sey. in kısaltılmış ismi. Müslüman her işine Bismillah ile başlar. Yani her işi Allah adına ve Allah için yapar. Atomlardan yıldızlara kadar her varlık da Allah adına ve Allah için hareket eder. insan da bis- millah diyemiyeceği, yani Allahın emri ve izni ol- mayan bir işi ve hareketi yapmamak, onun emri dairesinde kalmakla gerçekten insan olur. Aksi
Sofiyye ile sohbetim esnasında kendilerinden üç şey öğrendim.
" 1. Zaman bir kılınçtır, sen onu kullanmazsan o seni keser. 2. Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtil seni istila eder. . Kendine hiç bir varlık isnad etmemek, erbâb-ı ismetten olmak demektir.
Celaluddin-i Suyûtî; Te'yidü'l-Hakikati'l-Aliyye, s. 15:
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 21:27 İmam-ı Malik rh.a.'in Görüşü
"Fikhi öğrenip de tasavvufu öğrenmemiş olan fâsıklığa, Tasavvufu öğrenip, fıkhı öğrenmemiş olan zındıklığa düçar olabilir. Hem fikhi ve
hem de tasavvufu birarada cem eden de hakikate ulaşır." Aliyyü'l-Kârî Fıkh-ı Maliki Şerhi c. 1, s. 33
Hakiki devlet adamı, hizmet ettiği memleketin bünye- sini iyi bilmeli, bütün hususiyetleriyle tanımalıdır.
2)
Zalim olmadığı gibi gafil de olmamalıdır.
3)
Devlet hayatının istikrar istediğini bir an unutmamalı, affın, müsamahanın, huşunetin ve cezriliğin yerini ve zamanını iyi tayin etmelidir.
4)
İdare-i maslahatçı olmamalı, bunun bir fazilet olduğu zehabından uzak bulunmalıdır.
5) Maddi ve manevi hamleler arasında zaruri bir bağ, paralel bir gidiş olduğunu iyi bilmelidir.
6)
Müşavirlerini ve arkadaşlarını çanak yalayıcılar arasın- dan değil, şahsiyetli ve haysiyetli insanlardan, icabın- da kendisini ikaz edecek kimselerden seçmelidir.
7)
İç çekişmelere, kendini ana hedefleri unutacak kadar kaptırmamalıdır.
288
YANITLASİL
yuksel20 Kasım 2023 00:58 )
İyi konuşmasını, düşüncelerini iyi ifade etmesini bil- melidir.
9) Öğrenmeyi, öğretmeyi, gerçeği ve gerçeği sevenleri sevmelidir. Buna mukabil yalan söylemek şöyle dur- sun, yalan söyleyen yerden nefret etmelidir.
10) Nazarında para ve her çeşit maddi menfaatler kıymet- siz olmalı, temiz elli, temiz ahlaklı olduğunu o saha- da da ispat etmelidir.
11) Azim ve irade sahibi olup, lüzumlu gördüğü işte insi- yatif sahibi olmalı ve asla küçük ruhluluk gösterme- melidir.
12) Zeki olduğu kadar, hayat ile gerçek şartları birbirine karıştırmamalıdır.
İşin zor olanı, bütün bunların hepsinin birden bir kişide bu- lunması gerektiğidir. Ve bütün dünyada "Devlet Adamı" fikda- ni (yokluğu) vardır.
YANITLASİL
yuksel20 Kasım 2023 00:59 Ziya Demirel - Avni Arslan
106- Biz herhangi bir ayeti (n lafzını yahut hükmünü veya her ikisinin 16. Biz het nu neshedersek veya (hazalardan silerek) on geutturursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevap bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevap ka zandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz. (Habibim!) Bilmedin mi ki; gerçekten Allâh (emretme, yasaklama, değiştirme ve hükümsüz kıl
ma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr'dir?! Kur'ân'da ve Sünnet'te geçerli olan "Nesh" konusu "Şerî bir hükmün, Allâh-u Teâlâ ta- rafından tümüyle kaldırılması veyâ misliyle yâhut daha iyisiyle değiştirilmesi" anlamına gel- mektedir. Meselâ Bakara Sûre-i Celîlesi'nin 180. âyet-i kerîmesinde: "Ardından mal bırakacak kişinin, o maldan ne kadar pay alacakları hususunda ana-babasına ve akrabâsına vasiyette bulunmasının farz olduğu" açıkça bildirilmiştir. Ama daha sonra "Mîras âyetleri" olarak anı lan; Nisa Sûresi'nin 11 ve 12. âyet-i kerîmelerinin indirilişiyle, herkesin ne alacağı taksim edil miş ve böylece ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmıştır.
90
YANITLASİL
yuksel30 Kasım 2023 03:21 KUR'ÂN-I 'AZÎM
ve Soru Edatlı Kelime Mânâsı - 1
Cüz: 1
Sûre: 2
Yine böylece kiblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Harâm'a döndürülüşü de neshin ör- neklerindendir. Bu konuda misalleri çoğaltabiliriz. Konunun ehemmiyetinden dolayı âlimler: "Nâsih ve mensûhu bilmeyen kimselerin âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler okuyarak vaaz et- meleri câiz değildir" demişlerdir. Allâh-u Teâlâ neyi ne zamâna kadar ne sebeple geçerli kı- lacağını, ne zamanda neyi hangi hikmetle hükümsüz kılacağını ezelî ilmiyle bildiği için nesh, Allâh-u Teâlâ'nın ilminde ve takdîrinde vukû bulan bir değişiklik olarak görülemez, bilakis bu hükümler, ferdin ve toplumun menfaatleri gözetilerek zaman ve zemine göre değişebilecek şekilde takdîr edilmiştir. Ancak şu bilinmelidir ki; nesh sâdece emir ve yasaklarda geçerlidir, ama haber ve kıssa niteliğindeki konularda geçerliliği düşünülemez. Neshin şekilleri, örnekle- ri ve hikmetleri hususunda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu'l-Furkan Tefsiri, 1/502-507
Eve geldi Muhammed'i bulmadı, Yemen illerinde Veysel Karani. Adına Yunus Emre'nin de yuka-
rıya bir kıtasını aldığımız ilahiyi yaz- dığı Veysel Karani Türk tasavvuf ede- iyatında büyük sevgi ve alaka görmüş, hakkında menkıbenameler, pek çok ilahi ve destan mahiyetinde hikâyeler kaleme alınmıştır.
Sufi kaynaklarından bir kısmı Veysel Karani'nin Hz. Peygamberle görüştüğünü ileri sürerlerse de, diğer kaynaklar ve rivayetler bunun aksini savunmuşlardır. Yukarıda belirtildi- ği gibi, hasta annesini yalnız bırakma- dığı için, Medine'ye gidemeyen bu Sufi için Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye, onunla görüşmek imkanı- nın kendilerine nasip olacağını müj- delemiştir. Ayrıca duasını almalarını da bildirmiştir. Onlar da onu görecek- leri anın gelmesini dört gözle bekleme- ye koyulmuşlardır. Hz. Ömer'in hali- feliği döneminin son yıllarına doğru, onun Yemen'den gelen bir hacı kafi- lesi ile gelip Mekke'de bulunduğunu öğrendiler. Hacılar Veysel'in Arafat yakınlarında deve güttüğünü haber verip, hakkında alaylı sözler söyledi- ler. Fakat, Hz. Peygamber'in onun için söylediklerini öğrenince bu tavır- larından ötürü nedamet duydular. Hz. Ömer ve Ali, Veysel Karani'yi bu- lup kendisiyle görüşmek imkanını el- de ettiler. Hz. Peygamber'in kendisi hakkında söylediklerini naklettikleri gibi, hayır duasını da aldılar. Kendi- sine liediye ve para vermek yolunda- ki teşebbüsleri boşa gitti. Maddi hiç- bir şey kabul etmeyen Veysel, hacılar- la
birlikte yine Yemen'e döndü.
Daha sonra geri gelen Veysel Ka-
YANITLASİL
yuksel1 Aralık 2023 03:20 rani, Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Medine'ye gitti ve Haricilerin ortaya çıkmalarına sebep olan Siffin savaşın- da Hz. Ali'nin saflarında savaşçı ola- rak bulundu. Bir rivayete göre bu sa- vaşta şehit olmuş, başka bir rivayete göre ise, yine Hz. Ali'nin hilafeti dö- neminde Şam'da hadis ilmiyle meşgul bulunduğu sırada vefat etmiştir. Ri- vayetlerden anlaşıldığına göre Üveys, çok fakir bir ailenin küçük yaşta ye- tim kalmış bir çocuğudur ve son de- rece bağlı bulunduğu annesi ona hem analık, hem de babalık etmiştir.
Hz. Peygamber'i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağlan- ması, Peygamber tarafından da müj- delenmesi, tasavvufta bir mürşide ula- şamayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara "Üveysi" denmesine yol aç- mıştır. Yani görmediği bir şeyh tara- fından yetiştirilen Sufiye, "Üveysi", bu yoldaki yetişme tarzına "Üveysi- lik'denmektedir.
Daha sonraları Üveysilik dört zümre için kullanılmıştır: a) Hz. Pey- gamber'in ruhaniyetinden feyz alan- lar, b) Veysel Karani'nin yolunda ye- tişenler, c) Herhangi büyük bir şeyhin ruhaniyetinden feyz alanlar, d) Hızır Aleyhüsselam tarafından irşad edilenler.
Veysel Karani halk tarafından çok sevilmiş ve bir çok iyi davranışlar ona bağlanarak misal haline getirilmiştir. Bu yüzden de kendisine fazlasıyla sa- hip çıkıldığından İslâm ülkelerinde, Yunus Emre için olduğu gibi, pek çok yerde kabirleri bulunmaktadır. Bun- ların hepsi gerçek kabir olmayıp sev- gi dolayısıyla ayrılmış makamlardır
Yasaklanan şiirle ve diğer kötülüklerle kendilerine "haksızlık edenler hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
Buradaki haksızlık edenler' ifadesi her zalim için geneldir.
"النقل" inkilab, dönme, dönüş manasinadır. Yani onlar ölümler den sonra Allah'a öyle dönüp öyle varırlar; kötü bir dönüşle dönenler ve deli bir varışla geri varırlar. Çünkü onların dönüp varacaklan yer cehen nemdir.
Kaşifi der ki: "Hangi yere dönseler o dönecekleri yer ateş olacak tır."
Rivayete göre Ebû Bekr (r.a.) hayatından ümid kesince Osman (r.a.)'dan şöyle bir ahidname yazmasını istedi: "Bu Ebû Kuhâfe'nin oğlu- nun, kâfir kimsenin bile îmana geldiği bir halde mü'minlere ahdi/vasi yetidir. Ebû Bekir (r.a.) bir ara baygınlık geçirip ayrıldıktan sonra şöyle demiştir: Ben size Ömer b. Hattab'ı (r.a.) yerime halife bırakıyorum. Eğer âdil olursa ki onun hakkında benim zannım budur. Eğer âdil olmazsa "haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
"الظلم" adaletten sapmak ve haktan yüz çevirmektir.
Zālimler üç çeşittir: En büyük zâlim, Allah'ın şeriatının (hükmü) altına girmeyendir. Allah Teâlâ: "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür." (Lokmat. 31/13) buyurarak bunu kasdetmiştir. Ortanca zâlim, sultanın hükmünü yeri ne getirmeyendir. En küçük zalim ise amel ve çalışmaktan haylazlık yapıp insanların menfaatlarını alan, kendi menfaatini onlara vermeyendir.
Adaletin faziletindendir ki onun ziddi olan zulümden tevbe ancak ada let yapmakla mümkündür. Şayet hırsızlar aralarında bir şeyi şart koşsalar ve onda adâleti gözetmeseler, işleri yolunda gitmez.
Akıl sahibi kimseye gereken, bu vaîd ve şiddetli tehdîde kulak vermek.
Her sålikin yardımcısı, sülük edilen yolların tehlikelerinden kurtaran ancak Allah'tır. 41
41. Şuara süresi, 1108 yılının Zülkāde ayının 9'unda (30 Mavis 1697) Persembe günü tamam old
Tarangirane Siyaset karşıdaki meleği şeytan gösterir. (M.) 258:22. Mektup, 4. vecih; (Sn.) 68; (E.L.) 1:266; 2: 144, 145. Tarafgirâne siyaset keşfiyata mânidir. (Mh.) 32:1. maka. 8.
muk
Tarafgirâne vaziyet almamak itiraz edenlerin pişmanlığına se- bep olur. (E.L.) 1:157.
Tarih, asker milletinin siyasete girmesinin çok tehlikeli oldu- ğunu gösteriyor. (H.Ş.) 113: Asa. Hit Yalancı politika ve siyasete dayanmak insanlığın maslahatına
zıttır. (H.Ş.) 78. Zâlim siyasetin gaddarene bir düsturu da "Cemaat için fert feda edilir" dir. (E.L.) 1:206; (H.Ş.) 153.
YANITLASİL
yuksel14 Aralık 2023 00:32 Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 595.
HAYATIM PAHASINA YÜKSEK İSLAM ENSTİTÜSÜNÜ AÇACAĞIM
Yüksek İslam Enstitüsü talebi ile gelen heyeti Başba- kanlık'ta kabul eden Menderes'in, "Hayatım pahasına bile olsa İmam-Hatip okullarının yüksek kısmını açacağım." de- diği hatıralarla gündeme geldi.
Prof. Dr. Akşit, görüşmenin nasıl gerçekleştiğini şöyle an- latıyor: "Demokrat Parti grup başkan vekili olan amcam ara- cılığı ile randevu aldık. Darbenin ayak sesleri yavaş yavaş geliyordu. Rahmetli Menderes hiçbir heyeti kabul etmiyordu. Çok sıkıntılı bir dönemden geçiliyordu. Amcama, 'İmam- Hatip Okuluna hayır diyemem' demiş; 'ama gece gelsinler. Toplu girmesinler, ayrı ayrı kapılardan girsinler. Ben tembih edeceğim. Kapıdan birer ikişer alacaklar' diyerek bizi gizlice kabul etti. Heyeti gece geç saatlerde Bakanlar Kurulu top-
260
YANITLASİL
yuksel23 Aralık 2023 03:11 lantı salonunda ağırlayan Menderes, özel personelini de oda- dan çıkartıp kapıyı kilitleyerek görüşmeye başlar. Görüşme samimi bir ortamda geçer. Talepleri dinleyen Başbakan, duy- qulu bir konuşma yapar. Memleketin iman olmadan ayakta duramayacağını dile getirerek, "Milletimizin mayası ahlaktır, im andır, İslamdır. Eğer biz bugün ayaktaysak, ak sakall bir dedenin kucağında büyüdüğümüz için ayaktayız. "Eğitim öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz. Bunu aikliğe aykırı sayıyorlar. Arkadaşlarım beni yalnız bırakıyorlar. Yalnızım, müsteşarım bile meşrik-ı a'zam (masonların baş- kanı). Burnumun dibine bile böyle adamlar koydular." der ve ağlamaya başlar.
Rahmetli Başbakan Adnan Menderes bütün girişimle- rine rağmen o yıl enstitüyü açtıramaz. Başta bakanları buna karşı çıkar. Ertesi yıl Milli Eğitim Bakanını görevden alır, ye- rine vekaleten Tevfik İleri'yi atayarak İslam Enstitüsünü kur- mayı başarır. Açılış 59 öğrenci ile yapılır.
AVNI ARSLAN
YANITLASİL
yuksel23 Aralık 2023 03:13 AVNI ARSLAN
YAKIN TARİHTEN
UNUTULMAYAN HATIRALAR
AKCAĞ sy. 260,261.
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar İman Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Yıl 1922. 14 Ocak gece yarısı. Mustafa Kemal'in özel treni Eskişehir'e doğru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi, savaş sonrası Anadolu'sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir'e gidip annesini görecek ve La- tife'yi... Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal'in ve bir türlü uyku tutturamıyor.
Ali Çavuş, kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kapıya dayanmış, karanlığı seyrederken, bir yan- dan da kendi kendine mırıldanıp duruyor.
"Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmez dim. İşte, sonunda şifreli telgraf geldi. Zübeyde anamızı yi tirdik. Peki, ne duruyorum. İçeri girip onu uyandırmalıyım.
ma işe bak, giremiyorum. Kiyamıyorum paşama. Nasil erim ki: 'Anamız öldü paşam!' diyemem. Onun yüreği anası in atar. Hep söyler. Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak ynı anlama gelir onun için. Kapıyı açsam, telgrafi uzatsam, Paşam sen sağ ol' desem 'Eyvah' demez mi? ''Koca vatanı urtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?"
Ali Çavuş, anlattığına göre birden yerinden sıçramış. İlçe- Tiden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor.
"Az önce bir telgraf geldi, dediler, şifreyi çözünce size sunacaklar."
"Boşuna kıvranma Ali, benden de saklamaya çalışma. Ben haberi aldım."
Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve me- rakla soruyor:
"Ne olan, ne haber aldın ki Paşam? Hayır haber inşallah."
Mustafa Kemal usul usul anlatıyor:
"Az önce dalmışım, rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk. Hep olduğu gibi bana bir şeyler anlatı- yordu. Birden bir fırtına çıktı. Bir sel bastırdı, anamızı aldı gö- türdü. Hiçbir şey yapamadım. Hiç, hiç!.."
Çavuşu bir titremedir almıştı. Derken, Mustafa Kemal emri verdi:
Gözünden iri bir damla gözyaşı akıvermişti. Çavuş, "Ağ- lama paşam" diye yalvardı.
"Neden? Ben insan değil miyim? Anam öldü. Ben buna ağlarım. Ama, anavatan kurtuldu. Bununla da teselli bulu rum. Benim için ikisi bir." İşte ben bunun için: 'Bulunur kurta racak bahti kara maderini' diye cevap vermedim mi Namık Kemal'e?"
Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavuş birbirlerine sarıldılar ve açık açık, hıçkırıklarla, içli içli ağlıyorlardı.
YAKIN TARİHTEN UNUTULMAYAN HATIRALAR
192
Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Yenil Nesil Yayınları, 2001.
Kıyamet gününde en şiddetli azab görecek olanlar, zalim hükümdarlardır. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 71 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel15 Ocak 2024 00:52 İman demek, namaz demektir. Kim ki namaz için kalbini boşaltır ve o namazı itina ile, vaktine ve sünnetine dikkat ederek muhafaza ederse, işte o mümindir. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 193 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
sol taraflarından verirler. Hak teålå orada bütün mahluklarına vasıtasız kelâm söyler. Bir onda herkesin hesabını görüp kimine hitab, kimine itâb eder. Mazlûmun hakkını zālimden alıp, zālimin hasenâtı var ise ona ve- rir, yoksa mazlûmun günahlarını zālime yükletir. Hesabdan sonra hay- vanları toprak eder. Kafirler hayvanlara gıpta edip keşki biz de toprak ol- saydık derler.
sol taraflarından verirler. Hak teålå orada bütün mahluklarına vasıtasız kelâm söyler. Bir onda herkesin hesabını görüp kimine hitab, kimine itâb eder. Mazlûmun hakkını zālimden alıp, zālimin hasenâtı var ise ona ve- rir, yoksa mazlûmun günahlarını zālime yükletir. Hesabdan sonra hay- vanları toprak eder. Kafirler hayvanlara gıpta edip keşki biz de toprak ol- saydık derler.
Rahmetli Hocam Abdurrahman Şeref GÜZELYAZICI ve ettiği gün (15.05.1978) sanki ukbâ yolculuğunu önceden sezet kaleme almış olduğu şu şiiri ceketinin cebinde bulunmuştur.
NEREYE?
Nereden kaynıyor hayat ırmağı?
Bu durmaz karanlık akış nereye? Annem mi, açılan mezar kucağı?
Ebedî geceden bakış nereye?!
Meçhul bir yolcuyum bu son akşamda, Ümit nûrum söndü siyah bir camda. Evim, çocuklarım, gözüm arkamda; Ahbaplar! Bu itiş, kakış nereye?!
92
Gönlümde yıldız yok, gözümde ışık, Emeller, rüyalar karmakarışık. Îmânım! Nerdesin, gel karşıma çık! Bu derin girişten çıkış nereye?!
Artık ne mavilik, ne pembe bahar, Ne mehtap, ne sahil, ne sandal, hep kar, Söyleyin benimle uçan ey kuşlar, O yazlık dünyadan bu kış nereye?!
Birkaç rekât namaz, zekât, oruç, hac, Duâlarım gibi kabûle muhtaç, Şeref, son nefeste edince mîrac, Semâlardan koptu alkış nereye?!
- Ya Ali! Çok defa Rasûlullah'ın yanında bulundun, Biz bulunamadık. Çok defa da biz bulunduk sen bulunamadın. Sana üç şey soracağım. Belki bilirsin Hazret-i Ali:
- Soracakların nedir? dedi. Hazret-i Ömer:
Bir kimseden iyilik görmediği halde onu seven, bir kimseden de kötülük görmediği hâlde ona buğz eden kimse hakkında ne dersin? Hazret-i Ali:
- Evet, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu hu- susta şöyle buyurduğunu işittim: "Ruhlar fezâda güruhlara
ayrılmış bölükler halindedir. Orada tanışanlar dünyada Karşılaşırlar. Dost olurlar. Orada birbirlerinden hoştada mayanlar, dünyada birbirlerinden uzak dururlar" buyurdu.
Hazret-i Ömer:
- Bu bir, ikincisi unuttuğu bir hadîsi hatırladığı zaman söyleyen adam hakkında Rasûlullah ne buyurmuştur?
Hazret-i Ali radıyallahu anh:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu konuda şöyle buyurduğunu işittim: "Her kalbin üzerinde, ayın üze rindeki bulut gibi, bir bulut vardır. Nasıl ki bulut aydan ayrılınca ay ışık verir. Üzerini kapladığı zaman da kara- rırsa insanın üzerindeki bulut çekildiği zaman insan ha- tırlar, kalbinin üzerini kapladığı zaman da insan unutur."
Hazret-i Ömer radıyallahu anh:
- Bu iki, üçüncüsü de rüya gören kimselerin bazısının rüyası gerçek çıkıyor. Bazısınınki de yalan. Rasûlullah sallal lahu aleyhi ve sellem, bu hususta ne buyurdu? diye sordu.
Hazret-i Ali radıyallahu anh:
- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyur duğunu işittim. "Bir erkek veya kadın yatıp, derin uykuya daldığı vakit ruhu arşa yükseltilir. Arşın yanında rüya gören kimsenin rüyası doğru çıkar. Daha arşa varmadan uyanan kimsenin rüyası yalandır."
Hazret-i Ömer:
- Epeyden beri bu üç meseleyi öğrenmek istiyordum Smeden evvel doğrusunu öğrendirenakha hamdol sun!" buyurdu.
يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلَا عَدْلٌ (ك ق عن عائشة)
1551- En zalim insan, kendisini dövmeyen kimseyi döven, kendini öldürmeye teşebbüs etmeyeni öldüren bir de nimet ehlinden ayrılıp nimet ehli olmayan kimseye intisap eden (mesela öz babasını bırakıp başkasını baba edinen) kişidir. Kim bunları yaparsa Allah'ı ve Rasulü'nü inkar etmiş demektir. Onun hiçbir ameli kabul edilmez artık.
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 33 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33. İnsan kendine mâlik değildir. (M.) 219:20. Mektup, 4. kelime, (L.) 121:17. Lem'a 5. nota; (M.N.) 45: Katre, muk. 1. kelime; (M.N.) 57, 60:Katre, hatime; (M.N.) 71:Katre, zeyl; (MN) 131:Zühre, 5. nota
İnsan kendine malik olsaydı, huzursuz olurdu. (M.N.) 104; Habbe İnsan kendine güvenip, Yaratıcısından gaflet etmemelidir. (M.) 443:29. Mektup, 9. kıs. zeyl, 4. hatve
İnsanın kendi meylini kuvveden fiile çıkarmaya olan meyli, mü-balağayı doğurur. (Mh.) 44:1. maka. 12. mukaddime İnsan kendine özür göstermemeli. (Mh.) 42:1. maka. 11. muk. İnsanlığa kıyamete kadar hakim olacak İslâmiyet hakikatıdır.
(Μ.Ν.) 128, 129:Zühre 3. nota İnsanın kıymeti himmeti nispetindedir. (Mh.) 114:3. maka. 1. maks İnsanın kıymetini tayin eden mâhiyetidir. (İ.İ.) 76. İnsâniyet kıymetli bir cevherimizdir. (Nk. İç. R.) 2:255. İnsandaki korku ve muhabbetin halka yönelmesi tehlikelidir. (M.N.) 182:Şemme:10. risâle
İnsanın kötü huylarından birisi de hoşuna gittiği şeyde meylü't- tezeyyüd ve vasfettiği şeyde meylü'l-mücâzefe ve meylü'l- mübâlağa ile hayali hakikat göstermektir. (Mh.) 27:1. maka. 7. muk. İnsan Kur'ân'ı dinlese alây-i illiyyine çıkar. (S.) 297:23. Söz
2. meb. 4. nük.
İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat
İnsan kusursuz olmaz. (D.H.Ö.) 21; (Τ.Η.) 59; (K.L.) 117, 178. İnsan kusurunu görebilmeli. (M.) 307:26. Mektup, 2. meb. İnsandaki kuvveler. (E.L.) 1:255.
Anlatıldığına göre cehalet döneminde iki kardeş yolculuk esnasında diz Anlatıldın altındaki ağacın gölgesine konmuşlar. Tekrar yola çkarak düz bir kayan duz kayanın altından ağzında bir dinar altun olan bir yılan kap bu dinarı onlara atmış. Bunun üzerine bu yılanın bu dinarı bir hazine kın buıp getirmiş olduğunu söylediler. Burada üç gün kaldılar ve her gün bu yılan onlara birer dinar getirip attı.
Kardeşlerden biri: "Bu yılanı ne zamana kadar böyle bekleyeceğiz. bunu öldürüp, hazineyi kazarak çıkarsak olmaz mı?" dedi. Diğer karde şi engel olmak istedi ve "sakın yapma ne bilirsin, bunu yaptığın takdirde mahvolabilirsin, hazineyi de elde edemezsin" dedi. Ama o kardeşini dinle- medi, yanına bir kazma aldı ve yılanı beklemeğe koyuldu. Yılan çıkınca bir kez vurabildi ve başından yaraladı ama öldüremedi. Yılan kıvranıp üzerine geldi, adamı öldürdü ve inine girdi. Kardeşi de onu toprağa gömdü. Erte- si güne kadar da orada bekledi.
Anlatıldığına göre cehalet döneminde iki kardeş yolculuk esnasında diz Anlatıldın altındaki ağacın gölgesine konmuşlar. Tekrar yola çkarak düz bir kayan duz kayanın altından ağzında bir dinar altun olan bir yılan kap bu dinarı onlara atmış. Bunun üzerine bu yılanın bu dinarı bir hazine kın buıp getirmiş olduğunu söylediler. Burada üç gün kaldılar ve her gün bu yılan onlara birer dinar getirip attı.
Kardeşlerden biri: "Bu yılanı ne zamana kadar böyle bekleyeceğiz. bunu öldürüp, hazineyi kazarak çıkarsak olmaz mı?" dedi. Diğer karde şi engel olmak istedi ve "sakın yapma ne bilirsin, bunu yaptığın takdirde mahvolabilirsin, hazineyi de elde edemezsin" dedi. Ama o kardeşini dinle- medi, yanına bir kazma aldı ve yılanı beklemeğe koyuldu. Yılan çıkınca bir kez vurabildi ve başından yaraladı ama öldüremedi. Yılan kıvranıp üzerine geldi, adamı öldürdü ve inine girdi. Kardeşi de onu toprağa gömdü. Erte- si güne kadar da orada bekledi.
Yılan başı sarılı olarak çıktı ama beraberinde hiçbir şey yoktu. Yıla
na söyle seslendi: "Ey yılan, vallahi bu olanların olmasını hiç isketu. Yila desimi engellemek istedim, olmadı. Ama seninle bir sözleşme yapabilir myiz? Sen bana bir zarar verme, ben de sana hiçbir zarar vermeyeyim?" Yilan hayır, dedi. Neden? "Çünkü sen kardeşinin buradaki kabrini gorup durdukça bana sonsuza kadar iyilik yapacağından emin olamam. Ben de bu baş yarası bulundukça da sana iyilik edeceğimden emin olarnan da on- dan" cevabını verdi.
İşte bu hikayede beraberliğin ve dengenin sırrı ve takvanın şeref ve değeri ortaya çıkmaktadır. Hazine düşkünü kardeş Allah'tan korkup iyili- ge karşı kötülük etmeseydi, yılanın yaptığından dolayı şükür etseydi, ömrü de malı da artacaktı.
Kin tutarak herkesle savaşmaktansa Kerem göster ki âlemi hükmün altına alasın. Bir iş yumuşaklık ve tatlılık ile hasıl olacaksa Sertlik ve inadçılığa ne lüzum var?"
Ey akılsız kurt bir gün
Bir kaplanın seni parçalamasından korkmuyor musun?
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 4 4 Zarafetin afeti sakf (övünmek ve manasız sözler)dir. Şecaatin afeti serkeşliktir. Semahatin (hoşgörünün) afeti minnet etmek, güzelliğin afeti kibir göstermek, ibadetin afeti fetrettir (Gayretten sükuna düşmek.), sözün afeti yalandır. İlmin afeti unutkanlıktır. Hilmin afeti hoppalıktır. Asaletin afeti tefahurdur. Cömertliğin afeti israftır. Dinin afeti ise hevadır(Nefsine uymak). Hz. Ali (r.a.) 213 2 Cömertlik, Ulu Mevlanın huyudur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 213 3 Cömertlik, cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Dalları dünyaya sarkmıştır. Kim bu dallardan birine tutunuyorsa, bu dal onu Cennete götürür. Hasislik te Cehennem ağaçlarından bir ağaçtır. Dalları dünyaya sarkmıştır. Kim de bu dallardan birine yapışırsa, o dal da onu Cehenneme çeker. Hz. Ali (r.a.) 213 4 Cömertlik, Cennette biten bir ağaçtır. Cömertliğin gireceği yer, ancak Cennetir. Hasislik ise Cehennemde yetişen bir ağaçtır. Hasisin gireceğin yer ise Cehennemdir. Hz. Abdullah İbni Ci(r.a.)d (r.a.) 213 5 Cömert Allah'a, insanlara ve Cennete yakındır. Cehennemden de uzaktır. Cimri ise Allah'dan, insanlardan ve Cennetten uzaktır ve Cehenneme yakındır. Cahil cömert, Allah (z.c.hz)'lerine hasis abidden daha sevimlidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 213 6 Cömert, ancak Allah'a hüsnü zannı olduğundan cömertlik yapar. Hasis ise ancak Allah'a sui zannı sebebiyle cimrilik yapar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 248 2 Cömertin hatasından uzak kalın. Zira o düştükçe, Rahman onun elinden tutar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.) 312 8 Cömertin yemeğini yemek devadır. Hasisin yemeği ise derttir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 323 11 İnsanlara dört şey sebebiyle tafdil edildim: Cömertlik, şecaat, cima şiddeti ve harpte düşmanla savaşmak kuvveti. Hz. Enes (r.a.) 334 10 Hıfz on parçaya ayrıldı. Dokuzu Türke (Küffarı Çin) verildi. Biri diğer halka dağıtıldı. Hasislik de ona ayrıldı. Dokuzu Faris'e, biri diğer insanlara dağıtıldı Cömertlik de ona ayrıldı. Dokuzu Sudan'a, biri diğer insanlara. Haya da ona ayrıldı. Dokuzu Araba, biri diğer insanlara. Kibir de on kısma ayrıldı. Dokuzu Ruma, biri diğer insanlara dağıtıldı.
söyle buyurmuştur. "Her kim babasından başkasından olduğunu iddia eder yahut söyle burinden başkasına kendisini katarsa kıyamet gününe kadar kesintisiz ola rak Allah'ın laneti onun üzerinedir." (1)
Evlat edinmek cahiliye döneminde ve islamın ilk dönemlerinde uygulanmak ta iken İslam şeriatı bu düzeni haram kılmış, iptal etmiştir. Peygamber bundan önce peygamberlikten önce Zeyd b. Harise'yi evlat edinmişti ve ona Muhammed oğlu Zeyd deniyordu. Bu durum Yüce Allah'ın şu buyruğu nazil oluncaya kadar devam etti: "Oğul edindiğiniz kimseleri de size oğul kılmadı. Bunlar sizin ağızlarınız ile söylediğiniz sözünüzdür. Allah hak olanı söyler ve doğru yola iletir. Onları baba- larına nisbet edip çağırın. Bu Allah indinde daha adildir. Eğer babalarını bilmiyor iseniz sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdırlar." (Ahzab, 4-5) Kurtubi, Tefsi- rinde şunları kaydeder: Tefsir alimleri icma ile bu buyrukların Zeyd b. Harise hak- kında nazil olduğunu söylemektedirler. İmamların rivayetine göre İbn Ömer de şöyle demiştir. "Bizler Zeyd b. Harise'yi ancak Zeyd b. Muhammed diye çağırırdık. Yüce Allah'ın: "Onları babalarına nisbet edip çağırın. Bu Allah indinde daha adil- dir." buyruğu nazil oluncaya kadar bu durum böyle devam etti."
Çocuğun gerçek babasına uydurma babasına değil- nisbet edilmesi adaletin ve hakkın gereğidir. İslam ise hak ve adalet dinidir. Erkek yahut dişi olsun aileye yabancı bir unsur hiç bir şekilde ne ahlak ne de dindarlık bakımından kesinlikle aile ile uyum sağlayamaz. Bundan birçok fesat ve münkerler meydana gelir. Çünkü kendisinin yabancı olduğu hissedilmektedir. Bir kişi buluntu yahut nesebi mechul bir çocuğu evlat edinecek olursa ve onun kendi oğlu olduğunu iddia etmezse haki- katen onun çocuğu zaten olmaz. O bakımdan aralarında miras sabit olmaz. Akraba- lık sebebiyle sözkonusu olan mahremiyet hükümleri üzerine cereyan etmez. Baba- sı bilinmeyen kişi ise dinde mevla (dost) ve kardeş diye çağırılır. Böylelikle haki- katlerin değiştirilmesi önlenmiş ve baba ve çocukların haklarının kaybolması veya eksilmesi önlenmiş, ailede birlik bağı korunmuş olur. Çünkü evlat edinilen çocuk- lar arasında mal ve nämus hususlarında karı-kocaya ve akrabalarına kötülük eden- ler pek çoktur.
Bununla birlikte İslam buluntu bir çocuğun eğitilip öğretilmesini engellemez. Diğer taraftan baliğ olduktan sonra veya büluğa ermeden az önce onu aileden bir kenarda tutar, bununla birlikte ona en geniş çerçevede iyilik yapma kapılarını açık butar, Böyle bir şekilde davranmayı da canı telef olmaktan kurarmak olarak, bir in- sant anyatta tutmak olarak telakki eder. Bir canı hayatta tutan bir kimse ise bütün in- sanları hayata kavuşturmuş gibi olur.
Çocuğun annesinden nesebi şerî olsun olmasın bütün doğum hallerinde sabit- tir. Çocuğun babasından nesebi ise ancak sahih yahut fasit veya şüphe ile ilişki ya da nesebi ikrar yollarından birisi ile sabit olur. İslam cahiliye döneminde görülen zina 1
MÜMTEHİNE SÛRESİ سورة الممتحنة Kur’ân-ı Kerîm’in altmışıncı sûresi. İlişkili Maddeler KUR’AN İslâm dininin kutsal kitabı. SÛRE Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan 114 bölümden her biri.
Müellif: M. KÂMİL YAŞAROĞLU Medine devrinde Hudeybiye Antlaşması ile Mekke’nin fethi arasındaki dönemde nâzil olmuştur. On üç âyet olup fâsılaları د، ر، ل، م، ن harfleridir. Adını 10. âyette geçen “fe’mtehinûhünne” (onları imtihan edin) ibaresinden alır. Bu emir, Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Mekke’den kaçarak müslümanlara sığınan mümin kadınların niyetlerinin anlaşılması amacına yöneliktir. Sûre Mümtehane, İmtihân ve Meveddet olarak da anılır. Mümtehine (imtihan eden) şeklindeki adlandırma sûrenin kendisini nitelerken Mümtehane (imtihan edilen kadın) ilgili âyetin indirilmesine sebep olan hanım sahâbîlere işaret eder. Meveddet (sevgi) adı ise bu kelimenin yer aldığı 1 ve 7. âyetlerle bağlantılıdır.
Mümtehine sûresinin temel konusunu Câhiliye devrinde aynı toplumu oluşturan insanlardan müslüman olanların olmayanlarla münasebetleri oluşturur. İki taraf arasındaki bazı gizli dostluklar ilâhî beyanın müdahalesine zemin hazırlamıştır. Hz. Peygamber seferlerinin hangi cepheye yönelik olacağını genellikle gizli tutardı. Medine döneminin son yıllarında, daha önce Mekkeliler’le yaptığı Hudeybiye Antlaşması’nın içerdiği şartların Mekkeliler’ce ihlâl edilmesi üzerine Mekke’yi fethetme zamanının yaklaştığını düşünüyordu. Bu düşüncesini söylediği sınırlı kişilerden biri olan Hâtıb b. Ebû Beltea Mekke’deki akrabalarının zarar görmemesi için onları haberdar etmeye teşebbüs etmiş, fakat duruma vâkıf olan Resûl-i Ekrem bu haberleşmeyi engellemişti. Sûrenin büyük kısmı bu münasebetle nâzil olmuştur (İbnü’l-Cevzî, VIII, 230-231).
Sûrenin muhtevasını üç bölüm halinde ele almak mümkündür. Birinci bölümde müslümanlardan, İslâm’a karşı direnen, Allah’ın ve müslümanların düşmanları haline gelen, onları dinleri sebebiyle yurtlarından çıkaran, kendilerini tekrar ele geçirdikleri takdirde onları küfre döndürmeye gayret gösterecek olan Mekke müşriklerini dost edinmemeleri ve müslüman toplumun sırlarından onları haberdar etmemeleri istenmektedir. Bu bölümde yakın akraba ve aile fertlerine olan sevginin inananları düşmanla iş birliği yapmaya sevketmemesi gerektiği dile getirilmekte ve buna babasının hak dini benimsemesi için büyük gayret sarfeden Hz. İbrâhim ile ona iman edenler örnek gösterilmektedir. Bununla birlikte iki toplum arasında iman-küfür mücadelesi zemininde sürdürülen münasebetlerin Mekke’nin fethiyle yeni bir döneme gireceğine dair işaretler görülmektedir. Nitekim sûrenin yedinci âyetinde iki düşman toplum arasında Allah’ın dostluk hisleri yaratmasının uzak olmadığı ifade edilmekte, ardından da müslümanlara karşı düşmanlık beslemeyenlere iyilik yapmanın yasaklanmadığı belirtilmektedir (âyet 1-9).
Sûrenin ikinci bölümünde, Medine toplumunun siyasî varlığının kabul edildiği Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Mekke’den gelip Medine’ye sığınan ve müslüman olduğunu söyleyen kadınlarla müslümanların nezdinde bulunan veya Mekke’ye kaçan kâfir kadınlara uygulanacak işlemler yer alır. Bu hususta inanç özgürlüğü esas alındığından müslüman olduğunu söyleyen hanımların samimiyetleri denendikten sonra Mekke’ye iade edilmemesi, küfrü tercih edenlerin de geri istenmemesi emredilmiştir (âyet 10-11).
Sûrenin iki âyetten oluşan üçüncü bölümünün Mekke’nin fethi sırasında nâzil olduğu kaydedilir (Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, VI, 636). Bu da 7. âyette vaad edilen sevgi ve barış döneminin başlangıcıdır. 12. âyette Resûlullah’a peygamber ve devlet başkanı olarak biat etmek isteyen yeni müslüman olmuş kadınların biat şartlarına yer verilmekte ve Resûl-i Ekrem’den onlar için Allah’tan af dilemesi istenmektedir. Bu şartlar Allah’a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuğunu düşürmek suretiyle öldürmemek, başkasından edinilen çocuğu kendi kocasına nisbet etmemek ve iyi işlerin gerçekleştirilmesinde Resûlullah’a karşı gelmemekten ibarettir. Sûre, Allah’ın gazap ettiği insanlarla dostluk kurmamaları konusunda müminleri tekrar uyaran bir âyetle sona ermektedir.
Sûrenin faziletiyle ilgili olarak bazı tefsir kaynaklarında yer alan, “Mümtehine sûresini okuyan kimse için kıyamet gününde mümin erkek ve kadınlar şefaatçi olur” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 96) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, II, 723).
Kulunu bir gece, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı ayetlerimizi göster- mek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. (İsrů, 17/1)
İSRA VE MİRAÇ LÜTUFTUR
İsra, Hz. Muhammed'in (sas) Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yaptığı gece yolculuğudur. İsra, müminin Rabbin yolunda manevi olarak ilerlemesidir. Mirac, Yüce Mevla'nın sonsuz ayet ve kudretini müşahede etmek için semaya kadar uzanan, içerisinde pek çok ilahi hikmet ve bereketi barındıran manevi bir yolculuktur. Miraç, her zorlukla beraber bir kolaylığın olduğuna inanmayı, Rabbimizin rahmetinden ümitvar olmayı öğretir. Miraç, sevdiklerini kaybeden, sıkıntılara sabreden Hz. Peygamber'e (sas) Allah Teâlâ'nın ikramı ve tesellisidir. Miracı anlayan mümin, zamanın ve mekânın yegâne sahibi olan yüce Allah'ın birliğine ve büyüklüğüne şahitlik eder. Miracı anlayan toplum, hak, adalet, dürüstlük, merhamet, kardeşlik ve fedakârlık gibi erdemlerle yücelir. Kandil vesilesiyle geçtiğimiz sene depremlerde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet diliyor, Rabbimizden milletimizi, ülkemizi ve tüm insanlığı başta dep- rem olmak üzere her türlü afetten muhafaza etmesini niyaz ediyoruz.
liğini arttıran, bana nimet verip nimetini bollaştıran Allah'a hamdolsun.
(Ebû Dâvûd, Edeb, 97, 98)
ALLAH, ÂLEMLERİN YEGÂNE SAHİBİDİR
Allah Teâlâ, âlemlerin Rabbidir. Kainatı ve içindekileri yoktan var eden, yaşatan ve yöneten O'dur. Göklerin ve yerin mülkü yalnızca Allah'a aittir. O, her şeyden haberdardır; hiçbir şey O'na gizli değildir. Allah, sonsuz güç ve kuvvet sahibidir. Bir şeyi dilediğinde "Ol!" der, dilediği şey de hemen oluverir. Allah, ezelîdir, varlığının başlangıcı yoktur. O, ebedidir, varlığının sonu da yoktur. Allah, her şeyi hakkıyla işiten ve görendir. Allah'ın mağfireti boldur. Kulları tövbe ettiğinde onların günahlarını affeder. Bununla birlikte günah ve isyanda ısrar edenlere karşı ise azabı çetindir. Allah'ın mahlukatına karşı sevgisi çoktur; onlar için temiz ve güzel nimetler yaratmıştır. Allah'ın rahmeti çoktur; merhametine sığınanları korur. Hayatı ve ölümü, dünya hayatını imtihan yeri olarak yaratan O'dur. Allah, mutlak adalet sahibidir. Öldükten sonra bizleri diriltecek, yapıp ettiklerimizden hesaba çekecek, hak edene hak ettiğinin karşılığını eksiksiz verecek olan O'dur
155-156. (Ey mü’minler! İtaat edeni isyan edenden ayırt etmek için) andolsun ki sizi hem biraz korku ve açlıkla hem de mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. (Ey Resûlüm!) Sabredenlere (lütuf ve ihsanımı) müjdele! Öyle ki onlar, kendilerine bir bela geldiği zaman ancak: “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aitiz ve (sonunda) yine O’na döneceğiz.” derler.
(Çünkü gelen her türlü afet ve musibet, Allah’ın bilgi, irade ve takdiri dâhilindedir. Sabretmek ise, insanın Allah’ın takdirine boyun eğmesi ve günah teşkil eden arzularına engel olmasıdır.)
Cüneyd Bağdâdî, şöyle demiştir: Nefsinin arzularına göre yaşayan, rihunun bedenden ayrılmasıyla ölür. Rabbının isteğine uygun olarak ha- yat süren ise, geçici dünya hayatından baki olan hakiki hayata kavuşur.
Mesnevî'de şöyle gelmiştir:
İyi doktor, kötü dişi yerinden çıkarır. Tâ ki o sevgiliyi derd ve hastalıklarından kurtarsın. Dişler noksanlaşır ama, ağrılar azalır. Elbette şehidler, makâm-ı fenâda diridirler. Başın bedenden ayrılmasına razı olan şehîd: Zaman içinde onun yerine, yüzbin baş kazanır. Allah yolunda kesilmiş boyun, şehadet şerbeti içer. Fakat bu şerbeti ancak "Bela" diyen boğaz içebilir.
155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!
Vallahi size imtihan edici biri gibi davranarak, belâya sabredip kazâ- lara rıza gösterip göstermeyeceğinizi tesbit edeceğiz. Çünkü belä, mihenk taşı gibi, nefislerin kıymetini belirleyen bir miyardır. Fakat biz bunu, bilme- diğimiz bir şeyi öğrenmek için değil, hanginizin itâatkâr ve hanginizin âsî olduğunu size göstermek için yapacağız.
Sizi biraz düşman korkusuyla, biraz kıtlık ve yokluk içinde aç bırak- makla, hırsızlık, talan, helâk ve zarar veya devlet başkanının el koyması gibi sebeblerle mallarınızı azaltarak; savaş, ölüm, hastalık ve ihtiyarlık gibi nedenlerle nefislerinizi sınayarak; soğuk, fırtına, çekirge gibi afetlerle veya cihadla meşgüliyetinizden dolayı arazilerinizi işleyememek süretiyle ürün- lerinizi eksilterek imtihan ederiz.
Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en güzel davranandır. (Tirmizi, Menākıb, 63)
MÜSLÜMAN AHLAKININ GEREĞİ OLARAK MERHAMET
Cenab-ı Hakk'ın kullarına bahşettiği en değerli nimetlerden biri de merhamet duygusudur. Merhamet, Rabbimizin "Rahmân" isminin bir tecellisidir. Merhamet, kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır. Şefkatli ve insaflı davranmaktır. Merhamet, kalpleri kin, öfke ve intikam gibi hastalıklardan temizlemektir. Gönülleri sevgi, saygı ve affın güzelliğiyle tezyin etmektir. Can taşıyan her bir varlığa hatta bütün kâinata muhabbet nazarıyla bakmaktır. Şiddet, öfke, kin ve nefretin yürekleri işgal ettiği günümüzde merhamet medeniyetinin birer mensubu olarak bize düşen, Rahmet Peygamberi'nin mesajlarına yeniden sarılmaktır. "Ben ancak rahmet olarak gönderildim." (Müslim, Birr, 24) buyuran Allah Resûlü'nün ilim, hikmet ve ir- fan mektebinde gönüllerimizi eğitmektir. Asrımızın en büyük hastalığı hâline gelen merhametsizliği bir tarafa bırakarak; eşimize, çocuğumuza, ana-babamıza, yaşlılarımıza, çevremize ve bütün canlılara karşı vicdanlı ve merhametli olalım. Ailemiz ve toplumumuz merhamet ocağı olsun.
etmek oluyor. Oysa önemli olan insandır, insanın kirlenmesidir, alkolle ortaya çıkan kirlenmenin etkileri, sanayileşmenin ortaya çıkardığı çevresel kirlenmeden daha derin olduğu gibi, daha da yaygındır. Sanayileşmeyle gelen kirlenmede tabiat tahrip olurken, alkolle gelen kirlenme sonucun- da, insan fiziksel ve ruhsal sağlı- ğını yitiriyor.
İster Girne'ye gidin, isterse Tanca'ya, tüm sahiller insan gövdelerinin sergilendiği intihar vitrinlerine dönüşmüş. Sahil olan yere âdeta yağmur gibi lânet ya- ğıyor. Cinsel boyutun böylesine büyütülerek sergilendiği sahiller- de, insanın ruhsal sağlığı bozul- makla kalmıyor toplumsal hayat, aile düzeni ve insanlararası ilişki- ler allak bullak oluyor. Denizlerin cinsel tutkuların tatmin edildikleri intihar vitrinleri haline gelmekle kalmayıp, ayrıca toplumsal hasta- lıkların sergilendiği, uyarıldığı, büyütüldüğü ve yaygınlaştırıldığı yöreler haline gelmelerine baş- kaldırmalıyız. Alkolle daha bir
yoğunluk kazanan sahil kirlen- mesinin önüne nasıl geçeceğiz? Aslında alkol yalnızca sahilleri kir letmekle kalmıyor, insanı da zi- hinsel olarak körletiyor. Insanın önemsenmediği bir ortamda çev reyi korumak için savaş vermeye kalkışmak, savaşı peşinen kay- betmek bir yana, gerçek suçluyu gözardı etmektir. İnsanı koruma- dan, çevreyi nasıl koruyabilirsi- niz? Mümkün değildir. Kültürü korumadan, canlı ve yaşanır kıl- madan; ölü, yürürlükten kaldırıl- mış bir kültürün korunmasının ne anlamı vardır? Çevreyi düzenli- yen, eseri ortaya koyan kültür ortamını oluşturmadan, çevreye sahip olmak mümkün müdür? Yaşamıyan bir kültürün, eserini korumanın insanî açıdan değeri nedir dersiniz? Bu belki yaşayan değerlerin, yani tüketime dayalı ekonomi insanının hayat tarzının, kendisinden çok emin olmasın- dan kaynaklanıyor. Tüketim eko- nomisine başkaldırmanın bir yolu belki; ölü kültürlerin eserlerinin korunması değil tam tersine bizi
Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et... (Bakara, 2/128)
ALLAH'A TESLİMİYET
Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlığa gönderdiği vahyin hedefi,
insan aklını, gönlünü ve inancını her türlü şüphe ve şaibeden arındırmak (ihlas), insanın Yaratıcısına karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesini sağlamak (takva) ve insanlık için Yüce Allah'ın tayin ettiği ölçülere göre bir dünya hayatı tesis etmektir. Böylece bir taraftan kâinatı müşahede ederek ve inceleyerek tabiatın düzenini keşfetmekle emrolunan insanoğlu, diğer taraftan bu düzeni yaratan Allah'a teslim olmaya, kulluk ve taatıyla da bu teslimiyetini göstermeye davet edilmiştir. Bu davet, tarih boyunca Allah tara- fından insanlar arasından seçilen peygamberler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Peygamberimiz de müşriklerin savunduğu temel ilkeleri, putları, tanrıları din ve inanç adına bildiklerini kökünden reddederek tevhidi, Alemlerin Rab- bi'ne teslimiyeti tebliğ etmiştir. Müminlere, ibadet ederken tazimle Allah'a yönelmenin önemini, yani O'na itaat ve teslimiyete odaklanmayı öğretmiştir.
Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim."(Halil dost, Neciy sırdaş, Habib sevgili demektir) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 11 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
doğru : 1.Düz.2.Namuslu,dürüst. 3.Gercek.4.Yasal. ... Doğru : 1.Eğri. Yalan, Yanlış. Altın Esanlamli ve Karşıt anlamlı Kelimeler Sözlüğü. Altın Kitaplar
Fuhuş yayıldığında zelzeleler ve fitneler çoğalır. İdareciler zulmettiğinde yağmur azalır. Zimmet ehline gadr edildiğinde ise düşman galebe çalar. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.a.) Sayfa: 54 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 51 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel20 Şubat 2024 16:30 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 346 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
de: «Malınızın ve avene- nizin çokluğu ve hakkı kabulde büyüklenmeniz sizi azabdan kurtarmadı.» derler.] [2] : [Ve «Bunlar (yani müslümanlar) Cennete giremez. diye yemin ederdiniz, derler.] [3] O anda: [Mü'minlere, «Cennete giriniz; sizin için asla korku ve keder yoktur. denilir.] A'raf halkının kim olacağı (sabi iken ölen küffar evladı, deliler vesaire olmak üzere) ihtilaflıdır. ((Cen- netle Cehennem arasında Yahya aleyhisselâm tarafından, Ce- nabı Hakkın emriyle, ölüm kesilip yok edilecek ve ondan sonra kâfirlerin kederi, mü'minlerin sevinçleri artacaktır.))
Kudüs, Kurtuba, Kafkasya, Kırım, Keşmir tarihi bir ihmalin kurbanı olan coğrafyalarımız değil mi?
Tabi ki, Kitabı ve kıbleyi ihmal edenlerin ne ülküsü, ne de ülkesi kalıyor…
Dahası biz kalbimizi ve ruhumuzu ihmal ettik… Yani kendimizi ihmal ettik, kaçınılmaz bir netice olarak birbirimizi ihmal ettik…
Vicdanı, mizanı imanın gereğini ihmal ettik…
Ahdimizi, akdimizi, andımızı, ihmal ettik…
Tüm bu ihmaller edep, erdem, haya, terbiye, görgü, nezaket, özveri, özen gösterme hassasiyetimizi zedeledi…
YANITLASİL
yuksel23 Şubat 2024 08:54 ihti- mamsızlık umutları tüketiyor...
Bu ihtimaller yarınları yaralıyor, gele- ceği karartıyor...
İhmalkârlığımız ilahi emanete düşü- rülmüş kara bir lekedir... Bugün başımı- za gelen musibet, felaket ve belalar kim bilir geçmişteki hangi ihmallerimiz sonu- cudur...
İhmal eden, savsaklayan, aldırmayan, geçiştiren ve bunu alışkanlık haline geti- ren, yaşam tarzı edinen bir ümmet iflah olmaz, toparlanamaz ve kendine gele- mez...
Yüz yıllık bir ihmalin sonucu olsa ge- rek bu ümmetin sefaleti ve esareti bitmi- yor... Parantez kapanmıyor...
Yoksa zamana yaydığımız yükümlü- lüklerin zamanla zamanaşımına uğraya- cağını mı sanıyoruz?..
a
ra
Dosyamızın kabardığını, suçumuzun arttığını fark etmiyoruz...
Açık söylemek gerekirse; ipe un se- ren, havanda su döven, topu taca atan, "çizdim, oynamıyorum," diyen "yerim dar" diyenin bu davada yeri yoktur...
Öldürücü suskunluk, kahredici vur- dumduymazlık tüm kasvetlerin ve gay- retlerin temel nedenidir
Davetsiz ve cihadsız hayatların hayrı kalmıyor... Aksiyonsuz ve aşksız hare- ketlerde bereket görülmüyor...
Ninova'yı, hatta Okçular Tepesini ih- mal ettik... "Bu sıcakta sefere çıkılır mı?" dedik...
YANITLASİL
yuksel23 Şubat 2024 08:55 Allah için ayağa kalkın denince yere çakılı kaldık." Duyarlılığımız gitti... Du- ruşumuz değişti... Duruma göre vaziyeti idare eder olduk...
Önümüzde daha uzun zaman var, tevbe ile telafi ederiz, dedik. Hani bizim mahallemiz, sokağımız hedef kitlemiz vardı... Bir insanın hidayetine vesile ol- mak dünyalara bedeldi... Tüm engelle- melere rağmen yüreklere dokunurduk... Bugün engeller kalktı, biz yerimizden kalkamıyoruz...
Bunca imkâna rağmen bu nasıl bir ihmal? İzahı zor bir durum... İmtihanda bocalıyoruz...
Bugün Ümmeti Muhammed’in maruz kaldığı müzmin bir hastalıkla karşı karşıya kalıyoruz: İhmalkârlık… Öyle ki bu hastalık, hastalık olarak görülmüyor… Tedaviye ihtiyaç duyulmuyor… Bu da ayrı bir hastalık… Hatta ihmalkârlık kâr sanılıyor…
Sanıyorum kulluk sınavımızı zora sokan en ciddi suçlardan biri ihmalkârlığımızdır…
Diyebilirim ki, öyle ihmaller vardır ki sonucu kasıtlı işlenen bazı hatalardan daha ağır olabiliyor
Gecikmiş adaletin adalet olmadığını bilmeyen var mı?..
Mazlumların çırpışını, çığlığını izlemek veya yüz çevirmek o cürme ortak olmak değil midir?
Başarısız olabiliriz, sonuç alamayabiliriz fakat kötülüğe müdahalemiz yoksa kuşkusuz vebal altındayız…
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değil miydi?
Bugün düşmandan daha çok ihmalimiz bizi vuruyor… En ciddi yanılgımız, ihmalkârlığı karakter edinmek ve bunu meslek bilmek… İhmal suikastlarının müsebbibi biz değil miyiz?
Gâvurların yaptıkları orada kalsın, gafletimiz bizi bitirmiyor mu?..
Sürdürülemeyen sorumluluklar, yarım kalmış görevler, sil baştan başlayan tekrarlar, inisiyatifsizlik, iradesizlik,........
"Bütün hataların kaynağı, dünya sevgisi; bütün fitne- lerin kaynağı, öşür ve zekâtı vermemektir." Tasavvuf Klasikleri ibn Hacer El-Askalani MÜNEBBİHAT UYARILAR
guya yerleştiler, halen sayıca az olmalarına rağmen birçok ülkenin Sunetimini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticaretini ele geçir miş, istediğini istediği ülkeye empoze ettirip yaptırabiliyorlar... Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Lions kulüpleri, Ro- tary kulüpleri, Bilderbergler, misyoner teşkilatları, Yehova Şahitleri gi bi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var... Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; kurulmamış, kuru-
lanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, yasaklanmış...
Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslam'ı
unutturmaya, müslüman halkı dejenere etmeye çalışırlar, en çok, ger- çek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, refah, mutluluk, zenginlik, güçlü- lük arasında kuvvetli ilişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler olduğunu çok iyi bilirler.
YANITLASİL
yuksel28 Şubat 2024 06:54 smler belli, duvarlar saglam, R çek buketleri, demek ki sık sık in uzerlerinde demet demet ta- ziyaret olunmaktalar...
Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yürekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmiş, türbeler yıkılmış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; cami lere el konulmuş, halı la rı, levhaları, minberleri, mihraplan, çinileri- hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avlu ları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yo- baz gösterilmiş, vatan hainle ri putlaştırılmış, kahramanlaştırılmış; sa- raylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehirlerin tarihî binaları yıkıl- mış, yerlerini soğuk beton yığınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphaneler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş, bir sürü yol- suzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbilmezlik, şarlatanlık, dal- kavukluk, nemelâzımcılık, vefasızlık, şuursuzluk...
Milli kültürümüz mahvedilmiş, tarihimiz yağmalanmış, tarih şu- uru sıfır, takip yok, hesap soran yok, suçlu ortada, ev sahibinden bas- kin, arsız, yüzsüz. Bu rezalete kimler, ne zaman dur diyecekler acaba; Şark'ın
eski aslanları nerede, uykudan ne zaman uyanacaklar? Bir 18 Mart Canakkale Zaferi gecti kar kisi olayı bilmekte? Çocuk
3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu, kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللَّهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد
بن الحنفية عن ابيه
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
yuksel1 Mart 2024 22:26 إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اثْنَيْ عَشَرَ الْفَا" (ه عن عوف بن مالك)
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hiyanette bulunup her birinin altında on ikibin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öldürmek helal sayılacak, ikincisinde hem o, hem de mal, üçüncüsünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen kişi" buyurdu.
يَعْنِي عَلِيًّا (طب عن كعب بن عجرة) 3239. İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kasdediliyor.)
yuksel1 Mart 2024 22:27 مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِأَفْقَهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar İman Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِافقهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, insanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.
الدَّمُ تَوَضَّأَتْ لِكُلِّ صَلَوة (ك عن ابن عمرو)
3242- Lohusa, kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temizlenmiş olur. Eğer kırk geceyi geçerse özürlü hükmündedir. Yıkanır, namaz kılar. Eğer kan çok gelirse her namaz için abdest alır.
الْكِرَامَ عَثَرَاتِهِمْ (طس والعسكرى كر عن عائشة)
3246- Hediyeleşiniz ki, karşılıklı sevgileriniz artsın. Hicret edin ki, çocuklarınıza iyi bir şeref ve fazilet terk etmiş olasınız, iyi insanların hatalarını affediniz.
جَبَابِرَة الْعُلَمَاءِ فَيَغْلِبُ جَهْلُكُمْ عِلْمَكُمْ (ابو الشيخ عن ابي هريرة) مِنْ
3248- Kendilerinden öğrendiklerinize (hocalarınıza) karşı alçak gönüllü olun. Kendilerine öğrettiklerinize karşı da tevazu gösterin. Zorba alimlerden olmayın. Böyle olursanız cehliniz ilminizi yenik düşürür.
Atatürk’ün ‘vasiyeti’, yani tuttuğu gizli notlar ne açıdan önemli?
Atatürk’ün gizli vasiyeti adı altında 1980’de bunu ilk defa dile getirdim. Kastedilen, Atatürk’ün siyasî vasiyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat…
Bu notlar ilk defa İnönü tarafından mı açıldı?
Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi. 1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun?
Bu notları açıp okuyanlardan bir bilgi sızmadı mı hiç?
Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir.
1935- Sana Allah'tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü o bütün yapacağın amellerin bir süsüdür. Kur'an okumalısın. Allah'ı anmalısın. Çünkü bu gökte anılmana, yerde aydınlanmana bir vesiledir. Uzun sükutte bulunmalısın. Ama hayrı söyleyeceğin zaman başka. Hemen söyle. Çünkü bu şeytanı senden kovar. Din işinde sana yardımcı olur. Sakın ha çok gülme. Çünkü bu kalbi öldürür, yüzün nurunu giderir. Cihad etmelisin, ümmetimin asla bırakmayacağı şey budur. Yoksulları sev, yanlarında otur. Daima senden aşağı olana bak, üst olana değil. Bu Allah'ın üzerinde nimetini hakir görmemen için en layık olan husustur. Senden ilgilerini kesseler bile sakın ha akraba ile ilgini kesme. Acı da olsa doğruyu söyle. Allah uğrunda levm edenlerin levminden korkma. İçindeki bilgin seni insanlara reva görebileceğin kötülükten alıkoysun. Yaptığın şeyle onlara karşı övünme. Ayıp yönünden şu üç hasletin kişide bulunması kâfidir: Kendi kusurunu görmeden başkalarının kusurlarına bakması. Kendi utanılacak şeyde yüzerken o utanılacak şeyi sebebiyle başkalarını ayıplaması. Yanında oturan (komşusuna) eziyet etmesi. Ey Ebu Zerr! Tedbir gibi akıl yoktur,
YANITLASİL
yuksel11 Mart 2024 00:16 kötülükten çekinme gibi vera yoktur, güzel ahlak gibi şeref yoktur.
1936- Size Allah'tan korkmanızı, Habeşli bir köle bile başınıza geçirilse onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra yaşayan çok ihtilata şahid olacaktır. Benim sünnetimden, hidayete ermiş, doğru yolda olan halifelerin yolundan ayrılmayın. Ona sımsıkı sarılın. Azı dişlerle ısırır gibi (sımsıkı sarılıp sakin bırakmayın). Sonradan uydurulmuş işlerden uzak durun. Çünkü sonradan uydurulan, bidattir, her bidat sapıklıktır.
لِلآخِرَةِ اخْتَارَ أَمْرَ الآخِرَةِ عَلَى الدُّنْيَا (كر والديلمي عن ابي هريرة) 3314- Üç şeyi kendinde bulunduran, kâmil bir iman elde
a) Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmamak, b) Yaptığı amellere en küçük bir riya dahi karıştırmamak, c) Biri dünya diğeri ahiret olan iki iş kendisine sunulduğunda, ahiretinkini tercih etmek.
etmiş olur:
YANITLASİL
yuksel17 Mart 2024 01:53 1942- Kıyamet gününde kulun ilk hesap verecek olduğu şey, namazıdır. Eğer tamamlamışsa bu onun için tam olarak yazılır, tamamlayamamışsa Allah Azze ve Celle meleklere:
"Bakın, eğer kulumun nafile namazı varsa onunla bu farz namazlarını tamamlayın" emrini verecek. Sonra zekattan da böyle hesaba çekilecek. Sonra diğer ameller de bu minval üzere ele alınacak.
1340- Dünya melundur, dünyada bulunan ve kişiyi Allah'tan gafil eden hususlar da melundur. Yalnız zikrullah, Allah'ın sevdiği iyi amel, âlim ve ilim tahsil eden hariçtir. İsrailoğullarını baştan çıkarıp fitneye sürükleyen ilk şey muhakkak kadınlar olmuştur.
3868- Allah için ilim tahsil eden, Allah yolunda savaşa erkenden gidip sağ salim dönen gibidir.
ن
YANITLASİL
yuksel17 Mart 2024 02:04 Sene yüz otuz beş olunca, Davud oğlu Süleyman (a.s.)'ın deniz adalarında hapsettiği şeytanların azılıları serbest kalır. Ve onların onda dokuzu lrak'a gider. Ve orada Kur'an hakkında (şeytanca) mücadele ederler. Onda biri ise Şam'da kalır. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 60 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar İman Mayıs 04, 2023 DEVAMI Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
)seçkinler)a özel bir hitabı hedef alması dolayısıyledir. وَلَا تَلْبِسُوا الحَقِّ بالباطل hakkı batıl ile karıştırıp aldatmayın; doğruyu yalanla, yanlışlarla bulayıp da وَتَكتُمُوالحق وأنتم تعلمون bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlamı çok kap- samlıdır. İlme ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, yalan do- lanlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve hakim- lerin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmî gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi gönüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, seçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar hakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki âyetleri saklıyorlardı ki, bu konuda فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ "Yazıklar olsun o kimselere ki, kit- abı elleriyle yazıp, sonra 'Bu Allah katındandır.' derler." (Bakara, 2/7( يُحَرِّفُونَ الكلم عن مواضيه "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar." (Nisa, 4/46, Maide, 5/13( ve diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, kendi yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine koyuyor- lardı. Ve ilmî meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre
YANITLASİL
yuksel19 Mart 2024 05:59 2- BAKARA SÛRESİ: 42-43
Cu
oluy
din
hak
ma
rin
ara
ke
de
be
n
0
286
Cuz
açıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapıyorlar, safsatalar yapıyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor aidatma, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara karşı İsrailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu âyet olsaydı, Kur'ân'ın terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmî vaziyette İslâm'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu âyet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'ân, terceme- sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz, Cenab-ı Hak لا تلبسُوا الحَقِّ بالباطل buyurmuştur.
بسمله بسم
YanıtlaSilsey. in kısaltılmış ismi. Müslüman her işine Bismillah ile başlar. Yani her işi Allah adına ve Allah için yapar. Atomlardan yıldızlara kadar her varlık da Allah adına ve Allah için hareket eder. insan da bis- millah diyemiyeceği, yani Allahın emri ve izni ol- mayan bir işi ve hareketi yapmamak, onun emri dairesinde kalmakla gerçekten insan olur. Aksi
halde hayvanlardan aşağı dereceye iner.
Imam-ı Şafii rh.a.'den
YanıtlaSilSofiyye ile sohbetim esnasında kendilerinden üç şey öğrendim.
" 1. Zaman bir kılınçtır, sen onu kullanmazsan o seni keser. 2. Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtil seni istila eder. . Kendine hiç bir varlık isnad etmemek, erbâb-ı ismetten olmak demektir.
Celaluddin-i Suyûtî; Te'yidü'l-Hakikati'l-Aliyye, s. 15:
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 21:27
İmam-ı Malik rh.a.'in Görüşü
"Fikhi öğrenip de tasavvufu öğrenmemiş olan fâsıklığa, Tasavvufu öğrenip, fıkhı öğrenmemiş olan zındıklığa düçar olabilir. Hem fikhi ve
hem de tasavvufu birarada cem eden de hakikate ulaşır." Aliyyü'l-Kârî Fıkh-ı Maliki Şerhi c. 1, s. 33
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 21:35
islam
aylık mecmua
Farabi'ye Göre
YanıtlaSilDevlet Adamı
1)
Hakiki devlet adamı, hizmet ettiği memleketin bünye- sini iyi bilmeli, bütün hususiyetleriyle tanımalıdır.
2)
Zalim olmadığı gibi gafil de olmamalıdır.
3)
Devlet hayatının istikrar istediğini bir an unutmamalı, affın, müsamahanın, huşunetin ve cezriliğin yerini ve zamanını iyi tayin etmelidir.
4)
İdare-i maslahatçı olmamalı, bunun bir fazilet olduğu zehabından uzak bulunmalıdır.
5) Maddi ve manevi hamleler arasında zaruri bir bağ, paralel bir gidiş olduğunu iyi bilmelidir.
6)
Müşavirlerini ve arkadaşlarını çanak yalayıcılar arasın- dan değil, şahsiyetli ve haysiyetli insanlardan, icabın- da kendisini ikaz edecek kimselerden seçmelidir.
7)
İç çekişmelere, kendini ana hedefleri unutacak kadar kaptırmamalıdır.
288
YANITLASİL
yuksel20 Kasım 2023 00:58
)
İyi konuşmasını, düşüncelerini iyi ifade etmesini bil- melidir.
9) Öğrenmeyi, öğretmeyi, gerçeği ve gerçeği sevenleri sevmelidir. Buna mukabil yalan söylemek şöyle dur- sun, yalan söyleyen yerden nefret etmelidir.
10) Nazarında para ve her çeşit maddi menfaatler kıymet- siz olmalı, temiz elli, temiz ahlaklı olduğunu o saha- da da ispat etmelidir.
11) Azim ve irade sahibi olup, lüzumlu gördüğü işte insi- yatif sahibi olmalı ve asla küçük ruhluluk gösterme- melidir.
12) Zeki olduğu kadar, hayat ile gerçek şartları birbirine karıştırmamalıdır.
İşin zor olanı, bütün bunların hepsinin birden bir kişide bu- lunması gerektiğidir. Ve bütün dünyada "Devlet Adamı" fikda- ni (yokluğu) vardır.
YANITLASİL
yuksel20 Kasım 2023 00:59
Ziya Demirel - Avni Arslan
TARİHTEN
İLGİNÇ HİKÂYE ve ANEKDOTLAR
Meâl-i Şerîf - 106
YanıtlaSil106- Biz herhangi bir ayeti (n lafzını yahut hükmünü veya her ikisinin 16. Biz het nu neshedersek veya (hazalardan silerek) on geutturursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevap bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevap ka zandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz. (Habibim!) Bilmedin mi ki; gerçekten Allâh (emretme, yasaklama, değiştirme ve hükümsüz kıl
ma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr'dir?! Kur'ân'da ve Sünnet'te geçerli olan "Nesh" konusu "Şerî bir hükmün, Allâh-u Teâlâ ta- rafından tümüyle kaldırılması veyâ misliyle yâhut daha iyisiyle değiştirilmesi" anlamına gel- mektedir. Meselâ Bakara Sûre-i Celîlesi'nin 180. âyet-i kerîmesinde: "Ardından mal bırakacak kişinin, o maldan ne kadar pay alacakları hususunda ana-babasına ve akrabâsına vasiyette bulunmasının farz olduğu" açıkça bildirilmiştir. Ama daha sonra "Mîras âyetleri" olarak anı lan; Nisa Sûresi'nin 11 ve 12. âyet-i kerîmelerinin indirilişiyle, herkesin ne alacağı taksim edil miş ve böylece ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmıştır.
90
YANITLASİL
yuksel30 Kasım 2023 03:21
KUR'ÂN-I 'AZÎM
ve Soru Edatlı Kelime Mânâsı - 1
Cüz: 1
Sûre: 2
Yine böylece kiblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Harâm'a döndürülüşü de neshin ör- neklerindendir. Bu konuda misalleri çoğaltabiliriz. Konunun ehemmiyetinden dolayı âlimler: "Nâsih ve mensûhu bilmeyen kimselerin âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler okuyarak vaaz et- meleri câiz değildir" demişlerdir. Allâh-u Teâlâ neyi ne zamâna kadar ne sebeple geçerli kı- lacağını, ne zamanda neyi hangi hikmetle hükümsüz kılacağını ezelî ilmiyle bildiği için nesh, Allâh-u Teâlâ'nın ilminde ve takdîrinde vukû bulan bir değişiklik olarak görülemez, bilakis bu hükümler, ferdin ve toplumun menfaatleri gözetilerek zaman ve zemine göre değişebilecek şekilde takdîr edilmiştir. Ancak şu bilinmelidir ki; nesh sâdece emir ve yasaklarda geçerlidir, ama haber ve kıssa niteliğindeki konularda geçerliliği düşünülemez. Neshin şekilleri, örnekle- ri ve hikmetleri hususunda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu'l-Furkan Tefsiri, 1/502-507
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
YanıtlaSilBismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktir
yuksel1 Aralık 2023 03:16
YanıtlaSilTARİKATLAR-412
Eve geldi Muhammed'i bulmadı, Yemen illerinde Veysel Karani. Adına Yunus Emre'nin de yuka-
rıya bir kıtasını aldığımız ilahiyi yaz- dığı Veysel Karani Türk tasavvuf ede- iyatında büyük sevgi ve alaka görmüş, hakkında menkıbenameler, pek çok ilahi ve destan mahiyetinde hikâyeler kaleme alınmıştır.
Sufi kaynaklarından bir kısmı Veysel Karani'nin Hz. Peygamberle görüştüğünü ileri sürerlerse de, diğer kaynaklar ve rivayetler bunun aksini savunmuşlardır. Yukarıda belirtildi- ği gibi, hasta annesini yalnız bırakma- dığı için, Medine'ye gidemeyen bu Sufi için Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye, onunla görüşmek imkanı- nın kendilerine nasip olacağını müj- delemiştir. Ayrıca duasını almalarını da bildirmiştir. Onlar da onu görecek- leri anın gelmesini dört gözle bekleme- ye koyulmuşlardır. Hz. Ömer'in hali- feliği döneminin son yıllarına doğru, onun Yemen'den gelen bir hacı kafi- lesi ile gelip Mekke'de bulunduğunu öğrendiler. Hacılar Veysel'in Arafat yakınlarında deve güttüğünü haber verip, hakkında alaylı sözler söyledi- ler. Fakat, Hz. Peygamber'in onun için söylediklerini öğrenince bu tavır- larından ötürü nedamet duydular. Hz. Ömer ve Ali, Veysel Karani'yi bu- lup kendisiyle görüşmek imkanını el- de ettiler. Hz. Peygamber'in kendisi hakkında söylediklerini naklettikleri gibi, hayır duasını da aldılar. Kendi- sine liediye ve para vermek yolunda- ki teşebbüsleri boşa gitti. Maddi hiç- bir şey kabul etmeyen Veysel, hacılar- la
birlikte yine Yemen'e döndü.
Daha sonra geri gelen Veysel Ka-
YANITLASİL
yuksel1 Aralık 2023 03:20
rani, Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Medine'ye gitti ve Haricilerin ortaya çıkmalarına sebep olan Siffin savaşın- da Hz. Ali'nin saflarında savaşçı ola- rak bulundu. Bir rivayete göre bu sa- vaşta şehit olmuş, başka bir rivayete göre ise, yine Hz. Ali'nin hilafeti dö- neminde Şam'da hadis ilmiyle meşgul bulunduğu sırada vefat etmiştir. Ri- vayetlerden anlaşıldığına göre Üveys, çok fakir bir ailenin küçük yaşta ye- tim kalmış bir çocuğudur ve son de- rece bağlı bulunduğu annesi ona hem analık, hem de babalık etmiştir.
Hz. Peygamber'i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağlan- ması, Peygamber tarafından da müj- delenmesi, tasavvufta bir mürşide ula- şamayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara "Üveysi" denmesine yol aç- mıştır. Yani görmediği bir şeyh tara- fından yetiştirilen Sufiye, "Üveysi", bu yoldaki yetişme tarzına "Üveysi- lik'denmektedir.
Daha sonraları Üveysilik dört zümre için kullanılmıştır: a) Hz. Pey- gamber'in ruhaniyetinden feyz alan- lar, b) Veysel Karani'nin yolunda ye- tişenler, c) Herhangi büyük bir şeyhin ruhaniyetinden feyz alanlar, d) Hızır Aleyhüsselam tarafından irşad edilenler.
Veysel Karani halk tarafından çok sevilmiş ve bir çok iyi davranışlar ona bağlanarak misal haline getirilmiştir. Bu yüzden de kendisine fazlasıyla sa- hip çıkıldığından İslâm ülkelerinde, Yunus Emre için olduğu gibi, pek çok yerde kabirleri bulunmaktadır. Bun- ların hepsi gerçek kabir olmayıp sev- gi dolayısıyla ayrılmış makamlardır
26. Şuará Sûresi
YanıtlaSil180
Ayet: 227
Yasaklanan şiirle ve diğer kötülüklerle kendilerine "haksızlık edenler hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
Buradaki haksızlık edenler' ifadesi her zalim için geneldir.
"النقل" inkilab, dönme, dönüş manasinadır. Yani onlar ölümler den sonra Allah'a öyle dönüp öyle varırlar; kötü bir dönüşle dönenler ve deli bir varışla geri varırlar. Çünkü onların dönüp varacaklan yer cehen nemdir.
Kaşifi der ki: "Hangi yere dönseler o dönecekleri yer ateş olacak tır."
Rivayete göre Ebû Bekr (r.a.) hayatından ümid kesince Osman (r.a.)'dan şöyle bir ahidname yazmasını istedi: "Bu Ebû Kuhâfe'nin oğlu- nun, kâfir kimsenin bile îmana geldiği bir halde mü'minlere ahdi/vasi yetidir. Ebû Bekir (r.a.) bir ara baygınlık geçirip ayrıldıktan sonra şöyle demiştir: Ben size Ömer b. Hattab'ı (r.a.) yerime halife bırakıyorum. Eğer âdil olursa ki onun hakkında benim zannım budur. Eğer âdil olmazsa "haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
"الظلم" adaletten sapmak ve haktan yüz çevirmektir.
Zālimler üç çeşittir: En büyük zâlim, Allah'ın şeriatının (hükmü) altına girmeyendir. Allah Teâlâ: "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür." (Lokmat. 31/13) buyurarak bunu kasdetmiştir. Ortanca zâlim, sultanın hükmünü yeri ne getirmeyendir. En küçük zalim ise amel ve çalışmaktan haylazlık yapıp insanların menfaatlarını alan, kendi menfaatini onlara vermeyendir.
Adaletin faziletindendir ki onun ziddi olan zulümden tevbe ancak ada let yapmakla mümkündür. Şayet hırsızlar aralarında bir şeyi şart koşsalar ve onda adâleti gözetmeseler, işleri yolunda gitmez.
Akıl sahibi kimseye gereken, bu vaîd ve şiddetli tehdîde kulak vermek.
Her sålikin yardımcısı, sülük edilen yolların tehlikelerinden kurtaran ancak Allah'tır. 41
41. Şuara süresi, 1108 yılının Zülkāde ayının 9'unda (30 Mavis 1697) Persembe günü tamam old
YANITLASİL
yuksel7 Aralık 2023 01:20
تفسير روح البيان
Rûhu'l Beyân
- Kur'an Meâli ve Tefsiri -
İsmail Hakkı BURSEVÎ
ERKAM YAYINLARI
CILT
14
sy. 180.
Tarangirane Siyaset karşıdaki meleği şeytan gösterir. (M.) 258:22. Mektup, 4. vecih; (Sn.) 68; (E.L.) 1:266; 2: 144, 145. Tarafgirâne siyaset keşfiyata mânidir. (Mh.) 32:1. maka. 8.
YanıtlaSilmuk
Tarafgirâne vaziyet almamak itiraz edenlerin pişmanlığına se- bep olur. (E.L.) 1:157.
Tarih, asker milletinin siyasete girmesinin çok tehlikeli oldu- ğunu gösteriyor. (H.Ş.) 113: Asa. Hit Yalancı politika ve siyasete dayanmak insanlığın maslahatına
zıttır. (H.Ş.) 78. Zâlim siyasetin gaddarene bir düsturu da "Cemaat için fert feda edilir" dir. (E.L.) 1:206; (H.Ş.) 153.
YANITLASİL
yuksel14 Aralık 2023 00:32
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 595.
YANITLASİL
Prof. Dr. Cevat Akşit
YanıtlaSilHAYATIM PAHASINA YÜKSEK İSLAM ENSTİTÜSÜNÜ AÇACAĞIM
Yüksek İslam Enstitüsü talebi ile gelen heyeti Başba- kanlık'ta kabul eden Menderes'in, "Hayatım pahasına bile olsa İmam-Hatip okullarının yüksek kısmını açacağım." de- diği hatıralarla gündeme geldi.
Prof. Dr. Akşit, görüşmenin nasıl gerçekleştiğini şöyle an- latıyor: "Demokrat Parti grup başkan vekili olan amcam ara- cılığı ile randevu aldık. Darbenin ayak sesleri yavaş yavaş geliyordu. Rahmetli Menderes hiçbir heyeti kabul etmiyordu. Çok sıkıntılı bir dönemden geçiliyordu. Amcama, 'İmam- Hatip Okuluna hayır diyemem' demiş; 'ama gece gelsinler. Toplu girmesinler, ayrı ayrı kapılardan girsinler. Ben tembih edeceğim. Kapıdan birer ikişer alacaklar' diyerek bizi gizlice kabul etti. Heyeti gece geç saatlerde Bakanlar Kurulu top-
260
YANITLASİL
yuksel23 Aralık 2023 03:11
lantı salonunda ağırlayan Menderes, özel personelini de oda- dan çıkartıp kapıyı kilitleyerek görüşmeye başlar. Görüşme samimi bir ortamda geçer. Talepleri dinleyen Başbakan, duy- qulu bir konuşma yapar. Memleketin iman olmadan ayakta duramayacağını dile getirerek, "Milletimizin mayası ahlaktır, im andır, İslamdır. Eğer biz bugün ayaktaysak, ak sakall bir dedenin kucağında büyüdüğümüz için ayaktayız. "Eğitim öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz. Bunu aikliğe aykırı sayıyorlar. Arkadaşlarım beni yalnız bırakıyorlar. Yalnızım, müsteşarım bile meşrik-ı a'zam (masonların baş- kanı). Burnumun dibine bile böyle adamlar koydular." der ve ağlamaya başlar.
Rahmetli Başbakan Adnan Menderes bütün girişimle- rine rağmen o yıl enstitüyü açtıramaz. Başta bakanları buna karşı çıkar. Ertesi yıl Milli Eğitim Bakanını görevden alır, ye- rine vekaleten Tevfik İleri'yi atayarak İslam Enstitüsünü kur- mayı başarır. Açılış 59 öğrenci ile yapılır.
AVNI ARSLAN
YANITLASİL
yuksel23 Aralık 2023 03:13
AVNI ARSLAN
YAKIN TARİHTEN
UNUTULMAYAN HATIRALAR
AKCAĞ
sy. 260,261.
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
İman
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
Atatürk Eskişehir Yolunda
YanıtlaSilMUSTAFA KEMAL'İ AĞLATAN OLAY
Yıl 1922. 14 Ocak gece yarısı. Mustafa Kemal'in özel treni Eskişehir'e doğru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi, savaş sonrası Anadolu'sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir'e gidip annesini görecek ve La- tife'yi... Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal'in ve bir türlü uyku tutturamıyor.
Ali Çavuş, kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kapıya dayanmış, karanlığı seyrederken, bir yan- dan da kendi kendine mırıldanıp duruyor.
"Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmez dim. İşte, sonunda şifreli telgraf geldi. Zübeyde anamızı yi tirdik. Peki, ne duruyorum. İçeri girip onu uyandırmalıyım.
ma işe bak, giremiyorum. Kiyamıyorum paşama. Nasil erim ki: 'Anamız öldü paşam!' diyemem. Onun yüreği anası in atar. Hep söyler. Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak ynı anlama gelir onun için. Kapıyı açsam, telgrafi uzatsam, Paşam sen sağ ol' desem 'Eyvah' demez mi? ''Koca vatanı urtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?"
YanıtlaSilAli Çavuş, anlattığına göre birden yerinden sıçramış. İlçe- Tiden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor.
Çavuş kompartiman kapısını açıp selam duruyor: "Emret Paşam."
Mustafa Kemal yatağa oturmuş soruyor telaş ile:
"Ne demeye kapıda bekliyorsun sen?"
"Uyku tutturamadım da Paşam."
"Annemden bir haber var mı?"
"Az önce bir telgraf geldi, dediler, şifreyi çözünce size sunacaklar."
"Boşuna kıvranma Ali, benden de saklamaya çalışma. Ben haberi aldım."
Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve me- rakla soruyor:
"Ne olan, ne haber aldın ki Paşam? Hayır haber inşallah."
Mustafa Kemal usul usul anlatıyor:
"Az önce dalmışım, rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk. Hep olduğu gibi bana bir şeyler anlatı- yordu. Birden bir fırtına çıktı. Bir sel bastırdı, anamızı aldı gö- türdü. Hiçbir şey yapamadım. Hiç, hiç!.."
Çavuşu bir titremedir almıştı. Derken, Mustafa Kemal emri verdi:
"Çocuk! Al getir şu telgrafı, hemen!"
AVNI ARSLAN
191
Ali Çavuş kompartimandan çıkar çıkmaz, çözümü geti ren görevliyle karşılaştı.
YanıtlaSil"Ver onu" dedi. "Paşamız bekliyor."
Kâğıdı aldı, içeri girdi, selam durdu ve: "Sen sağol paşam" dedi.
"Millet sağ olsun."
Gözünden iri bir damla gözyaşı akıvermişti. Çavuş, "Ağ- lama paşam" diye yalvardı.
"Neden? Ben insan değil miyim? Anam öldü. Ben buna ağlarım. Ama, anavatan kurtuldu. Bununla da teselli bulu rum. Benim için ikisi bir." İşte ben bunun için: 'Bulunur kurta racak bahti kara maderini' diye cevap vermedim mi Namık Kemal'e?"
Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavuş birbirlerine sarıldılar ve açık açık, hıçkırıklarla, içli içli ağlıyorlardı.
YAKIN TARİHTEN UNUTULMAYAN HATIRALAR
192
Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Yenil Nesil Yayınları, 2001.
Kıyamet gününde en şiddetli azab görecek olanlar, zalim hükümdarlardır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 71 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel15 Ocak 2024 00:52
İman demek, namaz demektir. Kim ki namaz için kalbini boşaltır ve o namazı itina ile, vaktine ve sünnetine dikkat ederek muhafaza ederse, işte o mümindir.
Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 193 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
sol taraflarından verirler. Hak teålå orada bütün mahluklarına vasıtasız kelâm söyler. Bir onda herkesin hesabını görüp kimine hitab, kimine itâb eder. Mazlûmun hakkını zālimden alıp, zālimin hasenâtı var ise ona ve- rir, yoksa mazlûmun günahlarını zālime yükletir. Hesabdan sonra hay- vanları toprak eder. Kafirler hayvanlara gıpta edip keşki biz de toprak ol- saydık derler.
YanıtlaSilsol taraflarından verirler. Hak teålå orada bütün mahluklarına vasıtasız kelâm söyler. Bir onda herkesin hesabını görüp kimine hitab, kimine itâb eder. Mazlûmun hakkını zālimden alıp, zālimin hasenâtı var ise ona ve- rir, yoksa mazlûmun günahlarını zālime yükletir. Hesabdan sonra hay- vanları toprak eder. Kafirler hayvanlara gıpta edip keşki biz de toprak ol- saydık derler.
YanıtlaSilRahmetli Hocam Abdurrahman Şeref GÜZELYAZICI ve ettiği gün (15.05.1978) sanki ukbâ yolculuğunu önceden sezet kaleme almış olduğu şu şiiri ceketinin cebinde bulunmuştur.
YanıtlaSilNEREYE?
Nereden kaynıyor hayat ırmağı?
Bu durmaz karanlık akış nereye? Annem mi, açılan mezar kucağı?
Ebedî geceden bakış nereye?!
Meçhul bir yolcuyum bu son akşamda, Ümit nûrum söndü siyah bir camda. Evim, çocuklarım, gözüm arkamda; Ahbaplar! Bu itiş, kakış nereye?!
92
Gönlümde yıldız yok, gözümde ışık, Emeller, rüyalar karmakarışık. Îmânım! Nerdesin, gel karşıma çık! Bu derin girişten çıkış nereye?!
Artık ne mavilik, ne pembe bahar, Ne mehtap, ne sahil, ne sandal, hep kar, Söyleyin benimle uçan ey kuşlar, O yazlık dünyadan bu kış nereye?!
Birkaç rekât namaz, zekât, oruç, hac, Duâlarım gibi kabûle muhtaç, Şeref, son nefeste edince mîrac, Semâlardan koptu alkış nereye?!
YANITLASİL
yuksel27 Ocak 2024 00:52
40 Soru Cevap
Osman Nûri Topbaş
GENC kitaplığı
Hz. ALİ -RADIYALLAHU ANH-IN KIYMETLİ SÖZLERİ
YanıtlaSil* Kişi, dili altında saklıdır, konuşturunuz zaman kıyme- tinden neler kaybettiğini anlarsınız.
* Dünya bir cîfedir, leştir. Ondan birşey isteyen köpek- lerle dalaşmaya dayanıklı olsun.
* Kul ümidini yalnız Rabbine bağlamalı ve yalnız günah- ları kendisini korkutmalıdır.
* İnsanlar arasında Allah'ı en iyi bilen, O'nu çok seven ve tam ta'zim edendir.
* İlimsiz yapılan ibadette, anlayış vermeyen ilimde, te- fekküre götürmeyen Kur'ân-ı Kerîm okumakta hayır yoktur.
* İyilik bilmez birisi de olsa, sen iyilik yap! Zira o, mukabi- linde teşekkür edene yapılan iyilikten mizanda daha ağır gelir.
* Edep aklın sûretidir.
* Alim ölse de yaşar, cahil yaşarken ölüdür.
* Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.
* İnsanın kıymeti, yaptığı iyiliklerle ölçülür.
* Kalbin şifâsı Kur'ân-ı Kerîm okumaktır.
ISLAM KAHRAMANLARI
YanıtlaSil• İnsanlara önce hakkı öğretiniz. Onu öğrenen batil
tanır. * İnsanı layık olmadığı yere koymak zulümdür.
• Hakk'ı tanıyan Hak ehlini de kolayca anlar. Önce bâtil öğrenen, Hakk'ı güç tanır.
*Sen babanın hakkına riayet edersen, oğlun da senin hakkına riayet eder.
• Cimri insan, dünyada fakirler gibi yaşar, ahirette de zenginler gibi hesaba çekilir.
* Dostlarının kalbini kırmakla, düşmanlarının arzularını yapmış olursun.
* Himayen altındakilere iyilik yapmak istersen, onlara terbiye ve edep öğret.
* İki şey aklı ve tedbiri bozar, biri acele etmek, biri de olmayacak şeyi istemek.
* Kanaat eden aziz, açgözlülük yapan zelil olur.
* Nasihati reddeden, rezalet bulur.
* Kişinin verene teşekkür etmesi, nimetinin artmasına sebep olur.
* Ölümü unutmak, kalbin paslanmasındandır.
* Oburlukla sağlık bir arada bulunamaz.
* Mes'ud insan başkasından ibret alandır.
*Kişinin kendisini beğenmesi, aklının zayıf olduğuna delalet eder.
58
* Hakiki dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir
ASR-I SAADET'TEN
YanıtlaSil* Lüzumsuz şeylerin peşinde koşan, lüzumlu şeyleri ka- çırır.
• İnsanın namaz hususunda tembellik göstermesi, îman zayıflığındandır.
* Sabır kederlere perde, tehlikelere karşı yardımcıdır.
* Öldükten sonra yaşamak isterseniz, ölmez bir eser bırakınız.
* Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.
* İktisat az şeyi çoğaltır, israf çok şeyi azaltır.
* Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.
Ashâb-ı kirâm hazerâtı radıyallahu anhüm, bilmedikleri konuları Hazret-i Ali radıyallahu anh'den öğrenirlerdi.
İbn-i Ömer radıyallahu anh anlatıyor:
Hazret-i Ömer, Hazret-i Ali'ye soruyor:
- Ya Ali! Çok defa Rasûlullah'ın yanında bulundun, Biz bulunamadık. Çok defa da biz bulunduk sen bulunamadın. Sana üç şey soracağım. Belki bilirsin Hazret-i Ali:
- Soracakların nedir? dedi. Hazret-i Ömer:
Bir kimseden iyilik görmediği halde onu seven, bir kimseden de kötülük görmediği hâlde ona buğz eden kimse hakkında ne dersin? Hazret-i Ali:
- Evet, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu hu- susta şöyle buyurduğunu işittim: "Ruhlar fezâda güruhlara
59
ISLAM KAHRAMANLARI
YanıtlaSilayrılmış bölükler halindedir. Orada tanışanlar dünyada Karşılaşırlar. Dost olurlar. Orada birbirlerinden hoştada mayanlar, dünyada birbirlerinden uzak dururlar" buyurdu.
Hazret-i Ömer:
- Bu bir, ikincisi unuttuğu bir hadîsi hatırladığı zaman söyleyen adam hakkında Rasûlullah ne buyurmuştur?
Hazret-i Ali radıyallahu anh:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu konuda şöyle buyurduğunu işittim: "Her kalbin üzerinde, ayın üze rindeki bulut gibi, bir bulut vardır. Nasıl ki bulut aydan ayrılınca ay ışık verir. Üzerini kapladığı zaman da kara- rırsa insanın üzerindeki bulut çekildiği zaman insan ha- tırlar, kalbinin üzerini kapladığı zaman da insan unutur."
Hazret-i Ömer radıyallahu anh:
- Bu iki, üçüncüsü de rüya gören kimselerin bazısının rüyası gerçek çıkıyor. Bazısınınki de yalan. Rasûlullah sallal lahu aleyhi ve sellem, bu hususta ne buyurdu? diye sordu.
Hazret-i Ali radıyallahu anh:
- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyur duğunu işittim. "Bir erkek veya kadın yatıp, derin uykuya daldığı vakit ruhu arşa yükseltilir. Arşın yanında rüya gören kimsenin rüyası doğru çıkar. Daha arşa varmadan uyanan kimsenin rüyası yalandır."
Hazret-i Ömer:
- Epeyden beri bu üç meseleyi öğrenmek istiyordum Smeden evvel doğrusunu öğrendirenakha hamdol sun!" buyurdu.
60
١٥٥١ - إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عُنُوا رَجُلٌ ضَرَبَ غَيْرَ صَارِبِهِ وَرَجُلٌ قَتَلَ غَيْرُ قَائِلِهِ وَرَجُلٌ تَوَلَّى غَيْرَ اَهْلِ نِعْمَتِهِ فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَقَدْ كَفَرَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ لا
YanıtlaSilيُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلَا عَدْلٌ (ك ق عن عائشة)
1551- En zalim insan, kendisini dövmeyen kimseyi döven, kendini öldürmeye teşebbüs etmeyeni öldüren bir de nimet ehlinden ayrılıp nimet ehli olmayan kimseye intisap eden (mesela öz babasını bırakıp başkasını baba edinen) kişidir. Kim bunları yaparsa Allah'ı ve Rasulü'nü inkar etmiş demektir. Onun hiçbir ameli kabul edilmez artık.
١٥٥٢ - إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَمَةِ عَالِمٌ يَنْفَعُهُ اللَّهُ بِعِلْمِهِ (كر عن ابي
هريرة) 1552- Kıyamet günü en çetin azaba dûçar edilecek kişi, sahip olduğu ilimden, Allah'ın istifade nasip etmediği âlimdir.
١٥٥٣
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 33 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33. İnsan kendine mâlik değildir. (M.) 219:20. Mektup, 4. kelime, (L.) 121:17. Lem'a 5. nota; (M.N.) 45: Katre, muk. 1. kelime; (M.N.) 57, 60:Katre, hatime; (M.N.) 71:Katre, zeyl; (MN) 131:Zühre, 5. nota
YanıtlaSilİnsan kendine malik olsaydı, huzursuz olurdu. (M.N.) 104; Habbe İnsan kendine güvenip, Yaratıcısından gaflet etmemelidir. (M.) 443:29. Mektup, 9. kıs. zeyl, 4. hatve
İnsanın kendi meylini kuvveden fiile çıkarmaya olan meyli, mü-balağayı doğurur. (Mh.) 44:1. maka. 12. mukaddime İnsan kendine özür göstermemeli. (Mh.) 42:1. maka. 11. muk. İnsanlığa kıyamete kadar hakim olacak İslâmiyet hakikatıdır.
(Mh.) 33:1. maka. 8. mukaddime İnsanın kıyameti kendi hayatıdır. (L.) 118:17. Lem'a 3. nota;
(Μ.Ν.) 128, 129:Zühre 3. nota İnsanın kıymeti himmeti nispetindedir. (Mh.) 114:3. maka. 1. maks İnsanın kıymetini tayin eden mâhiyetidir. (İ.İ.) 76. İnsâniyet kıymetli bir cevherimizdir. (Nk. İç. R.) 2:255. İnsandaki korku ve muhabbetin halka yönelmesi tehlikelidir. (M.N.) 182:Şemme:10. risâle
İnsanın kötü huylarından birisi de hoşuna gittiği şeyde meylü't- tezeyyüd ve vasfettiği şeyde meylü'l-mücâzefe ve meylü'l- mübâlağa ile hayali hakikat göstermektir. (Mh.) 27:1. maka. 7. muk. İnsan Kur'ân'ı dinlese alây-i illiyyine çıkar. (S.) 297:23. Söz
2. meb. 4. nük.
İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat
İnsan kusursuz olmaz. (D.H.Ö.) 21; (Τ.Η.) 59; (K.L.) 117, 178. İnsan kusurunu görebilmeli. (M.) 307:26. Mektup, 2. meb. İnsandaki kuvveler. (E.L.) 1:255.
İnsandaki kuvvelerin istikameti. (Ş.) 517:15. Şuâ FIHRIST/328
8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış.
YanıtlaSilAkra Fm.
Günün sohbeti
Prof Dr Mahmud Esad Coşan
Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.
YanıtlaSilAnlatıldığına göre cehalet döneminde iki kardeş yolculuk esnasında diz Anlatıldın altındaki ağacın gölgesine konmuşlar. Tekrar yola çkarak düz bir kayan duz kayanın altından ağzında bir dinar altun olan bir yılan kap bu dinarı onlara atmış. Bunun üzerine bu yılanın bu dinarı bir hazine kın buıp getirmiş olduğunu söylediler. Burada üç gün kaldılar ve her gün bu yılan onlara birer dinar getirip attı.
YanıtlaSilKardeşlerden biri: "Bu yılanı ne zamana kadar böyle bekleyeceğiz. bunu öldürüp, hazineyi kazarak çıkarsak olmaz mı?" dedi. Diğer karde şi engel olmak istedi ve "sakın yapma ne bilirsin, bunu yaptığın takdirde mahvolabilirsin, hazineyi de elde edemezsin" dedi. Ama o kardeşini dinle- medi, yanına bir kazma aldı ve yılanı beklemeğe koyuldu. Yılan çıkınca bir kez vurabildi ve başından yaraladı ama öldüremedi. Yılan kıvranıp üzerine geldi, adamı öldürdü ve inine girdi. Kardeşi de onu toprağa gömdü. Erte- si güne kadar da orada bekledi.
Anlatıldığına göre cehalet döneminde iki kardeş yolculuk esnasında diz Anlatıldın altındaki ağacın gölgesine konmuşlar. Tekrar yola çkarak düz bir kayan duz kayanın altından ağzında bir dinar altun olan bir yılan kap bu dinarı onlara atmış. Bunun üzerine bu yılanın bu dinarı bir hazine kın buıp getirmiş olduğunu söylediler. Burada üç gün kaldılar ve her gün bu yılan onlara birer dinar getirip attı.
YanıtlaSilKardeşlerden biri: "Bu yılanı ne zamana kadar böyle bekleyeceğiz. bunu öldürüp, hazineyi kazarak çıkarsak olmaz mı?" dedi. Diğer karde şi engel olmak istedi ve "sakın yapma ne bilirsin, bunu yaptığın takdirde mahvolabilirsin, hazineyi de elde edemezsin" dedi. Ama o kardeşini dinle- medi, yanına bir kazma aldı ve yılanı beklemeğe koyuldu. Yılan çıkınca bir kez vurabildi ve başından yaraladı ama öldüremedi. Yılan kıvranıp üzerine geldi, adamı öldürdü ve inine girdi. Kardeşi de onu toprağa gömdü. Erte- si güne kadar da orada bekledi.
Ruhu'l-Beyân
YanıtlaSil271
Yılan başı sarılı olarak çıktı ama beraberinde hiçbir şey yoktu. Yıla
na söyle seslendi: "Ey yılan, vallahi bu olanların olmasını hiç isketu. Yila desimi engellemek istedim, olmadı. Ama seninle bir sözleşme yapabilir myiz? Sen bana bir zarar verme, ben de sana hiçbir zarar vermeyeyim?" Yilan hayır, dedi. Neden? "Çünkü sen kardeşinin buradaki kabrini gorup durdukça bana sonsuza kadar iyilik yapacağından emin olamam. Ben de bu baş yarası bulundukça da sana iyilik edeceğimden emin olarnan da on- dan" cevabını verdi.
İşte bu hikayede beraberliğin ve dengenin sırrı ve takvanın şeref ve değeri ortaya çıkmaktadır. Hazine düşkünü kardeş Allah'tan korkup iyili- ge karşı kötülük etmeseydi, yılanın yaptığından dolayı şükür etseydi, ömrü de malı da artacaktı.
Kin tutarak herkesle savaşmaktansa Kerem göster ki âlemi hükmün altına alasın. Bir iş yumuşaklık ve tatlılık ile hasıl olacaksa Sertlik ve inadçılığa ne lüzum var?"
Ey akılsız kurt bir gün
Bir kaplanın seni parçalamasından korkmuyor musun?
البيان
YanıtlaSilRûhu'l Beyân
- Kur'an Meâli ve Tefsiri -
İsmail Hakkı BURSEVÎ
ERKAM YAYINLARI
CILT
21
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
4 4 Zarafetin afeti sakf (övünmek ve manasız sözler)dir. Şecaatin afeti serkeşliktir. Semahatin (hoşgörünün) afeti minnet etmek, güzelliğin afeti kibir göstermek, ibadetin afeti fetrettir (Gayretten sükuna düşmek.), sözün afeti yalandır. İlmin afeti unutkanlıktır. Hilmin afeti hoppalıktır. Asaletin afeti tefahurdur. Cömertliğin afeti israftır. Dinin afeti ise hevadır(Nefsine uymak). Hz. Ali (r.a.)
213 2 Cömertlik, Ulu Mevlanın huyudur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
213 3 Cömertlik, cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Dalları dünyaya sarkmıştır. Kim bu dallardan birine tutunuyorsa, bu dal onu Cennete götürür. Hasislik te Cehennem ağaçlarından bir ağaçtır. Dalları dünyaya sarkmıştır. Kim de bu dallardan birine yapışırsa, o dal da onu Cehenneme çeker. Hz. Ali (r.a.)
213 4 Cömertlik, Cennette biten bir ağaçtır. Cömertliğin gireceği yer, ancak Cennetir. Hasislik ise Cehennemde yetişen bir ağaçtır. Hasisin gireceğin yer ise Cehennemdir. Hz. Abdullah İbni Ci(r.a.)d (r.a.)
213 5 Cömert Allah'a, insanlara ve Cennete yakındır. Cehennemden de uzaktır. Cimri ise Allah'dan, insanlardan ve Cennetten uzaktır ve Cehenneme yakındır. Cahil cömert, Allah (z.c.hz)'lerine hasis abidden daha sevimlidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
213 6 Cömert, ancak Allah'a hüsnü zannı olduğundan cömertlik yapar. Hasis ise ancak Allah'a sui zannı sebebiyle cimrilik yapar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
248 2 Cömertin hatasından uzak kalın. Zira o düştükçe, Rahman onun elinden tutar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.)
312 8 Cömertin yemeğini yemek devadır. Hasisin yemeği ise derttir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
323 11 İnsanlara dört şey sebebiyle tafdil edildim: Cömertlik, şecaat, cima şiddeti ve harpte düşmanla savaşmak kuvveti. Hz. Enes (r.a.)
334 10 Hıfz on parçaya ayrıldı. Dokuzu Türke (Küffarı Çin) verildi. Biri diğer halka dağıtıldı. Hasislik de ona ayrıldı. Dokuzu Faris'e, biri diğer insanlara dağıtıldı Cömertlik de ona ayrıldı. Dokuzu Sudan'a, biri diğer insanlara. Haya da ona ayrıldı. Dokuzu Araba, biri diğer insanlara. Kibir de on kısma ayrıldı. Dokuzu Ruma, biri diğer insanlara dağıtıldı.
İSLÂM FIKHI ANSİKLOPEDİSİ
YanıtlaSil12
söyle buyurmuştur. "Her kim babasından başkasından olduğunu iddia eder yahut söyle burinden başkasına kendisini katarsa kıyamet gününe kadar kesintisiz ola rak Allah'ın laneti onun üzerinedir." (1)
Evlat edinmek cahiliye döneminde ve islamın ilk dönemlerinde uygulanmak ta iken İslam şeriatı bu düzeni haram kılmış, iptal etmiştir. Peygamber bundan önce peygamberlikten önce Zeyd b. Harise'yi evlat edinmişti ve ona Muhammed oğlu Zeyd deniyordu. Bu durum Yüce Allah'ın şu buyruğu nazil oluncaya kadar devam etti: "Oğul edindiğiniz kimseleri de size oğul kılmadı. Bunlar sizin ağızlarınız ile söylediğiniz sözünüzdür. Allah hak olanı söyler ve doğru yola iletir. Onları baba- larına nisbet edip çağırın. Bu Allah indinde daha adildir. Eğer babalarını bilmiyor iseniz sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdırlar." (Ahzab, 4-5) Kurtubi, Tefsi- rinde şunları kaydeder: Tefsir alimleri icma ile bu buyrukların Zeyd b. Harise hak- kında nazil olduğunu söylemektedirler. İmamların rivayetine göre İbn Ömer de şöyle demiştir. "Bizler Zeyd b. Harise'yi ancak Zeyd b. Muhammed diye çağırırdık. Yüce Allah'ın: "Onları babalarına nisbet edip çağırın. Bu Allah indinde daha adil- dir." buyruğu nazil oluncaya kadar bu durum böyle devam etti."
Çocuğun gerçek babasına uydurma babasına değil- nisbet edilmesi adaletin ve hakkın gereğidir. İslam ise hak ve adalet dinidir. Erkek yahut dişi olsun aileye yabancı bir unsur hiç bir şekilde ne ahlak ne de dindarlık bakımından kesinlikle aile ile uyum sağlayamaz. Bundan birçok fesat ve münkerler meydana gelir. Çünkü kendisinin yabancı olduğu hissedilmektedir. Bir kişi buluntu yahut nesebi mechul bir çocuğu evlat edinecek olursa ve onun kendi oğlu olduğunu iddia etmezse haki- katen onun çocuğu zaten olmaz. O bakımdan aralarında miras sabit olmaz. Akraba- lık sebebiyle sözkonusu olan mahremiyet hükümleri üzerine cereyan etmez. Baba- sı bilinmeyen kişi ise dinde mevla (dost) ve kardeş diye çağırılır. Böylelikle haki- katlerin değiştirilmesi önlenmiş ve baba ve çocukların haklarının kaybolması veya eksilmesi önlenmiş, ailede birlik bağı korunmuş olur. Çünkü evlat edinilen çocuk- lar arasında mal ve nämus hususlarında karı-kocaya ve akrabalarına kötülük eden- ler pek çoktur.
Bununla birlikte İslam buluntu bir çocuğun eğitilip öğretilmesini engellemez. Diğer taraftan baliğ olduktan sonra veya büluğa ermeden az önce onu aileden bir kenarda tutar, bununla birlikte ona en geniş çerçevede iyilik yapma kapılarını açık butar, Böyle bir şekilde davranmayı da canı telef olmaktan kurarmak olarak, bir in- sant anyatta tutmak olarak telakki eder. Bir canı hayatta tutan bir kimse ise bütün in- sanları hayata kavuşturmuş gibi olur.
Çocuğun annesinden nesebi şerî olsun olmasın bütün doğum hallerinde sabit- tir. Çocuğun babasından nesebi ise ancak sahih yahut fasit veya şüphe ile ilişki ya da nesebi ikrar yollarından birisi ile sabit olur. İslam cahiliye döneminde görülen zina 1
- Bunu Ebu Davud, Enes'ten rivayet etmiştir.
MÜMTEHİNE SÛRESİ
YanıtlaSilسورة الممتحنة
Kur’ân-ı Kerîm’in altmışıncı sûresi.
İlişkili Maddeler
KUR’AN
İslâm dininin kutsal kitabı.
SÛRE
Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan 114 bölümden her biri.
Müellif:
M. KÂMİL YAŞAROĞLU
Medine devrinde Hudeybiye Antlaşması ile Mekke’nin fethi arasındaki dönemde nâzil olmuştur. On üç âyet olup fâsılaları د، ر، ل، م، ن harfleridir. Adını 10. âyette geçen “fe’mtehinûhünne” (onları imtihan edin) ibaresinden alır. Bu emir, Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Mekke’den kaçarak müslümanlara sığınan mümin kadınların niyetlerinin anlaşılması amacına yöneliktir. Sûre Mümtehane, İmtihân ve Meveddet olarak da anılır. Mümtehine (imtihan eden) şeklindeki adlandırma sûrenin kendisini nitelerken Mümtehane (imtihan edilen kadın) ilgili âyetin indirilmesine sebep olan hanım sahâbîlere işaret eder. Meveddet (sevgi) adı ise bu kelimenin yer aldığı 1 ve 7. âyetlerle bağlantılıdır.
Mümtehine sûresinin temel konusunu Câhiliye devrinde aynı toplumu oluşturan insanlardan müslüman olanların olmayanlarla münasebetleri oluşturur. İki taraf arasındaki bazı gizli dostluklar ilâhî beyanın müdahalesine zemin hazırlamıştır. Hz. Peygamber seferlerinin hangi cepheye yönelik olacağını genellikle gizli tutardı. Medine döneminin son yıllarında, daha önce Mekkeliler’le yaptığı Hudeybiye Antlaşması’nın içerdiği şartların Mekkeliler’ce ihlâl edilmesi üzerine Mekke’yi fethetme zamanının yaklaştığını düşünüyordu. Bu düşüncesini söylediği sınırlı kişilerden biri olan Hâtıb b. Ebû Beltea Mekke’deki akrabalarının zarar görmemesi için onları haberdar etmeye teşebbüs etmiş, fakat duruma vâkıf olan Resûl-i Ekrem bu haberleşmeyi engellemişti. Sûrenin büyük kısmı bu münasebetle nâzil olmuştur (İbnü’l-Cevzî, VIII, 230-231).
Sûrenin muhtevasını üç bölüm halinde ele almak mümkündür. Birinci bölümde müslümanlardan, İslâm’a karşı direnen, Allah’ın ve müslümanların düşmanları haline gelen, onları dinleri sebebiyle yurtlarından çıkaran, kendilerini tekrar ele geçirdikleri takdirde onları küfre döndürmeye gayret gösterecek olan Mekke müşriklerini dost edinmemeleri ve müslüman toplumun sırlarından onları haberdar etmemeleri istenmektedir. Bu bölümde yakın akraba ve aile fertlerine olan sevginin inananları düşmanla iş birliği yapmaya sevketmemesi gerektiği dile getirilmekte ve buna babasının hak dini benimsemesi için büyük gayret sarfeden Hz. İbrâhim ile ona iman edenler örnek gösterilmektedir. Bununla birlikte iki toplum arasında iman-küfür mücadelesi zemininde sürdürülen münasebetlerin Mekke’nin fethiyle yeni bir döneme gireceğine dair işaretler görülmektedir. Nitekim sûrenin yedinci âyetinde iki düşman toplum arasında Allah’ın dostluk hisleri yaratmasının uzak olmadığı ifade edilmekte, ardından da müslümanlara karşı düşmanlık beslemeyenlere iyilik yapmanın yasaklanmadığı belirtilmektedir (âyet 1-9).
YanıtlaSilSûrenin ikinci bölümünde, Medine toplumunun siyasî varlığının kabul edildiği Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Mekke’den gelip Medine’ye sığınan ve müslüman olduğunu söyleyen kadınlarla müslümanların nezdinde bulunan veya Mekke’ye kaçan kâfir kadınlara uygulanacak işlemler yer alır. Bu hususta inanç özgürlüğü esas alındığından müslüman olduğunu söyleyen hanımların samimiyetleri denendikten sonra Mekke’ye iade edilmemesi, küfrü tercih edenlerin de geri istenmemesi emredilmiştir (âyet 10-11).
Sûrenin iki âyetten oluşan üçüncü bölümünün Mekke’nin fethi sırasında nâzil olduğu kaydedilir (Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, VI, 636). Bu da 7. âyette vaad edilen sevgi ve barış döneminin başlangıcıdır. 12. âyette Resûlullah’a peygamber ve devlet başkanı olarak biat etmek isteyen yeni müslüman olmuş kadınların biat şartlarına yer verilmekte ve Resûl-i Ekrem’den onlar için Allah’tan af dilemesi istenmektedir. Bu şartlar Allah’a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuğunu düşürmek suretiyle öldürmemek, başkasından edinilen çocuğu kendi kocasına nisbet etmemek ve iyi işlerin gerçekleştirilmesinde Resûlullah’a karşı gelmemekten ibarettir. Sûre, Allah’ın gazap ettiği insanlarla dostluk kurmamaları konusunda müminleri tekrar uyaran bir âyetle sona ermektedir.
YanıtlaSilSûrenin faziletiyle ilgili olarak bazı tefsir kaynaklarında yer alan, “Mümtehine sûresini okuyan kimse için kıyamet gününde mümin erkek ve kadınlar şefaatçi olur” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 96) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, II, 723).
Kulunu bir gece, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı ayetlerimizi göster- mek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. (İsrů, 17/1)
YanıtlaSilİSRA VE MİRAÇ LÜTUFTUR
İsra, Hz. Muhammed'in (sas) Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yaptığı gece yolculuğudur. İsra, müminin Rabbin yolunda manevi olarak ilerlemesidir. Mirac, Yüce Mevla'nın sonsuz ayet ve kudretini müşahede etmek için semaya kadar uzanan, içerisinde pek çok ilahi hikmet ve bereketi barındıran manevi bir yolculuktur. Miraç, her zorlukla beraber bir kolaylığın olduğuna inanmayı, Rabbimizin rahmetinden ümitvar olmayı öğretir. Miraç, sevdiklerini kaybeden, sıkıntılara sabreden Hz. Peygamber'e (sas) Allah Teâlâ'nın ikramı ve tesellisidir. Miracı anlayan mümin, zamanın ve mekânın yegâne sahibi olan yüce Allah'ın birliğine ve büyüklüğüne şahitlik eder. Miracı anlayan toplum, hak, adalet, dürüstlük, merhamet, kardeşlik ve fedakârlık gibi erdemlerle yücelir. Kandil vesilesiyle geçtiğimiz sene depremlerde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet diliyor, Rabbimizden milletimizi, ülkemizi ve tüm insanlığı başta dep- rem olmak üzere her türlü afetten muhafaza etmesini niyaz ediyoruz.
liğini arttıran, bana nimet verip nimetini bollaştıran Allah'a hamdolsun.
YanıtlaSil(Ebû Dâvûd, Edeb, 97, 98)
ALLAH, ÂLEMLERİN YEGÂNE SAHİBİDİR
Allah Teâlâ, âlemlerin Rabbidir. Kainatı ve içindekileri yoktan var eden, yaşatan ve yöneten O'dur. Göklerin ve yerin mülkü yalnızca Allah'a aittir. O, her şeyden haberdardır; hiçbir şey O'na gizli değildir. Allah, sonsuz güç ve kuvvet sahibidir. Bir şeyi dilediğinde "Ol!" der, dilediği şey de hemen oluverir. Allah, ezelîdir, varlığının başlangıcı yoktur. O, ebedidir, varlığının sonu da yoktur. Allah, her şeyi hakkıyla işiten ve görendir. Allah'ın mağfireti boldur. Kulları tövbe ettiğinde onların günahlarını affeder. Bununla birlikte günah ve isyanda ısrar edenlere karşı ise azabı çetindir. Allah'ın mahlukatına karşı sevgisi çoktur; onlar için temiz ve güzel nimetler yaratmıştır. Allah'ın rahmeti çoktur; merhametine sığınanları korur. Hayatı ve ölümü, dünya hayatını imtihan yeri olarak yaratan O'dur. Allah, mutlak adalet sahibidir. Öldükten sonra bizleri diriltecek, yapıp ettiklerimizden hesaba çekecek, hak edene hak ettiğinin karşılığını eksiksiz verecek olan O'dur
155-156. (Ey mü’minler! İtaat edeni isyan edenden ayırt etmek için) andolsun ki sizi hem biraz korku ve açlıkla hem de mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. (Ey Resûlüm!) Sabredenlere (lütuf ve ihsanımı) müjdele! Öyle ki onlar, kendilerine bir bela geldiği zaman ancak: “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aitiz ve (sonunda) yine O’na döneceğiz.” derler.
YanıtlaSil(Çünkü gelen her türlü afet ve musibet, Allah’ın bilgi, irade ve takdiri dâhilindedir. Sabretmek ise, insanın Allah’ın takdirine boyun eğmesi ve günah teşkil eden arzularına engel olmasıdır.)
Cüz: 2
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
105
Cüneyd Bağdâdî, şöyle demiştir: Nefsinin arzularına göre yaşayan, rihunun bedenden ayrılmasıyla ölür. Rabbının isteğine uygun olarak ha- yat süren ise, geçici dünya hayatından baki olan hakiki hayata kavuşur.
Mesnevî'de şöyle gelmiştir:
İyi doktor, kötü dişi yerinden çıkarır. Tâ ki o sevgiliyi derd ve hastalıklarından kurtarsın. Dişler noksanlaşır ama, ağrılar azalır. Elbette şehidler, makâm-ı fenâda diridirler. Başın bedenden ayrılmasına razı olan şehîd: Zaman içinde onun yerine, yüzbin baş kazanır. Allah yolunda kesilmiş boyun, şehadet şerbeti içer. Fakat bu şerbeti ancak "Bela" diyen boğaz içebilir.
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ ﴿١٥٥)
155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!
Vallahi size imtihan edici biri gibi davranarak, belâya sabredip kazâ- lara rıza gösterip göstermeyeceğinizi tesbit edeceğiz. Çünkü belä, mihenk taşı gibi, nefislerin kıymetini belirleyen bir miyardır. Fakat biz bunu, bilme- diğimiz bir şeyi öğrenmek için değil, hanginizin itâatkâr ve hanginizin âsî olduğunu size göstermek için yapacağız.
Sizi biraz düşman korkusuyla, biraz kıtlık ve yokluk içinde aç bırak- makla, hırsızlık, talan, helâk ve zarar veya devlet başkanının el koyması gibi sebeblerle mallarınızı azaltarak; savaş, ölüm, hastalık ve ihtiyarlık gibi nedenlerle nefislerinizi sınayarak; soğuk, fırtına, çekirge gibi afetlerle veya cihadla meşgüliyetinizden dolayı arazilerinizi işleyememek süretiyle ürün- lerinizi eksilterek imtihan ederiz.
Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en güzel davranandır. (Tirmizi, Menākıb, 63)
YanıtlaSilMÜSLÜMAN AHLAKININ GEREĞİ OLARAK MERHAMET
Cenab-ı Hakk'ın kullarına bahşettiği en değerli nimetlerden biri de merhamet duygusudur. Merhamet, Rabbimizin "Rahmân" isminin bir tecellisidir. Merhamet, kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır. Şefkatli ve insaflı davranmaktır. Merhamet, kalpleri kin, öfke ve intikam gibi hastalıklardan temizlemektir. Gönülleri sevgi, saygı ve affın güzelliğiyle tezyin etmektir. Can taşıyan her bir varlığa hatta bütün kâinata muhabbet nazarıyla bakmaktır. Şiddet, öfke, kin ve nefretin yürekleri işgal ettiği günümüzde merhamet medeniyetinin birer mensubu olarak bize düşen, Rahmet Peygamberi'nin mesajlarına yeniden sarılmaktır. "Ben ancak rahmet olarak gönderildim." (Müslim, Birr, 24) buyuran Allah Resûlü'nün ilim, hikmet ve ir- fan mektebinde gönüllerimizi eğitmektir. Asrımızın en büyük hastalığı hâline gelen merhametsizliği bir tarafa bırakarak; eşimize, çocuğumuza, ana-babamıza, yaşlılarımıza, çevremize ve bütün canlılara karşı vicdanlı ve merhametli olalım. Ailemiz ve toplumumuz merhamet ocağı olsun.
27 Mayıs 1935
YanıtlaSilUlusal Bayramlar ve Ge- nel Tatiller Hakkında Ka- nun'un kabul edilmesi.
[Cuma tatili pazar gününe alınır.]
3 Şubat 1928
YanıtlaSil10 Nisan 1928
20 Mayıs 1928
9 Ağustos 1928
23 Ağustos 1928
Hutbenin Türkçe okun- maya başlaması.
Anayasa'dan dinle ilgili madde ve fıkraların çıka- rılması.
Milletlerarası Rakamların Kullanılması Hakkında Kanun'un kabulü.
Atatürk'ün yeni Türk harfleri hakkında Saray- burnu'nda konuşması.
Atatürk'ün yeni Türk harf- lerini tanıtmak amacıyla yurt gezisine çıkması.
4 Şubat 1923
YanıtlaSilLozan Konferansı'na, bazı konularda anlaşma sağla- namaması yüzünden ara verilmesi.
[1. dönem 76 gün sürmüş- tür; görüşmelerin kesilmesi üzerine ordu savaş düzeni alır.]
17 Şubat 1923
İzmir İktisat Kongresi'nin Atatürk'ün konuşmasıyla açılması.
31 Mart 1923
Türkiye'nin yeniden Lo- zan'a davet edilmesi.
1 Nisan 1923
TBMM'nin seçimlerin ye- nilenmesine karar vermesi.
Lozan Konferansı ikinci
23 Nisan 1923
döneminin başlaması. [Bu dönem 97 gün süre-
cektir.]
24 Temmuz 1923
Lozan Barış Andlaşma- sı'nın imza edilmesi.
11 Ağustos 1923
TBMM'nin II. Dönem ça- lışmalarının başlaması.
13 Ağustos 1923
Atatürk'ün ikinci kez Mec- lis Başkanlığına seçilmesi.
Ne zaman sahili olan bir yere
YanıtlaSilgitsem, bir öfke kaplıyor içimi.
İnsana bağışlanan zenginliklerin
içinde ilk sırayı alan denizin, tüke-
tim ekonomisinin belli başlı istis-
mar araçlarından biri haline gel-
mesi insana ürküntü veriyor. Tu-
rizm adına sürdürülen sahil yağ-
malamasının toplumsal etkileri
artık her yerde gözlenir hale
geldi. İnsan eliyle doğal yapısı
değiştirilen sahiller, gövdelerin
sergilendiği pazarlara dönüştü
Nerede deniz ile kara yumuşak
bir geçişle elele vermişse, orada
cinsel unsurun ön plana çıktığı bir
eylem alanı oluyor. Bu alanlar
deniz sularıyla değil, alkolle yıka-
nıyor. Metre kare başına en çok
alkol tüketilen kara parçaları sa-
hillerdir. Sahilleri insan gövdeleri,
gövdeleri de alkol kirletiyor. As-
lında sahillerdeki kirlenmenin
kaynağını endüstriyel işletmelere
bağlamak, çevresel kirlenmenin
odak noktasına sanayi işletmele-
rini yerleştirmek; alkolle, insan
gövdelerinin sergilenmesiyle or-
taya çıkan kirlenmeyi gözardı
etmek oluyor. Oysa önemli olan insandır, insanın kirlenmesidir, alkolle ortaya çıkan kirlenmenin etkileri, sanayileşmenin ortaya çıkardığı çevresel kirlenmeden daha derin olduğu gibi, daha da yaygındır. Sanayileşmeyle gelen kirlenmede tabiat tahrip olurken, alkolle gelen kirlenme sonucun- da, insan fiziksel ve ruhsal sağlı- ğını yitiriyor.
YanıtlaSilİster Girne'ye gidin, isterse Tanca'ya, tüm sahiller insan gövdelerinin sergilendiği intihar vitrinlerine dönüşmüş. Sahil olan yere âdeta yağmur gibi lânet ya- ğıyor. Cinsel boyutun böylesine büyütülerek sergilendiği sahiller- de, insanın ruhsal sağlığı bozul- makla kalmıyor toplumsal hayat, aile düzeni ve insanlararası ilişki- ler allak bullak oluyor. Denizlerin cinsel tutkuların tatmin edildikleri intihar vitrinleri haline gelmekle kalmayıp, ayrıca toplumsal hasta- lıkların sergilendiği, uyarıldığı, büyütüldüğü ve yaygınlaştırıldığı yöreler haline gelmelerine baş- kaldırmalıyız. Alkolle daha bir
yoğunluk kazanan sahil kirlen- mesinin önüne nasıl geçeceğiz? Aslında alkol yalnızca sahilleri kir letmekle kalmıyor, insanı da zi- hinsel olarak körletiyor. Insanın önemsenmediği bir ortamda çev reyi korumak için savaş vermeye kalkışmak, savaşı peşinen kay- betmek bir yana, gerçek suçluyu gözardı etmektir. İnsanı koruma- dan, çevreyi nasıl koruyabilirsi- niz? Mümkün değildir. Kültürü korumadan, canlı ve yaşanır kıl- madan; ölü, yürürlükten kaldırıl- mış bir kültürün korunmasının ne anlamı vardır? Çevreyi düzenli- yen, eseri ortaya koyan kültür ortamını oluşturmadan, çevreye sahip olmak mümkün müdür? Yaşamıyan bir kültürün, eserini korumanın insanî açıdan değeri nedir dersiniz? Bu belki yaşayan değerlerin, yani tüketime dayalı ekonomi insanının hayat tarzının, kendisinden çok emin olmasın- dan kaynaklanıyor. Tüketim eko- nomisine başkaldırmanın bir yolu belki; ölü kültürlerin eserlerinin korunması değil tam tersine bizi
YanıtlaSilISLAM, TEMMUZ 1985
Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et... (Bakara, 2/128)
YanıtlaSilALLAH'A TESLİMİYET
Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlığa gönderdiği vahyin hedefi,
insan aklını, gönlünü ve inancını her türlü şüphe ve şaibeden arındırmak (ihlas), insanın Yaratıcısına karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesini sağlamak (takva) ve insanlık için Yüce Allah'ın tayin ettiği ölçülere göre bir dünya hayatı tesis etmektir. Böylece bir taraftan kâinatı müşahede ederek ve inceleyerek tabiatın düzenini keşfetmekle emrolunan insanoğlu, diğer taraftan bu düzeni yaratan Allah'a teslim olmaya, kulluk ve taatıyla da bu teslimiyetini göstermeye davet edilmiştir. Bu davet, tarih boyunca Allah tara- fından insanlar arasından seçilen peygamberler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Peygamberimiz de müşriklerin savunduğu temel ilkeleri, putları, tanrıları din ve inanç adına bildiklerini kökünden reddederek tevhidi, Alemlerin Rab- bi'ne teslimiyeti tebliğ etmiştir. Müminlere, ibadet ederken tazimle Allah'a yönelmenin önemini, yani O'na itaat ve teslimiyete odaklanmayı öğretmiştir.
El mekntunil Celilil ecellil Kebiril ekberil azamil a'zami. Yani: Öyle gizli isim ki Sen onun bilinmesini yaratıklarından gizli kıl-
YanıtlaSildin. (Ebu Naim (Allah rahmet eylesin) Hilye kitabında Sahibil Me- dent (Allah rahmet eylesin) den şunu nakletmiştir: - Rüyamda bana bir kişi:
<<- Sen, eğer ettiğin duanın kabul edilmesini istersen diye sor-
uve;" Allahümme es'elüke bi ismikel mahzûnil meknûnil mubarektay- bettahiril mutahheril mukaddesi.
Diye bu duayı oku. Sonra hacetini de dile<<>> dedi. Böylece bana unu öğretti. Ben de bu dua ile her ne hacet diledim ise cümlesi ka-
al edildi. Ellezi tuhibbühu ve terdâ ammen deâke bihi. Yâni:
- Öyle saklı, gizli isim ki sen o ismi seversin Allahım. Hem de ma o isimle dua eden kimseden razı olursun.
M. BİN SÜLEYMAN CEZÜLI
YanıtlaSilY
Y
KARA DAVUD
DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
Bugünkü Dile Ceviren:
M.FARUK GÜRTUNCA
sy. 1141
Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim."(Halil dost, Neciy sırdaş, Habib sevgili demektir)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 11 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Kahrın da hoş, lütfün da hoş!
YanıtlaSilKahrın da hoş, lütfün da hoş!
Senden gayri her şeyler boş!
Senden özge her şeyler boş!
Gelse celâlinde cefâ, Yoksa cemâlinde sefâ, Her ikisi bana şifâ,
Kahrın da hoş, lütfün da hoş!
Senden gayri her şeyler boş!
Derviş Mehmed sana kuldur; İster ağlat, ister güldür;
İster yaşat, ister öldür;
Kahrın da hoş, lütfün da hoş!
Senden gayri her şeyler boş!
Koğusa girdiği
YANITLASİL
yuksel14 Şubat 2024 11:35
İSLÂM ALİMLERİNİN
HAYATINDAN HATIRALAR
doğru : 1.Düz.2.Namuslu,dürüst. 3.Gercek.4.Yasal.
YanıtlaSil...
Doğru : 1.Eğri. Yalan, Yanlış.
Altın
Esanlamli ve Karşıt anlamlı Kelimeler Sözlüğü.
Altın Kitaplar
Fuhuş yayıldığında zelzeleler ve fitneler çoğalır. İdareciler zulmettiğinde yağmur azalır. Zimmet ehline gadr edildiğinde ise düşman galebe çalar.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.a.)
Sayfa: 54 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 51 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel20 Şubat 2024 16:30
Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 346 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
de: «Malınızın ve avene- nizin çokluğu ve hakkı kabulde büyüklenmeniz sizi azabdan kurtarmadı.» derler.] [2] : [Ve «Bunlar (yani müslümanlar) Cennete giremez. diye yemin ederdiniz, derler.] [3] O anda: [Mü'minlere, «Cennete giriniz; sizin için asla korku ve keder yoktur. denilir.] A'raf halkının kim olacağı (sabi iken ölen küffar evladı, deliler vesaire olmak üzere) ihtilaflıdır. ((Cen- netle Cehennem arasında Yahya aleyhisselâm tarafından, Ce- nabı Hakkın emriyle, ölüm kesilip yok edilecek ve ondan sonra kâfirlerin kederi, mü'minlerin sevinçleri artacaktır.))
YanıtlaSilKudüs, Kurtuba, Kafkasya, Kırım, Keşmir tarihi bir ihmalin kurbanı olan coğrafyalarımız değil mi?
YanıtlaSilTabi ki, Kitabı ve kıbleyi ihmal edenlerin ne ülküsü, ne de ülkesi kalıyor…
Dahası biz kalbimizi ve ruhumuzu ihmal ettik… Yani kendimizi ihmal ettik, kaçınılmaz bir netice olarak birbirimizi ihmal ettik…
Vicdanı, mizanı imanın gereğini ihmal ettik…
Ahdimizi, akdimizi, andımızı, ihmal ettik…
Tüm bu ihmaller edep, erdem, haya, terbiye, görgü, nezaket, özveri, özen gösterme hassasiyetimizi zedeledi…
YANITLASİL
yuksel23 Şubat 2024 08:54
ihti- mamsızlık umutları tüketiyor...
Bu ihtimaller yarınları yaralıyor, gele- ceği karartıyor...
İhmalkârlığımız ilahi emanete düşü- rülmüş kara bir lekedir... Bugün başımı- za gelen musibet, felaket ve belalar kim bilir geçmişteki hangi ihmallerimiz sonu- cudur...
İhmal eden, savsaklayan, aldırmayan, geçiştiren ve bunu alışkanlık haline geti- ren, yaşam tarzı edinen bir ümmet iflah olmaz, toparlanamaz ve kendine gele- mez...
Yüz yıllık bir ihmalin sonucu olsa ge- rek bu ümmetin sefaleti ve esareti bitmi- yor... Parantez kapanmıyor...
Yoksa zamana yaydığımız yükümlü- lüklerin zamanla zamanaşımına uğraya- cağını mı sanıyoruz?..
a
ra
Dosyamızın kabardığını, suçumuzun arttığını fark etmiyoruz...
Açık söylemek gerekirse; ipe un se- ren, havanda su döven, topu taca atan, "çizdim, oynamıyorum," diyen "yerim dar" diyenin bu davada yeri yoktur...
Öldürücü suskunluk, kahredici vur- dumduymazlık tüm kasvetlerin ve gay- retlerin temel nedenidir
Davetsiz ve cihadsız hayatların hayrı kalmıyor... Aksiyonsuz ve aşksız hare- ketlerde bereket görülmüyor...
Ninova'yı, hatta Okçular Tepesini ih- mal ettik... "Bu sıcakta sefere çıkılır mı?" dedik...
YANITLASİL
yuksel23 Şubat 2024 08:55
Allah için ayağa kalkın denince yere çakılı kaldık." Duyarlılığımız gitti... Du- ruşumuz değişti... Duruma göre vaziyeti idare eder olduk...
Önümüzde daha uzun zaman var, tevbe ile telafi ederiz, dedik. Hani bizim mahallemiz, sokağımız hedef kitlemiz vardı... Bir insanın hidayetine vesile ol- mak dünyalara bedeldi... Tüm engelle- melere rağmen yüreklere dokunurduk... Bugün engeller kalktı, biz yerimizden kalkamıyoruz...
Bunca imkâna rağmen bu nasıl bir ihmal? İzahı zor bir durum... İmtihanda bocalıyoruz...
İhtimam gidince ihmal başlıyor, imti-
han zorlaşıyor... Daha da vahimi ihmal
yerinde durmuyor, derinleşiyor, yaygın-
laşıyor...
Kur'an'ı mehcur bıraktık... Mabetleri metruk bıraktık... Yoksulları mahrum bıraktık... Yeryüzünü mücrimlere bıraktık
Bugün Ümmeti Muhammed’in maruz kaldığı müzmin bir hastalıkla karşı karşıya kalıyoruz: İhmalkârlık… Öyle ki bu hastalık, hastalık olarak görülmüyor… Tedaviye ihtiyaç duyulmuyor… Bu da ayrı bir hastalık… Hatta ihmalkârlık kâr sanılıyor…
YanıtlaSilSanıyorum kulluk sınavımızı zora sokan en ciddi suçlardan biri ihmalkârlığımızdır…
Diyebilirim ki, öyle ihmaller vardır ki sonucu kasıtlı işlenen bazı hatalardan daha ağır olabiliyor
Evet, kimi günahlar, yanlışlar, hatalar, suçlar bilerek, isteyerek işlenmiyor… Birçoğu ihmalimizin sonucu…
Hak edene hakkını vermemek, sürüncemede bırakmak, kulak ardı etmek haksızlığa prim vermektir…
Ödüllendirilmesi gerekeni ödüllendirmemek… Cezalandırılması gerekeni cezalandırmamak…
İyiliği cezalandırmak, kötülüğü ödüllendirmekle eş anlamlıdır…
Gecikmiş adaletin adalet olmadığını bilmeyen var mı?..
Mazlumların çırpışını, çığlığını izlemek veya yüz çevirmek o cürme ortak olmak değil midir?
Başarısız olabiliriz, sonuç alamayabiliriz fakat kötülüğe müdahalemiz yoksa kuşkusuz vebal altındayız…
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değil miydi?
Bugün düşmandan daha çok ihmalimiz bizi vuruyor… En ciddi yanılgımız, ihmalkârlığı karakter edinmek ve bunu meslek bilmek… İhmal suikastlarının müsebbibi biz değil miyiz?
Gâvurların yaptıkları orada kalsın, gafletimiz bizi bitirmiyor mu?..
Sürdürülemeyen sorumluluklar, yarım kalmış görevler, sil baştan başlayan tekrarlar, inisiyatifsizlik, iradesizlik,........
YANITLASİL
yuksel23 Şubat 2024 08:49
Adaleti ihmal ettik… Ahlakı ihmal ettik… Ahireti ihmal ettik…
Kim bilir belki Allah’ı ihmal ettik…
Evet, Allah’a iman ediyoruz, ama yine de ihmal ediyoruz ve de iflah olmuyoruz… Namazdaki üşengeçliğimizi başka türlü nasıl izah edebiliriz?
Topyekûn kulluğumuz ve onun mütemmimi olan kardeşliğimiz ihmal riski altında…
Yoksullarımız, yetimlerimiz, yalnızlarımız, yaşlılarımız nerede?
Unuttuklarımız, uzaklaştıklarımız
24. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
YanıtlaSil"Bütün hataların kaynağı, dünya sevgisi; bütün fitne- lerin kaynağı, öşür ve zekâtı vermemektir."
Tasavvuf Klasikleri
ibn Hacer El-Askalani
MÜNEBBİHAT
UYARILAR
Dünya ile Ahiret işi bir anda yapılması gerekse ahiret işi önce yapılır.
YanıtlaSilAKRA FM
MAHMUD ESAD COŞAN
HADİSLER DERYASI
guya yerleştiler, halen sayıca az olmalarına rağmen birçok ülkenin Sunetimini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticaretini ele geçir miş, istediğini istediği ülkeye empoze ettirip yaptırabiliyorlar... Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Lions kulüpleri, Ro- tary kulüpleri, Bilderbergler, misyoner teşkilatları, Yehova Şahitleri gi bi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var... Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; kurulmamış, kuru-
YanıtlaSillanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, yasaklanmış...
Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslam'ı
unutturmaya, müslüman halkı dejenere etmeye çalışırlar, en çok, ger- çek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, refah, mutluluk, zenginlik, güçlü- lük arasında kuvvetli ilişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler olduğunu çok iyi bilirler.
YANITLASİL
yuksel28 Şubat 2024 06:54
smler belli, duvarlar saglam, R çek buketleri, demek ki sık sık in uzerlerinde demet demet ta- ziyaret olunmaktalar...
Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yürekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmiş, türbeler yıkılmış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; cami lere el konulmuş, halı la rı, levhaları, minberleri, mihraplan, çinileri- hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avlu ları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yo- baz gösterilmiş, vatan hainle ri putlaştırılmış, kahramanlaştırılmış; sa- raylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehirlerin tarihî binaları yıkıl- mış, yerlerini soğuk beton yığınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphaneler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş, bir sürü yol- suzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbilmezlik, şarlatanlık, dal- kavukluk, nemelâzımcılık, vefasızlık, şuursuzluk...
Milli kültürümüz mahvedilmiş, tarihimiz yağmalanmış, tarih şu- uru sıfır, takip yok, hesap soran yok, suçlu ortada, ev sahibinden bas- kin, arsız, yüzsüz. Bu rezalete kimler, ne zaman dur diyecekler acaba; Şark'ın
eski aslanları nerede, uykudan ne zaman uyanacaklar? Bir 18 Mart Canakkale Zaferi gecti kar kisi olayı bilmekte? Çocuk
YanıtlaSil3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu, kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللَّهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد
بن الحنفية عن ابيه
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٍ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ
وَيُكْثَرُ فِيهَا الْهَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (ه عن ابن مسعود)
3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.
بِكُمْ فَيَسِيرُونَ ٣٢٣٦ - تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَعْدِرُونَ
YANITLASİL
yuksel1 Mart 2024 22:26
إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اثْنَيْ عَشَرَ الْفَا" (ه عن عوف بن مالك)
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hiyanette bulunup her birinin altında on ikibin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
۳۲۳۷ - تَكُونُ أَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ
نعيم عن عمران بن حصين
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öldürmek helal sayılacak, ikincisinde hem o, hem de mal, üçüncüsünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
۳۲۳۸ - تَكُونُ اَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا النَّبْتُ وَيُكَذِّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُحَوَّنُ فِيهَا الْأَمِينُ وَتُنْطَقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ
قَالَ مَنْ لَا يُوبَهُ لَهُ (طب عن عوف بن مالك)
3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen kişi" buyurdu.
۳۲۳۹ - تَكُونُ بَيْنَ النَّاسِ فِرْقَةٌ وَاخْتِلَافٌ فَيَكُونُ هَذَا وَأَصْحَابُهُ عَلَى الْحَقِّ
يَعْنِي عَلِيًّا (طب عن كعب بن عجرة) 3239. İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kasdediliyor.)
٣٢٤٠ - تَمَنَّوْا الْمَوْتَ عِنْدَ خِصَالِ سِيِّ عِنْدَ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ وَبَيْعِ الْحُكْمِ وَاسْتِحْفَاف بالدَّمِ وَكَثْرَة الشَّرْطِ وَقَطِيعَةِ الرَّحْمِ وَلَشُوءٍ يَسْتَخْذُونَ الْقُرْآنَ
YANITLASİL
yuksel1 Mart 2024 22:27
مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِأَفْقَهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
İman
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِافقهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)
YanıtlaSil3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, insanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.
٣٢٤١ - تَنَاصَحُوا فِي الْعِلْمِ وَلَا يَكْتُمُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَإِنَّ خِيَانَةً فِي الْعِلْمِ
أَشَدُّ مِنْ خِيَانَةٍ فِي الْمَال (حل عن ابن عباس)
3241- İlimde birbirinize yardımcı olun. Kimse kimseden ilmi gizlemesin. Çünkü ilimde hıyanet, maldaki hiyanetten daha şiddetlidir.
٣٢٤٢ - تَنْتَظِرُ النُّفَسَاءُ اَرْبَعِينَ لَيْلَةً فَإِنْ رَنَتِ الطَّهْرَ قَبْلَ ذَلِكَ فَهِيَ طَاهِرٌ
وَإِنْ جَاوَزَتِ الْأَرْبَعِينَ فَهِيَ بِمَنْزِلَةِ الْمُسْتَحَاضَةِ تَغْتَسِلُ وَتُصَلِّي فَإِنْ غَلَبَهَا
الدَّمُ تَوَضَّأَتْ لِكُلِّ صَلَوة (ك عن ابن عمرو)
3242- Lohusa, kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temizlenmiş olur. Eğer kırk geceyi geçerse özürlü hükmündedir. Yıkanır, namaz kılar. Eğer kan çok gelirse her namaz için abdest alır.
٣٢٤٣ - تَنْزِلُ الْمَعُونَةُ مِنَ السَّمَاءِ عَلَى قَدْرِ الْمَوْنَةِ وَيَنْزِلُ الصَّبْرُ عَلَى قَدْرِ
الْمُصِيبَةِ الحسن بن سفيان كر عن ابي هريرة)
3243- Yardım gökten, ihtiyaca göre iner, sabır da musibete göre iner.
٣٢٤٤ - تُنْكَحُ الْمَرْئَةُ لَأَرْبَعِ لِمَالِهَا وَلِحَسَبِهَا وَلِجَمَالِهَا وَلِدِينِهَا فَاغْفَرْ
بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ رخ م ن ده حب عن أبي هريرة والديلمي والدارمي عن جابر) 3244- Kadın dört hasleti için alınır:
a) Malı için,
YANITLASİL
yuksel1 Mart 2024 22:49
b) Soyu için,
c) Güzelliği için,
d) Dini için. Sen dindar olanı tercih et ki, iki elin toprak olsun (bereket bulsun).
اسْتَطَعْتُمْ فَإِنَّا الإِسْلامَ عَلَى النَّظافة الله بنى ٣٢٤٥ - تَنَظَّفُوا بِكُلِّ مَا
وَلَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا كُلُّ نَظيف (ابو الصعاليك والرافعي عن أبي هريرة
3245- Olanca gücünüzle temizlenin. Çünkü Allah İslam'ı temizlik üzerine kurmuştur. Cennete ancak, her temiz olan kişi girebilir.
٣٢٤٦ - تَهَادَوْا تَزْدَادُوا حُبًّا وَهَاجِرُوا تَوَرَّثُوا أَبْنَانَكُمْ مَجْدًا وَأَقِيلُوا
الْكِرَامَ عَثَرَاتِهِمْ (طس والعسكرى كر عن عائشة)
3246- Hediyeleşiniz ki, karşılıklı sevgileriniz artsın. Hicret edin ki, çocuklarınıza iyi bir şeref ve fazilet terk etmiş olasınız, iyi insanların hatalarını affediniz.
٣٢٤٧ - تَهَادَوْا فَإِنَّ الْهَدِيَّةَ تُضَعّفُ الْحُبَّ وَتُذْهِبُ بِغَوَائِلِ الصَّدْرِ (طب
وابو يعلى وابو نعيم عن ام حكيم 3247- Birbirlerinize hediye verin. Çünkü hediye sevgiyi artırır ve kalpteki gaileleri giderir.
٣٢٤٨ - تَوَاضَعُوا لِمَنْ تَعَلَّمُونَ مِنْهُ وَتَوَاضَعُوا لِمَنْ تُعَلِّمُونَ وَلَا تَكُونُوا
جَبَابِرَة الْعُلَمَاءِ فَيَغْلِبُ جَهْلُكُمْ عِلْمَكُمْ (ابو الشيخ عن ابي هريرة) مِنْ
3248- Kendilerinden öğrendiklerinize (hocalarınıza) karşı alçak gönüllü olun. Kendilerine öğrettiklerinize karşı da tevazu gösterin. Zorba alimlerden olmayın. Böyle olursanız cehliniz ilminizi yenik düşürür.
٣٢٤٩ - تَوَاضَعُوا وَجَالِسُوا الْمَسَاكِينَ تَكُونُوا مِنْ كُبَرَاءِ اللَّهِ وَتَخْرُجُوا مِنَ
الكبر (حل عن ابن عمر) *
GGG
3249. Alçak gönüllü olun ve yoksullarla oturun ki, Allah nezdinde büyük kabul ettiği kişilerden olursunuz ve kibir denilen şeyden
Said Nursi
YanıtlaSilKadın Neden Başkası İçin Yaşar?.
Osmanlı'nın Düşünceye Neden İhtiyacı Yoktu?
Gerçek Türk Harfleri Arap Harfleridir.
NURETTİN TOPÇU
İş Ahlâkı.
Hakikat Düşmanı Üç Felsefe
Mazi Biterse Millet Biter.
İnsan ve İç Gözlemi
İslam'ı Sömüren Siyaset
Atatürk’ün ‘vasiyeti’, yani tuttuğu gizli notlar ne açıdan önemli?
YanıtlaSilAtatürk’ün gizli vasiyeti adı altında 1980’de bunu ilk defa dile getirdim. Kastedilen, Atatürk’ün siyasî vasiyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat…
Bu notlar ilk defa İnönü tarafından mı açıldı?
Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi. 1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun?
Bu notları açıp okuyanlardan bir bilgi sızmadı mı hiç?
Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir.
Çünkü mukattaa harflerinin toplami on dörttür.
YanıtlaSil1935- Sana Allah'tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü o bütün yapacağın amellerin bir süsüdür. Kur'an okumalısın. Allah'ı anmalısın. Çünkü bu gökte anılmana, yerde aydınlanmana bir vesiledir. Uzun sükutte bulunmalısın. Ama hayrı söyleyeceğin zaman başka. Hemen söyle. Çünkü bu şeytanı senden kovar. Din işinde sana yardımcı olur. Sakın ha çok gülme. Çünkü bu kalbi öldürür, yüzün nurunu giderir. Cihad etmelisin, ümmetimin asla bırakmayacağı şey budur. Yoksulları sev, yanlarında otur. Daima senden aşağı olana bak, üst olana değil. Bu Allah'ın üzerinde nimetini hakir görmemen için en layık olan husustur. Senden ilgilerini kesseler bile sakın ha akraba ile ilgini kesme. Acı da olsa doğruyu söyle. Allah uğrunda levm edenlerin levminden korkma. İçindeki bilgin seni insanlara reva görebileceğin kötülükten alıkoysun. Yaptığın şeyle onlara karşı övünme. Ayıp yönünden şu üç hasletin kişide bulunması kâfidir: Kendi kusurunu görmeden başkalarının kusurlarına bakması. Kendi utanılacak şeyde yüzerken o utanılacak şeyi sebebiyle başkalarını ayıplaması. Yanında oturan (komşusuna) eziyet etmesi. Ey Ebu Zerr! Tedbir gibi akıl yoktur,
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel11 Mart 2024 00:16
kötülükten çekinme gibi vera yoktur, güzel ahlak gibi şeref yoktur.
١٩٣٦ - أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَإِنْ أَمَرَ عَلَيْكُمْ عَبْدٌ حَبَشِيٌّ فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشَ مِنْكُمْ بَعْدِى فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الْمَهْدِيِّينَ الرَّاشِدِينَ تَمَسّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِدِ وَأَيَّاكُمْ وَمُحْدَثَات الأُمُور فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَث بِدْعَةٌ وَكُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ (حمد
ت حسن صحيح ٥ و ابن جرير ك ق عن العرياض)
1936- Size Allah'tan korkmanızı, Habeşli bir köle bile başınıza geçirilse onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra yaşayan çok ihtilata şahid olacaktır. Benim sünnetimden, hidayete ermiş, doğru yolda olan halifelerin yolundan ayrılmayın. Ona sımsıkı sarılın. Azı dişlerle ısırır gibi (sımsıkı sarılıp sakin bırakmayın). Sonradan uydurulmuş işlerden uzak durun. Çünkü sonradan uydurulan, bidattir, her bidat sapıklıktır.
Çünkü ümmeti yaratılmışların öncüsü olduğu için onların bozulmasıyla düzen bozulur. Öncüler bozulduğu zaman, toplum da bozulur.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel13 Mart 2024 02:06
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث للكمشخانوي
Râmûzü'l- ehâdîs Şerhi
LEVAMİ'U'L-'UKÜL
ZEKA PARILTILARI Hadis-i Şerifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî (1813-1893)
Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
III. CİLT
sy. 553.
YanıtlaSilإِيمَانُهُ رَجُلٌ لا يَخَافُ فِي اللَّهِ لَوْمَةَ لائِم ٣٣١٤ - ثَلَاثَةٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ يَسْتَكْمِلُ وَلَا يُرَانِي بِشَيْءٍ مِنْ عَمَلِهِ وَإِذَا عُرِضَ عَلَيْهِ أَمْرَانِ أَحَدُهُمَا لِلدُّنْيَا وَالْآخَرِ
لِلآخِرَةِ اخْتَارَ أَمْرَ الآخِرَةِ عَلَى الدُّنْيَا (كر والديلمي عن ابي هريرة) 3314- Üç şeyi kendinde bulunduran, kâmil bir iman elde
a) Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmamak, b) Yaptığı amellere en küçük bir riya dahi karıştırmamak, c) Biri dünya diğeri ahiret olan iki iş kendisine sunulduğunda, ahiretinkini tercih etmek.
etmiş olur:
YANITLASİL
yuksel17 Mart 2024 01:53
1942- Kıyamet gününde kulun ilk hesap verecek olduğu şey, namazıdır. Eğer tamamlamışsa bu onun için tam olarak yazılır, tamamlayamamışsa Allah Azze ve Celle meleklere:
"Bakın, eğer kulumun nafile namazı varsa onunla bu farz namazlarını tamamlayın" emrini verecek. Sonra zekattan da böyle hesaba çekilecek. Sonra diğer ameller de bu minval üzere ele alınacak.
۱943 - اَوَّلُ الْوَقْتِ رِضْوَانُ اللهِ وَوَسَطُ الْوَقْتِ رَحْمَةُ اللَّهِ وَآخِرُ الْوَقْتِ
عن ابراهيم بن عبد الملك) الله قط * عَفْو الله
1943- Namazın vaktinin evveli Allah'ın rızası, ortası rahmeti, sonu ise Allah'ın affıdır.
YANITLASİL
yuksel17 Mart 2024 01:57
عائشة)
4496- Veled-i zinaya, ana-babasının suçundan hiçbir sorumluluğu yoktur. Kimse kimsenin suçunu (günahını) taşımaz.
٤497 - لَيْسَ عِنْدَ اللهِ يَوْمٌ وَلاَ لَيْلَةٌ تَعْدِلُ اللَّيْلَةَ الْغَرَّاءَ وَالْيَوْمَ الأَزْهَرَ (ك) * ٤٤٩٧
عن ابي بكر)
⑤
G
4497- Allah katında, Cuma gecesi ve gününe eşit olacak hiçbir gece ve gün yoktur.
٤٤٩٨ - لَيْسَ عَدُوكَ الَّذِى اذَا
YANITLASİL
yuksel17 Mart 2024 02:00
١٣٤٠ - إِنَّ الدُّنْيَا مَلْعُونَةٌ مَلْعُونٌ مَا فِيهَا إِلَّا ذَكَرَ اللَّهُ وَمَا وَالاهُ وَعَالِمُ أَوْ
مُتَعَلَّمُ فَإِنَّ أَوَّلَ فِتْنَةٍ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَانَتْ فِي النِّسَاءِ اء (م) عن ابي سعيدن
حسن غريب عن ابي هريرة
1340- Dünya melundur, dünyada bulunan ve kişiyi Allah'tan gafil eden hususlar da melundur. Yalnız zikrullah, Allah'ın sevdiği iyi amel, âlim ve ilim tahsil eden hariçtir. İsrailoğullarını baştan çıkarıp fitneye sürükleyen ilk şey muhakkak kadınlar olmuştur.
١٣٤١ - إِنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ فَعَلَيْكُمْ عِبَادُ اللَّهِ بِالدُّعَاءِ
ت وابن النجار عن ابن عمر)
1341- Dua, gelen ve gelecek olan musibetlere karşı faydalıdır. Allah'ın kulları! Duadan ayrılmayın.
YANITLASİL
yuksel17 Mart 2024 02:02
٣٨٦٤ - طَاعَةُ النِّسَاءِ نَدَامَةٌ (عق والقضاعي وابو على الحداد في معجمه كــر
عن عائشة)
getirir.
3864- Mühim işlerde kadınlara boyun eğmek pişmanlık
٣٨٦٥ - طَاعَةُ الله طَاعَةُ الْوَالِدِ وَمَعْصِيَةُ الله مَعْصِيَةُ الْوَالِدِ (طس عن ابي
هريرة)
3865- Allah'a itaat etmek, anneye, babaya itaaat etmektedir. Anneye babaya isyan eden, Allah'a isyan etmiş olur.
-
YANITLASİL
yuksel17 Mart 2024 02:03
- طَالِبُ الْعِلْمِ طَالِبُ الرَّحْمَنِ طَالِبُ الْعِلْمِ رُكْنُ الإِسْلَامِ وَيُعْطَى
أَجْرُهُ مَعَ النَّبِيِّينَ (الديلمي عن انس)
din gibi
3867- İlmin talibi Rahman'ın talibi demektir. İlmin talibi İslam'ın rüknüdür. O peygamberlerle birlikte mükafatlandırılacaktır.
٣٨٦٨ - طَالِبُ الْعِلْمِ اللَّهِ كَالْغَازِي وَالرَّائِحُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ
الديلمي عن انس حل عن بكار بن ياسر)
3868- Allah için ilim tahsil eden, Allah yolunda savaşa erkenden gidip sağ salim dönen gibidir.
ن
YANITLASİL
yuksel17 Mart 2024 02:04
Sene yüz otuz beş olunca, Davud oğlu Süleyman (a.s.)'ın deniz adalarında hapsettiği şeytanların azılıları serbest kalır. Ve onların onda dokuzu lrak'a gider. Ve orada Kur'an hakkında (şeytanca) mücadele ederler. Onda biri ise Şam'da kalır.
Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 60 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
İman
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
148. Allah, (insanı incitecek) kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Ancak zulmedilenler hariç. Allah her şeyi işiten ve bilendir.
YanıtlaSil(Zulmedilenler feryat, beddua veya şikayet edebilirler.)
Nisa Suresi
148.ayet.
)seçkinler)a özel bir hitabı hedef alması dolayısıyledir. وَلَا تَلْبِسُوا الحَقِّ بالباطل hakkı batıl ile karıştırıp aldatmayın; doğruyu yalanla, yanlışlarla bulayıp da وَتَكتُمُوالحق وأنتم تعلمون bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlamı çok kap- samlıdır. İlme ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, yalan do- lanlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve hakim- lerin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmî gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi gönüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, seçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar hakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki âyetleri saklıyorlardı ki, bu konuda فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ "Yazıklar olsun o kimselere ki, kit- abı elleriyle yazıp, sonra 'Bu Allah katındandır.' derler." (Bakara, 2/7( يُحَرِّفُونَ الكلم عن مواضيه "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar." (Nisa, 4/46, Maide, 5/13( ve diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, kendi yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine koyuyor- lardı. Ve ilmî meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel19 Mart 2024 05:59
2- BAKARA SÛRESİ: 42-43
Cu
oluy
din
hak
ma
rin
ara
ke
de
be
n
0
286
Cuz
açıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapıyorlar, safsatalar yapıyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor aidatma, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara karşı İsrailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu âyet olsaydı, Kur'ân'ın terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmî vaziyette İslâm'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu âyet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'ân, terceme- sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz, Cenab-ı Hak لا تلبسُوا الحَقِّ بالباطل buyurmuştur.