NEBİALLAH

Yorumlar

  1. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah

    YanıtlaSil
  2. Hasan Basri (rh) 'dan "kamtarir" kelimesinin anlamının ne olduğu soruldu.Buyurdu ki; "o, ismi kendinden , kendisi de isminden çetin ve zor olan kıyâmet gününün ismidir."
    Ruhu'l Beyân .
    Kur'an Meali ve Tefsiri.cilt.22.sy.565.

    YanıtlaSil

  3. (1)Şer‘î ıstılahta nesh, herhangi bir hükmün yerine, sonradan başka bir şer‘î hükmün beyân edilmesi ve böylelikle, evvelki hükmün vaktinin sona ermesidir. Nesh, ebediyetine hükmedilmemiş emir ve yasaklara mahsustur. (Kurtubî, c. 1/2, 62-65)
    “Evet mevâsim-i erbaada (dört mevsimde) giyecek, yiyecek ve sâir ilaçların tebeddülüne (değişmesine) lüzum ve ihtiyaç hâsıl olduğu gibi, bir şahsın yaşayış devrelerinde, ta‘lim ve terbiye keyfiyeti (şekli) tebeddül eder (değişir). Kezâlik (bunun gibi), hikmet ve maslahatın iktizâsı (gereği) üzerine, ömr-i beşerin (insan ömrünün) mertebelerine göre ahkâm-ı fer‘iyede (esâsa âid olmayan hükümlerde) tebeddül (değişme) vardır. Çünki fer‘î hükümlerden biri, bir zamanda maslahat (faydalı) iken, diğer bir zamâna göre mazarrat (zararlı) olur. Veya bir ilâç, bir şahsa devâ iken, şahs-ı âhara (başka şahsa) dâ’ (hastalık) olur. Bu sırdandır ki Kur’ân, fer‘î hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi, diye hükmetmiştir.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 44)

    YanıtlaSil
  4. Cüz: 1, Sûre: 2(Bakara 106-112)
    106-(Biz) bir âyetin hükmünü kaldırır veya onu unutturursak, ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz.(1) Bilmez misin ki şübhesiz Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir!

    YanıtlaSil
  5. Bu farzların içinde birisi özel önem arzetmektedir ki o da namazdır. İbn Arabî'ye göre Namaz, en yüksek ve en güzel tecellîler için tercih edilen yerdir. Bu Tecellîler dâima yenidir ve inananlar için farklı durumlarla uyum içinde belli bir hiyerarşi ile ortaya çıkarlar. Kulun Cenâb-ı Hakk'a en yakın ânı; Namazda, başını secdeye koyduğu andır. Bundan ötürü İbn Arabî "Yükselmen alçalmandır." diyerek, cismen en alçak olduğumuz noktada, rûhen en yüksek olduğumuz çizgiyi anlatır. İşte, kullar bedenleriyle toprağa, en yakın oldukları o anda, benliklerinin Sînâ tepelerinde "Beni göremeyeceksin." sesini yeniden duyabilirler.

    YanıtlaSil
  6. Güvenilir kaynaklardaki rivayetlerden derlenen Veda Hutbeleri metni ana hatlarıyla şöyledir: Hz Peygamber S.A.V.Allah C.C. hamd ve senâdan şöyle buyurdu.........
    .......
    Çocuklar babalarından başkasına nisbet edilemez.
    .......
    İslam Ansiklopedisi.
    Türkiye Diyanet Vakfı.
    Cilt.42.sy.592.

    YanıtlaSil
  7. Alimlerin siyaset ile yakından ilgilenmesini durmadan vurgulamış ve şöyle demiştir: "Siyaset ile müslüman âlim ilgilenmeyecek de kim ilgilenecektir? İslâm âlimleri toplumla ilgili hiçbir işin dışında tutmamıştır.Toplumun çobanları niteliğindeki âlimler siyasete herkesten daha uygundurlar.Çünkü onlar halktan doğrudan sorumlu kişilerdir.
    Cezayir Bağımsızlık Mücadelesi Önderi.
    Bin Badis.
    Prof.Dr.Sabri hizmetli.
    sy.167.

    YanıtlaSil
  8. Himyata : (Süryanicedir ve Tevrat'ta geçer.) Resul-ü Ekrem Hz. Muhammed (A.S.M.)İbranice bir ismidir.
    Hin-i sefer :Yolculuk .Ölüm zamanı. Sefer zamanı.
    Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.381.

    YanıtlaSil
  9. Hayırdan bazan şer çıktığı gibi, şerden de bazan hayır çıkar.(Mn.) 75.
    Hayr-ı mutlaktan hayır gelir.
    İnsanın hayra da, şerre de sınırsız kaabiliyeti vardır.(Sn.) 27.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.258.

    YanıtlaSil
  10. Bilim ve Din
    Kış 96 [ 53. Sayı ]
    "Hüccet-ül İslam" İmam-ı Gazzali
    Mahmut Metin
    İ. Ü. Hukuk Fakültesi'nde öğrenci
    İmam-ı Gazzali, aklın hakikatlari kavramada yeterli olup olmadığını ve aklın ürünü olan ilimlerin hakikat paylarının ne olduğunu, din ile akıl ve onun ürünü ilimler arasındaki ilişkilerin boyutunu inceleyip, İslamî bir yorum ortaya koyanların ve bu konuda söz sahibi olanların en önemlilerinden biridir.

    1058 yılında İran'da Horasan iline bağlı Tus şehrinde dünyaya gelmiştir. Çok küçük yaşlarda medrese eğitimine başlayan Gazzali, daha sonraki yıllarda "medrese-i Nizamiye" adını taşıyan devrin en ünlü üniversitesine müderris tayin edilmiştir. Bundan sonraki hayatının bir döneminde Üniversiteden ayrılsa da sonra tekrar geri dönmüştür. 1111 yılında ise doğduğu şehir olan Tus'ta vefât etmiştir.

    Gazzali, arkasında bıraktığı çok sayıda eseri ile (eserlerinin başında; İhya-u Ulum-üd Din, Makasıd-ül Felasife, Tehafüt-ül Felasite, El-munkızu min-ad-dalâl gelir.)1, yaşadığı devirde İslam düşüncesindeki fikir karışıklıklarını gidermeye çalışmış ve yaptığı hizmetlerden dolayı "Hüccet-ül İslam" ünvanını almıştır.

    Gazzali, bilim-din ilişkisine ilk olarak "bilgi" kavramını sorgulayarak başlar. Bilgi nedir? Hakikatlere ulaşmada, hakkı batıldan ayırmada bilginin rolü nedir? Gazzali'yi bu sorulara ulaştıran, kendi deyimiyle "fıtratındaki hakikatlere susamışlık" ve haklarında ihtilaf bulunan taklidi (göreneğe dayanan) akaidlerin hakikatını bulma isteğidir.

    "Bilgi nedir?" sorusuna cevap arayan Gazzali, kendisinden şüphe edilmeyecek ve hataya yol açmayacak derecede "yakîn"e yaklaşmış bilginin kesin bilgi olduğunu savunur. Bu konuda şöyle der: "(yakîn) reddesine varan bilgilerde bilinen şeyin asla şek götürmeyecek derecede anlaşılmış olması gerekir. Bunda yanılmış olmak, vehme kapılmak ihtimali varid olmaz. Kalp böyle bir ihtimale imkân vermez."2

    Gazzali, yakîn derecesine ulaşmayan bilgilerin itimada (güvene) layık olmadığı görüşündedir.

    Araştırmaları sonunda "hissiyat"tan3 olan bilgilerin insanı yanıltabileceği, hataya düşüreceği sonucuna varır, "zaruriyât"a4 yönelir. Fakat burada da şüpheye düşer. Akli bilgileri de çürütebilecek, akıl anlayışının dışında başka bir "idrakin" olup olmadığı sorunu araştırır. Böyle bir idrakin ortaya bıkmamış olmasının onun (mevcut) olmadığı sonucunu doğurmayacağı düşüncesi Gazzali'yi bir süre şüphe içinde bırakır. Sonunda zaruriyatın güvenilir olduğuna inanır (emin olur). Fakat bunun (emin olmanın) delillerle ispatlanmak suretiyle değil, Cenab-ı Hakk'ın nuru ile (ilham) olduğuna inanır. "Bu emniyet delil, tertip ve tanzim etmek suretiyle hasıl olmuş değildir. Cenab-ı Hakk'ın kalbime akıttığı bir nur sayesinde olmuştur. Bu nur bir çok bilgilerin anahtarıdır"der.5

    Gazzali, "Keşfi, yani hakikatlere vakıf olmayı, bu nurdan beklemek gerekir"6 diyerek "mükâşefe" yoluna işaret eder.

    Görüldüğü gibi Gazzali, kesin bilgiye "ilham" (Allah'ın insan kalbine bilgi doldurması) ve mükâşefe (Allah'ın sırlarının sezgi yolu ile elde edilmesi) yolu ile ulaşılacağı kanaatindedir.

    Aklî bilgilerin güvenilirliği yanında, hakikatlere, Allah'ın nuru ile ulaşılabileceğini savunan Gazzali, "Hakikatlere ermek daima delil ile olur zannedenler, Allah'ın geniş ve sonsuz rahmetini daraltmış olurlar"der.7

    YanıtlaSil

  11. Bu düşüncelerle Gazzali, hakikati ve bilginin kaynağını "akıl ötesi"nde aramaya başlamıştır. Bu düşünceleri tasavvufu inceledikten sonra daha da gelişecektir. Gazzali, hakikatı araştıranları ve onların ilimlerini incelemeye koyulur.

    İlk olarak kelamcıları ve Kelam ilmini inceler. Kelam ilminin, bir ilim dalı olarak kendisinden beklenen amaca elverişli olduğunu görür. Ancak bu Gazzali'nin maksadını temine yetmeyecektir.

    Daha sonra felsefeciler ve felsefi ilimleri inceler. İbn-i Sina ve Farabi gibi felsefecileri İslam akaidine ters (zıt) düşen görüşlerinden dolayı sıradan bir mü'min olarak bile kabul etmez, zındıkaya girmek ve zındıkları yetiştirmekle itham eder.8

    Felseti ilimlerin bir çoğunun, temelde (bir bilim olarak) dine müspet veya menfi manada taalluk etmediğini ifade eden Gazzali, ancak yüzme bilmeyen bir adamın deniz kenarında dolaşmasındaki tehlike gibi İslamî ilimlere tam manasıyla vakıf olmayan birisinin felsefenin derin mesafelerinde boğulma ihtimali ve felsefecilere hayranlıktan dolayı onların batıl olan fıkirlerini kabul tehlikesi üzerinde durur ve ihtiyatlı davranılmasını öğütler. Ayrıca felsefi ilimlerin bazılarının dini akaide tamamen ters hükümler içerdiğini, bunların ise küfür (Allah'la ortak koşma) olduğunu bildirir.9

    Felsefenin en ince sırlarına vakıf olan Gazzali, Felsefenin de kelam gibi kendi maksadını temin için yeterli olmadığı kanaatine varır. Hakikatlere varmada aklın yetersizliği düşüncesi, dahada gelişir. Şöyle der Gazzali; "Akıl bütün meseleleri kavramakta müstakil değildir. Bütün karmaşık meseleler üzerinden anlaşılmazlık perdesini kaldıramaz."10

    Gazzali kendisinin hem ilmin hakikatleri kavramaktaki yetersizliğine inanıp, hem de (özellikle felsefecilere karşı) iddialarını isbatlamak için aklî ve ilmî deliller getirmesini eleştirenlere şu cevabı verir: "....tıbbın ve yıldızların hassalarından delil getirdim. Çünkü bunlar felsefecilerin meşgul olduğu ilimlerdendir. Biz yıldızlar ilmi, tıp, tabiat, sihir, tılsımlar gibi fenlerden birine vakıf olan her alime karşı nübüvveti ispat için kendi ilmine taalluk eden deliller gösteririz."11 Gazzali bu cevabıyla ilimlerin nasıl ve hangi amaçla kullanılması gerektiğini de dolaylı olarak ortaya koymuş olmaktadır.

    Aradığını felsefedede bulamayan Gazzali, tasavvufa yönelir. Mutasavvıfları ve eserlerini inceler. Mutasavvıfların tarzını beğenir ve benimser. Tasavvufta karar kılar.

    Gazzali tasavvufta akıl ötesini açıklamak için "Nübüvvet" kavramından yararlanır. Nübüvvet her ne kadar peygamberlere has bir özellik olsa da onun bazı hassalarının insanlarda da görülebileceğini söyler. Nübüvvetin nuru ile aklın idrak edemeyeceği şeylerin kavranabileceği görüşündedir. Şöyle der Gazzali; "... nübüvvet de bir haldir ki; o hal içinde insanda yine manevi bir göz hasıl olur. Bu gözde bir nur vardır ki; onun ile gaybı ve aklın idrak edemeyeceği şeyleri görür."12 "....akıl ile idrak olunamıyan şeylerin idraki için de bir yolun bulunması mümkündür. Nübüvvetten maksat budur."13 Ancak Gazzali, akıl ötesini idrakin, nübüvvet denizinden bir damla olduğu, nübüvvetin diğer özelliklerine tasavvufa yönelmekten doğan zevk ile ulaşılabileceğini belirtir.

    YanıtlaSil

  12. Gazzali ilmi tarif ederken şeyle diyor: "Hakiki ilim, günahın öldürücü bir zehir olduğunu, ahiretin dünyadan daha iyi olduğunu bildirir. Hakiki ilim, sahibinde Allah korkusunu uyandırır. Ve artırır."14 Gazzali aklın ve ilimlerin hakikatı aramada yetersiz kaldığını, hakikate ancak ilham, mükâşefe ve nübüvvet yolu ile ulaşılabileceğini savunur. İlimlerin ise dini akidelere ters hakikatler gösteremeyeceği böyle bir durumda küfrün söz konusu olacağı kanaatindedir. İlmi, Allah'a ulaşmada, onun mesajını kavramada ve nübüvveti idrak etmede bir vasıta olarak görür. İlmin görevi ancak vasıta olmaktır.

    Dipnotlar
    1. Fatiha al-ulûm (Mısır 1322), Al Durra al-fâtira fi kaşf ulûm al-âhira (Mısır 1320), Kavaâd alakaid (Kelâm sorunlarını inceler), İkam al-avâm an İlm al-kalâm (İstanbul 1287), Al-iktisâd (Mısır 1320), Al-maznûn bih alâ ahlih (Mısır 1303), Maznûn al-sağir (Mısır 1309), Radd al-camil li ilâhiyât İsâ bi şârih al-İncil (Robert Shidiak'ın Fransızcaya çevirisi, Paris 1939), Al-mustazhiri (Goldziher'in Almancaya çevirisi, Leiden 1916), Al-kistas al-mustakim (Mısır 1318), Makasid alfalâsifa (George Bear çevirisi, Leiden 1888), Miyar al ilm (Mısır 1329), Al-Mustafa (Bulak, 1324, iki cilt), Al-vaciz (Mısır 1318), Nasiha al-mülûk (Mısır 1277), Makşid al-asnâ şarh asmâ Allah al-husnâ (Mısır 1324). Gazâli'nin bütün eserlerinin tam listesi Al-Murtaza al-Zabidi'nin İthaf al-sadâ adlı çalışmasında (1, 27-44) verilmiştir.
    2. El-Munkizu min-ad-dalâl, MEB Yayınları, İstanbul 1990, s. 16.
    3. Hissiyat: Duyu organları ile kazanılan bilgiler.
    4. Zaruriyât: Delil aramaya gerek olmayacak derecede açık olan bilgiler.
    5. a.g.e., s. 20.
    6. a.g.e., s. 21.
    7. a.g.e., s. 20.
    8. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Almanya 1994, s. 500.
    9. Felsefe ve felsefeciler hakkındaki görüşlerini "Tehafüt-ül felasife" ve "Masadık-ül felasife" adlı kitaplarında açıklamıştır.
    10. a.g.e., s. 42.
    11. a.g.e., s. 80.
    12. a.g.e., s. 66.
    13. a.g.e., s. 67.

    YanıtlaSil
  13. cennet haktır,cehennemde haktır.peygamberler haktır,muhammed aleyhisselam da haktır.kıyamet de haktır. hadis i şerif.

    YanıtlaSil
  14. SEFER
    السفر
    Sûfîlerin nefsi terbiye etmek ve Hakk’a ermek için bedenle veya kalple yaptıkları yolculuk anlamında bir tasavvuf terimi.
    İlişkili Maddeler
    SEYAHAT
    SÜLÛK
    Tâlibin bir mürşidin gözetiminde yaptığı mânevî yolculuk anlamında tasavvuf terimi.

    Müellif:
    SÜLEYMAN ULUDAĞ
    Sözlükte “yolculuk yapmak, seyahat” anlamına gelen sefer kelimesi (çoğulu esfâr), tasavvufta sâlikin nefsini terbiye etmek ve Hakk’a ermek için yaptığı maddî/bedenî ve mânevî/bâtınî yolculuğu ifade eder. Sûfîlerin kastettikleri anlamda sefere çıkma işi Kur’an ve hadislerde siyâhat, sefere çıkan kimse de sâih kelimesiyle (dişili sâiha) belirtilmiştir (et-Tevbe 9/112; et-Tahrîm 66/5; Tirmizî, “Ḥac”, 102; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 6). Kur’an’da sefere çıkanlar tövbe, ibadet, rükû ve secde eden, iyiliği emredip kötülükten sakındıran, Allah’ın sınırlarını koruyanlarla birlikte zikredilmiş ve övülmüştür. Oruç tutanlar da sefere çıkanlara benzetilmiş ve onlara da sâih denilmiştir (Zemahşerî, II, 216-217; IV, 128).

    YanıtlaSil

  15. Âlimleri, şeyhleri, takvâ sahibi sâlih müminleri, akrabaları, arkadaşları, mübarek beldeleri ziyaret etmek; ilim ve edep öğrenmek, yolculuğun zorluklarına katlanarak nefsi terbiye etmek, riyâzet yapmak, şöhretten kaçıp bilinmeyen bir memlekette tanınmayan biri olarak yaşamak, fitne ve fesaddan uzaklaşmak ve hicret etmek seferin maddî ve bedenî sebep ve gayeleridir. İlk zâhid ve sûfîler, nefis terbiyesi bakımından faydalı olduğuna inandıklarından çokça yolculuk yapmışlar bu sebeple “sâihûn” (seyyahlar) diye anılmışlardır. Ancak tasavvuf ehli, kötü bir huydan uzaklaşıp güzel bir huya erişmek ve güzel bir huydan daha güzeline ulaşmak için kalp ile yapılan mânevî-bâtınî sefere öncelik vermiştir. Kuşeyrî, uzun ve meşakkatli bir yolculuk yaparak ziyaretine geldiğini söyleyen bir dervişe şeyhin, “Nefsinden bir adım uzaklaşsaydın daha iyi olurdu” dediğini nakleder (Risâle, s. 461). İlk devir sûfîlerinden Ca‘fer el-Huldî, bedenle yapılan seferden maksadın Allah’ın kudretinin tezahürlerini görerek ibret almak ve O’nun evliyasını ziyaret etmek; kalp ile yapılan seferden maksadın ise melekût âlemini temaşa ederek kalbin itminana ermesini sağlamak olduğunu belirtmiştir (Sülemî, s. 438). Muhammed el-Fârisî de tasavvufun bir esası olarak gördüğü seferden amacın varlıklara bakıp ibret almak ve nefsi terbiye etmek olduğunu söyler (Kelâbâzî, s. 90). Bişr el-Hâfî, “Seyahat ediniz ki arınasınız, su bir yerde fazla kalırsa bozulur” diyerek sûfîleri sefere teşvik etmiştir (Ebû Tâlib el-Mekkî, II, 423). Sûfîlerin maddî sefer konusundaki tavırları birbirinden farklıdır. Cüneyd-i Bağdâdî, Sehl et-Tüsterî, Bâyezîd-i Bistâmî ve Ebû Hafs Haddâd gibi sûfîler sadece farz olan hac görevini yerine getirmek için sefere çıkmışlar, Ebû Abdullah el-Mağribî ve İbrâhim b. Edhem gibi sûfîler ömür boyu sefer halinde olmuşlar, genç yaşta ve seyrüsülûklerinin başlarında çokça seyahat eden Ebû Osman el-Hîrî ve Ebû Bekir eş-Şiblî gibi sûfîler yaşlandıklarında ikameti tercih etmişlerdir (Kuşeyrî, s. 461).

    YanıtlaSil

  16. Sûfîler kalp ile gerçekleştirilen dört mânevî seferden bahsetmiştir. “Kalbin Hakk’a yönelmesi” diye tarif edilen bu seferler Hakk’a sefer (seyr ilâllah), Hak’ta Hak ile sefer (seyr fillâh), cem‘ makamına yükselme şeklindeki sefer, Hak’la birlikte Hak’tan sefer (seyr billâh anillâh) diye isimlendirilmiş, Hakk’a sefer halindeki sülûk ehline “cenâib” denilmiştir (bk. SÜLÛK). Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Kitâbü’l-İsfâr ʿan netâʾici’l-esfâr adlı eserinde seferin maddî ve mânevî birçok türüne yer vermiş, her peygamberin, hatta her insanın ve canlının bir seferi olduğunu vurgulamıştır. Alâüddevle-i Simnânî mânevî âlemde yaptığı bir seyrini Sırru bâli’l-bâl li-ẕevi’l-ḥâl adlı kitabında anlatmıştır. Nakşibendiyye tarikatının temel prensiplerinden olan “sefer der-vatan” “sâlikin mâsivâdan Allah’a doğru sefer etmesi, kötü huylardan iyi huylara, beşerî sıfatlardan melekî sıfatlara doğru yönelmesi, kalp gözünün âlemi seyretmesi” yanında “bir şeyh bulmak maksadıyla yolculuk etme ve şehirleri dolaşma” anlamına da gelmektedir. İranlı filozof Molla Sadrâ, varlık ve bilgi konusunu temellendirdiği el-Esfârü’l-erbaʿa adlı eserinde dört tür ruhanî sefer üzerinde durmuştur. Bu seferler sadece kalbî bir tecrübeden ibaret olmayıp aynı zamanda aklî bir nitelik taşımaktadır. Ona göre akılla soyut bir şekilde idrak edilen bu seferler tasavvufî tecrübe ile somutlaştırılarak yakīne (kesin bilgi) ulaşılır (DİA, XI, 375).

    Tasavvuf ehli maddî seferle ilgili birtakım kurallar tesbit etmiştir. Sefere çıkan kimselerin anne, baba ve üstatlarının iznini almaları, geçindirmek zorunda bulundukları aile fertlerinin nafakalarını temin edip Allah’a tevekkül etmeleri, boy abdesti alarak yola çıktıktan sonra yolculuk esnasında da abdestli olmaları, en az üç kişiden oluşan bir arkadaş grubu ile yolculuk etmeleri, içlerinden birini başkan seçip ona uymaları, yanlarında seccade, ibrik, matara, bıçak, iğne iplik, asâ, misvak, tarak, makas, ayna bulundurmaları, arkadaşlarına ve başkalarına yük olmamaları, ziyarete gittikleri kimseleri rahatsız etmemeleri, hiç kimseden bir beklenti içinde bulunmamaları, evrâd ve ibadetlerini aksatmamaları gerekmektedir. Zâhirî ve bâtınî kurallarına riayet edilmeden yapılan seferlerden hiçbir fayda ve feyiz elde edilemeyeceği belirtilmiştir. İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs’te mutasavvıfların sefer anlayışlarını ve bir kısım uygulamalarını eleştirmiştir (s. 317-340).

    YanıtlaSil

  17. BİBLİYOGRAFYA
    et-Taʿrîfât, “es-Sefer” md.; Tehânevî, Keşşâf, I, 655-656; Serrâc, el-Lümaʿ, s. 231-233, 250-252, 525-526; Kelâbâzî, et-Taʿarruf, s. 90; Ebû Tâlib el-Mekkî, Ḳūtü’l-ḳulûb, Kahire 1961, II, 423; Sülemî, Ṭabaḳāt, s. 438; Kuşeyrî, Risâle (Uludağ), s. 460-467; Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb (Uludağ), s. 492-495; Gazzâlî, İḥyâʾ (Beyrut), II, 244-257; Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire 1972, II, 216-217; IV, 128; Ebû Mansûr el-Abbâdî, Ṣûfînâme (nşr. Gulâm Hüseyin Yûsufî), Tahran 1347 hş., s. 248-254; Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî, Âdâbü’l-mürîdîn, Kahire, ts. (Dârü’l-vatani’l-Arabî), s. 84-90; Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs (nşr. M. Emîn el-Hancî - M. Abduh ed-Dımaşkī), Kahire 1340, s. 317-340; Şehâbeddin es-Sühreverdî, ʿAvârifü’l-maʿârif (Gazzâlî, İḥyâʾ [Beyrut], V içinde), s. 87-97; Muhyiddin İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye, Kahire 1293, II, 382-384; a.mlf., Resâil (trc. Vahdettin İnce), İstanbul, ts. (Kitsan), III, 243-318; Kâşânî, Iṣṭılâḥâtü’ṣ-ṣûfiyye, s. 103; İsmâil Rusûhî Ankaravî, Minhâcü’l-fukarâ, Bulak 1256/1840, s. 47-55; Seyyid Sâdık-ı Gûherîn, Şerḥ-i Iṣṭılâḥât-ı Taṣavvuf, Tahran 1380, VI, 246-278; Alparslan Açıkgenç, “el-Esfârü’l-erbaa”, DİA, XI, 374-375.

