımından enyücesi olduğu için - zira İslam şeriatının temelleri onun üzerine kuruludur- Kur'an'ın kapalı ayetleri onunla açıklanır.Nasıl olmasın ki onun kaynağı heva ve hevesinden konuşmayan, hep vahiyle konuşan zattır.O, kitabı tefsir etmektedir.Peygamber (s.a.v.) bize yalnız Rabbinden konuşmuştur.
    Muhtaru'l Ehadisi'n Nebeviyye.
    Ve'l Hikemil Muhammediyye
    Seyyid Ahmed Haşimi.

    YanıtlaSil
  86. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    399 1 Bir adam malının zekatını öderse, malın şerri ondan gider. Hz. Câbir (r.a.)
    399 2 Bir kimse bir mü'mini sevindirirse Beni sevindirmiş olur. Kim Beni sevindirirse, Allah indinde bir ahid almış demektir. Kim de Allah'dan bir ahid alırsa, ateş ona asla dokunmayacaktır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    399 3 Kim bir atı, iki at arasına, geçeceğinden emin olmadan sokarsa bu kumar değildir. Kim de iki at arasına bir atı bunun öne geçeceğinden emin olarak sokarsa işte o kumardır. (İmam-ı Azama göre diğeri de kumar) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    399 4 Bir kimse bir ev halkına sevinç sokarsa, Allah bu sürurdan bir melek yaratır ve bu melek kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder. Hz. Câbir (r.a.)
    399 5 Kim mescidde iken ezan okunur da, sonra hacet olmaksızın çıkarsa ve geri dönmeyi istemezse o münafıktır. Hz. Osman (r.a.)
    399 6 Bir kimse anasını, babasını veya onlardan birini idrak eder (yaşar), ondan sonra da (onların zırasını alamadığı için) Cehenneme girerse, Allah onu rahmetinden uzak eder ve kovar. (İnsan anne ve babasının sağlığında onların rızasını kazanıp Cenneti hak etmeye bakmalıdır.) Hz. Ubey İbni Malik (r.a.)
    399 7 Bir kimse Cuma'dan bir rek'ate yetişirse, bir rekat daha ilave eder. Teşehhüde yetişirse dört rikat kılar. (İmamı Azama göre yine iki rekat kılar.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    399 8 Bir kimse sabah namazından bir rek'ate güneş doğmadan yetişirse, sabah namazına yetişmiştir. Kim de ikindiden bir rekate güneş batmadan evvel yetişirse, ikindiye yetişmiş demektir. (Birinci husus Şafii kavli olup İmam-ı azama göre yetişmiş sayılmıyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    399 9 Bir adam malını, iflas edenin yanında aynen bulursa, onu almaya diğerlerinden daha layıktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    399 10 Kim imama selam vermeden evvel otururken yetişirse, namaza ve faziletine yetişmiş demektir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    399 11 Bir adam kırk sabah ilk tekbire yetişirse kendisine iki beraat yazılır: Cehennemden azadlık beratı, münafıklıktan eminlik beratı. Hz. Enes (r.a.)
    399 12 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Hz. Saad (r.a.)
    399 13 Bir kimse camiye (cemaate) gitmiye devam ederse; Ya Allah yolunda istifade edeceği bir ahiret kardeşine rastlar, ya güzel bir ilme, ya da hidayetine delalet edecek veya onu düşmekten muhafaza edecek bir kelimeye, yahud da Allah'ın beklenen rahmetine mazhar olur. Veyahut Allah'dan haşyet veya haya ederek günahları terk nimetine erer. Hz. Hasan (r.a.)
    399 14 Bir kimse koku sürünürken besmele ile yağlanmazsa, altmış şeytanı da beraber yağlamış olur. Hz. Zeyd İbni Nafi (r.a.)

    YanıtlaSil
  87. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    157 1 Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    157 2 Allah Teala Musa (a.s.)'a şöyle vahyetti: "La ilahe İllallah" diye şehadet edenler olmasaydı, Cehennemi Dünya ehline musallat ederdim. Ey Musa! Bana ibadet eden olmasaydı, Bana isyan edenlere göz açıp kapayıncaya kadar bir mühlet vermezdim. Ey Musa! Şurası muhakkak ki, Bana inananan Benim indimde mahlukatın en kerimidir. Ey Musa! Asi olanın sözünün ağırlığı dünyadaki bütün kumların ağırlığına muadildir." Musa (a.s.) ise: "Ya Rabbi, bu asinin kim olduğunu lütfen bildir" dedi. Allah Teala buyurdu ki: "Bir kimsenin anasına-babasına (ben sizi dinlemiyorum) diyenidir. Hz. Enes (r.a.)
    157 3 Cebrail (a.s.) Bana kırk eve kadar komşuluk tavsiye etti. On bu taraftan, on bu taraftan, on şu taraftan, on da şu taraftan. Hz. Âişe (r. anha)
    157 4 Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    157 5 Size Allah'dan korkmanızı ve Habeşli bir köle bile üzerinize emir yapılsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Muhakkak ki, sizden biri Benden sonra yaşarsa, çok ihtilaflar görecektir. İşte o zaman Benim sünnetime ve Mehdi ve Raşidîn olan hulefanın sünnetine uyun. Onlara tutunun. Hem de can havliyle, azı dişlerinizle ısırır gibi. İşlerin, muhdes olanlarından sakının. Zira, her ihdas olunan bidattir. Her bid'atte dalalettir. (Her dalalette cehennemdedir.) Hz. İrbad (r.a.)

    YanıtlaSil
  88. Bir çok büyük puthaneyi içindeki putları kırdıktan sonra camiye dönüştürmesiyle İslâm'a ve İslâm medeniyetine hizmet etmiştir.(Şemsettin Sami 1996:4229). Hatta segilediği tavır ve davranışlar ile yaptığı işler ve fetihlerden dolayı İslâm âleminde ilk defa "sultan" olarak adlandırılan (Nizamülmülk 2003: 65) Gazneli Mahmud'a, putları kırmasından dolayı "büt-şiken ( put kıran) " lakabıda verilmiştir.....
    Sadece Arab ve Arablaşmış insanların vasfı olan İslâm, bundan böyle yaygın ve evrensel bir hâline geldi.( spuler 1988: ocak 2001: 44'den).
    Şiraz'dan İstanbul'a
    Prof. Dr. Ahmed Kartal.
    sy.95.

    YanıtlaSil
  89. Hazret-i Ömer (Radıyallahu anh)
    Hazret-i Ebu Bekir (Radıyallahu anh ) ın vefatında onun vasiyeti üzerine Halife olmuştur.
    Kara Davud
    Delail-i Hayrat Şerhi.
    M.Bin. Süleyman Cezuli.
    sy.378,379.

    YanıtlaSil
  90. Blogger yuksel dedi ki...
    yuksel3 Nisan 2021 01:38
    islâm dini kişiyi içki ve uyuşturucu madde

    kullanımina iten sebeplerle ayrı ayri müca-

    dele ettigi, her birine makul bir açıklama ge-

    tirdiği gibi, sarhoşluğu ve uyuşturucu madde

    kullanımini da kesin bir üslúpla yasaklamıştır.

    Kur'an'da geçen içki yasağı (Mâide, 5/90), sarhoş-

    luk veren, insanin aklî ve ruhî dengesini bozan

    bütün kati ve sivi maddeleri kapsar. Hadisler-

    de de her sarhoşluk veren şeyin haram olduğu

    bildirilmiş (Buhâri, "Vuda", 81, "Eşribe", 4, 10), çoğu

    sarhoşluk veren şeyin azının da haram olduğu,

    her sarhoşluk veren şeyin içki (hamr) hükmün-

    de olduğu belirtilmiştir (Müslim, "Eşribe", 73-75;

    daval suni hayatin verdigi tatminsizlik, manevi

    Eba Dâvad, "Eşribe", 5).

    Uyuşturucu maddelerden esrar çok eski dö-

    nemlerden beri dünyanın birçok bölgesinde

    özellikle de Uzakdoğu'da bilinmekle birlikte

    islâmin geldiği bölge ve dönemin insanlarinca

    fazla bilinmediği için Kur'an'da ve Sünnet'te o

    dönemin yaygin içkisi olan şarap (hamr) üze-

    rinde durulmuş ve yasak bu örnek üzerinden

    anlatilmiştir.

    islâm'in emir ve yasaklarındaki genel amaç-

    lar dikkate alındiğinda, Islâmn bu konudaki

    39

    21/04/03 11:24

    Madde Bağımlılığı Dr. Ömer Menekşe

    3 Nisan 2021 01:54 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    bu kötü alışkanlık toplumda bir çok sapıklık ve hastalığın yayılmasının da temel etkenini oluşturmaktadır.Batı ülkerinde sarhoşluk ve içki kısmen hoş görülürken uyuşturucuya karşı yasal ve bilimsel planda büyük bir mücadele verilmesi bu yüzdendir.
    madde bağımlılığı
    Dr. ÖMER Menekşe
    sy.41.

    3 Nisan 2021 02:04 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Bu ülkelerde bu konudaki çabaların sonuçsuz kalması ise, kişileri bu tür kötü alışkanlıktan alıkoyacak iç dinamiklerin bulunmayışı, dini ve ahlaki bağların çözülmüş, bencil ve çıkarcı bir yaşam tarzının egemen olmasıdır.
    sorunlarımız ve sorumluluklarımız
    madde bağımlılığı
    Dr. Ömer Menekşe
    sy.41

    3 Nisan 2021 02:13 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    islam, içki ve uyuşturucu kullanımını sert cezai müeyyidelerle önlemek yerine, fertlerin kendilerine, topluma ve yaratanına karşı sorumluluk ve saygı duymasını sağlayacak bir inanç ve ahlak bilincine sahip olmasına öncelik vermiş ve bu oldukça etkili bir metod olmuştur.
    Müslüman toplumlarda içkinin ve özellikle uyuşturucu madde kullanımının Batı toplumlarına göre oldukça düşük olmasının temelinde islam ın bu olumlu yaklaşımı yatmaktadır.
    sorunlarımız sorumluluklarımız
    MADDE BAĞIMLILIĞI
    Dr.Ömer Menekşe
    sy.41.

    3 Nisan 2021 02:27 Sil

    YanıtlaSil
  91. Zelzeleler havadaki elektrik yükünün boşalmamasından meydana geliyor.
    Risale-i Nur Külliyatı.
    Maddi Sebebidir.
    Manevi sebebi Allah c.c. karşı yapılan isyanlardandır.
    Dost T. V.
    Said Özdemir.
    Sözün Özü.

    YanıtlaSil
  92. Danışmayı terk eden doğru yolu bulamaz.Hz. Ali r.a.
    Bugünkü işini yarına bırakan zarar etmiştir.Hz. Muhammed S.A.V.
    İyilik üç şeyle amacına ulaşır.Acele etmek, küçük göstermek, gizli tutmak.Hz. Muhammed S.A. V.
    Herşeyin bir şerefi vardır, iyiliğin şerefi de çabuk yapılmasındadır.Hz. Ömer r.a.
    Özlü Sözler.
    İsmail Özcan.
    60,61,62.

    YanıtlaSil
  93. Millete fedakârlık iddia eden sahtekâr hamiyetfuruşlar.(Mn.) 95.
    Milletimizin ruhu İslâmiyettir.(Mn.) 24.
    Milletimiz yalnız İslâmiyettir.(H.Ş.) 97.
    Milletin baş hastalığı cehâlettir.....
    Milletin ihyası din ile olur.(S.) 658: Lemaat
    Milletin selameti cana baksa, vermekten çekinilmez.
    Milletlerin istidatlarına göre ahkâm değişir.(S.) 447:27.söz:hât.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.462.

    YanıtlaSil
  94. yorum.
    sülale. bir şeyden süzülüp çıkan şey demektir.bazan da bir şeyin özüne, mayasına <sülale< denilir.sütün üstünde oluşan kaymak bu cümledendir. ayrıca kılı yağdan, kılıcı kınından çekip çıkarma hakkında da bu kelime kullanılmıştır. evlat ve torunlara da <sülale< denilmesi, baba ve dedelerinden süzülüp meydana gelmesinden dolayıdır.2.
    kamus tercemesi. sell maddesi.
    ilmin ışığında asrın kur an tefsiri celal yıldırım
    anadolu yayınları
    cilt.8. sy.4087.

    8 Nisan 2021 10:16 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    bu hadis i şerif en önemli hadis i şeriflerden bir tanesidir. bilhassa kıyamet alametleri bölümünde geçen.
    - cariyenin efendisini doğurması..
    cümlesi çok manalıdır.kısaca ulema.
    -nesebin ve sülalenin ortadan kaybolacağı..
    şeklinde şerh etmektedir.
    muhtar ül - ehadisin - nebeviyye.
    izahlı tercemesi
    hadis i şerifler ve vaaz örnekleri
    es - seyyid Ahmed Haşimi.
    sy.502.

    YanıtlaSil
  95. Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekat veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.
    Cemil Meriç.
    Bir Fincan Arabça.
    Arabça Türkçe Sözler.sy.163.

    YanıtlaSil
  96. 101. Ey iman edenler! Açıklanınca hoşlanmayacağınız şeyleri (fazla) sormayın. Eğer Kur’an indirilirken onları sorarsanız size (gizledikleriniz veya yapmaya güç yetiremedikleriniz) açıklanır (da üzülürsünüz). Demek ki Allah, onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayıcıdır, cezada da aceleci değildir.
    Maide suresi.101.ayet.

    15 Nisan 2021 23:53 Sil

    YanıtlaSil
  97. Şinâsi'nin Türk şiiri'ne getirdiği yeni kavramlardan birisi de bilindiği gibi "akıl" dır.Aklı kâinatın sırlarını çözecek bir anahtar olarak görür.Yine aklı medeniyetin, kılıç kadar belki ondan daha tesirli vasıtası olarak değerlendirir.
    Ebüzziya Tevfik Bey.
    Mustafa Canelli.
    sy.58.

    YanıtlaSil
  98. Peygamber Efendimiz "Size iki şey bırakı-
    yorum ki, onlara yapışırsanız kurtuluşa erer-
    siniz. Bunlardan biri Allah'ın kitabı, diğeri de
    Ehl-i Beytimdir" buyurmuştur. Peygamberi-
    mizin Ehl-i Beytine bu ehemmiyetin veril-
    mesine sebep, onun neslinin, Sünnet-i Seni-
    yeye sahip çıkmak ve korumak hususunda
    ifâ edeceği vazife itibârıyladır. Gerçekten de
    tarih boyunca Islâm âlemini nurlandıran ve
    Müslümanlara rehberlik eden büyük zâtlar
    ekseriyet itibarıyla Peygamberimizin Âl-i
    Beytinden çıkmışlardır.
    Kura-ı Kerim ve açıklamalı Meali

    27 Nisan 2021 08:19
    Blogger yuksel dedi ki...
    23. İşte bu (lütfu)nu Allah, iman edip de sâlih amel işleyen kullarına müjdelemektedir. (Resûlüm!) De ki: “Bun(u duyurmam)a karşı sizden (Allah’a) yakınlıkta[9] sevgiden başka bir karşılık istemiyorum.” Kim bir iyilik işlerse, onun için bu iyiliği (karşısında alacağı sevâbı) artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, (güzel amele) bol karşılık verendir.

    27 Nisan 2021 08:26 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    [9] Âyet-i kerîmedeki “kurbâ” (yakınlık) lafzı, 25/57. âyette belirtilen hususa göre “Allah’a yakınlık” olarak alınıp birinci tercih yapılmıştır. Hasan-ı Basrî’ye göre de “akrabalıkta” anlamındadır. Bu durumda ifade, “Sizden akrabalıkta sevgi ve saygıdan başka bir mükâfat istemiyorum.” şeklinde olur. Bu isteğin altındaki sebep, Hz. Peygamber’in, Kureyş kabilesi içinde, hatta her oymağı arasında var olan güçlü akrabalık bağından dolayı, kendisini sevmelerini, bunun için de eziyet etmemelerini, tebliğinin önünü kesmemelerini istemesidir.
    Şura suresi 23.ayet.

    27 Nisan 2021 08:28 Sil

    YanıtlaSil
  99. Ya devlet başa ya kuzgun leşe Atasözü Anlamı
    Ya devlet başa ya kuzgun leşe atasözünün anlamı nedir?

    Bir ülkede, devlet disiplini sağlayamaz, halka hakim olamaz ve kontrolü ele alamazsa, o toplumda kargaşa çıkması ve çeşitli olayların yaşanması kaçınılmazdır. Bir millet için devlet çok önemlidir. Bu yüzden halk, devletinin yanında olmalı ve devleti zayıflatacak uygulamalardan kaçınmalıdır.

    YanıtlaSil
  100. Kıyamet günü günahı en çok olan kimse, manasız sözü çok olandır.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Ebi Evfa (r.a.)
    Sayfa: 117 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  101. Oralardaki yüz milyonlarca insanın gözyaşı, ahı, kanı, emeği, doğal kaynağı üzerinden Batı da kurulan bir refah düzeni var.
    Daha Adil Bir Dünya Mümkün
    Recep Tayyip Erdoğan
    sy. 92.

    YANITLASİL

    yuksel7 Eylül 2021 05:54
    Biz asla garibin, mazlumun, mağdurun, yoksulun, ezilmişin sırtından bir refah düzeni kurmayız, kuramayiz. Buna bizim ne inancımız ne kültürümüz ne de tarihimiz izin verir.
    Daha Adil Bir Dünya Mümkün
    Recep Tayyip Erdoğan
    sy. 92.

