15 Eylül 2007 Cumartesi Hadis-i Şerif 1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Gönderen yüksel zaman: 05:12 4.409 YORUM: 1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni» yüksel dedi ki... hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır. münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme ) risale-i nur külliyatı işaretül hicaz
7 Haziran 2008 04:57 yüksel dedi ki... hadis-i şerif aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir. (ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)
henüz türkiye de atatürk çülüğün özgürce tatışılacağı bir düşünce ortamı yoktur. atatürk çülüğü sadece masonlar tartışmış ve galip gelmişler, mason localarını tekraraçmışlar, üstelik bunu yapmakla da atatürk çü olduklarını kanıtlamışlardır. altınoluk dergisi şubat 1992 sayı 72. sayfa.12 prof. dr. hüseyin hatemi
sivil anayasa kof bir terim halkın bilinç düzeyi yükselip de kendi anayasası nı getirmedikçe ve benimseyip korumadıkça, temel karşıtlık < sivil ve askeri idareler< arasında değil, baskı grupları arasında doğar ve hakim baskı gruplarının isteğine göre bir anayasa hazırlanarak halka onaylatılır." parmak bastırılır". prof.dr. hüseyin hatemi altınoluk dergisi şubat 1992 sayı.72 sayfa 12
hak sübhanehü ve teala. - senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime. -BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir. KARA DAVUD DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ sy.305.
Ölüm muhakkak ve ölüm mutlak, tek kapısıdır ölümsüzlüğün. Erdem Beyazıt. Bir Fincan Arapça Arapça-Türkçe Sözler. sy.111.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:20 Rabbin rızası iyiliklerde gizlidir, karıncanın gönlünü alan Süleyman olur. Mahmut Toptaş. Bir Fincan Arapça Arapça Türkçe Sözler. sy.105.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:24 Çakalların hükmü kurt ayağa kalkıncaya kadardır. Diriliş Ertuğrul. Bir Fincan Arapça Arapça Türkçe Sözler. sy.73.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:27 Hakikat, iki kişiye ihtiyaç duyar; biri onu dile getiren, diğeri de onu anlayabilendir. Halil Cibran. Bir Fincan Arapça Arapça Türkçe Sözler. sy.74.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:31 Gerçekler acıdır derler de hakikatin tadını söylemezler. İsmet Özel. Bir fincan Arapça. Arapça Türkçe Sözler. sy.56.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:36 İnsanlar, bilmedikleri şeylerin düşmanıdırlar. Ali b. Ebi.Talib (r.a.) Bir Fincan Arapça. Arapça Türkçe Sözler. sy.190.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:39 Samimiyetin mağlub olduğu devrin insanlarıyız. Asım b. Numan. Bir Fincan Arapça. Arapça Türkçe Sözler. sy.44.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 372 1 Hiç bir kimse yoktur ki, ilim öğrenmeye gitmek niyetiyle, ayakkkabısını, mestini, elbisesini giymiş olsun da, Allah onun günahlarını evinin kapısının eşiğini aşarken mağfiret etmiş olmasın. Hz. Ali (r.a.) 372 2 Senin bir taifeye akıllarının almayacağı bir şeyi söylemen, bir kısmına fitne olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 372 3 Söylediğimi işitmekte siz onlardan farklı değilsiniz. Lakin şu kadar var ki, onların Bana cevap vermeye güçleri yetmez. (Bedir de kafir ölülerine "size vaad olunanı gördünüz mü?" diye sorulduğunda ashab sordu ki onlar duyarlar mı?" o zaman bu hadis varid oldu.) Hz. Enes (r.a.) 372 4 Siz benim havzıma geleceklerin yüz bir cüz'ünden bir cüz olmazsınız. Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.) 372 5 Sizler dinin karıştığı, kanın döküldüğü, zinanın aşikare olduğu, binaların debdebesinin arttığı, ihvan arasında bağın azaldığı, Kabenin yakıldığı zaman ne yapacaksınız? Hz. Meymune (r.anha) 372 6 Şu kavlinden daha umutlu bir ayeti, Allah Teala bana indirmedi: "Ve le sevfe Yu'tîke Rabbüke feterdâ" (Muhakkak Rabbin sen razı oluncaya kadar sana verecek). İşte Ben "o isteği" ümmetim için kıyamet gününe sakladım. Hz. Ali (r.a.) 372 7 Allah bir kula bir nimet verirde, o kul da "Elhamdülillah" derse, nimetin şükrünü eda etmiş olur. Eğer ikinci defa söylerse sevabı tazelenir. Üçüncü defa söylerse, Allah onun günahlarını mağfiret eder. Hz. Câbir (r.a.) 372 8 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet ihsan edip de, o da bunun üzerine Allah'a Hamd ederse, işte bu "hamd", nimet ne kadar büyük olursa olsun o nimetten daha efdaldir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 372 9 Allah bir kula, aile, evlad, maldan bir nimet verir de kul: "Maşallah lâ kuvvete illâ billah" derse, ölümden başka afet görmez. Hz Enes (r.a.) 372 10 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verdi ve onu tamamladı ise, insanların hacetini o kula düşürür de o da bundan sıkılırsa, muhakkak bu nimet zevale maruz kılınır. (Böyle bir kimse ehli hacetin müraacatından memnun olmalıdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 372 11 Kurban bayramında kurbana harcanan paradan, Allah'a daha sevgili bir para yoktur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 372 12 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verdiğinde, ehli hacet çok gelir de onları iyi karşılamaz ve tahammül etmezse, o nimet zeval bulur. Hz. Ömer (r.a.) 372 13 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verir de, kulda onun Allah'dan olduğunu bilirse Allah Teala o kula henüz "Hamd" etmeden evvel "şükrü"nü yazar. Bir kul da bir günah işler ve ona pişman olursa, Allah Teala o henüz istiğfar etmeden ona mağfiret yazar. Bir kulda bir veya yarım dinara elbise satın alır ve onu giyince Allah'a hamd ederse, elbise henüz dizine ulaşmadan Allah onu affeder. Hz. Âişe (r.anha) 1 Mart 2021 03:43 yuksel dedi ki... -nasihi mensuhtan ayırd edecek bilgiye sahipmisin Adam . -Hayır, diyor. Hazret-i Ali R.A. ona. - öyle ise bizim mescidimizden derhal çık, bir daha va z etme. çünkü sen kendini helak ediyorsun, hem de başkasını tefsir-i kurtubi c. 2 s.62 mısır baskı 1967. 1387 ilmin ışığında asrın kur an tefsiri celal yıldırım anadolu yayınları cilt.1.sy.293.
İnsan haklı olduğu kadar da güçlü olmak zorundadır.Güç ve kuvvetin desteklemediği hak, güçlülerin amansız darbeleri altında ezilmeye mahkum olacaktır.Peygamberler insanlığın tanıdığı en doğru ve en haklı davayı getirmişlerdir. Hazreti Adem den hatemü l Enbiyaya Peygamberler Tarihi AHMED lütfi KAZANCI sy.680.
Onların karşısına duran ve mücadele eden insanlar peygamberlerin maddi güç sahibi olmayışlarından faydalanmışlardır.İsrail oğullarının Hz. Süleyman A.S. karşısında direnemeyişleri, onun diğer peygamberlerden daha haklı oluşuna değil güçlü oluşuna bağlanmalıdır. Hz. Adem den Hatemü l Enbiyaya Peygamberler Tarihi AHMED LÜTFİ KAZANCI sy.680.
İnsan haklı olduğu kadar da güçlü olmak zorundadır.Güç ve kuvvetin desteklemediği hak, güçlülerin amansız darbeleri altında ezilmeye mahkum olacaktır.Peygamberler insanlığın tanıdığı en doğru ve en haklı davayı getirmişlerdir. Hazreti Adem den hatemü l Enbiyaya Peygamberler Tarihi AHMED lütfi KAZANCI sy.680.
YANITLAYINSIL
yuksel3 Mart 2021 00:00 Onların karşısına duran ve mücadele eden insanlar peygamberlerin maddi güç sahibi olmayışlarından faydalanmışlardır.İsrail oğullarının Hz. Süleyman A.S. karşısında direnemeyişleri, onun diğer peygamberlerden daha haklı oluşuna değil güçlü oluşuna bağlanmalıdır. Hz. Adem den Hatemü l Enbiyaya Peygamberler Tarihi AHMED LÜTFİ KAZANCI sy.680.
YANITLAYINSIL
yuksel4 Mart 2021 00:50 Kur'an 'da âyetlerin sonu külli kanunlarla biter.(İ.İ.) 189. Kur'ân ayna ister vekil istemez.(S.) 645. Lemaat. Kur'ân başka kelamlarla kıyas edilmez.(S.) 393: 25.Söz.2.Şu'le, 2.nur. Kurân bitarafane muhakeme edilemez.(M.288:26.Mektup. 1.meb. Kur'an bütün asırlara hitâb eder.(İ.İ.) 11.44.50. Kur'an bütün Esmâü'l-hüsnanın hükümlerini toplamış.(S.404:25.Söz, 3.şu'le 3.ziya. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi. İsmail Mutlu sy.394,395.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 53 1 Sabah namazınızı kıldığınızda duaya çok sarılınız. Ve hacetlerinizi talebde de erken davranınız. Ey Allahım! Ümmetim için erken davranışta işlerini bereketli kıl. Hz. Ali (r.a.) 53 2 Evinizde namaz kıldıktan sonra mescide geldiğiniz takdirde cemaatle de namaz kılın. Zira o namaz sizin için nafile olur. Hz. Câbir İbni Yezid (r.a.) 53 3 Bir ayda üç gün oruç tutmak istiyorsan ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerinde tut. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 53 4 Oruç tuttuğunuzda sabahleyin misvak kullanın, lakin akşama doğru kullanmayın. Akşam üzeri iki dudağı kurumuş oruçlu bir kimse için misvak uygun olmaz. Zira o kurumuş dudaklar kıyamet gününde gözler önünde bir nur olacaktır. Hz. Habbab (r.a.) 53 5 Sizden biri bir kavme misafir olduğunda onların izni olmadan sakın oruç tutmasın. Hz. Âişe (r.anha) 53 6 Sizden birisi bir kimseyi dövdüğünde yüzüne vurmaktan sakınsın. Ve: "Allah senin yüzünü ve senin yüzüne benzeyen yüzü de çirkinleştirsin" demesin. Zira Aziz ve Celil olan Allah Adem (a.s.)'ı kendi suretinde yarattı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 53 7 İnsanlar dinar ve dirheme (para hususunda) cimrilik ederlerse, 'îne alış verişi yaparlarsa, sığırların kuyruğuna tabi olurlarsa (çiftlikle uğraşırlarsa) ve Allah yolunda cihadı terkederlerse, Allah onların üzerine öyle bir zillet verir ki, dinlerine uymadıkça o zilleti üzerlerinden kaldırmaz. ('Îne alışverişi yüksek fiatla vadeli satıp peşin olarak ucuz fiatla geriye almaktır. Bir nevi faizli kredi vermek demektir) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 53 8 Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekle. Denildi ki: "Emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" Buyurdu ki: "Vazife ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 53 9 Et pişirirken suyunu çoğaltın. Zira böylesi komşulara da yetişmesi bakımından daha iyidir. Hz. Câbir (r.a.) 53 10 Balık suyun üzerine ölü olarak çıkarsa onu yeme. Deniz cezir dolayısı ile çekilip de (balık açıkta kalmışsa) onu ye. Bu halde denizde olanı da ye. Hz. Câbir (r.a.) 53 11 Sizden biri kardeşinden biri bir hacetini taleb ederken, onun medh etmekle işe başlamasın. Yoksa onun belini kırmış olur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 53 12 Fecr tulû' ettiği zaman, bütün gece namazları ve vitr geçmiş olur. Öyle ise fecr tulû' etmeden önce vitiri kılınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 53 13 Sizden birisinin kulağı çınladığında beni hatırlasın ve bana salat ü selam getirsin. Ve bir de: "Beni anan kimseyi Allah hayırla ansın" desin. Hz. Ebû Rafi (r.a.) 53 14 Ehli zimmete zulmedildiğinde devlet, düşman devleti gibi olur. (Yani ya kafirlerin müdahalesine sebeb olur veya devletin ömrü kısalır.) Zina çoğaldığında esirler artar. (Düşmanın tasallutu çoğalır, esirler artar.) Lûtîlik çoğaldığında ise, Aziz ve Celil olan Allah halktan Rahmet elini kaldırır ve onların hangi vadide helak olduklarına bakmaz. Hz. Câbir (r.a.) 53 15 Bir kimse, zevcesini adetinden temiz iken üç talak ile boşadığında veya sarih olmasa bile, yine üç talakla boşadığında, kadın başka bir erkekle nikahlanmadıkça kendisine bir daha helal olmaz. (Yeni kocasının ölümü veya boşaması neticesinde serbest kalmadıkça onunla tekrar evlenemez) Hz. Hasan İbni Ali (r.anhüma) 53 16 Bir zanda bulunmuşsanız onu tahkike kalkışmayın, hased ettiğinizde aşırı gitmeyin (ona uyup amel etmeyin.) Uğursuzluk zannettiğinizde (üzerinde durmayıp geçin ve ancak Allah'a tevekkül edin. Ve bir şey tarttığınızda da ağdırın. Hz Cabir (r.a.)
YANITLAYINSIL
yuksel7 Mart 2021 00:40 17- Bir beldede zina ve riba meydan alırsa, onlar (o belde halkı ) Allah c.c. ın azabına hak kazanmış olurlar.Hz. İbn. Abbas r.a. 18-Şu beş şey zuhur ederse helâk ümmetim üzerine hak olur.Birbiriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifa etmeleri.Hz. Enes r.a. Ramuz el Ehadis Hadisker Deryası. Cilt.1.sy.53.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 379 1 Hiç kimse yoktur ki, altın ve gümüşten birşey bıraksında, sonra alnından ayağına kadar dağlanmasın. Hz. Sevban (r.a.) 379 2 İnsanlar içinde, kendisine imamın (sultanın) emrettiğini Allah rızası için tutan, salih vezirden daha sevaplı kimse yoktur. Hz. Âişe (r.anha) 379 3 Derece cihetinden, söylediğini doğru söyleyen, adaletle idare eden ve merhametli olan imamı adilden (Allah'a daha) sevgili yoktur. Hz. Enes (r.a.) 379 4 Bu ümmette, bir bid'at icad eden adam, ölmeden evvel mutlaka onun seyyiesine uğrar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 379 5 Cennete girecek herkese Allah (z.c.hz.) yetmiş iki tane huri verir. Bunların iki tanesi kendinin, yetmiş tanesi de Cehennem ehlinden mirasdır. Bunlarla münasebetin kendisini yorması gibi bir şey de varid değildir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 379 6 Bir kimse bu ümmetin umurunda bir işe geçerde adaletle iş yapmazsa, Allah (z.c.hz.) de onu Cehenneme yüz üstü atar. Hz. Ma'kil İbni Yesar (r.a.) 379 7 Gerek kocayarak ölmüş, gerek düşük ölmüş, herkes otuz yaşında haşrolur. Cennetlik olanların yapısı Adem (a.s.) siması, Yusuf (a.s.)suretinde ve Eyyub (a.s.) kalbinde olur. Cehennemlikler ise dağlar gibi büyütülmüş olur. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.) 379 8 Bir kimse bir serçeyi abes yere öldürürse, o kuş kıyamette şöyle bağırır: "Yarabbi bu kulun beni abes olarak öldürdü. Hem kendisi faydalanmadı, hem de beni bırakmadı ki senin arzında yaşayayım." Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 379 9 Bu ümmetten Yahudi olsun, Nasara olsun. Beni duyup ta Bana iman etmeyen mutlaka Cehenneme girecektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 379 10 Herkesin kapısında iki melek bulunur. Adam kapıdan çıkınca: "Ya âlim veya müteallim ol, üçüncüsü olma" derler. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 379 11 Ölenlerden kimse yoktur ki, sözü ile ameli tartılmasın. Sözü amelinden ağır gelenin ameli kabul olmaz. Eğer ameli sözünden ağır gelirse, ameli kabul edilir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 379 12 Kıyamet gününde fakir-zengin herkes: Dünyada keşke kıt kanaat geçinseydik" derler. Hz. Enes (r.a.) 379 13 Ashabımdan biri bir memlekette ölürse, kıyamette onlara rehber ve hem de nur olarak baas olur. Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)
MÜCAZEFE: Söz ile karşısındakinin hakkını örtmek, aldatmak. * Fık: Tartıp ölçmeden göz kararı ile yapılan tahmini satış. Götürü almak. Toptan satmak.
9 Mart 2021 03:17 Sil Blogger yuksel dedi ki... zımn İç. İç taraf. Maksad, gaye. Açıktan söylenmeyip dolayısıyle anlatılan. İç yüz, dolaylı anlatılan. 9 Mart 2021 03:20 Sil Blogger yuksel dedi ki... Şu anda kıtal geldi. Ümmetimden Hak üzerine çarpışan ve kafirler üzerine galib gelen bir kavim hiç bir zaman eksik olmaz. Allah, onlar için diğer kavimlerin kalblerini kaydırır ve daraltır. Kafirlerle savaşırlar. Allah onları rızıklandırır. Allah'ın emri gelene (onların ömürleri son buluncaya) kadar bu böyle devam eder. O günde mü'minlerin evlerinin yeri Yam'dır. Hayr, kıyamete kadar, atların nasiyesine bağlıdır. Bana vahyolunduğuna göre, Ben (dünyada) çok kalıcı değilim. Yakında gidiciyim. Siz de Beni yaşlanarak takip edeceksiniz. Ve bazınız, bazınızın boynunu vuracaktır. Kıyametten önce iki büyük hadise vardır. Şiddetli Veba ve sonra da zelzeleli yıllar vardır. Ravi: Hz. Seleme (r.a.) Sayfa: 187 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
9 Mart 2021 03:38 Sil Blogger yuksel dedi ki... Bir imam (sultan) veya vali, kapısını ihtiyaç sahiplerine, fakirlere ve miskinlere kapatırsa, Allah da gök kapılarını, onun fakirliği, haceti ve meskeneti anında kendisinin üzerine kapatır. Ravi: Hz. Amr İbni Mürre (r.a.) Sayfa: 380 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
9 Mart 2021 03:38 Sil Blogger yuksel dedi ki... Hangi kavim ki, kuvvetli ve kalabalık olduğu halde, masiyet yapan kısma mani olmuyorsa, azab bunlara umumi olarak gelir. Ravi: Hz. Cerir (r.a.) Sayfa: 178 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
9 Mart 2021 03:40 Sil Blogger yuksel dedi ki... Tevarüs Kelime Kökeni : Arapça
[isim] Bir kimseden miras kalma, mirasa konma Kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme Kelime Anlamı Kaynağı : Türk Dil Kurumu (TDK) Güncel Türkçe Sözlüğü
9 Mart 2021 04:01 Sil Blogger yuksel dedi ki... Seni bütün yaratıklara Fâtih kıldım ve bütün Peygamberlere Hâtim ( Peygamberlere sona erdiren ) kıldım. Sana Kevser havuzunu sundum.Sana hisseler verdim: 1.İslâm olmaktır. 2.Hicret etmek. 3.Cihad etmek. 4.Namaz kılmak. 5.Zekât vermek. 6.Ramazan ayını oruçlu geçirmek. 7.Emr-i mâruf.(iyi işler yapmak) 8.Münkerden ( kötülüklerden ) nehiydir. Kara Davud.Delail-i Hayrat Şerhi. sy.338.
10 Mart 2021 01:36 Sil Blogger yuksel dedi ki... Hazret-i Muhammed s.a.v. ,dünya bütün küfür ve eğri yolda iken hidâyet kapısını fethettiğinden, kâfir halka hidâyet kapısı açtığından ve beldeleri alıp oralara müslümanlar doldurduğundan mübarek isimlerine Fatih denildi. Kara Davud Delail-i Hayrat Şerhi. M.Bin . Süleyman Cezuli. sy.338.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 384 1 Allah (z.c.hz.)'ne şu kulun sesinden güzel ses yoktur ki, vaktiyle yaptığı bir günahdan dolayı içi yanmış, günahını her hatırladıkça kalbi korku dolarak teessürle feryad edip "Ya Rabbah" diyor. (Ya Rabbi demek) Hz. Enes (r.a.) 384 2 Hiç bir alim yoktur ki, sultanın kapısına arzusu ile devam etsin de, sultanın ahirette Cehennem ateşinde çekeceği her azaba ortak olmasın. Hz. Muaz (r.a.) 384 3 Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyarete gelsin de, semadan bir melek: "Hoş ettin ve Cennet sana helal oldu" demesin. Aziz ve Celil olan Allah arşının melekutunda şöyle buyurur: "Kulum Beni ziyarete geldi. Bana onu ağırlamak düşer ve onun mükafatı da Cennetten başka ziyafetlik olamaz." Hz. Enes (r.a.) 384 4 Allah'ı ve Resulünü seven hiç bir kul yoktur ki, fakirlik ona sel akıntısı gibi gelmesin. Allah'ı ve Resulunü seven kimse belaya karşı zırh giysin. (Fakirlik iki cephelidir; Allah'a karşı ihtiyaç hissetmek saadet, mahluka karşı ihtiyaç hissetmek ise felakettir.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 384 5 Bir müslüman yoktur ki, bir mü'min kardeşine gıyaben dua etsin de, bir melek, sana da bir o kadar" demesin. Hz. Ebud Derda (r.a.) 384 6 Bir kul yoktur ki, bir günah yapsın ve kalkıp güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılarak bu günahdan mağfiret dilesinde, Allah da onu affetmesin. Hz. Ali (r.a.) 384 7 Cennete giren her bir kimsenin baş ve ayak ucunda iki huri durur ve ins ve cinnin işittiği en güzel sesle neşide okurlar. Bu dünyadaki gibi şeytan çağırtması şeklinde olmayıp Cenabı Hakkı temcid ve takdis mahiyetinde olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 384 8 Hiç bir kul ve cariye yoktur ki, derin uykuya daldığında ruhu Arşa doğru çıkarılmasın. Arşa varıpta uyananın rüyası sadık ve arşa varmadan uyanan ki ise kazib olur. Hz. Ali (r.a.) 384 9 Hiç bir kul yoktur ki, dünyada süm'a ve riya mevkiinde bulunsun da, Allah (z.c.hz.) onun halini kıyamet gününde, halkın huzurunda başları üzerinden duyurmasın. Hz. Muaz (r.a.) 384 10 Hiç bir kul yoktur ki, her günün sabahı ve her gecenin akşamında üç kere: "Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil ardı velâ fissemâ' ve hüve semî'ul alim." desin de sonra ona bir şey zarar versin. Hz. Osman (r.a.) 384 11 "Lâ ilâhe illallahu Vallâhu Ekber" diyen hiç bir kul yoktur ki, Allah onun dörtte birini Cehennemden azad etmesin. Şayet iki defa söylerse tamamını Cehennemden azad eder. Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.) 173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.) 173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.) 173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.) 173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.) 173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 388 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
17 Mart 2021 02:38 Sil Blogger yuksel dedi ki... Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 170 1 İyi dinleyin, Cennet için hazırlanan var mı? Orada hiç bir derd ve tehlike yoktur. Kabe'nin Rabbına yemin ederim ki, O Cennet tamamiyle parıldıyan bir nurla doludur. Her tarafında güzel kokular dalgalanmaktadır. Orada muazzam köşkler, geniş nehirler, bol ve olgun meyvalar, güzel ve dilber zevceler, ebedi, pek çok ve renkli güzel elbiseler vardır. Orası, yüksek, güzel ve selim yurdlarda parlak hayat sürülen bir yerdir. Dediler ki: "İşte bizler ona hazırlananlarız Ya Resulallah." Buyurdu ki, "İnşaallah" deyiniz. Hz. Usame İbni Zeyd (r.a.) 170 2 İyi biliniz ki, her kim Kur'anı öğrenir, onu öğretir ve onda olanı anlarsa Ben onun Cennete sevk edicisi ve delili olurum. Hz. Enes (r.a.) 170 3 İyi biliniz ki, her kim hakimlere kendisini süslü göstererek, yalan şehadette bulunursa, Allah teala kıyamet gününde ona süs yerine, katrandan bir gömlek giydirir ve onu ateşten bir gemle gemler. Hz. Enes (r.a.) 170 4 İyi biliniz ki, her kim eman verilen bir kimseye, zulmeder veya ahdini bozar veya onun gücünün yetmiyeceği şeyi kendisine yükler veya gönül hoşluğu ile vermeyeceği bir şeyi ondan alırsa, kıyamet gününde ben o kimsenin hasmı olurum.(Beyhaki'de ayrıca şu ilave vardır: İyi biliniz ki, her kim Allah ve Resulünün zimmetinde olan bir muahidi (eman verilen kimseyi öldürürse, Allah o kimseye Cennetin kokusunu haram eder ki, onun kokusu yetmiş yıllık mesafeden alınır.) Hz. Safvan İbni Süleyman (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 169 1 Haberiniz olsun ki dünya hazır bir meta olup, ondan iyi de, kötü de yer. Yine biliniz ki hesap günü gelecektir ve haktır. Orada her şeye kadir olan bir melik hükmedecektir. Biliniz ki, hayrın hepsi, bütün kısımlarıyla Cennettedir. Yine biliniz ki, şer de bütün parçalarıyla ateştedir. Gene haberiniz olsun ki, amellerinizi Allah'tan sakınır halde işleyin. Ve biliniz ki, sizler muhakkak surette amellerinizle karşılaşacaksınız. Her kim zerre miktarı hayır işlerse onu görecek ve her kim de zerre miktarı şer işlerse onu görecektir. Hz. Amr (r.a.) 169 2 Agah olunuz ki; insana dünyada yakın ve afiyetten daha hayırlı birşey verilmemiştir. Öyle ise Allah'dan o ikisini isteyin. Hz. Hasan (r.a.) 169 3 Agah olunuz ki; sarhoşluk veren her şey haramdır. Her uyuşturucu haramdır. Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır. Kalbi perdeleyen şey de haramdır. Hz. Enes (r.a.) 169 4 Haberiniz olsun ki, İslamın direği şiddetlere maruz kalacaktır. Denildi ki; "Öyle ise ya Resulallah biz ne yapalım?" Buyurdu ki; Hadislerimi Kitaba arzedin. Ona uygun olan Bendendir. Ve Ben onu söylemişimdir. Hz. Sevban (r.a.) 169 5 Neden dolayı güldüğümü sormayacak mısınız? Allahın, müslüman kulu hakkındaki kazası hoşuma gitti. Doğrusu Allah, müslüman kulu için her ne hüküm buyursa hayırdır. Allah'ın kazası, herkes için hayır değildir. Sadece müslim kul müstesna. Hz. Suheybe (r.a.) 169 6 Beni dinlemez misiniz? Rabbinize ibadet ediniz, beş vaktinizi kılınız. Ramazan ayını tutunuz. Mallarınızın zekatını eda ediniz. Emir sahiblerinize itaat ediniz. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 169 7 Meleklerin, Rabları huzurunda saf tuttukları gibi siz de saf tutmaz mısınız? Onlar birinci saffı tamamlarlar ve sıkı ve sağlam dururlar. Hz Cabir İbni Semure (r.a.) 169 8 Agah olunuz ki, Allah'ın ve meleklerin ve insanların hepsinin laneti şu kimselerin üzerine olsun ki, Beni hakkımdan bir şeyi nakzeder, Benim yakınlarımdan yüz çevirir, Benim velayetimi hafife alır, hayvanını kıbleden gayriye doğru keser, çocuğunu kabullenmez, efendisinden uzaklaşır, arazinin sınırını değiştirir. İslamda cinayet ihdas eder ve ihdas edeni barındırır, hayvana takarrüb eder, eli ile istimdana bulunur, alemlerden erkeklere yaklaşır, meşru evlilikten sakınır-ki Zekeriya (a.s) oğlu Yahya (a.s)'dan sonra "Hasur" yoktur. Bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, bir kadına, sonra da onun kızın yakın olur, iki kız kardeşi bir arada nikahı altına alır- geçmişte olanlar müstesna- akar suyun yolunu tıkar, menzillerin gölgeliklerini kirletir, yollarımızda bize eza verir, kibrinden dolayı eteğini yerde sürükler, büyüklük taslıyarak yürür, çirkin sözler söyler, içki içer ve ayakkabılarını ters giyer. Hz. Bişr İbni Atiyye (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 389 1 Semadan inen ve semaya çıkan hiç bir melek yoktur ki, Lâ hâvle velâ kuvvete illâ billah demesin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 389 2 Hiç bir sadaka malı eksiltir olmadı. Allah affeden kulun ancak izzetini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse, Allah da onu yükseldir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 389 3 Sizin yazmış olduğunuz ve Bana ulaşan şu kitaplar nedir? Allah'ın kitabı ile bir kitab mı? Nerede ise Allah onu yazmanızdan gazab edecek. Allah isterse geceleyin onu yürütür, yaprağında ve kalbinde ondan bir şey bırakmaz onu giderir. Kimin de hayrını murad ederse kalbinde "Lâ ilâhe illallah"ı baki eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 389 4 Bir kavim ahdi bozarsa aralarında katl zuhur eder. Bir kavimde fuhuş zahir olursa onlara ölüm musallat kılınır. Bir kavim de zekatını vermezse Allah onlardan yağmuru tutar (Bereket kalmaz). Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.) 389 5 Bir adam, yetmiş şeytandan kurtarmadıkça, sadakadan elinden bir şey çıkaramaz. Hz. Büreyde (r.a.) 389 6 Erkek ve kadın mü'mine nefsine, çocuğuna ve malına, Allah'a mulaki oluncaya kadar bela gelmekte devam eder, nihayet bir günahı kalmayıncaya kadar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 389 7 Bende olan hayrı Ben sizden asla saklamam. Kim iffetli kalmak isterse Allah ona iffet verir. Kim mustağni kalmak isterse Allah onu ğani kılar. Kim sabr etmek isterse Allah onu sabırlı kılar. Hiç bir kimseye ata ve hayır cihetiyle "sabır" dan daha geniş ihsan verilmemiştir. Hz. Ebû Said (r.a.) 389 8 Sizden biri bir din kardeşinin nefsinde veya malında hoşuna giden bir şeyi görünce onu tebrik etsin ve "Bârekallah" desin. Zira nazar haktır. Hz. Sehl (r.a.) 389 9 Seni Beni dinlemene, sana sabaha çıktığında ve akşama ulaştığında şöyle söylemeni tavsiye etmeme ne mani oluyor? "Ya hayyu ya kayyum, birahmetike esteğîsu aslih lî ve şe'nî küllihî ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin" (Ya Hayyu ya Kayyum Rahmetinden istimdad ederim. Bütün işimi islah et ve beni göz açıp kapayacak kadar bir zaman bile nefsime bırakma) Hz. Enes (r.a.) 389 10 Maîşeti müşkilleşmiş bir kimsenin evinden çıktığında şunu demesine ne mani var?: "Bismillâhi alâ nefsî ve mâlî ve dînî Allahümme raddinî, bi kadâike ve bâriklî fîmâ kuddiralî hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ahharte ve te'hîra mâ acelte." (Allah adı ile başlar, nefsimi, malımı ve dinimi korumasını ondan dilerim. Allahım ilahi kazana beni razı kıl ve benim için takdir olunanı bana mübarek eyle, Ta ki senin te'hir ettiğin şeyin acilen olmasını ve acilen verdiğin şeyin de sonraya kalmasını istemiş olmayayım. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
15 Eylül 2007 Cumartesi Nefislerin beyazlaşması..!!! Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır. Gönderen yüksel zaman: 05:07 5.000 YORUM: 1 – 200 / 5000 Yeni› En yeni» yüksel dedi ki... bismillahirrahmanirrahim elhamdülilah Allahümmesallialaseyyidinemuhammed
19 Aralık 2009 10:54 yüksel dedi ki... SUAL:HER ŞEYDEN EVVEL BİZE LAZIM OLAN NEDİR? CEVAP:DOĞRULUK: SUAL:Daha? ceyap:yalan soylememek. sual:sonra? cevap :sıdk,ihlas,sadakat,sebat,tesanüt. sual:yanlız? cevap:evet suual: neden cevap:küfrün mahiyeti yalandır.imanın mahiyeti sıdkdır. şu bürhan kafi değil midir ki hayatımızın bekası imanın ve sıdkınve te sanüdün devamıyladır.
26 Mart 2010 05:59 yüksel dedi ki... cerbeze.haklı,haksız sözlerle hakikatı gizlemek.osmanlıca türkçe lügat sy.185.
14 Ekim 2010 04:52 yüksel dedi ki... zikirlerle şeyhe kişisel bağlanmayla belirli olan tarikat tarzı yerine kitab okuma,akıl ve kalbi beraber kullanma,kişinin değil,kitabların arkasında gitmeye dayalı nefis terbiyesi yöntemini seçti.köprü dergisi 2006 yaz sy.151.
YANITLAYINSIL
yuksel13 Şubat 2021 11:35 15 Eylül 2007 Cumartesi Hadis-i Şerif 1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Gönderen yüksel zaman: 05:12 4.409 YORUM: 1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni» yüksel dedi ki... hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır. münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme ) risale-i nur külliyatı işaretül hicaz
7 Haziran 2008 04:57 yüksel dedi ki... hadis-i şerif aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir. (ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)
4 Temmuz 2009 00:37
YANITLAYINSIL
yuksel20 Şubat 2021 23:35 hak sübhanehü ve teala. - senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime. -BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir. KARA DAVUD DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ sy.305.
YANITLAYINSIL
yuksel20 Mart 2021 05:19 Madde ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır.( M.N.) 210,214: Nokta; (İ.i.) 98,100; ( Mh.). 100,112. Madde hâkim değil, hâdimdir. Madde yok olmuyor, ilim dairesine geçiyor.
İmkanât vukuat yerine konamaz.(E.L.) 2:9. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi. İsmail Mutlu. sy.424.
zalimin zulmü,onun iman nurunu karartır. imanın başı,insanlara iyilik etmektir. imanla kurtuluş olur.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 03:50 imanın aslı,allah c.c.ın emrine teslim olmaktır. kötü arkadaş,insi şeytandır.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 03:55 acı veya tadlı herkes için bir son vardır. taktir edilen sana gelir ulaşır. gönlün ilacı,ilahi taktire razı olmaktır.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:00 ölümü fazla anan,dünyadan az bir mala razı olur. ölümü unutmak kalbin pasıdır. gerçekten de ölümü anış,oyundan eğlenceden alıkor.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:04 ahiretini dünyana satma. dünyanın acısı,ahiretin tadlılığı,dünyanın tadlılığı ise,ahiretin acısıdır.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:11 emekle cennet elde edilir,boş arzu ile değil. yararlı iş yapmaya bak,çünkü o cennet yolunun azığıdır. allah c.c.tan çekin,bir kaç parça ekmek yeter sana,yeter kurtuluşun için cehennem den.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:14 bir tek günah çok,bin taat ise azdır. başa kakanın yaptığı iyiliğin günahı,sevabından büyüktür,
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:21 haram kazanç ne kötü yiyecektir. en güzel eylem haramdan sakınmaktır. haramdan kaçınmak gibi zahitlik yoktur. harama karşı duyarlılık, kalkandır,taktire rıza ne güzel arkadaştır.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:28 en güzel şey,gerçektir. imanın başı doğruluğa sarılmaktır. yüz aklığı doğruluktadır. insanın kurtuluşu,doğruluktadır.
Yanıtlayın
Unknown25 Mart 2015 05:02 dilini korumayan kimse dinini tam olarak bilmiş değildir.. medeniyetleri din inşa etmiştir. akıllı isen gariplerin gönlünü al. dünyaya tapan akılsızlardan uzak kal.
15 Eylül 2007 Cumartesi Nefislerin beyazlaşması..!!! Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır. Gönderen yüksel zaman: 05:07 5.000 YORUM: 1 – 200 / 5000 Yeni› En yeni» yüksel dedi ki... bismillahirrahmanirrahim elhamdülilah Allahümmesallialaseyyidinemuhammed
19 Aralık 2009 10:54 yüksel dedi ki... SUAL:HER ŞEYDEN EVVEL BİZE LAZIM OLAN NEDİR? CEVAP:DOĞRULUK: SUAL:Daha? ceyap:yalan soylememek. sual:sonra? cevap :sıdk,ihlas,sadakat,sebat,tesanüt. sual:yanlız? cevap:evet suual: neden cevap:küfrün mahiyeti yalandır.imanın mahiyeti sıdkdır. şu bürhan kafi değil midir ki hayatımızın bekası imanın ve sıdkınve te sanüdün devamıyladır.
26 Mart 2010 05:59 yüksel dedi ki... cerbeze.haklı,haksız sözlerle hakikatı gizlemek.osmanlıca türkçe lügat sy.185.
14 Ekim 2010 04:52 yüksel dedi ki... zikirlerle şeyhe kişisel bağlanmayla belirli olan tarikat tarzı yerine kitab okuma,akıl ve kalbi beraber kullanma,kişinin değil,kitabların arkasında gitmeye dayalı nefis terbiyesi yöntemini seçti.köprü dergisi 2006 yaz sy.151.
YANITLAYINSIL
yuksel13 Şubat 2021 11:35 15 Eylül 2007 Cumartesi Hadis-i Şerif 1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Gönderen yüksel zaman: 05:12 4.409 YORUM: 1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni» yüksel dedi ki... hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır. münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme ) risale-i nur külliyatı işaretül hicaz
7 Haziran 2008 04:57 yüksel dedi ki... hadis-i şerif aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir. (ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)
4 Temmuz 2009 00:37
YANITLAYINSIL
yuksel20 Şubat 2021 23:35 hak sübhanehü ve teala. - senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime. -BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir. KARA DAVUD DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ sy.305.
YANITLAYINSIL
yuksel20 Mart 2021 05:19 Madde ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır.( M.N.) 210,214: Nokta; (İ.i.) 98,100; ( Mh.). 100,112. Madde hâkim değil, hâdimdir. Madde yok olmuyor, ilim dairesine geçiyor.
İmkanât vukuat yerine konamaz.(E.L.) 2:9. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi. İsmail Mutlu. sy.424.
YANITLAYINSIL
yuksel26 Mart 2021 21:52 Sultan Reşad'ın ve Mustafa Kemal'in Medresetü'z- Zehra için desteği.(E.L.) 2:196. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.440. İsmail Mutlu.
Sünnet-i Nebeviyye, Kur'an'dan sonra ilimlerin kadir ve itibar açısından en büyüğü, şeref ve iftihar bakımından enyücesi olduğu için - zira İslam şeriatının temelleri onun üzerine kuruludur- Kur'an'ın kapalı ayetleri onunla açıklanır.Nasıl olmasın ki onun kaynağı heva ve hevesinden konuşmayan, hep vahiyle konuşan zattır.O, kitabı tefsir etmektedir.Peygamber (s.a.v.) bize yalnız Rabbinden konuşmuştur. Muhtaru'l Ehadisi'n Nebeviyye. Ve'l Hikemil Muhammediyye Seyyid Ahmed Haşimi.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 399 1 Bir adam malının zekatını öderse, malın şerri ondan gider. Hz. Câbir (r.a.) 399 2 Bir kimse bir mü'mini sevindirirse Beni sevindirmiş olur. Kim Beni sevindirirse, Allah indinde bir ahid almış demektir. Kim de Allah'dan bir ahid alırsa, ateş ona asla dokunmayacaktır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 399 3 Kim bir atı, iki at arasına, geçeceğinden emin olmadan sokarsa bu kumar değildir. Kim de iki at arasına bir atı bunun öne geçeceğinden emin olarak sokarsa işte o kumardır. (İmam-ı Azama göre diğeri de kumar) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 4 Bir kimse bir ev halkına sevinç sokarsa, Allah bu sürurdan bir melek yaratır ve bu melek kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder. Hz. Câbir (r.a.) 399 5 Kim mescidde iken ezan okunur da, sonra hacet olmaksızın çıkarsa ve geri dönmeyi istemezse o münafıktır. Hz. Osman (r.a.) 399 6 Bir kimse anasını, babasını veya onlardan birini idrak eder (yaşar), ondan sonra da (onların zırasını alamadığı için) Cehenneme girerse, Allah onu rahmetinden uzak eder ve kovar. (İnsan anne ve babasının sağlığında onların rızasını kazanıp Cenneti hak etmeye bakmalıdır.) Hz. Ubey İbni Malik (r.a.) 399 7 Bir kimse Cuma'dan bir rek'ate yetişirse, bir rekat daha ilave eder. Teşehhüde yetişirse dört rikat kılar. (İmamı Azama göre yine iki rekat kılar.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 8 Bir kimse sabah namazından bir rek'ate güneş doğmadan yetişirse, sabah namazına yetişmiştir. Kim de ikindiden bir rekate güneş batmadan evvel yetişirse, ikindiye yetişmiş demektir. (Birinci husus Şafii kavli olup İmam-ı azama göre yetişmiş sayılmıyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 9 Bir adam malını, iflas edenin yanında aynen bulursa, onu almaya diğerlerinden daha layıktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 10 Kim imama selam vermeden evvel otururken yetişirse, namaza ve faziletine yetişmiş demektir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 11 Bir adam kırk sabah ilk tekbire yetişirse kendisine iki beraat yazılır: Cehennemden azadlık beratı, münafıklıktan eminlik beratı. Hz. Enes (r.a.) 399 12 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Hz. Saad (r.a.) 399 13 Bir kimse camiye (cemaate) gitmiye devam ederse; Ya Allah yolunda istifade edeceği bir ahiret kardeşine rastlar, ya güzel bir ilme, ya da hidayetine delalet edecek veya onu düşmekten muhafaza edecek bir kelimeye, yahud da Allah'ın beklenen rahmetine mazhar olur. Veyahut Allah'dan haşyet veya haya ederek günahları terk nimetine erer. Hz. Hasan (r.a.) 399 14 Bir kimse koku sürünürken besmele ile yağlanmazsa, altmış şeytanı da beraber yağlamış olur. Hz. Zeyd İbni Nafi (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 157 1 Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm." Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 157 2 Allah Teala Musa (a.s.)'a şöyle vahyetti: "La ilahe İllallah" diye şehadet edenler olmasaydı, Cehennemi Dünya ehline musallat ederdim. Ey Musa! Bana ibadet eden olmasaydı, Bana isyan edenlere göz açıp kapayıncaya kadar bir mühlet vermezdim. Ey Musa! Şurası muhakkak ki, Bana inananan Benim indimde mahlukatın en kerimidir. Ey Musa! Asi olanın sözünün ağırlığı dünyadaki bütün kumların ağırlığına muadildir." Musa (a.s.) ise: "Ya Rabbi, bu asinin kim olduğunu lütfen bildir" dedi. Allah Teala buyurdu ki: "Bir kimsenin anasına-babasına (ben sizi dinlemiyorum) diyenidir. Hz. Enes (r.a.) 157 3 Cebrail (a.s.) Bana kırk eve kadar komşuluk tavsiye etti. On bu taraftan, on bu taraftan, on şu taraftan, on da şu taraftan. Hz. Âişe (r. anha) 157 4 Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 157 5 Size Allah'dan korkmanızı ve Habeşli bir köle bile üzerinize emir yapılsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Muhakkak ki, sizden biri Benden sonra yaşarsa, çok ihtilaflar görecektir. İşte o zaman Benim sünnetime ve Mehdi ve Raşidîn olan hulefanın sünnetine uyun. Onlara tutunun. Hem de can havliyle, azı dişlerinizle ısırır gibi. İşlerin, muhdes olanlarından sakının. Zira, her ihdas olunan bidattir. Her bid'atte dalalettir. (Her dalalette cehennemdedir.) Hz. İrbad (r.a.)
Hazret-i Ebu Bekir(R.anh.) ın mübarek başı, Habib-i Ekrem (S.A.V.) in mübarek omuzları hizasında toprağa konulmuştu.Halifelik müddeti iki yıl dört ay ve dokuz gündür.Ömezden önce Hilâfete Hazret-i Ömer ( R.anh.) ın getirilmesini yazmıştı. Kara Davud. Delail-i Hayrât Şerhi.
Bir çok büyük puthaneyi içindeki putları kırdıktan sonra camiye dönüştürmesiyle İslâm'a ve İslâm medeniyetine hizmet etmiştir.(Şemsettin Sami 1996:4229). Hatta segilediği tavır ve davranışlar ile yaptığı işler ve fetihlerden dolayı İslâm âleminde ilk defa "sultan" olarak adlandırılan (Nizamülmülk 2003: 65) Gazneli Mahmud'a, putları kırmasından dolayı "büt-şiken ( put kıran) " lakabıda verilmiştir..... Sadece Arab ve Arablaşmış insanların vasfı olan İslâm, bundan böyle yaygın ve evrensel bir hâline geldi.( spuler 1988: ocak 2001: 44'den). Şiraz'dan İstanbul'a Prof. Dr. Ahmed Kartal. sy.95.
Hazret-i Ömer (Radıyallahu anh) Hazret-i Ebu Bekir (Radıyallahu anh ) ın vefatında onun vasiyeti üzerine Halife olmuştur. Kara Davud Delail-i Hayrat Şerhi. M.Bin. Süleyman Cezuli. sy.378,379.
yorum. sülale. bir şeyden süzülüp çıkan şey demektir.bazan da bir şeyin özüne, mayasına <sülale< denilir.sütün üstünde oluşan kaymak bu cümledendir. ayrıca kılı yağdan, kılıcı kınından çekip çıkarma hakkında da bu kelime kullanılmıştır. evlat ve torunlara da <sülale< denilmesi, baba ve dedelerinden süzülüp meydana gelmesinden dolayıdır.2. kamus tercemesi. sell maddesi. ilmin ışığında asrın kur an tefsiri celal yıldırım anadolu yayınları cilt.8. sy.4087.
8 Nisan 2021 10:16 Sil Blogger yuksel dedi ki... bu hadis i şerif en önemli hadis i şeriflerden bir tanesidir. bilhassa kıyamet alametleri bölümünde geçen. - cariyenin efendisini doğurması.. cümlesi çok manalıdır.kısaca ulema. -nesebin ve sülalenin ortadan kaybolacağı.. şeklinde şerh etmektedir. muhtar ül - ehadisin - nebeviyye. izahlı tercemesi hadis i şerifler ve vaaz örnekleri es - seyyid Ahmed Haşimi. sy.502.
101. Ey iman edenler! Açıklanınca hoşlanmayacağınız şeyleri (fazla) sormayın. Eğer Kur’an indirilirken onları sorarsanız size (gizledikleriniz veya yapmaya güç yetiremedikleriniz) açıklanır (da üzülürsünüz). Demek ki Allah, onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayıcıdır, cezada da aceleci değildir. Maide suresi.101.ayet.
Şinâsi'nin Türk şiiri'ne getirdiği yeni kavramlardan birisi de bilindiği gibi "akıl" dır.Aklı kâinatın sırlarını çözecek bir anahtar olarak görür.Yine aklı medeniyetin, kılıç kadar belki ondan daha tesirli vasıtası olarak değerlendirir. Ebüzziya Tevfik Bey. Mustafa Canelli. sy.58.
Şinâsi'nin Türk şiiri'ne getirdiği yeni kavramlardan birisi de bilindiği gibi "akıl" dır.Aklı kâinatın sırlarını çözecek bir anahtar olarak görür.Yine aklı medeniyetin, kılıç kadar belki ondan daha tesirli vasıtası olarak değerlendirir. Ebüzziya Tevfik Bey. Mustafa Canelli. sy.58.
17 Nisan 2021 05:05 Sil Blogger yuksel dedi ki... mustafa kemal AYASOFYA yı puthane yapanı sevmemek suç değildir. <ş.< 368. 14. şua. bir hazine nin anahtarı Risale i NUR Külliyatı Fihrist ve İndeksi. sy.483.
18 Nisan 2021 04:18 Sil Blogger yuksel dedi ki... temmuz un inkılab ı mes udu. <Mn< 14. Asya nın ve İslam alemi nin TALİİ ve taht ve bahtının anahtarı meşverettir. < D.H.Ö.< 55. <T.H.< 72. Bir Hazinenin Anahtarı RİSALE İ Nur Külliyatı Fihrist ve indeksi sy.454.
Önsöz .............................................................................11 I. BÖLÜM ...................................................................17 1. Vasiyetin Açılması .....................................................26 2. Atatürk’e Ait 105 Adet Dosyanın Durumu ..........................................................27 II.BÖLÜM ....................................................................41 1. Türk Tarihinde Belge Saklama Ve Aktarma Geleneği .....................................................43 2. Neden 50 Yıllık Gizlilik? ...........................................48 3. Gazi’nin 50 Yıllık Gizlilik Kararına Uyulmuyor, 1955 Yılında Kasalar İlk Kez Açılıyor! .........................63
4. 1964 Yılı ve Kasalar İkinci Kez Açılıyor ..................70 5. Kasaları Korumakla Görevli Özel Yeminli Ekip ......79 6. Kasaların 3. Kez Açılması ve 50 Yıllık Sürenin 1988 Yılında Dolması .......................84 7- Atatürk’ün Gizlenen Vasiyetinin Açıklanmasıyla Gelecek “Bilgi Devrimi” .....................99 8- Vasiyetin İçeriğinde Yer Alan Önemli Konu Başlıkları .................................................102 III. BÖLÜM ..................................................................105 Meriç Tumluer ile Söyleşi .............................................107 IV. BÖLÜM ..................................................................119 1. Milli Mücadele Dönemi’nde 17. Yıldız’a Yönelik Çalışmalar.....................................123 2. 1923-1926 Döneminde 17. Yıldız’a Dönük Çalışmalar ve Halifelik Meselesi .......................135 3. 1927 Yılında Gazi Mustafa Kemal Deruni Devleti Kuruyor .................................................148 4. Gazi’nin Deruni Kurumunun Emri İle Balkan Birliği Hedefi İçin Özel Bir Cemiyet Kuruluyor .......................159 Balkan Birliği Cemiyeti Nizamnamesi (1931, Ankara, T.b.m.m. Matbaası ) .............................165
5. Yıl 1934, Balkan Paktı Kuruluyor .............................170 6. 1937’De Sadabat Paktı Kuruluyor .............................183 7. Dünyanın 3. Büyük Süper Gücü: 17. Yıldız ..............196 8. 17 Sayısının Sırrı........................................................205 9. Gazi Mustafa Kemal’in Vizyonunu Hedef Alan Büyük Cinayetler ........................................208 10. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Vefatı ve 17. Yıldız Vizyonunun Duraksatılması ...........216 V. BÖLÜM ....................................................................223 Türkiye’nin 16 kişilik ilk Strateji Kurumuna ait Belgeler .............................. 225
Atatürk’ün istihbarat subayının torunu Meriç Tumluer’e, Atatürk’ün Gizlenen Vasiyeti’nin açıklanmasını amaç edinerek yaptığı çalışmalar ve kitabımın ikinci bölümündeki mahkeme belgelerini edinmemi sağladığı için bu vesile ile teşekkür ediyorum.
Türk’ün kadim coğrafyasında, Oğuzlardan Hunla- ra, Göktürklerden Selçuklulara, Osmanlılardan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar Türk devlet kuruculuğu incelendiğin- de üç ortak mekanizmanın varlığına şahit olmaktayız. Türk, devlet kurmaya karar verdiğinde; vizyon, istihbarat ve bunları idare edecek beyin takımını oluşturarak özgür- lük mücadelesine başlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk de, İstiklal mücadelesine başlarken bu kadim öğretiyi uygulamaya sokarak, öncelik- le mücadeleyi verecek çekirdek beyin takımını oluşturmuş. Daha sonra Türk’ün çağa uygun yeni vizyonunu beyin ta- kımı ile birlikte kurgulamıştır. Son olarak da çok önemli ve güçlü bir istihbarat ağı kurmuştur. Gazi Paşa ve ona gönülden bağlı ekibi, İstiklal Savaşı’nın temelinin atılmaya başlandığı ilk andan itibaren, mücadele- nin belgelerini gün gün arşivlemişlerdir. Arşivleme süreci, Atatürk’ün vefatı olan 10 Kasım’a kadar sürmüştür. Ar- şivlenen çok gizli ve tarihe ışık tutacak çok önemli bel- geler 105 adet sarı dosya halinde fi hristlenmiştir. Daha sonra Çankaya Köşkü’nde özel kasalarda korunmuştur. Atatürk’ün vefatından bir süre sonra Çankaya Köşkü’nde bulunan 105 adet sarı dosya Ziraat Bankası’nın zemin ka- tında ki özel kasalara getirilerek konulmuş ve Atatürk’ün
hukuk sistemimize uygun bir şekilde isteği üzerine, 50 yıl boyunca açıklanmaması koşuluyla saklanmıştır. Devlet yetkililerimiz 2005 yılına kadar 105 adet dos- yanın varlığı hakkında sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Devletimiz sessiz kalsa da elinizde ki kitapta; Atatürk’ün en yakınında bulunmuş ve en değer verdiği dönemin yet- kililerinin anılarında, röportajlarında, meclis tutanaklarında; Atatürk’ün hususi evrakı olan 105 adet dosyanın varlığını doğruladıklarını ilk kez belgeleriyle göreceksiniz. 2005 yılına gelindiğinde ise; dosyaların varlığı ilk kez Cumhurbaşkanlığı düzeyinde kabul edilmiştir. Ancak bu kez de 105 adet olarak kayda geçen dosyalar, 104 adet ola- rak belirtilmiştir. Yani bir dosya eksik belirtilmiştir. İşte, Atatürk’ün özel evrakı olan bu dosyalardan eksik gösteri- len 105. dosya, kitabın konusu olan Atatürk’ün Gizlenen Vasiyeti’nin içeriğini oluşturmaktadır. Atatürk’ün hususi evrakından olan geri kalan 104 adet dosyanın içeriği hak- kında ise; gizlilik kararı kalkmasına rağmen hala üzerinde bir çalışma yapılıp halkımız bilgilendirilmemiştir. Atatürk, özel evraklarından biri olan 105. Dosyasına, yani günümüze kadar üzerine devlet sırrı kapsamında yasak konulan Gizlenen Vasiyetine büyük önem vermiştir. Bu önemi Atatürk’ün 105. dosyayı muhafaza etme şeklinde görmek mümkündür. Atatürk 104 adet dosyasını sarı büyük zarfların içerisine koyarak saklamışken; 105. dosyasını, meşin kaplı sağ köşesinde G.M.K. mührü (Gazi Paşa’nın özel mührüne ait bilgi ve resimlerini kitabın ilerleyen bölümlerinde okuya- cak ve göreceksiniz) mevcut, üzerinde tek anahtarı bulunan ve kapalı kitap şeklindeki kilitli kutuda muhafaza etmiştir. Bu durumdan da anlaşılacağı üzere Gazi Paşa, kendi mührünü taşıyan kilitli kutudaki evraka özel bir önem atfetmiştir.1 1. Atatürk Terekesi, Cumhurbaşkanlığı Yayınları, Nokta Ofset, 2006, syf. 352
Anadolu’nun üzerine doğan son güneş M.D. “Yarın beni yokluğumda seyredersiniz. Aklınızda kalan sözlerim. Beni hatırlatan şeylerde. Yazılarımda, seslerimde seyredeceksi- niz. Beni arayan yazılarımda, kitaplarımda arasın. Ben on- lara gömülüyorum” demiştir. Şimdi soralım… Türk milletinin küllerinden yeniden doğmasını sağlayan Gazi Paşa’nın; büyük önem vererek Türk milletine miras bı- raktığı 105 adet özel evrakından biri olan Gizlenen Vasiyeti açıklanmadan onu tam anlamıyla nasıl tanıyacağız? Yokluğun- da onu nasıl seyredeceğiz? Türk’ün kadim öğretisiyle edindiği vizyonun temellerini, oluşturduğu beyin takımını, kurduğu çok özel istihbarat teşkilatının muhteviyatını tarihe nasıl not düşece- ğiz? Atatürk’ün Nutuk’unu, not defterleri, söylev ve demeçle- rini özel evrakı olan 105 adet dosyanın içeriğini bilmeden oku- mak, tarihe eksik ve yanlış bakmamıza neden olmayacak mı? Günümüz dünya sisteminde yapacağımız en büyük yanlış; tarihimizi eksik olarak milletimizin hafızasına işlemektir. Dünya sistemi büyük bir dönüşümün eşiğinde bulunmak- tadır. Sanayi Çağı mekanizması yerini Bilgi Çağı adı veri- len yeni mekanizmanın yerine bırakıyor. Dünya sisteminin yaşadığı ekonomik sıkıntıları, ABD ve Avrupa ülkelerinin yaşadığı buhranları, yeni bölgesel güçlerin oluşmasını ve Ortadoğu, Orta Asya, Balkanlar, Kafkasya, Türk Cumhu- riyetleri bölgesinde yaşanan otorite boşluğuna yaşanan bu geçiş sürecinin neden olduğu bilinciyle bakmalıyız. Bilgi çağının en önemli itici unsurları KÜLTÜR, TARİH ve TEKNOLOJİ ile bunların birlikteliğinden doğan VİZ- YON bilincidir. Bunlardan birinin eksik olması Bilgi Çağı’nda güç odağı olmanızı engelleyecektir.
4 Baran Aydın Bilgi Çağı’na geçiş sürecinde dünyanın önemli güçleri; geçmişlerinden günümüze kadar edindikleri VİZYONLARI açıkça deklare etmektedirler. Vatikan, üçüncü bin yılda Asya’nın Hıristiyanlaştırıl- masına dayanan vizyonunu açıkça deklare etmiştir. ABD, Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişeceğine dayanan temel vizyonunu deklare etmiştir. Rusya, Çarlık döneminde hegemonyasında ki coğrafyada yeni bir birliktelik yaratma ideali olduğunu açıkça deklare etmiştir. Türkiye bu durumda ne yapmıştır? Atatürk’ün liderliğinde, İstiklal Savaşı başlamadan kur- gulanan ve 1938 yılına kadar devletimizin uyguladığı DE- RİN VİZYONU bilmeyen devlet adamlarımız ne yapabilir? Devletimiz, Cumhuriyetimizin temeli olan Türk’ün yeni vizyonunu bilmeden; tarih bilinciyle bilgi çağı mekanizma- sını yeniden nasıl kurgulayabilir? Atatürk tarafından kaleme alınan Gizlenen Vasiyetinin içeriğinde yer alan vizyonun aslı milletimize açıklanmadan, toplumsal düzeye bu ideal aktarılabilir mi? Elinizde ki kitabın dördüncü bölümünde Atatürk’ün Gizlenen Vasiyeti’nin en önemli konusu olan 17. Yıldız vizyonuna ait belgeleri bulacaksınız. Bu bölümde; unu- tulan ve saklı kalmış anıları, Atatürk’ün en yakınında ki devlet adamlarımızın meclis tutanaklarındaki konuşmala- rını, dönemin dergilerinde Atatürk tarafından yazdırılan yazıları bulacaksınız. En önemlisi de, yeni Türk vizyonu hedef alınarak; Gazi Paşa’nın emri ile kurulan çok özel bir cemiyete ait orijinal belgeleri ilk kez görecek ve okuya- caksınız! Sözün kısası; Atatürk’ün Gizlenen Vasiyetinde yer alan vizyonun, tarihi izlerini ilk defa okuyacaksınız. Ayrıca kitapta;
Atatürk’ün 105 adet dosyasına yani, özel evrakına ait ka- saların açılma sürecini, Atatürk’ün özel evrakını sakladığı kasalarına dair bilin- meyenleri, Gizlenen Vasiyetin neden 50 ve neden GİZLİ ibareleri ile kayda geçtiğini, Atatürk’ün istihbarat subayının torunu olan ve yıllardır Atatürk’ün Gizlenen Vasiyetini Türk milletinin gündemine getirmek için çabalayan Meriç Tumluer ile yapılan söyleşi- yi, Atatürk’ün Gizlenen Vasiyeti için açılan mahkeme dava- larına dair belgeleri, İlk kez Türk milletinin gündemine getirilecek olan, Gazi Paşa’nın gizli belgeleri için kullandığı özel mührünü ve bu mühürle ilişkili bir kuruma ait bilgileri bulabilirsiniz. 10 Kasım 2013’te Gazi Paşa’nın özel evrakından olan Gizlenen Vasiyetine ait devlet sırrı kapsamında koyulan giz- lilik kararı kalkıyor. Oğuz Han’la başlayıp, Bilge Kağan’la, Tuğrul Bey’le, Osman Bey’le aşama aşama zirveye çıkan ve Gazi Mustafa Kemal’le devam eden kadim TÜRK geleneğinin ve vizyo- nunun sürekliliğinin sağlanması için Atatürk’ün Gizlenen Vasiyetnamesi açıklanmalıdır. BARAN AYDIN İzmir Saat Kulesi, 2013
1933 yılı... Türk milleti tarih sahnesinden silinmek üzere iken, küllerin- den tekrar doğan Anka kuşu misali, Gazi Mustafa Kemal önder- liğinde kurulan Cumhuriyet’in 10. yıldönümünü henüz kutla- mıştı. Yeni destanlar ve yeni devranlara doğru yol almaktaydı. Gazi Mustafa Kemal henüz kurulan Türk devlet dinamik- lerinin her bir parçasını ayrı ayrı dizayn ederken çok dikkat etmişti. İnce eleyip sık dokumasına rağmen içinde çok yakın çevresi dışında kimseye açamadığı bir sıkıntı taşımaktaydı. İçinde taşıdığı bu rahatsızlık 1927 yılında tamamladığı Nutuk’un son cümlelerine yansımıştı: “İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek is- teyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır.” Bir çözüm bulmalıydı. Gelecekte Türk devletiyle husu- meti olanların dahi engel olamayacakları bir çözüm! Gelecek nesillere aktarılacak ve içinde taşıdığı rahatsızlı- ğı giderecek oranda önemli bir çözüm! Nihayet Gazi Paşa, yıllar öncesinden düşünmeye başladı- ğı sorunun çözümünü bulmuştu! Milletine, Türk devlet ge- leneğine uygun şekilde hazırlayacağı bir vasiyetname bırak- mayı planlamıştı. Günü geldiğinde vasiyetnamesini devlet yetkilileri açıklayacak ve Gazi Paşa’nın bilinmesini istediği gerçekler bir bir ortaya çıkarılacaktı. Ayrıca vasiyetname bir nevi II. Nutuk olacaktı! Nutuk’ta paylaşılmayan 1927 yılın- dan önceye ait konular ve belgeler de bu vasiyetnamede yer alacaktı. Ayrıca 1927 yılından sonra sakladığı belgelerin yo- rumlarına da ikinci Nutuk’ta yer verebilecekti. Gazi Mustafa Kemal büyük bir titizlik içerisinde düşün- düğü bu planlarını uygulamak için çalışmalarına başlamıştı.
Yakın çevresinden Hasan Rıza Soyak’a konuyu açmıştı. Yıllar sonra Soyak, Gazi’nin 1933 yılında yaşadıklarına anı- larında yer vermişti: “Atatürk karnı delmek suretiyle su almayı mühim ve tehlikeli bir ameliye telakki ediyor, ameliyat sırasında bağır- saklarının delinmesinden korkuyordu; işte bu endişe iledir ki zaten uzun zamandan beri düşündüğü bir vasiyetname tanzimi işini daha fazla geciktirmeden bitirmek istemişti. Aynı meselenin bahis konusu olduğu bir konuşma- mızda, bunun medeni kanuna göre imkânsız olduğunu, mirasçıların mahfuz hisseleri bulunduğunu arz etmiş- tim; cevap olarak: ‘Her ne ise... Bir çaresini bulmalı ve mutlaka istedi- ğim gibi bir vasiyetname yapmalıyız; sen bu işle meşgul ol!..’ buyurmuştu; bu hususta büyük hukuk alimi Saru- han mebusu rahmetli Mustafa Fevzi Efendi ile istişare etmeyi düşünmüş ve kendisine meseleyi açarak mütalaa- sını sormuştum; rahmetli Hoca, meseleyi bir iki gün tet- kik ettikten sonra ‘Paşa Hazretleri için hususi bir kanun çıkarmaktan başka çare bulamadım’ demişti. Keyfi yeti derhal Atatürk’e arz etmiştim. Ve muvafakati üzerine B.M.M.’ce aşağıdaki kanun çıkarılmıştı: Kabul tarihi: 12.06.1933, numarası: 2307 Madde 1—Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’nin, ka- nuni medenin 452. maddesi dairesindeki tasarrufl arı, mahfuz hisseler hakkındaki hükümden müstesna olup, bütün mallarında muteberdir. Madde 2—Bu kanun neşri tarihinden muteberdir. Madde 3—Bu kanun hükümlerini icraya, İcra Vekil- leri Heyeti memurdur.”1 1. Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, 1972, s. 753-754
Gazi planlarını 1933 yılından itibaren uygulamaya başlamış- tır. Oysaki Atatürk’ün vasiyeti hakkındaki yazıların ve maka- lelerin hepsinde, Gazi Paşa’nın vasiyetini vefat etmeden bir ay önce yazdığı belirtilmiştir. Bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Hasan Rıza Soyak’ın bahsettiği bu anı; Gazi’nin vasiyet- namesini en ağır vaziyette hasta zamanında iken değil, 1933 yılından itibaren planladığını ve uygulamaya başladığını bizlere göstermektedir. 1933 yılından itibaren yazılmaya başlanan vasiyetname- nin hazırlıkları 5 Eylül 1938 yılına kadar sürmüştür. 1938 yılında ise vasiyetnamenin son yazılarını ve metnini ta- mamlamak üzere Dolmabahçe Sarayı’nın 71 sayılı odasında Hasan Rıza Soyak ile Gazi Mustafa Kemal yalnız çalışmış- lardır. Odada yalnız iki kişinin olmasının sebebi; Gazi’nin vasiyetnamesini belli kişiler dışında sır gibi saklamasıydı. Atatürk vasiyetnamesini o kadar gizli tutuyordu ki; vasi- yetname için teslim tarihi geldiğinde noter İsmail Kunter ev halkına, Atatürk’ün doktoru Neşet Ömer İrdelp’in eski bir doktor arkadaşı olarak tanıtılacaktı! H.R. Soyak’ın anılarından o anları okuyalım: “Düşündüm, aklıma Kocaeli mebusu rahmetli Se- lahaddin Yargı geldi; kendisini Atatürk de tanır, tak- dir eder ve severdi. Beraberce bu konudaki kanun hükümlerini tetkik ettik; vasiyetnameyi kendi eliyle yazıp, kapalı bir zarf içinde notere tevdi etmesi şek- lini münasip bulduk. Selahaddin Yargı’nın tavsiye- siyle bu vazifeyi o zamanki 6. Noter İsmail Kunter’e yaptıracaktık.’’1 Vasiyetnamenin son metninin yazımı için tüm çalışmalar ta- mamlanmıştı. Gazi, bir yandan ülkesinin kalkınması için çalışır- 1 Hasan Rıza Soyak, a.g.e., s. 756
Cüz: 15. Sûre: 18 Kef Sûresi Mal ve servetiyle böbürlenip kutsal değerlere sırt çeviren adam misal verilip mü'minlerin dikkati çekildikten sonra mal ve oğulların Dünya hayatının devamına yönelik birer oyalayıcı süs olduğu belirtiliyor · süsler Allah'ın hoşnutluğu doğrultusunda Ahiret azığını hazırlamada kullanıldığı ölçüde güzeldir, yararlıdır. Çünkü Allah yanında kuldan yana değer taşıyan amel yine ancak iyi-yararlı olanıdır. (1) (2) Kıyâmetin kopuşundan bir safha açıklanıyor; mevcut sistem ve düzenin bozulacağı, yerküre müthiş sarsılıp dümdüz hale geleceği ve sonra yeni kurulacak düzende yerini alıp insanların diriltilerek kaldırılacak ları haber veriliyor. Ayrıca hiçbir insanın toprak altında kalmıyacağı, yaratılan bütün ruhların yeniden var kılınan bedenlerine mutlaka girecekleri üzerinde durularak bize geniş bilgi veriliyor. (3) İnsanlar ilk defa nasıl çıplak, yalınayak, başaçık Dünya'ya gözlerini açıyorsa Kıyâmet günü aynı şekilde kabirlerinden kaldırılacaklar : kimselerin üzerinde dünyalıktan bir nesne bulunmayacak, herkes önden gönderdiği amelleriyle karşı karşıya getirilecek. Çünkü insanlar, Âhiret için yaratılmışlardır ; Dünya hayatı orası için bir hazırlık devresidir. (4) Ähiret'e inanmayan suçlu günahkârlar, sapık inkârcılar, işledikleri her şeyin amel defterinde yazılı bulunduğunu görünce, âkıbetin ne olacağını anlayacaklar ve ilâhî adâlet önünde tir tir titreyecekler. Herkes mutlaka amelinin karşılığını görecektir ; çünkü Allah hiçbirine haksızlık etmez, O, zulmü kendine harâm kılmıştır. (5) İblis'in telbisine kapılıp hayat dizginini onun eline vererek nefs bataklığında bir ömür tüketenlere sesleniliyor : Ateşten yaratılan İblis'in fitrati gereği Ädem oğluna düşmanlığı kesin iken, asıl dost ve yardımcı olan Allah'ı bırakıp onun peşine takılmak şaşılacak bir tutum ve anlayıştır ! İlgili âyetle bu hayret belirtilerek insan aklı harekete geçirilmek is- teniyor. Sonra da dostu bırakıp düşmanın peşine takılmanın zulüm olduğuna dikkatler çekiliyor. (6) Gerek İblis, gerekse putlar ve benzeri bâtıl tanrıların hiçbiri Allah'a ne ortak sayılabilir, ne de yardımcı. Allah mutlak üstündür, mutlak ganiydir. Mülkünde ortağı, tasarrufunda yardımcısı yoktur. (7) Allah'ı bırakip putlara ve benzeri şeylere tapanlarla taptıkları şeyler arasında aşılması mümkün olmayan ateşten bir dere konulacak, böylece her insan Allah'tan başka kurtarıcının bulunmadığını, hele putların hiçbir yararı olmayacağını çok iyi anlayacaklar. Pişmanlık son kertesine varacak, ama neden sonra... Tefsirli Kuran Meali Celal Yıldırım 601 syf
Peygamber Efendimiz "Size iki şey bırakı- yorum ki, onlara yapışırsanız kurtuluşa erer- siniz. Bunlardan biri Allah'ın kitabı, diğeri de Ehl-i Beytimdir" buyurmuştur. Peygamberi- mizin Ehl-i Beytine bu ehemmiyetin veril- mesine sebep, onun neslinin, Sünnet-i Seni- yeye sahip çıkmak ve korumak hususunda ifâ edeceği vazife itibârıyladır. Gerçekten de tarih boyunca Islâm âlemini nurlandıran ve Müslümanlara rehberlik eden büyük zâtlar ekseriyet itibarıyla Peygamberimizin Âl-i Beytinden çıkmışlardır. Kura-ı Kerim ve açıklamalı Meali
27 Nisan 2021 08:19 Blogger yuksel dedi ki... 23. İşte bu (lütfu)nu Allah, iman edip de sâlih amel işleyen kullarına müjdelemektedir. (Resûlüm!) De ki: “Bun(u duyurmam)a karşı sizden (Allah’a) yakınlıkta[9] sevgiden başka bir karşılık istemiyorum.” Kim bir iyilik işlerse, onun için bu iyiliği (karşısında alacağı sevâbı) artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, (güzel amele) bol karşılık verendir.
27 Nisan 2021 08:26 Sil Blogger yuksel dedi ki... [9] Âyet-i kerîmedeki “kurbâ” (yakınlık) lafzı, 25/57. âyette belirtilen hususa göre “Allah’a yakınlık” olarak alınıp birinci tercih yapılmıştır. Hasan-ı Basrî’ye göre de “akrabalıkta” anlamındadır. Bu durumda ifade, “Sizden akrabalıkta sevgi ve saygıdan başka bir mükâfat istemiyorum.” şeklinde olur. Bu isteğin altındaki sebep, Hz. Peygamber’in, Kureyş kabilesi içinde, hatta her oymağı arasında var olan güçlü akrabalık bağından dolayı, kendisini sevmelerini, bunun için de eziyet etmemelerini, tebliğinin önünü kesmemelerini istemesidir. Şura suresi 23.ayet.
Ya devlet başa ya kuzgun leşe Atasözü Anlamı Ya devlet başa ya kuzgun leşe atasözünün anlamı nedir?
Bir ülkede, devlet disiplini sağlayamaz, halka hakim olamaz ve kontrolü ele alamazsa, o toplumda kargaşa çıkması ve çeşitli olayların yaşanması kaçınılmazdır. Bir millet için devlet çok önemlidir. Bu yüzden halk, devletinin yanında olmalı ve devleti zayıflatacak uygulamalardan kaçınmalıdır.
Devlet adama ayağıyla gelmez. Makam, zenginlik, talih, mutluluk kişiye durup dururken gelmez. Bunları elde etmek için sabırlı ve düzenli çalışıp çabalamak gerekir. * devlet : Talih, mutluluk. Devletli ile deli bildiğini işler. Üst makamdakiler ve deliler kimseyi dinleyip dikkate almazlar. Kendi akıllarına göre hareket ederler. * devletli : Yüksek makamı olan kişi. Devlet oğul, mal tahıl, mülk değirmen. Mutluluk ve zenginliklerin en güzeli, oğul sahibi olmak; en gerekli mal, tahıl; en değerli mülk, değirmendir. (Eski zamanlarda inanışa göre) Devletliye dokun geç, fukaradan sakın geç. Zengin insanlarla ve devlet adamlarıyla yakınlık kurmak faydalıdır, ondan faydalı bilgiler, yardım veya mal alabilirsin. Tembel ve işsiz kişiler ise çevresindeki kişilere maddi-manevi yük olurlar. Yoksul ve fakirlerle yakınlık kurarsan türlü türlü dert dinler, belki de borç vermek zorunda kalabilirsin. Devletin malı deniz, yemeyen domuz. Kimi vatan haini, rüşvetçi, menfaatçi kimseler soygunculuğu kural edinmişlerdir. Bunlara göre devletin malı çalıp çırpmakla, yemekle tükenmez. Yine bu kimselere göre, ancak budalalar devletin malını çalmaz. Üzerinde tüm vatandaşların hakkı olan şeyi gasp etmek tüm insanların hakkını ihlal etmektir, bunun hesabını vermek de çok zor olsa gerek. Devletli gözü perdeli olur. Devlet adamları, ülkenin eksiklerini ve yöneticilerin yaptığı yolsuzlukları fark etmezler. İşi yolunda giden, zengin kişiler de yoksulların sıkıntılarını anlamaz. Devletli yanını kaşısa yoksul para verecek sanır. 1. Yoksul ve fakir kişiler; zengin, varlıklı kimselere umutla, beklentiyle bakarlar. Onların en ufak hareketlerinden kendileriyle ilgili bir durum varmış düşüncesine kapılırlar. 2. Yetkili kişilerden bir istekte bulunan kişi, bu istekle ilgisi olmayan o kişilerin hal ve davranışlarını, isteğini karşılamak için yapılıyor sanır. Devletlinin karnı gen gerek. Devlet işlerini veya bir topluluğu idare eden kişi, geniş yürekli ve hoşgörülü olmalıdır.
Ey kozmoğrafyacı efendi! Hangi tesadüf bu işlere karışabilir? Hangi esbabın eli buna ulaşabilir? Hangi kuvvet buna yanaşabilir? Haydi, sen söyle. Hiç böyle bir Sultan-ı Zülcelâl, aczini gösterip mülküne başkasını karıştırır mı? Bahusus kâinatın meyvesi, neticesi, gayesi, hülâsası olan zîhayatları başka ellere verir mi? Başkasını müdahale ettirir mi? Bahusus o meyvelerin en câmii ve o neticelerin en mükemmeli ve zeminin halifesi ve o Sultanın âyinedar bir misafiri olan insanları başıboş bırakır mı? Ve onları tabiata ve tesadüfe havale edip haşmet-i saltanatını hiçe indirir mi? Kemâl-i hikmetini sukut ettirir mi?
Belediyeler, Salgın Sebebiyle Ücret Alamayan İşçilere Destek Olmalı Alper TAN 23 Mart 2020 14:59 A- A+ Aralık ayında Çin’de başlayan ve salgına dönüşerek bütün dünyayı istisnasız etkisi altına alan koronavirüs her geçen gün yayılmaya devam ediyor.
Bazı ülkeler, salgına karşı olağanüstü hal, bazıları sokağa çıkma yasağı dahil olmak üzere çok sayıda tedbiri hayata geçirmeye başladı. İnsanların eve kapanmalarıyla birlikte ekonomik ve ticari hayat da farklı bir evreye girdi.
Virüs salgını bütün dünyada tedarik zincirini de sekteye uğrattı. Tüketim ve üretim büyük ölçüde azalmaya başladı. İçinden geçilen süreç on yıllardır dünyada oluşan küresel dengeyi değiştirdi/değiştiriyor.
Dünyada siyasi sosyal ekonomik ve güvenlik açılarından yeni bir sürecin başlayacağı ve yeni bir dengenin oluşacağı tahmin ediliyor.
Ancak bu dengenin sağlanması ve sistemin oturması belli bir zamana yayılacak. Muhtemelen dünyada bir çok şey eskisi gibi olmayacak. Eski alışkanlıklarını sürdürmek isteyenler zorlanacaklar ve daha fazla zarar görebilecekler.
Başlayacağı tahmin edilen bu yeni süreçte devletlerin, hükümetlerin gelişecek olan süreçleri iyi okuması algılaması, halklarına önderlik etmesi yol göstermesi ve destek olması beklenir.
Bütün dünyada yaşanmakta olan gelişmeler göstermektedir ki insanlık tarihi çok kritik bir kavşakta, yakın tarihlerde görülmeyen çok ciddi deneme ve sınamalardan geçmektedir.
Devam eden süreçte bütün dünyada çok sayıda büyük/küçük devletlerin sarsılacağı kaosa ve istikrarsızlığa gireceği, toplumsal kargaşaların artacağı, ekonomik buhranların baş göstereceği, mevcut güvenlik sistemlerinin iflas edeceği ve işe yaramayacağı insanlığın yeni bir arayışa yöneleceği tahmin edilmektedir.
