risalet ün nur külliyatı

Yorumlar

  1. 15 Eylül 2007 Cumartesi
    Hadis-i Şerif
    1- Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.

    2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
    Gönderen yüksel zaman: 05:12
    4.409 YORUM:
    1 – 200 / 4409 Yeni› En yeni»
    yüksel dedi ki...
    hülasa yol ikidir. ya sukut etmektir çünkü söylenen her sözün doğru olması lazımdır sıdktor.çünki islamiyetin esası (temel) sıdktır bürüm kemalata isal (ulaştırmak)edici sıdktır.imanın hassası (özelliği)sıdktır.nevi beşeri veba-i kemalata isal eden sıdktır.ahlak-ı aiyenin hayatı sıdktır.terakkyatın mihveri sıdktır.alemi islamın nizamı sıdktır.ashabı kiramı bütün insanlara tefevvuk (üstün olma) ettiren sıdktır.muhammed-i haşimi aleyhissalatü vessalamin meratibi beşeriyetin (insanlık bertebesi) en yükseğine çıkaran sıdktır.
    münafıkların azaplarının mezkür cinayetleri asarında yalnız kizp ile vasıflandırılması kizbin şiddeti kubh ve çirkinliğine işarettir.bu işaret daki kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahidi sadıktır. zira kizb küfrün esasıdır.kizb nifakın birinci elametidir.kizb kudreti ilahiyeye bir iftiradır kizm hikmeti rabbaniyeye zıttır.ahlakı aliyeyi tahrik eden kizb dir. alemi islamı zehirlendiren ancak kizbdir.almemi beşirin ahvalini fesada veren kisbdir. nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizb dir.müseylimei kezzap ile emsalini alemde rezil ve rüsva eden kizbdir.işte busebeblerden dolayıdırki bütün cinayetler içinde teline tehdide tahsis eden kizbdir(telin lanetleme )
    risale-i nur külliyatı işaretül hicaz

    7 Haziran 2008 04:57
    yüksel dedi ki...
    hadis-i şerif
    aranızda nübüvvet allahın istediği kadar sürer. sonra onu (peygamberliği)kaldırmayı istediği zaman kaldırır. sonra, Allah'ın sürmesini murat ettiği kadar (30 sene) nübüvvet yolunda halifelik gelir. sonra kaldırmak istediği zaman onu kaldırır. ve Allah'ın murad ettiği kadar şiddetli bir meliklik idaresi gelir. sonra onu kaldırmak isdeği zaman kaldırır sonra zorba bir idare gelir sonra da nübüvvet yolu üzere bir hilafet gelir.
    (ramuz el ehadis_257.sayfa_14.paragraf)

    4 Temmuz 2009 00:37

    YanıtlaSil
  2. hak sübhanehü ve teala.
    - senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz cehennem hazinedarının elinden ve zebanilerinin azabından kurtarırım. o kelime.
    -BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM dir.
    KARA DAVUD
    DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
    sy.305.

    YanıtlaSil
  3. Madde ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır.( M.N.) 210,214: Nokta; (İ.i.) 98,100; ( Mh.). 100,112.
    Madde hâkim değil, hâdimdir.
    Madde yok olmuyor, ilim dairesine geçiyor.

    İmkanât vukuat yerine konamaz.(E.L.) 2:9.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.
    İsmail Mutlu.
    sy.424.

    YanıtlaSil
  4. Sultan Reşad'ın ve Mustafa Kemal'in Medresetü'z- Zehra için desteği.(E.L.) 2:196.
    Bir Hazinenin Anahtarı.
    Risale-i Nur Külliyatı
    Fihrist Ve İndeksi.sy.440.
    İsmail Mutlu.

    YanıtlaSil
  5. Hazret-i Ebu Bekir(R.anh.) ın mübarek başı, Habib-i Ekrem (S.A.V.) in mübarek omuzları hizasında toprağa konulmuştu.Halifelik müddeti iki yıl dört ay ve dokuz gündür.Ömezden önce Hilâfete Hazret-i Ömer ( R.anh.) ın getirilmesini yazmıştı.
    Kara Davud.
    Delail-i Hayrât Şerhi.

    M.Bin.Süleyman Cezuli.
    sy.378.

    YanıtlaSil
  6. Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  7. Bir çok büyük puthaneyi içindeki putları kırdıktan sonra camiye dönüştürmesiyle İslâm'a ve İslâm medeniyetine hizmet etmiştir.(Şemsettin Sami 1996:4229). Hatta segilediği tavır ve davranışlar ile yaptığı işler ve fetihlerden dolayı İslâm âleminde ilk defa "sultan" olarak adlandırılan (Nizamülmülk 2003: 65) Gazneli Mahmud'a, putları kırmasından dolayı "büt-şiken ( put kıran) " lakabıda verilmiştir.....
    Sadece Arab ve Arablaşmış insanların vasfı olan İslâm, bundan böyle yaygın ve evrensel bir hâline geldi.( spuler 1988: ocak 2001: 44'den).
    Şiraz'dan İstanbul'a
    Prof. Dr. Ahmed Kartal.
    sy.95.

    YanıtlaSil
  8. Hazret-i Ömer (Radıyallahu anh)
    Hazret-i Ebu Bekir (Radıyallahu anh ) ın vefatında onun vasiyeti üzerine Halife olmuştur.
    Kara Davud
    Delail-i Hayrat Şerhi.
    M.Bin. Süleyman Cezuli.
    sy.378,379.

    YanıtlaSil
  9. Zelzeleler havadaki elektrik yükünün boşalmamasından meydana geliyor.
    Risale-i Nur Külliyatı.
    Maddi Sebebidir.
    Manevi sebebi Allah c.c. karşı yapılan isyanlardandır.
    Dost T. V.
    Said Özdemir.
    Sözün Özü.

    YanıtlaSil
  10. Millete fedakârlık iddia eden sahtekâr hamiyetfuruşlar.(Mn.) 95.
    Milletimizin ruhu İslâmiyettir.(Mn.) 24.
    Milletimiz yalnız İslâmiyettir.(H.Ş.) 97.
    Milletin baş hastalığı cehâlettir.....
    Milletin ihyası din ile olur.(S.) 658: Lemaat
    Milletin selameti cana baksa, vermekten çekinilmez.
    Milletlerin istidatlarına göre ahkâm değişir.(S.) 447:27.söz:hât.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.462.

    YanıtlaSil
  11. Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekat veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.
    Cemil Meriç.
    Bir Fincan Arabça.
    Arabça Türkçe Sözler.sy.163.

    YanıtlaSil
  12. Şinâsi'nin Türk şiiri'ne getirdiği yeni kavramlardan birisi de bilindiği gibi "akıl" dır.Aklı kâinatın sırlarını çözecek bir anahtar olarak görür.Yine aklı medeniyetin, kılıç kadar belki ondan daha tesirli vasıtası olarak değerlendirir.
    Ebüzziya Tevfik Bey.
    Mustafa Canelli.
    sy.58.

    YanıtlaSil
  13. Şinâsi'nin Türk şiiri'ne getirdiği yeni kavramlardan birisi de bilindiği gibi "akıl" dır.Aklı kâinatın sırlarını çözecek bir anahtar olarak görür.Yine aklı medeniyetin, kılıç kadar belki ondan daha tesirli vasıtası olarak değerlendirir.
    Ebüzziya Tevfik Bey.
    Mustafa Canelli.
    sy.58.

    17 Nisan 2021 05:05 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    mustafa kemal
    AYASOFYA yı puthane yapanı sevmemek suç değildir. <ş.< 368. 14. şua.
    bir hazine nin anahtarı
    Risale i NUR Külliyatı Fihrist ve İndeksi.
    sy.483.

    18 Nisan 2021 04:18 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    temmuz un inkılab ı mes udu. <Mn< 14.
    Asya nın ve İslam alemi nin TALİİ ve taht ve bahtının anahtarı meşverettir. < D.H.Ö.< 55. <T.H.< 72.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    RİSALE İ Nur Külliyatı Fihrist ve indeksi
    sy.454.

    YanıtlaSil
  14. Peygamber Efendimiz "Size iki şey bırakı-
    yorum ki, onlara yapışırsanız kurtuluşa erer-
    siniz. Bunlardan biri Allah'ın kitabı, diğeri de
    Ehl-i Beytimdir" buyurmuştur. Peygamberi-
    mizin Ehl-i Beytine bu ehemmiyetin veril-
    mesine sebep, onun neslinin, Sünnet-i Seni-
    yeye sahip çıkmak ve korumak hususunda
    ifâ edeceği vazife itibârıyladır. Gerçekten de
    tarih boyunca Islâm âlemini nurlandıran ve
    Müslümanlara rehberlik eden büyük zâtlar
    ekseriyet itibarıyla Peygamberimizin Âl-i
    Beytinden çıkmışlardır.
    Kura-ı Kerim ve açıklamalı Meali

    27 Nisan 2021 08:19
    Blogger yuksel dedi ki...
    23. İşte bu (lütfu)nu Allah, iman edip de sâlih amel işleyen kullarına müjdelemektedir. (Resûlüm!) De ki: “Bun(u duyurmam)a karşı sizden (Allah’a) yakınlıkta[9] sevgiden başka bir karşılık istemiyorum.” Kim bir iyilik işlerse, onun için bu iyiliği (karşısında alacağı sevâbı) artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, (güzel amele) bol karşılık verendir.

    27 Nisan 2021 08:26 Sil
    Blogger yuksel dedi ki...
    [9] Âyet-i kerîmedeki “kurbâ” (yakınlık) lafzı, 25/57. âyette belirtilen hususa göre “Allah’a yakınlık” olarak alınıp birinci tercih yapılmıştır. Hasan-ı Basrî’ye göre de “akrabalıkta” anlamındadır. Bu durumda ifade, “Sizden akrabalıkta sevgi ve saygıdan başka bir mükâfat istemiyorum.” şeklinde olur. Bu isteğin altındaki sebep, Hz. Peygamber’in, Kureyş kabilesi içinde, hatta her oymağı arasında var olan güçlü akrabalık bağından dolayı, kendisini sevmelerini, bunun için de eziyet etmemelerini, tebliğinin önünü kesmemelerini istemesidir.
    Şura suresi 23.ayet.

    27 Nisan 2021 08:28 Sil

    YanıtlaSil
  15. Ya devlet başa ya kuzgun leşe Atasözü Anlamı
    Ya devlet başa ya kuzgun leşe atasözünün anlamı nedir?

    Bir ülkede, devlet disiplini sağlayamaz, halka hakim olamaz ve kontrolü ele alamazsa, o toplumda kargaşa çıkması ve çeşitli olayların yaşanması kaçınılmazdır. Bir millet için devlet çok önemlidir. Bu yüzden halk, devletinin yanında olmalı ve devleti zayıflatacak uygulamalardan kaçınmalıdır.

    YanıtlaSil
  16. Devlet adama ayağıyla gelmez.
    Makam, zenginlik, talih, mutluluk kişiye durup dururken gelmez. Bunları elde etmek için sabırlı ve düzenli çalışıp çabalamak gerekir.
    * devlet : Talih, mutluluk.
    Devletli ile deli bildiğini işler.
    Üst makamdakiler ve deliler kimseyi dinleyip dikkate almazlar. Kendi akıllarına göre hareket ederler.
    * devletli : Yüksek makamı olan kişi.
    Devlet oğul, mal tahıl, mülk değirmen.
    Mutluluk ve zenginliklerin en güzeli, oğul sahibi olmak; en gerekli mal, tahıl; en değerli mülk, değirmendir. (Eski zamanlarda inanışa göre)
    Devletliye dokun geç, fukaradan sakın geç.
    Zengin insanlarla ve devlet adamlarıyla yakınlık kurmak faydalıdır, ondan faydalı bilgiler, yardım veya mal alabilirsin. Tembel ve işsiz kişiler ise çevresindeki kişilere maddi-manevi yük olurlar. Yoksul ve fakirlerle yakınlık kurarsan türlü türlü dert dinler, belki de borç vermek zorunda kalabilirsin.
    Devletin malı deniz, yemeyen domuz.
    Kimi vatan haini, rüşvetçi, menfaatçi kimseler soygunculuğu kural edinmişlerdir. Bunlara göre devletin malı çalıp çırpmakla, yemekle tükenmez. Yine bu kimselere göre, ancak budalalar devletin malını çalmaz. Üzerinde tüm vatandaşların hakkı olan şeyi gasp etmek tüm insanların hakkını ihlal etmektir, bunun hesabını vermek de çok zor olsa gerek.
    Devletli gözü perdeli olur.
    Devlet adamları, ülkenin eksiklerini ve yöneticilerin yaptığı yolsuzlukları fark etmezler. İşi yolunda giden, zengin kişiler de yoksulların sıkıntılarını anlamaz.
    Devletli yanını kaşısa yoksul para verecek sanır.
    1. Yoksul ve fakir kişiler; zengin, varlıklı kimselere umutla, beklentiyle bakarlar. Onların en ufak hareketlerinden kendileriyle ilgili bir durum varmış düşüncesine kapılırlar.
    2. Yetkili kişilerden bir istekte bulunan kişi, bu istekle ilgisi olmayan o kişilerin hal ve davranışlarını, isteğini karşılamak için yapılıyor sanır.
    Devletlinin karnı gen gerek.
    Devlet işlerini veya bir topluluğu idare eden kişi, geniş yürekli ve hoşgörülü olmalıdır.

    YanıtlaSil
  17. Ey kozmoğrafyacı efendi! Hangi tesadüf bu işlere karışabilir? Hangi esbabın eli buna ulaşabilir? Hangi kuvvet buna yanaşabilir? Haydi, sen söyle. Hiç böyle bir Sultan-ı Zülcelâl, aczini gösterip mülküne başkasını karıştırır mı? Bahusus kâinatın meyvesi, neticesi, gayesi, hülâsası olan zîhayatları başka ellere verir mi? Başkasını müdahale ettirir mi? Bahusus o meyvelerin en câmii ve o neticelerin en mükemmeli ve zeminin halifesi ve o Sultanın âyinedar bir misafiri olan insanları başıboş bırakır mı? Ve onları tabiata ve tesadüfe havale edip haşmet-i saltanatını hiçe indirir mi? Kemâl-i hikmetini sukut ettirir mi?
    risale i nur külliyatı
    sözler. otuzüçüncü söz. yirmibirinci pencere.

    YanıtlaSil
  18. Allah namina yalan söyleyen en edna derekeye düşer. (S.) 171:
    15. Söz, zeyl
    Bediüzzaman hiçbir cihetle yal ana tenezzül etmedi. (T.H.) 227:
    Esk. hay.
    Beşerin dehşetli yalançılığı. (H.Ş.) 55:3. kelime
    Bir dane sıdk bir milyon yalanı yakar. (S.) 651:Lemaat
    Bir dâne-i hakikat bir haman yalana tercih edilir. (Mh.) 1. mak.
    Bu zamanda doğrulukla yalanın arası çok yakın. (Mh.) 131:3.
    maka, 1. meslek; (S.) 452:27. Sözün Zeyli, 2. sebep
    Doğruluk ve yalanın arası hiçbir devirde Asr-1 Saadetteki kadar
    açilmadı. (Mh.) 131:3. makale 1. meslek
    Faydalı da olsa yalana yer yoktur. (S.) 651: Lemaat
    Fitrat yalan söylemez. (H.Ş.) 119:Hak. Çek.; (M.) 453:Hak.
    Çek.; (M.N.) 214:Nokta, 4. bürhan
    Gaddar siyâset ve zâlim propağanda, aralannda hadsiz bir me-
    safe olan yalan ve sıdkı birbirine karışurmış. (H.Ş.) 51,52:3. kel.
    Sazeteler Meşrûtiyette belagat yerine mübalağayı ve yalanm
    esas aldilar. (D.H.Ő.) 44; (T.H.) 68.
    Hayat için yalana tenezzül edilmemeli. (D.H.Ő.) 39; (T.H.) 67.
    Kinâye suretiyle söylenen söz yalan sayılmaz. (L.L.) 93.
    üfür bütün çeşitleriyle yalancılkur. (H.Ş.) 51:3. kelime; (Mn.) 104.
    faslahat için yalan söylemeyi zaman nesh etmiş. (HŞ.) 55:3.
    kel; d.I) 93.
    A

    YANITLASİL

    yuksel22 Temmuz 2021 13:14
    Nifak ve münâfiklık zararlı bir yalancılıktır. (H.Ş.) 51:3. kelime
    Riyakarlık filî bir çeşit yalançılıktur. (H.Ş.) 51:3. kelime.
    Sahabler bilerek ellerini yalana uzatmazlar. (H.Ş.) 54:3. kelime
    Sahabiler zamanında yalan ile doğruluk arasında büyük bir me-
    safe vardı. (S.) 451:27. Söz, zey1, 2. sebep
    Siyâset propağandası vasıtasıyla yalancılık doğruluğa tercih ed.
    iliyor. (S.) 446, 452:27. Söz
    Şecaatla meşhur olan kolaylıkla yalana tenezzil etmez. (Mh.)
    131:3. maka, 1. meslek
    Yalan bir kâfir lafzıdır. (S.) 651:Lemaat
    Yalan, büyük teşebbüsleri murdarlanın leşleri gibi ruhsuz bira-
    kir. (Mh.) 131:3. makale 1. meslek
    Yalana cevaz var m1? (t.i.) 93; (H.Ş.) 55:3. kelime
    Yalan çirkindir. (L.t.) 93
    Yalan insanı esfel-i safilîne düşürür. (H.Ş.) 53:3. kelime
    Yalanın yolu kapalıdır. (H.Ş.) 56:3. kelime
    Yalanlarla itihat yalandır. (D.H.Ö) 41; (T.H.) 68.
    Yalan küfrün esası, nifakın alâmeti, Allah'a bir iftiradır (1.Í.) 93.
    Yalan sahibini oyuncak yapar. (L.I.) 162.
    Yalancılhk Sâni-i Ziülcelalin kudretine iftiradır. (H.Ş) 51:3. ke
    lime; (.f) 93.
    Yalan ve doğruluk arasında uzak bir mesâfe var. (H.Ş.) 51,
    53:3. kelime
    Yalan yalana başlangıçur. (Mh.) 21:1. makale 4. mukaddime
    Yalan yüce ahlâkı tahrip eder. (t.f.) 93.

    YanıtlaSil
  19. Risale i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    sy. 677,678.

    YanıtlaSil
  20. Hayatta paradan ve maddeden başka bir kıymete inanmayan insanların bir kadında arayacaklari vasıflar güzellik ve zenginliktir. Fakat bizim gibi manaya daha çok önem verenlerin bir hanımda arayacaklari vasıflar ise güzellikten de, zenginlikten de önce ahlak ve namustur.
    Türkçenin Karanlık Günleri

    YanıtlaSil
  21. Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.)
    Ravi: Hz Ali (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  22. Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  23. Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  24. Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir."
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  25. Amin:Hakikat, çok doğru, tamam manasindadir.Emin anlamındadır, Cebrail'in bir ismidir.
    Dost T. V.
    yad i Cemil
    Besmele ve Fatiha nin aciklamasi

    YanıtlaSil
  26. Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.)
    Ravi: Hz. Âişe (r.a.)
    Sayfa: 321 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  27. Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Cennetin bu kokusunu ahiret ameli ile dünyayı taleb eden kimse duyamaz.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 292 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  28. Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı ve pazarı camilere tercih ettikleri, para için evlendikleri (evlendirilecek erkek Ve kadında dindarlık değil, para aradıkları) zaman Allah c. c. onları kıtlık, sultanların zulmü, hâkimlerin hıyaneti ( adaletsizliği) ve düşmanların tecavüzü ile cezalandiracaktir.
    Peygamber Efendimizin Mucizeleri
    cilt. 2.sy.848.

    YanıtlaSil
  29. Yılan ancak yılan doğurur derler. Bu çoğunlukla böyledir. Yine bundan hareketle:kişinin aslı güzel oldu mu onun nesli de iyi olur derler. Yine bunun gibi: Çocuk babasının sırrıdır denir.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 22.sy.336.

    YanıtlaSil
  30. Dünyanın iktisadi ve siyasi şartları şeriatı tatbik etmek ve hilafeti getirmek zorunda bırakacaktır. (Turkiye'de)
    Mehmed Mandal
    söyleyen Said Nursi
    Bediuzzaman
    Dost T. V.

    YanıtlaSil
  31. Öyle büyük bir günah vardır ki, insanlar ondan dolayı Allah'dan mağfiret dahi istemezler. Bu da "Dünya Sevgisi"dir.
    Ravi: Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
    Sayfa: 286 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  32. Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 286 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  33. İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak müslümanların efdali mazhar olur.
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    Sayfa: 286 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  34. Husn-u zanda dikkatli olunmalı.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 280.

    YANITLASİL

    yuksel11 Ağustos 2021 02:28
    Siyaseti tenkit faydalı olabilir. (H. S.) 160 115.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 645.

    YanıtlaSil
  35. Gıybetin keffareti, gıybet ettiği kimse için (Kulağına gitmeden) mağfiret dilemektir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 339 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  36. Eşyanın ışınlanmasina işaret eden ayet. (S.) 233:20.Söz. 2.mak.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 70.

    YanıtlaSil
  37. Bediuzzaman'ın atı bir çocuğu yaradı. (T. H. İç. R.) 1:18 : (T. H.) 41.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 76.

    YanıtlaSil
  38. Peygamber efendimiz (s.a.),Cimrilik küfürdür, kafir ise cehennemdedir. buyurmuşlardır.
    bk. İhya, 4,1940.
    el-hakka süresi.Ayet. 34-35.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt. 22.sy.220.

    YanıtlaSil
  39. Dipnot-1
    Gerçek hile, hilesizliktir.

    YanıtlaSil
  40. her işin başı helal paradır.
    Mahmud Esad Coşan
    Akra Fm.
    Hadisler Deryasi

    28 Ağustos 2021 05:28
    yuksel dedi ki...
    Hakkı tanıyan hiç bir hatırı hakka feda etmez. (Mn.) 49
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 238.

    YanıtlaSil
  41. Oralardaki yüz milyonlarca insanın gözyaşı, ahı, kanı, emeği, doğal kaynağı üzerinden Batı da kurulan bir refah düzeni var.
    Daha Adil Bir Dünya Mümkün
    Recep Tayyip Erdoğan
    sy. 92.

    YANITLASİL

    yuksel7 Eylül 2021 05:54
    Biz asla garibin, mazlumun, mağdurun, yoksulun, ezilmişin sırtından bir refah düzeni kurmayız, kuramayiz. Buna bizim ne inancımız ne kültürümüz ne de tarihimiz izin verir.
    Daha Adil Bir Dünya Mümkün
    Recep Tayyip Erdoğan
    sy. 92.

    YanıtlaSil
  42. doğruluğun faydaları. i.i.93
    Risale nur külliyatı
    lozanda dinin öldürülmesi kararı alındı.E.L. 2.31.
    KORKMAKLA DİN RÜŞVET VERİLMEZ.Sn. 54.
    bir hazinenin anahtarı
    risale i nur külliyatı fihrist ve indeksi.sy.168,169.

    YanıtlaSil
  43. siyaseti dinsizliğe alet yapanlar, kabahatlerini örtmek için başkasını irtica ile ve dinini siyasete alet yapmakla itham ederler.D.H.Ö. 20.. T.H.59.
    YOL İKİDİR. YA DOĞRU SÖYLEMEK, YA SUSMAK.H.Ş. 59.3. kelime.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale i nur külliyatı fihrıst ve indeksi
    sy.169,170.

    YanıtlaSil
  44. 1046/1-Hazret-i Ustâd'ın attan düşüp incinmesi ve bir müddet namazlarını çok zahmet içinde kılması hadisesidir.
    Risale-i Nur un Kudsi Kaynakları.
    (Tespitleri, delilleri, mealleri)
    Envar Nesriyat
    sy. 907.

    YANITLASİL

    yuksel30 Eylül 2021 04:07
    Sahih-i Buhârî nin Hadisi.....
    Meali : Enes bin Malik'ten rivayet, demiş ki :Resûl-i Ekrem
    (A. S. M.) bir ata bindi ve attan düşerek sağ yanı çok incindi. Veyahut:Resulullah (A. S. M.) bindiği bir attan yere düştü ve çok incindi... Namazda bize oturarak imamlık yaptı. Bizde kendisiyle birlikte oturarak namazlarımızı kıldık...
    Risale-i Nur un Kudsi Kaynakları
    sy. 907,908.

    YanıtlaSil
  45. Bir adam ilme talib iken kendisine ölüm gelirse, onunla Peygamberler arasında, yanlız Peygamberlik derecesi kalır.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 396 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  46. Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  47. Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  48. Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  49. Ahmed Yüksel Çelik Nursi

    YanıtlaSil
  50. Allah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak.
    Kul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek.
    Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu?
    Kul, senin rahmetinle oldu diyecek.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt 20.sy.607.
    Hadid Suresi
    21.ayet.

    YanıtlaSil
  51. Ey insanlar! Kimin yanında (ganimet malından veya diğer haklardan) ne varsa, vakti geçti, "rezil olurum" demesin. Getirsin versin. Haberiniz olsun ki, dünya rezilliği ahiret rezilliğinden ehvendir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 183 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  52. Murtedin tecavuzatina set çekmek için topuz lazımdır.
    (L.) 107:16.Lem'a 2.sual.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 493.

    YANITLASİL

    yuksel18 Ekim 2021 01:59
    Topuz:2.siyasi güç.
    Risale-i Nur'un Büyük Lügati
    Tabiratli, Terkibli, Ansiklopedik
    sy. 1238.