    YanıtlaSil
  102. Vasiyet etmeyi istediği bir şeyi olan bir müslüman adamın, bu vasiyeti yazmadan iki geceden fazla gecelemesine hakkı yoktur.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 374 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  103. Beklemekte olduğunuz şu yedi şey için amellere müsaraat (acele) ediniz: Unutturucu fakirlik, Azdırıcı zenginlik. Hayatınızı ifsad edici hastalık, Bunaklık verici ihtiyarlık, Ani ölüm. Deccal ki o beklenen şerdir. Kıyamet ki hepsinden daha büyük ve daha dehşetlidir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 243 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  104. Kapkaranlık gece parçaları gelmeden (fitnelerin zulmetinde nur temini için) amellerle müsaraat ediniz ki, o devirde insan sabah mümin olur, akşama kafir olarak ulaşır. Mümin olarak geceye girer. Kafir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları dinini, dünyadan az bir şeye karşılık satarlar.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 243 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  105. İki kapının ukubeti dünyada tacil edilmiştir: Hükümete karşı gelmek, anaya-babaya asi olmak.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 242 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  106. Ne kötü kavimdir o kavim ki, allah için adaletle hareket etmez ve aralarında işlenen masiyete mani olmazlar.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 242 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  107. Suhud erbabı bir nazar edip baksa
    İnkârcilar nifaksiz mü'min olurlar.
    Ruhu' l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    et-Tegabun Suresi.
    cilt. 21.sy.438.

    YanıtlaSil
  108. Bu ümmet şarabı üzüm suyu, faizi alış veriş, rüşveti hediye gibi kabul eder ve zekatı (öşrü) ticaret vesilesi yaparsa, işte bu, günahı artırdıklarından dolayı helaklerine sebep olur.
    Ravi: Hz. Huzeyfe (r.a.)
    Sayfa: 29 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  109. Bismillahirrahmanirrahim her kitabın anahtarıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Cafer (r.a.)
    Sayfa: 241 / No: 17
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  110. Çocuk, döşek sahibinindir. Zinada mahrumiyet vardır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 240 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  111. Evlat, Cennet reyhanındandır (rızıkdandır)
    Ravi: Hz. Havle binti Hakim (r.a.)
    Sayfa: 240 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  112. Evlat, kalbin semeresidir. (Göz nurudur) Ve o evlat korku, hasislik ve hüzün tevlid edicidir.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 240 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  113. Evlat, kalbin semeresidir. (Göz nurudur) Ve o evlat korku, hasislik ve hüzün tevlid edicidir.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 240 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  114. Verâ (şüpheden kaçma) amelin seyyididir. Bir kimse de, masiyetle yalnız kaldığı zaman (kötülüğe fırsat bulduğu vakit) Allah'a isyandan onu alıkoyan bir verâ' yoksa, Allah o kimsenin amellerinden hiç bir şeye kıymet vermez. İnsanda Allah korkusu gizli ve aşikarede, iktisad fakirlik ve zenginlikte, adalet ise hoşnudluk ve gadapta olmalıdır. Agah olun ki, "mümin" nefsine hakim olan kimsedir. Ve kendisine hoş gördüğünü başkalarına da hoş görmelidir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 240 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  115. (Kur'an'daki) "Vürûd" (cehenneme) duhuldür. İyi olsun, kötü olsun ona girmiyen kalmaz. Yalnız mümine, serin ve selamet olur. Hz. İbrahim (a.s)'a (ateşin serin) olduğu gibi. Öyleki müminlerin soğukluğundan Cehennem bağırır (müminin nuru onu yener). Bundan sonra Allah, takva ehlini kurtarır, zalimleri ise orada yüzüstü bırakır.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 240 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  116. Vesvese imanın ta kendisidir. (İtikada gelir, boş eve hırsız gelmez, imanın alameti demektir)
    Ravi: Hz. İbrahim (r.a.)
    Sayfa: 240 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  117. Verâlı adam, şüphe üzerine duraklıyan, hemen atılmıyan kimsedir.
    Ravi: Hz. Vasile (r.a.)
    Sayfa: 240 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  118. Bazıları vardır mü'min olarak dünyaya gelir, mu' min yaşar ve mümin olarak ölür, bazıları vardır kafir doğar, kafir yaşar ve kafir olarak ölür.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    21.cilt
    sy.415.

    YANITLASİL

    yuksel17 Eylül 2021 23:03
    Not:Ruhu'l Beyan da hadis'in devamı şöyle :Bazısı da vardır mü'min olarak doğar, mü'min olarak yaşar, kafir olarak ölür.
    Kimi de vardır ki kafir olarak doğar, kafir olarak yaşar, mü' min olarak ölür.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.415.

    YANITLASİL

    yuksel17 Eylül 2021 23:12
    Nice güzel suretle vardır ki ahirette çirkin olacaktır. Çünkü dünya da iken çirkin bir hayat sürmüş ve içinde kötülükler beslemistir. Ve nice çirkin yüzler vardır ki, dünya da iken iyi bir hayat sürmesi ve içinde bir kötülük beslememesi yüzünden ahirette güzel olacaktır.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.420.

    YanıtlaSil
  119. Hz. Peygamber s. a.v. "Şüphesiz ki Allah her yüzyılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir"buyurmaktadir.
    Islam Alimleri, İslama hizmet edecek olan bu muceddidlerin manaviyat alanında ve ilim sahasında olduğu kadar, siyaset alaninda da olabileceğini ifade etmektedirler.
    Bilinmeyen Osmanlı
    sy. 137.

    YanıtlaSil
  120. Sultan veled den bir şiir :
    Dünyayı bırak, zira bu dünya senin değildir
    Şu an aldığın nefes senin isteğinle değildir
    Dünya malını biriktirdinse mutlu olma
    Şu kendisine dayandığın can, senin değildir.
    Ruhu'l Beyan

    Kur'ân-ı Kerîm Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.405.

    YanıtlaSil
  121. Bir Hadis i Şerifte merhaba şöyle buyurulmustur:
    Güneş her doğduğunda mutlaka yanında iki melek vardır, bu iki melek, insanlar ve cinler dışında bütün yaratılmışlara isittirecek şekilde şöyle seslenirler::Ey İnsanlar! Rabbi nize gelin az olup yeterli olan, çok olup oyalayici olandan daha iyidir.
    Tergib, 2,172.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.399.

    YanıtlaSil
  122. Sultan veled den bir şiir :
    Dünyayı bırak, zira bu dünya senin değildir
    Şu an aldığın nefes senin isteğinle değildir
    Dünya malını biriktirdinse mutlu olma
    Şu kendisine dayandığın can, senin değildir.
    Ruhu'l Beyan

    Kur'ân-ı Kerîm Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.405.

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 21:58
    Bir Hadis i Şerifte merhaba şöyle buyurulmustur:
    Güneş her doğduğunda mutlaka yanında iki melek vardır, bu iki melek, insanlar ve cinler dışında bütün yaratılmışlara isittirecek şekilde şöyle seslenirler::Ey İnsanlar! Rabbi nize gelin az olup yeterli olan, çok olup oyalayici olandan daha iyidir.
    Tergib, 2,172.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.399.

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 22:52
    İnsanlar onu tanıyacak diye faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Facirden, bulunduğu hal üzere bahsedin ki, insanlar ondan sakınsınlar.
    Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
    Sayfa: 12 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 22:58
    Nitekim Peygamberimiz (a. s.) in bir hadis i şerifin de "Facirin/isyankarin kötülüklerini söyleyiniz ki, insanlar ondan korunsunlar" buyrulmustur.
    Acluni 1, 114.
    Ruhu'l Beyan,
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.379.

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 23:12
    Her ne kadar risaletin keramet ve mucize nurlar onları aydınlattığı için doğru olduğuna şahidlik edyorlarsada Peygamber (a. s.) den ve ona uymaktan çevirdikleri ve dünya ile sehvetlerine yöneldikleri için "şahidlik ederiz ki sen Allah in Peygamber işin sözünde yalancıdırlar. O halde Sahadetin gerçeği yalnız uymakla olur. Resulullah i gördüklerinde dünya ehlinin sehadetlerini de bununla karşılaştır.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.376.

    YanıtlaSil
  123. Beyazı Bistami nin (k.s.) dedi ki:Çok zikir sayı itibariyle değildir, huzur iledir.Bazan Allah Teâlâ azı çok güzel yerine yükseltir.
    ...
    Ancak siz çok iyi konuşan idareci den ziyade çalışkan ve faal olan bir idareciye daha çok muhtaçsınız...
    ....
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.362.

    YanıtlaSil
  124. "Yevmi Mev'ud" kıyamet günüdür. "Yevmi Meşhud" arefe günüdür. "Şahid" de Cuma günüdür. Cuma'dan efdal bir güne güneş ne doğmuş ne de batmıştır. Ve o günde öyle bir saat vardır ki , bir müslüman ona rastlar da Allah'a hayır dua ederse muhakkak Allah onu kabul eder ve birşeyden sığınırsa Allah ondan onu korur.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 241 / No: 16
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  125. Rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.) hutbe okuyup şöyle buyurdu :"Şüphesiz Allah Teala benim bu günümde, bulunduğum bu yerde cuma namazını size farz kıldı. Başında adaletli veya zalim bir devlet reisi bulunduğu ve hiç bir özrü de olmadığı halde, benim hayatta bulunduğum veya ahirete intikal ettiğimden sonra terk eden kimseye Allah bereket vermesin, iki yakasını bir araya getirmesin. İyi biliniz ki, o kimsenin haccı da, orucu da makbul değildir. Tevbe edenin Allah tevbesini kabul buyurur.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt 21.sy.360,361.

    YanıtlaSil
  126. Zikirde "Lâ ilâhe illallah" dan, dualarda "istiğfar" dan efdali yoktur.
    Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)
    Sayfa: 382 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  127. Alim iki türlüdür: Bir alim vardır ki ilmi ile Allah'ı kasdeder. Onu paraya değişmez. Tamaan almaz. Bir alim de vardır ki, ilmi ile dünyayı kasteder. Onu paraya değişir, Tamaan alır. İlmini Allah'ın kullarından esirger. Böylesine, Allah, kıyamet gününde ateşten gömlek giydirir. Ve meleklerden bir melek onun hakkında şöyle nida eder: "Haberiniz olsun. İşte şu filan oğlu filandır ki, Allah ona dünyada ilim verdi de, oda onu paraya karşılık sattı. Tamah etti." İnsanların hepsi oradan ayrılıncaya kadar bu nida devam eder gider. Sonra da Allah ona dilediğini yapar.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 221 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  128. Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  129. Ahmed Yüksel Çelik Nursi

    YanıtlaSil
  130. 49. Hucurât Sûresi
    Medine döneminde nâzil olmuştur. 18 âyettir. Sûre adını dördüncü âyette geçen “odalar” anlamındaki “hucurât” kelimesinden almıştır.

    Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

    1. Ey iman edenler! (İşlerinizde, söz ve hükümlerinizde) Allah’ın ve Resûlü’nün önüne geçmeyin. Allah’a saygılı olun, emirlerine uygun yaşayın. Çünkü Allah, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.

    2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstünde yükseltmeyin, konuşurken birbirinize bağırdığınız gibi (çağırmak için) ona bağırmayın; (yoksa) siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.[1] [krş. 24/63]

    3. Doğrusu, Allah’ın Resûlü yanında seslerini kısanlar (edepli olup benliğini öne çıkartmayanlar) var ya! İşte onlar, Allah’ın gönüllerini takvâ için imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

    4. (Resûlüm! Sana ait) odaların ardından seni çağıranlar var ya! Onların çoğu (saygıya) akıl erdiremezler.[2]

    5. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar (seni çağırmayıp) sabretselerdi, kendileri için elbet daha iyi olurdu. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    6. Ey iman edenler! Şayet bir fâsık (yalancı/günahkâr) size bir haber getirirse,[3] doğruluğunu araştırın. (Yoksa) bilmeyerek bir kavme kötülük eder de, yaptığınıza kesinlikle pişman olursunuz.

    YanıtlaSil
  131. [1] Bu âyetten hareketle, Resûlü’nün yolunda olan ulemâya karşı konuşurken de aynı edep ve saygı gösterilmelidir. Mü’minler iş ve meselelerinin çözümünde Allah ve Resûlü’nün emir ve hükümlerini görmezlikten gelip hevalarına göre hareket edemezler. [bk. 4/59, 65; 33/36]

    [2] Rivayete göre, Allah Resûlü (sas.) öğle sıcağında evinde istirahatta bulunduğu bir sırada, “Çık Yâ Muhammed!” diye bağıran Temîmoğulları hakkında nâzil olmuştur (Beydâvî).

    [3] Basın ve yayın araçlarının veya fâsıkların verdiği haberler de doğru olmayabilir. Buradan hareketle yazılan ve söylenen haberleri ve olayları yukarıdaki âyetin ışığı altında okumak, araştırmak ve dinlemek gerekir.

    [4] Günah olan zan, iyi kimseye beslenen kötü zandır (Beydâvî).

    [5] Resûlullah’a, “Gıybet nedir?” diye sorulunca “Gıybet, din kardeşini hoşlanmayacağı bir şekilde anmandır. Eğer o şey kendisinde mevcut ise onun gıybetini yapmış olursun, değilse iftira etmiş olursun.” buyurdu (Beydâvî).

    YanıtlaSil
  132. Demir'in aslı da su olup o da gökten inmiştir.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 20.sy.621.

    YanıtlaSil
  133. Demir'in aslı da su olup o da gökten inmiştir.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 20.sy.621.

    YANITLASİL

    yuksel14 Ekim 2021 09:17
    İbn Abbas'dan (r. a.) rivayet edildiğine göre Hz. Adem (a. s.) ile beraber üç şey inmişti:Birincisi Hacer-i Esved olup o kardan daha beyazdı. İkincisi Hz. Musa nin (a. s.) asası olup Cennetteki mersin agacindandi ve ön arşın uzunluğunda idi. Üçüncüsü ise demirdir.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 20.sy.620.
    57.Hadid.suresi.

    YanıtlaSil
  134. Kim vaktini camide geçirmeyi adet ederse, Allah (z.c.hz.) de ona ülfet eder.(Onu himayesine alır)
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 410 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  135. Asiye tatile çıkabilir mi?

    -
    “Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın..” Yok yok, bu değildi.. “Darbeler seni söyler! Fişlerde nağme adın!” Darbeler davul çala çala gelir. Demokrasi, terör, laiklik, irtica, cumhuriyetin nitelikleri, Atatürk’ten çok söz edilmeye başlamışsa, bilin ki, iyi saatte olsunlardan birileri(!?) iş üzerindedir. 03.00 radyoyu açarsanız, askeri bandolar çalıyorsa, hele bir de Hasan Mutlucan davudi sesiyle çıkıp “Hey gidinin efesi, efelerin efesi..” diye başlamışsa, 10. Yıl Marşı, dağ başını duman almış, İzmir Marşı filan da çalıyorsa bayrağı alıp köprüye, meydanlara çıkma zamanıdır. Minarelerde sela verilme zamanıdır. Siz meydanlara çıkmazsanız, biraz sonra F-16’nın alçak(!) uçuşları ve tank homurtularını duyabilirsiniz.

    Tarih 20 Temmuz 1974. “Kıbrıs Barış Harekatı” o gün “Ayşe tatile çıkabilir” parolası ile başladı.. 14 Ağustos 1974 günü saat sabah 04:30’da Kıbrıs’taki Türk birlikleri harekete geçti. Harekâtın başlaması ise TRT’de çalınan Ayten Alpman’ın, o bilinen(!) şarkısı “Bir başkadır benim memleketim” şarkısı ile başladı. Ayşe, Cenevre Konferansına katılan dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızının adıydı. Ecevit ve Güneş, 2. Cenevre Konferansına hazırlanırken, konferansın yarıda kalması ya da uza(tıl)ması ihtimaline karşı aralarında bir parola belirlemişlerdi. Cenevre’den olumlu bir haber gelmeyince işaret fişeği çakıldı. “Kıbrıs Barış Harekâtı” adı verilen operasyon 22 Temmuz saat 17’de sonlandırıldı.

    YanıtlaSil
  136. 15 Temmuz 1974’te EOKA-B liderlerinden Nikos Sampson, Yunanistan’da iktidarda bulunan cuntanın desteğiyle Makarios devrildi. Darbe haberi Ankara’ya ulaşınca MGK toplandı toplandı. Erbakan müdahale konusunda ısrarcı oldu. Ecevit müdahale ihtimali için “hazır olun” talimatı verdi. Ecevit Londra’ya gitti. Türkiye’nin teklifini Londra kabul etmedi. Bu arada, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırdı. 18 Temmuz’da Ecevit, Londra’da ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco ile görüştü. 19 Temmuz’da Sisco, Atina’dan Ankara’ya geldi. Sisco’nun Atina nezdindeki girişimlerinden ve Ankara temaslarından beklenen bir sonuç çıkmadı. Erbakan harekât konusunda ısrarlı idi. Bakanlar Kurulu, Erbakan’ın başkanlığında sürekli toplantı halindeydi.Aynı gün Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait bir filo, çıkarma gemileriyle Akdeniz’e açıldı. Kıbrıs Barış Harekâtı, TSK’ya bağlı birliklerin Lefkoşa-Hamitköy-Gönyeli ve Pınarbaşı bölgelerine hava indirme, Yavuz Plajı’na denizden çıkarma yapmasıyla 20 Temmuz’da başladı.

    Bülent Ecevit, harekâtın başladığını, “İnsanlığa ve barışa büyük bir hizmette bulunmuş olacağımıza inanıyoruz. Öyle umarım ki kuvvetlerimize ateş açılmaz ve kanlı bir çatışmaya yol açılmaz. Biz aslında savaş için değil barış için ve yalnız Türklere değil Rumlara da barış getirmek için adaya gidiyoruz” sözleriyle duyurdu.

    Evet, işte böyle: “Zeytinyağlı yiyemem ama, basma da fistan giyemem aman.” Sahi siz, Amerikan süttozu ve margarin yemiş mi idiniz! İran devrimine kadar biz müziğe “teganni” diye uzak dururduk!? İran devriminde kasetli radyolar ve videonun etkisini kim inkâr edebilir. Neyse zaten İran devriminden sonra biz de ezgilerle halkı coşturduk.

    YanıtlaSil
  137. Sahi, bunları niye hatırlatıyorum ki! “Anayaso ellerinden öpi haso..” Abdurrahim Karakoç’un deyişi ile “Ha Hasan’a, ha sana!” yazdıklarım. Gençler anlamasa da 50 yaşın üstündekiler anlayacaklardır. Biz 1980’den sonra coşmuştuk. Öncesi bol bol şiir okurduk. Bir de “Kör dünyanın göbeğine hak yol İslam yazacağız”. 28 Şubat günlerinde Ömer Karaoğlu, Eşref Ziya, Aykut Kuşkaya, Umut Mürare, Grup Genç, Hüseyin Goncagül, Taner Yüncüoğlu, Grup Yürüyüş, Abdülbaki Kömür bir çırpıda aklıma gelenler. Benim isim hafızam zayıftır.