    YanıtlaSil
  18. 5. Doğu Asya. a) Çin. Asya’nın bu bölgesinde bulunan ülkelere İslâm’ın ulaşması çeşitli zamanlarda farklı yollardan oldu. Çinliler ile Araplar arasında ticarî temaslar İslâm öncesi döneme kadar uzanmaktadır. Arap kaynaklarına göre Basra körfezindeki Sîrâf Limanı Çin tüccarları için bir ticaret merkezi idi. Çin ile süregelen bu ilişkiler İslâmiyet’in doğuşundan sonra da devam etti.

    Çin’e İslâmiyet’in ulaşması kara ve deniz yoluyla gerçekleşti. Müslüman Arap gemiciler Malaka yarımadasının güneyine uğrayarak Çin’in liman şehirlerine ulaştılar. Birçok müslüman Arap bu ticarî ilişkiler sonucu Kanton ve Hainan şehirlerine yerleşerek Çin’de ticarî koloni merkezlerini meydana getirdiler. Bu şehirlere yerleşen müslümanlar zamanla yerli halkla evlenerek Çinliler’le yakınlaştılar. Daha sonra dinî vecîbelerini yerine getirmede serbestlik kazandılar; oturdukları mahallelere camilerle okullar inşa edildi. Bu şehirler müslüman nüfusun artmasıyla bir İslâm beldesi özelliği gösterdi. Çin’e seyahat eden İbn Battûta, “Çin şehirlerinin her birinde müslümanların ayrı mahalleleri vardır. Bu mahallelerde namazları eda etmek için mescidler bulunur” demektedir. Tang sülâlesi döneminde (618-907) Çin’de İslâmiyet önemli ölçüde gelişme kaydetmiş, ancak sonraları müslümanlara karşı girişilen bazı hareketler bu gelişmeyi kısmen engellemiş, hatta bu durum müslümanların yaşadıkları şehirleri terketmelerine ve Arap tüccarların bölgeye yaptıkları ticareti azaltmalarına sebep olmuştur. Sung sülâlesi döneminde (907-1297) ilişkiler yeniden eski halini aldı. Bu hânedan müslümanların Çin ile ticaret yapmalarını teşvik edici kararları yürürlüğe koydu. Müslümanlar arasında bu kararlardan sonra mal mülk sahibi olanlar çoğaldı ve birçoğu servetini oturdukları şehirleri imar etmeye harcadı.

    Karadan gelişen ilişkilerin tarihi Hz. Osman zamanına kadar ulaşır. Hz. Osman Çin başşehrine on beş üyeli bir heyet yolladı (651). Bu heyet Shan-An’a (Sian) vardığında Çin’de Tang sülâlesi hâkimdi. Müslümanlar mescid yapmak üzere hükümdardan izin istediler; yapılan bu mescid Çin’dekilerin ilkidir. Bu siyasî ilişkiler yanında Çin ve İslâm devleti arasında ticaret bağları da gittikçe kuvvetlendi. Bu iyi ilişkiler, Abbâsîler’in ikinci yılında meydana gelen Talas Savaşı (751) ile bozuldu. Bu savaştan sonra Çinliler müslümanların ilerlemesini önlemek için vergi vererek barış yapmak zorunda kaldılar. Barıştan sonra ilişkiler karşılıklı elçi gönderme düzeyinde gelişti. Çinliler 755’te ülkelerinde çıkan büyük bir isyanı bastırabilmek için müslümanlardan yardım istediler. Bu isyanın bastırılmasından sonra 4000 kadar müslümanın Çin’e yerleşmesine izin verildi. Çin’de ilk defa İslâmiyet’i kabul eden kavim Uygurlar olduğundan, Yuan döneminden sonra burada İslâm dini, Uygur adının Çince karşılığı olan “Hui” adına izâfetle “Hui dini” olarak adlandırılmıştır.

    Çinli müslümanların önceki hânedanlar zamanında kazanmış oldukları birçok imtiyaz, Ming sülâlesinin düşmesi ve Ching sülâlesinin başa geçmesiyle (1641) ortadan kalkmaya başladı. Yunnan bölgesi ile Kuzeybatı Çin’de yaşayan ve 300 yıldan beri Çinliler’in baskılarına mâruz kalan müslümanlar XIX. yüzyıl boyunca yönetime karşı baş kaldırdılar (1818, 1826, 1834, 1855 ve 1878 yıllarında). Çinliler İslâm’a karşı propagandalarını yoğunlaştırdılar; birçok müslüman öldürüldü veya tevkif edildi. 1911’den sonra Çin’deki müslümanlar İslâm dünyasıyla tekrar irtibat sağlayınca yeni cemaatler oluşturdular ve 1913 yılında Pekin’de bir İslâm cemiyeti kurdular. Bu cemiyet birçok cami ve eğitim kurumu tesis ederek

    YanıtlaSil
  19. ülkede İslâm’ın tekrar yayılmaya başlamasını sağladı. Çin’deki müslümanların Osmanlı Devleti ile ilişkileri II. Abdülhamid tarafından Çin’e yollanan heyetle gerçekleştirilmiş ve bu ilişki Pekin’de kurulan Hamidiye Üniversitesi ile gelişmiştir.

    XX. yüzyılda Çin’in hemen hemen her yerinde müslüman gruplara rastlanır. 1949’dan sonra komünist rejimin müslümanlarla ilgili tutum ve davranışları çeşitli devrelere ayrılır. İlk devre 1949’da Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1966’daki kültür devrimine kadar olan süredir. Bu devre, İslâm’a karşı onun zayıflatılması için yapılan belirli bir hareketle bütünleşmiştir. İkinci devre ise 1966’daki kültür devrimi ile başlar ve 1969’a kadar sürer. Bu dönem Çin müslümanlarının şimdiye kadar mâruz kaldıkları zulüm ve baskının en son halkasını teşkil eder. Bu dönemde müslümanların camileri kapatılmış, İslâmî kitapların basılması ve okunması yasaklanmıştır. 1969-1976 döneminde bu durum bir dereceye kadar yumuşamışsa da yeterli bir ilerleme kaydedilememiştir. 1976’dan sonra İslâm dinine karşı takınılan resmî tavır ve tutum Mao’un ölümüyle birlikte olumlu yönde değişmeye başladı. Ayrıca Çin’in Ortadoğu İslâm ülkeleriyle temaslarını iyileştirmek istemesi, müslümanlara karşı tutumun yumuşamasında etkili oldu. Müslümanlar 1980’de bir araya gelerek İslâm Derneği’ni kurdular. Yine bu toplantıda İslâmî neşriyat yapılmasına ve “Çinli Müslümanlar” adlı bir dergi çıkarılmasına karar verildi.

    b) Milliyetçi Çin. Milliyetçi Çin diye bilinen Tayvan’a müslümanların varışı XVII. yüzyıla kadar uzanır. Adayı Çin’deki Ming hânedanı ele geçirince orduda bulunan birçok müslüman buraya yerleşti. 1895’te adayı zapteden Japonlar zamanla sayıları artan müslümanların etkisini azaltmaya çalıştılar ve 1945’e kadar onlara karşı bir baskı politikası uyguladılar. Ancak bu tarihten sonra Çin’de yenilen Milliyetçi Çinliler’le birlikte müslümanların da Tayvan’a göç etmeleri adadaki müslümanların güçlenmesini sağladı. Son yıllarda Çin İslâm Cemiyeti adlı bir cemiyetin başkanlığı altında teşkilâtlanan müslümanların, hepsi 1949’da yapılmış beş camii bulunmaktadır. Çin İslâm Cemiyeti Lisânü’l-Hak adlı bir de yıllık dergi çıkarmaktadır. Ayrıca Çinli Müslüman Gençler Cemiyeti, Eğitim ve Kültür Yardım Cemiyeti, İslâm Kültürevi adlı cemiyetler de ülkede faaliyet göstermektedir. Tayvan Millet Meclisi ile yasama meclisinde (yuan) müslüman üyeler de bulunmakta, hükümette ve askerî kademelerde birçok müslüman görev yapmaktadır.

    c) Hong Kong. Hong Kong’ta bulunan müslümanların çoğu tüccardır. Bununla birlikte burada, en önemlileri İslâmî Birlik (Islamic Union), Hong Kong İslâm Gençlik Birliği (The Hong Kong Islamic Youth Association), Hong Kong Müslüman Kadınlar Cemiyeti (Hong Kong Muslim Women Association), İslâmî Sosyal Hizmet Cemiyeti (Islamic Sosial Service Association) olan bazı İslâm cemiyetleri çalışmalarını sürdürmektedir. Müslüman çocukların eğitim ve öğretiminin yapıldığı dört cami, bir İslâmî kolej ve bir ortaokul mevcuttur. Muslim News, Strive, Muslim World müslümanların neşrettiği en önemli dergi ve gazetelerdir.

    d) Japonya. Japonya’nın bir adalar ülkesi olması ve İslâm ülkelerinden çok uzak bulunuşu, İslâm’la temasının geç başlamasına sebep oldu. Tarihî kaynaklar Japonlar’ın İslâmiyet hakkındaki ilk bilgileri komşuları olan Çinliler’den öğrendiklerini kaydetmektedir. XX. yüzyılın başlarında Japon imparatoru Sultan II. Abdülhamid’den Japon gençlerine İslâm’ı öğretecek bir âlim göndermesini istedi. Ancak Abdülhamid bu isteği çeşitli sebeplerden dolayı

    YanıtlaSil
  20. yerine getiremedi. 1890 yılında Ertuğrul adlı bir Osmanlı savaş gemisi Japonya’ya yaptığı ziyaretten dönerken battı ve içindekilerin çoğu öldü. Bu kazadan sağ kalanları İstanbul’a götürmek için Japonya’nın bir gemi tahsis etmesiyle ilişkiler tekrar canlandı. 1908’de Rusya Türkleri’nden gazeteci-yazar Abdürreşid İbrahim Japonya’ya gelerek başarılı bir şekilde İslâmî propaganda faaliyetlerini başlattı. Bu dönemde 100 kadar Japon müslüman oldu (bk. ABDÜRREŞİD İBRAHİM). Rus-Japon savaşı sırasında Japonya’nın İslâm âlemi ile ilişkisi arttı. Japonlar I. Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul’da resmî bir temsilcilik açarak bu ilişkiyi kuvvetlendirmeye başladılar. Rusya’daki komünist rejimin Türkistan’dan sürdüğü Muhammed Abdülhay Kurban Ali adındaki Türkistanlı bir müslümanın Japonya’ya gelişinin ardından bir grup müslüman daha toplu olarak buraya geldi. Bu müslümanların gayretiyle İslâmiyet Japonlar arasında yayılmaya başladı. 1920’de Kur’ân-ı Kerîm’in ilk Japonca tercümesi yapıldı; Muhammed Abdülhay Kurban Ali 1938’de Tokyo’da ilk camiyi inşa etti. Bugün müslümanların hizmetinde bu caminin yanı sıra Osaka, Kobe ve Nagyoya camileri de bulunmaktadır. Japon müslümanları çeşitli teşekküllerle dinî kimliklerini korumaya ve çevrelerini genişletip İslâm’ı yaymaya devam etmektedirler. Bu cemiyetlerden Japon İslâm Merkezi, Japon Kültür Cemiyeti, Japon İslâm Kongresi en faal olanlardır. Japonya’daki müslümanların sayısı 1974’te 4000 iken bugün bu sayı yaklaşık olarak 35.000’e (1987) ulaşmıştır.

    e) Kore. IX. yüzyılda Araplar’ın Sila diye bildikleri Kore’yi İbn Hurdâzbih’e göre aynı yüzyılın ortalarında bir grup müslüman ziyaret etmiş, oranın engin bir ülke olduğunu nakletmiştir. Koreli tarihçilerin ortak görüşlerine göre müslümanların Kore ile temasları 1024 yılına kadar uzanır. Bu sırada Kore’de Koryo hânedanı hüküm sürüyordu. Kore’ye müslümanların Çin’den geldikleri tahmin edilmektedir. 1270’te Moğollar’ın Koryo hânedanını kontrolleri altına almaları üzerine Moğollar’ın beraberindeki birçok müslüman da Kore’ye gelerek yerleşti. Bunlar zamanla Koreliler’le evlenerek onlara karıştılar. Koryo sülâlesinin çöküşü (1392) ile birlikte Kore’nin müslümanlarla ve İslâmiyet’le ilişkisi kesildi. Ülkede bulunan müslümanlar da Çosun hânedanının asimilasyon politikası sebebiyle, gittikçe kendi kimliklerini kaybedip sahip oldukları âdet ve geleneklerini unuttular. Bundan sonra uzun süre Kore’nin İslâm âlemiyle irtibatı olmadı. 1950’lerde ise müslüman Türk askerleri Kore’de savaşırken bu temas tekrar kuruldu ve birçok Koreli müslüman oldu. 1955’te Seul’deki Koreli müslümanlar Muhammed Yun önderliğinde İslâmî faaliyetlere başlayarak Kore İslâm Cemiyeti’ni (Korean Islamic Society) kurdular. Bu cemiyet on yıl boyunca çalıştı ve yerini 1966’da Kore Müslüman Federasyonu’na (Korean Muslim Federation: KMF) bıraktı. Bugün Kore İslâm toplumunda bulunan birbirine bağlı iki kuruluştan Kore Müslüman Federasyonu müslümanların mânevî yönlerini geliştirmek için faaliyette bulunurken Kore İslâm Vakfı da (Korean Islamic Foundation) Kore Müslüman Federasyonu’nun malî yönünü düzenleyici çalışmalar yapmaktadır. 1976’da Seul’de, 1980’de Pusan’da birer cami ve onlara bağlı İslâm merkezleri hizmete girmiştir. Ayrıca Kwangju ve Conju şehirlerinde de birer cami bulunmaktadır. 1980’de Kore Müslüman Federasyonu Kore hükümetinin yardımıyla Seul’de başlattığı bir İslâm üniversitesi kurma çalışmalarına devam etmektedir.

    Kore Müslüman Federasyonu 1967’de İngilizce ve Korece olarak ayda iki defa Korea Islam Herald adlı bir dergi yayımlamaya başladı. Kore Müslüman Federasyonu’na bağlı olarak 1977’de kurulan müslüman öğrenci teşkilâtı da haftalık el-Mescid dergisini neşretmektedir. Kore’de halen 35.000 kadar müslüman yaşamaktadır.

    BİBLİYOGRAFYA
    Belâzürî, Fütûh (Fayda), s

    YanıtlaSil
  21. 629-630; İbn Rüste, el-Aʿlâḳu’n-nefîse, s. 139; İbn Battûta, er-Riḥle (nşr. Ali el-Müntasır el-Kettânî), Beyrut 1401/1981, II, 717; W. Eberhard, Uzak Doğu Tarihi, Ankara 1957, s. 313-315; J. P. Roux, l’Islam en Asie, Paris 1958; T. W. Arnold, The Preaching of Islam, New York 1974, s. 45-101; L. E. Williams, South-East Asia a History, New York 1976, s. 43-51; Gallâb, el-Büldânü’l-İslâmiyye; A. Schimmel, Islam in the Indian Subcontinent, Leiden 1980, s. 3-35; Hakkı Dursun Yıldız, İslâmiyet ve Türkler, İstanbul 1980, s. 13-20, 32-39; Hitti, İslâm Tarihi, I, 223-234, 235-241; R. Mantran, İslâmın Yayılışı Tarihi (trc. İsmet Kayaoğlu), Ankara 1981, s. 86-91, 108-110; M. C. Ricklefs, A History of Modern Indonesia, London 1981, s. 3-13; F. Mc. Graw Donner, The Early Islamic Conquests, New Jersey 1981, s. 101-102, 112-119, 173-176; Abdülmün‘im en-Nemr, Târîḫu’l-İslâm fi’l-Hind, Beyrut 1401/1981, s. 101-112; Rauf Şelbâ, ed-Devletü’l-İslâmiyye fî Faṭânî ve cüzüri’l-Filibîn, Küveyt 1402/1982; A. C. Milner, “Islam and the Muslim State”, Islam in South-East Asia, Leiden 1983, s. 23-49; M. Abdülkādir Ahmed, el-Müslimûn fi’l-Filibîn, Kahire 1983; İbrahim Eminoğlu, Kore’de İslâmiyet, İstanbul 1983; Mustafa Ahmed Ebû Dayf, Dirâsât fî târîḫi’d-devleti’l-ʿArabiyye, Dârülbeyzâ 1984, s. 222-233, 251-257, 387-400; Ebulfazl İzzeti, İslâmın Yayılış Tarihine Giriş (trc. Cahit Koytak), İstanbul 1984, s. 198, 200, 203-205, 292-293, 294, 297; Hasan İbrâhim, İslâm Tarihi, III, 54-66, 435-494; Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara 1985, tür.yer.; İhsan Süreyya Sırma, II. Abdülhamid’in İslâm Birliği Siyaseti, İstanbul 1985; R. Israeli, The Crescent in the East, New Delhi 1985; M. Ali Kettani, Muslim Minorities in the World Today, London 1986, s. 54-160; a.mlf., “Muslim Minorities in Asia”, The Muslim World League Journal, IX/3, Mekke 1982, s. 25-30; Abdürreşid İbrahim, İslâm Dünyası ve Japonya’da İslâmiyet (haz. Mehmed Paksu), İstanbul 1987, II; Islam in Asia: Religion, Politics, and Society (nşr. John L. Esposito), Oxford 1987; D. G. E. Hall, A History of South-East Asia, Hong Kong 1987, s. 221-235; Celaleddin Wang-Zin-Shan, “Çin’de İslâmiyet”, İTED, II (1960), s. 157-188; Abdülkerim Saitoh, “The Historical Journey of Islam Eastward and the Muslim Comminity in Japon Today”, JIMMA, I/1 (1979), s. 117-126; Hajji Yusuf Chung, “Muslim Minorities in China Historical Note”, a.e., II/2 (1981), s. 30-34; Abdul-Halim, “Islam and Muslims in Indo-China”, The Muslim World League Journal, X/3, Mekke 1983, s. 39-43; S. Ahmet Akbar, “Muslim Society in South India: The Case Haydarabad”, JIMMA, VI/2 (1985), s. 317-331; İbrahim Ma Zhao Chun, “Islam in China The Internal Dimension”, a.e., VII/2 (1986), s. 272-383; Bedir Reşâd ed-Devabbî, “el-İslâm ve’l-Müslimûn fi’l-Yâbânî”, et-Teżâmünü’l-İslâmî, IV, Mekke 1987, s. 68-72.



    Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1991 yılında İstanbul'da basılan 3. cildinde, 534-542 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.

    Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ adlı eserinde Asya kıtasını gösteren harita (İstanbul 1145, vr. 103a)
    Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ adlı eserinde Asya kıtasını gösteren harita (İstanbul 1145, vr. 103a)

    Asya’nın ekonomisinde önemli yer tutan pirinç ziraatından bir görünüş – Endonezya
    Asya’nın ekonomisinde önemli yer tutan pirinç ziraatından bir görünüş – Endonezya

    Asya siyasî haritası
    Asya siyasî haritası


    YanıtlaSil
  22. Asya’nın büyük şehirlerinden Tokyo’dan bir görünüş
    Asya’nın büyük şehirlerinden Tokyo’dan bir görünüş

    Seul’den bir görünüş
    Seul’den bir görünüş

    Singapur’dan bir görünüş
    Singapur’dan bir görünüş

    Batı Türkistan’da bir Uygur obası
    Batı Türkistan’da bir Uygur obası

    Çin Seddi
    Çin Seddi

    Rusya’nın topraklarına kattığı Hîve’nin XIX. yüzyılın sonlarına doğru bir görünüşü (İÜ Ktp., Albüm, nr. 91355)
    Rusya’nın topraklarına kattığı Hîve’nin XIX. yüzyılın sonlarına doğru bir görünüşü (İÜ Ktp., Albüm, nr. 91355)

    1850-1914 yıllarında Asya
    1850-1914 yıllarında Asya

    1905 Rus-Japon savaşını gösteren temsilî bir resim (İÜ Ktp., Albüm, nr. 91355)
    1905 Rus-Japon savaşını gösteren temsilî bir resim (İÜ Ktp., Albüm, nr. 91355)

    Asya’da İslâmiyet
    Asya’da İslâmiyet

    Mescid-i Cumâ – Delhi / Hindistan
    Mescid-i Cumâ – Delhi / Hindistan

    Singapur Ensar Camii’nde bir bayram namazı
    Singapur Ensar Camii’nde bir bayram namazı

    Patani Camii – Tayland
    Patani Camii – Tayland

    Pusan’da Fellâh Mescidi ile İslâm Merkezi – Güney Kore
    Pusan’da Fellâh Mescidi ile İslâm Merkezi – Güney Kore

    YanıtlaSil


  23. ASYA, Arif Nihat


    (1904-1975)

    Şair ve yazar.


















    Müellif:

    NECAT BİRİNCİ

























    Asıl adı Mehmed Arif’tir. 7 Şubat 1904’te Çatalca’nın İnceğiz köyünde doğdu. Babası Zîver Efendi aslen Tokatlı, annesi Zehra Hanım ise Tırnovalıdır. Henüz yedi günlükken babasını kaybetmesi, annesinin de başka biriyle evlenmesi üzerine çocukluğunu akrabalarının yanında geçirmek zorunda kaldı. Balkan Savaşı sonunda İstanbul’a geldi. İlk tahsilini Kocamustafapaşa ve Haseki mahalle mekteplerinde tamamladıktan sonra Gülşen-i Maârif Rüşdiyesi’ne girdi. Buradan Bolu Sultânîsi’ne, oradan da Kastamonu Sultânîsi’ne geçti. Lise yıllarında Kastamonu’nun İstiklâl Savaşı’nı destekleyen heyecanlı havasını yaşadı. Bir süre sonra İstanbul Dârülmuallimîn-i Âliyesi’ne girdi, bir yandan da İstanbul Postahanesi’yle Anadolu Ajansı’nda çalıştı. 1928’de okulun edebiyat bölümünü bitirdi ve öğretmen olarak Adana’ya tayin edildi. Adana Lisesi ile kız ve erkek öğretmen okullarında on dört yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptı. 1950-1954 yılları arasında Adana milletvekili oldu, 1954’te tekrar öğretmenliğe döndü. 1959-1961 yıllarında Kıbrıs’ta çalıştı. 1962’de emekli oldu; 5 Ocak 1975’te Ankara’da öldü.

    Şiir yazmaya pek erken yaşta başlayan Arif Nihat’ı şiirle ilgilenmeye yönelten ilk örnekler, I. Dünya Savaşı yıllarında bazı destancıların Haseki’de okuyarak sattıkları harp destanları olmuştur. Daha çok şiir, mensur şiir, fıkra, deneme ve vecizeleriyle şöhret kazanan Arif Nihat edebiyat hayatına şiirle başladı. Şiir ve mensur şiirlerini Hayat, Çağlayan, Türk Yurdu, Hisar, Elif, Defne, Türk Sanatı ve Devlet gibi dergilerde yayımladı. Görüşler ve Başak adıyla iki de dergi çıkardı. Bazı fıkra, deneme ve vecizelerini ise Türk Sözü, Demokrat, Yeni İstanbul ve Memleket gazetelerinde neşretti.

    Arif Nihat 1933 yılından itibaren Üsküdar Mevlevîhânesi’nin son şeyhi Ahmed Remzi Akyürek’le sıkı bir münasebet kurmuş ve onun teşvikleriyle, şiirinde geniş bir akis bulacak olan Mevlevî kültürünü yakından tanıma imkânı bulmuştur. Kubbe-i Hadrâ adlı kitabındaki şiirleri bütünüyle Mevlânâ ve Mevlevîlik’le ilgilidir. Aruz, hece ve serbest vezni başarıyla kullanan Arif Nihat’ın şiirine uyguladığı vezinlerde görülen bu çeşitlilik nazım şekillerinde de kendini göstermektedir. Onun şiirinde halk ve divan edebiyatı nazım şekilleri yanında modern edebiyatın nazım şekilleri de yer almıştır. En çok kullandığı nazım şekli ise rubâîdir. İşlemiş olduğu başlıca temalar arasında kahramanlık ve tarih duygusu, din, aşk, tabiat ve memleket güzellikleri önde gelmektedir. Şiirleri arasında, ebced hesabıyla tarih düşürdüğü manzumeler de önemli bir yer tutar. Arif Nihat’ın millî değer ve şahsiyetleri konu alan şiirleriyle dinî iman ve heyecanı işleyen şiirleri, 1950’den sonra yetişen yeni nesillerde tarih şuurunun ve dinî duyguların uyanmasında ve gelişmesinde önemli rol oynamıştır. “Bayrak”, “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor”, “Fetih Davulları”, “Selimler”, “Kubbeler”, “Süleymaniye” gibi şiirleri bu konuda yazılmış olanların en tanınmışlarıdır. “Naat”ı ise duygu ve estetik bakımından son devirlerde bu vadide kaleme alınmış en mükemmel örnekler arasında yer alır. Şiirlerinde günlük Türkçe’yi bir sanat dili haline getirerek kullanan Arif Nihat’ın rahat, özentisiz ve sade bir üslûbu vardır. Dilin âhengine önem vermiş, vezinsiz şiirlerinde bile bir iç âhenk kurmayı başarmıştır. Şiiri üzerinde Yahya Kemal’in açık tesiri görülmektedir.

    Eserleri. Şiirleri: Heykeltraş (İstanbul 1340 r.), Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor (İstanbul 1945), Rubâiyât-ı Ârif (Ankara 1956), Kökler ve Dallar (İstanbul 1964

    YanıtlaSil
  24. Kıbrıs Rubâîleri (Ankara 1964), Nisan (Ankara 1964), Emzikler (1964), Duâlar ve Âminler (İstanbul 1967), Kova Burcu (1967), Kubbe-i Hadrâ (1967), Yürek (1968), Avrupa’dan Rubâîler (1969), Köprü (1969), Aynalarda Kalan (1969), Basamaklar (1971), Divançe-i Ârif (1971), Şiirler (seçmeler 1971).

    Mensur Şiirleri: Yastığımın Rüyası (Adana 1930), Âyetler (Adana 1936).

    Nesirleri: Kanatlar ve Gagalar (vecizeler 1945), Enikli Kapı (1964), Terazi Kendini Tartmaz (1967), Tehdit Mektupları (1967), Onlar Bu Dilden Anlar (Ankara 1970), Aramak ve Söyleyememek (1976), Kanatlarını Arayanlar (1976).

    Arif Nihat Asya’nın, daha önce yayımlanmamış yazılarıyla beraber bütün eserleri 1975-1977 yılları arasında yedisi şiir, beşi nesir olmak üzere on iki kitaplık bir külliyat halinde Ötüken Neşriyat tarafından basılmıştır.


    BİBLİYOGRAFYA
    A. Nihat Asya, Şiirler (haz. Ahmet Kabaklı), İstanbul 1971, Giriş, s. I-XLVIII.

    Mehmet Kaplan, Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, İstanbul 1973, s. 383-389.

    Mehmet Çınarlı, Sanatçı Dostlarım, İstanbul 1979, s. 25-39.

    A. Hamdi Tanpınar, “Yastığımın Rüyası”, Görüş, sy. 2, Ankara 1930, s. 122-123.

    Yavuz Bülent Bakiler, “Ârif Nihat Asya ile Son Konuşma”, Töre, sy. 46, Ankara 1975, s. 50-57.

    Sadık Kemal Tural, “Ârif Nihat Asya”, TK, sy. 160 (1976), s. 210-219.

    Ahmet Kot, “Asya, Ârif Nihat”, TDEA, I, 182-183.


    YanıtlaSil
  25. Doğu'da ve Batı'da Doğru İslamiyet
    "Bahar 2016" 134. Sayı
    Islam' ı Doğru Anlama Özet Sorunu ve Terör İbrahim Özdemir Prof. Dr., Üsküdar Üniversitesi, Felsefe Bölümü

    Köprü • Sayı: 134 • Bahar 2016 • ISSN: 1300-7785 • ss. 13-28

    İbrahim Özdemir

    Prof. Dr., Üsküdar Üniversitesi, Felsefe Bölümü

    Özet

    Son yılların önemli tartışma konularından biri İslam ve Müslümanlar üzerinden yürütülmektedir. İslam’ın Müslüman toplumlar ve dünya siyasetindeki yeri, azınlık olarak yaşadıkları ülkelerdeki durumu tartışılırken İslam’ın bilhassa Batı’da yayılması kimilerini sevindirirken, kimilerini endişelendiriyor. Bazı Batılı ülkeler Anayasa dahil çeşitli yasal değişiklikler yaparak Müslüman olgusu ile baş etmeye çalışıyor. Batı dünyası Müslümanlardan korkuyor. Bunun sebepleri üzerinde herkesin düşünmesi ve her samimi müminin başkasını suçlamadan kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: “Dünya İslam’ dan ve Müslümanlardan neden korkuyor?” Dünyanın Müslümanlardan korkmasının dış sebepleri dışında bizden kaynaklanan sebepleri nelerdir? Bu çalışmada bu vb. sorulara Bediüzzaman Said Nursi’nin fikirleri ve bilhassa doğru İslamiyet vurgusu etrafında cevap aranmaktadır.

    Anahtar Kelimeler

    Doğru İslamiyet, terör, ahlak, adalet, doğruluk, Medresetüz- Zehra

    Abstract

    Üne of the most important controversial topics of the recent years has been discussed is related to Islam and Muslims. While the place oflslam in the Muslim societies, in the world politics and in countries where Muslims are minorities is discussed, the spread oflslam in the West makes some people happy but it worries some others. Some Westem countries try to deal with the Muslim phenomenon by making some legal changes, including the constitutions. The Western world is afraid of Muslims. It is necessary to think over the reasons of this situation. Every sincere believer must ask oneself without accusing others: “Why is the world scared of Muslims?” Besides the exterior reasons of this fear by the World, what are the reasons caused by the Muslims themselves? We attempt to fınd answers to such questions within the framework of the views of Bediuzzaman Said Nursi and around the emphasis on the true Islam.

    Key Words

    True Islam, terror, morality, justice, truthfulness, Medresetüz- Zehra

    YanıtlaSil

  26. ASYA DEVLETLERİ
    Devletin Adı Başşehri Yüzölçümü (km2) Nüfusu
    (1989 tahmini) Müslüman Oranı (%)
    Afganistan Kâbil 652.225 14.825.000 99
    Bahreyn Menâme 691 489.000 95
    Bengladeş Dakka 143.998 110.290.000 86,6
    Bhotan Thimbu 47.000 1.408.000 5,2
    Birleşik Arap Emirlikleri Ebûzabî 77.700 1.827.000 80
    Bruney Bender Seri Begavan 5.765 232.000 68,6
    Burma Rangon 676.577 251.000 7,2
    Çin Halk Cumhuriyeti Pekin 9.572.900 1.104.275.000 1,5
    Endonezya Cakarta 1.919.443 177.046.000 84,7
    Filipinler Manila 300.000 59.906.000 6,8
    Filistin Devleti Kudüs 26.421 4.000.000 87
    Güney Kore Seul 99.091 42.380.000 1’den az
    Hindistan Yeni Delhi 3.166.414 835.812.000 12,1
    Hong Kong Victoria 10.372 5.754.000 1’den az
    Irak Bağdat 438.317 17.215.000 95
    İran Tahran 1.643.958 54.333.000 98
    İsrail Tel Aviv 20.700 4.563.000 12
    Japonya Tokyo 377.801 123.120.000 1’den az
    Kamboçya Phnom Penh 181.035 8.055.000 4,4
    Katar Doha 11.437 427.000 90,3
    Kıbrıs Rum Kesimi Lefkoşe 5.896 563.000 ------
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefkoşe 3.355 170.000 99
    Kuzey Kore Pyonngyang 122.400 22.418.000 1’den az
    Küveyt Küveyt 17.818 2.048.000 95
    Laos Vientiane 236.800 3.936.000 1,1
    Lübnan Beyrut 10.230 2.897.000 60
    Maldivler Male 298 209.000 100
    Malezya Kuala Lumpur 330.434 17.421.000 50,7
    Moğolistan Ulan Batur 1.565.000 2.096.000 8,9
    Nepal Katmandu 147.181 18.452.000 3
    Pakistan İslamâbâd 796.095 118.820.000 97
    Singapur Singapur 618 2.674.000 16,3
    Sovyetler Birliği’nin Asya Kısmı (Orta Asya, Sibirya, Uzakdoğu ve Kafkaslar) Moskova (yaklaşık) 17.000.000 95.000.000 45 (tahminî)
    Sri Lanka Colombo 65.610 16.842.000 7,7
    Suriye Şam 185.180 11.719.000 87
    Suudi Arabistan Riyad 2.240.000 13.592.000 100
    Tayland Bangkok 513.155 55.258.000 5,6
    Tayvan Taipei 36.000 20.024.000 1’den az
    Türkiye Ankara 779.452 (1990) 56.969.109 98
    Uman Maskat 300.000 1.422.000 98
    Ürdün Amman 89.206 3.059.000 90,5
    Vietnam Hanoi 331.653 64.747.000 1’den az
    Yemen San‘a 531.870 13.240.000 100
    KAYNAKLAR:

    A Map of the Muslims in the World (Ed. by. Raymond Delval), Leiden 1984, s. 9-15; Paul Balta. L’Islam dans le Monde, Paris 1986, s. 344-350; The Far East and Australasia 1988, London 1987; The Middle East and North Africa 1988, London 1987; M. Ali Kettani, Muslim Minorities in the World Today, London 1986, s. 54-106; “L’Islam dans le Monde”, Tribune immigrée, numero 21, Dec. 1986 - Jan. 1987, s. 54-57; Ana Yıllık 1990, İstanbul 1990, s. 536-551.

    Not: Tabloda gösterilen “müslümanların oranı” kısmı, yukarıda belirtilen kaynaklardaki bilgilerin ortalamaları alınarak elde edildiğinden yaklaşık bir değer ifade eder.

    YanıtlaSil

  27. BİBLİYOGRAFYA
    N. B. Allen, Asia, Boston 1916; Jules Sion, “Asie des Mousson”, Géographie Universelle (nşr. P. Vidal de la Blache – L. Gallois), Paris 1928, IX/1, s. 3-54; IX/2 (1929); Ali Tanoğlu, Enerji Kaynakları, İstanbul 1958, s. 93-98, 300-309; a.mlf., Ziraat Hayatı, İstanbul 1968, s. 142; a.mlf., Nüfus ve Yerleşme, İstanbul 1969, s. 136; Talib Yücel, Asya Coğrafyası, Ankara 1960, I; a.mlf., Asya’nın Beşeri ve İktisadi Coğrafyası, Ankara 1965; Sami Öngör, Coğrafya Sözlüğü, Ankara 1962, s. 55-57; Th. Van Baaren, Les Religions d’Asie, Marabout 1962; L. E. Williams, Southeast Asia a History, New York 1970, s. 24-52; W. B. Cornish, Asia, London 1972, s. 46-48; C. Caldarola, Religion and Societies: Asia and the Middle East, Berlin 1982; The Times Atlas of The World, London 1985, s. 16-25, 27-47; Süha Güney, Sıcak Bölgelerde Ziraat Hayatı, İstanbul 1986, s. 124-126, 155, 162, 190; Erol Tümertekin, Ulaşım Coğrafyası, İstanbul 1987, s. 264, 267, 268, 270, 330, 367; G. Parrinder, “The Religions of Asia”, The Far East and Australasia 1988, London 1987, s. 31-39; Hyman Kublin, “Asia: Religion”, EAm., II, 469-473; B. L. C. J. v.dğr., “Asia”, EBr., II, 574-604.

    YanıtlaSil
  28. Üçüncü Said Ve Belirtileri
    Üçüncü Said safhası ""Ehl-i siyaseti irşad dönemi" diye yorumlanmaya sebeb teşkil etmiştir.
    Bedüzzaman Said-i Nursi
    Mufassal Tarihçe-i Hayatı
    Cilt.3.sy.2087.
    Dr.Abdülkadir Badıllı

    YanıtlaSil

  29. 15 Eylül 2007 Cumartesi
    Hadis-i Şerif
    1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.

    2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
    Gönderen yüksel zaman: 05:12 4.078 yorum:
    Nefislerin beyazlaşması..!!!
    Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır.
    Gönderen yüksel zaman: 05:07 5.000 yorum:
    Ana Sayfa
    Kaydol: Kayıtlar (Atom)
    Blog Arşivi
    ▼ 2007 (2)
    ▼ Eylül (2)
    Hadis-i Şerif
    Nefislerin beyazlaşması..!!!
    Hakkımda
    yüksel
    Profilimin tamamını görüntüle

    YanıtlaSil
  30. Cibril hadis-i şerif'inden anlaşılan Yalnız Cebrail a.s. ve Peygamberimiz Muhammed s.a.v.biliyorlardı kıyametin ne zaman kopacağını.
    Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri.
    İbn Kesir.
    Cilt 16.
    Son cilt.

    YanıtlaSil
  31. Şairin dediği gibi:
    Toz yok olduğunda göreceksin.
    Altındaki at mıdır, yoksa eşek mi?
    Ve kıyamet günü kimin ehliyete daha layık olduğu anlaşılacaktır.
    Nitekim bazıları şöyle demişlerdir:
    Yanaklarda gözyaşı ardarda geldiğinde çıkacaktır açığa,
    Kimin ağladığı, kimin ağlama gösterisinde bulunduğu,
    Hadislerle Kur'an- ı Kerim Tefsiri.
    İbn Kesir.cilt 16.sy.220,221.

    YanıtlaSil
  32. Namaz mektebine kaydolup günde kirk defa rükú eden başlar,
    huzurunda eğilmeye layık yegane varliğin Allah Azze ve Celle
    olduğunu öğrenirler. Peygamber-i Ekber dünya nın Cenáb-ı
    Hakk ın yanında bir sinek kanadı kadar kymetinin olmadığını
    öğrendikleri için dünyâ ve içindekiler onların gözünde her rükû
    ettiklerinde küçülerek adeta bir nokta hâline dönüşür. Artık onlar
    ebedi ve bakî olan ahiret âlemine nisbetle fani, geçici ve yok olmaya
    mahkum olan dünyánin metaîna iltifat etmeyi, nokta kadar menfaat
    için virgül kadar eğilmeyi ya da herhangi bir kulun veya otoritenin
    önünde baş eğmeyi namaz mektebinde öğrendiklerine ihânet
    sayarlar.
    Bugün namaz kîlmasına rağmen üç kuruşluk menfaati için zâlimin
    karsisinda elpençe divân duranlar, Allah ve Rasûl düşmanlarına boyun eğenler seni aldatmasın. Onlar her ne kadar
    namaz kılsa da kiyâmin, riükúnun ma'nāsını kavrayamamış
    nasibsizlerdir.Eğer birileri namaz klmasına rağmen hakk, hakikati
    gördügü hálde teslîim olup boyun eğmiyor, hâla haklı çıkmak için
    tartişmaya devam ediyorsa bil ki o kişi de rükûdan nasibdar alamamiş, hakkin karşisinda boyun bukmesini beceremeyen bir zavallidir.
    O hálde sakin sen herkesin secdeye da'vet edildiği kuyâmet gününde
    dünyâda secde etmeyenlerin buna güç yetiremeyeceği; horluktan
    gözleri öne dişmüş, zilletin kendilerini kuşattiği kimselerden olma!
    Bilesin ki, Halika yapacağın bir secde seni mahluka yapacağın bin
    secdeden kurtaracaktir. Unutma! şairin dediği gibi "Haram kazanılan aş, aştan sayulmaz. Hak için akmayan yaş, yaştan
    Saylmaz. Kisşi, başım var diye övünmesin! Secdeye varmayan baş,
    baştan sayılmaz."
    EN SEVGIYLE BAŞ BAŞA
    Selim Seyhan

    YanıtlaSil
  33. MAKĀSIDÜ’ş-ŞERÎA
    مقاصد الشريعة
    Genelde dinin, özelde ibadetler ve hukuk alanındaki dinî hükümlerin gayeleri anlamında bir tabir.
    İlişkili Maddeler
    MASLAHAT
    Şer‘î hükümlerin içerdiği veya akıl ve tecrübe yoluyla belirlenmekle beraber bunlarla uyum içinde olan faydalar anlamında fıkıh ve usûl-i fıkıh terimi.
    TA‘LÎL
    Bir eylemin veya hükmün illete bağlanması anlamında kelâm ve fıkıh usulü terimi.

    Müellif:
    ERTUĞRUL BOYNUKALIN
    Sözlükte “bir şeyi hedeflemek, ona yönelmek” anlamındaki kasd kökünden türeyen ve “niyet, amaç” gibi mânalarda kullanılan maksıd kelimesinin çoğulu olan makāsıd İslâmî literatürde geniş anlamıyla “din”, daha dar anlamıyla “dinî bildirime dayalı amelî hükümler” mânasındaki şerîat kelimesiyle birlikte kullanıldığında “dinin gayeleri” ya da “naslarda yer alan amelî hükümlerin gayeleri” anlamına gelmektedir. Bu kavramın daha çok İslâm hukukçularınca ele alınması ikinci mânanın öne çıkmasına sebep olmuş, hatta zamanla fıkhî hükümlerin gayelerini, yani gerek naslarda açıkça belirtilmiş gerekse ictihad yoluyla ulaşılmış dinî-hukukî düzenlemelere hâkim olan amaç unsurunu ifade eden bir tabir haline gelmiştir. Fıkıh literatürünü oluşturan değişik eser türlerinde ve özellikle usul eserlerinde “makāsıdü’ş-şerîa, makāsıdü’ş-şâri‘, makāsıdü’t-teşrî‘, el-makāsıdü’ş-şer‘iyye” gibi tamlamalarla ifade edilen makāsıd düşüncesinin çağdaş bazı çalışmalarda “ehdâfü’ş-şerîa, rûhu’ş-şerîa” gibi tabirlerle de ele alındığı görülmektedir.

    YanıtlaSil
  34. Klasik dönem İslâm âlimleri makāsıdın önemine vurgu yapan ifadeler kullanmış ve şâriin gayelerinin neler olduğu hususunu açıklığa kavuşturmaya çalışmış olmakla beraber bunun için bir tanım yapma ihtiyacı duymamışlardır. Bilindiği kadarıyla bu konuda ilk tanıma Muhammed Tâhir İbn Âşûr’un (ö. 1973) eserinde rastlanmaktadır. Ancak İbn Âşûr bu kavram için toplu bir tanım vermemiş, makāsıdı genel ve özel olmak üzere ikiye ayırıp her birini tanımlamıştır. Ona göre genel makāsıd, şâriin şer‘î hükümlerin sadece bir kısmında değil bütününde veya büyük çoğunluğunda göz önüne aldığı mâna ve hikmetlerdir. Özel makāsıd ise şâriin insanların özel hukukî tasarruflarında (her bir hukukî fiille ilgili düzenlemede) onların yararlı amaçlarını gerçekleştirmek veya genel menfaatlerini korumak için hedeflediği niteliklerdir (Maḳāṣıdü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye, s. 51, 146; açıklaması için aş.bk.). Makāsıdın terim anlamı için İbn Âşûr sonrasında kaleme alınan çalışmalarda birçok tanım verilmişse de bunları “İslâm’ın getirdiği hükümlerin gayeleri” şeklinde özetlemek mümkündür. Klasik literatürde makāsıd kavramıyla yakından ilişkisi olan birçok terim bulunmaktadır. Meselâ “hikmet (hikmet-i teşrî‘), illet, sebep, mâna, münâsip vasıf” gibi terimlerin özellikle bir kısım tanımları bazan doğrudan makāsıd anlamında kullanılsa da yaygın biçimde makāsıd terimi bütün hükümleri kapsayan genel amaçlar, diğer terimler ise belirli hükümlerin özel amaçlarıyla ilgili olarak kullanılmaktadır.

    YanıtlaSil
  35. Fikrî Temelleri. Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde evrende bir nizamın bulunduğu, hiçbir şeyin boşuna yaratılmayıp bir amaca dayandığı, kâinattaki varlık ve oluşların insanın hizmetine verildiği, bu durumun evrendeki bütün varlıklar içinde özellikle insanı gāiyyet planında merkezî bir konuma getirdiği belirtilir. İslâm âlimleri bu âyetlerden, buralarda yalnızca kozmolojik bir hakikatin vurgulanmasının değil kâinatta belirli bir mevkiye yerleştirilmiş olan insanda ahlâkî şuuru uyandırmanın amaçlandığı sonucuna ulaşmış olmakla beraber (bk. GĀİYYET), kullara yönelik ilâhî emirlerin gāî ciheti bazı kelâm problemleriyle karma biçimde ele alındığından ibadetler ve hukuk alanındaki dinî bildirimlerin amaçları konusunda farklı eğilimler ortaya çıkmıştır. Allah’ın kulları için iyi olanı yapmak ve faydalı olanı emretmek zorunluluğunun bulunup bulunmadığı (vücûbü’l-aslah) ve dinî sorumluluk bağlamında insan fiillerinin iyilik ve kötülüğünün akılla bilinip bilinemeyeceği (hüsün-kubuh) meselesinde ortaya çıkan eğilimler, makāsıd düşüncesinin temelinde yer alan ta‘lîl konusuyla ilgili görüşler için de yönlendirici bir etkiye sahip olmuştur. Özetle, Mu‘tezile ve Mâtürîdiyye ekollerinin yaklaşımı Allah’ın fiillerinin, dolayısıyla hükümlerinin bir gayeye yönelik (muallel) olduğunu söylemeyi mümkün kılarken Eş‘ariyye’ye mensup İslâm âlimlerinin bunun teorik olarak ifade edilmesini bazı kelâmî mülâhazalarla sakıncalı bulduğu görülür (bk. HÜSÜN ve KUBUH; İLLET; TA‘LÎL). Kelâm sahasındaki bu görüş ayrılığına rağmen temelde hükümlerin amaçlarını ortaya çıkarmaya yarayan ta‘lîl işlemi fıkhî düşüncenin vazgeçilmez bir öğesi olduğundan fıkıh usulünde ahkâmın ta‘lîl edileceği ilkesi -Zâhirîler gibi ta‘lîl fikrine bütünüyle karşı çıkanlar hariç- âlimlerce genel kabul görmüş ve karşılaşılan yeni fıkhî meselelerin çözümünde ta‘lîl yöntemi uygulanagelmiştir. Nitekim günümüze ulaşmış ilk usul eseri olan İmam Şâfiî’nin er-Risâle’sinden itibaren yazılan usul kitaplarının büyük çoğunluğunda ta‘lîl düşüncesinin açık bir göstergesi olan kıyas bir hüküm çıkarma metodu olarak yerini almış, kıyas dışındaki ictihad türlerinde de her dönemde ta‘lîle başvurulmuştur.

    YanıtlaSil
  36. Makāsıd fikrinin temellerinden biri de “insanın yaratılışıyla birlikte sahip olduğu özellikleri” anlamında kullanılan “fıtrat” ile makāsıd arasındaki ilişkidir. Bu hususa büyük önem veren İzzeddin İbn Abdüsselâm’a göre Allah, insanların fıtratına genel olarak faydayı belirlemeye yarayan bilgileri yerleştirmiştir. Meselâ çok faydanın az faydaya veya az zararın çok zarara tercih edilmesi gerektiği insanların fıtratına yerleştirilen bir kuraldır. Bu sebeple zaruri faydalar konusunda filozofların görüşleriyle şer‘î hükümler aynı noktada buluşmaktadır (Ḳavâʿidü’l-aḥkâm, II, 60). Fıtrat-makāsıd ilişkisine dikkat çeken İbn Âşûr ise fıtratın Allah’ın yarattıklarında gözettiği düzen olduğuna işaret ederek bu açıdan İslâm hukukunun genel amacının insan fıtratını koruma ve bozulan yanlarını düzeltme olduğunu vurgulamıştır (Maḳāṣıdü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye, s. 56-59). İslâm’ın fıtrat dini oluşu, bu dinin insanın yaratılıştan gelen özellikleriyle uyum içinde bulunması anlamını taşır. Dolayısıyla İslâm’ın getirdiği hükümler, insanî bir medeniyetin oluşturulması için gereken ihtiyaçları karşılamak durumunda olduğundan İslâm’ın insan fıtratına ters düşen herhangi bir hüküm içermesi düşünülemez (Allâl el-Fâsî, s. 66-67).

    Terimleşmesi ve Literatürde Yerini Alması. Sahâbe döneminden itibaren İslâm âlimlerinin ictihadlarında hükümlerin gerekçeleri ve hedeflerine önem veren bir tavır ortaya koymaları, gerek usul gerekse fürû alanındaki teorik fıkıh incelemelerinde bir yandan her bir hükmün amacı, öte yandan genel olarak şeriatın amaçları üzerinde durulması ve bu konuda bir terimleşme sürecinin başlaması sonucunu beraberinde getirmiştir. Ancak fıkıh usulü eserlerinin özellikle kıyas bölümlerinde her bir hükmün gerekçesi ve amacının belirlenmesi ve bunun sonuçları konusu ayrıntılı biçimde incelenmiş ve zengin bir terminoloji meydana getirilmiş olmakla beraber (bk. İLLET; KIYAS) genel olarak dinî-hukukî düzenlemelerin amaçları konusu bu eserlerde belirli bir yer tutmamıştır. Kıyas bahislerinin yanı sıra maslahat fikrine dayalı çıkarımların, özellikle istidlâl, istislâh ve istihsan kavramlarının ele alındığı bölümler bu konudaki incelemelerin en fazla yoğunlaştığı yerler olmuştur. Makāsıd düşüncesinin terimleşme sürecinde öncü bir konuma sahip olan İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî maksûd, maksıd, makāsıd ve garaz kelimelerini “şer‘î hükümlerin gayeleri” anlamında eserlerinin birçok yerinde kullanarak konunun önemini vurgulamış ve hükümlerin belirli amaçlar için konduğunu kavramayanları bu hususta basiretsiz davranmakla itham etmiştir (el-Burhân, I, 295; II, 913, 925, 961; el-Ġıyâs̱î, s. 72, 90, 181, 183).

    YanıtlaSil
  37. Cüveynî’nin öğrencisi Gazzâlî’nin de makāsıd konusundaki görüşlerini hocasının verdiği örnekleri kullanarak açıkladığı ve onun yaptığı ayırımlardan etkilendiği görülür (el-Müstaṣfâ, II, 489 vd.; Şifâʾü’l-ġalîl, s. 162 vd., 211 vd.). Ancak Gazzâlî’nin konuyu daha açık ve geniş bir şekilde işleyerek makāsıd anlayışına getirdiği yenilikler inkâr edilemez. Gazzâlî ile birlikte yeni bir aşama kaydeden makāsıd düşüncesi İzzeddin İbn Abdüsselâm’ın Ḳavâʿidü’l-aḥkâm fî meṣâliḥi’l-enâm’ı, Şehâbeddin el-Karâfî’nin el-Furûḳ’u gibi eserlerde daha geniş biçimde ele alınmış, nihayet Şâtıbî’nin bu alanın en seçkin kitabı sayılan el-Muvâfaḳāt’ında müstakil bir teoriye kavuşturulmaya çalışılmıştır.

    el-Muvâfaḳāt’ı yazmadaki birinci amacının gaye meselesini işlemek olduğunu belirten Şâtıbî, klasik fıkıh usulü eserlerinde ele alınan konulara makāsıd bahsini ilâve ederek onu usul ilmiyle mezcetmiştir. Kitabının beş ana bölümünden hacmi en uzun olan ikinci bölümünü makāsıda ayırmış, diğer bölümlerde yeri geldikçe bu konuya temas etmiş ve bu yaklaşımıyla dinî-hukukî hükümlerin ele alınış biçiminde yeni bir çığır açmıştır. Onun makāsıd bahsini ele almasındaki temel hedeflerinden biri şer‘î hükümlerde kesinliği sağlayacak bir delile ulaşma gayretidir. Aradığı bu kesinliği tümevarım (istikrâ) yönteminde ve bu yöntemle ulaştığı şer‘î gayelerde bulan Şâtıbî, fıkıh usulü ilmine getirdiği bu yeniliğin bid‘at olarak nitelendirilmesinden çekinerek eserinde izlemiş olduğu yöntemin Kur’an ve Sünnet’e, Selef’in ve daha sonraki İslâm âlimlerinin anlayışına uygun olduğunu, hatta kendisinin bu yolla Mâlikî ve Hanefî usulünü uzlaştırdığını belirtmiştir (el-Muvâfaḳāt, I, 8-17 vd.).

    Şâtıbî’den sonra usul eserlerinde makāsıd konusunda önemli bir gelişme kaydedilmemiş, klasik görüşlerin tekrarıyla yetinilmiştir. Modernleşme sonrası İslâm dünyasının karşı karşıya bulunduğu problemlerin aşılması yolunda atılacak önemli bir adım olarak İslâm hukukunun ihyası ve tecdidi meselesi gündeme geldiğinde makāsıd bahsi tekrar ele alınmış, Şâtıbî’nin el-Muvâfaḳāt’ı yayımlanmış ve eser ilim adamlarının çalışmalarına ışık tutmaya başlamıştır. Tunus müftüsü ve Zeytûniyye Üniversitesi Rektörü Muhammed Tâhir İbn Âşûr, Şâtıbî’nin yolunu izleyerek Maḳāṣıdü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye adıyla bu konudaki ilk müstakil eser olma özelliğini taşıyan kitabını kaleme almıştır. İbn Âşûr eserinde, özellikle Şâtıbî ile başlayan makāsıd teorisini geliştirme çabalarını bir adım daha ileriye götürerek makāsıdın fıkıh usulünden bağımsız bir ilim dalı haline getirilmesi gerektiğini savunmuştur.

    YanıtlaSil
  38. Temel Kavram ve Meseleler. Makāsıd konusuna temas edilen eserlerde İslâm’ın getirdiği hükümlerin nihaî gayesinin insanların maslahatlarını gerçekleştirmek, yani yararlı sonuçların elde edilmesini ve zararlı olanların giderilmesini sağlamak olduğu ve bu noktada İslâm âlimleri arasında görüş birliğinin bulunduğu ifade edilir. Bu husustaki bütün delillerin tümevarım yoluyla incelenmesi sonucunda kesin olarak şer‘î hükümlerin belirli faydaların gerçekleştirilmesini hedeflediği tezine ulaşılır (Şâtıbî, II, 79-82). Nitekim, “Allah bozgunculuğu sevmez” (el-Bakara 2/205); “Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin” (en-Nisâ 4/29); “Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez” (el-Bakara 2/185); “Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder” (en-Nahl 16/90) gibi âyetler ve “Din kolaylıktır” (Buhârî, “Îmân”, 29); “Zarar vermek ve zararla karşılık vermek yoktur” (İbn Mâce, “Aḥkâm”, 17) gibi hadislerde dinî bildirime dayalı hükümlerin ana gayesinin insanların faydasını gözetmek ve onlardan zararı savmak olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda maslahat, insanla ilgili dünyevî ve uhrevî bütün faydalı sonuçları ifade eden bir kavram olarak kullanılır. Bu açıdan makāsıd ile mesâlih arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Hatta makāsıd mesâlihi kuşattığı için her iki kavram birbirinin yerine kullanılmıştır. İslâm âlimlerince zikredilen diğer genel hukukî gayeler ise maslahat kavramı kapsamında sayılmakta ve onun gerçekleşmesine vasıta olarak görülmektedir (bk. MASLAHAT).

    Gazzâlî, şer‘î-amelî hükümlerde söz konusu olan maslahatın, mutlak anlamda bir faydanın sağlanması veya bir zararın önlenmesinin ötesinde hukukun konmasındaki temel gayenin (maksûdü’ş-şer‘) korunması olduğunu vurgularken (el-Müstaṣfâ, II, 481-482) Şâtıbî, hükümlerde maslahatın tesbitinin sadece dünyevî faydaların teminine yönelen nefsî isteklere göre değil dünya hayatının âhiret hayatı için yaşandığı gerçeği göz önünde bulundurularak yapılması gerektiğini söyler ve şer‘î hükümlerin insanları nefsî isteklerinden uzaklaştırarak Allah’a kul olmalarını sağlamak için konulmuş olduğunu ifade eder (el-Muvafaḳāt, II, 63-65).

    YanıtlaSil
  39. İslâm teşrîinin ana gayeleri, korunması hedeflenen yararların önem derecesi açısından üç kademeli bir tasnife tâbi tutulmuştur. Temelini Cüveynî’nin attığı bu taksim talebesi Gazzâlî tarafından “zarûriyyât, hâciyât, tahsîniyyât” şeklinde adlandırılarak literatürdeki yerini almıştır. Zarûriyyât, en üst düzeydeki yararları, yani toplumun varlığı ve dirlik düzenliği için vazgeçilmez temel hak ve değerleri ifade eder. Bunlar genel makāsıd kısmına dahil olan hayat (can), nesil (nesep, ırz), akıl, mal ve dinin korunması şeklinde özetlenir ve literatürde “zarûriyyât-ı hamse, makāsıd-ı hamse, külliyyât-ı hams” gibi adlarla anılır. Bazı âlimler tarafından zarûriyyâtın bu beş temel esasla sınırlı olduğu ifade edilmiş (Seyfeddin el-Âmidî, IV, 394), ancak diğer bazıları adalet (İbn Rüşd, II, 475-476; İzzeddin İbn Abdüsselâm, I, 156), Allah’a kulluk (İzzeddin İbn Abdüsselâm, I, 135; Şâtıbî, II, 289), erdemli bir toplum oluşturma (İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, el-Ġıyâs̱î, s. 181; İbn Rüşd, II, 475), eşitlik (M. Tâhir İbn Âşûr, s. 126), yeryüzünün imarı (Allâl el-Fâsî, s. 41), hürriyet (M. Tâhir İbn Âşûr, s. 130), sosyal düzenin ve güvenliğin sağlanması (Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, I, 130-131; M. Tâhir İbn Âşûr, s. 139) gibi özellikle yaşadıkları zamanların yükselen değerlerini göz önünde bulundurarak yeni amaçlar belirlemişse de zikredilen bu gayelerin esas itibariyle beş temel esasın korunması kapsamına dahil olabileceği görülmektedir. Hâciyât, zaruret derecesinde olmamakla birlikte ferdî ve içtimaî hayatın düzenli biçimde yürümesini sağlayan, karşılanmaması zorluk, huzursuzluk ve sıkıntıya sebebiyet veren faydalardır. Satım, kira vb. akidlerin meşrû kılınması, bu tür faydaların sağlanması için konmuş hükümlerin örneklerini oluşturur. Tahsîniyyât da ahlâkî erdemlerin geliştirilmesi, görgü kurallarına uyulması vb. yollarla sağlanan, zaruret ve ihtiyaç derecesine ulaşmamakla birlikte hayatı kolaylaştıran ve güzelleştiren faydaları ifade eder. Temizlikle ilgili hükümler, yeme içme âdâbı, zararlı ve dinen necis nesnelerin satım sözleşmesine konu edilmesinin yasaklanması, bu tür faydanın sağlanması amacını taşıyan hükümlere örnek gösterilir. Ayrıca Gazzâlî, her kısma ait tamamlayıcı nitelikte faydalar bulunduğuna da işaret etmiştir (el-Müstaṣfâ, II, 481; Şifâʾü’l-ġalîl, s. 161-162, 208).

    YanıtlaSil
  40. Ta‘lîlin önemli bir türü olan hikmetle ta‘lîl meselesi de gayeyi esas alan ictihadın ve makāsıd teorisinin önemli konularından birini oluşturur. Maslahat ve makāsıd anlamlarını içeren hikmetle ta‘lîl, özellikle hikmetin belirlenmesindeki sübjektifliğin hukukî istikrarı zedeleyeceği endişesiyle usulcülerin çoğunluğu tarafından câiz görülmemişse de Gazzâlî ve Âmidî gibi usulcüler, sınırları belli ve açık bir vasıf olması durumunda hikmetle ta‘lîlin kabul edilebileceğini savunmuşlardır (Şifâʾü’l-ġalîl, s. 615 vd.; el-İḥkâm, III, 186). Usulcülerin bu farklı yaklaşımına rağmen uygulamada İslâm hukukçuları, naslar ve makāsıdı beraberce değerlendirerek istislâh ya da istihsan gibi adlar altında aslında hikmetle ta‘lîl esasına dayanan birçok ictihad örneği ortaya koymuşlardır. Diğer taraftan kıyasın temel unsuru olan illeti belirleme yollarının en önemlisi olan münasebet, hüküm ve illet arasındaki uygunluğun araştırılmasını ifade eder. Dolayısıyla illetin hükmün hikmetini, yani bu hükmün konmasında gözetilen amacı ve sağlamak istediği yararı gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğinin araştırılması da makāsıd düşüncesi açısından büyük önem taşımaktadır.

    Makāsıdın ayrı bir bilim dalı sayılacak derecede önem kazanması genel makāsıd anlamının öne çıkmasıyla olmuştur. Zira belirli hükümlerle ilgili özel amaçları ifade etmek için illet veya hikmet gibi terimler yeterli olmaktaysa da geniş anlamıyla makāsıdı başka bir terim ifade edememektedir. Bundan dolayı özellikle çağdaş İslâm hukuku literatüründe makāsıdü’ş-şerîa tabiriyle daha çok hukukun genel amaçları kastedilmektedir. İbn Âşûr’un, “şer‘î hükümlerin sadece bir kısmında değil bütününde veya büyük çoğunluğunda göz önüne alınan mâna ve hikmetler” şeklinde tanıttığı bu tür amaçların temel karakteristiği ve belli başlıları hakkında gerek bu müellifin gerekse başka çağdaş müelliflerin eserlerinde geniş açıklamalar vardır. Yukarıda belirtilen anlamıyla maslahat fikrinde birleşen bu amaçlar Allah’a kulluğun, adaletin ve toplumsal düzenin sağlanması, eşitlik ve hürriyet, erdemli bir toplum oluşturma, yeryüzünün imarı, itidal ve kolaylık, uygulanabilirlik gibi başlıklar altında incelenir.

    YanıtlaSil
  41. Bununla birlikte genel amaçların tesbiti kadar özel amaçların tesbiti de büyük önem taşımaktadır. Hukukun belli bir dalıyla veya her bir hukukî müesseseyle ilgili olarak gerçekleşmesi istenen bu gayelere rehin akdinde teminatın sağlanması, nikâh akdinde aile düzeninin tesisi, boşanmanın meşrû kılınmasında sürekli zararın önlenmesi örnek verilebilir (M. Tâhir İbn Âşûr, s. 146). Hukukun değişik alanlarıyla ilgili özel amaçların bağımsız olarak tesbit edilmesi, bir taraftan genel amaçların tesbitini kolaylaştırırken diğer taraftan belirli alanlarda yapılacak olan cüz’î ictihad faaliyetlerinin sağlıklı ve doğru bir şekilde yapılmasını temin edecektir. Alâeddin Muhammed b. Abdurrahman el-Buhârî’nin, Şâtıbî’nin bir usul konusu olarak ele aldığı makāsıd ilkesini dinî hükümlerin tek tek amaçlarını açıklamak suretiyle meseleler üzerinde uyguladığı Meḥâsinü’l-İslâm ve şerâʾiʿu’l-İslâm adlı eseri bu alanda oldukça önemlidir. Şah Veliyyullah ed-Dihlevî de Ḥüccetullāhi’l-bâliġa’yı kendi ifadesine göre şer‘î hükümlerin hikmetlerini ortaya koymak amacıyla kaleme almıştır. “İlmü esrâri’d-dîn” adını verdiği bu ilim ona göre, dinin doğru anlaşılması ve uygulanması için hikmetlerin bilinmesi şart olduğundan şer‘î ilimlerin en üstünüdür (Ḥüccetullāhi’l-bâliġa, I, 3).

    Makāsıdı belirleyebilmek için Cüveynî, Gazzâlî ve İbn Abdüsselâm’ın tümevarım yöntemine atıfta bulundukları görülmekle beraber bu konuyu özel olarak inceleyen ilk müellifin Şâtıbî olduğu söylenebilir. Özellikle Şâtıbî ve İbn Âşûr’un açıklamalarından hareketle makāsıdı belirlemek için önerilen başlıca yöntemleri şöylece ifade etmek mümkündür: Açık, kati veya katiye yakın nasların delâletlerini esas almak, bir amacı açıkça belirten nasları tesbit etmek, illetlerin ve diğer delillerin birleştiği ortak noktaları tümevarım yoluyla belirlemek, tâli gayeleri aslî gayelere tâbi kılmak, şâriin hüküm koymadığı durumları dikkatle inceleyip bundaki amacı tesbit etmeye çalışmak.

    YanıtlaSil
  42. Önemi ve İşlevi. İslâm dini ve hukukunun ana kaynakları olan Kur’an ve Sünnet’in doğru biçimde anlaşılarak yorumlanmasında, bu kaynaklardan hüküm çıkarılmasında ve çelişkili gibi görünen deliller arasında yapılacak tercih işleminde olduğu gibi, hakkında nas bulunmayan konulardaki hukukî boşluğu doldurmaya yönelik istislâh ve istihsan benzeri ictihad faaliyetlerinde de naslarda gözetilen amaçların dikkate alınmasının gerekliliği, bütün bu ictihad faaliyetleri için hayatî önemi haiz olan makāsıdü’ş-şerîanın İslâm kültür ve hukukunun en önemli kavramları içinde yer alması sonucunu doğurmuştur. Cüveynî ve Gazzâlî gibi usulcüler tarafından ictihadın şartları arasında sayılan, şâriin gayelerinin tam olarak anlaşılması, Şâtıbî tarafından önemi daha da vurgulanarak ictihad faaliyetinin vazgeçilmez şartı sayılmıştır. Şâtıbî’ye göre fıkıh âlimlerinin düştükleri hatalar, daha çok ictihad ettikleri konuda şâriin gayelerini gözden kaçırmaları neticesinde meydana gelmektedir. Bu sebeple şâriin hükümleri vazetmedeki gayeleri bilinmeden fıkıh bir bütün olarak kavranamaz ve bu durumda cüz’î deliller parçacı bir yaklaşımla temel esaslara ters düşecek biçimde yorumlanabilir. Nitekim geçmişte bu yaklaşımın nasların yanlış yorumlanmasına sebep olduğu ve Hâricîlik, Zâhirîlik gibi aşırı akımların doğmasına yol açtığı görülmüştür (el-Muvâfaḳāt, V, 43, 135, 142).

    Makāsıdü’ş-şerîa temel alınarak yapılan sayısız ictihad örneklerine bütün mezheplere ait fürû kitaplarında rastlanıldığı gibi, şer‘î hükümlerin ilgili delillerden çıkarılması yöntemlerini belirleyen kurallar bütünü mahiyetindeki fıkıh usülünün hemen bütün konularında da makāsıd düşüncesinin tesirleri görülmektedir. Meselâ mütevâtir olmayan nasların, başka bir deyişle haber-i vâhid derecesinde olan hadislerin kabulü konusunda Hz. Ömer ve Âişe gibi bazı sahâbîler makāsıdı bir kriter olarak kullanmışlar, İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik de bazı hadisleri genel kurallara ters düştükleri gerekçesiyle hüccet olarak kabul etmemişlerdir.

    YanıtlaSil
  43. İslâm hukukçularına göre hukukun nihaî gayesini teşkil eden maslahat düşüncesini temel alan bir ictihad metodu olan istislâh özellikle uygulamada genel kabul görmüştür. Yine genel kuraldan istisna niteliğindeki istihsanda istisnanın temel gerekçelerinden biri maslahat düşüncesi olduğu gibi, özellikle muâmelât konularında ve akidlerin tefsirinde önemli bir rol oynayan örfün bir delil olarak kabul edilmesinin ve “Zorluk kolaylığı getirir”; “Zarar giderilir”; “Eşyada aslolan ibâhadır”; “Faydaların mubah, zararların haram olması asıldır” gibi genel fıkıh kurallarının temelinde insanların yararlarının gözetilmesi amacı bulunmaktadır.

    Makāsıdın dikkate alınması ilkesi sahâbe, tâbiîn ve onları izleyen dönemlerdeki ictihad faaliyetlerinin temelini oluşturmuş ve İslâm hukuk doktrinlerince de genel kabul görmüş olmakla beraber İslâm hukukçularının çoğunluğu tarafından, nasların lafzî mânalarının iptaline sebep olacağı korkusu ve hükümlerin gayelerinin belirlenmesinin taşıdığı izâfîliğin yol açacağı belirsizliğin hukukî istikrarsızlık ve kargaşa doğuracağı endişesiyle, meseleye ilişkin özel deliller (özellikle naslar) dikkate alınmaksızın doğrudan şâriin amaçlarına göre hüküm verilmesi câiz görülmemiştir. Makāsıd fikrinin en hararetli savunucularından Şâtıbî’ye göre de bütün delillere bakılarak dinin, hayatın, neslin, malın ve aklın korunmasının kesinlikle gerekli olduğu tesbit edilse bile hükmü bilinmeyen konuların sadece bu esaslara göre değerlendirilmesi yeterli olmaz, yine de tafsilî delillere bakmak icap eder. Aksi takdirde nasların lafzî mânalarının tamamen ortadan kaldırılmasına yol açılmış olur. Akıl, sözü edilen zaruri faydaların korunmasının hangi yönlerden olacağını tam anlamıyla doğru bir biçimde tesbit edemez; ettiği takdirde de bu tesbit belirli konularla ve belirli zaman ve mekân koşullarıyla sınırlı kalacaktır. Halbuki şâri‘ zaruri, hâcî ve tahsînî faydaların ayrıntılarında, nas bulunmadan aklın tek başına idrak edemeyeceği faydalar tesbit etmiştir (el-Muvâfaḳāt, III, 176-180). Makāsıd fikrine karşı bu ihtiyatlı tavrın temelinde, maslahata gereğinden fazla önem atfedenler tarafından istismar edilerek nasların zâhirî mânalarının tamamen iptaline kapı açılmasının önüne geçme çabası yatmaktadır. Bu sebeple klasik dönem İslâm âlimleri, gösterdikleri ihtiyata bağlı olarak anlamı ve sübûtu kesin olan Kur’an ve Sünnet naslarını ve üzerinde ilk dönemden itibaren bütün İslâm âlimlerinin icmâ ettikleri hususları (zarûrât-ı dîniyye) makāsıd konusunda sınırlayıcı ölçüler kabul etmişlerdir.

    YanıtlaSil
  44. Günümüzde İslâm hukukunun tecdidi ve güncelleştirilmesine yönelik çabalarla birlikte İslâm hukuk düşüncesinin anahtar kavramlarından biri haline gelen makāsıdü’ş-şerîa tabiri halen önemini muhafaza etmekte olup bilhassa geçmişte Necmeddin et-Tûfî’nin savunduğu, şâriin gayesi olan maslahatın nasla çeliştiği zaman nassa tercih edileceği anlayışı etrafında tartışmalar yoğunlaşmıştır. Makāsıd konusuna büyük önem verilmeye başlanmış olmasına paralel olarak bu sahada birçok makale ve eser kaleme alınmıştır (bunların bir kısmı için bk. bibl.).

    BİBLİYOGRAFYA
    Lisânü’l-ʿArab, “ḳṣd” ve “ġrḍ” md.leri; Buhârî, “Îmân”, 29; İbn Mâce, “Aḥkâm”, 17; İbn Hazm, el-İḥkâm (nşr. Ahmed M. Şâkir), Kahire, ts. (Matbaatü’l-âsıme), s. 1110-1138; İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, el-Burhân fî uṣûli’l-fıḳh (nşr. Abdülazîm ed-Dîb), Devha 1399, I, 295; II, 913, 923-958, 961, 1338; a.mlf., el-Ġıyâs̱î (nşr. Abdülazîm ed-Dîb), Katar 1401, s. 72, 90, 181, 183, 478-479; Şemsüleimme es-Serahsî, el-Uṣûl, İstanbul 1984, I, 338-342; II, 78, 202-203; Gazzâlî, İḥyâʾ, Beyrut 1992, I, 109; IV, 26, 27; a.mlf., el-Menḫûl (nşr. M. Hasan Heyto), Dımaşk 1400/1980, s. 341, 364-367; a.mlf., el-Müstaṣfâ, Medine, ts., II, 478-489 vd., 502-506; a.mlf., Şifâʾü’l-ġalîl, Bağdad 1971, s. 80-97, 161-162 vd., 203-245, 614-615 vd.; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, Kahire 1981, II, 169, 475-476; Fahreddin er-Râzî, el-Maḥṣûl (nşr. Tâhâ Câbir Feyyâz el-Alvânî), Riyad 1401/1981, V, 220-222; Seyfeddin el-Âmidî, el-İḥkâm fî uṣûli’l-aḥkâm, Beyrut, ts., III, 186; IV, 376-380, 394; İzzeddin İbn Abdüsselâm, Ḳavâʿidü’l-aḥkâm, Beyrut 1980; Karâfî, el-Furûḳ, Beyrut

    YanıtlaSil
  45. , ts. (Âlemü’l-kütüb), I, 2-3; a.mlf., Şerḥu Tenḳīḥi’l-fuṣûl (nşr. Tâhâ Abdürraûf Sa‘d), Kahire 1414/1993, s. 391, 446-449; Tûfî, Şerḥu Muḫtaṣari’r-Ravża, Beyrut 1990, III, 211-216; Şâtıbî, el-Muvâfaḳāt (nşr. Ebû Ubeyde Meşhûr b. Hasan Âlü Selmân), Huber 1417/1997, I-VI, tür.yer.; İbn Emîru Hac, et-Taḳrîr ve’t-taḥbîr, Beyrut 1403/1983, III, 143, 222, 231; Emîr Pâdişah, Teysîrü’t-Taḥrîr, Beyrut 1983, III, 306; Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, Ḥüccetullāhi’l-bâliġa (nşr. Seyyid Sâbık), Kahire-Bağdad, ts. (Mektebetü’l-müsennâ), I, 3, 129-131; Bahrülulûm el-Leknevî, Fevâtiḥu’r-raḥamût (Gazzâlî, el-Müstaṣfâ içinde), Beyrut, ts., II, 320; Mustafa Zeyd, el-Maṣlaḥa fi’t-teşrîʿi’l-İslâmî ve Necmüddîn eṭ-Ṭûfî, Kahire 1964, s. 194 vd.; M. Khalid Masud, Islamic Legal Philosophy: A Study of Abu Ishaq al-Shatibi’s Life and Thought, Karaçi 1977, s. 288-291, 324-326; M. Tâhir İbn Âşûr, Maḳāṣıdü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye, Tunus 1978; M. Mustafa Şelebî, Taʿlîlü’l-aḥkâm, Beyrut 1981, s. 292-300, 362-379; Muhammed el-Ukle, el-İslâm maḳāṣıdühû ve ḫaṣâʾiṣuh, Amman 1984; M. Hasan Ebû Yahyâ, Ehdâfü’t-teşrîʿi’l-İslâmî, Amman 1985; Saîd Ramazan el-Bûtî, Ḍavâbiṭü’l-maṣlaḥa fi’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye, Beyrut 1986; Abdullah en-Nâsır, el-Maḳṣûd min şerʿi’l-ḥükm (yüksek lisans tezi, 1986), Câmiatü’l-Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye; Ömer el-Cîdî, et-Teşrîʿu’l-İslâmî: Uṣûlühû ve maḳāṣıdüh, Fas 1987; Fehmî Muhammed Ulvân, el-Ḳıyemü’ż-żarûriyye ve maḳāṣıdü’t-teşrîʿi’l-İslâmî, Kahire 1989; Zekiyyüddin Şa‘bân, İslâm Hukuk İlminin Esasları (trc. İbrahim Kâfi Dönmez), Ankara 1990, s. 350-355; Mehmet Erdoğan, İslâm Hukukunda Ahkamın Değişmesi, İstanbul 1990, s. 86-89; M. Takī Müderrisî, et-Teşrîʿu’l-İslâmî:

    YanıtlaSil
  46. Uṣûlühû ve maḳāṣıdüh, Fas 1987; Fehmî Muhammed Ulvân, el-Ḳıyemü’ż-żarûriyye ve maḳāṣıdü’t-teşrîʿi’l-İslâmî, Kahire 1989; Zekiyyüddin Şa‘bân, İslâm Hukuk İlminin Esasları (trc. İbrahim Kâfi Dönmez), Ankara 1990, s. 350-355; Mehmet Erdoğan, İslâm Hukukunda Ahkamın Değişmesi, İstanbul 1990, s. 86-89; M. Takī Müderrisî, et-Teşrîʿu’l-İslâmî: Menâhicühû ve maḳāṣıdüh, Beyrut 1991; Hammâdî el-Ubeydî, eş-Şâṭıbî ve maḳāṣıdü’ş-şerîʿa, Beyrut 1992; Osman el-Merşed, el-Maḳāṣıd fî aḥkâmi’ş-şâriʿ (doktora tezi, 1992), Mekke Câmiatü Ümmi’l-kurâ; Ahmed Muhammed er-Refâyia, Ehemmiyetü maḳāṣıdi’ş-şerîʿa fi’l-ictihâd (yüksek lisans tezi, 1992), el-Câmiatü’l-Ürdüniyye; Ahmed er-Reysûnî, Naẓariyyetü’l-maḳāṣıd ʿinde’l-İmâm eş-Şâṭıbî, Riyad 1992; a.mlf., el-Fikrü’l-maḳāṣıdî: Ḳavâʿidühû ve fevâʾidüh, Kazablanka 1999; Bin Zigaybe İzzeddin, el-Maḳāṣıdü’l-ʿâmme li’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye (doktora tezi, 1992), Câmiatü’z-Zeytûne; Fazlurrahman, İslâm (trc. Mehmet Dağ – Mehmet Aydın), Ankara 1992, s. 52-55, 92-94, 140-163; a.mlf., Ana Konularıyla Kuran (trc. Alparslan Açıkgenç – M. Hayri Kırbaşoğlu), Ankara 1993; Allâl el-Fâsî, Maḳāṣıdü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye ve mekârimühâ, Beyrut 1993; Abdülmecîd es-Sagīr, el-Fikrü’l-uṣûlî ve işkâliyyetü’s-sulṭati’l-ʿilmiyye fi’l-İslâm: Ḳırâʾe fî neşʾeti ʿilmi’l-uṣûl ve maḳāṣıdi’ş-şerîʿa, Beyrut 1994, s. 347-570; Yûsuf Hâmid el-Âlim, el-Maḳāṣıdülʿâmme li’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye, Riyad 1415/1994; İsmâil el-Hasenî, Naẓariyyetü’l-maḳāṣıd ʿinde’l-İmâm Muḥammed eṭ-Ṭâhir b. ʿÂşûr, Maryland 1416/1995; Ertuğrul Boynukalın, İslâm Hukukunda Gaye Problemi (doktora tezi, 1998), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Nûreddin el-Hâdimî, el-İctihâdü’l-maḳāṣıdî: Ḥücciyyetüh, ḍavâbiṭüh, mecâlâtüh, Katar 1998; Abdurrahman İbrâhim Zeyd el-Kîlânî, Ḳavâʿidü’l-maḳāṣıd ʿinde’l-İmâm eş-Şâṭıbî, Amman 1421/2000; a.mlf., “Ḳavâʿidü’l-maḳāṣıd: Ḥaḳīḳatühâ ve mekânetühâ fi’t-teşrîʿ”, İslâmiyyetü’l-maʿrife, V/18, Selangor

    YanıtlaSil
  47. 1420/1999, s. 9-51; Yûsuf Ahmed Bedevî, Maḳāṣıdü’ş-şerîʿa ʿinde İbn Teymiyye, Amman 2000; Halîfe Bâ Bekr Hasan, Felsefetü maḳāṣıdi’t-teşrîʿ fi’l-fıḳhi’l-İslâmî, Kahire, ts.; Muhammed ez-Zühaylî, “Maḳāṣıdü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye”, Mecelletü Külliyyeti’ş-şerîʿa ve’d-dirâsâti’l-İslâmiyye, VI/6, Mekke 1402-1403, s. 301-334; İbrahim Kâfi Dönmez, “Mevḳıfü’ş-şeyḫ eṭ-Ṭâhir İbn ʿÂşûr min maḳāṣıdi’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye” (Tunus Üniversitesi Zeytûne Fakültesi’nde 14-16 Aralık 1985’te yapılan Tâhir b. Âşûr Konferansı’nda sunulmuş tebliğ), İSAM Ktp., nr. 15623; Nasr Hâmid Ebû Zeyd, “Şeriatın Tümel (Küllî) Maksatları: Yeni Bir Okuma” (trc. Mustafa Ünver), İslâmî Araştırmalar Dergisi, VIII/2, Ankara 1995, s. 139-143; Ferhat Koca, “İslâm Hukukunda Maslahat-ı Mürsele ve Necmeddin et-Tûfî’nin Bu Konudaki Görüşlerinin Değerlendirilmesi”, a.e., I/1, İstanbul 1996, s. 95-123; a.mlf., “Hikmet”, DİA, XVII, 514-518; İdrîs Hammâdî, “el-Müctemaʿ fî ḍavʾi’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye el-maḳāṣıd ve’l-vesâʾil”, Fikr ve naḳd, I/5, Rabat 1998, s. 113-126; Ahmet Yaman, “İslâm Hukuk İlmi Açısından Makâsıd İctihadının ya da Teleolojik Yorum Yönteminin İlkeleri Üzerine”, Marife, II/1, Konya 2002, s. 25-51; Ali Bardakoğlu, “İstihsân”, DİA, XXIII, 339-347; Şükrü Özen, “İstislâh”, a.e., XXIII, 383-388.

    YanıtlaSil
  48. zalimin zulmü,onun iman nurunu karartır.
    imanın başı,insanlara iyilik etmektir.
    imanla kurtuluş olur.

    Yanıtlayın

    Unknown4 Mart 2015 03:50
    imanın aslı,allah c.c.ın emrine teslim olmaktır.
    kötü arkadaş,insi şeytandır.

    Yanıtlayın

    Unknown4 Mart 2015 03:55
    acı veya tadlı herkes için bir son vardır.
    taktir edilen sana gelir ulaşır.
    gönlün ilacı,ilahi taktire razı olmaktır.

    Yanıtlayın

    Unknown4 Mart 2015 04:00
    ölümü fazla anan,dünyadan az bir mala razı olur.
    ölümü unutmak kalbin pasıdır.
    gerçekten de ölümü anış,oyundan eğlenceden alıkor.

    Yanıtlayın

    Unknown4 Mart 2015 04:04
    ahiretini dünyana satma.
    dünyanın acısı,ahiretin tadlılığı,dünyanın tadlılığı ise,ahiretin acısıdır.

    Yanıtlayın

    Unknown4 Mart 2015 04:11
    emekle cennet elde edilir,boş arzu ile değil.
    yararlı iş yapmaya bak,çünkü o cennet yolunun azığıdır.
    allah c.c.tan çekin,bir kaç parça ekmek yeter sana,yeter kurtuluşun için cehennem den.

    Yanıtlayın

    Unknown4 Mart 2015 04:14
    bir tek günah çok,bin taat ise azdır.
    başa kakanın yaptığı iyiliğin günahı,sevabından büyüktür,

    Yanıtlayın

    Unknown4 Mart 2015 04:21
    haram kazanç ne kötü yiyecektir.
    en güzel eylem haramdan sakınmaktır.
    haramdan kaçınmak gibi zahitlik yoktur.
    harama karşı duyarlılık, kalkandır,taktire rıza ne güzel arkadaştır.

    Yanıtlayın

    Unknown4 Mart 2015 04:28
    en güzel şey,gerçektir.
    imanın başı doğruluğa sarılmaktır.
    yüz aklığı doğruluktadır.
    insanın kurtuluşu,doğruluktadır.

    Yanıtlayın

    Unknown25 Mart 2015 05:02
    dilini korumayan kimse dinini tam olarak bilmiş değildir..
    medeniyetleri din inşa etmiştir.
    akıllı isen gariplerin gönlünü al.
    dünyaya tapan akılsızlardan uzak kal.

    Yanıtlayın

    Unknown25

    YanıtlaSil
  49. Sünnet-i Nebeviyye, Kur'an'dan sonra ilimlerin kadir ve itibar açısından en büyüğü, şeref ve iftihar bakımından enyücesi olduğu için - zira İslam şeriatının temelleri onun üzerine kuruludur- Kur'an'ın kapalı ayetleri onunla açıklanır.Nasıl olmasın ki onun kaynağı heva ve hevesinden konuşmayan, hep vahiyle konuşan zattır.O, kitabı tefsir etmektedir.Peygamber (s.a.v.) bize yalnız Rabbinden konuşmuştur.
    Muhtaru'l Ehadisi'n Nebeviyye.
    Ve'l Hikemil Muhammediyye
    Seyyid Ahmed Haşimi.

    YanıtlaSil
  50. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    157 1 Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    157 2 Allah Teala Musa (a.s.)'a şöyle vahyetti: "La ilahe İllallah" diye şehadet edenler olmasaydı, Cehennemi Dünya ehline musallat ederdim. Ey Musa! Bana ibadet eden olmasaydı, Bana isyan edenlere göz açıp kapayıncaya kadar bir mühlet vermezdim. Ey Musa! Şurası muhakkak ki, Bana inananan Benim indimde mahlukatın en kerimidir. Ey Musa! Asi olanın sözünün ağırlığı dünyadaki bütün kumların ağırlığına muadildir." Musa (a.s.) ise: "Ya Rabbi, bu asinin kim olduğunu lütfen bildir" dedi. Allah Teala buyurdu ki: "Bir kimsenin anasına-babasına (ben sizi dinlemiyorum) diyenidir. Hz. Enes (r.a.)
    157 3 Cebrail (a.s.) Bana kırk eve kadar komşuluk tavsiye etti. On bu taraftan, on bu taraftan, on şu taraftan, on da şu taraftan. Hz. Âişe (r. anha)
    157 4 Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    157 5 Size Allah'dan korkmanızı ve Habeşli bir köle bile üzerinize emir yapılsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Muhakkak ki, sizden biri Benden sonra yaşarsa, çok ihtilaflar görecektir. İşte o zaman Benim sünnetime ve Mehdi ve Raşidîn olan hulefanın sünnetine uyun. Onlara tutunun. Hem de can havliyle, azı dişlerinizle ısırır gibi. İşlerin, muhdes olanlarından sakının. Zira, her ihdas olunan bidattir. Her bid'atte dalalettir. (Her dalalette cehennemdedir.) Hz. İrbad (r.a.)

    YanıtlaSil
  51. Hazret-i Ebu Bekir(R.anh.) ın mübarek başı, Habib-i Ekrem (S.A.V.) in mübarek omuzları hizasında toprağa konulmuştu.Halifelik müddeti iki yıl dört ay ve dokuz gündür.Ömezden önce Hilâfete Hazret-i Ömer ( R.anh.) ın getirilmesini yazmıştı.
    Kara Davud.
    Delail-i Hayrât Şerhi.

    M.Bin.Süleyman Cezuli.
    sy.378.

    YanıtlaSil
  52. Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  53. YUNUS EMRE’DEN SEÇİLMİŞ İLAHİLER

    Arayı arayı bulsam izini

    Arayı arayı bulsam izini
    İzinin tozuna sürsem yüzümü
    Hak nasib eylese görsem yüzünü
    Ya Muhammed canım arzular seni

    Bir mübarek sefer olsa da gitsem
    Kabe yollarında tozlara bat sam
    Hub cemalin bir kez düşümde görsem
    Ya Muhammed canım arzular seni

    Zerrece kalmadı kalbimde hile
    Sıdk ile girmişem ben bu hak yola
    Ebu Bekir, Ömer, Osman'da bile
    Ya Muhammed canım arzular seni

    Ali ve Hasan, Hüseyin anda
    Sevdası gönüllerde muhabbet canda
    Yarın mahşer günü Hak divanda
    Ya Muhammed canım arzular seni

    Yunus senin methin eder dillerde
    Dillerde dillerde her gönüllerde
    Arayı arayı gurbet illerde
    Ya Muhammed canım arzular seni Yunus Emre


    Acep şu yerde var m'ola


    Acep şu yerde var m'ola
    Şöyle garip bencileyin
    Bağrı başlı gözü yaşlı
    Şöyle garip bencileyin

    Kimseler garip olmasın
    Hasret odına yanmasın
    Hocam kimseler duymasın
    Şöyle garip bencileyin

    Nice bu dert ile yanam
    Ecel ere bir gün ölem
    Meğerki sinimde bulam
    Şöyle garip bencileyin

    Gezdim Urum ile Şam 'ı
    Yukarı illeri kamu
    Çok istedim bulamadım
    Şöyle garip bencileyin

    Söyler dilim ağlar gözüm
    Gariplere göy nü r özüm
    Meğerki gökte yıldızım
    Şöyle garip bencileyin

    Bir garip ölmüş diyeler
    Üç günden sonra duyalar
    Soğuk su ile yuyalar
    Şöyle garip bencileyin

    Hey Emre'm Yunus biçare
    Bulunmaz derdine çare
    Var imdi gez şardan şara
    Şöyle garip bencileyin Yunus Emre





    Ben yürürüm yane yane

    Ben yürürüm yane yane
    Aşk boyadı beni kane
    Ne akılem ne divane
    Gel gör beni aşk neyledi

    Gah eserim yeller gibi
    Gah tozarım yollar gibi
    Gah akarım seller gibi
    Gel gör beni aşk neyledi

    Akar sulayın çağlarım
    Dertli ciğerim dağlarım
    Şeyhim anuban ağlarım
    Gel gör beni aşk neyledi

    Ya elim al kaldır beni
    Ya vaslına erdir beni
    Çok ağlattın güldür beni
    Gel gör beni aşk neyledi

    Ben yürürüm ilden ile
    Şeyh anarım dilden dile
    Gurbette halim kim bile
    Gel gör beni aşk neyledi

    Mecnun oluban yürürüm
    O yari düşte görürüm
    Uyanıp melfil olurum
    Gel gör beni aşk neyledi

    Miskin Yunus biçareyim
    Baştan ayağa yareyim
    Dost ilinden avareyim
    Gel gör beni aşk neyledi


    Aşkın aldı benden beni

    Aşkın aldı benden beni
    Bana seni gerek seni
    Ben yanarım dün ü günü
    Bana seni gerek seni

    Ne varlığa sevinirim
    Ne yokluğa yerinirim
    Aşkın ile avunurum
    Bana seni gerek seni

    Aşkın âşıklar öldürür
    Aşk denizine daldırır
    Tecelli ile doldurur
    Bana seni gerek seni

    Aşkın şarabından içem
    Mecnun olup dağa düşem
    Sensin dûn ü gün endişem
    Bana seni gerek seni

    Eğer beni öldüreler
    Külüm göğe savuralar
    Toprağını anda çağırır
    Bana seni gerek seni

    Cennet cennet dedikleri
    Birkaç köşkle birkaç huri
    İsteyene ver anları
    Bana seni gerek seni

    Yunus’dürür benim adım
    Gün geçtikçe artar odum
    İki cihanda maksûdum
    Bana seni gerek seni Yunus Emre

    YanıtlaSil
  54. Yan yüreğim yan


    Yan yüreğim yan
    Gör ki neler var
    Bu halk içinde
    Bize gülen var

    Koy gülen gülsün
    Hak bizi bilsin
    Gafiller bilsin
    Hakkı seven var

    Bu yol uzundur
    Menzili çoktur
    Geçidi yoktur
    Derin sular var

    Her kim merdane
    Gelsin meydane
    Kıyamaz cane
    Kimde hüner var

    Yunus sen burda
    Meydan isteme
    Meydanlar içinde canım
    Merdaneler var.



    Ey enbiyalar serveri

    Ey enbiyalar serveri
    Ey evliyalar rehberi
    Ey insucan peygamberi
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Sen canların cananısın
    Dertlilerin dermanısın
    Alemlerin sultanısın
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Allahü ekber şanühü
    Sultanehü sübhanehu
    Kad caena burhanehu
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Sensin mahbub-i hüda
    Etme şefaatten cuda
    Ahmet Muhammed Mustafa
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Derviş yunus söyler sözü
    Dergahına sürer yüzü
    Severler mahşerde bizi
    Ehlen ve sehlen merhaba
    ……………..



    Şol cennetin ırmakları


    Şol cennetin ırmakları
    Akar Allah deyu deyu
    Çıkmış İslam bülbülleri
    Öter Allah deyu deyu

    Salınır tuba dalları
    Kur’an okur hem dilleri
    Cennet bağının gülleri
    Kokar Allah deyu deyu

    Ol Allah’ın melekleri
    Daim tesbihte dilleri
    Cennet bağı çiçekleri
    Kokar Allah deyu deyu

    Aydan aydındır yüzleri
    Şekerden tatlı sözleri
    Cennette huri kızları
    Gezer Allah deyu deyu

    Kimler yeyip kimler içer
    Hep melekler rahmet saçar
    İdris nebi hulle biçer
    Subhan Allah deyu deyu

    Yunus Emre var yarına
    Koma bu günü yarına
    Yarın Allah divanına
    Varam Allah deyu deyu


    Veysel Karani (Uşşak)

    Hakkın Habibinin sevgili dostu
    Yemen illerinde Veysel Karani
    Söylemez yalanı,yemez haramı
    Yemen ilerinde Veysel Karani

    Seherde kalkuben yola giderdi
    Hakkın binbir ismin zikir ederdi
    Allah Allah deyu deve güderdi
    Yemen ilerinde Veysel Karani

    Elinde asası hurma dalından
    Eğninde hırkası deve yününden
    Asla hata gelmez onun dilinden
    Yemen ilerinde Veysel Karani

    Aşık Yunus ey dür ben de varaydım
    Ol mübarek hub cemalin göreydim
    Ayağın tozuna yüzler süreydim
    Yemen ilerinde Veysel Karani


    Ne söylerler ne bir haber verirler

    Yalancı dünyaya konup göçenler
    Ne söylerler ne bir haber verirler
    Üzerinde türlü otlar bitenler
    Ne söylerler ne bir haber verirler

    Kimisinin üstünde biter otlar
    Kiminin başında sıra serviler
    Kimi masum kimi güzel yiğitler
    Ne söylerler ne bir haber verirler

    Toprağa gark olmuş nazik tenleri
    Söylemeden kalmış tatlı dilleri
    Gelin, duadan unutmam bunları
    Ne söylerler ne bir haber verirler

    Yunus derki gör takdirin işleri
    Dökülmüştür kirpikleri kaşları
    Başları ucunda hece taşları
    Ne söylerler ne bir haber verirler

    YanıtlaSil
  55. Bir çok büyük puthaneyi içindeki putları kırdıktan sonra camiye dönüştürmesiyle İslâm'a ve İslâm medeniyetine hizmet etmiştir.(Şemsettin Sami 1996:4229). Hatta segilediği tavır ve davranışlar ile yaptığı işler ve fetihlerden dolayı İslâm âleminde ilk defa "sultan" olarak adlandırılan (Nizamülmülk 2003: 65) Gazneli Mahmud'a, putları kırmasından dolayı "büt-şiken ( put kıran) " lakabıda verilmiştir.....
    Sadece Arab ve Arablaşmış insanların vasfı olan İslâm, bundan böyle yaygın ve evrensel bir hâline geldi.( spuler 1988: ocak 2001: 44'den).
    Şiraz'dan İstanbul'a
    Prof. Dr. Ahmed Kartal.
    sy.95.

    YanıtlaSil
  56. Hazret-i Ömer (Radıyallahu anh)
    Hazret-i Ebu Bekir (Radıyallahu anh ) ın vefatında onun vasiyeti üzerine Halife olmuştur.
    Kara Davud
    Delail-i Hayrat Şerhi.
    M.Bin. Süleyman Cezuli.
    sy.378,379.

    YanıtlaSil
  57. Zelzeleler havadaki elektrik yükünün boşalmamasından meydana geliyor.
    Risale-i Nur Külliyatı.
    Maddi Sebebidir.
    Manevi sebebi Allah c.c. karşı yapılan isyanlardandır.
    Dost T. V.
    Said Özdemir.
    Sözün Özü.

    YanıtlaSil
  58. NİMET
    النعمة
    Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan kavramlardan biri.

    Müellif:
    FATMA CANDAN GÜNAYDIN
    Sözlükte masdar olarak “bolluk ve iyi hal içinde olmak”, isim olarak “maddî ve mânevî imkânlar” anlamına gelen nimet (na‘me) kelimesini (Lisânü’l-ʿArab, “nʿam” md.; Kāmus Tercümesi, IV, 500). İbnü’l-Cevzî “insana refah ve mutluluk sağlayan meşrû şey” (Nüzhetü’l-aʿyün, s. 597), Seyyid Şerîf el-Cürcânî “özel bir amaç veya bedel gözetilmeksizin yapılan iyilik” diye tanımlamıştır (et-Taʿrîfât, “Niʿmet” md.).

    Kur’ân-ı Kerîm’de nimet kavramı fiil kalıplarında on sekiz, isim olarak elli dört ve naîm (bol nimet) şeklinde on yedi âyette geçmektedir. Bir âyette fiil kalıbıyla yer alan nimet kavramı Hz. Peygamber’e izâfe edilmekte (el-Ahzâb 33/37), iki âyetin birinde, Firavun’un İsrâiloğulları’nı köle olarak çalıştırmasının kendisi tarafından nimet diye telakki edilmesi Hz. Mûsâ tarafından eleştirilirken kelime ona nisbet edilmekte (eş-Şuarâ 26/22), diğerinde de karşılıksız malî harcama yaparken rabbinin rızâsını talep etmekten başka kimsenin nezdinde şükran beklentisi olmayan iyi insan tipi tasvir edilirken kullanılmaktadır (el-Leyl 92/19). Buna göre Kur’an’da yer alan nimet kavramı üç istisna dışında seksen altı defa Allah’a izâfe edilmektedir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “nʿam” md.). Aslında, “Sizin nezdinizde nimet namına bulunan her şey hiç şüphe yok ki Allah’tandır” meâlindeki (en-Nahl 16/53) ilâhî beyan çerçevesinde sözü edilen nimet istisnalarının ikisi neticede Allah’a nisbet edilmiş olur. Firavun’un tavrında ise nimet niteliği taşıyan bir husus yoktur.

    Nimet olarak değerlendirilen şeylerin maddî ve mânevî olmak üzere ikiye ayrılması mümkündür. Maddî nimetler dünyada varlığın devamı için gerekli olan her şeyi içerir: Su, bitkiler, ekin ve meyveler, eşler, oğullar ve torunlar, giyecekler, dağlar, ırmaklar, yollar, yıldızlar, gece ve gündüz, gemilerin denizde yüzmesi ve tabiatın düzenli biçimde işlemesi gibi. Nahl sûresinde bunların çoğuna temas edilir (16/5-18, 53, 65-72, 78-83, 114, 121). Bunun yanında insanların dünya hayatında karşılaştığı çeşitli sıkıntıları Cenâb-ı Hakk’ın gidermesi, dua ve taleplerine icabet etmesi, insanlara yaşama sevinci vermesi gibi sayılamayacak kadar çok nimet mevcuttur. Mânevî nimetlere gelince Kur’an’da nimet kavramı hidayet, iman ve bunların sağladığı ebedî hayattaki mutluluk üzerine yoğunlaşmaktadır. İbnü’l-Cevzî nimet kelimesinin Kur’an’da on mânaya geldiğini, bunlardan yalnızca birinin güzel yaşama imkânları alanına girdiğini, diğerlerinin din, kitap, nübüvvet, Hz. Muhammed’in kendisi, İslâmiyet, lutuf ve ihsan, sevap ve mükâfat gibi mânalara geldiğini belirtir (Nüzhetü’l-aʿyün, s. 597-599). Kur’an’a göre gerçek nimet, Cenâb-ı Hakk’ın “ruhumdan üflediğim” diye nitelendirdiği insanın (el-Hicr 15/29) selim fıtratını bozmayıp O’na bağlanmasıdır. İnsanla yaratıcısı arasındaki bu ilgi âhiret hayatına da taşınarak cennet nimetlerinden övgüyle söz edildikten sonra Allah’ın kulundan memnun oluşunun her nimetin üstünde bulunduğu belirtilir (et-Tevbe 9/72). Kur’ân-ı Kerîm’de âhiret hayatının nimetlerinden söz edilen on altı âyette “naîm” kelimesi kullanılır.

    YanıtlaSil
  59. Kur’an’da kendilerine nimet verildiği bildirilenlerin başında peygamberler gelir. Bunların arasında Hz. Süleyman (en-Neml 27/19), Mûsâ (el-Kasas 28/17) ve Îsâ (ez-Zuhruf 43/59) özellikle zikredilir; ayrıca Meryem sûresinde söz konusu edilen bazı peygamberler de ilâhî nimete mazhar kılınmakla nitelendirilir (19/41-58). Hz. Muhammed ise bizzat nimet olarak anılmıştır (en-Nahl 16/83; krş. İbnü’l-Cevzî, s. 597-598). Peygamberlerden başka kendilerine nimet verilenler sıddîklar, şehidler ve sâlihler olup Allah’a ve resulüne itaat edenlerin de bunlarla birlikte mükâfatlandırılacağı beyan edilir (en-Nisâ 4/69).

    Nimet kavramı çeşitli hadis rivayetlerinde de Kur’an’daki kullanılışına paralel biçimde yer almıştır. Wensinck’in el-Muʿcem’inde nimet kavramına yapılan atıflar altı sütunu bulmaktadır (VI, 491-496). Buhârî’nin naklettiği bir rivayete göre (“Meġāzî”, 8) Abdullah b. Abbas, “Allah’ın nimetini nankörlükle karşılayan ve sonunda kavimlerini helâke sürükleyenleri görmedin mi?” meâlindeki âyette (İbrâhîm 14/28) yer alan nimet kelimesiyle Hz. Muhammed’in kastedildiğini söylemiştir. Muhtelif hadislerde Allah’ın dünya hayatı için lutfettiği nimetlerin kadrinin bilinmesi, nankör davranılmaması ve sahip olunan imkânların ebedî hayatın kazanılması yolunda harcanmasının önemi üzerinde durulur (ayrıca bk. İN‘ÂM). Kur’an’da, Rahmân sûresinde otuz bir defa tekrarlanan “âlâ’” kelimesi başta olmak üzere nimet mânasına gelen veya ona yakın bir muhteva taşıyan fazl, ihsan, sevap, rızık, lutuf gibi kelimeler de çokça tekrarlanır.

    Kelâma ve tefsire dair eserlerde Allah-insan münasebetleri bağlamında nimet verenin verilen nezdinde teşekkür hakkının bulunduğu ilkesine sık sık temas edilir. Buradaki nimet kul için iki açıdan büyük önem taşır. Bunlardan biri genellikle insan psikolojisine hâkim olan, içinde bulunduğu nimetten gafil olma sınırını aşıp şahsiyet kazanması ve yaşama sevinci taşımasıdır. İkincisi nimeti vereni tanıyıp O’nunla ruhî-mânevî iletişim kurmasıdır. Mâtürîdî, “Allah’ın size lutfettiği nimeti, öğüt vermek için indirdiği kitabı ve hikmeti unutmayın” meâlindeki âyetin (el-Bakara 2/231) tefsirinde buradaki nimetin büyük nimetlerden biri olan Hz. Muhammed’den başka “İslâm dini ve ahkâmı ya da Allah’ın insanlara lutfettiği bütün nimetler” mânasına gelebileceğini belirtir, ardından da ilâhî nimetlerin üç gruba ayrıldığını söyler. Birincisi İslâmiyet olup korunarak devam ettirilmesi gerekir; ikincisi özel nimetler olup şükrü icap ettirir; üçüncüsü diğer bütün nimetler olup tevhid inancını doğurur (Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, II, 77).

    BİBLİYOGRAFYA
    Lisânü’l-ʿArab, “nʿam” md.; et-Taʿrîfât, “Niʿmet” md.; Kāmus Tercümesi, IV, 500; Wensinck, el-Muʿcem, VI, 491-496; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “nʿam”, “ely” md.leri; Buhârî, “Meġāzî”, 8; Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân (nşr. Ahmet Vanlıoğlu), İstanbul 2005, II, 77; İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aʿyün, s. 597-599.
    Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul’da basılan 33. cildinde, 129-130 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
    İHSAN
    Genel olarak iyilik ve lutufta bulunmak, bir işi en güzel şekilde yapmak, Allah’a ihlâsla kulluk etmek anlamlarında kullanılan bir terim.
    FAZL
    Genel olarak fazlalık, üstünlük, lutuf ve ihsan anlamına gelen, özellikle de Allah’ın çok yönlü lutuf ve keremini ifade eden bir terim.
    İN‘ÂM
    Allah’ın insana nimet vermesi, ihsanda bulunması anlamında bir Kur’an tabiri.
    ÂFİYET
    Hadislerde nimetlerin en hayırlısı olarak nitelendirilen ruh ve beden sağlığı anlamında bir terim.
    RIZIK
    Allah’ın canlılara verdiği maddî ve mânevî nimetler.
    MİNNET
    HAMD
    Bütün medih türlerini içeren, sevgi ve tâzimle Allah’a yönelen övgü ve şükür anlamında bir terim.
    ŞÜKÜR
    NANKÖRLÜK

    YanıtlaSil
  60. Danışmayı terk eden doğru yolu bulamaz.Hz. Ali r.a.
    Bugünkü işini yarına bırakan zarar etmiştir.Hz. Muhammed S.A.V.
    İyilik üç şeyle amacına ulaşır.Acele etmek, küçük göstermek, gizli tutmak.Hz. Muhammed S.A. V.
    Herşeyin bir şerefi vardır, iyiliğin şerefi de çabuk yapılmasındadır.Hz. Ömer r.a.
    Özlü Sözler.
    İsmail Özcan.
    60,61,62.

    YanıtlaSil
  61. 101. Ey iman edenler! Açıklanınca hoşlanmayacağınız şeyleri (fazla) sormayın. Eğer Kur’an indirilirken onları sorarsanız size (gizledikleriniz veya yapmaya güç yetiremedikleriniz) açıklanır (da üzülürsünüz). Demek ki Allah, onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayıcıdır, cezada da aceleci değildir.
    Maide suresi.101.ayet.

    15 Nisan 2021 23:53 Sil

    YanıtlaSil
  62. Şinâsi'nin Türk şiiri'ne getirdiği yeni kavramlardan birisi de bilindiği gibi "akıl" dır.Aklı kâinatın sırlarını çözecek bir anahtar olarak görür.Yine aklı medeniyetin, kılıç kadar belki ondan daha tesirli vasıtası olarak değerlendirir.
    Ebüzziya Tevfik Bey.
    Mustafa Canelli.
    sy.58.

    YanıtlaSil
  63. Peygamber Efendimiz "Size iki şey bırakı-
    yorum ki, onlara yapışırsanız kurtuluşa erer-
    siniz. Bunlardan biri Allah'ın kitabı, diğeri de
    Ehl-i Beytimdir" buyurmuştur. Peygamberi-
    mizin Ehl-i Beytine bu ehemmiyetin veril-
    mesine sebep, onun neslinin, Sünnet-i Seni-
    yeye sahip çıkmak ve korumak hususunda
    ifâ edeceği vazife itibârıyladır. Gerçekten de
    tarih boyunca Islâm âlemini nurlandıran ve
    Müslümanlara rehberlik eden büyük zâtlar
    ekseriyet itibarıyla Peygamberimizin Âl-i
    Beytinden çıkmışlardır.
    Kura-ı Kerim ve açıklamalı Meali

    27 Nisan 2021 08:19
    Blogger yuksel dedi ki...
    23. İşte bu (lütfu)nu Allah, iman edip de sâlih amel işleyen kullarına müjdelemektedir. (Resûlüm!) De ki: “Bun(u duyurmam)a karşı sizden (Allah’a) yakınlıkta[9] sevgiden başka bir karşılık istemiyorum.” Kim bir iyilik işlerse, onun için bu iyiliği (karşısında alacağı sevâbı) artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, (güzel amele) bol karşılık verendir.

    27 Nisan 2021 08:26 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    [9] Âyet-i kerîmedeki “kurbâ” (yakınlık) lafzı, 25/57. âyette belirtilen hususa göre “Allah’a yakınlık” olarak alınıp birinci tercih yapılmıştır. Hasan-ı Basrî’ye göre de “akrabalıkta” anlamındadır. Bu durumda ifade, “Sizden akrabalıkta sevgi ve saygıdan başka bir mükâfat istemiyorum.” şeklinde olur. Bu isteğin altındaki sebep, Hz. Peygamber’in, Kureyş kabilesi içinde, hatta her oymağı arasında var olan güçlü akrabalık bağından dolayı, kendisini sevmelerini, bunun için de eziyet etmemelerini, tebliğinin önünü kesmemelerini istemesidir.
    Şura suresi 23.ayet.

    27 Nisan 2021 08:28 Sil

    YanıtlaSil
  64. Ya devlet başa ya kuzgun leşe Atasözü Anlamı
    Ya devlet başa ya kuzgun leşe atasözünün anlamı nedir?

    Bir ülkede, devlet disiplini sağlayamaz, halka hakim olamaz ve kontrolü ele alamazsa, o toplumda kargaşa çıkması ve çeşitli olayların yaşanması kaçınılmazdır. Bir millet için devlet çok önemlidir. Bu yüzden halk, devletinin yanında olmalı ve devleti zayıflatacak uygulamalardan kaçınmalıdır.

    YanıtlaSil
  65. Devlet adama ayağıyla gelmez.
    Makam, zenginlik, talih, mutluluk kişiye durup dururken gelmez. Bunları elde etmek için sabırlı ve düzenli çalışıp çabalamak gerekir.
    * devlet : Talih, mutluluk.
    Devletli ile deli bildiğini işler.
    Üst makamdakiler ve deliler kimseyi dinleyip dikkate almazlar. Kendi akıllarına göre hareket ederler.
    * devletli : Yüksek makamı olan kişi.
    Devlet oğul, mal tahıl, mülk değirmen.
    Mutluluk ve zenginliklerin en güzeli, oğul sahibi olmak; en gerekli mal, tahıl; en değerli mülk, değirmendir. (Eski zamanlarda inanışa göre)
    Devletliye dokun geç, fukaradan sakın geç.
    Zengin insanlarla ve devlet adamlarıyla yakınlık kurmak faydalıdır, ondan faydalı bilgiler, yardım veya mal alabilirsin. Tembel ve işsiz kişiler ise çevresindeki kişilere maddi-manevi yük olurlar. Yoksul ve fakirlerle yakınlık kurarsan türlü türlü dert dinler, belki de borç vermek zorunda kalabilirsin.
    Devletin malı deniz, yemeyen domuz.
    Kimi vatan haini, rüşvetçi, menfaatçi kimseler soygunculuğu kural edinmişlerdir. Bunlara göre devletin malı çalıp çırpmakla, yemekle tükenmez. Yine bu kimselere göre, ancak budalalar devletin malını çalmaz. Üzerinde tüm vatandaşların hakkı olan şeyi gasp etmek tüm insanların hakkını ihlal etmektir, bunun hesabını vermek de çok zor olsa gerek.
    Devletli gözü perdeli olur.
    Devlet adamları, ülkenin eksiklerini ve yöneticilerin yaptığı yolsuzlukları fark etmezler. İşi yolunda giden, zengin kişiler de yoksulların sıkıntılarını anlamaz.
    Devletli yanını kaşısa yoksul para verecek sanır.
    1. Yoksul ve fakir kişiler; zengin, varlıklı kimselere umutla, beklentiyle bakarlar. Onların en ufak hareketlerinden kendileriyle ilgili bir durum varmış düşüncesine kapılırlar.
    2. Yetkili kişilerden bir istekte bulunan kişi, bu istekle ilgisi olmayan o kişilerin hal ve davranışlarını, isteğini karşılamak için yapılıyor sanır.
    Devletlinin karnı gen gerek.
    Devlet işlerini veya bir topluluğu idare eden kişi, geniş yürekli ve hoşgörülü olmalıdır.

    YanıtlaSil
  66. Oralardaki yüz milyonlarca insanın gözyaşı, ahı, kanı, emeği, doğal kaynağı üzerinden Batı da kurulan bir refah düzeni var.
    Daha Adil Bir Dünya Mümkün
    Recep Tayyip Erdoğan
    sy. 92.

    YANITLASİL

    yuksel7 Eylül 2021 05:54
    Biz asla garibin, mazlumun, mağdurun, yoksulun, ezilmişin sırtından bir refah düzeni kurmayız, kuramayiz. Buna bizim ne inancımız ne kültürümüz ne de tarihimiz izin verir.
    Daha Adil Bir Dünya Mümkün
    Recep Tayyip Erdoğan
    sy. 92.

    YanıtlaSil
  67. Hz. Peygamber s. a.v. "Şüphesiz ki Allah her yüzyılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir"buyurmaktadir.
    Islam Alimleri, İslama hizmet edecek olan bu muceddidlerin manaviyat alanında ve ilim sahasında olduğu kadar, siyaset alaninda da olabileceğini ifade etmektedirler.
    Bilinmeyen Osmanlı
    sy. 137.

    YanıtlaSil
  68. MÜŞKİLÜ’l-HADÎS
    مشكل الحديث
    Güvenilir iki hadis arasında görünürde zıtlık bulunması anlamında terim.
    bk. MUHTELİFÜ’l-HADÎS
    Birbirine zıtmış gibi görünen hadisleri inceleyen bilim dalı.

    YANITLA

    Unknown18 Eylül 2021 05:36
    MÜŞKİLÜ’l-HADÎS
    مشكل الحديث
    İbn Fûrek’in (ö. 406/1015) haberî sıfatlara ilişkin meşhur hadislerin yorumuna dair eseri.


    YANITLA

    Unknown18 Eylül 2021 05:45
    Hadisleri doğru anlamak için bu ilmin bilinmesi zorunludur.
    Aksi halde tek bir hadis ele alınıp, konu büünlüğü olan diğer hadisler ve bunların yorumu bilinmezse, hadislerde kastedilmeyen yanlış çıkarımlar elde edilebilir.
    Müşkilu l Hadis
    Dini Kavramlar Sözlüğü
    sy.505.

    YanıtlaSil
  69. Sultan veled den bir şiir :
    Dünyayı bırak, zira bu dünya senin değildir
    Şu an aldığın nefes senin isteğinle değildir
    Dünya malını biriktirdinse mutlu olma
    Şu kendisine dayandığın can, senin değildir.
    Ruhu'l Beyan

    Kur'ân-ı Kerîm Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.405.

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 21:58
    Bir Hadis i Şerifte merhaba şöyle buyurulmustur:
    Güneş her doğduğunda mutlaka yanında iki melek vardır, bu iki melek, insanlar ve cinler dışında bütün yaratılmışlara isittirecek şekilde şöyle seslenirler::Ey İnsanlar! Rabbi nize gelin az olup yeterli olan, çok olup oyalayici olandan daha iyidir.
    Tergib, 2,172.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.399.

    YanıtlaSil
  70. Sultan veled den bir şiir :
    Dünyayı bırak, zira bu dünya senin değildir
    Şu an aldığın nefes senin isteğinle değildir
    Dünya malını biriktirdinse mutlu olma
    Şu kendisine dayandığın can, senin değildir.
    Ruhu'l Beyan

    Kur'ân-ı Kerîm Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.405.

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 21:58
    Bir Hadis i Şerifte merhaba şöyle buyurulmustur:
    Güneş her doğduğunda mutlaka yanında iki melek vardır, bu iki melek, insanlar ve cinler dışında bütün yaratılmışlara isittirecek şekilde şöyle seslenirler::Ey İnsanlar! Rabbi nize gelin az olup yeterli olan, çok olup oyalayici olandan daha iyidir.
    Tergib, 2,172.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.399.

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 22:52
    İnsanlar onu tanıyacak diye faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Facirden, bulunduğu hal üzere bahsedin ki, insanlar ondan sakınsınlar.
    Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
    Sayfa: 12 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 22:58
    Nitekim Peygamberimiz (a. s.) in bir hadis i şerifin de "Facirin/isyankarin kötülüklerini söyleyiniz ki, insanlar ondan korunsunlar" buyrulmustur.
    Acluni 1, 114.
    Ruhu'l Beyan,
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.379.

    YANITLASİL

    yuksel18 Eylül 2021 23:12
    Her ne kadar risaletin keramet ve mucize nurlar onları aydınlattığı için doğru olduğuna şahidlik edyorlarsada Peygamber (a. s.) den ve ona uymaktan çevirdikleri ve dünya ile sehvetlerine yöneldikleri için "şahidlik ederiz ki sen Allah in Peygamber işin sözünde yalancıdırlar. O halde Sahadetin gerçeği yalnız uymakla olur. Resulullah i gördüklerinde dünya ehlinin sehadetlerini de bununla karşılaştır.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.376.

    YanıtlaSil
  71. Beyazı Bistami nin (k.s.) dedi ki:Çok zikir sayı itibariyle değildir, huzur iledir.Bazan Allah Teâlâ azı çok güzel yerine yükseltir.
    ...
    Ancak siz çok iyi konuşan idareci den ziyade çalışkan ve faal olan bir idareciye daha çok muhtaçsınız...
    ....
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 21.sy.362.

    YanıtlaSil
  72. Ahmed Yüksel Çelik Nursi

    YanıtlaSil
  73. [1] Bu âyetten hareketle, Resûlü’nün yolunda olan ulemâya karşı konuşurken de aynı edep ve saygı gösterilmelidir. Mü’minler iş ve meselelerinin çözümünde Allah ve Resûlü’nün emir ve hükümlerini görmezlikten gelip hevalarına göre hareket edemezler. [bk. 4/59, 65; 33/36]

    [2] Rivayete göre, Allah Resûlü (sas.) öğle sıcağında evinde istirahatta bulunduğu bir sırada, “Çık Yâ Muhammed!” diye bağıran Temîmoğulları hakkında nâzil olmuştur (Beydâvî).

    [3] Basın ve yayın araçlarının veya fâsıkların verdiği haberler de doğru olmayabilir. Buradan hareketle yazılan ve söylenen haberleri ve olayları yukarıdaki âyetin ışığı altında okumak, araştırmak ve dinlemek gerekir.

    [4] Günah olan zan, iyi kimseye beslenen kötü zandır (Beydâvî).

    [5] Resûlullah’a, “Gıybet nedir?” diye sorulunca “Gıybet, din kardeşini hoşlanmayacağı bir şekilde anmandır. Eğer o şey kendisinde mevcut ise onun gıybetini yapmış olursun, değilse iftira etmiş olursun.” buyurdu (Beydâvî).

    YanıtlaSil
  74. Demir'in aslı da su olup o da gökten inmiştir.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 20.sy.621.

    YanıtlaSil
  75. Allah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak.
    Kul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek.
    Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu?
    Kul, senin rahmetinle oldu diyecek.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt 20.sy.607.
    Hadid Suresi
    21.ayet.

    YanıtlaSil
  76. Ey insanlar! Kimin yanında (ganimet malından veya diğer haklardan) ne varsa, vakti geçti, "rezil olurum" demesin. Getirsin versin. Haberiniz olsun ki, dünya rezilliği ahiret rezilliğinden ehvendir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 183 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  77. Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
    Ravi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
    Sayfa: 197 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  78. Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.

    YanıtlaSil
  79. Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.

    YanıtlaSil
  80. YANLIŞ BİLGİ FELAKET KAYNAĞIDIR.
    KAZIM KARABEKIR
    YALANI SÖKÜP ATMADAN HAKIKATI DİKMEYE ÇALIŞMA TUTMAZ.
    GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN VASİYETNAMESİNİN AÇIKLANMASIYLA AÇIĞA ÇIKMASINI UMUYORUM HAKİKATİN.

    YanıtlaSil
  81. Sizden birine, halktan korkması, işittiği veya gördüğü bir hakikatı söylemeye mani olmasın.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 490 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  82. HAKİKATİ GİZLEMEK DE ZULÜMDÜR.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
    Cilt.3.sy.294.

    YanıtlaSil
  83. HAKİKATİ GİZLEMEK DE ZULÜMDÜR.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
    Cilt.3.sy.294.

    YanıtlaSil
  84. Ecdat, Ayasofya'nin bugünkü akibetini görmüş ve yanı başına SultanAhmed gibi bir muhteşem eseri inşa etmiştir" dedi.
    Bediuzzaman'ın Sır Katibi
    Mehmed Feyzi Efendi.
    sy. 337.

    YanıtlaSil
  85. Osmanlı da hafta tatili Cuma günleri idi.
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    sy. 683.

    YanıtlaSil
  86. Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    Ismail Hakkı Bursevi
    cilt. 12.sy.9.

    YanıtlaSil
  87. Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.

    YANITLASİL

    yuksel15 Şubat 2022 04:31
    "Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Cilt.5 sy. 58.
    Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel15 Şubat 2022 04:39
    Allah c. c. Tevfikini refik eylesin.

    YanıtlaSil
  88. Azınlıklara Lozan sulhu icabınca bahşedilen her nev' din ve vicdan hürriyetinin Türk ve Müslüman camiasından esirgendiginden mi bahsediyor? Bu hal imansizligin ve imansizlik metodunun takib edildiğinin bir delili ve bariz bir alameti değil midir?
    Isari Tefsîr ve Cifir ilmi Işığında
    Sirr-i İnnâ A'tayna
    Rumuzat-i Semaniye
    Mâidet-ül-Kur'an
    sy. 101.

    YanıtlaSil
  89. Genelkurmay Başkanlığı, geçen ay vefat eden araştırmacı Aytunç Altındal tarafından 1981 yılında ortaya atılan “Atatürk, hilafeti vasiyet etti. Evren ve Menderes 400 sayfalık vasiyeti okudu” iddiasını 32 yıl sonra yalanladı. Genelkurmay, “Atatürk'ün el yazısıyla kaleme aldığı vasiyeti ölümünden hemen sonra açıldı.12 Ara 2013

    YanıtlaSil
  90. Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular.
    Hayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır.
    Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan
    Akra Fm.
    Günün Sohbeti

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 10:01
    Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami

    TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 09:57
    tesvil ne demek?
    (C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 23:48
    Hak söz kadar efdal sadaka yoktur.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 23:49
    Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz.
    Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel29 Mart 2022 23:50
    Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin."
    Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.)
    Sayfa: 383 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel30 Mart 2022 00:18
    Aldanmamak, aldatmamak, ciddiyet.
    Hak yolda yürüyenlerin vasıfları.
    Dost. T. V.
    Katre.

    YanıtlaSil
  91. Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder:
    Muallimim diyen olmak gerektir imanlı,
    Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...
    Gönül dergahindan
    Hakikat İncileri
    sy. 141.
    Osman Nuri Topbaş

    YanıtlaSil
  92. Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder:
    Muallimim diyen olmak gerektir imanlı,
    Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...
    Gönül dergahindan
    Hakikat İncileri
    sy. 141.
    Osman Nuri Topbaş

    YANITLASİL

    yuksel31 Mart 2022 01:46
    Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak.
    "Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek.
    Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak.
    "Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek.
    Gönül dergahindan
    Hakikat İncileri
    Osman Nuri Topbaş.
    sy. 141.

    YanıtlaSil
  93. Bir bakıma İngiltere nin kaderini casuslar çizmişlerdir. Bu casuslar sadece askeri ve siyasi alanda değil, ticaretle, sanayide, eğitimde ve din alanında inanılmaz istihbarat başarılarına imza atmışlardır.
    Türkiye’de Ve Dünyada
    Casuslar.
    Aytunc Altındal.
    Destek Yayınları
    sy. 103.

    YanıtlaSil
  94. SONUN BAŞLANGICI
    2036-2038.
    Not.
    Efendi
    Beyaz Turklerin Büyük Sırrı.
    Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı.
    Eskişehir'de Ne Oldu?
    sy. 282.

    YanıtlaSil
  95. Ümmetim için korktuklarım arasında en çok korktuğum şey, saptırıcı önderlerdir.
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 20 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel15 Nisan 2022 04:56
    Ömrün Ramazan ölümün Bayram olsun.

    YANITLASİL

    yuksel15 Nisan 2022 04:59
    Bir kimseyi iyi diyebilmek için
    -Onunla ticaret yapmak,
    -Seyahat yapmak, ve....

    YANITLASİL

    yuksel15 Nisan 2022 05:08
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    Esirgeyen, bağışlayan Allah c. c. in adı ile başlarım.

    Bakara Suresi.
    42.Bile,bile hakkı batıla karıştırıp gizlemeyin.
    (Tevrat’ta son Peygamber'e ait bir şey bulmadık demeyin.)
    Kur'ân-ı Kerîm ve Meal-i Celilesi.
    sy. 2.
    sy.8.

    YanıtlaSil
  96. Telgrafın Türkiye'de kurulmasını istemeyen biri tarafından koparıldığı anlaşılıyordu. demektedir.
    Muteakiben Sultan'ın kendileri ve Samuel Morse'u çeşitli hediyeler ve "ihtira beratı" ile taltiflerini naklettikten sonra : Sultan'ın ilgisine rağmen İstanbul ile Edirne arasında telgraf hattı kurulması işi tahakkuk etmedi.
    Lozan Zafer mi
    Hezimet mi?
    Kadir Mısıroğlu.
    Cilt:2.sy.101.

    YanıtlaSil
  97. ...Diğer bir rivayette ise "Muaviye kat'iyyen mağlub olmaz" buyurulduğu rivayet edilmiştir.
    Hazreti Ali r.a. bunu duyunca : "Eğer bu hadis-i Şerif'i bilseydim Hazreti Muaviye ile harbetmezdim!." demiştir.
    Lozan
    Zafer mi
    Hezimet mi?
    Cilt 2.sy.126.
    Kadir Mısıroğlu.

    YanıtlaSil
  98. Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.
    Albert Einstein.
    Türk ve Dünya Edebiyatından
    Konularına göre sınıflandırilmis
    Özlü sözler
    Hasan Ozperhiz
    sy. 111.

    YanıtlaSil
  99. Bu konuyu daha ileri derecede düşünecek olursak devletlerinde sırları vardır.İleride yapacakları eylemleri ve hizmetleri yeri ve zamanı gelmeden açığa vurmamalıdır.Sır saklamayan milletler ve devletler düşmanın tuzağınaher an düşmeye hazırdırlar. Bu sebeple casusluk müessesi oluşmuştur. Gizli ajanlar vardır. Bunlar kendi ülkeleri adına bilgi toplamaya çalışırlar.
    Hazret-i Ömer Yüz veciz Söz. sy.178.

    YANITLASİL

    yuksel5 Mayıs 2022 22:40
    Özellikle askeri bilgilere önem verirler.Zira, her ülke için güvenlikleri önemlidir.En yakın komşularından bile emin olmak için büyük bir çaba içerisinde bulunurlar.Konuya Hz. Ali (k.v.) 'nin
    bir vecizesiyle son verelim:" Düşmanın en zararlısı hilesini gizleyendir." Hiç şüphe yok ki, düşman hilesini gizlerken Müslüman'ın sırrını açığa vurması, düşmana davetiye çıkarmaktır.
    Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.

    YANITLASİL

    yuksel5 Mayıs 2022 22:45
    Bu vecizeye benzer bir sözü de Hz. Ebubekir söylemiştir." Sırrını açığa vurma, sonra işlerin karışır.
    177.Aşir efendi, 11a.
    Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.

    YanıtlaSil
  100. Ahireti için çalışan kimseye Allah c.c. dünya işlerinde kâfi gelir, yeter; sizler gizlinizi düzeltin, Allah c.c sizlerin açığınızı ıslah eder.
    Ömer b. Abdülaziz (r.a.)
    Zirvelerden Gönüllere.
    Enes Balı.
    sy.135.

    YanıtlaSil
  101. hazırladı.(T.H.) 49.
    Fihrist.sy.73.
    İçinde bulunduğumuz zamanın geçmiş zamana kıyas edilmesi yanlıştır.(D.H.Ö.İç.R.) 70.
    Kıyas İslamiyetin hüküm kaynaklarındandır.(Mh.) 73:1.makale 8.mesele.
    Kıyas-i İstisnai.(L.)57:11.Lema, 5.nükte (İ.İ.) 95.
    Maneviyat maddiyata kıyas edilmez.(Mn.) 127.
    İslamiyeti Hıristiyanlığa kıyas etmek kıyas-ı maalfarıktır.(M.) 313.26,3.Mebhas,5.mesele.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.386,387.

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:07
    Eşyanın ışınlanmasına işaret eden ayet.(S.) 233:20.Söz.2. Mak.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi. sy.70.

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:09
    Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 282 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:11
    Bir kimse ilmi alimlere tefahur için veya meclislerinde sefihlerle mücadele için tahsil ederse, o kimse Cennetin kokusunu dahi duyamaz.
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 429 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:12
    Bir kimse ilim taleb ederse, bu geçmişine kefaret olur.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Sahîra (r.a.)
    Sayfa: 429 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel15 Mayıs 2022 02:02
    Bazı şeyler vardı ama, daha detaylı vasiyet olarak bu benim vasiyetimdir dediği, ölümünden 12 gün önce bana söylediği bazı şeyler var.
    Yani çok net, bu böyle olacak , budur, gibi çok kararlı bir konuşmaydı. Saat 5'te 5 buçukta falan konuşmamız bitti babamla.
    The Özal.
    Mehmed Ali Birand.
    Soner Yalçın.
    sy.552.
    Bir Davanın Öyküsü.

    YanıtlaSil
  102. hazırladı.(T.H.) 49.
    Fihrist.sy.73.
    İçinde bulunduğumuz zamanın geçmiş zamana kıyas edilmesi yanlıştır.(D.H.Ö.İç.R.) 70.
    Kıyas İslamiyetin hüküm kaynaklarındandır.(Mh.) 73:1.makale 8.mesele.
    Kıyas-i İstisnai.(L.)57:11.Lema, 5.nükte (İ.İ.) 95.
    Maneviyat maddiyata kıyas edilmez.(Mn.) 127.
    İslamiyeti Hıristiyanlığa kıyas etmek kıyas-ı maalfarıktır.(M.) 313.26,3.Mebhas,5.mesele.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.386,387.

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:07
    Eşyanın ışınlanmasına işaret eden ayet.(S.) 233:20.Söz.2. Mak.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi. sy.70.

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:09
    Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 282 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:11
    Bir kimse ilmi alimlere tefahur için veya meclislerinde sefihlerle mücadele için tahsil ederse, o kimse Cennetin kokusunu dahi duyamaz.
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 429 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Mayıs 2022 22:12
    Bir kimse ilim taleb ederse, bu geçmişine kefaret olur.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Sahîra (r.a.)
    Sayfa: 429 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel15 Mayıs 2022 02:02
    Bazı şeyler vardı ama, daha detaylı vasiyet olarak bu benim vasiyetimdir dediği, ölümünden 12 gün önce bana söylediği bazı şeyler var.
    Yani çok net, bu böyle olacak , budur, gibi çok kararlı bir konuşmaydı. Saat 5'te 5 buçukta falan konuşmamız bitti babamla.
    The Özal.
    Mehmed Ali Birand.
    Soner Yalçın.
    sy.552.
    Bir Davanın Öyküsü.

    YanıtlaSil
  103. Üç şey bir kimsede bulunursa o kimse "Ebdaller" (kırklardan)dır. Ki dünya ve dünya halkının kıvamı onlarladır. (Onların yüzü suyu hürmetine yaşarlar): Kazaya rıza, Allahın haram ettiği şeye sabır (dayanmak), Allahın hakkından ötürü gazab etmek. (Nefsin için pireye bile kızmayacaksın)
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 264 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel1 Haziran 2022 05:38
    Güzel Ahlak ilimden fenden önce gelir.
    Kötü ahlaklı atom âlimi düşmana sırrını rüşvet karşılığı satarsa Alimin ve İlmin faydası olmaz.. Zararı olur.
    Akra Fm.
    Hadisler Deryası
    Mahmud Es'ad Coşan

    YanıtlaSil
  104. Osmanlı da hafta tatili Cuma günleri idi.
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    sy. 683.

    YANITLASİL

    yuksel2 Haziran 2022 00:38
    Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    448 1 Bir kimsenin din kardeşinin evine gelip te önüne konulanı yememesi cefadandır. Bir adama yolda arkadaş olup ta ismini ve babasının ismini sormaması cefadandır ve ailesi ile münasebetten evvel latife yapmaması da cefadandır. Hz. Ali (r.a.)
    448 2 İnsanın bir din kardeşi konuşurken susması mürüvvettendir ve arkadaşının nalını kopunca onun da durması, hüsnü muaşeret güzelliğindendir. Hz. Enes (r.a.)
    448 3 Bir müslümanın içine sevinç sokmak, gamını gidermek, borcunu ödemek veya onu açlıktan doyurmak, Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili amellerdendir. Hz. Ebû Şureyk (r.a.)
    448 4 Arabın helak olması kıyamet alametidir. Hz. Talha İbni Malik (r.a.)
    448 5 Bina kıyamet alametindendir. Bir adamın camiden geçip te iki rek'at kılmaması, tanıdığından başkasına selam vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    448 6 Kıyamet alametlerindendir, haine itimad edilip, emine ihamet edilmesi. Hz. İbni Amr (r.a.)
    448 7 Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlal etmesi.

    YANITLASİL

    yuksel2 Haziran 2022 00:40
    448 8 Kıyamet alametlerindendir; çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması, yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, haine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi, münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hakim oluşu, mihrapların süslenmesi, kalblerin harap edilmesi, erkeğin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi, dünyanın mamur kısmının harab, harap kısmının mamur olması, şüphenin ve faizin aşikar olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenileşmesi, içkinin içilmesi, zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    448 9 Kula dünyada verilenin efdalindendir afiyet; ahiret için de verilenin efdalidir mağfiret. Kula nefsi tarafından verilenlerin efdali ise, bir kavimden neş'ed eden hayırdan adamın ders alması. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    448 10 Kıyametin yaklaşmasındandır minberlerin, hatiplerin çoğalması, ulemanın süslere meyledip haramı helal, helali haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri, altın ve gümüşlerinizi helal saymayı öğütlemeleri ve Kur'an'ı ticaret metaı edinmeleri. Hz. Ali

    YANITLASİL

    yuksel2 Haziran 2022 00:42
    Üç şey vardır ki, onlara devam eden Benim gerçek dostum, onları zayi eden de gerçek düşmanımdır: Namaz, oruç ve cenabetten gusul. (Üç imama göre terkeden kafirdir)
    Ravi: Hz. Hasan (r.a.)
    Sayfa: 263 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  105. 449 6 Cennete girip cehennemden kurtulmak, nimetin tamamındandır. Hz. Muaz (r.a.)

    YANITLASİL

    yuksel4 Haziran 2022 01:05
    Ahiret inancı sosyal ve şahsi hayatın Üssü'l-esasidir.(S.) 92:10.Sozun Hatemesi.
    En büyük dava Ahireti kazanmaktır.E:L) 1:14.
    Ahirete iman saadetin esası dır.(S.) 153:9.Sua,Mukaddime.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 28.

    YanıtlaSil
  106. Halbuki krizde kaptanlık, fırtınaya yakalandığı zaman bu fırtınadan çıkma becerisi değildir. Asıl kaptanlık fırtınaya yakalanmamayi başarmaktır.
    Altınoluk.
    Haziran 2022.
    sy.23.

    YANITLASİL

    yuksel4 Haziran 2022 02:04
    Aileyi bekleyen en büyük tehlike kapitalist ahlak. Kapitalist ahlakın İki tane ana özelliği var. Birisi dunyacilik, ölüm ve ölüm sonrası yok gibi yaşamak. İkincisi de benmerkezcilik egoyu kutsallastirmak.
    Altınoluk
    Haziran 2022
    sy 23.

    YanıtlaSil
  107. Kainatta bütün yıldızların arasını dolduran, durgun saydam ve gaz halinde madde, yani her tarafa nüfus edebilen bir esir vardır..
    İlimler ve Yorumlar
    ilimlere bir başka açıdan bakış.
    Hekimoglu İsmail
    H. Hüseyin Korkmaz.
    sy. 397.

    YanıtlaSil
  108. 449 6 Cennete girip cehennemden kurtulmak, nimetin tamamındandır. Hz. Muaz (r.a.)

    YANITLASİL

    yuksel4 Haziran 2022 01:05
    Ahiret inancı sosyal ve şahsi hayatın Üssü'l-esasidir.(S.) 92:10.Sozun Hatemesi.
    En büyük dava Ahireti kazanmaktır.E:L) 1:14.
    Ahirete iman saadetin esası dır.(S.) 153:9.Sua,Mukaddime.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 28.

    YANITLASİL

    yuksel4 Haziran 2022 02:08
    Halbuki krizde kaptanlık, fırtınaya yakalandığı zaman bu fırtınadan çıkma becerisi değildir. Asıl kaptanlık fırtınaya yakalanmamayi başarmaktır.
    Altınoluk.
    Haziran 2022.
    sy.23.

    YANITLASİL

    yuksel4 Haziran 2022 02:04
    Aileyi bekleyen en büyük tehlike kapitalist ahlak. Kapitalist ahlakın İki tane ana özelliği var. Birisi dunyacilik, ölüm ve ölüm sonrası yok gibi yaşamak. İkincisi de benmerkezcilik egoyu kutsallastirmak.
    Altınoluk
    Haziran 2022
    sy 23.

    YANITLASİL

    yuksel4 Haziran 2022 04:39
    Kainatta bütün yıldızların arasını dolduran, durgun saydam ve gaz halinde madde, yani her tarafa nüfus edebilen bir esir vardır..
    İlimler ve Yorumlar
    ilimlere bir başka açıdan bakış.
    Hekimoglu İsmail
    H. Hüseyin Korkmaz.
    sy. 397.

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2022 04:54
    Neyleyim gerçekliği neyleyim varlığı,
    İçinde var olan Nebi olmayınca!
    Teklif
    sy. 60.

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2022 04:57
    Nerde hareket, orada bereket.
    Atasözü.
    Akra Fm.

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2022 05:03
    "Varlık önce, idrak sahibi fail sonra" demenin yolu varlık alanında idrak sahibi failin nasıl olup da mevcut olabildiği sorusunun cevaplanmasindan geçer.
    Teklif
    sy. 22.

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2022 05:22
    Tasavvuf ta çok önemli bir esas vardır :İki şeye çok dikkat etmek gerekir :birincisi unsiyet kurduğun, oturup kalktığın insanlara, ikincisi de yediğin içtiğin şeylere...
    Peygamber Efendimiz (s. a. v.) Dilinden
    Gönül İncileri
    Şefika Kaya Meriç
    sy. 114.

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2022 13:23
    Hariciler, Halife ve hükümdarın varlığına lüzum olmadığı hususundaki akidelerine delil olarak, Kur'an dan iktibas ederek "Lâ hükme illa lillah" yani " Hüküm ancak Allah c. c. in dır." cümlesini kendilerine slogan yapmışlardı. Hz. Ali bunu isitince şu cevabı verdi :
    "Bu doğru bir sözdür, ancak bâtıl adına söylenmiştir".
    En'am. 6,57.
    Kur'an ve Hadise göre Ahir zaman Fitnesi ve Anarşi
    Doçent. Dr. İbrahim Canan
    sy. 61.

    YanıtlaSil
  109. Atatürk'ün Hazreti Ali'nin soyundan geldiğini iddia eden Tumluer'e göre ahir zamanın son kademesine gelinmiştir. Kapıyı açacak manevi şifre Atatürk'ün gizli vasiyetidir. Kısacası bu meselenin ilahi bir boyutu da bulunmaktadır. Tumluer bu önemli görevi babası Alaaddin Tumluer'den devraldığını belirtmektedir.1 Ara 2013

    YANITLASİL

    yuksel10 Haziran 2022 06:19
    İnsanın içinde Yasin Suresi yazılmış.(S.) 670.Lemaat.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 326.

    YANITLASİL

    yuksel11 Haziran 2022 01:51
    Allah c. c. kâinat ta dahil olmadığı gibi hariç de değil. (M. N.) 54.Katre.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy
    47.

    YANITLASİL

    yuksel12 Haziran 2022 01:03
    İlim talebi, Allah katında namaz, oruç, hac ve Aziz ve Celil olan Allah yolundaki cihaddan daha efdaldir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 312 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel12 Haziran 2022 01:06
    Bir saatlik ilim talebi, bir gece sabaha kadar ibadet etmekten hayırlıdır. Bir günlük ilim talebi ise üç ay oruç tutmaktan hayırlıdır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 312 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel12 Haziran 2022 01:14
    Allah c. c. ın rızasını kazandıktan sonra başkalarının rızasını tahsile gerek yoktur.(M. N.) 156:Zerre.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 48.

    YanıtlaSil
  110. "İslâm da zarar vermek de yoktur, zarar görmek de yoktur.
    Hadis-i Şerif
    Hasılı bu kaide Şeri'attte büyük bir esas teşkil etmektedir.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    (Kuddisu Sirruhu)
    cilt 14.sy. 483.

    YanıtlaSil
  111. Asıl olarak haramlardan şiddetle kaçanların ve emirleri layıkıyla uygulamaya çalışanların kalpleri temizdir.
    İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    Ahmet Karakullukçu
    sy. 489.

    YanıtlaSil
  112. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
    Zalim olsun mazlum olsun kardeşine yardım et! buyurmuştur.
    Bunun üzerine ashab-i kiram :Ya Resulallah! Biz mazluma yardım ederiz, fakat zalime nasıl yardım edeceğiz? diye sorduklarında, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Onun ellerinin üstünden tutarsın (ve onu yaptığı zulümden engelleyerek böylece ona da yardım etmiş olursun ). buyurmuştur.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 14.sy.488.

    YANITLASİL

    yuksel16 Haziran 2022 01:03
    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem e inanmanın Cennete girmek için yeterli olmadığı, bununla birlikte ona ve Kur'an'a ittiba'in da şart olduğu
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 14.sy.489.

    YANITLASİL

    yuksel16 Haziran 2022 01:04
    Niyet doğru, amel yanlış olabilir.(Mn.) 94.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 56.

    YanıtlaSil
  113. 90. Ey iman edenler! Şarap/içki, kumar, (tâzim edilen) dikili taşlar,[33] şans (fal) okları (ve zarları), şeytan (ve kötü insan)a ait murdar (pis) işlerdir; artık bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.[34]

    91. Şeytan, içki ve kumarla sadece aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan tamamen) vazgeçtiniz değil mi?[35]

    92. Allah’a itaat edin, Resûl’e de itaat edin (ona karşı gelmekten) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz (kendinize yazık etmiş olursunuz). Bilin ki Resûlümüz’ün üzerine düşen açıkça tebliğden başka bir şey değildir.

    93. İman edip sâlih amellerde bulunanlara, takvâlı oldukları (Allah’ın emrine uygun yaşadıkları/günahlardan sakındıkları) ve hakkıyla iman edip sâlih amellere devam ettikleri, yine takvâlı olup kesin inandıkları, nihayet takvâ ile beraber güzel ve hayırlı harekette bulundukları sürece, (haram olunmadan önce) yiyip içtikleri (haram) şeylerden dolayı bir günah yoktur. Allah iyilikte ve güzel harekette bulunanları sever.

    94. Ey iman edenler! Allah, kimsenin görmediği anda bile kendisinden kork(up günahlardan sakın)anları ayırt etmek için, (hac esnasında) ellerinizin ve mızraklarınızın yetişeceği bir av ile elbette sizi imtihan edecektir. Kim bundan sonra aşırı gider (emirlerin dışına çıkar)sa, onun için acıklı bir azap vardır.

    95. Ey iman edenler! Siz ihramda iken av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse, öldürdüğünün dengi bir cezası vardır ki ona içinizden iki âdil kişi hükmedecektir. (Bu da) ya Kâbe’ye varacak (orada boğazlanacak) bir kurban veya (o nisbette) yoksulları doyurma şeklinde kefâret, yahut bunun dengi oruç tutmaktır; tâ ki (yaptığı) işinin vebalini tatsın. Allah geçmiştekileri affetmiştir. (Fakat) kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikamını alır. Allah mutlak galiptir, (işlediği günahın karşılığını vermede) intikam sahibidir.

    YANITLASİL

    yuksel6 Temmuz 2022 09:24
    33] Rabbin emirleri ve ulûhiyeti karşısında dikilen her şey, hatta putlaşan akıl ve nefs-i emmâre bile. [bk. 25/43; 45/23]

    [34] Bu âyette kumar ve içki kesin olarak yasak edilmiştir (2/219; 4/43; 16/67). Başlangıçta kimin kazanacağı belli olmayan, fakat sonunda bir tarafın az çok maddî kaybına veya kazancına sebep olan her oyun kumardır. Kendimizi ve neslimizi bunlardan kurtarmak şarttır. İçkiyle ilgili üç merhaleden sonra yasağın sonuncusu olan bu âyet gelince, artık şarabın (içkinin) kesin haram olduğu ilan edildi. Bunun üzerine elinde kadehi olan onu kırdı. Ağzında yudumu olan onu attı ve ağzını yıkadı. Şarap küpleri hep kırıldı, sokaklardan şarap aktı. Herkes hep bir ağızdan, “Bıraktık yâ Rabbi!” dediler. Hz. Peygamber, “Her sarhoşluk verenin azı da çoğu da haramdır.” buyurmuştur. Bundan böyle Allah’ın ve Peygamber’in, bu yasak emri, kesin inananlarca uygulanmaktadır. Yine bu âyet-i kerîmelerle câhiliye dönemindeki her türlü put/heykel, kumar ve kumar cinsi şans oyunları, torba içinde çekilen numaralı oyunlar -isterse fakirlere yardım için olsun- hepsi yasak edilmiştir; haramdır. Bunların hepsi aklı perdeleyen, Allah’a kulluğu unutturan, şahsiyeti ve ruhu kirleten pisliktir. [bk. 22/30 ve dipnotu]

    [35] Şeytanın hile ve düşmanlıkları için bk. 2/10-36, 168-169, 268; 4/120; 7/16-17; 15/40-42; 17/53-64; 20/120; 22/53; 24/20; 29/38; 38/82; 47/25; 58/10,19; 59/16.
    maide suresi.90,95.
    namazi kilmak konusunda,
    faizi almak , vermek konusunda,
    zina ve cesitlerini yapmak konusunda,
    bu devirde imtihan olunmaktayiz.

    YanıtlaSil
  114. Tetebbürsüz kıraat, fıkıhsız da ibaded olmaz. Bir fıkıh meclisi altmış senelik ibadetten hayırlıdır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer ra.
    Sayfa: 482 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2022 05:41
    Yalan imana aykırıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    Sayfa: 228 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2022 05:42
    Yalan imana aykırıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    Sayfa: 228 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2022 05:52
    De ki: "Allah'ın kelimeyi tammesiyle -ki onu iyi veya kötü tecavüz edemez- yerde yarattığı her şeyin şerrinden sığınırım. Gece gelenin, gündüz gelenin, göğe çıkanın, gökten inenin şerrinden. Ancak hayırla gelen hariç ey Rahman." (Cinnilere karşı Halid ibni Velid r.a hz lerine buyrulmuştur)
    Ravi: Hz. Ebul Aliye (r.a.)
    Sayfa: 335 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel7 Temmuz 2022 05:54
    Tevfikin azı, aklın çoğundan hayırlıdır. Dünya hususundaki akıl mazarrat, din hususundaki akıl ise meserrettir.
    Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
    Sayfa: 336 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  115. Meylu't-tefevvuk riyanın başıdır.
    Risale-i Nur, riyakarlık tabasbus ve temelluk gibi mânevî hastalıklardan insanları kurtarır.
    Riyakarlık fiili bir çeşit yalancılıktir.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 569.
    İsmail Mutlu.

    YanıtlaSil
  116. İlmi gizleyene her şey lanet eder. Denizdeki balık ve gökteki kuş bile.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 337 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  117. İlmi gizleyene her şey lanet eder. Denizdeki balık ve gökteki kuş bile.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 337 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  118. Ulema, Allah'ın kulları üzerinde Peygamberlerin eminleridir. Siz onlardan çekinin ve onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkanı ile ihtilat etmedikçe ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır): Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygamberlere hiyanet etmiş sayılırlar, o zaman bunlaran sakının.
    Ravi: Hz. Hasan İbni Sufyan (r.a.)
    Sayfa: 222 / No: 16
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 21:26
    Devletin ilerlemesi için sadaretle meşihat dairesinin eşit olması gerekir. (Sn.) 52.
    Sadaratle meşihat iki kanattır.
    (Sn.) 51.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 154,155.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:13
    Said Nursi (Bediuzzaman)
    1873-1960.Hi:1290-1379
    İslami ilmi Edebi Felsefi
    Yeni Lügat
    Abdullah Yeğin
    Hizmet Vakfı Yayınları
    sy. 601.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:19
    Said Nursi Bediuzzaman demiş ki
    Oğlum olursa adını Yüksel koyardım.
    Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi
    D. T. 24.3.1974.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:26
    Decl: Karıştırmak, Yalan söylemek, Hakkı bâtıl, bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. Bâtılı Hak Gösteren. Mübalağali faili :deccaldir.
    Deccal :Hakkı batil, bâtılı hak olarak gösteren.
    İslami ilmi Edebi Felsefi
    Yeni Lügat
    Abdullah Yeğin
    Hizmet Vakfı Yayınları
    sy. 99.

    YANITLASİL

    yuksel12 Temmuz 2022 22:45
    Nitekim şair der ki :
    "Dünya ki hadisatla her gece yüklüdür,
    Gün doğmadan neler doğa kim bile nagehan (ansızın)!
    ...
    Aceb mi doğsa zülfünden fitneler,
    Meseldir bu denir, el-leylu hubla!
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu)
    cilt 14.sy.493.

    YANITLASİL

    yuksel23 Haziran 2022 00:11
    Ve yine biz Kur'an da :"Öz babalarınızin dışındakileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz." ayetini okuyorduk.Bu ayet mensuhtur.
    Hadislerle
    Hz. Peygamber Ve Ashabınin Yaşadığı
    Müslümanlık
    cilt. 2.
    Devlet idaresi
    sy. 609, 610

    YANITLASİL

    yuksel23 Haziran 2022 00:03
    Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    (Kuddisu Sirruhu) cilt. 11.sy.111.

    YanıtlaSil
  119. Kıyamet yaklaştığında taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanlanın en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır)


    "Zaman yaklaştığında... Yani kıyamet saati yaklaştığında
    taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur

    "ticaret çoğalır Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır.
    mal çoğalır kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibis şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.

    "saygı gösterilir" kelimesi, kökündendir

    mal sahibine mali nedeniyle Yani mal sahibi, dini için değil

    malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.

    "fuhuş çoğalır" Yani zina...

    , "çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocuklan yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder)

    "kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette

    "öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise L-ly

    "kirk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.

    Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacagina ve esirligin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.

    "Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder

    Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsät, V, 126, Hakim, Mustedrek, 386 Buhar, llim 21, Müslim, llim 9, Ibn Mâce, Fiten 25,Tirmizi, Fiten 34 Bk Bezzar, Müsned, Vill, 112
    531. syf
    Ramuz El-Ehadis Şerhi Levamiul ukul
    Zeka Parıltıları
    Ahmet Ziyâüddin Gümüşhanevi 1. Cilt

    YANITLASİL

    yuksel14 Temmuz 2022 10:51
    ölçü ve tartida eksiklik yapılır Yani onlarda noksanlık yapılır. Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teâlâ ölçekte ve tartıda hileye sapanlann vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıklanı zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3)
    Adam kopek yavrusu yetistirip egitir. Köpek yavrusu demektir.

    (Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı.
    "büyüğe saygı duyulmaz Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki füller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.

    zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle Zinanın çokluğunu Resûlüllah (sav)'in; öyleki adam yol ortasinda kadınla yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.

    kelimesi noktall harf "insanlar koyun

    olan/dät" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir. "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler

    bu zamanda insanlann en yisi, dalkavuk olan Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi

    hallerine bırakırlar.

    Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.) Hadisi Taberâni (el-Mu'cemü'l-kebir de), Hâkim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (ra)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Häkim'i (el-Müstedrek alá

    Müstedreki'l-Hâkim'de) Zehebî eleştirmiştir. Bu hadiste, Resulallah (sav)'in söyledikleri aynen gerçekleşmekte

    YanıtlaSil
  120. Ey Adem oğlu ne yapacaksın dünya ile Helali hesap, haramı ise azabtır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 493 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  121. Adil ve mütevazi Sultan, Allah'ın yeryüzünde gölgesi ve mızrağıdır. Böyle adil ve mütevazi bir Sultan (veya vali) için her gündüz ve gecede, hepsi abid ve müçtehid olan altmış sıddık ameli yazılır.
    Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    Sayfa: 213 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel24 Temmuz 2022 00:56
    Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir ki, Allah'ın kullarından her mazlum ona iltica eder. Adalet yaparsa ona ecir, diğerine şükür, zulmederse ona vebal ve tebaaya da sabır düşer. Valiler zulm ederlerse kıtlık olur. Zekat verilmezse davarlar ölür, zina meydan alırsa, meskenet ve fakirlik zahir olur. Ve ehli zimmete zulm edilirse kuffar baş kaldırır. (Galebe çalar)
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 213 / No: 16
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel24 Temmuz 2022 00:59
    Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 51 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  122. 354 14 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Hz. Sumame (r.a.)

    YANITLASİL

    yuksel25 Temmuz 2022 02:32
    212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma

    YANITLASİL

    yuksel26 Temmuz 2022 08:25
    Hayati bitirecekse bir mezarcının küreği,
    Ne diye taşımalı bunca emel dolu yureği?!
    Medrese-i Yusufiyye'den Mektuplar
    Ahmed Mahmud Ünlü
    sy.640.

    YANITLASİL

    yuksel26 Temmuz 2022 09:08
    İlk önce hak hakikatı öğren.
    Adamlara bakılıpta hak hakikat anlaşılmaz.
    Hak hakikatı bilirsen kimin kötü kimin iyi olduğunu anlarsın.
    Akra fm.
    Mahmud Esad Coşan
    günün Sohbeti.

    YanıtlaSil
  123. Mustafa Kemal
    'SABETAY SEVİ'nin soyudan geliyorum kendisine hayranım.
    Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..'
    Sırr-ı inna A'tayna
    Rumuzat-i Semaniye
    Mâidet-ül-Kur'an sy 83

    YanıtlaSil
  124. Mustafa Kemal
    'SABETAY SEVİ'nin soyudan geliyorum kendisine hayranım.
    Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihligi altında birleşse..'
    Sırr-ı inna A'tayna
    Rumuzat-i Semaniye
    Mâidet-ül-Kur'an sy 83

    YanıtlaSil
  125. Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki
    Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki
    Osmanlı Devleti
    Aliyy'ül geri dönün.

    YanıtlaSil
  126. Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki
    Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum ki
    Osmanlı Devleti
    Aliyy'ül geri dönün.

    YanıtlaSil
  127. Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
    Ravi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
    Sayfa: 197 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil


  128. Doğru olsam ok gibi,

    Yabana atarlar beni,

    Doğru olsam ok gibi,

    Yabana atarlar beni,



    Eğri olsam yay gibi,

    Elde tutarlar beni.

    Eğri olsam yay gibi,

    Elde tutarlar beni.



    Hiç keder elem etme,

    Boş yere matem etme,

    Düşmanlarını tanı,

    Uzak dur sitem etme.

    Düşmanlarını tanı,

    Uzak dur sitem etme.

    YanıtlaSil
  129. Peygamberler, baba bir ana ayrı kardeşlerdir. Dinleri de birdir. Meryem oğlu İsa (a.s) da Benim kardeşimdir. Ve aramızda başka Peygamber yoktur. O, tekrar yeryüzüne gelecektir. Onu gördüğünüzde tanırsınız. Orta boylu, kırmızı-beyaz renkli bir zattır. Üzerinde Mısır kumaşından iki parçalı elbise vardır. Su isabet etmediği halde başında damlalar görülür. (Geldiğinde) putu kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır ve milletleri islama davet eder. İslamdan başka din kalmaz. Arslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla beraber dolaşıp otlarlar. Ve çocuklar yılanlarla oynar ve hiç biride diğerine zarar vermezler. O kırk sene yaşayacak ve ölecektir. Cenazesini müslümanlar kaldıracaktır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 191 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Ağustos 2022 08:23
    Ümmetimden iki sınıf salih olursa, ümmette salih olur. Umera ve Ulema.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 308 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Ağustos 2022 08:29
    Ümmetimden iki sınıf salih olursa, ümmette salih olur. Umera ve Ulema.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 308 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel13 Ağustos 2022 09:42
    LOZAN
    Ismet İnönü ve Lozan Anlaşması. (EL) 2:31.
    Lozan'da dinin öldürllmesi karan alındı. (E.L) 2:31.
    Lozan'da Türkleri Protestan yapma karan alındı. (EL) 2:53
    Lozan'in iç yüzü. (E.L.) 2:31.
    Mustafa Kemal ve Lozan Anlaşması. (EL.) 2:31.
    Sefin Lozan Anlaşmasında verdiği dehşetli fikir. (EL) 2:43

    YANITLASİL

    yuksel13 Ağustos 2022 09:49
    LOZAN
    Ismet İnönü ve Lozan Anlaşması. (EL) 2:31.
    Lozan'da dinin öldürllmesi karan alındı. (E.L) 2:31.
    Lozan'da Türkleri Protestan yapma karan alındı. (EL) 2:53
    Lozan'in iç yüzü. (E.L.) 2:31.
    Mustafa Kemal ve Lozan Anlaşması. (EL.) 2:31.
    Sefin Lozan Anlaşmasında verdiği dehşetli fikir. (EL) 2:43

    YANITLASİL

    yuksel14 Ağustos 2022 01:19
    Mufessirler, bu âyette ki güzel söz ü kelime-i tevhid, iman veya müminin kendisi diye yorumlamislardir. Çoğunluğun kabul ettiği birinci yoruma göre güzel ağacın kökü müminin kalbi, gövdesi imanın kendisi, dallari da müminin gerçekleştirdiği iyi amellerdir.
    Kemalat-i Tayyibe
    Risale-i Nur'un Tariflerine göre
    Istilahlar ve Anahtar kelimeler
    sy. 237,238.

    YANITLASİL

    yuksel14 Ağustos 2022 01:44
    İngiliz Meclis - i Meb'usaninda Mustemlekat Nazırı, elinde Kur'ân-ı Kerîm'i göstererek söylediği bir nutukta:
    Bu Kur'an, İslamlarin elinde bulundukca biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur'an 'i onların elinden kaldırmaliyiz yahut müslümanları Kur'an' dan sogutmaliyiz.
    diye hitabede bulunmuş.
    Esasat-i Nuriye
    Risale i Nur Mesleği Hizmet Rehberi
    sy. 323.

    YanıtlaSil
  130. Edep nedir? diye sual edildiğinde :"Yemeğiniz arpa olsun, helvanız hurma olsun, katığınız tuz olsun, yağınız süt olsun, elbiseniz yün olsun, evleriniz mescidler olsun, ışığınız güneş olsun kandiliniz ay olsun lezzetiniz su olsun,
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 15. sy. 84.

    YANITLASİL

    yuksel26 Eylül 2022 04:40
    güzelliğiniz temizlik olsun, ziynetiniz tedbir olsun, ameliniz rıza olsun, azığıniz takva olsun, Yemeğiniz gece olsun, uykunuz gündüz olsun, kelamınız zikir olsun suskunluğunuz ve gayeniz tefekkür olsun,bakışınız ibret olsun, sığınağıniz ve yardımcınız da Mevlaniz olsun! İşte ölünceye kadar bu hal üzere sabredin! "buyurmuştur.
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
    cilt 15.
    sy.84,85.

    YanıtlaSil
  131. Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.)
    Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    Sayfa: 121 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  132. Kur'an okumakla Kur'an olmaz. Nakletmekle de ilim olmaz. Kur'an hidayetle, ilim de anlayışla olur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 362 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel4 Ekim 2022 04:25
    Zekat, halka şefkatin anahtarıdır.
    İslam da Zekat Muessesi.
    Yunus Vehbi Yavuz.
    Fihrist

    YANITLASİL

    yuksel4 Ekim 2022 04:41
    Zekat, malı ebedilestirir.
    Zekat, malı temizler.
    Zekat, malı çoğaltır.
    Zekat, kalpteki dünya sevgisine karşı bir ilaçtır.
    Zekat, fakirin kıskançlık duygusunu körletir.
    İslam da Zekat Muessesesi.
    Yunus Vehbi Yavuz
    Fihrist

    YANITLASİL

    yuksel4 Ekim 2022 04:51
    Zekat, bir nevi sosyal güvenlik ve sigortadir.
    Zekat, toplumda bir orta sınıfın doğmasını öngörür.
    Zekat, paranın stok edilmesini önler.
    Zekat sosyal dengeyi sağlar.
    Zekat, yatırıma açılan bir kapıdır.
    Zekat bir kalkınma hamlesidir.
    Zekat, fakiri çalışmaya teşvik eder.
    İslam da Zekat Muessesesi
    Yunus Vehbi Yavuz
    Fihrist

    YanıtlaSil
  133. Baykara'nın söylediklerinden sadece Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk'ün değil, Atatürk' ün şahsında, 20.
    yüzyılınTürk devrimini yapan kadronun Sultan II. Abdülhamid döneminin doğal bir sonucu olduklarini söylemek müm-
    kün görünmektedir.
    1880lerden itibaren, bir Osmanlı toplumu yaratmak ideali ile her vilayette pozitif ilimleri öğreten idadi liselerinin açılması, aydın Batıcı bir kuşak yetişmesini sağladı . Atatürk nesli,
    i bu temelde kurulan yeni askeri mekteplerde yetişti (Inalcık 2006: 338).
    sy. 177
    Türk Modernleşme ve 2.Abdulhamid'in eğitim hamlesi
    Ömer Faruk Yelkenci

    YanıtlaSil
  134. Kıyamet gününde, Adem evladından bir takım kavimler getirilir ki, yanlarında dağlar gibi hasenat vardır. Bunlar Cenneti görecek gibi yaklaştığında: "Sizin orada nasibiniz yok" denilir. (İtikadları dürüst ve niyetleri halis olmadıkları için)
    Ravi: Hz. Salim (r.a.)
    Sayfa: 505 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel21 Ocak 2023 01:36
    mektům, mektüme .a.s) مكتوم ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak- l. 2. hükümetten gizli tutulan. Emvâl-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. melâgim Mål-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse- ler. Vâridât-ı mektûme: deftere geçirilme- yerek şahıs elinde kalan devlet

    YanıtlaSil
  135. Kıyamet gününde, Adem evladından bir takım kavimler getirilir ki, yanlarında dağlar gibi hasenat vardır. Bunlar Cenneti görecek gibi yaklaştığında: "Sizin orada nasibiniz yok" denilir. (İtikadları dürüst ve niyetleri halis olmadıkları için)
    Ravi: Hz. Salim (r.a.)
    Sayfa: 505 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel21 Ocak 2023 01:36
    mektům, mektüme .a.s) مكتوم ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak- l. 2. hükümetten gizli tutulan. Emvâl-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. melâgim Mål-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse- ler. Vâridât-ı mektûme: deftere geçirilme- yerek şahıs elinde kalan devlet

    YanıtlaSil
  136. hadisesi) Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
    258 4 Dört fitne olacak: Kan mübah kılınacak, Kan ve mal mübah olacak, Kan, mal ve ırz mübah kılınacak ve dördüncüsü ise deccal fitnesi olacaktır. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
    258 5 Deccalin önü sıra hud'alı seneler olur ki; yağmur çok yağar, fakat nebat az our. Sadıkler tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur. Denildi ki: "Ya Resulallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki, Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2023 23:46
    258 7 Altı hal vardır ki onlar vaki olduğunda ölümü temenni edebilirsiniz: Sefihlerin beyliği, Hükmün para ile satılması, Kanın istihlaf edilmesi, Zaptiyenin çoğalması, Akrabalığın kesilmesi, Kur'an-ı Kerim'i eğlence yapanların çoğalması ve Onun musiki yerine dinlenilmesi. Öyle ki, adamı mihraba, nağme dinlemek için geçirirler. Halbuki o adamın fıkıhtan haberi bile yoktur. İşte bu durumlarda ölümü istemekte haklı olursunuz. Hz . Abis el Gıfari (r.a.)
    258 8 İlimde, birbirinize nâsih olun ve birbirinizden bir şey gizlemeyin. Zira, ilimde hiyanet, malda hiyanetten eşeddir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    258 9 Lohusa kadın kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temiz hükmü giyer. Kırk gün geçerse özürlü addedilir. Yıkanır ve namaza devam eder. Kan fazla gelirse, her namaza bir abdest alır. Hz. İbni Amr (r.anhüma)
    258 10 Gökten yardım, zahmete göre, ve sabır da musibete göre iner. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    258 11 Kadın, şu dört şeyi için nikahlanır: Malı, Asaleti, Güzelliği ve Dini. Elin toprak olası, sen din sahibine bak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    258 12 Olanca kuvvetinizle temizlenin. Zira Allah (z.c.hz)'leri islamiyeti nezafet üzere tesis etmiştir. Ve Cennete ancak nazif girer. Hz Ebu Hureyre (r.a.)

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2023 23:49
    Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    293 1 Oğullarınızı ve kızlarınızı evlendirin. Kızları altın ve gümüşle süsleyin, ve elbiseleri güzel olsun. Ve kendilerine rağbet edilmesi içinde onlara güzel hediyelerle ihsanda bulunun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    293 3 Kur'an-ı Kerim'i seslerinizle ziynetlendiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    293 4 Bayram namazlarınızı tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle ziynetlendiriniz. Hz. Enes (r.a.)
    293 5 Meclislerinizi Bana selat ve selam getirmekle ziynetlendiriniz. Zira Bana selavat getirmeniz kıyamette size nur olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    293 6 Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Hz. Enes (r.a.)
    293 7 Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu. Hz. Enes (r.a.)
    293 8 Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Hz. Ömer (r.a.)
    293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2023 23:50
    293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Hz. Ali (r.a.)
    293 10 Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Hz Ali (r.a.)

    YanıtlaSil
  137. MESAFEDE Beyazıt Camii kürsüsünden - (Balkan Harbi, 1913).....

    &TEVEKKÜL, AMA ARSLAN GİBİ... SAVAŞTAYIZ, DURMAYALIM! Fatih Camii kürsüsünden - (Balkan Harbi, 1913)

    4 BU DEVLET YIKILIRSA, İSLAM ALEMİ BİTER... BİZİ ANCAK EĞİTİM

    KURTARIR Süleymaniye Camii kürsüsünden - (Balkan Harbi, 1913). 5. ESİR OLANA, DEĞİL HAYAT; ÖLÜM HAKKI BİLE TANIMAZLAR!..

    SAVAŞALIM! Zağnos Paşa Camii kürsüsünden - (Milli Mücadele, 1920)..

    BİRLEŞELİM, ÇALIŞALIM, YABANCILARA KANMAYALIM; SAVAŞALIM,

    SEVRI PARÇALAYALIM! Nasrullah Camii kürsüsünden - (Milli Mücadele, 1920) 2 7. MÜSLÜMAN, DİNİNE SARILIRSA, YÜKSELİR... GERİ KALMAMIZ

    DİNDEN DEĞİL, BİZDEN! Kastamonu kazalarında - (Milli Mücadele, 1920)... & TAM MÜSLÜMAN OLMADAN KURTULUŞ YOK... CEPHELERDE

    SAVAŞA DEVAM! Kastamonu kazalarında - (Milli Mücadele, 1920)...... ZAFERDEN ÜMID KESENLER, MÜSLÜMAN DEĞİLDİR! Kastamonu havilininde-(Mill Michele, 1920)....

    SÖZLÜK

    SÖZLÜK

    YanıtlaSil
  138. Acaba faizi ki moduyor? Faizi, faizle kredi alan tüccar, sanayici ve her hangi bir iş adamı mı ödüyor, yoksa tüketici olanlar mı ödüyor? Mu- hakkakki faiz çoğunlukla halktan alınıp ödeniyor. Eğer kredi; yeme, iç me, giyinme, barınma ve gerekli eşyalar satın almak için alınmışsa fâiz, krediyi alandan çıkar ki bugün bu durumda olanlara teminatı olmadığı için zaten faizle para verilmez. Geriye ziraî, sınaî veya hizmet üreten züm- re kalıyor ki fâizcinin esas müşterisi bunlardır. Bunlar ürettikleri şey- lerin maloluş fiatlarına, hem ödedikleri ve hem de ilerde ödiyecekleri fâizi ilâve etmek zorunda kalırlar. Bu da elbetteki fiatları artıracaktır.

    Üreticileri ikiye ayırabiliriz: a) Kredi almadan kendi imkânları ile iş çevirenler. Bunlar küçük üretici ve müstahsillerdir. b) İşlerini kredi ile yürütenler. Büyük kuruluşlar daha çok bu kısım içinde yer alırlar. Bu kısımda küçük üreticiler ve küçük kuruluşlar da vardır. Her kurulu- şun amacı hem varlığını sürdürmek ve hem de büyümektir. Bazan talep fazlalığı ve bazan da rekabet yüzünden kısa devrede gelişme istenilir. Bu sebeple de paraya ihtiyaç olur. Muntazaman kredi temin eden iş yerleri şartlar elverişli olduğunda kısa sürede büyürler. Piyasa aynı alanda en fazla üretim sağlıyan, kuruluş veya kuruluşların daha fazla etkisi al- tındadır.

    dilen
    7-Fâizin fiyatlara etkisi
    İslam İktisadinin Esasları
    Celal Yeniçeri
    sy. 263.
    Şamil Yayinevi

    YANITLASİL

    yuksel16 Temmuz 2023 08:21
    C - BAZI MALLARA İHRAÇ YASAĞININ KONULMASI

    Devlet bazı malların ihracını yasaklıyabilir. Buna harp yıllarında daha çok ihtiyaç duyulur. Bilhassa silâh ve silâh sanayiinde kullanılabi- lecek her türlü maddenin satışı yasaklanır. İbni Kudâme (541-620 H/1146- 1223 M); düşman tarafa, yol kesicilere, veya fitnecilere silâh satışı yasak- tir, diyor¹". Yasağa uyulmasından hisbe 134 teşkilâtı sorumlu olduğundan konu hisbe kitaplarında da yer almıştır. Meselâ İbni 'İvaz (ö. 696 H) ko- nuya değinirken şöyle der: «Harpte düşmanın işine yarıyacak olan her şeyin; harp malzemelerinin, malzeme yapımında kullanılması sebebiyle demirin, harpte yük ve binek vasıtası olarak kullanılan hayvanların ve muhariplerin işine yarıyacak elbiselerin satışına müsaade edilmez»> 135.

    ihraç yasağı muhakkakki daha başka malları da kapsıyabilir.
    İslam Iktisadinin Esasları
    Celal Yeniçeri
    Şamil Yayinevi
    sy. 265.

    YanıtlaSil
  139. Osmanlı Tahtının Varisleri: Kırım Hanları

    Ankara Savaşı'ndan sonra yıkılacak olan Altinorda'nın devami Kırım Hanlığı olur. Geleneksel devletlerde kültürün etkisi baskındır. Osmanlı'da "Hanedan-ı Ali Osman" Osman Gazinin soyu "kut" yani Allah'tan dünyayı yönetme gücü

    YANITLASİL

    yuksel26 Temmuz 2023 04:26
    almış, baht sahibi olarak kabul edilirdi. Bununla birlik- te Cengiz soyu da kut sahibi kabul edilir ve bu yüzden büyük önem taşırdı. Osmanlı'da erkek çocuk doğmasa, soy kesilse, taht Kırım Hanı'nın hakkıdır. Çünkü onların soyları da kutludur. Osmanlı kaynaklarında Cengiz soyu bu açıdan muteberdir. O kadar ki; tüm paşalar, krallar huzura çıktığı vakit Sultanın eteğini öperken; Kırım hanları el öpme hakkına sahiptiler. Fatih ile beraber Osmanlı'ya bağlanan Kırım Hanlığı; II. Viyana Kuşatması'nda vazi- felerini yerine getirmez ve duygusal bir sebepten ötürü düşmanın önünü kesmeyerek Osmanlı ordusunun iki ateş arasında kalmasına sebep olurlar.

    Vazifeyi Terk Kendine ve İslam'a İhanettir

    Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın emrine rağmen Kırım Hanı; Leh ordularını durdurmaz ve geçişine izin verir. Vi- yana'yı fethetmeye yakın olan ordu arkadan beklenmedik bir baskın ile sarsılır ve iki ateş arasında kalır. Bu hadisenin etkisi bugün de devam etmektedir. Bozgundan sonrası Osmanlı, Kırım ve âlem-i İslam için duraklama, gerileme ve hayatta kalma mücadelesi olacaktır. Dün Osmanlı'ya şu ya da bu sebepten karşı duran, altını oyan hangi teşekkül varsa bugün Türkiye'den daha vahim halde; yok olma teh- likesiyle karşı karşıyadır. Gün; tekerrürü önleme, tarihten ilhamla aleme yeni bir nefes olma günüdür.

    YANITLASİL

    yuksel26 Temmuz 2023 04:29
    Genç
    Ebedi Gençlik Dergisi
    Ocak 2018
    sayı. 136.
    sy.43.

    YanıtlaSil
  140. Vatan hainlerini putlastirdilar
    kahramanlastirdilar
    Mustafa Kemal ve İnönü
    İslam dini oldurulecek
    Yahudiler ve masonlar
    Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz.
    Haim Naum
    Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle)
    istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag
    17 Ocak 1988
    Nokta Dergisi....
    atılmıştır.

    YanıtlaSil
  141. İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:33
    İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:53
    8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış.
    Akra Fm.
    Günün sohbeti
    Prof Dr Mahmud Esad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 23:36
    Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.

    YanıtlaSil
  142. İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:33
    İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:53
    8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış.
    Akra Fm.
    Günün sohbeti
    Prof Dr Mahmud Esad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 23:36
    Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder