Evet sâbıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların Surriyla aym وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ zikir ve tesbih etmesi avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle وَانْشَقَّ الْقَمَرُ hükmünde onları inhizama sevk etmesi nas
sı ile aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi ve aynı el, hastalara ve yaralıla ra şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mu'cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir.
Güya ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler.
Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki
içine taş ve toprak girse gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki hangi derde temas etse derman olur.
Ve celal ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp kab-ı kavseyn şeklini verir. Ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zatın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa o zatın Hâlık-1 kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulun duğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?
Halkın içinde Allah'dan en uzak olan iki kimsedir: Birincisi, umeranın meclisinde oturur da zulme ait sözlerinde onları tasdik eder. Diğeri ise çocukların muallimidir. Fakat onların hepsini aynı derecede eşit tutmaz. Ve yetimin hakkı hususunda Allah'dan korkmaz. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.). Sayfa: 7 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Modern dünyanın çelişkisi, algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri nasıl yorumladığımızdır. Uluslararası ilişkiler, TV'de ya da diğer medya unsurla- rinda resimlerini gördüğünüz gülümseyen lider yüzlerinin el sıkışmasıyla değil, geri planda devam eden istihbarat savaşları ile şekillenmektedir. Ülkeler arasında uzun bir süredir devam edegelen örtülü operasyonlar, propaganda ve psikolojik savaş yöntemlerinin vardıkları safha, bu liderlerin yaptıkları pazarlıklar, zorlayıcı ve gizli diplomasi tekniklerine temel teşkil eder. Örneğin siz bu satırları okurken,
* Irak'ın kuzeyinde uzun süredir Barzani ve YPG/PKK'nın CIA, DGSE, MI6 ve BND tarafından silahlandırılması,
*CIA ve DIA'nın Suriye ve Irak'ta kendileri için Savaşacak ver *İngiliz GCHQ ve İsrail istihbaratının Mısır istihbaratını desteklemek için Sina Çölü'nde devam eden faaliyetleri,
*Fransız DGSE ajanlarının Libya'da devam eden operasyonları, *Pakistan istihbaratının (ISI) Afganistan'da Taliban ile müşterek çalışması,
* İran ve Taliban arasında gelişen ilişkiler,
*Kazakistan'da artan ajan, danışman, istihbarat şirketi trafiği, * İngiliz istihbaratında son yıllarda artan Rusya üzerine analizci eleman patla-
masi,
* ABD'nin Ukrayna'da Rus tipi gizli operasyonlara başlaması, önümüzdeki günlerin yeni savaşlarının, barış planlarının, güvenlik politikalarının, silah satışla- rının habercileridir. Bunlar hakkında durum farkındalığı olmadan sadece medya haberlerini yorumlayarak, resmi görmek mümkün değildir. Bu yüzden, komplo teorileri ve dezenformasyonun yoğun olduğu bu güvenlik ortamında "algı yöneti- mi" ile halklar yönlendiriliyor dersek yanlış olmaz.
Bu kitap ile istihbarat dünyasının yaşamakta olduğu tüm değişimleri gelenek- selden bugüne ve geleceğe doğru açıklama gayretinde bulunurken, eserin özel- likle başvuru kaynağı olmasına çalışılmıştır.
Temel duşunceye göre bil is bigbee dial uzaktan algilana ce cisimler bulundukları herhangi bir yerde denetlenebilir. Özel EMF chazya sal Güvenlik Teşkilatı, kripto-şifre çözücüleri ile (EEG'lerden) üretilen pot ri uzaktan okumaya çalışmaktadır. Bunlar bir kişinin beyin durumlarına ve d celerine kodlanacak ve bu durumda kişi, uzak bir mesafeden denetlenebilec NSA personeli, elektromanyetik tarama ağı ile seçtiği ülkedeki herhangi bir sp günde 24 saat takip etmeyi hedeflemektedir. Bu yöntemle ulusal güvenlik a olarak, binlerce insanın kişisel beyin haritalarını kaydedilip, şifrelenecektir. B ronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetleri, he kişinin sözlü düşüncelerine çevrilecek, kulak devre dışı bırakılarak ve ses habe leşmesinin doğrudan beyne gitmesi sağlanarak, uzaktan nöral denetim yolu ile relenmiş işaretler, beynin işitme korteksine gönderilecektir. Bu yöntemin, paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halusinasyonları taklit ederek, hedef şahısla rın gizli olarak gücünü yok etmek için kullanabileceği değerlendirilmektedir. Uzak tan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri devre dışı bırakarak, doğrudan görse kortekse görüntü gönderebilir. NSA'ya göre, beynin programlama gayesi için, göze tim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için ajanlar kullanılmalıdır. İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı CIA ve NSA perso neli için esas haberleşme sistemi haline gelecektir
102, KORUIN. NSA Echelon'un da ciddi teknik sorunları olduğunu açıklamıştır. İnternet ileti- her zaman istenildiği kadar kolay bir biçimde yakalanamamaktadır. Fiber- optik iletimler (çok büyük hacimli sayısal veriyi ışık sinyalleriyle iletme) çok daha Hyük zorluklar çıkarmaktadır. Rastgele yakalanmış iletişimin anlamlı bir biçimde fi ve çözümlenmesinin çok büyük bir iş olduğu görülmektedir. Ancak, Sun Microsystems'in şifreleme uzmanı Whitfield Diffie, NSA'nın yukarıdaki sorunlar ile İşçili açıklamalarının yalnızca kendi çıkarlarına hizmet eden bir aldatmaca olabile- ceğini söylemektedir; "Ajansın bizi inandırmak istediği şey, internetin kendileri için çok karmaşık olduğu; trafiğin çok fazla olduğu ve istedikleri şeyi bulamadıklarıdır. Hedeflerinin, onların sorunları olduğuna inanması NSA'nın işine gelir. Bu, onların so- runları olmadığı anlamına gelmez; ama bu korkunç istihbaratçıların söylediklerini kuşkuyla karşılamak gerekir553".
- Ey Allah'ım, Sen, Muhammed (S.A.V.) in mizanını, sevab te razisini ağırlaştır. (Yâni, ümmetinin mizanlarını ağır eyle. Kendi m zanı ağır gelmiş gibi onu sevindir, öğünçlü kıl.)
Ve eblic hüccetehu. Yâni:
Ey Allah'ım, Sen, Muhammed (S.A.V.) in nübüvvetinin hữc- cetini ve yüce mûcizesi olan Kur'ân-ı Kerîmi çok çok açık eyle. Yâni o Kur'ân-ı Azîm'in şeriat hükümlerini Kıyamet Günü'ne kadar, bü tün yüzyıllar ve çağlar boyunca, bütün bölgelerde, yedi iklim dör. bucakta daim ve bâki ve sâbit eyle.
(Bâzı nüshalarda «eblic»> yerine «eflic» yazılmıştır.) Ve azhir milletehu. Yâni:
Allah'ım, Sen, O Muhammed (S.A.V.) in dinini bütün dinlerin üzerine ve milleti olan İslâm milletini bütün milletler üzerine Kıya- met'e kadar daima ziyade, daima zâhir ve âşikâr ve galip
EĞERSİZ ATA BİNEN TEZ İNER: Sağlam temellere oturmayan bir işe bel bağlayan, değersiz insanlara güvenen kişi pek çabuk hayal kırıklığına uğrar.
EĞRİ BACANIN DUMANI DOĞRU ÇIKAR: Hiç kimse. veya hiçbir şey için görünüşüne göre hüküm vermemek gerekir. Çünkü çoğu zaman görünüş aldatıcıdır.
EĞRİ OTUR, DOĞRU SÖYLE: Hal ve hareketlerinde dai- ma saygılı ve alçak gönüllü ol, çıkarın ne olursa olsun, kimseye yalan söyleme.
EKMEĞİNİ KATIĞINA DENK EDEN HİÇBİR ZA- MAN AÇ KALMAZ: Daima ölçülü, hesaplı hareket eden in- san sonunda güç ve muhtaç durumlara düşmez.
EL ELDEN ÜSTÜNDÜR: Hünerin sınırı olmaz. Bir şeyin en iyisini yaptığına inanan insan, günün birinde kendisinden da- ha üstün ve başarılı olan birilerinin çıkabileceğini unutmamalıdır.
EL İÇİN KUYU KAZAN İBTİDA KENDİ DÜŞER: Başkalarının kötülüğünü düşünenler; bunun için birtakım yalan-
Tasavvuf ve eğitimin karakter ile ilgisi, her ikisinin de insanın tabiatını, ahlakını, tutum ve davranışlarını olumlu yönde etkilemesi sebebiyledir. İnsanı iyi ve olumlu yöne sevk eden her türlü çaba, aslında insanın ihtiyaç duyduğu bir gerçektir. Bu gerçek, insanın sağlam bir karakter kazanmasını da sağlar. Zira karakter, insanın ruhuna, kalbine ve do- layısıyla ahlakına yerleşen manevi prensipler olarak kabul edilmiştir. Bu prensipler, insanın iç dünyasının hem asli halini korur hem de istikrar bulmasına yardımcı olur. Esas olarak zikredilen bu durum, tasavvufun gayesi ve hedefidir. Bu da ancak eğitimle gerçekleşir. Şurası bir gerçektir ki, tarihsel açıdan eği- tim ve öğretim faaliyeti, ona bağlı olarak ka- rakter eğitimi, insanlığın varlığıyla beraber vardır. Başta tasavvufi eğitim olmak üzere, neredeyse bütün eğitim sistemleri insanın Iç dünyası ile ilgilenmiştir. Bu sebeple genel olarak tüm eğitim ve öğretim faaliyetlerinin temel odağında karakter eğitimi yer almış
Yerin her tarafı kıyamette mahvolur. Yalnız, namaz kılınıp, secde edilen yerler hariç. Ve bu yerler de birbirine eklenir. (Üzerinde namaz kılanlara şefaat edecekler, vazifesi bitince, Cennete intikal ederler.) Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 250 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Biriniz ailesiyle münasebette bulunacağında "Bismillah" ve hem de "Allahım bizi ve nasib edeceğin evladımızı şeytandan uzaklaştır." derse, eğer bu birleşmeden bir çocuk takdir edilmişse, o evlada şeytan hiç bir vakit zarar veremez. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 356 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Zulümden sakının. Zira zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır. Cimrilikten de sakının. Zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirilerinin kanlarını akıtmağa ve haram olan haklarını helal saymaya sevketmiştir. Ravi: Hz. Câbir İbni Abdullah (r.a.) Sayfa: 13 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Hoca Bahâeddin Nakşbend ve Tarîkatı (XII-XVII. Asırlar) HÂCEGÂN YOLU
XII. yüzyılda Orta Asya'nın ilim ve kültür merkezlerinden Buhara civârında doğan Hâcegân tarîkatı, sonraki asırlarda Nakşbendiyye adıyla devam ederek İslâm dünyasının büyük bir bölümünde yayılma imkânı bulmuştur. Bu tasavvuf ekolü diğer tarîkatlara göre bazı farklılıklar arzetmekteydi. Tarîkatların çoğu sil- silelerini Hz. Ali'ye bağlarken Hâcegân Hz. Ebû Bekir'e bağlamıştır. Diğer tarîkatların çoğu cehrî zikir, semâ, halvet ve riyâzat uygulamalarına olumlu yaklaşırken, bu tarîkat-istisnâları olmakla birlikte- çoğunlukla bunları kabul etmemiş ve sûfînin toplum içinde aktif bir birey olarak varlığını sürdürürken erdemli bir insan olabileceğine vurgu yapmıştır. Diğer taraftan Hâcegân ve Nakşbendiyye sünnî İslâm anlayışını tarîkatın temel esâsı olarak almış, bu sâyede Bâtinî ve Hurûfi akımlardan büyük ölçüde korunabilmiştir. Bu yapısı sebebiyle tarîkat, târih boyunca ulemânın ve sünnî hükümdarların desteğini görmüştür.
Yaratılışı itibariyle sosyal bir varlık olan insan icin toplumsal hayat ne kadar önemli ise toplum için de onun özünü oluşturan aile, o denli hayati oneme sahip bir kurumdur. Aile, söz konusu niteliğiyle tezekkür ve tedebbür bağlamında toplum ve milletlerin hafızasını İstikbale taşıyan, kimlik, tasavvur ve ideallerini olgunlaştırıp geleceğe aktaran: insani, kültürel değerlerin, tarihi süreklilik ve bütünlüğün koruyucusu olan mühim bir müessesedir.
Allah Resulü'nün aile hayatı kıyamete kadar bütün insanlar için eşsiz bir örneklik arz etmektedir. Nitekim onun aile hayatında uyguladığı ilke ve prensipler, tum zamanlarda önemini ve işlevini kaybetmeden varlığını sürdürmüştür. Bu açıdan, toplumun en küçük birimi olan ailedeki mutluluk ve huzurun, toplumsal mutluluk ve huzurun temin edilmesindeki vazgeçilmez şart olduğunu en güzel örnekleriyle Hz. Peygamber'in aile yaşantısında görmek mümkündür.
C enab-ı Hakk'ın lütuflar silsilesi hâlinde başta Kur'ân-ı Ke- rim ve hadis-i şerifler, yanık yanık ezanlar, şahâdetler, tek- birler ve salevatlar, hep bizlere kulluğumuzu telkin eden ne mûtenå birer hoş sedâdır. Diğer taraftan naatler, kasideler, nice âbideler ve ulu mâbedlerden gelen ilâhî nağmeler de, aynı hoş sedâlardır.
Hep o hoş sedalar şânında;
Cenâb-ı Hak, sevip sevdirdiği veli kullarına, hâllerine göre muhtelif tecelliler bahşetmiştir. Zamana yayılmış zirveler hâlindeki o Hak dostları, bu tecellileri birer hoş sedâ olarak fânî hayatların- dan sonra gelecek nesillere mîras bırakmışlardır.
Bu meyanda Cenâb-ı Hak;
Dostlarından kimini Şâh-1 Nakşibend eyleyip ma sarruf ve mârifetullah'ta eşsiz bir himmet deryası kılmış; kim nun gibi aşk çöllerinde dolaştırmış; kimini hayret vadilerin mini azamet-i ilâhiyye tecellîleri karşısında dilsiz eyleyerek sükûtur rmiş; ki- münzeviliği içinde gizlemiş, kimini Yunus Emre gibi aşk bülbülü kıl mış, kimini de Hazret-i Mevlânâ gibi dilinden hikmetler fışkıran bi mânâ ummâni ve Hak dostlarının sırlarının tercümanı eylemiştir.
Cenâb-ı Hak;
Dergâh-1 ilâhîye açılan şu ulvî kubbede, hayırlı bir iz bırakab meyi, müstecâb bir duâ olabilmeyi, rahm anılabilmeyi, cümlemize nasib eylesin. ISBN 978-805-9214
Ne mutlu, Hak dostları gibi, gök kub bir hoş sedâ bırakıp irtihâl-i dâr-1 beka yebilenlere...
Günümüzde müslümanların hargı karşıya bulundukları meselelerin vehameti ande ilme ve araştırmalara hargı varolan alakasızlığa dayanmamakta, aynı zamanda erm zin fevkalade karmaşık yapısından kaynaklanmaktadır. Bu bahimdan müslümanlar meselelerini çözüme kavuşturmada islamın temel ilke ve prensiplerini korumays me tuf bir hassasiyet gösterirken, asrımızın meselelere etki seviyesini de çok titiz bir ele meyle değerlendirmek zorundadırlar. Tabiatıyla bunun tahakkuku için benzeşir me se lelerin daha önce müslüman imam ve bilginlerce nasıl değerlendirilip hükme bagian dığı konusunda oldukça titiz ve teferraatli bilgilerin dere edildigi kaynak eserlerimize ve özellikle tutarlılığı asırlardan beri kabul görmüş fikih kitaplarına müracaat etmek le mümkündür.
Kaynak eserlerimiz arasında seçim yapabilmeh, orta yerdeki meselenin çözüme havuşturulmasında Ehl-i sünnet mezheplerinin genel olarak ortaya koyduğu tours bilmek ve ona göre berrak bir sonuç ve kanaat serdetmek gerekir. Elbette böyles çetin bir konuda herkesin söz söyleme imkanı bulunmamaktadır.
Halil Günenç asrımızda hargılaştığımız yüzlerce meseleyi, vakalardan yola karak soru yönelten müslümanların orjinal soru düzenini hiç bozmadan cevapland miş ve bu konuda Hanefi-Sefii mezheblerini özellikle gözönünde bulundurmuştur.
Hergün benzeri bir çok meseleye muhatap olan müslüman halkın olduğu kadar hocalarımızın da ilgisini çekeceğini ümid ettigimiz bu eserin, ilme iştiyah içinde ars slarını sürdüren müslüman nesillerin kültür hayatına hizmet
Vefatından elli yıl sonra, içinde yaşadığı ve eserini yazdığı diyarda Bediüzzaman'a yönelik ilgi artarak devam ediyor. Ardında bıraktığı Risale-i Nur Külliyatı, yazıldığı coğrafyada farklı sosyal, kültürel kesimlere hitap edebilme özelliğine sahip ve onu okuyanların hayatlarına gözle görülür bir etkide bulunuyor. Üstelik bu coğrafya dışında da giderek artan bir ilgiye mazhar olduğuna dair örneklere yenileri ekleniyor.
Yaşanan tüm gelişmeler, Bediüzzaman'ın "Mevtim hayatımdan daha fazla hizmet edecek" öngörüsünü doğrular şekilde seyrediyor. Risale-i Nur hizmetinin kapsama alanı, gerek okuyan insanların sayısı, gerek yayıldığı coğrafya itibarıyla daralmıyor, genişliyor.
Vefatının 50. yılında Bediüzzaman hakkında yazı- lanlar da bu gerçeği belgeliyor.
Elinizdeki kitap, bu yazıları biraraya getirerek, tarihe bir not düşüyor...
linizdeki bu kitap, ele aldığı konular bakımından bir ilk olma özelliğini taşı- maktadır. İki kısımdan oluşan bu kitap- ta; Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin kişiliği ve hizmeti, Risale-i Nur'un bir tefsir ve kelam dersi oluşu ile birlikte zamanın dehşetli fitnelerine karşı yaptığı mü- cadeleler ve müceddidlik vasfi gibi konular ele alınmıştır. Ayrıca Risale-i Nur'a talebe olma- nın şartları ve Risale-i Nur'un makbuliyetini gösteren manevi işaretler hakkında da bilgiler verilmiştir.
Müellif ikinci kısımda, Risale-i Nur'u daha iyi nasıl anlarız, sorusuna cevaplar arıyor. Zama- nın eşsiz eseri olan Nur Risâlelerinden en iyi şekilde istifade edebilmenin yollarını en ince ayrıntılarına kadar sorguluyor. Risale-i Nuru anlamada manevi cihet bölümü sizi derin dü- şüncelere sevk ediyor. Risale-i Nur'u bir de bu ölçülerle okumak için yepyeni ve engellenemez bir şevk hissediyorsunuz. Bu kitap. Risâleleri hem tekrar okumanıza hem de anlayıp istifade etmenize yardımcı olacak güzel bir eser olarak sizleri bekliyor.
Gerek bu dünyada, gerekse sonsuz yaşayacağımız öbür ha- yatımızda; sağlıklı, kazançlı, başarılı ve mutlu bir ya- şantının elde edilmesinde vesilelerin, araçların en büyüğü şüphesiz okumak, öğrenmek ve bu bilgile- ri hayatımızda güzelce uygulamaktır. Onun için bil- gi edinmenin en büyük aracı olan okumak ve araştır- maktan asla ayrı düşemeyiz.
Kitapsız, bilgisiz, kültürsüz ve sanatsız bir hayat, burnumu- zun ucunu göremediğimiz zifirî karanlıkta, dağlarını, yamaçlarını, uçurumlarını, vadilerini, bataklık ve su- larını, içinde yaşayan hayvan ve insanlarını bilmedi- ğimiz zor bir coğrafyada yol almaya benzer. Okumak bizim hem ışığımız, hem de kılavuzumuzdur. Hattâ ek- meğimiz ve suyumuzdur.
Okumak, bi-zâtihî bir mutluluktur. Hayat kalitesinin ölçüsünü başka yerlerde arayanlar, bu kalitenin nasıl elde edildiği- ni bile düşünemeyenler olarak bence yanılmışlardır. Belki onlara bunu kabul ettiremeyiz, zaten bunun göstergesi de cehâletten başkası değildir. Şeker yiyip şerbet içesi büyük lerimiz; «Tatmayan bilmez.» demişler ve haklı söylemiş lerdir. Evet; «Men lem yezuk, bilmez yazık!..»
Aynı aklın ürünü, aynı merkezden yönetilen ve asırlara yayılan yüzlerce or gut, küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör... Kökleri Nizamülmülke dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek.
*Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı? *Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne?
*Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü? *Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyet'in ilanı mı Lozan'ın imzalanması mı? *Cumhuriyet'i Osmanlı Derin Devleti mi kurdu? *İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasıl tasfiye etti?
*Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi? *Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
*İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti? *Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında 0, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı? *Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
*Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MIT görevlisilo neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
duygusuna, düşüncesine yön verip hayatını güzelleştirir mi? Okuduysa, işittiyse, söz kalbine girdiyse, aklına yatıp mantığına uyduysa neden olmasın! Günümüz dünyasında bilimde, sanayide, teknolojide büyük gelişmeler yaşanıyor; çok farklı iletişim ve ulaşım kaynaklarından yararlanılıyor. Ne yazık ki aynı gelişmeler, insanlar arasındaki iletişim ve ilişkiler için söz konusu değil. Sorumluluklar ve ahlaki değerlerin ihmali, iletişim dilinin iyi kullanılmaması, huzursuzluğa ve insanlar arasında olumsuzluklar
yaşanmasına neden oluyor. İçeriğinde âyetler, hadisler ve hikmetler bulunan Cümle Kapsından Kalbe Girmek / Ölçüler ve Hikmetler; en ayırıcı özelliği ahlak olan insanın kendisine, ailesine, çevresine, insana ve insanlığa karşı maddi- manevi sorumluluklarını binlerce ölçü ve parolalarla hatırlatıyor
insanın duygusuna, düşüncesine yön verip hayatını güzelleştirir mi? Okuduysa, işittiyse, söz kalbine girdiyse, aklına yatıp mantığına uyduysa neden olmasın! Günümüz dünyasında bilimde, sanayide, teknolojide büyük gelişmeler yaşanıyor; çok farklı iletişim ve ulaşım kaynaklarından yararlanılıyor. Ne yazık ki aynı gelişmeler, insanlar arasındaki iletişim ve ilişkiler için söz konusu değil. Sorumluluklar ve ahlaki değerlerin ihmali, iletişim dilinin iyi kullanılmaması, huzursuzluğa ve insanlar arasında olumsuzluklar yaşanmasına neden oluyor. 018
İçeriğinde atasözleri ile Türk ve Doğu, Bati ve Dünya edebiyatına mensup yazar, şair, düşünürlerin özdeyişleri bulunan Cümle Kapsından Kalbe Girmek/Öğütler ve Düşünceler, en ayrıcı özelliği ahlak olan insanın kendisine, ailesine, çevresine, insana ve insanlığa karşı maddi-manevi sorumluluklarını binlerce öğüt ve düşüncelerle hatırlatıyor.
Tarihimizle bizim aramızı açan, ilkokuldan itibaren zihinlerimize yerleştirilen yanlı ve yanlış bilgilerle gerçekleri unutturan zemin, kimin ve kimlerin ürünü?
Tarihe bakışımız hâlâ neden karışık, bulanık ve önyargılı?
Henüz birkaç yüzyıl öncesine kadar, yaklaşık yirmi milyon kilometrekarelik bir coğrafya üzerinde kurumlaşmış, üç kıtaya hükmeden bir devletimiz vardı. Ancak bu kadar yakın geçmişte yaşananların ne kadarından haberdarız? Bildiklerimizin ne kadarı gerçek?
Doğrusuyla yanlışıyla tarihimizin arka planına bakmaya, geçmişimizde kalan gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısınız?
Kayıtdışı Tarihimiz sizin için büyük bir sır küpünün
kapağını a
CHL
Bu kitapla yanlış veya eksi daha yakından targacaksınız.
INKILAPÇI TANZIMAT RICALI FRANSIZ KA NUNU MEDENİSİNİN TERCÜME VE İKTİBASI GİBİ KORKUNÇ BİR TAVİZİN HAHİŞKAR MUDA- Fİİ İDİLER. BUNLARIN KARŞILARINA DİKİLEN BÜYÜK HUKUKŞİNAS AHMED CEVDED PAŞA İC- TİHATLARLA YÜRÜTÜLEN VE BİR BAHR-İ BİPA- YAN. OLAN İSLAM HTİYAÇLARINA CEVAP METNİ VÜCUDA HUKUKUNDANDA GÜNÜN VERECEK BİR KANUN GELEBİLECEĞİNİ İDDİA FIILEN DE ISPAT ETMİŞTİR. ONUN BAŞINDA BU- LUNDUĞU İLİM HEYETİNİN TAKNİN EYLEDİ Ğİ MECELLE-I AHKAMI ADLİYE DOST DÜŞMAN HERKESİN TAKDİP VE HAYRANLIĞINI CELBET- MİŞTİR. O KADAR Kİ, FRANSIZ İLİMLER AKADE MİSİ KENDİ KANUNLARININ IKTIBASINA MANI OLMUŞ BULUNMASINA RAĞMEN AHMED CEV- DED PAŞA'YI BIR ALT MADALYA ILE TAL TİF ETMİŞTİR. VE
SEBI YAYINEVI, HUKUK ILMININ TATBİKA TINA BİR ÖMÜR VERMİŞ YAZAR DR. REFIK GÜRÜN BULUNAN DEĞERLI KALEMİNDEN, ME CELLENİN İLMİ MAHİYETI HAKKINDAKİ BU KIY METLI ESERİ NEŞRETMEKTEN ŞEREF DUYAR
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulu gayesinin esası, yakın bir gelecekte tüm milletleri "İnsanlık Rotası'nda" birleştirecel yapıyı kurabilmekti. Çünkü, Anadolu insanı, bu "yüksek bilince" ulaşabilecek genetik ve kozmik aktarımlarla donatılmıştır.
Anadolu'nun, zor dönemlerde Seçilmiş Lider, yani Yaradan tarafındar seçilmiş ve insiye edilmiş lider çıkarabilme potansiyelinin yüksek oluşu tesadüfi olayların değil genetiğe ve bilince işlemiş "kültürel kodların" neticesiyle olmuştur. Asil Kan olarak seçilmiş, vazifeli olan kişiler icazete ihtiyaç duymadan kararlar alırlar. Ayrıca onlar, "devlet yönetme" iradesine ilave olarak yeni bi "devlet kurma" iradesine de sahiptirler. İşte bundan dolayıdır ki tüm "inisiyatifi-sorumluluğu" üzerine alan Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih sahnesine çıkışı tesadüfi bir olay değildir.
Atatürk'ün yeni bir "Devlet Düzeni" kurmasındaki amacı, gelecekte yetişecek olan seçilmiş liderlerin bir araya gelerek yeni bir "Dünya Düzeni" kurabilmelerini sağlamaktı.
Bir seçilmiş lider, kendisinden öncekilerin "taşıyıcısı", kendisinden sonra geleceklerin ise "yol göstericisi" konumunda, geçmişten geleceğe doğru bir "irtibat hattı" oluşturabilecek potansiyele sahiptir.
Şimdi yeni liderin zamanı, kozmik aktarımların yapıldığı, seçilmiş olanın belirlendiği ve tüm donanımlarının tamamlandığı yeni lider, Asil Kan, Ariana Grande, yarım kalan ikinci 19 sürecini tamamlamak üzere aramızda. Otobüste, uçakta, gemide, çarşıda, pazarda aramızda. Sürecin adı ikinci ATA-TÜRK sürecidir.
Unutmayalım! Dünyayı yönetme yetkisi Oğuz Ata ve ondan gelen Türk soyuna verilmiştir. Kesintiler olur, sıkıntılar çıkar, dar zaman aralıklarında yine TÜRK hükmeder. Tıpkı yüz yıl önce zaferle taçlandırıp hükmeden Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk'te olduğu gibi. Atatürk'ün gizlenen ve kutsal vasiyetini, kısaca BÜYÜK YEMİN'i bu kitapta
Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilik-
leri bildiren, doğruya sevk eden ve kötülüklerden sa- kındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendi- sine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, mese- leyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, ge- rek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceli- ğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıkla- nışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin de- ğil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğe- sini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini
Ümid ederim ki, Kenzü'l-irfân adıy- la basılıp yayına sunulan şu eser-i âcizânemi mütâlaâ edenler, artık ahlâk-1 hamîdenin menbai, ilim ve mâ- rifetin toplanıp birleştiği yerin dîn-i mübîn-i İslâm olduğunu tasdik ve her türlü hâllerini Cenâb-ı Peygamber'in ilham dolu düşünce ve irâdelerine tatbik ile ilmen ve amelen iki cihan saâdetine vâsıl olurlar.
Bu kitapta cihangir bir imparatorluğun cihana hükmeden sultanlarının, onlara yön veren Hakk dostlarının, âlimlerin, devlet adamlarının ve diğer mümtaz simaların bazılarını bulacak, onların örnek şahsiyetlerini sergileyen gönül âlemlerine aid satırları okuyacaksınız. Onlar ki, Türk milletinin, devlet kurma ve askerlikte zirve olduğu kadar ilim, irfân, ahlâk ve san'atta da müstesna bir mevkiye sahip bulunduğunu bütün Cihâna göstermiş ve her sahada destanlar yazan Dir millet olmanın maddi-mânevî hususiyetlerini en güzel bir şekilde sergilemişlerdir.
Bu şanlı devletin dörtyüz atlı ile ekilen çekirdeği, lu bir çınar olmuş, dalları üç kıtayı gölgesine Imış ve altı asır izzet ü şerefle yaşamış, sonra da rdından birçok yetîm devletçik bırakmış ve târih imli kabristanda şanlı bir türbe şekline ürünmüştür. Şimdi bize düşen, bu şanlı rbenin lâyık bir türbedârı olmaktır.
İslâm, insanların hayatını bütün yönleriyle kuşatır. Bu özelliği ile sadece toplumsal hayatı değil ekonomik ve finansal hayatı da tanzim eder. İslam fikhının dinamik ve çaga ayak uydurabilen esnek yapısı, değişime açık ve sürekli güncellenen ekonomik ve finansal hareketler ve gelişmeler ile ilgili olarak hüküm verme yetisine sahiptir. İslâm'ın zamandan ve mekândan bağımsız olan hükümleri İslâm iktisadı için de geçerlidir. İslam iktisadı, tarihte olduğu gibi günümüzde de teknolojik gelişmeler ile şekillenen ekonomik ve finansal işlemler için öneriler sunmakta ve modeller ortaya koymaktadır. Elinizdeki bu kitapta, para kavramı tarihteki örnek yaklaşımlar, günümüzdeki mevcut uygulamalar ve gelecekteki potansiyel teknolojiler ışığında etraflica ele alınmaktadır. Kitap, İslâm iktisadında paraya olan yaklaşımı felsefi, teorik ve fikhi açıdan değerlendirdiği gibi güncel uygulamaları da incelenmektedir.
Günümüzde tasavvufa yönelik yoğun toplumsal ilgiye cevap verebilecek bir sözlük çalışması son derece gereklidir. Sade dille yazılmış, genel okuyucu kitlesine hitap eden böyle bir çalışma, tasavvufu yaşayan veya ilgi duyanların bilgilenmesi açısından çok yararlı olacaktır. Ülkemizde ve dünya üzerinde yoğun araştırma yapılan İslâmî disiplinlerin başında gelen tasavvufun kendini ifade için kullandığı terimler, bir anlamda tasavvufun anlaşılması için hayatî bir işleve sahiptir.
Böyle bir çalışmanın önemli bir işlevi de, son yıllarda gerek te'lif, gerekse tercüme ve sadeleştirme şekliyle yayımlanan tasavvufla ilgili eserlerdeki kavramların gerçek anlamlarından uzaklaştırılarak kavram kargaşası yanında bir anlam buharlaşmasını da beraberinde getirmesinin önüne geçmektir. Bu çalışmanın daha önce bu alanda yapılmış çalışmalardan bir farkı da, bu eserin madde sayısının genişletilerek deyimleri de içermesidir.
Dokuz yüz seneyi aşkın bir zamandan beri İmam Gazâlî gerek İslâm dünyasında, gerek İslâmiyet'le ilgili bütün ilim çevrelerinde artan bir ilgi odağı olmaya devam etti ve onun eserlerinin önemli bir kısmı Doğu ve Batı dillerinin pek çoğuna tercüme edildi.
Gazâlî Bâtiniliğin İçyüzü adlı eserini, Abbâsî halifesi el-Mustazhir'ın isteği üzerine Bâtinîliğin reddi maksadıyla yazmıştır. Hicri V. asırda Bâtinîler bir taraftan Fâtimî Devleti ile siyasî iktidarlar üzerinde, diğer taraftan Hasan Sabbâh tarafından kurulan terörist teşkilatın faaliyetleri ile İslâm âleminin her tarafında, bilhassa Abbâsî hilâfeti hudutları içindeki sünnî halk üzerinde baskılarını artırmaktaydılar. Bu eser, bunlarla siyasî ve askerî yönden Selçukluların kıyasıya mücadelelerini ilmî cepheden destekleme ihtiyacını karşılamak; Abbasi halifesinin gayr-i meşru, Fâtimî halifesinin gerçek ve meşru halife olduğu yolundaki Bâtinî propagandasını tesirsiz hâle getirmek maksadıyla kaleme alınmıştır.
u kitapta, “mânevî değerlerimizin milli temsilcisi
Bve sözcüsü olarak gördüğümüz aziz büyüğümüz
Mehmed Akif Ersoy'un 1912-1913 yılları arasında yazıp
yayınladığı kısa "Tefsir Yazıları", 1913-1919 aralığında
kaleme aldığı "Manzum Tefsirler" ve 1910-1920 senele-
rinde cami kürsülerinde ve halk arasında dolaşıp yaptığı
konuşmalar, verdiği "Vaazlar" derlenmiş bulunuyor.
Samimi inanç, din kardeşliği ve millet sevgisi gibi yüksek duyguların, yerine göre bazen bir ilim sükûneti, bazen ağlatan coşkun bir heyecanla ifade edildiği bu yazı, şiir ve konuşmalar, bizlere inancımızı yaşama ve di- nimize hizmet yolunda birer rehber olacak değerdedir...
Cenab-ı Hak'tan, bizlere de dinimizi yaşama ve yo- lunda hizmet edebilme aşk ve heyecanını, gayret ve eh- liyetini lütuf buyurması duasıyla...
İLK KEZ BU KİTAPTA; 17. Yıldız vizyonuna ait belgeler
- Gazi Paşa'nın emri ile kurulan
çok özel bir cemiyete ait orijinal belgeler.
Atatürk'ün özel evrakına ait kasaların açılma süreci. Atatürk'ün özel evrakını sakladığı kasalarına dair bilinmeyenler.
Gizlenen Vasiyet neden 50 ve neden GİZLİ ibareleri ile kayda geçti?
Atatürk'ün Gizlenen Vasiyeti için açılan mahkeme davalarına dair belgeler.
Gazi Paşa'nın gizli belgeleri için kullandığı özel mührü ve bu mühürle ilişkili bir kuruma ait bilgiler.
Gazi Paşa ve ona gönülden bağlı ekibi, İstiklal Savaşı'nın temelinin atılmaya başlandığı ilk andan itibaren, mücadelenin belgelerini gün gün arşivledi. Arşivleme süreci, Atatürk'ün vefatı olan 10 Kasım'a kadar sürdü. Arşivlenen çok gizli ve tarihe ışık tutacak çok önemli belgeler 105 adet sarı dosya halinde fihristlendi.
Atatürk'ün vefatından bir süre sonra Çankaya Köşkü'nde bulunan 105 adet sarı dosya Ziraat Bankası'nın zemin katındaki özel kasalara konuldu ve 50 yıl boyunca açıklanmaması koşuluyla saklandı. Devlet yetkilileri ise 2005 yılına kadar 105 adet dosyanın varlığı hakkında sessiz kalmayı tercih etti.
Bu kitapta, Atatürk'ün en yakınında bulunmuş dönemin yetkililerinin anılarında, röportajlarında, meclis tutanaklarında; Atatürk'ün hususi evrakı olan 105 adet dosyanın varlığını doğruladıklarını il belgeleriyle göreceksiniz.
Hier 852 yılında vefat etmiş olan İbn Hacer el- Askalani, 200'den fazla eserin sahibi büyük bir hadis ve kah Alimidir. Müellifin telif eserleri yanında, derleme mahiyetinde bazı eserleri de bulunmaktadır. Tercümesini siz okurlara sunduğumuz "Münebbihât" adlı bu risâle de, müellife nispeti konusunda bazı tereddütler bulunmakla beraber, tasavvufi hakikat ve hikmetlerin, ayet ve hadis- lerle meze edilerek harmanlandığı ve benzerlik-zıtlık esa- sına göre gruplandırıldığı önemli bir derlemedir.
Eser, yazıldığı dönemden itibaren büyük bir hüsn-ü kabule mazhar olmuş, medreselerde talebelerin ellerin- den düşürmediği ve Arapça bilen herkesin zevkle okudu- ğu bir kitap olarak günümüze kadar gelmiştir. Eserin şimdiye kadar yapılan farklı tercümeleri de, benzer bir ilgiye nail olmuştur. Eserin tercümesini müteaddit defalar yayınlayan Yayınevimiz, artık mevcudu kalmayan önceki tercüme yerine, günümüz Türkçesiyle yeni bir çeviri ya- pılmasını uygun görmüştür. Gerek Arapça bilenlerin kar- şılaştırma yaparak daha çok istifade edebilmesi ve gerek- se edebî yönü ağırlıklı olan eserin bu özelliğinin daha iyi vurgulanabilmesi için Arapça orijinal metin de kitaba alınmıştır.
Arapça metin kısmı itinalı bir çalışma ve farklı nüshala-
nn karşılaştırılması ile hazırlanmıştır. Okuyucunun Türkçe ve Arapça metinleri istediğinde mukayese edebilmesi iki dildeki neşrin de sayfa numaraları eşitlenmiş ve ayrıca sözler numaralandırılmıştır. Okuyucu Arapça metni okur. ken Türkçesine bakmak istediğinde aynı sayfa numarası na gidip istediği sözün numarasına bakabilecektir. için
Eserin şiirsel bir dille kaleme alınmış olması ve kafiyeli ifadelerin alt alta sıralanmış olması, Arapça bilenler için bir anlam ifade etse de, bu özelliği aynı oranda çeviriye yansıtmanın zorluğu ortadadır. Fakat mümkün olduğu kadarıyla, eserin bu yönünü hissettirecek ve okunmasını daha zevkli hale getirecek tasarruflarda bulunulmuştur. Eserin hem Arapçasında ve hem de Türkçesindeki bu tasarrufların dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacağı ve takdirine mazhar olacağı kanaatindeyiz.
Esere hâkim olan bakış açısı, her ne kadar bazı açılar- dan günümüz insanının algılarıyla tam olarak örtüşmeye- bilirse de, yüzyıllarca Müslüman toplumların düşünce sistemini etkilemiş genel kabulleri ve değerler hiyerarşisini yansıtması açısından önemlidir. Ayrıca eserin, bugünkü kabullerimizin mukayesesi ve sorgulanması açısından önemli bir fırsat sunduğu düşünülebilir.
Eserin çok amaçlı okumaları mümkün kılacak bir ma- hiyet ve şekle sahip olması nedeniyle, bir defada okunup bir kenara bırakılacak türden olmadığı söylenebilir. Bu özellik okuyucunun eseri, bir başucu kitabı gibi el altında bulundurmasına ve hiç bıkmadan defalarca okuyabilme- sine imkân tanımaktadır. Çağlar öncesinden gelen bu "Uyarılar"ın faydalı olması ümidiyle...
Bediüzzaman Said Nursi, bir hayat ve hareket adamydi. 1918 Wesrutiyet İnkılâbında Selanik Hürriyet Meydanında, binlerce insane tittap ediyor onlara her yönüyle hürriyeti anlatıyordu. Birinci Dünya Savaşında, at isinde einde silah, Ruslarla boğaz boğaza çarpışıyordu.
Bir dává ve ideal adamıydı. Prensiplerini ilan ederken, "em dünya, hem âhiret hayatımı, her ikisini de elime almışım. Tek hayatlı olanlar karsima ckmasın" diyordu. İki minare yüksekliğindeki Van Kalesinden ayağı kayo diserten, a anda bile "Dâvâm!" diye haykırıyordu. 31 Mart Olayında, Sibirya da esarette ve daha sonra darağaçlarının kendisi için hazırlandığı günlerde bile dévésmi ve maksadim pervasızca ilân ediyordu.
Bir måneviyat adamı ve bir mürşitti. Bu yolda her şeyini fede etmekten çekinmemişti. "Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennem alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan dur diyordu.
Elinizdeki bu kitap, Türk/İslam coğrafyası üzerinde iki asırdan beri yürütülen küresel operasyonları belgeleri ve örnekleriyle deşifre ediyor. Kitap, Tanzimat'tan günümüze kadar yaşanan önemli siyasi olayların fotoğraf karelerini birleştirerek gizlenen 'bütünü' gözler önüne sererken; birbirinden bağımsızmış gibi görünen tarihi olayların, aslında birbirleriy- le ne kadar bağlantılı olduğunu siz okuyucuların dikkatine sunuyor.
Kitapta;'eğitim' kılıfı altında örgütlenerek yetiştirdiği yöneticilerle Osmanlı ve Türkiye'ye operasyon çeken "Alliance Israelite Universelle" teşkilatının karanlık yüzü, Osmanlı coğrafyasına "şarkiyatçı" adı altında gelip casusluk yapan küresel efendiler, 1. Dünya Savaşı'nı yedi yıl önceden bilen Parvus Efendi'nin Türkiye operasyonu, Üst Aklın kara para imparatorluğu Oppenheim tefecilik firmasının Osmanlı üzerindeki gizli faaliyetleri, İngiliz casusu ve sahte derviş Arminius Vambery'nin Orta Asya seyahatinin bilinmeyen nedenleri, 31 Mart Vaka'sı ile Gezi İsyanı arasındaki tarihi benzerlikler, Osmanlı'da ilk derin devleti kuran İngiliz Büyükelçisi Lord Stratford Canning'in Osmanlı üzerinde çevirdiği dolaplar, Ortadoğu'daki vekalet savaşlarının perde arkası, Irak ve Suriye'nin parçalanma planlarını 34 yıl önce raporlaştıran İsrailli diplo- matın inanılmaz kehanetleri, Türkiye'nin neden bir "Sivil Anayasa" yapamadığı ve Üst Aklın Recep Tayyip Erdoğan operasyonu gibi bir solukta okuyabileceğiniz ilginç konular yer alıyor.
Edward H. Carr: Tarih nedir? sorusuna ilk cevabım şu olacaktır: Tarihçi ile olgular arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalogdur." demektedir.
Colinwud ise Geçmiş hálá bugun yaşayan bir zaman dilimidir." demektedir.
Tarihin en güzel tanımlarından birisi de "Tarih toplumların hafızasıdır." olsa gerektir. Bu hafızayı canlandıran ve gelecek nesillere aktarılan da hikâye ve anekdotlardır.
Elinizdeki kitap tarihin ibret verici, düşündürücü ve aynı zamanda öğretici yönünü ele alan çeşitli hikâye ve anekdotlardan oluşmuştur.
Bütün okuyucuların dimağlarının tadlanması dileğimizle... keyifli okumalar.
Edward H. Carr: Tarih nedir? sorusuna ilk cevabım şu olacaktır. Tarihçi ile olgular arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalogdur." demektedir.
Colinwud ise" Geçmiş hâlâ bugün yaşayan bir zaman dilimidir." demektedir.
Tarihin en güzel tanımlarından birisi de "Tarih toplumların hafızasıdır." olsa gerektir. Bu hafızayı canlandıran ve gelecek nesillere aktarılan da hikâye ve anekdotlardır.
Elinizdeki kitap tarihin ibret verici, düşündürücü ve aynı zamanda öğretici yönünü ele alan çeşitli hikâye ve anekdotlardan oluşmuştur.
Bütün okuyucuların dimağlarının tadlanması dileğimizle... keyifli okumalar.
Risale-i Nur'dan daha fazla istifade et- meye yardımcı olabilmek maksadıyla, bir 'tanzim' çalışması olarak ortaya çıktı Nur'dan Maddeler kitabı.
Bu çalışma ile, risalelerde konunun akışı içinde geçen, Hazret-i Üstad'ın madde- ler halinde bazen saydığı, çoğu zaman da saymadığı, dikkatle bakıldığında ancak fark edilecek olan, ele alınan konuya ait sırları, nükteleri, özellikleri, sebepleri, sonuçları, halleri, unsurları ve hakikat- leri maddeler halinde sıralayarak ve nazar-i dikkati Risale-i Nur'a çekecek bir formatta konunun ihata edilmesi ve satır aralarında kalan düzenli bilginin ortaya çıkarılması hedeflendi.
Deccal fitnesi, hadislerin ifadesiyle, pey- gamberlerin ümmetlerini ikaz ettikleri en büyük fitne... Bizzat Hz. Peygamber (a.s.m.) alametlerini bildirerek ümmetini Deccal'a ve onun fitnesine karşı uyarıyor.
Peki, bu alâmetler nedir? Deccal nasıl bir fitne ile mü'minlere musallat ve insanlığın
başına bela olacaktır?
Elinizdeki kitap, hadislerin ışığında Deccal fitnesini anlatırken, ahir zaman mü'minleri için uyarıcı ve yol gösterici bilgiler sunuyor. Çünkü, ahir zaman mü'minleri olarak, en fazla biz bu fitneye karşı bilgi sahibi olmamız gerekiyor...
Peygamberimiz (asm) "Hz. Adem'den Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccal'dan daha büyük bir fitne yok- tun" buyurmuştur.
Öyle ki başta Peygamberimiz ve Sahabeler olmak üzere bütün Müslümanlar bin dört yüz küsur senedir Deccal-Süf- yan firmesinden Allah'a sığınmışlar.
"Ahirzaman fitnesi o kadar dehşetlidir ki kimse nefsi- ne hakim olmaz.” buyuran Allah Resulü (asm), bu dehşetli firmenin şerrinden kurtuluşa işaret olarak da "Mehdi ve Hz. İsanın (as) zuhuru'nu haber vermiştir.
Ahirzaman alametlerinin kudsî rivayetler ışığında yo- rumlandığı bu eseri ilgiyle okuyacaksınız.
Bu isimleri okuyacak kimseler ilk önce niyet ve itikatlarını güzel yapmalıdırlar. Zira hadis-i şerifte: "Ameller niyetlere göredir, herkes için niyet ettiği şey vardır" buyrulmuştur. (Buhari, Bedi'valy, moc, 1/3)
İnsan ihlaslı bir niyetle bu isimlerden birini zikretse anında kabul görür lâkin ilk başta en az yüz kere tevbe, istiğfar ve salevât-i şerife okumalıdır. Allah-u Te'âlâ güzel amel işleyenlerin ecrini zâyi etmeyecektir.
Olmuş ve olacak şeyler hakkında kalem kurumuştur. Lakin Allah-u Teâlâ senin hakkında bir şey murad ederse, seni o işe dua etmen için harekete geçirir. Zira hakikatte muharrik olan Faili Muhtar (dilediğini yapmakta serbest olan ve istediği şey için dilediğini harekete geçiren) ancak Allah-u Te'âlâ'dır.
Bir kimse dua edip de kabul eseri görmediği zaman, hemen ümit kesme melidir. Çünkü O sana Kendi murad ettiği zamanda icabeti tazmin etmi (kabul sözü vermiş)tir, senin istediğin zaman değil. İcâbet kaçınılmazdı lakin ilm-i ezelide bunların vakti saati vardır.
Allah-u Te'âlâ bazen istenilenin aynı ile icabet buyurur, bazen de farkl bir yolla icabet (duayı kabul) buyurur. Çünkü Allah-u Teâlâ bütün gayblar hakkıyla bilen Allamu'l-ğuyûbtur, O senin kârını senden iyi bilir.
HER BİRİ ISM-1 AZAM KUVVETİNDE OLUP DÜNYA VE AHİRETLE İLGİLİ TÜM İSTEKLERİ EN SÜRATLİ ŞEKİLDE GERÇEKLEŞTİREN ERBA'ÎN-İ İDRİSİYYE -İDRİS (ALEYHİSSALAMDA İNDİRİLEN KIRK ISMA 1 SERIE
12 Eylül Askeri Darbesi'ni Özal'a önceden duyuran MHP'li kimdi? Özal ANAP'ı kurarken Süleyman Demirel'den kimleri ödünç istedi? Demirel ne yanıt verdi?
Özal'a köprüyü satma fikrini kim verdi?
Eşi Semra Özal'dan boşanmasını Özal'dan kimler, neden istedi? Özal ile Cem Karaca'yı Almanya'da gizlice buluşturan kimdi?
"Paşalar Operasyonu"nun perde arkası...
Özal, suikast girişiminin arkasındakileri ortaya çıkarmak için İsviçre'ye kimi gönderdi?
Irak'ın Kuveyt'i işgal edeceğini CIA ve MİT'ten önce
Özal'a bildiren işinsanı kimdi?
Özal Clinton'dan ne istedi?
Kürt meselesi konusunda Özal'ın kafasında neler vardı?
ANAP nasıl bölündü?
Ölümünden 12 gün önce oğlu Ahmet Özal'a ne vasiyet etti? Eski ABD Başkanı Bush Özal'ı anlatıyor...
Dünyanın kuruluşu ve insanoğlunun yeryüzüne inişi ile ilk Cinayet de işlenmiş oluyordu. Kabil'in Habil'i öldürüşüyle başlayan cinayet elbette ilkti, ama son da olmayacaktı. Ardından, her kesimden çeşitli versiyonlarla cinayetler ve savaşlarla da toplu Slümler başlayacaktı. Bazı cinayetler resmi, bazıları da gayriresmi placaktı.
⚫ Uzaktan ses ve görüntü gönderilerek yapılan suikastlar
• Aselsan Kod Adı: Ölüm Oyunları
• Muhsin Yazıcıoğlu nasıl katledildi?
• Abdullah Çatlı'nın öldürülmesi Turgut Özal nasıl zehirlendi?
• Atatürk öldürüldü mü?
Eşref Bitlis suikasti...
• Papa II. John Paul suikasti...
• Che'nin öldürülmesi...
İsrail Başbakanının öldürülmesi...
Bunlar gibi tarihi değiştiren pek çok suikastın sır perdesi b kitapta aralanıyor...
LOZAN; MUAZZAM BIR IMPARATORLUK MIRASININ HAN-I YAĞMASIDIR..
TÜRKÜN ŞAHSINDA ISLAMDAN İNTİKAM ALINARAK, BUTUN BIR ISLAM DUNYASININ BAŞSIZ BIRAKILMASIDIR!,
LOZANIN GETIRDIĞI; ADALARLA YUNAN STRATEJİK ÇEMBERINE ALINMIŞ İKTİSADİ KAYNAKLARDAN MAHRUM, HER TÜRLÜ ONL VAN VE SIFATI YOLUNMUŞ, GAYRI TASI HU DUTLARIN ÇİZDİĞİ KÜÇÜK BİR TÜRKİYEDİR.
SEBIL YAYINEVİ, TAKRIR-I SUKUN KANIL NU İLE LOZAN'IN ÜZERİNE ÇEKİLMİŞ OLAN SALI KALDIRAN VE ONU MILLI MİSAK ÖNÜN DE İLK OLARAK MUHASEBE EDEN BÖYLE BİR ESERİ YAYINLAMAKTAN ŞEREF DUYAR.
Büyük sarsıntılar geçiren devletlerin içinde hiç sarsılmadan, yıkılan devletlerin enkazı arasından dimdik ve daha da güçlü ikan ve varlığını devam ettiren; gizliliğiyle gücüne güç katan "Dünyanın Efendileri" hakkında neler biliyorsunuz?
Son 20 yılda özellikle internet ve haberleşme teknolojisinde yaşanan değişimler sadece sosyal hayatımızı değil, uluslararası ilişkileri ve özelde güvenlik ve savunma anlayışlarını da büyük ölçüde değiştirdi ve bu değişim devam etmektedir. Yakın zamana kadar bir ülkenin ulusal gücü denilince akla sadece, bugün sert güç olarak adlandırılan 'Silahlı Kuvvetler' gelirdi. Sert güç kullanmanın ekonomik olmaması nedeni ile 1990'larda "yumuşak güç fikri ortaya atıldı. ABD ve AB içindeki uygulamaları ile yumuşak güç pasif bir kavram olmaktan çıkarılarak; ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel gücü başta olmak üzere tüm güç unsurlarının sistematik bir şekilde kurgulandığı ve ülke politikasını destekleyecek işlevler edindiği bir mekanizma haline getirildi. Ancak, halkın beynindeki savaşı kazanmadan silahla bir yere varılamayacağı Irak ve Afganistan'daki savaşlarda test edildi. ABD'de Obama dönemi ile birlikte, fikirler savaşını kazanmak düşüncesi "kamu diplomasisi alanındaki çalışmaların "sosyal medya"daki yeniliklere paralel olarak yeni bir çehre kazanmasını sağladı. Silahlı Kuvvetler de bu işe girmek için "stratejik iletişim" kavramını çerçeve edindi. Bu kavramların yanına başta sosyal medya olmak üzere haberleşme teknolojilerini kullanan "yumuşak istihbarat" olgusu da eklendi. İşte elinizdeki bu kitap bütün bu çalışmaları "akıllı güç" kavramı çerçevesi içinde okuyucularının dikkatine sunmaktadır.
gerel, ulusal ve uluslararası istihbaratın genel bir fotoğrafını çekiyor. İstihbaratın
amundan istihbarat yöntem ve tekniklerine kadar uzanan geniş bir perspektifte Dünyayı yöneten istihbaratın tüm bilinmeyenlerine çeviriyoruz meraklı gözlerimizi. Dünyanın en yaygın ve her kesim tarafından tanınan teşkilatlarından, hakkında smi dışında hiçbir bilgisi bulunmayan 'gizemli' yapılanmalara kadar istihbarat eşkilatları hakkında bilmek istediğiniz tüm detaylar bu çalışmada.
Osmanh'dan günümüze Türkiye'deki istihbarat teşkilatlarının da özel bir bölümde ncelendiği kitapta JITEM'den MIT'e, Önemli İşler Dairesi'nden Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'na uzanan süreçte yerel istihbaratçıların ilginç, sıra dışı ncak gerçek öyküleri ilk kez yer alıyor.
stihbarat, casusluk ve kontrespiyonaj ne demektir?
smanlı'da istihbarat'a en merakli padişah kimdi?
ürkiye topraklarında istihbaratçılığın temelini ilk kim ve hangi örgütle attı? stihbaratçı polislerin kendilerini kamuflaj için' kurduğu otel çok para kazanınca nasıl ir kriz çıktı?
GB nasıl bir örgüttür? KGB'nin 'yalan haber operasyonunun' bilinmeyen detayları nelerdir? srail'in 'kutsal-gizli ve tehlikeli örgütü MOSSAD hakkında merak ettiğiniz her şey uriye'nin Türkiye'yi de karıştıran eli kanlı istihbarat örgütü El Muhaberat'ın tüm hikâyesi an'ın SAVAK ve ETTELAAT örgütlerinin bilinmeyenleri avuz Sultan Selim '40 bin Aleviyi nasıl tespit ettirdi?
tihbarat dünyasının vazgeçemediği 'Bal Tuzağı' nasıl kurulur?
➡zaktan zihin kontrolü ve metafizik istihbarat nasıl yapılır?
rkiye'de İstihbarat Dünyası ve Medya mensuplarının ‘kirli ilişkilerinin' bilinmeyenlerin renmek için tek kaynak
Tarihin derinliklerinde İbranilerle bir şekilde temasa giren ve onlarla yaşit milletler, bugün artık yaşamıyorlar
Hititler, isimlerini ve harabelerini coğrafyamızda bırakarak Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki yerlerini aldılar. Babiililer gibi güçlü devlet ve medeniyetler kuran halklar bile yok artikl
Sadece kitaplardan okuyoruz onların hikayesini
Filistler'in adı sadece sorunlu bir coğrafyada, Filistin'de yaşıyor Kenanlılar deyince damağımızda sadece mistik bir tat kalıyor.
Kenan topraklarında M.Ö. 2300 ile 1600 yılları arasında yaşayan bir milletti Amoriler İçinizde bu milletin adını duyan var mı?
Peki ya: Yabusileri, Moablıları, Girgaşileri, Perizzileri, Hivileri... Bunları duydunuz mu hiç?
Evet, Yahudilerin yaşıtı olan halklar artık yaşamıyorlar ama Yahudiler, bugün hala ayaktalar.
Acaba yaşadıkları bütün olumsuzluklara rağmen Yahudileri ayakta tutan sir neydi?
Bu kitapta bu sırrı keşfedeceksiniz.
Hz.İbrahim'le Inanç ile birlikte soy bağı da kuran Ibranileri, geniş anlamda Ise Yahudileri daha yakından tanıyacaksınız.
"Dünyayı yöneten birileri var mi Ya bunlar arasında en merak edilen iluminati..
Devletlerin, milletlerin kaderinin ellerinde tutmak tarihi yönetmek isteyen birileri... Hep merak edilen, ancak sır olmaktan dhege gidemeyen girl örgütler gizli efendiler
Kimdir kendilerine illuminati adını veren bu topluluk?
Gizli bir kardeşlik örgütü dünyayı gerçekten kontrol altına almak mı istiyor?
Yoksa tüm bunlar söylence komplo ve efsaneden mi ibarettir?
Bürokrasiden siyasets askeriyeden adi makamlara, medya patronlarından. büyük ölçekli ve çok uluslu şirket sahip ve yöneticilerine kadar gizli sayısız Üyesi olduğu söylenen Yüzyıllardır aynı amaç için çalıştıkları dünya üzerindeki tüm mali ve idari kararları alarak tüm yer üstü ve yer altı kaynaklanın kontrolünü tek başlarına ele geçirmek yönetmek iddiası ve amacı doğru mu sizce?
İşte bu kitap, komplo ve gerçek arasında sır olarak görülen gizemli dünyanın kapısını sizler için aralıyor.
Amerikan istihbarat servislerini anlamadan 1945 sonrası Amerikan iç ve diş politikasını ve dünya sistemini anlamak imkansızdır. Doç.Dr. Sait Yilmaz in ABD İSTİHBARATI 1947-2013" adli kitabı Türkçede şu ana kadar Amerikan istihbarat servisleri konusunda yayımlanmış en kapsamlı ve özgün araştırmadır. Her Türk aydın için bir başucu kitabı niteliği taşıyor.
Prof.Dr. Ümit Özdağ
Tipki uluslararası ilişkiler disiplini gibi güvenlik ve istihbarat alanındaki çalışmaların da önce Amerika Birleşik Devletlerinde bir bilim alanı haline gelmesi tesadüf değildir. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD'nin uluslararası konumuna ilişkin kuramsal çalışmalar yapma ihtiyacı, güvenlik ve istihbarat alanındaki çalışmalan tetikledi. ABD'de 1947 yılında çıkanlan Ulusal Güvenlik Kanunu ile kurulan CIA'dan sonra pek çok istihbarat servisi daha kuruldu ve sayılan 16 ya ulaştı. Öte yandan ABD'nin istihbarata bakışı da çeşitli kunlima noktalarından geçti. Istihbarat vasitalan kadar, yöntemleri ve konseptien de oldukça değişti. Açık ve örtülü faaliyetler birbirine karıştı. İstihbarat örgütleri pek çok işlerini özel şirketlere vermeye başladılar. Askerler, CIA'nın taktik istihbarat ve örtülü operasyon işlevlerine sahip çktlar. Elinizdeki kitap kuruluşundan bugüne ABD istihbarat toplumunun yaşadığı tüm değişimleri ve reform çalışmalarını ele almaktadir
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlıklar kimler tarafından, nerde ve nasıl yapıldı?
• FETÖ'cüler böyle bir darbe girişimine neden kalkıştı?
• Darbe saati niye erkene alındı?
• Darbenin ilk saatlerinde Fetullah Gülen hangi sivil imamla görüştü? Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım darbe olduğunu
öğrendiklerinde ne konuştular, ne karar aldılar?
Genelkurmay Karargahı ve diğer karargahlar nasıl işgal edildi? Üst düzey komutanların başına ne geldi?
• Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim, Fetullah Gülen'le kimi görüştürmek istedi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Marmaris'ten İstanbul'a intikali nasıl planlandı, yol boyunca neler yaşandı?
⚫ Ankara'yı bombalayan uçaklara kim talimat verdi? • TRT baskınının ve TV'deki darbe bildirisinin arka planında neler yaşandı?
Ömer Halisdemir, Semih Terzi'yi nasıl etkisiz hale getirdi? • Darbe nasıl bastırıldı, darbeciler hangi koşullarda teslim olmak zorunda
kaldı?
Darbe başarılı olsaydı nasıl bir Türkiye'ye uyanacaktık?
Asırlık Gece, hazırlık safhasından bastırıldığı ana kadar darbe girişimi kapsamında gerçekleşen birçok olayı, deliller ve belgeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almakta ve aydınlatmaktadır.
Fahişeler ve ajanların yolları neden hep kesişir? Giordano Bruno neden yakıldı? Peki, Jeanne d'Arc? James Bond filmlerinin kahramanları hangi ajanlardan esinlenerek yaratıldı? Yunanistan'ın NATO'ya dönmesi konusunda Devlet Başkanı Kenan Evren'i kim ikna etti? Bu kitapta, bu ve
daha birçok sorunun yanıtını bulacaksınız.
Walter L. Pforzheimer, CIA'den emekliye ayrılmış çok deneyimli bir casus. Ona göre ilk casusluk olayı Âdem ile Havva arasında geçti. İncil'in ünlü Yılan'ı ilk casus ve Havva da onun ilk Asset'i idi. Arkeologlar, Suriye'de günümüzden 3800 yıl önce yazılmış bir tuğla tablette casuslardan yakınıldığını belirtiyorlar.
On yıllardır ulusal güvenliği boşlamış iktidarların Türkiye'yi ne denli güvenlik zaafına uğrattıklarının örnekleriyle anlatıldığı bu kitapta Aytunç Altındal, "Diğer ülkeler bir yana, o günlerden bu yana Anadolu toprakları casusların en çok gönderildiği bölgedir. Soğuk Savaş yıllarında en iyimser tahminle ortalama 25 ülkeden Türkiye'ye yaklaşık 10 bin casus, ajan vb. geldi. Günümüzde bu sayı 3 bin 500 civarında. Sadece Ankara'da yaklaşık 280.290 deneyimli askeri personel, diplomat, istihbaratçı şu ya da bu amaçla bilgi topluyor. Gerisini siz düşünün" diyor.
Orta Doğu'daki Türk egemenliğinin tasfiyesini başlatan gelişme; In- giliz politikalarının etkisine kapılan Haşimi ailesinden Mekke Şerifi Hüseyin'e bir Arap imparatorluğu vaat edilmesiydi. Hüseyin'e bağlı kabilelerin 10 Haziran 1916 da Mekke'deki Osmanlı garnizonuna saldırısı ile Arap Isyanı başlamış oldu. İsyanın devamında sıcak çatışmaların yanı sıra Türkler ve İngilizler arasında büyük bir istih- barat savaşıda yaşandı. 1914-1918 yılları arasında Orta Doğu'da Türkler ve İngilizler arasında yaşanan bu mücadele her şeyden önce tarihin ilk modern istihbarat savaşıdır. Bu savaştan günümüze Türk Milleti'nin yaptığı ya da yapamadığıyla ilgili olarak ders alınacak pek çok önemli husus vardır. Orta Doğu'daki bugünkü kaosun arkasında Lawrence kadar sorumlu olan Osmanlı subayı Üsteğmen El-Faruki'nin kim olduğunu, Ingiliz ajanı Gertrude Bell'in Irak'ta neler yaptığını, In- gilizlerin Orta Doğu'da nasıl bir istihbarat teşkilatı kurduklarını, Arap Isyanı'nı nasıl kurguladıklarını, Lawrence, Bell, El-Faruki, Mekke Serifi Hüseyin ve bilmediğimiz diğerlerinin bu kurgunun nasıl bir parçası olduklarını, Arap İsyanı'nda nasıl tuzağa düşüldüğünü ve İn- gilizlerin Orta Doğu'daki geçmişten günümüze uzanan asıl hedefleri- nin neler olduğunu bilmeden ve anlamadan Orta Doğu'yu nasıl kaybet tiğimizi çözemeyiz.
Bu çalışmanın temel amacı, 1914-1918 tarihleri arasında yaşanan Osmanlı - İngiliz istihbarat savaşlarına odaklanarak, Orta Doğu'yu bugüne getiren 100 yıl önceki durumu açıklığa kavuşturmaktır. Bunu yaparken de gerek Ingiliz gerekse Osmanlı istihbarat yapılanması ve kullanılan istihbarat yöntemlerine yer verilmiştir. Orta Doğu'da d günün koşullarını ve yabancıların içimizdeki faaliyetleri ele alınırken bunun yanı sıra Teşkilât-ı Mahsusanın kahramanlarının üstün gayret lerinin İngilizlerle yarışacak nitelikte olduğu da gözler önüne seril
mektedir.
Kitabı okurken Arap çöllerinde can veren şehitlerimizin yattıklar yerlerden size uzanan elleriyle, "bizi hatırlayın" dediklerini hissedecek ve ürpereceksiniz.
Mitolojik anlayıştan Yahudilige, Hıristiyanlıktan, Kur'an'in nuzul çağındaki insana, kısacası ilk insandan sonuncusuna kadar herkesin ve her düşünce sisteminin yakinen ilgilendiği, daha doğrusu ilgilenmek zorunda olduğu bir kavramla, tevhid inancına sahip bir ferdin ilgilenmemesi düşünülemez. Bilimin, konuya duyarlılık derecesi ve yaklaşımı ayrı bir merak konusudur. Rölativite, uzaya giden ikizin bir yılına karşılık yeryüzündekinin 14 yıl yaşlanması, uzaydan dönen ikizin torunlarıyla karşılaşması, "bir günün bin yıl" olması nasıl bir şeydir. Varlığın başlangıcı ve sonu, nereden gelip nereye gittiği ve var olan bir şeyin yok olup olamayacağı hususunda yapılan tartışmalar neyi sorgulamaktadır. Başa gelen felaketlerin sorumlusu zaman olabilir mi? varlığın enerjiye, enerjinin varlığa dönüşmesinde varlıkta meydana gelen değişimin zamana yansıması, varlık ve zamanın başlangıcı, kara delikler ve ötesi, kozmik arka planın varlık ve zaman açısından mahiyeti, sürekli aynı meraki uyandırmaktadır.
Çalışma, bir giriş ile üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, genel olarak zaman hakkında yapılan tanımlar, diğer dillerde zaman anlamında kullanılan kelimeler, varlık ve zamanın tabiati gibi konular özet olarak ele alınmıştır. Birinci bölümde, felsefe ve bilim açısından zamanla ilgili problemler ele alınarak sorgulanmıştır. İkinci bölümde, Kur'ân'da etimolojik yapı ve semantik analiz, zaman açısından incelenmiş, zaman ifade eden kelimeler ise ifade ettikleri zaman ölçümüne göre tasnife tabi tutularak, kozmolojik zaman ifade edenler, biyolojik zaman ifade edenler ve süresizlik ifade edenler diye üç başlık altında işlenmeye çalışılmıştır. Bu bölümde ele alınan ayetler, lügat, tefsir, hadis, kelâm, felsefe, fizik, tip ve jeolojiden elde edilen bilgilere, kavram, semantik, dil ve anlambilimle ilgili çalışmalardan elde edilenler de katılarak, bir bütün olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Birinci ve ikinci bölümlerde tartışılan konuların işlevi, üçüncü bölümde Kur'ân'da varlık ve zaman stratejisinde gösterilmeye çalışılmıştır. Bu bölümde varlık ve zaman, ontolojik yönden ele alınarak, ebedî âlem ve ara dönemler, kendi içindeki aşama ve ardışıklığı ihmal edilemeden incelenmiştir. Aynı bölümde ele alınan, bize göre çok önemli diğer bir başlık ise Kur'ân'ın içeriğine ait zaman stratejisidir. Burada ise fizik, felsefe ve kelâmın en önemli tartışma konuları olan geçmiş, şimdi ve gelecek ile tedricilik, planlama ve bazı olağanüstü durumlardaki zaman sorgulanmıştır.
Böylesine problemli ve soyut bir konuyu çalışırken amacımız, daima varlığı ve varlık ötesini kuşatan Kur'ân'ın anlaşılmasına küçük bir katkıda bulunmak olmuştur. Bu niyetle yapmış olduğumuz bu çalışmanın, bundan sonra yapılacak olan çalışmalara da önemli katkılar bulunacağına inanıyoruz.
YAZAR HAKKINDA: Zeynel Dinken, 1943 xalında Clariantep'te slopisu. 1966 yılında Ankara Universitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi kuat Maliye Holo mü'nden mezun oldu. Milli Eğitim Bakanlığa burslusu olarak Fransada Montpellier Universite si'nde doktora çalışması yapts, 1972 yolunda "es problèmes de hiveloppement de la région de L'Anatolie Orientale. Une comparaison avec l'experience du
Tecrübesiyle Mukavese" adh doktora tezini savunarak doktor unvonialsh.
1974 yılında "Kalkuma Kutuplars Teorileri" adh teste docent ünvanın alda ve 1979 yılında profesörlüğe yükselikli, Halen Uludağ Üniversitesi Iktisasli ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesidin
Evli ve iki çocuk sahibi olan Zeynel Dinler'in çok sayıda bilimsel makale ve tebliği vardu. Halen yayında olan kitapları sunlarch:
1. Bölgesel İktisat (Yedinci Baska). Ekin Kitabevi Yay, Bursa, 2005, 2. Mikroekonomi (Onalinci Basku). Ekin Kitabevi Yay, Bursa, 2005, 3. Tarum Ekonomisk (Beşinci Baska, Ekin Kitabevi Yay, Bursa, 2000, 4. İktisada Giriş (Onbirinci Baski). Ekin Kitabevi Yay, Bursa, 2005,
5. Bilimsel Araştırma ve E-Kaynaklar (Beşinci Baskt).Ekin Kitabevi Yay..
Bursa, 2006,
KİTAP HAKKINDA: Bu kitap, özellikle genç araştırmacıların, araştırma konularını seçmelerinden, araşturmanın bilgisayarda yazılmasına kadar, ellerinden hiç bırakmamaları gereken, her sayfasından yararlanabilecekleri bir kılavuzdur, Mezuniyet ödevi (yada tezi) hazırlayan lisans öğrencileriyle yüksek lisans
ve doktora tezi hazırlayan lisansüstü öğrencilerinin yanı sıra, rapor vb, bilimsel
metin hazırlayanların yararlana bileceği bu kitapta, bilimsel araştırma ve
türleri öz olarak belirtildikten sonra, araştırma konusunun seçimi ve
Sınıflandırılması, geçici plan hazırlanması, kütüphanelerden kaynak
derlenmesi, toplanan kaynakların değerlendirilmesi, araştırmanın yazılması
aşamasında ilk müsvetteden temize geçilmesine kadar neler yapılması
gerektiği (uslup, biçimsel koşullar, metin aktarmaları, dip notları ve
bibliyografyanın yazımı, çizelge ve şekiller) adım adım oldukça ayrıntılı
olarak açıklanmıştır. Kitabın son bölümünde bilimsal araştırmalarda giderek daha yoğun olarak yararlanılmaya başlanan e-kaynaklar (arama motorları, elektronik kütüphanalar, makale ve teze ilişkin siteler) ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Merhum Ebu Gudde İmam-ı A'zam'dan (ra) nakille, "Âlimlerin güzelliklerini anlatan hikâyeler bana fıkhın birçok meselesinden daha sevimli gelir. Çünkü bu hikâyeler bize âlimlerin edeb ve ahlakını öğretir" demiştir.
Yıllardır bir kısım kitap ve filmlerde, tarihte ol- mayan, yaşamamış kimselerin yalancı hayatlarıyla şekillenen dünyalarımızı, kendi içimizden, gerçek- ten yaşamış ve gerçek hayatlarıyla bizlere rehber olacak bu kutlu insanların hayatlarından gerçek manada istifade ederek yeniden şekillendirmemiz gerekmektedir. İslam büyüklerimizin o güzellik- leriyle, hayatımıza çekidüzen vermek hepimiz çin zaruri olup, kendimizin ve evlatlarımızın daha güzel yetişmelerine vesile olacaktır inşallah.
Bu çalışma İslam büyüklerinin yaşanmış binlerle kıssalarından seçilmiş küçük bir buket gibi sizlere sunulmuştur. O dünyadan bir damla hükmün- dedir. Saydığımız hayırlardan bir kısmına vesile olması ümidiyle...
1951 yılında savaş içindeki İsrail'in geleceğini güvence altına almak için kurulan Mossad, en acımasız casusluk, anti terörizm ve suikast operasyonlarının sorumlusu oldu. Gordon Thomas'in ilk kez 1999 yılında yayımlanan ve Mossad ajanları, muhbirleri ve casus liderleriyle kapalı kapılan ardında yapılan görüşmelerin yanı sıra çok gizli belgelere ve kaynaklara dayanan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan kitabı, Israil'in efsanevi istihbarat servisi hakkında daha önce açıklanmamış gerçekleri gün ışığına çıkarıyor. Ve şimdi, bu yeni baskıda Thomas ilk metni güncelleştiriyor ve Mossad'ın gerçekte ne olduğunu gösteriyor: Zeki, acımasız ve kusurlu ama kesinlikle nefes kesici!
- Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinde Mossadin
gizli rolü - Radikal Islamcıların intihar komandolarını kadınlar da dahil olmak üzere eğitme yöntemleri
- İstihbarat servisleri hangi ileri teknoloji ürünü sistemleri kullanıyor ve bunlarla neleri başarabiliyor
- Mehmet Ali Ağca'yı papa II. John Paul'ü öldürmeye gönderenler ve eğitim kamplarında beyin yıkayanlar
Çin'in, ABD merkezli paravan şirketleri ve bunların Usame Bin Ladin ile
bağlantıları Mossad'ın 11 Eylül saldırılarının öncesinde ve sonrasında olan olaylardaki rolü; Usame Bin Ladin ve El Kaide hikayesinin ardında yatan gerçekle - Mossad in Irak Savaşı'ndaki açıklanmayan rolü
Türkiye'de 'Derin Devlet' kavramının ete kemiğe bürünmüş halidir Mahmut Yıldırım. Ya da namı diğer; Yeşil. İşbirliği yaptığı istihbarat veyahut güvenlik kurumuna göre kod adı sürekli değişen fakat kendisine biçilen misyon itibariyle faaliyet alanı hiç değiş meyen bu gizemli adamın yaşamındaki bilinmeyenleri elbette ki bilinenlerden çok daha fazladır.
Adının karıştığı yüzlerce 'Suç Dosyası'na rağmen polis ta- rafından yakalanamayan, hakkındaki klasörler dolusu iddia- namelere rağmen bir kez mahkemeye çıkarılamayan, yapıp ettik- leriyle ilgili değil yargılanmak, savcıya bile ifade vermeyen bu gizemli adamın etrafında örülü sır perdesini aralama gayretidir elinizdeki bu kitap..
Kısaca, derin devletin kara kutusu Yeşil'in hikayesi aslında tam olarak eski Türkiye'nin o bir türlü eskiyemeyen Türkiye'nin yedi kısım tekmili birden hikayesidir.
Dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın hazırladığı 'Susurluk Raporu'nda kendisine tam 12 sayfa ayrılan, bir dönem Güneydoğu'da 'Sakallı' namıyla canını yakmadığı kişi kalmayan, Öcalan operasyonlarından Sabancı suikastçisinin Türkiye'ye getirilme sürecine kadar her önemli olayda başrol oy- nadığı 'varsayılan' bu gizemli adamın hayat hikayesinin bilin- meyenleri aydınlatılmaya çalışılacak bu kitapta.
İçinde bulunduğu aile orta- mı, yetiştiği çevre, aldığı eğitim ve dönemin sosyal şartlarından dolayı tam bir bilgi ve aksiyon adamı olarak yetişen Mehmet Âkif'i unutulmaz yapan sebepler nelerdir? Zenginlik mi, makam mevki mi, sahip olduğu herhangi bir güç mü, şöhret mi ya da şiir- leri mi? Yoksa alçak gönüllülük edip "Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!" dediği ha- yatı mı? Hakkın Sesi Mehmet Âkif; hatıraların ışığında hayatıy- la, tertemiz ahlakıyla, her biri bir ders mahiyetindeki seçme misra- larıyla 'özü sözü bir ve berrak bir insan' olan İstiklâl Marşı şairimi- zin örnek özelliklerini ve erdem- lerini Âsım'ın Nesli'ne aktarmayı hedeflemektedir.
ALI SELMAN DEMİRBAĞ BEYİN KONTROLU BEYNİMDEKİ YABANCI
Günümüz yeni bir teknolojinin eşiğinde... Dünyayı yörüngesinden oynatabilecek teknolojiler üreten zihniyet, insan ırkını tamamen ortadan kaldırmak mı istiyor?
Elektromanyetik olarak yaratılmış evrenimizde elektromanyetik teknolojiyi üretip kullanmamız için önümüzde bir engel yok... Zira Batı'da çalışmalar başlamış durumda... Bu teknoloji üzerinde çalışmamız hem savunma anlamında hem de insana karşı yapılabilecek zulmü engellemeye yönelik çalışmalarda büyük önem arz etmektedir. Yoksa çok geç olacak ve bir daha dünyada esamemiz bile okunmayacak...
Ey Türk milleti! Sen ki tarihten aldığın miras ile İslam'ın sancağını kendine hak görüyorsan, bu son firsat! Ya yok olacaksın ya da hüküm sahibi olarak hem sancağı taşıyacak hem de zalimin zulmüne dur diyeceksin!
Egitim Psikolojisi kitabı, yaşamda sürekli gerçekleştirdiği ve Nepimizi kapsadig için pek de farkında olmadığımız ve olağan karşıladığımız iki temel MUCİZEyi açıklamayı amaçlıyor! Birincisi, dollenmiş bir yumurtadan bir bebeğin dünyaya gelişi, büyüyüp gelmesi ve bir yetişkin olması... İkincisi, doğduğunda dünyaya dair bigbir bilgisi olmayan bu bebeğin yaşamayı öğrenmesi...
Kitap özellikle öğrencilerin gelişim özelliklerini tanıyarak onların "öğrenme yaşantıları" kazanmalarını sağlamakla yükümlü ğretmenlere yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu nedenle universitelerin öğretmenlik programlarındaki "aday öğretmenler" için YOKün öğretmenlik programları içinde yer alan "Eğitim Psikolojisi dersinde kullanılabilecek bir kaynak kitap olarak tasarlanmıştır. Konuların seçimi, sıralama ve kapsamı ile biçimsel tasarımı bu hedef kitlenin düzeyine ve gereksinimine uygun olarak hazırlanmıştır.
Ancak, kitabın öğretmen ve öğretmen adaylarına olduğu kadar çocuğun gelişim ve öğrenme sürecini öğrenip onun gelişimine yardımcı olmak isteyen anne ve babalara, dünyada var olma, gelişme ve yaşamayı öğrenme sürecini merak eden ve bu süreci olumlu etkileyerek kendini geliştirmek isteyen herkese yararlı olacağı düşünülmektedir.
2650- Takvaya ermiş bir adamın arkasında kılınan namaz makbuldür. Takvaya ermiş bir kişiye verilen hediye makbuldür. Takvaya ermiş bir kişinin yanında oturmak ibadet sayılır. Onunla müzakere etmek ise sadaka sayılır.
hafaza ediyor. Tekrar geçen bir yeni sesle, bir evvelkises götürmüyor. Her bir sesi ayrı ayrı muhafaza ediyor. Her şeyde Cenab-ı Hakk'a gidecek bir yol bulmak n yı harfiyle bakmakla mümkündür. Käinata, kainat nam bakan, onun sahibi namına bakmayan, kainat kitabımd
mayı bilmiyor demektir.
• "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah 24 bar mi dört saatin Allah için geçirilmesine işarettir. (MN Efendi)
• Adamın biri Hacı Tevfik Efendi'ye gelip, “Ben nefsimi s- lah ettim" der. Hacı Tevfik Efendi de gülümseyerek, "Hi kuyruğuna bastılar mı?" diye sorar. Bundan anlaşılıyor ki, ne- fis ıslah olmaz, ona itimat edilmez, o her kötülüğü ister.
Sinek konmaz
• Hz. Peygamber (a.s.m.) ve Gavs-1 Geylânî'nin (k.s.) üzer lerine sinek konmamasının iki sebebi vardır: 1. Aczlerini tam hissetmeleri 2. İkaza ihtiyaçları olmamalarıdır. Sinek nura konmaz.
• Kur'an okuyan manaya aşina ise, okuduğu zaman dinle yicilere de tesir eder. okumasını bilen her
gün bir hizip okumalı ki, Kur'an'ın hakkını vermiş olsun. Kur'an'ın sırr-1 i'cazı bitmemiştir. Delil, her asırda yazı
Kur'an
lan tefsirlerdir.
Kur'an-ı Kerim'de otuz iki yerde namazla zekât beraber
zikredilmiştir. ⚫ Cenab-ı Hak horoz sesini, Kur'an okuyanın sesini ve se herde istiğfar edenlerin sesini sever.
• Kim Âmenerresûlü'yü yatsıdan sonra okursa, bütün
ce ibadetle kaim olmuş gibi mükâfatlanır. Sure-i Bakara'yı okuyana sahirler sihre muvaffak olamazlar. Bu surenin okunması bereket, terki haybettir. • Kur'an-ı Kerim'in 6666 ayeti şöyle tasnif edilmiştir:
1000 emir ayetleri
1000 nehiy ayetleri
1000 tebşir (müjde) ayetleri
1000 azap ayetleri
1000 kısas (haber) ayetleri
1000 emsal ve ibret haberleriyle ilgili ayetler
500 helal ve haram ayetleri
100 dua ve tesbih ayetleri 66 nasih ve mensuh ayetleri
Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hakk'ın "Biz" diye zikrettiği ayetler haşmet-i saltanatının icraat-ı ulûhiyetine işarettir. Yani "Sizin her fiil ve hareketinizi, memurlarım olan melaike ve kâinatta sizinle alakalı olan mevcudatla tespit ettiriyorum. Ta ki, onlar ahirette size şahit olsunlar" manasını ihsas etmek içindir.
Hakk'ı tesbih eder, fakat kâfire hiçbir faydası olmaz. .Sizden bir Müslüman, hasta kardeşini ziyaret ettiğinde, "Arg-1 Azam sahibi olan Ulu Allah'tan sana şifa dilerim" de sin.
. Her veli, bir peygamberin sireti üzerine halk olunmuy tur. Istiğrak, kurbiyet-i ilahiyeye mazhar olanlarda meydana
gelir, akrebiyet-i ilahiye mazhar olanlarda o hal zuhur etmez. Gafletli hareket sahibi, kendisiyle irtibat kuranlan da gaflete sevk eder. ⚫ Hocasından ders alan bir talebe daima derse geç kali-
yormuş. Hocası sormuş. O da demiş ki: "Hocam, sudan geçemiyorum, köprü de yukarıda olduğu için dolaşınca geç kalıyorum." Hocası:
"Oğlum, bismillah söyle, suyu geç!" demiş. Talebesi de her sabah, "Bismillah" diyerek suyu geçiyor-
muş. Hocası sormuş:
"Oğlum, artık erken gelmeye başladın?"
"Evet, Allah razı olsun, bana öğrettiğiniz gibi yapıyorum!"
demiş.
Talebesi bir gün:
"Bugün bizim fakirhaneye gidelim" demiş. Hoca merkebe binmiş, suyun kenarına gelince, talebe, "Buyur hocam!" de- miş. Fakat hoca sudan geçememiş, köprüden dolaşarak geç- miş.
"Yavrum, sen yine itikadını bozma, bildiğin gibi işine de-
vam et" demiş. . Bazı evliyalar terakki ederek istidadı enbiya derecesine çıkar. Fakat o mertebede kalmaz, tekrar düşer. Çünkü çalış- mayla enbiya makamına çıkılmaz. Bir an çıktıktan sonra tek- rar inerler. Enbiyayı ise Allah seçer. Hatta bazıları var ki, "Yahu ben peygamber mi oldum?" der. O zatın mürşidi ise,
Peygamber Efendimizin evlenmeye tergib ve teşvik eden mirleri pek çoktur. Ancak evlenmekte manevî ve imani kü- yani denklik olması da pek elzemdir. Bunu esas tutma- anların aile hayatları ya çabuk bozulur veya pek huzursuz hur. Bir hadis mealine göre de, "Ahirzamanda ümmetimin ha-
rlısı dünyadan hazzı az alandır" buyurulduğu rivayet edili-
or. Bunu da evlenmemekle tefsir ediyorlar. Kanaatimce o
hadis umumi değildir. Ümmetin manevî yaralarını tedaviye
manen memur edilenlere mahsus olsa gerektir. Eğer evlenil-
mezse bu meşru yol haricinde harama girmek tehlikesi vardır. • İslamiyet'te erkek kadını tatlik edebilir, fakat bu en son çaredir. Talak ve Tahrim Surelerine bakılsın.
• Nikâhta kadın ve erkek, yekdiğerine küfüv, yani denk olmalıdır. Bu da kitabü't-talakta vardır. Merhum Üstad bir yerde, "bir hanım, kader-i ilahî iktizası kötü bir erkekle ev- lenmişse onun salahina intizar etmesini" tavsiye buyuruyor. Ayrılmak en son çaredir. Sözü geçen hatırı sayılan bir zat va- sıtasıyla nasihat edilmelidir.
lyi zatların çocukları neden iyi tavır göstermiyor? Orada burada yedikleri haram lokma yüzünden! Bizi iki şey perişan ediyor: Biri nikâh, biri lokma!
Bir evde bir târikü's-salat olursa o evde bereket olmaz.
Dua
Bir kul ana babası için duayı kestiği zaman rızkı kesilir. (Hadis-i şerif) Üç kişinin duası kabul olunur: Babanın, misafirin ve
mazlumun. (Hadis-i şerif) Cenab-ı Hak, "Yetmiş-seksen yaşındaki mü'minlere azap etmekten hayâ ederim" diyor. Abdestlinin teyemmümlü imama uyması sahihtir. Hakiki namaz insanı dünyada ve ahirette yolda bırak-
Itidal-i dem, soğukkanlılık, cesaretten daha güzeldir. Ehl-i ilim ve erbab-1 ihtisas bir zatın huzurunda veya
meclisinde otururken veya onunla görüşürken, tezauf etmiş ene sahipleri, bir şey soruyormuş gibi konuşurlar, ehline fırsat vermeden kendi bildiklerini söylemeye başlarlar. Sözleri tü- kenince o ehl-i ilim ve erbab-1 ihtisas meclisine tasdik ettirmek in soru mahiyetinde, "Acaba doğru mu?" diye veyahut, "Efendim, ben böyle anlıyorum, yanlışım varsa düzeltiniz" demekle, güya tevazu yaptığını zannederler.
Bu gibi şahıslar, ehlinin, erbabının ve başkasının o mevzu- da konuşmasına imkân vermediklerinden, kendisinin bilme- digi birçok hakikatlerin tezahürüne mani olurlar ve dolayısıy- la tezahür edecek hakikatleri de öğrenemezler. Bu gibi şahıs- lar, ekseri hakikat dersini alamadan cahil olarak ölürler.
Bu hastalık kendisinde olan şahısların, konuşmaktan ziya- de "Benim bilmediğim ne gibi hakikatler var, öğreneyim" di- yerek sükûtu tercih etmeleri lazımdır. Böyle kimseler şu haki- kati kendilerine rehber edinmelidirler: "Ehl-i ilim ve erbab-1 ihtisas meclisinde konuşmak edepsizliktir!"
Lihye-i saadet
Peygamber Efendimizin (a.s.m.) lihye-i saadetinin üç özel- liği vardır: Gölgesi yoktur, gece nur verir, ateşte yanmaz. Lihye-i şerif böyle tecrübe edildikten sonra camilere konur.
İnsan
⚫ İnsan bin bir ismin tecellisine mazhar olabilir surette ya- ratılmıştır. Hayvan ise en fazla yirmi ismin tecellisine maz- hardır. •Sû-i karin (kötü arkadaşın) en tehlikelisi gazetelerdir.
Davetlere icabet eden şahsın midesine giden gida, nutfe olarak rahm-1 madere intikal edeceğinden, o lokmanın helal veya haram olması çocuk üzerinde müspet veya menfi tesir eder. Ihsan
ve ikram-1 ilahi, insanın acz ve fakrıyla ihlası ve teveccühü nispetinde gönderilir. • "Insan à ona derler ki, içi dışına dönse utanacak hali ol-
Bir gün Peygamberimize bir fakir sahabi gelir. Evlenmek istediğini söyler. Peygamberimiz bakarki Levh-i Mahfuz da bu gece ölümü yazılmıştır. Gene de onu evlendirir. Fakir sahabi birde helva ister. Ve gece olur. Fakir sahabinin kapısı çalınır. Bir miskin Allah c.c. rızası için bir şey ister. Onlarda gönül rızasıyla helvayı verirler. Sabah olur ama ölmezler. Çünkü gece yaptıkları hayır helvanın üstüne yılanın zehirini akitmasina engel olmuştur. Erkam Radyo. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri İsmail Hakkı Bursevi
MAKBULE ATADAN: İki küçük kız kardeşi olan Atatürk'ün Naciye isimli kardeşi 16-17 yaşında iken ölmüştür. Makbule Hanım ise Atatürk'ün kendinden sonra uzun süre yaşayan tek kardeşidir. 1956 yılında Gülhane Hastanesi'nde ölmüştür.
ler olduğu ve birçokları geri dönmediği için oğlunun subay olmasını temiyormuş. Mustafa'nın okumasını istediği bu kararsız günlerinde bir gece rüya görmüş. Rüyasında, oğlu bir altın tepsi ile minareye çıkıyor. muş. Bu rüyayı komşuları, askeri okulun Mustafa için çok hayırlı ola cağı şeklinde yorumlamışlar. Bunun üzerine Zübeyde Hanım da Musta- fa'nın askeri okula gitmesine razı olmuş. Böylece Mustafa'nın askerlik hayatı başlamış.
Bir subay hanım vardı Sık sık bana ziyarete gelir, ahlap de dik. Bir gün 20-25 yaşlarında kadar olan kız kardeşini de beraber g mişti. Bir de baktım bu hanum benim ölen kardeşim Naciye'ye o kad benziyor ki. Saçlarının rengi, hareketleri, boyu posu onunla gid Bunu kendilerine anlattım. Bu nedenle bana ziyarete geldiğinde onu da getirebileceğini ve çok memnun olduğumu söyledim. Bu iki ham be na birkaç defa daha ziyarete geldiler. Bu benzerliği bir gün ağabeyin de anlattım. O da bu hanımı merak etti ve görmek istedi.
Yine bir gün hanımlar bana geldiklerinde ağabeyime haber ver dim. Ağabeyim de bir fırsat bulup bize geldi ve hanımlarla tang. S ra da bana, hanımın hakikaten Naciye'ye çok benzediğini ve onu çok sevdiğini söyledi.
Onlar gidince oturup rahmetli Naciye'den uzun uzun bahsenik Ona rahmet diledik. Ağabeyim çok duygulandı. Bu hanım gelince yine haberinin olmasını, eğer fırsat bulursa gelip onu göreceğini, çünkü o görünce Naciye ile yaşar gibi olduğunu söyledi.
Aradan bir zaman geçti. Ben bir gün o hanımlanı yine çaya çağr dım. Geldiler. Ağabeyim de geldi. Hep beraber oturup çay içtik ve ko nuştuk. Ağabeyim pek neşeliydi
Az sonra ağabeyim birden kalkıp gitmek istedi. Ben uğurlamak
için kapıya koştum. Baktım ağabeyimin neşesi kalmamış, yüzü asık ve pek sinirliydi. Bana döndü ve "Artık bu hanımlarla ahbaplığın bence hiçbir değeri yoktur. Benim onlarla birkaç defa ilgilenmem ve yakınlık göstermemi çok başka türlü yorumladıklarını anladım. Bence görüşme- mizde artık hiçbir sevimlilik kalmamıştır." diyerek gitti.
Anladım ki bekar olan ağabeyimin onlarla birkaç defa beraber ol- masini ve oturup onlarla çay, kahve içmesini çok başka türlü yorumla- mişlar, onun bu çok içten duygularını ve içten samimiyetini değerlen- dirememişlerdi. Ağabeyim bunu derhal anlamış ve hem çok üzülmüş. hem de bir defa daha onlarla ne görüşmüş, ne de benim görüşmemi is- temişti (1933).
Bilindiği gibi Kur'ân Islâm'ın inanç, ibadet ve ahlak esaslarının yanısıra, dünya ve âhiretle ilgili diger konularda da aşkın ilkeler koyan yüce bir kitaptır. Bu yüzdendir ki, müslümanlar onun telkin ettiği yüksek idealleri kendilerine rehber edinmişler ve hikmet dolu ifadelerini inceleme konusunda olağanüstü bir gayret ve titizlik göstermişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v) ile başlayan bu gayretler, sahâbîlerden tâbiîlere ve onlardan da daha sonraki nesillere intikal ederek zamanımıza kadar gelmiştir. Günümüzde de müslüman müellifler sözkonusu alanda ciddi çalışmalar yapmaktadırlar. Elinizdeki bu çalışma da Kur'ân'ın anlaşılması istikametinde müstakil bir yöntem ortaya koyma iddiası taşımamakla birlikte son vahiy külliyatını, tarihsel süreç içerisindeki faaliyetleri bağlamında tanıtmak ve onun İslâmî geleneklere uygun bir tarzda anlaşılmasını temine yönelik altyapıyı oluşturmak gibi bir hizmeti amaçlamaktadır. Bu itibarla konuya ilgi duyan okuyucularımız ve özellikle ilâhiyat tahsili yapan öğrencilerimiz için yararlı olacağını düşünmekteyiz.
DÂRÜLİSLÂM دار الإسلام Müslüman bir devletin hâkimiyeti altındaki topraklar için kullanılan fıkıh terimi. İlişkili Maddeler DÂRÜLHARP Müslüman olmayan bir devletin hâkimiyeti altındaki topraklar için kullanılan fıkıh terimi. DÂRÜLBAĞY Meşrû devlet başkanına karşı ayaklanan âsilerin hâkim olduğu topraklar için kullanılan terim.
Müellif: AHMET ÖZEL Arapça’da “ev, mahalle, bir kavmin konakladığı veya yerleştiği yer” anlamına gelen dâr kelimesi mecazi olarak kabile mânasını da ifade eder. İslâm hukukunda ise “İslâmî veya İslâm dışı bir yönetimin hâkimiyeti altındaki ülke” anlamında kullanılır (İbn Âbidîn, III, 247). Bir ülkenin müslümanlara veya gayri müslimlere nisbet edilmesi, o ülkedeki yönetim ve hâkimiyet faktörlerine bağlıdır; yönetim ve hâkimiyet kimdeyse ülke onlara nisbet edilir (Cessâs, vr. 162b; Debûsî, vr. 122b; Serahsî, el-Mebsûṭ, X, 114). Fıkıh kitaplarında dârülislâmın “müslümanların hâkimiyeti altındaki yer” veya “müslümanların imamının (devlet başkanı) hüküm ve sultasının yürürlükte olduğu ülke” şeklinde tarif edildiği görülmektedir. Buna göre dârülislâm, müslümanların hâkimiyeti altında bulunup İslâm hukuk sisteminin uygulandığı ülkedir. Bu durumda nüfusun müslüman veya gayri müslim, az veya çok olması önemli değildir. Bu ölçüler çerçevesinde dârülislâmın kavram olarak ortaya çıkışı Hz. Peygamber’in Medine dönemine rastlar. Çünkü müslümanlar Mekke döneminde henüz müstakil bir idareye ve siyasî teşkilâta sahip değildiler. Ancak hicretten sonra Medine’de İslâm devletinin teşekkülüyle kendilerine ait bir ülkeye ve bu ülkede müstakil bir yönetime kavuştular. Böylece ilk dârülislâm, bazı hadislerde (İbn Mâce, “Cihâd”, 38; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 90) “dârü’l-hicre” veya “dârü’l-muhâcirîn” şeklinde zikredilen Medine oldu (İbn Kayyim el-Cevziyye, I, 5). Müslümanlar Medine’de siyasî anlamda bir toplum meydana getirip gayri müslimlerle münasebetleri milletlerarası bir mahiyet kazanınca İslâm yönetiminin faaliyet ve hukuk düzeninin uygulama alanı olarak dârülislâm da teşekkül etmiş oldu.
Dârülharp sayılan bir ülke, halkının müslüman olması veya fetihten sonra orada İslâm hükümlerinin uygulanmasıyla dârülislâma dönüşür. Bu hususta fıkıh âlimleri arasında görüş birliği vardır. Ancak bir ülke yalnız fethedilmiş olmakla dârülislâm haline gelmez. Dârülislâm sayılması için yurt edinilmesine karar verilmesi, başka bir ifadeyle yönetici tayin edilerek İslâm ahkâmının uygulamaya konulması gerekir. Ayrıca dârülharbin dârülislâma dönüşebilmesi için mutlaka İslâm ülkelerine bitişik olması da gerekmez. Etrafı dârülharp topraklarıyla çevrili bulunan bir yer, küçük de olsa zikredilen şartların gerçekleşmesi halinde dârülislâm olur.
Dârülislâmın hangi durumlarda dârülharbe dönüşeceği konusunda İslâm hukukçuları arasında görüş ayrılıkları mevcuttur. Fıkıh kitaplarında dârülislâmın dârülharbe dönüşmesi şu üç durumda söz konusu edilmiştir: a) Gayri müslim bir devletin İslâm ülkesini istilâ etmesi. b) Dârülislâmda bir şehir veya bölge halkının irtidad ederek o yeri işgal etmesi. c) Zimmet akdiyle İslâm devletinin himaye ve hâkimiyetine geçerek İslâm tebaası olan gayri müslimlerin (zimmîler) bu anlaşmayı bozup bulundukları yerde hâkimiyetlerini ilân etmeleri. Bu üç durumda hangi şartların gerçekleşmesiyle istilâ edilen yerlerin dârülharbe dönüşmüş olacağı hususundaki görüşler de şöyledir:
1. Mâlikî ve Hanbelî fakihleriyle Hanefîler’den Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre dârülislâm, içinde küfür ahkâmının uygulanmasıyla dârülharbe dönüşür. Bu görüş kıyasa dayanmaktadır; yani dârülharp İslâm hükümlerinin tatbikiyle dârülislâma dönüştüğüne göre dârülislâm da küfür hükümlerinin uygulanmasıyla dârülharbe dönüşür.
2. Ebû Hanîfe’ye göre dârülislâmın dârülharbe dönüşmesi için şu üç şartın gerçekleşmesi gerekir: a) İstilâ edilen yerde küfür ahkâmının (İslâm dışı hukuk düzeninin) uygulanması. b) Ülkede ilk emanları üzere bulunan hiçbir müslüman veya zimmînin kalmaması. c) Ülkenin dârülharbe bitişik olması. İlk şarta göre istilâya uğrayan dârülislâmda küfür hükümleriyle birlikte İslâm hükümleri de uygulanıyorsa bu şart gerçekleşmemiş demektir. İlk emandan maksat ise düşman istilâsından önce dârülislâmda müslüman ve zimmîlerin İslâm hukuku gereğince sahip oldukları can ve mal güvenliğidir. Bu güvenlik hiç kesintiye uğramadan devam ediyorsa o yer dârülharbe dönüşmez. Fakat can ve mal güvenliği bir defa bile tamamen ortadan kalksa, diğer şartların varlığı halinde ülke dârülharbe dönüşeceğinden, sonradan bu hakların tekrar tanınmasının bir değeri yoktur. Bu durum, herhangi bir dârülharbe emanla giren müslümana tanınan can ve mal güvenliğine benzer. Üçüncü şarta göre ülke, diğer İslâm ülkeleriyle çevrili olup dârülharple sınırı bulunmazsa yine dârülharbe dönüşmez. Ebû Hanîfe’ye göre bir hüküm bir illetle sabit olunca o illetten bir şey kaldığı sürece aynı hüküm devam eder. Dârülharp, orada İslâm hükümlerinin tatbikiyle dârülislâm olmuştur. Bu sebeple istilâya uğrayan dârülislâmda İslâm hükümlerinden bazıları mevcutsa illetten bir cüz mevcut olacağından dârülislâm hükmü de devam eder. Sözü edilen üç şart gerçekleşmemişse gayri müslimlerin fiilî hâkimiyetiyle İslâm hâkimiyetinin hükmen devamı söz konusu olacağından deliller çatışma halinde (kıyasların teâruzu) olacaktır. Bu durumda ya ihtiyaten İslâm tarafı tercih edilerek veya kıyasların birbirini hükümden düşürmesi sebebiyle istishâb kaidesi gereğince o yerin dârülislâm olduğu kabul edilecektir. Ebû Hanîfe’nin görüşünü şöyle açıklamak mümkündür: İslâm hâkimiyeti altında bulunan bir yer İslâm dışı güçlerin eline geçtiğinde ülke hükmünün değişmesi için fiilî hâkimiyet yeterli değildir. Hâkimiyetin el değiştirmesiyle birlikte müslümanların daha önce sahip oldukları can ve mal güvenliğinin kesintisiz devam etmesi, müslümanların ibadetlerini yerine getirmede, dinî eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürmede serbest olmaları, bunların o yerde mevcut yönetimin görmezlikten gelemeyeceği bir güce sahip bulunduklarını ve dolayısıyla fiilî de olsa gayri İslâmî hâkimiyetin tam gerçekleşmiş sayılamayacağını göstermektedir. Bu da İslâm hâkimiyeti altında bulunan bu yerin küfür hâkimiyetine geçmiş sayılmasına engeldir. Bu durumda ülkenin dârülislâm kalmaya devam ettiğini belirtmek, ülkedeki küfür hâkimiyetinin hukuken geçerli sayılmadığı anlamındadır. Ülkenin dârülharbe dönüştüğünü kabul etmek ise mevcut hâkimiyetin hukuken geçerli olduğunu onaylamaktır. Ancak ülkenin ister dârülislâm kalmaya devam ettiği, ister dârülharbe dönüşmüş bulunduğu kabul edilsin, mevcut gayri İslâmî yönetimin oradaki müslümanlar ve diğer İslâm devletleri tarafından siyasî bakımdan tanınması söz konusu değildir.
3. Şâfiîler’e göre dârülislâm daha sonra istilâya uğramış olsa, hatta istilânın üzerinden uzun yıllar da geçse dârülharbe dönüşmez. Dârülislâmın dârülharbe kesinlikle dönüşmeyeceği şeklindeki bu görüş, mülkiyetin hukuken gayri müslimlere geçmeyeceği anlamındadır. Çünkü diğer üç mezhebin aksine Şâfiîler’e göre gayri müslimler istilâ ile müslümanların mal ve mülklerine hukuken sahip olamazlar. Ancak gerek bir İslâm ülkesini istilâ etmesi gerekse Şâfiîler’e göre savaşın sebebinin küfür olması (bk. CİHAD) göz önüne alındığında bu devletle savaş halinde bulunulacağı ve ülkenin siyasî ilişkiler açısından dârülharp sayılacağı da açıktır. Nitekim halkının irtidad ederek istilâ ettiği ülke, İmâm Şâfiî’ye göre küfür hükümlerinin uygulanmasıyla dârülharbe dönüşür. Zira malların ve arazilerin mülkiyeti esasen irtidad edenlere ait olup bir el değiştirme söz konusu değildir.
Allah teala'nın Levhi Mahfuzda yazdığı ilk şey şudur: "Bismillahirrahmanirrahim, Kazama teslim olan ve hükmüme razı olan ve belama da sabredeni kıyamet gününde sıddıklarla beraber baas ederim." Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 160 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
bir sene içinde olacak safa ve rahatlığa ve hara- biyet ve öldürülmelere gün ve ay tutulmasına, yer depremlerine ve bunun gibi olaylara müekkeldir. Cebrail ismi Süryanî dilinde Cebir ile il kelimelerinden gelmiştir. Cebir kul mânasındadır. İl de Allah, yahud Rahman, yahud aziz demektir. Böylece Cebrâil, Abdullah, Ab- dürrahman ve yahud Abdülaziz demektir.
Mikâil de meleklerin resûllerindendir. Erzaka ve bütün yaratık ların nafakalarma ve yağan yağmurlar, karlar, yerden biten hubu- bat, nebatlar, çiçekler ve ağaçlar, yapraklar ve meyvalar üzerine mü- ekkeldir.
Ey Allah'ım, Sen, Mikâil (A.S.) üzerine yüce salât ve güzel tahiyyat nazil eyle.
S Ve ey Allah'ım, Sen, Meleklerin Peygamberleri arasından olan Hazreti İsrâfil (A.S.) üzerine de bol bol
Fetihten sonra, Mazo Robles) en gelenlerinden bir kadınte sızlık suçundan yakalandı. Ancak, kadının bir seçkin kız d Kureyş'i ve ileri gelenleri rahatsız etti. Cezayı engelleme yolan aradılar. Rasûlüllah'ın (s) Üsame b. Zeyd'e olan sevgisini bildi Üsame'yi kırmayacağını düşündükleri için, onu aracı kıldılar. Game (ra) kendisine bildirilen isteği Rasûlüllah'a iletti. Rasûlüllah d duklarına üzüldü ve kızdı:
-'Ey Üsame! Sen kötülükleri önlemek için Allah'in koymuş oldu bir cezayı uygulamamam için mi benimle konuşuyorsun?' ded Üsame yaptığı hatayı anlayarak özür diledi, affini istedi. Rasa kadının affını isteyenleri ve çevrede bulunan diğer insanlan yara çağırıp kararını bildirdi:
-'Sizden önceki toplulukların helak olma nedenlerinden birisi de içe rinden güçsüz ve yoksul birisi bir suç işlediği zaman cezasını verme leri, ancak aynı suçu soylu ve ileri gelen birisi işlediği zaman cezay hafifletmeleri veya uygulamamalarıydı. Muhammed'in varligi ku ret elinde olan Allah'a yemin ederim ki eğer kızım Fatima hirsizik edecek olsa onun da ellini kesmekten çekinmem'. Sonra emretti ve hırsız kadının
Şüpheli durumlarda hadleri kaldırın. Ve kerim insanların zelle (sürçme)lerini muahaze etmeyin. Ancak Allah'ın hududundan belli bir had ise o müstesnadır. Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 21 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Hadleri kaldırın. Bununla beraber imamın (devlet reisinin) belli hadleri terketmesi caiz olmaz. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 21 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Kur'ân-ı Kerim, onun beşer sözü olduğunu iddia edenlere, bunun gibi pek çok âyetiyle meydan okumuş ve tek bir sûresinin olsun ben- zerini getirmeye çağırmıştır. Müşrikler, eğer bü- tün güçlerini ortaya koydukları halde tek bir sûresinin benzerini getirebilmiş olsalardı, şeref ve haysiyetlerini Kur'ân'ın pek ağır hakaretleri altinda ezilmekten kurtaracaklar ve savaşmak zorunda da kalmayacaklardı. Halbuki onlar, bir sûrenin benzerini getirip kurtulmak yerine, mallarını, canlarını, çoluk çocuklarını ve yurtlarını teh- likeye atan ve ellerinden çıkaran savaş yolunu tercih ettiler, daha doğrusu buna mecbur kaldı- lar. Çünkü, edipleri ve şairleri, müşrik oldukları halde, belâgati karşısında secde ettiren Kur'- ân'ın birtek sûresine benzer bir sûre getirmeye güçleri yetmedi. Kısacası, ya îmân edecekler, ya da haysiyetlerini fedâ edeceklerdi. Îmân eden- ler etti, etmeyenlerin ise şeref ve haysiyetleri ayaklar altında kaldı. 1400 sene sonra, hâlâ tek bir sûresinin olsun benzeri getirilememiş bir mu-cize olarak, Kur'ân, kendisini inkâr edenleri hor ve hakir bırakmaya devam ediyor. Yunus Sû-resinin 38'inci âyeti ile Hûd Sûresinin 14'üncü âyetinin açıklamasına da bakınız bakara süresi 24.ayet
Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 341 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
Kur'ân-ı Kerim sinekten, örümcekten, ka- rincadan, balarısından bahsedip onlardaki llâhî kudret ve sanat mucizelerine dikkatleri çektikçe, kâfirler ve münâfıklar, "Allah böyle küçük şeylerden bahsetmeye tenezzül eder mi?" diyerek akıllarınca itirazda bulunmuş- lardı. Çünkü bozulmuş akılları bir sivrisineğin sanatça en büyük bir yaratıktan geri kalma- dığını anlayamıyor, Allah'ın pek çok mucize- yi bu hayvanların küçücük vücuduna sığdır- mış olduğunu göremiyordu. Bakara 26
Bütün peygamberlerine mucizeler veretek onların Kendisi tarafından gönde- rilmiş birer peygamber olduğunu bu alâ- metlerle beşere ilân ve isbat etmiştir. Haz- ret-i Âdem'in en büyük mucizesi de, ona bütün varlıkların hakikatinin ve kâinatta te- celli eden Illâhî isimlerin Allah tarafından öğ- retilmiş olmasıdır. Bu suretle Hazret-i Âdem'- in meleklere üstünlüğü tahakkuk etmiş ve halifeliğe lâyık olduğu gösterilmiştir. Böyle- ce, Hazret-i Adem'in şahsında, bütün insan- lığın maddi ve mânevî gelişmelerinin vara- cağı en son noktalar birer hedef şeklinde gösterilmiş olmaktadır. Zira bütün İlimlerin ve terakkînin kaynağı, Allah'ın kâinatta te- celli eden isimleridir. Meselâ mühendislik, çe- şitli branşlarıyla, Allah'ın Adl ve Mukaddir isimlerine, tıp Şâfi ismine, böylece herbir fen Allah'ın isimlerinden birine dayanır. Cenâb-ı Hak, melekleri Hazret-i Âdem'e secde ettir
mek suretiyle kâinatın insan nev'ine boyun eğ diğini göstermiş; Iblis'in ona karşı üstünlük dava- sında bulunmasını zikretmek suretiyle de, insan- lığın maddi ve mânevî gelişmesinde şeytanların ne büyük bir engel teşkil edeceklerine onların dikkatini çekmiştir.
Kendilerine gelen hak karşısında inkâr ve isyana sapmaktan bir türlü vazgeçmeyen Yahudiler için Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmin şeriatinde bazı ağır hükümler getirilmişti. Bu arada, Allah'a ortak koşmaktan tevbeleri- nin kabul edilmesi de kendilerini öldürme şartına bağlanmıştı.
55. Yine hatırlayın ki, siz "Ey Mûsâ, biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana îmân etmeyiz" demiştiniz de, gözünüz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.
41. Beraberinizdeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak indirdiğim Kur'ân'a da îmân edin. Onu ilk inkâr edenler siz olmayın. Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiş- tirmeyin. Ve yalnız Benden korkun, ya- saklarıma karşı gelmekten sakının.
42. Hakkı batilla karıştırmayın ve bil- diğiniz halde hakkı gizlemeyin.
43. Namazı dos doğru kılın, zekâtı ve- rin ve Allah huzurunda eğilenlerle beraber siz de rükûa varın.
44. İnsanlara iyiliği emreder de kendihi- zi unutur musunuz? Halbuki siz Tevrat'ı okuyan kimselersiniz. Hiç akıl etmez mi- siniz?
45. Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Fakat bu, Allah'tan korkanlardan başkasına pek ağır gelir.
Insan üç hususta sabırla mükelleftir: (1) ibâdetlere devamda sabır göstermek, (2) günahlardan kaçınmakta sabır göstermek ve (3) musibetlere ve felâketlere karşı sa- bırla mukabele etmek.
46. Onlar, Rablerine kavuşacaklarına ve Onun huzuruna döneceklerine inanan kim- selerdir.
Cumartesi yasağı ile ilgili olarak, A'raf Süresinin 163'üncü âyetine bakınız. Orada da geçeceği gibi, bahis konusu edilen toplu- luk, Yahudilerden, deniz kenarında bulunan bir kabileden ibârettir. Bunlar, Allah'ın ya- saklarını ısrarlı bir şekilde çiğnemelerinin ne- ticesi olarak, insan gibi şerefli bir mahlûk ol- maya kabiliyetlerini yitirmişler ve Allah da onları maymun şekline çevirerek helâk et- miş; öylece aşağılık hayvanlar olarak birkaç gün yaşadıktan sonra ölüp gitmişler ve nesil- leri kesilmiştir.
Tevrat'a ve Mûsâ Aleyhisselâmin emirle- rine uyacaklarına dair Cenâb-ı Hak Yahudi- lerden söz almıştı. Sonra Yahudiler Tevratin hükümlerinin kendilerine ağır geldiğini söy- leyerek ona uymaktan kaçınınca, Tür Dağı, Üzerlerine düşecek şekilde havaya kaldırıldı. Yahudiler secdeye kapanıp Tevrat'a uya- caklarına dair tekrar söz verince Tür Dağı yeniden yerine getirildi.
Sahâbîler Peygamber Efendimizin huzuruna vardıklarında, "Bize birşey söylerken halimizi gö- zet ki, onu iyi anlayıp yapabilelim" mânâsında "Râinâ yâ Resulallah" derlerdi. Yahudiler bu sözü biraz değiştirerek Ibranicede tahkir ifade eden bir kelimeye çevirirlerdi. Bunun üzerine Sahâbîler, "Bizi gözet" mânâsına gelen "Unzurnâ" sözüyle Peygamberimize hitap etmekle emro- lundular.
Cebrail Aleyhisselâm Yahudilere azap vermek ve memleketlerini batırmakla vazi- felendirildiği için Yahudiler ona düşmanlık ederlerdi. Bu yüzden Kur'ân'ı Peygamberi- mize Cebrail'in değil, Mikâil'in getirmesini is- tediler ve ancak o takdirde Kur'ân'a inana- caklarını söylediler.
Kur'an-ı Kerimin peş peşe inip de Müslümanlar İslâmın terbiyesi altında yetiştikçe, daha ileri seviyedeki dinî hükümlerle muhatap olmuşlardır. Mesela devirde âdetà su gibi içilen ve insanların iliklerine kadar işlemiş bir alışkan- Ik halinde bulunan içkinin yasaklanışına dair Ayetler kademeli olarak gelmiş ve tedrici bir yolla bu alışkanlık İslâm cemiyetinden kaldırıl- mıştır. Burada, içkinin yasaklanışına dair Allah'ın takdiri kesin olduğu halde, insanlığın bu husus- taki llâhî emre muhatap olmalarında tedrici bir seyir takip edilmiştir. Diğer yandan, Kur'an da daha önceki dinlerin teferruata dair bir kısım hükümlerini neshetmiş, onların yerine daha de- ğişik, insanlığın ulaştığı mertebeye daha uygun ve kıyamete kadar devam edecek olam hükümler getirmiştir.
gamberlerin ümmetleri, kıyâmete kadar de vam edecek olan bir dinin teferruattaki hü- kümlerine muhatap olabilecek bir seviyeye ulaşmış değillerdi. İşte böylece gerek şeriat- lar arasında, gerekse bir şeriatın hükümleri arasındaki değişikliklere nesih adı verilir. Yeni getirilen hükme nâsih, bu yeni hü- kümle yürürlükten kaldırılmış olan eski hük- me ise mensuh denir.
Resulullah Mekke'de iken Kudüs'teki Mescid-i Aksaya yönelerek namaz kılar, bu arada Kâbe'yi de önüne alırdı. Medine'ye hicret ettikten sonra ise durum değişti. Sa- dece Mescid-i Aksaya dönüyor, Kâbe'yi önüne alamıyordu. Bu durum bir müddet devam etti. Resulullahın kalbi hep Kâbe'- deydi; oraya yönelmek için duâ ediyordu. Cenâb-ı Hak duâsını kabul etti ve kıblenin Kâbe'ye çevrildiğini, bu ve takip eden âyet- lerle bildirdi. Ayet-i kerime, "Müslümanlara ne oluyor ki, bir o tarafa, bir by tarafa dö- nerek ibâdet ediyorlar?" şeklindeki itiraz- larıyla mü'minlerin kalbinde şüphe tohum- ları ekmek isteyen bir kısım Yahudi, Hiris- tiyan ve münâfıkların bu sözlerini reddet- mektedir.
158. Muhakkak ki Safâ ve Merve Al- labin hac için tayin ettiği alâmetlerdendir. Hac veya umre niyetiyle Kâbe'yi ziyaret eden kimsenin, bu iki mevki arasında sa'y yapmasında bir mahzur yoktur. Kim gö- milden isteyerek fazladan bir hayır yaparsa, şüphesiz ki Allah şükreden kullarını hak- kayla bilir ve mükâfatlarını verir.
Cahiliyet devrinde, Safâ ile Merve tepele- rinin üzerinde müşriklerin birer putu bulunur ve müşrikler bunları tavaf ederlerdi. Müs- ümanların bu yüzden bu tepeler arasında sa'y yapmaktan çekinmeleri üzerine âyet-i kerime nazil olmuştur.
159. Biz kitapta insanlara iyice açıkla- dıktan sonra, indirmiş olduğumuz açık de- lilleri ve doğru yolu gizleyenlere gelince
192. Eğer onlar şirkten ve muharebeden vazgeçecek olurlarsa siz de bırakın. Mu- hakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok mer- hamet edicidir.
193. Onlarla, fitneden eser kalmayıp Allah'tan başkasına îman ve ibâdet edil- mez oluncaya kadar cihâda devam edin. Eğer şirk ve isyanı bırakırlarsa, artık zâ- limlerden başkasına düşmanlık yoktur.
194. Haram ay, haram aya karşıdır ve hürmetler karşılıklıdır. O halde, savaşıl- ması haram olan ayda kim size tecavüz et- tiyse, siz de o tecavüzün misliyle ona kar- şılık verin. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah takvâ sahipleriyle beraberdir.
Savaşılması haram olan aylar Muharrem, Zilkade, Zilhicce ve Recep aylarıdır. Bu sûrenin 217'nci âyetine ve Tevbe Süresinin 36'ncı âyetine de bakınız.
195. Allah yolunda bağışta bulunun. Allah yolunda cihad etmekten veya bağışta bulunmaktan kaçınarak kendinizi elleri- nizle tehlikeye atmayın. İyilik yapın, yap- tığınızı güzel yapın. Muhakkak ki Allah iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanları sever.
196. Haccı da, umreyi de Allah için ta- mamlayın. Eğer bunlardan alıkonacak o- 1-conız deve, sığır veya davardan kolayı-
Bu üç âyet-i kerime Ahnes bin Şerik adlı bir münafık hakkında nazil olmuştur. Bu kim- se güzel görünüşlü ve güzel konuşan birisi idi. Birgün Peygamberimize gelerek süslü ve parlak sözlerle konuşmuş, kalbinin Allah ve Resulüne muhabbetle dolu olduğunu söyle- miş ve bu sözlerine Allah'ı şâhit tutmuştu. Ahnes, bu sözleri söyleyip de Peygamberi- mizin yanından ayrıldıktan sonra ise, Müs- lümanlara âit ekili bir arâziye uğradı, orada- ki mahsulü ve hayvanları ateşe verdi. Kalbi Öylesine düşmanlıkla doluydu ki, hırsını an- cak fesat çıkarmak, mahsul ve hayvan telef etmekle alıyordu. Âyet-i kerimeler, insanlar hakkında hüküm verirken sözlerine aldan- mayıp fiillerini ölçü olarak almamız hususun- da bize ibretli bir ders vermektedir.
207. Yine insanlardan öylesi vardır ki, karşılığında Allah'ın rızasını kazanmak için kendisini fedâ eder. Allah ise kullarına pek şefkatlidir.
Bu âyet-i kerimenin de Süheyb bin Si- nan-1 Rûmî hakkında indiği rivayet edilir. Hazret-i Süheyb Medine'ye hicret ederken müşrikler onu yakalayıp işkence ederek di-
ninden döndürmeye çalışmışlar; o ise "Ben ihti- yar bir adamım. Malim, mülküm de var. Gelin, bütün malımı size vereyim de beni rahat bırakın" demiş, müşrikler de bu teklifi kabul etmişlerdi. Medine'ye girişinde Hazret-i Ebû Bekir ona "Alışverişin mübarek olsun. Nefsini Allah rızası için sattın ve senin hakkında bu âyet nazil oldu" diyerek yukarıdaki âyet-i kerimeyi okudu.
208. Ey îmân edenler! Hepiniz, tam bir tes- limiyetle, İslâmiyetin sulh ve selâmetine gi- rin. Şeytanın izinden gitmeyin. Şüphesiz o sizin ap açık düşmanınızdır.
209. Şimdi, size bu kadar deliller gelmiş- ken ayağınız kayar ve haktan ayrılırsanız, iyi bilin ki Allah'ın kudreti herşeye galiptir ve hikmeti herşeyi kuşatır.
210. Onlar istiyorlar ki, Allah ve melekler, beyaz buluttan gölgeler içinde gelsin de, he- âklerine dâir emir tamam olsun. Halbuki Dütün işlerin dönüşü Allah'adır.
günah yoktur. Allah'- in kudreti herşeye galiptir ve hikmeti her- şeyi kuşatır.
Bu âyet-i kerime de, daha önce geçen benzerleri gibi, Nisâ Sûresindeki miras âyet- leriyle hükmü nesholunmuş âyetlerdendir. Islâmiyetten evvel kadınlar, değil mirasta hak sahibi olmak, kendileri âdeta bir mal gibi miras olarak geçerdi. Kur'ân-ı Kerim ev- velâ bu âyetlerin hükümleriyle kadınların hukukunu erkeklerin elinde gelişigüzel bir oyuncak olmaktan çıkarmış; daha sonra, in- sanlar Kur'ân'ın ve Resulullahın terbiyesiyle yetişerek muayyen bir seviyeye gelince, ka- dınları da mirasta hisse sahibi kılan hüküm- leriyle onları mükellef kılmıştır.
241. Boşanmış kadınlar için de, meşrû ve örfe uygun şekilde bir nafaka vardır. Bu, takvâ sahipleri üzerine bir haktır.
242. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye, hükümlerini ve delillerini size böyle açıklar.
243. Görmedin mi o kimseleri ki, onlar binlerce kişi oldukları halde, ölümden sakınarak yurtlarını terk ettiler. Allah da onlara "Ölün" dedi ve öldürdü, sonra tekrar diriltti. Muhakkak ki Allah, insanlar üze- rinde lûtuf ve kerem sahibidir; lâkin insan- ların çoğu şükretmezler. Israiloğullarından, Vâsit
Bu âyeti kerime, Israiloğullarından, Vâsit şehrinde ortaya çıkan bir tâundan veya ci- haddan kaçıp da tamamen ölen bir topluluk hakkındadır. Onlar bir müddet ölü halde kaldıktan sonra, peygamberleri Hazkil Aley- hisselâmin duâsı üzerine, Allah onları tekrar diriltti.
244. Allah yolunda cihad edin ve bilin ki Allah herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla bilir.
تَأَكُلُ الْبَقَرُ بِالْسِنَتِهَا" رحم ض والخرائطى عن سعد) 5935- Sığırların dilleri ile yemeleri gibi, dilleri ile yiyen bir kavim çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
عن ابي سعيد) 5936- Ehli beytimden bir adam yeryüzüne hakim oluncaya kadar kıyamet kopmaz. Tam manasıyla hakim olacak, önceden zulümle dolu olduğu gibi dünyanın her tarafını adaletle dolduracak. Hükmü tam yedi yıl sürecek.
٥٩٣٧ - لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُرْفَعَ الرُّكْنُ وَالْقُرْآنُ (ابو نعيم وابو النصر عن
5937- Rükn ve Kur'an ortadan kaldırılıncaya kadar kıyamet
ابن عمر)
kopmaz.
, kırmızı yüzlü, küçük diran, pabuçları kıldan an kıyamet kopmaz.
255. Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibâde- te lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayydır, ezeli ve ebedi hayat sahibidir; O Kayyum- dur, varlığı için hiçbir sebebe ihtiyacı ol- madığı gibi, bütün eşya Onun yaratmasıy- la ve tedbiriyle devam eder ve vücutta ka- lir, bekà bulur. Onu ne uyuklama ve ne de uyku tutmaz, gafletin hiçbir çeşidi hiçbir zaman ona ârız olamaz. Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur. Onun katında, O- nun izni olmaksızın kim şefaat edebilir? O bütün yaratıklarının geçmiş ve gelecekteki bütün hallerini bilir. Onun yaratıkları ise, Onun dilediği kadarından başka, İlâhî il- minden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Onun hâkimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri ku- şatmıştır. Gökleri ve yeri tasarrufu altında tutmak Onun kudretine ağır gelmez. En yüce ve en büyük olan da ancak Odur.
"Âyetü'l-kürsi" adıyla anılan bu âyet-i ke- rime, Peygamberimizin tâbiri ile "Kur'ân âyetlerinin efendisidir." Bu âyet, bize, nasıl bir Yaratıcıya îmân ettiğimizi ve bu Kur'ân vasıtasıyla nasıl bir Yaratıcıya muhatap olma
şerefine erdiğimizi göstermektedir. Rabbimizin sifatları, sonsuz ilim ve kudreti, büyüklüğü ve yüceliği, her türlü noksandan münezzeh oluşu, bu âyet-i kerimede, herhangi bir meâl ve tercü- me kalıplarına sığışmayacak bir derinlik içinde hülåsa edilmiştir. Alimler, ifade ettiği mânâlar bakımından bu âyet-i kerimeyi, dinî ilimlerin çe- kirdeği olarak vasıflandırmışlardır. Peygamber Efendimizden de, Ayetü'l-Kürsîyi okumanın fazi- let ve sevâbına dair birçok hadis-i şerif rivâyet edilmiştir.
256. Dinde zorlama yoktur; doğruluk sa- pıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır. Kim insanları Allah'ın yolundan saptırıp isya- na sürükleyen ve birer mâbud gibi kıymet ve- rilen tâğutları reddeder ve Allah'a îmân ederse, işte o kopmaz ve kırılmaz, sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah ise herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir.
Zümer Süresinin 18'inci âyetindeki açıklama- ya bakınız.
Burada üzerinde durmamız gereken bir konu daha var. Önceki okudu- gumuz ayetlerden biliyoruz ki insan bozulmuş ve kokuşmuş bir balçıktan yaratılmıştır. Bu tür bir çamurdan yaratıldığından dolayı insan zayıf ve kırılgandır. Fakat Allah Teâlâ insana ruhundan üflemiştir. Bu sebeple de insanüstün bir varlık olmaya hak kazanmıştır. Melekler ona bu ruh sebe- biyle secde etmişlerdir. Peki, Allah'ın kendinden üflediği bu ruh nedir? İlk akla gelen şey şudur ki bu ruh sayesinde insan hayatı, diğer mahlûkatın hayatından farklı bir hayat olmaktadır. Bu ruh insana ulvilik katmakta- dır. Bu ruh Rabbani bir şuledir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir." (Isrâ: 85)
Genel kaide; bir sözü (nass) neshedecek olan söz aynı kuvvette veya
daha kuvvetli olmalıdır.
Buna göre, Kur'an'ın sözleri birbirini nesheder ve bazan mütevatir sünnetle de neshedilir, çünkü hepsi kesin ve aynı kuvvettedir.
Mütevatir olmayan Sünnetin sözleri de birbirini nesheder, çünkü hepsi aynı kuvvettedir. Bazan daha kuvvetli olan Kur'an'ın ve mütevatir Sünnetlerin sözleri ile de neshedilirler.
Hicri 9. yılda Tebuk Seferi dönüşünde Medine'ye gelen Sakif kabilesi elçileri, Medi- ne'de kaldıkları süre içinde mescidde Hz. Peygamberin yakın alakasına mazhar ol- muşlardı. Sonunda müslü- man oldular. İslâm'ı öğrendi- ler. Ancak arkalarında bi- raktiklan kabilelerinin, ken- dilerini anlayışla karşılaya- caklarından kuşkuluydular. Hz. Peygamber'den ilginç is- teklerde bulundular. Bunlar arasında bir-iki tanesi vardı ki gerçekten pek dikkat çeki- ciydi. Dediler ki:
- Bizi namaz kılmaktan muaf tut?.. Hz. Peygamberin cevabı çok kesindi:
-"Namazsız dinde hayır yoktur."
Pek tabii, namazsız din- darlıkta da hayr olmazdı.
- Kabilemiz dışından biri- ni bize âmir tayin etme! dedi- ler. Hz. Peygamber, kabul buyurdu. İçlerinde bulunan ve yaşça en küçükleri olan ve fakat Islam'ı öğrenmekte pek gayretli davranan Osman Bin Ebi'l-As't onlara imam ve vall yaptı.
- Lat putumuza üç yıl do
kunmal dediler. Hz. Peygam
Der kabul etmedi.
Yine kabul etmedi.
- Bir yıl dokunmal dediler, Hz. Peygamber bunu da ka bul etmedi.
- Biz döndükten sonra bir ay olsun bizimle kalsın, dedi ler. Resûl-i Ekrem Efendimiz onu da kabul etmedi. Lata süre tanımadı. Putlara mü samaha olunamayacağını ortaya koydu. Tevhid yur- dunda putun ne işi vardı?... Yeniden şekillenen İslâm yurdunda puta yer yoktu. Efendimizin kararlılığını gö rünce;
- Bäri onu bize, kendi elle- rimizle kırdırtma. Onun yı kım işini sen üstlen dediler
Hz. Peygamber:
- "Olur, ben onu ortadan kaldırtırım" buyurdu.
Elçilerin Medine'den ayrı- hışından iki-üç gün sonra Hz. Peygamber, Ebu Sufyan ile yine bir Sakifli olan Mugire bin Şu'be'yi Lat'ı ortadan kaldırmakla görevlendirdi. Onlar da bunu büyük bir gösteri halinde, bütün Sakif halkının gözü önünde parça- layıp yok ettiler.
Geçici siyasi başarı ve üstünlükler, dinlerin zafer ve hakimiyetini ilan etmeye yetmez. Hristiyan Bati bugün siyasal bakımdan başarılı ve üstün gözükmektedir. Amà İslâm, dünyanın her ülkesinde içten içe yayılmakta, gönülleri fethetmektedir. Demek ki dinin galib ve üstün kılınması, geçici siyasî başarılarla değil, sürekli ilmî mesâilerle mümkün olabilecektir. Bu da "fikrî ve kültürel yapı"nın yenilenerek ortaya konulmasına bağlıdır.
Aziz ve Celil olan Allah bir kula hayır murad ettiğinde onu: "İsti'mal eder". Denildi ki: "İsti'mal etmesi ne demektir?" Buyurdu ki: "Onu ölümden önce salih amele hidayet buyurur, sonra da onun ruhunu bu hal üzere kabz eder." Ravi: Hz. Amr ibni Hamik (r.a.) Sayfa: 26 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Allah c.c. Bediuzzaman i istikbalde yapacağı hizmete hazırladı. (T. H.) 49. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 73.
"Arifin tasası (Allah'ı) övmek, Zâhidin tasası (Allah'a) dua etmektir. Çünkü ârifin işi gücü Rabbi(ne kulluk), zâ- hidin işi gücü kendi nefsi(ni ıslah etme)dir."
14. Hikmet sahiplerinden biri şöyle demiştir:
"Allah'tan (cc) daha iyi bir dostu olduğunu zanneden kişi, Allah'ı (cc) hakkıyla tanımıyor demektir. Kendi nef- sinden daha kötü bir düşmanı olduğunu zanneden kişi de, nefsini hakkıyla tanımıyor demektir."
15. Hz. Ebû Bekir (ra); "Karada ve denizde fesat orta- ya çıktı" (Rûm Sûresi, 30/41) âyeti hakkında demiştir ki:
"Karadan maksat lisandır. Denizden maksat ise kalp- tir. Lisan bozulunca nefisler ona ağlar, kalpler bozulunca melekler ona ağlar."
Âyetlerin esmâü'l-hüsnâ ile bitmesinin hikmeti. (M.N.) 175. Şemme, 10. risâle; (S.) 379:25. Söz, 2. şu'le, 2. nur Âyetlerin zâhirî mânâlarından başka işârî mânâları da vardır.
(S.T.) 49, 51.
Bâzı âyetlerin hükmü bir vakitle sınırlıdır. (Sn.) 30. Bâzı mutlak âyetler külliye zannedilmiş. (Sn.) 29. Bediüzzaman'a işaret eden âyet. (S.T.) 49, 54:27. Mektup
Besmele âyet mi? (S.) 17:1. Söz; (S.) 418:25. Söz Em. çiçeği Cifir hesabıyla Nur Talebelerine yapılan gıybete işaret eden âyet.
(K.L.) 140.
Cifir hesabıyla Said Nursî'ye denk düşen âyet. (K.L.) 140.
Elektiriğe işaret eden âye.t. (S.) 230:20. Söz 2. makam
Eşyanın ışınlanmasına işaret eden âyet. (S.) 233:20. Söz 2. mak
Hadisle âyetin mukayesesi mümkün değil. (S.) 673:Lemaat
Harf sayısı Sahabîlere işaret eden âyet. (B.L.) 154. Her âyetin çok mânâları vardır. (Ş.) 598:1. Şua; (Mh.) 41:1. maka Herbir âyetin ekser âyete bakar birer yüzü birer gözü var. (S.)
127:13. Söz
Her bir âyetin çok irşad ve hidâyet yönü var. (S.) 231:20. Söz 2. mak. İnna ateynânın sırrı. (K.L.) 161. Kitab-1 kebirin âyât-ı tekviniyesi. (S.T.) 203:Parlak fıkralar
Kur'ân'daki âyet sayısı 6666'dır. (M.) 395:29. Mektup 3. kısım,
Jhaşiye; (S.T. Ten) 155:28. Lem'a Medenî âyetlerin muhatapları. (S.).420:25. Söz, Emirdağ çiçe. Mekkî olan âyetlerde yüksek bir belagat uslübu var. (S.) 420:
25. Söz Emirdağ çiçeği Sanayie işaret eden âyet. (S.) 232:20. Söz 2. makam Sondaja işaret eden âyet. (S.) 232:20. Söz 2. makam Şimendifere işaret eden âyet. (S.) 230:20. Söz 2. makam Televizyon ve radyoya işâret eden âyet. (S.) 233:20. Söz 2. mak Tıbbın en ileri noktasına işaret eden âyet. (S.) 232:20. Söz 2. mak. Uçağa işaret eden âyet.(S.) 231:20. Söz 2. makam FİHRİST/70
Önceden Allah tarafından indirilmiş ne kadar Kitab varsa hepsi Kur'ân'da mevcuttur. Kur'ân'da ne mevci sa, hepsi de Fâtiha'dadır. Fâtiha'da ne varsa heps Bismillahi-r-Rahmâni'r-Rahim'dedir. Bismillahi'r-Rab mani'r-Rahim'de ne varsa, hepsi Bâ'dadır. Ba'da ne ka- dar ilim ve esrår toplanmışsa, hepsi Bâ'nın noktasında dir. Ve Ben de Bâ'nın altındaki o noktayım
Mustafa Kemal Ataturk un gizli vasiyetinin aciklanma zamani olan 2023 yilinda yemin toreninden Ataturk un mezarina mi ve neden girdi Cumhurbaskani. Girdikten sonra yayin neden kesildi.
1969 senesiydi. Adapazarı'nda arkadaşımla birlikte bir tren yolculuğundaydık. Bediüzzaman ve Nurculuk sohbetimizin konusuydu. Oturduğumuz kompartimana fötr şapkalı, takım elbiseli bir zat girdi. Sohbetimizi işitti. Kendisi 1930'lu yıllar- da Isparta Emniyet Müdürlüğü yapmış. Birlikte seyahat ettik. Dönemin Isparta Emniyet Müdürü bana trende anlattı:
M.Kemal Isparta'ya teftişe geldi. O gece Eğirdir'de kaldı. Sa- bahı çok erken saatte gizlice Barla'ya gitmek istediğini bana söyledi. Refakat ettim. Bir de şoför vardı. Hiç kimseye ha- ber vemeden Bediüzzaman'ın odasına gittik. O ve ben, iki- miz içeri girdik. Bediüzzaman yatağa yan uzanmış bir hâlde üzerinde yorgan örtülü vaziyette uzanıyordu. Hiç kalkmadı. M. Kemal'e yerdeki şilteyi gösterip, 'Otur' dedi. O da, rafta duran Kur'ân'ı alarak Tin sûresini açtı, 'Lekad halakne'l-in- såne fi ahseni takvîm' âyetini okudu. Bu âyet bana bakıyor' dedi.
Bediüzzaman; 'Yanlışlıkla komşunun kapısını çalmışsın. Yaptıklarınla, sonraki sûre sana bakıyor' dedi. Ne o konu-
ştu, ne ben, ne de Bediüzzaman. Oradan ayrıldık. Mustafa Kemal, dışarı çıkınca bana; 'Hocaefendi aynı inadında de- vam ediyor' dedi. 316
Mustafa Kemal'in Tin sûresine ayrı bir önem veriyor olması ve bazı hocalara bu sûre hakkında bazı sorular sorması317 anla- tılanlarla örtüşüyor. Fakat yukarıda belirttiğim gibi tarihin akış mantığı böyle bir olayın gerçekleşmesine pek de imkân vermi- yor gibi. Bunun yanında bu görüşmeye dair yıllardır dilden dile dolaşan rivayetlerin olayın esasına ilişkin olarak irili ufaklı pek çok farklılığı da barındırıyor olması, böyle bir ziyaret ve görüş- menin varlığını fazlasıyla tartışılır hale getirmektedir.
Özkılınç, iddiasının devamında Bediüzzaman'ın bazı ifade- lerini de bu görüşmenin varlığına delil olarak göstermektedir
O, 'Sure-i Ve't-tini ve'z-zeytuni (Yemin olsun incire ve zey- tine) manasını merak edip soruyor' diye çoklar nakletmiş ler. Garibdir ki, bu surenin akibinde olan ikra bismi Rabbike (Rabbinin ismiyle oku) suresinde Inne'l-insane la yetga (Mu- hakkak ki insan azgınlaşır) cümlesi, onun aynı zamanına ve şahsına -cifir ile ve manasıyla işaret ettiği gibi, ehl-i salâte ve câmilere tågiyane tecavüz edeceğini gösteriyor. Demek o istidraclı adam, küçük bir sureyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat yanlış eder, komşusunun kapısını çalar. (Şualar, 596.)
Burada Bediüzzaman'ın kullandığı, "çoklar nakletmişler" ifa- desi, Bediüzzaman'ın bu sözlerinin var olduğu iddia edilen gö- rüşmeyle bir ilgisinin olup olmadığını açığa kavuşturmak açı- sından önemlidir.
Bediüzzaman bu cümleleriyle (iddia edildiği gibi) kendi yaşadığı bir olaydan bahsediyorsa "çoklar" öznesini kullanma- ması gerekirdi. Ve yine kendi yaşadığı bir olaydan söz ediyor- sa zaten burada Bediüzzaman'ın kendisi olayı nakleden konu-
316 Ahmet Özkılınç, Akrebin Kıskacında, s. 63. 317 Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk'ün Kurän Kültürü, s. 114.
munda olacaktır. Kendisinin naklettiği (aktardığı) bir olayı anlatırken, başkalarının bu olayı aktardığı anlamındaki nak- letmişler ifadesini kullanmak bırakın Bediüzzaman'ı herhâlde hiç kimse için düşünülemez.
Dolayısıyla Bediüzzaman'ın bu ifadeleri, onun Mustafa Ke- mal'le Barla'da görüştüğüne delil olamaz.
Seksen iki yıllık bir ömür... Ömre sığmayan bir dava... Kur'ân'ı koruyan kalenin yıkıldığı bir zamanda Kur'ân'a kale olmak için çıkılmış hengâmeli bir yol... Yolun güzelliği, davanın eşsizliği anlatıldı her demde...
Bu sefer tersten bakmaya ne dersiniz? Yola bulanmak istenen çamurlar sahici miydi? Yolda gülden çok diken mi vardı? . İlk kitabını bastırmak için, zındık dediği Abdullah Cevdet'ten yardım
istedi mi?
⚫ İstanbul'da Amerika Heyeti ile Kürtlerin ulusal hakları için görüştü mü?
• Kürt Teali Cemiyeti'nin özerklik anlaşmasında "Sait" imzası ona mi ait?
İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın raporunda adı neden geçiyor? . Mustafa Kemal'e son sözü ne olmuştu? • Tükürükle cevap verdiği Anglikan mektubunun tam metni ilk kez
orijinali ile. • Kürt Teali Cemiyeti'nin 20 kişilik üye listesi ilk kez orijinali ile. İngiliz Ulusal Arşivi'nden alınan resmi belgeler....
Nurettin Ceylan, hayatını Kur'ân'a adamış ve en büyük faziletini ona talebe olmakta görmüş Bediüzzaman hakkında yıllardır dile getirilen ve Sugüne kadar yüzleşilmemiş iddiaları Gerçeğin Aynasında Bediüzzaman kitabı ile ele alıyor.
Yirmisi ilk kez yayınlanan elliyi aşkın orijinal belge ile yüz yıllık karanlık ona eriyor.
donya kralı Büyük İskender'in aynası. Ri- vayetlere göre, bu ayna Aristo tarafından yapılmış ve İskenderiye şehrinde yüksekçe bir yere konulmuştur. Bu sayede İskender, yüz fersah uzaklıktaki düşmanlarını ayna- da görürmüş.
Suur sa : آيينه ذی شعور Ayine-i zişuur hibi âyine. (Yani: Insan, cin, melek)
AYİNEDÂRT: f. Ayna tutan. *Eski-
دار den, bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi. *Berber.
ÂYİŞ(E): Bolluk içinde rahat yaşa-
yan. *Hz. Peygamber'in (a.s.m.) zevcesi ve mü'minlerin vâlidesi, Hz. Ebu Bekir'in (r.a.) kızının bir ismi. Aişe-i Sıddıka diye de anılır. Hayret edilecek derecede takva, iffet ve zekâvet sahibesi olup 2210 Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hicretin 57. yılında vefat etmiştir (R.Anha).
aynü'l-fi'l a.(Jill) gr. Arapçada sülâsi veya üçlü kök fiilin ikinci harfi. aynü's-sevr a.) 1. Boğa gözü. 2. astr. Gökte kuzey yarım küredeki Boğa Burcunun en parlak yıldızı.
aynü'ş-şems a.) Bir cins
kıymetli taş. ayna a.(i) bk. ayīne
aynā s.(c) [Ar.] (ç. b. in) İri ve güzel gözlü(kadın).
- belagat 4: belagati ta kendis n kendisi nuya ve dinleyicilerin durumuna, geze gayeye ve zamanın şartlarına rinde, güzel, doğru ve etkileyici söz söyle Le sanatının ta kendisi, tam belagat
CIPLAKLIGI ŞEYTAN TAVSİYE EDER: Kur'an-ı Kerim'de: «Ey Adem oguilant. Şeytan Ana ve babanızı, avret yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa, sakın size de bir fit- ne (tuzak) kurmasın!.. Çünkü o da; kabilesinden olanlar da sizi, sizin ken- dilerini göremiyeceğiniz yerlerden muhakkak görürler. Biz şeytanları iman etmeyeceklerin velileri yaptık» (48) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfes- sirler: «Şeytanin; Hz. Adem (as) ve Hz. Havva'ya, nasıl bir tuzak kurdu- gu ve onları elbiselerinden soyduğu, bu ayette izah edilmiştir. Aynı za- manda bütün insanlara; şeytanın kurccağı bu tuzaklar karşısında, has- sas olunmasının tavsiye olunduğu muhakkaktır. Şeytan ve onun görün- meyen yardımcıları, daima işbaşındadır.» (49) demek suretiyle; avret yer- lerini acmanın, şeytanın vesvesesi ile alakalı olduğunu beyan etmişler- dir. Günümüzde; şeytanı kendine velis edinen siyasi otoriteler, kadinla- an tesettüre riayet etmelerine bile, müdahale edecek derecede çılgın- laşmışlardır. Ayrıca «Güzellik yarışmaları» adı altında; kadınların soyun- molanını teşvik etmektedirler. Bu şeytanın askerlerine karşı direnen müs- lümanlar ise; hakarete uğramakta ve hapishanelerde ömür tüketmek- tedirler!.. Gördükleri işkence ise; kelimelerle anlatılabilecek cinsten de- ğildir. Başta Afganistan olmak üzere; küfür ahkamının galip geldiği bu- tün memleketlerde, durum aynıdır.
yaptığınıza pişman olursunuz (316) hükmü beyan buyurulmuştur. Ahmed (Rh.a) Haris D. Dirar El Huzal'den şöyle rivayet eder; «Resulallah (SAV)'a gittim. Beni Isláma davet etti. Davetini kabul ederek Islam'a gir dim. Beni zekât vermeye davet etti. Onu da kabul ettim. Resûlallah (SAV) dan kavmime gidip onları islama davet için izin istedim. -Kavminden Is âmı kabul edenlerin zekâtlarını da topların. Siz bana bir elçi gönderir- seniz, topladığım zekâtı ona teslim ederim» dedim. Aramızda gönderile- cek elçinin vaktini tayin ettik.. Haris; kavminden müslüman olanların katini topladı. Tayin edilen vakitte elçiyi bokiemeye başladı. Resulallah (SAV) Velid b. Ukbe'yi haris'e gönderdi. Velid; bir miktar gittikten son korkarak geri dönmüş ve Resulallah (SAV)'e. <-Haris zekâtı vermediği gibi beni de öldürmeve kalkıştı demişti. Bunun üzerine Resulallah (SAV) Haris'in üzerine bir birlik gönderdi. Bu gelişmelerden haberi olmayan He IS; Resûlullah (SAV)'in hoşuna gitmeyen birşey yaptığını ve bu sebeble elçi gönderilmediğini zannederek, durumu kavmine iletti ve birlikte Re sol- Ekrem (SAV)'e gitmeye karar verdiler. Haris ve arkadaşlan Medine yakınlarında kendi üzerine gönderilen birlikle karşılaştı. Kendilerine nere- ye gittiklerini sorunca <-Senin için geliyoruz» dediler. Niçin geldiklerini sorunca da: -Resûlallah (SAV) sana Velid b. Ukbe'yi gönderdi. Zekö vermediğin gibi onu öldürmeye kalkışmışsın cevabını verdiler. Horis -Muhammedi hak peygamber olarak göndoren Allah'a yemin ederim. kimseyi görmedim. Bana zekât için kimse gelmedi» dedi. Beraberce Re- 601-1 Ekrem (SAV)'in huzuruna vardılar, Resûlailah (SAV): -Sen zskö vermediğin gibi, elçimi de öldürmeye kalkmışsın dedi. Haris: -Hay yo Resulallah!. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah (cc)'a onda sun ki; ne elçin geldi, ne de ben onu gördü n. Ben elçiniz gelmeyince; Al lah (cc) ve Resûlü bana gazab ettiler diyerek korkumdan buraya geldim dedi. Bunun üzerine: -Ey iman edenler!.. Eğer bir faasik size bir haber getirirse, onu tahkik edin. (Yoksa) bilmeyerek... ayeti nazil oldu. (317)
i bir niyeti olmadığını beyan etmektedir. Esasen - etiam h mu umumidir. Nitekim fukaho, focak'in şandatm kabul emamagar. De sileri de bu ayet-i kerimedir. Imam- Kurtubi Forsi dugu katarak aspit olunan kimsenin haberleri gecarsiz our Cimi haber amanat Fisk ise; onun iptalinin deillidir (318) hükmünü zikada Aymansh Imam-1 Cessas: «Ayetteki "Tahkik Edin fades; facsim şehadetimme bul edilmesinin yasaklandığına deilldir. Çünki genades amb mekten ibarettir. Faasıkın şehadet kabul edilmediği gb, diğer husustr acki haberleri de kabul edilemez. Hülds: din le igil hanang omava da onun getireceği haber mutaber değildi (320) buyurmuştur. Ab din, bu konuyla ilgili olarak şunian zikredo Fasikan haber bik kabul edilmez. Çünkü onun Diyanet babindak sözler yami a kimsalar den alınması mümkün olan haber rivayet gibi sten mascul angin. Ama suyun temizliği veya pisliği hususlardaki haben, crestmark bul edilir. Zira böyle bir haberi verecek odil kimse bulmamak mümkün Tahavi'nin «lster adaletsiz olsuna sözü, heil gizi manasına yorulmuştan Nitekim İmam-ı Hasan'ın rivayeti de öyledir. Ze dedican muret de leti sabit olandır. Hal gizli olanda ise, sübüt yoktur. Fesik mema olana gelince; bizim mezhebimizde ono cez veren yoktum (321) Molim olduğu gibi günümüzde haberler: Televizyon, Radyo ve gazete obi yeye vasıtalarıyla kitlelere ulaştırılmaktadir. Bunlar mahiyet salmak sabl leri indinde mechul değildir. Bilhosso oplok kode reimen with ahidkini ifsada gayret eden yayın organionen hiçbir haber all ke mez. Hepsi tahkike muhtaçtır.
1778
Kur'an- Kerim'de: Eğer mü'minlerden i zümre by şürlerse aralanını (buup) bonştırın. Eğer onlardan biri digare ko ha tecavüz ediyorsa siz tecavüz edenle Allah'in emeine doninceye kadar s vesin. Binnetice eğer (Allah'n emrine) dinerea orex odo (Bulup) bangtinn. (Her işinizde) adaletle hareket edin. Allah puphe elanian severs (322) hükmü beyan buyurulmuştur Buhart ve Moston Use b Zayd (RA)'den şöyle rivayet etmişlerdir Res (SA)
(13) M. All SabunlAgo CS24 1) Ima-4 Cosas- Ahkam Serre 1885 (a) Dad Ali Muhtar Aled Darelt 04 Macara Sare: A
Insanların heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlaria hükmet- mek zulümdür. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: «- Ey David!.. Biz seni yer- yüzüne hallfe yaptık. O halde insanlar arasında hak ve adaletle hükmet!... (Sakın) Heva ve hevesine tabi olma ki; bu seni Allah yolundan saptırır. Hesab gününü unuttukları için, Allah yolundan sapanlara (Heva ve he- vesine tabi olanlara) çetin bir azab vardır» (10) hükmü beyon buyurulmuş- tur. Bilindiği gibi peygamberler; akıllı, zeki ve kuvvetli rey sahibi olan Kimselerdir. (11) Buna fetânet denir. Allahû Teala (cc) peygamberlere;
taguti güçlerin her türlü iddialarını ortadan kaldırabilmeleri için, «Feta net vasfını ihsan etmiştir. Dikkat edilirse ayet-i kerimede; «Hak ve Ada let'les hükmetmesi emredilirken, hevâ ve hevesinden sakınması da ha tırlatılmaktadır. Şimdi «Hak ve Hukuk» kelimeleri üzerinde duralım, Ibn- Abidin: «Hukuk kelimesi, «Hak» kelimesinin çoğuludur. Hak lugatta; ba tılın zıddıdır. Mevcut olan demektir» (12) hükmünü zikrediyor. Usûl-i Fi kih'ta: «Şer'i şerifte her bakımdan ve şüphesiz bir mahiyette mevcut old- na «Hak» denir» (13) tarifi esas alınmıştır. Maalesef günümüzde Hukuk kavramı; batılın zıddı olma mahiyetinde kullanılmamaktadır. Selim akıl sa- hibi her insan; hukukun (yani hakkın) üstünlüğünü kabul eder.
dan yüz çevirmiş, kendilerine mağlup olan küçük devletten köleleştir mişler, servetlerini yağmalamışlar, fitneyi tutuşturmak, vicdanian satin al- mak, sömürgeci çıkar ve menfaatleri uğruna toplumlan parçalamak n her adi yola başvurmuşlardır. Sanki lisan-i hal ile «Bizden daha kuvvetl kim var?» demektedirler» (16) hükmünü zikrederek, meselerin con dici noktasına işaret etmektedir. Bugün Türkçe'de kullanılan töd kelimesi; bu kavime mensubiyet belirten bir sıfattır. Tabii kötü bir sifat..
Teşril (Kanun koyma) hakkı; mutlak manada, sadece ve sadece AL lohu Teala (cc)'ya aiddir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: «(Ve şu emri indir- dik) Insanlar arasında Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmet!.. Sakın onla rin (Insanların) hevâ ve heveslerine uyma. Allah'ın sana indirdiği (hüküm lerin) bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın. Eğer onlar (hüküm leri kabulden) yüz çevirirlerse bil ki Allah günahlarından (yalnız şu) bir (veya yüz çevirmeleri) sebebiyle bile; kendilerini mutlaka musibete ug ratmak istiyordur. İnsanlardan bir çoğu muhakkak ki Allah'ın emrinden dışarı çıkanlar (fasıklar)dır. Onlar hala cahiliyet devrinin o kötü hükmü- nü (kanunlarını) mü arıyorlar? Şüphesiz salih bir kanaate sahip bir kavim 'ndinde; hükmü (Kanunu) Allah'tan daha güzel olan da kimdir?» (41) hük- mü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyle hiç kimsenin; Allahü Teala (cc)'nın hükümlerine mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hüküm koy- ması (Kanun Yapması) caiz değildir. Resûl-i Ekrem (SAV)'in: «Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü Teala (cc)'ya yemin olsun ki, arzusunu Is- lâma tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz» (42) Buyurduğu bilinmek tedir.
1] Hz. Peygamber okuma yazma bilmemekle beraber, Arap müşriklerinde okuma yazma vardı. Hatta şiirlerindeki edebî sanat üst seviyede idi. Fakat öğrenimlerinin temelinde “Bismi’l-Lât ve’l-Uzzâ” gibi putlarını anma, onları yüceltme ve onlar adıyla okuma vardı. Bu âyet-i kerîme ile artık putlar ve onları yüceltme adına değil, Allah’ın yüceliğini hâkim kılma ve O’nun adıyla okuma inkılâbı yapılmış oldu. Burada mef’ûl (nesne/okunacak şey) kaldırılmış olduğundan rızasına uygun bütün okumaları da içine almaktadır. İnsanın aklını, düşüncesini aydınlatan fen bilimleridir. Gönlünü, duygularını aydınlatan ise din ilimleridir. Sadece fen bilimleri ile beslenen insan genelde hile, şüphe ve çıkarcılığa yönelir. Ancak din bilimleriyle birlikte insan yücelir, mutluluğa erer.
baş kesilmesi ticaret oldu» buyurmuştur. ( انسفعاً ) nazm-1 celilinin dünyada eseri bu vak'ayla zuhur etmiştir. Çünkü; yukarıda beyan olunduğu vechile() muzari siygası olup istikbale delâlet ettiği gibi başından ve yüzünden kemal-i tahkir ve şiddetle çekmek manâsına dahi delâlet eder ve aynı manâ bu vak'ada vuku bulmuş- tur. Fakat ihtimalin her ikisini cemetmek de mümkündür. Zira; dünyada rezil ve rüsvâ olmaktan âhirette olmamak iâzım gelmedi- ği gibi belki dünyada gördüğünden yüz bin derece fazla belâlara âhirette müptelâ olacaktır.
Yani; Ebu Cehil Allah'ın kulunu ibadetten men'i ve putlara hadete davetini hakka davet eden Muhammed (A.S.) in daveti inerine tercih eder. Halbuki hakikat-1 hal onun zu'mu gibi değil- dir. Binaenaleyh; o kâfir maksuduna nail olamaz ve bütün teşeb- bisatı akim kalır. Çünkü; hal ü şan onun zannettiği gibi değildir. Ebu Cehil'in maksadı; din-i İslâm'ı iptal etmek, Allah'ın resu- lü üzerine galebe çalmak, eziyet etmek ve müminleri din-i haktan din-i bâtıla döndürmekti. Cenab-ı Hak bu âyette beyan buyurduğu vechile bu emellerinin hiçbirisine nâil olmaksızın katlolunmuş ve canı Cehennem'e gitmiştir.
37) Kemalistler, Piç bir « De vrim » dırdıkları inkılâpların « dini bütün» Türk M letince asla benimsenmediğini müdrik bulundukları için hukuki ve fiilî baskılarını man geçmiş olmasına rağmen aradan elli yıl gibi bir za 1 hâlâ artırma gayretleri
peşinde koşmaktadırlar. Fakat son zamanlarda bu mevzu- daki gerçeği hareketlerinden çıkan zimnî ifadelerle değil, açıkça yazıp söyledikleri ile de açığa vurmaktadırlar. Bir misal vermek gerekirse Kemalizmi, komünizm hesabına istismar maksadının bir numaralı ma'kesi olan Cumhuriyet Gazetesi'nin 19.8.1970 tarihli nüshasında intişar eden Ok- tay AKBAL imzalı yazının serlevhasını zikretmek kâfi- dir: «Devrimler için oylama yapılamaz!..>>
(42) Lozan sulh konferansına ait zabıtlar bugüne kadar Latin asıllı harfler ile yeniden yayınlanmış değildir. Eski hart lerle tabına ait kayıt bibliyografya kısmımızda mevcut tur. Muahede metninin ise pek mahdut olan mehazlan da ekseriyetle yine eski harflerledir. Bibliyografya cetvell mizde gösterilmiş olan Cemil Bilsel'in «LOZAN» adlı ese ri ile İsmail Soysal'ın Türkiye İş Bankası tarafından neş rolmuş <TÜRKİYENİN DIŞ MÜNASEBETLERİYLE İL GİLİ BAŞLICA SİYASİ ANLAŞMALARI» isimli eserler esas muahedenâme ve ilgili protokol metinleri yalnız yeni harflerle okur yazar olan genç nesiller için yegâne me hazlardandır. Ayrıca şurada burada eksik nakiller de mey- cuttur. Binaenaleyh efkârı umumiyeye karşı bu mevzuda yapılmış tam ve doyurucu bir neşriyat mevcut değildir. daha ziyade mütehassis elemanlara hitap eden bu birkaç kaynağı kaç kişi görebilmiştir. Bilhassa zabıtların Lâtin asıllı harflerle çevrilmemiş olması muhakkak ki, büyük
bir eksikliktir. (Bu eserin birinci tabı, üzerinden tam altı sene geçmiştir. Şimdi Lozan zabıtlarının neşrine başlan- mış ise de ne zaman biteceği henüz malum değildir. (bkz: Prof. Dr. Seha L. MERAY Lozan Barış Konferansı, Tu- tanaklar, Belgeler C. I. Ankara 1969) Böyle eserlerde yer alan kelimelerin yüklendiği mâna, tarafların maksa- dini kavramak bakımından son derece ehemmiyetlidir. Bu sebeple henüz oturmamış ve mana muhiti tebellür et- memiş uydurma kelimelerden sakınmak gerekirdi.
bu topraklar milli hudutlar dışında bırakılarak Yunan gulim ve tahakkimine terk edilmiştir.»
«Hatay ve havalisi (Antakya dahil) tamamen Türk- lerle meskin bulunduğu halde ve bu bölge de Misak-1 Mil- li'ye dahil bulunduğu halde Fransızlara peşkeş çekilmiş, bilâhare de ancak Antakya'yı kurtarmak mümkün olabil miştir.»
«Papazların barınağı, fitne ve fesat yuvası Patrikha- ne milli hudutlar dışına çıkarılamamıştır.»
Yukarıdaki satırları Kadir Musıroğlu'nun yazdığı «Lozan, zafer mi, hezimet mi?» isimli kitaptan aldık. Yıl- lardır yapılan telkinleri ve resmi propagandaları bir ke- nara bırakıp, o günün şartları içinde, soğukkanlı olarak düşünürsek, herhalde Kadir Mısıroğlu'na hak verememez- lik elde olmayacak zannediyoruz. Öyle ya, ne kazandık Lo- zan'da veya neleri kazanabileceğimiz halde, neleri kaybet- tik? Bu kayıplarımızda İsmet Paşa'nın rolü veya hissesi nedir? Kazançlarımızdaki başarısının değeri nedir? Dr. R- za Nur kimdir? Lozan'da ne yapmıştır? Venizolos kim ta- rafından ve nasıl bayıltılmıştır? Diğer azaları kanaatleri nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan tenkit- ler ne dereceye kadar hakhydı?
Bütün bu suallerin cevapları şimdiye kadar bir türlü verilememiş veya verilmek istenmemiş, resmi ve tek ta- rafh bir propaganda ile nesiller yıllarca doğru düşünmek- ten alıkonulmuş ve uyuşturulmuştur. Üstelik Lozan'a dair eserlerin az olmasından başka belli başlılarının devre göre kalem kullanan, tek taraflı bir takım kimselerin eser- lerini teşkil ediyor. Zabıtlar hâl eski harfledir. Yeni ne- sil bundan haberdar değildir, bilmiyor, okutulmamış, gös- terilmemiş. Tabii ki, bir bakıma suç yeni nesilde bulunmu- yor. Artık hissi olmaktan kurtulmahyız. Bir takım mesc-
lolerin tabu olarak muhafaza edilmesi, ilme ve gerçeklere aykırıdır, tarihe saygısızlıktır. Objektif tenkid ve hür dü- şünce devri açılmıştır. Vatan ve millet aleyhinde olacak bir takım sapık fikirler müstesna, her türlü düşünce ve fikrin münakaşasına ve tartışılmasına taraftarız.
Gerçekleri bilmekte herzaman fayda vardır. Millet ola- rak ne kaybetmişsek biraz da hakikatleri bilmediğimizden- dir. İşte, biz, Kadir Mısıroğlu'nun «Lozan» adh eserini bu bakımdan mütalaa ediyor ve elbette eksik tarafları buhi- nabileceği ihtimalini de hesaba katarak, bu üç ciltlik etü- dün müteakip ciltlerini de merakla bekliyoruz. Böylelikle yanlış inandırılmaya zorlanmış bir neslin doğruyu bul- mak için çaba sarfetmesine hizmet ettiğine kaniyiz. Söz- lerimizi Tahsin Banguoğlu'nun bir cümlesiyle bitirelim:
«Lozan'da sınır tesbiti galip devlet olmamıza rağmen aleyhimize olmuş ve Yunanistan kayarı'mıştır. Biz Lo- zan'ı kutlarız ama ezberden kutlarız. Evlatlarimiz Lozan anlaşmasını istemiyecekler ve bunu mutlaka değiştirecek- lerdir.»
Son Havadis Gazetesinin değerli kitap münekkidi Ha- lûk SELÇUK, «Kitaplar Arasında» başlıklı sütununda bu eseri aşağıdaki şekilde tahlil etti:
«Beynelmilel temaslar, muahede konferansları netice sinde varılan kararlar, derin bir tetkike tabi tutulmadıkç tam olarak anlaşılamaz.
Böylesi hadiselerin; tez ve antitezi üzerinde tetki mahsuli neşriyat yoksa hakikatı anlayabilmek çok dah zor olur.
(2) Yücel HACALOĞLU - LOZAN, Zafer mi, Hezimet mi Yen! Istanbul Gazetesi, 1 Aralık 1965 tarihli nüsha.
Masabası milzakereleri siyasi ve diplomatik canbazlık- ların cirit oynadığı bir sahadır. Buralarda envai türlü ent- rika'ar döner. Harp meydanlarında mağlup bir devletin masa başında misafirečen galip sayıldığı da görülmüştür.
Diplomatik görüşmelerde bin türlü açmazlar, oyunlar, madrabazlıklar harman olur. Tarafları cephesini tutan konferans azaları bulunabilir. Bütün bu oyunbozan'ıkların neticesi olarak ta masa başı kazançları sağlanabilir.
Müzakerelerin nasıl cereyan ettiği, ne suretle geliştiği, varılan kararlarda kimin kazanıp kimin kaybettiği, üze- rinde durulan vak'anın bilahare yapılacak kritiği ile an- laşılabilir.
Istiklal Harbimizi müteakip aktedilen Lozan sulh muahedenamesi şimdiye kadar tek tarafh bir görüşün al- rındaydı.
Genç hukukçulardan Kadir Mısıroğlu «Lozan zafer mi, hezimet mi?» isimli yeni neşrettiği eseriyle böyle bir mukayeseye imkân zemini açmış bulunmaktadır.
Kadir Mısıroğlu iddia eder ki; Lozan, kazanılan bü- yük zaferin neticelerini kazandıramamıştır. Diplomatik hey'etin başına daha vukuflu insanlar getirilseydi netice çok daha iyi şartlarla lehimize olurdu.
Tez ve antitez ortaya çıkmış bulunmaktadır. Vesikaya müstenit olarak neşredilen her iki eserin hakikata yakın olma dereceleri artik tesbit edilebilir.
Merakhlar ve hakikatı arayanlar her iki kitabi tetkik cderek tatmin olabilirler.
Kadir Mısıroğlu'nun kitabı üç cilt olacaktır. Birinci
cilt piyasaya arzedilmiş, diğer iki cildi de hazırlanmıştır
Lozan (Bu yazıda (9) Bkz. Cihat AKÇAKAYALIOGLU Lozan hakkındaki olumsuz bir eser incelenecekt r). ser- levhalı ve Ulus Gazetesi'nin 25 Şubat 3 Mart 1966 t rihleri arasında yayınlanan tefrika.
(10) Mezkûr makalelerin hepsinin iktibasına Çünkü bu makalelerin muhtevalarının büyük kısmını biz Lozan> 1 den nakiller ve bunlara cevap teşk 1 etmek üzere M. Ke- mal Paşa'nın mahut « Nutuk »unun den len Cenab-ı Hakk'a hamd ve Hazreti Peygamber'e sa- lavat ile başlaması klasik bir âdetti. Cumhuriyetten sonra bu usul değiştirilerek birçok eserlerde görüldüğü gi bi- bunun yerine M. Kemal ve Ismet Paşa'lara hulûs çakmakla söze başlamak ádeti ikame edilmiştir. Şef- lik Devri » nin bu iğrenç dalkavukluk tezahürleri- nin aradan geçen elli yıla rağmen hâlâ devam et mekte olduğunu görmek, fikir hayatımız bakımından cid-
Tatbikati, iktibaslarla bik etmiştir. Buna karşı Ulus yazarı, Sevr'in, 1962 yılın da «Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi'nce Mondros Mutarekesi ve adıyla negredilen kitaptan yaptığı uzun uzun tasdik edilmemiş bile olsa fiilen tatbik edildiğini ileri sür- mektedir. Bu iddia mezkûr eserden nakledilen «Gerçekte Mondros Mütarekesi Birinci Dünya Harbi'nin bir safha- sını teşkil etmekte ve bu harbin tatbikattaki sonucu olan Sevr Sulh Muahedesine kadar uzanmaktadır.» cümlesine istinad ettirilmektedir. Hakikatte Sevr Sulh Projesi daha önce de yüzlerce misali ortaya konmuş bulunan taksim projelerinden biridir. Ancak müttefikler Birinci Cihan
PROJE hiçbir müzakerenin mahsulü olmayıp düvel-1 it lafiye tarafından Yunan Başvekili Mösyö Venizelos'un da iştiraki ile tanzim ve Vahideddin'in hükümeti tarafından (Vahidettin değil!...) 10 Ağustos 1920 imza edilmiştir.
min-i münakaşa bile addedilmemiştir..> M. Kemal Paşa, yukarıya dercettiğimiz satırlarında den tam üç kere «PROJE» tavsifi ile bahset- mekte ve Sultan Vahideddin merhumun bu projeyi tas- dik edip etmediğini meskût geçmektedir. Halbuki O'nun <SEVR» i tasdik etmemek için (Bkz. A. Reşit REY - Gördüklerim, Yaptıklarım, İstanbul 1945 sh. 299) ne taz- yiklere göğüs gerdiği ve böylece de tekemmül ederek tam bir muahede halini almasını önlediği bir başka eserimizde (Bkz, Kadir MISIROĞLU Mücahidler, Istanbul 1969, sh. 41 ve devamı). mufassal ve Kurtuluş Savaşında Sarıklı müdellel bir surette izah ve isbat edilmiştir.
Bu PROJE Türkiye Büyük Millet Meclisince bir ze
24 ) CIHAT AKÇAKAYALIOĞLU (25) Bkz. Cent Projest de Partage la Tur tesl 22 Şubat 1966 tarihli nüsha. quie adlı eser veya bunun Donanma mecmuasının 49. a.g. tefrika, Ulus Gaze ve müteakib sayılarında yayınlanmış bulunan tercüme ve
idarelerine karşı ortaya çıka başta i (28) Gerek bu, ittihatçıların Arap aksülâmelini ve gerekse bu mes'eledeki gilizler olmak üzere düşman te'sirini bütün tefer atı ile görmek ve hâdiselerin aslî sebeplerine nüfuz ede bilmek için bkz; Şerif Abdullah Müzek kiral (Hâtıratım), Kudüs 1945. Bu eserde ittihatçılar an bir dille tenkid edildiği halde Sultan Abdülhamid Han in methedilmesi (sh. 24) dikkati çeken bir husustur. Ay rica «Phillip KNIGHTLET, Colin SIMPSON The Secret Lives of Lawrence of Ara bia, (London 1969),» da da İngiliz tesir ve entrikalan hakkında geniş malûmat vardır.
istedim sonra, neden böyle Japonlar yüksek? Nedir esbab-1 terakkisi? Yakından görmek, Bu uzun boylu mesâi, bu uzun boylu sefer, Bir kanaat verecekmiş bana dünyada meğer. O kanaat da şudur:
sırrı terakkinizi siz, Başka yerlerde taharriye heveslenmeyiniz, Onu kendinde bulur yükselecek millet; Çünkü her noktada taklid ile sökmez hareket. Alınız ilmini Garbin alınız san'atini. Veriniz hemde mesâinize son sür'atini; Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız; Çünkü milliyeti yok, san'atın, ilmin, yalnız, 1yl hâtırda tutun ettiğim ihtarı demin: Bütün edvari terakkiyi yanıp geçmek için Kendi mahiyyet-i ruhlyye> niz olsun kılavuz, Cak beyhudedir ümmid-1 selâmet onsuz.
fakat gayet tabil bir revigle büyük kafleye kendi kendim
Bir gair sezişiyle daba 1922 yılında kaleme ahnan bu yanda ifade edildiği gibi milletin Kendi kendi- se dönüşü maalesef beniz tabakkuk etmiş değil- dr. Ustelik o tarihten hemen bir iki sene sonra imzalanan Joan Muahedenamesi gibi bir menfl amilin temin eyle- di imkânla bu dönüş âdeta imkânsızlaştırılmak isten- tir. Gerçekten Tanzimattan beri devam eden garbhlag- ma hareketinin bir fiyasko olduğu anlaşılmış bulunmasına ve milletin, Birinci Cihan Harbi'yle sürüklendiği badireden ancak milli ve din1 milesseselere sanmak suretiyle kurtulabilmiş olmasına rağmen, millet mukaddle- ratın eline geçirenler vaziyeti takdir edemeyerek garbh laşmadan rücü için bir esbab-1 mucibe teşkil etmek am gelen milli mücadelenin, şahıslarına sağladığı otoriteyi ak- sine, daha fazla garbhlaşmak için kullanma yoluna gitmiş lerdir.
Yunan askerinin İzmir'e çıkmasına müteakip tagyan eden Dini ve milli heyecanism temsil bu ile işe başlayan M. Kemal Paşa, zaferden önce bil farz Sakarya Muharebesi arefesinde müstakbel planlarını ifşa ederek garbhlaşma yolunda daha sert adımlar ataca- ğın ilan etseydi zaferi temin edebilir miydi? Eğer isim yazısını, islâm kıyafetini islâm kanunlarımı ih, değiştire rek kendinden evvelki garbhlaşma taraftarlarının asla ciret edemedikleri mevzularda milli ve dini müesseseleri kanla yıkıp bunların yerine garbtaki muadillerini ikame edeceğini açığa vursaydı, etrafında ayyashk ve cinayet-
(58) Yahya KEMAL - Aziz İstanbul (Ezansun Semtler) tanbul 1964 sh. 122-123.
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
YanıtlaSilBismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
Bu parça Allun ve Elmas ile yazılşa Liyakaki var
YanıtlaSilEvet sâbıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların Surriyla aym وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ zikir ve tesbih etmesi avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle وَانْشَقَّ الْقَمَرُ hükmünde onları inhizama sevk etmesi nas
sı ile aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi ve aynı el, hastalara ve yaralıla ra şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mu'cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir.
Güya ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler.
Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki
içine taş ve toprak girse gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki hangi derde temas etse derman olur.
Ve celal ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp kab-ı kavseyn şeklini verir. Ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zatın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa o zatın Hâlık-1 kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulun duğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?
٢٧٢٩ - العِلْمُ خَيْرٌ مِنَ الْعَمَلِ وَمُلَاكُ الدِّينِ الْوَرَعُ وَالْعَالِمُ مَنْ يَعْمَلُ
YanıtlaSilبِالْعِلْمِ وَإِنْ كَانَ قَلِيلا (ابو الشيخ عن عبادة)
2729- Şeriat ilimleri amelden daha hayırlıdır. Dinin ana temeli haramlardan sakınmaktır. Alim, ilmi az olsa da ilmiyle amel edendir.
۲۷۳۰ - اَلْعِلْمُ اَفْضَلُ مِنَ الْعِبَادَة وَمَلَاكُ الدِّينِ الْوَرَعُ (الخطيب عـــن ابـــن
عباس)
2730- İlim tahsil etmek, ibadetten daha hayırlıdır. Dinin özü, ana temeli haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçınmaktır.
Halkın içinde Allah'dan en uzak olan iki kimsedir: Birincisi, umeranın meclisinde oturur da zulme ait sözlerinde onları tasdik eder. Diğeri ise çocukların muallimidir. Fakat onların hepsini aynı derecede eşit tutmaz. Ve yetimin hakkı hususunda Allah'dan korkmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.).
Sayfa: 7 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
٢٧١٤ - اَلْعِدَةُ دَيْنٌ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ أَحْلَفَ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ اَحْلَفَ (ض ط والديلمي وابن عساكر عن على) *
YanıtlaSilأَخْلَف
2714- Söz vermek bir borçtur. Söz verip yapmayanın vay haline! Söz verip yapmayanın vay haline! Söz verip sözünde durmayanın vay haline!
YanıtlaSilTEMEL İSTİHBARAT L J
YanıtlaSilTOPLAMA-ANALIZ VE OPERASYONLAR
PROF. DR. SAİT YILMAZ
Modern dünyanın çelişkisi, algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri nasıl yorumladığımızdır. Uluslararası ilişkiler, TV'de ya da diğer medya unsurla- rinda resimlerini gördüğünüz gülümseyen lider yüzlerinin el sıkışmasıyla değil, geri planda devam eden istihbarat savaşları ile şekillenmektedir. Ülkeler arasında uzun bir süredir devam edegelen örtülü operasyonlar, propaganda ve psikolojik savaş yöntemlerinin vardıkları safha, bu liderlerin yaptıkları pazarlıklar, zorlayıcı ve gizli diplomasi tekniklerine temel teşkil eder. Örneğin siz bu satırları okurken,
* Irak'ın kuzeyinde uzun süredir Barzani ve YPG/PKK'nın CIA, DGSE, MI6 ve BND tarafından silahlandırılması,
*CIA ve DIA'nın Suriye ve Irak'ta kendileri için Savaşacak ver *İngiliz GCHQ ve İsrail istihbaratının Mısır istihbaratını desteklemek için Sina Çölü'nde devam eden faaliyetleri,
YanıtlaSil*Fransız DGSE ajanlarının Libya'da devam eden operasyonları, *Pakistan istihbaratının (ISI) Afganistan'da Taliban ile müşterek çalışması,
* İran ve Taliban arasında gelişen ilişkiler,
*Kazakistan'da artan ajan, danışman, istihbarat şirketi trafiği, * İngiliz istihbaratında son yıllarda artan Rusya üzerine analizci eleman patla-
masi,
* ABD'nin Ukrayna'da Rus tipi gizli operasyonlara başlaması, önümüzdeki günlerin yeni savaşlarının, barış planlarının, güvenlik politikalarının, silah satışla- rının habercileridir. Bunlar hakkında durum farkındalığı olmadan sadece medya haberlerini yorumlayarak, resmi görmek mümkün değildir. Bu yüzden, komplo teorileri ve dezenformasyonun yoğun olduğu bu güvenlik ortamında "algı yöneti- mi" ile halklar yönlendiriliyor dersek yanlış olmaz.
Bu kitap ile istihbarat dünyasının yaşamakta olduğu tüm değişimleri gelenek- selden bugüne ve geleceğe doğru açıklama gayretinde bulunurken, eserin özel- likle başvuru kaynağı olmasına çalışılmıştır.
Temel duşunceye göre bil is bigbee dial uzaktan algilana ce cisimler bulundukları herhangi bir yerde denetlenebilir. Özel EMF chazya sal Güvenlik Teşkilatı, kripto-şifre çözücüleri ile (EEG'lerden) üretilen pot ri uzaktan okumaya çalışmaktadır. Bunlar bir kişinin beyin durumlarına ve d celerine kodlanacak ve bu durumda kişi, uzak bir mesafeden denetlenebilec NSA personeli, elektromanyetik tarama ağı ile seçtiği ülkedeki herhangi bir sp günde 24 saat takip etmeyi hedeflemektedir. Bu yöntemle ulusal güvenlik a olarak, binlerce insanın kişisel beyin haritalarını kaydedilip, şifrelenecektir. B ronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetleri, he kişinin sözlü düşüncelerine çevrilecek, kulak devre dışı bırakılarak ve ses habe leşmesinin doğrudan beyne gitmesi sağlanarak, uzaktan nöral denetim yolu ile relenmiş işaretler, beynin işitme korteksine gönderilecektir. Bu yöntemin, paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halusinasyonları taklit ederek, hedef şahısla rın gizli olarak gücünü yok etmek için kullanabileceği değerlendirilmektedir. Uzak tan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri devre dışı bırakarak, doğrudan görse kortekse görüntü gönderebilir. NSA'ya göre, beynin programlama gayesi için, göze tim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için ajanlar kullanılmalıdır. İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı CIA ve NSA perso neli için esas haberleşme sistemi haline gelecektir
YanıtlaSil102, KORUIN. NSA Echelon'un da ciddi teknik sorunları olduğunu açıklamıştır. İnternet ileti- her zaman istenildiği kadar kolay bir biçimde yakalanamamaktadır. Fiber- optik iletimler (çok büyük hacimli sayısal veriyi ışık sinyalleriyle iletme) çok daha Hyük zorluklar çıkarmaktadır. Rastgele yakalanmış iletişimin anlamlı bir biçimde fi ve çözümlenmesinin çok büyük bir iş olduğu görülmektedir. Ancak, Sun Microsystems'in şifreleme uzmanı Whitfield Diffie, NSA'nın yukarıdaki sorunlar ile İşçili açıklamalarının yalnızca kendi çıkarlarına hizmet eden bir aldatmaca olabile- ceğini söylemektedir; "Ajansın bizi inandırmak istediği şey, internetin kendileri için çok karmaşık olduğu; trafiğin çok fazla olduğu ve istedikleri şeyi bulamadıklarıdır. Hedeflerinin, onların sorunları olduğuna inanması NSA'nın işine gelir. Bu, onların so- runları olmadığı anlamına gelmez; ama bu korkunç istihbaratçıların söylediklerini kuşkuyla karşılamak gerekir553".
YanıtlaSilVe sakkıl mizânehu. Yâni:
YanıtlaSil- Ey Allah'ım, Sen, Muhammed (S.A.V.) in mizanını, sevab te razisini ağırlaştır. (Yâni, ümmetinin mizanlarını ağır eyle. Kendi m zanı ağır gelmiş gibi onu sevindir, öğünçlü kıl.)
Ve eblic hüccetehu. Yâni:
Ey Allah'ım, Sen, Muhammed (S.A.V.) in nübüvvetinin hữc- cetini ve yüce mûcizesi olan Kur'ân-ı Kerîmi çok çok açık eyle. Yâni o Kur'ân-ı Azîm'in şeriat hükümlerini Kıyamet Günü'ne kadar, bü tün yüzyıllar ve çağlar boyunca, bütün bölgelerde, yedi iklim dör. bucakta daim ve bâki ve sâbit eyle.
(Bâzı nüshalarda «eblic»> yerine «eflic» yazılmıştır.) Ve azhir milletehu. Yâni:
Allah'ım, Sen, O Muhammed (S.A.V.) in dinini bütün dinlerin üzerine ve milleti olan İslâm milletini bütün milletler üzerine Kıya- met'e kadar daima ziyade, daima zâhir ve âşikâr ve galip
EĞERSİZ ATA BİNEN TEZ İNER: Sağlam temellere oturmayan bir işe bel bağlayan, değersiz insanlara güvenen kişi pek çabuk hayal kırıklığına uğrar.
YanıtlaSilEĞRİ BACANIN DUMANI DOĞRU ÇIKAR: Hiç kimse. veya hiçbir şey için görünüşüne göre hüküm vermemek gerekir. Çünkü çoğu zaman görünüş aldatıcıdır.
EĞRİ OTUR, DOĞRU SÖYLE: Hal ve hareketlerinde dai- ma saygılı ve alçak gönüllü ol, çıkarın ne olursa olsun, kimseye yalan söyleme.
EKMEĞİNİ KATIĞINA DENK EDEN HİÇBİR ZA- MAN AÇ KALMAZ: Daima ölçülü, hesaplı hareket eden in- san sonunda güç ve muhtaç durumlara düşmez.
EL ELDEN ÜSTÜNDÜR: Hünerin sınırı olmaz. Bir şeyin en iyisini yaptığına inanan insan, günün birinde kendisinden da- ha üstün ve başarılı olan birilerinin çıkabileceğini unutmamalıdır.
EL İÇİN KUYU KAZAN İBTİDA KENDİ DÜŞER: Başkalarının kötülüğünü düşünenler; bunun için birtakım yalan-
133
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilI BOLOM
KARAKTER EĞİTİMİ / 21
A. Kavramsal Çerçeve
1. Karakterin Mahiyeti
2. Karakterim Ahlak, Değer, Mizaç, Kişilik Şahsiyet Kavramlarıyla İlişkisi
,
3. Karakter Eğitiminin Tanmu, Kapsam, Amacı ve Önemi 4. Karakter Eğitiminin Tarihi Gelişimi
5. Karakter ve Din Eğitimi
II. BÖLÜM
TASAVVUFTA KARAKTER EĞİTİMİ / 45
A. Tasavvuf - Karakter - Eğitim İlişkisi
1. Tasavvuf
2. Tasavvuf ve Karakter 3. Tasavvuf ve Eğitim
4. Tasavvuf Eğitiminin Bazı Özellikleri
B. Tasavvufta Karakter Eğitiminin Temel Güçleri
1. Nefs: Arzuların Gücü 2. Ruh: Aşkın Kaynağı
3. Kalb: Denge Merkezi
4. Akıl: Ölçü Birimi
C. Tasavvufta Karakter Eğitiminin Temel Bileşenleri
1. Ahlaki Muhakeme
2. Ince Duygululuk
3. İrade Kuvveti
4. Meleke Kazanma
PASAVVUFTA KARAKTERİ ETKİLEYEN UNSURLAR/101
YanıtlaSilarakteri Etkileyen
www
4 Ordenetim (Murakabe / Muhasebe)
6 Fake
7. Sabe
& Skir
9. Tevekkal
1%
10. Riza
B. Olumsuz Unsurlar
1. Yalan
2. Kibir
IN
3. Ofke
4. Haset
& Hirs
7. Sehvet
C. Pratik Unsurlar
1. Ibadet
2. Dua
3. Zikir
5. Sohbet
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSil6. Seyahat
7. Riyazet ve Mücahede
D. Maddi Unsurlar
1. Mürşid
2. Mürid
3. Halife
4. Tekke
IV BOLOM
TASAVVUFTA KARAKTER EĞİTİMİ İÇİN KULLANILAN YÖNTEMLER/249
Tasavvufta Karakter Eğitimi İçin Kullanılan Yöntemler
A. Takrir/Anlatım Yöntemi
B. Soru-Cevap Yöntemi
C. Tedric Yöntemi
D. Gözlem Yöntemi
E. Yaşayarak Öğrenme Yöntemi
F. Örnekleme (Özdeşleşme/Rol Model Yöntemi G. Hikâye veya Kissa Anlatım Yöntemi
V BOLUM
TASAVVUFTA KARAKTER EĞİTİMİNİN KAZANIMLARI
Tasavvufta Karakter Eğitiminin Kazanımları
Sonuç
Kaynakça
Dizin
TASAVVUFTA KARAKTER EĞİTİMİ
YanıtlaSilTasavvuf ve eğitimin karakter ile ilgisi, her ikisinin de insanın tabiatını, ahlakını, tutum ve davranışlarını olumlu yönde etkilemesi sebebiyledir. İnsanı iyi ve olumlu yöne sevk eden her türlü çaba, aslında insanın ihtiyaç duyduğu bir gerçektir. Bu gerçek, insanın sağlam bir karakter kazanmasını da sağlar. Zira karakter, insanın ruhuna, kalbine ve do- layısıyla ahlakına yerleşen manevi prensipler olarak kabul edilmiştir. Bu prensipler, insanın iç dünyasının hem asli halini korur hem de istikrar bulmasına yardımcı olur. Esas olarak zikredilen bu durum, tasavvufun gayesi ve hedefidir. Bu da ancak eğitimle gerçekleşir. Şurası bir gerçektir ki, tarihsel açıdan eği- tim ve öğretim faaliyeti, ona bağlı olarak ka- rakter eğitimi, insanlığın varlığıyla beraber vardır. Başta tasavvufi eğitim olmak üzere, neredeyse bütün eğitim sistemleri insanın Iç dünyası ile ilgilenmiştir. Bu sebeple genel olarak tüm eğitim ve öğretim faaliyetlerinin temel odağında karakter eğitimi yer almış
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Yerin her tarafı kıyamette mahvolur. Yalnız, namaz kılınıp, secde edilen yerler hariç. Ve bu yerler de birbirine eklenir. (Üzerinde namaz kılanlara şefaat edecekler, vazifesi bitince, Cennete intikal ederler.)
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Biriniz ailesiyle münasebette bulunacağında "Bismillah" ve hem de "Allahım bizi ve nasib edeceğin evladımızı şeytandan uzaklaştır." derse, eğer bu birleşmeden bir çocuk takdir edilmişse, o evlada şeytan hiç bir vakit zarar veremez.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 356 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Zulümden sakının. Zira zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır. Cimrilikten de sakının. Zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirilerinin kanlarını akıtmağa ve haram olan haklarını helal saymaya sevketmiştir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir İbni Abdullah (r.a.)
Sayfa: 13 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Hoca Bahâeddin Nakşbend ve Tarîkatı (XII-XVII. Asırlar) HÂCEGÂN YOLU
YanıtlaSilXII. yüzyılda Orta Asya'nın ilim ve kültür merkezlerinden Buhara civârında doğan Hâcegân tarîkatı, sonraki asırlarda Nakşbendiyye adıyla devam ederek İslâm dünyasının büyük bir bölümünde yayılma imkânı bulmuştur. Bu tasavvuf ekolü diğer tarîkatlara göre bazı farklılıklar arzetmekteydi. Tarîkatların çoğu sil- silelerini Hz. Ali'ye bağlarken Hâcegân Hz. Ebû Bekir'e bağlamıştır. Diğer tarîkatların çoğu cehrî zikir, semâ, halvet ve riyâzat uygulamalarına olumlu yaklaşırken, bu tarîkat-istisnâları olmakla birlikte- çoğunlukla bunları kabul etmemiş ve sûfînin toplum içinde aktif bir birey olarak varlığını sürdürürken erdemli bir insan olabileceğine vurgu yapmıştır. Diğer taraftan Hâcegân ve Nakşbendiyye sünnî İslâm anlayışını tarîkatın temel esâsı olarak almış, bu sâyede Bâtinî ve Hurûfi akımlardan büyük ölçüde korunabilmiştir. Bu yapısı sebebiyle tarîkat, târih boyunca ulemânın ve sünnî hükümdarların desteğini görmüştür.
Yaratılışı itibariyle sosyal bir varlık olan insan icin toplumsal hayat ne kadar önemli ise toplum için de onun özünü oluşturan aile, o denli hayati oneme sahip bir kurumdur. Aile, söz konusu niteliğiyle tezekkür ve tedebbür bağlamında toplum ve milletlerin hafızasını İstikbale taşıyan, kimlik, tasavvur ve ideallerini olgunlaştırıp geleceğe aktaran: insani, kültürel değerlerin, tarihi süreklilik ve bütünlüğün koruyucusu olan mühim bir müessesedir.
YanıtlaSilAllah Resulü'nün aile hayatı kıyamete kadar bütün insanlar için eşsiz bir örneklik arz etmektedir. Nitekim onun aile hayatında uyguladığı ilke ve prensipler, tum zamanlarda önemini ve işlevini kaybetmeden varlığını sürdürmüştür. Bu açıdan, toplumun en küçük birimi olan ailedeki mutluluk ve huzurun, toplumsal mutluluk ve huzurun temin edilmesindeki vazgeçilmez şart olduğunu en güzel örnekleriyle Hz. Peygamber'in aile yaşantısında görmek mümkündür.
C enab-ı Hakk'ın lütuflar silsilesi hâlinde başta Kur'ân-ı Ke- rim ve hadis-i şerifler, yanık yanık ezanlar, şahâdetler, tek- birler ve salevatlar, hep bizlere kulluğumuzu telkin eden ne mûtenå birer hoş sedâdır. Diğer taraftan naatler, kasideler, nice âbideler ve ulu mâbedlerden gelen ilâhî nağmeler de, aynı hoş sedâlardır.
YanıtlaSilHep o hoş sedalar şânında;
Cenâb-ı Hak, sevip sevdirdiği veli kullarına, hâllerine göre muhtelif tecelliler bahşetmiştir. Zamana yayılmış zirveler hâlindeki o Hak dostları, bu tecellileri birer hoş sedâ olarak fânî hayatların- dan sonra gelecek nesillere mîras bırakmışlardır.
Bu meyanda Cenâb-ı Hak;
Dostlarından kimini Şâh-1 Nakşibend eyleyip ma sarruf ve mârifetullah'ta eşsiz bir himmet deryası kılmış; kim nun gibi aşk çöllerinde dolaştırmış; kimini hayret vadilerin mini azamet-i ilâhiyye tecellîleri karşısında dilsiz eyleyerek sükûtur rmiş; ki- münzeviliği içinde gizlemiş, kimini Yunus Emre gibi aşk bülbülü kıl mış, kimini de Hazret-i Mevlânâ gibi dilinden hikmetler fışkıran bi mânâ ummâni ve Hak dostlarının sırlarının tercümanı eylemiştir.
Cenâb-ı Hak;
Dergâh-1 ilâhîye açılan şu ulvî kubbede, hayırlı bir iz bırakab meyi, müstecâb bir duâ olabilmeyi, rahm anılabilmeyi, cümlemize nasib eylesin. ISBN 978-805-9214
Ne mutlu, Hak dostları gibi, gök kub bir hoş sedâ bırakıp irtihâl-i dâr-1 beka yebilenlere...
Günümüzde müslümanların hargı karşıya bulundukları meselelerin vehameti ande ilme ve araştırmalara hargı varolan alakasızlığa dayanmamakta, aynı zamanda erm zin fevkalade karmaşık yapısından kaynaklanmaktadır. Bu bahimdan müslümanlar meselelerini çözüme kavuşturmada islamın temel ilke ve prensiplerini korumays me tuf bir hassasiyet gösterirken, asrımızın meselelere etki seviyesini de çok titiz bir ele meyle değerlendirmek zorundadırlar. Tabiatıyla bunun tahakkuku için benzeşir me se lelerin daha önce müslüman imam ve bilginlerce nasıl değerlendirilip hükme bagian dığı konusunda oldukça titiz ve teferraatli bilgilerin dere edildigi kaynak eserlerimize ve özellikle tutarlılığı asırlardan beri kabul görmüş fikih kitaplarına müracaat etmek le mümkündür.
YanıtlaSilKaynak eserlerimiz arasında seçim yapabilmeh, orta yerdeki meselenin çözüme havuşturulmasında Ehl-i sünnet mezheplerinin genel olarak ortaya koyduğu tours bilmek ve ona göre berrak bir sonuç ve kanaat serdetmek gerekir. Elbette böyles çetin bir konuda herkesin söz söyleme imkanı bulunmamaktadır.
Halil Günenç asrımızda hargılaştığımız yüzlerce meseleyi, vakalardan yola karak soru yönelten müslümanların orjinal soru düzenini hiç bozmadan cevapland miş ve bu konuda Hanefi-Sefii mezheblerini özellikle gözönünde bulundurmuştur.
Hergün benzeri bir çok meseleye muhatap olan müslüman halkın olduğu kadar hocalarımızın da ilgisini çekeceğini ümid ettigimiz bu eserin, ilme iştiyah içinde ars slarını sürdüren müslüman nesillerin kültür hayatına hizmet
50. VEFAT YILDÖNÜMÜNDE
YanıtlaSilBEDİÜZZAMAN'I YAZDILAR
Vefatından elli yıl sonra, içinde yaşadığı ve eserini yazdığı diyarda Bediüzzaman'a yönelik ilgi artarak devam ediyor. Ardında bıraktığı Risale-i Nur Külliyatı, yazıldığı coğrafyada farklı sosyal, kültürel kesimlere hitap edebilme özelliğine sahip ve onu okuyanların hayatlarına gözle görülür bir etkide bulunuyor. Üstelik bu coğrafya dışında da giderek artan bir ilgiye mazhar olduğuna dair örneklere yenileri ekleniyor.
Yaşanan tüm gelişmeler, Bediüzzaman'ın "Mevtim hayatımdan daha fazla hizmet edecek" öngörüsünü doğrular şekilde seyrediyor. Risale-i Nur hizmetinin kapsama alanı, gerek okuyan insanların sayısı, gerek yayıldığı coğrafya itibarıyla daralmıyor, genişliyor.
Vefatının 50. yılında Bediüzzaman hakkında yazı- lanlar da bu gerçeği belgeliyor.
Elinizdeki kitap, bu yazıları biraraya getirerek, tarihe bir not düşüyor...
linizdeki bu kitap, ele aldığı konular bakımından bir ilk olma özelliğini taşı- maktadır. İki kısımdan oluşan bu kitap- ta; Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin kişiliği ve hizmeti, Risale-i Nur'un bir tefsir ve kelam dersi oluşu ile birlikte zamanın dehşetli fitnelerine karşı yaptığı mü- cadeleler ve müceddidlik vasfi gibi konular ele alınmıştır. Ayrıca Risale-i Nur'a talebe olma- nın şartları ve Risale-i Nur'un makbuliyetini gösteren manevi işaretler hakkında da bilgiler verilmiştir.
YanıtlaSilMüellif ikinci kısımda, Risale-i Nur'u daha iyi nasıl anlarız, sorusuna cevaplar arıyor. Zama- nın eşsiz eseri olan Nur Risâlelerinden en iyi şekilde istifade edebilmenin yollarını en ince ayrıntılarına kadar sorguluyor. Risale-i Nuru anlamada manevi cihet bölümü sizi derin dü- şüncelere sevk ediyor. Risale-i Nur'u bir de bu ölçülerle okumak için yepyeni ve engellenemez bir şevk hissediyorsunuz. Bu kitap. Risâleleri hem tekrar okumanıza hem de anlayıp istifade etmenize yardımcı olacak güzel bir eser olarak sizleri bekliyor.
OKUMA AŞKI
YanıtlaSilGerek bu dünyada, gerekse sonsuz yaşayacağımız öbür ha- yatımızda; sağlıklı, kazançlı, başarılı ve mutlu bir ya- şantının elde edilmesinde vesilelerin, araçların en büyüğü şüphesiz okumak, öğrenmek ve bu bilgile- ri hayatımızda güzelce uygulamaktır. Onun için bil- gi edinmenin en büyük aracı olan okumak ve araştır- maktan asla ayrı düşemeyiz.
Kitapsız, bilgisiz, kültürsüz ve sanatsız bir hayat, burnumu- zun ucunu göremediğimiz zifirî karanlıkta, dağlarını, yamaçlarını, uçurumlarını, vadilerini, bataklık ve su- larını, içinde yaşayan hayvan ve insanlarını bilmedi- ğimiz zor bir coğrafyada yol almaya benzer. Okumak bizim hem ışığımız, hem de kılavuzumuzdur. Hattâ ek- meğimiz ve suyumuzdur.
Okumak, bi-zâtihî bir mutluluktur. Hayat kalitesinin ölçüsünü başka yerlerde arayanlar, bu kalitenin nasıl elde edildiği- ni bile düşünemeyenler olarak bence yanılmışlardır. Belki onlara bunu kabul ettiremeyiz, zaten bunun göstergesi de cehâletten başkası değildir. Şeker yiyip şerbet içesi büyük lerimiz; «Tatmayan bilmez.» demişler ve haklı söylemiş lerdir. Evet; «Men lem yezuk, bilmez yazık!..»
Aynı aklın ürünü, aynı merkezden yönetilen ve asırlara yayılan yüzlerce or gut, küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör... Kökleri Nizamülmülke dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek.
YanıtlaSil*Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı? *Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne?
*Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü? *Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyet'in ilanı mı Lozan'ın imzalanması mı? *Cumhuriyet'i Osmanlı Derin Devleti mi kurdu? *İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasıl tasfiye etti?
*Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi? *Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
*İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti? *Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında 0, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı? *Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
*Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MIT görevlisilo neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
Bir cümle;
YanıtlaSilinsanın
duygusuna, düşüncesine yön verip hayatını güzelleştirir mi? Okuduysa, işittiyse, söz kalbine girdiyse, aklına yatıp mantığına uyduysa neden olmasın! Günümüz dünyasında bilimde, sanayide, teknolojide büyük gelişmeler yaşanıyor; çok farklı iletişim ve ulaşım kaynaklarından yararlanılıyor. Ne yazık ki aynı gelişmeler, insanlar arasındaki iletişim ve ilişkiler için söz konusu değil. Sorumluluklar ve ahlaki değerlerin ihmali, iletişim dilinin iyi kullanılmaması, huzursuzluğa ve insanlar arasında olumsuzluklar
yaşanmasına neden oluyor. İçeriğinde âyetler, hadisler ve hikmetler bulunan Cümle Kapsından Kalbe Girmek / Ölçüler ve Hikmetler; en ayırıcı özelliği ahlak olan insanın kendisine, ailesine, çevresine, insana ve insanlığa karşı maddi- manevi sorumluluklarını binlerce ölçü ve parolalarla hatırlatıyor
Bil come,
YanıtlaSilinsanın duygusuna, düşüncesine yön verip hayatını güzelleştirir mi? Okuduysa, işittiyse, söz kalbine girdiyse, aklına yatıp mantığına uyduysa neden olmasın! Günümüz dünyasında bilimde, sanayide, teknolojide büyük gelişmeler yaşanıyor; çok farklı iletişim ve ulaşım kaynaklarından yararlanılıyor. Ne yazık ki aynı gelişmeler, insanlar arasındaki iletişim ve ilişkiler için söz konusu değil. Sorumluluklar ve ahlaki değerlerin ihmali, iletişim dilinin iyi kullanılmaması, huzursuzluğa ve insanlar arasında olumsuzluklar yaşanmasına neden oluyor. 018
İçeriğinde atasözleri ile Türk ve Doğu, Bati ve Dünya edebiyatına mensup yazar, şair, düşünürlerin özdeyişleri bulunan Cümle Kapsından Kalbe Girmek/Öğütler ve Düşünceler, en ayrıcı özelliği ahlak olan insanın kendisine, ailesine, çevresine, insana ve insanlığa karşı maddi-manevi sorumluluklarını binlerce öğüt ve düşüncelerle hatırlatıyor.
Kayıtḍış! Tarihimiz YAVUZ BAHADIROGLU
YanıtlaSilTarihimizle bizim aramızı açan, ilkokuldan itibaren zihinlerimize yerleştirilen yanlı ve yanlış bilgilerle gerçekleri unutturan zemin, kimin ve kimlerin ürünü?
Tarihe bakışımız hâlâ neden karışık, bulanık ve önyargılı?
Henüz birkaç yüzyıl öncesine kadar, yaklaşık yirmi milyon kilometrekarelik bir coğrafya üzerinde kurumlaşmış, üç kıtaya hükmeden bir devletimiz vardı. Ancak bu kadar yakın geçmişte yaşananların ne kadarından haberdarız? Bildiklerimizin ne kadarı gerçek?
Doğrusuyla yanlışıyla tarihimizin arka planına bakmaya, geçmişimizde kalan gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısınız?
Kayıtdışı Tarihimiz sizin için büyük bir sır küpünün
kapağını a
CHL
Bu kitapla yanlış veya eksi daha yakından targacaksınız.
n şahsiyetlerle
INKILAPÇI TANZIMAT RICALI FRANSIZ KA NUNU MEDENİSİNİN TERCÜME VE İKTİBASI GİBİ KORKUNÇ BİR TAVİZİN HAHİŞKAR MUDA- Fİİ İDİLER. BUNLARIN KARŞILARINA DİKİLEN BÜYÜK HUKUKŞİNAS AHMED CEVDED PAŞA İC- TİHATLARLA YÜRÜTÜLEN VE BİR BAHR-İ BİPA- YAN. OLAN İSLAM HTİYAÇLARINA CEVAP METNİ VÜCUDA HUKUKUNDANDA GÜNÜN VERECEK BİR KANUN GELEBİLECEĞİNİ İDDİA FIILEN DE ISPAT ETMİŞTİR. ONUN BAŞINDA BU- LUNDUĞU İLİM HEYETİNİN TAKNİN EYLEDİ Ğİ MECELLE-I AHKAMI ADLİYE DOST DÜŞMAN HERKESİN TAKDİP VE HAYRANLIĞINI CELBET- MİŞTİR. O KADAR Kİ, FRANSIZ İLİMLER AKADE MİSİ KENDİ KANUNLARININ IKTIBASINA MANI OLMUŞ BULUNMASINA RAĞMEN AHMED CEV- DED PAŞA'YI BIR ALT MADALYA ILE TAL TİF ETMİŞTİR. VE
YanıtlaSilSEBI YAYINEVI, HUKUK ILMININ TATBİKA TINA BİR ÖMÜR VERMİŞ YAZAR DR. REFIK GÜRÜN BULUNAN DEĞERLI KALEMİNDEN, ME CELLENİN İLMİ MAHİYETI HAKKINDAKİ BU KIY METLI ESERİ NEŞRETMEKTEN ŞEREF DUYAR
ARIANA GRANDE!"
YanıtlaSilTürkiye Cumhuriyeti'nin kurulu gayesinin esası, yakın bir gelecekte tüm milletleri "İnsanlık Rotası'nda" birleştirecel yapıyı kurabilmekti. Çünkü, Anadolu insanı, bu "yüksek bilince" ulaşabilecek genetik ve kozmik aktarımlarla donatılmıştır.
Anadolu'nun, zor dönemlerde Seçilmiş Lider, yani Yaradan tarafındar seçilmiş ve insiye edilmiş lider çıkarabilme potansiyelinin yüksek oluşu tesadüfi olayların değil genetiğe ve bilince işlemiş "kültürel kodların" neticesiyle olmuştur. Asil Kan olarak seçilmiş, vazifeli olan kişiler icazete ihtiyaç duymadan kararlar alırlar. Ayrıca onlar, "devlet yönetme" iradesine ilave olarak yeni bi "devlet kurma" iradesine de sahiptirler. İşte bundan dolayıdır ki tüm "inisiyatifi-sorumluluğu" üzerine alan Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih sahnesine çıkışı tesadüfi bir olay değildir.
Atatürk'ün yeni bir "Devlet Düzeni" kurmasındaki amacı, gelecekte yetişecek olan seçilmiş liderlerin bir araya gelerek yeni bir "Dünya Düzeni" kurabilmelerini sağlamaktı.
Bir seçilmiş lider, kendisinden öncekilerin "taşıyıcısı", kendisinden sonra geleceklerin ise "yol göstericisi" konumunda, geçmişten geleceğe doğru bir "irtibat hattı" oluşturabilecek potansiyele sahiptir.
Şimdi yeni liderin zamanı, kozmik aktarımların yapıldığı, seçilmiş olanın belirlendiği ve tüm donanımlarının tamamlandığı yeni lider, Asil Kan, Ariana Grande, yarım kalan ikinci 19 sürecini tamamlamak üzere aramızda. Otobüste, uçakta, gemide, çarşıda, pazarda aramızda. Sürecin adı ikinci ATA-TÜRK sürecidir.
Unutmayalım! Dünyayı yönetme yetkisi Oğuz Ata ve ondan gelen Türk soyuna verilmiştir. Kesintiler olur, sıkıntılar çıkar, dar zaman aralıklarında yine TÜRK hükmeder. Tıpkı yüz yıl önce zaferle taçlandırıp hükmeden Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk'te olduğu gibi. Atatürk'ün gizlenen ve kutsal vasiyetini, kısaca BÜYÜK YEMİN'i bu kitapta
bulacaksınız!
Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilik-
YanıtlaSilleri bildiren, doğruya sevk eden ve kötülüklerden sa- kındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendi- sine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, mese- leyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, ge- rek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceli- ğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıkla- nışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin de- ğil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğe- sini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini
dile getirmiştir.
İslâm Dünyasında Kimlik Problemi ve BEDİÜZZAMAN SAID NURSI
YanıtlaSilProf. Dr. Mim Kemal Öke
"Siyaset ilminin ve bugün sosyal bilimlerin Said Nursi'den öğreneceği çok şey vardır."
Doç. Dr. Ahmet Akgündüz
"Bediüzzaman'a göre, İslâm âleminin en önemli kimlik buhranından biri, Müslümanların müsbet hareket etmemeleridir."
Taha Akyol
"İmam-ı Gazali'yi kendi çağının, Bediüzzaman'ı da bu çağın Hüccetü'l-İslâm'ı olarak görüyorum."
Safâ Mürsel
"Bediüzzaman, Batı medeniyeti ile İslâm medeniyeti arasında doğru bir sentezin gerçekleştirilmesi fikrinin çağımızdaki en güçlü temsilcisidir."
ISBN: 975-408-189-5
Ümid ederim ki, Kenzü'l-irfân adıy- la basılıp yayına sunulan şu eser-i âcizânemi mütâlaâ edenler, artık ahlâk-1 hamîdenin menbai, ilim ve mâ- rifetin toplanıp birleştiği yerin dîn-i mübîn-i İslâm olduğunu tasdik ve her türlü hâllerini Cenâb-ı Peygamber'in ilham dolu düşünce ve irâdelerine tatbik ile ilmen ve amelen iki cihan saâdetine vâsıl olurlar.
YanıtlaSilMuhammed Es'ad Erbilî (k.s.)
OSMANLI DEVLETI NIN
YanıtlaSil700 700 KURULUŞ YILDONOMO ARMAGANI
Bu kitapta cihangir bir imparatorluğun cihana hükmeden sultanlarının, onlara yön veren Hakk dostlarının, âlimlerin, devlet adamlarının ve diğer mümtaz simaların bazılarını bulacak, onların örnek şahsiyetlerini sergileyen gönül âlemlerine aid satırları okuyacaksınız. Onlar ki, Türk milletinin, devlet kurma ve askerlikte zirve olduğu kadar ilim, irfân, ahlâk ve san'atta da müstesna bir mevkiye sahip bulunduğunu bütün Cihâna göstermiş ve her sahada destanlar yazan Dir millet olmanın maddi-mânevî hususiyetlerini en güzel bir şekilde sergilemişlerdir.
Bu şanlı devletin dörtyüz atlı ile ekilen çekirdeği, lu bir çınar olmuş, dalları üç kıtayı gölgesine Imış ve altı asır izzet ü şerefle yaşamış, sonra da rdından birçok yetîm devletçik bırakmış ve târih imli kabristanda şanlı bir türbe şekline ürünmüştür. Şimdi bize düşen, bu şanlı rbenin lâyık bir türbedârı olmaktır.
İslâm iktisadınd para bakırdan dijit
YanıtlaSilB
Editor: DR. CEM KORKUT
İslâm, insanların hayatını bütün yönleriyle kuşatır. Bu özelliği ile sadece toplumsal hayatı değil ekonomik ve finansal hayatı da tanzim eder. İslam fikhının dinamik ve çaga ayak uydurabilen esnek yapısı, değişime açık ve sürekli güncellenen ekonomik ve finansal hareketler ve gelişmeler ile ilgili olarak hüküm verme yetisine sahiptir. İslâm'ın zamandan ve mekândan bağımsız olan hükümleri İslâm iktisadı için de geçerlidir. İslam iktisadı, tarihte olduğu gibi günümüzde de teknolojik gelişmeler ile şekillenen ekonomik ve finansal işlemler için öneriler sunmakta ve modeller ortaya koymaktadır. Elinizdeki bu kitapta, para kavramı tarihteki örnek yaklaşımlar, günümüzdeki mevcut uygulamalar ve gelecekteki potansiyel teknolojiler ışığında etraflica ele alınmaktadır. Kitap, İslâm iktisadında paraya olan yaklaşımı felsefi, teorik ve fikhi açıdan değerlendirdiği gibi güncel uygulamaları da incelenmektedir.
TASAVVUF TERİMLERİ & DEYİMLERİ SÖZLÜĞÜ
YanıtlaSilProf. Dr. Ethem Cebecioğlu
Günümüzde tasavvufa yönelik yoğun toplumsal ilgiye cevap verebilecek bir sözlük çalışması son derece gereklidir. Sade dille yazılmış, genel okuyucu kitlesine hitap eden böyle bir çalışma, tasavvufu yaşayan veya ilgi duyanların bilgilenmesi açısından çok yararlı olacaktır. Ülkemizde ve dünya üzerinde yoğun araştırma yapılan İslâmî disiplinlerin başında gelen tasavvufun kendini ifade için kullandığı terimler, bir anlamda tasavvufun anlaşılması için hayatî bir işleve sahiptir.
Böyle bir çalışmanın önemli bir işlevi de, son yıllarda gerek te'lif, gerekse tercüme ve sadeleştirme şekliyle yayımlanan tasavvufla ilgili eserlerdeki kavramların gerçek anlamlarından uzaklaştırılarak kavram kargaşası yanında bir anlam buharlaşmasını da beraberinde getirmesinin önüne geçmektir. Bu çalışmanın daha önce bu alanda yapılmış çalışmalardan bir farkı da, bu eserin madde sayısının genişletilerek deyimleri de içermesidir.
BÂTINÎLİĞİN İÇYÜZÜ
YanıtlaSilİmam Gazâlî
Dokuz yüz seneyi aşkın bir zamandan beri İmam Gazâlî gerek İslâm dünyasında, gerek İslâmiyet'le ilgili bütün ilim çevrelerinde artan bir ilgi odağı olmaya devam etti ve onun eserlerinin önemli bir kısmı Doğu ve Batı dillerinin pek çoğuna tercüme edildi.
Gazâlî Bâtiniliğin İçyüzü adlı eserini, Abbâsî halifesi el-Mustazhir'ın isteği üzerine Bâtinîliğin reddi maksadıyla yazmıştır. Hicri V. asırda Bâtinîler bir taraftan Fâtimî Devleti ile siyasî iktidarlar üzerinde, diğer taraftan Hasan Sabbâh tarafından kurulan terörist teşkilatın faaliyetleri ile İslâm âleminin her tarafında, bilhassa Abbâsî hilâfeti hudutları içindeki sünnî halk üzerinde baskılarını artırmaktaydılar. Bu eser, bunlarla siyasî ve askerî yönden Selçukluların kıyasıya mücadelelerini ilmî cepheden destekleme ihtiyacını karşılamak; Abbasi halifesinin gayr-i meşru, Fâtimî halifesinin gerçek ve meşru halife olduğu yolundaki Bâtinî propagandasını tesirsiz hâle getirmek maksadıyla kaleme alınmıştır.
Mehmet Akif Ersoy
YanıtlaSilTefsir Yazıları ve Vaazlar..
u kitapta, “mânevî değerlerimizin milli temsilcisi
Bve sözcüsü olarak gördüğümüz aziz büyüğümüz
Mehmed Akif Ersoy'un 1912-1913 yılları arasında yazıp
yayınladığı kısa "Tefsir Yazıları", 1913-1919 aralığında
kaleme aldığı "Manzum Tefsirler" ve 1910-1920 senele-
rinde cami kürsülerinde ve halk arasında dolaşıp yaptığı
konuşmalar, verdiği "Vaazlar" derlenmiş bulunuyor.
Samimi inanç, din kardeşliği ve millet sevgisi gibi yüksek duyguların, yerine göre bazen bir ilim sükûneti, bazen ağlatan coşkun bir heyecanla ifade edildiği bu yazı, şiir ve konuşmalar, bizlere inancımızı yaşama ve di- nimize hizmet yolunda birer rehber olacak değerdedir...
Cenab-ı Hak'tan, bizlere de dinimizi yaşama ve yo- lunda hizmet edebilme aşk ve heyecanını, gayret ve eh- liyetini lütuf buyurması duasıyla...
ATATÜRK'ÜN GİZLENEN VASİYETİ
YanıtlaSilİLK KEZ BU KİTAPTA; 17. Yıldız vizyonuna ait belgeler
- Gazi Paşa'nın emri ile kurulan
çok özel bir cemiyete ait orijinal belgeler.
Atatürk'ün özel evrakına ait kasaların açılma süreci. Atatürk'ün özel evrakını sakladığı kasalarına dair bilinmeyenler.
Gizlenen Vasiyet neden 50 ve neden GİZLİ ibareleri ile kayda geçti?
Atatürk'ün Gizlenen Vasiyeti için açılan mahkeme davalarına dair belgeler.
Gazi Paşa'nın gizli belgeleri için kullandığı özel mührü ve bu mühürle ilişkili bir kuruma ait bilgiler.
Gazi Paşa ve ona gönülden bağlı ekibi, İstiklal Savaşı'nın temelinin atılmaya başlandığı ilk andan itibaren, mücadelenin belgelerini gün gün arşivledi. Arşivleme süreci, Atatürk'ün vefatı olan 10 Kasım'a kadar sürdü. Arşivlenen çok gizli ve tarihe ışık tutacak çok önemli belgeler 105 adet sarı dosya halinde fihristlendi.
Atatürk'ün vefatından bir süre sonra Çankaya Köşkü'nde bulunan 105 adet sarı dosya Ziraat Bankası'nın zemin katındaki özel kasalara konuldu ve 50 yıl boyunca açıklanmaması koşuluyla saklandı. Devlet yetkilileri ise 2005 yılına kadar 105 adet dosyanın varlığı hakkında sessiz kalmayı tercih etti.
Bu kitapta, Atatürk'ün en yakınında bulunmuş dönemin yetkililerinin anılarında, röportajlarında, meclis tutanaklarında; Atatürk'ün hususi evrakı olan 105 adet dosyanın varlığını doğruladıklarını il belgeleriyle göreceksiniz.
TAKDİM
YanıtlaSilHier 852 yılında vefat etmiş olan İbn Hacer el- Askalani, 200'den fazla eserin sahibi büyük bir hadis ve kah Alimidir. Müellifin telif eserleri yanında, derleme mahiyetinde bazı eserleri de bulunmaktadır. Tercümesini siz okurlara sunduğumuz "Münebbihât" adlı bu risâle de, müellife nispeti konusunda bazı tereddütler bulunmakla beraber, tasavvufi hakikat ve hikmetlerin, ayet ve hadis- lerle meze edilerek harmanlandığı ve benzerlik-zıtlık esa- sına göre gruplandırıldığı önemli bir derlemedir.
Eser, yazıldığı dönemden itibaren büyük bir hüsn-ü kabule mazhar olmuş, medreselerde talebelerin ellerin- den düşürmediği ve Arapça bilen herkesin zevkle okudu- ğu bir kitap olarak günümüze kadar gelmiştir. Eserin şimdiye kadar yapılan farklı tercümeleri de, benzer bir ilgiye nail olmuştur. Eserin tercümesini müteaddit defalar yayınlayan Yayınevimiz, artık mevcudu kalmayan önceki tercüme yerine, günümüz Türkçesiyle yeni bir çeviri ya- pılmasını uygun görmüştür. Gerek Arapça bilenlerin kar- şılaştırma yaparak daha çok istifade edebilmesi ve gerek- se edebî yönü ağırlıklı olan eserin bu özelliğinin daha iyi vurgulanabilmesi için Arapça orijinal metin de kitaba alınmıştır.
Arapça metin kısmı itinalı bir çalışma ve farklı nüshala-
nn karşılaştırılması ile hazırlanmıştır. Okuyucunun Türkçe ve Arapça metinleri istediğinde mukayese edebilmesi iki dildeki neşrin de sayfa numaraları eşitlenmiş ve ayrıca sözler numaralandırılmıştır. Okuyucu Arapça metni okur. ken Türkçesine bakmak istediğinde aynı sayfa numarası na gidip istediği sözün numarasına bakabilecektir. için
YanıtlaSilEserin şiirsel bir dille kaleme alınmış olması ve kafiyeli ifadelerin alt alta sıralanmış olması, Arapça bilenler için bir anlam ifade etse de, bu özelliği aynı oranda çeviriye yansıtmanın zorluğu ortadadır. Fakat mümkün olduğu kadarıyla, eserin bu yönünü hissettirecek ve okunmasını daha zevkli hale getirecek tasarruflarda bulunulmuştur. Eserin hem Arapçasında ve hem de Türkçesindeki bu tasarrufların dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacağı ve takdirine mazhar olacağı kanaatindeyiz.
Esere hâkim olan bakış açısı, her ne kadar bazı açılar- dan günümüz insanının algılarıyla tam olarak örtüşmeye- bilirse de, yüzyıllarca Müslüman toplumların düşünce sistemini etkilemiş genel kabulleri ve değerler hiyerarşisini yansıtması açısından önemlidir. Ayrıca eserin, bugünkü kabullerimizin mukayesesi ve sorgulanması açısından önemli bir fırsat sunduğu düşünülebilir.
Eserin çok amaçlı okumaları mümkün kılacak bir ma- hiyet ve şekle sahip olması nedeniyle, bir defada okunup bir kenara bırakılacak türden olmadığı söylenebilir. Bu özellik okuyucunun eseri, bir başucu kitabı gibi el altında bulundurmasına ve hiç bıkmadan defalarca okuyabilme- sine imkân tanımaktadır. Çağlar öncesinden gelen bu "Uyarılar"ın faydalı olması ümidiyle...
VI
Bahar Yayınları
NECMEDDIN SAHINER
YanıtlaSilBİLİNMEYEN TARAFLARIYLA
bediüzzaman said nursi
Bediüzzaman Said Nursi, bir hayat ve hareket adamydi. 1918 Wesrutiyet İnkılâbında Selanik Hürriyet Meydanında, binlerce insane tittap ediyor onlara her yönüyle hürriyeti anlatıyordu. Birinci Dünya Savaşında, at isinde einde silah, Ruslarla boğaz boğaza çarpışıyordu.
Bir dává ve ideal adamıydı. Prensiplerini ilan ederken, "em dünya, hem âhiret hayatımı, her ikisini de elime almışım. Tek hayatlı olanlar karsima ckmasın" diyordu. İki minare yüksekliğindeki Van Kalesinden ayağı kayo diserten, a anda bile "Dâvâm!" diye haykırıyordu. 31 Mart Olayında, Sibirya da esarette ve daha sonra darağaçlarının kendisi için hazırlandığı günlerde bile dévésmi ve maksadim pervasızca ilân ediyordu.
Bir måneviyat adamı ve bir mürşitti. Bu yolda her şeyini fede etmekten çekinmemişti. "Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennem alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan dur diyordu.
GÜNCEL SİYASET
YanıtlaSilUST AKIL
DERİN İKTİDARIN KÜRESEL EFENDİLERİ
Elinizdeki bu kitap, Türk/İslam coğrafyası üzerinde iki asırdan beri yürütülen küresel operasyonları belgeleri ve örnekleriyle deşifre ediyor. Kitap, Tanzimat'tan günümüze kadar yaşanan önemli siyasi olayların fotoğraf karelerini birleştirerek gizlenen 'bütünü' gözler önüne sererken; birbirinden bağımsızmış gibi görünen tarihi olayların, aslında birbirleriy- le ne kadar bağlantılı olduğunu siz okuyucuların dikkatine sunuyor.
Kitapta;'eğitim' kılıfı altında örgütlenerek yetiştirdiği yöneticilerle Osmanlı ve Türkiye'ye operasyon çeken "Alliance Israelite Universelle" teşkilatının karanlık yüzü, Osmanlı coğrafyasına "şarkiyatçı" adı altında gelip casusluk yapan küresel efendiler, 1. Dünya Savaşı'nı yedi yıl önceden bilen Parvus Efendi'nin Türkiye operasyonu, Üst Aklın kara para imparatorluğu Oppenheim tefecilik firmasının Osmanlı üzerindeki gizli faaliyetleri, İngiliz casusu ve sahte derviş Arminius Vambery'nin Orta Asya seyahatinin bilinmeyen nedenleri, 31 Mart Vaka'sı ile Gezi İsyanı arasındaki tarihi benzerlikler, Osmanlı'da ilk derin devleti kuran İngiliz Büyükelçisi Lord Stratford Canning'in Osmanlı üzerinde çevirdiği dolaplar, Ortadoğu'daki vekalet savaşlarının perde arkası, Irak ve Suriye'nin parçalanma planlarını 34 yıl önce raporlaştıran İsrailli diplo- matın inanılmaz kehanetleri, Türkiye'nin neden bir "Sivil Anayasa" yapamadığı ve Üst Aklın Recep Tayyip Erdoğan operasyonu gibi bir solukta okuyabileceğiniz ilginç konular yer alıyor.
TARİHTEN İLGİNÇ HIKAYE VE ANERDUILAR
YanıtlaSilEdward H. Carr: Tarih nedir? sorusuna ilk cevabım şu olacaktır: Tarihçi ile olgular arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalogdur." demektedir.
Colinwud ise Geçmiş hálá bugun yaşayan bir zaman dilimidir." demektedir.
Tarihin en güzel tanımlarından birisi de "Tarih toplumların hafızasıdır." olsa gerektir. Bu hafızayı canlandıran ve gelecek nesillere aktarılan da hikâye ve anekdotlardır.
Elinizdeki kitap tarihin ibret verici, düşündürücü ve aynı zamanda öğretici yönünü ele alan çeşitli hikâye ve anekdotlardan oluşmuştur.
Bütün okuyucuların dimağlarının tadlanması dileğimizle... keyifli okumalar.
TARİHTEN İLGİNÇ HİKAYE VE ANEKDOTLAR
YanıtlaSilEdward H. Carr: Tarih nedir? sorusuna ilk cevabım şu olacaktır. Tarihçi ile olgular arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalogdur." demektedir.
Colinwud ise" Geçmiş hâlâ bugün yaşayan bir zaman dilimidir." demektedir.
Tarihin en güzel tanımlarından birisi de "Tarih toplumların hafızasıdır." olsa gerektir. Bu hafızayı canlandıran ve gelecek nesillere aktarılan da hikâye ve anekdotlardır.
Elinizdeki kitap tarihin ibret verici, düşündürücü ve aynı zamanda öğretici yönünü ele alan çeşitli hikâye ve anekdotlardan oluşmuştur.
Bütün okuyucuların dimağlarının tadlanması dileğimizle... keyifli okumalar.
NUR'DAN MADDELER
YanıtlaSilRisale-i Nur'dan daha fazla istifade et- meye yardımcı olabilmek maksadıyla, bir 'tanzim' çalışması olarak ortaya çıktı Nur'dan Maddeler kitabı.
Bu çalışma ile, risalelerde konunun akışı içinde geçen, Hazret-i Üstad'ın madde- ler halinde bazen saydığı, çoğu zaman da saymadığı, dikkatle bakıldığında ancak fark edilecek olan, ele alınan konuya ait sırları, nükteleri, özellikleri, sebepleri, sonuçları, halleri, unsurları ve hakikat- leri maddeler halinde sıralayarak ve nazar-i dikkati Risale-i Nur'a çekecek bir formatta konunun ihata edilmesi ve satır aralarında kalan düzenli bilginin ortaya çıkarılması hedeflendi.
Hz. Peygamber'in Açıklamaları Işığında
YanıtlaSilDECCAL
ve Deccaliyet
Deccal fitnesi, hadislerin ifadesiyle, pey- gamberlerin ümmetlerini ikaz ettikleri en büyük fitne... Bizzat Hz. Peygamber (a.s.m.) alametlerini bildirerek ümmetini Deccal'a ve onun fitnesine karşı uyarıyor.
Peki, bu alâmetler nedir? Deccal nasıl bir fitne ile mü'minlere musallat ve insanlığın
başına bela olacaktır?
Elinizdeki kitap, hadislerin ışığında Deccal fitnesini anlatırken, ahir zaman mü'minleri için uyarıcı ve yol gösterici bilgiler sunuyor. Çünkü, ahir zaman mü'minleri olarak, en fazla biz bu fitneye karşı bilgi sahibi olmamız gerekiyor...
KUDSİ RİVAYETLER IŞIĞINDA
YanıtlaSilAHİRZAMAN ALAMETLERİ
ŞEMSEDDİN ÇAKIR
Peygamberimiz (asm) "Hz. Adem'den Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccal'dan daha büyük bir fitne yok- tun" buyurmuştur.
Öyle ki başta Peygamberimiz ve Sahabeler olmak üzere bütün Müslümanlar bin dört yüz küsur senedir Deccal-Süf- yan firmesinden Allah'a sığınmışlar.
"Ahirzaman fitnesi o kadar dehşetlidir ki kimse nefsi- ne hakim olmaz.” buyuran Allah Resulü (asm), bu dehşetli firmenin şerrinden kurtuluşa işaret olarak da "Mehdi ve Hz. İsanın (as) zuhuru'nu haber vermiştir.
Ahirzaman alametlerinin kudsî rivayetler ışığında yo- rumlandığı bu eseri ilgiyle okuyacaksınız.
GELENEKSEL DİNİ-KÜLTÜREL OLUŞUMLAR ve YENİ DİNİ YÖNELİŞLER...
YanıtlaSilKUR'AN İSLAMI...
MEHDİCİ ve MESİYANİK SÖYLEM... DİNİ-SİYASİ TEŞEKKÜLLER... RISALE-I NUR GRUPLARI... NAKŞİBENDİLER...
HALVETİLER... KADİRİLER...
Hangi tarikat ve cemaatlar "Geleneksel İslam'a uygun" olarak görülüyor?
Hangileri Kuran ve İslam dışında değerlendiriliyor?
Tarikat ve cemaatlerin ticari varlıkları nasıl değerlendiriliyor?
Sahte Peygamberler ve Allah'tan vahiy aldığına inananlar kimler?
Ağır şekilde eleştirilenlerin yanında, görmezden gelinen tarikatlar hangileri?
Tarikatlanın oluşmasında Cumhuriyet neden suçlanıyor?
Raporun amacı tarikatlanı kapatmak mı, kontrol altına alıp devlete bağlamak mı?
Raporu okuyan bazı tarikatlar "fişlendik" diye feryat ederken,
bazlan neden sessiz kaldı?
Diyanetin Tarikat Raporu
Bu isimleri okuyacak kimseler ilk önce niyet ve itikatlarını güzel yapmalıdırlar. Zira hadis-i şerifte: "Ameller niyetlere göredir, herkes için niyet ettiği şey vardır" buyrulmuştur. (Buhari, Bedi'valy, moc, 1/3)
YanıtlaSilİnsan ihlaslı bir niyetle bu isimlerden birini zikretse anında kabul görür lâkin ilk başta en az yüz kere tevbe, istiğfar ve salevât-i şerife okumalıdır. Allah-u Te'âlâ güzel amel işleyenlerin ecrini zâyi etmeyecektir.
Olmuş ve olacak şeyler hakkında kalem kurumuştur. Lakin Allah-u Teâlâ senin hakkında bir şey murad ederse, seni o işe dua etmen için harekete geçirir. Zira hakikatte muharrik olan Faili Muhtar (dilediğini yapmakta serbest olan ve istediği şey için dilediğini harekete geçiren) ancak Allah-u Te'âlâ'dır.
Bir kimse dua edip de kabul eseri görmediği zaman, hemen ümit kesme melidir. Çünkü O sana Kendi murad ettiği zamanda icabeti tazmin etmi (kabul sözü vermiş)tir, senin istediğin zaman değil. İcâbet kaçınılmazdı lakin ilm-i ezelide bunların vakti saati vardır.
Allah-u Te'âlâ bazen istenilenin aynı ile icabet buyurur, bazen de farkl bir yolla icabet (duayı kabul) buyurur. Çünkü Allah-u Teâlâ bütün gayblar hakkıyla bilen Allamu'l-ğuyûbtur, O senin kârını senden iyi bilir.
RESAIL-1 AHMEDİYYE
YanıtlaSilHER BİRİ ISM-1 AZAM KUVVETİNDE OLUP DÜNYA VE AHİRETLE İLGİLİ TÜM İSTEKLERİ EN SÜRATLİ ŞEKİLDE GERÇEKLEŞTİREN ERBA'ÎN-İ İDRİSİYYE -İDRİS (ALEYHİSSALAMDA İNDİRİLEN KIRK ISMA 1 SERIE
Ahmet Mahmut Ünie
12 Eylül Askeri Darbesi'ni Özal'a önceden duyuran MHP'li kimdi? Özal ANAP'ı kurarken Süleyman Demirel'den kimleri ödünç istedi? Demirel ne yanıt verdi?
YanıtlaSilÖzal'a köprüyü satma fikrini kim verdi?
Eşi Semra Özal'dan boşanmasını Özal'dan kimler, neden istedi? Özal ile Cem Karaca'yı Almanya'da gizlice buluşturan kimdi?
"Paşalar Operasyonu"nun perde arkası...
Özal, suikast girişiminin arkasındakileri ortaya çıkarmak için İsviçre'ye kimi gönderdi?
Irak'ın Kuveyt'i işgal edeceğini CIA ve MİT'ten önce
Özal'a bildiren işinsanı kimdi?
Özal Clinton'dan ne istedi?
Kürt meselesi konusunda Özal'ın kafasında neler vardı?
ANAP nasıl bölündü?
Ölümünden 12 gün önce oğlu Ahmet Özal'a ne vasiyet etti? Eski ABD Başkanı Bush Özal'ı anlatıyor...
DERIN SUIKASTLAR
YanıtlaSilDünyanın kuruluşu ve insanoğlunun yeryüzüne inişi ile ilk Cinayet de işlenmiş oluyordu. Kabil'in Habil'i öldürüşüyle başlayan cinayet elbette ilkti, ama son da olmayacaktı. Ardından, her kesimden çeşitli versiyonlarla cinayetler ve savaşlarla da toplu Slümler başlayacaktı. Bazı cinayetler resmi, bazıları da gayriresmi placaktı.
⚫ Uzaktan ses ve görüntü gönderilerek yapılan suikastlar
• Aselsan Kod Adı: Ölüm Oyunları
• Muhsin Yazıcıoğlu nasıl katledildi?
• Abdullah Çatlı'nın öldürülmesi Turgut Özal nasıl zehirlendi?
• Atatürk öldürüldü mü?
Eşref Bitlis suikasti...
• Papa II. John Paul suikasti...
• Che'nin öldürülmesi...
İsrail Başbakanının öldürülmesi...
Bunlar gibi tarihi değiştiren pek çok suikastın sır perdesi b kitapta aralanıyor...
THO
LOZAN
YanıtlaSilAZIZ OKUYUCU!
LOZAN; MUAZZAM BIR IMPARATORLUK MIRASININ HAN-I YAĞMASIDIR..
TÜRKÜN ŞAHSINDA ISLAMDAN İNTİKAM ALINARAK, BUTUN BIR ISLAM DUNYASININ BAŞSIZ BIRAKILMASIDIR!,
LOZANIN GETIRDIĞI; ADALARLA YUNAN STRATEJİK ÇEMBERINE ALINMIŞ İKTİSADİ KAYNAKLARDAN MAHRUM, HER TÜRLÜ ONL VAN VE SIFATI YOLUNMUŞ, GAYRI TASI HU DUTLARIN ÇİZDİĞİ KÜÇÜK BİR TÜRKİYEDİR.
SEBIL YAYINEVİ, TAKRIR-I SUKUN KANIL NU İLE LOZAN'IN ÜZERİNE ÇEKİLMİŞ OLAN SALI KALDIRAN VE ONU MILLI MİSAK ÖNÜN DE İLK OLARAK MUHASEBE EDEN BÖYLE BİR ESERİ YAYINLAMAKTAN ŞEREF DUYAR.
Türkiye'de İstihbaratçılık ve MIT
YanıtlaSilISTIHRARATIN DOĞU U TÜRKLERDE ISTİHBARAT
ANADOLU'DA ILK TÜRK ISTİHBARATCILIGI
IL MAHMUD DÖNEMİ VE BA BAKANLIK KOLTUĞUNDAKI AJAN CAMIDEKİ HIRISTIYAN VE AJAN IMAM BIR KONTRA ÖRGÜTÜ: YENİ OSMANLILAR
IL ABDÜLHAMİD'İN KURDUĞU AJANLIK VE PARA-MILITER
ÖRGÜTLER
PETROLCÜLERİN İSTANBULDA DARBE TE EBBÜSÜ
BALKANLARDA AJANLAR SAVAI JON TÜRKLER TUZAĞA DÜ ÜYOR
ITTIHAT TERAKKİ DÖNEMİNDE İSTİHBARATÇILIK VARLIĞINI HERKES BİLİYOR AMA. KIMSE BİLMİYOR
İNGİLİZ
TE KILAT-I MAHSUSA'NIN KURULU U İSTİHBARAT RAPORLARINDA TE KILÁT-I
MAHSUSA
TE KILAT-I MAHSUSA VE KÜRT A İRETLERİ
BABI ALI'YI BASMA PLANLARI
YAKUP CEMİL'İN YARGILANMASI
KARA KEMAL, BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ'NDE
YAKUP CEMİL'İN İDAMI
İSTİHBARATIN KANLI SAVA I: PETROL
ABD BA KANININ ÖLDÜRÜLMESİ KILATIN İKİNCİ YAKUP CEMİLİ
TE
OSMAN
ERO
II. DÜNYA SAVA I'NDA İST
TARİHE YÖN VEREN MAH CAS
KRİZİ
İLGİNÇ BİR ADAM ÖLDÜRME OLAYI BİR CIA, BİR TÜRK AJANI ANLATIYOR
İNÖNÜ YE KARI DARBE Menderes 'e KARI Darbe HAZIRLIĞI
27 MAYIS DARBESİNİN PLANI MAHIR KAYNAK ADINDA BİR AJAN
... VE 12 EYLÜL DARBESİ TELEFON DİNLEME SKANDALLARI
TARİHTEN BİR MOSSAD OPERASYONU MIT IN SUSURLUK RAPORU
İSTİHBARATIN GÜÇLÜ SİLAHI: BEYİN KONTROLÜ İNGİLİZ İSTİHBARAT TE KİLATININ AJANLARI
İŞARET
YanıtlaSilMASONLUĞUN GİZLİ DİLİ
Büyük sarsıntılar geçiren devletlerin içinde hiç sarsılmadan, yıkılan devletlerin enkazı arasından dimdik ve daha da güçlü ikan ve varlığını devam ettiren; gizliliğiyle gücüne güç katan "Dünyanın Efendileri" hakkında neler biliyorsunuz?
7 Kollu Şamdan,
.Şaha Kalkmış Aslan,
ABD Dolarının Üstündeki "Göz,"
.Dul Kadının Çocukları,
Üç Nokta,
Tokmak, Gönye, Pergel, Çekiç, Defnedali, Bizler İçin Sıradan Şeyler Olabilir Ama?..
. Shabriri Büyüsü,
Kabala,
Armageddon Nedir?
.Gog ve Magog, . Boaz ve Yakin Sütunları Nedir?
. Hiram Usta Kimdir?
. Hahamlar Tanrı mı Olacak? Yeni Dünya Düzeni,
Büyük İsrail Projesi,
Ve tüm bilinmesi gerekenler!..
Herkesin Uyanmaya Hakkı Var!..
AKILLI GÜÇ
YanıtlaSilSon 20 yılda özellikle internet ve haberleşme teknolojisinde yaşanan değişimler sadece sosyal hayatımızı değil, uluslararası ilişkileri ve özelde güvenlik ve savunma anlayışlarını da büyük ölçüde değiştirdi ve bu değişim devam etmektedir. Yakın zamana kadar bir ülkenin ulusal gücü denilince akla sadece, bugün sert güç olarak adlandırılan 'Silahlı Kuvvetler' gelirdi. Sert güç kullanmanın ekonomik olmaması nedeni ile 1990'larda "yumuşak güç fikri ortaya atıldı. ABD ve AB içindeki uygulamaları ile yumuşak güç pasif bir kavram olmaktan çıkarılarak; ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel gücü başta olmak üzere tüm güç unsurlarının sistematik bir şekilde kurgulandığı ve ülke politikasını destekleyecek işlevler edindiği bir mekanizma haline getirildi. Ancak, halkın beynindeki savaşı kazanmadan silahla bir yere varılamayacağı Irak ve Afganistan'daki savaşlarda test edildi. ABD'de Obama dönemi ile birlikte, fikirler savaşını kazanmak düşüncesi "kamu diplomasisi alanındaki çalışmaların "sosyal medya"daki yeniliklere paralel olarak yeni bir çehre kazanmasını sağladı. Silahlı Kuvvetler de bu işe girmek için "stratejik iletişim" kavramını çerçeve edindi. Bu kavramların yanına başta sosyal medya olmak üzere haberleşme teknolojilerini kullanan "yumuşak istihbarat" olgusu da eklendi. İşte elinizdeki bu kitap bütün bu çalışmaları "akıllı güç" kavramı çerçevesi içinde okuyucularının dikkatine sunmaktadır.
DÜNYAYI YÖNETEN DERİN GÜÇ İSTİHBARAT
YanıtlaSilstihbarat insaneğlunun bilinmeyeni merak' içgüdüsünden hareketle kişisel,
gerel, ulusal ve uluslararası istihbaratın genel bir fotoğrafını çekiyor. İstihbaratın
amundan istihbarat yöntem ve tekniklerine kadar uzanan geniş bir perspektifte Dünyayı yöneten istihbaratın tüm bilinmeyenlerine çeviriyoruz meraklı gözlerimizi. Dünyanın en yaygın ve her kesim tarafından tanınan teşkilatlarından, hakkında smi dışında hiçbir bilgisi bulunmayan 'gizemli' yapılanmalara kadar istihbarat eşkilatları hakkında bilmek istediğiniz tüm detaylar bu çalışmada.
Osmanh'dan günümüze Türkiye'deki istihbarat teşkilatlarının da özel bir bölümde ncelendiği kitapta JITEM'den MIT'e, Önemli İşler Dairesi'nden Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'na uzanan süreçte yerel istihbaratçıların ilginç, sıra dışı ncak gerçek öyküleri ilk kez yer alıyor.
stihbarat, casusluk ve kontrespiyonaj ne demektir?
smanlı'da istihbarat'a en merakli padişah kimdi?
ürkiye topraklarında istihbaratçılığın temelini ilk kim ve hangi örgütle attı? stihbaratçı polislerin kendilerini kamuflaj için' kurduğu otel çok para kazanınca nasıl ir kriz çıktı?
GB nasıl bir örgüttür? KGB'nin 'yalan haber operasyonunun' bilinmeyen detayları nelerdir? srail'in 'kutsal-gizli ve tehlikeli örgütü MOSSAD hakkında merak ettiğiniz her şey uriye'nin Türkiye'yi de karıştıran eli kanlı istihbarat örgütü El Muhaberat'ın tüm hikâyesi an'ın SAVAK ve ETTELAAT örgütlerinin bilinmeyenleri avuz Sultan Selim '40 bin Aleviyi nasıl tespit ettirdi?
tihbarat dünyasının vazgeçemediği 'Bal Tuzağı' nasıl kurulur?
➡zaktan zihin kontrolü ve metafizik istihbarat nasıl yapılır?
rkiye'de İstihbarat Dünyası ve Medya mensuplarının ‘kirli ilişkilerinin' bilinmeyenlerin renmek için tek kaynak
208
YAHUDİLİĞİN BUYUK SIRRI
YanıtlaSilALORIZA OZDEMİR
Tarihin derinliklerinde İbranilerle bir şekilde temasa giren ve onlarla yaşit milletler, bugün artık yaşamıyorlar
Hititler, isimlerini ve harabelerini coğrafyamızda bırakarak Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki yerlerini aldılar. Babiililer gibi güçlü devlet ve medeniyetler kuran halklar bile yok artikl
Sadece kitaplardan okuyoruz onların hikayesini
Filistler'in adı sadece sorunlu bir coğrafyada, Filistin'de yaşıyor Kenanlılar deyince damağımızda sadece mistik bir tat kalıyor.
Kenan topraklarında M.Ö. 2300 ile 1600 yılları arasında yaşayan bir milletti Amoriler İçinizde bu milletin adını duyan var mı?
Peki ya: Yabusileri, Moablıları, Girgaşileri, Perizzileri, Hivileri... Bunları duydunuz mu hiç?
Evet, Yahudilerin yaşıtı olan halklar artık yaşamıyorlar ama Yahudiler, bugün hala ayaktalar.
Acaba yaşadıkları bütün olumsuzluklara rağmen Yahudileri ayakta tutan sir neydi?
Bu kitapta bu sırrı keşfedeceksiniz.
Hz.İbrahim'le Inanç ile birlikte soy bağı da kuran Ibranileri, geniş anlamda Ise Yahudileri daha yakından tanıyacaksınız.
TEŞKİLAT-I MAHSUSA
YanıtlaSilMiTve
İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ
İSTİHBARAT NEDİR İSTİHBARAT TEKNİKLERİ
PSİKOLOJİK SAVAŞ İSTİHBARAT TARİHİ
ESKİ TÜRKLERDE İSTİHBARAT OSMANLILAR DÖNEMİNDE İSTİHBARAT
OSMANLI DEVLETİ'NDE İSTİHBARAT FAALİYETLERİ
CASUSLAR AİLESİ
BİR KONTRA ÖRGÜTÜ: YENİ OSMANLILAR CAMİDEKİ HRİSTİYAN VE AJAN İMAM
TEŞKİLATI MAHSUSA
TEŞKİLATIN AMAÇ VE ÖRGÜTLENMESİ TEŞKİLATI MAHSUSA'NIN FAALİYETLERİ
EŞREF KUŞÇUBAŞI VE LAWRENCE
ATATÜRK'TEN UCEYMİ'YE MEKTUP
II. DÜNYA SAVAŞI'NDA İSTİHBARAT
TÜRK GENERALLER HİTLER'I
RGAHINDA
T AĞI
TÜRKİYE'DEKİ NAZİ İST İLGİNÇ BİR ADAM ÖLL
LAYI
İZMİR FUARI'NDA İSTİHBARTÇILARIN KEDİ
FARE OYUNU
BİR CIA AJANI, BİR TÜRK AJANINI ANLATIYOR
CIA BAZI ÖRGÜTLERE YARDIM YAPIYOR KAZIM KARABEKİR PAŞA'NIN ANLATIMIYLA İSTİHBARAT
BATI'DA İSTİHBARAT TARİHTEKİ ÜNLÜ CASUSLAR
GÜNÜMÜZDE İSTİHBARAT TEŞKİLATLARI İSTİHBARATIN KANLI SAVAŞI: PETROL
ABD'YE KARŞI BLOK: AVRUPA - RUSYA - ÇİN BLOKU
M. ERTUĞRUL DÜZDAĞ
YanıtlaSilyakın tarihimizde Dönmelik ve Dönmeler
350 senedir Türk ve Müslüman gibi yaşayan Dönmelerin ash nedir?
Sahte Mesih İzmirli Sabatay Sevi kimdir?
Sevi, neden yalandan Müslüman olmuştur ve sonra neden
dönmüştür?
Sevi'nin kurduğu Dönme inancı nedir? Kime Dönme denir?
Dönmeler 350 yıldır neden Yahudi ve Musevi kaldılar? Neden
gizleniyorlar?
Dönme tarihinde karanlık noktalar...
Dönmelerin ağzından gizli hayatları...
Dönmeler nasıl yaşar, nasıl ibadet ederler?
Türkiye'de ne kadar Dönme var?
Yeniden Musevi olmak isteyen Dönmeler... Dönmeler arasında kalem savaşı ve açıklanan asırlık sırlar...
Diğer ülkelerdeki Dönmeler...
GİZLİ ÖRGÜTLER
YanıtlaSilILLUMINATI
"Siri olmayan bir şeyin çekiciliği de yoktur"
BORA IYIAT
..
Anatole France
"Dünyayı yöneten birileri var mi Ya bunlar arasında en merak edilen iluminati..
Devletlerin, milletlerin kaderinin ellerinde tutmak tarihi yönetmek isteyen birileri... Hep merak edilen, ancak sır olmaktan dhege gidemeyen girl örgütler gizli efendiler
Kimdir kendilerine illuminati adını veren bu topluluk?
Gizli bir kardeşlik örgütü dünyayı gerçekten kontrol altına almak mı istiyor?
Yoksa tüm bunlar söylence komplo ve efsaneden mi ibarettir?
Bürokrasiden siyasets askeriyeden adi makamlara, medya patronlarından. büyük ölçekli ve çok uluslu şirket sahip ve yöneticilerine kadar gizli sayısız Üyesi olduğu söylenen Yüzyıllardır aynı amaç için çalıştıkları dünya üzerindeki tüm mali ve idari kararları alarak tüm yer üstü ve yer altı kaynaklanın kontrolünü tek başlarına ele geçirmek yönetmek iddiası ve amacı doğru mu sizce?
İşte bu kitap, komplo ve gerçek arasında sır olarak görülen gizemli dünyanın kapısını sizler için aralıyor.
ABD İSTİHBARATI 1947-2014
YanıtlaSilSAİT YILMAZ
Amerikan istihbarat servislerini anlamadan 1945 sonrası Amerikan iç ve diş politikasını ve dünya sistemini anlamak imkansızdır. Doç.Dr. Sait Yilmaz in ABD İSTİHBARATI 1947-2013" adli kitabı Türkçede şu ana kadar Amerikan istihbarat servisleri konusunda yayımlanmış en kapsamlı ve özgün araştırmadır. Her Türk aydın için bir başucu kitabı niteliği taşıyor.
Prof.Dr. Ümit Özdağ
Tipki uluslararası ilişkiler disiplini gibi güvenlik ve istihbarat alanındaki çalışmaların da önce Amerika Birleşik Devletlerinde bir bilim alanı haline gelmesi tesadüf değildir. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD'nin uluslararası konumuna ilişkin kuramsal çalışmalar yapma ihtiyacı, güvenlik ve istihbarat alanındaki çalışmalan tetikledi. ABD'de 1947 yılında çıkanlan Ulusal Güvenlik Kanunu ile kurulan CIA'dan sonra pek çok istihbarat servisi daha kuruldu ve sayılan 16 ya ulaştı. Öte yandan ABD'nin istihbarata bakışı da çeşitli kunlima noktalarından geçti. Istihbarat vasitalan kadar, yöntemleri ve konseptien de oldukça değişti. Açık ve örtülü faaliyetler birbirine karıştı. İstihbarat örgütleri pek çok işlerini özel şirketlere vermeye başladılar. Askerler, CIA'nın taktik istihbarat ve örtülü operasyon işlevlerine sahip çktlar. Elinizdeki kitap kuruluşundan bugüne ABD istihbarat toplumunun yaşadığı tüm değişimleri ve reform çalışmalarını ele almaktadir
Prof. Dr. Hasan Köni
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlıklar kimler tarafından, nerde ve nasıl yapıldı?
YanıtlaSil• FETÖ'cüler böyle bir darbe girişimine neden kalkıştı?
• Darbe saati niye erkene alındı?
• Darbenin ilk saatlerinde Fetullah Gülen hangi sivil imamla görüştü? Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım darbe olduğunu
öğrendiklerinde ne konuştular, ne karar aldılar?
Genelkurmay Karargahı ve diğer karargahlar nasıl işgal edildi? Üst düzey komutanların başına ne geldi?
• Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim, Fetullah Gülen'le kimi görüştürmek istedi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Marmaris'ten İstanbul'a intikali nasıl planlandı, yol boyunca neler yaşandı?
⚫ Ankara'yı bombalayan uçaklara kim talimat verdi? • TRT baskınının ve TV'deki darbe bildirisinin arka planında neler yaşandı?
Ömer Halisdemir, Semih Terzi'yi nasıl etkisiz hale getirdi? • Darbe nasıl bastırıldı, darbeciler hangi koşullarda teslim olmak zorunda
kaldı?
Darbe başarılı olsaydı nasıl bir Türkiye'ye uyanacaktık?
Asırlık Gece, hazırlık safhasından bastırıldığı ana kadar darbe girişimi kapsamında gerçekleşen birçok olayı, deliller ve belgeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almakta ve aydınlatmaktadır.
Fahişeler ve ajanların yolları neden hep kesişir? Giordano Bruno neden yakıldı? Peki, Jeanne d'Arc? James Bond filmlerinin kahramanları hangi ajanlardan esinlenerek yaratıldı? Yunanistan'ın NATO'ya dönmesi konusunda Devlet Başkanı Kenan Evren'i kim ikna etti? Bu kitapta, bu ve
YanıtlaSildaha birçok sorunun yanıtını bulacaksınız.
Walter L. Pforzheimer, CIA'den emekliye ayrılmış çok deneyimli bir casus. Ona göre ilk casusluk olayı Âdem ile Havva arasında geçti. İncil'in ünlü Yılan'ı ilk casus ve Havva da onun ilk Asset'i idi. Arkeologlar, Suriye'de günümüzden 3800 yıl önce yazılmış bir tuğla tablette casuslardan yakınıldığını belirtiyorlar.
On yıllardır ulusal güvenliği boşlamış iktidarların Türkiye'yi ne denli güvenlik zaafına uğrattıklarının örnekleriyle anlatıldığı bu kitapta Aytunç Altındal, "Diğer ülkeler bir yana, o günlerden bu yana Anadolu toprakları casusların en çok gönderildiği bölgedir. Soğuk Savaş yıllarında en iyimser tahminle ortalama 25 ülkeden Türkiye'ye yaklaşık 10 bin casus, ajan vb. geldi. Günümüzde bu sayı 3 bin 500 civarında. Sadece Ankara'da yaklaşık 280.290 deneyimli askeri personel, diplomat, istihbaratçı şu ya da bu amaçla bilgi topluyor. Gerisini siz düşünün" diyor.
TÜRK-İNGİLİZ İSTİHBARAT SAVAŞLARI 1914-1918
YanıtlaSilORTA DOĞU'YU NASIL KAYBETTİK?
SAİT YILMAZ
Orta Doğu'daki Türk egemenliğinin tasfiyesini başlatan gelişme; In- giliz politikalarının etkisine kapılan Haşimi ailesinden Mekke Şerifi Hüseyin'e bir Arap imparatorluğu vaat edilmesiydi. Hüseyin'e bağlı kabilelerin 10 Haziran 1916 da Mekke'deki Osmanlı garnizonuna saldırısı ile Arap Isyanı başlamış oldu. İsyanın devamında sıcak çatışmaların yanı sıra Türkler ve İngilizler arasında büyük bir istih- barat savaşıda yaşandı. 1914-1918 yılları arasında Orta Doğu'da Türkler ve İngilizler arasında yaşanan bu mücadele her şeyden önce tarihin ilk modern istihbarat savaşıdır. Bu savaştan günümüze Türk Milleti'nin yaptığı ya da yapamadığıyla ilgili olarak ders alınacak pek çok önemli husus vardır. Orta Doğu'daki bugünkü kaosun arkasında Lawrence kadar sorumlu olan Osmanlı subayı Üsteğmen El-Faruki'nin kim olduğunu, Ingiliz ajanı Gertrude Bell'in Irak'ta neler yaptığını, In- gilizlerin Orta Doğu'da nasıl bir istihbarat teşkilatı kurduklarını, Arap Isyanı'nı nasıl kurguladıklarını, Lawrence, Bell, El-Faruki, Mekke Serifi Hüseyin ve bilmediğimiz diğerlerinin bu kurgunun nasıl bir parçası olduklarını, Arap İsyanı'nda nasıl tuzağa düşüldüğünü ve İn- gilizlerin Orta Doğu'daki geçmişten günümüze uzanan asıl hedefleri- nin neler olduğunu bilmeden ve anlamadan Orta Doğu'yu nasıl kaybet tiğimizi çözemeyiz.
Bu çalışmanın temel amacı, 1914-1918 tarihleri arasında yaşanan Osmanlı - İngiliz istihbarat savaşlarına odaklanarak, Orta Doğu'yu bugüne getiren 100 yıl önceki durumu açıklığa kavuşturmaktır. Bunu yaparken de gerek Ingiliz gerekse Osmanlı istihbarat yapılanması ve kullanılan istihbarat yöntemlerine yer verilmiştir. Orta Doğu'da d günün koşullarını ve yabancıların içimizdeki faaliyetleri ele alınırken bunun yanı sıra Teşkilât-ı Mahsusanın kahramanlarının üstün gayret lerinin İngilizlerle yarışacak nitelikte olduğu da gözler önüne seril
mektedir.
Kitabı okurken Arap çöllerinde can veren şehitlerimizin yattıklar yerlerden size uzanan elleriyle, "bizi hatırlayın" dediklerini hissedecek ve ürpereceksiniz.
FELSEFE VE BILIM IŞIĞINDA KUR'ÂN'DA ZAMAN KAVRAMI
YanıtlaSilDR. FAIZ KALIN
Mitolojik anlayıştan Yahudilige, Hıristiyanlıktan, Kur'an'in nuzul çağındaki insana, kısacası ilk insandan sonuncusuna kadar herkesin ve her düşünce sisteminin yakinen ilgilendiği, daha doğrusu ilgilenmek zorunda olduğu bir kavramla, tevhid inancına sahip bir ferdin ilgilenmemesi düşünülemez. Bilimin, konuya duyarlılık derecesi ve yaklaşımı ayrı bir merak konusudur. Rölativite, uzaya giden ikizin bir yılına karşılık yeryüzündekinin 14 yıl yaşlanması, uzaydan dönen ikizin torunlarıyla karşılaşması, "bir günün bin yıl" olması nasıl bir şeydir. Varlığın başlangıcı ve sonu, nereden gelip nereye gittiği ve var olan bir şeyin yok olup olamayacağı hususunda yapılan tartışmalar neyi sorgulamaktadır. Başa gelen felaketlerin sorumlusu zaman olabilir mi? varlığın enerjiye, enerjinin varlığa dönüşmesinde varlıkta meydana gelen değişimin zamana yansıması, varlık ve zamanın başlangıcı, kara delikler ve ötesi, kozmik arka planın varlık ve zaman açısından mahiyeti, sürekli aynı meraki uyandırmaktadır.
Çalışma, bir giriş ile üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, genel olarak zaman hakkında yapılan tanımlar, diğer dillerde zaman anlamında kullanılan kelimeler, varlık ve zamanın tabiati gibi konular özet olarak ele alınmıştır. Birinci bölümde, felsefe ve bilim açısından zamanla ilgili problemler ele alınarak sorgulanmıştır. İkinci bölümde, Kur'ân'da etimolojik yapı ve semantik analiz, zaman açısından incelenmiş, zaman ifade eden kelimeler ise ifade ettikleri zaman ölçümüne göre tasnife tabi tutularak, kozmolojik zaman ifade edenler, biyolojik zaman ifade edenler ve süresizlik ifade edenler diye üç başlık altında işlenmeye çalışılmıştır. Bu bölümde ele alınan ayetler, lügat, tefsir, hadis, kelâm, felsefe, fizik, tip ve jeolojiden elde edilen bilgilere, kavram, semantik, dil ve anlambilimle ilgili çalışmalardan elde edilenler de katılarak, bir bütün olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Birinci ve ikinci bölümlerde tartışılan konuların işlevi, üçüncü bölümde Kur'ân'da varlık ve zaman stratejisinde gösterilmeye çalışılmıştır. Bu bölümde varlık ve zaman, ontolojik yönden ele alınarak, ebedî âlem ve ara dönemler, kendi içindeki aşama ve ardışıklığı ihmal edilemeden incelenmiştir. Aynı bölümde ele alınan, bize göre çok önemli diğer bir başlık ise Kur'ân'ın içeriğine ait zaman stratejisidir. Burada ise fizik, felsefe ve kelâmın en önemli tartışma konuları olan geçmiş, şimdi ve gelecek ile tedricilik, planlama ve bazı olağanüstü durumlardaki zaman sorgulanmıştır.
Böylesine problemli ve soyut bir konuyu çalışırken amacımız, daima varlığı ve varlık ötesini kuşatan Kur'ân'ın anlaşılmasına küçük bir katkıda bulunmak olmuştur. Bu niyetle yapmış olduğumuz bu çalışmanın, bundan sonra yapılacak olan çalışmalara da önemli katkılar bulunacağına inanıyoruz.
YAZAR HAKKINDA: Zeynel Dinken, 1943 xalında Clariantep'te slopisu. 1966 yılında Ankara Universitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi kuat Maliye Holo mü'nden mezun oldu. Milli Eğitim Bakanlığa burslusu olarak Fransada Montpellier Universite si'nde doktora çalışması yapts, 1972 yolunda "es problèmes de hiveloppement de la région de L'Anatolie Orientale. Une comparaison avec l'experience du
YanıtlaSilMezzogiorno-Doğu Anadolu'nun Kalkınma Sorunları, Gidney Halse
Tecrübesiyle Mukavese" adh doktora tezini savunarak doktor unvonialsh.
1974 yılında "Kalkuma Kutuplars Teorileri" adh teste docent ünvanın alda ve 1979 yılında profesörlüğe yükselikli, Halen Uludağ Üniversitesi Iktisasli ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesidin
Evli ve iki çocuk sahibi olan Zeynel Dinler'in çok sayıda bilimsel makale ve tebliği vardu. Halen yayında olan kitapları sunlarch:
1. Bölgesel İktisat (Yedinci Baska). Ekin Kitabevi Yay, Bursa, 2005, 2. Mikroekonomi (Onalinci Basku). Ekin Kitabevi Yay, Bursa, 2005, 3. Tarum Ekonomisk (Beşinci Baska, Ekin Kitabevi Yay, Bursa, 2000, 4. İktisada Giriş (Onbirinci Baski). Ekin Kitabevi Yay, Bursa, 2005,
5. Bilimsel Araştırma ve E-Kaynaklar (Beşinci Baskt).Ekin Kitabevi Yay..
Bursa, 2006,
KİTAP HAKKINDA: Bu kitap, özellikle genç araştırmacıların, araştırma konularını seçmelerinden, araşturmanın bilgisayarda yazılmasına kadar, ellerinden hiç bırakmamaları gereken, her sayfasından yararlanabilecekleri bir kılavuzdur, Mezuniyet ödevi (yada tezi) hazırlayan lisans öğrencileriyle yüksek lisans
ve doktora tezi hazırlayan lisansüstü öğrencilerinin yanı sıra, rapor vb, bilimsel
metin hazırlayanların yararlana bileceği bu kitapta, bilimsel araştırma ve
türleri öz olarak belirtildikten sonra, araştırma konusunun seçimi ve
Sınıflandırılması, geçici plan hazırlanması, kütüphanelerden kaynak
derlenmesi, toplanan kaynakların değerlendirilmesi, araştırmanın yazılması
aşamasında ilk müsvetteden temize geçilmesine kadar neler yapılması
gerektiği (uslup, biçimsel koşullar, metin aktarmaları, dip notları ve
bibliyografyanın yazımı, çizelge ve şekiller) adım adım oldukça ayrıntılı
olarak açıklanmıştır. Kitabın son bölümünde bilimsal araştırmalarda giderek daha yoğun olarak yararlanılmaya başlanan e-kaynaklar (arama motorları, elektronik kütüphanalar, makale ve teze ilişkin siteler) ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
İSLÂM ALİMLERİNİN
YanıtlaSilVOS 1606550
HAYATINDAN HATIRALAR
Merhum Ebu Gudde İmam-ı A'zam'dan (ra) nakille, "Âlimlerin güzelliklerini anlatan hikâyeler bana fıkhın birçok meselesinden daha sevimli gelir. Çünkü bu hikâyeler bize âlimlerin edeb ve ahlakını öğretir" demiştir.
Yıllardır bir kısım kitap ve filmlerde, tarihte ol- mayan, yaşamamış kimselerin yalancı hayatlarıyla şekillenen dünyalarımızı, kendi içimizden, gerçek- ten yaşamış ve gerçek hayatlarıyla bizlere rehber olacak bu kutlu insanların hayatlarından gerçek manada istifade ederek yeniden şekillendirmemiz gerekmektedir. İslam büyüklerimizin o güzellik- leriyle, hayatımıza çekidüzen vermek hepimiz çin zaruri olup, kendimizin ve evlatlarımızın daha güzel yetişmelerine vesile olacaktır inşallah.
Bu çalışma İslam büyüklerinin yaşanmış binlerle kıssalarından seçilmiş küçük bir buket gibi sizlere sunulmuştur. O dünyadan bir damla hükmün- dedir. Saydığımız hayırlardan bir kısmına vesile olması ümidiyle...
MOSSAD GİZLİ TARİHİ
YanıtlaSil1951 yılında savaş içindeki İsrail'in geleceğini güvence altına almak için kurulan Mossad, en acımasız casusluk, anti terörizm ve suikast operasyonlarının sorumlusu oldu. Gordon Thomas'in ilk kez 1999 yılında yayımlanan ve Mossad ajanları, muhbirleri ve casus liderleriyle kapalı kapılan ardında yapılan görüşmelerin yanı sıra çok gizli belgelere ve kaynaklara dayanan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan kitabı, Israil'in efsanevi istihbarat servisi hakkında daha önce açıklanmamış gerçekleri gün ışığına çıkarıyor. Ve şimdi, bu yeni baskıda Thomas ilk metni güncelleştiriyor ve Mossad'ın gerçekte ne olduğunu gösteriyor: Zeki, acımasız ve kusurlu ama kesinlikle nefes kesici!
- Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinde Mossadin
gizli rolü - Radikal Islamcıların intihar komandolarını kadınlar da dahil olmak üzere eğitme yöntemleri
- İstihbarat servisleri hangi ileri teknoloji ürünü sistemleri kullanıyor ve bunlarla neleri başarabiliyor
- Mehmet Ali Ağca'yı papa II. John Paul'ü öldürmeye gönderenler ve eğitim kamplarında beyin yıkayanlar
Çin'in, ABD merkezli paravan şirketleri ve bunların Usame Bin Ladin ile
bağlantıları Mossad'ın 11 Eylül saldırılarının öncesinde ve sonrasında olan olaylardaki rolü; Usame Bin Ladin ve El Kaide hikayesinin ardında yatan gerçekle - Mossad in Irak Savaşı'ndaki açıklanmayan rolü
DERIN DEVLETİN RENGİ YESIL
YanıtlaSilTürkiye'de 'Derin Devlet' kavramının ete kemiğe bürünmüş halidir Mahmut Yıldırım. Ya da namı diğer; Yeşil. İşbirliği yaptığı istihbarat veyahut güvenlik kurumuna göre kod adı sürekli değişen fakat kendisine biçilen misyon itibariyle faaliyet alanı hiç değiş meyen bu gizemli adamın yaşamındaki bilinmeyenleri elbette ki bilinenlerden çok daha fazladır.
Adının karıştığı yüzlerce 'Suç Dosyası'na rağmen polis ta- rafından yakalanamayan, hakkındaki klasörler dolusu iddia- namelere rağmen bir kez mahkemeye çıkarılamayan, yapıp ettik- leriyle ilgili değil yargılanmak, savcıya bile ifade vermeyen bu gizemli adamın etrafında örülü sır perdesini aralama gayretidir elinizdeki bu kitap..
Kısaca, derin devletin kara kutusu Yeşil'in hikayesi aslında tam olarak eski Türkiye'nin o bir türlü eskiyemeyen Türkiye'nin yedi kısım tekmili birden hikayesidir.
Dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın hazırladığı 'Susurluk Raporu'nda kendisine tam 12 sayfa ayrılan, bir dönem Güneydoğu'da 'Sakallı' namıyla canını yakmadığı kişi kalmayan, Öcalan operasyonlarından Sabancı suikastçisinin Türkiye'ye getirilme sürecine kadar her önemli olayda başrol oy- nadığı 'varsayılan' bu gizemli adamın hayat hikayesinin bilin- meyenleri aydınlatılmaya çalışılacak bu kitapta.
NECİP FAZIL KISAKÜREK
YanıtlaSilYAHUDİLİK - MASONLUK
DÖNMELİK
Hakkın Sesi
YanıtlaSilMEHMET ÂKİF
Mustafa USLU
İçinde bulunduğu aile orta- mı, yetiştiği çevre, aldığı eğitim ve dönemin sosyal şartlarından dolayı tam bir bilgi ve aksiyon adamı olarak yetişen Mehmet Âkif'i unutulmaz yapan sebepler nelerdir? Zenginlik mi, makam mevki mi, sahip olduğu herhangi bir güç mü, şöhret mi ya da şiir- leri mi? Yoksa alçak gönüllülük edip "Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!" dediği ha- yatı mı? Hakkın Sesi Mehmet Âkif; hatıraların ışığında hayatıy- la, tertemiz ahlakıyla, her biri bir ders mahiyetindeki seçme misra- larıyla 'özü sözü bir ve berrak bir insan' olan İstiklâl Marşı şairimi- zin örnek özelliklerini ve erdem- lerini Âsım'ın Nesli'ne aktarmayı hedeflemektedir.
ALI SELMAN DEMİRBAĞ BEYİN KONTROLU BEYNİMDEKİ YABANCI
YanıtlaSilGünümüz yeni bir teknolojinin eşiğinde... Dünyayı yörüngesinden oynatabilecek teknolojiler üreten zihniyet, insan ırkını tamamen ortadan kaldırmak mı istiyor?
Elektromanyetik olarak yaratılmış evrenimizde elektromanyetik teknolojiyi üretip kullanmamız için önümüzde bir engel yok... Zira Batı'da çalışmalar başlamış durumda... Bu teknoloji üzerinde çalışmamız hem savunma anlamında hem de insana karşı yapılabilecek zulmü engellemeye yönelik çalışmalarda büyük önem arz etmektedir. Yoksa çok geç olacak ve bir daha dünyada esamemiz bile okunmayacak...
Ey Türk milleti! Sen ki tarihten aldığın miras ile İslam'ın sancağını kendine hak görüyorsan, bu son firsat! Ya yok olacaksın ya da hüküm sahibi olarak hem sancağı taşıyacak hem de zalimin zulmüne dur diyeceksin!
Karar sana ait...
Egitim Psikolojisi kitabı, yaşamda sürekli gerçekleştirdiği ve Nepimizi kapsadig için pek de farkında olmadığımız ve olağan karşıladığımız iki temel MUCİZEyi açıklamayı amaçlıyor! Birincisi, dollenmiş bir yumurtadan bir bebeğin dünyaya gelişi, büyüyüp gelmesi ve bir yetişkin olması... İkincisi, doğduğunda dünyaya dair bigbir bilgisi olmayan bu bebeğin yaşamayı öğrenmesi...
YanıtlaSilKitap özellikle öğrencilerin gelişim özelliklerini tanıyarak onların "öğrenme yaşantıları" kazanmalarını sağlamakla yükümlü ğretmenlere yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu nedenle universitelerin öğretmenlik programlarındaki "aday öğretmenler" için YOKün öğretmenlik programları içinde yer alan "Eğitim Psikolojisi dersinde kullanılabilecek bir kaynak kitap olarak tasarlanmıştır. Konuların seçimi, sıralama ve kapsamı ile biçimsel tasarımı bu hedef kitlenin düzeyine ve gereksinimine uygun olarak hazırlanmıştır.
Ancak, kitabın öğretmen ve öğretmen adaylarına olduğu kadar çocuğun gelişim ve öğrenme sürecini öğrenip onun gelişimine yardımcı olmak isteyen anne ve babalara, dünyada var olma, gelişme ve yaşamayı öğrenme sürecini merak eden ve bu süreci olumlu etkileyerek kendini geliştirmek isteyen herkese yararlı olacağı düşünülmektedir.
٢٦٥٠ - الصَّلَوةُ خَلْفَ رَجُلٍ وَرَعِ مَقْبُولَةٌ وَالْهَدِيَّةُ إِلَى رَجُلٍ وَرَعٍ مَقْبُولَةٌ وَالْجُلُوسُ مَعَ رَجُلٍ وَرَعٍ مِنَ الْعِبَادَةِ وَالْمُذَاكَرَةِ مَعَهُ صَدَقَةٌ (الديلمي عـــن البراء)
YanıtlaSil2650- Takvaya ermiş bir adamın arkasında kılınan namaz makbuldür. Takvaya ermiş bir kişiye verilen hediye makbuldür. Takvaya ermiş bir kişinin yanında oturmak ibadet sayılır. Onunla müzakere etmek ise sadaka sayılır.
٢٦٥١ - اَلصَّلَوةُ عِمَادُ الإِيمَانِ وَالْجِهَادُ سَنَامُ الْعَمَلِ وَالزَّكَاةُ تَثْبُتُ ذَلِكَ
الديلمي عن على)
2651- Namaz imanın direği aslı ve temelidir. Cihad amelin zirvesidir. Zekat ise derece bakımından ikisinin arasındadır.
Zenginlerin zekatı fakirlere kafi gelmiyecek olsaydı, Allah onlara ayrıca nafaka çıkarırdı. Fıkara aç kalıyorsa zenginlerin zulmü yüzündendir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 358 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
hafaza ediyor. Tekrar geçen bir yeni sesle, bir evvelkises götürmüyor. Her bir sesi ayrı ayrı muhafaza ediyor. Her şeyde Cenab-ı Hakk'a gidecek bir yol bulmak n yı harfiyle bakmakla mümkündür. Käinata, kainat nam bakan, onun sahibi namına bakmayan, kainat kitabımd
YanıtlaSilmayı bilmiyor demektir.
• "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah 24 bar mi dört saatin Allah için geçirilmesine işarettir. (MN Efendi)
Nurun Birinci Talebesi
YanıtlaSilHulusi Yahyagil
sy. 270.
Nefis
YanıtlaSil• Adamın biri Hacı Tevfik Efendi'ye gelip, “Ben nefsimi s- lah ettim" der. Hacı Tevfik Efendi de gülümseyerek, "Hi kuyruğuna bastılar mı?" diye sorar. Bundan anlaşılıyor ki, ne- fis ıslah olmaz, ona itimat edilmez, o her kötülüğü ister.
Sinek konmaz
• Hz. Peygamber (a.s.m.) ve Gavs-1 Geylânî'nin (k.s.) üzer lerine sinek konmamasının iki sebebi vardır: 1. Aczlerini tam hissetmeleri 2. İkaza ihtiyaçları olmamalarıdır. Sinek nura konmaz.
Kur'an
YanıtlaSil• Kur'an okuyan manaya aşina ise, okuduğu zaman dinle yicilere de tesir eder. okumasını bilen her
gün bir hizip okumalı ki, Kur'an'ın hakkını vermiş olsun. Kur'an'ın sırr-1 i'cazı bitmemiştir. Delil, her asırda yazı
Kur'an
lan tefsirlerdir.
Kur'an-ı Kerim'de otuz iki yerde namazla zekât beraber
zikredilmiştir. ⚫ Cenab-ı Hak horoz sesini, Kur'an okuyanın sesini ve se herde istiğfar edenlerin sesini sever.
• Kim Âmenerresûlü'yü yatsıdan sonra okursa, bütün
ce ibadetle kaim olmuş gibi mükâfatlanır. Sure-i Bakara'yı okuyana sahirler sihre muvaffak olamazlar. Bu surenin okunması bereket, terki haybettir. • Kur'an-ı Kerim'in 6666 ayeti şöyle tasnif edilmiştir:
1000 emir ayetleri
1000 nehiy ayetleri
1000 tebşir (müjde) ayetleri
1000 azap ayetleri
1000 kısas (haber) ayetleri
1000 emsal ve ibret haberleriyle ilgili ayetler
500 helal ve haram ayetleri
100 dua ve tesbih ayetleri 66 nasih ve mensuh ayetleri
Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hakk'ın "Biz" diye zikrettiği ayetler haşmet-i saltanatının icraat-ı ulûhiyetine işarettir. Yani "Sizin her fiil ve hareketinizi, memurlarım olan melaike ve kâinatta sizinle alakalı olan mevcudatla tespit ettiriyorum. Ta ki, onlar ahirette size şahit olsunlar" manasını ihsas etmek içindir.
Kâfirin vücudunda bulunan bütün zerreler Cen
YanıtlaSilHakk'ı tesbih eder, fakat kâfire hiçbir faydası olmaz. .Sizden bir Müslüman, hasta kardeşini ziyaret ettiğinde, "Arg-1 Azam sahibi olan Ulu Allah'tan sana şifa dilerim" de sin.
. Her veli, bir peygamberin sireti üzerine halk olunmuy tur. Istiğrak, kurbiyet-i ilahiyeye mazhar olanlarda meydana
gelir, akrebiyet-i ilahiye mazhar olanlarda o hal zuhur etmez. Gafletli hareket sahibi, kendisiyle irtibat kuranlan da gaflete sevk eder. ⚫ Hocasından ders alan bir talebe daima derse geç kali-
yormuş. Hocası sormuş. O da demiş ki: "Hocam, sudan geçemiyorum, köprü de yukarıda olduğu için dolaşınca geç kalıyorum." Hocası:
"Oğlum, bismillah söyle, suyu geç!" demiş. Talebesi de her sabah, "Bismillah" diyerek suyu geçiyor-
muş. Hocası sormuş:
"Oğlum, artık erken gelmeye başladın?"
"Evet, Allah razı olsun, bana öğrettiğiniz gibi yapıyorum!"
demiş.
Talebesi bir gün:
"Bugün bizim fakirhaneye gidelim" demiş. Hoca merkebe binmiş, suyun kenarına gelince, talebe, "Buyur hocam!" de- miş. Fakat hoca sudan geçememiş, köprüden dolaşarak geç- miş.
"Yavrum, sen yine itikadını bozma, bildiğin gibi işine de-
vam et" demiş. . Bazı evliyalar terakki ederek istidadı enbiya derecesine çıkar. Fakat o mertebede kalmaz, tekrar düşer. Çünkü çalış- mayla enbiya makamına çıkılmaz. Bir an çıktıktan sonra tek- rar inerler. Enbiyayı ise Allah seçer. Hatta bazıları var ki, "Yahu ben peygamber mi oldum?" der. O zatın mürşidi ise,
"Acele etme, indirileceksin!" der.
Peygamber Efendimizin evlenmeye tergib ve teşvik eden mirleri pek çoktur. Ancak evlenmekte manevî ve imani kü- yani denklik olması da pek elzemdir. Bunu esas tutma- anların aile hayatları ya çabuk bozulur veya pek huzursuz hur. Bir hadis mealine göre de, "Ahirzamanda ümmetimin ha-
YanıtlaSilrlısı dünyadan hazzı az alandır" buyurulduğu rivayet edili-
or. Bunu da evlenmemekle tefsir ediyorlar. Kanaatimce o
hadis umumi değildir. Ümmetin manevî yaralarını tedaviye
manen memur edilenlere mahsus olsa gerektir. Eğer evlenil-
mezse bu meşru yol haricinde harama girmek tehlikesi vardır. • İslamiyet'te erkek kadını tatlik edebilir, fakat bu en son çaredir. Talak ve Tahrim Surelerine bakılsın.
• Nikâhta kadın ve erkek, yekdiğerine küfüv, yani denk olmalıdır. Bu da kitabü't-talakta vardır. Merhum Üstad bir yerde, "bir hanım, kader-i ilahî iktizası kötü bir erkekle ev- lenmişse onun salahina intizar etmesini" tavsiye buyuruyor. Ayrılmak en son çaredir. Sözü geçen hatırı sayılan bir zat va- sıtasıyla nasihat edilmelidir.
lyi zatların çocukları neden iyi tavır göstermiyor? Orada burada yedikleri haram lokma yüzünden! Bizi iki şey perişan ediyor: Biri nikâh, biri lokma!
Bir evde bir târikü's-salat olursa o evde bereket olmaz.
Dua
Bir kul ana babası için duayı kestiği zaman rızkı kesilir. (Hadis-i şerif) Üç kişinin duası kabul olunur: Babanın, misafirin ve
mazlumun. (Hadis-i şerif) Cenab-ı Hak, "Yetmiş-seksen yaşındaki mü'minlere azap etmekten hayâ ederim" diyor. Abdestlinin teyemmümlü imama uyması sahihtir. Hakiki namaz insanı dünyada ve ahirette yolda bırak-
maz.
K
sabi olur. Çünkü Âyetü'l-
bu isimlerin
Itidal-i dem, soğukkanlılık, cesaretten daha güzeldir. Ehl-i ilim ve erbab-1 ihtisas bir zatın huzurunda veya
YanıtlaSilmeclisinde otururken veya onunla görüşürken, tezauf etmiş ene sahipleri, bir şey soruyormuş gibi konuşurlar, ehline fırsat vermeden kendi bildiklerini söylemeye başlarlar. Sözleri tü- kenince o ehl-i ilim ve erbab-1 ihtisas meclisine tasdik ettirmek in soru mahiyetinde, "Acaba doğru mu?" diye veyahut, "Efendim, ben böyle anlıyorum, yanlışım varsa düzeltiniz" demekle, güya tevazu yaptığını zannederler.
Bu gibi şahıslar, ehlinin, erbabının ve başkasının o mevzu- da konuşmasına imkân vermediklerinden, kendisinin bilme- digi birçok hakikatlerin tezahürüne mani olurlar ve dolayısıy- la tezahür edecek hakikatleri de öğrenemezler. Bu gibi şahıs- lar, ekseri hakikat dersini alamadan cahil olarak ölürler.
Bu hastalık kendisinde olan şahısların, konuşmaktan ziya- de "Benim bilmediğim ne gibi hakikatler var, öğreneyim" di- yerek sükûtu tercih etmeleri lazımdır. Böyle kimseler şu haki- kati kendilerine rehber edinmelidirler: "Ehl-i ilim ve erbab-1 ihtisas meclisinde konuşmak edepsizliktir!"
Lihye-i saadet
Peygamber Efendimizin (a.s.m.) lihye-i saadetinin üç özel- liği vardır: Gölgesi yoktur, gece nur verir, ateşte yanmaz. Lihye-i şerif böyle tecrübe edildikten sonra camilere konur.
İnsan
⚫ İnsan bin bir ismin tecellisine mazhar olabilir surette ya- ratılmıştır. Hayvan ise en fazla yirmi ismin tecellisine maz- hardır. •Sû-i karin (kötü arkadaşın) en tehlikelisi gazetelerdir.
Davetlere icabet eden şahsın midesine giden gida, nutfe olarak rahm-1 madere intikal edeceğinden, o lokmanın helal veya haram olması çocuk üzerinde müspet veya menfi tesir eder. Ihsan
ve ikram-1 ilahi, insanın acz ve fakrıyla ihlası ve teveccühü nispetinde gönderilir. • "Insan à ona derler ki, içi dışına dönse utanacak hali ol-
271
Bir gün Peygamberimize bir fakir sahabi gelir. Evlenmek istediğini söyler. Peygamberimiz bakarki Levh-i Mahfuz da bu gece ölümü yazılmıştır. Gene de onu evlendirir. Fakir sahabi birde helva ister. Ve gece olur. Fakir sahabinin kapısı çalınır. Bir miskin Allah c.c. rızası için bir şey ister. Onlarda gönül rızasıyla helvayı verirler. Sabah olur ama ölmezler.
YanıtlaSilÇünkü gece yaptıkları hayır helvanın üstüne yılanın zehirini akitmasina engel olmuştur.
Erkam Radyo.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi
MAKBULE ATADAN: İki küçük kız kardeşi olan Atatürk'ün Naciye isimli kardeşi 16-17 yaşında iken ölmüştür. Makbule Hanım ise Atatürk'ün kendinden sonra uzun süre yaşayan tek kardeşidir. 1956 yılında Gülhane Hastanesi'nde ölmüştür.
YanıtlaSil38 YURDAKUL YURDAKUL
YanıtlaSiller olduğu ve birçokları geri dönmediği için oğlunun subay olmasını temiyormuş. Mustafa'nın okumasını istediği bu kararsız günlerinde bir gece rüya görmüş. Rüyasında, oğlu bir altın tepsi ile minareye çıkıyor. muş. Bu rüyayı komşuları, askeri okulun Mustafa için çok hayırlı ola cağı şeklinde yorumlamışlar. Bunun üzerine Zübeyde Hanım da Musta- fa'nın askeri okula gitmesine razı olmuş. Böylece Mustafa'nın askerlik hayatı başlamış.
ATATÜRK'TEN
YanıtlaSilHİÇ YAYINLANMAMIŞ
ANILAR
Bir subay hanım vardı Sık sık bana ziyarete gelir, ahlap de dik. Bir gün 20-25 yaşlarında kadar olan kız kardeşini de beraber g mişti. Bir de baktım bu hanum benim ölen kardeşim Naciye'ye o kad benziyor ki. Saçlarının rengi, hareketleri, boyu posu onunla gid Bunu kendilerine anlattım. Bu nedenle bana ziyarete geldiğinde onu da getirebileceğini ve çok memnun olduğumu söyledim. Bu iki ham be na birkaç defa daha ziyarete geldiler. Bu benzerliği bir gün ağabeyin de anlattım. O da bu hanımı merak etti ve görmek istedi.
YanıtlaSilYine bir gün hanımlar bana geldiklerinde ağabeyime haber ver dim. Ağabeyim de bir fırsat bulup bize geldi ve hanımlarla tang. S ra da bana, hanımın hakikaten Naciye'ye çok benzediğini ve onu çok sevdiğini söyledi.
Onlar gidince oturup rahmetli Naciye'den uzun uzun bahsenik Ona rahmet diledik. Ağabeyim çok duygulandı. Bu hanım gelince yine haberinin olmasını, eğer fırsat bulursa gelip onu göreceğini, çünkü o görünce Naciye ile yaşar gibi olduğunu söyledi.
Aradan bir zaman geçti. Ben bir gün o hanımlanı yine çaya çağr dım. Geldiler. Ağabeyim de geldi. Hep beraber oturup çay içtik ve ko nuştuk. Ağabeyim pek neşeliydi
Az sonra ağabeyim birden kalkıp gitmek istedi. Ben uğurlamak
201 ATATÜRK'TEN ANILAR
YanıtlaSiliçin kapıya koştum. Baktım ağabeyimin neşesi kalmamış, yüzü asık ve pek sinirliydi. Bana döndü ve "Artık bu hanımlarla ahbaplığın bence hiçbir değeri yoktur. Benim onlarla birkaç defa ilgilenmem ve yakınlık göstermemi çok başka türlü yorumladıklarını anladım. Bence görüşme- mizde artık hiçbir sevimlilik kalmamıştır." diyerek gitti.
Anladım ki bekar olan ağabeyimin onlarla birkaç defa beraber ol- masini ve oturup onlarla çay, kahve içmesini çok başka türlü yorumla- mişlar, onun bu çok içten duygularını ve içten samimiyetini değerlen- dirememişlerdi. Ağabeyim bunu derhal anlamış ve hem çok üzülmüş. hem de bir defa daha onlarla ne görüşmüş, ne de benim görüşmemi is- temişti (1933).
Ölen Kardeşi Naciye'ye Benzeyen Hanım
(Makbule Atadan Hanım'dan)
bhanlik eder-
Bilindiği gibi Kur'ân Islâm'ın inanç, ibadet ve ahlak esaslarının yanısıra, dünya ve âhiretle ilgili diger konularda da aşkın ilkeler koyan yüce bir kitaptır. Bu yüzdendir ki, müslümanlar onun telkin ettiği yüksek idealleri kendilerine rehber edinmişler ve hikmet dolu ifadelerini inceleme konusunda olağanüstü bir gayret ve titizlik göstermişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v) ile başlayan bu gayretler, sahâbîlerden tâbiîlere ve onlardan da daha sonraki nesillere intikal ederek zamanımıza kadar gelmiştir. Günümüzde de müslüman müellifler sözkonusu alanda ciddi çalışmalar yapmaktadırlar. Elinizdeki bu çalışma da Kur'ân'ın anlaşılması istikametinde müstakil bir yöntem ortaya koyma iddiası taşımamakla birlikte son vahiy külliyatını, tarihsel süreç içerisindeki faaliyetleri bağlamında tanıtmak ve onun İslâmî geleneklere uygun bir tarzda anlaşılmasını temine yönelik altyapıyı oluşturmak gibi bir hizmeti amaçlamaktadır. Bu itibarla konuya ilgi duyan okuyucularımız ve özellikle ilâhiyat tahsili yapan öğrencilerimiz için yararlı olacağını düşünmekteyiz.
YanıtlaSilÖN SÖZ
YanıtlaSilGİRİŞ
ISLAMİYET'TEN ÖNCE ARAPLAR, KOMŞULARI VE DİNİ
DURUMLARI
1. BÖLÜM
KUR'AN TARİHİ
1. KUR'AN'IN ANLAMI, TARİFİ VE DİĞER İSİMLERİ 1.1. Kur'an Kelimesinin Anlamı
2
1.2. Kur'an-ı Kerim'in Tarifi 1.3. Kur'an-ı Kerim'in diğer İsimleri
. EL-VAHY()
2.1. Gayr-i İlahi Vahy
2.2. İlahi Vahy
2.3. Hakiki vahy
2.4. Vahyin Başlangıcı 2.5. Vahyin Keyfiyeti
2.6. Vahyin geliş şekilleri (mertebeleri
2.7. Vahiy Esnasında görülen Haller
2.8. Vahiylere ait bazı terimler 2.9. Vahiy Katipleri
2.10. Vahyin Yazıldığı Malzeme
3. AYET
3.1. Ayet kelimesinin Anlamı
3.2. Ayetlerin Tertibi 3.3. İlk veSon Nazil Olan Ayetler
4. SURE
4.1. Sure Kelimesinin Anlamı
4.2. Surelerin Tertibi 4.3. Surelerin İsimleri
44 Mekki ve Medem Sureler 43 Mekki ve Medentyi bilmenin Faydaları
YanıtlaSil46 Mekki ve Medent Sureler Arasındala Farklar 3 KURAN 1 KERIMIN YAZI ILI TESBITI, CEMI VE
TEKSIRI
3.1. Yan ile Tespui
5.2. cem, Hilz ve Kari Kelimelerinin Anlamı 5.3. As Saadette Kur'an'm Cem'i ve Cem' Edenler 3.4. Kuranin Hz. Ebu Bekr Zamanında Cem'i
55. Kuran Kerim'in Hz. Osman zamanında Istinsahu ve Telesin
5.6. Kuran-ı Kerim'in Harekelenmesi ve Noktalanması 6. KURAN'IN YEDI HARF DZERINE NAZIL OLMASI VE KIRAATI MESELESI
6.1. Yedi harf (el-Ahrufus-Seba)
6.2. Kiraat Meselest ...........
60
72
75
76
79
105
114
120
135
135 142
144
145
149
156
171
176
11. BÖLÜM
KUR'ANI İLİMLER
1. (NUZUL SEBEPLERI (Esbabu'n-Nuzul)
2. NASIH VE MENSUH (veya Nesh (Abrogation) Meselesi) 2.1. Neshle Ilgili Ayetler
2.2. Neshin Başhca meseleleri 3. MUHKEM VE MUTESABIH
4. BAZI SURELERIN BAŞLANGIÇ HARFLERI 5. SURELERIN BAŞLANGIÇLARI (Fevatihu's-Suver)
6. GARIBU'L-KUR'ÂN
7. USLUBU'L-KUR'ÂN
8. KUR'AN'IN EŞSİZLİĞİ (l'cazu'l-Kur'an)
9. KUR'AN-I KERİM'DE YEMİNLER (Aksamu'l-Kur'an)
10. KUR'AN-I KERİM'DEKİ KISSALAR (Kisasu'l-Kur'an) 11. KUR'AN-I KERİM'DE TEKRARLAR...........
12. KUR'AN-I KERİM'DE MESELLER (Emsalu'l-Kur'an)
13. HAKIKAT VE MECAZ
14. MUŞKILU'L-KUR'AN
15. MUCMEL VE MÜBEYYEN
16. EL-VÜCÜH VE EN-NEZAIR
17. KUR'AN'DAKİ MÜPHEMLER (Mubhematu'l-Kur'an) 18. HALKU'L-KUR'ÂN............
19. KUR'AN-I KERİM'DE HİTAPLAR 20. KUR'AN-I KERİM'DE SUAL VE CEVAPLAR
185
188
198
199
201
200
207
211
213
11
KIS
NE
BIB
21. FADAILUL-KUR'AN (Kur'an'ın Faziletleri) 22. AYETLER VE SURELER ARASINDAKI TENASUP VE INSICAM
25
DİZ
III BÖLÜM TEFSİR TARİHİ
1. KUR'AN-I KERİM TEFSIRINE DUYULAN IHTIYAC
2. TEFSIR VE TE VIL KELİMELERİNİN ANLAMI 3. TEFSİR VE TERCÜME ARASINDAKI FARKLAR...
4. KUR'AN-I KERIM'IN DOĞU VE BATI DILLERINDEKİ
YanıtlaSil248
TERCÜMELERI
251
5. KUR'AN-I KERİM TEFSİRİNDE IHTILAF SEBEPLERİ
255
6. TEFSIR ÇEŞİTLERİ
259 262
7. HZ. PEYGAMBER'IN TEFSIRDEKİ YERİ 8. SAHABENIN TEFSIRDEKİ YERİ
8.1. Abdullah ibn Mes'ud ve Tefsirdeki Yeri
.. 265
8.2. Abdullah ibn Abbas ve Tefsirdeki Yeri
268
9. TABIUNUN TEFSİRDEKİ YERİ
272
9.1. Tefsirde Israiliyyat
274
9.1.1. Abdullah ibn Selam (o. 43/663-664)
285
9.1.2. Ka'bu'l-Ahbar (o. 32/652-653) 9.1.3, Vehb ibn Munebbih (o. 110-114-116/728-732-734 289
286
9.1.4. Abdulmelik ibn Abdilaziz ibn Cureyc (6. 150/767) 293
Netice
296
9.2. Sald ibn Cubeyr (0.95/714) 9.3. Mucahid ibn Cebr (o. 103/721)
296
297
9.4. Ikrime (ö. 107/725) 10. ETBAUT-TABİİNİN TEFSİRDEKİ YERİ
300
......... 302
10.1. Ali ibn Ebi Talha'nın Tefsir Sahifest
303
10.1.1. All ibn Ebi Talha
304
10.1.2. Mu'aviye ibn Salih ibn Hudayr ibn Sa'id el-Hadraml.... 308 10.1 3. Abdullah ibn Salih ibn Muhammed ibn Muslim ..........
el-Cuheni, Ebû Salih
311
10.1.2. Sahifenin Muhtelif Eserlere Intikali
313
10.1.2.1. el-Camiu's-Sahth
314
10.1.2.2. Tefstrut-Tabert 10.1.2.3. Tefsiru Ibn Ebi Hatim
315
316
10.1.2.4. Tefsiru Ibni'l-Munzir
317
10.2. Mukatil ibn Suleyman (o. 150/767) ve Tefsin 10.3.Yahya ibn Sellam'ın Tefsiri
317
320
10.4. Abdurrazzak ibn Hemmam'in Tefsiri 11. ZAMANIMIZA KADAR TEFSIR HAREKETLERINE
322
324 332
11.1. Mezhebi Tefsirler...... KISA BİR BAKIŞ
11.2. İlhadi Tefsirler...... 11.3. Ilmi Tefsirler
336
..... 341
11.4. Içtimai-Edebi Tefsirler
. 350
359
NETICE.
..... 361
BİBLİYOGRAFYA
....369
Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
DÂRÜLİSLÂM
YanıtlaSilدار الإسلام
Müslüman bir devletin hâkimiyeti altındaki topraklar için kullanılan fıkıh terimi.
İlişkili Maddeler
DÂRÜLHARP
Müslüman olmayan bir devletin hâkimiyeti altındaki topraklar için kullanılan fıkıh terimi.
DÂRÜLBAĞY
Meşrû devlet başkanına karşı ayaklanan âsilerin hâkim olduğu topraklar için kullanılan terim.
Müellif:
AHMET ÖZEL
Arapça’da “ev, mahalle, bir kavmin konakladığı veya yerleştiği yer” anlamına gelen dâr kelimesi mecazi olarak kabile mânasını da ifade eder. İslâm hukukunda ise “İslâmî veya İslâm dışı bir yönetimin hâkimiyeti altındaki ülke” anlamında kullanılır (İbn Âbidîn, III, 247). Bir ülkenin müslümanlara veya gayri müslimlere nisbet edilmesi, o ülkedeki yönetim ve hâkimiyet faktörlerine bağlıdır; yönetim ve hâkimiyet kimdeyse ülke onlara nisbet edilir (Cessâs, vr. 162b; Debûsî, vr. 122b; Serahsî, el-Mebsûṭ, X, 114). Fıkıh kitaplarında dârülislâmın “müslümanların hâkimiyeti altındaki yer” veya “müslümanların imamının (devlet başkanı) hüküm ve sultasının yürürlükte olduğu ülke” şeklinde tarif edildiği görülmektedir. Buna göre dârülislâm, müslümanların hâkimiyeti altında bulunup İslâm hukuk sisteminin uygulandığı ülkedir. Bu durumda nüfusun müslüman veya gayri müslim, az veya çok olması önemli değildir. Bu ölçüler çerçevesinde dârülislâmın kavram olarak ortaya çıkışı Hz. Peygamber’in Medine dönemine rastlar. Çünkü müslümanlar Mekke döneminde henüz müstakil bir idareye ve siyasî teşkilâta sahip değildiler. Ancak hicretten sonra Medine’de İslâm devletinin teşekkülüyle kendilerine ait bir ülkeye ve bu ülkede müstakil bir yönetime kavuştular. Böylece ilk dârülislâm, bazı hadislerde (İbn Mâce, “Cihâd”, 38; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 90) “dârü’l-hicre” veya “dârü’l-muhâcirîn” şeklinde zikredilen Medine oldu (İbn Kayyim el-Cevziyye, I, 5). Müslümanlar Medine’de siyasî anlamda bir toplum meydana getirip gayri müslimlerle münasebetleri milletlerarası bir mahiyet kazanınca İslâm yönetiminin faaliyet ve hukuk düzeninin uygulama alanı olarak dârülislâm da teşekkül etmiş oldu.
Dârülharp sayılan bir ülke, halkının müslüman olması veya fetihten sonra orada İslâm hükümlerinin uygulanmasıyla dârülislâma dönüşür. Bu hususta fıkıh âlimleri arasında görüş birliği vardır. Ancak bir ülke yalnız fethedilmiş olmakla dârülislâm haline gelmez. Dârülislâm sayılması için yurt edinilmesine karar verilmesi, başka bir ifadeyle yönetici tayin edilerek İslâm ahkâmının uygulamaya konulması gerekir. Ayrıca dârülharbin dârülislâma dönüşebilmesi için mutlaka İslâm ülkelerine bitişik olması da gerekmez. Etrafı dârülharp topraklarıyla çevrili bulunan bir yer, küçük de olsa zikredilen şartların gerçekleşmesi halinde dârülislâm olur.
YanıtlaSilDârülislâmın hangi durumlarda dârülharbe dönüşeceği konusunda İslâm hukukçuları arasında görüş ayrılıkları mevcuttur. Fıkıh kitaplarında dârülislâmın dârülharbe dönüşmesi şu üç durumda söz konusu edilmiştir: a) Gayri müslim bir devletin İslâm ülkesini istilâ etmesi. b) Dârülislâmda bir şehir veya bölge halkının irtidad ederek o yeri işgal etmesi. c) Zimmet akdiyle İslâm devletinin himaye ve hâkimiyetine geçerek İslâm tebaası olan gayri müslimlerin (zimmîler) bu anlaşmayı bozup bulundukları yerde hâkimiyetlerini ilân etmeleri. Bu üç durumda hangi şartların gerçekleşmesiyle istilâ edilen yerlerin dârülharbe dönüşmüş olacağı hususundaki görüşler de şöyledir:
1. Mâlikî ve Hanbelî fakihleriyle Hanefîler’den Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre dârülislâm, içinde küfür ahkâmının uygulanmasıyla dârülharbe dönüşür. Bu görüş kıyasa dayanmaktadır; yani dârülharp İslâm hükümlerinin tatbikiyle dârülislâma dönüştüğüne göre dârülislâm da küfür hükümlerinin uygulanmasıyla dârülharbe dönüşür.
2. Ebû Hanîfe’ye göre dârülislâmın dârülharbe dönüşmesi için şu üç şartın gerçekleşmesi gerekir: a) İstilâ edilen yerde küfür ahkâmının (İslâm dışı hukuk düzeninin) uygulanması. b) Ülkede ilk emanları üzere bulunan hiçbir müslüman veya zimmînin kalmaması. c) Ülkenin dârülharbe bitişik olması. İlk şarta göre istilâya uğrayan dârülislâmda küfür hükümleriyle birlikte İslâm hükümleri de uygulanıyorsa bu şart gerçekleşmemiş demektir. İlk emandan maksat ise düşman istilâsından önce dârülislâmda müslüman ve zimmîlerin İslâm hukuku gereğince sahip oldukları can ve mal güvenliğidir. Bu güvenlik hiç kesintiye uğramadan devam ediyorsa o yer dârülharbe dönüşmez. Fakat can ve mal güvenliği bir defa bile tamamen ortadan kalksa, diğer şartların varlığı halinde ülke dârülharbe dönüşeceğinden, sonradan bu hakların tekrar tanınmasının bir değeri yoktur. Bu durum, herhangi bir dârülharbe emanla giren müslümana tanınan can ve mal güvenliğine benzer. Üçüncü şarta göre ülke, diğer İslâm ülkeleriyle çevrili olup dârülharple sınırı bulunmazsa yine dârülharbe dönüşmez. Ebû Hanîfe’ye göre bir hüküm bir illetle sabit olunca o illetten bir şey kaldığı sürece aynı hüküm devam eder. Dârülharp, orada İslâm hükümlerinin tatbikiyle dârülislâm olmuştur. Bu sebeple istilâya uğrayan dârülislâmda İslâm hükümlerinden bazıları mevcutsa illetten bir cüz mevcut olacağından dârülislâm hükmü de devam eder. Sözü edilen üç şart gerçekleşmemişse gayri müslimlerin fiilî hâkimiyetiyle İslâm hâkimiyetinin hükmen devamı söz konusu olacağından deliller çatışma halinde (kıyasların teâruzu) olacaktır. Bu durumda ya ihtiyaten İslâm tarafı tercih edilerek veya kıyasların birbirini hükümden düşürmesi sebebiyle istishâb kaidesi gereğince o yerin dârülislâm olduğu kabul edilecektir. Ebû Hanîfe’nin görüşünü şöyle açıklamak mümkündür: İslâm hâkimiyeti altında bulunan bir yer İslâm dışı güçlerin eline geçtiğinde ülke hükmünün değişmesi için fiilî hâkimiyet yeterli değildir. Hâkimiyetin el değiştirmesiyle birlikte müslümanların daha önce sahip oldukları can ve mal güvenliğinin kesintisiz devam etmesi, müslümanların ibadetlerini yerine getirmede, dinî eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürmede serbest olmaları, bunların o yerde mevcut yönetimin görmezlikten gelemeyeceği bir güce sahip bulunduklarını ve dolayısıyla fiilî de olsa gayri İslâmî hâkimiyetin tam gerçekleşmiş sayılamayacağını göstermektedir. Bu da İslâm hâkimiyeti altında bulunan bu yerin küfür hâkimiyetine geçmiş sayılmasına engeldir. Bu durumda ülkenin dârülislâm kalmaya devam ettiğini belirtmek, ülkedeki küfür hâkimiyetinin hukuken geçerli sayılmadığı anlamındadır. Ülkenin dârülharbe dönüştüğünü kabul etmek ise mevcut hâkimiyetin hukuken geçerli olduğunu onaylamaktır. Ancak ülkenin ister dârülislâm kalmaya devam ettiği, ister dârülharbe dönüşmüş bulunduğu kabul edilsin, mevcut gayri İslâmî yönetimin oradaki müslümanlar ve diğer İslâm devletleri tarafından siyasî bakımdan tanınması söz konusu değildir.
YanıtlaSil3. Şâfiîler’e göre dârülislâm daha sonra istilâya uğramış olsa, hatta istilânın üzerinden uzun yıllar da geçse dârülharbe dönüşmez. Dârülislâmın dârülharbe kesinlikle dönüşmeyeceği şeklindeki bu görüş, mülkiyetin hukuken gayri müslimlere geçmeyeceği anlamındadır. Çünkü diğer üç mezhebin aksine Şâfiîler’e göre gayri müslimler istilâ ile müslümanların mal ve mülklerine hukuken sahip olamazlar. Ancak gerek bir İslâm ülkesini istilâ etmesi gerekse Şâfiîler’e göre savaşın sebebinin küfür olması (bk. CİHAD) göz önüne alındığında bu devletle savaş halinde bulunulacağı ve ülkenin siyasî ilişkiler açısından dârülharp sayılacağı da açıktır. Nitekim halkının irtidad ederek istilâ ettiği ülke, İmâm Şâfiî’ye göre küfür hükümlerinin uygulanmasıyla dârülharbe dönüşür. Zira malların ve arazilerin mülkiyeti esasen irtidad edenlere ait olup bir el değiştirme söz konusu değildir.
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
İbn Mâce, “Cihâd”, 38.
Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 90.
Cessâs, Şerḥu Muḫtaṣari’ṭ-Ṭaḥâvî, Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 717, vr. 162b-163a.
Debûsî, el-Esrâr, Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 310, vr. 122b, 126b, 193a, 203b, 453a.
Serahsî, el-Mebsûṭ, X, 19, 23, 81, 114.
a.mlf., Şerḥu’s-Siyeri’l-kebîr (nşr. Selâhaddin el-Müneccid – Abdülazîz Ahmed), Kahire 1971, I, 251, 350-351; IV, 1253-1257; V, 1703, 1890, 2190-2192.
Kâsânî, Bedâʾiʿ, VII, 130-131.
İbn Kudâme, el-Muġnî, X, 72-73, 82, 103.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Aḥkâmü ehli’ẕ-ẕimme (nşr. Subhî es-Sâlih), Dımaşk 1381/1961, I, 5, 365-366.
İbn Rûzbihân, Sülûkü’l-mülûk (Muslim Conduct of State), İslâmâbâd 1974, s. 456-461.
Şa‘rânî, el-Mîzânü’l-kübrâ, Kahire, ts., II, 153.
İbn Hacer el-Heytemî, Tuḥfetü’l-muḥtâc, Kahire 1315, VI, 350; IX, 269.
İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr, II, 393; III, 247.
Haccâvî, el-İḳnâʿ, Kahire 1351, II, 7, 42, 55; IV, 305-306.
Reşîd Rızâ, Tefsîrü’l-Menâr, IV, 354; X, 594.
Zühaylî, Âs̱ârü’l-ḥarb fi’l-fıḳhi’l-İslâmî, Dımaşk 1965, s. 130 vd., 170-176, 192, 196.
YanıtlaSilAli Ali Mansûr, eş-Şerîʿatü’l-İslâmiyye ve’l-ḳānûnü’d-devliyyü’l-ʿâm, Kahire 1390/1971, s. 94, 128-130, 140, 236, 240.
Ahmet Özel, İslâm Hukukunda Ülke Kavramı: Dârulislâm - Dârulharb, İstanbul 1991, s. 109-202.
Allah teala'nın Levhi Mahfuzda yazdığı ilk şey şudur: "Bismillahirrahmanirrahim, Kazama teslim olan ve hükmüme razı olan ve belama da sabredeni kıyamet gününde sıddıklarla beraber baas ederim."
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 160 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
bir sene içinde olacak safa ve rahatlığa ve hara- biyet ve öldürülmelere gün ve ay tutulmasına, yer depremlerine ve bunun gibi olaylara müekkeldir. Cebrail ismi Süryanî dilinde Cebir ile il kelimelerinden gelmiştir. Cebir kul mânasındadır. İl de Allah, yahud Rahman, yahud aziz demektir. Böylece Cebrâil, Abdullah, Ab- dürrahman ve yahud Abdülaziz demektir.
YanıtlaSilMikâil de meleklerin resûllerindendir. Erzaka ve bütün yaratık ların nafakalarma ve yağan yağmurlar, karlar, yerden biten hubu- bat, nebatlar, çiçekler ve ağaçlar, yapraklar ve meyvalar üzerine mü- ekkeldir.
Ey Allah'ım, Sen, Mikâil (A.S.) üzerine yüce salât ve güzel tahiyyat nazil eyle.
S Ve ey Allah'ım, Sen, Meleklerin Peygamberleri arasından olan Hazreti İsrâfil (A.S.) üzerine de bol bol
Kara Davud
YanıtlaSilDelail i Hayrat Şerhi
sy. 789.
Fetihten sonra, Mazo Robles) en gelenlerinden bir kadınte sızlık suçundan yakalandı. Ancak, kadının bir seçkin kız d Kureyş'i ve ileri gelenleri rahatsız etti. Cezayı engelleme yolan aradılar. Rasûlüllah'ın (s) Üsame b. Zeyd'e olan sevgisini bildi Üsame'yi kırmayacağını düşündükleri için, onu aracı kıldılar. Game (ra) kendisine bildirilen isteği Rasûlüllah'a iletti. Rasûlüllah d duklarına üzüldü ve kızdı:
YanıtlaSil-'Ey Üsame! Sen kötülükleri önlemek için Allah'in koymuş oldu bir cezayı uygulamamam için mi benimle konuşuyorsun?' ded Üsame yaptığı hatayı anlayarak özür diledi, affini istedi. Rasa kadının affını isteyenleri ve çevrede bulunan diğer insanlan yara çağırıp kararını bildirdi:
-'Sizden önceki toplulukların helak olma nedenlerinden birisi de içe rinden güçsüz ve yoksul birisi bir suç işlediği zaman cezasını verme leri, ancak aynı suçu soylu ve ileri gelen birisi işlediği zaman cezay hafifletmeleri veya uygulamamalarıydı. Muhammed'in varligi ku ret elinde olan Allah'a yemin ederim ki eğer kızım Fatima hirsizik edecek olsa onun da ellini kesmekten çekinmem'. Sonra emretti ve hırsız kadının
Örnek ve Önder
YanıtlaSilHz. Peygamber
Abdullah Yıldız
Pınar Yayınları
sy. 282.
Kudsi Hadis: "Kulum Beni nasıl tanırsa, ona öy- le muamele ederim." S. 28, 480, 551.
YanıtlaSilلَا يَسَعُنِي أَرْضى وَلَا سَمَانِى وَلكِنْ يَـ
Kudsi Hadis: "Ben göklere ve yere sığmam, fa- kat mü'min kulumun kalbine sığarım." s. 74.
الْإِسْلَامُ يَعْلُو وَلَا يُعْلَى
Hak daima üstün gelir; hakka galebe edilmez. s. 128.
الزَّكَاةَ فَنَطَرَةُ الْإِسْلَامِ
Zekât bir köprüdür ki, Müslüman, kardeşi olan Müslümana yardım için ondan geçer. s. 287.
ن قَالَ هَلَكَ النَّاسُ هَلَكَ النَّاسُ فَهُوَ اَهْلَكُهُمْ )
من
Kim ki insanlar helâk oldu, insanlar helâk oldu derse, o kimse onların en fazla helak olanıdır. s. 342.
الْقَاتِلُ لَا يَرِثُ
Katil miras alamaz. s. 360.
مَنْ رَافِي فِي الْمَنَامِ فَقَدْ رَانِي حَقًّا *
Beni rüyada gören, hakikaten beni görmüştür. s. 364.
جِئْتُ لِأُتَمِّمَ مَكَارِمَ الْأَخْلَاقِ
Benim insanlara Cenâb-ı Hak tarafından pey- gamber olarak gönderilmemin ehemmiyetli bir hikmeti, ahlâk- haseneyi ve güzel hasletleri
tekmil etmek ve beşeri ahlaksızlıktan kurtar maktır. 3.536.
YanıtlaSilHazret-i Isa nazil olup gelecek, ümmetimden
olacak, şeriatımla amel edecektir. 9.353.
النَّاسُ عَلى سُلُوله ملوكهم Insanlar kendi idarecilerinin yolundadırlar. s. 451.
سيدُ القَوْم عَادِمُهم
Milletin efendisi, onlara hizmet edendir. s. 388, 452
فَكُل أن قريب
Her gelecek (uzak da olsa) yakındır. s. 470.
مَنْ أَذًى دَمِيًّا فَأَنَا حَمُهُ )
Kim zimmi olan birine eziyet ederse, ben onun hasmı olurum. S. 474.
خَيْرُ النَّاسِ مَنْ يَنْفَعُ النَّاسَ
Insanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır. s. 478.
لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبُّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِـ
Sizden hiçbiriniz kendisi için istediğini din kar- deşi için istemedikçe tam iman etmiş olamaz. s. 502.
إنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ...
Ameller niyetlere göredir. s. 503,
ey-
Bediuzzaman Said Nursi nin
YanıtlaSilİlk Dönem Eserleri
(Lügat li, Kaynaklı, İndeksli)
Bediuzzaman Said Nursi
Söz
Söz Matbaacılık Yayıncılık
Şüpheli durumlarda hadleri kaldırın. Ve kerim insanların zelle (sürçme)lerini muahaze etmeyin. Ancak Allah'ın hududundan belli bir had ise o müstesnadır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 21 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Hadleri kaldırın. Bununla beraber imamın (devlet reisinin) belli hadleri terketmesi caiz olmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 21 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Kur'ân-ı Kerim, onun beşer sözü olduğunu iddia edenlere, bunun gibi pek çok âyetiyle meydan okumuş ve tek bir sûresinin olsun ben- zerini getirmeye çağırmıştır. Müşrikler, eğer bü- tün güçlerini ortaya koydukları halde tek bir sûresinin benzerini getirebilmiş olsalardı, şeref ve haysiyetlerini Kur'ân'ın pek ağır hakaretleri altinda ezilmekten kurtaracaklar ve savaşmak zorunda da kalmayacaklardı. Halbuki onlar, bir sûrenin benzerini getirip kurtulmak yerine, mallarını, canlarını, çoluk çocuklarını ve yurtlarını teh- likeye atan ve ellerinden çıkaran savaş yolunu tercih ettiler, daha doğrusu buna mecbur kaldı- lar. Çünkü, edipleri ve şairleri, müşrik oldukları halde, belâgati karşısında secde ettiren Kur'- ân'ın birtek sûresine benzer bir sûre getirmeye güçleri yetmedi. Kısacası, ya îmân edecekler, ya da haysiyetlerini fedâ edeceklerdi. Îmân eden- ler etti, etmeyenlerin ise şeref ve haysiyetleri ayaklar altında kaldı. 1400 sene sonra, hâlâ tek bir sûresinin olsun benzeri getirilememiş bir mu-cize olarak, Kur'ân, kendisini inkâr edenleri hor ve hakir bırakmaya devam ediyor. Yunus Sû-resinin 38'inci âyeti ile Hûd Sûresinin 14'üncü âyetinin açıklamasına da bakınız
YanıtlaSilbakara süresi 24.ayet
Kur'an i Kerîm ve Açıklamalı Meali
YanıtlaSilİsmail Mutlu
Şaban Dögen
Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 341 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
Rıfk, hikmetin başıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz Cerir (r.a.)
Sayfa: 211 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Kur'ân-ı Kerim sinekten, örümcekten, ka- rincadan, balarısından bahsedip onlardaki llâhî kudret ve sanat mucizelerine dikkatleri çektikçe, kâfirler ve münâfıklar, "Allah böyle küçük şeylerden bahsetmeye tenezzül eder mi?" diyerek akıllarınca itirazda bulunmuş- lardı. Çünkü bozulmuş akılları bir sivrisineğin sanatça en büyük bir yaratıktan geri kalma- dığını anlayamıyor, Allah'ın pek çok mucize- yi bu hayvanların küçücük vücuduna sığdır- mış olduğunu göremiyordu.
YanıtlaSilBakara 26
Bütün peygamberlerine mucizeler veretek onların Kendisi tarafından gönde- rilmiş birer peygamber olduğunu bu alâ- metlerle beşere ilân ve isbat etmiştir. Haz- ret-i Âdem'in en büyük mucizesi de, ona bütün varlıkların hakikatinin ve kâinatta te- celli eden Illâhî isimlerin Allah tarafından öğ- retilmiş olmasıdır. Bu suretle Hazret-i Âdem'- in meleklere üstünlüğü tahakkuk etmiş ve halifeliğe lâyık olduğu gösterilmiştir. Böyle- ce, Hazret-i Adem'in şahsında, bütün insan- lığın maddi ve mânevî gelişmelerinin vara- cağı en son noktalar birer hedef şeklinde gösterilmiş olmaktadır. Zira bütün İlimlerin ve terakkînin kaynağı, Allah'ın kâinatta te- celli eden isimleridir. Meselâ mühendislik, çe- şitli branşlarıyla, Allah'ın Adl ve Mukaddir isimlerine, tıp Şâfi ismine, böylece herbir fen Allah'ın isimlerinden birine dayanır. Cenâb-ı Hak, melekleri Hazret-i Âdem'e secde ettir
YanıtlaSilmek suretiyle kâinatın insan nev'ine boyun eğ diğini göstermiş; Iblis'in ona karşı üstünlük dava- sında bulunmasını zikretmek suretiyle de, insan- lığın maddi ve mânevî gelişmesinde şeytanların ne büyük bir engel teşkil edeceklerine onların dikkatini çekmiştir.
YanıtlaSilKendilerine gelen hak karşısında inkâr ve isyana sapmaktan bir türlü vazgeçmeyen Yahudiler için Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmin şeriatinde bazı ağır hükümler getirilmişti. Bu arada, Allah'a ortak koşmaktan tevbeleri- nin kabul edilmesi de kendilerini öldürme şartına bağlanmıştı.
YanıtlaSil55. Yine hatırlayın ki, siz "Ey Mûsâ, biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana îmân etmeyiz" demiştiniz de, gözünüz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.
41. Beraberinizdeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak indirdiğim Kur'ân'a da îmân edin. Onu ilk inkâr edenler siz olmayın. Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiş- tirmeyin. Ve yalnız Benden korkun, ya- saklarıma karşı gelmekten sakının.
YanıtlaSil42. Hakkı batilla karıştırmayın ve bil- diğiniz halde hakkı gizlemeyin.
43. Namazı dos doğru kılın, zekâtı ve- rin ve Allah huzurunda eğilenlerle beraber siz de rükûa varın.
44. İnsanlara iyiliği emreder de kendihi- zi unutur musunuz? Halbuki siz Tevrat'ı okuyan kimselersiniz. Hiç akıl etmez mi- siniz?
45. Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Fakat bu, Allah'tan korkanlardan başkasına pek ağır gelir.
Insan üç hususta sabırla mükelleftir: (1) ibâdetlere devamda sabır göstermek, (2) günahlardan kaçınmakta sabır göstermek ve (3) musibetlere ve felâketlere karşı sa- bırla mukabele etmek.
46. Onlar, Rablerine kavuşacaklarına ve Onun huzuruna döneceklerine inanan kim- selerdir.
Cumartesi yasağı ile ilgili olarak, A'raf Süresinin 163'üncü âyetine bakınız. Orada da geçeceği gibi, bahis konusu edilen toplu- luk, Yahudilerden, deniz kenarında bulunan bir kabileden ibârettir. Bunlar, Allah'ın ya- saklarını ısrarlı bir şekilde çiğnemelerinin ne- ticesi olarak, insan gibi şerefli bir mahlûk ol- maya kabiliyetlerini yitirmişler ve Allah da onları maymun şekline çevirerek helâk et- miş; öylece aşağılık hayvanlar olarak birkaç gün yaşadıktan sonra ölüp gitmişler ve nesil- leri kesilmiştir.
YanıtlaSilTevrat'a ve Mûsâ Aleyhisselâmin emirle- rine uyacaklarına dair Cenâb-ı Hak Yahudi- lerden söz almıştı. Sonra Yahudiler Tevratin hükümlerinin kendilerine ağır geldiğini söy- leyerek ona uymaktan kaçınınca, Tür Dağı, Üzerlerine düşecek şekilde havaya kaldırıldı. Yahudiler secdeye kapanıp Tevrat'a uya- caklarına dair tekrar söz verince Tür Dağı yeniden yerine getirildi.
YanıtlaSilSahâbîler Peygamber Efendimizin huzuruna vardıklarında, "Bize birşey söylerken halimizi gö- zet ki, onu iyi anlayıp yapabilelim" mânâsında "Râinâ yâ Resulallah" derlerdi. Yahudiler bu sözü biraz değiştirerek Ibranicede tahkir ifade eden bir kelimeye çevirirlerdi. Bunun üzerine Sahâbîler, "Bizi gözet" mânâsına gelen "Unzurnâ" sözüyle Peygamberimize hitap etmekle emro- lundular.
YanıtlaSilCebrail Aleyhisselâm Yahudilere azap vermek ve memleketlerini batırmakla vazi- felendirildiği için Yahudiler ona düşmanlık ederlerdi. Bu yüzden Kur'ân'ı Peygamberi- mize Cebrail'in değil, Mikâil'in getirmesini is- tediler ve ancak o takdirde Kur'ân'a inana- caklarını söylediler.
YanıtlaSilKur'an-ı Kerimin peş peşe inip de Müslümanlar İslâmın terbiyesi altında yetiştikçe, daha ileri seviyedeki dinî hükümlerle muhatap olmuşlardır. Mesela devirde âdetà su gibi içilen ve insanların iliklerine kadar işlemiş bir alışkan- Ik halinde bulunan içkinin yasaklanışına dair Ayetler kademeli olarak gelmiş ve tedrici bir yolla bu alışkanlık İslâm cemiyetinden kaldırıl- mıştır. Burada, içkinin yasaklanışına dair Allah'ın takdiri kesin olduğu halde, insanlığın bu husus- taki llâhî emre muhatap olmalarında tedrici bir seyir takip edilmiştir. Diğer yandan, Kur'an da daha önceki dinlerin teferruata dair bir kısım hükümlerini neshetmiş, onların yerine daha de- ğişik, insanlığın ulaştığı mertebeye daha uygun ve kıyamete kadar devam edecek olam hükümler getirmiştir.
YanıtlaSilünkü daha önceki pev
gamberlerin ümmetleri, kıyâmete kadar de vam edecek olan bir dinin teferruattaki hü- kümlerine muhatap olabilecek bir seviyeye ulaşmış değillerdi. İşte böylece gerek şeriat- lar arasında, gerekse bir şeriatın hükümleri arasındaki değişikliklere nesih adı verilir. Yeni getirilen hükme nâsih, bu yeni hü- kümle yürürlükten kaldırılmış olan eski hük- me ise mensuh denir.
YanıtlaSilResulullah Mekke'de iken Kudüs'teki Mescid-i Aksaya yönelerek namaz kılar, bu arada Kâbe'yi de önüne alırdı. Medine'ye hicret ettikten sonra ise durum değişti. Sa- dece Mescid-i Aksaya dönüyor, Kâbe'yi önüne alamıyordu. Bu durum bir müddet devam etti. Resulullahın kalbi hep Kâbe'- deydi; oraya yönelmek için duâ ediyordu. Cenâb-ı Hak duâsını kabul etti ve kıblenin Kâbe'ye çevrildiğini, bu ve takip eden âyet- lerle bildirdi. Ayet-i kerime, "Müslümanlara ne oluyor ki, bir o tarafa, bir by tarafa dö- nerek ibâdet ediyorlar?" şeklindeki itiraz- larıyla mü'minlerin kalbinde şüphe tohum- ları ekmek isteyen bir kısım Yahudi, Hiris- tiyan ve münâfıkların bu sözlerini reddet- mektedir.
YanıtlaSil158. Muhakkak ki Safâ ve Merve Al- labin hac için tayin ettiği alâmetlerdendir. Hac veya umre niyetiyle Kâbe'yi ziyaret eden kimsenin, bu iki mevki arasında sa'y yapmasında bir mahzur yoktur. Kim gö- milden isteyerek fazladan bir hayır yaparsa, şüphesiz ki Allah şükreden kullarını hak- kayla bilir ve mükâfatlarını verir.
YanıtlaSilCahiliyet devrinde, Safâ ile Merve tepele- rinin üzerinde müşriklerin birer putu bulunur ve müşrikler bunları tavaf ederlerdi. Müs- ümanların bu yüzden bu tepeler arasında sa'y yapmaktan çekinmeleri üzerine âyet-i kerime nazil olmuştur.
159. Biz kitapta insanlara iyice açıkla- dıktan sonra, indirmiş olduğumuz açık de- lilleri ve doğru yolu gizleyenlere gelince
192. Eğer onlar şirkten ve muharebeden vazgeçecek olurlarsa siz de bırakın. Mu- hakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok mer- hamet edicidir.
YanıtlaSil193. Onlarla, fitneden eser kalmayıp Allah'tan başkasına îman ve ibâdet edil- mez oluncaya kadar cihâda devam edin. Eğer şirk ve isyanı bırakırlarsa, artık zâ- limlerden başkasına düşmanlık yoktur.
194. Haram ay, haram aya karşıdır ve hürmetler karşılıklıdır. O halde, savaşıl- ması haram olan ayda kim size tecavüz et- tiyse, siz de o tecavüzün misliyle ona kar- şılık verin. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah takvâ sahipleriyle beraberdir.
Savaşılması haram olan aylar Muharrem, Zilkade, Zilhicce ve Recep aylarıdır. Bu sûrenin 217'nci âyetine ve Tevbe Süresinin 36'ncı âyetine de bakınız.
195. Allah yolunda bağışta bulunun. Allah yolunda cihad etmekten veya bağışta bulunmaktan kaçınarak kendinizi elleri- nizle tehlikeye atmayın. İyilik yapın, yap- tığınızı güzel yapın. Muhakkak ki Allah iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanları sever.
196. Haccı da, umreyi de Allah için ta- mamlayın. Eğer bunlardan alıkonacak o- 1-conız deve, sığır veya davardan kolayı-
206, Ona "Allah'tan kork" dendiği za
YanıtlaSilman da gururu onu daha fazla günaha sü-
rükler. Artık ona Cehennem yeter. Ne kö-
tü bir yerdir o!
Bu üç âyet-i kerime Ahnes bin Şerik adlı bir münafık hakkında nazil olmuştur. Bu kim- se güzel görünüşlü ve güzel konuşan birisi idi. Birgün Peygamberimize gelerek süslü ve parlak sözlerle konuşmuş, kalbinin Allah ve Resulüne muhabbetle dolu olduğunu söyle- miş ve bu sözlerine Allah'ı şâhit tutmuştu. Ahnes, bu sözleri söyleyip de Peygamberi- mizin yanından ayrıldıktan sonra ise, Müs- lümanlara âit ekili bir arâziye uğradı, orada- ki mahsulü ve hayvanları ateşe verdi. Kalbi Öylesine düşmanlıkla doluydu ki, hırsını an- cak fesat çıkarmak, mahsul ve hayvan telef etmekle alıyordu. Âyet-i kerimeler, insanlar hakkında hüküm verirken sözlerine aldan- mayıp fiillerini ölçü olarak almamız hususun- da bize ibretli bir ders vermektedir.
207. Yine insanlardan öylesi vardır ki, karşılığında Allah'ın rızasını kazanmak için kendisini fedâ eder. Allah ise kullarına pek şefkatlidir.
Bu âyet-i kerimenin de Süheyb bin Si- nan-1 Rûmî hakkında indiği rivayet edilir. Hazret-i Süheyb Medine'ye hicret ederken müşrikler onu yakalayıp işkence ederek di-
ninden döndürmeye çalışmışlar; o ise "Ben ihti- yar bir adamım. Malim, mülküm de var. Gelin, bütün malımı size vereyim de beni rahat bırakın" demiş, müşrikler de bu teklifi kabul etmişlerdi. Medine'ye girişinde Hazret-i Ebû Bekir ona "Alışverişin mübarek olsun. Nefsini Allah rızası için sattın ve senin hakkında bu âyet nazil oldu" diyerek yukarıdaki âyet-i kerimeyi okudu.
YanıtlaSil208. Ey îmân edenler! Hepiniz, tam bir tes- limiyetle, İslâmiyetin sulh ve selâmetine gi- rin. Şeytanın izinden gitmeyin. Şüphesiz o sizin ap açık düşmanınızdır.
209. Şimdi, size bu kadar deliller gelmiş- ken ayağınız kayar ve haktan ayrılırsanız, iyi bilin ki Allah'ın kudreti herşeye galiptir ve hikmeti herşeyi kuşatır.
210. Onlar istiyorlar ki, Allah ve melekler, beyaz buluttan gölgeler içinde gelsin de, he- âklerine dâir emir tamam olsun. Halbuki Dütün işlerin dönüşü Allah'adır.
günah yoktur. Allah'- in kudreti herşeye galiptir ve hikmeti her- şeyi kuşatır.
YanıtlaSilBu âyet-i kerime de, daha önce geçen benzerleri gibi, Nisâ Sûresindeki miras âyet- leriyle hükmü nesholunmuş âyetlerdendir. Islâmiyetten evvel kadınlar, değil mirasta hak sahibi olmak, kendileri âdeta bir mal gibi miras olarak geçerdi. Kur'ân-ı Kerim ev- velâ bu âyetlerin hükümleriyle kadınların hukukunu erkeklerin elinde gelişigüzel bir oyuncak olmaktan çıkarmış; daha sonra, in- sanlar Kur'ân'ın ve Resulullahın terbiyesiyle yetişerek muayyen bir seviyeye gelince, ka- dınları da mirasta hisse sahibi kılan hüküm- leriyle onları mükellef kılmıştır.
241. Boşanmış kadınlar için de, meşrû ve örfe uygun şekilde bir nafaka vardır. Bu, takvâ sahipleri üzerine bir haktır.
242. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye, hükümlerini ve delillerini size böyle açıklar.
243. Görmedin mi o kimseleri ki, onlar binlerce kişi oldukları halde, ölümden sakınarak yurtlarını terk ettiler. Allah da onlara "Ölün" dedi ve öldürdü, sonra tekrar diriltti. Muhakkak ki Allah, insanlar üze- rinde lûtuf ve kerem sahibidir; lâkin insan- ların çoğu şükretmezler. Israiloğullarından, Vâsit
Bu âyeti kerime, Israiloğullarından, Vâsit şehrinde ortaya çıkan bir tâundan veya ci- haddan kaçıp da tamamen ölen bir topluluk hakkındadır. Onlar bir müddet ölü halde kaldıktan sonra, peygamberleri Hazkil Aley- hisselâmin duâsı üzerine, Allah onları tekrar diriltti.
YanıtlaSil244. Allah yolunda cihad edin ve bilin ki Allah herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla bilir.
245. Malını Allah rizâsı için harcayıp
da Allah'a güzel bir borç verecek kim var?
İşte onun karşılığını Allah kat kat vere-
cektir. Rızkı kısan da, bollaştıran da Al-
lah'tır. Hepinizin dönüşü Onadır.
تَأَكُلُ الْبَقَرُ بِالْسِنَتِهَا" رحم ض والخرائطى عن سعد) 5935- Sığırların dilleri ile yemeleri gibi, dilleri ile yiyen bir kavim çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
YanıtlaSil٥٩٣٦ - لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَمْلِكَ الْأَرْضِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِى أَجْلَى أَقْنِي يَمْلأُ الْأَرْضَ عَدْلاً كَمَا مُلِئَتْ قَبْلَهُ ظُلْمًا يَكُونُ سَبْعَ سِنِينَ" (حم م ع ص
عن ابي سعيد) 5936- Ehli beytimden bir adam yeryüzüne hakim oluncaya kadar kıyamet kopmaz. Tam manasıyla hakim olacak, önceden zulümle dolu olduğu gibi dünyanın her tarafını adaletle dolduracak. Hükmü tam yedi yıl sürecek.
٥٩٣٧ - لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُرْفَعَ الرُّكْنُ وَالْقُرْآنُ (ابو نعيم وابو النصر عن
5937- Rükn ve Kur'an ortadan kaldırılıncaya kadar kıyamet
ابن عمر)
kopmaz.
, kırmızı yüzlü, küçük diran, pabuçları kıldan an kıyamet kopmaz.
٥٩٣٢ - لا تَقُومُ المال
مَغْرَبهَا ورَآهَا النَّاس
آمَنَتْ مِنْ قَبْل (ح)
yamet kopmaz.
255. Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibâde- te lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayydır, ezeli ve ebedi hayat sahibidir; O Kayyum- dur, varlığı için hiçbir sebebe ihtiyacı ol- madığı gibi, bütün eşya Onun yaratmasıy- la ve tedbiriyle devam eder ve vücutta ka- lir, bekà bulur. Onu ne uyuklama ve ne de uyku tutmaz, gafletin hiçbir çeşidi hiçbir zaman ona ârız olamaz. Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur. Onun katında, O- nun izni olmaksızın kim şefaat edebilir? O bütün yaratıklarının geçmiş ve gelecekteki bütün hallerini bilir. Onun yaratıkları ise, Onun dilediği kadarından başka, İlâhî il- minden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Onun hâkimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri ku- şatmıştır. Gökleri ve yeri tasarrufu altında tutmak Onun kudretine ağır gelmez. En yüce ve en büyük olan da ancak Odur.
YanıtlaSil"Âyetü'l-kürsi" adıyla anılan bu âyet-i ke- rime, Peygamberimizin tâbiri ile "Kur'ân âyetlerinin efendisidir." Bu âyet, bize, nasıl bir Yaratıcıya îmân ettiğimizi ve bu Kur'ân vasıtasıyla nasıl bir Yaratıcıya muhatap olma
şerefine erdiğimizi göstermektedir. Rabbimizin sifatları, sonsuz ilim ve kudreti, büyüklüğü ve yüceliği, her türlü noksandan münezzeh oluşu, bu âyet-i kerimede, herhangi bir meâl ve tercü- me kalıplarına sığışmayacak bir derinlik içinde hülåsa edilmiştir. Alimler, ifade ettiği mânâlar bakımından bu âyet-i kerimeyi, dinî ilimlerin çe- kirdeği olarak vasıflandırmışlardır. Peygamber Efendimizden de, Ayetü'l-Kürsîyi okumanın fazi- let ve sevâbına dair birçok hadis-i şerif rivâyet edilmiştir.
YanıtlaSil256. Dinde zorlama yoktur; doğruluk sa- pıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır. Kim insanları Allah'ın yolundan saptırıp isya- na sürükleyen ve birer mâbud gibi kıymet ve- rilen tâğutları reddeder ve Allah'a îmân ederse, işte o kopmaz ve kırılmaz, sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah ise herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir.
Zümer Süresinin 18'inci âyetindeki açıklama- ya bakınız.
Kur'an i Kerîm ve Açıklamalı Meali
YanıtlaSilİsmail Mutlu
Şaban dogen sy. 41.
1- HZ. ADEM (A.S) KISSASI/133
YanıtlaSilmaddi ve
"Sakın
vamı da
rdır, ne
bunal-
ani bir
nceden
dan ve
t) diye
hida-
9. Ruh nedir?
Burada üzerinde durmamız gereken bir konu daha var. Önceki okudu- gumuz ayetlerden biliyoruz ki insan bozulmuş ve kokuşmuş bir balçıktan yaratılmıştır. Bu tür bir çamurdan yaratıldığından dolayı insan zayıf ve kırılgandır. Fakat Allah Teâlâ insana ruhundan üflemiştir. Bu sebeple de insanüstün bir varlık olmaya hak kazanmıştır. Melekler ona bu ruh sebe- biyle secde etmişlerdir. Peki, Allah'ın kendinden üflediği bu ruh nedir? İlk akla gelen şey şudur ki bu ruh sayesinde insan hayatı, diğer mahlûkatın hayatından farklı bir hayat olmaktadır. Bu ruh insana ulvilik katmakta- dır. Bu ruh Rabbani bir şuledir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir." (Isrâ: 85)
Kur an Kıssalari
YanıtlaSilİbretler - Hikmetler - Nasihatler
Fazl Hasan Abbas
Erkam Akademi
sy.133.
) Neshi kabul eden.
YanıtlaSilGenel kaide; bir sözü (nass) neshedecek olan söz aynı kuvvette veya
daha kuvvetli olmalıdır.
Buna göre, Kur'an'ın sözleri birbirini nesheder ve bazan mütevatir sünnetle de neshedilir, çünkü hepsi kesin ve aynı kuvvettedir.
Mütevatir olmayan Sünnetin sözleri de birbirini nesheder, çünkü hepsi aynı kuvvettedir. Bazan daha kuvvetli olan Kur'an'ın ve mütevatir Sünnetlerin sözleri ile de neshedilirler.
377 Nur, 6.
* Muslim, 5/3, 4, 5, Nevevî Şerhi ile birlikte.
İslam Hukuk Felsefesi
YanıtlaSil(Ilmu Usulli'l Fıkh)
Abdulvahhab Hallaf.
sy. 370.
SÜNNETTEN ÖLÇÜLER
YanıtlaSilPUTA MÜSAMAHA OLMAZ
Hicri 9. yılda Tebuk Seferi dönüşünde Medine'ye gelen Sakif kabilesi elçileri, Medi- ne'de kaldıkları süre içinde mescidde Hz. Peygamberin yakın alakasına mazhar ol- muşlardı. Sonunda müslü- man oldular. İslâm'ı öğrendi- ler. Ancak arkalarında bi- raktiklan kabilelerinin, ken- dilerini anlayışla karşılaya- caklarından kuşkuluydular. Hz. Peygamber'den ilginç is- teklerde bulundular. Bunlar arasında bir-iki tanesi vardı ki gerçekten pek dikkat çeki- ciydi. Dediler ki:
- Bizi namaz kılmaktan muaf tut?.. Hz. Peygamberin cevabı çok kesindi:
-"Namazsız dinde hayır yoktur."
Pek tabii, namazsız din- darlıkta da hayr olmazdı.
- Kabilemiz dışından biri- ni bize âmir tayin etme! dedi- ler. Hz. Peygamber, kabul buyurdu. İçlerinde bulunan ve yaşça en küçükleri olan ve fakat Islam'ı öğrenmekte pek gayretli davranan Osman Bin Ebi'l-As't onlara imam ve vall yaptı.
- Lat putumuza üç yıl do
kunmal dediler. Hz. Peygam
Der kabul etmedi.
Yine kabul etmedi.
- Bir yıl dokunmal dediler, Hz. Peygamber bunu da ka bul etmedi.
- Biz döndükten sonra bir ay olsun bizimle kalsın, dedi ler. Resûl-i Ekrem Efendimiz onu da kabul etmedi. Lata süre tanımadı. Putlara mü samaha olunamayacağını ortaya koydu. Tevhid yur- dunda putun ne işi vardı?... Yeniden şekillenen İslâm yurdunda puta yer yoktu. Efendimizin kararlılığını gö rünce;
- Bäri onu bize, kendi elle- rimizle kırdırtma. Onun yı kım işini sen üstlen dediler
Hz. Peygamber:
- "Olur, ben onu ortadan kaldırtırım" buyurdu.
Elçilerin Medine'den ayrı- hışından iki-üç gün sonra Hz. Peygamber, Ebu Sufyan ile yine bir Sakifli olan Mugire bin Şu'be'yi Lat'ı ortadan kaldırmakla görevlendirdi. Onlar da bunu büyük bir gösteri halinde, bütün Sakif halkının gözü önünde parça- layıp yok ettiler.
Latların. Uzza'ların sonu
hep aynıydı. Belki sadece gü
no ve saatı farklıydı... (Bk. Ibn
Altınoluk Aylık Mecmua.
YanıtlaSilsayı. 81.
Kasım 1992
C.Evvel 1413.
sy. 6.
Geçici siyasi başarı ve üstünlükler, dinlerin zafer ve hakimiyetini ilan etmeye yetmez. Hristiyan Bati bugün siyasal bakımdan başarılı ve üstün gözükmektedir. Amà İslâm, dünyanın her ülkesinde içten içe yayılmakta, gönülleri fethetmektedir. Demek ki dinin galib ve üstün kılınması, geçici siyasî başarılarla değil, sürekli ilmî mesâilerle mümkün olabilecektir. Bu da "fikrî ve kültürel yapı"nın yenilenerek ortaya konulmasına bağlıdır.
YanıtlaSilAziz ve Celil olan Allah bir kula hayır murad ettiğinde onu: "İsti'mal eder". Denildi ki: "İsti'mal etmesi ne demektir?" Buyurdu ki: "Onu ölümden önce salih amele hidayet buyurur, sonra da onun ruhunu bu hal üzere kabz eder."
YanıtlaSilRavi: Hz. Amr ibni Hamik (r.a.)
Sayfa: 26 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Eğitimde, kültürde “Son Dönem” imzalarını atması ...
YanıtlaSilEvlenmelerin hızla azalmasının ve boşanmaların hızla artmasının sebeplerini sağlıklı bir şekilde tespit edip ona göre politikalar geliştirmesi…
“Süresiz Nafaka” gibi “en iyisi evlenmeyeyim” dedirten uygulamalara son vermesi…
Kadını korumak görüntüsü altında hem kadına hem de aileye zarar veren mevzuat maddelerinin ve uygulamaları gözden geçirmesi…
Çocuklarımıza son yıllardaki muhteşem savunma sanayi hamlelerinden bile bahsetmeyen gayri yerli ve gayri milli eğitim sistemini ters yüz etmesi…
“Dadanmışlar” ile “Adanmışlar” ayrımını sağlıklı bir şekilde yapabilmesi…
Kendisine “ihya” edilenlerin değil, “ihmal” edilenlerin sahip çıktığını görmesi…
Önüne getirilen bilgilerin ne kadar sağlıklı olduğunu çok çeşitli kaynaklardan istifadeyle kontrol etmesi…
AK Parti’de olan bitenlere özellikle dikkat etmesi…
Evet…
Önümüzdeki süreçte Sayın Erdoğan’ın sırtında yine büyük yükler olacak…
Ve bu “son dönem”de…
İnşaAllah, “esas ustalık eserleri” ortaya konulacak.
Onlar mı?
Eğitim, kültür ve aile alanında yapılacak olanlar…
“Önce Ahlâk ve Maneviyat Hamleleri…”
Maddiyata bakan işler mutlaka yoluna girer.
Lâkin, maneviyat çökerse, Allah muhafaza!..
Bu konularda neler neler yazacak ve söyleyeceğiz Allah’ın izniyle.
Bugüne kadar “Aman seçim sürecidir, şimdi vakti değildir” diye söylemediğimiz, yazmadığımız…
Ya da “teğet geçerek” söylediğimiz ve yazdığımız çok şey var.
Seçimler geride kaldı.
“Bay Bay Kemal” meselesi de, artık CHP’yi ilgilendiren bir mesele…
Kendileri düşünsün başlarına örülmüş olan çoraptan nasıl kurtulacaklarını…
Ben…
Küçük şeylerle uğraşacak değilim.
İşim çok!..
Allah c.c. Bediuzzaman i istikbalde yapacağı hizmete hazırladı. (T. H.) 49.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 73.
13. Denilmiştir ki:
YanıtlaSil"Arifin tasası (Allah'ı) övmek, Zâhidin tasası (Allah'a) dua etmektir. Çünkü ârifin işi gücü Rabbi(ne kulluk), zâ- hidin işi gücü kendi nefsi(ni ıslah etme)dir."
14. Hikmet sahiplerinden biri şöyle demiştir:
"Allah'tan (cc) daha iyi bir dostu olduğunu zanneden kişi, Allah'ı (cc) hakkıyla tanımıyor demektir. Kendi nef- sinden daha kötü bir düşmanı olduğunu zanneden kişi de, nefsini hakkıyla tanımıyor demektir."
15. Hz. Ebû Bekir (ra); "Karada ve denizde fesat orta- ya çıktı" (Rûm Sûresi, 30/41) âyeti hakkında demiştir ki:
"Karadan maksat lisandır. Denizden maksat ise kalp- tir. Lisan bozulunca nefisler ona ağlar, kalpler bozulunca melekler ona ağlar."
*
Munebbihat
YanıtlaSilUyarılar
Tasavvuf Klasikleri
İbn.Hâcer el-Askalani
Bahar Yayınları
sy. 7.
Allah (z.c.hz.) bir kimseyi cehaletle asla aziz etmez ve ilimle de asla hor etmez.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 371 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Âyetlerin esmâü'l-hüsnâ ile bitmesinin hikmeti. (M.N.) 175. Şemme, 10. risâle; (S.) 379:25. Söz, 2. şu'le, 2. nur Âyetlerin zâhirî mânâlarından başka işârî mânâları da vardır.
YanıtlaSil(S.T.) 49, 51.
Bâzı âyetlerin hükmü bir vakitle sınırlıdır. (Sn.) 30. Bâzı mutlak âyetler külliye zannedilmiş. (Sn.) 29. Bediüzzaman'a işaret eden âyet. (S.T.) 49, 54:27. Mektup
Besmele âyet mi? (S.) 17:1. Söz; (S.) 418:25. Söz Em. çiçeği Cifir hesabıyla Nur Talebelerine yapılan gıybete işaret eden âyet.
(K.L.) 140.
Cifir hesabıyla Said Nursî'ye denk düşen âyet. (K.L.) 140.
Elektiriğe işaret eden âye.t. (S.) 230:20. Söz 2. makam
Eşyanın ışınlanmasına işaret eden âyet. (S.) 233:20. Söz 2. mak
Hadisle âyetin mukayesesi mümkün değil. (S.) 673:Lemaat
Harf sayısı Sahabîlere işaret eden âyet. (B.L.) 154. Her âyetin çok mânâları vardır. (Ş.) 598:1. Şua; (Mh.) 41:1. maka Herbir âyetin ekser âyete bakar birer yüzü birer gözü var. (S.)
127:13. Söz
Her bir âyetin çok irşad ve hidâyet yönü var. (S.) 231:20. Söz 2. mak. İnna ateynânın sırrı. (K.L.) 161. Kitab-1 kebirin âyât-ı tekviniyesi. (S.T.) 203:Parlak fıkralar
Kur'ân'daki âyet sayısı 6666'dır. (M.) 395:29. Mektup 3. kısım,
Jhaşiye; (S.T. Ten) 155:28. Lem'a Medenî âyetlerin muhatapları. (S.).420:25. Söz, Emirdağ çiçe. Mekkî olan âyetlerde yüksek bir belagat uslübu var. (S.) 420:
25. Söz Emirdağ çiçeği Sanayie işaret eden âyet. (S.) 232:20. Söz 2. makam Sondaja işaret eden âyet. (S.) 232:20. Söz 2. makam Şimendifere işaret eden âyet. (S.) 230:20. Söz 2. makam Televizyon ve radyoya işâret eden âyet. (S.) 233:20. Söz 2. mak Tıbbın en ileri noktasına işaret eden âyet. (S.) 232:20. Söz 2. mak. Uçağa işaret eden âyet.(S.) 231:20. Söz 2. makam FİHRİST/70
Önceden Allah tarafından indirilmiş ne kadar Kitab varsa hepsi Kur'ân'da mevcuttur. Kur'ân'da ne mevci sa, hepsi de Fâtiha'dadır. Fâtiha'da ne varsa heps Bismillahi-r-Rahmâni'r-Rahim'dedir. Bismillahi'r-Rab mani'r-Rahim'de ne varsa, hepsi Bâ'dadır. Ba'da ne ka- dar ilim ve esrår toplanmışsa, hepsi Bâ'nın noktasında dir. Ve Ben de Bâ'nın altındaki o noktayım
YanıtlaSilSiyasi Tarih
YanıtlaSil1789-2014
Dr.Rifat Uçarol
sy. 779.
Der Yayinevi.
Mustafa Kemal Ataturk un gizli vasiyetinin aciklanma zamani olan 2023 yilinda yemin toreninden Ataturk un mezarina mi ve neden girdi Cumhurbaskani.
YanıtlaSilGirdikten sonra yayin neden kesildi.
1969 senesiydi. Adapazarı'nda arkadaşımla birlikte bir tren yolculuğundaydık. Bediüzzaman ve Nurculuk sohbetimizin konusuydu. Oturduğumuz kompartimana fötr şapkalı, takım elbiseli bir zat girdi. Sohbetimizi işitti. Kendisi 1930'lu yıllar- da Isparta Emniyet Müdürlüğü yapmış. Birlikte seyahat ettik. Dönemin Isparta Emniyet Müdürü bana trende anlattı:
YanıtlaSilM.Kemal Isparta'ya teftişe geldi. O gece Eğirdir'de kaldı. Sa- bahı çok erken saatte gizlice Barla'ya gitmek istediğini bana söyledi. Refakat ettim. Bir de şoför vardı. Hiç kimseye ha- ber vemeden Bediüzzaman'ın odasına gittik. O ve ben, iki- miz içeri girdik. Bediüzzaman yatağa yan uzanmış bir hâlde üzerinde yorgan örtülü vaziyette uzanıyordu. Hiç kalkmadı. M. Kemal'e yerdeki şilteyi gösterip, 'Otur' dedi. O da, rafta duran Kur'ân'ı alarak Tin sûresini açtı, 'Lekad halakne'l-in- såne fi ahseni takvîm' âyetini okudu. Bu âyet bana bakıyor' dedi.
Bediüzzaman; 'Yanlışlıkla komşunun kapısını çalmışsın. Yaptıklarınla, sonraki sûre sana bakıyor' dedi. Ne o konu-
gerçeğin aynasında bediüzzaman
YanıtlaSilştu, ne ben, ne de Bediüzzaman. Oradan ayrıldık. Mustafa Kemal, dışarı çıkınca bana; 'Hocaefendi aynı inadında de- vam ediyor' dedi. 316
Mustafa Kemal'in Tin sûresine ayrı bir önem veriyor olması ve bazı hocalara bu sûre hakkında bazı sorular sorması317 anla- tılanlarla örtüşüyor. Fakat yukarıda belirttiğim gibi tarihin akış mantığı böyle bir olayın gerçekleşmesine pek de imkân vermi- yor gibi. Bunun yanında bu görüşmeye dair yıllardır dilden dile dolaşan rivayetlerin olayın esasına ilişkin olarak irili ufaklı pek çok farklılığı da barındırıyor olması, böyle bir ziyaret ve görüş- menin varlığını fazlasıyla tartışılır hale getirmektedir.
Özkılınç, iddiasının devamında Bediüzzaman'ın bazı ifade- lerini de bu görüşmenin varlığına delil olarak göstermektedir
O, 'Sure-i Ve't-tini ve'z-zeytuni (Yemin olsun incire ve zey- tine) manasını merak edip soruyor' diye çoklar nakletmiş ler. Garibdir ki, bu surenin akibinde olan ikra bismi Rabbike (Rabbinin ismiyle oku) suresinde Inne'l-insane la yetga (Mu- hakkak ki insan azgınlaşır) cümlesi, onun aynı zamanına ve şahsına -cifir ile ve manasıyla işaret ettiği gibi, ehl-i salâte ve câmilere tågiyane tecavüz edeceğini gösteriyor. Demek o istidraclı adam, küçük bir sureyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat yanlış eder, komşusunun kapısını çalar. (Şualar, 596.)
YanıtlaSilBurada Bediüzzaman'ın kullandığı, "çoklar nakletmişler" ifa- desi, Bediüzzaman'ın bu sözlerinin var olduğu iddia edilen gö- rüşmeyle bir ilgisinin olup olmadığını açığa kavuşturmak açı- sından önemlidir.
Bediüzzaman bu cümleleriyle (iddia edildiği gibi) kendi yaşadığı bir olaydan bahsediyorsa "çoklar" öznesini kullanma- ması gerekirdi. Ve yine kendi yaşadığı bir olaydan söz ediyor- sa zaten burada Bediüzzaman'ın kendisi olayı nakleden konu-
316 Ahmet Özkılınç, Akrebin Kıskacında, s. 63. 317 Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk'ün Kurän Kültürü, s. 114.
300
laik devlet karşısında şeriatçı bir hoca
YanıtlaSilmunda olacaktır. Kendisinin naklettiği (aktardığı) bir olayı anlatırken, başkalarının bu olayı aktardığı anlamındaki nak- letmişler ifadesini kullanmak bırakın Bediüzzaman'ı herhâlde hiç kimse için düşünülemez.
Dolayısıyla Bediüzzaman'ın bu ifadeleri, onun Mustafa Ke- mal'le Barla'da görüştüğüne delil olamaz.
not. Allahu alem görüşmüştür.
YanıtlaSilGerçeğin Aynasında Bediuzzaman
Nurettin Ceylan
Karanlık Yalanlar Sona Eriyor.
sy. 299.300.301
GERÇEĞİN AYNASINDA BEDİÜZZAMAN
YanıtlaSilSeksen iki yıllık bir ömür... Ömre sığmayan bir dava... Kur'ân'ı koruyan kalenin yıkıldığı bir zamanda Kur'ân'a kale olmak için çıkılmış hengâmeli bir yol... Yolun güzelliği, davanın eşsizliği anlatıldı her demde...
Bu sefer tersten bakmaya ne dersiniz? Yola bulanmak istenen çamurlar sahici miydi? Yolda gülden çok diken mi vardı? . İlk kitabını bastırmak için, zındık dediği Abdullah Cevdet'ten yardım
istedi mi?
⚫ İstanbul'da Amerika Heyeti ile Kürtlerin ulusal hakları için görüştü mü?
• Kürt Teali Cemiyeti'nin özerklik anlaşmasında "Sait" imzası ona mi ait?
İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın raporunda adı neden geçiyor? . Mustafa Kemal'e son sözü ne olmuştu? • Tükürükle cevap verdiği Anglikan mektubunun tam metni ilk kez
orijinali ile. • Kürt Teali Cemiyeti'nin 20 kişilik üye listesi ilk kez orijinali ile. İngiliz Ulusal Arşivi'nden alınan resmi belgeler....
Nurettin Ceylan, hayatını Kur'ân'a adamış ve en büyük faziletini ona talebe olmakta görmüş Bediüzzaman hakkında yıllardır dile getirilen ve Sugüne kadar yüzleşilmemiş iddiaları Gerçeğin Aynasında Bediüzzaman kitabı ile ele alıyor.
Yirmisi ilk kez yayınlanan elliyi aşkın orijinal belge ile yüz yıllık karanlık ona eriyor.
)
YanıtlaSil-Make : آیینه اسکندر Ayine-i iskender
donya kralı Büyük İskender'in aynası. Ri- vayetlere göre, bu ayna Aristo tarafından yapılmış ve İskenderiye şehrinde yüksekçe bir yere konulmuştur. Bu sayede İskender, yüz fersah uzaklıktaki düşmanlarını ayna- da görürmüş.
Suur sa : آيينه ذی شعور Ayine-i zişuur hibi âyine. (Yani: Insan, cin, melek)
AYİNEDÂRT: f. Ayna tutan. *Eski-
دار den, bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi. *Berber.
ÂYİŞ(E): Bolluk içinde rahat yaşa-
yan. *Hz. Peygamber'in (a.s.m.) zevcesi ve mü'minlerin vâlidesi, Hz. Ebu Bekir'in (r.a.) kızının bir ismi. Aişe-i Sıddıka diye de anılır. Hayret edilecek derecede takva, iffet ve zekâvet sahibesi olup 2210 Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hicretin 57. yılında vefat etmiştir (R.Anha).
AYN (C. A'yân-A'yun-Uyûn) Göz. *Pınar, kaynak. Çeşme. *Tıpkısı, tâ ken- disi. *Zât. *Eşyanın hakikati. Sırf *Mahz *Kavmin şereflisi. *Diz. *Altın. *Nazar değme. Casus. Her şeyin en iyisi. *Mu- ayene etmek.
Ayn-i vâhidl : Tek gözlü.
disi, zatı. 4. Bir şeye ço
YanıtlaSilTibki, sırf, mahz. 6. Bir memleketin saygın imsesi ve eşrafi.
§ tam. ayn-1 bakar a.) İri cins etli ve sulu bir erik.
ayn-1 betra a.(1) (kuyruğu kisa
ayın harfi) Hemze.
ayn-i hata a.(the) Yanlışın ta
kendisi.
ayn-i mevkuf Vakfolunan mal mülk.
(عين موقوف).
ayne'l-yakin s.(l) Gözle görü-
nen, kesin, tartışmasız, kat'î. aynü'l-ālem a.(c) tas. İnsân-1 kâmil.
aynü'l-fi'l a.(Jill) gr. Arapçada sülâsi veya üçlü kök fiilin ikinci harfi. aynü's-sevr a.) 1. Boğa gözü. 2. astr. Gökte kuzey yarım küredeki Boğa Burcunun en parlak yıldızı.
aynü'ş-şems a.) Bir cins
kıymetli taş. ayna a.(i) bk. ayīne
aynā s.(c) [Ar.] (ç. b. in) İri ve güzel gözlü(kadın).
aynaci a.) Ayna yapan ve satan kimse.
ayna dünü a.() Cuma gecesi,
şeb-i âzîne: "Kopa diyüben kıyamet günini/ Daima beklerler ayna dünini" (Câmâsb).
.Cuma ertesi آینا) (ايرته سی) .ayna
kendisi yn-i
YanıtlaSilA
matlub istenilenin aynısı yn-i merhamet : acıma ve merha- metin ta kendisi
yn-ı muhabbet : sevginin ta kendisi
yn-ı mutlak : tam mânâsiyle sınırsız
yn-i müsemma isimlendirilen var- ğın kendisi yn-i nimet: nimetin (lütuf ve iyili- gin) ta kendisi
myn-1 ömür ömrün kendisi, hayatın kendisi ayn-i rahmet : rahmetin (nimet ve
ütfun) ta kendisi ayn-1 riya : gösterişin ta kendisi
ayn- sekam: hastalığın ta kendisi ayn-1 semahat : iyilikseverliğin ve esirgemeden gerektiği gibi vermenin ta ken-
disi
ayn- siyaset : siyasetin (politika- nın) ta kendisi
ayn-i Şems: Güneş'in kendisi ayn-i şer: kötülüğün ta kendisi
ayn-i şuur: gerçeklerden haberli ol- manın ta kendisi
ayn- şükran : teşekkürün (şükret- menin) ta kendisi ayn-ı şükür: şükrün ta kendisi
ayn-1 tecelli-i Kudret: Allah'ın
(c.c.) güç ve kuvvetinin kendisini gösterme-
sinin ta kendisi
ayn-ı ücret ücretin kendisi ayn- visal Je kavuşmanın ta kendisi
ayn-ı zâhir: herkesçe bilinen gerçeğin
kendisi
ayn-ı zarar: zararın kendisi
ayn-zât-ı Akdes en kutsal, her ba- kımdan kusursuz ve noksansız (Akdes) zâtın (Allah'ın c.c.) kendisi ayn-1 zât : 1. (bir şeyin veya birinin)
kendisi 2.bir şeyin öz ve gerçek haliyle vark-
gının kendisi
ayn-1 zeval J): ölümün kendisi, dünya- dan göçüp gitmenin ta kendisi gign kendisi : عين ضیاء ayna ziya
ayn-1 zulmet: karanlığın kendisi
manasıyla ger
YanıtlaSilBergin : عين حق و حقیقت I am hak ve hakikat ve dogrunun ta kendisi, tam mânâsıyla ger ek ve doğru
dogrunun : عين حق و عدالت I amy hak ve adalet adaletin ta kendisi, tam doğru ve tam ada- hakaik : gerçeklerin Jet
ayn ta kendisi ayn-1 hakikat : doğrunun ta kendisi ayn-1 hayat : hayatın kendisi
ayn-heba: tam mânâsıyla faydasızlık
ve zarar
kendisi
ayn- heva: boş istek ve arzuların ta ayn- Hızır: Hızır'ın (a.s.) kendisi
ayn-hidayet : hidayetin (doğu yola ermenin) ta kendisi
ayn hikmet: hikmetin ta kendisi, gözetilen gâye ve faydaya tam uygunluk ta kendisi
ayn- ikabla: cezanın
ayn- ilim: ilmin ta kendisi
ayn- inayet : inayetin (Allah'ın (c.c. yardım ve lütfunun) ta kendisi inayetin : عين عنایت و حیات an inayet ve hayat
)
(Allah'ın (c.c.) yardım ve lûtfunun) ve haya tin ta kendisi
ayn-irade
aynisabet : tam isabet, gâye ve he : iradenin ta kendisi
- belagat 4: belagati ta kendis n kendisi nuya ve dinleyicilerin durumuna, geze gayeye ve zamanın şartlarına rinde, güzel, doğru ve etkileyici söz söyle Le sanatının ta kendisi, tam belagat
YanıtlaSiln- belâhet : akıl noksanliginin endisi, akılsızlık
yn-1 Celâl J: Allah'ın (c.c.) Celâl (son uz büyüklük ve yücelik, sonsuz güç ve kuy- et sahibi olma) sıfatının ta kendisi
ayn- çirkinlik çirkinliğin ta ken Hisi, tam mânâsıyla çirkinlik
ayn-i da' sla: hastalığın ta kendisi ayn-i dehşet : dehşetin (korkunun)
ta kendisi
ayn-1 dert: derdin kendisi ayn-i edebi
kendisi
ahlak : عين
ve
terbiyenin
ayn-i ehadiyeti lah'ın (c.c.) birliği tam manasiyle : عين
ayn-1 elem: acının ta kendisi ayn-1 emir: emir ve kanunun ta kendis
aylanmak Dönmek, devretmek. aymak Ayılmak.
YanıtlaSilayna, [-güini] ( Far. azine) C
ma günü.
- güni → -
ertesi Cumartesi.
ayrıç İki yolun ayrıldığı yer.
CIPLAKLIGI ŞEYTAN TAVSİYE EDER: Kur'an-ı Kerim'de: «Ey Adem oguilant. Şeytan Ana ve babanızı, avret yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa, sakın size de bir fit- ne (tuzak) kurmasın!.. Çünkü o da; kabilesinden olanlar da sizi, sizin ken- dilerini göremiyeceğiniz yerlerden muhakkak görürler. Biz şeytanları iman etmeyeceklerin velileri yaptık» (48) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfes- sirler: «Şeytanin; Hz. Adem (as) ve Hz. Havva'ya, nasıl bir tuzak kurdu- gu ve onları elbiselerinden soyduğu, bu ayette izah edilmiştir. Aynı za- manda bütün insanlara; şeytanın kurccağı bu tuzaklar karşısında, has- sas olunmasının tavsiye olunduğu muhakkaktır. Şeytan ve onun görün- meyen yardımcıları, daima işbaşındadır.» (49) demek suretiyle; avret yer- lerini acmanın, şeytanın vesvesesi ile alakalı olduğunu beyan etmişler- dir. Günümüzde; şeytanı kendine velis edinen siyasi otoriteler, kadinla- an tesettüre riayet etmelerine bile, müdahale edecek derecede çılgın- laşmışlardır. Ayrıca «Güzellik yarışmaları» adı altında; kadınların soyun- molanını teşvik etmektedirler. Bu şeytanın askerlerine karşı direnen müs- lümanlar ise; hakarete uğramakta ve hapishanelerde ömür tüketmek- tedirler!.. Gördükleri işkence ise; kelimelerle anlatılabilecek cinsten de- ğildir. Başta Afganistan olmak üzere; küfür ahkamının galip geldiği bu- tün memleketlerde, durum aynıdır.
YanıtlaSil1627
Emanet Ve Ehliyet
YanıtlaSilİslam ilmihali
Yusuf Kerîmoğlu
Ölçü Yayınları
cilt. 2.sy.225.
288/Emanet ve Ehliyet (Islam ilmihali)
YanıtlaSilyaptığınıza pişman olursunuz (316) hükmü beyan buyurulmuştur. Ahmed (Rh.a) Haris D. Dirar El Huzal'den şöyle rivayet eder; «Resulallah (SAV)'a gittim. Beni Isláma davet etti. Davetini kabul ederek Islam'a gir dim. Beni zekât vermeye davet etti. Onu da kabul ettim. Resûlallah (SAV) dan kavmime gidip onları islama davet için izin istedim. -Kavminden Is âmı kabul edenlerin zekâtlarını da topların. Siz bana bir elçi gönderir- seniz, topladığım zekâtı ona teslim ederim» dedim. Aramızda gönderile- cek elçinin vaktini tayin ettik.. Haris; kavminden müslüman olanların katini topladı. Tayin edilen vakitte elçiyi bokiemeye başladı. Resulallah (SAV) Velid b. Ukbe'yi haris'e gönderdi. Velid; bir miktar gittikten son korkarak geri dönmüş ve Resulallah (SAV)'e. <-Haris zekâtı vermediği gibi beni de öldürmeve kalkıştı demişti. Bunun üzerine Resulallah (SAV) Haris'in üzerine bir birlik gönderdi. Bu gelişmelerden haberi olmayan He IS; Resûlullah (SAV)'in hoşuna gitmeyen birşey yaptığını ve bu sebeble elçi gönderilmediğini zannederek, durumu kavmine iletti ve birlikte Re sol- Ekrem (SAV)'e gitmeye karar verdiler. Haris ve arkadaşlan Medine yakınlarında kendi üzerine gönderilen birlikle karşılaştı. Kendilerine nere- ye gittiklerini sorunca <-Senin için geliyoruz» dediler. Niçin geldiklerini sorunca da: -Resûlallah (SAV) sana Velid b. Ukbe'yi gönderdi. Zekö vermediğin gibi onu öldürmeye kalkışmışsın cevabını verdiler. Horis -Muhammedi hak peygamber olarak göndoren Allah'a yemin ederim. kimseyi görmedim. Bana zekât için kimse gelmedi» dedi. Beraberce Re- 601-1 Ekrem (SAV)'in huzuruna vardılar, Resûlailah (SAV): -Sen zskö vermediğin gibi, elçimi de öldürmeye kalkmışsın dedi. Haris: -Hay yo Resulallah!. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah (cc)'a onda sun ki; ne elçin geldi, ne de ben onu gördü n. Ben elçiniz gelmeyince; Al lah (cc) ve Resûlü bana gazab ettiler diyerek korkumdan buraya geldim dedi. Bunun üzerine: -Ey iman edenler!.. Eğer bir faasik size bir haber getirirse, onu tahkik edin. (Yoksa) bilmeyerek... ayeti nazil oldu. (317)
Emanet Ve Ehliyet
YanıtlaSilİslam İlmihali
Yusuf Kerîmoğlu
Ölçü Yayınları
Cilt 2.sy.288.
i bir niyeti olmadığını beyan etmektedir. Esasen - etiam h mu umumidir. Nitekim fukaho, focak'in şandatm kabul emamagar. De sileri de bu ayet-i kerimedir. Imam- Kurtubi Forsi dugu katarak aspit olunan kimsenin haberleri gecarsiz our Cimi haber amanat Fisk ise; onun iptalinin deillidir (318) hükmünü zikada Aymansh Imam-1 Cessas: «Ayetteki "Tahkik Edin fades; facsim şehadetimme bul edilmesinin yasaklandığına deilldir. Çünki genades amb mekten ibarettir. Faasıkın şehadet kabul edilmediği gb, diğer husustr acki haberleri de kabul edilemez. Hülds: din le igil hanang omava da onun getireceği haber mutaber değildi (320) buyurmuştur. Ab din, bu konuyla ilgili olarak şunian zikredo Fasikan haber bik kabul edilmez. Çünkü onun Diyanet babindak sözler yami a kimsalar den alınması mümkün olan haber rivayet gibi sten mascul angin. Ama suyun temizliği veya pisliği hususlardaki haben, crestmark bul edilir. Zira böyle bir haberi verecek odil kimse bulmamak mümkün Tahavi'nin «lster adaletsiz olsuna sözü, heil gizi manasına yorulmuştan Nitekim İmam-ı Hasan'ın rivayeti de öyledir. Ze dedican muret de leti sabit olandır. Hal gizli olanda ise, sübüt yoktur. Fesik mema olana gelince; bizim mezhebimizde ono cez veren yoktum (321) Molim olduğu gibi günümüzde haberler: Televizyon, Radyo ve gazete obi yeye vasıtalarıyla kitlelere ulaştırılmaktadir. Bunlar mahiyet salmak sabl leri indinde mechul değildir. Bilhosso oplok kode reimen with ahidkini ifsada gayret eden yayın organionen hiçbir haber all ke mez. Hepsi tahkike muhtaçtır.
YanıtlaSil1778
Kur'an- Kerim'de: Eğer mü'minlerden i zümre by şürlerse aralanını (buup) bonştırın. Eğer onlardan biri digare ko ha tecavüz ediyorsa siz tecavüz edenle Allah'in emeine doninceye kadar s vesin. Binnetice eğer (Allah'n emrine) dinerea orex odo (Bulup) bangtinn. (Her işinizde) adaletle hareket edin. Allah puphe elanian severs (322) hükmü beyan buyurulmuştur Buhart ve Moston Use b Zayd (RA)'den şöyle rivayet etmişlerdir Res (SA)
(13) M. All SabunlAgo CS24 1) Ima-4 Cosas- Ahkam Serre 1885 (a) Dad Ali Muhtar Aled Darelt 04 Macara Sare: A
Emanet Ve Ehliyet
YanıtlaSilİslam İlmihali
Yusuf Kerîmoğlu
Ölçü Yayınları
cilt. 2. sy. 289.
1782
YanıtlaSilInsanların heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlaria hükmet- mek zulümdür. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: «- Ey David!.. Biz seni yer- yüzüne hallfe yaptık. O halde insanlar arasında hak ve adaletle hükmet!... (Sakın) Heva ve hevesine tabi olma ki; bu seni Allah yolundan saptırır. Hesab gününü unuttukları için, Allah yolundan sapanlara (Heva ve he- vesine tabi olanlara) çetin bir azab vardır» (10) hükmü beyon buyurulmuş- tur. Bilindiği gibi peygamberler; akıllı, zeki ve kuvvetli rey sahibi olan Kimselerdir. (11) Buna fetânet denir. Allahû Teala (cc) peygamberlere;
(1) A1-4 Imran Sareal: 78-80.
(3) Iba-i Keair-Ag.e. C: 2 Sh: 498, Ayrica Mecmuatu't Tefasir- C: 3 Sh: 464-465. (16) En Sand Street: 26.
(3) Tosaf Bereal: 111.
(1) Beyadi-Isareta Meram-Kahire: 1868 She 328
294/Emanet ve Ehliyet (Islam İlmihall)
YanıtlaSiltaguti güçlerin her türlü iddialarını ortadan kaldırabilmeleri için, «Feta net vasfını ihsan etmiştir. Dikkat edilirse ayet-i kerimede; «Hak ve Ada let'les hükmetmesi emredilirken, hevâ ve hevesinden sakınması da ha tırlatılmaktadır. Şimdi «Hak ve Hukuk» kelimeleri üzerinde duralım, Ibn- Abidin: «Hukuk kelimesi, «Hak» kelimesinin çoğuludur. Hak lugatta; ba tılın zıddıdır. Mevcut olan demektir» (12) hükmünü zikrediyor. Usûl-i Fi kih'ta: «Şer'i şerifte her bakımdan ve şüphesiz bir mahiyette mevcut old- na «Hak» denir» (13) tarifi esas alınmıştır. Maalesef günümüzde Hukuk kavramı; batılın zıddı olma mahiyetinde kullanılmamaktadır. Selim akıl sa- hibi her insan; hukukun (yani hakkın) üstünlüğünü kabul eder.
dan yüz çevirmiş, kendilerine mağlup olan küçük devletten köleleştir mişler, servetlerini yağmalamışlar, fitneyi tutuşturmak, vicdanian satin al- mak, sömürgeci çıkar ve menfaatleri uğruna toplumlan parçalamak n her adi yola başvurmuşlardır. Sanki lisan-i hal ile «Bizden daha kuvvetl kim var?» demektedirler» (16) hükmünü zikrederek, meselerin con dici noktasına işaret etmektedir. Bugün Türkçe'de kullanılan töd kelimesi; bu kavime mensubiyet belirten bir sıfattır. Tabii kötü bir sifat..
YanıtlaSilEmanet Ve Ehliyet
YanıtlaSilİslam İlmihali
Yusuf Kerîmoğlu
Ölçü Yayınları
Cilt 2.sy.293, 294,295.
1796
YanıtlaSilTeşril (Kanun koyma) hakkı; mutlak manada, sadece ve sadece AL lohu Teala (cc)'ya aiddir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: «(Ve şu emri indir- dik) Insanlar arasında Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmet!.. Sakın onla rin (Insanların) hevâ ve heveslerine uyma. Allah'ın sana indirdiği (hüküm lerin) bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın. Eğer onlar (hüküm leri kabulden) yüz çevirirlerse bil ki Allah günahlarından (yalnız şu) bir (veya yüz çevirmeleri) sebebiyle bile; kendilerini mutlaka musibete ug ratmak istiyordur. İnsanlardan bir çoğu muhakkak ki Allah'ın emrinden dışarı çıkanlar (fasıklar)dır. Onlar hala cahiliyet devrinin o kötü hükmü- nü (kanunlarını) mü arıyorlar? Şüphesiz salih bir kanaate sahip bir kavim 'ndinde; hükmü (Kanunu) Allah'tan daha güzel olan da kimdir?» (41) hük- mü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyle hiç kimsenin; Allahü Teala (cc)'nın hükümlerine mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hüküm koy- ması (Kanun Yapması) caiz değildir. Resûl-i Ekrem (SAV)'in: «Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü Teala (cc)'ya yemin olsun ki, arzusunu Is- lâma tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz» (42) Buyurduğu bilinmek tedir.
1] Hz. Peygamber okuma yazma bilmemekle beraber, Arap müşriklerinde okuma yazma vardı. Hatta şiirlerindeki edebî sanat üst seviyede idi. Fakat öğrenimlerinin temelinde “Bismi’l-Lât ve’l-Uzzâ” gibi putlarını anma, onları yüceltme ve onlar adıyla okuma vardı. Bu âyet-i kerîme ile artık putlar ve onları yüceltme adına değil, Allah’ın yüceliğini hâkim kılma ve O’nun adıyla okuma inkılâbı yapılmış oldu. Burada mef’ûl (nesne/okunacak şey) kaldırılmış olduğundan rızasına uygun bütün okumaları da içine almaktadır. İnsanın aklını, düşüncesini aydınlatan fen bilimleridir. Gönlünü, duygularını aydınlatan ise din ilimleridir. Sadece fen bilimleri ile beslenen insan genelde hile, şüphe ve çıkarcılığa yönelir. Ancak din bilimleriyle birlikte insan yücelir, mutluluğa erer.
YanıtlaSil[2] [Secde âyeti konusunda bk. 7/206]
6513
YanıtlaSilFI TEFSİR-İL KUR'AN
Se $: Alak - Kalem
baş kesilmesi ticaret oldu» buyurmuştur. ( انسفعاً ) nazm-1 celilinin dünyada eseri bu vak'ayla zuhur etmiştir. Çünkü; yukarıda beyan olunduğu vechile() muzari siygası olup istikbale delâlet ettiği gibi başından ve yüzünden kemal-i tahkir ve şiddetle çekmek manâsına dahi delâlet eder ve aynı manâ bu vak'ada vuku bulmuş- tur. Fakat ihtimalin her ikisini cemetmek de mümkündür. Zira; dünyada rezil ve rüsvâ olmaktan âhirette olmamak iâzım gelmedi- ği gibi belki dünyada gördüğünden yüz bin derece fazla belâlara âhirette müptelâ olacaktır.
Büyük Kur'an Tefsiri
YanıtlaSil(Hulasat'ul Beyan)
Konyali Mehmed Vehbi
Üç dal Neşriyat
cilt. 15.sy.6513.
Ebu Cehil'in zu'm-u bâtılı gibi değildir.]
YanıtlaSilYani; Ebu Cehil Allah'ın kulunu ibadetten men'i ve putlara hadete davetini hakka davet eden Muhammed (A.S.) in daveti inerine tercih eder. Halbuki hakikat-1 hal onun zu'mu gibi değil- dir. Binaenaleyh; o kâfir maksuduna nail olamaz ve bütün teşeb- bisatı akim kalır. Çünkü; hal ü şan onun zannettiği gibi değildir. Ebu Cehil'in maksadı; din-i İslâm'ı iptal etmek, Allah'ın resu- lü üzerine galebe çalmak, eziyet etmek ve müminleri din-i haktan din-i bâtıla döndürmekti. Cenab-ı Hak bu âyette beyan buyurduğu vechile bu emellerinin hiçbirisine nâil olmaksızın katlolunmuş ve canı Cehennem'e gitmiştir.
Büyük Kur'an Tefsiri
YanıtlaSil(Hulasat'ul Beyan)
Konyali Mehmed Vehbi
Üç dal Neşriyat
cilt. 15.sy.6511.
37) Kemalistler, Piç bir « De vrim » dırdıkları inkılâpların « dini bütün» Türk M letince asla benimsenmediğini müdrik bulundukları için hukuki ve fiilî baskılarını man geçmiş olmasına rağmen aradan elli yıl gibi bir za 1 hâlâ artırma gayretleri
YanıtlaSilpeşinde koşmaktadırlar. Fakat son zamanlarda bu mevzu- daki gerçeği hareketlerinden çıkan zimnî ifadelerle değil, açıkça yazıp söyledikleri ile de açığa vurmaktadırlar. Bir misal vermek gerekirse Kemalizmi, komünizm hesabına istismar maksadının bir numaralı ma'kesi olan Cumhuriyet Gazetesi'nin 19.8.1970 tarihli nüshasında intişar eden Ok- tay AKBAL imzalı yazının serlevhasını zikretmek kâfi- dir: «Devrimler için oylama yapılamaz!..>>
YanıtlaSilLozan Zafer mi Hezimet mi?
YanıtlaSilKadir Mısıroğlu
Sebil Yayınları.
cilt. 1.sy.50,51.
(42) Lozan sulh konferansına ait zabıtlar bugüne kadar Latin asıllı harfler ile yeniden yayınlanmış değildir. Eski hart lerle tabına ait kayıt bibliyografya kısmımızda mevcut tur. Muahede metninin ise pek mahdut olan mehazlan da ekseriyetle yine eski harflerledir. Bibliyografya cetvell mizde gösterilmiş olan Cemil Bilsel'in «LOZAN» adlı ese ri ile İsmail Soysal'ın Türkiye İş Bankası tarafından neş rolmuş <TÜRKİYENİN DIŞ MÜNASEBETLERİYLE İL GİLİ BAŞLICA SİYASİ ANLAŞMALARI» isimli eserler esas muahedenâme ve ilgili protokol metinleri yalnız yeni harflerle okur yazar olan genç nesiller için yegâne me hazlardandır. Ayrıca şurada burada eksik nakiller de mey- cuttur. Binaenaleyh efkârı umumiyeye karşı bu mevzuda yapılmış tam ve doyurucu bir neşriyat mevcut değildir. daha ziyade mütehassis elemanlara hitap eden bu birkaç kaynağı kaç kişi görebilmiştir. Bilhassa zabıtların Lâtin asıllı harflerle çevrilmemiş olması muhakkak ki, büyük
YanıtlaSilbir eksikliktir. (Bu eserin birinci tabı, üzerinden tam altı sene geçmiştir. Şimdi Lozan zabıtlarının neşrine başlan- mış ise de ne zaman biteceği henüz malum değildir. (bkz: Prof. Dr. Seha L. MERAY Lozan Barış Konferansı, Tu- tanaklar, Belgeler C. I. Ankara 1969) Böyle eserlerde yer alan kelimelerin yüklendiği mâna, tarafların maksa- dini kavramak bakımından son derece ehemmiyetlidir. Bu sebeple henüz oturmamış ve mana muhiti tebellür et- memiş uydurma kelimelerden sakınmak gerekirdi.
YanıtlaSilLOZAN
YanıtlaSilZafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu
Sebil Yayınları
cilt. 1.sy.62,63.
LOZAN
YanıtlaSilZafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu
Sebil Yayınları
Cilt. 1.
LOZAN KAFER MI, HEZIMET MI 7
YanıtlaSil21
bu topraklar milli hudutlar dışında bırakılarak Yunan gulim ve tahakkimine terk edilmiştir.»
«Hatay ve havalisi (Antakya dahil) tamamen Türk- lerle meskin bulunduğu halde ve bu bölge de Misak-1 Mil- li'ye dahil bulunduğu halde Fransızlara peşkeş çekilmiş, bilâhare de ancak Antakya'yı kurtarmak mümkün olabil miştir.»
«Papazların barınağı, fitne ve fesat yuvası Patrikha- ne milli hudutlar dışına çıkarılamamıştır.»
Yukarıdaki satırları Kadir Musıroğlu'nun yazdığı «Lozan, zafer mi, hezimet mi?» isimli kitaptan aldık. Yıl- lardır yapılan telkinleri ve resmi propagandaları bir ke- nara bırakıp, o günün şartları içinde, soğukkanlı olarak düşünürsek, herhalde Kadir Mısıroğlu'na hak verememez- lik elde olmayacak zannediyoruz. Öyle ya, ne kazandık Lo- zan'da veya neleri kazanabileceğimiz halde, neleri kaybet- tik? Bu kayıplarımızda İsmet Paşa'nın rolü veya hissesi nedir? Kazançlarımızdaki başarısının değeri nedir? Dr. R- za Nur kimdir? Lozan'da ne yapmıştır? Venizolos kim ta- rafından ve nasıl bayıltılmıştır? Diğer azaları kanaatleri nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan tenkit- ler ne dereceye kadar hakhydı?
Bütün bu suallerin cevapları şimdiye kadar bir türlü verilememiş veya verilmek istenmemiş, resmi ve tek ta- rafh bir propaganda ile nesiller yıllarca doğru düşünmek- ten alıkonulmuş ve uyuşturulmuştur. Üstelik Lozan'a dair eserlerin az olmasından başka belli başlılarının devre göre kalem kullanan, tek taraflı bir takım kimselerin eser- lerini teşkil ediyor. Zabıtlar hâl eski harfledir. Yeni ne- sil bundan haberdar değildir, bilmiyor, okutulmamış, gös- terilmemiş. Tabii ki, bir bakıma suç yeni nesilde bulunmu- yor. Artık hissi olmaktan kurtulmahyız. Bir takım mesc-
lolerin tabu olarak muhafaza edilmesi, ilme ve gerçeklere aykırıdır, tarihe saygısızlıktır. Objektif tenkid ve hür dü- şünce devri açılmıştır. Vatan ve millet aleyhinde olacak bir takım sapık fikirler müstesna, her türlü düşünce ve fikrin münakaşasına ve tartışılmasına taraftarız.
YanıtlaSilGerçekleri bilmekte herzaman fayda vardır. Millet ola- rak ne kaybetmişsek biraz da hakikatleri bilmediğimizden- dir. İşte, biz, Kadir Mısıroğlu'nun «Lozan» adh eserini bu bakımdan mütalaa ediyor ve elbette eksik tarafları buhi- nabileceği ihtimalini de hesaba katarak, bu üç ciltlik etü- dün müteakip ciltlerini de merakla bekliyoruz. Böylelikle yanlış inandırılmaya zorlanmış bir neslin doğruyu bul- mak için çaba sarfetmesine hizmet ettiğine kaniyiz. Söz- lerimizi Tahsin Banguoğlu'nun bir cümlesiyle bitirelim:
«Lozan'da sınır tesbiti galip devlet olmamıza rağmen aleyhimize olmuş ve Yunanistan kayarı'mıştır. Biz Lo- zan'ı kutlarız ama ezberden kutlarız. Evlatlarimiz Lozan anlaşmasını istemiyecekler ve bunu mutlaka değiştirecek- lerdir.»
Son Havadis Gazetesinin değerli kitap münekkidi Ha- lûk SELÇUK, «Kitaplar Arasında» başlıklı sütununda bu eseri aşağıdaki şekilde tahlil etti:
«Beynelmilel temaslar, muahede konferansları netice sinde varılan kararlar, derin bir tetkike tabi tutulmadıkç tam olarak anlaşılamaz.
Böylesi hadiselerin; tez ve antitezi üzerinde tetki mahsuli neşriyat yoksa hakikatı anlayabilmek çok dah zor olur.
(2) Yücel HACALOĞLU - LOZAN, Zafer mi, Hezimet mi Yen! Istanbul Gazetesi, 1 Aralık 1965 tarihli nüsha.
LOZAN ZAFER MI, HEZIMET MI?
YanıtlaSilMasabası milzakereleri siyasi ve diplomatik canbazlık- ların cirit oynadığı bir sahadır. Buralarda envai türlü ent- rika'ar döner. Harp meydanlarında mağlup bir devletin masa başında misafirečen galip sayıldığı da görülmüştür.
Diplomatik görüşmelerde bin türlü açmazlar, oyunlar, madrabazlıklar harman olur. Tarafları cephesini tutan konferans azaları bulunabilir. Bütün bu oyunbozan'ıkların neticesi olarak ta masa başı kazançları sağlanabilir.
Müzakerelerin nasıl cereyan ettiği, ne suretle geliştiği, varılan kararlarda kimin kazanıp kimin kaybettiği, üze- rinde durulan vak'anın bilahare yapılacak kritiği ile an- laşılabilir.
Istiklal Harbimizi müteakip aktedilen Lozan sulh muahedenamesi şimdiye kadar tek tarafh bir görüşün al- rındaydı.
Genç hukukçulardan Kadir Mısıroğlu «Lozan zafer mi, hezimet mi?» isimli yeni neşrettiği eseriyle böyle bir mukayeseye imkân zemini açmış bulunmaktadır.
Kadir Mısıroğlu iddia eder ki; Lozan, kazanılan bü- yük zaferin neticelerini kazandıramamıştır. Diplomatik hey'etin başına daha vukuflu insanlar getirilseydi netice çok daha iyi şartlarla lehimize olurdu.
Tez ve antitez ortaya çıkmış bulunmaktadır. Vesikaya müstenit olarak neşredilen her iki eserin hakikata yakın olma dereceleri artik tesbit edilebilir.
Merakhlar ve hakikatı arayanlar her iki kitabi tetkik cderek tatmin olabilirler.
Kadir Mısıroğlu'nun kitabı üç cilt olacaktır. Birinci
cilt piyasaya arzedilmiş, diğer iki cildi de hazırlanmıştır
Lozan (Bu yazıda (9) Bkz. Cihat AKÇAKAYALIOGLU Lozan hakkındaki olumsuz bir eser incelenecekt r). ser- levhalı ve Ulus Gazetesi'nin 25 Şubat 3 Mart 1966 t rihleri arasında yayınlanan tefrika.
YanıtlaSil(10) Mezkûr makalelerin hepsinin iktibasına Çünkü bu makalelerin muhtevalarının büyük kısmını biz Lozan> 1 den nakiller ve bunlara cevap teşk 1 etmek üzere M. Ke- mal Paşa'nın mahut « Nutuk »unun den len Cenab-ı Hakk'a hamd ve Hazreti Peygamber'e sa- lavat ile başlaması klasik bir âdetti. Cumhuriyetten sonra bu usul değiştirilerek birçok eserlerde görüldüğü gi bi- bunun yerine M. Kemal ve Ismet Paşa'lara hulûs çakmakla söze başlamak ádeti ikame edilmiştir. Şef- lik Devri » nin bu iğrenç dalkavukluk tezahürleri- nin aradan geçen elli yıla rağmen hâlâ devam et mekte olduğunu görmek, fikir hayatımız bakımından cid-
LOZAN
YanıtlaSilZafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu
Sebil Yayınları
cilt. 1.sy.32,33.
KADIR MISIROGLU
YanıtlaSilTatbikati, iktibaslarla bik etmiştir. Buna karşı Ulus yazarı, Sevr'in, 1962 yılın da «Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi'nce Mondros Mutarekesi ve adıyla negredilen kitaptan yaptığı uzun uzun tasdik edilmemiş bile olsa fiilen tatbik edildiğini ileri sür- mektedir. Bu iddia mezkûr eserden nakledilen «Gerçekte Mondros Mütarekesi Birinci Dünya Harbi'nin bir safha- sını teşkil etmekte ve bu harbin tatbikattaki sonucu olan Sevr Sulh Muahedesine kadar uzanmaktadır.» cümlesine istinad ettirilmektedir. Hakikatte Sevr Sulh Projesi daha önce de yüzlerce misali ortaya konmuş bulunan taksim projelerinden biridir. Ancak müttefikler Birinci Cihan
PROJE hiçbir müzakerenin mahsulü olmayıp düvel-1 it lafiye tarafından Yunan Başvekili Mösyö Venizelos'un da iştiraki ile tanzim ve Vahideddin'in hükümeti tarafından (Vahidettin değil!...) 10 Ağustos 1920 imza edilmiştir.
min-i münakaşa bile addedilmemiştir..> M. Kemal Paşa, yukarıya dercettiğimiz satırlarında den tam üç kere «PROJE» tavsifi ile bahset- mekte ve Sultan Vahideddin merhumun bu projeyi tas- dik edip etmediğini meskût geçmektedir. Halbuki O'nun <SEVR» i tasdik etmemek için (Bkz. A. Reşit REY - Gördüklerim, Yaptıklarım, İstanbul 1945 sh. 299) ne taz- yiklere göğüs gerdiği ve böylece de tekemmül ederek tam bir muahede halini almasını önlediği bir başka eserimizde (Bkz, Kadir MISIROĞLU Mücahidler, Istanbul 1969, sh. 41 ve devamı). mufassal ve Kurtuluş Savaşında Sarıklı müdellel bir surette izah ve isbat edilmiştir.
Bu PROJE Türkiye Büyük Millet Meclisince bir ze
24 ) CIHAT AKÇAKAYALIOĞLU (25) Bkz. Cent Projest de Partage la Tur tesl 22 Şubat 1966 tarihli nüsha. quie adlı eser veya bunun Donanma mecmuasının 49. a.g. tefrika, Ulus Gaze ve müteakib sayılarında yayınlanmış bulunan tercüme ve
idarelerine karşı ortaya çıka başta i (28) Gerek bu, ittihatçıların Arap aksülâmelini ve gerekse bu mes'eledeki gilizler olmak üzere düşman te'sirini bütün tefer atı ile görmek ve hâdiselerin aslî sebeplerine nüfuz ede bilmek için bkz; Şerif Abdullah Müzek kiral (Hâtıratım), Kudüs 1945. Bu eserde ittihatçılar an bir dille tenkid edildiği halde Sultan Abdülhamid Han in methedilmesi (sh. 24) dikkati çeken bir husustur. Ay rica «Phillip KNIGHTLET, Colin SIMPSON The Secret Lives of Lawrence of Ara bia, (London 1969),» da da İngiliz tesir ve entrikalan hakkında geniş malûmat vardır.
YanıtlaSilistedim sonra, neden böyle Japonlar yüksek? Nedir esbab-1 terakkisi? Yakından görmek, Bu uzun boylu mesâi, bu uzun boylu sefer, Bir kanaat verecekmiş bana dünyada meğer. O kanaat da şudur:
YanıtlaSilsırrı terakkinizi siz, Başka yerlerde taharriye heveslenmeyiniz, Onu kendinde bulur yükselecek millet; Çünkü her noktada taklid ile sökmez hareket. Alınız ilmini Garbin alınız san'atini. Veriniz hemde mesâinize son sür'atini; Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız; Çünkü milliyeti yok, san'atın, ilmin, yalnız, 1yl hâtırda tutun ettiğim ihtarı demin: Bütün edvari terakkiyi yanıp geçmek için Kendi mahiyyet-i ruhlyye> niz olsun kılavuz, Cak beyhudedir ümmid-1 selâmet onsuz.
Mehmet Akif Ersoy
fakat gayet tabil bir revigle büyük kafleye kendi kendim
YanıtlaSilBir gair sezişiyle daba 1922 yılında kaleme ahnan bu yanda ifade edildiği gibi milletin Kendi kendi- se dönüşü maalesef beniz tabakkuk etmiş değil- dr. Ustelik o tarihten hemen bir iki sene sonra imzalanan Joan Muahedenamesi gibi bir menfl amilin temin eyle- di imkânla bu dönüş âdeta imkânsızlaştırılmak isten- tir. Gerçekten Tanzimattan beri devam eden garbhlag- ma hareketinin bir fiyasko olduğu anlaşılmış bulunmasına ve milletin, Birinci Cihan Harbi'yle sürüklendiği badireden ancak milli ve din1 milesseselere sanmak suretiyle kurtulabilmiş olmasına rağmen, millet mukaddle- ratın eline geçirenler vaziyeti takdir edemeyerek garbh laşmadan rücü için bir esbab-1 mucibe teşkil etmek am gelen milli mücadelenin, şahıslarına sağladığı otoriteyi ak- sine, daha fazla garbhlaşmak için kullanma yoluna gitmiş lerdir.
Yunan askerinin İzmir'e çıkmasına müteakip tagyan eden Dini ve milli heyecanism temsil bu ile işe başlayan M. Kemal Paşa, zaferden önce bil farz Sakarya Muharebesi arefesinde müstakbel planlarını ifşa ederek garbhlaşma yolunda daha sert adımlar ataca- ğın ilan etseydi zaferi temin edebilir miydi? Eğer isim yazısını, islâm kıyafetini islâm kanunlarımı ih, değiştire rek kendinden evvelki garbhlaşma taraftarlarının asla ciret edemedikleri mevzularda milli ve dini müesseseleri kanla yıkıp bunların yerine garbtaki muadillerini ikame edeceğini açığa vursaydı, etrafında ayyashk ve cinayet-
(58) Yahya KEMAL - Aziz İstanbul (Ezansun Semtler) tanbul 1964 sh. 122-123.