    Darbe günlerinden bugüne çoğu soldan 21 şarkı Hit olmuş. 1970 Metin Ersoy/Her şey Berbat, 1972, Aşık Mahzuni / Berbat, Zülfi Livaneli Durup Dururken 1986, 1988 İçeriden Çıkan Adam / Ahmet Kaya, Bekle Beni / Çağdaş Türkü 1986, Yeni Türkü / Fırtına 1988, Grup Yorum Sıyrılıp Gelen 1987, Edip Akbayram / Güzel Günler Göreceğiz 1996.

    Biz “ne sağdayız, ne solda, Hak yoldayız Hak yolda” derken, “Ne sağcı, ne solcu, Futbolcu” bir nesil çıktı ortaya 2000’lerde. Ayşegül Aldinç “Yanlışsın”la başladı, Mabel Matiz “Alaimisema” ile LGBT’lileri selamladı. Sonrası geldi zaten. Athena “Ses etme” dedi, Simge “As bayrakları”, Anasından babasından bağımsız, aileyi reddeden bir grup “Dolu kadehi ters tut” dedi. Artık din, ahlak, gelenek ve cinsiyetinden bağımsız bireylerin yükseliş devri idi.

    YanıtlaSil
  138. Onur yürüyüşleri yapıyorlardı Beyoğlu’nda “istiklallerini “ilan ederek İstiklal Caddesinde. Cem Adrian “Yalnızlık” dedi, Harun Ateş “Ay”, Sertap Erener “Aç sesini” dedi. Eee “Bir başkadır benim öğretmenim”! Zaten Erener muradına erdi ve ardından 2010’da “Rengarenk” şarkısını çıkarttı. Ezhel’in “olay”ı ile “Trans kadın Hande’nin hikayesi”ni anlattı. Yolda grubu “Dereler”i, Bajar Kürtçe “Terennüm”ü, Rock grubu Redd “Bir yol bulursun”u seslendirdi. Hadise “Neredesin Aşkım”, Mercan “Hepsi Gay”, Kardeş Türküler “Buradayız/Namus”u sahne aldı. “Doğrul Koçum Doğrul” şarkısı ile Tülây German 1968’de ilk işaret fişeğini çakmıştı aslında. Zaten sonrası tüm dünyada LGBT(liler, uluslararası sözleşmelerle korunan, pozitif ayırımcılığa tabi bir topluluk oldular. Lanzarote ile 15 yaşında çocuklar cinsel yönelim ve deneyimle tercihlerini ortaya koyabileceklerdi. Özgürdü insanlar artık!?

    Sahi, biz nereden geldik, yola çıktığımızda ne hayallerimiz vardı. Şimdi geldiğimiz yer neresi!

    Peki, memnun musunuz? Ya da biz nerede yanlış yaptık!..


    Bütün imkânsızlıklarımıza rağmen Kudüs’ten kesintisiz haberler gelirdi. Şimdi bateriler çalarken Kudüs’te patlayan bombaların sesini duyamıyoruz sanki! Kudüs’e ayarlı idi saatler, gönüller. Şimdi New York, Londra, Paris ve Pekin borsasına ayarlı. Şeyhi şeytan olan Elon Musk ve Bil Gates’den gelecek haberlere göre kripto para borsasından gelecek haberleri mi bekliyoruz yoksa. 28 Şubat’ta özgürlük şarkıları söyleyen kardeşlerimizin telefon numaraları yeni başkanların telefonlarında hâlâ duruyor mu acaba!

    “Ne atom bombası, ne Londra konferansı”, yoo böyle değildi, o eskidendi. Ne iklim bombası, ne Paris konferansı, bir elinde iğne, bir elinde PCR, umurunda mı dünya! Selam ve dua ile.

    YanıtlaSil
  139. Not: Sahi Asiye (Hani şu haksızlıklara, zulme, sömürüye karşı çıkan, Firavun’a kafa tutan bir kadın vardı) ne zaman tatilden dönecek! Bizim kurtuluşumuz Asiye’nin tatilden dönmesi ile eş zamanlı gibi gözüküyor.

    YanıtlaSil
  140. Allah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak.
    Kul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek.
    Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu?
    Kuml, senin rahmetinle oldu diyecek.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt 20.sy.607.
    Hadid Suresi
    21.ayet.

    YanıtlaSil
  141. Allah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak.
    Kul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek.
    Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu?
    Kul, senin rahmetinle oldu diyecek.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt 20.sy.607.
    Hadid Suresi
    21.ayet.

    YanıtlaSil
  142. Ey insanlar! Kimin yanında (ganimet malından veya diğer haklardan) ne varsa, vakti geçti, "rezil olurum" demesin. Getirsin versin. Haberiniz olsun ki, dünya rezilliği ahiret rezilliğinden ehvendir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 183 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  143. 16. İman edenlerin Allah’ı anma ve hak olarak inen (Kur’an’)a karşı kalplerinin ürpermesi/saygıyla yumuşaması zamanı gelmedi mi?[2] (Mü’minler,) sakın bundan önce kendilerine kitap verilip de (onunla alakayı keserek) üzerlerinden uzun zaman geçmiş, kalpleri artık katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onlardan çoğu (Allah’ın emrinden çıkmış) fâsık (olmuş)lardır.

    (Âyet-i kerîmede yüce Allah, mü’minlere, kitaplarından uzaklaşan yahudiler ve hıristiyanlar gibi olmamalarını emir buyuruyor. Çünkü mü’minlerin Kur’an’la imanlarının kuvvetlenmesi, kalplerinin sükûn, hayatlarının huzur içinde olması gerekirken (8/2; 13/28), bunun aksine Kur’an’dan, onun kültüründen, mânevî gıdasından ve hükümlerinden uzaklaşan kalp imanca zayıflar, katılaşır ve duygusuzlaşır. Böyle bir kalbe sahip olan insan Allah’a karşı sorumluluğunu unutur, maddeci ve menfaatperest olur. Menfaatini başkalarının zararlarına, hatta yok olmaları üzerine kurmakta kalbi huzursuz olmaz.)

    YanıtlaSil
  144. Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 423 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  145. Miras bölünürken Yetimlere ve yoksullarada vermek
    Nisa, 8:1575
    Hadislerle Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri
    İbn Kesîr
    cilt 16.sy.184.

    YanıtlaSil
  146. "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.)
    Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
    Sayfa: 198 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  147. Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 198 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  148. Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)
    Sayfa: 198 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  149. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    Yusa a. s. duasıdır.
    Kara Davud
    Delail i Hayrat Şerhi
    sy. 836.

    YanıtlaSil
  150. RİSALEHABER – Risale-i Nur eserlerinin birçok yerinde geçen cerbeze kelimesinin anlamı "haklı ve haksız sözlerle hakikati gizlemek" şeklinde ifade edilebilir.

    Arapça kökenli “cerbeze” kelimesi Türkçe’ye doğrudan Arapça anlamıyla geçmemiştir. Cerbeze’de yapılan sütü kara gösterme; batılı hak, hakkı batıl göstermektir. Bu minvalde Arapça’da “cerbeze” kelimesinin kullanımı olumsuz yönde, aldatıcı konuşma, kurnazlık ve hilekarlık doğrultusunda aşağılayıcıdır. Türkçe’de ise kullanımı çeşitli söz oyunlarıyla hakikati maskelemek, perdelemek suretiyle karşıdaki kişiyi kendi çıkarları doğrultusunda ikna edebilen, güzel konuşan, becerikli şeklindedir.

    Risale-i Nur'dan cerbeze ifadesinin geçtiği örnek cümleler:

    YanıtlaSil
  151. İhtar: Bu kuvve-i gadabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır. Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinap eder. (İşaratü'l-İ'caz _ Fatiha Sûresi)

    • Meselâ kuvve-i akliyenin fesat ve zulmeti hükmündeki ifrat ve tefriti olan gabâvet ve cerbezeden müberrâ olarak, hadd-i vasat ve medar-ı istikamet olan hikmet noktasında kuvve-i akliyesi daima hareket ettiği gibi; kuvve-i gadabiyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan korkaklık ve tehevvürden münezzeh olarak, kuvve-i gadabiyenin medar-ı istikameti ve hadd-i vasatı olan şecaat-i kudsiye ile kuvve-i gadabiyesi hareket etmekle beraber; kuvve-i şeheviyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan humud ve fücurdan musaffâ olarak, o kuvvenin medar-ı istikameti olan iffette, kuvve-i şeheviyesi daima iffeti, âzamî mâsumiyet derecesinde rehber ittihaz etmiştir. (Lem'alar - On Birinci Lem'a)

    • S - O sâil-i meçhul, tekrar der: cerbeze nedir?

    C - HAŞİYE [Bir zaman aşiretlere böyle cevap vermiştim.]Müteferrik büyük işlerde yalnız kusurları görmek cerbezeliktir; aldanır ve aldatır. cerbezenin şe’ni, bir seyyieyi sümbüllendirerek hasenata galip etmektir. HAŞİYE-1[Çirkin emirler, çirkin şeylerle tasvir edilir. Gelecek temsillerde kusura bakma.]

    YanıtlaSil
  152. Meselâ, bir aşiretin her bir ferdi bir günde attığı balgamı, cerbeze ile, vehmen tayy-ı mekân ederek, birden bir şahısta o muhassalı temsil edip, başka efradı ona kıyas ederek, o nazar ile baksa...

    Veyahut bir sene zarfında birisinden gelen râyiha-i keriheyi, cerbeze ile tayy-ı zaman ederek, bir dakika-i vâhidede, o şahs-ı hazırda sudurunu tasavvur etse, acaba evvelki adam ne derece mustakzer, ikinci adam ne derece müteaffin... Hatta, hayal gözünü kapasa, vehim dahi burnunu tutsa, mağaralarından kaçsalar, akıl onları tevbih etmeye hakkı olmayacaktır.

    İşte, şu cerbezenin tavr-ı acîbi, zaman ve mekânda müteferrik şeyleri toplar, bir yapar. O siyah perde ile herşeyi temaşa eder. Hakikaten, cerbeze, envaiyle garaibin makinesidir.

    Görülmüyor ki, cerbeze-âlûd bir âşıkın nazarında umum kâinat birbirine muhabbetle müncezip, rakkasâne hareket edip gülüşüyor. Veyahut çocuğunun vefatıyla matem tutan bir vâlidenin cerbeze-âlûd me’yusiyeti nazarında umum kâinat hüzün-engizâne ağlaşıyor. Herkes, istediği ve haline münasip gördüğü meyveyi koparır. (Tulûât)

    YanıtlaSil
  153. S - Efkâr-ı hâzırada cerbeze nasıl bir tesir etmiştir?

    C - Bak, o seyyiedir ki, Ararat Dağı kadar bize zulüm ve tahkir eden ecnebî bir devleti, ne safsatalı bahanelerle, bilmem hangi tarihte Kırım’da bize yardım etmiş gibi yavelerle, bize dost olabilecek sûrette gösteriyorlar.

    YanıtlaSil
  154. Hem Sübhan Dağı kadar İslâmiyetin izzet ve şerefine çalışan gürûh-u mücahidîni, acip bahanelerle en fena derekesine indirip, millete düşman gibi gösteriyorlar.

    Hem de Avrupa’nın terbiyesinin neticesi olarak خُذْ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ اَحْسَنَهُ [Herşeyin en güzel ve hoş olan yönünü al!]kaidesiyle herşeyin en iyi cihetini nazara almak maslahat iken, en fena ciheti nazara alıp mütemadiyen milleti ye’se sevk ederek, ruh-u cemaati öldürüyor.

    Hem yine cerbeze seyyiesine zaaf-ı akide inzimam etmesiyle, mesail-i diniyede en zayıf tarafını irae ederek dinsizliğe zemin ihzar ediyor.

    Hem yine onun netaicidir ki, mukteza-yı beşeriyet olan, beynesselef cereyan eden tenkidat-ı rakipkârâne veya hakperestaneyi, sofestaicesine bir cerbeze ile, her birinin hakkında başkalarının tenkidatını irae edip, eâzım-ı ümmet hakkında hürmetsizlik ve emniyetsizliği telkin ederek o vasıta ile ezhandaki İslâmiyetin kudsiyetini sarsıyor.

    İşte, bunlar gibi çok mazarrat-ı azîme, şu nev’i cerbezeden tevellüd ediyor. (Tulûât)

    • En müthiş maraz ve musibetimiz, cerbeze ve gurura istinad eden tenkittir. Tenkidi eğer insaf işletirse, hakikati rendeçler. Eğer gurur istihdam etse, tahrip eder, parçalar. O müthişin en müthişidir ki, akaid-i imaniyeye ve mesail-i diniyeye girse! Zira iman hem tasdik, hem iz’an, hem iltizam, hem teslim, hem mânevî timsaldir. Şu tenkit, imtisali, iltizamı, iz’anı kırar. Tasdikte de bitaraf kalır. (Hutbe-i Şâmiye)

    YanıtlaSil
  155. Hasmın zulm-ü kâfiranesini, hayale gelemez cerbezeli tevillerle adalet sûretinde göstermek ister. (Sünûhat)

    • Hem de cerbeze ile, insan adalet yaparken zulme düşüyor. Zira insan kusursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-ü mehasinle tâdil olunan müteferrik kusurları cerbeze ile cem edip bir zaman-ı vâhidde bir şahs-ı vahidden sudurunu tevehhüm ederek şedid cezaya müstehak görür. Hâlbuki bu tarz, bir zulm-ü şedîddir. (Divan-ı Harb-i Örfî - İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi)

    • Elhasıl: cerbeze bir hâkimdir. Yalnız seyyiat tarafını konuşturmamalı; onun hasmı olan hasenatı da dinlemeli, sonra muvazene edip, mizan-ı haşirdeki hükm-ü âdilâne gibi râcih gelene muhabbetle hak vermelidir. (Tulûât)

    YanıtlaSil
  156. İttihad-ı İslam, Müslümanlar arasında birlik ve dayanışmayı tesis ederek İslâm’ın toplumun iktisadî, siyasî, sosyo-kültürel her alana hâkim olmasını amaçlayan bir fikirdir. Batı karşısında geri kalmışlıktan kurtulmak amacına yönelik bir çözüm arayışı olarak on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı aydınları tarafından dile getirilmeye ve tartışılmaya başlanan bu fikir, özetle; İslamiyet’in modern gelişmeler karşısında insanın dünyaya bakışını tayin edecek, hayatın her alanına hâkim kılınabilecek evrensel bir siyasi-sosyal muhtevaya sahip, ilerlemeye engel olmayan ve bütün Müslümanları kardeş olarak algılayan bir din olduğundan hareketle İslam Birliği’ni öngören tezlere dayanmaktadır.

    Son yıllarda Irak, Afganistan, Filistin gibi birçok İslam ülkesinin çeşitli işgallere ve saldırılara maruz kalması, İslam’ın mamur beldelerinin çiğnenerek binlerce masum Müslüman’ın katledilmesi; toplumumuzda da terör kaynaklı olayların artması ve bir dizi olumsuz gelişmelerin yaşanması ittihad-ı İslâm fikrinin sosyolojik olarak yeniden gündemimize taşınmasını sağlamıştır. Teorik olarak İslam dünyasının geleceği açısından büyük öneme sahip olan ittihad-ı İslam düşüncesinin pratik alanları düşünüldüğünde fikri, siyasi, ahlaki, sosyo-kültürel birçok alana işaret eden sorunları içinde barındırdığı, dünya siyaseti açısından da önemli engelleri içerdiği görülecektir.

    Dikkat çekilmesi gereken temel sorunlardan biri şudur ki; İslâm ahlâk ve akaidini ferdî ve sosyal hayata uygulamada problemler yaşayan İslam toplumlarının, İslâmcılık siyasetinin ön gördüğü tarzda, problemleri siyaseten çözebilme iddiasıyla iktidara talip olma düşüncesi İslâm dünyasının kendi içinde yaşadığı en büyük iç çatışmalarından biri olarak tartışılmayı beklemektedir. İttihad-ı İslam düşüncesinin siyasi güç ve iktidara sahip olmak ön şartıyla gerçekleşeceğini savunan İslamcılıkla eklemlenmesi kendi içinde problemler içermektedir.

    YanıtlaSil
  157. Bu bağlamda, ittihad-ı İslam fikrinin siyasi bir ideolojiye bürünmüş olmasının ardında yatan olgular, biraz da Müslümanların mensup olduğu dini algılama ve onu her alanda hayatına hâkim kılma anlayışı ile ilgili olmalıdır. Zira; ideolojik tarafı bir yana; İslâm ile özdeşleşen bu kavramın savunucularının her şeyden İslâm üzere olmaları ve bütün hayatlarını buna göre dizayn etmeleri beklenmektedir. Bu bağlamda pratikte İslam’ı algılamada problem yaşayanların bu siyasetle İslam toplumlarını kurtarmaya girişmeleri birçok çelişkiyi beraberinde getirmektedir.

    Dikkat çekilmesi gereken hususlardan biri de İslam dünyasının kendi iç mekanizmaları ile ilgilidir. Keyfî uygulamaların revaçta olduğu, fikir hürriyetinin olabildiğince kısıtlandığı, devletçi-iktidarcı reflekslerin daha ağır bastığı, kişisel hak ve hürriyetlerin bu refleksler karşısında eridiği, ihlas ahlakından yoksun bir İslam dünyasının İslam Birliği gibi büyük organizasyonları nasıl oluşturacağı merak konusudur.

    Gerçek şu ki, İslâm; insan haklarını güvence altına almakta, güzel ahlâkın yaygınlaştırılmasını önermekte, hukukun üstünlüğünü savunmakta, barış içerisinde yaşamayı vurgulayarak adaletli paylaşımı teşvik etmekte, her türlü çirkinliği ve azgınlığı yasaklamaktadır. Bu bağlamda, İslâm birliğini etrafı çitlerle çevrilmiş sınırlar içine hapsetmek yerine İslam hakikatlerin yaşandığı yerler olarak düşünmek ve özlenen birliğin buralardan geçtiğini bilmek daha gerçekçi yaklaşım olacaktır. Dolayısıyla ittihad-ı İslam, Nebevi bir yöntemin esas alınmasını, içi boş politik bir slogan yüzeyselliğinden çıkartılarak, içinin ahlak, fazilet ve hikmetle doldurulmasını gerekli kılmaktadır.

    YanıtlaSil
  158. Biz de bunları göz önünde bulundurarak 108. sayımızın konusunu “İttihad-ı İslam” olarak belirledik. Konuyu “İttihad-ı İslam, İslamcılık, din, siyaset, milliyetçilik, din kardeşliği, ihlas, ittifak, ittihad, İslam milliyeti, i’lâ-yı kelimetullah, geri kalmışlık, ilerleme, kalkınma, eğitim, cehalet, hilafet, dünya barışı, sömürgecilik, modernizm, Avrupa Birliği” kavramları etrafında tartışarak aşağıdaki sorulara cevaplar aramayı planladık.

    İttihad-ı İslam nedir? Başlangıçta Osmanlı Devleti’nin önderliğinde birleşecek Müslüman ülkelerin çağdaş medeniyet seviyesinde geri kalmışlıktan ve yabancı ülkelerin hâkimiyetinden kurtulabileceklerini öngören bir fikir akımı olan bu projenin günümüz İslam dünyası için geçerliliği nedir? İslam kardeşliğinin çerçevesi nasıl çizilmelidir? İttihad-ı İslam milliyetçilik sorununu aşacak hangi argümanlara dayanmaktadır? Bediüzzaman’ın ittihad-ı İslam’ın şartları arasında gösterdiği İslam milliyetini esas almak, şura ve meşveret, esaslarda ittifak etmek ön şartlarının önemi nedir? Bu bağlamda İslâm ülkelerinin demokratik yönetimlere kavuşturulmasının İslam Birliği açısından önemi nedir? İttihad-ı İslam ile İslamcılık politikalarını birbirine eklemlendirmek gerekir mi? Bediüzzaman’ın ittihad-ı İslam’ı “ibâdet” ve “bu zamanın en büyük farz vazîfesi” olarak görmesinde amil düşünce nedir? İttihad-ı İslam-ihlas ilişkisi nedir? Türkiye’nin dahil olmaya çalıştığı Avrupa Birliği ve benzeri birlikler İslâm birliğine engel teşkil eder mi? Dünya barışı açısından İslam Birliği’nin anlamı nedir? Bu zamanın en büyük tehlikelerinden olan dinden uzaklaşma, materyalizm, sekülerizm ve terörizmin tahrip edici etkisine ve komünizm, masonluk ve ateizm cereyanlarına karşı ittihad-ı İslam’ın önemi nedir?

    YanıtlaSil
  159. 108. sayıda yer alan yazılara aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz:

    İttihad-ı İslam’a Dair Sorular
    Nuri ÇAKIR

    Endüstri Sonrası Sivil Toplumda İttihad-ı İslam
    Bünyamin DURAN

    İslamcılık ve İttihad-ı İslam Düşüncesinin Doğuş Süreci ve Temel Öğeleri
    Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU

    İttihad-ı İslam Sadece İslami Değil, Aynı Zamanda İnsani Bir Projedir
    Osman ÖZTÜRK – İbrahim KAYGUSUZ

    Bediüzzaman’ın İslam Kardeşliğine ve Irkçılığa Bakışı
    Musa Kâzım YILMAZ

    Ehl-i İmanı Birbirine Bağlayan Nurani Rabıtalar
    Veysel KASAR

    Günümüzde İslâm Birliği İdeali
    Ali BAKKAL

    İslam Birliği, Abdurreşid İbrahim ve Mehmed Akif
    Namık Kemal KARABİBER

    Birliğin Dayanılmaz Gücü
    Atilla YARGICI

    Beyanülhak Mecmuası’nda İslamî Dayanışma Düşüncesi
    Nazmi EROĞLU

    Risale-i Nur’da İttihad-ı İslam
    Bediüzzaman Said NURSİ

    YanıtlaSil
  160. İttihad-ı İslam (İslam Birliği) Nasıl Gerçekleşir?
        

    İttihâd-ı İslâmın varlığı ve devamı için:

    1. İslâm milliyetini esas alıp, menfi unsuriyet fikrini bırakmak;

    2. İslâm dünyasındaki dini cemaatler, gayede ve dini esaslarda ittifak edip teferruat meseleleri medar-ı niza etmemek.

    3. İslâm devletleri arasında, meşveret-i şer'iyyeyi yapmak. Bunlar en ehemmiyetli sebeplerinden üç tanesidir.

    İttihad-ı İslâm, yani İslâm birliği, bütün Müslümanları derecelerine göre alâkadar eden ehemmiyetli bir mes'eledir. Zira ittihad-ı İslâm sadece siyasî bir mes'ele değildir. Bu ittihad iki mü'minin imanı kardeşlik rabıtalarıylâ irtibat ve tesanüdlerinden başlayarak tâ Âlem-i İslâm genişliğinde bütün Müslümanların teavün ve teşrik-i mesaîlerine kadar gider.

    Müslümanların bu dinî kardeşliğinden gelen ve tesanüdden hâsıl olan muazzam kuvvetle, dinimiz, milletimiz, vatanımız her türlü tehlike ve her çeşit düşmanlardan muhafaza edilir ve sulh-u umumîye vesile olur.

    YanıtlaSil
  161. Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
    Ravi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
    Sayfa: 197 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  162. Ümmetimden iki şahıs çıkacak. Bunlardan birine Allah c. c. Vehbi ilim verecek. Diğerinin ise Ümmet-i Muhammede fitnesi şeytandan daha tesirli olacak. (Tils.) 177.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 235.

    YanıtlaSil
  163. Beyt-i Mamur semadadır. Ve ona "Surah" ismi verilir. Bu, beyt-i Haram misillidir. Ve onun hizasına gelir. Düşecek olsa, onun üstüne düşerdi. Her gün yetmiş bin melek onu ziyarete gelir, her gelen melek bir defa gelmek şartıyla. Onun semadaki kıymeti, Beytullah'ın kıymeti gibidir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 196 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  164. Günahtan tövbe eden günahsız gibidir.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 196 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  165. Yalan ile haram ikiz kardeş gibidirler.4/1686
    Yalanın, yalan yere yeminin ve yalancı şahitliğin puta tapmakla eşdeğerde tutulması. 8/4022.
    ilmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    cilt. 14.sy.242.

    YanıtlaSil
  166. İL
    Memleket, yöre, halk, ülke ve devlet anlamında bir terim.

    Müellif:
    İLHAN ŞAHİN
    Türkçe bir kelime olan il kaynaklarda ve lehçelerde ses birimi değişikliğiyle “el” şeklinde de geçer. Tarihî süreç içinde anlamı genişleyen il kelimesinin başlangıçta “barış, dostluk” ve ardından “boylar birliği” mânasına geldiği ileri sürülür (Doerfer, II, 194). Dîvânü lugāti’t-Türk’te, “İki beg birle il boldı” (İki bey arasında barış oldu); “İl bolgalı igendi” (Barışı reddetmişti) ifadeleri geçer (s. 23, 98-99). Kelimenin “barış” anlamı Kırgız toplumundaki, “Duşman kaysı, el kaysı, birbirine körünböy” (Düşman hangisi, dost hangisi, birbirine karışmış) atasözünde de yer alır. Bu atasözünde el “dost” ve “barış sever” anlamındadır. Barışı sağlayan kimseye “ilçi/elçi” denir. Nitekim VIII. yüzyıla ait Yenisey yazıtlarında anlaşmazlık halindeki kişiler arasında uzlaşma sağlayan ara bulucu veya temsilci için elçi terimi kullanılır (Useev, s. 77). Söz konusu dönemin idarî ve siyasî oluşumları içinde elçiyi sadece kişi veya kişilerin temsilcisi değil bodun (boylar) birliğinin temsilcisi olarak da görmek gerekir. XI. yüzyılda Kutadgu Bilig’de elçinin etimolojisinin “hükümdar ve devlet adamı” mânasını aksettirdiği anlaşılır. Moğollar’la birlikte yaygınlaşan elçi kelimesi Türkiye Türkçesi’nde günümüze kadar gelmiştir.

    Boylar ve kabileler birliği anlamı içinde il/el idarî ve siyasî bütünlük gösteren halkı ifade eder. Kelime VIII. yüzyıla ait Orhon ve Yenisey yazıtlarında idarî bakımdan çeşitli boylardan teşkil edilen konfederasyonu niteler. Dolayısıyla boylar üzerinde bir çatı olan il/el “boylar birliği” mânasına gelir. Kelime bu anlamda günümüzde Kırgız, Özbek ve Kazak toplumu başta olmak üzere halklar arasında kullanılır. Buna örnek olarak Kırgızlar’da, “El menen kötörgön cük cerde kalbas” (Halk ile kaldırdığın yük yerde kalmaz); Özbekler’de, “Öz kadrini bilmagan el kadrini bilmas” (Kendi kadrini bilmeyen halkın kadrini bilmez) şeklindeki atasözleri gösterilebilir. Türkiye Türkçesi’nde söylenen, “El mi yaman bey mi yaman” atasözündeki el kelimesi halk, bey ise “yönetici” veya “hükümdar” demektir.

    YanıtlaSil
  167. İdarî ve siyasî birlik içindeki halkın yaşadığı topraklar da il/el adıyla bilinir. Orhon ve Yenisey yazıtlarındaki ifadelerde sık sık geçen il/el terimi “bölge, yurt, ülke, memleket, devlet” gibi anlamlara gelir. Benzer durum Dîvânü lugāti’t-Türk’te yer alan “il başı” (eyaletin başı, memleketin başı); “Beg ilin tüzdi” (Bey ülkeyi düzenledi); “Beg il basdı” (Bey ülkeyi yendi ve düzene soktu); “İl bulgandı” (Ülke karıştı); “İl töz neteg?” (Ülke ve üst tabaka nasıl?) ifadelerinde de görülür (s. 23, 235-236, 302, 398). Orhon ve Yenisey yazıtlarında dikkati çeken bir husus il/elin sık sık Türük (Türk), bodun ve törü (töre) kelimeleriyle birlikte kullanılmasıdır. Bu bağlamda Dîvânü lugāti’t-Türk’te “İl törü yetilsün” (Ülke barışa kavuşsun); “İl kaldı törü kalmas” (Ülke terkedildi, fakat töre terkedilmedi) cümleleri geçer (s. 52, 240). Bu durum söz konusu terimin ülke veya devletle ilgili temel unsurları teşkil etmesinden kaynaklanmaktadır. “İl-teriş”, “İl-tutmış”, “İl-etmiş”, “İl-almış” gibi unvan ve kişi adlarının kullanımı da bu anlamdadır.

    Türkiye Türkçesi’nde il kelimesinin anlamı biraz daha daralmış ve belli bir bölgeyi temsil etmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra bağımsızlıklarını ilân eden beylikler Dânişmend-ili, Menteşe-ili, Saruhan-ili, Karaman-ili, Dulkadır-ili, Teke-ili, Hamîd-ili, Aydın-ili, Karesi-ili, Özer-ili gibi adlarla bilinmekteydi. Aydın-ili, Aydınoğulları’nın bölgeye hâkim olmasından önce bu bölgeye hâkim olan İznik İmparatoru Laskaris’in adından dolayı kaynaklarda Leşkerî-ili (Laskaris’in toprağı) adıyla da geçmekteydi. Beyliklerin Osmanlı idaresi altına girmesi ve bu beyliklerden sancak veya eyalet teşkil edilmesiyle birlikte söz konusu adların önemli bir kısmı Osmanlı kayıtlarına eyalet, sancak ve kaza gibi birimler halinde yansımıştır. Anadolu ve Balkanlar’ın Osmanlı yönetimine girmeye başlamasıyla birlikte il ile ilgili adlandırmalar daha da yaygınlaşmıştır. Osmanlı Beyliği’nin kuruluş döneminde Osman Gazi’nin yoldaşları ve uç beylerinden Konuralp’in fethettiği Düzce-Üskübü bölgesi Konuralp-ili, Turgut Alp’in fethettiği İnegöl bölgesi Turgut-ili, Akça Koca’nın Boğaz yakınlarına kadar fethettiği bölge Koca-ili ve Hızır Bey’in fethettiği Akyazı-Mengen arasındaki bölge Hızır Bey-ili adıyla anılmaktaydı.

    YanıtlaSil
  168. Osmanlı kayıtlarında Osman Gazi’nin alınan vilâyetleri gazilere taksim ettiği yolundaki ifadelerin yer alması, eski Türk geleneğine uygun biçimde söz konusu yerlerin yurtluk ve ocaklık olarak fâtihlerine verildiğini ve onların adıyla anıldığını gösterir.

    Osmanlılar’ın Balkan yarımadasında il/el adını verdikleri yerler, genelde kuruluş döneminde Anadolu’da verilen isimlere benzer şekilde birleşik isimden meydana gelmekteydi. Ancak bu adlandırmaların Anadolu’dakilerden farkı, daha ziyade eski hâkimlerinin unvan ve isimleriyle topluluk ve coğrafî bölge adlarını taşımış olmalarıydı. Bu şekilde Balkan yarımadasının tamamını içine alacak şekilde verilen ad Rum-ili/Rum-eli idi. Burada kelimenin ilk kısmı olan Rum, Bizans coğrafyasının adı olan Romania’dan gelmektedir. İl/el adları Balkan yarımadasındaki küçük yerler ve bölgelere de birleşik adlar şeklinde verilmekteydi. Bunlar Şişman-ili, Konstandin-ili, Yuvan-ili, Kalkandelen-ili, Laz-ili, Pavlo Kurtik-ili, Kıral-ili, Hersek-ili, Lukaç-ili, Karlı-ili, Arvanit/Arnavut-ili, Dukakin-ili gibi adlardır.

    Anadolu coğrafyasının Osmanlı idaresine girmesinden sonra il/el adını taşıyan ve bir kısmı muhtemelen Osmanlı öncesi adlandırmalar olan idarî birimlerin isimlerine de rastlanmaktadır. XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde Konya merkez kazasına bağlı Said-ili, Beyşehir livâsına bağlı Kır-ili, Aksaray livâsına bağlı Eyüb-ili, Canik livâsına bağlı Kırık-ili nahiyeleriyle Akşehir livâsına bağlı Çimen-ili nahiyelerini misal olarak zikretmek mümkündür. Ayrıca bu adlar, belli bir bölgeyi yurt tutan Türkmen veya yörük göçebe grupları için teşkil edilen bazı idarî birimlere verilen adlara da yansımaktaydı. Konya’nın ova bölgesini yurt tutan Atçeken oymakları için oluşturulan kazalardan biri Eski-il adıyla bilinmekteydi. Yine XVI. yüzyılın ortalarında Sivas’ın güney kısmında Kangal, Şarkışla ve Gürün bölgesinde yaylayan göçebe unsurlardan Yeni-il adıyla bir kaza teşkil edilmişti. Yeni-il’deki göçebe grupların adları resmî yazışmalarda bazan Yeni-il Türkmenleri, bazan da Yeni-il ulusu diye geçmekteydi. Doğu Anadolu’da Akkoyunlu Türkmen Devleti’nin bakiyesi olan büyük göçebe gruplar da önce ulus adı altında idarî bir organizasyona bağlanmış, kısa bir süre sonra bu ulus Boz-ulus ve Kara-ulus diye iki gruba ayrılmıştır. Burada “il” ve “ulus” arasında belirleyici bir farkın olmadığı görülür. İl ile ilgili yer ve bölge adları içinde en fazla dikkati çekeni Uç-ili, Taş/Dış-ili ve İç-il’dir. Eski devlet teşkilâtındaki sosyal ve idarî yapılanmaların izlerini hatırlatan bu adlandırmalar, Anadolu’da belli bir coğrafî bölge içinde daha çok onların bulunduğu yerlere ve özelliklere işaret etmektedir. Bunlar arasında serhad bölgesini gösteren Uç-ili’nin Dîvânü lugāti’t-Türk’te de yer alması (s. 20) şüphesiz söz konusu adlandırmaların tarihî izlerini ortaya koyar. Bu arada Osmanlı döneminde üç başşehirde (Bursa, Edirne, İstanbul) görevli müderrislere işaret eden “iç-il müderrisleri” tabirini, sadece bu üç başşehrin adlarıyla değil bunların Osmanlı coğrafyasındaki mekânlarıyla da ilişkilendirmek gerekir.

    YanıtlaSil
  169. Osmanlı döneminde il kelimesi il yazıcısı, il defteri, il erleri, il kethüdâlığı gibi tabirlerde de kullanılmaktaydı. Bunlardan mübâşir, muharrir, vilâyet kâtibi gibi adlarla da bilinen il yazıcısı devlet adına her türlü gelir kaynağının tesbiti ve bunun tevzii işine, yani vilâyetin veya bölgenin tahririne memur olan kimsedir. İl defteri il yazıcısı tarafından vilâyet yahut bölgeyle ilgili tutulan defterdir. İl erleri iç karışıklıklar sırasında güvenliği sağlamak amacıyla oluşturulan yerel milis kuvvetleridir. İl kethüdâlığı ise şehir veya kasabalarda çeşitli görevlilere bağlı kethüdâlardan daha üst seviyede olan kimselerdir.

    İl kelimesinin kökü Orhon yazıtlarındaki “ilig/illig”dir. “Ülkesi, yurdu olan, devletlü = hükümdar” anlamına gelen kelime Mani dini mensuplarınca kağan yerine kullanılır. Kutadgu Bilig’de de “hükümdar” anlamında sık sık geçer. Karahanlılar’da sultanların çoğu bu unvanı da kullanmıştır. Unvanın Kutadgu Bilig’de yaygın biçimde geçmesi, ancak aynı yüzyılda kaleme alınan Dîvânü lugāti’t-Türk’te hiç yer almaması Yûsuf Has Hâcib’in Manici veya Burkancı Uygur kültürüne yakınlığı ile açıklanmaktadır (Tekin, XVI/95 [1996], s. 16). İlig/İllig, Uygur bölgesinde muhtemelen iştikakının müphemliği, bulanıklığı, suniliği ve yeniliğinden ötürü anlaşılamamış, mânasını daha da kuvvetlendirmek için arkasına bir de “kan” (han) kelimesi eklenerek “ilig+beg > ilbeg~ilbey” oluşumuna benzer bir şekilde “ilig+kan > ilhan” unvanı ortaya çıkmıştır. İlig kelimesi, Moğollar’la birlikte İslâm muhitinin eserlerinde ve bilhassa Farsça kaynaklarda Moğol yöneticilerinin unvanı şeklinde “ilhan” olarak görünmesine rağmen Türkiye Türkçesi’nde kelimeye rastlanmamaktadır. Ancak il kökünün temel mânası olan “barış”tan hareketle Türkiye Türkçesi’nde “illik” kelimesi türetilmiştir. İllik “barış” anlamından başka “dârülislâm” ve “beylik mal” anlamlarına da gelir. Osmanlılar’ın hıristiyan dünyası ile sık sık karşı karşıya gelmesi il illiği, illik, illik düşman, illik esirler, illik kâfirler, illik reâyâ ve illik yağı gibi sözlerin oluşmasına ve bunların tarihî kaynaklarla belgelerde yer almasına vesile olmuştur. İlin barış mânası hususi terkip ve iştikaklarda da görülür. Eski Türkçe’de “teşkilâtlanmak, devlet kurmak” mânasına gelen “illemek” Anadolu’da yerleşmek ve yurt kurmak için kullanılır. “İllenmek, illeşmek” ise “hükmetmek, idare etmek” ve “barışmak” anlamındadır. Türkçe metinlerde il/el kelimesinin “kün” ile (halk, kavim) birlikte kullanıldığı da görülür: “El-kün” = “el-gün”. Buradan il~el: “yabancı”, il âlem > el âlem ve el kızı ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti döneminde vilâyete il ve kazaya ilçe adları verilmiştir. Türkiye Türkçesi’nde giderek anlam daralmasına uğrayan il kelimesinin Cumhuriyet devrinde idarî birimlere ad olarak verilmesi kelimenin kavram olarak Türkiye Türkçesi’ndeki sürekliliğinin bir göstergesi olmuştur.

    YanıtlaSil
  170. BİBLİYOGRAFYA :

    Kâşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti’t-Türk: Giriş-Metin-Çeviri-Notlar-Dizin (haz. Ahmet Bican Ercilasun – Ziya Akkoyunlu), Ankara 2014, s. 20, 23, 52, 87, 98-99, 103, 152, 235-236, 240, 302, 356, 398, 443, 448-449; S. F. Akobirov, Ozbekça-Rusça Lugat, Moskva 1959, s. 553; Doerfer, TMEN, II, 194-201; K. K. Yudahin, Kirgizsko-Russkiy Slovar, Moskva 1965, s. 946; V. M. Nadelyayev v.dğr., Drevneturkskiy Slovar, Leningrad 1969, s. 168; E. V. Sevortyan, Etimologiçeskiy Slovar Turkskih Yazıkov, Moskva 1974, s. 339-342; İ. Abduvaliyev v.dğr., Kırgız Tilinin Sözdügü, Bişkek 2010, s. 1420; Yûsuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig (haz. Mustafa Kaçalin), http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10716,yusufhashacibkutadgubiligmustafakacalinpdf.pdf?0 (24.11.2014); Hicrî 835 Tarihli Sûret-i Defter-i Sancak-i Arvanid (nşr. Halil İnalcık), Ankara 1954, bk. yer adları indeksi; İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler (nşr. Osman Turan), Ankara 1954, bk. İndeks; Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth (nşr. Mertol Tulum), İstanbul 1977, bk. Dizin; II. Bâyezid Dönemine Ait 906/501 Tarihli Ahkâm Defteri (nşr. İlhan Şahin – Feridun Emecen), İstanbul 1994, s. 77, 570, 592; Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Toplum ve Ekonomi, İstanbul 1993, s. 85, not 91; Talât Tekin, Orhon Yazıtları, Ankara 2010, s. 20, 22, 24, 25, 26, 28, 30, 32, 34, 35, 37, 46, 50, 52, 56, 58, 60, 65, 66; Nurdin Useev, Enisey Cazma Estelikteri I Leksikası cana Tekstter, Bişkek 2011, s. 77, 98-99, 242, 266, 333, 432, 452, 461-464, 605-606; Ahmet Caferoğlu, “Tukyu ve Uygurlarda Han Unvanları”, THİTM, I (1931), s. 105-119; Osman Turan, “İlig Unvanı Hakkında”, TM, VII-VIII (1942), s. 191-199; Şinasi Tekin, “İl Kelimesi ve İştikaklarının Hikâyesi”, TT, XVI/95 (1996), s. 14-18; “Īl”, EI2 (İng.), III, 1092.

    YanıtlaSil
  171. Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.

    YanıtlaSil
  172. Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.

    YanıtlaSil
  173. Vasiyette, mirasçıları mutazarrır etmek, kebairdendir.
    Ravi: Hz. Abbas (r.a.)
    Sayfa: 190 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  174. mutazarrır
    ESKİMİŞTİR
    sıfat
    zarara uğramış, zarar görmüş.
    Geri bildirim
    Çeviriler ve daha fazla tanım
    http://www.lugatim.com › mutazarrır
    Kubbealti Lugati - mutazarrır kelimesi anlamı, mutazarrır nedir?
    (ﻣﺘﻀﺮّﺭ) sıf. ve i. (Ar. teżarrur “zarar görmek”ten muteżarrir) Zarar gören, zarara uğrayan: Dilber'in bu yaşta kaçmayı bilmesi ve hanımı mutazarrır etmesi gibi ...
    https://www.luggat.com › Mutazarrır
    Mutazarrır - Osmanlıca Türkçe Sözlük, lügât, لغت - Luggat
    Tıklayın ve Mutazarrır kelimesinin Osmanlıca - Türkçe sözlükte anlamını okuyun. mutazarrır / متضرر Zarar ve ziyana uğrayan, zarar görmüş olan. Zarar gören.
    https://www.lafsozluk.com › 2015/05
    Mutazarrır nedir? Mutazarrır olmak ne demektir? Anlamı - Laf Sözlük
    22 May 2015 — Mutazarrır nedir? ... Mutazarrır olmak: Zarar görmek. Karilerimizi mutazarrır etmemek bu yüzden de zarar görenlerin zararlarının telafi ...
    https://osmanlica.ihya.org › mutazar...
    MUTAZARRIR Nedir Anlami - Osmanlica
    MUTAZARRIR Nedir Anlami ... MUTAZARRIR: Zarar ve ziyana uğrayan, zarar görmüş olan. Orjinal osmanlica tüm sözlükler için cagdassozluk.com adresine tikla. Ozbekce ...
    https://www.nedirnedemek.com › m...
    mutazarrır ne demek?
    mutazarrır ne demek? Zarar görmüş, zarara uğramış. Zarar gören. Zarar ve ziyana uğrayan, zarar görmüş olan. (en) Who suffers injury. (en) Injured. (en) ...
    Kullanıcıların yaptığı diğer aramalar
    Müstefid
    Mucip ne Demek
    Tarassut Ne Demek
    https://nedir.ileilgili.org › mutazarrır
    Mutazarrır - Nedir ? ileilgili.org
    Mutazarrır. Bu sayfada Mutazarrır nedir Mutazarrır ne demek Mutazarrır ile ilgili sözler cümleler bulmaca kısaca Mutazarrır anlamı tanımı açılımı Mutazarrır ...
    https://kelimeler.gen.tr › mutazarrir-...
    MUTAZARRIR Nedir? TDK Sözlük Anlamı - kelimeler.gen.tr
    mutazarrır nedir? mutazarrır kelimesinin TDK sözlükteki anlamı nedir? Zıt ve eş anlamlıları nelerdir?
    https://kelimeturetme.com › mutazar...
    MUTAZARRIR ne demek? anlamı nedir? - mutazarrır - Kelime Türetme
    m u t a z a r r ı r. harfleriyle kelime türetme. mutazarrır harfleriyle yazılabilen kelimeler 101 Türkçe kelime bulunmuştur. 10 Harfli Kelimeler. mutazarrır.
    http://anlami-nedir.com › mutazarrir
    Mutazarrır ne demek? - anlami-nedir.com
    Mutazarrır. anlamı sıfat eskimiş Arapça mutażarrir. 'Mutazarrır' 1 kelime ve 10 harften oluşmaktadır. Mutazarrır foto galeri. nedir Hukuk, Zarar gören kimse ...
    https://kelimeler.net › mutazarrır-kel...
    Mutazarrır Ne Demek? | Kelimeler.Net
    Mutçuluk ne demek? Mutazarrır kelimesi baş harfi m son harfi r olan bir kelime.Başında m sonunda r olan kelimenin birinci harfi m , ikinci harfi u , üçüncü ...

    YanıtlaSil
  175. Ey Allah'ın Resulü dedim, "uyacağım bir amel tavsiye et bana!" Şu cevabı verdi: "Rabbim Allah'tır de, sonra doğru ol!" "Ey Allah'ın Resulü" dedim tekrar, "Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?" Eliyle dilini tutup sonra: "İşte şu!" buyurdu.
    Ravi: Sufyan İbnu Abdillah
    Kaynak: Tirmizi, Zuhd 61, (2412)

    Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun." [Tirmizi'nin İbnu Ömer (ra)'den yaptığı diğer bir rivayette, Resulullah: "Kim susarsa kurtulur" buyurmuştur.]
    Ravi: Ebu Hureyre
    Kaynak: Tirmizi, Kıyamet 51, (2502)

    YanıtlaSil
  176. Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, Allah öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: "Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır" denilir."
    Ravi: İbnu Ömer
    Kaynak: Buhari, Edeb, 99, Cizye 22, Hiyel 9, Fiten 21; Müslim, Cihad 10, (1735); Ebu Davud, Cihad 162. (2756

    Müslim'in el-Hudri'den nakline göre, Resulullah (sav) şöyle demiştir: "Her zalimin arkasında bir bayrağı vardır, zulmü ölçüsünde bu bayrak yükseltilir. Haberiniz olsun, amme hizmetlerini üzerine alandan daha büyük vefasız yoktur."
    Ravi:
    Kaynak: Müslim, Cihad 15, (1738)

    YanıtlaSil
  177. FURKAN
    الفرقان
    Hakla bâtılı ayırma, bu ayrılmayı sağlayan Allah’ın koyduğu ölçü, gönderdiği kitap; kurtuluş ve zafer gibi anlamlara gelen bir Kur’an terimi.

    Müellif:
    İBRAHİM ÇELİK
    Sözlükte “iki şeyin arasını ayırmak” mânasına gelen fark kökünden masdar olup “hakla bâtılı, imanla küfrü, helâl ile haramı... ayırıp belirlemek” anlamında kullanıldığı gibi zıt değerlere sahip olan şeylerin birbirinden seçilip ayrılmasını sağlayan ölçüyü de ifade eder (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “frḳ” md.). Bu genel anlamından hareketle gerçeği kanıtlayan delil veya sezgiye, doğru bilgilere ve şüpheden kurtuluşa da furkan denilir. Nitekim Seyyid Şerîf el-Cürcânî furkanı “hakla bâtılı birbirinden ayıran ayrıntılı bilgi” şeklinde tarif etmiştir (et-Taʿrîfât, “furḳān” md.).

    Gerek tefsirlerde gerekse sözlük kitaplarında furkan kelimesi, Kur’an’da yer aldığı yedi âyetten her birindeki konumu dikkate alınarak “Kur’an, Tevrat veya üç büyük kitap, delil, yardım, Mûsâ ve kavminin kurtulması için denizin yarılıp açılması, Bedir zaferi, kurtuluş ve başarı” gibi anlamlarla açıklanmıştır (Lisânü’l-ʿArab, “frḳ” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “frḳ” md.; Kāmus Tercümesi, “furkān” md.).

    İbnü’l-Cevzî, müfessirlerin Kur’an’da geçen furkan kelimesine üç değişik anlam verdiklerini belirtir (Nüzhetü’l-aʿyün, s. 459-460). 1. Başarı ve zafer (el-Bakara 2/53; el-Enfâl 8/41); 2. Dalâletten ve şüpheden kurtuluş (el-Bakara 2/185; Âl-i İmrân 3/4; el-Enfâl 8/29); 3. Kur’ân-ı Kerîm (el-Furkān 25/1). Ancak İbnü’l-Cevzî’nin bu genellemesi isabetli bulunmamıştır. Zira müfessirler, aynı âyetlerde geçen furkan kelimesine farklı anlamlar verdikleri gibi verilen anlamlar da yeterince açık görünmemektedir. Şu var ki, başta Taberî olmak üzere (meselâ bk. Câmiʿu’l-beyân, II, 146; III, 167; XVIII, 179) müfessirlerin çoğunluğu furkan kelimesine içinde yer aldığı âyetin konusuna göre farklı anlamlar vermekle birlikte bunların “hakla bâtılı ayırma” şeklindeki temel anlamla ilişkisini kurmaktadır. Bu asıl mânayı dikkate alarak bütün ilâhî kitapları furkan kapsamına sokanlar da vardır (Zeccâc, I, 375).

    YanıtlaSil
  178. Furkan iki âyette (el-Bakara 2/53; el-Enbiyâ 21/48) Allah’ın Hz. Mûsâ’ya verdiği bir şey olarak tanıtılmakla birlikte bunun ne olduğu açık değildir. Kaynaklarda bunlardan ikincisiyle hakla bâtılı ayırt eden Tevrat’ın kastedildiği belirtilir. İlk âyette Tevrat’a “kitap” kelimesiyle ayrıca işaret edildiği için buradaki furkana “hak ile bâtılın ayırımı” şeklinde açık olmayan bir anlam verilmiştir (meselâ bk. Taberî, I, 284). Zeccâc, bu âyetteki furkandan da “kitab”ın (Tevrat) kastedilmiş olabileceğini, Tevrat’ın hakkı bâtıldan ayırma işlevini vurgulamak için tekrar edildiğini söyler (Meʿâni’l-Ḳurʾân, I, 134). Şevkânî ise farklı açıklamaları sıraladıktan sonra bunların içinde, “Mûsâ’ya mûcize olarak verilen deliller” şeklindeki yorumu tercih eder (Fetḥu’l-ḳadîr, I, 92-93). A‘râf sûresinin 151-156. âyetlerinin muhtevası, Hz. Mûsâ’nın bir duasını içeren Mâide sûresinin 25. âyetindeki “fark” kökünden bir kelimenin kullanılışıyla birlikte değerlendirildiğinde Mûsâ’ya verilen furkanı, Allah’ın, Mûsâ’ya inanıp günah işlemekten korunanları veya günahlarına tövbe edenleri inkârcılardan ve özellikle buzağıya tapanlardan farklı tutması, onlarla birlikte cezalandırmaması, inananları inanmayanlardan seçip ayırması şeklinde anlamak mümkündür (Watt, s. 146).

    Enfâl sûresinin iki âyetinde geçen furkanın bu sûrenin esas konusu olan Bedir zaferiyle bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan birinde, “Eğer Allah’tan sakınırsanız O size bir furkan yaratır” (8/29) denilmektedir. Fahreddin er-Râzî bu âyetteki furkana maddî ve ruhî, dünyevî ve uhrevî bütün nimet ve imkânları kapsayan çok geniş bir açıklama getirmiş ve Allah’ın bu nimetlerle müminleri kâfirlerden ayırmasına dikkat çekmiştir (Mefâtîḥu’l-ġayb, XV, 153-154). Halbuki daha önce Taberî buradaki furkanı sûrenin ana konusuna uygun olarak, “Allah’ın, hakkı tercih eden müminlere yardım edip zafere ulaştırmak suretiyle onları kendilerine kin besleyen düşmanlarından kurtarması” şeklinde açıklamıştır (Câmiʿu’l-beyân, IX, 225-226). Zemahşerî’nin tercih ettiği yorum da Bedir zaferiyle ilgilidir (el-Keşşâf, II, 154). Aynı sûrenin 41. âyetinde ise Bedir olayına “furkan günü” denilmektedir. Her iki âyetteki furkan, Râgıb el-İsfahânî’nin de işaret ettiği gibi çok ileri düzeydeki bir ayrılmayı ifade eder. Gerçekten müslümanlar içtimaî, siyasî ve askerî anlamda ilk defa Bedir zaferiyle Mekke müşriklerinden ayrı, bağımsız, güçlü ve onurlu bir toplum haline geldiklerini kanıtlamışlardır.

    YanıtlaSil
  179. Üç âyette furkan “hak ile bâtılı birbirinden ayıran” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’in bir ismi veya niteliği olarak kullanılmıştır. Bakara sûresinin 185. âyetinde kelime, Kur’an’ın hakkı bâtıldan ayırma ve belirginleştirme işlevini ifade etmektedir. Diğer iki âyette ise (Âl-i İmrân 3/4; el-Furkān 25/1) Kur’an yerine onu ifade etmek üzere kullanılmıştır. Bundan dolayı bazı hadis mecmualarında ve Kur’an ilimleriyle ilgili kaynaklarda furkan kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’in başlıca isimleri arasında gösterilmiştir (meselâ bk. Müsned, II, 357, 412-413; Tirmizî; “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 1; Ma‘mer b. Müsennâ, I, 3, 18; Süyûtî, I, 143, 147).


    BİBLİYOGRAFYA
    Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “frḳ” md.

    Lisânü’l-ʿArab, “frḳ” md.

    et-Taʿrîfât, “furḳān” md.

    Tâcü’l-ʿarûs, “frḳ” md.

    Kāmus Tercümesi, “furkān” md.

    M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “frḳ” md.

    Wensinck, el-Muʿcem, “frḳ” md.

    Müsned, II, 357, 415.

    Tirmizî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 1.

    Ma‘mer b. Müsennâ, Mecâzü’l-Ḳurʾân (nşr. Fuat Sezgin), Beyrut 1401/1981, I, 3, 18.

    Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Beyrut 1405/1984, I, 284; II, 146; III, 167; IX, 224-226; X, 8-9; XVIII, 179.

    Zeccâc, Meʿâni’l-Ḳurʾân ve iʿrâbüh (nşr. Abdülcelîl Abduh Şelebî), Beyrut 1408/1988, I, 134, 375.

    Zemahşerî, el-Keşşâf (Kahire), II, 154.

    İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aʿyün, s. 459-460.

    Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XV, 153-154.

    Süyûtî, el-İtḳān (Ebü’l-Fazl), I, 143, 147.

    Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Beyrut-Dımaşk 1412/1991, I, 92-93.

    W. M. Watt, Bell’s Introduction to the Qur’ān, Edinburgh 1970, s. 145-147.

    YanıtlaSil
  180. FUHUŞ
    الفحش
    Evlilik dışı cinsel ilişkiler; din ve ahlâk ölçülerine uymayan her türlü aşırılık.
    Bölümler İçin Önizleme
    İlişkili Maddeler
    ZİNA
    Evlilik dışı cinsî münasebet.
    LİVÂTA
    Erkekler arasındaki eşcinsel ilişki.

    1/2
    Müellif:
    GÜNAY TÜMER
    İslâm Öncesi Dönem. Kelime ve terim olarak İslâm dininde ve müslümanlar arasında daha geniş bir kullanım alanı bulunmakla birlikte fuhuş genellikle, “bir kadının evlilik dışında meslek edinerek veya başta para olmak üzere herhangi bir karşılık gözeterek vücudunu bir erkeğin cinsî tatminine sunması” anlamına gelir. Bunun yanında kadının kadınla ve erkeğin erkekle veya erkeğin anılan şartlarda başka bir kadınla olan cinsî münasebeti de fuhşun tanımına girer. Fuhşun tanımı, Talmud’da belirtildiği gibi hayvanlarla cinsel ilişkiye girmeye kadar genişletilebilir. Bu şekilde gayri meşrû yollara sapan kadınlara (bazı durumlarda erkeklere de) fâhişe denilir.

    Dinî literatür göz önüne alındığı takdirde iki tür fuhuştan söz edilebilir. a) Bazı çok tanrılı dinlerde ortaya çıkan kutsal fuhuş; b) Meslek olarak icra edilen ücretli fuhuş. Bu iki gruptan hangisine girerse girsin fuhşun tarihi oldukça eski dönemlere ve geniş bir coğrafî alana uzanır. Sık olmasa bile arkaik ve çağdaş dinî topluluklarda fuhşa rastlanmaktadır. Bununla birlikte bu tip dinî gruplarda görülen fuhuş daha ziyade kutsal fuhuş veya “ilâhî evlilik”tir (hieros gamos).

    Kutsal fuhuş, anaerkil dönemden kalma bir geleneğin devamı niteliğindedir. Buna göre yer ve göğün birleşimini taklit edecek şekilde özel seçilmiş kadınlar erkeklerle cinsî münasebete girerler; böylece göğün yeri “dölleme”sinin benzeri olarak erkekler de bir bakıma tanrıça addedilen özel kadınları döllemiş olurlardı. Çok eski dönemlerden itibaren kutsal sayılan bu evlilik kurumunun zamanla organize hale geldiği anlaşılmaktadır. Genellikle bereket ilâhlarına ayrılan tapınaklarda görevli kadınlar istekli erkeklerin davetlerini reddedemezlerdi.

    YanıtlaSil
  181. Kutsal fuhşa ait en eski yazılı belgeler Mezopotamya’da Ur şehrinden gelmektedir. Milâttan önce 2300 yıllarına ait Sumerce bir tablet Tanrıça İnanna’nın hizmetindeki kutsal fahişelerden bahsetmektedir. İnanna’ya adanan tapınaklarda bu işe has olmak üzere ömürlerinde bir defa cinsî münasebete girecek çok sayıda kadın toplanır, tapınağa gelen bir kişi istediği kadını seçerek özel odalarda münasebette bulunurdu. Erkek ücret ödemek zorunda değildi. Aynı geleneğe daha sonra Sâmîler arasında da rastlanmaktadır. Akkadca’da, İnanna’nın Sâmî versiyonu olan İştar tapınaklarında bu işi yapan kadınlara “kadiştu” veya “zermaşitu” adı verilmektedir. Suriye ve Filistin’de Adonis tapınaklarında da aynı işlem yapılmaktaydı. Hammurabi kanunlarından anlaşıldığına göre Marduk Tapınağı’nda görev yapan bu kadınlar “Marduk’un kadınları” (sal Marduk) diye anılırlardı. Bununla birlikte eski Ön Asya dokümanları kutsal fuhuş ve ücretli fuhuş arasında belli bir ayırım yapmaktadır. Bu konudaki en önemli yazılı belge, tapınak görevlisi bir kadının genelevde çalışmasını yasaklayan Hammurabi kanunnâmesidir. Kutsal fahişelik kurumuna değişik bir şekilde Anadolu’nun Frig ve Lidya devletlerinde de rastlanır. Ana Tanrıça Kibele ve Attis’e adanan tapınaklarda Galli adını alan rahipler kendilerini hadım ederler ve homoseksüel bir anlayışla fuhuş yaparlardı. Kutsal fahişelik eski Mısır ve Suriye’de de yaygındı. Öte yandan eski Ön Asya’da kutsal fahişelik dışında ücretli fahişelik de mevcuttu. Sâmîler arasında maddî imkânsızlıklar dolayısıyla genelevlerde fahişelik yapan çok sayıda kadının olduğu bilinmektedir.

    YanıtlaSil
  182. Eski Yunanistan’da gerek “hierodouleia” denilen kutsal fahişelik gerekse ücretli fuhuş oldukça yaygındı. Aynı gelenek Helenistik ve Roma dünyasına da girmiştir. Atina’da Helenistik dönemin sonuna kadar her mahallede bir genelev bulunuyordu. Sıradan fahişelerin yanında “heteira” adını alan kültürlü fahişeler de vardı. Öte yandan gerek eski Yunanistan’da gerekse Roma’da icra edilen ve sonraları “lucerna extincta” (mum söndü) adıyla XVIII. yüzyıl Rusya’sında devam eden Dionizak kökenli toplu seks âyinlerini de zikretmek gerekir. Eski Yunan dünyasında bereket tanrısı Dionizos’a adanan bu törende kandiller söndürülüp taraflar toplu olarak bir nevi kutsal fuhuş ritüeli icra ederlerdi.

    Kutsal fahişelik kurumuna Hindistan’da da rastlanmaktadır. Hindistan’ın yerli halklarından olan Hijralar arasında hadım edilen homoseksüel erkekler tapınaklarda kutsal fahişelik yapmaktaydılar. Orissa eyaletindeki Puri’de Jagannatha Tapınağı’nda “devadasi” denilen kutsal fahişeler bu geleneğin Hindistan’da 3000 yıl önceye kadar uzandığını gösterir. Eski Ön Asya dünyasındakinin benzeri olarak bu kutsal fahişeler genelevlerde çalışan fahişelerden farklı mütalaa ediliyordu.

    Ücretli fahişelik kurumunun Hindistan’daki geçmişi oldukça eskidir. Vedalar’da ücret karşılığında fuhuş yapanlar için “pumscali, mahanagni” ve “rama” terimleri kullanılmaktadır. Manu kanunnâmesinde fahişelerin cezalandırılması gerektiği konusunda bir madde vardır. Hindistan’da soylu Budistler arasında fuhşun yaygın olduğu bilinmektedir. Buda’nın hayatını anlatan Catakalar’a bakılırsa bu fahişeler oldukça yüksek ücret alıyorlardı. Bunların en meşhur olanı da Visalalı fahişe Ambapata’dır. Bununla birlikte rahipler topluluğundan herhangi biri fahişelerle ilişkiye geçtiğinde derhal cemaatten atılırdı. Budizm’in genelde fahişeliğe olumlu baktığı söylenemez.

    İlâhî dinlerin ücretli fuhuş veya kutsal fuhşun hükmü hakkında yaklaşık aynı tutumda birleştikleri görülmektedir. Yahudilik hem erkeğe hem kadına her türlü fuhşu yasaklamıştır. İbrânîce’de fuhuş “zenut”, fahişe “zona” kelimesiyle ifade edilir.

    YanıtlaSil
  183. İsrâiloğulları’nın patriarklar (atalar) çağında kutsal fuhşun olduğu bilinmektedir. I. Samuel’deki (2/22) ifadeye bakılırsa bu eylem “çadır”da icra edilmekteydi. Öte yandan ücretli fahişelik de İsrail tarihinde oldukça yaygın olmakla birlikte (Tekvîn, 38/14; Yeşu, 2/1; I. Krallar, 3/16-27), bu tür fahişelik kutsal fahişeliğe göre daha az görülmektedir.

    Yahuda’nın gelini Tamar’ın kocası ölünce kayınbiraderiyle evlendirilmesini beklemesi, bu yapılmayınca da tanınmayacak bir şekilde ücretli bir fahişe kılığına bürünüp kayınpederiyle yatıp ondan hamile kalması (Tekvîn, 38/14-15), aslında bir fahişe olan Rahab’ın Erîhâ’da İsrail casuslarını koruması (Yeşu, 2/4-16), Şimşon’un Gaza’da bir fahişenin evinde kalması (Hâkimler, 16/1) ve iki fahişe kadının Süleyman’a bir çocuk meselesi getirmeleri üzerine onun konuyu halletmesiyle (I. Krallar, 3/16-28) ilgili ifadelerde fuhuş ve fahişeliği kınayan bir üslûp yoktur. Ancak Ya‘kūb’un kızını alçaltan Şekem’le babasını öldürdüklerinde Ya‘kūb’un oğullarının, “Kız kardeşimize bir fahişeye olduğu gibi mi davranmalıydı?” (Tekvîn, 34/31) demesi ve Amos’un Amatsya’ya, rabbin onun karısının şehirde fahişe olacağını bildirdiğini söylemesi (Amos, 7/17) fahişeliğin utanılacak bir şey olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun yanında hem on emirde hem de, “Kızını fahişe ederek onu murdar etme, ta ki zina etmesin ve diyar alçaklıkla dolmasın” (Levililer, 19/29) şeklindeki açıklamada, ayrıca kâhinlerin ve rahiplerin evlenecekleri kadınların fahişe veya bozuk kadın olmamaları (Levililer, 21/7), bir kâhin kızının fahişelik etmesi durumunda yakılarak cezalandırılması (Levililer, 21/9), bir kız fahişelik ederek lekelenmişse taşlanarak öldürülmesi gerektiği (Tesniye, 22/21), İsrâiloğulları’nda ücretli fuhuş yapanların bu ücreti mâbede adak olarak getirememeleri (Tesniye, 23/18) gibi hususlar yahudi kutsal kitaplarında fuhşun yasaklandığını göstermektedir.

    YanıtlaSil
  184. İsrail’de kutsal fuhuş sıradan fuhuştan daha ciddi bir tehlike olarak görülmüş, kutsal kitapta bu fuhuş bir putperestlik geleneği sayılmıştır. Çünkü bu işin dayandığı inanca göre âlemin düzeni tanrılar ve tanrıçaların arasındaki ilişkilerle yürümektedir. Kutsal yerlerdeki tapınak fahişeleriyle girilecek cinsî ilişki, taklit büyüsü yoluyla onların da ilişkiye girmesine yol açacak, ancak bu suretle sürülerdeki ve tarla bahçe mahsulündeki bereketle ailedeki zürriyet gerçekleşebilecektir. Yahudi kutsal kitabında erkek ve kadın kutsal fuhşu, “İsrail kızlarından ve İsrail oğullarından kendilerini fuhşa vakfetmiş kimse olmayacaktır. Kadın fuhşunun kazancını yahut erkek fuhşunun ücretini herhangi bir adak için Allah’ın rabbin mâbedine getirmeyeceksin; çünkü bunların ikisi de Allah’ın rabbe mekruh şeylerdir” (Tesniye, 23/17-18) gibi ifadelerle yasaklamıştır. Yahuda devletinde zaman zaman, kadınlardan ve erkeklerden kutsal fuhuşta bulunanların ülke dışına sürülmesi kararları alınmıştır (I. Krallar, 14/24, 15/12, 22/46; II. Krallar, 23/7; Hoşea, 4/14). Peygamberlerle ilgili kutsal kitap metinlerinde putperest kökenli olduğu için kutsal fuhşa çok hücum edilmiştir (II. Krallar, 23/4-14; Yeremya, 2/20; Hezekiel, 23/37 vd.). Öte yandan fahişelikle ilgili terimler, yahudilerin rablerine itaatsizliklerini ifade etmek üzere mecazî-edebî bir şekilde de kullanılmıştır (Sayılar, 25/1-2; Hâkimler, 2/17, 8/27, 33; Yeremya, 3/6; Hezekiel, 6/9; Hoşea, 4/12 m).

    Kutsal kitap Tanah dışındaki yahudi dinî literatüründe de fuhuş yerilmiştir. Talmudik dönemlerde yahudiler arasında fahişelik yaygındı. Pesahim’den (113/2) anlaşıldığına göre içerisinde çok sayıda yahudi kadının çalıştığı genelevler vardı. Bazı rabbiler buradaki fahişeleri kiralayarak belli bir müddet onlarla birlikte olabiliyorlardı (Tosef., Tem. 4/8; krş. Tesniye, 23/19). Evli olmayan fahişenin ücretinin nasıl ve neye göre ödeneceği hususunda farklı anlayışlar vardır. Bir kısım rabbiye göre böyle bir fahişeyle ilişkiye giren ona para ödemelidir (Maim. Yad, Issurei ha Mizbe’ah, 4/8). Bazı rabbiler de, sunakta verilecek takdimenin değerinde olmayan, para dışında bir hediye ile fahişenin bedelinin ödenebileceğini kabul ederler (Tem. 6/4). Halakha’ya göre fuhuş ilişkisi sadece şer‘î anlamda yasaklanmış olanları değil, aynı zamanda evlilik gayesiyle yapılmayan her türlü cinsî ilişkiye ve nikâhsız evlenmeye de şâmil olup bunların tamamı yasaklanmıştır.

    YanıtlaSil
  185. Yahudi kutsal kitabı, bazan fuhuş ve zina terimleriyle İsrâiloğulları’nın tevhid yolunun dışına özenmelerini de kastetmektedir (Sayılar, 25/1-2; Hâkimler, 2/13, 17, 8/27, 33; Yeremya, 3/6). Yahudi dininde zina on emir içerisinde yasaklanmıştır (Çıkış, 20/14; Levililer, 18/20; Tesniye, 22/22-29). Baba evinde zina yapan kadınla şehirde bu işi yapan erkek ve kadın taşlanarak öldürülür. Kırda zina yapılması durumunda ise sadece erkek öldürülür (Tesniye, 22/21-24).

    Yeni Ahid’de fuhuş için kullanılan genel terim “pornee”dir. Hıristiyanlık’ta “fahişe” (Matta, 21/31), “kötü kadın” (Luka, 15/30), “zina” (Korintoslular’a Birinci Mektup, 6/13) gibi kelimeler kullanılarak fuhuş yasaklanmakla birlikte Eski Ahid ile karşılaştırıldığında Yeni Ahid’de fahişeleri yermekten çok onları dine çekme gayesinin ön plana alındığı görülmektedir. “Doğrusu size derim: Vergi mültezimleri ve fahişeler Allah’ın melekûtuna sizden önce giriyorlar. Çünkü Yahyâ size salâh yolunda geldi, siz ona inanmadınız; fakat vergi mültezimleri ve fahişeler ona inandılar...” (Matta, 21/31-32) cümlesi bunun delilidir. Bununla beraber fuhşu yeren ifadeler de bulunmaktadır (meselâ bk. Luka, 15/30-32). Îsâ Mesîh bir mesel içinde, fuhşa düşüp kötü kadınlara kapılanların mânen öldüğünü, onların bir kayıp olduğunu anlatmaktadır. Pavlus da fuhşu yermektedir (Korintoslular’a Birinci Mektup, 6/5-17). Aynı şekilde Yeni Ahid’in “Vahiy” bölümünde “büyük fahişe”, “kadın”, “zina”, “canavar”, “kuzu” kelimeleri mecazi olarak kullanılmış; muhtemelen Roma “Büyük Bâbil, dünyanın fahişelerinin ve çirkinliklerinin anası” şeklinde nitelendirilmiştir (Vahiy, 17/1-8). Roma büyük şehir, kadın ve büyük fahişeye benzetilmiş, onunla yerin krallarının zina ettiği belirtilerek eski kutsal fuhuş anlayışına göre kralların kutsal fahişelerle fuhuş yapmaları canlandırılmış; kuzunun (Îsâ Mesîh) canavarın (Roma imparatoru) emrindeki kralları yeneceği, böylece Allah’ın sözünün tamamlanacağı anlatılmıştır.

    YanıtlaSil
  186. Hıristiyanlık’ta zina, Îsâ Mesîh’in dağdaki vaazında (Matta, 5) on emrin, “Zina etmeyeceksin” şeklindeki 7. maddesini yorumlamasıyla aydınlık kazanmıştır. Hıristiyanlar, on emrin zina ile ilgili yasağına uymaları yanında, “Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir” (Matta, 5/28) şeklindeki İncil cümlesini göz önünde tutmak ve eğer bir göz sürçmelere sebep oluyorsa onu çıkarıp atmakla yükümlü idiler (Matta, 5/29). Bu sebeple yahudiler kadar hıristiyanlar da eski Yunan ve Roma’da câri olan fuhuşla mücadele etmek zorunda kaldılar. Bazı hıristiyan azizleri, İmparator Teodosius ve Valentinius’u genelevlerden vergi almaktan vazgeçirip bu kötülük odaklarını kapatmayı sağladılar. Buna benzer yollarla Ortaçağ başlarında Hıristiyanlığın hâkim olduğu ülkelerde fuhuş oldukça azaldı. Fakat fuhşun kesin olarak önlenmesi için başvurulan tedbirler yetersiz kalınca Hıristiyanlık fuhşu “gerekli kötülük” olarak tanımaya mecbur kalmıştır. İki büyük teolog aziz Augustinus ve Aquinolu Thomas bu konu üzerinde durmuşlardır. Kilise yöneticileri, Ortaçağ Avrupası’nda fuhuştan vazgeçmiş kadınları topluma yeniden kazandırmak için onların evlenme masraflarını üstlenme gibi bazı teşebbüslerde bulundular. Ancak Avrupa’nın maddeci geleneği, sosyete hesapları, derebeyinin evlenen her kızdaki öncelik hakkına toplumların alışması gibi olumsuz şartlar fuhşun önlenmesini engelledi. Bunun sonucunda fuhşun kanunlar dahilinde yapılması sağlanmaya çalışıldı, ruhsata bağlandı; sonuçta eski Yunan ve Roma’da olduğu gibi vergi gelirlerinin en önemli kaynağı haline geldi. Bütün Avrupa’da büyük şehirlerde genelevler açıldı. Ayrıca Rönesans’tan itibaren önce İtalyan saraylarında, ardından Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin aristokrat çevrelerinde eski Yunan ve Mezopotamya’daki gibi kibar fahişeler sınıfı oluştu. Böylece Avrupa’da fuhuş genelevde, sokakta ve özel yerlerde yaygınlaştı. Toulouse’da genelevlerden alınan vergi belediye ve üniversite arasında paylaşılıyordu. İngiltere’de ise genelev ruhsatlarını başlangıçta Winchester piskoposları, daha sonra da parlamento verdi.

    YanıtlaSil
  187. BİBLİYOGRAFYA
    Cevherî, eṣ-Ṣıḥâḥ, III, 1014.

    Lisânü’l-ʿArab, “fḥş” md.

    et-Taʿrîfât, “fâḥişe” md.

    Tâcü’l-ʿarûs, “fḥş” md.

    Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât (nşr. Adnân Derviş – Muhammed el-Mısrî), Dımaşk 1982, III, 317.

    Câhiz, Hilâfet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Fazîletleri (trc. Ramazan Şeşen), Ankara 1967, s. 76.

    İbn Fadlan Seyahatnamesi (trc. Lütfi Doğan, AÜİFD, III/1-2 [1954] içinde), s. 59-80.

    Nevevî, Şerḥu Müslim, XVII, 77-78.

    İbn Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-meâd (trc. Mehmet Erdoğan v.dğr.), İstanbul 1990, VI, 345-352.

    Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire 1392/1972, XV, 153-154.

    Âlûsî, Rûḥu’l-meʿânî, XVIII, 122-123.

    Butrus el-Bustânî, Muḥîṭü’l-Muḥîṭ, Beyrut 1987, s. 678.

    Ahmed Râsim, Eski Maceralardan Fuhş-i Atîk, İstanbul 1340/1922.

    Elmalılı, Hak Dini, II, 1177, 1332; VI, 4247-4248; VII, 5055.

    O. J. Baab, “Prostitution”, IDB, III, 931-934.

    M. P. Srivastava, Society and Culture in Medieval India (1206-1707), Allahabad 1975, s. 122.

    “Fuhuş”, TA, XVII, 60-62.

    M. D. Herr – M. Wurmbrand, “Prostitution”, EJd., XIII, 1243-1247.

    T. G. Pinches, “Chastity (Semitic and Egypt)”, ERE, III, 497-498.

    W. J. Woodhouse, “Prostitution”, a.e., X, 404-409.

    “Fuhuş”, Büyük Larousse, İstanbul 1986, VII, 4322-4323.

    “Fuhuş”, ABr., IX, 190.

    F. A. Marglin, “Hierodouleia”, ER, VI, 309-313.

    K. W. Bolle, “Hieros Gamos”, a.e., VI, 320.

    I. P. Culianu, “Sexuality (Europe)”, a.e., XIII, 187, 188.

    Zafer Toprak, “Fuhuş”, DBİst.A, III, 342-345.

    YanıtlaSil
  188. İslâm Dönemi. İslâmî literatürde fuhuş, kelimenin sözlük anlamıyla da bağlantılı olarak “aşırı derecede çirkin söz ve davranış, büyük günah, edep ve ahlâka aykırı olup dinen yasaklanan her türlü kötülük ve çirkinlik” anlamında kullanılır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kökten türeyen fahşâ, fâhişe ve fevâhiş kelimeleri yirmi dört yerde geçmekte olup (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “fḥş” md.) çoğunda yukarıdaki anlamlar, bir kısmında ise kinaye yoluyla zina, livâta, sevicilik gibi her toplumda yüz kızartıcı suç ve çirkinlik olarak kabul edilen iffetsizlikler kastedilir (bk. en-Nisâ 4/15, 19, 25; en-Neml 27/54; el-Ahzâb 33/30; et-Talâk 65/1).

    Hadislerde fuhuş kelimesi ve fâhiş, mütefahhiş, fâhişe, fevâhiş, fahhâş gibi türevleri sıkça kullanılmakta olup (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “fḥş” md.) bunların bir kısmında “bir söz ve davranışın mâkul ve mûtat ölçülerin dışına taşıp aşırılığa kaçması” anlamı (Buhârî, “Edeb”, 38, 39, 48; Müslim, “Birr”, 73; “Selâm”, 11; Tirmizî, “Birr”, 47, 59), çoğunda ise “büyük günah, edepsizlik ve iffetsizlik” anlamları kastedilmiştir. Esasen her iki mânanın özünde aşırılık, İslâm filozoflarının tabiriyle “itidalin iki aşırı ucundan biri olan ifrat” anlamı mevcut olup buna göre fuhuş insanın ahlâkî davranışlarını meydana getiren bazı kuvvetlerdeki ifratı ifade eder. Ancak fuhuş ve fahişe kelimeleri İslâmî kaynaklarda giderek insanın iffet ve hayâ sınırlarını aşan, dinen ve ahlâken yasaklanıp kınanan cinsî suçlar ve davranış bozukluklarını ifade eden birer terim halini almıştır.

    Arapça’da fuhuş karşılığında bigā, fahişe karşılığında bagī kelimeleri de kullanılmaktadır. Hz. Peygamber, vaktiyle bir fahişenin (bagī) çölde susuz kalan bir köpeğe su vermesi sayesinde günahlarının bağışlandığını belirterek (Müsned, II, 507; Müslim, “Selâm”, 154, 155) hayvanlara merhamet etmenin sevabı yanında fuhşun büyük günah olduğunu da vurgulamıştır. Resûl-i Ekrem ayrıca fahişenin mehrini (zina karşılığında veya haram olan nikâh için verilen para) kazancın en kötüleri arasında sayar (Buhârî, “Büyûʿ”, 113; Müslim, “Müsâḳāt”, 40, 41).

    YanıtlaSil
  189. Câhiliye devrinde daha çok câriyeler fuhşa itildiği için İslâmî kaynaklarda bagī kelimesi çoğunlukla onlar hakkında kullanılmıştır. Bu dönemde hür kadınların zina etmeyeceği düşünülürdü. Kur’an’da, Hz. Peygamber’in kadınlarla yaptığı biat şartları arasında gösterilen zina etmeme (bk. el-Mümtehine 60/12) şartını duyan Hind bint Utbe’nin, “Hür kadınlar zina eder mi!” diyerek şaşkınlığını belirtmesi böyle bir telakkiden dolayıdır (Taberî, XXVIII, 78; İbn Hişâm, II, 433-434). Bununla birlikte “liân” âyetleri (en-Nûr 24/6, 7) ve bunların nüzûl sebebiyle ilgili rivayetlerle (Buhârî, “Ṭalâḳ”, 31, 34, 35; Müslim, “Liʿân”, 9, 12; diğer kaynaklar için bk. Wensinck, el-Muʿcem, “lʿan” md.), Câhiliye geleneği uyarınca başkalarının nesebinden gösterilmelerine üzülen ve Hz. Peygamber’e babalarının kim olduğunu soran kimselerin mevcut olması, hür kadınlardan da zina edenlerin bulunduğunu göstermektedir. Nitekim bunlardan Abdullah b. Huzâfe’nin kendi nesebini soruşturduğunu duyan annesi oğluna, “Senin kadar hayırsız bir evlât görülmemiştir. Câhiliye günlerinde yapılagelen şeyleri benim de yapmış olup Resûlullah’ın huzurunda bununla rezil olabileceğimden hiç korkmadın mı?” demiştir (Tecrid Tercemesi, II, 481-482, 4. dipnot). Câhiliye döneminde erkekler çoğunlukla zinayı ayıp saymazlar, hatta bununla övünürlerdi. Nitekim bu husus İmruülkays’ın şiirlerinde açıkça görülmektedir (Yedi Askı, s. 20-21).

    Câhiliye devrinde fahişelik yapan câriyeler öksürerek ilişki teklifinde bulundukları için kendilerine “kahbe” de denirdi. Aralarında sahipleri tarafından para kazanmak amacıyla zorla bu işe itilenler de vardı. Kur’an’da, “...Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın” meâlindeki âyet (en-Nûr 24/33) bunlarla ilgilidir.

    YanıtlaSil
  190. Aynı dönemde zina karşılığında sifâh, müsâfehe kelimeleri de kullanılmaktaydı. Kelime Kur’an’da iki yerde bu anlamda geçmektedir (en-Nisâ 4/24; el-Mâide 5/5). Böyle bir ilişkiden doğan çocuğa da “ibnü’l-müsâfehe” denirdi.

    Câhiliye devrinde dost hayatı yaşayan çiftler de vardı. Erkek kadının dostu ve arkadaşı (haden) olduğu için bu tür kadınlara “zevâtü’l-ahdân” veya “müttehızâtü ahdân” adı verilirdi. Kur’an’ın iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla câriyelerle evlenmeye izin veren (en-Nisâ 4/25), açık ve gizli kötülükleri (fevâhiş) yasaklayan (el-En‘âm 6/151; el-A‘râf 7/33) âyetlerinde dolaylı olarak bunlardan söz edilir. Bu dönemde metres hayatı yaşayan evli kadınlar da vardı. “Dımd” denilen bu kadınlar kocalarından başka bir veya birkaç erkekle beraber olurlar, özellikle kıtlık zamanlarında karınlarını doyurmak için bu tür ilişkide bulunurlardı.

    İslâm öncesinde livâta, sevicilik, hayvanlarla ilişki şeklindeki cinsî sapıklıklara da rastlanmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm bunlardan bilhassa livâta üzerinde durmakta ve bu çirkin ilişkiyi ilk defa başlatan Lût kavminin (en-Neml 27/54; el-A‘râf 7/80-84) bu yüzden helâk olduğunu anlatarak bundan ibret alınmasını istemektedir (el-Ankebût 29/28-35).

    Câhiliye devrinde birçok yerleşim merkezinde ve ticaret kervanlarının uğrak yerlerinde “mâhûr” (muhtemelen Farsça “mey-hôr”dan [içki içen]) denilen işret ve zina âlemlerinin yapıldığı evler vardı. Buralarda câriyeler içki sunar, rakseder ve gayri meşrû ilişkide bulunurlardı. Bu tür ilişkilerde pezevenklik (kıyâde) yapan kimseler de vardı. Bunlara “kavvâd” (Türk argosunda “kavat”) veya “kavvâde”, ailesini kıskanmayan ve fuhşa itenlere de “deyyûs” denirdi.

    Bazı fahişeler evlerinin veya panayırlarda kurdukları çadırların kapılarına bayrak asarak ücret karşılığı ilişkide bulunmak isteyenleri davet ederlerdi. Hz. Âişe, Câhiliye dönemindeki nikâh türlerinden söz ederken bunlar hakkında da bilgi vermektedir (Buhârî, “Nikâḥ”, 36). Aynı rivayette, eşlerini kıskanmayan ve asil gördüğü bir kimseden çocuk sahibi olmak için onunla ilişkiye zorlayan ve eşi o kimseden hamile kalıncaya kadar bunu sürdüren erkeklerle (buna “nikâhu’l-istibdâ‘” denirdi) on kadar erkekle ilişki kuran kadının doğurduğu çocuğun nesebinin nasıl tayin edildiği hakkında da bilgi vardır. Kadın çocuğu doğurduktan sonra ilişki kurduğu erkekleri çağırır ve içlerinden birini çocuğun babası olarak belirlerdi. Doğan çocuk erkekse o kişi bunu kabullenmek zorundaydı. Kız çocuğu olması durumunda ise birtakım problemler ortaya çıkardı. Kız çocuğuna sahip olmanın utanç vesilesi sayılması ve doğan kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi âdeti de toplumda fuhşun yaygın olması, kız çocuklarının ileride fuhşa sürüklenmesi ihtimalinin bulunması ile açıklanabilir.

    YanıtlaSil
  191. İslâmiyet fuhşu en büyük günahlardan saymış ve buna karşı büyük bir mücadele başlatmıştır. Câhiliye döneminde evinin damına bayrak asarak fuhuş yapan Ümmü Mehzûl adındaki kadını sahâbeden birinin nikâhlamak istemesi üzerine nâzil olduğu rivayet edilen, “Zina eden kadını ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek nikâhlar” meâlindeki âyette (en-Nûr 24/3) zinanın şirke yakın görülmesi dikkat çekicidir (geniş bilgi için bk. Elmalılı, V, 3473 vd.). Kur’ân-ı Kerîm, fuhuş yapan erkek ve kadınları “habîs” (murdar) olarak vasıflandırmakta ve bunların ancak kendi aralarında evlilik bağı kurabileceklerini belirtmektedir (en-Nûr 24/26).

    İslâm’ın amaçlarından biri de nesillerin korunması, sağlıklı bir toplum yapısının oluşturulmasıdır. Bu bakımdan fuhuş ve fuhşa götüren bütün davranışlar zinaya yaklaştıran tutumlar olarak haram kılınmış (el-İsrâ 17/32); mümin erkek ve kadınların gözlerini haramdan sakınmaları (en-Nûr 24/30-31), kadınların tahrik edici bir şekilde giyinip süslenmemeleri (en-Nûr 24/31) emredilmiş; mahrem olmayan kadın ve erkeklerin birbirlerine dokunmaktan, şehevî arzuları kabartan söz ve davranışlarda bulunmaktan sakınmaları istenmiştir. Ayrıca kadının erkeğin cinsî duygularını uyandıracak şekilde yürümesi de hoş görülmemiştir (en-Nûr 24/31). İlgili âyetlerin üslûbundan, bu kuralların hürriyetleri kısıtlama amacına değil toplum ahlâkını koruma gayesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Toplumda fuhşu önleyebilmek için fertlerin eğitimi, ahlâkî yetişkinliği, fuhşu kolaylaştıran ve özendiren yolların kapatılması kadar bu yönde gerekli içtimaî ve hukukî tedbirlerin alınması da önemlidir. İslâm’da ferdin cinsî ihtiyaçlarının tabii bir ihtiyaç olarak görülüp evliliğin kolaylaştırılması, evlilik yoluyla cinsel tatminin temel bir hak olarak karşılanması böyle bir anlam taşır. Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hz. Peygamber’in uygulamalarında zina eden, livâta ve sevicilik gibi çirkin fiilleri işleyen kimseler hakkında öngörülen tedbirlerin ve cezaî müeyyidelerin de amacı müslüman toplumlarda fuhşu önlemek, kişilerin onur ve iffetlerini korumalarına yardımcı olacak bir toplum ve hukuk düzenini kurmaktır.

    İslâm’ın kesin tavrına rağmen Asr-ı saâdet’te, bilhassa yeni müslüman olmuş kesimlerde eski alışkanlıkların bir sonucu olarak bazı zina olayları görülmüştür. Nitekim Tâif örneğinde olduğu gibi İslâm’ın gücü karşısında teslim olanlar, kendilerine verilen emanda zina ve içkinin yasaklanmaması şartının bulunmasını istiyorlardı (Cevâd Ali, V, 139). Hz. Peygamber’in vefatından sonra meydana gelen dinden çıkma olaylarının sebeplerinden biri de coğrafî konumları sebebiyle İslâmî terbiyeyi yeterince alamamış Araplar’ın içlerinde gizledikleri bu arzularını gerçekleştirmekti. Hatta Hadramut taraflarında bazı fahişeler Resûl-i Ekrem’in vefatını sevinçle karşılamışlardı.

    YanıtlaSil
  192. Hulefâ-yi Râşidîn devrinde fuhuşla mücadele devam etmiştir. Bu dönemde zina suçu isnat edilen ve bu yüzden cezalandırılanların sayısı çok azdır. Daha sonraki dönemlerde İslâm’ın çok geniş bir coğrafyaya yayılması sonucu büyük bir zenginlik elde edilmiş, bilhassa saraylarda ve çevresinde görülen eğlence hayatı toplumu sarsabilecek bir nitelik kazanmıştır. Bununla birlikte yaygın ahlâkî terbiye ve hukukî önlemler yanında câriye istifraşına izin verilmesi fuhşun toplumsal boyutta yaygınlaşmasını önlemiştir.

    Emevîler’de açık fuhuş pek görülmezse de bazı hükümdarlar eğlenceye düşkünlükleri ve ahlâksızlıklarıyla şöhret bulmuştu. Hatta bu durum bazı halifelere karşı isyan edilmesinin ve nihayet Emevî Devleti’nin yıkılmasının sebeplerinden biri olarak gösterilir (Hasan İbrâhim, I, 432).

    Abbâsîler’in ilk dönemlerinde de açık fuhşa pek fazla rastlanmaz. IV. (X.) yüzyılın başlarında Çin’i ziyaret eden bir İslâm seyyahı orada fahişelerin deftere kaydedildiğini ve bunlardan her yıl belli bir miktar vergi alındığını görünce böyle bir fitnenin İslâm ülkesinde bulunmamasından dolayı Allah’a şükreder. Fakat bundan kısa bir zaman sonra Büveyhî Hükümdarı Adudüddevle rakkase fahişelere vergi koydu. Daha sonra Fâtımîler de fuhuş yerlerinden (büyûtü’l-fevâhiş, dârü’l-kuhab) vergi aldılar (Makrîzî, I, 89). Suriye civarında Lazkiye’de fahişeler muhtesip kontrolünde bulunuyorlardı ve özel bir yüzük takmak zorundaydılar. Sûs’ta da bir zina evi olduğu söylenir. Bu dönemin Abbâsî coğrafyasında artan fuhşun müstehcen ifadeler tarzında edebiyata da yansıdığı görülür (Mez, II, 141, 150).

    YanıtlaSil
  193. Osmanlı ülkesinin bilhassa müslümanların yaşadığı yörelerinde fuhuş diğer ülkelerdeki kadar ciddi boyutlara ulaşmamıştır. Ancak İstanbul’da Bizans döneminden beri fuhuş olaylarına rastlanmaktaydı. Özellikle kozmopolit bir yapıya sahip olan Galata yakası şehrin fuhşa en uygun yeriydi. Evliya Çelebi İstanbul esnafından söz ederken abartılı üslûbuyla “esnâf-ı zen-kahbegân” (muhabbet dellâlları), “esnâf-ı hîzân-dilberân” (vücutlarını satan delikanlılar) gibi “nice esnâf-ı mühmelân”ın bulunduğunu, bunların sadece subaşı tarafından bilindiğini söyler. Osmanlılar’da zaman zaman fuhşu önlemek için fermanlar çıkarılmıştır. Mahallelerde gizli fuhuş yapıldığı tesbit edilen evler mahalle imamına şikâyet edilir ve onun başkanlığında buralara baskınlar düzenlenirdi.

    İstanbul’da I. Dünya Savaşı esnasında ve daha sonra fuhuş yapılan bazı yerler açılmış, buralarda Ekim İhtilâli’nin ardından Rusya’dan gelenlerle birlikte sayıları bir hayli artan fahişeler çalıştırılmıştır. Bu dönemde İstanbul’un yozlaşan ahlâkî durumu, Yakup Kadri’nin, adını helâk olan Lût kavminin yaşadığı şehirlerden alan Sodom ve Gomore romanında anlatılır. Türkiye’de zührevî hastalıklarla mücadele ilk defa I. Dünya Savaşı yıllarında başlamış, 18 Ekim 1915’te Emrâz-ı Zühreviyye’nin Men‘-i Sirâyeti Hakkında Nizamnâme ile bu hastalıkların yayılmasını önlemek için özel bir teşkilât kurulmuştur.

    Günümüzde fuhşun sebep olduğu AIDS gibi korkunç hastalıklar, İslâm’ın fuhşu önlemek için getirdiği hukukî ve ahlâkî tedbirlerin önemini ortaya koymaktadır. Fuhşun çirkinliği sadece sebep olduğu zührevî hastalıklarla sınırlı değildir. Cinsiyet ahlâkı bakımından fuhuş ruhî sapıklıklara ve kadın kişiliğinin en önemli unsuru olan iffetin kaybolmasına sebep olur. İffetin kaybolması kişinin cemiyet içinde şeref ve itibarını kaybetmesine, bu yüzden de başka ahlâkî kusurları yapabilecek hale gelmesine yol açar. Vazife ahlâkı bakımından fuhuş, başka bir kişiye bir insan gibi değil bir eşya gibi bakma anlamı taşıdığı için insanî prensiplere tamamen zıttır. Nihayet fuhuş sevgisiz olarak vücudunu satmaktır; kişilik şuurunu yıktığı için kişiliğe en ağır hakarettir (Ülken, s. 243).

    YanıtlaSil
  194. Tarihin hemen her devrinde fuhuş bir yandan varlığını sürdürürken bir yandan da toplumlar din, ahlâk, hukuk gibi kurumlar vasıtasıyla fuhşu önlemeye çalışmışlardır. Ancak dinin fert ve toplum hayatındaki etkisini büyük ölçüde ortadan kaldıran modernist hayat felsefesiyle birlikte son yüzyılda fuhşun türlü şekilleri giderek meşrulaşma zemini ve daha çok yayılma imkânı bulmuştur. Modern Batı’da hararetle savunulan bireycilik, saptırılmış özgürlük anlayışı ve bunların sonucu olarak gençlerin aile ilgisinden, terbiye ve himayesinden yeterince faydalanamaması, aynı dünya görüşünün bir ürünü olan lüks ve pahalı yaşamanın ev ve aile kurmayı zorlaştırması, ekonomik ve siyasî başarının en yüksek ideal kabul edilmesi ve cinselliğin bu amaç için sömürülmesi gibi sebepler yüzünden modernizmin benimsendiği toplumlarda veya kesimlerde fuhşun da yaygınlaştığı, hatta bir fuhuş sektörünün ortaya çıktığı görülmektedir. Aslında bazı çevrelerde din ve ahlâk gibi kurumlara karşı çıkmanın temelinde, modern zihniyet yanında uyuşturucu pazarıyla da yakın ilgisi olan fuhuş sektörünün çıkarları bulunmaktadır. Fuhşa karşı ahlâk terbiyesi, güçlü aile yapısı, toplumsal kontrol gibi mekanizmaları canlı tutması yanında kesin hukukî ve sosyal önlemler de alan İslâmiyet fuhuş sektörünü özellikle rahatsız etmektedir.

    Fuhşu günah, ayıp ve en sonunda yasak olmaktan çıkarma eğiliminde olan modern zihniyet, sözde özgürlük adına fuhuşta sadece zor kullanma ve zarar vermeyi reddetmekte, fuhşun fert ve toplum üzerindeki yıkıcı etkileri bu düşünce sahiplerini fazla ilgilendirmemektedir. Türkiye’de ve diğer İslâm ülkelerindeki bazı küçük çevrelerde bu anlayış bir ölçüde etkili olmakla birlikte İslâm dininin dinamik yapısı sayesinde İslâm toplumları ve bilhassa müslüman aileler fuhşa karşı direncini korumaktadır. Fuhşun cazip kılınarak teşvik edilmesinde son derece etkili olan yazılı ve görüntülü medya alanında da dinî ve millî kimliğini yaşatan büyük çoğunluğun kendi ahlâk değerleri ve kültürüne uygun alternatif neşriyata yönelmesi, fuhşa karşı son derece etkin bir mücadele dönemine girildiğini göstermesi bakımından önemlidir.

    YanıtlaSil
  195. BİBLİYOGRAFYA
    Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “fḥş” md.

    Lisânü’l-ʿArab, “sfḥ” md.

    Wensinck, el-Muʿcem, “fḥş”, “lʿan” md.leri.

    M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “fḥş” md.

    Müsned, II, 507; IV, 78.

    Buhârî, “Edeb”, 38, 39, 48, 82, “Büyûʿ”, 113, “Ṭalâḳ”, 31, 34, 35, “Nikâḥ”, 36.

    Müslim, “Birr”, 73, “Selâm”, 11, 154, 155, “Müsâḳāt”, 40, 41, “Liʿân”, 9, 12.

    Tirmizî, “Nikâḥ”, 6, “Birr”, 47, 59.

    Eflâtun, Devlet (trc. Sabahattin Eyüboğlu – M. Ali Cimcoz), İstanbul 1985, s. 148-149.

    İmruülkays v.dğr., Yedi Askı: el-Muʿallaḳatü’s-sebʿ (nşr. ve trc. Şerefeddin Yaltkaya), İstanbul 1943, s. 20-21.

    İbn Hişâm, es-Sîre2, II, 433-434.

    İbn Habîb, el-Muḥabber, s. 184-185.

    Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Beyrut 1405/1984, XXVIII, 78.

    Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn (trc. Ahmet Serdaroğlu), İstanbul 1974, III, 126, 127.

    İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, III, 415.

    Makrîzî, el-Ḫıṭaṭ, I, 89.

    Tecrid Tercemesi, II, 481-482.

    Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, 519.

    Mahmûd Şükrî el-Âlûsî, Bulûġu’l-ereb, II, 3-5.

    Hilmi Ziya Ülken, Aşk Ahlâkı (İstanbul 1931), İstanbul 1981, s. 242-243.

    Elmalılı, Hak Dini, V, 3473 vd., 3512.

    Mazhar Osman Usman, Tababeti Ruhiye, İstanbul 1947, II, 318-416.

    Mez, el-Ḥaḍâretü’l-İslâmiyye, II, 141-150.

    Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, V, 133-145, 533-546.

    Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercemesi ve Şerhi, İstanbul 1974, VIII, 16-19.

    Hasan İbrâhim, İslâm Tarihi, I, 432.

    Bekir Topaloğlu, İslâm’da Kadın, İstanbul 1992, s. 210-227.

    Zafer Toprak, “İstanbul’da Fuhuş ve Zührevî Hastalıklar (1914-1933)”, TT, VII/39 (1987), s. 31-40.

    R. Ekrem Koçu, “Fuhuş”, İst.A, VII, 5855-5863.

    a.mlf., “Baskın”, a.e., IV, 2141-2152.

    YanıtlaSil
  196. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki; o zamanda adam acz ve fucur arasında muhayyer kalacak. Kim bu zamana yetişirse fucura aczi tercih etsin.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    Sayfa: 301 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  197. FÂCİR
    الفاجر
    Kâfir veya günahkâr mümin anlamında bir terim.
    İlişkili Maddeler
    FÂSIK
    İlâhî emirlere itaatten ayrılıp âsi olan mümin veya kâfir anlamında kelâm ve fıkıh terimi.
    GÜNAH
    İlâhî emir ve yasaklara aykırı fiil ve davranışları ifade eden bir terim.

    Müellif:
    OSMAN KARADENİZ
    Sözlükte “yarmak, bir şeyi genişçe yarıp açmak” anlamındaki fecr veya fücûr kökünden türeyen bir sıfat olarak “dindarlık perdesini yırtan, fütursuzca günaha dalan, haktan bâtıla sapan kimse” gibi mânalar taşır. Câhiliye Arapları’nın haram aylarda yaptıkları savaşlara “günah işlenen günler” anlamında eyyâmü’l-ficâr adı verilirdi. Fâcir kelimesinin kökünü oluşturan fücûr, “şehvet gücünün ileri dereceye varması” veya “nefsin insanı şeriat ve ahlâk ilkelerine aykırı işler yapmaya sevkeden özelliği” diye de tarif edilir (et-Taʿrîfât, “el-fücûr” md.; Tehânevî, Keşşâf, “el-fücûr” md.). “İlâhî emirlerden çıkan kimse” anlamına gelen fâsık terimi ile fâcir arasında benzerlik varsa da fâsıkın fâcirden daha umumi olduğu kabul edilir (İsmâil Hakkı Bursevî, s. 163).

    Fâcir kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde müfred, dört yerde cemi sîgasıyla (fecere, füccâr) yer almakta, bir âyette de kökü olan fücûr geçmektedir. Fiil sîgasıyla yer alan kullanımlarının sadece biri (el-Kıyâme 75/5) terim mânasını taşır. Fâcir Kur’an’da daha çok günah işlemenin nihaî noktasında bulunan “kâfir” mânasında kullanılmaktadır. İlgili âyetlerde belirtildiğine göre yeryüzünde fesat çıkaran ve ölümden sonra dirilişi inkâr eden fâcirler âhirette, iman edip kötülüklerden sakınanlarla aynı muameleye tâbi tutulmayacak, müminlerin yüzü parlayıp gülecek ve onlar naîm cennetlerine girecekler, fâcirlerin yüzü ise kararacak ve kendileri alevli ateşe atılacaklardır (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “fcr” md.). Toshihiko Izutsu, fücûr kelimesinin ima ettiği “sapma göstermek” mânasından hareketle Kur’an’daki anlamını “doğru yoldan ayrılmak ve gayri ahlâkî iş yapmak” şeklinde gösterir (The Ethical Terms in the Koran, s. 151).

    YanıtlaSil
  198. Bazı hadislerde yalan söyleyen, zina fiilini işleyen, Kur’an’ı okuduğu halde başkalarını ondaki buyruklara uymaya çağırmayan, yalan yere yemin eden, insanları aldatan ve faizcilik yapanların fâcir oldukları bildirilerek kelime “günahkâr mümin” anlamında kullanılmış (Müsned, I, 135; III, 37, 428; V, 455; VI, 321; Buhârî, “Aḥkâm”, 30, “Ṣalât”, 32, “Cihâd”, 44), bir kısmında da cennete sadece müminlerin gireceği, fâcirlerin cehennemlik olduğu (Buhârî, “Cihâd”, 182), Kur’an okuyan fâcirin kokusu güzel, tadı acı, Kur’an okumayan fâcirin ise kokusu bulunmayan, tadı da acı olan bitkiye benzediği (Buhârî, “Tevḥîd”, 57), ölen müminlerin dünya sıkıntılarından kurtulduğu, ölen fâcirlerden ise dünyadakilerin kurtulduğu (Müslim, “Cenâʾiz”, 61) belirtilerek fâcire “kâfir” veya “münafık” anlamı verilmiştir.

    Kelâm ilminde fâcir, kâfir veya mümin sayılıp sayılmayacağı açısından tartışma konusu olmuştur. Gerek Mu‘tezile gerekse Mürcie âlimleri fâcire “büyük günah işleyen mümin” mânası vermişler ve buna bağlı olarak onun hakkında fikir yürütmüşlerdir. Mu‘tezile’ye göre fâcir imandan çıkmıştır, tövbe etmeden öldüğü takdirde ebedî olarak cehennemde kalır. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de fâcirlerin âhirette cehenneme atılacakları ve oradan ayrılmayacakları haber verilir (el-İnfitâr 82/14-16). Mürcie’ye göre ise fâcir her ne kadar ilâhî emirlere karşı itaatsizlikte bulunmuşsa da iman esaslarını benimsediği için müminlerle beraber olacaktır (Kādî Abdülcebbâr, s. 590, 682; Fahreddin er-Râzî, XXXI, 84).

    Ehl-i sünnet âlimlerine göre fâcir kâfir, münafık ve büyük günah işleyen mümini de kapsayan bir terim olduğundan her fâcir hakkında aynı hükmü vermek mümkün değildir. Kelime mutlak olarak kullanıldığı takdirde kâfir mânasına gelir. İman ettiği halde günah işleyenler ise bu anlamda fâcir kabul edilemezler. Buna göre fâcirlerin cehennemden ayrılmayacaklarını haber veren naslarla kâfirlerin veya münafıkların kastedilmiş olması gerekir (Mâtürîdî, s. 329; İbn Hazm, III, 276-279; Fahreddin er-Râzî, XXXI, 84-85).

    YanıtlaSil
  199. Fâcir kelimesinin Kur’an’daki kullanılışı göz önünde bulundurulduğu takdirde Mu‘tezile ile Mürcie’nin fikirlerini doğru bulmak mümkün değildir. Çünkü fâcir ya kâfir kelimesini tekit etmekte veya müminin zıddı anlamında zikredilmektedir. Hadislerde ise fâcir kâfir, münafık ve günahkâr mümin için ortak bir ad olarak kullanılmakta, böylece bir anlamda her kâfirin fâcir olduğuna, fakat her fâcirin kâfir olmadığına işaret edilmektedir. Nitekim Ebû Hanîfe’nin el-Fıḳhü’l-ekber’inde geçen (İmâm-ı Azam’ın Beş Eseri, s. 61) ve zamanla bütün Ehl-i sünnet’in ortak görüşü haline gelen, “Sâlih (ber) olsun fâcir olsun her müminin arkasında namaz kılmak câizdir” şeklindeki meşhur ifadede fâcir “günahkâr mümin” anlamında kullanılmış, böylece her fâcirin dinden çıkmış olmayacağına ve imanını korumakla birlikte günahkâr olan bir kimsenin İslâm cemaatinin bir ferdi sayılması gerektiğine işaret edilmiştir (krş. BER). Sonuç olarak fâcirin, nasların çoğunda itaatten uzaklaşmanın nihaî noktası olan “kâfir” anlamına, bazı hadislerde de mümin olmakla birlikte “büyük günah işleyen kimse” mânasına geldiği anlaşılmaktadır (büyük günah işleyen kimsenin dinî durumu için bk. KEBÎRE).

    YanıtlaSil
  200. KEBÎRE
    الكبيرة
    Büyük günah.
    İlişkili Maddeler
    GÜNAH
    İlâhî emir ve yasaklara aykırı fiil ve davranışları ifade eden bir terim.
    AMEL
    Dünya ve âhirette ceza veya mükâfat konusu olan her türlü iş ve davranışı ifade eden bir terim.

    Müellif:
    ADİL BEBEK
    Sözlükte “maddî veya mânevî bakımdan büyük olmak” anlamına gelen kebr (kiber) kökünden türemiş bir isimdir. “Büyük günah” mânasında kullanılan kebîre (çoğulu kebâir), farklı tanımlarının ortak noktaları dikkate alınıp “dinen yasaklandığı konusunda kesin delil bulunan ve hakkında dünyevî veya uhrevî ceza öngörülen davranış” şeklinde tanımlanabilir. Bunun dışında kalan kötü davranışlara da sagīre (küçük günah) denir. Israrla işlenen küçük günahın büyük günaha dönüşeceği telakkisi genellikle kabul görmüştür.

    Kur’an’da daha çok “zenb, is̱m, fısk, isyan” kelimeleriyle ifade edilen günahın büyük ve küçük olabileceği belirtilir. İlgili âyetlerde açıklandığına göre büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde küçük günahlar affedilir (en-Nisâ 4/31). Allah’a iman edip tevekkülde bulunanlar büyük günah ve hayâsızlıktan kaçınırlar (eş-Şûrâ 42/36-37). Ayrıca âyetlerde, âhirette insanlara verilecek olan amel defterinin küçük büyük bütün günahları kapsayıp ortaya koyacağı anlatılır (el-Kehf 18/49).

    Hadislerde büyük günahlardan “mûbikāt (helâk edici davranışlar), kebâir, a‘zamü’z-zünûb” gibi tabirlerle bahsedilir. Çeşitli hadis rivayetlerinde Allah’a ortak koşmak, adam öldürmek, ana babaya karşı gelmek, yetim malı yemek, faiz yemek, dürüst kadınları iffetsizlikle suçlamak, büyü yapmak, savaştan kaçmak, yalancı şahitlikte bulunmak ve ödenemeyecek miktarda borçlu olarak ölmek büyük günahların başında zikredilmiştir (Müsned, II, 201, 214; IV, 392; V, 413; Müslim, “Îmân”, 143-146). Hadislerde ayrıca Hz. Peygamber’in büyük günah işlemiş müslümanlara da âhirette şefaat edeceği belirtilmiştir (Tirmizî, “Ḳıyâmet”, 11).

    YanıtlaSil

Yorum Gönder