Bediüzzaman Sa'îd Nursî, Sirr-1 Innâ A'taynâ, Basılmamış Osmanlıca Mustafa Kemal'in 30 Eylül 1911'de Kudüs Kamenitz Oteli'nde yahudi Eliezer B Yehuda'nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbeti: Mustafa Kemal: "SABETAY SEV soyundan geliyorum. Kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudile onun mesihliği altında birleşse.."
Hicri 9. yılda Tebuk Seferi dönüşünde Medine'ye gelen Sakif kabilesi elçileri, Medi- ne'de kaldıkları süre içinde mescidde Hz. Peygamberin yakın alakasına mazhar ol- muşlardı. Sonunda müslü- man oldular. İslâm'ı öğrendi- ler. Ancak arkalarında bi- raktiklan kabilelerinin, ken- dilerini anlayışla karşılaya- caklarından kuşkuluydular. Hz. Peygamber'den ilginç is- teklerde bulundular. Bunlar arasında bir-iki tanesi vardı ki gerçekten pek dikkat çeki- ciydi. Dediler ki:
- Bizi namaz kılmaktan muaf tut?.. Hz. Peygamberin cevabı çok kesindi:
-"Namazsız dinde hayır yoktur."
Pek tabii, namazsız din- darlıkta da hayr olmazdı.
- Kabilemiz dışından biri- ni bize âmir tayin etme! dedi- ler. Hz. Peygamber, kabul buyurdu. İçlerinde bulunan ve yaşça en küçükleri olan ve fakat Islam'ı öğrenmekte pek gayretli davranan Osman Bin Ebi'l-As't onlara imam ve vall yaptı.
- Lat putumuza üç yıl do
kunmal dediler. Hz. Peygam
Der kabul etmedi.
Yine kabul etmedi.
- Bir yıl dokunmal dediler, Hz. Peygamber bunu da ka bul etmedi.
- Biz döndükten sonra bir ay olsun bizimle kalsın, dedi ler. Resûl-i Ekrem Efendimiz onu da kabul etmedi. Lata süre tanımadı. Putlara mü samaha olunamayacağını ortaya koydu. Tevhid yur- dunda putun ne işi vardı?... Yeniden şekillenen İslâm yurdunda puta yer yoktu. Efendimizin kararlılığını gö rünce;
- Bäri onu bize, kendi elle- rimizle kırdırtma. Onun yı kım işini sen üstlen dediler
Hz. Peygamber:
- "Olur, ben onu ortadan kaldırtırım" buyurdu.
Elçilerin Medine'den ayrı- hışından iki-üç gün sonra Hz. Peygamber, Ebu Sufyan ile yine bir Sakifli olan Mugire bin Şu'be'yi Lat'ı ortadan kaldırmakla görevlendirdi. Onlar da bunu büyük bir gösteri halinde, bütün Sakif halkının gözü önünde parça- layıp yok ettiler.
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19. yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or- taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21 yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devleti- ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birlikleri konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa sür de yapılabilir bir hale geldi.
diyerek, Allah'ın indirdigi emri terkedip, dalalete düşmele rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi halinde, dell kime edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldı tesbit edili yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm by tinin tabiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışınd kileri baba kabul etmeyin. Başkalarımı baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz ayetini okuyorduk. Bu ayet mensuhtur
* Beem: Zina su pleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadir. Suçlu belline dar toprağa gimiidükten sonra, herkes tarafından taşlanarak dürü Ruhu'l Furkan Tefsiri nde Zaten zaman ve zemine göre mensuh olan ayet yeniden geçerlilik kazanabilir. cilt. 11.sy.111.
ir yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an- laşmazlık vukû bulmuştu. Yahudi:
"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Kâ'b b. Eşref'e gidelim." dedi. Allah Teâlâ kitabında, yahudî ileri gelenlerinden olan bu Kâ'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü- nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti. O'nun yanından çıkınca münafık yahudiyi yakaladı ve:
"-Bunun hükmüne râzı değilim, Ebû Bekir'e gidelim" dedi. Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafik Ebû Be- kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattâb'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür- dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste- di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmis bulunmaktayım" dedi.
"-öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine:
"-Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve
kılıcıyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da: "-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahudi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hâdise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor- lar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbi sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikç iman etmiş olmazlar." (en-Nisâ, 60-65) âyet-i kerimeleri nâzil oldu
Cebrâîl (a.s) gelerek:
"-Ömer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (V
Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 173 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
ETÖ kumpasıyla akıl hastanesine yatırılan gazeteci Yüce Katircioğlu, Ankara Bilgi Locası'nda 14, dereceye kadar yükselmiş bir masondu. Örgüte ilişkin birçok gizli bilgiye vakıf olduğu locanın İsrail devleti namına çalıştığımı anladıktan sonra masonlarla mücadele etmeye karar verdi. 21 Kasım 1997'de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Suç duyurusu sümenaltı edilen Katırcıoğlu, sonraki yıllarda, özellikle yargıdaki mason biraderlerin kimler olduğunu yazdığı yazılarla ifşa etti. Yazıda hedef gösterilen kişilerin açtığı dava sonrası FETÖ'cü hakim ve doktorlar, Katırcıoğlu hakkında 'akıl sağlığı yerinde değildir' belgesi düzenledi. Ancak rapor hemen tatbik edilmedi. Katırcıoğlu, sonraki yıllarda bilhassa TSK içerisindeki masonlara dikkat çekip Mart 2015'te Ankara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne suç duyurusunda bulundu. Hakkındaki deli raporu 2018'de raftan indirilen Katırcıoğlu, Eskişehir Şehir Hastanesi'ndeki Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Birimi'ne (YGAP) kapatıldı. Önemli bilgilere sahip Katırcıoğlu'nun hayatından endişe ediliyor. Yeni Şafak Gündem 3 Haziran 2020 Çarşamba
Vatan hainlerini putlastirdilar kahramanlastirdilar Mustafa Kemal ve İnönü İslam dini oldurulecek Yahudiler ve masonlar Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz. Haim Naum Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle) istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag 17 Ocak 1988 Nokta Dergisi.... atılmıştır.
istidrac!: 1.bir kimsenin, Allah'tan (c.c.) veya Allah'ın (c.c.) lütfundan habersiz olarak, olağanüstü haller ve başarılar göstermesi ve bunu tamamen kendine mal edip kendi güç ve yeteneğinden bilip gururlanması yüzün- den, gittikçe artan bir şekilde Allah'ın c.c.) cezasını hak etmesi 2.derece derece artma, basamak basamak ilerleme, gittikçe artma
üm peygamberler kendi döne- minin câhiliyesi ile mücadele et- mek üzere gönderilmiştir. Her kavmin câhiliyesi diğer kavmin T câhiliyesinden farklılık göstermekte- dir. Bunu Kur'ân-ı Kerim'in beyanları göstermektedir.
Hz. Adem'in (a.s.) dönemindeki câhiliye Hâbil-Kâbil arasında cere- yan eden hadise olarak tezahür eder- ken Hz. Lût (a.s.) dönemindeki câhiliye insanların kendi cinsleriyle sapkınlık yapmaları, fıtratı bozan bir sapkınlık olarak münasebet kurmaları, evinin mahremini dışarıya taşıyan kadın şek- linde cereyan etmiştir. Hz. Yûsuf (a.s.) mücadele ettiği câhiliye akrabadan gelecek imtihan, kardeşler arasında- ki ihtiras, yokluk ve bolluk, kıskanç- lik ve fitne iken alışverişte ölçü-tar- tiya riayet etmemenin ve haksız ka- zanç sağlamayı tüccarlık zannetme- nin vücut bulmuş hali Hz. Şuayb'ın (a.s.) mücadele ettiği câhiliye sapkın- lığı olmuştur.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) pey- gamberliği öncesinde zulüm ve sap- kınlıkların fazlaca olması, kız çocuk- larına büyük zulümler yapılması, içki ve fuhşiyâta fazlaca rağbet edilmesi,
YANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:27 haksızlık ve adaletsizliğin yaygın olup toplumsal sınıf farklılıklarının birer güç göstergesi olarak tebarüz etme- si, putlara ibadet edilip kader inan- cının olmaması, ahiretin yok sayıla- rak hesap ve kıyamete iman edilme- mesi gibi birtakım adet ve alışkanlık- lar, içinde yaşadığımız zamanın aşi- nası olduğumuz problemleri oldu- ğundan, câhiliye dönemi sadece Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygamberliği öncesi Arap yarımadasına verilen bir isim değildir. Buna istinaden Merhum Seyyid Kutup câhiliyenin sadece be- lirli bir zamana veya mekâna mah- sus, yaşanıp sona ermiş bir sürecin adı olmadığını; bilakis hangi bölge- de ve zaman diliminde ortaya çıkar- sa çıksın mezkûr menfi adet ve alış- kanlıklarla mücadele, tebliğ ve irşâd görevlerinin yeniden yapılması ge- rektiği vakıa ve olgunun adı oldu- ğunu ifade etmektedir.¹ Bu sebep- le câhiliye, Hz. Adem'den (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemine kadar gönderilen tüm peygamberlerin iza- le etmek için mücadele ettiği yegâne âdetler manzumesi olup kıyamet sa- bahına kadar imtihan olunacağımız şeytani hasletlerin tamamıdır.
YANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:28 Câhiliye sadece bir iman, bilgi ve iti- at problemi değil; bilakis gücü, aris- okrasiyi, egemenliği, idare tutkusu- mu, itibar düşkünlüğünü ve sahip ol- duğu konfor alanını terk edememe sorunudur.
Câhiliye, bilmenin karşılığı değil; nat, inkâr ve İslam'ın getirdiği ve iza- le ettiği değişime direnişin kendisidir. Câhiliye, salt bir bilgi yoksunluğu de- ğil; temelinde tanrı tanımazlık olan ve ilaha boyun eğmeyi kölelik yahut tan- riya mağlup olma olarak gören zihni- yetin dışavurumudur.
Câhiliye, toplum mühendislerinin ve dünyayı kendi emelleri için birer fırsat bilen egemenlerin, yaratıcının emirle- rini insanların gündeminden çıkara- rak ibadet edilecek yegâne merci olan Allah Teâlâ'dan ortaya çıkan ma'bûd boşluğunu kendi hegemonyası ve ida- re edip yönetme arzusuyla doldurma cüretkarlığıdır. Ahireti ve hesaba çekil- me endişesini zihinlerden tecrit ederek yegâne dünyanın bu dünya olduğunu; dolayısıyla hangi tür günah-fuhşiyât- zulüm yapılırsa yapılsın hiçbirisinden dolayı bir hesap olmayacağını dikte ve lanse ederek insanı fıtratından uzak- laştırma temayülüdür.
yuksel5 Ekim 2023 02:28 Câhiliye sadece bir iman, bilgi ve iti- at problemi değil; bilakis gücü, aris- okrasiyi, egemenliği, idare tutkusu- mu, itibar düşkünlüğünü ve sahip ol- duğu konfor alanını terk edememe sorunudur.
Câhiliye, bilmenin karşılığı değil; nat, inkâr ve İslam'ın getirdiği ve iza- le ettiği değişime direnişin kendisidir. Câhiliye, salt bir bilgi yoksunluğu de- ğil; temelinde tanrı tanımazlık olan ve ilaha boyun eğmeyi kölelik yahut tan- riya mağlup olma olarak gören zihni- yetin dışavurumudur.
Câhiliye, toplum mühendislerinin ve dünyayı kendi emelleri için birer fırsat bilen egemenlerin, yaratıcının emirle- rini insanların gündeminden çıkara- rak ibadet edilecek yegâne merci olan Allah Teâlâ'dan ortaya çıkan ma'bûd boşluğunu kendi hegemonyası ve ida- re edip yönetme arzusuyla doldurma cüretkarlığıdır. Ahireti ve hesaba çekil- me endişesini zihinlerden tecrit ederek yegâne dünyanın bu dünya olduğunu; dolayısıyla hangi tür günah-fuhşiyât- zulüm yapılırsa yapılsın hiçbirisinden dolayı bir hesap olmayacağını dikte ve lanse ederek insanı fıtratından uzak- laştırma temayülüdür.
ALTINOLUK 11
YANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:31 Cahiliye yaşantısını körükleyen unsurla- rın başında, kendi toplumsal sınıfını dikte edebilmek için edindiği aristokrat kimliği- ni kaybetme korkusu ve yönetme tutkusu- nu elden kaçırma endişesi bulunmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygam- berliğini kabul etmeyen Mekke müşrikleri, riyaset ve aristokrat kimlikleri kendilerinde kalmak kaydıyla inandıkları putlarının ya- nında Allah Teala'ya da iman edebilecekle- rini söylemişler; ellerinden toplumdaki sos- yal sınıf rollerinin gitmemesi ve zedelenme- mesi için inkârı tercih etmişlerdir.
İnsan fıtratında (bilinç altı, iç güdü, mi- zaç) bulunan ibadet etme temayülünü kul- lanmak isteyen kimseler, bu denli bir bağ- lanma refleksini idare edebilme kudretini görünmeyen ancak emir ve nehiyleri harfi- yen yerine getirilen bir Allah'a kaptırmak (!) istememiş; icad ettiği maddi-manevî put- larla insanları kendi emel ve arzuları çer- çevesinde kullanarak yönetmeye çalışmış- tır. Bu sebeple puta taparak taştan-odun- dan nesnelere ibadet etmenin onlara gö- re cazip gelen tarafı, görevlerini tanımla- dığı ve fiillerini yönlendirdiği bir ilah oluş- turma, Allah Teâlâ'yı kendi kontrolüne al- ma çabasıdır. Nitekim Lât, Menât, Hubel ve Uzza'ya görevler yakıştırarak bunlara tanrı- lik payesi veren câhiliye toplumunun -ken- dilerince- Allah Teâlâ'nın yükünü hafiflet- meye çalışmalarının arka planında da bu maksat bulunmaktadır. Yaratan ancak pi- yasayı, alışverişi, aile hukukunu, çarşı-pa- zarı, hukûkî mes'eleleri hasılı dünyayı yö- netme işini insanlara bırakarak kenara çe- kilen bir ilah tasavvuru câhiliye toplumla- rının temel akidesini; günümüz modern ca- hiliyesinin fikri arka planını oluşturmaktadır.
Modern zaman câhiliyesi ile kadim dö- nem câhiliyesinin benzer vasıflarından biri, ibret almamak için tüm musibet ve felaket- leri tevil edecek cesareti kendinde buluyor olmasıdır. Günümüzde tek seferde hayatı- nı kaybeden veya imtihandan geçen insan sayısı geçmiş ümmetlerde belki bir kavmin tamamına taalluk edecek miktarda bir kit- leyi ihata etmesine rağmen ibret almamak ayrı bir çaba gösterilmesi, imtihana kılıf bulunup tevil edilmeye çalışılması, tarifi mümkün olmayan bir vicdan mahrumiye- tini ifade etmektedir. Yakın zamanda ya- şadığımız depremler, seller ve diğer fela- ketler, Suriye'de hala devam eden zulüm-
YANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:33 ler, tüm dünyayı kapı dışarıya çıkarmaya cak şekilde eve mahkum eden salgın has talıklar, Libya'da binlerce kişinin 10 dakika lik yağmur sonrası çamur bataklığında kay bolarak vefat etmesi bizlere hala bir şey ler hissettirmeyecek, ibret alıp şapkama önümüze koyup düşündürmeyecekse içinde Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin olduğu bir cahiliyeye bela okuyup kendimizi tezkiye etmenin bir anlamı yok demektir. Halbuk Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'in birçok yerin- de, aynı azaba duçár olunmaması için ib- ret alınmasını emrediyor.
Ve üstelik, tarihinde soykırımın “S”si olmayan, bütün mazlum halklara kucak açmışlığıyla meşhur Osmanlı’nın ve devamı Türkiye Cumhuriyeti’nin boynuna “soykırımcı” yaftasını yapıştırarak!..
Ne rezil herifler bunlar; hem tecavüzcü, hem soykırımcı, hem iftiracı
Allahın evi, Kåbe, Mekke şehrinde bulu- nan mukaddes binå, müslümanların kıb- lesi. fazilet ve kıymetini bildirmek için "beytullah" denmiştir.beyt-ül haram. Kà- benin etrafi. Kâbe civarına kâfirlerin gir- mesi haram olduğu için o bölgeye bu isim verilmiştir.beyt-ül makdis. Kudüs şehrin- deki büyük mâbet.beyt-ül mal. eskiden devlet hazinesine verilen ad, islâm devleti- nin hazinesi, mâliye kurumu.beyyin. apa- çık olan, kesin delil.beyyinât. apaçık olan- lar.beyyine. bir davayı ispatlamak için ile- ri sürülen açık delil, kanıt, belge, tanık de- mektir.beyza. beyaz, parlak.bezirgan. tüc- car, alıp satma işini yapan adam.bezl ü gayret. emeğini esirgememe ve çaba gös- terme. bezl. esirgemeden bol bol ver- me.bezl-i can. canını esirgememe, gere- kirse verme, feda etme.bezl-i vücûd. nesi varsa esirgemeyip bol bol verme. bezm. sohbet meclisi.bezm-i elest. Allahın, "ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sordu- ğu, ruhların da, "evet" diye cevap verdik- leri kutsal diyalog.bezm-i ezel-i elestü. ezelde "elestü" diye başlayan konuşma hâ- disesi. bi. "ile" mânasında ön ek. bl. "siz, Sız" månasında ön ek.biadedi. adedince, sayısınca. biadil. dengi olmayan, eşi bu- lunmayan, eşsiz. biaman. amansız.biat. el tutarak bağlılığını açıkça ortaya koyma, oy verip seçme, itaat edeceğine dair söz ver- me.biaynelyakin. gözle görürcesine kesin bilerek biaynihi. aynısı. bibahâ. bahasız, paha biçilemeyecek kadar değerli.bibehre. nasipsiz, payı olmayan, mahrum, yok- sun.bibliyografya. kitaplar hakkında bil- gi.biçare. çaresiz, çıkar yol bulamayan,
âciz, güçsüz.bîçâregân. biçâreler. biçare- -gân-1 ümmet. islâm toplumunda bulunan 1 çaresizler. bida. bidatlar, dinde olmayıp -da dine sonradan giren uygulamalar, sün- -nete aykırı olan âdetler. bidaa. sermaye, ana para, tahsil olunmuş
- ilim. bidad. zâlimlik, işkence, eziyet.
bidâ-i hasene. güzel bidat yani sonradan
- dine girmekle birlikte sünnete aykırı bu-
lunmadığı için reddedilmeyen uygulama.
- bidakârâne. dinde olmayanı dine sokarca-
- sina, dinin meselelerini yıkarcasına.
- bidât. daha önce benzerine raslanmayan yeni bir şey. terim anlamı ise, dinde olma- -yıp da dine sonradan giren uygulama, - sünnete aykırı olan âdet demektir.
- bidâtkår. bidatçı, dinde olmayanı dine so- i kan bozguncu.
-bidât-üz zaman. zamanın görülmemişi,
başkalarına benzemeyeni, bir eşi daha ol- - mayani.
eserleri, özellikle gida olmak üzere yaratı- lan sebzeler ve meyveler.
- masnuiyet. sanat eseri olma hâli. masnu-u münevver. nurlu sanat eseri.
1
masnu-u vâhid. bir tek sanat eseri. mason. "masonluk" denilen gizli bir tari- katın üyesi, kökü dışarıda bulunan ve menfaat üzerine kurulan tehlikeli bir ör- güte hizmet eden kimse, mason kelimesi, lisanımızda "islâm düşmanı, dinsiz, mü- nafik, geniş meşrepli" månalarında da kullanılır.
masraf. sarf edilen, harcanan, gider. masruf. sarf edilmiş, harcanmış.
mâss. emen, emici, somurucu.
mass. emme, somurma.
mâss. temas eden, dokunan, ilişen. mâsum. günahsız, suçsuz.
mâsumâne. mâsumca, günahsız bir hâlde. mâsume. mâsum olan, suçsuz kadın veya
kız.
mâsumiyet. mâsumluk, suçsuzluk, gü- nahsızlık.
mâsumiyet-i enbiya. peygamberlerin må- sum olmaları, günahtan korunmuş olma sifatları.
måsun. korunan.
mâsuniyet. korunurluk.
mâşaallah. mâşallah, "Allahın dilediği gi-
bi" demektir ve "Allah korusun!" mâna- sında dua olarak söylenir.
Bir kimse yahudi, hıristiyan, mecusi ve yıldıza tapanların toplantılarında, "Eşhehüenla ilahe illallah ve enne ma dünellahi merkubun makhurun" derse, allah ona o taifenin sayısınca sevap verir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 434 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
kiye, hilafeti kaldırmakla, bir taraftan aynı tarihlerde devam eden Musul Vilayeti görüşmelerinde, bu meselede Islami amaç taşımadığını İngiltere'ye göstermek; diğer taraftan da İngiltere başta olmak üzere Avrupalı devletlere "Avrupal değerlere sahip bir devlet ve toplum olma arzusunu onaya koymak istemişti¹. Atatürk'e göre 1924 yılı, hilafetin ilg sı için en uygun zamandı. Tabiatıyla bunda, İstanbul'da bazı gazetelerin hâlâ ilanı üzerinden yaklaşık 3 ay geçmesine rağ men Cumhuriyet karşıtı düşünceleri dile getirmesi ve hilafer merkezli tartışmalar yapmaya devam etmesi etkili olmuştu.***
Kanaatimizce yukarıda sıraladığımız sebepler karşılıklı ola- rak etkili olmuşsa da hilafetin ilgası, Lozan Antlaşması'nın İngiltere tarafından onaylanması gibi benzeri süreçlerden ba- ğımsız bir olgudur189. Çünkü saltanat ve hilafet gibi kurum- lar, yeni Türkiye'yi inşa etmeye çalışan Atatürk'ün siyasal ütopyasında bulunmamaktadır. Şurası bir gerçek ki, 3 Mart 1924'de hilafet ilga edilmiş ve İngiliz Parlamentosu da 10 Ni- san 1924'de Lozan Antlaşması'nı onaylamıştır.
187 Hilafetin ilgasının İngiltere açısından önemini İngiltere'nin Ankara büyü kelçisi Sir Ronald Lindsay'in 8 Şubat 1926 tarihinde Londra'da gönder- diği raporunda görmek mümkündür: "Laik Türkiye, Müslümanları İngiliz İmparatorluğu için bir tehlikeli olmaktan çıkarmaktadır.", Bkz., O. Kirk- çüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri, s. 305-307.
188 K. Atatürk, Nutuk II, Ankara 1987, s. 945. 189 Bu konuda yazdıkları eserlerle muhafazakar camiayı etkileyen hukuk- çu-tarihçi Kadir Mısıroğlu, farklı düşünmektedir. Ona göre, Lozan Antlaş ması'nın imzalanması ve onaylanması tamamen hilafetin kaldırılmasıyla ilgili olup İngilizlere verilmiş bir taahhüdün sonucudur. Bunda Haham- başı Haim Naum Efendi'nin de rolü bulunmaktadır. Bkz., Lozan Zafer mi Hezimet mi? III, Sebil Yayınevi, İstanbul 1992, s. 202-2017,
190 Atatürk, İsmet Paşa'nın 22 Ocak 1924 tarihli şifre telgrafina verdiği aynı tarihli cevabında bu konudaki kesin kararlılığını ortaya koymuştu: "Halife ve bütün cihan kati olarak bilmek lazımdır ki, mevcut ve mahfuz olan ha- life ve halife makamının hakikatte ne dinen ve ne de siyaseten hiçbir mana ve hikmeti mevcudiyeti yoktur. Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla mevcu- diyetini istiklalini tehlikeye maruz bırakamaz. Hilafet makamı bizce en nihayet, tarihi bir hatıra olmaktan fazla bir ehemmiyeti haiz olamaz.", K. Atatürk, Nutuk II, s. 846-847.
YANITLASİL
yuksel19 Ekim 2023 04:38 99 Soruda Lozan Mustafa Budak sy. 156,157.
Tarihin her devrinde hirs ile, hiyanetle tanınmış bir millet olan yahudiler vaktiyle
Mûsa Peygamberin nübüveti zamanında da müşârün ileyhin tebliğ ettiği her emri tersine telakki ederek bu şevketli peygambere de türlü müşkülât göstermişler ve her zaman hakla batılı karıştırmışlardır. Sahih-i Buhârî MUHTASARI TECRIDI SARIH Tercümesi ve Şerhi cilt 8.sy.20.
39. O küfre sapanlar ve âyetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennemlik olanlardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. [krş. 7/24-35; 20/123]
40. Ey İsrâiloğulları![19] Size verdiğim nimeti hatırlayın (şükredin); bana (iman ve itaat hususunda) verdiğiniz sözü yerine getirin, ki ben de size (cennetle ilgili) vaadettiklerimi vereyim. Yalnız benden korkun!
41. Ve yanınızdaki (Tevrat’ın aslı)nı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’)a iman edin, ona inanmayanların ilki siz olmayın; benim âyetlerimi az bir bedele (dünyalık karşılığa) satmayın ve ancak (benim emrime uygun yaşayın) ve yalnız benden (benim azabımdan) korkun!
42. Hakkı (gerçeği) batıl ile bulayıp/örtüp de bile bile hakkı gizlemeyin (hakkın üstüne örttüğünüz batılı hak diye göstermeyin).[20]
43. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû eden (mü’min)lerle birlikte rükû edin.[21]
YANITLASİL
yuksel2 Kasım 2023 04:10 19] İsrâil, Hz. Yakub’un lakabıdır.
[20] İslâm’a uygun olmayan söz ve hareketler batıldır. Eğer hak olan batıla bulanır, ona karıştırılırsa, hak anlaşılmaz, batılın içinde özelliğini kaybeder ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, “batılı da hakla süslemeyin, altında hak var diye batılı cazip göstermeyin” demektir (İbni Teymiyye, s. 52; Elmalılı, I, 285). Yahudiler, Tevrat’taki bazı hükümleri değiştiriyorlar ve kendi uydurdukları batıllara “hak (doğru) bu” diyorlardı.
[21] Âyet-i kerîmede önce “namaz kılın” denildiği halde tekrar “rükû edenlerle beraber rükû edin” buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına ayrıca önem verilmesi gerektiğine işaret vardır (Beydâvî; Râzî, II, 475; Hazîn, I, 43; Cezîrî, I, 405-406). Yahudiler ve hıristiyanlar namazlarında, kıyamdan sonra doğrudan secdeye giderlerdi. Bu ifade ile onlardan İslâm’ın öngördüğü gibi namaz kılmaları istenmiş olmaktadır. [bk. 3/71; Elmalılı, I, 337]
Fitrat yalan söylemez. (M.N.) 214:Nokta Sosyal hayatta bir çığır açan, fitrat kanunlarına uygun hareket etmelidir. (L.) 174:22. Lem'a 2.işâret Tesettür fitridir. (L.) 197:24. Lem'a
FITRAT الفطرة İnsanın doğuştan sahip olduğu bütün özelliklerini ifade eden bir terim. İlişkili Maddeler TABİAT Yaratılış, seciye, bir varlığın aslî yapısı, maddî dünya anlamında bir terim. ŞAHSİYET
Müellif: HAYATİ HÖKELEKLİ Fıtrat kelimesi “yarmak, ikiye ayırmak; yaratmak, icat etmek” mânalarına gelen fatr kökünden isim olup “yaratılış, belli yetenek ve yatkınlığa sahip oluş” anlamında kullanılır. İlk yaratılış, bir bakıma mutlak yokluğun yarılarak içinden varlığın çıkması şeklinde telakki edildiğinden fıtrat kelimesiyle ifade edilmiştir. Buna göre fıtrat ilk yaratılış anında varlık türlerinin temel yapısını, karakterini ve henüz dış tesirlerden etkilenmemiş olan ilk durumlarını belirtir (İbn Abdülber, XVIII, 57 vd.; Lisânü’l-ʿArab, “fṭr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “fṭr” md.). Bütün varlığın yaratılışı sırasında Allah’ın türlere kazandırdığı bu temel yapıdan dolayı aynı kökten gelen fâtır kelimesi Kur’an’da Allah’ın isimlerinden biri olarak zikredilmiştir (meselâ bk. el-En‘âm 6/14; Fâtır 35/1; ez-Zümer 39/46).
Kur’ân-ı Kerîm’de on dokuz yerde fatr kökünden türemiş fiil ve isimler, bir âyette de fıtrat kelimesi geçmektedir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “fṭr” md.). Hadislerde de fıtrata ve aynı kökten gelen başka kelimelere geniş olarak yer verilmiştir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “fṭr” md.). Bunlardan özellikle, “Sen yüzünü Hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona çevir” (er-Rûm 30/30) meâlindeki âyetle, “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne ve babası onu yahudi, hıristiyan, Mecûsî (farklı bir rivayete göre hatta müşrik) yapar” (Buhârî, “Cenâʾiz”, 79, 92; Müslim, “Ḳader”, 22-25) meâlindeki hadiste geçen fıtrat kelimesinden ne kastedildiğinin açıklığa kavuşturulması insanın kaderi, seçme hürriyeti, müslüman ve gayri müslim çocuklarının dinî ve hukukî durumlarının belirlenmesi gibi kelâmî, ahlâkî ve fıkhî meseleler bakımından önemlidir. Ancak özellikle konuyla ilgili hadislerin gerek muhteva gerekse sıhhat açısından bazı problemler taşıması sebebiyle ciddi görüş farkları ortaya çıkmıştır. İbn Abdülber en-Nemerî’nin konuyu ayrıntılı bir şekilde ele aldığı, daha sonra yazılan eserlere de kaynak teşkil eden et-Temhîd adlı kitabı başta olmak üzere tefsirler ve hadis şerhleriyle diğer kaynaklarda fıtrat meselesine dair birçok farklı görüş üzerinde durulmuştur. a) Başta Selef ulemâsı olmak üzere âlimlerin önemli bir kısmı ilgili naslardaki fıtrat kelimesinin “İslâm” anlamına geldiğini ileri sürmüşlerdir. Buna göre, “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar” anlamındaki hadis insanların tabii, aslî ve fıtrî dinlerinin İslâmiyet olduğunu, daha sonra çevre tesirleriyle farklı dinlere yönelmenin asıl ve fıtrattan sapma kabul edildiğini gösterir. Ayrıca, “Beş şey fıtrattandır...” (Buhârî, “Libâs”, 63, 64; Müslim, “Ṭahâret”, 49-50) diye başlayan hadis de fıtratın “Müslümanlık” anlamına geldiğini gösterir. Çünkü bu hadiste geçen, bıyıkların kısaltılması hususu ilk defa İslâm’ın ortaya koyup gelenekleştirdiği bir uygulamadır (İbn Abdülber, XVIII, 76). Bu görüşe göre gayri müslimlerin çocukları da müslüman sayılır, dünyada ve âhirette müslüman muamelesi görürler. b) Fıtrat “başlangıç, Allah’ın ilk yaratılışta her insan için belirlediği değişmesi mümkün olmayan farklı inanç ve bunun sonucu olan nihaî mutluluk veya bedbahtlık” anlamına gelir. Buna göre insan, Allah onu başlangıçta hangi hal üzere yarattıysa sonunda o hale dönecek (el-A‘râf 7/29); başlangıçta mümin olarak yaratılan imanla, kâfir olarak yaratılan da küfürle ölecektir. Ancak çocukların ilk yaratılıştaki durumları bilinemeyeceği için her doğan insanın fıtrat üzere doğduğunu belirten hadisin devamında, “Sonra anne ve babaları onları hıristiyan, yahudi, Mecûsî veya müşrik yapar” denilerek çocuklara dünyada
ebeveynlerinin dinlerine göre muamele yapılacağına işaret edilmiştir. c) Fıtrattan maksat, Allah’ın Âdem’in neslinden, dünyaya gelmeden önce iman ettiğine dair aldığı ikrar ve mîsâktır (el-A‘râf 7/172). d) Her çocuğun fıtrat üzere doğduğunu bildiren hadisteki fıtrat sadece müslüman doğanlar içindir; zira herkes müslüman olarak yaratılmış olsaydı Allah’ın, “Andolsun ki biz cinlerin ve insanların birçoğunu cehennem için yarattık” (el-A‘râf 7/179) demesinin ve kâfirlerle ilgili daha başka hükümler koymasının anlamı kalmazdı.
Bu görüşler içinde en mâkul olanı ve giderek en çok ilgi göreni, fıtratın, ilk yaratılış sırasında Allah’ın insan tabiatına bahşettiği yaratanını tanıma eğilimi, ruh temizliği vb. olumlu yetenek ve yatkınlıkları ifade ettiği şeklindeki anlayıştır. Bu yorumu benimseyen İbn Abdülber fıtratla ilgili diğer görüşleri, hem dayandıkları hadislerin sıhhatiyle ilgili tereddütleri ortaya koyarak hem de akıl ve tecrübeye aykırılıklarını ifade ederek eleştirir (et-Temhîd, XVIII, 70, 74, 82, 83, 87, 88-90). Aynı müellif, insana yaratılıştan verilen fıtratı “selâmet ve istikamet” şeklinde tarif eder ve, “Ben bütün kullarımı hanîfler olarak yarattım (Müslim, “Cennet”, 63; Müsned, IV, 162) meâlindeki kutsî hadiste geçen “hunefâ” kelimesinden istikamet ve selâmetin kastedildiğini belirtir (et-Temhîd, XVIII, 70-71). Ona göre, daha çok fıkıhçı ve kelâmcılar tarafından savunulan bu anlayışta fıtratın iman-küfür, tanıma-reddetme, hidayet-dalâlet gibi belirleyici anlamlar taşıması mümkün değildir. Zira çocuk doğduğunda ne imanı ne de küfrü kavrayabilir. Nitekim Kur’an’da insanların hiçbir şey bilmez durumda dünyaya geldikleri ifade edilmiştir (en-Nahl 16/78). Şu halde yeni doğanlarla ilgili fıtrat kavramı onların yaratılış, tabiat ve mizaç bakımından genellikle temiz ve sağlıklı olduğuna işaret eder; bunlar ancak reşîd olduktan sonra iman veya küfrü seçebilirler. Eğer insanlar daha başlangıçta iman veya küfür üzere yaratılmış olsalardı hiçbir zaman inançlarını değiştiremezlerdi. Buna göre fıtrat “hakkı benimseme yatkınlığı” şeklinde anlaşılmalıdır (Kurtubî, XIV, 29). İnsanlar genellikle bedenî bakımdan olduğu gibi ruhî ve zihnî bakımdan da hissetmeye, algılamaya, doğru biçimde düşünmeye ve inanmaya elverişli olarak dünyaya gelirler. Çocukların fıtrat üzere doğduğunu belirten hadislerin birinde yer alan, “Tıpkı bir hayvandan yaratılışı tam bir hayvanın doğması gibi. Siz hiç kulağı kesik ve enenmiş bir halde doğan hayvan yavrusu gördünüz mü?” şeklindeki ilâve, fıtrat kavramını bu son anlayışa göre yorumlayanlar için önemli bir delil teşkil etmektedir (a.g.e., XIV, 29). Fıtrat hadisinde bulunan, “... Sonra ebeveyni onu yahudi, hıristiyan... yapar” ifadesi, çocuklardaki temiz yaratılışın ve iman yatkınlığının çocukluk devresinde çeşitli etkilere göre değişmeye elverişli olduğunu göstermektedir.
İbn Teymiyye fıtratı İslâm olarak yorumlayan görüşü benimsemekle birlikte bazı değişikliklerle bu son görüşü de mâkul bulmaktadır (Derʾü teʿârużi’l-ʿaḳl ve’n-naḳl, VIII, 359-535). Buna göre fıtrat, “çocuğun iyilik ve kötülüğe, iman ve inkâra eşit derecede elverişli yaratılması” şeklinde anlaşılırsa bu takdirde onun dünyaya boş bir levha gibi geldiği kabul edilmiş olur ki bu görüş, fıtratı öven ve onun devam ettirilmesini emreden âyetle (er-Rûm 30/30) ve hadislerle çatışır. Nitekim İbn Teymiyye’ye göre, fıtrat hadisinin devamındaki, “... Sonra ebeveyni onu yahudi, hıristiyan... yapar” cümlesinde “veya müslüman yapar” ifadesinin yer almaması, fıtratın esas itibariyle “İslâm” yahut en azından “İslâm’a yatkınlık” anlamı taşıdığını gösterir (a.g.e., VIII, 444-445). Ayrıca İbn Teymiyye, İslâm düşünce tarihi bakımından önem taşıyan bir yaklaşımla, insan fıtratındaki çizginin Allah’ın dininin yani Allah’ın tanınması ve ikrar edilmesi yönünde olduğunu, çocuğun bu yönde gelişmesi için yeni şartların hazırlanmasına bile ihtiyaç bulunmadığını söyler. Çocuğun fıtratında bulunan doğru çizgide yetişmesini engelleyecek olumsuz şartların ve âmillerin giderilmesi ve böylece onun fıtrî kabiliyetinin önünün açılması yeterlidir (a.g.e., VIII, 453-455, 462-463). İbnü’l-Esîr’in fıtratla ilgili görüşü de bu yöndedir (en-Nihâye, III, 457). İslâm dünyasında felsefî roman türünde yazılmış Ḥay b. Yaḳẓân gibi eserler, insanın fıtratı konusunda temelini Kur’an ve Sünnet’ten alan bu şekildeki iyimser felsefenin sonucudur (İbn Tufeyl, Ḥay b. Yaḳẓân, nâşirin mukaddimesi, s. 5-101).
Fıtrat kavramına bağlı olarak, rüşd çağına erişmeden ölen çocukların âhiretteki durumu hakkında da değişik görüşler ileri sürülmüştür. a) Çocuk yaşta ölenlerin tamamının âhiretteki durumu Allah’ın dilemesine bağlıdır; çünkü eğer yaşasalardı ne yapacaklarını ancak Allah bilir. b) Müminlerin çocukları cennete girer, kâfirlerin çocuklarının durumu ise Allah’ın dilemesine bağlıdır. c) Müminlerin çocukları cennete, kâfirlerin çocukları cehenneme gider. d) Bütün çocuklar cennetliktir. e) Kâfirlerin çocukları cennet ehlinin hizmetçisi yapılır. f) Kâfirlerin çocukları imtihandan geçirildikten sonra cennete veya cehenneme girerler. İbn Abdülber çoğunluğun ikinci görüşü benimsediğini kaydeder (et-Temhîd, XVIII, 96-97). Fıtrat kelimesini “İslâm” veya “hakkı kabule yatkınlık, selâmet ve istikamet” mânasında anlayanlar, genellikle müslümanların çocukları gibi kâfirlerin çocuklarının da cennete gireceğini söylerler. Ayrıca bu âlimler diğer bazı deliller yanında, fıtrat hadisinin bir rivayetinde yer alan ve müslümanların çocukları gibi müşriklerin çocuklarının da fıtrat üzere doğduğunu belirten ifadeyi (Buhârî, “Cenâʾiz”, 92, 93; Müsned, V, 9) kendi görüşlerine delil gösterirler.
Müslümanların rüşd çağına ulaşmamış çocuklarına miras, mülkiyet, cenaze namazı gibi konularda büyüklere uygulanan hükümler uygulanır. Gayri müslim çocuklarının tâbi tutulacağı hükümler tartışmalı olmakla birlikte âlimlerin büyük çoğunluğu dünyevî konularda bunları anne ve babalarının dinlerinden kabul etmiş ve savaş sırasında hayatlarının korunması dışında, haklarında gayri müslimler için belirlenmiş hükümlerin uygulanması gerektiğini söylemiştir; tarihteki uygulama da bu yönde olmuştur (ayrıca bk. ÇOCUK).
Fıtrat, insanın hem ruhî hem de fizikî bakımdan yaratılıştan sahip bulunduğu temel özelliklerini ifade ettiğinden, estetik maksatlarla vücudun bazı bölümleri veya organları üzerinde yapılan, aslî yapıyı değiştirecek nitelikteki müdahaleler fıtratı bozmaya yönelik davranışlar olarak kabul edilmiş, İslâm âlimleri konuyla ilgili hadisleri de göz önüne alıp bu tür müdahaleleri şer‘î bakımdan sakıncalı görmüşlerdir. Ancak hangi ameliyelerin fıtrata müdahale sayılacağı ve bunların hükümlerinin neler olduğu hususunda çok farklı görüşler ileri sürülmüştür (M. Osman Şübeyr, IV/9, s. 161-221).
İçinde fıtrat kelimesinin yer aldığı diğer bazı hadisler de vardır ki bunlara farklı mânalar verilmiştir. Bu hadislerde beş veya on şeyin fıtrat (veya fıtrattan) sayıldığı bildirilmektedir. Bunlar sünnet olmak, etek tıraşı olmak, tırnakları kesmek, koltuk altı kıllarını gidermek, bıyıkları kısaltmak, sakalı uzatmak, misvak kullanmak, buruna su çekmek, parmak aralarını yıkamak, tahâretlenmek gibi daha çok dış görünüşle ve temizlikle ilgili hususlardır (Buhârî, “Libâs”, 63, 64, “İstiʾẕân”, 51; Müslim, “Ṭahâret”, 49-50, 56). Bu hadislerde geçen fıtrat kelimesine genellikle “âdet ve sünnet” anlamı verilmiştir. İbnü’l-Esîr bu kısa tarifi, “geçmiş peygamberlerin ve şeriatların üzerinde ittifak ettikleri, müslümanların yapmaları gereken dinî esaslar” şeklinde açıklar (en-Nihâye, III, 457).
Bana göre, sizin için deccaldan daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 163 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Ey kara haberciler, ey kara haberciler, ey kara haberciler. Sizin üzerinize korktuğum şeylerin en korkuncu riya ve gizli şehvettir. Ravi: Hz. Abdullah İbni Zeyd (r.a.) Sayfa: 502 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücülerdir. Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise marufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid'at, bid'at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duaları kabul olmaz. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 502 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
ketm (Bir sözü, bir sırrı, bir haberi) gizleme, saklama, gizli tutma. "Seferberlikte Seferber ordunun iaşesine muhtas hisse-i öşrü vermemek kastı ile mahsulatını ketm edenler hakkındaki Kararname üzerine Adliye Encümeni Mazbatası." Meclis-i Mebusan 28 Şubat 1336 (1920) tarihli 15'inci Birleşim Tutanak Dergisi, C. 1, S. 265. ketmetmek: (Bir sözü, bir Sırrı, bir haberi) gizlemek, saklamak.
keyfiyet (keyfiyyet) Durum, nitelik. "Şimdi efendim, harcırah ve bakiyei tahsisatlarını alamadıklarından keyfiyetin idare memurlariyle Umuru maliye vekâletinden istizahına dair Malatya mebusu Lütfi Bey ve rufekasının bir takriri var." TBMM 14 Temmuz 1336 (1920) tarihli
Yavuz Sultan Selim İslam ülkelerinin fethinden sonra, bir gün veziri azam Piri Paşa'yı çağırır: «Piri lalam Allahir emri ile Misir'i feth eyledik, Hadim ul Haremeyn unvanı ile hu azzez olduk. Her gittiğimiz tarafta fetihler nasip oldu ve emri mize muhalefet edecek kimse kalmadı. Bu vazi yette devletin zevali ihtimali var mıdır, deyü buyurmuşlar, vezir de cevabında: Yüce cedlerinizin koydukları ka- nun ve kaideler icra olundukça bu devletin zeva- i muhaldir» der ve «evládlarınızın hilafeti zamanında akılsız veziri a'zam tâyin olunur; rüşvet kapıları açıla rak mansıplar ehline verilmez; devlet işlerinde kadınlarım hükmü yürürse o zaman bu devletin ihtilali mukarrer olur diye ilave eder.
Yavuz Sultan Selim İslam ülkelerinin fethinden sonra, bir gün veziri azam Piri Paşa'yı çağırır: «Piri lalam Allahir emri ile Misir'i feth eyledik, Hadim ul Haremeyn unvanı ile hu azzez olduk. Her gittiğimiz tarafta fetihler nasip oldu ve emri mize muhalefet edecek kimse kalmadı. Bu vazi yette devletin zevali ihtimali var mıdır, deyü buyurmuşlar, vezir de cevabında: Yüce cedlerinizin koydukları ka- nun ve kaideler icra olundukça bu devletin zeva- i muhaldir» der ve «evládlarınızın hilafeti zamanında akılsız veziri a'zam tâyin olunur; rüşvet kapıları açıla rak mansıplar ehline verilmez; devlet işlerinde kadınlarım hükmü yürürse o zaman bu devletin ihtilali mukarrer olur diye ilave eder.
a deve ya deveci ya üsdündeki hacı ölür: İlerisi için verdiğim sözden korkmuyorum, o zamana kadar şartlar değişebilir. Bu gadar borcun altına nası(l) giriyo(rsu)n; garkmuyon mu diyene cuvap
zır bizinkinden: N'ediyim, ya deve ya deveci ya üsdündeki hacı (ölür).]
Yağınan yavşan yenir: Yemeğe lezzeti yağ verir.
Ne bu beyle sası sası. Içcık yağ atar adam bunun içine be! Duymadın mı heç ebemden ya(g)ınan yavşan yenir, deyin.]
Yağmır ya(g)sa gış de(g)el mi / Kişi halını bilse hoş de(g)el mi : Her şeyin, her kişinin bir özelliği, bir niteliği vardır. Bunu, başka türlü göstermeye kal- kışmak boştur. Kişinin davranışları, kendi durumuna uygun olmalıdır.
['Ya(g)mır ya(g)sa gış de(g)el mi / Kişi halını bilse hoş de(g)el mi' ay o(ğlum. Ne senden benim çekece(g)im len! Halına yanmayıp Hasan Dağı'na oduna gediyor(rsu)n eyle ay o(g)lum!]
Yalınız öküz çifte goşulmaz : Birlikten kuvvet doğar. Çok kişiyle yapılacak işler, bir kişiye yüklenemez.
[Yalınız öküz çi(f)te goşulmaz. Sahab olun birbirinize dosta düşmana garşı.]
yuksel14 Kasım 2023 22:10 inanmış görünmek, münafıklık 2. araya ikilik inanna, ara bozma, ara açma ara açıcılık 3.ara açıklığı, bozuşma, ayrılık, ikilik, anlaşmazlık, geçimsizlik
Öte yandan nifakın siyasî, iktisadî ve sosyal alanlarda kendini gösterdiğini ortaya koyan, casusları ve bazı gizli teşkilâtları münafık olarak değerlendiren araştırmacılar da vardır (Abdülhalim Hifnî, s. 100-149, 229).
Dalalet yolu ne kadar karanlıklı ve elemli! Ne zorun var ki, oradan gidiyor- sun Hem bak! iman ve tevhid yolu ne kadar kolay ve safalı. Oraya gir, kurtul...
Müellifi Bediüzzaman Said Nursi
YANITLASİL
yuksel15 Kasım 2023 06:04 u Otuzüç Pencereli olan Otuzüçün
cü Mektub, îmanı olmiyanı İnşaallah îmana getirir. İmanı zaif olanın îmanını kuvvetleştirir. İmanı kavi ve taklidi ola- nın îmanını tahkiki yapar. İmanı tahki- ki olanın îmanını genişlendirir. İmanı ge niş olana bütün kemalât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahda te- rakkiyat verir; daha nuranî, daha parlak manzaraları açar.
İşte bunun için, "Bir pencere bana kâ- fi geldi, yeter" diyemezsin. Çünki : Se- nin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise; kalbin de hissesini ister. Ruhun da his- sesini ister. Hatta hayal de o nurdan his- sesini istiyecek. Binaenaleyh herbir pen- cerenin ayrı ayrı faideleri vardır.
peliyanın bazı keşiflerinin bazan hakikata zıt çıkması. (S.) 303: 24. Söz 2. dal aliyanın bir kısmı niçin tevhidde ileri gitmeşler? (S.) 303:24. Söz 2. dal
Evliyanın bir nevi garibi olan abdalların bir anda çok yerlerde görünmesi, (S.) 462:28. Söz
Evliya nın ilhamı bazı arızalarla hatalı olabilir, gerçeğe zıt çıka-
bilir. (S.) 308:24. Söz 3. dal 5. asıl
Evliya iman esaslarında ittifak etmiştir. (S.) 303:24. Söz 2. dal Byliyanın kabirleri manay-i ismiyle ziyaret edildi. (M.) 355:28. Evliyanın kerâmeti haktur. (S.T.Ten) 165:28. Lem.) 165.
Mektup, 6. mes. 4. nük.
Evliyaların keşiflerinin birbirine zıt çıkması. (S.) 303:24. Söz 1. dal Evliyaya mânây-i ismi ile bakılmamalıdır. (H.Ş. 2. Zey. 2. kıs.) 145. Evliyanın meleklerle ve cinlerle görüştüp konuşmaları. (M.) 158: 19. Mektup, 14. işâret, 2. şube
Evliyaya meşru muhabbetin uhrevî mükafaatı. (S.) 592:32. Söz 3. mev. 2. mebhas, 6. işaret
Evliyaya meşrû muhabbetin dünyevî neticesi. (S.) 588:32. Söz
Hızır'ın (a.s.) hayatına yakın hayata mazhar evliyalar vardır. (B.L.) 180.
Kırk günde bir gün ekmek yiyen evliya burcunda. (B.L.) 9. Nübüvvetin velâyete üstünlüğü. (L.) 30:4. Lem'a 4. nükte
Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, Cenneti istemeyip Al lah'ın sevgisini istemişler. (S.) 571:32. Söz 2. mev. 3. mak. 4. rem Yüz yirmi dört bin evliya. (S.) 110:10. Söz zeylin 5. parças (S.) 131:13. Söz 2. makam
FIHRIST/2 Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 201.
O zat - Ey kardeşlerim! Size Allah'ı And veriyorum, sakın ölümü hatırı- nızdan çıkarmayınız, o teşkilatları bozar, kardeşi kardeşten, karıyı ko- cadan ayırır, canından sevgili mallarını, sevmediği kimselere terketti- rir, yavrularınızı öksüz kor, gülen yüzleri ağlatır, gözleri yaşlarla dol- durur, toplumları dağıtır, mâmûrları virân eder, nâzenîn vücûdları topraklarda çürütür. Ey kardeşlerim! Yere düşeceğiniz günü düşünün, mezara gireceğiniz saatı aklınıza getirin, kabre gireceğiniz dakikaları, kabre girip yanınıza gelecek olanı tefekkür ediniz.
(1) Onlardan biri: Hacca gitmektir.
Mükellef bir Müslümanın, haccın Nisabı tahakkuk eder etmez, hac yoluna yürümesi lazımdır. Bunun tehiri vähi işlerden dolayı ise durumun sonu korku- ludur. Geriye bırakmak doğru değildir.
Denilmiş ki: Dînî görevleri geriye bırakmak; bir dert ve hastalıktır, çok kimselerde bu hal bulunur. Namaza üşenenlerin başlarının taşlarla ezileceğini İmam-ı Buhârî bir hadisinde anlatmıştır. Bunun şüphesiz şakası yoktur. Bir de amamen terkedenin halini düşünelim :
ğınınkumaka getirin. Dunya yüzünde, toprak bheale, her bir in
Her bir yemeği beğenmezken, yarın, mezarda yatacak, yılan ve çiyanı
Hendaşı olacak, ağzı topraklarla dolacak, dunyayı seyrederek renk
tenmiyen gözler yarın toz- toprak dolacak. Evlerinin üstüne örtü
ğenmezken; yarın taşlar örtü olacağını, otlar, ağaçlar biteceğini un
mayınız, taşın toprağın üzerinde yatacağınızı unutmayınız ey k
deşlerim.
Bu konuda insanlar ikiye ayrılır:
1 Birincisi; erbâb-ı saadettir. Bunlar, salih amellerle meşgul on muşlar, işlerini öylece düzene koyup, doğru yolda yürümüşlerdir. He Kur'ân-ı Kerîmi okumakla meşgul olanlara, veya Kuran okunurke can vermiş olanlara, değer biçilmez üstünlükler hazırlanmıştır.
2- İkincisi, kötü işlerle meşgul iken ölmüş olan tevbesizlerdir. İ te dert, bela bunların başlarında toplanır. Kabirde, toprakda, yanın geleceklerin hepsi onun düşmanlarıdır.
Mezarına girenin yanında bulunacak olan, onun dünyada işleml olduğu ameli iyi - kötü tecessüm ederek onu karşılayacaktır. Bu düşün celer üzerine bazı büyükler şunları söyliyerek halkı ikaz etmek istemiş lerdir:
Ey mal yığanlar ey binalar kuranlar, sizin malınız ancak kesen dir, yoldasımz, gözlerimizi açım!
Ey malcılar! Malınız sizi ölümden kurtarabilecek mi? Ahirete on- dan bir şey götürebilecek misiniz? Hayır, hayır... Belki sen o yığdığ nesneyi senin sevmediklerin ve seni hayır ile anmıyacak kimseler içim yığdın. Cezasını sen çekeceksin, zevkini onlar tadacak. Bakmıyor mu sun, dünyadan kefenden başka şey götüreni görüyor musun?
Eden bulur bir dilenci eden bulur der dururmuş. Kötü bir kadın bu dilenciye kızarmış. En sonunda ekmek içine zehir koyarak dilenciye vermiş. dilenci zehirli ekmeği alarak yola koyulmuş. Bir gölgelikte dinlenmek için oturmuş. O sırada bir askerliğini yeni bitirmiş bir genç gelmiş. dilenci çok acıktıgini görünce ekmeği gence vermiş. Genç Ekmeği yiyerek yola koyulmuş Bir evin önüne gelince zehirli ekmeği yediği için ölmüş. Kötü kadın kapıyı aç sa zehirli ekmekle birlikte oğlunun öldüğünü görmüş. Akra Fm. Sirca köşk.
Hiç şüphe yok, deccal çıkacaktır. Onun sol gözü kördür. Ve üzerinde beyaz bir ben vardır. Gözsüzleri ve abraşı iyi eder. Ölüleri diriltir. Ve "ben rabbinizim" der. Kim onu tasdik ederse fitneyi deccale düştü. Kim de "Rabbim Allah" der ve böyle ölürse o zaman deccalın fitnesine düşmemiş olur ve ona bir daha fitne ve azab yoktur. Deccal yerde Allah'ın dilediği kadar kalır. Sonra İsa (a.s.) gelir. O Bana vekil ve Benim dinim üzerine gelir. Deccalı öldürür. Ondan sonra kıyamet kopar. Ravi: Hz. Sumre (r.a.) Sayfa: 97 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Allah teälayı insanoğlu aklı ile elbette hakkıyla blemez. Bir halıkı var, läkin nasıldır Görülmeyen Mayin bilinmesi de muhakkak ki çok müşküldür. Bu un için hemen hemen her kavim ve millet aklının erdiği kadar çesitli putlar icad etmişler, her birisi- ne de hälıkı andıran birer isim vermişler. Tabil ki bunlann hepsi de bâtıl fikirler. Bunların karşısına önce İbrahim aleyhisselâm
cikmis. Babası put imâlcisi olan İbrahim peygam ber çocukluğunda bu putları satarken: "satana ve alana ne faydası ne de zarırı olan ilahlar" diye sotarmış. Bir gün putperestlerin kiliselerindeki bü Un putları kırıp, baltayı da büyük putun boynuna asmis. Sordukları vakit ise "Balta kimin boynun da ise ona sorun demiş. Onlar da "Bu putlar ko nusur mu?" deyince, "Siz ne de budala insanlarsınız ki, bu faidesiz, kendi ellerinizle yap- tığınız taştan, ağaçtan, altun ve gümüşle süsledi ğiniz putlara tapıyorsunuz" diyerek anları tapiyorsunu susturmus. Fakat insanoğlu bu hatalarını bildikle nhalde o putları için Ibrahim aleyhisselamı, yak maya karar vermişler. Malüm olan o hädise bizim Urfa şehrinde vukubulmuş. O ates mahallinde bu pin sular kaynamakta, ateşe ahldığı yerde, jeh in yüksek kısmında minareye benzer rada durmakta ve bütün beyeriyete inlisal teşkil etmektedir. iki sütun halá bir nümüne- Lakin maalesef bugün halà o putlara tapan
dynale poucolour Kim bilir ne kadar
an var dünyada, her birisi çeşitli bahanelerle o
pularna baglıklarını izhar etmekten de çekin
şte bu putların çok do
çeşitleri vardir
Mase
paralar, mallar, servetler, sehvet, nehin arzu
ve emial Bunların en korkunas alon
Malümdur ki pislikler iki kısımdırı Birisi görü nen, bilinen maddi pisliklerdir, diğeri ise görünme yen, månevi pisliklerdir. Maddi olanlar insan ve hayvan pislikleriyle beraber, bir de şarap ve do muz hayvanının kendisi gibi, her şeyiyle büyük ne casetlerden addedilenler. Bunlardan kurtulmak mânevi necasetlere nazaran çok daha kolaydır. Çünkü yıkanması halinde bunlardan temizlenmesi mümkündür.
Fakat månevi necasetler ki, bunlar alışılan gü nahlarla birlikte, gaflet, inançsızlık, kibir, gadab, ucüb, hased, hirs, sehvet, kin ve emsolidir. Duçak güzel görünür, fakat içi berbat, bunlan ne kadar yıkasanız da su ile temizlemek mümkün değdir Bizim ecdadımız "Bunlan teneşir temizler de mister. Bu huylara müptelő olanlardan siah, nels edenler pek nadirdir. Insanlarda hakiki insanlık
Müslümanlarda ise hakiki Müslümanlık bu kötü
huylardan kurtulmadıkça tam manasıyla olmas Oyle ise her Müslümana, her insana lazım ve layık olan odur ki, kendisini moddi pisliklerden kur larsın. Ancak bu üzerine nosil borç ve manevi pis liklerden kurtulmaya çalışması da bylece vazifelerindendir Sahabe i güzin ridvanullahi tešla aleyhansen main hazeratı, Resülüllah sellöllahü aleyh
ve se
huzurlarında bulunmak
lem Hazretleri'r
nin
sohbetlerini dinlemek suretiyle maddi, manevi b
tun pisliklerden tamomiyle ananas olimlarivia,
tün Müslümanlara hatta bütün insanliga nümü
olmuşlardır. Blahore Müslümanlar Resah se
Efendimiz den uzaklaştıkça ve o güzel huylar
rer birer kaybolmaya başlayınca tarikator m
dana gelmes Maksat hep a Resülüli
zamanındaki güzel hayatı tekrar canlanamp
dini begenmek pek büyük bir beladir Mamamaya colmak, insanion madd
Gerek tasavvuf kitaplarından ve gerekse mu e söylenmiş olan sözlerden anlıyoruz ki, blemi, vücudunun iç kısmı gibi, anın iç alemi, daha fazla ve hatta on- daha mühimdir. Hepimizce má olduğu gibi, mesela, insanın dış a'zosinga hangi birisine bir arıza olsa, bu her ne kadar noksanlık ise de, yine insan pek <a'la yaşayabi veläkin, iç alemin a'zalarında
azallah bir noksan olursa, o zaman yaşamak nianı da kalmadığı cümlenin ma'lumudur. Iste tipki bunun gibi, insanın gönül ålemi, rú kalbi, aklı, fikri, dimáğı, irádesi bozulursa, bü bir feläket olur.Isin sonu nereye varır artık onu tasavvur ediniz. Çünkü, vücüdun ister dis, ister çuzuvlarında vāki olacak bozukluk sebebiyle ni hayet iş ölümle biter. Kişi imanla göçmüsse ahirette chata erer. Ama iç alemi, månevi hayatı hastalı düçar olursa ahirette ebedi azaba uğrar.
to Bunların sıhhatlarının muhafazası hususunda büyüklerimiz çok gayretler sarf etmişler, bu me panda az yemek, az içmek, az uyumak ve kaná akár bir yaşayışa rıza gösterip, hemen bütün çlerini gönüllerinin ihyasına bağlamışlardır. Böy ece de, Muhammed s.a.s. ümmeti arasında isim leri bu günlere kadar (bütün erbabı yanında) nında) hürmetle anılmakta ve her gün ruhlarına Kur'an turları hediyye edilmektedir ki, bu onların daimi surette ahiret äleminde de ede terakkilerine ve yüksek derecelerine nail olmalarına vesile ve sebeb ol maktadır.
Şimdi, bir insana yetmez mi ki, öldükten son reda böyle salih amellerle anılıp, her gün Ze sevinçlere nail ola? Bu büyük mut töze là mutluluk ve bahtiyarlık değil midir? Bu sebebten biz insanlara düşen en büyük vazife, gönüllerimizi Mavlonen ra olacağı güzel bir gönül haline getirmektir
dan (ki 60 kadar sayarlar) işte bunlar ve emsble rinden iç ölemimizi son derece sakınmak ve korumak lazımdır. Bunların yerine makbul ve memduh olan güzel huylan (ki 60-70 kadar sayar lar) yerleştirmek, büyüklerin halleriyle hallenme ğe çok çalışmak lazımdır.
Mesela, kibrin yerine tevăzu, hasedin yerine gibta, riyanın yerine ihlás, ucubun yerine mahvi
yet, gazabın yerine hilim, hırsın ve tama'in yerine kana at, istihzanın yerine hoşgörü, tahkirin yeri ne saygı, şehvetin yerine sabir, hasisliğin yerine co mertlik, tefrikanın (ayrılık) yerine birlik, ittifak, sabırsızlığa tahammül, hayasızlığa karu iffet, gam sızlık, korkusuzluk, kanaatsizlik yerlerine havi has yet ve islami hususlara son derece alaka gösterilmesi kazanılmalıdır. İşte bunlar ve benze ri güzel huylar ve ahlaklar, hep o gönülün güzel
leşmesine ve olgunlaşmasına sebeb olur.
Bindenaleyh, insan ancak kendini bilip anlo dığı zaman insan olabilir. Iste cennet ve cemalul lahın müşahadesi, bu kadar mahlükatın içinden ancak imánla, ihlásla Allah'a dönebilen bahtiyor. lara nasibdir. Aynı zamanda Rabbını büyük ask ve muhabbetle seven; yoluna, can, bas, mal mulk, feda edebilen, mümtőz uluvve himmet sähipleri evliyalar, kämiller, sålihler, årifler gibi algun kul
larının nasibidir ki, onlar medär mihänmışdır. Hakk's bilmek insanın kendisini bilmesine bagh
ise de, Allah'ın kamil ve hala kullanından hummet almak suretiyle faydalanmal, inkan buldukça on ların hizmetlerine kopmak, hayır dağlanını sik, elbette insane onlar gibi yapabilir Görmez misin ki, bir demir partou bile, ham
soğuk hem de vert madde kan stayin cine kon
Onun için gönüle keder veren kötü huy ve ah laklardan, bahusus şeytanın bile kibir, hased, usyay beub, gazab hitom bide halimize gülere atihză, tahkir, grybet, nemime how howlik sobiruzhk, nomaz O demerkende Kondatsizlik, sehvet, tefrika terassi goms korkusuzluk
ve sõire gibi kötü
ve megstum huyter
duğu zaman noul onun gibi kıpkırma bir ates che
yor, hem de wyu değip punuşuyor. Onde
artk demirel
omy istedig kiligo
hesla ki bir insan hicbu vaka bir
sokobi Biyor
demurle
Insan iyi bir terbiyecinin alinde neden terbiyecial
Uluslararası Anlaşmalarda Bir Temel İlke Vardır: En Kuvvetli Daima En Haklıdır
Problem, Ortadoğu'da kulüp olmamasıdır. Çünkü süpergüçler Ortadoğu'da o kada işlerine geldiği şekilde düzen kuruyorlar ki, karıştırabilmek çok kolay, birini çıkartıp diğerini girdirmek çok basit. Çünkü topluma dayalı lider sayısı çok az Yüzde sekseni ordusuna ordusundan dolayı da ya Sovyetler Birliği'ne veya Amerika'ya dayanıyor.
Modern bilimin "kanunları" en iyi ihtimalle emsal olarak görülmediği takdirde Müslümanları oyalayıp durmaktan başka bir sonuç elde edilmeyecektir.
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 11:16 Modern Bilim, içinde doğduğu batı uygarlığının evrenselliğini ve üstünlüğünü empoze ettiği için emperyalizmin de anasıdır.
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 11:17 Modern Bilim, içinde doğduğu batı uygarlığının evrenselliğini ve üstünlüğünü empoze ettiği için emperyalizmin de anasıdır. İslam Aylık mecmua
Kim bir iyilikle gelirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır; kim de bir kötülükle gelirse o kötülükleri işleyenler yalnızca yaptıklarının karşılığını görürler. (Kosas, 28/84)
Kur'an'ın Kasas suresinde Karûn, Hz. Mûsa'nın kavminden, hazinelerinin anah- tarlarını ancak güçlü bir topluluğun taşıyabildiği, zenginliğiyle mağrur bir kişi olarak takdim edilir. Karûn gösterişi sevmekte, kavminin arasında ihtişamla do- laşmakta, bu ise bazılarının hayranlığını celbetmekteydi. Kavminin, servetiyle böbürlenmemesi gerektiği yönündeki uyarılarına karşı Kārûn bu serveti kendi bilgisi sayesinde yaptığını ileri sürüyordu. Nihayet kendisi ve evi yerin dibine ge- çirilmiş, bu akıbetten ne kendini kurtarabilmiş ne de onu kurtaracak bir topluluk çıkmıştır. Diğer ayetlerde de Hz. Müsa'nın apaçık delillerle Firavun, Hâmân ve Karûn'a gönderildiği, fakat onların Müsa'yı yalancı bir sihirbaz olarak niteledikleri, ona karşı çıktıkları, yeryüzünde büyüklük tasladıkları, sonuçta her birinin farklı şekillerde cezalandırıldığı belirtilir. Kärün kıssası, servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı ve büyük görüp Allah'a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve bu suretle sınırı aşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır.
İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 22:33 İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 22:53 8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış. Akra Fm. Günün sohbeti Prof Dr Mahmud Esad Coşan
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 23:36 Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 51 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel20 Şubat 2024 16:30 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 346 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
YanıtlaSilBismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
Bediüzzaman Sa'îd Nursî, Sirr-1 Innâ A'taynâ, Basılmamış Osmanlıca Mustafa Kemal'in 30 Eylül 1911'de Kudüs Kamenitz Oteli'nde yahudi Eliezer B Yehuda'nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbeti: Mustafa Kemal: "SABETAY SEV soyundan geliyorum. Kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudile onun mesihliği altında birleşse.."
YanıtlaSilSÜNNETTEN ÖLÇÜLER
YanıtlaSilPUTA MÜSAMAHA OLMAZ
Hicri 9. yılda Tebuk Seferi dönüşünde Medine'ye gelen Sakif kabilesi elçileri, Medi- ne'de kaldıkları süre içinde mescidde Hz. Peygamberin yakın alakasına mazhar ol- muşlardı. Sonunda müslü- man oldular. İslâm'ı öğrendi- ler. Ancak arkalarında bi- raktiklan kabilelerinin, ken- dilerini anlayışla karşılaya- caklarından kuşkuluydular. Hz. Peygamber'den ilginç is- teklerde bulundular. Bunlar arasında bir-iki tanesi vardı ki gerçekten pek dikkat çeki- ciydi. Dediler ki:
- Bizi namaz kılmaktan muaf tut?.. Hz. Peygamberin cevabı çok kesindi:
-"Namazsız dinde hayır yoktur."
Pek tabii, namazsız din- darlıkta da hayr olmazdı.
- Kabilemiz dışından biri- ni bize âmir tayin etme! dedi- ler. Hz. Peygamber, kabul buyurdu. İçlerinde bulunan ve yaşça en küçükleri olan ve fakat Islam'ı öğrenmekte pek gayretli davranan Osman Bin Ebi'l-As't onlara imam ve vall yaptı.
- Lat putumuza üç yıl do
kunmal dediler. Hz. Peygam
Der kabul etmedi.
Yine kabul etmedi.
- Bir yıl dokunmal dediler, Hz. Peygamber bunu da ka bul etmedi.
- Biz döndükten sonra bir ay olsun bizimle kalsın, dedi ler. Resûl-i Ekrem Efendimiz onu da kabul etmedi. Lata süre tanımadı. Putlara mü samaha olunamayacağını ortaya koydu. Tevhid yur- dunda putun ne işi vardı?... Yeniden şekillenen İslâm yurdunda puta yer yoktu. Efendimizin kararlılığını gö rünce;
- Bäri onu bize, kendi elle- rimizle kırdırtma. Onun yı kım işini sen üstlen dediler
Hz. Peygamber:
- "Olur, ben onu ortadan kaldırtırım" buyurdu.
Elçilerin Medine'den ayrı- hışından iki-üç gün sonra Hz. Peygamber, Ebu Sufyan ile yine bir Sakifli olan Mugire bin Şu'be'yi Lat'ı ortadan kaldırmakla görevlendirdi. Onlar da bunu büyük bir gösteri halinde, bütün Sakif halkının gözü önünde parça- layıp yok ettiler.
Latların. Uzza'ların sonu
hep aynıydı. Belki sadece gü
no ve saatı farklıydı... (Bk. Ibn
Stratejik Surpriz
YanıtlaSil20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19. yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or- taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21 yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devleti- ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birlikleri konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa sür de yapılabilir bir hale geldi.
Bozdag'a göre Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi.
YanıtlaSil17 Ocak 1988 Nokta Dergisi
sy. 26
diyerek, Allah'ın indirdigi emri terkedip, dalalete düşmele rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi halinde, dell kime edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldı tesbit edili yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm by tinin tabiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışınd kileri baba kabul etmeyin. Başkalarımı baba kabul etmekle kendinizi inkar etmiş olursunuz ayetini okuyorduk.
YanıtlaSilBu ayet mensuhtur
* Beem: Zina su pleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadir. Suçlu belline dar toprağa gimiidükten sonra, herkes tarafından taşlanarak dürü
Ruhu'l Furkan
Tefsiri nde
Zaten zaman ve zemine göre mensuh olan ayet yeniden geçerlilik kazanabilir.
cilt. 11.sy.111.
Namazı Terkedenin İslam'dan Nasibi Yoktur! / 109
YanıtlaSilMisver b. Mahreme (r.a), Hz. Ömer'in yaralandığı günlere ait bir hâtırayı şöyle anlatır:
"Ömer (r.a) hançerlendiğinde zaman zaman baygınlık geçi-
riyordu. Bir keresinde yanına girdim, üstüne bir örtü örtmüşler
kendinden geçmiş vaziyette yatıyordu. Yanındakilere:
<-Durumu nasıl?» diye sordum.
«-Gördüğün gibi baygın» dediler.
<-Namaza çağırdınız mı? Eğer hayattaysa onu namazda başka hiçbir şey korkutup uyandıramaz» dedim. Bunun üzerine
<-Ey Mü'minlerin Emîri, namaz! Namaz kılındı!» dediler.
Hz. Ömer (r.a) hemen ayıldı ve:
<-Öyle mi? Vallahi namazı terk edenin, İslâm'dan nasîbi yoktur» dedi. Kalktı ve yarasından kanlar akarak namaz kıldı." (Heysemi
295; Ibn Sa'd, III, 35; Muvatta', Tahâret 51)
74
YanıtlaSilHazret-i Omer-radıyallahu anh-'den
Farok/23
ir yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an- laşmazlık vukû bulmuştu. Yahudi:
"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Kâ'b b. Eşref'e gidelim." dedi. Allah Teâlâ kitabında, yahudî ileri gelenlerinden olan bu Kâ'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü- nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti. O'nun yanından çıkınca münafık yahudiyi yakaladı ve:
"-Bunun hükmüne râzı değilim, Ebû Bekir'e gidelim" dedi. Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafik Ebû Be- kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattâb'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür- dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste- di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmis bulunmaktayım" dedi.
111 Hanra
YanıtlaSil75
Hz. Ömer (r.a) münafığa:
"-öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine:
"-Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve
kılıcıyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da: "-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahudi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hâdise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor- lar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbi sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikç iman etmiş olmazlar." (en-Nisâ, 60-65) âyet-i kerimeleri nâzil oldu
Cebrâîl (a.s) gelerek:
"-Ömer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (V
hidi, s. 166; Kurtubî, V, 170-171)■
Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 173 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
ETÖ kumpasıyla akıl hastanesine yatırılan gazeteci Yüce Katircioğlu, Ankara Bilgi Locası'nda 14, dereceye kadar yükselmiş bir masondu. Örgüte ilişkin birçok gizli bilgiye vakıf olduğu locanın İsrail devleti namına çalıştığımı anladıktan sonra masonlarla mücadele etmeye karar verdi. 21 Kasım 1997'de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Suç duyurusu sümenaltı edilen Katırcıoğlu, sonraki yıllarda, özellikle yargıdaki mason biraderlerin kimler olduğunu yazdığı yazılarla ifşa etti. Yazıda hedef gösterilen kişilerin açtığı dava sonrası FETÖ'cü hakim ve doktorlar, Katırcıoğlu hakkında 'akıl sağlığı yerinde değildir' belgesi düzenledi. Ancak rapor hemen tatbik edilmedi. Katırcıoğlu, sonraki yıllarda bilhassa TSK içerisindeki masonlara dikkat çekip Mart 2015'te Ankara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne suç duyurusunda bulundu. Hakkındaki deli raporu 2018'de raftan indirilen Katırcıoğlu, Eskişehir Şehir Hastanesi'ndeki Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Birimi'ne (YGAP) kapatıldı. Önemli bilgilere sahip Katırcıoğlu'nun hayatından endişe ediliyor.
YanıtlaSilYeni Şafak
Gündem
3 Haziran 2020 Çarşamba
Dünyanın bütün ordularından güç lü bir tek şey vardır: Zamanı gel- miş bir fikir.>>
YanıtlaSilVictor Hugo
Vatan hainlerini putlastirdilar
YanıtlaSilkahramanlastirdilar
Mustafa Kemal ve İnönü
İslam dini oldurulecek
Yahudiler ve masonlar
Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz.
Haim Naum
Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle)
istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag
17 Ocak 1988
Nokta Dergisi....
atılmıştır.
► Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur. (atasözü). Zorbalıkla varlık sa-
YanıtlaSilhibi olanın sonu kötü olur.
Zurnanın zirt dediği yer. (deyim).
Sürdürülen işin en önemli yeri.
istidrac!: 1.bir kimsenin, Allah'tan (c.c.) veya Allah'ın (c.c.) lütfundan habersiz olarak, olağanüstü haller ve başarılar göstermesi ve bunu tamamen kendine mal edip kendi güç ve yeteneğinden bilip gururlanması yüzün- den, gittikçe artan bir şekilde Allah'ın c.c.) cezasını hak etmesi 2.derece derece artma, basamak basamak ilerleme, gittikçe artma
YanıtlaSilMEHMET BÜYÜKMUTU
YanıtlaSilüm peygamberler kendi döne- minin câhiliyesi ile mücadele et- mek üzere gönderilmiştir. Her kavmin câhiliyesi diğer kavmin T câhiliyesinden farklılık göstermekte- dir. Bunu Kur'ân-ı Kerim'in beyanları göstermektedir.
Hz. Adem'in (a.s.) dönemindeki câhiliye Hâbil-Kâbil arasında cere- yan eden hadise olarak tezahür eder- ken Hz. Lût (a.s.) dönemindeki câhiliye insanların kendi cinsleriyle sapkınlık yapmaları, fıtratı bozan bir sapkınlık olarak münasebet kurmaları, evinin mahremini dışarıya taşıyan kadın şek- linde cereyan etmiştir. Hz. Yûsuf (a.s.) mücadele ettiği câhiliye akrabadan gelecek imtihan, kardeşler arasında- ki ihtiras, yokluk ve bolluk, kıskanç- lik ve fitne iken alışverişte ölçü-tar- tiya riayet etmemenin ve haksız ka- zanç sağlamayı tüccarlık zannetme- nin vücut bulmuş hali Hz. Şuayb'ın (a.s.) mücadele ettiği câhiliye sapkın- lığı olmuştur.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) pey- gamberliği öncesinde zulüm ve sap- kınlıkların fazlaca olması, kız çocuk- larına büyük zulümler yapılması, içki ve fuhşiyâta fazlaca rağbet edilmesi,
YANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:27
haksızlık ve adaletsizliğin yaygın olup toplumsal sınıf farklılıklarının birer güç göstergesi olarak tebarüz etme- si, putlara ibadet edilip kader inan- cının olmaması, ahiretin yok sayıla- rak hesap ve kıyamete iman edilme- mesi gibi birtakım adet ve alışkanlık- lar, içinde yaşadığımız zamanın aşi- nası olduğumuz problemleri oldu- ğundan, câhiliye dönemi sadece Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygamberliği öncesi Arap yarımadasına verilen bir isim değildir. Buna istinaden Merhum Seyyid Kutup câhiliyenin sadece be- lirli bir zamana veya mekâna mah- sus, yaşanıp sona ermiş bir sürecin adı olmadığını; bilakis hangi bölge- de ve zaman diliminde ortaya çıkar- sa çıksın mezkûr menfi adet ve alış- kanlıklarla mücadele, tebliğ ve irşâd görevlerinin yeniden yapılması ge- rektiği vakıa ve olgunun adı oldu- ğunu ifade etmektedir.¹ Bu sebep- le câhiliye, Hz. Adem'den (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemine kadar gönderilen tüm peygamberlerin iza- le etmek için mücadele ettiği yegâne âdetler manzumesi olup kıyamet sa- bahına kadar imtihan olunacağımız şeytani hasletlerin tamamıdır.
YANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:28
Câhiliye sadece bir iman, bilgi ve iti- at problemi değil; bilakis gücü, aris- okrasiyi, egemenliği, idare tutkusu- mu, itibar düşkünlüğünü ve sahip ol- duğu konfor alanını terk edememe sorunudur.
Câhiliye, bilmenin karşılığı değil; nat, inkâr ve İslam'ın getirdiği ve iza- le ettiği değişime direnişin kendisidir. Câhiliye, salt bir bilgi yoksunluğu de- ğil; temelinde tanrı tanımazlık olan ve ilaha boyun eğmeyi kölelik yahut tan- riya mağlup olma olarak gören zihni- yetin dışavurumudur.
Câhiliye, toplum mühendislerinin ve dünyayı kendi emelleri için birer fırsat bilen egemenlerin, yaratıcının emirle- rini insanların gündeminden çıkara- rak ibadet edilecek yegâne merci olan Allah Teâlâ'dan ortaya çıkan ma'bûd boşluğunu kendi hegemonyası ve ida- re edip yönetme arzusuyla doldurma cüretkarlığıdır. Ahireti ve hesaba çekil- me endişesini zihinlerden tecrit ederek yegâne dünyanın bu dünya olduğunu; dolayısıyla hangi tür günah-fuhşiyât- zulüm yapılırsa yapılsın hiçbirisinden dolayı bir hesap olmayacağını dikte ve lanse ederek insanı fıtratından uzak- laştırma temayülüdür.
ALTINOLUK 11
tamamıdır.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:28
Câhiliye sadece bir iman, bilgi ve iti- at problemi değil; bilakis gücü, aris- okrasiyi, egemenliği, idare tutkusu- mu, itibar düşkünlüğünü ve sahip ol- duğu konfor alanını terk edememe sorunudur.
Câhiliye, bilmenin karşılığı değil; nat, inkâr ve İslam'ın getirdiği ve iza- le ettiği değişime direnişin kendisidir. Câhiliye, salt bir bilgi yoksunluğu de- ğil; temelinde tanrı tanımazlık olan ve ilaha boyun eğmeyi kölelik yahut tan- riya mağlup olma olarak gören zihni- yetin dışavurumudur.
Câhiliye, toplum mühendislerinin ve dünyayı kendi emelleri için birer fırsat bilen egemenlerin, yaratıcının emirle- rini insanların gündeminden çıkara- rak ibadet edilecek yegâne merci olan Allah Teâlâ'dan ortaya çıkan ma'bûd boşluğunu kendi hegemonyası ve ida- re edip yönetme arzusuyla doldurma cüretkarlığıdır. Ahireti ve hesaba çekil- me endişesini zihinlerden tecrit ederek yegâne dünyanın bu dünya olduğunu; dolayısıyla hangi tür günah-fuhşiyât- zulüm yapılırsa yapılsın hiçbirisinden dolayı bir hesap olmayacağını dikte ve lanse ederek insanı fıtratından uzak- laştırma temayülüdür.
ALTINOLUK 11
YANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:31
Cahiliye yaşantısını körükleyen unsurla- rın başında, kendi toplumsal sınıfını dikte edebilmek için edindiği aristokrat kimliği- ni kaybetme korkusu ve yönetme tutkusu- nu elden kaçırma endişesi bulunmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygam- berliğini kabul etmeyen Mekke müşrikleri, riyaset ve aristokrat kimlikleri kendilerinde kalmak kaydıyla inandıkları putlarının ya- nında Allah Teala'ya da iman edebilecekle- rini söylemişler; ellerinden toplumdaki sos- yal sınıf rollerinin gitmemesi ve zedelenme- mesi için inkârı tercih etmişlerdir.
İnsan fıtratında (bilinç altı, iç güdü, mi- zaç) bulunan ibadet etme temayülünü kul- lanmak isteyen kimseler, bu denli bir bağ- lanma refleksini idare edebilme kudretini görünmeyen ancak emir ve nehiyleri harfi- yen yerine getirilen bir Allah'a kaptırmak (!) istememiş; icad ettiği maddi-manevî put- larla insanları kendi emel ve arzuları çer- çevesinde kullanarak yönetmeye çalışmış- tır. Bu sebeple puta taparak taştan-odun- dan nesnelere ibadet etmenin onlara gö- re cazip gelen tarafı, görevlerini tanımla- dığı ve fiillerini yönlendirdiği bir ilah oluş- turma, Allah Teâlâ'yı kendi kontrolüne al- ma çabasıdır. Nitekim Lât, Menât, Hubel ve Uzza'ya görevler yakıştırarak bunlara tanrı- lik payesi veren câhiliye toplumunun -ken- dilerince- Allah Teâlâ'nın yükünü hafiflet- meye çalışmalarının arka planında da bu maksat bulunmaktadır. Yaratan ancak pi- yasayı, alışverişi, aile hukukunu, çarşı-pa- zarı, hukûkî mes'eleleri hasılı dünyayı yö- netme işini insanlara bırakarak kenara çe- kilen bir ilah tasavvuru câhiliye toplumla- rının temel akidesini; günümüz modern ca- hiliyesinin fikri arka planını oluşturmaktadır.
Modern zaman câhiliyesi ile kadim dö- nem câhiliyesinin benzer vasıflarından biri, ibret almamak için tüm musibet ve felaket- leri tevil edecek cesareti kendinde buluyor olmasıdır. Günümüzde tek seferde hayatı- nı kaybeden veya imtihandan geçen insan sayısı geçmiş ümmetlerde belki bir kavmin tamamına taalluk edecek miktarda bir kit- leyi ihata etmesine rağmen ibret almamak ayrı bir çaba gösterilmesi, imtihana kılıf bulunup tevil edilmeye çalışılması, tarifi mümkün olmayan bir vicdan mahrumiye- tini ifade etmektedir. Yakın zamanda ya- şadığımız depremler, seller ve diğer fela- ketler, Suriye'de hala devam eden zulüm-
YANITLASİL
yuksel5 Ekim 2023 02:33
ler, tüm dünyayı kapı dışarıya çıkarmaya cak şekilde eve mahkum eden salgın has talıklar, Libya'da binlerce kişinin 10 dakika lik yağmur sonrası çamur bataklığında kay bolarak vefat etmesi bizlere hala bir şey ler hissettirmeyecek, ibret alıp şapkama önümüze koyup düşündürmeyecekse içinde Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin olduğu bir cahiliyeye bela okuyup kendimizi tezkiye etmenin bir anlamı yok demektir. Halbuk Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'in birçok yerin- de, aynı azaba duçár olunmaması için ib- ret alınmasını emrediyor.
Arka plânlarında “Siyonist Kurgu”nun bulunduğunu, Siyonizm’e hizmet eden maşalar olduklarını ortaya koydular malûm!..
YanıtlaSilSiyonizm’in hepsini yönettiği gerçeğine vurgu yapanlara “antisemitist” dendi, “ektremist” dendi, “gerici” dendi, “dinci” dendi…
“Laiklik” adına ne zulümler işlendi…
Ve bugün, bir kez daha görüyoruz ki…
En laikçi, en 28 Şubatçı çevrelerin dertleri laiklik filan değil.
Tahrif edilmiş “din”in “şeriatıyla” yönetilen İsrail’e nasıl da biat ettiklerine bu vesileyle bir kez daha şahitlik ediyoruz.
“Şeriat”la dertleri yok, “İslâm” ile, “İslam Şeriatı” ile dertleri var!.
Ya bizim derdimiz?
Bizim derdimiz neyle?
Yanı başımızdaki Irak’ta 1.5 Milyon Müslüman’ı katlederken “Batıl”…
Yüzbinlerce Müslüman’ı işkenceden geçirirken…
Nice Müslüman Kadın’a tecavüz ederken, biz “yiğit Müslümanlar” ne yapıyorduk?
Ne yapabiliyorduk?..
O vakitler önümüze bir resim koydular…
Irak’tan yükseldiği uydurulan kimyasal, nükleer, her türlü silâh tehdidi!
Ve Irak’ın demokrasiye olan büyük ihtiyacı!
“Demokrasi getireceğiz!” deyip, bu “vaadin” arkasına bizdeki “sözde” ve de “satılmış” aydınları da katıp, dünyayı ketempereye getirdiler!
Osmanlı’yı “bizim büyük desteğimizle” yıkarak oluşturdukları yeni dünya düzensizliğinin aparatları olan “sınırları cetvelle çizilmiş” devletçikler…
Ve onların, Osmanlı gitti gideli inim inim inletilen halkları!
Sadece “Ortadoğu” adını verdikleri bölgede değil, her tarafta soykırımlar…
Avrupa’nın ortasındaki Bosna’dan, Güneydoğu Asya’daki Myanmar’a kadar…
Ve üstelik, tarihinde soykırımın “S”si olmayan, bütün mazlum halklara kucak açmışlığıyla meşhur Osmanlı’nın ve devamı Türkiye Cumhuriyeti’nin boynuna “soykırımcı” yaftasını yapıştırarak!..
Ne rezil herifler bunlar; hem tecavüzcü, hem soykırımcı, hem iftiracı
bidaa
YanıtlaSilAllahın evi, Kåbe, Mekke şehrinde bulu- nan mukaddes binå, müslümanların kıb- lesi. fazilet ve kıymetini bildirmek için "beytullah" denmiştir.beyt-ül haram. Kà- benin etrafi. Kâbe civarına kâfirlerin gir- mesi haram olduğu için o bölgeye bu isim verilmiştir.beyt-ül makdis. Kudüs şehrin- deki büyük mâbet.beyt-ül mal. eskiden devlet hazinesine verilen ad, islâm devleti- nin hazinesi, mâliye kurumu.beyyin. apa- çık olan, kesin delil.beyyinât. apaçık olan- lar.beyyine. bir davayı ispatlamak için ile- ri sürülen açık delil, kanıt, belge, tanık de- mektir.beyza. beyaz, parlak.bezirgan. tüc- car, alıp satma işini yapan adam.bezl ü gayret. emeğini esirgememe ve çaba gös- terme. bezl. esirgemeden bol bol ver- me.bezl-i can. canını esirgememe, gere- kirse verme, feda etme.bezl-i vücûd. nesi varsa esirgemeyip bol bol verme. bezm. sohbet meclisi.bezm-i elest. Allahın, "ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sordu- ğu, ruhların da, "evet" diye cevap verdik- leri kutsal diyalog.bezm-i ezel-i elestü. ezelde "elestü" diye başlayan konuşma hâ- disesi. bi. "ile" mânasında ön ek. bl. "siz, Sız" månasında ön ek.biadedi. adedince, sayısınca. biadil. dengi olmayan, eşi bu- lunmayan, eşsiz. biaman. amansız.biat. el tutarak bağlılığını açıkça ortaya koyma, oy verip seçme, itaat edeceğine dair söz ver- me.biaynelyakin. gözle görürcesine kesin bilerek biaynihi. aynısı. bibahâ. bahasız, paha biçilemeyecek kadar değerli.bibehre. nasipsiz, payı olmayan, mahrum, yok- sun.bibliyografya. kitaplar hakkında bil- gi.biçare. çaresiz, çıkar yol bulamayan,
B
YanıtlaSilâciz, güçsüz.bîçâregân. biçâreler. biçare- -gân-1 ümmet. islâm toplumunda bulunan 1 çaresizler. bida. bidatlar, dinde olmayıp -da dine sonradan giren uygulamalar, sün- -nete aykırı olan âdetler. bidaa. sermaye, ana para, tahsil olunmuş
- ilim. bidad. zâlimlik, işkence, eziyet.
bidâ-i hasene. güzel bidat yani sonradan
- dine girmekle birlikte sünnete aykırı bu-
lunmadığı için reddedilmeyen uygulama.
- bidakârâne. dinde olmayanı dine sokarca-
- sina, dinin meselelerini yıkarcasına.
- bidât. daha önce benzerine raslanmayan yeni bir şey. terim anlamı ise, dinde olma- -yıp da dine sonradan giren uygulama, - sünnete aykırı olan âdet demektir.
- bidâtkår. bidatçı, dinde olmayanı dine so- i kan bozguncu.
-bidât-üz zaman. zamanın görülmemişi,
başkalarına benzemeyeni, bir eşi daha ol- - mayani.
- bidâyet. başlangıç. - bidâyeten. başlangıçta.
- bidâyet-i hål. durumun başlangıcı. bidâyet-i hilkat. yaratılışın başlangıcı.
bidâyet-i hürriyet. hürriyetin başlangıcı yani meşrutiyetin ilânıyla gelen hürriyet inkılâbının ilk zamanları.
bidâyet-i fcad. yaratmanın başlangıcı. - bidâyet-i inkılâb. büyük dönüşümün baş- langıcı.
-bidâyet-i islâm. islâmın ilk zamanları.
-
bidâyet-i vahiy. Peygamberimize âyetler inmeye başladığı ilk zamanlar.
-bidâyet-i zuhur-u islâmiyet. islâmiyetin ■ ortaya çıkışının ilk zamanları.
66
M
YanıtlaSilmaşrik-1 istikbal
eserleri, özellikle gida olmak üzere yaratı- lan sebzeler ve meyveler.
- masnuiyet. sanat eseri olma hâli. masnu-u münevver. nurlu sanat eseri.
1
masnu-u vâhid. bir tek sanat eseri. mason. "masonluk" denilen gizli bir tari- katın üyesi, kökü dışarıda bulunan ve menfaat üzerine kurulan tehlikeli bir ör- güte hizmet eden kimse, mason kelimesi, lisanımızda "islâm düşmanı, dinsiz, mü- nafik, geniş meşrepli" månalarında da kullanılır.
masraf. sarf edilen, harcanan, gider. masruf. sarf edilmiş, harcanmış.
mâss. emen, emici, somurucu.
mass. emme, somurma.
mâss. temas eden, dokunan, ilişen. mâsum. günahsız, suçsuz.
mâsumâne. mâsumca, günahsız bir hâlde. mâsume. mâsum olan, suçsuz kadın veya
kız.
mâsumiyet. mâsumluk, suçsuzluk, gü- nahsızlık.
mâsumiyet-i enbiya. peygamberlerin må- sum olmaları, günahtan korunmuş olma sifatları.
måsun. korunan.
mâsuniyet. korunurluk.
mâşaallah. mâşallah, "Allahın dilediği gi-
bi" demektir ve "Allah korusun!" mâna- sında dua olarak söylenir.
mâşer. topluluk, kalabalık. mâşerî. toplulukla ilgili, topluluğun olan.
maşraba. maşrapa, su kabı, su içilen bar-
dak ya da tas.
maşrik. doğma yeri ve yönü. maşrik-1 istikbal. istikbâlde bulunan dog-
Bir kimse yahudi, hıristiyan, mecusi ve yıldıza tapanların toplantılarında, "Eşhehüenla ilahe illallah ve enne ma dünellahi merkubun makhurun" derse, allah ona o taifenin sayısınca sevap verir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 434 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
kiye, hilafeti kaldırmakla, bir taraftan aynı tarihlerde devam eden Musul Vilayeti görüşmelerinde, bu meselede Islami amaç taşımadığını İngiltere'ye göstermek; diğer taraftan da İngiltere başta olmak üzere Avrupalı devletlere "Avrupal değerlere sahip bir devlet ve toplum olma arzusunu onaya koymak istemişti¹. Atatürk'e göre 1924 yılı, hilafetin ilg sı için en uygun zamandı. Tabiatıyla bunda, İstanbul'da bazı gazetelerin hâlâ ilanı üzerinden yaklaşık 3 ay geçmesine rağ men Cumhuriyet karşıtı düşünceleri dile getirmesi ve hilafer merkezli tartışmalar yapmaya devam etmesi etkili olmuştu.***
YanıtlaSilKanaatimizce yukarıda sıraladığımız sebepler karşılıklı ola- rak etkili olmuşsa da hilafetin ilgası, Lozan Antlaşması'nın İngiltere tarafından onaylanması gibi benzeri süreçlerden ba- ğımsız bir olgudur189. Çünkü saltanat ve hilafet gibi kurum- lar, yeni Türkiye'yi inşa etmeye çalışan Atatürk'ün siyasal ütopyasında bulunmamaktadır. Şurası bir gerçek ki, 3 Mart 1924'de hilafet ilga edilmiş ve İngiliz Parlamentosu da 10 Ni- san 1924'de Lozan Antlaşması'nı onaylamıştır.
187 Hilafetin ilgasının İngiltere açısından önemini İngiltere'nin Ankara büyü kelçisi Sir Ronald Lindsay'in 8 Şubat 1926 tarihinde Londra'da gönder- diği raporunda görmek mümkündür: "Laik Türkiye, Müslümanları İngiliz İmparatorluğu için bir tehlikeli olmaktan çıkarmaktadır.", Bkz., O. Kirk- çüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri, s. 305-307.
188 K. Atatürk, Nutuk II, Ankara 1987, s. 945. 189 Bu konuda yazdıkları eserlerle muhafazakar camiayı etkileyen hukuk- çu-tarihçi Kadir Mısıroğlu, farklı düşünmektedir. Ona göre, Lozan Antlaş ması'nın imzalanması ve onaylanması tamamen hilafetin kaldırılmasıyla ilgili olup İngilizlere verilmiş bir taahhüdün sonucudur. Bunda Haham- başı Haim Naum Efendi'nin de rolü bulunmaktadır. Bkz., Lozan Zafer mi Hezimet mi? III, Sebil Yayınevi, İstanbul 1992, s. 202-2017,
190 Atatürk, İsmet Paşa'nın 22 Ocak 1924 tarihli şifre telgrafina verdiği aynı tarihli cevabında bu konudaki kesin kararlılığını ortaya koymuştu: "Halife ve bütün cihan kati olarak bilmek lazımdır ki, mevcut ve mahfuz olan ha- life ve halife makamının hakikatte ne dinen ve ne de siyaseten hiçbir mana ve hikmeti mevcudiyeti yoktur. Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla mevcu- diyetini istiklalini tehlikeye maruz bırakamaz. Hilafet makamı bizce en nihayet, tarihi bir hatıra olmaktan fazla bir ehemmiyeti haiz olamaz.", K. Atatürk, Nutuk II, s. 846-847.
YANITLASİL
yuksel19 Ekim 2023 04:38
99
Soruda
Lozan
Mustafa Budak
sy. 156,157.
Tarihin her devrinde hirs ile, hiyanetle tanınmış bir millet olan yahudiler vaktiyle
YanıtlaSilMûsa Peygamberin nübüveti zamanında da müşârün ileyhin tebliğ ettiği her emri tersine telakki ederek bu şevketli peygambere de türlü müşkülât göstermişler ve her zaman hakla batılı karıştırmışlardır.
Sahih-i Buhârî MUHTASARI
TECRIDI SARIH
Tercümesi ve Şerhi
cilt 8.sy.20.
39. O küfre sapanlar ve âyetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennemlik olanlardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. [krş. 7/24-35; 20/123]
YanıtlaSil40. Ey İsrâiloğulları![19] Size verdiğim nimeti hatırlayın (şükredin); bana (iman ve itaat hususunda) verdiğiniz sözü yerine getirin, ki ben de size (cennetle ilgili) vaadettiklerimi vereyim. Yalnız benden korkun!
41. Ve yanınızdaki (Tevrat’ın aslı)nı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’)a iman edin, ona inanmayanların ilki siz olmayın; benim âyetlerimi az bir bedele (dünyalık karşılığa) satmayın ve ancak (benim emrime uygun yaşayın) ve yalnız benden (benim azabımdan) korkun!
42. Hakkı (gerçeği) batıl ile bulayıp/örtüp de bile bile hakkı gizlemeyin (hakkın üstüne örttüğünüz batılı hak diye göstermeyin).[20]
43. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû eden (mü’min)lerle birlikte rükû edin.[21]
YANITLASİL
yuksel2 Kasım 2023 04:10
19] İsrâil, Hz. Yakub’un lakabıdır.
[20] İslâm’a uygun olmayan söz ve hareketler batıldır. Eğer hak olan batıla bulanır, ona karıştırılırsa, hak anlaşılmaz, batılın içinde özelliğini kaybeder ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, “batılı da hakla süslemeyin, altında hak var diye batılı cazip göstermeyin” demektir (İbni Teymiyye, s. 52; Elmalılı, I, 285). Yahudiler, Tevrat’taki bazı hükümleri değiştiriyorlar ve kendi uydurdukları batıllara “hak (doğru) bu” diyorlardı.
[21] Âyet-i kerîmede önce “namaz kılın” denildiği halde tekrar “rükû edenlerle beraber rükû edin” buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına ayrıca önem verilmesi gerektiğine işaret vardır (Beydâvî; Râzî, II, 475; Hazîn, I, 43; Cezîrî, I, 405-406). Yahudiler ve hıristiyanlar namazlarında, kıyamdan sonra doğrudan secdeye giderlerdi. Bu ifade ile onlardan İslâm’ın öngördüğü gibi namaz kılmaları istenmiş olmaktadır. [bk. 3/71; Elmalılı, I, 337]
YANITLASİL
yuksel2 Kasım 2023 04:13
FEYZÜ'L-FURKÂN TEFSİRLİ
KUR'ÂN-I KERİM MEALİ
Doç. Dr. Hasan Tahsin FEYİZLİ
YanıtlaSilFITRAT-FITRAT KANUNU
Fitrat yalan söylemez. (M.N.) 214:Nokta Sosyal hayatta bir çığır açan, fitrat kanunlarına uygun hareket etmelidir. (L.) 174:22. Lem'a 2.işâret Tesettür fitridir. (L.) 197:24. Lem'a
FITRAT
YanıtlaSilالفطرة
İnsanın doğuştan sahip olduğu bütün özelliklerini ifade eden bir terim.
İlişkili Maddeler
TABİAT
Yaratılış, seciye, bir varlığın aslî yapısı, maddî dünya anlamında bir terim.
ŞAHSİYET
Müellif:
HAYATİ HÖKELEKLİ
Fıtrat kelimesi “yarmak, ikiye ayırmak; yaratmak, icat etmek” mânalarına gelen fatr kökünden isim olup “yaratılış, belli yetenek ve yatkınlığa sahip oluş” anlamında kullanılır. İlk yaratılış, bir bakıma mutlak yokluğun yarılarak içinden varlığın çıkması şeklinde telakki edildiğinden fıtrat kelimesiyle ifade edilmiştir. Buna göre fıtrat ilk yaratılış anında varlık türlerinin temel yapısını, karakterini ve henüz dış tesirlerden etkilenmemiş olan ilk durumlarını belirtir (İbn Abdülber, XVIII, 57 vd.; Lisânü’l-ʿArab, “fṭr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “fṭr” md.). Bütün varlığın yaratılışı sırasında Allah’ın türlere kazandırdığı bu temel yapıdan dolayı aynı kökten gelen fâtır kelimesi Kur’an’da Allah’ın isimlerinden biri olarak zikredilmiştir (meselâ bk. el-En‘âm 6/14; Fâtır 35/1; ez-Zümer 39/46).
Kur’ân-ı Kerîm’de on dokuz yerde fatr kökünden türemiş fiil ve isimler, bir âyette de fıtrat kelimesi geçmektedir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “fṭr” md.). Hadislerde de fıtrata ve aynı kökten gelen başka kelimelere geniş olarak yer verilmiştir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “fṭr” md.). Bunlardan özellikle, “Sen yüzünü Hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona çevir” (er-Rûm 30/30) meâlindeki âyetle, “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne ve babası onu yahudi, hıristiyan, Mecûsî (farklı bir rivayete göre hatta müşrik) yapar” (Buhârî, “Cenâʾiz”, 79, 92; Müslim, “Ḳader”, 22-25) meâlindeki hadiste geçen fıtrat kelimesinden ne kastedildiğinin açıklığa kavuşturulması insanın kaderi, seçme hürriyeti, müslüman ve gayri müslim çocuklarının dinî ve hukukî durumlarının belirlenmesi gibi kelâmî, ahlâkî ve fıkhî meseleler bakımından önemlidir. Ancak özellikle konuyla ilgili hadislerin gerek muhteva gerekse sıhhat açısından bazı problemler taşıması sebebiyle ciddi görüş farkları ortaya çıkmıştır. İbn Abdülber en-Nemerî’nin konuyu ayrıntılı bir şekilde ele aldığı, daha sonra yazılan eserlere de kaynak teşkil eden et-Temhîd adlı kitabı başta olmak üzere tefsirler ve hadis şerhleriyle diğer kaynaklarda fıtrat meselesine dair birçok farklı görüş üzerinde durulmuştur. a) Başta Selef ulemâsı olmak üzere âlimlerin önemli bir kısmı ilgili naslardaki fıtrat kelimesinin “İslâm” anlamına geldiğini ileri sürmüşlerdir. Buna göre, “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar” anlamındaki hadis insanların tabii, aslî ve fıtrî dinlerinin İslâmiyet olduğunu, daha sonra çevre tesirleriyle farklı dinlere yönelmenin asıl ve fıtrattan sapma kabul edildiğini gösterir. Ayrıca, “Beş şey fıtrattandır...” (Buhârî, “Libâs”, 63, 64; Müslim, “Ṭahâret”, 49-50) diye başlayan hadis de fıtratın “Müslümanlık” anlamına geldiğini gösterir. Çünkü bu hadiste geçen, bıyıkların kısaltılması hususu ilk defa İslâm’ın ortaya koyup gelenekleştirdiği bir uygulamadır (İbn Abdülber, XVIII, 76). Bu görüşe göre gayri müslimlerin çocukları da müslüman sayılır, dünyada ve âhirette müslüman muamelesi görürler. b) Fıtrat “başlangıç, Allah’ın ilk yaratılışta her insan için belirlediği değişmesi mümkün olmayan farklı inanç ve bunun sonucu olan nihaî mutluluk veya bedbahtlık” anlamına gelir. Buna göre insan, Allah onu başlangıçta hangi hal üzere yarattıysa sonunda o hale dönecek (el-A‘râf 7/29); başlangıçta mümin olarak yaratılan imanla, kâfir olarak yaratılan da küfürle ölecektir. Ancak çocukların ilk yaratılıştaki durumları bilinemeyeceği için her doğan insanın fıtrat üzere doğduğunu belirten hadisin devamında, “Sonra anne ve babaları onları hıristiyan, yahudi, Mecûsî veya müşrik yapar” denilerek çocuklara dünyada
YanıtlaSilebeveynlerinin dinlerine göre muamele yapılacağına işaret edilmiştir. c) Fıtrattan maksat, Allah’ın Âdem’in neslinden, dünyaya gelmeden önce iman ettiğine dair aldığı ikrar ve mîsâktır (el-A‘râf 7/172). d) Her çocuğun fıtrat üzere doğduğunu bildiren hadisteki fıtrat sadece müslüman doğanlar içindir; zira herkes müslüman olarak yaratılmış olsaydı Allah’ın, “Andolsun ki biz cinlerin ve insanların birçoğunu cehennem için yarattık” (el-A‘râf 7/179) demesinin ve kâfirlerle ilgili daha başka hükümler koymasının anlamı kalmazdı.
YanıtlaSilBu görüşler içinde en mâkul olanı ve giderek en çok ilgi göreni, fıtratın, ilk yaratılış sırasında Allah’ın insan tabiatına bahşettiği yaratanını tanıma eğilimi, ruh temizliği vb. olumlu yetenek ve yatkınlıkları ifade ettiği şeklindeki anlayıştır. Bu yorumu benimseyen İbn Abdülber fıtratla ilgili diğer görüşleri, hem dayandıkları hadislerin sıhhatiyle ilgili tereddütleri ortaya koyarak hem de akıl ve tecrübeye aykırılıklarını ifade ederek eleştirir (et-Temhîd, XVIII, 70, 74, 82, 83, 87, 88-90). Aynı müellif, insana yaratılıştan verilen fıtratı “selâmet ve istikamet” şeklinde tarif eder ve, “Ben bütün kullarımı hanîfler olarak yarattım (Müslim, “Cennet”, 63; Müsned, IV, 162) meâlindeki kutsî hadiste geçen “hunefâ” kelimesinden istikamet ve selâmetin kastedildiğini belirtir (et-Temhîd, XVIII, 70-71). Ona göre, daha çok fıkıhçı ve kelâmcılar tarafından savunulan bu anlayışta fıtratın iman-küfür, tanıma-reddetme, hidayet-dalâlet gibi belirleyici anlamlar taşıması mümkün değildir. Zira çocuk doğduğunda ne imanı ne de küfrü kavrayabilir. Nitekim Kur’an’da insanların hiçbir şey bilmez durumda dünyaya geldikleri ifade edilmiştir (en-Nahl 16/78). Şu halde yeni doğanlarla ilgili fıtrat kavramı onların yaratılış, tabiat ve mizaç bakımından genellikle temiz ve sağlıklı olduğuna işaret eder; bunlar ancak reşîd olduktan sonra iman veya küfrü seçebilirler. Eğer insanlar daha başlangıçta iman veya küfür üzere yaratılmış olsalardı hiçbir zaman inançlarını değiştiremezlerdi. Buna göre fıtrat “hakkı benimseme yatkınlığı” şeklinde anlaşılmalıdır (Kurtubî, XIV, 29). İnsanlar genellikle bedenî bakımdan olduğu gibi ruhî ve zihnî bakımdan da hissetmeye, algılamaya, doğru biçimde düşünmeye ve inanmaya elverişli olarak dünyaya gelirler. Çocukların fıtrat üzere doğduğunu belirten hadislerin birinde yer alan, “Tıpkı bir hayvandan yaratılışı tam bir hayvanın doğması gibi. Siz hiç kulağı kesik ve enenmiş bir halde doğan hayvan yavrusu gördünüz mü?” şeklindeki ilâve, fıtrat kavramını bu son anlayışa göre yorumlayanlar için önemli bir delil teşkil etmektedir (a.g.e., XIV, 29). Fıtrat hadisinde bulunan, “... Sonra ebeveyni onu yahudi, hıristiyan... yapar” ifadesi, çocuklardaki temiz yaratılışın ve iman yatkınlığının çocukluk devresinde çeşitli etkilere göre değişmeye elverişli olduğunu göstermektedir.
İbn Teymiyye fıtratı İslâm olarak yorumlayan görüşü benimsemekle birlikte bazı değişikliklerle bu son görüşü de mâkul bulmaktadır (Derʾü teʿârużi’l-ʿaḳl ve’n-naḳl, VIII, 359-535). Buna göre fıtrat, “çocuğun iyilik ve kötülüğe, iman ve inkâra eşit derecede elverişli yaratılması” şeklinde anlaşılırsa bu takdirde onun dünyaya boş bir levha gibi geldiği kabul edilmiş olur ki bu görüş, fıtratı öven ve onun devam ettirilmesini emreden âyetle (er-Rûm 30/30) ve hadislerle çatışır. Nitekim İbn Teymiyye’ye göre, fıtrat hadisinin devamındaki, “... Sonra ebeveyni onu yahudi, hıristiyan... yapar” cümlesinde “veya müslüman yapar” ifadesinin yer almaması, fıtratın esas itibariyle “İslâm” yahut en azından “İslâm’a yatkınlık” anlamı taşıdığını gösterir (a.g.e., VIII, 444-445). Ayrıca İbn Teymiyye, İslâm düşünce tarihi bakımından önem taşıyan bir yaklaşımla, insan fıtratındaki çizginin Allah’ın dininin yani Allah’ın tanınması ve ikrar edilmesi yönünde olduğunu, çocuğun bu yönde gelişmesi için yeni şartların hazırlanmasına bile ihtiyaç bulunmadığını söyler. Çocuğun fıtratında bulunan doğru çizgide yetişmesini engelleyecek olumsuz şartların ve âmillerin giderilmesi ve böylece onun fıtrî kabiliyetinin önünün açılması yeterlidir (a.g.e., VIII, 453-455, 462-463). İbnü’l-Esîr’in fıtratla ilgili görüşü de bu yöndedir (en-Nihâye, III, 457). İslâm dünyasında felsefî roman türünde yazılmış Ḥay b. Yaḳẓân gibi eserler, insanın fıtratı konusunda temelini Kur’an ve Sünnet’ten alan bu şekildeki iyimser felsefenin sonucudur (İbn Tufeyl, Ḥay b. Yaḳẓân, nâşirin mukaddimesi, s. 5-101).
YanıtlaSilFıtrat kavramına bağlı olarak, rüşd çağına erişmeden ölen çocukların âhiretteki durumu hakkında da değişik görüşler ileri sürülmüştür. a) Çocuk yaşta ölenlerin tamamının âhiretteki durumu Allah’ın dilemesine bağlıdır; çünkü eğer yaşasalardı ne yapacaklarını ancak Allah bilir. b) Müminlerin çocukları cennete girer, kâfirlerin çocuklarının durumu ise Allah’ın dilemesine bağlıdır. c) Müminlerin çocukları cennete, kâfirlerin çocukları cehenneme gider. d) Bütün çocuklar cennetliktir. e) Kâfirlerin çocukları cennet ehlinin hizmetçisi yapılır. f) Kâfirlerin çocukları imtihandan geçirildikten sonra cennete veya cehenneme girerler. İbn Abdülber çoğunluğun ikinci görüşü benimsediğini kaydeder (et-Temhîd, XVIII, 96-97). Fıtrat kelimesini “İslâm” veya “hakkı kabule yatkınlık, selâmet ve istikamet” mânasında anlayanlar, genellikle müslümanların çocukları gibi kâfirlerin çocuklarının da cennete gireceğini söylerler. Ayrıca bu âlimler diğer bazı deliller yanında, fıtrat hadisinin bir rivayetinde yer alan ve müslümanların çocukları gibi müşriklerin çocuklarının da fıtrat üzere doğduğunu belirten ifadeyi (Buhârî, “Cenâʾiz”, 92, 93; Müsned, V, 9) kendi görüşlerine delil gösterirler.
Müslümanların rüşd çağına ulaşmamış çocuklarına miras, mülkiyet, cenaze namazı gibi konularda büyüklere uygulanan hükümler uygulanır. Gayri müslim çocuklarının tâbi tutulacağı hükümler tartışmalı olmakla birlikte âlimlerin büyük çoğunluğu dünyevî konularda bunları anne ve babalarının dinlerinden kabul etmiş ve savaş sırasında hayatlarının korunması dışında, haklarında gayri müslimler için belirlenmiş hükümlerin uygulanması gerektiğini söylemiştir; tarihteki uygulama da bu yönde olmuştur (ayrıca bk. ÇOCUK).
YanıtlaSilFıtrat, insanın hem ruhî hem de fizikî bakımdan yaratılıştan sahip bulunduğu temel özelliklerini ifade ettiğinden, estetik maksatlarla vücudun bazı bölümleri veya organları üzerinde yapılan, aslî yapıyı değiştirecek nitelikteki müdahaleler fıtratı bozmaya yönelik davranışlar olarak kabul edilmiş, İslâm âlimleri konuyla ilgili hadisleri de göz önüne alıp bu tür müdahaleleri şer‘î bakımdan sakıncalı görmüşlerdir. Ancak hangi ameliyelerin fıtrata müdahale sayılacağı ve bunların hükümlerinin neler olduğu hususunda çok farklı görüşler ileri sürülmüştür (M. Osman Şübeyr, IV/9, s. 161-221).
İçinde fıtrat kelimesinin yer aldığı diğer bazı hadisler de vardır ki bunlara farklı mânalar verilmiştir. Bu hadislerde beş veya on şeyin fıtrat (veya fıtrattan) sayıldığı bildirilmektedir. Bunlar sünnet olmak, etek tıraşı olmak, tırnakları kesmek, koltuk altı kıllarını gidermek, bıyıkları kısaltmak, sakalı uzatmak, misvak kullanmak, buruna su çekmek, parmak aralarını yıkamak, tahâretlenmek gibi daha çok dış görünüşle ve temizlikle ilgili hususlardır (Buhârî, “Libâs”, 63, 64, “İstiʾẕân”, 51; Müslim, “Ṭahâret”, 49-50, 56). Bu hadislerde geçen fıtrat kelimesine genellikle “âdet ve sünnet” anlamı verilmiştir. İbnü’l-Esîr bu kısa tarifi, “geçmiş peygamberlerin ve şeriatların üzerinde ittifak ettikleri, müslümanların yapmaları gereken dinî esaslar” şeklinde açıklar (en-Nihâye, III, 457).
BİBLİYOGRAFYA
YanıtlaSilRâgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “fṭr” md.
Lisânü’l-ʿArab, “fṭr” md.
Tâcü’l-ʿarûs, “fṭr” md.
et-Taʿrîfât, “fıṭra” md.
Tehânevî, Keşşâf, “el-fıṭra” md.
M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “fṭr” md.
Wensinck, el-Muʿcem, “fṭr” md.
Müsned, IV, 162; V, 9.
Buhârî, “Cenâʾiz”, 79, 92, 93, “Libâs”, 63, 64, “İstiʾẕân”, 51.
Müslim, “Ḳader”, 22-25, “Cennet”, 63, “Ṭahâret”, 49-50, 56.
İbn Tufeyl, Ḥay b. Yaḳẓân (nşr. Fârûk Sa‘d), nâşirin mukaddimesi, Beyrut 1974, s. 5-101.
Gazzâlî, İḥyâʾ, III, 54, 56, 72, 74.
Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut), III, 222.
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, III, 457.
Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, IV, 16.
Kurtubî, el-Câmiʿ, XIV, 24-29.
İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî, Kahire 1959, XII, 458-459; XIV, 295.
Münâvî, Feyżü’l-ḳadîr, Beyrut 1972, V, 33-34.
Nevevî, Şerḥu Müslim, III, 146-148; XVI, 16, 270.
Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Beyrut 1348, XXII, 44.
İbn Teymiyye, Derʾü teʿârużi’l-ʿaḳl ve’n-naḳl, Riyad 1401/1981, VIII, 359-535.
İbn Abdülber, et-Temhîd, Tıtvân 1987, XVIII, 57-141.
L. Gardet, Dieu et la destinée de l’homme, Paris 1967, s. 333-334.
Kerim Yavuz, Çocukta Dinî Duygu ve Düşüncenin Gelişmesi, Ankara 1982, s. 106-114.
Beyza Bilgin, İslâm’da Çocuk, Ankara 1987, s. 17-27.
M. Osman Şübeyr, “Aḥkâmü cirrâḥati’t-tecmîl”, Mecelletü’ş-şerîʿa ve’d-dirâsâti’l-İslâmiyye, IV/9, Küveyt 1408/1988, s. 161-221.
D. B. Macdonald, “Fıtra”, İA, IV, 627-628.
a.mlf., “Fıṭra”, EI2 (İng.), II, 931-932.
Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde mahvoldular.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa: 455 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Bana göre, sizin için deccaldan daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 163 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Ey kara haberciler, ey kara haberciler, ey kara haberciler. Sizin üzerinize korktuğum şeylerin en korkuncu riya ve gizli şehvettir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Zeyd (r.a.)
Sayfa: 502 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücülerdir. Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise marufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid'at, bid'at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duaları kabul olmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 502 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
ketm (Bir sözü, bir sırrı, bir haberi) gizleme, saklama, gizli tutma. "Seferberlikte Seferber ordunun iaşesine muhtas hisse-i öşrü vermemek kastı ile mahsulatını ketm edenler hakkındaki Kararname üzerine Adliye Encümeni Mazbatası." Meclis-i Mebusan 28 Şubat 1336 (1920) tarihli 15'inci Birleşim Tutanak Dergisi, C. 1, S. 265. ketmetmek: (Bir sözü, bir Sırrı, bir haberi) gizlemek, saklamak.
YanıtlaSilkeyfiyet (keyfiyyet) Durum, nitelik. "Şimdi efendim, harcırah ve bakiyei tahsisatlarını alamadıklarından keyfiyetin idare memurlariyle Umuru maliye vekâletinden istizahına dair Malatya mebusu Lütfi Bey ve rufekasının bir takriri var." TBMM 14 Temmuz 1336 (1920) tarihli
34'üncü Birleşim Tutanak Dergisi, C. 2, S. 322.
MECLİS-İ MEBUSAN VE MECLİS-İ AYAN TUTANAK TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
YanıtlaSilÖlümden ne korkarsın, Korkma ebedi varsın.
YanıtlaSilYavuz Sultan Selim İslam ülkelerinin fethinden sonra, bir gün veziri azam Piri Paşa'yı çağırır: «Piri lalam Allahir emri ile Misir'i feth eyledik, Hadim ul Haremeyn unvanı ile hu azzez olduk. Her gittiğimiz tarafta fetihler nasip oldu ve emri mize muhalefet edecek kimse kalmadı. Bu vazi yette devletin zevali ihtimali var mıdır, deyü buyurmuşlar, vezir de cevabında: Yüce cedlerinizin koydukları ka- nun ve kaideler icra olundukça bu devletin zeva- i muhaldir» der ve «evládlarınızın hilafeti zamanında akılsız veziri a'zam tâyin olunur; rüşvet kapıları açıla rak mansıplar ehline verilmez; devlet işlerinde kadınlarım hükmü yürürse o zaman bu devletin ihtilali mukarrer olur diye ilave eder.
YanıtlaSilYavuz Sultan Selim İslam ülkelerinin fethinden sonra, bir gün veziri azam Piri Paşa'yı çağırır: «Piri lalam Allahir emri ile Misir'i feth eyledik, Hadim ul Haremeyn unvanı ile hu azzez olduk. Her gittiğimiz tarafta fetihler nasip oldu ve emri mize muhalefet edecek kimse kalmadı. Bu vazi yette devletin zevali ihtimali var mıdır, deyü buyurmuşlar, vezir de cevabında: Yüce cedlerinizin koydukları ka- nun ve kaideler icra olundukça bu devletin zeva- i muhaldir» der ve «evládlarınızın hilafeti zamanında akılsız veziri a'zam tâyin olunur; rüşvet kapıları açıla rak mansıplar ehline verilmez; devlet işlerinde kadınlarım hükmü yürürse o zaman bu devletin ihtilali mukarrer olur diye ilave eder.
YanıtlaSila deve ya deveci ya üsdündeki hacı ölür: İlerisi için verdiğim sözden korkmuyorum, o zamana kadar şartlar değişebilir. Bu gadar borcun altına nası(l) giriyo(rsu)n; garkmuyon mu diyene cuvap
YanıtlaSilzır bizinkinden: N'ediyim, ya deve ya deveci ya üsdündeki hacı (ölür).]
Yağınan yavşan yenir: Yemeğe lezzeti yağ verir.
Ne bu beyle sası sası. Içcık yağ atar adam bunun içine be! Duymadın mı heç ebemden ya(g)ınan yavşan yenir, deyin.]
Yağmır ya(g)sa gış de(g)el mi / Kişi halını bilse hoş de(g)el mi : Her şeyin, her kişinin bir özelliği, bir niteliği vardır. Bunu, başka türlü göstermeye kal- kışmak boştur. Kişinin davranışları, kendi durumuna uygun olmalıdır.
['Ya(g)mır ya(g)sa gış de(g)el mi / Kişi halını bilse hoş de(g)el mi' ay o(ğlum. Ne senden benim çekece(g)im len! Halına yanmayıp Hasan Dağı'na oduna gediyor(rsu)n eyle ay o(g)lum!]
Yalınız öküz çifte goşulmaz : Birlikten kuvvet doğar. Çok kişiyle yapılacak işler, bir kişiye yüklenemez.
[Yalınız öküz çi(f)te goşulmaz. Sahab olun birbirinize dosta düşmana garşı.]
YANITLASİL
yuksel13 Kasım 2023 03:44
EMİRDAG AĞZINDA
ATASÖZLERİ ve DEYİMLER
Özcan Türkmen
sy. 361.
انَّ الْكَذِبَ بَاب مِنْ أَبْوَابِ النّفاق * (الخرائطي في مساوى الاخلاق
YanıtlaSilمامة )
1443- Yalan, nifak kapılarından bir kapıdır
YANITLASİL
yuksel14 Kasım 2023 21:57
۲۷۳۰ - اَلْعِلْمُ اَفْضَلُ مِنَ الْعِبَادَةِ وَمَلاَكُ الدِّينِ الْوَرَعُ (الخطيب عـــن ابـــن
2730- İlim tahsil etmek, ibadetten daha hayırlıdır. Dinin özü, ana temeli haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçınmaktır.
Ramuz ul Ehadis
NİFAK
YanıtlaSilbk. MÜNAFIK
Küfrünü gizleyerek kendini mümin gösteren veya imanla küfür arasında bocalayan kimse anlamında terim.
nifak 1 : نفاق.iki yüzlülük, inanmadığı halde
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel14 Kasım 2023 22:10
inanmış görünmek, münafıklık 2. araya ikilik inanna, ara bozma, ara açma ara açıcılık 3.ara açıklığı, bozuşma, ayrılık, ikilik, anlaşmazlık, geçimsizlik
Öte yandan nifakın siyasî, iktisadî ve sosyal alanlarda kendini gösterdiğini ortaya koyan, casusları ve bazı gizli teşkilâtları münafık olarak değerlendiren araştırmacılar da vardır (Abdülhalim Hifnî, s. 100-149, 229).
YanıtlaSilRisale-i Nur Külliyatından
YanıtlaSilOtuzüç Pencere
Dalalet yolu ne kadar karanlıklı ve elemli! Ne zorun var ki, oradan gidiyor- sun Hem bak! iman ve tevhid yolu ne kadar kolay ve safalı. Oraya gir, kurtul...
Müellifi Bediüzzaman Said Nursi
YANITLASİL
yuksel15 Kasım 2023 06:04
u Otuzüç Pencereli olan Otuzüçün
cü Mektub, îmanı olmiyanı İnşaallah îmana getirir. İmanı zaif olanın îmanını kuvvetleştirir. İmanı kavi ve taklidi ola- nın îmanını tahkiki yapar. İmanı tahki- ki olanın îmanını genişlendirir. İmanı ge niş olana bütün kemalât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahda te- rakkiyat verir; daha nuranî, daha parlak manzaraları açar.
İşte bunun için, "Bir pencere bana kâ- fi geldi, yeter" diyemezsin. Çünki : Se- nin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise; kalbin de hissesini ister. Ruhun da his- sesini ister. Hatta hayal de o nurdan his- sesini istiyecek. Binaenaleyh herbir pen- cerenin ayrı ayrı faideleri vardır.
Said Nursi
peliyanın bazı keşiflerinin bazan hakikata zıt çıkması. (S.) 303: 24. Söz 2. dal aliyanın bir kısmı niçin tevhidde ileri gitmeşler? (S.) 303:24. Söz 2. dal
YanıtlaSilEvliyanın bir nevi garibi olan abdalların bir anda çok yerlerde görünmesi, (S.) 462:28. Söz
Evliya nın ilhamı bazı arızalarla hatalı olabilir, gerçeğe zıt çıka-
bilir. (S.) 308:24. Söz 3. dal 5. asıl
Evliya iman esaslarında ittifak etmiştir. (S.) 303:24. Söz 2. dal Byliyanın kabirleri manay-i ismiyle ziyaret edildi. (M.) 355:28. Evliyanın kerâmeti haktur. (S.T.Ten) 165:28. Lem.) 165.
Mektup, 6. mes. 4. nük.
Evliyaların keşiflerinin birbirine zıt çıkması. (S.) 303:24. Söz 1. dal Evliyaya mânây-i ismi ile bakılmamalıdır. (H.Ş. 2. Zey. 2. kıs.) 145. Evliyanın meleklerle ve cinlerle görüştüp konuşmaları. (M.) 158: 19. Mektup, 14. işâret, 2. şube
Evliyaya meşru muhabbetin uhrevî mükafaatı. (S.) 592:32. Söz 3. mev. 2. mebhas, 6. işaret
Evliyaya meşrû muhabbetin dünyevî neticesi. (S.) 588:32. Söz
3. mev. 2. mebhas, 4. nükte
Evliyaların nefs-i emmareden şikayetleri. (K.L.) 175; (Ş.) 278: 13. Şua
Hızır'ın (a.s.) hayatına yakın hayata mazhar evliyalar vardır. (B.L.) 180.
Kırk günde bir gün ekmek yiyen evliya burcunda. (B.L.) 9. Nübüvvetin velâyete üstünlüğü. (L.) 30:4. Lem'a 4. nükte
Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, Cenneti istemeyip Al lah'ın sevgisini istemişler. (S.) 571:32. Söz 2. mev. 3. mak. 4. rem Yüz yirmi dört bin evliya. (S.) 110:10. Söz zeylin 5. parças (S.) 131:13. Söz 2. makam
FIHRIST/2
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 201.
Ölümü çok hatırlayıp anan kimseye üç şey verilir:
YanıtlaSil1- Günahdan tevbe etmek, - Rızıkda, kanaat etmek,
3- Tanrı'ya kulluk etmede içten istek ve aşk.
Ölümü unutan kimseye de Allah üç türlü belâ verir:
1- Tevbeyi sona bırakmak, mesela: «Daha vakit var, benim gençliğim var>> diyerek tevbeyi te'hir eder,
2 - Dünyaya karşı hırsı ve tamah'ı fazlalaşır. Halbuki: <> diye tenbihlerde bulunulmuştur.
3 - Dini görevlerini işlemekte üşenme hâsıl olur ki; (1) bu işin
kotülüğünü anlatmak mümkün değildir.
O zat - Ey kardeşlerim! Size Allah'ı And veriyorum, sakın ölümü hatırı- nızdan çıkarmayınız, o teşkilatları bozar, kardeşi kardeşten, karıyı ko- cadan ayırır, canından sevgili mallarını, sevmediği kimselere terketti- rir, yavrularınızı öksüz kor, gülen yüzleri ağlatır, gözleri yaşlarla dol- durur, toplumları dağıtır, mâmûrları virân eder, nâzenîn vücûdları topraklarda çürütür. Ey kardeşlerim! Yere düşeceğiniz günü düşünün, mezara gireceğiniz saatı aklınıza getirin, kabre gireceğiniz dakikaları, kabre girip yanınıza gelecek olanı tefekkür ediniz.
YanıtlaSil(1) Onlardan biri: Hacca gitmektir.
Mükellef bir Müslümanın, haccın Nisabı tahakkuk eder etmez, hac yoluna yürümesi lazımdır. Bunun tehiri vähi işlerden dolayı ise durumun sonu korku- ludur. Geriye bırakmak doğru değildir.
Denilmiş ki: Dînî görevleri geriye bırakmak; bir dert ve hastalıktır, çok kimselerde bu hal bulunur. Namaza üşenenlerin başlarının taşlarla ezileceğini İmam-ı Buhârî bir hadisinde anlatmıştır. Bunun şüphesiz şakası yoktur. Bir de amamen terkedenin halini düşünelim :
Yumuşak döşekleri beğenmiyen kibarlar, kobindustane birakila
YanıtlaSilğınınkumaka getirin. Dunya yüzünde, toprak bheale, her bir in
Her bir yemeği beğenmezken, yarın, mezarda yatacak, yılan ve çiyanı
Hendaşı olacak, ağzı topraklarla dolacak, dunyayı seyrederek renk
tenmiyen gözler yarın toz- toprak dolacak. Evlerinin üstüne örtü
ğenmezken; yarın taşlar örtü olacağını, otlar, ağaçlar biteceğini un
mayınız, taşın toprağın üzerinde yatacağınızı unutmayınız ey k
deşlerim.
Bu konuda insanlar ikiye ayrılır:
1 Birincisi; erbâb-ı saadettir. Bunlar, salih amellerle meşgul on muşlar, işlerini öylece düzene koyup, doğru yolda yürümüşlerdir. He Kur'ân-ı Kerîmi okumakla meşgul olanlara, veya Kuran okunurke can vermiş olanlara, değer biçilmez üstünlükler hazırlanmıştır.
2- İkincisi, kötü işlerle meşgul iken ölmüş olan tevbesizlerdir. İ te dert, bela bunların başlarında toplanır. Kabirde, toprakda, yanın geleceklerin hepsi onun düşmanlarıdır.
Mezarına girenin yanında bulunacak olan, onun dünyada işleml olduğu ameli iyi - kötü tecessüm ederek onu karşılayacaktır. Bu düşün celer üzerine bazı büyükler şunları söyliyerek halkı ikaz etmek istemiş lerdir:
Ey mal yığanlar ey binalar kuranlar, sizin malınız ancak kesen dir, yoldasımz, gözlerimizi açım!
Ey malcılar! Malınız sizi ölümden kurtarabilecek mi? Ahirete on- dan bir şey götürebilecek misiniz? Hayır, hayır... Belki sen o yığdığ nesneyi senin sevmediklerin ve seni hayır ile anmıyacak kimseler içim yığdın. Cezasını sen çekeceksin, zevkini onlar tadacak. Bakmıyor mu sun, dünyadan kefenden başka şey götüreni görüyor musun?
SÖNMEZ NEŞRİYAT A. S. YAYINLARI: UMUMİ NES, No: 23 KUR'AN ve HADIS ILIMLERİ: HUSUSI: No
YanıtlaSilAHİRETE GİDEN YOL
(KEŞF-ÜS SÜTÜR)
Ali Rıza ALTAY Denizli Merkez Vaizi
d
11
sönmez
Cağaloğlu Şeref Efendi Sokak No. 13
İSTANBUL-1969
sy. 19,20.
Eden bulur
YanıtlaSilbir dilenci eden bulur der dururmuş.
Kötü bir kadın bu dilenciye kızarmış.
En sonunda ekmek içine zehir koyarak dilenciye vermiş.
dilenci zehirli ekmeği alarak yola koyulmuş.
Bir gölgelikte dinlenmek için oturmuş.
O sırada bir askerliğini yeni bitirmiş
bir genç gelmiş.
dilenci çok acıktıgini görünce ekmeği gence vermiş.
Genç Ekmeği yiyerek yola koyulmuş
Bir evin önüne gelince zehirli ekmeği yediği için ölmüş.
Kötü kadın kapıyı aç sa zehirli ekmekle birlikte oğlunun öldüğünü görmüş.
Akra Fm.
Sirca köşk.
Hiç şüphe yok, deccal çıkacaktır. Onun sol gözü kördür. Ve üzerinde beyaz bir ben vardır. Gözsüzleri ve abraşı iyi eder. Ölüleri diriltir. Ve "ben rabbinizim" der. Kim onu tasdik ederse fitneyi deccale düştü. Kim de "Rabbim Allah" der ve böyle ölürse o zaman deccalın fitnesine düşmemiş olur ve ona bir daha fitne ve azab yoktur. Deccal yerde Allah'ın dilediği kadar kalır. Sonra İsa (a.s.) gelir. O Bana vekil ve Benim dinim üzerine gelir. Deccalı öldürür. Ondan sonra kıyamet kopar.
YanıtlaSilRavi: Hz. Sumre (r.a.)
Sayfa: 97 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Bir hastaya vardın ise Bir içim su verdin ise Yarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi
YanıtlaSilBir miskini gördün ise Bir eskice verdin ise Yarın anda sana gele Hak libasın biçmiş gibi
***
Bir kez gönül yıktınsa Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil.
***
Ben gelmedim dava için Benim işim sevi için Dostun evi gönüllerdir Gönüller yapmaya geldim. (Yunus Emre)
"Din kardeşinden bir cefa gördünse, onun bin vefası olduğunu hatırla... Çünkü iyilik, günaha karşı şefaatçi gibidir." (Mevlana)
Öyleyse, gelin kardeş olalım:
Gelin tanış olalım İşi kolay kılalım, Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz
(Yunus Emre)
RAMUZ'DAN SOHBETLER
YanıtlaSilMehmed Zahid KOTKU rh.a
Putların icadı
Allah teälayı insanoğlu aklı ile elbette hakkıyla blemez. Bir halıkı var, läkin nasıldır Görülmeyen Mayin bilinmesi de muhakkak ki çok müşküldür. Bu un için hemen hemen her kavim ve millet aklının erdiği kadar çesitli putlar icad etmişler, her birisi- ne de hälıkı andıran birer isim vermişler. Tabil ki bunlann hepsi de bâtıl fikirler. Bunların karşısına önce İbrahim aleyhisselâm
cikmis. Babası put imâlcisi olan İbrahim peygam ber çocukluğunda bu putları satarken: "satana ve alana ne faydası ne de zarırı olan ilahlar" diye sotarmış. Bir gün putperestlerin kiliselerindeki bü Un putları kırıp, baltayı da büyük putun boynuna asmis. Sordukları vakit ise "Balta kimin boynun da ise ona sorun demiş. Onlar da "Bu putlar ko nusur mu?" deyince, "Siz ne de budala insanlarsınız ki, bu faidesiz, kendi ellerinizle yap- tığınız taştan, ağaçtan, altun ve gümüşle süsledi ğiniz putlara tapıyorsunuz" diyerek anları tapiyorsunu susturmus. Fakat insanoğlu bu hatalarını bildikle nhalde o putları için Ibrahim aleyhisselamı, yak maya karar vermişler. Malüm olan o hädise bizim Urfa şehrinde vukubulmuş. O ates mahallinde bu pin sular kaynamakta, ateşe ahldığı yerde, jeh in yüksek kısmında minareye benzer rada durmakta ve bütün beyeriyete inlisal teşkil etmektedir. iki sütun halá bir nümüne- Lakin maalesef bugün halà o putlara tapan
dynale poucolour Kim bilir ne kadar
an var dünyada, her birisi çeşitli bahanelerle o
pularna baglıklarını izhar etmekten de çekin
şte bu putların çok do
çeşitleri vardir
Mase
paralar, mallar, servetler, sehvet, nehin arzu
ve emial Bunların en korkunas alon
Malümdur ki pislikler iki kısımdırı Birisi görü nen, bilinen maddi pisliklerdir, diğeri ise görünme yen, månevi pisliklerdir. Maddi olanlar insan ve hayvan pislikleriyle beraber, bir de şarap ve do muz hayvanının kendisi gibi, her şeyiyle büyük ne casetlerden addedilenler. Bunlardan kurtulmak mânevi necasetlere nazaran çok daha kolaydır. Çünkü yıkanması halinde bunlardan temizlenmesi mümkündür.
Fakat månevi necasetler ki, bunlar alışılan gü nahlarla birlikte, gaflet, inançsızlık, kibir, gadab, ucüb, hased, hirs, sehvet, kin ve emsolidir. Duçak güzel görünür, fakat içi berbat, bunlan ne kadar yıkasanız da su ile temizlemek mümkün değdir Bizim ecdadımız "Bunlan teneşir temizler de mister. Bu huylara müptelő olanlardan siah, nels edenler pek nadirdir. Insanlarda hakiki insanlık
Müslümanlarda ise hakiki Müslümanlık bu kötü
huylardan kurtulmadıkça tam manasıyla olmas Oyle ise her Müslümana, her insana lazım ve layık olan odur ki, kendisini moddi pisliklerden kur larsın. Ancak bu üzerine nosil borç ve manevi pis liklerden kurtulmaya çalışması da bylece vazifelerindendir Sahabe i güzin ridvanullahi tešla aleyhansen main hazeratı, Resülüllah sellöllahü aleyh
ve se
huzurlarında bulunmak
lem Hazretleri'r
nin
sohbetlerini dinlemek suretiyle maddi, manevi b
tun pisliklerden tamomiyle ananas olimlarivia,
tün Müslümanlara hatta bütün insanliga nümü
olmuşlardır. Blahore Müslümanlar Resah se
Efendimiz den uzaklaştıkça ve o güzel huylar
rer birer kaybolmaya başlayınca tarikator m
dana gelmes Maksat hep a Resülüli
zamanındaki güzel hayatı tekrar canlanamp
dini begenmek pek büyük bir beladir Mamamaya colmak, insanion madd
inetan molivena en büy
ennadir. Buna
denmektedir k
be
delaysiyle karell, olgun Hak
navını kazanmaya ya Maluman yet
yamani en böyük be lesat kaynağar Bu gayet etmek
sinde eriyip gidiyor
Allch teula hepimiمناوالي
RAMUZ'DAN SOHBETLER
YanıtlaSilMehmed Zahid KOTKU rh.a
Tasavvufun Hakikatleri
Gerek tasavvuf kitaplarından ve gerekse mu e söylenmiş olan sözlerden anlıyoruz ki, blemi, vücudunun iç kısmı gibi, anın iç alemi, daha fazla ve hatta on- daha mühimdir. Hepimizce má olduğu gibi, mesela, insanın dış a'zosinga hangi birisine bir arıza olsa, bu her ne kadar noksanlık ise de, yine insan pek <a'la yaşayabi veläkin, iç alemin a'zalarında
azallah bir noksan olursa, o zaman yaşamak nianı da kalmadığı cümlenin ma'lumudur. Iste tipki bunun gibi, insanın gönül ålemi, rú kalbi, aklı, fikri, dimáğı, irádesi bozulursa, bü bir feläket olur.Isin sonu nereye varır artık onu tasavvur ediniz. Çünkü, vücüdun ister dis, ister çuzuvlarında vāki olacak bozukluk sebebiyle ni hayet iş ölümle biter. Kişi imanla göçmüsse ahirette chata erer. Ama iç alemi, månevi hayatı hastalı düçar olursa ahirette ebedi azaba uğrar.
to Bunların sıhhatlarının muhafazası hususunda büyüklerimiz çok gayretler sarf etmişler, bu me panda az yemek, az içmek, az uyumak ve kaná akár bir yaşayışa rıza gösterip, hemen bütün çlerini gönüllerinin ihyasına bağlamışlardır. Böy ece de, Muhammed s.a.s. ümmeti arasında isim leri bu günlere kadar (bütün erbabı yanında) nında) hürmetle anılmakta ve her gün ruhlarına Kur'an turları hediyye edilmektedir ki, bu onların daimi surette ahiret äleminde de ede terakkilerine ve yüksek derecelerine nail olmalarına vesile ve sebeb ol maktadır.
Şimdi, bir insana yetmez mi ki, öldükten son reda böyle salih amellerle anılıp, her gün Ze sevinçlere nail ola? Bu büyük mut töze là mutluluk ve bahtiyarlık değil midir? Bu sebebten biz insanlara düşen en büyük vazife, gönüllerimizi Mavlonen ra olacağı güzel bir gönül haline getirmektir
dan (ki 60 kadar sayarlar) işte bunlar ve emsble rinden iç ölemimizi son derece sakınmak ve korumak lazımdır. Bunların yerine makbul ve memduh olan güzel huylan (ki 60-70 kadar sayar lar) yerleştirmek, büyüklerin halleriyle hallenme ğe çok çalışmak lazımdır.
Mesela, kibrin yerine tevăzu, hasedin yerine gibta, riyanın yerine ihlás, ucubun yerine mahvi
yet, gazabın yerine hilim, hırsın ve tama'in yerine kana at, istihzanın yerine hoşgörü, tahkirin yeri ne saygı, şehvetin yerine sabir, hasisliğin yerine co mertlik, tefrikanın (ayrılık) yerine birlik, ittifak, sabırsızlığa tahammül, hayasızlığa karu iffet, gam sızlık, korkusuzluk, kanaatsizlik yerlerine havi has yet ve islami hususlara son derece alaka gösterilmesi kazanılmalıdır. İşte bunlar ve benze ri güzel huylar ve ahlaklar, hep o gönülün güzel
leşmesine ve olgunlaşmasına sebeb olur.
Bindenaleyh, insan ancak kendini bilip anlo dığı zaman insan olabilir. Iste cennet ve cemalul lahın müşahadesi, bu kadar mahlükatın içinden ancak imánla, ihlásla Allah'a dönebilen bahtiyor. lara nasibdir. Aynı zamanda Rabbını büyük ask ve muhabbetle seven; yoluna, can, bas, mal mulk, feda edebilen, mümtőz uluvve himmet sähipleri evliyalar, kämiller, sålihler, årifler gibi algun kul
larının nasibidir ki, onlar medär mihänmışdır. Hakk's bilmek insanın kendisini bilmesine bagh
ise de, Allah'ın kamil ve hala kullanından hummet almak suretiyle faydalanmal, inkan buldukça on ların hizmetlerine kopmak, hayır dağlanını sik, elbette insane onlar gibi yapabilir Görmez misin ki, bir demir partou bile, ham
soğuk hem de vert madde kan stayin cine kon
Onun için gönüle keder veren kötü huy ve ah laklardan, bahusus şeytanın bile kibir, hased, usyay beub, gazab hitom bide halimize gülere atihză, tahkir, grybet, nemime how howlik sobiruzhk, nomaz O demerkende Kondatsizlik, sehvet, tefrika terassi goms korkusuzluk
ve sõire gibi kötü
ve megstum huyter
duğu zaman noul onun gibi kıpkırma bir ates che
yor, hem de wyu değip punuşuyor. Onde
artk demirel
omy istedig kiligo
hesla ki bir insan hicbu vaka bir
sokobi Biyor
demurle
Insan iyi bir terbiyecinin alinde neden terbiyecial
M. ALI BIRAND
YanıtlaSilUluslararası Anlaşmalarda Bir Temel İlke Vardır: En Kuvvetli Daima En Haklıdır
Problem, Ortadoğu'da kulüp olmamasıdır. Çünkü süpergüçler Ortadoğu'da o kada işlerine geldiği şekilde düzen kuruyorlar ki, karıştırabilmek çok kolay, birini çıkartıp diğerini girdirmek çok basit. Çünkü topluma dayalı lider sayısı çok az Yüzde sekseni ordusuna ordusundan dolayı da ya Sovyetler Birliği'ne veya Amerika'ya dayanıyor.
* Modern bilimle hesaplaşmak için İlk Sorular
YanıtlaSilAdnan TEKŞEN
Modern bilimin "kanunları" en iyi ihtimalle emsal olarak görülmediği takdirde Müslümanları oyalayıp durmaktan başka bir sonuç elde edilmeyecektir.
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 11:16
Modern Bilim, içinde doğduğu batı uygarlığının evrenselliğini ve üstünlüğünü empoze ettiği için emperyalizmin de anasıdır.
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 11:17
Modern Bilim, içinde doğduğu batı uygarlığının evrenselliğini ve üstünlüğünü empoze ettiği için emperyalizmin de anasıdır.
İslam Aylık mecmua
AYET
YanıtlaSilKÄRÛN KISSASI
Kim bir iyilikle gelirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır; kim de bir kötülükle gelirse o kötülükleri işleyenler yalnızca yaptıklarının karşılığını görürler. (Kosas, 28/84)
Kur'an'ın Kasas suresinde Karûn, Hz. Mûsa'nın kavminden, hazinelerinin anah- tarlarını ancak güçlü bir topluluğun taşıyabildiği, zenginliğiyle mağrur bir kişi olarak takdim edilir. Karûn gösterişi sevmekte, kavminin arasında ihtişamla do- laşmakta, bu ise bazılarının hayranlığını celbetmekteydi. Kavminin, servetiyle böbürlenmemesi gerektiği yönündeki uyarılarına karşı Kārûn bu serveti kendi bilgisi sayesinde yaptığını ileri sürüyordu. Nihayet kendisi ve evi yerin dibine ge- çirilmiş, bu akıbetten ne kendini kurtarabilmiş ne de onu kurtaracak bir topluluk çıkmıştır. Diğer ayetlerde de Hz. Müsa'nın apaçık delillerle Firavun, Hâmân ve Karûn'a gönderildiği, fakat onların Müsa'yı yalancı bir sihirbaz olarak niteledikleri, ona karşı çıktıkları, yeryüzünde büyüklük tasladıkları, sonuçta her birinin farklı şekillerde cezalandırıldığı belirtilir. Kärün kıssası, servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı ve büyük görüp Allah'a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve bu suretle sınırı aşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır.
İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 22:33
İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 22:53
8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış.
Akra Fm.
Günün sohbeti
Prof Dr Mahmud Esad Coşan
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 23:36
Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 51 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel20 Şubat 2024 16:30
Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 346 / No: 5
Ramuz El-Ehadis