    YanıtlaSil
  53. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    203 1 Hased imanı bozar. Sabr (müshil ilacı)nın balı bozduğu gibi. Hz. Ebû Hakim (r.a.)
    203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.)
    203 3 Benden sonra hak, nerede olsa, Ömer İbni Hattab'ladır. Hz. Fadl İbni Abbas (r.a.)
    203 4 Hikmet on cüzdür. Dokuzu halktan kendini çekmekte, biri susmaktadır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 5 Halim olan adam, dünya ve ahirette seyyiddir. Hz. Enes (r.a.)
    203 6 Nimete hamd etmek, o nimetin gitmesine karşı emandır. Hz. Ömer (r.a.)
    203 7 Hamd olsun O Allaha, ümmetimden öyle kimseler yarattı ki, onlarla birlikte (zikrederek) sabretmeyi isterdim. (Şu mealdeki ayetin nüzulu üzerine bu hadisi şerif varid olmuştur. "Nefsimi, akşam ve sabah, sırf Onun rızasını murad ederek Rablerine dua edenlerle sabırlı kıl.") Hz. Selman (r.a.)
    203 8 O Allah'a hamd olsun ki yedirir yedirilmez ve bize ihsanda bulunur, bize hidayet eder. Ve bizi doyurur, içirir ve bizi tatlı belalarla imtihan eder. Arası kesilmeyen nimetlerinin karşılığı ödenemiyecek olan, kendisine karşı nankörlük yapılamayacak olan ve kendisine muhtaç olmamaya imkan bulunmayan Allah'a hamd ederim. O Allah'a hamd olsun ki, bize yiyeceklerden yedirdi, içeceklerden içirdi. Çıplaklıktan giydirdi. Ve dalaletten hidayete erdirdi. Ve körlükten görür hale getirdi. Mahlukatının çoğuna da bizi üstün kıldı. Hamd, Alemlerin Rabbı olan Allah'a muhsustur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 9 O Allaha Hamd ederim ki, Resulullahın gönderdiği adama, onun istediği şekilde hareket nasib etti. Ve tevfik ihsan etti. Hz. Muaz (r.a.)
    203 10 Fatiha yedi ayettir. Birincisi Besmeledir. Fatiha Sebül mesanidir. (tekrar edilen yedi ayettir) Kur'anı azimdir. Ümmül Kur'andır. Ve Fatihatül Kitaptır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 11 Ey Allahın düşmanı, seni zelil eden Allah'a hamd olsun. Bu ümmetin, bu firavunu idi. (Bedirde Ebu Cehilin başı getirildiğinde) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    203 12 Ümmetim içinde seni bu şekilde yaratan Allaha hamd ederim. (Hz. Salim (r.a) için) Hz. Âişe (r. anha)
    203 13 O Allah'a Hamd olsun ki, avretimi örtebileceğim bir elbise ile beni giydirdi. Ve hayatımda onunla beni güzelleştirdi. Beni Hak ile gönderene yemin ederim ki, hiçbir müslüman kul yoktur ki, Allah (z.c.hz) leri onu yeni bir elbise ile giydirdi de o da eskisini fakir bir müslümana verdi ise, o kimse diri veya ölü de olsa o elbisenin bir ipliği kalıncaya kadar Allah'ın hıfzında ve emanında olmasın. Hz. Ömer (r.a.)
    203 14 Hamd olsun Rabbıma ki Beni senin gibi leîm kılmadı. (Ebu Cehili kasdederek) Hz. Ali (r.a.)
    203 15 Humma günahları döker. Ağacın yapraklarının dökülmesi gibi. Hz. Abdullahil Kasrinin babasından
    203 16 Humma, Cehennem ateşinin şiddetindendir. Onu su ile serinleşirin. (Bir rivayette zemzemle) Hz. Ömer (r.a.)
    203 17 Humma, Cehennem körüklerinden bir körüktür. Ve mü'minin Cehennemden payıdır. Hz. Ebû Reyhâne (r.a.)

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 00:05
    Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur.
    1-Başa gelen belaya sabır.
    2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek.
    3-Genişlik zamanında çok dua etmek.
    Akra Fm
    günün sohbeti
    Mahmud Es'ad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 00:17
    Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 423 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 02:07
    Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur.
    1-Başa gelen belaya sabır.
    2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek.
    3-Genişlik zamanında çok dua etmek.
    Akra Fm
    günün sohbeti
    Mahmud Es'ad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 00:16
    Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 423 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel21 Ekim 2021 02:06
    Miras bölünürken Yetimlere ve yoksullarada vermek
    Nisa, 8:1575
    Hadislerle Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri
    İbn Kesîr
    cilt 16.sy.184.

    YanıtlaSil
  54. Ümmetimden iki şahıs çıkacak. Bunlardan birine Allah c. c. Vehbi ilim verecek. Diğerinin ise Ümmet-i Muhammede fitnesi şeytandan daha tesirli olacak. (Tils.) 177.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 235.

    YanıtlaSil
  55. Cerbeze muthiş bir hastalık ve musibettir.(H.Ş.) 147:2.zeylin.2.kıs.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur külliyatı Fihrist ve indeksi.sy.246.

    YanıtlaSil
  56. Hasta olan ömrünün kıymetini anlar.(L.) 218:25.Lem'a 19.deva.
    Hastalığın bir kısmı manevi şahadet kazandırır.(L.) 215:25 .Lem'a 15.deva.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur kulliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.246.

    YanıtlaSil
  57. Munazarat siyaset tabiblerine teşhis-i illet için lüzumludur.(Mn.) 20.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur külliyatı Fihist ve İndeksi.sy.247.

    YanıtlaSil
  58. Bediüzzaman rüyasında Ağrı dağının parçalandığını gördü.
    Bediüzzaman rüyasında Kur'an'ın etrafındaki surların yıkıldığını gördü.
    (T.H.) 46.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.103.

    YanıtlaSil
  59. Yetim ve kimsesiz çocukların kendi hallerine terkedilisinin acı sonuçları.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    cilt. 14.sy.246.

    YANITLASIL

    yuksel2 Kasım 2021 19:35
    Cerbeze muthiş bir hastalık ve musibettir.(H.Ş.) 147:2.zeylin.2.kıs.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur külliyatı Fihrist ve indeksi.sy.246.

    YANITLASIL

    yuksel2 Kasım 2021 19:17
    Hasta olan ömrünün kıymetini anlar.(L.) 218:25.Lem'a 19.deva.
    Hastalığın bir kısmı manevi şahadet kazandırır.(L.) 215:25 .Lem'a 15.deva.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur kulliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.246.

    YANITLASIL

    yuksel2 Kasım 2021 19:22
    Munazarat siyaset tabiblerine teşhis-i illet için lüzumludur.(Mn.) 20.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.247.

    YANITLASIL

    yuksel2 Kasım 2021 19:32
    Bediüzzaman rüyasında Ağrı dağının parçalandığını gördü.
    Bediüzzaman rüyasında Kur'an'ın etrafındaki surların yıkıldığını gördü.
    (T.H.) 46.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.103.

    YanıtlaSil
  60. Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.

    YanıtlaSil
  61. Hayırdan bazan şer çıktığı gibi, şerden de bazan hayır çıkar. (Mn.) 75.
    Hayr-i mutlaktan hayır gelir.
    İnsanın hayra da, şerre de sınırsız kabiliyeti vardır.(Sn.) 27.
    Kainatın mülk ciheti, husun, kubuh, hayır, şer küçük, büyük gibi zitlarin cevelengahidir.
    Yaratilista hayır küllî, şer cüz'î dır.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 258.

    YanıtlaSil
  62. Allah c. c. a isyanda kula itaat yoktur.
    Mahmud Esad Coşan
    Akra Fm
    Hadisler Deryası

    YanıtlaSil
  63. Allah (z.c.hz.)ne isyan mahiyetinde olan yerde, mahluka itaat yoktur.
    Ravi: Hz. İmran (r.a.)
    Sayfa: 481 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  64. Asıl ismi Veys bin Amir el-Karani olan Veysel Karani, Siffin savaşında şehid olmuştur. (hic. 37,mi.657.)

    YanıtlaSil
  65. Asıl ismi Veys bin Amir el-Karani olan Veysel Karani, Siffin savaşında şehid olmuştur. (hic. 37,mi.657.)
    Tabiratli, Terkibli, Ansiklopedik
    Risale-i Nur un büyük Lügati
    sy. 1320.

    YanıtlaSil
  66. Vasiyetimdir.
    24.3.1974.
    Bir çok suikastler geçirdim.Şu anda vucudumda arıza var.
    Hafızamı kaybettim.Askerden sonra rahatsızlandım.
    Adımın Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi olmasını isterdim.
    Kitablarımı ziyan olmayacak bir kütübhaneye veilmesini istiyorum.
    Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum.
    Yüksel Çelik.

    YanıtlaSil
  67. YANLIŞ BİLGİ FELAKET KAYNAĞIDIR.
    KAZIM KARABEKIR
    YALANI SÖKÜP ATMADAN HAKIKATI DİKMEYE ÇALIŞMA TUTMAZ.
    GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN VASİYETNAMESİNİN AÇIKLANMASIYLA AÇIĞA ÇIKMASINI UMUYORUM HAKİKATİN.

    YanıtlaSil
  68. Hükümet içinde hükümet zararlıdır. (H. S.) 115:Cemi.ih.Mahsus.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 274.

    YanıtlaSil
  69. Asrın beyin yapıcısı Said Nursi dir.
    Islam Ansiklopedisi.
    Said Nursi
    maddesi.
    cilt.35

    YanıtlaSil
  70. Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde mahvoldular.
    Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
    Sayfa: 455 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  71. Sizden birine, halktan korkması, işittiği veya gördüğü bir hakikatı söylemeye mani olmasın.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 490 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  72. Laik Türkiye,müslümanları Ingiliz Imparatorluğu için bir tehlike olmaktan çıkarmaktadır.
    99 soruda
    LOZAN
    sy.157.

    YanıtlaSil
  73. HAKİKATİ GİZLEMEK DE ZULÜMDÜR.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
    Cilt.3.sy.294.

    YanıtlaSil
  74. "Ecdat, Ayasofya'nin bugünkü akibetini görmüş ve yanı başına SultanAhmed gibi bir muhteşem eseri inşa etmiştir" dedi.
    Bediuzzaman'ın Sır Katibi
    Mehmed Feyzi Efendi.
    sy. 337.

    YanıtlaSil
  75. Islamiyetin özü bırakılıp kışrina nazar edilmiş.(M. h.) 7.
    Islamiyetin Üssü'l-esasi doğruluktur. (H. S.) 51:3.kelime.
    İslam zalimlerin kilincina muhtaç değil.(K. L.) 154.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 345.

    YanıtlaSil
  76. EBÜ’l-KĀSIM
    أبو القاسم
    Hz. Peygamber’in künyesi.

    Müellif:
    MUSTAFA FAYDA
    Araplar arasında, ilk doğan çocuğa nisbetle künye alma ve bu künye ile anılma âdeti eskiden beri mevcuttur (bk. KÜNYE). Resûl-i Ekrem de Hz. Hatice’den olan ilk oğlu Kāsım’a nisbetle Ebü’l-Kāsım künyesini almıştır. Ayrıca Hz. Peygamber, “Ben yalnız taksim ediciyim, veren ise Allah’tır” (Buhârî, “ʿİlim”, 13; Müslim, “Zekât”, 100); “Ben Ebü’l-Kāsım’ım, aranızda paylaştırırım” (Müslim, “Âdâb”, 5) meâlindeki hadislerinde, kasm kökünden gelen kāsım (taksim eden, bölüştüren kimse) kelimesinin sözlük anlamına da telmihte bulunmuştur.

    Hz. Peygamber’in künyesinin başkaları tarafından kullanılması hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Çocuğuna Muhammed adını koymak isteyen bir kişiye Resûl-i Ekrem adının alınabileceğini, ancak künyesinin kullanılamayacağını söylemiştir. Hz. Peygamber’in çarşıda veya Bakī‘ Mezarlığı’nda bulunduğu bir sırada ashaptan biri diğerine, “Yâ Ebe’l-Kāsım!” diye seslenince Resûlullah dönüp ona baktı. Sahâbî, “Yâ Resûlellah! Ben sana değil falana seslenmiştim” deyince Hz. Peygamber ona künyesinin değil adının kullanılmasını tavsiye etti (Buhârî, “Büyûʿ”, 49; Müslim, “Âdâb”, 1). Bu hadisleri dikkate alan İmam Şâfiî, Resûl-i Ekrem’in adıyla birlikte künyesinin (Ebü’l-Kāsım Muhammed) herhangi bir kişi tarafından kullanılmasının doğru olmadığını belirtmiştir. Zâhirîler de aynı görüşü benimsemişler, hatta bazıları çocuğa Kāsım adının verilmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu yasağın sonradan kaldırıldığını veya bunun sadece Hz. Peygamber’in hayatında geçerli olduğunu söyleyenler ise Hz. Ali’nin, “Yâ Resûlellah! Senden sonra doğacak çocuğuma senin adını ve künyeni vermemi uygun görür müsün?” sorusuna Resûl-i Ekrem’in, “Evet” diye cevap vermesini göz önüne almışlardır. Nitekim Hz. Ali’nin oğlu Muhammed b. Hanefiyye ile Muhammed b. Ebû Bekir ve Muhammed b. Talha b. Ubeydullah’ın künyeleri Ebü’l-Kāsım’dır. İmam Mâlik başta olmak üzere birçok âlim de bu görüştedir. İbn Cerîr et-Taberî ise hadisin neshedilmediğini, söz konusu yasağın haram değil bir edep ve nezaket meselesi olduğunu söylemektedir.

    Hz. Peygamber’e Ebü’l-Kāsım künyesi yanında, babasının da künyesi olduğu söylenen Ebü’l-Kusem, yoksullara yardım edip onlarla yakından ilgilendiği için Ebü’l-erâmil ve Ebü’l-mü’minîn künyelerinin de verildiği kaynaklarda zikredilmektedir. Diğer taraftan Hz. Peygamber’in Mâriye’den olan oğlu İbrâhim doğunca Cebrâil’in kendisine, “es-Selâmü aleyke yâ Ebâ İbrâhîm!” diye hitap ettiği rivayet edilmiştir.


    BİBLİYOGRAFYA
    Buhârî, “ʿİlim”, 13, “Büyûʿ”, 44, 49, “Menâḳıb”, 20.

    Müslim, “Zekât”, 100, “Âdâb”, 1, 5.

    Müsned, I, 95.

    İbn Hişâm, es-Sîre, I, 190-191, 478.

    İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, I, 106-107, 133, 447.

    İbn Kuteybe, el-Maʿârif (Ukkâşe), s. 141.

    Belâzürî, Ensâb, I, 91.

    İbn Düreyd, el-İştiḳāḳ, s. 39.

    İbnü’l-Cevzî, el-Vefâ, I, 105-106.

    Makrîzî, İmtâʿu’l-esmâʿ (nşr. Mahmûd Şâkir), Kahire 1941, I, 3.

    İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî (Hatîb), VI, 647-648; X, 587-589.

    Tecrid Tercemesi, I, 104.

    İbnü’d-Deyba‘, Ḥadâʾiḳu’l-envâr ve metâliʿu’l-esrâr (nşr. Abdullah İbrâhim el-Ensârî), Katar, ts., II, 961-962.

    Diyarbekrî, Târîḫu’l-ḫamîs, I, 207.

    Köksal, İslâm Tarihi (Mekke), İstanbul 1981, s. 14-16.

    “Ebülkasım”, İA, IV, 86.

    YanıtlaSil
  77. EBÜ’l-KĀSIM el-IRÂKĪ
    أبو القاسم العراقي
    Ebü'l-Kāsım Muhammed b. Ahmed el-Irâkī es-Simâvî
    İslâm dünyasının Câbir b. Hayyân ve Ebû Bekir er-Râzî’den sonra yetiştirdiği en büyük kimyacılardan.

    Müellif:
    CEVAT İZGİ
    Klasik kaynaklarda hayatı hakkında bilgi yoktur. Bazı eserlerinde adı Ahmed b. Muhammed şeklinde geçer; nisbesinden Iraklı olduğu anlaşılmaktadır. Yeni kaynaklarda XII veya XIII. yüzyılda yaşadığı söylenmekte, ölüm tarihi Kehhâle tarafından 580 (1184-85) yılı civarı olarak gösterilmektedir. Ebü’l-Kāsım aynı zamanda Hüsrev Şah es-Simâvî ad ve nisbesiyle de tanınmakta, ancak bu adın ʿUyûnü’l-ḥaḳāʾiḳ başlığını taşıyan eserinin çeşitli yazma nüshalarında Hüsrev Şah (Süleymaniye Ktp., Karaçelebizâde, nr. 252, vr. 7b), Harûr Şah (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 1549, vr. 3a), Hazûr Şah (Süleymaniye Ktp., Hacı Mehmed Efendi, nr. 3082, vr. 3a), Hazzûr Şah (Süleymaniye Ktp., Hafîd Efendi, nr. 201, vr. 2b) ve Hayrûz Şah (İÜ Ktp., AY, nr. 6271) gibi farklı şekillerde yazıldığı görülmektedir. Bunlardan Karaçelebizâde’deki 923 tarihli nüshanın, müellif hattının veya ondan aktarılan nüshanın özelliklerini taşıdığı kabul edilmektedir. Buna göre istinsah hatalarından kaynaklandığı anlaşılan bu farklılıklar bir yana bırakılırsa söz konusu adın Hüsrev Şah olduğu söylenebilir. İkinci nisbesi ise yine eserlerinin yazma nüshalarında Sîmâvî, Simâvî ve Simânevî olmak üzere üç ayrı şekilde geçmektedir. Bu durum, söz konusu nisbenin onun doğum yerinden çok mesleğiyle ilgili olduğunu ve belki de aslında “Simyâî” iken istinsah hatası sonucu “Simâvî” veya diğer şekillere dönüştürüldüğünü düşündürmektedir. ʿUyûnü’l-ḥaḳāʾiḳ’ın British Museum’daki nüshasının (nr. 1337/2) baş tarafında Sultan I. Baybars’ın (1260-1277) oğlu Berke Han’ın ve veziri Bahâeddin’in adları geçmektedir. E. J. Holmyard buradan hareketle onun XIII. yüzyılda yaşadığını söylemektedir. Öyle anlaşılıyor ki Ebü’l-Kāsım uzun seyahatlerden sonra ömrünün önemli bir kısmını Mısır’da geçirmiş ve eserlerinin çoğunu orada kaleme almıştır.

    YanıtlaSil
  78. Hayatının on yedi yılını kimya öğrenimine veren Ebü’l-Kāsım, bu alandaki çalışmalarında yeni bir yöntem geliştirmiş değildir. Aslında eskiden beri anlatılagelen simyaya ilişkin hurafeleri reddetmekle birlikte değersiz madenleri ateşte eriterek altın ve gümüşe dönüştürmenin mümkün olacağına inanıyordu. Yaptığı bir deneyde kurşun eriyiğinden bir miktar gümüş elde edince bu kanaate sahip olmuş, fakat bir filizin içinde başka madenlerin de bulunacağını hesaba katmamıştı. Ona göre altın, gümüş, bakır, demir, kurşun ve kalay aynı türden madenlerdi ve aralarındaki fark sadece sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve yaşlığa dayanan niteliklerden kaynaklanıyordu. O halde kimyasal işlem sonucu bu nitelikleri değiştirerek bir madeni diğerine dönüştürmek mümkündü (el-ʿİlmü’l-mükteseb, s. 7-8). Bu madenler arasında altının her zaman değerli bir madde olarak kabul edilmesinin sebebi, diğerlerine göre nitelik açısından daha mutedil olmasıydı ve öteki madenleri altına çevirmek için uygulanacak yöntem, onları ateşte eritip gerektiği kadar iksir ilâve etmek suretiyle normal kıvama gelmelerini sağlamaktan ibaretti (a.g.e., s. 9). İksirin eritilen madene olan etkisini ise ilâcın hastaya yaptığı etki ile mukayese eder ve bunun olumlu sonuçlarının istisnaî durumlar bir yana kesin olduğunu söyler (a.g.e., s. 18-19).

    Ebü’l-Kāsım çalışmalarında Câbir b. Hayyân ve Ebû Bekir er-Râzî gibi ünlülerin eserlerinden faydalanmış, ancak maddenin kimyasal özelliklerini araştırmayı gaye edinen Râzî’den çok Câbir’in öğretilerine sadık kalarak fizikî niteliklerle ilgilenmeyi ve bunları sembollerle açıklamayı tercih etmiştir. Bu bakımdan eserleri büyük ölçüde Câbir kimyasının bir özeti sayılabilir. Bununla birlikte onun çalışmaları hiçbir zaman Câbir’in fikirlerinin yalın bir tekrarı olmamış, daima kendi deney ve gözlemlerini yansıtmıştır. Ayrıca simyaya ait eserlerin kaleme alınış tarzlarını ve bunlarda geçen bazı sembolik terimlerin ne anlama geldiğini de izah eder. Böylece simya alanındaki eserlerin kolay anlaşılmasına yardımcı olmak ister; fakat son tahlilde sembollerin metafizik birer anlamı bulunduğuna dikkat çekerek bu konuda daha ileri gidilmemesini tavsiye eder. Ebü’l-Kāsım, İslâm dünyasında simya alanındaki çalışmaların durakladığı bir dönemde yazdığı eserlerle bu geleneği devam ettirmesi bakımından önemli bir şahsiyettir.

    YanıtlaSil
  79. Eserleri. 1. el-ʿİlmü’l-mükteseb fî zirâʿati’ẕ-ẕeheb. Elli sayfadan oluşan ve eski kimya geleneğini yansıtan kitap muhteva bakımından iki kısma ayrılabilir. Birinci kısım iksir teorisiyle altın, gümüş, bakır, demir, kalay ve kurşunun transmutasyonunu konu almaktadır. İkinci kısımda ise çeşitli milletlerden filozof, bilgin ve şairlerin simya ile ilgili sözlerine ve şiirlerine yer verilmiştir. Holmyard’a göre eserin teorik yönü çok güçlü olup sağlam bir mantık dokusuyla işlenmiştir; fakat pratik yönü eksik ve çok defa yetersiz kalmaktadır. Holmyard tarafından İngilizce tercümesiyle birlikte yayımlanan (Paris 1923) kitabın en tanınmış şerhi Aydemir el-Cildekî’nin (ö. 762/1360-61) Nihâyetü’ṭ-ṭaleb adlı eseridir ve Bombay’da yayımlanmıştır (1307).

    2. ʿUyûnü’l-ḥaḳāʾiḳ ve îżâḥu’ṭ-ṭarâʾiḳ. Eserin British Museum’daki (nr. 1337/2) nüshasının mukaddimesinde Memlük Sultanı Baybars’ın oğlu Berke Han’ın ve veziri Bahâeddin’in adları geçmektedir. Otuz bölümden oluşan eser klasik bir simya kitabıdır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan nüshasının (Hâlet Efendi, nr. 201) 1202’de (1787-88) Öküzlimanı’nda Muhammed Said Efendi’nin sahilhânesinde istinsah edilmiş olması, XVIII. yüzyılın sonlarında Osmanlılar’da simyaya olan ilginin devam ettiğini göstermektedir.

    3. el-Kenzü’l-efḫar ve’s-sırrü’l-aʿẓam fî taṣrîfi’l-ḥaceri’l-mükerrem. Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye’de (Tabîiyyât, nr. 168, 19 varak) bulunan kitap, iksir teorisiyle daha çok yukarıda sözü edilen yedi maden başta olmak üzere sülfür, arsenik, bakır oksit ve zaçyağının (sülfürik asit, vitriol) sembollerini açıklamaktadır. Ayrıca eserde Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin çalışmalarında geçen bazı allegorik hikâyelerin izahı da yer almıştır.

    4. el-Eḳālimü’s-sebʿa fi’l-ʿilmi’l-mevsûm bi’ṣ-ṣanʿa. Yazma nüshaları Biritish Museum (Ek nr. 25/724) ve Gotha’da (nr. 1261/1) bulunan eser, yine Câbir geleneğinin bir devamı şeklinde simyada gizliliğe uymanın gerekliliği ve sembollerin ne anlam taşıdıkları gibi konuları ihtiva etmektedir.

    YanıtlaSil


  80. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
    İSTİRCÂ
    الاسترجاع
    Bir musibet anında Allah’ın takdirine rızâ gösterip O’na sığınarak teselli bulmayı ifade eden söz ve davranışlar için kullanılan bir terim.
    İlişkili Maddeler
    MUSİBET
    BELÂ
    Allah’ın insanları denemek için verdiği maddî ve mânevî sıkıntı, dert, külfet.

    Müellif:
    HAYATİ HÖKELEKLİ
    Sözlükte “geri dönme, yapılmakta olan bir işi, bir davranışı terketme” anlamındaki rücû‘ kökünden türeyen istircâ‘ musibete uğrayan, özellikle bir yakınını kaybeden müminin Bakara sûresinin 156. âyetinde geçen, “Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve muhakkak ki O’na döneceğiz” meâlindeki kısmı okuyup bu inancına uygun bir teslimiyet hali ortaya koymasını ifade eder.

    İstircâ âyetinin de yer aldığı Bakara sûresinin ilgili bölümünde (2/153-157), müminlere sabırla ve namaz kılarak Allah’ın yardımını dilemeleri emredildikten sonra savaşlarda şehid düşenlere ölü denilmemesi istenmekte, gerçekte onların yaşadıkları bildirilerek bir bakıma şehidlerin kayıp sayılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Ardından savaş gibi korku ve kaygı verici durumların, açlık ve yokluğun, mal, can ve ürün kaybının Allah tarafından birer imtihan olduğu bildirilerek böyle durumlarda sabırlı ve metanetli olmak gerektiği belirtilmektedir. Bu tür musibet ve acılarla karşılaştıklarında, “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” diyerek Allah’ın hükmünü rızâ ve teslimiyet şuuruyla karşılayan müminler hakkında, “Rablerinin lutuf ve rahmeti işte bunlar içindir ve doğru yolu bulmuş olanlar da bunlardır” denilmektedir. Her ne kadar bu âyetler, hicretten sonra savaş tehdidi ve bunun doğuracağı korku ve acılar, insan, mal ve ürün kaybı gibi sıkıntılarla karşı karşıya gelen müslümanları teselli amacı taşımaktaysa da burada genel olarak insanların her zaman Allah tarafından imtihana tâbi tutulabileceğine işaret edilmekte, gerçek müminlerin böyle durumlarda ortaya koyacakları inançlı ve kararlı tavrın, moral gücünün önemi dile getirilmektedir. Musibetler karşısında takınılması gereken, tasavvuf ve kelâm literatüründe rızâ, tevekkül gibi terimlerle ifade edilen istircâ, müminin bütün varlığıyla Allah’a ait olduğu ve sonunda Allah’a döneceği bilinciyle kurtuluşu yalnız Allah’tan beklemesi şeklindeki bir teslimiyet tavrıyla birlikte bu inancın bir sonucu olarak Allah’ın lutuf ve rahmeti konusunda her zaman ümitli ve iyimser olması şeklinde dinamik bir tavra ve irade gücüne de işaret etmektedir.

    Allah’tan gelen her türlü sıkıntıyı bir imtihan kabul ederek sabır ve metanetle, rızâ ve teslimiyetle karşılamanın önemine dair birçok hadis bulunduğu gibi bazı hadislerde istircâ kavramı da geçmektedir. İstircâ âyetinin yorumu münasebetiyle tefsir kitaplarında da zikredilen bu hadislerde (meselâ bk. Fahreddin er-Râzî, IV, 141; İbn Kesîr, I, 285-286) Hz. Peygamber’in, bir musibete mâruz kalan müslümanın isyana kalkışmadan istircâ cümlesini okuyarak Allah’tan gelene razı olması, musibetten dolayı Allah’tan ecir dileyip kendisinden bu musibeti kaldırması ve yerine hayırlar vermesi için dua etmesi durumunda er geç dileğine nâil olacağı, Allah’ın onu uğradığı musibete nisbetle daha hayırlı imkânlara kavuşturacağı bildirilmektedir (Müsned, I, 201; IV, 415; Tirmizî, “Cenâʾiz”, 36). Bazı rivayetlerde insanın ayağına diken batması gibi en küçük sıkıntıların dahi musibet sayıldığı, nitekim Resûl-i Ekrem’in elindeki kandil sönünce istircâ âyetini okuduktan sonra bu küçük olayın bile bir musibet olduğunu, büyük küçük her musibetin hata ve günahlar için kefâret olarak değerlendirileceğini ifade ettiği bildirilmektedir (Buhârî, “Merḍâ”, 1-3; Müslim, “Birr”, 45-52). Özellikle yakınlarını kaybedenlerin Allah’ın takdirini sabır ve olgunlukla karşılamalarının faziletini anlatan ve böyle durumlarda istircâda bulunmayı teşvik eden hadisler de vardır (meselâ bk. Müsned, I, 20; III, 317; VI, 313; Müslim, “Cenâʾiz”, 4; Tirmizî, “Cenâʾiz”, 36;

    YanıtlaSil
  81. “Daʿavât”, 83). Ancak kayıplar karşısında kederlenip taşkınlık yapmadan göz yaşı dökmek insan ruhunun tabii bir hali olarak değerlendirilmiş, bunun sabır, rızâ ve istircâya aykırı olmadığı bildirilmiştir. Nitekim Resûl-i Ekrem de sevdiklerini kaybettiği zamanlarda üzüntüsünü tavırlarıyla ortaya koymuş ve oğlu İbrâhim’in ölümü üzerine göz yaşı dökmesini yadırgayanlara, “Göz yaşarır, kalp hüzünlenir; fakat bizim ağzımızdan ancak rabbimizin razı olacağı sözler çıkar” demiştir (meselâ bk. Buhârî, “Cenâʾiz”, 41, 44, 45; ayrıca bk. MUSİBET; RIZÂ; TEVEKKÜL).


    BİBLİYOGRAFYA
    M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “rcʿa” md.

    Wensinck, el-Muʿcem, “rcʿa” md.

    Müsned, I, 20, 201; III, 317; IV, 415; VI, 313.

    Buhârî, “Cenâʾiz”, 41, 44, 45, “Merḍâ”, 1-3.

    Müslim, “Cenâʾiz”, 4, “Birr”, 45-52.

    Tirmizî, “Cenâʾiz”, 36, “Daʿavât”, 83.

    Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, Beyrut 1411/1990, IV, 139-142.

    İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾân, I, 283-286.

    YanıtlaSil
  82. MUSİBET
    المصيبة
    İlişkili Maddeler
    ÂFET
    İslâm ahlâkı, fıkıh ve hadis alanlarında farklı anlamlarda kullanılan bir terim.
    BELÂ
    Allah’ın insanları denemek için verdiği maddî ve mânevî sıkıntı, dert, külfet.

    Müellif:
    MUSTAFA ÇAĞRICI
    Sözlükte “ansızın bastıran yağmur” anlamındaki savb kökünden türeyen ve “bir şeyin hedefine ulaşması, birinin payına düşmesi” mânasına gelen isâbet masdarından isim olan musîbet, “insanın genellikle kendi iradesi dışında ve beklemediği şekilde karşılaştığı durum” demektir. Daha çok hastalık, kıtlık, zarar ziyan, yangın, deprem gibi âfetler, sevilen birinin ölümü vb. ağır sıkıntı veren şeyler için kullanılır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ṣvb” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ṣvb” md.). Cürcânî musibeti “insanın tabiatına uymayan şey” diye tanımlamış ve buna ölümü örnek göstermiştir (et-Taʿrîfât, “el-Muṣîbe” md.). Ya‘kūb b. İshak el-Kindî’den itibaren pek çok İslâm âliminin benimsediği anlayışa göre ölüm de dahil olmak üzere musibetler hayatın bir parçasıdır, tabii ve kaçınılmaz gerçeklerdir. İnsanın hiçbir musibetle karşılaşmaması için hiç var olmaması gerekir. Çünkü musibetler değişme ve bozulma niteliği taşıyan şeylerin değişmesinden, bozulmasından ileri gelmektedir. Eğer dünyada bozulma olmasaydı varlık da olmazdı. Musibetlerin olmamasını istemek tabiattaki oluşma ve bozulma kanununun ortadan kalkmasını istemek olur ki bu da imkânsızdır (Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, s. 18-19; İbn Miskeveyh, s. 179).

    Musibet kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de on âyette geçmektedir. Ayrıca altmış dört yerde ölüm, fitne, kötülük, belâ, yaşlılık, azap; aşırı susuzluk, yorgunluk ve açlık gibi olumsuzlukların başa gelmesini ve iyilik, ilâhî lutuf, rahmet gibi olumlu durumlarla karşılaşmayı ifade etmek üzere musibetle aynı kökten gelen fiiller kullanılmıştır (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṣvb” md.). Bakara sûresinde (2/155-157) Allah’ın insanları korku, açlık, mal, can ve ürün kaybı gibi musibetlerle sınamaya tâbi tuttuğu belirtildikten sonra bu tür musibetler karşısında, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve muhakkak O’na döneceğiz” diyerek sabır ve metanetlerini kanıtlayanlar Allah’ın lutuf ve rahmetiyle müjdelenmekte ve bunların doğru yolu bulmuş oldukları bildirilmektedir. Hz. Peygamber musibete uğrayanları yukarıdaki âyetlerin, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve muhakkak O’na döneceğiz” (İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn) kısmını okuyarak teselli etmelerini müslümanlara öğütlemiş, bu sebeple yakınlarını kaybedenlere tâziyede bulunurken bunun okunması âdet haline gelmiştir.

    YanıtlaSil
  83. Bazı âyetlerde her türlü musibetin bir kitapta yazılı olduğu (et-Tevbe 9/50-51; el-Hadîd 57/22), musibetlerin Allah’ın izniyle gerçekleştiği (et-Tegābün 64/11) bildirilirken bazısında musibetler insanın kendi fiillerinin bir sonucu olarak gösterilmektedir (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/165; en-Nisâ 4/62; el-Kasas 28/47). “Başınıza gelen her musibet kendi yaptıklarınız yüzündendir; kaldı ki O birçoğunu bağışlar” meâlindeki âyet (eş-Şûrâ 42/30) ikinci tür âyetlerin özeti mahiyetindedir. Nisâ sûresinin 78. âyetinde iyilik ve kötülük olarak insanların başına gelenlerin hepsinin Allah’tan olduğu bildirilirken 79. âyette, “Sana gelen iyilik Allah’tandır, başına gelen kötülük ise kendindendir” buyurulmuştur. Müfessirler, bu farklı ifadeleri kader kavramı çerçevesinde musibetlerin genel yaratma fiili açısından Allah’a; irade ve ihtiyar, esbâba tevessül, kesb ve hak ediş gibi beşerî etkenler açısından kula ait olduğu şeklinde açıklamışlardır (Taberî, IV, 176-177; Zemahşerî, II, 113-114; Kurtubî, V, 284-285; Elmalılı, II, 1397-1399).

    Musibet kelimesi ve aynı kökten türeyen çeşitli fiil ve isimler hadislerde de sıkça geçmektedir. Hadis mecmualarında musibetten dolayı üzüntü duymanın, göz yaşı dökmenin günah olmadığını; feryat ve figan etmek, dövünmek, üstünü başını yırtmak, sürekli halinden şikâyet etmek gibi taşkınlıklardan sakınmak gerektiğini bildiren ve metanetli olmayı öğütleyen hadislerin yer aldığı bölümler bulunmaktadır (Wensinck, el-Muʿcem, “ṣvb” md.). Resûlullah’ın, oğlu İbrâhim’in vefatı sırasında ağlamasını yadırgayan bazı sahâbîlere, “Bu bir şefkattir; kalp üzülür, göz yaş döker; ancak bizim ağzımızdan rabbimizin razı olmayacağı hiçbir söz çıkmaz” demesi (Buhârî, “Cenâʾiz”, 44; Müslim, “Feżâʾil”, 62), musibetler karşısında üzülüp ağlamanın sakıncasının bulunmadığına delil olarak gösterilir. Ayrıca hadislerde en büyük musibetlerle peygamberlerin karşılaştığı (Buhârî, “Merḍâ”, 2, 3; İbn Mâce, “Fiten”, 29; Tirmizî, “Zühd”, 57), Allah’ın sevdiği kullarını zaman zaman musibetlerle imtihan edeceği (Buhârî, “Merḍâ”, 1; Tirmizî, “Zühd”, 57) belirtilmekte ve musibetlere sabredip çekilen acılar karşısında Allah’tan ecir beklemenin faziletine işaret edilmektedir (meselâ bk. Müsned, I, 177, 182; Tirmizî, “Cenâʾiz”, 36; Nesâî, “Cenâʾiz”, 22). Yorgunluk, hastalık, tasa ve kederden ayağına diken batmasına kadar müslümanın başına gelen her türlü musibetin günahlara kefâret olacağı müjdesi verilmektedir (Müsned, VI, 114, 120; Buhârî, “Merḍâ”, 1, 3; Müslim, “Birr”, 49). Hadislerde ayrıca musibete uğrayanların teselli edilmesi, acılarının paylaşılması ve yakınlarını kaybedenlere tâziyede bulunulması tavsiye edilmektedir (el-Muvaṭṭaʾ, “Cenâʾiz”, 41; İbn Mâce, “Cenâʾiz”, 55, 56).

    YanıtlaSil
  84. Gazzâlî, İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’in ana bölümünden biri olan “Sabır ve Şükür Kitabı”nda (IV, 72-73) insanın üstesinden gelemeyeceği musibetlere sabretmesini sabrın en yüksek derecelerinden biri olarak zikreder. İnsanın musibetlerden korunmaya çalışması ve uğradığı bir musibetten kurtulmak istemesi, kurtulamaması halinde üzüntü ve acı duyması, göz yaşı dökmesi tabii bir durumdur. Ondan istenen önlenebilir musibetlere katlanmak değil musibetten korunma yönünde önlem almak, başa gelen bir felâketten kurtulmak için her türlü çabayı göstermek, kurtulma imkânı bulunamaması halinde durumu sabır ve metanetle karşılamaktır. Mâverdî de Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn adlı eserinin “Sabır ve Tahammülsüzlük” başlıklı bölümünde (s. 405-421) musibetleri kolaylıkla atlatmanın ve acılarını hafifletmenin yollarını göstermiş, tahammülsüzlüğün musibetlerden doğan acıları daha da arttıracağını belirtmiştir. Ona göre musibetler karşısında sabırlı ve metanetli davrananlar onlardan daha çabuk kurtulabilir. Musibet hakkındaki âyet ve hadislerle İslâm âlimlerinin görüşleri değerlendirildiğinde bunlarda musibetlerin insanları eğiten, olgunlaştıran, onlara hayatın ağır sıkıntıları karşısında dahi tahammül gücü ve iradesi kazandıran rolüne dikkat çekildiği görülmektedir. Özellikle tasavvuf düşüncesinde belâ ve musibetlerin bu olumlu yönüne önem verilmiştir (ayrıca bk. BELÂ; SABIR).


    BİBLİYOGRAFYA
    Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ṣvb” md.

    Lisânü’l-ʿArab, “ṣvb” md.

    et-Taʿrîfât, “el-Muṣîbe” md.

    Wensinck, el-Muʿcem, “ṣvb” md.

    M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṣvb” md.

    el-Muvaṭṭaʾ, “Cenâʾiz”, 41.

    Müsned, I, 177, 182; VI, 114, 120.

    Buhârî, “Cenâʾiz”, 44, “Merḍâ”, 1, 2, 3.

    Müslim, “Feżâʾil”, 62, “Birr”, 49.

    İbn Mâce, “Cenâʾiz”, 55, 56, “Fiten”, 29.

    Tirmizî, “Cenâʾiz”, 36, “Zühd”, 57.

    Nesâî, “Cenâʾiz”, 22.

    Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, Üzüntüden Kurtulma Yolları: el-Hîle li-def‘i’l-ahzân (nşr. ve trc. Mustafa Çağrıcı), İstanbul 1998, s. 18-19.

    Taberî, Câmiʿu’l-beyân, IV, 176-177.

    İbn Miskeveyh, Tehẕîbü’l-aḫlâḳ (nşr. İbnü’l-Hatîb), Kahire 1398, s. 179.

    Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn (nşr. Mustafa es-Sekkā – M. Şerîf Sükker), Beyrut 1408/1988, s. 405-421.

    Gazzâlî, İḥyâʾ, IV, 72-73.

    Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, II, 113-114.

    Kurtubî, el-Câmiʿ, V, 284-285.

    Elmalılı, Hak Dini, II, 1397-1399.

    YanıtlaSil


  85. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
    RIZÂ
    الرضا
    Dinî hükümlere uyan kuldan Allah’ın ve Allah’ın takdirinden kulun hoşnut olması anlamında dinî-tasavvufî bir terim.
    İlişkili Maddeler
    RIZÂ
    Allah’a nisbet edilen haberî sıfatlardan biri.
    İSTİRCÂ
    Bir musibet anında Allah’ın takdirine rızâ gösterip O’na sığınarak teselli bulmayı ifade eden söz ve davranışlar için kullanılan bir terim.

    Müellif:
    SÜLEYMAN ULUDAĞ
    Sözlükte “hoşnut ve memnun olmak, tasvip etmek, beğenmek” anlamındaki rızâ kelimesi dinî ve tasavvufî hayatın temel kavramlarından biridir. Kur’an’da ve hadislerde rızâ kavramı üzerinde önemle durulmuş, müminler Allah’ın rızâsını kazanmaya teşvik edilmiş, rızâ mertebesine ermenin en büyük mutluluk olduğu ifade edilmiştir. “Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razı oldular” meâlindeki âyetler (el-Mâide 5/119; el-Mücâdile 58/22; el-Fecr 89/28; el-Beyyine 98/8) Allah ile kul arasındaki rızâ halinin karşılıklı olduğunu gösterir. Allah, Hudeybiye’de Semre ağacının altında Hz. Peygamber’e biat eden sahâbeden razı olmuştur (el-Feth 48/18). Bir mümin için Allah’tan razı olma ve O’nun razı olduğu bir kul olma en büyük mutluluktur (Âl-i İmrân 3/174; et-Tevbe 9/100). Cennete girmek için bu nitelikteki müminler arasına dahil olmak lâzımdır (el-Fecr 89/28). Adn cennetine giren müminler için en büyük ödül “Allah’ın rızâsı” anlamına gelen rıdvândır (et-Tevbe 9/72). Rıdvân rızânın en mükemmel şeklidir. Mümin Allah’ın rızâsını kazanmak amacıyla gerekirse canını ve malını feda etmelidir (el-Bakara 2/207, 265). Müminler yardım ve iyilik gördükleri kimselere, “Allah razı olsun” diye dua ederler, bu bir mümin için yapılacak en güzel duadır. Zira Allah razı olduğu kulunu günah işlemekten ve kötülük yapmaktan korur, ona hayırlı işler yapmayı nasip eder. Bunun için önce Allah ve resulünün rızâsının alınması gerekir (et-Tevbe 9/62). Allah ve resulünün rızâsından sonra anne baba, hoca ve mânevî büyüklerin rızâsını kazanmaya çalışmak esastır. Rızânın kaynağı Allah hakkındaki hüsnüzan ve tevekküldür, neticesi iyimserliktir. Ancak ilâhî kazâ gelmeden ve hadiseler ortaya çıkmadan önceki rızâ ve tevekkül doğru değildir. Çünkü bu tavır sadece rızâya talip olmaktan ibarettir ve rızânın kendisi değildir. Nitekim Resûl-i Ekrem bir duasında “İlâhî, kazandan sonraki rızânı niyaz ediyorum” demiştir. İbadet ve kulluğun nihaî gayesi Allah’ın rızâsına ermektir. İnsanların yaptıkları hayırlı işler Allah’ın rızâsını kazanmaya vesile olduğu gibi kötülük ve günahlar O’nun gazabına sebep olur. Allah kullarının kötülük yapmalarına ve küfür üzerine olmalarına asla razı olmaz (et-Tevbe 9/96; ez-Zümer 39/7; Muhammed 47/28).

    Tasavvufun ilk dönemlerinden itibaren rızâ kavramına özel bir önem verilmiştir. Cüneyd-i Bağdâdî’ye göre rızâ, ilâhî iradeye tâbi olduğu için kulun kendi iradesini ve tercihini terketmesidir. Ebû Süleyman ed-Dârânî ancak bedenî arzularından sıyrılan kişilerin rızâ mertebesine erebileceğini söylemiş, İbrâhim b. Muhammed en-Nasrâbâdî, rızâ mertebesine ulaşmak isteyenlerin Allah’ın razı olduğu hususlara sıkıca sarılmalarını tavsiye etmiştir (Serrâc, s. 80; Kuşeyrî, s. 423).

    YanıtlaSil
  86. Hâris el-Muhâsibî rızâyı “Allah’ın hükmü altında bulunan kulun sükûnet içinde olması” (Kelâbâzî, s. 102; Kuşeyrî, s. 426), Zünnûn el-Mısrî “kaderin acı tecellisi karşısında kalbin sükûnet ve huzur içinde bulunması” (Serrâc, s. 80; Kelâbâzî, s. 102; Kuşeyrî, s. 426) şeklinde tanımlamıştır. Ebû Osman el-Hîrî’ye göre rızâ kazâya razı olmaktır (a.g.e., s. 425). İnsan iradesini aşan olaylar karşısında Hakk’ın cemal tecellisiyle celâl tecellisini aynı derecede rızâ hali ile karşılamak, lutfun da kahrın da hoş olduğunu kabul etmek sûfîlerin hedefidir. Bu hedef kulun Allah’ta fâni olmasıyla gerçekleşir. Kul kendi benliğinden, sıfat ve fiillerinden kurtulduğunda onda Hakk’ın isim ve fiilleri tecelli eder, kul bu tecellilerin tamamına teslim olur, Hakk’ı bütün fiilleri irade eden mutlak fâil bilir. Böylece kulun fenâsı Hakk’ın rızâsı ile neticelenir. Gazzâlî, rızâ halindeki kulun belâlar karşısında bazan acı ve ağrı hissetmeyebileceğini söyler ve bir gazinin savaş esnasında aldığı yaranın acısını başlangıçta hissetmemesini bu hale örnek olarak gösterir. Böyle bir kul acı hissetse bile Hak’tan gelen musibete itiraz etmez, şikâyette bulunmaz, bunu tabii görür; hissettiği acı rızâ halinde olmasına engel değildir (İḥyâʾ, IV, 337). İnsanların birbirinden razı olmaları da rızâ konusunda önemlidir. Ancak işlenen günahlara ve kötülüklere, yapılan haksızlıklara müsamaha göstermek rızâ kapsamına girmez, çünkü bunlar Allah’ın gazap ettiği hususlardır.

    Tasavvufta rızâ zühd hayatının temeli olarak görülmüştür (Sülemî, Ṭabaḳāt, s. 10). Sûfîler muhabbetin rızâyı içerdiğini, rızânın muhabbetin semeresi olduğunu, bu sebeple kulun sevdiği Allah’ın her tasarrufuna razı olması gerektiğini söylemişlerdir. Onlara göre mümin, “Allahım, benden razı ol!” diye dua etmeden önce kendisi O’ndan razı olmalıdır; kendisi O’ndan ne kadar razı ise O da kendisinden o kadar razı olur. Rızâ Horasan sûfîlerine göre makam, Irak sûfîlerine göre haldir. Diğer bir görüşe göre ise başlangıç itibariyle kul onu gayretiyle elde ettiği için makam, sonuç itibariyle Allah’ın lutfu olduğu için haldir (Kuşeyrî, s. 422). Bu sebeple rızâ hali zühd, riyâzet ve mücahededen daha üstündür. Çünkü rızâ halinde olan kul bulunduğu menzil ve makamın daha yukarısını temenni etmemekte ve ilâhî iradeye teslim olmaktadır. Hücvîrî, III. (IX.) yüzyıldaki tasavvufî hareketlerden bahsederken Hâris el-Muhâsibî’nin tasavvufta rızâyı esas aldığını belirtir (Keşfü’l-maḥcûb, s. 223). Rızâyı bir hal olarak gören Muhâsibî’nin, “Rızâ ilâhî tecelliler karşısında kalbin sükûnet halinde olmasıdır” sözü bu hareketin temelidir (el-Veṣâyâ, s. 275).

    Rızânın dinî hükmü konusunda farklı görüşler mevcuttur. Âlimler rızânın müstehap olduğu hususunda ittifak etmiştir. Kur’an ve hadislerde tavsiye edilmekle birlikte emredilmemiş olması, ayrıca bir gönül hali olarak kabul edilmesi, hallerin ise kulların irade ve kazanımı dışında bulunması rızânın müstehap oluşuna delil sayılmıştır (İbn Kayyim el-Cevziyye, II, 178). Rızâ halinin farz olduğunu ileri sürenler de vardır. Rızâ hali ile dua arasında görünüşte bir çelişki varsa da aslında bunlardan biri diğerine engel olmaz. Gazzâlî, kulun günahları ve kötülükleri kaldırması için Allah’a dua etmesinin rızâ hali ile çelişmeyeceğini, haksızlıkların ve günahların yaygın olduğu bir beldeyi terketmeye benzediğini, böyle bir yeri terketmenin rızâya aykırı olmadığını söyler (İḥyâʾ, IV, 341-345). Rızâ hali tedbir almaya ve sebeplere tevessül etmeye de engel değildir. Öte yandan deprem, sel, kuraklık, fırtına, hastalık ve ölüm gibi ilâhî takdirin tecellileri karşısında metaneti muhafaza ederek yakınmamak da rızânın gereği olarak görülmüştür. Allah’ın iradesi, kudreti ve yaratmasıyla var olduğunu ileri sürüp sevap-günah, hayır-şer türünden her şeyi rızâ kapsamında gören ve bunun neticesinde bir çeşit İbâhîliğe sapanlar var olagelmiştir.

    YanıtlaSil
  87. Fakat gerçek sûfîler Allah’ın iradesiyle rızâ ve muhabbetinin farklı şeyler saydığı, Hakk’ın irade ettiği şeylerin bir kısmına razı olmadığı ilkesine daima bağlı kalmışlar (Gazzâlî, IV, 337, 340; İbn Kayyim el-Cevziyye, II, 214), kulun yükümlülüğü ve sorumluluğu ilkesine ters düşen rızâ anlayışını şiddetle reddetmişlerdir.


    BİBLİYOGRAFYA
    Muhâsibî, er-Riʿâye li-ḥuḳūḳıllâh (nşr. Abdülkādir Ahmed Atâ), Kahire 1390/1970, s. 340, 563.

    a.mlf., el-Veṣâyâ (nşr. Abdülkādir Ahmed Atâ), Beyrut 1406/1986, s. 275.

    Serrâc, el-Lümaʿ, s. 80.

    Kelâbâzî, et-Taʿarruf, s. 102.

    Ebû Tâlib el-Mekkî, Ḳūtü’l-ḳulûb, Kahire 1961, II, 76.

    Sülemî, Ṭabaḳāt, s. 10, 558.

    a.mlf., el-Muḳaddime fi’t-taṣavvuf (nşr. Yûsuf Zeydân), Beyrut 1999, s. 45.

    Kuşeyrî, er-Risâle (nşr. Abdülhalîm Mahmûd), Kahire 1966, s. 421-423, 425, 426.

    Hücvîrî, Keşfü’l-maḥcûb, s. 219, 223.

    Gazzâlî, İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn, Kahire 1358/1939, IV, 333-345.

    İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye, Kahire 1293, II, 280.

    İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, Kahire 1403/1983, II, 178-251.

    İsmâil Rusûhî Ankaravî, Minhâcü’l-fukarâ, Bulak 1256/1840, s. 191.

    İbrâhim Hakkı Erzurûmî, Mârifetnâme, İstanbul 1310, s. 275.

    Ebü’l-Alâ Afîfî, et-Taṣavvuf: es̱-S̱evretü’r-rûḥiyye fi’l-İslâm, Kahire 1962, s. 279.

    Seyyid Sâdık-ı Gûherîn, Şerḥ-i Iṣṭılâḥât-ı Taṣavvuf, Tahran 1370, VI, 52-72.

    YanıtlaSil
  88. Bu para, pul sizden evvelkileri mahvettiği gibi sizleri de mahvedebilir.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    Sayfa: 133 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  89. Cehaletten şiddetli fakirlik, akıldan daha faydalı zenginlik, tefekkür gibi de ibadet yoktur.
    Ravi: Hz. Haris (r.a.)
    Sayfa: 482 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  90. Tetebbürsüz kıraat, fıkıhsız da ibaded olmaz. Bir fıkıh meclisi altmış senelik ibadetten hayırlıdır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer ra.
    Sayfa: 482 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  91. MİLLÎ TETEBBÛLAR MECMUASI
    1915 yılında beş sayı çıkan ilmî dergi.

    Müellif:
    NESİMİ YAZICI
    Maarif Nâzırı Ahmed Şükrü Bey’in girişimleri ve 10 Mart 1331 (23 Mart 1915) tarihli iradeyle kurulan Âsâr-ı İslâmiyye ve Milliyye Tetkik Encümeni (Encümen-i Tedkik) tarafından İslâm medeniyeti ve Türk kültürüyle ilgili din, ahlâk, hukuk, iktisat, lisâniyat, bedîiyat, fenniyat, bünye-i ictimâiyye tetkikatı hedeflerine yönelik olarak iki ayda bir neşredilmesi planlanmıştır.

    İlmî bir heyet olarak teşekkül eden Encümen-i Tedkik, kuruluş gayesiyle ilgili konularda araştırmalarda bulunmak ve ulaşacağı sonuçları yayımlamak üzere Maarif nâzırı tarafından hazırlanan yirmi dört maddelik tâlimatnâmeye (MTM, sy. 1, s. 188-191) uyarak çalıştı. Encümenin ilk dokuz üyesi Dârülfünun hocalarından Ağaoğlu Ahmed, Halim Sabit (Şibay), Ziya Gökalp, Köprülüzâde Mehmed Fuad, Mustafa Şeref ile Meclis-i Sıhhiyye âzası Hüseyinzâde Ali, Gelenbevî İdâdîsi Müdürü Şemseddin (Günaltay), eski Halep Defterdarı Ali Emîrî Efendi ve Adliye Nezâreti müfettiş-i umûmî muavini Yusuf Kemal’di (Tengirşenk). Bu heyete Beyazıt dersiâmlarından kütüphâne-i umûmî hâfız-ı kütübü İsmail (Saib Sencer), dersiâm Şerefeddin (Yaltkaya), Vefâ Sultânîsi öğretmenlerinden Rifat ve Maârif-i Umûmiyye Nâzırı Ahmed Şükrü Bey de dahil oldu (a.g.e., I, sy. 1, s. 190-191). Daha sonra müslüman araştırmacılardan aslî, yerli ve yabancılardan fahrî ve muhabir üyeler seçilerek Encümen-i Tedkik geliştirildi ve genişletildi (a.g.e., I, sy. 3, s. 576; II, sy. 4, s. 191). Encümen-i Tedkik’in ilk başkanı Ali Emîrî Efendi çok zaman geçmeden kuruldan ayrılmış, yerine Ahmed Şükrü Bey getirilmiştir. İlk toplantısını 22 Mart 1331’de (4 Nisan 1915) yapan encümen bundan sonra Dârülfünun’da kendisine ayrılan özel dairede her hafta düzenli biçimde toplanmıştır.

    Encümen-i Tedkik, kendi çalışma alanına giren ilmî mesaisi yanında ancak beş sayı çıkarılabildiği halde derin izler bırakmış olan Millî Tetebbûlar Mecmuası ile hatırlanmaktadır. Üzerindeki tarihlere göre Mart / Nisan 1331 - Teşrînisâni / Kânunuevvel 1331 (Mayıs / Haziran 1915 - Ocak / Şubat 1916) arasında ikişer aylık olarak beş sayı çıkan derginin yaklaşık 1000 sayfayı bulan hacmi içinde çok sayıda önemli araştırma yayımlanmıştır. Matbaa-i Âmire’de o günün şartları içerisinde iyi cins kâğıda basılan dergi dönemine kadar neşredilen Türkçe süreli yayınların en kalitelileri arasında sayılmıştır.

    YanıtlaSil
  92. Millî Tetebbûlar Mecmuası’nda ileride çok sayıda çalışmaya kaynaklık, yol göstericilik edecek önemli makaleler neşredilmiştir. Bunların başlıcaları Köprülüzâde Mehmed Fuad’ın “Türk Edebiyatında Âşık Tarzının Menşe ve Tekâmülü Hakkında Bir Tecrübe” (sy. 1, s. 5-46), “Türk Edebiyatının Menşei” (sy. 3, s. 5-78), “Selçukîler Zamanında Anadolu’da Türk Medeniyeti” (sy. 5, s. 193-232); Ziya Gökalp’in “Bir Kavmin Tedkikinde Takip Olunacak Usul” (sy. 2, s. 193-205) ve “Eski Türkler’de İçtimaî Teşkilâtla Mantıkî Tasnifler Arasında Tenâzur” (sy. 3, s. 385-456); Rauf Yektâ’nın “Eski Türk Mûsikisine Dair Tetebbûlar: ‘Kök’ler” (sy. 3, s. 457-463) ve “Eski Türk Mûsikisine Dair Tarihî Tetebbûlar: Türk Sazları” (sy. 2, s. 135-141, 233-240); Martin Hartmann’ın “Dîvânü Lugāti’t-Türk’e Ait Birkaç Mülâhaza” (sy. 2, s. 167-170) adlı yazılarıdır. Dergide bunların dışında önemli bir kısım makale de yabancı dillerden çevrilerek yayımlanmıştır. Bunlar arasında Edgard Blochet’nin “Mazdeizm’in Eski Türk İtikadları Üzerindeki Tesiri”, Thúry József’in “Orta Asya Türkçesi Üzerine Tedkikler, On Dördüncü Asır Sonlarına Kadar Türk Dili Yâdigârları”, V. Barthold’un “Avrupa ve Rusya’da Şarkî Tetebbû Tarihi” gibi tek veya dizi makaleler, ayrıca “Osmanlı Kanunnâmeleri” gibi çok sayıda metin neşri ve kitap tenkidi yer almaktadır. Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi’nin Kanûnî Sultan Süleyman’a sunduğu fetvalarını bir araya getiren Ma‘rûzât adlı mecmuası da eksik bir nüshası esas alınarak neşredilmiştir.


    BİBLİYOGRAFYA
    İsa Çolaker, Millî Tetebbûlar Mecmuası Üzerine Bir İnceleme (yüksek lisans tezi, 1994), Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

    Yıldız Akpolat-Davud, “II. Meşrutiyet Dönemi Türk Sosyolojisinin Kaynakları I: Millî Tetebbûlar Mecmuası”, Türkiye Günlüğü, sy. 44, Ankara 1997, s. 86-91 (bu makalenin tenkidi için bk. Selim Aslantaş, “Millî Tetebbûlar Mecmuası Üzerine Yazılan Bir Makaleyi Tenkid Münasebetiyle”, a.e., sy. 46 [1997], s. 142-144).

    Zeki Arıkan, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Tarihçilik”, TCTA, VI, 1591.

    “Millî Tetebbular Mecmuası”, TDEA, VI, 362.

    YanıtlaSil
  93. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    132 1 Camilere çocukların musallat oluşu Allah'ın gadabının alametidir. Nehyedilseler bile onlar musallat olacaklardır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    132 2 Allah'ın yarattıklarına benzetenler (canlı resmi ve heykeli yapanlar) kıyamet gününde en şiddetli azaba uğrıyacak kimselerden olurlar. Hz. Âişe (r. anha)
    132 3 Hıyanetin en büyüğü, bir valinin kendi râiyesinde ticaret yapmasıdır. (Mevkiini kazanç vesilesi yapması) Hz. Ebul Esvedin dedesi (r.a.)
    132 4 Hırsızların hırsızı, Emirin lisanını çalan kimsedir. (Emire nüfuz edip onun yularını eline alma) Hataların en büyüğü, bir müslüman malını haksız yere almaktır. Hasta ziyareti güzel işlerdendir. Ziyaretin tamamlanması da elini onun üzerine koyman ve nasıl olduğunu sormandır. Şefaatin efdali ise dargın evlilerin arasını bulmaktır. Dondan önce gömleği giymek (uzun gömlek olmalı) Peygamber giyimindendir. Dua ederken aksırmak ise duanın kabulunun işaretlerindendir. Hz. Ebû (r.a.)hen (r.a.)
    132 5 Malın meydan alması, katiplerin artması, ticaretin çoğalması, cehlin yayılması, insanın ticareti, "Falan kimselerden izin almadıkça olmaz" şeklinde yapması, müstakil bir mahalde katib bulunmaması (ticaretin çokluğundan yazmıya vakti olan adam bulunmaz) kıyamet alametlerindendir. Hz. Amr İbni Tuğlabe (r.a.)
    132 6 İlmin kaldırılması, cehlin artması, zinanın alenileşmesi, içkilerin meydan alması, erkeklerin gidip kadınların kalması, hatta elli kadına bakan bir erkek kalıncaya kadar erkeklerin azalması, kıyamet alametlerindendir. Hz. Enes (r.a.)
    132 7 Mamur yerlerin harabe olması, harabe yerlerin imar edilmesi, cihadın terki, devenin pervasızca otlaması gibi bir adamın da elindeki emanetten faydalanması, kıyamet alametlerindendir. Hz. Atiyye (r.a.)
    132 8 Kişinin nerede olursa olsun. Allah'ı unutmaması imanının efdal olmasıdır. Hz. Ubâde İbni Samid (r.a.)
    132 9 Cennetten bir kamçılık yer dünya ve içindekilerden hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
    132 10 Cin taifesinin mü'minlerine de sevap vardır. Denildi ki: "Sevabları nedir?" Buyurdu ki: Onlar Â'rafta olurlar Cennette olmıyacaklar, "Â'raf nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki, Cennet duvarıdır. Orada nehirler akar, ağaç ve meyvalar biter. Hz. Kays (r.a.)

    YanıtlaSil
  94. EBÛ SAÎD el-HUDRÎ
    أبو سعيد الخدري
    Ebû Saîd Sa‘d b. Mâlik b. Sinân el-Hudrî (ö. 74/693-94)
    Çok hadis rivayet eden yedi sahâbîden biri.

    Müellif:
    RAŞİT KÜÇÜK
    Medine’nin Hazrec kabilesinden olup daha çok künyesiyle tanınır. Hudrî nisbesini dedelerinden Hudre’ye nisbetle almıştır. Annesi Üneyse bint Ebû Hârise, Adî b. Neccâr oğullarından olup Resûl-i Ekrem’e biat eden hanımlardandır. Meşhur sahâbî Katâde b. Nu‘mân onun anne bir kardeşidir. Ebû Saîd, Uhud Gazvesi’ne katılmak için Hz. Peygamber’in huzuruna çıktığı zaman on üç yaşındaydı. Babası Mâlik, gelişmiş olduğunu söyleyerek onun savaşa katılmasını istemesine rağmen Hz. Peygamber buna izin vermedi. Mâlik bu gazvede ailesine bir gelir bırakmadan şehid düşünce annesi Ebû Saîd’i yardım talep etmek üzere Hz. Peygamber’e gönderdi. Resûl-i Ekrem ona, istemekten sakınanı Allah’ın iffetli kılacağını, halktan bir şey beklemeden elinde olanla yetineni zengin edeceğini, sabretmek isteyene de sabır vereceğini söyledi. O günden sonra Ebû Saîd kimseden bir şey talep etmedi. Hz. Peygamber’le birlikte ilk defa Hendek Gazvesi’ne, daha sonra on iki gazveye katıldı. Bey‘atürrıdvân’da bulundu; Resûl-i Ekrem’e biat eden sahâbîler arasında ilk sırada yer aldı.

    Ebû Saîd, vefatından bir süre önce oğlu Abdurrahman’ı Cennetü’l-bakī‘a götürerek öldüğü zaman gömülmeyi istediği uzak bir köşeyi gösterdi; üzerine türbe yapılmamasını, arkasından yas tutulmamasını vasiyet etti. 74 (693-94) yılında Medine’de vefat etti ve istediği yere gömüldü. 63 (682-83), 64 (683-84) ve 65 (684-85) yıllarında öldüğüne dair rivayetler isabetli değildir. Diğer bazı sahâbîler gibi Ebû Saîd el-Hudrî’nin de İstanbul’da Kariye Camii yakınında bir makam-kabri bulunmaktadır. İstanbul’un kuşatılması sırasında şehid düştüğü ve buradaki türbede medfun olduğuna dair çeşitli eserlerde kaydedilen bilginin ise (Ünver, s. 23-24; İst.A, IX, 4857-4858) gerçekle ilgisi yoktur.

    YanıtlaSil
  95. Genç sahâbîlerin en fakihi olarak bilinen Ebû Saîd el-Hudrî “imam” ve “Medine müftüsü” lakaplarıyla anılmış, pek çok ictihadı ve fetvası kaynaklarda yer almıştır. Rivayet ettiği 1170 hadisle, 1000’den fazla hadis rivayet eden yedi sahâbî arasına girmiştir. Hz. Peygamber’in, hadislerin yazılmasını yasaklamasıyla ilgili en yaygın ve sahih rivayet Ebû Saîd’den nakledilmiştir. Kendisinden hadis öğrenenlerden bazıları ezberledikleri hadisleri yazmak isteyince buna izin vermemiş, hadislerin Kur’an haline getirilmemesini söyleyerek onları ezberlemelerini tavsiye etmiştir. Ebû Saîd, Resûl-i Ekrem’den başka Hz. Ebû Bekir ve Ömer gibi önde gelen sahâbîlerden hadis rivayet etmiş, kendisinden de Abdullah b. Ömer, Câbir b. Abdullah, Enes b. Mâlik gibi sahâbîler, oğulları Âmir ve Abdurrahman, karısı Zeyneb bint Kâ‘b b. Ucre ile Ebû Seleme b. Abdurrahman, İbn Ömer’in âzatlısı Nâfi‘, Saîd b. Müseyyeb, Atâ b. Yesâr, Saîd b. Cübeyr ve Hasan-ı Basrî gibi tanınmış tâbiîler rivayette bulunmuşlardır. Ebû Saîd el-Hudrî talebelerini, “Merhaba Resûlullah’ın bize vasiyet ettiği kimseler!” diyerek karşılar, Hz. Peygamber’in, İslâmiyet’i öğrenmek üzere dünyanın dört bir yanından insanların geleceğini haber verdiğini ve ashaba onlara iyi davranmalarını tavsiye ettiğini söylerdi (Tirmizî, “ʿİlim”, 4).

    Ebû Saîd’in, Bakī b. Mahled’in el-Müsned’inde mükerrerleriyle birlikte 1170, Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde 955, Ṣaḥîḥayn’da 111 rivayeti bulunmaktadır. Bunlardan kırk üçü Ṣaḥîḥ-i Buḫârî ile Ṣaḥîḥ-i Müslim’de, on altısı sadece Buhârî’nin, elli ikisi de sadece Müslim’in el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’inde yer almaktadır. Onun rivayetleri, Hz. Peygamber ve ashap dönemine açıklık getiren söz ve yorumlar ihtiva etmesi bakımından dikkat çekicidir. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, Halife Ömer’in kapısını üç defa çalıp cevap alamayınca geri dönmüş, niçin öyle yaptığını soran halifeye Hz. Peygamber’in böyle dediğini söylemişti. Kendisinin Resûl-i Ekrem’den böyle bir şey duymadığını belirten Hz. Ömer ondan iddiasının ispatını isteyince Ebû Mûsâ şahit olarak genç sahâbî Ebû Saîd el-Hudrî’yi göstermişti. Muâviye b. Hakem’in bayram hutbesini bayram namazından önceye almasına karşı çıkan Ebû Saîd bunun sünnete uymadığını hatırlatmıştı. Aynı şekilde Dımaşk’ta Muâviye’nin huzuruna çıkarak beğenmediği tavırlarını tenkit etmiş, Hz. Peygamber’in, doğruyu bilenin onu söylemekten geri durmaması hususundaki buyruğu üzerine bu uyarıyı yaptığını belirtmişti.

    Ebû Saîd’in kendisinden öğüt isteyen birine şunları söylediği rivayet edilir: “Allah’tan kork, çünkü her işin başı Allah korkusudur. Cihada sarıl, çünkü cihad İslâm’ın ruhbaniyeti, dünya zevk ve lezzetlerine kapılmama hissidir. Allah’ı zikretmeye ve Kur’an okumaya devam et ki seni gökte melekler, yerde insanlar arasında yaşatacak olan budur. Doğruyu söyle, bunun dışında da sükûtu tercih et. Bunları yaparsan şeytanı yenersin.”

    Muhammed Sabrân Efendi el-Endenûsî, Mekke Ümmülkurâ Üniversitesi’nde Merviyyâtü’ṣ-ṣaḥâbiyyi’l-celîl Ebî Saʿîd el-Ḫudrî fî Müsnedi’l-İmâm Aḥmed b. Ḥanbel adlı bir doktora çalışması yapmıştır (Mekke 1401/1981).

    YanıtlaSil
  96. BİBLİYOGRAFYA
    Tirmizî, “ʿİlim”, 4.

    İbn Hibbân, Meşâhîr, s. 11.

    Ebû Nuaym, Ḥilye, I, 369-371.

    İbn Abdülber, el-İstîʿâb, IV, 89.

    Hatîb el-Bağdâdî, Taḳyîdü’l-ʿilm (nşr. Yûsuf el-Iş), Dımaşk 1974, s. 36-38, ayrıca bk. İndeks.

    a.mlf., Târîḫu Baġdâd, I, 180.

    İbnü’l-Kayserânî, el-Cemʿ beyne ricâli’ṣ-Ṣaḥîḥayn, Beyrut 1405, I, 158-159.

    İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, II, 365; VI, 142.

    Zehebî, Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, I, 44.

    a.mlf., Aʿlâmü’n-nübelâʾ, III, 168-172.

    Safedî, el-Vâfî, XV, 148.

    İbn Kesîr, el-Bidâye, IV, 3-4.

    İbn Hacer, el-İṣâbe, II, 35; III, 85-86.

    a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, III, 479-480.

    Abdülvehhâb Abdüllatîf, el-Muḫtaṣar, Kahire 1386/1966, s. 114-115.

    Süheyl Ünver, İstanbul’da Sahâbe Kabirleri, İstanbul 1953, s. 23-24.

    a.mlf., “Ebû Saîd el-Hudrî”, İst.A, IX, 4857-4858.

    Fâtih Câmileri ve Diğer Târihî Eserler (haz. Fatih Müftülüğü), İstanbul 1991, s. 143, 334, 353.

    YanıtlaSil
  97. HÂDİMÎ, Ebû Saîd
    أبو سعيد الخادمي
    (ö. 1176/1762)
    Osmanlı âlimi, fakih ve mutasavvıf.
    İlişkili Maddeler
    Oğlu
    HÂDİMÎ, Abdullah
    Ebû Saîd el-Hâdimî’nin oğlu, Hâdim müftüsü.
    Müntesibi olduğu tarikat
    NAKŞİBENDİYYE
    Bahâeddin Nakşibend’e (ö. 791/1389) nisbet edilen tarikat.

    Müellif:
    MUSTAFA YAYLA
    1113 (1701) yılında Konya’nın Hâdim kasabasında doğdu. Asıl adı Mehmed olup babası müderris Fahrürrûm Mustafa Efendi’dir. Buhara’dan göç ederek Anadolu’ya yerleşen ailesinin soyu Hz. Peygamber’e ulaşmaktadır. Hâdimî nisbesi yanında Hüseynî, Nakşibendî, Konevî nisbeleriyle de anılır. İlk öğrenimini babasının yanında yaptı ve on yaşında iken hâfız oldu. Babasından Kütüb-i Sitte ile diğer bazı hadis kitaplarını senedleriyle birlikte okuduktan sonra (İcâzetnâme, vr. 242b) 1720 yılında Konya’daki Karatay Medresesi’nde tahsilini sürdürdü. 1725’te hocası İbrâhim Efendi’nin tavsiyesi üzerine İstanbul’a giderek Kazovalı (Kazâbâdî) Ahmed Efendi’nin medresesinde öğrenimine devam etti. Sekiz yıl öğrenim gördükten sonra Hâdim’e döndü ve babasından boşalan Hâdim Medresesi’nde ders vermeye başladı. Bu sırada Hâdimî için babasının medresesi yerine yeni bir medrese inşa edildi.

    Fahrürrûm Mustafa Efendi ile birlikte meşhur olmaya başlayan Hâdim kasabası, Ebû Saîd ve oğulları zamanında şöhreti daha da artarak bir ilim ve irfan merkezi oldu. Kendisinden ilim tahsil etmek isteyen talebelerin çokluğu sebebiyle Hâdimî, derslerini yaz aylarında kasabaya 12 km. mesafede bulunan Kervanpınar’da açık havada vermeye başladı. Ünü kısa zamanda Anadolu’nun diğer bölgelerine de yayılan Hâdimî, I. Mahmud tarafından Dârüssaâde Ağası Beşir Ağa vasıtasıyla İstanbul’a davet edildi. Hâdimî, İstanbul’un gözde âlimlerinin de hazır bulunduğu bir mecliste padişah huzurunda ders takrir etti (Ebül‘ulâ Mardin, II, 771). Bundan çok memnun olan padişah kendisinden Ayasofya Camii’nde bir vaaz vermesini istedi. Hâdimî vaazı sırasında yaptığı Fâtiha tefsiriyle İstanbul âlimlerinin takdirini kazandı. Daha sonra bu vaazını bir risâle haline getirdi. Padişah onun İstanbul’da kalmasını istediyse de Hâdimî kendi kasabasına dönmeyi tercih etti. Yetiştirdiği talebeler arasında İsmâil Gelenbevî, Gözübüyükzâde İbrâhim Efendi, Muhammed b. Süleyman Kırkağacî, Hâfız Hasan Üskübî ve kendi oğulları Said, Abdullah, Mehmed Emin, Nûman gibi âlim ve müderrisler bulunmaktadır (Risâle fî baʿżi’l-evṣâfi’l-ḥamîde, vr. 121a). Hâdim’de vefat eden Ebû Saîd (Çeşmîzâde Mustafa Reşid, s. 16-17) kasabanın batısındaki Hâdim Mezarlığı’na defnedildi. Kabrinin civarında babası, annesi, çocukları ve kardeşlerinin mezarları yer alır.

    YanıtlaSil
  98. III. Ahmed ve I. Mahmud zamanlarında Dârüssaâde ağası olarak görev yapan Hacı Beşir Ağa Ebû Saîd Hâdimî için bir kütüphane yaptırdı (Ebül‘ulâ Mardin, II, 772). Hâdimî Külliyesi’nde Osman Rüşdü Efendi’nin de 1120 (1708) yılında bir kütüphane kurduğu belirtilmektedir (Erünsal, s. 69-70). 1175’te (1761) Dîvân-ı Hümâyun hâcegânından Osman Şühûdî Efendi kendi kitaplarını vakfederek Hâdimî Kütüphanesi’ni zenginleştirdi. Hâdimî de ölümünden kısa süre önce kitaplarını ve değirmeninin bir kısım gelirini Hâdim’de ilim tahsil eden talebelere vakfetti. Hâdimî’nin ve Osman Şühûdî Efendi’nin vakfettiği kitapların 1175 (1761) ve 1177 (1763) yıllarına ait bir listesi o zamanki Konya şehri mahkemesinde muhafaza edilmiştir (İcâzetnâme, vr. 1a-13b). 28 Şubat 1935 tarihinde Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi’ne taşınan bu kitaplar yanında Hâdimî’ye ait vakıf eserler ve eşyalar da bulunmaktadır (Özönder, s. 23).

    Hâdimî medrese geleneği içinde yetişen seçkin âlimlerdendir. Kendini eser telif edip öğrenci yetiştirmeye adamıştı. Bundan dolayı saray tarafından teklif edilen makamların yerine Hâdim’de ders vermeyi tercih etmiştir. İslâm’ın özüne bağlı bir kişi olan Hâdimî’ye göre şeriatın temel ilkeleri ve sırât-ı müstakîm dairesi dışında kalan birtakım görüşler tarikat sayılmaz. Bununla birlikte Hâdimî bazı âlimlerin aksine, Muhyiddin İbnü’l-Arabî gibi mutasavvıfların zâhirî anlamda küfrü gerektiren sözlerinin ihtiyatla karşılanıp küfürlerine dair fetva verilmemesinin daha uygun olacağını söylerdi.

    İlmî kişiliğinin yanı sıra sanata da mütemayil olan Hâdimî’nin bir divan oluşturacak kadar şiir ve ilâhi yazdığı kaydedilmektedir. Ancak bu şiirlerden sadece birkaçı tesbit edilebilmiştir (Önder, s. 13-14).

    Ebû Saîd Hâdimî adına Hâdim’de 23 Eylül 1966 tarihinden itibaren “Hâdimî günleri” düzenlenmektedir. Bu anma günlerinde kurbanlar kesilip yemekler yenilmekte ve çeşitli yerlerden davet edilen ilim adamları vasıtasıyla Hâdimî tanıtılmaktadır. Ayrıca ilki 21 Ekim 1988 tarihinde gerçekleştirilen Hâdimî sempozyumları Hâdim Belediyesi ile Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü tarafından sürdürülmektedir.

    YanıtlaSil
  99. Eserleri. Tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf ve akaide dair çalışmaları olan Hâdimî’ye birçok eser atfedilmektedir (eserlerinin listesi için bk. Risâle fî baʿżi’l-evṣâfi’l-ḥamîde, vr. 119b vd., 131b, 132b, 133a; Fi’l-Münâẓara maʿa’n-nefs, vr. 103b). Bunların bir kısmı, huzurunda talebelerinin yazdığı ders takrirlerinden ibaret olup onlar tarafından çoğaltılmıştır. Hâdimî’nin Arapça olarak kaleme aldığı, bazıları bir veya birkaç sayfadan meydana gelen risâlelerinin bir kısmı Konyalı Abdülbâsir Efendi tarafından Mecmûʿatü’r-resâʾil içinde bastırılmıştır (İstanbul 1302). Başlıca eserleri şunlardır:

    1. el-Berîḳatü’l-Maḥmûdiyye fî şerḥi’ṭ-Ṭarîḳati’l-Muḥammediyye ve’ş-şerîʿati’n-nebeviyye fi’s-sîreti’l-Aḥmediyye. Hâdimî’nin en meşhur eseri olup Birgivî’nin eṭ-Ṭarîḳatü’l-Muḥammediyye fî beyâni’s-sîreti’l-Aḥmediyye’sinin mufassal bir şerhidir. 1168 (1754) yılında telif edilen eser birçok defa basılmıştır (I-II, Bulak 1257; Kahire 1268; I-II, İstanbul 1257, 1266, 1284, 1287, 1302; I-IV, İstanbul 1318, 1326). Hâdimî’nin bu kitabında Gazzâlî’nin İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’ini esas aldığı görülür. Eser Bedreddin Çetiner, Hasan Ege ve Seyfeddin Oğuz tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir (I-V, İstanbul 1989).

    2. Mecâmiʿu’l-ḥaḳāʾiḳ. Fıkıh usulüne dair olan eserin çeşitli baskıları yapılmıştır (İstanbul 1273, 1303, 1318). Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’nin küllî kaidelerle ilgili kısmının önemli kaynaklarından biri olan kitabı Mustafa Hulûsi Güzelhisârî Menâfiʿu’d-deḳāʾiḳ fî şerḥi Mecâmiʿi’l-ḥaḳāʾiḳ adıyla şerhetmiş (İstanbul 1273, 1308; Kahire 1288), Şirvanlı Ahmed Hamdi Efendi de Levâmiu’d-dekāik fî tercemeti Mecâmii’l-hakāik adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1293).

    3. Ḥâşiye ʿalâ Düreri’l-ḥükkâm. Molla Hüsrev’in Hanefî fıkhına dair Dürerü’l-ḥükkâm adlı eserine 1154 (1741) yılında yazdığı şerhtir (İstanbul 1269, 1270, 1310).

    YanıtlaSil
  100. 4. ʿArâʾisü’n-nefâʾis (İstanbul 1303). Müellif mantıkla ilgili olan bu eserini, padişahın huzurunda ders takrir ettiğinde İstanbul ulemâsının fıkıh ve ferâiz dışındaki ilimlerde bilgisi bulunmadığını söylemeleri üzerine kaleme almıştır. Bizzat Hâdimî’nin ʿArâʾisü’l-enẓâr ve nefâʾisü’l-ebkâr fi’l-manṭıḳ adıyla şerhettiği bu eser (Süleymaniye Ktp., Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 862), Abdullah en-Necîb b. Muhammed b. Şa‘bân tarafından da 1212’de (1797) Nevâmisü’l-efkâri’l-esrâr ʿalâ ʿArâʾisi’l-enẓâri’l-ebkâr adıyla şerhedilmiştir (TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 1973).

    5. Eyyühe’l-veled Şerhi (İstanbul 1324).

    6. Risâletü tertîli’l-Ḳurʾân. Âdâbü ḳırâʾati’l-Ḳurʾân ve Risâle fî âdâbi ḳırâʾati’l-Ḳurʾân ve fażîletihâ gibi adlarla da anılan bu risâle Yavuz Fırat tarafından yüksek lisans tezi olarak neşre hazırlanmıştır (bk. bibl.).

    7. Muḳaddimâtü beyâni mevżûʿâti’l-ʿulûm ([taş baskısı], yer yok, ts.).

    8. Risâle fî ḥaḳḳı’l-Ḫıżır ([taş baskısı], yer yok, ts.).

    9. Risâletü’l-besmele (İstanbul 1201, 1304). Risâletü şerḥi’l-besmele (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 5311) adıyla da bilinen bu eserde Hâdimî besmelenin mâna ve hikmetlerini lugat, kelâm, fıkıh, tefsir, tasavvuf vb. on sekiz ilim yönünden açıklamış ve bu hususta 100 kadar kaynaktan faydalandığını belirtmiştir.

    10. Ḫazâʾinü’l-cevâhir ve meḫâzinü’z-zevâhir (İstanbul 1261).

    11. er-Risâletü’n-Naḳşibendiyye. Hakikat ehlinin âdâbını ve halis tarikatın şartlarını ihtiva eder. Dervişzâde Mehmed Zeynelâbidîn Karamânî’nin Arapça olarak şerhettiği eseri daha sonra oğlu Mehmed Münib bazı açıklama ve ilâvelerle Tuhfetü’l-mülûk fî irşâdi ehli’s-sülûk adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1268).

    12. Şerḥu’l-Evrâdi’l-Bahâʾiyye (İstanbul 1298).

    13. Hidâyetü’ṭ-ṭâlibîn. Hâdimî’nin, müridlerinin isteği üzerine Nakşibendî tarikatıyla ilgili olarak derlediği bu Farsça eser önce Arapça’ya tercüme edilmiş, ardından Muhammed b. Veliyyüddin Hıfzî tarafından Terceme-i Hidâyetü’t-tâlibîn adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir (İstanbul 1298).

    Hâdimî’nin matbû eserlerinden başka yazma halindeki şu kitap ve risâleleri de bulunmaktadır: Feżâʾilü’l-eẕkâr (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 1367/1); Defʿu işġāli’l-istis̱nâ fî ḳavlihî Teʿâlâ “ve emmelleẕîne” (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 998); Defʿu işkâli’l-vaḳīʿ fî ḳavlihî Teʿâlâ “ve lev ʿalimellāh” (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1017); Ḥâşiye ʿalâ tefsîri sûreti’l-İḫlâṣ li’bni Sînâ (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1017); Ḥâşiye ʿalâ tefsîri’n-Nebeʾ li’l-Beyżâvî (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 74); Risâle fi’l-iżâfeti’l-lafẓiyye (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1026); Risâle fi’l-każâʾ ve’l-ḳader (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1017); Risâle fi’l-ḳażiyye ve eczâʾihâ (Süleymaniye Ktp., Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 2046); Risâle fî ḥaḳḳi’l-vücûdiyye (Süleymaniye Ktp., Denizli, nr. 389); Risâle fî şehidallāh (Beyazıt Devlet Ktp., Bayezid, nr. 3824); Risâle fî tefsîri ḳavlihî Teʿâlâ “ve hüve’l-ġafûrü’l-vedûd” (Süleymaniye Ktp.,Reşid Efendi, nr. 1017); Risâle fî tefsîri sûreti’n-Nâziʿât (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1017);

    YanıtlaSil
  101. Risâletü’l-erbaʿîniyye (Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 2689); Risâletü’l-ʿubûdiyye (Süleymaniye Ktp., Hacı İbrâhim Efendi, nr. 862); Risâletü’n-nâsiḫiyye ve’l-mensûḫiyye (Süleymaniye Ktp., Denizli, nr. 389); Risâletü lübsi’l-aḥmer (Süleymaniye Ktp., Denizli, nr. 389); Risâletü veẓâʾifi’l-mevtâ (Süleymaniye Ktp., Denizli, nr. 389); Şerḥu kelimeti’t-tevḥîd (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1017).


    BİBLİYOGRAFYA
    Hâdimî, Hidâyetü’t-tâlibîn (trc. Muhammed b. Veliyyüddin), İstanbul 1298, s. 1 vd.

    a.mlf., Mecmûʿatü’r-resâʾil (nşr. Konevî Abdülbâsir Efendi), İstanbul 1302.

    a.mlf., Tasavvuf Ehline Göre Besmele-i Şerif Şerhi (trc. Mahmut Kirazlı), İstanbul, ts.

    a.mlf., Öğütler ve Mübarek Vasiyetler Risalesi (trc. A. Fikri Yavuz), İstanbul 1969.

    a.mlf., Berîka (trc. Bedreddin Çetiner v.dğr.), İstanbul 1989, I, 19.

    a.mlf., Nâsih ve Mensûh Risâlesi, Süleymaniye Ktp., Denizli, nr. 389, vr. 217a.

    Ṣûretü fetvâ üstâẕinâ ve şeyḫinâ el-Ḫâdimî, a.y., nr. 389, vr. 81b.

    Fi’l-Münâẓara maʿa’n-nefs, a.y., nr. 389, vr. 103b.

    İcâzetnâme, Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1017, vr. 1a-14b, 242b.

    Risâle fî baʿżi’l-evṣâfi’l-ḥamîde, a.y., nr. 1017, vr. 119b-121a, 131b, 132b, 133a.

    İcâzetnâme li-Muḥammed b. et-Tarsûsî, a.y., nr. 1017, vr. 239a-240a.

    Menâḳıbü’l-veliyyi’l-müftî el-Ḫâdimî fî es̱nâʾi’l-murâḳabe, a.y., nr. 1017, vr. 109b.

    Çeşmîzâde Mustafa Reşid, Târih (haz. Bekir Kütükoğlu), İstanbul 1993, s. 16-17.

    Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), II/A, s. 96.

    Güzelhisârî, Menâfiʿu’d-deḳāʾiḳ, s. 2, 3.

    Âkifzâde Abdürrahîm el-Amasyavî, el-Mecmûʿ fi’l-meşhûd ve’l-mesmûʿ, Millet Ktp., Ali Emîrî, Arabî, nr. 2527, vr. 46a.

    Ârif Hikmet Bey, Mecmûatü’t-terâcim, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 788, vr. 60a.

    Osmanlı Müellifleri, I, 296-298.

    Serkîs, Muʿcem, I, 808-809; II, 1973-1974.

    Brockelmann, GAL Suppl., II, 663.

    Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 333.

    YanıtlaSil
  102. Sava Paşa, İslâm Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüd (trc. Baha Arıkan), Ankara 1955, I, 19-20.

    Zerkā, el-Fıḳhü’l-İslâmî, II, 663.

    Ebül‘ulâ Mardin, Huzur Dersleri (nşr. İsmet Sungurbey), İstanbul 1966, II-III, 771-776.

    Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 238.

    Mehmet Önder, Büyük Âlim Hz. Hâdimî, Ankara 1969, s. 6 vd.

    Osman Öztürk, Osmanlı Hukuk Tarihinde Mecelle, İstanbul 1973, s. 118, 122.

    M. Mustafa el-Merâgī, el-Fetḥu’l-mübîn fî ṭabaḳāti’l-uṣûliyyîn, Beyrut 1393/1974, III, 112.

    Bilmen, Tefsir Tarihi, II, 720-721.

    Mehmed Ali Kırboğa, Kāmûsü’l-kütüb ve mevzûâtü’l-müellefât, Konya 1974, I, 582.

    Salih Göktaş, Ebû Said el-Hâdimî (ks) ve Hadim, Konya 1985, s. 22.

    Hasan Özönder, Konya Vakıf Eserleri, Konya 1985, s. 23.

    Erünsal, Türk Kütüphaneleri Tarihi II, s. 69-70.

    Yavuz Fırat, Ebû Said el-Hâdimî ve Risâletü tertîli’l-Kur’ân (yüksek lisans tezi, 1991), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 15.

    Ahmet Turan Aslan, İmam Birgivî, İstanbul 1992, s. 121.

    M. Zâhid el-Kevserî, et-Taḥrîrü’l-vecîz fîmâ yebteġīhi’l-müstecîz (nşr. Abdülfettah Ebû Gudde), Halep 1993, s. 19, 20, 38.

    Osman Karadeniz, “Tarîkat-ı Muhammediyye”, İmam Birgivî (nşr. Mehmet Şeker), Ankara 1994, s. 116.

    M. Sellâm Medkûr, İslam Hukuk Başlangıcı (trc. Ruhi Özcan), İstanbul 1995, s. 208.

    Bursalı Tâhir Bey, “Mevlânâ Müftî Ebû Saîd el-Hâdimî”, SR, II/29 (1330), s. 49-50.

    Veli Ertan, “Mevlana Müfti Ebû Said Muhammed Hâdimî”, Diyanet Dergisi, XXIV/3, Ankara 1988, s. 89.

    Ramazan Ayvallı, “Hâdimî’nin İlmî Şahsiyetinin Teşekkülüne Tesir Eden Âmiller”, SÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy. 2, Konya 1993, s. 1 vd. (Ayrı Basım).

    Saffet Köse, “Ebû Saîd el-Hâdimî ve Namazda Huşû Risâlesi”, Yeni Hizmet, sy. 5, İstanbul 1996, s. 36.

    Zekeriya Güler, “Bir Osmanlı Âlimi Olan Hâdimî Üzerine Düşünceler”, İlim ve Sanat, sy. 42, İstanbul 1996, s. 87-89.

    Ahmet Akgündüz, “Dürerü’l-hükkâm”, DİA, X, 28.

    YanıtlaSil
  103. Bu konuda 3 kural var: 1- Size hayır gibi gelen şeyde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Allah’ın koruması altında iseniz, Allah Şeytanın ve onun iş birlikçilerinin tuzaklarını bozar, o tuzakların onların başına geçirir. Biz onlardan birine yardım edersek, Allah onları bizim başımıza musallat edebilir. 2-Herkes için ancak yaptığının karşılığı vardır. Biz kendi hakkımızdaki hükmü değiştirmedikçe, O bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. 3- O, her şeyi doğru yapsak da, Allah bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek  imtihan edecektir. Hatta Allah (cc) bizim başımıza birtakım zalimleri musallat ederek, bizim ellerimizle o zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek de isteyebilir. Sonunda eşyanın ve olayların hakikatini anlamak için bazan zamana ihtiyaç duyabiliriz. Ayet öyle diyor: “Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek ister.” Unutmayalım ki, Allah’ın zorlaştırdığından daha zor, kolaylaştırdığından daha kolay bir iş yoktur. Evet; «Allah size yardım ederse artık sizi yenecek hiçbir kimse yoktur; eğer sizi yardımsız bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah’a güvensinler.” (Âl-i İmrân 160)  

    Ehliyetsiz liyakatsız insanları başa getirirseniz, başınıza iyi şeyler gelmez. Başınıza iyi yöneticiler de gelse, toplum daha iyisine layık değilse, yine kötülük yakanızı bırakmaz. Toplum iyi, başınıza gelen de iyi olsa yine de Allah sizi mallarınız, canlarınız, sevdiklerinizle, kimi zaman nimetlerini artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Allah zor bir imtihan murat etmişse, hiç kimse bunu engelleyemez. 

    Halid b. Velid gibi bir komutan önemli,  onun askeri gibi de bir asker önemli, ama “Başımızda Halid varken, bizi kim yenebilir ki!” diyenler yüzünden Halid b. Velid komutanlıktan azledildi. Çünkü “nerdeyse, zaferi Allah’tan değil, Halid’den bekliyor olacaklardı”. 

    Ya da Hz. Ömer’den, liderden, önderden, komutandan Allah’tan başka kimden ne beklerseniz, o sizin imtihanınız olur. Kemalistlerin Mustafa Kemal’den beklentileri ve onun üzerinde kurguladıkları varsayımları, her parti mensubu ya da futbolcu, holding patronu, kendi lider, takım ya da başkanına modelleyebilir. Kim kimin sözünü ve işini, şahsını, idol hale getirerek mutlaklaştırırsa, bilsin ki, onu İlah ve Rab edinmiştir. Hadi, “ey iman edenler iman ediniz” ayetini hatırlayalım ve gelin şimdi yeniden iman edelim! 

    Selâm ve dua ile.

    YanıtlaSil
  104. Yazıyı bana bir siyasetçinin İmam Gazali’ye ait olduğunu ifade ederek naklettiği bir sözle bitirmek istiyorum:

    “Sultanın fesadı ulemadandır. Ulemanın fesadı ise makam ve menfaat kaygısındandır.”

    YanıtlaSil
  105. Gaflet ile Hakk’ı buldum diyenler,
    Er yarın Hak divanında bellolur.
    Ahret tedarikin gördüm diyenler,
    Er yarın Hak divanında bellolur.

    Kiminin adı sofu, kiminin derviş;
    Derviş isen kardeş, takvaya çalış
    Gizlice yollardan Sen Hakka eriş,
    Er yarın Hak divanında bellolur.

    Devletliyim deyü fakire gülme,
    Gülüp gülüp kardeş, kem nazar kılma;
    Ölüm vardır yahu, sen gafil olma;
    Er yarın Hak divanında bellolur.

    Fakiri sev, mala-mülke aldanma;
    Fani cihan sana kalacak sanma.
    Hakkın lutfuna koş, kahrına yanma.
    Er yarın Hak divanında bellolur.

    YanıtlaSil

  106. DERGIDE BU AY
    YAZARLAR
    KATEGORILER
    AYIN KONUSU
    BAŞYAZI
    TEFSIR
    HADIS
    ABONE OLUN

    Semerkand Dergisi
    2020 © Copyright Hakları Saklıdır.

    Görüş Bildir
    Semerkand Dergi Logo Semerkand Dergisi'ne ABONE OL ANASAYFA DERGIDE BU AY YAZARLAR KATEGORILER

    Anasayfa Edebiyat Er Yarın Hak Divanında Bell'olur
    Er Yarın Hak Divanında Bell'olur
    T. Ziya Ergunel EDEBIYAT



    Gaflet ile Hakk’ı buldum diyenler
    Er yarın Hak divanında bell’olur.
    Ahret tedarikin gördüm diyenler
    Er yarın Hak divanında bell’olur.

    Kimi sofi kiminin adı derviş
    Derviş isen kardaş takvaya çalış
    Gizli yollardan sen Mevlâ’ya eriş
    Er yarın Hak divanında bell’olur.

    Devletliyim deyu fakire gülme
    Gülüp denlü denlü kem nazar kılma
    Ölüm vardır yahu sen gafil olma
    Er yarın Hak divanında bell’olur.

    Derviş Yunus söyler Kâlû Belî’den
    Mûcizat Nebî’den, mürvet Ali’den
    Biz de bunu böyle duyduk uludan
    Er yarın Hak divanında bell’olur.

    (Yunus Emre)


    Yunus Emre’nin bu ilahisi ona ait yazma divanların hiçbirinde yer almıyor. İlahi Yunus’un mudur, Yunus isimli başka bir dervişin midir; yoksa halk irfanı, adı sanı belirsiz bir Hak âşığının mısralarını Yunus’a mı mal etmiştir, bilemiyoruz. Bildiğimiz; mevcut yazmalarda bulunmadığı halde Yunus Emre’ye atfedilen böyle pek çok ilahi olduğudur.

    Fakat bu önemli değil. Önemli olan kim tarafından dile getirilirse getirilsin hakikatin kendisidir. Kaldı ki gönlünü beytullah kılmış dervişler, kendilerinden sâdır olan sözlerin ilahî ilhamla Allah tarafından söyletildiğinin farkındadırlar. Nitekim Yunus Emre, “Ey sözlerin aslın bilen / Gel de bu söz nerden gelir?” sualiyle başladığı bir şiirinin ilerleyen mısralarında şu cevabı verir: “Söz karadan aktan değil / Yazıp okumaktan değil / Bu yürüyen halktan değil / Hâlik âvâzından gelir”.

    Öyleyse biz söyleyene değil söyletene bakalım ve hususen tasavvuf ehli dervişler için önemli ikazlar ihtiva eden bu ilahide ne söylendiğini anlamaya çalışalım.

    “Er” ifadesiyle kastedilen dervişlerdir. Dervişler, dünya gurbetinden sılasına dönmek, Mevlâ’sını bulmak, O yegâne “var”a kavuşmak için seyr u sülûk denilen bir sefere çıkmışlardır. Bu meşakkatli yolculuk Elest Bezmi’ndeki ahitlerine sadakatin iktizasıdır. Ahde sadakat da, Cemâl-i Mutlak olan Allah Tealâ’ya ulaşmak için dünyadan geçmek de er kişilerin harcıdır. Fakat erlik yahut dervişlik laf ile, iddia ile, öyle görünmek ile olmaz. Dervişlik taslamak başka, derviş olmak başkadır. Hakkıyla derviş olmadığı halde kişi kendisini öyle zannetse, yahut başkaları onu öyle bilse, bu bir fayda sağlamayacaktır. Zira hakikat hesap gününde ortaya çıkacak, er yarın Hak divanında belli olacaktır. Gizli saklı hallerimizin de âşikar edileceği o dehşetli günde mahcup olmamak için fırsat elde iken nefsi yenmenin, kalıbımızdan evvel kalbimizi derviş eylemenin yoluna koyulmalıdır. Bu yolda yürürken de er kişilere, gerçek dervişlere yakışmayan hallerden sakınmalıdır ki ilahimizde böyle haller mevzu edilmiştir.

    YanıtlaSil
  107. Bunlardan birincisi ve ilahide işaret edilen diğer mezmum hallerin kaynağı, “Ben Hakk’ı buldum, erdim, oldum” iddiasıdır. Gafletin, yani bir aldanma halinin eseridir. Başta İmam-ı Rabbânî k.s. olmak üzere pek çok kâmil mürşidin dikkat çektiği bu tehlike, umumiyetle sâlikin yaşadığı manevî hallerin sarhoşluğuyla bunları büyük makam zannedip yetinmesinin ve daha ilerisi için gayret göstermemesinin neticesidir. Bilhassa yolun henüz başında bulunanların yaşadıkları cezbe hali böyle bir tehlikeyi barındırır. Bu tehlikeden kurtulmak, Mevlâ’ya giden yolu selâmetle kat etmek için, kâmil ve mükemmil bir şeyhin murakabe ve talimatına tâbi olmak şarttır.

    Peki, “Hakk’ı buldum, yolun nihayetine vardım” iddiasının bir aldanma halinin ifadesi olduğu hükmüne nasıl varabiliyoruz? Sâlik, kâmil bir mürşid rehberliğinde yolu tamamlayıp gerçekten Cenâb-ı Mevlâ’ya ulaşmış olamaz mı? Elbette olur; olur ama, vuslat hali kâle imkân vermez. Tasavvuf uluları, marifet iddiasının, marifet eksikliğinden kaynaklanmıyorsa eğer, Allah’ın mekri olabileceği ihtimaline dikkat çekerler. Yine bu sebepledir ki mesela İmam-ı Gazalî rh.a. gibi âlimler, “bütün hal ve makamları geçip şühûd haline ve kurb makamına vasıl olarak Hakk’ı müşahede ettiklerini” söyleyenlerin bir kısmının bu hal ve makamları aslında yaşamadıklarını, sadece lafız olarak bildiklerini söylemişlerdir.

    Böyle bir kuruntu kişiyi ahiret hayatına dair ölçüsüz bir emniyete sevk edebilir. Nefsin ve şeytanın pusuda beklediğini, ayağının sırat-ı müstakimden her an kayabileceğini unutturur. “Ahret tedarikini gördüm” diyenlerin bu tehlikeli rahatlığı, “oldum, erdim” iddiasından başka, bazen taat ve ibadetinin kendisini cennete sokmaya yeteceğine inanmasından kaynaklanır. Bazen de ibadetlerini aksattığı halde sırf istikamet sahibi kâmil bir mürşide, sağlam bir kapıya bağlanmakla kurtulacağı vehmine kapılır. Havfın, yani korkunun eşlik etmediği bir ümit halidir ki çok tehlikelidir. Kulluk vazifelerimizde laubaliliğe düşmeye ve yarın Hakk’ın divanına yüzümüz kara varmaya sebeptir.

    İlahide sakınılması gereken bu türlü tehlikelere dikkat çekilirken bir yandan da ne yapılması gerektiğine işaret ediliyor. Deniyor ki, sizin sofi veya derviş diye çağırılmanız, yahut kendinizi böyle adlandırmanız yetmez. Derviş iseniz eğer takvaya ulaşmak, gizli yollardan Mevlâ’ya kavuşmak için gayret etmeniz gerekir. Gizli yollardan maksat nafileler ve zikirdir. Hadis-i kudsîde “Kulun Rabbine nafilelerle yaklaşacağı” beyan buyurulmuştur. Kulun Hak Tealâ ile vuslat mekânı olan kalp ise ancak zikirle tasfiye edildiğinde ilahî tecelliyata mazhar olabilmektedir. Nafile ibadetlerin gizli yapılması ve zikrin hâfî olanı, hem riyadan alıkoyduğu hem de yürüyüşü hızlandırdığı için daha makbul sayılmıştır.

    YanıtlaSil
  108. Devletliyim” böbürlenmesi, “Hakk’ı buldum, ahret tedarikin gördüm” rahatlık veya emniyetinin sebep olduğu kibir halini ifşa eder. “Ben ilim irfan sahibiyim; en yüksek makama eriştim, ebedi saadeti kazandım, ulu devlet buldum” demektir. Böylelerinin nazarında, kendilerinde vehmettikleri nailiyetlerden mahrumiyetleri sebebiyle herkes maneviyat fukarası birer zavallıdır. Onlara kem nazarla tepeden bakar, istihza ile “denlü densüz” güler. Eski Türkçede “yerli yersiz, olur olmaz yer ve zamanda” manasına “denlü densüz” diye bir tabir var. İlahide “denlü denlü” şekline dönüşmüş olmalı. Şifahî kültürde dilden dile nakledilirken böyle değişikliklerin çokça meydana geldiği ehlinin malumudur. Her ne ise biz yine ilahiye dönelim.

    Fakire; yani iddiasız, gösterişsiz, belki malumatı kıt, tevazu sahibi sofilere kem nazarla bakmak, onları cahil, hor ve hakir görmektir. Onların hata ve kusurlarını bulmaya çalışmak, tevazularını zillet zanneylemektir. Halbuki defineye mâlik nice viraneler vardır ve “aba altında er yatar” sözü meşhur meseldir. Derviş, kapı eşiğidir. Kimseyi kendi nefsinden daha aşağı görmemelidir. Ölüm vardır, ahiret vardır, hesap vardır ve elbet yarın Hak divanında kimin gerçek er olduğu, kimin olmadığı ortaya çıkacaktır.

    Yunus’un veya bir başka Hak âşığının bütün bunları “kâlû belî”den söylemesi, Elest Bezm’indeki mîsak mucibince söylemesidir. Zira Rabbimizi yegâne ilah bileceğimize dair ahd ü peymanımız “emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker”i, yani iyiliği emir, kötülükten sakındırma vazifemizi de ihtiva eder. Öte yandan teşvik edildiğimiz her iyilik veya sakındırıldığımız her kötülük bir yerde Alem-i Ervâh’taki sözümüzü hatırlayıp tutmaya vesiledir. Esasen kâinat yaratılalı beri cümle enbiya ve evliyanın söylediği de emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker’den ibarettir ki Kâlû Belî’den beri söylenegelmektedir. “Biz de bunu böyle duyduk uludan” mısraı biraz bunu, biraz da Mevlâ’ya ulaşma yolunda şahsî hislere değil, yolun ulularına kulak vermek gerektiğini anlatır.

    İlahinin bu son kıtasının benzerine başka şairlerin şiirlerinde de rastlıyoruz. Mesela buradaki “Mucizat Nebî’den, mürvet Ali’den” mısraı, başka şairlerde “İhsan Muhammed’den, mürvet Ali’den” veya “Kerem Muhammed’den, mürvet Ali’den” gibi ifadelerle geçiyor. Bu değişik ifadeler, Efendimiz s.a.v.’den şefaat talebini, Hz. Ali r.a.’dan da er’lik öğrenilmesi tavsiyesini taşıyor. Mürvet, mürüvvet veya Arapçadaki orijinal telaffuzuyla “mürûet” aslında “insanlık, erlik, adamlık” demek. Adamlığın iktizası olan “yiğitlik, cömertlik, vakar” gibi haller, zamanla bu kelime ile karşılanır olmuş. Hülasa, “mürvet Ali’den” ibaresi, er kişi olacaksanız Hz. Ali r.a.’ı kendinize örnek alın manasına geliyor. Hz. Ali r.a., Rasulullah s.a.v.’in adeta er kişi nasıl olur bilinsin diye bizzat yetiştirdiği model bir şahsiyet.

    Öyleyse tutulacak yol belli: Yarın Hakk’ın divanında er kişiler arasına dahil olmak için “erdim, buldum” iddialarından imtina ile Rasul-i Ekrem s.a.v.’in mirasçısı âlimlerin terbiyesine girmek!

    YanıtlaSil
  109. Osmanlıca - Türkçe Sözlük'te amik kelimesini içeren 1 kelime bulundu...
    amik / amîk / عميق
    Hicaz vilâyetinde ulu bir ağaç.
    Dibi çok aşağıda, derin.
    Mc: İnceden inceye pek ziyade araştırma ve düşünceden sonra anlaşılabilen derin ve ince mes'ele.
    Derin.
    Derin.
    Bahr-i amîk: Derin deniz.
    Fikr-i amîk: Derin düşünce.
    Derin.
    Derin. (Arapça)

    YanıtlaSil
  110. Her bilim geleneği bir felsefi ve metafizik ön kabuller dizgesine sahiptir.
    Akıl ve Erdem Türkiye'nin Toplumsal Muhayyilesi.
    İbrahim Kalın.
    sy.379.

    YanıtlaSil
  111. Namık Kemal'den Bediüzzaman'a ulaşan düşünce çizgisinde "modern bilimi kendi silahı ile vurma" stratejini geliştirildiğini görüyoruz.
    Akıl ve Erdem
    İbrahim Kalın
    sy.375,376.

    YanıtlaSil
  112. 110- Cuma hutbeleri, ancak Arabi lisanla ve kısaca okunabileceği...
    Risale- Nur'un Kudsi Kaynakları.
    (Tespitleri,Delilleri, Mealleri)
    sy.419.

    YanıtlaSil
  113. "Kalpten çıkan söz Kalbe ulaşır, ağızdan çıkan söz kulağı aşamaz"
    Hazreti
    Aliyy'ül Murteza
    Radıyallahu Anh
    Mahmud Sami Ramazanoğlu.
    Erkam Yayınları.
    sy.174.

    YanıtlaSil
  114. Safa da Merve de "taş" demek ; ama birisi "kaygan taş" birisi " yumuşak taş" demek.
    Bakara Suresu Tefsiri
    Cilt.4.sy.76.
    prof.Dr.Mahmud Esad Coşan

    YanıtlaSil
  115. Safa da Merve de "taş" demek ; ama birisi "kaygan taş" birisi " yumuşak taş" demek.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Cilt.4.sy.76.
    prof.Dr.Mahmud Esad Coşan

    YanıtlaSil
  116. Arap alfabesi ile yazılan Türkçe demek olan Osmanlıca ,ayrı bir dil olarak gösterilmiştir.
    Mecelle-i Ahkam-ı Adliye
    Külli kaideler Şerhi.
    Kuyucaklızade Mehmed Atıf Bey.
    sy.10.

    YanıtlaSil
  117. Dil, bir medeniyetin esaslarından birisidir.
    Dilini kaybeden bir millet, geçmişi ile bağını muhafaza edemez ve neticede özüne ve benliğine yabancı hale gelir.Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan inkılaplardan -sonuçları belki de en ağır olanı- " harf inkılabı" ve daha geniş çerçevede "dil inkılabı" olmuştur.
    Mecelle-i Ahkam-ı Adliye
    Külli Kaideler Şerhi.
    sy.10.

    YanıtlaSil
  118. DİL
    Türk devletlerinde ve özellikle Osmanlılar’da, ülkeleri ve orduları hakkında bilgi edinmek amacıyla düşman esirlerinden edinilen casus.
    bk. CASUS الجاسوس

    DİL دل
    Kalp ve gönül anlamına gelen bir tasavvuf terimi.
    bk. KALB القلب

    YanıtlaSil
  119. TEENNÎ
    التأنّي
    Bir işi acele etmeden iyice düşünerek yapma, temkinli ve ihtiyatlı davranma anlamında ahlâk terimi.
    İlişkili Maddeler
    HİLİM
    Akıllı ve kültürlü olmakla kazanılan, beşerî münasebetlerde hoşgörülü, bağışlayıcı ve medenî davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâkî erdem.
    İTİDAL
    Duygu, düşünce, ahlâk ve davranışlardaki denge anlamında bir terim.

    Müellif:
    MUSTAFA ÇAĞRICI
    Sözlükte “beklemek, gecikmek, sebat etmek, düşünüp taşınmak” anlamlarındaki eny kökünden türeyen teennî ve yine aynı kökten enât “acelecilikten sakınma”; “hilim, vakar, sabır, yumuşaklık ve sebatkârlık” diye tanımlanır (Lisânü’l-ʿArab, “eny” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “eny” md.; Kāmus Tercümesi, “eny” md.). Klasik sözlüklerde hilim kelimesinin açıklanmasında teennînin çoğunlukla akılla birlikte en başta zikredilmesi (Pellat, s. 14-16, 18) terimin “akıllı ve ağır başlı hareket etme” mânasını da içerdiğini göstermektedir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de teennî geçmez. Aynı kökten türeyen kelimeler “bir şeyin vaktinin gelmesi” anlamında kullanılmıştır (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “eny” md.). Bazı âyetlerde eleştiri üslûbuyla insanın aceleci olduğu belirtilmiştir (el-İsrâ 17/11; el-Enbiyâ 21/37). İki âyette Hz. Peygamber’e, kendisine gelen âyetleri unutacağı endişesiyle o sıradaki vahiy henüz tamamlanmadan onları okumakta acele etmemesi, vahyin tamamlanmasını beklemesi öğütlenmiştir (Tâhâ 20/114; el-Kıyâme 75/16). Güvenilir olmayan birinin getirdiği habere inanıp mâsum insanlara zarar vermemek için haberin doğruluğunu araştırmayı emreden âyet de (el-Hucurât 49/6) hüküm vermekte acele edilmemesi ve basîretle davranılması gerektiği şeklinde yorumlanmış, bu âyet indiğinde Resûlullah’ın, “Teennî Allah’tan, acelecilik şeytandandır” buyurduğu (Tirmizî, “Birr”, 65) bildirilmiştir (Taberî, XI, 383-384; Şevkânî, V, 70). Gazzâlî, şeytanın kalbe nüfuz etmesinin yollarını açıklarken anılan hadisi ve acelecilikle ilgili bazı âyetleri kaydedip bu yollardan birinin de davranışlarda acelecilik ve sebatsızlık olduğunu belirtir (İḥyâʾ, III, 33). Bir hadiste aceleciliğin (isti‘câl) karşıtı olarak enât kelimesi geçmektedir (Müsned, I, 314). İftarda acele edilmesini, sahurun geciktirilmesini tavsiye eden hadiste teennî ile aynı kökten “isti’nâ” kullanılmıştır (el-Muvaṭṭaʾ, “Sefer”, 46). Hemen bütün kaynaklarda zikredilen bir rivayete göre, Hz. Peygamber’le görüşmek üzere Mekke’den Medine’ye gelen bir grup doğrudan onun yanına giderken Eşec lakaplı bir sahâbî arkadaşlarından ayrılarak temizlenip güzel bir elbise giydikten sonra Resûlullah’ın huzuruna çıkmış, onun bu davranışını çok beğenen Resûl-i Ekrem şöyle demiştir: “Sende Allah’ın sevdiği iki güzel haslet vardır; bunlardan biri hilim, diğeri teennîdir” (Müsned, III, 23; Müslim, “Îmân”, 25, 26; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 149). Başka bir hadiste teennî yerine “sekînet” kelimesi kullanılmıştır (Buhârî, “Ḥac”, 94; Müslim, “Ḥac”, 268). Beklenmedik veya üzücü bir hadise karşısında sabırlı olmanın vurgulandığı hadiste de (Müsned, III, 130, 143, 217; Buhârî, “Cenâʾiz”, 32, 43; Müslim, “Cenâʾiz”, 15) teennîye işaret edilmiştir.

    YanıtlaSil
  120. Ebû Hâtim el-Büstî’nin, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ adlı eserinde rıfkın gerekliliği ve aceleciliğin yanlışlığı konusuna ayırdığı bölümde (s. 215-219) rıfk kelimesini “teennî” anlamında kullandığı görülmektedir. Burada aceleciliğin karşıtı olarak rıfk, temkin, teennî, enât, hilim, tesebbüt ve itidal kavramları geçmektedir. Ebû Hâtim’e göre teennî ile hareket eden hedefine erken varır, acele eden ise geç kalır. Aceleci kimse bilmeden konuşur, anlamadan cevap verir; birini denemeden över, ardından övdüğünü yermek zorunda kalır; düşünmeden karar verdiği için neticede pişman olur. Bir işe başladıktan sonra onu bırakmak yerine teennî ile başlamak daha akıllıca bir davranıştır. Büstî’nin eserinde, Amr b. Âs’ın teennî konusunda Muâviye b. Ebû Süfyân’a gönderdiği bir mektupta düşünüp taşınarak hareket etmenin bir üstünlük sayıldığını, teennîden faydalanmayan kişinin sonunda kaybetmenin acısını çekeceğini, tecrübelerden yararlanmayanın yükselemeyeceğini, ağır başlılığı serkeşliğine, sabrı ihtiraslarına üstün gelmeyen kimsenin yüce fikirlere ulaşamayacağını söylediği belirtilmiştir. Bu mektup hemen hemen aynı ifadelerle İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’de (III, 186) teennî konusunda kendisini eleştiren Amr b. Âs’a Muâviye’nin cevabı şeklinde geçer.

    BİBLİYOGRAFYA
    Wensinck, el-Muʿcem, “eny” md.; Müsned, I, 314; III, 23, 130, 143, 217; Müslim, “Cenâʾiz”, 1; Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Beyrut 1412/1992, XI, 383-384; İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd v.dğr.), Beyrut 1397/1977, s. 215-219; Gazzâlî, İḥyâʾ, III, 33, 185-186; Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Beyrut 1412/1991, V, 70; Ch. Pellat, Risâle fi’l-ḥilm ʿinde’l-ʿArab, Beyrut 1973, s. 14-16, 18.

    YanıtlaSil
  121. Bir de bildiğini saklayan, söylemeyen, gerçekleri itiraf etmeyen, yardımcı olmayanlara bütün lanet ediciler ; melekler, insanlar, cinler hayvanlar, yeryüzünde canlı gezinen her şey lanet ediyor.
    Bakara Suresi Tefsiri.
    Cilt.4.sy.95.
    Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan.

    YanıtlaSil
  122. Âli Davud'a nazil olan hikmette ibret vardır. Akıllı olan insan şu dört vakitten başka şeyle nefsini meşgul etmemelidir: Rabbine dua (ve ibadet) edeceği vakit, Nefsini muhasebe edeceği vakit, Kendisi hakkında, kardeşlerini nasihat etmesine ve ayıblarını kendisine haber vermelerine kafi gelecek bir vakit. Kendi nefsinin helal ve temiz ihtiyaçlarına ayıracağı bir vakit. Bu vakitte diğer zamanlar içinde bir yardım vardır ve kalbin istirahatı kafi miktarda varlık iledir. Sonra da akıllı kimse için, diline sahip olması, zamanını bilmesi, işine yönelmesi ve en sağlam dostuna karşı bile ihtiyatlı olması icap eder.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    Sayfa: 127 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  123. Cehennemde bir vadi vardır. Cehennem her gün, bu vadiden yetmiş defa Allaha sığınır. Allah bu vadiyi amelleriyle riya yapan, okumuş mürailer için hazırladı. Allah indinde en fazla buğza layık kullar, sultanlara, baştakilere sokulan alimlerdir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 127 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  124. Magribi (r. a.) şöyle demiştir :
    Magribi nin varlığı kendisine Lât ve Menat olur,
    Hiç bir puthanede senin varlık putundan beteri yoktur.
    Yukarıdaki mana takdirleri, Lât kelimesindeki "te" harfinin seddeli olarak okunmasından çıkmaktadır.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    cilt 20.sy.235.

    YanıtlaSil
  125. HALİFE
    الخليفة
    Şeyhi adına irşad faaliyetinde bulunan ve ölümünden sonra yerine geçen kimse, insân-ı kâmil anlamında tasavvuf terimi.
    İlişkili Maddeler
    İNSÂN-ı KÂMİL
    Allah’ın her mertebedeki tecellilerine mazhar olan insan anlamında tasavvuf terimi.
    KUTUB
    Velîler zümresinin başkanı ve insân-ı kâmil anlamında bir tasavvuf terimi.

    Müellif:
    SÜLEYMAN ULUDAĞ
    Sözlükte “arkada olmak, birinin arkasından gelmek, yerine geçmek” anlamlarına gelen half kökünden türetilmiş olup “birinin yerine geçerek işini, görevini devam ettiren” şeklinde açıklanan (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḫlf” md.; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ḫlf” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ḫlf” md.) halîfe kelimesi (çoğulu hulefâ, halâif) terim olarak biri siyasette, diğeri tasavvufta olmak üzere başlıca iki alanda kullanılmaktadır. Bir kimsenin diğer bir zatın yerini tutmasına hilâfet, halife tayin etme işine de istihlâf veya tahlîf denir.

    İnsanın Allah’ın halifesi olup olamayacağı sûfîlerden önce ulemâ tarafından tartışılmış, “Yeryüzünde bir halife yaratacağım” (el-Bakara 2/30); “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan...” (el-En‘âm 6/165; en-Neml 27/62) meâlindeki âyetlerde geçen halife kelimesi iki şekilde açıklanmıştır. Bazı âlimlere göre insan kendinden önce yeryüzünde hâkim olan cinlerin yerine getirildiği için “bu varlık türünün ardından gelenler” anlamında Hz. Âdem ve soyuna halife denmiştir. İbn Abbas’ın bu görüşte olduğu rivayet edilir. Bu görüş sahipleri “Allah resulünün halifesi” ifadesini kullanır, ancak “Allah’ın halifesi” tabirinden hoşlanmazlar (Mâverdî, s. 15). İbn Mes‘ûd’un da katıldığı ikinci görüşe göre Hz. Âdem ve insan yeryüzüne hükmettiği için Allah’ın halifesi olmuştur. “Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet” (Sâd 38/26) meâlindeki âyet de bu görüşü desteklemektedir (Fahreddin er-Râzî, I, 381; İsmâil Hakkı Bursevî, I, 64).

    YanıtlaSil
  126. Mutasavvıflar, halife konusundaki görüşlerini geliştirirken terimin “insanlar arasında Allah adına hükmetme” şeklindeki ikinci anlamını esas almışlardır. Hasan-ı Basrî, takvâ sahibi temiz ve seçkin kullar için “Allah’ın halifesi” tabirini kullanmış olmakla beraber (Taberî, XXIV, 117) ilk sûfîler arasında bu konu üzerinde durulmamış, halife ve hilâfet bir tasavvuf kavramı olarak insân-ı kâmil ve kutub fikrinin gelişmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Halife kelimesine ilk defa tasavvufî anlam yükleyen Gazzâlî olmuştur. İnsanın Allah tarafından üflenen bir ruh taşıdığına (bk. el-Hicr 15/29) ve Allah’ın Âdem’i kendi sûretinde yarattığına dikkat çeken Gazzâlî, Allah ile insan arasında mânevî mahiyette özel bir münasebetin bulunduğunu, bu münasebetin yazıyla anlatılmasının mümkün olmadığını ifade eder ve insanın Allah’ın halifesi olmasını bu münasebete bağlar (İḥyâʾ, III, 315; IV, 294). Gazzâlî, Allah’ın kendisine isimleri öğretmiş olması sebebiyle Âdem’in O’nun halifesi olmaya hak kazandığını da belirtir (a.g.e., I, 20). Şehabeddin es-Sühreverdî de nefsin Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu söyler (Se Risâle, s. 77).

    Halife ve hilâfet konusu üzerinde geniş bir şekilde durarak bunu tasavvufun temel kavramı haline getiren Muhyiddin İbnü’l-Arabî ve takipçileri olmuştur. İbnü’l-Arabî’ye göre Allah’ın halifesi, isim ve sıfatlarıyla kendisinde en mükemmel biçimde tecelli ettiği insân-ı kâmildir. Mülk Allah’ındır. İnsân-ı kâmil bu mülkte onun halifesi yani vekilidir. Mühür nasıl hazineyi korursa Allah da halifesi olan insân-ı kâmil vasıtasıyla halkı ve mülkü öyle korur (Fuṣûṣ, s. 50). Öte yandan insan işini ve varlığını Allah’ın himayesine havale ettiği için Allah da insanın halifesidir. Nitekim Hz. Peygamber sefere çıkarken, “Allahım yolda sahibim, ailemde halifem sensin” diye dua ederdi (el-Fütûḥât, IV, 148). Allah’ın kulunu halife kılması mutlak, kulun rabbini halife kılması mukayyet bir hilâfettir. İbnü’l-Arabî’ye göre Allah’ın yeryüzündeki halifesi peygamberlerdir. Peygamberler O’nun hükümlerini O’nun adına insanlar arasında uygularlar. Hz. Muhammed’den sonraki halifeler Allah’ın değil resulünün halifeleridir, çünkü onun getirdiği şeriatı uygularlar (Fuṣûṣ, s. 162); uyguladıkları hükümleri de rivayet yoluyla Peygamber’den alırlar. Bunlar zâhirî mânada halifedir. Halbuki velîler arasında doğrudan doğruya Allah’tan hüküm alan halifeler de vardır. Onların Allah’tan hüküm almaları peygamberlerin hüküm almalarının aynıdır. “Sen de onların yoluna uy” (el-En‘âm 6/90) meâlindeki âyete göre hareket eden Resûl-i Ekrem’in kendisinden önceki peygamberlere uyması Allah’tan hükümler ve bilgiler almasına nasıl engel olmamışsa halifenin de Allah’tan doğrudan hüküm ve bilgi alması Hz. Peygamber’e uymasına engel olmaz. Onun hakkında “keşfen Allah’ın halifesi, zâhiren Resûlullah’ın halifesi” denir (a.g.e., s. 163).

    YanıtlaSil
  127. Hz. Peygamber, ümmeti içinde doğrudan Allah’tan hilâfet alan bir kimsenin bulunduğunu bildiği için yerine hiç kimseyi halife tayin etmemiştir (a.g.e., s. 163). Böylece İbnü’l-Arabî, devletin başında bulunan ve halife adını alan sultanlarla Allah’ın halifeleri olan velîleri birbirinden ayırır; birinciler zâhiren, ikinciler ise mânen halifedir.

    İsmâil Hakkı Bursevî’ye göre tasavvufî anlamdaki hilâfetin sebebi, halkın Hak’tan gelen feyiz ve irfanı doğrudan kabul etme kabiliyetine sahip olmamasıdır. Bu husus, ateşte yaş ağaçların arasına kuru odunların konulmasına veya sultanın halkla arasına vezir ve mâbeyinci koymasına benzer (Rûḥu’l-beyân, I, 64).

    Tarikatlar döneminde şeyhin, kendi adına müridleri terbiye ve irşad etme yetkisi verdiği mensuplarına da halife denilmiştir. Ankaravî hilâfeti şeklî, mânevî ve hakikî olmak üzere üçe ayırır. Bir tekkenin ve oradaki görevli dervişlerin yönetilmesi için yetkili kılınan kişi şeklen halifedir. Bu kişinin âlim olması veya seyrüsülûkün usulünü bilmesi gerekmez, ehliyetli bir yönetici olması yeterlidir. Seccâdenişin olan şeyhzâdelerin halifelikleri de böyledir. Sülûkünü tamamlayan bir kimseye şeyhi tarafından irşad izni verilmesine mânevî hilâfet denir. Hakikî hilâfet ise bizzat Allah’ın bir zatı irşad için görevlendirmesidir. Kâmil bir şeyhin terbiyesinde bulunan bir kişide bazan hilâfetin bu üç derecesi de gerçekleşebilir. Şeklen halife olduğu halde hilâfetin mâna ve hakikatinden nasibi olmayanlar da vardır (Minhâcü’l-fukarâ, s. 27). Şeyh, sülûkünü tamamlayan müridin irşad ehliyetine sahip olduğunu hilâfetnâme denilen bir belge ile tesbit eder. Uzak bölgelerde bulunan müridlere halife oldukları bir mektupla veya sözlü bir beyanla bildirilir. Halife unvanını alan sâlik, mürşidi adına müridlerin mânevî terbiyesiyle ilgilenir. Şeyhe mânen en yakın olan ve vefatı halinde yerine geçen halifeye “halîfetü’l-hulefâ” denir. Bir tarikattan hilâfet alan bir sâlikin diğer tarikatlardan da teberrüken hilâfet alması mümkündür.

    YanıtlaSil
  128. Şeyh efendi vefat etmeden önce yerine kimin geçeceğini bildirirse tasavvuf âdâbına göre müridlerin bu emre ve vasiyete uymaları gerekir. Bu durumda şeyhin diğer halifeleri ve mensupları onun çevresinde toplanırlar. Şeyh efendi halifesinin ismini vermeden vefat ettiği takdirde mürid ve halifeleri toplanıp onun yerine geçecek olan zatı belirlerler. Bu belirlemede adayın müridlikteki kıdemi, bilgisi ve liyakati dikkate alınır. Bazan da şeyhin vefat etmeden önce halifelerine karşı takındığı tavırdan ve verdiği işaretlerden hareket edilir. Vefat eden şeyhin kendisini kimin techiz ve tekfin edeceği, cenaze namazını kimin kıldıracağı konusunda yaptığı vasiyet bu tür işaretlerden sayılır. Şeyhin halifesini belirlemeden vefat etmesi durumunda Hz. Peygamber’in halefi konusunda vasiyette bulunmamış olması örnek alınırken halifesini belirlemesi durumunda Hz. Ebû Bekir’in yerine Hz. Ömer’i vasiyet etmesi örneği göz önünde bulundurulur.

    Halifenin belirlenmemesi halinde bazan mürid ve halifeleri yerine geçecek kişi hususunda anlaşamazlar. Bu durumda bazı müridler şeyhin halifelerinden birine, diğerleri başka birine bağlanır ve birden çok şeyh ortaya çıkar. Bu ise bir tarikatın şubelere ve kollara ayrılması anlamına gelir. Meselâ Hacı Bayrâm-ı Velî’nin halifelerinden Akşemseddin ile Ömer Dede Sikkînî arasında çıkan ihtilâf neticesinde Bayramiyye tarikatı biri Şemsiyye, diğeri Melâmiyye şeklinde iki kola ayrılmıştır. Şeyhin postuna oturacak zatı belirleme konusunda müridlerin anlaşmazlığa düşerek çekişmelerine “post kavgası” denir.

    Mevlevîlik’te hilâfet şeyhlik ve dervişlik gibi bir makamdır. Bu makamda bulunan sâlike halife denir (Gölpınarlı, s. 137).

    Şiîlik’te gerçek halife mâsum imamdır. Resûl-i Ekrem’den sonra Hz. Ebû Bekir zâhiren ve şeklen, Hz. Ali ise bâtınen ve hakikaten halife idi (Haydar el-Âmülî, s. 753; Seyyid Celâleddin Âştiyânî, s. 928-936). Sûfîler de Şiîler gibi hilâfeti (imâmet) zâhirî hilâfet ve bâtınî hilâfet diye ikiye ayırır ve esas olanın ikincisi olduğunu söylerler.

    YanıtlaSil
  129. BİBLİYOGRAFYA
    Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḫlf” md.

    İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ḫlf” md.

    Lisânü’l-ʿArab, “ḫlf” md.

    Tehânevî, Keşşâf, I, 141.

    el-Muʿcemü’ṣ-ṣûfî, “ḫalîfe” md.

    Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Kahire 1374, XXIV, 117.

    Hakîm et-Tirmizî, Ḫatmü’l-evliyâʾ, s. 485.

    Mâverdî, el-Aḥkâmü’s-sulṭâniyye, Kahire 1960, s. 15.

    Gazzâlî, İḥyâʾ, Kahire 1939, I, 20; III, 315; IV, 294.

    Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, İstanbul 1309, I, 381.

    Sühreverdî el-Maktûl, Se Risâle ez Şeyḫ-i İşrâḳ (nşr. Necef Kulı Habîbî), Tahran 1397, s. 77.

    İbnü’l-Arabî, Fuṣûṣ (Afîfî), s. 50, 162, 163.

    a.mlf., el-Fütûḥât, I, 36; IV, 148.

    Necmeddîn-i Dâye, Mirṣâdü’l-ʿibâd (nşr. M. Emîn-i Riyâhî), Tahran 1352 hş., s. 415.

    İbn Teymiyye, Mecmûʿu fetâvâ, II, 411.

    Haydar el-Âmülî, Câmiʿu’l-esrâr (trc. Cevâd-ı Tabatabâî), Tahran 1368 hş., s. 753.

    Şa‘rânî, el-Yevâḳīt ve’l-cevâhir, Kahire 1378/1958, II, 31.

    İmâm-ı Rabbânî, el-Mektûbât, İstanbul 1962, I, 31.

    Ankaravî, Minhâcü’l-fukarâ, İstanbul 1286, s. 20, 27.

    İsmâil Hakkı Bursevî, Rûḥu’l-beyân, İstanbul 1306, I, 64.

    Şeybî, eṣ-Ṣıla, s. 633.

    Ebü’l-Alâ Afîfî, et-Taṣavvuf: es̱-S̱evretü’r-rûḥiyye fi’l-İslâm, Kahire 1963, s. 307.

    Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlevî Âdâb ve Erkânı, İstanbul 1963, s. 137.

    Cevâd-ı Nurbahş, Ferheng-i Nurbaḫş, Tahran 1369 hş., III, 46, 49.

    Seyyid Celâleddin Âştiyânî, Şerḥ-i Muḳaddime-i Ḳayserî ber Fuṣûṣi’l-ḥikem, Tahran 1370 hş./1991, s. 754, 928-936.

    YanıtlaSil
  130. Şeyhin halifesini belirlemeden vefat etmesi durumunda Hz. Peygamber’in halefi konusunda vasiyette bulunmamış olması örnek alınırken halifesini belirlemesi durumunda Hz. Ebû Bekir’in yerine Hz. Ömer’i vasiyet etmesi örneği göz önünde bulundurulur.

    YanıtlaSil
  131. Mesnevi'de şöyle gelmiştir:
    Saltanat ve yönetim sefihlere kalınca
    Elbette peygamberleri öldürürler.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali ve Tefsiri.
    Cilt.20. sy.227.

    YanıtlaSil
  132. Cenab-Hak rüşde ermesini dilediği bir kavme:
    "Ey iman edenler!Allah'a ve Rasulune ve siden olan ülü'l-emre itaat edin. Şayetbir şeyde anlaşamaz iseniz onu Allah'a ve Resulne havale edin! buyuruyor.Allah'a havale etmek demek, kitabındaki muhkem ayetlere sarılmak demek, Resulune havale etmek demek, onun her an toplayan tefrikaya meydan vermeyen sünnetine uymak demektir.
    Hazreti Aliyy'ül Murteza
    Radıyallahu Anh
    Mahmud Sami Ramazanoğlu.
    sy.96.

    YanıtlaSil
  133. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    122 1 Cebrail (a.s.) firavunun ağzına toprak tıkıyordu. "Lâ ilâhe illallah" deyip de mağfiret görmesin diye. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    122 2 Allah (z.c.hz.) üzerine, dünyaya ait yükselttiği şeyi düşürmek haktır. Hz. Enes (r.a.)
    122 3 Tabiinin en hayırlısı, öyle bir Üveysi (Veysel Karani) vardır ki, o annesine sadıktır. Allah'a and verse Allah onun andını geri çevirmez. Onun elinde bir beyazlık vardır. Ona rastlarsanız sizin için istiğfar etmesini isteyin. Hz. Ömer (r.a.)
    122 4 Tedavide kullandığınız şeylerin en hayırlıları Ledûd (ağız ağrılarında), enfiye, hacamat, müshil ve ismit (sürme)''. İsmit gözü açar ve kirpikleri besler. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    122 5 Bir adamın din kardeşi için gıyabında yaptığı dua müstecab olur. Ve dua edenin başında bir melek "amin" der. Ve "Sana da bir o kadar" diye söyler. (Diğer bir hadiste, Meleğin "amini" geri dönmez buyurulmaktadır) Hz. Ebud Derda (r.a.)
    122 6 Allah (z.c.hz.) ile mahlûku arasında nurani veya zulmani yetmiş bin hicab vardır. Kim bu hicabı aşan bir şey hissederse mahv olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    122 7 Allah (z.c.hz.)'nin zikri şifa, insanların zikri ise derttir. Hz. Mekhul (r.a.)
    122 8 Aklın başı insanlarla sevgi tesis etmektir. Sakalının hafif olması insan için saadettendir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    122 9 Allah (z.c.hz.) kulunun: "Rabbiğfirlî zünûbî" demesinden hoşlanır. Ve buyurur ki: "Kulum Benden başkasının günahlarını afv edemiyeceğini biliyor." Hz. Ali (r.a.)
    122 10 Rabbınız Celle Şânuhû Rahimdir. Kim ki bir iyilik yapmak ister de yapamaz ise ona bir sevap yazılır. Yaparsa, 10 ilâ 700 misli veya daha fazla sevab yazılır. Kim bir kötülük yapmak ister de yapmaz ise bir sevab, yaparsa bir günah yazılır. Allah isterse onu da affeder. Allah'ın muamelesinde helâk olacak adam, mahvolmaya lâyık olan adamdır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    YanıtlaSil
  134. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    493 1 Ey Ebu Rezin, muhakkak ki bir müslüman bir din kardeşini ziyaret ettiğinde onun yetmiş bi melek teşyi eder ve istiğfarda bulunarak "Ya Rabbi, O senin rızan uğurunda yokladığı gibi, Sen de onu yokla" derler. Hz. Ebû Resin (r.a.)
    493 2 Ey Ebu Rezin Siz ayın on dördünde mehtabı izdihamsız görmüyor musunuz? Halbuki o Allah'ın yarattıklarından bir mahluktur. Allah ise mahlukatından çok yüksektir. (Kıyamet gününde Rabbımızı görebilecek miyiz ve bunu ne ile istidlal ederiz diye sorulduğunda yukarıki hadis varid oldu) Hz. Ebû Rezin r.a
    493 3 Ey Adem oğlu nimetin tamamı nedir bilir misin? Muhakkak ki, Cehennemden kurtulup Cennete girmek, tamamın nimettendir. Hz. Muaz (r.a.)
    493 4 Ey Adem oğlu sen Allah'ın azabına mukavemet edemezsin. Desen olmaz mı ki: "Rabbena atina fiddünya haseneten ve filahireti haseneten ve kına azabennar." Hz. Hasen (r.a.)
    493 5 Ey Adem oğlu dünyadan zaruret miktarına razı ol. Zira ölecek olana bu azık çoktur. Hz. Semure (r.a.)
    493 6 Ey Adem oğlu ne yapacaksın dünya ile Helali hesap, haramı ise azabtır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    493 7 Ey İbni Havale, hilafetin arzı mukaddese nazil olduğunu görürsen o vakit sarsıntılar, inkilaplar büyük işler yaklaştı emektir. Ve kıyamet o zaman benim elimin senin başına yakınlığından daha yakındır. Hz. İbni Havale (r.a.)
    493 8 Ya Ektem, kavminden başkası ile gaza et. Ahlakın güzel olur, daha kerim olursun ve arkadaşlarına ikram edersin. Ya Ektem, arkadaşın hayırlısı dörtten aşağı olmayandır. Keşif kolunun hayırlısı kırk kişidir veya haddi münasibidir. Pişdarlar (öncü)dört yüz, ordunun hayırlısı dört bindir ve on iki bin kişi azlıktan dolayı yenilmez. Hz. Enes (r.a.)
    493 9 Ya Esma, kadın, kız baliğa oldu mu onun artık yüzü ile elinden başka yeri gözükmemek icap eder. Hz. Âişe (r.anha)
    493 10 Ya Eba Fatıma, secdeyi çok yap, Zira Allah teala secde eden müslüman yoktur ki, Allah onun derecesini yükseltmesin. Ey Ebu Fatıma, şayet Benimle buluşmak istiyorsan secdeyi çokça et. (Efendimize mülaki olmanın bir yolu da çok secde etmektir) Hz. Ebû Fatıma El Ezdi r.a

    YanıtlaSil
  135. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    121 1 Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının. Hz. Câbir İbni Semure (r.a.)
    121 2 Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve "Rüveybida" söz sahibi olur. "Rüveybida kimdir?" diye soruldu. Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimsedir." buyuruldu. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
    121 3 Kıyametin önü sıra deccal ve onun önü sıra da 30 kadar veya daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyuruldu ki: "Onlar sizde olmayan adetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    121 4 Kıyametin önü sıra tanıdık kimselere selâm vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derecede ki, kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar ve yalancı şahidler çıkar, gerçek şahidlik gizlenir, muharrirler ise çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    121 5 Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    121 6 Yeryüzünde Allah'ın evleri mescidlerdir. Ve oraya gelene ikramda bulunmak Allah'ın kendi üzerine aldığı bir haktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    121 7 Cebrail (a.s.) Benî Ademin ihtiyaçlarını yerine getirmeye memur edilmiştir. Kâfir dua ettiğinde Allah buyurur: "Bunun isteğini vererek ağzını kapatın. Duasını işitmek istemiyorum." Hz. Câbir (r.a.)
    121 8 Rabbim Tebareke ve Teala hazretleri Kur'an'ı Bana bir vecihle okumak üzere gönderdi. Ben de ümmetime kolaylık olması için iade ettim. İki vecih yapıp gönderdi. Ben yine, ümmetime kolaylık olması için, tekrar iade ettim. Bunun üzerine yedi vecihle okunmak üzere tekrar gönderdi ve: "Reddin için istiyeceğin üç dilek vardır" buyurdu. İki defa, "Allahümmeğfir li ümmetî" dedim. Üçüncüyü ise öyle bir güne bıraktım ki o gün bütün halk ve hatta İbrahim (a.s.) bile Bana gıpta eder. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)

    YanıtlaSil
  136. Bunun meali: Yeryüzünde hiçbir nebat, ağaçlarda hiçbir meyve yoktur ki, üstünde :
    Bismillahirrahmanirrahim, şu filan oğlu filanın rızkıdır yazılı bulunmuş olmasın.
    Risale-i Nur'un Kudsi Kaynakları.
    ( Tespitleri, Delilleri,Mealleri)
    sy.429.

    YanıtlaSil
  137. İslam niçin gelimiştir, Allah niçin peygamberler gönderiyor, Cebab-ı Hak insanlara neyi öğretmeyi murad ediyor?
    1.Doğru inancı öğretmek, imanı korumak.
    2.Aklı hakim kılmak, aklı korumak.
    Onun için aklı gideren içki ve sairuyuşturucu yasak. Çünkü aklı engelliyor,akıl nimetini kullandırmıyor. İslam aklı korumayı amaçlıyor.

    YanıtlaSil
  138. 3.Nesli korumayı amaçlıyor.
    Neslin sağlam, sahipli ve itinalı büyümesini sağlamaya çalışıyor.
    Onun için zina yasak.Onun için evlilik var.Anne belli, Baba belli, sorumlulukları belli nesil yetişecek.
    4.Nefsi korumayı amaçlıyor.
    Can güveliğini sağlıyor. Onun için haksız yere adam öldürmek ve kişinin canına kıyması, intihar yasaktır.

    YanıtlaSil
  139. 5.Malı korumayı amaçlıyor.
    Onun için malı telef ermek yoktur.İslam'da zarara zararla mukabele mukabele yoktur.
    Birisi bana zarar verdi, diye onun malına zarar verilmez.
    Bakara Suresi Tefsiri.
    Cilt.4.sy.119..
    Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan.

    YanıtlaSil
  140. Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür.
    Ruhu'l Beyan
    Kur'an Meali Ve Tefsiri
    Ismail Hakkı Bursevi
    cilt. 12.sy.9.

    YanıtlaSil
  141. Yalan, günahların anasıdır. Yalan ve rüşvet cemiyeti çürütür,girdikleri yerde hak ve hukuk kalmaz. Hukuk devleti tabiri sözde kalır.
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
    sy. 564.

    YanıtlaSil
  142. Yalan, Ümmül hebais yani kötülüklerin anasıdır.
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    sy. 555.

    YanıtlaSil
  143. İslam hukukunun temeli olan bir numaralı Hadis-i Şerif "Innemel amalu biniyet." Ameller niyetlere göre değerlendirilir.
    hadisidir.
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
    sy. 552.

    YanıtlaSil
  144. Parayı (hakkı olmadan) üzerine geçirmeyi istemek paranın Allah Teala nin emirlerinden üstün olduğunu düşünmek gizli şirktir. Rabbimiz muhafaza buyursun inşallah! Amin.
    Kenzü'l İrfan Şerhi
    İbadet ve Ahlakla ilgili 1001 Hadis
    sy. 551.

    YanıtlaSil
  145. 720-(Dünyevi işlerde olsun, dinî konularda olsun) Ümmetimi
    aldatıp hile yapanlara Cenâb-i Hak lânet etsin.720
    Mümin, mümini kesinlikle aldatmayacak. Aldatan kazanmiş gibi gö-
    ünür ama dünya ve âhirette perişan olur. Güneşin karşısındaki kar mi
    ali kazandiği erir gider. Doğruluk bâkidir, eğrilik ise fânidir. Dürüst ola-
    in sevabı ise âhirete ulaşır, ebedi nimetleri kazanmaya vesîle olur. Bu
    nadis-i şerifteki ifadeye muhatap olan kimsenin dünyasI da âhireti de pe-
    işan olacaktır. Yalan zulmettir ve insana kaybettirir. Yalanla kazanılan
    ara, helål kazancı da ifsad eder. Bugün ise bazı işler yalansız olmaz
    fadesi çok yanlıştır. Yüksek fiyat isteyip yarıya düşürmek o ticarette al-
    datma niyeti olduğunu gösterir. Müslüman'ın Müslüman kardeşini dün-
    ya menfaati için aldatması ile Allâh'ın lâneti gerçekleşir, o kişi perişan
    lur. Kendimize söz verelim, kimseyi aldatmadan hayatımizı bereketlen-
    direlim inşallah! Amirn.
    Ummetimi aldatan
    Olur hayatı yalan
    cinud
    Kazanmaz o yanına
    Lánetullahtir kalan. (HAK)

    Kenzü'l İrfan Şerhi
    Ahmet Karakullukçu
    524syf

    YanıtlaSil
  146. Meclis saltanatı temsil ettiği gibi hilafeti de temsil etmeli.
    (M. N.) 87:Hubab.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 580.

    YanıtlaSil
  147. Hilâfet ve saltanat gayr-i munfektir. (Sn.) 50.
    Dünya saltanatı ile manevi Saltanat birleşmez. (M.) 58:15.
    Mektup,2.sual.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 580.
    İsmail Mutlu.

    YanıtlaSil
  148. Hilâfeti temsil eden Mesihat-i İslamiye İstanbul 'a ve Osmanlılara mahsus değildir.
    (Sn.) 51.
    Hz.Hasan beşinci halifedir....
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 267.
    İsmail Mutlu.

    YanıtlaSil
  149. Sultan Reşad'in ve Mustafa Kemal'in Medresetu'z Zehra için desteği.
    (E. L.) 2:196.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 440.
    İsmail Mutlu.

    YanıtlaSil
  150. inanın bana, savaşın sonuçları incelendiğinde topcunun suvarinin piyadenin kahramanliklari casuslarin şu gorunmeyen ordusu yanında hiç kalır.
    Onsoz
    Arşiv Belgelerine Göre
    Osmanli'da İstihbarat
    sy.6.

    YanıtlaSil
  151. En büyük nimet hidayet nimetidir.
    Çünkü hidayetle insan Cennete gidiyor.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Cilt.5. 99.
    Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan

    YanıtlaSil
  152. Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.

    YANITLASİL

    yuksel15 Şubat 2022 04:31
    "Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Cilt.5 sy. 58.
    Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel15 Şubat 2022 04:39
    Allah c. c. Tevfikini refik eylesin.

    YanıtlaSil
  153. İslam'da, Kur'ân-ı Kerîm'de müslümanlara tavsiye edilen, zafer kazanmak için edinilmesi istenen iki şart vardır :
    1.Sabir.
    2.Takva..
    Ey mü'minler! Eğer sabrederseniz, takva ehli olursanız zafere erersiniz. deniliyor.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
    cilt. 5.sy.207.

    YanıtlaSil
  154. Ebu Süfyan o zaman müslüman olmuş değil. Mekke fethinde müslüman oldu. Muaviye'nin babası.
    Bakara Suresi Tefsiri
    Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
    cilt. 5.sy.204.

    YanıtlaSil
  155. Adem'in tırnaklarında "La ilahe illallah Muhammedun Resulullah" cümlesinin yazılı olması.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    cilt. 14.sy. 15.

    YanıtlaSil
  156. Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır.
    Ravi: Hz. Sumame (r.a.)
    Sayfa: 354 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  157. Bediuzzaman'ın Rus kumandanına karşı ayağa kalkmayisi ve neticesinde Divan-i harbe verilişi ve Bediuzzaman'ın ölüm denilen şeye beş para ehemmiyet vermeyisiyle merdane ve vakur ane tavrı karşısında kumandanın idam kararını geri alma hadisesi Amerikan askeri istihbaratincada ehemmiyetle kayd ve zabt edildiğine dair önemli bir şahidin ifadesini kaydediyoruz.
    Bediuzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe i Hayatı
    Dr. Abdülkadir Badıllı
    cilt. 1.sy.548.

    YanıtlaSil
  158. Ahiret gününe iman dünya hayatına düzen sağlar.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    cilt 14.sy. 17.

    YanıtlaSil
  159. Allah mekan ve zamanın dışındadır.4/1855.
    Alkol ve dansözun meydana getirdiği tahribatı top gullesinin
    yapamayacağını söyleyen İngiliz asıllı Zwemer Samuel. 12/6069.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    cilt 14.sy. 20.

    YanıtlaSil
  160. Nefis açlıkla terbiye edilir.
    Nefsin isteklerine uymak merhametsizligi netice verir.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    sy. 499,500.
    İsmail Mutlu.

    YanıtlaSil
  161. Bâtılı savunan zalime uyulamiyacagi.
    Batılı taklid caiz degildir.
    Batının sarsıntı geçirmekte olduğu.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    cilt 14.sy. 37.

    YanıtlaSil
  162. "Siyasi sistem boşluk kabul etmez. Bir şekilde, birileri tarafından doldurulur.
    Açıklamalı Yorumlu
    Kronolojik Kültür Sanat
    Tarih Ansiklopedisi
    (7007 yıllık Dünya Tarihi)
    Oğuz Cetinoglu
    Cilt. 1.sy.571.
    28 Şubat 1997

    YanıtlaSil
  163. Cehennemden ateş almaya gittim ama bulamadım. Meğerse herkes ateşini dünyadan götürüyormus

    YanıtlaSil
  164. Faiz ihtilallere sebeptir.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 203.
    İsmail Mutlu

    YanıtlaSil
  165. Hem tevafuk ittifaka işaret, ittifak ise ittihada emare, ittihad ise vahdete alamet, vahdet ise tevhide delalet, tevhid ise Kur'an 'in dört esasından en mühim bir esası olduğundan tevafuk nazarımizda yüksek bir meziyet almıştır.
    Isari Tefsîr ve Cifir ilmi Işığında
    Sirr-i İnnâ A'tayna
    Rumuzat-i Semaniye
    Mâidet-ül-Kur'an
    sy. 149.
    Prof. Dr. Ahmed Akgunduz

    YanıtlaSil
  166. Deccal'in gerçekte bir şahıs değil, dünya ülkelerini tehdit edip büyük fitneler doğuracak menfi bir akım olabileceği görüşü.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    cilt 14.sy.57.

    YANITLASİL

    yuksel8 Mart 2022 00:54
    Davanın büyüklüğü, bela fırtınasıni siddetlendirir.9/4906.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    cilt 14.sy. 56.

    YANITLASİL

    yuksel8 Mart 2022 00:57
    Büyük davaların büyük düşmanları olur.3/1546.
    Büyük davaların karşısında büyük musibetlerde bulunur.
    2/1043.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    cilt 14.sy. 43.

    YanıtlaSil
  167. -Ya mağfiretinize sebep neydi?.-Ben A'rafil Maarif Allah ismidir, dedim,bu sözüm hürmetine Hak Teala beni mağfiret ve rahmet eyledi.
    Kara Davud.
    Delail-i Hayrat Şerhi..
    sy.1149.

    YanıtlaSil
  168. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    364 1 Cennet ehli hiç bir şeye hasret edecek değildir. Yalnız, Allah'ı zikirsiz geçirdikleri vakit üzerine hasret (pişmanlık) çekeceklerdir. Hz. Muaz (r.a.)
    364 2 Belayı nimet, bolluğu ve rahatlığı musibet saymayan kimse imanını kamilleştirmiş mü'min değildir. Dediler ki: "Nasıl Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Zira beladan sonra bolluk takip eder ve bolluğu da bela ve musibet takip eder. Yine, namazın dışındaki zamanında gamlı olmayan, imanını kamil etmiş mü'min değildir. Dediler ki: "Niçin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Zira namazda Rabba münacaat eder. Namazın dışında ise ancak Adem oğlu ile hasbihal eder. (Selefi salihin, belasız geçen gün için ağlarmış. Allah (z.c.hz.) kendileriyle alakadar olmadı diye) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    364 3 Adem oğlunun barınacak bir yeri, avretini örtecek elbisesi ve biraz ekmekle suyu oldu mu artık bir şey demeye hak sahibi değildir. Hz. Osman (r.a.)
    364 4 Arzda üç şeyden başka Cenhnete ait bir şey yoktur: Acve hurması, Hacer-i Esved ve Fırat nehrine bereket olarak her gün Cennetten inen yapraklar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    364 5 Yağma eden, çarpan, hıyanet eden hırsız muamelesi görmez. (Elleri kesilmez.) Hz. Ömer (r.a.)
    364 6 Secdede uyuyana abdest lazım gelmez, yatıncaya kadar. Zira yattığında adeleleri gevşer. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    364 7 Veled-i zinaya babasının günahından pay yoktur. Kimse kimsenin günahını çekemez. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    364 8 Allah (z.c.hz.)'nin indinde Cuma gecesi ve gününe muadil bir gün yoktur. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    364 9 Esas düşmanın, seni öldürünce seni Cennete sokan veya onu öldürdüğünde sana nur kazandıran kimse değildir. Lakin asıl düşmanın iki yanın arasındaki kendi nefsin, yatağında seninle yatan ailen, sulbünden olan evladındır. İşte bunlar senin düşmanlarının en büyüğüdür. Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.)
    364 10 Beş vesak hurmadan, beş deveden, ikiyüz dirhem gümüşten aşağısına zekat yoktur. Hz. Ebû Said (r.a.)
    364 11 Bir veya iki damla kandan abdest lazım gelmez, akar kan olmadıkça. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    364 12 Yeşillliklerden (sebzelerden) zekat yoktur. Hz. Talha (r.a.)

    YanıtlaSil
  169. Put Adam (Necip Fazıl Kısakürek)
    Tüp Çocuk doğdu put Adamdan .
    Bediuzzaman Said Nursi ile Mustafa Kemal arasında bir sır var..

    YanıtlaSil
  170. Hz. Ömer kaynaklarda uzun boylu, gür sesli ve heybetli bir kişi olarak tasvir edilir. Birçok kadınla evlenen Hz. Ömer ilk evliliğini Zeyneb bint Maz‘ûn el-Cumahiyye ile yaptı. Abdullah ve Hafsa bu evlilikten doğan çocuklarıdır. Câhiliye döneminde evlendiği Müleyke bint Amr ve Kureybe bint Ebû Ümeyye’yi İslâmiyet’i kabul etmedikleri için müşrik kadınlarla evlenmeyi yasaklayan âyet (el-Mümtehine 60/10) doğrultusunda boşadı. Başka evlilikler de yapan Hz. Ömer son evliliğini 17 (638) yılında Hz. Ali ve Fâtıma’nın kızları Ümmü Külsûm ile yaptı. Hz. Ömer’in bu evliliğiyle Resûl-i Ekrem’le akrabalık kurma amacı taşıdığı bilinmektedir.

    YanıtlaSil
  171. Hz. Ömer görev yerlerine gitmeden önce valilerin bütün servetlerini kaydettirir, servetlerinde aşırı miktarda artış olanların durumlarını araştırır, gerekirse servetlerinin bir kısmına el koyardı. Valilerinin ve diğer görevlilerinin teftişine çok önem veren Hz. Ömer, hakkında şikâyet bulunanlar için soruşturma açmış, bu iş için genellikle ensardan Muhammed b. Mesleme’yi görevlendirmiştir. Her yıl hac mevsiminde valileri Medine’ye çağırır, halktan bazı kimseleri de yanlarında getirmelerini ister, onlardan vilâyetlerinin durumuna, halkın şikâyetine, fiyatlara, zayıf ve güçsüzlerin valilerin yanına girip giremediklerine, valilerin hastaları ziyaret edip etmediğine dair sorular sorardı. Ayrıca teftiş maksadıyla tanınmayan kimseleri gizlice vilâyetlere gönderirdi.

    YanıtlaSil
  172. Onun savaşları Medine’den takip ettiği ve gelişmelere odaklanmış olduğu görülmektedir. Medine’de hutbe okurken İran cephesinde savaşmakta olan kumandanı Sâriye’ye, “Ey Sâriye! Dağa çekil, dağa!” diye hitap ettiği ve kumandanının bunu duyarak emri yerine getirip ordusunu kurtardığı rivayet edilir (Taberî, I, 2700-2703). Resûlullah onun hakkında, “Sizden önceki toplumlarda Allah’ın kalplerine ilham verdiği kimseler vardı. Eğer benim ümmetimde de böyle kimseler varsa -ki şüphesiz vardır- muhakkak Ömer de onlardandır” demiştir (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 6).

    YanıtlaSil
  173. Hz. Ömer’in en meşhur lakabı “Fârûk”tur. “Hak ile bâtılı birbirinden ayıran” anlamındaki bu lakabı kendisine Hz. Peygamber’in, müslümanların veya Ehl-i kitabın vermiş olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır (İbn Sa‘d, III, 270-271; Abdüsselâm b. Muhsin Âl-i Îsâ, I, 78-80; ayrıca bk. FÂRÛK). İslâm tarihinde “emîrü’l-mü’minîn” tabiri ilk defa Hz. Ömer için kullanılmıştır. Sünnî ulemâsı, onun Hz. Ebû Bekir’den sonra müslümanların en faziletlisi ve hilâfet makamına en uygun sahâbî olduğunda ittifak etmiştir. Şiî ulemâsı ise Hz. Ali’nin hilâfetiyle ilgili ilâhî emir bulunduğunu, Hz. Ömer’in Ebû Bekir ve Ebû Ubeyde ile birlikte bu emre muhalefet ettiğini ve Resûlullah’ın cenazesi henüz ortada iken hilâfeti Hz. Ali’den gasbettiğini ileri sürmüş, Hz. Ebû Bekir’in Ömer’i halife tayin etmesini de eleştirmiştir. Sünnî kaynaklarında Hz. Ebû Bekir’in yaptığı istişarelerden sonra Ömer’i yerine bırakmayı kararlaştırdığı, Hz. Ömer’in başarılı yönetiminin bu tayinin ne kadar isabetli olduğunu gösterdiği belirtilir. Hz. Ali, Ebû Bekir’in Ömer’i halife olarak bırakmasına karşı çıkmamış, ona ilk gün biat edenler arasında yer almış, onu desteklemiş ve onun yardımcısı olmuştur. Hz. Ömer de, “Ali olmasaydı Ömer helâk olurdu” diyerek bir gerçeği ifade etmiştir.

    YanıtlaSil
  174. Hz. Ebû Bekir ile birlikte “şeyhayn” diye anılmış ve bazı fakih sahâbîler onların ittifak ettikleri hususları diğer sahâbîlerin görüşlerine tercih etmiştir. Hz. Ebû Bekir Medine’de kazâ işlerinin başına onu getirmişti. Resûl-i Ekrem onun hakkında, “Allah, gerçeği Ömer’in lisanı ve kalbi üzere yarattı” (Tirmizî, “Menâḳıb”, 18); “Allah’ın emirleri konusunda ümmetimin en kuvvetlisi Ömer’dir”; “Muhakkak ki şeytan senden korkar, yâ Ömer!” demiş, “Ey Allahım! Ömer’in kalbinden haset ve hastalıkları çıkar ve onu imana tebdil et” şeklinde dua etmiştir (Müsned, IV, 336; ayrıca bk. Müslim, “Îmân”, 69). Hz. Ömer, “Sana vâiz olarak ölüm yeter ey Ömer!” ifadesini mührüne kazıtmış, kendisini malıyla ve canıyla Hz. Peygamber’in yoluna adamıştır.

    YanıtlaSil
  175. Hz. Peygamber rahatsızlığı sırasında oluşturduğu orduya Üsâme b. Zeyd’i kumandan tayin etti ve Ömer’i onun emrinde görevlendirdi. 11. yılın Safer ayının son haftasında (Mayıs 632) namaza çıkamayacak kadar rahatsızlığı artınca namazı Hz. Ebû Bekir’in kıldırmasını emretti. Bir rivayete göre Hz. Âişe, babasının zayıf sesli ve çok hassas olup Kur’an okurken ağladığını söyleyerek namazı Hz. Ömer’in kıldırmasını istemiş, hatta bunu Ömer’e söylemiş, o da namaz kıldırmaya başlamış, ancak Resûl-i Ekrem buna engel olmuştur (İbn Hişâm, II, 652; İbn Sa‘d, II, 217-226; III, 178-180). Hz. Peygamber, hastalığının şiddetlendiği bir sırada kâğıt ve kalem getirilip söyleyeceklerinin kaydedilmesini istemişti. Hz. Ömer’in de aralarında bulunduğu bazı sahâbîler buna gerek olmadığını, Resûlullah’ın rahatsızlığının şiddetlenmesi yüzünden böyle bir talepte bulunduğunu, Allah’ın kitabı ve Hz. Peygamber’in sünnetinin yeterli olduğunu söylemiş, bazıları ise aksi kanaat belirtmiş, bunun üzerine Resûl-i Ekrem, yanında tartışmamalarını söyleyerek kendisini yalnız bırakmalarını bildirmiştir. Tarihe “Vasiyetnâme” veya “Kırtâs Vak‘ası” diye geçen bu olay (Tecrid Tercemesi, I, 108-111; XI, 412-417) bilhassa Şiîler tarafından Hz. Ömer aleyhine kullanılmıştır (Fığlalı, s. 18-22). Resûl-i Ekrem’in vefatı sahâbîler arasında büyük bir üzüntü ve şaşkınlık meydana getirmiş, Hz. Ömer Mescid-i Nebevî’de, “Resûlullah ölmemiştir! Allah onu muhakkak ki tekrar gönderecek ve böyle söyleyen kimselerin ellerini ve ayaklarını kestirecektir!” sözleriyle duygularını ifade etmiş, onu ve diğer sahâbîleri Hz. Ebû Bekir ikna etmiştir (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 5; İbn Hişâm, II, 655-656; İbn Sa‘d, II, 266-272; Tecrid Tercemesi, XI, 26-28). Hz. Peygamber’in vefatı üzerine ensarın Sakīfetü Benî Sâide’de toplanarak halife seçimi konusunu görüştüğünü öğrenen Ömer yanına Ebû Bekir ile Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı da alıp oraya gitti. Hz. Ebû Bekir onlara Ömer’i veya Ebû Ubeyde’yi halife seçmelerini teklif etti. Ancak Ömer ve Ebû Ubeyde, o varken bu görevi üstlenemeyeceklerini belirterek Ebû Bekir’e biat ettiler. Hz. Ömer ertesi gün Mescid-i Nebevî’de bir konuşma yaparak müslümanlardan Kur’ân-ı Kerîm’e sarılmalarını ve Ebû Bekir’e biat etmelerini istedi (İbn Hişâm, II, 660).

    YanıtlaSil
  176. Hz. Ömer hadislerin rivayetine çok dikkat eder, Resûl-i Ekrem’den bizzat duymadığı bir hadisi rivayet eden sahâbîlerden bunu Resûlullah’ın söylediğine dair şahit getirmelerini isterdi. Bununla birlikte onun Sa‘d b. Ebû Vakkās gibi seçkin sahâbîlerden doğrudan hadis aldığı da bilinmektedir. Hadisleri de bir araya getirmeyi düşünen Hz. Ömer’in konu etrafında çok düşündüğü ve sahâbîlerle istişare ettikten sonra, “Size bir sünen kitabı yazmaktan bahsetmiştim. Fakat sonradan düşündüm ki sizden önce Ehl-i kitap Allah’ın kitabından başka kitaplar yazmış ve o kitaplar üzerine düşerek Allah’ın kitabını terketmişlerdi. Yemin ederim ki Allah’ın kitabını hiçbir şeyle gölgelemem” diyerek bundan vazgeçtiği rivayet edilir. Diğer taraftan onun Irak yöresinde görevlendirdiği Karaza b. Kâ‘b’a, gittiği yerde az hadis rivayet etmesini ve insanları Kur’an okumaktan alıkoymamasını söylediği ve çok hadis rivayet eden birkaç sahâbînin Medine dışına çıkmasını yasakladığı kaydedilir (İbn Sa‘d, III, 287). Bu rivayetlerin mürsel olduğunu tesbit eden Muhammed Mustafa el-A‘zamî, Kur’an nüshalarının henüz çoğaltılmadığı dönemde Hz. Ömer’in hadislerin yazılmasına öncelik tanımış olacağına inanmanın mümkün görünmediğini söyler (İlk Devir Hadis Edebiyatı, s. 55-57; Hz. Ömer’in hadis ve sünnet anlayışı için ayrıca bk. Erul, s. 126-130, 385-416; Ali Çelik, sy. 2 [1995], s. 253-275). Hz. Ömer’in, ictihadlarının haber-i vâhide muhalif olduğunu gördüğünde bundan vazgeçip Resûlullah’ın görüşünü yansıtan haber-i vâhidi benimsediği bilinmektedir. Ayrıca bazı kimselerin rivayette gevşeklik göstermesi yüzünden yanlış anlaması muhtemel kişilerden hadis alınmasına karşı çıkmıştır. Kütüb-i Sitte’de rivayet ettiği 539 hadis bulunmaktadır; bunların çoğu fıkha dairdir. Buhârî ve Müslim’in eserlerinde toplam seksen bir rivayeti yer alır. Buhârî ve Müslim bunların yirmi altısında ittifak etmiş, Buhârî otuz dört, Müslim yirmi bir hadisi ayrıca eserine almıştır. Diğer hadis kitaplarında da rivayetlerine yer verilmiştir. Bazı muhaddisler Hz. Ömer’in rivayet ettiği hadisleri bazı müsnedlerde toplamışlardır: İbn Şeybe, Müsnedü emîri’l-müʾminîn ʿÖmer b. el-Ḫaṭṭâb (nşr. Kemâl Yûsuf el-Hût, Beyrut 1405/1985); İbn Cerîr et-Taberî, Tehẕîbü’l-âs̱âr ve tafṣîlü’s̱-s̱âbit ʿan Resûlillâhi ṣallallāhu ʿaleyhi ve sellem mine’l-aḫbâr: Müsnedü ʿÖmer b. el-Ḫaṭṭâb (I-III, nşr. Mahmûd Muhammed Şâkir, Kahire, ts. [Matbaatü’l-Medenî]); Ebû Bekir Ahmed b. Selmân b. Hasan en-Neccâd el-Bağdâdî, Müsnedü ʿÖmer b. el-Ḫaṭṭâb (nşr. Mahfûzürrahman Zeynullah, Medine 1415/1995); Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Müsnedü’l-Fârûḳ emîri’l-müʾminîn Ebî Ḥafṣ ʿÖmer b. el-Ḫaṭṭâb ve aḳvâlühû ʿalâ ebvâbi’l-ʿilm (nşr. Abdülmu‘tî Emîn Kal‘acî, Mansûre 1412/1992).

    YanıtlaSil
  177. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    54 1 İsrail oğullarında görülen şeyler sizin aranızda da zuhur ettiği zaman, şöyle ki; kötülük büyüklerinizde, mülke tasarruf küçüklerinizde, ilim de en rezillerinizde olduğu zaman. (Bu hadisi şerif Peygamberimiz (s.a.s.)'e şöyle sorulduğunda varid olmuştur: "Ya Resulallah biz marufla emri ve münkerden nehyi ne zaman terkediniz?" Diğer bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur: "Hayırlarınız arasında medihçilir (iki yüzlülük) şerlileriniz arasında fuhuş, küçükleriniz arasında mülke tasarruf ve rezil kimseler arasında fıkıh meydan aldığında.) Hz. Enes (r.a.)
    54 2 Arz üzerinde bir yerde kötülük yayıldığında, onların arasında salihler bulunsa da, Allah o yer halkına azabını indirir. İnsanlara gelen azab o salihlere de isabet eder. Lakin daha sonra onlar Allah'ın rahmetine ve Onun mağfiretine kavuştururlar. Hz. Ümmü Seleme (r.anhüma)
    54 3 Bir yerde bir kötülük zuhur ettiğinde o kötülük men edilmez ise, Allah azabını o kavme indirir. Denildi ki: "Onlar arasında salihler bulunsa da mı?" Buyurdu ki: Evet, onlara isabet eden o salihlere de isabet eder. Lakin, daha sonra o salihler Allah'ın mağfiretine ve O'nun rahmetine ulaşırlar. Resulü Ekremin azadlısından
    54 4 Yalan söz ve davalar meydan aldığında, ameller gizlenip bozulduğunda, dilde ülfet olduğu halde kalbler birbirlerine buğz ettiklerinde, akrabanın akrabası ile alakasını kestiğinde, işte o zaman, Allah o kavme lanet eder ve onların kulaklarını sağır ve gözlerini de görmez yapar. Hz. Selman (r.a.)
    54 5 Fuhuş yayıldığında zelzeleler ve fitneler çoğalır. İdareciler zulmettiğinde yağmur azalır. Zimmet ehline gadr edildiğinde ise düşman galebe çalar. Hz. İbni Ömer (r.a.)
    54 6 Ümmetimde masiyetler zuhur ettiğinde, Allah Teala kendi indinden onlara umumi bir azab verir. Denildi ki: "O gün insanların içinde salih kişiler yok mudur?" Buyurdu ki: "Evet vardır. Ancak insanlara isabet eden şey onlara da isabet eder. Fakat daha sonra onlar Allah'ın mağfiret ve rızasına nail olurlar." Hz. Ummü Seleme (r.anhüma)
    54 7 Evde yılan görüldüğünde ona şöyle deyiniz: "Nuh (a.s.) ve Davud oğlu Süleyman (a.s.)'ın senden aldıkları ahde dayanarak bize eza vermemeni istiyoruz." Buna rağmen yine de size yönelirse onu hemen öldürün. Hz. Ebû Leyla (r.a.)
    54 8 Bid'atler yayıldığı ve bu ümmetin sonra gelenleri öncekilere lanet ettiği zaman, kendinde ilim olanlar onu yaysın. Zira böyle zamanda ilmini gizleyen kimse, Allah'ın Muhammed (s.a.s)'e indirdiğini gizleyen kimse gibidir. Hz. Muaz (r.a.)
    54 9 Ümmetim arasında bid'atler zuhur ettiğinde ve ashabım hakkında kötü sözler söylendiğinde, alim ilmini açığa çıkarsın. Eğer böyle yapmazsa onun üzerine Allah'ın laneti olsun. Hz. Muaz (r.a.)
    54 10 Adam kardeşine hasta ziyaretinde bulunduğu veya onu sırf Allah rızası için ziyaret ettiğinde, Allah o kimse için şöyle buyurur: "Pek güzel ettin. Gidişin de güzel oldu. Cennette de kendine bir menzil hazırlamış oldun." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    54 11 Rebia kabilesi izzet bulduğu zaman İslam zillete düçar olur. Halbuki, Mudar ve Yemen kabileleri izzet bulduğu müddetçe Allah Teala İslam'a ve ehline izzet vermekte, şirki ve ehlini ise noksanlaştırmakta devam edecektir. H. Şeddad İbni Evs (r.a.)
    54 12 Bir beldede zina ve riba meydan alırsa, onlar (o belde halkı) Allah'ın azabına hak kazanmış olurlar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    54 13 Şu beş şey zuhur ederse helak ümmetim üzerine hak olur: Birbirleriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifa etmeleri. Hz. Enes (r.a.)

    YanıtlaSil
  178. Kıyametin cuma günü kopacağı hakkındaki Hadis.
    13/6689
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 142.

    YanıtlaSil
  179. Kıyas :Doğru iki hükümden üçüncü bir hüküm çıkarmaktır.
    1/346.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy.143.

    YanıtlaSil
  180. Kamer Suresi 55 Ayet, 342 kelime ve 1423 harftir.
    11/5895
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 135.

    YanıtlaSil
  181. Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 51 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  182. Bir kavim meşveret için toplanırlar da aralarına Muhammed isimli birini almazlarsa, o toplantı onlara mübarek olmaz.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)
    Sayfa: 369 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  183. Gurur nifakı netice verir. (i. i.) 84.
    Nifakta tereddüt vardır. (i. i.)104.
    Nifak sebatsizligi netice verir. (i. i.) 104.
    Vesvese korkuya, korku riyaya, riya nifaka muncer olur. (i.i.)84.
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    sy. 502.

    YanıtlaSil
  184. Bediuzzaman ehl-i Beyttendi....
    Ehl-i Beyt sunneti seniyyenin muhafizidir...
    Vahdettte kolaylık vardır....
    Bir Hazinenin Anahtari
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 187.

    YanıtlaSil
  185. İmam-ı Malik 'e sormuşlar:
    - En ağır günah hangisidir?
    -Faizdir.
    Çünkü Kur'an-ı Kerim'de faizle iş gören peygamber (s.a.v.) ve Allah (c.c.) 'la savaş açmış gibidir.

    YanıtlaSil
  186. Sosyal bilimciler eğitimi bir kültür aktarma ve yenileme süreci olarak görmektedir.
    Eğitime Giriş
    Editörler.
    Hasan Basri Memduhoglu
    Kürşad Yılmaz
    sy. 70.

    YanıtlaSil
  187. Çünkü insanların düşünce şekilleri, inançları, değerleri ve olaylara bakış açıları, içine doğdukları kültürle sekillenmektedir. (Karataş ve Oral, 2016)
    Eğitime Giriş
    Editörler
    Hasan Basri Memduhoglu
    Kürşad Yılmaz
    sy 71.

    YanıtlaSil
  188. Nesih hükmü :ilimde teknikte, araştırma ve incelemede daima ileriye doğru adım atmayı, yeni buluşlara kapı açmayı öğretir.1/282.
    sy.185.
    Nimetin verdiği sarhoşluk ve beraberinde getirdiği gaflet. 9/4387.
    sy.185.
    Müşriklerle yapılan antlaşmaya aldanmamak gerekir. 5/2436.
    sy.180.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 180,185.

    YanıtlaSil
  189. Nuh(A. S.) ile oğlu arasına küfür girince, hısımlik bağın kopması kaçınılmaz olmuştur.
    6/2842.
    İlmin Işığında
    Asrın Kur'an Tefsiri
    Celal Yıldırım
    Anadolu Yayınları
    Cilt 14.sy. 186.

    YanıtlaSil
  190. Senin bir taifeye akıllarının almayacağı bir şeyi söylemen, bir kısmına fitne olur.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 372 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  191. Tasavvufun temeli helal rızıktır,helal lokmadır.
    Haramla beslenen vucudu cehennem paklar.
    Akra Fm.
    Günün Sohbeti.
    prof.Dr.Mahmud Esad Coşan.

    YanıtlaSil
  192. Asrın beyin yapıcısı
    Bediuzzaman Said Nursi
    İslam Ansiklopedisi
    Said Nursi maddesi

    YanıtlaSil
  193. Bediüzzaman ve Risale-i Nur
    23.03.2022 01:23:33 / Özkan Yaman


    Uzunca konuşup derdinden çilesinden bahsettikten sonra sorular faslına geçtiğimizde “Risale-i Nurları okumaya hangi kısmından başlayalım?” diye çok sormuşlardır.

    Risale-i Nur’un diğer eserler gibi sıralı olmayışı bu soruyu biraz anlaşılır kılıyor. Tabi ki bu soruya cevap olarak, kimileri “Tarihçe-i Hayat” der. Çünkü bir telifin müellifini tanımak o esere karşı ilgiyi artırır. Tarihçe-i Hayat ise Üstadın biyografisi olduğuna göre bu öne alınabilir.

    Kimi “Küçük Sözler” der. Çünkü hem “Sözler” kitabından özellikle ilk başlardaki kısımları içermesi, hem hacminin küçüklüğü hem de konuların biraz hikayelerle ele alınması nedeniyle bunun da, eserin bütününden bir nümune gibi başta okunması tavsiye edilebilir.

    Yine Üstadın en az onbeş günde bir okunmalı dediği İhlas ve Uhuvvet Risaleleri, manevi bir ilaç gibi yazılan Hastalar Risalesi, gençlerin sorularına cevaplar içeren Meyve Risalesi, öldükten sonra dirilişi muazzam bir üslup ile işleyen Haşir Risalesi, imanla ilgili müthiş tespitler yapan Yirmiüçüncü Söz, ateizmi, deizmi yerle bir eden Tabiat Risalesi ve daha bir çok kısmından başlanabilir.

    Tabi başlamak bazen nasip olur, yalnız sonuna kadar gidip devam etmek biraz daha fazla himmet ister, azim, çaba ve sabır ister.

    Çünkü bu eserleri okumaktan vazgeçirmek için adeta özel olarak üretilmiş, kullanımı da son derece basit ve yaygın olan bir çok gerekçe satılmaktadır. Bunları sağınızda solunuzda, önünüzde arkanızda sürekli üflenmiş halde hazır olarak buluyorsunuz.

    Ve haliyle Risale-i Nurları bir şekilde kitaplığına koyup da hep, bir gün okuma planı yapanların sayısı hayli fazladır.

    Bu da değerli. Yani okumadığı halde kitaplığına dizmek de kıymetli.

    Neden biliyor musunuz?

    YanıtlaSil
  194. Çünkü bu kitaplar siparişle yazılmadı. Hiç kimsenin rahatsız etmediği, bütün imkanların el altında olduğu, bir kütüphane konforunda masa başında da yazılmadı.

    Bu kitaplardan mesela “İşarat-ül İcaz” savaşın tam ortasında, at sırtında düşman üzerine hücum ederken, avcı hattında, her an ölümle burun buruna iken yazıldı.

    Çok uzun olmasa da mesela “Hutuvat-ı Sitte” bölümü, o sırada İstanbul’u işgal edilen İngilizler’e, meydan okurcasına “defol git” demek için ve bundan çok daha sert hitaplarla yazıldı.

    “Divan-ı Harbi Örfi” 31 Mart ayaklanmasından sonra bir süre hapsedilip, huzuruna çıkarıldığı ve serbest kalmayı da beş paraya saymazcasına, sonrasında “Zalimler için yaşasın cehennem” dediği mahkemedeki savunması olarak yazıldı.

    Dedik ya bu kitaplar bir alimin medresesinin mutena bir yerinde sükunet ve sessizliğin ışığında “alın size bir başka açıdan tefsir, yahut kelam, usul” filan denilerek yazılmadı.

    Bu eserler, birinci cihan harbinde talebelerini şehid vererek, Muş’u, Bitlis’i kelle koltukta savunan, ardından Rus’lara esir düşen bir kahramanın, Osmanlı’dan sonraki yeni süreçle beraber bir mücrim gibi sürgün edildiği Barla’da, matbaasız, nümayişsiz, izinsiz ve nice tedbir ve takiplerin ardında yazıldı.

    Bu kitaplar din, tarih, medeniyet, kültür, sanat, eser, ilim, alim, talim, ruh ve mana adına ne varsa hepsinin incitildiği bir zamanda incinmemek ve incitmemek için yazıldı.

    Bir gün okursun da yine de kitaplığında dursun.

    Çünkü bu kitaplar, sobanın filan olmadığı kırık camları bir parmak buz tutan Afyon hapishanesinin boş bir koğuşunda ölüme kapatılan bir alimin “Allahümme inni es’elüke biesmaike ya Allah! ya Rahman! ya Rahim!” iniltileri ile yazıldı.

    Bu kitaplar Eskişehir yahut Denizli hapishanesinin bir koğuşunda zehirlenmiş vücudu titrerken, dilinden dökülen “Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem, bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!” niyazıyla yazıldı.

    Bu kitaplar, Kastamonu’da bir karakolun aynasında kırılan çehrede kendine yaptıkları hakarete aldırmadan “şu istikbal inkılabatı içinde en gür sada İslamın sadası olacaktır” diyerek tahammül eden bir cefakârın sabrıyla yazıldı.

    YanıtlaSil
  195. Bu kitaplar Emirdağ’da, üzerine kilitlenen kapı ardında hicranın kıskacında, müspet hareketin şiarıyla yazıldı.

    Bu kitaplar, gözlerden uzaktaki duruşma salonlarında kendisini ortadan kaldırmak için başvurdukları bütün hilelere boyun eğmeden dimdik ayakta durup bu eserleri savunan bir sebatla yazıldı.

    Bu kitaplar, tarihin yol kavşağında yönünü kaybetmiş bir memleketin elinden tutarken yazıldı.

    El hasıl aziz, sıddık kardeşim! bu kitaplar bizim için yazıldı.

    Allah(cc) Üstada rahmet eylesin.

    YanıtlaSil
  196. Ve işte zina şirke, şirk zinaya böyle yakındır.
    Hak Dini Kur'an Dili
    Elmalı'lı M. Hamdi Yazır
    cilt. 5.sy. 3473.
    Cüz. 18.sure.24.
    Nur Suresi.

    YanıtlaSil
  197. Gazzâlî zinayı adam öldürmeden sonra en büyük günah sayar (İḥyâʾ, IV, 20).

    YANITLASİL

    yuksel27 Mart 2022 07:28
    . Bundan dolayı Hz. Peygamber anılan hadiste, “Evlenmediğiniz takdirde yeryüzünde fitne ve büyük fesat çıkar” demiştir.

    YANITLASİL

    yuksel27 Mart 2022 07:29
    İslâm toplumlarında aile ve evlilik kurumunun bir tür kutsal yapı olarak algılanmasında, zinanın yaygınlık kazanmamasında ve zinanın aile kurumunu tehdit eden en büyük tehlike ve kötülüklerden biri olarak görülmesinde, bu konuda oluşmuş hadis birikiminin ve bu birikimin geliştirdiği kültürün ve ortak duyarlılığın güçlü etkisi olmuştur.

    YanıtlaSil
  198. Nesebin belirlenmesi, miras taksimi ve hayatın devamı için gerekli olan diğer konularda sağlıklı bir düzenin oluşturulması zinanın önlenmesi ve kadın-erkek ilişkilerinin meşrû evlilik düzenine dayandırılmasına bağlıdır.

    YanıtlaSil
  199. BEDİÜZZAMAN.. (ŞİİR)
    13 KASIM 2014 KALEM YORUM YAPIN
    1876 yılının baharında

    Nurs ki Bitlis diyarında

    Vakt-i seher civarında

    Cihana buyur dediler

    Bir çocuk ki çocuklara benzemez

    Hiç ağlamaz, pek ihtimam istemez

    O’nu gören hayretini gizlemez

    Bu çocuk serâpa uğur dediler

    Sabaveti garip mizacı çetin

    Harika bir zeka, şeci’ ve fatîn

    Teessür bilmiyor her zaman metin

    On beşinde “Molla Meşhur” dediler.

    İlim meclisleri dar geldi ona

    Bir sadık rüyada daldı ummana

    “İ’câz-ı Kur’an’ı “ bütün cihana

    En gür sadâ ile duyur dediler.

    Şarkı gezmiş, Garba gitmiş nush için

    Medreseyle mektebi hem sulh için

    Hizmet-i imana nefh-i ruh için

    Beklenen Müceddid budur dediler.

    İstanbul mislini görmemiş asla

    Eflatun mübtedi O’na kıyasla

    Her müşkili halle iğlakı fasla

    Her suale cevap bulur dediler.

    Davası maarif, talebi irfan

    Gözünde ne mevki ne nam u nişan

    Yıldız’dan da gelse alınmaz ihsan

    Böylesi cür’ete kusur dediler.

    Hürriyete aşık rehberi Kur’an

    Sulhta hoca savaşlarda kumandan

    Kaç kez idamına çıkmışken ferman

    Gelmemiş gönlüne fütur dediler.

    İstiklâl harbini tebcil eylemiş

    Aksi fetvalara muallel demiş

    Hakkı tutmuş daim hakkı söylemiş

    Zamanın bedisi O’dur dediler.

    Yaşı varmaktadır kırkbeş çağına

    Dönmer Van’a çıkar Erek Dağına

    Marifet bahrine umman bağına

    Müştak olanlara buyur dediler.

    Bir vehmile nefyettiler yurdundan

    Tilmizleri mahzun firak derdinden

    Yollara döküldü beyler ardından

    Vermeyelim seni destur dediler.

    Huzuru isteyen fitneye düşman

    Sine-i millette olmakta revan

    Trabzon, İstanbul ve Antalya’dan

    İlk mekanı şehr-i Burdur dediler.

    Nurun ilk kapısı Burdur mahsulü

    Aziz İsparta’nın misafir gülü

    Barla dağlarının Şeyda bülbülü

    Sekiz sene burada dur dediler.

    Aylarca yanına varan olmadı

    Garip hatırını soran olmadı

    Bize de bir ziyan olur dediler.

    YanıtlaSil
  200. Aylarca yanına varan olmadı

    Garip hatırını soran olmadı

    Bize de bir ziyan olur dediler.



    Aradan haylice geçti bir zaman

    Huzuruna vardı bir genç kahraman

    Şefkat abidesi, Sıddık Süleyman

    Emrinize geldim, buyur dediler.

    Açıldı Kur’an’ın hazineleri

    Saçıldı aleme defineleri

    Lem’aları, Şuaları, Sözleri

    Haza Risale-i Nur, Nur dediler.

    Tashihler tebyizler………..

    Matbaayı geçmiş Sav’da bin kalem

    Tehditler, tazyikler vermiyor elem

    Barla baştan başa huzur dediler.

    Her gün genişleyen tedris halkası

    Büyük Hafız Ali Nur fabrikası

    Bekir Ağa külliyatın postası

    Sabri santrala memur dediler.

    Savlı Hacı Hafız, Re’fet ve Rüşdi

    Gönüllere Nur’un sevgisi düştü

    Ağlayan milletin bahtı gülmüştü

    Herkes maksudunu bulur dediler.

    Nur’un semasında yıldız herbiri

    Hulusi Bey, üç Feyzîler, Tâhirî

    Gönüller Nakşîdir, diller Kâdirî

    Kalemlerden damlayan nur dediler.

    Sadakat burcunda bir necm-i neyyir

    Fenafinnur olup gitmiş Zübeyir

    İhlâs deryasında Bayram’ı seyir

    Şefkat kahramanı Sungur dediler.



    Tashih ile te’lif en mühim işi

    Gönüllü müstensih yüzlerce kişi

    Ferağatta görülmemiş bir eşi

    Dakika fevt etmez gayyur dediler.

    Medrese haline gelmiş zindanlar

    Nura feda olmuş nice civanlar

    Rütbe-i tahkike ermiş imanlar

    Okuyan mest yazan mesrur dediler.

    Eskişehir, Kastamonu, Denizli

    Fâş olmuş esrarı kalmamış gizli

    Siyadet nakşiyle süzgün benizli

    Emirdağ’a etti mürur dediler.

    Çalışkanlar hizmetine girmişler

    Erlik sınavını güzel vermişler

    Ne çilelr çekmiş neler görmüşler

    Zahmetlidir hayr u umur dediler.

    Afyon mahkemesi son zulüm bendi

    Kinler kudurtuldu hınçlar bilendi

    Bu mesele burada bitecek dendi

    Saîd bunda berdâr olur dediler.

    Afyon davasından aldı beraat

    Isparta’da eylediler ikamet

    Demokratla devr-i zulüm nihayet

    Yıkılır da mazi olur dediler.

    Onlarda kadrini bilemediler

    Gereken dersleri alamadılar

    O gittikten sonra kalamadılar

    Bu dünyada eden bulur dediler.



    Sene altmış ay mübarek Ramazan

    Isparta’dan mahfice olmuştu revan

    Urfa’da bir görülmemiş heyecan

    Ey şanlı misafir, buyur dediler.

    Reddetmedi ziyarete geleni

    Yandı hararetten nahif bedeni

    Herkes ile helallaştı aleni

    Hal diliyle “Sefer olur” dediler.

    Ramazan yirmi beş bitmekte gece

    Dudaklarda düğüm düğüm bir hece

    Bayram başucunda durur sessizce

    Üstad dalgın belki uyur dediler.

    Urfa’nın üstüne çöktü bir figan

    İrtihal eylemiş Bediüzzaman

    Ufûlüne ağlamakta asuman

    İstikbale gelmiş tuyur dediler.

    Dergâh’ta misafir oldu bir zaman

    Bir semt-i meçhule gitti oradan

    Kader mezarını eyledi pinhan

    Vasiyyeti etti zuhur dediler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder