Evet sâbıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların Surriyla aym وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ zikir ve tesbih etmesi avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle وَانْشَقَّ الْقَمَرُ hükmünde onları inhizama sevk etmesi nas
sı ile aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi ve aynı el, hastalara ve yaralıla ra şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mu'cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir.
Güya ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler.
Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki
içine taş ve toprak girse gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki hangi derde temas etse derman olur.
Ve celal ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp kab-ı kavseyn şeklini verir. Ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zatın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa o zatın Hâlık-1 kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulun duğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?
Halkın içinde Allah'dan en uzak olan iki kimsedir: Birincisi, umeranın meclisinde oturur da zulme ait sözlerinde onları tasdik eder. Diğeri ise çocukların muallimidir. Fakat onların hepsini aynı derecede eşit tutmaz. Ve yetimin hakkı hususunda Allah'dan korkmaz. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.). Sayfa: 7 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Mayıs 2023 00:40 ٢٧١٤ - اَلْعِدَةُ دَيْنٌ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ أَحْلَفَ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ اَحْلَفَ (ض ط والديلمي وابن عساكر عن على) *
أَخْلَف
YANITLASİL
yuksel10 Mayıs 2023 00:42 2714- Söz vermek bir borçtur. Söz verip yapmayanın vay haline! Söz verip yapmayanın vay haline! Söz verip sözünde durmayanın vay haline!
Modern dünyanın çelişkisi, algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri nasıl yorumladığımızdır. Uluslararası ilişkiler, TV'de ya da diğer medya unsurla- rinda resimlerini gördüğünüz gülümseyen lider yüzlerinin el sıkışmasıyla değil, geri planda devam eden istihbarat savaşları ile şekillenmektedir. Ülkeler arasında uzun bir süredir devam edegelen örtülü operasyonlar, propaganda ve psikolojik savaş yöntemlerinin vardıkları safha, bu liderlerin yaptıkları pazarlıklar, zorlayıcı ve gizli diplomasi tekniklerine temel teşkil eder. Örneğin siz bu satırları okurken,
* Irak'ın kuzeyinde uzun süredir Barzani ve YPG/PKK'nın CIA, DGSE, MI6 ve BND tarafından silahlandırılması,
YANITLASİL
yuksel11 Mayıs 2023 01:32 *CIA ve DIA'nın Suriye ve Irak'ta kendileri için Savaşacak ver *İngiliz GCHQ ve İsrail istihbaratının Mısır istihbaratını desteklemek için Sina Çölü'nde devam eden faaliyetleri,
*Fransız DGSE ajanlarının Libya'da devam eden operasyonları, *Pakistan istihbaratının (ISI) Afganistan'da Taliban ile müşterek çalışması,
* İran ve Taliban arasında gelişen ilişkiler,
*Kazakistan'da artan ajan, danışman, istihbarat şirketi trafiği, * İngiliz istihbaratında son yıllarda artan Rusya üzerine analizci eleman patla-
masi,
* ABD'nin Ukrayna'da Rus tipi gizli operasyonlara başlaması, önümüzdeki günlerin yeni savaşlarının, barış planlarının, güvenlik politikalarının, silah satışla- rının habercileridir. Bunlar hakkında durum farkındalığı olmadan sadece medya haberlerini yorumlayarak, resmi görmek mümkün değildir. Bu yüzden, komplo teorileri ve dezenformasyonun yoğun olduğu bu güvenlik ortamında "algı yöneti- mi" ile halklar yönlendiriliyor dersek yanlış olmaz.
Bu kitap ile istihbarat dünyasının yaşamakta olduğu tüm değişimleri gelenek- selden bugüne ve geleceğe doğru açıklama gayretinde bulunurken, eserin özel- likle başvuru kaynağı olmasına çalışılmıştır.
YANITLASİL
yuksel11 Mayıs 2023 01:36 Temel duşunceye göre bil is bigbee dial uzaktan algilana ce cisimler bulundukları herhangi bir yerde denetlenebilir. Özel EMF chazya sal Güvenlik Teşkilatı, kripto-şifre çözücüleri ile (EEG'lerden) üretilen pot ri uzaktan okumaya çalışmaktadır. Bunlar bir kişinin beyin durumlarına ve d celerine kodlanacak ve bu durumda kişi, uzak bir mesafeden denetlenebilec NSA personeli, elektromanyetik tarama ağı ile seçtiği ülkedeki herhangi bir sp günde 24 saat takip etmeyi hedeflemektedir. Bu yöntemle ulusal güvenlik a olarak, binlerce insanın kişisel beyin haritalarını kaydedilip, şifrelenecektir. B ronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetleri, he kişinin sözlü düşüncelerine çevrilecek, kulak devre dışı bırakılarak ve ses habe leşmesinin doğrudan beyne gitmesi sağlanarak, uzaktan nöral denetim yolu ile relenmiş işaretler, beynin işitme korteksine gönderilecektir. Bu yöntemin, paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halusinasyonları taklit ederek, hedef şahısla rın gizli olarak gücünü yok etmek için kullanabileceği değerlendirilmektedir. Uzak tan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri devre dışı bırakarak, doğrudan görse kortekse görüntü gönderebilir. NSA'ya göre, beynin programlama gayesi için, göze tim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için ajanlar kullanılmalıdır. İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı CIA ve NSA perso neli için esas haberleşme sistemi haline gelecektir
102, KORUIN. NSA Echelon'un da ciddi teknik sorunları olduğunu açıklamıştır. İnternet ileti- her zaman istenildiği kadar kolay bir biçimde yakalanamamaktadır. Fiber- optik iletimler (çok büyük hacimli sayısal veriyi ışık sinyalleriyle iletme) çok daha Hyük zorluklar çıkarmaktadır. Rastgele yakalanmış iletişimin anlamlı bir biçimde fi ve çözümlenmesinin çok büyük bir iş olduğu görülmektedir. Ancak, Sun Microsystems'in şifreleme uzmanı Whitfield Diffie, NSA'nın yukarıdaki sorunlar ile İşçili açıklamalarının yalnızca kendi çıkarlarına hizmet eden bir aldatmaca olabile- ceğini söylemektedir; "Ajansın bizi inandırmak istediği şey, internetin kendileri için çok karmaşık olduğu; trafiğin çok fazla olduğu ve istedikleri şeyi bulamadıklarıdır. Hedeflerinin, onların sorunları olduğuna inanması NSA'nın işine gelir. Bu, onların so- runları olmadığı anlamına gelmez; ama bu korkunç istihbaratçıların söylediklerini kuşkuyla karşılamak gerekir553".
YANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2023 04:53 Dinleme ve takibe alınan konuşmalarda şu kelimeler ile ilgili konuşmalar oto-
C'de
ak katk
le yakla
alılar
sisteme
ntalya, ik kayda geçmektedir; ETA, IRA, PKK, enformasyon, terörizm, gerilla, patlama, sayar, nükleer silahlar, patlayıcılar, silahlar, suikastlar, uzi, teflon mermiler, ma- ar, uranyum, napalm, nükleer, el bombası, gizli servis, terör, özgürlük, internet venliği, güvenli internet bağlantıları, 003, audiotel, kimlik, endüstriyel casusluk, mens, Shell, ELF, 2600 dergisi, Time, hilal, cihad, müezzin, KLM, elektronik banka saplar, market, visa, külçe altın, intemet, underground, password, NATO, NASA, FB Beyaz Saray, IMF, MİT, JITEM, seks, Monica, fetiş, klon, Armani, Yasemin, mısır çi- Ninja, top Secret, GSM, AT&T (Amerikan telefon şirketi), yasa, Zen, Marx, Fukuyama, George Soros, pikrik asit, gümüş, kömür, sülfür, nitroselüloz, kokain.
- Ey Allah'ım, Sen, Muhammed (S.A.V.) in mizanını, sevab te razisini ağırlaştır. (Yâni, ümmetinin mizanlarını ağır eyle. Kendi m zanı ağır gelmiş gibi onu sevindir, öğünçlü kıl.)
Ve eblic hüccetehu. Yâni:
Ey Allah'ım, Sen, Muhammed (S.A.V.) in nübüvvetinin hữc- cetini ve yüce mûcizesi olan Kur'ân-ı Kerîmi çok çok açık eyle. Yâni o Kur'ân-ı Azîm'in şeriat hükümlerini Kıyamet Günü'ne kadar, bü tün yüzyıllar ve çağlar boyunca, bütün bölgelerde, yedi iklim dör. bucakta daim ve bâki ve sâbit eyle.
(Bâzı nüshalarda «eblic»> yerine «eflic» yazılmıştır.) Ve azhir milletehu. Yâni:
Allah'ım, Sen, O Muhammed (S.A.V.) in dinini bütün dinlerin üzerine ve milleti olan İslâm milletini bütün milletler üzerine Kıya- met'e kadar daima ziyade, daima zâhir ve âşikâr ve galip Kara Davud Delail i Hayrat Şerhi sy 768.
Hiçbir toplum, coğrafya veya grup, kendiliğinden irfan sahibi olduğunu söyleyemez. Bir toplumun doğal olarak irfan sahibi olduğunu iddia etmek, bir yanılsamadan başka bir şey değildir. Bazı toplumlar, cahil olduklarının farkında olmadan kerameti kendilerinden menkul şekilde ilim ve irfan sahibi olduklarını sanabilirler. İlim ve irfan sahibi olmak, insanların doğuştan sahip oldukları doğal bir durum değilditr. İlim ve irfan, insanların akıllarını faal hale getirmeleri sonucu öğrenmeyle, çalışmayla ve tecrübeyle edindikleri bir kazanımdır. Emek harcamadan, alınteri dökmeden, aramadan, araştırmadan, sormadan, soruşturmadan, merak etmeden, dinlemeden, diyalog kurmadan bir insanın ilim ve irfan sahibi olması mümkün değildir.
YANITLASİL
yuksel14 Mayıs 2023 04:14 İrfan sahibi olmak, mistik bir kavram değildir. İnsanın özgürce ve onurlu bir şekilde aklını kullanarak kendisinin özgürlük, barış, adalet, eşitlik ve demokrasiye dayanan bir yaşama kültürü içinde yaşamasını sağlayacak imkanların ve yolların neler olup olmadığını ayırd etmesi, onları anlaması, ölüm ve yaşama kültürlerinin farkında olmasıdır. İrfan, yaşama coşkusu, sevinci ve tutkusuyla özdeştir. Kendisini dünyadan soyutlayan, gerçekliklerle hiçbir bağı kalmamış, fantezi ve yanılsamalar dünyasında yalanlar üzerine kurulu nefes alan ölülerden başka bir özellikleri olmayan kişileri, irfan sahibi değil, cehalet sahibi cahiller olarak nitelemek lazımdır.
Akıl düşmanlığı yaparak kendisini var eden cehalet, otoriter, köleliğe yatkın, taklit etmeyi yaşam haline getiren, kimlik ve kültürü kutsallaştıran ve itaati en yüce değer haline getiren bir köleler topluluğu yaratır. Namık Kemal, cehaletin körleştirdiği insanlara şöyle seslenmektedir: “Ey gaflet uykusundakiler! Ey Sefalete alışanlar! Ey esarete bağlanmaya tapanlar! Ey alçalmayı seçen korkaklar! Ey her alçaklığı işleyenler! Gözlerinizi mahşerin sabahında mı açacaksınız?” Cehalet, toplumsal ve bireysel ilişkilerde emir-komutaya dayalı bir hiyerarşi ve ilişkiler sistemi kurar. Cehaletin oluşturduğu otoriter kişilik modeli, güç sahiplerinden ve merkezlerinden gelen bütün talimatlara sorgusuz sualsiz uymayı kendisinin tek görevi kabul eder. Güç sahiplerinin dediklerinden şüphe etmeyi ve o talimatların akla, ahlaka ve adalete uygun olup olmadıklarını sorgulamayı aklından geçirmez.Cehalet, insanı onur, özgürlük ve akıl sahibi bir birey olduğundan gafil hale getirmektedir.İnsanı insana unutturan cehalet, insanı tam bir doğa ve hayat düşmanı haline getirmektedir. İnsana, kadına, hayata,doğaya, akla, bilime, ahlaka, demokrasiye ve maneviyata bizi düşman etmeyen sahici bir ilme, irfana ve aydınlanmaya ihtiyaç vardır.
EĞERSİZ ATA BİNEN TEZ İNER: Sağlam temellere oturmayan bir işe bel bağlayan, değersiz insanlara güvenen kişi pek çabuk hayal kırıklığına uğrar.
EĞRİ BACANIN DUMANI DOĞRU ÇIKAR: Hiç kimse. veya hiçbir şey için görünüşüne göre hüküm vermemek gerekir. Çünkü çoğu zaman görünüş aldatıcıdır.
EĞRİ OTUR, DOĞRU SÖYLE: Hal ve hareketlerinde dai- ma saygılı ve alçak gönüllü ol, çıkarın ne olursa olsun, kimseye yalan söyleme.
EKMEĞİNİ KATIĞINA DENK EDEN HİÇBİR ZA- MAN AÇ KALMAZ: Daima ölçülü, hesaplı hareket eden in- san sonunda güç ve muhtaç durumlara düşmez.
EL ELDEN ÜSTÜNDÜR: Hünerin sınırı olmaz. Bir şeyin en iyisini yaptığına inanan insan, günün birinde kendisinden da- ha üstün ve başarılı olan birilerinin çıkabileceğini unutmamalıdır.
EL İÇİN KUYU KAZAN İBTİDA KENDİ DÜŞER: Başkalarının kötülüğünü düşünenler; bunun için birtakım yalan-
Hicri 9. yılda Tebuk Seferi dönüşünde Medine'ye gelen Sakif kabilesi elçileri, Medi- ne'de kaldıkları süre içinde mescidde Hz. Peygamberin yakın alakasına mazhar ol- muşlardı. Sonunda müslü- man oldular. İslâm'ı öğrendi- ler. Ancak arkalarında bi- raktiklan kabilelerinin, ken- dilerini anlayışla karşılaya- caklarından kuşkuluydular. Hz. Peygamber'den ilginç is- teklerde bulundular. Bunlar arasında bir-iki tanesi vardı ki gerçekten pek dikkat çeki- ciydi. Dediler ki:
- Bizi namaz kılmaktan muaf tut?.. Hz. Peygamberin cevabı çok kesindi:
-"Namazsız dinde hayır yoktur."
Pek tabii, namazsız din- darlıkta da hayr olmazdı.
- Kabilemiz dışından biri- ni bize âmir tayin etme! dedi- ler. Hz. Peygamber, kabul buyurdu. İçlerinde bulunan ve yaşça en küçükleri olan ve fakat Islam'ı öğrenmekte pek gayretli davranan Osman Bin Ebi'l-As't onlara imam ve vall yaptı.
- Lat putumuza üç yıl do
kunmal dediler. Hz. Peygam
Der kabul etmedi.
Yine kabul etmedi.
- Bir yıl dokunmal dediler, Hz. Peygamber bunu da ka bul etmedi.
- Biz döndükten sonra bir ay olsun bizimle kalsın, dedi ler. Resûl-i Ekrem Efendimiz onu da kabul etmedi. Lata süre tanımadı. Putlara mü samaha olunamayacağını ortaya koydu. Tevhid yur- dunda putun ne işi vardı?... Yeniden şekillenen İslâm yurdunda puta yer yoktu. Efendimizin kararlılığını gö rünce;
- Bäri onu bize, kendi elle- rimizle kırdırtma. Onun yı kım işini sen üstlen dediler
Hz. Peygamber:
- "Olur, ben onu ortadan kaldırtırım" buyurdu.
Elçilerin Medine'den ayrı- hışından iki-üç gün sonra Hz. Peygamber, Ebu Sufyan ile yine bir Sakifli olan Mugire bin Şu'be'yi Lat'ı ortadan kaldırmakla görevlendirdi. Onlar da bunu büyük bir gösteri halinde, bütün Sakif halkının gözü önünde parça- layıp yok ettiler.
Üçüncüsü yalan sözdür. Yalan konuşmanın veya yalan şahitliğin en büyük ablardan sayılması dikkate değerdir. Bu konu, daha çok dünya hayatı, sosyal a ve insan hakları ile ilgilidir. Bilindiği üzere yalan, hak hukuk mefhumunu ortadan kaldırmakta, haramı helal, helâli haram yapmaktadır. Ama aynı zamanda al ve can kaybına da sebep olmakta, sosyal düzeni bozmakta, insanlar arasındaki given ve itimadı kaldırmaktadır. Binäenaleyh dünya düzeni ve sosyal hayat a ndan en büyük felaketlere sebep olan suç, yalandır.
esîri: atomların içini ve bütün uzay boşlu- ğunu doldurduğu var sayılan, uzaktan çekme ve itme kuvvetlerinin, ışık ve diğer işınların (radyosyonların) manyetik (mıknatıs alanı oluşturan) kuvvetlerin iletimini sağlayan, atom parçacıklarının yaratılmasında ham- madde ve kaynak görevini yapan çok ince ya-
pılı bir çeşit madde
YANITLASİL
yuksel20 Haziran 2023 08:45 asry hakikatbin
hakikati insanların yaşadığı devir, Hz.Peygamber gore (a.s.m.) ve sahabelerin yaşadığı devir
asri hazır: şimdiki devir, şimdi
yüzyıl
asr-i hürriyet: hürriyet asri, insanl rın hür yaşadıkları yüzyıl
عصر میلادی asr miladi : milâdî yüzy Hz.İsa'nın doğumunu başlangıç olarak alan takvime göre hesap edilen yüzyıl
asr-1 Muhammedi : Hz. Muham
med'in (a.s.m.) hicretini (mi.622) başlangı olarak alan hicrî yüzyıl
asr-i nur: nur asrı, aydınlık devir (mec.) Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiğ Kur'an ve İslâm'ın dünyayı aydınlatmaya baş ladığı devir
: عصر نزول فرقان asr- nûzul-i Furkan
yanlışı ayırıcı (Furkan) olan Kur'an'ın gönde rildiği yüzyıl doğru ile
Asr-1 Saadet : mutluluk çağı, Muhammed'in (a.s.m.) ve sahabenin yaşadığı yüzyıl (bkz.sahabe) Hz.
: عصر سعادت و تابعین Asri Saadet ve tabiin ve sahabenin yaşadıkları devir olan Asr-1 Sa Saadet ve asr-1 tabiîn) Hz. I adet (Muth peygamber (a.s.m.) : (Asr-1 الملا
YANITLASİL
yuksel20 Haziran 2023 08:50 asr süresi esir süresi olarak yazılmaktadır Kur'an'ın 103.Suresinin adıdır.
YANITLASİL
yuksel20 Haziran 2023 08:52 Asra yemin olsun ki yani esir maddesine yemin olsun ki anlaşılabilir.
Ey nefsim! Deme: "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maîşetle sarhoştur." Çünkü ölüm değişmiyor, firak bekâya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-1 insanî değişmiyor, ziyâdeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peydâ ediyor.
Hem deme: "Ben de herkes gibiyim." Çünkü; herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
O zaman dedim ki bu ülke de dörtlü çete var... Kirli siyasetçi, kirli bürokrat, kirli işadami ve kirli medya. Son Darbe 28 Şubat Mehmet Ali Birand Reyhan Yıldız DK. sy. 349.
YANITLASİL
yuksel1 Temmuz 2023 02:01 Şirk ve yalancılık birlikte yasaklanmıştır. Riyazu's Salihin Imam Nevevi Kampanya Kitaplari cilt. 8.sy.333.
YANITLASİL
yuksel1 Temmuz 2023 02:04 Hayata hizmetin en kıymetlisi ebedi hayata hizmettir. (B. L.) 57. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 255.
YANITLASİL
yuksel1 Temmuz 2023 02:06 Vazifeler içinde en kıymetlisi hayata hizmettir.(B. L.) 57. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 257.
YANITLASİL
yuksel1 Temmuz 2023 02:13 Rızik hayat kadar ehemmiyetlidir.(Sn.) 23. Şuur Hayatın nurudur.(S. 468:29.Soz.1.makam.1.esas. Varlıkları içerisinde en kıymetlisi hayattır.(B. L.) 57. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 257.
2195- Şimdi savaş emri geldi. Ümmetimden bir cemaat hak çin savaşacaktır ve insanlara galip gelecektir. Allah kavimlerin Koplerini küfür ve dalaletlere karşı daraltır. Onlarla savaşırlar. Allah onlara zafer ihsan eder. Allah'ın emri gelene kadar. Onlar bu minval zere olacaklardır. Mü'minlerin ikametgahı o zaman Şam'dır. O zaman hayır, kıyamete kadar atların alınlanına bağlanmıştır. Bana vahyolunduğuna göre çok kalıcı değilim, yakında gidiciyim. Benden sonra çok geçmeden birbirinizin boynunu vuracaksınız. Kıyametten önce iki büyük felaket vardır: Veba salgını ve bundan sonra deprem yılları takip edecektir.
YANITLASİL
yuksel2 Temmuz 2023 21:09 Ramuz ul Ehadis Hadis Ansiklopedisi Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi 1.cilt. sy. 546,547.
Bununla beraber, istihbarat örgütlerinin sayısı ve çeşitliliği arttırılmalı, devleti yönetenlerin bilgi kaynakları çoğaltılmalı ve hükümetler tek bir bilgi akışına mahkum edilmemelidir. Strate- jik İletişim Yönetiminin ana kaynağı, doğru toplanmış bilgidir
YANITLASİL
yuksel4 Temmuz 2023 09:31 Küresel Siyasette Psikolojik Savaş Sevda Güner İşaret. sy. 224.
Başlangıcı olan ama sonu olmayan iki şey nedir? Cehennem, Cennet. Cehennem in sonu yoktur. Cennetinde Sonu yoktur. Cehennem kafirler ve münafıklar sonsuza kadar kalacaklardır. Cennette muminler sonsuza kadar kalacaklardır.
2325- Allah'ın mahlukatını, cennetini, cehennemini bir saat düşünmek, bir geceyi ihya etmekten daha hayırlıdır. İnsanların en hayırlıları, Allah'ın vahdaniyetini düşünenlerdir, onların en kötüleri de Allah'ın vahdaniyetini düşünmeyenlerdir.
15 TEMMUZ 1099 milâdî - 492 Hicrî senesi birinci haçlı seferinde idi. Müslümanlar, haçlıların şerrinden «Bey tülmakdis» (Kudüs-i Şerifte Mescid-i Aksa denilen mukad- des mescid) e sığındılar.
Haçlılar onları takip ederek mescide girdiler. Bütün müslümanları kılıçtan geçirdiler. Harem-i şe- rif (mescidin içi) bir kan deryası haline geldi. Irz'a teca- vüz edildi, çocuk ve ihtiyarlara en vahşi tecavüzler reva görüldü. Bütün bunlardan sonra harp haçlıların aleyhine dönünce müslümanların onlara karşı muamelesi din ve in- saniyet hudutları içinde her türlü intikam şehvetinden uzak, islâm ruhunun icap ettirdiği ölçü içinde oldu. *
** İslam da Sosyal Adalet Prof. S. Kutup Cagaloglu Yayinevi sy. 251. 1968.Istanbul
42 Hakkı batilla karıştırıp onu bile bile gizleme-
yin.
42 Hakkın batilla karıştırılması, gerçeğin tah- rif edilerek anlaşılmaz bir hâle getirilmesi veya anlaşılır olsa bile, gerçekten uzak bir manaya so- kulmasından ibarettir. Daha açık bir ifadeyle, de- lil üzerinde sahtekârlık yaparak yanlış hüküm çı- karılmasını sağlamaktır.
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2023 08:31 Kur'an-ı Kerim Meal ve Tefsiri Talat Kocyigit cilt 1.sy.122.
42-Kendiniz bilip dururken Hakkı baatila karıştırıb da gerçeği gizlemeyin. Bakara Suresi 42.ayet. Kur'an - i Hakim Meali Kerim Balıkesirli Hasan Basri Çantay cilt. 1.sy.21.
74. Yavuz'un müceddid olduğu söylenmektedir. Müceddid ne demektir ve bu iddia doğru mudur?
Bilindiği gibi, Hz. Peygamber, "Şüphesiz ki, Allah, her yüz yılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir” buyurmaktadır. İslâm âlimleri, İslâma hiz- met edecek olan bu müceddidlerin maneviyât alanında ve ilim sahasında olduğu kadar, siyâset alanında da olabileceğini ifade etmektedirler. Âsafnâme müellifi ve Kanuni'nin sadrazamı olan Lütfi Paşa'nın naklettiğine göre, İslâm âlimleri siyâset alanındaki müceddidleri şöyle sıralamaktadırlar:
Hicri tarih esas alınmak üzere, II. Yüzyılın başında Ömer bin Abdülaziz; III. Yüzyı- lin başında Abbasî Halifesi Mu'tasım; IV. Yüzyılın başında Abbasî Halifesi Kâdir billah Ahmed bin Emir İshak; V. yüzyılın başında Selçuklu Sultânı Sultân Muhammed bin Melikşah; VI. Yüzyılın başında İlhanlı Sultânı Gazan Hân; VII. Yüzyılın başında Osmanlı Devleti'ni kuran Osman Gâzi; VIII. Yüzyılın başında Çelebi Mehmed ve IX. Yüzyılın başındaki müceddid ise Yavuz Sultan Selim'dir. Bilinmeyen Osmanlı Osmanlı Devletinin 700.yili Prof Dr Ahmet Akgünduz Doc. Dr. Said Ozturk. sy. 137.
آوَى مُحْدِثًا وَلَعَنَ اللَّهُ مَنْ غَيَّرَ مَنَارِ الأَرضِ (حم م ن عن على
4313- Allah ana-babasına lanet edene lanet etmiştir. Allah, Allah'tan başkasının adına kurban kesene lanet etmiştir. Allah bidatçı ile ilişki kurana lanet etmiştir. Allah yerin alametini (hududunu) değiştirene lanet etmiştir.
Eğer Allah (z.c.hz)'ni hakkıyla tanısaydınız denizler üzerinde yürür ve duanızla dağlar oynardı. Allah'dan hakkıyla korksaydınız cehilsiz ilme nail olurdunuz. Lakin bu hadde kimse erişmemiştir. Denildi ki: "Ya Resulallah sen de mi?" Buyurdu ki: "Bende; Allah azze ve celle bütün işlerinin bir kimsenin anlayabilmesinden daha büyük değil midir? (Onun zatının ve işlerinin künhüne erişilemez.) Ravi: Hz. Muaz (r.a.) Sayfa: 357 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
"Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) Sayfa: 198 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Sahibinden rivâyete veya hadiselerin inkişafına bağlı olur.Onun için bazen bir hâdise karşısında, Kur'ân'ın âyetlerinden o zamana kadar hissetmediğiniz bir mana anlarsınız ve o anda âyet, o hâdise için nazil olmuş sanırsınız ki, bu da Kur'ân'in garip yönlerindendir. Tercümede bunlar verilemeyeceğinden zayi olu Bu cümleden olmak üzere, öte yandan âyetlerin bir muhkem olanları, bir de müteşabih olanları vardır. Bir âyette hem muhkem hem müteşabih yönlerin birleşmesi de olur. Müteşabih âyetler "Onun tevilini ancak Allah bilir" (Bakara, 2/7) olduğundan, bun da tercüme kesinleştirilemeyeceği gibi, tefsir ve tevil de kesinle tirilemez. Aynı şekilde bunlar için bir meâl de gösterilemez. Ols olsa aynı lafızların korunmasıyla duyulabildiği kadar kapalı bir mefhuma işaret olunabilir ki, bu nokta çok tehlikelidir. Kur'an - i Kerim Meali Elmalili Hamdi Yazır Yediler Sentez Yayinevi
Hz. Abbas'ın zevcesi Ümmülfadl bint-i Hâris «Resûlullah Aleyhis- selâm, elbisesini giyinmiş olduğu halde, (Vel'Mürselât) sûresini oku- yarak evinde bize akşam namazı kıldırdı. Bundan sonra, Ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz Resûlullâh Aleyhisselâmdan, akşam namazında okurken en son dinlediğim, Vel'Mürselât sûresi idi.» demiştir. (242)
Hz. Abbas'ın zevcesi Ümmülfadl bint-i Hâris «Resûlullah Aleyhis- selâm, elbisesini giyinmiş olduğu halde, (Vel'Mürselât) sûresini oku- yarak evinde bize akşam namazı kıldırdı. Bundan sonra, Ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz kıldırmadı (241/2)Resûlullâh Aleyhisselâmdan, akşam namazında okurken en son dinlediğim, Vel'Mürselât sûresi idi.» demiştir. (242)
Peygamberlik Hatemi; Peygamberimizin iki kürek kemiğinin arasında, sol kürek kemiğinin ince tarafı yanında, yumulu avuç gibi ve üzerinde küçük taneciklere benzer bir takım benler olup (424) gö
- Sa'd- Tabakat c. 2, s. 271
(422) Belkatirt - Ensabülegraf c. 1, s. 567
In-1 Sa'd - Tabakat c. 2, s. 272, Kastalani - Mevahibülledünniye c. 2, 14 (C) The-i Sa'd - Tabakat c. 1, s. 426, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 22, Malim - Sahih c. 4, s. 1824
verçin yumurtası (425), gelin çadırının iri düğmesi büyüklüğünde (426) Üzerlerinde de, killar bitmişti. (427) Peygamberimizin ruhu alındığı zaman, bu Peygamberlik Hatemi kaldırılmıştı. (428) Hz. Muhammed ve İslamiyet Asım Köksal cilt 11.sy.65.
الديلمى كر عن عائشة وفيه محمد بن سليمان قال عق حدث ببواطيل)
4342- Her kalbin bir vesvesesi vardır. Eğer vesvese kalp perdesini yırtarsa dil de onu konuşur ve onunla sorumlu tutulur. Eğer kalp perdesini yırtamazsa tabii ki dil de onu söylemez ve günaha girmez.
Bilimler söyle derler Aveti kerimede onlara namaz kalasian erk etmeleri emrolunayor, onlar ise bunu yapmıyorlar. Çünki n yete göre bu ayeti kerime Peygamber (s.a.) Elendimiz Saki lilere namaz Jolmalarını emrettiği zaman inmiştir. Sakif kabilesine mensup olan bu k ler, "Biz yere kapanmayız ve rükü da durmayız. Çünkü o bize ağırdır." de mişlerdir. Peygamber (s.a.) Efendimiz de "rükü ve secdesi olmayan din de hayır yoktur" buyurmuştur. S
Baz tefsirlerde ifade edildiğine göre araplar cahiliyet döneminde put lara secde ediyorlar ama rükû etmiyorlardı. Böylece rükü Allah için namaz kılan müslümanların namazlarının bir nişanesi ve sembolü haline gelmiştir.
Nezihi Ensari, babasının Said Nursî ile Mustafa. Kemal'i buluşturmasını ise şöyle anlattı: “Atatürk, babamdan kendisini Said Nursî ile buluşturmasını ister. Atatürk'ün bu isteğini Said Nursi'ye iletiyor babam. Said Nursî 8 saat görüşmek şartıyla kabul ediyor. Ve Atatürk, Said Nursî ve babam bir araya geliyorlar. Ülke meselelerinin konuşulduğu bu görüşmelerde Said Nursî, Atatürk'e şöyle nasihat
eder: 'Namaz kıl, inançlarına sahip çık. Avrupa'nın yaşam tarzını, giyimini ve ahlâksızlığını getirme. Teknolojisini getir. İlmini getir. Sanatını getir.' Görüşmeler gayet samimi bir şekilde geçermiş. Atatürk'ün elinden bir çok hediye almış olan babam, 1974 yılında vefat etti. Babam vasiyetinde kesinlikle tören istemediğini, sadece tekbirlerle ve salâlarla uğurlanmak istediğini belirtmiştir."
Birinci Mecliste Mardin meb'usu olan Abdülgani Ensari'nin oğlu Nezih Ensari, Said Nursî ile M. Kemal arasındaki görüşmenin, babasının aracılığı ile gerçekleştiğini söyledi. Ensari, “Atatürk, buluşturmasını istiyor. Atatürk'ün bu isteğini Said Nursî'ye iletiyor babam. Said Nursî sekiz saat görüşmek şartıyla
Sirr- "inna a'tayna":" sûresi'nin sırrı, gizli işareti (Kur'an'in Atayd inci suresi olan Kevser sûresinin sirri); Bediüzzaman'ın (r.a.), cifir hesabiyle cifir), yakın bir gelecekte din düşmanlan büyük bir tokat yiyeceklerine önünün açılacağına dair müjdeli haber kardığı İnna A'tayna sûresinin ayetlerinde gizli işareti bulunan mânâ. Bu kapalı işaretle belirtilen mânâ, Ikinci Dünya Savaşı'nın nuçları ile ve yakın tarihlerde din aleyhtan liderlerin ölümleriyle doğrulanmıştır. ve Islam
sirr-i insanî : (tas.) insan varlığın
özünde ve yapısında bulunan ve "sırr" denen insanın mânevî varlıklar dünyasıyla bağlant kurmasını sağlayabilen, şuur ve nur sahibi ruhsal bir güç, duygu veya yetenek. İnsanda ki çeşitli mânevî ve rûhî güç, duygu ve yete neklerinin sayısı, tasavvufçuların bazılarına göre beş, bazılarına göre on tanedir. Üsta Bediüzzaman Said Nursî (r. a), insandaki b mânevî ve rûhî güç, duygu ve yetenekleri kesin olarak bir sayı ile sınırlı olmadığını lirtir. (bkz. Barla Lâhikası sh. 347-348, Env Neşriyat, 1993-İstanbul). İmam-1 Rabban
Tasavvufta "kalb" ile bildi gimiz bedendeki organ kastedilmez. Insanın mânevî varlığından bir basamak söz konusu dur. Buna "mânevi kalb" demek mümkündür. Bu kalbdeki duygular ve yetenekler, dünya ile ilgili olabildiği gibi, månevi âlemlerle de ilgili olabilir. O halde kalb âlemi, maddi ve manevi iki âlemin kesişme alanındadır. Tasavvufta bazı yorumcular bunu, Kur'an'daki Rahman sûresinde geçen iki âyeti mecazi olarak alıp açıklar. (bkz. Kur'an, 55/19, 20). İnsanın má nevî varlığının diğer bir derecesi olan "ruh" ise, madde dünyasının şartlarına, zaman ve mekâna bağlı değildir. Beden olmadan da varlığını devam ettirir. Ruh, bu vasfıyla (nite- liğiyle) diğer ruhlarla ve meleklerle bağlantı kurabilir. Bu bağlantı, tasavvufta, derecesine göre keşif" veya "müşahade" denilen, fakat günlük mânâlarından farklı mânâlarda kul lanılan terimlerle ifade edilir. Allah (c.c.) ile kurulabilecek bağlantı, bilgi bağlantısı ola rak "ilham" (bkz. sifat-ı kelâm) ve insanın Rabbine karşı kulluk ve sevgi bağlantısıdır İnsanın mânevî varlığının diğer bir dereces olan"sırr" ile Rab arasındaki bağlantı anlatı lamaz. Bu, "sır'lı bir bağlantıdır. İnsandak "sırr" denilen mânevî varlığa "latife-i Rabba niye" de denir. (bkz. latife-i Rabbaniye; seyr- enfûsî; seyr-i sülük; nüfus-u seb'a)
Hz. Musâ (A.S.) Hakka kavuşunca Cenâb-ı Hak ona da ölümün
acısını sormuş, o da: Yarabbi, ölüm acısını sordunuz; Ölüm acısı bir değneğe geçi- rilmiş serçe kuşunun çektiği izdiraba benzer, ölmez ki, dinlensin, kur- tulamaz ki uçsun! -
Diğer bir kayda göre de: «Canlı bir koyunun derisini yüzerken du- yacağı acı gibi acıyor» demiştir. Bir hadis-i şerifte: «Ölüm: testere ile biçmekten, makasla doğ- ramaktan, kılıçla vurmaktan daha acıdır» buyurulmuştur. Resulü Ekremimiz (S.A.V.) bir gün bu konudan bahsederek yemin
etmiş ki: Ölüm Meleğini (Yani Azräili) görmek, kılıçla bin defa vurul maktan daha ağırdır.»> Yâni Azrâil'i görmekten hasıl olacak korkunun şiddeti kastolunmuş oluyor. Hz. İsa (A.S.): Havariyyûne:
- Cenab-ı Hakka duâ ediniz de sekerât-i mevtinizi kolay etsin. Diye tavsiye ederdi. Yani ölüm güçlüğü bildirilmiş oluyor. Hazreti Peygamberimiz demiş ki:
Cenab-1 Hak Azrâil'i canları almaya memur etti, onu en sonraya bırakacak, kendi canının alınmasını emredecek, Azrâil bu işin zorluğu-
nu görünce:
«Can acısının böyle zor olduğunu bilseydim kimsenin canımı ala- mazdım» diyecek.
Bazı kimseler Hazreti Peygamberden (S.A.V.) ölümün acisini sor-
«Derinin tüylerini eliyle çekerek yolmak gibidir» Diye cevap vermiş.
* Sehadet parmag ile orta parmagini igaret ederek: Benimle kıyamet arasında bu kadar zaman vardır.» buyurmuştur. Kıyame tin alametlerinden baʼzıları da büyük inşaatlar, mescidleri tezyin, emanete huyanet, igki ve bid'atlerin cogalması, kadınlarda hayann azalması, hakimlerden adaletin kalkması, bereketin azalması, şar kıcı kadınların çoğalması, hilekar adamların emin, emin adamla rin hâin tanınması, idare işlerinin ehil olmayan kimselere veril mesi, fitnenin zuhuru, kadınların çoğalması, erkeklerin azalması gibi hususlardır ki, bütün bunlar zamanımızda mevcud ve hepsi için sahih hadisler vârid olmuştur. Bunlardan ba'zıları: Müslim' in Enes b. Malik (r.a.) den rivayetinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.): في
Hiçliğini ve acziyetini idrâk edemeyip de kibir dâvâsına tutuşan niceleri, ilâhî gazaba uğramışlardır. Bel'âm gibiler ilimle, Kärun gibiler servetle, Firavun ve Hâmân gibiler makam ve mevki ile enâniyetin avucuna düştüler ve helâk oldular. Kur'an ve Sünnet İki Cihanda Rahmet Yuzaki sy. 267.
Acaba faizi ki moduyor? Faizi, faizle kredi alan tüccar, sanayici ve her hangi bir iş adamı mı ödüyor, yoksa tüketici olanlar mı ödüyor? Mu- hakkakki faiz çoğunlukla halktan alınıp ödeniyor. Eğer kredi; yeme, iç me, giyinme, barınma ve gerekli eşyalar satın almak için alınmışsa fâiz, krediyi alandan çıkar ki bugün bu durumda olanlara teminatı olmadığı için zaten faizle para verilmez. Geriye ziraî, sınaî veya hizmet üreten züm- re kalıyor ki fâizcinin esas müşterisi bunlardır. Bunlar ürettikleri şey- lerin maloluş fiatlarına, hem ödedikleri ve hem de ilerde ödiyecekleri fâizi ilâve etmek zorunda kalırlar. Bu da elbetteki fiatları artıracaktır.
Üreticileri ikiye ayırabiliriz: a) Kredi almadan kendi imkânları ile iş çevirenler. Bunlar küçük üretici ve müstahsillerdir. b) İşlerini kredi ile yürütenler. Büyük kuruluşlar daha çok bu kısım içinde yer alırlar. Bu kısımda küçük üreticiler ve küçük kuruluşlar da vardır. Her kurulu- şun amacı hem varlığını sürdürmek ve hem de büyümektir. Bazan talep fazlalığı ve bazan da rekabet yüzünden kısa devrede gelişme istenilir. Bu sebeple de paraya ihtiyaç olur. Muntazaman kredi temin eden iş yerleri şartlar elverişli olduğunda kısa sürede büyürler. Piyasa aynı alanda en fazla üretim sağlıyan, kuruluş veya kuruluşların daha fazla etkisi al- tındadır.
Devlet bazı malların ihracını yasaklıyabilir. Buna harp yıllarında daha çok ihtiyaç duyulur. Bilhassa silâh ve silâh sanayiinde kullanılabi- lecek her türlü maddenin satışı yasaklanır. İbni Kudâme (541-620 H/1146- 1223 M); düşman tarafa, yol kesicilere, veya fitnecilere silâh satışı yasak- tir, diyor¹". Yasağa uyulmasından hisbe 134 teşkilâtı sorumlu olduğundan konu hisbe kitaplarında da yer almıştır. Meselâ İbni 'İvaz (ö. 696 H) ko- nuya değinirken şöyle der: «Harpte düşmanın işine yarıyacak olan her şeyin; harp malzemelerinin, malzeme yapımında kullanılması sebebiyle demirin, harpte yük ve binek vasıtası olarak kullanılan hayvanların ve muhariplerin işine yarıyacak elbiselerin satışına müsaade edilmez»> 135.
thraç yasağı muhakkakki daha başka malları da kapsıyabilir.
ribâ : faiz, borç olarak verilen para mala karşılık alınan kår, fazlalık; veya is hut ticaret için verilen sermayenin zara katılmadan yalnız kârına ortak olup edilen kazanç. (Faizin her çeşidi İslâmda ramdır) (muzaaf ribâ: bileşik faiz, ana be d- katılan faizin faizini de alma veya süre u mında faiz oranını da arttırm yolu ile al faiz)
ribâ : faiz, borç olarak verilen para veya mala karşılık alınan kâr, fazlalık; veya iş ya- hut ticaret için verilen sermayenin zararına katılmadan yalnız kârına ortak olup elde edilen kazanç. (Faizin her çeşidi İslâmda ha- ramdır) (muzaaf ribâ: bileşik faiz, ana borca mad- katılan faizin faizini de alma veya süre uzatı- cları mında faiz oranını da arttırm yolu ile alınan faiz)
ra için alınan ve şer'an haram olan kår. Fa Izin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yl yeylm'dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları daha büyük bankalarda toplanıp, büyük yekünlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından falzle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edilen (üretilen) malların flatina masraf olarak bu falz eklenir. Böylece malların flati falz yüzünden %50 civarında, veya daha fazla artar. Bu malı satın alanlar, ödedikleri flatla birlikte vaktiyle yatırımcının ödediği faizi kendi leri ödemiş olurlar. Böylece tasarruf sahipleri bankadan aldıkları falzden çok daha fazlasını bu malı satın almakla geri ödemiş olurlar. Ayrıca fi atların yükselmesiyle dar gelirlilerin haklarına te cavüz etmiş olurlar. Çalışmadan para alıp vermek- le zenginleşen bir zümrenin türemesine de sebep olurlar. İslâm, faizi haram kılmakla bu haksızlık- ları önler. (Bak: Riba) *Taşan, dolan.
فائز FAIZ: (Fevz. den) Dilediğine eren. Başaran. Korktuğundan kurtulan. Üstün gelen. Necat bulan. *Kapının üstündeki eşik. Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lugat sy. 260.
RIBA: Tartısı ve ölçüsü bel- olan bir malı aynı cinsten daha fazla olan bir mal le, bir karşılığı olmaksızın, peşin olarak veya vere- slye değiştirmektir. * Fâiz. * Muâmelede meşru miktardan tecavüz. * Bir şeyin artması, çoğalması. Verilen borç para veya mal karşılığında kâr iste- yip zarara ortak olmamak suretiyle hâsıl olan ha- ram kazanç. (Bak: Fâiz)
Ja, Ribâ-i fazl Tartılan veya öl- çülen bir cins eşyanın kendi cinsi karşılığında fazla- sıyla satılması. Meselâ : Bir kilo buğdayı aynı cins bir kilo yüz gramla değiştirmek gibi. -
sızlığın ve bütün ihtilälâtın menşei iki kelimedir. Birisi: "Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne..." "İkincisi: "Sen çalış, ben yiyeyim.." Bu iki kelimeyi de idâme eden; cereyan-1 ribâ ve terk-i zekâttır. Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devâsı var ki; o da vucüb-u zekâttır. İkinci keli- menin devası hürmet-i ribadır. Adâlet-i Kur'âniye âlem kapısında durup ribâya: "Yasaktır, girmeğe hakkın yoktur" der. Beşer bu emri dinlemedi, bü- yük bir sille yedi. Daha müdhişini yemeden dinle- meli. M.)
(Ribânın kab ve kapıları olan bankaların nef'i, beşerin fenâsı olan gâvurlara ve onların en zâlimlerine ve bunların en sefihlerinedir. Alem-i İs- lâm'a zarar- mutlaktır. Mutlak beşerin refahi naza- ra alınmaz, zirâ gâvur harbi ve mütecâviz ise, hür- motriz
1) Ben tamamen Allâme Muhammed 'ül-Fahrî'nin fikir- leriyle müttefikim. Ona göre: «Islâmî yapının temel taşını teş- kil eden liberal sisteme faiz, tam manasiyle zıt bir istikamet- tedir.»
2) İslâmın basit faizi değil sadece mürekkeb faizi yasak- ladığı şeklinde bir telâkki tamamen yanlıştır. Aksine İslâmda, nisbeti ne kadar düşük olursa olsun her nevi faiz menedilmiştir.
3) Bugün umumiyetle câri kapitalist cereyanların tesiri al- tında birçok kimse, günümüz bankacılığının ticarî ve sınaî ha- yatı desteklediği esbabi mucibesiyle, faizin meşru olduğunu id- dia etmektedir. Bu, tamamen yanlış ve çürük bir iddiadır. Ha- kikatı söylemek icab ederse, mezkûr banka faizleriyle, Sahukar
tefeci) faizleri arasında hemen hemen hiç bir fark yok, derecede ki, ödünç para vermeyi eskiden sanat edinmiş Ya lilerin varmak istedikleri gaye ve maksatlarla bugünkü arın gaye ve maksatları birbirinin aynıdır.
4) Bir takım sebebler göstererek, Banka faizlerinin mey ruiyetini iddiaya kalkışmak, Islamın vazettiği temel prensible den sapmak ve Kur'ân'da yer alan gayet açık ve müphemiye ten uzak hükümlerden vaz geçmek demek olacaktır. Buna g bizim vazifemiz, faiz hakkında İslamın getirdiği temel kade hükümleri mümkün olduğu kadar açık olarak göstermek ve ik tisadi zafiyetimizi bu nevi hiylei şer'iye kabilinden yollarla tet cihetine sapmamak olmalıdır. Ben ne bir Islám tetkikleri m tchassisi ve ne de İslâmın dolaşık ve düğümlü bir meselesi rinde bir hal şekli vazedecek kapasiteye sahip bir müctehidim Ancak şunu şahsen ifade etmeliyim ki, Bankalara yatırdığımız paralar yoluyla elde ettiğimiz her nevi gelirler, faizle aynı s viyededir ve birdir. Yine şurası iyice anlaşılmalıdır ki, bizler Müslüman olarak faize asla girmemeliyiz. Şayet müsaade edip ona el uzatacak olursak, Bankalarda toplanacak olan paralar, İslâmî fayda, menfaat ve gayeler dışında da kullanılabilecekler- dir. Binaenaleyh bu suretle bugünkü bankalara yatırılmayacak olan meblağları şahsi ihtiyaçlarımızda değil, hayır ve umuma fayda getiren milli menfaatlara uygun faaliyet ve işlerde kul- lanmamız gerekecektir. Fakat böyle yapılması sonuna kadar sa- vunulamasa bile içinde bulunduğumuz cemiyet şartlarının akıp içinde Islami esaslara uygun surette tesis edilip teşkilatlandırı lacak olan bankalarda bu meblağları toplamak zaruret olacak- tır. Bu gaye göz önünde tutularak kurulacak olan İslâmî ban- kaları ve İslâmî bankacılığın esaslarını daha ilerde izah edece ğiz.
Öyle cesetler ki, bütün damarlariyle toprak olmuşlardır.
(Öldükten sonra cesetlerin bütün parçaları çürüyüp toprak olur. Cenab-ı Hak tarafından o toprakların eskisi gibi cesedin uzvu hâline gelmesi için ferman gelir, o toprak hemen her ne uzuvdan toprak ol- du ise o uzvun hâlini alır. Toprak olan kemik yine kemiğe, toprak olan sinir yine sinire, toprak olan damar yine damara döner. Toprak olan deriler yine deri haline gelir. Toprak olan kıllar da kıllaşır. Diş- ler, diş olur. Böylece vücuddan meydana gelmiş bütün topraklar va- kit geçirmeden eski uzuvları hâline döner, bir araya gelir. Ceset, ilk ceset gibi olur.)
(Ey Allah'ım, Sen'in «Ol!..» diyen fermanınla toplanan ceset- lerin itâatleri hürmetine ben de Sen'den niyaz eder, dilerim.)
Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun; Onun hesabına birçok hurafe uydurdun. Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya, Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya.
Hayır, hayal ile yoktur benim alış verişim; İnan ki her ne söylemişsem görüp de söylemişim, Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek; Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek."
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... Âdem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile! Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir; Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir; Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan... Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!
Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun. Yıktın da dini mübini (apaçık din yerine) yeni bir din kurdu Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı. Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.
ibret olmaz bize her gün okuruz ezberde yoksa bir maksat aranmaz mı ayetlerde? lafz-1 muhkem yalnız anlaşılan Kuran'ın çünkü hiç kimse farkında değil mananın
ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına indirilmemiştir Kur'an hakkıyla bilin ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!
İçki ve Sigara ya, eğitimin iki katı para harcadığımız açıklandı. 14 Kasım 2005. Açıklamalı Yorumlu Kronolojik Kültür Sanat Tarih Ansiklopedisi (7007 Yıllık Dünya Tarihi) Cilt. 4.Oğuz Cetinoglu Ekim Kasım Aralık sy. 3131.
yuksel19 Temmuz 2023 01:33 Asr süresi esir maddesine yemin etmekle buluşların icatlarin bu maddede yogunlasarak meydana getirebileceğini Kur'an i Kerim de Yazmaktadır Asr kürt cede esir olarak yazılmaktadır
Burada Hz. Ömer'in bir ön uyarısını nakletmek istiyoruz. Ab dürrezzak İbni Hemmâm'ın (ö. 211/826) Mûsannefinin iki yerin- de (VII, 330 ve XI, 412) Hz. Ömer; recm cezâsını, deccâli, havzı, kabir azâbını ve mü'minlerin cezâlarını çektikten sonra cehennemden çıkacaklarını inkar edecek, bunların olmadığını ve olmayacağın ileri sürecek birtakım insanların türeyeceğini söyleyerek ta o gün den müslümanları uyarmıştır. O halde bu konularda inkâra daya iddia sahipleri suçüstü (cürm-i meşhûd halinde) yakalandıkları bilmelidirler.
Yüzyılların adam sende yönetimlerinin deviet yapısında oluşturduğu yaraları iyileştirmek için, harcanacak çabaların en büyüğünü kuşkusuz bilim yolunda göstermemiz gerekir. (1921)
340
Gerçek ortaya çıkınca, yalan ortadan kalkar. (1924)
Rabbimizden bizlere tam bir müslüman uyanıklığı vermesini, bizleri ve gelecek nesillerimizi şeytanın ve şeytanlaşmış insanla- rin şerrinden korumasını dileriz. Riyazu's Salihin Imam Nevevi Kampanya Kitaplari cilt. 7.sy.143.
yırlıdır. Bunun içindir ki Resûl-i Ekrem başka bir rivayette: «Ölümü temenni etmeyin.» buyurmuştur. Hatta ölüler bir kerre şu cihana dönüp de bir şehådet getirecek kadar zaman hayatta kalmağı candan arzu ederler. Çünkü bu sayede ebedi azabdan kurtarmış olurlar.) Ancak ölüm döşeğine yatan mü'min'e rahmet melekleri gelip kendini cennet ile müjdelerler. İşte bu müjdeyi alan kimse o anda ölümü arzular. Çünkü bir an önce müjdelen. diği makâma ulaşmak ister. Kâfire de bu anda azâb melekleri ge lip cehennem ve azâbiyle korkuturlar. Elbette bu vaziyette o adam ölmeği sevmez. (Geri dönüp tövbe ederek iyi ameller işlemek is. ter fakat vakit geçmiş ve fırsat elden çıkmıştır.) İşte, Allahu Te âlâ da bu adamı sevmez.» buyurmuş ve ölümü sevip sevmeme- nin ölüm âni ile kayıtlı bulunduğunu beyan buyurmuştur. Yine Nesei'nin Ebû Hureyre (r.a)den rivâyetinde, Resûl-i Ekrem (S.A. V.): «Mü'min bir kula ölüm ânında rahmet melekleri beyaz bir ipek ile gelirler ve mü'minin ruhuna : «Sen râzı, Rabbın da sen- den râzı olduğu halde bu bedenden, gazabli olmayan Allâhu Tea- lâ'nı rahmetine ve huzuruna, çık.» derler. O rûh da misk gibi güzel bir koku ile bedenden ayrılır. Hatta o kadar güzel bir ko- kusu vardır ki melekler onu ellerinde dolaştıra dolaştıra gök ka- pılarına kadar giderler. Oradaki melekler de bu kokunun güzelli- ğinden bahseder ve nihâyet mü'minlerin ruhlarının toplu bulundu. ğu yere bu ruhu iletirler. Onlar ise bu rûhu görünce, yitiğini bulan bir insan gibi sevinirler ve : «Filancı ne oldu, ne yapıyor?» diye so- rarlar. İçlerinden ba'zıları da : «Bırakın onu o, bedenden yeni ay- rılmış, yorgundur; sorup durmayınız.» derler. Nihâyet kendisi ce- vap verir ve «Sorduğunuz adam öldü, size gelmedi mi?» der. Onlar da onun cehennem'e gittiğini anlarlar. Kâfir, ölüm döşeğine yattığı vakit azâb melekleri bir pala getirir ve : «Allah'ın gazabı üzerine olduğu ve sen de memnun olmadığın halde Allâh'ın azâ- bına gitmek üzere bu bedenden ayrıl.» derler. Lâşe gibi, pis bir koku saçarak bedenden ayrılır ve yerin kapısına götürülür. Orada- kiler: «Bu ne pis kokudur.» derler ve onu kâfirlerin ruhları ara- sina alırlar.» buyurdu. İşte böylece mü'min, ölümüne sevinir ve Allah'a ulaşmasını sever.
Rivâyete göre Rebâh'ın oğlu Bilal ölüm döşeğine yattığı vakit başı ucunda bulunan ailesi çığlık kopararak bir «Ah» çekdi. Bila âilesine bakarak «Ah deyip tasalanma,ne mutlu bana deyip sevin Zira ben şu anda iki divar arasında sıkışık durumdayım. Halbuk yarın dostlarım, Hz. Muhammed (S.A.V.) ve onu Ahiret Günü Abdülkadir el-Hac Mutlaku'r-Rahbavi Güven Matbaası 1970 sy. 11.
Ebû Leheb'in karısı Hz. Ebû Bekir'den Peygamberimizi sordu. (M.) 161:19. Mektup, 15. işâret
Fetih Sûresinin son âyeti Hz. Ebû Bekir'in en meşhur vasfina işâret ediyor. (L.) 36:7. Lem'a, 5. si. Hz. Ebû Bekir dinden dönen Necid halkını zîr ü zeber etti. (M.)
352:28. Mektup 6. mes. 1. nükte
Hz. Ebû Bekir halifeliğe daha layıktı. (L.) 28, 30:4. Lem'a 4. nük.
Hz. Ebû Bekir hicrette Peygamberimizin arkadaşıydı. (M.) 150,
Hz. Ebû Bekir niçin az hadis rivâyet etti? (M.) 132:19. Mektup,
10. işâret Hz. Ebû Bekir şahsî kemâlat ve verâset-i nübüvvet vazifesiyle
Hz. Ali'den daha fazîletliydi. (L.) 30:4. Lem'a, 4. nükte
Hz. Ebû Bekir Tebük Gazâsında Peygamberimizden duâ etme sini istedi. (M.) 124:19. Mektup, 8. işâret Hz. Ebû
Bekir, "Ya Rab! Vücudumu öyle büyüt ki, Cehennem de başkasına yer kalmasın" dedi. (E.L.) 2:121; (S.) 711:konf. Rıza'nın Hz. Ebû Bekir ile ilgili rüyâsı. (S.T.) 19:Parlak fıkralar FIHRIST/182
Benden sonra hulefa, hulefadan sonra umera, umeradan sonra melikler, meliklerden sonra Cebabire, Cebabireden sonra ise Ehli Beytimden bir kimse gelir de, O yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan sonra da "Kahtani" gelir. Beni gönderen Zata kasem ederim ki, O, diğerlerinden aşağı değildir. Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Kays (r.a.) Sayfa: 518 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
(Allâhumme innî es'elüke hayrel mes'eleti ve hayredduâi ve hay Fennecâḥi ve hayrel ameli hayressevâbi ve hayrel hayâti ve hayr memâti ve ve sebbitnî ve sakķil mevâzinî ve hakkik îmânî verfe' dere cetî ve takabbel šalâtî vağfir hatîetî. Ve es'elüked-derecâtil ulâ mine cenneti, âmîn.)
ـمَّ وتَقَبَّلْ حَسَنَاتِي وَ اَسْتَلُكَ الْعُلَى مِنَ الْجَنَّةِ (Allahumme innî es'elüke fevâtihel hayri cevâmiahu ve evvelehu ve âhirehu ve recâtil ulâ minel-cenneti. zâhirehu ve bâtinehu, ved ve havâtimehu
Allahumme inni es'elüke en tübârike li fi sem'i ve fi basari w ruhi ve fi halkî ve fi mahyâyi ve fî memâtî ve fî amelî. Allâhumme ve takabbel hasenâtî ve es'elükel-ulâ minel-cennet
YANITLASİL
yuksel21 Temmuz 2023 23:48 İMAN İLE İLGİLİ DUÂLAR
İmanla ölmek için bu duayı akşam sabah okumak icabeder. Çünkü insanın en büyük saadeti imanla ölmektir. En büyük devlet iman devletidir. Para dünyada insanın sermayesi olduğu gibi, iman da ahiretimizin sermayesidir.
Hele insanın son nefesi çok mühimdir. Kelime-i Şehadet ile öl- mek, imanı muhafaza ederek emaneti sağlam olarak Hakk'a teslim etmek, ne büyük bir mürüvvet ve ne mutlu bir devlettir. En büyük sermaye imandır. İşte bu duayı devamlı okuyan insan, Allah'ın emri ile imanla çene kapatacaktır. Allah cümlemize iman nasip eylesin, âmin.
YANITLASİL
yuksel21 Temmuz 2023 23:51 Mecmuatu'l Ahzab Büyük Dua Kitabı Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Bahar Yayınları sy. 102.
(Haššantü nefsî ve ehli ve men hadaraní ev gåbe annî bil hayyil- la yemûtü, vel-ce'tü zahrî fi hifzi zâlike lil Hayyil Kayyúmi. Ve bahtü fi civârillâhillezî lâ yurâmü velâ yüstebâhu ve fi zimmetihi ve manihillezî lâ yuḥferu damânun indehu. Festemsektü biurvetillähil ská, Rabbi ve Rabbis-semâvâti vel-ardi lâ ilâhe illâ hüve, fettehizhu kilen.
Tevekkeltü alellâhi ve'tašamtü billâhi ve fevvedtü emri ilellâhi, mel kâdiru Allâhu. Fellâhu hayrun hâfizan ve hüve Erhamur- himin. Ve šallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve bihi ve sellim adede halkihi ve ridâe nefsihi ve zînete arşihi ve dâde kelimâtihi.
Lekad câeküm Resûlün min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm aršun aleyküm bil mü'minîne raûfun rahîm. Fe in tevellev fekul has- yellahu lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbil arşil im.) Bu büyük vird, zararları def için ve menfaati çekmek için okunur.
Her sıkıntı ve her bela karşısında bu dua okunur. Ağrı sızı anında da
kunur.
Büyük bir duadır. Gece gündüz okunmalıdır. İnsan kendisini ko- rumak ve belalardan sakınmak için bu duayı devamlı okumalıdır. Çünkü mazarrat (zararlar, kötülükler) anında buna devam eylemek çok faydalıdır. Her insan sıkıntıya kalabilir, ancak sıkıntıdan kurtulma- yegane çaresi bu duayı ihlasla okumaktadır. Her Akşam ve Yatsı arası, her Sabah Namazı'ndan sonra bu duaya devam eylemek lazım-
duaya gece gündüz devam etmelidir. Bu vesile ile Allah'ın rızasına Müslüman evvela Allah'a tam manasıyla sarılmalı, hem de bu kavuşmalıdır.
Gaybı ancak Allah bilir. Herhalde bunlar, kıyamet yaklaştıkça şerrin iyice artması neticesinde vukū bulacak alametlerdir. Ebediyet Yolculuğu Ölüm /Kabir /Kıyamet ve Ötesi sy. 203,204.
Ankara Savaşı'ndan sonra yıkılacak olan Altinorda'nın devami Kırım Hanlığı olur. Geleneksel devletlerde kültürün etkisi baskındır. Osmanlı'da "Hanedan-ı Ali Osman" Osman Gazinin soyu "kut" yani Allah'tan dünyayı yönetme gücü
almış, baht sahibi olarak kabul edilirdi. Bununla birlik- te Cengiz soyu da kut sahibi kabul edilir ve bu yüzden büyük önem taşırdı. Osmanlı'da erkek çocuk doğmasa, soy kesilse, taht Kırım Hanı'nın hakkıdır. Çünkü onların soyları da kutludur. Osmanlı kaynaklarında Cengiz soyu bu açıdan muteberdir. O kadar ki; tüm paşalar, krallar huzura çıktığı vakit Sultanın eteğini öperken; Kırım hanları el öpme hakkına sahiptiler. Fatih ile beraber Osmanlı'ya bağlanan Kırım Hanlığı; II. Viyana Kuşatması'nda vazi- felerini yerine getirmez ve duygusal bir sebepten ötürü düşmanın önünü kesmeyerek Osmanlı ordusunun iki ateş arasında kalmasına sebep olurlar.
Vazifeyi Terk Kendine ve İslam'a İhanettir
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın emrine rağmen Kırım Hanı; Leh ordularını durdurmaz ve geçişine izin verir. Vi- yana'yı fethetmeye yakın olan ordu arkadan beklenmedik bir baskın ile sarsılır ve iki ateş arasında kalır. Bu hadisenin etkisi bugün de devam etmektedir. Bozgundan sonrası Osmanlı, Kırım ve âlem-i İslam için duraklama, gerileme ve hayatta kalma mücadelesi olacaktır. Dün Osmanlı'ya şu ya da bu sebepten karşı duran, altını oyan hangi teşekkül varsa bugün Türkiye'den daha vahim halde; yok olma teh- likesiyle karşı karşıyadır. Gün; tekerrürü önleme, tarihten ilhamla aleme yeni bir nefes olma günüdür.
Yadında değil doğduğu, ter döktüğü toprak; Yadında kalan hâtıra bir şey, o da ancak: Gökten ona "yüksel!" diyen ecdâd-ı şehîdi! Artık o da yükseldi, fakat yerde umidi: Bir böyle şehîdin ki mükâfatı zaferdir, Vermezsen Ilahi dökülen hûnu hederdir!
Aklında değil doğduğu, ter döktüğü toprak; Onun aklında kalan tek hatıra var, o da ancak: Gökten ona "yüksel!" diyen şehit ataları! Artık o da yükseldi, fakat ümidi yerde kaldı: Böyle bir şehidin ki mükafatı zaferdir, Vermezsen, Ilahi, dökülen kanı boşa gidecektir!
remi sebebi ile olan hediyelerdir. Netekim Hak Sübhanehu ve T Kuran-1 Azimüşşan'ında azamet ve celâl ile şöyle buyurmuştur
ب لمن يشاءُ إِنَانَا وَيَهَبُ مِنْ يَشَاءُ الذُّكُور اوزو بهم ذكرانا وانا نا
Yehebu limen yeşau inâsen ve yehebu limen yeşaâz züküreb yüzevvicuhüm zükranen ve inâsen. (Şûra sûresi, âyet: 49-50). (<«<Allah» dilediğine kız evlât, dilediğine de erkek evlât verir.
hut hem kız, hem erkek ikiz olarak evlât bağışlar.) İbn-i Abbas (R. Anh) Hazretlerinden rivayet edilmiştir ki, -
Teâlâ Ådem (A.S.) 'a hitap edip: Seni kim yarattı? diye buyurduğu zaman o da:
-Yarabbi, Sen yarattın! dedi. Hak Sübhânehu ve Tellà:
Senin Rabbin kimdir? diye sorduğu zaman da Ådem (AS)
- Yarabbi, Sen'sin! dedi. Bundan sonra yüce yaradan on:
Yà Adem, bana secde eyle! diye ferman buyurdu. Adem (AS) da o anda secde kıldı. Ve sonra Hak Sübhanehu ve Teâlâ şöyle b yurdu: - Yâ Ådem! Senden ahit isterim. Öyle kuvvetli ant olsun b
sevgi ve muhabbetin devamına sebep olsun. Adem (A.S.) a bu söz canından tatlı geldi. Sonra Cennet'ten leklerle Hacerül Esved getirildi. Bu, mübarek taş sütten beyar ve f neş gibi aydınlık verirdi. Berraktı. Yakut ve elmastı. Sonra Adem .S.) bir yıl Haccını tamamladı. Arafat dağı ardında Vâdiyi Numan nilen yerde uykuya vardı. Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri Ad (A.S.) 'ın arkasını meshetti. Adem nesilleri evlâttan evlåda üred türedi. İki kısım oldu. Bir kısmı sağında idi ki ona Sağ Ashab hab-i Yemîn derler. Bir kısmı solunda idi ki ona da Sol Ashab- hab-ı Şimâl derler. Ådem (A.S.) uykusundan uyandı. Sağında d kişileri nurlar içinde gördü. Cebrail (A.S.) 'a: Bunlar kimlerdir! diye sordu.
Cebrail (A.S.):
-Bunlar sağ taraf ashabıdır, Ashab-1 Yemin'dir. Bunlar Cen ehlidir! dedi. Adem (A.S.) sonra soluna baktı. Karanlıklar kinde kişileri gördü. Cebrail (A.S.) 'a sordu:
Ya bunlar kimlerdir. O da: Bunlar Sol Ashabıdır, Ashab-ı Şimaldir. Bunlar da cehennem
ehlidir! dedi. Sağında olan kişilerin en önünde bulunan Fahr-1 Ålem
ve Veled-1 Beni Adem Hazret-i Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sel- lem idi. Yine gökten bir hitab geldi: Ey Muhammed, seni kim yarattı? Hazret-i Muhammed (8.A. V.) de:
Yarabbi, Sen yarattın! dedi. Ilahi hitap yine:
Öyleyse secde eyle, sidkina delil olsun! diye buyurdu. Hazret-i Muhammed (S.A.V.) de secde kıldı. Sonra ilâhi hitap yeniden şöyle dedi:
Senden misak aldım. Elini Hacerül Esved'e koy. Fahr-i Ålem (S.A.V.) mübarek elini o kutsal taşa koydu. Sonra Nuh (A.S.)'dan başlanılarak bütün enbiyânım hepsinden misak ahdi
alındı. Sonra onlara da şu ilâhî hitap geldi: - Bu Abdullah oğlu Muhammed benim peygamberimdir. .Âhır zamanda onu göndereceğim resûl kılacağım. Adını kitaplarda anaca- am. Ona iman getirip yardım eder misiniz.
Bunu bütün peygamberler kabul ettiler. Sonra o taş Kâbe'ye ko-
nuldu. Kâfir olanlar elleriyle ona yapışınca o taş kapkara oldu. Bunun için adına Hacerel Esved Kara Taş denildi. Sonra bütün zürriyet- lerden misak andı istendi ve ilâhî hitâb şöyle buyurdu: Bana secde kılın.
Ademoğullarının bir bölüğü secde etti. Bir bölüğü ise secde et- mediler. Secde edenler secdeden başlarını kaldırdıkları zaman Ådem oğullarının bir kısmının secde etmediğini görünce onlar da iki bölüğe ayrıldılar. Bir bölüğü yine secdeye kapandılar.
Allah'ımız, Sana şükürler olsun! dediler. Bir kısmı ise ilk sec- de ile kaldılar. Secde etmeyen bu bölük de ikiye ayrıldı. Birinci bölük- tekilerin yeniden secdeye yatanlarını görünce onlar da ikinci secdeye vardılar. Bir kısmı ise inat ederek secdeye varmadılar. Durdular. İki secdeye varanlar İslâm üzere doğup büyüyenler ve İslâm üzere ölen- lerdir. İlk önce secdeye varıp sonra secde etmeyenler ise İslâm üzere doğup ve İslâm yolunda büyüyüp -Allah esirgesin- küfür ile ölen lerdir. O ilk secdeyi de etmeyenler ise kâfir doğup kâfirlikle ölenler dir.
Hazret-i Adem (A.S.)'ın ömrü beş yüz yıla varınca evlatları ço aldı. Rivayet edilmiştir ki Hazret-i Havva (R. Anhá) yüz elli kere ev tlarına gebe kaldı. Her doğumda bir erkek ve bir kız doğurdu. An
Hangi kul ki, "La ilahe illallahül kerimül halim, sübhanellahi Rabbil arşil azim, Velhamdülillahi Rabbil alemin." dedi. O kimseye Cehennemi haram etmek Allahü Teala'nın üzerine haktır. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 183 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Kars, Ardahan ve Hatay'ı tek kurşun atmadan anavatana katan, Boğazlar sorunun halleden Atatürk, Musul'un alınmasını İnönü'ye vasiyet etti. İkinci Dünya Savaşı buna fırsat vermedi.
Namazı kasten, tenbelliği yüzünden terkeden, şiddetle, hattâ (vücu- dundan) kan çıkıncaya kadar döğülür ve namaz kılıncaya kadara hapsolu nur (1). Ramazan orucunu terkeden için de hüküm aynıdır. Namaz kılmayan ve oruç tutmayanlar öldürülmez; Ancak namazın veya orucun farz olduğu- nu inkâr eden veya bunlarla alay eden (kâfir olacağı için) öldürülür.
(1) Imam-ı Şafiî'ye göre, kasden namaz kılmayan kişi ceza olarak öldürülür. Imam-1 Maliki'ye göre ise kâfir olduğu için öldürülür. Bu cezalar namaz kılmayanın dünyaya ait cezasıdır. Ahirete gelince, eğer bu kişi Müslüman olarak ölürse namaz gibi önemli bir farzı terkettiğinden dolayı uzun ve ağır azablara müstehak olur. Peygamber Efendimiz, Kişi ile kâfir olmak arasında namazı terketmek vardır. (Kisi namazı terkedince kâfirliğe yaklaşmış olur) buyurmuştur. Nurul İzah ve Tercümesi Abdullah Aydın sy. 69.
geçmesi, . Insanların yüksek binalar inşa etmede yarışması Ilmin azalması ve cehaletin yaygınlaşması
.
⚫ Fitnelerin ortaya çıkması, öldürme hadiselerinin art
ması, servetin çoğalması,"1 . Zinanın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması,
kadınların çoğalıp erkeklerin azalması,42 İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük Müslüman or
dusunun birbiriyle savaşması," 43
. Emanetin ehline tevdi edilmemesi ve işlerin ehil ol-
mayanlara verilmesi."4
Sayılarını daha da çoğaltabileceğimiz bu rivayetlerin amacı, kıyametin vaktini belirlemek değildir. Bunlar, aile ve toplumlarda meydana gelen bozulma ve dejenerasyo- düzen kanunlarını ifade etmektedir.
na işaret etmekte, Allah'ın toplumlar için koyduğu sosyal
Bu tür olaylar büyük kıyametin yaklaştığı zamanda da bulunabilir, ancak hadislerde ifade ediliş maksatları bu t eden
değil, toplumların ölümüne (kıyamet-i vusta) işaret ilahi kanunların hatırlatılmasıdır.
37 Ibn Mâce, "Fiten", 25; Müslim, "Fitne", 1. 38 Ibn Mâce, "Fiten", 25.
39 Buhari, "Fiten", 25; Ibn Mâce, "Fiten", 25.
40 Buhari, "Fiten", 4, 25; Ibn Mâce, "Fiten", 26. 41 Buhari, "Fiten", 4; Müslim, "Fiten", 18; Ibn Mâce, "Fiten", 10
A babaya itaatin olmadığı, para pul görmemiş insanla birden bire zengin olarak ekonomiye hükmetmesi ve gisizlikleri sebebiyle de toplumun ahlâkını ve ekono- misini bozmaları, zina, içki, emanete hiyanet gibi toplu- mu içten çökerten ahlâksızlığın yaygınlaşması gibi sosyal kanunlara işaret vardır.
Nitekim Kurtubî, İbn Hacer ve Aynî gibi tefsir ve hadis alimleri de söz konusu rivayetleri bu çizgide yorumla- maktadır.45 Bu yorumu destekleyen önemli bir kanıt da şarihlerin, hadiste kıyamet alâmetlerinden sayılan iki büyük Müslüman ordusunun savaşmasından maksadın Hz. Ali ile Muâviye ordularının Sıffîn Savaşı'nda karşı
Bellfsizlik talllamen yok edilemez, sadece ortam nakkinda degerehe yapı- labilir ve sonra belki yönetilebilir. İstihbarat analizcilerinin işi ile ilgili gittikçe açıl hale gelinen aşama analitik görevler artık ikazdan (özellikle taktik ikaz) daha stra tejik ve sırlarla ilgilenmeye kaymaktadır. Analiz işine bilginin bittiği ve belirsizliğin kaçınılmaz olduğu yerden başlanır. Konunun anlaşılması için Carl Von Clausewit ile daha az bilinen çağdaş stratejist Antonie Hneri Baron de Jomini'nin istihbara anlayışları Tablo 3'de karşılaştırılmıştır. Jomini'ye göre, strateji belirli çözümler olan problemler serisidir ve matematiksel mantık stratejinin temel prensiplerinde çıkarılabilir55. Clausewitz'e göre tahmin edilemez olaylar savaşta kaçınılmazdır v muharebeler bu belirsizliği azaltır. Savaş, olasılıkların, iyi ve kötü şansın bir arac oynandığı bir kumardır56. Clausewitz'e göre belirsizlik ancak yönetilebilir ama ye edilemez. Savaş ve istihbarat üzerinde büyük bir sis vardır. Jomini'ye göre çoğu d ğerlendirmeler mümkün olan en iyi öngörüyü veya temel kanaatleri yansıtır. Or ya konan alternatif sonuçlar içinde en olası olanıdır. Yani mesela birkaç olası değ lendirme içinde analitik olarak en olası olanı bulmaktır. Clausewitz ise üç pren ortaya koyar. İlki emin olmak ve olasılık farklıdır, düşük olasılıkla olsa bile bazı doğru olabilir. Güven kadar bilginin içeriği de önemlidir
rulması için rejim restorasyonu metodu kullanılmaktadır. ABD'nin hegemonyasını sürdürme stratejisi 1980'lerden sonra "demokrasi projesi" uygulamaları ile daha örtülü bir görünüm kazanmıştır. Demokrasi, ABD Dış Politikasının ve hegemonya konseptinin siyasi boyuttaki en belirgin çatısı ve müdahale biçimi haline getirilmiş- tir. Amerikan demokrasi geliştirme anlayışı, elit tabakanın kontrolündeki politik sistemlerin emniyetini ve istikrarını değil, sivil topluma nüfus etmeyi ve geniş halk kitlelerini harekete geçirecek yerel elitleri ve mekanizmaları kontrol altında bulun- durmayı hedeflemektedir. Bu yeni tür müdahale projesi ile ulusal yöntemler, kısa devre edilerek, NGO-Vakfi-Enstitü-Sivil Toplum Örgütü gibi kurumlar aracılığı ile hedef ülkedeki iktidar ve kitlelerle doğrudan ilişkiye geçilmesi ve dışarıdan kontro- lü benimsenmiştir. Bu strateji, ülkelerin iç düzenlerinde toplumla devlet arasına gi- ren bir örgütlenme, kurumsal ve bireysel bir ağ oluşturarak, devlet egemenliğine paralel bir egemenlik kurmayı amaçlamaktadır.
Gelişme projesi de demokrasi projesi gibi örtülü amaçlara hizmet etmekteydi. Soğuk Savaş sırasında ülkeleri ekonomik yollarla elde ederek nüfuz ve stratejik avantaj sağlamaya yönelik güvenlik projeleri konsept olarak bazı ülkeleri "geliş- mekte olan ülkeler" olarak tanımlayan "gelişme modeli"ni seçtiler. IMF ve Dünya Bankası, borçlu hükümetlerin ekonomilerini yeniden düzenlemekte ve bu ülkeleri borçlarını geri ödemeye zorlayan düzenlemeleri sıkı sıkıya takibe devam etmekte- dir. Ekonomilerini dışa açmaları sadece sanayileşmiş ülkelerden ve çokuluslu şir- ketlerden; işlenmiş ürün, hizmet ve gıda maddesi ithalatını arttırdı. Böylece, özel- leştirme ya da kısa vadeli yabancı sermaye akışıyla dahi kapatamayacakları öden- mesi çok güç bütçe açıkları oluştu. Amerikan hegemonyası olarak tanımlayabilece- ğimiz bu sistem 1980'lerden sonra yavaş yavaş kabuk değiştirdi ve yeni bir döne- me girildi. Bazı ülkelerdeki borç krizleri (1980'den sonra IMF üyelerinin üçte ikisi mali kriz yaşadı), o ülkedeki toplumsal üretim ilişkilerinin, dış sermayenin daha fazla girmesi istenecek şekilde yeniden düzenlenmesini mümkün kıldı50, Yurtiçi mali düzenlemeler, yurtiçi üretim piyasaları ve gelişmiş yurtiçi işletmeler, bu şekil- de, Amerikan, Japon ve Avrupa şirketleri tarafından ele geçirilmeye hazır hale geti- riliyordu. Böylece "özelleştirme" küresel ekonominin başlıca özelliği haline geldi. Hegemonya iki işlev edindi; bir yandan düşük maliyetli malların piyasaya çıkması ve sermaye fazlasının tüketilmesi için geniş alanlar yaratılırken, diğer yandan ser maye fazlası devalüasyonunun maliyetinin korunmasız ve zayıf bölgelerin ve top- lumların sırtına yüklenmesinde bir araç vazifesi gördü. Dalgalanma ve sayısız kred ve likidite krizleri küresel ekonominin kaçınılmaz bir özelliği olduğu sürece, ser maye birikiminin başlıca merkezlerini korumak amacıyla hegemonya IMF gibi ku rumlar aracılığıyla bunları yönetmek durumundaydı. Wall Street-Amerikan Hazine si-IMF kompleksi, Avrupa ve Japon makamlarıyla birlikte bunu başarıyla yürütmek tedir.
Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile blok düzeni dışında serbest kalan veya yeni orta ya çıkan pek çok ülke; siyasi, sosyal ve ekonomik olarak kabuk değiştirirken, Ame
50
David Harvey, Yeni Emperyalizm, Everest Yayınları, (Istanbul, 2004), 57
rika artık modernizmin öncüsü ve Batılı demokrasi, kültür, kalkınma ve sosyal du- zen örneği olarak insanlığın yegane sosyal laboratuarı olma konumuna erişmişti. İnternet erişiminin ve uydu haberleşmesinin hızla yaygınlaşması da dünyanın sos- yal öncüsü olarak Amerika'nın küresel etkisinin bir göstergesi idi. İletişim teorisi, hegemonyaya özellikle ABD değerlerinin yaygınlaştırılması bakımından kültürel alanda yardım etti. Kültürel yayılma, dünyanın genelinde hegemonya kurma müca- delesinde önemli bir silah haline geldi. Hollywood, Popüler müzik, kültürel tarzlar, hatta medeni hakların savunuculuğu gibi tüm siyasi akımlar, Amerikan tarzını taklit etme arzusunu şiddetlendirmek üzere seferber edildi. ABD, dünyanın diğer kısmını, barış ve refahın biçimlendirdiği ebedi bir uygarlığa katma gücüne sahip bir özgür- lük savaşçısı olarak yansıtıldı. Amerikan kaynaklı küresel kültürel devrim, dün- yadaki genç nesillerin neredeyse tamamının törelerini, kültürel değerlerini, cinsel yaşantılarını, kişisel zevklerini ve bireysel maddi beklentilerini yeniden tanımla- maktadır. Özelikle kentlerde yaşayan yeni nesil giderek daha fazla ortak tutkuya, eğlence alışkanlıklarına ve mal edinme dürtüsüne sahip hale gelmektedir. Amerikanın bu çekiciliği bir kültürel ayartma aracı haline gelmiştir. Sonuçta Ame- rika eğitimde ve idari becerilerde olduğu kadar film, popüler müzik, internet, mar- kaların bilinirliği, mutfak, dil ya da kısaca bilim adamlarının Amerikan hegemonya- sının "acıtmayan gücü" dedikleri alanların tamamında kültürel hakimiyetine hizmet etti.
ABD askeri müdahaleleri hegemonyacı vizyonunun görünen yüzüdür. Amerikan dış politikasında ve siyasasında, iş dünyasının ihtiyaçlarını, istila ve sömürgeleş- tirme yerine diplomasi yoluyla gerçekleştirilen hegemonik ilişkiler ağı içinde sağ lamak esas olmuştur. Dış ve uluslararası kurumsal düzenlemeler hegemon devlet gücünün de yardımıyla, mübadele ilişkilerindeki eşitsizlikleri hegemon gücün yara- rına sürdürmek üzere kullanılmaktadır. Serbest ticaret ve dışa açık sermaye piyasa- ları, liberal dünya içindeki ticaret, üretim, hizmet ve finans sektörlerine hakim olan gelişmiş ülkelerde üslenen sermaye güçlerinin çıkarına hizmet eden başlıca araçlar haline gelmişlerdir. Dolayısıyla, ABD'nin (ve daha az ölçüde Avrupa'nın) gücünü ar- kasına alan IMF ve DTÖ gibi örgütlerin kurumsal baskılarıyla tüm dünya piyasala- rını dışa açılmaya zorlamak, korumacı duvarlarını yıkmak istemeyen ülkelere de kendi devasa pazarını kapamak hegemonyanın başlıca aracı haline dönüşmüştür. Geleceğe umutla bakan ülkelerin "demokratik" programlar çerçevesinde umutları sönmekte ve ülkeler gizli ya da açık işgale uğramaktadır. Yeni işgal süreci günü- müzde tankla, topla, tüfekle değil içi para dolu bond çantalar, siyah takım elbiseler- le ile gerçekleştirilmektedir. Yumuşak güç diye tanımlanan bu sürece dünya geneli- ne yayılmış binlerce sivil toplum kurumunun katkısı çok önemli yer tutmaktadır.
Serge Guilbaut, How New York Stole the Idea of Modern Art, Çev. A. Goldhammer, University of Chicago Press, (Chicago, 1985), 53.
Bellfsizlik talllamen yok edilemez, sadece ortam nakkinda degerehe yapı- labilir ve sonra belki yönetilebilir. İstihbarat analizcilerinin işi ile ilgili gittikçe açıl hale gelinen aşama analitik görevler artık ikazdan (özellikle taktik ikaz) daha stra tejik ve sırlarla ilgilenmeye kaymaktadır. Analiz işine bilginin bittiği ve belirsizliğin kaçınılmaz olduğu yerden başlanır. Konunun anlaşılması için Carl Von Clausewit ile daha az bilinen çağdaş stratejist Antonie Hneri Baron de Jomini'nin istihbara anlayışları Tablo 3'de karşılaştırılmıştır. Jomini'ye göre, strateji belirli çözümler olan problemler serisidir ve matematiksel mantık stratejinin temel prensiplerinde çıkarılabilir55. Clausewitz'e göre tahmin edilemez olaylar savaşta kaçınılmazdır v muharebeler bu belirsizliği azaltır. Savaş, olasılıkların, iyi ve kötü şansın bir arac oynandığı bir kumardır56. Clausewitz'e göre belirsizlik ancak yönetilebilir ama ye edilemez. Savaş ve istihbarat üzerinde büyük bir sis vardır. Jomini'ye göre çoğu d ğerlendirmeler mümkün olan en iyi öngörüyü veya temel kanaatleri yansıtır. Or ya konan alternatif sonuçlar içinde en olası olanıdır. Yani mesela birkaç olası değ lendirme içinde analitik olarak en olası olanı bulmaktır. Clausewitz ise üç pren ortaya koyar. İlki emin olmak ve olasılık farklıdır, düşük olasılıkla olsa bile bazı doğru olabilir. Güven kadar bilginin içeriği de önemlidir
2533- Bir kaza veya kasaba ki, içinde had (şer'î ceza), cuma ve cemaat yoktur. İşte orası, cehennem ağıllarından bir ağıldır. Çocukları kötürüm, gençleri şeytan, yaşlıları cahil olurlar. İçlerindeki mü'min leşten daha fena kokar.
الرفْقُ رَأْسُ الْحِكْمَةِ (القضاعي والخرائطي في مكارم الاخــــلاق عــــن
حار عن عمر 799- Kıyamet olunca, dünyada üzüntü, sıkıntı ve hastc çekmiş insanlar getirilecek, onlara amel defteri dağıtılmayacak,om için mizan kurulmayacak ve kendilerine sırat köprüsü de konmayac bilakis üzerlerine ecir ve mükafat döküldükçe dökülecek (sorgusuz sualsiz cennete girecekler).
واللين أخوه والصَّبْرَ امِيرُ جُنُوده (الحكيم عن ابن عباس) *
2013- Sana bir kaç haslet öğretiyorum, dikkat et. Çünkü Allah seni onlarla faydalandırır: İlim. Çünkü ilim mü'minin dostudur, hilim veziridir, akıl delili, mürşididir. Amel bakıcısıdır, rifk babasıdır, yumuşaklık kardeşidir, sabır ordusunun emiridir.
hakki, yani Allâh-u Tea اَلْحَقَّ ?Ve karıştırmayan, neyi (وَلَا تَلْبِسُوا) tarafından hak üzere indirilmiş olan âyetleri karıştırmayın, ne ile? ( bâtıl ile, yâni kendi uydurduğunuz asılsız şeylerle, daha ne yapmayın? ( ve gizlemeyin, burada (Ý) harf-i nâfiyesi hazfedilmiş (zikredilmemiş) tir. Binâenaleyh: (1,²Ý;) "Gizlemeyin" demektir. Neyi? (~~) hakkı, (*) .onun doğru olduğunu) bilmektesiniz) (تَعْلَمُونَ) ,halbuki siz
Akademisyen ve araştırmacı yazar Salt Yılmaz, Küresel Sermaye ve Türkiye adh kitabında hiçbir detayı atlamadan Küresel Sermaye'nin dünyadaki, ama özellikle ülkemizdeki oyunlarını leşifre ediyor. Şimdiye kadar gerçeklerle masallanın birbirine karıştığı e bu yüzden inandırıcılığımı kaybetmiş bir konu olan Küresel Sermaye, Bu sayede kendini çok iyi gizlemiştir. Sait Yılmaz, Küresel Sermaye'nin hem dünyada hem de Türkiye'de yıllarca izini sürdükten sonra üzerindeki sır perdesini kaldırıyor.
Bu kitapta, kendilerini dünyanın efendileri olarak gören ve dünya üzerinde olan biten her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda önlendiren işadamı, siyasetçi, bürokrat tayfasının asırlardır oynadıklanı kanlı oyunlar açığa çıkıyor.
Rothschildlerden Rockefellerlardan Soroslara, Koçlardan Sabancılardan Karamehmetlere, Mendereslerden Özallardan Tayyip Erdoğanlara bu efendilerin ve uşaklarının isim isim bağlantıları, örgütleri ve karanlık planlarını okuyacak, yaşamakta olduğumuz olayların anlamlarını keşfedeceksiniz.
Finanse ettikleri savaşlar yüzünden her din ve milliyetten milyonlarca insanın kanı üzerinden kazanılan servetlerin nasıl Küresel Sermaye'ye aktığını bu kitaptan öğreneceksiniz. Bu savaş devam etmektedir. Kazananı siz tayin edeceksiniz.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 85 1 Çoğu sekir veren şeyin azından da nehyediyorum. Hz. Amr ibni Sa'd (r.a.) 85 2 Allah (z.c.hz.) bir şeyi bir kula takdir ettiğinde, onu çevirecek hiçbir şey yoktur. Hz. Muhallet ibni Ukbe (r.a.) 85 3 Allah (z.c.hz.) kullara nikmet (musibet) murad ettiğinde, çocuklar ölür, kadınlar doğurmaz ve içlerinde rahmete şayan bir kimse yoksa başlarına belâ gelir. Hz. Huzeyfe ibni Yemani (r.a.) 85 4 Allah (z.c.hz.) bir kulu helâk etmek murad ettiğinde, önce ondan "haya" alınır. O zaman o kimse buğza lâyık olarak Allah'ın huzuruna mülâki olduğunda kendisinden "emanet" alınır. Ve hain tanınır. Böyle olunca "Rahmetten tard" olunur. O zaman lânete lâyık hale gelmiş olur. Ve o zamanda "İslâm hırkası" üzerinden alınır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 85 5 Allah (z.c.hz.) bir ev halkını sevdiğinde, aralarında mülâyemet kaim olur. Hz Cabir (r.a.) 85 6 Allah (z.c.hz.) bir kavmi sevdiğinde, onlara belâ musallat eder. Sabreden mükâfata nail olur, sızlanan da cezaya. Hz. Muhammed bin Lebid (r.a.) 85 7 Allah kulunu sevdiğinde, rızkını yetecek kadar verir. Hz. Ali (r.a.) 85 8 Allah bir kulu sevdiğinde, mescide kayyum eder. Sevmezse hamama hizmetçi eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 85 9 Allah, bir kula hayır murad ettiğinde, onu müptelâ eder. Ve ona meşgul olacak mal ve evlâd bırakmaz. (Kendisi ile meşgul eder.) Hz. Utbe (r.a.) 85 10 Allah (z.c.hz.) bir Peygambere bir geçimlik verdiğinde ve onu da ahirete aldığında, bu geçimlik, onun yerine geçenindir (halifenin). Hz. Ebû Bekir (r.a.) 85 11 Allah (z.c.hz.) kuluna bir nimet verdiğinde, o nimetin eserinin
ir yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an- laşmazlık vukû bulmuştu. Yahudi:
"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Kâ'b b. Eşref'e gidelim." dedi. Allah Teâlâ kitabında, yahudî ileri gelenlerinden olan bu Kâ'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü- nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti. O'nun yanından çıkınca münafık yahudiyi yakaladı ve:
"-Bunun hükmüne râzı değilim, Ebû Bekir'e gidelim" dedi. Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafik Ebû Be- kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattâb'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür- dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste- di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmis bulunmaktayım" dedi.
"-öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine:
"-Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve
kılıcıyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da: "-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahudi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hâdise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor- lar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbi sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikç iman etmiş olmazlar." (en-Nisâ, 60-65) âyet-i kerimeleri nâzil oldu
Cebrâîl (a.s) gelerek:
"-Ömer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (V
-Ey insanları Bir kişi hariç hepiniz cennetliksiniz» dese, o kimse ben olacağım diye korkarım.
-Ey insanlar! Bir kişi hariç hepiniz cehennemliksiniz» de- se, o kişi ben olacağım diye ümit beslerim." (Ibn Recep el-Hanbell, et Tahvif mine'n-nar, s. 15)
. Ömer (r.a) bir defasında Allah Teâlâ'nın huzurunda hesap vermenin zorluğunu düşünerek yerden bir saman çöpü aldı ve:
"Ah! Şöyle bir saman çöpü olsaydım, dünyaya hiç gelme-
seydim, anam beni doğurmasaydı, büsbütün unutulup gitsey-
dim" diye hayıflandı. (Ibn Sa'd, III, 360-361)
⚫ Hz. Ömer, vâlilerine şöyle yazmıştır:
"Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu koru-
yup vakitlerine dikkat ederse, dinini korumuş olur, kim de onu yerine getirmeyip yitirirse dinini de kısa zamanda yitirir." (Mu- Vata, Vukutu's-salât, 6)
bitkiyi (sanmsak ve soğan) yiyorsunuz. Gerçekten ben, Allah Ra- "Ey müslümanlar! Siz, kokusu hoş olmadığını bildiğim şu iki sülü'nün, mescidde bir kimsede bunların kokusunu duyduğu za- man emredip o kişiyi Baki' kabristanına kadar uzaklaştırdığını gör- dim. Bu sebeple kim bunlar yiyecekse, pişirerek kokusunu gider- tin!" (Müslim, Mesâcid 78; Ebû Dâvûd, Et'ime 40; Ibn Mâce, İkâmet 58, Et'ime 59)
Ömer b. Hattab (r.a) bir cuma günü irad ettiği hutbede
"-Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki sen onu tanımıyorsun" dedi. (Gazâlî, ihya, III, 312)
⚫ Hz. Ömer birgün:
"-Biliyor musunuz, mizâh neden dolayı «mizah» diye isim- lendirildi?" diye sordu. Çevresindekiler:
"-Hayır, bilmiyoruz" deyince:
"-Çünkü mizâh sahibini haktan (doğrudan ve gerçekten) uzaklaştırır da ondan" şeklinde bir açıklama yaptı. (Arapça'da "mizâh" kelimesi ile burada kullanılan "uzaklaştırmak" kelime- leri aynı kökten türemiştir.) (Gazâlî, İhya, III, 273-274)
• Hz. Ömer bir çocuk görüp de hoşlandığında hemen bir meslek ve sanatının olup olmadığını sorardı. "Hayır" cevabını alırsa "Gözümden düştü" derdi. (Ibnü'l-Cevzî, Telbisü iblis, s. 283; Me- nakib, s. 227)
• "İdareci olmadan önce dînî ilimleri öğreniniz." (Süfyan b. Uyeyne -rahmetullahi aleyh- bu sözü şöyle açıklar: Çünkü bir kimse dînî ilimlerde ince anlayış sahibi olduğunda riyaset sevda- sını bırakır.) (İbnü'l-Cevzî, Sifatü's-safve, II, 236)
Şamil Tayyar, Hanefi Avcı'nın kitaptaki iddialarıyla ilgili ‘delili olup olmadığı' şeklindeki Radikal Gazetesi muhabirinin sorduğu so- ruya verdiği cevapla dalga geçti. Avcı'nın muhabire verdiği, ‘deli- lim yok ben delillerin olduğu yeri işaret ediyorum' cevabını okuyan Şamil Tayyar, Avcı'nın Emniyet İstihbarat Dairesi'nin aranması ha- linde delil bulunacağını söylediğini, bunun saçma olduğunu söyledi. Tayyar, "O zaman ben de diyorum ki Avcı'nın Müdür olduğu Eski- şehir Emniyet Müdürlüğü'nde yasa dışı dinleme cihazları var, gidin basın" dedi. Tayyar, böyle bir mantığın saçma olduğunu, Avcı'nın kafasında önce bir suçlu oluşturduğunu sonra onun altını doldur- maya çalıştığını ve İstihbarat Dairesi'nin basılmasıyla delil bulmayı unduğunu söyledi. Operasyon Cemaat 2010. sy.349.
Rasûlullah (s.a.v) Acem Şâhına, Rum Kayserine ve Ha- beş Necâşî'sine mektup yazdırmak istediği zaman, ashâb-ı ki- ramdan bazıları:
"-Yâ Rasûlallah! Onlar bir mektubu mühürlü olmadıkça okumazlar!" demişti.
Bunun üzerine, Allah Rasûlü (s.a.v) gümüşten bir mühür yüzük edindi ki, kaşına, üç satır hâlinde aşağıdan yukarıya doğ- ru "Muhammedü'r-rasûlu'llâh" nakşedilmişti:
Allah
Rasûl
Muhammed
Fahr-i Kâinât Efendimiz, bu mühür yüzüğü sol elinin serçe parmağına takardı. Sağ elinin parmağına taktığı da olurdu. Ka- şini avucunun içine çevirirdi.
Rasulullah (s.a.v), bu yüzük parmağında olduğu hâlde ve- fat etti.
YANITLASİL
yuksel6 Ağustos 2023 08:19 Hazret-i Osman radiyallahu anh
Efendimiz'in bu yüzüğünü, Hz. Ebû Bekir, ondan sonra Hz Ömer, ondan sonra da Hz. Osman (r.a) parmağına taktı.
Hz. Osman (r.a) hâlifeliğinin altıncı senesinde birgün Erls Kuyusu'nun başında oturmuş, onu parmağından çıkarmış, elin- de evirip çeviriyordu. Bu esnâda yüzük nasıl olduysa kuyunun içine düşüverdi. Hz. Osman (r.a), kuyunun bütün suyunu çek- tirdi, üç gün arattı. Lakin yüzük bir türlü bulunamadı.22
Bu Mühr-i Şerif'in kaybolmasıyla alakalı şöyle bir nükteden bahsedilir:
Peygamber Efendimiz'in Mühr-i şerîflerinde aynen Süley man (a.s)'ın "Mühr-i Süleymân" diye meşhur mührü gibi, pek çok esrar mevcut idi. Hz. Süleyman'ın mührü kaybolunca, mül- kü nasıl bir sarsıntı geçirip çökmüşse; Hz. Osman'ın hilafeti do- neminde Mühr-i Şerîf kaybedilince de idârede çalkantılar baş göstermiş, Mısırlı ve Iraklı âsiler ayaklanmış ve halifenin şehid edilişine kadar varan bu fitnenin artık bir daha önüne geçileme- miştir. (All Yardım, s. 145) ■
22. Bkz. Ibn Sa'd, 1, 258; Ahmed, III, 223, 290; Buhârî, Libâs, 50, 55; Müslim III, 1655, 1659, Ebû Dâvûd, IV, 88; Ibn Mâce, II, 1202; Hâkim, III, 250, Ibn Abdilber, el-Istiäb, II, 1178.
Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Ravi: Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.) Sayfa: 173 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
<<-Senin Hz. İsa ile bir benzerliğin var. Yahudiler ona kızdılar ve annesi Hz. Meryem'e yalan ve iftiralar atıp bub- tanda bulunacak kadar aşırıya gittiler. Hristiyanlar da onu sevdiler ve bu hususta o kadar aşırı gittiler ki Hz. İsa'yı ol- madığı bir makâma çıkartmak istediler.>>
Dikkat edin! Benim yüzümden iki nevi insan helâk olur: 1) Beni aşırı sevip ifrata kaçan, bende bulunmayan şeylerle beni medhedip övmeye çalışan insanlar,
2) Bana buğzeden insanlar. Bana karşı beslediği kin ve kızgınlık onları hakkımda yalan ve iftiralar uydurup büh- tanda bulunmaya sevkeder.
Dikkat edin! Ben bir peygamber değilim, bana vahiy de gelmiyor! Ancak ben Allah'ın Kitâb'ı ve Peygamber Efendimiz'in Sünnet'i ile gücüm yettiğince amel etmeye çalışıyorum. Allah'a itaat ve ibadet hususunda size ne em- redersem hoşunuza gitse de gitmese de buna itaat etmek, üzerinize vazifedir." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, I, 160)
YANITLASİL
yuksel8 Ağustos 2023 01:50 Hz. Ali 'den 111 Hatıra Murat Kaya Erkam Yayınları
-Evet!» dedim. Hemen elini uzattı, bir avuç toprak alıp bana verdi. O an gözlerimin yaşını tutamadım" dedi. 102
Hz. Hüseyin şöyle anlatır:
"Babam Sıffin'e giderken Kerbelâ'ya uğramıştı. Ben de ya- nunda idim. Durdu. «> de- nilince:
-Onların hayvanlarından aşağı indirilecekleri yer, işte bu- rasıdır. Kanlarının döküleceği yer işte burasıdır!>> dedi. Kendisi- ne bunun ne demek olduğu sorulunca:
-Muhammed hanedanının yükleri, ağırlıkları işte burada indirilecek!» dedi."103 | 102. Ahmed, 1, 85; İbn-i Asâkir, IV, 328; Zehebîi, Siyer, III, 193; Heysemi, IX, 187. 103. Dineveri, Kitâbu'l-ahbâr, s. 251-253; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, IV, 328-
11 Eylül saldırısını kimin hangi niyetle ve nasıl yaptığı sorusu, tüm resmi hedef ve açıklamalara rağmen hâlâ cevabını arıyor. Bu saldırı, ABD'nin küreselliğine karşı bir atak mıdır, yoksa tersine ABD'yi gerçek bir küresel güç kılmaya zorlayacak asıl sahaya, Asya ve Ortadoğu'ya yönelmesini sağlayacak tetikleyici bir eylem midir? Akla gelen soru ve şüpheler çok fazla. Dünya siyasi tarihinde yeniden yeni bir dünya düzeninin miladı olabilecek bu olayın perde gerisi daha çok konuşulacağa benzer. Kim yaptı, neden yaptı, nasıl yaptı ve niçin yaptı? Bu soruların cevaplarını bulmak zaman alacak. Gazeteci-yazar Mutlu Çölgeçen bu süreci dikkate alarak bir serinin ilk kitabı olacak bu eserde olayın öncesi ve sonrasındaki şüpheleri gözler önüne sermeye çalışıyor. Amerikalı Senatör Hiram Johnson'ın ünlü deyişi ile: "Savaşın ilk kurbanı gerçeklerdir..."
ABD 2004 yılı Başkan adayı LaRouche, 24 Temmuz 2001 günü, yani 11 Eylül'den tam 48 gün önce, BM'de ve Washington'da 250 kişi önünde verdiği video- konferansta, söylediği sözlerle sanki 11 Eylül'ün habercisiydi. ABD'nin malî kriz içinde bulunduğunu ve ülkenin Başkan Jim Carter'dan bu yana kötü yönetildiğini ileri süren LaRouche, konuşmasını şöyle sürdürüyordu: "Sistemimiz iflas etmiş durumda. Ulaşım, enerji, eğitim, sağlık sistemlerimizin tamamı, altyapı ve sanayimiz çöküş halinde. Halkın % 80'ini dar gelirliler oluşturuyor ve bunların durumu 1977'dekinden çok daha kötü. IMF ve balihazır politikalar devam ettiği, Wall Street ve Federal Rezerv sistemi mevcut hakimiyetini sürdürdüğü sürece, ABD'de kimse kendisi için bir tırmanma beklemesin. Bö giderse, belki Bush bile, başkanlık süresini tamam- layamadan çekilmek zorunda kalabilir. Çöküş, kendini birden bissettirmez; kötü politikalar devam eder ve kriz aniden gelir. Şüphe Sorular ve Senaryolar Mutlu Golgecen Kim Savaş'ın ilk kurban i gerçekler dır.
Anlamı: "Allah'ım! Senden istenen şeylerin hayırlısını, duanın hayırlısını, kurtuluşun hayırlısını, işlerin hayırlısını, sevabın ha- yırlısını, hayatın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum. Beni dinimde sabit kıl, mizanda sevaplarımın ağır gelmesini nasip eyle, imanımı gerçek eyle, derecelerimi yükselt, namazımı kabul eyle, günahımı bağışla. (Allah'ım!) Senden cennette yüksek dere- celer istiyorum. Allah'ım! Senden benim için hayırları açmanı, işlerimin hayırla sonuçlanmasını, önceki, açığı ve gizlisi ile her türlü hayırı, cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden gelecekte olacak şeylerin hayırlı olanlarını, yaptıklarımın hayırlısını, gizli şeylerin hayırlı-
YANITLASİL
yuksel10 Ağustos 2023 00:39 BÜYÜK ZIRHLI VE SIRLI DUALAR
sını, açık olan şeylerin hayırlısını ve cennette yüksek dereceler is- tiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden şanımı yükseltmeni, günahlarımı silmeni, işlerimi ıslah etmeni, kalbimi temizlemeni, tenasül uzvumu korumanı, kalbimi nurlandırmanı, günahımı bağışlamanı ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden nefsim, kula- ğım, gözüm, ruhum, yaratılışım ve ahlâkım, ailem, hayatım ve ölümüm ve işlerim hakkında benden razı ol, hayır ve hasenatımı kabul eyle ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle." (Hâkim, De'avât, No:1911)
İmanla ölmek için bu duayı akşam sabah okumak icab eder. Çün- kü insanın en büyük saadeti imanla ölmektir. En büyük devlet iman devletidir. Para dünyada İnsanın sermayesi olduğu gibi, iman da ahi- retimizin sermayesidir.
Hele İnsanın son nefesi çok mühimdir. Kelime-i Şehadet ile öl- mek, imanı muhafaza ederek emaneti sağlam olarak Hakk'a teslim etmek, ne büyük bir mürüvvet ve ne mutlu bir devlettir. En büyük sermaye imandır. İşte bu duayı devamlı okuyan insan, Allah'ın emri ile imanla çene kapatacaktır. Allah cümlemize iman nasip eylesin, âmin.
YANITLASİL
yuksel10 Ağustos 2023 00:41 Büyük Zırhlı Ve Sırlı Dualar Mustaga Iloglu sy. 713,714.
küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör... Kökleri Nizamülmülk'e dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek.
*Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı? *Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne? *Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü? *Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyet'in ilanı mı Lozan'ın imzalanması mı? *Cumhuriyet'i Osmanlı Derin Devleti mi kurdu?
*İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasil tasfiye etti? *Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi? *Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
*İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti? *Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında 0, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı? *Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
*Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MİT görevlisido neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
4.1.1. Huseyin Mûcib el-Misrî': Mu'cemu'd-devleti'l-usmaniyye (A) (Kahire: ed-Dâru's-sekâfiyye li'n-neşr) Mısır'ın ünlü Türkologlarından karşılaştırmalı edebiyatın ustası Huseyin Mûcib el-Misrî'nin hazırladığı Mu'cemu'd-devlet Osmaniyye bu alanda ilk olarak yazılmış sözlüklerdendir. Sözlük
mukaddime (giriş) ve sözlük bölümünden oluşur. Sözlük bölümü ise
genel sözlük ve Osmanlı hanedan üyelerine ayrılan bölüm olmak
üzere iki kısımdan oluşur.
Müellifmukaddimede Osmanlı Türklerinin İslam tarihi üzerindeki açıkça etkisini ortaya koyar. Onların topraklarını genişleterek farklı ırk, din ve dillerdeki toplulukları hakimiyetleri altına aldıklarına ve gerçek manadaOsmanlı Devleti'nin bir İslam Devleti olduğuna dikkat çeker (el-Misri, 1425/2004, 5).
Burada Osmanlı hanedanından sultanların İslam'a bağlılıklan örneklerle detaylı bir şekilde anlatılır. Örneğin Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in, şemaili itibariyle Raşit Halifelerden Hz. Ömer'e benzediği; cömertliği misafirperverliği ile Hz. ve Peygamber'in anlattığı Müslüman profiline uygun olduğu belirtilir (el- Misri, 1425/2004, 5-6). Yine Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim kendisine hakimul-haremeyn (iki haremin yöneticisi) denmesine itiraz ederek hadimu'l-haremeyn (iki haremin hizmetçisi) olduğunu ifade etmiştir. Yine Yavuz Şeyhülislam Kemal Paşazâde'nin atının çamur sıçrattığı kaftanın çamuru ile kalmasına şu sözleriyle din adamına saygısını ortaya koymuştur: Durun, dedi. Temizlemeyin! Bana yeni bir kaftan getirin, üzerimi değişeyim. Bu çamurlu kaftanımı da öldüğümde sandukamın üzerine örtsünler. Çünkü, ülemanın atının ayağından sıçrayan bu çamurlar mübarek olup hürmet ve tazime layıktır (el-Misri, 1425/2004, 6). Yine Yavuz'unMısır'ın fethi ile birlikte Misir dönüşü diğer kutsal emanetlerle
birlikte
Türk Edebiyatı alanında doktora yapan ilk Arap müellifi olarak tanınan Hüseyin Mucib el-Misri, Türkçe, Farsça ve Urducada eserler veren, bu dillerdeki edebi eserleri karşılaştırmalı olarak ele alıp inceleyen önemli bir edebiyat araştırmacısıdır Doktora öğrenimi için geldiği İstanbul'dan, sağlık sorunları nedeniyle çalışmasın tamamlayamadan ayrılmak zorunda kalan Hüseyin Mucib'e, 1996'da Marmara Üniversitesi tarafından Fahri Doktora unvanı verilmiş, daha sonra da Türkive Cumhuriyeti Devlet Ödülü'ne lâyık görülmüştür. Yetmişe yakın eser telif etmiştir (İslamoğlu, Abdulmecit, 2010, 2 (9), 146-147. Ayrıca bk. Ishakoğlu, 2008, 5-22 3.Uluslararası Sozlukbilimi Sempozyomu Bildiri Kitabı sy. 902.
4974- Kim Allah'in gazabını mucip olan hususlarla insanları hoşnut ederse, Allah daima onu onlara muhtaç kılar. Bir kimse de nası gücendirmek pahasına Allah'ı hoşnut ederse insanların kötülüklerine karşı, Allah ona kâfi gelir.
4975- Bir kimse halkı nazar-ı itibara almadan Allah'ı hoşnut ederse, Allah ona kâfi gelir. Allah'ı gücendirerek mahlukatı hoşnut ederse, Allah o mahlukatı kendisine musallat eder.
4976- Kim bidat sahibini korkutursa, Allah onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur. Kim bidat sahibini men ederse, Allah onu kıyametin çirkin manzarasından emin kılar. Kim bidat sahibini terslerse, Allah onun cennette bir derecesini yükseltir. Kim de onunla karşılaştığı zaman güler yüz gösterip yumuşak davranırsa, Muhammed'e indirileni istihfaf etmiş (hafife almış) olur. (Bidat sahibine Allah için buğzetmek vaciptir.)
٤٩٧٧ - مَنْ أُريدَ مَالَهُ بِغَيْر حَقَّ فَقَاتَلَ فَقُتِلَ فَهُوَ شَهِيدٌ رعب د ن ق ت صحيح عن ابن عمرو حم ٥ عن ابي هريرة
4977- Kimin malı elinden alınmak istenip de bu uğurda karşı tarafla çarpışırken öldürülürse o şehittir. ٤٩٧٨ - مَنْ اِزْدَادَ عِلْمًا وَلَمْ يَرْدَدْ فِى الدُّنْيَا زُهْدًا لَمْ يَرْدَدْ مِنَ اللَّهِ إِلَّا
بُعْدًا الديلمي عن على)
4978- Kim dünyada ilmini artırıp da zühdünü artırmazsa
Allah'tan daha da uzaklaşır.
-1151- Ramuz ul Ehadis Hadis Ansiklopedisi Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi 2.cilt.sy.1151.
sir, émail transparent recouvrant la faïnence, les poteries; couverte, f § enduit vitrifiable appliqué sur certaines poteries pour les imperméabiliser; glaçure, f § amalgame d'étain, qui sert à l'étamage des glaces; tain, m/-li cam: vitre dépoli / -lı sürahi: carafe en verre dépoli/⚫, boya süs çatlağı: craquelure, f/ (süs olsun diye) ya da cilâ çatlağı yapmak: v. tr. craqueler.
sir, (rri): secret, m; confidence, f; arcane, m; relig. mystère m / meslek -ri: secret professionnel; arcane, m/ politikanın sırları: les arcanes de la politique / • kâtibi: secrétaire intime / bşi. (bk. den) etmek: faire un secret de qch.; faire (un) mystère de qch.; mettre du mystère à qch. / bk. nin -rını bilmek: avoir le secret de qn / sanat sırrı: secret de l'art / devlet sırrı: secret d'Etat / banka -ları: secrets des banques / imalat -ri: secret de fabrication / ⚫ verme: confidence, f /bk. ye⚫ vermek: faire une confidence à qn; confier un secret à qn; confier quelque chose à qn; dire qch. à qn sous le secret, à grand secret/ sana son bir ⚫ vereceğim: je vais te faire une dernière confidence / bşi. ⚫ olarak söylemek: dire qch. en confidence / bir sırrı saklamak: garder, entretenir un secret / bir
sırrı açığa vermek: trahir, divulguer un secret / sırra kadem basmak: fam. disparaître comme par enchantement / sıra kadem basmıştı: il s'était volatilisé / bukadar edecek ne var?: pourquoi faire tant de mystère? / bunda edecek bir şey yok: on n'en fait pas mystère /⚫ küpü olmak; ser verip ⚫ vermemek: être tout cousu de mystères / (o bir) küpüdür: ce qu'on lui dit, tombe dans un puits / bir -ra vakıf olmak; bir -rı çözmek: percer un mystère, un secret / bir -rı biliyor olmak; bir -ra vakıf olmak: être dans le secret; être dans du secret / yılanlarla birlikte yaşamakla yetinemiyor, onların -rina vakıf olmak (-larını çözmek) istiyor: elle ne peut se contenter de vivre avec des serpents, elle veut percer leur mystère / kızı ile Sedat arasında tehlikeli bir ilişkinin mevcut olduğuna inandığımı kendisine verdim: je lui fis confidence que je me croyais sûre qu'il existait entre sa fille et Sedat une liaison dangereuse personelin tümü sırdan haberdar edildi: l'ensemble du personnel a été mis dans la confidence.
HARF: Dildeki seslerin karşılığı yazı ve çiz- gi türü sembollere denir. Kelimenin aslı Arapça olup "taraf, uç, yan; zirve, tepe; keli- me, kelâm" anlamlarına gelir. Çokluğu hu- rif ve ahruf tur. Alfabeyi meydana getiren
Kıyamet alâmetlerinden biri de; köle ve câriyelerin artmasıdır ki bu, küfrün kemâle vardığında geri dönüşe ve düşüşe geçeceğine delâlet eden ve dinin hâkimi- yetini ve Müslümanların gâlibiyetini gösteren bir delildir. Duyurur.
ilah yoktu ug
Kıyâmet alâmetlerinden diğer bâzısı da; ganîmetin devlet olması, zekâtın borç olması, emânetin de ganîmet olmasıdır, yâni zenginlerin ve rütbe sahiplerinin ganîmet mallarını elden ele dolaştırıp onları hak edenlerine vermemeleri, zekat vermenin borç ödemek gibi zor gelmesi ve insanların bıraktığı emânetlerin ganimet gibi yerli-yersiz kullanılmasıdır ki, fetvâ, kaza, imâret, vizâret (müftülük, kadılık, vâlilik, bakanlık) ve diğer vazîfeler hep emânet sayılır. İşte zamânımızda gördüğün gibi bu vazîfeler ehli olmayanlara verildiği zaman kıyâmeti bekle! Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-u Mevlana eş - şeyh Mahmud en-Nakksibendi el - Müceddidi el - Halidi el-Ufi Kuddise Sirruhu Ahisla Yayinevi cilt. 15.sy.228.
Nifak hareketlerinin ortaya çıkışı, müslü- manların organize bir topluluk ve siyasî bir güç olarak belirmeye başladığı Medine devrine tesa- düf eder. Bu devirde, İslâm'ın yayılışına engel olmak isteyen hizipler arasında müşrikler, yahu- diler ve hıristiyanlar yanında belki de en mühimlerinden biri münafıklardır. Çünkü diğer hizipler düşmanlıkta açık davrandıkları ve İslâm toplumunun dışında oldukları halde münafıklar, müslümanlr'ın arasında görünüşte mü'min tavrı sergilemişler ama, gizlice grup oluşturarak İslâm'ın gelişmesini engellemeye çalışmışlardır. Dolayısıyla bunlarla mücadelenin daha zor olduğu açıktır. Nitekim, Kur'ân âyetleri ile hadislerin konuya bakışı ve asr-1 saadette münafıkların meydana getirdiği nifak hare- ketleri bu tesbiti doğrular mahiyettedir..
Hz. Peygamber, münâfıklara karşı uyguladığı eşsiz siyasetle, önce dış desteklerini kurutarak münafıkları yalnızlığa itmiş, ashâb arasında sağladığı İslâm kardeşliği, tevhid ve birlik şuuru ile iç huzur ve güvenliği sağlamıştır. Böylece Hz. Peygamber'in vefâtına doğru nifak hare- ketleri, müessiriyetini tamamen kaybetmiştir. Hz. Peygamber Devrinde Nifak Hareketleri
NASIL Kİ KUR'ÂN-I KERİM'E DOKUNABİLMEK İÇİN ZAHİREN ABDESTLİ OLMAK GEREKLİYSE, ONUN LÂHÛTÎ İKLİMİNE GİREBİLMEK İÇİN DE, BÂTINEN KALP TEMİZLİĞİNE DİKKAT EDİLMELİDİR. AKSİ HÅLDE GÜNAH KİRLERİYLE KARARMIŞ BİR KALP İLE KUR'ÂN-I KERİM'İN DERÛNÎ MANZARALARI SEYREDİLEMEZ.
BU SEBEPLEDİR Kİ HAZRET-İ OSMAN ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:
ECDÂDIMIZ OSMANLI, KUR'ÂN'A CÂN U GÖNÜLDEN RAM OLUP ONU BAŞ TÁCI ETTİĞİ MÜDDETÇE, İZZET VE ŞEREFLE ÂLEME NIZAM VERDİ. BUNA MUKABIL, LÂLE DEVRİ VE TANZİMATTA OLDUĞU GİBİ O RUHANİYETTEN UZAKLAŞARAK TEN PLANINA, YANİ NEFSÂNİYETE DÖNÜLDÜKÇE, İLAHİ RAHMET VE NUSRET DE ÜZERLERİNDEN KALKMAYA BAŞLADI.
CENÂB-I HAKK'IN ŞU ÎKAZI NE KADAR İBRETLİDİR:
"ANDOLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HALA AKILLANMAYACAK MISINIZ?!" (EL-ENBIYA, 10)
"Bir gün ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir. Ey insan, işte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir."
(Kaaf sûresi, âyet:19)
Bu sözlerinden sonra da şunları söyledi: "Elbiselerim olan şu iki elbisemi yıkayın ve beni onlarla birlikte defnedin. Çünkü yaşayanlar yeni el- biselere muhtaç değildir."
Tarihi bozmak için yapılanları bir zamanlar üniversitele- rimizde okutulan, Dr. İlter Turan'ın kaleme aldığı bir kitaptan aktarayım:
1. Türk Devleti, kanunlarla islahat yapmak yerine, din esaslarına dayanmayan Batı devletleri kanunlarını doğrudan kabul ederek, dinin siyasî hayat üzerindeki etkisini bertaraf etme yoluna gitti. Bu suretle siyasî hayat üzerinde büyük nüfuz sahibi olan din âlimleri [ulema] sınıfının da otorite kay- nağını ortadan kaldırdı. Kanunların halk tarafından benim- senmesi için, bu kanunların şu veya bu ülkeden aktarıldığı
2. Milli devlet, tekkeleri kapatarak ve tarikat faaliye yasaklayarak, bölücü ve devlet otoritesini zayıflatio nitelikle rini asgariye indirmeye çalıştı.
3. Memlekette kullanılan kıyafetlerin, Batı memleketle rinde kullanılanlardan ayrı oluşu, Batılılaşma çabasında olan bir toplumun bu yolu benimsemesine psikolojik bir engel te- kil ediyordu. Ayrıca Batı âdetlerini benimsemiş aydınların Av- rupalı kıyafetlerle gezmeleri yanında geleneksel kostümlerin kullanılışı, zaten mevcut olan halk ayırımını kuvvetlendind ve görülebilir şekle sokacak nitelikteydi.
Millî devlet, sosyal ayırımları görünebilir ve sembolik şe kilde ifade eden kıyafetlerin giyilmesini yasaklayarak yerle rine herkesçe giyilebilecek kıyafetlerin giyilmesini sağlamaya çalışarak, bu ayırımların zayıflamasına çalışmıştır.
4. Millî devrimin bir amacı, Türkiye'yi Asya ve Arap kül- türünden çıkararak Batı kültürüne mal etmekti. Sosyal ve si- yasî hayatın her yönüne nüfuz etmiş olan dini bu yerinden çıkararak birey [fert] ile Tanrı arasında bir olay yapmak, Arap kültüründen çıkmanın başlangıcını teşkil ediyordu. Bunu ger- çekleştirmek, dinin toplumsal kurumlarını ve görüntülerinin bir kısmını ortadan kaldırmakla mümkün olabilirdi. Devrim- lerin izlediği yol da bu oldu. Ancak din gibi, hislere hitap eden bir kurumun zayıflaması, bir "his boşluğu" meydana getiri- yordu. Bu boşluğu doldurmak veya diğer bir deyimle "birey sel" hislerin toplumsal hareketler şeklinde ifade edilmesini
sağlamak için, milli hislerin geliştirilmesine, milliyetçiliğin ya- yılmasına çalışıldı. Mustafa Kemal'in kişiliğine yönelen bağlı- lik, sultan ve halifeye duyulanın yerini aldı. Milleti yüceltmek emel ise hiç olmazsa aydınlara erişilmesi güç, kendilerini ver- melerini gerektiren bir ideal verdi. İhdas edilen milli bayram- lar, düzenlenen törenler, dinî tören ve bayramlarda duyulan hislerin milli günlerde de duyulmasını sağlamaya çalıştı ve bunda başarıya ulaştı. (Cumhuriyet Tarihimiz, s. 82-83).
Şimdi hepimizi uzun uzun düşündüreceğine inandığım konuya geçelim. Aynı ders kitabından aktarıyorum:
"Arap harflerini kullanmanın doğurduğu güçlükler milliyetçi- lerce düşünülürken, Sovyetler Birliği'ndeki Türk Cumhuriyetle- ri'nde Arap yazısı yerine Lâtin harfleri kabul edildi. Değişikliğin amacı Sovyet Türklerini kültürel bakımdan Türkiye'den ve dinî bağ- ları olan Araplardan ayırmak olmasına rağmen, milliyetçi kadroya Latin harflerinin Türkçe için çok daha uygun olacağını gösterdi.
H. Ritter şöyle diyor: "Lâtin yazısından beş defa kısa ve hari- kulâde müsait olan Arap yazısı okuma yazmayı kolaylaştırdığı için İslâm âlimleri sayısız eser vermiştir (Classicisme et Declin cultu- rel dans l'histoire de Islâm, Paris 1957, s. 178-179).
Prof. Osman Turan da aynı konuda şu görüşleri dillendi- riyor:
"Gerçekten İslâm harfleri şakulî, ufkî ve inkinaî olduğundan onunla bir metnin yazılması ve okunması, zaman ve emek tasarrufu sağlar; Latin harfleri gibi sadece ufkî ve uzun olmadığı için muha- keme mana üzerinde toplanır. Lâtin harfleriyle yazılı bir kelime in- celenirken, eski yazı ile bir bakışta bir cümle okunur, hatta bir Yavuz Sultan selim ve Kutsal Emanetler Yavuz Bahadiroglu sy. 9,10,11.
Vatan hainlerini putlastirdilar kahramanlastirdilar Mustafa Kemal ve İnönü İslam dini oldurulecek Yahudiler ve masonlar Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz. Haim Naum Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle) istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag 17 Ocak 1988 Nokta Dergisi.... atılmıştır.
Vatan hainlerini putlastirdilar kahramanlastirdilar Mustafa Kemal ve İnönü İslam dini oldurulecek Yahudiler ve masonlar Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz. Haim Naum Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle) istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag 17 Ocak 1988 Nokta Dergisi.... atılmıştır.
SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri olur? Cevaplandırır mısınız?
CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (İhlas) iki kısma ayrılır:
1 Amelde samimiyet, 2- Sevap beklemede samimiyet.
AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir
adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin saygı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve
amel işlemek demektir.
YANITLASİL
yuksel3 Eylül 2023 03:43 SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havarîler İsâ Peygamber'e sorarlar: «Samimi (hâlis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir?» Isâ Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
«Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse- nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.>>
YANITLASİL
yuksel3 Eylül 2023 03:46 Camiu-ssagir ve Tercümesi İmam Suyuti Abdullah Aydın cilt. 1.sy.12.
22-Peygamberimiz buyuruyor ki:" Şüphesiz ki, kıyamet günün- de derece bakımından en kötü durumda olan kul: Başkasının dünya sı uğruna dinini yok eden kimse olacaktır.
23-Peygamberimiz buyuruyor ki:" Başkasını memnun edebil - mek için Allah'ın gazabını kazanmak, Allah'ın verdiği rızka karşı başkasına şükür etmek, Allah'ın (c.c.) sana vermediği şeyler için insanlara kızmak imanın zayıf olmasındandır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
24-" Her kim şöhret elbisesi giyerse, Cenab-ı Hak kıyamet günü o kimseye öyle bir elbise giydirir ki, sonra onunla ateşi alevlendi rir.
25-Peygamberimiz buyuruyor ki:" (Erkeklerden) her kim dün - yada İPEK elbise giyerse, kıyamet günü Allah (c.c.) ona ateşten bir elbise giydirecektir."
26-Peygamberimiz buyuruyor ki:" Kim duyurmak isterse, Allah (c. c.) onun gerçek niyetini herkese duyurur; kim ki, gösteriş ister - se Yüce Allah onun bu halini herkese teşhir eder."
27 Peygamberimiz buyuruyor ki:" Sadece Allah için olan ve se- vabı da ondan beklenilen ibadetlerin karşılığı vardır ve ameller niy yete bağlıdır.
26- Gösteriş gizli ve açık olmak üzere bir, iki rezilliğin doğmasına, sebep olur.
1- Gizli rezillik. Insanoğlu bir amel işlediği zaman me- lekler sevinerek o ameli alıp ulu Allah'ın huzuruna götürürler. Fakat gösteriş için yapılan bu amel hakkında Allah melek- lere hemen emir verir:
«Çabuk, götürün o ameli kirli ve kötü amellerin atıldığı hücreye tıkın. Çünkü sahibi o ameli benim hoşnutluğumu ka- zanmak gayesini güden samimi bir yürekle işlemedi. Başka- larına gösteriş olsun diye yaptı!»
2- Açık rezillik: Bu, kıyamet günü Mahşer kalabalığı arasında vuku' bulacaktır. Bu konuyu sevgili Peygamberimi- zin mübarek ağzından dinleyelim :
«Dünyada iken başkaları duysun diye ibadet eden kim- seler, mahşer topluluğu tarafından şu dört ayrı kötü adlarla çağırılıp takdim edileceklerdir: Ey kâfir, ey günahkår, ey hâin ve ey hüsrana düşen!... Bütün emeklerin boşa gitti.
Dün gece rüyamda acaib şeyler gördüm. Ümmetimden bir kimse gördüm ki, azab melekleri onu kuşatmışlardı da abdesti gelib, onu içinde bulunduğu bu istenmiyen halden kurtardı. Gene bir kimse gördüm ki kabir onu sıkıyordu. Namazı ona geldi ve onu kabir azabından kurtardı. Gene bir kimseye şeytanların musallat olduğunu gördüm. Zikrullahı ona geldi ve şeytanın tasallutundan onu kurtardı. (Şeytanın tasallutu yürek sıkıntısından anlaşılır) Gene ümmetimden bir kimse gördüm ki susuzluktan dili çıkmıştı. Ramazan orucu geldi onu suvardı. Yine bir recul gördüm, kendisini zulmet sarmıştı. Haccı ve umresi geldi ve onu o karanlıklardan çıkardı. Birini de gördüm. Melekül Mevt ruhunu kabz etmek için ona gelmişti. Anasına, babasına yaptığı iyilikler gelip o meleğe karşı çıktı ve geri çevirdi. Bir recul de görüm. "müslamanlarla konuşayım" diyor amma konuşturmuyorlardı. Buna da sılai rahmi gelip "Bu adam akrabasına giderdi" diyerek şefaat etti. Onlarla konuştu ve beraber oldu. Birini de gördüm, Peygamberlerin yanına gitmek istiyor, halka halka kovuyorlar onu. Onu da cünüplükten korkar olması (gusül abdesti) geldi de aldı, onu da yanıma oruttu. Bir recul de gördüm, ateşin şiddetinden eliyle korunmak istiyordu. Sadakası geldi de başı üzerinde gölge yaptı ve yüzüne perde oldu. Birini de gördüm, zebaniler kendisini almaya gelmişti. Yaptığı emri bil maruf, nehyi anil münkeri geldi de kendisini kurtardı. Bir recul de gördüm, ateşe atılmış (Allah korkusundan döktüğü) göz yaşları geldi de onu Cehennemden kurtardı. Birini de gördüm, defterini solundan veriliyor. Allah korkusu geldi, onu kurtardı ve defterini sağa aldı. Terazisi hafif gelen bir kimse gördüm. Kendinden evvel ölen çocukları gelip mizanını ağırlaştırdı. Cehennemin kenarında bir adam gördüm, onu da oradan Allah korkusu kurtardı. Birini de gördüm, hurma sazı gibi titriyordu. Allah'a hüsnü zannı geldi ve titremesi durdu. Sırat köprüsünde düşe kalka giden birini gördüm. Onu da selatı selamı gelip kurtardı ve sıratı geçene kadar doğrulttu. Biriside Cennetin kapısına kadar geldi fakat kapılar kapanıyordu. Onu da Kelimei Şehadeti gelip Cennete koydu. Ravi: Hz. Abdurrahman (r.a.) Sayfa: 147 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
İslâm dini, fâizi kesinlikle yasaklamış ve fâiz- le iştigal etmenin hem dünyada hem de âhirette za- rarlı olduğu açık bir şekilde anlatılmıştır. Bu gün bazı kimseler bu mevzuda tereddüde düşüyorlar, bir türlü akılları almıyor veya ermiyor. İslâm'da fâizin haram edilmesi, evvel emirde diğer haram- arda olduğu gibi bir imtihandır. Gerçek ma'nada müslüman olabilmemiz için kendi aleyhimize de ol- sa onu kabul edip uygulamak zorundayız. Diğer bir husus, dünya çapında büyük iktisatçıların çoğu da âizi toplum için zararlı görmektedir. Bir müslüman nkâr etmeksizin fâiz alır veya verirse günahkâr lur, ama İslâm'dan çıkmaz. İnkâr eden ise İslâm'- dan uzaklaşır. kaçınalım.) Kur'an i Kerim ve Türkçe Açıklamalı Tercümesi sy. 46.
İslâm dini, fâizi kesinlikle yasaklamış ve fâiz- le iştigal etmenin hem dünyada hem de âhirette za- rarlı olduğu açık bir şekilde anlatılmıştır. Bu gün bazı kimseler bu mevzuda tereddüde düşüyorlar, bir türlü akılları almıyor veya ermiyor. İslâm'da fâizin haram edilmesi, evvel emirde diğer haram- arda olduğu gibi bir imtihandır. Gerçek ma'nada müslüman olabilmemiz için kendi aleyhimize de ol- sa onu kabul edip uygulamak zorundayız. Diğer bir husus, dünya çapında büyük iktisatçıların çoğu da âizi toplum için zararlı görmektedir. Bir müslüman nkâr etmeksizin fâiz alır veya verirse günahkâr lur, ama İslâm'dan çıkmaz. İnkâr eden ise İslâm'- dan uzaklaşır. kaçınalım.) Kur'an i Kerim ve Türkçe Açıklamalı Tercümesi sy. 46.
Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 117 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
مَانٍ فَإِنْ يَكُ فِي أُمَّتِي ٤٧٩٩ - مَا مِنْ نَبِي إِلا وفى امَّتِهِ مُعَلم او مُعَا اَحَدٌ فَابْنُ الْخَطَّابِ انَّ الْحَقَّ عَلى لِسَان عُمَرَ وقلبهِ (ابن سعد عن عائشة)
4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya o da Hattab'in oğludur. Çünkü hak Ömer'in kalbinde de dilinde iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir tane bulunursa tahakkuk etmektedir.
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekr İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Osman Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l- Gfori'ye baksın.
4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir tane bulunursa o da Hattab'ın oğludur. Çünkü hak Ömer'in kalbinde de dilinde tahakkuk etmektedir.
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekr İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Osman Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l-Gifari ye baksın. Ramuz ul Ehadis Hadis Ansiklopedisi Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi cilt. 2. sy.1115.
Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.) Sayfa: 121 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Hayber Gazvesi günü idi. Hz. Peygamber'in ashâbından bir grup geldi ve:
"-Falanca şehit, falanca da şehit❞ dediler.
Sonra bir adamın yanından geçerken:
"-Falanca kimse de şehit olmuş" dediler.
Bu defâ Efendimiz (s.a.v):
"-Hayır, ben onu, ganîmet mallarından haksız yere aldığı bir hırka içinde cehennemde gördüm" buyurdu. Sonra da:
"-Ey İbn Hattab, git ve insanlara «Cennete ancak mü'min-
ler girebilecektir» diye nidâ et!" buyurdu. Ben de çıktım ve: "Cennete ancak mü'minler girebilecektir" diye nidâ ettim. (Müslim, Îmân, 182)
Kul hakkı o kadar mühimdir ki en yüksek makamlardan bi- ri olan şehidlik bile onu affettiremez. Bu sebeple haksız kazanç ve haramdan şiddetle kaçınmak gerekir.
Peygamber Efendimiz'in cennete sadece mü'minlerin girebi- leceğini îlan ettirmesi, haksız kazancın îman ile bağdaşmadığını göstermektedir.■ Hz. Ömer den 111 Hatıra sy. 77.
İşte bunlar olduğu zaman, kırmızı bir kasırgayı veya yere batmayı yahut da maymun veya hınzıra dönüşmeyi bekle- sinler." (Tirmizi)
Diğer bir rivayette on beş üzerine şu da ilave edilmiştir: "Din için ilim öğrenmemek, kabilenin ulularının fasıklar olması, kavmin liderinin alçaklar olması, şerrinden korkulduğu için kişiye ikram edilmesi."
"Ümmet bunları yaptığı zaman, alametler birbirini,ağı koparılıp kaçan balıkların birbirini kovaladığı gibi, kova- lar." Ölüm Kıyamet ve Diriliş İmam i Sarani Pamuk Yayınları sy. 478.
Bakalım devletin derin devlete karşı mücadelesi nerelere gelecek. Adalete gerçekten güvenecek miyiz yok- sa seçilmişlerle atanmışlar arasındaki bu mücadele, yine gözlerimizi bağlayacak mı?
Susurluk'u unutturmayacağını söyleyenler susalı çok oldu. Bakalım Ergenekon ne olacak? Ergenekon un Derinlerinde Hazırlayan :Cem Aydın sy. 7.
Levh-i Mahfûz'daki ilimlere melek- ler de vâkıf olabilir, bâzı evliyâ hattâ kümmel-i evliyâdan bir kısmı da muttalî olabilir. Onun için Levh'in ve Kalem'in ilimleri Rasûlüllâh (Sallellâhu Aleyhi ve sel- lem)in ilimlerinin cüzü sayılırlar.
Allah-u Te'âlâ Mi'râc Gecesi Rasû- lü'nü Levh-i Mahfuz'un tamâmina vâkif kıldı, sonra ona Zâtı hususunda fazladar ilimler ilâve etti, nitekim Rasûlüllâh (Sallellâhu Aleyhi ve sellem):
"Sonra (öyle bir düzgün yere) yükse tildim de, orada (kaderleri yazan) ka lemlerin çıkardığı sesi duydum." (e Buhârî, es-Sahîh, rakam:342, 1/135) buyuruyo
. (Yakin: Marifet ve dirâyetin ve emsâlinin fevkinde olan iimin sıfatıdır. İlm-i yakin denir, ma'- rifet-i yakin, denilmez. Ayn-el yakin: (kelimenin merfu hali ayn-ul yakindir.) Göz ile görür derecede veya görerek, müşâhede ederek bilmek. Meselâ; u- zakta bir duman görüyoruz. Orada ateşin varlığını ilmen biliyoruz, demektir. Bu bilme derecesine ilm- el yakin deniyor. Ateşe yaklaşıp, gözümüzle görür- sek, ona ayn-el yakin bilmek deniyor. Daha da iler- liyerek bütün hislerimizle ateşin varlığını anladık i- se; ateşin yakması ve sâir sıfatlarını da bildik ise, bu nevi'den olan ilmimizin derecesine de Hakk-al yakin deniyor. (Hakkal yakin: Abdin sifatları, Ce- nâb-ı Hakkın sıfatlarında fâni olup kendisi onunla
Ilmen ve şuhuden ve hâlen beka bulmaktadır. Ö. Nasuhi)
YAKİN : Şübhesiz, sağlam ve
YANITLASİL
yuksel14 Eylül 2023 07:19 Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lugat sy. 1052.
Kendi babası olmayan birini babası diye göstermenin, kendi efendisi olmayan birini
efendi kabul etmenin haram olduğu.... Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. VII, 513-523
..VII, 478 VII, 35 Kendini beğenen ve böbürlenenleri Allah sevmez
Kendini beğenmişlik ve böbürlenmek. Kendini hesaba çekenlere âhiret hesabı kolaydır. VII, 13, 14 1,400
Kendisi için istediğini başkasına yapan cennetliktir. endisi için istediğini kardeşi için de istemek. Riyazu's Salihin Imam Nevevi Kampanya Kitaplari cilt8. sy. 210.
Tarihin akışı, insanlığın İslâmı nizam olarak ka- bul etme istidadını gittikce kökleştiriyor. İnsanlar arasında şûrà düşüncesi, insanlığın birliği düşüncesi, ve tek alemşumul devlet gibi düşünceler gittikce kuv- vet kazanmaktadır. Yeryüzündeki büyük güçler ise, çeşitli hastalıklara yakalanmış yıkılmaya doğru git- mektedirler. Halklarımızın da uyanıp İslâma dönüşü yavaş yavaş başlamıştır. İslâmi bir devletin kurulma- sı âmilleri gün geçtikçe büyümektedir. Yerel düzen- lerle diğer düzenlerin bozukluğunun birçok kimse tarafından duyulmasından daha büyük amil mi olur?
Zaman birçok büyük olayı atlayıp geçecek ve bü- yük işler için fırsat ortaya çıkaracaktır. İnsanlık sizin davetinizi bekliyor. Hidayet, kurtuluş ve barışı sağla- yacak olan davetinizi. İçinde bulunduğu sıkıntıları aşmak için. O zaman milletlerin liderlik ve hakimi- yeti sizin olacaktır: «O günler (öyle günlerdir ki) biz onları insanlar arasında aleyhlerine olmak (bazen lehlerine, bazen üzere elden ele ve nöbetleşe nö- betleşe) döndürür dururuz. (98) ... Halbuki siz Al- lah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyler umuyor- sunuz... (99) Bugünden hazırlanın ve çalışın, belki arın çalışma imkânını bulamayacksınız.
Zaman birçok büyük olayı atlayıp geçecek ve bü- yük işler için fırsat ortaya çıkaracaktır. İnsanlık sizin davetinizi bekliyor. Hidayet, kurtuluş ve barışı sağla- yacak olan davetinizi. İçinde bulunduğu sıkıntıları aşmak için. O zaman milletlerin liderlik ve hakimi- yeti sizin olacaktır: «O günler (öyle günlerdir ki) biz onları insanlar arasında aleyhlerine olmak (bazen lehlerine, bazen üzere elden ele ve nöbetleşe nö- betleşe) döndürür dururuz. (98) ... Halbuki siz Al- lah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyler umuyor- sunuz... (99) Bugünden hazırlanın ve çalışın, belki arın çalışma imkânını bulamayacksınız.
Siz öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, fukahası çok, hutebası az, istiyeni az, vereni çok, işte böyle zamanda amel ilimden hayırlıdır. Size öyle bir zaman gelecektir ki, fukahası az, hatibleri çok, istiyeni çok, vereni az. O zamanda ise ilim amelden hayırlıdır. Ravi: Hz. Abdullah İbni Said (r.a.) Sayfa: 135 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
istidrac!: 1.bir kimsenin, Allah'tan (c.c.) veya Allah'ın (c.c.) lütfundan habersiz olarak, olağanüstü haller ve başarılar göstermesi ve bunu tamamen kendine mal edip kendi güç ve yeteneğinden bilip gururlanması yüzün- den, gittikçe artan bir şekilde Allah'ın c.c.) cezasını hak etmesi 2.derece derece artma, basamak basamak ilerleme, gittikçe artma
istidrac!: 1.bir kimsenin, Allah'tan (c.c.) veya Allah'ın (c.c.) lütfundan habersiz olarak, olağanüstü haller ve başarılar göstermesi ve bunu tamamen kendine mal edip kendi güç ve yeteneğinden bilip gururlanması yüzün- den, gittikçe artan bir şekilde Allah'ın c.c.) cezasını hak etmesi 2.derece derece artma, basamak basamak ilerleme, gittikçe artma
Bu Kur'an, hoşlanmıyan için gayet zordur. Ona ısınana ise gayet kolay gelir. Hadisime gelince, hoşlanmıyan için gayet zor, tâbi olan içinse gayet kolaydır. Bir kimse benim hadisimi dinler, hemen hıfz eder ve tatbik ederse mahşerde Kur'anla haşrolur. Hadisime ehemmiyet vermiyen ise Kur'anı hor görmüş olur. Kim de Kur'anı hor görürse dünya ve ahirette hüsrana düşer. Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.) Sayfa: 133 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Elbette kendilerine peygamber gönderilenlere de gönderilen peygamberlere de soracağız. 17
(Araf. 7/6)
"Andolsun ki, Biz, her ümmete, Allah'a
ibadet edin. Putlara tapmaktan sakının! diye bir peygamber gönderdik. Ama içlerinden bir kısmına Allah hidâyet verdi. Bir kısmına da sapıklığa düşmek hak oldu.
Yeryüzünde gezin de görün. Peygamberleri yalanlayanların sonu nice
olmuştur"
(Nahl, 16/36)
YANITLASİL
yuksel21 Eylül 2023 07:32 Kur'an-ı Kerim 'e göre Peygamber ler ve Tevhid Mücadelesi Prof Dr. İsmail L. Çakan N. Mehmed Solmaz Altınoluk
ardan önce danışma ve yoklama (istihbarat) usûllerine baş vurdu. Kendi endine birtakım diplomasi plânları kurdu. Düşüncesini uygulamaya koydu. Elçileri hediyelerle Süleyman (a.s.)'a gönderdi...
Elçiler, Süleyman (a.s.)'ın huzuruna çıktılar. Hediyelerini sundular. Sü- yman (a.s) hediyeleri kabul etmedi. Elçilere şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size vermediğinden daha hayırlıdır. Belki siz hediyenizle
Elçilerin reisine hitaben:
böbürlenirsiniz.."
Don onlara! and olsun ki, önüne geçemiyecekleri ordularla onlara ge- r, onları hor ve hakir oldukları halde ordan çıkarırım."28 Melikenin elçileri hediyeleriyle ülkelerine geri döndüler...
Melikenin Tahtı
Süleyman (a.s.) ordusunun ileri gelenlerini topladı. Onlara: Ey seçkin topluluk! Onlar bana teslim olmalarından önce, melikenin tahtını hanginiz bana getirebilir?" dedi. Cinlerden (kuvvetli ve becerikli olan) bir ifrit: sana getiririm. Eminim ki bu-
na gücüm yeter!" dedi.
Kendinde ilâhî kitabdan bir ilim bulunan biri:
"Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm," dedi. 29 Çok geçmeden Süleyman (a.s.) tahtı yanında buldu ve şöyle konuştu;
Bu Rabbimin fazlındandır!. Beni imtihan etmek içindir. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım?
Kim şükrederse, kendisi için şükretmiş olur; kim de nankörlük ederse,
muhakkak ki Rabbim onun şükrüne muhtaç değildir. O'na yine de nimet ve-
Süleyman (a.s.), benzeri bir kaşkasına verilmemiş saltanat ve nimetleri,
sonsuz şükür ile karşılıyordu. Insanlara örnek oluyordu. Kavuşulan her nimet, şükür ve Allah'a bağlılığı arttırmalıydı. Kulu azdır- mamalı, saptırmamalıydı... Bir tarafta melike yol hazırlıklarını sürdürüyordu. Öte yanda Süleyman
(a.s.) etrafındakilere şu emri veriyordu.
28. en-Neml 27/36-37. 29. en-Neml 27/38-40.
30. en-Neml 27/40. Kur'an İ Kerim e Göre Peygamber ler ve Tevhid Mücadelesi Prof Dr İsmail L. çakan
Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 344 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
25. MENKIBE: Sahih rivayetle bildirilmiştir ki, Resulullah Aley- hisselâm buyurdu:
Allah bir bostan halk etmiştir. O bostanda dört ırmak yarat- mıştır, kendi kudret ve nusreti ile. Biri İkrar ırmağı, biri Tevhid ırma- ğı ve biri de Kelâmı ırmağı. Her ırmağa dört bucak tayin etti. Evvelâ Ebubekir muhabbetini bir bucağa koydu. İkinci Ömer muhabbetini bir bucağa koydu. Üçüncü Osman muhabbetini bir bucağa koydu. Dördüncü olarak da Ali muhabbetini bir bucağa koydu. Her köşede se on ağaç halk etti. Ebûbekir muhabbetinin köşesinde halk ettiği n ağaç şunlardır:
Bu beş vakit farzı cemaatle kılmaya devam eden kimse, sırat köprüsünü ilk geçenleren olur ve onu şimşek gibi geçer. Allah, o kimseyi sâbıkların ilk zümresinde haşreder, namazına devam ettiği her gün ve gece içinde bin şehid sevabı alır. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 131 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Öyle insan vardır ki, hayrın anahtarıdır ve şerrin üstüne kiliddir. Bir kısmı da şerri açarlar ve oldukları yerde şer yaparlar. Ne mutlu o kimseye ki, hayrın anahtarı onun elindedir. Veyl o kimseye ki, şerrin anahtarı onun elindedir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 131 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
2054- Kibirden de sakının. Çünkü şeytana Adem'e secde ağaçtan Iste bunlar, her hatanin ashidir. Ademoğlundan biri, diğer kardeşini kıskanma yüzünden öldürmüştür. Hasedden de uzak durun. İki yemeğe sevketmiştir.
2055- Sakın kimseyi umut verip de bekletmeyin. Biriniz emir ya da memur olur, bir dul, yetim yahut yoksul, bir is için yanına gelir, ona: “Otur, işin görülecektir" denir. Sonra kendilerine ümit verilerek bekletilip o halde terk edilirler. Ne kendilerine "haydi gidin" denir ve ne de "gitmeyin" denir. Ama kendisine hatırı sayılır zengin bir adam geldiğinde, onu yanına oturtur ve hacetini sorup öğrendikten sonra: "Haydi bu adamın işini görüverin ve acele de edin" der.
2054. Kibirden de sakının. Çünkü şeytana Adem'e secd ettirmeyen şey budur. Ihtirastan da kaçının. Zira Hırs, Adem'i ma'lum agactan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de uzak durun. I Ademoğlundan biri, diğer kardeşini kıskanma yüzünden öldürmüştü Fte bunlar, her hatanin aslidir..
Siyaset ehli, Kur'an'ın "Birinin hatasıyla başkası me'sul olmaz prensibini esas almalıdır. (E.L.) 2:83. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyatı Fihrist Ve Indeksi Ismail Mutlu sy.408. Tevazu bazan Kufran-ı nimet olur. sy.411.
Ehli Cehennemin o kısmı ki, Allah onları oradan çıkarmaz. Bunların yaşayışı ne ölüm, ne de hayattır. Allah'ın çıkarmak istedikleri ise, kömür haline gelinceye kadar öldürülür. Sonra çıkarılır. Cennet ırmağında tekrar canlandırılır ve sel yataklarında biten tohumlar gibi biterler. Cennettekiler onlara "cehennemlikler" diye hitab ederler. Bunlar da yalvarırlar. Allah da bu ismi onlardan kaldırır. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 119 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Ey hodgam insan! Sineklerin binler hikmet-1 hayatiyesinden başka, sana ait bu küçücük faydasına bak, sinek düşmanlığını birak: Çünkü, gurbette, kimsesiz, yalnızlıkta sana ünsiyet verdiği gibi, gaflete dalıp fikrini dağıtmaktan seni ikaz eder. Ve latif vaziyeti ve abdest alması gibi yüzünü, gözünü temizlemesiyle, sana abdest ve namaz, hareket ve nezåfet gibi vazife-i insâniyeti ihtar eder ve ders veren sineği görüyorsun.
Hem sineğin bir sınıfı olan arılar, nimet- lerin en tatlısı, en latifi olan bali sana yedirdikleri gibi, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânda, vahy-i Rabbaniye mazhariyetle serfirâz olduğundan, onları sevmek lazım gelirken, sinek düşmanlığı, belki insana daima muavenete dostane koşan ve her belasını çeken o hayvanata düşmanlığı gadirdir, haksızlıktır.
Yayınevimizin, siz okuyucularına takdim etmek- ten şeref duyduğu, «Belgeler Serisi»nin bu üçün- cü kitabı, iki ana «bölüm den ibarettir.
Kıymetli araştırıcı Kemal Yaman Bey'in yet- kili kalemi, akıcı üslubu ve analitik metodun dik- katle uygulanışının mahsulü olan birinci bölüm»; < konusunun dürüst ve objektif bir tahlilidir.
Fransız kamuoyunun tanıdığı ve dünyayı sar- san ihtiläller konusunda otorite olarak bilinen Henry Coston'un yönetiminde çıkmış olan, «<Büyük Maliye ve İhtiläller» kitabının tercümesi olan ikinci bölüm- ise; Fransız, Faşist, Nazi ve Bolşevik ihti- lällerine hayranlık duyan kişiler için tesirli bir -uyarıcı olacaktır. Ayrıca okuyucuya, ihtilallerin cenneti (1) ve ihtiläl ekiplerinin sermaye çevreleri fle -karanlık ilişkilerini öğrenme ve karşılaştırma imkânı verecektir.
Ümit ediyoruz ki, kitabı bitirdiğinizde, Türki- ye'de etkilerini hala sürdürmekte olan sosyal hare- ketlerin, Türkiye'mize neler kazandırıp, neler kay bettirebileceğini pek açık bir şekilde göreceksiniz.
"Dünyadan kopmuş bir Türkiye'nin yakta kalması mümkün değildir. Onu çevre- inden tecrit etmeye çalışanlar ne kadar büyük ir ihanet içinde bulunduklarımı keşke anlaya- ilseler!"
1115
YENİ TÜRKİYE 53/2013
"Akıl ile kalbi birbirinden ayırmamalısı- 1z; onların izdivacına her zaman ihtiyaç vardır. Aklın muhakemesi, kalbin de semaviliği ve le- ünniliği omuz omuza olursa, işte o zaman hiç şılamaz gibi görünen problemler bile kolayca şılabilir."
"Kendi çizginizi korurken başkalarıyla nünasebetlerinizi bozmamanız da firasetinizin yn bir yanı olmalıdır."
"Ne nikbin ne de bedbin, bizim mesleği- niz hakikatbin olmaktır."
"Mücerred ilim bir şey ifade etmediği gibi nücerred gençlik de bir şey ifade etmez. Talim ve terbiye görmüş gençliktir ki, kendi milletini devletler muvazenesinde önemli bir konuma yükseltebilir."
"Temsil önemli, temsilde temâdî daha önemlidir. O da temsil edilecek hususları fıtrata mâletmeye bağlıdır."
"Çatışma zeminleri sadece terörü besler; mü'minler, her türlü kışkırtmaya karşı elden gel- bi diğince soğukkanlı davranmalı ve temel hakları- m elde ederken dahi meşru yoldan bir an olsun
Âli Davud'a nazil olan hikmette ibret vardır. Akıllı olan insan şu dört vakitten başka şeyle nefsini meşgul etmemelidir: Rabbine dua (ve ibadet) edeceği vakit, Nefsini muhasebe edeceği vakit, Kendisi hakkında, kardeşlerini nasihat etmesine ve ayıblarını kendisine haber vermelerine kafi gelecek bir vakit. Kendi nefsinin helal ve temiz ihtiyaçlarına ayıracağı bir vakit. Bu vakitte diğer zamanlar içinde bir yardım vardır ve kalbin istirahatı kafi miktarda varlık iledir. Sonra da akıllı kimse için, diline sahip olması, zamanını bilmesi, işine yönelmesi ve en sağlam dostuna karşı bile ihtiyatlı olması icap eder. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 127 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
71. Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
(Rivayete göre Hayber yahudilerinden 12 kişilik bir hahamlar topluluğu günün ilk saatlerinde güya İslâm'a girecekler, fakat akşama doğru, kendi kitaplarına baktıklarını, Hz. Muhammed'in risaletine dair bir işarete rastlamadıklarını öne sürerek İslâm'dan döndüklerini söyleyecekler, böylece müslümanların kendi dinlerinden dönmelerine önayak olacaklardı. İşte aşağıda meâli verilen âyette onların bu planına işaret edilmektedir).
72. Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi: «Müminlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler.
gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini egip bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadıkları halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar.
79. Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğumuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.
(Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın tanrı olduğunu iddia etmişlerdir ki, Hz. İsa'nın gerçek dininde bulunmayan ve Allah'ın birliği ile asla bağdaşmayan bu iddia, İslâm inancına göre tamamen bâtıldır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in muhtelif âyetlerinde bildirildiğine göre Hz. İsa, kendisinin Allah'ın kulu olduğunu, Allah'ın kendisine Kitap gönderdiğini ve Peygamber kıldığını söylemiş (Meryem 19/30-36), kendisinin ve annesinin tanrı olduğu iddialarını şiddetle reddederek, Allah'ı şirkten tenzih etmiştir. [Mâide 3/116-117])
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
YanıtlaSilBismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
Bu parça Allun ve Elmas ile yazılşa Liyakaki var
YanıtlaSilEvet sâbıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların Surriyla aym وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ zikir ve tesbih etmesi avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle وَانْشَقَّ الْقَمَرُ hükmünde onları inhizama sevk etmesi nas
sı ile aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi ve aynı el, hastalara ve yaralıla ra şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mu'cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir.
Güya ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler.
Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki
içine taş ve toprak girse gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki hangi derde temas etse derman olur.
Ve celal ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp kab-ı kavseyn şeklini verir. Ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zatın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa o zatın Hâlık-1 kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulun duğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?
٢٧٢٩ - العِلْمُ خَيْرٌ مِنَ الْعَمَلِ وَمُلَاكُ الدِّينِ الْوَرَعُ وَالْعَالِمُ مَنْ يَعْمَلُ
YanıtlaSilبِالْعِلْمِ وَإِنْ كَانَ قَلِيلا (ابو الشيخ عن عبادة)
2729- Şeriat ilimleri amelden daha hayırlıdır. Dinin ana temeli haramlardan sakınmaktır. Alim, ilmi az olsa da ilmiyle amel edendir.
۲۷۳۰ - اَلْعِلْمُ اَفْضَلُ مِنَ الْعِبَادَة وَمَلَاكُ الدِّينِ الْوَرَعُ (الخطيب عـــن ابـــن
عباس)
2730- İlim tahsil etmek, ibadetten daha hayırlıdır. Dinin özü, ana temeli haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçınmaktır.
Halkın içinde Allah'dan en uzak olan iki kimsedir: Birincisi, umeranın meclisinde oturur da zulme ait sözlerinde onları tasdik eder. Diğeri ise çocukların muallimidir. Fakat onların hepsini aynı derecede eşit tutmaz. Ve yetimin hakkı hususunda Allah'dan korkmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.).
Sayfa: 7 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Mayıs 2023 00:40
٢٧١٤ - اَلْعِدَةُ دَيْنٌ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ أَحْلَفَ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ اَحْلَفَ (ض ط والديلمي وابن عساكر عن على) *
أَخْلَف
YANITLASİL
yuksel10 Mayıs 2023 00:42
2714- Söz vermek bir borçtur. Söz verip yapmayanın vay haline! Söz verip yapmayanın vay haline! Söz verip sözünde durmayanın vay haline!
TEMEL İSTİHBARAT L J
YanıtlaSilTOPLAMA-ANALIZ VE OPERASYONLAR
PROF. DR. SAİT YILMAZ
Modern dünyanın çelişkisi, algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri nasıl yorumladığımızdır. Uluslararası ilişkiler, TV'de ya da diğer medya unsurla- rinda resimlerini gördüğünüz gülümseyen lider yüzlerinin el sıkışmasıyla değil, geri planda devam eden istihbarat savaşları ile şekillenmektedir. Ülkeler arasında uzun bir süredir devam edegelen örtülü operasyonlar, propaganda ve psikolojik savaş yöntemlerinin vardıkları safha, bu liderlerin yaptıkları pazarlıklar, zorlayıcı ve gizli diplomasi tekniklerine temel teşkil eder. Örneğin siz bu satırları okurken,
* Irak'ın kuzeyinde uzun süredir Barzani ve YPG/PKK'nın CIA, DGSE, MI6 ve BND tarafından silahlandırılması,
YANITLASİL
yuksel11 Mayıs 2023 01:32
*CIA ve DIA'nın Suriye ve Irak'ta kendileri için Savaşacak ver *İngiliz GCHQ ve İsrail istihbaratının Mısır istihbaratını desteklemek için Sina Çölü'nde devam eden faaliyetleri,
*Fransız DGSE ajanlarının Libya'da devam eden operasyonları, *Pakistan istihbaratının (ISI) Afganistan'da Taliban ile müşterek çalışması,
* İran ve Taliban arasında gelişen ilişkiler,
*Kazakistan'da artan ajan, danışman, istihbarat şirketi trafiği, * İngiliz istihbaratında son yıllarda artan Rusya üzerine analizci eleman patla-
masi,
* ABD'nin Ukrayna'da Rus tipi gizli operasyonlara başlaması, önümüzdeki günlerin yeni savaşlarının, barış planlarının, güvenlik politikalarının, silah satışla- rının habercileridir. Bunlar hakkında durum farkındalığı olmadan sadece medya haberlerini yorumlayarak, resmi görmek mümkün değildir. Bu yüzden, komplo teorileri ve dezenformasyonun yoğun olduğu bu güvenlik ortamında "algı yöneti- mi" ile halklar yönlendiriliyor dersek yanlış olmaz.
Bu kitap ile istihbarat dünyasının yaşamakta olduğu tüm değişimleri gelenek- selden bugüne ve geleceğe doğru açıklama gayretinde bulunurken, eserin özel- likle başvuru kaynağı olmasına çalışılmıştır.
YANITLASİL
yuksel11 Mayıs 2023 01:36
Temel duşunceye göre bil is bigbee dial uzaktan algilana ce cisimler bulundukları herhangi bir yerde denetlenebilir. Özel EMF chazya sal Güvenlik Teşkilatı, kripto-şifre çözücüleri ile (EEG'lerden) üretilen pot ri uzaktan okumaya çalışmaktadır. Bunlar bir kişinin beyin durumlarına ve d celerine kodlanacak ve bu durumda kişi, uzak bir mesafeden denetlenebilec NSA personeli, elektromanyetik tarama ağı ile seçtiği ülkedeki herhangi bir sp günde 24 saat takip etmeyi hedeflemektedir. Bu yöntemle ulusal güvenlik a olarak, binlerce insanın kişisel beyin haritalarını kaydedilip, şifrelenecektir. B ronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetleri, he kişinin sözlü düşüncelerine çevrilecek, kulak devre dışı bırakılarak ve ses habe leşmesinin doğrudan beyne gitmesi sağlanarak, uzaktan nöral denetim yolu ile relenmiş işaretler, beynin işitme korteksine gönderilecektir. Bu yöntemin, paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halusinasyonları taklit ederek, hedef şahısla rın gizli olarak gücünü yok etmek için kullanabileceği değerlendirilmektedir. Uzak tan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri devre dışı bırakarak, doğrudan görse kortekse görüntü gönderebilir. NSA'ya göre, beynin programlama gayesi için, göze tim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için ajanlar kullanılmalıdır. İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı CIA ve NSA perso neli için esas haberleşme sistemi haline gelecektir
102, KORUIN. NSA Echelon'un da ciddi teknik sorunları olduğunu açıklamıştır. İnternet ileti- her zaman istenildiği kadar kolay bir biçimde yakalanamamaktadır. Fiber- optik iletimler (çok büyük hacimli sayısal veriyi ışık sinyalleriyle iletme) çok daha Hyük zorluklar çıkarmaktadır. Rastgele yakalanmış iletişimin anlamlı bir biçimde fi ve çözümlenmesinin çok büyük bir iş olduğu görülmektedir. Ancak, Sun Microsystems'in şifreleme uzmanı Whitfield Diffie, NSA'nın yukarıdaki sorunlar ile İşçili açıklamalarının yalnızca kendi çıkarlarına hizmet eden bir aldatmaca olabile- ceğini söylemektedir; "Ajansın bizi inandırmak istediği şey, internetin kendileri için çok karmaşık olduğu; trafiğin çok fazla olduğu ve istedikleri şeyi bulamadıklarıdır. Hedeflerinin, onların sorunları olduğuna inanması NSA'nın işine gelir. Bu, onların so- runları olmadığı anlamına gelmez; ama bu korkunç istihbaratçıların söylediklerini kuşkuyla karşılamak gerekir553".
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel13 Mayıs 2023 04:53
Dinleme ve takibe alınan konuşmalarda şu kelimeler ile ilgili konuşmalar oto-
C'de
ak katk
le yakla
alılar
sisteme
ntalya, ik kayda geçmektedir; ETA, IRA, PKK, enformasyon, terörizm, gerilla, patlama, sayar, nükleer silahlar, patlayıcılar, silahlar, suikastlar, uzi, teflon mermiler, ma- ar, uranyum, napalm, nükleer, el bombası, gizli servis, terör, özgürlük, internet venliği, güvenli internet bağlantıları, 003, audiotel, kimlik, endüstriyel casusluk, mens, Shell, ELF, 2600 dergisi, Time, hilal, cihad, müezzin, KLM, elektronik banka saplar, market, visa, külçe altın, intemet, underground, password, NATO, NASA, FB Beyaz Saray, IMF, MİT, JITEM, seks, Monica, fetiş, klon, Armani, Yasemin, mısır çi- Ninja, top Secret, GSM, AT&T (Amerikan telefon şirketi), yasa, Zen, Marx, Fukuyama, George Soros, pikrik asit, gümüş, kömür, sülfür, nitroselüloz, kokain.
Ve sakkıl mizânehu. Yâni:
YanıtlaSil- Ey Allah'ım, Sen, Muhammed (S.A.V.) in mizanını, sevab te razisini ağırlaştır. (Yâni, ümmetinin mizanlarını ağır eyle. Kendi m zanı ağır gelmiş gibi onu sevindir, öğünçlü kıl.)
Ve eblic hüccetehu. Yâni:
Ey Allah'ım, Sen, Muhammed (S.A.V.) in nübüvvetinin hữc- cetini ve yüce mûcizesi olan Kur'ân-ı Kerîmi çok çok açık eyle. Yâni o Kur'ân-ı Azîm'in şeriat hükümlerini Kıyamet Günü'ne kadar, bü tün yüzyıllar ve çağlar boyunca, bütün bölgelerde, yedi iklim dör. bucakta daim ve bâki ve sâbit eyle.
(Bâzı nüshalarda «eblic»> yerine «eflic» yazılmıştır.) Ve azhir milletehu. Yâni:
Allah'ım, Sen, O Muhammed (S.A.V.) in dinini bütün dinlerin üzerine ve milleti olan İslâm milletini bütün milletler üzerine Kıya- met'e kadar daima ziyade, daima zâhir ve âşikâr ve galip
Kara Davud
Delail i Hayrat Şerhi
sy 768.
Hiçbir toplum, coğrafya veya grup, kendiliğinden irfan sahibi olduğunu söyleyemez. Bir toplumun doğal olarak irfan sahibi olduğunu iddia etmek, bir yanılsamadan başka bir şey değildir. Bazı toplumlar, cahil olduklarının farkında olmadan kerameti kendilerinden menkul şekilde ilim ve irfan sahibi olduklarını sanabilirler. İlim ve irfan sahibi olmak, insanların doğuştan sahip oldukları doğal bir durum değilditr. İlim ve irfan, insanların akıllarını faal hale getirmeleri sonucu öğrenmeyle, çalışmayla ve tecrübeyle edindikleri bir kazanımdır. Emek harcamadan, alınteri dökmeden, aramadan, araştırmadan, sormadan, soruşturmadan, merak etmeden, dinlemeden, diyalog kurmadan bir insanın ilim ve irfan sahibi olması mümkün değildir.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel14 Mayıs 2023 04:14
İrfan sahibi olmak, mistik bir kavram değildir. İnsanın özgürce ve onurlu bir şekilde aklını kullanarak kendisinin özgürlük, barış, adalet, eşitlik ve demokrasiye dayanan bir yaşama kültürü içinde yaşamasını sağlayacak imkanların ve yolların neler olup olmadığını ayırd etmesi, onları anlaması, ölüm ve yaşama kültürlerinin farkında olmasıdır. İrfan, yaşama coşkusu, sevinci ve tutkusuyla özdeştir. Kendisini dünyadan soyutlayan, gerçekliklerle hiçbir bağı kalmamış, fantezi ve yanılsamalar dünyasında yalanlar üzerine kurulu nefes alan ölülerden başka bir özellikleri olmayan kişileri, irfan sahibi değil, cehalet sahibi cahiller olarak nitelemek lazımdır.
Akıl düşmanlığı yaparak kendisini var eden cehalet, otoriter, köleliğe yatkın, taklit etmeyi yaşam haline getiren, kimlik ve kültürü kutsallaştıran ve itaati en yüce değer haline getiren bir köleler topluluğu yaratır. Namık Kemal, cehaletin körleştirdiği insanlara şöyle seslenmektedir: “Ey gaflet uykusundakiler! Ey Sefalete alışanlar! Ey esarete bağlanmaya tapanlar! Ey alçalmayı seçen korkaklar! Ey her alçaklığı işleyenler! Gözlerinizi mahşerin sabahında mı açacaksınız?” Cehalet, toplumsal ve bireysel ilişkilerde emir-komutaya dayalı bir hiyerarşi ve ilişkiler sistemi kurar. Cehaletin oluşturduğu otoriter kişilik modeli, güç sahiplerinden ve merkezlerinden gelen bütün talimatlara sorgusuz sualsiz uymayı kendisinin tek görevi kabul eder. Güç sahiplerinin dediklerinden şüphe etmeyi ve o talimatların akla, ahlaka ve adalete uygun olup olmadıklarını sorgulamayı aklından geçirmez.Cehalet, insanı onur, özgürlük ve akıl sahibi bir birey olduğundan gafil hale getirmektedir.İnsanı insana unutturan cehalet, insanı tam bir doğa ve hayat düşmanı haline getirmektedir. İnsana, kadına, hayata,doğaya, akla, bilime, ahlaka, demokrasiye ve maneviyata bizi düşman etmeyen sahici bir ilme, irfana ve aydınlanmaya ihtiyaç vardır.
EĞERSİZ ATA BİNEN TEZ İNER: Sağlam temellere oturmayan bir işe bel bağlayan, değersiz insanlara güvenen kişi pek çabuk hayal kırıklığına uğrar.
YanıtlaSilEĞRİ BACANIN DUMANI DOĞRU ÇIKAR: Hiç kimse. veya hiçbir şey için görünüşüne göre hüküm vermemek gerekir. Çünkü çoğu zaman görünüş aldatıcıdır.
EĞRİ OTUR, DOĞRU SÖYLE: Hal ve hareketlerinde dai- ma saygılı ve alçak gönüllü ol, çıkarın ne olursa olsun, kimseye yalan söyleme.
EKMEĞİNİ KATIĞINA DENK EDEN HİÇBİR ZA- MAN AÇ KALMAZ: Daima ölçülü, hesaplı hareket eden in- san sonunda güç ve muhtaç durumlara düşmez.
EL ELDEN ÜSTÜNDÜR: Hünerin sınırı olmaz. Bir şeyin en iyisini yaptığına inanan insan, günün birinde kendisinden da- ha üstün ve başarılı olan birilerinin çıkabileceğini unutmamalıdır.
EL İÇİN KUYU KAZAN İBTİDA KENDİ DÜŞER: Başkalarının kötülüğünü düşünenler; bunun için birtakım yalan-
133
SÜNNETTEN ÖLÇÜLER
YanıtlaSilPUTA MÜSAMAHA OLMAZ
Hicri 9. yılda Tebuk Seferi dönüşünde Medine'ye gelen Sakif kabilesi elçileri, Medi- ne'de kaldıkları süre içinde mescidde Hz. Peygamberin yakın alakasına mazhar ol- muşlardı. Sonunda müslü- man oldular. İslâm'ı öğrendi- ler. Ancak arkalarında bi- raktiklan kabilelerinin, ken- dilerini anlayışla karşılaya- caklarından kuşkuluydular. Hz. Peygamber'den ilginç is- teklerde bulundular. Bunlar arasında bir-iki tanesi vardı ki gerçekten pek dikkat çeki- ciydi. Dediler ki:
- Bizi namaz kılmaktan muaf tut?.. Hz. Peygamberin cevabı çok kesindi:
-"Namazsız dinde hayır yoktur."
Pek tabii, namazsız din- darlıkta da hayr olmazdı.
- Kabilemiz dışından biri- ni bize âmir tayin etme! dedi- ler. Hz. Peygamber, kabul buyurdu. İçlerinde bulunan ve yaşça en küçükleri olan ve fakat Islam'ı öğrenmekte pek gayretli davranan Osman Bin Ebi'l-As't onlara imam ve vall yaptı.
- Lat putumuza üç yıl do
kunmal dediler. Hz. Peygam
Der kabul etmedi.
Yine kabul etmedi.
- Bir yıl dokunmal dediler, Hz. Peygamber bunu da ka bul etmedi.
- Biz döndükten sonra bir ay olsun bizimle kalsın, dedi ler. Resûl-i Ekrem Efendimiz onu da kabul etmedi. Lata süre tanımadı. Putlara mü samaha olunamayacağını ortaya koydu. Tevhid yur- dunda putun ne işi vardı?... Yeniden şekillenen İslâm yurdunda puta yer yoktu. Efendimizin kararlılığını gö rünce;
- Bäri onu bize, kendi elle- rimizle kırdırtma. Onun yı kım işini sen üstlen dediler
Hz. Peygamber:
- "Olur, ben onu ortadan kaldırtırım" buyurdu.
Elçilerin Medine'den ayrı- hışından iki-üç gün sonra Hz. Peygamber, Ebu Sufyan ile yine bir Sakifli olan Mugire bin Şu'be'yi Lat'ı ortadan kaldırmakla görevlendirdi. Onlar da bunu büyük bir gösteri halinde, bütün Sakif halkının gözü önünde parça- layıp yok ettiler.
Latların. Uzza'ların sonu
hep aynıydı. Belki sadece gü
no ve saatı farklıydı... (Bk. Ibn
Üçüncüsü yalan sözdür. Yalan konuşmanın veya yalan şahitliğin en büyük ablardan sayılması dikkate değerdir. Bu konu, daha çok dünya hayatı, sosyal a ve insan hakları ile ilgilidir. Bilindiği üzere yalan, hak hukuk mefhumunu ortadan kaldırmakta, haramı helal, helâli haram yapmaktadır. Ama aynı zamanda al ve can kaybına da sebep olmakta, sosyal düzeni bozmakta, insanlar arasındaki given ve itimadı kaldırmaktadır. Binäenaleyh dünya düzeni ve sosyal hayat a ndan en büyük felaketlere sebep olan suç, yalandır.
YanıtlaSilesîri: atomların içini ve bütün uzay boşlu- ğunu doldurduğu var sayılan, uzaktan çekme ve itme kuvvetlerinin, ışık ve diğer işınların (radyosyonların) manyetik (mıknatıs alanı oluşturan) kuvvetlerin iletimini sağlayan, atom parçacıklarının yaratılmasında ham- madde ve kaynak görevini yapan çok ince ya-
YanıtlaSilpılı bir çeşit madde
YANITLASİL
yuksel20 Haziran 2023 08:45
asry hakikatbin
hakikati insanların yaşadığı devir, Hz.Peygamber gore (a.s.m.) ve sahabelerin yaşadığı devir
asri hazır: şimdiki devir, şimdi
yüzyıl
asr-i hürriyet: hürriyet asri, insanl rın hür yaşadıkları yüzyıl
عصر میلادی asr miladi : milâdî yüzy Hz.İsa'nın doğumunu başlangıç olarak alan takvime göre hesap edilen yüzyıl
asr-1 Muhammedi : Hz. Muham
med'in (a.s.m.) hicretini (mi.622) başlangı olarak alan hicrî yüzyıl
asr-i nur: nur asrı, aydınlık devir (mec.) Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiğ Kur'an ve İslâm'ın dünyayı aydınlatmaya baş ladığı devir
: عصر نزول فرقان asr- nûzul-i Furkan
yanlışı ayırıcı (Furkan) olan Kur'an'ın gönde rildiği yüzyıl doğru ile
Asr-1 Saadet : mutluluk çağı, Muhammed'in (a.s.m.) ve sahabenin yaşadığı yüzyıl (bkz.sahabe) Hz.
: عصر سعادت و تابعین Asri Saadet ve tabiin ve sahabenin yaşadıkları devir olan Asr-1 Sa Saadet ve asr-1 tabiîn) Hz. I adet (Muth peygamber (a.s.m.) : (Asr-1 الملا
YANITLASİL
yuksel20 Haziran 2023 08:50
asr süresi
esir süresi olarak yazılmaktadır
Kur'an'ın 103.Suresinin adıdır.
YANITLASİL
yuksel20 Haziran 2023 08:52
Asra yemin olsun ki yani esir maddesine yemin olsun ki anlaşılabilir.
Küçük Sözler
YanıtlaSilEy nefsim! Deme: "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maîşetle sarhoştur." Çünkü ölüm değişmiyor, firak bekâya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-1 insanî değişmiyor, ziyâdeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peydâ ediyor.
Hem deme: "Ben de herkes gibiyim." Çünkü; herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
O zaman dedim ki bu ülke de dörtlü çete var... Kirli siyasetçi, kirli bürokrat, kirli işadami ve kirli medya.
YanıtlaSilSon Darbe 28 Şubat
Mehmet Ali Birand
Reyhan Yıldız
DK.
sy. 349.
YANITLASİL
yuksel1 Temmuz 2023 02:01
Şirk ve yalancılık birlikte yasaklanmıştır.
Riyazu's Salihin
Imam Nevevi
Kampanya Kitaplari
cilt. 8.sy.333.
YANITLASİL
yuksel1 Temmuz 2023 02:04
Hayata hizmetin en kıymetlisi ebedi hayata hizmettir. (B. L.) 57.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 255.
YANITLASİL
yuksel1 Temmuz 2023 02:06
Vazifeler içinde en kıymetlisi hayata hizmettir.(B. L.) 57.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 257.
YANITLASİL
yuksel1 Temmuz 2023 02:13
Rızik hayat kadar ehemmiyetlidir.(Sn.) 23.
Şuur Hayatın nurudur.(S. 468:29.Soz.1.makam.1.esas.
Varlıkları içerisinde en kıymetlisi hayattır.(B. L.) 57.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 257.
٢١٩٥ - الان جاء القتال أُمَّةٌ يُقَاتِلُونَ عَلَى يزال مِنْ مِنْ أُمَّتِي أُمَّةٌ يُقَاتِلُونَ ظَاهِرَةً عَلَى النَّاسِ وَيُزِيعُ اللَّهُ لَهُمْ قُلُوبَ أَقْوَامٍ فَيُقَاتِلُونَهُمْ وَيَرْزُقُهُمُ اللَّهُ مِنْهُمْ يَأْتِيَ أَمْرُ اللهِ وهُمْ عَلَى ذَلِكَ وَعُقَرُ دَارِ الْمُؤْمِنِينَ يَوْمَئِذٍ السَّامُ وَالْخَيْـلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ وَهُوَ يُوحَى إِلَيَّ إِلَى مَقْبُوضٌ غَيْرَ حَتَّى يَا مُلَبَّتْ وَأَنْتُمْ تَتَّبِعُونِي أَفْنَادًا يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ وَبَيْنَ يَدَى السَّاعَةُ مُوتَانٌ شَدِيدٌ وَبَعْدُهُ سَنَوَاتُ الزَّلَازِلِ (حم والدارمي ن والبغوى طب حسب لك ص
YanıtlaSil-546-
YANITLASİL
yuksel2 Temmuz 2023 21:06
عن سلمة بن تقيل الكندى
2195- Şimdi savaş emri geldi. Ümmetimden bir cemaat hak çin savaşacaktır ve insanlara galip gelecektir. Allah kavimlerin Koplerini küfür ve dalaletlere karşı daraltır. Onlarla savaşırlar. Allah onlara zafer ihsan eder. Allah'ın emri gelene kadar. Onlar bu minval zere olacaklardır. Mü'minlerin ikametgahı o zaman Şam'dır. O zaman hayır, kıyamete kadar atların alınlanına bağlanmıştır. Bana vahyolunduğuna göre çok kalıcı değilim, yakında gidiciyim. Benden sonra çok geçmeden birbirinizin boynunu vuracaksınız. Kıyametten önce iki büyük felaket vardır: Veba salgını ve bundan sonra deprem yılları takip edecektir.
YANITLASİL
yuksel2 Temmuz 2023 21:09
Ramuz ul Ehadis
Hadis Ansiklopedisi
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
1.cilt. sy. 546,547.
Bununla beraber, istihbarat örgütlerinin sayısı ve çeşitliliği arttırılmalı, devleti yönetenlerin bilgi kaynakları çoğaltılmalı ve hükümetler tek bir bilgi akışına mahkum edilmemelidir. Strate- jik İletişim Yönetiminin ana kaynağı, doğru toplanmış bilgidir
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel4 Temmuz 2023 09:31
Küresel Siyasette Psikolojik Savaş
Sevda Güner
İşaret.
sy. 224.
Başlangıcı olan ama sonu olmayan iki şey nedir?
YanıtlaSilCehennem, Cennet.
Cehennem in sonu yoktur.
Cennetinde Sonu yoktur.
Cehennem kafirler ve münafıklar sonsuza kadar kalacaklardır.
Cennette muminler sonsuza kadar kalacaklardır.
عن
YanıtlaSilعبد الرحمن بن عوف) 2324- Tesvif (daha vakti var, ileride yaparım demek), şeytanın mü'minlerin kalplerine bıraktığı bir şuadır.
التَفَكَّرُ فِي عَظَمَةِ اللَّهِ وَجَنَّتَهُ وَنَارَهُ سَاعَةٌ خَيْرٌ مِنْ قِيَامِ لَيْلَةٍ وَخَيْرُ ٢٣٢٥ - الْمُتَفكَرُونَ فِى ذَات الله وَشَرُّهُمْ مَنْ لاَ يَتَفَكَّرُ فِى ذَات الله
فشل عن الضحاك عن ابن عباس
2325- Allah'ın mahlukatını, cennetini, cehennemini bir saat düşünmek, bir geceyi ihya etmekten daha hayırlıdır. İnsanların en hayırlıları, Allah'ın vahdaniyetini düşünenlerdir, onların en kötüleri de Allah'ın vahdaniyetini düşünmeyenlerdir.
Ramuz ul Ehadis
YanıtlaSilHadis Ansiklopedisi
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
1.cilt. sy. 573.
15 TEMMUZ 1099 milâdî - 492 Hicrî senesi birinci haçlı seferinde idi. Müslümanlar, haçlıların şerrinden «Bey tülmakdis» (Kudüs-i Şerifte Mescid-i Aksa denilen mukad- des mescid) e sığındılar.
YanıtlaSilHaçlılar onları takip ederek mescide girdiler. Bütün müslümanları kılıçtan geçirdiler. Harem-i şe- rif (mescidin içi) bir kan deryası haline geldi. Irz'a teca- vüz edildi, çocuk ve ihtiyarlara en vahşi tecavüzler reva görüldü. Bütün bunlardan sonra harp haçlıların aleyhine dönünce müslümanların onlara karşı muamelesi din ve in- saniyet hudutları içinde her türlü intikam şehvetinden uzak, islâm ruhunun icap ettirdiği ölçü içinde oldu. *
**
İslam da Sosyal Adalet
Prof. S. Kutup
Cagaloglu Yayinevi sy. 251.
1968.Istanbul
1
YanıtlaSil42 Hakkı batilla karıştırıp onu bile bile gizleme-
yin.
42 Hakkın batilla karıştırılması, gerçeğin tah- rif edilerek anlaşılmaz bir hâle getirilmesi veya anlaşılır olsa bile, gerçekten uzak bir manaya so- kulmasından ibarettir. Daha açık bir ifadeyle, de- lil üzerinde sahtekârlık yaparak yanlış hüküm çı- karılmasını sağlamaktır.
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2023 08:31
Kur'an-ı Kerim
Meal ve Tefsiri
Talat Kocyigit
cilt 1.sy.122.
YANITLASİL
yuksel7 Temmuz 2023 08:33
Bakara Suresi 42.ayet.
Hakkın batilla karıştırılması, onun gizlenmesi ve başkaları tarafından bilinip anlasilmamasi gayesine matuftur.
YanıtlaSilBakara Suresi
42. ayet.
Kur'an - i Kerim
Meal ve Tefsiri
Talat Kocyigit
. 1.sy.123.
42-Kendiniz bilip dururken Hakkı baatila karıştırıb da gerçeği gizlemeyin.
YanıtlaSilBakara Suresi 42.ayet.
Kur'an - i Hakim
Meali Kerim
Balıkesirli
Hasan Basri Çantay
cilt. 1.sy.21.
74. Yavuz'un müceddid olduğu söylenmektedir. Müceddid ne demektir ve bu iddia doğru mudur?
YanıtlaSilBilindiği gibi, Hz. Peygamber, "Şüphesiz ki, Allah, her yüz yılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir” buyurmaktadır. İslâm âlimleri, İslâma hiz- met edecek olan bu müceddidlerin maneviyât alanında ve ilim sahasında olduğu kadar, siyâset alanında da olabileceğini ifade etmektedirler. Âsafnâme müellifi ve Kanuni'nin sadrazamı olan Lütfi Paşa'nın naklettiğine göre, İslâm âlimleri siyâset alanındaki müceddidleri şöyle sıralamaktadırlar:
Hicri tarih esas alınmak üzere, II. Yüzyılın başında Ömer bin Abdülaziz; III. Yüzyı- lin başında Abbasî Halifesi Mu'tasım; IV. Yüzyılın başında Abbasî Halifesi Kâdir billah Ahmed bin Emir İshak; V. yüzyılın başında Selçuklu Sultânı Sultân Muhammed bin Melikşah; VI. Yüzyılın başında İlhanlı Sultânı Gazan Hân; VII. Yüzyılın başında Osmanlı Devleti'ni kuran Osman Gâzi; VIII. Yüzyılın başında Çelebi Mehmed ve IX. Yüzyılın başındaki müceddid ise Yavuz Sultan Selim'dir.
Bilinmeyen Osmanlı
Osmanlı Devletinin 700.yili
Prof Dr Ahmet Akgünduz
Doc. Dr. Said Ozturk.
sy. 137.
Bir Hazinenin Anahtarı
YanıtlaSilRisale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 132.
٤٣١١ - لعَنَ الله النَّاظِرَ والمَنْظور اليه (ق عن الحسن مرسلا الديلمي عن ابن عمر) 4311-Allah harama bakana da, baktırana da lanet etsin.
YanıtlaSil٤٣١٢ - لَعَنَ اللَّهُ مَنْ مَثْلَ بِالْحَيَوَانِ (حم خ م ن عن ابن عمر) 4312-Allah, canlı hayvanın uzuvlarını kesene lanet etmiştir.
٤٣١٣ - لَعَنَ اللَّهُ مَنْ لَعَنَ وَالِدَيْهِ لَعَنَ اللَّهُ مَنْ ذَبَحَ لِغَيْرِ اللَّهِ وَلَعَنَ اللَّهُ مَنْ
آوَى مُحْدِثًا وَلَعَنَ اللَّهُ مَنْ غَيَّرَ مَنَارِ الأَرضِ (حم م ن عن على
4313- Allah ana-babasına lanet edene lanet etmiştir. Allah, Allah'tan başkasının adına kurban kesene lanet etmiştir. Allah bidatçı ile ilişki kurana lanet etmiştir. Allah yerin alametini (hududunu) değiştirene lanet etmiştir.
Eğer Allah (z.c.hz)'ni hakkıyla tanısaydınız denizler üzerinde yürür ve duanızla dağlar oynardı. Allah'dan hakkıyla korksaydınız cehilsiz ilme nail olurdunuz. Lakin bu hadde kimse erişmemiştir. Denildi ki: "Ya Resulallah sen de mi?" Buyurdu ki: "Bende; Allah azze ve celle bütün işlerinin bir kimsenin anlayabilmesinden daha büyük değil midir? (Onun zatının ve işlerinin künhüne erişilemez.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 357 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
"Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
Sayfa: 198 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
YanıtlaSilRavi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
Sayfa: 197 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Sahibinden rivâyete veya hadiselerin inkişafına bağlı olur.Onun için bazen bir hâdise karşısında, Kur'ân'ın âyetlerinden o zamana kadar hissetmediğiniz bir mana anlarsınız ve o anda âyet, o hâdise için nazil olmuş sanırsınız ki, bu da Kur'ân'in garip yönlerindendir. Tercümede bunlar verilemeyeceğinden zayi olu Bu cümleden olmak üzere, öte yandan âyetlerin bir muhkem olanları, bir de müteşabih olanları vardır. Bir âyette hem muhkem hem müteşabih yönlerin birleşmesi de olur. Müteşabih âyetler "Onun tevilini ancak Allah bilir" (Bakara, 2/7) olduğundan, bun da tercüme kesinleştirilemeyeceği gibi, tefsir ve tevil de kesinle tirilemez. Aynı şekilde bunlar için bir meâl de gösterilemez. Ols olsa aynı lafızların korunmasıyla duyulabildiği kadar kapalı bir mefhuma işaret olunabilir ki, bu nokta çok tehlikelidir.
YanıtlaSilKur'an - i Kerim Meali
Elmalili Hamdi Yazır
Yediler
Sentez Yayinevi
Yalanın dostu, gerçeğin düşmanı çoktur." Emile de Girardin
YanıtlaSil"Yalanın faydası bir kere içindir, gerçeğin ise sonsuzdur." Denis Diderot
9871
in
YALNIZLIK ÜZERİNE:
988] "Kötü kimselerle görüşüp buluşmaktansa yalnız kalmayı
tercih ediniz."
■Cuthbert Collingwood
Cümle Kapısından
YanıtlaSilKalbe Girmek
Öğütler ve Düşünceler
Erkam Yayınları
sy. 293.
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilHz. Abbas'ın zevcesi Ümmülfadl bint-i Hâris «Resûlullah Aleyhis- selâm, elbisesini giyinmiş olduğu halde, (Vel'Mürselât) sûresini oku- yarak evinde bize akşam namazı kıldırdı. Bundan sonra, Ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz Resûlullâh Aleyhisselâmdan, akşam namazında okurken en son dinlediğim, Vel'Mürselât sûresi idi.» demiştir. (242)
kıldırmadı. (241/2)
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilHz. Abbas'ın zevcesi Ümmülfadl bint-i Hâris «Resûlullah Aleyhis- selâm, elbisesini giyinmiş olduğu halde, (Vel'Mürselât) sûresini oku- yarak evinde bize akşam namazı kıldırdı. Bundan sonra, Ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz kıldırmadı (241/2)Resûlullâh Aleyhisselâmdan, akşam namazında okurken en son dinlediğim, Vel'Mürselât sûresi idi.» demiştir. (242)
kıldırmadı. (241/2)
Peygamberlik Hatemi:
YanıtlaSilPeygamberlik Hatemi; Peygamberimizin iki kürek kemiğinin arasında, sol kürek kemiğinin ince tarafı yanında, yumulu avuç gibi ve üzerinde küçük taneciklere benzer bir takım benler olup (424) gö
- Sa'd- Tabakat c. 2, s. 271
(422) Belkatirt - Ensabülegraf c. 1, s. 567
In-1 Sa'd - Tabakat c. 2, s. 272, Kastalani - Mevahibülledünniye c. 2, 14 (C) The-i Sa'd - Tabakat c. 1, s. 426, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 22, Malim - Sahih c. 4, s. 1824
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilverçin yumurtası (425), gelin çadırının iri düğmeal büyüklüğünde (426) Üzerlerinde de, killar bitmişti. (427) Peygamberimizin ruhu alındığı zaman, bu Peygamberlik Hitend kaldırılmıştı. (428)
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilverçin yumurtası (425), gelin çadırının iri düğmesi büyüklüğünde (426) Üzerlerinde de, killar bitmişti. (427) Peygamberimizin ruhu alındığı zaman, bu Peygamberlik Hatemi kaldırılmıştı. (428)
Hz. Muhammed ve İslamiyet
Asım Köksal
cilt 11.sy.65.
٤٣٤١ - لكل شيئ صفوة وصفوة الإِيمَانِ الصَّلوةَ وصَفْوَةُ الصَّلَوةِ التَّكْبِيرُ
YanıtlaSilالأولى هب عن ابى هريرة)
4341- Her şeyin özü vardır. İmanın özü namazdır. Namazın da özü iftitah tekbiridir.
٤٣٤٢ - لِكُلِّ قَلْبٍ وَسْوَاسٌ فَإِذَا فَتَقَ الْوَسْوَاسُ حِجَابَ الْقَلْب نَطَقَ : - مَانُ وَاخِذَ اللسان بِهِ الْعَبْدُ وَإِذَا لَمْ يُفْتَقِ الْقَلْبُ وَلَمْ يَنْطق بهِ اللّسَانُ فَـ
الديلمى كر عن عائشة وفيه محمد بن سليمان قال عق حدث ببواطيل)
4342- Her kalbin bir vesvesesi vardır. Eğer vesvese kalp perdesini yırtarsa dil de onu konuşur ve onunla sorumlu tutulur. Eğer kalp perdesini yırtamazsa tabii ki dil de onu söylemez ve günaha girmez.
٤٣٤٣ - للك
Bilimler söyle derler Aveti kerimede onlara namaz kalasian erk etmeleri emrolunayor, onlar ise bunu yapmıyorlar. Çünki n yete göre bu ayeti kerime Peygamber (s.a.) Elendimiz Saki lilere namaz Jolmalarını emrettiği zaman inmiştir. Sakif kabilesine mensup olan bu k ler, "Biz yere kapanmayız ve rükü da durmayız. Çünkü o bize ağırdır." de mişlerdir. Peygamber (s.a.) Efendimiz de "rükü ve secdesi olmayan din de hayır yoktur" buyurmuştur. S
YanıtlaSilBaz tefsirlerde ifade edildiğine göre araplar cahiliyet döneminde put lara secde ediyorlar ama rükû etmiyorlardı. Böylece rükü Allah için namaz kılan müslümanların namazlarının bir nişanesi ve sembolü haline gelmiştir.
2 3. (Ahmed, Müsned, c.29, s.438; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebir, c. 9, s.54). (el-Mektebetu's Samilel
Nezihi Ensari, babasının Said Nursî ile Mustafa. Kemal'i buluşturmasını ise şöyle anlattı: “Atatürk, babamdan kendisini Said Nursî ile buluşturmasını ister. Atatürk'ün bu isteğini Said Nursi'ye iletiyor babam. Said Nursî 8 saat görüşmek şartıyla kabul ediyor. Ve Atatürk, Said Nursî ve babam bir araya geliyorlar. Ülke meselelerinin konuşulduğu bu görüşmelerde Said Nursî, Atatürk'e şöyle nasihat
YanıtlaSileder: 'Namaz kıl, inançlarına sahip çık. Avrupa'nın yaşam tarzını, giyimini ve ahlâksızlığını getirme. Teknolojisini getir. İlmini getir. Sanatını getir.' Görüşmeler gayet samimi bir şekilde geçermiş. Atatürk'ün elinden bir çok hediye almış olan babam, 1974 yılında vefat etti. Babam vasiyetinde kesinlikle tören istemediğini, sadece tekbirlerle ve salâlarla uğurlanmak istediğini belirtmiştir."
YanıtlaSilM. KEMAL'İN TALEBİNİ SAİD NURSî'YE BABAM İLETTİ
YanıtlaSilkabul ediyor" dedi.
O GÖRÜŞMEDE BABAM DA HAZIR
BULUNMUŞTU
04 Ocak 2011, Sali
Birinci Mecliste Mardin meb'usu olan Abdülgani Ensari'nin oğlu Nezih Ensari, Said Nursî ile M. Kemal arasındaki görüşmenin, babasının aracılığı ile gerçekleştiğini söyledi. Ensari, “Atatürk, buluşturmasını istiyor. Atatürk'ün bu isteğini Said Nursî'ye iletiyor babam. Said Nursî sekiz saat görüşmek şartıyla
babamdan kendisini Said Nursî ile
Sirr- "inna a'tayna":" sûresi'nin sırrı, gizli işareti (Kur'an'in Atayd inci suresi olan Kevser sûresinin sirri); Bediüzzaman'ın (r.a.), cifir hesabiyle cifir), yakın bir gelecekte din düşmanlan büyük bir tokat yiyeceklerine önünün açılacağına dair müjdeli haber kardığı İnna A'tayna sûresinin ayetlerinde gizli işareti bulunan mânâ. Bu kapalı işaretle belirtilen mânâ, Ikinci Dünya Savaşı'nın nuçları ile ve yakın tarihlerde din aleyhtan liderlerin ölümleriyle doğrulanmıştır. ve Islam
YanıtlaSilsirr-i insanî : (tas.) insan varlığın
özünde ve yapısında bulunan ve "sırr" denen insanın mânevî varlıklar dünyasıyla bağlant kurmasını sağlayabilen, şuur ve nur sahibi ruhsal bir güç, duygu veya yetenek. İnsanda ki çeşitli mânevî ve rûhî güç, duygu ve yete neklerinin sayısı, tasavvufçuların bazılarına göre beş, bazılarına göre on tanedir. Üsta Bediüzzaman Said Nursî (r. a), insandaki b mânevî ve rûhî güç, duygu ve yetenekleri kesin olarak bir sayı ile sınırlı olmadığını lirtir. (bkz. Barla Lâhikası sh. 347-348, Env Neşriyat, 1993-İstanbul). İmam-1 Rabban
Tasavvufta "kalb" ile bildi gimiz bedendeki organ kastedilmez. Insanın mânevî varlığından bir basamak söz konusu dur. Buna "mânevi kalb" demek mümkündür. Bu kalbdeki duygular ve yetenekler, dünya ile ilgili olabildiği gibi, månevi âlemlerle de ilgili olabilir. O halde kalb âlemi, maddi ve manevi iki âlemin kesişme alanındadır. Tasavvufta bazı yorumcular bunu, Kur'an'daki Rahman sûresinde geçen iki âyeti mecazi olarak alıp açıklar. (bkz. Kur'an, 55/19, 20). İnsanın má nevî varlığının diğer bir derecesi olan "ruh" ise, madde dünyasının şartlarına, zaman ve mekâna bağlı değildir. Beden olmadan da varlığını devam ettirir. Ruh, bu vasfıyla (nite- liğiyle) diğer ruhlarla ve meleklerle bağlantı kurabilir. Bu bağlantı, tasavvufta, derecesine göre keşif" veya "müşahade" denilen, fakat günlük mânâlarından farklı mânâlarda kul lanılan terimlerle ifade edilir. Allah (c.c.) ile kurulabilecek bağlantı, bilgi bağlantısı ola rak "ilham" (bkz. sifat-ı kelâm) ve insanın Rabbine karşı kulluk ve sevgi bağlantısıdır İnsanın mânevî varlığının diğer bir dereces olan"sırr" ile Rab arasındaki bağlantı anlatı lamaz. Bu, "sır'lı bir bağlantıdır. İnsandak "sırr" denilen mânevî varlığa "latife-i Rabba niye" de denir. (bkz. latife-i Rabbaniye; seyr- enfûsî; seyr-i sülük; nüfus-u seb'a)
YanıtlaSilHz. Musâ (A.S.) Hakka kavuşunca Cenâb-ı Hak ona da ölümün
YanıtlaSilacısını sormuş, o da: Yarabbi, ölüm acısını sordunuz; Ölüm acısı bir değneğe geçi- rilmiş serçe kuşunun çektiği izdiraba benzer, ölmez ki, dinlensin, kur- tulamaz ki uçsun! -
Diğer bir kayda göre de: «Canlı bir koyunun derisini yüzerken du- yacağı acı gibi acıyor» demiştir. Bir hadis-i şerifte: «Ölüm: testere ile biçmekten, makasla doğ- ramaktan, kılıçla vurmaktan daha acıdır» buyurulmuştur. Resulü Ekremimiz (S.A.V.) bir gün bu konudan bahsederek yemin
etmiş ki: Ölüm Meleğini (Yani Azräili) görmek, kılıçla bin defa vurul maktan daha ağırdır.»> Yâni Azrâil'i görmekten hasıl olacak korkunun şiddeti kastolunmuş oluyor. Hz. İsa (A.S.): Havariyyûne:
- Cenab-ı Hakka duâ ediniz de sekerât-i mevtinizi kolay etsin. Diye tavsiye ederdi. Yani ölüm güçlüğü bildirilmiş oluyor. Hazreti Peygamberimiz demiş ki:
Cenab-1 Hak Azrâil'i canları almaya memur etti, onu en sonraya bırakacak, kendi canının alınmasını emredecek, Azrâil bu işin zorluğu-
nu görünce:
«Can acısının böyle zor olduğunu bilseydim kimsenin canımı ala- mazdım» diyecek.
Bazı kimseler Hazreti Peygamberden (S.A.V.) ölümün acisini sor-
«Derinin tüylerini eliyle çekerek yolmak gibidir» Diye cevap vermiş.
وَالسَّاعَةُ كَهَاتَيْنِ وَأَشَارَ بِإِصْبَعَيْهِ السَّبَابَة وَالَي تليها
YanıtlaSil* Sehadet parmag ile orta parmagini igaret ederek: Benimle kıyamet arasında bu kadar zaman vardır.» buyurmuştur. Kıyame tin alametlerinden baʼzıları da büyük inşaatlar, mescidleri tezyin, emanete huyanet, igki ve bid'atlerin cogalması, kadınlarda hayann azalması, hakimlerden adaletin kalkması, bereketin azalması, şar kıcı kadınların çoğalması, hilekar adamların emin, emin adamla rin hâin tanınması, idare işlerinin ehil olmayan kimselere veril mesi, fitnenin zuhuru, kadınların çoğalması, erkeklerin azalması gibi hususlardır ki, bütün bunlar zamanımızda mevcud ve hepsi için sahih hadisler vârid olmuştur. Bunlardan ba'zıları: Müslim' in Enes b. Malik (r.a.) den rivayetinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.): في
Ahiret Günü
YanıtlaSilAbdülkadir el-Hac Mutlaku'r-Rahbavi
Güven Matbaası 1970.
sy. 36,39,
Ahirete Giden Yol
(KESF-US SUTUR)
SÖNMEZ
sy. 31.
O nu (Hz.Muhammed s.a.v.) anlamak,Hakka kullukta en mühim basamaktır.
YanıtlaSilHidayet Güneşi
Yüzakı
sy.10.
HELAL ANAHTAR!
YanıtlaSil• Az bir dünyalığa râzı ol ve helâl ye ki; >Bütün hayırların anahtarı budur.
•Haramdan uzak ol,
>Yoksa Hak Teâlâ'dan uzaklaşırsın!
Hiçliğini ve acziyetini idrâk edemeyip de kibir dâvâsına tutuşan niceleri, ilâhî gazaba uğramışlardır. Bel'âm gibiler ilimle, Kärun gibiler servetle, Firavun ve Hâmân gibiler makam ve mevki ile enâniyetin avucuna düştüler ve helâk oldular.
YanıtlaSilKur'an ve Sünnet
İki Cihanda Rahmet
Yuzaki
sy. 267.
Acaba faizi ki moduyor? Faizi, faizle kredi alan tüccar, sanayici ve her hangi bir iş adamı mı ödüyor, yoksa tüketici olanlar mı ödüyor? Mu- hakkakki faiz çoğunlukla halktan alınıp ödeniyor. Eğer kredi; yeme, iç me, giyinme, barınma ve gerekli eşyalar satın almak için alınmışsa fâiz, krediyi alandan çıkar ki bugün bu durumda olanlara teminatı olmadığı için zaten faizle para verilmez. Geriye ziraî, sınaî veya hizmet üreten züm- re kalıyor ki fâizcinin esas müşterisi bunlardır. Bunlar ürettikleri şey- lerin maloluş fiatlarına, hem ödedikleri ve hem de ilerde ödiyecekleri fâizi ilâve etmek zorunda kalırlar. Bu da elbetteki fiatları artıracaktır.
YanıtlaSilÜreticileri ikiye ayırabiliriz: a) Kredi almadan kendi imkânları ile iş çevirenler. Bunlar küçük üretici ve müstahsillerdir. b) İşlerini kredi ile yürütenler. Büyük kuruluşlar daha çok bu kısım içinde yer alırlar. Bu kısımda küçük üreticiler ve küçük kuruluşlar da vardır. Her kurulu- şun amacı hem varlığını sürdürmek ve hem de büyümektir. Bazan talep fazlalığı ve bazan da rekabet yüzünden kısa devrede gelişme istenilir. Bu sebeple de paraya ihtiyaç olur. Muntazaman kredi temin eden iş yerleri şartlar elverişli olduğunda kısa sürede büyürler. Piyasa aynı alanda en fazla üretim sağlıyan, kuruluş veya kuruluşların daha fazla etkisi al- tındadır.
dilen
C - BAZI MALLARA İHRAÇ YASAĞININ KONULMASI
YanıtlaSilDevlet bazı malların ihracını yasaklıyabilir. Buna harp yıllarında daha çok ihtiyaç duyulur. Bilhassa silâh ve silâh sanayiinde kullanılabi- lecek her türlü maddenin satışı yasaklanır. İbni Kudâme (541-620 H/1146- 1223 M); düşman tarafa, yol kesicilere, veya fitnecilere silâh satışı yasak- tir, diyor¹". Yasağa uyulmasından hisbe 134 teşkilâtı sorumlu olduğundan konu hisbe kitaplarında da yer almıştır. Meselâ İbni 'İvaz (ö. 696 H) ko- nuya değinirken şöyle der: «Harpte düşmanın işine yarıyacak olan her şeyin; harp malzemelerinin, malzeme yapımında kullanılması sebebiyle demirin, harpte yük ve binek vasıtası olarak kullanılan hayvanların ve muhariplerin işine yarıyacak elbiselerin satışına müsaade edilmez»> 135.
thraç yasağı muhakkakki daha başka malları da kapsıyabilir.
ribâ : faiz, borç olarak verilen para mala karşılık alınan kår, fazlalık; veya is hut ticaret için verilen sermayenin zara katılmadan yalnız kârına ortak olup edilen kazanç. (Faizin her çeşidi İslâmda ramdır) (muzaaf ribâ: bileşik faiz, ana be d- katılan faizin faizini de alma veya süre u mında faiz oranını da arttırm yolu ile al faiz)
YanıtlaSilribâ : faiz, borç olarak verilen para veya mala karşılık alınan kâr, fazlalık; veya iş ya- hut ticaret için verilen sermayenin zararına katılmadan yalnız kârına ortak olup elde edilen kazanç. (Faizin her çeşidi İslâmda ha- ramdır) (muzaaf ribâ: bileşik faiz, ana borca mad- katılan faizin faizini de alma veya süre uzatı- cları mında faiz oranını da arttırm yolu ile alınan faiz)
YanıtlaSilTabiratli, Terkibli, Ansiklopedik
YanıtlaSilRisale-i Nur un Büyük Lugati
Envar Nesriyat
sy. 912.
فائض FAIZ : ödünç verilen pa
YanıtlaSilra için alınan ve şer'an haram olan kår. Fa Izin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yl yeylm'dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları daha büyük bankalarda toplanıp, büyük yekünlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından falzle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edilen (üretilen) malların flatina masraf olarak bu falz eklenir. Böylece malların flati falz yüzünden %50 civarında, veya daha fazla artar. Bu malı satın alanlar, ödedikleri flatla birlikte vaktiyle yatırımcının ödediği faizi kendi leri ödemiş olurlar. Böylece tasarruf sahipleri bankadan aldıkları falzden çok daha fazlasını bu malı satın almakla geri ödemiş olurlar. Ayrıca fi atların yükselmesiyle dar gelirlilerin haklarına te cavüz etmiş olurlar. Çalışmadan para alıp vermek- le zenginleşen bir zümrenin türemesine de sebep olurlar. İslâm, faizi haram kılmakla bu haksızlık- ları önler. (Bak: Riba) *Taşan, dolan.
فائز FAIZ: (Fevz. den) Dilediğine eren. Başaran. Korktuğundan kurtulan. Üstün gelen. Necat bulan. *Kapının üstündeki eşik.
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lugat
sy. 260.
RIBA: Tartısı ve ölçüsü bel- olan bir malı aynı cinsten daha fazla olan bir mal le, bir karşılığı olmaksızın, peşin olarak veya vere- slye değiştirmektir. * Fâiz. * Muâmelede meşru miktardan tecavüz. * Bir şeyin artması, çoğalması. Verilen borç para veya mal karşılığında kâr iste- yip zarara ortak olmamak suretiyle hâsıl olan ha- ram kazanç. (Bak: Fâiz)
YanıtlaSilJa, Ribâ-i fazl Tartılan veya öl- çülen bir cins eşyanın kendi cinsi karşılığında fazla- sıyla satılması. Meselâ : Bir kilo buğdayı aynı cins bir kilo yüz gramla değiştirmek gibi. -
(Beşerin hayat-ı içtimaiyesinde bütün ahlâk
sızlığın ve bütün ihtilälâtın menşei iki kelimedir. Birisi: "Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne..." "İkincisi: "Sen çalış, ben yiyeyim.." Bu iki kelimeyi de idâme eden; cereyan-1 ribâ ve terk-i zekâttır. Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devâsı var ki; o da vucüb-u zekâttır. İkinci keli- menin devası hürmet-i ribadır. Adâlet-i Kur'âniye âlem kapısında durup ribâya: "Yasaktır, girmeğe hakkın yoktur" der. Beşer bu emri dinlemedi, bü- yük bir sille yedi. Daha müdhişini yemeden dinle- meli. M.)
YanıtlaSil(Ribânın kab ve kapıları olan bankaların nef'i, beşerin fenâsı olan gâvurlara ve onların en zâlimlerine ve bunların en sefihlerinedir. Alem-i İs- lâm'a zarar- mutlaktır. Mutlak beşerin refahi naza- ra alınmaz, zirâ gâvur harbi ve mütecâviz ise, hür- motriz
Osmanlıca Türkçe
YanıtlaSilAnsiklopedik
Büyük Lugat
sy. 831.
FAİZ TETKİKİMİZİN SONUCU
YanıtlaSil1) Ben tamamen Allâme Muhammed 'ül-Fahrî'nin fikir- leriyle müttefikim. Ona göre: «Islâmî yapının temel taşını teş- kil eden liberal sisteme faiz, tam manasiyle zıt bir istikamet- tedir.»
2) İslâmın basit faizi değil sadece mürekkeb faizi yasak- ladığı şeklinde bir telâkki tamamen yanlıştır. Aksine İslâmda, nisbeti ne kadar düşük olursa olsun her nevi faiz menedilmiştir.
3) Bugün umumiyetle câri kapitalist cereyanların tesiri al- tında birçok kimse, günümüz bankacılığının ticarî ve sınaî ha- yatı desteklediği esbabi mucibesiyle, faizin meşru olduğunu id- dia etmektedir. Bu, tamamen yanlış ve çürük bir iddiadır. Ha- kikatı söylemek icab ederse, mezkûr banka faizleriyle, Sahukar
FAIZ NAZARIYESI VE ISLAM
YanıtlaSiltefeci) faizleri arasında hemen hemen hiç bir fark yok, derecede ki, ödünç para vermeyi eskiden sanat edinmiş Ya lilerin varmak istedikleri gaye ve maksatlarla bugünkü arın gaye ve maksatları birbirinin aynıdır.
4) Bir takım sebebler göstererek, Banka faizlerinin mey ruiyetini iddiaya kalkışmak, Islamın vazettiği temel prensible den sapmak ve Kur'ân'da yer alan gayet açık ve müphemiye ten uzak hükümlerden vaz geçmek demek olacaktır. Buna g bizim vazifemiz, faiz hakkında İslamın getirdiği temel kade hükümleri mümkün olduğu kadar açık olarak göstermek ve ik tisadi zafiyetimizi bu nevi hiylei şer'iye kabilinden yollarla tet cihetine sapmamak olmalıdır. Ben ne bir Islám tetkikleri m tchassisi ve ne de İslâmın dolaşık ve düğümlü bir meselesi rinde bir hal şekli vazedecek kapasiteye sahip bir müctehidim Ancak şunu şahsen ifade etmeliyim ki, Bankalara yatırdığımız paralar yoluyla elde ettiğimiz her nevi gelirler, faizle aynı s viyededir ve birdir. Yine şurası iyice anlaşılmalıdır ki, bizler Müslüman olarak faize asla girmemeliyiz. Şayet müsaade edip ona el uzatacak olursak, Bankalarda toplanacak olan paralar, İslâmî fayda, menfaat ve gayeler dışında da kullanılabilecekler- dir. Binaenaleyh bu suretle bugünkü bankalara yatırılmayacak olan meblağları şahsi ihtiyaçlarımızda değil, hayır ve umuma fayda getiren milli menfaatlara uygun faaliyet ve işlerde kul- lanmamız gerekecektir. Fakat böyle yapılması sonuna kadar sa- vunulamasa bile içinde bulunduğumuz cemiyet şartlarının akıp içinde Islami esaslara uygun surette tesis edilip teşkilatlandırı lacak olan bankalarda bu meblağları toplamak zaruret olacak- tır. Bu gaye göz önünde tutularak kurulacak olan İslâmî ban- kaları ve İslâmî bankacılığın esaslarını daha ilerde izah edece ğiz.
Faiz Nazariyesi ve İslam
YanıtlaSilÇeviren
Dr
Salih Tuğ
İrfan Yayinevi
sy. 115,116.
Ve bitâatil ecsâdil mülteimeti biurûkıhâ. Yâni:
YanıtlaSilÖyle cesetler ki, bütün damarlariyle toprak olmuşlardır.
(Öldükten sonra cesetlerin bütün parçaları çürüyüp toprak olur. Cenab-ı Hak tarafından o toprakların eskisi gibi cesedin uzvu hâline gelmesi için ferman gelir, o toprak hemen her ne uzuvdan toprak ol- du ise o uzvun hâlini alır. Toprak olan kemik yine kemiğe, toprak olan sinir yine sinire, toprak olan damar yine damara döner. Toprak olan deriler yine deri haline gelir. Toprak olan kıllar da kıllaşır. Diş- ler, diş olur. Böylece vücuddan meydana gelmiş bütün topraklar va- kit geçirmeden eski uzuvları hâline döner, bir araya gelir. Ceset, ilk ceset gibi olur.)
(Ey Allah'ım, Sen'in «Ol!..» diyen fermanınla toplanan ceset- lerin itâatleri hürmetine ben de Sen'den niyaz eder, dilerim.)
Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun; Onun hesabına birçok hurafe uydurdun. Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya, Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya.
YanıtlaSilHayır, hayal ile yoktur benim alış verişim; İnan ki her ne söylemişsem görüp de söylemişim, Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek; Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek."
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... Âdem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile! Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir; Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir; Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan... Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!
Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun. Yıktın da dini mübini (apaçık din yerine) yeni bir din kurdu Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı. Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.
ibret olmaz bize her gün okuruz ezberde yoksa bir maksat aranmaz mı ayetlerde? lafz-1 muhkem yalnız anlaşılan Kuran'ın çünkü hiç kimse farkında değil mananın
ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına indirilmemiştir Kur'an hakkıyla bilin ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!
Mehmed Akif Ersoy
YanıtlaSilBoyasını Kaziyinca
Küresel Güç Odaklarının
Egemenlik Felsefesi
İbrahim Okur
omursoy kitaplari21
sy. 744.
İçki ve Sigara ya, eğitimin iki katı para harcadığımız açıklandı.
YanıtlaSil14 Kasım 2005.
Açıklamalı Yorumlu
Kronolojik
Kültür Sanat
Tarih Ansiklopedisi
(7007 Yıllık Dünya Tarihi) Cilt. 4.Oğuz Cetinoglu
Ekim Kasım Aralık
sy. 3131.
Üç ana renk kırmızı, mavi, yeşil
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel18 Temmuz 2023 05:33
(Adneks) :ilave, ek, parça parça bir organa bağlı yardımcı oluşum ve kısım.
YANITLASİL
yuksel19 Temmuz 2023 01:28
ESIR MADDESI
Dünya esirden olan ve mevc-i mekfûf tâbir olunan sema deni- zinde seyahat ediyor ve yüzüyor. (Mh.) 70:2. mak. 8. mesele; (L.) 70:12. Lema, 2. mes. mühimme; (L.) 344:30. Lem'a, 6.
nükte, 5. şua
Esîr, Allah'ın varlık ve birliğine şehadet eder. (M.N.) 48:Katre, 1. bab Esîr maddesi fâil olamaz. (L.) 336:30. Lem'a 6. nük. 1. şua Esir maddesinin yedi tabaka olması. (L.) 71:12. Lema 2. mes. müh. Esîr maddesi nedir? (İ.İ.) 237. Fezâ esîr maddesiyle dolu. (L.) 71:12. Lema 2. mes. müh.; (1.1.) 239. Kâinat esîr maddesinden yaratılmıştır. (İ.İ.) 238.
Tabiatçılar esîş maddesini fâil zannetmişler. (L.) 336:30. lem'a, 6. nükte, 1. şua
YANITLASİL
yuksel19 Temmuz 2023 01:33
Asr süresi
esir maddesine yemin etmekle
buluşların icatlarin bu maddede
yogunlasarak meydana getirebileceğini
Kur'an i Kerim de Yazmaktadır
Asr
kürt cede esir olarak yazılmaktadır
Burada Hz. Ömer'in bir ön uyarısını nakletmek istiyoruz. Ab dürrezzak İbni Hemmâm'ın (ö. 211/826) Mûsannefinin iki yerin- de (VII, 330 ve XI, 412) Hz. Ömer; recm cezâsını, deccâli, havzı, kabir azâbını ve mü'minlerin cezâlarını çektikten sonra cehennemden çıkacaklarını inkar edecek, bunların olmadığını ve olmayacağın ileri sürecek birtakım insanların türeyeceğini söyleyerek ta o gün den müslümanları uyarmıştır. O halde bu konularda inkâra daya iddia sahipleri suçüstü (cürm-i meşhûd halinde) yakalandıkları bilmelidirler.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel19 Temmuz 2023 01:51
Riyazu's Salihin
Imam Nevevi
Kampanya Kitaplari
cilt. 4.sy.648.
Sonuçsuz uğraşmak çalışma sayılmaz.
YanıtlaSil339
Yüzyılların adam sende yönetimlerinin deviet yapısında oluşturduğu yaraları iyileştirmek için, harcanacak çabaların en büyüğünü kuşkusuz bilim yolunda göstermemiz gerekir. (1921)
340
Gerçek ortaya çıkınca, yalan ortadan kalkar. (1924)
97
Mustafa Kemal Atatürk ten
YanıtlaSilSeçme Sözler
İbrahim Şimşek
sy. 97.
Rabbimizden bizlere tam bir müslüman uyanıklığı vermesini, bizleri ve gelecek nesillerimizi şeytanın ve şeytanlaşmış insanla- rin şerrinden korumasını dileriz.
YanıtlaSilRiyazu's Salihin
Imam Nevevi
Kampanya Kitaplari
cilt. 7.sy.143.
Puta tapmak şeytana tapmaktir.
YanıtlaSilRiyazu's Salihin
Imam Nevevi
Kampanya Kitaplari
cilt.. 8.sy.300.
Peygamberlere karşı çıkan ulkelerde kıtlık olmuştur.
YanıtlaSilRiyazu's Salihin
Imam Nevevi
kampanya kitapları
sy..299.
yırlıdır. Bunun içindir ki Resûl-i Ekrem başka bir rivayette: «Ölümü temenni etmeyin.» buyurmuştur. Hatta ölüler bir kerre şu cihana dönüp de bir şehådet getirecek kadar zaman hayatta kalmağı candan arzu ederler. Çünkü bu sayede ebedi azabdan kurtarmış olurlar.) Ancak ölüm döşeğine yatan mü'min'e rahmet melekleri gelip kendini cennet ile müjdelerler. İşte bu müjdeyi alan kimse o anda ölümü arzular. Çünkü bir an önce müjdelen. diği makâma ulaşmak ister. Kâfire de bu anda azâb melekleri ge lip cehennem ve azâbiyle korkuturlar. Elbette bu vaziyette o adam ölmeği sevmez. (Geri dönüp tövbe ederek iyi ameller işlemek is. ter fakat vakit geçmiş ve fırsat elden çıkmıştır.) İşte, Allahu Te âlâ da bu adamı sevmez.» buyurmuş ve ölümü sevip sevmeme- nin ölüm âni ile kayıtlı bulunduğunu beyan buyurmuştur. Yine Nesei'nin Ebû Hureyre (r.a)den rivâyetinde, Resûl-i Ekrem (S.A. V.): «Mü'min bir kula ölüm ânında rahmet melekleri beyaz bir ipek ile gelirler ve mü'minin ruhuna : «Sen râzı, Rabbın da sen- den râzı olduğu halde bu bedenden, gazabli olmayan Allâhu Tea- lâ'nı rahmetine ve huzuruna, çık.» derler. O rûh da misk gibi güzel bir koku ile bedenden ayrılır. Hatta o kadar güzel bir ko- kusu vardır ki melekler onu ellerinde dolaştıra dolaştıra gök ka- pılarına kadar giderler. Oradaki melekler de bu kokunun güzelli- ğinden bahseder ve nihâyet mü'minlerin ruhlarının toplu bulundu. ğu yere bu ruhu iletirler. Onlar ise bu rûhu görünce, yitiğini bulan bir insan gibi sevinirler ve : «Filancı ne oldu, ne yapıyor?» diye so- rarlar. İçlerinden ba'zıları da : «Bırakın onu o, bedenden yeni ay- rılmış, yorgundur; sorup durmayınız.» derler. Nihâyet kendisi ce- vap verir ve «Sorduğunuz adam öldü, size gelmedi mi?» der. Onlar da onun cehennem'e gittiğini anlarlar. Kâfir, ölüm döşeğine yattığı vakit azâb melekleri bir pala getirir ve : «Allah'ın gazabı üzerine olduğu ve sen de memnun olmadığın halde Allâh'ın azâ- bına gitmek üzere bu bedenden ayrıl.» derler. Lâşe gibi, pis bir koku saçarak bedenden ayrılır ve yerin kapısına götürülür. Orada- kiler: «Bu ne pis kokudur.» derler ve onu kâfirlerin ruhları ara- sina alırlar.» buyurdu. İşte böylece mü'min, ölümüne sevinir ve Allah'a ulaşmasını sever.
YanıtlaSilRivâyete göre Rebâh'ın oğlu Bilal ölüm döşeğine yattığı vakit başı ucunda bulunan ailesi çığlık kopararak bir «Ah» çekdi. Bila âilesine bakarak «Ah deyip tasalanma,ne mutlu bana deyip sevin Zira ben şu anda iki divar arasında sıkışık durumdayım. Halbuk yarın dostlarım, Hz. Muhammed (S.A.V.) ve onu
Ahiret Günü
Abdülkadir el-Hac Mutlaku'r-Rahbavi
Güven Matbaası 1970
sy. 11.
E
YanıtlaSilEBCED (Bak:cifir) EBÛ BEKİR (R.A.)
Ebû Leheb'in karısı Hz. Ebû Bekir'den Peygamberimizi sordu. (M.) 161:19. Mektup, 15. işâret
Fetih Sûresinin son âyeti Hz. Ebû Bekir'in en meşhur vasfina işâret ediyor. (L.) 36:7. Lem'a, 5. si. Hz. Ebû Bekir dinden dönen Necid halkını zîr ü zeber etti. (M.)
352:28. Mektup 6. mes. 1. nükte
Hz. Ebû Bekir halifeliğe daha layıktı. (L.) 28, 30:4. Lem'a 4. nük.
Hz. Ebû Bekir hicrette Peygamberimizin arkadaşıydı. (M.) 150,
152, 159:19. Mektup, 14. ve 15. işâretler Hz. Ebû Bekir'in hilâfete geçeceğine işaretler. (L.) 36:7. Lem'a, 5. si; (L.) 43:7. Lem'a, tetimme, 2. nükte
Hz. Ebû Bekir niçin az hadis rivâyet etti? (M.) 132:19. Mektup,
10. işâret Hz. Ebû Bekir şahsî kemâlat ve verâset-i nübüvvet vazifesiyle
Hz. Ali'den daha fazîletliydi. (L.) 30:4. Lem'a, 4. nükte
Hz. Ebû Bekir Tebük Gazâsında Peygamberimizden duâ etme sini istedi. (M.) 124:19. Mektup, 8. işâret Hz. Ebû
Bekir, "Ya Rab! Vücudumu öyle büyüt ki, Cehennem de başkasına yer kalmasın" dedi. (E.L.) 2:121; (S.) 711:konf. Rıza'nın Hz. Ebû Bekir ile ilgili rüyâsı. (S.T.) 19:Parlak fıkralar FIHRIST/182
Bir Hazinenin Anahtarı
YanıtlaSilRisale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 182,183.
Benden sonra hulefa, hulefadan sonra umera, umeradan sonra melikler, meliklerden sonra Cebabire, Cebabireden sonra ise Ehli Beytimden bir kimse gelir de, O yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan sonra da "Kahtani" gelir. Beni gönderen Zata kasem ederim ki, O, diğerlerinden aşağı değildir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdurrahman İbni Kays (r.a.)
Sayfa: 518 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
۷۲۸ - إِذَا ظَهَرَتِ الْفَاحِشَةُ كَانَتِ الرَّجْفَةُ وَاذَا جَارَ الْحُكَّامُ قَلَّ الْمَطَرُ
YanıtlaSilوَإِذَا غُدِرَ بِاَهْلِ الذِمَّةِ ظَهَرَ الْعَدُو (عدو الديلمي عن ابن عمر)
728- Fuhuş yaygınlaşınca deprem olur, hakimler zulmedince yağmur azalır, zimmet ehline zulüm reva görülünce düşman zahir olur.
Ramuz ul Ehadis
YanıtlaSilHadis Ansiklopedisi
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
cilt. 1.sy.180.
İmanla Can Verme Duası
YanıtlaSilلى أَسْتَلُكَ خَيْرَ المَسْئَلَةِ وَ خَيْرَ الدُّعَاءِ وَ خَيْرَ النَّجَاحِ وَ خَـ ل وَ خَيْرَ الثوَابِ وَ خَيْرَ الحَيَوةِ وَ خَيْرَ المَمَاتِ وَ تَتثنى وَ ثَقِل مَوَازِنى وَ حَقِّقْ إِيمَانِي وَارْفَعْ دَرَجَتِي وَ تَقَبَّلْ صَلَاتِي وَاغْفِرْ خَطيئَتِي وَ أَسْأَلُكَ الدَّرَجَاتِ الْعُلَى مِنَ الْجَنَّةِ أَمِينُ
(Allâhumme innî es'elüke hayrel mes'eleti ve hayredduâi ve hay Fennecâḥi ve hayrel ameli hayressevâbi ve hayrel hayâti ve hayr memâti ve ve sebbitnî ve sakķil mevâzinî ve hakkik îmânî verfe' dere cetî ve takabbel šalâtî vağfir hatîetî. Ve es'elüked-derecâtil ulâ mine cenneti, âmîn.)
م إِنِّى أَسْتَلْكَ فَوَاتِحَ الْخَيْرِ وَ خَوَاتِمَهُ وَ جَوَامِعَهُ وَ أَوَّلَهُ وَ آخِرَهُ وَ ظَاهِرَهُ وَ بَاطِنَهُ وَ الدَّرَجَاتِ الْعُلَى مِنَ الْجَنَّةِ
لهُمَّ إِنِّي أَسْتَلُكَ اَنْ تُبَارِكَ لى فى سَمْعِي وَ فِي بَصَرِى وَ في رُوحي وَ فِي خَلْقِي وَ فِي مَحْيَايِي وَ مَمَاتِي وَ فِي عَمَلى
ـمَّ وتَقَبَّلْ حَسَنَاتِي وَ اَسْتَلُكَ الْعُلَى مِنَ الْجَنَّةِ (Allahumme innî es'elüke fevâtihel hayri cevâmiahu ve evvelehu ve âhirehu ve recâtil ulâ minel-cenneti. zâhirehu ve bâtinehu, ved ve havâtimehu
Allahumme inni es'elüke en tübârike li fi sem'i ve fi basari w ruhi ve fi halkî ve fi mahyâyi ve fî memâtî ve fî amelî. Allâhumme ve takabbel hasenâtî ve es'elükel-ulâ minel-cennet
YANITLASİL
yuksel21 Temmuz 2023 23:48
İMAN İLE İLGİLİ DUÂLAR
İmanla ölmek için bu duayı akşam sabah okumak icabeder. Çünkü insanın en büyük saadeti imanla ölmektir. En büyük devlet iman devletidir. Para dünyada insanın sermayesi olduğu gibi, iman da ahiretimizin sermayesidir.
Hele insanın son nefesi çok mühimdir. Kelime-i Şehadet ile öl- mek, imanı muhafaza ederek emaneti sağlam olarak Hakk'a teslim etmek, ne büyük bir mürüvvet ve ne mutlu bir devlettir. En büyük sermaye imandır. İşte bu duayı devamlı okuyan insan, Allah'ın emri ile imanla çene kapatacaktır. Allah cümlemize iman nasip eylesin, âmin.
YANITLASİL
yuksel21 Temmuz 2023 23:51
Mecmuatu'l Ahzab
Büyük Dua Kitabı
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Bahar Yayınları
sy. 102.
Belaları Önleme Duası
YanıtlaSilبسم اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم أصْبَحْتُ في جِوَارِ اللهِ الَّذِى لأيرَامُ وَلا يُسْتَبَاحُ وَفِي ذِمَّتِهِ وَ ضَمَانِهِ الَّذِي لَا يُحْفَرُ ضَمَانٌ عِنْدَهُ " فَاسْتَمْسَكُتُ بِعُرْوَةِ اللَّهِ الْوُثْقَى رَبِّي وَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لا إِلهَ إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلاً * تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ وَاعْتَصَمْتُ بِاللَّهِ وَفَوَّضْتُ أَمْرِى إِلَى اللَّهِ نِعْمَ الْقَادِرُ اللَّهُ فَاللَّهُ خَيْرٌ حَفِظًا وَ هُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمينَ وَ صَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى الِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ عَدَدَ خَلْقِهِ وَ رِضَا نَفْسِهِ وَ زِينَةَ عَرْشِهِ وَمِدَادَ كَلِمَاتِهِ * لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللهُ لا إلهَ إِلا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
حَصَّنْتُ نَفْسِي وَ أَهْلِي وَ مَنْ حَضَرَنِي أَوْ غَابَ عَنِّي بِالْحَيَ الَّذِي لا يَمُوتُ وَ الْجَأْتُ ظَهْرِى فِي حِفْظِ ذَالِكَ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِ
ÇEŞİTLİ KONULARA AIT DUALAR
YanıtlaSil401
(Bismillahir RaḥmânirRahim.)
(Haššantü nefsî ve ehli ve men hadaraní ev gåbe annî bil hayyil- la yemûtü, vel-ce'tü zahrî fi hifzi zâlike lil Hayyil Kayyúmi. Ve bahtü fi civârillâhillezî lâ yurâmü velâ yüstebâhu ve fi zimmetihi ve manihillezî lâ yuḥferu damânun indehu. Festemsektü biurvetillähil ská, Rabbi ve Rabbis-semâvâti vel-ardi lâ ilâhe illâ hüve, fettehizhu kilen.
Tevekkeltü alellâhi ve'tašamtü billâhi ve fevvedtü emri ilellâhi, mel kâdiru Allâhu. Fellâhu hayrun hâfizan ve hüve Erhamur- himin. Ve šallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve bihi ve sellim adede halkihi ve ridâe nefsihi ve zînete arşihi ve dâde kelimâtihi.
Lekad câeküm Resûlün min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm aršun aleyküm bil mü'minîne raûfun rahîm. Fe in tevellev fekul has- yellahu lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbil arşil im.) Bu büyük vird, zararları def için ve menfaati çekmek için okunur.
Her sıkıntı ve her bela karşısında bu dua okunur. Ağrı sızı anında da
kunur.
Büyük bir duadır. Gece gündüz okunmalıdır. İnsan kendisini ko- rumak ve belalardan sakınmak için bu duayı devamlı okumalıdır. Çünkü mazarrat (zararlar, kötülükler) anında buna devam eylemek çok faydalıdır. Her insan sıkıntıya kalabilir, ancak sıkıntıdan kurtulma- yegane çaresi bu duayı ihlasla okumaktadır. Her Akşam ve Yatsı arası, her Sabah Namazı'ndan sonra bu duaya devam eylemek lazım-
duaya gece gündüz devam etmelidir. Bu vesile ile Allah'ın rızasına Müslüman evvela Allah'a tam manasıyla sarılmalı, hem de bu kavuşmalıdır.
***
Mecmuatu'l Ahzab
YanıtlaSilBüyük Dua Kitabı
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Bahar Yayınları
sy. 400,401.
pağandasıyla cam parçaları kıymetine indirmemişti. (M.) 53: 13. Mektup, 3. suâl
YanıtlaSilGaddar siyaset ve zâlim propaganda, aralarında hadsiz bir me- safe olan yalan ve sıdkı birbirine karıştırmış. (H.Ş.) 51, 52:3.
kelime Kişi propağandada söylenilen her sözü doğru kabül etmemelidir.
(E.L.) 2:58; (Mn.) 49.
Propagandada gerçekler olduğu gibi anlatılmalıdır. (Sn.) 17. Propaganda hissiyatı değil, fikri esas almalıdır. (Mh.) 77:2. ma- kale, 1. mesele
Propaganday-1 siyaset yalana fazla revaç vermiş. (S.) 452:27. Söz Pnopağandada söz kalabalığına gidilmemelidir. (Sn.) 17. Propaganda zâlim cerbezenin gayr-i meşrû çocuğudur. (TI. İç.
Siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık doğruluğa tercih edi-
liyor. (S.) 446, 452:27. Söz
Şeytanın işlettiği fiilî propaganda. (H.St.) 97.
Bir Hazinenin Anahtarı
YanıtlaSilRisale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 538,539,540,541.
Hazret-i Ali anlatıyor:
YanıtlaSilRasûlullah bir gün:
"Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!" buyurmuşlardı.
Yanındakiler:
"-Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular.
Rasûlullah Efendimiz şöyle sıraladı:
"1. Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sade ce zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedávül eden bir metá
haline geldiği,
2. Emanet, ganimet gibi görülüp hiyanet edildiği,
203
KIYAMET
YanıtlaSilGaybı ancak Allah bilir. Herhalde bunlar, kıyameta plastika iyice artması neticesinde vukū bulacak alametlerdir.
KIYAMET
YanıtlaSilGaybı ancak Allah bilir. Herhalde bunlar, kıyamet yaklaştıkça şerrin iyice artması neticesinde vukū bulacak alametlerdir.
Ebediyet Yolculuğu
Ölüm /Kabir /Kıyamet ve Ötesi
sy. 203,204.
Osmanlı Tahtının Varisleri: Kırım Hanları
YanıtlaSilAnkara Savaşı'ndan sonra yıkılacak olan Altinorda'nın devami Kırım Hanlığı olur. Geleneksel devletlerde kültürün etkisi baskındır. Osmanlı'da "Hanedan-ı Ali Osman" Osman Gazinin soyu "kut" yani Allah'tan dünyayı yönetme gücü
almış, baht sahibi olarak kabul edilirdi. Bununla birlik- te Cengiz soyu da kut sahibi kabul edilir ve bu yüzden büyük önem taşırdı. Osmanlı'da erkek çocuk doğmasa, soy kesilse, taht Kırım Hanı'nın hakkıdır. Çünkü onların soyları da kutludur. Osmanlı kaynaklarında Cengiz soyu bu açıdan muteberdir. O kadar ki; tüm paşalar, krallar huzura çıktığı vakit Sultanın eteğini öperken; Kırım hanları el öpme hakkına sahiptiler. Fatih ile beraber Osmanlı'ya bağlanan Kırım Hanlığı; II. Viyana Kuşatması'nda vazi- felerini yerine getirmez ve duygusal bir sebepten ötürü düşmanın önünü kesmeyerek Osmanlı ordusunun iki ateş arasında kalmasına sebep olurlar.
YanıtlaSilVazifeyi Terk Kendine ve İslam'a İhanettir
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın emrine rağmen Kırım Hanı; Leh ordularını durdurmaz ve geçişine izin verir. Vi- yana'yı fethetmeye yakın olan ordu arkadan beklenmedik bir baskın ile sarsılır ve iki ateş arasında kalır. Bu hadisenin etkisi bugün de devam etmektedir. Bozgundan sonrası Osmanlı, Kırım ve âlem-i İslam için duraklama, gerileme ve hayatta kalma mücadelesi olacaktır. Dün Osmanlı'ya şu ya da bu sebepten karşı duran, altını oyan hangi teşekkül varsa bugün Türkiye'den daha vahim halde; yok olma teh- likesiyle karşı karşıyadır. Gün; tekerrürü önleme, tarihten ilhamla aleme yeni bir nefes olma günüdür.
Genç
YanıtlaSilEbedi Gençlik Dergisi
Ocak 2018
sayı. 136.
sy.43.
Sajahat (Orijinali)
YanıtlaSilYadında değil doğduğu, ter döktüğü toprak; Yadında kalan hâtıra bir şey, o da ancak: Gökten ona "yüksel!" diyen ecdâd-ı şehîdi! Artık o da yükseldi, fakat yerde umidi: Bir böyle şehîdin ki mükâfatı zaferdir, Vermezsen Ilahi dökülen hûnu hederdir!
1 Kânûnisânî 1330
Sujahat (Günümüz Türkçesi)
YanıtlaSilAklında değil doğduğu, ter döktüğü toprak; Onun aklında kalan tek hatıra var, o da ancak: Gökten ona "yüksel!" diyen şehit ataları! Artık o da yükseldi, fakat ümidi yerde kaldı: Böyle bir şehidin ki mükafatı zaferdir, Vermezsen, Ilahi, dökülen kanı boşa gidecektir!
14 Ocak 1915
Safahat
YanıtlaSilOrijinali ve Günümüz Türkçesi
Mehmed Akif Ersoy
sy. 574,575.
918
YanıtlaSilSERH-1 DELAILÜ'L-HAYRAT VE SEVARIKIT.
remi sebebi ile olan hediyelerdir. Netekim Hak Sübhanehu ve T Kuran-1 Azimüşşan'ında azamet ve celâl ile şöyle buyurmuştur
ب لمن يشاءُ إِنَانَا وَيَهَبُ مِنْ يَشَاءُ الذُّكُور اوزو بهم ذكرانا وانا نا
Yehebu limen yeşau inâsen ve yehebu limen yeşaâz züküreb yüzevvicuhüm zükranen ve inâsen. (Şûra sûresi, âyet: 49-50). (<«<Allah» dilediğine kız evlât, dilediğine de erkek evlât verir.
hut hem kız, hem erkek ikiz olarak evlât bağışlar.) İbn-i Abbas (R. Anh) Hazretlerinden rivayet edilmiştir ki, -
Teâlâ Ådem (A.S.) 'a hitap edip: Seni kim yarattı? diye buyurduğu zaman o da:
-Yarabbi, Sen yarattın! dedi. Hak Sübhânehu ve Tellà:
Senin Rabbin kimdir? diye sorduğu zaman da Ådem (AS)
- Yarabbi, Sen'sin! dedi. Bundan sonra yüce yaradan on:
Yà Adem, bana secde eyle! diye ferman buyurdu. Adem (AS) da o anda secde kıldı. Ve sonra Hak Sübhanehu ve Teâlâ şöyle b yurdu: - Yâ Ådem! Senden ahit isterim. Öyle kuvvetli ant olsun b
sevgi ve muhabbetin devamına sebep olsun. Adem (A.S.) a bu söz canından tatlı geldi. Sonra Cennet'ten leklerle Hacerül Esved getirildi. Bu, mübarek taş sütten beyar ve f neş gibi aydınlık verirdi. Berraktı. Yakut ve elmastı. Sonra Adem .S.) bir yıl Haccını tamamladı. Arafat dağı ardında Vâdiyi Numan nilen yerde uykuya vardı. Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri Ad (A.S.) 'ın arkasını meshetti. Adem nesilleri evlâttan evlåda üred türedi. İki kısım oldu. Bir kısmı sağında idi ki ona Sağ Ashab hab-i Yemîn derler. Bir kısmı solunda idi ki ona da Sol Ashab- hab-ı Şimâl derler. Ådem (A.S.) uykusundan uyandı. Sağında d kişileri nurlar içinde gördü. Cebrail (A.S.) 'a: Bunlar kimlerdir! diye sordu.
Cebrail (A.S.):
-Bunlar sağ taraf ashabıdır, Ashab-1 Yemin'dir. Bunlar Cen ehlidir! dedi. Adem (A.S.) sonra soluna baktı. Karanlıklar kinde kişileri gördü. Cebrail (A.S.) 'a sordu:
KARA DAVUD EFENDI ŞERHI
YanıtlaSil919
Ya bunlar kimlerdir. O da: Bunlar Sol Ashabıdır, Ashab-ı Şimaldir. Bunlar da cehennem
ehlidir! dedi. Sağında olan kişilerin en önünde bulunan Fahr-1 Ålem
ve Veled-1 Beni Adem Hazret-i Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sel- lem idi. Yine gökten bir hitab geldi: Ey Muhammed, seni kim yarattı? Hazret-i Muhammed (8.A. V.) de:
Yarabbi, Sen yarattın! dedi. Ilahi hitap yine:
Öyleyse secde eyle, sidkina delil olsun! diye buyurdu. Hazret-i Muhammed (S.A.V.) de secde kıldı. Sonra ilâhi hitap yeniden şöyle dedi:
Senden misak aldım. Elini Hacerül Esved'e koy. Fahr-i Ålem (S.A.V.) mübarek elini o kutsal taşa koydu. Sonra Nuh (A.S.)'dan başlanılarak bütün enbiyânım hepsinden misak ahdi
alındı. Sonra onlara da şu ilâhî hitap geldi: - Bu Abdullah oğlu Muhammed benim peygamberimdir. .Âhır zamanda onu göndereceğim resûl kılacağım. Adını kitaplarda anaca- am. Ona iman getirip yardım eder misiniz.
Bunu bütün peygamberler kabul ettiler. Sonra o taş Kâbe'ye ko-
nuldu. Kâfir olanlar elleriyle ona yapışınca o taş kapkara oldu. Bunun için adına Hacerel Esved Kara Taş denildi. Sonra bütün zürriyet- lerden misak andı istendi ve ilâhî hitâb şöyle buyurdu: Bana secde kılın.
Ademoğullarının bir bölüğü secde etti. Bir bölüğü ise secde et- mediler. Secde edenler secdeden başlarını kaldırdıkları zaman Ådem oğullarının bir kısmının secde etmediğini görünce onlar da iki bölüğe ayrıldılar. Bir bölüğü yine secdeye kapandılar.
Allah'ımız, Sana şükürler olsun! dediler. Bir kısmı ise ilk sec- de ile kaldılar. Secde etmeyen bu bölük de ikiye ayrıldı. Birinci bölük- tekilerin yeniden secdeye yatanlarını görünce onlar da ikinci secdeye vardılar. Bir kısmı ise inat ederek secdeye varmadılar. Durdular. İki secdeye varanlar İslâm üzere doğup büyüyenler ve İslâm üzere ölen- lerdir. İlk önce secdeye varıp sonra secde etmeyenler ise İslâm üzere doğup ve İslâm yolunda büyüyüp -Allah esirgesin- küfür ile ölen lerdir. O ilk secdeyi de etmeyenler ise kâfir doğup kâfirlikle ölenler dir.
Hazret-i Adem (A.S.)'ın ömrü beş yüz yıla varınca evlatları ço aldı. Rivayet edilmiştir ki Hazret-i Havva (R. Anhá) yüz elli kere ev tlarına gebe kaldı. Her doğumda bir erkek ve bir kız doğurdu. An
Kara Davud
YanıtlaSilM. Bin Süleyman Cezuli
Delail-i Hayrat Şerhi
M. Faruk Gurtunca.
sy. 918,919.
Hangi kul ki, "La ilahe illallahül kerimül halim, sübhanellahi Rabbil arşil azim, Velhamdülillahi Rabbil alemin." dedi. O kimseye Cehennemi haram etmek Allahü Teala'nın üzerine haktır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 183 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Kars, Ardahan ve Hatay'ı tek kurşun atmadan anavatana katan, Boğazlar sorunun halleden Atatürk, Musul'un alınmasını İnönü'ye vasiyet etti. İkinci Dünya Savaşı buna fırsat vermedi.
YanıtlaSilNamazı ve Orucu terk edenlerin cezası **
YanıtlaSil**
Namazı kasten, tenbelliği yüzünden terkeden, şiddetle, hattâ (vücu- dundan) kan çıkıncaya kadar döğülür ve namaz kılıncaya kadara hapsolu nur (1). Ramazan orucunu terkeden için de hüküm aynıdır. Namaz kılmayan ve oruç tutmayanlar öldürülmez; Ancak namazın veya orucun farz olduğu- nu inkâr eden veya bunlarla alay eden (kâfir olacağı için) öldürülür.
(1) Imam-ı Şafiî'ye göre, kasden namaz kılmayan kişi ceza olarak öldürülür. Imam-1 Maliki'ye göre ise kâfir olduğu için öldürülür. Bu cezalar namaz kılmayanın dünyaya ait cezasıdır. Ahirete gelince, eğer bu kişi Müslüman olarak ölürse namaz gibi önemli bir farzı terkettiğinden dolayı uzun ve ağır azablara müstehak olur. Peygamber Efendimiz, Kişi ile kâfir olmak arasında namazı terketmek vardır. (Kisi namazı terkedince kâfirliğe yaklaşmış olur) buyurmuştur.
Nurul İzah ve Tercümesi
Abdullah Aydın
sy. 69.
Caryenin efendim doğurman,
YanıtlaSilYalın ayak ve çıplak kişilerin insanların başına
geçmesi, . Insanların yüksek binalar inşa etmede yarışması Ilmin azalması ve cehaletin yaygınlaşması
.
⚫ Fitnelerin ortaya çıkması, öldürme hadiselerinin art
ması, servetin çoğalması,"1 . Zinanın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması,
kadınların çoğalıp erkeklerin azalması,42 İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük Müslüman or
dusunun birbiriyle savaşması," 43
. Emanetin ehline tevdi edilmemesi ve işlerin ehil ol-
mayanlara verilmesi."4
Sayılarını daha da çoğaltabileceğimiz bu rivayetlerin amacı, kıyametin vaktini belirlemek değildir. Bunlar, aile ve toplumlarda meydana gelen bozulma ve dejenerasyo- düzen kanunlarını ifade etmektedir.
na işaret etmekte, Allah'ın toplumlar için koyduğu sosyal
Bu tür olaylar büyük kıyametin yaklaştığı zamanda da bulunabilir, ancak hadislerde ifade ediliş maksatları bu t eden
değil, toplumların ölümüne (kıyamet-i vusta) işaret ilahi kanunların hatırlatılmasıdır.
37 Ibn Mâce, "Fiten", 25; Müslim, "Fitne", 1. 38 Ibn Mâce, "Fiten", 25.
39 Buhari, "Fiten", 25; Ibn Mâce, "Fiten", 25.
40 Buhari, "Fiten", 4, 25; Ibn Mâce, "Fiten", 26. 41 Buhari, "Fiten", 4; Müslim, "Fiten", 18; Ibn Mâce, "Fiten", 10
42 Tirmizi, "Fiten", 34; Ibn Mâce, "Fiten", 25. 43 Buhari, "Fiten", 25; Müslim, "Fiten", 17.
44 Buhari, "llim", 2; "Rikák", 35; Ahmed b. Hanbel, II, 361
414-
A babaya itaatin olmadığı, para pul görmemiş insanla birden bire zengin olarak ekonomiye hükmetmesi ve gisizlikleri sebebiyle de toplumun ahlâkını ve ekono- misini bozmaları, zina, içki, emanete hiyanet gibi toplu- mu içten çökerten ahlâksızlığın yaygınlaşması gibi sosyal kanunlara işaret vardır.
YanıtlaSilNitekim Kurtubî, İbn Hacer ve Aynî gibi tefsir ve hadis alimleri de söz konusu rivayetleri bu çizgide yorumla- maktadır.45 Bu yorumu destekleyen önemli bir kanıt da şarihlerin, hadiste kıyamet alâmetlerinden sayılan iki büyük Müslüman ordusunun savaşmasından maksadın Hz. Ali ile Muâviye ordularının Sıffîn Savaşı'nda karşı
karşıya gelmesi şeklinde anlamalarıdır.46
Ibn Hacer, Fethu'l-bari, I, 122-123, 11, 350, Ayel, Umde, 1,
YanıtlaSilIn Hacer, Fethu7-bári, XII, 72. Muslim, "Îmân", 249.
415-
İslam'da İman Esasları
YanıtlaSilProf. Dr. Bekir Topaloglu
Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz
Prof. Dr. İlyas Celebi.
D. I. B. Yayınları
sy. 414,415.
Bellfsizlik talllamen yok edilemez, sadece ortam nakkinda degerehe yapı- labilir ve sonra belki yönetilebilir. İstihbarat analizcilerinin işi ile ilgili gittikçe açıl hale gelinen aşama analitik görevler artık ikazdan (özellikle taktik ikaz) daha stra tejik ve sırlarla ilgilenmeye kaymaktadır. Analiz işine bilginin bittiği ve belirsizliğin kaçınılmaz olduğu yerden başlanır. Konunun anlaşılması için Carl Von Clausewit ile daha az bilinen çağdaş stratejist Antonie Hneri Baron de Jomini'nin istihbara anlayışları Tablo 3'de karşılaştırılmıştır. Jomini'ye göre, strateji belirli çözümler olan problemler serisidir ve matematiksel mantık stratejinin temel prensiplerinde çıkarılabilir55. Clausewitz'e göre tahmin edilemez olaylar savaşta kaçınılmazdır v muharebeler bu belirsizliği azaltır. Savaş, olasılıkların, iyi ve kötü şansın bir arac oynandığı bir kumardır56. Clausewitz'e göre belirsizlik ancak yönetilebilir ama ye edilemez. Savaş ve istihbarat üzerinde büyük bir sis vardır. Jomini'ye göre çoğu d ğerlendirmeler mümkün olan en iyi öngörüyü veya temel kanaatleri yansıtır. Or ya konan alternatif sonuçlar içinde en olası olanıdır. Yani mesela birkaç olası değ lendirme içinde analitik olarak en olası olanı bulmaktır. Clausewitz ise üç pren ortaya koyar. İlki emin olmak ve olasılık farklıdır, düşük olasılıkla olsa bile bazı doğru olabilir. Güven kadar bilginin içeriği de önemlidir
YanıtlaSilTEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilrulması için rejim restorasyonu metodu kullanılmaktadır. ABD'nin hegemonyasını sürdürme stratejisi 1980'lerden sonra "demokrasi projesi" uygulamaları ile daha örtülü bir görünüm kazanmıştır. Demokrasi, ABD Dış Politikasının ve hegemonya konseptinin siyasi boyuttaki en belirgin çatısı ve müdahale biçimi haline getirilmiş- tir. Amerikan demokrasi geliştirme anlayışı, elit tabakanın kontrolündeki politik sistemlerin emniyetini ve istikrarını değil, sivil topluma nüfus etmeyi ve geniş halk kitlelerini harekete geçirecek yerel elitleri ve mekanizmaları kontrol altında bulun- durmayı hedeflemektedir. Bu yeni tür müdahale projesi ile ulusal yöntemler, kısa devre edilerek, NGO-Vakfi-Enstitü-Sivil Toplum Örgütü gibi kurumlar aracılığı ile hedef ülkedeki iktidar ve kitlelerle doğrudan ilişkiye geçilmesi ve dışarıdan kontro- lü benimsenmiştir. Bu strateji, ülkelerin iç düzenlerinde toplumla devlet arasına gi- ren bir örgütlenme, kurumsal ve bireysel bir ağ oluşturarak, devlet egemenliğine paralel bir egemenlik kurmayı amaçlamaktadır.
Gelişme projesi de demokrasi projesi gibi örtülü amaçlara hizmet etmekteydi. Soğuk Savaş sırasında ülkeleri ekonomik yollarla elde ederek nüfuz ve stratejik avantaj sağlamaya yönelik güvenlik projeleri konsept olarak bazı ülkeleri "geliş- mekte olan ülkeler" olarak tanımlayan "gelişme modeli"ni seçtiler. IMF ve Dünya Bankası, borçlu hükümetlerin ekonomilerini yeniden düzenlemekte ve bu ülkeleri borçlarını geri ödemeye zorlayan düzenlemeleri sıkı sıkıya takibe devam etmekte- dir. Ekonomilerini dışa açmaları sadece sanayileşmiş ülkelerden ve çokuluslu şir- ketlerden; işlenmiş ürün, hizmet ve gıda maddesi ithalatını arttırdı. Böylece, özel- leştirme ya da kısa vadeli yabancı sermaye akışıyla dahi kapatamayacakları öden- mesi çok güç bütçe açıkları oluştu. Amerikan hegemonyası olarak tanımlayabilece- ğimiz bu sistem 1980'lerden sonra yavaş yavaş kabuk değiştirdi ve yeni bir döne- me girildi. Bazı ülkelerdeki borç krizleri (1980'den sonra IMF üyelerinin üçte ikisi mali kriz yaşadı), o ülkedeki toplumsal üretim ilişkilerinin, dış sermayenin daha fazla girmesi istenecek şekilde yeniden düzenlenmesini mümkün kıldı50, Yurtiçi mali düzenlemeler, yurtiçi üretim piyasaları ve gelişmiş yurtiçi işletmeler, bu şekil- de, Amerikan, Japon ve Avrupa şirketleri tarafından ele geçirilmeye hazır hale geti- riliyordu. Böylece "özelleştirme" küresel ekonominin başlıca özelliği haline geldi. Hegemonya iki işlev edindi; bir yandan düşük maliyetli malların piyasaya çıkması ve sermaye fazlasının tüketilmesi için geniş alanlar yaratılırken, diğer yandan ser maye fazlası devalüasyonunun maliyetinin korunmasız ve zayıf bölgelerin ve top- lumların sırtına yüklenmesinde bir araç vazifesi gördü. Dalgalanma ve sayısız kred ve likidite krizleri küresel ekonominin kaçınılmaz bir özelliği olduğu sürece, ser maye birikiminin başlıca merkezlerini korumak amacıyla hegemonya IMF gibi ku rumlar aracılığıyla bunları yönetmek durumundaydı. Wall Street-Amerikan Hazine si-IMF kompleksi, Avrupa ve Japon makamlarıyla birlikte bunu başarıyla yürütmek tedir.
Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile blok düzeni dışında serbest kalan veya yeni orta ya çıkan pek çok ülke; siyasi, sosyal ve ekonomik olarak kabuk değiştirirken, Ame
50
David Harvey, Yeni Emperyalizm, Everest Yayınları, (Istanbul, 2004), 57
-46.
PROF.DR. SAİT YILMAZ
YanıtlaSilrika artık modernizmin öncüsü ve Batılı demokrasi, kültür, kalkınma ve sosyal du- zen örneği olarak insanlığın yegane sosyal laboratuarı olma konumuna erişmişti. İnternet erişiminin ve uydu haberleşmesinin hızla yaygınlaşması da dünyanın sos- yal öncüsü olarak Amerika'nın küresel etkisinin bir göstergesi idi. İletişim teorisi, hegemonyaya özellikle ABD değerlerinin yaygınlaştırılması bakımından kültürel alanda yardım etti. Kültürel yayılma, dünyanın genelinde hegemonya kurma müca- delesinde önemli bir silah haline geldi. Hollywood, Popüler müzik, kültürel tarzlar, hatta medeni hakların savunuculuğu gibi tüm siyasi akımlar, Amerikan tarzını taklit etme arzusunu şiddetlendirmek üzere seferber edildi. ABD, dünyanın diğer kısmını, barış ve refahın biçimlendirdiği ebedi bir uygarlığa katma gücüne sahip bir özgür- lük savaşçısı olarak yansıtıldı. Amerikan kaynaklı küresel kültürel devrim, dün- yadaki genç nesillerin neredeyse tamamının törelerini, kültürel değerlerini, cinsel yaşantılarını, kişisel zevklerini ve bireysel maddi beklentilerini yeniden tanımla- maktadır. Özelikle kentlerde yaşayan yeni nesil giderek daha fazla ortak tutkuya, eğlence alışkanlıklarına ve mal edinme dürtüsüne sahip hale gelmektedir. Amerikanın bu çekiciliği bir kültürel ayartma aracı haline gelmiştir. Sonuçta Ame- rika eğitimde ve idari becerilerde olduğu kadar film, popüler müzik, internet, mar- kaların bilinirliği, mutfak, dil ya da kısaca bilim adamlarının Amerikan hegemonya- sının "acıtmayan gücü" dedikleri alanların tamamında kültürel hakimiyetine hizmet etti.
ABD askeri müdahaleleri hegemonyacı vizyonunun görünen yüzüdür. Amerikan dış politikasında ve siyasasında, iş dünyasının ihtiyaçlarını, istila ve sömürgeleş- tirme yerine diplomasi yoluyla gerçekleştirilen hegemonik ilişkiler ağı içinde sağ lamak esas olmuştur. Dış ve uluslararası kurumsal düzenlemeler hegemon devlet gücünün de yardımıyla, mübadele ilişkilerindeki eşitsizlikleri hegemon gücün yara- rına sürdürmek üzere kullanılmaktadır. Serbest ticaret ve dışa açık sermaye piyasa- ları, liberal dünya içindeki ticaret, üretim, hizmet ve finans sektörlerine hakim olan gelişmiş ülkelerde üslenen sermaye güçlerinin çıkarına hizmet eden başlıca araçlar haline gelmişlerdir. Dolayısıyla, ABD'nin (ve daha az ölçüde Avrupa'nın) gücünü ar- kasına alan IMF ve DTÖ gibi örgütlerin kurumsal baskılarıyla tüm dünya piyasala- rını dışa açılmaya zorlamak, korumacı duvarlarını yıkmak istemeyen ülkelere de kendi devasa pazarını kapamak hegemonyanın başlıca aracı haline dönüşmüştür. Geleceğe umutla bakan ülkelerin "demokratik" programlar çerçevesinde umutları sönmekte ve ülkeler gizli ya da açık işgale uğramaktadır. Yeni işgal süreci günü- müzde tankla, topla, tüfekle değil içi para dolu bond çantalar, siyah takım elbiseler- le ile gerçekleştirilmektedir. Yumuşak güç diye tanımlanan bu sürece dünya geneli- ne yayılmış binlerce sivil toplum kurumunun katkısı çok önemli yer tutmaktadır.
Serge Guilbaut, How New York Stole the Idea of Modern Art, Çev. A. Goldhammer, University of Chicago Press, (Chicago, 1985), 53.
-47-
Bellfsizlik talllamen yok edilemez, sadece ortam nakkinda degerehe yapı- labilir ve sonra belki yönetilebilir. İstihbarat analizcilerinin işi ile ilgili gittikçe açıl hale gelinen aşama analitik görevler artık ikazdan (özellikle taktik ikaz) daha stra tejik ve sırlarla ilgilenmeye kaymaktadır. Analiz işine bilginin bittiği ve belirsizliğin kaçınılmaz olduğu yerden başlanır. Konunun anlaşılması için Carl Von Clausewit ile daha az bilinen çağdaş stratejist Antonie Hneri Baron de Jomini'nin istihbara anlayışları Tablo 3'de karşılaştırılmıştır. Jomini'ye göre, strateji belirli çözümler olan problemler serisidir ve matematiksel mantık stratejinin temel prensiplerinde çıkarılabilir55. Clausewitz'e göre tahmin edilemez olaylar savaşta kaçınılmazdır v muharebeler bu belirsizliği azaltır. Savaş, olasılıkların, iyi ve kötü şansın bir arac oynandığı bir kumardır56. Clausewitz'e göre belirsizlik ancak yönetilebilir ama ye edilemez. Savaş ve istihbarat üzerinde büyük bir sis vardır. Jomini'ye göre çoğu d ğerlendirmeler mümkün olan en iyi öngörüyü veya temel kanaatleri yansıtır. Or ya konan alternatif sonuçlar içinde en olası olanıdır. Yani mesela birkaç olası değ lendirme içinde analitik olarak en olası olanı bulmaktır. Clausewitz ise üç pren ortaya koyar. İlki emin olmak ve olasılık farklıdır, düşük olasılıkla olsa bile bazı doğru olabilir. Güven kadar bilginin içeriği de önemlidir
YanıtlaSil٢٥٣٣ - الرَّسْتَافُ حَظِيرَةٌ مِنْ حَظَائِرِ جَهَنَّمَ لَيْسَ فِيهَا حَدٌ وَلَا جُمُعَةٌ وَلَا جَمَاعَةٌ صبيهُمْ عَارِم وشَبَابَهُمْ شَيَاطِينٌ وشُيُوحُهُمْ جُهَّالُ الْمُؤْمِنُ فِيهِمْ أَنْتَنُ
YanıtlaSil* : الجيفة الديلمي عن على)
2533- Bir kaza veya kasaba ki, içinde had (şer'î ceza), cuma ve cemaat yoktur. İşte orası, cehennem ağıllarından bir ağıldır. Çocukları kötürüm, gençleri şeytan, yaşlıları cahil olurlar. İçlerindeki mü'min leşten daha fena kokar.
الرفْقُ رَأْسُ الْحِكْمَةِ (القضاعي والخرائطي في مكارم الاخــــلاق عــــن
2534- Rifk vur
-- الرِفْقُ رَأْسُ الْحِكْمَةِ (القضاعي والخرائطي في مكارم الاخــــلاق عـــن
YanıtlaSil2534- Rıfk (yumuşaklık, tatlılık) hikmetin başıdır.
الرِفْقُ بِهِ الزِيَادَةُ وَالْبَرَكَةُ وَمَنْ يَحْرُمُ الرِّفْقَ يَحْرُمُ الْخَيْرَ (طب)
عن جرير 2535- Rıfkta ziyadelik ve bereket vardır. Rıfktan yoksun olar kişi hayırdan yoksun olur.
٧٥ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَمَةِ حِيِئَ بِاَهْلِ الْبَلَاءِ فَلاَ يُنْشَرُ لَهُمْ دِيوَانٌ وَلاَ - سَبُ لَهُمْ مِيزَانٌ وَلاَ يُوضَعُ لَهُمْ صِرَاطٌ وَيُصَبُّ عَلَيْهِمُ الاَجْرُ صَبَّا*
YanıtlaSilحار عن عمر 799- Kıyamet olunca, dünyada üzüntü, sıkıntı ve hastc çekmiş insanlar getirilecek, onlara amel defteri dağıtılmayacak,om için mizan kurulmayacak ve kendilerine sırat köprüsü de konmayac bilakis üzerlerine ecir ve mükafat döküldükçe dökülecek (sorgusuz sualsiz cennete girecekler).
۲۰۱۳ - اَلَا أَعْلَمُكَ حَصَلَاتٍ يَنْفَعُكَ اللهُ بِهِنَّ عَلَيْكَ بِالْعِلْمِ فَإِنَّ الْعِلْمَ خَلِيلُ الْمُؤْمِنِ وَالْحِلْمَ وَزِيرُهُ وَالْعَقْلَ دَلِيلُهُ وَالْعَمَلَ قَيْمُهُ وَالوِفْقَ اَبُوهُ
YanıtlaSilواللين أخوه والصَّبْرَ امِيرُ جُنُوده (الحكيم عن ابن عباس) *
2013- Sana bir kaç haslet öğretiyorum, dikkat et. Çünkü Allah seni onlarla faydalandırır: İlim. Çünkü ilim mü'minin dostudur, hilim veziridir, akıl delili, mürşididir. Amel bakıcısıdır, rifk babasıdır, yumuşaklık kardeşidir, sabır ordusunun emiridir.
Ramuz ul Ehadis
YanıtlaSilHadis Ansiklopedisi
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ) Âyet-i Kerîmenin Kelime Mânâsı - 42
YanıtlaSilhakki, yani Allâh-u Tea اَلْحَقَّ ?Ve karıştırmayan, neyi (وَلَا تَلْبِسُوا) tarafından hak üzere indirilmiş olan âyetleri karıştırmayın, ne ile? ( bâtıl ile, yâni kendi uydurduğunuz asılsız şeylerle, daha ne yapmayın? ( ve gizlemeyin, burada (Ý) harf-i nâfiyesi hazfedilmiş (zikredilmemiş) tir. Binâenaleyh: (1,²Ý;) "Gizlemeyin" demektir. Neyi? (~~) hakkı, (*) .onun doğru olduğunu) bilmektesiniz) (تَعْلَمُونَ) ,halbuki siz
38
Akademisyen ve araştırmacı yazar Salt Yılmaz, Küresel Sermaye ve Türkiye adh kitabında hiçbir detayı atlamadan Küresel Sermaye'nin dünyadaki, ama özellikle ülkemizdeki oyunlarını leşifre ediyor. Şimdiye kadar gerçeklerle masallanın birbirine karıştığı e bu yüzden inandırıcılığımı kaybetmiş bir konu olan Küresel Sermaye, Bu sayede kendini çok iyi gizlemiştir. Sait Yılmaz, Küresel Sermaye'nin hem dünyada hem de Türkiye'de yıllarca izini sürdükten sonra üzerindeki sır perdesini kaldırıyor.
YanıtlaSilBu kitapta, kendilerini dünyanın efendileri olarak gören ve dünya üzerinde olan biten her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda önlendiren işadamı, siyasetçi, bürokrat tayfasının asırlardır oynadıklanı kanlı oyunlar açığa çıkıyor.
Rothschildlerden Rockefellerlardan Soroslara, Koçlardan Sabancılardan Karamehmetlere, Mendereslerden Özallardan Tayyip Erdoğanlara bu efendilerin ve uşaklarının isim isim bağlantıları, örgütleri ve karanlık planlarını okuyacak, yaşamakta olduğumuz olayların anlamlarını keşfedeceksiniz.
Finanse ettikleri savaşlar yüzünden her din ve milliyetten milyonlarca insanın kanı üzerinden kazanılan servetlerin nasıl Küresel Sermaye'ye aktığını bu kitaptan öğreneceksiniz. Bu savaş devam etmektedir. Kazananı siz tayin edeceksiniz.
GUNCEL SIYASET
ISBN 978-975-343-943-5
Küresel Sermaye ve Türkiye
YanıtlaSilSait Yılmaz
Kaynak Yayınları
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil85 1 Çoğu sekir veren şeyin azından da nehyediyorum. Hz. Amr ibni Sa'd (r.a.)
85 2 Allah (z.c.hz.) bir şeyi bir kula takdir ettiğinde, onu çevirecek hiçbir şey yoktur. Hz. Muhallet ibni Ukbe (r.a.)
85 3 Allah (z.c.hz.) kullara nikmet (musibet) murad ettiğinde, çocuklar ölür, kadınlar doğurmaz ve içlerinde rahmete şayan bir kimse yoksa başlarına belâ gelir. Hz. Huzeyfe ibni Yemani (r.a.)
85 4 Allah (z.c.hz.) bir kulu helâk etmek murad ettiğinde, önce ondan "haya" alınır. O zaman o kimse buğza lâyık olarak Allah'ın huzuruna mülâki olduğunda kendisinden "emanet" alınır. Ve hain tanınır. Böyle olunca "Rahmetten tard" olunur. O zaman lânete lâyık hale gelmiş olur. Ve o zamanda "İslâm hırkası" üzerinden alınır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
85 5 Allah (z.c.hz.) bir ev halkını sevdiğinde, aralarında mülâyemet kaim olur. Hz Cabir (r.a.)
85 6 Allah (z.c.hz.) bir kavmi sevdiğinde, onlara belâ musallat eder. Sabreden mükâfata nail olur, sızlanan da cezaya. Hz. Muhammed bin Lebid (r.a.)
85 7 Allah kulunu sevdiğinde, rızkını yetecek kadar verir. Hz. Ali (r.a.)
85 8 Allah bir kulu sevdiğinde, mescide kayyum eder. Sevmezse hamama hizmetçi eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
85 9 Allah, bir kula hayır murad ettiğinde, onu müptelâ eder. Ve ona meşgul olacak mal ve evlâd bırakmaz. (Kendisi ile meşgul eder.) Hz. Utbe (r.a.)
85 10 Allah (z.c.hz.) bir Peygambere bir geçimlik verdiğinde ve onu da ahirete aldığında, bu geçimlik, onun yerine geçenindir (halifenin). Hz. Ebû Bekir (r.a.)
85 11 Allah (z.c.hz.) kuluna bir nimet verdiğinde, o nimetin eserinin
Namazı Terkedenin İslam'dan Nasibi Yoktur! / 109
YanıtlaSilMisver b. Mahreme (r.a), Hz. Ömer'in yaralandığı günlere ait bir hâtırayı şöyle anlatır:
"Ömer (r.a) hançerlendiğinde zaman zaman baygınlık geçi-
riyordu. Bir keresinde yanına girdim, üstüne bir örtü örtmüşler
kendinden geçmiş vaziyette yatıyordu. Yanındakilere:
<-Durumu nasıl?» diye sordum.
«-Gördüğün gibi baygın» dediler.
<-Namaza çağırdınız mı? Eğer hayattaysa onu namazda başka hiçbir şey korkutup uyandıramaz» dedim. Bunun üzerine
<-Ey Mü'minlerin Emîri, namaz! Namaz kılındı!» dediler.
Hz. Ömer (r.a) hemen ayıldı ve:
<-Öyle mi? Vallahi namazı terk edenin, İslâm'dan nasîbi yoktur» dedi. Kalktı ve yarasından kanlar akarak namaz kıldı." (Heysemi
295; Ibn Sa'd, III, 35; Muvatta', Tahâret 51)
74
YanıtlaSilHazret-i Omer-radıyallahu anh-'den
Farok/23
ir yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an- laşmazlık vukû bulmuştu. Yahudi:
"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Kâ'b b. Eşref'e gidelim." dedi. Allah Teâlâ kitabında, yahudî ileri gelenlerinden olan bu Kâ'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü- nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti. O'nun yanından çıkınca münafık yahudiyi yakaladı ve:
"-Bunun hükmüne râzı değilim, Ebû Bekir'e gidelim" dedi. Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafik Ebû Be- kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattâb'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür- dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste- di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmis bulunmaktayım" dedi.
111 Hanra
YanıtlaSil75
Hz. Ömer (r.a) münafığa:
"-öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine:
"-Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve
kılıcıyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da: "-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahudi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hâdise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor- lar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbi sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikç iman etmiş olmazlar." (en-Nisâ, 60-65) âyet-i kerimeleri nâzil oldu
Cebrâîl (a.s) gelerek:
"-Ömer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (V
hidi, s. 166; Kurtubî, V, 170-171)■
Hanra
YanıtlaSil241
. "Gökten gelen bir ses:
-Ey insanları Bir kişi hariç hepiniz cennetliksiniz» dese, o kimse ben olacağım diye korkarım.
-Ey insanlar! Bir kişi hariç hepiniz cehennemliksiniz» de- se, o kişi ben olacağım diye ümit beslerim." (Ibn Recep el-Hanbell, et Tahvif mine'n-nar, s. 15)
. Ömer (r.a) bir defasında Allah Teâlâ'nın huzurunda hesap vermenin zorluğunu düşünerek yerden bir saman çöpü aldı ve:
"Ah! Şöyle bir saman çöpü olsaydım, dünyaya hiç gelme-
seydim, anam beni doğurmasaydı, büsbütün unutulup gitsey-
dim" diye hayıflandı. (Ibn Sa'd, III, 360-361)
⚫ Hz. Ömer, vâlilerine şöyle yazmıştır:
"Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu koru-
yup vakitlerine dikkat ederse, dinini korumuş olur, kim de onu yerine getirmeyip yitirirse dinini de kısa zamanda yitirir." (Mu- Vata, Vukutu's-salât, 6)
bitkiyi (sanmsak ve soğan) yiyorsunuz. Gerçekten ben, Allah Ra- "Ey müslümanlar! Siz, kokusu hoş olmadığını bildiğim şu iki sülü'nün, mescidde bir kimsede bunların kokusunu duyduğu za- man emredip o kişiyi Baki' kabristanına kadar uzaklaştırdığını gör- dim. Bu sebeple kim bunlar yiyecekse, pişirerek kokusunu gider- tin!" (Müslim, Mesâcid 78; Ebû Dâvûd, Et'ime 40; Ibn Mâce, İkâmet 58, Et'ime 59)
Ömer b. Hattab (r.a) bir cuma günü irad ettiği hutbede
240.
YanıtlaSilHazret-i Ömer -radıyallahu anh 'den
"-Hayır."
"-Peki sabah-akşam ona komşu oldun mu?"
"-Hayır."
Bu cevaplar üzerine Hz. Ömer (r.a):
"-Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki sen onu tanımıyorsun" dedi. (Gazâlî, ihya, III, 312)
⚫ Hz. Ömer birgün:
"-Biliyor musunuz, mizâh neden dolayı «mizah» diye isim- lendirildi?" diye sordu. Çevresindekiler:
"-Hayır, bilmiyoruz" deyince:
"-Çünkü mizâh sahibini haktan (doğrudan ve gerçekten) uzaklaştırır da ondan" şeklinde bir açıklama yaptı. (Arapça'da "mizâh" kelimesi ile burada kullanılan "uzaklaştırmak" kelime- leri aynı kökten türemiştir.) (Gazâlî, İhya, III, 273-274)
• Hz. Ömer bir çocuk görüp de hoşlandığında hemen bir meslek ve sanatının olup olmadığını sorardı. "Hayır" cevabını alırsa "Gözümden düştü" derdi. (Ibnü'l-Cevzî, Telbisü iblis, s. 283; Me- nakib, s. 227)
• "İdareci olmadan önce dînî ilimleri öğreniniz." (Süfyan b. Uyeyne -rahmetullahi aleyh- bu sözü şöyle açıklar: Çünkü bir kimse dînî ilimlerde ince anlayış sahibi olduğunda riyaset sevda- sını bırakır.) (İbnü'l-Cevzî, Sifatü's-safve, II, 236)
Eskişehir Emniyeti'ni basın!'
YanıtlaSilŞamil Tayyar, Hanefi Avcı'nın kitaptaki iddialarıyla ilgili ‘delili olup olmadığı' şeklindeki Radikal Gazetesi muhabirinin sorduğu so- ruya verdiği cevapla dalga geçti. Avcı'nın muhabire verdiği, ‘deli- lim yok ben delillerin olduğu yeri işaret ediyorum' cevabını okuyan Şamil Tayyar, Avcı'nın Emniyet İstihbarat Dairesi'nin aranması ha- linde delil bulunacağını söylediğini, bunun saçma olduğunu söyledi. Tayyar, "O zaman ben de diyorum ki Avcı'nın Müdür olduğu Eski- şehir Emniyet Müdürlüğü'nde yasa dışı dinleme cihazları var, gidin basın" dedi. Tayyar, böyle bir mantığın saçma olduğunu, Avcı'nın kafasında önce bir suçlu oluşturduğunu sonra onun altını doldur- maya çalıştığını ve İstihbarat Dairesi'nin basılmasıyla delil bulmayı unduğunu söyledi.
Operasyon Cemaat
2010.
sy.349.
11 Hatre
YanıtlaSilMühür Yüzük / 86
Rasûlullah (s.a.v) Acem Şâhına, Rum Kayserine ve Ha- beş Necâşî'sine mektup yazdırmak istediği zaman, ashâb-ı ki- ramdan bazıları:
"-Yâ Rasûlallah! Onlar bir mektubu mühürlü olmadıkça okumazlar!" demişti.
Bunun üzerine, Allah Rasûlü (s.a.v) gümüşten bir mühür yüzük edindi ki, kaşına, üç satır hâlinde aşağıdan yukarıya doğ- ru "Muhammedü'r-rasûlu'llâh" nakşedilmişti:
Allah
Rasûl
Muhammed
Fahr-i Kâinât Efendimiz, bu mühür yüzüğü sol elinin serçe parmağına takardı. Sağ elinin parmağına taktığı da olurdu. Ka- şini avucunun içine çevirirdi.
Rasulullah (s.a.v), bu yüzük parmağında olduğu hâlde ve- fat etti.
YANITLASİL
yuksel6 Ağustos 2023 08:19
Hazret-i Osman radiyallahu anh
Efendimiz'in bu yüzüğünü, Hz. Ebû Bekir, ondan sonra Hz Ömer, ondan sonra da Hz. Osman (r.a) parmağına taktı.
Hz. Osman (r.a) hâlifeliğinin altıncı senesinde birgün Erls Kuyusu'nun başında oturmuş, onu parmağından çıkarmış, elin- de evirip çeviriyordu. Bu esnâda yüzük nasıl olduysa kuyunun içine düşüverdi. Hz. Osman (r.a), kuyunun bütün suyunu çek- tirdi, üç gün arattı. Lakin yüzük bir türlü bulunamadı.22
Bu Mühr-i Şerif'in kaybolmasıyla alakalı şöyle bir nükteden bahsedilir:
Peygamber Efendimiz'in Mühr-i şerîflerinde aynen Süley man (a.s)'ın "Mühr-i Süleymân" diye meşhur mührü gibi, pek çok esrar mevcut idi. Hz. Süleyman'ın mührü kaybolunca, mül- kü nasıl bir sarsıntı geçirip çökmüşse; Hz. Osman'ın hilafeti do- neminde Mühr-i Şerîf kaybedilince de idârede çalkantılar baş göstermiş, Mısırlı ve Iraklı âsiler ayaklanmış ve halifenin şehid edilişine kadar varan bu fitnenin artık bir daha önüne geçileme- miştir. (All Yardım, s. 145) ■
22. Bkz. Ibn Sa'd, 1, 258; Ahmed, III, 223, 290; Buhârî, Libâs, 50, 55; Müslim III, 1655, 1659, Ebû Dâvûd, IV, 88; Ibn Mâce, II, 1202; Hâkim, III, 250, Ibn Abdilber, el-Istiäb, II, 1178.
Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.)
Sayfa: 173 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) zaiflerinin hakkını vermeyen ümmeti takdis etmez.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 91 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Bir gün Rasûlullah beni çağırdı ve söyle
YanıtlaSilz. Ali şöyle anlatır:
buyurdu:
<<-Senin Hz. İsa ile bir benzerliğin var. Yahudiler ona kızdılar ve annesi Hz. Meryem'e yalan ve iftiralar atıp bub- tanda bulunacak kadar aşırıya gittiler. Hristiyanlar da onu sevdiler ve bu hususta o kadar aşırı gittiler ki Hz. İsa'yı ol- madığı bir makâma çıkartmak istediler.>>
Dikkat edin! Benim yüzümden iki nevi insan helâk olur: 1) Beni aşırı sevip ifrata kaçan, bende bulunmayan şeylerle beni medhedip övmeye çalışan insanlar,
2) Bana buğzeden insanlar. Bana karşı beslediği kin ve kızgınlık onları hakkımda yalan ve iftiralar uydurup büh- tanda bulunmaya sevkeder.
Dikkat edin! Ben bir peygamber değilim, bana vahiy de gelmiyor! Ancak ben Allah'ın Kitâb'ı ve Peygamber Efendimiz'in Sünnet'i ile gücüm yettiğince amel etmeye çalışıyorum. Allah'a itaat ve ibadet hususunda size ne em- redersem hoşunuza gitse de gitmese de buna itaat etmek, üzerinize vazifedir." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, I, 160)
YANITLASİL
yuksel8 Ağustos 2023 01:50
Hz. Ali 'den 111 Hatıra
Murat Kaya
Erkam Yayınları
228
YanıtlaSilHazret-i All -radıyallahu anh don
Kerbela/91
Hr. Ali'nin mataracısı Ebû Abdullah'ın anlattığına göre Hz. Ali Siffin'e giderken Ninova hizasına gelince:
"-Ebû Abdullah! Fırat kıyısında biraz dur! Ebû Abdullah! Fırat kıyısında biraz dur!" diye seslendi. Mataracı Ebû Abdul- lah:
"-Niçin duracağız?" diye sorunca, Hz. Ali:
"-Bir gün Peygamber Efendimiz'in yanına gitmiştim. Mü- bârek gözlerinden inci gibi yaşlar dökülüyordu.
<<-Ey Allah'ın Peygamberi! Sizi böyle kim ağlattı?» diye sor- dum.
«<-Biraz önce Cebrail yanımda idi. Hüseyin'in Fırat ki- yısında şehit edileceğini haber verdi. Onun toprağından sen de koklar mısın?» buyurdu.
229
YanıtlaSil-Evet!» dedim. Hemen elini uzattı, bir avuç toprak alıp bana verdi. O an gözlerimin yaşını tutamadım" dedi. 102
Hz. Hüseyin şöyle anlatır:
"Babam Sıffin'e giderken Kerbelâ'ya uğramıştı. Ben de ya- nunda idim. Durdu. «> de- nilince:
-Onların hayvanlarından aşağı indirilecekleri yer, işte bu- rasıdır. Kanlarının döküleceği yer işte burasıdır!>> dedi. Kendisi- ne bunun ne demek olduğu sorulunca:
-Muhammed hanedanının yükleri, ağırlıkları işte burada indirilecek!» dedi."103 | 102. Ahmed, 1, 85; İbn-i Asâkir, IV, 328; Zehebîi, Siyer, III, 193; Heysemi, IX, 187. 103. Dineveri, Kitâbu'l-ahbâr, s. 251-253; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, IV, 328-
329.
11 Eylül saldırısını kimin hangi niyetle ve nasıl yaptığı sorusu, tüm resmi hedef ve açıklamalara rağmen hâlâ cevabını arıyor. Bu saldırı, ABD'nin küreselliğine karşı bir atak mıdır, yoksa tersine ABD'yi gerçek bir küresel güç kılmaya zorlayacak asıl sahaya, Asya ve Ortadoğu'ya yönelmesini sağlayacak tetikleyici bir eylem midir? Akla gelen soru ve şüpheler çok fazla. Dünya siyasi tarihinde yeniden yeni bir dünya düzeninin miladı olabilecek bu olayın perde gerisi daha çok konuşulacağa benzer. Kim yaptı, neden yaptı, nasıl yaptı ve niçin yaptı? Bu soruların cevaplarını bulmak zaman alacak. Gazeteci-yazar Mutlu Çölgeçen bu süreci dikkate alarak bir serinin ilk kitabı olacak bu eserde olayın öncesi ve sonrasındaki şüpheleri gözler önüne sermeye çalışıyor. Amerikalı Senatör Hiram Johnson'ın ünlü deyişi ile: "Savaşın ilk kurbanı gerçeklerdir..."
YanıtlaSilABD 2004 yılı Başkan adayı LaRouche, 24 Temmuz 2001 günü, yani 11 Eylül'den tam 48 gün önce, BM'de ve Washington'da 250 kişi önünde verdiği video- konferansta, söylediği sözlerle sanki 11 Eylül'ün habercisiydi. ABD'nin malî kriz içinde bulunduğunu ve ülkenin Başkan Jim Carter'dan bu yana kötü yönetildiğini ileri süren LaRouche, konuşmasını şöyle sürdürüyordu: "Sistemimiz iflas etmiş durumda. Ulaşım, enerji, eğitim, sağlık sistemlerimizin tamamı, altyapı ve sanayimiz çöküş halinde. Halkın % 80'ini dar gelirliler oluşturuyor ve bunların durumu 1977'dekinden çok daha kötü. IMF ve balihazır politikalar devam ettiği, Wall Street ve Federal Rezerv sistemi mevcut hakimiyetini sürdürdüğü sürece, ABD'de kimse kendisi için bir tırmanma beklemesin. Bö giderse, belki Bush bile, başkanlık süresini tamam- layamadan çekilmek zorunda kalabilir. Çöküş, kendini birden bissettirmez; kötü politikalar devam eder ve kriz aniden gelir.
Şüphe
Sorular ve Senaryolar
Mutlu Golgecen
Kim
Savaş'ın ilk kurban i gerçekler dır.
Anlamı: "Allah'ım! Senden istenen şeylerin hayırlısını, duanın hayırlısını, kurtuluşun hayırlısını, işlerin hayırlısını, sevabın ha- yırlısını, hayatın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum. Beni dinimde sabit kıl, mizanda sevaplarımın ağır gelmesini nasip eyle, imanımı gerçek eyle, derecelerimi yükselt, namazımı kabul eyle, günahımı bağışla. (Allah'ım!) Senden cennette yüksek dere- celer istiyorum. Allah'ım! Senden benim için hayırları açmanı, işlerimin hayırla sonuçlanmasını, önceki, açığı ve gizlisi ile her türlü hayırı, cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden gelecekte olacak şeylerin hayırlı olanlarını, yaptıklarımın hayırlısını, gizli şeylerin hayırlı-
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel10 Ağustos 2023 00:39
BÜYÜK ZIRHLI VE SIRLI DUALAR
sını, açık olan şeylerin hayırlısını ve cennette yüksek dereceler is- tiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden şanımı yükseltmeni, günahlarımı silmeni, işlerimi ıslah etmeni, kalbimi temizlemeni, tenasül uzvumu korumanı, kalbimi nurlandırmanı, günahımı bağışlamanı ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden nefsim, kula- ğım, gözüm, ruhum, yaratılışım ve ahlâkım, ailem, hayatım ve ölümüm ve işlerim hakkında benden razı ol, hayır ve hasenatımı kabul eyle ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle." (Hâkim, De'avât, No:1911)
İmanla ölmek için bu duayı akşam sabah okumak icab eder. Çün- kü insanın en büyük saadeti imanla ölmektir. En büyük devlet iman devletidir. Para dünyada İnsanın sermayesi olduğu gibi, iman da ahi- retimizin sermayesidir.
Hele İnsanın son nefesi çok mühimdir. Kelime-i Şehadet ile öl- mek, imanı muhafaza ederek emaneti sağlam olarak Hakk'a teslim etmek, ne büyük bir mürüvvet ve ne mutlu bir devlettir. En büyük sermaye imandır. İşte bu duayı devamlı okuyan insan, Allah'ın emri ile imanla çene kapatacaktır. Allah cümlemize iman nasip eylesin, âmin.
YANITLASİL
yuksel10 Ağustos 2023 00:41
Büyük Zırhlı Ve Sırlı Dualar
Mustaga Iloglu
sy. 713,714.
küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör... Kökleri Nizamülmülk'e dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek.
YanıtlaSil*Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı? *Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne? *Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü? *Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyet'in ilanı mı Lozan'ın imzalanması mı? *Cumhuriyet'i Osmanlı Derin Devleti mi kurdu?
*İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasil tasfiye etti? *Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi? *Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
*İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti? *Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında 0, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı? *Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
*Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MİT görevlisido neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
4.1. KİTAPLAR
YanıtlaSil4.1.1. Huseyin Mûcib el-Misrî': Mu'cemu'd-devleti'l-usmaniyye (A) (Kahire: ed-Dâru's-sekâfiyye li'n-neşr) Mısır'ın ünlü Türkologlarından karşılaştırmalı edebiyatın ustası Huseyin Mûcib el-Misrî'nin hazırladığı Mu'cemu'd-devlet Osmaniyye bu alanda ilk olarak yazılmış sözlüklerdendir. Sözlük
mukaddime (giriş) ve sözlük bölümünden oluşur. Sözlük bölümü ise
genel sözlük ve Osmanlı hanedan üyelerine ayrılan bölüm olmak
üzere iki kısımdan oluşur.
Müellifmukaddimede Osmanlı Türklerinin İslam tarihi üzerindeki açıkça etkisini ortaya koyar. Onların topraklarını genişleterek farklı ırk, din ve dillerdeki toplulukları hakimiyetleri altına aldıklarına ve gerçek manadaOsmanlı Devleti'nin bir İslam Devleti olduğuna dikkat çeker (el-Misri, 1425/2004, 5).
Burada Osmanlı hanedanından sultanların İslam'a bağlılıklan örneklerle detaylı bir şekilde anlatılır. Örneğin Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in, şemaili itibariyle Raşit Halifelerden Hz. Ömer'e benzediği; cömertliği misafirperverliği ile Hz. ve Peygamber'in anlattığı Müslüman profiline uygun olduğu belirtilir (el- Misri, 1425/2004, 5-6). Yine Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim kendisine hakimul-haremeyn (iki haremin yöneticisi) denmesine itiraz ederek hadimu'l-haremeyn (iki haremin hizmetçisi) olduğunu ifade etmiştir. Yine Yavuz Şeyhülislam Kemal Paşazâde'nin atının çamur sıçrattığı kaftanın çamuru ile kalmasına şu sözleriyle din adamına saygısını ortaya koymuştur: Durun, dedi. Temizlemeyin! Bana yeni bir kaftan getirin, üzerimi değişeyim. Bu çamurlu kaftanımı da öldüğümde sandukamın üzerine örtsünler. Çünkü, ülemanın atının ayağından sıçrayan bu çamurlar mübarek olup hürmet ve tazime layıktır (el-Misri, 1425/2004, 6). Yine Yavuz'unMısır'ın fethi ile birlikte Misir dönüşü diğer kutsal emanetlerle
birlikte
Türk Edebiyatı alanında doktora yapan ilk Arap müellifi olarak tanınan Hüseyin Mucib el-Misri, Türkçe, Farsça ve Urducada eserler veren, bu dillerdeki edebi eserleri karşılaştırmalı olarak ele alıp inceleyen önemli bir edebiyat araştırmacısıdır Doktora öğrenimi için geldiği İstanbul'dan, sağlık sorunları nedeniyle çalışmasın tamamlayamadan ayrılmak zorunda kalan Hüseyin Mucib'e, 1996'da Marmara Üniversitesi tarafından Fahri Doktora unvanı verilmiş, daha sonra da Türkive Cumhuriyeti Devlet Ödülü'ne lâyık görülmüştür. Yetmişe yakın eser telif etmiştir (İslamoğlu, Abdulmecit, 2010, 2 (9), 146-147. Ayrıca bk. Ishakoğlu, 2008, 5-22
3.Uluslararası
Sozlukbilimi
Sempozyomu
Bildiri Kitabı
sy. 902.
4974- Kim Allah'in gazabını mucip olan hususlarla insanları hoşnut ederse, Allah daima onu onlara muhtaç kılar. Bir kimse de nası gücendirmek pahasına Allah'ı hoşnut ederse insanların kötülüklerine karşı, Allah ona kâfi gelir.
YanıtlaSil٤٩٧٥ - مَنْ أَرْضَى اللَّهُ بِسَخَطِ الْمَخْلُوقِينَ كَفَاهُ اللَّهُ مُوْنَةَ الْمَخْلُوقِينَ وَمَنْ أَرْضَى الْمَخْلُوقِينَ بِسَخَطِ اللَّه سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْمَخْلُوقِينَ" (الخليلي عن عمر وبــــن
شعيب عن أبيه عن جده
4975- Bir kimse halkı nazar-ı itibara almadan Allah'ı hoşnut ederse, Allah ona kâfi gelir. Allah'ı gücendirerek mahlukatı hoşnut ederse, Allah o mahlukatı kendisine musallat eder.
٤٩٧٦ - مَنْ أَرْعَبَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ مَلَأَ اللهُ قَلْبَهُ أَمْنًا وَايْمَانَا وَمَنْ انْتَهَرَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ آمَنَهُ اللَّهُ مِنَ الْفَزَعِ الأَكْبَرِ وَمَنْ اَهَانَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ رَفَعَهُ اللَّهُ فِي الْجَنَّةِ دَرَجَةً وَمَنْ لَآنَ لَهُ اذَا لَقِيَهُ تَبْشِيشًا فَقَدْ اسْتَخَفَّ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى
مُحَمَّدٍ (كر عن ابن عمر)
4976- Kim bidat sahibini korkutursa, Allah onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur. Kim bidat sahibini men ederse, Allah onu kıyametin çirkin manzarasından emin kılar. Kim bidat sahibini terslerse, Allah onun cennette bir derecesini yükseltir. Kim de onunla karşılaştığı zaman güler yüz gösterip yumuşak davranırsa, Muhammed'e indirileni istihfaf etmiş (hafife almış) olur. (Bidat sahibine Allah için buğzetmek vaciptir.)
٤٩٧٧ - مَنْ أُريدَ مَالَهُ بِغَيْر حَقَّ فَقَاتَلَ فَقُتِلَ فَهُوَ شَهِيدٌ رعب د ن ق ت صحيح عن ابن عمرو حم ٥ عن ابي هريرة
4977- Kimin malı elinden alınmak istenip de bu uğurda karşı tarafla çarpışırken öldürülürse o şehittir. ٤٩٧٨ - مَنْ اِزْدَادَ عِلْمًا وَلَمْ يَرْدَدْ فِى الدُّنْيَا زُهْدًا لَمْ يَرْدَدْ مِنَ اللَّهِ إِلَّا
بُعْدًا الديلمي عن على)
4978- Kim dünyada ilmini artırıp da zühdünü artırmazsa
Allah'tan daha da uzaklaşır.
-1151-
Ramuz ul Ehadis
Hadis Ansiklopedisi
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
2.cilt.sy.1151.
sir, émail transparent recouvrant la faïnence, les poteries; couverte, f § enduit vitrifiable appliqué sur certaines poteries pour les imperméabiliser; glaçure, f § amalgame d'étain, qui sert à l'étamage des glaces; tain, m/-li cam: vitre dépoli / -lı sürahi: carafe en verre dépoli/⚫, boya süs çatlağı: craquelure, f/ (süs olsun diye) ya da cilâ çatlağı yapmak: v. tr. craqueler.
YanıtlaSilsir, (rri): secret, m; confidence, f; arcane, m; relig. mystère m / meslek -ri: secret professionnel; arcane, m/ politikanın sırları: les arcanes de la politique / • kâtibi: secrétaire intime / bşi. (bk. den) etmek: faire un secret de qch.; faire (un) mystère de qch.; mettre du mystère à qch. / bk. nin -rını bilmek: avoir le secret de qn / sanat sırrı: secret de l'art / devlet sırrı: secret d'Etat / banka -ları: secrets des banques / imalat -ri: secret de fabrication / ⚫ verme: confidence, f /bk. ye⚫ vermek: faire une confidence à qn; confier un secret à qn; confier quelque chose à qn; dire qch. à qn sous le secret, à grand secret/ sana son bir ⚫ vereceğim: je vais te faire une dernière confidence / bşi. ⚫ olarak söylemek: dire qch. en confidence / bir sırrı saklamak: garder, entretenir un secret / bir
922
YanıtlaSilsırrı açığa vermek: trahir, divulguer un secret / sırra kadem basmak: fam. disparaître comme par enchantement / sıra kadem basmıştı: il s'était volatilisé / bukadar edecek ne var?: pourquoi faire tant de mystère? / bunda edecek bir şey yok: on n'en fait pas mystère /⚫ küpü olmak; ser verip ⚫ vermemek: être tout cousu de mystères / (o bir) küpüdür: ce qu'on lui dit, tombe dans un puits / bir -ra vakıf olmak; bir -rı çözmek: percer un mystère, un secret / bir -rı biliyor olmak; bir -ra vakıf olmak: être dans le secret; être dans du secret / yılanlarla birlikte yaşamakla yetinemiyor, onların -rina vakıf olmak (-larını çözmek) istiyor: elle ne peut se contenter de vivre avec des serpents, elle veut percer leur mystère / kızı ile Sedat arasında tehlikeli bir ilişkinin mevcut olduğuna inandığımı kendisine verdim: je lui fis confidence que je me croyais sûre qu'il existait entre sa fille et Sedat une liaison dangereuse personelin tümü sırdan haberdar edildi: l'ensemble du personnel a été mis dans la confidence.
۲۳۱۰ - التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الاَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ عبد بن حميد والدار میت حسن قط ك عن ابي سعيد)
YanıtlaSil2310- Emin ve doğru tacir, peygamberler, siddikler ve şehitlerle beraberdir.
التَّوَدَّةَ فِى كُلِّ شَيْءٍ خَيْرٌ إِلا فِى عَمَلِ الآخِرَةِ (دك هب عن
بن سعد عب ابيه سعد بن وقاص
2311- Ahiret işi dışında, her konuda işi ağırdan almak
570
hayırlıdır.
HARF: Dildeki seslerin karşılığı yazı ve çiz- gi türü sembollere denir. Kelimenin aslı Arapça olup "taraf, uç, yan; zirve, tepe; keli- me, kelâm" anlamlarına gelir. Çokluğu hu- rif ve ahruf tur. Alfabeyi meydana getiren
YanıtlaSiledebiyatimizda isimler ve terimler
YanıtlaSilDr. Arslan Tekin
Bilgeoguz
sy. 495.
Kıyamet alâmetlerinden biri de; köle ve câriyelerin artmasıdır ki bu, küfrün kemâle vardığında geri dönüşe ve düşüşe geçeceğine delâlet eden ve dinin hâkimi- yetini ve Müslümanların gâlibiyetini gösteren bir delildir. Duyurur.
YanıtlaSililah yoktu ug
Kıyâmet alâmetlerinden diğer bâzısı da; ganîmetin devlet olması, zekâtın borç olması, emânetin de ganîmet olmasıdır, yâni zenginlerin ve rütbe sahiplerinin ganîmet mallarını elden ele dolaştırıp onları hak edenlerine vermemeleri, zekat vermenin borç ödemek gibi zor gelmesi ve insanların bıraktığı emânetlerin ganimet gibi yerli-yersiz kullanılmasıdır ki, fetvâ, kaza, imâret, vizâret (müftülük, kadılık, vâlilik, bakanlık) ve diğer vazîfeler hep emânet sayılır. İşte zamânımızda gördüğün gibi bu vazîfeler ehli olmayanlara verildiği zaman kıyâmeti bekle!
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-u Mevlana eş - şeyh Mahmud en-Nakksibendi el - Müceddidi el - Halidi el-Ufi
Kuddise Sirruhu
Ahisla Yayinevi
cilt. 15.sy.228.
Nifak hareketlerinin ortaya çıkışı, müslü- manların organize bir topluluk ve siyasî bir güç olarak belirmeye başladığı Medine devrine tesa- düf eder. Bu devirde, İslâm'ın yayılışına engel olmak isteyen hizipler arasında müşrikler, yahu- diler ve hıristiyanlar yanında belki de en mühimlerinden biri münafıklardır. Çünkü diğer hizipler düşmanlıkta açık davrandıkları ve İslâm toplumunun dışında oldukları halde münafıklar, müslümanlr'ın arasında görünüşte mü'min tavrı sergilemişler ama, gizlice grup oluşturarak İslâm'ın gelişmesini engellemeye çalışmışlardır. Dolayısıyla bunlarla mücadelenin daha zor olduğu açıktır. Nitekim, Kur'ân âyetleri ile hadislerin konuya bakışı ve asr-1 saadette münafıkların meydana getirdiği nifak hare- ketleri bu tesbiti doğrular mahiyettedir..
YanıtlaSilHz. Peygamber, münâfıklara karşı uyguladığı eşsiz siyasetle, önce dış desteklerini kurutarak münafıkları yalnızlığa itmiş, ashâb arasında sağladığı İslâm kardeşliği, tevhid ve birlik şuuru ile iç huzur ve güvenliği sağlamıştır. Böylece Hz. Peygamber'in vefâtına doğru nifak hare- ketleri, müessiriyetini tamamen kaybetmiştir.
Hz. Peygamber Devrinde
Nifak Hareketleri
Yrd. Doc. Dr. Ahmed Sezikli
NASIL Kİ KUR'ÂN-I KERİM'E DOKUNABİLMEK İÇİN ZAHİREN ABDESTLİ OLMAK GEREKLİYSE, ONUN LÂHÛTÎ İKLİMİNE GİREBİLMEK İÇİN DE, BÂTINEN KALP TEMİZLİĞİNE DİKKAT EDİLMELİDİR. AKSİ HÅLDE GÜNAH KİRLERİYLE KARARMIŞ BİR KALP İLE KUR'ÂN-I KERİM'İN DERÛNÎ MANZARALARI SEYREDİLEMEZ.
YanıtlaSilBU SEBEPLEDİR Kİ HAZRET-İ OSMAN ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:
"EĞER KALPLERİMİZ TERTEMİZ OLSAYDI, RABBİMİZ'İN KELÂMINA DOYAMAZDIK."
MAALESEF GÜNÜMÜZDE EVLATLARIN SIRF DÜNYEVİ İSTİKBÂLİNİ DÜŞÜNEREK ONLARI CİDDÎ BİR KUR'ÂN TAHSİLİNDEN MAHRUM YETİŞTİRME GAFLETİ, KENDİNİ DİNDAR GÖREN ÂİLELERE BİLE SİRÂYET ETMİŞ DURUMDADIR. HALBUKİ KUR'ÂN TAHSİLİNİ İKİNCİ PLÂNDA GÖRMEK, DÜNYA VE ÂHIRET SAADETİNİ TEHLİKEYE ATAN, HAZİN BİR ALDANIŞTIR.
YanıtlaSilECDÂDIMIZ OSMANLI, KUR'ÂN'A CÂN U GÖNÜLDEN RAM OLUP ONU BAŞ TÁCI ETTİĞİ MÜDDETÇE, İZZET VE ŞEREFLE ÂLEME NIZAM VERDİ. BUNA MUKABIL, LÂLE DEVRİ VE TANZİMATTA OLDUĞU GİBİ O RUHANİYETTEN UZAKLAŞARAK TEN PLANINA, YANİ NEFSÂNİYETE DÖNÜLDÜKÇE, İLAHİ RAHMET VE NUSRET DE ÜZERLERİNDEN KALKMAYA BAŞLADI.
YanıtlaSilCENÂB-I HAKK'IN ŞU ÎKAZI NE KADAR İBRETLİDİR:
"ANDOLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HALA AKILLANMAYACAK MISINIZ?!" (EL-ENBIYA, 10)
Bulmadım dünyada gönüle mekân Nerde bir gül bitse etrafi diken
YanıtlaSilEdebiyatimizda İsimler ve terimler
Dr. Arslan Tekin
Bilgeoguz
sy. 647.
HZ. EBU BEKİR'İN ÖLÜMÜ
YanıtlaSilHz. Ebu Bekir ölüm yatağına yatınca kızı Hz. Aişe onun yanına geldi ve:
"Ölüm gelip çattığı ve kalpte sıkıştığı zaman, artık servetinin sana faydası olmaz."
Beytini okudu. Hz. Ebu Bekir gözlerini açtı ve şöyle dedi:
Öyle konuşma. Yalnız;
وَجَاءَتْ سَكَرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَوذَلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَجِيدُ
"Bir gün ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir. Ey insan, işte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir."
(Kaaf sûresi, âyet:19)
Bu sözlerinden sonra da şunları söyledi: "Elbiselerim olan şu iki elbisemi yıkayın ve beni onlarla birlikte defnedin. Çünkü yaşayanlar yeni el- biselere muhtaç değildir."
Tarihi bozmak için yapılanları bir zamanlar üniversitele- rimizde okutulan, Dr. İlter Turan'ın kaleme aldığı bir kitaptan aktarayım:
YanıtlaSil1. Türk Devleti, kanunlarla islahat yapmak yerine, din esaslarına dayanmayan Batı devletleri kanunlarını doğrudan kabul ederek, dinin siyasî hayat üzerindeki etkisini bertaraf etme yoluna gitti. Bu suretle siyasî hayat üzerinde büyük nüfuz sahibi olan din âlimleri [ulema] sınıfının da otorite kay- nağını ortadan kaldırdı. Kanunların halk tarafından benim- senmesi için, bu kanunların şu veya bu ülkeden aktarıldığı
diye takdim edildi.
YanıtlaSil2. Milli devlet, tekkeleri kapatarak ve tarikat faaliye yasaklayarak, bölücü ve devlet otoritesini zayıflatio nitelikle rini asgariye indirmeye çalıştı.
3. Memlekette kullanılan kıyafetlerin, Batı memleketle rinde kullanılanlardan ayrı oluşu, Batılılaşma çabasında olan bir toplumun bu yolu benimsemesine psikolojik bir engel te- kil ediyordu. Ayrıca Batı âdetlerini benimsemiş aydınların Av- rupalı kıyafetlerle gezmeleri yanında geleneksel kostümlerin kullanılışı, zaten mevcut olan halk ayırımını kuvvetlendind ve görülebilir şekle sokacak nitelikteydi.
Millî devlet, sosyal ayırımları görünebilir ve sembolik şe kilde ifade eden kıyafetlerin giyilmesini yasaklayarak yerle rine herkesçe giyilebilecek kıyafetlerin giyilmesini sağlamaya çalışarak, bu ayırımların zayıflamasına çalışmıştır.
4. Millî devrimin bir amacı, Türkiye'yi Asya ve Arap kül- türünden çıkararak Batı kültürüne mal etmekti. Sosyal ve si- yasî hayatın her yönüne nüfuz etmiş olan dini bu yerinden çıkararak birey [fert] ile Tanrı arasında bir olay yapmak, Arap kültüründen çıkmanın başlangıcını teşkil ediyordu. Bunu ger- çekleştirmek, dinin toplumsal kurumlarını ve görüntülerinin bir kısmını ortadan kaldırmakla mümkün olabilirdi. Devrim- lerin izlediği yol da bu oldu. Ancak din gibi, hislere hitap eden bir kurumun zayıflaması, bir "his boşluğu" meydana getiri- yordu. Bu boşluğu doldurmak veya diğer bir deyimle "birey sel" hislerin toplumsal hareketler şeklinde ifade edilmesini
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
YanıtlaSilsağlamak için, milli hislerin geliştirilmesine, milliyetçiliğin ya- yılmasına çalışıldı. Mustafa Kemal'in kişiliğine yönelen bağlı- lik, sultan ve halifeye duyulanın yerini aldı. Milleti yüceltmek emel ise hiç olmazsa aydınlara erişilmesi güç, kendilerini ver- melerini gerektiren bir ideal verdi. İhdas edilen milli bayram- lar, düzenlenen törenler, dinî tören ve bayramlarda duyulan hislerin milli günlerde de duyulmasını sağlamaya çalıştı ve bunda başarıya ulaştı. (Cumhuriyet Tarihimiz, s. 82-83).
Şimdi hepimizi uzun uzun düşündüreceğine inandığım konuya geçelim. Aynı ders kitabından aktarıyorum:
"Arap harflerini kullanmanın doğurduğu güçlükler milliyetçi- lerce düşünülürken, Sovyetler Birliği'ndeki Türk Cumhuriyetle- ri'nde Arap yazısı yerine Lâtin harfleri kabul edildi. Değişikliğin amacı Sovyet Türklerini kültürel bakımdan Türkiye'den ve dinî bağ- ları olan Araplardan ayırmak olmasına rağmen, milliyetçi kadroya Latin harflerinin Türkçe için çok daha uygun olacağını gösterdi.
H. Ritter şöyle diyor: "Lâtin yazısından beş defa kısa ve hari- kulâde müsait olan Arap yazısı okuma yazmayı kolaylaştırdığı için İslâm âlimleri sayısız eser vermiştir (Classicisme et Declin cultu- rel dans l'histoire de Islâm, Paris 1957, s. 178-179).
Prof. Osman Turan da aynı konuda şu görüşleri dillendi- riyor:
"Gerçekten İslâm harfleri şakulî, ufkî ve inkinaî olduğundan onunla bir metnin yazılması ve okunması, zaman ve emek tasarrufu sağlar; Latin harfleri gibi sadece ufkî ve uzun olmadığı için muha- keme mana üzerinde toplanır. Lâtin harfleriyle yazılı bir kelime in- celenirken, eski yazı ile bir bakışta bir cümle okunur, hatta bir Yavuz Sultan selim
ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadiroglu
sy. 9,10,11.
Vatan hainlerini putlastirdilar
YanıtlaSilkahramanlastirdilar
Mustafa Kemal ve İnönü
İslam dini oldurulecek
Yahudiler ve masonlar
Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz.
Haim Naum
Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle)
istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag
17 Ocak 1988
Nokta Dergisi....
atılmıştır.
Vatan hainlerini putlastirdilar
YanıtlaSilkahramanlastirdilar
Mustafa Kemal ve İnönü
İslam dini oldurulecek
Yahudiler ve masonlar
Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz.
Haim Naum
Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle)
istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag
17 Ocak 1988
Nokta Dergisi....
atılmıştır.
SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri olur? Cevaplandırır mısınız?
YanıtlaSilCEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (İhlas) iki kısma ayrılır:
1 Amelde samimiyet, 2- Sevap beklemede samimiyet.
AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir
adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin saygı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve
amel işlemek demektir.
YANITLASİL
yuksel3 Eylül 2023 03:43
SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havarîler İsâ Peygamber'e sorarlar: «Samimi (hâlis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir?» Isâ Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
«Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse- nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.>>
YANITLASİL
yuksel3 Eylül 2023 03:46
Camiu-ssagir
ve Tercümesi
İmam Suyuti
Abdullah Aydın
cilt. 1.sy.12.
Cam- ussağır
YanıtlaSil10
22-Peygamberimiz buyuruyor ki:" Şüphesiz ki, kıyamet günün- de derece bakımından en kötü durumda olan kul: Başkasının dünya sı uğruna dinini yok eden kimse olacaktır.
23-Peygamberimiz buyuruyor ki:" Başkasını memnun edebil - mek için Allah'ın gazabını kazanmak, Allah'ın verdiği rızka karşı başkasına şükür etmek, Allah'ın (c.c.) sana vermediği şeyler için insanlara kızmak imanın zayıf olmasındandır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
24-" Her kim şöhret elbisesi giyerse, Cenab-ı Hak kıyamet günü o kimseye öyle bir elbise giydirir ki, sonra onunla ateşi alevlendi rir.
25-Peygamberimiz buyuruyor ki:" (Erkeklerden) her kim dün - yada İPEK elbise giyerse, kıyamet günü Allah (c.c.) ona ateşten bir elbise giydirecektir."
26-Peygamberimiz buyuruyor ki:" Kim duyurmak isterse, Allah (c. c.) onun gerçek niyetini herkese duyurur; kim ki, gösteriş ister - se Yüce Allah onun bu halini herkese teşhir eder."
27 Peygamberimiz buyuruyor ki:" Sadece Allah için olan ve se- vabı da ondan beklenilen ibadetlerin karşılığı vardır ve ameller niy yete bağlıdır.
26- Gösteriş gizli ve açık olmak üzere bir, iki rezilliğin doğmasına, sebep olur.
YanıtlaSil1- Gizli rezillik. Insanoğlu bir amel işlediği zaman me- lekler sevinerek o ameli alıp ulu Allah'ın huzuruna götürürler. Fakat gösteriş için yapılan bu amel hakkında Allah melek- lere hemen emir verir:
«Çabuk, götürün o ameli kirli ve kötü amellerin atıldığı hücreye tıkın. Çünkü sahibi o ameli benim hoşnutluğumu ka- zanmak gayesini güden samimi bir yürekle işlemedi. Başka- larına gösteriş olsun diye yaptı!»
2- Açık rezillik: Bu, kıyamet günü Mahşer kalabalığı arasında vuku' bulacaktır. Bu konuyu sevgili Peygamberimi- zin mübarek ağzından dinleyelim :
«Dünyada iken başkaları duysun diye ibadet eden kim- seler, mahşer topluluğu tarafından şu dört ayrı kötü adlarla çağırılıp takdim edileceklerdir: Ey kâfir, ey günahkår, ey hâin ve ey hüsrana düşen!... Bütün emeklerin boşa gitti.
Dün gece rüyamda acaib şeyler gördüm. Ümmetimden bir kimse gördüm ki, azab melekleri onu kuşatmışlardı da abdesti gelib, onu içinde bulunduğu bu istenmiyen halden kurtardı. Gene bir kimse gördüm ki kabir onu sıkıyordu. Namazı ona geldi ve onu kabir azabından kurtardı. Gene bir kimseye şeytanların musallat olduğunu gördüm. Zikrullahı ona geldi ve şeytanın tasallutundan onu kurtardı. (Şeytanın tasallutu yürek sıkıntısından anlaşılır) Gene ümmetimden bir kimse gördüm ki susuzluktan dili çıkmıştı. Ramazan orucu geldi onu suvardı. Yine bir recul gördüm, kendisini zulmet sarmıştı. Haccı ve umresi geldi ve onu o karanlıklardan çıkardı. Birini de gördüm. Melekül Mevt ruhunu kabz etmek için ona gelmişti. Anasına, babasına yaptığı iyilikler gelip o meleğe karşı çıktı ve geri çevirdi. Bir recul de görüm. "müslamanlarla konuşayım" diyor amma konuşturmuyorlardı. Buna da sılai rahmi gelip "Bu adam akrabasına giderdi" diyerek şefaat etti. Onlarla konuştu ve beraber oldu. Birini de gördüm, Peygamberlerin yanına gitmek istiyor, halka halka kovuyorlar onu. Onu da cünüplükten korkar olması (gusül abdesti) geldi de aldı, onu da yanıma oruttu. Bir recul de gördüm, ateşin şiddetinden eliyle korunmak istiyordu. Sadakası geldi de başı üzerinde gölge yaptı ve yüzüne perde oldu. Birini de gördüm, zebaniler kendisini almaya gelmişti. Yaptığı emri bil maruf, nehyi anil münkeri geldi de kendisini kurtardı. Bir recul de gördüm, ateşe atılmış (Allah korkusundan döktüğü) göz yaşları geldi de onu Cehennemden kurtardı. Birini de gördüm, defterini solundan veriliyor. Allah korkusu geldi, onu kurtardı ve defterini sağa aldı. Terazisi hafif gelen bir kimse gördüm. Kendinden evvel ölen çocukları gelip mizanını ağırlaştırdı. Cehennemin kenarında bir adam gördüm, onu da oradan Allah korkusu kurtardı. Birini de gördüm, hurma sazı gibi titriyordu. Allah'a hüsnü zannı geldi ve titremesi durdu. Sırat köprüsünde düşe kalka giden birini gördüm. Onu da selatı selamı gelip kurtardı ve sıratı geçene kadar doğrulttu. Biriside Cennetin kapısına kadar geldi fakat kapılar kapanıyordu. Onu da Kelimei Şehadeti gelip Cennete koydu.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdurrahman (r.a.)
Sayfa: 147 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
222/Riyazu's San
YanıtlaSilKonu
Kul eüzü birabbi'n-nâs.
Kur'an bize yeter diyenler
1,46
1,474
.1,501
VI, 663 V, 432
.1,27
1,539
VII, 731,732
VI, 553, 592
VII, 96
VII, 98, 99
VI, 638
III, 679 VI, 466
III, 174
V, 159 1,557
II, 190
VI, 73 11, 209
11, 156, 164
1,176
11, 207
III, 134, IV, 121, 122
Kunut meselesi...
alçalmasına vesiledir.
Kul eüzü birabbil-felak..
Kul hakkı şehidi bile cehenneme götürür. Kul hakkına ashabın verdiği ehemmiyet.
Kul hakkından kurtulmanın yolları Kul hakkını Allah bağışlamaz.
Kul hakkını şehidlik de ortadan kaldırmaz.. Kul hakkıyla kıyamete varmamak gerekir.
Kul hüvallahü ehad..
Kul öldüğü hal üzere diriltilir.. Kul, Allah'tan ne umarsa onu bulur.
Kula yakışan tevazudur.
Kulağın şerrinden Allah'a sığınmalıdır. Kulak hırsızlığı yapanın cezası
Kulak sorumludur...
Kulak, göz ve gönül yaptıklarından sorumludur. Kulakların zinası dinlemektir.
Kullar günah işlemeseler, Allah günah işleyip
tövbe eden kullar yaratır.
Kullara verilemeyecek isimler.
Kulların acizliği, Allah'ın azameti..
Kulların Allah üzerindeki hakları. Kulluğu organların yapış şekli..
Kulluğu ölene kadar sürdürmeliyiz..
Kumasına gösteriş yapan neye benzer?.
Kur'an âyetlerini te'kid sünnetin görevidir. Kur'an bazılarının yükselmesine bazılarının
V, 125
VII, 341, 322
Cild ve Sayfa
.V, 166
V, 166
Riyazu's Salihin
YanıtlaSilImam Nevevi
Kampanya Kitaplari
sy. 222.
İslâm dini, fâizi kesinlikle yasaklamış ve fâiz- le iştigal etmenin hem dünyada hem de âhirette za- rarlı olduğu açık bir şekilde anlatılmıştır. Bu gün bazı kimseler bu mevzuda tereddüde düşüyorlar, bir türlü akılları almıyor veya ermiyor. İslâm'da fâizin haram edilmesi, evvel emirde diğer haram- arda olduğu gibi bir imtihandır. Gerçek ma'nada müslüman olabilmemiz için kendi aleyhimize de ol- sa onu kabul edip uygulamak zorundayız. Diğer bir husus, dünya çapında büyük iktisatçıların çoğu da âizi toplum için zararlı görmektedir. Bir müslüman nkâr etmeksizin fâiz alır veya verirse günahkâr lur, ama İslâm'dan çıkmaz. İnkâr eden ise İslâm'- dan uzaklaşır. kaçınalım.)
YanıtlaSilKur'an i Kerim ve Türkçe Açıklamalı Tercümesi
sy. 46.
İslâm dini, fâizi kesinlikle yasaklamış ve fâiz- le iştigal etmenin hem dünyada hem de âhirette za- rarlı olduğu açık bir şekilde anlatılmıştır. Bu gün bazı kimseler bu mevzuda tereddüde düşüyorlar, bir türlü akılları almıyor veya ermiyor. İslâm'da fâizin haram edilmesi, evvel emirde diğer haram- arda olduğu gibi bir imtihandır. Gerçek ma'nada müslüman olabilmemiz için kendi aleyhimize de ol- sa onu kabul edip uygulamak zorundayız. Diğer bir husus, dünya çapında büyük iktisatçıların çoğu da âizi toplum için zararlı görmektedir. Bir müslüman nkâr etmeksizin fâiz alır veya verirse günahkâr lur, ama İslâm'dan çıkmaz. İnkâr eden ise İslâm'- dan uzaklaşır. kaçınalım.)
YanıtlaSilKur'an i Kerim ve Türkçe Açıklamalı Tercümesi
sy. 46.
En Büyük Şifre!
YanıtlaSilRabbin ismiyle, yani «besme- le» ile okumak, idrâkin ve is- tifâdenin en büyük şifresidir.
Cenâb-ı Hak, izzetine yemin ederek vaadde bulundu ki,
Mü'min bir kul bir işe başlarken besmele çekerse o iş kendi- sine bereketli kılınacaktır.
Şairin dediği gibi:
Öyle bir söz ki, sözün tâcı, özün şifresidir, En çözülmez düğümün, besmele. tek çâresidir. (Seyri)
Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 117 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
مَانٍ فَإِنْ يَكُ فِي أُمَّتِي ٤٧٩٩ - مَا مِنْ نَبِي إِلا وفى امَّتِهِ مُعَلم او مُعَا اَحَدٌ فَابْنُ الْخَطَّابِ انَّ الْحَقَّ عَلى لِسَان عُمَرَ وقلبهِ (ابن سعد عن عائشة)
YanıtlaSil4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya o da Hattab'in oğludur. Çünkü hak Ömer'in kalbinde de dilinde iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir tane bulunursa tahakkuk etmektedir.
٤٨٠٠ - مَا مِنْ نَبِي الاَ لَهُ نَظِيرُ فِى أُمَّتِي وَأَبُو بَكْر نَظِيرُ ابْرَاهِيمَ وَعُمَرُ نَظِيرُ مُوسَى وَعُثْمَانُ نَظِيرُ هَرُونَ وَعَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِب نَظِيرى وَمَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى عِيسَى بْنِ مَرْيَمَ فَلْيَنْظُرْ إِلَى أَبِي ذَرِ الْغِفَارِي (كر عن انس)
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekr İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Osman Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l- Gfori'ye baksın.
٤٨٠١ - مَا مِنْ نِعْمَةَ وان
٤٧٩٩ - مَا مِنْ نَبِي إِلا وَفِى أُمَّتِهِ مُعَلَمٌ اَوْ مُعَلَمَانِ فَإِنْ يَكُ فِى أ اَحَدٌ فَإِبْنُ الْخَطَّابِ انْ الْحَقَّ عَلَى لِسَانِ عُمَرَ وقَلْبِهِ (ابن سعد عن عائشة)
YanıtlaSil4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir tane bulunursa o da Hattab'ın oğludur. Çünkü hak Ömer'in kalbinde de dilinde tahakkuk etmektedir.
٤٨٠٠ - مَا مِنْ نَبِي إِلا لَهُ نَظِيرٌ فِى أُمَّتِي وَأَبُو بَكْرٍ نَظِيرُ إِبْرَاهِيمَ وَعُمَـــ نَظِيرُ مُوسَى وَعُثْمَانُ نَظِيرُ هَرُونَ وَعَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِب نَظِيرى وَمَنْ سَرَّهُ اَنْ يَنْظُرَ الى عِيسَى عِيسَى بْنِ مَرْيَمَ فَلْيَنْظُرْ إِلَى أَبِي ذَرِ الْغِفَارِي * (كر عن انس)
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekr İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Osman Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l-Gifari ye baksın.
Ramuz ul Ehadis
Hadis Ansiklopedisi
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
cilt. 2.
sy.1115.
Hz. Ali anlatıyor:
YanıtlaSilPeygamber Efendimiz'in yanında idim. Efendimiz:
“-Kadın için en hayır şey nedir?" buyurdular.
Orada bulunan herkes sustu, bir cevap veremedi. Eve dön- düğümde Hz. Fâtıma'ya:
"-Kadın için en hayır şey nedir?" diye sordum.
"-Kadınların erkekleri görmemesi, erkeklerin de kadın- lanı görmemesi" cevabını verdi. Bunu Nebiyy-i Ekrem Efen- dimiz'e naklettiğimde:
"-Şüphesiz Fâtıma benden bir parçadır" buyurdu. (Ali el-Müt-
taki, XVI, 602/46012; Heysemî, IV, 255)
Hazreti Ali den 111 Hatıra
sy. 69.
Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
Sayfa: 121 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir İbni Semure (r.a.)
Sayfa: 121 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Ben Onu Cehennemde Gördüm / 25
YanıtlaSilmer b. Hattâb (r.a) şöyle anlatır:
Hayber Gazvesi günü idi. Hz. Peygamber'in ashâbından bir grup geldi ve:
"-Falanca şehit, falanca da şehit❞ dediler.
Sonra bir adamın yanından geçerken:
"-Falanca kimse de şehit olmuş" dediler.
Bu defâ Efendimiz (s.a.v):
"-Hayır, ben onu, ganîmet mallarından haksız yere aldığı bir hırka içinde cehennemde gördüm" buyurdu. Sonra da:
"-Ey İbn Hattab, git ve insanlara «Cennete ancak mü'min-
ler girebilecektir» diye nidâ et!" buyurdu. Ben de çıktım ve: "Cennete ancak mü'minler girebilecektir" diye nidâ ettim. (Müslim, Îmân, 182)
Kul hakkı o kadar mühimdir ki en yüksek makamlardan bi- ri olan şehidlik bile onu affettiremez. Bu sebeple haksız kazanç ve haramdan şiddetle kaçınmak gerekir.
Peygamber Efendimiz'in cennete sadece mü'minlerin girebi- leceğini îlan ettirmesi, haksız kazancın îman ile bağdaşmadığını göstermektedir.■
Hz. Ömer den 111 Hatıra
sy. 77.
ÜMMETİM ŞU ONBEŞ ŞEYİ YAPARSA BAŞI
YanıtlaSilBELADAN KURTULMAZ
Ali (r.a.)'dan: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:
"Ümmetim onbeş şey işlerse başına bela çöker." "Ey Allah'ın Resûlü, onlar nedir?" diye sordular, şu ceva-
bı verdi:
"Onlar şunlardır:
1. Ganimetin belirli şahıslarda birikmesi,
2. Emanetin yağmalanması,
3. Zekâtın angarya sayılması,
4. Kişinin karısına itaat etmesi,
5. Annesine asi gelmesi,
6. Babasına eziyet etmesi, 7. Mescidlerde seslerin yükselmesi,
8. Cemaatin liderinin en alçaklardan olması,
9. Şerrinden korkulan kişiye ikram edilmesi,
10. İçki içilmesi,
11. İpek giyilmesi,
12. Şarkıcı kadınlar edinilmesi,
13. Çalgı aletleri edinilmesi,
14. Son gelenlerin önce gelenleri lanetlemesi,
15. Din ilmine önem verilmemesi."
İşte bunlar olduğu zaman, kırmızı bir kasırgayı veya yere batmayı yahut da maymun veya hınzıra dönüşmeyi bekle- sinler." (Tirmizi)
Diğer bir rivayette on beş üzerine şu da ilave edilmiştir: "Din için ilim öğrenmemek, kabilenin ulularının fasıklar olması, kavmin liderinin alçaklar olması, şerrinden korkulduğu için kişiye ikram edilmesi."
"Ümmet bunları yaptığı zaman, alametler birbirini,ağı koparılıp kaçan balıkların birbirini kovaladığı gibi, kova- lar."
Ölüm Kıyamet ve Diriliş
İmam i Sarani
Pamuk Yayınları
sy. 478.
► Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur. (atasözü). Zorbalıkla varlık sa-
YanıtlaSilhibi olanın sonu kötü olur.
Zurnanın zirt dediği yer. (deyim).
Sürdürülen işin en önemli yeri.
ZULFU YARE DORUNMAK İş başında olanları ya da hatırlı, nüfuzlu kişileri gücendirecek söz söylemek, darılmalarına yol açmak.
YanıtlaSil"Şöyle güzel bir üslupla, zülfü yare dokundurmadan her şeyi bir bir anlatmaya çalış.
Bakalım devletin derin devlete karşı mücadelesi nerelere gelecek. Adalete gerçekten güvenecek miyiz yok- sa seçilmişlerle atanmışlar arasındaki bu mücadele, yine gözlerimizi bağlayacak mı?
YanıtlaSilSusurluk'u unutturmayacağını söyleyenler susalı çok oldu. Bakalım Ergenekon ne olacak?
Ergenekon un Derinlerinde
Hazırlayan :Cem Aydın
sy. 7.
Levh-i Mahfûz'daki ilimlere melek- ler de vâkıf olabilir, bâzı evliyâ hattâ kümmel-i evliyâdan bir kısmı da muttalî olabilir. Onun için Levh'in ve Kalem'in ilimleri Rasûlüllâh (Sallellâhu Aleyhi ve sel- lem)in ilimlerinin cüzü sayılırlar.
YanıtlaSilAllah-u Te'âlâ Mi'râc Gecesi Rasû- lü'nü Levh-i Mahfuz'un tamâmina vâkif kıldı, sonra ona Zâtı hususunda fazladar ilimler ilâve etti, nitekim Rasûlüllâh (Sallellâhu Aleyhi ve sellem):
ثُمَّ عُرِجَ بِي حَتَّى ظَهَرْتُ لِمُسْتَوَى أَسْمَعُ فِيهِ صَرِيفَ الْأَقْلَامِ.»
"Sonra (öyle bir düzgün yere) yükse tildim de, orada (kaderleri yazan) ka lemlerin çıkardığı sesi duydum." (e Buhârî, es-Sahîh, rakam:342, 1/135) buyuruyo
. (Yakin: Marifet ve dirâyetin ve emsâlinin fevkinde olan iimin sıfatıdır. İlm-i yakin denir, ma'- rifet-i yakin, denilmez. Ayn-el yakin: (kelimenin merfu hali ayn-ul yakindir.) Göz ile görür derecede veya görerek, müşâhede ederek bilmek. Meselâ; u- zakta bir duman görüyoruz. Orada ateşin varlığını ilmen biliyoruz, demektir. Bu bilme derecesine ilm- el yakin deniyor. Ateşe yaklaşıp, gözümüzle görür- sek, ona ayn-el yakin bilmek deniyor. Daha da iler- liyerek bütün hislerimizle ateşin varlığını anladık i- se; ateşin yakması ve sâir sıfatlarını da bildik ise, bu nevi'den olan ilmimizin derecesine de Hakk-al yakin deniyor. (Hakkal yakin: Abdin sifatları, Ce- nâb-ı Hakkın sıfatlarında fâni olup kendisi onunla
YanıtlaSilIlmen ve şuhuden ve hâlen beka bulmaktadır. Ö. Nasuhi)
YAKİN : Şübhesiz, sağlam ve
YANITLASİL
yuksel14 Eylül 2023 07:19
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik
Büyük Lugat
sy. 1052.
Kendi babası olmayan birini babası diye göstermenin, kendi efendisi olmayan birini
YanıtlaSilefendi kabul etmenin haram olduğu.... Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. VII, 513-523
..VII, 478 VII, 35 Kendini beğenen ve böbürlenenleri Allah sevmez
Kendini beğenmişlik ve böbürlenmek. Kendini hesaba çekenlere âhiret hesabı kolaydır. VII, 13, 14 1,400
Kendisi için istediğini başkasına yapan cennetliktir. endisi için istediğini kardeşi için de istemek.
Riyazu's Salihin
Imam Nevevi
Kampanya Kitaplari
cilt8.
sy. 210.
Tarihin akışı, insanlığın İslâmı nizam olarak ka- bul etme istidadını gittikce kökleştiriyor. İnsanlar arasında şûrà düşüncesi, insanlığın birliği düşüncesi, ve tek alemşumul devlet gibi düşünceler gittikce kuv- vet kazanmaktadır. Yeryüzündeki büyük güçler ise, çeşitli hastalıklara yakalanmış yıkılmaya doğru git- mektedirler. Halklarımızın da uyanıp İslâma dönüşü yavaş yavaş başlamıştır. İslâmi bir devletin kurulma- sı âmilleri gün geçtikçe büyümektedir. Yerel düzen- lerle diğer düzenlerin bozukluğunun birçok kimse tarafından duyulmasından daha büyük amil mi olur?
YanıtlaSilZaman birçok büyük olayı atlayıp geçecek ve bü- yük işler için fırsat ortaya çıkaracaktır. İnsanlık sizin davetinizi bekliyor. Hidayet, kurtuluş ve barışı sağla- yacak olan davetinizi. İçinde bulunduğu sıkıntıları aşmak için. O zaman milletlerin liderlik ve hakimi- yeti sizin olacaktır: «O günler (öyle günlerdir ki) biz onları insanlar arasında aleyhlerine olmak (bazen lehlerine, bazen üzere elden ele ve nöbetleşe nö- betleşe) döndürür dururuz. (98) ... Halbuki siz Al- lah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyler umuyor- sunuz... (99) Bugünden hazırlanın ve çalışın, belki arın çalışma imkânını bulamayacksınız.
YanıtlaSilZaman birçok büyük olayı atlayıp geçecek ve bü- yük işler için fırsat ortaya çıkaracaktır. İnsanlık sizin davetinizi bekliyor. Hidayet, kurtuluş ve barışı sağla- yacak olan davetinizi. İçinde bulunduğu sıkıntıları aşmak için. O zaman milletlerin liderlik ve hakimi- yeti sizin olacaktır: «O günler (öyle günlerdir ki) biz onları insanlar arasında aleyhlerine olmak (bazen lehlerine, bazen üzere elden ele ve nöbetleşe nö- betleşe) döndürür dururuz. (98) ... Halbuki siz Al- lah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyler umuyor- sunuz... (99) Bugünden hazırlanın ve çalışın, belki arın çalışma imkânını bulamayacksınız.
YanıtlaSilSiz öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, fukahası çok, hutebası az, istiyeni az, vereni çok, işte böyle zamanda amel ilimden hayırlıdır. Size öyle bir zaman gelecektir ki, fukahası az, hatibleri çok, istiyeni çok, vereni az. O zamanda ise ilim amelden hayırlıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Said (r.a.)
Sayfa: 135 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
istidrac!: 1.bir kimsenin, Allah'tan (c.c.) veya Allah'ın (c.c.) lütfundan habersiz olarak, olağanüstü haller ve başarılar göstermesi ve bunu tamamen kendine mal edip kendi güç ve yeteneğinden bilip gururlanması yüzün- den, gittikçe artan bir şekilde Allah'ın c.c.) cezasını hak etmesi 2.derece derece artma, basamak basamak ilerleme, gittikçe artma
YanıtlaSilistidrac!: 1.bir kimsenin, Allah'tan (c.c.) veya Allah'ın (c.c.) lütfundan habersiz olarak, olağanüstü haller ve başarılar göstermesi ve bunu tamamen kendine mal edip kendi güç ve yeteneğinden bilip gururlanması yüzün- den, gittikçe artan bir şekilde Allah'ın c.c.) cezasını hak etmesi 2.derece derece artma, basamak basamak ilerleme, gittikçe artma
YanıtlaSilBu Kur'an, hoşlanmıyan için gayet zordur. Ona ısınana ise gayet kolay gelir. Hadisime gelince, hoşlanmıyan için gayet zor, tâbi olan içinse gayet kolaydır. Bir kimse benim hadisimi dinler, hemen hıfz eder ve tatbik ederse mahşerde Kur'anla haşrolur. Hadisime ehemmiyet vermiyen ise Kur'anı hor görmüş olur. Kim de Kur'anı hor görürse dünya ve ahirette hüsrana düşer.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
Sayfa: 133 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Elbette kendilerine peygamber gönderilenlere de gönderilen peygamberlere de soracağız. 17
YanıtlaSil(Araf. 7/6)
"Andolsun ki, Biz, her ümmete, Allah'a
ibadet edin. Putlara tapmaktan sakının! diye bir peygamber gönderdik. Ama içlerinden bir kısmına Allah hidâyet verdi. Bir kısmına da sapıklığa düşmek hak oldu.
Yeryüzünde gezin de görün. Peygamberleri yalanlayanların sonu nice
olmuştur"
(Nahl, 16/36)
YANITLASİL
yuksel21 Eylül 2023 07:32
Kur'an-ı Kerim 'e göre
Peygamber ler
ve Tevhid Mücadelesi
Prof Dr. İsmail L. Çakan
N. Mehmed Solmaz
Altınoluk
ardan önce danışma ve yoklama (istihbarat) usûllerine baş vurdu. Kendi endine birtakım diplomasi plânları kurdu. Düşüncesini uygulamaya koydu. Elçileri hediyelerle Süleyman (a.s.)'a gönderdi...
YanıtlaSilElçiler, Süleyman (a.s.)'ın huzuruna çıktılar. Hediyelerini sundular. Sü- yman (a.s) hediyeleri kabul etmedi. Elçilere şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size vermediğinden daha hayırlıdır. Belki siz hediyenizle
Elçilerin reisine hitaben:
böbürlenirsiniz.."
Don onlara! and olsun ki, önüne geçemiyecekleri ordularla onlara ge- r, onları hor ve hakir oldukları halde ordan çıkarırım."28 Melikenin elçileri hediyeleriyle ülkelerine geri döndüler...
Melikenin Tahtı
Süleyman (a.s.) ordusunun ileri gelenlerini topladı. Onlara: Ey seçkin topluluk! Onlar bana teslim olmalarından önce, melikenin tahtını hanginiz bana getirebilir?" dedi. Cinlerden (kuvvetli ve becerikli olan) bir ifrit: sana getiririm. Eminim ki bu-
na gücüm yeter!" dedi.
Kendinde ilâhî kitabdan bir ilim bulunan biri:
"Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm," dedi. 29 Çok geçmeden Süleyman (a.s.) tahtı yanında buldu ve şöyle konuştu;
Bu Rabbimin fazlındandır!. Beni imtihan etmek içindir. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım?
Kim şükrederse, kendisi için şükretmiş olur; kim de nankörlük ederse,
muhakkak ki Rabbim onun şükrüne muhtaç değildir. O'na yine de nimet ve-
Süleyman (a.s.), benzeri bir kaşkasına verilmemiş saltanat ve nimetleri,
sonsuz şükür ile karşılıyordu. Insanlara örnek oluyordu. Kavuşulan her nimet, şükür ve Allah'a bağlılığı arttırmalıydı. Kulu azdır- mamalı, saptırmamalıydı... Bir tarafta melike yol hazırlıklarını sürdürüyordu. Öte yanda Süleyman
(a.s.) etrafındakilere şu emri veriyordu.
28. en-Neml 27/36-37. 29. en-Neml 27/38-40.
30. en-Neml 27/40.
Kur'an İ Kerim e Göre
Peygamber ler ve Tevhid Mücadelesi
Prof Dr İsmail L. çakan
N. Mehmed Solmaz
Altınoluk
sy. 173
Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 344 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
25. MENKIBE: Sahih rivayetle bildirilmiştir ki, Resulullah Aley- hisselâm buyurdu:
YanıtlaSilAllah bir bostan halk etmiştir. O bostanda dört ırmak yarat- mıştır, kendi kudret ve nusreti ile. Biri İkrar ırmağı, biri Tevhid ırma- ğı ve biri de Kelâmı ırmağı. Her ırmağa dört bucak tayin etti. Evvelâ Ebubekir muhabbetini bir bucağa koydu. İkinci Ömer muhabbetini bir bucağa koydu. Üçüncü Osman muhabbetini bir bucağa koydu. Dördüncü olarak da Ali muhabbetini bir bucağa koydu. Her köşede se on ağaç halk etti. Ebûbekir muhabbetinin köşesinde halk ettiği n ağaç şunlardır:
476
YanıtlaSilDÖRT HALIFE'NİN MENKIBELERI
1. Şehadet ağacı.
2. Havf ağacı.
3. Rica agaci.
4. Şevk ağacı. 5. Cehd ağacı.
6. Hayr ağacı.
7. Şükür ağacı.
8. Tevazu ağacı.
9. Nusret ağacı.
10. İhlas ağacı. Ömer muhabbetinin köşesinde halk ettiği on ağaç ise şunlardir
1. Emanet ağacı.
2. Salâbet ağacı. 3. Şefkat ağacı
4. Inabet (*) ağacı. 5. Muhabbet ağacı..
6. İhlas ağacı.
7. Kanaat ağacı.
8. Rıza ağacı.
9. Temyiz ağacı.
10. Tevfik ağacı.
Osman muhabbetinin köşesinde halk ettiği on ağaç ise şunlardır:
1. Vefa ağacı.
2. Hasyet ağacı.
3. Hürmet ağacı.
4. Müvaneset (Alışıklık
, ülfet ve ünsiyet) ağacı.
5. Tevekkül ağacı. 6. Hamiyet ağacı.
7. İlim ağacı.
8. Hilim ağacı.
9. Seha ağacı.
10. Haya ağacı.
Ali muhabbetinin köşesinde halk ettiği on ağaç ise sunlardır:
1. Şefaat ağacı.
2. Sahavet ağacı.
3. İstikamet ağacı.
4. Namaz ağacı.
(*) Inabet: Asilikleri ve kötülükleri terk ile hakka rücu etmek.
YANITLASİL
yuksel22 Eylül 2023 05:04
HZ. EBÛBEKİR, HZ. ÖMER, HZ. OSMAN VE HZ. ALÍ
5. Sabır ağacı.
6. İstitâat ağacı.
7. Zühd ağacı.
8. Rahmet ağacı.
9. Yakîn ağacı.
10. Sadâkat ağacı.
YANITLASİL
Bu beş vakit farzı cemaatle kılmaya devam eden kimse, sırat köprüsünü ilk geçenleren olur ve onu şimşek gibi geçer. Allah, o kimseyi sâbıkların ilk zümresinde haşreder, namazına devam ettiği her gün ve gece içinde bin şehid sevabı alır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 131 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Öyle insan vardır ki, hayrın anahtarıdır ve şerrin üstüne kiliddir. Bir kısmı da şerri açarlar ve oldukları yerde şer yaparlar. Ne mutlu o kimseye ki, hayrın anahtarı onun elindedir. Veyl o kimseye ki, şerrin anahtarı onun elindedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 131 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
2054- Kibirden de sakının. Çünkü şeytana Adem'e secde ağaçtan Iste bunlar, her hatanin ashidir. Ademoğlundan biri, diğer kardeşini kıskanma yüzünden öldürmüştür. Hasedden de uzak durun. İki yemeğe sevketmiştir.
YanıtlaSil٢٠٥٥ - أياكم والاقْرَادَ يَكُونَ أَحَدُكُمْ أميرًا أو عَامِلاً فتأتي الأرملة - واليَتِيمُ والمِسْكِينُ فَيُقَال اقعُدْ حَتَّى يُنظرَ فِى حَاجَتِكَ فَيْتَرُكُونَ مُقْردين لا - نقْضَى لَهُمْ حَاجَةً وَلَا يُؤْمَرُوا فَيَنْفَضُّوا وَيَأْتِي الرَّجُلُ الْغَنِيُّ الشَّرِيفَ فَيَقْعِدَهُ يَقُولُ مَا حَاجَتُكَ فَيَقُولُ حَاجَتِى كَذَا وَكَذَا فَيَقُوا الى جانبه
حَاجَتَهُ وَعَجَلُوا (حل عن ابي هريرة)
2055- Sakın kimseyi umut verip de bekletmeyin. Biriniz emir ya da memur olur, bir dul, yetim yahut yoksul, bir is için yanına gelir, ona: “Otur, işin görülecektir" denir. Sonra kendilerine ümit verilerek bekletilip o halde terk edilirler. Ne kendilerine "haydi gidin" denir ve ne de "gitmeyin" denir. Ama kendisine hatırı sayılır zengin bir adam geldiğinde, onu yanına oturtur ve hacetini sorup öğrendikten sonra: "Haydi bu adamın işini görüverin ve acele de edin" der.
2054. Kibirden de sakının. Çünkü şeytana Adem'e secd ettirmeyen şey budur. Ihtirastan da kaçının. Zira Hırs, Adem'i ma'lum agactan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de uzak durun. I Ademoğlundan biri, diğer kardeşini kıskanma yüzünden öldürmüştü Fte bunlar, her hatanin aslidir..
YanıtlaSilSiyaset ehli, Kur'an'ın "Birinin hatasıyla başkası me'sul olmaz prensibini esas almalıdır.
YanıtlaSil(E.L.) 2:83.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyatı Fihrist Ve Indeksi
Ismail Mutlu
sy.408.
Tevazu bazan Kufran-ı nimet olur.
sy.411.
Ehli Cehennemin o kısmı ki, Allah onları oradan çıkarmaz. Bunların yaşayışı ne ölüm, ne de hayattır. Allah'ın çıkarmak istedikleri ise, kömür haline gelinceye kadar öldürülür. Sonra çıkarılır. Cennet ırmağında tekrar canlandırılır ve sel yataklarında biten tohumlar gibi biterler. Cennettekiler onlara "cehennemlikler" diye hitab ederler. Bunlar da yalvarırlar. Allah da bu ismi onlardan kaldırır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 119 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Ey hodgam insan! Sineklerin binler hikmet-1 hayatiyesinden başka, sana ait bu küçücük faydasına bak, sinek düşmanlığını birak: Çünkü, gurbette, kimsesiz, yalnızlıkta sana ünsiyet verdiği gibi, gaflete dalıp fikrini dağıtmaktan seni ikaz eder. Ve latif vaziyeti ve abdest alması gibi yüzünü, gözünü temizlemesiyle, sana abdest ve namaz, hareket ve nezåfet gibi vazife-i insâniyeti ihtar eder ve ders veren sineği görüyorsun.
YanıtlaSilHem sineğin bir sınıfı olan arılar, nimet- lerin en tatlısı, en latifi olan bali sana yedirdikleri gibi, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânda, vahy-i Rabbaniye mazhariyetle serfirâz olduğundan, onları sevmek lazım gelirken, sinek düşmanlığı, belki insana daima muavenete dostane koşan ve her belasını çeken o hayvanata düşmanlığı gadirdir, haksızlıktır.
Said Nursi
Yayınevimizin, siz okuyucularına takdim etmek- ten şeref duyduğu, «Belgeler Serisi»nin bu üçün- cü kitabı, iki ana «bölüm den ibarettir.
YanıtlaSilKıymetli araştırıcı Kemal Yaman Bey'in yet- kili kalemi, akıcı üslubu ve analitik metodun dik- katle uygulanışının mahsulü olan birinci bölüm»; < konusunun dürüst ve objektif bir tahlilidir.
Fransız kamuoyunun tanıdığı ve dünyayı sar- san ihtiläller konusunda otorite olarak bilinen Henry Coston'un yönetiminde çıkmış olan, «<Büyük Maliye ve İhtiläller» kitabının tercümesi olan ikinci bölüm- ise; Fransız, Faşist, Nazi ve Bolşevik ihti- lällerine hayranlık duyan kişiler için tesirli bir -uyarıcı olacaktır. Ayrıca okuyucuya, ihtilallerin cenneti (1) ve ihtiläl ekiplerinin sermaye çevreleri fle -karanlık ilişkilerini öğrenme ve karşılaştırma imkânı verecektir.
Ümit ediyoruz ki, kitabı bitirdiğinizde, Türki- ye'de etkilerini hala sürdürmekte olan sosyal hare- ketlerin, Türkiye'mize neler kazandırıp, neler kay bettirebileceğini pek açık bir şekilde göreceksiniz.
"Dünyadan kopmuş bir Türkiye'nin yakta kalması mümkün değildir. Onu çevre- inden tecrit etmeye çalışanlar ne kadar büyük ir ihanet içinde bulunduklarımı keşke anlaya- ilseler!"
YanıtlaSil1115
YENİ TÜRKİYE 53/2013
"Akıl ile kalbi birbirinden ayırmamalısı- 1z; onların izdivacına her zaman ihtiyaç vardır. Aklın muhakemesi, kalbin de semaviliği ve le- ünniliği omuz omuza olursa, işte o zaman hiç şılamaz gibi görünen problemler bile kolayca şılabilir."
"Kendi çizginizi korurken başkalarıyla nünasebetlerinizi bozmamanız da firasetinizin yn bir yanı olmalıdır."
"Ne nikbin ne de bedbin, bizim mesleği- niz hakikatbin olmaktır."
"Mücerred ilim bir şey ifade etmediği gibi nücerred gençlik de bir şey ifade etmez. Talim ve terbiye görmüş gençliktir ki, kendi milletini devletler muvazenesinde önemli bir konuma yükseltebilir."
"Temsil önemli, temsilde temâdî daha önemlidir. O da temsil edilecek hususları fıtrata mâletmeye bağlıdır."
"Çatışma zeminleri sadece terörü besler; mü'minler, her türlü kışkırtmaya karşı elden gel- bi diğince soğukkanlı davranmalı ve temel hakları- m elde ederken dahi meşru yoldan bir an olsun
YanıtlaSilti
g
ayrılmamalıdırlar
Âli Davud'a nazil olan hikmette ibret vardır. Akıllı olan insan şu dört vakitten başka şeyle nefsini meşgul etmemelidir: Rabbine dua (ve ibadet) edeceği vakit, Nefsini muhasebe edeceği vakit, Kendisi hakkında, kardeşlerini nasihat etmesine ve ayıblarını kendisine haber vermelerine kafi gelecek bir vakit. Kendi nefsinin helal ve temiz ihtiyaçlarına ayıracağı bir vakit. Bu vakitte diğer zamanlar içinde bir yardım vardır ve kalbin istirahatı kafi miktarda varlık iledir. Sonra da akıllı kimse için, diline sahip olması, zamanını bilmesi, işine yönelmesi ve en sağlam dostuna karşı bile ihtiyatlı olması icap eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 127 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
71. Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
YanıtlaSil(Rivayete göre Hayber yahudilerinden 12 kişilik bir hahamlar topluluğu günün ilk saatlerinde güya İslâm'a girecekler, fakat akşama doğru, kendi kitaplarına baktıklarını, Hz. Muhammed'in risaletine dair bir işarete rastlamadıklarını öne sürerek İslâm'dan döndüklerini söyleyecekler, böylece müslümanların kendi dinlerinden dönmelerine önayak olacaklardı. İşte aşağıda meâli verilen âyette onların bu planına işaret edilmektedir).
72. Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi: «Müminlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler.
78. Ehl-i kitaptan
YanıtlaSilbir
gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini egip bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadıkları halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar.
79. Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğumuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.
(Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın tanrı olduğunu iddia etmişlerdir ki, Hz. İsa'nın gerçek dininde bulunmayan ve Allah'ın birliği ile asla bağdaşmayan bu iddia, İslâm inancına göre tamamen bâtıldır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in muhtelif âyetlerinde bildirildiğine göre Hz. İsa, kendisinin Allah'ın kulu olduğunu, Allah'ın kendisine Kitap gönderdiğini ve Peygamber kıldığını söylemiş (Meryem 19/30-36), kendisinin ve annesinin tanrı olduğu iddialarını şiddetle reddederek, Allah'ı şirkten tenzih etmiştir. [Mâide 3/116-117])
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Açıklamalı Meali
YanıtlaSilsy. 59,60.