Çok büyük yeliz çıkışların yaşanacağına bu kritik süreçte ülkemizin zarar görmemesi daha az zarar görmesi ve bu süreci fırsata çevirebilmesi bakımından devlet ve millet olarak ciddi sorumluluklarımız bulunmaktadır
Çok büyük iniş-çıkışların ve değişimlerin yaşanacağı bu kritik süreçte ülkemizin zarar görmemesi ya da daha az zarar görmesi, hatta bu süreci fırsata çevirebilmesi bakımından devlet ve millet olarak ciddi sorumluluklarımız bulunmaktadır.
Hükümetimiz salgına karşı önemli tedbirleri hayata geçirmektedir. Önümüzdeki günlerde muhtemelen yeni ve daha önemli tedbirler de gündeme gelebilir.
Bu süreçte diğer bütün kurumlar gibi belediyelerin de imkanları ölçüsünde vatandaşları, işyerlerini, şirketleri rahatlatacak tedbirler alması beklenmektedir.
Sadece işyeri sahipleri ve işletmelere değil, koronavirüs salgınından dolayı işyerleri geçici veya kalıcı olarak kapanıp ücret alamayan ya da işten çıkarılan işçilere tüm belediyeleri yardıma çağırıyoruz.
Görevi sadece yol, su, kanalizasyon, asfalt, kaldırım ve temizlik olmayan, hizmet verdiği toplumun bütün ihtiyaçları ile ilgilenmesi gereken belediyelerimizin bu konuda da önemli adımlar atması ülkemizi ciddi biçimde rahatlatabilircektir.
ZALİM Bir kimsenin hakkını zorla elinden alan, haksızlık yapan, merhametsiz ve gaddar kimse. Arapça bir kelime olup Arap dilinde mastarı: "Bir şeyi ait olduğu yerin dışında bir yere koymak" anlamındadır. Bir şeyi eksik ya da fazla yapmak yahut zamanının veya mekânının dışında yapmak da zulüm olarak ifade edilmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de cehalet, şirk, fısk anlamında "nûr"un zıddı olarak kullanılır. Bu anlamlarıyla Kur'ân'ın temel kavramlarından biridir.
Peygamberler, insanları zulümattan nûra kavuşturmak için gönderilmişlerdir. Mesajları aydınlıktır; karışık yollar ise zulümattır, karanlıktır: Âllah mü'minlerin velisidir, onları zulümattan nûra çıkarır, kâfirlerin velileri ise Tağuttur, onları nurdan zulümata çıkarır" (Bakara, 2/257). O halde gerek fert gerekse toplum bazında Allah'ın emir ve yasaklarının ortaya çıkardığı sonuç nûrdur, aydınlıktır. Karşıtı emir ve yasaklar ise, zulümattır, karanlıktır; işleri yerli yerinde yapmamaktır.
Kur'ân'da zulüm çeşitlerinin en büyükleri olarak şunlar sıralanmaktadır:
Şirk (Lukman, 31/13); Allah'ın mescidlerinde O'nun adının (dolayısıyla emir ve yasaklarının) anılmasına engel olmak (Bakara, 2/114); Allah'ın bildirdiklerini gizlemek ve O'nun adına yalan söylemek (el-Bakara, 2/144; el-A'raf, 7/38; Yunus,10/17; Hud, 11/18...); Allah'ın âyetlerini yalanlamak ve âyetlerinin başkalarına ulaşmasına engel olmak (el-En'am, 6/157; Yunus, 10/17; Kehf, 18/57); Allah'ın âyetlerinden yüz çevirmek (Secde, 32/22); Müslüman olduğunu iddia etmekle birlikte Allah adına yalan söylemek (es-Saff, 61/7).
İnsan, bütün bu zulümleri işlemeye müsait bir varlıktır. Bu nedenledir ki Kur'ân-ı Kerim'de "çok zulmeden" anlamına gelen "zelûm" olmakla nitelenmiştir (İbrahim, 14/34).
Yüce Allah;âhirette insanları cezalandırırken zalim olmadığını, bu cezaları kendilerinin hakkettiğini sık sık vurgulamaktadır (bk. Âlu İmran, 3/182; el-Enfal, 8/51; Hacc, 28/10; Fussilet, 41/46; Kaf, 50/29).
Zalimler âhirette cezayı hakkettikleri gibi bu dünyada da cezalandırılırlar. İnsanların başlarına gelen toplu felaketler, zulümleri sebebiyledir. "De ki: Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelirse zalimlerden başkası mı yok olur" (el-En'am, 6/47).
Yüce Allah, zalimleri dost edinmeyi de zalimlik olarak nitelemektedir. Hatta zulmeden, kişinin babası veya kardeşleri bile olsa onlara dost olmak, zalimliktir (bk. et-Tevbe, 9/23). Böylece dostluğun akrabalık bağlarına göre değil, adalet ve inanç esaslarına göre olması gerektiği anlatılmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm, üç çeşit zulümden bahsetmektedir:
a- İnsanın kendi kendine zulmü. İnsanın gerek bedenine ve gerekse ruhuna karşı işledikleri haksızlıklar, kendi kendine yaptığı bir zulümdür.
b- İnsanın Allah'a karşı işlediği zulüm. Allah'a ortak koşmak, emirlerine riayet etmemek bu zulüm çeşidine girer.
c- İnsanların kendi aralarında yaptıkları zulümler. Toplumların helâk olmasına neden olan zulüm, bu çeşit zulümdür.
Blogger yuksel dedi ki... Kıyamette insanların en şiddetli azaba uğrayacak olanı, dünyada insanlara en fazla azab etmiş olanıdır. Ravi: Hz. Halid İbni Hizam (r.a.) Sayfa: 114 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
3 Mayıs 2021 08:31 Sil Blogger yuksel dedi ki... Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 113 1 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Hz. Ömer (r.a.) 113 2 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Hz. Muaz (r.a.) 113 3 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Hz. Enes (r.a.) 113 4 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Hz. Ebud Derda (r.a.) 113 5 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Hz. Câbir (r.a.) 113 6 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.) 113 8 Ehli Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennetteki mülkünü temaşası ikibin sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür. Bunlar zevceleri, hizmetçileri, kürsüleri, bahçeleri vs.dir. Efdal dereceli olanı ise, Allah (z.c.hz.)'nin Cemalini günde iki defa temaşa eder. Hz. İbni Ömer (r.a.) 113 9 Fisebilillâh mücahid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli ve bir senelik gece ibadeti hak ederler. Soruldu: "En ufak zorlama nedir?" Buyuruldu ki: "Meselâ böyle bir mücahid gece giderken hayvan üzerinde uyuklar ve kamçısını düşürür, inip bunu alması en ufak zorlamalardandır." Hz. Sabit İbni Ebu Asım (r.a.) 113 10 Ehli Cennetin derecesi en aşağı olanının bahçelerine, kürsülerine, zevcelerine bakışı bin sene sürer. En efdali ise günde iki kere, sabah, akşam Allah (z.c.hz.)'ni temaşa eder buyurup şu ayeti okudular: "Vücûhün yevme izin nâdiretün ilâ Rabbihâ nâzıra." Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 113 11 Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
4 Mayıs 2021 00:11 Sil Blogger yüksel dedi ki... Yine İbnu l Hayyamdan merhaba rivayet edildiğine göre Hadir (Hızır) ve İlyas Aleyhisselam Rasulullah sallallahu alefyhissellemi. Her kim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihlas üzere sevk ve muhabbetle ona canı gönülden bağlanarak salat okursa şu elbiseyi temizlediği gibi onun kalbide nifak münafıklıktan temizlenir buyururken isitmislerdir. düğümleri çözecek kıymetli salavat sy.154.
Durun, çok daha dikkat çekici olan bölüme gelmedik daha…
“İstanbul Sözleşmesi”ne atfın da bulunduğu şu satırları da okuyalım Kıymetli Nuh Albayrak’tan:
“Yeni dünya düzeni için farklı yöntemlerle aralıksız çalışan yeni Tapınakçıların, yıllardır kullandığı söylemlerden biri de ‘kadınların özgürleştirilmesi’dir. ‘Kadınlar, ekonomik özgürlük kazanarak 'koca köleliği'nden kurtuluyor’ diyerek kadınları kendi sistemlerinin kölesi yapıyorlar. İşgücünde kadın oranı arttıkça boşanmaların da arttığını gösteren istatistikler onları pek ilgilendirmiyor. Nitekim Cizvit filozof Voltaire ve Adam Smith gibi Aydınlanmacılar, her türlü bakım maliyetine katlandıkları kölelerden oluşan işgücünün, sistemin hür kölelerinden daha pahalıya mal olduğu için köleliğe karşı çıkmışlardı. İstanbul Sözleşmesi'ni başta AB üyelerinin uygulamaması, içeriğindeki derin Fabian etkisinden olabilir mi?”
*
Bu yazı, güzel bir yazı.
“Kadına özgürlük” maskesiyle yapılanları hep birlikte gördük ve görüyoruz.
Bu konuda çok şeyler yazmak geliyor içimden, lâkin, lâfın tamamı benim kıymetli okuyucularıma söylenmez. Arife tarif gerekmez.
“Plândemi”nin kaynak kodlarına, uzandığı yerlere, niyetlerine dikkat çekenlerin sayısı arttıkça, şuurlanma düzeyi de artacak İnşAllah.
Aklımızı başımıza alalım ve bu büyük “tezgâha” dikkat çeken herkesi aynı kaba yerleştirip, “niyet” sorgulamasına girişmektense…
Başımızdaki “belâ”nın farkına varalım.
Yoksa…
Fena!..
“KORONA SALGINI OLABİLSEYDİ!”
Fabian önderlerinden Bertrand Russel, Tapınakçılara şu tavsiyede bulunuyor:
"Mutlaka negatif nüfusu gerçekleştirmeliyiz. Nüfus azaltılamazsa planımız gerçekleşmez. Dünya savaşlarının bu hedefe büyük bir katkısı olmadı. Fakat bakteriyolojik savaş daha efektif olabilir. Eğer dünyanın her yerinde her nesilde bir veba (veya Korona) salgını olabilseydi, kalanlar dünyayı böyle tıka basa dolduramazdı."
Görüldüğü gibi iki dünya savaşındaki 100 milyona yakın kayıp Tapınakçı üstadı tatmin etmemiş, salgından; daha büyük bir "katkı" beklemektedir. Dünyanın işi çok zor...
Metal Yorgunluğu, çok geç kalıncaya kadar fark edilmeyen, “en tehlikeli” arıza türlerinden biri. Belli bir yük döngüsünden sonra, metal üzerinde mikro çatlaklar oluşmaya başlıyor…Bu mikro çatlakların boyutları yükleme ve zaman etkisiyle gittikçe artıyor…
Çatlak iyice yayıldığında da “metal arızası” denilen durum meydana geliyor.
Metal yorgunluğunun önlenmesi için “baştan” uygun malzeme seçimi, meydana geldiğinde azaltılabilmesi için de, sağlam bir “yazılım analizi”, “yeniden tasarım” gibi çalışmaların yapılması gerekiyor.
Gerekli işlemler sağlıklı bir şekilde yapılmadığında, yapılamadığında “çöküş” kaçınılmaz hale geliyor.
Bunlar, metal yorgunluğu hakkında alan mühendislerinin verdiği bilgiler.
Bir de, “dikkat dağınıklığı” dedik.
Psikiyatristler bu rahatsızlığın belirtilerini şöyle sıralıyorlar:
-Odaklanmakta güçlük çekmek,
-Dikkatini sürdürememek,
-Göz teması kuramamak,
-Sık hata yapmak,
-Karşısındakini dinlemekte zorlanmak,
-Detayları gözden kaçırmak,
-Unutkanlık.
*
“Dikkat Dağınıklığı” ya da “eksikliği” bir an evvel tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak nitelendiriliyor.
Tedavi yoluna gidilmediği takdirde, karşılaşılabilecek sıkıntılar da şöyle sıralanıyor:
-Özgüvende azalma,
-Kapasite altında başarı gösterme,
-Özellikle yakın çevre ile, dostlarla ilişkilerde sıkıntılar,
-Kazalar, yaralanmalar,
-Zararlı maddelere yönelimler,
-Yasal problemler,
-Yaşam süresinin kısalması.
*
“Metal yorgunluğu” ve “dikkat dağınıklığı ya da eksikliği” son derece tehlikeli rahatsızlıklar.
Her ikisi de vaktinde tedavi edilmediğinde büyük sıkıntılara yol açıyor.
Böyle bir günde, bu iki rahatsızlığa dikkat çekmemin esas sebeplerini ise bizi uzun yıllardır takip eden kıymetli okuyucularımız çok iyi biliyor.
Masuda nin bahsettiği bu yeni teknoloji, süper bilgisayarların uydu bağlantısı vasıtasıyla beyne yerleştirilmiş özel mikrocipleri kontrol etmesine dayaniyordu. Beyin Kontrolu Beynimdeki Yabancı. Ali Selman Demirbag sy. 161.
YANITLAYINSİL
yüksel7 Mayıs 2021 00:25 Beyne cip yerleştirme operasyonlarının ilk resmi olarak 1974 senesinde Amerika nin Ohio eyaletinde ve İsveç in Stockholm kentinde gerçekleştirildi. Beyin Kontrolu Beynimdeki Yabanci Ali Selman Demirbag. sy. 161.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 105 1 Mü'min kul Allah'a dua eder, Allah (z.c.hz.) Cibril (a.s.)'a der ki: "İstediğini yapma. Ben onun sesini seviyorum." Facir dua ettiğinde ise: "Ya Cibril (a.s.)! Hacetini yap. Çünkü ben onun sesini sevmiyorum" buyurur. Hz. Enes (r.a.) 105 2 Kıyamet gününde ter yerde yetmiş kulaç gider ve insanların ağızlarına, kulaklarına kadar gelir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 105 3 Gadr eden kimse için kıyamet gününde bir bayrak dikilir ve: "Dikkat edin, bu falan oğlu filanın gadridir" denir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 105 4 Gazab şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateşi de ancak su söndürür. Sizden biriniz gazaba gelince abdest alsın. Hz. Atiyyetüssadi (r.a.) 105 5 Gazab, Cehennem ateşinden bir alâmettir. (Dağlama ile yapılan işaret gibi.) Allah, gazab edenlerin kalb damarları üzerine bu ateşten yapılmış damgayı vurmuştur. Görmüyor musun ki, gazaba gelince, insanın gözleri kanlanır, suratları kızarır ve damarları şişer. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 105 6 İhtiyaç ve fakirlik ashabım için saadet, ahir zamanda ise mü'minler için zenginlik saadettir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 105 7 Fitne gelir, kulları fırtına gibi savurur. Bunun içerisinden âlim, ancak ilmiyle kendini kurtarır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 105 8 Fuhuş (her şeyde haddi aşmak) ve tefahuşun (lâfta hududu aşmak fena konuşmak) İslamda yeri yoktur. Kimin ki, ahlâkı güzeldir, o İslâm tarafından da güzeldir. Hz. Câbir (r.a.) 105 9 Fitne gelir savrulur. Heva ve sabrı da beraber getirir. Kim hevaya tabi olursa onun fitnesi siyah (kara) olur. Kim de sabra tabi olursa, onun fitnesi ak (nur) olur. Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.) 105 10 Adil kadı kıyamet günü hesaba getirilir. Hesabın şiddeti ile karşılaşınca: "Keşke iki kişi arasında bir hurma için bile karar vermemiş olsaydım" der. Hz. Ali (r.a.) 105 11 Kadı, ayak kayacak noktalarda o kadar düşer ki, Medine ile Aden arası kadar Cehenneme düşer. Hz. Muaz (r.a.) 105 12 Kabir ahiret menzillerinden ilk menzildir. Kim ki kabirde işi kurtardı, arkası iyidir. Kim ki işi kurtaramadı, arkası da çetindir. Hz. Osman (r.a.) 105 13 Kur'an yedi vecih üzerine nazil oldu. Hangisini okursanız, isabet edersiniz. Kur'an üzerine münakaşa etmeyin. Çünkü o münakaşa küfürdür. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 105 14 Kalbler, Allah'ın parmaklarından ikisi arasındadır. İstediği gibi çevirir. Hz. Enes (r.a.) 105 15 Cemaat, toplulukla namaz kıldığında, Allah onlardan hoşlanır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 105 16 Kâfir Cehennemde büyür. O kadar ki, bir azı dişi Uhud dağı kadar olur. Onun cesedinin bu dişe göre büyüklüğü, sizden birinizin cesedinin azı dişine nisbeti gibidir. Hz. Ebû Said (r.a.) 105 17 Kâfirin dili kıyamette iki fersah (24.000 adım) arkadan gelir. Yani o kadar sarkar ki, herkes onu çiğner. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 105 18 Kafir, bir iş hususunda Allah'a dua eder, hemen yerine getirilir. Mü'min dua eder, hemen yerine getirilmez. Melâike bundan endişeye düşer. Allah buyurur ki: "Ben kâfire icabet ettim. Şunun için ki, Ben kâfire ve sesine gazab ederim. Benden duasını kessin ve Beni anmasın diye veririm. Mü'mine gelince, ağır davranırım. Benden ve Beni zikretmesinden kesilmesin diye. Çünkü Ben onu ve onun tazarruunu severim." Hz. Câbir (r.a.)
Cafer-ü Sadık Hazretleri : " (Cenabı Hak, şöyle buyurdu :) Ey Dünya! Bana hizmet edene, sen de hizmet et! Sana hizmet edeni ise (kendi işlerinde çalıştırıp onları) yor ve yıprat!" Sual ve Cevaplarla Tasavvuf Mülahazalar Osman Nuri Topbaş 48syf
Sayın Cumhurbaşkanımız geçen bir konuşmasında “Fikrî iktidar olamadık” dedi. İşte bugünkü bütün millî ve sosyal meselelerimizin tam tespit ve teşhisi budur... Peki; “Fikrî iktidar” olamamanın sebepleri nedir? Tek kelime ile “Eğitim.” Seksen senelik eğitim sistemimiz... Çünkü bu eğitim sistemi ile gençlerimize; “Dini, tarihi, dili” doğru ve yeterli öğretilmedi. Mesela, bugün gençlerimize; “İtikatta ve amelde mezhep imamlarımız kimlerdir ve türbeleri nerededir” diye sorsak kaçı; “Ameldeki mezhep imamımız Ebu Hanife'nin türbesi Bağdat’ta, itikattaki imamımız Mâtürîdî hazretlerinin türbesi Özbekistan’ın Semerkant şehrinde” diyebilir? En büyük Türk hükümdarlarından Babür Şah ve muhteşem Babürlü Devleti mekteplerimizde hiç okutulmadı ama Sümerler, Etiler, Lidyalılar ve Frigyalılar… gençlerimize âdeta ezberletildi... Türkistan’daki yüzlerce âlim ve evliyadan Şah-ı Nakşibend Behaüddin Buhari, İsmail Buhari hazretlerini, kaç genç duymuştur? Hindistan’da yetişen büyük İslam âlimlerinden İmam-ı Rabbani hazretlerinin ismi, okullarımızda hiçbir kitapta geçmez. Ama Yunan filozofları Aristo, Eflatun… lise ders kitaplarında okutulur. Konya’nın en büyük âlimi Mevlâna Celaleddin’in hocası kelam âlimi Sadreddin Konevî’yi, Kayseri’de aslen Türkistanlı olup yine Mevlâna’nın hocası Seyyid Burhaneddin Tirmizî’yi, Bursa’da zamanın kutbu ve Osmanlı devletinin ilk Şeyhülislamı Molla Fenari’yi, İstanbul’un en büyük üç evliyası Molla Murad-ı Münzevi, Mehmet Emin Tokadî, Abdülfettah Akrî hazretlerinin isimlerini liselerde, üniversitelerde duyan ve okuyan gencimiz var mıdır? İslam alfabesinin değişmesi neticesinde, tarihimiz, medeniyetimiz ve Türk-İslam âlemi ile alakamız kesildi. Bugün kütüphanelerimizde yüz binlerce kıymetli dinî, ilmî ve kültürel eserlerimizi okuyabilecek kimse var mı? Bütün Türk dünyasının konuştuğu ve yazdığı edebî Türkçemiz, kasten bozularak uyduruk bir kabile dili hâline getirildi… Ne zaman ki; “Dinimiz, tarihimiz ve dilimiz” gençlerimize tam ve doğru öğretilir; işte o zaman “Fikrî iktidar” olabiliriz. Numan Aydoğan Ünal
FÜTÜVVET الفتوة Başlangıçta tasavvufî bir mahiyet taşırken XIII. yüzyıldan itibaren içtimaî, iktisadî ve siyasî yapılanmaya dönüşen kurum. Bölümler İçin Önizleme İlişkili Maddeler FÜTÜVVETNÂME Fütüvveti konu alan veya fütüvvetin âdâb ve erkânı hakkında bilgi veren eserlerin ortak adı. MELÂMET Bir tasavvuf terimi; III. (IX.) yüzyılda Horasan bölgesinde ortaya çıkıp daha sonra bütün İslâm dünyasında yaygınlık kazanan tasavvuf anlayışı.
1/2 Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ Fetâ sözlükte “genç, yiğit, cömert”; fütüvvet ise “gençlik, kahramanlık, cömertlik” anlamlarına gelir. Tasavvuf kaynaklarında, II. (VIII.) yüzyıldan itibaren önde gelen sûfîlerin fütüvvet kelimesini tasavvufî bir terim olarak kullanmaya başladıkları kaydedilir. Ali Sâmî en-Neşşâr, fütüvvetten ilk bahseden sûfînin Fudayl b. İyâz (ö. 187/803) olduğunu ve kelimeyi “dostların kusuruna bakmama” şeklinde tarif ettiğini belirtirse de (Neşʾetü’l-fikri’l-felsefî fi’l-İslâm, III, 403) ondan önce Ca‘fer es-Sâdık’ın (ö. 148/765), “Bize göre fütüvvet ele geçen bir şeyi tercihen başkalarının istifadesine sunmak, ele geçmeyen bir şey için de şükretmektir” dediği bilinmektedir (Kuşeyrî, s. 478). Nitekim İbn Kayyim el-Cevziyye de fütüvvetten ilk defa Ca‘fer es-Sâdık’ın bahsettiğini söyler (Medâricü’s-sâlikîn, II, 354). Fütüvvet konusu üzerinde başlangıçta gerek Iraklı sûfîler gerekse Horasanlı Melâmetîler tarafından aynı derecede önemle durulmuş, ancak bu hareketin büyük önderleri daha çok Horasan’da yetişmiştir. Ahmed b. Hadraveyh (ö. 240/854), Ebû Hafs el-Haddâd, Ebû Türâb en-Nahşebî, Ebû Abdullah es-Siczî, Muhammed b. Fazl el-Belhî, Ebü’l-Hasan el-Bûşencî gibi fütüvvetten bahseden büyük sûfîler Horasanlı idi. Onların çağdaşları olan ve fütüvvet konusunda görüş belirten Ma‘rûf-i Kerhî, Cüneyd, Ruveym, Hâris el-Muhâsibî ve Sehl b. Abdullah et-Tüsterî gibi sûfîler de Iraklı idi. Fütüvvete büyük önem verenler arasında Fudayl b. İyâz gibi aslen Horasanlı olmakla beraber ömrünün çoğunu Irak’ta geçirmiş sûfîler de vardı. Bu durum, Horasan ve Irak’taki fütüvvet hareketlerinin birbirine sıkı bir şekilde bağlı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Gerek Horasan’da gerekse Irak’ta fetâ denilen ve en belirgin vasıfları cesaret, kahramanlık, cömertlik ve fedakârlık olan kişilere büyük bir hayranlık duyulmaktaydı. Kur’an’da fetâ (fitye, feteyât) diye nitelendirilen (en-Nisâ 4/25; Yûsuf 12/30, 36, 62; el-Kehf 18/60, 62) kişiler için bu sıfat dinî bir mâna taşıması yanında takdir edilen bir anlam ifade ediyor, put kıran (el-Enbiyâ 21/60) veya gördükleri baskıya rağmen inançlarını koruyan ve bu uğurda ülkelerini terkeden kişilerden fetâ diye söz edilmesi (el-Kehf 18/10, 13) bu nitelemeye bir çekicilik kazandırıyordu. Bundan dolayı halk arasında takdir edilen bir vasıf olan yiğitliği Kur’an’daki fetâ ifadesiyle irtibatlandıran sûfîler bu kavramı bir tasavvuf terimi haline getirmede tereddüt göstermediler. Onlara göre mert, cömert ve cesur bir kişide bulunan vasıflar hakiki bir sûfîde de bulunduğundan sûfî aynı zamanda bir fetâdır. Bu sebeple sûfîler fetâyı “sûfî”, fütüvveti de “tasavvuf” olarak tarif etmekte bir sakınca görmemişlerdir. Nitekim Sülemî’nin Kitâbü’l-Fütüvve’sinde anlattığı fütüvvetle ilgili âdâb, ahlâk ve nitelikler aynı zamanda bir sûfîde de bulunması gereken meziyetlerdir.
Genel olarak fetâ ve fütüvvet kelimeleri sûfî ve tasavvuf anlamında kullanılmakla beraber tasavvufta bu terimlerden çok defa sûfîde bulunan fedakârlık, diğerkâmlık, iyilik, yardım, insan severlik, hoşgörü ve nefsine söz geçirme gibi ahlâkî nitelikler kastedilir. Böylece gerçek yiğitlik, kahramanlık, cesaret ve mertliğin bu ve benzeri niteliklere sahip olmayı gerektirdiği anlatılmak istenir. Bu husus dikkate alındığında sûfîlerin kendilerine has hümanizm düşüncelerini fütüvvet kavramı çerçevesinde geliştirdikleri görülür. Ebû Bekir el-Verrâk’a göre fütüvvet kişinin hasmının olmaması, yani herkesle iyi geçinmesi ve herkesle barışık olması, sofrasında yemek yiyen müminle kâfir arasında ayırım gözetmemesidir (Kuşeyrî, s. 473-474). Mecûsî’yi misafir etmekten kaçınan Hz. İbrâhim’in ilâhî uyarıya mâruz kalması da (a.g.e., s. 321) fütüvvetin insanî muhtevasını ifade eden güzel bir örnektir.
“Fütüvvet, dilencinin veya yardım isteyenlerin geldiğini görünce kaçmamaktır”; “Fütüvvet, insanlara eziyet etmekten kaçınıp bol bol ikramda bulunmaktır” (a.g.e., s. 474) şeklindeki açıklamalarla fütüvvetin esasının fedakârlık olduğu; hatta bir ziyafet verileceği zaman mahalledeki köpeklerin bile doyurulması, bir karıncanın bile incitilmemesi gerektiği belirtilerek (a.g.e., s. 475, 477) bu fedakârlığın sevgi ve merhametin hayvanları da kapsayacak şekilde geniş tutulması gerektiği düşünülmüştür. Daha başka açıklamalara göre fütüvvet, bir kimsenin, başkalarının hak ve menfaatlerini kendi hak ve menfaatinden üstün tutması, başkalarına katlanması, hatalarını görmezlikten gelmesi, özür dilemeyi gerektirecek davranışlardan sakınması, kendini aşağılarda, başkalarını ise yükseklerde görmesi, sözünde durması, sadakat göstermesi, olduğundan başka türlü görünmemesi, kendini başkalarından üstün saymamasıdır (Sülemî, s. 183, 436, 461, 511; Kuşeyrî, s. 474). Bundan dolayı fütüvvet güzel ahlâk, terbiye ve nezaket olarak da tarif edilmiştir (Sülemî, s. 460, 461; Kuşeyrî, s. 473).
Fütüvvet sûfînin nefsine karşı tavrını da belirler. Fetâ nefsinin arzularına karşı çıkan yiğittir. Nitekim, “Fetâ nefis putunu kıran kişidir” denilmiştir. Fetâ iradesine hâkimdir; “Rabbi için nefsinin hasmıdır” (a.g.e., s. 473). İnsanın göründüğü gibi olması veya olduğu gibi görünmesi fütüvvet, göründüğünden daha iyi olması melâmettir.
Sehl b. Abdullah, “Fütüvvet sünnete uymaktır” diyerek bu kavramın dinle olan ilişkisine dikkat çekmiştir (a.g.e., a.y.). Hâce Abdullah-ı Herevî fütüvveti başkalarının hatalarını görmezlikten gelmek, kötülük yapana gönül hoşluğu ile iyilik etmek ve Allah’tan başkasına iltifat etmemek şeklinde üç kısma ayırmıştır. Hallâc-ı Mansûr ise fütüvveti, “bir dava sahibi olmak ve neye mal olursa olsun bu davadan dönmemek” diye tarif eder. Hallâc bu anlayışını daha da ileri götürerek İblîs ve Firavun’u bile fütüvvet ehli sayar. Çünkü İblîs lânetlenme, Firavun da boğulma pahasına iddialarından vazgeçmemişlerdir. Ancak Hallâc’a göre bâtıl bir davadan vazgeçmemek hak bir davadan vazgeçmemeye göre eksik bir fütüvvettir.
Sûfîler, temel ahlâkî değerleri ve en önemli faziletleri fütüvvet kelimesine yükleyerek onu tasavvufun temel kavramlarından biri haline getirmişlerdir. Sülemî fütüvveti, “Âdem gibi özür dilemek, Nûh gibi iyi, İbrâhim gibi vefalı, İsmâil gibi dürüst, Mûsâ gibi ihlâslı, Eyyûb gibi sabırlı, Dâvûd gibi cömert, Hz. Muhammed gibi merhametli, Ebû Bekir gibi hamiyetli, Ömer gibi adaletli, Osman gibi hayâlı, Ali gibi bilgili olmaktır” şeklinde tarif ederken fütüvvetin bu kapsam genişliğine işaret etmiştir (Kitâbü’l-Fütüvve, s. 29). “Fütüvvet mekârim-i ahlâktır” denilirken de bu husus kastedilmiştir.
Muhyiddin İbnü’l-Arabî fütüvveti ilâhî bir vasıf olarak görür. Her ne kadar Allah’ın fütüvvet lafzından türeyen bir ismi yoksa da her şeyin O’na muhtaç olup O’nun hiçbir şeye ihtiyacı olmaması, herhangi bir karşılık beklemeden âlemi ve onda var olan her şeyi yaratmış olması ilâhî fütüvveti gösterir (el-Fütûḥât, III, 234).
Fütüvvet kavramı Sünnî tasavvuf çerçevesinde ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Sülemî, Herevî, Sühreverdî gibi fütüvvete dair eser yazan, Kuşeyrî ve Hücvirî gibi eserlerinde fütüvvete ayrı birer bölüm ayıran mutasavvıfların Sünnîler arasından çıkması da bunu gösterir. Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh’ın teşkilâtlandırarak kendine bağladığı fütüvvet kurumu da Şiî temayüller taşımakla birlikte aslında Sünnî fütüvvet anlayışına dayanıyordu.
Fütüvvet ehlinin teşkilâtlı dönemde şed (kemer) kuşanmaları, şalvar giymeleri, tuzlu su içmeleri, her sanatın bir pîri olduğuna inanmaları, aralarında örgütlenip disiplin içinde mesleklerini icra etmeleri, birbirlerini kardeş bilerek iki fetâ arasında özel bir kardeşlik kurmaları, “Ali’den başka fetâ, zülfikardan başka kılıç yoktur” deyip Hz. Ali’yi pîr ve baş fetâ tanımaları, son zamanlarda sûfîlikten farklı bir hüviyet göstermelerine sebep olmuştur.
Fütüvvet ehli bazı zümrelerin halktan bir çeşit haraç toplamaları, fütüvvet üzerine and içmeleri, bazılarının bekâr yaşamaları, çok sabırlı olduklarını göstermek için kendilerini büyük acılara mâruz bırakmaları, İbnü’l-Cevzî ve Takıyyüddin İbn Teymiyye gibi Selefî âlimleri tarafından tenkit edilmelerine sebep olmuştur (Telbîsü İblîs, s. 398; Mecmûʿu fetâvâ, XI, 85).
BİBLİYOGRAFYA Sülemî, Kitâbü’l-Fütüvve (nşr. Süleyman Ateş), Ankara 1977.
Kuşeyrî, er-Risâle, Kahire 1966, s. 321, 472-478.
Herevî, Menâzil, tür.yer.
a.mlf., Ṭabaḳāt, s. 739.
a.mlf., Fütüvvetnâme, Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2049, vr. 149a-154b.
Alper TAN Panama Bandıralı Gemiler Nereye Demirler? Alper TAN 10 Mayıs 2018 12:14 A- A+ Son günlerde “Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ), dünya genelinde 130 bin kişinin adının geçtiği Offshore hesaplarındaki kirli çamaşırları ortaya döktü” şeklinde haberler görüyoruz. 2010 sonunda WikiLeaks belgeleri ile diplomatik dedikodular fa’şedilerek bu ifşaatların köpürtülmesiyle devletlerarası politik çatışmalar hedeflenmiş, devlet adamlarının kirli ilişkileri, rakipleri hakkında kanaatleri ortaya çıkartılmıştı. WikiLeaks’le özellikle ve ağırlıklı olarak İslam ülkelerinin liderleri hedef alınmıştı. Büyük Orta Doğu Projesi ile gerçekleştirilemeyen dosyalar tozlu raflara kaldırılmış ama bu defa Müslüman ülkelerin bu dedikodularla istikrarsızlaşması hedeflenmişti. Ama bunu da tam olarak beceremediler.
Şimdi WikiLeaks’e benzer bir ifşaat dünyayı sarsıyor. Bu defa olay, dedikodu olmanın çok çok ötesinde önem taşıyor. Kendi halkının parasını çalan devlet adamları, kara para aklayan baronlar, vergi kaçıran işadamları bir anda açıkta kalacaklar. Bu, kalabalık içinde normal giyimli dolaşan birinin bir anda çırılçıplak hale gelmesi gibi etki doğuracak bir gelişme. Dedikoduların te’vilini bir şekilde yapabilirsiniz. Ama Panama belgeleri, öyle kolay kolay izah edilebilecek konu değil.
Panama Belgeleri’nin sızdırılmasını, gizli paraları deşifre edip bulunduğu yerden ürküterek, oradan kaçan sermayenin kendi ülkesine yönelmesi amacıyla yapılmış bir Amerikan projesi olarak görenler veya gösterenler var.
Şunu unutmamak lazım ki Panama, Kıbrıs Rum kesimi, İsviçre, Cayman Adaları, Singapur ve Hong Kong gibi kara para cenneti küçük ülkelerin bu işleri kendi başlarına yapabilmeleri mümkün değil. Bu işler güçlü dünya devletlerinin izni, talebi ve korumasıyla yapılıyordu. Dolayısıyla Panama Belgeleri’nin fa’şedilmesini bir ABD projesi gibi görmek ve göstermek son derece yanlış ve yanıltıcı olur. ABD piyasalarının iflası ve intiharı olur. Eğer bu paralar Kıbrıs Rum Kesimi, İsviçre, Cayman Adaları, Singapur ve Hong Kong gibi merkezlerden kaçarsa ABD piyasalarına girmez. Üstelik bu Panama Belgeleri’ni CIA deşifre ediyorsa yatırımcılar bu CIA’in devletine neden güvensinler ki..?
Hatırlayınız... Çin son on yıldır üst üste astronomik büyüme rakamları açıklıyor ve dünyayı şaşkına çeviriyordu. Yaklaşık 2 ay kadar önce birileri çıktı ve Çin’in büyüme efsanesinin sadece balon olduğunu, Pekin yönetiminin dünyayı aldattığını, sahte rakamlarla hak etmediği kadar yabancı sermaye çektiğini deşifre etmişti. Bir anda “Çin malı büyüme” anlaşıldı ve balon söndü. Aldatılan yatırımcılar, hesapları yeniden yapmaya ve Çin’den kaçmaya başladılar. Peki Çin’den kaçan sermaye nereye yönelecekti? ABD ve Avrupa’ya... Hâlbuki Panama Belgeleri neyi ortaya çıkardı? Batı bankacılık sistemi ve Offshore piyasalarının güvensiz olduğunu ve asla tercih edilmemesi gerektiğini.
Çin’den kaçan Avrupa ve ABD sistemine de asla güven duymayan sermaye nereye yönelecek! Yeniden Çin’e ve Batı’ya mı?
Öyle görülüyor ki, Panama Belgeleri’nin sızdırılması en çok ABD'yi ve Avrupa'yı etkileyecek. Beşşar Esad ve rejimi, siyasi olarak Rusya’ya ve İran’a sığınmıştı, satıldı. Paralel örgüt, ABD’ye sığınmıştı, satılacak. PKK, ABD ve Rusya’ya sığınmıştı, satılacaklar... Kendi halkından kaçıp başkalarına sığınanlar nasıl ki satıldılar ve satılacaklar; halktan kaçırdıkları paralarla Batı’ya sığınanlar da bundan böyle rahat olamayacaklar.
2 ay önce Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Bin Cübeyr "Dünyanın ekonomisine katkı sağlayan ABD, Avrupa ve Çin'de bulunan 7,6 trilyon dolar İslam ülkelerine ait yatırım ve paraları geri çekilebiliriz. Bu durumda dünya ekonomisinin ne hale geleceğini Batılı ve Çinli dostlarımız bir kez daha düşünsünler. Ortak geçmişimiz olan dostumuz Türkiye ile ciddi mali çalışmalarımızı başlattık. Türkiye Bankalarında ciddi yatırımlarda bulunacağız” demiş miydi?
Bundan hemen sonra neler oldu? Çin'in büyüme rakamlarının balon olduğu patladı. Çin piyasası allak bullak oldu. Şimdi de Batı'daki bankacılık sisteminin gizlilik perdesi ortadan kaldırıldı. Panama olayı sadece Batı’nın gizli bankacılık sisteminin çökmesi anlamına gelmiyor. ABD başta olmak üzere dimağlarda büyütülen Batı efsanesinin de çökme sürecini başlatıyor. Batı’nın geliştirdiği teknolojik sistemlerin ne kadar da kırılgan ve güvensiz olduğunu gösteriyor.
Hani 8 Mart 2014’te Malezya Havayolları’na ait 370 sefer sayılı uçağın 239 yolcu ve mürettebatla, kaybolması üzerine o uçağı 2 yılı aşkın bir süre hala arayan ve bulamayan teknoloji diyorum..!
Bakalım Panama bandralı gemiler nereye demirleyecek?
Ölümü çok yad edin. Kim ki ölümü çok yad ederse Allah onun kalbini ihya eder ve ölümünü âsan eder. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 80 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
2021-05-16 01:58:00 Filistin’de bir ihanetin hikâyesi
- Bugün size anlatacağım, Osmanlı’ya ihanet etmiş bir ailenin, son kalıntısı Ürdün’de yaşayan Haşimîlerin başında esen lanet fırtınası.
1916 yılında Arap isyanını Suudiler tarafından yıktırılan Ecyad Kalesi’ne ilk kurşunu sıkarak başlatan Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Kral Abdullah’ın hatıratında Sultan II. Abdülhamid’i şu çarpıcı satırlarla anması ilginç olmanın ötesinde çarpıcıdır: “Bence Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra meydana gelen olaylar, Kufe ve Mısırlıların Hz. Osman’a yaptıklarından sonra meydana gelenlere benzer. Hz. Osman nasıl fitneyle Müslümanlar arasındaki sınır idiyse, Abdülhamid de bu çağda insanlarla fitne arasındaki perdeydi. Bu perde yırtılınca fitneler ortaya çıktı.”
Sultan Abdülhamid’in tarih karşısında acımasız bir şekilde haklı çıkmasındaki inceliğe bir başka yazımızda değiniriz. Biz Osmanlı’nın yıkılmasından sonraki 30 yılda Haşimî sülalesinin başında esen lanet fırtınasına gelelim.
Abdülhamid’in gözünün tutmadığı adamlardan biriydi Şerif Hüseyin. Onu ailesiyle birlikte İstanbul’a getirip Boğaz’da bir yalıda gözaltına aldırır. İttihatçılar ise Abdülhamid’in “ak” dediğine “kara” demeyi marifet bildiklerinden onu serbest bırakırlar. Hüseyin de Hicaz’a döner ve İngilizlerle anlaşarak Arap isyanının pimini çeker.
İngilizler onu sözde Büyük Arap Krallığı’nın başına geçireceklerdir. Casus Lawrence de danışmanı olacaktır. Güya artık Arap dünyasında Osmanlı’nın değil, Arapların ve tabii Haşimîlerin sözü geçecektir. Siz öyle sanın. İngiliz oyununun kaç perde sürdüğünü bilmeyen Şerif Hüseyin, sadece Hicaz bölgesine Kral yapılır ama tahtı garantide değildir. İngilizler onu çoktan gözden çıkarıp Suud ailesiyle anlaşmışlardır. Nitekim Eylül 1924’te Abdülaziz b. Suud’un develerle hücumu üzerine krallığını oğlu Ali’ye devretmek zorunda kalacaktır. (1958’de parçalanarak öldürülecek olan Ali’nin oğlu Abdülilah bu defa Irak’ta karşımıza çıkacaktır) Ali’nin krallığı da ancak bir yıl sürecek, sonra Hicaz-Necid bölgesi Suudîlere teslim edilecektir.
Muazzam Arap Krallığı’nın başına getirildiğini zanneden Şerif Hüseyin ise uyandığında soluğu Kıbrıs’ta almıştır. Çocukluğunda bayramlarda babasıyla Şerif’i ziyaret ettiğini anlatan Rauf Denktaş, emekli kralın kendilerini görür görmez Osmanlı’yı hatırladığını ve “Ah ben Osmanlı’ya nasıl ihanet ettim? Şimdi ihanetimin cezasını çekiyorum” diye iki gözü iki çeşme ağladığını anlatır. Nitekim 1931’de Amman’da ölürken bin pişmandır. (Ziyaret ettiği Yemen’de Osmanlı marşlarıyla karşılanmasına ise tarihin istihzası demek gerekiyor.)
Ancak Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya ihanetinin laneti kendisiyle sınırlı kalmayacak, oğullarına, hatta torunlarına da bir hastalık gibi geçecektir.
Oğullarından Faysal önce Suriye Kralı yapılmıştı. Ancak Fransızlar istemeyince İngilizler tarafından mecburen Irak kralı ilan edildi. Tabii İngiliz danışmanlarla birlikte. Ne var ki, Faysal’ın mutluluğu da uzun sürmeyecekti. Devasız bir hastalığa tutulacak ve bir mum gibi eriyerek babasından 2 yıl sonra ölecektir.
Yerine oğlu Gazi’yi kral ilan ettiler. Ancak Gazi İngilizlerin ülkesinin kaynaklarını nasıl soyduğunu görmüş ve Türk yanlısı bir politika izlemeye kalkmıştı. Tabii cezasını çok geçmeden görecek, Bağdat’ta bomboş bir yolda giderken otomobili bir direğe toslayacak ve hayatını kaybedecekti. (1939) Bu defa İngilizler oğlunu II. Faysal adıyla tahta geçirdiler. Amca oğlu Abdülilah da “nâib”i yapıldı. İkisi birlikte Irak’ta yapmadıkları rezalet bırakmayınca 1958’deki halk ayaklanmasında parçalanarak öldürüldüler.
Şerif Hüseyin’in öbür oğlu Abdullah’ın nasibine ise Ürdün düşmüştü. Önce Emir, sonra kral oldu. Hatıratını yazacak kadar uzun yaşadığına bakılırsa en şanslıları sayılabilir. Ne var ki, o da İsrail’in kurulmasından 3 yıl sonra bir Filistinli tarafından öldürülecektir. İşin garibi, Şerif Hüseyin’in Zeyd adlı oğlu, kendisine münhal (boş) bir taht bulunamadığı için en uzun ömürlüleri olmuş ve 1970’te eceliyle ölmüştür.
Baba, tahtını kaybedip sürgüne gönderiliyor. Bir oğlu hastalıktan, diğeri suikastta ölüyor, üçüncüsü tahtını kaybedip köşesine çekiliyor. Torunlarından ikisi parçalanarak öldürülüyor, biri de sözde trafik kazasına kurban gidiyor.
Osmanlı’ya ihanet eden bir ailenin 30 yıl içinde ne hale geldiğinin ibretlik hikâyesi böyle.
Altın ateşte, insan mihnette belli olur atasözüne benzer atasözleri "Adam hacı mı olur ulaşmakla Mekke'ye, eşek derviş mi olur taş çekmekle tekkeye?" atasözü ve açıklaması Belli bir düzeye erişmek, o durumun gerektirdiği nitelikleri taşımakla (ya da yerine getirmekle) gerçekleşir. Görünüşü ona benzetmekle değil. [Adam hacı mı olur ulaşmakla Mekke'ye, eşek derviş mi olur taş çekmekle tekkeye?] "Adamın iyisi alışverişte belli olur" atasözü ve açıklaması Birçok insanlar çıkarları için ahlak dışı davranışlarda bulunmaktan çekinmezler. Böyle davranışlara en çok alışverişte rastlanır. Bir kimse alışveriş sırasında yalan söylemez, hile yapmaz, buna benzer ahlak dışı davranışlara sapmazsa iyi insan olduğunu gösteriş olur. [Adamın iyisi alışverişte belli olur] "Adam (adamın iyisi) iş başında belli olur" atasözü ve açıklaması Bir insanın gerçek değeri, iş başında gösterdiği yeterlik ve başarı ile, çevresindekilere karşı davranışıyla ölçülür. [Adam (adamın iyisi) iş başında belli olur] "Adam olacak çocuk bokundan belli olur" atasözü ve açıklaması Bir kişinin yeni başladığı işte ilerleyebilip, ilerleyemeyeceği daha ilk davranışlarından anlaşılır. [Adam olacak çocuk bokundan belli olur]
"Ağzı eğri, gözü şaşı ensesinden (arkasından) belli olur (bellidir)" atasözü ve açıklaması Bir kişinin tutum ve davranışları, o kişide birtakım kusurlar bulunduğunu gösterir. [Ağzı eğri, gözü şaşı ensesinden (arkasından) belli olur (bellidir)] "Ak göt (don, bacak), kara göt (don, bacak) geçit başında (hamamda) belli olur" atasözü ve açıklaması Aynı sınavı geçirecek olanlardan kimin iyi, kimin kötü durumda olduğu sınav sonun da belli olur. [Ak göt (don, bacak), kara göt (don, bacak) geçit başında (hamamda) belli olur] "Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur" atasözü ve açıklaması Zenginliğe de iş başında olmaya da güvenilmemelidir. Gün gelir, zengin yoksullaşır; eskiden yoksul iken zengin olan kişiye muhtaç duruma düşer. İş başında buluna da böyle. [Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur] "Anadan olur daya, hamurdan olur maya" atasözü ve açıklaması Hiçbir dadı annenin yerini tutamaz. Hamurun mayası yine kendisindedir. Demek ki bir işi kusursuz yapabilmek için özüne uygun en iyi araç kullanılmalıdır. Derme çatma araçlarla yapılan işten iyi sonuç alınamaz. [Anadan olur daya, hamurdan olur maya] "At olur meydan olmaz, meydan olur at olmaz" atasözü ve açıklaması "Gerekli şartlar her zaman bir arada bulunmaz" anlamında kullanılan bir söz [At olur meydan olmaz, meydan olur at olmaz]
"Doğru söz katarından belli olur" atasözü ve açıklaması Bir sözün doğru olup olmadığı gelişinden, tutarlı olup olmamasından anlaşılır. [Doğru söz katarından belli olur]
16 Mayıs 2021 06:22 Sil Blogger yüksel dedi ki... İman ve ilim aklın, inkar ise cehaletin gereğidir. Risale i Nur Neden Sadelestirilemez? sy. 61.
19 Mayıs 2021 04:28 Blogger yüksel dedi ki... Ustad bu harbin ikinci cihan harbi evveli den bir sene evvel"Bir devlet İslamiyete kuvvet verecek ve İslam olacak"diye merakla bakmış... Sonra anladıki, zaman gelmemiş... daha yedi sene bakmadı. 864 864.Emirdag-1 eski harf aslı, s. 309. Bediuzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe i Hayatı cilt 2.sy.1800.
- Soylu, Türkiye’ye karşı asimetrik bir savaştan söz etti TRT Haber’deki röportajında. BAE ve Dahlan’ın 15 Temmuz’daki rolüne atıfta bulundu.
Bu iddialar ilk kez gündeme gelmiyor. Bu herkesin bildiği bir gerçek. Ve soğuk savaş sürecinde bu hep böyle oldu. Yakın planda baktığınızda, DHKP-C’yi, KOMKAR’ı, Rızgari’yi, PKK’yı kim niçin kur(dur)du görürsünüz. Bunlar soğuk savaş döneminin kontrollü bunalım stratejisi çerçevesinde yapılan işler. Bu işlerin derin gerçeğini görmeden, Media, Mafia, Sermaye, Siyaset, Bürokrasi, STK, Akademi, Emniyet, İstihbarat, Yargı, sanat dünyası ve spor aleminde kim kimdir anlayamazsınız. Hatta Cemaat yapılarına bakın bakalım, orada ne göreceksiniz! Bu alem melek maskeli Şeytanlar ve Şeytan olduğu söylenen meleklerle dolu bir dünya. Ne Kalkancı’yı anladık, ne Adnan Oktar’ı.
Ne Muhsin Yazıcıoğlu cinayetini, ne Hırant Dink, Uğur Mumcu, Hablemitoğlu; ne Eşref Bitlis, Cem Ersever’in nasıl öldü(rüldü)ğünü anlarız.
JİTEM var mıydı, yok muydu! Sonra ne oldu!?
Ders de almıyoruz.
Özal’ı kim niçin vurdu! Özal öldü mü, öldürüldü mü?
Aynı soruyu Mustafa Kemal için sorun.. Cevap yok! İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes… kim bunlar, gerçekten yeteri kadar tanıyor muyuz.
Merkez Bankasının ortaklarını bile bilemeyiz. Hangi birini sayayım ki.
Birçok iktidar geldi-geçti, kimse “bu ifritten suail”in cevabını bulamadı. Gerçekler 40. Odada gizli ve o odanın anahtarı kayıp!?
Her gördüğünüz gazeteci sadece gazeteci değildir. İşadamı işadamı değildir, politikacı politikacı değildir. Ya da Mafia sadece Mafia olmayabilir. Herkesin her yerde birtakım adamlarının olması sürpriz değil.
Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu (TİSK), Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK- İŞ) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)’ten 5’li Çete’nin üyeleri Refik Baydur, Derviş Günday, Fuat Miras, Bayram Meral ve Rıdvan Budak! O dönem sivil görünümlü bu kişiler askerlerin emrinde darbenin ‘sivil’ ayağını oluşturuyordu.
Sosyalist devrimcisi, Sağcısı, Sermayesi, Esnafı, Meslek odalarının çatı örgütü, hepsi emir komuta zincirine dahil olmuştu. Peki böyle oldu da ne oldu? Hiiiç..
Ya hu, anlasanıza, bugünkü Arap ülkelerinin hemen hepsinin sınır, rejim ve iktidar yapılarını İngilizler ve Fransızlar çizdi. Sadece Arapların mı, Türkiye’nin sınır, rejim ve iktidar yapıları nasıl belirlendi? İngilizler Şerif Hüseyin’i Halife ilan edeceklerdi, sonra vazgeçtiler, Hicaz bölgesi “Haşimi”lerden alınıp Suudi “Şeyh” ailesine verildi.
15 Temmuz’da başarsalardı, Fetullah Gülen Amerikano Mehdimiz olmak üzereydi.
Sermaye, Siyaset, Bürokrasi arasında bir Şeytan üçgeni oluşturulursa, o alemin kıralı Şeytan olur. Bu yapının çatısı altında mutlaka bir Media, Mafia, Hukukçu, Bankacı, STK olur. Bu altyapı olunca, din, mezhep ideolojik kimliğe bağlı olarak, yerli - yabancı istihbarat örgütleri damlar. Kimi futbola merak salar mesela. Hedeflerinize göre, akademi, sanat camiasından, cemaat grublarından birileri gelir. Siz onları da bulabilirsiniz, onlar da sizi bulacaktır.
Mesela bu yapıda Mafia dediğiniz de aslında işadamıdır. Ortak hareket ederler. Herkes kendi işini yapar ve payını alır. Aslında bu alemde yeri gelir bir işadamı ya da bürokrat, bir gazeteci o Mafia dediğinizden daha tehlikeli olabilir. Aslında hepsi aynı Şeytani planın bir parçasıdırlar. Hepsi birbirini kullanır. Bu çark böyle döner.
Bakın bu kirli ve kanlı oyunda aslında herkes kurbandır. Hepsi haindir, ama hepsi birbirini kahraman ilan ederler, ta ki, menfaatleri onları karşı karşıya getirdiğinde ya da işler tersine dönüp, biri kurban edilmesi gerektiğinde hepsi birbirinin muhbiri olur. Dostlukların yerini düşmanlıklar alır.
Aslında her topluluk layık olduğu gibi idare olunur. Bizi kendimizi değiştirmeden, Allah da bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. Aslında bu yapıları sadece merkezde yer alan yamyamlar üretmiyor. Toplum üretiyor. Şeytan bizi bize kırdırıyor sonuçta.
Bakın bu “Mafya düzeni”nde yapı matruşka gibi büyür. Mahalle düzeyinde çeteler oluşur, onlar ilçeye yükselir, sonra ile, daha sonra bölge, ardından ülke seviyesine yükselir. Zaten bölge seviyesinde iken uluslararası genişleme yönünde talepler giderek artar.
Daha önce küçük hedefleri olan hareketler, zaman içinde büyük hedeflere yönelirler. Lobiler oluştururlar. Kara para, uyuşturucu, silah, finansal operasyonlar, borsa manipülasyonları, kaçakçılık gibi işlere girerler. Havacılık, Gemicilik, Kara nakliyatı önemlidir onlar için. Daha ulusal sınırlar içindeyken hayır işlerine merak salarlar. Ödüller alırlar, ödüller verirler. Toplumun itibar ettiği işlerle ilgili sponsor olurlar.
Bazı Mafya babaları çok naziktir. Resim koleksiyonu yapabilir. Ya da sanatsal faaliyetlerle ilgilenebilirler.
Diktatörler siyaset mafyasıdır bana göre. Baron her zaman kıraliyet unvanı değildir. DSÖ, FDA mesela çok mu masum! Ya da CIA, Strafor! Cinayetin üzerine siyaset şalı örtünce meşru olmaz ki! Media tetikçiliği ile mafya tetikçiliği arasında çok da fark yok aslında. Yapanın asker, polis, sivil, siyasal, dindar ya da gayrimüslim olması bir şey değiştirmez. Ya da mahkeme salonunda yapılması aynı işin, bir polis operasyonu sonucu gerçekleştirilmiş olması neyi değiştirir ki, eğer yapılan iş gayrimeşru ise. Zulüm zalimin makamı, rütbesi, sıfatı, statüsü ile ilgili değildir, olamaz. Bir iş Mafia etiketi ile yapıldığı için kötü değildir. O iş kötü ise kötüdür, onu yapan devlet, ya da dini, ideolojik, ya da politik bir topluluk olması bir şey değiştirmez. Meşru bir gaye de cinayeti meşrulaştırmaz. Kem alat ile kemalat olmaz. Zulüm kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun aynı şeydir.
Kural şu: Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı olacağız. Adil şahidler olacağız. Haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır ve cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir. Bir kavme olan düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemelidir. Selâm ve dua ile.
Hazreti Süleyman. Silah kimin elinde ise son sözünde ona ait olduğu görüşünün ne zamana kadar devam edeceğini bir tek yüce Rabbımız biliyor. Hazret i Adem den Hatemu l Enbiyaya Peygamberler Tarihi Ahmed Lütfi Kazancı. sy. 507.
23 Mayıs 2021 02:03 Blogger yüksel dedi ki... Biraz önce Cibril (a.s) Bana geldi ve: "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn" dedi. Ben de: "Evet, biz Allah'ınız ve ona dönücüyüz. Fakat ne sebeble böyle söyledin Ya Cibril?" dedim. Buyurdu ki: "Senin ümmetin, çok değil, Senden az bir zaman sonra fitneye düşecektir." Ben de: "Küfür fitnesi mi, yoksa dalalet fitnesi mi?" diye sordum. Buyurdu ki: "Bunların hepsi olacak." "Ben onlara Allah'ın kitabını bırakıyorum, bu fitne nereden doğar?" dedim. Dedi ki: "Allah'ın kitabını bırakmaları sebebiyle dalalete düşerler. Ve bu onların Uleması ve Umerası ile başlar. Umera halkın haklarını kendilerine vermez ve aralarında kıtal vaki olur. Ulema da umeranın arzu ve heveslerine tabi olur ve onların dalalette devamlarına sebep olurlar. Sonra da bu hallerinden çekinmezler." Ben de: "Ya Cibril! Onlardan kurtulmak isteyen kimse ne ile kurtulur?" dedim. Buyurdu ki: "Çekinmek ve sabır etmekle ki, hakları verilirse alırlar, verilmezse vazgeçerler" Ravi: Hz. Amr İbni As (r.a.) Sayfa: 10 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
23 Mayıs 2021 02:07 Blogger yüksel dedi ki... Eyvah Arab'a yaklaşan şerden dolayı. Körcesine, kulaksızcasına ve dilsizcesine olan fitneden. O fitne gününde oturan yürüyenden yürüyen de koşandan hayırlıdır. Yazık o fitnede koşan adamlara, kıyamet günü Allah'dan dolayı (görecekleri azabtan) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 461 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
23 Mayıs 2021 02:08 Blogger yüksel dedi ki... Şam ehli helak olduğunda, ümmetimde hayır kalmaz. Bununla beraber Deccalla savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galib olması devam edecektir. Ravi: Hz. Muaviye İbni Kurre (r.a.) Sayfa: 65 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
24 Mayıs 2021 00:44 Blogger yüksel dedi ki... Ümmetimden şu üç hasletten fazlasından korkmam:Malları çoğalır, birbirlerini çekemezler vuruşurlar. Kitab ilmini öğrenirler te'vile kalkarlar. Halbuki te'vilini Allah'dan başkası bilmez. (Aldıkları gibi amel etmeleri lazım) İlim sahiplerini görürler de, onlardan istifade etmezler ve onlara ehemmiyet vermezler. Ravi: Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.) Sayfa: 462 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
24 Mayıs 2021 00:47 Blogger yüksel dedi ki... Meşrutiyet birlikte milletin bütün siyaseti cahillerin elinde kaldı.(D. H. O.) 45. Bir Hazinenin Anahtari Risale i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi. sy. 451.
En Çok Okunan Haberler Sabah başladı, akşama kadar sürdü! ‘Pes’ dedirten kuyruk MEB'den sınavlarla ilgili açıklama: 11 soru, 11 cevap Sağlık Bakanlığı güncel corona virüsü verilerini açıkladı! İşte 12 Mayıs tablosu Celtic taraftarları tribünleri Filistin bayrakları ile donattı! Kulüp bu harekete izin vermedi Bakan Koca duyurdu: Aşı programında yeni kademeye geçiliyor Ülkemizde spor haberleri zayıftır; salt skor ya da aktüel yönüyle ilgilenilir.
Örneğin… Adana Demirspor'un süper lige çıkmasıyla, kulüp başkanı Murat Sancak arasındaki ekonomi-politik ilişki kurulmaz.
Örneğin… Giresunspor'un süper lige çıkmasıyla, kulüp başkanı Hakan Karaahmet ile AKP'li Nurettin Canikli arasındaki ilişkisi irdelenmez.
Gerek Sancak'ın gerek Karaahmet'in son yıllardaki ticari-siyasi başarılarıyla takımlarını şampiyon yapmaları arasındaki bağlantı sorgulanmaz.
Ki bu iş adamlarının yolu mutlaka medya patronluğundan geçer! Bu iş adamlarının yolu mutlaka kurşunlanma gibi adli vakalardan geçir…
Bu sezon şampiyonluğa oynayan bir diğer takım Samsunspor idi. Kulüp başkanı Yüksel Yıldırım'ın demeçleri spor sayfalarında pek yer bulmadı:
Dedi ki: Murat Sancak biz hangi takımla oynasak teşvik primi dağıttı; rüşvetin belgesi olmuyor…
Dedi ki: Murat Sancak üç senedir çok büyük paralar harcadı, takımını süper lige çıkaramadı, bu yıl gözünü kararttı…
Dedi ki: Neden Samsunsporlu taraftarlar stada giremezken, Adana Demirsporlular bu kadar rahat davranabiliyor? ‘Süleyman Soylu'nun oğlu' dediler. Emniyet müdürü onların karşısında önlerini ilikliyor. Bunlar açık açık söylendi. Ben de tamam o zaman dedim, Türk futbolu bitmiş demek ki…
Bu söz üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, şahsına, ailesine ve emniyet teşkilatına yönelik hakaret ettiği ve iftirada bulunduğu gerekçesiyle Yüksel Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulundu.
Yüksel Yıldırım, Bakan Soylu'dan özür diledi.
Bu olaydan üç gün sonra medyaya şu haber düştü:
UYUŞTURUCU HABERİ – Liman işletmecisi Yılport Holding'in, Ekvador'da işlettiği Puerto Bolivar Limanı'ndan Türkiye'ye gelmek üzere yola çıkan bir yük gemisinde Panama'da yapılan aramada 616 paket (600 kilogramdan fazla) kokain bulundu!
Yıllardır bu tür haberleri takip ederim; bu haberde ilgimi çeken şu oldu:
-“Liman işletmecisi Yılport Holding…”
Bugüne kadar gemilerde yakalanan uyuşturucu da “liman işletmecisi” adını ilk kez duydum.
Yılport Holding açıklama yaptı:
-“Dünyanın 10 ülkesinde, 22 adet limanın işletmeciliğini yapıyoruz. Çalıştığımız limanların bazılarında, bilhassa Latin Amerika'daki limanlarımızda, maalesef kaçakçılık girişimleriyle karşılaşmaktayız. Limanlarımızı en üst seviyede kaçakçılığa karşı mücadele ekipmanlarıyla donatsak dahi, yasa dışı örgütler farklı yöntemler deneyerek kaçakçılık faaliyetleri denemektedir. Buna karşılık biz de kolluk kuvvetleriyle eşgüdüm içinde çalışarak, her yıl tonlarca kaçak mal yakalıyoruz ve yerel güvenlik birimlerine teslim ediyoruz.”
Kaşıdıkça altından neler çıkar neler… Yılport'un sahibi/ Samsunspor başkanı Yüksek Yıldırım'ı tanır mıydınız mesela?
İSMAİL.. YÜKSEL.. ROBERT Evet, Yüksel Yıldırım'ın 10 ülkede 22 liman işletmesi var. Ama Türkiye'de nasıl tanınıyor; “Samsunspor Başkanı” diye…
Ülkemizde futbol bu derece güçlü. Bu sebeple:
Siirtli Murat Sancak nasıl Adana Demirspor başkanı ise, Sivaslı Yüksel Yıldırım da Samsunspor başkanıdır! Ancak. Mesele sadece bu değil. Mesela:
Yüksel Yıldırım, Samsunspor başkanı olunca kulübü şirketleştirdi ve büyük çoğunluk hissesini ele geçirdi.
Keza: Adana Demirspor Başkanı Murat Sancak da kulübü şirketleştirdi ve büyük çoğunluğu aldı. “Ölene kadar başkanınızım” dedi.
Anadolu'nun dernek statüsündeki takımları, anonim şirket yapılıp ticari avantajlarla iş adamlarına sunuluyor. Onca tarihe sahip kulüplerin bu derece kolay el değiştirmesi nasıl oluyor? (Malatyaspor, Türkiye'de ilk şirketleşen oldu. Süper ligden düşmesi ardından tasfiye edilivermişti! Süper lige çıkarken “AŞ” olan Çanakkale Dardanel bugün amatör kümede!)
Kökü 1909'a dayanan Samsunspor'un başında bugün bir Amerikan vatandaşı var:
Yüksel Yıldırım… 1961 Sivas Hafik doğumlu; doğum adı “İsmail.”
“Okula erken gitmesi” yeni nüfus kağıdındaki adı “Yüksel” yapıldı.
İTÜ makine bölümünü bitirince ABD'ye gitti. Söylediğine göre ticarette başarılı olamayınca yeni isim aldı: “Robert”
Ardından Amerikan vatandaşı oldu…
Rusya'da kömür işine girmesiyle hayli büyüdü; bugün beş holdinge bağlı otuzun üzerinde firmanın yöneticisi… Bunca ticari işleri arasında futbolla niçin ilgileniyor?
Mesele, sadece popülerlik kazanmak mı? Başında bulunduğu takımı süper lige çıkarıp para kazanmak mı? Başka?
Bizim gibi ülkelerde ekonomi-politik bilinmeden futbol anlaşılamaz.
Tescilli “Soykırımcı” Devletler Dünyaya Ahlak Dersi Veremez Alper TAN 28 Mayıs 2021 17:03 A- A+ Avrupa Birliği’nin başaktörlüğünü yapan iki önemli devlet var: Almanya ve Fransa. Bu iki devlet aynı zamanda AB’nin çok itibar edilen ahlaki ve siyasi kriterlerinin kurumsallaştırılmasını sağlayan aktörler, dünyaya nizam vermeye çalışan ülkeler. 1915 olayları konusunda Türkiye’yi “soykırımcı” olarak suçlayan, Kürtler konusunda da devamlı olarak Ankara’yı hedef gösteren yönetimler. Lakin karanlık tarihlerinin onları rahat bırakmayacağı da ortada. Bu yazıda sadece son iki olayı hatırlatacağız.
Fransa’nın Ruanda soykırımı
Ruanda'da 1994'te Hutular, dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana'nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım başlatmıştı. Ülkede 100 gün süren katliamda 800 binden fazla Tutsi hayatını kaybetmişti.
Fransa, 23 Haziran 1994'de ülkenin güneybatısında “sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak” bahanesiyle operasyon başlatmış, soykırımı engellemek yerine soykırımcılara silah ve mühimmat desteği sağlayarak, Ruanda Yurtsever Cephesinin (RPF) ilerleyişini kısıtladığı için kınanmıştı. Fransa, soykırımı yapan Hutu hükümetinin uzun süre destekçisi olduğu için uluslararası kamuoyunda ve ülke içinde eleştiriliyordu.
Soykırımın yapıldığı dönemde Fransa'nın Cumhurbaşkanı olan François Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998'de verdiği mülakatta, "O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil" ifadesini kullanarak 800 bin Ruandalının öldürülmesini küçümsemiş ve üzerine durulmasına değmeyecek bir konu gibi göstermeye çalışmıştı. Fakat, Ruanda, Fransa'yı, çoğu Tutsi Ruandalılar ve ılımlı Hutular olmak üzere yaklaşık 800.000 kişinin ölümüne neden olan 1994 soykırımına suç ortağı olmakla suçluyordu.
2021’in Mart ayında Fransız bir heyetin yayınladığı raporda, Fransız yetkililerin katliamı önceden görmedikleri için "ciddi ve ezici" sorumluluk taşıdıklarını söyledi. Sömürgeci bir tavrın Fransız yetkilileri kör ettiğini söyledi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise 2021’in Mayıs ayının son haftası, Ruanda'nın Başkenti Kigali'ye yaptığı ziyarette, 1990-1994 yılları arasında yapılan Ruanda soykırımında Fransa'nın sorumluluğunu itiraf ve kabul etti.
Aynı Fransa’nın, Ruanda’dan bir sene sonra 1995’te Bosna’da yapılan Boşnak Müslümanlara uygulanan soykırımda Hollandalılar ile birlikte suç ortağı olduklarını da hatırlatalım.
Macron, ülkesinin 1994'te işlenen Ruanda Soykırımı'ndaki rolüne ilişkin sorumluluğunu kabul ettiklerini ancak suç ortağı olmadıklarını söylemişti.
Soykırımdan sağ kurtulanların oluşturduğu grup ise Macron'un açıklamalarını yeterli bulmadı. Soykırımdan sağ kurtulanlar Macron'un 'açık bir özür dilemediğini' belirtti.
Bu çok önemli bir gelişme. Ancak devamı da var.
Almanların Namibya Soykırımı
Almanya ise Namibya soykırımını yaptıklarını kabullenmek zorunda kaldı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Ruanda itirafından bir gün sonra Almanya'dan da soykırım itirafı geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, sömürge işgali sırasında Namibya'da soykırım yaptıklarını ilk kez kabul etti.
Alman sömürge yerleşimcileri, 1904-1908 katliamlarında on binlerce yerli Herero ve Nama halkını öldürmüştü (Herero ve Namaka Soykırımı ya da Namibya Soykırımı). Batılı ülkeler tarafından Afrika’nın yağmalanması ve sömürgeleştirilmesi sürecinde Alman Güneybatı Afrikası'nda (Namibya) 1904-1907 yıllarında Alman İmparatorluğu tarafından yerli Bantu halklarından Hererolara ve Hotanto halklarından Namalara karşı soykırım yapılmıştı.
1904 Ocak ayında, Namibya’daki Samuel Maharero yönetimindeki Hererolar, Alman sömürge idaresine isyan edince Ağustosta, Alman generali Lothar von Trotha, Waterberg Savaşında isyancıları cezalandırıp aileleriyle birlikte bölgeden Omaheke çölüne sürerek toplu ölüme terketmişti. İki ay sonra Ekim ayında ise bölgedeki bir başka halk olan Namalar da isyan edince, Almanlar onlara da aynı şekilde davranarak kabile nüfusunun %80’ini teşkil eden 65,000 Herero'yu ve 10,000 Nama'yı (kabile nüfusunun %50’si) yok ettiler.
Soykırımda en çok kullanılan yöntem isyancıları çöle sürüp orada susuzluktan ya da önceden zehirlenmiş içme suları ile öldürmekti. 1985'te yayımlanan BM Raporunda Herero ve Namalara Güneybatı Afrika ya da şimdiki adıyla Namibya'da gerçekleşen bu olaylar 20. asırda gerçekleştirilen ilk soykırım olarak değerlendirilmişti. 2004’te Alman Hükümeti Yardım Bakanı Heidemarie Wieczorek-Zeul, "Almanlar olarak biz bu olaylardaki tarihi sorumluluklarımızı ve hatalarımızı kabul ediyoruz" demiş ancak Alman devletinin kurtulan kurbanların evlatlarına tazminat ödemesinin söz konusu olmadığını söylemişti.
Yale Üniversitesi'nden soykırım tarihçisi Benjamin Madley, Güneybatı Afrika'daki Herero Soykırımını, birçok yönden Amerika'daki Yuki Soykırımı ile Avustralya'daki Tasmanya Soykırımına benzetiyor. Çünkü her üçünde de kendini human “insan” olarak vasıflandıran birçok Beyaz sömürgeci işgalci tarafından yerliler subhuman “insan-altı, alt-insan: insan olmayan, insanla aynı kategoride bulunmayan, insandan daha aşağıda bulunan” olarak görülmüştür.
Mayıs 2021'de Almanya, Alman İmparatorluğu tarafından Herero ve Namalara karşı işlenen katliamları resmen soykırım olarak tanıdı. Dışişleri Bakanı Heiko Maas yaptığı açıklamada "Almanya'nın tarihi ve ahlaki sorumluluğu ışığında, işlenen zulümler için Namibya'dan ve kurbanların torunlarından af dileyeceğiz" dedi. Almanya yaptığı açıklamada Afrika ülkesindeki projelere yardım etmek için bir milyar Euro'dan fazla mali destek sözü de verdi. Almanya'nın bu açıklaması 'adı konulmamış tazminat' ve 'affedilmek için 1 milyar euro' verecek yorumlarının yapılmasına neden oldu.
Modern uluslararası sistem tepetaklak giderken özgürleşme sürecine giren halklar hesap sormaya başlayacaklar. Bunlar henüz ilk aşama. Bunların devamı arkada… Sömürgeci, soykırımcı devletleri çok acı bir sürecin beklediği aşikar. Bakalım bununla nasıl yüzleşecekler?
Gider bakarlar ki, Üstâd yerindedir. Bu harika vaka adliyede şayi' olur Hakimler, "Bu hale akıl erdiremiyoruz" diye birbirlerine nakletmişlerdir Tarihçe-i Hayat, bu meselenin haşiyesinde Denizli Hapsi'nde de teker rûr eden aynı vakadan bahsettikten sonra; Eskişehir Hapsi'nde tekrarlan. mış ikinci bir vakay şöyle kaydeder: tekrarlan- "Yine Eskişehir Hapsi'nde iken, bir cuma günū, hapishane müdüri kâtip ile otururken bir ses duyarlar: - Müdür bey, Müdür bey!.. Müdür bakar, Bediüzzaman... Ona yüksek bir sesle: "Benim bugün mutlaka Ak Camide bulunnmam lâzım" 287 Müdür: "Peki Efendi Hazretleri:" diye cevab verir. Kendi kendine de: "Herhalde Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamaya- cağını bilmiyor" diye söylenir ve odasına çekilir. Oğle vakti, Bediüzzaman'ın gidip gönlünü alayım, Akcami'ye gidemi- yeceğini izah edeyim düşüncesiyle, Ustàd'in koğuşuna gider. Koğuş pen- ceresinden bakar ki; Bediüzzaman içerde yok. Hemen jandarmaya sorar, içerdeydi, hem de kapısı kilitli." cevabını alır. Derhal camiye koşar, Be- diüzzaman'in camiin ileri ve birinci safinda, mihrabın sağ tarafında namaz kildiğını görür. Namazın sonlarında Bediüzzaman'i görmeyince, hemen hapishaneye döner, Hazret-i Uståd'in "Allahü Ekber" diyerek secdeye ka- pandiğını hayretler içerisinde müşahede eder. Hadiseyi o zamanki hapishane müdürü bizzat anlatmıştır.258 Bilâhare Denizli ve Afyon hapislerinde de tekerrür eden ayni bu vaka, resmî ihbarlara ve şsayialara sebeb olduktan sonra, Hazret-i Üstâd onu şșöy- le zarifane bir şekilde Afyon Hapsi'ndeki talebelerine açıklamış: ... Bir zaman meşhur bir allâmeyi harbin müteaddit cephesinde cihada gidenler görmüşler. Ona demişler... O da demiş: "Bana sevab kazandırmakk ve derslerimden ehl-i imanı istifade ettirmek için, benim şeklimde bazı ev liyalar benim yerimde isler görmüşler."
YANITLAYINSİL
yüksel31 Mayıs 2021 06:15 Hadisenin bu şekilde nakledilmesi hem aynı şekilde cereyan etmiş olmasıyla; herhalde Hazret-i Ustâd'ın o günü Eskişehir Ak Camii'nde bulunmak istemesinin bir hikmeti ve bir manası olması lazımdır. Çünkü nakil şeklinde "Mutlaka bulunmam lazım" tabiri vardır. 0 ise mutlaka bir manayı ve bir kesin lüzumluluğu ifade eder. Làkin o lüzumluluk ve mecburi bulunmaklığın mana ve hikmetini bizler bilemiyoruz. A.B. 288 Büyük arihçe-i Hayat, Eskişehir hapis faslı, s: 178. Bediuzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe i Hayatı cilt 2/ 1324syf Dr. Abdülkadir Badıllı
Dünya saltanatı ile manevi saltanat birleşmez.(M.) 58:15. Mektup, 2.suâl. Hilafet ve Saltanat gayr-i münfektir.(Sn.) 50. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.580.
Hasan bin Ali r.a. şöyle der. Ben dedem Resulullahtan şöyle ezberledim. Şüpheli olanı bırak, şüphe vermeyene bak! Zira doğruluk huzur, yalan ise şüphe kaynağıdır. ( Tirmizi,kıyamet 60/2518. Bkz. Buhari , 3.) Edebi yol haritası İslâm. Dr. Murat Kaya. Altınoluk. sy.427.
Bu sırada Lozan'da barış konferansı başlamıştı. Bir taraftan müzakereler de- vam ederken diğer taraftan mecliste mu- halefet gittikçe sertleşerek hükümetin gerek Lozan'daki politikasıni gerekse re- formlarla ilgili tavrini eleştirmekteydi. Hi- lâfet ve saltanat meselesi bu eleştiriler arasinda üzerinde en çok durulan husus- lardi. Lozan Antlaşması'nin meclisin salt Çoğunluğu tarafından onaylanmasını is- teyen Mustafa Kemal Paşa mevcut du- rumun buna uygun olmaması sebebiyle meclisi yenilemeye karar verdi. 15 Nisan 1923 'te gerçekleştirilen meclisin son oturumunun arkasından seçimlere gidildi. Meclisin kapalı bulunduğu günlerde yap- lan ikinci Lozan görüşmelerinden sonra antlaşma 24 Temmuz 1923'te imzalan- di. ilk toplantısını 11 Ağustos 1923 te ya- pan yeni meclis aynı gün bu antlaşmayı onayladı. İslam Ansiklopedisi cilt 17 550.syf Türkiye Diyanet Vakfı
Huda bir yerde zayıflık, yıkılma emaresi göstermeye görsün. Dostlar yağmacılıkta düşmanları bile şaşkınlık içinde bırakır. 19.yuzyil sairlerimizden Yenisehirli'den hale denk düşen ünlü bir beyiti var.
- Dostumuz, stratejik ortağımız, NATO’da müttefikimiz ABD, bize demokrasi getirecekmiş! Daha önce Afganistan’a, Irak’a da demokrasi getirmişti. Yeni projenin adı “Turkish Democracy Project”.. “Arap Baharı” dedikleri süreçte de bölgede aktif olan örgüt “İslam and Democracy Fondation”du. Nasıl bir İslam getireceklerini sorarsanız; bakınız “Gülen hareketi”!!. Yeni TDP’de de yine FETÖ’cüler en önde tabii. Tabii demokrasi deyince akan sular duruyor. Sahi demokrasi imanın kaçıncı şartıydı? Her işin başına sonuna demokrasi ekleyeceksiniz ki tadı olsun.
Yeni demokrasi havarisi Bolton hazretleri(!) “Türkiye’de alarma geçmenin vakti geldi” diye buyurmuş. TDP derken Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi’nden söz etmiyorum. Kaldı ki, o da demokrattır. Zaten Türkiye’de demokrat olmadığını söyleyen parti var mı? HDP de demokrasi istiyor, AK Parti de KADEM de demokrasi istiyor, daha birçok vakıf, dernek de.
DB’u TDP’nin kurucularından ABD Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı John Bolton, “Türkiye’de alarma geçmenin vakti geldi” demiş. Bolton, AK Parti için “Bir zamanlar güvenilir NATO müttefiki idi, şimdi demokrasiye sırtını dönüyor ve Rusya’yı kucaklıyor” demiş. Muhalefet kıpır kıpır. Biden, muhalefeti bir bütün olarak mı destekleyecek yoksa birilerine göz mü kırpacaklar, göreceğiz.
Demokrasi 2. Körfez Savaşında Kuveyt-Basra Ölüm Otoyolu (Highway of Death)’de kendini göstermişti. Buyurun “Basralı Ömer” o günleri anlatıyor: Ben Basra’dan Ömer. / Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks; / Önce demokrasi yağdı göklerden / Sonra özgürlük geçti üstümüzden palet palet. / Ve insan hakları namlularından / Yüzü maskeli adamların / Saniyede bilmem kaç bin adet. / Demokrasi bizim eve de isabet etti / Bir gün sonra anladım ayaklarımın koptuğunu / Babamın vücudunda / Tam on sekiz adet / İnsan hakları saymışlar. / Annem zaten yoktu / Ben doğarken / İlaç yokluğundan ölmüş. / Ambargo falan dediler ya / Anlamadım, çocuk aklı işte / Sen daha iyi bilirsin. / Sizde de barış böyle midir Franks? / İnsan hakları çocukları yetim / ve ayaksız bırakır mı orada da? / Ya demokrasi? / Güpegündüz pazara düşer mi? / Ve zenginlik. / İnsanları korkudan uykusuz bırakır mı? / Ve kuşlar gökyüzünü terk eder mi orada da? / Babamla söylediğim son dua dilimde, / Ayaklarım hastanede, / Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar / Elimde kaldı…/ Çocuğun var mı Franks? / Al çocuğuna götür onları / Bir işe yarasın. / Kim bilir baktıkça, / Belki beni hatırlarsın. / “Bu nasıl Demokrasi Franks? / Düştüğü yeri yaktı / Merhamet hür dünyaya / Bu kadar mı Irak’tı?”
Bu bize demokrasi getirecek projede eski Florida Valisi Jeb Bush, İtalya’nın eski Dışişleri Bakanı Sant’Agata gibi isimler de bulunuyormuş!. Kurucuları arasında ayrıca FETÖ’den hakkında yakalama kararı bulunan Aykan Erdemir de yer alıyormuş.
Bir alem bu batılılar, işi gücü bırakmışlar bize demokrasi getirecekler.
Demokrasi Projesi, “Türkiye’nin son zamanlarda demokrasiden uzaklaşmasına ve otoriterliğe dönüşmesine cevap olarak oluşturulmuş, kâr amacı gütmeyen, partizan olmayan, uluslararası bir politika örgütü” olarak hayata geçiriliyor ve bu yolda siyasi partiler, sivil toplum, media ve bu projeye katkı sağlayacak işadamları ve akademisyenlerle birlikte çalışacak. Yani yeni Gezinin fahri danışmanı bunlar olacak. Yeni sağ, yeni sol, yeni merkeze bunlar yeni liderler kazandıracaklar.
2020’de “Freedom House” örgütü, Türkiye’yi “özgür olmayan ülke” ilan etmişti. Şimdi harekete geçiyorlar.
Bir süre önce de ABD’li Demokrat Senatör Bob Menendez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a taviz verilmemesini istedi.
Biden da zaten, özellikle LGBT konusunda negatif tavır içinde olan ülkelerle ilişkilerini gözden geçireceklerini açıklamasından önce de, Türkiye’de demokrasinin kökleşmesi için muhalefete destek vereceklerini açıklamıştı. Biden’ın Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesi, S400, F35 konusu, ayrıca Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, PKK, PYD, HDP ile ilgili konular Türkiye ile öteden beri hep sorun olmaya devam etti.
Biliyorsunuz, Türkiye’de darbelerin ve terörün arkasında ABD var. Darbeciler, teröristler kaçınca nereye sığındıklarını da biliyorsunuz. Soğuk savaşın özel harbinin Türkiye’deki sağ-sol kavgasının merkezinde yer aldığını da biliyorsunuz. İşte şimdi o Amerika bize demokrasi getirmek için kolları sıvamış!
ABD’nin “demokrasi sicili”(!) kabarık. 1945’ten yani 2. Dünya Savaşından bu yana 25 ülkeyi bombalamış, işgal etmiş / etmeye çalışmış: Çin, Kore, Guatemala, Endonezya, Küba, Kongo, Dominik, Peru, Laos, Vietnam, Lübnan, Grenada, Libya, El Salvador, Nikaragua, İran, Panama, Irak, Kuveyt, Somali, Bosna, Sudan, Afganistan, Suriye bunlardan bazıları. Nerede ise zulmetmedikleri kıta kalmamış.
1975’te Nixon: “Vietnam’ı işgal etmeyeceğiz, halkına zulmeden bir iktidara karşı Vietnamlıları koruyacağız,” demiş ama 2 milyon insan öldürülmüş. Bush: “Niyetimiz, Afganistan’a barış, adalet ve özgürlük götürmek” demişti, arkalarında kan ve gözyaşı, viran olmuş kargaşaya teslim bir ülke bıraktılar. Kayıt tutan da yok. 2. Kerbela’da 2003’den bu yana 2 milyonu aşkın ölü. Çoğu kadın, çocuk, hasta, yaşlı.. 2001’den bu yana Afganistan’da bir milyona yakın insan öldü. Yine Bush: “Gayemiz, Irak’taki kimyasal silahları imha etmek. Irak’a barış, adalet ve DEMOKRASİ götürmek” diyordu. Obama: “ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları için Suriye’ye müdahale edeceğiz” demişti. Ettiler sonuç ortada.
Zulmetmedik ahali kalmamış. Şimdi de CoVID ile dünyayı öldürüyorlar. Yine, her zaman olduğu gibi “ıslah edici” rolündeler. 1945 Japonya’da Nagazaki ve Hiroşima ve çevrede atom bombasının etkisi ile toplum ölüm 500.000, aynı yıl Dresden katliamı 3 günde 200.000 kişi öldü. 1950 Kore’de 4 milyon ölü, 1950 Guatemala’da 200.000 ölü, 1953 İran’da on binlerce insan infaz edildi.. 1955’de Endonezya, Laos, Kamboçya’da çok sayıda ölümlü toplumsal olaylar.1956 Mısır, 1958 Lübnan, 1958 Tayvan, 1959’a kadar son 9 yılda Küba’da Batista operasyonunda 60.000 ölü.1960 Kongo’da iç isyanda 3 milyonu aşkın can kaybı, 1961 Laos, 1962 Küba, 1962 Vietnam’da 3 milyon can kaybı, 1965 Dominik, 1970 Laos, 1973 Şili, 1975 Kamboçya, 1981 El Salvador, 1986 Bolivya, 1988 Honduras, 1989 Panama,1990 Hawai, 1990 Liberya, 1991 Irak. Dolar operasyonu ile dünyayı soyup soğana çevirenler bunlar. Kızılderili katliamı, kara derililerin köleleştirilmesi, sarı ırkın sömürülmesi, dünya savaşları, soğuk savaş kimin eseriydi?! Dünyada 1950 yılından beri tam 475 askeri darbe girişimi gerçekleştirilmiş. Bunların 236 tanesi amacına ulaşmış ve başarılı olmuş, 239’u ise başarısızlıkla sonuçlanmış.
“Sevinin başlar yüksekte”.. Her yeri donatın “Welcome” diye. 15 Temmuz’da geliyorlardı (!) olmadı, şimdi daha farklı bir yolla Amerika bize demokrasi getirecek! Sağlık getirecek! Hadi hemen aşı olun! Aşı olmayana demokrasi de yok. Bir yetmez 3 aşı olacaksınız, 6 ay sonra aşk ile vecd ile bir daha. “Bill amcamız” öyle diyor, ondan iyi mi bileceksiniz. Heey “Tom Amcanın çocukları”!!! Allah sizin şerrinizden insanlığı korusun. Selâm ve dua ile.
Allah c.c. giden üç yol FELSEFE İLİM DİN Birinci yol yerin altından tünel kazarak gitmektir, ikinci yol yolun üstünden yürümektir, üçüncü yol ise, en kısa ve süratlidir ki, uçarak gitmektir.İşte bu yol din yolu, kur an yoludur. son şahidler 4. bediüzzaman said nursi yi anlatıyor sy.380.
insanların Allah Teala'ya en sevimli ve kıyamet gününde O'na en yakın olanı, Adil hükümdardır. Kıyamet gününde Allah'ın en buğz ettiği ve azabı en şiddetli olan insan ise, zalim hükümdardır. Ravi: Hz. Ebû Said el Hudri (r.a.) Sayfa: 17 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Soruldu: "Kimin için Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Allah için, Kitabı için, Resulü için, ümera için ve bütün müslümanlar için. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 97 / No: 11 Ramuz El-Ehadis Din samimiyettir. Açıklaması.
Dinin direği ve esası: Allahı tanımak, yakın (iman gürlüğü) ve faydalı akıldır. Denildi ki: "Faydalı akıl nedir?" Buyurdu ki: "Allah'a isyandan elini çekmek ve Aziz ve Celil olan Allah'a taata harîs olmaktır. Ravi: Hz. Âişe ra Sayfa: 284 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Bir kimse din kardeşine sûi zanda bulunursa, Rabbına karşı kötülük yapmış olur. Zira Allah şu mealde buyurur: "Zannın çoğundan sakının." Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 402 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
- Dikkat! “Gelecek günler” geçen günleri aratabilir. İnşallah korkulan olmaz, ama gidişat iyi değil. Bizler kendimizi değiştirmeden, Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecek. Bir ülkede yaşayanlar, o ülkede olup-bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir.
Mikroplar bünyeyi sardıklarında o canlı ölürken, onunla birlikte o mikroplar da ölür. Pek azı başka bir canlıya bulaşır ve aynı döngü devam eder. Mikrop mikropluğunu yapar. Mikroplara bulaşan canlılar, eğer sağlıklı bir ortamda, sağlıklı bir çevrede, sağlıklı bir hayat sürmüyorlarsa akıbetleri değişmeyecektir.
Biz; FETÖ, PKK/PYD-HDP, LGBT, siyasi polemikler, Kanal İstanbul, Şehir Hastahanesi, Millet Parkı, karayolları, Hızlı Tren, İHA, SİHA, savunma sanayi üzerinden gidiyoruz da, halkın kafasında başka suali mukadderler var. Bunları kim, nasıl, kaça yaptı gibi mesela. Ya da aile, fuhuş, kumar, uyuşturucu gibi. Kara para, mafia, çeteleşme, adaletsizlik gibi. Millet BÇG, ADD, ÇYDD, Ergenekon, Balyoz konusunu unuttu gitti.
Cami çoğaldı da, cemaatin sayısı ve kalitesi iki ayrı konu. Okul çok da müfredat ayrı bir dert, öğretim kadrosu ayrı bir dert, yönetimi, ekonomisi, talebesi, diplomalı işsizler ordusu ayrı bir dert.
“The Cemaat”in okullaşma ve dershane politikası, Türkçe Olimpiyatları, “Diyalog ve Hoşgörü” politikası toplumun büyük kesimi tarafından destekleniyordu, ama bunlar onların yargılanmalarına engel olmadı. Mediada 1 numara olmuşlardı hatırlarsanız, tiraj, rating olarak, gazete, Tv değil sadece radyo, dergi, kitap, dağıtım olarak. Vakıf, dernek, sendika gibi örgütlenmelere de el atmışlardı. Olmadıkları yer yoktu!? Birçok ülkede örgütlenmişlerdi. Radikal İslam’a karşı “ılımlı İslam” diye bir din icad etmişlerdi ve çoğu kimse de, alameti farikalarını kaybetmiş bir din olarak, BİREYsel planda vijdanlara, toplumsal planda mabetlere hapseden “Amerikano İslam”ı çok sevmişti. Yani bazı şeyleri iyi yapmak, bazan bazı yanlışlar sözkonusu ise, o işleri itibarsız hale getirebilir.
Şimdi mevsimlerden yaz. CoVID yasaklarının hafifletilmesi göreceli bir rahatlama sağlayacak gibi. Ama ekimde olacak göreceğiz.
Bir yandan İstanbul depremine dikkat. İstanbul depremi bir kırılma noktası oluşturabilir. İstanbul depreminin şiddeti ne olacak. Bu biraz da Tuzla-Çanakkale hattının kaç etapta kırılacağı ile ilgili. Deprem yakamızı İstanbul’dan sonra da bırakmayacak. Ege fay hattı var. Çanakkale’den Girit’e kadar kırılma yaşanacak, adalar ve Ege’nin iki yakası bundan zarar görecek. Sonra Girit-Kıbrıs fay hattı. Kıbrıs’tan Kızıldeniz deltası, oradan tekrar Lut gölü üzerinden Amanoslar’a / Gavur dağına uzanan fay hattı. Ortadan da tekrar doğuya doğru uzanan hat. Özellikle bu saydığım bölgede yıkım çok büyük olabilir.
Çin, Kanal işinde olacak mı? Çin çok sayıda vatandaşı için Türkiye’den vatandaşlık almak ve Türkiye’de zor durumdaki fabrikalar yanında maden sahalarının işletmelerini almak istiyor. Mesela Boraks konusunda Türkiye’de İngiltere, Çin ve ABD arasında büyük bir rekabet yaşanabilir. Gıda, tarım ve hayvancılık konusu da öyle. Maden sahaları konusunda birileri çevrecileri, yabancılara karşı milliyetçileri sahaya sürebilir ya da birtakım politikacı ve bürokratlar üzerinde baskı oluşturmalar için yolsuzluk ve ahlaki sorunlarla ilgili dosyaları servis edebilirler. Ya da Doğu Türkistan konusu da bu hesaplaşmada gündeme gelebilir. Çin konusu aklınızda olsun. Mevlana’nın çok güzel bir sözü var; “Köpeğin kuyruğuna bastım, sesi ağzından çıktı” diye, birilerinin ayağına basarsanız, sesinin nereden çıkacağını bilemeyebilirsiniz!
5G, CoVID, Starlink, akıllı şehir, akıllı ev konusunda çok kötü bir sınav verdik. Oysa görüntüde her şey yolunda, yarın bu işlerin görünenin dışındaki yanı devreye girerse, o zaman o zaman nasıl dehşet bir yanlış yapmışız o zaman anlaşılır, ama korkarım bu işi anladığımızda çok geç kalınmış olur.
İşin dini, ahlaki boyutuna, aile boyutuna hiç girmiyorum. Kaldı ki, bunları verdikten sonra diğer konular mükemmel olsa ne yazar. Ahireti kaybettikten sonra bir eline Ay’ı, öbür eline Güneş’i verseler ne yazar. Haram işler, haram sözler, haram ilişkiler, helal-haram gözetmeyen kişilerle nereye kadar gidebilirsiniz ki!
Birçok şey artık bir kişi tarafından biliniyor. Yani sır değil. Gizlemenin de alemi yok. Zaten bundan sonra birçok şeyi uzun süre sır olarak saklamak da mümkün değil.
Tabii gelecek günlerin ne getireceğini Allah bilir. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Bir de sonuç ne olursa olsun, Allah’ın ipine tutunanlar kurtuluşa erenlerden olacak. Bizim yaptığımız sadece geleceğe ilişkin muhtemel olaylara karşı zihnen hazırlıklı olmak. Yani tedbir sadedinde. Bugün yapıp yapmadıklarımız, söyleyip söylemediklerimizle biz ahiret yurduna bu şekilde ya kendi sırtımızda kendi cennetimize tuğla taşıyacağız, ya da kendi cehennemimize odun taşıyacağız.
Ahmet Taşgetiren Yazarın Tüm Yazıları > "Soylu sorunsalı" 08/07/2021 00:24 Ben -sorunsal- kelimesini kullanmayı tercih etmem pek. Ama burada -mesele- de gitmiyor, problem bile hafif kalıyor. -Sorunsal- -sorun haline gelişi hepsinden daha vurgulu bir şekilde ifade ediyor. Tam Süleyman Soylu’nun şu andaki durumuna uygun.
Aslında Soylu hem kendi başına bir sorun haline gelmiş bulunuyor hem Ak Parti için, hem Erdoğan için, hem etkin iktidar ortağı olarak MHP için…
Bir kere, ağır suçlamalar var, Sedat Peker tarafından ifade edilen. Çıktı iki tv kanalına cevap verdi, cevap verme gereği duyacak kadar ağır suçlamalar söz konusuydu çünkü, ama o cevaplar kamuoyu tarafından tatmin edici bulunmadı, bir, suçlamalar sadece kendisinin verdiği cevapla ortadan kalkmaz, kesinlikle yargıda aklanmayı gerektirir iki.
Soylu Cumhurbaşkanlığı kabinesi içinde, onun için suçlamalar, bizzat o kabineyi oluşturan ve yöneten kişiyi ilgilendiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alıştığı ifadeyle “onun içişleri bakanı” Soylu. Soylu’ya yönelik iddiaları yok farz etmesi, bir hukuk devletinde mümkün değil. Ruhsar Pekcan’a da Soylu’ya da sahip çıktı Cumhurbaşkanı Erdoğan, ama bu “sorunsal”ı ortadan kaldırmıyor. “Göz yumulan bir dosya” haline geliyor Soylu dosyası.
Soylu, Ak Parti için bir “sorunsal”. Çünkü vatandaşlar, bütün Türkiye’de, Peker’in Soylu ile ilgili iddialarını soracaklar kendilerine. Milletvekillerine veya yerel teşkilatlara. Ortada taşınması zor bir yük var mı, var. Tamam, terörle mücadele diye bir olgu var ve orada Süleyman Soylu’nun iradesi etkili. Ama öte yanda vahim iddialar da var, ne yapmalı bu durumda? Beklenti şu mu? “Terörle mücadele hatırına Soylu ile ilgili diğer iddialar görmezden gelinmeli. “ Türkiye siyasetinde çarpık bir anlayış olduğu biliniyor: Çalıyorlar ama çalışıyorlar. Öyleyse çalışmak çalmayı tolere eder. Terörle mücadele de, dosyadaki iddiaları görmezden gelmeyi gerektirir. Bu mudur?
Belli ki Ak Parti bünyesi bu noktada savunma güçlüğü içinde.
İşin Cumhur İttifakı’nın işleyişi açısından sıkıntılı bir durumu var. Soylu Ak Parti’nin içinde ama, hükümetteki konumu ile ilgili sıkıntılı bir durum söz konusu olduğunda, ilk savunma hattını MHP lideri Bahçeli oluşturuyor. “Dokunanı yakarım” üslubunda sesler yükseliyor oradan. İlk istifa girişiminde de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sessizliğine mukabil ilk savunma nidası Bahçeli’den yükseldi, ve şimdi “Kimse Süleyman Soylu’yu yalnız zannetmesin” gibi bir feveranın sahibi Bahçeli oldu.
Bu ifadelerde belli ki “Soylu’nun öncelikle Ak Parti tarafından, ve tabii ki henüz vurgulu bir tavır alış sergilemeyen ve Soylunun bulunması gereken toplantılara davet etmediği gözlenen Cumhurbaşkanı tarafından yalnız bırakıldığı” gibi bir alt metin bulunuyor.
Bazı sorular var:
-Ak Parti zeminlerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a artık Soylu’nun savunulamaz, taşınamaz bir yük haline geldiği kanaatleri mi ulaşıyor?
-Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önceki istifa olayında ve gelen tepkilerde de ortaya çıktığı gibi Soylu’nun parti bünyesinde “kritik bir konu” haline geldiğini mi düşünüyor?
-MHP liderinin önceki olaydaki çıkışı anlamlıydı. Şu son çıkışı daha da anlamlı vurgularla dolu. MHP, Hükümet’e herhangi bir bakanla katılmıyor. Bu da “memleketin selameti için her türlü fedakarlığa razı olma” yaklaşımıyla izah ediliyor. Soylu çıkışları ise “stratejik bir mahiyet” görüntüsü veriyor. Bu da, “Soylu, hükümetteki MHP hücresi mi?” sorusunu gündeme getiriyor. Cumhurbaşkanlığı nezdinde bu konu nasıl okunuyor, sorusu önemli.
-Bir diğer soru da, Soylu’nun iltisaklı bulunduğu dosyaların hem çok geniş bir çevreyi ilgilendirdiği, dolayısıyla üzerine gidildiği takdirde başka dosyaların ortaya çıkacağı, hem de bizzat Soylu’nun sahip olduğu “mahrem bilgiler”in tedirginliğe yol açması ihtimalinin tavırları nasıl etkiliyor olduğu ile ilgili. Bu noktada Soylu’nun tv programında “eski içişleri bakanının oğlunun para sayma makinesi”ni gündeme getirmesine dikkat çekiliyor. 17-25 Aralık’la ilgili Bahçeli’nin “saklı” tavrı da bu çerçevede hep akılda tutuluyor.
Gelinen noktada “Soylu sorunsalı” nasıl bir sonuç üretecek? Bahçeli’nin son konuşması çok kritikti. Soylu artık Ak Parti’den çok MHP’nin alanındadır. Bir istifa söz konusu olduğunda MHP’de politikaya devam eder mi, Ak Parti’den ne götürür, sorusunu da ben yabana atmıyorum.
MÜDDESSİR SÛRESİ سورة المدّثّر Kur’ân-ı Kerîm’in yetmiş dördüncü sûresi. İlişkili Maddeler KUR’AN İslâm dininin kutsal kitabı. SÛRE Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan 114 bölümden her biri.
Müellif: M. KÂMİL YAŞAROĞLU Adını ilk âyette yer alan müddessir (örtüsüne bürünen) kelimesinden alır. Mekke döneminin ilk yıllarında nâzil olmuştur. Elli altı âyet olup fâsılaları ا، د، ر، ن، ة، هـ harfleridir. Sûrenin ilk âyetleri, çoğunluk tarafından kabul edildiğine göre Alak sûresinin ilk beş âyetinden sonra inmiştir. Bu âyetlerde Allah Teâlâ Hz. Peygamber’e, “Ey örtüsüne bürünen!” diye hitap ederek artık insanları uyarmak için harekete geçmesini, rabbinin büyüklüğünü tanımasını, elbisesini temiz tutmasını ve kötülüklerden sakınmasını emretmektedir. Bu âyetlerin nüzûl sebebiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem’in Mekke yollarının birinde yürürken bir ses duyduğu, fakat kimseyi görmediği, korkarak evine geldiği, bir köşeye çekilip, “Beni örtün” dediği, bunun üzerine ilk âyetlerin nâzil olduğu şeklindeki rivayetin yanı sıra (Mâtürîdî, vr. 842a; Kurtubî, XIX, 59-60) müşriklerin kendisine “sihirbaz” demelerinden dolayı Resûlullah’ın üzüldüğü, evine girip örtüsüne büründüğü görüşü de mevcuttur (Mâtürîdî, vr. 842a; Fahreddin er-Râzî, XXX, 190). İlk rivayetin sıhhatinde tereddüt gösteren Mâtürîdî’nin de belirttiği gibi Hz. Peygamber’e gelen vahyin, muhtevası anlaşılmayan bir sesten ibaret olması, ayrıca onun korkup bir örtüye bürünmesi yadırganan bir husustur. Bir önceki Müzzemmil sûresi de aynı mânadaki hitapla başlamaktadır. Bu iki sûrede yer alan “örtüsüne bürünen” nitelemesi Râzî’nin de kısmen işaret ettiği üzere mecazi mânada olmalıdır ve ilâhî hitabın asıl amacı muhtemelen, Hz. Muhammed’in nübüvvet ve risâlet görevinin gereği olarak artık tebliğ faaliyetine başlamasının istenmesidir. Kaynaklarda sebeb-i nüzûl diye gösterilen sihirbazlık ithamı ise muhtemel görünmemektedir. Çünkü müşriklerin bu iddiada bulunması için Kur’an metninden epeyce bir kısmın vahyedilmesi gerekir. Halbuki Müzzemmil ve Müddessir sûreleri ilk nâzil olan âyetlerden oluşmaktadır.
Hem nazmı hem mâna ve muhtevası açısından yüksek edebî değere sahip bulunan Müddessir sûresinin temel konusunun muhataplarına sorumluluk duygusu telkin etmekten ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Yâsîn sûresinde de beyan edildiği gibi (36/6) ataları ilâhî bir tebliğle uyarılmayan Kur’an’ın ilk muhatapları güçlünün haklı olduğu düşüncesiyle hayatlarını sürdürmekte, toplumda kadınlara, köle, fakir ve kimsesiz zümrelere zalimce davranmakta sakınca görmemekteydi. Çünkü insanın yaptığı kötülüğün yanına kâr kalacağına, başka bir hayatın ve hesap gününün bulunmadığına inanıyorlardı. Müddessir sûresi, ilk ilâhî mesajlardan biri olarak dünyadaki davranışların karşılığının görüleceği ebedî hayatı vurgulu bir şekilde dile getirmektedir.
Sûrenin yedi emir içeren ilk yedi âyetinin muhatabı Resûlullah olup bunlarda yukarıda sıralananlar yanında insanlara yapacağı iyilikleri gözünde büyütüp başa kakmaması, davet ve tebliğ faaliyetlerinde karşılaşacağı güçlüklere rabbinin rızası için sabretmesi istenmektedir. Bu emir ve tavsiyeler Hz. Peygamber’in şahsında davet ve irşad görevi yapacak herkese yöneliktir. Âhiret sorumluluğu taşıması gereken her insanı hedef alan bundan sonraki âyetlerde kıyametin bir gün kopacağına temas edildikten sonra (âyet 8-10) yetenekli, güçlü, zengin, fakat gerçeğe karşı inatçı ve kibirli bir tip tasvir edilmekte, böylesinin cehennemin maddî ve ruhî tahribatı büyük olan bölümüne (sekar) atılacağı bildirilmektedir (âyet 11-30). Sözü edilen bu kişiyle Asr-ı saâdet döneminde Velîd b. Mugīre’nin kastedildiği belirtilmektedir (Taberî, XXIX, 99). Daha sonra nefsânî arzuların baskısından kurtulmak için en güçlü uhrevî müeyyide olan cehennemden söz edilmekte ve inançsız her insanın dünyada yaptıklarının cezasını orada çekeceği belirtilmektedir (âyet 31-38). Burada cehennem ehlinin dünyadaki kötü vasıfları şöyle haber verilmektedir: Alnı secdeye varmamak, fakirleri doyurmamak, gaflet içinde bulunanlardan ayrılmamak ve nihayet bunların etkisiyle büyük hesap gününün vukuuna inanmamak (âyet 39-47). Sûrenin son dokuz âyetinde ümit bağladıkları kişilerin ve putların bâtıl ehline âhirette hiçbir fayda sağlayamayacağı bildirildikten sonra böylelerinin bunca uyarılara rağmen öğüt kabul etmedikleri, âdeta her birine özel bir ilâhî mesajın gelmesini bekledikleri, ancak böyle bir şeyin mümkün olmadığı ifade edilmektedir. Bazı kaynaklarda Müddessir sûresinin faziletiyle ilgili olarak yer alan, “Allah Müddessir sûresini okuyan kimseye Mekke’de Muhammed’i tasdik eden ve yalanlayan kimselerin her biri sayısınca on sevap verir” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 188; Beyzâvî, IV, 349) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, II, 725).
Müddessir sûresine dair yapılan çalışmalar arasında Abdülhamîd Mustafa İbrâhim’in Teʾemmülât belâġıyye fî sûreti’l-Müddes̱s̱ir (Kahire 1987) ve Halûk Nurbâki’nin Kur’an’ın Matematik Sırları (İstanbul 1987, s. 7-49) isimli eserleriyle M. Cuypers’in “Structures rhétoriques de la sourate 74 (al-Muddaththir)” (Luqmān, XIII/2 [1997], s. 37-74) ve Uri Rubin’in, “The Shrouded Messenger on the Interpretation of al-Muzzammil and al-Muddaththir” (Jerusalem Studies in Arabic and Islam, XVI [1993], s. 96-107) başlıklı makaleleri zikredilebilir.
Asırlık Gece - Belgeler ve Deliller Işığında 15 Temmuz Darbe Girişimi Kitap Açıklaması 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlıklar kimler tarafından, nerde ve nasıl yapıldı?
FETÖ’cüler böyle bir darbe girişimine neden kalkıştı? Darbe saati niye erkene alındı? Darbenin ilk saatlerinde Fetullah Gülen hangi sivil imamla görüştü? Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım darbe olduğunu öğrendiklerinde ne konuştular, ne karar aldılar? Genelkurmay Karargâhı ve diğer karargâhlar nasıl işgal edildi? Üst düzey komutanların başına ne geldi? Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim, Fetullah Gülen’le kimi görüştürmek istedi? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’ten İstanbul’a intikali nasıl planlandı, yol boyunca neler yaşandı? Ankara’yı bombalayan uçaklara kim talimat verdi? TRT baskınının ve TV’deki darbe bildirisinin arka planında neler yaşandı? Ömer Halisdemir, Semih Terzi’yi nasıl etkisiz hale getirdi? Darbe nasıl bastırıldı, darbeciler hangi koşullarda teslim olmak zorunda kaldı? Darbe başarılı olsaydı nasıl bir Türkiye’ye uyanacaktık?
Asırlık Gece, hazırlık safhasından bastırıldığı ana kadar darbe girişimi kapsamında gerçekleşen birçok olayı, deliller ve belgeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almakta ve aydınlatmaktadır.
Asırlık Gece - Belgeler ve Deliller Işığında 15 Temmuz Darbe Girişimi Kitap Açıklaması 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlıklar kimler tarafından, nerde ve nasıl yapıldı?
FETÖ’cüler böyle bir darbe girişimine neden kalkıştı? Darbe saati niye erkene alındı? Darbenin ilk saatlerinde Fetullah Gülen hangi sivil imamla görüştü? Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım darbe olduğunu öğrendiklerinde ne konuştular, ne karar aldılar? Genelkurmay Karargâhı ve diğer karargâhlar nasıl işgal edildi? Üst düzey komutanların başına ne geldi? Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim, Fetullah Gülen’le kimi görüştürmek istedi? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’ten İstanbul’a intikali nasıl planlandı, yol boyunca neler yaşandı? Ankara’yı bombalayan uçaklara kim talimat verdi? TRT baskınının ve TV’deki darbe bildirisinin arka planında neler yaşandı? Ömer Halisdemir, Semih Terzi’yi nasıl etkisiz hale getirdi? Darbe nasıl bastırıldı, darbeciler hangi koşullarda teslim olmak zorunda kaldı? Darbe başarılı olsaydı nasıl bir Türkiye’ye uyanacaktık?
Asırlık Gece, hazırlık safhasından bastırıldığı ana kadar darbe girişimi kapsamında gerçekleşen birçok olayı, deliller ve belgeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almakta ve aydınlatmaktadır.
Türk İstiklal Harbi ve erken devir Cumhuriyet tarihinin en ilginç ve o oranda da hakkında az şey bilinen kişiliklerden birisidir Refet Paşa.Bunun en önemli nedeni ise Paşa hakkında ciddi bir çalışma yapılmış olmamasıdır. Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a çıkan,Heyet-i Temsiliye ve Kuvayı Milliye döneminde etkin görevler üstlenen,TBMM Hükümeti’nin 9 Kasım 1920 tarihli emriyle Batı Cephesinde kuruluşuna başlanan düzenli ordu ve özellikle süvari birliklerinin teşkilinde önemli çalışmalar yapan,Sakarya Meydan Muharebesi’inde Milli Müdafa Vekilliği yapan,Büyük Türk Taarruzu ve Mudanya Mütarekesi ardından İstanbul’un TBMM Hükümeti adına işgalcilerden teslim alınması ve yeni devletin halka tanıtılmasında önemli katkıları olan Türk İstiklal Harbi’nin önemli komutanlarındandandır Refet Paşa. Refet Paşa’yı anlatan bu eserde,Osmanlı Devleti’nin son dönemini,Sina-Filistin Cephesi’ndeki gayretlerini,İstiklal Harbi’ndeki faaliyetlerini,TBMM Hükümeti adına Doğu Trakya’yı teslim almasını.Mustafa Kemal Paşa ile olan görüş ayrılıklarını,kısaca yeni bir Türk Devletinin doğuş hikayesini okuyacaksınız. İlk defa yayınlanan fotoğraflarla….
Refet Bele’nin askerî hayatını konu alan bu çalışmamızda amacımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve sonrasında büyük hizmetleri olan bu şahsiyetin Cumhuriyet tarihindeki yerini ortaya koymaktır. Refet Bele Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra Makedonya’da çetelerle mücadele etmiş ve daha sonra Balkan Savaşı’na iştirak etmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Sina-Filistin Cephesinde, özellikle İkinci Gazze Muharebesi’nde büyük yararlıklar göstermiş ve Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Jandarma Genel Komutanı olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın daveti üzerine Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a çıkanlar ve Milli Mücadele’ye ilk katılanlar arasında yerini almıştır. Amasya Tamimi’ni imzalamış ve Sivas Kongresi’nde Heyet-i Temsiliye üyeliğine seçilmiştir. 10 Aralık 1919’da Nazilli’de Aydın Kuvayı Milliye Komutanlığını üstlenmiş ve daha sonra iç isyanların bastırılmasında büyük yararlılıklar göstermiştir. 9 Kasım 1920’de Batı Cephesinin, ikiye ayrılmasının ardından Güney Cephesi Komutanlığına atanmıştır. Milli Mücadele’de iki kere İçişleri ve bir kere Milli Savunma Bakanlıklarında bulunmuştur
"Hiçbir şeyi olduğu gibi görme, her şeyin bir arka planı var. Asırlık Gece Hüseyin Aydın sy. 34. Belgeler ve deliller ışığında 15 temmuz darbe girişimi
Toplantının yapıldığı Hava Harp Okulu'nun nizamiyesindeki kameralar da dahil olmak üzere tüm kameralar, saat 23.15 ila 03.00 arasında kapatılmıştı. Tüm kameralarun bu saat aralığnda niye kapatıldığı konusu hala esrarını koruyor. Konuyu daha gizemli hale getiren, Akıncı Üssü'nde ele gecirilen el yazısi notlarda 14 Temmuz akşamı için "lider brifingi" notunun düşülmüş olmasıydı. Asırlık Gece Hüseyin Aydın / syf 69
- 6 gün önceki bir haber: Yargıtay, 28 Şubat davasında cezaları onadı! Çevik Bir ile Çetin Doğan’ın da aralarında olduğu 14 sanığın hapis cezalarını ve 34 sanık hakkındaki beraat kararını onadı. “28 Şubat’ın darbe olduğu yüksek mahkeme kararıyla onaylandığına göre bu durumda, 28 Şubat darbesinin sivil kanadının, siyasi işbirlikçilerinin, medyadaki destekçilerinin de yeni açılacak darbe dosyasına dahil edilmesi hukukun gereğidir.”
Bugün 15 Temmuz’un 5. Yılı. “Yurtta Sulh Konseyi” adı verilen, ön yüzünde FETÖ, arka yüzünde ABD, ara yüzünde NATO’nun olduğu, CIA’nın planladığı darbe girişimi, halkın sokaklara çıkması ile başarısızlıkla sonuçlandı. Asker polis çatışması yaşandı, Meclis bombalandı, sivillere ateş açıldı. O günlerde açılan davalar ve başlatılan operasyonlar hâlâ devam ediyor.
Bugüne kadar 100.000 kişiye yakın asker ve kamu personeli gözaltına alınmış. Bunların bir kısmı tutuklanmış ve bir kısmı yurtdışına kaçmış. OHAL ilan edildi. Bugün 15 Temmuz hâlâ tartışılmaya devam ediyor. Darbe girişiminin uluslararası ayağı, sermaye, media ayağı, YÖK ayağı hâlâ yeterince soruşturulmadı. En çok ByLock, ankesörlü telefon, FETÖ Borsası tartışıldı ama mesela kimse Raspberry Pi konusunu konuşmadı.
Operasyonda 8651 asker (1676’sı astsubay) 1214 askeri akademi öğrencisi, 3992 hafif silah, 246 zırhlı araç, 74 tank, 37 helikopter, 24 F-16, 11 uçak kullanılmış. Ama hâlâ bilmediğimiz birçok şey var. Mesela Semih Terzi ile ilgili yeterli bilgi yok. Neydi, niye geliyordu?
Darbe olacağı belliydi, niçin tedbir alınmadı. Öğle vakti MİT’in haberi olmuştu. Hâlâ yargılama devam ediyor ama, bugün FETÖ’nün önemli birtakım adamları dışarıda, ama dolaylı ilişkisi olan birileri mahkeme kapılarında. Bunu anlayabiliyor musunuz! ABD’de ikiz kulelerde ne olduğunu öğrenebildik mi, ya da içeride Eşref Bitlis, Cem Ersever, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Özal suikastı, Muhsin Yazıcıoğlu, Hablemitoğlu suikastının gerçeğini bütün yönleri ile öğrenebildik mi?
Şüphesiz din gününde bütün bunların gerçeği ortaya çıkacak ve bu işin hesabı sorulacak. 27 Mayıs’ta 12 yaşındaydım. O zaman resmi yaşım 14’tü ve İmam Hatip 2. sınıftaydım. 12 Mart’ta MNP davasında mahkum oldum ama 74 affı ile kurtuldum. Aynı gün de zaten Yargıtay kararı bozmuştu. 12 Eylül’de Erbakan’ın danışmanıydım. 28 Şubat’ta el ele eyleminde de vardım, Sincan toplantısının hazırlığında da yer aldım. 15 Temmuz’da Köyceğiz’deydim, Marmaris’e 20 Km mesafede saat 20:30 gibi “Fetullah Gülen ve darbe söylentileri” üzerine konuşma yapıyordum. Konuşmaya yeni başlamıştım ki, darbe haberi geldi. 15 Temmuz; 28 Şubat’ı saymazsak, 12 Eylül 1980 askerî darbesinden 36 yıl sonra gerçekleştirilen ilk askerî darbe teşebbüsü oldu.
28 Şubat’ı niye saymayacağız? Çünkü 28 Şubat 1997’de olağanüstü toplanan MGK irticaya karşı, ordu ve bürokrasi merkezli bir süreç başlattı. Sincan’da Kudüs gecesi (31 Ocak 1997) bahanesiyle tanklar yürütüldü, 3 Kasım 1996’da saat 19:25 sularında Balıkesir-Bursa karayolunda Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkiinde bir kaza yaşanmıştı, Muhtıralar/Bildiriler yayınlandı Erbakan istifa etti ve yeni bir hükümet kuruldu. Darbeler tarihine “Postmodern bir darbe” olarak geçti. Bütün darbelerde Atatürkçülük, Laiklik, Demokrasi, İrticadan söz edilir. Darbelerden sonra kurulan ilk ara rejim hükümetlerindeki üyelerin hemen hemen üçte ikisi masonlardan oluşur. 28 Şubat ve 12 Eylül’de “Kudüs” vurgusu öne çıktı. 12 Eylül’de Konya mitingi, 28 Şubat’ta Sincan’daki Kudüs gecesi. Batıya verilen mesaj, “biz Kudüs’te, Filistin’de Mescid-i Aksa’yı savunanlara karşı darbe yaptık, bizi tanıyın, anlayın ve destekleyin” mesajı idi. Her darbede, TBMM, partiler dahil, tüm odalar, STK’lar kapatılırken, kapatılmayan tek dernek vardır, o da Mason Localarıdır. Hiçbir darbe bütün olarak aydınlatılamamıştır. Bütün darbeciler birbirine benzer. Hepsi yalancı, ahlaksız, hırsız, haysiyet ve şeref yoksunudur. Siyasi emellerini emperyalistlerin çıkarları ile şahsi menfaatlerini yerli ve yabancı kapitalistlerle tevhid eden işbirlikçilerdir. Bu gerçek apaçık ortada iken kendilerini “vatan kurtaran aslan” olarak takdim ederler.
FETÖ’cüler aslında her yere hakimdi. Türkçe olimpiyatları yarı resmi hale gelmişti. AK Parti ile adeta bütünleşmişlerdi. Parti üst yönetimi ve tabanının dörtte üçü bu yapı ile birlikte hareket ediyordu. Dörtte birinin yarısını FETÖ’cüler kendileri istemez, diğer yarısı da FETÖ’cüleri istemeyen, hatta bir kısmı çıkar çatışması yaşayan grublardı neredeyse. AK Parti yönetimi de tabanı da bu yeni dindarlığı çok sevmişlerdi.
FETÖ sadece 15 Temmuz gecesi kötü değildi. Başından beri öyleydi. Dinin özü ile oynaması, çıkar ilişkileri, karşıtlarına kumpas kurmaları ile baş belası bir örgüttü. Sahi 15 Temmuz başarılsaydı, kimler vali, emniyet müdürü, belediye başkanı olacaktı, bakanlar kurulu, geçici meclis kimlerden oluşacaktı, ilk etapta kimler tutuklanacaktı. Tutuklananlar kimler olacaktı. Neyle sorgulanacaktılar? Hangi şirketlere, hangi gazetelere el konulacaktı. O yurtta sulh konseyinde askerler dışında kimler olacaktı. Darbe sonrası ilk 72 saat, bir hafta neler yapılacaktı. Bu senaryoda görev alıp da operasyona katılmayanların çoğu hâlâ aramızda olabilir mi? Peki bütün bu planlar yapılırken MİT, Emniyet istihbarat, askeri istihbarat ne yapıyordu! Hani bir derin devlet vardı, onlar uyuyor mu idi. Neden “dostlarımız” bize haber vermediler (!) bu durumu. Putin’in adamı Dugin bir gün önce Ankara’da idi, sonra Antalya’ya gitti.
Darbe olacağı yazılıp çiziliyordu. Herkes biliyordu. Sadece ne zaman ve nasıl olacağı belli değildi. Yoksa adamlar davul çalarak geliyordu. Zaten darbecilerin nereye kaçtıklarına bakınca, darbenin arkasında hangi ülkelerin / örgütlerin olduğu belli değil mi?
ABD, NATO, AB.. Terörün arkasında, terör örgütlerinin arkasında da aynı yapı yok mu? Darbeler hep böyle olmadı mı zaten. Aslında kara para trafiğinin de mafya dediğiniz örgütün arkasında da, aynı derin gerçek var ve bunlar her yerdeler. Kadrolarında Şeyhler de var, Fahişeler de! Olmayan yok, sağ-sol, Alevi-Sünni. Laik-İslamcı, Milliyetçi- Globalist, herkes var. Birileri aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine kendilerine servet ve iktidar üretiyorlar. Biz FETÖ ile PKK/PYD, DAEŞ, DHKP-C ile mücadele ediyoruz değil mi? Bunların kim olduklarını, kimler tarafından nasıl örgütlendiklerini biliyor muyuz?
Nasıl darbelerin gerçeğini hiçbir zaman tam öğrenemedi isek, bu gidişle bu işin gerçeğini de öğrenemeyeceğiz. Bu işin sırrı 40. Odada gizli. Bu kafa ile öğrenemeyiz. Bunun en son örneği CoVID! CoVID de global bir darbe. İnsanların çok büyük bir bölümü sanki ipnoz edilmiş ve korkutulmuş gibi gözüküyor. Bazı gerçekleri anlatamıyorsunuz! Artırılmış sanal gerçeklik karşısında, Deepfake kurgular toplum hafızasında tersyüz oluyor. O zaman yargılamalar, terörler, kınamalar övgü ve sövgüler arasında, seçilmiş günah keçileri üzerinden birileri cezalandırılarak olayların üstü örtülüyor.
Bu illüzyondan ne zaman ve nasıl uyanacağız bilmiyorum. Hele bir de kafamıza Chip taktıktan sonra bu iş daha da zor olabilir. Ne olur, kafamızı kiraya vermeyelim. Kafalarını kiraya verenler biyonik robotlara, sistematik geri zekalılara dönüşüyor sonuçta. Akletme melekelerini kaybediyorlar, sürekli bir kurtarıcı bekliyorlar. Aşk ve öfke arasında, gerçek bilgi gizlenince zan ve vehimle ömür tüketiyorlar. Bu derin uykudan uyanalım. Yoksa bu ifritten sualin kılını bu akılla çekemeyeceğiz. Bir darbeden çıkacak, yeni bir darbe için geri saymaya başlayacağız. Selâm ve dua ile.
Ne mutlu İsa (a.s.) indikten sonraki hayata. Göğe rahmet için, arza da yeşertmek için müsaade edilir. Taş üzerine tohum ekilse biter, insanlar arasında kin ve çekememezlik olmaz. Hatta bir adam bir aslana rastlasa aslan ona dokunmaz. Yılana bassa yılan onu sokmaz. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 314 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Ebû Zerr'i şöyle dediği rivayet olunmuştur. "Bir ilim meclisinde hazır olun bulunmak bin rekat namaz kılmaktan, bin cenazeye katılmaktan. bin hastayı kaybettik ziyaret etmekten üstündür. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve TEFSİRİ. cilt. 22.sy.436. 73.Muzemmil süresi. Ayet. 20.
YANITLASİL
yuksel17 Temmuz 2021 03:58 Kendisine:"Kur'an okumaktanda mı. diye sorulduğunda o: İlim olmadan Kur'an okumak hiç fayda verir mi demiştir. Acluni 1, 433. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri İsmail Hakkı Bursevi cilt. 22.sy.436.
sorar: "Cehennem ehlinin sayısı kaçtır. Allah Teâlâ: Her bin kişide dokuz yüz doksan dokuz kişi cehennemliktir buyurur. Peygamber (sa) devamla şöyle der: "Işte o çocuğun ihtiyarladığı ve her hâmile kadın çocuğunu düşüreceği zamandır".
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki; o zamanda adam acz ve fucur arasında muhayyer kalacak. Kim bu zamana yetişirse fucura aczi tercih etsin. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 301 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, camilerde onlardan binden fazla adam namaz kılacak da içlerinde hâzâ mümin bulunmayacak. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 301 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Mesayh-i kiram şöyle der: Sâdık mürid günlük virdlerinden herhangi birini kacırdiğinda -bir ay sonra bile olsa- onu kazà etmesi uygun olanıdır. Tà ki nefis tenbelliğe alışmasın. Vird Peygamber (s.a.) den ve onun hayırh ümmetinden bizlere kadar gelen şeylerdendir. Herhangi bir kimsenin virdi yoksa onun havass/seçkinlere âid özel bir vàridi/kalbe doğan ilham, feyiz ve bereketi yoktur. Kütu'l-kulûb'da şöyle denir: Herhangi bir kimse günlük virdlerinden, herhangi birini kaçırdığında -hatırladiğinda- onun mislini/benzerini yerine 10. Müsafirin 142; Ebud Davud, tatavvu 19: Tirmizi, cuma 56; Nesai, kiyamu'Heyl 65; lbn Mace, ikame 177 Ruhu'l Beyan 22.cilt 409syf
İki dünyanın da rahatı şu iki kelimenin Tefsiri den ibarettir: Dostlara iltifat etmek, düşmanlarla iyi geçinmek. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt. 22.sy.416.
Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 297 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
İllim taleb etmeye koşun. Sâdık bir kimseden işitilecek bir Hadisi şerif, dünya ve onun üzerindeki altın ve gümüşten daha hayırlıdır. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 295 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Ben ve duası kabul olunmak şanından olan her Peygamber, şu yedi sınıf insana lanet etmiştir: Allah'ın kitabına ilavede bulunan. Allah'ın kaderini tezkib eden. Allah'ın haram kıldığını helal sayan. Ehli beytim hakkında Allah'ın haram kıldığını helal sayan. Sünnetimi küçümseyerek terk eden. Ganimette hak gözetmeyen. Mevkiini suistimal ederek, Allah'ın aziz ettiğini zelil ve zelil ettiğini aziz eden. Ravi: Hz. Amr İbni Şeğavi (r.a.) Sayfa: 296 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Peygamber (s.a.) Efendimiz'in "Bismillahi'r-rahmani'r-rahiym" ibaresini yirmi kez okuduğu :Her seferinde bir mana elde ettiği ve her kelimede bir ilim olduğunu söylediği rivayet olunur. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri. cilt. 22.sy.398. 73.el-Muzemmil suresi
Büyüklerden birisi şöyle derdi:Manasını anlamadığım. gönlümün içinde olmadığı hiç bir ayette sevap beklemem. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt 22.sy.398.
Musa (a.s) altı şeyden sual eyledi: Zanneder ki o hasletler kendisi içindi. Yedinci bir suali ise, kendisini düşünerek sormamıştı. Dedi ki: "Ya Rabbi, Kullarının hangisi daha müttekidir?" Allah Buyurdu ki: "Allah'ı zikreden ve Onu unutmayan." Dedi ki: "Hangi kulun daha hidayettedir?" Buyurdu ki: "Hangi kulum Hudaya (inzal olunan vahye) tabi ise o." Dedi ki: "Hangi kulun daha (ahkem)dir?" Buyurdu ki: "İnsanlara hükmederken kendine hükmettiği gibi olan." Dedi ki: "Hangi kulun daha ilim sahibidir?" Buyurdu ki: "İlimden doymıyan ve nâsın ilmini de kendi ilmi üzerine toplıyan alimdir." Dedi ki: "Hangi kulun daha azizdir?" Buyurdu ki: "Kısmetine razı olan." Dedi ki: "Kularının hangisi en fakirdir?" Buyurdu ki: "Sahibi sefer olan." Resulallah buyurdu ki: "Zenginlik mal zenginliği değil, kalb zenginliğidir. Allah, bir kulu için hayır murad ettiğinde onun gönlünü zengin eder, ve kalbine kanaat verir. Allah, bir kul hakkında da şer murad ettiğinde onun ihtiyacını iki gözü arasına kor. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 294 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Allah namina yalan söyleyen en edna derekeye düşer. (S.) 171: 15. Söz, zeyl Bediüzzaman hiçbir cihetle yal ana tenezzül etmedi. (T.H.) 227: Esk. hay. Beşerin dehşetli yalançılığı. (H.Ş.) 55:3. kelime Bir dane sıdk bir milyon yalanı yakar. (S.) 651:Lemaat Bir dâne-i hakikat bir haman yalana tercih edilir. (Mh.) 1. mak. Bu zamanda doğrulukla yalanın arası çok yakın. (Mh.) 131:3. maka, 1. meslek; (S.) 452:27. Sözün Zeyli, 2. sebep Doğruluk ve yalanın arası hiçbir devirde Asr-1 Saadetteki kadar açilmadı. (Mh.) 131:3. makale 1. meslek Faydalı da olsa yalana yer yoktur. (S.) 651: Lemaat Fitrat yalan söylemez. (H.Ş.) 119:Hak. Çek.; (M.) 453:Hak. Çek.; (M.N.) 214:Nokta, 4. bürhan Gaddar siyâset ve zâlim propağanda, aralannda hadsiz bir me- safe olan yalan ve sıdkı birbirine karışurmış. (H.Ş.) 51,52:3. kel. Sazeteler Meşrûtiyette belagat yerine mübalağayı ve yalanm esas aldilar. (D.H.Ő.) 44; (T.H.) 68. Hayat için yalana tenezzül edilmemeli. (D.H.Ő.) 39; (T.H.) 67. Kinâye suretiyle söylenen söz yalan sayılmaz. (L.L.) 93. üfür bütün çeşitleriyle yalancılkur. (H.Ş.) 51:3. kelime; (Mn.) 104. faslahat için yalan söylemeyi zaman nesh etmiş. (HŞ.) 55:3. kel; d.I) 93. A
Nifak ve münâfiklık zararlı bir yalancılıktır. (H.Ş.) 51:3. kelime Riyakarlık filî bir çeşit yalançılıktur. (H.Ş.) 51:3. kelime. Sahabler bilerek ellerini yalana uzatmazlar. (H.Ş.) 54:3. kelime Sahabiler zamanında yalan ile doğruluk arasında büyük bir me- safe vardı. (S.) 451:27. Söz, zey1, 2. sebep Siyâset propağandası vasıtasıyla yalancılık doğruluğa tercih ed. iliyor. (S.) 446, 452:27. Söz Şecaatla meşhur olan kolaylıkla yalana tenezzil etmez. (Mh.) 131:3. maka, 1. meslek Yalan bir kâfir lafzıdır. (S.) 651:Lemaat Yalan, büyük teşebbüsleri murdarlanın leşleri gibi ruhsuz bira- kir. (Mh.) 131:3. makale 1. meslek Yalana cevaz var m1? (t.i.) 93; (H.Ş.) 55:3. kelime Yalan çirkindir. (L.t.) 93 Yalan insanı esfel-i safilîne düşürür. (H.Ş.) 53:3. kelime Yalanın yolu kapalıdır. (H.Ş.) 56:3. kelime Yalanlarla itihat yalandır. (D.H.Ö) 41; (T.H.) 68. Yalan küfrün esası, nifakın alâmeti, Allah'a bir iftiradır (1.Í.) 93. Yalan sahibini oyuncak yapar. (L.I.) 162. Yalancılhk Sâni-i Ziülcelalin kudretine iftiradır. (H.Ş) 51:3. ke lime; (.f) 93. Yalan ve doğruluk arasında uzak bir mesâfe var. (H.Ş.) 51, 53:3. kelime Yalan yalana başlangıçur. (Mh.) 21:1. makale 4. mukaddime Yalan yüce ahlâkı tahrip eder. (t.f.) 93. Yalanın zararlan. (1..) 93.
Hayatta paradan ve maddeden başka bir kıymete inanmayan insanların bir kadında arayacaklari vasıflar güzellik ve zenginliktir. Fakat bizim gibi manaya daha çok önem verenlerin bir hanımda arayacaklari vasıflar ise güzellikten de, zenginlikten de önce ahlak ve namustur. Türkçenin Karanlık Günleri
Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 293 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 293 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 293 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Ziyaret öncesinde, bir Yunan televizyonuna (Skai TV) verdiğim mülakatta Lozan'la ilgili bir soruya cevaben söylediklerim zannediyorum biraz rahatsızlığa yol açmış. Yunanistan'ın toprak bütünlüğünde sanki Türkiye'nin gözü varmış gibi yanlış çıkarımlarda bulunanlar olmuş. Halbuki benim ağzımdan öyle bir şey çıkmış değil. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Ben Lozan konusunda bana yöneltilen bir soruya cevaben, gerekiyorsa pekala güncelleme yapılabileceğini belirttim. Kaldı ki Lozan, sadece Türkiye-Yunanistan arasında bir anlaşma değil. Bunu orada da söyledim. Lozan, farklı devletlerin işin içinde olduğu, çeşitli meseleleri konu alan muhtelif protokoller de içeren ayrıntılı bir anlaşma. Ben gerek görülürse pekala güncellenebileceği kanaatindeyim. Bu benim düşüncemdir. Siz paylaşmayabilirsiniz. Nitekim Yunanistan Cumhurbaşkanı bu tür anlaşmaların güncellenemeyeceği kanaatinde. Bana göre ise taraflar ihtiyaç hissederlerse pekala güncellenebilir. Bunu orada Cumhurbaşkanı Pavlopoulos'a da ifade ettim. Biz parlamentolarda gerekirse anayasaları bile değiştirmiyor muyuz? Değiştiriyoruz. Dolayısıyla anlaşmalar da gerek görülürse elbette güncellenebilir. Ama bu konu biraz sanki takıntı haline gelmiş gibi. Aynı şeyi Başbakan Çipras'ta da gözlemledim. Onunla da konuştum. Lozan'ı sadece Türkiye-Yunanistan arasındaki bir konu gibi telakki etmek yanlış.
GAZETE YAZARI 15 Temmuz darbesinin asıl hedefi, “paralel din” icat etmekti!
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı 16 Tem 2021, Cuma 6521131 PAYLAŞ
15 Temmuz işgal ve darbe girişimi, sadece “paralel devlet” teşebbüsü olarak algılandı ve sunuldu şimdiye dek. Oysa devlet, bu ülkenin çocuklarının elinden çoktan alınmıştı devşirme şebekeler tarafından iki asırlık süreçte.
O yüzden bu ülke zaten işgal altında: Ekonomisi, kültürü, bürokrasisi, eğitimi, sanatı bu ülkenin has çocuklarının değil, Batılıların uydusu devşirmelerin kontrolü altında ve milletin çocuklarını devşirmekte ve celladına âşık etmekte kullanılıyor.
15 Temmuz saldırısıyla yaşanan şey, Türkiye’yi ele geçirip İslâm’ı Protestanlaştırma (tıpkı diğer dinler gibi sekülerleştirerek hayattan uzaklaştırma) emperyalizme / küresel sisteme itiraz etmeyecek, kolaylıkla güdülecek paralel bir din icat etme, İslâm’ın direniş ve diriliş ruhunu yok etme projesiydi.
Bu “paralel din” projesinin iki asırlık uzun ve netameli bir geçmişi var.
İKİ ASIRLIK DARBELER TARİHİ
Tanzimat’la başlayan, Cumhuriyet’le birlikte “kültürel inkâr”a dönüşen modernleşme tarihimiz her tür darbenin yaşandığı ürpertici bir darbeler tarihidir.
Sultan Abdülaziz, bilekleri kesilerek bir saray darbesine kurban gitti.
Sultan II. Abdülhamid, küresel Yahudi-İngiliz şebekelerinin darbesiyle tahttan indirildi.
Cumhuriyet tarihindeki darbeleri saymaya gerek yok burada.
28 Şubat ve 15 Temmuz darbe girişimleri, doğrudan bu ülkenin Müslüman varlığını hedef alan, İslâmî varlık nedenini yok etmeyi amaçlayan darbe girişimleri olması bakımından diğer klasik darbelerden ayrılıyor. Bu darbeler, bu toplumun ruhunu, İslâmî ruh köklerini, genetik kültürel kodlarını imha etmeyi ve paralel bir din icat etmeyi hedefleyen darbelerdi.
İNGİLİZLERİN ŞARK MESELESİ VE “PARALEL DİN” PROJESİ
Bu iki darbeyle İngilizlerin iki asırlık Şark Meselesi projelerinin ikinci ayağının da hayata geçirilme sürecinde çok kritik bir aşamaya girildiğini görüyoruz.
Şark Meselesi’nin birinci ayağı, İslâm’ı, dolayısıyla tarih yapan bir aktör olarak İslâm medeniyetini tarihten uzaklaştırma projesiydi.
Osmanlı’nın durdurulması, müslüman Hindistan’ın parçalanması, Arap dünyasının paramparça edilmesiyle bu hedeflerine ulaştı İngilizler.
28 ŞUBAT DARBESİ VE “HORMONLU MÜSLÜMANLAR” PROJESİ
Şark Meselesi’nin ikinci ayağı ise, Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırma projesi...
Bu da son iki asırdan bu yana iki teo-politik ve teo-kültürel stratejiyle hayata geçirilmeye çalışılıyor: Öncelikli olarak, İkinci Dünya Savaş’ndan sonra emperyalistler tarafından sözümona bağımsızlıkları verilen müslümanların yaşadığı ülkelerde devletlerin İslâm’dan arındırılması. Bunun en katı uygulaması, Türkiye’de hayata geçirildi.
İkinci aşamada da toplumun İslâm›dan uzaklaştırılması süreçleri devreye girdirildi adım adım. İşte toplumun İslâm’dan uzaklaştırılması projesi son iki darbe girişimiyle gerçeğe dönüştürülmeye çalışıldı.
28 Şubat, İslâmî kesimlerin İslâmî duyarlıklarını yitirmelerine yol açtı; sekülerize olmuş, hayattan kopartılmış, sadece bireysel bir inanç meselesine indirgenen bir İslâm anlayışının tohumlarını ekti: Bu da, toplumda “hormonlu müslümanlar” icat etti.
Batı tarihinde Hıristiyanlığa yapılan, Hıristiyanlığı toplumdan ve hayattan uzaklaştıran dinin sekülerleştirilmesi demek olan protestanlaşma projesini bu kez İslâm’a uygulamak istiyor emperyalistler ve uyduları!
15 TEMMUZ DİRENİŞİ VE “PARALEL DİN” TEHLİKESİNİN PÜSKÜRTÜLMESİ
15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ, İslâm’ı Protestanlaştırma projesi olarak adlandırdığım bu projeyi bütün küre ölçeğine yaymaya çalışıyor, bunu paralel bir din icat etme görevi olarak düşünüyordu. Eğer 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi başarıya ulaşmış olsaydı, İslâm’ı Protestanlaştıran paralel bir dinin merkez üssü Türkiye olacaktı.
Böylesine ürpertici bir sürecin bütün İslâm dünyasına da yayılması ve anaakım İslâm’ı devre dışı bıraktıracak bir paralel dinin, ruhu çalınmış, hayatın bütün alanlarından kovulmuş, anlamsızlaşmış, hayatta hiç bir karşılığı olmayan, emperyalistlere itiraz etmeyen, güdümlü bir paralel dinin İslâm dünyasına hâkim kılınması kolaylaşacaktı.
İşte 15 Temmuz darbe ve işgal girişimine göğsünü siper ederek karşı durmakla bu toplum, paralel devlet girişimini önlemekle kalmadı; bundan daha da önemlisi, paralel din girişimini de önledi.
Bu tarihî meydan okuma, ne yazık ki gözardı ediliyor Türkiye’de.
15 Temmuz’da bu toplum, İslâm’ın tarihinde çok önemli bir yıkım hareketine “dur!” diyerek çok büyük bir felâketi önlemiş oldu.
İslâm’ın Protestanlaştırılması projesi, hilafetin tarihten çekilmesinden bu yana yaklaşık bir asırdır özellikle Hindistan’da Kadıyânîlik hareketiyle İngilizler marifetiyle bütün Asya toplumlarına yayılmaya çalışılıyordu. Ayrıca, Türkiye’deki laikleşme projesi de, bir başka açıdan İslâm’ı protestanlaştırma (hayattan uzaklaştırma) projesidir.
Üçüncü olarak da postmodern kültürün hakikat fikrini inkâr etmesi, hakikati izafileştirmesi, deizm, ateizm biçimlerinin küre ölçeğinde hızla yayılmasına katkıda bulundu; hakikatin izafileştirilmesi, dinin de izafileştirilmesine zemin hazırladı.
Hem Türkiye’de FETÖ’nün zuhuru ve küre ölçeğinde örgütlenmesi hem de postmodern küresel kültürün küre ölçeğinde hızla yaygınlaşması, İslâm›ın protestanlaştırılması girişimi için son derece uygun zeminler oluşturuyordu. İşte bu toplumun Türkiye’de 15 Temmuz darbe ve işgal girişimini püskürtmekle bu “paralel din” projesine nasıl büyük bir darbe vurduğu ilerde daha iyi anlaşılacak
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.) Ravi: Hz. Âişe (r.a.) Sayfa: 321 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Cennetin bu kokusunu ahiret ameli ile dünyayı taleb eden kimse duyamaz. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 292 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı ve pazarı camilere tercih ettikleri, para için evlendikleri (evlendirilecek erkek Ve kadında dindarlık merhaba değil, para aradıkları) zaman Allah c. c. onları kıtlık, sultanların zulmü, hâkimlerin hıyaneti ( adaletsizliği) ve düşmanların tecavüzü ile cezalandiracaktir. Peygamber Efendimizin Mucizeleri cilt. 2.sy.848.
Yılan ancak yılan doğurur derler. Bu çoğunlukla böyledir. Yine bundan hareketle:kişinin aslı güzel oldu mu onun nesli de iyi olur derler. Yine bunun gibi: Çocuk babasının sırrıdır denir. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt. 22.sy.336.
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.) Ravi: Hz. Âişe (r.a.) Sayfa: 321 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
25 Temmuz 2021 04:48 Sil Blogger yuksel dedi ki... Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Cennetin bu kokusunu ahiret ameli ile dünyayı taleb eden kimse duyamaz. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 292 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
25 Temmuz 2021 04:50 Sil Blogger yuksel dedi ki... Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı ve pazarı camilere tercih ettikleri, para için evlendikleri (evlendirilecek erkek Ve kadında dindarlık değil, para aradıkları) zaman Allah c. c. onları kıtlık, sultanların zulmü, hâkimlerin hıyaneti ( adaletsizliği) ve düşmanların tecavüzü ile cezalandiracaktir. Peygamber Efendimizin Mucizeleri cilt. 2.sy.848.
25 Temmuz 2021 11:08 Sil Blogger yuksel dedi ki... Yılan ancak yılan doğurur derler. Bu çoğunlukla böyledir. Yine bundan hareketle:kişinin aslı güzel oldu mu onun nesli de iyi olur derler. Yine bunun gibi: Çocuk babasının sırrıdır denir. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt. 22.sy.336.
26 Temmuz 2021 02:48 Sil Blogger yuksel dedi ki... İmanı saglamlastirmanin yolu Risale i Nurdadir. ( K. L.) 48. İman sıdktir,doğruluktur. (H. S.) 51:3.kelime. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 307
Fonlamalar 27/07/2021 00:02 -Küresel fonlamalar bir dünya gerçeği. Dünyanın zengin ülkelerindeki kişiler ya da vakıflar, farklı ülkelerde birtakım alanları fonluyorlar. Kuşkusuz fonlayanların tercihlerinin bir sebebi var. Yani kendi önceliklerine göre fonlama yapıyorlar.
-Fonlananların, neden fonlandıklarını anlamaları ve karşı tercihte bulunmaları son derece tabii. Yani istemezseniz fonlanmazsınız. Fonlanmayı kabul ettiğinizde, bir anlamda fonlama hangi hedefe yönelik yapılmışsa, onunla uyum arz edeceksiniz, demektir.
-Diyelim Amerika’da bazı kişi ve vakıflar, Afrika’da aşılama veya gıda takviyesi için fon tahsis ediyorlar. Bu aşı veya gıda fonlamasına karşı “Batının emperyalist hesapları”ndan yola çıkarak kuşkular üretip tepki de gösterebilirsiniz, eliniz mahkum bu fonlardan istifade de edebilirsiniz.
-Türkiye olarak Suriyeli göçmenler için AB’den fon alıyoruz, hatta mevcut fonları yetersiz görüp takviye bile talep ediyoruz. Nasıl bakmalı bu konuda AB’nin hesaplarına ve bizim kabul veya reddimize?
-Şimdilerde Amerika’da bir vakfın, Türkiye’de bir kısmı medya alanında bazı kurumları fonladığı tartışılıyor. Medyascope gibi bazı siteler bunu en başta ilan etmişler. Demek ki Medyascope, böyle bir fonlanmayı kamuoyu ile paylaşmaktan gocunmuyor. Gocunmuyor, yani bunun yayın yaptığı ülke insanlarınca bilinmesini bir problem olarak görmüyor.
-Medyascope böyle bakıyor olsa bile, şu an, bu sebeple özellikle iktidara yakın medya gruplarınca çarmıha gerildiği de bir vakıa. Çerçeve şu: Amerika’da birileri fonluyorsa, Türkiye’de bir hesapları olmalı, bu hesap Erdoğan iktidarını yıkmaktır, Erdoğan iktidarını yıkmak ise Türkiye’de kendi çıkarlarını egemen kılmakla eşdeğerdir, fonlanan her kim ise bu networkün içindedir vs…
-Böyle midir gerçekten? Yani fonlananların tümü – mesela Medyascope- her yayınında böyle bir direkt yönlendirme ile mi hareket eder, yoksa genel bir duruş buluşması mı söz konusudur? Medyascope yöneticileri -diyelim Ruşen Çakır- böyle bir güdümlemeye razı olur mu, ondan rahatsız olmaz mı, Medyascope yayınına bir şekilde iştirak edenleri kontrol mümkün mü?
Ben, özellikle medya alanında bunun mümkün olmadığını düşünürüm. İnsan, özellikle düşüncenin sirküle edildiği bir alanda kontrol edilemez bir varlıktır.
-Diyeceğim, ama bana Türkiye özelinde bir yığın farklı örnekler sunulacak. Dünyada da geçmişten bugüne özellikle totaliter yapılarda insan düşüncesinin medya alanında nasıl tek biçimli hale geldiğinin örnekleri yığınladır.
-Bu Amerikan fonlamaları gündeme gelmeden önce Türkiye “havuz medyası” ya da “yandaş medya”yı tartışıyordu. Olay iktidar eliyle “medya fonlaması” anlamına gelmekteydi. Medya yapılanması için havuzlar oluşturulmuş, iş dünyasının bu havuzlara fon aktarması sağlanmış, devlet bankalarından sağlanan kredilerle medya gruplarının el değiştirmesi gerçekleşmiş, kadrolar oradan oraya transfer edilmiş, tv’lerdeki tartışma programlarının kadroları tayin edilmiş vs…
-Bakıyorum şu anda Amerikan fonlaması konusunda en bıçkın yazıları döşenenler, o medya içinde isimleri oradan oraya tedavül edenler. Ben şöyle düşündüm onlara bakınca: Bu bir tür yara sarma operasyonu. Ukde vardı içlerinde havuz medyası - yandaş medya diye tanımlanmaktan ötürü, şimdi bir başka “kötü” buldular onun üzerine çullanarak kendilerini aklamaya çalışıyorlar.
-Ben gene de insanların otomat olmadığını düşünürüm. Yani havuz medyası içindekiler de bütün bütün “otomat” değildir, en azından fonlandıkları odaktan faklı düşünmediklerini zannederek farklı düşünür hale gelebilirler ve bir süre sonra mimlenebilirler. (Kaç kişinin işine son verildi küçük eleştirilere yöneldiler diye o medya gruplarında?) Ya da, insani zaaf sebebiyle unutarak, yanlış düğmeye basarak farklı noktaya savrulurlar. En son Cumhurbaşkanının görüntüsü nasıl yayınlandı İletişim Başkanlığı’nın olağanüstü hassasiyetine rağmen?
-Doğrusu Türkiye’de bir yandan “bir tripod bir kamera ile” medya alanına girmek ve gündemi sarsmak mümkün, bir yandan da, medya finansmanı kolay taşınır bir şey değil. Şu soru çok rahat sorulabilir: Havuz medyası diye nitelenen alan, sadece okur – seyirci finansmanı ile destekleniyor olsaydı, ömrü kaç gün sürerdi? Ziraat Bankası, bütün medya organlarını Demirören grubu gibi fonluyor mu mesela? Gazetelerin devlet kuruluşlarından aldıkları reklam hangi amaca yönelik bir fonlama anlamı taşıyor, bunu da tartışsak ya…
-Son bir soru soralım: Açlıktan nefesi kokan vatandaşın sokak medyasına söylediği sözün yakıcılığını kim fonluyordur acaba? Ya da bu vatandaş, “kaçıncı kol”a mensup olarak ülkeyi yıkmaya çalışıyordur?
Dünyanın iktisadi ve siyasi şartları şeriatı tatbik etmek ve hilafeti getirmek zorunda bırakacaktır. (Turkiye'de) Mehmed Mandal söyleyen Said Nursi Bediuzzaman Dost T. V.
Bazı küçük olaylar ve belirtiler büyük bir felaketin veya tehlikenin habercisi olabilir. Mesela, hayvanların garip hareketleri, ötüşme ve kaçışmaları gibi.
Bir gün Nasrettin Hoca, köyden bir adam ile gelirken dağda bir mağara görmüşler. Adam:
Hoca’m şu mağaraya bir girip çıkayım, belki bir tavşan veya tilki yakalarım, demiş. Adam mağaraya girmiş. Nasrettin Hoca’da mağaranın dışında beklemeye başlamış. Bu arada büyük bir kurt hızla mağaraya girerken Hoca, kurdun kuyruğundan yakalamış. Mağaranın ağzı dar olduğundan Hoca’nın elinden de kurtulamadığından kurt, debelenip duruyormuş. Dışarıdan bir gürültünün olduğunu duyan adam, içeriden Hoca’ya seslenmiş: Hoca’m, niye tepinip duruyorsun mağaranın önünde, ben burada toz dumandan boğuluyorum, demiş. Hoca’da: Kuyruk koparsa sen o zaman seyret tozu, dumanı, demiş.
Öyle büyük bir günah vardır ki, insanlar ondan dolayı Allah'dan mağfiret dahi istemezler. Bu da "Dünya Sevgisi"dir. Ravi: Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.) Sayfa: 286 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak müslümanların efdali mazhar olur. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 286 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Batı Toplumu Ahlaken Çöktü Alper TAN 29 Temmuz 2021 14:56 A- A+ Ahlaki üstünlüğünü ve meşruiyetini kaybetmiş toplumların siyasi, teknolojik ya da askeri üstünlüklerini uzun süre devam ettirebilmeleri söz konusu olamaz. Batılı halklar, siyasi, askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüklerini hala koruyor olsalar da ortaya çıkan bütün gelişmeler aslında ahlaken korkunç bir çürümüşlük içerisinde olduklarını göstermektedir. Dünyanın en büyük haber ajansları, enformasyon ağları ve sosyal medya mecralarını kontrol altında tuttukları için bunu şu an büyük ölçüde sansürlüyor/gizleyebiliyor olabilseler bile o siyah perdenin ardında bu durumu ilanihaye gizlemelerinin mümkün olmadığı ortadadır.
Toplumun kimliğini oluşturan ve o toplumu ayakta tutan en önemli unsur dini inançlardır. Dini inancında boşluğa düşmüş devletlerin veya toplumların kimliklerini korumaları, kader birliği yapabilmeleri ve ortak hareket edebilmeleri zordur. Batının dini kurumlarının en küçük biriminden en üst otoritesine kadar dehşet bir yozlaşma, kokuşmuşluk ve umursamazlık içerisinde olduğu gözlenmektedir.
Aşağıda sıralayacağımız açık örnekler aslında sadece Batıyı değil Batı ile ilişkili, Batıyı takip ve taklit eden tüm dünyayı da tehdit etmektedir.
Kiliselerde cinsel taciz skandalları, intihar ve istifalar:
Dünyanın hemen hemen her yerinde kiliseler cinsel taciz skandallarıyla çalkalanıyor. Yapılan araştırmalar ve soruşturmalar, on binlerce çocuğun istimara uğradığını ortaya koyuyor. Bu istismarların bazıları örtülürken, bazıları hapis cezaları ve tazminatla, bazıları ise istifalar ve rahiplerin intiharlarıyla sonuçlanıyor. Yani üstü örtülüp uyutulup unutuluyor.
ABD’deki 42 bin rahipten 3 bini sapık çıktı
ABD'de 90'lı yıllardan bu yana binlerce gencin Katolik rahiplerin cinsel taciz ve istismarına maruz kaldığı ortaya çıktı. Bu skandallar, 2007'de Katolik kurumlarının 615 milyon dolar tazminat ödemesine yol açmıştı. 2007 yılında açıklanan verilerle, "Rahiplerin Sorumluluğu" adlı derneğe göre, ABD'deki 42 bin rahibin 3 bin kadarı cinsel tacizle suçlanıyor. Vatikan ise yine yıllar önce yayımladığı belgelerle, Katolik rahip adaylarına mesleğe alınmadan önce psikolojik test uygulanmasını istemiş, psikolojik testlerin amacının, heteroseksüel rahip adaylarının cinsel arzularını bastırıp bastıramayacaklarının belirlenmesi ve homoseksüel eğilimli olanların belirlenmesi olduğuna dikkat çekilmişti.
İrlanda hükümetinin hazırladığı, 1975-2004 arası dönemi kapsayan raporda, "rahiplerin büyük çoğunluğunun çocukların maruz bırakıldığı kötü muameleye göz yumduğu, çocukların iyiliğinin, kilisenin itibarının korunmasına dair endişelerin gerisinde kaldığını, kilisenin yapısı ve kuralları kadar, devletin kiliseyle ilgili meseleleri yasaların kapsamı dışında tutmasının da bu tür olayların gizli kalmasını kolaylaştırdığı" belirtilmişti. Tacizle suçlanan 46 rahibe yönelik 320 şikayetin incelendiği ve 700 sayfayı geçen raporda, İrlanda polisi de cinsel taciz şikayetlerini görmezden gelmek, olayları soruşturmak yerine sadece din otoritelerine bildirmekle itham ediliyor.
Vatikan, skandalları sistematik olarak gizliyor
2010 yılında New York Times gazetesi, Katolik dünyasının o dönem ruhani lideri olan daha sonra ise istifa eden Papa 16. Benediktus (Joseph Ratzinger) ve diğer Vatikan yetkililerinin 90'lı yıllarda Amerikalı rahip Lawrence C. Murphy'nin Wisconsin'deki sağır çocuklar okulunda 200 kadar çocuğu taciz etmesi olayını örtbas ettiğini yazmıştı. Avusturya'da yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, Avusturyalıların büyük çoğunluğu bu sorumluluğun Papa 16. Benediktus’a ait olduğunu söyleyerek Papa'nın istifa etmesini istemişti.
Vatikan’ın yani Katolik dünyanın şimdiki lideri Papa Franciscus ise Avustralya'da 1970'li yıllarda görev yaptığı Sydney'in Hunter bölgesinde rahip Jim Fletcher'ın çocuklara yönelik cinsel tacizini örtbas ettiği ortaya çıkan Adelaide Başpiskoposu Philip Wilson'ın istifasını kabul etti.
Rahip Jim Fletcher, 2004'te çocuklara yönelik 9 farklı cinsel taciz olayından mahkum olmuş, 2006'da hapishanede ölmüştü(!).
Rahiplerin intiharı(!)
2014 yılında İtalya'da 13 yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmakla suçlanan Trieste kenti piskoposluğuna bağlı çalışan Rahip Don Maks Suard kilisesindeki makamında kendini asarak intihar etmişti(!).
Vatikan’ın "utancı" sapık rahipler
ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yüzlerce Katolik rahibin, binden fazla çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanması, Katolik dünyasının cinsel istismar vakalarını yeniden tartışmaya açtı.
Vatikan’da 2 bin sapık rahip yargılanıyor ama davalar sonuçlanmıyor
Pensilvanya Başsavcısı Josh Shapiro, iki yıllık bir soruşturmanın ardından çocuklara yönelik cinsel istismarların, Pensilvanya ve Vatikan'daki kıdemli kilise yetkililerince "sistematik" bir şekilde örtbas edildiği sonucuna ulaşsa da suçlamalar sadece ABD ile sınırlı değil.
Papa Franciscus, yaptığı açıklamada, Vatikan'da rahipler aleyhinde devam eden 2 bin cinsel taciz davası olduğunu ve sürecin ağır işlediğini kabul etmişti.
Bir dirhem riba, Allah indinde otuzaltı zinadan eşeddir. Ve kimin eti ki haram lokmadan büyümüştür, onu ateş paklar. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 284 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Kalkancı’yı, Emire’yi hatırlayın. 28 Şubat öncesi, sırası, sonrasını hatırlayın. Feraset sahibi aynı çukura tekrar düşmemeli.
MI6, CIA, MOSSAD yok değil. Ama bunların Media, Mafia, Sermaye, Siyaset, STK, Bürokrasi, Akademi içindeki uzantılarına da dikkat! Kaç PKK var biliyor musunuz? MOSSAD’ın, CIA’nın, Rusların, İran’ın PKK’sı ayrı. İçimizdeki FETÖ’cüler, dışımızdakilerden daha tehlikeli. Sahi, THK’nın o yönetim kurulunu kim nasıl belirledi?. Bundan sonra Adliye, Mülkiye, Maliye, Sosyal Media’ya dikkat. Sadece orman yangınını gözünüze çok yaklaştırırsanız arkasındaki bir ormanı kaybedebilirsiniz. Selâm ve dua ile.
KIYÂFE القيافة İki kişinin organlarındaki benzerlikten aralarında kan bağı bulunduğunu ve karakterlerinin nasıl olduğunu tesbite yarayan tahminî bilgi.
KIYAFETNÂME قيافتنامه İnsanın dış görünümünden karakterini tanımayı konu edinen eserlerin genel adı.
Müellif: MİNE MENGİ Arapça kavf kökünden türeyen kıyâfe(t) “iz sürüp gitmek, takip etmek, peşi sıra gitmek” anlamına gelir. Kelimenin Türkçe’de ve Farsça’da ayrıca “kılık kıyafet, elbise, şekil, görünüş” mânaları da vardır. Eskiden Arabistan’da yerdeki ayak izlerine bakarak iz sahibi hakkında bazı tesbitlerde bulunan, kişiler arasındaki benzerliklerden, özellikle ayak benzerliklerinden akrabalık derecesini belirlemeye çalışan kimselere kāif denmekteydi. İlm-i kıyâfet zamanla bir bilim dalı halinde gelişmiştir. İnsanın görünen dış özelliklerine bakarak görünmeyen iç özelliklerini anlamaya çalışan kimseye de kāyif veya kıyâfet-şinâs denilmiştir. Arapça’da firâse(t) kelimesi de “iz sürmek, birinin arkasından gitmek” anlamına geldiğinden Arap âlim ve edipleri kıyafet yerine daha çok firâset kelimesini kullanmışlardır (bk. FİRÂSET). Folklorda ise kıyafet “el falı ve yüz falı” mânalarını kazanmıştır.
Bilim dalı olarak kıyafet firâsetten daha dar bir alana inhisar eder. Türkler, firâset ilminin Arap medeniyet ve coğrafyasını ilgilendiren kısımları (ibnü’l-ektâf, ilmü’l-irâfe, ilmü’l-ihtidâ, ilmü’r-riyâfe, ilmü nüzûli’l-gays, ilmü kıyâfetü’l-eser) yerine insanın bedenî ve ruhî yapısıyla ilgilenen bölümlerini (ilmü’l-kef, ilmü’l-esârîr, ilmü’l-ihtilâc, ilmü kıyâfeti’l-beşer) ön plana çıkarıp bunları “kıyâfetü’l-isr” ve “kıyâfetü’l-beşer” olmak üzere iki kısımda değerlendirmişlerdir. Kıyâfetü’l-isr, insanların veya binek hayvanlarının ayak izlerinden sahibinin genç mi yaşlı mı olduğunun, cinsiyetinin ve bazı fiziksel özelliklerinin tahmin edilmeye çalışıldığı bilim dalıdır. Kıyâfetü’l-beşer ise “kıyâfetü’l-insâniyye, kıyâfetü’l-ebdân” olarak da bilinir ve insanın fiziksel özelliklerinden kişiliğini, ahlâkını tahmin ve nesebini tesbitle uğraşır. İlgilendikleri konular bakımından ilm-i sîmâ (insanın yüz özelliklerinden ahlâkını tahmin etme), ilm-i hutût (alın çizgilerinden insan ömrü ve refah düzeyi hakkında bilgi edinmeye çalışma), ilm-i kef (avuç içinden kişinin geleceğine ait hükümler çıkarma, el falı) ve ilm-i ihtilâc (insan bedenindeki seğirmeleri anlamlandırma) ilm-i kıyâfete yakın diğer bilim dallarıdır.
İnsanın beden yapısıyla kişilik özellikleri arasında bağlantı olduğu görüşünün geçmişi çok eskilere dayanır. İslâmiyet’ten önce Mısır, Yunan, İran, Roma ve Hint kültürlerinde sistematik olmamakla birlikte ilm-i kıyâfetin varlığı bilinmektedir. İlk olarak Hipokrat (m.ö. V. yüzyıl) tıpta bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde bu ilimden yararlanmış ve insanları tiplerine göre tasnif etmiştir. Daha sonra Eflâtun, Galen, İladus ve Aristo da konuyla ilgilenmişlerdir. İslâmiyet’in Doğu’da yayılışının ardından İslâm dünyasında kıyafet ilmine alâka artmıştır. Türkler kıyafet ilmini tıbbın yanı sıra siyasette de kullanmışlar, ayrıca saraya adam alırken, esir ve hizmetkâr seçerken kişilerin dış görünüşlerinden karakter yapıları hakkında fikir edinmeye çalışmışlardır. Bu faydaları dolayısıyla padişahlar kıyâfetşinaslara ilgi göstermiş ve içinde bu konuların yer aldığı kıyafetnâmeler yazdırmışlardır. Bu eserler zamanla gelişme göstermiş, daha önce yazılan kitapların tercümesi yerine Türk medeniyet ve coğrafyasının damgasını taşıyan kıyafetnâmeler ortaya çıkmıştır. Nitekim bu konuda Fars kültüründe yer alan eserler daha az olduğu gibi bunlar kıyafetnâme olarak da anılmamaktadır.
Araplar arasında konuyla ilgili ilk eserin İmam Şâfiî tarafından yazıldığı, ancak bunun günümüze ulaşmadığı bilinmektedir. Kindî’nin Risâle fi’l-firâse’si, Yuhannâ b. Bıtrîḳ’ın Aristo’dan çevirdiği Kitâbü’s-Siyâse fî tedbîri’r-riyâse’si, Ebû Bekir er-Râzî’nin el-Manṣûrî adlı eseri kıyafetnâme türünün ilk örnekleri olarak tanınır. Ayrıca kaynaklar İbn Sînâ’nın da konuyla ilgili bir risâlesinin varlığından bahseder. Arapça kıyafetnâme veya firâsetnâme türünün sonraki başarılı örnekleri ise Ebû Sehl el-Mesîhî (Firâsetnâme), Fahreddin er-Râzî (Kitâbü’l-Firâse) ve Şeyhürrabve ed-Dımaşkī (Kitâbü’l-Âdâb ve’s-siyâse fî ʿilmi’n-naẓarî ve’l-firâse) tarafından kaleme alınmış olup eserleri içinde kıyafet bölümüne yer veren müellifler de vardır. Bunlar arasında Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî (er-Risâle’de bir bölüm) ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî (et-Tedbîrâtü’l-ilâhiyye’de bir bölüm) sayılabilir.
Farsça yazılmış kıyafetnâmeler içinde Kâşânî’nin elde bulunmayan bir eseri, Derviş Abdurrahman Mîrek’in Tuḥfetü’l-faḳīr’i, Emîr-i Kebîr Hemedânî’nin Ẕaḫîretü’l-mülûk adlı eseri zikredilebilir. Hüseyin Vâiz-i Kâşifî’nin Aḫlâḳ-ı Muḥsinî’sinde de kıyafetle ilgili bir bölüm yer almaktadır.
Bilinen Türkçe ilk kıyafetnâme, Bedr-i Dilşâd’ın II. Murad’a sunduğu Murâdnâme adlı mesnevisinin kırkıncı babında yer alan köle ve câriye satın alırken dikkat edilmesi gereken hususların açıklandığı bazı beyitlerden (beyit: 7464-7631) ibarettir (Ceyhan, II, 878-891). Sarıca Kemal Selâtînnâme’sinde Firâsetnâme adlı eserinden bahsederse de bu eserin elde mevcudu bulunmamaktadır. Bu konuda günümüze ulaşan en eski tarihli Türkçe eser Hamdullah Hamdi’nin manzum Kıyâfetnâme’sidir. Mesnevi şeklinde yazılmış 153 beyitlik eserde renk, boy, yanak, saç, sakal, baş, alın, çene, el, parmak vb. yirmi altı başlık altında karakter tahlilleri yapılmıştır. Eserin bazı nüshaları Süleymaniye (Esad Efendi, nr. 3436, 3613), İstanbul Üniversitesi (TY, nr. 1883), Millet (Ali Emîrî Efendi, nr. 563), Erzurum Atatürk Üniversitesi (A. Sırrı, nr. 605) ve Ankara Eski Eserler (nr. 1717) kütüphanelerinde bulunmaktadır (Çelebioğlu, sy. 11 [1979], s. 319). Diğer Türkçe kıyafetnâmeler arasında Uzun Firdevsî’nin Firâsetnâme’si, İlyâs b. Îsâ-yı Saruhânî’nin, Abdülmecid b. Şeyh Nasûh’un, Mustafa b. Evranos’un ve Bâlîzâde Mustafa’nın kıyafetnâmeleri sayılabilir. Nesîmî’nin Kıyâfetü’l-firâse’si (İÜ Ktp., TY, nr. 5413), Visâlî’nin Vesîletü’l-irfân’ı (Atatürk Üniversitesi Ktp., A. Sırrı, nr. 269) ve Lokmân b. Hüseyin’in (Seyyid Lokmân Çelebi) Kıyâfetü’l-insâniyye fî şemâili’l-Osmâniyye’si de en çok bilinen eserlerdir. Lokmân b. Hüseyin’in III. Murad’a sunduğu kıyafetnâmede Osmanlı padişahlarının bedenî özelliklerinden hareket edilerek karakter özellikleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Bu kitabın İstanbul ve Avrupa kütüphanelerinde çok sayıda nüshası bulunmaktadır (Rieu, s. 53 vd.; Tayşi, IV/3 [1980], s. 101-103). Kıyafetnâmelerin son meşhur örneği, Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın Mârifetnâme’si içinde yer alan bölüm dışında onun manzum olarak yazdığı Kıyâfetnâme adlı eserdir. Gevrekzâde Hasan Efendi’nin Kıyâfetnâme’siyle Mustafa Hâmi Paşa’nın Fenn-i Kıyâfet’i ise İbrâhim Hakkı’nın eseri kadar itibar görmemiştir.
Kıyafetnâmelerde yer alan birtakım değerlendirmelerin bütünüyle izahı mümkün değilse de uzun tecrübe ve müşahedelere dayanan hükümlerin yer yer isabetli olduğu inkâr edilemez. Bununla beraber en seçkin kıyafetnâmelerde bile sonradan aksi ispat edilen yahut kökten yanlış olan değerlendirmeler de bulunmaktadır.
İnsanın beden yapısıyla ruh yapısı arasında ilişki olduğu görüşü İslâm dünyasının yanı sıra Batı’da da ilgi uyandırmış, son yüzyıllarda el yazısından karakter tahliliyle psikolojinin fizyotipoloji dalı ve tıbbın bazı dallarında psikiyatrik teşhis ve tedavi alanlarında kullanılmaya başlanmıştır. Bu görüş hukukta da kriminoloji biliminin doğuşunda rol oynamış, Lombroso’dan itibaren özellikle ceza hukukunda önem kazanmıştır.
BİBLİYOGRAFYA Muslihuddin Mustafa, Ahterî, İstanbul 1309, s. 842.
Kāmus Tercümesi, II, 831.
Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 879; II, 1181, 1366-1367.
Rieu, Catalogue, s. 53 vd.
Osmanlı Müellifleri, I,18; II, 49, 113, 359; III, 136.
Hayyam Pur, Manzum Kıyafetnâmeler (mezuniyet tezi, 1941), İÜ Türkiyat Enstitüsü Ktp., nr. 619.
Serpil Bülbülân, Hamdullah Hamdi ve Kıyafetnâmesi (mezuniyet tezi, 1967), DTCF Ktp., nr. 84.
İskender Pala, Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü, Ankara 1995, s. 298-299.
Adem Ceyhan, Bedr-i Dilşâd’ın Muradnâmesi, İstanbul 1997, II, 878-891.
Mine Mengi, “Kıyafetnameler Üzerine”, TDAY Belleten, 1977 (1978), s. 299-309.
Âmil Çelebioğlu, “Kıyafe(t) İlmi ve Akşemseddinzâde Hamdullah Hamdi ile Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kıyafetnâmeleri”, EFAD, sy. 11 (1979), s. 305-348.
Bir kimse haramdan bir lokma yerse, kırk gün namazı kabul olunmaz ve kırk sabah duası kabul olmaz. Haramın bitirdiği et Cehenneme daha layıktır ve haramın bir lokması da et bitirir. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 409 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 282 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Cibril (a.s.) Bana dedi ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) dilediğin kadar yaşa, öleceksin. İstediğini sev nihayet ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, nihayet onun hesabını vereceksin." Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 331 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 344 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Dünya hayatı geçicidir. Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Sonuçta iman edenler ve o iman üzere yaşayanlar mahzun olmayacaklar. Ve bu dünyada olan her şey bir imtihan vesilesidir. Bizi gören, duyan, bilen, kadir-i mutlak / Mutlak iktidar sahibi, “ol” deyince olduran, “öl” deyince öldüren bir Allah var! Herkes için, iyilik ya da kötülük, yaptığının karşılığı eksiksiz verilecek bir gün var.
Fiili Kıstas Prensibinden Alacağımız Ders Bütün fikirlerin kusuru,teoride kalmak ve planlandığı gibi tatbik edilememektir. İslam Tefekkür Ufku Osman Nuri Topbaş sy. 605.
الى يَوْمِ الْقِيَامَةِ[. أخرجه البخاري.»الحِر« بكسر الحاء المهملة وبعدها راءٌ مهملة، والمراد به هنا: الزنا.و»العَلَمُ« الجبل والعمة.و»تَروحُ علَيْهِمْ السَّارِحَةَ« السارحة: المواشى تسرح الى المرعى، وتروح الى أهلها بالعشى.و»بَيَّتَهُمُ العدوُّ« إذا طرقهم لي وهم غافلون .
15. (4787)- Ebu Malik veya Ebu Amir el-Eş'arî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Ümmetimden bir kavim, ferci (zinayı), ipeği, içkiyi, çalgıyı helal addedecektir. Bir kısım kavimler de bir dağın eteğine inecekler. Onların sürüsünü, çoban sabahları yanlarına getirecek. (Fakir) bir adam da bir ihtiyacı için yanlarına gelecek. Onlar adama:
"Bize yarın gel!" derler. Bunun üzerine Allah onları geceleyin yakalayıverir ve dağı tepelerine koyarak bir kısmını helak eder. Geri kalanları da mesh ederek kıyamete kadar maymun ve hınzırlara çevirir." [Buhârî, Eşribe 6.][101]
Fiili Kistas Prensibinden Alacağımiz Ders Bütün fikirlerin kusuru, teoride kalmak ve plânlandiği gibi tatbik edilememektir. islâmiyet'te, amel-i sâlihler ile tescil ve te'yid edilmeyen iman, bir rüzgårla sönebilecek olan, muhafazasız bir lamba gibi kabul edilir. Amelsiz ilim, yani hayata aksetmeyen kuru bilgi, faydasızdır. Bunun için amel, uygulama, tatbikat şarttır. Hattà amelle- rin de ihlâs ile edâ edilmesi elzemdir. Yönetim ve eğitim sahasında, asl "'uzaktan kumanda" gibi, icraatin içinde bulunmadan sevk ve idare, makbul değildir. Nitekim râşid halifeler, müçtehid imamlar ve cümle Hak dostlar yaptıkları içtihadların, verdikleri emir ve nasihatlerin en mükemmel uygulayıcısı , bizzat kendileri olmuşlardır. Hattâ müctehid imamlar, verdikleri içtihadlar içinde kolaylik ihtiv eden ruhsatlarla değil, daha zor olan azimetler ile amel etmeyi tercih etmişlerdir. Onlar, RasûlullahEfendimiz'i göremeyenler için, nebevî dhlakin zamana yayılmiş zirve temsilcileri mevkiindedirler. Bu gonuyle de Islâm ahkâminın ve ahlâkının canlı birer temsilcisi Olarak ümmete rahmet vesîlesi olmuşlardir. Dinimizde ruhban sinifi olmadiğı için, dinin tatbikâti sadece din adamlarına àit bir sorumluluk değildir. Hristiyanlık ve 605 syf
Yahudilik gibi muharref dinlerde ise, dinin tatbikâtı sadece din adamlarina terk edilmiştir.244 Hattâ muharref Yahudilik te, zor emirler ve ağır vecibeler halka yaptırilıp türlü tahriflerle, eşrata/ ust tabakaya iltimas geçilir. 245
244. "Kohenler ve Levililer, Yahudilik'teki din adamlari sinifi olup Mábed'de vazife yapmaktaydılar. Levililer, Hz. Yakub'un oğlu Levi'nin soyundan gelen insanlar dir ve Tanri tarafından dini hizmet için seçilmişlerdir. Kohenler ise Levililerin Harun soyundan gelen neslidir. Kohenler, ibadetlerin icrâsıindan sorumluyken, Levililer temizlik, tertip-düzen ve ilâhi sõylemek gibi konulardan sorumluydu- lar.. (Prof. Şinasi Gündüz, Dünya Dinleri, sf. 82, MilelNihal Yay. Ist. 2019) 245. Yahudilik'te beşer eliyle yapilan tahrifat neticesi ortaya çikan, toplumda itibar sahibi kesimi kayırma uygulamalarına şu hádise tipik bir misaldir: Berá bin Azib tan nakledildiğine göre; zinå ettiği için kendisine celde (s0- pa) cezasi uygulanmiş ve yine ceza olarak yüzü siyaha boyanmiş bir yahudi, Efendimizin yanindan geçiyordu. Allah Rasúlü onların âlimlerinden bir adami çağirip: "-Tevrat'ta zin edenin cezasint böyle mi buluyorsunuz?" diye sordu. Adam: "-Evet." dedi. Efendimiz -Musa'ya Tevrât' indiren Allah adına doğru söyle! Tevrat'ta ziná edenin ceza- st bu mudur?" diye sorusunu tekrarladı. Adam: "-Hayır, eğer Allah adina diye yeminle sormasaydın, Sana bunu söylemezdim. Mâdem böyle yeminle sordun, doğruyu söyleyeceğim; onun cezası recmdir." deyip șöyle devam etti: -Eşraf ve ileri gelenler arasinda zina çoğalınca, onlara recmi uygulamak iste- medik ve eşraftan biri ziná eder de zināsını yakalarsak, ona recmi uygulama biraktik. Siradan birisinin zinâsını yakaladiğımizda da ona recmi uygulamaya başladık . Ancak bu ikilik, bizi de rahatsız edince orta bir yol aradık ve; «Gelin, recm yerine herkese, yani ileri gelenlere de siradan kimselere de uygulayabile cegimiz bir ceza koyalım.» dedik ve işte bu celde ve tahmim'i tespit ettik. Celde, sopa vurmak (ki liflerden yapılmış ve zifte bulanmiş bir kamçı ile kirk kamçı vu- rulurmuş), tahmîm de yüzünü siyaha boyamaktır. Peygamber Efendimizyahudinin bu îtiráfı üzerine: -Ey Allähtm! Sen'in, yahudiler tarafından terk edilen emrini ilk ihyà eden De nim. deyip o yahudinin recmedilmesini emretti ve recmedildi. Bunun úzerine Allah Teålà: Ey Rasüll Kalpleri iman etmediği hälde ağızlarıyla einandık» diyen kimseler den ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) Sen'i üzmesin. onta madan yalana kulak verirler ve Sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; 606 syf
islamiyet'te ise, alimler ve arifler, temsil makamindadir. Hem dii en zirve seviyede hayatlarina tatbik eder, hem de bu hususta çevrelerine örnek olurlar. Bununla birlikte, Islâmi emir ve nehiylere riâyet edip dini hükümleri hayatina aksettirmek hususunda, akil-bâliğ olan her múslüman mes'ül ve mükelleftir. kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler... (el-Mâide , 41) áyet-i kerimesini indirdi. ( Müslim, Hudad, 28; Taberi, VI, 150) 607 syf İslam Tefekkür Ufku Osman Nuri Topbaş
Olanda hayır vardır der ümitsizliğe düşmekten kendini korur. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Hak şerleri hayretler, Zannetmeki gayretler, Arif anı seyreyler, Mevla görelim n'eyler, N'eylerse güzel eyler... İslam Tefekkür Ufku Osman Nuri Topbaş sy. 302.
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Atatürk’ün ‘vasiyeti’, yani tuttuğu gizli notlar ne açıdan önemli?
Atatürk’ün gizli vasiyeti adı altında 1980’de bunu ilk defa dile getirdim. Kastedilen, Atatürk’ün siyasî vasiyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat…
Bu notlar ilk defa İnönü tarafından mı açıldı?
Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi. 1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun?
Bu notları açıp okuyanlardan bir bilgi sızmadı mı hiç?
Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 282 1 Erkeklerin saflarının hayırlısı ön saf, şerlisi ise son saflardır. Kadınların saflarının hayırlısı geride, şerlisi ise önde olanıdır. Ey kadınlar topluluğu! Erkekler secde edince siz gözlerinizi yere indirin. Zira izarlarının darlığı sebebile onların avret yerlerini görmeniz ihtimali vardır. Hz. Câbir ra 282 2 Adamın malının hayırlısı, çok doğuran kısrak ve aşılanmış hurma bahçesidir. Hz. Süveyt İbni Hubey (r.a.) 282 3 Erkeklerin güzel kokusunun hayırlısı, kokusu zâhir, rengi hafi, kadınların güzel kokularının hayırlısı ise rengi zâhir, kokusu hafi olanıdır. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 282 4 Sizin hem meclis olduklarınızın en hayırlısı: görmekliğiniz Allah'ı hatırlatan, sözü ilminizi arttıran ve ameli de ahireti hatırlatan kimsedir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 282 5 Yeryüzünde suyun hayırlısı zemzemdir. O hem yemek yerine geçer, hem de derde şifa olur. Yeryüzündeki suların en şerlisi de Hadramuttaki Berehut vadisindeki bir sudur. İçindeki haşeratı çekirge ayağı gibidir. Sabah fışkırır, akşam kurur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 282 6 Hacamat olacağınız günlerin hayırlısı ayın onyedi, ondokuz ve yirmibirinci günleridir. Miraç gecesi melaikeden hangi topluluğa uğradımsa: "Ya Muhammed (s.a.s.) hacamata mülazemete bak" diye tavsiyede bulundular. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 282 7 Sizin hayırlınız, ehline hayırlı olanınızdır. Ben, sizin ehline en hayırlınızım. Arkadaşınız öldüğünde kusurunu söylemeyin. Hz. Âişe (r.anha) 282 8 İkiyüz yılından sonra sizin hayırlınız her "Hafîf-i hâz" dır. Denildi ki: "Ya Resulallah, "Hafîf-i hâz" nedir?" Buyurdu ki; ailesi ve çocuğu olmayandır. Hz. Huzeyfe (r.a.) 282 9 Sizin hayırlınız, dünyası için ahiretini terketmiyen, ahireti için dünyasını bırakmıyan ve halka da yük olmayandır. Hz. Enes (r.a.) 282 10 Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 282 11 (Rüyasını anlatacak bir kimseyi) Hayra mülaki ol, şerden korun. Hayır bize, şer düşmanlara. "Elhamdülillahi Rabbil alemin" söyle rüyanı. Hz. Dehhak (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 281 1 Meclislerin (oturuşun) hayırlısı, kıbleye karşı oturulan meclistir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 281 2 Arkadaşların hayırlısı, Allah'ı zikrettiğinde sana yardım eden, unuttuğunda hatırlatan ve onların da en iyisi, gördüklerinde Allah Tealanın hatırlanmasına vesile olan kimsedir. Hz. Hasan (r.a.) 281 3 İlaçların hayırlısı, buruna çekilen ve ağızdan alınan ilaçlar, kan aldırmak, müshil ve sülük vurdurmaktır. Hz. Şabi (r.a.) 281 4 İnsanların hayırlısı Arab, Arabın hayırlısı Kureyş, Kureyşin hayırlısı Benî Haşimdir. Acemin hayırlısı Fars, Sudanlının hayırlısı Nube, boyanın hayırlısı sarı, malın hayırlısı mehirdir. Boyanmanın en iyisi kına ve ketem (kırmızıya meyyal siyah) ile olandır. Hz. Ali (r.a.) 281 5 Rızkın hayırlısı günbegün kafi miktarda olanıdır. Hz. Enes (r.a.) 281 6 Mescidde en hayırlı yer, imamın arkasıdır. Rahmet inince önce imama iner. Sonra arkasındakine, sonra sağındakine, sonra solundakine, sonra da mescid ehline taksim edilir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 281 7 Kadınlarınızın hayırlısı iffetli ve kocasına karşı da hevesli olanıdır. Hz. Enes (r.a.) 281 8 İbadetin hayırlısı fıkıhtır. Hz. Saad (r.a.) 281 9 Yemeğin hayırlısı soğuk ve tatlı olanı, içeceğinizin hayırlısı da gene soğuk ve tatlı olanıdır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 281 10 Duanın hayırlısı istiğfardır. İbadetin hayırlısı "Lâ ilâhe illallah" sözüdür. Hz. Ali (r.a.) 281 11 Azığın hayırlısı takva, kalbe ilka olanın hayırlısı yakîndır. (İman gürlüğü) (Mütteki kimsenin azık derdi olmaz) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 281 12 Müminlerin hayırlısı kanaatkar, şerlisi de tamahkar olanıdır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 281 13 Erkeklerin hayırlısı Ali (r.a), gençlerinizin hayırlısı Hasan ve Hüseyin (r.anhüma), kadınlarınızın hayırlısı Fatma (r.anha)dır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 281 14 Ümmetimin kadınlarının hayırlısı yüzü güzel (güzel yüzle karşılayan) ve mehri az olanıdır. Hz. Âişe (r.anha) 281 15 Gençlerinizin hayırlısı, orta yaşlılarınıza benziyen (ağır başlılıkta) yaşlılarınızın şerlisi de gençlerinize benziyenlerdendir. (Hoppa meşrebli) Hz. Vasile (r.a.) 281 16 Zikrin hayırlısı hafi olanı, rızkın hayırlısı ise kifayet miktarı olanıdır. Hz. Saad İbni Ebi Vakkas (r.a.) 281 17 Arkadaşların hayırlısı dörttür. Müfrezelerin hayırlısı dörtyüz, alayın ise dörtbindir. On iki bin kişi ise azlıktan yenilmez. (Sabır ve sadakatleri olursa) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 280 1 Ümmetimin hayırlıları alimleridir. Ve alimlerinin hayırlıları da merhametlileridir. Agah olun, Allah Teala cahilin bir günahını affetmeden önce, alimin kırk günahını affeder. Yine bilin ki, merhametli alimin nuru, kıyamette parlak yıldızların ışık saçması gibi şark ile garbı aydınlatarak kat etmiş olarak gelir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 280 2 Ümmetimin hayırlıları, Allah kendilerine "Bela"dan bir şey verdiğinde iffetlerini muhafaza edenlerdir. Dediler ki: "Bu hangi beladır?" Buyurdu ki o "Aşk"dır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 280 3 Sizin hayırlılarınız, namazda omuzu yumuşak olanınızdır. Ön saftaki boş yeri doldurmak için atılan adımdan daha hayırlı adım yoktur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 280 4 Atın hayırlısı, yağız olanıdır. Ve alnında, burnunda ve ön sağ ayağından maadasında beyazlık olan attır. Veya yağız olmazsa, aynı şekilde doru attır. Hz. Ebû Katade (r.a.) 280 5 İnsanların hayırlısı, Benim bulunduğum asrın ahalisi ve onlardan sonra gelenlerdir. Sonra da onlardan sonrakiler. Daha sonrakiler ise değersizdirler. Hz. Cade İbni Hubayne (r.a.) 280 6 İnsanların hayırlıları Benim devrimin adamlarıdır. Ondan sonrası ikinci, ondan sonrası üçüncü ondan sonrası ise kendilerinde hayır olmıyan kavimler gelir. Hz. İbni Mes'ud ra. 280 7 İnsanların hayırlısı "kalbi mahmum" olan ve dürüst lisan sahibi olan kimsedir. Denildi ki; "Dürüst lisanı anladık. Kalbi mahmum nedir?" Buyurdu ki, haramlardan çekinen, içinde günah, zulüm ve hased olmıyan temiz kalbdir. Denildi ki: "Bu hal üzere olan kim dir?" Buyurdu ki: "Dünyayı sevmeyip, ahireti sevendir." Denildi ki: "Bu hal üzere olan kimdir? Güzel ahlaklı mümindir. Hz. İbni Amr ra 280 8 İnsanların hayırlısı, onların en güzel okuyanı, Allah'ın indinde en fakih olanı, Allah'dan en çok korkanı, marufu emir, münkeri nehiyde ve akraba yoklamakta en ileri olanıdır. Hz. Dürre binti Ebu Leheb (r.a.) 280 9 Arkadaşların hayırlısı, Allah'ın indinde arkadaşına hayırlı olanıdır. Komşusunun hayırlısı ise Allah indinde, komşuya hayırlı olanıdır. Hz. İbni Amr (r.a.) 280 10 Kadınların hayırlısı, yüzüne bakınca hoşnud olunan, emredilince itaat eden, nefsi ve malı hususunda kocasının sevmediği şeyle ona muhalefet etmiyen kadındır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 280 11 Fitne zamanında insanların en hayırlısı, Allah yolunda kılıcından yiyen (ganimet payına kanaat eden) ve dağ başında koyununun sütünden yiyendir. (Hükemet kapısından beklememek lazım) Hz. İbni Hayseme (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 279 1 Allah Pazar ve Pazartesi günü arzı, Salı günü dağları ve dağlardaki faydalı şeyleri, Çarşamba günü ağaçları, medineleri, mamur araziyi ve harap araziyi, Perşembe günü ise göğü yarattı. Cuma günü, üç saat kalana kadar, yıldızları, güneşi ve ayı ve melaikeyi yarattı. Bu üç saatten ilk saatinde ecelleri, ikincide insanların faydalandığı her şeye ülfeti koydu. Son saatte de Adem (a.s.)'ı yarattı. Onu Cennette iskan etti. Ve iblise (meleklere) secde etmelerini emretti. Ve son vakitte de onu Cennetten çıkardı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 279 2 Beş şey ibadettendir: Az yemek, camide oturmak, Beytullah'a bakmak, Okumaksızın Kur'an'a bakmak ve alimin yüzüne bakmak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 279 3 Beş şey vardır ki, onları kim bir gün içinde yaparsa, Allah onu Cennet ehli olarak yazar; Hasta ziyareti yapmak, cenazede bulunmak, Cuma günü oruçlu olmak, Cuma namazına gitmek ve kendine takdir olanla sadaka vermek. Hz. Ebû Said (r.a.) 279 4 Beş şeyin kefareti yoktur: Allah'a şirk koşmak, nâhak yere adam öldürmek. Mümini dehşete koymak, harp gününde cepheden kaçmak ve hakkı olmadığı malı almak için yalan yere yemin etmek. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 279 5 Namazda beş şey şeytandandır: aksırmak, uyumak, esnemek, burun kanaması ve hayız. Hz. Umera İbni Ubeyde (r.a.) 279 6 Beş şeyin cezası peşin görülür. Hükümete karşı isyan etmek, gadr etmek, anaya babaya asi olmak, akrabaya ziyareti kesmek, iyiliğe karşı şükretmemek. Hz. Zeyd (r.a.) 279 7 Beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşıma, şehvet nazarı ile harama bakmak, yalan yere yemin etmek. Hz. Enes (r.a.) 279 8 Hayvanlardan fasık olan şu beşi Haremde öldürülebilir: Karga, çaylak, fare, akreb ve saldıran köpek. Hz. Âişe (r.anha) 279 9 Beş şey fıtrattandır: Sünnet olmak, kasık temizlemek, tırnak kesmek, koltuk altı temizlemek ve bıyık kısaltmak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 278 1 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yarattı. Sonra da arkasını sağı ile mesh etti. Bu mesh ile zürriyet çıkardı ve buyurdu ki: "Bunlar kusur da etseler kendilerini Cennet için yaratmışım. Onlar Cennet ameli yaparlar ve kusurlarına da bakmam." Sonra gene onun sırtını mesh etti. Ondan bir zürriyet daha çıkardı ve: "Bunları Cehennem için yarattım. Ve amelleri de Cehennem ehli amelidir" buyurdu. Bunun üzerine bir adamın: "Amel ne için ya Resulallah?" diye sorması üzerine buyurdu ki, Allah kulu Cennet için yarattığı zaman onu ehli Cennet amelinde kullanır. Öyleki o kimse Cennetliklerin amellerinden bir amel üzere ölür ve Cennete girer. Cehennem için kul yarattığında ise, onu Cehennem ehli amelinde kullanır. Öyleki o kul, Cehennemliklerin amelinden bir amel üzere ölür. Hz Ömer İbni Hattab (r.a.) 278 2 Allah (z.c.hz.)'leri Ademi (a.s.)'ı kendi eliyle Cuma günü yarattı ve ruhundan nefyetti. Ve meleklere ona secde etmeyi emretti de hepsi ettiler. Yalnız şeytan etmedi ki, o cindendir. Ve o şeytan Rabbının emrinden fısk etti. Yani Rabbının emrinden çıktı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 278 3 Allah imanı müsamaha ve haya içinde yarattı. Küfrü de hasislik ve emel içinde yarattı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 278 4 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yeryüzünün her tarafından aldırdığı toprakla yarattı. Zürriyeti de ona göre meydana geldi. Bu sebeble onlardan bazıları siyah, beyaz, esmer, kırmızı, bazısı da bunların arasında, bazısı yumuşak, bazısı sert bazısı ise halis ve temiz oldu. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 278 5 Allah (z.c.hz.)'leri Mekke'yi yarattı ve onu nefse ağır gelen şeylerle ve derecatla bezedi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 278 6 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan birşey yaratmadan bin sene evvel Mekke'yi yarattı ve etrafını meleklerle bürüdü. Ondan sonra onu Medine'ye ulaştırdı. Ondan sonra da Medine'yi, Kudüs'e ulaştırdı (ekledi) Ve ondan bin sene sonra da dünyayı bir kerede yarattı. Hz. Âişe (r.anha) 278 7 Allah (z.c.hz.)'leri üç şeyi eliyle yaptı: Adem (a.s.)'ı eliyle yarattı. Tevratı eliyle yazdı. Ve Cennetin ağaçlarını kudret eliyle dikti. Hz. Haris (r.a.) 278 8 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan melaike-i kiramı nurdan yarattı. Onların içinde sinekten daha ufak melek te vardır. Ve Allah melaikeyi halk edince şöyle buyurdu: "Bin olsun, iki bin olsun" Hz İbni Amr (r.a.) 278 9 Allah (z.c.hz.)'leri toprağı Cumartesi günü, dağları Pazar günü, ağaçları Pazartesi günü, hoşa gitmiyen şeyleri Salı günü, nuru da Çarşamba günü yarattı. O toprakta hayvanatı Perşembe günü yaydı. Adem (a.s.)'ı ise Cuma günü ikindiden sonra son mahluk olarak yarattı. Cuma'nın son saatinde ikindi ile akşam arasında. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 278 10 Allah (z.c.hz.)'leri cinleri üç sınıf üzerine yarattı. Bir sınıf yılanlar, akrepler ve yeryüzü haşeratı gibi, bir sınıf havada rüzgar gibi, bir sınıf da vardır ki, üzerine hesab ve ikab terekküb eder. Allah, insanları da üç sınıf üzerine yaratmıştır: Bir sınıf hayvanlar gibidir. Allah Teala bunlar için şöyle buyurmuştur; "Onların kalbleri vardır, onunla anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla göremezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir. Belki daha aşağıdır." Bir sınıf, bedenleri beni Adem bedeni gibi, ruhları ise şeytanların ruhudur. Bir sınıf ise, Allah'ın gölgeliklerinden başka gölgenin olmayacağı günde Onun gölgesinde (barınacak halifesi)dir. Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 277 1 Amelden takat getireceğinizi ele alın. Allah, sevap vermekte usanmaz, siz usanmadıkça. Hz. Âişe (r.anha) 277 2 İbadetten takat getireceğiniz kadarı alın. Sizden biri bir ibadeti adet edib te sonra onu bırakmaktan sakınsın. Zira Allah (z.c.hz.) lerine bir adamın bir ibadeti adet edinipte sonra bırakması kadar ağır gelen bir şey yoktur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 277 3 Cennetinizi, Cehennem ateşine karşı siperliyecek tedbirleri alınız. "Subhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" deyiniz. Zire bunlar, söyleyene, kıyamet günü önden ve geriden kurtarıcı olarak gelir. İşte bunlar, baki kalacak sabit amellerdir. Hz Ebu Hureyre (r.a.) 277 4 Beni İsrailden bir taife kabristanlarına geldiler ve şöyle dediler: "İki rekat namaz kılsak da dua etsek ve Allah'dan, ölülerden birini çıkarmasını ve o kimseden ölüm hakkında istediğimizi bize haber vermesini istesek." Ve bunu yaptıklarında, bir adam kabirden başını çıkardı. Onun iki gözü arasında secde eseri de vardı. Dedi ki: "Ey adamlar! Benden ne istediniz? Öleli yüz sene olduğu halde ölümün harareti şu ana kadar üzerimden geçmedi. Allah'a dua edin de beni olduğum hale avdet ettirsin." Hz. Câbir (r.a.) 277 5 Cuma günü imamın minbere çıkması namazı keser ve hutbeye başlaması sözü keser. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 277 6 Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların ard arda kopması gibi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 277 7 Allah'ın hazineleri kelamdır. Bir şeyi dilediğinde "ol" der, derhal olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 277 8 Allah korkusu her hikmetin başıdır. Ve verağ da amelin seyyididir. Hz. Enes (r.a.) 277 9 Peygamberlerden birisi, Allah teala'dan yağmur istiyen halkla beraber duaya çıktı. Bir de gördü ki bir karınca ayaklarını göğe kaldırmış. Dedi ki: "Haydi dönünüz. Bu karıncadan ötürü duanız kabul edildi." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 277 10 Şu iki haslet münafıkta olmaz: Güzel tavır, dinde anlayış. Hz. Muhammed İbni Hanize (r.a.) 277 11 Oruç ve gece ibadetleriyle ümmetimin şehveti kesilir. Hz. Ebû Said (r.a.) 277 12 Müslümanlar için iki husus müezzinlerin boyunlarına asılıdır. Namazları ve oruçları. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 277 13 İki haslet müminde birleşmez: Hasislik ve fena ahlak. Hz. Ebû Said (r.a.) 277 14 Karınlarınızı ve arkalarınızı namaza kalkmak için hafif tutun. (Yatağı hafif yapın) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 277 15 Allah (z.c.hz.)'leri bin hayvan çeşidi yarattı. Onlardan altıyüzü denizde, dörtyüzü karadadır. İlk helak olacak çekirgedir. Bu gitti mi gerisi, ipi kopan boncuk dizisinin çözülmesi gibi gider. Hz. Ömer (r.a.)
Rivâyete göre mü'minler Cennet'e Cuma günü girseler gerektir. Cumartesi olunca babaları Adem (A.S.), onları köşküne çağırır . Onlara ziyafetler, şölenler verir. Pazar günü olunca ikinci babaları Nûh (A.S.), mü'minleri kendi makamına çağırir. O da ziyafette bulunur. Pazartesi günü olunca Îbrâhim Halilullah (A.S.) onları yine makamina dâvet eder. Ziyafet çeker. Sali günü olunca Musâ (A.S.) makamina çağırır. Ziyafetler verir. Çarşamba günü de olunca Ísâ (A.S.) makamına dâvetle ziyafet etse gerektir. Perşembe günü olunca Enbiyâ Sultanı, Esfiyânın Gözleri Nuru, Hüdâ'nin Habibi, Ceza Günü'nün şefaatçısı Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hazretleri bütün makamların en alâsı olan Vesile çağirarak türlü ikramlar ve ni'metlerle ziyafet buyursa gerektir. Vaktâ ki o ziyafetten dönülüp herkes kendi ye- rine dönünce Vâhidi ferdi Samed ve lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehu küfüven ehad vasfi ile vasiflaman Allahü Zülcelâli vel îk- dâvette makanina mü'minleri râm Celle Sanühu'dan herbirine melekler gelir, hususî bir bulunurlar ve Cuma günü olunca Hatiretül Kudüs'te toplanırlar.
Bütün büyük resûller, nebiler (Allah hepsine salat ve selâm eylesin, minberler üzerinde otururlar, ashab-i kirâm ve zürriyetleri ve ulema da (Allah onlardan razi olsun) kürsüler üzerinde oturmaktadırlar. Allah velileri, şehitler ve salih kullar (Allah cümlesine rahmet eyle- sin) sandalyeler üzerinde otururlar. Başka Cennet ehli sedirler üzerindedirler. Hazret-i Fahr-i Alem ve Seyyid-i Beni Adem (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri Kur'ân-1 Azîm okur. Mübarek seslerinin lâtifliğinden, yumuşak tatliliğindan ve ağaçlarının yapraklari hareket eder, köşk ve saraylarinin pencere kanatları harekete gelerek herbirinden bir türlü lâtif sesler çıkaracaktir. Kuşların ötüşlerinden dolayı türlü türlü seslerle büyük bir zevk doğacaktır. Bu ne anlatilır, ne tâbir edilir, ne de beyâni mümkündür. Sonra, nebilerin güzel söz söyleyeni, hatibi Dâvud (A.S.) hutbe okur. Böyle türlü safalar doğar. Daha sonra da ates yüzü görmemiş, ancak Allah'in kudretiyle pişmiş, meydana gelmiş olan nefis ve ta- dina doyulmaz yemeklerle ziyafetler olur. Türlü türlü kap ve kâseler sunucu hûrilerle göze görünmeyecek serbetler verilir. Böylece insan tazeliğinden, güzelliginden Cennet dilinin anlatmakta âciz kaldığı, aklın idrak edemeyeceği türlü türlü ni'metler ve ikramla, çesit çeşit izåzdan sonra mekândan münezzeh, şekil ve aza, cisim ve cismaniyetten uzak olan Hak Celle ve Alâ da cemâli ile onlari müşerref eder ve:Bütün büyük resûller, nebiler (Allah hepsine salat ve selâm eylesin, minberler üzerinde otururlar, ashab-i kirâm ve zürriyetleri ve ulema da (Allah onlardan razi olsun) kürsüler üzerinde oturmaktadırlar. Allah velileri, şehitler ve salih kullar (Allah cümlesine rahmet eyle- sin) sandalyeler üzerinde otururlar. Başka Cennet ehli sedirler üzerindedirler. Hazret-i Fahr-i Alem ve Seyyid-i Beni Adem (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri Kur'ân-1 Azîm okur. Mübarek seslerinin lâtifliğinden, yumuşak tatliliğindan ve ağaçlarının yapraklari hareket eder, köşk ve saraylarinin pencere kanatları harekete gelerek herbirinden bir türlü lâtif sesler çıkaracaktir. Kuşların ötüşlerinden dolayı türlü türlü seslerle büyük bir zevk doğacaktır. Bu ne anlatilır, ne tâbir edilir, ne de beyâni mümkündür. Sonra, nebilerin güzel söz söyleyeni, hatibi Dâvud (A.S.) hutbe okur. Böyle türlü safalar doğar. Daha sonra da ates yüzü görmemiş, ancak Allah'in kudretiyle pişmiş, meydana gelmiş olan nefis ve ta- dina doyulmaz yemeklerle ziyafetler olur. Türlü türlü kap ve kâseler sunucu hûrilerle göze görünmeyecek serbetler verilir. Böylece insan tazeliğinden, güzelliginden Cennet dilinin anlatmakta âciz kaldığı, aklın idrak edemeyeceği türlü türlü ni'metler ve ikramla, çesit çeşit izåzdan sonra mekândan münezzeh, şekil ve aza, cisim ve cismaniyetten uzak olan Hak Celle ve Alâ da cemâli ile onlari müşerref eder ve:
Selâmün kavlen min rabbin rahîm. Onlara Rahim olan Rab tarafindan selâm gelir.» (Yâsin sûresi, âyet 58) diye selâm verecektir. Mü'minler de Hak Sübhane ve Teâlâ'yı başlarındaki gözleriyle, yön ve mekândan uzak, niteliksiz görecekler ve bu lezzet, büyük tad ile bu ulu saadetle mutlu olacaklar, ni'metleneceklerdir. Hak Teâlâ on- lara hitap ederek: Rab bu Benden murad isteyin! diyecektir. Onlar da rizâ-yi şerifini istediklerinde Hak Sübhânehu ve Teâlâ da: Kullarim sizden razi oldum, diye buyurarak onları büyük rızasına nâil edecektir Kara Davud Delali Hayrat-ı Şerif Yazan : M. bin Süleyman Cezulı Çeviren : M. Faruk Gürtunca syf 653, 654
- Bir şeyin kemali, zeval vaktinin yaklaştığını gösterir. Karanlığın en koyu anı aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Ya da güneş zirveye ulaştığında artık batış kaçılmazdır.
Sonuçta her şey geçicidir. Baki olan yalnız Allah’tır. Zamanın her anında yüzümüzü nereye döndüğümüz, ne yaptığımız, niçin ve nasıl yaptığımızla ilgili bir imtihan söz konusu. Batılılar çok uzun vadeli planlar yapıyorlar. Oysa geleceğin ne getireceğini biz bilemeyiz. Genel olarak niyetlerimiz, umutlarımız, hayallerimiz olabilir. Ve hayaller gerçeğin aynasıdır. Hayali olmak da önemli. Ama asıl sorumluluğumuz, yaşarken ki sorumluluklarımız yanında biz yaşarken maddi mirasçılarımıza manevi miras anlamında vasiyetlerimiz olmalı. Onları o yönde hayata hazırlamalıyız.
Ve biz zaten dedelerimizden, ninelerimizden devraldığımız bir mirasa sahip değil miyiz. Yüzümüzü, “kökü mazide olan ati” anlayışı ile yüzümüzü geleceğe döndüğümüzde, geleceğe ilişkin olarak ihtimalleri, bu ihtimallerin maliyetlerini ve risklerini iyi incelerek ona göre hazırlıklı olmamız gerekiyor.
Bunu yaparken Havf ve Reca arasında bir yerde durmamız gerek. Çünkü mutlak anlamda geleceğin bilgisine sahip olamayız. Ve bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde hayır olabileceğini unutmamamız gerek. Onun için geçmişin bilgi birikimi yanında istişare ve şûraya önem vermeliyiz. Dürüst, bilgili ve cesur olmalıyız. Değişen şartlara uyum performansımız yüksek olmalı. Sabırlı olmalıyız, adil olmalıyız, ihtirastan uzak durmalıyız. Unutmayalım ki, ihtirasla istediğimiz her şey bizim için bir imtihan vesilesi olur. Bilmediğimiz şeylerin peşine düşmemeliyiz.
Evet biz, ne “harabiyiz, ne de harabatiyiz”. Geçmiş tam bir yıkımla sonuçlansa da, yeni bir başlangıç için nefsimizi hazırlamalıyız. Gelecek tam bir felaket ise, felaketi durdurmak, değilse bunun zaman, can, ekonomik, siyasi, içtimai maliyetini en aza indirmeye çalışırız. Ya daha iyi, ya daha az zararlı, riskli! Her zaman yapacak bir şeylerimiz var. Bu süreçte çok önemli bir husus ise def-i mazarratın celb-i menafiden evla olduğudur.
Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Sakın kıyamete kadar hükümranlığı hayal bile etmeyin. Çünkü onların akıbeti hüsran olacaktır. Onlar dünya hayatının kahrından ölmeyi dileyecekler ama ölemeyecekler. Öldüklerinde ise, dünyaya geri dönmeyi dileyecekler ama o da mümkün olmayacaktır. Tevbe kapıları kapandıktan sonra dünya hayatında izzet ve ikbal yoktur. İnşallah bizler o dehşet günlerini görenlerden olmayız. O zaman yerin altı, yerin üstünden hayırlıdır. O gün servet ve iktidar, hiçbir şeyin hiçbir değeri ve faydası da olmayacaktır. Ebedi bir hayat ve yeryüzünde bir cennet Şeytanın ilk insandan son insana kadar en büyük ve sürekli yalan bir vaadidir. Şeytan yeryüzünde de, ahirette de insanları çağırdığı tek adres vardır. O da Cehennemdir.
Eğitim maarif değil. Eğitim bugün siyasetin resmi din ve ideolojisi istikametinde insan yetiştiren haralara döndü. Kültür de sanki din yerine ikame edilmeye çalışan bir “hayat tarzı”. Medeniyet giderek seküler bir kolektif yaşamın estetize edilmesi ve konforlu hale getirilmesinin, ihtişamın, modern bilim, sanat ve teknolojinin aracı olmaya başladı. Eğitim bu anlamda o medeniyetinin insan “malzemesi”ni üreten bir mekanizmaya dönüştü.
Temelde bir “Hukuk toplumu” oluşturmamız gerekti. Ama bunun temelini Hak ve Adalet anlayışı değil, güç ve ihtişam temelli bir iktidar arzu, BİREY’lerin gurur ve zevki, nefsi heva ve hevesleri, arzuları almaya başladı. Her şeyin meta’laştığı bir zeminde medeniyet de anlam kaybetmeye başladı. Batı “medeniyeti”nin ürettiği “tüketim toplumu”nda medeniyet giderek din, ahlak ve gelenekten bağımsız bir kimliksizliğe dönüşüyor. Bu toplumlarda “Hukuk”un yerini “Norm” alıyor. Hak ve Hakikat’ın yerini artırılmış gerçeklik alıyor.
Bana kalırsa Batı kemalinin zirvesinde bulunuyor. Onun için zeval vaktidir. Güç sarhoşluğu ile kendini Tanrı Kıral zannediyor. Dünyayı da peşlerinde sürüklüyorlar. Bu gidişle peşlerine taktıkları yığınlarla birlikte kendilerini de büyük bir felakete sürüklüyorlar.
İşin üzücü yanı bizimkilerden bir kısmı, siyaset, bilim ve teknolojik bağımlılık, ekonomik sebebler, bireysel heva ve heveslere dayalı arzular, ötekilerin güçleri karşısındaki çaresizliğe dayalı yenilmişlik psikolojisi ile teslim bayrağını çekmiş gözüküyorlar.
Bizim dini aslına bağlı olarak yeniden anlamamız ve hayatımıza uygulamamız gerek. Din, BİREY’sel planda vijdanlara, toplumsal planda mabetlere hapsedilen, seremoni, ritüellere ve ikonalara boğulmuş bir gelenek değil. O Yaratanın yaratılana vahyettiği yaşama biçimidir! Sonra doğru bir geçmiş bilgisine ihtiyacımız var. Ardından yaşadığımız zaman ve mekana adil şahidler olmamız gerekiyor. Ve sonra geleceğe ilişkin bir hayalimiz olmalı. Bu anlamda bir irfana kavuşmak için bir maarifimiz olmalı. Bütün bu süreci çocuklarımıza ve başkalarına anlatmak ve aktarmak için estetize edecek, güzel söz ve hikmet yüklü bir sanata ihtiyacımız var.
Bilim ve teknolojinin, ağırlığı tıb ve mühendislikte olmak üzere el birliği ile insanı dönüştürme komplosuna karşı dikkatli olmalıyız. Bugün gelinen noktada TransHumanizm insanı nesneleştirmekten öte, tüm canlı hayatla birlikte yeniden yapılandırma iddiasındadır. GlobalReset’çiler CRISPR-Cas9 (Clustered Regularly İnterSpaced Palindromic Repeats) teknolojisi ile BioHacker’ler hayatı dönüştürme iddiasındadır. Bu teknolojinin adı “Düzenli aralıklarla bölümlenmiş palindromik tekrarlanan gen parçacıkları kümeleri”. Artık tarımda, hücreye müdahale ederek mesela portakal ağacında karanfil kokulu sarımsak mümkün. Ya da Gen teknolojisi ile sipariş hayvan ve çocuk üretebilirsiniz. Bu bir Kimera, yani İnsan-Hayvan karışımı bir canlı da olabilir. Bunu Tıb’da sağlık, ya da daha güçlü bir insan için kullanabileceğiniz gibi, etik kuralları aşarak BioHacker yöntemleri ile canlıların fıtratlarını bozucu müdahalelerde de bulunabilirsiniz.
Tarih dizilerindeki görseller, kahreden, boyun eğdiren güç ve şiddet, başarı ve meydan okuma sahneleri aslında anlatmaya çalıştığım dünyanın değerlerini taşımıyor. Din orada mahalle kabadayısının boynundaki muşta gibi duruyor. Mevcut dünya ve siyasete ilişkin propaganda malzemesi olacak, algıların taşıyıcı organı üzerinden bir medeniyeti erdem olarak örnekleyemeyiz.
- Evet siz zannediyorsunuz ki, birileri bu kadar acımasız, bu kadar vahşi olamaz. Eğer uyanık olmazsak, dün yaptıkları gibi yine yaparlar. Tarih tekerrür eder. İnsanlar fıtratına yabancılaşınca Şeytanlaşır, “Belhum adal” olur da, hatta Şeytanı da kıskandırabilir.
Beyaz adam bütün Kızılderilileri yok etti, kara derilileri köleleştirdi, sarı ırkı sömürgeleştirdi. Bu mirası aralarında paylaşamadıkları için kendi aralarında 100 yıl savaştılar. Ulus devletleri başlatan kilise ile derebeyleri arasındaki sömürü mirasının paylaşım anlaşması Vestfalya; böyle hayata geçirildi. Bunu yaparken inanılmaz zulümler yaptı. Acımasız bir şekilde hayvanları öldürdü ve ekinleri talan etti. Dün yaptılar, bugün yine yaparlar, hem de tereddüt etmeden. Modern Stalin’ler, Hitler’ler, Mussolini’ler hayattalar. Bizim diktatörlerin çoğu onların gayrimeşru çocuklarıdırlar. Savaşlar, terör ve darbeler onların işi. Her ülkede, her toplulukta benzer insanlar var ve onlar birbirlerini buluyorlar. Sonuçta zulüm tek bir millettir.
Hatırlayın, Nagazaki ve Hiroşima’yı atom bombası ile içindeki bitkiler, hayvanlar ve insanlarla birlikte öldürmediler mi? ÇİN’DE BİR FRANSIZ MİSYONER RAHİB ÖLDÜRÜLDÜ DİYE, BAŞLATTIKLARI KATLİAM DİRENİŞE DÖNÜNCE, 1 MİLYONA YAKIN İNSANI ÖLDÜREN BUNLAR DEĞİL Mİ? RUANDA’DA DAHA YAKIN ZAMAN HUTİ-TUTSİ SAVAŞINI KİM, NİÇİN ÇIKARDI! ÇAD’DA KIPKIP KATLİAMINDA, İKTİDARI KENDİLERİNE DEVREDECEKLERİ YALANI İLE BİR ÜLKENİN AYANINI TOPLAYIP, HEPSİNİ BİR GECEDE SATIRLARLA DOĞRAYARAK ÖLDÜRMEDİLER Mİ?
CoVID, maske, aşı, orman yangınları aynı zihniyetin günümüzdeki devamından başka bir şey değil. Sadece sağlığımız oynamıyorlar, gıdamızla da oynuyorlar. Havayı, suyu, toprağı, hayatımızı kirletenlerin başında onlar geliyor. Bir de, insan hakları, çevre, özgürlük diye bize akıl verip önderlik yapmaya kalkıyorlar.
1962 yılına kadar hayvanat bahçelerinin yanında insanat bahçeleri vardı. Kızılderilileri, kara derilileri, Aborjinleri, Tasmanyalıları, insanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlar diye teşhir ediyorlardı.
Fransız devrimi bu süreçte bir kırılma noktası oldu. O da yetmedi, 1. ve 2. Dünya savaşları, soğuk savaş derken bu günlere geldi.
Modern batı tarihi böyle bir tarih. Bilimi, sanatı, mitolojisi hepsi sömürü mirası. Ortaçağ diye de İslam dünyasını suçluyorlar.
Bizim batı kafalılara, batılıların mikrob yayıp ilaç sattığını anlatamazsınız. Çevreci ve insan hakları savunucularının aslında insan hakları ihlallerinden sabıkalı olan darbecilerin arkasındaki güç olduklarına, çevreyi asıl kirletenlerin onların işbirlikçileri olduğuna inandıramazsınız. Hele o pozitif bilim, onlar için bir düşünce şekli değil adeta “iman”a dönüşmüştür. CoVID sürecinde bunu bir kez daha gördük. Bu kafalara aşı ve kısırlaştırma, bir nüfus politikası aracı olduğunu anlatamazsınız. Öjenik hareketten haberleri yoktur. Darvinisttirler mesela, Freud kafalıdırlar, Malthusçudurlar genelde. Doğum kontrolünün politik bir manipülasyon olduğunu bilen Erdoğan’ı bile sonunda aşıya ikna ettiler! Bizden birçok kişi artık Rasyonalist, Determinist ve Pragmatist. Din onlar için bir ritüel, seremoni, kültürel bir aidiyet ve vijdan sorunu!?
Onun için yangınlarla Starlink arasındaki ilişkiyi kuramazlar. NeuraLink ve TransHumanizm ile 5G arasındaki ilişkiyi de anlayamazlar. Uzmanlıkları onların odaklandıkları alan dışında körleştirmiştir ve eğitim yolu ile ezberletilen şeyleri tekrarlar dururlar.
Gençler boşuna Deist, Agnostik olmuyor. Sekülerleşmiyor.
CoVID ve aşı konusunda DSÖ, FDA ne derse onu tekrarlıyorlar. Maske ve PCR konusunda da öyle. Orman yangıları ile ilgili TİME ve The Economist’in kapaklarını görmelerine rağmen bu gelişmelere ilişkin, merkezin görüşüne aykırı görüşleri komplo olarak niteleyeceklerdir. Manipüle edilen bilim adeta NAS haline gelmiştir.
Evet Afrika, Latin Amerika ve Asya’da geçmişte gıda ve ilaç üzerinden yapılan operasyonları bilmezler. Afrika’da ve Amerika’da, Asya’da direnen köylülere karşı içindeki köylerle birlikte ormanları nasıl yaktıklarını ve sonrada arkalarına dönüp gittiklerini bize okutulan kitaplar yazmaz. Suların nasıl kesilip, zehirlendiğini anlatmazlar. Bugün de tarım alanında yaşanan cinayetler açıkça ortada iken birileri bunları görmek istemez. Topraklarımız kanser oldu ya hu. Genetik ve hormonal müdahale, antibiyotik hayvanların fıtratını bozdu. Tohumlarımız ne hale geldi. Zirai ilaçlar ve fenni gübreler havayı, toprağı suyu kirletiyor, kimin umurunda. Toprak kanser oldu. Havanın, suyun, toprağın, kuşların, arıların, kelebeklerin ve sincapların başına gelenler, bizim de başımıza gelecek.
Şimdi dönüp geldik 1700’lere, Vestfalya ulus sürecinden, yeni dünya düzenine 3 asır geçmiş. İşin başında kendi aralarında da bir 100 yıl savaşmışlardı. O gün bu cinayeti işleyenlerin arkasında kilise vardı, bugün yok. O cinayeti işleyenler, toplumdan seçilmiş, Haçlı macerasının zihniyet ikizi mafyatik karakterlerdi, korsanlardı bunlar. Fransız devrimi, Victor Hugo, Immanuel Kant ve daha onlarca isim aslında vijdani bir karşı duruştu.
Bugün CoVID konusunda şöyle bir fırsatımız var. Batıda vijdan sahibi insanlar bizden önce harekete geçti. Batılı ilim adamları da bizim “Tom Amca” kılıklı Bill’in adamlarından bu konuda daha duyarlı. Bu anlamda bizim batıdaki beyaz adamlardan da destekçimiz var.
Şunu görelim, doğduğumuz ana-babayı biz seçmedik. Doğduğumuz toprağı, derimizin rengini, cinsiyetimizi de biz seçmedik. Bundan dolayı üstün ve geri olamayız. Bugünkü sınırları da o topraklarda yaşayan halklar çizmedi. Bugünkü dünyayı yöneten kavramlar ve kurumlarla 21.YY açıklanamaz. BM GK 5 çeteye teslim olmuş ve bugünkü BM, 1. ve 2. Dünya savaşı sonrası oluşan düzeni korumak ve sürdürmek için çalışıyor ve onların statüsünü koruyor. Erdoğan bu gidişe “one minute” diyerek ve “Dünya 5’ten büyüktür” diyerek iktidara geldi ve bugün bu çizgiyi sürdürmek konusunda son yıllarda Erdoğan’ın yakın çevresinin ciddi tereddütler yaşadığını görüyoruz.
Hicri-Kameri yeni bir yıla girdik. Muharreminizi tebrik ediyorum. Muharrem Arapça bir kelime. Köken olarak “haram”dan türetilen “haram olan”, “yasaklanan” anlamına gelmektedir.
Bakın, biz “ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Birileri Tanrıyı kıyamete zorlamaktan, tarihin sonundan, medeniyetlerarası çatışmadan, kıyamet savaşından, siber savaştan, “Global reset”ten, “TransHumanizm”den, Starlink, 5G ve NeuraLink belasından, “Toplumsal cinsiyet”ten, biyolojik savaştan, ışın silahlarından, uzay savaşlarından söz ediyor, akletmiyor musunuz. Adamlar davul çala çala geliyorlar. Birilerinin gözleri var görmüyor, kulakları var duymuyor, kalpleri var hissetmiyorlar. “Biz ıslah edicileriz” diyorlar. İyi bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir”. Yeryüzünde bir cennet ve ebedi bir hayat vaad ediyorlar. Şeytanın Hz. Havva’ya vaad ettiği gibi. Şeytanın yalanına inananlar yeryüzünden de cennetten de kovulacaklar. Taşlanmış kör Şeytanın fitnesinden ve Hannas’ın vesvesesinden, nefsimin iğvasından, Şeytanın dostlarının ifsadından Aziz ve Azim, Şafi, Şahid ve Hafız olan Allah’a sığınırım. Selâm ve dua ile.
15 Eylül 2007 Cumartesi
YanıtlaSilHadis-i Şerif
1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
Gönderen yüksel zaman: 05:12
4.409 YORUM:
1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni»
yüksel dedi ki...
hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır.
münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme )
risale-i nur külliyatı işaretül hicaz
7 Haziran 2008 04:57
yüksel dedi ki...
hadis-i şerif
aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir.
(ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)
4 Temmuz 2009 00:37
henüz türkiye de atatürk çülüğün özgürce tatışılacağı bir düşünce ortamı yoktur. atatürk çülüğü sadece masonlar tartışmış ve galip gelmişler, mason localarını tekraraçmışlar, üstelik bunu yapmakla da atatürk çü olduklarını kanıtlamışlardır.
YanıtlaSilaltınoluk dergisi
şubat 1992
sayı 72.
sayfa.12
prof. dr. hüseyin hatemi
sivil anayasa kof bir terim
YanıtlaSilhalkın bilinç düzeyi yükselip de kendi anayasası nı getirmedikçe ve benimseyip korumadıkça, temel karşıtlık < sivil ve askeri idareler< arasında değil, baskı grupları arasında doğar ve hakim baskı gruplarının isteğine göre bir anayasa hazırlanarak halka onaylatılır." parmak bastırılır".
prof.dr. hüseyin hatemi
altınoluk dergisi
şubat 1992
sayı.72
sayfa 12
YanıtlaSil37
Açık Anahtar Altyapısı (PKI) - Fuat İnce (Prof. Dr.) - Marmara Üniversitesi
40
Açık Anahtarlı Şifreleme Sistemleri - Mehmet Halil Oryan - İstanbul Üniversitesi
44
Ağ Güvenliği - Albert Levi - Sabancı Üniversitesi
49
Ağ Mimarisi - Emre Harmancı (Prof. Dr.) - İstanbul Teknik Üniversitesi
55
Ağ Programlama ve TCP/IP - Ali Efe ve Rifat Çölkesen (Dr.) - Post-Edu Enstitüsü
60
Ağ Standartları - Tevfik İnan (Dr.) - Yıldız Teknik Üniversitesi
67
Ağ Yönetimi - Tevfik İnan (Dr.) - Yıldız Teknik Üniversitesi
71
Akademik Bilişim Konferansları - Tuğrul Yılmaz - Ulakbim
73
Akıllı Ev Aygıtları - Hayrettin Can ve Erhan Akın (Doç.Dr.) - Fırat Üniversitesi
78
Aktif Veri Tabanları - Burçin Bostan Körpeoğlu - Merkez Bankası
84
Algoritma ve Harzemli, Musa Oğlu Muhammed - Kaya Kılan - Başkent Üni.
86
Anahtarlama ve Yönlendirme - Sema Oktuğ (Doç. Dr.) - İstanbul Teknik Üniversitesi
91
Anlama Yetenekli Dizgeler - Tuncer Ören (Prof. Dr.) - Ottawa Üniversitesi/Kanada
95
Arama Motorları - Hayri Sever - Başkent Üniversitesi ve Yaşar Tonta - Hacettepe Üniversitesi
99
Aşırı (Aykırı) Programlama - Mustafa Yıldız - Işık Üniversitesi
102
ATM - Demir Öner (Dr.) – Marmara Üniversitesi
106
Ayrık Olaylı Sistem Benzetimi - Kağan Gökbayrak ve İhsan Sabuncuoğlu (Prof. Dr.) - Bilkent Üniversitesi
111
Belge Bölütleme ve Tanıma - Berrin Yanıkoğlu (Dr.) - Sabancı Üniversitesi
116
Bellekler - Ali Toker (Doç. Dr..) ve Ali Zeki (Doç. Dr.) - İstanbul Teknik Üniversitesi
124
Benzetilmiş Tavlama - Alev Söke - Kocaeli Üniversitesi
128
Benzetimde Çıktı Çözümlemesi - Berna Dengiz (Prof. Dr.) - Gazi Üniversitesi/Auburn University
135
Benzetimde Geçerleme ve Doğrulama - Murat Fadıloğlu (Dr.) - Bilkent Üniversitesi
139
Benzetim Dilleri - Aslı Erdem (Dr.) - Boğaziçi Üniversitesi
144
Benzetim: Temel Kavramlar ve İlerlemeler - Tuncer Ören (Prof. Dr.) - Ottawa Üniversitesi
149
Benzetim Uygulamaları - Ihsan Sabuncuoğlu (Prof. Dr.) - Bilkent Üniversitesi
153
Benzetim: Üst Düzey Mimari - Cem Baytok - ODESA, İhsan Sabuncuoğlu - Bilkent Üniversitesi
158
Bilgi Ekonomisi - Durmuş Dündar (Prof. Dr.) - İst. Kültür Üni.; Gülgün Kayakutlu (Dr.) - İst. Ticaret Üniversitesi
162
Bilgi Güvenliği - Fuat İnce (Prof. Dr.) - Marmara Üniversitesi
167
Bilgi İşlemede İletişim Uygulamaları - Bülent Kaytaz - Oksijen
173
Bilgi Süzme - Hayri Sever ve M. Zafer Bolat - Başkent Üniversitesi
176
Bilgi Yapıları: Kodlanmış ve Gizli Bilgi - Gülçin Büyüközkan - Galatasaray Üniversitesi
Üniversitesi
YanıtlaSil181
Bilgi Yönetimi Stratejileri - Murat Dinçmen (Prof. Dr.) - İTÜ
185
Bilgi Yönetiminde Uygulamalar - Gülgün Kayakutlu (Dr.) - İstanbul Ticaret Üniversitesi
189
Bilgisayar Ağları Tarihçesi - Oğuz Manas (Prof. Dr.) - İnteltek
193
Bilgisayar Destekli Fotogrametri - Zübeyde Alkış (Doç. Dr.) - Yıldız Teknik Üniversitesi
197
Bilgisayar Destekli Yazılım Mühendisliği - Levent Yılmaz (Dr.) - Auburn Üniversitesi
205
Bilgisayar Dilleri Tarihçesi - Ersin Töreci (Prof. Dr.) - Hacettepe Üniversitesi
211
Bilgisayar Grafikleri-Üç Boyutlu - Atılım Çetin ve Uğur Güdükbay - Bilkent Üniversitesi
221
Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanları (BMBB) Kurulu - Tuncer Üney - TBV
223
Bilişim Dergisi - Aydın Köksal (Prof. Dr.) - Bilişim Ltd. Şti.
228
Bilişim Eğitimi Tarihçesi ( Türkiye'de) - Ünal Yarımağan (Prof. Dr.) - Hacettepe Üniversitesi
234
Bilişim Mesleği Ahlâk İlkeleri: Dünyada - Gözde Dedeoğlu - ???
240
Bilişim Mesleği Ahlâk İlkeleri: Türkiye’de - Ersin Töreci (Prof. Dr.) - Hacettepe Üni. ve Selahattin Kuru (Prof. Dr.) - Işık Üni.
242
Bilişim Muhabirleri Derneği - Mehmet Sakin - Bilişim Muhabirleri Derneği Başkanı
243
Bilişim Teknolojileri Işığında Eğitim (BTIE) “Web” Sayfası Tasarımı Yarışması - İ. İlker Tabak ve Nezih Kuleyin - TBD
244
Bilişim Teknolojileri Işığında Eğitim Konferans ve Sergisi (BTIE) - Nezih Kuleyin - TBD
246
Bilişim Teknolojisinde Gelişmeler - Kemal Cılız (Doç. Dr.) - Boğaziçi Üniversitesi
248
Bilişim Toplumu - Prof. Dr. Aydın Köksal (Prof. Dr.) - Bilişim Ltd. Şti.
253
Bilişim Zirvesi - Zafer Kurdakul - İnterpro A.Ş.
254
Bilişimde Özenli Türkçenin Önemi - Tuncer Ören (Prof. Dr.) - Ottawa Üniversitesi/Kanada
263
Biyoenformatik - Uğur Sezarman (Doç. Dr.) - Sabancı Üniversitesi
267
Biyometri: İris ve Retina Tanıma - M. Elif Karslıgil - Yıldız Teknik Üniversitesi
270
Biyometri: Parmak İzi Tanıma - Songül Albayrak (Dr.) - Yıldız Teknik Üniversitesi
273
Bulanık Mantık ve Bulanık Sistemler - Zafer Bingül (Dr.) - Kocaeli Üniversitesi
278
Bulanık ve Sinirsel Bulanık Denetim - Erhan Akın (Doç.Dr.), Mehmet Karaköse - Fırat Üniversitesi
287
Canlandırma - Uğur Güdükbay ve Atılım Çetin - Bilkent Üniversitesi
290
CeBit Avrasya Fuarı - Erdem Özel - HİFAŞ
291
Cizreli Eb-ul-İz ve İlk Özdevinirler - Kaya Kılan - Başkent Üni.
293
Çağdaş İnternet Yönetimi - Yaman Akdeniz - Leeds Üniversitesi/Birleşik Krallık
Çağdaş İnternet Yönetimi - Yaman Akdeniz - Leeds Üniversitesi/Birleşik Krallık
YanıtlaSil297
Çağrı Merkezleri - Tarkan Ersubaşı - ITD
300
Çoğulortam Hizmetleri - Fikret Gürgen - Boğaziçi Üniversitesi
305
Çok Boyutlu Dizinleme Yapıları - Aziz Sözer - Merkez Bankası; Adnan Yazıcı (Prof. Dr.) - ODTÜ
310
Çoklu Etmen Öğrenmesi - Mehmet Kaya - Fırat Üniversitesi
315
Dağıtımlı Benzetim - Osman Nuri Darcan (Dr.) - Boğaziçi Üniversitesi
320
Dağıtımlı Bilgi İşleme - Nadia Erdoğan (Prof. Dr.) - İTÜ
324
DNS: Alan Adı Sunucusu/Sistemi - Mustafa Akgül - Bilkent Üniversitesi
329
Döngüde Donanımsal Benzetim - Erkan Duman ve Erhan Akın (Doç. Dr.) - Fırat Üniversitesi
333
Dünyada Öndegelen Bilgisayarcılar - Cesur Baransel (Doç. Dr.) -
344
e-Belediye - Rabia Karakaya Polat (Dr.) - De Monfort Üniversitesi
348
e-Devlet - R. Erdem Erkul - Hacettepe Üniversitesi
353
e-Ekonomi/Yeni Ekonomi - Yıldız Arıkan - Sabancı Üniversitesi
355
e-İmza - Melek D. Yücel
356
Elektronik Ödeme Sistemleri - Oumout Chouseinoglou - Başkent Üni. ve Adil Oran - ODTÜ
362
Elektronik Ticaret - Yıldız Arıkan - Sabancı Üniversitesi
365
Elektronik Veri Değişimi (EVD), EVD Standartları ve Uygulama - Leyla Deliç ; Hülya Küçükaras - TBD
369
El Yazısı Tanıma - Pınar Duygulu (Dr.) - Bilkent Üniversitesi
373
Entelektüel Sermaye - Müge İşeri (Doç.Dr.) - İKÜ
377
e-Pazarlama - Ekin İlyasoğlu - Logaritma İnternet ve BT
380
Etkileşimli İnternet - Nevcihan Duru (Dr.) – Kocaeli Üniversitesi
384
Evden Ağa Erişim - Yasin Kaplan - Post-Edu Enstitüsü
388
Evrimsel Bilgi İşleme - Göktürk Üçoluk (Doç. Dr.) - ODTÜ
393
Evrimsel Hesaplama - Ali Karcı - Fırat Üniversitesi
400
Fikri Haklar - Erdem Türkekul - ???
405
Genetik Algoritmalar - Bahattin Dağ - TÜBİTAK UEKAE
408
Gerçek-Zamanlı Veritabanı Sistemleri - Özgür Ulusoy (Dr.) - Bilkent Üniversitesi
411
Gezgin Ağlar - Cem Ersoy (Prof. Dr.) - Boğaziçi Üniversitesi
416
Gezgin Bilgi İşlem - İbrahim Körpeoğlu (Dr.) - Bilkent Üniversitesi
421
Görüntü Sıkıştırma - Atilla Başkurt (Prof. Dr.) - Lyon Üniversitesi
426
Graf Algoritmaları - Rifat Çölkesen (Dr.) - Post-Edu Enstitüsü
432
Güncel Bilgisayar Mimarileri - Oğuz Tosun (Prof. Dr.) - Boğaziçi Üniversitesi
436
Güvenli Elektronik Posta - Tuğkan Tuğlular - İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
438
Haber Öbekleri Sistemi / Usenet - Orhan Gökçöl (Dr.) - Bahçeşehir Üniversitesi
440
Halıcı MİDİ Bilgisayarla Beste Yarışması - Emrehan Halıcı - ODTÜ/Halıcı Yazılımevi
441
Hesaplama Karmaşıklığı - Rifat Çölkesen (Dr.) - Post-Edu Enstitüsü
445
Hesaplamaya Dayalı Geometri - Uğur Güdükbay ve Ali Kemal Sinop - Bilkent Üniveristesi
449
İkibin (2000) Yılı Sorunu - Selçuk Kavasoğlu - DPT
453
İlk 500 Bilişim Şirketi - Özlem Unat - İnterpro
454
İnternet Adresleri, IP ve DSN - Orhan Gökçöl (Dr.) ve S. Nazlı Yavuzer - Bahçeşehir Üniversitesi
İnternet Adresleri, IP ve DSN - Orhan Gökçöl (Dr.) ve S. Nazlı Yavuzer - Bahçeşehir Üniversitesi
YanıtlaSil463
İnternet Bankacılığı - Mustafa Ali Türker - Garanti Teknoloji
469
İnternet Evleri - Mete Yıldız - Hacettepe Üniversitesi
474
İnternet Haftası - Mustafa Akgül (Doç. Dr.) - Bilkent Üniversitesi/İnternet Kurulu Üyesi
477
İnternet Haftası Afişler - Mustafa Akgül (Doç. Dr.) - Bilkent Üniversitesi/İnternet Kurulu Üyesi
479
İnternet Kurulu - Mustafa Akgül (Doç. Dr.) – Bilkent Üniversitesi
483
İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD) - Mustafa Akgül - İNETD
485
İnternet ve Hukuk Platformu (İvHP) - Avniye Tansuğ - İvHP
486
İnternet'te Güvenli Erişim ve Güvenlik Duvarı - Cenk Kaan Örnek - YKB
488
İnternet'te İletişim Kuralları: Türkiye'de - Ersin Töreci (Prof. Dr.) - Hacettepe Üniversitesi
491
İnternet'te Kaynak Keşfi - Hayri Sever - Başkent Üni.; Mehmet Emin Küçük - Hacettepe Üni.
494
IP Ağlarda Saldırı Şekilleri - Bülent Çoşkun ve Cengiz Uğurkaya
499
IPv6 - İnternet Protokolü sürüm 6 (IPv6) - Alper E. Yeğin
504
IPv6 Paket Ek-Başlık Yapıları - Ali Efe ve Rifat Çölkesen (Dr.) - Post-Edu Enstitüsü
510
İstatistiksel İşaret İşleme - Bülent Sankur (Prof. Dr.) - Boğaziçi Üniversitesi
514
İster Çözümleme - Oya Kalıpsız (Prof. Dr.) - Yıldız Teknik Üniversitesi
518
İş Kurtarma Merkezleri ve İş Sürekliliği - Müge Taşer - HP Türkiye
519
İşletim Güvenliği - Mesut Karakaş - Yapı Kredi Bankası
524
İşletim Sistemleri Güvenliği - Burak Bayoğlu - TÜBİTAK UEKAE
531
Kablosuz Ağlar - Rifat Çölkesen (Dr.) - Post-Edu Enstitüsü
536
Kaos Kuramı - Erhan Akın (Doç. Dr.) - Ahmet Bedri Özer
543
Konuşma ve Ses Sıkıştırma - Engin Erzin (Dr.) - Koç Üniversitesi
549
Koşut Bilgi İşlem - M. Ufuk Çağlayan (Prof. Dr.) ve Can Özturan (Doç.Dr.) - Boğaziçi Üniversitesi
554
Kriptografi - Ahmet Koltuksuz (Doç.Dr.) - İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
559
Kriptolojik Protokoller - İlhami Yavuz (Prof. Dr.) - Maltepe Üniversitesi
564
Kuantum Bilgi İşleme
hak sübhanehü ve teala.
YanıtlaSil- senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime.
-BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir.
KARA DAVUD
DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
sy.305.
Ölüm muhakkak ve ölüm mutlak,
YanıtlaSiltek kapısıdır ölümsüzlüğün.
Erdem Beyazıt.
Bir Fincan Arapça
Arapça-Türkçe Sözler.
sy.111.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:20
Rabbin rızası iyiliklerde gizlidir,
karıncanın gönlünü alan Süleyman olur.
Mahmut Toptaş.
Bir Fincan Arapça
Arapça Türkçe Sözler.
sy.105.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:24
Çakalların hükmü kurt ayağa kalkıncaya kadardır.
Diriliş Ertuğrul.
Bir Fincan Arapça
Arapça Türkçe Sözler.
sy.73.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:27
Hakikat, iki kişiye ihtiyaç duyar; biri onu dile getiren, diğeri de onu anlayabilendir.
Halil Cibran.
Bir Fincan Arapça
Arapça Türkçe Sözler.
sy.74.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:31
Gerçekler acıdır derler de
hakikatin tadını söylemezler.
İsmet Özel.
Bir fincan Arapça.
Arapça Türkçe Sözler.
sy.56.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:36
İnsanlar, bilmedikleri şeylerin düşmanıdırlar.
Ali b. Ebi.Talib (r.a.)
Bir Fincan Arapça.
Arapça Türkçe Sözler.
sy.190.
YANITLAYINSIL
yuksel23 Şubat 2021 06:39
Samimiyetin mağlub olduğu devrin insanlarıyız.
Asım b. Numan.
Bir Fincan Arapça.
Arapça Türkçe Sözler.
sy.44.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil372 1 Hiç bir kimse yoktur ki, ilim öğrenmeye gitmek niyetiyle, ayakkkabısını, mestini, elbisesini giymiş olsun da, Allah onun günahlarını evinin kapısının eşiğini aşarken mağfiret etmiş olmasın. Hz. Ali (r.a.)
372 2 Senin bir taifeye akıllarının almayacağı bir şeyi söylemen, bir kısmına fitne olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
372 3 Söylediğimi işitmekte siz onlardan farklı değilsiniz. Lakin şu kadar var ki, onların Bana cevap vermeye güçleri yetmez. (Bedir de kafir ölülerine "size vaad olunanı gördünüz mü?" diye sorulduğunda ashab sordu ki onlar duyarlar mı?" o zaman bu hadis varid oldu.) Hz. Enes (r.a.)
372 4 Siz benim havzıma geleceklerin yüz bir cüz'ünden bir cüz olmazsınız. Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.)
372 5 Sizler dinin karıştığı, kanın döküldüğü, zinanın aşikare olduğu, binaların debdebesinin arttığı, ihvan arasında bağın azaldığı, Kabenin yakıldığı zaman ne yapacaksınız? Hz. Meymune (r.anha)
372 6 Şu kavlinden daha umutlu bir ayeti, Allah Teala bana indirmedi: "Ve le sevfe Yu'tîke Rabbüke feterdâ" (Muhakkak Rabbin sen razı oluncaya kadar sana verecek). İşte Ben "o isteği" ümmetim için kıyamet gününe sakladım. Hz. Ali (r.a.)
372 7 Allah bir kula bir nimet verirde, o kul da "Elhamdülillah" derse, nimetin şükrünü eda etmiş olur. Eğer ikinci defa söylerse sevabı tazelenir. Üçüncü defa söylerse, Allah onun günahlarını mağfiret eder. Hz. Câbir (r.a.)
372 8 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet ihsan edip de, o da bunun üzerine Allah'a Hamd ederse, işte bu "hamd", nimet ne kadar büyük olursa olsun o nimetten daha efdaldir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
372 9 Allah bir kula, aile, evlad, maldan bir nimet verir de kul: "Maşallah lâ kuvvete illâ billah" derse, ölümden başka afet görmez. Hz Enes (r.a.)
372 10 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verdi ve onu tamamladı ise, insanların hacetini o kula düşürür de o da bundan sıkılırsa, muhakkak bu nimet zevale maruz kılınır. (Böyle bir kimse ehli hacetin müraacatından memnun olmalıdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
372 11 Kurban bayramında kurbana harcanan paradan, Allah'a daha sevgili bir para yoktur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
372 12 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verdiğinde, ehli hacet çok gelir de onları iyi karşılamaz ve tahammül etmezse, o nimet zeval bulur. Hz. Ömer (r.a.)
372 13 Allah (z.c.hz.) bir kula bir nimet verir de, kulda onun Allah'dan olduğunu bilirse Allah Teala o kula henüz "Hamd" etmeden evvel "şükrü"nü yazar. Bir kul da bir günah işler ve ona pişman olursa, Allah Teala o henüz istiğfar etmeden ona mağfiret yazar. Bir kulda bir veya yarım dinara elbise satın alır ve onu giyince Allah'a hamd ederse, elbise henüz dizine ulaşmadan Allah onu affeder. Hz. Âişe (r.anha)
1 Mart 2021 03:43
yuksel dedi ki...
-nasihi mensuhtan ayırd edecek bilgiye sahipmisin
Adam .
-Hayır, diyor.
Hazret-i Ali R.A. ona.
- öyle ise bizim mescidimizden derhal çık, bir daha va z etme. çünkü sen kendini helak ediyorsun, hem de başkasını
tefsir-i kurtubi c. 2 s.62 mısır baskı 1967. 1387
ilmin ışığında asrın kur an tefsiri
celal yıldırım
anadolu yayınları cilt.1.sy.293.
İnsan haklı olduğu kadar da güçlü olmak zorundadır.Güç ve kuvvetin desteklemediği hak, güçlülerin amansız darbeleri altında ezilmeye mahkum olacaktır.Peygamberler insanlığın tanıdığı en doğru ve en haklı davayı getirmişlerdir.
YanıtlaSilHazreti Adem den
hatemü l Enbiyaya
Peygamberler Tarihi
AHMED lütfi KAZANCI
sy.680.
Onların karşısına duran ve mücadele eden insanlar peygamberlerin maddi güç sahibi olmayışlarından faydalanmışlardır.İsrail oğullarının Hz. Süleyman A.S. karşısında direnemeyişleri, onun diğer peygamberlerden daha haklı oluşuna değil güçlü oluşuna bağlanmalıdır.
YanıtlaSilHz. Adem den Hatemü l Enbiyaya
Peygamberler Tarihi
AHMED LÜTFİ KAZANCI
sy.680.
İnsan haklı olduğu kadar da güçlü olmak zorundadır.Güç ve kuvvetin desteklemediği hak, güçlülerin amansız darbeleri altında ezilmeye mahkum olacaktır.Peygamberler insanlığın tanıdığı en doğru ve en haklı davayı getirmişlerdir.
YanıtlaSilHazreti Adem den
hatemü l Enbiyaya
Peygamberler Tarihi
AHMED lütfi KAZANCI
sy.680.
YANITLAYINSIL
yuksel3 Mart 2021 00:00
Onların karşısına duran ve mücadele eden insanlar peygamberlerin maddi güç sahibi olmayışlarından faydalanmışlardır.İsrail oğullarının Hz. Süleyman A.S. karşısında direnemeyişleri, onun diğer peygamberlerden daha haklı oluşuna değil güçlü oluşuna bağlanmalıdır.
Hz. Adem den Hatemü l Enbiyaya
Peygamberler Tarihi
AHMED LÜTFİ KAZANCI
sy.680.
YANITLAYINSIL
yuksel4 Mart 2021 00:50
Kur'an 'da âyetlerin sonu külli kanunlarla biter.(İ.İ.) 189.
Kur'ân ayna ister vekil istemez.(S.) 645. Lemaat.
Kur'ân başka kelamlarla kıyas edilmez.(S.) 393: 25.Söz.2.Şu'le, 2.nur.
Kurân bitarafane muhakeme edilemez.(M.288:26.Mektup. 1.meb.
Kur'an bütün asırlara hitâb eder.(İ.İ.) 11.44.50.
Kur'an bütün Esmâü'l-hüsnanın hükümlerini toplamış.(S.404:25.Söz, 3.şu'le 3.ziya.
Bir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı
Fihrist ve İndeksi.
İsmail Mutlu
sy.394,395.
En mühim şey günahlardan kaçınmaktır.
YanıtlaSilAkra Fm .
Mehmet Zahid Kotku.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil53 1 Sabah namazınızı kıldığınızda duaya çok sarılınız. Ve hacetlerinizi talebde de erken davranınız. Ey Allahım! Ümmetim için erken davranışta işlerini bereketli kıl. Hz. Ali (r.a.)
53 2 Evinizde namaz kıldıktan sonra mescide geldiğiniz takdirde cemaatle de namaz kılın. Zira o namaz sizin için nafile olur. Hz. Câbir İbni Yezid (r.a.)
53 3 Bir ayda üç gün oruç tutmak istiyorsan ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerinde tut. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
53 4 Oruç tuttuğunuzda sabahleyin misvak kullanın, lakin akşama doğru kullanmayın. Akşam üzeri iki dudağı kurumuş oruçlu bir kimse için misvak uygun olmaz. Zira o kurumuş dudaklar kıyamet gününde gözler önünde bir nur olacaktır. Hz. Habbab (r.a.)
53 5 Sizden biri bir kavme misafir olduğunda onların izni olmadan sakın oruç tutmasın. Hz. Âişe (r.anha)
53 6 Sizden birisi bir kimseyi dövdüğünde yüzüne vurmaktan sakınsın. Ve: "Allah senin yüzünü ve senin yüzüne benzeyen yüzü de çirkinleştirsin" demesin. Zira Aziz ve Celil olan Allah Adem (a.s.)'ı kendi suretinde yarattı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
53 7 İnsanlar dinar ve dirheme (para hususunda) cimrilik ederlerse, 'îne alış verişi yaparlarsa, sığırların kuyruğuna tabi olurlarsa (çiftlikle uğraşırlarsa) ve Allah yolunda cihadı terkederlerse, Allah onların üzerine öyle bir zillet verir ki, dinlerine uymadıkça o zilleti üzerlerinden kaldırmaz. ('Îne alışverişi yüksek fiatla vadeli satıp peşin olarak ucuz fiatla geriye almaktır. Bir nevi faizli kredi vermek demektir) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
53 8 Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekle. Denildi ki: "Emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" Buyurdu ki: "Vazife ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
53 9 Et pişirirken suyunu çoğaltın. Zira böylesi komşulara da yetişmesi bakımından daha iyidir. Hz. Câbir (r.a.)
53 10 Balık suyun üzerine ölü olarak çıkarsa onu yeme. Deniz cezir dolayısı ile çekilip de (balık açıkta kalmışsa) onu ye. Bu halde denizde olanı da ye. Hz. Câbir (r.a.)
53 11 Sizden biri kardeşinden biri bir hacetini taleb ederken, onun medh etmekle işe başlamasın. Yoksa onun belini kırmış olur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
53 12 Fecr tulû' ettiği zaman, bütün gece namazları ve vitr geçmiş olur. Öyle ise fecr tulû' etmeden önce vitiri kılınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
53 13 Sizden birisinin kulağı çınladığında beni hatırlasın ve bana salat ü selam getirsin. Ve bir de: "Beni anan kimseyi Allah hayırla ansın" desin. Hz. Ebû Rafi (r.a.)
53 14 Ehli zimmete zulmedildiğinde devlet, düşman devleti gibi olur. (Yani ya kafirlerin müdahalesine sebeb olur veya devletin ömrü kısalır.) Zina çoğaldığında esirler artar. (Düşmanın tasallutu çoğalır, esirler artar.) Lûtîlik çoğaldığında ise, Aziz ve Celil olan Allah halktan Rahmet elini kaldırır ve onların hangi vadide helak olduklarına bakmaz. Hz. Câbir (r.a.)
53 15 Bir kimse, zevcesini adetinden temiz iken üç talak ile boşadığında veya sarih olmasa bile, yine üç talakla boşadığında, kadın başka bir erkekle nikahlanmadıkça kendisine bir daha helal olmaz. (Yeni kocasının ölümü veya boşaması neticesinde serbest kalmadıkça onunla tekrar evlenemez) Hz. Hasan İbni Ali (r.anhüma)
53 16 Bir zanda bulunmuşsanız onu tahkike kalkışmayın, hased ettiğinizde aşırı gitmeyin (ona uyup amel etmeyin.) Uğursuzluk zannettiğinizde (üzerinde durmayıp geçin ve ancak Allah'a tevekkül edin. Ve bir şey tarttığınızda da ağdırın. Hz Cabir (r.a.)
YANITLAYINSIL
yuksel7 Mart 2021 00:40
17- Bir beldede zina ve riba meydan alırsa, onlar (o belde halkı ) Allah c.c. ın azabına hak kazanmış olurlar.Hz. İbn. Abbas r.a.
18-Şu beş şey zuhur ederse helâk ümmetim üzerine hak olur.Birbiriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifa etmeleri.Hz. Enes r.a.
Ramuz el Ehadis
Hadisker Deryası.
Cilt.1.sy.53.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil379 1 Hiç kimse yoktur ki, altın ve gümüşten birşey bıraksında, sonra alnından ayağına kadar dağlanmasın. Hz. Sevban (r.a.)
379 2 İnsanlar içinde, kendisine imamın (sultanın) emrettiğini Allah rızası için tutan, salih vezirden daha sevaplı kimse yoktur. Hz. Âişe (r.anha)
379 3 Derece cihetinden, söylediğini doğru söyleyen, adaletle idare eden ve merhametli olan imamı adilden (Allah'a daha) sevgili yoktur. Hz. Enes (r.a.)
379 4 Bu ümmette, bir bid'at icad eden adam, ölmeden evvel mutlaka onun seyyiesine uğrar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
379 5 Cennete girecek herkese Allah (z.c.hz.) yetmiş iki tane huri verir. Bunların iki tanesi kendinin, yetmiş tanesi de Cehennem ehlinden mirasdır. Bunlarla münasebetin kendisini yorması gibi bir şey de varid değildir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
379 6 Bir kimse bu ümmetin umurunda bir işe geçerde adaletle iş yapmazsa, Allah (z.c.hz.) de onu Cehenneme yüz üstü atar. Hz. Ma'kil İbni Yesar (r.a.)
379 7 Gerek kocayarak ölmüş, gerek düşük ölmüş, herkes otuz yaşında haşrolur. Cennetlik olanların yapısı Adem (a.s.) siması, Yusuf (a.s.)suretinde ve Eyyub (a.s.) kalbinde olur. Cehennemlikler ise dağlar gibi büyütülmüş olur. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.)
379 8 Bir kimse bir serçeyi abes yere öldürürse, o kuş kıyamette şöyle bağırır: "Yarabbi bu kulun beni abes olarak öldürdü. Hem kendisi faydalanmadı, hem de beni bırakmadı ki senin arzında yaşayayım." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
379 9 Bu ümmetten Yahudi olsun, Nasara olsun. Beni duyup ta Bana iman etmeyen mutlaka Cehenneme girecektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
379 10 Herkesin kapısında iki melek bulunur. Adam kapıdan çıkınca: "Ya âlim veya müteallim ol, üçüncüsü olma" derler. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
379 11 Ölenlerden kimse yoktur ki, sözü ile ameli tartılmasın. Sözü amelinden ağır gelenin ameli kabul olmaz. Eğer ameli sözünden ağır gelirse, ameli kabul edilir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
379 12 Kıyamet gününde fakir-zengin herkes: Dünyada keşke kıt kanaat geçinseydik" derler. Hz. Enes (r.a.)
379 13 Ashabımdan biri bir memlekette ölürse, kıyamette onlara rehber ve hem de nur olarak baas olur. Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)
MÜCAZEFE: Söz ile karşısındakinin hakkını örtmek, aldatmak. * Fık: Tartıp ölçmeden göz kararı ile yapılan tahmini satış. Götürü almak. Toptan satmak.
YanıtlaSil9 Mart 2021 03:17 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
zımn
İç.
İç taraf.
Maksad, gaye.
Açıktan söylenmeyip dolayısıyle anlatılan.
İç yüz, dolaylı anlatılan.
9 Mart 2021 03:20 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Şu anda kıtal geldi. Ümmetimden Hak üzerine çarpışan ve kafirler üzerine galib gelen bir kavim hiç bir zaman eksik olmaz. Allah, onlar için diğer kavimlerin kalblerini kaydırır ve daraltır. Kafirlerle savaşırlar. Allah onları rızıklandırır. Allah'ın emri gelene (onların ömürleri son buluncaya) kadar bu böyle devam eder. O günde mü'minlerin evlerinin yeri Yam'dır. Hayr, kıyamete kadar, atların nasiyesine bağlıdır. Bana vahyolunduğuna göre, Ben (dünyada) çok kalıcı değilim. Yakında gidiciyim. Siz de Beni yaşlanarak takip edeceksiniz. Ve bazınız, bazınızın boynunu vuracaktır. Kıyametten önce iki büyük hadise vardır. Şiddetli Veba ve sonra da zelzeleli yıllar vardır.
Ravi: Hz. Seleme (r.a.)
Sayfa: 187 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
9 Mart 2021 03:38 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Bir imam (sultan) veya vali, kapısını ihtiyaç sahiplerine, fakirlere ve miskinlere kapatırsa, Allah da gök kapılarını, onun fakirliği, haceti ve meskeneti anında kendisinin üzerine kapatır.
Ravi: Hz. Amr İbni Mürre (r.a.)
Sayfa: 380 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
9 Mart 2021 03:38 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Hangi kavim ki, kuvvetli ve kalabalık olduğu halde, masiyet yapan kısma mani olmuyorsa, azab bunlara umumi olarak gelir.
Ravi: Hz. Cerir (r.a.)
Sayfa: 178 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
9 Mart 2021 03:40 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Tevarüs
Kelime Kökeni : Arapça
[isim] Bir kimseden miras kalma, mirasa konma
Kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme
Kelime Anlamı Kaynağı : Türk Dil Kurumu (TDK) Güncel Türkçe Sözlüğü
9 Mart 2021 04:01 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Seni bütün yaratıklara Fâtih kıldım ve bütün Peygamberlere Hâtim ( Peygamberlere sona erdiren ) kıldım. Sana Kevser havuzunu sundum.Sana hisseler verdim:
1.İslâm olmaktır.
2.Hicret etmek.
3.Cihad etmek.
4.Namaz kılmak.
5.Zekât vermek.
6.Ramazan ayını oruçlu geçirmek.
7.Emr-i mâruf.(iyi işler yapmak)
8.Münkerden ( kötülüklerden ) nehiydir.
Kara Davud.Delail-i Hayrat Şerhi. sy.338.
10 Mart 2021 01:36 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Hazret-i Muhammed s.a.v. ,dünya bütün küfür ve eğri yolda iken hidâyet kapısını fethettiğinden, kâfir halka hidâyet kapısı açtığından ve beldeleri alıp oralara müslümanlar doldurduğundan mübarek isimlerine Fatih denildi.
Kara Davud
Delail-i Hayrat Şerhi.
M.Bin . Süleyman Cezuli.
sy.338.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil384 1 Allah (z.c.hz.)'ne şu kulun sesinden güzel ses yoktur ki, vaktiyle yaptığı bir günahdan dolayı içi yanmış, günahını her hatırladıkça kalbi korku dolarak teessürle feryad edip "Ya Rabbah" diyor. (Ya Rabbi demek) Hz. Enes (r.a.)
384 2 Hiç bir alim yoktur ki, sultanın kapısına arzusu ile devam etsin de, sultanın ahirette Cehennem ateşinde çekeceği her azaba ortak olmasın. Hz. Muaz (r.a.)
384 3 Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyarete gelsin de, semadan bir melek: "Hoş ettin ve Cennet sana helal oldu" demesin. Aziz ve Celil olan Allah arşının melekutunda şöyle buyurur: "Kulum Beni ziyarete geldi. Bana onu ağırlamak düşer ve onun mükafatı da Cennetten başka ziyafetlik olamaz." Hz. Enes (r.a.)
384 4 Allah'ı ve Resulünü seven hiç bir kul yoktur ki, fakirlik ona sel akıntısı gibi gelmesin. Allah'ı ve Resulunü seven kimse belaya karşı zırh giysin. (Fakirlik iki cephelidir; Allah'a karşı ihtiyaç hissetmek saadet, mahluka karşı ihtiyaç hissetmek ise felakettir.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
384 5 Bir müslüman yoktur ki, bir mü'min kardeşine gıyaben dua etsin de, bir melek, sana da bir o kadar" demesin. Hz. Ebud Derda (r.a.)
384 6 Bir kul yoktur ki, bir günah yapsın ve kalkıp güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılarak bu günahdan mağfiret dilesinde, Allah da onu affetmesin. Hz. Ali (r.a.)
384 7 Cennete giren her bir kimsenin baş ve ayak ucunda iki huri durur ve ins ve cinnin işittiği en güzel sesle neşide okurlar. Bu dünyadaki gibi şeytan çağırtması şeklinde olmayıp Cenabı Hakkı temcid ve takdis mahiyetinde olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
384 8 Hiç bir kul ve cariye yoktur ki, derin uykuya daldığında ruhu Arşa doğru çıkarılmasın. Arşa varıpta uyananın rüyası sadık ve arşa varmadan uyanan ki ise kazib olur. Hz. Ali (r.a.)
384 9 Hiç bir kul yoktur ki, dünyada süm'a ve riya mevkiinde bulunsun da, Allah (z.c.hz.) onun halini kıyamet gününde, halkın huzurunda başları üzerinden duyurmasın. Hz. Muaz (r.a.)
384 10 Hiç bir kul yoktur ki, her günün sabahı ve her gecenin akşamında üç kere: "Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil ardı velâ fissemâ' ve hüve semî'ul alim." desin de sonra ona bir şey zarar versin. Hz. Osman (r.a.)
384 11 "Lâ ilâhe illallahu Vallâhu Ekber" diyen hiç bir kul yoktur ki, Allah onun dörtte birini Cehennemden azad etmesin. Şayet iki defa söylerse tamamını Cehennemden azad eder. Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.)
173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.)
173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.)
173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.)
173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.)
173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 388 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
17 Mart 2021 02:38 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
170 1 İyi dinleyin, Cennet için hazırlanan var mı? Orada hiç bir derd ve tehlike yoktur. Kabe'nin Rabbına yemin ederim ki, O Cennet tamamiyle parıldıyan bir nurla doludur. Her tarafında güzel kokular dalgalanmaktadır. Orada muazzam köşkler, geniş nehirler, bol ve olgun meyvalar, güzel ve dilber zevceler, ebedi, pek çok ve renkli güzel elbiseler vardır. Orası, yüksek, güzel ve selim yurdlarda parlak hayat sürülen bir yerdir. Dediler ki: "İşte bizler ona hazırlananlarız Ya Resulallah." Buyurdu ki, "İnşaallah" deyiniz. Hz. Usame İbni Zeyd (r.a.)
170 2 İyi biliniz ki, her kim Kur'anı öğrenir, onu öğretir ve onda olanı anlarsa Ben onun Cennete sevk edicisi ve delili olurum. Hz. Enes (r.a.)
170 3 İyi biliniz ki, her kim hakimlere kendisini süslü göstererek, yalan şehadette bulunursa, Allah teala kıyamet gününde ona süs yerine, katrandan bir gömlek giydirir ve onu ateşten bir gemle gemler. Hz. Enes (r.a.)
170 4 İyi biliniz ki, her kim eman verilen bir kimseye, zulmeder veya ahdini bozar veya onun gücünün yetmiyeceği şeyi kendisine yükler veya gönül hoşluğu ile vermeyeceği bir şeyi ondan alırsa, kıyamet gününde ben o kimsenin hasmı olurum.(Beyhaki'de ayrıca şu ilave vardır: İyi biliniz ki, her kim Allah ve Resulünün zimmetinde olan bir muahidi (eman verilen kimseyi öldürürse, Allah o kimseye Cennetin kokusunu haram eder ki, onun kokusu yetmiş yıllık mesafeden alınır.) Hz. Safvan İbni Süleyman (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil169 1 Haberiniz olsun ki dünya hazır bir meta olup, ondan iyi de, kötü de yer. Yine biliniz ki hesap günü gelecektir ve haktır. Orada her şeye kadir olan bir melik hükmedecektir. Biliniz ki, hayrın hepsi, bütün kısımlarıyla Cennettedir. Yine biliniz ki, şer de bütün parçalarıyla ateştedir. Gene haberiniz olsun ki, amellerinizi Allah'tan sakınır halde işleyin. Ve biliniz ki, sizler muhakkak surette amellerinizle karşılaşacaksınız. Her kim zerre miktarı hayır işlerse onu görecek ve her kim de zerre miktarı şer işlerse onu görecektir. Hz. Amr (r.a.)
169 2 Agah olunuz ki; insana dünyada yakın ve afiyetten daha hayırlı birşey verilmemiştir. Öyle ise Allah'dan o ikisini isteyin. Hz. Hasan (r.a.)
169 3 Agah olunuz ki; sarhoşluk veren her şey haramdır. Her uyuşturucu haramdır. Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır. Kalbi perdeleyen şey de haramdır. Hz. Enes (r.a.)
169 4 Haberiniz olsun ki, İslamın direği şiddetlere maruz kalacaktır. Denildi ki; "Öyle ise ya Resulallah biz ne yapalım?" Buyurdu ki; Hadislerimi Kitaba arzedin. Ona uygun olan Bendendir. Ve Ben onu söylemişimdir. Hz. Sevban (r.a.)
169 5 Neden dolayı güldüğümü sormayacak mısınız? Allahın, müslüman kulu hakkındaki kazası hoşuma gitti. Doğrusu Allah, müslüman kulu için her ne hüküm buyursa hayırdır. Allah'ın kazası, herkes için hayır değildir. Sadece müslim kul müstesna. Hz. Suheybe (r.a.)
169 6 Beni dinlemez misiniz? Rabbinize ibadet ediniz, beş vaktinizi kılınız. Ramazan ayını tutunuz. Mallarınızın zekatını eda ediniz. Emir sahiblerinize itaat ediniz. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
169 7 Meleklerin, Rabları huzurunda saf tuttukları gibi siz de saf tutmaz mısınız? Onlar birinci saffı tamamlarlar ve sıkı ve sağlam dururlar. Hz Cabir İbni Semure (r.a.)
169 8 Agah olunuz ki, Allah'ın ve meleklerin ve insanların hepsinin laneti şu kimselerin üzerine olsun ki, Beni hakkımdan bir şeyi nakzeder, Benim yakınlarımdan yüz çevirir, Benim velayetimi hafife alır, hayvanını kıbleden gayriye doğru keser, çocuğunu kabullenmez, efendisinden uzaklaşır, arazinin sınırını değiştirir. İslamda cinayet ihdas eder ve ihdas edeni barındırır, hayvana takarrüb eder, eli ile istimdana bulunur, alemlerden erkeklere yaklaşır, meşru evlilikten sakınır-ki Zekeriya (a.s) oğlu Yahya (a.s)'dan sonra "Hasur" yoktur. Bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, bir kadına, sonra da onun kızın yakın olur, iki kız kardeşi bir arada nikahı altına alır- geçmişte olanlar müstesna- akar suyun yolunu tıkar, menzillerin gölgeliklerini kirletir, yollarımızda bize eza verir, kibrinden dolayı eteğini yerde sürükler, büyüklük taslıyarak yürür, çirkin sözler söyler, içki içer ve ayakkabılarını ters giyer. Hz. Bişr İbni Atiyye (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil389 1 Semadan inen ve semaya çıkan hiç bir melek yoktur ki, Lâ hâvle velâ kuvvete illâ billah demesin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
389 2 Hiç bir sadaka malı eksiltir olmadı. Allah affeden kulun ancak izzetini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse, Allah da onu yükseldir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
389 3 Sizin yazmış olduğunuz ve Bana ulaşan şu kitaplar nedir? Allah'ın kitabı ile bir kitab mı? Nerede ise Allah onu yazmanızdan gazab edecek. Allah isterse geceleyin onu yürütür, yaprağında ve kalbinde ondan bir şey bırakmaz onu giderir. Kimin de hayrını murad ederse kalbinde "Lâ ilâhe illallah"ı baki eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
389 4 Bir kavim ahdi bozarsa aralarında katl zuhur eder. Bir kavimde fuhuş zahir olursa onlara ölüm musallat kılınır. Bir kavim de zekatını vermezse Allah onlardan yağmuru tutar (Bereket kalmaz). Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)
389 5 Bir adam, yetmiş şeytandan kurtarmadıkça, sadakadan elinden bir şey çıkaramaz. Hz. Büreyde (r.a.)
389 6 Erkek ve kadın mü'mine nefsine, çocuğuna ve malına, Allah'a mulaki oluncaya kadar bela gelmekte devam eder, nihayet bir günahı kalmayıncaya kadar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
389 7 Bende olan hayrı Ben sizden asla saklamam. Kim iffetli kalmak isterse Allah ona iffet verir. Kim mustağni kalmak isterse Allah onu ğani kılar. Kim sabr etmek isterse Allah onu sabırlı kılar. Hiç bir kimseye ata ve hayır cihetiyle "sabır" dan daha geniş ihsan verilmemiştir. Hz. Ebû Said (r.a.)
389 8 Sizden biri bir din kardeşinin nefsinde veya malında hoşuna giden bir şeyi görünce onu tebrik etsin ve "Bârekallah" desin. Zira nazar haktır. Hz. Sehl (r.a.)
389 9 Seni Beni dinlemene, sana sabaha çıktığında ve akşama ulaştığında şöyle söylemeni tavsiye etmeme ne mani oluyor? "Ya hayyu ya kayyum, birahmetike esteğîsu aslih lî ve şe'nî küllihî ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin" (Ya Hayyu ya Kayyum Rahmetinden istimdad ederim. Bütün işimi islah et ve beni göz açıp kapayacak kadar bir zaman bile nefsime bırakma) Hz. Enes (r.a.)
389 10 Maîşeti müşkilleşmiş bir kimsenin evinden çıktığında şunu demesine ne mani var?: "Bismillâhi alâ nefsî ve mâlî ve dînî Allahümme raddinî, bi kadâike ve bâriklî fîmâ kuddiralî hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ahharte ve te'hîra mâ acelte." (Allah adı ile başlar, nefsimi, malımı ve dinimi korumasını ondan dilerim. Allahım ilahi kazana beni razı kıl ve benim için takdir olunanı bana mübarek eyle, Ta ki senin te'hir ettiğin şeyin acilen olmasını ve acilen verdiğin şeyin de sonraya kalmasını istemiş olmayayım. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
15 Eylül 2007 Cumartesi
YanıtlaSilNefislerin beyazlaşması..!!!
Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır.
Gönderen yüksel zaman: 05:07
5.000 YORUM:
1 – 200 / 5000 Yeni› En yeni»
yüksel dedi ki...
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülilah
Allahümmesallialaseyyidinemuhammed
19 Aralık 2009 10:54
yüksel dedi ki...
SUAL:HER ŞEYDEN EVVEL BİZE LAZIM OLAN NEDİR?
CEVAP:DOĞRULUK:
SUAL:Daha?
ceyap:yalan soylememek.
sual:sonra?
cevap :sıdk,ihlas,sadakat,sebat,tesanüt.
sual:yanlız?
cevap:evet
suual: neden
cevap:küfrün mahiyeti yalandır.imanın mahiyeti sıdkdır.
şu bürhan kafi değil midir ki hayatımızın bekası imanın ve sıdkınve te sanüdün devamıyladır.
26 Mart 2010 05:59
yüksel dedi ki...
cerbeze.haklı,haksız sözlerle hakikatı gizlemek.osmanlıca türkçe lügat sy.185.
14 Ekim 2010 04:52
yüksel dedi ki...
zikirlerle şeyhe kişisel bağlanmayla belirli olan tarikat tarzı yerine kitab okuma,akıl ve kalbi beraber kullanma,kişinin değil,kitabların arkasında gitmeye dayalı nefis terbiyesi yöntemini seçti.köprü dergisi 2006 yaz sy.151.
YANITLAYINSIL
yuksel13 Şubat 2021 11:35
15 Eylül 2007 Cumartesi
Hadis-i Şerif
1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
Gönderen yüksel zaman: 05:12
4.409 YORUM:
1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni»
yüksel dedi ki...
hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır.
münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme )
risale-i nur külliyatı işaretül hicaz
7 Haziran 2008 04:57
yüksel dedi ki...
hadis-i şerif
aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir.
(ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)
4 Temmuz 2009 00:37
YANITLAYINSIL
yuksel20 Şubat 2021 23:35
hak sübhanehü ve teala.
- senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime.
-BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir.
KARA DAVUD
DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
sy.305.
YANITLAYINSIL
yuksel20 Mart 2021 05:19
Madde ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır.( M.N.) 210,214: Nokta; (İ.i.) 98,100; ( Mh.). 100,112.
Madde hâkim değil, hâdimdir.
Madde yok olmuyor, ilim dairesine geçiyor.
İmkanât vukuat yerine konamaz.(E.L.) 2:9.
Bir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.
İsmail Mutlu.
sy.424.
Blogger yuksel dedi ki...
YanıtlaSilGerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.
not. Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyetnamesi gibi.
zalimin zulmü,onun iman nurunu karartır.
YanıtlaSilimanın başı,insanlara iyilik etmektir.
imanla kurtuluş olur.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 03:50
imanın aslı,allah c.c.ın emrine teslim olmaktır.
kötü arkadaş,insi şeytandır.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 03:55
acı veya tadlı herkes için bir son vardır.
taktir edilen sana gelir ulaşır.
gönlün ilacı,ilahi taktire razı olmaktır.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:00
ölümü fazla anan,dünyadan az bir mala razı olur.
ölümü unutmak kalbin pasıdır.
gerçekten de ölümü anış,oyundan eğlenceden alıkor.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:04
ahiretini dünyana satma.
dünyanın acısı,ahiretin tadlılığı,dünyanın tadlılığı ise,ahiretin acısıdır.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:11
emekle cennet elde edilir,boş arzu ile değil.
yararlı iş yapmaya bak,çünkü o cennet yolunun azığıdır.
allah c.c.tan çekin,bir kaç parça ekmek yeter sana,yeter kurtuluşun için cehennem den.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:14
bir tek günah çok,bin taat ise azdır.
başa kakanın yaptığı iyiliğin günahı,sevabından büyüktür,
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:21
haram kazanç ne kötü yiyecektir.
en güzel eylem haramdan sakınmaktır.
haramdan kaçınmak gibi zahitlik yoktur.
harama karşı duyarlılık, kalkandır,taktire rıza ne güzel arkadaştır.
Yanıtlayın
Unknown4 Mart 2015 04:28
en güzel şey,gerçektir.
imanın başı doğruluğa sarılmaktır.
yüz aklığı doğruluktadır.
insanın kurtuluşu,doğruluktadır.
Yanıtlayın
Unknown25 Mart 2015 05:02
dilini korumayan kimse dinini tam olarak bilmiş değildir..
medeniyetleri din inşa etmiştir.
akıllı isen gariplerin gönlünü al.
dünyaya tapan akılsızlardan uzak kal.
Yanıtlayın
Unknown25
15 Eylül 2007 Cumartesi
YanıtlaSilNefislerin beyazlaşması..!!!
Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır.
Gönderen yüksel zaman: 05:07
5.000 YORUM:
1 – 200 / 5000 Yeni› En yeni»
yüksel dedi ki...
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülilah
Allahümmesallialaseyyidinemuhammed
19 Aralık 2009 10:54
yüksel dedi ki...
SUAL:HER ŞEYDEN EVVEL BİZE LAZIM OLAN NEDİR?
CEVAP:DOĞRULUK:
SUAL:Daha?
ceyap:yalan soylememek.
sual:sonra?
cevap :sıdk,ihlas,sadakat,sebat,tesanüt.
sual:yanlız?
cevap:evet
suual: neden
cevap:küfrün mahiyeti yalandır.imanın mahiyeti sıdkdır.
şu bürhan kafi değil midir ki hayatımızın bekası imanın ve sıdkınve te sanüdün devamıyladır.
26 Mart 2010 05:59
yüksel dedi ki...
cerbeze.haklı,haksız sözlerle hakikatı gizlemek.osmanlıca türkçe lügat sy.185.
14 Ekim 2010 04:52
yüksel dedi ki...
zikirlerle şeyhe kişisel bağlanmayla belirli olan tarikat tarzı yerine kitab okuma,akıl ve kalbi beraber kullanma,kişinin değil,kitabların arkasında gitmeye dayalı nefis terbiyesi yöntemini seçti.köprü dergisi 2006 yaz sy.151.
YANITLAYINSIL
yuksel13 Şubat 2021 11:35
15 Eylül 2007 Cumartesi
Hadis-i Şerif
1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
Gönderen yüksel zaman: 05:12
4.409 YORUM:
1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni»
yüksel dedi ki...
hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır.
münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme )
risale-i nur külliyatı işaretül hicaz
7 Haziran 2008 04:57
yüksel dedi ki...
hadis-i şerif
aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir.
(ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)
4 Temmuz 2009 00:37
YANITLAYINSIL
yuksel20 Şubat 2021 23:35
hak sübhanehü ve teala.
- senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime.
-BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir.
KARA DAVUD
DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
sy.305.
YANITLAYINSIL
yuksel20 Mart 2021 05:19
Madde ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır.( M.N.) 210,214: Nokta; (İ.i.) 98,100; ( Mh.). 100,112.
Madde hâkim değil, hâdimdir.
Madde yok olmuyor, ilim dairesine geçiyor.
İmkanât vukuat yerine konamaz.(E.L.) 2:9.
Bir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.
İsmail Mutlu.
sy.424.
YANITLAYINSIL
yuksel26 Mart 2021 21:52
Sultan Reşad'ın ve Mustafa Kemal'in Medresetü'z- Zehra için desteği.(E.L.) 2:196.
Bir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı
Fihrist Ve İndeksi.sy.440.
İsmail Mutlu.
Sünnet-i Nebeviyye, Kur'an'dan sonra ilimlerin kadir ve itibar açısından en büyüğü, şeref ve iftihar bakımından enyücesi olduğu için - zira İslam şeriatının temelleri onun üzerine kuruludur- Kur'an'ın kapalı ayetleri onunla açıklanır.Nasıl olmasın ki onun kaynağı heva ve hevesinden konuşmayan, hep vahiyle konuşan zattır.O, kitabı tefsir etmektedir.Peygamber (s.a.v.) bize yalnız Rabbinden konuşmuştur.
YanıtlaSilMuhtaru'l Ehadisi'n Nebeviyye.
Ve'l Hikemil Muhammediyye
Seyyid Ahmed Haşimi.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil399 1 Bir adam malının zekatını öderse, malın şerri ondan gider. Hz. Câbir (r.a.)
399 2 Bir kimse bir mü'mini sevindirirse Beni sevindirmiş olur. Kim Beni sevindirirse, Allah indinde bir ahid almış demektir. Kim de Allah'dan bir ahid alırsa, ateş ona asla dokunmayacaktır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
399 3 Kim bir atı, iki at arasına, geçeceğinden emin olmadan sokarsa bu kumar değildir. Kim de iki at arasına bir atı bunun öne geçeceğinden emin olarak sokarsa işte o kumardır. (İmam-ı Azama göre diğeri de kumar) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 4 Bir kimse bir ev halkına sevinç sokarsa, Allah bu sürurdan bir melek yaratır ve bu melek kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder. Hz. Câbir (r.a.)
399 5 Kim mescidde iken ezan okunur da, sonra hacet olmaksızın çıkarsa ve geri dönmeyi istemezse o münafıktır. Hz. Osman (r.a.)
399 6 Bir kimse anasını, babasını veya onlardan birini idrak eder (yaşar), ondan sonra da (onların zırasını alamadığı için) Cehenneme girerse, Allah onu rahmetinden uzak eder ve kovar. (İnsan anne ve babasının sağlığında onların rızasını kazanıp Cenneti hak etmeye bakmalıdır.) Hz. Ubey İbni Malik (r.a.)
399 7 Bir kimse Cuma'dan bir rek'ate yetişirse, bir rekat daha ilave eder. Teşehhüde yetişirse dört rikat kılar. (İmamı Azama göre yine iki rekat kılar.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 8 Bir kimse sabah namazından bir rek'ate güneş doğmadan yetişirse, sabah namazına yetişmiştir. Kim de ikindiden bir rekate güneş batmadan evvel yetişirse, ikindiye yetişmiş demektir. (Birinci husus Şafii kavli olup İmam-ı azama göre yetişmiş sayılmıyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 9 Bir adam malını, iflas edenin yanında aynen bulursa, onu almaya diğerlerinden daha layıktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 10 Kim imama selam vermeden evvel otururken yetişirse, namaza ve faziletine yetişmiş demektir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 11 Bir adam kırk sabah ilk tekbire yetişirse kendisine iki beraat yazılır: Cehennemden azadlık beratı, münafıklıktan eminlik beratı. Hz. Enes (r.a.)
399 12 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Hz. Saad (r.a.)
399 13 Bir kimse camiye (cemaate) gitmiye devam ederse; Ya Allah yolunda istifade edeceği bir ahiret kardeşine rastlar, ya güzel bir ilme, ya da hidayetine delalet edecek veya onu düşmekten muhafaza edecek bir kelimeye, yahud da Allah'ın beklenen rahmetine mazhar olur. Veyahut Allah'dan haşyet veya haya ederek günahları terk nimetine erer. Hz. Hasan (r.a.)
399 14 Bir kimse koku sürünürken besmele ile yağlanmazsa, altmış şeytanı da beraber yağlamış olur. Hz. Zeyd İbni Nafi (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil157 1 Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
157 2 Allah Teala Musa (a.s.)'a şöyle vahyetti: "La ilahe İllallah" diye şehadet edenler olmasaydı, Cehennemi Dünya ehline musallat ederdim. Ey Musa! Bana ibadet eden olmasaydı, Bana isyan edenlere göz açıp kapayıncaya kadar bir mühlet vermezdim. Ey Musa! Şurası muhakkak ki, Bana inananan Benim indimde mahlukatın en kerimidir. Ey Musa! Asi olanın sözünün ağırlığı dünyadaki bütün kumların ağırlığına muadildir." Musa (a.s.) ise: "Ya Rabbi, bu asinin kim olduğunu lütfen bildir" dedi. Allah Teala buyurdu ki: "Bir kimsenin anasına-babasına (ben sizi dinlemiyorum) diyenidir. Hz. Enes (r.a.)
157 3 Cebrail (a.s.) Bana kırk eve kadar komşuluk tavsiye etti. On bu taraftan, on bu taraftan, on şu taraftan, on da şu taraftan. Hz. Âişe (r. anha)
157 4 Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
157 5 Size Allah'dan korkmanızı ve Habeşli bir köle bile üzerinize emir yapılsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Muhakkak ki, sizden biri Benden sonra yaşarsa, çok ihtilaflar görecektir. İşte o zaman Benim sünnetime ve Mehdi ve Raşidîn olan hulefanın sünnetine uyun. Onlara tutunun. Hem de can havliyle, azı dişlerinizle ısırır gibi. İşlerin, muhdes olanlarından sakının. Zira, her ihdas olunan bidattir. Her bid'atte dalalettir. (Her dalalette cehennemdedir.) Hz. İrbad (r.a.)
Hazret-i Ebu Bekir(R.anh.) ın mübarek başı, Habib-i Ekrem (S.A.V.) in mübarek omuzları hizasında toprağa konulmuştu.Halifelik müddeti iki yıl dört ay ve dokuz gündür.Ömezden önce Hilâfete Hazret-i Ömer ( R.anh.) ın getirilmesini yazmıştı.
YanıtlaSilKara Davud.
Delail-i Hayrât Şerhi.
M.Bin.Süleyman Cezuli.
sy.378.
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Bir çok büyük puthaneyi içindeki putları kırdıktan sonra camiye dönüştürmesiyle İslâm'a ve İslâm medeniyetine hizmet etmiştir.(Şemsettin Sami 1996:4229). Hatta segilediği tavır ve davranışlar ile yaptığı işler ve fetihlerden dolayı İslâm âleminde ilk defa "sultan" olarak adlandırılan (Nizamülmülk 2003: 65) Gazneli Mahmud'a, putları kırmasından dolayı "büt-şiken ( put kıran) " lakabıda verilmiştir.....
YanıtlaSilSadece Arab ve Arablaşmış insanların vasfı olan İslâm, bundan böyle yaygın ve evrensel bir hâline geldi.( spuler 1988: ocak 2001: 44'den).
Şiraz'dan İstanbul'a
Prof. Dr. Ahmed Kartal.
sy.95.
Hazret-i Ömer (Radıyallahu anh)
YanıtlaSilHazret-i Ebu Bekir (Radıyallahu anh ) ın vefatında onun vasiyeti üzerine Halife olmuştur.
Kara Davud
Delail-i Hayrat Şerhi.
M.Bin. Süleyman Cezuli.
sy.378,379.
yorum.
YanıtlaSilsülale. bir şeyden süzülüp çıkan şey demektir.bazan da bir şeyin özüne, mayasına <sülale< denilir.sütün üstünde oluşan kaymak bu cümledendir. ayrıca kılı yağdan, kılıcı kınından çekip çıkarma hakkında da bu kelime kullanılmıştır. evlat ve torunlara da <sülale< denilmesi, baba ve dedelerinden süzülüp meydana gelmesinden dolayıdır.2.
kamus tercemesi. sell maddesi.
ilmin ışığında asrın kur an tefsiri celal yıldırım
anadolu yayınları
cilt.8. sy.4087.
8 Nisan 2021 10:16 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
bu hadis i şerif en önemli hadis i şeriflerden bir tanesidir. bilhassa kıyamet alametleri bölümünde geçen.
- cariyenin efendisini doğurması..
cümlesi çok manalıdır.kısaca ulema.
-nesebin ve sülalenin ortadan kaybolacağı..
şeklinde şerh etmektedir.
muhtar ül - ehadisin - nebeviyye.
izahlı tercemesi
hadis i şerifler ve vaaz örnekleri
es - seyyid Ahmed Haşimi.
sy.502.
101. Ey iman edenler! Açıklanınca hoşlanmayacağınız şeyleri (fazla) sormayın. Eğer Kur’an indirilirken onları sorarsanız size (gizledikleriniz veya yapmaya güç yetiremedikleriniz) açıklanır (da üzülürsünüz). Demek ki Allah, onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayıcıdır, cezada da aceleci değildir.
YanıtlaSilMaide suresi.101.ayet.
15 Nisan 2021 23:53 Sil
Şinâsi'nin Türk şiiri'ne getirdiği yeni kavramlardan birisi de bilindiği gibi "akıl" dır.Aklı kâinatın sırlarını çözecek bir anahtar olarak görür.Yine aklı medeniyetin, kılıç kadar belki ondan daha tesirli vasıtası olarak değerlendirir.
YanıtlaSilEbüzziya Tevfik Bey.
Mustafa Canelli.
sy.58.
Şinâsi'nin Türk şiiri'ne getirdiği yeni kavramlardan birisi de bilindiği gibi "akıl" dır.Aklı kâinatın sırlarını çözecek bir anahtar olarak görür.Yine aklı medeniyetin, kılıç kadar belki ondan daha tesirli vasıtası olarak değerlendirir.
YanıtlaSilEbüzziya Tevfik Bey.
Mustafa Canelli.
sy.58.
17 Nisan 2021 05:05 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
mustafa kemal
AYASOFYA yı puthane yapanı sevmemek suç değildir. <ş.< 368. 14. şua.
bir hazine nin anahtarı
Risale i NUR Külliyatı Fihrist ve İndeksi.
sy.483.
18 Nisan 2021 04:18 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
temmuz un inkılab ı mes udu. <Mn< 14.
Asya nın ve İslam alemi nin TALİİ ve taht ve bahtının anahtarı meşverettir. < D.H.Ö.< 55. <T.H.< 72.
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE İ Nur Külliyatı Fihrist ve indeksi
sy.454.
Önsöz .............................................................................11
YanıtlaSilI. BÖLÜM ...................................................................17
1. Vasiyetin Açılması .....................................................26
2. Atatürk’e Ait 105 Adet
Dosyanın Durumu ..........................................................27
II.BÖLÜM ....................................................................41
1. Türk Tarihinde Belge Saklama
Ve Aktarma Geleneği .....................................................43
2. Neden 50 Yıllık Gizlilik? ...........................................48
3. Gazi’nin 50 Yıllık Gizlilik Kararına Uyulmuyor,
1955 Yılında Kasalar İlk Kez Açılıyor! .........................63
4. 1964 Yılı ve Kasalar İkinci Kez Açılıyor ..................70
YanıtlaSil5. Kasaları Korumakla Görevli Özel Yeminli Ekip ......79
6. Kasaların 3. Kez Açılması ve
50 Yıllık Sürenin 1988 Yılında Dolması .......................84
7- Atatürk’ün Gizlenen Vasiyetinin
Açıklanmasıyla Gelecek “Bilgi Devrimi” .....................99
8- Vasiyetin İçeriğinde Yer Alan
Önemli Konu Başlıkları .................................................102
III. BÖLÜM ..................................................................105
Meriç Tumluer ile Söyleşi .............................................107
IV. BÖLÜM ..................................................................119
1. Milli Mücadele Dönemi’nde
17. Yıldız’a Yönelik Çalışmalar.....................................123
2. 1923-1926 Döneminde 17. Yıldız’a
Dönük Çalışmalar ve Halifelik Meselesi .......................135
3. 1927 Yılında Gazi Mustafa Kemal
Deruni Devleti Kuruyor .................................................148
4. Gazi’nin Deruni Kurumunun Emri İle Balkan Birliği
Hedefi İçin Özel Bir Cemiyet Kuruluyor .......................159
Balkan Birliği Cemiyeti Nizamnamesi
(1931, Ankara, T.b.m.m. Matbaası ) .............................165
5. Yıl 1934, Balkan Paktı Kuruluyor .............................170
YanıtlaSil6. 1937’De Sadabat Paktı Kuruluyor .............................183
7. Dünyanın 3. Büyük Süper Gücü: 17. Yıldız ..............196
8. 17 Sayısının Sırrı........................................................205
9. Gazi Mustafa Kemal’in Vizyonunu
Hedef Alan Büyük Cinayetler ........................................208
10. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün
Vefatı ve 17. Yıldız Vizyonunun Duraksatılması ...........216
V. BÖLÜM ....................................................................223
Türkiye’nin 16 kişilik ilk
Strateji Kurumuna ait Belgeler .............................. 225
Atatürk’ün istihbarat subayının torunu Meriç Tumluer’e,
YanıtlaSilAtatürk’ün Gizlenen Vasiyeti’nin açıklanmasını
amaç edinerek yaptığı çalışmalar ve kitabımın ikinci
bölümündeki mahkeme belgelerini edinmemi sağladığı için
bu vesile ile teşekkür ediyorum.
Türk’ün kadim coğrafyasında, Oğuzlardan Hunla-
YanıtlaSilra, Göktürklerden Selçuklulara, Osmanlılardan Türkiye
Cumhuriyeti’ne kadar Türk devlet kuruculuğu incelendiğin-
de üç ortak mekanizmanın varlığına şahit olmaktayız. Türk,
devlet kurmaya karar verdiğinde; vizyon, istihbarat ve
bunları idare edecek beyin takımını oluşturarak özgür-
lük mücadelesine başlar.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk de, İstiklal mücadelesine
başlarken bu kadim öğretiyi uygulamaya sokarak, öncelik-
le mücadeleyi verecek çekirdek beyin takımını oluşturmuş.
Daha sonra Türk’ün çağa uygun yeni vizyonunu beyin ta-
kımı ile birlikte kurgulamıştır. Son olarak da çok önemli ve
güçlü bir istihbarat ağı kurmuştur.
Gazi Paşa ve ona gönülden bağlı ekibi, İstiklal Savaşı’nın
temelinin atılmaya başlandığı ilk andan itibaren, mücadele-
nin belgelerini gün gün arşivlemişlerdir. Arşivleme süreci,
Atatürk’ün vefatı olan 10 Kasım’a kadar sürmüştür. Ar-
şivlenen çok gizli ve tarihe ışık tutacak çok önemli bel-
geler 105 adet sarı dosya halinde fi hristlenmiştir. Daha
sonra Çankaya Köşkü’nde özel kasalarda korunmuştur.
Atatürk’ün vefatından bir süre sonra Çankaya Köşkü’nde
bulunan 105 adet sarı dosya Ziraat Bankası’nın zemin ka-
tında ki özel kasalara getirilerek konulmuş ve Atatürk’ün
hukuk sistemimize uygun bir şekilde isteği üzerine, 50 yıl
YanıtlaSilboyunca açıklanmaması koşuluyla saklanmıştır.
Devlet yetkililerimiz 2005 yılına kadar 105 adet dos-
yanın varlığı hakkında sessiz kalmayı tercih etmişlerdir.
Devletimiz sessiz kalsa da elinizde ki kitapta; Atatürk’ün
en yakınında bulunmuş ve en değer verdiği dönemin yet-
kililerinin anılarında, röportajlarında, meclis tutanaklarında;
Atatürk’ün hususi evrakı olan 105 adet dosyanın varlığını
doğruladıklarını ilk kez belgeleriyle göreceksiniz.
2005 yılına gelindiğinde ise; dosyaların varlığı ilk kez
Cumhurbaşkanlığı düzeyinde kabul edilmiştir. Ancak bu
kez de 105 adet olarak kayda geçen dosyalar, 104 adet ola-
rak belirtilmiştir. Yani bir dosya eksik belirtilmiştir. İşte,
Atatürk’ün özel evrakı olan bu dosyalardan eksik gösteri-
len 105. dosya, kitabın konusu olan Atatürk’ün Gizlenen
Vasiyeti’nin içeriğini oluşturmaktadır. Atatürk’ün hususi
evrakından olan geri kalan 104 adet dosyanın içeriği hak-
kında ise; gizlilik kararı kalkmasına rağmen hala üzerinde
bir çalışma yapılıp halkımız bilgilendirilmemiştir.
Atatürk, özel evraklarından biri olan 105. Dosyasına,
yani günümüze kadar üzerine devlet sırrı kapsamında yasak
konulan Gizlenen Vasiyetine büyük önem vermiştir. Bu önemi
Atatürk’ün 105. dosyayı muhafaza etme şeklinde görmek
mümkündür. Atatürk 104 adet dosyasını sarı büyük zarfların
içerisine koyarak saklamışken; 105. dosyasını, meşin kaplı
sağ köşesinde G.M.K. mührü (Gazi Paşa’nın özel mührüne
ait bilgi ve resimlerini kitabın ilerleyen bölümlerinde okuya-
cak ve göreceksiniz) mevcut, üzerinde tek anahtarı bulunan
ve kapalı kitap şeklindeki kilitli kutuda muhafaza etmiştir. Bu
durumdan da anlaşılacağı üzere Gazi Paşa, kendi mührünü
taşıyan kilitli kutudaki evraka özel bir önem atfetmiştir.1
1. Atatürk Terekesi, Cumhurbaşkanlığı Yayınları, Nokta Ofset, 2006, syf. 352
Anadolu’nun üzerine doğan son güneş M.D. “Yarın beni
YanıtlaSilyokluğumda seyredersiniz. Aklınızda kalan sözlerim. Beni
hatırlatan şeylerde. Yazılarımda, seslerimde seyredeceksi-
niz. Beni arayan yazılarımda, kitaplarımda arasın. Ben on-
lara gömülüyorum” demiştir.
Şimdi soralım…
Türk milletinin küllerinden yeniden doğmasını sağlayan
Gazi Paşa’nın; büyük önem vererek Türk milletine miras bı-
raktığı 105 adet özel evrakından biri olan Gizlenen Vasiyeti
açıklanmadan onu tam anlamıyla nasıl tanıyacağız? Yokluğun-
da onu nasıl seyredeceğiz? Türk’ün kadim öğretisiyle edindiği
vizyonun temellerini, oluşturduğu beyin takımını, kurduğu çok
özel istihbarat teşkilatının muhteviyatını tarihe nasıl not düşece-
ğiz? Atatürk’ün Nutuk’unu, not defterleri, söylev ve demeçle-
rini özel evrakı olan 105 adet dosyanın içeriğini bilmeden oku-
mak, tarihe eksik ve yanlış bakmamıza neden olmayacak mı?
Günümüz dünya sisteminde yapacağımız en büyük yanlış;
tarihimizi eksik olarak milletimizin hafızasına işlemektir.
Dünya sistemi büyük bir dönüşümün eşiğinde bulunmak-
tadır. Sanayi Çağı mekanizması yerini Bilgi Çağı adı veri-
len yeni mekanizmanın yerine bırakıyor. Dünya sisteminin
yaşadığı ekonomik sıkıntıları, ABD ve Avrupa ülkelerinin
yaşadığı buhranları, yeni bölgesel güçlerin oluşmasını ve
Ortadoğu, Orta Asya, Balkanlar, Kafkasya, Türk Cumhu-
riyetleri bölgesinde yaşanan otorite boşluğuna yaşanan bu
geçiş sürecinin neden olduğu bilinciyle bakmalıyız.
Bilgi çağının en önemli itici unsurları KÜLTÜR, TARİH
ve TEKNOLOJİ ile bunların birlikteliğinden doğan VİZ-
YON bilincidir. Bunlardan birinin eksik olması Bilgi
Çağı’nda güç odağı olmanızı engelleyecektir.
4 Baran Aydın
YanıtlaSilBilgi Çağı’na geçiş sürecinde dünyanın önemli güçleri;
geçmişlerinden günümüze kadar edindikleri VİZYONLARI
açıkça deklare etmektedirler.
Vatikan, üçüncü bin yılda Asya’nın Hıristiyanlaştırıl-
masına dayanan vizyonunu açıkça deklare etmiştir. ABD,
Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişeceğine dayanan
temel vizyonunu deklare etmiştir. Rusya, Çarlık döneminde
hegemonyasında ki coğrafyada yeni bir birliktelik yaratma
ideali olduğunu açıkça deklare etmiştir.
Türkiye bu durumda ne yapmıştır?
Atatürk’ün liderliğinde, İstiklal Savaşı başlamadan kur-
gulanan ve 1938 yılına kadar devletimizin uyguladığı DE-
RİN VİZYONU bilmeyen devlet adamlarımız ne yapabilir?
Devletimiz, Cumhuriyetimizin temeli olan Türk’ün yeni
vizyonunu bilmeden; tarih bilinciyle bilgi çağı mekanizma-
sını yeniden nasıl kurgulayabilir? Atatürk tarafından kaleme
alınan Gizlenen Vasiyetinin içeriğinde yer alan vizyonun
aslı milletimize açıklanmadan, toplumsal düzeye bu ideal
aktarılabilir mi?
Elinizde ki kitabın dördüncü bölümünde Atatürk’ün
Gizlenen Vasiyeti’nin en önemli konusu olan 17. Yıldız
vizyonuna ait belgeleri bulacaksınız. Bu bölümde; unu-
tulan ve saklı kalmış anıları, Atatürk’ün en yakınında ki
devlet adamlarımızın meclis tutanaklarındaki konuşmala-
rını, dönemin dergilerinde Atatürk tarafından yazdırılan
yazıları bulacaksınız. En önemlisi de, yeni Türk vizyonu
hedef alınarak; Gazi Paşa’nın emri ile kurulan çok özel bir
cemiyete ait orijinal belgeleri ilk kez görecek ve okuya-
caksınız! Sözün kısası; Atatürk’ün Gizlenen Vasiyetinde
yer alan vizyonun, tarihi izlerini ilk defa okuyacaksınız.
Ayrıca kitapta;
Atatürk’ün 105 adet dosyasına yani, özel evrakına ait ka-
YanıtlaSilsaların açılma sürecini,
Atatürk’ün özel evrakını sakladığı kasalarına dair bilin-
meyenleri,
Gizlenen Vasiyetin neden 50 ve neden GİZLİ ibareleri ile
kayda geçtiğini,
Atatürk’ün istihbarat subayının torunu olan ve yıllardır
Atatürk’ün Gizlenen Vasiyetini Türk milletinin gündemine
getirmek için çabalayan Meriç Tumluer ile yapılan söyleşi-
yi,
Atatürk’ün Gizlenen Vasiyeti için açılan mahkeme dava-
larına dair belgeleri,
İlk kez Türk milletinin gündemine getirilecek olan, Gazi
Paşa’nın gizli belgeleri için kullandığı özel mührünü ve bu
mühürle ilişkili bir kuruma ait bilgileri bulabilirsiniz.
10 Kasım 2013’te Gazi Paşa’nın özel evrakından olan
Gizlenen Vasiyetine ait devlet sırrı kapsamında koyulan giz-
lilik kararı kalkıyor.
Oğuz Han’la başlayıp, Bilge Kağan’la, Tuğrul Bey’le,
Osman Bey’le aşama aşama zirveye çıkan ve Gazi Mustafa
Kemal’le devam eden kadim TÜRK geleneğinin ve vizyo-
nunun sürekliliğinin sağlanması için Atatürk’ün Gizlenen
Vasiyetnamesi açıklanmalıdır.
BARAN AYDIN
İzmir Saat Kulesi, 2013
1933 yılı...
YanıtlaSilTürk milleti tarih sahnesinden silinmek üzere iken, küllerin-
den tekrar doğan Anka kuşu misali, Gazi Mustafa Kemal önder-
liğinde kurulan Cumhuriyet’in 10. yıldönümünü henüz kutla-
mıştı. Yeni destanlar ve yeni devranlara doğru yol almaktaydı.
Gazi Mustafa Kemal henüz kurulan Türk devlet dinamik-
lerinin her bir parçasını ayrı ayrı dizayn ederken çok dikkat
etmişti. İnce eleyip sık dokumasına rağmen içinde çok yakın
çevresi dışında kimseye açamadığı bir sıkıntı taşımaktaydı.
İçinde taşıdığı bu rahatsızlık 1927 yılında tamamladığı
Nutuk’un son cümlelerine yansımıştı:
“İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek is-
teyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır.”
Bir çözüm bulmalıydı. Gelecekte Türk devletiyle husu-
meti olanların dahi engel olamayacakları bir çözüm!
Gelecek nesillere aktarılacak ve içinde taşıdığı rahatsızlı-
ğı giderecek oranda önemli bir çözüm!
Nihayet Gazi Paşa, yıllar öncesinden düşünmeye başladı-
ğı sorunun çözümünü bulmuştu! Milletine, Türk devlet ge-
leneğine uygun şekilde hazırlayacağı bir vasiyetname bırak-
mayı planlamıştı. Günü geldiğinde vasiyetnamesini devlet
yetkilileri açıklayacak ve Gazi Paşa’nın bilinmesini istediği
gerçekler bir bir ortaya çıkarılacaktı. Ayrıca vasiyetname bir
nevi II. Nutuk olacaktı! Nutuk’ta paylaşılmayan 1927 yılın-
dan önceye ait konular ve belgeler de bu vasiyetnamede yer
alacaktı. Ayrıca 1927 yılından sonra sakladığı belgelerin yo-
rumlarına da ikinci Nutuk’ta yer verebilecekti.
Gazi Mustafa Kemal büyük bir titizlik içerisinde düşün-
düğü bu planlarını uygulamak için çalışmalarına başlamıştı.
Yakın çevresinden Hasan Rıza Soyak’a konuyu açmıştı.
YanıtlaSilYıllar sonra Soyak, Gazi’nin 1933 yılında yaşadıklarına anı-
larında yer vermişti:
“Atatürk karnı delmek suretiyle su almayı mühim ve
tehlikeli bir ameliye telakki ediyor, ameliyat sırasında bağır-
saklarının delinmesinden korkuyordu; işte bu endişe iledir
ki zaten uzun zamandan beri düşündüğü bir vasiyetname
tanzimi işini daha fazla geciktirmeden bitirmek istemişti.
Aynı meselenin bahis konusu olduğu bir konuşma-
mızda, bunun medeni kanuna göre imkânsız olduğunu,
mirasçıların mahfuz hisseleri bulunduğunu arz etmiş-
tim; cevap olarak:
‘Her ne ise... Bir çaresini bulmalı ve mutlaka istedi-
ğim gibi bir vasiyetname yapmalıyız; sen bu işle meşgul
ol!..’ buyurmuştu; bu hususta büyük hukuk alimi Saru-
han mebusu rahmetli Mustafa Fevzi Efendi ile istişare
etmeyi düşünmüş ve kendisine meseleyi açarak mütalaa-
sını sormuştum; rahmetli Hoca, meseleyi bir iki gün tet-
kik ettikten sonra ‘Paşa Hazretleri için hususi bir kanun
çıkarmaktan başka çare bulamadım’ demişti. Keyfi yeti
derhal Atatürk’e arz etmiştim. Ve muvafakati üzerine
B.M.M.’ce aşağıdaki kanun çıkarılmıştı:
Kabul tarihi: 12.06.1933, numarası: 2307
Madde 1—Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’nin, ka-
nuni medenin 452. maddesi dairesindeki tasarrufl arı,
mahfuz hisseler hakkındaki hükümden müstesna olup,
bütün mallarında muteberdir.
Madde 2—Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 3—Bu kanun hükümlerini icraya, İcra Vekil-
leri Heyeti memurdur.”1
1. Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, 1972, s. 753-754
Gazi planlarını 1933 yılından itibaren uygulamaya başlamış-
YanıtlaSiltır. Oysaki Atatürk’ün vasiyeti hakkındaki yazıların ve maka-
lelerin hepsinde, Gazi Paşa’nın vasiyetini vefat etmeden bir ay
önce yazdığı belirtilmiştir. Bu durum gerçeği yansıtmamaktadır.
Hasan Rıza Soyak’ın bahsettiği bu anı; Gazi’nin vasiyet-
namesini en ağır vaziyette hasta zamanında iken değil, 1933
yılından itibaren planladığını ve uygulamaya başladığını
bizlere göstermektedir.
1933 yılından itibaren yazılmaya başlanan vasiyetname-
nin hazırlıkları 5 Eylül 1938 yılına kadar sürmüştür. 1938
yılında ise vasiyetnamenin son yazılarını ve metnini ta-
mamlamak üzere Dolmabahçe Sarayı’nın 71 sayılı odasında
Hasan Rıza Soyak ile Gazi Mustafa Kemal yalnız çalışmış-
lardır. Odada yalnız iki kişinin olmasının sebebi; Gazi’nin
vasiyetnamesini belli kişiler dışında sır gibi saklamasıydı.
Atatürk vasiyetnamesini o kadar gizli tutuyordu ki; vasi-
yetname için teslim tarihi geldiğinde noter İsmail Kunter ev
halkına, Atatürk’ün doktoru Neşet Ömer İrdelp’in eski bir
doktor arkadaşı olarak tanıtılacaktı!
H.R. Soyak’ın anılarından o anları okuyalım:
“Düşündüm, aklıma Kocaeli mebusu rahmetli Se-
lahaddin Yargı geldi; kendisini Atatürk de tanır, tak-
dir eder ve severdi. Beraberce bu konudaki kanun
hükümlerini tetkik ettik; vasiyetnameyi kendi eliyle
yazıp, kapalı bir zarf içinde notere tevdi etmesi şek-
lini münasip bulduk. Selahaddin Yargı’nın tavsiye-
siyle bu vazifeyi o zamanki 6. Noter İsmail Kunter’e
yaptıracaktık.’’1
Vasiyetnamenin son metninin yazımı için tüm çalışmalar ta-
mamlanmıştı. Gazi, bir yandan ülkesinin kalkınması için çalışır-
1 Hasan Rıza Soyak, a.g.e., s. 756
Cüz: 15. Sûre: 18
YanıtlaSilKef Sûresi
Mal ve servetiyle böbürlenip kutsal değerlere sırt çeviren adam misal verilip mü'minlerin dikkati çekildikten sonra mal ve oğulların Dünya hayatının devamına yönelik birer oyalayıcı süs olduğu belirtiliyor ·
süsler Allah'ın hoşnutluğu doğrultusunda Ahiret azığını hazırlamada kullanıldığı ölçüde güzeldir, yararlıdır. Çünkü Allah yanında kuldan yana değer taşıyan amel yine ancak iyi-yararlı olanıdır.
(1)
(2) Kıyâmetin kopuşundan bir safha açıklanıyor; mevcut sistem ve düzenin bozulacağı, yerküre müthiş sarsılıp dümdüz hale geleceği ve sonra yeni kurulacak düzende yerini alıp insanların diriltilerek kaldırılacak
ları haber veriliyor. Ayrıca hiçbir insanın toprak altında kalmıyacağı, yaratılan bütün ruhların yeniden var kılınan bedenlerine mutlaka girecekleri üzerinde durularak bize geniş bilgi veriliyor.
(3) İnsanlar ilk defa nasıl çıplak, yalınayak, başaçık Dünya'ya gözlerini açıyorsa Kıyâmet günü aynı şekilde kabirlerinden kaldırılacaklar :
kimselerin üzerinde dünyalıktan bir nesne bulunmayacak, herkes önden
gönderdiği amelleriyle karşı karşıya getirilecek. Çünkü insanlar, Âhiret
için yaratılmışlardır ; Dünya hayatı orası için bir hazırlık devresidir.
(4) Ähiret'e inanmayan suçlu günahkârlar, sapık inkârcılar, işledikleri her şeyin amel defterinde yazılı bulunduğunu görünce, âkıbetin ne olacağını anlayacaklar ve ilâhî adâlet önünde tir tir titreyecekler. Herkes
mutlaka amelinin karşılığını görecektir ; çünkü Allah hiçbirine haksızlık etmez, O, zulmü kendine harâm kılmıştır.
(5) İblis'in telbisine kapılıp hayat dizginini onun eline vererek nefs bataklığında bir ömür tüketenlere sesleniliyor : Ateşten yaratılan İblis'in fitrati gereği Ädem oğluna düşmanlığı kesin iken, asıl dost ve yardımcı olan Allah'ı bırakıp onun peşine takılmak şaşılacak bir tutum ve anlayıştır ! İlgili âyetle bu hayret belirtilerek insan aklı harekete geçirilmek is-
teniyor. Sonra da dostu bırakıp düşmanın peşine takılmanın zulüm olduğuna dikkatler çekiliyor.
(6) Gerek İblis, gerekse putlar ve benzeri bâtıl tanrıların hiçbiri Allah'a ne ortak sayılabilir, ne de yardımcı. Allah mutlak üstündür, mutlak
ganiydir. Mülkünde ortağı, tasarrufunda yardımcısı yoktur.
(7)
Allah'ı bırakip putlara ve benzeri şeylere tapanlarla taptıkları şeyler arasında aşılması mümkün olmayan ateşten bir dere konulacak,
böylece her insan Allah'tan başka kurtarıcının bulunmadığını, hele putların hiçbir yararı olmayacağını çok iyi anlayacaklar. Pişmanlık son kertesine varacak, ama neden sonra...
Tefsirli Kuran Meali Celal Yıldırım 601 syf
Peygamber Efendimiz "Size iki şey bırakı-
YanıtlaSilyorum ki, onlara yapışırsanız kurtuluşa erer-
siniz. Bunlardan biri Allah'ın kitabı, diğeri de
Ehl-i Beytimdir" buyurmuştur. Peygamberi-
mizin Ehl-i Beytine bu ehemmiyetin veril-
mesine sebep, onun neslinin, Sünnet-i Seni-
yeye sahip çıkmak ve korumak hususunda
ifâ edeceği vazife itibârıyladır. Gerçekten de
tarih boyunca Islâm âlemini nurlandıran ve
Müslümanlara rehberlik eden büyük zâtlar
ekseriyet itibarıyla Peygamberimizin Âl-i
Beytinden çıkmışlardır.
Kura-ı Kerim ve açıklamalı Meali
27 Nisan 2021 08:19
Blogger yuksel dedi ki...
23. İşte bu (lütfu)nu Allah, iman edip de sâlih amel işleyen kullarına müjdelemektedir. (Resûlüm!) De ki: “Bun(u duyurmam)a karşı sizden (Allah’a) yakınlıkta[9] sevgiden başka bir karşılık istemiyorum.” Kim bir iyilik işlerse, onun için bu iyiliği (karşısında alacağı sevâbı) artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, (güzel amele) bol karşılık verendir.
27 Nisan 2021 08:26 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
[9] Âyet-i kerîmedeki “kurbâ” (yakınlık) lafzı, 25/57. âyette belirtilen hususa göre “Allah’a yakınlık” olarak alınıp birinci tercih yapılmıştır. Hasan-ı Basrî’ye göre de “akrabalıkta” anlamındadır. Bu durumda ifade, “Sizden akrabalıkta sevgi ve saygıdan başka bir mükâfat istemiyorum.” şeklinde olur. Bu isteğin altındaki sebep, Hz. Peygamber’in, Kureyş kabilesi içinde, hatta her oymağı arasında var olan güçlü akrabalık bağından dolayı, kendisini sevmelerini, bunun için de eziyet etmemelerini, tebliğinin önünü kesmemelerini istemesidir.
Şura suresi 23.ayet.
27 Nisan 2021 08:28 Sil
Ya devlet başa ya kuzgun leşe Atasözü Anlamı
YanıtlaSilYa devlet başa ya kuzgun leşe atasözünün anlamı nedir?
Bir ülkede, devlet disiplini sağlayamaz, halka hakim olamaz ve kontrolü ele alamazsa, o toplumda kargaşa çıkması ve çeşitli olayların yaşanması kaçınılmazdır. Bir millet için devlet çok önemlidir. Bu yüzden halk, devletinin yanında olmalı ve devleti zayıflatacak uygulamalardan kaçınmalıdır.
Devlet adama ayağıyla gelmez.
YanıtlaSilMakam, zenginlik, talih, mutluluk kişiye durup dururken gelmez. Bunları elde etmek için sabırlı ve düzenli çalışıp çabalamak gerekir.
* devlet : Talih, mutluluk.
Devletli ile deli bildiğini işler.
Üst makamdakiler ve deliler kimseyi dinleyip dikkate almazlar. Kendi akıllarına göre hareket ederler.
* devletli : Yüksek makamı olan kişi.
Devlet oğul, mal tahıl, mülk değirmen.
Mutluluk ve zenginliklerin en güzeli, oğul sahibi olmak; en gerekli mal, tahıl; en değerli mülk, değirmendir. (Eski zamanlarda inanışa göre)
Devletliye dokun geç, fukaradan sakın geç.
Zengin insanlarla ve devlet adamlarıyla yakınlık kurmak faydalıdır, ondan faydalı bilgiler, yardım veya mal alabilirsin. Tembel ve işsiz kişiler ise çevresindeki kişilere maddi-manevi yük olurlar. Yoksul ve fakirlerle yakınlık kurarsan türlü türlü dert dinler, belki de borç vermek zorunda kalabilirsin.
Devletin malı deniz, yemeyen domuz.
Kimi vatan haini, rüşvetçi, menfaatçi kimseler soygunculuğu kural edinmişlerdir. Bunlara göre devletin malı çalıp çırpmakla, yemekle tükenmez. Yine bu kimselere göre, ancak budalalar devletin malını çalmaz. Üzerinde tüm vatandaşların hakkı olan şeyi gasp etmek tüm insanların hakkını ihlal etmektir, bunun hesabını vermek de çok zor olsa gerek.
Devletli gözü perdeli olur.
Devlet adamları, ülkenin eksiklerini ve yöneticilerin yaptığı yolsuzlukları fark etmezler. İşi yolunda giden, zengin kişiler de yoksulların sıkıntılarını anlamaz.
Devletli yanını kaşısa yoksul para verecek sanır.
1. Yoksul ve fakir kişiler; zengin, varlıklı kimselere umutla, beklentiyle bakarlar. Onların en ufak hareketlerinden kendileriyle ilgili bir durum varmış düşüncesine kapılırlar.
2. Yetkili kişilerden bir istekte bulunan kişi, bu istekle ilgisi olmayan o kişilerin hal ve davranışlarını, isteğini karşılamak için yapılıyor sanır.
Devletlinin karnı gen gerek.
Devlet işlerini veya bir topluluğu idare eden kişi, geniş yürekli ve hoşgörülü olmalıdır.
YanıtlaSilAyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
It is a ritual, one does not speak to words
Ey kozmoğrafyacı efendi! Hangi tesadüf bu işlere karışabilir? Hangi esbabın eli buna ulaşabilir? Hangi kuvvet buna yanaşabilir? Haydi, sen söyle. Hiç böyle bir Sultan-ı Zülcelâl, aczini gösterip mülküne başkasını karıştırır mı? Bahusus kâinatın meyvesi, neticesi, gayesi, hülâsası olan zîhayatları başka ellere verir mi? Başkasını müdahale ettirir mi? Bahusus o meyvelerin en câmii ve o neticelerin en mükemmeli ve zeminin halifesi ve o Sultanın âyinedar bir misafiri olan insanları başıboş bırakır mı? Ve onları tabiata ve tesadüfe havale edip haşmet-i saltanatını hiçe indirir mi? Kemâl-i hikmetini sukut ettirir mi?
YanıtlaSilBelediyeler, Salgın Sebebiyle Ücret Alamayan İşçilere Destek Olmalı
YanıtlaSilAlper TAN
23 Mart 2020 14:59
A- A+
Aralık ayında Çin’de başlayan ve salgına dönüşerek bütün dünyayı istisnasız etkisi altına alan koronavirüs her geçen gün yayılmaya devam ediyor.
Bazı ülkeler, salgına karşı olağanüstü hal, bazıları sokağa çıkma yasağı dahil olmak üzere çok sayıda tedbiri hayata geçirmeye başladı. İnsanların eve kapanmalarıyla birlikte ekonomik ve ticari hayat da farklı bir evreye girdi.
Virüs salgını bütün dünyada tedarik zincirini de sekteye uğrattı. Tüketim ve üretim büyük ölçüde azalmaya başladı. İçinden geçilen süreç on yıllardır dünyada oluşan küresel dengeyi değiştirdi/değiştiriyor.
Dünyada siyasi sosyal ekonomik ve güvenlik açılarından yeni bir sürecin başlayacağı ve yeni bir dengenin oluşacağı tahmin ediliyor.
Ancak bu dengenin sağlanması ve sistemin oturması belli bir zamana yayılacak. Muhtemelen dünyada bir çok şey eskisi gibi olmayacak. Eski alışkanlıklarını sürdürmek isteyenler zorlanacaklar ve daha fazla zarar görebilecekler.
Başlayacağı tahmin edilen bu yeni süreçte devletlerin, hükümetlerin gelişecek olan süreçleri iyi okuması algılaması, halklarına önderlik etmesi yol göstermesi ve destek olması beklenir.
Bütün dünyada yaşanmakta olan gelişmeler göstermektedir ki insanlık tarihi çok kritik bir kavşakta, yakın tarihlerde görülmeyen çok ciddi deneme ve sınamalardan geçmektedir.
Devam eden süreçte bütün dünyada çok sayıda büyük/küçük devletlerin sarsılacağı kaosa ve istikrarsızlığa gireceği, toplumsal kargaşaların artacağı, ekonomik buhranların baş göstereceği, mevcut güvenlik sistemlerinin iflas edeceği ve işe yaramayacağı insanlığın yeni bir arayışa yöneleceği tahmin edilmektedir.
Çok büyük yeliz çıkışların yaşanacağına bu kritik süreçte ülkemizin zarar görmemesi daha az zarar görmesi ve bu süreci fırsata çevirebilmesi bakımından devlet ve millet olarak ciddi sorumluluklarımız bulunmaktadır
Çok büyük iniş-çıkışların ve değişimlerin yaşanacağı bu kritik süreçte ülkemizin zarar görmemesi ya da daha az zarar görmesi, hatta bu süreci fırsata çevirebilmesi bakımından devlet ve millet olarak ciddi sorumluluklarımız bulunmaktadır.
Hükümetimiz salgına karşı önemli tedbirleri hayata geçirmektedir. Önümüzdeki günlerde muhtemelen yeni ve daha önemli tedbirler de gündeme gelebilir.
Bu süreçte diğer bütün kurumlar gibi belediyelerin de imkanları ölçüsünde vatandaşları, işyerlerini, şirketleri rahatlatacak tedbirler alması beklenmektedir.
Sadece işyeri sahipleri ve işletmelere değil, koronavirüs salgınından dolayı işyerleri geçici veya kalıcı olarak kapanıp ücret alamayan ya da işten çıkarılan işçilere tüm belediyeleri yardıma çağırıyoruz.
Görevi sadece yol, su, kanalizasyon, asfalt, kaldırım ve temizlik olmayan, hizmet verdiği toplumun bütün ihtiyaçları ile ilgilenmesi gereken belediyelerimizin bu konuda da önemli adımlar atması ülkemizi ciddi biçimde rahatlatabilircektir.
Alper Tan
ZALİM
YanıtlaSil
Bir kimsenin hakkını zorla elinden alan, haksızlık yapan, merhametsiz ve gaddar kimse. Arapça bir kelime olup Arap dilinde mastarı: "Bir şeyi ait olduğu yerin dışında bir yere koymak" anlamındadır. Bir şeyi eksik ya da fazla yapmak yahut zamanının veya mekânının dışında yapmak da zulüm olarak ifade edilmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de cehalet, şirk, fısk anlamında "nûr"un zıddı olarak kullanılır. Bu anlamlarıyla Kur'ân'ın temel kavramlarından biridir.
Peygamberler, insanları zulümattan nûra kavuşturmak için gönderilmişlerdir. Mesajları aydınlıktır; karışık yollar ise zulümattır, karanlıktır: Âllah mü'minlerin velisidir, onları zulümattan nûra çıkarır, kâfirlerin velileri ise Tağuttur, onları nurdan zulümata çıkarır" (Bakara, 2/257). O halde gerek fert gerekse toplum bazında Allah'ın emir ve yasaklarının ortaya çıkardığı sonuç nûrdur, aydınlıktır. Karşıtı emir ve yasaklar ise, zulümattır, karanlıktır; işleri yerli yerinde yapmamaktır.
Kur'ân'da zulüm çeşitlerinin en büyükleri olarak şunlar sıralanmaktadır:
Şirk (Lukman, 31/13); Allah'ın mescidlerinde O'nun adının (dolayısıyla emir ve yasaklarının) anılmasına engel olmak (Bakara, 2/114); Allah'ın bildirdiklerini gizlemek ve O'nun adına yalan söylemek (el-Bakara, 2/144; el-A'raf, 7/38; Yunus,10/17; Hud, 11/18...); Allah'ın âyetlerini yalanlamak ve âyetlerinin başkalarına ulaşmasına engel olmak (el-En'am, 6/157; Yunus, 10/17; Kehf, 18/57); Allah'ın âyetlerinden yüz çevirmek (Secde, 32/22); Müslüman olduğunu iddia etmekle birlikte Allah adına yalan söylemek (es-Saff, 61/7).
İnsan, bütün bu zulümleri işlemeye müsait bir varlıktır. Bu nedenledir ki Kur'ân-ı Kerim'de "çok zulmeden" anlamına gelen "zelûm" olmakla nitelenmiştir (İbrahim, 14/34).
Yüce Allah;âhirette insanları cezalandırırken zalim olmadığını, bu cezaları kendilerinin hakkettiğini sık sık vurgulamaktadır (bk. Âlu İmran, 3/182; el-Enfal, 8/51; Hacc, 28/10; Fussilet, 41/46; Kaf, 50/29).
Zalimler âhirette cezayı hakkettikleri gibi bu dünyada da cezalandırılırlar. İnsanların başlarına gelen toplu felaketler, zulümleri sebebiyledir. "De ki: Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelirse zalimlerden başkası mı yok olur" (el-En'am, 6/47).
Yüce Allah, zalimleri dost edinmeyi de zalimlik olarak nitelemektedir. Hatta zulmeden, kişinin babası veya kardeşleri bile olsa onlara dost olmak, zalimliktir (bk. et-Tevbe, 9/23). Böylece dostluğun akrabalık bağlarına göre değil, adalet ve inanç esaslarına göre olması gerektiği anlatılmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm, üç çeşit zulümden bahsetmektedir:
a- İnsanın kendi kendine zulmü. İnsanın gerek bedenine ve gerekse ruhuna karşı işledikleri haksızlıklar, kendi kendine yaptığı bir zulümdür.
b- İnsanın Allah'a karşı işlediği zulüm. Allah'a ortak koşmak, emirlerine riayet etmemek bu zulüm çeşidine girer.
c- İnsanların kendi aralarında yaptıkları zulümler. Toplumların helâk olmasına neden olan zulüm, bu çeşit zulümdür.
M. Sait ŞİMŞEK
Allah'a yalan uyduranların (En'âm,
YanıtlaSil6/21), ayetleri yalanlayanların (En'ám,
6/157), ayetlerden yüz çevirenlerin (Secde,
32/22) ilâhlık ve yalancı peygamberlik
iddia edenlerin (En 'âm, 6/93), isyanla-
rini unutanların (Kehf, 18/57), şahitliği
gizleyenlerin (Bakara, 2/140), camilerde
Allah'in adının anılmasına engel olan
ve camilerin harap olmasına çalışanla-
rin (Bakara, 2/114) daha zålim (Men ezla-
mü) oldukları Kur'ân'da bildirilmiştir.
Nemrut ve kavmi (Bakara, 2/258),
Mekke müşrik toplumu (En'âm, 6/144),
Medine münafikları (Tevbe, 9/109),
Medine Yahûdileri (A'râf, 7/150), Firavun
ve kavmi (Yûnus, 10/80), Nuh'un kavmi
(Húd, 11/44) helâk edilen Hûd, Sâlih ve
Suayb (a.s.)'ın kavimleri (Hüd, 11/101;
Nahl, 16/113; Hac, 22/45; Ankebût, 29/31) zalim
toplumlar olarak nitelenmişlerdir.
Insanlariın ve toplumların zâlim olma-
lari, ilâhî iradeye uymayan inanç, söZ,
Iiil ve davranışları sebebiyledir.
Kur'ân'da, zâlimlere dünya ve âhi-
rette ceza olduğu bildirilerek zulümden
sakındırlmışlardır. (I.KK.)
Dini Kavramlar ve Sözlüğü 702 /703.syf
Blogger yuksel dedi ki...
YanıtlaSilKıyamette insanların en şiddetli azaba uğrayacak olanı, dünyada insanlara en fazla azab etmiş olanıdır.
Ravi: Hz. Halid İbni Hizam (r.a.)
Sayfa: 114 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
3 Mayıs 2021 08:31 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
113 1 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Hz. Ömer (r.a.)
113 2 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Hz. Muaz (r.a.)
113 3 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Hz. Enes (r.a.)
113 4 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Hz. Ebud Derda (r.a.)
113 5 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Hz. Câbir (r.a.)
113 6 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.)
113 8 Ehli Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennetteki mülkünü temaşası ikibin sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür. Bunlar zevceleri, hizmetçileri, kürsüleri, bahçeleri vs.dir. Efdal dereceli olanı ise, Allah (z.c.hz.)'nin Cemalini günde iki defa temaşa eder. Hz. İbni Ömer (r.a.)
113 9 Fisebilillâh mücahid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli ve bir senelik gece ibadeti hak ederler. Soruldu: "En ufak zorlama nedir?" Buyuruldu ki: "Meselâ böyle bir mücahid gece giderken hayvan üzerinde uyuklar ve kamçısını düşürür, inip bunu alması en ufak zorlamalardandır." Hz. Sabit İbni Ebu Asım (r.a.)
113 10 Ehli Cennetin derecesi en aşağı olanının bahçelerine, kürsülerine, zevcelerine bakışı bin sene sürer. En efdali ise günde iki kere, sabah, akşam Allah (z.c.hz.)'ni temaşa eder buyurup şu ayeti okudular: "Vücûhün yevme izin nâdiretün ilâ Rabbihâ nâzıra." Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
113 11 Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
4 Mayıs 2021 00:11 Sil
Blogger yüksel dedi ki...
Yine İbnu l Hayyamdan merhaba rivayet edildiğine göre Hadir (Hızır) ve İlyas Aleyhisselam Rasulullah sallallahu alefyhissellemi.
Her kim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihlas üzere sevk ve muhabbetle ona canı gönülden bağlanarak salat okursa şu elbiseyi temizlediği gibi onun kalbide nifak münafıklıktan temizlenir buyururken isitmislerdir.
düğümleri çözecek kıymetli salavat
sy.154.
Dikkat çekici tespitler değil mi?
YanıtlaSilDurun, çok daha dikkat çekici olan bölüme gelmedik daha…
“İstanbul Sözleşmesi”ne atfın da bulunduğu şu satırları da okuyalım Kıymetli Nuh Albayrak’tan:
“Yeni dünya düzeni için farklı yöntemlerle aralıksız çalışan yeni Tapınakçıların, yıllardır kullandığı söylemlerden biri de ‘kadınların özgürleştirilmesi’dir. ‘Kadınlar, ekonomik özgürlük kazanarak 'koca köleliği'nden kurtuluyor’ diyerek kadınları kendi sistemlerinin kölesi yapıyorlar. İşgücünde kadın oranı arttıkça boşanmaların da arttığını gösteren istatistikler onları pek ilgilendirmiyor. Nitekim Cizvit filozof Voltaire ve Adam Smith gibi Aydınlanmacılar, her türlü bakım maliyetine katlandıkları kölelerden oluşan işgücünün, sistemin hür kölelerinden daha pahalıya mal olduğu için köleliğe karşı çıkmışlardı. İstanbul Sözleşmesi'ni başta AB üyelerinin uygulamaması, içeriğindeki derin Fabian etkisinden olabilir mi?”
*
Bu yazı, güzel bir yazı.
“Kadına özgürlük” maskesiyle yapılanları hep birlikte gördük ve görüyoruz.
Bu konuda çok şeyler yazmak geliyor içimden, lâkin, lâfın tamamı benim kıymetli okuyucularıma söylenmez.
Arife tarif gerekmez.
“Plândemi”nin kaynak kodlarına, uzandığı yerlere, niyetlerine dikkat çekenlerin sayısı arttıkça, şuurlanma düzeyi de artacak İnşAllah.
Aklımızı başımıza alalım ve bu büyük “tezgâha” dikkat çeken herkesi aynı kaba yerleştirip, “niyet” sorgulamasına girişmektense…
Başımızdaki “belâ”nın farkına varalım.
Yoksa…
Fena!..
“KORONA SALGINI OLABİLSEYDİ!”
Fabian önderlerinden Bertrand Russel, Tapınakçılara şu tavsiyede bulunuyor:
"Mutlaka negatif nüfusu gerçekleştirmeliyiz. Nüfus azaltılamazsa planımız gerçekleşmez. Dünya savaşlarının bu hedefe büyük bir katkısı olmadı. Fakat bakteriyolojik savaş daha efektif olabilir. Eğer dünyanın her yerinde her nesilde bir veba (veya Korona) salgını olabilseydi, kalanlar dünyayı böyle tıka basa dolduramazdı."
Görüldüğü gibi iki dünya savaşındaki 100 milyona yakın kayıp Tapınakçı üstadı tatmin etmemiş, salgından; daha büyük bir "katkı" beklemektedir. Dünyanın işi çok zor...
(Nuh Albayrak/Star)
Metal Yorgunluğu, Dikkat Dağınıklığı!
YanıtlaSilMetal Yorgunluğu, çok geç kalıncaya kadar fark edilmeyen, “en tehlikeli” arıza türlerinden biri. Belli bir yük döngüsünden sonra, metal üzerinde mikro çatlaklar oluşmaya başlıyor…Bu mikro çatlakların boyutları yükleme ve zaman etkisiyle gittikçe artıyor…
Çatlak iyice yayıldığında da “metal arızası” denilen durum meydana geliyor.
Metal yorgunluğunun önlenmesi için “baştan” uygun malzeme seçimi, meydana geldiğinde azaltılabilmesi için de, sağlam bir “yazılım analizi”, “yeniden tasarım” gibi çalışmaların yapılması gerekiyor.
Gerekli işlemler sağlıklı bir şekilde yapılmadığında, yapılamadığında “çöküş” kaçınılmaz hale geliyor.
Bunlar, metal yorgunluğu hakkında alan mühendislerinin verdiği bilgiler.
Bir de, “dikkat dağınıklığı” dedik.
Psikiyatristler bu rahatsızlığın belirtilerini şöyle sıralıyorlar:
-Odaklanmakta güçlük çekmek,
-Dikkatini sürdürememek,
-Göz teması kuramamak,
-Sık hata yapmak,
-Karşısındakini dinlemekte zorlanmak,
-Detayları gözden kaçırmak,
-Unutkanlık.
*
“Dikkat Dağınıklığı” ya da “eksikliği” bir an evvel tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak nitelendiriliyor.
Tedavi yoluna gidilmediği takdirde, karşılaşılabilecek sıkıntılar da şöyle sıralanıyor:
-Özgüvende azalma,
-Kapasite altında başarı gösterme,
-Özellikle yakın çevre ile, dostlarla ilişkilerde sıkıntılar,
-Kazalar, yaralanmalar,
-Zararlı maddelere yönelimler,
-Yasal problemler,
-Yaşam süresinin kısalması.
*
“Metal yorgunluğu” ve “dikkat dağınıklığı ya da eksikliği” son derece tehlikeli rahatsızlıklar.
Her ikisi de vaktinde tedavi edilmediğinde büyük sıkıntılara yol açıyor.
Böyle bir günde, bu iki rahatsızlığa dikkat çekmemin esas sebeplerini ise bizi uzun yıllardır takip eden kıymetli okuyucularımız çok iyi biliyor.
Yukarıda bir yerlerde dedim ya,
arife tarif gerekmez!..
Anlayan çoktan anladı nerelere işaret ettiğimizi!
Masuda nin bahsettiği bu yeni teknoloji, süper bilgisayarların uydu bağlantısı vasıtasıyla beyne yerleştirilmiş özel mikrocipleri kontrol etmesine dayaniyordu.
YanıtlaSilBeyin Kontrolu
Beynimdeki Yabancı.
Ali Selman Demirbag
sy. 161.
YANITLAYINSİL
yüksel7 Mayıs 2021 00:25
Beyne cip yerleştirme operasyonlarının ilk resmi olarak 1974 senesinde Amerika nin Ohio eyaletinde ve İsveç in Stockholm kentinde gerçekleştirildi.
Beyin Kontrolu
Beynimdeki Yabanci
Ali Selman Demirbag.
sy. 161.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil105 1 Mü'min kul Allah'a dua eder, Allah (z.c.hz.) Cibril (a.s.)'a der ki: "İstediğini yapma. Ben onun sesini seviyorum." Facir dua ettiğinde ise: "Ya Cibril (a.s.)! Hacetini yap. Çünkü ben onun sesini sevmiyorum" buyurur. Hz. Enes (r.a.)
105 2 Kıyamet gününde ter yerde yetmiş kulaç gider ve insanların ağızlarına, kulaklarına kadar gelir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
105 3 Gadr eden kimse için kıyamet gününde bir bayrak dikilir ve: "Dikkat edin, bu falan oğlu filanın gadridir" denir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
105 4 Gazab şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateşi de ancak su söndürür. Sizden biriniz gazaba gelince abdest alsın. Hz. Atiyyetüssadi (r.a.)
105 5 Gazab, Cehennem ateşinden bir alâmettir. (Dağlama ile yapılan işaret gibi.) Allah, gazab edenlerin kalb damarları üzerine bu ateşten yapılmış damgayı vurmuştur. Görmüyor musun ki, gazaba gelince, insanın gözleri kanlanır, suratları kızarır ve damarları şişer. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
105 6 İhtiyaç ve fakirlik ashabım için saadet, ahir zamanda ise mü'minler için zenginlik saadettir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
105 7 Fitne gelir, kulları fırtına gibi savurur. Bunun içerisinden âlim, ancak ilmiyle kendini kurtarır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
105 8 Fuhuş (her şeyde haddi aşmak) ve tefahuşun (lâfta hududu aşmak fena konuşmak) İslamda yeri yoktur. Kimin ki, ahlâkı güzeldir, o İslâm tarafından da güzeldir. Hz. Câbir (r.a.)
105 9 Fitne gelir savrulur. Heva ve sabrı da beraber getirir. Kim hevaya tabi olursa onun fitnesi siyah (kara) olur. Kim de sabra tabi olursa, onun fitnesi ak (nur) olur. Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.)
105 10 Adil kadı kıyamet günü hesaba getirilir. Hesabın şiddeti ile karşılaşınca: "Keşke iki kişi arasında bir hurma için bile karar vermemiş olsaydım" der. Hz. Ali (r.a.)
105 11 Kadı, ayak kayacak noktalarda o kadar düşer ki, Medine ile Aden arası kadar Cehenneme düşer. Hz. Muaz (r.a.)
105 12 Kabir ahiret menzillerinden ilk menzildir. Kim ki kabirde işi kurtardı, arkası iyidir. Kim ki işi kurtaramadı, arkası da çetindir. Hz. Osman (r.a.)
105 13 Kur'an yedi vecih üzerine nazil oldu. Hangisini okursanız, isabet edersiniz. Kur'an üzerine münakaşa etmeyin. Çünkü o münakaşa küfürdür. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
105 14 Kalbler, Allah'ın parmaklarından ikisi arasındadır. İstediği gibi çevirir. Hz. Enes (r.a.)
105 15 Cemaat, toplulukla namaz kıldığında, Allah onlardan hoşlanır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
105 16 Kâfir Cehennemde büyür. O kadar ki, bir azı dişi Uhud dağı kadar olur. Onun cesedinin bu dişe göre büyüklüğü, sizden birinizin cesedinin azı dişine nisbeti gibidir. Hz. Ebû Said (r.a.)
105 17 Kâfirin dili kıyamette iki fersah (24.000 adım) arkadan gelir. Yani o kadar sarkar ki, herkes onu çiğner. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
105 18 Kafir, bir iş hususunda Allah'a dua eder, hemen yerine getirilir. Mü'min dua eder, hemen yerine getirilmez. Melâike bundan endişeye düşer. Allah buyurur ki: "Ben kâfire icabet ettim. Şunun için ki, Ben kâfire ve sesine gazab ederim. Benden duasını kessin ve Beni anmasın diye veririm. Mü'mine gelince, ağır davranırım. Benden ve Beni zikretmesinden kesilmesin diye. Çünkü Ben onu ve onun tazarruunu severim." Hz. Câbir (r.a.)
Cafer-ü Sadık Hazretleri : " (Cenabı Hak, şöyle buyurdu :) Ey Dünya! Bana hizmet edene, sen de hizmet et! Sana hizmet edeni ise (kendi işlerinde çalıştırıp onları) yor ve yıprat!"
YanıtlaSilSual ve Cevaplarla Tasavvuf Mülahazalar Osman Nuri Topbaş 48syf
YanıtlaSil20.11.2020
Yetenekli Kalemler
Tüm Yazıları
Sayın Cumhurbaşkanımız geçen bir konuşmasında “Fikrî iktidar olamadık” dedi. İşte bugünkü bütün millî ve sosyal meselelerimizin tam tespit ve teşhisi budur...
Peki; “Fikrî iktidar” olamamanın sebepleri nedir? Tek kelime ile “Eğitim.” Seksen senelik eğitim sistemimiz... Çünkü bu eğitim sistemi ile gençlerimize; “Dini, tarihi, dili” doğru ve yeterli öğretilmedi.
Mesela, bugün gençlerimize; “İtikatta ve amelde mezhep imamlarımız kimlerdir ve türbeleri nerededir” diye sorsak kaçı; “Ameldeki mezhep imamımız Ebu Hanife'nin türbesi Bağdat’ta, itikattaki imamımız Mâtürîdî hazretlerinin türbesi Özbekistan’ın Semerkant şehrinde” diyebilir?
En büyük Türk hükümdarlarından Babür Şah ve muhteşem Babürlü Devleti mekteplerimizde hiç okutulmadı ama Sümerler, Etiler, Lidyalılar ve Frigyalılar… gençlerimize âdeta ezberletildi...
Türkistan’daki yüzlerce âlim ve evliyadan Şah-ı Nakşibend Behaüddin Buhari, İsmail Buhari hazretlerini, kaç genç duymuştur? Hindistan’da yetişen büyük İslam âlimlerinden İmam-ı Rabbani hazretlerinin ismi, okullarımızda hiçbir kitapta geçmez. Ama Yunan filozofları Aristo, Eflatun… lise ders kitaplarında okutulur.
Konya’nın en büyük âlimi Mevlâna Celaleddin’in hocası kelam âlimi Sadreddin Konevî’yi, Kayseri’de aslen Türkistanlı olup yine Mevlâna’nın hocası Seyyid Burhaneddin Tirmizî’yi, Bursa’da zamanın kutbu ve Osmanlı devletinin ilk Şeyhülislamı Molla Fenari’yi, İstanbul’un en büyük üç evliyası Molla Murad-ı Münzevi, Mehmet Emin Tokadî, Abdülfettah Akrî hazretlerinin isimlerini liselerde, üniversitelerde duyan ve okuyan gencimiz var mıdır?
İslam alfabesinin değişmesi neticesinde, tarihimiz, medeniyetimiz ve Türk-İslam âlemi ile alakamız kesildi. Bugün kütüphanelerimizde yüz binlerce kıymetli dinî, ilmî ve kültürel eserlerimizi okuyabilecek kimse var mı? Bütün Türk dünyasının konuştuğu ve yazdığı edebî Türkçemiz, kasten bozularak uyduruk bir kabile dili hâline getirildi…
Ne zaman ki; “Dinimiz, tarihimiz ve dilimiz” gençlerimize tam ve doğru öğretilir; işte o zaman “Fikrî iktidar” olabiliriz.
Numan Aydoğan Ünal
FÜTÜVVET
YanıtlaSilالفتوة
Başlangıçta tasavvufî bir mahiyet taşırken XIII. yüzyıldan itibaren içtimaî, iktisadî ve siyasî yapılanmaya dönüşen kurum.
Bölümler İçin Önizleme
İlişkili Maddeler
FÜTÜVVETNÂME
Fütüvveti konu alan veya fütüvvetin âdâb ve erkânı hakkında bilgi veren eserlerin ortak adı.
MELÂMET
Bir tasavvuf terimi; III. (IX.) yüzyılda Horasan bölgesinde ortaya çıkıp daha sonra bütün İslâm dünyasında yaygınlık kazanan tasavvuf anlayışı.
1/2
Müellif:
SÜLEYMAN ULUDAĞ
Fetâ sözlükte “genç, yiğit, cömert”; fütüvvet ise “gençlik, kahramanlık, cömertlik” anlamlarına gelir. Tasavvuf kaynaklarında, II. (VIII.) yüzyıldan itibaren önde gelen sûfîlerin fütüvvet kelimesini tasavvufî bir terim olarak kullanmaya başladıkları kaydedilir. Ali Sâmî en-Neşşâr, fütüvvetten ilk bahseden sûfînin Fudayl b. İyâz (ö. 187/803) olduğunu ve kelimeyi “dostların kusuruna bakmama” şeklinde tarif ettiğini belirtirse de (Neşʾetü’l-fikri’l-felsefî fi’l-İslâm, III, 403) ondan önce Ca‘fer es-Sâdık’ın (ö. 148/765), “Bize göre fütüvvet ele geçen bir şeyi tercihen başkalarının istifadesine sunmak, ele geçmeyen bir şey için de şükretmektir” dediği bilinmektedir (Kuşeyrî, s. 478). Nitekim İbn Kayyim el-Cevziyye de fütüvvetten ilk defa Ca‘fer es-Sâdık’ın bahsettiğini söyler (Medâricü’s-sâlikîn, II, 354). Fütüvvet konusu üzerinde başlangıçta gerek Iraklı sûfîler gerekse Horasanlı Melâmetîler tarafından aynı derecede önemle durulmuş, ancak bu hareketin büyük önderleri daha çok Horasan’da yetişmiştir. Ahmed b. Hadraveyh (ö. 240/854), Ebû Hafs el-Haddâd, Ebû Türâb en-Nahşebî, Ebû Abdullah es-Siczî, Muhammed b. Fazl el-Belhî, Ebü’l-Hasan el-Bûşencî gibi fütüvvetten bahseden büyük sûfîler Horasanlı idi. Onların çağdaşları olan ve fütüvvet konusunda görüş belirten Ma‘rûf-i Kerhî, Cüneyd, Ruveym, Hâris el-Muhâsibî ve Sehl b. Abdullah et-Tüsterî gibi sûfîler de Iraklı idi. Fütüvvete büyük önem verenler arasında Fudayl b. İyâz gibi aslen Horasanlı olmakla beraber ömrünün çoğunu Irak’ta geçirmiş sûfîler de vardı. Bu durum, Horasan ve Irak’taki fütüvvet hareketlerinin birbirine sıkı bir şekilde bağlı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Gerek Horasan’da gerekse Irak’ta fetâ denilen ve en belirgin vasıfları cesaret, kahramanlık, cömertlik ve fedakârlık olan kişilere büyük bir hayranlık duyulmaktaydı. Kur’an’da fetâ (fitye, feteyât) diye nitelendirilen (en-Nisâ 4/25; Yûsuf 12/30, 36, 62; el-Kehf 18/60, 62) kişiler için bu sıfat dinî bir mâna taşıması yanında takdir edilen bir anlam ifade ediyor, put kıran (el-Enbiyâ 21/60) veya gördükleri baskıya rağmen inançlarını koruyan ve bu uğurda ülkelerini terkeden kişilerden fetâ diye söz edilmesi (el-Kehf 18/10, 13) bu nitelemeye bir çekicilik kazandırıyordu. Bundan dolayı halk arasında takdir edilen bir vasıf olan yiğitliği Kur’an’daki fetâ ifadesiyle irtibatlandıran sûfîler bu kavramı bir tasavvuf terimi haline getirmede tereddüt göstermediler. Onlara göre mert, cömert ve cesur bir kişide bulunan vasıflar hakiki bir sûfîde de bulunduğundan sûfî aynı zamanda bir fetâdır. Bu sebeple sûfîler fetâyı “sûfî”, fütüvveti de “tasavvuf” olarak tarif etmekte bir sakınca görmemişlerdir. Nitekim Sülemî’nin Kitâbü’l-Fütüvve’sinde anlattığı fütüvvetle ilgili âdâb, ahlâk ve nitelikler aynı zamanda bir sûfîde de bulunması gereken meziyetlerdir.
YanıtlaSilGenel olarak fetâ ve fütüvvet kelimeleri sûfî ve tasavvuf anlamında kullanılmakla beraber tasavvufta bu terimlerden çok defa sûfîde bulunan fedakârlık, diğerkâmlık, iyilik, yardım, insan severlik, hoşgörü ve nefsine söz geçirme gibi ahlâkî nitelikler kastedilir. Böylece gerçek yiğitlik, kahramanlık, cesaret ve mertliğin bu ve benzeri niteliklere sahip olmayı gerektirdiği anlatılmak istenir. Bu husus dikkate alındığında sûfîlerin kendilerine has hümanizm düşüncelerini fütüvvet kavramı çerçevesinde geliştirdikleri görülür. Ebû Bekir el-Verrâk’a göre fütüvvet kişinin hasmının olmaması, yani herkesle iyi geçinmesi ve herkesle barışık olması, sofrasında yemek yiyen müminle kâfir arasında ayırım gözetmemesidir (Kuşeyrî, s. 473-474). Mecûsî’yi misafir etmekten kaçınan Hz. İbrâhim’in ilâhî uyarıya mâruz kalması da (a.g.e., s. 321) fütüvvetin insanî muhtevasını ifade eden güzel bir örnektir.
“Fütüvvet, dilencinin veya yardım isteyenlerin geldiğini görünce kaçmamaktır”; “Fütüvvet, insanlara eziyet etmekten kaçınıp bol bol ikramda bulunmaktır” (a.g.e., s. 474) şeklindeki açıklamalarla fütüvvetin esasının fedakârlık olduğu; hatta bir ziyafet verileceği zaman mahalledeki köpeklerin bile doyurulması, bir karıncanın bile incitilmemesi gerektiği belirtilerek (a.g.e., s. 475, 477) bu fedakârlığın sevgi ve merhametin hayvanları da kapsayacak şekilde geniş tutulması gerektiği düşünülmüştür. Daha başka açıklamalara göre fütüvvet, bir kimsenin, başkalarının hak ve menfaatlerini kendi hak ve menfaatinden üstün tutması, başkalarına katlanması, hatalarını görmezlikten gelmesi, özür dilemeyi gerektirecek davranışlardan sakınması, kendini aşağılarda, başkalarını ise yükseklerde görmesi, sözünde durması, sadakat göstermesi, olduğundan başka türlü görünmemesi, kendini başkalarından üstün saymamasıdır (Sülemî, s. 183, 436, 461, 511; Kuşeyrî, s. 474). Bundan dolayı fütüvvet güzel ahlâk, terbiye ve nezaket olarak da tarif edilmiştir (Sülemî, s. 460, 461; Kuşeyrî, s. 473).
Fütüvvet sûfînin nefsine karşı tavrını da belirler. Fetâ nefsinin arzularına karşı çıkan yiğittir. Nitekim, “Fetâ nefis putunu kıran kişidir” denilmiştir. Fetâ iradesine hâkimdir; “Rabbi için nefsinin hasmıdır” (a.g.e., s. 473). İnsanın göründüğü gibi olması veya olduğu gibi görünmesi fütüvvet, göründüğünden daha iyi olması melâmettir.
YanıtlaSilSehl b. Abdullah, “Fütüvvet sünnete uymaktır” diyerek bu kavramın dinle olan ilişkisine dikkat çekmiştir (a.g.e., a.y.). Hâce Abdullah-ı Herevî fütüvveti başkalarının hatalarını görmezlikten gelmek, kötülük yapana gönül hoşluğu ile iyilik etmek ve Allah’tan başkasına iltifat etmemek şeklinde üç kısma ayırmıştır. Hallâc-ı Mansûr ise fütüvveti, “bir dava sahibi olmak ve neye mal olursa olsun bu davadan dönmemek” diye tarif eder. Hallâc bu anlayışını daha da ileri götürerek İblîs ve Firavun’u bile fütüvvet ehli sayar. Çünkü İblîs lânetlenme, Firavun da boğulma pahasına iddialarından vazgeçmemişlerdir. Ancak Hallâc’a göre bâtıl bir davadan vazgeçmemek hak bir davadan vazgeçmemeye göre eksik bir fütüvvettir.
Sûfîler, temel ahlâkî değerleri ve en önemli faziletleri fütüvvet kelimesine yükleyerek onu tasavvufun temel kavramlarından biri haline getirmişlerdir. Sülemî fütüvveti, “Âdem gibi özür dilemek, Nûh gibi iyi, İbrâhim gibi vefalı, İsmâil gibi dürüst, Mûsâ gibi ihlâslı, Eyyûb gibi sabırlı, Dâvûd gibi cömert, Hz. Muhammed gibi merhametli, Ebû Bekir gibi hamiyetli, Ömer gibi adaletli, Osman gibi hayâlı, Ali gibi bilgili olmaktır” şeklinde tarif ederken fütüvvetin bu kapsam genişliğine işaret etmiştir (Kitâbü’l-Fütüvve, s. 29). “Fütüvvet mekârim-i ahlâktır” denilirken de bu husus kastedilmiştir.
Muhyiddin İbnü’l-Arabî fütüvveti ilâhî bir vasıf olarak görür. Her ne kadar Allah’ın fütüvvet lafzından türeyen bir ismi yoksa da her şeyin O’na muhtaç olup O’nun hiçbir şeye ihtiyacı olmaması, herhangi bir karşılık beklemeden âlemi ve onda var olan her şeyi yaratmış olması ilâhî fütüvveti gösterir (el-Fütûḥât, III, 234).
Fütüvvet kavramı Sünnî tasavvuf çerçevesinde ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Sülemî, Herevî, Sühreverdî gibi fütüvvete dair eser yazan, Kuşeyrî ve Hücvirî gibi eserlerinde fütüvvete ayrı birer bölüm ayıran mutasavvıfların Sünnîler arasından çıkması da bunu gösterir. Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh’ın teşkilâtlandırarak kendine bağladığı fütüvvet kurumu da Şiî temayüller taşımakla birlikte aslında Sünnî fütüvvet anlayışına dayanıyordu.
Fütüvvet ehlinin teşkilâtlı dönemde şed (kemer) kuşanmaları, şalvar giymeleri, tuzlu su içmeleri, her sanatın bir pîri olduğuna inanmaları, aralarında örgütlenip disiplin içinde mesleklerini icra etmeleri, birbirlerini kardeş bilerek iki fetâ arasında özel bir kardeşlik kurmaları, “Ali’den başka fetâ, zülfikardan başka kılıç yoktur” deyip Hz. Ali’yi pîr ve baş fetâ tanımaları, son zamanlarda sûfîlikten farklı bir hüviyet göstermelerine sebep olmuştur.
YanıtlaSilFütüvvet ehli bazı zümrelerin halktan bir çeşit haraç toplamaları, fütüvvet üzerine and içmeleri, bazılarının bekâr yaşamaları, çok sabırlı olduklarını göstermek için kendilerini büyük acılara mâruz bırakmaları, İbnü’l-Cevzî ve Takıyyüddin İbn Teymiyye gibi Selefî âlimleri tarafından tenkit edilmelerine sebep olmuştur (Telbîsü İblîs, s. 398; Mecmûʿu fetâvâ, XI, 85).
BİBLİYOGRAFYA
Sülemî, Kitâbü’l-Fütüvve (nşr. Süleyman Ateş), Ankara 1977.
Kuşeyrî, er-Risâle, Kahire 1966, s. 321, 472-478.
Herevî, Menâzil, tür.yer.
a.mlf., Ṭabaḳāt, s. 739.
a.mlf., Fütüvvetnâme, Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2049, vr. 149a-154b.
Ebû Mansûr el-Abbâdî, Ṣûfînâme (nşr. Gulâm Hüseyn-i Yûsufî), Tahran 1347 hş.
İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs, s. 398.
İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥât, III, 231-235.
Sa‘dî-yi Şîrâzî, Gülistân, Tahran 1369 hş., s. 123-159.
Necmeddîn-i Dâye, Mirṣâdü’l-ʿibâd (nşr. M. Emîn Riyâhî), Beyrut 1405/1985, s. 260.
Mevlânâ, Mes̱nevî, Tahran 1307, I, 210-215.
İbn Teymiyye, Mecmûʿu fetâvâ, I, 61, 157; XI, 82-102.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, Kahire 1403/1983, II, 353-365.
Lisânüddin İbnü’l-Hatîb, Ravżatü’t-taʿrîf (nşr. Muhammed el-Kettânî), Beyrut 1970, s. 475.
Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ (Şemseddin), XIII, 268-274.
Ankaravî, Minhâcü’l-fukarâ, Bulak 1256, s. 182.
Ebü’l-Alâ Afîfî, el-Melâmiyye ve’ṣ-ṣûfiyye ve ehlü’l-fütüvve, İskenderiye 1943.
Ömer ed-Desûkī, el-Fütüvve ʿinde’l-ʿArab, Kahire 1951.
Ali Sâmî en-Neşşâr, Neşʾetü’l-fikri’l-felsefî fi’l-İslâm, Kahire 1978, III, 403.
Abdülhüseyin Zerrînkûb, Cüstücû der Taṣavvuf-i Îrân, Tahran 1367 hş., s. 335.
Şeybî, eṣ-Ṣıla, I, 515.
Schimmel, Tasavvufun Boyutları, s. 240-246.
M. es-Saîd Abdülmü’min, “el-Fütüvvetü’l-İslâmiyye ve’l-fütüvvetü’ṣ-Ṣafeviyye”, el-Kitâbü’t-Tiẕkârî li-nedveti’l-ʿallâme Ebi’n-Naṣr, Kahire 1987, s. 341-371.
Ahmed Emîn, “el-Fütüvve fi’l-İslâm”, Mecelletü Külliyyeti’l-âdâb, VI, Bağdad 1942, s. 1-21.
Habîb Zeyyât, “el-Fütüvve ve’l-fityân ve’l-fityâniyye”, el-Meşriḳ, XLI, Beyrut 1947, s. 477-483.
Ahmed eş-Şerebâsî, “Ḥadîs̱ü’l-fütüvve fi’l-Ḳurʾân”, ME, XXVII/2 (1955), s. 133-138.
Mustafa Cevâd, “el-Fütüvve ve aṭvâruhâ”, MMİIr., VI (1958), s. 46-81.
YanıtlaSilM. Receb el-Beyyûmî, “Es̱erü’l-fütüvveti’l-İslâmiyye fi’l-ḥaḍâretil-insâniyye”, ME, XXXVIII/8 (1967), s. 816-822.
Abdülhafîz el-Karnî, “el-Fütüvvetü’ṣ-ṣûfiyye”, a.e., L/7 (1977), s. 1464-1471.
Enverî Hammûdî el-Kaysî, “el-Fütüvve teṭavvüren ve delâleten”, MMİIr., XXXIV/3 (1983), s. 173-201.
M. Mustafa el-Hilâlî, “el-Fütüvve ve’l-fürûsiyyetü’l-ʿArabiyye ve’l-İslâmiyye”, el-Mevrid, XII/4, Bağdad 1983, s. 23-43.
Edîb Nâyif Ziyâb, “Cedelü’l-eżḍâḍ fi’l-aḥvâl ve’l-maḳāmâti’ṣ-ṣûfiyye”, Dirâsât, XIII/4, Amman 1986, s. 195-214.
YanıtlaSilAlper TAN
Panama Bandıralı Gemiler Nereye Demirler?
Alper TAN
10 Mayıs 2018 12:14
A- A+
Son günlerde “Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ), dünya genelinde 130 bin kişinin adının geçtiği Offshore hesaplarındaki kirli çamaşırları ortaya döktü” şeklinde haberler görüyoruz. 2010 sonunda WikiLeaks belgeleri ile diplomatik dedikodular fa’şedilerek bu ifşaatların köpürtülmesiyle devletlerarası politik çatışmalar hedeflenmiş, devlet adamlarının kirli ilişkileri, rakipleri hakkında kanaatleri ortaya çıkartılmıştı. WikiLeaks’le özellikle ve ağırlıklı olarak İslam ülkelerinin liderleri hedef alınmıştı. Büyük Orta Doğu Projesi ile gerçekleştirilemeyen dosyalar tozlu raflara kaldırılmış ama bu defa Müslüman ülkelerin bu dedikodularla istikrarsızlaşması hedeflenmişti. Ama bunu da tam olarak beceremediler.
Şimdi WikiLeaks’e benzer bir ifşaat dünyayı sarsıyor. Bu defa olay, dedikodu olmanın çok çok ötesinde önem taşıyor. Kendi halkının parasını çalan devlet adamları, kara para aklayan baronlar, vergi kaçıran işadamları bir anda açıkta kalacaklar. Bu, kalabalık içinde normal giyimli dolaşan birinin bir anda çırılçıplak hale gelmesi gibi etki doğuracak bir gelişme. Dedikoduların te’vilini bir şekilde yapabilirsiniz. Ama Panama belgeleri, öyle kolay kolay izah edilebilecek konu değil.
Panama Belgeleri’nin sızdırılmasını, gizli paraları deşifre edip bulunduğu yerden ürküterek, oradan kaçan sermayenin kendi ülkesine yönelmesi amacıyla yapılmış bir Amerikan projesi olarak görenler veya gösterenler var.
Şunu unutmamak lazım ki Panama, Kıbrıs Rum kesimi, İsviçre, Cayman Adaları, Singapur ve Hong Kong gibi kara para cenneti küçük ülkelerin bu işleri kendi başlarına yapabilmeleri mümkün değil. Bu işler güçlü dünya devletlerinin izni, talebi ve korumasıyla yapılıyordu. Dolayısıyla Panama Belgeleri’nin fa’şedilmesini bir ABD projesi gibi görmek ve göstermek son derece yanlış ve yanıltıcı olur. ABD piyasalarının iflası ve intiharı olur. Eğer bu paralar Kıbrıs Rum Kesimi, İsviçre, Cayman Adaları, Singapur ve Hong Kong gibi merkezlerden kaçarsa ABD piyasalarına girmez. Üstelik bu Panama Belgeleri’ni CIA deşifre ediyorsa yatırımcılar bu CIA’in devletine neden güvensinler ki..?
YanıtlaSilHatırlayınız... Çin son on yıldır üst üste astronomik büyüme rakamları açıklıyor ve dünyayı şaşkına çeviriyordu. Yaklaşık 2 ay kadar önce birileri çıktı ve Çin’in büyüme efsanesinin sadece balon olduğunu, Pekin yönetiminin dünyayı aldattığını, sahte rakamlarla hak etmediği kadar yabancı sermaye çektiğini deşifre etmişti. Bir anda “Çin malı büyüme” anlaşıldı ve balon söndü. Aldatılan yatırımcılar, hesapları yeniden yapmaya ve Çin’den kaçmaya başladılar. Peki Çin’den kaçan sermaye nereye yönelecekti? ABD ve Avrupa’ya... Hâlbuki Panama Belgeleri neyi ortaya çıkardı? Batı bankacılık sistemi ve Offshore piyasalarının güvensiz olduğunu ve asla tercih edilmemesi gerektiğini.
Çin’den kaçan Avrupa ve ABD sistemine de asla güven duymayan sermaye nereye yönelecek! Yeniden Çin’e ve Batı’ya mı?
Öyle görülüyor ki, Panama Belgeleri’nin sızdırılması en çok ABD'yi ve Avrupa'yı etkileyecek. Beşşar Esad ve rejimi, siyasi olarak Rusya’ya ve İran’a sığınmıştı, satıldı. Paralel örgüt, ABD’ye sığınmıştı, satılacak. PKK, ABD ve Rusya’ya sığınmıştı, satılacaklar... Kendi halkından kaçıp başkalarına sığınanlar nasıl ki satıldılar ve satılacaklar; halktan kaçırdıkları paralarla Batı’ya sığınanlar da bundan böyle rahat olamayacaklar.
2 ay önce Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Bin Cübeyr "Dünyanın ekonomisine katkı sağlayan ABD, Avrupa ve Çin'de bulunan 7,6 trilyon dolar İslam ülkelerine ait yatırım ve paraları geri çekilebiliriz. Bu durumda dünya ekonomisinin ne hale geleceğini Batılı ve Çinli dostlarımız bir kez daha düşünsünler. Ortak geçmişimiz olan dostumuz Türkiye ile ciddi mali çalışmalarımızı başlattık. Türkiye Bankalarında ciddi yatırımlarda bulunacağız” demiş miydi?
Bundan hemen sonra neler oldu? Çin'in büyüme rakamlarının balon olduğu patladı. Çin piyasası allak bullak oldu. Şimdi de Batı'daki bankacılık sisteminin gizlilik perdesi ortadan kaldırıldı. Panama olayı sadece Batı’nın gizli bankacılık sisteminin çökmesi anlamına gelmiyor. ABD başta olmak üzere dimağlarda büyütülen Batı efsanesinin de çökme sürecini başlatıyor. Batı’nın geliştirdiği teknolojik sistemlerin ne kadar da kırılgan ve güvensiz olduğunu gösteriyor.
Hani 8 Mart 2014’te Malezya Havayolları’na ait 370 sefer sayılı uçağın 239 yolcu ve mürettebatla, kaybolması üzerine o uçağı 2 yılı aşkın bir süre hala arayan ve bulamayan teknoloji diyorum..!
Bakalım Panama bandralı gemiler nereye demirleyecek?
Ölümü çok yad edin. Kim ki ölümü çok yad ederse Allah onun kalbini ihya eder ve ölümünü âsan eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 80 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
2021-05-16 01:58:00
YanıtlaSilFilistin’de bir ihanetin hikâyesi
-
Bugün size anlatacağım, Osmanlı’ya ihanet etmiş bir ailenin, son kalıntısı Ürdün’de yaşayan Haşimîlerin başında esen lanet fırtınası.
1916 yılında Arap isyanını Suudiler tarafından yıktırılan Ecyad Kalesi’ne ilk kurşunu sıkarak başlatan Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Kral Abdullah’ın hatıratında Sultan II. Abdülhamid’i şu çarpıcı satırlarla anması ilginç olmanın ötesinde çarpıcıdır:
“Bence Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra meydana gelen olaylar, Kufe ve Mısırlıların Hz. Osman’a yaptıklarından sonra meydana gelenlere benzer. Hz. Osman nasıl fitneyle Müslümanlar arasındaki sınır idiyse, Abdülhamid de bu çağda insanlarla fitne arasındaki perdeydi. Bu perde yırtılınca fitneler ortaya çıktı.”
Sultan Abdülhamid’in tarih karşısında acımasız bir şekilde haklı çıkmasındaki inceliğe bir başka yazımızda değiniriz. Biz Osmanlı’nın yıkılmasından sonraki 30 yılda Haşimî sülalesinin başında esen lanet fırtınasına gelelim.
Abdülhamid’in gözünün tutmadığı adamlardan biriydi Şerif Hüseyin. Onu ailesiyle birlikte İstanbul’a getirip Boğaz’da bir yalıda gözaltına aldırır. İttihatçılar ise Abdülhamid’in “ak” dediğine “kara” demeyi marifet bildiklerinden onu serbest bırakırlar. Hüseyin de Hicaz’a döner ve İngilizlerle anlaşarak Arap isyanının pimini çeker.
İngilizler onu sözde Büyük Arap Krallığı’nın başına geçireceklerdir. Casus Lawrence de danışmanı olacaktır. Güya artık Arap dünyasında Osmanlı’nın değil, Arapların ve tabii Haşimîlerin sözü geçecektir. Siz öyle sanın. İngiliz oyununun kaç perde sürdüğünü bilmeyen Şerif Hüseyin, sadece Hicaz bölgesine Kral yapılır ama tahtı garantide değildir. İngilizler onu çoktan gözden çıkarıp Suud ailesiyle anlaşmışlardır. Nitekim Eylül 1924’te Abdülaziz b. Suud’un develerle hücumu üzerine krallığını oğlu Ali’ye devretmek zorunda kalacaktır. (1958’de parçalanarak öldürülecek olan Ali’nin oğlu Abdülilah bu defa Irak’ta karşımıza çıkacaktır) Ali’nin krallığı da ancak bir yıl sürecek, sonra Hicaz-Necid bölgesi Suudîlere teslim edilecektir.
Muazzam Arap Krallığı’nın başına getirildiğini zanneden Şerif Hüseyin ise uyandığında soluğu Kıbrıs’ta almıştır. Çocukluğunda bayramlarda babasıyla Şerif’i ziyaret ettiğini anlatan Rauf Denktaş, emekli kralın kendilerini görür görmez Osmanlı’yı hatırladığını ve “Ah ben Osmanlı’ya nasıl ihanet ettim? Şimdi ihanetimin cezasını çekiyorum” diye iki gözü iki çeşme ağladığını anlatır. Nitekim 1931’de Amman’da ölürken bin pişmandır. (Ziyaret ettiği Yemen’de Osmanlı marşlarıyla karşılanmasına ise tarihin istihzası demek gerekiyor.)
YanıtlaSilAncak Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya ihanetinin laneti kendisiyle sınırlı kalmayacak, oğullarına, hatta torunlarına da bir hastalık gibi geçecektir.
Oğullarından Faysal önce Suriye Kralı yapılmıştı. Ancak Fransızlar istemeyince İngilizler tarafından mecburen Irak kralı ilan edildi. Tabii İngiliz danışmanlarla birlikte. Ne var ki, Faysal’ın mutluluğu da uzun sürmeyecekti. Devasız bir hastalığa tutulacak ve bir mum gibi eriyerek babasından 2 yıl sonra ölecektir.
Yerine oğlu Gazi’yi kral ilan ettiler. Ancak Gazi İngilizlerin ülkesinin kaynaklarını nasıl soyduğunu görmüş ve Türk yanlısı bir politika izlemeye kalkmıştı. Tabii cezasını çok geçmeden görecek, Bağdat’ta bomboş bir yolda giderken otomobili bir direğe toslayacak ve hayatını kaybedecekti. (1939) Bu defa İngilizler oğlunu II. Faysal adıyla tahta geçirdiler. Amca oğlu Abdülilah da “nâib”i yapıldı. İkisi birlikte Irak’ta yapmadıkları rezalet bırakmayınca 1958’deki halk ayaklanmasında parçalanarak öldürüldüler.
Şerif Hüseyin’in öbür oğlu Abdullah’ın nasibine ise Ürdün düşmüştü. Önce Emir, sonra kral oldu. Hatıratını yazacak kadar uzun yaşadığına bakılırsa en şanslıları sayılabilir. Ne var ki, o da İsrail’in kurulmasından 3 yıl sonra bir Filistinli tarafından öldürülecektir. İşin garibi, Şerif Hüseyin’in Zeyd adlı oğlu, kendisine münhal (boş) bir taht bulunamadığı için en uzun ömürlüleri olmuş ve 1970’te eceliyle ölmüştür.
Baba, tahtını kaybedip sürgüne gönderiliyor. Bir oğlu hastalıktan, diğeri suikastta ölüyor, üçüncüsü tahtını kaybedip köşesine çekiliyor. Torunlarından ikisi parçalanarak öldürülüyor, biri de sözde trafik kazasına kurban gidiyor.
Osmanlı’ya ihanet eden bir ailenin 30 yıl içinde ne hale geldiğinin ibretlik hikâyesi böyle.
Altın ateşte, insan mihnette belli olur atasözüne benzer atasözleri
YanıtlaSil"Adam hacı mı olur ulaşmakla Mekke'ye, eşek derviş mi olur taş çekmekle tekkeye?" atasözü ve açıklaması
Belli bir düzeye erişmek, o durumun gerektirdiği nitelikleri taşımakla (ya da yerine getirmekle) gerçekleşir. Görünüşü ona benzetmekle değil.
[Adam hacı mı olur ulaşmakla Mekke'ye, eşek derviş mi olur taş çekmekle tekkeye?]
"Adamın iyisi alışverişte belli olur" atasözü ve açıklaması
Birçok insanlar çıkarları için ahlak dışı davranışlarda bulunmaktan çekinmezler. Böyle davranışlara en çok alışverişte rastlanır. Bir kimse alışveriş sırasında yalan söylemez, hile yapmaz, buna benzer ahlak dışı davranışlara sapmazsa iyi insan olduğunu gösteriş olur.
[Adamın iyisi alışverişte belli olur]
"Adam (adamın iyisi) iş başında belli olur" atasözü ve açıklaması
Bir insanın gerçek değeri, iş başında gösterdiği yeterlik ve başarı ile, çevresindekilere karşı davranışıyla ölçülür.
[Adam (adamın iyisi) iş başında belli olur]
"Adam olacak çocuk bokundan belli olur" atasözü ve açıklaması
Bir kişinin yeni başladığı işte ilerleyebilip, ilerleyemeyeceği daha ilk davranışlarından anlaşılır.
[Adam olacak çocuk bokundan belli olur]
"Ağzı eğri, gözü şaşı ensesinden (arkasından) belli olur (bellidir)" atasözü ve açıklaması
Bir kişinin tutum ve davranışları, o kişide birtakım kusurlar bulunduğunu gösterir.
[Ağzı eğri, gözü şaşı ensesinden (arkasından) belli olur (bellidir)]
"Ak göt (don, bacak), kara göt (don, bacak) geçit başında (hamamda) belli olur" atasözü ve açıklaması
Aynı sınavı geçirecek olanlardan kimin iyi, kimin kötü durumda olduğu sınav sonun da belli olur.
[Ak göt (don, bacak), kara göt (don, bacak) geçit başında (hamamda) belli olur]
"Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur" atasözü ve açıklaması
Zenginliğe de iş başında olmaya da güvenilmemelidir. Gün gelir, zengin yoksullaşır; eskiden yoksul iken zengin olan kişiye muhtaç duruma düşer. İş başında buluna da böyle.
[Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur]
"Anadan olur daya, hamurdan olur maya" atasözü ve açıklaması
Hiçbir dadı annenin yerini tutamaz. Hamurun mayası yine kendisindedir. Demek ki bir işi kusursuz yapabilmek için özüne uygun en iyi araç kullanılmalıdır. Derme çatma araçlarla yapılan işten iyi sonuç alınamaz.
[Anadan olur daya, hamurdan olur maya]
"At olur meydan olmaz, meydan olur at olmaz" atasözü ve açıklaması
"Gerekli şartlar her zaman bir arada bulunmaz" anlamında kullanılan bir söz
[At olur meydan olmaz, meydan olur at olmaz]
"Doğru söz katarından belli olur" atasözü ve açıklaması
Bir sözün doğru olup olmadığı gelişinden, tutarlı olup olmamasından anlaşılır.
[Doğru söz katarından belli olur]
16 Mayıs 2021 06:22 Sil
Blogger yüksel dedi ki...
İman ve ilim aklın, inkar ise cehaletin gereğidir.
Risale i Nur Neden Sadelestirilemez?
sy. 61.
19 Mayıs 2021 04:28
Blogger yüksel dedi ki...
Ustad bu harbin ikinci cihan harbi evveli den bir sene evvel"Bir devlet İslamiyete kuvvet verecek ve İslam olacak"diye merakla bakmış... Sonra anladıki, zaman gelmemiş... daha yedi sene bakmadı. 864
864.Emirdag-1 eski harf aslı, s. 309.
Bediuzzaman Said Nursi
Mufassal Tarihçe i Hayatı cilt 2.sy.1800.
19 Mayıs 2021 04:51
Asimetrik savaş
YanıtlaSil-
Soylu, Türkiye’ye karşı asimetrik bir savaştan söz etti TRT Haber’deki röportajında. BAE ve Dahlan’ın 15 Temmuz’daki rolüne atıfta bulundu.
Bu iddialar ilk kez gündeme gelmiyor. Bu herkesin bildiği bir gerçek. Ve soğuk savaş sürecinde bu hep böyle oldu. Yakın planda baktığınızda, DHKP-C’yi, KOMKAR’ı, Rızgari’yi, PKK’yı kim niçin kur(dur)du görürsünüz. Bunlar soğuk savaş döneminin kontrollü bunalım stratejisi çerçevesinde yapılan işler. Bu işlerin derin gerçeğini görmeden, Media, Mafia, Sermaye, Siyaset, Bürokrasi, STK, Akademi, Emniyet, İstihbarat, Yargı, sanat dünyası ve spor aleminde kim kimdir anlayamazsınız. Hatta Cemaat yapılarına bakın bakalım, orada ne göreceksiniz! Bu alem melek maskeli Şeytanlar ve Şeytan olduğu söylenen meleklerle dolu bir dünya. Ne Kalkancı’yı anladık, ne Adnan Oktar’ı.
Ne Muhsin Yazıcıoğlu cinayetini, ne Hırant Dink, Uğur Mumcu, Hablemitoğlu; ne Eşref Bitlis, Cem Ersever’in nasıl öldü(rüldü)ğünü anlarız.
JİTEM var mıydı, yok muydu! Sonra ne oldu!?
Ders de almıyoruz.
Özal’ı kim niçin vurdu! Özal öldü mü, öldürüldü mü?
Aynı soruyu Mustafa Kemal için sorun.. Cevap yok! İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes… kim bunlar, gerçekten yeteri kadar tanıyor muyuz.
Merkez Bankasının ortaklarını bile bilemeyiz. Hangi birini sayayım ki.
Birçok iktidar geldi-geçti, kimse “bu ifritten suail”in cevabını bulamadı. Gerçekler 40. Odada gizli ve o odanın anahtarı kayıp!?
Her gördüğünüz gazeteci sadece gazeteci değildir. İşadamı işadamı değildir, politikacı politikacı değildir. Ya da Mafia sadece Mafia olmayabilir. Herkesin her yerde birtakım adamlarının olması sürpriz değil.
28 Şubat’ın “5’li Çete”sini hatırlayın, DİSK, TİSK, Türk-İş, TOBB, TESK, eksik var mı?
Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu (TİSK), Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK- İŞ) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)’ten 5’li Çete’nin üyeleri Refik Baydur, Derviş Günday, Fuat Miras, Bayram Meral ve Rıdvan Budak! O dönem sivil görünümlü bu kişiler askerlerin emrinde darbenin ‘sivil’ ayağını oluşturuyordu.
Sosyalist devrimcisi, Sağcısı, Sermayesi, Esnafı, Meslek odalarının çatı örgütü, hepsi emir komuta zincirine dahil olmuştu. Peki böyle oldu da ne oldu? Hiiiç..
Ya hu, anlasanıza, bugünkü Arap ülkelerinin hemen hepsinin sınır, rejim ve iktidar yapılarını İngilizler ve Fransızlar çizdi. Sadece Arapların mı, Türkiye’nin sınır, rejim ve iktidar yapıları nasıl belirlendi? İngilizler Şerif Hüseyin’i Halife ilan edeceklerdi, sonra vazgeçtiler, Hicaz bölgesi “Haşimi”lerden alınıp Suudi “Şeyh” ailesine verildi.
15 Temmuz’da başarsalardı, Fetullah Gülen Amerikano Mehdimiz olmak üzereydi.
Sermaye, Siyaset, Bürokrasi arasında bir Şeytan üçgeni oluşturulursa, o alemin kıralı Şeytan olur. Bu yapının çatısı altında mutlaka bir Media, Mafia, Hukukçu, Bankacı, STK olur. Bu altyapı olunca, din, mezhep ideolojik kimliğe bağlı olarak, yerli - yabancı istihbarat örgütleri damlar. Kimi futbola merak salar mesela. Hedeflerinize göre, akademi, sanat camiasından, cemaat grublarından birileri gelir. Siz onları da bulabilirsiniz, onlar da sizi bulacaktır.
Mesela bu yapıda Mafia dediğiniz de aslında işadamıdır. Ortak hareket ederler. Herkes kendi işini yapar ve payını alır. Aslında bu alemde yeri gelir bir işadamı ya da bürokrat, bir gazeteci o Mafia dediğinizden daha tehlikeli olabilir. Aslında hepsi aynı Şeytani planın bir parçasıdırlar. Hepsi birbirini kullanır. Bu çark böyle döner.
YanıtlaSilBakın bu kirli ve kanlı oyunda aslında herkes kurbandır. Hepsi haindir, ama hepsi birbirini kahraman ilan ederler, ta ki, menfaatleri onları karşı karşıya getirdiğinde ya da işler tersine dönüp, biri kurban edilmesi gerektiğinde hepsi birbirinin muhbiri olur. Dostlukların yerini düşmanlıklar alır.
Aslında her topluluk layık olduğu gibi idare olunur. Bizi kendimizi değiştirmeden, Allah da bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. Aslında bu yapıları sadece merkezde yer alan yamyamlar üretmiyor. Toplum üretiyor. Şeytan bizi bize kırdırıyor sonuçta.
Bakın bu “Mafya düzeni”nde yapı matruşka gibi büyür. Mahalle düzeyinde çeteler oluşur, onlar ilçeye yükselir, sonra ile, daha sonra bölge, ardından ülke seviyesine yükselir. Zaten bölge seviyesinde iken uluslararası genişleme yönünde talepler giderek artar.
Daha önce küçük hedefleri olan hareketler, zaman içinde büyük hedeflere yönelirler. Lobiler oluştururlar. Kara para, uyuşturucu, silah, finansal operasyonlar, borsa manipülasyonları, kaçakçılık gibi işlere girerler. Havacılık, Gemicilik, Kara nakliyatı önemlidir onlar için. Daha ulusal sınırlar içindeyken hayır işlerine merak salarlar. Ödüller alırlar, ödüller verirler. Toplumun itibar ettiği işlerle ilgili sponsor olurlar.
Bazı Mafya babaları çok naziktir. Resim koleksiyonu yapabilir. Ya da sanatsal faaliyetlerle ilgilenebilirler.
Diktatörler siyaset mafyasıdır bana göre. Baron her zaman kıraliyet unvanı değildir. DSÖ, FDA mesela çok mu masum! Ya da CIA, Strafor! Cinayetin üzerine siyaset şalı örtünce meşru olmaz ki! Media tetikçiliği ile mafya tetikçiliği arasında çok da fark yok aslında. Yapanın asker, polis, sivil, siyasal, dindar ya da gayrimüslim olması bir şey değiştirmez. Ya da mahkeme salonunda yapılması aynı işin, bir polis operasyonu sonucu gerçekleştirilmiş olması neyi değiştirir ki, eğer yapılan iş gayrimeşru ise. Zulüm zalimin makamı, rütbesi, sıfatı, statüsü ile ilgili değildir, olamaz. Bir iş Mafia etiketi ile yapıldığı için kötü değildir. O iş kötü ise kötüdür, onu yapan devlet, ya da dini, ideolojik, ya da politik bir topluluk olması bir şey değiştirmez. Meşru bir gaye de cinayeti meşrulaştırmaz. Kem alat ile kemalat olmaz. Zulüm kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun aynı şeydir.
Kural şu: Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı olacağız. Adil şahidler olacağız. Haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır ve cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir. Bir kavme olan düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemelidir. Selâm ve dua ile.
Hazreti Süleyman.
YanıtlaSilSilah kimin elinde ise son sözünde ona ait olduğu görüşünün ne zamana kadar devam edeceğini bir tek yüce Rabbımız biliyor.
Hazret i Adem den
Hatemu l Enbiyaya
Peygamberler Tarihi
Ahmed Lütfi Kazancı. sy. 507.
23 Mayıs 2021 02:03
Blogger yüksel dedi ki...
Biraz önce Cibril (a.s) Bana geldi ve: "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn" dedi. Ben de: "Evet, biz Allah'ınız ve ona dönücüyüz. Fakat ne sebeble böyle söyledin Ya Cibril?" dedim. Buyurdu ki: "Senin ümmetin, çok değil, Senden az bir zaman sonra fitneye düşecektir." Ben de: "Küfür fitnesi mi, yoksa dalalet fitnesi mi?" diye sordum. Buyurdu ki: "Bunların hepsi olacak." "Ben onlara Allah'ın kitabını bırakıyorum, bu fitne nereden doğar?" dedim. Dedi ki: "Allah'ın kitabını bırakmaları sebebiyle dalalete düşerler. Ve bu onların Uleması ve Umerası ile başlar. Umera halkın haklarını kendilerine vermez ve aralarında kıtal vaki olur. Ulema da umeranın arzu ve heveslerine tabi olur ve onların dalalette devamlarına sebep olurlar. Sonra da bu hallerinden çekinmezler." Ben de: "Ya Cibril! Onlardan kurtulmak isteyen kimse ne ile kurtulur?" dedim. Buyurdu ki: "Çekinmek ve sabır etmekle ki, hakları verilirse alırlar, verilmezse vazgeçerler"
Ravi: Hz. Amr İbni As (r.a.)
Sayfa: 10 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
23 Mayıs 2021 02:07
Blogger yüksel dedi ki...
Eyvah Arab'a yaklaşan şerden dolayı. Körcesine, kulaksızcasına ve dilsizcesine olan fitneden. O fitne gününde oturan yürüyenden yürüyen de koşandan hayırlıdır. Yazık o fitnede koşan adamlara, kıyamet günü Allah'dan dolayı (görecekleri azabtan)
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 461 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
23 Mayıs 2021 02:08
Blogger yüksel dedi ki...
Şam ehli helak olduğunda, ümmetimde hayır kalmaz. Bununla beraber Deccalla savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galib olması devam edecektir.
Ravi: Hz. Muaviye İbni Kurre (r.a.)
Sayfa: 65 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
24 Mayıs 2021 00:44
Blogger yüksel dedi ki...
Ümmetimden şu üç hasletten fazlasından korkmam:Malları çoğalır, birbirlerini çekemezler vuruşurlar. Kitab ilmini öğrenirler te'vile kalkarlar. Halbuki te'vilini Allah'dan başkası bilmez. (Aldıkları gibi amel etmeleri lazım) İlim sahiplerini görürler de, onlardan istifade etmezler ve onlara ehemmiyet vermezler.
Ravi: Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.)
Sayfa: 462 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
24 Mayıs 2021 00:47
Blogger yüksel dedi ki...
Meşrutiyet birlikte milletin bütün siyaseti cahillerin elinde kaldı.(D. H. O.) 45.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi. sy. 451.
24 Mayıs 2021 02:22
YanıtlaSilEn Çok Okunan Haberler
Sabah başladı, akşama kadar sürdü! ‘Pes’ dedirten kuyruk
MEB'den sınavlarla ilgili açıklama: 11 soru, 11 cevap
Sağlık Bakanlığı güncel corona virüsü verilerini açıkladı! İşte 12 Mayıs tablosu
Celtic taraftarları tribünleri Filistin bayrakları ile donattı! Kulüp bu harekete izin vermedi
Bakan Koca duyurdu: Aşı programında yeni kademeye geçiliyor
Ülkemizde spor haberleri zayıftır; salt skor ya da aktüel yönüyle ilgilenilir.
Örneğin… Adana Demirspor'un süper lige çıkmasıyla, kulüp başkanı Murat Sancak arasındaki ekonomi-politik ilişki kurulmaz.
Örneğin… Giresunspor'un süper lige çıkmasıyla, kulüp başkanı Hakan Karaahmet ile AKP'li Nurettin Canikli arasındaki ilişkisi irdelenmez.
Gerek Sancak'ın gerek Karaahmet'in son yıllardaki ticari-siyasi başarılarıyla takımlarını şampiyon yapmaları arasındaki bağlantı sorgulanmaz.
Ki bu iş adamlarının yolu mutlaka medya patronluğundan geçer! Bu iş adamlarının yolu mutlaka kurşunlanma gibi adli vakalardan geçir…
Bu sezon şampiyonluğa oynayan bir diğer takım Samsunspor idi. Kulüp başkanı Yüksel Yıldırım'ın demeçleri spor sayfalarında pek yer bulmadı:
Dedi ki: Murat Sancak biz hangi takımla oynasak teşvik primi dağıttı; rüşvetin belgesi olmuyor…
Dedi ki: Murat Sancak üç senedir çok büyük paralar harcadı, takımını süper lige çıkaramadı, bu yıl gözünü kararttı…
Dedi ki: Neden Samsunsporlu taraftarlar stada giremezken, Adana Demirsporlular bu kadar rahat davranabiliyor? ‘Süleyman Soylu'nun oğlu' dediler. Emniyet müdürü onların karşısında önlerini ilikliyor. Bunlar açık açık söylendi. Ben de tamam o zaman dedim, Türk futbolu bitmiş demek ki…
Bu söz üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, şahsına, ailesine ve emniyet teşkilatına yönelik hakaret ettiği ve iftirada bulunduğu gerekçesiyle Yüksel Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulundu.
Yüksel Yıldırım, Bakan Soylu'dan özür diledi.
Bu olaydan üç gün sonra medyaya şu haber düştü:
UYUŞTURUCU HABERİ
– Liman işletmecisi Yılport Holding'in, Ekvador'da işlettiği Puerto Bolivar Limanı'ndan Türkiye'ye gelmek üzere yola çıkan bir yük gemisinde Panama'da yapılan aramada 616 paket (600 kilogramdan fazla) kokain bulundu!
Yıllardır bu tür haberleri takip ederim; bu haberde ilgimi çeken şu oldu:
-“Liman işletmecisi Yılport Holding…”
Bugüne kadar gemilerde yakalanan uyuşturucu da “liman işletmecisi” adını ilk kez duydum.
Yılport Holding açıklama yaptı:
-“Dünyanın 10 ülkesinde, 22 adet limanın işletmeciliğini yapıyoruz. Çalıştığımız limanların bazılarında, bilhassa Latin Amerika'daki limanlarımızda, maalesef kaçakçılık girişimleriyle karşılaşmaktayız. Limanlarımızı en üst seviyede kaçakçılığa karşı mücadele ekipmanlarıyla donatsak dahi, yasa dışı örgütler farklı yöntemler deneyerek kaçakçılık faaliyetleri denemektedir. Buna karşılık biz de kolluk kuvvetleriyle eşgüdüm içinde çalışarak, her yıl tonlarca kaçak mal yakalıyoruz ve yerel güvenlik birimlerine teslim ediyoruz.”
Evet, futbol asla sadece futbol değildir!
YanıtlaSilKaşıdıkça altından neler çıkar neler… Yılport'un sahibi/ Samsunspor başkanı Yüksek Yıldırım'ı tanır mıydınız mesela?
İSMAİL.. YÜKSEL.. ROBERT
Evet, Yüksel Yıldırım'ın 10 ülkede 22 liman işletmesi var. Ama Türkiye'de nasıl tanınıyor; “Samsunspor Başkanı” diye…
Ülkemizde futbol bu derece güçlü. Bu sebeple:
Siirtli Murat Sancak nasıl Adana Demirspor başkanı ise, Sivaslı Yüksel Yıldırım da Samsunspor başkanıdır! Ancak. Mesele sadece bu değil. Mesela:
Yüksel Yıldırım, Samsunspor başkanı olunca kulübü şirketleştirdi ve büyük çoğunluk hissesini ele geçirdi.
Keza: Adana Demirspor Başkanı Murat Sancak da kulübü şirketleştirdi ve büyük çoğunluğu aldı. “Ölene kadar başkanınızım” dedi.
Anadolu'nun dernek statüsündeki takımları, anonim şirket yapılıp ticari avantajlarla iş adamlarına sunuluyor. Onca tarihe sahip kulüplerin bu derece kolay el değiştirmesi nasıl oluyor? (Malatyaspor, Türkiye'de ilk şirketleşen oldu. Süper ligden düşmesi ardından tasfiye edilivermişti! Süper lige çıkarken “AŞ” olan Çanakkale Dardanel bugün amatör kümede!)
Kökü 1909'a dayanan Samsunspor'un başında bugün bir Amerikan vatandaşı var:
Yüksel Yıldırım… 1961 Sivas Hafik doğumlu; doğum adı “İsmail.”
“Okula erken gitmesi” yeni nüfus kağıdındaki adı “Yüksel” yapıldı.
İTÜ makine bölümünü bitirince ABD'ye gitti. Söylediğine göre ticarette başarılı olamayınca yeni isim aldı: “Robert”
Ardından Amerikan vatandaşı oldu…
Rusya'da kömür işine girmesiyle hayli büyüdü; bugün beş holdinge bağlı otuzun üzerinde firmanın yöneticisi… Bunca ticari işleri arasında futbolla niçin ilgileniyor?
Mesele, sadece popülerlik kazanmak mı? Başında bulunduğu takımı süper lige çıkarıp para kazanmak mı? Başka?
Bizim gibi ülkelerde ekonomi-politik bilinmeden futbol anlaşılamaz.
Tescilli “Soykırımcı” Devletler Dünyaya Ahlak Dersi Veremez
YanıtlaSilAlper TAN
28 Mayıs 2021 17:03
A- A+
Avrupa Birliği’nin başaktörlüğünü yapan iki önemli devlet var: Almanya ve Fransa. Bu iki devlet aynı zamanda AB’nin çok itibar edilen ahlaki ve siyasi kriterlerinin kurumsallaştırılmasını sağlayan aktörler, dünyaya nizam vermeye çalışan ülkeler. 1915 olayları konusunda Türkiye’yi “soykırımcı” olarak suçlayan, Kürtler konusunda da devamlı olarak Ankara’yı hedef gösteren yönetimler. Lakin karanlık tarihlerinin onları rahat bırakmayacağı da ortada. Bu yazıda sadece son iki olayı hatırlatacağız.
Fransa’nın Ruanda soykırımı
Ruanda'da 1994'te Hutular, dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana'nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım başlatmıştı. Ülkede 100 gün süren katliamda 800 binden fazla Tutsi hayatını kaybetmişti.
Fransa, 23 Haziran 1994'de ülkenin güneybatısında “sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak” bahanesiyle operasyon başlatmış, soykırımı engellemek yerine soykırımcılara silah ve mühimmat desteği sağlayarak, Ruanda Yurtsever Cephesinin (RPF) ilerleyişini kısıtladığı için kınanmıştı. Fransa, soykırımı yapan Hutu hükümetinin uzun süre destekçisi olduğu için uluslararası kamuoyunda ve ülke içinde eleştiriliyordu.
Soykırımın yapıldığı dönemde Fransa'nın Cumhurbaşkanı olan François Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998'de verdiği mülakatta, "O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil" ifadesini kullanarak 800 bin Ruandalının öldürülmesini küçümsemiş ve üzerine durulmasına değmeyecek bir konu gibi göstermeye çalışmıştı. Fakat, Ruanda, Fransa'yı, çoğu Tutsi Ruandalılar ve ılımlı Hutular olmak üzere yaklaşık 800.000 kişinin ölümüne neden olan 1994 soykırımına suç ortağı olmakla suçluyordu.
2021’in Mart ayında Fransız bir heyetin yayınladığı raporda, Fransız yetkililerin katliamı önceden görmedikleri için "ciddi ve ezici" sorumluluk taşıdıklarını söyledi. Sömürgeci bir tavrın Fransız yetkilileri kör ettiğini söyledi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise 2021’in Mayıs ayının son haftası, Ruanda'nın Başkenti Kigali'ye yaptığı ziyarette, 1990-1994 yılları arasında yapılan Ruanda soykırımında Fransa'nın sorumluluğunu itiraf ve kabul etti.
Aynı Fransa’nın, Ruanda’dan bir sene sonra 1995’te Bosna’da yapılan Boşnak Müslümanlara uygulanan soykırımda Hollandalılar ile birlikte suç ortağı olduklarını da hatırlatalım.
Macron, ülkesinin 1994'te işlenen Ruanda Soykırımı'ndaki rolüne ilişkin sorumluluğunu kabul ettiklerini ancak suç ortağı olmadıklarını söylemişti.
Soykırımdan sağ kurtulanların oluşturduğu grup ise Macron'un açıklamalarını yeterli bulmadı. Soykırımdan sağ kurtulanlar Macron'un 'açık bir özür dilemediğini' belirtti.
Bu çok önemli bir gelişme. Ancak devamı da var.
Almanların Namibya Soykırımı
Almanya ise Namibya soykırımını yaptıklarını kabullenmek zorunda kaldı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Ruanda itirafından bir gün sonra Almanya'dan da soykırım itirafı geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, sömürge işgali sırasında Namibya'da soykırım yaptıklarını ilk kez kabul etti.
Alman sömürge yerleşimcileri, 1904-1908 katliamlarında on binlerce yerli Herero ve Nama halkını öldürmüştü (Herero ve Namaka Soykırımı ya da Namibya Soykırımı). Batılı ülkeler tarafından Afrika’nın yağmalanması ve sömürgeleştirilmesi sürecinde Alman Güneybatı Afrikası'nda (Namibya) 1904-1907 yıllarında Alman İmparatorluğu tarafından yerli Bantu halklarından Hererolara ve Hotanto halklarından Namalara karşı soykırım yapılmıştı.
1904 Ocak ayında, Namibya’daki Samuel Maharero yönetimindeki Hererolar, Alman sömürge idaresine isyan edince Ağustosta, Alman generali Lothar von Trotha, Waterberg Savaşında isyancıları cezalandırıp aileleriyle birlikte bölgeden Omaheke çölüne sürerek toplu ölüme terketmişti. İki ay sonra Ekim ayında ise bölgedeki bir başka halk olan Namalar da isyan edince, Almanlar onlara da aynı şekilde davranarak kabile nüfusunun %80’ini teşkil eden 65,000 Herero'yu ve 10,000 Nama'yı (kabile nüfusunun %50’si) yok ettiler.
YanıtlaSilSoykırımda en çok kullanılan yöntem isyancıları çöle sürüp orada susuzluktan ya da önceden zehirlenmiş içme suları ile öldürmekti. 1985'te yayımlanan BM Raporunda Herero ve Namalara Güneybatı Afrika ya da şimdiki adıyla Namibya'da gerçekleşen bu olaylar 20. asırda gerçekleştirilen ilk soykırım olarak değerlendirilmişti. 2004’te Alman Hükümeti Yardım Bakanı Heidemarie Wieczorek-Zeul, "Almanlar olarak biz bu olaylardaki tarihi sorumluluklarımızı ve hatalarımızı kabul ediyoruz" demiş ancak Alman devletinin kurtulan kurbanların evlatlarına tazminat ödemesinin söz konusu olmadığını söylemişti.
Yale Üniversitesi'nden soykırım tarihçisi Benjamin Madley, Güneybatı Afrika'daki Herero Soykırımını, birçok yönden Amerika'daki Yuki Soykırımı ile Avustralya'daki Tasmanya Soykırımına benzetiyor. Çünkü her üçünde de kendini human “insan” olarak vasıflandıran birçok Beyaz sömürgeci işgalci tarafından yerliler subhuman “insan-altı, alt-insan: insan olmayan, insanla aynı kategoride bulunmayan, insandan daha aşağıda bulunan” olarak görülmüştür.
Mayıs 2021'de Almanya, Alman İmparatorluğu tarafından Herero ve Namalara karşı işlenen katliamları resmen soykırım olarak tanıdı. Dışişleri Bakanı Heiko Maas yaptığı açıklamada "Almanya'nın tarihi ve ahlaki sorumluluğu ışığında, işlenen zulümler için Namibya'dan ve kurbanların torunlarından af dileyeceğiz" dedi. Almanya yaptığı açıklamada Afrika ülkesindeki projelere yardım etmek için bir milyar Euro'dan fazla mali destek sözü de verdi. Almanya'nın bu açıklaması 'adı konulmamış tazminat' ve 'affedilmek için 1 milyar euro' verecek yorumlarının yapılmasına neden oldu.
Modern uluslararası sistem tepetaklak giderken özgürleşme sürecine giren halklar hesap sormaya başlayacaklar. Bunlar henüz ilk aşama. Bunların devamı arkada… Sömürgeci, soykırımcı devletleri çok acı bir sürecin beklediği aşikar. Bakalım bununla nasıl yüzleşecekler?
28 Mayıs 2021
Alper TAN
Gider bakarlar ki, Üstâd yerindedir. Bu harika vaka adliyede şayi' olur
YanıtlaSilHakimler, "Bu hale akıl erdiremiyoruz" diye birbirlerine nakletmişlerdir
Tarihçe-i Hayat, bu meselenin haşiyesinde Denizli Hapsi'nde de teker
rûr eden aynı vakadan bahsettikten sonra; Eskişehir Hapsi'nde tekrarlan.
mış ikinci bir vakay şöyle kaydeder:
tekrarlan-
"Yine Eskişehir Hapsi'nde iken, bir cuma günū, hapishane müdüri
kâtip ile otururken bir ses duyarlar:
- Müdür bey, Müdür bey!..
Müdür bakar, Bediüzzaman... Ona yüksek bir sesle: "Benim bugün
mutlaka Ak Camide bulunnmam lâzım" 287
Müdür: "Peki Efendi Hazretleri:" diye cevab verir. Kendi kendine de:
"Herhalde Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamaya-
cağını bilmiyor" diye söylenir ve odasına çekilir.
Oğle vakti, Bediüzzaman'ın gidip gönlünü alayım, Akcami'ye gidemi-
yeceğini izah edeyim düşüncesiyle, Ustàd'in koğuşuna gider. Koğuş pen-
ceresinden bakar ki; Bediüzzaman içerde yok. Hemen jandarmaya sorar,
içerdeydi, hem de kapısı kilitli." cevabını alır. Derhal camiye koşar, Be-
diüzzaman'in camiin ileri ve birinci safinda, mihrabın sağ tarafında namaz
kildiğını görür. Namazın sonlarında Bediüzzaman'i görmeyince, hemen
hapishaneye döner, Hazret-i Uståd'in "Allahü Ekber" diyerek secdeye ka-
pandiğını hayretler içerisinde müşahede eder.
Hadiseyi o zamanki hapishane müdürü bizzat anlatmıştır.258
Bilâhare Denizli ve Afyon hapislerinde de tekerrür eden ayni bu vaka,
resmî ihbarlara ve şsayialara sebeb olduktan sonra, Hazret-i Üstâd onu şșöy-
le zarifane bir şekilde Afyon Hapsi'ndeki talebelerine açıklamış:
... Bir zaman meşhur bir allâmeyi harbin müteaddit cephesinde cihada
gidenler görmüşler. Ona demişler... O da demiş: "Bana sevab kazandırmakk
ve derslerimden ehl-i imanı istifade ettirmek için, benim şeklimde bazı ev
liyalar benim yerimde isler görmüşler."
YANITLAYINSİL
yüksel31 Mayıs 2021 06:15
Hadisenin bu şekilde nakledilmesi hem aynı şekilde cereyan etmiş olmasıyla; herhalde
Hazret-i Ustâd'ın o günü Eskişehir Ak Camii'nde bulunmak istemesinin bir hikmeti ve bir
manası olması lazımdır. Çünkü nakil şeklinde "Mutlaka bulunmam lazım" tabiri vardır. 0
ise mutlaka bir manayı ve bir kesin lüzumluluğu ifade eder. Làkin o lüzumluluk ve mecburi
bulunmaklığın mana ve hikmetini bizler bilemiyoruz. A.B.
288 Büyük arihçe-i Hayat, Eskişehir hapis faslı, s: 178.
Bediuzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe i Hayatı cilt 2/ 1324syf Dr. Abdülkadir Badıllı
Dünya saltanatı ile manevi saltanat birleşmez.(M.) 58:15. Mektup, 2.suâl.
YanıtlaSilHilafet ve Saltanat gayr-i münfektir.(Sn.) 50.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.580.
3 Haziran 2021 00:39 Sil
Hasan bin Ali r.a. şöyle der.
YanıtlaSilBen dedem Resulullahtan şöyle ezberledim.
Şüpheli olanı bırak, şüphe vermeyene bak! Zira doğruluk huzur, yalan ise şüphe kaynağıdır.
( Tirmizi,kıyamet 60/2518. Bkz. Buhari , 3.)
Edebi yol haritası
İslâm.
Dr. Murat Kaya.
Altınoluk.
sy.427.
Bu sırada Lozan'da barış konferansı
YanıtlaSilbaşlamıştı. Bir taraftan müzakereler de-
vam ederken diğer taraftan mecliste mu-
halefet gittikçe sertleşerek hükümetin
gerek Lozan'daki politikasıni gerekse re-
formlarla ilgili tavrini eleştirmekteydi. Hi-
lâfet ve saltanat meselesi bu eleştiriler
arasinda üzerinde en çok durulan husus-
lardi. Lozan Antlaşması'nin meclisin salt
Çoğunluğu tarafından onaylanmasını is-
teyen Mustafa Kemal Paşa mevcut du-
rumun buna uygun olmaması sebebiyle
meclisi yenilemeye karar verdi. 15 Nisan
1923 'te gerçekleştirilen meclisin son oturumunun arkasından seçimlere gidildi.
Meclisin kapalı bulunduğu günlerde yap-
lan ikinci Lozan görüşmelerinden sonra
antlaşma 24 Temmuz 1923'te imzalan-
di. ilk toplantısını 11 Ağustos 1923 te ya-
pan yeni meclis aynı gün bu antlaşmayı
onayladı.
İslam Ansiklopedisi cilt 17 550.syf
Türkiye Diyanet Vakfı
Huda bir yerde zayıflık, yıkılma emaresi göstermeye görsün. Dostlar yağmacılıkta düşmanları bile şaşkınlık içinde bırakır.
YanıtlaSil19.yuzyil sairlerimizden Yenisehirli'den hale denk düşen ünlü bir beyiti var.
Ehibba şive - i yağmada mebhud eder adayı Huda göstermesin asar - i izmihlali bir yerde...
YanıtlaSilEyvah! ABD Türkiye’ye demokrasi getirecekmiş!!
YanıtlaSil-
Dostumuz, stratejik ortağımız, NATO’da müttefikimiz ABD, bize demokrasi getirecekmiş! Daha önce Afganistan’a, Irak’a da demokrasi getirmişti. Yeni projenin adı “Turkish Democracy Project”.. “Arap Baharı” dedikleri süreçte de bölgede aktif olan örgüt “İslam and Democracy Fondation”du. Nasıl bir İslam getireceklerini sorarsanız; bakınız “Gülen hareketi”!!. Yeni TDP’de de yine FETÖ’cüler en önde tabii. Tabii demokrasi deyince akan sular duruyor. Sahi demokrasi imanın kaçıncı şartıydı? Her işin başına sonuna demokrasi ekleyeceksiniz ki tadı olsun.
Yeni demokrasi havarisi Bolton hazretleri(!) “Türkiye’de alarma geçmenin vakti geldi” diye buyurmuş. TDP derken Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi’nden söz etmiyorum. Kaldı ki, o da demokrattır. Zaten Türkiye’de demokrat olmadığını söyleyen parti var mı? HDP de demokrasi istiyor, AK Parti de KADEM de demokrasi istiyor, daha birçok vakıf, dernek de.
DB’u TDP’nin kurucularından ABD Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı John Bolton, “Türkiye’de alarma geçmenin vakti geldi” demiş. Bolton, AK Parti için “Bir zamanlar güvenilir NATO müttefiki idi, şimdi demokrasiye sırtını dönüyor ve Rusya’yı kucaklıyor” demiş. Muhalefet kıpır kıpır. Biden, muhalefeti bir bütün olarak mı destekleyecek yoksa birilerine göz mü kırpacaklar, göreceğiz.
Demokrasi 2. Körfez Savaşında Kuveyt-Basra Ölüm Otoyolu (Highway of Death)’de kendini göstermişti. Buyurun “Basralı Ömer” o günleri anlatıyor: Ben Basra’dan Ömer. / Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks; / Önce demokrasi yağdı göklerden / Sonra özgürlük geçti üstümüzden palet palet. / Ve insan hakları namlularından / Yüzü maskeli adamların / Saniyede bilmem kaç bin adet. / Demokrasi bizim eve de isabet etti / Bir gün sonra anladım ayaklarımın koptuğunu / Babamın vücudunda / Tam on sekiz adet / İnsan hakları saymışlar. / Annem zaten yoktu / Ben doğarken / İlaç yokluğundan ölmüş. / Ambargo falan dediler ya / Anlamadım, çocuk aklı işte / Sen daha iyi bilirsin. / Sizde de barış böyle midir Franks? / İnsan hakları çocukları yetim / ve ayaksız bırakır mı orada da? / Ya demokrasi? / Güpegündüz pazara düşer mi? / Ve zenginlik. / İnsanları korkudan uykusuz bırakır mı? / Ve kuşlar gökyüzünü terk eder mi orada da? / Babamla söylediğim son dua dilimde, / Ayaklarım hastanede, / Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar / Elimde kaldı…/ Çocuğun var mı Franks? / Al çocuğuna götür onları / Bir işe yarasın. / Kim bilir baktıkça, / Belki beni hatırlarsın. / “Bu nasıl Demokrasi Franks? / Düştüğü yeri yaktı / Merhamet hür dünyaya / Bu kadar mı Irak’tı?”
Bu bize demokrasi getirecek projede eski Florida Valisi Jeb Bush, İtalya’nın eski Dışişleri Bakanı Sant’Agata gibi isimler de bulunuyormuş!. Kurucuları arasında ayrıca FETÖ’den hakkında yakalama kararı bulunan Aykan Erdemir de yer alıyormuş.
YanıtlaSilBir alem bu batılılar, işi gücü bırakmışlar bize demokrasi getirecekler.
Demokrasi Projesi, “Türkiye’nin son zamanlarda demokrasiden uzaklaşmasına ve otoriterliğe dönüşmesine cevap olarak oluşturulmuş, kâr amacı gütmeyen, partizan olmayan, uluslararası bir politika örgütü” olarak hayata geçiriliyor ve bu yolda siyasi partiler, sivil toplum, media ve bu projeye katkı sağlayacak işadamları ve akademisyenlerle birlikte çalışacak. Yani yeni Gezinin fahri danışmanı bunlar olacak. Yeni sağ, yeni sol, yeni merkeze bunlar yeni liderler kazandıracaklar.
2020’de “Freedom House” örgütü, Türkiye’yi “özgür olmayan ülke” ilan etmişti. Şimdi harekete geçiyorlar.
Bir süre önce de ABD’li Demokrat Senatör Bob Menendez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a taviz verilmemesini istedi.
Biden da zaten, özellikle LGBT konusunda negatif tavır içinde olan ülkelerle ilişkilerini gözden geçireceklerini açıklamasından önce de, Türkiye’de demokrasinin kökleşmesi için muhalefete destek vereceklerini açıklamıştı. Biden’ın Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesi, S400, F35 konusu, ayrıca Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, PKK, PYD, HDP ile ilgili konular Türkiye ile öteden beri hep sorun olmaya devam etti.
Biliyorsunuz, Türkiye’de darbelerin ve terörün arkasında ABD var. Darbeciler, teröristler kaçınca nereye sığındıklarını da biliyorsunuz. Soğuk savaşın özel harbinin Türkiye’deki sağ-sol kavgasının merkezinde yer aldığını da biliyorsunuz. İşte şimdi o Amerika bize demokrasi getirmek için kolları sıvamış!
ABD’nin “demokrasi sicili”(!) kabarık. 1945’ten yani 2. Dünya Savaşından bu yana 25 ülkeyi bombalamış, işgal etmiş / etmeye çalışmış: Çin, Kore, Guatemala, Endonezya, Küba, Kongo, Dominik, Peru, Laos, Vietnam, Lübnan, Grenada, Libya, El Salvador, Nikaragua, İran, Panama, Irak, Kuveyt, Somali, Bosna, Sudan, Afganistan, Suriye bunlardan bazıları. Nerede ise zulmetmedikleri kıta kalmamış.
YanıtlaSil1975’te Nixon: “Vietnam’ı işgal etmeyeceğiz, halkına zulmeden bir iktidara karşı Vietnamlıları koruyacağız,” demiş ama 2 milyon insan öldürülmüş. Bush: “Niyetimiz, Afganistan’a barış, adalet ve özgürlük götürmek” demişti, arkalarında kan ve gözyaşı, viran olmuş kargaşaya teslim bir ülke bıraktılar. Kayıt tutan da yok. 2. Kerbela’da 2003’den bu yana 2 milyonu aşkın ölü. Çoğu kadın, çocuk, hasta, yaşlı.. 2001’den bu yana Afganistan’da bir milyona yakın insan öldü. Yine Bush: “Gayemiz, Irak’taki kimyasal silahları imha etmek. Irak’a barış, adalet ve DEMOKRASİ götürmek” diyordu. Obama: “ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları için Suriye’ye müdahale edeceğiz” demişti. Ettiler sonuç ortada.
Zulmetmedik ahali kalmamış. Şimdi de CoVID ile dünyayı öldürüyorlar. Yine, her zaman olduğu gibi “ıslah edici” rolündeler. 1945 Japonya’da Nagazaki ve Hiroşima ve çevrede atom bombasının etkisi ile toplum ölüm 500.000, aynı yıl Dresden katliamı 3 günde 200.000 kişi öldü. 1950 Kore’de 4 milyon ölü, 1950 Guatemala’da 200.000 ölü, 1953 İran’da on binlerce insan infaz edildi.. 1955’de Endonezya, Laos, Kamboçya’da çok sayıda ölümlü toplumsal olaylar.1956 Mısır, 1958 Lübnan, 1958 Tayvan, 1959’a kadar son 9 yılda Küba’da Batista operasyonunda 60.000 ölü.1960 Kongo’da iç isyanda 3 milyonu aşkın can kaybı, 1961 Laos, 1962 Küba, 1962 Vietnam’da 3 milyon can kaybı, 1965 Dominik, 1970 Laos, 1973 Şili, 1975 Kamboçya, 1981 El Salvador, 1986 Bolivya, 1988 Honduras, 1989 Panama,1990 Hawai, 1990 Liberya, 1991 Irak. Dolar operasyonu ile dünyayı soyup soğana çevirenler bunlar. Kızılderili katliamı, kara derililerin köleleştirilmesi, sarı ırkın sömürülmesi, dünya savaşları, soğuk savaş kimin eseriydi?! Dünyada 1950 yılından beri tam 475 askeri darbe girişimi gerçekleştirilmiş. Bunların 236 tanesi amacına ulaşmış ve başarılı olmuş, 239’u ise başarısızlıkla sonuçlanmış.
“Sevinin başlar yüksekte”.. Her yeri donatın “Welcome” diye. 15 Temmuz’da geliyorlardı (!) olmadı, şimdi daha farklı bir yolla Amerika bize demokrasi getirecek! Sağlık getirecek! Hadi hemen aşı olun! Aşı olmayana demokrasi de yok. Bir yetmez 3 aşı olacaksınız, 6 ay sonra aşk ile vecd ile bir daha. “Bill amcamız” öyle diyor, ondan iyi mi bileceksiniz. Heey “Tom Amcanın çocukları”!!! Allah sizin şerrinizden insanlığı korusun. Selâm ve dua ile.
YanıtlaSilAllah c.c. giden üç yol
YanıtlaSilFELSEFE
İLİM
DİN
Birinci yol yerin altından tünel kazarak gitmektir,
ikinci yol yolun üstünden yürümektir,
üçüncü yol ise, en kısa ve süratlidir ki, uçarak gitmektir.İşte bu yol din yolu, kur an yoludur.
son şahidler 4.
bediüzzaman said nursi yi anlatıyor
sy.380.
insanların Allah Teala'ya en sevimli ve kıyamet gününde O'na en yakın olanı, Adil hükümdardır. Kıyamet gününde Allah'ın en buğz ettiği ve azabı en şiddetli olan insan ise, zalim hükümdardır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said el Hudri (r.a.)
Sayfa: 17 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Soruldu: "Kimin için Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Allah için, Kitabı için, Resulü için, ümera için ve bütün müslümanlar için.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 97 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Din samimiyettir. Açıklaması.
Dinin direği ve esası: Allahı tanımak, yakın (iman gürlüğü) ve faydalı akıldır. Denildi ki: "Faydalı akıl nedir?" Buyurdu ki: "Allah'a isyandan elini çekmek ve Aziz ve Celil olan Allah'a taata harîs olmaktır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe ra
Sayfa: 284 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Bir kimse din kardeşine sûi zanda bulunursa, Rabbına karşı kötülük yapmış olur. Zira Allah şu mealde buyurur: "Zannın çoğundan sakının."
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 402 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Gelecek günlere dair
YanıtlaSil-
Dikkat! “Gelecek günler” geçen günleri aratabilir. İnşallah korkulan olmaz, ama gidişat iyi değil. Bizler kendimizi değiştirmeden, Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecek. Bir ülkede yaşayanlar, o ülkede olup-bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir.
Mikroplar bünyeyi sardıklarında o canlı ölürken, onunla birlikte o mikroplar da ölür. Pek azı başka bir canlıya bulaşır ve aynı döngü devam eder. Mikrop mikropluğunu yapar. Mikroplara bulaşan canlılar, eğer sağlıklı bir ortamda, sağlıklı bir çevrede, sağlıklı bir hayat sürmüyorlarsa akıbetleri değişmeyecektir.
Biz; FETÖ, PKK/PYD-HDP, LGBT, siyasi polemikler, Kanal İstanbul, Şehir Hastahanesi, Millet Parkı, karayolları, Hızlı Tren, İHA, SİHA, savunma sanayi üzerinden gidiyoruz da, halkın kafasında başka suali mukadderler var. Bunları kim, nasıl, kaça yaptı gibi mesela. Ya da aile, fuhuş, kumar, uyuşturucu gibi. Kara para, mafia, çeteleşme, adaletsizlik gibi. Millet BÇG, ADD, ÇYDD, Ergenekon, Balyoz konusunu unuttu gitti.
Cami çoğaldı da, cemaatin sayısı ve kalitesi iki ayrı konu. Okul çok da müfredat ayrı bir dert, öğretim kadrosu ayrı bir dert, yönetimi, ekonomisi, talebesi, diplomalı işsizler ordusu ayrı bir dert.
“The Cemaat”in okullaşma ve dershane politikası, Türkçe Olimpiyatları, “Diyalog ve Hoşgörü” politikası toplumun büyük kesimi tarafından destekleniyordu, ama bunlar onların yargılanmalarına engel olmadı. Mediada 1 numara olmuşlardı hatırlarsanız, tiraj, rating olarak, gazete, Tv değil sadece radyo, dergi, kitap, dağıtım olarak. Vakıf, dernek, sendika gibi örgütlenmelere de el atmışlardı. Olmadıkları yer yoktu!? Birçok ülkede örgütlenmişlerdi. Radikal İslam’a karşı “ılımlı İslam” diye bir din icad etmişlerdi ve çoğu kimse de, alameti farikalarını kaybetmiş bir din olarak, BİREYsel planda vijdanlara, toplumsal planda mabetlere hapseden “Amerikano İslam”ı çok sevmişti. Yani bazı şeyleri iyi yapmak, bazan bazı yanlışlar sözkonusu ise, o işleri itibarsız hale getirebilir.
Çin’e dikkat! Rusya’ya dikkat, ABD’ye dikkat, AB’ye, İngiltere’ye, İsrail’e dikkat. Yunanistan, Ermenistan, İran, Irak, Suriye’ye dikkat.
YanıtlaSilŞimdi mevsimlerden yaz. CoVID yasaklarının hafifletilmesi göreceli bir rahatlama sağlayacak gibi. Ama ekimde olacak göreceğiz.
Bir yandan İstanbul depremine dikkat. İstanbul depremi bir kırılma noktası oluşturabilir. İstanbul depreminin şiddeti ne olacak. Bu biraz da Tuzla-Çanakkale hattının kaç etapta kırılacağı ile ilgili. Deprem yakamızı İstanbul’dan sonra da bırakmayacak. Ege fay hattı var. Çanakkale’den Girit’e kadar kırılma yaşanacak, adalar ve Ege’nin iki yakası bundan zarar görecek. Sonra Girit-Kıbrıs fay hattı. Kıbrıs’tan Kızıldeniz deltası, oradan tekrar Lut gölü üzerinden Amanoslar’a / Gavur dağına uzanan fay hattı. Ortadan da tekrar doğuya doğru uzanan hat. Özellikle bu saydığım bölgede yıkım çok büyük olabilir.
Çin, Kanal işinde olacak mı? Çin çok sayıda vatandaşı için Türkiye’den vatandaşlık almak ve Türkiye’de zor durumdaki fabrikalar yanında maden sahalarının işletmelerini almak istiyor. Mesela Boraks konusunda Türkiye’de İngiltere, Çin ve ABD arasında büyük bir rekabet yaşanabilir. Gıda, tarım ve hayvancılık konusu da öyle. Maden sahaları konusunda birileri çevrecileri, yabancılara karşı milliyetçileri sahaya sürebilir ya da birtakım politikacı ve bürokratlar üzerinde baskı oluşturmalar için yolsuzluk ve ahlaki sorunlarla ilgili dosyaları servis edebilirler. Ya da Doğu Türkistan konusu da bu hesaplaşmada gündeme gelebilir. Çin konusu aklınızda olsun. Mevlana’nın çok güzel bir sözü var; “Köpeğin kuyruğuna bastım, sesi ağzından çıktı” diye, birilerinin ayağına basarsanız, sesinin nereden çıkacağını bilemeyebilirsiniz!
5G, CoVID, Starlink, akıllı şehir, akıllı ev konusunda çok kötü bir sınav verdik. Oysa görüntüde her şey yolunda, yarın bu işlerin görünenin dışındaki yanı devreye girerse, o zaman o zaman nasıl dehşet bir yanlış yapmışız o zaman anlaşılır, ama korkarım bu işi anladığımızda çok geç kalınmış olur.
İşin dini, ahlaki boyutuna, aile boyutuna hiç girmiyorum. Kaldı ki, bunları verdikten sonra diğer konular mükemmel olsa ne yazar. Ahireti kaybettikten sonra bir eline Ay’ı, öbür eline Güneş’i verseler ne yazar. Haram işler, haram sözler, haram ilişkiler, helal-haram gözetmeyen kişilerle nereye kadar gidebilirsiniz ki!
YanıtlaSilBirçok şey artık bir kişi tarafından biliniyor. Yani sır değil. Gizlemenin de alemi yok. Zaten bundan sonra birçok şeyi uzun süre sır olarak saklamak da mümkün değil.
Tabii gelecek günlerin ne getireceğini Allah bilir. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Bir de sonuç ne olursa olsun, Allah’ın ipine tutunanlar kurtuluşa erenlerden olacak. Bizim yaptığımız sadece geleceğe ilişkin muhtemel olaylara karşı zihnen hazırlıklı olmak. Yani tedbir sadedinde. Bugün yapıp yapmadıklarımız, söyleyip söylemediklerimizle biz ahiret yurduna bu şekilde ya kendi sırtımızda kendi cennetimize tuğla taşıyacağız, ya da kendi cehennemimize odun taşıyacağız.
Selâm ve dua ile.
Ahmet Taşgetiren
YanıtlaSilYazarın Tüm Yazıları >
"Soylu sorunsalı"
08/07/2021 00:24
Ben -sorunsal- kelimesini kullanmayı tercih etmem pek. Ama burada -mesele- de gitmiyor, problem bile hafif kalıyor. -Sorunsal- -sorun haline gelişi hepsinden daha vurgulu bir şekilde ifade ediyor. Tam Süleyman Soylu’nun şu andaki durumuna uygun.
Aslında Soylu hem kendi başına bir sorun haline gelmiş bulunuyor hem Ak Parti için, hem Erdoğan için, hem etkin iktidar ortağı olarak MHP için…
Bir kere, ağır suçlamalar var, Sedat Peker tarafından ifade edilen. Çıktı iki tv kanalına cevap verdi, cevap verme gereği duyacak kadar ağır suçlamalar söz konusuydu çünkü, ama o cevaplar kamuoyu tarafından tatmin edici bulunmadı, bir, suçlamalar sadece kendisinin verdiği cevapla ortadan kalkmaz, kesinlikle yargıda aklanmayı gerektirir iki.
Soylu Cumhurbaşkanlığı kabinesi içinde, onun için suçlamalar, bizzat o kabineyi oluşturan ve yöneten kişiyi ilgilendiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alıştığı ifadeyle “onun içişleri bakanı” Soylu. Soylu’ya yönelik iddiaları yok farz etmesi, bir hukuk devletinde mümkün değil. Ruhsar Pekcan’a da Soylu’ya da sahip çıktı Cumhurbaşkanı Erdoğan, ama bu “sorunsal”ı ortadan kaldırmıyor. “Göz yumulan bir dosya” haline geliyor Soylu dosyası.
Soylu, Ak Parti için bir “sorunsal”. Çünkü vatandaşlar, bütün Türkiye’de, Peker’in Soylu ile ilgili iddialarını soracaklar kendilerine. Milletvekillerine veya yerel teşkilatlara. Ortada taşınması zor bir yük var mı, var. Tamam, terörle mücadele diye bir olgu var ve orada Süleyman Soylu’nun iradesi etkili. Ama öte yanda vahim iddialar da var, ne yapmalı bu durumda? Beklenti şu mu? “Terörle mücadele hatırına Soylu ile ilgili diğer iddialar görmezden gelinmeli. “ Türkiye siyasetinde çarpık bir anlayış olduğu biliniyor: Çalıyorlar ama çalışıyorlar. Öyleyse çalışmak çalmayı tolere eder. Terörle mücadele de, dosyadaki iddiaları görmezden gelmeyi gerektirir. Bu mudur?
YanıtlaSilBelli ki Ak Parti bünyesi bu noktada savunma güçlüğü içinde.
İşin Cumhur İttifakı’nın işleyişi açısından sıkıntılı bir durumu var. Soylu Ak Parti’nin içinde ama, hükümetteki konumu ile ilgili sıkıntılı bir durum söz konusu olduğunda, ilk savunma hattını MHP lideri Bahçeli oluşturuyor. “Dokunanı yakarım” üslubunda sesler yükseliyor oradan. İlk istifa girişiminde de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sessizliğine mukabil ilk savunma nidası Bahçeli’den yükseldi, ve şimdi “Kimse Süleyman Soylu’yu yalnız zannetmesin” gibi bir feveranın sahibi Bahçeli oldu.
Bu ifadelerde belli ki “Soylu’nun öncelikle Ak Parti tarafından, ve tabii ki henüz vurgulu bir tavır alış sergilemeyen ve Soylunun bulunması gereken toplantılara davet etmediği gözlenen Cumhurbaşkanı tarafından yalnız bırakıldığı” gibi bir alt metin bulunuyor.
YanıtlaSilBazı sorular var:
-Ak Parti zeminlerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a artık Soylu’nun savunulamaz, taşınamaz bir yük haline geldiği kanaatleri mi ulaşıyor?
-Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önceki istifa olayında ve gelen tepkilerde de ortaya çıktığı gibi Soylu’nun parti bünyesinde “kritik bir konu” haline geldiğini mi düşünüyor?
-MHP liderinin önceki olaydaki çıkışı anlamlıydı. Şu son çıkışı daha da anlamlı vurgularla dolu. MHP, Hükümet’e herhangi bir bakanla katılmıyor. Bu da “memleketin selameti için her türlü fedakarlığa razı olma” yaklaşımıyla izah ediliyor. Soylu çıkışları ise “stratejik bir mahiyet” görüntüsü veriyor. Bu da, “Soylu, hükümetteki MHP hücresi mi?” sorusunu gündeme getiriyor. Cumhurbaşkanlığı nezdinde bu konu nasıl okunuyor, sorusu önemli.
-Bir diğer soru da, Soylu’nun iltisaklı bulunduğu dosyaların hem çok geniş bir çevreyi ilgilendirdiği, dolayısıyla üzerine gidildiği takdirde başka dosyaların ortaya çıkacağı, hem de bizzat Soylu’nun sahip olduğu “mahrem bilgiler”in tedirginliğe yol açması ihtimalinin tavırları nasıl etkiliyor olduğu ile ilgili. Bu noktada Soylu’nun tv programında “eski içişleri bakanının oğlunun para sayma makinesi”ni gündeme getirmesine dikkat çekiliyor. 17-25 Aralık’la ilgili Bahçeli’nin “saklı” tavrı da bu çerçevede hep akılda tutuluyor.
Gelinen noktada “Soylu sorunsalı” nasıl bir sonuç üretecek? Bahçeli’nin son konuşması çok kritikti. Soylu artık Ak Parti’den çok MHP’nin alanındadır. Bir istifa söz konusu olduğunda MHP’de politikaya devam eder mi, Ak Parti’den ne götürür, sorusunu da ben yabana atmıyorum.
YanıtlaSilMÜDDESSİR SÛRESİ
YanıtlaSilسورة المدّثّر
Kur’ân-ı Kerîm’in yetmiş dördüncü sûresi.
İlişkili Maddeler
KUR’AN
İslâm dininin kutsal kitabı.
SÛRE
Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan 114 bölümden her biri.
Müellif:
M. KÂMİL YAŞAROĞLU
Adını ilk âyette yer alan müddessir (örtüsüne bürünen) kelimesinden alır. Mekke döneminin ilk yıllarında nâzil olmuştur. Elli altı âyet olup fâsılaları ا، د، ر، ن، ة، هـ harfleridir. Sûrenin ilk âyetleri, çoğunluk tarafından kabul edildiğine göre Alak sûresinin ilk beş âyetinden sonra inmiştir. Bu âyetlerde Allah Teâlâ Hz. Peygamber’e, “Ey örtüsüne bürünen!” diye hitap ederek artık insanları uyarmak için harekete geçmesini, rabbinin büyüklüğünü tanımasını, elbisesini temiz tutmasını ve kötülüklerden sakınmasını emretmektedir. Bu âyetlerin nüzûl sebebiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem’in Mekke yollarının birinde yürürken bir ses duyduğu, fakat kimseyi görmediği, korkarak evine geldiği, bir köşeye çekilip, “Beni örtün” dediği, bunun üzerine ilk âyetlerin nâzil olduğu şeklindeki rivayetin yanı sıra (Mâtürîdî, vr. 842a; Kurtubî, XIX, 59-60) müşriklerin kendisine “sihirbaz” demelerinden dolayı Resûlullah’ın üzüldüğü, evine girip örtüsüne büründüğü görüşü de mevcuttur (Mâtürîdî, vr. 842a; Fahreddin er-Râzî, XXX, 190). İlk rivayetin sıhhatinde tereddüt gösteren Mâtürîdî’nin de belirttiği gibi Hz. Peygamber’e gelen vahyin, muhtevası anlaşılmayan bir sesten ibaret olması, ayrıca onun korkup bir örtüye bürünmesi yadırganan bir husustur. Bir önceki Müzzemmil sûresi de aynı mânadaki hitapla başlamaktadır. Bu iki sûrede yer alan “örtüsüne bürünen” nitelemesi Râzî’nin de kısmen işaret ettiği üzere mecazi mânada olmalıdır ve ilâhî hitabın asıl amacı muhtemelen, Hz. Muhammed’in nübüvvet ve risâlet görevinin gereği olarak artık tebliğ faaliyetine başlamasının istenmesidir. Kaynaklarda sebeb-i nüzûl diye gösterilen sihirbazlık ithamı ise muhtemel görünmemektedir. Çünkü müşriklerin bu iddiada bulunması için Kur’an metninden epeyce bir kısmın vahyedilmesi gerekir. Halbuki Müzzemmil ve Müddessir sûreleri ilk nâzil olan âyetlerden oluşmaktadır.
Hem nazmı hem mâna ve muhtevası açısından yüksek edebî değere sahip bulunan Müddessir sûresinin temel konusunun muhataplarına sorumluluk duygusu telkin etmekten ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Yâsîn sûresinde de beyan edildiği gibi (36/6) ataları ilâhî bir tebliğle uyarılmayan Kur’an’ın ilk muhatapları güçlünün haklı olduğu düşüncesiyle hayatlarını sürdürmekte, toplumda kadınlara, köle, fakir ve kimsesiz zümrelere zalimce davranmakta sakınca görmemekteydi. Çünkü insanın yaptığı kötülüğün yanına kâr kalacağına, başka bir hayatın ve hesap gününün bulunmadığına inanıyorlardı. Müddessir sûresi, ilk ilâhî mesajlardan biri olarak dünyadaki davranışların karşılığının görüleceği ebedî hayatı vurgulu bir şekilde dile getirmektedir.
Sûrenin yedi emir içeren ilk yedi âyetinin muhatabı Resûlullah olup bunlarda yukarıda sıralananlar yanında insanlara yapacağı iyilikleri gözünde büyütüp başa kakmaması, davet ve tebliğ faaliyetlerinde karşılaşacağı güçlüklere rabbinin rızası için sabretmesi istenmektedir. Bu emir ve tavsiyeler Hz. Peygamber’in şahsında davet ve irşad görevi yapacak herkese yöneliktir. Âhiret sorumluluğu taşıması gereken her insanı hedef alan bundan sonraki âyetlerde kıyametin bir gün kopacağına temas edildikten sonra (âyet 8-10) yetenekli, güçlü, zengin, fakat gerçeğe karşı inatçı ve kibirli bir tip tasvir edilmekte, böylesinin cehennemin maddî ve ruhî tahribatı büyük olan bölümüne (sekar) atılacağı bildirilmektedir (âyet 11-30). Sözü edilen bu kişiyle Asr-ı saâdet döneminde Velîd b. Mugīre’nin kastedildiği belirtilmektedir (Taberî, XXIX, 99). Daha sonra nefsânî arzuların baskısından kurtulmak için en güçlü uhrevî müeyyide olan cehennemden söz edilmekte ve inançsız her insanın dünyada yaptıklarının cezasını orada çekeceği belirtilmektedir (âyet 31-38). Burada cehennem ehlinin dünyadaki kötü vasıfları şöyle haber verilmektedir: Alnı secdeye varmamak, fakirleri doyurmamak, gaflet içinde bulunanlardan ayrılmamak ve nihayet bunların etkisiyle büyük hesap gününün vukuuna inanmamak (âyet 39-47). Sûrenin son dokuz âyetinde ümit bağladıkları kişilerin ve putların bâtıl ehline âhirette hiçbir fayda sağlayamayacağı bildirildikten sonra böylelerinin bunca uyarılara rağmen öğüt kabul etmedikleri, âdeta her birine özel bir ilâhî mesajın gelmesini bekledikleri, ancak böyle bir şeyin mümkün olmadığı ifade edilmektedir. Bazı kaynaklarda Müddessir sûresinin faziletiyle ilgili olarak yer alan, “Allah Müddessir sûresini okuyan kimseye Mekke’de Muhammed’i tasdik eden ve yalanlayan kimselerin her biri sayısınca on sevap verir” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 188; Beyzâvî, IV, 349) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, II, 725).
YanıtlaSilMüddessir sûresine dair yapılan çalışmalar arasında Abdülhamîd Mustafa İbrâhim’in Teʾemmülât belâġıyye fî sûreti’l-Müddes̱s̱ir (Kahire 1987) ve Halûk Nurbâki’nin Kur’an’ın Matematik Sırları (İstanbul 1987, s. 7-49) isimli eserleriyle M. Cuypers’in “Structures rhétoriques de la sourate 74 (al-Muddaththir)” (Luqmān, XIII/2 [1997], s. 37-74) ve Uri Rubin’in, “The Shrouded Messenger on the Interpretation of al-Muzzammil and al-Muddaththir” (Jerusalem Studies in Arabic and Islam, XVI [1993], s. 96-107) başlıklı makaleleri zikredilebilir.
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ds̱r” md.
Lisânü’l-ʿArab, “sḳr” md.
Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XXIX, 99.
Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 842a.
Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, Beyrut 1410/1990, s. 375-376.
Zemahşerî, el-Keşşâf, IV, 188.
Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXX, 190.
Kurtubî, el-Câmiʿ, XIX, 59-60.
Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 349.
Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî ʿan şedîdi’ż-żaʿf ve’l-mevżûʿ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408, II, 725.
Asırlık Gece - Belgeler ve Deliller Işığında 15 Temmuz Darbe Girişimi Kitap Açıklaması
YanıtlaSil15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlıklar kimler tarafından, nerde ve nasıl yapıldı?
FETÖ’cüler böyle bir darbe girişimine neden kalkıştı?
Darbe saati niye erkene alındı?
Darbenin ilk saatlerinde Fetullah Gülen hangi sivil imamla görüştü?
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım darbe olduğunu öğrendiklerinde ne konuştular, ne karar aldılar?
Genelkurmay Karargâhı ve diğer karargâhlar nasıl işgal edildi?
Üst düzey komutanların başına ne geldi?
Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim, Fetullah Gülen’le kimi görüştürmek istedi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’ten İstanbul’a intikali nasıl planlandı, yol boyunca neler yaşandı?
Ankara’yı bombalayan uçaklara kim talimat verdi?
TRT baskınının ve TV’deki darbe bildirisinin arka planında neler yaşandı?
Ömer Halisdemir, Semih Terzi’yi nasıl etkisiz hale getirdi?
Darbe nasıl bastırıldı, darbeciler hangi koşullarda teslim olmak zorunda kaldı?
Darbe başarılı olsaydı nasıl bir Türkiye’ye uyanacaktık?
Asırlık Gece, hazırlık safhasından bastırıldığı ana kadar darbe girişimi kapsamında gerçekleşen birçok olayı, deliller ve belgeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almakta ve aydınlatmaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)
Asırlık Gece - Belgeler ve Deliller Işığında 15 Temmuz Darbe Girişimi Kitap Açıklaması
YanıtlaSil15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlıklar kimler tarafından, nerde ve nasıl yapıldı?
FETÖ’cüler böyle bir darbe girişimine neden kalkıştı?
Darbe saati niye erkene alındı?
Darbenin ilk saatlerinde Fetullah Gülen hangi sivil imamla görüştü?
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım darbe olduğunu öğrendiklerinde ne konuştular, ne karar aldılar?
Genelkurmay Karargâhı ve diğer karargâhlar nasıl işgal edildi?
Üst düzey komutanların başına ne geldi?
Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim, Fetullah Gülen’le kimi görüştürmek istedi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’ten İstanbul’a intikali nasıl planlandı, yol boyunca neler yaşandı?
Ankara’yı bombalayan uçaklara kim talimat verdi?
TRT baskınının ve TV’deki darbe bildirisinin arka planında neler yaşandı?
Ömer Halisdemir, Semih Terzi’yi nasıl etkisiz hale getirdi?
Darbe nasıl bastırıldı, darbeciler hangi koşullarda teslim olmak zorunda kaldı?
Darbe başarılı olsaydı nasıl bir Türkiye’ye uyanacaktık?
Asırlık Gece, hazırlık safhasından bastırıldığı ana kadar darbe girişimi kapsamında gerçekleşen birçok olayı, deliller ve belgeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almakta ve aydınlatmaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)
Türk İstiklal Harbi ve erken devir Cumhuriyet tarihinin en ilginç ve o oranda da hakkında az şey bilinen kişiliklerden birisidir Refet Paşa.Bunun en önemli nedeni ise Paşa hakkında ciddi bir çalışma yapılmış olmamasıdır.
YanıtlaSilMustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a çıkan,Heyet-i Temsiliye ve Kuvayı Milliye döneminde etkin görevler üstlenen,TBMM Hükümeti’nin 9 Kasım 1920 tarihli emriyle Batı Cephesinde kuruluşuna başlanan düzenli ordu ve özellikle süvari birliklerinin teşkilinde önemli çalışmalar yapan,Sakarya Meydan Muharebesi’inde Milli Müdafa Vekilliği yapan,Büyük Türk Taarruzu ve Mudanya Mütarekesi ardından İstanbul’un TBMM Hükümeti adına işgalcilerden teslim alınması ve yeni devletin halka tanıtılmasında önemli katkıları olan Türk İstiklal Harbi’nin önemli komutanlarındandandır Refet Paşa.
Refet Paşa’yı anlatan bu eserde,Osmanlı Devleti’nin son dönemini,Sina-Filistin Cephesi’ndeki gayretlerini,İstiklal Harbi’ndeki faaliyetlerini,TBMM Hükümeti adına Doğu Trakya’yı teslim almasını.Mustafa Kemal Paşa ile olan görüş ayrılıklarını,kısaca yeni bir Türk Devletinin doğuş hikayesini okuyacaksınız.
İlk defa yayınlanan fotoğraflarla….
Refet Bele’nin askerî hayatını konu alan bu çalışmamızda amacımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve sonrasında büyük hizmetleri olan bu şahsiyetin Cumhuriyet tarihindeki yerini ortaya koymaktır. Refet Bele Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra Makedonya’da çetelerle mücadele etmiş ve daha sonra Balkan Savaşı’na iştirak etmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Sina-Filistin Cephesinde, özellikle İkinci Gazze Muharebesi’nde büyük yararlıklar göstermiş ve Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Jandarma Genel Komutanı olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın daveti üzerine Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a çıkanlar ve Milli Mücadele’ye ilk katılanlar arasında yerini almıştır. Amasya Tamimi’ni imzalamış ve Sivas Kongresi’nde Heyet-i Temsiliye üyeliğine seçilmiştir. 10 Aralık 1919’da Nazilli’de Aydın Kuvayı Milliye Komutanlığını üstlenmiş ve daha sonra iç isyanların bastırılmasında büyük yararlılıklar göstermiştir. 9 Kasım 1920’de Batı Cephesinin, ikiye ayrılmasının ardından Güney Cephesi Komutanlığına atanmıştır. Milli Mücadele’de iki kere İçişleri ve bir kere Milli Savunma Bakanlıklarında bulunmuştur
YanıtlaSilOsmanlı da yeşil bayrak İslamı temsil eder.
YanıtlaSil"Hiçbir şeyi olduğu gibi görme, her şeyin bir arka planı var.
YanıtlaSilAsırlık Gece
Hüseyin Aydın
sy. 34.
Belgeler ve deliller ışığında 15 temmuz darbe girişimi
Toplantının yapıldığı Hava Harp Okulu'nun nizamiyesindeki kameralar da dahil olmak üzere tüm kameralar, saat
YanıtlaSil23.15 ila 03.00 arasında kapatılmıştı. Tüm kameralarun bu saat aralığnda niye kapatıldığı konusu hala esrarını koruyor. Konuyu daha gizemli hale getiren, Akıncı Üssü'nde ele gecirilen el yazısi notlarda 14 Temmuz akşamı için "lider brifingi" notunun düşülmüş olmasıydı.
Asırlık Gece Hüseyin Aydın / syf 69
15 Temmuz
YanıtlaSil-
6 gün önceki bir haber: Yargıtay, 28 Şubat davasında cezaları onadı! Çevik Bir ile Çetin Doğan’ın da aralarında olduğu 14 sanığın hapis cezalarını ve 34 sanık hakkındaki beraat kararını onadı. “28 Şubat’ın darbe olduğu yüksek mahkeme kararıyla onaylandığına göre bu durumda, 28 Şubat darbesinin sivil kanadının, siyasi işbirlikçilerinin, medyadaki destekçilerinin de yeni açılacak darbe dosyasına dahil edilmesi hukukun gereğidir.”
Bugün 15 Temmuz’un 5. Yılı. “Yurtta Sulh Konseyi” adı verilen, ön yüzünde FETÖ, arka yüzünde ABD, ara yüzünde NATO’nun olduğu, CIA’nın planladığı darbe girişimi, halkın sokaklara çıkması ile başarısızlıkla sonuçlandı. Asker polis çatışması yaşandı, Meclis bombalandı, sivillere ateş açıldı. O günlerde açılan davalar ve başlatılan operasyonlar hâlâ devam ediyor.
Bugüne kadar 100.000 kişiye yakın asker ve kamu personeli gözaltına alınmış. Bunların bir kısmı tutuklanmış ve bir kısmı yurtdışına kaçmış. OHAL ilan edildi. Bugün 15 Temmuz hâlâ tartışılmaya devam ediyor. Darbe girişiminin uluslararası ayağı, sermaye, media ayağı, YÖK ayağı hâlâ yeterince soruşturulmadı. En çok ByLock, ankesörlü telefon, FETÖ Borsası tartışıldı ama mesela kimse Raspberry Pi konusunu konuşmadı.
Operasyonda 8651 asker (1676’sı astsubay) 1214 askeri akademi öğrencisi, 3992 hafif silah, 246 zırhlı araç, 74 tank, 37 helikopter, 24 F-16, 11 uçak kullanılmış. Ama hâlâ bilmediğimiz birçok şey var. Mesela Semih Terzi ile ilgili yeterli bilgi yok. Neydi, niye geliyordu?
Darbe olacağı belliydi, niçin tedbir alınmadı. Öğle vakti MİT’in haberi olmuştu. Hâlâ yargılama devam ediyor ama, bugün FETÖ’nün önemli birtakım adamları dışarıda, ama dolaylı ilişkisi olan birileri mahkeme kapılarında. Bunu anlayabiliyor musunuz! ABD’de ikiz kulelerde ne olduğunu öğrenebildik mi, ya da içeride Eşref Bitlis, Cem Ersever, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Özal suikastı, Muhsin Yazıcıoğlu, Hablemitoğlu suikastının gerçeğini bütün yönleri ile öğrenebildik mi?
Şüphesiz din gününde bütün bunların gerçeği ortaya çıkacak ve bu işin hesabı sorulacak. 27 Mayıs’ta 12 yaşındaydım. O zaman resmi yaşım 14’tü ve İmam Hatip 2. sınıftaydım. 12 Mart’ta MNP davasında mahkum oldum ama 74 affı ile kurtuldum. Aynı gün de zaten Yargıtay kararı bozmuştu. 12 Eylül’de Erbakan’ın danışmanıydım. 28 Şubat’ta el ele eyleminde de vardım, Sincan toplantısının hazırlığında da yer aldım. 15 Temmuz’da Köyceğiz’deydim, Marmaris’e 20 Km mesafede saat 20:30 gibi “Fetullah Gülen ve darbe söylentileri” üzerine konuşma yapıyordum. Konuşmaya yeni başlamıştım ki, darbe haberi geldi. 15 Temmuz; 28 Şubat’ı saymazsak, 12 Eylül 1980 askerî darbesinden 36 yıl sonra gerçekleştirilen ilk askerî darbe teşebbüsü oldu.
YanıtlaSil28 Şubat’ı niye saymayacağız? Çünkü 28 Şubat 1997’de olağanüstü toplanan MGK irticaya karşı, ordu ve bürokrasi merkezli bir süreç başlattı. Sincan’da Kudüs gecesi (31 Ocak 1997) bahanesiyle tanklar yürütüldü, 3 Kasım 1996’da saat 19:25 sularında Balıkesir-Bursa karayolunda Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkiinde bir kaza yaşanmıştı, Muhtıralar/Bildiriler yayınlandı Erbakan istifa etti ve yeni bir hükümet kuruldu. Darbeler tarihine “Postmodern bir darbe” olarak geçti. Bütün darbelerde Atatürkçülük, Laiklik, Demokrasi, İrticadan söz edilir. Darbelerden sonra kurulan ilk ara rejim hükümetlerindeki üyelerin hemen hemen üçte ikisi masonlardan oluşur. 28 Şubat ve 12 Eylül’de “Kudüs” vurgusu öne çıktı. 12 Eylül’de Konya mitingi, 28 Şubat’ta Sincan’daki Kudüs gecesi. Batıya verilen mesaj, “biz Kudüs’te, Filistin’de Mescid-i Aksa’yı savunanlara karşı darbe yaptık, bizi tanıyın, anlayın ve destekleyin” mesajı idi. Her darbede, TBMM, partiler dahil, tüm odalar, STK’lar kapatılırken, kapatılmayan tek dernek vardır, o da Mason Localarıdır. Hiçbir darbe bütün olarak aydınlatılamamıştır. Bütün darbeciler birbirine benzer. Hepsi yalancı, ahlaksız, hırsız, haysiyet ve şeref yoksunudur. Siyasi emellerini emperyalistlerin çıkarları ile şahsi menfaatlerini yerli ve yabancı kapitalistlerle tevhid eden işbirlikçilerdir. Bu gerçek apaçık ortada iken kendilerini “vatan kurtaran aslan” olarak takdim ederler.
15 Temmuz göz göre göre geldi.
FETÖ’cüler aslında her yere hakimdi. Türkçe olimpiyatları yarı resmi hale gelmişti. AK Parti ile adeta bütünleşmişlerdi. Parti üst yönetimi ve tabanının dörtte üçü bu yapı ile birlikte hareket ediyordu. Dörtte birinin yarısını FETÖ’cüler kendileri istemez, diğer yarısı da FETÖ’cüleri istemeyen, hatta bir kısmı çıkar çatışması yaşayan grublardı neredeyse. AK Parti yönetimi de tabanı da bu yeni dindarlığı çok sevmişlerdi.
YanıtlaSilFETÖ sadece 15 Temmuz gecesi kötü değildi. Başından beri öyleydi. Dinin özü ile oynaması, çıkar ilişkileri, karşıtlarına kumpas kurmaları ile baş belası bir örgüttü. Sahi 15 Temmuz başarılsaydı, kimler vali, emniyet müdürü, belediye başkanı olacaktı, bakanlar kurulu, geçici meclis kimlerden oluşacaktı, ilk etapta kimler tutuklanacaktı. Tutuklananlar kimler olacaktı. Neyle sorgulanacaktılar? Hangi şirketlere, hangi gazetelere el konulacaktı. O yurtta sulh konseyinde askerler dışında kimler olacaktı. Darbe sonrası ilk 72 saat, bir hafta neler yapılacaktı. Bu senaryoda görev alıp da operasyona katılmayanların çoğu hâlâ aramızda olabilir mi? Peki bütün bu planlar yapılırken MİT, Emniyet istihbarat, askeri istihbarat ne yapıyordu! Hani bir derin devlet vardı, onlar uyuyor mu idi. Neden “dostlarımız” bize haber vermediler (!) bu durumu. Putin’in adamı Dugin bir gün önce Ankara’da idi, sonra Antalya’ya gitti.
Darbe olacağı yazılıp çiziliyordu. Herkes biliyordu. Sadece ne zaman ve nasıl olacağı belli değildi. Yoksa adamlar davul çalarak geliyordu. Zaten darbecilerin nereye kaçtıklarına bakınca, darbenin arkasında hangi ülkelerin / örgütlerin olduğu belli değil mi?
YanıtlaSilABD, NATO, AB.. Terörün arkasında, terör örgütlerinin arkasında da aynı yapı yok mu? Darbeler hep böyle olmadı mı zaten. Aslında kara para trafiğinin de mafya dediğiniz örgütün arkasında da, aynı derin gerçek var ve bunlar her yerdeler. Kadrolarında Şeyhler de var, Fahişeler de! Olmayan yok, sağ-sol, Alevi-Sünni. Laik-İslamcı, Milliyetçi- Globalist, herkes var. Birileri aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine kendilerine servet ve iktidar üretiyorlar. Biz FETÖ ile PKK/PYD, DAEŞ, DHKP-C ile mücadele ediyoruz değil mi? Bunların kim olduklarını, kimler tarafından nasıl örgütlendiklerini biliyor muyuz?
Nasıl darbelerin gerçeğini hiçbir zaman tam öğrenemedi isek, bu gidişle bu işin gerçeğini de öğrenemeyeceğiz. Bu işin sırrı 40. Odada gizli. Bu kafa ile öğrenemeyiz. Bunun en son örneği CoVID! CoVID de global bir darbe. İnsanların çok büyük bir bölümü sanki ipnoz edilmiş ve korkutulmuş gibi gözüküyor. Bazı gerçekleri anlatamıyorsunuz! Artırılmış sanal gerçeklik karşısında, Deepfake kurgular toplum hafızasında tersyüz oluyor. O zaman yargılamalar, terörler, kınamalar övgü ve sövgüler arasında, seçilmiş günah keçileri üzerinden birileri cezalandırılarak olayların üstü örtülüyor.
Bu illüzyondan ne zaman ve nasıl uyanacağız bilmiyorum. Hele bir de kafamıza Chip taktıktan sonra bu iş daha da zor olabilir. Ne olur, kafamızı kiraya vermeyelim. Kafalarını kiraya verenler biyonik robotlara, sistematik geri zekalılara dönüşüyor sonuçta. Akletme melekelerini kaybediyorlar, sürekli bir kurtarıcı bekliyorlar. Aşk ve öfke arasında, gerçek bilgi gizlenince zan ve vehimle ömür tüketiyorlar. Bu derin uykudan uyanalım. Yoksa bu ifritten sualin kılını bu akılla çekemeyeceğiz. Bir darbeden çıkacak, yeni bir darbe için geri saymaya başlayacağız. Selâm ve dua ile.
Ne mutlu İsa (a.s.) indikten sonraki hayata. Göğe rahmet için, arza da yeşertmek için müsaade edilir. Taş üzerine tohum ekilse biter, insanlar arasında kin ve çekememezlik olmaz. Hatta bir adam bir aslana rastlasa aslan ona dokunmaz. Yılana bassa yılan onu sokmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 314 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Ebû Zerr'i şöyle dediği rivayet olunmuştur. "Bir ilim meclisinde hazır olun bulunmak bin rekat namaz kılmaktan, bin cenazeye katılmaktan. bin hastayı kaybettik ziyaret etmekten üstündür.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve TEFSİRİ.
cilt. 22.sy.436.
73.Muzemmil süresi. Ayet. 20.
YANITLASİL
yuksel17 Temmuz 2021 03:58
Kendisine:"Kur'an okumaktanda mı. diye sorulduğunda o: İlim olmadan Kur'an okumak hiç fayda verir mi demiştir.
Acluni 1, 433.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi
cilt. 22.sy.436.
sorar: "Cehennem ehlinin sayısı kaçtır. Allah Teâlâ: Her bin kişide
YanıtlaSildokuz yüz doksan dokuz kişi cehennemliktir buyurur. Peygamber (sa)
devamla şöyle der: "Işte o çocuğun ihtiyarladığı ve her hâmile kadın
çocuğunu düşüreceği zamandır".
16 Buhârî, Enbiya 7, tefsir 22, 1;rikak 45, 46; tevhid 32 ; Müslim, iman 379,fiten 116
Ruhu'l Beyan 22.cilt
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki; o zamanda adam acz ve fucur arasında muhayyer kalacak. Kim bu zamana yetişirse fucura aczi tercih etsin.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 301 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, camilerde onlardan binden fazla adam namaz kılacak da içlerinde hâzâ mümin bulunmayacak.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 301 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Mesayh-i kiram şöyle der: Sâdık mürid günlük virdlerinden herhangi birini
YanıtlaSilkacırdiğinda -bir ay sonra bile olsa- onu kazà etmesi uygun olanıdır. Tà ki nefis
tenbelliğe alışmasın. Vird Peygamber (s.a.) den ve onun hayırh ümmetinden
bizlere kadar gelen şeylerdendir. Herhangi bir kimsenin virdi yoksa onun havass/seçkinlere âid özel bir vàridi/kalbe doğan ilham, feyiz ve bereketi yoktur.
Kütu'l-kulûb'da şöyle denir: Herhangi bir kimse günlük virdlerinden, herhangi birini kaçırdığında -hatırladiğinda- onun mislini/benzerini yerine
10. Müsafirin 142; Ebud Davud, tatavvu 19: Tirmizi, cuma 56; Nesai, kiyamu'Heyl 65; lbn Mace, ikame 177
Ruhu'l Beyan 22.cilt 409syf
İki dünyanın da rahatı şu iki kelimenin Tefsiri den ibarettir:
YanıtlaSilDostlara iltifat etmek, düşmanlarla iyi geçinmek.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt. 22.sy.416.
Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 297 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
İllim taleb etmeye koşun. Sâdık bir kimseden işitilecek bir Hadisi şerif, dünya ve onun üzerindeki altın ve gümüşten daha hayırlıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 295 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Ben ve duası kabul olunmak şanından olan her Peygamber, şu yedi sınıf insana lanet etmiştir: Allah'ın kitabına ilavede bulunan. Allah'ın kaderini tezkib eden. Allah'ın haram kıldığını helal sayan. Ehli beytim hakkında Allah'ın haram kıldığını helal sayan. Sünnetimi küçümseyerek terk eden. Ganimette hak gözetmeyen. Mevkiini suistimal ederek, Allah'ın aziz ettiğini zelil ve zelil ettiğini aziz eden.
YanıtlaSilRavi: Hz. Amr İbni Şeğavi (r.a.)
Sayfa: 296 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Peygamber (s.a.) Efendimiz'in "Bismillahi'r-rahmani'r-rahiym" ibaresini yirmi kez okuduğu :Her seferinde bir mana elde ettiği ve her kelimede bir ilim olduğunu söylediği rivayet olunur.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri.
cilt. 22.sy.398.
73.el-Muzemmil suresi
Büyüklerden birisi şöyle derdi:Manasını anlamadığım. gönlümün içinde olmadığı hiç bir ayette sevap beklemem.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt 22.sy.398.
Musa (a.s) altı şeyden sual eyledi: Zanneder ki o hasletler kendisi içindi. Yedinci bir suali ise, kendisini düşünerek sormamıştı. Dedi ki: "Ya Rabbi, Kullarının hangisi daha müttekidir?" Allah Buyurdu ki: "Allah'ı zikreden ve Onu unutmayan." Dedi ki: "Hangi kulun daha hidayettedir?" Buyurdu ki: "Hangi kulum Hudaya (inzal olunan vahye) tabi ise o." Dedi ki: "Hangi kulun daha (ahkem)dir?" Buyurdu ki: "İnsanlara hükmederken kendine hükmettiği gibi olan." Dedi ki: "Hangi kulun daha ilim sahibidir?" Buyurdu ki: "İlimden doymıyan ve nâsın ilmini de kendi ilmi üzerine toplıyan alimdir." Dedi ki: "Hangi kulun daha azizdir?" Buyurdu ki: "Kısmetine razı olan." Dedi ki: "Kularının hangisi en fakirdir?" Buyurdu ki: "Sahibi sefer olan." Resulallah buyurdu ki: "Zenginlik mal zenginliği değil, kalb zenginliğidir. Allah, bir kulu için hayır murad ettiğinde onun gönlünü zengin eder, ve kalbine kanaat verir. Allah, bir kul hakkında da şer murad ettiğinde onun ihtiyacını iki gözü arasına kor.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 294 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Allah namina yalan söyleyen en edna derekeye düşer. (S.) 171:
YanıtlaSil15. Söz, zeyl
Bediüzzaman hiçbir cihetle yal ana tenezzül etmedi. (T.H.) 227:
Esk. hay.
Beşerin dehşetli yalançılığı. (H.Ş.) 55:3. kelime
Bir dane sıdk bir milyon yalanı yakar. (S.) 651:Lemaat
Bir dâne-i hakikat bir haman yalana tercih edilir. (Mh.) 1. mak.
Bu zamanda doğrulukla yalanın arası çok yakın. (Mh.) 131:3.
maka, 1. meslek; (S.) 452:27. Sözün Zeyli, 2. sebep
Doğruluk ve yalanın arası hiçbir devirde Asr-1 Saadetteki kadar
açilmadı. (Mh.) 131:3. makale 1. meslek
Faydalı da olsa yalana yer yoktur. (S.) 651: Lemaat
Fitrat yalan söylemez. (H.Ş.) 119:Hak. Çek.; (M.) 453:Hak.
Çek.; (M.N.) 214:Nokta, 4. bürhan
Gaddar siyâset ve zâlim propağanda, aralannda hadsiz bir me-
safe olan yalan ve sıdkı birbirine karışurmış. (H.Ş.) 51,52:3. kel.
Sazeteler Meşrûtiyette belagat yerine mübalağayı ve yalanm
esas aldilar. (D.H.Ő.) 44; (T.H.) 68.
Hayat için yalana tenezzül edilmemeli. (D.H.Ő.) 39; (T.H.) 67.
Kinâye suretiyle söylenen söz yalan sayılmaz. (L.L.) 93.
üfür bütün çeşitleriyle yalancılkur. (H.Ş.) 51:3. kelime; (Mn.) 104.
faslahat için yalan söylemeyi zaman nesh etmiş. (HŞ.) 55:3.
kel; d.I) 93.
A
Nifak ve münâfiklık zararlı bir yalancılıktır. (H.Ş.) 51:3. kelime
YanıtlaSilRiyakarlık filî bir çeşit yalançılıktur. (H.Ş.) 51:3. kelime.
Sahabler bilerek ellerini yalana uzatmazlar. (H.Ş.) 54:3. kelime
Sahabiler zamanında yalan ile doğruluk arasında büyük bir me-
safe vardı. (S.) 451:27. Söz, zey1, 2. sebep
Siyâset propağandası vasıtasıyla yalancılık doğruluğa tercih ed.
iliyor. (S.) 446, 452:27. Söz
Şecaatla meşhur olan kolaylıkla yalana tenezzil etmez. (Mh.)
131:3. maka, 1. meslek
Yalan bir kâfir lafzıdır. (S.) 651:Lemaat
Yalan, büyük teşebbüsleri murdarlanın leşleri gibi ruhsuz bira-
kir. (Mh.) 131:3. makale 1. meslek
Yalana cevaz var m1? (t.i.) 93; (H.Ş.) 55:3. kelime
Yalan çirkindir. (L.t.) 93
Yalan insanı esfel-i safilîne düşürür. (H.Ş.) 53:3. kelime
Yalanın yolu kapalıdır. (H.Ş.) 56:3. kelime
Yalanlarla itihat yalandır. (D.H.Ö) 41; (T.H.) 68.
Yalan küfrün esası, nifakın alâmeti, Allah'a bir iftiradır (1.Í.) 93.
Yalan sahibini oyuncak yapar. (L.I.) 162.
Yalancılhk Sâni-i Ziülcelalin kudretine iftiradır. (H.Ş) 51:3. ke
lime; (.f) 93.
Yalan ve doğruluk arasında uzak bir mesâfe var. (H.Ş.) 51,
53:3. kelime
Yalan yalana başlangıçur. (Mh.) 21:1. makale 4. mukaddime
Yalan yüce ahlâkı tahrip eder. (t.f.) 93.
Yalanın zararlan. (1..) 93.
Hayatta paradan ve maddeden başka bir kıymete inanmayan insanların bir kadında arayacaklari vasıflar güzellik ve zenginliktir. Fakat bizim gibi manaya daha çok önem verenlerin bir hanımda arayacaklari vasıflar ise güzellikten de, zenginlikten de önce ahlak ve namustur.
YanıtlaSilTürkçenin Karanlık Günleri
Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 293 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 293 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 293 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir."
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 293 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Ziyaret öncesinde, bir Yunan televizyonuna (Skai TV) verdiğim mülakatta Lozan'la ilgili bir soruya cevaben söylediklerim zannediyorum biraz rahatsızlığa yol açmış. Yunanistan'ın toprak bütünlüğünde sanki Türkiye'nin gözü varmış gibi yanlış çıkarımlarda bulunanlar olmuş. Halbuki benim ağzımdan öyle bir şey çıkmış değil. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Ben Lozan konusunda bana yöneltilen bir soruya cevaben, gerekiyorsa pekala güncelleme yapılabileceğini belirttim. Kaldı ki Lozan, sadece Türkiye-Yunanistan arasında bir anlaşma değil. Bunu orada da söyledim. Lozan, farklı devletlerin işin içinde olduğu, çeşitli meseleleri konu alan muhtelif protokoller de içeren ayrıntılı bir anlaşma. Ben gerek görülürse pekala güncellenebileceği kanaatindeyim. Bu benim düşüncemdir. Siz paylaşmayabilirsiniz. Nitekim Yunanistan Cumhurbaşkanı bu tür anlaşmaların güncellenemeyeceği kanaatinde. Bana göre ise taraflar ihtiyaç hissederlerse pekala güncellenebilir. Bunu orada Cumhurbaşkanı Pavlopoulos'a da ifade ettim. Biz parlamentolarda gerekirse anayasaları bile değiştirmiyor muyuz? Değiştiriyoruz. Dolayısıyla anlaşmalar da gerek görülürse elbette güncellenebilir. Ama bu konu biraz sanki takıntı haline gelmiş gibi. Aynı şeyi Başbakan Çipras'ta da gözlemledim. Onunla da konuştum. Lozan'ı sadece Türkiye-Yunanistan arasındaki bir konu gibi telakki etmek yanlış.
YanıtlaSilAmin:Hakikat, çok doğru, tamam manasindadir.Emin anlamındadır, Cebrail'in bir ismidir.
YanıtlaSilDost T. V.
yad i Cemil
Besmele ve Fatiha nin aciklamasi
GAZETE YAZARI
YanıtlaSil15 Temmuz darbesinin asıl hedefi, “paralel din” icat etmekti!
Yusuf Kaplan
Gazete Yazarı
16 Tem 2021, Cuma
6521131
PAYLAŞ
15 Temmuz işgal ve darbe girişimi, sadece “paralel devlet” teşebbüsü olarak algılandı ve sunuldu şimdiye dek. Oysa devlet, bu ülkenin çocuklarının elinden çoktan alınmıştı devşirme şebekeler tarafından iki asırlık süreçte.
O yüzden bu ülke zaten işgal altında: Ekonomisi, kültürü, bürokrasisi, eğitimi, sanatı bu ülkenin has çocuklarının değil, Batılıların uydusu devşirmelerin kontrolü altında ve milletin çocuklarını devşirmekte ve celladına âşık etmekte kullanılıyor.
15 Temmuz saldırısıyla yaşanan şey, Türkiye’yi ele geçirip İslâm’ı Protestanlaştırma (tıpkı diğer dinler gibi sekülerleştirerek hayattan uzaklaştırma) emperyalizme / küresel sisteme itiraz etmeyecek, kolaylıkla güdülecek paralel bir din icat etme, İslâm’ın direniş ve diriliş ruhunu yok etme projesiydi.
Bu “paralel din” projesinin iki asırlık uzun ve netameli bir geçmişi var.
İKİ ASIRLIK DARBELER TARİHİ
Tanzimat’la başlayan, Cumhuriyet’le birlikte “kültürel inkâr”a dönüşen modernleşme tarihimiz her tür darbenin yaşandığı ürpertici bir darbeler tarihidir.
Sultan Abdülaziz, bilekleri kesilerek bir saray darbesine kurban gitti.
Sultan II. Abdülhamid, küresel Yahudi-İngiliz şebekelerinin darbesiyle tahttan indirildi.
Cumhuriyet tarihindeki darbeleri saymaya gerek yok burada.
28 Şubat ve 15 Temmuz darbe girişimleri, doğrudan bu ülkenin Müslüman varlığını hedef alan, İslâmî varlık nedenini yok etmeyi amaçlayan darbe girişimleri olması bakımından diğer klasik darbelerden ayrılıyor. Bu darbeler, bu toplumun ruhunu, İslâmî ruh köklerini, genetik kültürel kodlarını imha etmeyi ve paralel bir din icat etmeyi hedefleyen darbelerdi.
İNGİLİZLERİN ŞARK MESELESİ VE “PARALEL DİN” PROJESİ
Bu iki darbeyle İngilizlerin iki asırlık Şark Meselesi projelerinin ikinci ayağının da hayata geçirilme sürecinde çok kritik bir aşamaya girildiğini görüyoruz.
Şark Meselesi’nin birinci ayağı, İslâm’ı, dolayısıyla tarih yapan bir aktör olarak İslâm medeniyetini tarihten uzaklaştırma projesiydi.
Osmanlı’nın durdurulması, müslüman Hindistan’ın parçalanması, Arap dünyasının paramparça edilmesiyle bu hedeflerine ulaştı İngilizler.
28 ŞUBAT DARBESİ VE “HORMONLU MÜSLÜMANLAR” PROJESİ
Şark Meselesi’nin ikinci ayağı ise, Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırma projesi...
Bu da son iki asırdan bu yana iki teo-politik ve teo-kültürel stratejiyle hayata geçirilmeye çalışılıyor: Öncelikli olarak, İkinci Dünya Savaş’ndan sonra emperyalistler tarafından sözümona bağımsızlıkları verilen müslümanların yaşadığı ülkelerde devletlerin İslâm’dan arındırılması. Bunun en katı uygulaması, Türkiye’de hayata geçirildi.
İkinci aşamada da toplumun İslâm›dan uzaklaştırılması süreçleri devreye girdirildi adım adım. İşte toplumun İslâm’dan uzaklaştırılması projesi son iki darbe girişimiyle gerçeğe dönüştürülmeye çalışıldı.
28 Şubat, İslâmî kesimlerin İslâmî duyarlıklarını yitirmelerine yol açtı; sekülerize olmuş, hayattan kopartılmış, sadece bireysel bir inanç meselesine indirgenen bir İslâm anlayışının tohumlarını ekti: Bu da, toplumda “hormonlu müslümanlar” icat etti.
Batı tarihinde Hıristiyanlığa yapılan, Hıristiyanlığı toplumdan ve hayattan uzaklaştıran dinin sekülerleştirilmesi demek olan protestanlaşma projesini bu kez İslâm’a uygulamak istiyor emperyalistler ve uyduları!
15 TEMMUZ DİRENİŞİ VE “PARALEL DİN” TEHLİKESİNİN
peryalistler ve uyduları!
YanıtlaSil15 TEMMUZ DİRENİŞİ VE “PARALEL DİN” TEHLİKESİNİN PÜSKÜRTÜLMESİ
15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ, İslâm’ı Protestanlaştırma projesi olarak adlandırdığım bu projeyi bütün küre ölçeğine yaymaya çalışıyor, bunu paralel bir din icat etme görevi olarak düşünüyordu. Eğer 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi başarıya ulaşmış olsaydı, İslâm’ı Protestanlaştıran paralel bir dinin merkez üssü Türkiye olacaktı.
Böylesine ürpertici bir sürecin bütün İslâm dünyasına da yayılması ve anaakım İslâm’ı devre dışı bıraktıracak bir paralel dinin, ruhu çalınmış, hayatın bütün alanlarından kovulmuş, anlamsızlaşmış, hayatta hiç bir karşılığı olmayan, emperyalistlere itiraz etmeyen, güdümlü bir paralel dinin İslâm dünyasına hâkim kılınması kolaylaşacaktı.
İşte 15 Temmuz darbe ve işgal girişimine göğsünü siper ederek karşı durmakla bu toplum, paralel devlet girişimini önlemekle kalmadı; bundan daha da önemlisi, paralel din girişimini de önledi.
Bu tarihî meydan okuma, ne yazık ki gözardı ediliyor Türkiye’de.
15 Temmuz’da bu toplum, İslâm’ın tarihinde çok önemli bir yıkım hareketine “dur!” diyerek çok büyük bir felâketi önlemiş oldu.
İslâm’ın Protestanlaştırılması projesi, hilafetin tarihten çekilmesinden bu yana yaklaşık bir asırdır özellikle Hindistan’da Kadıyânîlik hareketiyle İngilizler marifetiyle bütün Asya toplumlarına yayılmaya çalışılıyordu. Ayrıca, Türkiye’deki laikleşme projesi de, bir başka açıdan İslâm’ı protestanlaştırma (hayattan uzaklaştırma) projesidir.
Üçüncü olarak da postmodern kültürün hakikat fikrini inkâr etmesi, hakikati izafileştirmesi, deizm, ateizm biçimlerinin küre ölçeğinde hızla yayılmasına katkıda bulundu; hakikatin izafileştirilmesi, dinin de izafileştirilmesine zemin hazırladı.
Hem Türkiye’de FETÖ’nün zuhuru ve küre ölçeğinde örgütlenmesi hem de postmodern küresel kültürün küre ölçeğinde hızla yaygınlaşması, İslâm›ın protestanlaştırılması girişimi için son derece uygun zeminler oluşturuyordu. İşte bu toplumun Türkiye’de 15 Temmuz darbe ve işgal girişimini püskürtmekle bu “paralel din” projesine nasıl büyük bir darbe vurduğu ilerde daha iyi anlaşılacak
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.a.)
Sayfa: 321 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Cennetin bu kokusunu ahiret ameli ile dünyayı taleb eden kimse duyamaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 292 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı ve pazarı camilere tercih ettikleri, para için evlendikleri (evlendirilecek erkek Ve kadında dindarlık merhaba değil, para aradıkları) zaman Allah c. c. onları kıtlık, sultanların zulmü, hâkimlerin hıyaneti ( adaletsizliği) ve düşmanların tecavüzü ile cezalandiracaktir.
YanıtlaSilPeygamber Efendimizin Mucizeleri
cilt. 2.sy.848.
Yılan ancak yılan doğurur derler. Bu çoğunlukla böyledir. Yine bundan hareketle:kişinin aslı güzel oldu mu onun nesli de iyi olur derler. Yine bunun gibi: Çocuk babasının sırrıdır denir.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt. 22.sy.336.
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.a.)
Sayfa: 321 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
25 Temmuz 2021 04:48 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Cennetin bu kokusunu ahiret ameli ile dünyayı taleb eden kimse duyamaz.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 292 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
25 Temmuz 2021 04:50 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı ve pazarı camilere tercih ettikleri, para için evlendikleri (evlendirilecek erkek Ve kadında dindarlık değil, para aradıkları) zaman Allah c. c. onları kıtlık, sultanların zulmü, hâkimlerin hıyaneti ( adaletsizliği) ve düşmanların tecavüzü ile cezalandiracaktir.
Peygamber Efendimizin Mucizeleri
cilt. 2.sy.848.
25 Temmuz 2021 11:08 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Yılan ancak yılan doğurur derler. Bu çoğunlukla böyledir. Yine bundan hareketle:kişinin aslı güzel oldu mu onun nesli de iyi olur derler. Yine bunun gibi: Çocuk babasının sırrıdır denir.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt. 22.sy.336.
26 Temmuz 2021 02:48 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
İmanı saglamlastirmanin yolu Risale i Nurdadir. ( K. L.) 48.
İman sıdktir,doğruluktur. (H. S.) 51:3.kelime.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
sy. 307
Fonlamalar
YanıtlaSil27/07/2021 00:02
-Küresel fonlamalar bir dünya gerçeği. Dünyanın zengin ülkelerindeki kişiler ya da vakıflar, farklı ülkelerde birtakım alanları fonluyorlar. Kuşkusuz fonlayanların tercihlerinin bir sebebi var. Yani kendi önceliklerine göre fonlama yapıyorlar.
-Fonlananların, neden fonlandıklarını anlamaları ve karşı tercihte bulunmaları son derece tabii. Yani istemezseniz fonlanmazsınız. Fonlanmayı kabul ettiğinizde, bir anlamda fonlama hangi hedefe yönelik yapılmışsa, onunla uyum arz edeceksiniz, demektir.
-Diyelim Amerika’da bazı kişi ve vakıflar, Afrika’da aşılama veya gıda takviyesi için fon tahsis ediyorlar. Bu aşı veya gıda fonlamasına karşı “Batının emperyalist hesapları”ndan yola çıkarak kuşkular üretip tepki de gösterebilirsiniz, eliniz mahkum bu fonlardan istifade de edebilirsiniz.
-Türkiye olarak Suriyeli göçmenler için AB’den fon alıyoruz, hatta mevcut fonları yetersiz görüp takviye bile talep ediyoruz. Nasıl bakmalı bu konuda AB’nin hesaplarına ve bizim kabul veya reddimize?
-Şimdilerde Amerika’da bir vakfın, Türkiye’de bir kısmı medya alanında bazı kurumları fonladığı tartışılıyor. Medyascope gibi bazı siteler bunu en başta ilan etmişler. Demek ki Medyascope, böyle bir fonlanmayı kamuoyu ile paylaşmaktan gocunmuyor. Gocunmuyor, yani bunun yayın yaptığı ülke insanlarınca bilinmesini bir problem olarak görmüyor.
-Medyascope böyle bakıyor olsa bile, şu an, bu sebeple özellikle iktidara yakın medya gruplarınca çarmıha gerildiği de bir vakıa. Çerçeve şu: Amerika’da birileri fonluyorsa, Türkiye’de bir hesapları olmalı, bu hesap Erdoğan iktidarını yıkmaktır, Erdoğan iktidarını yıkmak ise Türkiye’de kendi çıkarlarını egemen kılmakla eşdeğerdir, fonlanan her kim ise bu networkün içindedir vs…
-Böyle midir gerçekten? Yani fonlananların tümü – mesela Medyascope- her yayınında böyle bir direkt yönlendirme ile mi hareket eder, yoksa genel bir duruş buluşması mı söz konusudur? Medyascope yöneticileri -diyelim Ruşen Çakır- böyle bir güdümlemeye razı olur mu, ondan rahatsız olmaz mı, Medyascope yayınına bir şekilde iştirak edenleri kontrol mümkün mü?
Ben, özellikle medya alanında bunun mümkün olmadığını düşünürüm. İnsan, özellikle düşüncenin sirküle edildiği bir alanda kontrol edilemez bir varlıktır.
YanıtlaSil-Diyeceğim, ama bana Türkiye özelinde bir yığın farklı örnekler sunulacak. Dünyada da geçmişten bugüne özellikle totaliter yapılarda insan düşüncesinin medya alanında nasıl tek biçimli hale geldiğinin örnekleri yığınladır.
-Bu Amerikan fonlamaları gündeme gelmeden önce Türkiye “havuz medyası” ya da “yandaş medya”yı tartışıyordu. Olay iktidar eliyle “medya fonlaması” anlamına gelmekteydi. Medya yapılanması için havuzlar oluşturulmuş, iş dünyasının bu havuzlara fon aktarması sağlanmış, devlet bankalarından sağlanan kredilerle medya gruplarının el değiştirmesi gerçekleşmiş, kadrolar oradan oraya transfer edilmiş, tv’lerdeki tartışma programlarının kadroları tayin edilmiş vs…
-Bakıyorum şu anda Amerikan fonlaması konusunda en bıçkın yazıları döşenenler, o medya içinde isimleri oradan oraya tedavül edenler. Ben şöyle düşündüm onlara bakınca: Bu bir tür yara sarma operasyonu. Ukde vardı içlerinde havuz medyası - yandaş medya diye tanımlanmaktan ötürü, şimdi bir başka “kötü” buldular onun üzerine çullanarak kendilerini aklamaya çalışıyorlar.
-Ben gene de insanların otomat olmadığını düşünürüm. Yani havuz medyası içindekiler de bütün bütün “otomat” değildir, en azından fonlandıkları odaktan faklı düşünmediklerini zannederek farklı düşünür hale gelebilirler ve bir süre sonra mimlenebilirler. (Kaç kişinin işine son verildi küçük eleştirilere yöneldiler diye o medya gruplarında?) Ya da, insani zaaf sebebiyle unutarak, yanlış düğmeye basarak farklı noktaya savrulurlar. En son Cumhurbaşkanının görüntüsü nasıl yayınlandı İletişim Başkanlığı’nın olağanüstü hassasiyetine rağmen?
-Doğrusu Türkiye’de bir yandan “bir tripod bir kamera ile” medya alanına girmek ve gündemi sarsmak mümkün, bir yandan da, medya finansmanı kolay taşınır bir şey değil. Şu soru çok rahat sorulabilir: Havuz medyası diye nitelenen alan, sadece okur – seyirci finansmanı ile destekleniyor olsaydı, ömrü kaç gün sürerdi? Ziraat Bankası, bütün medya organlarını Demirören grubu gibi fonluyor mu mesela? Gazetelerin devlet kuruluşlarından aldıkları reklam hangi amaca yönelik bir fonlama anlamı taşıyor, bunu da tartışsak ya…
-Son bir soru soralım: Açlıktan nefesi kokan vatandaşın sokak medyasına söylediği sözün yakıcılığını kim fonluyordur acaba? Ya da bu vatandaş, “kaçıncı kol”a mensup olarak ülkeyi yıkmaya çalışıyordur?
Dünyanın iktisadi ve siyasi şartları şeriatı tatbik etmek ve hilafeti getirmek zorunda bırakacaktır. (Turkiye'de)
YanıtlaSilMehmed Mandal
söyleyen Said Nursi
Bediuzzaman
Dost T. V.
Kuyruk koparsa seyret tozu dumanı deyiminin anlamı:
YanıtlaSilBir felaket ve tehlikeden önceki anormal durum, telaş ve tedirginlik.
Kuyruk koparsa seyret tozu dumanı deyiminin hikâyesi:
Bazı küçük olaylar ve belirtiler büyük bir felaketin veya tehlikenin habercisi olabilir. Mesela, hayvanların garip hareketleri, ötüşme ve kaçışmaları gibi.
Bir gün Nasrettin Hoca, köyden bir adam ile gelirken dağda bir mağara görmüşler. Adam:
Hoca’m şu mağaraya bir girip çıkayım, belki bir tavşan veya tilki yakalarım, demiş. Adam mağaraya girmiş. Nasrettin Hoca’da mağaranın dışında beklemeye başlamış. Bu arada büyük bir kurt hızla mağaraya girerken Hoca, kurdun kuyruğundan yakalamış. Mağaranın ağzı dar olduğundan Hoca’nın elinden de kurtulamadığından kurt, debelenip duruyormuş. Dışarıdan bir gürültünün olduğunu duyan adam, içeriden Hoca’ya seslenmiş:
Hoca’m, niye tepinip duruyorsun mağaranın önünde, ben burada toz dumandan boğuluyorum, demiş. Hoca’da:
Kuyruk koparsa sen o zaman seyret tozu, dumanı, demiş.
Öyle büyük bir günah vardır ki, insanlar ondan dolayı Allah'dan mağfiret dahi istemezler. Bu da "Dünya Sevgisi"dir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak müslümanların efdali mazhar olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Batı Toplumu Ahlaken Çöktü
YanıtlaSilAlper TAN
29 Temmuz 2021 14:56
A- A+
Ahlaki üstünlüğünü ve meşruiyetini kaybetmiş toplumların siyasi, teknolojik ya da askeri üstünlüklerini uzun süre devam ettirebilmeleri söz konusu olamaz. Batılı halklar, siyasi, askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüklerini hala koruyor olsalar da ortaya çıkan bütün gelişmeler aslında ahlaken korkunç bir çürümüşlük içerisinde olduklarını göstermektedir. Dünyanın en büyük haber ajansları, enformasyon ağları ve sosyal medya mecralarını kontrol altında tuttukları için bunu şu an büyük ölçüde sansürlüyor/gizleyebiliyor olabilseler bile o siyah perdenin ardında bu durumu ilanihaye gizlemelerinin mümkün olmadığı ortadadır.
Toplumun kimliğini oluşturan ve o toplumu ayakta tutan en önemli unsur dini inançlardır. Dini inancında boşluğa düşmüş devletlerin veya toplumların kimliklerini korumaları, kader birliği yapabilmeleri ve ortak hareket edebilmeleri zordur. Batının dini kurumlarının en küçük biriminden en üst otoritesine kadar dehşet bir yozlaşma, kokuşmuşluk ve umursamazlık içerisinde olduğu gözlenmektedir.
Aşağıda sıralayacağımız açık örnekler aslında sadece Batıyı değil Batı ile ilişkili, Batıyı takip ve taklit eden tüm dünyayı da tehdit etmektedir.
Kiliselerde cinsel taciz skandalları, intihar ve istifalar:
Dünyanın hemen hemen her yerinde kiliseler cinsel taciz skandallarıyla çalkalanıyor. Yapılan araştırmalar ve soruşturmalar, on binlerce çocuğun istimara uğradığını ortaya koyuyor. Bu istismarların bazıları örtülürken, bazıları hapis cezaları ve tazminatla, bazıları ise istifalar ve rahiplerin intiharlarıyla sonuçlanıyor. Yani üstü örtülüp uyutulup unutuluyor.
ABD’deki 42 bin rahipten 3 bini sapık çıktı
ABD'de 90'lı yıllardan bu yana binlerce gencin Katolik rahiplerin cinsel taciz ve istismarına maruz kaldığı ortaya çıktı. Bu skandallar, 2007'de Katolik kurumlarının 615 milyon dolar tazminat ödemesine yol açmıştı. 2007 yılında açıklanan verilerle, "Rahiplerin Sorumluluğu" adlı derneğe göre, ABD'deki 42 bin rahibin 3 bin kadarı cinsel tacizle suçlanıyor. Vatikan ise yine yıllar önce yayımladığı belgelerle, Katolik rahip adaylarına mesleğe alınmadan önce psikolojik test uygulanmasını istemiş, psikolojik testlerin amacının, heteroseksüel rahip adaylarının cinsel arzularını bastırıp bastıramayacaklarının belirlenmesi ve homoseksüel eğilimli olanların belirlenmesi olduğuna dikkat çekilmişti.
İrlanda’da durum
YanıtlaSilİrlanda hükümetinin hazırladığı, 1975-2004 arası dönemi kapsayan raporda, "rahiplerin büyük çoğunluğunun çocukların maruz bırakıldığı kötü muameleye göz yumduğu, çocukların iyiliğinin, kilisenin itibarının korunmasına dair endişelerin gerisinde kaldığını, kilisenin yapısı ve kuralları kadar, devletin kiliseyle ilgili meseleleri yasaların kapsamı dışında tutmasının da bu tür olayların gizli kalmasını kolaylaştırdığı" belirtilmişti. Tacizle suçlanan 46 rahibe yönelik 320 şikayetin incelendiği ve 700 sayfayı geçen raporda, İrlanda polisi de cinsel taciz şikayetlerini görmezden gelmek, olayları soruşturmak yerine sadece din otoritelerine bildirmekle itham ediliyor.
Vatikan, skandalları sistematik olarak gizliyor
2010 yılında New York Times gazetesi, Katolik dünyasının o dönem ruhani lideri olan daha sonra ise istifa eden Papa 16. Benediktus (Joseph Ratzinger) ve diğer Vatikan yetkililerinin 90'lı yıllarda Amerikalı rahip Lawrence C. Murphy'nin Wisconsin'deki sağır çocuklar okulunda 200 kadar çocuğu taciz etmesi olayını örtbas ettiğini yazmıştı. Avusturya'da yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, Avusturyalıların büyük çoğunluğu bu sorumluluğun Papa 16. Benediktus’a ait olduğunu söyleyerek Papa'nın istifa etmesini istemişti.
Vatikan’ın yani Katolik dünyanın şimdiki lideri Papa Franciscus ise Avustralya'da 1970'li yıllarda görev yaptığı Sydney'in Hunter bölgesinde rahip Jim Fletcher'ın çocuklara yönelik cinsel tacizini örtbas ettiği ortaya çıkan Adelaide Başpiskoposu Philip Wilson'ın istifasını kabul etti.
Rahip Jim Fletcher, 2004'te çocuklara yönelik 9 farklı cinsel taciz olayından mahkum olmuş, 2006'da hapishanede ölmüştü(!).
Rahiplerin intiharı(!)
2014 yılında İtalya'da 13 yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmakla suçlanan Trieste kenti piskoposluğuna bağlı çalışan Rahip Don Maks Suard kilisesindeki makamında kendini asarak intihar etmişti(!).
Vatikan’ın "utancı" sapık rahipler
ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yüzlerce Katolik rahibin, binden fazla çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanması, Katolik dünyasının cinsel istismar vakalarını yeniden tartışmaya açtı.
Vatikan’da 2 bin sapık rahip yargılanıyor ama davalar sonuçlanmıyor
Pensilvanya Başsavcısı Josh Shapiro, iki yıllık bir soruşturmanın ardından çocuklara yönelik cinsel istismarların, Pensilvanya ve Vatikan'daki kıdemli kilise yetkililerince "sistematik" bir şekilde örtbas edildiği sonucuna ulaşsa da suçlamalar sadece ABD ile sınırlı değil.
Papa Franciscus, yaptığı açıklamada, Vatikan'da rahipler aleyhinde devam eden 2 bin cinsel taciz davası olduğunu ve sürecin ağır işlediğini kabul etmişti.
Bir dirhem riba, Allah indinde otuzaltı zinadan eşeddir. Ve kimin eti ki haram lokmadan büyümüştür, onu ateş paklar.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 284 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Kalkancı’yı, Emire’yi hatırlayın. 28 Şubat öncesi, sırası, sonrasını hatırlayın. Feraset sahibi aynı çukura tekrar düşmemeli.
YanıtlaSilMI6, CIA, MOSSAD yok değil. Ama bunların Media, Mafia, Sermaye, Siyaset, STK, Bürokrasi, Akademi içindeki uzantılarına da dikkat! Kaç PKK var biliyor musunuz? MOSSAD’ın, CIA’nın, Rusların, İran’ın PKK’sı ayrı. İçimizdeki FETÖ’cüler, dışımızdakilerden daha tehlikeli. Sahi, THK’nın o yönetim kurulunu kim nasıl belirledi?. Bundan sonra Adliye, Mülkiye, Maliye, Sosyal Media’ya dikkat. Sadece orman yangınını gözünüze çok yaklaştırırsanız arkasındaki bir ormanı kaybedebilirsiniz. Selâm ve dua ile.
KIYÂFE
YanıtlaSilالقيافة
İki kişinin organlarındaki benzerlikten aralarında kan bağı bulunduğunu ve karakterlerinin nasıl olduğunu tesbite yarayan tahminî bilgi.
KIYAFETNÂME
YanıtlaSilقيافتنامه
İnsanın dış görünümünden karakterini tanımayı konu edinen eserlerin genel adı.
Müellif:
MİNE MENGİ
Arapça kavf kökünden türeyen kıyâfe(t) “iz sürüp gitmek, takip etmek, peşi sıra gitmek” anlamına gelir. Kelimenin Türkçe’de ve Farsça’da ayrıca “kılık kıyafet, elbise, şekil, görünüş” mânaları da vardır. Eskiden Arabistan’da yerdeki ayak izlerine bakarak iz sahibi hakkında bazı tesbitlerde bulunan, kişiler arasındaki benzerliklerden, özellikle ayak benzerliklerinden akrabalık derecesini belirlemeye çalışan kimselere kāif denmekteydi. İlm-i kıyâfet zamanla bir bilim dalı halinde gelişmiştir. İnsanın görünen dış özelliklerine bakarak görünmeyen iç özelliklerini anlamaya çalışan kimseye de kāyif veya kıyâfet-şinâs denilmiştir. Arapça’da firâse(t) kelimesi de “iz sürmek, birinin arkasından gitmek” anlamına geldiğinden Arap âlim ve edipleri kıyafet yerine daha çok firâset kelimesini kullanmışlardır (bk. FİRÂSET). Folklorda ise kıyafet “el falı ve yüz falı” mânalarını kazanmıştır.
Bilim dalı olarak kıyafet firâsetten daha dar bir alana inhisar eder. Türkler, firâset ilminin Arap medeniyet ve coğrafyasını ilgilendiren kısımları (ibnü’l-ektâf, ilmü’l-irâfe, ilmü’l-ihtidâ, ilmü’r-riyâfe, ilmü nüzûli’l-gays, ilmü kıyâfetü’l-eser) yerine insanın bedenî ve ruhî yapısıyla ilgilenen bölümlerini (ilmü’l-kef, ilmü’l-esârîr, ilmü’l-ihtilâc, ilmü kıyâfeti’l-beşer) ön plana çıkarıp bunları “kıyâfetü’l-isr” ve “kıyâfetü’l-beşer” olmak üzere iki kısımda değerlendirmişlerdir. Kıyâfetü’l-isr, insanların veya binek hayvanlarının ayak izlerinden sahibinin genç mi yaşlı mı olduğunun, cinsiyetinin ve bazı fiziksel özelliklerinin tahmin edilmeye çalışıldığı bilim dalıdır. Kıyâfetü’l-beşer ise “kıyâfetü’l-insâniyye, kıyâfetü’l-ebdân” olarak da bilinir ve insanın fiziksel özelliklerinden kişiliğini, ahlâkını tahmin ve nesebini tesbitle uğraşır. İlgilendikleri konular bakımından ilm-i sîmâ (insanın yüz özelliklerinden ahlâkını tahmin etme), ilm-i hutût (alın çizgilerinden insan ömrü ve refah düzeyi hakkında bilgi edinmeye çalışma), ilm-i kef (avuç içinden kişinin geleceğine ait hükümler çıkarma, el falı) ve ilm-i ihtilâc (insan bedenindeki seğirmeleri anlamlandırma) ilm-i kıyâfete yakın diğer bilim dallarıdır.
İnsanın beden yapısıyla kişilik özellikleri arasında bağlantı olduğu görüşünün geçmişi çok eskilere dayanır. İslâmiyet’ten önce Mısır, Yunan, İran, Roma ve Hint kültürlerinde sistematik olmamakla birlikte ilm-i kıyâfetin varlığı bilinmektedir. İlk olarak Hipokrat (m.ö. V. yüzyıl) tıpta bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde bu ilimden yararlanmış ve insanları tiplerine göre tasnif etmiştir. Daha sonra Eflâtun, Galen, İladus ve Aristo da konuyla ilgilenmişlerdir. İslâmiyet’in Doğu’da yayılışının ardından İslâm dünyasında kıyafet ilmine alâka artmıştır. Türkler kıyafet ilmini tıbbın yanı sıra siyasette de kullanmışlar, ayrıca saraya adam alırken, esir ve hizmetkâr seçerken kişilerin dış görünüşlerinden karakter yapıları hakkında fikir edinmeye çalışmışlardır. Bu faydaları dolayısıyla padişahlar kıyâfetşinaslara ilgi göstermiş ve içinde bu konuların yer aldığı kıyafetnâmeler yazdırmışlardır. Bu eserler zamanla gelişme göstermiş, daha önce yazılan kitapların tercümesi yerine Türk medeniyet ve coğrafyasının damgasını taşıyan kıyafetnâmeler ortaya çıkmıştır. Nitekim bu konuda Fars kültüründe yer alan eserler daha az olduğu gibi bunlar kıyafetnâme olarak da anılmamaktadır.
YanıtlaSilAraplar arasında konuyla ilgili ilk eserin İmam Şâfiî tarafından yazıldığı, ancak bunun günümüze ulaşmadığı bilinmektedir. Kindî’nin Risâle fi’l-firâse’si, Yuhannâ b. Bıtrîḳ’ın Aristo’dan çevirdiği Kitâbü’s-Siyâse fî tedbîri’r-riyâse’si, Ebû Bekir er-Râzî’nin el-Manṣûrî adlı eseri kıyafetnâme türünün ilk örnekleri olarak tanınır. Ayrıca kaynaklar İbn Sînâ’nın da konuyla ilgili bir risâlesinin varlığından bahseder. Arapça kıyafetnâme veya firâsetnâme türünün sonraki başarılı örnekleri ise Ebû Sehl el-Mesîhî (Firâsetnâme), Fahreddin er-Râzî (Kitâbü’l-Firâse) ve Şeyhürrabve ed-Dımaşkī (Kitâbü’l-Âdâb ve’s-siyâse fî ʿilmi’n-naẓarî ve’l-firâse) tarafından kaleme alınmış olup eserleri içinde kıyafet bölümüne yer veren müellifler de vardır. Bunlar arasında Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî (er-Risâle’de bir bölüm) ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî (et-Tedbîrâtü’l-ilâhiyye’de bir bölüm) sayılabilir.
Farsça yazılmış kıyafetnâmeler içinde Kâşânî’nin elde bulunmayan bir eseri, Derviş Abdurrahman Mîrek’in Tuḥfetü’l-faḳīr’i, Emîr-i Kebîr Hemedânî’nin Ẕaḫîretü’l-mülûk adlı eseri zikredilebilir. Hüseyin Vâiz-i Kâşifî’nin Aḫlâḳ-ı Muḥsinî’sinde de kıyafetle ilgili bir bölüm yer almaktadır.
YanıtlaSilBilinen Türkçe ilk kıyafetnâme, Bedr-i Dilşâd’ın II. Murad’a sunduğu Murâdnâme adlı mesnevisinin kırkıncı babında yer alan köle ve câriye satın alırken dikkat edilmesi gereken hususların açıklandığı bazı beyitlerden (beyit: 7464-7631) ibarettir (Ceyhan, II, 878-891). Sarıca Kemal Selâtînnâme’sinde Firâsetnâme adlı eserinden bahsederse de bu eserin elde mevcudu bulunmamaktadır. Bu konuda günümüze ulaşan en eski tarihli Türkçe eser Hamdullah Hamdi’nin manzum Kıyâfetnâme’sidir. Mesnevi şeklinde yazılmış 153 beyitlik eserde renk, boy, yanak, saç, sakal, baş, alın, çene, el, parmak vb. yirmi altı başlık altında karakter tahlilleri yapılmıştır. Eserin bazı nüshaları Süleymaniye (Esad Efendi, nr. 3436, 3613), İstanbul Üniversitesi (TY, nr. 1883), Millet (Ali Emîrî Efendi, nr. 563), Erzurum Atatürk Üniversitesi (A. Sırrı, nr. 605) ve Ankara Eski Eserler (nr. 1717) kütüphanelerinde bulunmaktadır (Çelebioğlu, sy. 11 [1979], s. 319). Diğer Türkçe kıyafetnâmeler arasında Uzun Firdevsî’nin Firâsetnâme’si, İlyâs b. Îsâ-yı Saruhânî’nin, Abdülmecid b. Şeyh Nasûh’un, Mustafa b. Evranos’un ve Bâlîzâde Mustafa’nın kıyafetnâmeleri sayılabilir. Nesîmî’nin Kıyâfetü’l-firâse’si (İÜ Ktp., TY, nr. 5413), Visâlî’nin Vesîletü’l-irfân’ı (Atatürk Üniversitesi Ktp., A. Sırrı, nr. 269) ve Lokmân b. Hüseyin’in (Seyyid Lokmân Çelebi) Kıyâfetü’l-insâniyye fî şemâili’l-Osmâniyye’si de en çok bilinen eserlerdir. Lokmân b. Hüseyin’in III. Murad’a sunduğu kıyafetnâmede Osmanlı padişahlarının bedenî özelliklerinden hareket edilerek karakter özellikleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Bu kitabın İstanbul ve Avrupa kütüphanelerinde çok sayıda nüshası bulunmaktadır (Rieu, s. 53 vd.; Tayşi, IV/3 [1980], s. 101-103). Kıyafetnâmelerin son meşhur örneği, Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın Mârifetnâme’si içinde yer alan bölüm dışında onun manzum olarak yazdığı Kıyâfetnâme adlı eserdir. Gevrekzâde Hasan Efendi’nin Kıyâfetnâme’siyle Mustafa Hâmi Paşa’nın Fenn-i Kıyâfet’i ise İbrâhim Hakkı’nın eseri kadar itibar görmemiştir.
Kıyafetnâmelerde yer alan birtakım değerlendirmelerin bütünüyle izahı mümkün değilse de uzun tecrübe ve müşahedelere dayanan hükümlerin yer yer isabetli olduğu inkâr edilemez. Bununla beraber en seçkin kıyafetnâmelerde bile sonradan aksi ispat edilen yahut kökten yanlış olan değerlendirmeler de bulunmaktadır.
YanıtlaSilİnsanın beden yapısıyla ruh yapısı arasında ilişki olduğu görüşü İslâm dünyasının yanı sıra Batı’da da ilgi uyandırmış, son yüzyıllarda el yazısından karakter tahliliyle psikolojinin fizyotipoloji dalı ve tıbbın bazı dallarında psikiyatrik teşhis ve tedavi alanlarında kullanılmaya başlanmıştır. Bu görüş hukukta da kriminoloji biliminin doğuşunda rol oynamış, Lombroso’dan itibaren özellikle ceza hukukunda önem kazanmıştır.
BİBLİYOGRAFYA
Muslihuddin Mustafa, Ahterî, İstanbul 1309, s. 842.
Kāmus Tercümesi, II, 831.
Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 879; II, 1181, 1366-1367.
Rieu, Catalogue, s. 53 vd.
Osmanlı Müellifleri, I,18; II, 49, 113, 359; III, 136.
Hayyam Pur, Manzum Kıyafetnâmeler (mezuniyet tezi, 1941), İÜ Türkiyat Enstitüsü Ktp., nr. 619.
Serpil Bülbülân, Hamdullah Hamdi ve Kıyafetnâmesi (mezuniyet tezi, 1967), DTCF Ktp., nr. 84.
İskender Pala, Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü, Ankara 1995, s. 298-299.
Adem Ceyhan, Bedr-i Dilşâd’ın Muradnâmesi, İstanbul 1997, II, 878-891.
Mine Mengi, “Kıyafetnameler Üzerine”, TDAY Belleten, 1977 (1978), s. 299-309.
Âmil Çelebioğlu, “Kıyafe(t) İlmi ve Akşemseddinzâde Hamdullah Hamdi ile Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kıyafetnâmeleri”, EFAD, sy. 11 (1979), s. 305-348.
M. Serhan Tayşi, “Kıyafet İlmi ve Seyyid Lokman Çelebi’nin Kıyafetnamesi”, İslâm Medeniyeti Mecmuası, IV/3, İstanbul 1980, s. 91-112.
YanıtlaSilKāmûsü’l-a‘lâm, III, 1982.
Macdonald, “Kıyafet”, İA, VI, 775-776.
Bir kimse haramdan bir lokma yerse, kırk gün namazı kabul olunmaz ve kırk sabah duası kabul olmaz. Haramın bitirdiği et Cehenneme daha layıktır ve haramın bir lokması da et bitirir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 409 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Allah c. c. sevenleri sevmemek haram lokma sebebiyledir.
YanıtlaSilEsad Coşan
Akra fm
gurbet sohbetleri
Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 282 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Cibril (a.s.) Bana dedi ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) dilediğin kadar yaşa, öleceksin. İstediğini sev nihayet ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, nihayet onun hesabını vereceksin."
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 331 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 344 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Dünya hayatı geçicidir. Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Sonuçta iman edenler ve o iman üzere yaşayanlar mahzun olmayacaklar. Ve bu dünyada olan her şey bir imtihan vesilesidir. Bizi gören, duyan, bilen, kadir-i mutlak / Mutlak iktidar sahibi, “ol” deyince olduran, “öl” deyince öldüren bir Allah var! Herkes için, iyilik ya da kötülük, yaptığının karşılığı eksiksiz verilecek bir gün var.
YanıtlaSilSelâm ve dua ile.
Duanın hayırlısı istiğfardır. İbadetin hayırlısı "Lâ ilâhe illallah" sözüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 281 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
1988 de açıklannması gereken belgelerden itiraflar mı var .
YanıtlaSilAtatürk ün vasiyeti
Meriç Tumluer
Fiili Kıstas Prensibinden Alacağımız Ders
YanıtlaSilBütün fikirlerin kusuru,teoride kalmak ve planlandığı gibi tatbik edilememektir.
İslam Tefekkür Ufku
Osman Nuri Topbaş
sy. 605.
YanıtlaSilـ4787 ـ15ـ وعن أبى مالكٍ أو أبى عَامرٍ ا‘شعرى رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال:]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: لَيَكُونَنَّ مِنْ أُمَّتِى قَوْمٌ يَسْتَحِلُّونَ الْحِرَ وَالْحَرِيرَ، وَالْخَمْرَ وَالْمَعَازِفَ، وَلَيَنْزِلَنَّ أقْوَامٌ الى جَنْبِ عَلَمٍ، تَروحُ عَلَيْهِمْ سَارِحَةٌ لَهُمْ فَيْأتِيهِمْ رَجُلٌ لِحَاجَتِهِ، فَيَقُولُونَ: ارْجِعْ إلَيْنَا غَداً فَيُبَيِّتُهُمُ اللّهُ تَعالى، وَيَضَعُ الْعَلَمَ، وَيَمْسَخُ آخَرِينَ قِرَدَةً وَخَنَازِيرَ
الى يَوْمِ الْقِيَامَةِ[. أخرجه البخاري.»الحِر« بكسر الحاء المهملة وبعدها راءٌ مهملة، والمراد به هنا: الزنا.و»العَلَمُ« الجبل والعمة.و»تَروحُ علَيْهِمْ السَّارِحَةَ« السارحة: المواشى تسرح الى المرعى، وتروح الى أهلها بالعشى.و»بَيَّتَهُمُ العدوُّ« إذا طرقهم لي وهم غافلون .
15. (4787)- Ebu Malik veya Ebu Amir el-Eş'arî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Ümmetimden bir kavim, ferci (zinayı), ipeği, içkiyi, çalgıyı helal addedecektir. Bir kısım kavimler de bir dağın eteğine inecekler. Onların sürüsünü, çoban sabahları yanlarına getirecek. (Fakir) bir adam da bir ihtiyacı için yanlarına gelecek. Onlar adama:
"Bize yarın gel!" derler. Bunun üzerine Allah onları geceleyin yakalayıverir ve dağı tepelerine koyarak bir kısmını helak eder. Geri kalanları da mesh ederek kıyamete kadar maymun ve hınzırlara çevirir." [Buhârî, Eşribe 6.][101]
Fiili Kistas Prensibinden Alacağımiz Ders
YanıtlaSilBütün fikirlerin kusuru, teoride kalmak ve plânlandiği gibi tatbik edilememektir.
islâmiyet'te, amel-i sâlihler ile tescil ve te'yid edilmeyen iman, bir rüzgårla sönebilecek olan, muhafazasız bir lamba
gibi kabul edilir.
Amelsiz ilim, yani hayata aksetmeyen kuru bilgi, faydasızdır. Bunun için amel, uygulama, tatbikat şarttır. Hattà amelle-
rin de ihlâs ile edâ edilmesi elzemdir.
Yönetim ve eğitim sahasında, asl "'uzaktan kumanda" gibi, icraatin içinde bulunmadan sevk ve idare, makbul değildir. Nitekim râşid halifeler, müçtehid imamlar ve cümle Hak dostlar yaptıkları içtihadların, verdikleri emir ve nasihatlerin en mükemmel uygulayıcısı , bizzat kendileri olmuşlardır. Hattâ müctehid imamlar, verdikleri içtihadlar içinde kolaylik ihtiv eden ruhsatlarla değil, daha zor olan azimetler ile amel etmeyi tercih etmişlerdir.
Onlar, RasûlullahEfendimiz'i göremeyenler için, nebevî
dhlakin zamana yayılmiş zirve temsilcileri mevkiindedirler. Bu
gonuyle de Islâm ahkâminın ve ahlâkının canlı birer temsilcisi Olarak ümmete rahmet vesîlesi olmuşlardir.
Dinimizde ruhban sinifi olmadiğı için, dinin tatbikâti sadece din adamlarına àit bir sorumluluk değildir. Hristiyanlık ve
605 syf
Yahudilik gibi muharref dinlerde ise, dinin tatbikâtı sadece din
YanıtlaSiladamlarina terk edilmiştir.244
Hattâ muharref Yahudilik te, zor emirler ve ağır vecibeler halka yaptırilıp türlü tahriflerle, eşrata/ ust tabakaya iltimas
geçilir. 245
244. "Kohenler ve Levililer, Yahudilik'teki din adamlari sinifi olup Mábed'de vazife
yapmaktaydılar. Levililer, Hz. Yakub'un oğlu Levi'nin soyundan gelen insanlar
dir ve Tanri tarafından dini hizmet için seçilmişlerdir. Kohenler ise Levililerin
Harun soyundan gelen neslidir. Kohenler, ibadetlerin icrâsıindan sorumluyken,
Levililer temizlik, tertip-düzen ve ilâhi sõylemek gibi konulardan sorumluydu-
lar.. (Prof. Şinasi Gündüz, Dünya Dinleri, sf. 82, MilelNihal Yay. Ist. 2019)
245. Yahudilik'te beşer eliyle yapilan tahrifat neticesi ortaya çikan, toplumda itibar sahibi kesimi kayırma uygulamalarına şu hádise tipik bir misaldir:
Berá bin Azib tan nakledildiğine göre; zinå ettiği için kendisine celde (s0-
pa) cezasi uygulanmiş ve yine ceza olarak yüzü siyaha boyanmiş bir yahudi,
Efendimizin yanindan geçiyordu. Allah Rasúlü onların âlimlerinden bir
adami çağirip:
"-Tevrat'ta zin edenin cezasint böyle mi buluyorsunuz?" diye sordu. Adam:
"-Evet." dedi. Efendimiz
-Musa'ya Tevrât' indiren Allah adına doğru söyle! Tevrat'ta ziná edenin ceza-
st bu mudur?" diye sorusunu tekrarladı. Adam:
"-Hayır, eğer Allah adina diye yeminle sormasaydın, Sana bunu söylemezdim.
Mâdem böyle yeminle sordun, doğruyu söyleyeceğim; onun cezası recmdir."
deyip șöyle devam etti:
-Eşraf ve ileri gelenler arasinda zina çoğalınca, onlara recmi uygulamak iste-
medik ve eşraftan biri ziná eder de zināsını yakalarsak, ona recmi uygulama biraktik. Siradan birisinin zinâsını yakaladiğımizda da ona recmi uygulamaya
başladık . Ancak bu ikilik, bizi de rahatsız edince orta bir yol aradık ve; «Gelin,
recm yerine herkese, yani ileri gelenlere de siradan kimselere de uygulayabile
cegimiz bir ceza koyalım.» dedik ve işte bu celde ve tahmim'i tespit ettik. Celde,
sopa vurmak (ki liflerden yapılmış ve zifte bulanmiş bir kamçı ile kirk kamçı vu-
rulurmuş), tahmîm de yüzünü siyaha boyamaktır.
Peygamber Efendimizyahudinin bu îtiráfı üzerine:
-Ey Allähtm! Sen'in, yahudiler tarafından terk edilen emrini ilk ihyà eden De
nim. deyip o yahudinin recmedilmesini emretti ve recmedildi. Bunun úzerine
Allah Teålà:
Ey Rasüll Kalpleri iman etmediği hälde ağızlarıyla einandık» diyen kimseler
den ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) Sen'i üzmesin. onta
madan yalana kulak verirler ve Sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler;
606 syf
islamiyet'te ise, alimler ve arifler, temsil makamindadir.
YanıtlaSilHem dii en zirve seviyede hayatlarina tatbik eder, hem de bu hususta çevrelerine örnek olurlar.
Bununla birlikte, Islâmi emir ve nehiylere riâyet edip dini hükümleri hayatina aksettirmek hususunda, akil-bâliğ olan her múslüman mes'ül ve mükelleftir.
kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler... (el-Mâide , 41) áyet-i kerimesini indirdi. ( Müslim, Hudad, 28; Taberi, VI, 150)
607 syf
İslam Tefekkür Ufku
Osman Nuri Topbaş
Olanda hayır vardır
YanıtlaSilder ümitsizliğe düşmekten kendini korur.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri
Hak şerleri hayretler,
Zannetmeki gayretler,
Arif anı seyreyler,
Mevla görelim n'eyler,
N'eylerse güzel eyler...
İslam Tefekkür Ufku
Osman Nuri Topbaş
sy. 302.
Azığın hayırlısı takva, kalbe ilka olanın hayırlısı yakîndır. (İman gürlüğü) (Mütteki kimsenin azık derdi olmaz)
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 281 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
YanıtlaSilEy Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk’ün ‘vasiyeti’, yani tuttuğu gizli notlar ne açıdan önemli?
YanıtlaSilAtatürk’ün gizli vasiyeti adı altında 1980’de bunu ilk defa dile getirdim. Kastedilen, Atatürk’ün siyasî vasiyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat…
Bu notlar ilk defa İnönü tarafından mı açıldı?
Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi. 1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun?
Bu notları açıp okuyanlardan bir bilgi sızmadı mı hiç?
Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir.
Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil282 1 Erkeklerin saflarının hayırlısı ön saf, şerlisi ise son saflardır. Kadınların saflarının hayırlısı geride, şerlisi ise önde olanıdır. Ey kadınlar topluluğu! Erkekler secde edince siz gözlerinizi yere indirin. Zira izarlarının darlığı sebebile onların avret yerlerini görmeniz ihtimali vardır. Hz. Câbir ra
282 2 Adamın malının hayırlısı, çok doğuran kısrak ve aşılanmış hurma bahçesidir. Hz. Süveyt İbni Hubey (r.a.)
282 3 Erkeklerin güzel kokusunun hayırlısı, kokusu zâhir, rengi hafi, kadınların güzel kokularının hayırlısı ise rengi zâhir, kokusu hafi olanıdır. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
282 4 Sizin hem meclis olduklarınızın en hayırlısı: görmekliğiniz Allah'ı hatırlatan, sözü ilminizi arttıran ve ameli de ahireti hatırlatan kimsedir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
282 5 Yeryüzünde suyun hayırlısı zemzemdir. O hem yemek yerine geçer, hem de derde şifa olur. Yeryüzündeki suların en şerlisi de Hadramuttaki Berehut vadisindeki bir sudur. İçindeki haşeratı çekirge ayağı gibidir. Sabah fışkırır, akşam kurur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
282 6 Hacamat olacağınız günlerin hayırlısı ayın onyedi, ondokuz ve yirmibirinci günleridir. Miraç gecesi melaikeden hangi topluluğa uğradımsa: "Ya Muhammed (s.a.s.) hacamata mülazemete bak" diye tavsiyede bulundular. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
282 7 Sizin hayırlınız, ehline hayırlı olanınızdır. Ben, sizin ehline en hayırlınızım. Arkadaşınız öldüğünde kusurunu söylemeyin. Hz. Âişe (r.anha)
282 8 İkiyüz yılından sonra sizin hayırlınız her "Hafîf-i hâz" dır. Denildi ki: "Ya Resulallah, "Hafîf-i hâz" nedir?" Buyurdu ki; ailesi ve çocuğu olmayandır. Hz. Huzeyfe (r.a.)
282 9 Sizin hayırlınız, dünyası için ahiretini terketmiyen, ahireti için dünyasını bırakmıyan ve halka da yük olmayandır. Hz. Enes (r.a.)
282 10 Süleyman (a.s.) mal, mülk ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. O İlmi aldı. Ve ilmi seçtiğinden dolayı da mal, mülk kendisine tabi kılındı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
282 11 (Rüyasını anlatacak bir kimseyi) Hayra mülaki ol, şerden korun. Hayır bize, şer düşmanlara. "Elhamdülillahi Rabbil alemin" söyle rüyanı. Hz. Dehhak (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil281 1 Meclislerin (oturuşun) hayırlısı, kıbleye karşı oturulan meclistir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
281 2 Arkadaşların hayırlısı, Allah'ı zikrettiğinde sana yardım eden, unuttuğunda hatırlatan ve onların da en iyisi, gördüklerinde Allah Tealanın hatırlanmasına vesile olan kimsedir. Hz. Hasan (r.a.)
281 3 İlaçların hayırlısı, buruna çekilen ve ağızdan alınan ilaçlar, kan aldırmak, müshil ve sülük vurdurmaktır. Hz. Şabi (r.a.)
281 4 İnsanların hayırlısı Arab, Arabın hayırlısı Kureyş, Kureyşin hayırlısı Benî Haşimdir. Acemin hayırlısı Fars, Sudanlının hayırlısı Nube, boyanın hayırlısı sarı, malın hayırlısı mehirdir. Boyanmanın en iyisi kına ve ketem (kırmızıya meyyal siyah) ile olandır. Hz. Ali (r.a.)
281 5 Rızkın hayırlısı günbegün kafi miktarda olanıdır. Hz. Enes (r.a.)
281 6 Mescidde en hayırlı yer, imamın arkasıdır. Rahmet inince önce imama iner. Sonra arkasındakine, sonra sağındakine, sonra solundakine, sonra da mescid ehline taksim edilir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
281 7 Kadınlarınızın hayırlısı iffetli ve kocasına karşı da hevesli olanıdır. Hz. Enes (r.a.)
281 8 İbadetin hayırlısı fıkıhtır. Hz. Saad (r.a.)
281 9 Yemeğin hayırlısı soğuk ve tatlı olanı, içeceğinizin hayırlısı da gene soğuk ve tatlı olanıdır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
281 10 Duanın hayırlısı istiğfardır. İbadetin hayırlısı "Lâ ilâhe illallah" sözüdür. Hz. Ali (r.a.)
281 11 Azığın hayırlısı takva, kalbe ilka olanın hayırlısı yakîndır. (İman gürlüğü) (Mütteki kimsenin azık derdi olmaz) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
281 12 Müminlerin hayırlısı kanaatkar, şerlisi de tamahkar olanıdır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
281 13 Erkeklerin hayırlısı Ali (r.a), gençlerinizin hayırlısı Hasan ve Hüseyin (r.anhüma), kadınlarınızın hayırlısı Fatma (r.anha)dır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
281 14 Ümmetimin kadınlarının hayırlısı yüzü güzel (güzel yüzle karşılayan) ve mehri az olanıdır. Hz. Âişe (r.anha)
281 15 Gençlerinizin hayırlısı, orta yaşlılarınıza benziyen (ağır başlılıkta) yaşlılarınızın şerlisi de gençlerinize benziyenlerdendir. (Hoppa meşrebli) Hz. Vasile (r.a.)
281 16 Zikrin hayırlısı hafi olanı, rızkın hayırlısı ise kifayet miktarı olanıdır. Hz. Saad İbni Ebi Vakkas (r.a.)
281 17 Arkadaşların hayırlısı dörttür. Müfrezelerin hayırlısı dörtyüz, alayın ise dörtbindir. On iki bin kişi ise azlıktan yenilmez. (Sabır ve sadakatleri olursa) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil280 1 Ümmetimin hayırlıları alimleridir. Ve alimlerinin hayırlıları da merhametlileridir. Agah olun, Allah Teala cahilin bir günahını affetmeden önce, alimin kırk günahını affeder. Yine bilin ki, merhametli alimin nuru, kıyamette parlak yıldızların ışık saçması gibi şark ile garbı aydınlatarak kat etmiş olarak gelir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
280 2 Ümmetimin hayırlıları, Allah kendilerine "Bela"dan bir şey verdiğinde iffetlerini muhafaza edenlerdir. Dediler ki: "Bu hangi beladır?" Buyurdu ki o "Aşk"dır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
280 3 Sizin hayırlılarınız, namazda omuzu yumuşak olanınızdır. Ön saftaki boş yeri doldurmak için atılan adımdan daha hayırlı adım yoktur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
280 4 Atın hayırlısı, yağız olanıdır. Ve alnında, burnunda ve ön sağ ayağından maadasında beyazlık olan attır. Veya yağız olmazsa, aynı şekilde doru attır. Hz. Ebû Katade (r.a.)
280 5 İnsanların hayırlısı, Benim bulunduğum asrın ahalisi ve onlardan sonra gelenlerdir. Sonra da onlardan sonrakiler. Daha sonrakiler ise değersizdirler. Hz. Cade İbni Hubayne (r.a.)
280 6 İnsanların hayırlıları Benim devrimin adamlarıdır. Ondan sonrası ikinci, ondan sonrası üçüncü ondan sonrası ise kendilerinde hayır olmıyan kavimler gelir. Hz. İbni Mes'ud ra.
280 7 İnsanların hayırlısı "kalbi mahmum" olan ve dürüst lisan sahibi olan kimsedir. Denildi ki; "Dürüst lisanı anladık. Kalbi mahmum nedir?" Buyurdu ki, haramlardan çekinen, içinde günah, zulüm ve hased olmıyan temiz kalbdir. Denildi ki: "Bu hal üzere olan kim dir?" Buyurdu ki: "Dünyayı sevmeyip, ahireti sevendir." Denildi ki: "Bu hal üzere olan kimdir? Güzel ahlaklı mümindir. Hz. İbni Amr ra
280 8 İnsanların hayırlısı, onların en güzel okuyanı, Allah'ın indinde en fakih olanı, Allah'dan en çok korkanı, marufu emir, münkeri nehiyde ve akraba yoklamakta en ileri olanıdır. Hz. Dürre binti Ebu Leheb (r.a.)
280 9 Arkadaşların hayırlısı, Allah'ın indinde arkadaşına hayırlı olanıdır. Komşusunun hayırlısı ise Allah indinde, komşuya hayırlı olanıdır. Hz. İbni Amr (r.a.)
280 10 Kadınların hayırlısı, yüzüne bakınca hoşnud olunan, emredilince itaat eden, nefsi ve malı hususunda kocasının sevmediği şeyle ona muhalefet etmiyen kadındır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
280 11 Fitne zamanında insanların en hayırlısı, Allah yolunda kılıcından yiyen (ganimet payına kanaat eden) ve dağ başında koyununun sütünden yiyendir. (Hükemet kapısından beklememek lazım) Hz. İbni Hayseme (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil279 1 Allah Pazar ve Pazartesi günü arzı, Salı günü dağları ve dağlardaki faydalı şeyleri, Çarşamba günü ağaçları, medineleri, mamur araziyi ve harap araziyi, Perşembe günü ise göğü yarattı. Cuma günü, üç saat kalana kadar, yıldızları, güneşi ve ayı ve melaikeyi yarattı. Bu üç saatten ilk saatinde ecelleri, ikincide insanların faydalandığı her şeye ülfeti koydu. Son saatte de Adem (a.s.)'ı yarattı. Onu Cennette iskan etti. Ve iblise (meleklere) secde etmelerini emretti. Ve son vakitte de onu Cennetten çıkardı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
279 2 Beş şey ibadettendir: Az yemek, camide oturmak, Beytullah'a bakmak, Okumaksızın Kur'an'a bakmak ve alimin yüzüne bakmak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
279 3 Beş şey vardır ki, onları kim bir gün içinde yaparsa, Allah onu Cennet ehli olarak yazar; Hasta ziyareti yapmak, cenazede bulunmak, Cuma günü oruçlu olmak, Cuma namazına gitmek ve kendine takdir olanla sadaka vermek. Hz. Ebû Said (r.a.)
279 4 Beş şeyin kefareti yoktur: Allah'a şirk koşmak, nâhak yere adam öldürmek. Mümini dehşete koymak, harp gününde cepheden kaçmak ve hakkı olmadığı malı almak için yalan yere yemin etmek. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
279 5 Namazda beş şey şeytandandır: aksırmak, uyumak, esnemek, burun kanaması ve hayız. Hz. Umera İbni Ubeyde (r.a.)
279 6 Beş şeyin cezası peşin görülür. Hükümete karşı isyan etmek, gadr etmek, anaya babaya asi olmak, akrabaya ziyareti kesmek, iyiliğe karşı şükretmemek. Hz. Zeyd (r.a.)
279 7 Beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşıma, şehvet nazarı ile harama bakmak, yalan yere yemin etmek. Hz. Enes (r.a.)
279 8 Hayvanlardan fasık olan şu beşi Haremde öldürülebilir: Karga, çaylak, fare, akreb ve saldıran köpek. Hz. Âişe (r.anha)
279 9 Beş şey fıtrattandır: Sünnet olmak, kasık temizlemek, tırnak kesmek, koltuk altı temizlemek ve bıyık kısaltmak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil278 1 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yarattı. Sonra da arkasını sağı ile mesh etti. Bu mesh ile zürriyet çıkardı ve buyurdu ki: "Bunlar kusur da etseler kendilerini Cennet için yaratmışım. Onlar Cennet ameli yaparlar ve kusurlarına da bakmam." Sonra gene onun sırtını mesh etti. Ondan bir zürriyet daha çıkardı ve: "Bunları Cehennem için yarattım. Ve amelleri de Cehennem ehli amelidir" buyurdu. Bunun üzerine bir adamın: "Amel ne için ya Resulallah?" diye sorması üzerine buyurdu ki, Allah kulu Cennet için yarattığı zaman onu ehli Cennet amelinde kullanır. Öyleki o kimse Cennetliklerin amellerinden bir amel üzere ölür ve Cennete girer. Cehennem için kul yarattığında ise, onu Cehennem ehli amelinde kullanır. Öyleki o kul, Cehennemliklerin amelinden bir amel üzere ölür. Hz Ömer İbni Hattab (r.a.)
278 2 Allah (z.c.hz.)'leri Ademi (a.s.)'ı kendi eliyle Cuma günü yarattı ve ruhundan nefyetti. Ve meleklere ona secde etmeyi emretti de hepsi ettiler. Yalnız şeytan etmedi ki, o cindendir. Ve o şeytan Rabbının emrinden fısk etti. Yani Rabbının emrinden çıktı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
278 3 Allah imanı müsamaha ve haya içinde yarattı. Küfrü de hasislik ve emel içinde yarattı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
278 4 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yeryüzünün her tarafından aldırdığı toprakla yarattı. Zürriyeti de ona göre meydana geldi. Bu sebeble onlardan bazıları siyah, beyaz, esmer, kırmızı, bazısı da bunların arasında, bazısı yumuşak, bazısı sert bazısı ise halis ve temiz oldu. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
278 5 Allah (z.c.hz.)'leri Mekke'yi yarattı ve onu nefse ağır gelen şeylerle ve derecatla bezedi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
278 6 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan birşey yaratmadan bin sene evvel Mekke'yi yarattı ve etrafını meleklerle bürüdü. Ondan sonra onu Medine'ye ulaştırdı. Ondan sonra da Medine'yi, Kudüs'e ulaştırdı (ekledi) Ve ondan bin sene sonra da dünyayı bir kerede yarattı. Hz. Âişe (r.anha)
278 7 Allah (z.c.hz.)'leri üç şeyi eliyle yaptı: Adem (a.s.)'ı eliyle yarattı. Tevratı eliyle yazdı. Ve Cennetin ağaçlarını kudret eliyle dikti. Hz. Haris (r.a.)
278 8 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan melaike-i kiramı nurdan yarattı. Onların içinde sinekten daha ufak melek te vardır. Ve Allah melaikeyi halk edince şöyle buyurdu: "Bin olsun, iki bin olsun" Hz İbni Amr (r.a.)
278 9 Allah (z.c.hz.)'leri toprağı Cumartesi günü, dağları Pazar günü, ağaçları Pazartesi günü, hoşa gitmiyen şeyleri Salı günü, nuru da Çarşamba günü yarattı. O toprakta hayvanatı Perşembe günü yaydı. Adem (a.s.)'ı ise Cuma günü ikindiden sonra son mahluk olarak yarattı. Cuma'nın son saatinde ikindi ile akşam arasında. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
278 10 Allah (z.c.hz.)'leri cinleri üç sınıf üzerine yarattı. Bir sınıf yılanlar, akrepler ve yeryüzü haşeratı gibi, bir sınıf havada rüzgar gibi, bir sınıf da vardır ki, üzerine hesab ve ikab terekküb eder. Allah, insanları da üç sınıf üzerine yaratmıştır: Bir sınıf hayvanlar gibidir. Allah Teala bunlar için şöyle buyurmuştur; "Onların kalbleri vardır, onunla anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla göremezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir. Belki daha aşağıdır." Bir sınıf, bedenleri beni Adem bedeni gibi, ruhları ise şeytanların ruhudur. Bir sınıf ise, Allah'ın gölgeliklerinden başka gölgenin olmayacağı günde Onun gölgesinde (barınacak halifesi)dir. Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil277 1 Amelden takat getireceğinizi ele alın. Allah, sevap vermekte usanmaz, siz usanmadıkça. Hz. Âişe (r.anha)
277 2 İbadetten takat getireceğiniz kadarı alın. Sizden biri bir ibadeti adet edib te sonra onu bırakmaktan sakınsın. Zira Allah (z.c.hz.) lerine bir adamın bir ibadeti adet edinipte sonra bırakması kadar ağır gelen bir şey yoktur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
277 3 Cennetinizi, Cehennem ateşine karşı siperliyecek tedbirleri alınız. "Subhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" deyiniz. Zire bunlar, söyleyene, kıyamet günü önden ve geriden kurtarıcı olarak gelir. İşte bunlar, baki kalacak sabit amellerdir. Hz Ebu Hureyre (r.a.)
277 4 Beni İsrailden bir taife kabristanlarına geldiler ve şöyle dediler: "İki rekat namaz kılsak da dua etsek ve Allah'dan, ölülerden birini çıkarmasını ve o kimseden ölüm hakkında istediğimizi bize haber vermesini istesek." Ve bunu yaptıklarında, bir adam kabirden başını çıkardı. Onun iki gözü arasında secde eseri de vardı. Dedi ki: "Ey adamlar! Benden ne istediniz? Öleli yüz sene olduğu halde ölümün harareti şu ana kadar üzerimden geçmedi. Allah'a dua edin de beni olduğum hale avdet ettirsin." Hz. Câbir (r.a.)
277 5 Cuma günü imamın minbere çıkması namazı keser ve hutbeye başlaması sözü keser. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
277 6 Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların ard arda kopması gibi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
277 7 Allah'ın hazineleri kelamdır. Bir şeyi dilediğinde "ol" der, derhal olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
277 8 Allah korkusu her hikmetin başıdır. Ve verağ da amelin seyyididir. Hz. Enes (r.a.)
277 9 Peygamberlerden birisi, Allah teala'dan yağmur istiyen halkla beraber duaya çıktı. Bir de gördü ki bir karınca ayaklarını göğe kaldırmış. Dedi ki: "Haydi dönünüz. Bu karıncadan ötürü duanız kabul edildi." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
277 10 Şu iki haslet münafıkta olmaz: Güzel tavır, dinde anlayış. Hz. Muhammed İbni Hanize (r.a.)
277 11 Oruç ve gece ibadetleriyle ümmetimin şehveti kesilir. Hz. Ebû Said (r.a.)
277 12 Müslümanlar için iki husus müezzinlerin boyunlarına asılıdır. Namazları ve oruçları. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
277 13 İki haslet müminde birleşmez: Hasislik ve fena ahlak. Hz. Ebû Said (r.a.)
277 14 Karınlarınızı ve arkalarınızı namaza kalkmak için hafif tutun. (Yatağı hafif yapın) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
277 15 Allah (z.c.hz.)'leri bin hayvan çeşidi yarattı. Onlardan altıyüzü denizde, dörtyüzü karadadır. İlk helak olacak çekirgedir. Bu gitti mi gerisi, ipi kopan boncuk dizisinin çözülmesi gibi gider. Hz. Ömer (r.a.)
Zelzele tesadüfi bir tabiat hadisesi değildir.(S.) 160:14.söz, zeyl.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 649.
Rivâyete göre mü'minler Cennet'e Cuma günü girseler gerektir. Cumartesi olunca babaları Adem (A.S.), onları köşküne çağırır .
YanıtlaSilOnlara ziyafetler, şölenler verir.
Pazar günü olunca ikinci babaları Nûh (A.S.), mü'minleri kendi makamına çağırir. O da ziyafette bulunur.
Pazartesi günü olunca Îbrâhim Halilullah (A.S.) onları yine makamina dâvet eder. Ziyafet çeker.
Sali günü olunca Musâ (A.S.) makamina çağırır. Ziyafetler verir.
Çarşamba günü de olunca Ísâ (A.S.) makamına dâvetle ziyafet etse gerektir.
Perşembe günü olunca Enbiyâ Sultanı, Esfiyânın Gözleri Nuru,
Hüdâ'nin Habibi, Ceza Günü'nün şefaatçısı Hazret-i Muhammed
Mustafa (S.A.V.) Hazretleri bütün makamların en alâsı olan Vesile
çağirarak türlü ikramlar ve ni'metlerle ziyafet buyursa gerektir. Vaktâ ki o ziyafetten dönülüp herkes kendi ye-
rine dönünce Vâhidi ferdi Samed ve lem yelid ve lem yûled ve lem
yekün lehu küfüven ehad vasfi ile vasiflaman Allahü Zülcelâli vel îk-
dâvette makanina mü'minleri
râm Celle Sanühu'dan herbirine melekler gelir, hususî bir
bulunurlar ve Cuma günü olunca Hatiretül Kudüs'te toplanırlar.
Bütün büyük resûller, nebiler (Allah hepsine salat ve selâm eylesin,
YanıtlaSilminberler üzerinde otururlar, ashab-i kirâm ve zürriyetleri ve ulema
da (Allah onlardan razi olsun) kürsüler üzerinde oturmaktadırlar.
Allah velileri, şehitler ve salih kullar (Allah cümlesine rahmet eyle-
sin) sandalyeler üzerinde otururlar. Başka Cennet ehli sedirler üzerindedirler. Hazret-i Fahr-i Alem ve Seyyid-i Beni Adem (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri Kur'ân-1 Azîm okur. Mübarek seslerinin lâtifliğinden, yumuşak tatliliğindan ve
ağaçlarının yapraklari hareket eder, köşk ve saraylarinin pencere kanatları harekete gelerek herbirinden bir türlü lâtif sesler çıkaracaktir. Kuşların ötüşlerinden dolayı türlü türlü seslerle büyük bir zevk
doğacaktır. Bu ne anlatilır, ne tâbir edilir, ne de beyâni mümkündür.
Sonra, nebilerin güzel söz söyleyeni, hatibi Dâvud (A.S.) hutbe okur. Böyle türlü safalar doğar. Daha sonra da ates yüzü görmemiş, ancak Allah'in kudretiyle pişmiş, meydana gelmiş olan nefis ve ta-
dina doyulmaz yemeklerle ziyafetler olur. Türlü türlü kap ve kâseler sunucu hûrilerle göze görünmeyecek serbetler verilir. Böylece insan tazeliğinden, güzelliginden Cennet dilinin anlatmakta âciz kaldığı, aklın idrak edemeyeceği türlü türlü ni'metler ve ikramla, çesit çeşit izåzdan sonra mekândan münezzeh,
şekil ve aza, cisim ve cismaniyetten uzak olan Hak Celle ve Alâ da cemâli ile onlari müşerref eder ve:Bütün büyük resûller, nebiler (Allah hepsine salat ve selâm eylesin,
minberler üzerinde otururlar, ashab-i kirâm ve zürriyetleri ve ulema
da (Allah onlardan razi olsun) kürsüler üzerinde oturmaktadırlar.
Allah velileri, şehitler ve salih kullar (Allah cümlesine rahmet eyle-
sin) sandalyeler üzerinde otururlar. Başka Cennet ehli sedirler üzerindedirler. Hazret-i Fahr-i Alem ve Seyyid-i Beni Adem (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri Kur'ân-1 Azîm okur. Mübarek seslerinin lâtifliğinden, yumuşak tatliliğindan ve
ağaçlarının yapraklari hareket eder, köşk ve saraylarinin pencere kanatları harekete gelerek herbirinden bir türlü lâtif sesler çıkaracaktir. Kuşların ötüşlerinden dolayı türlü türlü seslerle büyük bir zevk
doğacaktır. Bu ne anlatilır, ne tâbir edilir, ne de beyâni mümkündür.
Sonra, nebilerin güzel söz söyleyeni, hatibi Dâvud (A.S.) hutbe okur. Böyle türlü safalar doğar. Daha sonra da ates yüzü görmemiş, ancak Allah'in kudretiyle pişmiş, meydana gelmiş olan nefis ve ta-
dina doyulmaz yemeklerle ziyafetler olur. Türlü türlü kap ve kâseler sunucu hûrilerle göze görünmeyecek serbetler verilir. Böylece insan tazeliğinden, güzelliginden Cennet dilinin anlatmakta âciz kaldığı, aklın idrak edemeyeceği türlü türlü ni'metler ve ikramla, çesit çeşit izåzdan sonra mekândan münezzeh,
şekil ve aza, cisim ve cismaniyetten uzak olan Hak Celle ve Alâ da cemâli ile onlari müşerref eder ve:
Selâmün kavlen min rabbin rahîm. Onlara Rahim olan Rab tarafindan selâm gelir.» (Yâsin sûresi, âyet 58) diye selâm verecektir.
YanıtlaSilMü'minler de Hak Sübhane ve Teâlâ'yı başlarındaki gözleriyle, yön
ve mekândan uzak, niteliksiz görecekler ve bu lezzet, büyük tad ile
bu ulu saadetle mutlu olacaklar, ni'metleneceklerdir. Hak Teâlâ on-
lara hitap ederek:
Rab bu
Benden murad isteyin! diyecektir. Onlar da rizâ-yi şerifini istediklerinde Hak Sübhânehu ve Teâlâ da:
Kullarim sizden razi oldum, diye buyurarak onları büyük rızasına nâil edecektir
Kara Davud Delali Hayrat-ı Şerif
Yazan : M. bin Süleyman Cezulı
Çeviren : M. Faruk Gürtunca
syf 653, 654
Kemal ve zeval üzerine
YanıtlaSil-
Bir şeyin kemali, zeval vaktinin yaklaştığını gösterir. Karanlığın en koyu anı aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Ya da güneş zirveye ulaştığında artık batış kaçılmazdır.
Sonuçta her şey geçicidir. Baki olan yalnız Allah’tır. Zamanın her anında yüzümüzü nereye döndüğümüz, ne yaptığımız, niçin ve nasıl yaptığımızla ilgili bir imtihan söz konusu. Batılılar çok uzun vadeli planlar yapıyorlar. Oysa geleceğin ne getireceğini biz bilemeyiz. Genel olarak niyetlerimiz, umutlarımız, hayallerimiz olabilir. Ve hayaller gerçeğin aynasıdır. Hayali olmak da önemli. Ama asıl sorumluluğumuz, yaşarken ki sorumluluklarımız yanında biz yaşarken maddi mirasçılarımıza manevi miras anlamında vasiyetlerimiz olmalı. Onları o yönde hayata hazırlamalıyız.
Ve biz zaten dedelerimizden, ninelerimizden devraldığımız bir mirasa sahip değil miyiz. Yüzümüzü, “kökü mazide olan ati” anlayışı ile yüzümüzü geleceğe döndüğümüzde, geleceğe ilişkin olarak ihtimalleri, bu ihtimallerin maliyetlerini ve risklerini iyi incelerek ona göre hazırlıklı olmamız gerekiyor.
Bunu yaparken Havf ve Reca arasında bir yerde durmamız gerek. Çünkü mutlak anlamda geleceğin bilgisine sahip olamayız. Ve bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde hayır olabileceğini unutmamamız gerek. Onun için geçmişin bilgi birikimi yanında istişare ve şûraya önem vermeliyiz. Dürüst, bilgili ve cesur olmalıyız. Değişen şartlara uyum performansımız yüksek olmalı. Sabırlı olmalıyız, adil olmalıyız, ihtirastan uzak durmalıyız. Unutmayalım ki, ihtirasla istediğimiz her şey bizim için bir imtihan vesilesi olur. Bilmediğimiz şeylerin peşine düşmemeliyiz.
Evet biz, ne “harabiyiz, ne de harabatiyiz”. Geçmiş tam bir yıkımla sonuçlansa da, yeni bir başlangıç için nefsimizi hazırlamalıyız. Gelecek tam bir felaket ise, felaketi durdurmak, değilse bunun zaman, can, ekonomik, siyasi, içtimai maliyetini en aza indirmeye çalışırız. Ya daha iyi, ya daha az zararlı, riskli! Her zaman yapacak bir şeylerimiz var. Bu süreçte çok önemli bir husus ise def-i mazarratın celb-i menafiden evla olduğudur.
Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Sakın kıyamete kadar hükümranlığı hayal bile etmeyin. Çünkü onların akıbeti hüsran olacaktır. Onlar dünya hayatının kahrından ölmeyi dileyecekler ama ölemeyecekler. Öldüklerinde ise, dünyaya geri dönmeyi dileyecekler ama o da mümkün olmayacaktır. Tevbe kapıları kapandıktan sonra dünya hayatında izzet ve ikbal yoktur. İnşallah bizler o dehşet günlerini görenlerden olmayız. O zaman yerin altı, yerin üstünden hayırlıdır. O gün servet ve iktidar, hiçbir şeyin hiçbir değeri ve faydası da olmayacaktır. Ebedi bir hayat ve yeryüzünde bir cennet Şeytanın ilk insandan son insana kadar en büyük ve sürekli yalan bir vaadidir. Şeytan yeryüzünde de, ahirette de insanları çağırdığı tek adres vardır. O da Cehennemdir.
YanıtlaSilEğitim maarif değil. Eğitim bugün siyasetin resmi din ve ideolojisi istikametinde insan yetiştiren haralara döndü. Kültür de sanki din yerine ikame edilmeye çalışan bir “hayat tarzı”. Medeniyet giderek seküler bir kolektif yaşamın estetize edilmesi ve konforlu hale getirilmesinin, ihtişamın, modern bilim, sanat ve teknolojinin aracı olmaya başladı. Eğitim bu anlamda o medeniyetinin insan “malzemesi”ni üreten bir mekanizmaya dönüştü.
YanıtlaSilTemelde bir “Hukuk toplumu” oluşturmamız gerekti. Ama bunun temelini Hak ve Adalet anlayışı değil, güç ve ihtişam temelli bir iktidar arzu, BİREY’lerin gurur ve zevki, nefsi heva ve hevesleri, arzuları almaya başladı. Her şeyin meta’laştığı bir zeminde medeniyet de anlam kaybetmeye başladı. Batı “medeniyeti”nin ürettiği “tüketim toplumu”nda medeniyet giderek din, ahlak ve gelenekten bağımsız bir kimliksizliğe dönüşüyor. Bu toplumlarda “Hukuk”un yerini “Norm” alıyor. Hak ve Hakikat’ın yerini artırılmış gerçeklik alıyor.
Bana kalırsa Batı kemalinin zirvesinde bulunuyor. Onun için zeval vaktidir. Güç sarhoşluğu ile kendini Tanrı Kıral zannediyor. Dünyayı da peşlerinde sürüklüyorlar. Bu gidişle peşlerine taktıkları yığınlarla birlikte kendilerini de büyük bir felakete sürüklüyorlar.
İşin üzücü yanı bizimkilerden bir kısmı, siyaset, bilim ve teknolojik bağımlılık, ekonomik sebebler, bireysel heva ve heveslere dayalı arzular, ötekilerin güçleri karşısındaki çaresizliğe dayalı yenilmişlik psikolojisi ile teslim bayrağını çekmiş gözüküyorlar.
Bizim dini aslına bağlı olarak yeniden anlamamız ve hayatımıza uygulamamız gerek. Din, BİREY’sel planda vijdanlara, toplumsal planda mabetlere hapsedilen, seremoni, ritüellere ve ikonalara boğulmuş bir gelenek değil. O Yaratanın yaratılana vahyettiği yaşama biçimidir! Sonra doğru bir geçmiş bilgisine ihtiyacımız var. Ardından yaşadığımız zaman ve mekana adil şahidler olmamız gerekiyor. Ve sonra geleceğe ilişkin bir hayalimiz olmalı. Bu anlamda bir irfana kavuşmak için bir maarifimiz olmalı. Bütün bu süreci çocuklarımıza ve başkalarına anlatmak ve aktarmak için estetize edecek, güzel söz ve hikmet yüklü bir sanata ihtiyacımız var.
YanıtlaSilBilim ve teknolojinin, ağırlığı tıb ve mühendislikte olmak üzere el birliği ile insanı dönüştürme komplosuna karşı dikkatli olmalıyız. Bugün gelinen noktada TransHumanizm insanı nesneleştirmekten öte, tüm canlı hayatla birlikte yeniden yapılandırma iddiasındadır. GlobalReset’çiler CRISPR-Cas9 (Clustered Regularly İnterSpaced Palindromic Repeats) teknolojisi ile BioHacker’ler hayatı dönüştürme iddiasındadır. Bu teknolojinin adı “Düzenli aralıklarla bölümlenmiş palindromik tekrarlanan gen parçacıkları kümeleri”. Artık tarımda, hücreye müdahale ederek mesela portakal ağacında karanfil kokulu sarımsak mümkün. Ya da Gen teknolojisi ile sipariş hayvan ve çocuk üretebilirsiniz. Bu bir Kimera, yani İnsan-Hayvan karışımı bir canlı da olabilir. Bunu Tıb’da sağlık, ya da daha güçlü bir insan için kullanabileceğiniz gibi, etik kuralları aşarak BioHacker yöntemleri ile canlıların fıtratlarını bozucu müdahalelerde de bulunabilirsiniz.
Tarih dizilerindeki görseller, kahreden, boyun eğdiren güç ve şiddet, başarı ve meydan okuma sahneleri aslında anlatmaya çalıştığım dünyanın değerlerini taşımıyor. Din orada mahalle kabadayısının boynundaki muşta gibi duruyor. Mevcut dünya ve siyasete ilişkin propaganda malzemesi olacak, algıların taşıyıcı organı üzerinden bir medeniyeti erdem olarak örnekleyemeyiz.
Allah encamımızı hayreylesin. Selâm ve dua ile.
Siz zannediyorsunuz ki!
YanıtlaSil-
Evet siz zannediyorsunuz ki, birileri bu kadar acımasız, bu kadar vahşi olamaz. Eğer uyanık olmazsak, dün yaptıkları gibi yine yaparlar. Tarih tekerrür eder. İnsanlar fıtratına yabancılaşınca Şeytanlaşır, “Belhum adal” olur da, hatta Şeytanı da kıskandırabilir.
Beyaz adam bütün Kızılderilileri yok etti, kara derilileri köleleştirdi, sarı ırkı sömürgeleştirdi. Bu mirası aralarında paylaşamadıkları için kendi aralarında 100 yıl savaştılar. Ulus devletleri başlatan kilise ile derebeyleri arasındaki sömürü mirasının paylaşım anlaşması Vestfalya; böyle hayata geçirildi. Bunu yaparken inanılmaz zulümler yaptı. Acımasız bir şekilde hayvanları öldürdü ve ekinleri talan etti. Dün yaptılar, bugün yine yaparlar, hem de tereddüt etmeden. Modern Stalin’ler, Hitler’ler, Mussolini’ler hayattalar. Bizim diktatörlerin çoğu onların gayrimeşru çocuklarıdırlar. Savaşlar, terör ve darbeler onların işi. Her ülkede, her toplulukta benzer insanlar var ve onlar birbirlerini buluyorlar. Sonuçta zulüm tek bir millettir.
Hatırlayın, Nagazaki ve Hiroşima’yı atom bombası ile içindeki bitkiler, hayvanlar ve insanlarla birlikte öldürmediler mi? ÇİN’DE BİR FRANSIZ MİSYONER RAHİB ÖLDÜRÜLDÜ DİYE, BAŞLATTIKLARI KATLİAM DİRENİŞE DÖNÜNCE, 1 MİLYONA YAKIN İNSANI ÖLDÜREN BUNLAR DEĞİL Mİ? RUANDA’DA DAHA YAKIN ZAMAN HUTİ-TUTSİ SAVAŞINI KİM, NİÇİN ÇIKARDI! ÇAD’DA KIPKIP KATLİAMINDA, İKTİDARI KENDİLERİNE DEVREDECEKLERİ YALANI İLE BİR ÜLKENİN AYANINI TOPLAYIP, HEPSİNİ BİR GECEDE SATIRLARLA DOĞRAYARAK ÖLDÜRMEDİLER Mİ?
CoVID, maske, aşı, orman yangınları aynı zihniyetin günümüzdeki devamından başka bir şey değil. Sadece sağlığımız oynamıyorlar, gıdamızla da oynuyorlar. Havayı, suyu, toprağı, hayatımızı kirletenlerin başında onlar geliyor. Bir de, insan hakları, çevre, özgürlük diye bize akıl verip önderlik yapmaya kalkıyorlar.
1962 yılına kadar hayvanat bahçelerinin yanında insanat bahçeleri vardı. Kızılderilileri, kara derilileri, Aborjinleri, Tasmanyalıları, insanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlar diye teşhir ediyorlardı.
Fransız devrimi bu süreçte bir kırılma noktası oldu. O da yetmedi, 1. ve 2. Dünya savaşları, soğuk savaş derken bu günlere geldi.
Modern batı tarihi böyle bir tarih. Bilimi, sanatı, mitolojisi hepsi sömürü mirası. Ortaçağ diye de İslam dünyasını suçluyorlar.
YanıtlaSilBizim batı kafalılara, batılıların mikrob yayıp ilaç sattığını anlatamazsınız. Çevreci ve insan hakları savunucularının aslında insan hakları ihlallerinden sabıkalı olan darbecilerin arkasındaki güç olduklarına, çevreyi asıl kirletenlerin onların işbirlikçileri olduğuna inandıramazsınız. Hele o pozitif bilim, onlar için bir düşünce şekli değil adeta “iman”a dönüşmüştür. CoVID sürecinde bunu bir kez daha gördük. Bu kafalara aşı ve kısırlaştırma, bir nüfus politikası aracı olduğunu anlatamazsınız. Öjenik hareketten haberleri yoktur. Darvinisttirler mesela, Freud kafalıdırlar, Malthusçudurlar genelde. Doğum kontrolünün politik bir manipülasyon olduğunu bilen Erdoğan’ı bile sonunda aşıya ikna ettiler! Bizden birçok kişi artık Rasyonalist, Determinist ve Pragmatist. Din onlar için bir ritüel, seremoni, kültürel bir aidiyet ve vijdan sorunu!?
Onun için yangınlarla Starlink arasındaki ilişkiyi kuramazlar. NeuraLink ve TransHumanizm ile 5G arasındaki ilişkiyi de anlayamazlar. Uzmanlıkları onların odaklandıkları alan dışında körleştirmiştir ve eğitim yolu ile ezberletilen şeyleri tekrarlar dururlar.
Gençler boşuna Deist, Agnostik olmuyor. Sekülerleşmiyor.
CoVID ve aşı konusunda DSÖ, FDA ne derse onu tekrarlıyorlar. Maske ve PCR konusunda da öyle. Orman yangıları ile ilgili TİME ve The Economist’in kapaklarını görmelerine rağmen bu gelişmelere ilişkin, merkezin görüşüne aykırı görüşleri komplo olarak niteleyeceklerdir. Manipüle edilen bilim adeta NAS haline gelmiştir.
YanıtlaSilEvet Afrika, Latin Amerika ve Asya’da geçmişte gıda ve ilaç üzerinden yapılan operasyonları bilmezler. Afrika’da ve Amerika’da, Asya’da direnen köylülere karşı içindeki köylerle birlikte ormanları nasıl yaktıklarını ve sonrada arkalarına dönüp gittiklerini bize okutulan kitaplar yazmaz. Suların nasıl kesilip, zehirlendiğini anlatmazlar. Bugün de tarım alanında yaşanan cinayetler açıkça ortada iken birileri bunları görmek istemez. Topraklarımız kanser oldu ya hu. Genetik ve hormonal müdahale, antibiyotik hayvanların fıtratını bozdu. Tohumlarımız ne hale geldi. Zirai ilaçlar ve fenni gübreler havayı, toprağı suyu kirletiyor, kimin umurunda. Toprak kanser oldu. Havanın, suyun, toprağın, kuşların, arıların, kelebeklerin ve sincapların başına gelenler, bizim de başımıza gelecek.
Şimdi dönüp geldik 1700’lere, Vestfalya ulus sürecinden, yeni dünya düzenine 3 asır geçmiş. İşin başında kendi aralarında da bir 100 yıl savaşmışlardı. O gün bu cinayeti işleyenlerin arkasında kilise vardı, bugün yok. O cinayeti işleyenler, toplumdan seçilmiş, Haçlı macerasının zihniyet ikizi mafyatik karakterlerdi, korsanlardı bunlar. Fransız devrimi, Victor Hugo, Immanuel Kant ve daha onlarca isim aslında vijdani bir karşı duruştu.
Bugün CoVID konusunda şöyle bir fırsatımız var. Batıda vijdan sahibi insanlar bizden önce harekete geçti. Batılı ilim adamları da bizim “Tom Amca” kılıklı Bill’in adamlarından bu konuda daha duyarlı. Bu anlamda bizim batıdaki beyaz adamlardan da destekçimiz var.
Şunu görelim, doğduğumuz ana-babayı biz seçmedik. Doğduğumuz toprağı, derimizin rengini, cinsiyetimizi de biz seçmedik. Bundan dolayı üstün ve geri olamayız. Bugünkü sınırları da o topraklarda yaşayan halklar çizmedi. Bugünkü dünyayı yöneten kavramlar ve kurumlarla 21.YY açıklanamaz. BM GK 5 çeteye teslim olmuş ve bugünkü BM, 1. ve 2. Dünya savaşı sonrası oluşan düzeni korumak ve sürdürmek için çalışıyor ve onların statüsünü koruyor. Erdoğan bu gidişe “one minute” diyerek ve “Dünya 5’ten büyüktür” diyerek iktidara geldi ve bugün bu çizgiyi sürdürmek konusunda son yıllarda Erdoğan’ın yakın çevresinin ciddi tereddütler yaşadığını görüyoruz.
Hicri-Kameri yeni bir yıla girdik. Muharreminizi tebrik ediyorum. Muharrem Arapça bir kelime. Köken olarak “haram”dan türetilen “haram olan”, “yasaklanan” anlamına gelmektedir.
Bakın, biz “ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Birileri Tanrıyı kıyamete zorlamaktan, tarihin sonundan, medeniyetlerarası çatışmadan, kıyamet savaşından, siber savaştan, “Global reset”ten, “TransHumanizm”den, Starlink, 5G ve NeuraLink belasından, “Toplumsal cinsiyet”ten, biyolojik savaştan, ışın silahlarından, uzay savaşlarından söz ediyor, akletmiyor musunuz. Adamlar davul çala çala geliyorlar. Birilerinin gözleri var görmüyor, kulakları var duymuyor, kalpleri var hissetmiyorlar. “Biz ıslah edicileriz” diyorlar. İyi bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir”. Yeryüzünde bir cennet ve ebedi bir hayat vaad ediyorlar. Şeytanın Hz. Havva’ya vaad ettiği gibi. Şeytanın yalanına inananlar yeryüzünden de cennetten de kovulacaklar. Taşlanmış kör Şeytanın fitnesinden ve Hannas’ın vesvesesinden, nefsimin iğvasından, Şeytanın dostlarının ifsadından Aziz ve Azim, Şafi, Şahid ve Hafız olan Allah’a sığınırım. Selâm ve dua ile.
YanıtlaSilGüzel idare uğurdur, fena ahlak şumdur, kadına itaat pişmanlıktır, sadaka ise fena kazaları def eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 275 / No: 7
Ramuz El-Ehadis