Mümin

Yorumlar


  1. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah
    Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
    Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktir

    YanıtlaSil
  2. Bediüzzaman Sa'îd Nursî, Sirr-1 Innâ A'taynâ, Basılmamış Osmanlıca Mustafa Kemal'in 30 Eylül 1911'de Kudüs Kamenitz Oteli'nde yahudi Eliezer B Yehuda'nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbeti: Mustafa Kemal: "SABETAY SEV soyundan geliyorum. Kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudile onun mesihliği altında birleşse.."

    YanıtlaSil
  3. SÜNNETTEN ÖLÇÜLER

    PUTA MÜSAMAHA OLMAZ

    Hicri 9. yılda Tebuk Seferi dönüşünde Medine'ye gelen Sakif kabilesi elçileri, Medi- ne'de kaldıkları süre içinde mescidde Hz. Peygamberin yakın alakasına mazhar ol- muşlardı. Sonunda müslü- man oldular. İslâm'ı öğrendi- ler. Ancak arkalarında bi- raktiklan kabilelerinin, ken- dilerini anlayışla karşılaya- caklarından kuşkuluydular. Hz. Peygamber'den ilginç is- teklerde bulundular. Bunlar arasında bir-iki tanesi vardı ki gerçekten pek dikkat çeki- ciydi. Dediler ki:

    - Bizi namaz kılmaktan muaf tut?.. Hz. Peygamberin cevabı çok kesindi:

    -"Namazsız dinde hayır yoktur."

    Pek tabii, namazsız din- darlıkta da hayr olmazdı.

    - Kabilemiz dışından biri- ni bize âmir tayin etme! dedi- ler. Hz. Peygamber, kabul buyurdu. İçlerinde bulunan ve yaşça en küçükleri olan ve fakat Islam'ı öğrenmekte pek gayretli davranan Osman Bin Ebi'l-As't onlara imam ve vall yaptı.

    - Lat putumuza üç yıl do

    kunmal dediler. Hz. Peygam

    Der kabul etmedi.

    Yine kabul etmedi.

    - Bir yıl dokunmal dediler, Hz. Peygamber bunu da ka bul etmedi.

    - Biz döndükten sonra bir ay olsun bizimle kalsın, dedi ler. Resûl-i Ekrem Efendimiz onu da kabul etmedi. Lata süre tanımadı. Putlara mü samaha olunamayacağını ortaya koydu. Tevhid yur- dunda putun ne işi vardı?... Yeniden şekillenen İslâm yurdunda puta yer yoktu. Efendimizin kararlılığını gö rünce;

    - Bäri onu bize, kendi elle- rimizle kırdırtma. Onun yı kım işini sen üstlen dediler

    Hz. Peygamber:

    - "Olur, ben onu ortadan kaldırtırım" buyurdu.

    Elçilerin Medine'den ayrı- hışından iki-üç gün sonra Hz. Peygamber, Ebu Sufyan ile yine bir Sakifli olan Mugire bin Şu'be'yi Lat'ı ortadan kaldırmakla görevlendirdi. Onlar da bunu büyük bir gösteri halinde, bütün Sakif halkının gözü önünde parça- layıp yok ettiler.

    Latların. Uzza'ların sonu

    hep aynıydı. Belki sadece gü

    no ve saatı farklıydı... (Bk. Ibn

    YanıtlaSil
  4. Stratejik Surpriz

    20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19. yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or- taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21 yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devleti- ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birlikleri konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa sür de yapılabilir bir hale geldi.

    YanıtlaSil
  5. Bozdag'a göre Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi.
    17 Ocak 1988 Nokta Dergisi
    sy. 26

    YanıtlaSil
  6. TÜRKİYE GELECEĞİNİ BELİRLEYECEK BİR YOL ATRIMINDA BULUNUYOR. Bir yanda özgürlük ve refahı ipotek altına alınmış bir ülke, öte yanda yolsuzluk ve israf ekonomisinden kurtulmuş, ülke kalkınmasını demokratik temeller üzerinde inga eden, geleceğine güvenle bakan bir Türkiye... Türkiye acilen bilim ve teknoloj alanındaki ulusal politikalarını gözden geçirmek, güçlü bir billigim seferberlig başlatmak, insani ve ekonomik kalkınmasını demokratik bir temelde hayata geçirmek zorundadır. Çünkü her geçen gün, hem dünya ile arasında hem de ulusal sta içinde giderek kapatılması güçleşen bir uçurum belirmektedir. Bu uçaram, yalimca "dijital" değil aynı zamanda "insani"dir.

    Elinizde tuttuğunuz bu çalışmada, ekonomik olarak verimsiz ve etkisiz hale gelmiş. yurttaş katılımına ve denetimine kapalı, kötü kullarum ve yolsuzluk mekanizmala açık, dolayısıyla sosyal adalet ve fayda sunmayan kannu yönetiminin yeniden cad önerilmektedir. Yani, önceliği yurttaş katılımına veren; "demokratik yönetişim anlayışı üzerinde temellenen; bilişim ve iletişim teknolojilerinin etkin ve akuka kullanımı yoluyla katılım imkanını, şeffaflığı ve verimbing arturmaya amaçlayan tabandan tavana ve yatay koordinasyon içinde bütünsel olarak geliştilock, merket olmayan; sosyal ve ekonomik kalkınma modelinin demokratik bir süre içinde hayata geçirildiği bir kamu yönetimi... "E-devlet" ve "e-demokrasi” kavramlar bidkachyle anılan bu model, ülkenin ihtiyaç duyduğu dönüşüme sağlam bir zemin oluşturabilir. Adına ister "e-Türkiye" ister "bilgi toplumuna dönüşmek" diyelim, micedir toplum tüm kesimlerinin adını koymadan özlediği dönüşümün ruhsal, düşünsel ve maddi kaynakları bu ülkede mevcuttur. Bu ülkenin insan, ruzkina razı bir kul olmaktan çok daha fazlasını hak etmektedir.
    Literatür
    E-Devlet
    E-Demokrasi
    ve Türkiye
    Özgür uçkan
    Kamu yönetiminin Yeniden Yapılanması için Strateji ve Politikalar - 1.
    1111.

    YanıtlaSil
  7. Yine Ebû Dâvud ve Tirmizi'nin Amr b. el-As (r.a.) dan riva yetlerinde, Resûl-i Ekrem'e «sûr»dan soruldu da şöyle buyurdu: «O, içine üflenecek olan bir boynuzdur. İsrafil'e emrolunup ya üflediğinde yer yüzü çalkalanacak, gebe kadınlar çocuklarım düşürecek, anneler çocuklarını emziremez hâle gelecek, insanlar -sarhoş olmadıkları halde - sarhoş gibi olacaklar. Gerçekde on. lar sarhoş değil, fakat Allah'ın azâbı şiddetlidir.» Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: ora

    اللَّهِ شَدِيدٌ بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ

    «Ey insanlar, Rabbiniz (in azâbın) dan sakının. Çünkü o sâ atın zelzelesi büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün emzikli her (kadın kendi başının derdiyle) emzirdiğini unutup geçer. Yüklü her (gebe kadın) yükünü (çocuğunu) düşürür. İnsanları sarhoş (olmuş gibi) görürsün. Halbuki onlar sarhoş değildirler. Fakat Allah'ın azâbı pek çetindir.» (39) buyurulmuştur.

    O günün şiddetinden anneler yavrularını unutacak, gebe olan kadınlar çocuklarını düşürecek, korkudan insanlar sarhoş gibi olacak ve nihayet öleceklerdir. O gün ilk ölecek olan, deve- sinin yalağını çamur ile sıvamakta olan birisidir. Onunla birlik- te devesi, sonra da bütün insanlar ölecektir.

    Müslimi'n Abdullah b. Amr b. el-As (r.a.) den rivâyetinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.): Deccâl benim ümmetim zamârında ç kacak ve kırk müddet kalacak. (Râvi: Kirk gün mü, yahud kirk ay mı veya kırk sene mi olduğunu bilmiyorum, diyor.) Sonra Allahu Teâlâ İsâ aleyhi-s-selâmı gönderir. O da Deccâl'i öldürür. Sonra halk, yedi sene huzur içinde yaşarlar; öyleki iki kişi ara. sında düşmanlık olmaz. Sonra Allâhu Teâlâ Şam tarafından se rin bir rüzgâr estirir. Bunun üzerine, kalbinde zerre kadar ha- yır ve îman bulunan hiç bir kimse yer yüzünde kalmaz, muhak kak ölür. Hattâ sizden biriniz dağlardaki inlere kaçıp girse bile rüzgâr oraya kadar girip onun da ölümüne sebep olur. Artık yer yüzünde iyilik bilmeyen, fenâlıktan sakınmayan, şerre karşı bir

    (39) El-Hacc: 1-2

    52

    YanıtlaSil
  8. kuş gibi sür'atle koşan, canavar gibi hunhar, kötü insanlar kalır. Şeytan da onlara (insan sûretinde) temessül ederek: «Hâlâ dâ' vete icabet etmiyor musunuz?» der. Onlar da: «Bize ne emredi- yorsun?» derler. Şeytan onlara: «Putlara tapınız.» der. Onlar da buna uyarlar. İşte bunlar, ahlâksızlıklar içinde yüzerler ve put- lara taparlarken rızıkları çoğalır, geçimleri düzelir. Sonra ansi- zın ölüm borusu çalınır. Bunu duyan herkes, onun dehşetinden boynunun bir tarafını koyup kaldırıncaya kadar, ölür. Bu ölüm borusunu ilk duyan adam, devesinin yalağını çamurla ta'mir eder- ken derhal can verir. Etrafındakiler de ölürler. Sonra Allâhu Te- âlâ çisinti gibi hafifce bir yağmur gönderir. Bu yüzden insanların çürümüş cesedleri, kuyruk sokumundaki hurda kemikten türer. Sonra dirilmek için ikinci def'a «sûr»a üflenir. Halk kabirlerin- den kalkıp Allâh'ın emrine intizâr ederler. Sonra: «Ey insanlar, hesap vermek için Rabbınızın huzuruna gelin.» diye çağrılır. Me- leklere: «Durun durun, onlar sorumludurlar, onları tevkif edi. niz.» denir. Sonra yine meleklere: «Cehennemlikleri ayırınız.>> emri verilir. «Kaç adetten kaç adedinin çıkarılacağı sorulunca : «Her binden dokuzyüz doksan dokuzunu ayırınız.>> denir. İşte bu gün, çocukları, derhal saçları ağarmış ihtiyarlara çevireceği, her hakıykatın apaçık meydana çıkacağı, hesap ve cezânın bütün deh. şetiyle hüküm süreceği bir gündür.»>

    Bilmiş ol ki, «<Sûr»a üflendikten ve dört büyük melekten baş- ka herkes öldükten sonra Allahu Teâlâ Azrail'e emreder; Cebrail, Mikail ve İsrafil'in de canlarını alır. En sonra da kendi rûhunu kabzetmesini Azrâil'e emreder. Azrâil, kendi ruhunu kabzetmeğe uğraşırken ölümün şiddetli acısından yakınır. Artık yer ve gök- ler bomboş kalır. Hiç bir canlı yaratık kalmaz. Sonra Allahu Te- âlâ: «Bugün mülk kimindir?.» diye sorar fakat cevap verecek kimse olmadığından, bizzat kendisi: «Bir olan (herşeye hâkim ve) kahhâr olan Allah'ındır.» Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

    من الملكُ اليَومَ اللَّهِ الواحد القهار يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَ لَا تَنى عَلَى اللهِ مِنْهُمْ

    «O (kavuşma) gün (u) onlar (kabirlerinden fırlayıp) çıkar. lar. Onlardan (sâdir olan) hiç bir şey Allâh'a gizli kalmaz. (Allâh buyurur): «Bugün mülk kimindir?.» (Yine kendisi cevap verir:) «Bir olan (Her şeye hâkim ve) kahhar olan Allâh'ındır.» (40) bu- yurulmuştur. Böylece gökler meleklerden, yer yüzü de insanlar.

    (40) El-Mü'min: 16

    53

    YanıtlaSil
  9. dan boş kalır. Artık ins, cin, hayvan ve kuşlardan, dünyânın süs ve eşyalarından hiç bir şey kalmaz, hepsi çürür gider. Allahu Te âlâ buyuruyor:

    وَلِلَّهِ ميراث السموات والأَرْضِ

    «Göklerin ve yerin (bütün) mîrâsi Allâh'ındır.» (41), Diğer Âyeti Kerîme'de de şöyle buyurulur:

    كُلِّ شَى مَالِكُ إِلا وَجْهَهُ لَهُ الحر واليه تُرْجَعُونَ

    «O'nun zâtindan başka herşey helâk olucudur. Hüküm O'nun dur ve siz ancak O'na döndürül (üp götürül) eceksiniz.» (42).

    Rivâyetlere göre yer yüzü 40 sene böyle ıpıssız kalır. Sonra Allâhu Teâlâ İsrafil aleyhi's-selâmı yaratır ve ikinci def'a « SÛR'A İKİNCİ DEF'A ÜFLENMESİ

    Aziz kardeşim, bilmiş ol ki, kıyamet, ikinci def'a «sûr»a üfü rüldükten sonra, başlar. Bu ikinci üfürme de dirilme üfürmesi- dir. O gün, müddeti ellibin sene olan bir gündür. Nitekim Allahu Teâlâ :

    ترم المليكة والروح إليه في يوم كان مقدار خية القصة فانا لا الهمْ يَرَوْنَهُ بعيدًا الْفَ سَنَةِ جميلا

    <«Melekler de Ruûh da oraya bir günde yükselir çıkar ki me. sâfesi (dünya seneleriyle) ellibin yıldır. (Habibim) şimdilik sen güzel bir sabır ile katlan. Filhakıyka onlar bunu uzak görürler (fakat) biz onu yakın görüyoruz.>> buyurmuştur. (43). (imkândan)

    Allahu Teâlâ yaratıkların dirilmesini murad ettiği vakit, ev vela, İsrafil, Mikail, Cebrail ve Azrail aleyhimu'-selâm'ı diriltir. İsrâfil'e emreder; ikinci def'a «sûr» a üfler. Dünyâya gelip geçmiş bütün yaratıklar dirilir. Mezarından ilk önce kalkacak olan Hz. Muhammed (S.A.V.) dir. Cebrail aleyhi's-selâm «Hamd sancağı ile birlikte Resûl-i Ekrem'in huzuruna gelir. Bir de ne baksın, Re

    (41) El-Hadid: 10

    (42) El-Kasas: 88 (43) El-Ma'aric: 5,6

    54

    YanıtlaSil
  10. sül-i Ekrem (S.A.V.) mubarek yüzünden ve sakalından toprakla- ri temizlemekle meşguldur. Älemlere rahmet olarak gönderilen yüce Peygamber Cebrail'i görür görmez: «Ummetim nerede, üm- metime Allâhu Teâlâ ne muamele yaptı?.»> diye sorar. Cebrail: Ya Resûlallah, Allâhu Teâlâ senden önce kimseyi diriltmemiştir, ilk dirilen sensin.»> diye cevap verir. Nitekim Ayeti Celile'de :

    يَوْمَ يسمعونَ الصّيحَة بِالْحَقِّ ذَلِكَ يَوْمَ الخروج

    «O gün (bütün halk) o hak sayhayi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirden) çıkış günüdür.» (44) buyurulmuştur. Diğer Âyeti Ke- rime'de :

    يَوْمَ يَدْعُ الناعِ إلى تي نكير

    «O da'vet edicinin (misli) görülmemiş tanılmamış bir şeye da'vet edeceği gün, gözleri zelil ve hakir (dönmüş) olarak hepsi de civgin (ve yaygın) çekirgeler gibi kabirlerinden çıkacaklar, o da'vet ediciye (boyunlarını uzatıp) koşarak (içlerinden) kâfir olanlar (öyle) diyecek (ler): «Bu çok sarp bir gün.» (45) buyu- ulmuştur. Bir başka Ayeti Kerime'de de şöyle buyuruluyor:

    ونفخ في الصور يا ذَا هُمْ مِنَ الْأَحْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ قَالُوا يَا رَيْنَنَا مَنْ تَعَتَا مِنْ مَرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَا الرَّحْمَنُ وَصَدَرَ الْمُرْسَلُونَ

    «Sûr» a üfürülmüştür. Artık bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp) Rablarına doğru koşarak gidiyorlar. (O zaman şöyle) demişlerdir: «Eyvah, uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı? Bu (Ba's), çok esirgeyici (Allâh) in va'd ettiği şey. Gönderilen Peygam- berler (meğer) doğru söylemiş.>> (46)

    Diğer bir Âyet-i Kerîme'de de:

    نصب بوفينَ خَاشِعَةُ ابْصَارُهُمْ تَرْهَهُمْ دَلَةٌ ذَلِكَ البَرُ اللَّذِي براا كانهم إلى «O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kabirler (in) den fırlaya fırlaya (mahşere) çıkarlar, gözleri horlukla aşa-

    (44) Kaf: 41, 42

    (45) El-Kamer: 6-8

    (46) Yasin: 51, 52

    55

    YanıtlaSil
  11. sül-i Ekrem (S.A.V.) mubarek yüzünden ve sakalından toprakla- ri temizlemekle meşguldur. Älemlere rahmet olarak gönderilen yüce Peygamber Cebrail'i görür görmez: «Ummetim nerede, üm- metime Allâhu Teâlâ ne muamele yaptı?.»> diye sorar. Cebrail: Ya Resûlallah, Allâhu Teâlâ senden önce kimseyi diriltmemiştir, ilk dirilen sensin.»> diye cevap verir. Nitekim Ayeti Celile'de :

    يَوْمَ يسمعونَ الصّيحَة بِالْحَقِّ ذَلِكَ يَوْمَ الخروج

    «O gün (bütün halk) o hak sayhayi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirden) çıkış günüdür.» (44) buyurulmuştur. Diğer Âyeti Ke- rime'de :

    يَوْمَ يَدْعُ الناعِ إلى تي نكير

    «O da'vet edicinin (misli) görülmemiş tanılmamış bir şeye da'vet edeceği gün, gözleri zelil ve hakir (dönmüş) olarak hepsi de civgin (ve yaygın) çekirgeler gibi kabirlerinden çıkacaklar, o da'vet ediciye (boyunlarını uzatıp) koşarak (içlerinden) kâfir olanlar (öyle) diyecek (ler): «Bu çok sarp bir gün.» (45) buyu- ulmuştur. Bir başka Ayeti Kerime'de de şöyle buyuruluyor:

    ونفخ في الصور يا ذَا هُمْ مِنَ الْأَحْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ قَالُوا يَا رَيْنَنَا مَنْ تَعَتَا مِنْ مَرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَا الرَّحْمَنُ وَصَدَرَ الْمُرْسَلُونَ

    «Sûr» a üfürülmüştür. Artık bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp) Rablarına doğru koşarak gidiyorlar. (O zaman şöyle) demişlerdir: «Eyvah, uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı? Bu (Ba's), çok esirgeyici (Allâh) in va'd ettiği şey. Gönderilen Peygam- berler (meğer) doğru söylemiş.>> (46)

    Diğer bir Âyet-i Kerîme'de de:

    نصب بوفينَ خَاشِعَةُ ابْصَارُهُمْ تَرْهَهُمْ دَلَةٌ ذَلِكَ البَرُ اللَّذِي براا كانهم إلى «O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kabirler (in) den fırlaya fırlaya (mahşere) çıkarlar, gözleri horlukla aşa-

    (44) Kaf: 41, 42

    (45) El-Kamer: 6-8

    (46) Yasin: 51, 52

    55

    YanıtlaSil
  12. Buda, kendilerini bir zillet (ve hakaret) kaplamış olarak. Ite onları tehdid edilegeldikleri gündür.» (47) buyurulmuştur

    Bunu da bilmiş ol ki, Allahu Teâlâ mahlukatı diriltmeg m . rad ettigi vakit, şiddetli bir rüzgâr estirir, zerre hâlinde dağılm olan claimler, havada zerreler halinde toplanır; bulutlar gibi bir Araya gelirler. Her cesedin zerreleri kendi mezar başına gelir yagmur gibi mezarına yagar ve bütün ölüler böylece tekev edip meydana gelirler. Nitekim Allahu Teâlâ :

    *Allah rüzgarları salıverip de bulut (lari) harekete getirmek te olandır. Derken biz onu ölü bir toprağa sürüp onunla yeri, ölü münün ardından, canlandırmışızdır. İşte (ölülerin) dirilme (si)

    de böyledir.» (48), buyurmuştur. Buhari, Müslim ve Tirmizi'den başka Sünen sahiplerinin Ebû Hureyre (ra.) den rivayetlerinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.):

    مابينَ التَفْتَيْنِ أَرْبَعُونَ قِيلَ أَرْبَعُونَ يَوماً

    elki sûr arasında 40 vardır.» buyurdu. Ba'zıları: «Bu kirk gündür, dediler.» Kirk ay veya kırk sene olduğunu söyleyenler de vardır. Sonra gökten bir yağmur yağar. İnsanlar yer yüzünden, bitkiler biter gibi, biterler. İnsanın kuyruk sokumundan başka her parçası çürür. Kıyamet gününde kuyruk sokumundan mey dana gelirler.

    Rivayetlere göre bu yağmur, âdetâ erkek menisine benzer. Kirk gün yer üzerinde kalır. Sonra bundan cisimler meydana ge lir. Ibrahim aleyhi's-selåm ölünün nasıl diirldiğini Rabbisinden görmek istediğinde, cesedin parçalanıp nasıl dirildiğini müşahede etmiştir. Allahu Teâlà: «Inanmadın mı?.» buyurunca, «İnandım, fakat şöyle bir de gözümle görüp daha iyi mutmaîn olmak iste dim dedi. Gerçekde Ibrahim aleyhi's-selâm buna inanmıştı. An cak oluş şeklini gözü ile görmek istedi. Toprak olup dağıldıkdan

    (47) Elma'aric: 43, 44 (48) Patir: 0

    60

    YanıtlaSil
  13. sonra rüzgârın denize, karaya, doğuya, batiya dağıttığı bu zerre- lerin nasıl bir araya geleceğini merak ediyordu. Iste onu gördü.

    Rivayete göre, İbrahim aleyhi's selâm'ın bu soruyu sorması- nın şöyle bir sebebi vardır: Bir gün İbrahim aleyhi's-selam deniz kenarında bir insan ölüsü görür. Dalga ölünün üzerini aşdığı va kit, hemen denizdeki yaratıklar ölüye saldırır, kopardıkları par- çanın bir kısmı denize düşer ve diğer bir kısmını yerler. Dalga çekilince kara ve hava hayvanları saldırır. Kara hayvanları kopar- dıklarının bir kısmını yer ve bir kısmı topraklara düşer. Kuşlar da aldıkları parçanın bir kısmını yer ve bir kısmı da hava boşlu- guna gider. Bunu görünce merak eder. Bunların böyle ayrı ayrı yerlerden nasıl toplanıp bir araya geleceklerini görmek ister. Al- lahu Teâlâ, ayrı cinsden dört kuş almasını emreder. Rivâyete gö- re bu kuşlar: Tâvus, horoz, karga ve güvercin kuşlarıdır. Bunla rı alır başlarını keser, yanında alıkor. Sonra diğer parçaların hep- sini birbirine adamakıllı katıp karıştırır. Çevresindeki dağların herbirine bu birbirine karışmış gövdelerden birer parça atar. Dört veya yedi tepe üzerine kondukları söylenir. Sonra da «Allâh'- in izniyle gelin» diye seslenir. Bütün o parçalar havalanır, gök yü zünde birbirine karışır ve her zerre kendi parçası ile birleşerek havada başsız bir vücud manzarası alır. Nihâyet bu dört gövde İbrâhim aleyhi's-selâm'a doğru gelir ve herbiri kendi başı ile bir- leşerek âdetâ hiç ölmemiş ve kesilmemiş gibi yeniden sapasağ- lam eski hey'etlerine dönerler. Allâhu Teâlâ: «Gördün yâ, Allâh hikmet ve izzet shibidir.» buyurur. Nitekim Kur'an-ı Kerim bu olayı şöyle anlatır:

    أكن ليعمين على ولَى قَالَ أَوَلَمْ تَومن فَصُرْ هَنَ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلّ جَبَلٍ من واد قال ان هيمُ رَبَارَة

    يَاتِنَكَ سَعْيا وَا عَلَم أَنَّ اللَّهَ عَني حَكِية

    «Hani İbrâhim: «Ey Rabb'ım, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster» demiş, (Allah, buna) inanmadın mı yoksa» demiş, o da inandım, fakat kalbimin (gözümle de görerek) yatışması için (istedim diye) söylemişdir. (Allâh) dedi ki: «Dört kuş tut. On ları kendine alıştır, sonra (kesip, hamur yapıp) her parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Koşarak sana gelecek

    57

    YanıtlaSil
  14. lerdir. Bil ki Şüphesiz Allah bir kadiri Mutlaklar, tam bir bükl ve hikmet sahibidir.» (40) Şunu da iyi bilki, Allahu Teâlâ, mahlakatin cisimlerini araya toplayıp vücud haline getirdikten sonra şöyle buyurur (bulunun) , Allah hepinizi

    getirecektir.» (50) Sonra da yeniden onları dilritir. Bunun na «Nerede bulunursanız olduğunu biz bilemeyiz. Nitekim Ayet-i Celile'de: ، وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النّاة الأولى قاولاندَ كَرُونَ (bir araya

    وتنيكة في ما لا تعملون

    «Sizi bilemiyeceğiniz bir yaratılışda ve süretlerde tekrar pey. da etmemiz hususunda önüne geçilecekler de değiliz. Andolsun ki birinci yaratılışı (nızı) bildiniz. Fakat (tekrar yaratılacağınızı da düşünmeli değil misiniz.»> (51) buyurulmuştur. Bize vereceği yen duyu kuvvetleri ile bugün göremediğimiz cinni, melekleri, diğer şeyleri ve hatta Rabb'ımızı bile göreceğiz. Bu kitapta cennet ve cehennem ehlinin vasıfları hakkında daha geniş bilgiler bulacak sin.

    Nihayet İsrafil aleyhi's-selâm'a, ikinci def'a «Sûr» a üflemek le emredilecek ve yukarda anlattığımız şekilde insanlar dirilecek. tir. İnsanlar yaygın pervâneler gibi olacak. Nitekim Kur'an-ı Ke rim'de:

    كَالْفَراش البنوت يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ

    «O gün insanlar yaygın (ve salgın) pervâneler gibi olacak.> (52) buyurulmuştur.

    Mezarlarımızdan yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak kal kacağız. Nitekim Buhari, Müslim ve diğerlerinin İbni Abbâs (r.a.) den rivâyetlerinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.)

    إنَّكُمْ مُلا قُوا اللَّهَ حُفَاةٌ غُرَةٌ غَيْلاً «Siz, çıplak, yalın ayak ve sünnetsiz olarak Rabb'ınıza mulâki olursunuz.» buyurmuştur.

    (49) El-Bakara: 260 (50) El-Bakara: 148

    (51) El-Vaki'a: 61, 62

    (52) El-Kari'a:4

    58

    YanıtlaSil
  15. Ay ve yıldızlar hakkındaki Ayetler:

    وَإِذَا النحو ما نكد

    «Yıldızlar (kararıp) düşdüğü zaman.» (62)

    واذا الكواكب اشترت"

    «Yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman.»> (63)

    فاذا التوط

    «Yıldızlar (in ışığı) söndürüldüğü zaman.» (64)

    Gök ve göklerde olanlar yok olur. Yerlere, dağlara ve sulara gelince, onlar da aynı şekilde mahvolur. Bu hususlar ile ilgili âyet- ler ve sağlam hadisler:

    A) Âyetler:

    إذا رحب الأرض رجا » وَسَتِ الْجِبَالُ بَناً ، مَكَانَتْ فَقَاء منا

    «O zaman yer bir sarsıntı ile sarsılmıştır, dağlar didik didik parçalanmıştır, derken (hepsi de) dağılmış, toz haline gelmiştir.>> (65).

    بود تجف الأرض وَالْجِبَالُ وَكَانَا الْجِبَالُ كَيْبا مهلا

    «O günde ki yer (ler), dağlar (zelzeleyle) sarsılır. Dağlar akıp yığılan bir kum yığınına döner.» (66) «Dağlar atılmış renkli yünler gibi olacak.» (67) İşte böylece

    yer ve dağlar durumunu değiştirir. Nitekim Allâhu Teâlâ :

    يَوْمَ تُبَدِّلُ الْأَرْضُ غَيْر الْأَرْضِ

    «O günkü yer başka bir yere, gökler de (başka göklere) teb- dil olunacaktır.» (68) buyurmuştur. Yine Allâhu Teâlâ : Sana dağ-

    (62) Et-Tekvir: 2 (63) El-Infitär: 2

    (64) El-Murselât: 8.

    (65) El-Vaki'a: 4-6. (66) El-Müzemmil: 14

    (67) El-Kari'a: 5 (68) Ibrahim: 48

    61

    www

    YanıtlaSil
  16. أنا

    lar (m kayamet günündeki halini) sorarlar. De ki: «Rabb'ım, lan ufalayıp savuracak. (Savuracak) da yerlerini dümdüz bir top. rak halinde bırakacak, Onlarda ne bir iniş, ne de bir yokuş gör. mbyeceksin.» (69) buyurmuştur. Deryalara gelince, onlar toplanıp akıp gideceklerdir. Nitekim on-

    Allahu Tela:

    واذا الجار

    «Denizler ateşlendiği zaman.» (70)

    واذا البحار مرت

    «Denizler fışkırdığı zaman.» (71) buyurmuştur. İşte bu anlattık. larımız, senin dünya hayatından görüp bildiğin ve yaşaman için Allahu Teâlâ nun yaratıp senin emrine musahhar kıldığı şeylerdir. Nitekim Ayet-i Celile'de :

    O göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini, kendi (cânibi)nden size ram etti. Şüphe yok ki bunda, iyi düşünecek bir kavim için kat'î âyetler vardır.» (72) buyurulmuştur. İşte bütün bunlar, yok olup gidecek ve sen, amelinin karşlığını bulmak üzere ortada ka lacaksın.

    (69) ThA: 105, 107 (70) Et-Tekvir: 7

    (71) El-Infitar : 3 (72) El-Casiye: 12

    62

    YanıtlaSil
  17. llah'in Kudreti Ne Kadar Büyük!

    Birgün birisi Hz. Ömer'in yanında şöyle dedi:

    -Su satranca taaccüb ederim. Satranç tahtasının uzunluk ve genişliği birer arşından ibaret iken insan onun üzerinde binlerce oyun oynasa bir oynadığı oyun mutlaka öbüründen farklı olur, hiçbiri diğerine benzemez" dedi.

    Hz. Fárúk (r.a) şu cevabı verdi:

    -Bundan daha hayrete şayan olanı vardır. O da şudur ki, insanın uzunluk ve genişlik itibariyle birer karıştan ibaret bulunan yüzünde kaşlar, gözler, burun, ağız gibi âzânım yerleri kat'iyyen değişmediği halde yine şark ve garpta yüzleri biribirine tamamen benzeyen iki kişi bulamazsın. Şu ufacık bir deri parçasında bu haddi hududu olmayan sonsuz farklılıkları gösteren Allah'ın kudret ve hikmeti ne kadar büyüktür."

    (Razi, IV, 179-180, el-Bakara, 164 tefsinndel

    YanıtlaSil
  18. Hazreti Ömer den
    111 Hatıra
    Murat Kaya
    Erkam Yayınları

    YanıtlaSil
  19. Namazı Terkedenin İslam'dan Nasibi Yoktur! / 109

    Misver b. Mahreme (r.a), Hz. Ömer'in yaralandığı günlere ait bir hâtırayı şöyle anlatır:

    "Ömer (r.a) hançerlendiğinde zaman zaman baygınlık geçi-

    riyordu. Bir keresinde yanına girdim, üstüne bir örtü örtmüşler

    kendinden geçmiş vaziyette yatıyordu. Yanındakilere:

    <-Durumu nasıl?» diye sordum.

    «-Gördüğün gibi baygın» dediler.

    <-Namaza çağırdınız mı? Eğer hayattaysa onu namazda başka hiçbir şey korkutup uyandıramaz» dedim. Bunun üzerine

    <-Ey Mü'minlerin Emîri, namaz! Namaz kılındı!» dediler.

    Hz. Ömer (r.a) hemen ayıldı ve:

    <-Öyle mi? Vallahi namazı terk edenin, İslâm'dan nasîbi yoktur» dedi. Kalktı ve yarasından kanlar akarak namaz kıldı." (Heysemi

    295; Ibn Sa'd, III, 35; Muvatta', Tahâret 51)

    YanıtlaSil
  20. 74

    Hazret-i Omer-radıyallahu anh-'den

    Farok/23

    ir yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an- laşmazlık vukû bulmuştu. Yahudi:

    "-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:

    "-Hayır, Kâ'b b. Eşref'e gidelim." dedi. Allah Teâlâ kitabında, yahudî ileri gelenlerinden olan bu Kâ'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.

    Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü- nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti. O'nun yanından çıkınca münafık yahudiyi yakaladı ve:

    "-Bunun hükmüne râzı değilim, Ebû Bekir'e gidelim" dedi. Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafik Ebû Be- kir'in hükmüne de razı olmayıp:

    "-Gel, bir de Ömer b. Hattâb'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:

    "-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür- dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste- di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmis bulunmaktayım" dedi.

    YanıtlaSil
  21. 111 Hanra

    75

    Hz. Ömer (r.a) münafığa:

    "-öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine:

    "-Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve

    kılıcıyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da: "-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.

    Yahudi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hâdise üzerine:

    "Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor- lar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbi sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikç iman etmiş olmazlar." (en-Nisâ, 60-65) âyet-i kerimeleri nâzil oldu

    Cebrâîl (a.s) gelerek:

    "-Ömer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.

    Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (V

    hidi, s. 166; Kurtubî, V, 170-171)■

    YanıtlaSil
  22. Hanra

    241

    . "Gökten gelen bir ses:

    -Ey insanları Bir kişi hariç hepiniz cennetliksiniz» dese, o kimse ben olacağım diye korkarım.

    -Ey insanlar! Bir kişi hariç hepiniz cehennemliksiniz» de- se, o kişi ben olacağım diye ümit beslerim." (Ibn Recep el-Hanbell, et Tahvif mine'n-nar, s. 15)

    . Ömer (r.a) bir defasında Allah Teâlâ'nın huzurunda hesap vermenin zorluğunu düşünerek yerden bir saman çöpü aldı ve:

    "Ah! Şöyle bir saman çöpü olsaydım, dünyaya hiç gelme-

    seydim, anam beni doğurmasaydı, büsbütün unutulup gitsey-

    dim" diye hayıflandı. (Ibn Sa'd, III, 360-361)

    ⚫ Hz. Ömer, vâlilerine şöyle yazmıştır:

    "Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu koru-

    yup vakitlerine dikkat ederse, dinini korumuş olur, kim de onu yerine getirmeyip yitirirse dinini de kısa zamanda yitirir." (Mu- Vata, Vukutu's-salât, 6)

    bitkiyi (sanmsak ve soğan) yiyorsunuz. Gerçekten ben, Allah Ra- "Ey müslümanlar! Siz, kokusu hoş olmadığını bildiğim şu iki sülü'nün, mescidde bir kimsede bunların kokusunu duyduğu za- man emredip o kişiyi Baki' kabristanına kadar uzaklaştırdığını gör- dim. Bu sebeple kim bunlar yiyecekse, pişirerek kokusunu gider- tin!" (Müslim, Mesâcid 78; Ebû Dâvûd, Et'ime 40; Ibn Mâce, İkâmet 58, Et'ime 59)

    Ömer b. Hattab (r.a) bir cuma günü irad ettiği hutbede

    YanıtlaSil
  23. Hanra

    241

    . "Gökten gelen bir ses:

    -Ey insanları Bir kişi hariç hepiniz cennetliksiniz» dese, o kimse ben olacağım diye korkarım.

    -Ey insanlar! Bir kişi hariç hepiniz cehennemliksiniz» de- se, o kişi ben olacağım diye ümit beslerim." (Ibn Recep el-Hanbell, et Tahvif mine'n-nar, s. 15)

    . Ömer (r.a) bir defasında Allah Teâlâ'nın huzurunda hesap vermenin zorluğunu düşünerek yerden bir saman çöpü aldı ve:

    "Ah! Şöyle bir saman çöpü olsaydım, dünyaya hiç gelme-

    seydim, anam beni doğurmasaydı, büsbütün unutulup gitsey-

    dim" diye hayıflandı. (Ibn Sa'd, III, 360-361)

    ⚫ Hz. Ömer, vâlilerine şöyle yazmıştır:

    "Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu koru-

    yup vakitlerine dikkat ederse, dinini korumuş olur, kim de onu yerine getirmeyip yitirirse dinini de kısa zamanda yitirir." (Mu- Vata, Vukutu's-salât, 6)

    bitkiyi (sanmsak ve soğan) yiyorsunuz. Gerçekten ben, Allah Ra- "Ey müslümanlar! Siz, kokusu hoş olmadığını bildiğim şu iki sülü'nün, mescidde bir kimsede bunların kokusunu duyduğu za- man emredip o kişiyi Baki' kabristanına kadar uzaklaştırdığını gör- dim. Bu sebeple kim bunlar yiyecekse, pişirerek kokusunu gider- tin!" (Müslim, Mesâcid 78; Ebû Dâvûd, Et'ime 40; Ibn Mâce, İkâmet 58, Et'ime 59)

    Ömer b. Hattab (r.a) bir cuma günü irad ettiği hutbede

    YanıtlaSil
  24. Hz. Ömer'in Hikmetli sözlerinden Bazıları

    "En çok sevdigim kimse, bana ayıp ve kusurlarımı haber verendir." (Suyati, rarihuel-hule, s. 130)

    • "Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız. Konuştuğunda doğru söylüyor mu, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete riayet ediyor mu, dünyaya meylettiği zaman helal, haram gözetiyor mu, ona bakınız." (Beyhaki, Sünenü'l-kübra, 288; Sab, IV, 230, 326)

    büyük arz (Allah Teâlâ'nın huzuruna çıkarılıp O'na arzedileceği- • "Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz. En niz gün) için (salih ve güzel amellerle) hazırlanınız. Şüphesiz dünyadayken nefsini hesaba çeken kimse için kıyamet günün- deki hesap hafif olacaktır." (Tirmizi, Kıyamet, 25/2459)

    YanıtlaSil
  25. 240.

    Hazret-i Ömer -radıyallahu anh 'den

    "-Hayır."

    "-Peki sabah-akşam ona komşu oldun mu?"

    "-Hayır."

    Bu cevaplar üzerine Hz. Ömer (r.a):

    "-Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki sen onu tanımıyorsun" dedi. (Gazâlî, ihya, III, 312)

    ⚫ Hz. Ömer birgün:

    "-Biliyor musunuz, mizâh neden dolayı «mizah» diye isim- lendirildi?" diye sordu. Çevresindekiler:

    "-Hayır, bilmiyoruz" deyince:

    "-Çünkü mizâh sahibini haktan (doğrudan ve gerçekten) uzaklaştırır da ondan" şeklinde bir açıklama yaptı. (Arapça'da "mizâh" kelimesi ile burada kullanılan "uzaklaştırmak" kelime- leri aynı kökten türemiştir.) (Gazâlî, İhya, III, 273-274)

    • Hz. Ömer bir çocuk görüp de hoşlandığında hemen bir meslek ve sanatının olup olmadığını sorardı. "Hayır" cevabını alırsa "Gözümden düştü" derdi. (Ibnü'l-Cevzî, Telbisü iblis, s. 283; Me- nakib, s. 227)

    • "İdareci olmadan önce dînî ilimleri öğreniniz." (Süfyan b. Uyeyne -rahmetullahi aleyh- bu sözü şöyle açıklar: Çünkü bir kimse dînî ilimlerde ince anlayış sahibi olduğunda riyaset sevda- sını bırakır.) (İbnü'l-Cevzî, Sifatü's-safve, II, 236)

    YanıtlaSil
  26. H₂ z. Osman (r.a), Halîfe olduktan sonraki ilk hutbe- sinde şöyle demiştir:

    "Siz, her an değişmekte olan bir yurttasınız ve hayatınızın bundan sonraki kısmını yaşamaktasınız. Öyleyse henüz başınıza gelmeden, gücünüz yettiğince ve en güzel şekilde ölüme hazırlanın! Ömrünüzü en hayırlı amellerle değerlendirin! Şunu bilin ki bu imkân sizlere lûtfedilmiştir. Unutmayın, eceliniz sabah ya da akşam hiç beklemediğiniz bir anda size gelebilir. Bu dünya aldatıcıdır. Nitekim Allah Teâlâ:

    <> (Lokman, 33) buyurmaktadır..." (Taberî, Tarih, IV, 243)
    Hz. Osman dan 111 Hatıra
    Murat Kaya
    Erkam Yayınları

    YanıtlaSil
  27. SELAM OLSUN

    BİZ DÜNYADAN GİDER OLDUK Kalanlara selâm olsun. Bizim için hayır duâ, Kılanlara selâm olsun. Ecel büke belimizi, Söyletmeye dilimizi. Hasta iken halimizi, Soranlara selâm olsun. Tenim ortaya açıla, Yakasız gömlek biçile. Bizi bir âsân vechile Yuyanlara selâm olsun. Salâ verile kastımıza, Gider olduk dostumuza. Namaz için üstümüze, Duranlara selâm olsun. Derviş Yunus söyler sözü, Yaş dolmuştur iki gözü. Bilmiyen ne bilsin bizi, Bilenlere selâm olsun,

    Yunus Emre
    1099Fetva
    Nevzat Akaltun
    ay. 140.

    YanıtlaSil
  28. En kuvvetliniz, gadab halinde öfkesini yenen, en haliminiz de intikam alacak vaziyette iken almayanınızdır.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)
    Sayfa: 71 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  29. Allah (z.c.hz.) zaiflerinin hakkını vermeyen ümmeti takdis etmez.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    Sayfa: 91 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  30. ٢٤٧٨ - الدُّعَاءُ مِفْتَاحُ الرَّحْمَةِ وَالْوُضُوءِ مِفْتَاحَ الصَّلَوةِ وَالصَّلَوةُ مِفْتَاحُ -

    الجَنَّةِ الديلمي عن ابن عباس

    2478- Dua rahmetin anahtarı, abdest namazın anahtarı, namaz ise cennetin anahtarıdır.

    ٢٤٧٩ - الدُّعَاءُ يَرُدُّ الْبَلاءَ (ابو الشيخ عن ابي هريرة) 2479- Dua belayı def eder.

    ٢٤٨٠ - الدَّعْوَةُ أَول يَوْمٍ حَقٌّ وَالثَّانِي مَعْرُوف والثالث رياء وسمعة

    الديلمي عن انس)

    YanıtlaSil
  31. Bir gün Rasûlullah beni çağırdı ve söyle

    z. Ali şöyle anlatır:

    buyurdu:

    <<-Senin Hz. İsa ile bir benzerliğin var. Yahudiler ona kızdılar ve annesi Hz. Meryem'e yalan ve iftiralar atıp bub- tanda bulunacak kadar aşırıya gittiler. Hristiyanlar da onu sevdiler ve bu hususta o kadar aşırı gittiler ki Hz. İsa'yı ol- madığı bir makâma çıkartmak istediler.>>

    Dikkat edin! Benim yüzümden iki nevi insan helâk olur: 1) Beni aşırı sevip ifrata kaçan, bende bulunmayan şeylerle beni medhedip övmeye çalışan insanlar,

    2) Bana buğzeden insanlar. Bana karşı beslediği kin ve kızgınlık onları hakkımda yalan ve iftiralar uydurup büh- tanda bulunmaya sevkeder.

    Dikkat edin! Ben bir peygamber değilim, bana vahiy de gelmiyor! Ancak ben Allah'ın Kitâb'ı ve Peygamber Efendimiz'in Sünnet'i ile gücüm yettiğince amel etmeye çalışıyorum. Allah'a itaat ve ibadet hususunda size ne em- redersem hoşunuza gitse de gitmese de buna itaat etmek, üzerinize vazifedir." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, I, 160)

    YANITLASİL

    yuksel8 Ağustos 2023 01:50
    Hz. Ali 'den 111 Hatıra
    Murat Kaya
    Erkam Yayınları

    YanıtlaSil
  32. 228

    Hazret-i All -radıyallahu anh don

    Kerbela/91

    Hr. Ali'nin mataracısı Ebû Abdullah'ın anlattığına göre Hz. Ali Siffin'e giderken Ninova hizasına gelince:

    "-Ebû Abdullah! Fırat kıyısında biraz dur! Ebû Abdullah! Fırat kıyısında biraz dur!" diye seslendi. Mataracı Ebû Abdul- lah:

    "-Niçin duracağız?" diye sorunca, Hz. Ali:

    "-Bir gün Peygamber Efendimiz'in yanına gitmiştim. Mü- bârek gözlerinden inci gibi yaşlar dökülüyordu.

    <<-Ey Allah'ın Peygamberi! Sizi böyle kim ağlattı?» diye sor- dum.

    «<-Biraz önce Cebrail yanımda idi. Hüseyin'in Fırat ki- yısında şehit edileceğini haber verdi. Onun toprağından sen de koklar mısın?» buyurdu.

    YanıtlaSil
  33. 229

    -Evet!» dedim. Hemen elini uzattı, bir avuç toprak alıp bana verdi. O an gözlerimin yaşını tutamadım" dedi. 102

    Hz. Hüseyin şöyle anlatır:

    "Babam Sıffin'e giderken Kerbelâ'ya uğramıştı. Ben de ya- nunda idim. Durdu. «> de- nilince:

    -Onların hayvanlarından aşağı indirilecekleri yer, işte bu- rasıdır. Kanlarının döküleceği yer işte burasıdır!>> dedi. Kendisi- ne bunun ne demek olduğu sorulunca:

    -Muhammed hanedanının yükleri, ağırlıkları işte burada indirilecek!» dedi."103 | 102. Ahmed, 1, 85; İbn-i Asâkir, IV, 328; Zehebîi, Siyer, III, 193; Heysemi, IX, 187. 103. Dineveri, Kitâbu'l-ahbâr, s. 251-253; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, IV, 328-

    329.

    YanıtlaSil
  34. 11 Eylül saldırısını kimin hangi niyetle ve nasıl yaptığı sorusu, tüm resmi hedef ve açıklamalara rağmen hâlâ cevabını arıyor. Bu saldırı, ABD'nin küreselliğine karşı bir atak mıdır, yoksa tersine ABD'yi gerçek bir küresel güç kılmaya zorlayacak asıl sahaya, Asya ve Ortadoğu'ya yönelmesini sağlayacak tetikleyici bir eylem midir? Akla gelen soru ve şüpheler çok fazla. Dünya siyasi tarihinde yeniden yeni bir dünya düzeninin miladı olabilecek bu olayın perde gerisi daha çok konuşulacağa benzer. Kim yaptı, neden yaptı, nasıl yaptı ve niçin yaptı? Bu soruların cevaplarını bulmak zaman alacak. Gazeteci-yazar Mutlu Çölgeçen bu süreci dikkate alarak bir serinin ilk kitabı olacak bu eserde olayın öncesi ve sonrasındaki şüpheleri gözler önüne sermeye çalışıyor. Amerikalı Senatör Hiram Johnson'ın ünlü deyişi ile: "Savaşın ilk kurbanı gerçeklerdir..."

    ABD 2004 yılı Başkan adayı LaRouche, 24 Temmuz 2001 günü, yani 11 Eylül'den tam 48 gün önce, BM'de ve Washington'da 250 kişi önünde verdiği video- konferansta, söylediği sözlerle sanki 11 Eylül'ün habercisiydi. ABD'nin malî kriz içinde bulunduğunu ve ülkenin Başkan Jim Carter'dan bu yana kötü yönetildiğini ileri süren LaRouche, konuşmasını şöyle sürdürüyordu: "Sistemimiz iflas etmiş durumda. Ulaşım, enerji, eğitim, sağlık sistemlerimizin tamamı, altyapı ve sanayimiz çöküş halinde. Halkın % 80'ini dar gelirliler oluşturuyor ve bunların durumu 1977'dekinden çok daha kötü. IMF ve balihazır politikalar devam ettiği, Wall Street ve Federal Rezerv sistemi mevcut hakimiyetini sürdürdüğü sürece, ABD'de kimse kendisi için bir tırmanma beklemesin. Bö giderse, belki Bush bile, başkanlık süresini tamam- layamadan çekilmek zorunda kalabilir. Çöküş, kendini birden bissettirmez; kötü politikalar devam eder ve kriz aniden gelir.
    Şüphe
    Sorular ve Senaryolar
    Mutlu Golgecen
    Kim
    Savaş'ın ilk kurban i gerçekler dır.

    YanıtlaSil
  35. Anlamı: "Allah'ım! Senden istenen şeylerin hayırlısını, duanın hayırlısını, kurtuluşun hayırlısını, işlerin hayırlısını, sevabın ha- yırlısını, hayatın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum. Beni dinimde sabit kıl, mizanda sevaplarımın ağır gelmesini nasip eyle, imanımı gerçek eyle, derecelerimi yükselt, namazımı kabul eyle, günahımı bağışla. (Allah'ım!) Senden cennette yüksek dere- celer istiyorum. Allah'ım! Senden benim için hayırları açmanı, işlerimin hayırla sonuçlanmasını, önceki, açığı ve gizlisi ile her türlü hayırı, cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden gelecekte olacak şeylerin hayırlı olanlarını, yaptıklarımın hayırlısını, gizli şeylerin hayırlı-

    YanıtlaSil
  36. BÜYÜK ZIRHLI VE SIRLI DUALAR

    sını, açık olan şeylerin hayırlısını ve cennette yüksek dereceler is- tiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden şanımı yükseltmeni, günahlarımı silmeni, işlerimi ıslah etmeni, kalbimi temizlemeni, tenasül uzvumu korumanı, kalbimi nurlandırmanı, günahımı bağışlamanı ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle. Allah'ım! Senden nefsim, kula- ğım, gözüm, ruhum, yaratılışım ve ahlâkım, ailem, hayatım ve ölümüm ve işlerim hakkında benden razı ol, hayır ve hasenatımı kabul eyle ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah'ım!) Duamı kabul eyle." (Hâkim, De'avât, No:1911)

    İmanla ölmek için bu duayı akşam sabah okumak icab eder. Çün- kü insanın en büyük saadeti imanla ölmektir. En büyük devlet iman devletidir. Para dünyada İnsanın sermayesi olduğu gibi, iman da ahi- retimizin sermayesidir.

    Hele İnsanın son nefesi çok mühimdir. Kelime-i Şehadet ile öl- mek, imanı muhafaza ederek emaneti sağlam olarak Hakk'a teslim etmek, ne büyük bir mürüvvet ve ne mutlu bir devlettir. En büyük sermaye imandır. İşte bu duayı devamlı okuyan insan, Allah'ın emri ile imanla çene kapatacaktır. Allah cümlemize iman nasip eylesin, âmin.

    YanıtlaSil
  37. küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör... Kökleri Nizamülmülk'e dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek.

    *Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı? *Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne? *Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü? *Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyet'in ilanı mı Lozan'ın imzalanması mı? *Cumhuriyet'i Osmanlı Derin Devleti mi kurdu?

    *İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasil tasfiye etti? *Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi? *Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?

    *İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti? *Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında 0, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı? *Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?

    *Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MİT görevlisido neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?

    YanıtlaSil
  38. 4.1. KİTAPLAR

    4.1.1. Huseyin Mûcib el-Misrî': Mu'cemu'd-devleti'l-usmaniyye (A) (Kahire: ed-Dâru's-sekâfiyye li'n-neşr) Mısır'ın ünlü Türkologlarından karşılaştırmalı edebiyatın ustası Huseyin Mûcib el-Misrî'nin hazırladığı Mu'cemu'd-devlet Osmaniyye bu alanda ilk olarak yazılmış sözlüklerdendir. Sözlük

    mukaddime (giriş) ve sözlük bölümünden oluşur. Sözlük bölümü ise

    genel sözlük ve Osmanlı hanedan üyelerine ayrılan bölüm olmak

    üzere iki kısımdan oluşur.

    Müellifmukaddimede Osmanlı Türklerinin İslam tarihi üzerindeki açıkça etkisini ortaya koyar. Onların topraklarını genişleterek farklı ırk, din ve dillerdeki toplulukları hakimiyetleri altına aldıklarına ve gerçek manadaOsmanlı Devleti'nin bir İslam Devleti olduğuna dikkat çeker (el-Misri, 1425/2004, 5).

    Burada Osmanlı hanedanından sultanların İslam'a bağlılıklan örneklerle detaylı bir şekilde anlatılır. Örneğin Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in, şemaili itibariyle Raşit Halifelerden Hz. Ömer'e benzediği; cömertliği misafirperverliği ile Hz. ve Peygamber'in anlattığı Müslüman profiline uygun olduğu belirtilir (el- Misri, 1425/2004, 5-6). Yine Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim kendisine hakimul-haremeyn (iki haremin yöneticisi) denmesine itiraz ederek hadimu'l-haremeyn (iki haremin hizmetçisi) olduğunu ifade etmiştir. Yine Yavuz Şeyhülislam Kemal Paşazâde'nin atının çamur sıçrattığı kaftanın çamuru ile kalmasına şu sözleriyle din adamına saygısını ortaya koymuştur: Durun, dedi. Temizlemeyin! Bana yeni bir kaftan getirin, üzerimi değişeyim. Bu çamurlu kaftanımı da öldüğümde sandukamın üzerine örtsünler. Çünkü, ülemanın atının ayağından sıçrayan bu çamurlar mübarek olup hürmet ve tazime layıktır (el-Misri, 1425/2004, 6). Yine Yavuz'unMısır'ın fethi ile birlikte Misir dönüşü diğer kutsal emanetlerle

    birlikte

    Türk Edebiyatı alanında doktora yapan ilk Arap müellifi olarak tanınan Hüseyin Mucib el-Misri, Türkçe, Farsça ve Urducada eserler veren, bu dillerdeki edebi eserleri karşılaştırmalı olarak ele alıp inceleyen önemli bir edebiyat araştırmacısıdır Doktora öğrenimi için geldiği İstanbul'dan, sağlık sorunları nedeniyle çalışmasın tamamlayamadan ayrılmak zorunda kalan Hüseyin Mucib'e, 1996'da Marmara Üniversitesi tarafından Fahri Doktora unvanı verilmiş, daha sonra da Türkive Cumhuriyeti Devlet Ödülü'ne lâyık görülmüştür. Yetmişe yakın eser telif etmiştir (İslamoğlu, Abdulmecit, 2010, 2 (9), 146-147. Ayrıca bk. Ishakoğlu, 2008, 5-22
    3.Uluslararası
    Sozlukbilimi
    Sempozyomu
    Bildiri Kitabı
    sy. 902.

    YanıtlaSil
  39. 4974- Kim Allah'in gazabını mucip olan hususlarla insanları hoşnut ederse, Allah daima onu onlara muhtaç kılar. Bir kimse de nası gücendirmek pahasına Allah'ı hoşnut ederse insanların kötülüklerine karşı, Allah ona kâfi gelir.

    ٤٩٧٥ - مَنْ أَرْضَى اللَّهُ بِسَخَطِ الْمَخْلُوقِينَ كَفَاهُ اللَّهُ مُوْنَةَ الْمَخْلُوقِينَ وَمَنْ أَرْضَى الْمَخْلُوقِينَ بِسَخَطِ اللَّه سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْمَخْلُوقِينَ" (الخليلي عن عمر وبــــن

    شعيب عن أبيه عن جده

    4975- Bir kimse halkı nazar-ı itibara almadan Allah'ı hoşnut ederse, Allah ona kâfi gelir. Allah'ı gücendirerek mahlukatı hoşnut ederse, Allah o mahlukatı kendisine musallat eder.

    ٤٩٧٦ - مَنْ أَرْعَبَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ مَلَأَ اللهُ قَلْبَهُ أَمْنًا وَايْمَانَا وَمَنْ انْتَهَرَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ آمَنَهُ اللَّهُ مِنَ الْفَزَعِ الأَكْبَرِ وَمَنْ اَهَانَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ رَفَعَهُ اللَّهُ فِي الْجَنَّةِ دَرَجَةً وَمَنْ لَآنَ لَهُ اذَا لَقِيَهُ تَبْشِيشًا فَقَدْ اسْتَخَفَّ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى

    مُحَمَّدٍ (كر عن ابن عمر)

    4976- Kim bidat sahibini korkutursa, Allah onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur. Kim bidat sahibini men ederse, Allah onu kıyametin çirkin manzarasından emin kılar. Kim bidat sahibini terslerse, Allah onun cennette bir derecesini yükseltir. Kim de onunla karşılaştığı zaman güler yüz gösterip yumuşak davranırsa, Muhammed'e indirileni istihfaf etmiş (hafife almış) olur. (Bidat sahibine Allah için buğzetmek vaciptir.)

    ٤٩٧٧ - مَنْ أُريدَ مَالَهُ بِغَيْر حَقَّ فَقَاتَلَ فَقُتِلَ فَهُوَ شَهِيدٌ رعب د ن ق ت صحيح عن ابن عمرو حم ٥ عن ابي هريرة

    4977- Kimin malı elinden alınmak istenip de bu uğurda karşı tarafla çarpışırken öldürülürse o şehittir. ٤٩٧٨ - مَنْ اِزْدَادَ عِلْمًا وَلَمْ يَرْدَدْ فِى الدُّنْيَا زُهْدًا لَمْ يَرْدَدْ مِنَ اللَّهِ إِلَّا

    بُعْدًا الديلمي عن على)

    4978- Kim dünyada ilmini artırıp da zühdünü artırmazsa

    Allah'tan daha da uzaklaşır.

    -1151-
    Ramuz ul Ehadis
    Hadis Ansiklopedisi
    Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
    2.cilt.sy.1151.

    YanıtlaSil
  40. sir, émail transparent recouvrant la faïnence, les poteries; couverte, f § enduit vitrifiable appliqué sur certaines poteries pour les imperméabiliser; glaçure, f § amalgame d'étain, qui sert à l'étamage des glaces; tain, m/-li cam: vitre dépoli / -lı sürahi: carafe en verre dépoli/⚫, boya süs çatlağı: craquelure, f/ (süs olsun diye) ya da cilâ çatlağı yapmak: v. tr. craqueler.

    sir, (rri): secret, m; confidence, f; arcane, m; relig. mystère m / meslek -ri: secret professionnel; arcane, m/ politikanın sırları: les arcanes de la politique / • kâtibi: secrétaire intime / bşi. (bk. den) etmek: faire un secret de qch.; faire (un) mystère de qch.; mettre du mystère à qch. / bk. nin -rını bilmek: avoir le secret de qn / sanat sırrı: secret de l'art / devlet sırrı: secret d'Etat / banka -ları: secrets des banques / imalat -ri: secret de fabrication / ⚫ verme: confidence, f /bk. ye⚫ vermek: faire une confidence à qn; confier un secret à qn; confier quelque chose à qn; dire qch. à qn sous le secret, à grand secret/ sana son bir ⚫ vereceğim: je vais te faire une dernière confidence / bşi. ⚫ olarak söylemek: dire qch. en confidence / bir sırrı saklamak: garder, entretenir un secret / bir

    YanıtlaSil
  41. 203 Sayılı günlerde (eyyam-i teşrikte) Al ah'ı anın. (Telbiye ve tekbir getirin). Kim ik ün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dön mek isterse, üzerine günah yoktur. Kim geri kalır- a, o zaman da kötülükten sakınan için günah yok ur. Allah'tan korkun ve bilin ki hepiniz O'nun hu uruna toplanacaksınız.

    (Bu âyetler Ahnes b. Şurayk hakkında indi. Gü el konuşan ve endamlı bir kimse olan Ahnes, mü afik idi. Resûlullah'ın yanına gelir, güzel sözlerle müslümanlık taslardı. Halbuki içi fenalık dolu idi Bütün işi gücü müslümanlara zarar vermekti. İşte yette böyle güzel konuşan, güzel davranan kimse ere hemen kanmamak, iyice emin olmadan kimseye güvenmemek gerektiği anlatılmıştır.)

    204 İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya - hayatı hakkında söyledikleri hoşuna gider. Hatta böyleleri, söylediklerinin kalbden geldiğine (sami- mi olduğuna) Allah'ı şâhit tutar. Halbuki o, ha- sımların en yamanıdır.

    205 O, dönüp gitti mi (senden ayrılıp bir iş başına geçti mi) insanlar arasında bozgunculuk etmek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için yeryüzünde koşar. Allah bozgunculuğu sevmez.

    206 O gibilere «Allah'tan kork!»» denilin- - ce işlediği günahlar sebebiyle benlik ve gurur ken- disini yakalar (da daha çok günah işler). Ceza ve azap olarak ona cehennem yetişir. Ne kötü yatak- tir o!

    YanıtlaSil
  42. 2322- Tesbih (namazdayken görülen bir hatayı bertaraf etmek sureti ile ikaz etmek) ise kadınlara mahsustur. için sübhânellâh demek) erkeklere, tasfik (ellerini birbirine vurmak

    ۲۳۲۳ - التَسْبِيحُ مِنَ الْغَازِي سَبْعُونَ اَلْفَ حَسَنَةٍ وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا

    الديلمي عن معاذ) 2323- Gazinin gazadaki tesbihi yetmiş bin sevap kazandırır, bir hasenin karşılığı ise ondur.

    ٢٣٢٤ - اَلتَسْوِيفُ شُعَاعُ الشَّيْطَانِ يُلْقِيهِ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ (الديلمي عن

    عبد الرحمن بن عوف) 2324- Tesvif (daha vakti var, ileride yaparım demek), şeytanın mü'minlerin kalplerine bıraktığı bir şuadır.

    YanıtlaSil
  43. الرَّاكِيَاتُ الْمُبَارَكَاتُ الطَّاهِرَاتُ ِللَّهِ (طب عن السيد الحسين)

    2317- "Ettehiyyötü lillahi ves salevátü vet toyyibótű (sooder ve rohmet sahibi) tahiyyat, zekiyyat (ziyade ve temizlik sahibi) mubare táhirát," bunların hepsi Allah'a layıktır.

    ٢٣١٨ - اَلتَّدْبِيرُ نِصْفُ الْعَيْشِ وَالتَّوَدِّدُ نِصْفُ الْعَقْلِ وَالْهَمَّ نِصْفُ الْهَرَمِ وَقِلَّةُ الْعِيَالِ اَحَدُ الْيَسَارَيْنِ (القضاعي عن على الديلمي عن انس)

    2318- Tedbir maişetin yarısıdır. İnsanlarla dostluk aklın yarısıdır, üzüntü ihtiyarlığın (vücud çöküşünün) yarısıdır. Az çocuklu olmak iki kolaydan biridir

    YanıtlaSil
  44. الرَّاكِيَاتُ الْمُبَارَكَاتُ الطَّاهِرَاتُ ِللَّهِ (طب عن السيد الحسين)

    2317- "Ettehiyyötü lillahi ves salevátü vet toyyibótű (sooder ve rohmet sahibi) tahiyyat, zekiyyat (ziyade ve temizlik sahibi) mubare táhirát," bunların hepsi Allah'a layıktır.

    ٢٣١٨ - اَلتَّدْبِيرُ نِصْفُ الْعَيْشِ وَالتَّوَدِّدُ نِصْفُ الْعَقْلِ وَالْهَمَّ نِصْفُ الْهَرَمِ وَقِلَّةُ الْعِيَالِ اَحَدُ الْيَسَارَيْنِ (القضاعي عن على الديلمي عن انس)

    2318- Tedbir maişetin yarısıdır. İnsanlarla dostluk aklın yarısıdır, üzüntü ihtiyarlığın (vücud çöküşünün) yarısıdır. Az çocuklu olmak iki kolaydan biridir

    YanıtlaSil
  45. ۲۳۱۰ - التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الاَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ عبد بن حميد والدار میت حسن قط ك عن ابي سعيد)

    2310- Emin ve doğru tacir, peygamberler, siddikler ve şehitlerle beraberdir.

    التَّوَدَّةَ فِى كُلِّ شَيْءٍ خَيْرٌ إِلا فِى عَمَلِ الآخِرَةِ (دك هب عن

    بن سعد عب ابيه سعد بن وقاص

    2311- Ahiret işi dışında, her konuda işi ağırdan almak

    570

    hayırlıdır.

    YanıtlaSil
  46. HARF: Dildeki seslerin karşılığı yazı ve çiz- gi türü sembollere denir. Kelimenin aslı Arapça olup "taraf, uç, yan; zirve, tepe; keli- me, kelâm" anlamlarına gelir. Çokluğu hu- rif ve ahruf tur. Alfabeyi meydana getiren

    YanıtlaSil
  47. seslerin her birine ait yazı türü işarete, belir- leyici olması itibariyle harf adı verilmiştir.

    Dillerde çokluk harflerle sesler arasında bir karşılık olmayabilir. Birkaç harf bir sesi karşılayabilir. Fransızcadaki Rousseau'da Ruso okunduğu gibi; "ou", u"; "eau" da "o" olmuştur. Arapçada da çokluk vavından son- ra yazılan elif okunmaz.

    Tek şeklin tek sesi göstermesi aşamalı ol- muştur. Önceleri, ağaca çentik atma gibi bir yol bulunmuş, sonra eşyanın resmi çizilmiş, bu resimler hem sesi, hem kavramı karşıla- mış; ancak, karışıklık meydana gelince, Çin- liler ve Japonlarda olduğu gibi, her hece için bir resim kullanılmış, zaman içinde de tek harfe ulaşılmıştır.

    Alfabe harflerini Batı Samîlerinden Ken- 'anîlerin milâttan önce 1700'de icat ettiği kabul edilir. Bu sistem göç yoluyla güneyde Main-Sebe, Himyer ve Habeş; kuzeyde Ku- zey Samî alfabe yazılarının temellerini teşkil etmiştir. Şimdiki alfabe sisteminin esası olan Fenike alfabesi de Kuzey Sami Alfabesinden doğmuştur. Fenike alfabesi, Aramî ve Yu- nan alfabelerinin kaynağıdır. Kullanmakta olduğumuz Latin alfabesi de Yunan alfabe- sinden alınmadır.

    YanıtlaSil
  48. edebiyatimizda isimler ve terimler
    Dr. Arslan Tekin
    Bilgeoguz
    sy. 495.

    YanıtlaSil
  49. ETÖ kumpasıyla akıl hastanesine yatırılan gazeteci Yüce Katircioğlu, Ankara Bilgi Locası'nda 14, dereceye kadar yükselmiş bir masondu. Örgüte ilişkin birçok gizli bilgiye vakıf olduğu locanın İsrail devleti namına çalıştığımı anladıktan sonra masonlarla mücadele etmeye karar verdi. 21 Kasım 1997'de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Suç duyurusu sümenaltı edilen Katırcıoğlu, sonraki yıllarda, özellikle yargıdaki mason biraderlerin kimler olduğunu yazdığı yazılarla ifşa etti. Yazıda hedef gösterilen kişilerin açtığı dava sonrası FETÖ'cü hakim ve doktorlar, Katırcıoğlu hakkında 'akıl sağlığı yerinde değildir' belgesi düzenledi. Ancak rapor hemen tatbik edilmedi. Katırcıoğlu, sonraki yıllarda bilhassa TSK içerisindeki masonlara dikkat çekip Mart 2015'te Ankara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne suç duyurusunda bulundu. Hakkındaki deli raporu 2018'de raftan indirilen Katırcıoğlu, Eskişehir Şehir Hastanesi'ndeki Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Birimi'ne (YGAP) kapatıldı. Önemli bilgilere sahip Katırcıoğlu'nun hayatından endişe ediliyor.
    Yeni Şafak
    Gündem
    3 Haziran 2020 Çarşamba

    YanıtlaSil
  50. Kıyamet alâmetlerinden biri de; köle ve câriyelerin artmasıdır ki bu, küfrün kemâle vardığında geri dönüşe ve düşüşe geçeceğine delâlet eden ve dinin hâkimi- yetini ve Müslümanların gâlibiyetini gösteren bir delildir. Duyurur.

    ilah yoktu ug

    Kıyâmet alâmetlerinden diğer bâzısı da; ganîmetin devlet olması, zekâtın borç olması, emânetin de ganîmet olmasıdır, yâni zenginlerin ve rütbe sahiplerinin ganîmet mallarını elden ele dolaştırıp onları hak edenlerine vermemeleri, zekat vermenin borç ödemek gibi zor gelmesi ve insanların bıraktığı emânetlerin ganimet gibi yerli-yersiz kullanılmasıdır ki, fetvâ, kaza, imâret, vizâret (müftülük, kadılık, vâlilik, bakanlık) ve diğer vazîfeler hep emânet sayılır. İşte zamânımızda gördüğün gibi bu vazîfeler ehli olmayanlara verildiği zaman kıyâmeti bekle!
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-u Mevlana eş - şeyh Mahmud en-Nakksibendi el - Müceddidi el - Halidi el-Ufi
    Kuddise Sirruhu
    Ahisla Yayinevi
    cilt. 15.sy.228.

    YanıtlaSil
  51. Kıyamet alâmetlerinden biri de; köle ve câriyelerin artmasıdır ki bu, küfrün kemâle vardığında geri dönüşe ve düşüşe geçeceğine delâlet eden ve dinin hâkimi- yetini ve Müslümanların gâlibiyetini gösteren bir delildir. Duyurur.

    ilah yoktu ug

    Kıyâmet alâmetlerinden diğer bâzısı da; ganîmetin devlet olması, zekâtın borç olması, emânetin de ganîmet olmasıdır, yâni zenginlerin ve rütbe sahiplerinin ganîmet mallarını elden ele dolaştırıp onları hak edenlerine vermemeleri, zekat vermenin borç ödemek gibi zor gelmesi ve insanların bıraktığı emânetlerin ganimet gibi yerli-yersiz kullanılmasıdır ki, fetvâ, kaza, imâret, vizâret (müftülük, kadılık, vâlilik, bakanlık) ve diğer vazîfeler hep emânet sayılır. İşte zamânımızda gördüğün gibi bu vazîfeler ehli olmayanlara verildiği zaman kıyâmeti bekle!
    Ruhu'l Furkan Tefsiri
    Hazret-u Mevlana eş - şeyh Mahmud en-Nakksibendi el - Müceddidi el - Halidi el-Ufi
    Kuddise Sirruhu
    Ahisla Yayinevi
    cilt. 15.sy.228.

    YanıtlaSil
  52. Nifak hareketlerinin ortaya çıkışı, müslü- manların organize bir topluluk ve siyasî bir güç olarak belirmeye başladığı Medine devrine tesa- düf eder. Bu devirde, İslâm'ın yayılışına engel olmak isteyen hizipler arasında müşrikler, yahu- diler ve hıristiyanlar yanında belki de en mühimlerinden biri münafıklardır. Çünkü diğer hizipler düşmanlıkta açık davrandıkları ve İslâm toplumunun dışında oldukları halde münafıklar, müslümanlr'ın arasında görünüşte mü'min tavrı sergilemişler ama, gizlice grup oluşturarak İslâm'ın gelişmesini engellemeye çalışmışlardır. Dolayısıyla bunlarla mücadelenin daha zor olduğu açıktır. Nitekim, Kur'ân âyetleri ile hadislerin konuya bakışı ve asr-1 saadette münafıkların meydana getirdiği nifak hare- ketleri bu tesbiti doğrular mahiyettedir..

    Hz. Peygamber, münâfıklara karşı uyguladığı eşsiz siyasetle, önce dış desteklerini kurutarak münafıkları yalnızlığa itmiş, ashâb arasında sağladığı İslâm kardeşliği, tevhid ve birlik şuuru ile iç huzur ve güvenliği sağlamıştır. Böylece Hz. Peygamber'in vefâtına doğru nifak hare- ketleri, müessiriyetini tamamen kaybetmiştir.
    Hz. Peygamber Devrinde
    Nifak Hareketleri

    Yrd. Doc. Dr. Ahmed Sezikli

    YanıtlaSil
  53. NASIL Kİ KUR'ÂN-I KERİM'E DOKUNABİLMEK İÇİN ZAHİREN ABDESTLİ OLMAK GEREKLİYSE, ONUN LÂHÛTÎ İKLİMİNE GİREBİLMEK İÇİN DE, BÂTINEN KALP TEMİZLİĞİNE DİKKAT EDİLMELİDİR. AKSİ HÅLDE GÜNAH KİRLERİYLE KARARMIŞ BİR KALP İLE KUR'ÂN-I KERİM'İN DERÛNÎ MANZARALARI SEYREDİLEMEZ.

    BU SEBEPLEDİR Kİ HAZRET-İ OSMAN ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:

    "EĞER KALPLERİMİZ TERTEMİZ OLSAYDI, RABBİMİZ'İN KELÂMINA DOYAMAZDIK."

    YanıtlaSil
  54. BUGÜN BÁTIL, HAKTAN RAHATSIZ OLUYOR. GAFLET UYKUSUNDA UYUYANLAR, KENDİLERİNİ İKAZ EDENLERDEN RAHATSIZ OLUYORLAR. NEFSĀNI

    ARZULARININ SORUMSUZCA BİR HAYAT GEÇMİŞTE MÜŞRİKLER, YALAN, İFTİRA, ALAY VE HAKARETLERLE, ÇIKARDIKLARI KUR'ÂN'IN SESİNİ İSTİYORLARDI. ONLARIN BUGÜNKÜ TEMSİLCİLERİ DE İSLAMOFOBİ MAVALINI İNSANLIĞA YUTTURARAK VE BUNU HER FIRSATTA ZİHİNLERE İŞLEYEREK İSLAM'IN NURUNU SÖNDÜRMEK İSTİYORLAR.

    PEŞİNDE

    YAŞAYANLAR, AHİRET GERÇEĞİNDEN KORKUYORLAR.

    GÜRÜLTÜLERLE

    BASTIRMAK VE

    SUSTURMAK

    YanıtlaSil
  55. MAALESEF GÜNÜMÜZDE EVLATLARIN SIRF DÜNYEVİ İSTİKBÂLİNİ DÜŞÜNEREK ONLARI CİDDÎ BİR KUR'ÂN TAHSİLİNDEN MAHRUM YETİŞTİRME GAFLETİ, KENDİNİ DİNDAR GÖREN ÂİLELERE BİLE SİRÂYET ETMİŞ DURUMDADIR. HALBUKİ KUR'ÂN TAHSİLİNİ İKİNCİ PLÂNDA GÖRMEK, DÜNYA VE ÂHIRET SAADETİNİ TEHLİKEYE ATAN, HAZİN BİR ALDANIŞTIR.

    YanıtlaSil
  56. ECDÂDIMIZ OSMANLI, KUR'ÂN'A CÂN U GÖNÜLDEN RAM OLUP ONU BAŞ TÁCI ETTİĞİ MÜDDETÇE, İZZET VE ŞEREFLE ÂLEME NIZAM VERDİ. BUNA MUKABIL, LÂLE DEVRİ VE TANZİMATTA OLDUĞU GİBİ O RUHANİYETTEN UZAKLAŞARAK TEN PLANINA, YANİ NEFSÂNİYETE DÖNÜLDÜKÇE, İLAHİ RAHMET VE NUSRET DE ÜZERLERİNDEN KALKMAYA BAŞLADI.

    CENÂB-I HAKK'IN ŞU ÎKAZI NE KADAR İBRETLİDİR:

    "ANDOLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HALA AKILLANMAYACAK MISINIZ?!" (EL-ENBIYA, 10)

    YanıtlaSil
  57. Dünyanın bütün ordularından güç lü bir tek şey vardır: Zamanı gel- miş bir fikir.>>

    Victor Hugo

    YanıtlaSil
  58. Bulmadım dünyada gönüle mekân Nerde bir gül bitse etrafi diken

    YanıtlaSil
  59. HZ. EBU BEKİR'İN ÖLÜMÜ

    Hz. Ebu Bekir ölüm yatağına yatınca kızı Hz. Aişe onun yanına geldi ve:

    "Ölüm gelip çattığı ve kalpte sıkıştığı zaman, artık servetinin sana faydası olmaz."

    Beytini okudu. Hz. Ebu Bekir gözlerini açtı ve şöyle dedi:

    Öyle konuşma. Yalnız;

    وَجَاءَتْ سَكَرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَوذَلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَجِيدُ

    "Bir gün ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir. Ey insan, işte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir."

    (Kaaf sûresi, âyet:19)

    Bu sözlerinden sonra da şunları söyledi: "Elbiselerim olan şu iki elbisemi yıkayın ve beni onlarla birlikte defnedin. Çünkü yaşayanlar yeni el- biselere muhtaç değildir."
    Ölüm ve Ötesi
    imam Gazali
    Seda Yayınları
    sy. 104.

    YanıtlaSil
  60. RİSALE-İ NUR'DAN Ehl-i dalâletin çoğu ceza almadan, ehl-i hidayetin de çoğu mükâfat görmeden buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir mahkeme-i kübraya, bir saadet-i uzmaya bırakılıyor.

    SÖZLÜK

    ehl-i dalâlet: dinden ayrılanlar, sapkınlar. ehl-i hidâyet: iman ve İslâm yolunda olanlar. mükâfat: ödül. saadet-i uzma: büyük

    mutluluk.

    YanıtlaSil
  61. 11 EYLÜL 2023

    düşen zengin, 2. Zillete düşen yüce kişi 3. Cahillerin oyuncağı hâline gelen bilge.

    . Barış, savaşın yokluğu anlamı- na gelmez; o bir erdem, bir ruh hali, bir iyilik, itimat ve adalet duygusudur. (Baruch Spinoza) Gücün yettiği kadar herkese iyilik et. Hiç şüphe etme, sana bundan ancak iyilik gelir. (Kutadgu Bilig)

    UK DUAMIZ

    İDARE SANATI

    • Şerefli bir makama yükselmek zordur, oradan düşmek ise pek kolaydır. Tıpkı ağır bir taş gibi; kaldırması ne kadar zorsa, indir- mesi o kadar kolaydır.

    Eflatun şöyle demiş: Bir yöne- tici, tam anlamıyla muktedir olunca fıtratında iyilik ve kötü lükten hangisi varsa emri altın- dakileri ona yönlendirir.

    Eflatun, "Gönlüm yalnız şu üç şeyden incinmiştir" der: 1. Fakir

    YanıtlaSil
  62. İmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur'dadır. Kastamonu Lahikası

    YanıtlaSil
  63. İmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur'dadır. Kastamonu Lahikası

    YanıtlaSil
  64. Vatan hainlerini putlastirdilar
    kahramanlastirdilar
    Mustafa Kemal ve İnönü
    İslam dini oldurulecek
    Yahudiler ve masonlar
    Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz.
    Haim Naum
    Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle)
    istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag
    17 Ocak 1988
    Nokta Dergisi....
    atılmıştır.

    YanıtlaSil
  65. Vatan hainlerini putlastirdilar
    kahramanlastirdilar
    Mustafa Kemal ve İnönü
    İslam dini oldurulecek
    Yahudiler ve masonlar
    Biz Turkleri savaşarak yenemiyecegiz, ancak İslam dininden çıkartarak yenebiliriz.
    Haim Naum
    Mustafa Kemal ve inonuyu dost bulmuş (İslam dinine dusman) ve böylece Turkiye Cumhuriyetin temelleri dinsizlikle....... (Lozan in gizli madde leriyle)
    istisna olarak Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti aciklanabilseydi Turkiye de her şey degisebilirdi (İsmet Bozdag
    17 Ocak 1988
    Nokta Dergisi....
    atılmıştır.

    YanıtlaSil
  66. İslâm dini, fâizi kesinlikle yasaklamış ve fâiz- le iştigal etmenin hem dünyada hem de âhirette za- rarlı olduğu açık bir şekilde anlatılmıştır. Bu gün bazı kimseler bu mevzuda tereddüde düşüyorlar, bir türlü akılları almıyor veya ermiyor. İslâm'da fâizin haram edilmesi, evvel emirde diğer haram- arda olduğu gibi bir imtihandır. Gerçek ma'nada müslüman olabilmemiz için kendi aleyhimize de ol- sa onu kabul edip uygulamak zorundayız. Diğer bir husus, dünya çapında büyük iktisatçıların çoğu da âizi toplum için zararlı görmektedir. Bir müslüman nkâr etmeksizin fâiz alır veya verirse günahkâr lur, ama İslâm'dan çıkmaz. İnkâr eden ise İslâm'- dan uzaklaşır. kaçınalım.)
    Kur'an i Kerim ve Türkçe Açıklamalı Tercümesi
    sy. 46.

    YanıtlaSil
  67. En Büyük Şifre!

    Rabbin ismiyle, yani «besme- le» ile okumak, idrâkin ve is- tifâdenin en büyük şifresidir.

    Cenâb-ı Hak, izzetine yemin ederek vaadde bulundu ki,

    Mü'min bir kul bir işe başlarken besmele çekerse o iş kendi- sine bereketli kılınacaktır.

    Şairin dediği gibi:

    Öyle bir söz ki, sözün tâcı, özün şifresidir, En çözülmez düğümün, besmele. tek çâresidir. (Seyri)

    YanıtlaSil
  68. Sır ve Hikmet - 2-
    Osman Nuri Topbaş
    sy. 264.

    YanıtlaSil
  69. Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 117 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  70. 4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir tane bulunursa o da Hattab'ın oğludur. Çünkü hak Ömer'in kalbinde de dilinde tahakkuk etmektedir.

    ٤٨٠٠ - مَا مِنْ نَبِي إِلا لَهُ نَظِيرٌ فِى أُمَّتِي وَأَبُو بَكْرٍ نَظِيرُ إِبْرَاهِيمَ وَعُمَـــ نَظِيرُ مُوسَى وَعُثْمَانُ نَظِيرُ هَرُونَ وَعَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِب نَظِيرى وَمَنْ سَرَّهُ اَنْ يَنْظُرَ الى عِيسَى عِيسَى بْنِ مَرْيَمَ فَلْيَنْظُرْ إِلَى أَبِي ذَرِ الْغِفَارِي * (كر عن انس)

    4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekr İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Osman Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l-Gifari ye baksın.
    Ramuz ul Ehadis
    Hadis Ansiklopedisi
    Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
    cilt. 2.
    sy.1115.

    YanıtlaSil
  71. Hz. Ali anlatıyor:

    Peygamber Efendimiz'in yanında idim. Efendimiz:

    “-Kadın için en hayır şey nedir?" buyurdular.

    Orada bulunan herkes sustu, bir cevap veremedi. Eve dön- düğümde Hz. Fâtıma'ya:

    "-Kadın için en hayır şey nedir?" diye sordum.

    "-Kadınların erkekleri görmemesi, erkeklerin de kadın- lanı görmemesi" cevabını verdi. Bunu Nebiyy-i Ekrem Efen- dimiz'e naklettiğimde:

    "-Şüphesiz Fâtıma benden bir parçadır" buyurdu. (Ali el-Müt-

    taki, XVI, 602/46012; Heysemî, IV, 255)
    Hazreti Ali den 111 Hatıra
    sy. 69.

    YanıtlaSil
  72. ► Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur. (atasözü). Zorbalıkla varlık sa-

    hibi olanın sonu kötü olur.

    Zurnanın zirt dediği yer. (deyim).

    Sürdürülen işin en önemli yeri.

    YanıtlaSil
  73. ZULFU YARE DOKUNMAK İş başında olanları ya da hatırlı, nüfuzlu kişileri gücendirecek söz söylemek, darılmalarına yol açmak.

    "Şöyle güzel bir üslupla, zülfü yare dokundurmadan her şeyi bir bir anlatmaya çalış.

    YanıtlaSil
  74. Bakalım devletin derin devlete karşı mücadelesi nerelere gelecek. Adalete gerçekten güvenecek miyiz yok- sa seçilmişlerle atanmışlar arasındaki bu mücadele, yine gözlerimizi bağlayacak mı?

    Susurluk'u unutturmayacağını söyleyenler susalı çok oldu. Bakalım Ergenekon ne olacak?
    Ergenekon un Derinlerinde
    Hazırlayan :Cem Aydın
    sy. 7.

    YanıtlaSil
  75. Tarihin akışı, insanlığın İslâmı nizam olarak ka- bul etme istidadını gittikce kökleştiriyor. İnsanlar arasında şûrà düşüncesi, insanlığın birliği düşüncesi, ve tek alemşumul devlet gibi düşünceler gittikce kuv- vet kazanmaktadır. Yeryüzündeki büyük güçler ise, çeşitli hastalıklara yakalanmış yıkılmaya doğru git- mektedirler. Halklarımızın da uyanıp İslâma dönüşü yavaş yavaş başlamıştır. İslâmi bir devletin kurulma- sı âmilleri gün geçtikçe büyümektedir. Yerel düzen- lerle diğer düzenlerin bozukluğunun birçok kimse tarafından duyulmasından daha büyük amil mi olur?

    YanıtlaSil
  76. Siz öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, fukahası çok, hutebası az, istiyeni az, vereni çok, işte böyle zamanda amel ilimden hayırlıdır. Size öyle bir zaman gelecektir ki, fukahası az, hatibleri çok, istiyeni çok, vereni az. O zamanda ise ilim amelden hayırlıdır.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Said (r.a.)
    Sayfa: 135 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  77. Bu Kur'an, hoşlanmıyan için gayet zordur. Ona ısınana ise gayet kolay gelir. Hadisime gelince, hoşlanmıyan için gayet zor, tâbi olan içinse gayet kolaydır. Bir kimse benim hadisimi dinler, hemen hıfz eder ve tatbik ederse mahşerde Kur'anla haşrolur. Hadisime ehemmiyet vermiyen ise Kur'anı hor görmüş olur. Kim de Kur'anı hor görürse dünya ve ahirette hüsrana düşer.
    Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    Sayfa: 133 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  78. "Elbette kendilerine peygamber gönderilenlere de gönderilen peygamberlere de soracağız. 17

    (Araf. 7/6)

    "Andolsun ki, Biz, her ümmete, Allah'a

    ibadet edin. Putlara tapmaktan sakının! diye bir peygamber gönderdik. Ama içlerinden bir kısmına Allah hidâyet verdi. Bir kısmına da sapıklığa düşmek hak oldu.

    Yeryüzünde gezin de görün. Peygamberleri yalanlayanların sonu nice

    olmuştur"

    (Nahl, 16/36)

    YanıtlaSil
  79. Kur'an-ı Kerim 'e göre
    Peygamber ler
    ve Tevhid Mücadelesi
    Prof Dr. İsmail L. Çakan
    N. Mehmed Solmaz
    Altınoluk

    YanıtlaSil
  80. ardan önce danışma ve yoklama (istihbarat) usûllerine baş vurdu. Kendi endine birtakım diplomasi plânları kurdu. Düşüncesini uygulamaya koydu. Elçileri hediyelerle Süleyman (a.s.)'a gönderdi...

    Elçiler, Süleyman (a.s.)'ın huzuruna çıktılar. Hediyelerini sundular. Sü- yman (a.s) hediyeleri kabul etmedi. Elçilere şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size vermediğinden daha hayırlıdır. Belki siz hediyenizle

    Elçilerin reisine hitaben:

    böbürlenirsiniz.."

    Don onlara! and olsun ki, önüne geçemiyecekleri ordularla onlara ge- r, onları hor ve hakir oldukları halde ordan çıkarırım."28 Melikenin elçileri hediyeleriyle ülkelerine geri döndüler...

    Melikenin Tahtı

    Süleyman (a.s.) ordusunun ileri gelenlerini topladı. Onlara: Ey seçkin topluluk! Onlar bana teslim olmalarından önce, melikenin tahtını hanginiz bana getirebilir?" dedi. Cinlerden (kuvvetli ve becerikli olan) bir ifrit: sana getiririm. Eminim ki bu-

    na gücüm yeter!" dedi.

    Kendinde ilâhî kitabdan bir ilim bulunan biri:

    "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm," dedi. 29 Çok geçmeden Süleyman (a.s.) tahtı yanında buldu ve şöyle konuştu;

    Bu Rabbimin fazlındandır!. Beni imtihan etmek içindir. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım?

    Kim şükrederse, kendisi için şükretmiş olur; kim de nankörlük ederse,

    muhakkak ki Rabbim onun şükrüne muhtaç değildir. O'na yine de nimet ve-

    Süleyman (a.s.), benzeri bir kaşkasına verilmemiş saltanat ve nimetleri,

    sonsuz şükür ile karşılıyordu. Insanlara örnek oluyordu. Kavuşulan her nimet, şükür ve Allah'a bağlılığı arttırmalıydı. Kulu azdır- mamalı, saptırmamalıydı... Bir tarafta melike yol hazırlıklarını sürdürüyordu. Öte yanda Süleyman

    (a.s.) etrafındakilere şu emri veriyordu.

    28. en-Neml 27/36-37. 29. en-Neml 27/38-40.

    30. en-Neml 27/40.
    Kur'an İ Kerim e Göre
    Peygamber ler ve Tevhid Mücadelesi
    Prof Dr İsmail L. çakan

    N. Mehmed Solmaz
    Altınoluk
    sy. 173

    YanıtlaSil
  81. Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 344 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  82. 25. MENKIBE: Sahih rivayetle bildirilmiştir ki, Resulullah Aley- hisselâm buyurdu:

    Allah bir bostan halk etmiştir. O bostanda dört ırmak yarat- mıştır, kendi kudret ve nusreti ile. Biri İkrar ırmağı, biri Tevhid ırma- ğı ve biri de Kelâmı ırmağı. Her ırmağa dört bucak tayin etti. Evvelâ Ebubekir muhabbetini bir bucağa koydu. İkinci Ömer muhabbetini bir bucağa koydu. Üçüncü Osman muhabbetini bir bucağa koydu. Dördüncü olarak da Ali muhabbetini bir bucağa koydu. Her köşede se on ağaç halk etti. Ebûbekir muhabbetinin köşesinde halk ettiği n ağaç şunlardır:

    YanıtlaSil
  83. 476

    DÖRT HALIFE'NİN MENKIBELERI

    1. Şehadet ağacı.

    2. Havf ağacı.

    3. Rica agaci.

    4. Şevk ağacı. 5. Cehd ağacı.

    6. Hayr ağacı.

    7. Şükür ağacı.

    8. Tevazu ağacı.

    9. Nusret ağacı.

    10. İhlas ağacı. Ömer muhabbetinin köşesinde halk ettiği on ağaç ise şunlardir

    1. Emanet ağacı.

    2. Salâbet ağacı. 3. Şefkat ağacı

    4. Inabet (*) ağacı. 5. Muhabbet ağacı..

    6. İhlas ağacı.

    7. Kanaat ağacı.

    8. Rıza ağacı.

    9. Temyiz ağacı.

    10. Tevfik ağacı.

    Osman muhabbetinin köşesinde halk ettiği on ağaç ise şunlardır:

    1. Vefa ağacı.

    2. Hasyet ağacı.

    3. Hürmet ağacı.

    4. Müvaneset (Alışıklık

    , ülfet ve ünsiyet) ağacı.

    5. Tevekkül ağacı. 6. Hamiyet ağacı.

    7. İlim ağacı.

    8. Hilim ağacı.

    9. Seha ağacı.

    10. Haya ağacı.

    Ali muhabbetinin köşesinde halk ettiği on ağaç ise sunlardır:

    1. Şefaat ağacı.

    2. Sahavet ağacı.

    3. İstikamet ağacı.

    4. Namaz ağacı.

    (*) Inabet: Asilikleri ve kötülükleri terk ile hakka rücu etmek.

    YanıtlaSil
  84. HZ. EBÛBEKİR, HZ. ÖMER, HZ. OSMAN VE HZ. ALÍ

    5. Sabır ağacı.

    6. İstitâat ağacı.

    7. Zühd ağacı.

    8. Rahmet ağacı.

    9. Yakîn ağacı.

    10. Sadâkat ağacı.

    YanıtlaSil
  85. 2054. Kibirden de sakının. Çünkü şeytana Adem'e secd ettirmeyen şey budur. Ihtirastan da kaçının. Zira Hırs, Adem'i ma'lum agactan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de uzak durun. I Ademoğlundan biri, diğer kardeşini kıskanma yüzünden öldürmüştü Fte bunlar, her hatanin aslidir..

    YanıtlaSil
  86. Siyaset ehli, Kur'an'ın "Birinin hatasıyla başkası me'sul olmaz prensibini esas almalıdır.
    (E.L.) 2:83.
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Kulliyatı Fihrist Ve Indeksi
    Ismail Mutlu
    sy.408.
    Tevazu bazan Kufran-ı nimet olur.
    sy.411.

    YanıtlaSil
  87. Zurnanın zirt dediği yer : Sürdür ulmekte olan bir işin en nazik yeri.
    Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü
    sy. 384.

    YanıtlaSil
  88. 71. Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?

    (Rivayete göre Hayber yahudilerinden 12 kişilik bir hahamlar topluluğu günün ilk saatlerinde güya İslâm'a girecekler, fakat akşama doğru, kendi kitaplarına baktıklarını, Hz. Muhammed'in risaletine dair bir işarete rastlamadıklarını öne sürerek İslâm'dan döndüklerini söyleyecekler, böylece müslümanların kendi dinlerinden dönmelerine önayak olacaklardı. İşte aşağıda meâli verilen âyette onların bu planına işaret edilmektedir).

    72. Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi: «Müminlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler.

    YANITLASİL

    yuksel26 Eylül 2023 22:24
    78. Ehl-i kitaptan

    bir

    gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini egip bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadıkları halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar.

    79. Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğumuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.

    (Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın tanrı olduğunu iddia etmişlerdir ki, Hz. İsa'nın gerçek dininde bulunmayan ve Allah'ın birliği ile asla bağdaşmayan bu iddia, İslâm inancına göre tamamen bâtıldır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in muhtelif âyetlerinde bildirildiğine göre Hz. İsa, kendisinin Allah'ın kulu olduğunu, Allah'ın kendisine Kitap gönderdiğini ve Peygamber kıldığını söylemiş (Meryem 19/30-36), kendisinin ve annesinin tanrı olduğu iddialarını şiddetle reddederek, Allah'ı şirkten tenzih etmiştir. [Mâide 3/116-117])

    YANITLASİL

    yuksel26 Eylül 2023 22:25
    Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Açıklamalı Meali
    sy. 59,60.

    YANITLASİL

    yuksel26 Eylül 2023 22:28
    Al-i İmran Suresi
    Cüz 3. Süre. 3.

    YANITLASİL

    yuksel26 Eylül 2023 22:34
    83 Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde onlar (Ehl-i Kitap), Al- lah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O'na döndürüleceklerdir.

    (Bu âyetlerde insanoğlunun psikolojik bir davranışı, çok ince ifadelerle anlatılır. Söyle ki: İnsanda sürükleyici güce sahip bir inat ve itiraz duygusu vardır. Bu duygunun tesirine kapılan in- san, karşısındakinin haklı olduğunu bildiği halde bir türlü kabul etmez, yani nefsine mağlup olur. Şu halde insan, belirtilen inatçı duygusuna karşı koymak suretiyle, nefsine hakim olmalı ve gerçeği kabul etmesini bilmelidir.)

    YanıtlaSil
  89. Çünkü o, bana karşı çok lütüfkârdır." demişti.54 Bu ki, peygamber vaadiydi. Yerine getirilmeliydi. Ibrahim (a.s.) sözünü hatırladı. Babasının afvı için Allah'a şöyle yalvardı:

    "Babamı da bağışla! Çünkü o, sapıklardandır. "55 Ibrahim (a.s.) Allah'ın dostuydu. Babasına karşı da baba saygısıyla doluydu. Babasının afvı için dua etti. Kâfirin afvı için dua edilmeyeceğini elbette bilirdi. Ancak; "Ibrahim'in babası için mağfiret dilemesi; sadece ona verdiği bir sözden

    ötürü idi. Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca, ondan uzaklaştı. Doğrusu

    Ibrahim, çok içli ve yumuşak huylu idi."56

    Ibrahim (a.s.)'in bu duası kabul edilmedi. Kâfir'in afvı için dua etmek, mü'mine örnek gösterilmedi. 57

    Mü'min, kâfir'e ancak imana kavuşması için dua ederdi. Bu, dinimizde de böyleydi. "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta

    tapanlar için mağfiret dilemek, peygamberlere ve mü'minlere yaraşmaz."

    Islâm'da dua;

    Mü'mine mağfiret,

    Kâfire hidayet için yapılırdı. Ötesi Allah'a kalırdı....

    Ibrahim (a.s.)'ın bundan sonraki hayatı Lût (a.s.), Ismail (a.s.) ve Ishak

    (a.s.)'ın hayatı ile iç içeydi. Bunlar ki, Allah'ın şu övgüsüne mazhar olmuş seçkin kişilerdi:

    "Onları buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık. Onlara iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik.

    Onlar bize kulluk eden kimselerdi."59 Bize düşen bu "kimseleri" izlemekti...

    Sallellahu aleyhi ve sellem

    54. Meryem 19/47.

    55. eş-Şuara 26/86.

    56. et-Tevbe 9/114. 57. el-Mumtahine 60/4, Ancak; kâfire dua edilmeyeceği Ibrahim (a.s.)'a vahyedilmeden önce O'nun ana ve babasını da içine alan bir duası Kur'ân-ı Kerim'de yer almıştır... O'nun bu duası mü'min anne ve babaya yapılacak en güzel duadır. Meâli şöyledir, -Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle! Rabbimiz! Duamı kabul

    buyur! Rabbimiz! Hesap görülecek günde beni, anamı - babamı ve inananlan

    bağışla!" (Ibrahim 14/40-41). 58. et-Tevbe 9/113. 59. el-Enbiya 21/73.

    YanıtlaSil
  90. Kur'an-ı Kerim e Göre Peygamber ler ve Tevhid Mücadelesi
    Prof Dr. İsmail L Çakan
    N. Mehmed Solmaz
    Altınoluk
    sy. 70.

    YanıtlaSil
  91. BAŞLARKEN YUMURTAYI HANGİ UCUNDAN KIRMALI?

    Türkiye'de üzerinde ne kadar çok konuşulursa konu- şulsun bir türlü hitama erdirilemeyecek konuların sırala- ması varsa herhalde en başta geleni Derin Devlet kavra- mıdır.

    Adeta; 'yumurtayı hangi ucundan kırmalı' konulu bir toplumsal çatışmanın yıllar süren 'asimetrik savaşının' an- latıldığı 'Güliver'in Gezileri'nde olduğu gibi Derin Devlet kavramı da sizin meseleye hangi tarafından baktığınızla doğru orantılı olarak şekil, renk, doku ve hatta koku de- ğiştirir.
    Derin Devletin Rengi Yeşil
    Aytekin Gezici
    Tutku
    sy. 16.

    YanıtlaSil
  92. CAMI UL USUL ZEYLI

    11 Emmare,

    2 Levvame,

    3 Mülhime.

    4 Mutmainne,

    5- Radiyye,

    6- Mardlyye,

    Nefsi Emmare: Kötülüğe çok çok teşvik eden nefs demektir. Bu nefsin rengi mavidir. Bu nefsin islâhı için yüz bin kere Lailahe illallah zikrini tekrarlamalıdır.

    Nefsi Levvame: Sahibini yaptığı kötülükten dolayı yadırgayan nefs demektir. Bu nefsin rengi sarıdır. Bu nefsin doho iyi duruma gelmesi için yüzbin kere Allah kelimesini zikir olarak tekrarlamalıdır.

    Nefsi Mülhime: İyilik yapmak için sahibini zorlayan ve ona ilham veren nefistir. Bu nefsin rengi de kırmızıdır. Bu nets için de doksan bin kere Hû zikri celilinin okunması lâzımdır.

    Nefsi Mutmainne: Sükûnete ve huzura kavuşan

    nefstir. Bu nefis için de yetmiş bin kere Hayy zikrini tekrarlamalıdır.

    Bu nefsin rengi beyazdır.

    Nefsi Radiye: Allah'tan razı olan nefis demektir. Ren- gi yeşildir. Bunun için de doksan bin kere Kayyum zikrine devam etmelidir.

    Nefsi mardiye: Yüce Allah'ın razı olduğu nefisdir. Bu nefsin rengi siyahtır. Bunun için de yetmiş beş bin kere Rahman ik rini tekrarlamalıdır.

    Nefsi kâmile: Her yönde olgunlaşmış ve kemale ermiş nefstir. Bu nefs herkes için iyilik ister; kâfire îman, günahkara, tev be arzular. Bu nefis için de yüzbin kere Rahîm zikrini tekrarlamak gerekir. Bu nefsin belli bir rengi yoktur. Diğer altı rengin bütün kendisinde dalgalar halinde bulundurur. Bu, nefislerin son durağı v asil gaye olanıdır. Bu nefse sahip olan kimse artık halkı İrşad elm görevini üstelenecektir. Yüce Allah Kur'ân-ı Kerimde:

    Sizin içinizden size bir peygamber geldi» diye buyurmuştur Bu dereceye erişen kimsenin nefsi artık ruhunun emrine
    Cami'ul Usul
    Veliler ve Tarikat larda Usul
    Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
    Pamuk Yayınları
    sy. 428.

    YanıtlaSil
  93. Beyazidi Bistaminin deyişiyle Aramakla bulunmaz, ancak bulanlar arayanlardir.

    YanıtlaSil
  94. يُسْتَحَل الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالْفَرْجُ (طب عن عمران)

    Dört fitne olacak. Birinde adam öldürmek helâl 3725- sayılacak. İkincisinde hem adam öldürmek, hem de malını gasb etmek helâl sayılacak. Üçüncüsünde de adam öldürmek, malını gasp edip zina etmek helal sayılacak.

    ٣٧٢٦ - سَتَكُونُ عَلَيْكُمْ أَئِمَّةٌ يَمْلِكُونَ اَرْزَاقَكُمْ يُحَدِ ثُونَكُمْ فَيُكَذِبُونَكُمْ وَيَعْمَلُونَ فَيَسْتَبُّونَ الْعَمَلَ ثُمَّ لاَ يَرْضَوْنَ مِنْكُمْ حَتَّى تُحَسَنُوا قَبِيحَهُمْ وَتُصَدِ قُوا كِذَّبَهُمْ فَاعْطُوهُمُ الْحَقَّ مَا رَضُوا فَإِذَا تَجَاوَزُوا فَقَاتِلُوهُمْ فَمَنْ قُتِلَ عَلَى ذَلِكَ فَهُوَ شَهِيدٌ البغوى طب عن ابى سلالة قاب البغوى واهي الام

    وفيه عدد مجهولون

    3726- Başınıza öyle emirler geçecek ki, rızıklarınıza malik olacaklar, size konuştuklarında yalan söyleyecekler, doğru yapıyormuş gibi davranacaklar. Kendi çirkin davranışlarını güzel görmedikçe, yalanlarını doğru saymadıkça sizden katiyyen razı olmazlar. Hoşnut oldukları müddetçe haklarını verin. Eğer aşırı hareket edip tecavüze kalkışırlarsa, öldürün. Kim bu uğurda öldürülürse şehittir.

    YanıtlaSil
  95. ٣٧٢٧- ستكون بُعْدِى فِتَنٌ مِنْهَا فِتْنَةُ الإخلاس يَكُونُ حَرَّبِّ وَهَرَبِّ ثم

    بَعْدَهَا فِتَنْ أَشَدُّ مِنْهَا ثُمَّ تَكُونُ فِتْنَةٌ كُلَّمَا قِيلَ القَطَعَتْ تَمَادَّتْ حَتَّى لا يَبْقَى بَيْت الا دَخَلَتْهُ وَلاَ مُسْلِمٌ إِلا تَلَتْهُ حَتَّى يَخْرُجُ مُسْلِمٌ مِنْ عِتْرَتِي (نعيم بن نّ

    حماد عن ابي سعيد عن جابر

    3727- Benden sonra bir çok fitneler zuhur edecek, onlardan biri de Ehlas fitnesidir. O fitnede harp ve kaçış olacak. Ondan sonra daha şiddetli bir fitne başgösterecek. Sonra bir fitne daha. İşte fitne bitti dendikçe bitmeyecek, yine devam edecek. İçine girmedik ev kalmayacak, bulaşmadık hiçbir müslüman da görülmeyecek. Bu fitne Ehl-i Beytim'den bir müslümanın (Mehdi'nin) çıkmasına kadar devam edecek.

    YanıtlaSil
  96. CİMRİ KİMDİR?" DİYE SORULDUĞUNDA EFENDİMİZ

    -İSMİMİ DUYDUĞUNDA BANA SALEVAT GETİRMEYEN KİMSE!" BUYURDU. (BKZ. TİRMİZİ, DEAVAT, 100)

    İŞTE CÖMERTLİK VE CİMRİLİK BAHSİNDEKİ BU NEBEVI BAKIŞ TARZINI, DİĞER SALİH AMELLERE DE TEŞMİL ETMEK MÜMKÜNDÜR. BUNA GÖRE;

    -İMKANI OLDUĞU HALDE ALLAH İÇİN YAPABİLECEĞİ BİR HAYIRDAN MAZERETSİZ OLARAK GERİ DURMAK DA BİR NEVİ CİMRİLİKTİR.

    -SIHHATI VE GÜCÜ YERİNDEYKEN NEFSİNE UYARAK KULLUK GAYRETLERİNDEN UZAK KALMAK DA CİMRİLİKTİR.

    HAKKI VE HAYRI SÖYLEME MEVKİİNDE BULUNUP DA ZULUM VE HAKSIZLIKLARA KARŞI SUSKUN KALMAK DA CİMRİLİKTİR.

    -KABİLİYET VE İSTİDADI VARKEN, İSLAMIN İNTİŞĂRI YOLUNDAKİ TEBLİĞ VE İRŞAD HİZMETLERİNDEN GERİ DURMAK DA, BÜYÜK BİR CİMRİLİKTİR.

    YanıtlaSil
  97. GÜNÜMÜZDE BİLGİYE SANİYELER İÇERİSİNDE ULAŞMAK MÜMKÜN HALE GELDİ.

    İNSANLIĞIN GEREK İMAN, GEREK AHLAK VE GEREKSE SOSYAL AÇIDAN BUNALIM İÇERİSİNDE KIVRANMASININ SEBEBİ, BİLGİSİZLİK DEĞİLDİR. ASIL ZULÜM, BUNALIM VE ÇARESİZLİKLERİN ALTINDA EZİLEN VE MUTSUZ BİR HAYATI YAŞAMAYA ZORUNLU OLARAK RAZI OLAN İNSANLIĞIN TEMEL PROBLEMİ AHLAKİ DEJENERASYONDUR/ YOZLAŞMADIR. HER KESİMİN CİDDİ SIKINTISI AHLAKÎ BUNALIMDIR.

    YanıtlaSil
  98. MODERN ZAMAN CÂHİLİYESİ İLE KADİM DÖNEM CÂHİLİYESİNİN BENZER VASIFLARINDAN BİRİ, İBRET ALMAMAK İÇİN TÜM MUSİBET VE FELAKETLERİ TEVİL EDECEK CESARETİ KENDİNDE BULUYOR OLMASIDIR. GEÇEN İNSAN ÜMMETLERDE BELKİ BİR KAVMİN TAMAMINA TAALLUK EDECEK MİKTARDA BİR KİTLEYİ İHATA ETMESİNE RAĞMEN İBRET ALMAMAK AYRI BİR ÇABA GÖSTERİLMESİ, İMTİHANA KILIF BULUNUP TEVİL EDİLMEYE ÇALIŞILMASI, TARİFİ MÜMKÜN OLMAYAN

    GÜNÜMÜZDE TEK

    SEFERDE HAYATINI KAYBEDEN VEYA

    İMTİHANDAN

    SAYISI GEÇMİŞ

    BİR VİCDAN MAHRUMİYETİNİ İFADE ETMEKTEDİR.

    YanıtlaSil
  99. MEHMET BÜYÜKMUTU

    Cahiliye sadece bir iman, bilgi ve iti- kat problemi değil; bilakis gücü, aris- tokrasiyi, egemenliği, idare tutkusu- nu, itibar düşkünlüğünü ve sahip ol- duğu konfor alanını terk edememe sorunudur.

    Cahiliye, bilmenin karşılığı değil; inat, inkâr ve İslam'ın getirdiği ve iza- le ettiği değişime direnişin kendisidir. Câhiliye, salt bir bilgi yoksunluğu de- ğil; temelinde tanrı tanımazlık olan ve ilaha boyun eğmeyi kölelik yahut tan- riya mağlup olma olarak gören zihni- yetin dışavurumudur.

    um peygamberler kendi döne- minin câhiliyesi ile mücadele et- mek üzere gönderilmiştir. Her kavmin cahiliyesi diğer kavmin chiliyesinden farklılık göstermekte- dir. Bunu Kur'an-ı Kerim'in beyanları göstermektedir.

    Hz. Adem'in (a.s.) dönemindeki cahiliye Habil-Kabil arasında cere- yan eden hadise olarak tezahür eder- ken Hz. Lüt (a.s.) dönemindeki câhiliye insanların kendi cinsleriyle sapkınlık yapmaları, fıtratı bozan bir sapkınlık olarak münasebet kurmaları, evinin

    mahremini dışarıya taşıyan kadın şek- linde cereyan etmiştir. Hz. Yusuf (a.s.) mücadele ettiği cahiliye akrabadan gelecek imtihan, kardeşler arasında- ki ihtiras, yokluk ve bolluk, kıskanç lik ve fitne iken alışverişte ölçü-tar- tya riayet etmemenin ve haksız ka- zanç sağlamayı tüccarlık zannetme- nin vücut bulmuş hali Hz. Şuayb'in (a.s.) mücadele ettiği câhiliye sapkın- ği olmuştur.

    haksızlık ve adaletsizliğin yaygın olup toplumsal sınıf farklılıklarının birer güç göstergesi olarak tebarüz etme- si, putiara ibadet edilip kader inan- cının olmaması, ahiretin yok sayıla- rak hesap ve kıyamete iman edilme- mesi gibi birtakım adet ve alışkanlık- lar, içinde yaşadığımız zamanın aşi nası olduğumuz problemleri oldu- gundan, câhiliye dönemi sadece Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygamberliği öncesi Arap yarımadasına verilen bir isim değildir. Buna istinaden Merhum Seyyid Kutup câhiliyenin sadece be- lirli bir zamana veya mekâna mah- sus, yaşanıp sona ermiş bir sürecin adı olmadığını; bilakis hangi bölge- de ve zaman diliminde ortaya çıkar- sa çıksın mezkûr menfi adet ve alış- kanlıklarla mücadele, tebliğ ve irşad görevlerinin yeniden yapılması ge- rektiği vakia ve olgunun adı oldu- ğunu ifade etmektedir. Bu sebep- le câhiliye, Hz. Adem'den (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemine kadar gönderilen tüm peygamberlerin iza- le etmek için mücadele ettiği yegâne adetler manzumesi olup kıyamet sa- bahina kadar imtihan olunacağımız şeytani hasletlerin tamamıdır.

    Cahiliye, toplum mühendislerinin ve dünyayı kendi emelleri için birer firsat bilen egemenlerin, yaratıcının emirle- rini insanların gündeminden çıkara- rak ibadet edilecek yegâne merci olan Allah Teâlâ'dan ortaya çıkan ma'bud boşluğunu kendi hegemonyası ve ida- re edip yönetme arzusuyla doldurma cüretkarlığıdır. Ahireti ve hesaba çekil- me endişesini zihinlerden tecrit ederek yegâne dünyanın bu dünya olduğunu; dolayısıyla hangi tür günah-fuhşiyat- zulüm yapılırsa yapılsın hiçbirisinden dolayı bir hesap olmayacağını dikte ve lanse ederek insanı fıtratından uzak-

    ALTINOLUK 11

    laştırma temayülüdür.

    Hz. Peygamber'in (s.a.v.) pey- gamberliği öncesinde zulüm ve sap- kınlıkların fazlaca olması, kız çocuk- larına büyük zulümler yapılması, içki ve fuhşiyata fazlaca rağbet

    YanıtlaSil
  100. MEHMET BÜYÜKMUTU

    üm peygamberler kendi döne- minin câhiliyesi ile mücadele et- mek üzere gönderilmiştir. Her kavmin câhiliyesi diğer kavmin T câhiliyesinden farklılık göstermekte- dir. Bunu Kur'ân-ı Kerim'in beyanları göstermektedir.

    Hz. Adem'in (a.s.) dönemindeki câhiliye Hâbil-Kâbil arasında cere- yan eden hadise olarak tezahür eder- ken Hz. Lût (a.s.) dönemindeki câhiliye insanların kendi cinsleriyle sapkınlık yapmaları, fıtratı bozan bir sapkınlık olarak münasebet kurmaları, evinin mahremini dışarıya taşıyan kadın şek- linde cereyan etmiştir. Hz. Yûsuf (a.s.) mücadele ettiği câhiliye akrabadan gelecek imtihan, kardeşler arasında- ki ihtiras, yokluk ve bolluk, kıskanç- lik ve fitne iken alışverişte ölçü-tar- tiya riayet etmemenin ve haksız ka- zanç sağlamayı tüccarlık zannetme- nin vücut bulmuş hali Hz. Şuayb'ın (a.s.) mücadele ettiği câhiliye sapkın- lığı olmuştur.

    Hz. Peygamber'in (s.a.v.) pey- gamberliği öncesinde zulüm ve sap- kınlıkların fazlaca olması, kız çocuk- larına büyük zulümler yapılması, içki ve fuhşiyâta fazlaca rağbet edilmesi,

    YanıtlaSil
  101. haksızlık ve adaletsizliğin yaygın olup toplumsal sınıf farklılıklarının birer güç göstergesi olarak tebarüz etme- si, putlara ibadet edilip kader inan- cının olmaması, ahiretin yok sayıla- rak hesap ve kıyamete iman edilme- mesi gibi birtakım adet ve alışkanlık- lar, içinde yaşadığımız zamanın aşi- nası olduğumuz problemleri oldu- ğundan, câhiliye dönemi sadece Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygamberliği öncesi Arap yarımadasına verilen bir isim değildir. Buna istinaden Merhum Seyyid Kutup câhiliyenin sadece be- lirli bir zamana veya mekâna mah- sus, yaşanıp sona ermiş bir sürecin adı olmadığını; bilakis hangi bölge- de ve zaman diliminde ortaya çıkar- sa çıksın mezkûr menfi adet ve alış- kanlıklarla mücadele, tebliğ ve irşâd görevlerinin yeniden yapılması ge- rektiği vakıa ve olgunun adı oldu- ğunu ifade etmektedir.¹ Bu sebep- le câhiliye, Hz. Adem'den (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemine kadar gönderilen tüm peygamberlerin iza- le etmek için mücadele ettiği yegâne âdetler manzumesi olup kıyamet sa- bahına kadar imtihan olunacağımız şeytani hasletlerin tamamıdır.

    YanıtlaSil
  102. Câhiliye sadece bir iman, bilgi ve iti- at problemi değil; bilakis gücü, aris- okrasiyi, egemenliği, idare tutkusu- mu, itibar düşkünlüğünü ve sahip ol- duğu konfor alanını terk edememe sorunudur.

    Câhiliye, bilmenin karşılığı değil; nat, inkâr ve İslam'ın getirdiği ve iza- le ettiği değişime direnişin kendisidir. Câhiliye, salt bir bilgi yoksunluğu de- ğil; temelinde tanrı tanımazlık olan ve ilaha boyun eğmeyi kölelik yahut tan- riya mağlup olma olarak gören zihni- yetin dışavurumudur.

    Câhiliye, toplum mühendislerinin ve dünyayı kendi emelleri için birer fırsat bilen egemenlerin, yaratıcının emirle- rini insanların gündeminden çıkara- rak ibadet edilecek yegâne merci olan Allah Teâlâ'dan ortaya çıkan ma'bûd boşluğunu kendi hegemonyası ve ida- re edip yönetme arzusuyla doldurma cüretkarlığıdır. Ahireti ve hesaba çekil- me endişesini zihinlerden tecrit ederek yegâne dünyanın bu dünya olduğunu; dolayısıyla hangi tür günah-fuhşiyât- zulüm yapılırsa yapılsın hiçbirisinden dolayı bir hesap olmayacağını dikte ve lanse ederek insanı fıtratından uzak- laştırma temayülüdür.

    ALTINOLUK 11

    YanıtlaSil
  103. Cahiliye yaşantısını körükleyen unsurla- rın başında, kendi toplumsal sınıfını dikte edebilmek için edindiği aristokrat kimliği- ni kaybetme korkusu ve yönetme tutkusu- nu elden kaçırma endişesi bulunmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygam- berliğini kabul etmeyen Mekke müşrikleri, riyaset ve aristokrat kimlikleri kendilerinde kalmak kaydıyla inandıkları putlarının ya- nında Allah Teala'ya da iman edebilecekle- rini söylemişler; ellerinden toplumdaki sos- yal sınıf rollerinin gitmemesi ve zedelenme- mesi için inkârı tercih etmişlerdir.

    İnsan fıtratında (bilinç altı, iç güdü, mi- zaç) bulunan ibadet etme temayülünü kul- lanmak isteyen kimseler, bu denli bir bağ- lanma refleksini idare edebilme kudretini görünmeyen ancak emir ve nehiyleri harfi- yen yerine getirilen bir Allah'a kaptırmak (!) istememiş; icad ettiği maddi-manevî put- larla insanları kendi emel ve arzuları çer- çevesinde kullanarak yönetmeye çalışmış- tır. Bu sebeple puta taparak taştan-odun- dan nesnelere ibadet etmenin onlara gö- re cazip gelen tarafı, görevlerini tanımla- dığı ve fiillerini yönlendirdiği bir ilah oluş- turma, Allah Teâlâ'yı kendi kontrolüne al- ma çabasıdır. Nitekim Lât, Menât, Hubel ve Uzza'ya görevler yakıştırarak bunlara tanrı- lik payesi veren câhiliye toplumunun -ken- dilerince- Allah Teâlâ'nın yükünü hafiflet- meye çalışmalarının arka planında da bu maksat bulunmaktadır. Yaratan ancak pi- yasayı, alışverişi, aile hukukunu, çarşı-pa- zarı, hukûkî mes'eleleri hasılı dünyayı yö- netme işini insanlara bırakarak kenara çe- kilen bir ilah tasavvuru câhiliye toplumla- rının temel akidesini; günümüz modern ca- hiliyesinin fikri arka planını oluşturmaktadır.

    Modern zaman câhiliyesi ile kadim dö- nem câhiliyesinin benzer vasıflarından biri, ibret almamak için tüm musibet ve felaket- leri tevil edecek cesareti kendinde buluyor olmasıdır. Günümüzde tek seferde hayatı- nı kaybeden veya imtihandan geçen insan sayısı geçmiş ümmetlerde belki bir kavmin tamamına taalluk edecek miktarda bir kit- leyi ihata etmesine rağmen ibret almamak ayrı bir çaba gösterilmesi, imtihana kılıf bulunup tevil edilmeye çalışılması, tarifi mümkün olmayan bir vicdan mahrumiye- tini ifade etmektedir. Yakın zamanda ya- şadığımız depremler, seller ve diğer fela- ketler, Suriye'de hala devam eden zulüm-

    YanıtlaSil
  104. ler, tüm dünyayı kapı dışarıya çıkarmaya cak şekilde eve mahkum eden salgın has talıklar, Libya'da binlerce kişinin 10 dakika lik yağmur sonrası çamur bataklığında kay bolarak vefat etmesi bizlere hala bir şey ler hissettirmeyecek, ibret alıp şapkama önümüze koyup düşündürmeyecekse içinde Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin olduğu bir cahiliyeye bela okuyup kendimizi tezkiye etmenin bir anlamı yok demektir. Halbuk Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'in birçok yerin- de, aynı azaba duçár olunmaması için ib- ret alınmasını emrediyor.

    Içinde yaşadığımız zaman diliminde ken- di cahiliyesini topluma mal eden ve bunu "Senin cahilliğin benim dünyamı etkiliyor." di- yerek herkese dikte eden kesimin Islam'dan vareste yaşam biçimi, kendi münzevi dün- yalanında Müslümanca yaşam sürmek iste- yen kimselerin ahiretini heba edecek bir şe kilde cereyan ve tezahür etmektedir. Buna mukabil Islam, herkesin fıtratında münde- miç bulunan İslâmî refleksi, irade ve ihtiyo- n yok sayan ve temelde kendi cahiliyesini topluma teşmil eden ideoloji ile sonsuza dek mücadele etmek üzere gönderilmiş bir dindir. Bu dinin mensupları da her do- nemin cahiliyesi ile mücadele etme sorum- luluğunu tekeffül etmiş bir dindar toplulu- ğu ifade etmektedir. Bu sebeple Müslüman, dönemsel veya evrensel, yerel yahut ge- nel cahiliye ile ebedi ve ezeli kavgası olan kimse demektir.

    Dünyanın hemen her bölgesinde cahiliyenin farklı bir varyanti; farklı pey- gamberlerin mücadele ettiği bir câhiliye türü cereyan etmektedir. Bu sebeple bir Müslümanın görevi, her bölgenin câhiliyesini İslâm'ın nuru ile tanıştırıp saadet asrına çe- virecek kıvamda bir irşad ve tebliğ sorum- luluğu ile mükellef görmek olmalı; ufkunu kendi ikbal ve istikbal endişesinden ahiret kaygısı ve hassasiyetinin ön planda olduğu bir dünya yaşantısı formatına çevirmeli; ken- dini sadece içinde yaşadığı topraklardan, ik- tidardan, devletlerden, çalışma ortamların- dan, stabilize ve sterilize ortamlardan, stan- dart kalıplardan ibaret görmeden âlem-i Islam'ın derdi, Islam ve Müslümanların is- tikbali ile mes'ül ve mükellef bir fert olarak değerlendirmeli; hadiseleri geniş bir pers- pektiften okuyabilmelidir.

    Dipnot: 1) Seyyid Kutup, fi Zilâlî'l-Kur'ân, V, 2861.

    YanıtlaSil
  105. NECİP FAZIL:

    . O ki; Allah (ile beraberliğin gönül huzurun)a mâliktir, neden mahrumdur?! . O ki; Allah'tan mahrumdur, neye mâliktir?!.

    (Allah bes, bâkî heves... Kula Allah yeter, gerisi boş hevestir.)

    Sâlih İnsanların Temsili: O erler ki gönül fezâsındalar, Toprakta sürünme ezâsındalar...

    Yıldızları tesbih tesbih çeker de, Namazda arka saf hizâsındalar...

    İçine nefs sızan ibâdetlerin, Birbiri ardınca kazâsındalar...

    Bir an yabancıya kaysa gözleri, Bir ömür gözyaşı cezâsındalar...

    • Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve, olgunlaşmadan çürür... (Mâzîsini bilmeyen, istikbâlini inşâ edemez.)

    • Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur!.. (Bir mü'min, nesil endişesini yüreğini taşımalı ve bu hususta gayret etmelidir.)

    Gönlüm uçmak dilerken semâvî ülkelere; Ayağım takılıyor, yerdeki gölgelere...

    (İnsanda nefs ve ruh iki ayrı âleme aittir. Ahiret saâdetine vuslat için, nefsânî duyguların hoyratlığından kurtulup, rûhânî istîdat- ları inkişaf ettirmekten başka çare yoktur.)

    Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;

    Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum...

    mrün hazin ifadesi)

    YanıtlaSil
  106. MEHMED ÂKİF:

    Mehmed Âkife bir defasında şöyle sormuşlar:

    "-Bu ülke ne zaman düzelir?"

    Akif'in cevabı çok müthiş ve mânidar olmuş: "-Cuma namazına gelen cemaat, sabah namazına da geldiğinde!.."

    Îmandır o cevher ki, İlâhî, ne büyüktür! Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür!..

    Muallimim diyen olmak gerektir îmanlı,

    Edepli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı...

    (İdeal bir eğitimcinin tarifi)

    Sahipsiz olan memleketin batması haktır, Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır...

    (Îman vatanda yaşanır. Hic- ret bunun ispatıdır. Uhud ve Hendek harpleri, vatan müdafaasıdır. Diğer harpler de aslında yine tedâfüîdir/ savunma maksatlıdır.)

    Tükürün ehl-i salîbin o hayâsız yüzüne, Tükürün onların asla güvenilmez sözüne,

    Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün

    Tükürün maskeli vicdânına asrın tükürün!

    (Haçlıların devamı olan zâlim batı, hümanizm ve benzeri maske- ler takarak, evlatlarımıza sefâletini saâdet olarak göstermeye çalışmaktadır.

    YanıtlaSil
  107. Birgün Rasûlullah (s.a.v)'in huzurunda bulunduğumuz s rada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gel- miş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamber Efendimiz'in yanına sokuldu, önüne otur- du, dizlerini Allah Rasûlü'nün dizlerine dayadı, ellerini dizleri- nin üstüne koydu ve:

    "-Ey Muhammed, İslâm nedir?" dedi.

    Rasûlullah (s.a.v):

    "-İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kıl- man, zekâtı (tastamam) vermen, Ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Ka'be'yi zi- yaret (hac) etmendir" buyurdu. Adam:

    YanıtlaSil
  108. Doğru söyledin." dedi. Onun hem sorup hem de tasdik et- mesi tuhafımıza gitti. Adam:

    "-Peki îman nedir?" dedi. Rasûlullah (s.a.v):

    "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret e inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân et- mendir" buyurdu. Adam tekrar:

    "-Doğru söyledin." diye tasdik etti ve: “-Peki ihsân nedir, onu da anlat" dedi. Rasûlullah (s.a.v): "-jhsân, Allah'a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. n onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu. Adam yine:

    *-Doğru söyledin" dedi, sonra da:

    "-Kiyâmet ne zaman kopacak?" diye sordu. Peygamber

    sav):

    YanıtlaSil
  109. "-Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bil- gili değildir" cevabını verdi. Adam:

    "-O hâlde alâmetlerini haber ver. dedi. Rasûlullah

    (s.a.v):

    “-Annelerin, kendilerine câriye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binâlar yapma husûsunda birbirleriyle ya- nışmalarıdır" buyurdu.

    Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber (s.a.v):

    "-Ey Ömer, soru soran kimdi, biliyor musun?" buyurdu.

    Ben:

    YanıtlaSil
  110. "-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir" dedim. Rasûlullah (s.a.v): "-0, Cebrail idi, size dîninizi öğretmeye geldi” buyurdu. (Müslim, Imân 1, 5; Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Nesai, Mevâkît 6; İbn Mâce, Mukaddime, 9)

    İslâm'ın özü, denebilecek bu hadîs-i şerîf çok mühimdir. Önce îmân, sonra ibâdetler, daha sonra da tasavvufî bir terbiye ile elde edilebilecek olan ihsân kıvâmı... İşte İslâm'ın bir bütün olarak kısaca târifi...

    İnsanların, ana-babalarına hürmet etmeyip onlara kötü dav- ranmaları, birbirleriyle dünyalık yarışına girerek her şeyi bu dünyadan ibaret zannetmeleri ise kıyâmet alâmetlerindendir. Hatta, "Bu durum bir toplumun kıyâmetidir" demek bile müm- kündür.■

    YanıtlaSil
  111. ABDULHAMID'IN DERIN DEVLETİ

    Bir tarafta Avrupa'da eğitim gören bir kısım okumuşların istihdatçı Padi- şah diye eleştirdikleri Sultan II. Abdulhamid tarafından bağışlanıp yurda geri getirilen ve üstelik maaşa bağlanıp makam sahibi yapılan muhalif- ler: bir tarafta Sultan'ı devirip, V. Murad'ı tahta çıkarmaya çalışan ve bu amaçla Saray'a baskın düzenleyen ihtilalci Ali Suavi.

    Ve hazırlanan komplolar…..

    Ülkede huzuru ve istikrarı bozan hadiselerden aşırı derecede etkilenen Sultan Abdulhamid, çevresinde bulunan herkesten şüphe eder duruma gelir ve bu sebeple kontrol mekanizmasını daha iyi işler duruma getir- mek için bizzat kendi iradesine bağlı bir haber alma teşkilatı kurar.

    Bu teşkilatın adı Cemiyet-i Hatiye'dir. Bu cemiyetin başına Fehim Paşa getirilir. Zamania, Sultan Abdulhamid'in emriyle kurulan fakat Sultan'ın vehimli yapısından ve otorite boşluğundan yararlanan Cemiyet-i Hatiye- nin başı Fehim Paşa ve avenesinin komploları ve jurnalleri sonrası yaşa- nan korkunç olaylar, suikastlar ve cinayetler Sultan Abdülhamid'i dahi saşkına çevirir. Adeta Sultan'ın iradesi dışında başka bir güç ülkeyi yo- netir duruma gelir. Rakiplerini tek tek yok eden Cemiyet-i Hafiye, artık devlet içinde devlettir.

    Sultan II. Abdülhamid'in 32 yıllık (1876-1908) Padişahlık döneminin ne redeyse şimdiye kadar hiç temas edilmemiş olaylarının konu edildiği bu kitap. Byle sanıyoruz ki siz okuyucularını şok edecektir.

    YanıtlaSil
  112. TARKAN SUÇIKAR

    OSMANLI'NIN KÖKLERİ

    ERTUGRUL GAZİ

    Bir cihan devletinin mayasını çalan Ertuğrul Gazi, oğlu Osman Gazi'ye bir devlet bırakamadı: ama her biri birer abidevi şahsiyet olan serdengeçti silah arkadaşlanı, geleceğe dair büyük umutlar ve bir cihan devleti olma ülküsünü miras bıraktı. Kendisinden sonra gelenler, onun umutlarını boşa çıkarmamış: belki hayal ettiğinden daha ileri götürmüşlerdi.

    Bu araştırmada Osmanlıların atalarına: yani Ertuğrul Gazi ve Kayı Boyu'na dair kaynakların verdiği bilgilerle birlikte şu soruların cevaplarını öğrenmiş olacaksınız: > Kayı Boyu, Anadolu'ya ne zaman ve nasıl geldi? > Osmanlıların soyu hangi peygambere dayanıyor? > Muhyiddin Arâbî'nin. Osmanlılarla ilgili kehanetleri neler? ➤ Ertuğrul Gazi. Mevlana ile ne görüşmüştür? ➤ Süleyman Şah. Ertuğrul Gazi'nin babası mıdır?

    ➤ Osman Gazi'ye, babası Ertuğrul Gazi'nin vasiyeti nedir? > Ertuğrul Gazi. Hızır (a.s.) ile görüşmüş müdür?

    YanıtlaSil

  113. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    121 1 Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının. Hz. Câbir İbni Semure (r.a.)
    121 2 Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve "Rüveybida" söz sahibi olur. "Rüveybida kimdir?" diye soruldu. Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimsedir." buyuruldu. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
    121 3 Kıyametin önü sıra deccal ve onun önü sıra da 30 kadar veya daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyuruldu ki: "Onlar sizde olmayan adetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    121 4 Kıyametin önü sıra tanıdık kimselere selâm vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derecede ki, kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar ve yalancı şahidler çıkar, gerçek şahidlik gizlenir, muharrirler ise çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    121 5 Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    121 6 Yeryüzünde Allah'ın evleri mescidlerdir. Ve oraya gelene ikramda bulunmak Allah'ın kendi üzerine aldığı bir haktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    121 7 Cebrail (a.s.) Benî Ademin ihtiyaçlarını yerine getirmeye memur edilmiştir. Kâfir dua ettiğinde Allah buyurur: "Bunun isteğini vererek ağzını kapatın. Duasını işitmek istemiyorum." Hz. Câbir (r.a.)
    121 8 Rabbim Tebareke ve Teala hazretleri Kur'an'ı Bana bir vecihle okumak üzere gönderdi. Ben de ümmetime kolaylık olması için iade ettim. İki vecih yapıp gönderdi. Ben yine, ümmetime kolaylık olması için, tekrar iade ettim. Bunun üzerine yedi vecihle okunmak üzere tekrar gönderdi ve: "Reddin için istiyeceğin üç dilek vardır" buyurdu. İki defa, "Allahümmeğfir li ümmetî" dedim. Üçüncüyü ise öyle bir güne bıraktım ki o gün bütün halk ve hatta İbrahim (a.s.) bile Bana gıpta eder.

    YanıtlaSil
  114. Ebû Zer'in Ahlakı, Zühd ve Takvası

    Ebû Zer, Medine'deki hayatını, Hz. Peygamber son nefe- sini verinceye kadar mütemâdiyen onunla geçirmişti. Bu süre içerisinde onun tavsiyeleri ile ahlakını güzelleştirmeye çalış mıştı. Ebû Zer, Resûlullah'ın kendisine yedi şey tavsiye etti- ğini söyler. Onun ahlakının temellerini oluşturan ve hayatında temel prensipler haline getirdiği bu yedi öğüt şöyledir:

    1. Yoksulları sevip onlara yakın olmak,

    2. Kendisinden yukarıda olanlara değil aşağıda olan- lara bakmak,

    3. Kimseden bir şey istememek,

    4. Yakınlarına karşı sıla-i rahimde bulunmak,

    5. Aleyhine de olsa gerçeği söylemek,

    6. Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından kork- mamak,

    7. Lå havle ve lâ kuvvete illâ billah: Güç ve kudret an- cak Allah'tandır, sözünü çokça söylemek.

    YanıtlaSil
  115. Konu

    Cild ve Sayfa

    İmam yaşça en büyük olmalı..

    .IV, 213

    Imam, namazı tam kıldırırsa ona ve cemaate sevap vardır.... VII, 621 IV, 167

    Imama nerede yetişilirse orada uyulur.

    Imama tam olarak uymak gerekir.

    VII, 378, 379

    İmama uyan kimsenin imamdan önce başını

    rükü ve secdeden kaldırmasının haram oluşu... VII, 378-380 Imama uyulduğunda dikkat edilecek hususlar..

    VII, 378, 379

    İmamdan önce başını kaldıranı bekleyen tehlike. VII, 378, 379

    Imamın arkasında kimler durmalıdır?.. İmamların sorumlulukları....

    .V, 343

    Imamlıkta öncelik hakkı.

    VII, 622

    .II, 659

    Iman amellerin en faziletlisidir.

    VI, 74

    İman cihaddan önce gelir

    VI, 68 III, 551

    Iman edenlerle alay edenlerin hali.

    I, 150,

    Iman edip sâlih amel işleyenlerin mükâfatı.. VII, 73, 76, 793

    Iman etmeyen cennete giremez.

    IV, 508, 509

    Iman etmeyenlere selâm verip almak.

    IV, 549, 555

    Iman Kur'an okumakla pekişir.. Iman üzere ölenlere cehennemin

    1,426

    III, 101

    Iman ve cihad en üstün ameldir.

    haram olduğu

    1,561

    VI, 14

    Iman ve cihad kişiyi azaptan kurtarır.. Iman ve istikamet, İslam'ın kendisidir.

    1,464

    Iman ve tövbe edenlerin mükâfatı Iman, istikrar sebebidir.......

    III, 551

    1,270

    Imana şirk karıştırılmamalıdır. Imani

    II, 261, 262

    kuvvetli olanlar için deccâl tehlike değildir.. Imanı mükemmel olan huyu güzel olandır.. Imanın doğruluğu kalbin doğruluğuna bağlıdır..

    Imanın en alt şubesi yolu temizlemektir.....

    VII, 544,

    III, 710

    1,468

    1,581

    YanıtlaSil
  116. Riyazu's Salihin
    Imam Nevevi
    Kampanya Kitaplari
    cilt. 8.sy.185.

    YanıtlaSil
  117. 111 Hatıra

    Ömer b. Hattab'ı Halife Seçtim / 51

    Hz. Ebû Bekir, vefâtının yaklaştığını hissedince bir vasiyetnâme yazdırdı. Vasiyetinde şöyle diyordu:

    "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla!..

    Bu, Ebû Bekir b. Ebû Kuhafe'nin dünyadaki son zamanında ve âhiretin ilk ânında yazdığı vasiyettir. Bu an kâfirin îmâna ge- ldiği, fâcirin yakîne erdiği, yalancının da doğru söylediği bir an- dir!..

    Sizin üzerinize benden sonra ömer b. Hattab'ı halife seçtim. Onun sözünü dinleyiniz, ona itaat ediniz. Çünkü ben Allah için, Rasûlü için, dini için, nefsim ve sizin için hayrı seçmekte zerre kadar kusur etmedim. Gücüm yettiği kadar araştırma yaptım. Eğer Ömer adalet yaparsa benim onun hakkındaki zannım bu- dur. Onun hakkında bildiğim de budur. Eğer değiştirirse, zulüm yaparsa her kişi kazancıyla karşı karşıyadır. Ben hayrı irade et- tim, gaybı bilmem!" dedikten sonra şu âyeti okudu:

    "Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, Allâh'ı çok çok zik- başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi âkıbete) döndü- redenler ve rüleceklerini haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar i yakında bileceklerdir." (eş-Şuarâ, 227)

    YanıtlaSil
  118. Sonra da: "Selâm ve Allah'ın rahmeti sizin üzerinize olsun

    Daha sonra bu vasiyetin mühürlenmesini emretti.

    Hz. Ebû Bekir bu vasiyetin baş kısmını imla ettirdiğinde, he nüz kimsenin ismini yazdırmadan baygınlık geçirmişti. Hz. Os. man (r.a):

    "Ben sizin üzerinize Ömer b. Hattab'ı halife seçtim" ibares- ni kendiliğinden yazdı. Sonra Hz. Ebû Bekir (r.a) ayıldı ve Hz. Osman'a:

    "-Yazdığını bana oku" dedi.

    Osman (r.a), Hz. Ömer'in ismini okuyunca Ebû Bekir (ra) tekbir getirdi ve:

    "-Herhalde sen, müslümanlar ihtilafa düşmesin diye aceley le Ömer'in ismini yazdın. Allah senden râzı olsun. Vallahi sen de hilâfete lâyıksın" dedikten sonra vasiyeti tamamlayıp mühürle di.

    Bundan sonra Hz. Osman'a emretti, o da mektup mühürlü vaziyette elinde bulunduğu hâlde dışarı çıktı. Beraberinde Ömer b. Hattab, Üseyd b. Hudayr da vardı. Hz. Osman (r.a) insanlara

    YanıtlaSil
  119. 111 Hanra

    יך

    "-Bu mektupta ismi yazılı olan kişiye bey'at eder misiniz?" diye sordu.

    Onlar da:

    "-Evet, ederiz" dediler.

    Böylece hepsi de Hz. Ömer'in halifeliğini kabul ettiler ve on- dan râzı oldular. Sonra Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer'i yalnız olarak huzuruna aldı. Daha önce yaptığı vasiyetleri yeniden tekrarladı. Hz. Ömer huzurundan çıktığında Ebû Bekir (r.a) ellerini semâya kaldırıp şöyle duâ etti:

    "Allah'ım! Ben onların iyiliğini istediğim için böyle yaptım Insanların aleyhine doğacak fitneden korktum. Benden daha iyi bildiğin sebeplerle, ben onlar hakkında böyle yaptım. Bütün gü- cümle çalıştım ve bu şekilde olmasını münâsip gördüm. Onların en hayırlısını, en kuvvetlisini ve insanları hayra irşâd etmeye en hırslı olanını kendilerine idâreci seçtim. Artık bana Sen'in emrin gelmiştir. Bundan sonra Sen onlara sahip ol ve onları muhafaza eyle. Onlar Sen'in kullarındır ve perçemleri senin elindedir. İda- recilerini onlar için ıslah eyle! Onu Rahmet Peygamberi Efendi- miz ile sâlihlerin yoluna uyan râşid halifelerden eyle! Halkını da o idareci için itaatkâr ve hayırlı eyle!" (Bkz. İbn Sa'd, IV, 200; Ali el- Mattaki, no: 14175)

    YanıtlaSil
  120. Cennet ehli Cennetteki makamlarına yerleşir ve Cuma'dan Cuma'ya Allah'ı ziyarete giderler. Onlara Arşı Rahman aşikâr olup, Allah'ı görürler. Bu Cennet bahçelerinden birinde olur. Ve herkes derecesine göre bir minbere yerleşir. En aşağısının yerleri misk tepelerindedir. Ve bunlar kendi hallerini diğerlerinden aşağı görmezler. Soruldu ki: "Rabbimizi görecek miyiz?" Buyurudu ki: "Evet, ayın 14'üncü gününde görülmesinde, ya da güneşin görülmesinde nasıl hilâf yoksa, (veya bunları nasıl izdihamsız görüyorsanız) öyle Rabbinizi göreceksiniz." Allah (z.c.hz.) onlara ayrı ayrı muhatap olur. Ve hatta bazılarına dünyadaki bazı sözlerini hatırlatır. Kul: "Yarabbi mağfiret etmemiş miydin?" der. Allah: "Ettim de onunla buraya geldin" buyurur. O esnada iki bulut öyle güzel kokular serper ki, kimse böylesini görmemiştir. O zaman Allah Tealâ buyurur ki: "Haydi kalkın ikram edeceğim şeylerin başına." O zaman kalkıp cennetin çarşılarına gelirler. Bu çarşılarda aklın tasavvur edemiyeceği şeyler vardır. Orada ne para verilir, ne de yüklenilir. Sadece emredilir. İşte orada biz birbirimizle karşılaşacağız. Derecesi üstün olanların elbisesi başka olur. Ve birinin gözüne bu ilişince kendi elbisesi de derhal fevkalâde olur. Çarşılardan yerimize döneriz. Ailelerimiz: "Başka bir şekilde güzelleşip geldiniz" derler. Biz de deriz ki: "Tabii güzelleşip gelmek hakkımızdır. Zira Rabbımızı ziyaretten geliyoruz."
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 118 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  121. Gunyet'üt-Talibin

    764

    -Bilmiyorum, deyince, şöyle buyurdu:

    -Çünkü o gün babanız Adem'in vücudu bir araya toplandı.

    Sonra şöyle buyurdu:

    -Bir kimse cuma günü temizlenir, güzelce abdest alır, sonra cuma nama zna gider ise, bu cuma ile gelecek cuma arasındaki günahlanna kefaret olur. Ama büyük günahtan kaçınmak şartıyladır.'"

    Bazı Allah dostu zatlar şöyle demişlerdir: "O gün toplanma günüdür Adem'in (as) kalıbı ile ruhu bir araya geldi. Daha önce bir yere atılıp kırk yıl

    કર kalmıştı."

    Başka zatlar da şöyle demişlerdir: "Allah (cc) Hawa'y Adem'in eğe kemi ğinden yarattıktan sonra uzun bir sure ayn kalmışlar, sonra da buluşmuşlardır. Bunun için cuma denmiştir."

    Şöyle de denilmiştir: "Bu güne cuma denmesinin sebebi şudur: O günde köyden gelenlerle şehirde oturanlar bir araya toplanırlar."

    Şöyle diyenler de olmuştur: "Kıyamet o gün kopacağı için bu isim ver miştir. Çünkü kıyamet toplanma günüdür."

    Zaten Allah (cc) da şöyle buyuruyor:

    YanıtlaSil
  122. eş-Şeyh

    ABDÜLKADİR GEYLÂNÎ

    (küddise sirruhu)

    لِطَالِي طَرِيق الحق

    EL-ĞUNYE Li Talibi Tariki'l Hak

    "Hak Yolu Arayanlara Rehber"

    Tercüme

    Kâzım Ağcakaya

    YanıtlaSil
  123. Hiz. Adem (a.s) 'le başlayan İslâm tebliğ tarihi, yâni insanlık tarihi, onun oğulları Habil ve Ka- bil zamanında iki kutba ayrılmış ve bu iki kutup günümüze kadar gelmiş, kıyamete kadar da sürecek- tir. Bu iki kutup, Hakk ile Bâtil

    kutuplarıdır.

    Habil kutbunda olanlar, daima Hakk'ı yani Allah davasını; Kabil kutbunda olanlar da daima Tagut u ve Allah düşmanlığını savunmuşlar dır. Allah davasını savunanlar daima tebliğ, Tağut davasını güdenler de daima bu tebliğ edenlere işkence yapmışlardır.

    YanıtlaSil
  124. ZARARLI VARLIKLAR

    Suurlu ve Imanlı Kardeşim: Dünyada üç şeyden titizlikle sakın. a) Paralar: İkiyi ayrılır.

    1. Haram Para: Harama uzanan insanın el ve ayaklarma benze Harama uzanan el ve yürüyen ayaklar, sahibinin namina ne kada va rarlıysa, haramdan kazanılan ve halal olmayan yerlerde harcanange ralar da bu kadar zararlıdır. Elleri kesik, ayakları kopak dan naal ellerini harama uzatmaktan ayaklarıyla meyhane gibi haram yerlere gitmekten acizse, parası olmayan bu kişi de haram şeyleri işlemek- ten acizdir.

    YanıtlaSil
  125. 1. Haram Para: Harama uzanan insanın el ve ayaklarına benzer Harama uzanan el ve yürüyen ayaklar, sahibinin namina ne kadar za- rarlıysa, haramdan kazanılan ve halal olmayan yerlerde harcanan pa ralar da bu kadar zararlıdır. Elleri kesik, ayakları kopuk olan nasıl ellerini harama uzatmaktan ayaklarıyla meyhane gibi haram yerlere gitmekten acizse, parası olmayan bu kişi de haram şeyleri işlemek- ten acizdir.

    YanıtlaSil
  126. Cam

    -

    105

    I ussağır

    2. Faydalı Paralar: Helaldan kazılan ve muşru olan yerlere har canılan para, faydalı yerlere koşar ayaklar gibidir. Böyle paralar s hibinin namina sevabı kazandıran ve onu cennet'gibi mükafatlara ka vuşturan değerli sebeblerdir.

    b) Şehevi arzular: Bu da iki gruba ayrılır.

    1. Zararlı şehevi arzular: Şeriat gemiyle gemlenmiyen sahibini pe şindenkoşutaran ve tehlikeli şeylere kavuşturan kendisine hizmetçi yapan, şeytanla birleşip onun namına çalışan sahibinin ismini kayıt defterine geçirerek asker yaptıran ve uçurumlara sürükleyip Allah'a karşı getiren, iman ve hidayet yolundan saptıran, göl demet- leri gibi şeytan sancaklarını eline veren ve türlü türlü günah rüzgar- larıyla isyan bayraklarını dalgalandıran ve sahibini hakimiyeti altına geçiren haram olan şehvi arzulardır.

    2. Faydalı arzular: Ruhumuzu taşıyan vücudumuz bir araca ber zer. Araçlar ne kadar bakılmaya muhtaç ise, vücudumuzunda

    YanıtlaSil
  127. 2. Faydalı arzular: Ruhumuzu taşıyan vücudumuz bir araca ber zer. Araçlar ne kadar bakılmaya muhtaç ise, vücudumuzunda büt arzuları, dinin gösterildiği şekilde yerine getirilmeye ve beslenme- ye muhtaçtır. Yedirilmeyen, içirilip bakılmayan tedavi edilmeyen ve tehlikeli şeylerden korunmayan ve haram olan yerlerde çalıştırılan bir vücut her an için yıpranmaya tehlikelere yuvarlanmaya eğimli dir. Bir ehliyetsizin idaresi altında bulunan ve uçurumlara yuvarla narak parçalanmış olan bir arabaya benzer.

    Şuurlu, imanlı ve bilen kişi, ehliyetini bir şöför gibi kendi vücud aracını Hz. Allah'ın haram kıldığı uçurumlara yuvarlanbasından ko rur. Ve böylece vücud aracı ile Allah'a karşı kulluk görevini yapar. Hakikat hedefine ulaşır. İman ve saadet makamı olan cennete varır.

    Allah ve dine karşı fitne olan kadınlardır. İslamiyete göre hareket etmeyerek açılıp saçılan ve çıplaklığıyla şeytanın namına çalışantö- tü ahlak hareketleriyle islam hedefine terbiyesizlik kurşunlarını yağ- dıran, erkekleri zina ağına düşürmeye çalışan tehlikeli muhluklar dır. Bütün bunlara karşı uyanık olup haram sayılan her şeyden yüz çeviren, gönülleri yalnız Allah aşkı ile çarpan hakiki aşıklar onlara ne mutlu. Dünyanın zehirli havasını içine çekmeyen şeytan gibi şehe vi arzularını yenerek abedi hapse mahkum edenlere ne mutlu. Sizler çok bahtiyarsınız, Allah sizlere gelecek ayeti celilesinde şöyle bu

    YanıtlaSil
  128. KONU: DILIN AFETLERI

    364

    368

    368

    370

    374

    .374

    375

    375

    $78

    374

    37

    1. Dilin afetleri

    2. Batıl ve günah konuşmak

    3. Sözde muhalefet, münakaşa ve müralik

    4. Malda husumet,

    5. Fuhuş söylemek

    6. Lanet etmek

    7. Şiir ve nağme

    8. Mizah (Şaka)

    9. Alay etmek ve gülmek. 10. Yalan yere söz vermek

    11. Yalan konuşmak ve yalan yere yemin etmek

    12. Gıybet

    13. Söz taşımak ve nemmamlık etmek

    14. Birbirlerini sevmeyenler arasında iki yüzlülük yapmak. 15. İnsanları övmek ve dünya menfaati için yaranmak

    Övülene düşen vazifeler

    KONU: ESMAÜL HÜSNA (Allah'ın 99 ismi).

    YanıtlaSil
  129. 1. Müslümanın Edinmesi Gereken Ahlâkî Erdemler

    2. Eğitim Ahlâkı

    3. Bir Arada Yaşama Ahlâkı

    4. İş ve Meslek Ahlakı

    5. Ekonomi Ahlâki

    6. Siyaset Ahlâkı

    7. Medya Ahlâkı

    8. Bilim Ahlâkı

    9. Tıp Ahlâkı

    10. Sanat Ahlâkı

    11. Çevre Ahlâkı

    12. Aile Ahlâkı

    YanıtlaSil
  130. Bilim Ahlâkı
    Prof Dr. Necdet Durak.
    sy. 14.

    YanıtlaSil
  131. "Ben öyle bir Allah'ım ki, benden başka (ibadet edilecek) hiçbir ilah yoktur. Rahmetim gazabımı geçmiştir. Kim Allah'tan başka ibadete layık ve müstehak ilah olmadığına, Muhammed'in ise onun kulu ve rasulü olduğuna yürekten şehadet ederse, cenneti hak etmiştir."

    الله الرَّحْمَنِ بسم ١٩٥٨ - اَوَّلُ شَيْءٍ كَتَبَهُ اللَّهُ تَعَالَى فِى التَّوْحِ الْمَحْفُوظ الرَّحِيمِ إِنَّهُ مَنْ إِسْتَسْلَمَ لِقَضَائِي وَرَضَى بِحُكمِي وَصَبَرَ عَلَى بَلَائِي بَعَثْهُ

    الْقِيَمَةِ مَعَ الصَّدِ يقين (الديلمي عن ابن عباس)

    1958- Allah'ın Levh-i Mahfuz'da ilk yazdığı: "Bismillahirrahmanirrahıym"dir. Kim benim kazama boyun eğip de hükmüme rıza göstererek verdiğim belaya sabrederse, onu kıyamet günü siddiklerle beraber haşrederim.

    YanıtlaSil
  132. İnsanların, fertlerin alt suurları olduğu gibi milletlerin, insan topluluklarının da alt suurları vardır. Buna kollektif şuur diyoruz. Belki eskilerin ma'seri vicdan dedikleri şey de budur. Bizim İstiklâl Marşımız, Mehmet Akif'in kaleminden volkan gibi fışkıran, bu büyük milletin, bu milletlerin en büyüğünün ma'şerî vicdanı, kollektif alt suurudur. Gene belki onu hissettiği için Âkif, şiirine imza koymamış, verilen mükâfatı kabul etmeyip bir hayır cemiyetine bağışlamıştır. Gene onun için İstiklâl Marşı'nı, şiirlerini topladığı Safahat'a almamıştır. Kahraman ordumuza ithaf etmiştir. O kahraman ordu ki bizzat millettir. O kahraman ordu ki hem kahraman, hem halâskâr, hem milletin her şeyidir. Prof. Dr. Ayhan Songar

    İstiklâl Marşımız da İstiklâl Savaşımız kadar muazzam bir eserdir. Birini vatan evlâtları kanlarıyla, canlarıyla; tükenmez emekleriyle, alınterleriyle; diğerini de Milli Şair Mehmet Akif engin kültürü, köklü imanı, sağlam kafası, güçlü kalemiyle yazmışlardır. Milli Marşımızın bütünündeki ifade, bin iki yüz sene önce Bilge Kağan'ın taşa kazınmış şu sözlerinin, başka bir tarihî olay içinde tekrarından başka birşey midir? " Ey Türk milleti, üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin elini (yurdunu), töreni (devletini, düzenini) kim bozabilir?" Allah (c.c.) 'ın izniyle kimse bozamaz, ebediyete kadar yaşayacaktır. İstiklal Marşı'nda bir milletin gururu, kendine güveni; haklılığın

    haykırışı; haklarını elde edebilme ve elde tutabilme gayretinin

    temeli; hür ve müstakil yaşayabilmek için taşıdığı imanın kaynağı; Yüce Allah (c.c.)'a teslimiyetin ve geleceğe uzanan duası vardır. İstiklal Marşı, Müslüman Türk milleti için bir duadır: Devlet-i ebed müddet duası...

    YanıtlaSil
  133. İstiklal marşı nin Tahlili
    Yaşar Çağbayır

    YanıtlaSil
  134. kiye, hilafeti kaldırmakla, bir taraftan aynı tarihlerde devam eden Musul Vilayeti görüşmelerinde, bu meselede Islami amaç taşımadığını İngiltere'ye göstermek; diğer taraftan da İngiltere başta olmak üzere Avrupalı devletlere "Avrupal değerlere sahip bir devlet ve toplum olma arzusunu onaya koymak istemişti¹. Atatürk'e göre 1924 yılı, hilafetin ilg sı için en uygun zamandı. Tabiatıyla bunda, İstanbul'da bazı gazetelerin hâlâ ilanı üzerinden yaklaşık 3 ay geçmesine rağ men Cumhuriyet karşıtı düşünceleri dile getirmesi ve hilafer merkezli tartışmalar yapmaya devam etmesi etkili olmuştu.***

    Kanaatimizce yukarıda sıraladığımız sebepler karşılıklı ola- rak etkili olmuşsa da hilafetin ilgası, Lozan Antlaşması'nın İngiltere tarafından onaylanması gibi benzeri süreçlerden ba- ğımsız bir olgudur189. Çünkü saltanat ve hilafet gibi kurum- lar, yeni Türkiye'yi inşa etmeye çalışan Atatürk'ün siyasal ütopyasında bulunmamaktadır. Şurası bir gerçek ki, 3 Mart 1924'de hilafet ilga edilmiş ve İngiliz Parlamentosu da 10 Ni- san 1924'de Lozan Antlaşması'nı onaylamıştır.

    187 Hilafetin ilgasının İngiltere açısından önemini İngiltere'nin Ankara büyü kelçisi Sir Ronald Lindsay'in 8 Şubat 1926 tarihinde Londra'da gönder- diği raporunda görmek mümkündür: "Laik Türkiye, Müslümanları İngiliz İmparatorluğu için bir tehlikeli olmaktan çıkarmaktadır.", Bkz., O. Kirk- çüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri, s. 305-307.

    188 K. Atatürk, Nutuk II, Ankara 1987, s. 945. 189 Bu konuda yazdıkları eserlerle muhafazakar camiayı etkileyen hukuk- çu-tarihçi Kadir Mısıroğlu, farklı düşünmektedir. Ona göre, Lozan Antlaş ması'nın imzalanması ve onaylanması tamamen hilafetin kaldırılmasıyla ilgili olup İngilizlere verilmiş bir taahhüdün sonucudur. Bunda Haham- başı Haim Naum Efendi'nin de rolü bulunmaktadır. Bkz., Lozan Zafer mi Hezimet mi? III, Sebil Yayınevi, İstanbul 1992, s. 202-2017,

    190 Atatürk, İsmet Paşa'nın 22 Ocak 1924 tarihli şifre telgrafina verdiği aynı tarihli cevabında bu konudaki kesin kararlılığını ortaya koymuştu: "Halife ve bütün cihan kati olarak bilmek lazımdır ki, mevcut ve mahfuz olan ha- life ve halife makamının hakikatte ne dinen ve ne de siyaseten hiçbir mana ve hikmeti mevcudiyeti yoktur. Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla mevcu- diyetini istiklalini tehlikeye maruz bırakamaz. Hilafet makamı bizce en nihayet, tarihi bir hatıra olmaktan fazla bir ehemmiyeti haiz olamaz.", K. Atatürk, Nutuk II, s. 846-847.

    YANITLASİL

    yuksel19 Ekim 2023 04:38
    99
    Soruda
    Lozan
    Mustafa Budak
    sy. 156,157.

    YanıtlaSil
  135. Lozan Antlaşması imzacı devletler -özellikle İngiltere- tarafından niçin gecikmeli onaylandı? Bunda hilafetin kaldırılmasının etkisi var mıydı?

    Lozan Antlaşması'nın 10 Nisan 1924'de İngiliz Avam Ka- marası'nda onaylanması184, Türkiye'de hilafetin ilgasından (3 Mart 1924) sonra gerçekleşmesi, bu onay meselesinin hi- lafetin ilgası ile ilgili olabileceği tartışmalarını doğurmuştur. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Lozan Antlaşması, imzalan- masından sonra 2 kez İngiliz Parlamentosu'nda tartışılmıştı. Bunlardan birincisi 2 Ağustos 1923'de Avam Kamarası'nda diğeri de 28 Şubat 1924'de Lordlar Kamarası'nda yapılmış- t1185. Bu arada, İngiliz Kralı V. George, 15 Ocak 1924'de, İngiliz Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, Lozan antlaş- ması onaylandıktan sonra Türkiye ile yeni bir barışçı ilişkiler döneminin açılacağını söyledi. Bu sırada ilk kez İşçi Parti- li bir hükümet kuran Ramsey Mac Donald, ülkenin artan iç sosyal ve ekonomik sorunları ve Avrupa'daki Ruhr sorunuyla uğraşmaktaydı186. Hiç şüphesiz, bunların yanı sıra, dünya- da sahip olduğu Müslüman sömürgeler itibariyle İngiltere için bir tehdit unsuru olan hilafetin ilgasının da bu onayın gerçekleşmesinde etkisi bulunmaktaydı. Diğer taraftan Tür

    184 İ. Soysal, Türkiye'nin Siyasal Andlaşmaları,. s. 80, Cemil Bilsel, Lozar II, Sosyal Yayınları, İstanbul tarihsiz, s. 560-561.

    185 M. Çufali, a.g.m., s. 587-592.

    186 Yeniden patlak veren Ruhr sorunu, Fransa ve Belçika'nın savaş tazmi natı ödemediği gerekçesiyle Almanya'nın Ruhr bölgesini işgal etmesiy le başlamıştı. Bkz., T. Akyol, Bilinmeyen Lozan, s. 309; İsmet İnönü'y göre, bu onay işleminin gecikmesinin sebebi Türkiye'ye karşı gereksi fedakarlıklar yapıldığını düşünen siyasetçiler idi. Bu yüzden onlar acel

    THE hayatında ne gibi

    YanıtlaSil
  136. İNEĞE MI TAPTILAR, MENFAATLERİNE Mİ?

    B AKAR" öküz, "Bakara" da inek demektir. Musa aleyhisse- lam Tur Dağı'nda iken Yahudiler, Samir'in yaptığı buza- va tapmaya başladı. Durumu öğrenen Musa aleyhisselam: uzağıyı tanrı edinmekle nefislerinize zulmettiniz, hemen be edin, nefislerinizi öldürün" buyurdu (Bakara 51-54).

    Peygamberlerin bütünü (La İlahe illallah) Allah'tan başka ri yoktur davasında idi. Çünkü insanların ekserisi menfa-

    57

    YANITLASİL

    yuksel19 Ekim 2023 09:05
    atını, makamını ve zevklerini putlaştırır, caninin istedi par. Nefsine uyanları Allah'ın emrine uydurmak, Peygamb rin vazifeleri arasındadır. Yahudiler ise Musa aleyhisse tabi idi. Tevrat da onların kitabıydı. Buna rağmen en k fırsatta buzağıya taptılar.

    Buzağı bir semboldür. O zaman çiftçilik öküze ve in yandığından, menfaatini seven Yahudiler, menfaatlerine met eden bu iki hayvana uluhiyet verdiler.

    Halbuki Allah, onları Firavunun şerrinden kurtarma A lah'ın nimetleri sayılamayacak kadar çoktur. Öküz, inek ve a rai herşey, diğerleri gibi Allah'ın nimeti değil de nedir? A insanın aldanmaya meyli vardır, haramı sever. Bunun için b lal nimetler dururken, harama kayar, ineği putlaştırır, ona t par. Menfaat, şöhret, makam, kadın, insanın benliğine yerless rildiğinden, her devirdeki insan "içinden gelen itmelerle da den uzaklaşabilir. Bunun için "Kur'an-ı Kerim 2500 sene es velki bir hadiseyi anlatıyor" dememek lazım. Her devit menfaatini ön plana alan vardır. Allah'ın ayetlerini az bir mes faat mukabilinde değiştirenler çok görülmüştür. Onlar hakis bâtılı karıştırır (Bakara 41-42).

    Öyle ise Bakara Suresi de diğer sureler gibi her asta bakar her asırda insanlara doğru yolu gösterir, onlan dalaletlerde kurtarır.

    Hindistan'da halen ineklere "mukaddes "lik vasfı verilmel tedir. İngilizler burayı istila ettiklerinde, Hintliler'in inanclan na saygı gösterip, ineklere ilişmemişler. Bu arada aziz inekler çok güzel ahırlar yaptıklarını belirtip, onları içeri aldıktan so ra kapalı arabalarla, gemilerle, İngiltere'ye sevk edip, aziz ineklerin etini meze yapıp, Hindliler'in inançlarına kahkaha ile gülmüşler.

    Bakara suresinden haberdar olan Müslümanlar ise, taktik hatası yapıp, ineklere kaba davranmışlar. O zaman Hindliler demiş ki: "Sizinle beraber olmaktansa, İngilizlerle olmak da- ha iyidir." Böylece her iki tarafın esareti uzamis

    58

    YANITLASİL

    yuksel19 Ekim 2023 09:05
    Inege tapan Hintli bugün füze yapıp, süper güç olmaya so yunurken, bir milyar Müslüman'ın geri kalması acı bir tablo- dur.

    İslamiyet kurtarıcı bir dindir, yeter ki onu yaşayan Müslü manlar bulunsun.

    YanıtlaSil
  137. Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.)
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  138. Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.)
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  139. HAKİKATİN KENDİSİ: EL-HAKK

    Allah'ın sözünde yalan, vaadinde aykırılık ve fiilinde hikmetsizlik bulun- maz. O ne yapıp eylemişse ne söyleyip emretmişse hepsi haktır. O'nun dini, peygamberleri, indirdiği kitapları, emri, işi gibi O'na nispet edilen her şey haktır. Hak Allah olmasa hakikat diye bir şey olmazdı. Evrendeki gerçekliği O'nun varlığını hesaba katmadan anlayabilmek imkânsızdır. Bir şey hakikat olsun da Allah ile bir bağı olmasın, bu imkânsızdır. Hangi zihin ki Allah'tan kopuk çalışır ve ulaştığı hakikatin Allah ile ilişkisini kuramaz, hakkaniyetli bir sistem ve toplum inşa edemez. İşte bu yüzden O'nun 'Hakk'ını vermeyen bilimler bütün içinde anlamlı ve faydalı olabilecek konumlarını bulamayıp tüm varlıklara eziyet veren sonuçlar üretip durmaktadırlar. Çünkü Hakk'- tanımayan hakikatle mutabakat kuramaz. Bu isim bize etrafımızda olup biter her şey hakkında gerçekçi olmamızı her şeye hakkını vermemizi hatırlatır Zira Hakk'a tabi olan, Hakk'ın himayesinde olur.

    YanıtlaSil
  140. Önce Allah'ın adını analım, her işi yaparken her kulun yap- ması gereken budur. Allah'ın adını kim işini yapmadan önce anarsa, Allah ona her işinde kolaylık verir. Her işin öncesinde Allah adı anılsa hiçbir zaman eksik, faydasız olmaz o işin sonu. Her soluk aldığında Allah'ın adını söyle hep, her iş ancak Allah adıyla tamamlanır. Gel şimdi aşkla Allah diyelim, dertle gözya- şıyla ah edelim.

    YANITLASİL

    yuksel20 Ekim 2023 07:02
    Anlamı: (Hz.) Muhammed'in annesi Emine Hatun'dur. O inci tanesi, o sedeften doğdu. O, Abdullah'tan hamile kaldı, hafta ve günler geçip zaman geldi. (Hz.) Muhammed'in doğumu yakınlaştığın- da pek çok belirtiler göründü. Rebiülevvel ayının on ikinci gece- si ki, pazartesi gecesiydi. O gece insanların en hayırlısı doğdu, o anda annesi neler neler gördü. O sevgilinin annesi dedi ki, “Şa- şılacak bir nur gördüm, güneş onun çevresinde dönen bir perva- ne gibiydi. Parlayarak birdenbire evimden çıktı. Göklere kadar dünya nurla doldu. Gökten sıra sıra melekler indi. Evimi Ka'be gibi tavaf ettiler. O sırada melekler havaya sündüs denilen işle-

    YANITLASİL

    yuksel20 Ekim 2023 07:03
    meli ipek kumaştan, bir yatak yaydılar. Birden duvar yarıldı ve üç huri göründü. Bazıları o ay yüzlü üç güzelden birinin (Firavu- nun karısı) Asiye olduğunu söyler. Birinin (Hz. İsa'nın annesi) Meryem Hatun olduğu belliydi. Biri de cennet kızlarından sev- gili bir güzeldi. O üç ay alınlı, hoşlukla yanıma gelip, bana he- men selam verdiler. Çevreme oturdular, Mustafa'yı birbirlerine müjdelediler. Bana da dediler ki, "Dünya yaratılalı beri oğlun gi- bi bir oğul dünyaya gelmedi. Ey sevgili, sen büyük mutluluğa er- din, o güzel huylu senden doğacak".

    YANITLASİL

    yuksel20 Ekim 2023 07:05
    Divan Şiirinden

    Seçmeler

    Günümüz Diline Aktaran Sennur Sezer - Adnan Özyalçıner
    sy. 97.99,100.

    YanıtlaSil
  141. Islamda Idare

    Islami idarede başa ehil seçilir Imanlı ve bilgili ahlaklı erkek gelir

    Bilenler şura kurup müşavere yaparlar Başkanı tesbit edip ona tabi olurlar Bu sistemde cahile haine firsat olmaz Söz ayağa düşürmez perişanlık olamaz

    Işlamda eşitlik yok hak ve adalet vardır

    Her insan bir değildir herkes hakkını alır Cemiyetler avamdır toplu yanılabilir İslamın hükümleri hep Allahın emridir

    Allahtan korkmayanlar mutlaka nefse uyar Tahsil onu önlemez büyük vurgunlar yapar Demokraside halkı tartmazlar ve sayarlar Cahilin reyi ile alimi bir sayarlar

    Faziletli insanlar cemiyette az olur Bazı seçim olurki ehliyetsiz yol bulur

    28

    YANITLASİL

    yuksel20 Ekim 2023 07:15
    SAADET YOLU

    İslamiyetin Esasları (Bu manzum makaleler bir tebliğnamedir)

    (İman, İbadet, Ahlak. İdare, Hukuk, Aile, Ekonomi, Mezhep, Cihad ve Tasavvuf esaslarında Özetlenmiş bir takdimdir.)

    Seyfeddin POYRAZOĞLU

    İkinci Baskı

    YanıtlaSil
  142. Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden.
    Ravi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.)
    Sayfa: 153 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel24 Ekim 2023 22:52
    Melâike heykel ve resim olan eve girmez.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 109 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel24 Ekim 2023 22:54
    والسواد ٢٦٤٢ - الصَّفْرَةُ خِصَابُ الْمُؤْمِن وَالْحُمْرَةُ خِصَابُ

    خِصَابُ الْكَافِرِ (طب ك وتعقب عن ابن عمر) 2642- Sarı renk mü'minin boyasıdır, kırmızı renk müslümanın boyasıdır, siyah renkten hazer et (çünkü o) kafirin boyasıdır.

    YanıtlaSil
  143. Başlıksız
    Meriç Tumluer'e göre Erdoğan, Atatürk'ün gizlenen vasiyetini biliyor. Hedefimiz, 2023'ün 29 Ekim'inde Türkiye Cumhuriyeti'nin 100'üncü yılında Cumhuriyet ...

    YanıtlaSil

  144. VATİKANIN BİLDİĞİ TÜRK HALKININ BİLMEDİĞİ
    “ATATÜRK’ÜN GİZLENEN VASİYETİ”


    ATATÜRK’ÜN GİZLENEN VASİYETİNDE NELER VAR?!

    28.KASIM.1938 AÇILAN VASİYETE PAPA BEDİKTUS 28.KASIM 2006’DA ANIT KABİRE GELEREK GÖNDERME Mİ YAPTI?




    Atatürk’ün Jandarma İstihbarat subaylarından TEŞKİLAT-I MAHSUSACI ve aynı zamanda “Türk Polis Teşkilatı”nın kurucularından Mehmet Rifat Efendi’nin en büyük mirasıATATÜRK’ÜN GİZLENEN GERÇEK VASİYETİ.



    28 Kasım 1938’de yani Atatürk’ün ölümünden 18 gün sonra ikindi vakti saat 15’te Ankara 3. Sulh Hukuk TRK Mahkemesinde açılan bu vasiyetten çıkan iki tane zarf var. Biri herkes tarafından bilinen 6 maddelik vasiyet diğeri ise 50 yıl sonra açılsın diye Ankara/Ulus’taki Ziraat Bankasıkasalarına anahtar uydurulur diye tedbiren kaynakla kapatılan vasiyet!..



    Bir aile düşünün 12 Temmuz 1963 yılından itibaren günü geliyor diyerek bu gizli vasiyetin açıklanması için tüm ömürlerini vakfetmişler. Bunlar Alaaddin TUMLUER ve oğlu Meriç TUMLUER... İşin ilginç yanı tıpkı Atatürk’ün GENÇLİĞE HİTABESİ VE NUTUK’da şifrelediği ancak bu vasiyette üzerlerini açtığı sırlar kadar baba-oğul da bir sır küpü.



    BU SIRRIN en önemli kaynakları ise Atatürk’ün sıradışı istihbarat subayı MEHMET RİFAT EFENDİ’nin oğlu SELAHADDİN Bey, oğlu ALAADDİN Bey ve torunu MERİÇ Bey

    YanıtlaSil
  145. Nefis deve kuşu gibidir. (M.N.) 154:Zerre Nefsin en büyük arzusu bekadır. (M.N.) 155:Zerre Nefsin esaretinden nasıl kurtulunur? (L.) 13:1. Lem'a

    Nefis gafletle kendini unutur. (M.) 389:29. Mektup, 2. kis. 5. nük. Nefsin gözü kördür. (M.N.) 71:Katrenin zeyli Nefsi ıslahın bir yolu. ($.) 392:14. Şua Nefsini ıslah edemeyen başkasını islah edemez. (S.) 243:21. Söz Nefis insanın cisminde âlemdeki tabiata benzer. (S.) 209:18

    Söz, 1. nokta

    Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (Mh.)

    38:1. makale 9. mukaddime Nefis istiklaliyet halinde fânidir. (M.N.) 176:Şemme, 10. risale,

    3. hatve

    Nefse itimat edilmez. (L.) 91:13. Lem'a 13.işâret 2. nokta Nefis kendini hür ve serbest ister. (M.) 389:29. Mektup, 2. kıs. 4. nük. Nefis kendini serbest bilir. (M.) 443:29. Mektup, zeyl, 3. hatve Nefis kendini unutur. (M.) 389:29. Mektup, 2. kısım 4. nükte

    Nefsin kendine yüklenen nimetlerden gururlanmaya hakkı yok- tur. (S.) 209:18. Söz, 1. nokta

    Nefis kul olduğunu açlıkla hatırlar. (M.) 389:29. Mektup, 2. kıs. 4. nük Nefsin küçüklüğü büyüklenmenin kaynağıdır. (Sn.) 74. Nefse meşru muhabbetin âhiretteki mükâfatı. (S.) 590:32. Söz

    2. mev, 2. meb. 2. işâret

    Nefse muhabbet nasıl olur? (S.) 587:32:Söz 3. mev. 2. mcb. 4. nük. Nefsi sevmeye sevkeden sebepler. (M.N) 180: Şemme, 10. risâle

    (M.N.) 205; Şu'lenin zeyli

    Nefsi susturmak. (K.L.) 176.

    Nefis tevekküle yanaşmaz. (M.N.) 104:Habbe

    Nefis üzüm ağacına benzer. (S.) 436:26. Söz, hâtime Nefis ve malını Allah'a satmanın kârı. (S.) 30:6. Söz Nefse taraftarlık cihetiyle asılsız evhamı bir asla irca etmek

    kendini mazur göstermek. (Mh.) 105:3. makale mukaddime

    FIHRIST/500

    YanıtlaSil
  146. Niçin Zamanın Şartlarına Uygun Alim Yetişmiyor?

    Bunun başlıca 3 sebebi şöyle sıralanabilir:

    1- Zeki ve kabiliyetli talebelerin, İslâmî ilimlerin ders verildiği medreselere değil, çoğunlukla sosyal ve fen bilimlerinin ders verildiği mekteplere (okullara) git- meleri veya gönderilmeleri.

    2- Zenginlerin, medreselerin geçimine ve maddî ihtiyaç- larının karşılanmasına tenezzül etmemeleri.

    3- Medresede de intizam, tefeyyüz (feyizlenme) ve mahreç (medrese mezunlarının çalışacağı alanlar) bulunmaması.

    Evet, vücûdlarından (âlimlerin varlığından) zarar gelmemiş, istediğimiz ulemanın ademinden gel- miştir. Zîrâ zekiler, galiben mektebe gittiler. Zen- ginler, medresenin maîşetine tenezzül etmediler: Medrese de, intizam ve tefeyyüz ve mahrec bulun- madığından, zamana göre ulemâyı yetiştiremedi.
    Bediüzzaman dan
    Siyasi ve İçtimai
    Tespitler
    Mustafa Topoz
    sy. 160.

    YanıtlaSil
  147. حَلَالًا الْمُسْلِمِينَ الا رحم ق ل د عن ابي هريرة ت حسن صحيح ه ق عن كثير بن عبد الله بن عمرو بن عوف عن ابيه عـــن

    B

    جده كر عنه وزاد على شروطهم الا شرطا حرم حلالا)

    2659- Müslümanlar arasında sulh caiz ve mümkündür. Ancak helali haram, haramı helal kılan barış olursa başka. (Caiz olmaz.)

    ٢٦٦٠ - اَلصَّمْتُ حِكَمٌ وَقَلِيلٌ فَاعِلُهُ وَمَنْ كَثُرَ كَلَامُهُ فِيمَا لَا يَعْنِيهِ كَثُرَتْ

    خَطَايَاهُ العسكري عن أبي الدرداء)

    2660- Sükut, hikmettir. Onu yapan azdır. Kim kendisini ilgilendirmeyen şeylerde çok konuşursa, çok yanılmalarda bulunur.

    *

    YanıtlaSil
  148. Atatürkün Gizlenen Vasiyeti - Kitap Açıklaması
    İLK KEZ BU KİTAPTA;
    - 17. Yıldız vizyonuna ait belgeler
    - Gazi Paşa’nın emri ile kurulan çok özel bir cemiyete ait orijinal belgeler.
    - Atatürk’ün özel evrakına ait kasaların açılma süreci.
    - Atatürk’ün özel evrakını sakladığı kasalarına dair bilinmeyenler.
    - Gizlenen Vasiyet neden 50 ve neden GİZLİ ibareleri ile kayda geçti?
    - Atatürk’ün Gizlenen Vasiyeti için açılan mahkeme davalarına dair belgeler.
    - Gazi Paşa’nın gizli belgeleri için kullandığı özel mührü ve bu mühürle ilişkili bir kuruma ait bilgiler.

    Gazi Paşa ve ona gönülden bağlı ekibi, İstiklal Savaşı’nın temelinin atılmaya başlandığı ilk andan itibaren, mücadelenin belgelerini gün gün arşivledi. Arşivleme süreci, Atatürk’ün vefatı olan 10 Kasım’a kadar sürdü. Arşivlenen çok gizli ve tarihe ışık tutacak çok önemli belgeler 105 adet sarı dosya halinde fihristlendi.
    Atatürk’ün vefatından bir süre sonra Çankaya Köşkü’nde bulunan 105 adet sarı dosya Ziraat Bankası’nın zemin katındaki özel kasalara konuldu ve 50 yıl boyunca açıklanmaması koşuluyla saklandı. Devlet yetkilileri ise 2005 yılına kadar 105 adet dosyanın varlığı hakkında sessiz kalmayı tercih etti.
    Bu kitapta, Atatürk’ün en yakınında bulunmuş dönemin yetkililerinin anılarında, röportajlarında, meclis tutanaklarında; Atatürk’ün hususi evrakı olan 105 adet dosyanın varlığını doğruladıklarını ilk kez belgeleriyle göreceksiniz.

    YanıtlaSil
  149. CAMIÜ'S-SAĞIR

    MUHTASARI, TERCÜME VE ŞERHİ

    Allah'ı sevmenin yolu Resûlullaha (a.s.m.) tâbî ol- maktan; söz, hâl ve hareketlerimizde onu ölçü almak- tan geçer.

    Resûlullahın (a.s.m.) hadislerinin herbiri ise karan- lıkta kalanlara bir ışık, yolunu şaşıranlara bir rehber, ölünceye kadar doğru yolda tutan bir kılavuzdur.

    Resûlullahın (a.s.m.) hadisleri ahiret yolcusu olan insanlar için en sağlam birer ölçü, esas ve hayat pren- sipleridir. Bilhassa bunalımda olan çağımız insanlarına bir kurtuluş simidi, huzur ve saadet yollarını gösteren hatâsız bir programdır. Hayata hayat, ruh ve nurdur.

    Günümüzün insanının onun emir, yasak ve öğütle rinden istifade edecekleri çok şeyler var. Ruh, kalp ve vicdanlar, onlara gıda, hava ve su kadar muhtaçtır. ***

    Camiü's-Sağır, 10.000 civarında hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resûlullahı (a.s.m.) gören Celaleddin es-Suyuti (1445-1505) tarafından tasnif edilmiştir. Elinizdeki cildlerde, bu eserin, Feyzü'l-Kadir isimli şer hi esas alınarak günümüze bakan 4000 civarında hadis ele alınmış, bazılarının açıklamaları yapılmıştır.

    YanıtlaSil
  150. Kul bir çok zamanlar, bir çok zamanlar, bir çok zamanlar müslüman yaşar. Fakat sonunda Allah'ın gazabına uğrayabilir. Yine, ömrünü hep küfürle geçirir. Fakat sonunda Allah'ın Rahmetine uğrayabilir. Kim ki herkese gıybet ederek ve fena lâkap takarak ölürse, kıyamette, burnu ile iki dudağı arasına damga vurulur.
    Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)
    Sayfa: 104 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  151. zina edenlere Allah şiddetle gazap eder.
    Deylemi.
    Dünyada en çok eziyet veren, kıyamet günü Allah katında en çok azap görecek olandır.
    Musned, 3.:403
    Kıyamet günü en şiddetli azap görecek olan, zalim idâreci dır.
    Musned, 3:22.

    YanıtlaSil
  152. Zulüm

    Ağlatan gülmez.

    Alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste

    Her Firavun'un bir Musa'sı çıkar.

    Mazlumun âhı, tahttan indirir şahı.

    Mazlumun ahı yerde kalmaz.

    Zalimin ettiği yanına kalmaz.

    Zulüm kapısı çabuk yıkılır.
    Ata
    Sözleri
    İsmail Ozcan
    Pırıltı Kitaplari
    sy. 92.

    YanıtlaSil
  153. 13

    Peygamberimizin şu sözünü duymadınız mı? (1) Altı şeyin belirdiğinde, ölümü isteyiniz:

    1- Sefihlerin, yâni şehevât-i hayvaniyesine uymuş olan kimsele- rin. halkın başına başkan olduklarında,

    2 - Hukûmet işlerine me'mur olmayı isteyenlerin çok olduğunda, 3 - Hükümler para ile satıldığında, yani rüşvet çoğaldığında,

    4- Din emrinin küçük görüldüğünde, 5 Sıla-i rahîm (Hısım akraba birbirlerine gidip gelmek) kesil-

    diğinde, Bu meseledeki sıla-1 rahimden kesilmeyi belirten üç şey vardır.

    a - Zenginlik ve fakirlik,

    b- Dargınlığın idamesi,

    c - Memleket uzaklığı, bu mesele mektupla da halledilebilir.

    - Kur'ân-ı Kerîm teğannî ile eğlence için okunduğu vakit.

    6 Kur'ân-ı Kerimi para ile okumak ve okutmak ehil olmayan kimseleri eğlen- mek için, meclis şerefi için maddi düşünceler namı hesabına okumak.

    YANITLASİL

    yuksel1 Kasım 2023 23:31
    AHİRETE GİDEN YOL (KEŞF-ÜS SÜTÜR)

    Ali Rıza ALTAY Denizli Merkez Vaizi
    sy. 13.

    YanıtlaSil
  154. Tarihin her devrinde hirs ile, hiyanetle tanınmış bir millet olan yahudiler vaktiyle

    Mûsa Peygamberin nübüveti zamanında da müşârün ileyhin tebliğ ettiği her emri tersine telakki ederek bu şevketli peygambere de türlü müşkülât göstermişler ve her zaman hakla batılı karıştırmışlardır.
    Sahih-i Buhârî MUHTASARI
    TECRIDI SARIH
    Tercümesi ve Şerhi
    cilt 8.sy.20.

    YanıtlaSil
  155. 39. O küfre sapanlar ve âyetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennemlik olanlardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. [krş. 7/24-35; 20/123]

    40. Ey İsrâiloğulları![19] Size verdiğim nimeti hatırlayın (şükredin); bana (iman ve itaat hususunda) verdiğiniz sözü yerine getirin, ki ben de size (cennetle ilgili) vaadettiklerimi vereyim. Yalnız benden korkun!

    41. Ve yanınızdaki (Tevrat’ın aslı)nı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’)a iman edin, ona inanmayanların ilki siz olmayın; benim âyetlerimi az bir bedele (dünyalık karşılığa) satmayın ve ancak (benim emrime uygun yaşayın) ve yalnız benden (benim azabımdan) korkun!

    42. Hakkı (gerçeği) batıl ile bulayıp/örtüp de bile bile hakkı gizlemeyin (hakkın üstüne örttüğünüz batılı hak diye göstermeyin).[20]

    43. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû eden (mü’min)lerle birlikte rükû edin.[21]

    YANITLASİL

    yuksel2 Kasım 2023 04:10
    19] İsrâil, Hz. Yakub’un lakabıdır.

    [20] İslâm’a uygun olmayan söz ve hareketler batıldır. Eğer hak olan batıla bulanır, ona karıştırılırsa, hak anlaşılmaz, batılın içinde özelliğini kaybeder ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, “batılı da hakla süslemeyin, altında hak var diye batılı cazip göstermeyin” demektir (İbni Teymiyye, s. 52; Elmalılı, I, 285). Yahudiler, Tevrat’taki bazı hükümleri değiştiriyorlar ve kendi uydurdukları batıllara “hak (doğru) bu” diyorlardı.

    [21] Âyet-i kerîmede önce “namaz kılın” denildiği halde tekrar “rükû edenlerle beraber rükû edin” buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına ayrıca önem verilmesi gerektiğine işaret vardır (Beydâvî; Râzî, II, 475; Hazîn, I, 43; Cezîrî, I, 405-406). Yahudiler ve hıristiyanlar namazlarında, kıyamdan sonra doğrudan secdeye giderlerdi. Bu ifade ile onlardan İslâm’ın öngördüğü gibi namaz kılmaları istenmiş olmaktadır. [bk. 3/71; Elmalılı, I, 337]

    YANITLASİL

    yuksel2 Kasım 2023 04:13
    FEYZÜ'L-FURKÂN TEFSİRLİ

    KUR'ÂN-I KERİM MEALİ

    Doç. Dr. Hasan Tahsin FEYİZLİ

    YanıtlaSil
  156. r Katzenjammer : Vicdan azabı

    kauern

    : büzülmek

    käuflich sein r Keim : vicdanını satmak
    Türkçe Almanca Almanca Türkçe
    Dini Terimler Sözlüğü
    sy. 423.

    YanıtlaSil
  157. Vesselâm

    . und damit basta!

    Vesvese

    :e Versuchung des Teufels, r Ze fel, s Besorgnis, -etmek Befürg tungen hegen, argwöhnisch, m traurisch sein.

    Vicdan

    :s Gewissen, -borcu (innere) Ve pflichtung, -a danışmak sich d Gewissensfrage vorlegen, 1 kab etmemek e-m gegen das Gewisse gehen, -ını kirletmek sich das Ge wissen beschweren; her sahib wer auch nur en Funken Verant wortungsgefühl in sich trägt. Gewissens-bisse, qual

    Vicdan azabı

    Vicdani

    Gewissens-

    Vicdan borcu

    : moralische Verplichtung

    Vicdan meselesi

    :e Gewissensfrage

    Vicdanlı

    : gewissenhaft, gerecht, mensch lich

    Vicdansız

    : gewissenslos, unmenschlich

    Virane

    : e Ruine

    Virt

    Virt çekmek

    täglich rezitierter Gebetsspruch die gleichen Gebete od. Koran sprüche immer wieder rezitieren

    Vitir

    1. zusätzliches Gebet (nach des rituell vorgeschriebenen letzten Gebet) 2. Vorabend des Opfer fests

    Vuküf

    Vuslat

    Vuzuh

    :e Kenntnis, s Wissen e Vereinigung zweier Liebender gecesi e Liebesnacht :e Klarheit, e Deutlichkeit

    YanıtlaSil
  158. Bilgisine uygun davranmayan kimse, sırtına kitap yüklen- miş merkepten farksızdır.

    İyi hükümdarlar bilginlerle, kötü bilginler de hükümdar- larla düşüp kalkar.

    Nizamülmülk

    YANITLASİL

    yuksel6 Kasım 2023 22:07
    BÜYÜKLERİN SÖZLERİ SÖZLERİN BÜYÜKLERİ

    İSMAİL ÖZCAN
    sy. 23.

    YanıtlaSil

  159. FITRAT-FITRAT KANUNU

    Fitrat yalan söylemez. (M.N.) 214:Nokta Sosyal hayatta bir çığır açan, fitrat kanunlarına uygun hareket etmelidir. (L.) 174:22. Lem'a 2.işâret Tesettür fitridir. (L.) 197:24. Lem'a

    YanıtlaSil
  160. Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde mahvoldular.
    Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
    Sayfa: 455 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  161. Bana göre, sizin için deccaldan daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 163 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  162. Ey kara haberciler, ey kara haberciler, ey kara haberciler. Sizin üzerinize korktuğum şeylerin en korkuncu riya ve gizli şehvettir.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Zeyd (r.a.)
    Sayfa: 502 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  163. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücülerdir. Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise marufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid'at, bid'at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duaları kabul olmaz.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 502 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  164. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücülerdir. Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise marufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid'at, bid'at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duaları kabul olmaz.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 502 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  165. ketm (Bir sözü, bir sırrı, bir haberi) gizleme, saklama, gizli tutma. "Seferberlikte Seferber ordunun iaşesine muhtas hisse-i öşrü vermemek kastı ile mahsulatını ketm edenler hakkındaki Kararname üzerine Adliye Encümeni Mazbatası." Meclis-i Mebusan 28 Şubat 1336 (1920) tarihli 15'inci Birleşim Tutanak Dergisi, C. 1, S. 265. ketmetmek: (Bir sözü, bir Sırrı, bir haberi) gizlemek, saklamak.

    keyfiyet (keyfiyyet) Durum, nitelik. "Şimdi efendim, harcırah ve bakiyei tahsisatlarını alamadıklarından keyfiyetin idare memurlariyle Umuru maliye vekâletinden istizahına dair Malatya mebusu Lütfi Bey ve rufekasının bir takriri var." TBMM 14 Temmuz 1336 (1920) tarihli

    34'üncü Birleşim Tutanak Dergisi, C. 2, S. 322.

    YanıtlaSil
  166. MECLİS-İ MEBUSAN VE MECLİS-İ AYAN TUTANAK TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
    sy. 111.

    YanıtlaSil
  167. Ölümden ne korkarsın, Korkma ebedi varsın.

    YanıtlaSil
  168. Yavuz Sultan Selim İslam ülkelerinin fethinden sonra, bir gün veziri azam Piri Paşa'yı çağırır: «Piri lalam Allahir emri ile Misir'i feth eyledik, Hadim ul Haremeyn unvanı ile hu azzez olduk. Her gittiğimiz tarafta fetihler nasip oldu ve emri mize muhalefet edecek kimse kalmadı. Bu vazi yette devletin zevali ihtimali var mıdır, deyü buyurmuşlar, vezir de cevabında: Yüce cedlerinizin koydukları ka- nun ve kaideler icra olundukça bu devletin zeva- i muhaldir» der ve «evládlarınızın hilafeti zamanında akılsız veziri a'zam tâyin olunur; rüşvet kapıları açıla rak mansıplar ehline verilmez; devlet işlerinde kadınlarım hükmü yürürse o zaman bu devletin ihtilali mukarrer olur diye ilave eder.

    YanıtlaSil
  169. a deve ya deveci ya üsdündeki hacı ölür: İlerisi için verdiğim sözden korkmuyorum, o zamana kadar şartlar değişebilir. Bu gadar borcun altına nası(l) giriyo(rsu)n; garkmuyon mu diyene cuvap

    zır bizinkinden: N'ediyim, ya deve ya deveci ya üsdündeki hacı (ölür).]

    Yağınan yavşan yenir: Yemeğe lezzeti yağ verir.

    Ne bu beyle sası sası. Içcık yağ atar adam bunun içine be! Duymadın mı heç ebemden ya(g)ınan yavşan yenir, deyin.]

    Yağmır ya(g)sa gış de(g)el mi / Kişi halını bilse hoş de(g)el mi : Her şeyin, her kişinin bir özelliği, bir niteliği vardır. Bunu, başka türlü göstermeye kal- kışmak boştur. Kişinin davranışları, kendi durumuna uygun olmalıdır.

    ['Ya(g)mır ya(g)sa gış de(g)el mi / Kişi halını bilse hoş de(g)el mi' ay o(ğlum. Ne senden benim çekece(g)im len! Halına yanmayıp Hasan Dağı'na oduna gediyor(rsu)n eyle ay o(g)lum!]

    Yalınız öküz çifte goşulmaz : Birlikten kuvvet doğar. Çok kişiyle yapılacak işler, bir kişiye yüklenemez.

    [Yalınız öküz çi(f)te goşulmaz. Sahab olun birbirinize dosta düşmana garşı.]

    YANITLASİL

    yuksel13 Kasım 2023 03:44
    EMİRDAG AĞZINDA

    ATASÖZLERİ ve DEYİMLER

    Özcan Türkmen
    sy. 361.

    YanıtlaSil
  170. انَّ الْكَذِبَ بَاب مِنْ أَبْوَابِ النّفاق * (الخرائطي في مساوى الاخلاق

    مامة )

    1443- Yalan, nifak kapılarından bir kapıdır

    YANITLASİL

    yuksel14 Kasım 2023 21:57
    ۲۷۳۰ - اَلْعِلْمُ اَفْضَلُ مِنَ الْعِبَادَةِ وَمَلاَكُ الدِّينِ الْوَرَعُ (الخطيب عـــن ابـــن

    2730- İlim tahsil etmek, ibadetten daha hayırlıdır. Dinin özü, ana temeli haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçınmaktır.
    Ramuz ul Ehadis

    YanıtlaSil
  171. Öte yandan nifakın siyasî, iktisadî ve sosyal alanlarda kendini gösterdiğini ortaya koyan, casusları ve bazı gizli teşkilâtları münafık olarak değerlendiren araştırmacılar da vardır (Abdülhalim Hifnî, s. 100-149, 229).

    YanıtlaSil
  172. Risale-i Nur Külliyatından

    Otuzüç Pencere

    Dalalet yolu ne kadar karanlıklı ve elemli! Ne zorun var ki, oradan gidiyor- sun Hem bak! iman ve tevhid yolu ne kadar kolay ve safalı. Oraya gir, kurtul...

    Müellifi Bediüzzaman Said Nursi

    YANITLASİL

    yuksel15 Kasım 2023 06:04
    u Otuzüç Pencereli olan Otuzüçün

    cü Mektub, îmanı olmiyanı İnşaallah îmana getirir. İmanı zaif olanın îmanını kuvvetleştirir. İmanı kavi ve taklidi ola- nın îmanını tahkiki yapar. İmanı tahki- ki olanın îmanını genişlendirir. İmanı ge niş olana bütün kemalât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahda te- rakkiyat verir; daha nuranî, daha parlak manzaraları açar.

    İşte bunun için, "Bir pencere bana kâ- fi geldi, yeter" diyemezsin. Çünki : Se- nin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise; kalbin de hissesini ister. Ruhun da his- sesini ister. Hatta hayal de o nurdan his- sesini istiyecek. Binaenaleyh herbir pen- cerenin ayrı ayrı faideleri vardır.

    Said Nursi

    YanıtlaSil
  173. Evliyanın bazı keşiflerinin bazan hakikata zıt çıkması. (S.) 303: 24. Söz 2. dal aliyanın bir kısmı niçin tevhidde ileri gitmeşler? (S.) 303:24. Söz 2. dal

    Evliyanın bir nevi garibi olan abdalların bir anda çok yerlerde görünmesi, (S.) 462:28. Söz

    Evliya nın ilhamı bazı arızalarla hatalı olabilir, gerçeğe zıt çıka-

    bilir. (S.) 308:24. Söz 3. dal 5. asıl

    Evliya iman esaslarında ittifak etmiştir. (S.) 303:24. Söz 2. dal Byliyanın kabirleri manay-i ismiyle ziyaret edildi. (M.) 355:28. Evliyanın kerâmeti haktur. (S.T.Ten) 165:28. Lem.) 165.

    Mektup, 6. mes. 4. nük.

    Evliyaların keşiflerinin birbirine zıt çıkması. (S.) 303:24. Söz 1. dal Evliyaya mânây-i ismi ile bakılmamalıdır. (H.Ş. 2. Zey. 2. kıs.) 145. Evliyanın meleklerle ve cinlerle görüştüp konuşmaları. (M.) 158: 19. Mektup, 14. işâret, 2. şube

    Evliyaya meşru muhabbetin uhrevî mükafaatı. (S.) 592:32. Söz 3. mev. 2. mebhas, 6. işaret

    Evliyaya meşrû muhabbetin dünyevî neticesi. (S.) 588:32. Söz

    3. mev. 2. mebhas, 4. nükte

    Evliyaların nefs-i emmareden şikayetleri. (K.L.) 175; (Ş.) 278: 13. Şua

    Hızır'ın (a.s.) hayatına yakın hayata mazhar evliyalar vardır. (B.L.) 180.

    Kırk günde bir gün ekmek yiyen evliya burcunda. (B.L.) 9. Nübüvvetin velâyete üstünlüğü. (L.) 30:4. Lem'a 4. nükte

    Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, Cenneti istemeyip Al lah'ın sevgisini istemişler. (S.) 571:32. Söz 2. mev. 3. mak. 4. rem Yüz yirmi dört bin evliya. (S.) 110:10. Söz zeylin 5. parças (S.) 131:13. Söz 2. makam

    FIHRIST/2
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 201

    YanıtlaSil
  174. Ölümü çok hatırlayıp anan kimseye üç şey verilir:

    1- Günahdan tevbe etmek, - Rızıkda, kanaat etmek,

    3- Tanrı'ya kulluk etmede içten istek ve aşk.

    Ölümü unutan kimseye de Allah üç türlü belâ verir:

    1- Tevbeyi sona bırakmak, mesela: «Daha vakit var, benim gençliğim var>> diyerek tevbeyi te'hir eder,

    2 - Dünyaya karşı hırsı ve tamah'ı fazlalaşır. Halbuki: <> diye tenbihlerde bulunulmuştur.

    3 - Dini görevlerini işlemekte üşenme hâsıl olur ki; (1) bu işin

    kotülüğünü anlatmak mümkün değildir.

    YANITLASİL

    yuksel16 Kasım 2023 00:37
    O zat - Ey kardeşlerim! Size Allah'ı And veriyorum, sakın ölümü hatırı- nızdan çıkarmayınız, o teşkilatları bozar, kardeşi kardeşten, karıyı ko- cadan ayırır, canından sevgili mallarını, sevmediği kimselere terketti- rir, yavrularınızı öksüz kor, gülen yüzleri ağlatır, gözleri yaşlarla dol- durur, toplumları dağıtır, mâmûrları virân eder, nâzenîn vücûdları topraklarda çürütür. Ey kardeşlerim! Yere düşeceğiniz günü düşünün, mezara gireceğiniz saatı aklınıza getirin, kabre gireceğiniz dakikaları, kabre girip yanınıza gelecek olanı tefekkür ediniz.

    (1) Onlardan biri: Hacca gitmektir.

    Mükellef bir Müslümanın, haccın Nisabı tahakkuk eder etmez, hac yoluna yürümesi lazımdır. Bunun tehiri vähi işlerden dolayı ise durumun sonu korku- ludur. Geriye bırakmak doğru değildir.

    Denilmiş ki: Dînî görevleri geriye bırakmak; bir dert ve hastalıktır, çok kimselerde bu hal bulunur. Namaza üşenenlerin başlarının taşlarla ezileceğini İmam-ı Buhârî bir hadisinde anlatmıştır. Bunun şüphesiz şakası yoktur. Bir de amamen terkedenin halini düşünelim :

    YANITLASİL

    yuksel16 Kasım 2023 00:38
    Yumuşak döşekleri beğenmiyen kibarlar, kobindustane birakila

    ğınınkumaka getirin. Dunya yüzünde, toprak bheale, her bir in

    Her bir yemeği beğenmezken, yarın, mezarda yatacak, yılan ve çiyanı

    Hendaşı olacak, ağzı topraklarla dolacak, dunyayı seyrederek renk

    tenmiyen gözler yarın toz- toprak dolacak. Evlerinin üstüne örtü

    ğenmezken; yarın taşlar örtü olacağını, otlar, ağaçlar biteceğini un

    mayınız, taşın toprağın üzerinde yatacağınızı unutmayınız ey k

    deşlerim.

    Bu konuda insanlar ikiye ayrılır:

    1 Birincisi; erbâb-ı saadettir. Bunlar, salih amellerle meşgul on muşlar, işlerini öylece düzene koyup, doğru yolda yürümüşlerdir. He Kur'ân-ı Kerîmi okumakla meşgul olanlara, veya Kuran okunurke can vermiş olanlara, değer biçilmez üstünlükler hazırlanmıştır.

    2- İkincisi, kötü işlerle meşgul iken ölmüş olan tevbesizlerdir. İ te dert, bela bunların başlarında toplanır. Kabirde, toprakda, yanın geleceklerin hepsi onun düşmanlarıdır.

    Mezarına girenin yanında bulunacak olan, onun dünyada işleml olduğu ameli iyi - kötü tecessüm ederek onu karşılayacaktır. Bu düşün celer üzerine bazı büyükler şunları söyliyerek halkı ikaz etmek istemiş lerdir:

    Ey mal yığanlar ey binalar kuranlar, sizin malınız ancak kesen dir, yoldasımz, gözlerimizi açım!

    Ey malcılar! Malınız sizi ölümden kurtarabilecek mi? Ahirete on- dan bir şey götürebilecek misiniz? Hayır, hayır... Belki sen o yığdığ nesneyi senin sevmediklerin ve seni hayır ile anmıyacak kimseler içim yığdın. Cezasını sen çekeceksin, zevkini onlar tadacak. Bakmıyor mu sun, dünyadan kefenden başka şey götüreni görüyor musun?

    YANITLASİL

    yuksel16 Kasım 2023 00:41
    SÖNMEZ NEŞRİYAT A. S. YAYINLARI: UMUMİ NES, No: 23 KUR'AN ve HADIS ILIMLERİ: HUSUSI: No

    AHİRETE GİDEN YOL

    (KEŞF-ÜS SÜTÜR)

    Ali Rıza ALTAY Denizli Merkez Vaizi

    d

    11

    sönmez

    Cağaloğlu Şeref Efendi Sokak No. 13

    İSTANBUL-1969
    sy. 19,20.

    YANITLASİL

    Yorum Gönder
    Bu blogdaki popüler yayınlar
    İman
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Meric Tumluer Said Nursi
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Blogger tarafından desteklenmektedir
    Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır

    YUKSEL
    Vasiyet ve mustafa
    PROFİLİ ZİYARET EDİN
    Arşivleme
    Kötüye Kullanım Bildir

    YanıtlaSil
  175. Eden bulur
    bir dilenci eden bulur der dururmuş.
    Kötü bir kadın bu dilenciye kızarmış.
    En sonunda ekmek içine zehir koyarak dilenciye vermiş.
    dilenci zehirli ekmeği alarak yola koyulmuş.
    Bir gölgelikte dinlenmek için oturmuş.
    O sırada bir askerliğini yeni bitirmiş
    bir genç gelmiş.
    dilenci çok acıktıgini görünce ekmeği gence vermiş.
    Genç Ekmeği yiyerek yola koyulmuş
    Bir evin önüne gelince zehirli ekmeği yediği için ölmüş.
    Kötü kadın kapıyı aç sa zehirli ekmekle birlikte oğlunun öldüğünü görmüş.
    Akra Fm.
    Sirca köşk.

    YanıtlaSil
  176. Bir hastaya vardın ise Bir içim su verdin ise Yarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi

    Bir miskini gördün ise Bir eskice verdin ise Yarın anda sana gele Hak libasın biçmiş gibi

    ***

    Bir kez gönül yıktınsa Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil.

    ***

    Ben gelmedim dava için Benim işim sevi için Dostun evi gönüllerdir Gönüller yapmaya geldim. (Yunus Emre)

    "Din kardeşinden bir cefa gördünse, onun bin vefası olduğunu hatırla... Çünkü iyilik, günaha karşı şefaatçi gibidir." (Mevlana)

    Öyleyse, gelin kardeş olalım:

    Gelin tanış olalım İşi kolay kılalım, Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz

    (Yunus Emre)

    YanıtlaSil
  177. * Modern bilimle hesaplaşmak için İlk Sorular

    Adnan TEKŞEN

    Modern bilimin "kanunları" en iyi ihtimalle emsal olarak görülmediği takdirde Müslümanları oyalayıp durmaktan başka bir sonuç elde edilmeyecektir.

    YANITLASİL

    yuksel19 Kasım 2023 11:16
    Modern Bilim, içinde doğduğu batı uygarlığının evrenselliğini ve üstünlüğünü empoze ettiği için emperyalizmin de anasıdır.

    YANITLASİL

    yuksel19 Kasım 2023 11:17
    Modern Bilim, içinde doğduğu batı uygarlığının evrenselliğini ve üstünlüğünü empoze ettiği için emperyalizmin de anasıdır.
    İslam Aylık mecmua

    YanıtlaSil
  178. İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:33
    İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:53
    8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış.
    Akra Fm.
    Günün sohbeti
    Prof Dr Mahmud Esad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 23:36
    Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.

    YanıtlaSil
  179. Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 51 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel20 Şubat 2024 16:30
    Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 346 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

Yorum Gönder