AYNÜL Nİ'AMİ

Yorumlar

  1. Blogger yuksel dedi ki...
    Bir kavim bir bid'at yaparsa, sünnetten o kadar kaybeder.
    Ravi: Hz. Udayd İbni Hars (r.a.)
    Sayfa: 369 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    24 Temmuz 2020 00:02 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...

    yuksel24 Temmuz 2020 23:14
    Teslis içinde tevhid aranmaz.(Mh.) 33:1.makale,8.mukaddime
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.264.

    YANITLAYINSIL

    yuksel24 Temmuz 2020 23:21
    Muhakkak ki Cehenneme götüren hayır, hayır değildir.Cennete götüren şer de şer değildir.
    ..
    Bilgiçlik taslayarak gururlananlarda hayır olmadığı gibi Allah c.c. için yaptıklarında,insanların kınamasından korkanlarda da hayır yoktur.
    Hadislerle Hz.Peygamber Ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık.Cilt.5.sy.1802.

    24 Temmuz 2020 23:25 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    İslâm hukukuna göre,
    ......
    E-Kadın, örtünmeden gezemez.
    Kur'an'ın Nasih Ve Mensuh Ayetleri.sy.247.
    Ahmet Gürkan.

    25 Temmuz 2020 08:29 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    En mükemmel Eğitim Rehberi
    Kur'an Ve Sünnet'ten
    Birkaç Hayat Düsturu:
    Sözlerin en güzeli, Allah c.c. ın kitâbıdır.
    Yolların en hayırlısı, sünnet yoludur.
    En sağlam sığınak takvâdır.
    Kelâmın en şereflisi zikrullah'tır.
    Kıssaların en güzeli Kur'an'dadır.
    Nurlu yollar, peygamberlerin hidâyet yollarıdır.
    İlmin hayırlısı ve faydalısı, irfâna dönendir.
    Eğitimde 101 Adım.sy.107.

    27 Temmuz 2020 08:35 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Şükrdilen az bir mal, şükredilmeyen çok maldan hayırlıdır.
    En kötü mazeret, ölüm ânındakidir.
    En kötü pişmanlık, kıyamet günündekidir.
    Hatâların en büyüğü, yalancılıktır.
    En hayırlı zenginlik, gönül zenginliğidir;
    kanaatle zenginleşmektir.
    En hayırlı iman,kalblere nakşolandır.
    Zekâtsız, infaksız ve sadakasız para, ahirette yüz karasıdır.
    Kazancın kötüsü, riba ve tefeciliktir.
    En derin körlük, hakikat yoluna girdikten sonra sapıtmaktır.
    Eğitimde 101 Adım.sy.107,108.

    27 Temmuz 2020 08:44 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    En fenâ körlük,kalbin körlüğüdür.
    Bir kişinin hidayetine vesile olmak, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.Hidâyete vesile olmak da kalbi bir eğitimin semeresidir.
    İsrâfın her biri diğerinden beterdir.Lâkin en feci israf," İnsan İsrafı"dır.
    Eğitimde 101 Adım.sy.108.

    27 Temmuz 2020 08:51 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Eğitimde muvaffakıyetin en esaslı anahtarı, sabır, sebat ve fedâkârlıktır.
    42.
    Eğitimde 101 Adım.sy.47.

    27 Temmuz 2020 08:57 Sil

    YanıtlaSil
  2. Veda Hutbesi

    Hutbeler
    Veda Hutbesi (9 Zilhicce 10 H. / 8 Mart 632 M. Cuma) Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.v.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti. Bismillahirrahmanirrahim "Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür." Ey Nâs! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım. İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir g
    Read MoreSHARE
    ŞUB
    18
    2009
    NO
    COMMENTS
    Öğretmenler Günü
    Öğretmenler Günü

    Hutbeler
    Öğretmenler Günü Aziz Müslümanlar! Yüce Allah insanı, eğitilmeye en müsait varlık olarak yaratmıştır. İlk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem’e bütün isimleri (kelime ve dilleri) bildirmiş, kalem ile yazmayı da, O öğretmiştir. Sevgili Peygamberimiz (sav) de, “Ben öğretmen olarak gönderildim.”[2] buyurarak, bu mesleği kutsallaştırmıştır. Eğitim ve öğretime en uygun canlı, insandır. Ama eğitimi zor olan ve en uzun süren de gene insandır. Atalarımızın “insan yetiştirme sanatı” diye tarif ettikleri öğretmenliğin, çok zor bir meslek olduğu aşikardır. Başında “millî” kelimesi bulunan iki bakanlığımızdan biri, Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Çünkü eğitim ve öğretim, millî bir meseledir. Ne kadar zor ve pahalı olsa da kazandırdıkları paha biçilmez değerdedir. Değerli Müslümanlar! Bebeklikte

    YanıtlaSil
  3. Atatürk’ün Balıkesir Hutbesi

    Hutbeler
    ATATÜRK'ÜN BALIKESİR HUTBESİ ATATÜRK'ÜN PAŞA CAMİİ'NDE YAPTIĞI KONUŞMA 7 ŞUBAT 1923 Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur'an'daki mânası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Hak'tır. Arkadaşlar; Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Bir
    Read More

    YanıtlaSil
  4. Bir Temel Ahlak Teorisi Olarak Bediüzzaman'ın Gözüyle İhlâs
    Sincerity As a Basic Moral Theory in the Eyes of Bediüzzaman Said Nursi
    Musa K. Yılmaz
    Prof. Dr., Harran Üniversitesi, İlahiyat Fak. Öğretim üyesi
    Giriş: Yaratılışla Birlikte Gelen Sözleşme

    İnsan, her şeye kadir olan Allah tarafından yaratılmıştır. Yaratılmış olan insanın yaratıcı karşısındaki durumu sonsuz bir zaafı ve aczi ifade etmekle birlikte, Yaratıcı, insana özel bir değer atfetmiş, onu kendisine muhatap kabul etmiş, ona sorumluluk vermiş ve deyim yerindeyse, onu yaratılmışların en kutsalı kılmıştır. Allah'ın insana değer verdiğinin en büyük göstergesi onunla sözleşme akdetmiş olmasıdır. Aslında "Lâ yüs'el"1 (Sorumluluğu bulunmayan) ve "Fa'alün limâ yurid"2 (İstediğini yapabilen) olan Allah'ın insanla sözleşme akdetmesi ilk bakışta insana garip gelebilir. Ancak Allah'ın insandan misak alması3 ve insana misak vermesinin4 gerisinde çok önemli sebepler bulunmaktadır. Bunların başında da insan fiillerinin insana sorumluluk yüklemesi ve son hesabın verildiği günde Allah'ın aleyhinde bir delilin öne sürülmemesi gelmektedir. Nisa Suresinde yer alan "müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberleri gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri kalmasın" ayeti,5 Allah tarafından insana yüklenilen sorumluluğun önemini ve insanın hesap gününde Allah'ın aleyhinde delil getirememesinin temel ilkesini ifade etmektedir.

    Allah'ın insanlarla yaptığı sözleşmenin bir diğer önemli hedefi Allah'a inanmalarının sağlanmasıdır. Başka bir deyimle, Allah insanların şeytana değil, kendisine ibadet etmelerini talep etmektir. Çünkü Bediüzzaman'ın ifadesiyle "hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billah'tır. Ve insaniyetin en ali mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı iman-ı billah içindeki marifetullah'tır.6 Allah şöyle der: "Ey Ademoğulları! Ben, 'şeytana tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır. Bana ibadet ediniz, doğru yol budur' diye size and vermedim mi?7 Şu halde Allah ile insan arasındaki sözleşmenin esası, Onun buyruklarına (kitabının içindeki hükümlere) riayet edeceklerine dair insanların taahhütte bulunmaları ve ahitlerini tam olarak yerine getirme konusunda azimli olmalarıdır. Kur'ân'ın ifadesiyle insanların maruf üzere hareket etmesi ve münker olan her şeyi reddetmesidir. Bu tutum insanın, en üstün iyilik, takva, hayır ve fayda demek olan "Birr"e ulaşmasıdır. Kur'ân şöyle der: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz birr değildir. Asıl birr, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmış kimselere, isteyip dilenene ve özgürlükleri için kölelere veren, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösteren ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutumudur."8

    YanıtlaSil
  5. Sözleşmeye konu olan bu ayette tek tek sayılan hükümler insan ilişkilerini düzenleyen hukukun ruhu olduğu gibi daha önce din tebliğ etmiş olan bütün peygamberlerin de tekrar ettikleri en yüksek ahlaki ilkelerdir. İşte insanlar bu ilkelere riayet ettikleri zaman Allah'a verdikleri sözü yerine getirmiş olurlar. Bu ilkelerin, Allah'ın kulu olan insana yüklediği sorumlulukların tümünün en yüksek ifadesi ibadettir.9 Allah, "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum."10 buyururken, bu sözleşmenin temel ilkelerinin özeti durumundaki iman ve ibadetin ahlakî bir sorumluluk olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle, "Onlardan rızık istemiyorum" ifadesi, rızık peşinde koşmayı bahane ederek ibadeti terk etmenin ve adeta rızık peşinde koşmak için yaratılmış intibaını vermenin gayri ahlaki bir davranış olduğuna işaret etmektedir.11 Hatta Allah'ın "Bizim sizi boş yere bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilemeyeceğinizi mi sandınız?"12 ayeti insanın Allah ile olan sözleşmesinden doğan ağır sorumluluğuna, yani imana ve ibadete vurgu yapmaktadır. Bundan daha net olanı "insan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?"13 ayetidir. Burada, insanın dünyaya gönderilirken sözleşmeden doğan çok ağır bir ahlaki sorumluluğun altında olduğu ve bu sorumluluğun gereği olarak Allah'a iman ve O'na ibadet etmekle mükellef olduğu net olarak ifade edilmektedir.

    YanıtlaSil
  6. Denebilir ki, Allah'a iman ve Ona ibadet etmek yaratılışın en önemli sırrıdır. Hatta Bediüzzaman'a göre iman insan olmanın bir gereğidir.14 İbadet ise dünya ve âhiret saadetine sebep olduğu gibi dünya ve âhiret işlerini tanzime de sebeptir. İbadet, kişisel olarak insanın, ayrıca tüm insan nevinin kâmil olmasına bir vasıta olduğu gibi, yaratıcı ile kul arasında pek yüksek bir nispet ve çok şerefli bir rabıtadır. Çünkü insanın yüksek ruhunu ferahlatan ibadettir. İnsanın kabiliyetlerini ortaya çıkaran, arzu ve isteklerini berraklaştırıp temiz hale getiren, emellerini tahakkuk ettiren ve fikirlerini genişlettirip intizam altına alan yine ibadettir. Aynı zamanda insanın şehvete ve öfkeye dayalı içgüdülerini sınırlayan, zahiri ve batini uzuvlarını ve duygularını kirleten küfür paslarını silen ve insanı mukadder olan kemalatına ulaştıran yine ibadettir.15

    Şu halde yaratılışın asıl gayesi yaratıcıyı tanımak ve Ona ibadet etmektir. Eğer insanlar Allah'ı tanıyıp Ona ibadet etmezlerse yaşamalarının hiçbir anlamı kalmayacaktır. Çünkü iman ve ibadet hayatın ve var olmanın ruhu hükmündedir. Peki, ibadetin ruhu var mıdır? Varsa o ruh nedir? Bediüzzaman bu soruya şu cevabı verir: "İbadetin ruhu ihlâstır. İhlâs ise yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ya da fayda ibadete illet gösterilse o ibadet batıldır. Faydalar ve hikmetler yalnız tercih edici olabilirler, illet olamazlar."16 Hatta Bediüzzaman'a göre ibadet, insan hayatında bir vesile değil, insan hayatının asıl gayesidir. Bu itibarla ihlâssız ibadet ibadet sayılmadığı gibi, ibadet sevap kazanmak ya da cezadan kurtulmak için de yapılmamalıdır. Görülüyor ki, insan fıtratına en uygun olan şey, her türden insan fiilinin, ahlakın, iyiliğin ve adaletin tecellisini mümkün kılacak şekilde ve insanın yaratılışına uygun olarak, yani ibadetin ruhu olan ihlâs çerçevesinde yapılmasıdır.

    A- İnsanın Sorumluluğu ve İhlâs

    İnsanın iki türlü sorumluluğu vardır: Birincisi, insanın Allah ile olan sözleşmesinin gereği olan ahdine bireysel olarak vefa göstermesidir. Allah insanın kendisine karşı samimi davranmasını istiyor. Allah şöyle buyuruyor: "Bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun." İnsanın Allah'a verdiği söz, daha çok iman ve ibadet şeklinde kendisini gösterir. Allah'ın insana verdiği söz ise, insanı dünya ve âhirette mutlu bir hayata, Kur'ân'ın ifadesiyle "sırat-ı müstakim"e götürür. Ayetin sonunda yer alan "sadece benden korkun" ifadesi, insanın Allah'a karşı sorumlu olduğu fiillerine karşılık sevap kazanabilmesi için tüm işlerinde samimi olması, yani ihlâslı davranması, ahlaki sorumluluğun gereği olduğunu öngörüyor.

    YanıtlaSil
  7. İnsanın ikinci sorumluluğu, hemcinslerine karşı olan sorumluluğudur. Bu durum, insanın topluma karşı olan görevini ve işindeki samimiyet ve ihlâsı da içine almaktadır. Kuşkusuz insanın Allah'a karşı olan sorumluluğunun yanı sıra hemcinsleri olan diğer insanlarla da belli bir ilişki biçimi içinde olması kaçınılmazdır. Çünkü, insan, fıtratı gereği medeni yaratılmıştır. Bu yüzden başkalarıyla bir arada yaşamak durumundadır. Ancak toplumun refah ve mutluluğu insan ilişkilerinin belli bir düzen içinde şekillenmesine bağlıdır. Aksi takdirde her toplumda kargaşa doğar. Başka bir ifadeyle, sosyal hayat ya belli ahlakî ilkeler doğrultusunda düzene girip adaletin toplumda tecelli etmesini mümkün kılar ya da kaos kendi özel dinamikleriyle adaletin ortadan kalkmasına ve zulmün kurumsallaşmasına yol açar.

    Allah bu konuda da insandan ahit aldığını ve insanın Allah'ın ahdine vefa göstermesi gerektiğini talep eder. Burada Allah'ın ahdinin yerine getirilmesi, insanlar arasındaki ilişkilerin adalet, iyilik, yardımlaşma, paylaşma vb. ahlaki ilkelere göre düzenlenmesidir. Allah şöyle buyuruyor: "Yetimin malına yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Yakınlarının aleyhinde de olsa her olayda ve her durumda adil davranın."17 Başka bir ayette şöyle buyuruyor: "Allah'ın size olan nimetini 'duyduk ve kabul ettik' dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adil davranmamaya sevk etmesin."18 Bu konudaki bir diğer ayet ise şöyle: "Ey iman edenler, adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve akrabanız aleyhinde bile olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. Hislerinize uyup adaletten sapmayın."19

    YanıtlaSil
  8. teminatıdır. Bu ayetler, insanı adaletten ayıran ekonomik, sosyal ve psikolojik sebeplere dikkat çekerek doğrudan yargının başında bulunan ya da dolaylı olarak yargıçlara yardımcı durumunda olanların yalnız ve yalnız Allah'tan korkmaları ve Onun tesirinde kalmaları gerektiğini vurgulamıştır. Ayetlerde geçen "Allah'tan korkun", "Her durumda adil davranın", "Adalet titizlikle ayakta tutun" ve "Hislerinize uyup adaletten sapmayın" şeklindeki ifadeler, Allah'ın ahdine riayet etmenin sadakat, samimiyet ve ihlâsla iş yapmak anlamına geldiğini, bunların da adil davranmak ve Allah'tan korkmakla eş anlamlı olduğunu, İslamiyet'in asıl sırrının ihlâs ve rızâ-i İlâhî olduğunu göstermektedir.20

    B- İhlâsın Kısımları

    İhlâs ve samimiyetin, kişisel ve toplumsal olmak üzere iki boyutu vardır. Yani ihlâs ve samimiyet insanın manevî hayatının temel dinamiği sayıldığı gibi toplumun manevî hayatının da temel dinamiklerinden biridir. Bireyde ihlâs, toplumda "adaletin tecellisi" şeklinde ifadesini buluyor. Eğer bir insanda ihlâs ve samimiyet hâkim olmazsa o insanın nifak ve iki yüzlülük hastalığına yakalanmaması mümkün olmadığı gibi, toplumda her şeyin başı ve yöneticisi durumunda olan adalet tecelli etmediği takdirde kargaşanın baş göstermemesi mümkün değildir. Özellikle para ve ekonominin adaletle yönetilmediği zamanlarda, insanlara parayla her şeyin elde edilebileceği izlenimi verilmiş olur ki, bunun adı "rüşvet-i mutlaka" yönetimidir.21 Bu itibarla denebilir ki, ihlâslı insanlardan meydana gelen toplumlarda mutlaka adalet tecelli eder ve insanlar barış ve mutluluk içinde yaşarlar. Zira ihlâs ve samimiyet sayesinde gerek fert gerek toplum bazında çalışmanın, işbirliğinin ve hayatın bir anlamı vardır. İhlâssız olan, başka bir ifadeyle, iki yüzlülük hastalığına müptela olan insanlarda ve ahlaki çöküntü içerisinde olan toplumlarda dirlik ve düzen olmadığı için refah ve mutluluktan da söz edilemez. Çünkü samimiyetsiz işlerin, çalışmaların, düşüncelerin ve hayatın bir anlamı yoktur. Böyle toplumlarda her şeyin başı ve yöneticisi paradır.

    YanıtlaSil
  9. Bediüzzaman ihlâsı iki açıdan ele alır. Birincisi, İslâm toplumunun dini ve manevî hayatında sorumluluk mevkiinde bulunan bir kişi veya elit bir zümre olmanın getirdiği mükellefiyet açısından ihlâsın önemine işaret eder. İhlâsın bu kısmı hüküm değeri bakımından "farz-i kifâye" derecesindedir. Bediüzzaman, bu noktada, İslâm dünyasında aktif rol oynayan "ehl-i din, eshab-ı ilim ve erbab-ı tarikat" gibi dini gruplardan ihlâslı olmalarını beklemektedir. Dini grupların birbirileriyle olan münasebetlerinde ihlâsın önemine işaret eden Bediüzzaman, ihlâssızlığın bu gruplar arasındaki ihtilafın da gerçek sebebi olduğunu vurgular. "Elim ve feci ve ehl-i hamiyeti ağlattıracak bir hadise-i müthişe" olarak kabul ettiği İslâmî cemaatler arasındaki ihtilaf hastalığının yegane tedavisinin yine ihlâs ile mümkün olabileceğini dile getirir.22

    İkincisi, İslâm dünyasında manevî bir şahsiyete sahip olan bir cemaatin üyesi olmanın, başka bir ifadeyle, Kur'ân hizmetkarı olmanın getirdiği sorumluluk açısından ihlâsın önemine işaret eder. İhlâsın bu kısmı daha çok "farz-ı ayn" hükmündedir. Bu anlamda ihlâslı olmak kişinin imanını, takvasını ve gerçek kurtuluşunu garanti altına alır. İhlâslı olmadığı takdirde öncelikle insanın kendisi yanar. Ancak burada hemen belirtmeliyiz ki, farz-ı kifâyenin mükellefe yüklediği sorumluluk, farz-ı aynın yüklediği sorumluluktan geri değildir. Üstelik farz-ı aynın kazası mümkün olduğu halde farz-ı kifâyenin kazası farz olarak mümkün değildir. Meselâ, sabah namazını kılmayan bir kimsenin bu hatasını kaza yoluyla telafi etmesi mümkün olduğu gibi; kaza etmediği takdirde bile vebali sadece kendisine ait olur. Farz-i kifâyede durum böyle değildir. Meselâ, cihad bir farz-i kifâyedir. Ne var ki, cihatta görev alacak olanlar görevlerini terk ettikleri takdirde İslâm toplumu yok olmakla karşı karşıya kalabilir. Bu anlamda farz-ı kifâye üyelere toplumsal bir sorumluluk yüklerken farz-ı ayn daha çok ferdi sorumluluk yüklemektedir.

    Şimdi ihlâsın bu iki kısmını Bediüzzaman'ın gözüyle ayrı ayrı ele alalım:

    YanıtlaSil
  10. Toplumda Sorumluluk Mevkiinde Olanların İhlâsı

    Bir toplumda ihlâslı insan olmak, barış, yüksek ahlak, birliktelik ve mutluluk için ne kadar gerekli ise ihlâssız olmak da o denli yıkıcı ve sarsıcı sonuçlara yol açmakta, üzücü ve gayri ahlakî olaylara sebep olmaktadır. Bediüzzaman sorumlu mevkilerde olan ve toplumu dini ve manevî yönden etkileyen insanların ihlâssız olmalarının İslâm dünyasında yol açtığı toplumsal acı sonuçlara bir soruyla temas etmekte ve tedavi çarelerini de sıralamaktadır. Soru aynen şöyle:

    "Neden ehl-i dünya, ehl-i gaflet, hatta ehl-i dalalet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde, ehl-i hak ve ehl-i vifak olan ashab-ı diyanet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarikat neden rekabetli ihtilaf ediyorlar?"

    Bediüzzaman "ehl-i hamiyeti ağlattıracak bu müthiş hadisenin" pek çok sebeplerinden yedisini dile getirir. Ancak Bediüzzaman tahlillerinde bazılarının bekleyebileceği gibi kolay bir yol takip etmeyerek ehl-i ilim, ehl-i tarikat ve diğer dini grupları, aralarındaki ihtilaf ve kavga yüzünden kötüleyerek değil, fakat onların ihtilaf ve kavgalarının dini ve sosyolojik temelleri üzerinde durarak şaşırtıcı tahliller sunmakta; ehl-i gaflet ve ehl-i dalalet gruplarının da, kendi aralarında yaptıkları ittifakın hak bir temele dayanmadığını özellikle vurgular. Bediüzzaman dini grupların kendi aralarındaki ihtilaflarının sebepleri olabilecek yedi önemli nokta üzerinde duruyor:

    a) Vazife-ücret dengesizliği:

    Genelde İslâm'ı ve Müslümanları tenkit etmek isteyenlerin sıklıkla dile getirdikleri "Müslümanlık doğru ve gerçek bir temele dayansaydı Müslümanlar bugün bu durumda olmazlardı." şeklindeki klasik suçlamayı reddeden Bediüzzaman'a göre dini grupların ihtilafları hakikatsizlikten gelmediği gibi, ehl-i dalaletin ittifakları hakperestlikten ve bir hakikate dayanmaktan ileri gelmiyor. Ona göre din adamlarının ihtilafı vazife-ücret dengesizliğinden ileri geliyor. Çünkü ehl-i dünyanın sosyal hayattaki görevleri ve bu görevler karşılığında alacakları maddî ya da manevî ücret belirlenmiş iken, din adamlarının yaptıkları dini hizmet tüm topluma yönelik olduğu için bu hizmetler karşılığında alacakları maddî ve manevî ücret tayin edilmemiştir. Bu durum, dini tebliğ ederlerken dini grupların birbirileriyle rekabet etmelerine sebep olmakta ve ihtilafa yol açmaktadır. Bu vazife-ücret dengesizliği rekabet ve ihtilaf hastalığına, dolayısıyla ihlâssızlığa sebep olmaktadır. Bediüzzaman bu hastalığın çaresinin ihlâs olduğunu vurgular. Bu noktada ihlâsın yönü şöyledir: Her şeyden önce dinî gruplar hakperestliği nefisperestliğe tercih etmek ve dini tebliğ etmenin bir görev olduğunu, bu konuda muvaffak olmak ve dini insanlara kabul ettirmenin Allah'a ait bir iş olduğunu, insanlara kabul ettirmek ve insanların teveccühlerini kazanmanın tebliğin bir parçası olmadığını bilmek mecburiyetindedirler. İhlâs ancak bu şekilde kazanılır.23

    b) Sevap kazanma hırsı:

    Bediüzzaman'a göre diyanet ehlini ihtilafa ve rekabete sevk eden temel sebeplerden biri de onların "hırs-ı sevap ve vazife-i uhrevîyedeki kanaatsizlikleridir. Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü dinlesinler" şeklinde ifadesini bulan sevap kazanma hırsı, aslında âhiret açısından güzel bir haslet olmasına rağmen, Müslümanlar arasında rekabete yol açtığı için ihlâsı kaçırmakta, riyâ ve gösteriş kapısını açmaktadır. Bediüzzaman'a göre yanlış olan bu durum insanlarda manevî bir yara açtığı gibi, ruhî bir hastalığa da sebep olmaktadır. Bunun tedavisi de "Cenab-ı Hakk'ın rızâsının, kesret-i etba ve fazla muvaffakiyet ile değil, ihlâs ile kazanıldığı"nı bilmek ve buna inanmakla olur.24

    YanıtlaSil
  11. Bediüzzaman'a göre dinî cemaat liderlerinin "herkes beni dinlesin" şeklinde bir kanaate kapılmaları yersizdir. Çünkü hak ve hakikati dinleyen sadece insanlar değildir. Kâinatın her tarafında şuur sahibi mahlûklar, ruhaniler ve melekler vardır. Çok sevap kazanmak isteyen bir kimse ihlâsı esas aldığı zaman ağzından çıkan mübarek kelimeler ihlâs ile havada canlanır, şuur sahibi kulaklara girip onları nurlandırır.25

    c) Uhrevî hizmetlerde benlikten kurtulamamak:

    Bediüzzaman'a göre dinî gruplardaki ihlâssızlığın ve buna bağlı olarak gelişen rekabet duygusunun en önemli sebeplerinden birisi de, diyanet ehlinin, âhirete ait ve ileriye dönük sevaplara kalben ve ruhen yöneldikleri sırada benlikten kurtulamamalarıdır. Bu önemli hastalığın ilacı "Allah için seviniz"26 prensibinden hareketle benliği bırakmak ve kim olursa olsun, hak yolda yürüyen herkesle iftihar etmektir. Hatta, benlikten kurtulabilmek için arkadaşlarına tabi olmak ve gerekirse imamlık şerefini onlara bırakmak gerekir.27

    d) Güçlü bir istinat noktasına dayanmak:

    Bediüzzaman'a göre diyanet ehlinin sürekli ihtilaf içinde olup ittifak edememeleri zaaftan değildir. Tersine onların ihtilafı, kamil imandan gelen güçlü bir istinat noktasının var olmasından ileri geliyor. Ehl-i dalaletin ittifak içinde hareket etmeleri ise, kalben dayanabilecekleri bir istinat noktasının bulamamasından ileri geliyor. Çünkü zayıflar ittifaka muhtaç oldukları için kuvvetle ittifak ederler. Güçlüler ise, bir araya gelmeye ve daha da güçlenmeye ihtiyaç hissetmediklerinden. ittifakları zayıf oluyor. Bu tabiatta var olan bir kanundur. Meselâ, aslanlar tilkiler gibi ittifaka muhtaç olmadıkları için tek başlarına gezerler. Yabani keçiler kurtlardan korunmak için bir sürü teşkil ederler. Dolayısıyla zayıfların topluluğu ve şahs-ı manevîsi güçlü olduğu gibi, güçlülerin cemiyeti ve şahs-ı manevîsi de buna göre zayıftır. Sonuç olarak ehl-i hak olan dindarlar ittifaktaki gerçek kuvveti düşünmedikleri hatta aramadıkları için zararlı bir ihtilafa düşerler. Ehl-i dalalet ise, aczleri vasıtasıyla ittifaktaki gücün faydasını hissettiklerinden bir araya gelebiliyorlar. İşte bu ihtilaf hastalığının çaresi "ihtilafa düşmeyin, sonra cesaretiniz kırılır, gücünüz de elden gider"28 ayeti ve "iyilik ve takva konusunda işbirliği yapınız"29 ayetindeki ilâhî emirleri düşünerek riyâ ve gösterişten kurtulmaya çalışmaktır.30

    e) Dünyevi işlere zaman ayıramamak:

    YanıtlaSil
  12. Bediüzzaman'a göre ehl-i hak genellikle âhirete ait faydaları düşündüğünden dünya hayatına ait meselelere yeterince eğilemiyor. Önemli bir sermaye olan vaktini bir tek meseleye harcamadığı için meslektaşlarıyla ittifakları muhkemleşmiyor. Ehl-i dünya ise yalnız ve yalnız dünya hayatını düşündüklerinden bütün hissiyatı, ruhu ve kalbiyle dünyaya ait meselelere şiddetli bir şekilde sarılır. Gerçekte beş paraya değmeyen bir cam parçasına beş lira değer verdiği gibi, beş yüz liralık vaktini de o dünyevi meseleye hasreder. Elbette bu kadar fiyat verip şiddetli hissiyat ile sarılmak batıl yolda bile olsa, samimi bir ihlâstan kaynaklandığı için muvaffakiyete ve ehl-i hakka galebe etmeye sebep olur. Bu galebe sonucunda ehl-i hak zillete, mahkûmiyete ve riyaya düşüp ihlâsı kaybeder ve ehl-i dünyaya dalkavukluk yapmaya mecbur olur. Bunun çaresi ise, birbirinin kusuruna bakmamak, ayıpları görmemek, "Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan kaçıp giderler."31 ayetinde yer alan edep prensipleriyle edeplenmek ve harici düşmana karşı dahili münakaşalara son vermektir.32

    Bediüzzaman'a göre müminler ehl-i dünyadan daha şiddetli bir şekilde birbirileriyle ittifak etmekle yükümlüdürler. Çünkü yüzlerce ayet ve hadis uhuvveti, muhabbeti ve müminler arasındaki işbirliğini emrediyor. O halde müminler meslektaşları ve dindaşlarıyla, ehl-i dünyadan daha çok ittifak etmek zorundadırlar. Eğer bir mümin "Böyle küçük meseleler için kıymettar vaktini sarf etmektense o çok kıymetli vaktini zikir ve fikir gibi kıymettar şeylere sarf edeceğim" deyip ittifakı zayıflaştırırsa büyük bir sorumluluk altında kalır. Çünkü müminlerin ittifakına çalışmak manevî bir cihattır. Manevî cihatta ise, küçük mesele zannedilen şey bazen çok büyük olabilir.33

    YanıtlaSil
  13. f) Müsabaka şartlarına riayet edememek:

    Bediüzzaman'a göre ehl-i hakkın ihtilaflı rekabetleri kıskançlıktan ve dünya hırsından değil, hak yolda güzel bir haslet olan müsabaka şartlarına riayet edememektendir. Ehl-i dalalet, menfaatlerini kaçırmamak için her şartta arkadaşlarıyla ittifak edip menfaat etrafında toplanabildikleri halde dindarlar ihlâsı kaçırıp sırf Allah rızâsı için çalışmadıkları ve birbirileriyle hayırlı işlerde yarışacakları yerde kıskançlık ve haset damarıyla hareket ettikleri için Müslümanların zillet ve mağlubiyetlerine sebep olmuşlardır. Oysa dini ve uhrevî işlerdeki müsabaka şartları ile dünyevi işlerdeki müsabaka şartları aynı değildir. Meselâ, dini ve uhrevî hizmetlerde haset ve kıskançlık olamaz. Çünkü dünyada bir tek şeye çok kimseler talip olduğundan ve bu geçici dünya insanın sınırsız arzularını tatmin edemediğinden ister istemez kıskançlık ve rekabet ortamı doğuyor. İnsanlar arzu ve isteklerini tatmin edebilmek için birbirileriyle yarışırlar. Âhiret ve âhirete ait işler ise kıskançlık ve rekabet konusu olamaz. Çünkü âhirette bir tek insana beş yüz sene mesafelik bir Cennet veriliyor. Bu itibarla âhiret işlerinde kıskançlık ve rekabeti doğuracak bir yarışma söz konusu olamaz. Bediüzzaman'a göre uhrevî amellerde kıskançlık eden ya riyâkardır, amal-i saliha suretiyle dünyevi neticeleri arıyor; veyahut sadık cahildir ki, amal-i salihanın nereye baktığını bilmiyor ve a'mal-i salihanın ruhu, esası ihlâs olduğunu derk etmiyor.34

    g) İzzet ve zillet dengesi:

    Bediüzzaman'a göre ehl-i dünya ve ehl-i gaflet hak ve hakikate istinat etmedikleri için zayıf ve zelildirler. Bu yüzden her zaman kuvvetlenmeye muhtaçtırlar. Ehl-i hak ise hak ve hakikate istinad ettikleri için her biri gittiği yolda yalnız Rabbini düşünüp tevfikine itimat ettiğinden manen kendisinde bir izzet ve arkasında büyük bir güç hisseder. Za'af hissettiği vakit yalnız Rabbine yalvarır ve Ondan medet ister. Kendi meşrebine muhalif olanlara karşı bir işbirliği ihtiyacını hissetmez. Hatta eğer kendisinde benlik varsa kendisini daima haklı ve muhalifini haksız kabul eder. Bu durum ittifak ve muhabbet yerine ihtilaf ve rekabete yol açar. Bediüzzaman'a göre bu müthiş sebebin yol açtığı vahim neticeleri önlemenin yegâne çaresi dokuz emirdir:

    1- Müspet hareket etmek, yani kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek.

    2- İslâm dairesi içinde hangi meşrepten olursa olsun medar-i muhabbet, uhuvvet ve ittifak olacak noktaları düşünüp ittifak etmek.

    3- Kişi "mesleğim haktır veya daha güzeldir" diyebilir. Ancak başka mesleklerin çirkinliğini ima eden "Hak yalnız benim mesleğimdir" veya "güzel benim meşrebimdir" diyemez olan insaf düsturunu rehber edinmek.

    4- Ehl-i hak ile ittifak etmenin tevfik-i ilâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medarı olduğunu düşünmek.

    5- Ehl-i dalalet cemaat şeklinde ve kuvvetli bir şahs-ı manevî dehasıyla hücum ettiği için, o sahs-ı manevîye karşı her türlü ferdi mukavemetin zayıf düştüğünü anlayıp ehl-i hak ile ittifaktan bir şahs-ı manevî çıkarıp hakkaniyeti muhafaza ettirmek.

    6- Hakkı batılın hücumundan kurtarmak

    7- Nefsini ve enâniyetini

    8- Ve yanlış düşündüğü izzetini

    9- Ve ehemmiyetsiz, rekabetkarane hissiyatını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla ifa eder.35

    YanıtlaSil
  14. Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi şudur ki, ehl-i diyanet ve ehl-i dünya açısından başarı veya başarısızlığa baktığımız zaman sıfatların ve nitelikli davranışların galip geldiğini göreceğiz. Yani güzel hasletler, yüksek ahlak ve değerli sıfatlar kimde ise o başarılı olur. Bediüzzaman, Müslümanlarda olması lazım gelen sıfatların gayri Müslimlerde olması halinde galibiyetin de yer değişeceğine işaret etmektedir. Başka bir ifadeyle, kâfirdeki Müslüman bir sıfat kâfiri muvaffak kılar, aynı şekilde Müslüman'daki kâfir bir sıfat Müslümanı mağlup eder. Onun için "Hak daima üstündür"36 hadisi netice ve sıfatlar itibariyle doğrudur.37 Çünkü sıfat-ı kelamdan gelen teşri'i emirlere karşı itaat ve isyan olabileceği gibi sıfat-ı iradeden gelen tekvini emirlere karşı da itaat ve isyan vardır. Birincisinde ceza ve mükâfat genellikle ahirette olur. İkincisinde ise, ekseriyet itibariyle dünyada galip olmak veya mağlup olmak şeklinde tecelli eder. Meselâ, sabrın mükâfâtı zaferdir, tembelliğin cezası fakirlik ve sefalettir, çalışmak ve çalışmada sebat etmenin mükafatı galebe etmek ve üstün gelmektir. Bu durumda kâfirin tekvini emirlere karşı itaatte bulunması, ona galibiyet ve üstünlük gibi bir avantaj sağlarken, Müslüman'ın aynı emirlere karşı isyan etmesi ve onları dikkate almaması Müslüman'ın mağlubiyetine yol açmıştır denebilir. Eğer bugün Müslümanlar ittifak edecekleri yerde ihtilaf ediyorlarsa başarmaları ve düşmanlarına galip gelmeleri mümkün değildir. Aynı şekilde kâfirler işlerinde ve çalışmalarında samimi bir ittifak sergiledikleri zaman galip gelirler. Bediüzzaman tüm bu açıklamalarıyla ihlâssızlığın bir hastalık ve bir ahlaki zaaf olduğuna inanır ve bu hastalığın ancak ihlâs ile tedavi edilebileceğine işaret eder.

    2- Kur'ân Hizmetkarlarının İhlâsı

    Bediüzzaman, "âhiret kardeşlerim ve hizmet-i Kur'âniyede arkadaşlarım" dediği Nur Talebeleri için yazdığı 21. Lem'a'nın başına önemli bir not koymuştur: "Bu lem'a la'akal her on beş günde bir defa okunmalı." Bediüzzaman bu sözüyle ihlâsın "Nur Talebeleri" için ne kadar önemli olduğunu vurguladığı gibi, onların başarılarının sırrının da ihlâs olduğuna işaret etmiştir. Bediüzzaman'ın bu sözleri aslında Kur'ân'a hizmet etmeyi amaç edinen bütün İslâmî cemaatler için de geçerlidir. O, 21. Lem'a'da, insan hayatında ve özellikle uhrevî hizmetlerde gerekli olan ihlâsın dokuz temel özelliğine vurgu yapar:

    1) En mühim bir esas,

    2) En büyük bir kuvvet,

    3) En makbul bir şefaatçi,

    4) En mühim bir nokta-i istinad.

    5) En kısa bir tarik-i hakikat

    7) En makbul bir dua-i manevî

    8) En kerametli bir vesile-i makasıd

    9) En yüksek bir haslet ve en sâfî bir ubudiyet

    YanıtlaSil
  15. Bediüzzaman'a göre bu kadar önemli olan ihlâsın iki önemli ayağı vardır: Birincisi, amelde rızâ-i İlâhîyi gözetmek, ikincisi ise, kardeşlik hukukuna riayet etmektir. Bediüzzaman, ihlâsı kazanmak, ihlâsın engellerini aşmak ve onu muhafaza etmek amacıyla Nur Talebeleri için ikisi kardeşlik hukukunu muhafaza etmekle alakalı, birisi amelde rızâ-i İlâhîyi gözetmekle ilgili, bir diğeri de ihlâsın ve doğru olmanın gücüyle alakalı olmak üzere dört düstur ortaya koymuştur.

    a) Birinci Düstur: Hizmet-i Kur'âniyede bulunanları tenkid etmemek:

    Bediüzzaman, Hz. Peygamber'in "müminler bir ceset gibidir"38 hadisinden hareketle hizmet-i Kur'âniyede bulunanların topluluğunu, tek bir vücut kabul ederek bir insanın vücuduna ya da bir fabrikaya benzetmektedir. Bir insanın azaları birbirine rekabet etmediği ve bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabet edercesine uğraşmadığı gibi, Kur'ân hizmetinde bulunanların da birbirileriyle rekabet ederek uğraşmaları doğru değildir. Aksi takdirde insan vücudu vücut olmaktan çıkacağı, fabrika da sonuçsuz ve lüzumsuz kalacağı gibi, Kur'ân hizmetinde bulunanlar da ihlâsın verdiği manevî kuvvetten yoksun kalarak dağılırlar. Hatta Bediüzzaman'a göre hakiki ihlâsın gereği, kendisine rakip olabilecek bir kardeşi hakkında kardeşlik hislerini besleyerek onun üstünlüğüyle iftihar etmektir. Bu hususla alakalı olarak şöyle der: "Sakın birbirinize tenkit kapısını açmayınız. Tenkit edilecek şeyler kardeşlerinizin dışındaki dairede çok var. Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorsam, siz de Üstadınızın nazarıyla birbirinize bakmalısınız. Adeta her biriniz ötekinin faziletlerine naşir olunuz."39

    b) İkinci Düstur: Dostluğu gözetmek:

    Dostluğun, kardeşliğin ve arkadaşlığın hizmet-i Kur'âniyedeki önemine işaret eden Bediüzzaman, Kur'ân hizmetinde bulunanların kendi arkadaşlarının faziletleriyle iftihar etmeleri ve onların şerefleriyle şereflenmeleri gerektiğini ifade eder. Ehl-i tasavvufun Hz. Peygamber'in veya şeyhin sevgisini temel alan "fenafi'r-Resul ve fena fi'ş-şeyh" şeklindeki düsturlarına bağlı olmalarına karşılık Kur'ân hizmetinde bulunanların, kardeş sevgisini esas alan "fenafi'l-ihvan" düsturuna bağlı olmalarının daha doğru olacağını düşünen Bediüzzaman "fena fi'l-ihvan" düsturunu şöyle izah eder: "Yani kendi hissiyat-i nefsaniyesini unutup kardeşlerinin meziyetleri ve hisleriyle fikren yaşamaktır."40

    c) Üçüncü Düstur: Amelde rızâ-i İlâhîyi gözetmek:

    Bediüzzaman, bu düsturu açıklarken hizmet arkadaşlarına özetle şöyle der: "Amelinizde rızâ-ı İlâhî olmalı. Eğer ameli dolayısıyla Allah bir insandan razı olursa bütün dünya küsse ehemmiyeti yoktur. Eğer insanın amelini Allah kabul ederse, bütün halk reddetse tesiri yoktur. Allah râzı olduktan ve kabul ettikten sonra isterse ve hikmeti iktiza ederse halka da kabul ettirir, onları da râzı eder. Onun için bu hizmette doğrudan doğruya ve yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızâsını esas maksat yapmak gerektir"41 Çünkü O'na göre amelin (ibadetin) ruhu ihlâs olduğu gibi42 ibadetin kabul edilebilmesinin tek şartı da yine ihlâstır.43 Hatta Kur'ân'da "imanınızda ihlâslı olun" yerine "iman edin" cümlesinin kullanılması ihlâslı olmayan imanın zaten iman sayılamayacağına işaret etmektedir.44

    YanıtlaSil
  16. Bediüzzaman, bu konuda en çok korkulan şeyin hizmet-i imaniye esnasında insanların rızasını gizli de olsa talep etmeye çalışmaktır. Bir çok mektubunda bu konuya temas etmekte ve talebelerini bu konuda uyarmaktadır. Hatta kendisine övgü yağdıran bir çok mektubu, sırf Allah rızâsına aykırı olmasın diye ya reddediyor, ya Risale-i Nur adına kabul ediyor veyahut üzerine bazı notlar düşerek düzeltmeye çalışıyor. "Lütfi'nin arkadaşı Zeki" olarak imzasını atan bir talebesinin kendisine yazdığı bir mektubunda, "Aziz Üstad! Hizmetin göklerde gezsin ve siz destanlarda geziniz" şeklinde bir ifadeye yer vermesi üzerine Bediüzzaman'ın şu notunu görüyoruz: "Bu kardeşimin bu hissine iştirak etmiyorum. Rızâ-i İlâhî kafidir. Eğer O yar ise her şey yardır. Eğer O yar değilse bütün dünya alkışlasa beş paraya değmez. İnsanların takdiri, istihsanı eğer böyle işte, böyle amel-i uhrevîde illet ise, o ameli iptal eder. Eğer müreccih ise o ameldeki ihlâsı kırar. Eğer müşevvik ise saffetini izale eder."45

    d) Dördüncü Düstur: İhlâstaki manevî gücü fark etmek:

    Bediüzzaman bu düsturu açıklarken "Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz." diyerek konunun önemine işaret eder. Ona göre ihlâslı olmak ya da haklı bir konumda olmak bizatihi insana güç kazandıran bir durumdur. İhlâsın insana ve topluma bu kadar güç kazandırmasındandır ki, haksızlar bile haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.46 Çünkü başarı ve galibiyet için vasıflar ve vesileler önemlidir. Başka bir ifadeyle, bir kâfirde bulunan Müslüman bir sıfat, Müslüman'daki gayri meşru sıfatına galip gelir, neticede Müslüman değil, kâfir başarılı olur.47

    Bediüzzaman ihlâsta bulunan güç ve kuvvete kendi hizmetini örnek vererek, yüz hatta bin misli fazla yardımcılara rağmen 20 yılda İstanbul'da ve kendi memleketi olan Van'da yaptığı dini ve ilmi hizmetin yüz mislinin Barla'da 7-8 yılda gerçekleştiğini ifade eder ve şöyle der: "... Burada (Barla'da) ben yalnız, garip, yarım ümmi ve insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında yedi-sekiz sene sizinle ettiğim hizmet yüz derece eski hizmetten daha fazla muvaffakiyeti gösteren manevî kuvvet sizlerdeki ihlâstan geldiğine katiyyen şüphem kalmadı."

    Bediüzzaman'a göre Allah da ihlâs sahiplerine özel bir önem atfetmektedir. Adeta insanlardaki ihlâs gücü Allah'ın merhametini celbetmeye vesile oluyor, denilebilir. Bu manada birçok yerde kendisinin ve Risale-i Nur Talebelerinin "istihdam edildiğinden" söz ederek, ihlâs ve sadakat sahibi olanların Allah tarafından istihdam edildiklerini dile getirir. Süleyman adında kendisine hizmet eden bir talebesinin yaptığı hizmet karşılığında maddî hiç bir şey kabul etmediğine dikkat çeken Bediüzzaman, o talebenin, hizmetini safi, halis ve lillah için yapmasından dolayı Allah tarafından istihdam edildiğini söyler.48

    Kur'ân-ı Kerim'de sabırlı yüz adamın bin insana bedel olduğu, başka bir ifadeyle sabırlı bir tek adamın on adam kuvvetinde olduğu49 ifade edilmekle birlikte Bediüzzaman "Bazen bir adamın ihlâsı 20 adam kadar fayda verir"50 diyerek ihlâsın verdiği kuvveti bir misalle izah ediyor ve özetle şöyle diyor:

    YanıtlaSil
  17. "Dört kere dört ayrı ayrı yazılsa on altı eder. Eğer sayısal değerleri itibariyle bir çizgi üstünde omuz omuza verseler dört bin dört yüz kırk dört değerinde olur. Aynı şekilde Kur'ân'a hizmet eden dört fedakar insanın manevî gücünün dört bin kişinin gücünü aştığı pek çok tarihi vaka ile sabittir."51 Bediüzzaman uhuvvetin ve iman kardeşliğinin yol açtığı hem matematiksel, hem manevî gücün sırrını şöyle izah eder: "Hakiki ve samimi bir ittifakta her bir fert sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Sanki on hakiki müttehit adamın her biri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor ve yirmi elle çalışıyor." Hatta O'na göre samimi bir dayanışma korkulara ve ölüme karşı bile önemli bir siperdir. Çünkü ölüm gelse bir ruhu alır. Ama sırr-ı uhuvvetle, rızây-ı İlâhî yolunda ve uhrevî işlerde kardeşleri adedince ruhları olduğundan biri ölse, "Diğer ruhlarım sağ kalsınlar. Zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırmakla manevî bir hayat idame ettirdiklerinden ben ölmüyorum" der ve ölümü gülerek karşılar.52

    Bediüzzaman yukarıda anlatılan ihlâs düsturlarına çok önem atfeder. Hatta Nur Talebelerini sarsmak ve onları meşrep ve fikir ihtilafıyla birbirine düşürmek için üç adamın tayin edildiğine dikkat çekerek, bu planı bertaraf etmenin tek çaresinin ihlâs düsturlarına sarılmak olduğunu vurgular ve özetle şöyle der: "Bizler, imkan dairesinde bütün kuvvetimizle lem'a-i ihlâsın düsturlarını ve hakiki ihlâsın sırrını mabeynimizde istimal etmek vücup derecesine çıkmıştır. Bizler lüzum olsa birbirimize ruhumuzu feda etmeye hazır olmalıyız."53

    C- İhlâsın Muhafazası

    Bediüzzaman ihlâsı kazanmanın ve onu muhafaza etmenin gerekliliği hususunda bir çok noktaya temas etmiştir. Ona göre bazı sebepler insanı daha çok ihlâslı olmaya sevk ettiği gibi ihlâsın muhafazasını da sağlamaktadır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür.

    1- Rabıta-i Mevt

    Bediüzzaman ihlâsı kazanmanın ve onu muhafaza etmenin en önemli vesilelerinden birisinin rabıta-i mevt (ölümü düşünmek) olduğunu ifade eder. Ona göre ihlâsı zedeleyen, insanı dünyaya ve riyâya sevk eden "tul-i emel" (hiç ölmeyecekmiş gibi uzun yaşama ümidi) olduğu gibi, riyâdan nefret ettiren ve ihlâsı kazandıran da rabıta-i mevttir. Yani ölümü düşünüp dünyanın fani olduğunu mülahaza edip nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Bediüzzaman "Her nefis ölümü tadacaktır"54 ve "Muhakkak ki, sen de öleceksin onlar da öleceklerdir"55 ayetlerine ve "Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz"56 hadisine dayanarak ölüm düşüncesinin ihlâsı muhafaza etmenin en büyük vesilesi olacağını söyleyerek, gaflet ve alışkanlık perdelerini insanın gözünden kaldıran şu ilginç misali zikreder: "Evet insan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür, daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlâs-i etemme yol açar."57

    2- Tefekkür-Huzur

    Bediüzzaman'a göre, insan tahkikî iman kuvvetiyle ve tefekkür-ü imanîden gelen parıltılarla bir nevi huzur bulabileceğini ve bu imanî tefekkür sayesinde Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğunu düşünerek Ondan başkasının teveccühünü aramanın, Onun huzurunda başkasına bakıp ondan medet istemenin o huzurun edebine aykırı olacağını düşünür, riyâdan kurtulur ve ihlâsı kazanır.58

    YanıtlaSil
  18. Beşerin Zulmü

    Bediüzzaman Kur'ân hizmetkarlarının, Kur'ân hizmetinde temel bir kural olan "müspet hareket" prensibine bağlı oldukları için, her olayı hayra yorma ve her şeyde kader-i İlâhînin olumlu bir cilvesini görmek istidadında olduklarını ifade eder. Kendi ifadesiyle, "Risâle-i Nur'un meslek-i esası ihlâs-i tam ve terk-i enâniyet ve zahmetlerde rahmeti ve elemlerde baki lezzetleri hissedip aramak ve fani aynı lezzet-i sefihanede elemleri... göstermektir."59 Ona göre her hadisede iki sebep vardır. Birisi zahiridir ki, insanlar buna göre hükmedip çok defa zulmederler. Birisi de hakikattir ki, kader-i İlâhî ona göre hükmeder. Meselâ, bir adam yapmadığı bir hırsızlık suçu ile zulmen hapse atılır; fakat gizli bir cinayetine binaen kader-i İlâhî hapsine hüküm verir. Beşer zulmeder, kader adalet eder.60

    Bediüzzaman yaklaşık on ay süren Denizli hapsini bir musibet olarak kabul eder; ancak bu musibetin elması cam parçalarından, sadık ve fedakar insanları tereddütlü ve sebatsızlardan, halis ve muhlisleri benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayırdığına dikkat çekerek hapis musibetiyle imtihan olmanın iki önemli neticesini şöyle zikreder: "Birisi, zulm-u beşer, ehl-i dünyaya ve siyaset evhamlarına dokunan kuvvetli bir tesanüd ve ihlâsla fevkalade bir hizmet-i diniyeye yol açtı. İkincisi, kader-i İlâhî birbirini çok seven fakat görüşmek imkanına sahip olmayan kardeşleri bir meclise getirdi; zahmetleri ibadete ve zayiatları sadakaya çevirdi."61 Hatta Bediüzzaman Denizli hapsinden arkadaşlarına yazdığı bir mektubunda, "Bu işkence neden oluyor, hizmetimize ne faydası vardır?" diye kendi kendine bir soru sormuş, daha sonra bu soruya cevap meyanında "zahmet içinde rahmet vardır" düşüncesinden hareketle şunları yazmıştır: "Birden bu sabah kalbe geldi ki, sizin bu şiddetli imtihana girmeniz ve altın mı, bakır mı diye mihenge vurularak her bakımdan insafsızca tecrübe edilmeniz hizmetiniz için gereklidir. Çünkü böyle bir imtihan meydanında herkes anladı ki, bu hizmette hiç bir hile, hiç bir garaz, hiç bir enaniyet, dünyevi ya da uhrevî hiç bir şahsi menfaat yoktur."62

    Görülüyor ki, Bediüzzaman, "zahmet içinde rahmet vardır" kaidesinden hareket ederek ve her olayda kaderin adalet yönünü düşünme yönündeki iyimser ve hoşgörülü karakteriyle beşer zulmünün Kur'ân hizmetkârlarını ihlâsa ve samimiyete sevk edip riyadan kurtardığına inanmaktadır.

    D- İhlâsın Alametleri

    Bediüzzaman sık sık ihlâslı olmanın kolay olmadığını vurgulayarak bu konuda bazı ipuçlarına ve alametlere temas etmektedir. Şöyle ki:

    1- Sebat ve Metanet

    Bediüzzaman birçok mektubunda Kur'ân hizmetinde ihlas-ı tammeden sonra en büyük esasın sebat ve metanet olduğunu ifade eder.63 Davaya bağlılık ve deyim yerindeyse, bulunduğu mevziyi terk etmemek anlamına gelen sebat ve metanet ihlâslı olmanın bir alameti olduğunu söylemek mümkündür. Ona göre Nur hizmetinin verdiği manevî büyük neticelere karşılık, Risale-i Nur da hizmetkârlardan sarsılmaz bir sadakat ve kırılmaz bir metanet istemektedir. Bediüzzaman "Isparta Kahramanları" dediği ilk talebelerini örnek göstererek onların gösterdikleri harikaların ve cihan değerindeki Nur hizmetinin esasının onların harika sadakatleri ve fevkalade metanetleri olduğu ifade ederek şöyle der: "Bu metanetin birinci sebebi kuvvet-i imaniye ve ihlâs hasletidir, ikinci sebebi cesaret-i fitriyedir."64

    YanıtlaSil
  19. Sadakat

    Bediüzzaman'a göre ihlâsın önemli alametlerinden birisi de sadakattir. O, "sadakat ve ihlâsın dahi velayet gibi kerametleri vardır"65 diyerek sadakat ve ihlâsın insanın manevî hayatındaki yerine ve gücüne işaret etmektedir. Bediüzzaman bir çok mektubunda Nur Talebelerinin "iman ve sadakat şartıyla"66 kendi dualarında dahil olduklarını özellikle vurgular ve sadakatin ihlâsın en büyük alametlerinden biri olduğunu ifade eder. Hatta ahirzamanda gelecek olan zatın (Mehdi'nin) en önemli üç vazifesinden söz ederken bu üç vazifenin en büyüğü ve en ehemmiyetlisinin iman-ı tahkikiyi neşretmek ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak olduğunu ifade ettikten sonra "ancak bu vazife maddî kuvvetle değil, kuvvetli bir itikad ve ihlâs ve sadakatle yapılır" demektedir.67 Şu halde sadakat ihlâsın en önemli alametlerinden birisidir, denilebilir. Çünkü sadakat olmadan ihlâstan söz etmek de mümkün değildir.

    3- Muvaffakiyeti ve Hayırlı Neticeleri Öncelikli Hedef Yapmamak

    Bediüzzaman ihlâsın alameti olarak Kur'ân hizmetkârlarının yaptığı işin karşılığında maddî ya da manevî hiç bir makamı talep etmemeleri, Allah'a ait olan muvaffakiyet ve hayırlı neticeleri de beklememeleri gerektiğine dikkat çekerek özetle şöyle der: "Biz vazifemiz olan iman hizmetini ihlâsla yapmaya çalışmalıyız. Muvaffakiyet ve hayırlı neticeleri beklemek yönünde Allah'ın işine karışmamalıyız."68 Ona göre Nur Talebeleri, "en hayırlı iş en zahmetli olanıdır" kaidesinden hareketle hapishanedeki sıkıntılara şükretmeli, hatta bu sıkıntılara, amellerinin Allah tarafından kabul edildiğinin bir işareti olarak bakmalıdırlar."69

    E- İhlâsın Kırılması

    Kuşkusuz ihlâsı kazanmak kadar onu muhafaza etmek ve kırılmasına engel olmak da çok önemlidir. Bu itibarla Bediüzzaman ihlâsın nasıl ve hangi hallerde kırılabileceğine işaret etmiştir. Şöyle ki:

    1- Kendini Methetmek

    Bunun zıddı tevazudur. Mütevazı bir insan kendisini methetmeyeceği gibi başkasının kendisini methetmesinden de hoşlanmaz. Bu yüzden Bediüzzaman bir insanın kendisini methetmesinin ihlâsı kıracağına inanır. "Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez"70 ayetinden ve benzeri birçok ayetten hareketle kendi nefsini seven ve kendini beğenen insanın başkalarını samimi olarak sevmeyeceğini, sürekli bir şekilde kendini beğendirmeye çalışacağını, mübalağa ve yalanlarla kendi nefsini daima meth, hatta takdis edeceğini ve sonuçta uhrevî amellerde ihlâsı kaybedeceğini ifade eder.71 Bediüzzaman toplumda imanın kuvvetlenmesi için hakikati hiçbir şeye feda etmeyen ve nefsine hiçbir hisse vermeyen insanların bulunması gerektiğine dikkat çeker.72

    YanıtlaSil
  20. Bediüzzaman kendi eseri olan Risale-i Nur'un neşredilmesinin ve bütün dünyaca tanınıp bilinmesinin nefsine verebileceği memnuniyetin enâniyete yol açacağı ve ihlâsı kıracağı ihtimaline binaen hiç bir müellifin cesaret edemediği bir itirafta bulunmuştur. Buna göre Risale-i Nur kendi eseri ve malı değil, Risale-i Nur Kur'ân'ın malıdır. Şu sözler onundur: "Bunu katiyyen ilan ediyorum ki, Risâle-i Nur Kur'ân'ın malıdır. Benim ne haddim var ki, ona sahip olayım; ta ki, kusurlarım ona sirayet etsin. Belki ben o nurun kusurlu bir hadimi ve o elmas mücevherat dükkanının bir dellalıyım. Benim karmakarışık vaziyetim ona sirayet edemez, ona dokunmaz."73

    Bediüzzaman, Risale-i Nur'un verdiği dersin, ihlâs hakikati, enâniyeti terk etmek ve daima kendini kusurlu bilmek olduğunu vurgulayarak, kusurların birer akrep gibi insanın boynuna dolandığını, bu kusurları iyi niyetle haber verenlere minnettar olmak gerektiğini dile getirir.74 Ancak Bediüzzaman kusurları haber verirken iyi niyetin ve her zaman iyimser düşünmenin önemine işaret ederek şöyle der: "Bizler kusurumuzu görene ve bize bildirene -fakat hakikat olmak şartıyla- minnettar oluyoruz, 'Allah râzı olsun' deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa nasıl memnun oluruz; aynı şekilde kusurumuzu -fakat garaz ve inat olmamak şartıyla ve bid'alara ve dalalete yardım etmemek kaydıyla- kabul edip minnettar oluyoruz."75 Çünkü Risale-i Nur mesleğinin esası "mahviyet, ihlâs ve terk-i enaniyettir."76

    YanıtlaSil
  21. Bediüzzaman, kendisini methetmek isteyen bazı Nur Talebelerine yazdığı mektupta, şan ve şereften, kendine güvenmek ve şahsını beğendirmekten ürktüğünü, kendisine karşı yapılan övgülerden asla hoşlanmadığını açıkça ifade ederek şöyle der: "İki ihlâs lem'ası ve mesleğimizin ihlâs, uhuvvet ve hillet esasları bu tarz medihlere müsaade etmez."77 Nefsin çok gizli desiseleri bulunduğunu, insanın vakar perdesi altında kendini büyük göstermek için benliğin zararlı ve fani zevklerini arayabileceğini, bunun ise sırr-ı ihlâsa aykırı olduğunu açıkça belirtir.78

    Bediüzzaman, kendisine sık sık övgüler dolu mektuplar yazan talebelerinin bir kısım mektuplarını kabul etmesi üzerine Afyon mahkemesi tarafından "Neden senin talebelerin seni methediyorlar?" diye suçlanmak istemiştir. Bediüzzaman bu suçlamaya karşı yazdığı müdafaasında, talebelerin hüsn-ü zanlarını ve samimi medihlerini bütünüyle reddetmenin onların hatırlarını kırıp Nurlara bir ihanet ve adavet hükmüne geçeceğini, o elmas kalemli ve altın kalpli yardımcıları kaçırmamak için onların medh-ü senalarını asıl mal sahibi ve Kur'ân'ın manevî bir mucizesi olan Risale-i Nur'a çevirdiğini beyan ederek şöyle der: "Acaba hiç bir kanun müstenkif ve razı olmayan bir adamı başkalarının onu methetmesiyle suçlu yapar mı ki, kanun namına hareket eden resmi memur beni suçlu yapıyor?"79

    2- Makamlar

    Bediüzzaman, maddî veya manevî makamların ihlâsı kırabileceğini, kendisinden örnek vererek ihlâsın kırılmaması için siyasetten ve siyaset kokan maddî ve manevî bütün mertebelerden kaçtığını açıkça ifade eder.80 Afyon mahkemesine yazdığı müdafaasında, elinden geldiği kadar nefs-i emmaresini hodfüruşluktan (kendini satmaktan) menetmeye çalıştığını, kendisine hüsn-ü zan eden talebelerinin hatırlarını yüz kere kırdığını, defalarca "Ben mal sahibi değilim, Kur'ân'ın mücevherat dükkanının biçare bir dellalıyım" dediğini söyledikten sonra özetle şunları kaydeder: "Ben değil dünyevi makamları, şan ve şerefi şahsıma kazandırmak, hatta manevî büyük makamlar bana verilse bile, hizmetteki ihlâsıma zarar gelmesin diye o makamları korkarak da olsa reddetmeye karar verdim."81

    Bediüzzaman, hiç bir zaman benlik, şahsiyet, şahsi makamları arzu etmek, şan ve şeref kazanmanın Risale-i Nur mesleğinde bulunmadığını, Nur'daki ihlâsı bozmamak için manevî makamların verilmesi halinde bile o makamları bırakmak zorunda olduğunu ifade eder.82 Hatta ilk kez onda gördüğümüz bir fedakârlık biçiminden de söz etmek gerekir. Bediüzzaman, sadece maddî ve manevî makamları değil, aynı zamanda uhrevî makamları bile Kur'ân hizmeti için terk ettiğini dile getiren belki de ilk mümindir. Talebelerinin "Neden haklı olarak sana verdiğimiz manevî makamları şiddet ve hiddetle reddediyorsun?" şeklindeki sorularına özetle şöyle cevap veriyor: "Nasıl ki, ehl-i hamiyet bir insan, dostlarının hayatını kurtarmak için kendini feda eder, öyle de ehl-i imanın ebedi hayatını tehlikeli düşmanlardan korumak için lüzum olsa -hem lüzum var- değil yalnız layık olmadığım o makamları, belki hakiki hayat-ı ebediyenin makamlarını dahi feda etmeye hazırım."83

    YanıtlaSil
  22. Bediüzzaman'a göre enâniyet çağı olan bu çağımızda büyük makamlar her şeyi kendisine tabi kılar. Hatta dünyevi makamlar için mukaddesatı dahi feda ettirir. Bir adama manevî bir makam verildiği zaman, halkın nazarında kendini muhafaza etmek ve o makama kendini yakıştırmak için bazı kudsî hizmetlerini o makama basamak ve vesile yapar. Böyle bir durumda olan bir kimsenin ihlâsı korumasının mümkün olamayacağını ifade eden Bediüzzaman şöyle der: "Hakikat-i ihlâs, benim için şan ve şerefe ve maddî ve manevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men ediyor. ... Kemiyet keyfiyete nispeten ehemmiyetsiz olduğundan halis bir hadim olarak hakikât-i ihlâs ile, her şeyin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermeyi, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşat etmekten daha ehemmiyetli görüyorum."84

    Bediüzzaman'ın, "Neden Nur Talebelerinin evliyalar gibi manevî zevkler ve maddî kerametlere mazhariyetleri görünmüyor?" şeklindeki bir soruya verdiği cevap maddî ya da manevî makamların ihlâsı nasıl bozduğunu açıkça ifade etmektedir: "Sebebi sırr-ı ihlâstır. Çünkü dünyada muvakkat zevkler ve kerametler, tam nefsini mağlup etmeyen insanlara bir maksat olup uhrevî ameline bir sebep teşkil eder, ihlâsı kırılır. Çünkü amel-i uhrevî ile dünyevi maksatlar, zevkler aranmaz; aransa sırr-ı ihlâsı bozar."85

    3- Maddî Menfaat

    Bediüzzaman "Benim ayetlerimi az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin"86 ayetine dayanarak, maddî menfaatten kaynaklanan rekabetin ihlâsı kırdığını ifade eder. Ona göre bu millet hakikat ve âhiret için çalışanlara, onların uhrevî hizmetlerine iştirak etmek niyetiyle, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım etmiştir. Fakat bu menfaat kalben dahi olsa istenilmemelidir. Eğer istenilse ihlâsı zedeler. Kur'ân'a hizmet eden bir kimse, maddî menfaati kalben arzu edip beklenti içinde kaldığı zaman, onu başkasına kaptırmamak için hizmet arkadaşına karşı duyduğu kutsiyeti de kaybolur.87

    4- Şöhretperestlik:

    Bediüzzaman, şöhretperestliğin, şan ve şeref perdesi altında insanlara hoş görünmenin ve onların teveccühünü kazanmanın ve insanların nazar-ı dikkati kendine celbetmenin enâniyeti okşadığını ve nefs-i emmareye bir makam verdiğini ifade ederek bunun önemli bir ruhi hastalık olduğunu, hatta bu durumun "şirk-i hafi" (gizli şirk) denilen riyâkarlığa bir kapı açtığını ve ihlâsı zedelediğini söyler. Bediüzzaman, bu durumun Nur mesleğine bütünüyle aykırı olduğuna ve Nur mesleğinin uhuvvet mesleği olduğuna dikkat çekerek şöyle der: "Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir, o büyük şeref-i manevîyi şahsi, cüz'i bir şerefe ve şöhrete feda etmek Risale-i Nur şakirtlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim."88 Ona göre Risale-i Nur şarkirtlerinin kalbi, aklı ve ruhu böyle aşağı, zararlı ve süfli şeylere tenezzül etmez. Fakat herkeste nefs-i emmare bulunduğu için ihtiyatlı davranmak gerekir. Risale-i Nur'un mesleği şeyhlik olsaydı makam bir olur ve o makama müteaddit istidatlar namzet olurdu. Fakat Risale-i Nurun mesleği uhuvvettir. Uhuvvetteki makam geniştir; kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Olsa olsa kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur, hizmetini tekmil eder.89

    YanıtlaSil
  23. 5- Dinin Dünyaya Alet Edilmesi

    Bediüzzaman "Onlar dünya hayatını seve seve âhiret hayatına tercih ederler."90 ayetinden hareketle, 20. asrın, hayat şartlarını ağırlaştırması ve zaruri olmayan ihtiyaçları zaruri ihtiyaçlar seviyesine çıkarmasıyla Müslümanlara dünya hayatını âhiret hayatına bilerek tercih ettiren bir asır olduğunu ifade eder. Bediüzzaman bizzat yaşadığı bir olaydan söz ederek dünya hayatında muvaffak olsun ve işi rast gelsin diye diyaneti seven ve dini yaşayan bazı zatların kendisiyle alaka kurduklarını, hatta tarikatı bile keşif ve keramet için istediklerini, böyle kimselerin dini vazifelerin uhrevî meyvelerini dünya hayatına bir basamak ve dirsek yaptıklarını söyleyerek özetle şöyle der: "Oysa bunlar bilmiyorlar ki, uhrevî saadet gibi dünya saadetine sebep olan dini hakikatlerin dünyevi faydaları sadece tercih edici ve teşvik edici olabilirler. Eğer illet derecesine çıksa ve hayırlı bir işin yapmasına sebep ve fayda olsa, o ameli iptal eder, en azından ihlâsı kırılır, sevabı kaçar."91

    Bediüzzaman, bu noktadan hareketle salih amelin ücretini bu dünyada beklemenin ihlâsa zarar verdiğini söyler. Kendisine, "Ben adam olamıyorum, gittikçe fenalaşıyorum ve manevî hizmetlerimin neticelerini göremiyorum" şeklinde mektup yazıp yardım isteyen birisine özetle şu cevabı veriyor: "Bu dünya darü'l-hizmettir, ücret almak yeri değildir. Salih amellerin ücretleri, meyveleri, nurları berzahta ve âhirettedir. O baki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, âhireti dünyaya tabi etmek demektir. Bu şekilde bir amel-i salihin ihlâsı kırılır, nuru gider. Evet, o meyveler istenilmez, niyet edilmez. Verilse teşvik için verildiğini düşünüp şükreder."92

    Bediüzzaman kesin ve net bir dille Risale-i Nur'un dünya işlerine alet edilemeyeceğini söyler. Çünkü Risale-i Nur önemli bir tefekkürî ibadet olması hasebiyle dünyevi maksatlara alet edilmez. Alet edilse ihlâsı kırar. Bediüzzaman, kudsi hizmetleri dünyaya alet edenleri, kavga ederken Ku'an'ı kendisine siper yapan çocuklara benzetmektedir. Başına gelecek darbeleri önlemek için Kur'ân'ı başına koyan kavgacı çocuk misali, "Risale-i Nur muannit hasımlara karşı siper edilemez."93 der.

    6- Havf ve Tamah

    Bediüzzaman'a göre insanda bulunan en önemli hislerden birisi korku damarıdır. Dessas zalimler bu korku damarından çok istifade ediyorlar ve onunla korkakları gemlendiriyorlar. Çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri onlara feda ettiriyorlar. Halbuki, ona göre Cenab-ı Allah korku damarını hayatı tahrip etmek için değil, hayatı korumak için vermiştir. Eğer insan her şeyden korkacak hale gelirse hayat yaşanmaz bir hal alabilir. Bediüzzaman korku damarının ihlâsın kaybolmasına yol açtığı münasebetiyle talebelerine şöyle der: "İşte ey kardeşlerim, eğer ehl-i ilhadın dalkavukları sizi korkutarak kudsi cihad-i manevînizden vazgeçirmek için size hücum etseler onlara deyiniz ki, biz hizbü'l-Kur'ânız 'Şüphesiz Kur'ân'ı biz indirdik ve onun koruyucusu da biziz'94 ayetinin sırrıyla Kur'ân'ın kalesindeyiz. 'Hasbünallahu ve nime'l-vekil' etrafımızı çevirmiş muhkem bir surdur."95

    Kuşkusuz insanın önünde bekleyen önemli tuzaklardan birisi de tamahtır. Bunu "derd-i maişet" ya da "hırs" olarak da ifade etmek mümkündür. Rızkın mahlûkat arasındaki ilâhî taksimatını anlamayan insan genellikle rızkından endişe etmeye başlar. Bu da, insanın rızk arama çabasında hırs ve tamah göstermesine sebep olur. İhlâsı kıran, uhrevî amelleri zedeleyen ve insanı riyâya sevk eden en önemli faktörlerden birisinin de hırs olduğunu ifade eden Bediüzzaman'a göre, hırs ve tamah insanı riyâkarane bir vaziyete sokar. Çünkü ehl-i takvanın hırsı varsa insanların teveccühünü ister. İnsanların teveccühünü isteyen bir kimse ise tam ihlâsı elde edemez.96 Bediüzzaman'a göre hırs ve tamahın ilacı iktisat, kanaat, tevekkül ve kısmetine rızâdır.97 Çünkü hırs ihlâsı kırdığı gibi kanaat da ihlâsın kapısını açmaktadır.98

    YanıtlaSil
  24. Bediüzzaman, "derd-i maişetin" bir zaruret olarak kabul edildiğine dikkat çekerek, ancak buna iktisat ve kanaatle karşı koymak gerektiğini söyler. Zaruret derecesine düşen bir kimsenin zekâtı kabul edebileceğini, ancak bunu hırs ve tamah şeklinde ve lisan-ı hal ile istememek gerektiğini ifade eder.99 Tamah ve maaş yüzünden bid'alara giren ve bu yüzden ihlâsı kaybeden âlimlerin Hz. Ali tarafından tokatlandığına dikkat çeken Bediüzzaman Emirdağ'ında bulunduğu sıralarda kendisine maaş teklif eden hükümetin teklifini reddettikten sonra durumu talebelerine bildirir ve özetle şöyle der: "Eğer kabul etsem yetmiş senelik hayatım gücenecek ve bu ahirzamandan haber verip tamah ve maaş yüzünden bid'alara giren ve ihlâsı kaybeden âlimleri tokatlayan Hz. Ali (ra) dahi benden küsecek ihtimali var ve Risale-i Nur'un hakiki ve safi olan ihlâsı beni de ihlâssızlıkla itham etmek ciheti var."100

    İnsanın en zayıf damarının derd-i maişet ve tamah olduğunu ifade eden Bediüzzaman, ehl-i dünyanın bu damardan istifade ederek kendisini çürütmek istediklerini, ancak muvaffak olamadıklarını anlatırken: "Nihayetinde o zayıf damardan bir şey çıkaramadılar. Sonra onlarca tahakkuk etti ki, onların mukaddesatlarını dahi feda ettikleri dünya malı nazarımızda hiç ehemmiyeti yoktur"101 diyerek, esasen ihlâs niyetini ihlal eden ve içinde garaz ihtiva eden unsurları barındıran neseb (hanedanlık), nesil (soy-sop), tamah ve havf (korku) ile hiç tanışmadığını dile getirir102 ve talebelerinin kendisini örnek almasını tavsiye eder.

    Sonuç

    Allah insanla sözleşme akdetmiştir. İnsanın başıboş bırakılmayacağından söz eden bir çok ayet-i kerime,103 insanın dünyaya gönderilirken sözleşmeden doğan çok ağır bir sorumluluğun altında olduğunu ve bu sorumluluğun gereği olarak Allah'a iman ve O'na ibadet etmekle mükellef olduğunu gösterdiği gibi, "Yalnız benden korkunuz",104 "Her durumda adil davranın"105 ve "Hislerinize uyup adaletten sapmayın"106 gibi ayetler de Allah'ın ahdine riayet etmemin sadakat, samimiyet ve ihlâsla iş yapmak anlamına geldiğini, ihlâsın, "Allah'tan korkmak" ve "Her durumda adil davranmakla" eşanlamlı olduğunu göstermektedir.

    İslamiyet’in esas sırrının ihlâs olduğunu kabul eden Bediüzzaman'a göre, yaratılışın en önemli neticesi ve hilkatin en yüksek gayesi olan marifetullahın (Allah'ı hakkıyla tanımanın), ibadetin ve amel-i salihin ruhu da ihlâstır. Ona göre ihlâsta o kadar önemli bir güç vardır ki, haksızlar bile şer işlerinde gösterdikleri ihlâstan dolayı muvaffak olmaktadırlar. Hakiki bir validelik şefkatini taşıyan kadınların ihlâsta ve kahramanlıkta erkeklerin çok ilerisinde olduklarına dikkat çeken Bediüzzaman107 "her olayın iyi tarafına bakmak gerekir" prensibinden hareketle beşer zulmünün arkasında kaderin bir cilvesi bulunduğunu ve insanı ihlâsa sevk ettiğini ifade eder.

    YanıtlaSil
  25. Gerçek ihlâsın elde edilebilmesi ve güzel ahlakın zirvesine ulaşabilmek için hakikatin (dinin) hiç bir şeye feda edilmemesi ve insanın kendi nefsine hiç bir hisse tanımaması gerektiğini savunan Bediüzzaman'a göre, insan kendi vazifesini Allah'ın vazifesiyle karıştırmamalıdır. Zira muvaffak etmek ve hayırlı neticeleri ihsan etmek Allah'ın işidir. Dünyevi veya uhrevî işlerde birbirine rekabet etmenin ihlâsı zedelediğine işaret eden Bediüzzaman, kendisine rakip olabilecek bir mümin kardeşi hakkında kardeşlik hissini öne çıkarmanın gerçek ihlâsın bir gereği olduğunu ifade eder.

    Risale-i Nur dairesine ihlâsla girenlerin ulvi ve külli bir ubudiyete ve yüksek bir ahlaka sahip olduklarına, "iştirak-i amal" kaidesiyle kazançlarının külli olduğuna dikkat çeken Bediüzzaman, ihlâs kuvvetinden sonra en büyük kuvvetlerinin iştirak-i amal-i uhrevîye (ahirete ait işlerde ortaklık yapmak) olduğunu ifade eder.108 İhlâs sırrının insanı siyasetten, maddî ve manevî bütün makamlardan, hatta uhrevî lezzetlerden dahi vazgeçirdiğini söyleyen Bediüzzaman, velayet yollarının en mühim esasının109 ve tarikat şeyhlerinin asıl mesleğinin yine ihlâs olduğunu,110 Müslüman'ın hayatında ihlâsın önemli bir esas olduğunu açıkça dile getirir. Risale-i Nur'un asıl mesleğinin hakikat-i ihlâs, terk-i enâniyet ve daima kendini kusurlu bilmek olduğunu kabul eden Bediüzzaman'a göre ihlâs, şan, şeref, maddî ya da manevî rütbelere vesile olabilecek her şeyden daha üstündür. Çünkü ihlâs, insanın kurtuluşuna vesile olan ibadetin ve amel-i salihin ruhu hükmündedir ve insanlığın temel ahlaki umdesidir.

    Öz

    Yaratılışın temel esası, yaratıcısını tanımak ve O'na ibadet etmektir. Eğer insanlar Allah'ı tanımasalar ve ibadet etmeselerdi, hayatlarının bir anlamı olmazdı denilebilir. Çünkü, iman ve ibadet hayatın ve varlığın ruhudur.

    Sonra, ibadetin ruhu var mıdır? Eğer varsa, bu ruh nedir? Bediüzzaman bu soruya şöyle cevap vermektedir: "İbadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir fayda ibadete illet gösterilse, o ibadet batıldır. Faydalar, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar." Aslında Bediüzzaman'a göre ibadet, insanların hayatında bir vasıta değil insan hayatının gerçek amacıdır. Bu nedenle, ihlassız ibadet ahlaki olmadığı gibi, ibadet de sonsuz bir mükafatı kazanmak ya da cezadan kurtulmak için yapılmamalıdır.

    Bu yüzden, fıtrat için esas ve en münasip olan şey erdem, iyilik ve adaletin gerçekleştirilebilmesini mümkün kılabilmek için her türlü faaliyette bulunmasıdır, bu da, ibadetin ruhundan oluşan ihlas çerçevesinde olacaktır.

    Anahtar Kelimeler: Sorumluluk, ihlas, ibadet ve ahlak

    YanıtlaSil
  26. Abstract

    The main purpose of creation is to get to know the creator and worship Him. It can be said that if human beings do not know Allah and not worship Him, their lives would mean nothing. Because faith and worship are the spirit of life and existence.

    Then, is there a spirit of worship? If so, what is that spirit? Badi' al-Zaman's reply to this question is this: "The spirit of worship is sincerity. Sincerity is doing a worship only for the fact that it was commanded. If any other reason or benefit is shown as the rationale behind a worship, that worship becomes invalid. Benefits and reasons can only be preferabilities but not rationales. In fact, according to Badi' al-Zaman, worship is not a means in the life of human beings but it is the real purpose of human life. Thus, insincere worship is not only without a moral basis, but worship should not also be done to gain eternal reward or to relieve from the punishment.

    Hence, what is basic and most suitable for the human nature is to do every kind of action to make possible the realisation of morality, goodness and justice, that is, within the framework of sincerity that comprises of the spirit of worship.

    Key Words: Responsibility, sincerity, worship and morality

    Dipnotlar
    1. Enbiya, 21/23
    2. Buruç, 85/16
    3. Bakara, 2/63,93
    4. Taha, 20/115
    5. Nisa, 4/165
    6. Said Nursi, Risale-i Nur Külliyâtı, I, 448, Nesil Basım-yayım, İst., 1996.
    7. Yasin 36/60-61
    8. Bakara, 2/177
    9. Ali Bulaç, Sözleşme, Kasım 1997, sayı, 1.
    10. Zariyât, 51/56-57
    11. Said Nursi, Lem'alar, 267, Yeni Asya Neş., İst., 1996
    12. Müminun, 23/115
    13. Kıyame, 75/36
    14. Said Nursi, Risale-i Nur Külliyâtı, I, 134
    15. A.g.e., II, 1216
    16. A.g.e., II, 1216
    17. En'am, 6/152
    18. Maide, 5/7,8
    19. Nisa, 4/135

    YanıtlaSil
  27. 19. Nisa, 4/135
    20. Risale-i Nur Külliyatı, I, 546
    21. Rüşvet-i mutlaka için bkz. A.g.e., ,1773, 1813. (Bediüzzaman şöyle der: Hatta eğer bir Müslüman dinini terk edip dine karşı "lakayt" olsa, anarşist olur ve hiçbir kayıt altına alınamaz. İstibdad-ı mutlak ya da rüşvet-i mutlakadan başka hiçbir terbiye veya tedbirle idare edilemez, A.g.e. a.y.)
    22. A.g.e.,I, 662
    23. A.g.e., I, 662
    24. A.g.e., I, 663
    25. A.g.e., a.y.
    26. Hadis için bkz. Münavi, Feyzü'l-Kadir, II, 28
    27. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 663
    28. Enfal, 8/46
    29. Maide, 4/2
    30. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 655
    31. Furkan, 25/72
    32. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 655
    33. a.g.e., I, 1666
    34. Risale-i Nur Külliyâtı, a.y.
    35. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 663
    36. Buhari, Cenaiz, 79
    37. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 332
    38. İbni Maceh, Zühd, 38
    39. Risale-i Nur Külliyâtı, II, 1459
    40. A.g.e., I, 670
    41. A.g.e., a.y.
    42. A.g.e., II, 1216
    43. A.g.e., II, 1222
    44. Bakara, 2/13 "Onlara, insanların iman ettiği gibi siz de iman ediniz, denildiği vakit...."
    45. A.g.e., II, 1197
    46. A.g.e., I, 669
    47. A.g.e., I,333
    48. A.g.e., II, 1491
    49. Enfal, 8/65
    50. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 1079
    51. A.g.e., I, 669
    52. A.g.e., a.y.
    53. A.g.e., I, 1082
    54. Al-i İmrân, 3/185
    55. Zümer, 39/30
    56. Tirmizî, Zühd,4, Kıyâme, 26; Neseî, Cenâiz, 3; İbnu Maceh, Zühd, 31
    57. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 670
    58. A.g.e., a.y.
    59. A.g.e. I, 1002
    60. A.g.e., I, 1001
    61. A.g.e. a.y.
    62. A.g.e., II, 1491
    63. A.g.e., II, 1667
    64. A.g.e., II, 1630
    65. A.g.e., II, 1514
    66. A.g.e., II, 1633
    67. A.g.e., II, 2020
    68. A.g.e., I, 1074
    69. A.g.e., a.y.
    70. Lokman,31/18
    71. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 741
    72. A.g.e., I, 1046
    73. A.g.e.,II, 1695-1696
    74. A.g.e., a.y.
    75. A.g.e., a.y.
    76. A.g.e., II, 1725
    77. A.g.e., II, 1747
    78. A.g.e., II, 1764
    79. A.g.e., II, 1068
    80. A.g.e., II, 2197
    81. A.g.e., I, 1045
    82. A.g.e., I, 1068
    83. A.g.e., II, 1708
    84. A.g.e., a.y.
    85. A.g.e., II, 1713
    86. Bakara, 2/41
    87. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 670
    88. A.g.e., I, 671
    89. A.g.e., I, 672
    90. İbrahim, 14/3
    91. Risale-i Nur Külliyâtı, II, 1615
    92. A.g.e., II, 1626
    93. A.g.e., II, 1674
    94. Hicr, 15/9
    95. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 547
    96. Ag.e.,I, 660
    97. A.g.e., II, 1639
    98. A.g.e., I, 661
    99. A.g.e., II, 1656
    100. A.g.e., II, 1684
    101. A.g.e., II, 1784
    102. A.g.e., II, 1957
    103. Kıyame, 75/36
    104. Bakara, 2/40
    105. Nisa, 4/58
    106. Nisa, 4/135
    107. Risale-i Nur Külliyâtı, I, 690-691
    108. A.g.e., II, 1633
    109. A.g.e., I, 565
    110. A.g.e., II, 1952

    YanıtlaSil
  28. İnsanlar arasında Allah c.c.ın en çok sevmediği kimse, barışa yanaşmayan inatçı hasımdır.
    (Hadis-i Şerif)

    YanıtlaSil
  29. Bunları Biliyor muydunuz?

    İbretli Nasihatler
    Bunları biliyor muydunuz? Bilgi dağarcığından… Hz. Muhammed (s.a.v)’e bağlılığı ile tanınan 1.Ahmet 14.Osmanlı Sultanı olup 14 yaşında tahta geçmiş 14 yıl (vefatına kadar) padişahlık yapmış ve 14 şerefeli Sultan Ahmet Camii’ni yaptırmıştır. Süleymaniye Camii İstanbul’un Fethinden (Fatih Sultan Mehmet) ten sonra Kanuni Sultan Süleyman 4.Osmanlı Sultanı olup 4 minareli Süleymaniye Camiini yaptırmış. 10. Padişah olduğu için 4 minaresinde 10 tane şerefe vardır. İslam Dünyasında Peygamber Efendimizden sonra 632-1924 yılları arasında 101 halife (peygamber vekili) gelip geçmiştir. Bunlardan 83 tanesi aynı zamanda Devlet Başkanı idi. Osmanlı zamanında 175 kişi Şeyhülislamlık yapmıştır. Şeyhülislamlık dönemi 498 sene devam etmiştir. İlk Şeyhülislam (1424) Molla Fen
    Read MoreSHARE
    NIS
    27
    2010
    NO
    COMMENTS
    Ey Sözümü İşiten Dostum
    Ey Sözümü İşiten Dostum

    İbretli Nasihatler
    Ey Sözümü İşiten Dostum Söz, yürekten çıktığı zaman ancak yüreğe gider. Sen de sözlerini yürekten söyle. Sana söyleneni iyi dinle. Yürekten geleni al, keder vereni bırak. Güzele çağıranı al, boş olanı bırak. Ruhunun istediğini al, istemediğini bırak… Hayat önemlidir. Neşelen ve gül. Hüzünlen ve ağla. Ne yaparsan yap, ama Allah rızası için olsun yaptığın. Gördüğün göreceğin Allah rızası için olsun... Sana rahmet veren Rahman’dır. Merhamet veren, şevk veren, ümit veren, sevinç veren, hüzün veren. Sana yoldaş olan Rahman’dır. İyi bil ki, hiçbir yerde bir başına değildin. Bundan sonra da olmayacaksın. Her zaman yanında olan Rahman’dır. Asla üç şey olma. Ümitsiz olma. Şükürsüz olma. Sabırsız olma. Mevlâ’yı bilen ümidi bilmeli. O’nu bilen şükretmeli. O’na inananın sabırlı olmalı her am
    Read MoreSHARE
    NIS
    21
    2010
    NO
    COMMENTS
    Sizin Hiç Böyle Bir Dostunuz Oldu mu?
    Sizin Hiç Böyle Bir Dostunuz Oldu mu?

    İbretli Nasihatler
    Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu? Daima düşünceliydi. Susması konuşmasından uzun sürerdi.Lüzumsuz yere konuşmaz; konuştuğunda ne fazla, ne eksik söz kullanırdı. Dünya işleri için hiç kızmazdı. Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı. Kötü söz söylemezdi. Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı. Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi. Kendisini üç şeyden alıkoymuştu: Kimseyle çekişmez, çok konuşmaz, boş şeylerle uğraşmazdı. Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi. Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı. Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ne de ayıplardı. Kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi. Âdet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz,

    YanıtlaSil
  30. Avucunuzu Açmayı Denediniz mi ?

    İbretli Nasihatler
    Avucunuzu Açmayı Denediniz mi ? Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgöz
    Read MoreSHARE
    ARA
    8
    2009
    NO
    COMMENTS
    Gençlere Nasihatler

    İbretli Nasihatler
    Gençlere Nasihatler : 1. Nasıl yaratıldığını ve seni kimin yarattığını bir düşün.2. Varlığının ve hayatın amacını sorgula.3. Dünya hayatının kısalığını anla.4. Ölüm gerçeği ile yüzleş.5. Ölümün yaşının olmadığını bil. Gençliğine güvenme.6. Ölüm sonrasında ne olacağını düşün.7. Sana verilen sınırlı ömrü nasıl kullanacağın ile ilgili seçimini yap.8. Dinini öğren.9. Dinî ve insanî sorumluluklarının bilincinde ol.10. İbadetlerinde gönülden ve titiz ol.11. Allah’ı çok an.12. Dua et.13. Sadece kendin için değil tüm insanlar için de dua et.14. Tövbe et.15. Hatalarından pişmanlık duy.16. Ahlaklı ve faziletli ol.17. Aklını işlet.18. İhlâslı ol.19. Güvenilir ol. (daha&helliip;)
    Read MoreSHARE
    AĞU
    6
    2009
    NO
    COMMENTS
    Kapı Çalar

    İbretli Nasihatler
    Kapı Çalar Kapı Çalar... Sabahın erken saatlerinde... Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz. Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır. İçinizden "Bugün kahvaltıyı bahçede yapayım" diye geçirirsiniz... Kapı Çalar... Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır. "Artik canım sıkılmayacak" deyip keyiflenirsiniz. En çok merakettiğinizi alıp sezlonga uzanırsınız.. (daha&helliip;)
    Read MoreSHARE
    HAZ
    10
    2009
    NO
    COMMENTS
    Şeytanın Aldatması

    İbretli Nasihatler
    Şeytanın AldatmasıAllah tarafından kıyametin kopmasına kadar kendisine mühlet verilen Şeytan, cennetten kovulduktan sonra şöyle yemin etmişti: 'Beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de insanları saptırmak için senin doğru yolunun üstünde tuzak kuracağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve Sen, onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.'" (Araf: 7/16-17). Hz.Adem'den bu yana Şeytan tüm insanların amansız düşmanı olmuş ve insanların çoğunu aldatarak bu yeminini yerine getirmiştir. İnsandan çok daha bilgili ve zeki olan Şeytan gibi bir düşmana karşı koyabilmek için öncelikle onu çok iyi anlamak gerekir. Şeytanın insanlar üzerinde fiili bir yaptırım gücü yoktur ancak kanın damarlarda dolaştığı gibi dolaşır ve düşünceler üzerinden ve
    Read MoreSHARE

    YanıtlaSil
  31. Mü’min İçin En Güzel Şey 5 Tanedir

    İbretli Nasihatler
    Ehl-i Tasavvuf Demişler ki; Mü’min İçin En Güzel Şey 5 Tanedir: Günahına Ağlaması (Geçmiş hata ve isyanlarına pişmanlık duyup nedamet görmek), Hatalarını düzeltmesi (Hayata çeki düzen vermek), Allah’a itaat etmesi (İlahi emirlere uyup yasaklardan kaçınmak), Kalbini cilalaması (Çünkü kalp paklanmadan temiz malzeme konmaz), Nefsini dizginlemesi (Her istediğini yapmaması, israftan sakınması)
    Read MoreSHARE
    MAY
    18
    2009
    NO
    COMMENTS
    Şu 10 Hikmet Mü’minin Kalesi ve Kalkanıdır

    İbretli Nasihatler
    Şu 10 Hikmet Mü’minin Kalesi ve Kalkanıdır : Daima abdestli gezmek (mü’minin silahı), Her hususta kendini sabra alıştırmak, Duayı çok yapmak (dua kaderi değiştirir), Tövbe edip, istiğfara devam etmek, İmkan nispetinde sadaka vermek, olaylar karşısında metanetli, soğukkanlı olmak, İbadetlerini ihmal etmeyip vakitlice yapmak, Etrafına karşı saygılı davranmak, Çokça salavatı şerife okumak göndermek, Günlük zikri, evradı ezkarına deva etmek
    Read MoreSHARE
    ŞUB
    23
    2009
    NO
    COMMENTS
    Çocuk Ne Yaşıyorsa Onu Öğrenir

    İbretli Nasihatler
    Çocuk Ne Yaşıyorsa Onu Öğrenir...Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir. Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse;Kavga etmeyi öğrenir. Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;Sıkılıp, utanmayı öğrenir. Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;Kendini suçlamayı öğrenir. Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;Sabırlı olmayı öğrenir. Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;Kendine güven duymayı öğrenir. Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;Takdir etmeyi öğrenir. Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;Adil olmayı öğrenir. Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;İnançlı olmayı öğrenir. Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;Kendini sevmeyi öğrenir. Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;Bu dü

    YanıtlaSil
  32. Devlet-i Aliyye
    Kış 99 [ 65. Sayı ]
    Osmanlılarda Din-Devlet İlişkisi
    Süleyman Uludağ
    Prof. Dr., Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.
    Yetmiş beş yılını geride bıraktığımız Cumhuriyet döneminde üzerinde en çok konuşulan konulardan biri din-devlet ilişkisi, diğer bir ifadeyle laiklik konusudur. Bu tartışmanın Batı kaynaklı olduğu aşikar olmakla beraber, yeni bir görüş hatta inanış şeklinde ortaya konulduğu da bir vakıadır. Yetmiş beş senedir konuşulduğu, tartışıldığı ve yorumlandığı halde, henüz mutabakat sağlanabilecek bir noktadan çok uzaklarda bulunan laiklik konusu en az yetmiş beş sene daha konuşulacağa benzemektedir. Laiklik meselesinin bu şekilde ele alınması ve yorumlanması halinde üzerinden bir buçuk asır geçtikten sonra bile henüz tam olarak çözümlenmiş olmayacaktır. Konunun çözümlenmesinin bu kadar uzun bir zamana ihtiyaç göstermesi, onun özü itibariyle anlaşılması zor, kavranması güç karmaşık bir mesele oluşundan değil, bakış açılarının farklı, değerlendirmede ele alınan konuların birbirinden değişik, hatta birbirine karşıt oluşundan, çoğu zaman bu görüşlerin arkasında bir takım ön kabullerin ve yargıların, hatta bunun da ötesinde ideolojilerin bulunmasındandır. Laiklik belli bir ideolojiyi egemen kılma, bu ideoloji dışındaki düşünce ve inanış şekillerini geçersiz hale getirme, en azından etkisiz kılma aracı olarak görüldüğü ve kullanıldığı sürece çözümlenmiş olmayacaktır. Vakıa laiklik meselesini çözümlenmiş bir husus olarak görenler çoktur. Fakat önemli olan bu kavramın belli zihinlerde çözümlenmiş olması değil, çevresinde milli bir konsensüsün meydana gelmesi, bunun da sosyal barışı ve huzuru sağlayacak mahiyette olmasıdır. “Laiklik din-devlet işlerinin ayrılmasıdır” yada “laiklik dinsizliktir veya değildir” gibi basit önermeler konuyu çözümlemeye yetmemektedir.

    Cumhuriyet dönemi aydınları, düşünürleri siyaset ve devlet adamları, hukukçuları laiklik konusunu tartışırken iki şekilde Osmanlı tarihini bu konunun içine çekmektedirler.

    a. Laiklik kavramı modern ve çağdaş düşüncenin ürünü olup, Türk milletine Cumhuriyetin armağanıdır. Osmanlı Devleti ise teokrattır, yani şeriat temeli üzerine kurulmuştur. Bu nitelikteki bir devletin yapısı köhne ve çağdışıdır.

    Aşikârdır ki bu söylemde laiklik, Cumhuriyeti yüceltme, Osmanlı yönetim tarzını aşağılama aracı olarak kullanılmaktadır. Onun için de hukuki, siyasi ve felsefi bir temele dayanan kavram olmaktan çok, ideolojik bir kavram daha doğrusu bir slogandır.

    YanıtlaSil
  33. .

    b. Laiklik Türk toplumuna yabancı değildir, Osmanlı devleti de laiktir. Osmanlıların bir takım kanunnameler düzenlemeleri, örfi hukuka ağırlık vermeleri, başta padişahlar olmak üzere vezirlerin ve diğer yöneticilerin siyasi, idari, hukuki ve sosyal problemleri halletmek için çok serbest ve pragmatik hareket etmeleri, genellikle şer’i hükümleri görmezlikten gelmeleri, özellikle Kur’an ve sünnette açıkça ortaya konan hadları (ukubat, ceza hukuku) uygulamamaları, mesela alenen içki içildiği halde içki içenlere ceza verilmemesi Osmanlı hukukunun laik nitelikler içerdiğini göstermektedir. Bu tür nitelikler ve eğilimler Lale devrinden başlayarak Islahat hareketleri, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Birinci ve İkinci Meşrutiyet Dönemlerinde daha belirgin hale gelmiş ve Cumhuriyet döneminde varması gereken noktaya varmıştır. Yani Laiklik bir süreç olup Osmanlılar döneminde başlamıştır. Hatta süreci İslam öncesi Türk hanedanlarından başlatanlar da çoktur. Bundan daha tuhaf olan İslamın da Laikliğe imkân veren, hatta onu teşvik eden bir din olduğunun savunulmasıdır.

    Açıktır ki bu söylemde bir gerçeklik payı bulunmakla beraber, esas amaç Laikliği gelenekçi ve muhafazakar halka, dindar çevreye şirin göstermek, böylece bu ilkeyi gönüllü olarak benimsemelerini sağlamaktır.

    İlginç olan husus şudur: Batıcı kesime ait olan yukarıdaki iki çeşit laiklik yorumunun farklı biçimlerde de olsa gelenekçi, muhafazakar, dindar kesim tarafından da benimsenmiştir. Birinci yorum şeklini doğru bulan İslami ve muhafazakar kesim bu anlayışı laikliği red için gerekçe olarak göstermektedir. Çünkü laiklik, kimliğini İslamın belirlediği bir topluma ithal edilen yabancı bir kavram olup, ithalin gayesi söz konusu toplumu İslamın etkilerinden arındırmaktır. Zira bundan böyle kimliğini İslamın belirlediği bir toplumun kimliği özü itibariyle din dışı ve İslam dışı bir kavram olan laiklik belirleyecektir. Yani laiklik toplumun kimlik değiştirmesinin bir aracı olarak kullanılmakta, bunun için de toplumsal sancılara, çalkantılara ve rahatsızlıklara yol açmaktadır. Kısaca laiklik toplumun uzun bir süreç içinde edindiği alışkanlıkları, gelenekleri, görenekleri, inançları, töreleri, yaşama tarzını, kısaca tarihten gelen değerleri bir tarafa atıp yerine Batı kaynaklı değerleri koymanın bir aracı olduğu için son derece muzırdır, hele hele İslamla bağdaşması asla mümkün değildir.

    Laikliğin kökenlerini Osmanlı toplumunda, hatta daha evvelki Türk hanedanlıklarında, özellikle İslam öncesi Türk hanedanlıkların görenlerin görüşleri de zaman zaman gelenekçiler ve İslamcılar tarafından red ve inkar edilmekle beraber bazı gelenekçiler ve İslamcılar tarafından da benimsenmiştir. Daha ihtiyatlı bir ifade ile tartışılmaya ve üzerinde düşünülmeye değer olarak görülmüştür. Son birkaç senede bu konuya sıcak bakanların sayısında bir artış gözlenmektedir.

    Osmanlılarda din-devlet ilişkisinin bir çok boyutu vardır. Konunun açıklığa kavuşması meselenin bütün boyutlarıyla ele alınmasına bağlıdır. Bununla beraber biz burada konunun diğer boyutlarını bir kenara bırakıp sadece laiklik çerçevesinde meseleyi ele alacağız.

    YanıtlaSil
  34. Laikliğin hangi tanımına göre

    Osmanlı Devleti laik midir, değil midir? Konusuna doğru olarak yaklaşmak için önce şu soruyu sormalıyız: Osmanlı Devletinin laik olup olmadığını hangi ölçütlere ve temel kavramlara göre tespit edeceğiz? Laiklik kavramına göre mi? İşte burada ikinci bir soru daha sormalıyız: eğer bu tespit laiklik kavramına göre olacaksa gerek teoride, gerekse uygulamadaki laiklik bir midir, yoksa birden fazla mıdır? Mesela Ali Fuat Başgil’in zihnindeki laiklik kavramı ile Hıfzı Veldet Velidedeoğlunun kafasındaki laiklik bir ve aynı mıdır? Aynı şekilde gerek teorik gerekse pratik olarak 1991 öncesi SSCB ile Doğu Bloğu ülkelerindeki laiklik Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’daki laiklik bir ve aynı mıdır? Hatta birbirine komşu olan iki Avrupa ülkesi olan İngiltere ve Fransa’daki laiklik bir ve aynı mıdır? Osmanlı Devletinin laik olup olmadığını tespitte yukarıdaki devletlerin hangisinin hukuk sistemi temel ölçüt alınacaktır? Yoksa onlar değil de Cumhuriye-tin yetmiş beş senelik uygulaması ölçüt ve ana esas olarak alınacaktır? Bugün laik bir toplum ve devlet olan İngiltere’deki uygulamaların bir kaçının bile Türkiye’de uygulanması bütün taşların yerinden oynamasına yetecektir: devlet başkanının din yönünden de halkını temsil etmesi, Pazar yerine Cuma gününün tatil olması, imam nikahının kanunen geçerli sayılması, hükümet başkanının Kur’an üzerine yemin ederek göreve başlaması v.s.

    Osmanlı Devletinin laik bir devlet olup olmadığının tespitte karşılaşılan zorluklar bu devletin bir şeriat devleti olup olmadığının tespit noktasında da kendini göstermektedir. İslam hukukuna göre yapısı, örgütlenme şekli ve çalışma tarzı belirlenmiş bir şeriat devleti modeli var mıdır? Eğer Kur’an ve Sünnette öngörülen böyle bir model varsa bu uygulanmış mıdır? Raşit halifeler döneminde görülen ve adına Hilafet Devleti denilen örgütlenme biçimi Kur’an ve Hadiste öngörülen devlet şekli midir? Yoksa Sahabenin kendi siyasi ve hukuki kanaatlerine göre oluşturduğu bir devlet şekli midir? Eğer ikinci şık doğru ise bu anlamdaki hilafet ve devlet zamana, mekana ve toplumların ihtiyaçlarına göre değişir mi, değişmez mi? Yine farz edelim ki Raşid halifeler döneminde uygulanan hilafet islamın öngördüğü devlettir; bu durumda ondan sonra İslam ülkelerinde kurulan yüzlerce hanedanlıklar, Sultanlıklar, emirlikler, yarı bağımsız devletler, (derebeylikler, müluk-i tavaif) gibi devletler ve devletçikler İslam açısından meşru mudur, değil midir? Bir İslam devletinin meşru ve şeriat devleti olabilmesi için halifenin bulunması şart ise Yavuz Sultan Selim’den önceki Osmanlı Sultanları halife olmadıklarına göre devletleri Şeriat devleti mi idi yoksa değil mi idi? Yavuz Selim Mısır’ı fethetiği zaman Abbasi Halifesi Mütevekkil hilafeti gerçekten devretmiş midir? Yoksa bu hususta söylenenler asılsız bir takım rivayetler olup Mütevekkil 1543’te Mısır’da ölene kadar Halife sıfatını taşımış mıdır? Ayrıca Akaid kitaplarında yazıldığı gibi Kureyş soyundan gelmek halife olmak için şart mıdır, değil midir?

    YanıtlaSil
  35. Yukarıdaki sorulara daha fazla soru eklemek de mümkündür. Ancak bahis konusu edilen sorular bile meselenin kolay halledilir basit bir mesele olmadığını göstermeye kâfidir.

    Demek ki laik olmadığının farz edilmesi halinde Osmanlı Devletinin şeriat devleti olduğunu göstermek için ortak ölçütler yoktur. Vardır denilen ölçütlerin tümü tartışmalıdır. Bu durumda eğer Osmanlı Devleti laik ve teokratik değilse nedir?

    Laiklik çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Bu konudaki farklı tanımların bazı ortak noktaları vardır. Mesela laiklik gereği din ile devlet ve siyaset işleri belirli ölçüde birbirinden ayrılır, din devlete karışmaz devlet de dine karışmaz. Yine laik devletler din, mezhep ve her çeşit felsefi inanışa ve kanaate karşı tarafsızdır, eşit mesafededir, bunlardan birinin savunuculuğunu yapamaz, diğerlerini baskı altına alamaz, faaliyet alanlarını daraltamaz. Hepsine eşit imkan verir eşit muamele eder. Yine laik devlet din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alır. Herkesin dilediği gibi inanma, din ve mezhep seçme, dilediği bir felsefi görüşü benimseme (materyalist, pozitivist, komünist, ateist, deist olma gibi) hakkını kabul eder, yurttaşların seçtiği inanç ve kanaat şekillerini ifade etmelerini ve buna göre yaşamalarını güvence altına alır.

    Acaba yukarıda anlatılan hususlar Osmanlı Devletinde var mıdır? Bu sorunun cevabı şudur:

    a. Osmanlı devletinde din işleriyle devlet işleri kısmen birbirinden ayrı, kısmen birbirine bağlıdır. Müslüman halklar tarafından kurulan bütün hanedanlıklarda, sultanlıklarda ve emirliklerde şöyle veya böyle belli bir ölçüde din-devlet, din-siyaset ayrışması vardır. Bu husus ilk Emevi hükümdarı Muaviye ile başlamış, bugüne kadar gelmiştir. Osmanlı Devletinin örfi hukuka geniş bir yer vermesi, Tanzimattan sonra bazı Batı kökenli kanunların uygulanması, Şer’iye Mahkemelerinin yanı sıra Nizamiye Mahkemelerinin kurulması, sosyal koşulların ve değişmenin gereği olan söz konusu farklılaşmanın, yani din-devlet ayrışmasının Osmanlı Devletinde normal sayılacak bir süreç izlediği ve eski uygulamalara göre daha geniş boyutlara ulaştığı muhakkaktır. Bu gelişmeyi belli ölçüde Batıdaki ilmi ve fikri gelişmelerin etkilediği de bir gerçektir. Bu yüzdendir ki Osmanlı Devleti din-devlet ilişkilerinin girift bir şe-kilde iç içe, sıkı bir şekilde birbirine bağlı olmanın meydana getirdiği sıkıntıları yaşamamıştır. Osmanlılarda böyle bir sıkıntının varlığı gerekçe gösterilerek laiklik savunulmamıştır.

    Kısaca Osmanlı Devletinin din-devlet işlerinin ihtiyaçlara ve gelişmelere göre bir ayrışma süreci izlediğini kabul etmek gerekir. Buna laiklik denip denemeyeceği tamamıyla bir adlandırma meselesidir.

    b. Diğer taraftan Osmanlı devleti egemenliği altındaki bütün halklara, onların çeşitli dinlerine, mezheplerine ve tarikatlarına tam bir serbesti vermiş, her çeşit inanca ve ibadete saygı ve hoşgörü göstermiş, onlara temel hak ve özgürlükler konusunda, imkanlar ve şartlar elverdiği oranda kanun önünde eşit muamele yapmıştır. Kısaca din, vicdan, felsefi kanaat hürriyetini ve serbestisini sağlamış, gerçekleştirmiş ve güvence altına almıştır. Bu hususu gerçekleştirmiş olması hasebiyle Osmanlı Devletine laik denip denmeyeceği yine bir adlandırma meselesidir. Önemli olan ad değil anlamdır. Anlam ve kavram doğru olarak anlaşıldıktan sonra o kavramı herhangi bir kelime ve terimle ifade etmek fazla sakıncalı değildir.

    YanıtlaSil
  36. .

    Gerçi Osmanlı Devletinin uyguladığı aile ve miras hukuku, vakıf kurumu Müslümanlarla gayrimüslimleri bir ve eşit tutmaz, aralarında fark gözetir, fakat unutmamak gerekir ki bu devlet gayrimüslim zümrelere ve cemaatlere kendi hukuk sistemlerini ve geleneklerini uygulama hakkını tanımıştır. Gayrimüslimler bazı özel ve zorunlu haller dışında İslam hukukuna uymak mecburiyetinde kalmamışlardır.

    Dini bir hukuk sistemine bağlı kalmak ne ölçüde laikliğe engeldir? Bu da tartışılabilir. Mecellenin İsrail, Bulgaristan ve İngiliz yönetimindeki Kıbrıs’ta kısmen uygulanması onların laiklik anlayışına veya Hıristiyan etkilerini taşıyan İsviçre medeni hukukunun Türkiye’de uygulanması Türk laikliğine aykırı mıdır?

    Şeriatın ve hilafetin hangi tanımına göre?

    Osmanlı Devletinin laiklik karşısındaki konumunu kısaca böyle belirttikten sonra şimdi de “Osmanlı Devleti teokratik (şeriat) bir devlet(i) midir?” sorusuna cevap ara-yalım. Aslında teokrasi “ilahi yönetim” anlamına gelir. Bu anlayışa göre egemenlik Tanrınındır, devleti o yönetir; Mısır Firavunlarının Tanrı oldukları savıyla devleti yönettikleri gibi. Bu anlamda teokratik bir devlet anlayışı, İslam inancına aykırı olduğu için kavram ve terim olarak Müslüman toplumlarda yoktur. Egemenlik Tanrıya ait olmakla beraber, onun bu yetki-sini belli bazı kişiler aracılığıyla kullandığı görüşü de İslam’da yoktur. Gerçi böyle bir anlayış Batınilik, Karmatilik ve Caferilik gibi bazı Şii zümrelerde mevcuttur, bunun Sünni çevrelere bazı yansımaları olmuştur, fakat bu temelli, ciddi, esaslı bir temele dayanmaz, sadece basit bir söylemdir. Bunun için bugün ulemanın çoğu İslam’da teokrasinin olmadığı görüşündedir.

    Hilafet devleti kavramı da çok tartışmalıdır. Eğer bir hadiste ifade edildiği üzere şer’i (meşru) hilafet (hilafetü’n-nübüvvet) otuz yıl sürmüş, bundan sonra onun yerini baskıcı (totaliter, despot) bir sultanlık (monarşi, mutlakıyet) almışsa (hadis için bkz: Ahmet b. Hanbel, Müsned, V, 22; Tirmizi, Fiten, 48.) bundan sonraki İslam devletleri şer’i, dolayısı ile de meşru değildir. Osmanlı sultanlığı da bu devletlere dahildir. Eğer saltanat hilafetin yerini tutu-yorsa veya Memluklularda ve Osmanlılarda olduğu gibi ikisi bir arada bulunabiliyorsa ancak o zaman bu devletlerin şer’i bir devlet oldukları söylenebilir.

    YanıtlaSil

  37. Bir devleti şer’i (şeriat) devlet yapan unsurlar nelerdir? Siyaset ve idare tarzı mı, devletin yapısı, örgütlenme ve işleme tarzı mı? Güttüğü amaçlar mı? Uyguladığı hukuk mu? İslediği ekonomik ve sosyal politikalar mı? Eğitim-öğretim sistemi mi? İbadet-haneler mi? Eğer yukarıdaki hususların Kur’an ve hadisteki kesin ve açık hükümler tarafından belirlendiğine inanılıyor, devlet ve siyaset adamları kendilerini bu hükümlerle bağlı sayıyorlarsa, şüphesiz bir şeriat devleti söz konusudur. Fakat diğer bir takım çalışmalarımızda gösterdiğimiz gibi (bkz: Süleyman Uludağ, İslam-Siyaset ilişkileri, İst. 1998.) çerçevesi ayet ve hadislerle çizilen bir siyaset teorisi ve devlet modeli İslam’da yoktur. Uygulamada var olan, ta-rihte örnekleri bulunan siyaset teorileri ve devlet modelleri ilahi (teokratik) değil, beşeridir. İslam tarihinde görülen hanedanlıklar ve devletler, genellikle daha evvel mevcut bulunan (Sasani Devleti gibi) hanedanlıklara ve devletlere göre yapılanmış, şekillenmiş ve örgütlenmiştir. Amme hukuku alanlarında bu durum açıkça görülür. Bu niteliğiyle söz konusu hanedanlıkların ve devletlerin meşruiyeti (kanuni-liği, hukukiliği) ulema tarafından da onaylanmıştır. İslam düşünürleri ve hukukçuları bu hususu fazla tartışmamışlardır.

    Osmanlı Devleti kendisinden önce veya İslam ülkelerinde Müslüman aileler ve hanedanlıklar tarafından kurulan devletlerin mirasçısı ve devlet geleneğinin izleyicisidir. Çağdaşı olan Müslüman ve gayrimüslim devletlerden de etkilenmiştir. Ayrıca altı asır süren egemenliği döneminde ihtiyaçları dikkate alarak bazı yeni devlet kurumları oluşturmuş, bunları zamanla geliştirmiş, diğer hanedanlıklardan aldığı bazı kurumları olduğu gibi korurken, bazılarını da ıslah ve ta’dil edip, amacına uygun hale getirerek bünyesine ithal etmiştir. Sonuç olarak Osmanlı Devleti kendisinden önceki İslam veya Türk-İslam devlet geleneğini devam ettirirken, belli bir ölçüde de nev-i şahsına münhasır, özgün bir devlet yapısını ve örgütünü vücuda getirmiştir.

    Osmanlı Devleti laik mi idi, değil mi idi? Sorusundan önce Müslüman aileler ve hanedanlıklar tarafından kurulan bütün devletler için aynı soruyu sormak lazımdır. Bu açıdan Osmanlı Devleti Selçuklulardan, Memluklulardan, Harizmşahlardan, Timur-lardan pek farklı değildir. Bununla beraber bir Akdeniz ve Avrupa devleti olarak Batıdan etkilenmesi, altı asır yaşaması, ona bazı özellikler kazandırmıştır.

    Osmanlı Devleti, şeriat devleti mi, yoksa laik bir devlet mi? Sorusu sorulunca, bir devleti illa da bu iki kategoriden birine koyma zorunluluğu var mıdır, varsa bu zorunluluk nereden kaynaklanmaktadır? Biz böyle bir zorunluluğun bulunmadığını düşünüyoruz. Ayrıca Osmanlı Devletinin laik, yarı laik, teokratik, yarı teokratik bir devlet kalıbına konularak yapay bir biçimde şekillendirilmesinin konunun anlaşılmasına yardımcı olmayacağı kanaatindeyiz.

    YanıtlaSil
  38. Konunun anlaşılmasını güçleştirilen bir başka sebep de İslam alemindeki teorik devlet kavramıyla pratikteki devlet kavramının birbirinden farklı oluşu, çoğu zaman teorik devletin pratikte de var olduğunun sanılmasıdır. Maverdi gibi yazarların el-Ahkâmu’s-Sultaniye adını taşıyan eserlerinde genel çerçevesini çizdikleri teorik devlet şablonuna Osmanlı Devletini sığdırmak zordur.

    Şüphesiz ki laiklik kavramında bir takım olumlu unsurlar vardır. Dinde baskının olmaması, devletin inanç farkını gözetmeden bütün vatandaşlarına eşit muamele yapması, din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alması, siyasi işlere ve kamu yönetimine din adamlarını ve din adamları sınıfını (İslam’da böyle bir sınıf yoktur) karıştırmaması gibi. Fakat bunlar laikliğe özgü şeyler değildir. Laiklik olmadan önce de insanlığın tanıdığı ve gerçekleştirmeye çalıştığı değerlerdir. Bu değerler Müslüman devletlerin geleneklerinde geniş ölçüde mevcuttur. Söz konusu olumlu unsurlar başka terimlerin ve kurumların içleri boşaltılarak laiklik terimine yüklenmiştir.

    Unutmamak gerekir ki laiklik kilisenin ve ruhban denilen din adamları sınıfının iktidarı ele geçirmesi, devlet örgütü içinde ayrıcalıklı mevkiler işgal etmeleri, halkın üzerindeki maddi ve manevi nüfuzlarına dayanarak onları ezmeleri, sömürmeleri ve onları baskı altında tutmaları neticesinde tepki olarak ortaya çıkmış bir kavramdır. Eğer baskı ve sömürü İslam ülkelerinde bulunsaydı orada da bu veya benzeri bir kavram ortaya çıkardı. İslam gibi bir din veya devlet anlayışı Batıda mevcut olsaydı, laiklik kavramı orada da ortaya çıkmazdı. Şu halde laiklik belli bir siyasi, iktisadi, ta-rihi ve sosyal şartların tesiriyle ortaya çıkmış, ortaya çıktığı Batılı toplumlara ve halklara göre de farklılık göstermiştir. Bir Katolik laikliği ile Protestan Sekülarizmi birbirinden farklı olduğu gibi, Katolik toplumların laiklik anlayışı da birbirinden farklıdır. Ortodokslar için de aynı şey söylenebilir. Osmanlı Devleti bünyesinde zaman zaman bir takım taassup hareketlerinin görüldüğünü, bazı cemaat ve zümrelerin baskı gördüğünü, her şeyin her zaman iyi gitmediğini de söylemeliyiz.

    Birbirinden çok farklı toplumlardaki siyasi ve dini anlayış ve uygulamaların ne-ticesinde ortaya çıkan laiklik kavramını, onlardan çok farklı bir din ve siyaset anlayışına sahip olan Osmanlı toplumunda aramak, o anlamda Osmanlı Devletini laik saymak elbette ki mümkün değildir. Hatta bize göre ne kadar aksi iddia edilirse edilsin dini idareyi (diyanet işlerini) ve din eğitimi bünyesine alan ve kendine tabi kılan, diğer taraftan bir tür din mahiyeti taşıyan Bektaşi ve Alevi mezhepleri başta olmak üzere tarikat faaliyetlerini yasaklayan Cumhuriyet dönemi laikliği de Batı laikliğinden apayrı bir şeydir. İki laiklik içerik, anlam ve uygulama bakımından değil, sadece söz ve söylem olarak birbirine benzemektedir. Osmanlı Devletinin laiklik açısından gösterdiği manzara, Cumhuriyet laikliğinin manzarasına hiç benzemez.

    YanıtlaSil

  39. İbn Haldun siyaseti biri dini (İslami), diğeri akli olarak ikiye ayırdıktan sonra İslam’da hanedanlıkların çıkarlarına öncelik veren bir siyasetin uygulandığını, bunun da şer’i hükümlere, ahlak kurallarına, sosyal hayattaki tabii kanunlara, varlığı zorunlu olan haşmet ve asabiyetin gözetilmesiyle ilgili hususlara dayandığını ve bu konularda önce şer’i hususların örnek alındığını, filozofların tespit ettiği kurallara ve sultanların gidişatını bakıldığını söyler. Buna en güzel olmak üzere Tahir b. Hüseyn’in, oğlu Abdullah’a yazdığı mektubu kaydeder. Halife el-Me’mun tarafından dikkate almaları kaydıyla bütün valilere gönderilen bu mektup, Müslüman hanedanlıklarda uygulanan siyasetin en güzel örneğini teşkil eder. Buradaki teşhis ve tespitler, Osmanlı Devleti için de geçerlidir.

    Netice olarak Osmanlı Devletine bakıldığı zaman, İslam öncesi ve sonrası kurulan çeşitli hanedanlıklardan etkilenerek ve esinlenilerek kurulan, belli bir gelişme seyri izleyen Osmanlı Devletinin gerek devletin yapısı ve örgütlenme şekli, gerekse izlediği politikalar dolayısıyla sert ve aşırı bir laiklik uygulamasına ihtiyaç bırakmayan bir niteliğe sahip olduğu, laiklik ilkesinin sağladığı yararları ve kolaylıkları gerçekleştiren bir takım mekanizmalar ihtiva ettiği söylenebilir.

    YanıtlaSil
  40. Ömrümün en hayırlı anını ömrümün sonu , amelimin en hayırlısını amellerimin sonu, günlerimin en hayırlısını da sana kavuşacağım gü eyle!
    Kalblere Şifa
    Salavat ve Dualar.sy.176.

    YanıtlaSil
  41. Allah c.c. hamdererek O'nu noksanlıklardan tenzih ederim.
    Ey kalbleri çeviren Allah c.c.ım Kalblerimizi dinin üzerine sâbit kıl.
    Kalblere Şifa
    Salavat ve Dualar.sy.97.

    YanıtlaSil
  42. Korktuğumuz ve çekindiğimiz kötülükleri bizden uzaklaştır.Gizli ve açık hissi ve nefsi bütün hastalıklarımıza şifa ihsan ihsân eyle.Umduğumuz ve arzu ettiğimiz hâcetimizi gider.Düşman ve hasımların tuzaklarından bizi koru.İki dünyanın da iyiliğinin son noktasına ulaştır.Kullarında bir kula bizi zelil etme.Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah! Bu salatla bizi süluk ve kurbiyet ve vuslatta kabul derecelerinin en yücesine ulaştır.
    Kalblere Sifa
    Salavat ve Dualar.sy.209.

    YanıtlaSil
  43. İmam Suyuti Cabir bin Abdullah'ın rivayetini naklediyor."Bismillahirrahmanirrahim" sözü indiği zaman, üzüntü ve keder dağıldı, rüzgar durdu.Denizler sakinleşti, hayvanlar dikkat kesildiler, şeytanlar gökten kovuldu ve Allah c.c. , yeminle dedi ki, Besmele ile başlanan her şeyi bereketlendireceğim.
    (Kaynak: Besmelenin Sırları adlı Eserden)
    Resulullah s.a.v. ın dilinden en güzel dualar.
    Abdulselam Akbana.
    sy.27.

    YanıtlaSil
  44. Herkesin kuban etmesi gereken sevdiği bir ismail'i vardır.
    Dost T.V.

    YanıtlaSil
  45. Allah c.c.ım bize imanı sevdir ve onu kalblerimizle süsle. Bize küfrü, fıskı ve isyânı çirkin göster ve bizi doğu yolda olanlardan eyle. Allah c.c. ım, bizi Müslüman olarak vefat ettir, Müslüman olarak dirilt ve salihler arasına kat.Kötü işler yapan ve fitnelere maruz kalanlardan eyleme.Allah c.c.ım resullerini yalanlayan ve yolundan insanları alıkoyan kafirleri mahvet.Onlara şiddetli cezânı ve azabını ver.Allah c.c.ım kendilerine kitab verildiği halde hakkı değiştiren kafirleri mahvet.
    Kalblere Şifa
    Salavat Ve Dualar.sy.217.

    YanıtlaSil
  46. Devlet-i Aliyye
    Kış 99 [ 65. Sayı ]
    Osmanlıyı Anlamak
    Ömer Faruk Uysal
    Hukukçu-Yazar
    Sual:Haşiye “İnkılaptan on sene evvel, hükümete nihayet derecede muteriz olduğun halde, hükümete hücum edenlere dahi itiraz ederdin. Hatta selatin-i Osmaniyeyi ifratla sena ederdin; hatta derdin: ‘Muhtemeldir, Abdülhamid, muktedir değil ki dizgini gevşetsin, milletin saadetine yol versin. Veyahut hata bir içtihad ile olabilir, bir gayr-i makbul özrü kendine bulsun. Veyahut avanelerinin ve vehminin elinde mahpus gibidir.’ Sonra birden bütün kabahati ona attın. Neden hem itiraz, hem hücum ederdin; hem de bazılara karşı müdafaa ederdin?”

    Cevap: İnkılaptan on altı sene evvel, Mardin cihetlerinde, beni hakka irşad eden bir zata rast geldim. Siyasetteki muktesit mesleği bana gösterdi. Hem, ta o vakitte, meşhur Kemal’in “Rüya”sıyla** uyandım. Lakin, maatteessüf, su-i tesadüf ile hükümete itiraz edenlerden ehl-i ifrat ve ehl- tefrite rast geldim. Ehl-i ifratın bir kısmı, Araptan sonra İslamiyet’in kıvamı olan Etrakı tadlil ediyorlardı. Hatta bir kısmı o derece tecavüz etti ki, ehl-i kanunu tekfir ederdi. Otuz sene evvel olan Kanun-u Esasiyi ve hürriyetin ilanını tekfire delil gösterdi, [Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse...(Maide suresi: 44, 45, 47)] (ila ahir) hüccet ederdi. Biçare bilmezdi ki, [Kim hükmetmezse] bimana [Kim tasdik etmezse]dir. Acaba sabık istidbadı, hürriyet zanneden ve Kanun-u Esasiye itiraz eden adamlara nasıl itiraz etmeyeceğim? Çendan, hükümete itiraz ederlerdi; lakin, onlar, istibdadın daha dehşetlisini istediler. Bunun için onları reddederdim. İşte, şimdi ehl-i hürriyeti tadlil eden şu kısımdandır.

    İkinci kısım olan ehl-i tefriti gördüm. Dini bilmiyorlar, ehl-i İslam’a insafsızca itiraz ediyorlar, taassubu delil gösteriyorlardı. İşte şimdi Osmanlılıktan tecerrüd edip, tam tamına Avrupa’ya temessül etmek fikrinde bulunanlar şu kısımdandır. Bununla beraber, istibdat kendini muhafaza etmek için herkese vesvese verdiği gibi, beni İnkılaptan on sene evvel aldattı ki, ehl-i ihtilalin ekseri masondur. Lillahilhamd, o vesvese bir iki sene zarfında zail oldu. Ta o vakitte anladım; bizim ekser Ahrarımız, mutekid Müslümanlardır.

    Elhasıl: Hükümete hücum edenler, bazıları “Haydo, Haydo” derlerdi, bazıları “Haydar Ağa, Haydar Ağa” derlerdi; ben “Haydar” derdim, şimdi de “Haydar” diyorum, vesselam...”

    —Bediüzzaman Said NURSİ, Münazarat, s. 123.

    YanıtlaSil
  47. Bir teklif: Değerli okurların yazımızı okumadan önce, Üstad Bediüzzaman’ın, yukarıdaki metnini dikkatlice tahlil etmelerini; çünkü bu yazıyla mezkur metnin (farkında olmaksızın), misallendirilmesi ve şerhi yapıldığından, yazı okunduktan sonra mezkur metnin tekrar okunmasını, istirham ediyorum. Böylelikle haddimizi aşan bu mütevazi çalışmanın daha faydalı olacağını sanıyorum. (Ö. F. U.)

    Paradigmaların gölgesi

    Hayatımızın pek çok sahasında bizi kuşatan, etkileyen, yönlendiren, bir çok pa-radigma, ideoloji, resmi ideoloji, hatta fikr-i sabit (idefiks) ile karşı karşıyayızdır.

    Bunun, “iyi tasnif eden, iyi öğretir” prensibi gereği anlama ve öğrenmeyi (anlatma ve öğretmeyi de) kolaylaştırdığı bir gerçektir. Keza, bu tür paradigmatik tasnif ve çerçevelerin, fikir jimnastiğini sağlayacak bir enstrüman olarak görüldüğünde de, müspet bir yönü ortaya çıkar. Fakat bunun menfi yönü daha şiddetlidir. Eğer doz aşılır, kullanıma dikkat edilmezse hakikati anlama ve öğrenmede en büyük handikapımız olabilir ve çoğu zaman çoğu konuda da böyle olmaktadır.1

    Tezat paradigmalar

    Kemalist-laik bir açıdan bakıldığında Osmanlı, monarşik, despotik, teokratik, feodal, gerici bir imparatorluktur. Milliyetçi-muhafazakar (dindar) bir açıdan bakıldığında ise; adaletli, milliyetçi, cihana insanlık ve medeniyet öğretmiş bir Türk devletidir, İslam devletidir. Bu hükümler ve isimlendirmeler kendi mantalitesinde ve bir yere kadar doğrudur, gerçeğin bir yönünü ifade ederler. Fakat bu hükümleri tek tek tahlil ettiğimizde hakikati olduğu gibi kavrayamadığımız, pek çok yanlış değerlendirmeler yaptığımız ortaya çıkar.

    Tarihin bölünen dönemleri ve kesintisizliği

    Bizi yanıltan en önemli hususlardan biri, tarihi, bir süreç (vetire, proses) düz çizgi olarak değil de, kesik kesik çizgilerden oluşan bir zaman parçası olarak algılıyor oluşumuzdur. Halbuki Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri veya bu ana dönemlerin kendi içindeki yükseliş, gerileme, tek partili, çok partili gibi alt dönemleri, mezkur dönemleri yaşayan insanların günlük hayatlarında pek de hissetmedikleri nisbi, izafi ve farazi hatlardır. Mesela TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920 tarihiyle, 22 Nisan ve 24 Nisan 1920 tarihleri arasında Anadolu’da yaşayan bir köylü, çiftçi veya kentli esnaf hatta devlet memuru için değişen pek bir şey olmamıştır. Belki bu işin lideri Mustafa Kemal’in fiili hatta resmi kudretinde bile çok çarpıcı değişiklikler olmamıştır. O, 23 Nisandan önce de sonra da çok önemli bir hareketin öncüsü konumunu muhafaza etmiştir.

    YanıtlaSil
  48. Mustafa Kemal, hareketinin diğer kurmayları gibi, Osmanlı mekteplerinde okuyan bir Osmanlı çocuğu, harp okullarında okuyup, ordusunda yetişmiş bir Osmanlı paşasıdır. Laik bir devletin kurucusu kabul edilir. Ama kendisi İslam Peygamberinin ismini, babası da Peygamberin yeğeni ve 4. Halife Hz. Ali’nin ismini taşımaktadır. Yeni devletin İstiklal Marşında, şehadetleri (kelime-i şehadet), dinin temeli olan ezanın ebedi inlemesi istenir. Bayrak olarak seçilen ay-yıldız ise zaten Osmanlı’nın da bayrağıdır. Ve bayraktaki hilal, Hıristiyan devletlerin sembolü haçlı bayraklara mukabil, İslam’ın sembolü ve şeairidir. Mustafa Kemal, TBMM açılışı hakkında, Ankara’ya gönderdiği 21 Nisan 1920 tarihli yazıda; “Yurdun bağımsızlığı, yüce halifelik ve padişahlığın kurtarılması gibi, en önemli ve ölüm kalımla ilgili görevleri yapacak olan bu Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü Cuma gününe denk getirmekle, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle birlikte, Kutlu Hacı Bayram Camiinde Cuma namazı kılarak, Kur’an’ın ve namazın nurlarından ışık alınacak ve güç kazanılacaktır. Namazdan sonra, Peygamberimizin kutlu sakalı ve kutsal sancak alınarak meclisin toplanacağı yere gidilecektir... İşbu törende askeri birlikler de tören düzeni alacaktır. Hutbe okunurken Halifemiz ve Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin kutlu adı anıldığı sırada... ayrıca dua edilecektir.”2

    Evet bu ifadeler Mustafa Kemal’in Nutuktaki kendi ifadeleridir. Yine onun kurduğu Cumhuriyetin 1924 Anayasasının 2. maddesinde3 “Devletin Dini, Din-i İslam’dır.” hükmü; 1928 İnönü iktidarına kadar korunmuş, İslam, devletin dini olarak kabul edilmiştir. Devlet sonradan laik bir Cumhuriyete dönüşecektir. Fakat bu 23 Nisan 1920’de veya 29 Ekim 1923’de bir-den bire olmamıştır, olamazdı da. Tarihi çizgi hiç kesilmeden devam ede gelmiştir. Devrimlerin altyapısı Osmanlının son 150 yılında hazırlanmıştır. Hukuk inkılabı, ta Kanuni zamanında, Kıyafet ve Harf İnkılapları da II. Mahmut döneminde başlatılmıştı. Hilafeti ilk defa İttihat ve Terakkiciler kaldırmaya teşebbüs etti.4 İlk meclis BMM’den 44 yıl önce II. Abdülhamid döneminde açıldı. “Kemalist devrimler iyi olmadı” diyen muhafazakarlar da, “çok iyi oldu” diyen Atatürkçüler de, inkılapların köklerinin Osmanlıda olduğunu hesaba katmadan övgü ve sövgü yapmamalıdır. Yani Osmanlı, Cumhuriyetin başlangıcı, Cumhuriyet, Osmanlının devamıdır. Osmanlı, laik bir Cumhuriyete gebe idi.5 Cumhuriyet evladını doğurdu. Bu sebeple Cumhuriyet, Osmanlının her bakımdan hataları ve sevaplarıyla redd-i miras hakkı bulunmayan bir mirasçısıdır.

    Osmanlı teokratik bir devlet miydi?

    Şimdi yukarıda değindiğimiz gibi Kemalist-Laik ve Milliyetçi-Muhafazakar, paradigmatik yaklaşımlarının Osmanlıyı nitelendirirken kullandıkları terminolojiyi tahlil etmeye çalışalım. Şüphesiz en ilginç terimlerden biri Kemalist-Laik görüşün Osmanlı için “teokratik bir devletti” hükmüdür. Hemen belirtmeliyiz ki bu görüşün bazı Muhafazakar-Milliyetçi çevrelerde de kabul gördüğü olmuştur.6 Fakat gerçekten de Osmanlı bir teokratik devlet yapılanmasına mı sahipti?

    Burada düşülen ve çarpıcı olan ilk hata, Batı medeniyetinin kendi sosyo-ekonomik, kültürel tarihi boyunca, kendi pratiğinden çıkarılan soyutlamaların, teori ve kavramların, Doğu toplumlarının ve bilhassa İslam ve Osmanlı toplumlarının pratiğine pek uymadığı halde, fazla da dikkat edilmeden kullanılıyor olmasıdır.

    YanıtlaSil

  49. Tamamen Musevi ve bilhassa Hıristiyan Batı dünyasının tarihi tecrübelerinden çıkan teokrasi7 kavramı hakkında eserlere ve ansiklopedi maddelerine bakıldığında teokrasinin başlıca iki anlama geldiği görülmektedir. 1- Din adamları (Ruhban) sınıfının politik egemenliği. 2- Egemenliğin ancak ilahi bir kaynağa dayanmakla meşruiyet kazanacağı.8 Fakat burada teokrasinin galip vasfı, Ruhban sınıfının sınıfsal egemenliğidir. Egemenliğin ilahi bir kaynağa dayanarak meşruiyet kazanacağı görüşü de, Ruhban sınıfının iktidarına yer açmak için geliştirilen bir gerekçedir. Çünkü ilahi bir kaynağa dayanan bir iktidar, ancak ilahiyat uzmanı ruhbanın iktidarı olabilir.

    Şimdi bu noktadan Osmanlıya bakalım. Osmanlıda din adamları (ruhban) sınıfının siyasi bir hakimiyeti olmuş mudur? Bilindiği gibi Osmanlı toplumunda ve siyasi yapılanmalarında İslami anlayış esas itibariyle Sünni İslam anlayışıdır. Sünni İslam anlayışında ise, değil din adamları sınıfının politik egemenliği, değil din adamları sınıfı, din adamı tabiri bile, ihtiyatlı kullanılmalıdır. Çünkü Tevhid inancı gereği her Müslüman Rabbi ile direkt münasebet halindedir, Kur’an ve Sünnetin doğrudan muhatabıdır. Rabbine ibadet, dua, af ve mağfiret için hiçbir araç, kurum ve kişiye ihtiyaç yoktur. Onun için Sath-ı arz bir mescit, Mekke bir mihrap, Medine ise bir minberdir. Günün her saatinde, her hal ve şartta Rabbini anabilir, matlubunu isteyebilir. Bu durumda ruhban gibi aracı kişilere ve kilise gibi aracı kurumlara ihtiyaç yoktur. Değil bir hoca, Peygamber bile kimsenin günahını çıkaramaz (günah bağışlayamaz) ve cennetten de arsa satamaz, vaadedemez. Din hizmeti ve görevi tek tek her müminin omuzuna yüklenmiştir. Bunun için ne bir yerlerce atanmış, ne bir yerlerce ücreti ödenmiş, ne de din hizmetini bir meslek olarak seçmiş olmak şartı aranmaz. Bu durumda da din adamı, din adamları sınıfı ve öyle bir sınıfsal siyasi hakimiyet, ne teorik olarak mümkündür, ne de Sünni İslam’da pratiği vardır. Din, sivil ve gayr-ı resmi bir hüviyete sahiptir. Sünni mezhep imamları Şafi, Ebu Hanife, Hanbel, Malik resmi görevlere talip olmak bir yana, mecbur edildikleri halde uzak durdukları için, baskı ve işkencelere maruz kalmışlar, hapsolup, şehit edilmişlerdir.

    YanıtlaSil
  50. .

    İlginçtir ki; kamusal alanda İslamiyete oranla pek hüküm getirmemiş olan Hıristiyanlık (İncil), ruhban-siyasal hakimiyete sahne olmuş, daha fazla kamusal hüküm vazeden İslam’da ise bu durum görülmemiştir. Şu halde ruhban sınıfının hakimiyeti, dini bir zaruret olmaktan çok, tarihi ve psikolojik sebeplerle açılanabilir. Keza ruhban sınıfının suistimale açık, keyfi bir hal almasının sebebi de kamusal alanda hüküm vazedilmemesi olabilir. Batı terminolojisiyle bakıldığında İslam’da ruhban (clerge=klerje) sınıfı olmadığından hacı, hoca, hatta alim de olsa, bütün insanlar laic=laigue sayılırlar. Bir olgu veya sistemin dinle temasının olması, dini özellikler taşıyor olması, onu, sırf bu sebepten dolayı anti-laik ve teokratik vasıflandırmanın gerekçesi olamaz.

    Şia İslam anlayışında Ayetullah, Ayetullah-ül Uzma, Taklit Mercii gibi dünyevi bağlayıcılığı da olan makamlardan, hiyerarşik yapılanmadan, mollalara özgü kıyafetlerden söz edilebilir. Fakat Hıristiyan teolojisinde olduğu gibi, ruhban sınıfsal iktidarından söz edilemez. Hatta muhalefet ve mazlumiyet Şia karakteristiği sayılabilir.9

    Burada şu sorulara da cevap vermek isabetli olacaktır. İslam’da “hakiki iktidarın kaynağı” nedir? Hakimiyet Allah’ın değil midir? Eğer Allah’ındır deniyorsa teokratik bir görünüm ortaya çıkmaz mı? Ali Bulaç şöyle diyor: “İslam’da diğer ilahi dinler gibi hakimiyetin gerçek sahibi olarak Allah’ı görür, Kur’an “O hakimlerin hakimi değil midir?” (Tin Suresi) diye sorar. Yani yaratan, yöneten, emreden Allah’tır. Ve bu anlamda nihai ve gerçek “hakimiyet hakkı Allah’ındır.” Ancak Hıristiyan öğretisi bu hakimiyeti, din adamlarına özgü bir hak ve yetki şeklinde görüp, ruhban sınıfına dahil olmayan (laicus-laikleri) herkesi kiliseye itaat etmeye zorlarken, İslami öğreti bunu ümmete, yani topluma veya halka ait bir yetki görür. Buna göre hakimiyet Allah’ındır ve fakat bunu kullanma hakkı halkındır. Halk bunu isterse seçimle işbaşına getirdiği (ulu’l-emr) temsilcileri aracılığıyla kullanır. Bunu sağlayan mekanizmanın üç sacayağı; seçim, biat ve şuradır. Hıristiyanlıkta kilise, Tanrı adına yönetir; İslam’da kimse Allah adına yönetemez, halk adına ve halktan aldığı yetkiyle yönetir. Bu durum İslam’ın teokrasi olmadığını gösteren değişmez bir ilkedir.

    Buna göre;

    YanıtlaSil
  51. Buna göre;

    1- Yönetim, kutsal din adamlarına, hanedana veya bir sınıfa ait değil, halkındır.

    2- Halk, yöneticilerini seçimle işbaşına getirir ve onlarla belli bir hukuk üzerinde biatleşir, sözleşme akdeder.

    3- Yöneticiler ilahi hukuka ve halkın rızasına muhalif icraatta bulunamazlar. Bu dominant sınırlar çiğnendiği zaman, halka muhalefet etme ve yönetimi değiştirme hakkı doğar.”10

    Son tahlilde birinci maddede olduğu gibi, Osmanlı’da yönetim hakkı asla “kutsal din adamlarına,” varlığı su götürür ilmiye sınıfı veya başka bir sınıfa ait olmamıştır. Osmanlı hanedanına ait olmuştur. Bununda teokrasi ile bir alakası yoktur.

    Bu durumda Kemalist-Laik görüşün aksine, İslami öğretide teokrasi yer almadığı gibi, Osmanlı tatbikatı da teokratik bir görünüm arz etmez, öyle olmakla birlikte Milliyetçi-Muhafazakar görüşün Osmanlı bir “İslam Devletidir” anlayışını değerlendirmeye çalışalım.

    Osmanlı bir İslam devleti miydi?

    Önce İslam Devleti kavramına göz attıktan sonra, Osmanlı ile karşılaştırmak faydalı olabilir. Bildiğimiz kadarıyla Kur’an ve Hadislerde Devlet, hele hele İslam Devleti tabirleri hiç geçmemektedir. Keza İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukahada İslam Devleti tabiri pek geçmemektedir. Elhasıl şeriatın yüzde doksan dokuzu ahlak, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Ancak yüzde biri siyasete bakar.11 Nitekim Reşit Rıza 1920’de kaleme aldığı “Hilafet” adlı kitabında, “Hilafet” kavramının tarihi miadını doldurduğunu ve artık onun yerine “İslam Devleti” demenin gerektiğini söyleyerek kendi modernist eğilimini ortaya koyuyor ve “İslam Devletinden” belki de ilk söz eden kişi oluyordu.12 Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı gibi İslami boyutu bulunan devletler çoğunlukla kurucusunun ismiyle veya coğrafi ve milli bir isimle anılmışlardır. Şu halde şeriatın çerçevesini çizip, tarif ve emrettiği bir devlet şeklinden bahsetmek oldukça zordur.13 Miras paylarını oldukça detaylı anlatan, yedi yüz küsur yerde düşünmeyi tavsiye ve emreden, onlarca ayette namaz ve zekatı emreden Kur’an’ın ve bunları açıklayan hadislerin, “İslam Devletinden” bahsetmemesi oldukça dikkat çekicidir. Öyle olmakla birlikte yüzde bir nispetinde de olsa siyaset ve devlete ait hükümlere de bakıp Osmanlıyı değerlendirmeye çalışabiliriz. İslam Hukukunun anladığı manada ideal devlet, sadece Reşit Halifeler zamanında görülmüş-tür. Ona da “İslam Devleti mi?”, “Müslü-manların Devleti mi?” denir, tartışılır. Zira ortada kesin, net bir devlet modeli yoktur.

    YanıtlaSil

  52. Devlete ilişkin en önemli hükümlerin, meşveret ve şurayı emreden ayetlerde olduğu söylenebilir. (Al-i İmran, 159; Şura, 38) Osmanlıda da Divan-ı Hümayun bir şura meclisi idi. Fakat kuruluş, işleyiş ve fonksiyonu itibariyle şeriata tam uyduğunu söylemek güçtür. Sonradan kurulan Meclis-i Mebusan, daha gelişmiş bir şura meclisi olmakla birlikte büyük ölçüde aynı özellikleri taşıyordu. Osmanlı tatbikatında Padişahın görüşü ile meclisin görüşü çeliştiğinde padişahın görüşü uygulanıyordu.14 Resulullahın tatbikatında ise, Uhud Savaşı öncesi savaş hali olduğu, Peygamberin komutan sıfatını taşıdığı, savaştan anlayan, tecrübeli büyük Saha-belerin de Resul-i Ekrem gibi düşündüğü halde, savaş bilmeyen genç Sahabelerin görüşü ekseriyet teşkil edince, birlikte ona uyulmuştur. Uhud Harbi mağlubiyetinin hemen sonrasında nazil olan Al-i İmran suresinin 159. Ayetinin, istişareyi terk değil, bilhassa devamı emretmesi, hiçbir gerekçe ile istişareden—Peygamberin bile—geri duramayacağını bildiren önemli bir düsturdur. Hendek Harbi’nde de Selman-ı Farisi’nin görüşü ekseriyeten be-nimsenmiş ve uygulanmıştır. Efendimizin hayatı ve tatbikatı bu tür örneklerle doludur. (Bir görüşe göre istişare kararlarına uymak vaciptir.) Osmanlının 1876 tarihli Kanun-u Esasisi’nde (Anayasasında) “Saltanat-ı Seniye-i Osmaniye Hilafeti Kübray-ı İslamiyeyi haiz olarak, sülale-i Ali Osman’dan usulü kadimesi veçhile ekber evlada aittir.”(3. md) ve yine “Zat-ı Hazret-i padişahının nefs-i hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür.”(5. md) yazmaktadır. Halbuki Hz. Ebubekir’in bile mukaddes bir nefs-i hümayunu ve gayri mesul bir yetkisi yoktur.

    Osmanlı hanedanının saltanatı, meşveret ve şurayı emreden ayetler ile Efendimizin sünneti ve Raşit Halifelerin uygulamalamalarıyla da bağdaşmamaktadır. Efendimiz; “Hilafet, ümmetim arasında otuz yıl sürecektir. Bundan sonra saltanat (kraliyet=-mülk) gelecektir”, başka bir rivayette “Nü-büvvet hilafeti otuz yıldır.” buyurmuşlardır. Alimler buna dayanarak Emevi ve daha sonraki devirlerde devlet başkanları “halife” ünvanı almış olsalar da, bu halifeliğin dört halife dönemindeki gibi nübüvvet hilafeti olmadığını, sadece bir isimden ibaret olduğunu söylemişlerdir.15

    YanıtlaSil

  53. Yukarıda belirtildiği gibi İslam’da hakimiyet Allah’ındır ve fakat bunu kullanma hakkı halkındır. Halk bunu isterse seçimle işbaşına getirdiği (ulu’l-emr) temsilcileri aracılığı ile kullanır.16 Bunu sağlayan mekanizmanın üç sacayağı; seçim, biat ve şuradır. Bunlardan birinin yokluğu iktidarın meşruiyetini kaldırır. İmam-ı Azam Hazretleri “Bir sultana tüm halk biat etse, fakat o sultan seçimle gelmemişse, iktidarı gayrı meşrudur” demektedir.17 Netice olarak İslami doktrinde İslam Devleti’nden pek söz edilmediği ve İslami bir devlette bulunması gereken seçim, biat, şura, adalet gibi müesseselerle, Osmanlı tatbikatı bağdaşmadığı için “Osmanlı bir İslam Devletidir” görüşü de isabetli olma-yacaktır. Hz. Ömer sağ iken, “öldüğünde yerine oğlun hilafete geçsin” diyenlere, “bir aileden bir kurban yeter”, ölüm döşeğinde iken “yerine birini tayin et” diyenlere de “ben bu işin vebalini yeterince üstlendim, benden sonrakini tayinle vebalimi artırmak istemem” diyordu.18 Tarihi şartların zorlaması da hanedan saltanatını meşrulaştırmaz. Zira, asırlar öncesi Asr-ı Saadette uygulanan, Osmanlı döneminde de uygulanabilirdi.

    Osmanlı despotik bir monarşi midir?

    Şimdi de Osmanlı’nın despotik mutlaki bir monarşi vasfı taşıyıp taşımadığını anlayabilmek için kısaca bu kavramlardan bahsedelim. Bilindiği gibi monarşi, siyasal otoritenin veraset yoluyla başa geçen tek bir kişi ve onun temsilcileri tarafından kullanıldığı, yasama, yürütme ve yargı gücünün monarkta (kral, imparator) toplandığı rejimdir. İkiye ayrılır.19

    1- Mutlak Monarşi (mutlakıyet): İktidarın sınırsız ve paylaşımsız kullanılması durumu. XVI. yy’da feodaliteye karşı tepkiden kaynaklanan ve kral iktidarını yerleştirme işlevini yüklenen mutlakıyet, XVII. yy. Avrupa monarşilerinin siyasal niteliğini belirten bir kavram ve olgudur. Mutlak monarşiler, bu dönemden başlayarak, merkezi siyasal birliğin ve ülkesel bütünlüğün oluşmasını sağlamışlardır.20

    2- Anayasal Meşruti Monarşi (meşrutiyet): Monarkın anayasa, gelenekler, din ile iktidarının sınırlandığı rejimdir. Fakat mutlak monarşi de bile tamamıyla sınırsız bir iktidardan bahsetmek mümkün değildir. Burada da din ve geleneklerin hatta hukukun bir takım sınırlamalar getirdiği görülür.21

    İşte din, gelenek, hukuk gibi kayıt ve şarta hiç bağlı olunmayan, keyfi ve zorbaca siyasal rejimler despotik rejimlerdir. Burada Cumhuriyet rejimine izafeten sıralama şöyle yapılabilir:

    YanıtlaSil
  54. a- Despotizm

    b- Mutlak Monarşi (Mutlakiyet)

    c- Anayasal Meşruti Monarşi (Meşrutiyet)

    d- Cumhuriyet

    Burada dikkat gerektiren husus; yazımızın en başında belirttiğimiz gibi bu kıstaslara göre değerlendirme yaparken mutlak doğruların ifade edilemeyeceği, ancak genellemeler (paradigmatik kalıplar) yapmış olabileceğimizi, her olay ve olguda olduğu gibi tarihsel olguların da nev-i şahsına münhasır (sui generis) özelliklerinin olduğudur.

    Biz yine de tasnif ve değerlendirmemizi şöyle yapmaktayız: Osmanlının, tarihi boyunca neredeyse hiçbir zaman despotik bir rejim olmadığı anlaşılmaktadır. Kuruluşundan 1876’da I. Meşrutiyetin ilanına kadar mutlak monarşi (mutlakiyet), o tarihten sonra ise Anayasal meşruti monarşi (meşrutiyet) olarak vasıflandırabi-liriz. Böyle olmakla birlikte mutlak monarşi devrinde, Fatih gibi çağları değiştiren bir hükümdarın, bir Rum tebaasıyla, eşit şartlarda yargılanması, Yavuz gibi ikbal dönemi padişahının Şeyhülislam Zenbilli’den azar işitmesi olağan vakıalardır.22

    Meşrutiyeti ilan eden veli Hakan II. Abdülhamid Han ise müstebit özellikler taşıyordu. Aynı şekilde, tarihi yürüyüşüne devam eden Müslüman Türklerin, 1923’de Cumhuriyetin ilanından 1950 Demokrat Parti iktidarına kadar adı Cumhuriyet, vasfı baskıcı, diktatoryal bir rejimle idare edilmiş olduğu da bir gerçektir. Hatta bu döneme, Türk tarihinde yöneten-yönetilen çeliş-kisinin en şiddetli olduğu dönem bile denebilir. Zira tebeddülü esma ile hakikatler tegayyür etmiyor. Unutulmamalı ki Faşist Musollini, Nazist Hitler, Marksist Lenin ve Stalin, sözüm ona Müslüman Saddam ve Esat (Baas rejimleri) her biri, birer Cumhuriyet başkanlarıdır.

    Durum böyle iken, milliyetçi-muhafazakarlar İslam’ı esas aldıklarında, Osmanlı mutlaki veya meşruti monarşisini, Kema-list-laikler ise Cumhuriyet ve Demokrasinin ideallerini esas aldıklarında, 1923-1950 diktatöryasını meşrulaştıramazlar.

    Osmanlı feodal bir yapıya mı sahipti?

    Osmanlıya, siyaset terminolojisi açısından baktıktan sonra toplumsal yapısını da anlamaya çalışalım. Göreceğiz ki sosyo-ekonomik yapının siyasal rejimlerle yakın bir irtibatı var. Çeşitli düşünürler beşeri yaşama devirlerini beş dönem halinde ele almışlardır. Biz burada Karl Marks ve Bediüzzaman Said Nursi’nin ilk dört dönemi paralellik arz eden sıralamasını yapacağız.

    Marks
    1-İlkel komünal toplum
    2-Köleci toplum
    3-Feodal toplum
    4-Kapitalist toplum
    5-Sosyalist toplum

    Bediüzzaman
    1-Vahşet, bedeviyet devri
    2-Memlukiyet devri
    3-Esirlik devri
    4-Ecir devri
    5-Malikiyet ve Serbestiyet devri.

    YanıtlaSil
  55. Bediüzzaman bu devirleri detaylarıyla açıklamış değildir. Fakat Marksist teorinin belki de en önemli uğraşısı bu devirler, devirlerin içtimai, iktisadi, hukuki özellikleri ve bir kanuniyet ifade eden determinizmdir. Marks’ın istikbal ile ilgili öngörüleri ve ideolojisi şüphesiz iflas etmiş ve çökmüştür. Fakat maziye ait tarih felsefesi ve yorumunun dahiyane olduğunu, özellikle Batıda,—Marksist olsun olmasın—düşünürleri derinden etkilediği bir gerçektir. Biz burada Marksist ideolojinin değil, fakat Marksist metodolojinin verilerini kullanarak bir değerlendirme yapacağız. Osmanlı dönemi, beşeri yaşayış devirlerinden feodaliteye tekabül ediyordu.

    Marksist literatürde feodalite; İdari ve askeri kudreti elinde bulunduran, toprağın mülkiyetine yada imtiyazına sahip bir senyörler (derebeyler) sınıfı ile onun otoritesine bağımlı bir köleler sınıfı arasındaki ayrılığa dayanan, siyasal ve sosyal rejimdir. Pratikman feodalite, hükümdarın zamana göre az yada çok güçlü otoritesi altında imtiyazlı iki tabaka, yani asiller ve ruhban tabakaları ile burjuvazinin gruplandırdığı Tiers Etat doğurmuştur; öz anlamıyla halk, yani şehir ve köy emekçileri, monarşinin yada feodal ruhban ve asillerin boyunduruğu altındaydı. Kral bu feodal piramidin doruğunda yer alır. Marksist tarihçilere göre feodalitenin başlangıç dönemi Ortaçağ kavramı ile özdeşleşmiştir ve V. yy ortalarından XVII. yy. kadar uzanır.23 Bu izahlardan teokrasi ve monarşinin feodal toplumların karakteristik yönetim biçimi olduğu, mutlak monarşinin ise XVII. yy. Avrupa’sında, feodaliteye tepkiden kaynaklanan yönetim biçimi olduğu anlaşılmaktadır. Yani feodalite, teokrasi ve monarşi aynı çağın ve sosyo-ekonomik alt yapının zorunlu bir ürünüdür.

    Görüldüğü gibi, Osmanlı tarihi—büyük ölçüde—Avrupa’da feodalitenin hüküm sürdüğü bir döneme rastlamasına rağmen Marks ve Engels, Doğu toplumlarını ve Osmanlıyı feodal bir düzen olarak kabul etmemiştir. Öyleyse Osmanlının sosyo-ekonomik düzeni nasıl bir düzendi.

    Asya tipi üretim veya Asya üretim tarzı da denen bu düzen, feodaliteden farklı bir sosyo-ekonomik düzen demekti. Marks, 1853 yılında Engels’e yazdığı bir mektupta şöyle diyor: “Bernier haklı olarak Türkiye, İran ve Hindistan’dan bahsederken, Doğudaki bütün olayların temelini toprakta özel mülkiyetin yokluğunda aramalıdır” diyor. “Bu, Doğu cennetinin gerçek anahtarıdır.” Engels buna verdiği cevapta; “Gerçekten toprak mülkiyetinin yokluğu bütün Doğunun anahtarıdır. Doğunun siyasi ve dini bütün tarihi burada gizlidir.”24 diyor. Toprak köyün (Komün) müşterek mülkü yada devletin mülküdür. Feodalite de ise devletin mülk sahibi olması diye bir şey söz konusu olamaz.

    Ebussuud Efendi’nin, Üsküp ve Selanik tahrir defterlerinin başına koyduğu mukaddimede açıkça belirttiği gibi, Osmanlı Devletinin Anadolu ve Rumeli bölgelerindeki topraklarına “arz-ı memleket” denir. Aslı haraciyedir... Arz-ı Miri denilmekte (de) mağruftur. Reayanın mülkü değildir. Bu toprakların rekabesi beytül male ve devlete aittir.25

    YanıtlaSil

  56. Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu, Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu kitabında “Osmanlılık aslında soylu (asil) ve budunsal (kavmi, etnik) bir kökeni olmayan, tamamen iktisadi durum ve zorunluluğun yarattığı bir birliktir. Toprağın mülkiyeti devlete ait olunca, bunu temsil eden sınıfın ırsen değil, işlevsel olarak oluşması gerekir. Bundan dolayıdır ki eski vak’anüvistler Osmanlılardan bahsederken, onları daima “devlet hizmetinde bulunan ve devlet bütçesinden geçinen hakim ve müdir sınıf” olarak nitelendirmişlerdir.

    “Osmanlı Devletini temsil eden hakim sınıfın bu işlevsel niteliği, Osman Gazi zamanında belirmeye başlamıştır. Osman Gazi’nin, Bursa’nın kuşatılmasında kalelerden birine yeğeni Ak Temur’u (sözde-asil), ötekine kölesi Balabancık’ı (sözde-köle) koyması, Osmanlı beyliğinin işlevsel ve anonim niteliğinin ilk işaretidir. Orhan Gazi ise kölelikten yetişme Zu’lu Paşaya paşalık rütbesi vermekle vezirlik ünvanını da vermiş oluyordu. Ankara üzerine yürüyen ordunun başına Zu’lu Paşayı getirmekle, Osmanlı İmparatorluğunda kölelerin devlet temsilcisi olarak işbaşına getirilmesi yolu açılmıştır... O padişah ki, kendisi de işlevsel olarak bir kuldur. Çünkü ‘hükümdar ailesi bile.... şehzadelerin anaları esir olduğundan kul ailesine katılabilir. Sultanın kendisi de bir esir olduğundan kul ailesine katılabilir. Sultanın kendisi de bir esir çocuğudur.’”26

    Görüldüğü gibi Osmanlıda, feodal yapılarda görülen senyörler (derebeyler), ruhban ve asiller, bunların toprağına bağımlı köleler ve en önemlisi toprakta özel mülkiyetin yokluğu esastır. Bu da Osmanlıyı anti-feodal, Marx’a göre Asya Tipi Üretim denen bir yapıya kavuşturur. Feodalite, zulmün hakim ve yaygın olduğu bir sistemdi. Senyörler topraklarında yaşayan emekçilerin (kölelerin) evlenecek kızlarıyla ilk geceyi geçirme hakkına bile sahiptir.

    Bu özellikler Osmanlıyı, Kemalist-Laik Prof. Dr. T. Zafer Tunaya’ya göre “despotik olmayan mutlak bir imparatorluk; Batıdaki benzerlerine kıyasla daha demokratik özelliklere, hatta bazı üstünlüklere sahip” kılı-yordu. Keza Tunaya, “Osmanlının yüzde yüz bir teokrasi olmayıp bir dünya devleti olduğunu”27 söylüyordu.

    Bütün bu vasıfların daha derindeki felsefi ve tarihi sebeplerini, İslamiyet’te bulmak ve izah etmek mümkündür. Prof. Dr. Toktamış Ateş; “İslamiyet, feodal bir düzene doğan, Hıristiyanlığın aksine ticaret ilişkilerinin yaygın olduğu bir düzene doğdu... Demokrasi yada liberal düşünce en ileri hamle olarak feodaliteyi yıkıyor ve toprağa bağlılığı ortadan kaldırıyordu. Oysa İslamiyet daha ilk günden bunu getirmiştir. Daha sonra Batılı Devletlerin nice kavga ve ihtilallerden sonra kazanacağı sosyal içerik de, İslam toplumunda, toplumun varolduğu andan itibaren bulunmaktaydı. Hoşgörü (tolerans) ve vicdan özgürlüğü demokrasinin bir başka yeniliği ve büyük bir erdemi olmuştur. Oysa bu erdem de İslam Devletinin ana temellerinden birisiydi. Hiçbir İslam Devleti inançlarından ötürü kitle kıyımı yapmamıştır yada kişileri inançlarından ötürü işkencecilere teslim etmemiştir.”28

    YanıtlaSil

  57. Osmanlı bir imparatorluk muydu?

    Öncelikle Batıda doğmuş, büyümüş ve gelişmiş, sözcük ve kavramların Doğu ve bilhassa İslam toplumlarında tam yerine oturmadığını, yanlış manaları da çağrıştırabileceğini tekrarlayalım.

    İmparatorluk köken itibariyle Latince bir kelime olup, devlet iktidarını fiilen kullanabilme yetkisini ifade eden imperyum ile bir çeşit yüksek memur (Consul Magistra) demek olan preator kelimesinin birleşmesiyle oluşmuş (İmperyum sahibi preator), Roma Kamu Hukuku’na ait bir terimdir.29 Şüphesiz ki günümüzde çok daha başka anlamlara da gelmektedir. Bunlardan “Temsilcisi bir imparator olan, yada olmayan tek bir otoriteye bağlı, ülkelerin oluşturduğu geniş bütün”30 manası, Osmanlı için kullanıldığında pek bir uyumsuzluk olmadığı görülür. Fakat emperyalist, sömürgeci anlamının Osmanlı için kullanılamayacağı,31 zira Osmanlının, Batıdaki gibi sömürgeci bir devlet olmadığı açıktır. Keza imparatorluk çoğunlukla, başında bir imparator bulunan devlet anlamına da gelmektedir ki Osmanlı padişahları ne imparator ünvanı taşımıştır ne de devlet imparatorluk olarak anılmıştır. Çünkü o, Devlet-i Ali Osman’dır. İmparatorluk, devletin büyüklüğünü, bir cihan devleti olduğunu vurgulamak açısından ise uygun bir terimdir.

    Osmanlı milliyetçi bir ideolojiye mi sahipti?

    Milliyetçilik, milli değerleri evrensel değerlerin üstünde tutan, millete bağlılığın cihanşümul değerlere bağlılıktan, milli çıkarların ferdi ve sınıfsal çıkarlardan daha önemli olduğunu öne süren anlayış ve yaklaşımların genel adıdır. Kendi milletini sevip onu yüceltmeyi amaçlamaktan, kendi ırkını diğer tüm ırklara üstün görerek onları egemenliği altına alma isteğine kadar uzanan çeşitli biçimlerde tezahür edebilir. Dolayısıyla tarif ve izahları da çok çeşitli olabilir. Tarihi de çok eskilere dayanır. Mesela İslam öncesi Arap toplumunda çeşitli şekillerde oldukça yaygın olduğu görülmektedir. Cahiliye devrinde asabiyet duygusu tüm ferdi ve sosyal ilişkilerde belirleyici bir rol oynuyordu. Bir aileye, bir kabileye bağlılık her şeyin önüne geçiyor, tüm değerlerin üstünde tutuluyordu. İslam kan bağının, akrabalık ilişkilerinin önemini inkar etmedi. Bunları kabul ederek bağların güçlendirilmesini tavsiye etti. Kur’ana göre; “Muhakkak müminler kardeştirler.”(el-Hucurat, 49/10) Fakat “rahim sahipleri (kan akrabaları) Allah’ın kitabına göre birbirine daha yakındırlar.” (el-Enfal, 8/75) Yine Kur’an’da; “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için uluslara, kabilelere ayırdık” (el-Hucurat, 49/13) buyurulmaktadır.

    YanıtlaSil

  58. Öyle olmakla beraber Kur’an, kavmiyetçiliği ve menfi milliyet anlayışını reddeder. “Allah yanında en üstün olanınız, en muttaki olanınızdır.” (el-Hucurat, 49/13) “Ey insanlar, eğer imana karşı küfrü sevi-yorlarsa babalarınız ve kardeşlerinizi, veli-ler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse işte zalimler onlardır.” (el-Tevbe, 9/23) Hz. Peygamber Veda Hutbesi’nde, “Ey insanlar! Biliniz ki Rabbiniz birdir, biliniz ki babanız da birdir. Biliniz ki bir Arabın, Arap olmayana, hiçbir Arap olmayanın da Arap üzerine, aynı şekilde hiçbir siyahinin, siyah olmayana, hiçbir siyah olmayanın da siyah olan üzerine üstünlüğü yoktur. Takva ile olan üstünlük müstesna.”, keza “insanları bir asabiyet için toplanmaya çağıran, bir asabiyet için savaşan ve asabiyet uğruna ölen bizden değildir. Bu ölüm cahiliye ölümüdür.” buyurmuşlardır.

    İslam’ın bu kesin tavrına rağmen menfi milliyetçilik (ulusçuluk) Raşid Halifeler döneminden sonra yeniden ortaya çıktı. İktidarları boyunca Emeviler, Araplar içinde Kureyşliliği, Arap olmayanlara karşı da Araplığı öne çıkaran ulusçu bir politika izlediler. Arap olmayan Müslümanları genel olarak mevali (azat edilmiş köleler) biçiminde adlandıran Emevi’lerin bu ulusçu politikaları, hemen her alanda kendini şiddetle gösterdi. Sözgelimi; yaygın biçimde Arapların diğer uluslardan üstün yaratıldığına inanılıyor, Arap olmayan Müslümanlara hizmetçi gözüyle bakılıyordu.32

    Abbasiler döneminde bu politikalara önemli ölçüde son verildi. Bundan böyle İslami devletler içinde, özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde siyasal amaçlı ulusçuluk eğilimleri görülmedi. Bu durum XIX. yy. sonlarına kadar sürdü.

    Avrupa’da, on sekizinci yüzyılda ortaya çıkarak hızla gelişen, siyasal bağlılığın temelinde ulusların varlığı varsayımına dayanan ulusçuluk, Osmanlı Devleti içinde de yankı uyandırdı. Önce Balkanlarda yaşayan gayri Müslim ulusları etkileyen hareketler, zamanla bir yandan Türk aydın ve politikacılarını, diğer yandan da Arapları etkisi altına aldı. Özellikle İttihat ve Terakki yönetiminin ulusçu uygulamaları ve Osmanlıyı parçalamayı amaçlayan Avrupalıların çalışmaları sonunda, Araplar arasında ayrılıkçı ulusal hareketler güç kazandı. I. Dünya Savaşının arkasından Osmanlı Devleti parçalanarak yerini çok sayıda ulusal devlete bıraktı. II. Meşrutiyetten sonra güç kazanan Türkçü-Turancı çizgideki ulusçuluk anlayışı, Anadolu’da kurulan yeni Türk Devleti’nin siyasal ve ideolojik temelini oluşturdu. Cumhuriyet döneminde etkili olan ulusçuluk anlayışı, Ziya Gökalp tarafından sistemleştirilmiştir. Bu anlayışta ulus, bireyin, ailenin ve insanlığın üstünde yer alır. İslam, bağımsız manevi bir güç olarak kabul edilmez. İslami değerler, yalnız Türk kültürü içinde eridikleri oranda (folklorik) bir önem taşırlar.33

    YanıtlaSil

  59. Son tahlilde Osmanlı,—İttihat ve Terakki’nin bazı politikaları hariç tutulursa—ne Emeviler gibi Oryantal ne de Cumhuriyet dönemindeki gibi Batılı (frenk-meşrep) bir ulusçu, milliyetçi ideolojiye sahip olmadığı, Osmanlıyı İslam’ın hoşgörülü, evrensel değerlerinin ihya ettiğini, ulusçu anlayış ve politikaların ise Devletin çöküşünün sebeplerinden olduğunu söyleyebiliriz. Zaten genel olarak imparatorluklar ve Devlet-i Ali Osman çeşitli milletlerden oluşuyorlardı. Ulus-devlet anlayışı—tüm dünyada olduğu gibi—imparatorlukları parçalayan, alternatif bir milliyetçi politikaydı.

    Osmanlı İslam hukukunu mu tatbik etti?

    Osmanlı döneminde, Özel Hukuk sahasında (Ahval-i Şahsiye ve Aile, Miras, Borçlar, Eşya, Ticaret Hukukları gibi) Müslümanlar, İslam Hukukunu, gayrı Müslimler de kendi hukukunu (Hıristiyan-lar, Hıristiyan-Roma Hukukunu, Museviler Musevi şeriatını) tatbik edebiliyorlardı. Zira gayri Müslimlerin, Kur’an ve Sünnete uygun olarak hukuki ve kazai muhtariyetleri vardı. Gayri Müslimler gerek mecburi, gerekse ihtiyari yargı mercii olarak Osmanlı mahkemelerine başvurmaları halinde ise, kendilerine tatbik edilecek İslam Hukukunun, onlar bakımından zaman zaman Müslümanlardan farklı bazı hükümler taşıdığı görülmektedir. Nitekim içki içen gayri Müslime kendi dinleri izin verdiği için, kamu düzenini ihlal etmedikleri sürece ceza verilmemekte, zina yapan gayri Müslime de—evli bile olsa—Müslüman olmaması sebebiyle, recm cezası uygulanmamaktadır. Yani, Kamu Hukuku alanında bile, Ebu Hanife’nin içtihadı uyarınca, kısmi bir serbestileri (özerklikleri) vardı. Keza şarap ve domuz da Müslümanların aksine gayri Müslimler için hukuki değer taşıyan (mütekavvim) bir mal sayıldığından, hukuki işlemlere konu olup, haksız fiillere (hırsızlık, itlaf) karşı Osmanlı nizamınca korunmaktaydı.34

    Osmanlı’da hukuk; 1- diğer İslam devletlerinde de olduğu gibi, klasik fıkıh kitapları içinde yer alan ve geçmiş dönemlerde devletin müdahalesinden bağımsız olarak gelişen şer’i hukuk ve 2- padişahların emir ve fermanlarından oluşan örfi hukuk diye ikiye ayrılırdı. Padişahlar, şer’i hukukun ayrıntılı olarak düzenlemiş bulunduğu sahalarda kanun koymamaya, diğer alanlarda kanun koyarken de, bu hukukun genel prensiple-rine ters düşmemeye itina göstermiş olmakla birlikte, müçtehit imamlarca şekillendirilmiş şer’i hukuka tam riayet etmemişlerdir.35 Hatta Osmanlı tarihi boyunca ehl-i şer ile ehl-i örfün bu noktada devamlı bir mücadele halinde olduğu, fakat bu mücadelenin, iki hukuk sistemi arasında olmaktan çok, yürütme (ehl-i örf) ile yargı (ehl-i şer) güçleri arasındaki hakimiyetleri genişletmeye yönelik olduğu söylenebilir.36

    YanıtlaSil

  60. Osmanlı döneminde, Kamu Hukuku (Anayasa, İdare, Ceza, Vergi Hukukları) sahasında ise; şer’i hukukla örfi hukukun yan yana bulunması, fakat örfi hukukun ağır basması bahis mevzuudur. Bunun bir sebebi, ana kaynaklarda (Kur’an ve Sünnet) pek hüküm bulunmaması olduğu gibi, Raşit Halifelerden sonra, Sultan Halifelerin yasak ve baskıları sonucu fakihlerin bu konuda çalışmaması ve çalışmalarının da imhasıydı.37

    Burada enteresan bir nokta; Hulefa-i Raşidin’den sonra Hilafetin Saltanata dönüşmesiyle birlikte, tarih boyunca İslam Kamu Hukuku çerçevesinin, gayri Müslimlerin özgürlük ve rahatlığını sağladığı, fakat Müslümanların hukukunun ihlal edilerek, baskıcı bir ortamda yaşatıldıklarının tespitidir.38 Bu durum, Hz. Peygamberin, “Hilafet, benden sonra otuz yıldır, bundan sonra saltanat [ısırıcı bir saltanat diye de rivayet olunmuştur] gelecektir.”39 Hadis-i Şerifinin tarihi vakalarla şerhi gibidir.

    Ehl-i İslam’ın bu tarihi dramının sebebi ne olabilir? Kuşkusuz bir çok sebebi vardır. Fakat önemli bir sebebi, mutlak adalet ye-rine, izafi adaletin ikamesidir. Bilindiği gibi mutlak adalet (adalet-i mahza), Maide Suresi, 32’nci ayetinin işari manasıyla; Bir fert dahi umumun selameti için feda edilmez; hak haktır, küçüğüne, büyüğüne bakılmaz; küçük, büyük için feda edilmez, demektir. Adalet-i izafi ise; küllün selameti için cüz’ü feda eder, cemaat için ferdin hakkını nazara almaz (Ehvenü’ş şer anlayışı) demektir. İslam Hukuku, mutlak adaletin tatbiki mümkün iken, izafi adaletin tatbik olunamayacağına, olunursa zulüm olacağına hükmeder. Hz. Ali, önceki halifeler gibi kabil-i tatbiktir diye hilafeti adalet-i mahza’ya, Hz. Muaviye ise kabil-i tatbik değil diye, adalet-i izafiye’ye bina etmek istemiştir. Yani Hz. Ali Hilafeti, azimeti, ahkam-ı dini ve ahireti esas tutmuş, Hz. Muaviye ise Saltanatı, ruhsatı, siyasetin merhametsiz mukteziyatlarını ve tarihi sebepleri esas almıştır. Bediüzzaman’a göre bu sebepler hakiki sebep değil, bahanelerdir.40 Ve hataya düşmüşlerdir. Fakat Hz. Muaviye ve taraftarları galip gelmiş, ondan sonra da bütün İslam tarihi ve Osmanlılarda siyasi, dünyevi, ümmetin ve devletin selameti gibi gerekçelerle, izafi adalet tatbik olunmuştur. Kardeş ve evlat katli, saltanat ve istibdat gibi bir takım gayri İslami uygulamaların tarihi sebebi budur.

    YanıtlaSil
  61. .

    Osmanlı zamanında ilginç bir gelişme de, başlangıcı Kanuni Sultan Süleyman’a dayanan, Tanzimat’tan sonra, daha da yoğunlaşan Batıdan hukuk iktibasıdır. Risale-i Nur’dan şu tespite bakalım: “Hakikatli bir latife; Sultan Süleyman Kanuni, kesretli kırk çeşme sularını İstanbul’a getirdiği vakit, Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi ona demiş, “hilaf-ı Şeriat kanunları Avrupa’dan getirdiğin cihetle, İstanbul’a öyle bir bok sıçtın ki; o getirdiğin suların cümlesi üzerinden akıp geçse, yüz senede temizleyemez.”41

    Sultan Abdülmecid döneminde, 28 Zilhicce 1274 (1858)’de Ceza Kanunname-i Hümayunu vazedilmiştir. Bu kanun, 1810 Fransız Ceza Kanununu hemen hemen Türkçe’ye çevrilmek suretiyle meydana getirilmiştir. Kanunun 1. maddesi dolayısıyla, ceza kanunu gereğince nizamiye mahkemelerince yargılanarak, kanunun gösterdiği cezalarla cezalandırılan mahkumun, ikinci bir defa şer’iye mahkemesince, İslam Hukuku kurallarına göre yargılanması gerekiyordu. Bu durumu mantıksız ve tehlikeli bulan görüşler karşısında Prof. Dr. Sulhi Dönmezer şöyle diyor: “19. yüzyılın ortasında İslam Halifesi, İslam Hukuku esaslarını tepeden inme geçemezdi. Sosyolojik bakımdan buna imkan yoktu. Zamanla laik Batı hukuku mesafe almış, dini hukuk gerilemiş ve Cumhuriyete, laik hukuka geçmenin yolu böylece geçen yıllar içinde açılmıştır.”42

    Netice

    Üç kıtaya, yedi denize, dünyanın en önemli ve büyük coğrafyasına, 600 yıllık bir zamana yayılan, nice idareciler ve halklar gören Osmanlı’nın, hatalarıyla beraber sevapları, güzellikleriyle beraber çirkinlikleri de olacaktı ve olmuştu da. Ona objektif bir şekilde bakar, olduğu gibi görmeye çalışırsak, tanımamız ve anlamamız kolaylaşır. Günümüz ve geleceğimiz için sağlıklı doneler elde eder, bu engin tecrübeden faydalanırız. Aksi halde bir fasit dairede döner dururuz.

    YanıtlaSil
  62. .

    İslami kaynaklar ve Raşit Halifelerin tatbikatı esas aldığında, Osmanlı’nın çok yetersiz kaldığını, zaman zaman sapmalar gösterdiğini görürüz. Anlarız ki önemli olanın bir devlet kurmak veya bir şekilde devleti ele geçirmekten çok, insan ve toplumun sahip olduğu vasıflardır. Zira biz neye layık isek öyle yönetiliriz, biz içimizdekileri değiştirmedikçe, Allah da durumumuzu değiştirmez. Biz Ashab-ı Güzin gibi bir cumhura, Resul-i Ekrem gibi bir reis-i cumhura sahip olmaksızın, devlet ve iktidarla ilgili politik gayret ve tedbirlerle bir yere varamayız. Biz, İslam’ın hakimiyetini istiyorsak, bunu, önce kendi nefsimizde, kalbimiz ve beynimizde başarmalı, sonra aile dairesinden başlayarak genişleyen daireler şeklinde bütün topluma ve insanlığa yaymalıyız. İslamiyet bir üstyapıdan, bir devlet projesinden ziyade, bir altyapı, insan ve toplum (ümmet) projesi öngörüyor denebilir. İslam’dan Sosyalizm, Kapitalizm gibi iktisadi, Demokrasi, Monarşi gibi siyasi rejimlere alternatif bir sistem proje de belki çıkarılabilir. Fakat Din-i İslam’ı alternatif de olsa, bu rejimlerden bir rejim olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Çünkü din, bu sistemlerden çok daha geniş ve derin bir olgudur. Bize hesap gününde, “hangi rejimde yaşadınız veya hangi sistemi tercih ettiniz?” sorusu değil, nasıl yaşadınız diye sorulacak. İslam’ı bir rejim olarak seçtiğini söyleyene de ahlak, fazilet ve ibadeti sorulacaktır.

    Cumhuriyet ve Demokrasinin ilke ve idealleri esas alındığında da, Türkiye Cumhuriyeti’nin oldukça yetersiz ve başarısız olduğu görünmektedir. Nasıl ki, Osmanlı ve diğer İslami devletler, Hulefa-i Raşidin uygulamasından sapmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti de Batıdaki demokrasilerin çok uzağındadır. Cumhuri-yette, cumhurun dediği olmuyor, çoğulculuk ve katılımcılık sağlanmıyor. Bu sebeple Kemalist-Laik ve Milliyetçi-Muhafazakar görüşler değerlendirme yaparlarken, bu hususları dikkate almaları gerekiyor.

    Osmanlı’dan kurtulup, Batılılaşmayı ilke edinen Kemalist-Laik görüşün, hem Batı hem de Osmanlı ile ilgili bir nevi (aşağılık) kompleksi içinde olduğu görünüyor. Bunu Prof. Dr. Erol Güngör, Sosyal Psikolojideki “saldırganla özdeş-leşme” kavramıyla açıklıyor: Batılı saldırıp, Türk mağlup oldukça kolektif bilinçaltı düşmana benzemek, onun gibi kudretli olmak biçiminde örgülenmiş. “Aşağılık duygusunun doğurduğu bu sahte ayniyetten, kendi kendini düşman edinme psikolojisi çıkmıştır. Bu benzeme paranoyası bazen, Avrupa’dan damızlık erkek getirme teklifine kadar varmıştır. Dr. Abdullah Cevdet bu teklifi; ‘en büyük düşmanımızın kendi kafamız olduğu ve kendi kafamızda bulunduğu’ kanaatiyle yapmıştır. Ona göre Batı ile aramızdaki münasebet, kuvvetli ile zayıf, alim ile cahil, zengin ile fakir münasebetidir. Medeniyet Avrupa medeniyetidir. Ve dahi ikinci bir medeniyet yoktur. Şu halde gülüyle, dikeniyle onlara benzemeye mecburuz”43 demektedir. Bu düşmana benzeme ve kendine düşman olma psiko-patolojisi, daha ziyade “biz”i teşkil eden Osmanlı ve Cumhuriyet kimliklerimizden, Osmanlıya yönelmiştir. Çünkü Cumhuriyet döneminde, en azından şekli olarak, düşmana benzemeyi daha fazla başarmışızdır. Düşmanla “biz” ayniyet ifade ettiğimize göre, yeterince benzeyememiş Osmanlı asıl düşmanımız sayılmaktadır.

    YanıtlaSil
  63. .

    Evet Osmanlıyı tenkid ederiz, İslam mihengine vurunca daha rahat tenkid ede-riz. Fakat tarihi emsalleri ve Cumhuriyet Türkiye’siyle karşılaştırdığımızda, Osman-lı’nın artılarının çok daha fazla olduğu görülüyor. Osmanlı kültürel, etnik, dini, hukuki çoğulculuğu başarıyla gerçekleştirmiş, önemli bir tecrübedir. Türkiye Cumhuriyeti Avrupa kapısında bekletiliyor, itilip, kakılıyor ama Osmanlı öyle veya böyle tarihin en önemli ve büyük devletlerinden birini kurmuş ve altı asır yaşatmış, tek süper güç olmuştur. Cumhuriyet, Batı kültür ve medeniyetini, hukukunu almış, fakat bu medeniyet ve hukuka bağlı Ermenilerini, Rumlarını, Süryanilerini, İstanbul ve Anadolu’dan kaçırmıştır. Osmanlı ise sahip olduğu İslam medeniye-tinde, Hıristiyanları huzur ve sükun içinde yaşatmıştır. Osmanlı en zayıf anında, çö-kerken bile dünya Müslümanlarının lideri ve ağabeyi konumundaydı. Türkiye ise ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamıyor. Muham-med’e ise zaten yaranmak istemiyor. Os-manlının son dönemlerinde 1 TL, 1 ABD dolarından değerliydi, şimdi 1 ABD doları TL’den 360.000 kat daha değerli. Kemalist-Laiklere göre Osmanlı’yı I. Cihan Harbine lüzumsuz yere sokarak üzerinde yirmi dört devlet kurulabilecek kadar vatan parçası kaybettiren İttihatçılar kahraman, vatanı parçalatmamaya çalışan II. Abdülhamid hain kabul edilir. Bizi Viyana önlerine fatih olarak götüren kötü; çöpçü, lağımcı olarak çalışmaya yollayanlar, iyi gösterilir. Osmanlı, hiç bir zaman, bir Vatikan gibi kutsal bir devlet sayılmadığı halde, teokratik kabul edilir. Fakat, Anayasasında (Bkz: 1982 Anayasası giriş bölümü) “Kutsal Türk Devleti” diye bahsedilen TC, laik devlettir! Öyle tutarsız bir mantık var ki; kutsal, Batıdan, felsefeden ve Hıristiyan-lıktan kaynaklanıyorsa laik ve meşru, İslamiyetten kaynaklanıyorsa, her çeşidiyle gayrimeşru ve anti-laik kabul ediliyor. Halbuki, laikliğin olumsuz belirleyicisi olsa olsa İslamiyet değil, kendisine karşı gelişti-rildiği için, Hıristiyanlık olabilir.

    Elhasıl tarihin, Batıcısı, İslamcısı, Kemalisti, Muhafazakarı, Laikçisi, Milliyet-çisi olmaz. Tarih bu kalıplara girmez. Tarihin resmisi de olmaz. Maalesef resmi tarih de sadece devlete mahsus değil, yukarıda sıraladığımız kesimlerin, hatta Alevi ve Sünnilerin ayrı ayrı resmi tarihleri vardır. Kemalist-Laikler Osmanlı’yı kötüleyip, küçümsedikçe, İslamcılar da aynısını Cumhuriyete yapıyor. Halbuki Osmanlı, Cumhuriyetin başlangıcı, Cumhuriyet, Osmanlının devamı ve mirasçısı olduğu gibi, Cumhuriyet teorik idealleri itibariyle, padişahlıktan (monarşiden) daha fazla İslam’a yakın duruyor.

    YanıtlaSil
  64. Dipnotlar
    * Hukukçu-Yazar.
    Haşiye: Şu sual, maalcevap ehemmiyetsizlik ile beraber, cevapta bir iki nokta-i mühimme vardır.
    ** Namık Kemal’in, 1908’de, Mısır’da neşrolmuş, “Rüya” adlı makalesi.
    1. Risale Okumaları, Metin Karabaşoğlu, shf.
    2. Söylev (Nutuk), Hazırlayan: Prof. Dr. H. V. Velidedeoğlu, shf. 241 vd.
    3. Türk Esas Teşkilat Hukuku, Prof. Dr. Servet Armağan, shf. 378.
    4. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Bediüzzaman Said Nursi, Tenvir Neşr, shf. 172, 28. Lem’a.
    5. Münazarat, Bediüzzaman Said Nursi, 145. shf.; Hutbe-i Şamiye, Bediüzzaman Said Nursi, 38. shf.,
    6. Şamil İslam Ansiklopedisi, 6. Cilt, shf. 184.
    7. Age.
    8. Büyük Larousse Söz. ve Ans., 22. Cilt., shf. 11417.
    9. İzlenim, Nisan 1993, sayı 4, shf. 79.
    10. İslam ve Demokrasi, Ali Bulaç, shf. 94.
    11. Divan-ı Harb-i Örfi, Bediüzzaman Said Nursi, shf. 28.
    12. Bulaç, shf. 154.
    13. Eski Anayasa Hukukumuz ve İslam Anayasası, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, shf. 12.
    14. Age., shf. 11.
    15. Hadis Ans., 5. Cilt, s. 38, İbrahim Canan.
    16. İran İslam Cumhuriyeti Anayasası 56.md. Terc: Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Çağrı Yayınları, shf. 45.
    17. Cuma Dergisi, 18.12.1998 sayısı, shf. 12.
    18. Aktüel Dergisi, 1999, sayı 392, shf. 31.
    19. Büyük Larousse Söz. ve Ans., 16. Cilt, shf. 8269.
    20. Büyük Larousse Söz. ve Ans., 16. Cilt, shf. 8420, Mutlakıyet md.
    21. Büyük Larousse Söz. ve Ans., 16. Cilt, shf. 8420, Mutlakıyet md.
    22. Akgündüz, shf. 13.
    23. Marksist Ekonomi Sözlüğü, Sosyal Yayınları, shf. 172.
    24. Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu, Sencer Diritçioğlu, shf. 17.
    25. Age., shf. 45
    26. Age., shf. 45
    27. Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, Tarık Zafer Tunaya, shf. 15.
    28. Demokrasi, Toktamış Ateş, shf. 95 vd.
    29. Roma Hukuku Lügati, Prof. Dr. Ziya Umur, shf. 83.
    30. Büyük Laroussse Söz. ve Ans., 11. Cilt, shf. 5664.
    31. Age.
    32. Age.
    33. Age.
    34. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, Editör: Ekmeleddin İhsanoğlu, shf. 427.
    35. Age., shf. 388.
    36. Age., shf. 389.
    37. Age., shf. 382.
    38. Bulaç, shf. 169.
    39. Hadis Ansiklopedisi (Kütüb-ü Sitte), 5. Cilt, shf. 379.
    40. Mektubat, Bediüzzaman Said Nursi, shf. 56 vd.
    41. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, shf. 143.
    42. Ceza Hukuku, Cilt I, Prof. Dr. S. Dönmezer- S. Erman, shf. 139 vd.

    YanıtlaSil
  65. yuksel dedi ki...
    Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi

    Genel
    ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

    Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

    Mustafa Kemal Atatürk

    YANITLAYINSIL

    yuksel26 Ekim 2020 07:23
    "İnsanlar helâk oldu; âlimler müstesna.Alimlerde helak oldu ; ilmiyle amel edenler müstesna.Amel edenler de helâk oldu; ihlas sahipleri müstesna.İhlas sahiblerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar.
    Risale-i Nur'da Geçen Âyet ve Hadis Meâlleri.
    sy.240.

    YANITLAYINSIL

    yuksel26 Ekim 2020 07:29
    Bir işte İlim, Amel, İhlas, Sünnete Uygunluk olmak lazımdır.
    Mahmud Esad Coşan
    Akra fm.
    Hadisler Deryası.
    İlim sahibi olmak sonra ilimle amel etmek,amelinde ihlaslı olmak, bu da yetmez Peygamberimiz'in s.a.v. sünnetine uyuyormu ona bakılır...

    26 Ekim 2020 07:32 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Rabbimiz! "Bismillahirrahmanirrahim, Ha mim, Tenzilü'l-Kitâbi'nin hakkı için ve onun hürmetine, günümüzde maddi-manevi sıkıntılarla boğuşan ve bir türlü huzur bulamayan insanlık ailesini ıslah eyle! Onlara en kısa zamanda hidayetler nasip eyle. Hem dünyada hem ahirette mutluluğa eriştirecek iz'an ve şuuru nasip et!
    Kenzü'l Arş Duası
    Esrarı, Hikmeti, Fazileti.sy.52.

    26 Ekim 2020 23:21 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    Bozdağa göre vasiyet açıklanabilseydi Türkiye'de her şey değişebilirdi.
    İsmet Bozdağ Açıklıyor.
    Atatürk'ün Gizlenen Vasiyeti.sy.26.
    1988.ocak .17.sayı.2.yıl.6.Nokta. Dergisi.

    27 Ekim 2020 07:28

    YanıtlaSil
  66. Namaz mektebine kaydolup günde kirk defa rükú eden başlar,
    huzurunda eğilmeye layık yegane varliğin Allah Azze ve Celle
    olduğunu öğrenirler. Peygamber-i Ekber dünya nın Cenáb-ı
    Hakk ın yanında bir sinek kanadı kadar kymetinin olmadığını
    öğrendikleri için dünyâ ve içindekiler onların gözünde her rükû
    ettiklerinde küçülerek adeta bir nokta hâline dönüşür. Artık onlar
    ebedi ve bakî olan ahiret âlemine nisbetle fani, geçici ve yok olmaya
    mahkum olan dünyánin metaîna iltifat etmeyi, nokta kadar menfaat
    için virgül kadar eğilmeyi ya da herhangi bir kulun veya otoritenin
    önünde baş eğmeyi namaz mektebinde öğrendiklerine ihânet
    sayarlar.
    Bugün namaz kîlmasına rağmen üç kuruşluk menfaati için zâlimin
    karsisinda elpençe divân duranlar, Allah ve Rasûl düşmanlarına boyun eğenler seni aldatmasın. Onlar her ne kadar
    namaz kılsa da kiyâmin, riükúnun ma'nāsını kavrayamamış
    nasibsizlerdir.Eğer birileri namaz klmasına rağmen hakk, hakikati
    gördügü hálde teslîim olup boyun eğmiyor, hâla haklı çıkmak için
    tartişmaya devam ediyorsa bil ki o kişi de rükûdan nasibdar alamamiş, hakkin karşisinda boyun bukmesini beceremeyen bir zavallidir.
    O hálde sakin sen herkesin secdeye da'vet edildiği kuyâmet gününde
    dünyâda secde etmeyenlerin buna güç yetiremeyeceği; horluktan
    gözleri öne dişmüş, zilletin kendilerini kuşattiği kimselerden olma!
    Bilesin ki, Halika yapacağın bir secde seni mahluka yapacağın bin
    secdeden kurtaracaktir. Unutma! şairin dediği gibi "Haram kazanılan aş, aştan sayulmaz. Hak için akmayan yaş, yaştan
    Saylmaz. Kisşi, başım var diye övünmesin! Secdeye varmayan baş,
    baştan sayılmaz."
    EN SEVGIYLE BAŞ BAŞA
    Selim Seyhan

    YanıtlaSil
  67. İlahi kudretin açık belge ve damgasını kendinde taşıyan insani yaratılışındaki hikmete yönelik olarak şeref düzeyinde tutan iki önemli sebep vardır: İmân ve Salih amel..Bu iki değer ölçüsünü çekip aldığımız zaman geriye, yiyen, içen ve mide kavgası yapan bir canlı kalır.
    (5) Okumayı ilmin anahtarı saymakta,...
    Tefsirli Kur'an-ı Kerim Meâli.
    Celâl Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    sy.1199.

    YanıtlaSil
  68. Oralardaki yüz milyonlarca insanın gözyaşı, ahı, kanı, emeği, doğal kaynağı üzerinden Batı da kurulan bir refah düzeni var.
    Daha Adil Bir Dünya Mümkün
    Recep Tayyip Erdoğan
    sy. 92.

    YANITLASİL

    yuksel7 Eylül 2021 05:54
    Biz asla garibin, mazlumun, mağdurun, yoksulun, ezilmişin sırtından bir refah düzeni kurmayız, kuramayiz. Buna bizim ne inancımız ne kültürümüz ne de tarihimiz izin verir.
    Daha Adil Bir Dünya Mümkün
    Recep Tayyip Erdoğan
    sy. 92.

    YanıtlaSil
  69. Hz. Peygamber s. a.v. "Şüphesiz ki Allah her yüzyılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir"buyurmaktadir.
    Islam Alimleri, İslama hizmet edecek olan bu muceddidlerin manaviyat alanında ve ilim sahasında olduğu kadar, siyaset alaninda da olabileceğini ifade etmektedirler.
    Bilinmeyen Osmanlı
    sy. 137.

    YanıtlaSil
  70. Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  71. Ahmed Yüksel Çelik Nursi

    YanıtlaSil
  72. Allah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak.
    Kul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek.
    Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu?
    Kul, senin rahmetinle oldu diyecek.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt 20.sy.607.
    Hadid Suresi
    21.ayet.

    YanıtlaSil
  73. Ey insanlar! Kimin yanında (ganimet malından veya diğer haklardan) ne varsa, vakti geçti, "rezil olurum" demesin. Getirsin versin. Haberiniz olsun ki, dünya rezilliği ahiret rezilliğinden ehvendir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 183 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  74. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    203 1 Hased imanı bozar. Sabr (müshil ilacı)nın balı bozduğu gibi. Hz. Ebû Hakim (r.a.)
    203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.)
    203 3 Benden sonra hak, nerede olsa, Ömer İbni Hattab'ladır. Hz. Fadl İbni Abbas (r.a.)
    203 4 Hikmet on cüzdür. Dokuzu halktan kendini çekmekte, biri susmaktadır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 5 Halim olan adam, dünya ve ahirette seyyiddir. Hz. Enes (r.a.)
    203 6 Nimete hamd etmek, o nimetin gitmesine karşı emandır. Hz. Ömer (r.a.)
    203 7 Hamd olsun O Allaha, ümmetimden öyle kimseler yarattı ki, onlarla birlikte (zikrederek) sabretmeyi isterdim. (Şu mealdeki ayetin nüzulu üzerine bu hadisi şerif varid olmuştur. "Nefsimi, akşam ve sabah, sırf Onun rızasını murad ederek Rablerine dua edenlerle sabırlı kıl.") Hz. Selman (r.a.)
    203 8 O Allah'a hamd olsun ki yedirir yedirilmez ve bize ihsanda bulunur, bize hidayet eder. Ve bizi doyurur, içirir ve bizi tatlı belalarla imtihan eder. Arası kesilmeyen nimetlerinin karşılığı ödenemiyecek olan, kendisine karşı nankörlük yapılamayacak olan ve kendisine muhtaç olmamaya imkan bulunmayan Allah'a hamd ederim. O Allah'a hamd olsun ki, bize yiyeceklerden yedirdi, içeceklerden içirdi. Çıplaklıktan giydirdi. Ve dalaletten hidayete erdirdi. Ve körlükten görür hale getirdi. Mahlukatının çoğuna da bizi üstün kıldı. Hamd, Alemlerin Rabbı olan Allah'a muhsustur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 9 O Allaha Hamd ederim ki, Resulullahın gönderdiği adama, onun istediği şekilde hareket nasib etti. Ve tevfik ihsan etti. Hz. Muaz (r.a.)
    203 10 Fatiha yedi ayettir. Birincisi Besmeledir. Fatiha Sebül mesanidir. (tekrar edilen yedi ayettir) Kur'anı azimdir. Ümmül Kur'andır. Ve Fatihatül Kitaptır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 11 Ey Allahın düşmanı, seni zelil eden Allah'a hamd olsun. Bu ümmetin, bu firavunu idi. (Bedirde Ebu Cehilin başı getirildiğinde) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    203 12 Ümmetim içinde seni bu şekilde yaratan Allaha hamd ederim. (Hz. Salim (r.a) için) Hz. Âişe (r. anha)
    203 13 O Allah'a Hamd olsun ki, avretimi örtebileceğim bir elbise ile beni giydirdi. Ve hayatımda onunla beni güzelleştirdi. Beni Hak ile gönderene yemin ederim ki, hiçbir müslüman kul yoktur ki, Allah (z.c.hz) leri onu yeni bir elbise ile giydirdi de o da eskisini fakir bir müslümana verdi ise, o kimse diri veya ölü de olsa o elbisenin bir ipliği kalıncaya kadar Allah'ın hıfzında ve emanında olmasın. Hz. Ömer (r.a.)
    203 14 Hamd olsun Rabbıma ki Beni senin gibi leîm kılmadı. (Ebu Cehili kasdederek) Hz. Ali (r.a.)
    203 15 Humma günahları döker. Ağacın yapraklarının dökülmesi gibi. Hz. Abdullahil Kasrinin babasından
    203 16 Humma, Cehennem ateşinin şiddetindendir. Onu su ile serinleşirin. (Bir rivayette zemzemle) Hz. Ömer (r.a.)
    203 17 Humma, Cehennem körüklerinden bir körüktür. Ve mü'minin Cehennemden payıdır. Hz. Ebû Reyhâne (r.a.)

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 00:05
    Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur.
    1-Başa gelen belaya sabır.
    2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek.
    3-Genişlik zamanında çok dua etmek.
    Akra Fm
    günün sohbeti
    Mahmud Es'ad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 00:17
    Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 423 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 02:07
    Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur.
    1-Başa gelen belaya sabır.
    2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek.
    3-Genişlik zamanında çok dua etmek.
    Akra Fm
    günün sohbeti
    Mahmud Es'ad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 00:16
    Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 423 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 02:06
    Miras bölünürken Yetimlere ve yoksullarada vermek
    Nisa, 8:1575
    Hadislerle Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri
    İbn Kesîr
    cilt 16.sy.184.

    YanıtlaSil
  75. Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
    Ravi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
    Sayfa: 197 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  76. Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.

    YanıtlaSil
  77. Vasiyetimdir.
    24.3.1974.
    Bir çok suikastler geçirdim.Şu anda vucudumda arıza var.
    Hafızamı kaybettim.Askerden sonra rahatsızlandım.
    Adımın Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi olmasını isterdim.
    Kitablarımı ziyan olmayacak bir kütübhaneye veilmesini istiyorum.
    Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum.
    Yüksel Çelik.

    YanıtlaSil
  78. Sizden birine, halktan korkması, işittiği veya gördüğü bir hakikatı söylemeye mani olmasın.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 490 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  79. HAKİKATİ GİZLEMEK DE ZULÜMDÜR.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
    Cilt.3.sy.294.

    YanıtlaSil
  80. Ecdat, Ayasofya'nin bugünkü akibetini görmüş ve yanı başına SultanAhmed gibi bir muhteşem eseri inşa etmiştir" dedi.
    Bediuzzaman'ın Sır Katibi
    Mehmed Feyzi Efendi.
    sy. 337.

    YanıtlaSil
  81. Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    Ismail Hakkı Bursevi
    cilt. 12.sy.9.

    YanıtlaSil
  82. Azınlıklara Lozan sulhu icabınca bahşedilen her nev' din ve vicdan hürriyetinin Türk ve Müslüman camiasından esirgendiginden mi bahsediyor? Bu hal imansizligin ve imansizlik metodunun takib edildiğinin bir delili ve bariz bir alameti değil midir?
    Isari Tefsîr ve Cifir ilmi Işığında
    Sirr-i İnnâ A'tayna
    Rumuzat-i Semaniye
    Mâidet-ül-Kur'an
    sy. 101.

    YanıtlaSil
  83. Samirinin adı Musa İbni Muzaffer idi, Firavunun, erkek çocukları öldürttügu sene doğmuştu. Onu zinadan peydahlayan annesi onu bir mağarada doğurup gizlemişti.
    Allah-u Te'ala Cibril'i ona göndererek Cibril'in parmağından onu emzirtmisti.
    Bu yüzden Cibril yeryüzüne indiği zaman o onu tanırdı.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 14.sy.359.

    YANITLASİL

    yuksel5 Mart 2022 23:56
    Samiri lakaplı bu Musa münafık biri idi, onun için o güne kadar kafirligi anlasilmamisti. İşte Cibril'in yetiştirdiği Musa'nin münafık olup, Firavun'un yetiştirdiği Musa'nin Mürsel (Peygamber) olması, Saâdet ve sekavetin ancak Allah-u Te'ala'nin kudret elinde olduğunun en açık delilidir.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 14.sy.359.

    YanıtlaSil
  84. Cebrail (Aleyhisselâm) atının izinden aldığı bir toprağı da buzağınin ağzına koydu.
    Bu at hayat atıydi ki (üzerinde Cebrail Aleyhisselâm taşıdığı için) nereye adım atsa mutlaka orası yeşillenirdi. Samiri o toprağı, deniz yarildiginda ya da Mûsâ Aleyhisselâm 'in Tur' a yöneldiği sırada almıştı. Iste o toprağın, kendisinin içine konulması sebebiyle buzağı heykeli ete ve kana dönüştü ve onda bir bağırma, bir hareket ve yürüme belirdi.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 14.sy.358.

    YanıtlaSil
  85. Müslümanların kendilerine bir önder (başkan) seçmelerinin vacip olduğu 1/144.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 179.

    YanıtlaSil
  86. Mürai müslümanların gerçek müminleri aldatıp dini, Kur'ân-ı ve namazı istismara kalkmalari. 13/7024.
    Mürşid ve Islahatcilarin elinden tutmayan, hakiki önderlere saygı göstermeyen milletlerin ömrünün uzun olmayacağı. 1/253.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 178.

    YanıtlaSil
  87. Müslümanların gruplara ayrılıp bölünmesinin zararları. 11/5748.
    Müşrikler antlaşmayı bozarlarsa. 5/2437.
    Mustehcen anlamdaki çalgı, eğlence ve güldürü konularının "Levhe'l-Hadis" kapsamına dahil olduğu. 9/4739.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 179.

    YanıtlaSil
  88. Nâsih ve Mensuh Ayetlere dair yeterli bilgisi olmayan bir Vâizi uyaran Hz. Ali (R. A.) kıssasi. 1/281.
    sy.283.
    Namazla Zekat imanı besleyen ve koruyan en büyük amillerdir.
    8/4072.
    sy.182.
    Namazsız ve Zekatsiz hak bir din düşünülemez. 6/2556.
    sy. 183.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 182,183..

    YanıtlaSil
  89. Nesih hükmü :ilimde teknikte, araştırma ve incelemede daima ileriye doğru adım atmayı, yeni buluşlara kapı açmayı öğretir.1/282.
    sy.185.
    Nimetin verdiği sarhoşluk ve beraberinde getirdiği gaflet. 9/4387.
    sy.185.
    Müşriklerle yapılan antlaşmaya aldanmamak gerekir. 5/2436.
    sy.180.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 180,185.

    YanıtlaSil
  90. Ölümü ahirette bir koç gibi Hz. Yahya (A. S.) in boğazlayacagi. 13/6730.
    sy.192.
    Ölüden diri, diriden ölü çıkaran Allah'dır.2/872-874.
    sy.191.
    Nükleer bir savaşın meydana geleceğine işaret eden ayet ve açıklaması. 11/5947.
    sy.188.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 188.191.192.

    YanıtlaSil
  91. Ölümün Cennetle Cehennem arasında boğazlanip yok edileceği. 13/6729.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 192.

    YanıtlaSil
  92. Senin bir taifeye akıllarının almayacağı bir şeyi söylemen, bir kısmına fitne olur.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 372 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  93. İnsanların akidlerini bozduklarını, emanetleri hafife aldıklarını, ve -parmaklarını birbirine geçirip- böyle olduklarını gördüğün zaman evini tercih et, lisanına sahip ol, maruf olanı al, münkeri bırak, kendi işinle meşgul ol ve ammenin işlerini kendilerine bırak.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
    Sayfa: 46 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  94. Alimin sultanla çok sıkı ihtilatta olduğunu görürsen bil ki, o hırsızdır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 46 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  95. Kardeşinde haya, emanet ve sıdk gibi üç hasleti gördüğünde ondan (dilediğin bir şeyi) ricada bulun. Onları göremediğinde ricada bulunma.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 46 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  96. Müteşabih ayetlere tabi olanları gördüğünüzde, işte onlar Allah'ın Kur'an'da isimlendirdiği kimselerdir ki, onlardan uzak durun.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
    Sayfa: 46 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  97. Karada ve denizde telef olan mal, zekatın verilmemesinden dolayı olmuştur. Onun içi malınızı zekatla koruyun. Hastanızı sadaka ile tedavi edin. Belayı'da dua ile karşılayın. Muhakkak ki "dua" indirilene de indirilmeyene de fayda verir. İndirilenden açar kurarır, indirilmeyeni tutar. (Cenabı hakka ihtiyacımız olmadığı an veya cephe yoktur. Gafletten hissedemiyoruz)
    Ravi: Hz. Ubâde İbni Sabit (r.a.)
    Sayfa: 374 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  98. Genelkurmay Başkanlığı, geçen ay vefat eden araştırmacı Aytunç Altındal tarafından 1981 yılında ortaya atılan “Atatürk, hilafeti vasiyet etti. Evren ve Menderes 400 sayfalık vasiyeti okudu” iddiasını 32 yıl sonra yalanladı. Genelkurmay, “Atatürk'ün el yazısıyla kaleme aldığı vasiyeti ölümünden hemen sonra açıldı.12 Ara 2013

    YanıtlaSil
  99. Tasavvufun temeli helal rızıktır,helal lokmadır.
    Haramla beslenen vucudu cehennem paklar.
    Akra Fm.
    Günün Sohbeti.
    prof.Dr.Mahmud Esad Coşan.

    YanıtlaSil
  100. Lozan'da dinin öldürülmesi kararı alındı.
    Siyaseti dinsizliğe alet ettiler.
    Siyaseti dinsizliğe alet yapanlar, kabahatlerini örtmek için başkasını irtca ile ve dini siyasete alet yapmakla itham ederler.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.168,169.

    YANITLASİL

    yuksel23 Mart 2022 22:40
    Cennet ehli Cennete girdiklerinde, Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurur: "İstediğiniz bir şey var mı ki size onu ziyade edeyim?" Bunun üzerine şöyle derler: "Ey Rabbimiz bize verdiğinin üstünde başka şey var mı?" Buyurur ki: "Rızam en büyüktür."
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 44 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  101. Hak söz kadar efdal sadaka yoktur.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  102. Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz.
    Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  103. Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin."
    Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  104. Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular.
    Hayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır.
    Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan
    Akra Fm.
    Günün Sohbeti

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 10:01
    Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami

    TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 09:57
    tesvil ne demek?
    (C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 23:48
    Hak söz kadar efdal sadaka yoktur.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 23:49
    Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz.
    Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 23:50
    Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin."
    Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel30 Mart 2022 00:18
    Aldanmamak, aldatmamak, ciddiyet.
    Hak yolda yürüyenlerin vasıfları.
    Dost. T. V.
    Katre.

    YanıtlaSil
  105. Besmele
    Musa (a. s.) asasi ile
    İbrahim (a. s.) ateşte yanmaması
    ilgilidir.
    Dost T. V.
    Dost özel

    YanıtlaSil
  106. Besmele
    Musa (a. s.) asasi ile
    İbrahim (a. s.) ateşte yanmaması
    gibidir.
    Dost T. V.
    Dost özel

    YanıtlaSil
  107. Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder:
    Muallimim diyen olmak gerektir imanlı,
    Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...
    Gönül dergahindan
    Hakikat İncileri
    sy. 141.
    Osman Nuri Topbaş

    YANITLASİL

    yuksel31 Mart 2022 01:46
    Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak.
    "Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek.
    Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak.
    "Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek.
    Gönül dergahindan
    Hakikat İncileri
    Osman Nuri Topbaş.
    sy. 141.

    YanıtlaSil
  108. Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder:
    Muallimim diyen olmak gerektir imanlı,
    Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...
    Gönül dergahindan
    Hakikat İncileri
    sy. 141.
    Osman Nuri Topbaş

    YANITLASİL

    yuksel31 Mart 2022 01:46
    Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak.
    "Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek.
    Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak.
    "Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek.
    Gönül dergahindan
    Hakikat İncileri
    Osman Nuri Topbaş.
    sy. 141.

    YanıtlaSil
  109. Bir bakıma İngiltere nin kaderini casuslar çizmişlerdir. Bu casuslar sadece askeri ve siyasi alanda değil, ticaretle, sanayide, eğitimde ve din alanında inanılmaz istihbarat başarılarına imza atmışlardır.
    Türkiye’de Ve Dünyada
    Casuslar.
    Aytunc Altındal.
    Destek Yayınları
    sy. 103.

    YanıtlaSil
  110. Sizden biriniz, uyumak için yatağına girdiğinde, Fatiha ile birlikte bir süre okusun. Bu takdirde Allah Teala o kimse için bir melek görevlendirir ki, o kimse nereye gitse melek de onunla beraber gider.
    Ravi: Hz. Şeddad İbni Evs (r.a.)
    Sayfa: 26 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel8 Nisan 2022 08:50
    "Paşa Hazretleri!... Sen henüz bu Devleti Aliyeyi bilmemissin!
    Bu Devlet isterse donanmanin demirlerini gümüşten, yelkenlerini atlastan, iplerini de ipekten yapabilir!..
    Lozan zafer mi Hezimet mi
    cilt 2.sy.48.

    YANITLASİL

    yuksel11 Nisan 2022 05:16
    İslam'ın kader anlayışının müslümanları teknikte ve sanayide geri kalmalarına sebep olduğunu iddia eden bir soruya da neden İslam dünyasında yaşayan Hıristiyan, Yahudi, Durzi ve Nusayrilerin ayrıca Ruslarin Avrupalilar'dan geri kaldığı karsi sorusuyla cevap vermektedir.
    Harputlu İshak Efendi, Islam'da kader anlayışını da Es'ile - i Ilm-i Kelâm adlı eserinde uzun uzun izah etmektedir.
    Medreseler Neydi, Ne değildi?
    Ekmeleddin İhsanoğlu
    sy. 405.

    YANITLASİL

    yuksel11 Nisan 2022 05:18
    Allah Teala bir kulu sevdiğinde ona dünya işlerini kapar, ahiret işlerini ise açar.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 25 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel11 Nisan 2022 05:26
    Devlet ile toplumun seyyidlere gösterdiği saygının devlet yararına birtakım gelişmeleri doğurduğu bilinmektedir. Zira onlar, bilhassa fetih esnasında yeni yerleşim yerleri kurarak İslam'ın ve yeni devletin gücünün yayılmasında rol aliyordu.
    Osmanlı 'da
    Eğitim Ve Öğretim
    Ziya Kazici
    sy. 201.

    YANITLASİL

    yuksel11 Nisan 2022 05:36
    Ayrıca, eğitim sosyolojisi, dinamik bir alan olduğu onun kurumsal metodolojik yönelimleri sürekli gelişim göstermelidir. Zira konu alanı olan toplum degismektedir.
    Eğitim Sosyolojisi
    Prof. Dr. Mahmud Tezcan.

    YanıtlaSil
  111. Ümmetim için korktuklarım arasında en çok korktuğum şey, saptırıcı önderlerdir.
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 20 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel15 Nisan 2022 04:56
    Ömrün Ramazan ölümün Bayram olsun.

    YANITLASİL

    yuksel15 Nisan 2022 04:59
    Bir kimseyi iyi diyebilmek için
    -Onunla ticaret yapmak,
    -Seyahat yapmak, ve....

    YANITLASİL

    yuksel15 Nisan 2022 05:08
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    Esirgeyen, bağışlayan Allah c. c. in adı ile başlarım.

    Bakara Suresi.
    42.Bile,bile hakkı batıla karıştırıp gizlemeyin.
    (Tevrat’ta son Peygamber'e ait bir şey bulmadık demeyin.)
    Kur'ân-ı Kerîm ve Meal-i Celilesi.
    sy. 2.
    sy.8.

    YanıtlaSil
  112. Telgrafın Türkiye'de kurulmasını istemeyen biri tarafından koparıldığı anlaşılıyordu. demektedir.
    Muteakiben Sultan'ın kendileri ve Samuel Morse'u çeşitli hediyeler ve "ihtira beratı" ile taltiflerini naklettikten sonra : Sultan'ın ilgisine rağmen İstanbul ile Edirne arasında telgraf hattı kurulması işi tahakkuk etmedi.
    Lozan Zafer mi
    Hezimet mi?
    Kadir Mısıroğlu.
    Cilt:2.sy.101.

    YanıtlaSil
  113. ...Diğer bir rivayette ise "Muaviye kat'iyyen mağlub olmaz" buyurulduğu rivayet edilmiştir.
    Hazreti Ali r.a. bunu duyunca : "Eğer bu hadis-i Şerif'i bilseydim Hazreti Muaviye ile harbetmezdim!." demiştir.
    Lozan
    Zafer mi
    Hezimet mi?
    Cilt 2.sy.126.
    Kadir Mısıroğlu.

    YanıtlaSil
  114. Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.
    Albert Einstein.
    Türk ve Dünya Edebiyatından
    Konularına göre sınıflandırilmis
    Özlü sözler
    Hasan Ozperhiz
    sy. 111.

    YanıtlaSil
  115. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    299 1 Benden sonra, yakında sizin üzerinize bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emriniz değildir. Hz. Ubâde (r.a.)
    299 2 Yakında fitne, fesad ve ihtilaf olacak. "Ne yapalım?" dediler. Buyurdu ki: (Hz. Osman (r.a.)'ı göstererek) günün emiri olan bu zata ve ashabına tabi olun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    299 3 Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi Cehenneme atılacaklar. Hz. Muaviye (r.a.)
    299 4 Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur." Hz. Cündeb el Beceli (r.a.)
    299 5 Yakında fitneler olacak. Dediler ki: "Ne emredersin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: Şam'a bakın. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.)
    299 6 Yakında Benim üzerime hadis rivayet eden raviler gelecek. Siz o hadisleri Kur'an'a arzedin. Uyarsa alın, uymazsa bırakın. Hz. Ali (r.a.)
    299 7 Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kafir olur. Ancak, Allah'ın kendisini ilimiyle ihya ettikleri müstesna. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    299 8 Yakında sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harundan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: "Ya Resulallah, o gün insanların imamı kimdir?" Buyurdu ki: "İmam, Benim evladımdan, kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı beni İsrail ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    299 9 Yakında, hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilaflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol. Hz. Halid İbni Urfe (r.a.)

    YanıtlaSil
  116. şer'iyyeden
    hüküm çıkarmaya, kalkışmaları, kendi namlarina fetva vermeleri aslâ
    caiz olamaz. Hattâ vaktile arabcaya hakkile vâkıf, hâfızları yüz binlerce
    ahadisi şerife ile müzeyyen olan birçok muhterem âlimler, muhaddisler
    bile ictihad dâvâsına kalkışmamış, fetva vermekten çekinmiş, bu ciheti
    fukahaya bırakmak insafını göstermişlerdir.
    Hukuki İslamiye ve Istilahati Fikhiyye KAMUSU
    Ömer Nasuhi Bilmen
    cilt. 1.sy.250

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:36
    Allah Benim hulefama rahmet eylesin. Denildi ki: "Senin halifelerin kimlerdir Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Benim sünnetimi ihya edenler ve onu insanlara öğretenlerdir."
    Ravi: Hz. Hasan (r.a.)
    Sayfa: 291 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:37
    Verağ sahibi bir adamın iki rekatı, karışık amellinin bin rekatından hayırlıdır.
    Ravi: Hz. Enes ra.
    Sayfa: 291 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:39
    "Had" (ceza) hususunda kalem; Küçükten büyüyünceye kadar, uykuda olandan uyanıncaya kadar, mecnun ise iyileşinceye kadar ve bir de bunamış olandan kaldırılmıştır.
    Ravi: Hz. Sevban (r.a.)
    Sayfa: 291 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:40
    Bir kimse Allah'dan sıdk ile şehidlik isterse, Allah onu şehitler mertebesine ulaştırır; yatağında da ölse.
    Ravi: Hz. Sehl (r.a.)
    Sayfa: 422 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:41
    Bir kimse yanında kendisini müstağni edecek kadar varken bir şey isterse, ancak Cehennem ateşini çoğaltmış olur."Kendisini müstağni kılacak şey nedir ya Resulallah" dediler. Buyurdu ki: "Kuşluk yiyeceği veya akşam yiyeceğine kadar."
    Ravi: Hz. Sehl (r.a.)
    Sayfa: 422 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:48
    Kur'an'daki pek çok cüz'î hadiselerin arkasında küllî düsturlar saklıdır.(S.) 223:20.Söz, 1.makam.1.nukte
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu
    sy. 403.

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:55
    Sadece din ilimlerinin okutulmasindan taassub doğar.
    (Mn.) 127.
    Taassubun en dehşetlisi bazı Avrupa taklitcilerinde ve dinsizlerde bulunur. (Mn.) 131.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 621.

    YanıtlaSil
  117. Ravi: Hz Ali (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 06:16
    Türkiye'de bugüne kadar ki zıtlaşma iki bağdaşık güç arasındaki, aile içindeki zıtlaşmaktan ibarettir.
    Ama gerçekte bütün dünyada olan zıtlaşma vardır ki ikinci dünya savaşının galipleri ile mağlupları arasındaki zıtlaşmadır.
    Sorulunca Söylenen
    İsmet Özel.
    sy.250.

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 10:51
    570 :Evvelce de işaret olunduğu üzere ictihad, ifta vazifeleri,
    pek mühimdir, pek müşkildir. Bu; pek büyük, bir ilm, bir ihtisas işidir.
    Yoksa kitabullahın, ve ahadisi nebeviyyenin mübarek mânâlarını öyle
    sathî bir surette anlıyabilen, öyle hâfızalarında mahdut bir kaç hadisi şe-
    rif bulunan kimselerin bir müctehide tâbi olmayıp da edillei şer'iyyeden
    hüküm çıkarmaya, kalkışmaları, kendi namlarina fetva vermeleri aslâ
    caiz olamaz. Hattâ vaktile arabcaya hakkile vâkıf, hâfızları yüz binlerce
    ahadisi şerife ile müzeyyen olan birçok muhterem âlimler, muhaddisler
    bile ictihad dâvâsına kalkışmamış, fetva vermekten çekinmiş, bu ciheti
    fukahaya bırakmak insafını göstermişlerdir.
    Hukuki İslamiye ve Istilahati Fikhiyye KAMUSU
    Ömer Nasuhi Bilmen
    cilt. 1.sy.250

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:58
    şer'iyyeden
    hüküm çıkarmaya, kalkışmaları, kendi namlarina fetva vermeleri aslâ
    caiz olamaz. Hattâ vaktile arabcaya hakkile vâkıf, hâfızları yüz binlerce
    ahadisi şerife ile müzeyyen olan birçok muhterem âlimler, muhaddisler
    bile ictihad dâvâsına kalkışmamış, fetva vermekten çekinmiş, bu ciheti
    fukahaya bırakmak insafını göstermişlerdir.
    Hukuki İslamiye ve Istilahati Fikhiyye KAMUSU
    Ömer Nasuhi Bilmen
    cilt. 1.sy.250

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:36
    Allah Benim hulefama rahmet eylesin. Denildi ki: "Senin halifelerin kimlerdir Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Benim sünnetimi ihya edenler ve onu insanlara öğretenlerdir."
    Ravi: Hz. Hasan (r.a.)
    Sayfa: 291 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:37
    Verağ sahibi bir adamın iki rekatı, karışık amellinin bin rekatından hayırlıdır.
    Ravi: Hz. Enes ra.
    Sayfa: 291 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:39
    "Had" (ceza) hususunda kalem; Küçükten büyüyünceye kadar, uykuda olandan uyanıncaya kadar, mecnun ise iyileşinceye kadar ve bir de bunamış olandan kaldırılmıştır.
    Ravi: Hz. Sevban (r.a.)
    Sayfa: 291 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  118. yuksel3 Mayıs 2022 21:40
    Bir kimse Allah'dan sıdk ile şehidlik isterse, Allah onu şehitler mertebesine ulaştırır; yatağında da ölse.
    Ravi: Hz. Sehl (r.a.)
    Sayfa: 422 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:41
    Bir kimse yanında kendisini müstağni edecek kadar varken bir şey isterse, ancak Cehennem ateşini çoğaltmış olur."Kendisini müstağni kılacak şey nedir ya Resulallah" dediler. Buyurdu ki: "Kuşluk yiyeceği veya akşam yiyeceğine kadar."
    Ravi: Hz. Sehl (r.a.)
    Sayfa: 422 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:48
    Kur'an'daki pek çok cüz'î hadiselerin arkasında küllî düsturlar saklıdır.(S.) 223:20.Söz, 1.makam.1.nukte
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu
    sy. 403.

    YANITLASİL

    yuksel3 Mayıs 2022 21:55
    Sadece din ilimlerinin okutulmasindan taassub doğar.
    (Mn.) 127.
    Taassubun en dehşetlisi bazı Avrupa taklitcilerinde ve dinsizlerde bulunur. (Mn.) 131.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 621.

    YANITLASİL

    yuksel5 Mayıs 2022 05:45
    Allah Resulu Peygamber efendimiz buyurmuştur:
    "Miraç 'ta üçüncü kat gökte yetmiş bin melek gördüm. Bunlar, Hazret-i Ömer' i sevenler için, Cenab-ı Hak 'tan af taleb ediyorlardı".
    Biz de, Hazret-i Ömer' i seviyoruz ya Rab, o meleklerin istiğfarindan, bizi de mahrum etme Allah 'im.
    İslam' ın Adil ve cesur reisi
    Halife Hazret-i Ömer
    (Radıyallahu Anh)
    cilt. 2.
    Abdurrahman Şeref Laç
    sy. 384.

    YanıtlaSil
  119. Ahireti için çalışan kimseye Allah c.c. dünya işlerinde kâfi gelir, yeter; sizler gizlinizi düzeltin, Allah c.c sizlerin açığınızı ıslah eder.
    Ömer b. Abdülaziz (r.a.)
    Zirvelerden Gönüllere.
    Enes Balı.
    sy.135.

    YanıtlaSil
  120. hazırladı.(T.H.) 49.
    Fihrist.sy.73.
    İçinde bulunduğumuz zamanın geçmiş zamana kıyas edilmesi yanlıştır.(D.H.Ö.İç.R.) 70.
    Kıyas İslamiyetin hüküm kaynaklarındandır.(Mh.) 73:1.makale 8.mesele.
    Kıyas-i İstisnai.(L.)57:11.Lema, 5.nükte (İ.İ.) 95.
    Maneviyat maddiyata kıyas edilmez.(Mn.) 127.
    İslamiyeti Hıristiyanlığa kıyas etmek kıyas-ı maalfarıktır.(M.) 313.26,3.Mebhas,5.mesele.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.386,387.

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:07
    Eşyanın ışınlanmasına işaret eden ayet.(S.) 233:20.Söz.2. Mak.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi. sy.70.

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:09
    Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 282 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:11
    Bir kimse ilmi alimlere tefahur için veya meclislerinde sefihlerle mücadele için tahsil ederse, o kimse Cennetin kokusunu dahi duyamaz.
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 429 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:12
    Bir kimse ilim taleb ederse, bu geçmişine kefaret olur.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Sahîra (r.a.)
    Sayfa: 429 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel15 Mayıs 2022 02:02
    Bazı şeyler vardı ama, daha detaylı vasiyet olarak bu benim vasiyetimdir dediği, ölümünden 12 gün önce bana söylediği bazı şeyler var.
    Yani çok net, bu böyle olacak , budur, gibi çok kararlı bir konuşmaydı. Saat 5'te 5 buçukta falan konuşmamız bitti babamla.
    The Özal.
    Mehmed Ali Birand.
    Soner Yalçın.
    sy.552.
    Bir Davanın Öyküsü.

    YanıtlaSil
  121. Üç şey bir kimsede bulunursa o kimse "Ebdaller" (kırklardan)dır. Ki dünya ve dünya halkının kıvamı onlarladır. (Onların yüzü suyu hürmetine yaşarlar): Kazaya rıza, Allahın haram ettiği şeye sabır (dayanmak), Allahın hakkından ötürü gazab etmek. (Nefsin için pireye bile kızmayacaksın)
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 264 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel1 Haziran 2022 05:38
    Güzel Ahlak ilimden fenden önce gelir.
    Kötü ahlaklı atom âlimi düşmana sırrını rüşvet karşılığı satarsa Alimin ve İlmin faydası olmaz.. Zararı olur.
    Akra Fm.
    Hadisler Deryası
    Mahmud Es'ad Coşan

    YanıtlaSil
  122. Osmanlı da hafta tatili Cuma günleri idi.
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    sy. 683.

    YANITLASİL

    yuksel2 Haziran 2022 00:38
    Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    448 1 Bir kimsenin din kardeşinin evine gelip te önüne konulanı yememesi cefadandır. Bir adama yolda arkadaş olup ta ismini ve babasının ismini sormaması cefadandır ve ailesi ile münasebetten evvel latife yapmaması da cefadandır. Hz. Ali (r.a.)
    448 2 İnsanın bir din kardeşi konuşurken susması mürüvvettendir ve arkadaşının nalını kopunca onun da durması, hüsnü muaşeret güzelliğindendir. Hz. Enes (r.a.)
    448 3 Bir müslümanın içine sevinç sokmak, gamını gidermek, borcunu ödemek veya onu açlıktan doyurmak, Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili amellerdendir. Hz. Ebû Şureyk (r.a.)
    448 4 Arabın helak olması kıyamet alametidir. Hz. Talha İbni Malik (r.a.)
    448 5 Bina kıyamet alametindendir. Bir adamın camiden geçip te iki rek'at kılmaması, tanıdığından başkasına selam vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    448 6 Kıyamet alametlerindendir, haine itimad edilip, emine ihamet edilmesi. Hz. İbni Amr (r.a.)
    448 7 Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlal etmesi.

    YANITLASİL

    yuksel2 Haziran 2022 00:40
    448 8 Kıyamet alametlerindendir; çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması, yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, haine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi, münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hakim oluşu, mihrapların süslenmesi, kalblerin harap edilmesi, erkeğin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi, dünyanın mamur kısmının harab, harap kısmının mamur olması, şüphenin ve faizin aşikar olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenileşmesi, içkinin içilmesi, zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    448 9 Kula dünyada verilenin efdalindendir afiyet; ahiret için de verilenin efdalidir mağfiret. Kula nefsi tarafından verilenlerin efdali ise, bir kavimden neş'ed eden hayırdan adamın ders alması. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    448 10 Kıyametin yaklaşmasındandır minberlerin, hatiplerin çoğalması, ulemanın süslere meyledip haramı helal, helali haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri, altın ve gümüşlerinizi helal saymayı öğütlemeleri ve Kur'an'ı ticaret metaı edinmeleri. Hz. Ali

    YANITLASİL

    yuksel2 Haziran 2022 00:42
    Üç şey vardır ki, onlara devam eden Benim gerçek dostum, onları zayi eden de gerçek düşmanımdır: Namaz, oruç ve cenabetten gusul. (Üç imama göre terkeden kafirdir)
    Ravi: Hz. Hasan (r.a.)
    Sayfa: 263 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  123. Halbuki krizde kaptanlık, fırtınaya yakalandığı zaman bu fırtınadan çıkma becerisi değildir. Asıl kaptanlık fırtınaya yakalanmamayi başarmaktır.
    Altınoluk.
    Haziran 2022.
    sy.23.

    YANITLASİL

    yuksel4 Haziran 2022 02:04
    Aileyi bekleyen en büyük tehlike kapitalist ahlak. Kapitalist ahlakın İki tane ana özelliği var. Birisi dunyacilik, ölüm ve ölüm sonrası yok gibi yaşamak. İkincisi de benmerkezcilik egoyu kutsallastirmak.
    Altınoluk
    Haziran 2022
    sy 23.

    YanıtlaSil
  124. Kainatta bütün yıldızların arasını dolduran, durgun saydam ve gaz halinde madde, yani her tarafa nüfus edebilen bir esir vardır..
    İlimler ve Yorumlar
    ilimlere bir başka açıdan bakış.
    Hekimoglu İsmail
    H. Hüseyin Korkmaz.
    sy. 397.

    YanıtlaSil
  125. Atatürk'ün Hazreti Ali'nin soyundan geldiğini iddia eden Tumluer'e göre ahir zamanın son kademesine gelinmiştir. Kapıyı açacak manevi şifre Atatürk'ün gizli vasiyetidir. Kısacası bu meselenin ilahi bir boyutu da bulunmaktadır. Tumluer bu önemli görevi babası Alaaddin Tumluer'den devraldığını belirtmektedir.1 Ara 2013

    YANITLASİL

    yuksel10 Haziran 2022 06:19
    İnsanın içinde Yasin Suresi yazılmış.(S.) 670.Lemaat.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 326.

    YANITLASİL

    yuksel11 Haziran 2022 01:51
    Allah c. c. kâinat ta dahil olmadığı gibi hariç de değil. (M. N.) 54.Katre.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy
    47.

    YANITLASİL

    yuksel12 Haziran 2022 01:03
    İlim talebi, Allah katında namaz, oruç, hac ve Aziz ve Celil olan Allah yolundaki cihaddan daha efdaldir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 312 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel12 Haziran 2022 01:06
    Bir saatlik ilim talebi, bir gece sabaha kadar ibadet etmekten hayırlıdır. Bir günlük ilim talebi ise üç ay oruç tutmaktan hayırlıdır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 312 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel12 Haziran 2022 01:14
    Allah c. c. ın rızasını kazandıktan sonra başkalarının rızasını tahsile gerek yoktur.(M. N.) 156:Zerre.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 48.

    YanıtlaSil
  126. "İslâm da zarar vermek de yoktur, zarar görmek de yoktur.
    Hadis-i Şerif
    Hasılı bu kaide Şeri'attte büyük bir esas teşkil etmektedir.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    (Kuddisu Sirruhu)
    cilt 14.sy. 483.

    YanıtlaSil
  127. Zira bâtılı gizleyen şey, Hakk'in yeterince bilinmemesidir..
    Hakk'in güzelliği yeterince gösterildiği taktirde, kavlen söylemese bile batılın çirkinliği kendiliğinden bütün çıplaklığı ile ortaya çıkacak, sahteliği siritacaktir.
    Kur'an ve Hadise göre Ahir zaman Fitnesi ve Anarşi
    Doçent. Dr. İbrahim Canan
    sy. 15.

    YANITLASİL

    yuksel18 Haziran 2022 00:46
    Fitne zamanında yapılacak sey.
    Hadis-i Şerif
    Sizin üzerinizde başkalarının hakkı varsa onlara iade edin,
    sizin başkalarında hakkınız varsa onları da Allah'a (c.c.)
    havale edin!
    İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    sy 479.
    Ahmet Karakullukçu

    YANITLASİL

    yuksel18 Haziran 2022 00:57
    Osmanlı bütün devletlerin özüdür...
    Çünkü onların ardından Mehdi ve İsa (Aleyhisselâm) ın zuhuruna kadar başkalarına (İslami bir) devlet nasip olmayacaktır.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 14.sy.491.

    YanıtlaSil
  128. 50] Tevbesiz ölenlerin durumu yüce Allah’ın takdirine kalmıştır.

    [51] Musa (as.) kavmi ile Mısır’dan dönüşte, İsrâiloğulları puta tapan bir kavim görüp imrendiler ve Hz. Musa’ya, “Evet, Allah’a inanıyoruz, ama bizim de gözümüzün gördüğü, huzuruna varacağımız bir putumuz olsun.” demişlerdi. [bk. 7/138, 148]

    [52] Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu değil, kulu ve resûlü olduğuna, insanlar tarafından öldürülmediğine, Hz. Peygamber’e ve Kur’an’a ölüm anında gözlerinden perde kalkınca hepsi iman edecektir. Fakat bu sıradaki iman kabul edilmeyecektir. (Râzî, VIII, 409-410; Derveze, VI, 240) [bk. 6/158; 40/84-85]

    [53] Vahiy, Allah’ın kullarına, dilediğini söylemesi ve bildirmesi için seçtiği bir iletişim yoludur. Melek aracılığı ile olduğu gibi aracısız da olabilir.

    [54] Peygamberlerin sayılarının 124.000 olduğu hakkında bazı rivayetler varsa da, doğrusu enbiyâ ve resûllerin sayısını kesin olarak ancak Allah bilir (Elmalılı, III, 1530).

    [55] Âyetteki “Allah’ın kelimesi” ve ruh hakkında ayrıca bk. 3/45-47; 15/29; 17/85; 19/17-36. Hz. İsa, Allah’ın birliğini, kendisinin de O’nun kulu ve resûlü olduğunu söyleyerek tevhid inancını getirmesine rağmen hıristiyanlar M.S. 325 yılında İznik’te toplanmış, tevhidci grup ve temsilcisi İskenderiyeli papaz Arius’a rağmen, Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd’de yer almadığı halde oylamada parmak sayısı ve İmparator Konstantinos’un etkisiyle “teslis” denilen “üçlü bir ilâh” anlayışına geçmişlerdir. Onlara göre Allah, baba-oğul-ruhu’l-Kuds’ten ibarettir. Yani Allah bu üç unsurdan meydana gelmiştir. Hem bunların her biri bir ilâh, hem de üçü birden bir ilâhtır. Böylece onlar bir çelişki içinde şirke ve küfre düşmüşlerdir. [krş. 5/17, 72-73]

    [56] Diğer bir asabe (miras bırakana doğrudan veya erkek vasıtasıyla bağlı bulunan mirasçı) varsa onundur. Yoksa yine kız kardeşindir. Oğul varsa kız kardeş alamaz. Kızı varsa, kız kardeş asabe olur, belirli bir farzı (sabit payı) yoktur. Ölenin babası varsa bütün kardeşler miras alamazlar. Anne, kardeşleri mirastan düşüremez, altıda bir alır. Anne bir, tek kardeşin hükmü 4/12. âyette geçtiği üzere, altıda birdir. Eğer bunlar birden fazla iseler, hepsi üçte bir hisseye ortak olur.

    [57] Eğer oğul veya babası varsa mirasçı olamazlar. Eğer kızı bulunursa kalanını alır.


    YANITLASİL

    yuksel18 Haziran 2022 08:45
    Tirmizi demistir ki
    bu tirmizi hadislerini yazan bir kitap bir kimsenin evinde varsa o kimse peygamberle görüşüyor konuşuyorum dese doğrudur.
    Bir Garip Yolcu
    Dost T.V.

    YANITLASİL

    yuksel18 Haziran 2022 08:52
    Hadis-i Şerif Allah c.c.Peygamber vasıtasıyla insanlarla konuşmasıdır.

    Kur'an-ı Kerim okumak Allah c.c. konuşmaktır.
    Bir Garip Yolcu
    Dost T.V.

    YANITLASİL

    yuksel18 Haziran 2022 09:09
    Bir mü'min Allah c.c. için bir şeyi terkederse Rabbi ona daha iyisini verir.
    Hadis
    Bir Garip Yolcu
    Dost T.V.

    YanıtlaSil
  129. Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    Sayfa: 16 / No: 17
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel19 Haziran 2022 01:36
    insanların Allah Teala'ya en sevimli ve kıyamet gününde O'na en yakın olanı, Adil hükümdardır. Kıyamet gününde Allah'ın en buğz ettiği ve azabı en şiddetli olan insan ise, zalim hükümdardır.
    Ravi: Hz. Ebû Said el Hudri (r.a.)
    Sayfa: 17 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  130. İşte Karacan’ın Demokrat Parti’nin tek başına iktidara geldiği 14 Mayıs 1950’nin 2. yıldönümünde, 14 Mayıs 1952 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan başyazısından ibretlik bir bölüm:

    “Bugün 14 Mayıs’tır. 14 Mayıs demek Türk milletinin bütün tarihinde ilk defa olarak doğrudan doğruya millî hakimiyetine gerçekten sahip olmağa başladığı gün demektir. Onun içindir ki, 14 Mayıs’ın milletimiz için ehemmiyeti, Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs’tan, Kurtuluş Savaşının zaferle neticelendiği günün tarihi olan 9 Eylül’den, Osmanlı İmparatorluğunun tasfiye edilerek yeni Türkiye devletinin siyasî ve hukukî temellerinin atılma tarihi olan 24 Temmuz’dan [yani Lozan Antlaşması’ndan], nihayet Cumhuriyetin ilân tarihi olan 29 Ekim’den, şimdi hâtırımıza gelen ve gelmeyen ve her biri milletimizin hayatında ayrı ayrı merhaleler vücuda getiren vakıaların hepsinden daha mühimdir. Çünkü bütün o tarihler, milletini (…) hudutları içinde medenî bir devlet olması ve nihayet saltanat ve hilâfetin lağvedilerek Cumhuriyetin kurulması, ancak 14 Mayıs’ın ifade ettiği millî hâkimiyet idealinin gerçekten gerçekleşmiş olmasiyle bir mâna ve kıymet iktisap eylemiştir [kazanmıştır].

    14 Mayıs, Türk milletinin Tanzimat-ı Hayriye’den beri giriştiği garplılaşma [batılılaşma] hareketinin, akim [sonuçsuz] kalan çeşitli teşebbüsler ve denemelerden sonra milletçe asıl hedefine ulaştırıldığı tarihtir.”

    YanıtlaSil
  131. Nitekim şair der ki :
    "Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür,
    Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)!
    ...
    Aceb mi doğsa zülfünden fitneler,
    Meseldir bu denir, el-leylu hubla!
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu)
    cilt 14.sy.493.

    YanıtlaSil
  132. Allah c. c. a dost olmak lazımdır.
    Allah c.c. Bir kimseye rahmet nazarıyla muamele ederse onu kimse engelleyemez.
    Allah c. c.bir kimseye rahmetini esirgerse onu da kimse engelliyemez.
    Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
    Akra Fm
    Hadisler Deryası

    YANITLASİL

    yuksel20 Haziran 2022 05:29
    Sizleri Benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim. Medine'den çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan çıkacak bir fitne, Şark'tan çıkacak bir fitne Garb'tan çıkacak bir fitne. Bir fitne'de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyan'nın fitnesidir. (Mehdi (a.s)'dan bir sene evvel çıkacak bir fitne.)
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    Sayfa: 18 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel20 Haziran 2022 05:31
    Sünnet hududunda yapılan az amel, bid'at dairesinde yapılan çok amelden hayırlıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 319 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  133. Nefis can, insanın bedeni, arzu, benlik, aşağı duygular, ruh gibi pek çok anlamda kullanılan bir kelimedir. Kur’ân-ı Kerîm bu kelimeyi sekiz ayrı manada kullanmıştır. Tasavvufî bir terim olarak nefis, kulun kötü huyları, çirkin vasıfları, kötü his ve huyların mahalli olan latife anlamlarına gelir, Bu yönüyle nefis ruh ile beden arasında bir araçtır.
    Nefsin Terbiyesi
    Mehmed Zahid Kotku

    YANITLASİL

    yuksel21 Haziran 2022 00:37
    Ruh ile nefis arasında devamlı bir çekişme vardır. Bu çekişmeyi ruh lehine sonuçlandırmak gerçek insan olmanın şartıdır. Verilen mücadele ve savaş surecine de seyr u sülük denir. Seyr u sülükun sonunda nefis ıslah olmuş ve ruha boyun egmistir. O halde mücadele ve savaşın taraflarından biri olan nefsi iyi tanımak gerekir.
    Nefsin Terbiyesi
    Mehmed Zahid Kotku

    YanıtlaSil
  134. Islamiyetin kaynağı ilim, esası akıldır. (İ. İ.) 159.
    İlim maluma tabidir. (S.) 430:26. Söz 2. Mebhas.
    Bediuzzaman ın ilmi vehbi idi.
    (S.) 709,716:Konferans.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 298,300,301.

    YanıtlaSil
  135. Vehbi :Allah (c. c.) vergisi. Allah 'ın (c. c.) lutfu ile verilen, insan çabası ile kazanilmayan.
    Tabiratli, Terkibli, Ansiklopedik
    Risale-i Nur'un Büyük Lügati
    sy. 1310.

    YanıtlaSil
  136. Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.
    Hadislerle
    Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı
    Müslümanlık
    cilt. 2.
    Devlet idaresi
    sy. 609, 610

    YANITLASİL

    yuksel23 Haziran 2022 00:03
    Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    (Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.

    YanıtlaSil
  137. Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur.
    Hadislerle
    Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı
    Müslümanlık
    cilt. 2.
    Devlet idaresi
    sy. 609, 610

    YANITLASİL

    yuksel23 Haziran 2022 00:03
    Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    (Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.

    YanıtlaSil
  138. İslam ın ve Tasavvufun
    cibril Hadis-i ndeki
    İslam
    İman
    İhsan
    Üç temel unsurudur.
    Ömer Faruk Muderrisoglu

    YanıtlaSil
  139. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    323 1 Alimin abid üzerine efdaliyeti, Benim sizin en aşağınıza efdaliyetim gibidir. Allah (z.c.hz.), melekleri, yuvasındaki karıncaya ve balığa varıncaya kadar yer ve gök ehli insanlara hayır öğretene selat ederler. (Peygamberimize biri alim, diğeri abid iki kimseden bahsolunduğunda yukarıdaki hadis varid oldu.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    323 2 İlmin fazileti Bana, ibadetin faziletinden daha sevimlidir. İslam dinindeki en hayırlı şey de verağdır. Hz. Mus'ab (r.a.)
    323 3 Alimin, alim olmayana üstünlüğü, Peygamberin ümmetine üstünlüğü gibidir. Hz. Enes (r.a.)
    323 4 Alimin abid üzerine fazileti, Bedir halindeki kamerin diğer yıldızlara olan fazileti gibidir. Hz. Muaz (r.a.)
    323 5 Alimin abid üzerine fazileti yetmiş derecedir. İki derecenin arası süratli bir at gidişi ile yüz yıllık yoldur. Bu da şunun içindir ki, şeytan insanlara bir bid'at bıraktığında, alim onu fark eder ve halkı uyarır. Abidin ise bid'atten haberi olmaz, onu tanımaz da. O, ibadeti ile meşguldür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    323 6 Kur'an'ı ezber okumakla yüzünden okumak arasındaki fark, nafile ile farz arasındaki efdaliyet gibidir. Sahabilerden bazılarından
    323 7 Kur'an'ın diğer sözlerden efdaliyeti, Allah'ın halkından efdaliyeti gibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    323 8 Cenazenin arkasında gidenin, onun önünde gidene olan fazileti, farz namazın nafileye fazileti gibidir. Hz. Ali (r.a.)
    323 9 Namazı ilk vaktinde kılanın son vaktindekine fazileti, ahiretin dünyaya efdaliyeti gibidir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    323 10 Camiye yakın evin uzak eve fazileti, gazinin evde oturana efdaliyeti gibidir. Hz. Hureyye (r.a.)
    323 11 İnsanlara dört şey sebebiyle tafdil edildim: Cömertlik, şecaat, cima şiddeti ve harpte düşmanla savaşmak kuvveti. Hz. Enes (r.a.)
    323 12 Diğer Peygamberler üzerine altı şeyle tafdil edildim: Şümullü ve cami sözler söylemekle, düşmanın kalbine korku salmakla, ganimet helal edilmekle, toprak Bana temiz, temizleyici ve mescid olmakla, bütün halka meb'us edilmekliğimle ve Benimle Peygamberlerin sona ermesiyle. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    323 13 Diğer Peygamberlere beş şeyle tafdil edildim: İnsanlara umumi olarak baas olundum. Şefaatimi, ümmetime ahiret mededi olarak sakladım. Önümden bir aylık, arkamdan bir aylık mesafedekiler için düşmanlarıma korku ile yardım gördüm. Arz Bana mescid ve temizleyici kılındı. Ganimetler Bana helal kılındı. Halbuki Benden önce helal kılınmamıştı. Hz. Saib (r.a.)
    323 14 Şeytanın yere indirildiğinde yaptığını yaptın. O da elini başına koyarak feryad eyledi. Musibet sebebiyle başını tıraş eden, üstünü paralayan, sesli ağlıyan bizden değildir. Hz. Muharib İbni Disar (r.a.)

    YanıtlaSil
  140. Şöyle denilmiştir:"Münafıklıgin temeli yalancılıktir.
    Camiu'l-Ulum ve'l-Hikem
    Hadislerle
    İlimler Hikmetler
    cilt. 2.
    Ibn Recep el - Hanbeli.
    sy. 458.

    YANITLASİL

    yuksel1 Temmuz 2022 05:32
    Alah Resulu aleyhissalâtu vesselâm şunları söylemiştir :
    "-Allah Teala 'nin en çok buğz ettiği kimse husumet ederken haksızlık yapandır.
    Camiu'l-Ulum ve'l-Hikem
    Hadislerle
    İlimler Hikmetler
    cilt. 2.
    İbn Recep el Hanbeli
    sy. 460.

    YanıtlaSil
  141. Ehli Cennet, Cennette karar kıldıklarında, kardeşlerden bazıları bazılarını görmek isterler. Birinin sediri diğerinin sedirine, berikinin sediri ötekinin sedirinin yanına gider. Onlar buluşunca her ikisi de yaslanır ve dünyada aralarında olan şeyleri karşılıklı konuşmaya başlarlar. Birisi şöyle der: "Ey kardeşim, hatırlar mısın biz dünyada falan mescitte iken Allah'a dua etmiştik. İşte Allah da bizi bağışladı."
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 29 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  142. 90. Ey iman edenler! Şarap/içki, kumar, (tâzim edilen) dikili taşlar,[33] şans (fal) okları (ve zarları), şeytan (ve kötü insan)a ait murdar (pis) işlerdir; artık bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.[34]

    91. Şeytan, içki ve kumarla sadece aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan tamamen) vazgeçtiniz değil mi?[35]

    92. Allah’a itaat edin, Resûl’e de itaat edin (ona karşı gelmekten) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz (kendinize yazık etmiş olursunuz). Bilin ki Resûlümüz’ün üzerine düşen açıkça tebliğden başka bir şey değildir.

    93. İman edip sâlih amellerde bulunanlara, takvâlı oldukları (Allah’ın emrine uygun yaşadıkları/günahlardan sakındıkları) ve hakkıyla iman edip sâlih amellere devam ettikleri, yine takvâlı olup kesin inandıkları, nihayet takvâ ile beraber güzel ve hayırlı harekette bulundukları sürece, (haram olunmadan önce) yiyip içtikleri (haram) şeylerden dolayı bir günah yoktur. Allah iyilikte ve güzel harekette bulunanları sever.

    94. Ey iman edenler! Allah, kimsenin görmediği anda bile kendisinden kork(up günahlardan sakın)anları ayırt etmek için, (hac esnasında) ellerinizin ve mızraklarınızın yetişeceği bir av ile elbette sizi imtihan edecektir. Kim bundan sonra aşırı gider (emirlerin dışına çıkar)sa, onun için acıklı bir azap vardır.

    95. Ey iman edenler! Siz ihramda iken av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse, öldürdüğünün dengi bir cezası vardır ki ona içinizden iki âdil kişi hükmedecektir. (Bu da) ya Kâbe’ye varacak (orada boğazlanacak) bir kurban veya (o nisbette) yoksulları doyurma şeklinde kefâret, yahut bunun dengi oruç tutmaktır; tâ ki (yaptığı) işinin vebalini tatsın. Allah geçmiştekileri affetmiştir. (Fakat) kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikamını alır. Allah mutlak galiptir, (işlediği günahın karşılığını vermede) intikam sahibidir.

    YANITLASİL

    yuksel6 Temmuz 2022 09:24
    33] Rabbin emirleri ve ulûhiyeti karşısında dikilen her şey, hatta putlaşan akıl ve nefs-i emmâre bile. [bk. 25/43; 45/23]

    [34] Bu âyette kumar ve içki kesin olarak yasak edilmiştir (2/219; 4/43; 16/67). Başlangıçta kimin kazanacağı belli olmayan, fakat sonunda bir tarafın az çok maddî kaybına veya kazancına sebep olan her oyun kumardır. Kendimizi ve neslimizi bunlardan kurtarmak şarttır. İçkiyle ilgili üç merhaleden sonra yasağın sonuncusu olan bu âyet gelince, artık şarabın (içkinin) kesin haram olduğu ilan edildi. Bunun üzerine elinde kadehi olan onu kırdı. Ağzında yudumu olan onu attı ve ağzını yıkadı. Şarap küpleri hep kırıldı, sokaklardan şarap aktı. Herkes hep bir ağızdan, “Bıraktık yâ Rabbi!” dediler. Hz. Peygamber, “Her sarhoşluk verenin azı da çoğu da haramdır.” buyurmuştur. Bundan böyle Allah’ın ve Peygamber’in, bu yasak emri, kesin inananlarca uygulanmaktadır. Yine bu âyet-i kerîmelerle câhiliye dönemindeki her türlü put/heykel, kumar ve kumar cinsi şans oyunları, torba içinde çekilen numaralı oyunlar -isterse fakirlere yardım için olsun- hepsi yasak edilmiştir; haramdır. Bunların hepsi aklı perdeleyen, Allah’a kulluğu unutturan, şahsiyeti ve ruhu kirleten pisliktir. [bk. 22/30 ve dipnotu]

    [35] Şeytanın hile ve düşmanlıkları için bk. 2/10-36, 168-169, 268; 4/120; 7/16-17; 15/40-42; 17/53-64; 20/120; 22/53; 24/20; 29/38; 38/82; 47/25; 58/10,19; 59/16.
    maide suresi.90,95.

    YanıtlaSil
  143. Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    Sayfa: 33 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  144. Tetebbürsüz kıraat, fıkıhsız da ibaded olmaz. Bir fıkıh meclisi altmış senelik ibadetten hayırlıdır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer ra.
    Sayfa: 482 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  145. Yalan imana aykırıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    Sayfa: 228 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  146. Tetebbürsüz kıraat, fıkıhsız da ibaded olmaz. Bir fıkıh meclisi altmış senelik ibadetten hayırlıdır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer ra.
    Sayfa: 482 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2022 05:41
    Yalan imana aykırıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    Sayfa: 228 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2022 05:42
    Yalan imana aykırıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    Sayfa: 228 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2022 05:52
    De ki: "Allah'ın kelimeyi tammesiyle -ki onu iyi veya kötü tecavüz edemez- yerde yarattığı her şeyin şerrinden sığınırım. Gece gelenin, gündüz gelenin, göğe çıkanın, gökten inenin şerrinden. Ancak hayırla gelen hariç ey Rahman." (Cinnilere karşı Halid ibni Velid r.a hz lerine buyrulmuştur)
    Ravi: Hz. Ebul Aliye (r.a.)
    Sayfa: 335 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2022 05:54
    Tevfikin azı, aklın çoğundan hayırlıdır. Dünya hususundaki akıl mazarrat, din hususundaki akıl ise meserrettir.
    Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
    Sayfa: 336 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  147. İlmi gizleyene her şey lanet eder. Denizdeki balık ve gökteki kuş bile.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 337 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  148. Beş düşman.
    1-Nefis
    2-Şeytan
    3-Kâfirler
    4-Münafıklar
    5-Zalimler
    Muhittin Yıldırım
    MihenkTasi
    T. V. 5.

    YanıtlaSil
  149. Beş düşman.
    1-Nefis
    2-Şeytan
    3-Kâfirler
    4-Münafıklar
    5-Zalimler
    Muhittin Yıldırım
    MihenkTasi
    T. V. 5.

    YANITLASİL

    yuksel10 Temmuz 2022 06:22
    Peygamberler nefis terbiyesini esas alarak tebliğ, cihad yaparlar,
    firavunlar nefsi emmarelerinin isteklerine uyarlar.
    mihenk taşı
    T. V. 5.
    Muhittin Yıldırım

    YANITLASİL

    yuksel10 Temmuz 2022 06:28
    zehirli ağacın meyveside zehirli olur.
    MihenkTasi
    T. V. 5.
    Muhittin Yıldırım.

    YanıtlaSil
  150. Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının.
    Ravi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.)
    Sayfa: 222 / No: 16
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 21:26
    Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52.
    Sadaratle meşihat iki kanattır.
    (Sn.) 51.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 154,155.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:13
    Said Nursi (Bediuzzaman)
    1873-1960.Hi:1290-1379
    İslami ilmi Edebi Felsefi
    Yeni Lügat
    Abdullah Yeğin
    Hizmet Vakfı Yayınları
    sy. 601.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:19
    Said Nursi Bediuzzaman demiş ki
    Oğlum olursa adını Yüksel koyardım.
    Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi
    D. T. 24.3.1974.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:26
    Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir.
    Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren.
    İslami ilmi Edebi Felsefi
    Yeni Lügat
    Abdullah Yeğin
    Hizmet Vakfı Yayınları
    sy. 99.

    YanıtlaSil
  151. Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının.
    Ravi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.)
    Sayfa: 222 / No: 16
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 21:26
    Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52.
    Sadaratle meşihat iki kanattır.
    (Sn.) 51.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 154,155.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:13
    Said Nursi (Bediuzzaman)
    1873-1960.Hi:1290-1379
    İslami ilmi Edebi Felsefi
    Yeni Lügat
    Abdullah Yeğin
    Hizmet Vakfı Yayınları
    sy. 601.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:19
    Said Nursi Bediuzzaman demiş ki
    Oğlum olursa adını Yüksel koyardım.
    Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi
    D. T. 24.3.1974.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:26
    Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir.
    Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren.
    İslami ilmi Edebi Felsefi
    Yeni Lügat
    Abdullah Yeğin
    Hizmet Vakfı Yayınları
    sy. 99.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:45
    Nitekim şair der ki :
    "Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür,
    Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)!
    ...
    Aceb mi doğsa zülfünden fitneler,
    Meseldir bu denir, el-leylu hubla!
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu)
    cilt 14.sy.493.

    YANITLASİL

    yuksel23 Haziran 2022 00:11
    Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur.
    Hadislerle
    Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı
    Müslümanlık
    cilt. 2.
    Devlet idaresi
    sy. 609, 610

    YANITLASİL

    yuksel23 Haziran 2022 00:03
    Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    (Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.

    YanıtlaSil
  152. Kıyamet yaklaştığında taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanlanın en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır)


    "Zaman yaklaştığında... Yani kıyamet saati yaklaştığında
    taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur

    "ticaret çoğalır Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır.
    mal çoğalır kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibis şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.

    "saygı gösterilir" kelimesi, kökündendir

    mal sahibine mali nedeniyle Yani mal sahibi, dini için değil

    malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.

    "fuhuş çoğalır" Yani zina...

    , "çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocuklan yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder)

    "kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette

    "öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise L-ly

    "kirk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.

    Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacagina ve esirligin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.

    "Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder

    Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsät, V, 126, Hakim, Mustedrek, 386 Buhar, llim 21, Müslim, llim 9, Ibn Mâce, Fiten 25,Tirmizi, Fiten 34 Bk Bezzar, Müsned, Vill, 112
    531. syf
    Ramuz El-Ehadis Şerhi Levamiul ukul
    Zeka Parıltıları
    Ahmet Ziyâüddin Gümüşhanevi 1. Cilt

    YANITLASİL

    yuksel14 Temmuz 2022 10:51
    ölçü ve tartida eksiklik yapılır Yani onlarda noksanlık yapılır. Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teâlâ ölçekte ve tartıda hileye sapanlann vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıklanı zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3)
    Adam kopek yavrusu yetistirip egitir. Köpek yavrusu demektir.

    (Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı.
    "büyüğe saygı duyulmaz Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki füller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.

    zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle Zinanın çokluğunu Resûlüllah (sav)'in; öyleki adam yol ortasinda kadınla yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.

    kelimesi noktall harf "insanlar koyun

    olan/dät" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir. "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler

    bu zamanda insanlann en yisi, dalkavuk olan Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi

    hallerine bırakırlar.

    Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.) Hadisi Taberâni (el-Mu'cemü'l-kebir de), Hâkim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (ra)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Häkim'i (el-Müstedrek alá

    Müstedreki'l-Hâkim'de) Zehebî eleştirmiştir. Bu hadiste, Resulallah (sav)'in söyledikleri aynen gerçekleşmekte

    YanıtlaSil
  153. İnnâ ateynanin sırrını herkes anlamaz. (E. L.) 1:205.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 551.

    YANITLASİL

    yuksel15 Temmuz 2022 00:29
    Din birleştiricidir.(H. S.) 97:1.evham.
    Ahmak dost din düşmanından daha zararlıdır.(Mh.) 29:1.maka.
    Eğitimin ana lisanla yapılması faydalıdır.
    Din nokta-i nazarında medenilere galebe çalmak ikna iledir.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy 162,..165.

    YanıtlaSil
  154. Ulemanın mürekkebi ve şehidlerin kanı tartılsa idi, ulemanın mürekkebi şehidlerin kanına ağır basardı.
    Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)
    Sayfa: 359 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  155. İnnâ ateynanin sırrını herkes anlamaz. (E. L.) 1:205.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 551.

    YANITLASİL

    yuksel15 Temmuz 2022 00:29
    Din birleştiricidir.(H. S.) 97:1.evham.
    Ahmak dost din düşmanından daha zararlıdır.(Mh.) 29:1.maka.
    Eğitimin ana lisanla yapılması faydalıdır.
    Din nokta-i nazarında medenilere galebe çalmak ikna iledir.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy 162,..165.

    YANITLASİL

    yuksel17 Temmuz 2022 07:53
    Propagandada gerçekler olduğu gibi anlatılmalıdir.(Sn.) 17.
    Siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık doğruluğa tercih ediliyor.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 541.

    YANITLASİL

    yuksel17 Temmuz 2022 08:03
    Düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır.(Sn.) 62:(T.H.)117.
    Sulhkarane muamele dost kazandırır. (M.) 258:22.Mektup4.vec.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 171.

    YanıtlaSil
  156. Ey Adem oğlu ne yapacaksın dünya ile Helali hesap, haramı ise azabtır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 493 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel18 Temmuz 2022 08:32
    Çocuğun yediği helalse, giydiği haramdır.
    Atasözü

    YanıtlaSil
  157. İnsanların akidlerini bozduklarını, emanetleri hafife aldıklarını, ve -parmaklarını birbirine geçirip- böyle olduklarını gördüğün zaman evini tercih et, lisanına sahip ol, maruf olanı al, münkeri bırak, kendi işinle meşgul ol ve ammenin işlerini kendilerine bırak.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
    Sayfa: 46 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  158. Dünyada saadet, dünyayı terktedir.(S.) 188:17.Soz 2.makam.
    Dünya saadeti meşru dairedeki keyif iledir. (S.) 132:13.Söz 2.makam.
    Dünya ücret ve mükafat yeri değil. (M.) 435 :29. Mektup 9.kisim.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy 179.

    YanıtlaSil
  159. Adil ve mütevazi Sultan, Allah'ın yeryüzünde gölgesi ve mızrağıdır. Böyle adil ve mütevazi bir Sultan (veya vali) için her gündüz ve gecede, hepsi abid ve müçtehid olan altmış sıddık ameli yazılır.
    Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    Sayfa: 213 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel24 Temmuz 2022 00:56
    Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir ki, Allah'ın kullarından her mazlum ona iltica eder. Adalet yaparsa ona ecir, diğerine şükür, zulmederse ona vebal ve tebaaya da sabır düşer. Valiler zulm ederlerse kıtlık olur. Zekat verilmezse davarlar ölür, zina meydan alırsa, meskenet ve fakirlik zahir olur. Ve ehli zimmete zulm edilirse kuffar baş kaldırır. (Galebe çalar)
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 213 / No: 16
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel24 Temmuz 2022 00:59
    Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 51 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  160. Mustafa Kemal
    'SABETAY SEVİ'nin soyudan geliyorum kendisine hayranım.
    Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..'
    Sırr-ı inna A'tayna
    Rumuzat-i Semaniye
    Mâidet-ül-Kur'an sy 83

    YanıtlaSil
  161. Hadis-i Şerif
    1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.

    2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
    Gönderen yüksel zaman: 05:12
    5.007 YORUM:
    «En Eski ‹Eski 5001 – 5007 / 5007
    yuksel dedi ki...
    DECCAL (Bak:Süfyan)

    Bediüzzaman Mustafa Kemal'e Deccal demekle suçlandı. (E.L.)

    2:42, 53.

    Bediüzzaman Rusya'yı büyük Deccal olarak görüyor. (Ş.) 494:

    5. Şua 14. mesele; (S.) 310:24. Söz 3. dal, 8. asıl Bediüzzaman Deccalın vasıflarının âlem-i İslâmda çıktığını gör

    dü. (T.H.) 131.

    Deccala Kur'ân nurlarıyla karşı konulabilir. (T.H.) 131. Deccala siyâset vasıtasıyla galip gelinmez. (T.H.) 131. Deccalı (Büyük deccalı) İsâ (a.s.) öldürecek. (Ş.) 493:5. Şua;

    (M.) 426:29. Mektup 7. kısım, 6. işâret

    Deccal (İslâm Deccalı) Horasan tarafından çıkacak. (§.) 500:5. Şua Deccal aldatmakla iş görür. (Ş.) 492:5. Şua

    Deccalin alnında "hâzâ kâfirun" yazar. ($.) 490:5. Şua (Tils.) 191. Deccalın bir gözü kördür. (Ş.) 599:5. Şua Deccalı bütün dünyanın işitmesi. (Ş.) 494:5. Şua; (S.) 310:24.

    Söz 3. dal, 8. asıl

    Deccalın bütün dünyayı dolaşması. (S.) 310:24. Söz 3. dal 8. asıl

    FIHRIST/155

    28 Temmuz 2022 01:44
    yuksel dedi ki...
    Deccal dünyayı zapteder rivâyetinin mânâsı. (K.L.) 50. Deccali haber veren hadis. (Tils.) 177; (Ş.) 427:14. Şua Deccal ikidir. (Ş.) 492:5. Şua

    Deccalın icraatları. (Ş.) 498, 499:5. Şua

    Deccal ilahlık davâsında bulunacak. (Ş.) 491:5. Şua; (M.) 60: 15. Mektup, 4. suâl Deccal istidrac hârikalanıyla kendini muhafaza edecek. (Ş.) 493:

    5. Şua 13. mes.; (Ş.) 498:5. Şua tet. 2. mes.

    Deccal kuvvetlidir. (Ş.) 489, 492, 498:5. Şua

    Deccal Mekke ve Medine'ye giremeyecek. (K.L.) 16.

    Deccalın minâreden büyük olması. (Ş.) 494:5. Şua; (K.L.) 49. Deccal misâl dehây-1 a'ver. (S.) 655:Lemaat Deccalın muhasarası Mehdinin üzerinden kalkmamıştır. (Tils.) 213. Deccal mü'minlerin ayrılıklarından istifade edecek. (M.) 260:22.

    Mektup, 5. vecih

    Deccalın mühim bir kuvveti Yahudiler olacak. (Ş.) 494:5. Şua Deccal öldüğünde şeytan vefatını haber verecek. (Ş.) 489:5. Şua Deccalin vasıfları. (Ş.) 300:14. Şua

    Deccalın üç devresi var. (Ş.) 493:5. Şua

    Deccal ve Süfyan ünvanları yabancılara karşı lüzumsuz müna

    kaşa edilmemeli. (K.L.) 188. Deccalın yalancı cennet ve cehennemi vardır. ($.) 490, 494:5.

    Şua; (M.) 61:15. Mektup, 4. suâl

    Herkes deccalı tanımayacak. (S.) 310:24. Söz 3. dal, 8. asıl Hıristiyanlık İslâmiyetle mezcolarak Deccalı dağıtacak. (Ş.) 493:5. Şua Hz. İsa'nın Deccalle mücadelesi. (K.L.) 49.

    120:17. Lem'a 5. nota

    İsevî dininden uzaklaşan Avrupa, deccal gibi tek gözlüdür. (L.) FIHRIST/156

    28 Temmuz 2022 01:45
    yuksel dedi ki...
    İslâm Deccalı Süfyan. (Ş.) 498:5. Şua Mesih Deccal. (Ş.) 498:5. Şua
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi 155 156 syf

    28 Temmuz 2022 01:46
    yuksel dedi ki...
    Mustafa Kemal in Bediuzzaman a tarziye verdi.(E.L.)2:31.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu
    sy 484.
    29 Temmuz 2022 17:32
    yuksel dedi ki...
    Mustafa Kemal
    'SABETAY SEVİ'nin soyudan geliyorum kendisine hayranım.
    Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..'
    Sırr-ı inna A'tayna
    Rumuzat-i Semaniye
    Mâidet-ül-Kur'an sy 83

    31 Temmuz 2022 15:

    YanıtlaSil
  162. Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı gezerken Bediüzzaman’ın önünden geçen Nikola Nikolaviç’e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıldanmıyor. Başkumandanın nazar-ı dikkatini çekiyor. Tekrar bir bahane ile önünden geçiyor. Yine kımıldanmıyor.

    Üçüncü defasında önünde duruyor, tercüman vasıtasıyla aralarında şöyle bir muhavere geçiyor:

    “Beni tanımadılar mı?”

    “Evet, tanıdım. Nikola Nikolaviç, Çarın dayısıdır, Kafkas Cephesi Başkumandanıdır.”

    “O halde ne için hakaret ettiler?”



    “Hayır, affetsinler, ben kendilerine hakaret etmiş değilim. Ben mukaddesatımın emrettiğini yaptım.”

    “Mukaddesat ne emrediyormuş?”

    “Ben Müslüman âlimiyim. Kalbimde iman vardır. Kendisinde iman olan bir şahıs, imanı olmayan şahıstan efdaldir. Ben ona kıyam etseydim, mukaddesatıma hürmetsizlik yapmış olurdum. Onun için ben kıyam etmedim.”

    “Şu halde, bana imansız demekle benim şahsımı, hem ordumu, hem de milletimi ve Çarı tahkir etmiş oluyor. Derhal divan-ı harp kurulunda isticvab edilsin.”

    Bu emir üzerine divan-ı harp kuruluyor. Karargâhdaki Türk, Alman ve Avusturya zâbitleri, ayrı ayrı Bediüzzaman’a rica ederek Başkumandana tarziye vermesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevap bu oluyor:

    “Ben âhiret diyarına göçmek ve huzur-u Resulullaha varmak istiyorum. Bana bir pasaport lâzımdır. Ben imanıma muhalif hareket edemem.”

    Buna karşı kimse sesini çıkarmıyor, neticeyi bekliyor. İsticvab bitiyor. Rus Çarını ve Rus ordusunu tahkir maddesinden idam kararını veriyorlar. Kararı infaz için gelen bir manga askerin başındaki subaya kemâl-i şetâretle, “Müsaade ediniz, on beş dakika vazifemi îfa edeyim” diye abdest alıp iki rekat namaz kılarken, Nikola Nikolaviç geliyor, kendisine hitaben:

    “Beni affediniz. Sizin beni tahkir için bu hareketi yaptığınızı zannediyordum. Hakkınızda kanunî muamele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki, siz bu hareketinizi imanınızdan alıyorsunuz ve mukaddesatın emirlerini îfa ediyorsunuz. Hükmünüz iptal edilmiş; dinî salâhatinizden (salihliğinizden) dolayı şâyân-ı takdirsiniz. Sizi rahatsız ettim, tekrar tekrar rica ediyorum, beni affediniz.”

    YanıtlaSil
  163. Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
    Ravi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
    Sayfa: 197 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil


  164. Doğru olsam ok gibi,

    Yabana atarlar beni,

    Doğru olsam ok gibi,

    Yabana atarlar beni,



    Eğri olsam yay gibi,

    Elde tutarlar beni.

    Eğri olsam yay gibi,

    Elde tutarlar beni.



    Hiç keder elem etme,

    Boş yere matem etme,

    Düşmanlarını tanı,

    Uzak dur sitem etme.

    Düşmanlarını tanı,

    Uzak dur sitem etme.

    YanıtlaSil
  165. Peygamberler, baba bir ana ayrı kardeşlerdir. Dinleri de birdir. Meryem oğlu İsa (a.s) da Benim kardeşimdir. Ve aramızda başka Peygamber yoktur. O, tekrar yeryüzüne gelecektir. Onu gördüğünüzde tanırsınız. Orta boylu, kırmızı-beyaz renkli bir zattır. Üzerinde Mısır kumaşından iki parçalı elbise vardır. Su isabet etmediği halde başında damlalar görülür. (Geldiğinde) putu kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır ve milletleri islama davet eder. İslamdan başka din kalmaz. Arslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla beraber dolaşıp otlarlar. Ve çocuklar yılanlarla oynar ve hiç biride diğerine zarar vermezler. O kırk sene yaşayacak ve ölecektir. Cenazesini müslümanlar kaldıracaktır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 191 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Ağustos 2022 08:23
    Ümmetimden iki sınıf salih olursa, ümmette salih olur. Umera ve Ulema.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 308 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Ağustos 2022 08:29
    Ümmetimden iki sınıf salih olursa, ümmette salih olur. Umera ve Ulema.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 308 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Ağustos 2022 09:42
    LOZAN
    Ismet İnönü ve Lozan Anlaşması. (EL) 2:31.
    Lozan'da dinin öldürllmesi karan alındı. (E.L) 2:31.
    Lozan'da Türkleri Protestan yapma karan alındı. (EL) 2:53
    Lozan'in iç yüzü. (E.L.) 2:31.
    Mustafa Kemal ve Lozan Anlaşması. (EL.) 2:31.
    Sefin Lozan Anlaşmasında verdiği dehşetli fikir. (EL) 2:43

    YANITLASİL

    yuksel13 Ağustos 2022 09:49
    LOZAN
    Ismet İnönü ve Lozan Anlaşması. (EL) 2:31.
    Lozan'da dinin öldürllmesi karan alındı. (E.L) 2:31.
    Lozan'da Türkleri Protestan yapma karan alındı. (EL) 2:53
    Lozan'in iç yüzü. (E.L.) 2:31.
    Mustafa Kemal ve Lozan Anlaşması. (EL.) 2:31.
    Sefin Lozan Anlaşmasında verdiği dehşetli fikir. (EL) 2:43

    YANITLASİL

    yuksel14 Ağustos 2022 01:19
    Mufessirler, bu âyette ki güzel söz ü kelime-i tevhid, iman veya müminin kendisi diye yorumlamislardir. Çoğunluğun kabul ettiği birinci yoruma göre güzel ağacın kökü müminin kalbi, gövdesi imanın kendisi, dallari da müminin gerçekleştirdiği iyi amellerdir.
    Kemalat-i Tayyibe
    Risale-i Nur'un Tariflerine göre
    Istilahlar ve Anahtar kelimeler
    sy. 237,238.

    YANITLASİL

    yuksel14 Ağustos 2022 01:44
    İngiliz Meclis - i Meb'usaninda Mustemlekat Nazırı, elinde Kur'ân-ı Kerîm'i göstererek söylediği bir nutukta:
    Bu Kur'an, İslamlarin elinde bulundukca biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur'an 'i onların elinden kaldırmaliyiz yahut müslümanları Kur'an' dan sogutmaliyiz.
    diye hitabede bulunmuş.
    Esasat-i Nuriye
    Risale i Nur Mesleği Hizmet Rehberi
    sy. 323.

    YanıtlaSil
  166. Yalanla iman Bir arada olmaz : Bu atasözü bir hadise istinad eder. Bkz.
    Kunuzu'l-Hakayik,c.2.s.133.
    Yalanın imana aykırılığı, bu sözle açık seçik vurgulanir. Tasavvuf ta sıdk önemlidir. Yalana mübtela olan salik, manen yol alamaz.
    Sakın ha yanılıp yalan söyleme
    açlıktan ölsen de haram yeme
    Zeynel Baba
    Tasavvuf Terimleri Deyimleri Sözlüğü
    Prof. Dr. Ethem Cebecioglu
    sy. 708,709.

    YanıtlaSil
  167. Edep nedir? diye sual edildiğinde :"Yemeğiniz arpa olsun, helvanız hurma olsun, katığınız tuz olsun, yağınız süt olsun, elbiseniz yün olsun, evleriniz mescidler olsun, ışığınız güneş olsun kandiliniz ay olsun lezzetiniz su olsun,
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 15. sy. 84.

    YANITLASİL

    yuksel26 Eylül 2022 04:40
    güzelliğiniz temizlik olsun, ziynetiniz tedbir olsun, ameliniz rıza olsun, azığıniz takva olsun, Yemeğiniz gece olsun, uykunuz gündüz olsun, kelamınız zikir olsun suskunluğunuz ve gayeniz tefekkür olsun,bakışınız ibret olsun, sığınağıniz ve yardımcınız da Mevlaniz olsun! İşte ölünceye kadar bu hal üzere sabredin! "buyurmuştur.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 15.
    sy.84,85.

    YanıtlaSil
  168. Ali (r. a.) : "Gözler bizatihi O'nu göremez ama kalp gözleri iman hakikatı ile O'nu görür. Rabbim tektir. Ortağı ve bir ikincisi yoktur. Eşsiz dir, benzeri yoktur. Zaman ve mekandan münezzehtir. Duyu organlarıyla algilanamaz. O'nun la hiçbir şeyin mukayesesi yapilamaz."
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt 20.sy.42.

    YanıtlaSil
  169. Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.)
    Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    Sayfa: 121 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  170. Kur'an okumakla Kur'an olmaz. Nakletmekle de ilim olmaz. Kur'an hidayetle, ilim de anlayışla olur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 362 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel4 Ekim 2022 04:25
    Zekat, halka şefkatin anahtarıdır.
    İslam da Zekat Muessesi.
    Yunus Vehbi Yavuz.
    Fihrist

    YANITLASİL

    yuksel4 Ekim 2022 04:41
    Zekat, malı ebedilestirir.
    Zekat, malı temizler.
    Zekat, malı çoğaltır.
    Zekat, kalpteki dünya sevgisine karşı bir ilaçtır.
    Zekat, fakirin kıskançlık duygusunu körletir.
    İslam da Zekat Muessesesi.
    Yunus Vehbi Yavuz
    Fihrist

    YANITLASİL

    yuksel4 Ekim 2022 04:51
    Zekat, bir nevi sosyal güvenlik ve sigortadir.
    Zekat, toplumda bir orta sınıfın doğmasını öngörür.
    Zekat, paranın stok edilmesini önler.
    Zekat sosyal dengeyi sağlar.
    Zekat, yatırıma açılan bir kapıdır.
    Zekat bir kalkınma hamlesidir.
    Zekat, fakiri çalışmaya teşvik eder.
    İslam da Zekat Muessesesi
    Yunus Vehbi Yavuz
    Fihrist

    YanıtlaSil
  171. Baykara'nın söylediklerinden sadece Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk'ün değil, Atatürk' ün şahsında, 20.
    yüzyılınTürk devrimini yapan kadronun Sultan II. Abdülhamid döneminin doğal bir sonucu olduklarini söylemek müm-
    kün görünmektedir.
    1880lerden itibaren, bir Osmanlı toplumu yaratmak ideali ile her vilayette pozitif ilimleri öğreten idadi liselerinin açılması, aydın Batıcı bir kuşak yetişmesini sağladı . Atatürk nesli,
    i bu temelde kurulan yeni askeri mekteplerde yetişti (Inalcık 2006: 338).
    sy. 177
    Türk Modernleşme ve 2.Abdulhamid'in eğitim hamlesi
    Ömer Faruk Yelkenci

    YanıtlaSil
  172. Ancak Ebu Davud (Rahimehullah) ın, "el-Merasil" isimli eserinde Mukatil İbni Hayyân (Rahimehullah) dan naklettigine göre :o dönem Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bayram namazlarında olduğu gibi, Cuma namazını hutbeden önce kildiriyordu, dolayısıyla sahabe - i Kiram namazı terk etmiş olmadı, ancak hutbe dinlemenin namaz gibi zorunlu olduğunu bilmediklerinden onu terk ettiler. (Ibni Kesîr)
    Kur'an -i Mecid
    ve Tefsîr li Meali Alisi
    (Eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi)
    (Kuddisu Sirruhu) sy. 553.

    YanıtlaSil
  173. 3 ŞEY SABIR KUVVETİNİ DAĞITIR
    1-Evham, 2-Gaflet, 3-Fani hayatı baki zannetmek.
    NUR'DAN MADDELER
    MUSTAFA TOPOZ
    SUEDA
    sy.. 9.

    YanıtlaSil
  174. İhtiyar Akrabaya bakmanın 3 faydası
    1-Rızıkta bereket.
    2-Rahmete mazhar olmak.
    3-Bela ve musibetlerden kurtulmak.
    NUR'DAN MADDELER
    MUSTAFA TOPOZ
    SUEDA
    sy. 55.

    YanıtlaSil
  175. ) rem (S.A.S.) şöyle buyurmuşlardır: Rü'yada beni gören bizzat beni görmüştür.

    (3) Ebû Hureyre (R.A.) diyor ki, Resûli Ekrem (S.A.S.) şöyle bu- yurdular: Rü'yada beni gören gerçekten beni görmüştür. Çünkü Şey- tân kendini bana benzetemez.

    Bu Hadisi Şerifi Ebû Hureyre (R.A.) dan rivayet eden A'sım b. Kureyb'in babası Kureyb, oğlu A'sım'a şöyle nakletmiştir. Rü'yâda Re- suli Ekrem (S.A.S.)i gördüğümü, Hasan b. Alî (R.A.)ı hatırladığımı, Hz. Hasan'ı ona benzettiğimi Abdullah İbni Abbâs (R.A.) Hz.lerine anlat- tim. Abdullâh ibni Abbâs (R.A.) evet Hasan Resûli Ekrem (S.A.S.) e çok benzemektedir. (Hz. Hasan Resûli Ekrem (S.A.S.) benzediğine da- ir bir çok rivayet vardır. Hatta Hz. Ali (R.A.) dan şöyle rivayet edilmiş- tir; Hasan belden yukarı kısımlarıyla, Hüseyinde belden aşağı kısımla- rıyla Resûli Ekre m (S.A.S.) e çok benzemektedirler.)

    YANITLASİL

    yuksel18 Nisan 2023 04:04
    أحب الجِهَادِ إلى الله تعالى كلمة حتى تقال لا مام جائر

    Hazreti vacibü 1-vücuda göre, cihâdın en sevimlisi, cevr ve zulüm le mellif bulunan- eimme yâni hükkâm nezdinde, hak olan sözü giz- kmeyip, aşikar eylemektir. 629 uncu hadîsi şerife de bakınız.

    أحث الطعام الى الله ما كثرت عليه الانبي PA

    Ceilu mübdi käinât, üzerinde çok eller bulunan yemeklerden, pek ajale bogut olur. İşbu kelâmı hikmetiyle cenâbi peygamber efendimiz rederi, inmeti merhumelerini, bahil olmaktan ve tamakârlıktan tah- le se ve Alicecab ve müsafirperver olmalarını tergib ve teşvik
    Binbir Hadis
    Mehmed Arif
    sy. 31.
    Sema ili Şerife
    Tirmizi. sy. 407.

    YanıtlaSil
  176. MESAFEDE Beyazıt Camii kürsüsünden - (Balkan Harbi, 1913).....

    &TEVEKKÜL, AMA ARSLAN GİBİ... SAVAŞTAYIZ, DURMAYALIM! Fatih Camii kürsüsünden - (Balkan Harbi, 1913)

    4 BU DEVLET YIKILIRSA, İSLAM ALEMİ BİTER... BİZİ ANCAK EĞİTİM

    KURTARIR Süleymaniye Camii kürsüsünden - (Balkan Harbi, 1913). 5. ESİR OLANA, DEĞİL HAYAT; ÖLÜM HAKKI BİLE TANIMAZLAR!..

    SAVAŞALIM! Zağnos Paşa Camii kürsüsünden - (Milli Mücadele, 1920)..

    BİRLEŞELİM, ÇALIŞALIM, YABANCILARA KANMAYALIM; SAVAŞALIM,

    SEVRI PARÇALAYALIM! Nasrullah Camii kürsüsünden - (Milli Mücadele, 1920) 2 7. MÜSLÜMAN, DİNİNE SARILIRSA, YÜKSELİR... GERİ KALMAMIZ

    DİNDEN DEĞİL, BİZDEN! Kastamonu kazalarında - (Milli Mücadele, 1920)... & TAM MÜSLÜMAN OLMADAN KURTULUŞ YOK... CEPHELERDE

    SAVAŞA DEVAM! Kastamonu kazalarında - (Milli Mücadele, 1920)...... ZAFERDEN ÜMID KESENLER, MÜSLÜMAN DEĞİLDİR! Kastamonu havilininde-(Mill Michele, 1920)....

    SÖZLÜK

    SÖZLÜK

    YanıtlaSil
  177. EĞERSİZ ATA BİNEN TEZ İNER: Sağlam temellere oturmayan bir işe bel bağlayan, değersiz insanlara güvenen kişi pek çabuk hayal kırıklığına uğrar.

    EĞRİ BACANIN DUMANI DOĞRU ÇIKAR: Hiç kimse. veya hiçbir şey için görünüşüne göre hüküm vermemek gerekir. Çünkü çoğu zaman görünüş aldatıcıdır.

    EĞRİ OTUR, DOĞRU SÖYLE: Hal ve hareketlerinde dai- ma saygılı ve alçak gönüllü ol, çıkarın ne olursa olsun, kimseye yalan söyleme.

    EKMEĞİNİ KATIĞINA DENK EDEN HİÇBİR ZA- MAN AÇ KALMAZ: Daima ölçülü, hesaplı hareket eden in- san sonunda güç ve muhtaç durumlara düşmez.

    EL ELDEN ÜSTÜNDÜR: Hünerin sınırı olmaz. Bir şeyin en iyisini yaptığına inanan insan, günün birinde kendisinden da- ha üstün ve başarılı olan birilerinin çıkabileceğini unutmamalıdır.

    EL İÇİN KUYU KAZAN İBTİDA KENDİ DÜŞER: Başkalarının kötülüğünü düşünenler; bunun için birtakım yalan-

    133

    YanıtlaSil
  178. esîri: atomların içini ve bütün uzay boşlu- ğunu doldurduğu var sayılan, uzaktan çekme ve itme kuvvetlerinin, ışık ve diğer işınların (radyosyonların) manyetik (mıknatıs alanı oluşturan) kuvvetlerin iletimini sağlayan, atom parçacıklarının yaratılmasında ham- madde ve kaynak görevini yapan çok ince ya-

    pılı bir çeşit madde

    YANITLASİL

    yuksel20 Haziran 2023 08:45
    asry hakikatbin

    hakikati insanların yaşadığı devir, Hz.Peygamber gore (a.s.m.) ve sahabelerin yaşadığı devir

    asri hazır: şimdiki devir, şimdi

    yüzyıl

    asr-i hürriyet: hürriyet asri, insanl rın hür yaşadıkları yüzyıl

    عصر میلادی asr miladi : milâdî yüzy Hz.İsa'nın doğumunu başlangıç olarak alan takvime göre hesap edilen yüzyıl

    asr-1 Muhammedi : Hz. Muham

    med'in (a.s.m.) hicretini (mi.622) başlangı olarak alan hicrî yüzyıl

    asr-i nur: nur asrı, aydınlık devir (mec.) Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiğ Kur'an ve İslâm'ın dünyayı aydınlatmaya baş ladığı devir

    : عصر نزول فرقان asr- nûzul-i Furkan

    yanlışı ayırıcı (Furkan) olan Kur'an'ın gönde rildiği yüzyıl doğru ile

    Asr-1 Saadet : mutluluk çağı, Muhammed'in (a.s.m.) ve sahabenin yaşadığı yüzyıl (bkz.sahabe) Hz.

    : عصر سعادت و تابعین Asri Saadet ve tabiin ve sahabenin yaşadıkları devir olan Asr-1 Sa Saadet ve asr-1 tabiîn) Hz. I adet (Muth peygamber (a.s.m.) : (Asr-1 الملا

    YANITLASİL

    yuksel20 Haziran 2023 08:50
    asr süresi
    esir süresi olarak yazılmaktadır
    Kur'an'ın 103.Suresinin adıdır.

    YANITLASİL

    yuksel20 Haziran 2023 08:52
    Asra yemin olsun ki yani esir maddesine yemin olsun ki anlaşılabilir.

    YanıtlaSil
  179. 1

    42 Hakkı batilla karıştırıp onu bile bile gizleme-

    yin.

    42 Hakkın batilla karıştırılması, gerçeğin tah- rif edilerek anlaşılmaz bir hâle getirilmesi veya anlaşılır olsa bile, gerçekten uzak bir manaya so- kulmasından ibarettir. Daha açık bir ifadeyle, de- lil üzerinde sahtekârlık yaparak yanlış hüküm çı- karılmasını sağlamaktır.

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2023 08:31
    Kur'an-ı Kerim
    Meal ve Tefsiri
    Talat Kocyigit
    cilt 1.sy.122.

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2023 08:33
    Bakara Suresi 42.ayet.

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2023 08:46
    Hakkın batilla karıştırılması, onun gizlenmesi ve başkaları tarafından bilinip anlasilmamasi gayesine matuftur.
    Bakara Suresi
    42. ayet.
    Kur'an - i Kerim
    Meal ve Tefsiri
    Talat Kocyigit
    . 1.sy.123.

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2023 08:53
    ma'tuf. 1.Egilmis,yönelmiş, meyletmis.
    2.Birine isnat olunmuş, yöneltilmiş.
    Osmanlı Türkçesi Sözlüğü
    Prof Dr İsmail Parlatır
    Yargı Yayinevi
    sy. 1023.

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2023 08:59
    İsnad.
    1.Bir düşünceyi, bir konuyu bir kişi veya bir sebebe dayandirma, yükleme, atfetme. 2.mec.Karacilik,iftira.
    Osmanlı Türkçesi Sözlüğü
    Prof Dr İsmail Parlatır
    Yargı Yayinevi
    sy. 767.

    YanıtlaSil
  180. bakımdan Kur all Sahibinden rivâyete veya hâdiselerin inkişafına bağlı Onun için bazen bir hâdise karşısında, Kur'ân'in âyetlerind zamana kadar hissetmediğiniz bir mana anlarsınız ve o âyet, o hâdise için nazil olmuş sanırsınız ki, bu da Kur'ân'in yönlerindendir. Tercümede bunlar verilemeyeceğinden zay Bu cümleden olmak üzere, öte yandan âyetlerin bir mu olanları, bir de müteşabih olanları vardır. Bir âyette hem mu hem müteşabih yönlerin birleşmesi de olur. Müteşabih â "Onun tevilini ancak Allah bilir" (Bakara, 2/7) olduğundar Bilmek yetr

    da tercüme kesinleştirilemeyeceği gibi, tefsir ve tevil de ke tirilemez. Aynı şekilde bunlar için bir meâl de gösterileme olsa aynı lafızların korunmasıyla duyulabildiği kadar kap

    YanıtlaSil
  181. Acaba faizi ki moduyor? Faizi, faizle kredi alan tüccar, sanayici ve her hangi bir iş adamı mı ödüyor, yoksa tüketici olanlar mı ödüyor? Mu- hakkakki faiz çoğunlukla halktan alınıp ödeniyor. Eğer kredi; yeme, iç me, giyinme, barınma ve gerekli eşyalar satın almak için alınmışsa fâiz, krediyi alandan çıkar ki bugün bu durumda olanlara teminatı olmadığı için zaten faizle para verilmez. Geriye ziraî, sınaî veya hizmet üreten züm- re kalıyor ki fâizcinin esas müşterisi bunlardır. Bunlar ürettikleri şey- lerin maloluş fiatlarına, hem ödedikleri ve hem de ilerde ödiyecekleri fâizi ilâve etmek zorunda kalırlar. Bu da elbetteki fiatları artıracaktır.

    Üreticileri ikiye ayırabiliriz: a) Kredi almadan kendi imkânları ile iş çevirenler. Bunlar küçük üretici ve müstahsillerdir. b) İşlerini kredi ile yürütenler. Büyük kuruluşlar daha çok bu kısım içinde yer alırlar. Bu kısımda küçük üreticiler ve küçük kuruluşlar da vardır. Her kurulu- şun amacı hem varlığını sürdürmek ve hem de büyümektir. Bazan talep fazlalığı ve bazan da rekabet yüzünden kısa devrede gelişme istenilir. Bu sebeple de paraya ihtiyaç olur. Muntazaman kredi temin eden iş yerleri şartlar elverişli olduğunda kısa sürede büyürler. Piyasa aynı alanda en fazla üretim sağlıyan, kuruluş veya kuruluşların daha fazla etkisi al- tındadır.

    dilen
    7-Fâizin fiyatlara etkisi
    İslam İktisadinin Esasları
    Celal Yeniçeri
    sy. 263.
    Şamil Yayinevi

    YANITLASİL

    yuksel16 Temmuz 2023 08:21
    C - BAZI MALLARA İHRAÇ YASAĞININ KONULMASI

    Devlet bazı malların ihracını yasaklıyabilir. Buna harp yıllarında daha çok ihtiyaç duyulur. Bilhassa silâh ve silâh sanayiinde kullanılabi- lecek her türlü maddenin satışı yasaklanır. İbni Kudâme (541-620 H/1146- 1223 M); düşman tarafa, yol kesicilere, veya fitnecilere silâh satışı yasak- tir, diyor¹". Yasağa uyulmasından hisbe 134 teşkilâtı sorumlu olduğundan konu hisbe kitaplarında da yer almıştır. Meselâ İbni 'İvaz (ö. 696 H) ko- nuya değinirken şöyle der: «Harpte düşmanın işine yarıyacak olan her şeyin; harp malzemelerinin, malzeme yapımında kullanılması sebebiyle demirin, harpte yük ve binek vasıtası olarak kullanılan hayvanların ve muhariplerin işine yarıyacak elbiselerin satışına müsaade edilmez»> 135.

    ihraç yasağı muhakkakki daha başka malları da kapsıyabilir.
    İslam Iktisadinin Esasları
    Celal Yeniçeri
    Şamil Yayinevi
    sy. 265.

    YanıtlaSil
  182. Osmanlı Tahtının Varisleri: Kırım Hanları

    Ankara Savaşı'ndan sonra yıkılacak olan Altinorda'nın devami Kırım Hanlığı olur. Geleneksel devletlerde kültürün etkisi baskındır. Osmanlı'da "Hanedan-ı Ali Osman" Osman Gazinin soyu "kut" yani Allah'tan dünyayı yönetme gücü

    YANITLASİL

    yuksel26 Temmuz 2023 04:26
    almış, baht sahibi olarak kabul edilirdi. Bununla birlik- te Cengiz soyu da kut sahibi kabul edilir ve bu yüzden büyük önem taşırdı. Osmanlı'da erkek çocuk doğmasa, soy kesilse, taht Kırım Hanı'nın hakkıdır. Çünkü onların soyları da kutludur. Osmanlı kaynaklarında Cengiz soyu bu açıdan muteberdir. O kadar ki; tüm paşalar, krallar huzura çıktığı vakit Sultanın eteğini öperken; Kırım hanları el öpme hakkına sahiptiler. Fatih ile beraber Osmanlı'ya bağlanan Kırım Hanlığı; II. Viyana Kuşatması'nda vazi- felerini yerine getirmez ve duygusal bir sebepten ötürü düşmanın önünü kesmeyerek Osmanlı ordusunun iki ateş arasında kalmasına sebep olurlar.

    Vazifeyi Terk Kendine ve İslam'a İhanettir

    Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın emrine rağmen Kırım Hanı; Leh ordularını durdurmaz ve geçişine izin verir. Vi- yana'yı fethetmeye yakın olan ordu arkadan beklenmedik bir baskın ile sarsılır ve iki ateş arasında kalır. Bu hadisenin etkisi bugün de devam etmektedir. Bozgundan sonrası Osmanlı, Kırım ve âlem-i İslam için duraklama, gerileme ve hayatta kalma mücadelesi olacaktır. Dün Osmanlı'ya şu ya da bu sebepten karşı duran, altını oyan hangi teşekkül varsa bugün Türkiye'den daha vahim halde; yok olma teh- likesiyle karşı karşıyadır. Gün; tekerrürü önleme, tarihten ilhamla aleme yeni bir nefes olma günüdür.

    YANITLASİL

    yuksel26 Temmuz 2023 04:29
    Genç
    Ebedi Gençlik Dergisi
    Ocak 2018
    sayı. 136.
    sy.43.

    YanıtlaSil
  183. Vatan hainlerini putlastirdilar
    kahramanlastirdilar
    Mustafa Kemal ve İnönü
    İslam dini oldurulecek
    Yahudiler ve masonlar
    Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz.
    Haim Naum
    Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle)
    istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag
    17 Ocak 1988
    Nokta Dergisi....
    atılmıştır.

    YanıtlaSil
  184. İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:33
    İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:53
    8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış.
    Akra Fm.
    Günün sohbeti
    Prof Dr Mahmud Esad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 23:36
    Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder