sey. in kısaltılmış ismi. Müslüman her işine Bismillah ile başlar. Yani her işi Allah adına ve Allah için yapar. Atomlardan yıldızlara kadar her varlık da Allah adına ve Allah için hareket eder. insan da bis- millah diyemiyeceği, yani Allahın emri ve izni ol- mayan bir işi ve hareketi yapmamak, onun emri dairesinde kalmakla gerçekten insan olur. Aksi
hrabbilolemn, Vesialatú vesse, ele Seyyidina Muhammedin ve Subh ecmain ala alihi ve
Cenab Peygamber s.a.s. Elendimiz, Kreme alametlerinden bazılarını beyan bu Helallen haram, haramlan helal ad kavmin üzerine, gökten ya taş yağar. evinsel yıldırım düşer, ya da başka bir felaket te o zaman kıyamet de kopar buyurmus
Yine Peygamber sas Efendimiz: Insanlar anel kavmi Lüt'u islemedikce kıyamet kopmaz. Ancak insanlar Lüt kavminin (helokine sebep olan) melni alemekte gayret gösterecekler. O gayreti erdalen zaman da kıyamet kopar buyur
lerde Yine kıyamet kopmaz, hatta Cocuklar and babalarına karşı şiddetli olur-
litaatkar olup, yumuşak ve tatlı dilli olacakla ma söz dinleyeceklerine, gayz sahibi: siddet sahibi olurlar. Ve (siddetli) yağmasından dolayı reğmurlar da, faydalı olacak yerde zararlı alur ar, nebatlara zarar verirler. (Dolu ve sel afetleri gb Ayrıca Levm olunmus, ise yaramayan, ahlak acak insanlara itibar artar, hürmete sayeste shfazıl insanlar da azalır. O ufacık kuçuk co cuklar bakarsın büyüklere kafa tutarlar. Ufacik, deha senin yasin ne basın ne? Fakat büyüklerine seen aklın ermiyor diyerek kafa tutar. Karakter lelm kimseler de fazıl insanlara saygısızlık gös erler, cür etkärlık yaparlar. Halbuki insana disen büyüğüne hürmetkör olmaktır. Hatta büyük insan cahil bile olsa, cok çok yaşamıştır: yaşamıstır cok iba det etmistir onun için yaslılara hürmet edilmesi in- sonlik icabıdır."
Simdi bütün bunlar olmadıkça kıyametin kop- mayacağını Resulullah s.o.s. efendimiz bildiriyor. Bir gün Hz. Ali kiv efendimiz sabah namazı
na gidiyorlarmış. Onüne bir ihtiyar tesaduf etma onu terdduben geçmemişler gunes de neredeyse doğacakmıs Rivayetin birisinde de Allah celle ve alà güneşe dur yerinde demis. Allah c.c. kusurla rimizi affetsin. Büyüklere karsu hürmet ve saygı in sanlığın iktizasıdır. Müslüman tabi ki daha fazla yaparak. Müslüman olduğumuz halde bunu ya pamıyorsak, demek kı artık kıyametin yaklaştığı na olamet!...
Yine buyurmuşlar ki: "Kıyamet kopmaz, taki andan önce daha yüz sene evvelinden yeryüzün de Allah'a ibadet kolmaz Oyle bir devir gele cek ki, yüz sene Allah diyen bulunmayacak Artık dalalete düşmüş herkes insan Allah demezse hay vandan ne farkı olur ki, Allah kusurlanmızı affetsin. Hz. Amr b. avf r.a, in rivayetinde de: "Rum
lara ait olan Kostantiniyye (Roma) tesbihle ve tek birle Muslümanlarca feth edilmedikçe kıyamet kopmaz buyuruluyor.
Bu fetih Fatih in Istanbul'u fethi degil, Fatih ki licla fethetti Istanbul'u. Bu hadis-i şerit tesbih ve tekbirlerle fethedileceğini bildiriyor. Yani papalı gın oldugu Roma Kostantiniyyesi fetholunarak, Al lah, onu da göstersin bizlere inşaallah.
Ve "Seytan, yollarda yürüyerek, carsıda ge zerek 'falan oğlu filan, Resulullahdan naklen söy le söyle rivayet etti demeden de kıyamet kapmaz Şeytanlar, herbirisının sarıgı, sakali, cubbesı yerin de, ulemaya benzer bir sekilde sokaklarda geze cekler. Hadisler rivayet ederekler. Resulullah söyledi diyerek senet de gösterecekler. Sen de ba- kacaksın, sakalı yerinde, sarığı da yerinde. Sen de inanacaksın. Halbuki kendisi seytan oglu seytan." Bu zamanda da var mıdır dersen, bilmem artıkl? Var tabil..
Allah kusurlarımızı affettin. Cümlemizi sevdi- ği ve razı olduğu kullarının arasına dahil etsin. AMIN.
Sofiyye ile sohbetim esnasında kendilerinden üç şey öğrendim.
" 1. Zaman bir kılınçtır, sen onu kullanmazsan o seni keser. 2. Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtil seni istila eder. . Kendine hiç bir varlık isnad etmemek, erbâb-ı ismetten olmak
Celaluddin-i Suyûtî; Te'yidü'l-Hakikati'l-Aliyye, s. 15:
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 21:28 İmam-ı Malik rh.a.'in Görüşü
"Fikhi öğrenip de tasavvufu öğrenmemiş olan fâsıklığa, Tasavvufu öğrenip, fıkhı öğrenmemiş olan zındıklığa düçar olabilir. Hem fikhi ve
hem de tasavvufu birarada cem eden de hakikate ulaşır." Aliyyü'l-Kârî Fıkh-ı Maliki Şerhi c. 1, s. 33
İslam'da gayrı samimi olan ve Islami yaşantıda nifake içerisinde bulunan ilmi, ihlası, zühdü ve takvası olmayan kişilerin gösterdiği olağanüstü hallere istidrac denilir. Yani şeytanı haller. Bizim kerâmetle istidracı birbirinden ayırmamızın en önemli ölçüsü, kişinin İslam'ı bi-hakkın yaşayıp yaşamamasıdır.
Bir de keramet
gibi gözüken ama şeytânî olağanüstü hallerin görün- tüsü olan istidrac var...
Zamanın muterizleri kerametle, mucize birbirine karışıyor bu yüzden keramet sakıncalı oluyor demişlerdi. Herşeyden önce mu- cize yalnızca peygamberlere ve- rilen ve nübüvvet iddiasını belirten bir husustur ve onda meydan okuma vardır. Keramet ise Allah'ın veli kullarına bahçe- dilen bir iltifattır. Meydan okuma ve herhangi bir iddia yoktur. Ke- ramet ile istidrac arasında yani sihrin arasındaki fark; kerameti gösterenin veli oluşu, Allah dos- tu oluşu, Islam'ı bihakkın yaşayışı ve çevresine de yaşatmaya ça lamasıdır. İstidracı yapan ise; is Vasantıda nifak içerisindedir. Il fur. Fisk ve icerisindedir. İste bu kişilerin gös- fücur hayatı terdikleri olağanüstü hadiseler si- dur Bizim
Kerametle, istidracı ayırt etmemi- kal zin en önemli mikyası; kişinin Is- lam'ı yaşayıp yaşamamasıdır. Cenab-ı Allah fásik bir insanı, yaptığı ve gösterdiği ile daha da mağrur olsun diye imtihan ede- rek o kişinin istidracına izin veri yor. Ayrıca diğer Müslümanlar da o kişinin istidrac halini bilmek- ko le imtihan olunuyorlar. Ve yine M bu fasık kişiler yaptıklarıyla iyice En mağrur olduklarından, cehen- nemde daha çok yanmak için kendilerine sermaye biriktiriyor- lar. Azabları, cezaları artmış oluyor. ta tir.
olr
lat
zü
şir
do
a
a
le
Mürşid için söylediğiniz ilim- amel-ihlas şartına vakıf, zühd ve takva yaşantısı olan zâtların kerametlerini bilip: "Üstadımızın şöyle şöyle ke- rametleri vardı..." diye an- latılsa "insanın içinden geçenleri bilirdi, bolluk ve bereket kendisiyle beraber olurdu...." gibi ifadelerle ki- şi üstadının kerametlerini belirtse ne olur?
Keramet iki kısımdır: a- Şirki muhtevî olanlar
b- Şirki muhtevî olmayanlar (Tamamen Allah'ın bahsettiği kendisinin bile bilmeyerek oluş- tuğu kerametlerdir.)
Mesela bir grup insan: "Biz bugün şeyhin evine gideceğiz, eğer bize şu soruyu sorarsa o şeyhtir" derse ve tevafuken de seyh gelenlere, gelenlerin sar bu larında olan soruyu sorarsa bu bir keramettir. Bunun üzereyki și, ona bağlanıp: "Bizim şeyhi siz bizim kalbimizden gees bildi" dese o kişi doğru söylemiş olur. Çünkü bu olayı aynen ya- şamıştır. Bu sözle de kesinlikle sir- ke girmiş olmaz. Çünkü
Hakiki devlet adamı, hizmet ettiği memleketin bünye- sini iyi bilmeli, bütün hususiyetleriyle tanımalıdır.
2)
Zalim olmadığı gibi gafil de olmamalıdır.
3)
Devlet hayatının istikrar istediğini bir an unutmamalı, affın, müsamahanın, huşunetin ve cezriliğin yerini ve zamanını iyi tayin etmelidir.
4)
İdare-i maslahatçı olmamalı, bunun bir fazilet olduğu zehabından uzak bulunmalıdır.
5) Maddi ve manevi hamleler arasında zaruri bir bağ, paralel bir gidiş olduğunu iyi bilmelidir.
6)
Müşavirlerini ve arkadaşlarını çanak yalayıcılar arasın- dan değil, şahsiyetli ve haysiyetli insanlardan, icabın- da kendisini ikaz edecek kimselerden seçmelidir.
7)
İç çekişmelere, kendini ana hedefleri unutacak kadar kaptırmamalıdır.
Hakiki devlet adamı, hizmet ettiği memleketin bünye- sini iyi bilmeli, bütün hususiyetleriyle tanımalıdır.
2)
Zalim olmadığı gibi gafil de olmamalıdır.
3)
Devlet hayatının istikrar istediğini bir an unutmamalı, affın, müsamahanın, huşunetin ve cezriliğin yerini ve zamanını iyi tayin etmelidir.
4)
İdare-i maslahatçı olmamalı, bunun bir fazilet olduğu zehabından uzak bulunmalıdır.
5) Maddi ve manevi hamleler arasında zaruri bir bağ, paralel bir gidiş olduğunu iyi bilmelidir.
6)
Müşavirlerini ve arkadaşlarını çanak yalayıcılar arasın- dan değil, şahsiyetli ve haysiyetli insanlardan, icabın- da kendisini ikaz edecek kimselerden seçmelidir.
7)
İç çekişmelere, kendini ana hedefleri unutacak kadar kaptırmamalıdır.
288
YANITLASİL
yuksel20 Kasım 2023 00:58 )
İyi konuşmasını, düşüncelerini iyi ifade etmesini bil- melidir.
9) Öğrenmeyi, öğretmeyi, gerçeği ve gerçeği sevenleri sevmelidir. Buna mukabil yalan söylemek şöyle dur- sun, yalan söyleyen yerden nefret etmelidir.
10) Nazarında para ve her çeşit maddi menfaatler kıymet- siz olmalı, temiz elli, temiz ahlaklı olduğunu o saha- da da ispat etmelidir.
11) Azim ve irade sahibi olup, lüzumlu gördüğü işte insi- yatif sahibi olmalı ve asla küçük ruhluluk gösterme- melidir.
12) Zeki olduğu kadar, hayat ile gerçek şartları birbirine karıştırmamalıdır.
İşin zor olanı, bütün bunların hepsinin birden bir kişide bu- lunması gerektiğidir. Ve bütün dünyada "Devlet Adamı" fikda- ni (yokluğu) vardır.
YANITLASİL
yuksel20 Kasım 2023 00:59 Ziya Demirel - Avni Arslan
(20) Çocuklar hırçın, öfkeli, itaatsiz olacaktır. gençlik). (Asi, anargis
(21) Alenen (cehren) günah işlemekten utanıp çekinmeyen birta
kım fâsık devlet reisleri, väliler (ve yüksek memurlar) zuhur edecektir (22) Hain vezirler, fâsık ve facir hafız, yağcı ve zâlimlere yardakç
din âlimleri, bozuk muallimler, häin tacirler meydana çıkacaktır. (23) Kur'an-ı Kerim'ler ve Camiler süslenecek, minareler uzatila caktır. (24) Gerçek din alimleri azalacaktır.
(25) Kadınlar kendi efendilerini doğuracak. (Yani anneler kötü ev
latların esiri olacaktır).
(26) Kadınlar çalışarak kocalarının ticaret işlerine katılacaktır. (27) Kadınlar kendilerini erkeklere, erkekler kadınlara benzetmeye çalışacaklardır.
(28) Ilim, ibadet ve Allah rızası için değil de dünyalık için tahsil edilecektir.
(29) Kafirler, zalimler, münafıklar, fåsık ve facirler, cahiller hal kin itibarını kazanıp kuvvetlenecekler; takva sahibi salih mü'minter ise hakarete uğrayıp horlanacaktır.
(30) Mal ve servet çoğalacak, zekât verilecek adamlar azalace (Yukarıda saydığımız Kıyamet habercisi alametler Tezkirs Kurtubi», «Müfidü'l-'Ulûm ve Mübidu'l-Himum ve benzer serlerde yazılıdır.) mut
KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİ
şimdiye kadar saydıklarımız Kıyametin küçük alametlerinden Bir de büyük alametler vardır ki onlar da:
(1) Yeryüzünü bir duman kaplayacaktır. Mü'minler nezleye tur muş gibi olacaklar, kafirler ise bunun tesiriyle sarhoş gibi gersem yeceklerdir.
(2) Deccal denilen biri türeyecek, tanrılık iddiasında bulunaca yeryüzünde büyük fesada ve dinsizliğe sebebiyet verecektir.
(3) Ye'clic ve me'cüc adlı iki kavim dünyaya yayılarak bir müdd
fitne ve fesat çıkartacaklardır. (4) Hazret-i İsa gökten inecek, Peygamberimizin Şeriatıyla ame edecektir.
(5) Dabbetü'l-Arz namında bir yaratık yerden çıkarak insanlara söz söyleyecektir. (6) Yemen tarafından dehşetli bir ateş zuhur edecek, etrafa yayı-
lacaktır.
(7) Doğuda, batıda ve Arap yarımadasında birer yer batması ha- disesi meydana gelecektir.
(8) Güneş muvakkaten batı tarafından doğacaktır.
Bütün bu hadiselerin meydana gelmesi imkânsız değildir. Bunların olacağını Allahu taala'nın Resûlü bize haber vermiştir. Elbette olacak- tur. İçinde yaşadığımız dünyaya ve onu çeviren şu kâinata bakalım. Herşeyde akılları durduran harikalı haller görmüyor muyuz? Bütün bunlar sonsuz ilim, kudret, hikmet sahibi bir Yaratıcının eserleri değil midir? Bu harikaları yaratmaya gücü ve kudreti olan Allahu taala yu- karıda saydığımız şeyleri de meydana getirebilir. Akil, iz'an ve feraset ahipleri için bunlara inanmakta hiçbir güçlük yoktur.
DECCAL İLE İLGİLİ TAFSILAT
(1) Bir gözü sakat olacaktır.
Mir (2) Birçok yerleri istila edecek, ama Mekke'ye ve Medine'ye (ve rivayetookore kudiae) giremlyecektical
(3) Deccal tanrılık iddiasında bulunacaktır.
fından öldürülecektir.
(4) Yeryüzünde 40 yıl fesada sebebiyet verecek, sonra Ha. Isa ta (5) Kıyamete yakın büyük Deccal'ın çıkmasından önce, se
عين )an) bil-feth. İnsanın ve gayrı hay- vanın gözü. Müennestir. Cem'i a'yün ve uyun ve a'yân gelir. Tasgirinde uyeynet derler. Ve dahi su çıktığı yere ve diz gözüne ayn derler "يقال لكل ركبة Her) عينان وهما نقرتان في مقد مها عند الساق dizin iki gözü var. Bunlara bilek tara- fında olur ve nukret denir. والعين عين الشمس Ayn güneş kursu, demektir.(, والعين الدينار Ayn dinar, demektir.( والعين الجاسوس )...ayn casus, istihbaratçı.(, وعين الشئ خياره )Ayn... bir şeyin iyisi, ha- Ayn) وعين الشئ نفسه يقال هو بعينه .yirlis1 bir şeyin kendisi, o kendisidir, denir.), ayn halki az...) وبلد قليل العين اي قليل الناس ayn ...) وما بها عين اى احد ,.belde, sehir orada kimse yoktur. ولا اطلب اثرا بعد عين اى بعد معاينة )...ayn gördükten sonra bir eser, bir belirti istemiyorum.وعين البقر جنس من العنب يكون بالشام Aynü'l-bakar Şam bölgesinde bir cins üzüm, demek- tir.( واعيان القوم اشرافهم A'yân) halkın eş- rafı, ileri gelenleri demektir والاعيان Ayan baba anne bir) الاخوة من الأبوين kardeşler, demektir وتعين الرجل المال )Adam bizzat mal elde ettiاصابه بعي وتعين عليه الشئ )Aa( Bir se ona biz- zat gerekli oldu. وتعيين ) لزمه بعينه الشئ تخصيصه من الجملة Tayin....bir şeyi genelden belirleme, birine bir şeyi has ve ait kılma. وعين اللؤلؤ تعيينا İnciyi del- وعاين الشئ عيانا بكسر العين (Aa) ثقبها .di رأه بعينه )Bir şeyi bizzat, gözüyle gördü. Mastarı ıyân gelir. وجاء فلان فى عينى في جماعة )...ayn falan bir grup, bir cema- at içinde geldi.)".
ع
عيناء )ayna) Gözleri büyük avrat; vâ- siatü'l-ayn gibi. ki inde'l-Arab
106- Biz herhangi bir ayeti (n lafzını yahut hükmünü veya her ikisinin 16. Biz het nu neshedersek veya (hazalardan silerek) on geutturursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevap bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevap ka zandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz. (Habibim!) Bilmedin mi ki; gerçekten Allâh (emretme, yasaklama, değiştirme ve hükümsüz kıl
ma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr'dir?! Kur'ân'da ve Sünnet'te geçerli olan "Nesh" konusu "Şerî bir hükmün, Allâh-u Teâlâ ta- rafından tümüyle kaldırılması veyâ misliyle yâhut daha iyisiyle değiştirilmesi" anlamına gel- mektedir. Meselâ Bakara Sûre-i Celîlesi'nin 180. âyet-i kerîmesinde: "Ardından mal bırakacak kişinin, o maldan ne kadar pay alacakları hususunda ana-babasına ve akrabâsına vasiyette bulunmasının farz olduğu" açıkça bildirilmiştir. Ama daha sonra "Mîras âyetleri" olarak anı lan; Nisa Sûresi'nin 11 ve 12. âyet-i kerîmelerinin indirilişiyle, herkesin ne alacağı taksim edil miş ve böylece ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmıştır.
Yine böylece kiblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Harâm'a döndürülüşü de neshin ör- neklerindendir. Bu konuda misalleri çoğaltabiliriz. Konunun ehemmiyetinden dolayı âlimler: "Nâsih ve mensûhu bilmeyen kimselerin âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler okuyarak vaaz et- meleri câiz değildir" demişlerdir. Allâh-u Teâlâ neyi ne zamâna kadar ne sebeple geçerli kı- lacağını, ne zamanda neyi hangi hikmetle hükümsüz kılacağını ezelî ilmiyle bildiği için nesh, Allâh-u Teâlâ'nın ilminde ve takdîrinde vukû bulan bir değişiklik olarak görülemez, bilakis bu hükümler, ferdin ve toplumun menfaatleri gözetilerek zaman ve zemine göre değişebilecek şekilde takdîr edilmiştir. Ancak şu bilinmelidir ki; nesh sâdece emir ve yasaklarda geçerlidir, ama haber ve kıssa niteliğindeki konularda geçerliliği düşünülemez. Neshin şekilleri, örnekle- ri ve hikmetleri hususunda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu'l-Furkan Tefsiri, 1/502-507
Halk dilinde Veysel Karani olarak anılan tasavvuf büyüğünün asıl adı Üveys'dir. Nitekim onun yolunda olanlara mensubiyet ifadesi bakımın- dan Üveysi denir. Veysel Karani'nin menkıbesi, Hz. Peygamber'i görmek için yanıp tutuşması ve anne sevgisi- ni timsalleştirmesi bakımından tarihi kimliğini gölgelemiş, onu bir efsane kahramanı haline getirmiştir.
Güvenilir kaynaklara göre Veysel Karani Yemenlidir. Babasının adı Amir'dir. Veysel Karani, Hz. Pey- gamber yaşadığı sırada Müslüman ol- muş, fakat kendisini görememiştir.
Bununla beraber Hz. Peygamber, onun ashab arasına katılanların ha- yırlısı olduğunu ve pek çok kimseye şefaat edeceğini bildirmiştir. Veysel Karani'nin hayatının en büyük iste- ğine kavuşamaması, yani Hz. Pey- gamber'i göremeyeşinin sebebi, has- ta ve yatalak annesinin yanından ay- rılmamasıdır. Bu sebeple ancak Hz. Ömer zamanında Medine'ye gele- bilmiştir. Bu durumu Yunus Emre şu dörtlüğüyle dile getirmiştir:
Anasından destur aldı durmadı, Kâbe yollarından gözü ırmadı,
Eve geldi Muhammed'i bulmadı, Yemen illerinde Veysel Karani. Adına Yunus Emre'nin de yuka-
rıya bir kıtasını aldığımız ilahiyi yaz- dığı Veysel Karani Türk tasavvuf ede- iyatında büyük sevgi ve alaka görmüş, hakkında menkıbenameler, pek çok ilahi ve destan mahiyetinde hikâyeler kaleme alınmıştır.
Sufi kaynaklarından bir kısmı Veysel Karani'nin Hz. Peygamberle görüştüğünü ileri sürerlerse de, diğer kaynaklar ve rivayetler bunun aksini savunmuşlardır. Yukarıda belirtildi- ği gibi, hasta annesini yalnız bırakma- dığı için, Medine'ye gidemeyen bu Sufi için Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye, onunla görüşmek imkanı- nın kendilerine nasip olacağını müj- delemiştir. Ayrıca duasını almalarını da bildirmiştir. Onlar da onu görecek- leri anın gelmesini dört gözle bekleme- ye koyulmuşlardır. Hz. Ömer'in hali- feliği döneminin son yıllarına doğru, onun Yemen'den gelen bir hacı kafi- lesi ile gelip Mekke'de bulunduğunu öğrendiler. Hacılar Veysel'in Arafat yakınlarında deve güttüğünü haber verip, hakkında alaylı sözler söyledi- ler. Fakat, Hz. Peygamber'in onun için söylediklerini öğrenince bu tavır- larından ötürü nedamet duydular. Hz. Ömer ve Ali, Veysel Karani'yi bu- lup kendisiyle görüşmek imkanını el- de ettiler. Hz. Peygamber'in kendisi hakkında söylediklerini naklettikleri gibi, hayır duasını da aldılar. Kendi- sine liediye ve para vermek yolunda- ki teşebbüsleri boşa gitti. Maddi hiç- bir şey kabul etmeyen Veysel, hacılar- la
rani, Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Medine'ye gitti ve Haricilerin ortaya çıkmalarına sebep olan Siffin savaşın- da Hz. Ali'nin saflarında savaşçı ola- rak bulundu. Bir rivayete göre bu sa- vaşta şehit olmuş, başka bir rivayete göre ise, yine Hz. Ali'nin hilafeti dö- neminde Şam'da hadis ilmiyle meşgul bulunduğu sırada vefat etmiştir. Ri- vayetlerden anlaşıldığına göre Üveys, çok fakir bir ailenin küçük yaşta ye- tim kalmış bir çocuğudur ve son de- rece bağlı bulunduğu annesi ona hem analık, hem de babalık etmiştir.
Hz. Peygamber'i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağlan- ması, Peygamber tarafından da müj- delenmesi, tasavvufta bir mürşide ula- şamayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara "Üveysi" denmesine yol aç- mıştır. Yani görmediği bir şeyh tara- fından yetiştirilen Sufiye, "Üveysi", bu yoldaki yetişme tarzına "Üveysi- lik'denmektedir.
Daha sonraları Üveysilik dört zümre için kullanılmıştır: a) Hz. Pey- gamber'in ruhaniyetinden feyz alan- lar, b) Veysel Karani'nin yolunda ye- tişenler, c) Herhangi büyük bir şeyhin ruhaniyetinden feyz alanlar, d) Hızır Aleyhüsselam tarafından irşad edilenler.
Veysel Karani halk tarafından çok sevilmiş ve bir çok iyi davranışlar ona bağlanarak misal haline getirilmiştir. Bu yüzden de kendisine fazlasıyla sa- hip çıkıldığından İslâm ülkelerinde, Yunus Emre için olduğu gibi, pek çok yerde kabirleri bulunmaktadır. Bun- ların hepsi gerçek kabir olmayıp sev- gi dolayısıyla ayrılmış makamlardır.
Her işe başlarken eüzü besmele çekmek. Her yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. Uykudan uyanınca elleri yıkamak.
Derleyen: All GÜNDEM
4. Yatağa yatarken abdestli yatmak ve gerekli duaları okumak,
5. Tırnakları fazla uzatmayıp her hafta kesmek.
Üzerimize sidik sıçrantısı bulaştırmamak.
Sabahleyin kalktığında ve abdest alırken burnu sol elle tutarak süm.
8
. Yemeklerimizi ve içeceklerimizi hep sağ elle yemek, sol elle yeyip iç memek.
kürmek.
Yemeklerden sonra kesinlikle el bezi veya peçete kullanmamak. 10- Kadınların normal adet kanaması dışında gelen kan olursa mütehassis doktora görünmek.
11- Yiyecek ve içeceklerimizin kaplarını geceleyin kapatmak.
12- Geceleyin kapı ve pencerelerimizi kitleyip, perdeleri örtmek ve soba, lamba veya ocağı söndürmek.
13- Kırık veya çatlak kapların kırığından su içmemek.
14- Esneme senasında ağzımızı sol elin tersiyle kapatmak,
15- Sofrada yemek yerken yere düşen lokmaları alıp yemek, 16
- Öfkelendiğimiz zaman öfkeye hakim olmak ve hemen abdest almak. 17- Yemek yerken ve aile ilişkilerinde besmele çekmek. 18
- Gök yüzündeki kayan yıldızlara fazla ve dikkatli bakmamak. İçki içmemek, kumar oynamamak ve fala bakmamak.
19- 20- Altın ve gümüşə fazla sevgi beslememek.
21- Şarkı ve türkü söylenirken zevklenmemek. 22. Dünya malına gereğinden fazla rağbət etmemek.
23.
Sihir ve büyü yapanlara gitmemek. 24- Kendinin mahremi olmayan kadınlarla bir odada yalnız kalmamak,
25- Fazla hayal ve uzun emel peşinde koşmamak.
26- İhtilam olunduğunda heme gusül abdesti almak.
27- İşlerimizde acele etmemek. - Gözleri harama ve zinaya bakmaktan korumak.
28 29 - Silah doldururken veya boşaltırken namluyu insana karşı tutmamak.
30 31- Geceleyin korkulabilir rüya görüldüğünde sol tarafa üç defa tükürmek.
- Ezan okunurken ezanı tekrar etmek.
32- Harbden, cihad'dan ve askerden kaçmamak. Dilimizi ve kalbimizi daima Allah'ın (c.c.) zikri ile meşgul etmek.
33- 34- Haset, hırs, tamah, öfke ve gazap gibi şeytani huy ve sıfatlardan sıy-
rılmak. Tika basa yemek yememek ve oruçlu olmak.
35- - Evimizi halı mobilya ve diğer mefruşatlarla aşırı şekilde süslememek.
36
37
- Yanımızda fazla para bulundurmamak. 38- Fakir kalırım korkusuyla cimrilik yapmamak.
39- Lüzümundan fazla pazar yerlerinde dolaşmamak. Lüzumsuz yere başkalarıyla münakaşa etmemek.
40-
41- - Allah'ın (c.c.) zatı hakkında düşünceye dalmamak.
İnsanlarla olan anlaşmazlıkları halletmek.
42
13
- Müslümanlar hakkında kötü zanda bulunmamak.
14 - Hergün yedi sefer åyet-ül'kürsiyi okumayı vird haline getirmek. - Karı-koca arasındaki, evlat-baba arasındaki ve kardeşler arasındaki kav-
45 galar şeytanın eseri olduğundan, bu işlerden azami şekilde sakınmak. 46 - Lüzumsuz
yere israfcı olmamak. - İlim meclislerine ve evliya sohbetlerine devam etmek.
47
48
- Aşırı şekilde vehim ve evhamlara kapılmamak. 49- Şeytanın düşman olduğunu daima hatırdan çıkarmamak.
50-
Dili kötü sözlerden korumak.
51-
Şeytanın şerrinden hep Allah'a (c.c.) sığınmak. Namazda parmak çıtlatmamak.
52- Yapılan bir günahtan sonra hemen tövbe etmek. 53-
54-
Aşırı şehvetlerden sakınmak. 55- Emånetlere kat'iyyen hiyånet etmemek.
56- Şeytana kızıldığında küfretmeyip Kelime-i Tevhid'e veya tesbihe devam
Hayvanları besmelesiz kesmemek.
etmek.
57-
58
- Son nefeste imansız olmamak için Şeytanın vesveselerine aldanmamak.
Zaman yakınlaşır ve ilim kalkar, hasislik ortaya bırakılır, fitneler zahir olur ve herc çoğalır. Denildi ki: "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, katildir. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 507 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Kıyamet gününde müslamanlardan bir cemaat dağlar gibi günahlarla gelir. Allah (z.c.hz.) onları affeder ve günahları yahudilere yüklenir. Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.) Sayfa: 507 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Ahir zamanda cahil reisler topluluğu çıkar. İnsanları fitneye düşürürler, hem dalâlete düşerler, hem de dalâlete düşürürler. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 507 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Agah olunuz ki, Allah'ın ve meleklerin ve insanların hepsinin laneti şu kimselerin üzerine olsun ki, Beni hakkımdan bir şeyi nakzeder, Benim yakınlarımdan yüz çevirir, Benim velayetimi hafife alır, hayvanını kıbleden gayriye doğru keser, çocuğunu kabullenmez, efendisinden uzaklaşır, arazinin sınırını değiştirir. İslamda cinayet ihdas eder ve ihdas edeni barındırır, hayvana takarrüb eder, eli ile istimdana bulunur, alemlerden erkeklere yaklaşır, meşru evlilikten sakınır-ki Zekeriya (a.s) oğlu Yahya (a.s)'dan sonra "Hasur" yoktur. Bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, bir kadına, sonra da onun kızın yakın olur, iki kız kardeşi bir arada nikahı altına alır- geçmişte olanlar müstesna- akar suyun yolunu tıkar, menzillerin gölgeliklerini kirletir, yollarımızda bize eza verir, kibrinden dolayı eteğini yerde sürükler, büyüklük taslıyarak yürür, çirkin sözler söyler, içki içer ve ayakkabılarını ters giyer. Ravi: Hz. Bişr İbni Atiyye (r.a.) Sayfa: 169 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) kıyamette şöyle buyurur: "Nerede Benim Celalimden ötürü muhabbet edenler? Onları kendi gölgemde (Arşın gölgesinde) gölgelendireceğim. Öyle bir günde ki, o günde Benim gölgemden başka gölge yoktur." Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 94 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Yazık eşrafa, yazık umeraya, yazık itibarlı adamlara. Bunlar milletin başında olurlar da suiistimal ederler. Kıyamet gününde bir takım kimseler, şakaklarından Süreyya yıldızına asılı olsa ve gök ile yer arasında, küt aşağı düşse, küt tekrar asılsa idi de, milletin idaresinden bir şeye sahip olmasaydılar. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 461 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Eyvah Arab'a yaklaşan şerden dolayı. Körcesine, kulaksızcasına ve dilsizcesine olan fitneden. O fitne gününde oturan yürüyenden yürüyen de koşandan hayırlıdır. Yazık o fitnede koşan adamlara, kıyamet günü Allah'dan dolayı (görecekleri azabtan) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 461 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Yazık ümmetime kötü ulemadan dolayı. Bunlar ilmi ticaret vasıtası edinirler. Zamanlarının umerasına sokulmak suretile kendilerine kazanç temin ederler. Allah kesatlık versin onları ticaret dedikleri şeye. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 461 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
نعيم عن عمر ) 1813- Ümmetime ahir zamanda şiddetli bir bela gelecek. Bundan ancak Allah'ın dinini bilen, dili ve kalbi ile onun yolunda cihad eden kimse kurtulacaktır. Bu (olay gösteriyor ki) her şey Allah'ın kaza
ve kaderi iledir. Bir de Allah'ın dinini bilip tasdik eden kişi kurtulacaktır.
١٨١٤ - إِنَّهُ مِنْ تَمَامِ اِسْلَامِكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا زَكَاةَ أَمْوَالِكُمْ (طب عن علقمة بن
ناحية الخزاعي
1814- Mallarınızın zekâtını vermeniz, Müslüman olduğunuzun
فَتَحْسَبُونَ أَنَّهُ صَدَقَ الدَّجَالُ وَذَلِكَ فِتْنَةٌ ثُمَّ يَسِيرُ حَتَّى يَأْتِيَ الْمَدِينَة ولا يُؤْذَنَ لَهُ فِيهَا فَيَقُولُ هَذِهِ قَرْيَةُ ذَاكَ الرَّجُلِ ثُمَّ يَسِيرُ حَتَّى يَأْتِيَ السَّامَ فَيُهْلِكُمْ ümmetini Deccal'e karşı uyarmış olmasın. O Deccal ki, sol gozu şaşıdır, sağ gözünde kalın bir perde vardır ki, gözünün ortasınd
اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عِنْدَ عَقَبَةِ أَفِيق (ط حم والبغوى طب كر عن سفينة) 1812- Benden önce gelen hiçbir peygamber yoktur ki,
"Katır" yazılıdır. İki vadi gösterir, biri cennet, diğeri cehennem. Onun cenneti gerçekte cehennem, cehennemi de gerçekte cennettir. Beraberinde iki peygamberi andıran iki melek bulunur. Biri sağında, diğeri solunda oturur. İşte bu insanlar için bir imtihandır. O der ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Diriltiyorum, öldürüyorum." Meleklerden biri: "Yalan söyledin" diye bağınr, fakat bunu kimse duymaz. Yalnız arkadaşı duyar. Diğeri arkadaşına: "Doğru söyledin" diye hitap eder. İnsanlar bunu duyar, ama bu sözü Deccal'e söylediğini sanırlar. Deccal büyük bir fitnedir. Sonra yürür. Nihayet Medine'ye gelir, fakat içeriye alınmaz. "Bu onun ülkesidir" der
, sonra Şam'a gelinceye kadar yürür ve Allah Azze ve Celle Afik Akabesi'nin yanında onu helak eder.
1822- Rabbine itaat eden, kocasının hakkını veren, onun iyiliklerini hatırlayan gerek kendi nefsine gerekse kocasının malında ona karşı hain olmayan herhangi bir kadınla şehitler arasında cennette tek bir derece vardır. Eğer kocası mü'min ve üstelik de ahlakı guzel bir insan ise, o cennette de onun kocası olacaktır. Aksi takdirde Allah onu
orada şehitlerle evlendirecektir.
۱۸۲۳ - إِنَّهُ لَا يَجُوزُ لِلْمَرْأَةِ فِي مَالِهَا أَمْرٌ الا باذن زوجها (طب عن خيرة
امراة كعب بن مالك 1823- Kocasının izni olmadan kadın, onun malında herhangi
يكُمْ بِالدُّعَاءِ عِباد الله رحم طب ع والحكيم عن معاذ) 4377. Kaderden kaçmak, insan bir tusibete kapor so denenüz gelmeyen bir musibete karşı yapılan Ancak başa gelen fayda verir. Onun için ey Allah'ın kullanıl Duadan ayrılmayın.
٤٣٧٨ - لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمْ امْرَأَةَ (حم خ ت ن عن أبي بكرة) 4378- Başlarına kadın geçiren kavim katiyyen iflah etmez
4380- Bir millet, sapmış ve saptırıcı dahi olsa, liderleri durü ve yol gösterici oldukları müddetçe, katiyyen helak olmaz. Evet, be millet sapık ve kötü olsa bile, liderleri dürüst ve yol gösterici olduklan
يكُمْ بِالدُّعَاءِ عِباد الله رحم طب ع والحكيم عن معاذ) 4377. Kaderden kaçmak, insan bir tusibete kapor so denenüz gelmeyen bir musibete karşı yapılan Ancak başa gelen fayda verir. Onun için ey Allah'ın kullanıl Duadan ayrılmayın.
٤٣٧٨ - لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمْ امْرَأَةَ (حم خ ت ن عن أبي بكرة) 4378- Başlarına kadın geçiren kavim katiyyen iflah etmez
4380- Bir millet, sapmış ve saptırıcı dahi olsa, liderleri dürüst ve yol gösterici oldukları müddetçe, katiyyen helak olmaz. Evet, bir millet sapık ve kötü olsa bile, liderleri dürüst ve yol gösterici olduklan
الْعَامَّةِ رَحْمَةَ الْعَامَّةِ (طب ك عن ابي موسى)
4382- Birbirinizi sevmedikçe, tam olarak iman etmiş sayılmazsınız. Sizi birbirinize sevdirecek şeyi, dikkat edin, size bildiriyorum. Aranızda selamı yayın. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemeni olsun ki, birbirinize merhamet etmedikçe cennete
giremezsiniz. "Ey Allah'ın Rasulü! Hepimiz merhametliyiz" dediler. "Öyle belirli kimselere merhamet etmek, merhamet değildir. Asıl merhamet genel olan merhamettir. Genel olan merhamettir"
Allah Teala, yaratmış olduğu varlıklar içinde en fazla değeri, hiç şüphesiz şuur- lu bir şekilde ibadet etme kabiliyetine sahip olan insana vermiştir. Insan, Allah'm bizzat kendi eliyle yarattığı ruhundan kendisine nefhettiği, en güzel sureti verdiği, göklerde ve yerde olan varlıkları onun için yaratarak bütün bu varlıkları kendisine teshir ettiği en şerefli mahlukudur. Göklerde olanın insanın hizmetine sunulması, yerde olanların da insan için yaratılması, insanın yaratılışının önemli bir gayesi olduğunu gösterir. Kur'an'da: "Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratma- dik... (sat 38/27), "Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım." (zariyar, 51/56). Dünya ve ahirette mutlu olmanın yolu Rabbimizin rızasına uygun yaşamaktır. İçerisinde yaşadığımız dünya, ahireti kazanmak için bir vasıta- dır, gaye değildir. İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi kainatın yaratıcısını tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Allah'a karşı kulluğunu ifade etmenin en güzel göstergesi ise şükrünü, hamdini sadece O'na hasretmektir.
2. Osman (ra) malını Allah yolunda infak etmekle myhurdur. Rahmet rizgaran kale azad eder, diger gar, bir gun mesura bulunur, ertesi gun kole azad eddiger gün fakir ve yoksulları doyurur, böylece vermek üzerine kurulu bir hayat ya şardı.
Birgün bir zât Hz. Osman (r.a)'a gelerek şöyle dedi:
"-Ey mâl sahibi zenginler! Bütün hayrı alıp götürdünüz; malınızdan tasaddukta bulunuyor, köle âzâd ediyor, hacca gidi- yor ve infak ediyorsunuz!"
Hz. Osman (r.a):
"-Siz gerçekten bize gipta ediyor musunuz?" diye sordu.
eyne b. Hisn Medine'ye geldi ve yeğeni Hur b. Kays'a mi- du. Hur, Hz. Ömer'in istişare heyetinde idi. Zaten genç tün âlimler (Kurrâ) Hz. Ömer'in danışma meclisinde bu- dı. Bu sebeple Uyeyne, yeğeni Hur b. Kays'a:
eğenim, senin devlet başkanı yanında itibarın yüksektir. ndisiyle görüştür" dedi.
Hz. Ömer'den izin aldı. Uyeyne, Hz. Ömer'in yanına gi
y Hattab oğlu! Allah'a yemin ederim ki, bize fazla bir şey rsun. Aramızda adaletle de hükmetmiyorsun" dedi. Ömer (r.a) hiddetlendi. Uyeyne'ye ceza vermek istedi
Ey mü'minlerin emiri! Allah, peygamberine, "Af yolunu iyiliği emret, câhillerden yüz çevir!" (el-A'raf, 199) buyuru- Benim amcam da câhillerdendir" dedi.
"-
Allah'a yemin ederim ki, Hur (r.a) bu âyeti okuyunca Hz. Ömer, olduğu yerde kalakaldı, Uyeyne'yi cezalandırmaktan der- hâl vazgeçti. Zâten Hz. Ömer (r.a), Allah'ın kitabına son derece Tefsir, 7/5, l'tisam 2)
bağlı idi. (Buhârî,
Allah'ın âyeti okununca o heybetli halife, olduğu yere çakı- kalmış, bir adım dahi ileri gitmemiştir. ( 1251; Ibn Esir, Üsüdü'l-Gâbe, 1, 471-472; IV, 331) Ibn Abdilber, I, 1250-
lip
İşte Allah'ın emir ve tavsiyeleri karşısında gösterilecek titiz lik böyle olmalidir ve tavsiyemuna harfi harfine tabi olun malı, her birini hayata tatbik etmelidir.
Tefsir ilmi mi hadis ilmi mi daha onemlidir Tasavvuf ilmi en onemlisidir. Çünkü tasavvuf ilmi Allah c.c. rizasını kazandırır. prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Akra fm. günün sohbeti.
Gazze'de yaşanan vahşet ve zulüm bir insanlık im- tihanına dönüşmüştür. Masumlar hunharca katledilir- ken katillerin masum kisvesi ile dünyayı kandırmaya ça- lışmasını artık vicdanlar kaldırmıyor. Siyaset, ticaret ve medyanın sahipleri kimlerin elinde esir ve oyuncaktır, bu artık gizlenemez bir gerçektir. Bizler gafil olabiliriz ama Allah gafil değildir. Zalim siyonist, nefsindekini de- ğiştirmediyse Allah da onun hakkındaki hükmünü de- ğiştirmeyecektir.
Gazze bugün bir okuldur. Oradaki mazlumlar bütün dünyaya şehitliği ve şâhitliği öğretiyor. Büyükleri küçük- leri, kadınları erkekleri, gençleri ihtiyarları ile Gazze'nin izzetli halkı bir İslam destanı yazıyor. Tevekkülleri, cennet ehlinin "Allah'ın vaat ettiğini bulduk" şeklindeki hamdi- nin yeryüzündeki terennümü gibidir. Onların "hasbünal- lahu ve n'imel vekil" zikirleri Allah'ın, O'nun değişmeye- cek vaadinin ve o zikrin sahiplerinin imanının ispatıdır.
Gücün hakkından başkasını tanımayanlar hakkın gü- cü için mücadele eden bir avuç insanın karşısında yerin dibine geçmiştir. Artık uluslararası hukukun ve siyasetin hükmü kalmamıştır. Hukuk bir avuç soykırımcının işine gelenin ilanı, siyaset zalimin iş görme biçimidir. "Hayatın olağan akışı" bozulmuştur. Hayat çirkefleşmiş, olağan haddini aşmış, akış tıkanmıştır. Salihlerin sahneye çıkıp arza varis olma zamanı gelmiştir. Şimdi soru şudur: Bu sâlihler kimlerdir ve nerededirler?
Sâlihler, bir avuç su ile yetinenlerdir. Kur'an'da anla- tıldığı üzere Tâlût askerleriyle birlikte zalim Câlût'a kar- şı sefere çıkınca, "Allah sizi bir nehirle imtihan edecek; kim ondan içerse benden değildir, eliy- le bir avuç alan müstesna ondan tatm yan bendendir" demişti. Tefsirlere gör Bedir Ashabı kadar bir grup dışındakile söz dinlemediler ve sudan içebildikle
kadar içtiler. Dünya nehrinden kana kana içen düşman karşısında savunmasız kalır. Dünyaya karşı istiğna sahibi olmadan düşmana karşı durabilmek mümkün değildir.
-
Hepimiz dünya nehrinden ne kadar içip içmeyeceği- mizle imtihan olunuyoruz. Kana kana içmek isteyen içebi- lir. Ama içen bilecek ki onun Allah ve Rasûlü'nün yanında yeri yoktur. Allah ve Rasûlü'nün yanında olmak isteyen elinin yettiği kadarı ile iktifa etmelidir. Dünyadan nasi- bimiz hırsımızın değil, elimizin yettiği kadardır. Dünyaya doymaya değil, tatmaya geldik. Burada doyanın, burası ile ferahlayanın ve tatmin olanın akıbeti, düşman karşı- sında zillete ve yenilgiye müstahak olmaktır.
Gazze bir kez daha göstermiştir ki küfür tek millet- tir, inananlar ise maalesef parça parçadır. Küfrün vah- detinin sebebi menfaat ve korkudur. İnananların dağı- nıklığının sebebi de aynıdır. Her iki taraf da cenneti dün- yada bulduğu zehabıyla elindekini kaybetmekten kor- kuyor, bu da kan, gözyaşı ve vahşet olarak mazlumla- rı vuruyor. Çare hayra çağıracak, münkerden nehyede- cek Allah adamlarının öne çıkması ve diğerlerini etra- fında toparlamasıdır.
Gazze'de tarih yazılıyor. Herkes elini vicdanına koy- sun ve tarafını belli etsin. Bizler Gazze'nin yanındayız. Elimizden geleni ardımıza koymayalım; dua edelim, yar- dım edelim, ablukayı yaralım, vicdanları harekete geçire- cek sözleri ve görüntüleri her tarafa yayalım. Müslümanca hayat tarzımız ile zalimin ürettiği, sattığı ve pazarladı- ğına muhtaç olmayalım. Sadece tepki göstererek değil, daha iyisini, daha faydalısını ve daha ve- imlisini üreterek alternatif oluşturalım. ir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle
İslâm Devletinin, Mekke Devle- tine karşı yaptığı Bedir savaşında elde ettiği büyük zafer(1), Arap yarı- madasının her tarafında konuşul- maya başladı. Hz. Peygamber s.a.s.'in bir sene içinde, bu şekilde küçük, fakat inançlı ve düzenli bir Devlet kurması ve bu küçük devletin, mazisi asırlara dayanan Mekke Dev- letinin ordusunu perişan etmesi, günün meselesi haline gelmişti.
Bedir savaşında, Mekke Devle- tinin, Ebû Cehil, Utbe b. Rebi'a, en-Nadr ibnu'l-Haris, Umeyye- ti'bnu'l,halef gibi ulu önderlerinin kafaları kesilmiş; bir zamanlar Müs- lümanlara işkence yapan Allah ni- zamının düşmanları, bu işkencelere maruz kalan İslâm mücahidleri tara- fından öldürülmüş, böylece Allah'ın, Kıyamete dek sürecek olan şu ka- nunu tahakkuk etmiştir:
İnsanların yaptığı kanl yönetilen Mekke Devleti, Allah'ın kanunlarıyla yönetilen İslâm Devleti karşısında aldığı yenilgiyle kaybolan itibarını yeniden kazanmak ve Be- dir'in intikamını almak gayesiyle ye- niden savaş hazırlıklarına başladı.
Oğlu öldürülen Ebû Sufyân, babası (Ebû Cehil) öldürülen İkrime ve babası, amucası, kardeşi ve oğlu öldürülen Ebû Sufyan'ın karısı Hind, bu yeni savaş hazırlığında başrolü oynuyorlardı.
Bedir savaşı öncesi, İslâm ordu- suna yakalanmaktan kurtulan Ebû Sufyan'ın ticaret kervanından elde edilen gelirin tamamı, Mekke Devle- tince savaş hazırlıklarına harcandığı gibi, bundan ayrı olarak da para top- landı. İslâm Nizamı'na karşı savaş- mak üzere hazırlanan ve onun ka- nunlarını kaldırıp kendi yaptıkları kanunları uygulamak isteyen, artan paralarla da, put heykelleri yaptırıp tapmak üzere yardım toplayanlar
hakkında şu ayet nazil oldu.: «Küfredenler, şüphe yok ki, mal-
larını (halkı) Allah yolundan alıkoyma- ları için harcarlar. Ko harcasınlar on- ları! Nihayet bu, onlara bir yürek acısı olacaktır. Sonra da mağlub olacak- lardır. Küfr(ünde inâd) edenler )ise) en son cehenneme sürüleceklerdir. Ki Allah, murdarı (kâfiri) temizden (mü'minden) ayırd etsin, murdarı bir- biri üstüne koyup topunu birden yığ- sin da onu cehenneme atsın. Onlar, en büyük zarara uğrayanların ta ken- dileridir»(3). *
*Basın devrede
Hz. Muhammed s.a.s.'in Be- dir'de aldığı esirler arasında, Ebû Izzet adında bir şair de vardı.
Fakir bir insan olan Ebû İzzet, Bedir savaşında, fi'len savaşmaktan ziyâde, savaşa teşvik ve İslâm aley- hinde kamu oyu oluşturmakla görev- liydi.
lanınca, esirler arasında bulunan Ebû İzzet, Resûlullah s.a.s.'e yalvarmaya başladı: <<Ben çoluk-çocuk sahibi fakir bir adamım, Allah rızası için beni serbest bırak». Bunun üzerine Hz. Peygamber s.a.s., 'bir daha İslâm aleyhinde şiir söyleme', yâni bugü- nün deyimiyle, İslâm aleyhinde makale yazmama' şartıyla, Ebû İz- zet'i serbest bıraktı.
Mekke'de Müslümanlara karşı yeni bir savaş hazırlığı başlayınca, bu işin tertipçileri, kamu oyu oluşturma- nin ehemmiyetini bildiklerinden, hemen şair Ebû İzzet'e gittiler. Umeyye'nin oğlu Safvan Ebu İzzet'e şöyle dedi:
<<Yâ Ebâ İzzet, sen şair -yâni kamu oyu oluşturan, gazeteci- bir adamsın. Dilinle bize yardım et! Bi- zimle savaşa iştirak et!». Ebû İzzet şu cevabı verdi:
<<Muhammed beni, onlar aley- hinde.. söylememe şartıyla serbest bıraktı. Onun için benden vazgeç!». Ebû İzzet böyle söyledi amma, o hür değildi ki. O, tağutî Mekke devle- tinde yaşadığından, devletin buyruk- larına karşı gelemezdi. Onun rejimini ayakta tutmak için nutuklar atmalıydı. Safvan şöyle dedi:
zulmünden kurtulma ümidi beliren ve hürriyet kokusunu alan Vahşi de, -başkalarının hürriyetini söndürme pahasına da olsa- Mekke ordusuna katıldı. (6)
Kadınlar, savaş için erkekleri tahrik ediyor
Müslümanlara karşı gidecek olan Mekke ordusuna, diğer kadınlar yanında, Mekke ordusunun başko- mutanı olan Ebû Sufyân'ın karısı Hind'de katılmıştı.
Hind, 'Utbe b. Rebi'a'nın kızıydı. Bedir savaşında, babası 'Utbe, amu- cası Şeybe, kardeşi Velid ve oğlu Hanzala öldürülmüştü.
Mekke ordusuna katılan kadınlar arasında, Mus'ab b. 'Umeyr'in an- nesi de vardı. Mus'ab Resûlullah s.a.s.'in sancaktarı, annesi ise müş- rik ordusunu Müslümanlar aleyhine tahrik eden bir kâfir askeri...
Anneler oğullarına, oğullar baba- larına, babalar kardeşlerine karşı savaşıyordu...
Kureyş, yâni Mekke kadınlarının başını çeken Hind, Vahşi'ye her rast- ladığında şöyle diyordu:
<<Ey Vahşi, tezelden Hamza'yı öldürerek bize şifa ver, sen de şifa bil!»(7)
Böylece sayıları 3000'i bulan, aralarında, şarkılarıyla savaşa teşvik eden kadınların ve bir çok paralı as- kerin de bulunduğu Mekke ordusu, hareket etti. Kâfir ordusunda, Mekke dışındanAraplar; hatta Medi- ne'den Mekke'ye gelip, Kureyş'i, yani Mekke Devletini Hz. Muham- med s.a.s. aleyhine kışkırtan Medi- neli bir heyet de vardı ki, bunların başkanı Ebû 'Amir idi.
Ebû 'Amir, Medine'de liderlik taslayan, fakat Hz. Peygamber s.a.s.'in Medine'ye hicretinden sonra değerini yitiren azılı bir İslâm düşma- nıydı. Ne var ki, onun oğlu Hanzala, İslâm ordusunun içinde yer alıyordu. Hanzala Allah yolunu bulmuş, Resû- lullah s.a.s.'in emrine girmişti. Baba- sında bulunan kibrin zerresi yoktu onda... Nur akıyordu kendisini Al- lah'a adamış olan bu güzel Müslü- manın yüzünden.
Babası Ebû 'Amir ise, Şeytan'a ve kendi nefsine teslim olmuş, küfür kokuyordu... Tıpkı her kâfir gibi... Mü'min kokusu olmaz kâfirde... Al- lah'ın kanunlarına isyân bayrağı açmış olana, Allah güzel koku mu verir?
Mekke ordusunun hareketini öğrenen Hz. Peygamber s.a.s., der- hal arkadaşlarını toplayarak, yak- laşmakta olan kafir ordusuna karşı uygulanacak savaş taktiğini müşave- reye başladı. Bu müşavere sonunda İki görüş ortaya çıktı:
Şehirde savaşmayı isteyenler, Medine'nin dar sokaklarında, düş- manla daha iyi savaşılacağını savu- nurken, şehir dışında savaşmak iste- yenler de, kadın ve çocukları şehirde bıraktıktan sonra, dışarıda düşmanla göğüs göğüse çarpışmanın daha iyi olacağını söylüyorlardı. Bu son gö- rüşte olanlar, Hz. Peygambers.a.s.'e şöyle diyorlardı:
- Yâ Resûlallah, düşmanımızla şehir dışında savaşalım. Her hâlu- kârda iki güzelden biri (ihda'l- husneyeyn) bizim olacak. Şayet zafer bizim olursa, iki güzelden biri olan gaziliğe kavuşmuş oluruz; yok, gazi değil, şehid olursak, ikinci güzel olan şehadete kavuşmuş oluruz ki, bu güzel diğerinden de güzel!
Devlet Başkanı ve Komutan Hz. Peygamber s.a.s., şehir dışında sa- vaşmaya karar vererek 1000 kişilik bir orduyla Medine'den, Uhud dağı- nın eteğine doğru hareket etti.
Münafıkların tutumu
İslâm ordusunun içinde münafık- lar da vardı. Dillerinde imân ettiklerini
söyleyip, İslâm düşmanlığı yapan- lar... İslâm toplumunun kanser kay- nağı tipler!.. Bunlar, namaz da kılar- lar, hatta kıldırırlar, oruç da tutarlar, Hacc'a giderler; hatta ve hatta cihada bile giderler. Kur'an okurlar!.. Ne var ki bunlar, tağutun emrinde Allah düşmanlarıdırlar...
İslâm'ın Medine döneminde -çünkü Mekke döneminde yoktur-, bu güruhun lideri Abdullah ibn Ubeyy'di. Bu münafık da, arkadaşla- rıyla beraber Peygamber ordusuna katıldı. Fakat o, İslâm askerinin mora- lini bozmak için katılmıştı orduya... İslâm ordusu Uhud dağına yaklaşır- ken, sayıları 300 kadar olan münafık- lar, birden bire asker saflarından ayrı- larak Medine'ye döndüler. Fakat Peygamber'lerine inanmış olan mücahidler onu yalnız bırakmayarak, komutanlarının emrine göre, kâfir ordusuna karşı mevzilendiler. Kâfir askerlerinin sayısı ise, 3000 kadardı. Askeri ittifakları olmasına rağmen, Resûlullah s.a.s. Yahudilerden yar- dım istemedi.
Hz. Peygamber s.a.s. askerle- rini mevzilere yerleştirdikten sonra, arkadan gelebilecek bir bir tehlikeye karşı, daha sonra Okçular tepesi denecek olan dağa(8) 50 okçu yer- leştirerek onlara şu kesin emri verdi:
-Müslüman askerlerinin ceset- leri üzerinde leş kargaları dahi gör- seniz, bulunduğunuz mevziyi terk etmeyin!
ğüyle devam ediyordu. Kafir askerleri paniğe kapılmış, kaçışıyorlardı. Bu durumu gören Müslüman okçular, Resûlullah s.a.s.'in emrini unutarak, 'savaş kazanıldı' deyip, yerlerini ter- kettiler.
Henüz Müslüman olmamış, ve Mekke ordusunun süvari komutanı olan Halid b. Velid, boş bırakılan o tepenin önünden geçerek, yanındaki- lerle birlikte Müslüman ordusunu arkadan çevirdi. İşlâm askeri iki ateş arasında kalmıştı. Bu karışıklıkta, Müslümanlardan 70 kişi şehit oldu. Hz. Hamza da şehitler arasındaydı. Yenik düşen İslâm ordusu, Uhud dağının eteklerine doğru çekildi.
Peygamber insan öldürüyor
Bu çekilme esnasındaydı ki, kâfir saflarından bir atlı Müslümanlara doğru atını sürdü. Bu gelen kâfir la Ubeyy b. Halef idi. Resûlullah s.a.s. onu görünce, yanında bulunan saha- biden mızrağını aldı ve yaklaşmakta olan Ubeyy'e fırlattı. Mızrak Ubeyy'in boynunu delip geçmişti. Ubeyy, atını çevirerek kendi safına zor yetişti ve orada, Hz. Muhammed s.a.s.'in ken- disini öldürdüğünü söyledi.
a
Ubeyy b. Halef, Mekke döne- minde müslümanlara, ve özellikle Hz. Peygamber s.a.s.'e işkence yapan kâfirlerdendi. Atını Resûlullah s.a.s.'in üstüne sürüyor, «seni bu atımla çiğniyeceğim!>> diyordu. Her seferinde de Hz. Peygamber s.a.s. ona şu mukabelede bulunurdu: «In- şaallah ben seni öldüreceğim». Re- sûlullah s.a.s.'in dedikleri tahakkuk
etmiş, Ubeyy kâfirini öldürmüştů. Bazan sorulur: Peygamber
adam öldürdü mü?.. Oldürmeyen savaşa çıkar mı? Hem de komutan olarak. Ne var ki, sadece Allah ve O'nun davası için öldürüyordu, ları sömürmek için değil! , Insan-
Yenilginin sebebi
Uhud savaşı Müslümanların yenilgisiyle neticelendi. Bu yenilginin tek sebebi, Hz. Peygamber s.a.s.in emrinin unutulup, başka türlü hareket edilmesidir. Bunun içindir ki Resûlul- lah s.a.s., okçuların hiç bir şekilde yerlerini terk etmemelerini emretmiş- ti. Emrin ihmali yenilgiyi getirdi.
Hanzala
Düşman ordusu çekip gittikten sonra, Hz. Peygamber s.a.s. savaş alanına inip şehitlerin cesetlerini top- lattı. Hz. Hamza'nın vücudu tanın- mayacak şekilde parçalanmıştı. Ebû Sufyan'ın karısı Hind, Hz. Hamza'nın ciğerlerini çıkartıp çiğnemiş, parmak- larını kestirerek kendine kolye yap- mıştı.
Şehitler arasında bir tanesi vardı ki, Resulullah s.a.s. onu merak edi- yordu. Adı Hanzala idi. İslâm'ın en azılı düşmanlarından olup, Uhud savaşının hazırlayıcılarından olan Ebû 'Amir'in oğluydu. Baba kafir, oğul İslâm ordusunun saflarındaydı. Düşman ordusu çekip gidince de, komutanları Ebû Sufyan şöyle ba- ğırmıştı: "oğlum Hanzala'ya karşı sizden Hanzala'yı öldürdük. Kimdi bu Hanzala? Niçin herkesten ayn olarak o?..
Hz. Peygamber s.a.s., Hanza- la'nın hanımını buldurup, kocası hak- kında bilgi istedi. Şehit hanımı olmak şerefine nâil olan o yüce Müslüman sadece şunu diyebildi:
«Yâ Resûlallah, biz Hanzala ile dün evlendik. Zifaftayken, cihâd em- rinizi duydu. Yıkanmayı fırsat bula- mayarak cihâd ordusuna katıldı».
Resûlullah s.a.s. şöyle buyurdu: <<Ben de bunu merak ediyordum. Çünkü bütün şehitler arasından, meleklerin sadece onu yıkadıklarını gördüm.
Artık Hanzala, tarihe <<ğesîlu'l- meläike» olarak geçecek ve günü- müze kadar İslâm'ın örnek şehitle- rinden birisi olarak yâdedilecektir.
İslâm Devleti, Allah için bu şe- kilde zifaflarını bile terkeden mücâ- hidlerin, şehitlerin omuzlarında oluş- tu, hükümrân oldu...
Netice
1. İtaat
Komutan Hz. Peygamber s.a.s.'in okçularına verdiği kesin emir dinlenilmediği için Müslümanlar ye- nildi. Onları ikâz için şu ayet nâzil oldu:
<<Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. Tâki rahmete kavuşturulası- niz»(9).
O halde, rahmete, yâni kurtuluşa ulaşmanın tek yolu Allah'ın emrettiği ve Resûlullah s.a.s.'in tebliğ ettiği kanunlara uymaktır.
Uhud hadisesinde, Muslüman- lara verilmek istenen bir ders vardır ki, savaş stratejisi bakımından çok önemlidir: İtaat!.. Savaşta zaferi elde etmenin sırrı! Ne var ki bu itaat, Al- lah'ın çizgisi dahilinde olmak lâzım; Resûlullah s.a.s.'in tebliği ışığında olmak lâzım. Yâni Allah'ın emredip, Resûlullah s.a.s.'in tebliğ ettiklerine savaş açmış olanlara itaat yoktur.
2. Münafıklar
İslâm ordusu 70 kadar şehit verip Medine'ye geri dönünce, münâ- fıklar alay etmeye başladılar. Müslü- manlara şöyle diyorlardı: «Bize uyup, savaşa gitmeseydiniz, böyle öldü- rülmezdiniz! Oh oldu! Bu dava size mi kaldı? Evinizde otursaydınız! Size ne İslâm davasından? Tabi başınıza belâlar gelir. Oturun oturduğunuz yerde, hiç bir şeye karışmayın! Ko-
Hz. Peygamber s.a.s.'in yaralan. dıktan sonra sığındığı Uhud da- ğındaki mağara.
nuşmayın, yazmayın, savaş yapma- yın ki başınıza musibetler gelme- sin!..»
Kur'an-ı kerim, münafıkların bu şekildeki davranışlarını şöyle anlatı- yor:
«İki ordu karşılaştığı gün size gelen musibet Allahın emriyle idi. (Bu, Allah'ın) mü'minleri ayırd etme- si; münafık olanları da açığa vurması içindi. Onlara: «Gelin Allah'ın yo- lunda savaşın ya da savunma yapın» denildiğinde, «Biz savaşmayı bilsey- dik elbette sizi izlerdik» dediler. O gün onlar, imândan çok küfre yakındı- lar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, gizli tuttuklarını daha iyi bilir. Kendileri (evlerinde) oturarak kardeşlerine: <«eğer bizi din- leselerdi ölmeyeceklerdi» diyen o adamlara de ki: <>> diyerek Müslüman görünür. Ardın-
İslâm'a gizli savaş açar. Allah'ın, «Yoksa siz, Kur'an'ın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı edi- yorsunuz? Artık sizden böyle yapan- ların cezası, dünya hayatında aşağı- lık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli ola- nına uğratılacaklardır. Allah, yap- makta olduklarınızdan gafil değil- dir» (11) şeklindeki buyruğunu unuta- rak, veya unutturarak, Kur'an'ı sa- dece bir ahlâk kitabı; İslâm'ı, şununla-bununla sulh içinde ge- çinme diye takdim eden, kendilerini Müslüman diye lanse etmelerine rağmen, İslâm nizamı ile savaşmayı şiar edinmiş olanlar!.. İşte münafıklar bunlardır.
Hz. Peygamber s.a.s., bu gibi münafıklardan birisi öldüğünde, ce- naze namazını kılmak istemişti de Allah hemen şu âyeti nâzil buyurmuş- tu:
«Onlardan ölen birinin namazını hiç bir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah'a ve Resû- lüne (karşı) küfre saptılar ve fasıklar olarak öldüler. Onların malları ve ev- latları seni imrendirmesin; Allah bun- larla, ancak onları dünyada azablan- dırmak ve canlarının onlar küfür için- deyken zorluk içinde çıksın is- ter»(12). Uhud savaşından alacağımız
Yasaklanan şiirle ve diğer kötülüklerle kendilerine "haksızlık edenler hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
Buradaki haksızlık edenler' ifadesi her zalim için geneldir.
"النقل" inkilab, dönme, dönüş manasinadır. Yani onlar ölümler den sonra Allah'a öyle dönüp öyle varırlar; kötü bir dönüşle dönenler ve deli bir varışla geri varırlar. Çünkü onların dönüp varacaklan yer cehen nemdir.
Kaşifi der ki: "Hangi yere dönseler o dönecekleri yer ateş olacak tır."
Rivayete göre Ebû Bekr (r.a.) hayatından ümid kesince Osman (r.a.)'dan şöyle bir ahidname yazmasını istedi: "Bu Ebû Kuhâfe'nin oğlu- nun, kâfir kimsenin bile îmana geldiği bir halde mü'minlere ahdi/vasi yetidir. Ebû Bekir (r.a.) bir ara baygınlık geçirip ayrıldıktan sonra şöyle demiştir: Ben size Ömer b. Hattab'ı (r.a.) yerime halife bırakıyorum. Eğer âdil olursa ki onun hakkında benim zannım budur. Eğer âdil olmazsa "haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
"الظلم" adaletten sapmak ve haktan yüz çevirmektir.
Zālimler üç çeşittir: En büyük zâlim, Allah'ın şeriatının (hükmü) altına girmeyendir. Allah Teâlâ: "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür." (Lokmat. 31/13) buyurarak bunu kasdetmiştir. Ortanca zâlim, sultanın hükmünü yeri ne getirmeyendir. En küçük zalim ise amel ve çalışmaktan haylazlık yapıp insanların menfaatlarını alan, kendi menfaatini onlara vermeyendir.
Adaletin faziletindendir ki onun ziddi olan zulümden tevbe ancak ada let yapmakla mümkündür. Şayet hırsızlar aralarında bir şeyi şart koşsalar ve onda adâleti gözetmeseler, işleri yolunda gitmez.
Akıl sahibi kimseye gereken, bu vaîd ve şiddetli tehdîde kulak vermek.
Her sålikin yardımcısı, sülük edilen yolların tehlikelerinden kurtaran ancak Allah'tır. 41
41. Şuara süresi, 1108 yılının Zülkāde ayının 9'unda (30 Mavis 1697) Persembe günü tamam old
Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 173 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلَا عَدْلٌ (ك ق عن عائشة)
1551- En zalim insan, kendisini dövmeyen kimseyi döven, kendini öldürmeye teşebbüs etmeyeni öldüren bir de nimet ehlinden ayrılıp nimet ehli olmayan kimseye intisap eden (mesela öz babasını bırakıp başkasını baba edinen) kişidir. Kim bunları yaparsa Allah'ı ve Rasulü'nü inkar etmiş demektir. Onun hiçbir ameli kabul edilmez artık.
Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir. Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.) Sayfa: 8 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Kıyamet gününde Allah'ın mahlukatı içinden en çok buğz ettiği kimseler şunlardır: Yalancılar, kibirliler ve din kardeşlerine karşı kalblerinde (gizli) kin besledikleri halde, onlarla buluştuklarında kendilerine (zahiren) iyi muamele yapanlar. Bir de Allah ve Resulüne çağrıldıklarında yavaş davranan, fakat şeytan ve onun emrine çağrıldıklarında ise süratle hareket edenlerdir. Ravi: Hz. Vazin İbni Ata (r.a.) Sayfa: 8 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Benim için zaiflerinize talib olun. Zira onlar sebebiyle rızıklanır ve yardım görürürsünüz. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 8 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Kullarının, Kendini tanıması için, Resûl-i Ekrem Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz vasıtasıyla mesajını gönderen ve O'nun şahsında mü'minlere "gücünden" "güç" verendir O!
Her nimetin şükrü, o nimeti yaratılış hikmeti doğrultusunda kullanmakla yerine getirilir. "İşitme" nimetinin şükrü de, o Hakk kelâma kulak vermekle eda edilir.
"Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti (Sünnet'i) anıp düşünün. Şüphe yok ki Allah Latif'tir (lûtuf sahibidir) ve her şeyden haberdardır."
Rivayet edildiğine göre, İmam-ı Şiblî Hazretleri kapısına bir fakir geldiği zaman, sevincinden ne yapacağını bilemez;
-"Hey, günahlarımı almaya gelen, sen ne iyi bir insansın" der, elinden
geldiğince o fakiri sevindirmeye çalışırdı.
el-Vâsi'dir O!
Vâsi' ismiyle gönülleri genişleten, bir gönle bin gönül sığdırandır
O!
Varlığınız da olsa, ama O sizi sevmese, hayra yöneltmese ve de ka- pınıza bir garibini göndermese; "merhametinden" rahmet damlatmasa gönlünüze siz, "iyilik" yapabilir misiniz acaba?
Rabbinizi, Yaratıcınızı tanıyın dostlar. O'nu tanıdıkça hayata bakı- şınız değişecek ve sadece seccadede değil, beyninizde ve yüreğinizde
Tarangirane se karidaki meleği şeytan gösterir. (M.) 258:22. Mektup, 4. vecih; (Sn.) 68; (E.L.) 1:266; 2: 144, 145. Tarafgirâne siyaset keşfiyata mânidir. (Mh.) 32:1. maka. 8.
muk
Tarafgirâne vaziyet almamak itiraz edenlerin pişmanlığına se- bep olur. (E.L.) 1:157.
Tarih, asker milletinin siyasete girmesinin çok tehlikeli oldu- ğunu gösteriyor. (H.Ş.) 113: Asa. Hit Yalancı politika ve siyasete dayanmak insanlığın maslahatına
zıttır. (H.Ş.) 78. âlim siyasetin gaddarene bir düsturu da "Cemaat için fert feda edilir" dir. (E.L.) 1:206; (H.Ş.) 153.
"Allah Teâlâ'dan daha başka ne isteyebiliriz ki?!" dediler.
Bunun üzerine Hz. Ömer:
"-Ben, içinde bulunduğumuz şu hanenin, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Muaz b. Cebel ve Huzeyfetü'l-Yemânî gibi (müstesnâ ve seçkin) kimselerle dolu olmasını ve bunları Allah'a itaat yolun- da, yâni tebliğ ve ıslah hizmetlerinde istihdâm etmeyi temenni ederim..." dedi. (Buhâri, Târihu's-Sağîr, 1, 54/201)
Yetişmiş insanın yerini hiçbir şey tutamaz. Yine kalifiye ele- man eksikliğini de hiçbir şey telafi edemez. ■
«Şari-i-kerim, seyyidülvücud (varlığın efendisi Hz. Muhammed S.A.) Hazretlerinin vasıtasıyla insanlara bildirilmiş olan İslâmiyet, güzel şeriat ilmiydi. Yani in san hayatını düzeltme cemiyetin bütün hallerini tanzim yolunda iki amel, İslamiyetin en mühim maksadı idi Buna göre Kur'an-ı Kerîm, esaslarını nasıl büyük bir ehemmiyetle beyan etmiş ise, medenî muamelelerin ufak cüzlerini de o kadar büyük bir ehemmiyetle beyan et- miştir. Toplumun küllî esaslarını ufak cüzlerini adalet, menfaat, zaruret üzerine bina edebiliyor amel, İslâmi- yette herhalde en mühim hedefti.»
«Medeniyet, halinden çok uzak bedevi âlemi, İslâ- miyet ruhuyla birkaç sene terbiye edildikten sonra, en evvel özlerinin hallerini düzeltmeleri, sonra diğer dev- letleri özlerine kısa bir müddetle teşhirleri bizim dava- mıza göre şahit olabilse gerek. İyilik ve çalışma devam ettiği müddetçe İslâmiyetin kuvveti hemen arttı. O va- kit medeniyet âleminde en büyük riyaset, İslâmiyet'in elindeydi. Eğer İslâmiyet'i amelden ayırmış bir belâ o vakit İslâmiyet âleminde meydana gelmeseydi İslâmi- yetin kuvveti, riyaseti artardı. Şu yeryüzünün haritası da tamamen başka renkte olurdu. Lakin İslâmiyette amel ve faaliyet ruhuna uzak kalındı: Acem medeniye- ti vasıtasıyla israf, sefahet, isret, tembellik hastalıkları, hükümet dairelerine zengin tabakalarının hakimiyeti yayıldı. İslâm devletlerinin zulüm yoluyla toplamış o ka- dar servetleri devlet menfaatlarına değil, belki hükü met dairelerinin sefahatlerine israf ediliyordu. Bundan
sonra falam aleminde daha büyük bir fitne çıktı: Yalnız vehimlerden, nazariyelerden ibaret Yunan felsefesi ter- cume edildi. İslamiyetin hem kalbi, hem dimağı en mü- him zehirlerle zehirlendi. İslamiyetin şerefli ilimleri, maddi çalışma, bir paralık, faydası olmayan nazariyele- re mahkum edildi. İslamiyetin içtimai kanunları, çalış- ma kanunları amelden eseri olmayan nazarı bir şeriat, olmak derecelerine kadar indi. İslamiyetin saf, ilahi aki- desi kelâm ilimleri cereyanları ile kirletildi ve tahrif edil- di. Kalbleri ve dimağları nazariyelerle ihtilaflarla mes- gui kalmış ehli islam, içtimai, iktisadi, medeni haller tamamiyle ihmal etti.
Bu büyük fitne bütün İslâm Ålemini, mescitleri medreseleri, evleri, meclisleri tamamiyle istila etti. Ma- nast bos, beyhude nazariyelerden bahseden, bunun üze rine bütün ilimleri inkar eden kelâm kitapları islâm memleketlerinin her tarafında yazılıp hükümet kuvve- tiyle kabul ettirilirdi. Bugün biz o kitapları okursak kadar beyhude şeyleri yazmış kalemlere, öyle şeylere fik- retmiş akıllılara, o kadar ufak meselelere kanaat etmis alimlere, o meselelerin bütün tamamına (islam inancı, namını vermiş kelâmcılara taaccüb eder, elbette istih- jaf gözüyle (küçümseyerek) bakarız.»
Alınız Gazali gibi büyük bir imamın kalemiyle ya- zılmış «Tehafüt» i (Gazali 'nin bir kitabı), alınız. İbn Rüşt gibi güzel bir felsefecinin kalemiyle yazılmış «Te- hafühüt-i tehafüt» i, söyleyiniz zinhar şu kitaplarda kiy- metli bir söz, faydalı bir fikir, alınabilir mi? Görünüz hendese, astronomi ilimlerinde itibarı yüksek olan Nas ruddin-i Tusi kalemiyle yazılmış «Tecrit» gibi kitapları o kitaplara mukabele müdafaa yoluyla telif edilmiş bü- yük ciltleri hesabı yok haşiyeleri, şerhleri islâmiye hakkı için söyleyiniz. Akıl sağ iken, gönül pak ken öyle
maiset sermayesi vücuda getirmesindedir. Ahlakın şu iki teläkki tarından başka hiçbir ilmi esası olamaz. Halbuki bir kere, bunlardan birincisinin yani, fazilet esasının müeyyidesi yoktur. Emniyet ve itimad mese sine gelince bunun mürakabe nüfuzunun da zevahiri korumaya dikkat noktasından ileri geçemiyeceği gibi emniyet ve itimad üzerine tertip edilecek tedrici istifa- denin rekabet edemiyeceği fevkalade istifadeler karşı- sında bu esasın iflasından hakikaten endişe etmek lå- mm gelir. Hulasa:
النجاة في الصدق
(kurtuluş doğruluktadır)
hakimâne düsturundaki kurtuluşu yalnız dünya kur- tuluşu ile tefsir ettiğimiz surette o düsturun gerek ka- tiyet ve gerek ehemmiyetinden pek çok şey kaybelece- ğini takdir ederiz ki, bu da ahlakın dini esası ile ilmi esası arasındaki mühim farkı gösterir. Demek ki, Ha- şim Nahit Bey'in kitabından naklettiğimiz söz, yani ah- lakı koruma hususunda dinin kuvvetli mertebesine ye- tişebilecek hiçbir şeyin bulunmaması gayet doğrudur.
Pekåla, işte din, bu kadar lüzumlu bu kadar iyi bir şey olsun da sonra bunun aslı olmasın, bu nasıl şey? Her asırda insanlara bu derece lazım bir yalan düşünü- lebilir mi? Hemde ahlâka en müessir bir kuvvet ve mü- eyyide olabilmek hususiyetine halel getirmemek için aslı varmış gibi telåkki edilmesi gereken bir yalan... Halbuki bir şeye hakikaten inanılmadığı halde haki- katen inanmış gibi hareket etmek katiyyen mümkün değildir. Çünkü bu, ciddiyet ile alayın, doğruluk ile ya- lanın bir ve beraber kabul edilmesi kadar mantıksız bir şey olur. Aşikardır ki hakikaten inanmak üzerine ter- tip edilecek fiil ve amellerin, yalandan inanmak üzeri- ne tertibi aynı derece emniyetle mümkün olamaz. Yala-
this bile bile ne kadar ehemumiyet verilse yine yalan recesini Rel geçemes ahlaki emreden dinin gizliden gizliye es kantini ve bir taraftan da dinin emrinden kantaki gerçekten emniyyaraltına al tenakhinde tocaladıklarını, yüksek zekâla- riyla neden idrak edemiyorlar? de-
dimin ahlak üzerindeki büyük yükseliş ve gelişmenin kabil Reformcularımızın olamayacağına dair olan görüşlerini suni bir riyakarli- maganda Mesleklerin ciddiyeti hakkındaki iti- madım buna mani olduktan başka åleme karşı kendisini dindar tanıttırmak tarındaki riyakarlığın bugün kat. lyyen yoş görülmesi imkânı kalmamıştır. Asrımızda bir kimsenin ne dindar tanınmakla mevkii yükselir, ne din- siz sayılmakla alçalır. Belki diyanetle kötü karışıklığa uğramış olan taassubun mevkii düşkün bir halde bu- lunduğu gibi dince mubalatsızlığın hür fikirli ve hatta münevver fikirli sayılmak hususunda tercihe şayan bir faydası bile vardır. Onun için, fikirlerini tenkid etmek- te olduğum zatlardan şu vesile ile de pek masum bir sa- mimiyetle rica ederim ki, mesleklerinin tahlil ve ince- lenmesini lamm gördüğümden şahsiyetlerinde gizli olan bir kabahatı meydana koymak gibi bir taarruz manası çıkarmasınlar. Modası geçmiş bir münazara yolu ile galibiyet elde etmeyi düşündüğümü zannetmeye mahal yoktur. Bindenaleyh benim maksadım kendilerinin dine ciddiyetle inanmadıklarını ilan etmek değil, hatta dinin
lüzumuna inanmakla hakikate inanmak arasındaki
mantik zıtlığını arz etmek değildir. Asıl maksadım şu
dur ki, dine bir değişmeyen hakikat şeklinde inanılm
yacak ve belki ahlak zabıtası vazifesini onun kadar mü
kemmel ifa eden bir şey bulunmadığına, kanaatle değiş meyen hakikat olduğuna inanılmış gibi hareket edile- cek. İşte ben bunu mantıksız olduğu kadar da imkân- sız görüyorum.
Reformcular, dinin asılsız bir yalandan ibaret oldu-
ğu fikrinde göstermiyerek belki dinin kalbe heyecan ve-
rici bir şey olmak üzere insanlar tarafından vaz ve icat
edilen ve beşeriyet ile beraber gelişen bir meslek olarak
aslı, hakikatı ve lüzumu bulunduğuna inanılır telakki
etmek de arz ettiğim mantiki müşkülleri çözmeye kafi
gelmez. Çünkü insanları heyecana getirmek hususunda
hiç bir kuvvetin din ile rekabet edememesi, dinin teme-
li olan prestijin icabıdır. Diğer sevdiklerimze karşı hör-
met hisleri ve bağlılığımızın son haddini de «prestij
(tapınmak) mecaz tabiri ile ifade edebiliriz. Dinde ise
bu tabirin mecazi değil hakikatı mevcut ve muteberdir.
Peki, lakin insanın maddiyat ve maneviyatına bu dere-
ce hakim olacak bir şeyin ayni zamanda kendi icat ve
uydurmasının eseri olması nasıl kabil olur? Di,n, kendi
kendine değişmez bir hakikat olmalıdır ki, insanlar için
kat'i bir rehber olabilsin. İnsanlar mı dine tabi olacak,
yoksa dini insanlar yapmak suretiyle din mi insanlara
tabi olacaktır? İnsanların kendi yapdığı şeye tapması
eski putperestler hakkında ayıplama ve ahmaklik sebe-
bi olan bir sapıklık nümunesidir. Hulasa: Reformcular
dini insanların sun'î eseri olarak düşünmelerinde ya
aslı olmayan bir şeye var derecesinde inanmak veyahut
tabi olanın tabi olunan ve eserin müessir mevkiinde bu-
lunmasına ihtimal vermek gibi aklen iki muhalden bl-
rini de din ile beraber vaz ve tesise çalışmış oluyorlar
(Siz ancak Allah'tan başka putlara kulluk ediyor ve bol yalan uyduruyorsunuz.) nazmi celilindeki
وَتَخْلُقُونَ أَنكا
bol yalan uyduruyorsunuz cümle bibu gibi batıl zihniyetleri tasvir için ne kadar muvafik bir ifade yi ihtiva etmektedir. Yalana, bile bile hakikat derece sinde kalp baglamak mümkün olamıyacağı hakkındaki iddialarımızın teyid edici şahidini Haşim Nahit Bey'in kendi sözleri arasında bile bulabiliriz:
"Yükselen ve gelişen insan zekâsının son asırlarda insanları birbirine en ziyade kuvvet ve emniyetle bağla- mak için işlediği altın zincir, yani milliyet fikri bir gün gelip de kopacak olan öteki kaba zincirin yerini tutmaz dan pek çok önce ırkçılık hissi vardı. İşte bu ırkçılık ve ya milliyet hissi, dinin hükümran olan nüfuzu altında tutkın ve uyuşuk bir halde kaldıktan sonra nihayet bir gün, uzun müddet küller altında kalan ateşler gibi can- lanır.» (Sh. 54)
Eğer din rabıtası yerine ilmi bir terbiye usûlu, gençlikte milliyet, vatan fikrini ve makbul seciyeleri tesis etseydi, eğer yıkılan temelin yerine bir yenisi ya pılabilseydi gençlik mevcut olabilirdi.» (Sh. 54)
İnsanların ruhiyatı üzerindeki büyük nüfuzu itiba riyle dine rekabet edecek hiç bir kuvvetin bulunamiya cağını söyleyen muhterem beyefendinin eğer dine inan cı ciddi ve hakiki olsaydı şu yazılarda dini, milliyet ve ilmi terbiye usulü gibi iki kuvvetten biri ile mukaye ve belki değiştirmeye benzer kararsızlıklar göstermer di. Və hele milliyet rabıtası hakkında kullandığı (işlem miş altın zincir) tabirine karşı, din rabıtası hakkın (kaba zincir) tabirinin kullanılmasını doğru bulmaudi
تَعْبُدُون مِنْ دُونِ الله لا يَمْلِكُونَ لكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِنْدَ اللهِ الرِّزْق وَاعْبُدُوهُ
وَاشْكُرُوا لَهُ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (۱۷)
17. Siz Allah'ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsı sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah'ı bıra kıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
"Si Allah'ı bırakıp bir takım putlara tapıyor,"
"الوثن" : "أوثان )put)" kelimesinin çoğuludur. Müşrikler için yapılmış
bykeller olup başkaca bir özelliği yoktur.
Bazıları demiştir ki; Ağaçtan, altından ya da gümüşten insan şeklinde apılmış, kalıba dökülmüş puta "الصَّنَ" denir. "الْوَثَنُ ise böyle değildir; sadece taştan yapılır ve insan şeklinde de değildir.
"Asılsız sözler uyduruyorsunuz."
Rağıb Isfahânî der ki: الْخَلْقُ yaratma kelimesi insanlar için genel de şu iki mânâda kullanılır: Birincisi takdir etmek, ölçmek, düzeltmek manasında; ikincisi, yalan mânâsında.
Keşfü'l-esrûr'da kaydedildiğine göre "خَلَقَ" ve "اختلق" füllerinin anla eliyle veya diliyle iftira etti, demektir. Putları yontmak, eliyle iftiraye misaldir. Yalanın en kötüsüne "ifk" denir. Buna yalan denilmesinin sebe yüzüstü haktan çevrilmiş ve saptırılmış olmasından dolayıdır.
Mână şöyledir: Siz onlara "ilahlar" demekle ve onlan Allah katınd selâatçılar" diye çağırmakla yalan söylüyorsunuz.
Bu onların kötü hallerine bir istidlaldir, çünkü bu sözlerin yalan v al oluşu apaçık ortadadır.
Sonra Allah Teâlâ, sözü uzatmanın bir yaran olmayacağı için onlar bu kötü haline istidlal ederek buyurdu ki:
Ver. Bir şeye muktedir olur ve gücün yeterse "Falan şeye malik oldu versin. Müsa (a.s.)'ın: "Ben, kendimden ve kardeşimden başkası Bilmelisiniz ki, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size raik
İnsanlığın öteden beri en çok merak ettiği konulardan biri de kıyametin ne zaman kopacağıdır. Bunun zamanını yalnız Allah'ın bildiğine dair ayet-i kerimeler bulunmaktadır. "Sizi ansızın yakalayacaktır." (A'raf. 7/187) ifadesi insa- noğlunun kıyamet saati hakkındaki bilgisizliğinin son ana kadar süreceğine işaret etmektedir. Kıyametin ne zaman kopacağı hakkında kendisine sorular sorulan Peygamber Efendimiz de bu konuda bilgisinin bulunmadığını be- lirtmiştir. Ahiret hayatı, melek, şeytan gibi gayb alanına giren, dolayısıyla beşerin bilgi imkanlarını aşan hususlarda Allah ona neyi ne kadar bildirmişse, o da o konuda bilgisini ortaya koymuş ve Allah'ın iznine bağlı olarak bizlere bilgiler vermiştir. Zaman zaman kıyametin kopacağı ana dair kehanetlerde bulunup insanları bununla oyalamaya çalışanlar olmaktadır. Halbuki önemli olan kıyametin ne zaman kopacağı değil, bir gün mutlaka bunun gerçekle- şeceğine iman etmek ve ahiret hayatı için hazırlıklı olmaktır.
lan ve yeni din hakkinda saphe stone suphe uyandırdılar. Onlar aleyhine pro- paganda yapıp yanlış iddialar ileri sürdüler
Islam daveti yayıldıkça, Ehl-i kitap. Müslümanların gönüllerindeki itikadın zayıflaması ve Islam'a karşı olan güvenlerinin sarsılması için çabalarını yoğun- laştırdılar. Bu da, onları şüpheye düşürmek, Hz. Peygamber'in saygınlığıyla lgili kuşkular uyandırmak ve Kur'ân ayetlerinde birtakım çelişkiler bulunduğu iddia ve vesveselerini onlara telkin etmek suretiyle gerçekleşiyordu. Nitekim Baraka, 2/42'de meålen "Hakkı batılla karıştırıp bile bile hakkı gizlemeyin"10 ifadesi geçmektedir. Ayet, Israiloğullarına verilen nimetler ve kendilerinden alınan sözlerin peş peşe sıralandığı ve bu çerçevede bir dizi uyarı ve hatırlatma- nın yapıldığı bir anlam akışı içerisinde gelmektedir.
Burada "hakkın batılla karıştırılması"ndan bahsedilmektedir. Bu da, "karış- turma" anlamını ifade eden "lubs" kökünden gelen bir kelimeyle dile getirilmiş- tir", Zıddı açıklamaktır. "Ihfå" (gizlemek) ile arasındaki fark şudur: "İhfå"da mananın anlaşılması mümkündür. Ancak "lubs"de, bu mümkün değildir. Kapa- lilik dolayısıyla manayı anlamak oldukça zordur. Dolayısıyla "lubs" kelimesi, sifat açısından benzeyen iki nesnenin ayırt edilemeyecek şekilde birbirine karış- ması anlamına gelmektedir. Ancak çoğunlukla, manaların karışmasını ifade eder. Bir işle ilgili olarak "açık olmaması" veya "karışık olduğu" anlamında "lubsetu" ifadesi kullanılır. Nitekim Hz. Peygamber'in göğsünün yarılmasından bahseden hadiste, "Aklımda, görüntü mü yoksa hayal mi olduğu ayırt edilemeye- cek şekilde bir karışıklık/iltibas meydana geldi"" ifadeleri geçer.
Yine bu manada olmak üzere, "lebistu 'aleyhim el-emre" (İşi onlara karışık gösterdim) ifadesi kullanılır. Nitekim bu anlam içeriği ile 6/137'de, ortak koş-
Merdadi, Tejhim, 1, 63
Bakara, 2/109, Al-'Imran, 3/119.
Apt. Eidi kita din buyuklere hitap etmekte ve yaptıkları işin çirkinliğini belirtmektedir dikden hålde inkar etmektedirler. Alimin inkâr etmesi, cahilin inkârından dah büyük suçtur
as yermek (ya da ermek) ha. (gebe kadın) kimi şeyleri, zellikle kimi olmayacak şeyleri yemek için aşırı istek duy- mak. or. Komşunun gelini aş yeriyor, şu ekşi elmaları ona götürun.
ata et, ite ot vermek 1 kişilere, işlerine yaramayan şeyi ya da ilgilenmedikleri görevi vermek. 2 bir işi ya da işleri ters yapmak.
ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayaklarını uzatmış yete- nekli, değerli kimselerin hakkı olan şeyleri, buna yaraşık olmayan da istiyor" anlamında söylenir.
at (ya da atlar) anası erkek gibi iriyarı kadın, erkeksi kadın. at başı (beraber) gitmek aşağı yukarı aynı durumda olmak, eşit durumda olmak.
at çalındıktan sonra ahir kapısını kapamak iş işten geçtikten, bir işte zarara uğradıktan sonra önlem almak.
at elin, it elin, bize ne? "herkes kendi malını dilediği gibi kullanır, kendi yakınına istediği gibi davranır, bizim bun- larla ilgilenip üzerinde düşünce yürütmemiz yersizdir, yakışık almaz" anlamında söylenir.
ateş açmak birçok kişi aynı anda ve ansızın, karşılarındakilere ateşli silahlarla mermi atmak. aleş alır gibi çok çabuk, çarçabuk ör. Ateş alır gibi, bir geldi bir gitti.
ateş almak 1 (bir şey) tutuşmak, yanmaya başlamak, aleat
lenmek. 2 (ateşli silah) kendi kendine patlamak ya da pak
tama telah kendi birden parlamak, öfkelenme
damak, cosmaknedenlerle birke of Böyle ateş almak işi
Bu esnada İngilizler Anadolu'da kurula- cak yeni devletin liderliğini sürekli takip ediyorlardı. İngiliz raporlarına yansıyan tespitlere göre bu dönemde Ankara'da Kemalistler, Enverciler (eski İttihatçılar) ve Saltanatçılar olmak üzere üç grubun varlığından söz etmek mümkündü. Aralarındaki anlaşmazlıklardan biri de Hilafet'in geleceğiyle alâkalıydı. Rauf ve Kazım Karabekir Paşalar, Mustafa Kemal'in Hilafet hakkındaki görüşleri- ni biliyorlardı. Bu gruptan bazı isimler sağlık mazeretiyle Mustafa Kemal'den ayrılmaya başladılar ancak esas sebep hilafet meselesindeki görüş ayrılığıydı ve bunlar kısa sürede ikna edilip geri döndürüldüler. Dolayısıyla İngiliz tespit- lerine göre Ankara'daki meclis Mustafa Kemal taraftarları ve aleyhtarları olmak üzere ikiye bölünmüştü.
Mecliste güçlü bir ekip, Mustafa Ke- mal'in liderliğine karşıydı ve bir kanun teklifiyle meclisin geleceğinde Misak-ı Millî sınırları dışından gelenlerin yer almaması tartışılmaya başlandı. Teklif, Selanikli Mustafa Kemal'i oyun dışına itecekti ancak tartışmalar sonucu orta yol bulundu ve bundan vazgeçildi. Mustafa Kemal zamanla bu ekibi bertaraf edip liderliği elinde tutmakta hayli azimliydi. Kısacası İngilizler Anadolu'nun gelece- ğinde kiminle pazarlık yapacaklarından iyice emin olmak için Ankara'da kimin sözünün geçtiğinden tam olarak emin olmaya çalışıyorlardı. Lozan'da buna
HAYATIM PAHASINA YÜKSEK İSLAM ENSTİTÜSÜNÜ AÇACAĞIM
Yüksek İslam Enstitüsü talebi ile gelen heyeti Başba- kanlık'ta kabul eden Menderes'in, "Hayatım pahasına bile olsa İmam-Hatip okullarının yüksek kısmını açacağım." de- diği hatıralarla gündeme geldi.
Prof. Dr. Akşit, görüşmenin nasıl gerçekleştiğini şöyle an- latıyor: "Demokrat Parti grup başkan vekili olan amcam ara- cılığı ile randevu aldık. Darbenin ayak sesleri yavaş yavaş geliyordu. Rahmetli Menderes hiçbir heyeti kabul etmiyordu. Çok sıkıntılı bir dönemden geçiliyordu. Amcama, 'İmam- Hatip Okuluna hayır diyemem' demiş; 'ama gece gelsinler. Toplu girmesinler, ayrı ayrı kapılardan girsinler. Ben tembih edeceğim. Kapıdan birer ikişer alacaklar' diyerek bizi gizlice kabul etti. Heyeti gece geç saatlerde Bakanlar Kurulu top-
lantı salonunda ağırlayan Menderes, özel personelini de oda- dan çıkartıp kapıyı kilitleyerek görüşmeye başlar. Görüşme samimi bir ortamda geçer. Talepleri dinleyen Başbakan, duy- qulu bir konuşma yapar. Memleketin iman olmadan ayakta duramayacağını dile getirerek, "Milletimizin mayası ahlaktır, dutandır, İslamdır. Eğer biz bugün ayaktaysak, ak sakall bir dedenin kucağında büyüdüğümüz için ayaktayız. "Eğitim öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz. Bunu aikliğe aykırı sayıyorlar. Arkadaşlarım beni yalnız bırakıyorlar. Yalnızım, müsteşarım bile meşrik-ı a'zam (masonların baş- kanı). Burnumun dibine bile böyle adamlar koydular." der ve ağlamaya başlar.
Rahmetli Başbakan Adnan Menderes bütün girişimle- rine rağmen o yıl enstitüyü açtıramaz. Başta bakanları buna karşı çıkar. Ertesi yıl Milli Eğitim Bakanını görevden alır, ye- rine vekaleten Tevfik İleri'yi atayarak İslam Enstitüsünü kur- mayı başarır. Açılış 59 öğrenci ile yapılır.
Yıl 1922. 14 Ocak gece yarısı. Mustafa Kemal'in özel treni Eskişehir'e doğru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi, savaş sonrası Anadolu'sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir'e gidip annesini görecek ve La- tife'yi... Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal'in ve bir türlü uyku tutturamıyor.
Ali Çavuş, kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kapıya dayanmış, karanlığı seyrederken, bir yan- dan da kendi kendine mırıldanıp duruyor.
"Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmez dim. İşte, sonunda şifreli telgraf geldi. Zübeyde anamızı yi tirdik. Peki, ne duruyorum. İçeri girip onu uyandırmalıyım.
YANITLASİL
yuksel23 Aralık 2023 03:27 ma işe bak, giremiyorum. Kiyamıyorum paşama. Nasil erim ki: 'Anamız öldü paşam!' diyemem. Onun yüreği anası in atar. Hep söyler. Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak ynı anlama gelir onun için. Kapıyı açsam, telgrafi uzatsam, Paşam sen sağ ol' desem 'Eyvah' demez mi? ''Koca vatanı urtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?"
Ali Çavuş, anlattığına göre birden yerinden sıçramış. İlçe- Tiden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor.
"Az önce bir telgraf geldi, dediler, şifreyi çözünce size sunacaklar."
"Boşuna kıvranma Ali, benden de saklamaya çalışma. Ben haberi aldım."
Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve me- rakla soruyor:
"Ne olan, ne haber aldın ki Paşam? Hayır haber inşallah."
Mustafa Kemal usul usul anlatıyor:
"Az önce dalmışım, rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk. Hep olduğu gibi bana bir şeyler anlatı- yordu. Birden bir fırtına çıktı. Bir sel bastırdı, anamızı aldı gö- türdü. Hiçbir şey yapamadım. Hiç, hiç!.."
Çavuşu bir titremedir almıştı. Derken, Mustafa Kemal emri verdi:
"Çocuk! Al getir şu telgrafı, hemen!"
AVNI ARSLAN
191
YANITLASİL
yuksel23 Aralık 2023 03:28 Ali Çavuş kompartimandan çıkar çıkmaz, çözümü geti ren görevliyle karşılaştı.
Gözünden iri bir damla gözyaşı akıvermişti. Çavuş, "Ağ- lama paşam" diye yalvardı.
"Neden? Ben insan değil miyim? Anam öldü. Ben buna ağlarım. Ama, anavatan kurtuldu. Bununla da teselli bulu rum. Benim için ikisi bir." İşte ben bunun için: 'Bulunur kurta racak bahti kara maderini' diye cevap vermedim mi Namık Kemal'e?"
Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavuş birbirlerine sarıldılar ve açık açık, hıçkırıklarla, içli içli ağlıyorlardı.
YAKIN TARİHTEN UNUTULMAYAN HATIRALAR
192
Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Yenil Nesil Yayınları, 2001
40- Ey Israiloğulları, size verdiğim nimetimi hatırlayın, bana ver diğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tulayım ve sadece benden korkun!
iman edin, O'nu Jukar edenlerin ilki siz olmayın, benim ayetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkun. (Kur'anja
42- Hakk'ı batıla karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyin.
43- Item namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rüků edenlerle birlike siz de rükû edin.
44- İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitab (Tevrat)ı okuyorsunuz. Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız? 45- Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allahia)
saygılı olanlardan başkasına ağır gelir. 46- Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını (gözetir) ve gerçekten O'm döneceklerini bilirler.
با بنى اسرائيل Ey İsrail oğulları! İsrail, Hz. Yakub'un lakabıdır ki, "ya"sız'ام
; "ya"sız ve "hemze" siz استرال : "hemze"nin "ya"ya kalb (çevrilmesiyle اوایل
meftüh (üstünlü) "hemze" ile ارامل ; ve meksûr (esreli) "hemze" ile اسرائل de oku
nur. İbranî dilinde bunun mânâsı safvetullah (Allah'ın seçkini) veya Abdullah
(Allah'ın kulu) demek olduğu beyan ediliyor. Şu halde bu lakabda yahudilen
iman etmeye bir harekete geçirme vardır ki, meâli şu olur: Ey Allah'ın güzide bir
kuluna evlatlıkla bağlanmış olan Tevrat ehli أذكروا نعمتى التي انعَمْتُ عليكم o size ver
miş olduğum büyük nimeti düşünün, hatırlayın, yad edin. Çünkü zikir kalb
ile de olur, dil ile de. Bu hitap gösterir ki onlar, her şeyden önce nimete talip-
dirler. Bununla beraber şükür şöyle dursun, nimetin aslını bile unutmuşlardır.
Bunları Cenab-ı Allah onlara hatırlatacaktır ve bunlardan başlıcası ن بانكم منى
لانا
هدی "benden size bir hidayet gelirse" (Bakara, 2/38) ifadesince kitap ve peygam
berliğe işarettir ki, sonunda Muhammed (s.a.v.)'in gönderileceğini idrakleri ve
Medine'ye nebevi hicretle gelen ilâhî hidayet vardır. Vaktiyle olduğu gibi bil
hassa şimdi üzerinize gelen büyük nimeti takdir ediniz, وأوفوا بعهدی ve benim a
dimi (bana verdiğiniz sözü yerine getiriniz. Ta Adem'in yeryüzüne inmesin
gene bağlandığınız ve Tevrat ile söz verip anlaşma yaptığınız bir ahul
bir zamanda göndereceğim hidayet sebebine
iman ve itaat edecektiniz ve Musa'nın haber verdiği peygamberlerin sonuncusu-
na iman edecektiniz. Benim bu ahdimi Resulüm Muhammed'e uymakla yerine
getiriniz ki أرف بعهدكم ahdinizi (size verdiğim sözü) yerine getireyim. Siziحک
10 عليهم ولاهم يع cümlesine sokayım رایای تارهون artik benden ve ancak benden korkup sakınınız. Anlaşmayı bozmak ve diğerleri gibi fesatlar, ahlaksızlıklar انزلتُ مُصَدِّقًا وأمنوا بما ve özellikle, imanın esası itibariyle yanınızdaki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğim Kur'ân'a iman ediniz ve yapmayınız لما معك bütün amellerinizi buna uydurunuz. Baksanıza Tevrat'taki Ådem kıssası bun- وَلا تَكُونُوا ve bunu ilk inkâr eden siz ol- da ne güzel hatırlatılmıştır اول کافر به mayınız. Vahiy nimetini, nübüvvet (peygamberlik) nimetini ilk anlayıp tasdik edecek olan siz olmanız gerekir. Siz buna iman etmezseniz, bazı dünyaya ait Nydalar düşüncesiyle etmezsiniz. Fakat ولا تشتروا بأناتي لنا قليل benim ayetlerimi, Mucizelerimi az paraya satmayınız. Birkaç para gibi kıymetsiz dünya men- fatlerine değişmeyiniz. Bu ayetlere iman ederseniz, elinizden kaçacağını sındığınız paraların, dünya ile ilgili düşüncelerin kat kat üstünde nimetlere erişeceğinizi bilmeniz gerekir. رانای ناتتون artik benden ve ancak benden layıkıyle korkunuz, yalnız benim korumama giriniz, takva ehli olunuz. Önceki âyette "rehbet", (korkmak) burada "ittika" (sakınmak) ile emredilmesi, onun avam (halk) tabakasına ve seçkin zatlara genel (umumi) ve bunun havass )seçkinler)a özel bir hitabı hedef alması dolayısıyledir. وَلا تَلسُوا الحَقِّ بِالبَاطِلِ hakkı batıl ile karıştırıp aldatmayın; doğruyu yalanla, yanlışlarla bulayıp da وتكتمو الحق وأنتم تعلمين bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlamı çok kap- samlıdır. İlme ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, yalan do- lanlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve hakim- lerin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmi gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi gönüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, eçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar bakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki ayetleri saklıyorlardı ki, bu konuda فويل للذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عنها "Yazıklar olsun o kimselere ki kit theleriyle yazıp, or Bu Allah Kaundandır." derler." (Bakara, 2/7( عرگون لكم عمرو "Kelimeler er inden degiştiriyorlar." (Nisa. 4/46. Maide orlar( diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, landı. Ve ilmi meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine kos gore
çıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapiyorlar, safatalar spkyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor, apıyon, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara karşı srailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu fiyet olsaydı, Kur'an'ım terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmi vaziyette Islam'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu ayet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'an, terceme sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz Cenab-Hak لا تلبوا الحَقِّ بالباطل buyurmuştur.
Bundan başka وأقيموا الصلوة وأثرا الزكرة bir de namazı dosdoğru kılınız ve ze- katı veriniz. واركموا مع الراكعين hem rükû edenlerle, yani müslüman cemaat ile beraber rüku' ediniz, eğiliniz, rüku'lu namaz kılınız. Bunda, hem o namazın başka değil, İslâm'ın namazı olduğuna tenbih hem de cemaatin varlığına işaret vardır. Çünkü rüku' ile namaz İslâm dinine mahsustur ve bunun için namazın bölümleri buna bağlı olarak rek'at diye isimlendirilmiştir ve burada وارگا rüku' ediniz" را "namaz kılınız" mânâsını ifade etmiştir. Şu halde yalnız rüku' (eğilmek) ibadet olmaz. Yahudi ve hıristiyanlar namazlarında kıyamdan doğru- dan doğruya secdeye giderler, rüku' etmezler. Rüku', sırtıyle beraber boynunu öne eğmektir. Lügat bakımından secdeye kadar varabilirse de şer'an (dinen) nor- mali belinden bir dik açı vaziyetinde bükülmektir. Kıyamdan secdeye kapan makta bir itidalsizlik vardır ki, bunu rüku' tamamlar. Ve bu şekilde müslümanın namazı, kalbin düzelme ve temizlenmesiyle beraber bir mi'racı olduğu gibi, be- dene ait hareketlerin de ta'zimi, ağırbaşlılık ve sükuneti ifade eden her kısmını İçerir. Beşer ömrünün geçişini ne güzel tasvir eder. Ciddi olarak namaz kılmak, zekat vermek, cemate devam etmek, hakkı gizlemekten ve hakkı batıl ile bula-
maktan men eder.
Bütün bu emirler, bu yasaklar, İsrailoğulları'na hitab etmekle beraber, hinkmü onlara mahsus değildir. İslam şeriatinde bunlar vardır. "Siz de bunları iman ve itaat ediniz." demek olduğu açciktir, su halde "sebebin hususu (özel oluşu), hükmün umumu (genel oluşuna
engel olamayacağı açıktır. kendini u sonra hakkı karıştırmamakla beraber, aakala na hakkı tebligedi de kendini unutmak da caiz olmayacakin beraber, başkalarına et hitap da värid
aluyor. Rivayet olunduğuna göre saadet asri (Peygamberimizin asrında Me- dine'deki yahudi bilginlerinden bazıları, kendilerine gizlice gelip: "Muhammed hakkında ne dersin?" diye soranlara: "Doğrudur, haktır." derler, Resulullah'a uy- emrederlermiş rine geçmekte olan hediye ve vergilerden mahrum kalmak endişesiyle ona uyma arzularını açıklamazlarmış. Bazıları da: "Sadaka veriniz." diye emreder, fakat dileri vermezlermiş. Diğer bazıları da: "Allah'a itat ediniz, asi olmay fikat derier, fakat kendileri sözleriyle amel etmezlermis. Nihayet bu ayet munase bettyle: "Namaz kılınız, zekat veriniz" diyenler olurmuş fakat kendileri hiç biri- yapmazlarmış. İşte bunların biri veya her biri dolayısıyle şu âyet de nazil almuş (inmiş)tur. أتأمرون الناس بالبر وتنسون انقُكُمْ acaip, siz insanlara birr (yani bol bol iyilik) emreder de kendinizi unutur musunuz? وأنتم تكون الكتاب Halbuki daima kitabı (yani Tevrati da okuyorsunuz. ألا تقلون halde akil etmez misiniz? Yahut daha akıllanmayacak mısınız? Fenalık emretmektense, iyilik emretmek elbette iyidir. Fakat aklı olan başkasının iyiliğini isterken kendini u-
nutur mu?
Birinci olarak, emir bilmâruf (iyiliği emretmek) ve nehiy anil'münker (kötülüğü yasaklamak)den maksat, başkalarına doğruyu göstermek suretiyle is- tifade ettirmektir. Halbuki başkasını irşad edip de kendisini unutmak ve kendisi- ni iyilikten, irşaddan mahrum etmek, eli selamete çıkarıp, kendini ateşe atmak demektir ki, amelî akıl açısından bir çelişki teşkil eder.
İkincisi, insanlara va'z ve ders vererek ilmini ortaya koyup da kendisi, ken- di emrini, kendi öğüdünü dinlememek, kendini ve ilmini fiilen yalanlamaktır. Bu, şahsında bir çelişki olduğu gibi, halkı bir taraftan aydınlatmak isterken, diğer taraftan saptırmaktır ki, bu da bir çelişkidir, bunda da bir çeşit karıştırmak vardır. Aklı olan ise çelişkiye düşmez.
Üçüncüsü, söylediği sözün, verdiği nasihatin bir kıymeti ve kalplerde bir te- Warnin olması arzu edilir. Boşuna emir, boşuna gevezelik akıl kârı değildir. Hal- haj verdiği emir ve öğüdün tersini kendisinin yapması, onun kıymetini kırmak ve herkesi ondan nefret ettirmektir. Daha açıkçası, bindiği dalı kesmek, otur- dugu evi yıkmaktır ki, bundan büyük budalalık olmaz.
dit ve bir görevdir. Fakat bunu yaparken kendini unutmak, işte budalalık ora- adi. Bu ayette yasaklanan da budur. Bundan dolayı bu ayet fâsıkın (sapık) Hasılı, iyilik iyiliktir, elbette insanlara iyiliği emretmek de hadd-i zatında va'z etmesini
Görülüyor ki, halk ve seçkinleriyle İsrailoğullarına hitap ederek verilen
emirleri, yasakları izleyerek taaccup (şaşma) ve takrir ifade eden bir soru ile
başlayan ve özellikle âlimleri, âmirleri ve hakimleri hedef alan bu hitab, bütün
bu emirleri ve yasakları bildirme ve bildirimi almada İslam dininin istediği
ahlak ve irfanın yükseklik ve ciddiliğini gösteren bir cümle-i tevsik
(kuvvetlendirme cümlesi) olmuş
ve
bilhassa namaz, zekat, cemaat emirlerini
takip etmesi de bunların ahlâkı güzelleştirmekteki tesirlerine bir işareti içermiş
ve bilhassa bildiğiyle amil (amel edici) olmamanın İsrailoğullarının bilginlerini
şiarı olduğunu anlatmıştır.
2- BAKARA SÜRESİ: 44-45
Cur 1
Şimdi bu güzel hitaplara, baştan başa hak ve doğru olan bu beliğ emirlers kat bu kadahlaki davetlere, iradlara karşı söyleyeder soz yok, hepsi guzel Fr kadar doğruluğa dayanılabilir mi? derseniz وارا بالصبر والصلوة daraldığınız za kadar kadar zaruretler içinde bunları yapmak kolay mı? Bu kadar ciddiyete, be man da ihtiyaçlarınıza sabır ve salat (namaz) ile yardım isteyiniz. Bunlarla Allah'dan yardım isteyiniz.
Sabir, acıya katlanmak, onu geçirmek için dayanmak ve karşı koymaktır ki, ber ferahin, her başarının anahtarıdır. Baştaki darlığın, sıkıntının geçmesi için Allah'ın yardımını celbedecek sebeplerin birincisidir. Sabırsız ruhlar her zaman darlık içindedir. Onların, dünyaya ait olaylara hiç dayanıklılıkları yoktur. Her şey ister, her şeyden rahatsız olurlar. Genişlik zamanında eldeki nimetin metini bilmezler, gözleri daima başkasındadır. Az bir yokluk görünce tar hammül edemez, hemen mahvolurlar. Halbuki dünyada değişmeyen, tahavvül hiçbir şey yoktur. Bundan dolayı bir talbini bağlayarak, bunun da Allah'ın izniyle geçeceğine iman eder ve Allah'ın yardımını, mutluluk ve ferah gününü temiz kalp ve olgun iman içinde beklerse sonuç kurtuluş olur. Ve hiçbir fenalığa düşmeden kurtuluş olur. Bunun için ne- fisleri sabra alıştırmalı, insan sabrı alışkanlık edinebilmelidir. Bu alışkanlık, acıyı bırakmak için değil, def etmek içindir. Ve bunun (yani sabra alışmakla nefsi süsleyebilmenin) en iyi çaresi oruçtur. Oruç insanı, her halde, sabra alıştı- nt, tiryakilikleri tedavi eder. Bundan dolayıdır ki, buradaki sabır, doğrudan doğruya, oruç ile de tefsir olunabilir ve olunmuştur. Fakat her iki halde de bura- da asli kastedilen şey, bizzat sabır mânâsıdır, oruç bunun bir vasıtasıdır. Bunun- la beraber namazın bu konuda da büyük önemi ve faydası vardır. İnsan yıkanır, temizlenir, ayıplarını, ayıp yerlerini kapatır. Bunları yapmak için emek ve mal da sarfeder. Yüzünü kıbleye çevirerek istikametini (yönünü) tayin eder. Kalbini iyi niyetle doldurur. Gönül buhranlarını, şeytan vesveselerini atarak, ruhunun birlik duruluğunu incelemeye çalışır, bütün uzuvlarıyle ve büyük bir saygı ile tekbirini alır ve ibadete koyulur. Dünyanın acılarını, tatlılarını şöyle bir tarafa alar, Hak Teâlâ'ya dua eder, onunla konuşur. Kur'ân'ını okur, dinler, onun huzu- runda hayatın akışını, başlangıcını, sonucunu arz eder, Kitap okur; dikilip bekle- mek, eğilmek, defalarca kapanmak, yine kalkıp doğrulmak, nihayet oturup din- lenmek ve sonunda selam ve esenliğe ermek ve o anda gaybtan şehadet (görü- nürlüğe geçerek, şehadet getirmek gibi ruhi, bedeni büyük bir nizam ve intizam le bir mirac yapar. Ve hiç şüphesiz bu ulvi manzaralar içinde nefisler, zahin (dis) ve batin (larda yetmek üzere bulundukları intizamı yeniden ilahi bilerler. Sabırdaki acılıkları da unutur veya hafifletirler ve bütün bunlar ilahi Yardımın celbine aracı olur. Darlıktan patlayacak dereceye gelen o fena nefisler bir ruh kazanırlar ve bu sayede yalan dolan, karıştırma, hakkı gizleme, aldatma, kuvvetlerini, itimatlarını arttırırlar, sıkıntı zamanlarının kolaylıkla geçmesi için inkan bulurlar ve tarinantur dar sa bit saadet zevki, bir bahtiyarlık duyarla,
rlar ve o yüzden gelecek çirkin menfaatlere tenezzül etmeksizin sonunda i yardımın büyük tecellilerine ererler. Çünkü bütün dünyadaki beşeri arabin esası, genel ahlakın düşmesinde ve hak yerine batılın itibar kazan- sındadır. Allah'ın öfkesini celbeden de budur. Yoksa Allah'ın rahmeti aleme indir. Evet ama, bu sabir, bu namaz, böyle yardım dileme kolay mı? phesiz bu da kolay değil, ağır ve büyük bir istir ama الأعلى القائمين anca şin layıkıyle korkanlar)e değil, başını öne alıp düşünen saygılı kimse e ağır gelmez, hatta zevk verir, meleke (alışkanlık olur. الذين يظنون osal mseler ki şunları, şu demleri gözetirler أنَّهُمْ مُلاتُوا رَبِّهِم her halde kendiler in bir gün olup Rabb'lerine kavuşacaklarını, Rabb'lerinin lika (kat lamasına ereceklerini, وأنَّهُمْ اليه راجمون ve herhalde dönüp ona varacaklarını, mellerinin mükafatını alacaklarını sayarlar. İşte bunların her halde ola- ağını bir galip ve kuvvetli zan ile olsun bilenlere, sabır ve namaz ile yar lım dilemek ağır gelmez. Bunlara ağır gelmezse, hiç şüphesiz yakın sahibi lan iman ehline hiç ağır gelmez. "Zann"ın bazan ilm-i yakîn (kat'i ilim) mână- sına geldiği vardır. Burada bir hayli tefsir âlimleri bu mânâ ile te'vil etmişler ve bunda zan ile iman olamayacağı esasını ve "hâşiîn"in, mü'minînden ehas (daha hususi, özel) olması düşüncesini gözetmişlerdir. Halbuki zannı, yakîn ile te'vil etmektense, hâşiîni lügat mânâsından almak âyetin siyakı (gelişi)na daha uygun- dur. Huşu التشرع "boyun eğmek", iman ve ikân (sağlam bilgi) ile ilgili olabi leceği gibi, galip zanla da olabilir. Zira galib zan, amelin vacip olduğunu ifade eder. Yarın gelmesi galib zan ile zannolunan bir hayır veya şerre karşı akili in san kayıtsız davranamaz. Şu halde sabır ve namaz, galib zan ile hareket edildiği reket edhile, insana ağır gelemiyeceği açıklanınca, bunun yakin ve iman ile ha reket edildiği takdirde hiç ağır gelmiyeceği ve hatta katıksız zevk olacağı incelikle anlaşılır bu da ayetin sevkinin İsrailoğulları'na hitap olması itibariyle onu da meâlde gösterdik.
Şimdi bir taraftan İsrailoğulları'nı nimeti yadetmekle İslâm'a davet eden bu hitabı kuvvetlendirmek ve te'yit etmek, diğer taraftan da geçmişte nail oldukları nimetleri hatırlatmak ve onlardan mahrum oluşlarının sebeplerini anarak İslam dinini kabul ettikleri takdirde o geçmişten daha şanlı bir geleceğe nail olabile- ların karşısında, düşük menfaatler arkasında dolaşmanın çok vahim (korkunç) ceklerini ve aksi halde dehşetli bir olduğunu anlatmak için şöyle bir nida (çağrı), bir hitap daha yöneltiliyor ki, bu, bir taraftan kısaca bir özet, diğer taraftan bir tafsil (etraflıca anlatma) başlan
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kıyamet sarsıntısı ger- çekten büyük bir olaydır. (Hac, 22/1)
ZULME ENGEL OLMAK
Müslüman ümitsizlik denizinde boğulmaz ve de boğulmamalıdır. Bütün bu olum-
suz ve üzücü durumlar elbette geçecektir. Yeter ki, aramızdaki birlik ruhunu ayakta tutarak mazluma, masuma ve mahruma el uzatmaya devam edelim. Unutmayalım ki, zulme sessiz kalmak Müslüman ahlakıyla asla bağdaşmaz. Peygamberimiz (sas), böyle hareket edenleri şu hadis-i şerifleriyle uyarmıştır: "Zulme yardımcı olan kimse, kuşkusuz Allah'ın gazabına uğrar." (Ebû Dâvûd, Melähim, 17) "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın onları genel bir azaba uğratması ka- çınılmazdır." Bizlere düşen görev zalimin yanında değil her daim mazlumun ve mağdurun tarafında olmaktır. Peygamber Efendimiz (sas), "Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz ve onu hor görmez." buyurmak- tadır. Dünyanın neresinde olursa olsun zulme sessiz kalmak, mazluma, masuma el uzatmamak, bu nebevi öğretiden mahrum kalmaktır. Bize düşen, yaşanan bu olaylar karşısında mazlumun duası ile Allah arasında perde olmadığını bilerek elimizden
Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? (Bakara, 2/114)
KUDÜS İSLAM YURDUDUR
İnsanlığın en köklü mirasına şahitlik eden Kudüs'ün Müslümanlar için ayrı bir önemi vardır. Kudüs, İslam'ı tebliğ vazifesiyle görevlendirilen nice peygamberin aziz hatırasını taşır. Yüce Allah (cc) kutsiyeti Kur'an ile tescil edilen Kudüs'ü bize "iyi ve güzel bir yer" olarak tanıtmakta ve çevresinin mübarek kılındığını beyan et- mektedir. Hadislerde her türlü zorluğun göze alınarak yolculuk yapılmaya değer görülen üç mabetten biri olan Mescid-i Aksa da, Kudüs'tedir. Kudüs, Müslümanla- rın hakimiyetinde özgürlüğün ve adaletin sembolü olmuştur. Sadece müminlerin değil, herkesin ibadetini rahatça yapabildiği, huzur içinde yaşayabildiği bir belde olarak yönetilmiş, emniyet, sulh ve merhametin en güzel örneğini yaşamıştır. Ku- düs, İslam yurdudur; Müslümanlara aittir. Kudüs'e sevdalı Müslümanlar Mescid-i Aksa'yı canından ve malından daha aziz bilmektedir. Ancak işgal edildiği günden beri huzuru ve barışı unutan Kudüs, öz vatanlarında, kendi mabetlerinde ibadet etmelerine engel olanlara karşı insanoğlunun ortak umudu, ümmet-i Muhammed için ise dağılan vahdetini kurtarma vesilesidir.
Günahtan tevbe etmek, günahı terk edip bir daha ona dönmemektir.
(Ibn Hanbel, 1, 446)
İÇKİ: KÖTÜLÜĞÜN ZEHİRLİ ARKADAŞI
İslam; canımızın, malımızın, aklımızın, inancımızın ve neslimizin güvenliğini sağlayan kurallar koyar bu değerleri korumamızı emreder. Sağlığımızı tehlikeye atan, akli dengemizi bozan, malımızı heba eden ve ailemize zarar veren her türlü kötü alışkanlıkları yasaklar. Bu açıdan dinimizde birey ve toplum için önemli zararları olan sarhoş edici içecekler kesin bir üslupla yasaklanmıştır. Yüce Allah. içki konusunda bizleri şöyle uyarmaktadır: "Şüphesiz şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (Maide, 5/91) Hz. Peygamber de bir hadis-i şerifle- rinde şöyle buyurmaktadır: "Sarhoş eden her şey içkidir ve sarhoş eden her şey haramdır." (Müslim, Eşribe, 74) Müslüman, aklını ve iradesini Allah'ın razı olacağı helal ve güzel işlerde kullanır. İmanına ve umuduna sarılarak çalışır, erdemlerine sahip çıkar, düşünür ve üretir. İnsanı uyuşturan, tembelliğe ve çaresizliğe sürükleyen, kötülüğe alet eden içkinin hayatını esir almasına izin vermez.
Sahibi Cibrile Aleyhisselâmü. Yâni: ler öyle Muhammed Salavatur Rahimil Rahman ki, melekler
rin elçilerinden Allah'ın vahiyyatur Rahimi Rain sahibidir, Ve Cibril (A.S.), bütün nebilerdemureneriorien ziyade ona inmiş, vahiy getirmiştir. Hatta Resulullah (S.A.V.) nübüvvetinden sonra ve gerektikçe Kuran-i Kerim yirmi uld earn azar inzal buyurul muştur. İlahi vahiyleri ve nice Rabbani sırları da getirmiştir. Hatta Resûlullah (S.A.V.)'e, bu gelişler yirmi dört bin yüz kere olmuştur. Başka nebilere ise yüz kereden eksik gelmiştir.
19. Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Cennetteki dört şey, cennetin kendisinden
daha hayırlıdır:
Cennette ebedî olarak kalmak Cennetten daha hayır-
lıdır. Cennette meleklerin hizmet etmesi Cennetten daha hayırlıdır. Cennette peygamberlerle komşuluk Cennetten daha hayırlıdır. Cennette Yüce Allah'ın rızası Cennetten
Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim." (Halil dost, neciy sırdaş, Habib sevgili demektir.) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 11 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
İnsanlar onu tanıyacak diye faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Facirden, bulunduğu hal üzere bahsedin ki, insanlar ondan sakınsınlar. Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.) Sayfa: 12 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
1716- İnsanlar arasında, hayrın anahtarları, şerrin kilitleri olan kişiler vardır. İnsanlar arasında şerrin anahtarları, hayrın kilitleri de mevcuttur. Allah'ın hayır anahtarları eline verdiği kimseye ne mutlu! Allah'in şer anahtarlarını eline verdiği kimsenin de vay haline!
عَلَيْكَ اَنْتَ بِالطَّاعَةِ فِيمَا أَمَرَكَ اللَّهُ تَعَالَى بِهِ (طب عن ابن سعد بن جنادة) *
5388- Kim cemaatten (müslüman topluluğundan) ayrılırsa, o ateştedir. Çünkü Allah: "Yoksa bunalmışa, kendisine dua ve iltica ettiği zaman icabet eden, fenalığı gideren, sizi yeryüzünün hükümdan kılan mı? Allah ile beraber bir ilâh ha? Siz ne kıt düşünüyorsunuz" buyurmuştur. Demek ki hilafet Allah'tandır. Eğer hayırlı olursa O'na götürür. Şer ise o şer sebebi ile muâhaze olunur. Allah Teâla'nın emrettiği şeyde sana taat gerekir.
Cennet ehli Cennetteki makamlarına yerleşir ve Cuma'dan Cuma'ya Allah'ı ziyarete giderler. Onlara Arşı Rahman aşikâr olup, Allah'ı görürler. Bu Cennet bahçelerinden birinde olur. Ve herkes derecesine göre bir minbere yerleşir. En aşağısının yerleri misk tepelerindedir. Ve bunlar kendi hallerini diğerlerinden aşağı görmezler. Soruldu ki: "Rabbimizi görecek miyiz?" Buyurudu ki: "Evet, ayın 14'üncü gününde görülmesinde, ya da güneşin görülmesinde nasıl hilâf yoksa, (veya bunları nasıl izdihamsız görüyorsanız) öyle Rabbinizi göreceksiniz." Allah (z.c.hz.) onlara ayrı ayrı muhatap olur. Ve hatta bazılarına dünyadaki bazı sözlerini hatırlatır. Kul: "Yarabbi mağfiret etmemiş miydin?" der. Allah: "Ettim de onunla buraya geldin" buyurur. O esnada iki bulut öyle güzel kokular serper ki, kimse böylesini görmemiştir. O zaman Allah Tealâ buyurur ki: "Haydi kalkın ikram edeceğim şeylerin başına." O zaman kalkıp cennetin çarşılarına gelirler. Bu çarşılarda aklın tasavvur edemiyeceği şeyler vardır. Orada ne para verilir, ne de yüklenilir. Sadece emredilir. İşte orada biz birbirimizle karşılaşacağız. Derecesi üstün olanların elbisesi başka olur. Ve birinin gözüne bu ilişince kendi elbisesi de derhal fevkalâde olur. Çarşılardan yerimize döneriz. Ailelerimiz: "Başka bir şekilde güzelleşip geldiniz" derler. Biz de deriz ki: "Tabii güzelleşip gelmek hakkımızdır. Zira Rabbımızı ziyaretten geliyoruz." Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 118 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
بسمله بسم
YanıtlaSilsey. in kısaltılmış ismi. Müslüman her işine Bismillah ile başlar. Yani her işi Allah adına ve Allah için yapar. Atomlardan yıldızlara kadar her varlık da Allah adına ve Allah için hareket eder. insan da bis- millah diyemiyeceği, yani Allahın emri ve izni ol- mayan bir işi ve hareketi yapmamak, onun emri dairesinde kalmakla gerçekten insan olur. Aksi
halde hayvanlardan aşağı dereceye iner.
RAMUZ'DAN SOHBETLER
YanıtlaSilMehmed Zahid KOTKU Rh.a.
Kıyamet Alâmetlerinden
Syahirrahmanirrahim
hrabbilolemn, Vesialatú vesse, ele Seyyidina Muhammedin ve Subh ecmain ala alihi ve
Cenab Peygamber s.a.s. Elendimiz, Kreme alametlerinden bazılarını beyan bu Helallen haram, haramlan helal ad kavmin üzerine, gökten ya taş yağar. evinsel yıldırım düşer, ya da başka bir felaket te o zaman kıyamet de kopar buyurmus
Yine Peygamber sas Efendimiz: Insanlar anel kavmi Lüt'u islemedikce kıyamet kopmaz. Ancak insanlar Lüt kavminin (helokine sebep olan) melni alemekte gayret gösterecekler. O gayreti erdalen zaman da kıyamet kopar buyur
lerde Yine kıyamet kopmaz, hatta Cocuklar and babalarına karşı şiddetli olur-
litaatkar olup, yumuşak ve tatlı dilli olacakla ma söz dinleyeceklerine, gayz sahibi: siddet sahibi olurlar. Ve (siddetli) yağmasından dolayı reğmurlar da, faydalı olacak yerde zararlı alur ar, nebatlara zarar verirler. (Dolu ve sel afetleri gb Ayrıca Levm olunmus, ise yaramayan, ahlak acak insanlara itibar artar, hürmete sayeste shfazıl insanlar da azalır. O ufacık kuçuk co cuklar bakarsın büyüklere kafa tutarlar. Ufacik, deha senin yasin ne basın ne? Fakat büyüklerine seen aklın ermiyor diyerek kafa tutar. Karakter lelm kimseler de fazıl insanlara saygısızlık gös erler, cür etkärlık yaparlar. Halbuki insana disen büyüğüne hürmetkör olmaktır. Hatta büyük insan cahil bile olsa, cok çok yaşamıştır: yaşamıstır cok iba det etmistir onun için yaslılara hürmet edilmesi in- sonlik icabıdır."
Simdi bütün bunlar olmadıkça kıyametin kop- mayacağını Resulullah s.o.s. efendimiz bildiriyor. Bir gün Hz. Ali kiv efendimiz sabah namazı
na gidiyorlarmış. Onüne bir ihtiyar tesaduf etma onu terdduben geçmemişler gunes de neredeyse doğacakmıs Rivayetin birisinde de Allah celle ve alà güneşe dur yerinde demis. Allah c.c. kusurla rimizi affetsin. Büyüklere karsu hürmet ve saygı in sanlığın iktizasıdır. Müslüman tabi ki daha fazla yaparak. Müslüman olduğumuz halde bunu ya pamıyorsak, demek kı artık kıyametin yaklaştığı na olamet!...
Yine buyurmuşlar ki: "Kıyamet kopmaz, taki andan önce daha yüz sene evvelinden yeryüzün de Allah'a ibadet kolmaz Oyle bir devir gele cek ki, yüz sene Allah diyen bulunmayacak Artık dalalete düşmüş herkes insan Allah demezse hay vandan ne farkı olur ki, Allah kusurlanmızı affetsin. Hz. Amr b. avf r.a, in rivayetinde de: "Rum
lara ait olan Kostantiniyye (Roma) tesbihle ve tek birle Muslümanlarca feth edilmedikçe kıyamet kopmaz buyuruluyor.
Bu fetih Fatih in Istanbul'u fethi degil, Fatih ki licla fethetti Istanbul'u. Bu hadis-i şerit tesbih ve tekbirlerle fethedileceğini bildiriyor. Yani papalı gın oldugu Roma Kostantiniyyesi fetholunarak, Al lah, onu da göstersin bizlere inşaallah.
Ve "Seytan, yollarda yürüyerek, carsıda ge zerek 'falan oğlu filan, Resulullahdan naklen söy le söyle rivayet etti demeden de kıyamet kapmaz Şeytanlar, herbirisının sarıgı, sakali, cubbesı yerin de, ulemaya benzer bir sekilde sokaklarda geze cekler. Hadisler rivayet ederekler. Resulullah söyledi diyerek senet de gösterecekler. Sen de ba- kacaksın, sakalı yerinde, sarığı da yerinde. Sen de inanacaksın. Halbuki kendisi seytan oglu seytan." Bu zamanda da var mıdır dersen, bilmem artıkl? Var tabil..
Allah kusurlarımızı affettin. Cümlemizi sevdi- ği ve razı olduğu kullarının arasına dahil etsin. AMIN.
17
Imam-ı Şafii rh.a.'den
YanıtlaSilSofiyye ile sohbetim esnasında kendilerinden üç şey öğrendim.
" 1. Zaman bir kılınçtır, sen onu kullanmazsan o seni keser. 2. Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtil seni istila eder. . Kendine hiç bir varlık isnad etmemek, erbâb-ı ismetten olmak
Celaluddin-i Suyûtî; Te'yidü'l-Hakikati'l-Aliyye, s. 15:
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 21:28
İmam-ı Malik rh.a.'in Görüşü
"Fikhi öğrenip de tasavvufu öğrenmemiş olan fâsıklığa, Tasavvufu öğrenip, fıkhı öğrenmemiş olan zındıklığa düçar olabilir. Hem fikhi ve
hem de tasavvufu birarada cem eden de hakikate ulaşır." Aliyyü'l-Kârî Fıkh-ı Maliki Şerhi c. 1, s. 33
İslam'da gayrı samimi olan ve Islami yaşantıda nifake içerisinde bulunan ilmi, ihlası, zühdü ve takvası olmayan kişilerin gösterdiği olağanüstü hallere istidrac denilir. Yani şeytanı haller. Bizim kerâmetle istidracı birbirinden ayırmamızın en önemli ölçüsü, kişinin İslam'ı bi-hakkın yaşayıp yaşamamasıdır.
YanıtlaSilBir de keramet
gibi gözüken ama şeytânî olağanüstü hallerin görün- tüsü olan istidrac var...
Zamanın muterizleri kerametle, mucize birbirine karışıyor bu yüzden keramet sakıncalı oluyor demişlerdi. Herşeyden önce mu- cize yalnızca peygamberlere ve- rilen ve nübüvvet iddiasını belirten bir husustur ve onda meydan okuma vardır. Keramet ise Allah'ın veli kullarına bahçe- dilen bir iltifattır. Meydan okuma ve herhangi bir iddia yoktur. Ke- ramet ile istidrac arasında yani sihrin arasındaki fark; kerameti gösterenin veli oluşu, Allah dos- tu oluşu, Islam'ı bihakkın yaşayışı ve çevresine de yaşatmaya ça lamasıdır. İstidracı yapan ise; is Vasantıda nifak içerisindedir. Il fur. Fisk ve icerisindedir. İste bu kişilerin gös- fücur hayatı terdikleri olağanüstü hadiseler si- dur Bizim
Kerametle, istidracı ayırt etmemi- kal zin en önemli mikyası; kişinin Is- lam'ı yaşayıp yaşamamasıdır. Cenab-ı Allah fásik bir insanı, yaptığı ve gösterdiği ile daha da mağrur olsun diye imtihan ede- rek o kişinin istidracına izin veri yor. Ayrıca diğer Müslümanlar da o kişinin istidrac halini bilmek- ko le imtihan olunuyorlar. Ve yine M bu fasık kişiler yaptıklarıyla iyice En mağrur olduklarından, cehen- nemde daha çok yanmak için kendilerine sermaye biriktiriyor- lar. Azabları, cezaları artmış oluyor. ta tir.
olr
lat
zü
şir
do
a
a
le
Mürşid için söylediğiniz ilim- amel-ihlas şartına vakıf, zühd ve takva yaşantısı olan zâtların kerametlerini bilip: "Üstadımızın şöyle şöyle ke- rametleri vardı..." diye an- latılsa "insanın içinden geçenleri bilirdi, bolluk ve bereket kendisiyle beraber olurdu...." gibi ifadelerle ki- şi üstadının kerametlerini belirtse ne olur?
Keramet iki kısımdır: a- Şirki muhtevî olanlar
b- Şirki muhtevî olmayanlar (Tamamen Allah'ın bahsettiği kendisinin bile bilmeyerek oluş- tuğu kerametlerdir.)
Mesela bir grup insan: "Biz bugün şeyhin evine gideceğiz, eğer bize şu soruyu sorarsa o şeyhtir" derse ve tevafuken de seyh gelenlere, gelenlerin sar bu larında olan soruyu sorarsa bu bir keramettir. Bunun üzereyki și, ona bağlanıp: "Bizim şeyhi siz bizim kalbimizden gees bildi" dese o kişi doğru söylemiş olur. Çünkü bu olayı aynen ya- şamıştır. Bu sözle de kesinlikle sir- ke girmiş olmaz. Çünkü
Farabi'ye Göre
YanıtlaSilDevlet Adamı
1)
Hakiki devlet adamı, hizmet ettiği memleketin bünye- sini iyi bilmeli, bütün hususiyetleriyle tanımalıdır.
2)
Zalim olmadığı gibi gafil de olmamalıdır.
3)
Devlet hayatının istikrar istediğini bir an unutmamalı, affın, müsamahanın, huşunetin ve cezriliğin yerini ve zamanını iyi tayin etmelidir.
4)
İdare-i maslahatçı olmamalı, bunun bir fazilet olduğu zehabından uzak bulunmalıdır.
5) Maddi ve manevi hamleler arasında zaruri bir bağ, paralel bir gidiş olduğunu iyi bilmelidir.
6)
Müşavirlerini ve arkadaşlarını çanak yalayıcılar arasın- dan değil, şahsiyetli ve haysiyetli insanlardan, icabın- da kendisini ikaz edecek kimselerden seçmelidir.
7)
İç çekişmelere, kendini ana hedefleri unutacak kadar kaptırmamalıdır.
288
)
YanıtlaSilİyi konuşmasını, düşüncelerini iyi ifade etmesini bil- melidir.
9) Öğrenmeyi, öğretmeyi, gerçeği ve gerçeği sevenleri sevmelidir. Buna mukabil yalan söylemek şöyle dur- sun, yalan söyleyen yerden nefret etmelidir.
10) Nazarında para ve her çeşit maddi menfaatler kıymet- siz olmalı, temiz elli, temiz ahlaklı olduğunu o saha- da da ispat etmelidir.
11) Azim ve irade sahibi olup, lüzumlu gördüğü işte insi- yatif sahibi olmalı ve asla küçük ruhluluk gösterme- melidir.
12) Zeki olduğu kadar, hayat ile gerçek şartları birbirine karıştırmamalıdır.
İşin zor olanı, bütün bunların hepsinin birden bir kişide bu- lunması gerektiğidir. Ve bütün dünyada "Devlet Adamı" fikda- ni (yokluğu) vardır.
Ziya Demirel - Avni Arslan
YanıtlaSilTARİHTEN
İLGİNÇ HİKÂYE ve ANEKDOTLAR
Farabi'ye Göre
YanıtlaSilDevlet Adamı
1)
Hakiki devlet adamı, hizmet ettiği memleketin bünye- sini iyi bilmeli, bütün hususiyetleriyle tanımalıdır.
2)
Zalim olmadığı gibi gafil de olmamalıdır.
3)
Devlet hayatının istikrar istediğini bir an unutmamalı, affın, müsamahanın, huşunetin ve cezriliğin yerini ve zamanını iyi tayin etmelidir.
4)
İdare-i maslahatçı olmamalı, bunun bir fazilet olduğu zehabından uzak bulunmalıdır.
5) Maddi ve manevi hamleler arasında zaruri bir bağ, paralel bir gidiş olduğunu iyi bilmelidir.
6)
Müşavirlerini ve arkadaşlarını çanak yalayıcılar arasın- dan değil, şahsiyetli ve haysiyetli insanlardan, icabın- da kendisini ikaz edecek kimselerden seçmelidir.
7)
İç çekişmelere, kendini ana hedefleri unutacak kadar kaptırmamalıdır.
288
YANITLASİL
yuksel20 Kasım 2023 00:58
)
İyi konuşmasını, düşüncelerini iyi ifade etmesini bil- melidir.
9) Öğrenmeyi, öğretmeyi, gerçeği ve gerçeği sevenleri sevmelidir. Buna mukabil yalan söylemek şöyle dur- sun, yalan söyleyen yerden nefret etmelidir.
10) Nazarında para ve her çeşit maddi menfaatler kıymet- siz olmalı, temiz elli, temiz ahlaklı olduğunu o saha- da da ispat etmelidir.
11) Azim ve irade sahibi olup, lüzumlu gördüğü işte insi- yatif sahibi olmalı ve asla küçük ruhluluk gösterme- melidir.
12) Zeki olduğu kadar, hayat ile gerçek şartları birbirine karıştırmamalıdır.
İşin zor olanı, bütün bunların hepsinin birden bir kişide bu- lunması gerektiğidir. Ve bütün dünyada "Devlet Adamı" fikda- ni (yokluğu) vardır.
YANITLASİL
yuksel20 Kasım 2023 00:59
Ziya Demirel - Avni Arslan
TARİHTEN
İLGİNÇ HİKÂYE ve ANEKDOTLAR
KIYAMET NE ZAMAN KOPACAKTIR
YanıtlaSilkopacağını ancak Allahu taâlâ bilir.
önceki bazı garip, harikulade, kötü, yolsuz lara <<Eşrât-ı Saat» (kıyametin alâmetleri) denilir. Bellibaşlıları şun-
görmektedir.
?: Kıyametin ne zaman Peygamber Efendimiz Kıyametten halleri bize bildirmiştir. Bun-
(1) Din hususunda bilgisizlik ve cahillik yayılacak, icazetsiz ve
240
YanıtlaSil-AKAİD ÖZETİ
ehliyetsiz bir sürü kimse din hakkında konuşup fetva verecek. D retle hem kendisi sapıtacak, hem başkalarını sapıttıracaktır.
(2) İçki içmek yaygınlaşacak, sarhoşluk umumileşecektir.
(3) Zina (ve livata) gibi fuhsiyat çoğalacak, insanlar şehve nin esiri olacak, hayvanlardan da aşağı bir hale düşeceklerdir.
(4) Kan dökme, öldürme hadiseleri artacaktır.
(5) Namaz kılanlar azalacak, bi-namazlar çoğalacaktır. (6) Emânetler (makamlar, mevkiler, vazifeler) ehline verilm
cek, emânetlere hiyanet edilecektir. (7) Haramlar helâl sayılacak, (buna mukabil helaller yasak mağa kalkılacaktır).
(8) Faiz parası yenilecek, fâiz yaygın hale gelecektir.
(9) Yüksek binalar kurulacaktır.
(10) Rüşvet alıp-verme çoğalıp yayılacaktır.
(11) Dünya malına (ve mevkilerine) mukabil din satılacak (Yani din istismarı yapılacaktır.)
(12) Hısım ve akrabalar arasında alakalar kesilecektir.
(13) Polis ve zabıta memurları çoğalacaktır.
(14) Çoluk-çocuk denilecek yaşta gençler devlet makamlarına ge cektir.
(15) Çalgıcı (ve şarkıcı) kızlar yetiştirilecektir.
(16) Zulüm yaygın hale gelecektir.
(17) Boşanmalar çoğalacak (aile müessesesi sarsılacaktır). (18) Emîn kişilere hain, hainlere emîn kişi gözüyle bakılacaktır.
(19) İftira ve yalancı şahitlik çoğalacaktır.
(20) Çocuklar hırçın, öfkeli, itaatsiz olacaktır. gençlik). (Asi, anargis
(21) Alenen (cehren) günah işlemekten utanıp çekinmeyen birta
kım fâsık devlet reisleri, väliler (ve yüksek memurlar) zuhur edecektir (22) Hain vezirler, fâsık ve facir hafız, yağcı ve zâlimlere yardakç
din âlimleri, bozuk muallimler, häin tacirler meydana çıkacaktır. (23) Kur'an-ı Kerim'ler ve Camiler süslenecek, minareler uzatila caktır. (24) Gerçek din alimleri azalacaktır.
(25) Kadınlar kendi efendilerini doğuracak. (Yani anneler kötü ev
latların esiri olacaktır).
(26) Kadınlar çalışarak kocalarının ticaret işlerine katılacaktır. (27) Kadınlar kendilerini erkeklere, erkekler kadınlara benzetmeye çalışacaklardır.
(28) Ilim, ibadet ve Allah rızası için değil de dünyalık için tahsil edilecektir.
(29) Kafirler, zalimler, münafıklar, fåsık ve facirler, cahiller hal kin itibarını kazanıp kuvvetlenecekler; takva sahibi salih mü'minter ise hakarete uğrayıp horlanacaktır.
AKAİD ÖZETİ
YanıtlaSil(30) Mal ve servet çoğalacak, zekât verilecek adamlar azalace (Yukarıda saydığımız Kıyamet habercisi alametler Tezkirs Kurtubi», «Müfidü'l-'Ulûm ve Mübidu'l-Himum ve benzer serlerde yazılıdır.) mut
KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİ
şimdiye kadar saydıklarımız Kıyametin küçük alametlerinden Bir de büyük alametler vardır ki onlar da:
(1) Yeryüzünü bir duman kaplayacaktır. Mü'minler nezleye tur muş gibi olacaklar, kafirler ise bunun tesiriyle sarhoş gibi gersem yeceklerdir.
(2) Deccal denilen biri türeyecek, tanrılık iddiasında bulunaca yeryüzünde büyük fesada ve dinsizliğe sebebiyet verecektir.
(3) Ye'clic ve me'cüc adlı iki kavim dünyaya yayılarak bir müdd
fitne ve fesat çıkartacaklardır. (4) Hazret-i İsa gökten inecek, Peygamberimizin Şeriatıyla ame edecektir.
(5) Dabbetü'l-Arz namında bir yaratık yerden çıkarak insanlara söz söyleyecektir. (6) Yemen tarafından dehşetli bir ateş zuhur edecek, etrafa yayı-
lacaktır.
(7) Doğuda, batıda ve Arap yarımadasında birer yer batması ha- disesi meydana gelecektir.
(8) Güneş muvakkaten batı tarafından doğacaktır.
Bütün bu hadiselerin meydana gelmesi imkânsız değildir. Bunların olacağını Allahu taala'nın Resûlü bize haber vermiştir. Elbette olacak- tur. İçinde yaşadığımız dünyaya ve onu çeviren şu kâinata bakalım. Herşeyde akılları durduran harikalı haller görmüyor muyuz? Bütün bunlar sonsuz ilim, kudret, hikmet sahibi bir Yaratıcının eserleri değil midir? Bu harikaları yaratmaya gücü ve kudreti olan Allahu taala yu- karıda saydığımız şeyleri de meydana getirebilir. Akil, iz'an ve feraset ahipleri için bunlara inanmakta hiçbir güçlük yoktur.
DECCAL İLE İLGİLİ TAFSILAT
(1) Bir gözü sakat olacaktır.
Mir (2) Birçok yerleri istila edecek, ama Mekke'ye ve Medine'ye (ve rivayetookore kudiae) giremlyecektical
(3) Deccal tanrılık iddiasında bulunacaktır.
fından öldürülecektir.
(4) Yeryüzünde 40 yıl fesada sebebiyet verecek, sonra Ha. Isa ta (5) Kıyamete yakın büyük Deccal'ın çıkmasından önce, se
F. 16
عين )an) bil-feth. İnsanın ve gayrı hay- vanın gözü. Müennestir. Cem'i a'yün ve uyun ve a'yân gelir. Tasgirinde uyeynet derler. Ve dahi su çıktığı yere ve diz gözüne ayn derler "يقال لكل ركبة Her) عينان وهما نقرتان في مقد مها عند الساق dizin iki gözü var. Bunlara bilek tara- fında olur ve nukret denir. والعين عين الشمس Ayn güneş kursu, demektir.(, والعين الدينار Ayn dinar, demektir.( والعين الجاسوس )...ayn casus, istihbaratçı.(, وعين الشئ خياره )Ayn... bir şeyin iyisi, ha- Ayn) وعين الشئ نفسه يقال هو بعينه .yirlis1 bir şeyin kendisi, o kendisidir, denir.), ayn halki az...) وبلد قليل العين اي قليل الناس ayn ...) وما بها عين اى احد ,.belde, sehir orada kimse yoktur. ولا اطلب اثرا بعد عين اى بعد معاينة )...ayn gördükten sonra bir eser, bir belirti istemiyorum.وعين البقر جنس من العنب يكون بالشام Aynü'l-bakar Şam bölgesinde bir cins üzüm, demek- tir.( واعيان القوم اشرافهم A'yân) halkın eş- rafı, ileri gelenleri demektir والاعيان Ayan baba anne bir) الاخوة من الأبوين kardeşler, demektir وتعين الرجل المال )Adam bizzat mal elde ettiاصابه بعي وتعين عليه الشئ )Aa( Bir se ona biz- zat gerekli oldu. وتعيين ) لزمه بعينه الشئ تخصيصه من الجملة Tayin....bir şeyi genelden belirleme, birine bir şeyi has ve ait kılma. وعين اللؤلؤ تعيينا İnciyi del- وعاين الشئ عيانا بكسر العين (Aa) ثقبها .di رأه بعينه )Bir şeyi bizzat, gözüyle gördü. Mastarı ıyân gelir. وجاء فلان فى عينى في جماعة )...ayn falan bir grup, bir cema- at içinde geldi.)".
YanıtlaSilع
عيناء )ayna) Gözleri büyük avrat; vâ- siatü'l-ayn gibi. ki inde'l-Arab
Ahterî Mustafa Muslihuddin el-Karahisarî
YanıtlaSilAHTERÎ-Yİ KEBİR
sy. 674.
Meâl-i Şerîf - 106
YanıtlaSil106- Biz herhangi bir ayeti (n lafzını yahut hükmünü veya her ikisinin 16. Biz het nu neshedersek veya (hazalardan silerek) on geutturursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevap bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevap ka zandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz. (Habibim!) Bilmedin mi ki; gerçekten Allâh (emretme, yasaklama, değiştirme ve hükümsüz kıl
ma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr'dir?! Kur'ân'da ve Sünnet'te geçerli olan "Nesh" konusu "Şerî bir hükmün, Allâh-u Teâlâ ta- rafından tümüyle kaldırılması veyâ misliyle yâhut daha iyisiyle değiştirilmesi" anlamına gel- mektedir. Meselâ Bakara Sûre-i Celîlesi'nin 180. âyet-i kerîmesinde: "Ardından mal bırakacak kişinin, o maldan ne kadar pay alacakları hususunda ana-babasına ve akrabâsına vasiyette bulunmasının farz olduğu" açıkça bildirilmiştir. Ama daha sonra "Mîras âyetleri" olarak anı lan; Nisa Sûresi'nin 11 ve 12. âyet-i kerîmelerinin indirilişiyle, herkesin ne alacağı taksim edil miş ve böylece ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmıştır.
90
KUR'ÂN-I 'AZÎM
YanıtlaSilve Soru Edatlı Kelime Mânâsı - 1
Cüz: 1
Sûre: 2
Yine böylece kiblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Harâm'a döndürülüşü de neshin ör- neklerindendir. Bu konuda misalleri çoğaltabiliriz. Konunun ehemmiyetinden dolayı âlimler: "Nâsih ve mensûhu bilmeyen kimselerin âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler okuyarak vaaz et- meleri câiz değildir" demişlerdir. Allâh-u Teâlâ neyi ne zamâna kadar ne sebeple geçerli kı- lacağını, ne zamanda neyi hangi hikmetle hükümsüz kılacağını ezelî ilmiyle bildiği için nesh, Allâh-u Teâlâ'nın ilminde ve takdîrinde vukû bulan bir değişiklik olarak görülemez, bilakis bu hükümler, ferdin ve toplumun menfaatleri gözetilerek zaman ve zemine göre değişebilecek şekilde takdîr edilmiştir. Ancak şu bilinmelidir ki; nesh sâdece emir ve yasaklarda geçerlidir, ama haber ve kıssa niteliğindeki konularda geçerliliği düşünülemez. Neshin şekilleri, örnekle- ri ve hikmetleri hususunda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu'l-Furkan Tefsiri, 1/502-507
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
YanıtlaSilBismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktir
VEYSEL KARANİ
YanıtlaSilHalk dilinde Veysel Karani olarak anılan tasavvuf büyüğünün asıl adı Üveys'dir. Nitekim onun yolunda olanlara mensubiyet ifadesi bakımın- dan Üveysi denir. Veysel Karani'nin menkıbesi, Hz. Peygamber'i görmek için yanıp tutuşması ve anne sevgisi- ni timsalleştirmesi bakımından tarihi kimliğini gölgelemiş, onu bir efsane kahramanı haline getirmiştir.
Güvenilir kaynaklara göre Veysel Karani Yemenlidir. Babasının adı Amir'dir. Veysel Karani, Hz. Pey- gamber yaşadığı sırada Müslüman ol- muş, fakat kendisini görememiştir.
Bununla beraber Hz. Peygamber, onun ashab arasına katılanların ha- yırlısı olduğunu ve pek çok kimseye şefaat edeceğini bildirmiştir. Veysel Karani'nin hayatının en büyük iste- ğine kavuşamaması, yani Hz. Pey- gamber'i göremeyeşinin sebebi, has- ta ve yatalak annesinin yanından ay- rılmamasıdır. Bu sebeple ancak Hz. Ömer zamanında Medine'ye gele- bilmiştir. Bu durumu Yunus Emre şu dörtlüğüyle dile getirmiştir:
Anasından destur aldı durmadı, Kâbe yollarından gözü ırmadı,
TARİKATLAR-412
YanıtlaSilEve geldi Muhammed'i bulmadı, Yemen illerinde Veysel Karani. Adına Yunus Emre'nin de yuka-
rıya bir kıtasını aldığımız ilahiyi yaz- dığı Veysel Karani Türk tasavvuf ede- iyatında büyük sevgi ve alaka görmüş, hakkında menkıbenameler, pek çok ilahi ve destan mahiyetinde hikâyeler kaleme alınmıştır.
Sufi kaynaklarından bir kısmı Veysel Karani'nin Hz. Peygamberle görüştüğünü ileri sürerlerse de, diğer kaynaklar ve rivayetler bunun aksini savunmuşlardır. Yukarıda belirtildi- ği gibi, hasta annesini yalnız bırakma- dığı için, Medine'ye gidemeyen bu Sufi için Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye, onunla görüşmek imkanı- nın kendilerine nasip olacağını müj- delemiştir. Ayrıca duasını almalarını da bildirmiştir. Onlar da onu görecek- leri anın gelmesini dört gözle bekleme- ye koyulmuşlardır. Hz. Ömer'in hali- feliği döneminin son yıllarına doğru, onun Yemen'den gelen bir hacı kafi- lesi ile gelip Mekke'de bulunduğunu öğrendiler. Hacılar Veysel'in Arafat yakınlarında deve güttüğünü haber verip, hakkında alaylı sözler söyledi- ler. Fakat, Hz. Peygamber'in onun için söylediklerini öğrenince bu tavır- larından ötürü nedamet duydular. Hz. Ömer ve Ali, Veysel Karani'yi bu- lup kendisiyle görüşmek imkanını el- de ettiler. Hz. Peygamber'in kendisi hakkında söylediklerini naklettikleri gibi, hayır duasını da aldılar. Kendi- sine liediye ve para vermek yolunda- ki teşebbüsleri boşa gitti. Maddi hiç- bir şey kabul etmeyen Veysel, hacılar- la
birlikte yine Yemen'e döndü.
Daha sonra geri gelen Veysel Ka-
rani, Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Medine'ye gitti ve Haricilerin ortaya çıkmalarına sebep olan Siffin savaşın- da Hz. Ali'nin saflarında savaşçı ola- rak bulundu. Bir rivayete göre bu sa- vaşta şehit olmuş, başka bir rivayete göre ise, yine Hz. Ali'nin hilafeti dö- neminde Şam'da hadis ilmiyle meşgul bulunduğu sırada vefat etmiştir. Ri- vayetlerden anlaşıldığına göre Üveys, çok fakir bir ailenin küçük yaşta ye- tim kalmış bir çocuğudur ve son de- rece bağlı bulunduğu annesi ona hem analık, hem de babalık etmiştir.
YanıtlaSilHz. Peygamber'i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağlan- ması, Peygamber tarafından da müj- delenmesi, tasavvufta bir mürşide ula- şamayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara "Üveysi" denmesine yol aç- mıştır. Yani görmediği bir şeyh tara- fından yetiştirilen Sufiye, "Üveysi", bu yoldaki yetişme tarzına "Üveysi- lik'denmektedir.
Daha sonraları Üveysilik dört zümre için kullanılmıştır: a) Hz. Pey- gamber'in ruhaniyetinden feyz alan- lar, b) Veysel Karani'nin yolunda ye- tişenler, c) Herhangi büyük bir şeyhin ruhaniyetinden feyz alanlar, d) Hızır Aleyhüsselam tarafından irşad edilenler.
Veysel Karani halk tarafından çok sevilmiş ve bir çok iyi davranışlar ona bağlanarak misal haline getirilmiştir. Bu yüzden de kendisine fazlasıyla sa- hip çıkıldığından İslâm ülkelerinde, Yunus Emre için olduğu gibi, pek çok yerde kabirleri bulunmaktadır. Bun- ların hepsi gerçek kabir olmayıp sev- gi dolayısıyla ayrılmış makamlardır.
<Müminler arasında öyle kimseler vardır ki, Allah'a verdikleri sözde sadık
YanıtlaSilkalmaları uğrunda bazıları can verdiler bazıları da vermek için beklemektedir- döndürememiş,
ler. Onları, hiç bir şey değiştirememiştir.»
10
Ahzab sûresi, ayet: 23.
RIBAT
YanıtlaSilaylık dini DERGI
3 Sayr 29
Mart 1985
Ehsanların en şiddetli
blaya uğrayanları Peygamberler, Sonra Alimler, Sonra da Salih Kullarde
EDEB: Her şeyin başıdır.
YanıtlaSilAlI GÜNDEM
EDEB: En hayırlı San'attır.
EDEB: Şeytanı öldüren silahtır.
EDEB: Tasavvufun tamamıdır.
EDEB: Evliyâullahın delilidir.
EDEB: Hakikatın maksadıdır.
EDEB: Olgunlaşmanın ilk şartıdır.
EDEB: Sohbet cesedinin rühudur.
EDEB: Rühen yükselmenin sebebidir.
EDEB: Allah'a kavuşmanın vasıtasıdır.
EDEB: Aklın dıştan görünüşüdür.
EDEB: İnsanla hayvan arasındaki farktır.
EDEB: Hakk'a giden yolun azığıdır.
EDEB: Lütüfta dönmeye vesiledir.
EDEB: Eline, Diline ve Beline sahip olmaktır.
EDEB: Hüdanın nürundan bir tåçdır.
EDEB: Belalardan emin olma melceidir.
EDEB: İnsanın mutlak bir fazilet kaynağıdır.
EDEB: Sünnet-iRasûlullah'a uygun harekettir.
EDEB: Ruhun, må'neviyatın ve fikrin güzelliğidir.
EDEB: Tamamlandığında insanın zinetidir.
EDEB: Cennetteki makamlara ulaşmaya vasıtadır.
EDEB: Zıt anlamı isȧet» olan bir terimdir.
EDEB: Cem'i (çoğulu) «Adab olan bir kelimedir.
EDEB: Terkedildiğinde Hak dergahından kovulmaktır.
EDEB: Terkedildiğinde årif olamamaktır.
EDEB: İnsanı kalbden sevdiren bir hususiyettir.
EDEB: İlimle şereflendiğinde melekten üstün olmaktır.
EDEB: Fazilet ve ilim elde etmeye sebebtir. EDEB: Kendinden yükseğini çok görmemektir.
EDEB: Kendinden aşağısını hər görmemektir.
EDEB: İnsanı utanılacak şeylerden koruyan melekedir. EDEB: Her hususta haddini bilip hududu aşmamaktır.
EDEB: Soy ve çirkinliğini gizleyen bir örtüdür.
EDEB: Hakikisi edebi terk etmektir. EDEB: İnsanın kalbindeki ve gözündeki nurlardır.
EDEB: Turûk-u aliyenin temel prensipleridir.
EDEB: Babanın oğluna bırakacağı en güzel mirasdır. EDEB: Mektebi, İrfan Mektebi olan bir ilimdir.
EDEB: Bütün Kur'ân-ı Kerim'in mânâsı demektir.
EDEB: Allah'a giden yolların en güzelidir.
EDEB: Kainatın nizamıdır
EDER: Akıllının itibarettiği, cahilius firar ettiği bir haldir. EDEB: Döküntüsü altından daha değerli bir mücevherdir.
(Devamı Sayfa 31'de)
EDEB sahip olmaktır.
YanıtlaSil: İnsanı her türlü hatadan koruyan bilgi ve prensiplere
EDEB : Herşeyin çoğaldığında ucuzladığı halde onun daha da
pahalılaşmasıdır.
EDEB : İyi korundukça imanın hakikatına nail olmaktır. EDEB : Hakikatının anlaşılabilmesi için sofilerin terbiye edeceği
bir huydur. EDEB : Kişiyiselâmete ulaştıran ve aklını nurlandıran hayır
bir sermayedir. EDEB
: Kendisinden daha üstünü olmayan bir şereftir.
EDEB: Ameli tuz eyleyip edebi un eylemektir.
EDEB : Müstehabı, sünneti, vacibi ve dolayısıyle Farzı ikmål edendir.
Hargi Ahlak?
YanıtlaSilMÜSLÜMAN: Sonsuz kudret ve mutlak hüküm sahibi Al lah'ı yegane HAKİM tanıyan kişidir. MÜSLÜMAN: Efendiler efendisi Hz. Muhammed (S.A.V.)'i
son peygamber ve ebedi önder tanıyan kişidir. MÜSLÜMAN: Din ve nizam olarak İslam'ı seçip, onu yücel- ten kişidir.
MÜSLÜMAN: Müslümanlara karşı gayet müsamåhakår olan kişidir.
MÜSLÜMAN: Allah'ın dostlarını dost, düşmanlarını düşman tanıyan kişidir.
MÜSLÜMAN: Merhametli, cömert və alçak gönüllüdür. MÜSLÜMAN: İnandığını yaşayan, yaşadığınada inanan kimsedir.
MÜSLÜMAN: İmandan mahrum kalmayı en büyük felaket ve en çirkin rezalet kabul eden kimsedir.
MÜSLÜMAN: Kur'ân'a itiraz ve muhalefet etmek cesareti- ni kendisinde göremiyen kimsedir.
MÜSLÜMAN: Hakkı hak bilip hakka sarılan kimsedir.
MÜSLÜMAN: Zalime karşı koyan, mazlumu koruyan kim- sedir.
MÜSLÜMAN: Peygamberimiz (S.A.V.)'in sünnetlerine sa- rılan kişidir.
MÜSLÜMAN: Hayatı boyunca KUR'AN yolundan ayrıl-
mayan kimsedir.
MÜSLÜMAN: İslam uğruna canını feda edebilen ve başına gelebilecek türlü işkencelere göğüs geren kişidir.
dir. MÜSLÜMAN: Abdestli öldüğünde dahi şəhid olan kimse-
MÜSLÜMAN: Emri bil ma'ruf, Nehyi A'nil münker yapan kişidir.
MÜSLÜMAN: Şu gününde basınını tanıyan ona sahip çı- kan kimsedir.
MÜSLÜMAN: Geceleri kaim, gündüzleri saim olan kişidir. MÜSLÜMAN: Gerektiğinde cephede savaşan MÜCAHİD kimsedir.
MÜSLÜMAN: ALLAH ismi anıldığı zaman kalbi tir tir tit reyen kimsedir. MÜSLÜMAN: Allah'dan başkasından korkmayan kimse-
dir.
MÜSLÜMAN: Hak yoldan ayrılmayan ve tek din olarak İSLAM'ı seçen kişidir.
MÜSLÜMAN: Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır düsturuna sahip olan kimsedir.
CÖYLEMEZ
Her işe başlarken eüzü besmele çekmek. Her yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
YanıtlaSil3. Uykudan uyanınca elleri yıkamak.
Derleyen: All GÜNDEM
4. Yatağa yatarken abdestli yatmak ve gerekli duaları okumak,
5. Tırnakları fazla uzatmayıp her hafta kesmek.
Üzerimize sidik sıçrantısı bulaştırmamak.
Sabahleyin kalktığında ve abdest alırken burnu sol elle tutarak süm.
8
. Yemeklerimizi ve içeceklerimizi hep sağ elle yemek, sol elle yeyip iç memek.
kürmek.
Yemeklerden sonra kesinlikle el bezi veya peçete kullanmamak. 10- Kadınların normal adet kanaması dışında gelen kan olursa mütehassis doktora görünmek.
11- Yiyecek ve içeceklerimizin kaplarını geceleyin kapatmak.
12- Geceleyin kapı ve pencerelerimizi kitleyip, perdeleri örtmek ve soba, lamba veya ocağı söndürmek.
13- Kırık veya çatlak kapların kırığından su içmemek.
14- Esneme senasında ağzımızı sol elin tersiyle kapatmak,
15- Sofrada yemek yerken yere düşen lokmaları alıp yemek, 16
- Öfkelendiğimiz zaman öfkeye hakim olmak ve hemen abdest almak. 17- Yemek yerken ve aile ilişkilerinde besmele çekmek. 18
- Gök yüzündeki kayan yıldızlara fazla ve dikkatli bakmamak. İçki içmemek, kumar oynamamak ve fala bakmamak.
19- 20- Altın ve gümüşə fazla sevgi beslememek.
21- Şarkı ve türkü söylenirken zevklenmemek. 22. Dünya malına gereğinden fazla rağbət etmemek.
23.
Sihir ve büyü yapanlara gitmemek. 24- Kendinin mahremi olmayan kadınlarla bir odada yalnız kalmamak,
25- Fazla hayal ve uzun emel peşinde koşmamak.
26- İhtilam olunduğunda heme gusül abdesti almak.
27- İşlerimizde acele etmemek. - Gözleri harama ve zinaya bakmaktan korumak.
28 29 - Silah doldururken veya boşaltırken namluyu insana karşı tutmamak.
30 31- Geceleyin korkulabilir rüya görüldüğünde sol tarafa üç defa tükürmek.
- Ezan okunurken ezanı tekrar etmek.
32- Harbden, cihad'dan ve askerden kaçmamak. Dilimizi ve kalbimizi daima Allah'ın (c.c.) zikri ile meşgul etmek.
33- 34- Haset, hırs, tamah, öfke ve gazap gibi şeytani huy ve sıfatlardan sıy-
rılmak. Tika basa yemek yememek ve oruçlu olmak.
35- - Evimizi halı mobilya ve diğer mefruşatlarla aşırı şekilde süslememek.
36
37
- Yanımızda fazla para bulundurmamak. 38- Fakir kalırım korkusuyla cimrilik yapmamak.
39- Lüzümundan fazla pazar yerlerinde dolaşmamak. Lüzumsuz yere başkalarıyla münakaşa etmemek.
40-
41- - Allah'ın (c.c.) zatı hakkında düşünceye dalmamak.
İnsanlarla olan anlaşmazlıkları halletmek.
42
13
- Müslümanlar hakkında kötü zanda bulunmamak.
14 - Hergün yedi sefer åyet-ül'kürsiyi okumayı vird haline getirmek. - Karı-koca arasındaki, evlat-baba arasındaki ve kardeşler arasındaki kav-
45 galar şeytanın eseri olduğundan, bu işlerden azami şekilde sakınmak. 46 - Lüzumsuz
yere israfcı olmamak. - İlim meclislerine ve evliya sohbetlerine devam etmek.
47
48
- Aşırı şekilde vehim ve evhamlara kapılmamak. 49- Şeytanın düşman olduğunu daima hatırdan çıkarmamak.
50-
Dili kötü sözlerden korumak.
51-
Şeytanın şerrinden hep Allah'a (c.c.) sığınmak. Namazda parmak çıtlatmamak.
52- Yapılan bir günahtan sonra hemen tövbe etmek. 53-
54-
Aşırı şehvetlerden sakınmak. 55- Emånetlere kat'iyyen hiyånet etmemek.
56- Şeytana kızıldığında küfretmeyip Kelime-i Tevhid'e veya tesbihe devam
Hayvanları besmelesiz kesmemek.
etmek.
57-
58
- Son nefeste imansız olmamak için Şeytanın vesveselerine aldanmamak.
59- Zarüret olmadıkça hamama gitmemek.
60
- Sabah namazını güneş doğmadan kılmak. 61-
Evlerde KEHF süresini okumaya devam etmek.
RIBAT
YanıtlaSil1985
TEMMUZ
YIL. 3. SAYI 32
loksa siz, kitabın bir bölümüne anıp da bir bölümünü inkâr mi ediyorsunuz, BAKARA: 85
RIBAT
YanıtlaSil1985
TEMMUZ
YIL. 3. SAYI 32
yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mi ediyorsunuz, BAKARA: 85
Zaman yakınlaşır ve ilim kalkar, hasislik ortaya bırakılır, fitneler zahir olur ve herc çoğalır. Denildi ki: "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, katildir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 507 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Kıyamet gününde müslamanlardan bir cemaat dağlar gibi günahlarla gelir. Allah (z.c.hz.) onları affeder ve günahları yahudilere yüklenir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
Sayfa: 507 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Ahir zamanda cahil reisler topluluğu çıkar. İnsanları fitneye düşürürler, hem dalâlete düşerler, hem de dalâlete düşürürler.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 507 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Agah olunuz ki, Allah'ın ve meleklerin ve insanların hepsinin laneti şu kimselerin üzerine olsun ki, Beni hakkımdan bir şeyi nakzeder, Benim yakınlarımdan yüz çevirir, Benim velayetimi hafife alır, hayvanını kıbleden gayriye doğru keser, çocuğunu kabullenmez, efendisinden uzaklaşır, arazinin sınırını değiştirir. İslamda cinayet ihdas eder ve ihdas edeni barındırır, hayvana takarrüb eder, eli ile istimdana bulunur, alemlerden erkeklere yaklaşır, meşru evlilikten sakınır-ki Zekeriya (a.s) oğlu Yahya (a.s)'dan sonra "Hasur" yoktur. Bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, bir kadına, sonra da onun kızın yakın olur, iki kız kardeşi bir arada nikahı altına alır- geçmişte olanlar müstesna- akar suyun yolunu tıkar, menzillerin gölgeliklerini kirletir, yollarımızda bize eza verir, kibrinden dolayı eteğini yerde sürükler, büyüklük taslıyarak yürür, çirkin sözler söyler, içki içer ve ayakkabılarını ters giyer.
YanıtlaSilRavi: Hz. Bişr İbni Atiyye (r.a.)
Sayfa: 169 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) kulunu, hicab vaki olmadıkça, affeder. Bu husus soruldu. Buyurdu ki: Hicab vaki olması ruhun müşrik olarak (yani imansız olarak) çıkmasıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 94 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) kıyamette şöyle buyurur: "Nerede Benim Celalimden ötürü muhabbet edenler? Onları kendi gölgemde (Arşın gölgesinde) gölgelendireceğim. Öyle bir günde ki, o günde Benim gölgemden başka gölge yoktur."
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 94 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Yazık eşrafa, yazık umeraya, yazık itibarlı adamlara. Bunlar milletin başında olurlar da suiistimal ederler. Kıyamet gününde bir takım kimseler, şakaklarından Süreyya yıldızına asılı olsa ve gök ile yer arasında, küt aşağı düşse, küt tekrar asılsa idi de, milletin idaresinden bir şeye sahip olmasaydılar.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 461 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Eyvah Arab'a yaklaşan şerden dolayı. Körcesine, kulaksızcasına ve dilsizcesine olan fitneden. O fitne gününde oturan yürüyenden yürüyen de koşandan hayırlıdır. Yazık o fitnede koşan adamlara, kıyamet günü Allah'dan dolayı (görecekleri azabtan)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 461 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Yazık ümmetime kötü ulemadan dolayı. Bunlar ilmi ticaret vasıtası edinirler. Zamanlarının umerasına sokulmak suretile kendilerine kazanç temin ederler. Allah kesatlık versin onları ticaret dedikleri şeye.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 461 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
الزَّحْفِ (حم) وعبد بن حميد وابن خزيمة عن جابر)
YanıtlaSil2774- Taundan kaçan kimse, harpten kaçan kimse gibidir. bulunduğu yerde sabredip bekleyen, harpte sabreden kimse
۲۷۷۵ - الْفِتْنَةُ نَائِمَةٌ لَعَنَ اللَّهُ مَنْ أَيْقَظَهَا (الرافعي عن انس)
2775- Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lanet etsin.
2774- Taundan kaçan kimse, harpten kaçan kimse gibidir. bulunduğu yerde sabredip bekleyen, harpte sabreden kimse gibidir.
YanıtlaSil۲۷۷۵ - الْفِتْنَةُ نَائِمَةٌ لَعَنَ اللَّهُ مَنْ أَيْقَظَهَا (الرافعي عن انس)
2775- Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lanet etsin.
١٤٨٢ - انَّ الْمَلَئِكَة لتصافح ركبان الحجاج وتعتنق المشاة" رهب وضعفه
YanıtlaSilعن عائشة
1482- Melekler binerek hacca gidenlerle tokalaşır, yaya
gidenleri ise kucaklar.
١٤٨٣ - انَّ الْمَلَئِكَةَ لاَ تَدْخُلُ بَيْتًا فِيهِ تَمَاثِيل أو صورة (مالك حم وابن منبع
ت حسن صحيح ع حب ض عن ابي سعيد)
1483- Melekler, heykeller veya resimler bulunan eve girmez
١٤٨٤ - إِنَّ الْمُنْفِقَ عَلَى الْخَيْلِ فِي سَبيل الله كَالْبَاسِطِ يَدَيْهِ بِالصَّدَقَة وَلا
يقبضها رطب عن سهل بن الحنظلة)
1484- Allah yolunda savaşan atlara harcama yapan, devamlı
sadaka veren kimse gibidir.
٥٢٦٤ - مَنْ زَنَى خَرَجَ مِنْ الا الإيمان ومن شرب الخمرَ غَيْرَ مُكْرَةٍ خَرَجَ مِنَ
YanıtlaSilالإِيمَانَ وَمَنْ انْتَهَبَ نَهْبَةً يَسْتَشْرِفُهَا النَّاسُ خَرَجَ مِنَ الإِيمَانِ" (ابن قانع عن شريك غير منسوب
5264- Zina yapan, imandan çıkar. Kendisine or kullanılmadan içki içen de imandan çıkar. Kapkaççılık yapan da imandan çıkar.
٥٢٦٥ - مَنْ سَأَلَتْهُ سَيِّئَتُهُ وَسَرَّتْهُ حَسَنَتُهُ فَهُوَ مُؤْمِنٌ (طب) كر عن ابي امامة
تمام عن أبي امامة وعمر ع وابو سعيد عن عمر وصحح
5265- Yaptığı günaha üzülen, işlediği sevaptan haz duyan kişi
mü'mindir.
رَجُلٌ عَرَفَ دِينَ اللَّهِ فَجَاهَدَ عَلَيْهِ بِلِسَانِهِ وَقَلْبِهِ فَذَلِكَ الَّذِي سَبَقَتْ لَهُ السَّوَائِقُ وَرَجُلٌ عَرَفَ دِينَ اللهِ فَصَدَّقَ بِهِ" (ابو النصر السجزى في الابانة وابـــو
YanıtlaSilنعيم عن عمر ) 1813- Ümmetime ahir zamanda şiddetli bir bela gelecek. Bundan ancak Allah'ın dinini bilen, dili ve kalbi ile onun yolunda cihad eden kimse kurtulacaktır. Bu (olay gösteriyor ki) her şey Allah'ın kaza
ve kaderi iledir. Bir de Allah'ın dinini bilip tasdik eden kişi kurtulacaktır.
١٨١٤ - إِنَّهُ مِنْ تَمَامِ اِسْلَامِكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا زَكَاةَ أَمْوَالِكُمْ (طب عن علقمة بن
ناحية الخزاعي
1814- Mallarınızın zekâtını vermeniz, Müslüman olduğunuzun
bir kanıtıdır.
فَتَحْسَبُونَ أَنَّهُ صَدَقَ الدَّجَالُ وَذَلِكَ فِتْنَةٌ ثُمَّ يَسِيرُ حَتَّى يَأْتِيَ الْمَدِينَة ولا يُؤْذَنَ لَهُ فِيهَا فَيَقُولُ هَذِهِ قَرْيَةُ ذَاكَ الرَّجُلِ ثُمَّ يَسِيرُ حَتَّى يَأْتِيَ السَّامَ فَيُهْلِكُمْ ümmetini Deccal'e karşı uyarmış olmasın. O Deccal ki, sol gozu şaşıdır, sağ gözünde kalın bir perde vardır ki, gözünün ortasınd
YanıtlaSilاللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عِنْدَ عَقَبَةِ أَفِيق (ط حم والبغوى طب كر عن سفينة) 1812- Benden önce gelen hiçbir peygamber yoktur ki,
"Katır" yazılıdır. İki vadi gösterir, biri cennet, diğeri cehennem. Onun cenneti gerçekte cehennem, cehennemi de gerçekte cennettir. Beraberinde iki peygamberi andıran iki melek bulunur. Biri sağında, diğeri solunda oturur. İşte bu insanlar için bir imtihandır. O der ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Diriltiyorum, öldürüyorum." Meleklerden biri: "Yalan söyledin" diye bağınr, fakat bunu kimse duymaz. Yalnız arkadaşı duyar. Diğeri arkadaşına: "Doğru söyledin" diye hitap eder. İnsanlar bunu duyar, ama bu sözü Deccal'e söylediğini sanırlar. Deccal büyük bir fitnedir. Sonra yürür. Nihayet Medine'ye gelir, fakat içeriye alınmaz. "Bu onun ülkesidir" der
, sonra Şam'a gelinceye kadar yürür ve Allah Azze ve Celle Afik Akabesi'nin yanında onu helak eder.
۱۸۱۳ - أَنَّهُ سَيُصيب امته في آن
١٨٢٢ - أَنَّهُ لَيْسَ مِنْ امْرَأَةِ أَطَاعَتْ رَبَّهَا وَادَتْ حَقَّ زَوْجِهَا وَتَذْكُرُ حَسَنة ولا تَحُونَهُ فِي نَفْسِهَا وَمَالَهُ إِلَّا كَانَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ الشُّهَدَاءِ دَرَجَةً واحدةً في الجَنَّةِ فَإِنْ كَانَ زَوْجُهَا مُؤْمِنًا حَسَنُ الْخُلُقِ فَهِيَ زَوْجَتُهُ فِي الْجَنَّةِ وَالا
YanıtlaSilزَوْجَهَا اللهُ مِنَ الشُّهَدَاء (طب عن ميمونة)
1822- Rabbine itaat eden, kocasının hakkını veren, onun iyiliklerini hatırlayan gerek kendi nefsine gerekse kocasının malında ona karşı hain olmayan herhangi bir kadınla şehitler arasında cennette tek bir derece vardır. Eğer kocası mü'min ve üstelik de ahlakı guzel bir insan ise, o cennette de onun kocası olacaktır. Aksi takdirde Allah onu
orada şehitlerle evlendirecektir.
۱۸۲۳ - إِنَّهُ لَا يَجُوزُ لِلْمَرْأَةِ فِي مَالِهَا أَمْرٌ الا باذن زوجها (طب عن خيرة
امراة كعب بن مالك 1823- Kocasının izni olmadan kadın, onun malında herhangi
bir tasarrufta bulunamaz.
يكُمْ بِالدُّعَاءِ عِباد الله رحم طب ع والحكيم عن معاذ) 4377. Kaderden kaçmak, insan bir tusibete kapor so denenüz gelmeyen bir musibete karşı yapılan Ancak başa gelen fayda verir. Onun için ey Allah'ın kullanıl Duadan ayrılmayın.
YanıtlaSil٤٣٧٨ - لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمْ امْرَأَةَ (حم خ ت ن عن أبي بكرة) 4378- Başlarına kadın geçiren kavim katiyyen iflah etmez
٤٣٧٩ - لَنْ يَزْدَادَ الزَّمَانُ إِلَّا شِدَّةً وَلَنْ يَزْدَادَ النَّاسُ إِلَّا شَرًّا وَلَنْ تَقُومُ
السَّاعَةُ إِلَّا عَلَى شَرَارِ النَّاسِ (ابن النجار عن اسامة بن زيد)
4379. Zaman şiddetten başka bir şeyi artırmaz. İnsanlarda de cimrilik artar. Kıyamet de kötü ve şerli kimselerden başkası üzere
kopmaz (yani şerlilerin üzerine kopacaktır).
٤٣٨٠ - لَنْ تَهْلِكَ الأُمَّةُ وَإِنْ كَانَتْ ضَالَّةً مُضِلَّةً إِذَا كَانَتِ الْأَئِمَّةُ هَادِيَةً مَّةُ اذَا كَانَتْ ضَالَّةً مُسِينَةً إِذَا كَانَتِ الْأُمَّةُ هَادِيَةً مَهْدِيَّةً وَلَنْ تَهْلِكَ الْأُمَّةُ
4380- Bir millet, sapmış ve saptırıcı dahi olsa, liderleri durü ve yol gösterici oldukları müddetçe, katiyyen helak olmaz. Evet, be millet sapık ve kötü olsa bile, liderleri dürüst ve yol gösterici olduklan
sürece asla helak olmaz.
يكُمْ بِالدُّعَاءِ عِباد الله رحم طب ع والحكيم عن معاذ) 4377. Kaderden kaçmak, insan bir tusibete kapor so denenüz gelmeyen bir musibete karşı yapılan Ancak başa gelen fayda verir. Onun için ey Allah'ın kullanıl Duadan ayrılmayın.
YanıtlaSil٤٣٧٨ - لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمْ امْرَأَةَ (حم خ ت ن عن أبي بكرة) 4378- Başlarına kadın geçiren kavim katiyyen iflah etmez
٤٣٧٩ - لَنْ يَزْدَادَ الزَّمَانُ إِلَّا شِدَّةً وَلَنْ يَزْدَادَ النَّاسُ إِلَّا شَرًّا وَلَنْ تَقُومُ
السَّاعَةُ إِلَّا عَلَى شَرَارِ النَّاسِ (ابن النجار عن اسامة بن زيد)
4379. Zaman şiddetten başka bir şeyi artırmaz. İnsanlarda de cimrilik artar. Kıyamet de kötü ve şerli kimselerden başkası üzere
kopmaz (yani şerlilerin üzerine kopacaktır).
٤٣٨٠ - لَنْ تَهْلِكَ الأُمَّةُ وَإِنْ كَانَتْ ضَالَّةً مُضِلَّةً إِذَا كَانَتِ الْأَئِمَّةُ هَادِيَةً مَّةُ اذَا كَانَتْ ضَالَّةً مُسِينَةً إِذَا كَانَتِ الْأُمَّةُ هَادِيَةً مَهْدِيَّةً وَلَنْ تَهْلِكَ الْأُمَّةُ
4380- Bir millet, sapmış ve saptırıcı dahi olsa, liderleri dürüst ve yol gösterici oldukları müddetçe, katiyyen helak olmaz. Evet, bir millet sapık ve kötü olsa bile, liderleri dürüst ve yol gösterici olduklan
sürece asla helak olmaz.
beklemedikleri sürece, sünnetim üzere insanlar hayır üzerindedirler.)
YanıtlaSilyıldızların doğmasını olacaktır. (iftarları hemen
tende bozan ٤٣٨٢ - لَنْ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُوا أَوْلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا تَحَابُونَ عَلَيْهِ أَفْسُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تَرَاحَمُوا قَالُوا بَا رَسُولَ اللَّهِ كُلُّنَا رَحِيمٌ قَالَ إِنَّهُ لَيْسَ بِرَحْمَةِ أَحَدِكُمْ خَاصَّةً وَلَكِنَّ رَحْمَة
الْعَامَّةِ رَحْمَةَ الْعَامَّةِ (طب ك عن ابي موسى)
4382- Birbirinizi sevmedikçe, tam olarak iman etmiş sayılmazsınız. Sizi birbirinize sevdirecek şeyi, dikkat edin, size bildiriyorum. Aranızda selamı yayın. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemeni olsun ki, birbirinize merhamet etmedikçe cennete
giremezsiniz. "Ey Allah'ın Rasulü! Hepimiz merhametliyiz" dediler. "Öyle belirli kimselere merhamet etmek, merhamet değildir. Asıl merhamet genel olan merhamettir. Genel olan merhamettir"
buyurdu.
ALLAH (CC) BİZİ NİÇİN YARATMIŞTIR?
YanıtlaSilAllah Teala, yaratmış olduğu varlıklar içinde en fazla değeri, hiç şüphesiz şuur- lu bir şekilde ibadet etme kabiliyetine sahip olan insana vermiştir. Insan, Allah'm bizzat kendi eliyle yarattığı ruhundan kendisine nefhettiği, en güzel sureti verdiği, göklerde ve yerde olan varlıkları onun için yaratarak bütün bu varlıkları kendisine teshir ettiği en şerefli mahlukudur. Göklerde olanın insanın hizmetine sunulması, yerde olanların da insan için yaratılması, insanın yaratılışının önemli bir gayesi olduğunu gösterir. Kur'an'da: "Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratma- dik... (sat 38/27), "Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım." (zariyar, 51/56). Dünya ve ahirette mutlu olmanın yolu Rabbimizin rızasına uygun yaşamaktır. İçerisinde yaşadığımız dünya, ahireti kazanmak için bir vasıta- dır, gaye değildir. İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi kainatın yaratıcısını tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Allah'a karşı kulluğunu ifade etmenin en güzel göstergesi ise şükrünü, hamdini sadece O'na hasretmektir.
2. Osman (ra) malını Allah yolunda infak etmekle myhurdur. Rahmet rizgaran kale azad eder, diger gar, bir gun mesura bulunur, ertesi gun kole azad eddiger gün fakir ve yoksulları doyurur, böylece vermek üzerine kurulu bir hayat ya şardı.
YanıtlaSilBirgün bir zât Hz. Osman (r.a)'a gelerek şöyle dedi:
"-Ey mâl sahibi zenginler! Bütün hayrı alıp götürdünüz; malınızdan tasaddukta bulunuyor, köle âzâd ediyor, hacca gidi- yor ve infak ediyorsunuz!"
Hz. Osman (r.a):
"-Siz gerçekten bize gipta ediyor musunuz?" diye sordu.
Allah'ın Kitabına
YanıtlaSilSon Derece Bağlıydı / 66
Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle anlatır:
eyne b. Hisn Medine'ye geldi ve yeğeni Hur b. Kays'a mi- du. Hur, Hz. Ömer'in istişare heyetinde idi. Zaten genç tün âlimler (Kurrâ) Hz. Ömer'in danışma meclisinde bu- dı. Bu sebeple Uyeyne, yeğeni Hur b. Kays'a:
eğenim, senin devlet başkanı yanında itibarın yüksektir. ndisiyle görüştür" dedi.
Hz. Ömer'den izin aldı. Uyeyne, Hz. Ömer'in yanına gi
y Hattab oğlu! Allah'a yemin ederim ki, bize fazla bir şey rsun. Aramızda adaletle de hükmetmiyorsun" dedi. Ömer (r.a) hiddetlendi. Uyeyne'ye ceza vermek istedi
Ey mü'minlerin emiri! Allah, peygamberine, "Af yolunu iyiliği emret, câhillerden yüz çevir!" (el-A'raf, 199) buyuru- Benim amcam da câhillerdendir" dedi.
YanıtlaSil"-
Allah'a yemin ederim ki, Hur (r.a) bu âyeti okuyunca Hz. Ömer, olduğu yerde kalakaldı, Uyeyne'yi cezalandırmaktan der- hâl vazgeçti. Zâten Hz. Ömer (r.a), Allah'ın kitabına son derece Tefsir, 7/5, l'tisam 2)
bağlı idi. (Buhârî,
Allah'ın âyeti okununca o heybetli halife, olduğu yere çakı- kalmış, bir adım dahi ileri gitmemiştir. ( 1251; Ibn Esir, Üsüdü'l-Gâbe, 1, 471-472; IV, 331) Ibn Abdilber, I, 1250-
lip
İşte Allah'ın emir ve tavsiyeleri karşısında gösterilecek titiz lik böyle olmalidir ve tavsiyemuna harfi harfine tabi olun malı, her birini hayata tatbik etmelidir.
Hazret-i ..
YanıtlaSilÖMER'den 111 HAIRA
Murat Kaya
Hazret-i
YanıtlaSilOSMAN'dan 111 HATIRA
Murat Kaya
Tefsir ilmi mi
YanıtlaSilhadis ilmi mi
daha onemlidir
Tasavvuf ilmi en onemlisidir.
Çünkü tasavvuf ilmi Allah c.c. rizasını kazandırır.
prof. Dr. Mahmud Esad Coşan
Akra fm.
günün sohbeti.
Gazze'de yaşanan vahşet ve zulüm bir insanlık im- tihanına dönüşmüştür. Masumlar hunharca katledilir- ken katillerin masum kisvesi ile dünyayı kandırmaya ça- lışmasını artık vicdanlar kaldırmıyor. Siyaset, ticaret ve medyanın sahipleri kimlerin elinde esir ve oyuncaktır, bu artık gizlenemez bir gerçektir. Bizler gafil olabiliriz ama Allah gafil değildir. Zalim siyonist, nefsindekini de- ğiştirmediyse Allah da onun hakkındaki hükmünü de- ğiştirmeyecektir.
YanıtlaSilGazze bugün bir okuldur. Oradaki mazlumlar bütün dünyaya şehitliği ve şâhitliği öğretiyor. Büyükleri küçük- leri, kadınları erkekleri, gençleri ihtiyarları ile Gazze'nin izzetli halkı bir İslam destanı yazıyor. Tevekkülleri, cennet ehlinin "Allah'ın vaat ettiğini bulduk" şeklindeki hamdi- nin yeryüzündeki terennümü gibidir. Onların "hasbünal- lahu ve n'imel vekil" zikirleri Allah'ın, O'nun değişmeye- cek vaadinin ve o zikrin sahiplerinin imanının ispatıdır.
Gücün hakkından başkasını tanımayanlar hakkın gü- cü için mücadele eden bir avuç insanın karşısında yerin dibine geçmiştir. Artık uluslararası hukukun ve siyasetin hükmü kalmamıştır. Hukuk bir avuç soykırımcının işine gelenin ilanı, siyaset zalimin iş görme biçimidir. "Hayatın olağan akışı" bozulmuştur. Hayat çirkefleşmiş, olağan haddini aşmış, akış tıkanmıştır. Salihlerin sahneye çıkıp arza varis olma zamanı gelmiştir. Şimdi soru şudur: Bu sâlihler kimlerdir ve nerededirler?
Sâlihler, bir avuç su ile yetinenlerdir. Kur'an'da anla- tıldığı üzere Tâlût askerleriyle birlikte zalim Câlût'a kar- şı sefere çıkınca, "Allah sizi bir nehirle imtihan edecek; kim ondan içerse benden değildir, eliy- le bir avuç alan müstesna ondan tatm yan bendendir" demişti. Tefsirlere gör Bedir Ashabı kadar bir grup dışındakile söz dinlemediler ve sudan içebildikle
kadar içtiler. Dünya nehrinden kana kana içen düşman karşısında savunmasız kalır. Dünyaya karşı istiğna sahibi olmadan düşmana karşı durabilmek mümkün değildir.
YanıtlaSil-
Hepimiz dünya nehrinden ne kadar içip içmeyeceği- mizle imtihan olunuyoruz. Kana kana içmek isteyen içebi- lir. Ama içen bilecek ki onun Allah ve Rasûlü'nün yanında yeri yoktur. Allah ve Rasûlü'nün yanında olmak isteyen elinin yettiği kadarı ile iktifa etmelidir. Dünyadan nasi- bimiz hırsımızın değil, elimizin yettiği kadardır. Dünyaya doymaya değil, tatmaya geldik. Burada doyanın, burası ile ferahlayanın ve tatmin olanın akıbeti, düşman karşı- sında zillete ve yenilgiye müstahak olmaktır.
Gazze bir kez daha göstermiştir ki küfür tek millet- tir, inananlar ise maalesef parça parçadır. Küfrün vah- detinin sebebi menfaat ve korkudur. İnananların dağı- nıklığının sebebi de aynıdır. Her iki taraf da cenneti dün- yada bulduğu zehabıyla elindekini kaybetmekten kor- kuyor, bu da kan, gözyaşı ve vahşet olarak mazlumla- rı vuruyor. Çare hayra çağıracak, münkerden nehyede- cek Allah adamlarının öne çıkması ve diğerlerini etra- fında toparlamasıdır.
Gazze'de tarih yazılıyor. Herkes elini vicdanına koy- sun ve tarafını belli etsin. Bizler Gazze'nin yanındayız. Elimizden geleni ardımıza koymayalım; dua edelim, yar- dım edelim, ablukayı yaralım, vicdanları harekete geçire- cek sözleri ve görüntüleri her tarafa yayalım. Müslümanca hayat tarzımız ile zalimin ürettiği, sattığı ve pazarladı- ğına muhtaç olmayalım. Sadece tepki göstererek değil, daha iyisini, daha faydalısını ve daha ve- imlisini üreterek alternatif oluşturalım. ir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle
epinizi Allah'a emanet ediyoruz
Zulmetmekte olanlar,
YanıtlaSilnasıl bir inkılaba
uğrayıp
devrileceklerini pek
yakında bileceklerdir.
Uhud Harbi Ders Veriyo
YanıtlaSilDoç.Dr.İ.Süreyya SIRMA
İslâm
YanıtlaSilaylık mecmua
İslâm Devletinin, Mekke Devle- tine karşı yaptığı Bedir savaşında elde ettiği büyük zafer(1), Arap yarı- madasının her tarafında konuşul- maya başladı. Hz. Peygamber s.a.s.'in bir sene içinde, bu şekilde küçük, fakat inançlı ve düzenli bir Devlet kurması ve bu küçük devletin, mazisi asırlara dayanan Mekke Dev- letinin ordusunu perişan etmesi, günün meselesi haline gelmişti.
YanıtlaSilBedir savaşında, Mekke Devle- tinin, Ebû Cehil, Utbe b. Rebi'a, en-Nadr ibnu'l-Haris, Umeyye- ti'bnu'l,halef gibi ulu önderlerinin kafaları kesilmiş; bir zamanlar Müs- lümanlara işkence yapan Allah ni- zamının düşmanları, bu işkencelere maruz kalan İslâm mücahidleri tara- fından öldürülmüş, böylece Allah'ın, Kıyamete dek sürecek olan şu ka- nunu tahakkuk etmiştir:
<»(2).
(2)Kur'an i Kerim, Su'ara Suresi, 227.
Zulmetmekte olanlar,
YanıtlaSilnasıl bir inkılaba
uğrayıp
devrileceklerini pek
yakında bileceklerdir.
(2)
İnsanların yaptığı kanl yönetilen Mekke Devleti, Allah'ın kanunlarıyla yönetilen İslâm Devleti karşısında aldığı yenilgiyle kaybolan itibarını yeniden kazanmak ve Be- dir'in intikamını almak gayesiyle ye- niden savaş hazırlıklarına başladı.
YanıtlaSilOğlu öldürülen Ebû Sufyân, babası (Ebû Cehil) öldürülen İkrime ve babası, amucası, kardeşi ve oğlu öldürülen Ebû Sufyan'ın karısı Hind, bu yeni savaş hazırlığında başrolü oynuyorlardı.
Bedir savaşı öncesi, İslâm ordu- suna yakalanmaktan kurtulan Ebû Sufyan'ın ticaret kervanından elde edilen gelirin tamamı, Mekke Devle- tince savaş hazırlıklarına harcandığı gibi, bundan ayrı olarak da para top- landı. İslâm Nizamı'na karşı savaş- mak üzere hazırlanan ve onun ka- nunlarını kaldırıp kendi yaptıkları kanunları uygulamak isteyen, artan paralarla da, put heykelleri yaptırıp tapmak üzere yardım toplayanlar
hakkında şu ayet nazil oldu.: «Küfredenler, şüphe yok ki, mal-
YanıtlaSillarını (halkı) Allah yolundan alıkoyma- ları için harcarlar. Ko harcasınlar on- ları! Nihayet bu, onlara bir yürek acısı olacaktır. Sonra da mağlub olacak- lardır. Küfr(ünde inâd) edenler )ise) en son cehenneme sürüleceklerdir. Ki Allah, murdarı (kâfiri) temizden (mü'minden) ayırd etsin, murdarı bir- biri üstüne koyup topunu birden yığ- sin da onu cehenneme atsın. Onlar, en büyük zarara uğrayanların ta ken- dileridir»(3). *
*Basın devrede
Hz. Muhammed s.a.s.'in Be- dir'de aldığı esirler arasında, Ebû Izzet adında bir şair de vardı.
Fakir bir insan olan Ebû İzzet, Bedir savaşında, fi'len savaşmaktan ziyâde, savaşa teşvik ve İslâm aley- hinde kamu oyu oluşturmakla görev- liydi.
Savaş İslâm'ın zaferi ile sonuç-
ISLAM, TEMMUZ 1985
lanınca, esirler arasında bulunan Ebû İzzet, Resûlullah s.a.s.'e yalvarmaya başladı: <<Ben çoluk-çocuk sahibi fakir bir adamım, Allah rızası için beni serbest bırak». Bunun üzerine Hz. Peygamber s.a.s., 'bir daha İslâm aleyhinde şiir söyleme', yâni bugü- nün deyimiyle, İslâm aleyhinde makale yazmama' şartıyla, Ebû İz- zet'i serbest bıraktı.
YanıtlaSilMekke'de Müslümanlara karşı yeni bir savaş hazırlığı başlayınca, bu işin tertipçileri, kamu oyu oluşturma- nin ehemmiyetini bildiklerinden, hemen şair Ebû İzzet'e gittiler. Umeyye'nin oğlu Safvan Ebu İzzet'e şöyle dedi:
<<Yâ Ebâ İzzet, sen şair -yâni kamu oyu oluşturan, gazeteci- bir adamsın. Dilinle bize yardım et! Bi- zimle savaşa iştirak et!». Ebû İzzet şu cevabı verdi:
<<Muhammed beni, onlar aley- hinde.. söylememe şartıyla serbest bıraktı. Onun için benden vazgeç!». Ebû İzzet böyle söyledi amma, o hür değildi ki. O, tağutî Mekke devle- tinde yaşadığından, devletin buyruk- larına karşı gelemezdi. Onun rejimini ayakta tutmak için nutuklar atmalıydı. Safvan şöyle dedi:
<>. Kendisine Mekke Devletinin
YanıtlaSilİSLAM, TEMMUZ 1985
zulmünden kurtulma ümidi beliren ve hürriyet kokusunu alan Vahşi de, -başkalarının hürriyetini söndürme pahasına da olsa- Mekke ordusuna katıldı. (6)
YanıtlaSilKadınlar, savaş için erkekleri tahrik ediyor
Müslümanlara karşı gidecek olan Mekke ordusuna, diğer kadınlar yanında, Mekke ordusunun başko- mutanı olan Ebû Sufyân'ın karısı Hind'de katılmıştı.
Hind, 'Utbe b. Rebi'a'nın kızıydı. Bedir savaşında, babası 'Utbe, amu- cası Şeybe, kardeşi Velid ve oğlu Hanzala öldürülmüştü.
Mekke ordusuna katılan kadınlar arasında, Mus'ab b. 'Umeyr'in an- nesi de vardı. Mus'ab Resûlullah s.a.s.'in sancaktarı, annesi ise müş- rik ordusunu Müslümanlar aleyhine tahrik eden bir kâfir askeri...
Bu ne dava yâ Rabbi!..
Anneler oğullarına, oğullar baba- larına, babalar kardeşlerine karşı savaşıyordu...
YanıtlaSilKureyş, yâni Mekke kadınlarının başını çeken Hind, Vahşi'ye her rast- ladığında şöyle diyordu:
<<Ey Vahşi, tezelden Hamza'yı öldürerek bize şifa ver, sen de şifa bil!»(7)
Böylece sayıları 3000'i bulan, aralarında, şarkılarıyla savaşa teşvik eden kadınların ve bir çok paralı as- kerin de bulunduğu Mekke ordusu, hareket etti. Kâfir ordusunda, Mekke dışındanAraplar; hatta Medi- ne'den Mekke'ye gelip, Kureyş'i, yani Mekke Devletini Hz. Muham- med s.a.s. aleyhine kışkırtan Medi- neli bir heyet de vardı ki, bunların başkanı Ebû 'Amir idi.
Ebû 'Amir, Medine'de liderlik taslayan, fakat Hz. Peygamber s.a.s.'in Medine'ye hicretinden sonra değerini yitiren azılı bir İslâm düşma- nıydı. Ne var ki, onun oğlu Hanzala, İslâm ordusunun içinde yer alıyordu. Hanzala Allah yolunu bulmuş, Resû- lullah s.a.s.'in emrine girmişti. Baba- sında bulunan kibrin zerresi yoktu onda... Nur akıyordu kendisini Al- lah'a adamış olan bu güzel Müslü- manın yüzünden.
YanıtlaSilBabası Ebû 'Amir ise, Şeytan'a ve kendi nefsine teslim olmuş, küfür kokuyordu... Tıpkı her kâfir gibi... Mü'min kokusu olmaz kâfirde... Al- lah'ın kanunlarına isyân bayrağı açmış olana, Allah güzel koku mu verir?
Mekke ordusunun hareketini öğrenen Hz. Peygamber s.a.s., der- hal arkadaşlarını toplayarak, yak- laşmakta olan kafir ordusuna karşı uygulanacak savaş taktiğini müşave- reye başladı. Bu müşavere sonunda İki görüş ortaya çıktı:
1. Düşman ordusuyla şehir dı- şında savaşalım,
2. Şehir içinde müdafaa savaşı yapalım.
Şehirde savaşmayı isteyenler, Medine'nin dar sokaklarında, düş- manla daha iyi savaşılacağını savu- nurken, şehir dışında savaşmak iste- yenler de, kadın ve çocukları şehirde bıraktıktan sonra, dışarıda düşmanla göğüs göğüse çarpışmanın daha iyi olacağını söylüyorlardı. Bu son gö- rüşte olanlar, Hz. Peygambers.a.s.'e şöyle diyorlardı:
YanıtlaSil- Yâ Resûlallah, düşmanımızla şehir dışında savaşalım. Her hâlu- kârda iki güzelden biri (ihda'l- husneyeyn) bizim olacak. Şayet zafer bizim olursa, iki güzelden biri olan gaziliğe kavuşmuş oluruz; yok, gazi değil, şehid olursak, ikinci güzel olan şehadete kavuşmuş oluruz ki, bu güzel diğerinden de güzel!
Devlet Başkanı ve Komutan Hz. Peygamber s.a.s., şehir dışında sa- vaşmaya karar vererek 1000 kişilik bir orduyla Medine'den, Uhud dağı- nın eteğine doğru hareket etti.
Münafıkların tutumu
İslâm ordusunun içinde münafık- lar da vardı. Dillerinde imân ettiklerini
söyleyip, İslâm düşmanlığı yapan- lar... İslâm toplumunun kanser kay- nağı tipler!.. Bunlar, namaz da kılar- lar, hatta kıldırırlar, oruç da tutarlar, Hacc'a giderler; hatta ve hatta cihada bile giderler. Kur'an okurlar!.. Ne var ki bunlar, tağutun emrinde Allah düşmanlarıdırlar...
YanıtlaSilİslâm'ın Medine döneminde -çünkü Mekke döneminde yoktur-, bu güruhun lideri Abdullah ibn Ubeyy'di. Bu münafık da, arkadaşla- rıyla beraber Peygamber ordusuna katıldı. Fakat o, İslâm askerinin mora- lini bozmak için katılmıştı orduya... İslâm ordusu Uhud dağına yaklaşır- ken, sayıları 300 kadar olan münafık- lar, birden bire asker saflarından ayrı- larak Medine'ye döndüler. Fakat Peygamber'lerine inanmış olan mücahidler onu yalnız bırakmayarak, komutanlarının emrine göre, kâfir ordusuna karşı mevzilendiler. Kâfir askerlerinin sayısı ise, 3000 kadardı. Askeri ittifakları olmasına rağmen, Resûlullah s.a.s. Yahudilerden yar- dım istemedi.
Hz. Peygamber s.a.s. askerle- rini mevzilere yerleştirdikten sonra, arkadan gelebilecek bir bir tehlikeye karşı, daha sonra Okçular tepesi denecek olan dağa(8) 50 okçu yer- leştirerek onlara şu kesin emri verdi:
-Müslüman askerlerinin ceset- leri üzerinde leş kargaları dahi gör- seniz, bulunduğunuz mevziyi terk etmeyin!
Burada, Uhud savaşının ayrıntı-
larına girmeden, sadece bir kaç hu-
susa temas edeceğiz.
Savaş Müslümanların üstünlü-
Arka planda okçular tepë
YanıtlaSilğüyle devam ediyordu. Kafir askerleri paniğe kapılmış, kaçışıyorlardı. Bu durumu gören Müslüman okçular, Resûlullah s.a.s.'in emrini unutarak, 'savaş kazanıldı' deyip, yerlerini ter- kettiler.
Henüz Müslüman olmamış, ve Mekke ordusunun süvari komutanı olan Halid b. Velid, boş bırakılan o tepenin önünden geçerek, yanındaki- lerle birlikte Müslüman ordusunu arkadan çevirdi. İşlâm askeri iki ateş arasında kalmıştı. Bu karışıklıkta, Müslümanlardan 70 kişi şehit oldu. Hz. Hamza da şehitler arasındaydı. Yenik düşen İslâm ordusu, Uhud dağının eteklerine doğru çekildi.
Peygamber insan öldürüyor
Bu çekilme esnasındaydı ki, kâfir saflarından bir atlı Müslümanlara doğru atını sürdü. Bu gelen kâfir la Ubeyy b. Halef idi. Resûlullah s.a.s. onu görünce, yanında bulunan saha- biden mızrağını aldı ve yaklaşmakta olan Ubeyy'e fırlattı. Mızrak Ubeyy'in boynunu delip geçmişti. Ubeyy, atını çevirerek kendi safına zor yetişti ve orada, Hz. Muhammed s.a.s.'in ken- disini öldürdüğünü söyledi.
a
Ubeyy b. Halef, Mekke döne- minde müslümanlara, ve özellikle Hz. Peygamber s.a.s.'e işkence yapan kâfirlerdendi. Atını Resûlullah s.a.s.'in üstüne sürüyor, «seni bu atımla çiğniyeceğim!>> diyordu. Her seferinde de Hz. Peygamber s.a.s. ona şu mukabelede bulunurdu: «In- şaallah ben seni öldüreceğim». Re- sûlullah s.a.s.'in dedikleri tahakkuk
!
t
C
etmiş, Ubeyy kâfirini öldürmüştů. Bazan sorulur: Peygamber
YanıtlaSiladam öldürdü mü?.. Oldürmeyen savaşa çıkar mı? Hem de komutan olarak. Ne var ki, sadece Allah ve O'nun davası için öldürüyordu, ları sömürmek için değil! , Insan-
Yenilginin sebebi
Uhud savaşı Müslümanların yenilgisiyle neticelendi. Bu yenilginin tek sebebi, Hz. Peygamber s.a.s.in emrinin unutulup, başka türlü hareket edilmesidir. Bunun içindir ki Resûlul- lah s.a.s., okçuların hiç bir şekilde yerlerini terk etmemelerini emretmiş- ti. Emrin ihmali yenilgiyi getirdi.
Hanzala
Düşman ordusu çekip gittikten sonra, Hz. Peygamber s.a.s. savaş alanına inip şehitlerin cesetlerini top- lattı. Hz. Hamza'nın vücudu tanın- mayacak şekilde parçalanmıştı. Ebû Sufyan'ın karısı Hind, Hz. Hamza'nın ciğerlerini çıkartıp çiğnemiş, parmak- larını kestirerek kendine kolye yap- mıştı.
Şehitler arasında bir tanesi vardı ki, Resulullah s.a.s. onu merak edi- yordu. Adı Hanzala idi. İslâm'ın en azılı düşmanlarından olup, Uhud savaşının hazırlayıcılarından olan Ebû 'Amir'in oğluydu. Baba kafir, oğul İslâm ordusunun saflarındaydı. Düşman ordusu çekip gidince de, komutanları Ebû Sufyan şöyle ba- ğırmıştı: "oğlum Hanzala'ya karşı sizden Hanzala'yı öldürdük. Kimdi bu Hanzala? Niçin herkesten ayn olarak o?..
ISLAM, TEMMUZ 1985
Hz. Peygamber s.a.s., Hanza- la'nın hanımını buldurup, kocası hak- kında bilgi istedi. Şehit hanımı olmak şerefine nâil olan o yüce Müslüman sadece şunu diyebildi:
YanıtlaSil«Yâ Resûlallah, biz Hanzala ile dün evlendik. Zifaftayken, cihâd em- rinizi duydu. Yıkanmayı fırsat bula- mayarak cihâd ordusuna katıldı».
Resûlullah s.a.s. şöyle buyurdu: <<Ben de bunu merak ediyordum. Çünkü bütün şehitler arasından, meleklerin sadece onu yıkadıklarını gördüm.
Artık Hanzala, tarihe <<ğesîlu'l- meläike» olarak geçecek ve günü- müze kadar İslâm'ın örnek şehitle- rinden birisi olarak yâdedilecektir.
İslâm Devleti, Allah için bu şe- kilde zifaflarını bile terkeden mücâ- hidlerin, şehitlerin omuzlarında oluş- tu, hükümrân oldu...
Netice
1. İtaat
Komutan Hz. Peygamber s.a.s.'in okçularına verdiği kesin emir dinlenilmediği için Müslümanlar ye- nildi. Onları ikâz için şu ayet nâzil oldu:
<<Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. Tâki rahmete kavuşturulası- niz»(9).
O halde, rahmete, yâni kurtuluşa ulaşmanın tek yolu Allah'ın emrettiği ve Resûlullah s.a.s.'in tebliğ ettiği kanunlara uymaktır.
Uhud hadisesinde, Muslüman- lara verilmek istenen bir ders vardır ki, savaş stratejisi bakımından çok önemlidir: İtaat!.. Savaşta zaferi elde etmenin sırrı! Ne var ki bu itaat, Al- lah'ın çizgisi dahilinde olmak lâzım; Resûlullah s.a.s.'in tebliği ışığında olmak lâzım. Yâni Allah'ın emredip, Resûlullah s.a.s.'in tebliğ ettiklerine savaş açmış olanlara itaat yoktur.
YanıtlaSil2. Münafıklar
İslâm ordusu 70 kadar şehit verip Medine'ye geri dönünce, münâ- fıklar alay etmeye başladılar. Müslü- manlara şöyle diyorlardı: «Bize uyup, savaşa gitmeseydiniz, böyle öldü- rülmezdiniz! Oh oldu! Bu dava size mi kaldı? Evinizde otursaydınız! Size ne İslâm davasından? Tabi başınıza belâlar gelir. Oturun oturduğunuz yerde, hiç bir şeye karışmayın! Ko-
İSLAM, TEMMUZ 1985
Hz. Peygamber s.a.s.'in yaralan. dıktan sonra sığındığı Uhud da- ğındaki mağara.
YanıtlaSilnuşmayın, yazmayın, savaş yapma- yın ki başınıza musibetler gelme- sin!..»
Kur'an-ı kerim, münafıkların bu şekildeki davranışlarını şöyle anlatı- yor:
«İki ordu karşılaştığı gün size gelen musibet Allahın emriyle idi. (Bu, Allah'ın) mü'minleri ayırd etme- si; münafık olanları da açığa vurması içindi. Onlara: «Gelin Allah'ın yo- lunda savaşın ya da savunma yapın» denildiğinde, «Biz savaşmayı bilsey- dik elbette sizi izlerdik» dediler. O gün onlar, imândan çok küfre yakındı- lar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, gizli tuttuklarını daha iyi bilir. Kendileri (evlerinde) oturarak kardeşlerine: <«eğer bizi din- leselerdi ölmeyeceklerdi» diyen o adamlara de ki: <>> diyerek Müslüman görünür. Ardın-
dan da saf Müslümanları kandırıp,
İslâm'a gizli savaş açar. Allah'ın, «Yoksa siz, Kur'an'ın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı edi- yorsunuz? Artık sizden böyle yapan- ların cezası, dünya hayatında aşağı- lık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli ola- nına uğratılacaklardır. Allah, yap- makta olduklarınızdan gafil değil- dir» (11) şeklindeki buyruğunu unuta- rak, veya unutturarak, Kur'an'ı sa- dece bir ahlâk kitabı; İslâm'ı, şununla-bununla sulh içinde ge- çinme diye takdim eden, kendilerini Müslüman diye lanse etmelerine rağmen, İslâm nizamı ile savaşmayı şiar edinmiş olanlar!.. İşte münafıklar bunlardır.
YanıtlaSilHz. Peygamber s.a.s., bu gibi münafıklardan birisi öldüğünde, ce- naze namazını kılmak istemişti de Allah hemen şu âyeti nâzil buyurmuş- tu:
«Onlardan ölen birinin namazını hiç bir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah'a ve Resû- lüne (karşı) küfre saptılar ve fasıklar olarak öldüler. Onların malları ve ev- latları seni imrendirmesin; Allah bun- larla, ancak onları dünyada azablan- dırmak ve canlarının onlar küfür için- deyken zorluk içinde çıksın is- ter»(12). Uhud savaşından alacağımız
ikinci mühim ders de, münafıklara
karşı uyanık olmaktır! Allah Müslü-
manları onların şerrinden korusun!..
Amin.
Notlar
YanıtlaSil1) Bedir savaşı için bk. İhsan Süreyya Sırma, 1402. yılında Bedir gazvesi ve yorumu, Islâm Mecmuası, sayı: 11.
2) Kur'an-ı kerim, Şu'arâ Sûresi, 227.
3) Kur'an-ı kerim, Enfâl Sûresi, 36-37.
4) Bu şiirler için bk. İbn Hişâm, es'Siretu'n-Nebeviyye, Mısır, 1955, III, 61.
5) Musafir'in şiirleri için bk. İbn Hişâm, ay.yer; Ayrıca bk. İbn Kesir, es'Siretu'n-Nebeviyye, III, 20.
6) İbn Hişâm, a.g.e. III, 62.
8) Maalesef bugün o dağ, üzerinde tarihi eserler olmasına rağmen yerlebir edilmek üzeredir.
9) Kur'an-ı kerim, Al-i 'İmrân Sûresi, 132.
10) Kur'an-ı kerim, Al-i 'İmrân Sûresi, 166-169.
11) Kur'an-ı kerim, Bakara Sûresi, 85.
12) Kur'an-ı kerim, Tevbe Sûresi, 84-85.
43
26. Şuará Sûresi
YanıtlaSil180
Ayet: 227
Yasaklanan şiirle ve diğer kötülüklerle kendilerine "haksızlık edenler hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
Buradaki haksızlık edenler' ifadesi her zalim için geneldir.
"النقل" inkilab, dönme, dönüş manasinadır. Yani onlar ölümler den sonra Allah'a öyle dönüp öyle varırlar; kötü bir dönüşle dönenler ve deli bir varışla geri varırlar. Çünkü onların dönüp varacaklan yer cehen nemdir.
Kaşifi der ki: "Hangi yere dönseler o dönecekleri yer ateş olacak tır."
Rivayete göre Ebû Bekr (r.a.) hayatından ümid kesince Osman (r.a.)'dan şöyle bir ahidname yazmasını istedi: "Bu Ebû Kuhâfe'nin oğlu- nun, kâfir kimsenin bile îmana geldiği bir halde mü'minlere ahdi/vasi yetidir. Ebû Bekir (r.a.) bir ara baygınlık geçirip ayrıldıktan sonra şöyle demiştir: Ben size Ömer b. Hattab'ı (r.a.) yerime halife bırakıyorum. Eğer âdil olursa ki onun hakkında benim zannım budur. Eğer âdil olmazsa "haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
"الظلم" adaletten sapmak ve haktan yüz çevirmektir.
Zālimler üç çeşittir: En büyük zâlim, Allah'ın şeriatının (hükmü) altına girmeyendir. Allah Teâlâ: "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür." (Lokmat. 31/13) buyurarak bunu kasdetmiştir. Ortanca zâlim, sultanın hükmünü yeri ne getirmeyendir. En küçük zalim ise amel ve çalışmaktan haylazlık yapıp insanların menfaatlarını alan, kendi menfaatini onlara vermeyendir.
Adaletin faziletindendir ki onun ziddi olan zulümden tevbe ancak ada let yapmakla mümkündür. Şayet hırsızlar aralarında bir şeyi şart koşsalar ve onda adâleti gözetmeseler, işleri yolunda gitmez.
Akıl sahibi kimseye gereken, bu vaîd ve şiddetli tehdîde kulak vermek.
Her sålikin yardımcısı, sülük edilen yolların tehlikelerinden kurtaran ancak Allah'tır. 41
41. Şuara süresi, 1108 yılının Zülkāde ayının 9'unda (30 Mavis 1697) Persembe günü tamam old
تفسير روح البيان
YanıtlaSilRûhu'l Beyân
- Kur'an Meâli ve Tefsiri -
İsmail Hakkı BURSEVÎ
ERKAM YAYINLARI
CILT
14
sy. 180.
Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 173 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
1550- Kıyamet günü en çetin azaba uğratılacaklar, dünyada insanlara haksız olarak en çok işkence yapanlardır.
YanıtlaSilGG
١٥51 - إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عُتُوا رَجُلٌ ضَرَبَ غَيْرَ ضَارِبِهِ وَرَجُلٌ قَتَلَ غَيْرَ
قَاتِلِهِ وَرَجُلٌ تَوَلَّى غَيْرَ اَهْلِ نِعْمَتِهِ فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَقَدْ كَفَرَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ لا
يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلَا عَدْلٌ (ك ق عن عائشة)
1551- En zalim insan, kendisini dövmeyen kimseyi döven, kendini öldürmeye teşebbüs etmeyeni öldüren bir de nimet ehlinden ayrılıp nimet ehli olmayan kimseye intisap eden (mesela öz babasını bırakıp başkasını baba edinen) kişidir. Kim bunları yaparsa Allah'ı ve Rasulü'nü inkar etmiş demektir. Onun hiçbir ameli kabul edilmez artık.
١٥٥٢ - إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَمَةِ عَالِمٌ يَنْفَعُهُ اللَّهُ بِعِلْمِهِ (كر عن ابي
هريرة) 1552- Kıyamet günü en çetin azaba dûçar edilecek kişi, sahip olduğu ilimden, Allah'ın istifade nasip etmediği âlimdir.
١٥٥٣ -
Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Kıyamet gününde Allah'ın mahlukatı içinden en çok buğz ettiği kimseler şunlardır: Yalancılar, kibirliler ve din kardeşlerine karşı kalblerinde (gizli) kin besledikleri halde, onlarla buluştuklarında kendilerine (zahiren) iyi muamele yapanlar. Bir de Allah ve Resulüne çağrıldıklarında yavaş davranan, fakat şeytan ve onun emrine çağrıldıklarında ise süratle hareket edenlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Vazin İbni Ata (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Benim için zaiflerinize talib olun. Zira onlar sebebiyle rızıklanır ve yardım görürürsünüz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Ölüm, bu dünya zindanından kurtulup, o tek dostun "rahmet" sarayına kabul edilişin başlangıcıdır.
YanıtlaSilHAKIKATIN SONSUZLUĞUNDA VEDUD'A YOLCULUK
YanıtlaSilESMA-İ HÜSNA
Vuslat Turâbî
ALTINOLUK
Gevşemeyin,
YanıtlaSilüzülmeyin,
eğer hakikaten
inanıyorsanız,
muhakkak
üstün olan
sizsinizdir."
Her şeyin bir eceli vardır.
YanıtlaSilKainatın ecelinin adı da kıyamettir!
"Her an yaratma"
YanıtlaSilhali, ancak Yüceler Yücesi bir "Zât"a mahsustur.
Allah! (cc)
YanıtlaSilBütün diğer
isimleri, mana
cihetiyle
kendisinde
topladığı
için de
İsm-i âzamdır.
"Ömür treni", selâmet yurduna yolcu taşımakta! Hayat, bu demek işte!
YanıtlaSilYüce Allah, mü'min kulunu, dünyada da ahirette de yalnız bırakmaz dostlar!
YanıtlaSilOnun için
YanıtlaSilmü'min
huzurludur,
yarının
endişelerini
taşımaz,
zamanını
değerlendirir.
O'nu bulan her
YanıtlaSilşeyi bulmuştur.
O'ndan uzak
olan ise
her şeyden
mahrumdur!
Kullarının, Kendini tanıması için, Resûl-i Ekrem Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz vasıtasıyla mesajını gönderen ve O'nun şahsında mü'minlere "gücünden" "güç" verendir O!
YanıtlaSil"Aciz"lere karşı, her zaman güçlü ve kuvvetli eyle! Âmîn.
YanıtlaSil"Azîz" isminin tecellileriyle bizleri azîz eyle!
"Azîz" isminin tecellileriyle bizleri azîz eyle! "Aciz"lere karşı, her zaman güçlü ve kuvvetli eyle! Âmîn.
YanıtlaSilAklını kullananlar için; "kâinat
YanıtlaSilkitabı"nın
âyetlerini
okuyabilenler
için her şey,
her olay, "yol
gösterici" kılındı.
Geceler olmasaydı, karanlıklar olmasaydı, aydınlıkları bilebilir miydik?
YanıtlaSilAklın gücünün bittiği yerde, gönül "uçuşa" geçer!
YanıtlaSilBizleri yeniden diriltecek ve yaşadıklarımızdan sorgulayacaksın Allah'ım!
YanıtlaSilVücudunuzun estetiğinin, ahenginin ve oranlarındaki düzeninin farkında mısınız dostlar?
YanıtlaSilGözlerin şükrü, "bakmakla, görmekle, bulmakla"; ağzın şükrü "sadece helâl kazanıp, helâl yemekle" ve "doğruyu söylemekle" îfâ edilir dostlar!
YanıtlaSilVarsin Allah'ım varsın! Birsin Allah'ım birsin! Bana şekil verensin. "el-Musavvir" olansın!
YanıtlaSilNefis mücadelesi ile geçecek bir ömür verilmiş elimize. Şeytan da bizi aldatmaya hazır her an!
YanıtlaSil"Kainat kitabını" okuyun dostlarım! Her olayın bir "âyet" olduğunu göreceksiniz.
YanıtlaSilBize düşen, O'nu tek bilip, hayatımızı, inançlarımızı "şirk"ten temizlemektir.
YanıtlaSilBize düşen çalışmak! Sebepler dünyasında, O'nun bize, maddi ve manevi rızklara ulaşmamız için açtığı sebeplere sarılarak çalışmak!
YanıtlaSilBirsin! Büyüksün! Kudretin karşısında kulun ancak secdelerde Rabbim!
YanıtlaSilYeryüzünü imtihan sahası kıldığın kuluna "rızkı" da ayrı bir imtihan aracı edensin.
YanıtlaSilKimi zaman maddî kayıplara uğrasak bile, çalışıp, sebeplere sanılarak, mülkü, mülkün gerçek sahibinden isteyelim.
YanıtlaSilGül Nebi Muhammed Mustafa (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Ben, sizin Allah'tan en çok korkanınız ve en ileri takva sahibi olanınızım..."
YanıtlaSil"De ki: Rabbim kullarından dilediğine rızkı genişletir."
YanıtlaSil"Şüphesiz ki Allah, melekleri, gök ve yer ehli, hatta yuvasındaki karıncalar bile, hatta balıklar bile, insanlara hayrı öğretenlere dua ederler."
YanıtlaSilMü'min "denge" nin insanıdır! Bilir ki onu halk eden, el- Kabız'dir! Dilediği an, maddî ve manevi sıkıntılarla imtihan edecektir kulunu!
YanıtlaSilAyaklarımızı dininin üzerinde sabit kil Allah'ım! Amîn.
YanıtlaSilAllah, kendi yolunda harcananı fazlı ile kat kat artırandır!
YanıtlaSilRabbim, sen bizi, nefis savaşında, nefsini yenenlerden, senin rızanı kazanarak, cennete girenlerden eyle. Amin.
YanıtlaSilAllah (cc) dereceler sahibidir! er-Rafi'dir O! Ve katında en yüksek dereceleri de peygamberlerine vermiştir.
YanıtlaSilKullarından "ilim sahibi" olanları, "Alîm" isminin tecellileri ile sarmalayarak yüceltir o!
YanıtlaSilKendine iman edenleri, hem dünyada, hem ahirette şereflendiren, ağırlayandır O!
YanıtlaSil"Bana dua edin, duanızı kabul edeyim."
YanıtlaSilbuyuruyorsun. (Mü'min sûresi (40), 60.) Ben de senden "istiyorum" Allah'ım!
Her nimetin şükrü, o nimeti yaratılış hikmeti doğrultusunda kullanmakla yerine getirilir. "İşitme" nimetinin şükrü de, o Hakk kelâma kulak vermekle eda edilir.
YanıtlaSil"Allah, hakkiyle gören, hakkiyle işitendir."
YanıtlaSil"Basir" ismine sığınarak Sana yalvarıyorum; görüşümüzü Kur'ân-ı Kerîm ile aydınlat ve bizleri basîret sahibi kıl!
YanıtlaSilAllah'ım, bizleri, gözlerini "kâinat" kitabına çevirip seyredenlerden, her yaratılmıştan ibret alıp tefekkür edenlerden eyle!
YanıtlaSil"Kulluk" Allah'ın hükümlerine şartsız teslim olmanın adıdır"
YanıtlaSil"...Ο, hükmedenlerin en hayırlısıdır."
YanıtlaSilAdalet, Allah (cc)'ın sifatlarından olup kullarından da adil olmalarını, zulmetmemelerini ister Yaradan.
YanıtlaSilO "müthiş terazi"ye, kıyamet günü kurulacak o dehşetli "mizan"a ne kadar hazırsınız?
YanıtlaSil"el-Latif" olan Allah'a güvenen, "huzur insanı" olur dostlar!
YanıtlaSil"Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti (Sünnet'i) anıp düşünün. Şüphe yok ki Allah Latif'tir (lûtuf sahibidir) ve her şeyden haberdardır."
YanıtlaSilKuluna, Kur'ân-ı Kerîm ile hitabeden, yol gösteren ve onun iki cihanda da mutlu olmasını isteyen Rahmân, Rahîm, Habîr ve Alîm olandır O!
YanıtlaSilİnsanlardan hiçbir şey beklemeden. sadece O'nun "nzası" için hayırda yarışmalıyız...
YanıtlaSil"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.
YanıtlaSilMüjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!"
Ay, gecelere aşık! Bülbül güle, gül bülbüle âşık, Sarmaşık dala, tohum toprağa âşık!
YanıtlaSilAffin tek kaynağı, sevginin tek adresidir 0,
YanıtlaSilRabbim! Üzerimize "Ğafûr" isminin tecellilerini yağdır; bizleri "bağışlamayı" bildiği için, bağışlanmaya hak kazananlardan eyle...
YanıtlaSil"Rizk"a ulaşmak için canlılara "iştah" verilmiştir! Bu fıtrî şükürdür. "Rızk"a ulaşmak için çalışmak emredilmiştir. Bu da fiilî şükürdür!
YanıtlaSil"Hirs" şükürsüzlüğe olduğu gibi, zillete de vasıtadır.
YanıtlaSil"Ya Rab! Seni zikretme, Sana şükretme ve ibadetini en güzel şekilde yapabilme konusunda bana yardım et."
YanıtlaSilBüyükten küçüğe, karmaşıktan basite, varlık âleminde yaşamış olan her şey, O'na tanıklık etmektedir!
YanıtlaSilO'nu "bilmek"le mükellefiz dostlar!
YanıtlaSilO'nu "bulmak"la mükellefiz!
"Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler."
YanıtlaSilSen, el-Kebîr'sin Rabbim! Yücelerden Yücesin Allah'ım!
YanıtlaSilKendisine inanan kullarını, şeytanın tuzaklarından, vesveselerinden koruyandır O!
YanıtlaSilEy Rabbim! Bizleri, "el-Hafiz" isminin tecellileriyle, dünya hayatında yanlışlıklara düşmekten, şeytanın adımlarına uymaktan koru!
YanıtlaSilRuhumu kelâmınla doyur Allah'ım!
YanıtlaSilKalbimi zikrinle dirilt Allah'ım!
Vakti geldiğinde kıyamet kopacak, dünya hayatı son bulacak ve ebedî hayat başlayacak dostlar.
YanıtlaSilZaman, zaten Allah'ın emrinde! Bize verilen ise çok kısa bir ömür.
YanıtlaSilSizi yaratan O! Ruhundan ruh üfleyerek var eden O! Bedeninizi en güzel şekilde yaratan O!
YanıtlaSilBu alışverişin en kârlı tarafı da hayatının "ibadete" dönüşmesidir.
YanıtlaSilHaydi dostlarım! er-Rakib isminin tecellileri ile yaşamaya Bismillah!
YanıtlaSil"İhsan. Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen O'nu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor."
YanıtlaSilİnsanın asıl vazifesi iman ve duadir dostlar. İnsan bu kabiliyeti ile bütün yaratılmışlardan ayrılır.
YanıtlaSilDuada Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur.
YanıtlaSilKulunun "rızkını" da Vâsi' ismiyle genişletir O.
YanıtlaSilRivayet edildiğine göre, İmam-ı Şiblî Hazretleri kapısına bir fakir geldiği zaman, sevincinden ne yapacağını bilemez;
YanıtlaSil-"Hey, günahlarımı almaya gelen, sen ne iyi bir insansın" der, elinden
geldiğince o fakiri sevindirmeye çalışırdı.
el-Vâsi'dir O!
Vâsi' ismiyle gönülleri genişleten, bir gönle bin gönül sığdırandır
O!
Varlığınız da olsa, ama O sizi sevmese, hayra yöneltmese ve de ka- pınıza bir garibini göndermese; "merhametinden" rahmet damlatmasa gönlünüze siz, "iyilik" yapabilir misiniz acaba?
Rabbinizi, Yaratıcınızı tanıyın dostlar. O'nu tanıdıkça hayata bakı- şınız değişecek ve sadece seccadede değil, beyninizde ve yüreğinizde
de secdelere varmaya başlayacaksınızı
Tarangirane se karidaki meleği şeytan gösterir. (M.) 258:22. Mektup, 4. vecih; (Sn.) 68; (E.L.) 1:266; 2: 144, 145. Tarafgirâne siyaset keşfiyata mânidir. (Mh.) 32:1. maka. 8.
YanıtlaSilmuk
Tarafgirâne vaziyet almamak itiraz edenlerin pişmanlığına se- bep olur. (E.L.) 1:157.
Tarih, asker milletinin siyasete girmesinin çok tehlikeli oldu- ğunu gösteriyor. (H.Ş.) 113: Asa. Hit Yalancı politika ve siyasete dayanmak insanlığın maslahatına
zıttır. (H.Ş.) 78. âlim siyasetin gaddarene bir düsturu da "Cemaat için fert feda edilir" dir. (E.L.) 1:206; (H.Ş.) 153.
Ömer (r.a) birgün dostlarıyla birlikte oturuyordu
YanıtlaSilHz.
Onlara Allah'tan bazı talep ve temennilerde bulunmalarını iste di. Oradakilerden bir kısmı:
Gradinde bulunduğumuz şu hane dolusu paralarım olsa da Allah yolunda infâk etsem!.." dedi.
"İçinde bulunduğumuz şu hâne dolusu altınlarım olsa da Allah için harcasam!.." dedi.
Bâzıları da:
"-İçinde bulunduğumuz şu hâne dolusu mücevherlere sahip olsam da onları Allah yolunda sarf etsem!.." diye temennî etti.
Ancak Ömer (r.a):
YanıtlaSil"Daha fazlasını isteyin!" deyince onlar:
"Allah Teâlâ'dan daha başka ne isteyebiliriz ki?!" dediler.
Bunun üzerine Hz. Ömer:
"-Ben, içinde bulunduğumuz şu hanenin, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Muaz b. Cebel ve Huzeyfetü'l-Yemânî gibi (müstesnâ ve seçkin) kimselerle dolu olmasını ve bunları Allah'a itaat yolun- da, yâni tebliğ ve ıslah hizmetlerinde istihdâm etmeyi temenni ederim..." dedi. (Buhâri, Târihu's-Sağîr, 1, 54/201)
Yetişmiş insanın yerini hiçbir şey tutamaz. Yine kalifiye ele- man eksikliğini de hiçbir şey telafi edemez. ■
Hazret-i Ömer'den
YanıtlaSil111 Hâtıra
Murat Kaya
ERKAM YAYINLARI
Musa Bikiyef Efendi ne diyor: Fakat re
YanıtlaSil«Şari-i-kerim, seyyidülvücud (varlığın efendisi Hz. Muhammed S.A.) Hazretlerinin vasıtasıyla insanlara bildirilmiş olan İslâmiyet, güzel şeriat ilmiydi. Yani in san hayatını düzeltme cemiyetin bütün hallerini tanzim yolunda iki amel, İslamiyetin en mühim maksadı idi Buna göre Kur'an-ı Kerîm, esaslarını nasıl büyük bir ehemmiyetle beyan etmiş ise, medenî muamelelerin ufak cüzlerini de o kadar büyük bir ehemmiyetle beyan et- miştir. Toplumun küllî esaslarını ufak cüzlerini adalet, menfaat, zaruret üzerine bina edebiliyor amel, İslâmi- yette herhalde en mühim hedefti.»
«Medeniyet, halinden çok uzak bedevi âlemi, İslâ- miyet ruhuyla birkaç sene terbiye edildikten sonra, en evvel özlerinin hallerini düzeltmeleri, sonra diğer dev- letleri özlerine kısa bir müddetle teşhirleri bizim dava- mıza göre şahit olabilse gerek. İyilik ve çalışma devam ettiği müddetçe İslâmiyetin kuvveti hemen arttı. O va- kit medeniyet âleminde en büyük riyaset, İslâmiyet'in elindeydi. Eğer İslâmiyet'i amelden ayırmış bir belâ o vakit İslâmiyet âleminde meydana gelmeseydi İslâmi- yetin kuvveti, riyaseti artardı. Şu yeryüzünün haritası da tamamen başka renkte olurdu. Lakin İslâmiyette amel ve faaliyet ruhuna uzak kalındı: Acem medeniye- ti vasıtasıyla israf, sefahet, isret, tembellik hastalıkları, hükümet dairelerine zengin tabakalarının hakimiyeti yayıldı. İslâm devletlerinin zulüm yoluyla toplamış o ka- dar servetleri devlet menfaatlarına değil, belki hükü met dairelerinin sefahatlerine israf ediliyordu. Bundan
ŞEYHOLİSLAM MUSTAFA SABRI
YanıtlaSil25
sonra falam aleminde daha büyük bir fitne çıktı: Yalnız vehimlerden, nazariyelerden ibaret Yunan felsefesi ter- cume edildi. İslamiyetin hem kalbi, hem dimağı en mü- him zehirlerle zehirlendi. İslamiyetin şerefli ilimleri, maddi çalışma, bir paralık, faydası olmayan nazariyele- re mahkum edildi. İslamiyetin içtimai kanunları, çalış- ma kanunları amelden eseri olmayan nazarı bir şeriat, olmak derecelerine kadar indi. İslamiyetin saf, ilahi aki- desi kelâm ilimleri cereyanları ile kirletildi ve tahrif edil- di. Kalbleri ve dimağları nazariyelerle ihtilaflarla mes- gui kalmış ehli islam, içtimai, iktisadi, medeni haller tamamiyle ihmal etti.
Bu büyük fitne bütün İslâm Ålemini, mescitleri medreseleri, evleri, meclisleri tamamiyle istila etti. Ma- nast bos, beyhude nazariyelerden bahseden, bunun üze rine bütün ilimleri inkar eden kelâm kitapları islâm memleketlerinin her tarafında yazılıp hükümet kuvve- tiyle kabul ettirilirdi. Bugün biz o kitapları okursak kadar beyhude şeyleri yazmış kalemlere, öyle şeylere fik- retmiş akıllılara, o kadar ufak meselelere kanaat etmis alimlere, o meselelerin bütün tamamına (islam inancı, namını vermiş kelâmcılara taaccüb eder, elbette istih- jaf gözüyle (küçümseyerek) bakarız.»
Alınız Gazali gibi büyük bir imamın kalemiyle ya- zılmış «Tehafüt» i (Gazali 'nin bir kitabı), alınız. İbn Rüşt gibi güzel bir felsefecinin kalemiyle yazılmış «Te- hafühüt-i tehafüt» i, söyleyiniz zinhar şu kitaplarda kiy- metli bir söz, faydalı bir fikir, alınabilir mi? Görünüz hendese, astronomi ilimlerinde itibarı yüksek olan Nas ruddin-i Tusi kalemiyle yazılmış «Tecrit» gibi kitapları o kitaplara mukabele müdafaa yoluyla telif edilmiş bü- yük ciltleri hesabı yok haşiyeleri, şerhleri islâmiye hakkı için söyleyiniz. Akıl sağ iken, gönül pak ken öyle
ŞEYHÜLİSLAM MUSTAFA SABRİ
YanıtlaSil29
maiset sermayesi vücuda getirmesindedir. Ahlakın şu iki teläkki tarından başka hiçbir ilmi esası olamaz. Halbuki bir kere, bunlardan birincisinin yani, fazilet esasının müeyyidesi yoktur. Emniyet ve itimad mese sine gelince bunun mürakabe nüfuzunun da zevahiri korumaya dikkat noktasından ileri geçemiyeceği gibi emniyet ve itimad üzerine tertip edilecek tedrici istifa- denin rekabet edemiyeceği fevkalade istifadeler karşı- sında bu esasın iflasından hakikaten endişe etmek lå- mm gelir. Hulasa:
النجاة في الصدق
(kurtuluş doğruluktadır)
hakimâne düsturundaki kurtuluşu yalnız dünya kur- tuluşu ile tefsir ettiğimiz surette o düsturun gerek ka- tiyet ve gerek ehemmiyetinden pek çok şey kaybelece- ğini takdir ederiz ki, bu da ahlakın dini esası ile ilmi esası arasındaki mühim farkı gösterir. Demek ki, Ha- şim Nahit Bey'in kitabından naklettiğimiz söz, yani ah- lakı koruma hususunda dinin kuvvetli mertebesine ye- tişebilecek hiçbir şeyin bulunmaması gayet doğrudur.
Pekåla, işte din, bu kadar lüzumlu bu kadar iyi bir şey olsun da sonra bunun aslı olmasın, bu nasıl şey? Her asırda insanlara bu derece lazım bir yalan düşünü- lebilir mi? Hemde ahlâka en müessir bir kuvvet ve mü- eyyide olabilmek hususiyetine halel getirmemek için aslı varmış gibi telåkki edilmesi gereken bir yalan... Halbuki bir şeye hakikaten inanılmadığı halde haki- katen inanmış gibi hareket etmek katiyyen mümkün değildir. Çünkü bu, ciddiyet ile alayın, doğruluk ile ya- lanın bir ve beraber kabul edilmesi kadar mantıksız bir şey olur. Aşikardır ki hakikaten inanmak üzerine ter- tip edilecek fiil ve amellerin, yalandan inanmak üzeri- ne tertibi aynı derece emniyetle mümkün olamaz. Yala-
DINE MÜCEDDITLER
YanıtlaSilthis bile bile ne kadar ehemumiyet verilse yine yalan recesini Rel geçemes ahlaki emreden dinin gizliden gizliye es kantini ve bir taraftan da dinin emrinden kantaki gerçekten emniyyaraltına al tenakhinde tocaladıklarını, yüksek zekâla- riyla neden idrak edemiyorlar? de-
dimin ahlak üzerindeki büyük yükseliş ve gelişmenin kabil Reformcularımızın olamayacağına dair olan görüşlerini suni bir riyakarli- maganda Mesleklerin ciddiyeti hakkındaki iti- madım buna mani olduktan başka åleme karşı kendisini dindar tanıttırmak tarındaki riyakarlığın bugün kat. lyyen yoş görülmesi imkânı kalmamıştır. Asrımızda bir kimsenin ne dindar tanınmakla mevkii yükselir, ne din- siz sayılmakla alçalır. Belki diyanetle kötü karışıklığa uğramış olan taassubun mevkii düşkün bir halde bu- lunduğu gibi dince mubalatsızlığın hür fikirli ve hatta münevver fikirli sayılmak hususunda tercihe şayan bir faydası bile vardır. Onun için, fikirlerini tenkid etmek- te olduğum zatlardan şu vesile ile de pek masum bir sa- mimiyetle rica ederim ki, mesleklerinin tahlil ve ince- lenmesini lamm gördüğümden şahsiyetlerinde gizli olan bir kabahatı meydana koymak gibi bir taarruz manası çıkarmasınlar. Modası geçmiş bir münazara yolu ile galibiyet elde etmeyi düşündüğümü zannetmeye mahal yoktur. Bindenaleyh benim maksadım kendilerinin dine ciddiyetle inanmadıklarını ilan etmek değil, hatta dinin
lüzumuna inanmakla hakikate inanmak arasındaki
mantik zıtlığını arz etmek değildir. Asıl maksadım şu
dur ki, dine bir değişmeyen hakikat şeklinde inanılm
yacak ve belki ahlak zabıtası vazifesini onun kadar mü
ŞEYHÜLİSLAM MUSTAFA SABRİ
YanıtlaSil31
kemmel ifa eden bir şey bulunmadığına, kanaatle değiş meyen hakikat olduğuna inanılmış gibi hareket edile- cek. İşte ben bunu mantıksız olduğu kadar da imkân- sız görüyorum.
Reformcular, dinin asılsız bir yalandan ibaret oldu-
ğu fikrinde göstermiyerek belki dinin kalbe heyecan ve-
rici bir şey olmak üzere insanlar tarafından vaz ve icat
edilen ve beşeriyet ile beraber gelişen bir meslek olarak
aslı, hakikatı ve lüzumu bulunduğuna inanılır telakki
etmek de arz ettiğim mantiki müşkülleri çözmeye kafi
gelmez. Çünkü insanları heyecana getirmek hususunda
hiç bir kuvvetin din ile rekabet edememesi, dinin teme-
li olan prestijin icabıdır. Diğer sevdiklerimze karşı hör-
met hisleri ve bağlılığımızın son haddini de «prestij
(tapınmak) mecaz tabiri ile ifade edebiliriz. Dinde ise
bu tabirin mecazi değil hakikatı mevcut ve muteberdir.
Peki, lakin insanın maddiyat ve maneviyatına bu dere-
ce hakim olacak bir şeyin ayni zamanda kendi icat ve
uydurmasının eseri olması nasıl kabil olur? Di,n, kendi
kendine değişmez bir hakikat olmalıdır ki, insanlar için
kat'i bir rehber olabilsin. İnsanlar mı dine tabi olacak,
yoksa dini insanlar yapmak suretiyle din mi insanlara
tabi olacaktır? İnsanların kendi yapdığı şeye tapması
eski putperestler hakkında ayıplama ve ahmaklik sebe-
bi olan bir sapıklık nümunesidir. Hulasa: Reformcular
dini insanların sun'î eseri olarak düşünmelerinde ya
aslı olmayan bir şeye var derecesinde inanmak veyahut
tabi olanın tabi olunan ve eserin müessir mevkiinde bu-
lunmasına ihtimal vermek gibi aklen iki muhalden bl-
rini de din ile beraber vaz ve tesise çalışmış oluyorlar
Ankebut Sûresinde bulunan
إِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْتَانَا وَتَخْلُقُونَ أَفْكَا
DINI MÜCEDDİTLER
YanıtlaSil(Siz ancak Allah'tan başka putlara kulluk ediyor ve bol yalan uyduruyorsunuz.) nazmi celilindeki
وَتَخْلُقُونَ أَنكا
bol yalan uyduruyorsunuz cümle bibu gibi batıl zihniyetleri tasvir için ne kadar muvafik bir ifade yi ihtiva etmektedir. Yalana, bile bile hakikat derece sinde kalp baglamak mümkün olamıyacağı hakkındaki iddialarımızın teyid edici şahidini Haşim Nahit Bey'in kendi sözleri arasında bile bulabiliriz:
"Yükselen ve gelişen insan zekâsının son asırlarda insanları birbirine en ziyade kuvvet ve emniyetle bağla- mak için işlediği altın zincir, yani milliyet fikri bir gün gelip de kopacak olan öteki kaba zincirin yerini tutmaz dan pek çok önce ırkçılık hissi vardı. İşte bu ırkçılık ve ya milliyet hissi, dinin hükümran olan nüfuzu altında tutkın ve uyuşuk bir halde kaldıktan sonra nihayet bir gün, uzun müddet küller altında kalan ateşler gibi can- lanır.» (Sh. 54)
Eğer din rabıtası yerine ilmi bir terbiye usûlu, gençlikte milliyet, vatan fikrini ve makbul seciyeleri tesis etseydi, eğer yıkılan temelin yerine bir yenisi ya pılabilseydi gençlik mevcut olabilirdi.» (Sh. 54)
İnsanların ruhiyatı üzerindeki büyük nüfuzu itiba riyle dine rekabet edecek hiç bir kuvvetin bulunamiya cağını söyleyen muhterem beyefendinin eğer dine inan cı ciddi ve hakiki olsaydı şu yazılarda dini, milliyet ve ilmi terbiye usulü gibi iki kuvvetten biri ile mukaye ve belki değiştirmeye benzer kararsızlıklar göstermer di. Və hele milliyet rabıtası hakkında kullandığı (işlem miş altın zincir) tabirine karşı, din rabıtası hakkın (kaba zincir) tabirinin kullanılmasını doğru bulmaudi
تَعْبُدُون مِنْ دُونِ الله لا يَمْلِكُونَ لكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِنْدَ اللهِ الرِّزْق وَاعْبُدُوهُ
YanıtlaSilوَاشْكُرُوا لَهُ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (۱۷)
17. Siz Allah'ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsı sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah'ı bıra kıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
"Si Allah'ı bırakıp bir takım putlara tapıyor,"
"الوثن" : "أوثان )put)" kelimesinin çoğuludur. Müşrikler için yapılmış
bykeller olup başkaca bir özelliği yoktur.
Bazıları demiştir ki; Ağaçtan, altından ya da gümüşten insan şeklinde apılmış, kalıba dökülmüş puta "الصَّنَ" denir. "الْوَثَنُ ise böyle değildir; sadece taştan yapılır ve insan şeklinde de değildir.
"Asılsız sözler uyduruyorsunuz."
Rağıb Isfahânî der ki: الْخَلْقُ yaratma kelimesi insanlar için genel de şu iki mânâda kullanılır: Birincisi takdir etmek, ölçmek, düzeltmek manasında; ikincisi, yalan mânâsında.
Keşfü'l-esrûr'da kaydedildiğine göre "خَلَقَ" ve "اختلق" füllerinin anla eliyle veya diliyle iftira etti, demektir. Putları yontmak, eliyle iftiraye misaldir. Yalanın en kötüsüne "ifk" denir. Buna yalan denilmesinin sebe yüzüstü haktan çevrilmiş ve saptırılmış olmasından dolayıdır.
Mână şöyledir: Siz onlara "ilahlar" demekle ve onlan Allah katınd selâatçılar" diye çağırmakla yalan söylüyorsunuz.
Bu onların kötü hallerine bir istidlaldir, çünkü bu sözlerin yalan v al oluşu apaçık ortadadır.
Sonra Allah Teâlâ, sözü uzatmanın bir yaran olmayacağı için onlar bu kötü haline istidlal ederek buyurdu ki:
Ver. Bir şeye muktedir olur ve gücün yeterse "Falan şeye malik oldu versin. Müsa (a.s.)'ın: "Ben, kendimden ve kardeşimden başkası Bilmelisiniz ki, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size raik
KIYAMET KOPACAKTIR
YanıtlaSilİnsanlığın öteden beri en çok merak ettiği konulardan biri de kıyametin ne zaman kopacağıdır. Bunun zamanını yalnız Allah'ın bildiğine dair ayet-i kerimeler bulunmaktadır. "Sizi ansızın yakalayacaktır." (A'raf. 7/187) ifadesi insa- noğlunun kıyamet saati hakkındaki bilgisizliğinin son ana kadar süreceğine işaret etmektedir. Kıyametin ne zaman kopacağı hakkında kendisine sorular sorulan Peygamber Efendimiz de bu konuda bilgisinin bulunmadığını be- lirtmiştir. Ahiret hayatı, melek, şeytan gibi gayb alanına giren, dolayısıyla beşerin bilgi imkanlarını aşan hususlarda Allah ona neyi ne kadar bildirmişse, o da o konuda bilgisini ortaya koymuş ve Allah'ın iznine bağlı olarak bizlere bilgiler vermiştir. Zaman zaman kıyametin kopacağı ana dair kehanetlerde bulunup insanları bununla oyalamaya çalışanlar olmaktadır. Halbuki önemli olan kıyametin ne zaman kopacağı değil, bir gün mutlaka bunun gerçekle- şeceğine iman etmek ve ahiret hayatı için hazırlıklı olmaktır.
271 Dog Dr Ibrahim H. Karsli
YanıtlaSillan ve yeni din hakkinda saphe stone suphe uyandırdılar. Onlar aleyhine pro- paganda yapıp yanlış iddialar ileri sürdüler
Islam daveti yayıldıkça, Ehl-i kitap. Müslümanların gönüllerindeki itikadın zayıflaması ve Islam'a karşı olan güvenlerinin sarsılması için çabalarını yoğun- laştırdılar. Bu da, onları şüpheye düşürmek, Hz. Peygamber'in saygınlığıyla lgili kuşkular uyandırmak ve Kur'ân ayetlerinde birtakım çelişkiler bulunduğu iddia ve vesveselerini onlara telkin etmek suretiyle gerçekleşiyordu. Nitekim Baraka, 2/42'de meålen "Hakkı batılla karıştırıp bile bile hakkı gizlemeyin"10 ifadesi geçmektedir. Ayet, Israiloğullarına verilen nimetler ve kendilerinden alınan sözlerin peş peşe sıralandığı ve bu çerçevede bir dizi uyarı ve hatırlatma- nın yapıldığı bir anlam akışı içerisinde gelmektedir.
Burada "hakkın batılla karıştırılması"ndan bahsedilmektedir. Bu da, "karış- turma" anlamını ifade eden "lubs" kökünden gelen bir kelimeyle dile getirilmiş- tir", Zıddı açıklamaktır. "Ihfå" (gizlemek) ile arasındaki fark şudur: "İhfå"da mananın anlaşılması mümkündür. Ancak "lubs"de, bu mümkün değildir. Kapa- lilik dolayısıyla manayı anlamak oldukça zordur. Dolayısıyla "lubs" kelimesi, sifat açısından benzeyen iki nesnenin ayırt edilemeyecek şekilde birbirine karış- ması anlamına gelmektedir. Ancak çoğunlukla, manaların karışmasını ifade eder. Bir işle ilgili olarak "açık olmaması" veya "karışık olduğu" anlamında "lubsetu" ifadesi kullanılır. Nitekim Hz. Peygamber'in göğsünün yarılmasından bahseden hadiste, "Aklımda, görüntü mü yoksa hayal mi olduğu ayırt edilemeye- cek şekilde bir karışıklık/iltibas meydana geldi"" ifadeleri geçer.
Yine bu manada olmak üzere, "lebistu 'aleyhim el-emre" (İşi onlara karışık gösterdim) ifadesi kullanılır. Nitekim bu anlam içeriği ile 6/137'de, ortak koş-
Merdadi, Tejhim, 1, 63
Bakara, 2/109, Al-'Imran, 3/119.
Apt. Eidi kita din buyuklere hitap etmekte ve yaptıkları işin çirkinliğini belirtmektedir dikden hålde inkar etmektedirler. Alimin inkâr etmesi, cahilin inkârından dah büyük suçtur
et-Taberal, 1, 212).
Taber. 1. 254. el-Beydavi, 1, 58.
Taberat, 1, 211.
Ayna bk
Terial, Mürned påmiyyin, II, 198, (1181).
Apr. 1. 470-471. Apa lik Eb Ubeyde, 1, 96.
KUTSAL KİTAPLARA GÖRE DİN ADAMI
YanıtlaSilDOÇ. DR. İBRAHİM H. KARSLI
TÜRKIVE DİYANET VAKFI VAYINLARI
sy. 271.
Türkçe Deyimler S 'üğü 107
YanıtlaSilsöylenir.
aşta tuzu bulunmak.. çorbada tuzu bulunmak.
as yermek (ya da ermek) ha. (gebe kadın) kimi şeyleri, zellikle kimi olmayacak şeyleri yemek için aşırı istek duy- mak. or. Komşunun gelini aş yeriyor, şu ekşi elmaları ona götürun.
ata et, ite ot vermek 1 kişilere, işlerine yaramayan şeyi ya da ilgilenmedikleri görevi vermek. 2 bir işi ya da işleri ters yapmak.
ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayaklarını uzatmış yete- nekli, değerli kimselerin hakkı olan şeyleri, buna yaraşık olmayan da istiyor" anlamında söylenir.
at (ya da atlar) anası erkek gibi iriyarı kadın, erkeksi kadın. at başı (beraber) gitmek aşağı yukarı aynı durumda olmak, eşit durumda olmak.
at çalındıktan sonra ahir kapısını kapamak iş işten geçtikten, bir işte zarara uğradıktan sonra önlem almak.
at elin, it elin, bize ne? "herkes kendi malını dilediği gibi kullanır, kendi yakınına istediği gibi davranır, bizim bun- larla ilgilenip üzerinde düşünce yürütmemiz yersizdir, yakışık almaz" anlamında söylenir.
ateş açmak birçok kişi aynı anda ve ansızın, karşılarındakilere ateşli silahlarla mermi atmak. aleş alır gibi çok çabuk, çarçabuk ör. Ateş alır gibi, bir geldi bir gitti.
ateş almak 1 (bir şey) tutuşmak, yanmaya başlamak, aleat
lenmek. 2 (ateşli silah) kendi kendine patlamak ya da pak
tama telah kendi birden parlamak, öfkelenme
damak, cosmaknedenlerle birke of Böyle ateş almak işi
daha da zorlaştırır.
Bu esnada İngilizler Anadolu'da kurula- cak yeni devletin liderliğini sürekli takip ediyorlardı. İngiliz raporlarına yansıyan tespitlere göre bu dönemde Ankara'da Kemalistler, Enverciler (eski İttihatçılar) ve Saltanatçılar olmak üzere üç grubun varlığından söz etmek mümkündü. Aralarındaki anlaşmazlıklardan biri de Hilafet'in geleceğiyle alâkalıydı. Rauf ve Kazım Karabekir Paşalar, Mustafa Kemal'in Hilafet hakkındaki görüşleri- ni biliyorlardı. Bu gruptan bazı isimler sağlık mazeretiyle Mustafa Kemal'den ayrılmaya başladılar ancak esas sebep hilafet meselesindeki görüş ayrılığıydı ve bunlar kısa sürede ikna edilip geri döndürüldüler. Dolayısıyla İngiliz tespit- lerine göre Ankara'daki meclis Mustafa Kemal taraftarları ve aleyhtarları olmak üzere ikiye bölünmüştü.
YanıtlaSilMecliste güçlü bir ekip, Mustafa Ke- mal'in liderliğine karşıydı ve bir kanun teklifiyle meclisin geleceğinde Misak-ı Millî sınırları dışından gelenlerin yer almaması tartışılmaya başlandı. Teklif, Selanikli Mustafa Kemal'i oyun dışına itecekti ancak tartışmalar sonucu orta yol bulundu ve bundan vazgeçildi. Mustafa Kemal zamanla bu ekibi bertaraf edip liderliği elinde tutmakta hayli azimliydi. Kısacası İngilizler Anadolu'nun gelece- ğinde kiminle pazarlık yapacaklarından iyice emin olmak için Ankara'da kimin sözünün geçtiğinden tam olarak emin olmaya çalışıyorlardı. Lozan'da buna
göre tavır alacaklardı.
Prof. Dr. Cevat Akşit
YanıtlaSilHAYATIM PAHASINA YÜKSEK İSLAM ENSTİTÜSÜNÜ AÇACAĞIM
Yüksek İslam Enstitüsü talebi ile gelen heyeti Başba- kanlık'ta kabul eden Menderes'in, "Hayatım pahasına bile olsa İmam-Hatip okullarının yüksek kısmını açacağım." de- diği hatıralarla gündeme geldi.
Prof. Dr. Akşit, görüşmenin nasıl gerçekleştiğini şöyle an- latıyor: "Demokrat Parti grup başkan vekili olan amcam ara- cılığı ile randevu aldık. Darbenin ayak sesleri yavaş yavaş geliyordu. Rahmetli Menderes hiçbir heyeti kabul etmiyordu. Çok sıkıntılı bir dönemden geçiliyordu. Amcama, 'İmam- Hatip Okuluna hayır diyemem' demiş; 'ama gece gelsinler. Toplu girmesinler, ayrı ayrı kapılardan girsinler. Ben tembih edeceğim. Kapıdan birer ikişer alacaklar' diyerek bizi gizlice kabul etti. Heyeti gece geç saatlerde Bakanlar Kurulu top-
260
lantı salonunda ağırlayan Menderes, özel personelini de oda- dan çıkartıp kapıyı kilitleyerek görüşmeye başlar. Görüşme samimi bir ortamda geçer. Talepleri dinleyen Başbakan, duy- qulu bir konuşma yapar. Memleketin iman olmadan ayakta duramayacağını dile getirerek, "Milletimizin mayası ahlaktır, dutandır, İslamdır. Eğer biz bugün ayaktaysak, ak sakall bir dedenin kucağında büyüdüğümüz için ayaktayız. "Eğitim öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz. Bunu aikliğe aykırı sayıyorlar. Arkadaşlarım beni yalnız bırakıyorlar. Yalnızım, müsteşarım bile meşrik-ı a'zam (masonların baş- kanı). Burnumun dibine bile böyle adamlar koydular." der ve ağlamaya başlar.
YanıtlaSilRahmetli Başbakan Adnan Menderes bütün girişimle- rine rağmen o yıl enstitüyü açtıramaz. Başta bakanları buna karşı çıkar. Ertesi yıl Milli Eğitim Bakanını görevden alır, ye- rine vekaleten Tevfik İleri'yi atayarak İslam Enstitüsünü kur- mayı başarır. Açılış 59 öğrenci ile yapılır.
AVNI ARSLAN
AVNI ARSLAN
YanıtlaSilYAKIN TARİHTEN
UNUTULMAYAN HATIRALAR
AKCAĞ
sy. 260,261.
Atatürk Eskişehir Yolunda
YanıtlaSilMUSTAFA KEMAL'İ AĞLATAN OLAY
Yıl 1922. 14 Ocak gece yarısı. Mustafa Kemal'in özel treni Eskişehir'e doğru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi, savaş sonrası Anadolu'sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir'e gidip annesini görecek ve La- tife'yi... Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal'in ve bir türlü uyku tutturamıyor.
Ali Çavuş, kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kapıya dayanmış, karanlığı seyrederken, bir yan- dan da kendi kendine mırıldanıp duruyor.
"Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmez dim. İşte, sonunda şifreli telgraf geldi. Zübeyde anamızı yi tirdik. Peki, ne duruyorum. İçeri girip onu uyandırmalıyım.
YANITLASİL
yuksel23 Aralık 2023 03:27
ma işe bak, giremiyorum. Kiyamıyorum paşama. Nasil erim ki: 'Anamız öldü paşam!' diyemem. Onun yüreği anası in atar. Hep söyler. Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak ynı anlama gelir onun için. Kapıyı açsam, telgrafi uzatsam, Paşam sen sağ ol' desem 'Eyvah' demez mi? ''Koca vatanı urtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?"
Ali Çavuş, anlattığına göre birden yerinden sıçramış. İlçe- Tiden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor.
Çavuş kompartiman kapısını açıp selam duruyor: "Emret Paşam."
Mustafa Kemal yatağa oturmuş soruyor telaş ile:
"Ne demeye kapıda bekliyorsun sen?"
"Uyku tutturamadım da Paşam."
"Annemden bir haber var mı?"
"Az önce bir telgraf geldi, dediler, şifreyi çözünce size sunacaklar."
"Boşuna kıvranma Ali, benden de saklamaya çalışma. Ben haberi aldım."
Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve me- rakla soruyor:
"Ne olan, ne haber aldın ki Paşam? Hayır haber inşallah."
Mustafa Kemal usul usul anlatıyor:
"Az önce dalmışım, rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk. Hep olduğu gibi bana bir şeyler anlatı- yordu. Birden bir fırtına çıktı. Bir sel bastırdı, anamızı aldı gö- türdü. Hiçbir şey yapamadım. Hiç, hiç!.."
Çavuşu bir titremedir almıştı. Derken, Mustafa Kemal emri verdi:
"Çocuk! Al getir şu telgrafı, hemen!"
AVNI ARSLAN
191
YANITLASİL
yuksel23 Aralık 2023 03:28
Ali Çavuş kompartimandan çıkar çıkmaz, çözümü geti ren görevliyle karşılaştı.
"Ver onu" dedi. "Paşamız bekliyor."
Kâğıdı aldı, içeri girdi, selam durdu ve: "Sen sağol paşam" dedi.
"Millet sağ olsun."
Gözünden iri bir damla gözyaşı akıvermişti. Çavuş, "Ağ- lama paşam" diye yalvardı.
"Neden? Ben insan değil miyim? Anam öldü. Ben buna ağlarım. Ama, anavatan kurtuldu. Bununla da teselli bulu rum. Benim için ikisi bir." İşte ben bunun için: 'Bulunur kurta racak bahti kara maderini' diye cevap vermedim mi Namık Kemal'e?"
Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavuş birbirlerine sarıldılar ve açık açık, hıçkırıklarla, içli içli ağlıyorlardı.
YAKIN TARİHTEN UNUTULMAYAN HATIRALAR
192
Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Yenil Nesil Yayınları, 2001
284
YanıtlaSilMeal-i Şerifi
40- Ey Israiloğulları, size verdiğim nimetimi hatırlayın, bana ver diğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tulayım ve sadece benden korkun!
iman edin, O'nu Jukar edenlerin ilki siz olmayın, benim ayetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkun. (Kur'anja
42- Hakk'ı batıla karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyin.
43- Item namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rüků edenlerle birlike siz de rükû edin.
44- İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitab (Tevrat)ı okuyorsunuz. Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız? 45- Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allahia)
saygılı olanlardan başkasına ağır gelir. 46- Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını (gözetir) ve gerçekten O'm döneceklerini bilirler.
با بنى اسرائيل Ey İsrail oğulları! İsrail, Hz. Yakub'un lakabıdır ki, "ya"sız'ام
; "ya"sız ve "hemze" siz استرال : "hemze"nin "ya"ya kalb (çevrilmesiyle اوایل
meftüh (üstünlü) "hemze" ile ارامل ; ve meksûr (esreli) "hemze" ile اسرائل de oku
nur. İbranî dilinde bunun mânâsı safvetullah (Allah'ın seçkini) veya Abdullah
(Allah'ın kulu) demek olduğu beyan ediliyor. Şu halde bu lakabda yahudilen
iman etmeye bir harekete geçirme vardır ki, meâli şu olur: Ey Allah'ın güzide bir
kuluna evlatlıkla bağlanmış olan Tevrat ehli أذكروا نعمتى التي انعَمْتُ عليكم o size ver
miş olduğum büyük nimeti düşünün, hatırlayın, yad edin. Çünkü zikir kalb
ile de olur, dil ile de. Bu hitap gösterir ki onlar, her şeyden önce nimete talip-
dirler. Bununla beraber şükür şöyle dursun, nimetin aslını bile unutmuşlardır.
Bunları Cenab-ı Allah onlara hatırlatacaktır ve bunlardan başlıcası ن بانكم منى
لانا
هدی "benden size bir hidayet gelirse" (Bakara, 2/38) ifadesince kitap ve peygam
berliğe işarettir ki, sonunda Muhammed (s.a.v.)'in gönderileceğini idrakleri ve
Medine'ye nebevi hicretle gelen ilâhî hidayet vardır. Vaktiyle olduğu gibi bil
hassa şimdi üzerinize gelen büyük nimeti takdir ediniz, وأوفوا بعهدی ve benim a
dimi (bana verdiğiniz sözü yerine getiriniz. Ta Adem'in yeryüzüne inmesin
gene bağlandığınız ve Tevrat ile söz verip anlaşma yaptığınız bir ahul
bir zamanda göndereceğim hidayet sebebine
iman ve itaat edecektiniz ve Musa'nın haber verdiği peygamberlerin sonuncusu-
na iman edecektiniz. Benim bu ahdimi Resulüm Muhammed'e uymakla yerine
getiriniz ki أرف بعهدكم ahdinizi (size verdiğim sözü) yerine getireyim. Siziحک
2- BAKARA SÜRESİ: 40-42
YanıtlaSil285
10 عليهم ولاهم يع cümlesine sokayım رایای تارهون artik benden ve ancak benden korkup sakınınız. Anlaşmayı bozmak ve diğerleri gibi fesatlar, ahlaksızlıklar انزلتُ مُصَدِّقًا وأمنوا بما ve özellikle, imanın esası itibariyle yanınızdaki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğim Kur'ân'a iman ediniz ve yapmayınız لما معك bütün amellerinizi buna uydurunuz. Baksanıza Tevrat'taki Ådem kıssası bun- وَلا تَكُونُوا ve bunu ilk inkâr eden siz ol- da ne güzel hatırlatılmıştır اول کافر به mayınız. Vahiy nimetini, nübüvvet (peygamberlik) nimetini ilk anlayıp tasdik edecek olan siz olmanız gerekir. Siz buna iman etmezseniz, bazı dünyaya ait Nydalar düşüncesiyle etmezsiniz. Fakat ولا تشتروا بأناتي لنا قليل benim ayetlerimi, Mucizelerimi az paraya satmayınız. Birkaç para gibi kıymetsiz dünya men- fatlerine değişmeyiniz. Bu ayetlere iman ederseniz, elinizden kaçacağını sındığınız paraların, dünya ile ilgili düşüncelerin kat kat üstünde nimetlere erişeceğinizi bilmeniz gerekir. رانای ناتتون artik benden ve ancak benden layıkıyle korkunuz, yalnız benim korumama giriniz, takva ehli olunuz. Önceki âyette "rehbet", (korkmak) burada "ittika" (sakınmak) ile emredilmesi, onun avam (halk) tabakasına ve seçkin zatlara genel (umumi) ve bunun havass )seçkinler)a özel bir hitabı hedef alması dolayısıyledir. وَلا تَلسُوا الحَقِّ بِالبَاطِلِ hakkı batıl ile karıştırıp aldatmayın; doğruyu yalanla, yanlışlarla bulayıp da وتكتمو الحق وأنتم تعلمين bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlamı çok kap- samlıdır. İlme ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, yalan do- lanlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve hakim- lerin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmi gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi gönüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, eçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar bakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki ayetleri saklıyorlardı ki, bu konuda فويل للذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عنها "Yazıklar olsun o kimselere ki kit theleriyle yazıp, or Bu Allah Kaundandır." derler." (Bakara, 2/7( عرگون لكم عمرو "Kelimeler er inden degiştiriyorlar." (Nisa. 4/46. Maide orlar( diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, landı. Ve ilmi meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine kos gore
2- BAKARA SÜRESİ: 42-43
YanıtlaSilCuz 1
çıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapiyorlar, safatalar spkyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor, apıyon, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara karşı srailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu fiyet olsaydı, Kur'an'ım terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmi vaziyette Islam'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu ayet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'an, terceme sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz Cenab-Hak لا تلبوا الحَقِّ بالباطل buyurmuştur.
Bundan başka وأقيموا الصلوة وأثرا الزكرة bir de namazı dosdoğru kılınız ve ze- katı veriniz. واركموا مع الراكعين hem rükû edenlerle, yani müslüman cemaat ile beraber rüku' ediniz, eğiliniz, rüku'lu namaz kılınız. Bunda, hem o namazın başka değil, İslâm'ın namazı olduğuna tenbih hem de cemaatin varlığına işaret vardır. Çünkü rüku' ile namaz İslâm dinine mahsustur ve bunun için namazın bölümleri buna bağlı olarak rek'at diye isimlendirilmiştir ve burada وارگا rüku' ediniz" را "namaz kılınız" mânâsını ifade etmiştir. Şu halde yalnız rüku' (eğilmek) ibadet olmaz. Yahudi ve hıristiyanlar namazlarında kıyamdan doğru- dan doğruya secdeye giderler, rüku' etmezler. Rüku', sırtıyle beraber boynunu öne eğmektir. Lügat bakımından secdeye kadar varabilirse de şer'an (dinen) nor- mali belinden bir dik açı vaziyetinde bükülmektir. Kıyamdan secdeye kapan makta bir itidalsizlik vardır ki, bunu rüku' tamamlar. Ve bu şekilde müslümanın namazı, kalbin düzelme ve temizlenmesiyle beraber bir mi'racı olduğu gibi, be- dene ait hareketlerin de ta'zimi, ağırbaşlılık ve sükuneti ifade eden her kısmını İçerir. Beşer ömrünün geçişini ne güzel tasvir eder. Ciddi olarak namaz kılmak, zekat vermek, cemate devam etmek, hakkı gizlemekten ve hakkı batıl ile bula-
maktan men eder.
Bütün bu emirler, bu yasaklar, İsrailoğulları'na hitab etmekle beraber, hinkmü onlara mahsus değildir. İslam şeriatinde bunlar vardır. "Siz de bunları iman ve itaat ediniz." demek olduğu açciktir, su halde "sebebin hususu (özel oluşu), hükmün umumu (genel oluşuna
engel olamayacağı açıktır. kendini u sonra hakkı karıştırmamakla beraber, aakala na hakkı tebligedi de kendini unutmak da caiz olmayacakin beraber, başkalarına et hitap da värid
2- BAKARA SÜRESİ: 43-44
YanıtlaSil287
aluyor. Rivayet olunduğuna göre saadet asri (Peygamberimizin asrında Me- dine'deki yahudi bilginlerinden bazıları, kendilerine gizlice gelip: "Muhammed hakkında ne dersin?" diye soranlara: "Doğrudur, haktır." derler, Resulullah'a uy- emrederlermiş rine geçmekte olan hediye ve vergilerden mahrum kalmak endişesiyle ona uyma arzularını açıklamazlarmış. Bazıları da: "Sadaka veriniz." diye emreder, fakat dileri vermezlermiş. Diğer bazıları da: "Allah'a itat ediniz, asi olmay fikat derier, fakat kendileri sözleriyle amel etmezlermis. Nihayet bu ayet munase bettyle: "Namaz kılınız, zekat veriniz" diyenler olurmuş fakat kendileri hiç biri- yapmazlarmış. İşte bunların biri veya her biri dolayısıyle şu âyet de nazil almuş (inmiş)tur. أتأمرون الناس بالبر وتنسون انقُكُمْ acaip, siz insanlara birr (yani bol bol iyilik) emreder de kendinizi unutur musunuz? وأنتم تكون الكتاب Halbuki daima kitabı (yani Tevrati da okuyorsunuz. ألا تقلون halde akil etmez misiniz? Yahut daha akıllanmayacak mısınız? Fenalık emretmektense, iyilik emretmek elbette iyidir. Fakat aklı olan başkasının iyiliğini isterken kendini u-
nutur mu?
Birinci olarak, emir bilmâruf (iyiliği emretmek) ve nehiy anil'münker (kötülüğü yasaklamak)den maksat, başkalarına doğruyu göstermek suretiyle is- tifade ettirmektir. Halbuki başkasını irşad edip de kendisini unutmak ve kendisi- ni iyilikten, irşaddan mahrum etmek, eli selamete çıkarıp, kendini ateşe atmak demektir ki, amelî akıl açısından bir çelişki teşkil eder.
İkincisi, insanlara va'z ve ders vererek ilmini ortaya koyup da kendisi, ken- di emrini, kendi öğüdünü dinlememek, kendini ve ilmini fiilen yalanlamaktır. Bu, şahsında bir çelişki olduğu gibi, halkı bir taraftan aydınlatmak isterken, diğer taraftan saptırmaktır ki, bu da bir çelişkidir, bunda da bir çeşit karıştırmak vardır. Aklı olan ise çelişkiye düşmez.
Üçüncüsü, söylediği sözün, verdiği nasihatin bir kıymeti ve kalplerde bir te- Warnin olması arzu edilir. Boşuna emir, boşuna gevezelik akıl kârı değildir. Hal- haj verdiği emir ve öğüdün tersini kendisinin yapması, onun kıymetini kırmak ve herkesi ondan nefret ettirmektir. Daha açıkçası, bindiği dalı kesmek, otur- dugu evi yıkmaktır ki, bundan büyük budalalık olmaz.
dit ve bir görevdir. Fakat bunu yaparken kendini unutmak, işte budalalık ora- adi. Bu ayette yasaklanan da budur. Bundan dolayı bu ayet fâsıkın (sapık) Hasılı, iyilik iyiliktir, elbette insanlara iyiliği emretmek de hadd-i zatında va'z etmesini
emretmesini men etmemekle beraber bu gibiler hak
YanıtlaSilda gayet büyük ve büyük olmakla beraber zarif (ince) bir inzar (korkutmay
içeriyor ve aptallıklarını anlatıyor. Vaizin, amirin kendi hakkında ciddi olmasin
ve öğüt verirken herkesten önce kendini düşünmesinin gereğini anlatıyor. Ve
bunun özellikle akıl nokta-i nazarından çok şaşılacak şey olduğunu gösteriyor
Buhari ve Müslim'de bu konuda şu hadis-i şerif rivayet edilmiştir: Kıyamet
gününde bir adam getirilir, ateşe atılır, ateş içinde değirmen taşı gibi dönmeye
başlar. Cehennem ehli onun etrafını çevirirler: "Ey falan! Sen bize iyilikleri em
reder, fenalıkları yasaklar değil miydin?" derler. "Evet ama, ben size emreder,
kendim yapmazdım; sizi yasaklar, kendim yapardım." der(1), Şu halde insan,
başkasına öğüt verirken, kendini unutmamalı, ele telkin verip de, kendi zakkum
salkımı yutmamalıdır. İrşad (halkı aydınlatmak) için doğru söyleyenler böyle
olursa, sapıtmak için eğri söyleyenlerin hali kıyas edilsin!..
اليel-Birr, "geniş hayır" mânâsına isim, "hayırda genişleme" mânâsına mas
dar olur ki, esası "geniş alan" demek olan " el-Berr" kelimesindendir. Bundan
dolayı geniş iyilik, bol bol iyilik etmek demek olan "birr" her türlü iyiliği, ber
türlü hayrı kapsar ve şöyle sınıflandırılmıştır Birr البر üçtür: Allah'a ibadette bin,
akraba (hakkına) riayette birr, dostlarına muamelede birr.
Görülüyor ki, halk ve seçkinleriyle İsrailoğullarına hitap ederek verilen
emirleri, yasakları izleyerek taaccup (şaşma) ve takrir ifade eden bir soru ile
başlayan ve özellikle âlimleri, âmirleri ve hakimleri hedef alan bu hitab, bütün
bu emirleri ve yasakları bildirme ve bildirimi almada İslam dininin istediği
ahlak ve irfanın yükseklik ve ciddiliğini gösteren bir cümle-i tevsik
(kuvvetlendirme cümlesi) olmuş
ve
bilhassa namaz, zekat, cemaat emirlerini
takip etmesi de bunların ahlâkı güzelleştirmekteki tesirlerine bir işareti içermiş
ve bilhassa bildiğiyle amil (amel edici) olmamanın İsrailoğullarının bilginlerini
şiarı olduğunu anlatmıştır.
2- BAKARA SÜRESİ: 44-45
Cur 1
Şimdi bu güzel hitaplara, baştan başa hak ve doğru olan bu beliğ emirlers kat bu kadahlaki davetlere, iradlara karşı söyleyeder soz yok, hepsi guzel Fr kadar doğruluğa dayanılabilir mi? derseniz وارا بالصبر والصلوة daraldığınız za kadar kadar zaruretler içinde bunları yapmak kolay mı? Bu kadar ciddiyete, be man da ihtiyaçlarınıza sabır ve salat (namaz) ile yardım isteyiniz. Bunlarla Allah'dan yardım isteyiniz.
(1) Bursevi, Rühu'l-Beyane
2- BAKARA SÜRESİ: 45
YanıtlaSil289
Sabir, acıya katlanmak, onu geçirmek için dayanmak ve karşı koymaktır ki, ber ferahin, her başarının anahtarıdır. Baştaki darlığın, sıkıntının geçmesi için Allah'ın yardımını celbedecek sebeplerin birincisidir. Sabırsız ruhlar her zaman darlık içindedir. Onların, dünyaya ait olaylara hiç dayanıklılıkları yoktur. Her şey ister, her şeyden rahatsız olurlar. Genişlik zamanında eldeki nimetin metini bilmezler, gözleri daima başkasındadır. Az bir yokluk görünce tar hammül edemez, hemen mahvolurlar. Halbuki dünyada değişmeyen, tahavvül hiçbir şey yoktur. Bundan dolayı bir talbini bağlayarak, bunun da Allah'ın izniyle geçeceğine iman eder ve Allah'ın yardımını, mutluluk ve ferah gününü temiz kalp ve olgun iman içinde beklerse sonuç kurtuluş olur. Ve hiçbir fenalığa düşmeden kurtuluş olur. Bunun için ne- fisleri sabra alıştırmalı, insan sabrı alışkanlık edinebilmelidir. Bu alışkanlık, acıyı bırakmak için değil, def etmek içindir. Ve bunun (yani sabra alışmakla nefsi süsleyebilmenin) en iyi çaresi oruçtur. Oruç insanı, her halde, sabra alıştı- nt, tiryakilikleri tedavi eder. Bundan dolayıdır ki, buradaki sabır, doğrudan doğruya, oruç ile de tefsir olunabilir ve olunmuştur. Fakat her iki halde de bura- da asli kastedilen şey, bizzat sabır mânâsıdır, oruç bunun bir vasıtasıdır. Bunun- la beraber namazın bu konuda da büyük önemi ve faydası vardır. İnsan yıkanır, temizlenir, ayıplarını, ayıp yerlerini kapatır. Bunları yapmak için emek ve mal da sarfeder. Yüzünü kıbleye çevirerek istikametini (yönünü) tayin eder. Kalbini iyi niyetle doldurur. Gönül buhranlarını, şeytan vesveselerini atarak, ruhunun birlik duruluğunu incelemeye çalışır, bütün uzuvlarıyle ve büyük bir saygı ile tekbirini alır ve ibadete koyulur. Dünyanın acılarını, tatlılarını şöyle bir tarafa alar, Hak Teâlâ'ya dua eder, onunla konuşur. Kur'ân'ını okur, dinler, onun huzu- runda hayatın akışını, başlangıcını, sonucunu arz eder, Kitap okur; dikilip bekle- mek, eğilmek, defalarca kapanmak, yine kalkıp doğrulmak, nihayet oturup din- lenmek ve sonunda selam ve esenliğe ermek ve o anda gaybtan şehadet (görü- nürlüğe geçerek, şehadet getirmek gibi ruhi, bedeni büyük bir nizam ve intizam le bir mirac yapar. Ve hiç şüphesiz bu ulvi manzaralar içinde nefisler, zahin (dis) ve batin (larda yetmek üzere bulundukları intizamı yeniden ilahi bilerler. Sabırdaki acılıkları da unutur veya hafifletirler ve bütün bunlar ilahi Yardımın celbine aracı olur. Darlıktan patlayacak dereceye gelen o fena nefisler bir ruh kazanırlar ve bu sayede yalan dolan, karıştırma, hakkı gizleme, aldatma, kuvvetlerini, itimatlarını arttırırlar, sıkıntı zamanlarının kolaylıkla geçmesi için inkan bulurlar ve tarinantur dar sa bit saadet zevki, bir bahtiyarlık duyarla,
rlar ve o yüzden gelecek çirkin menfaatlere tenezzül etmeksizin sonunda i yardımın büyük tecellilerine ererler. Çünkü bütün dünyadaki beşeri arabin esası, genel ahlakın düşmesinde ve hak yerine batılın itibar kazan- sındadır. Allah'ın öfkesini celbeden de budur. Yoksa Allah'ın rahmeti aleme indir. Evet ama, bu sabir, bu namaz, böyle yardım dileme kolay mı? phesiz bu da kolay değil, ağır ve büyük bir istir ama الأعلى القائمين anca şin layıkıyle korkanlar)e değil, başını öne alıp düşünen saygılı kimse e ağır gelmez, hatta zevk verir, meleke (alışkanlık olur. الذين يظنون osal mseler ki şunları, şu demleri gözetirler أنَّهُمْ مُلاتُوا رَبِّهِم her halde kendiler in bir gün olup Rabb'lerine kavuşacaklarını, Rabb'lerinin lika (kat lamasına ereceklerini, وأنَّهُمْ اليه راجمون ve herhalde dönüp ona varacaklarını, mellerinin mükafatını alacaklarını sayarlar. İşte bunların her halde ola- ağını bir galip ve kuvvetli zan ile olsun bilenlere, sabır ve namaz ile yar lım dilemek ağır gelmez. Bunlara ağır gelmezse, hiç şüphesiz yakın sahibi lan iman ehline hiç ağır gelmez. "Zann"ın bazan ilm-i yakîn (kat'i ilim) mână- sına geldiği vardır. Burada bir hayli tefsir âlimleri bu mânâ ile te'vil etmişler ve bunda zan ile iman olamayacağı esasını ve "hâşiîn"in, mü'minînden ehas (daha hususi, özel) olması düşüncesini gözetmişlerdir. Halbuki zannı, yakîn ile te'vil etmektense, hâşiîni lügat mânâsından almak âyetin siyakı (gelişi)na daha uygun- dur. Huşu التشرع "boyun eğmek", iman ve ikân (sağlam bilgi) ile ilgili olabi leceği gibi, galip zanla da olabilir. Zira galib zan, amelin vacip olduğunu ifade eder. Yarın gelmesi galib zan ile zannolunan bir hayır veya şerre karşı akili in san kayıtsız davranamaz. Şu halde sabır ve namaz, galib zan ile hareket edildiği reket edhile, insana ağır gelemiyeceği açıklanınca, bunun yakin ve iman ile ha reket edildiği takdirde hiç ağır gelmiyeceği ve hatta katıksız zevk olacağı incelikle anlaşılır bu da ayetin sevkinin İsrailoğulları'na hitap olması itibariyle onu da meâlde gösterdik.
YanıtlaSilŞimdi bir taraftan İsrailoğulları'nı nimeti yadetmekle İslâm'a davet eden bu hitabı kuvvetlendirmek ve te'yit etmek, diğer taraftan da geçmişte nail oldukları nimetleri hatırlatmak ve onlardan mahrum oluşlarının sebeplerini anarak İslam dinini kabul ettikleri takdirde o geçmişten daha şanlı bir geleceğe nail olabile- ların karşısında, düşük menfaatler arkasında dolaşmanın çok vahim (korkunç) ceklerini ve aksi halde dehşetli bir olduğunu anlatmak için şöyle bir nida (çağrı), bir hitap daha yöneltiliyor ki, bu, bir taraftan kısaca bir özet, diğer taraftan bir tafsil (etraflıca anlatma) başlan
AYET
YanıtlaSilEy insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kıyamet sarsıntısı ger- çekten büyük bir olaydır. (Hac, 22/1)
ZULME ENGEL OLMAK
Müslüman ümitsizlik denizinde boğulmaz ve de boğulmamalıdır. Bütün bu olum-
suz ve üzücü durumlar elbette geçecektir. Yeter ki, aramızdaki birlik ruhunu ayakta tutarak mazluma, masuma ve mahruma el uzatmaya devam edelim. Unutmayalım ki, zulme sessiz kalmak Müslüman ahlakıyla asla bağdaşmaz. Peygamberimiz (sas), böyle hareket edenleri şu hadis-i şerifleriyle uyarmıştır: "Zulme yardımcı olan kimse, kuşkusuz Allah'ın gazabına uğrar." (Ebû Dâvûd, Melähim, 17) "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın onları genel bir azaba uğratması ka- çınılmazdır." Bizlere düşen görev zalimin yanında değil her daim mazlumun ve mağdurun tarafında olmaktır. Peygamber Efendimiz (sas), "Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz ve onu hor görmez." buyurmak- tadır. Dünyanın neresinde olursa olsun zulme sessiz kalmak, mazluma, masuma el uzatmamak, bu nebevi öğretiden mahrum kalmaktır. Bize düşen, yaşanan bu olaylar karşısında mazlumun duası ile Allah arasında perde olmadığını bilerek elimizden
gičince maddi ve manevi destek olmaktır.
Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? (Bakara, 2/114)
YanıtlaSilKUDÜS İSLAM YURDUDUR
İnsanlığın en köklü mirasına şahitlik eden Kudüs'ün Müslümanlar için ayrı bir önemi vardır. Kudüs, İslam'ı tebliğ vazifesiyle görevlendirilen nice peygamberin aziz hatırasını taşır. Yüce Allah (cc) kutsiyeti Kur'an ile tescil edilen Kudüs'ü bize "iyi ve güzel bir yer" olarak tanıtmakta ve çevresinin mübarek kılındığını beyan et- mektedir. Hadislerde her türlü zorluğun göze alınarak yolculuk yapılmaya değer görülen üç mabetten biri olan Mescid-i Aksa da, Kudüs'tedir. Kudüs, Müslümanla- rın hakimiyetinde özgürlüğün ve adaletin sembolü olmuştur. Sadece müminlerin değil, herkesin ibadetini rahatça yapabildiği, huzur içinde yaşayabildiği bir belde olarak yönetilmiş, emniyet, sulh ve merhametin en güzel örneğini yaşamıştır. Ku- düs, İslam yurdudur; Müslümanlara aittir. Kudüs'e sevdalı Müslümanlar Mescid-i Aksa'yı canından ve malından daha aziz bilmektedir. Ancak işgal edildiği günden beri huzuru ve barışı unutan Kudüs, öz vatanlarında, kendi mabetlerinde ibadet etmelerine engel olanlara karşı insanoğlunun ortak umudu, ümmet-i Muhammed için ise dağılan vahdetini kurtarma vesilesidir.
Günahtan tevbe etmek, günahı terk edip bir daha ona dönmemektir.
YanıtlaSil(Ibn Hanbel, 1, 446)
İÇKİ: KÖTÜLÜĞÜN ZEHİRLİ ARKADAŞI
İslam; canımızın, malımızın, aklımızın, inancımızın ve neslimizin güvenliğini sağlayan kurallar koyar bu değerleri korumamızı emreder. Sağlığımızı tehlikeye atan, akli dengemizi bozan, malımızı heba eden ve ailemize zarar veren her türlü kötü alışkanlıkları yasaklar. Bu açıdan dinimizde birey ve toplum için önemli zararları olan sarhoş edici içecekler kesin bir üslupla yasaklanmıştır. Yüce Allah. içki konusunda bizleri şöyle uyarmaktadır: "Şüphesiz şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (Maide, 5/91) Hz. Peygamber de bir hadis-i şerifle- rinde şöyle buyurmaktadır: "Sarhoş eden her şey içkidir ve sarhoş eden her şey haramdır." (Müslim, Eşribe, 74) Müslüman, aklını ve iradesini Allah'ın razı olacağı helal ve güzel işlerde kullanır. İmanına ve umuduna sarılarak çalışır, erdemlerine sahip çıkar, düşünür ve üretir. İnsanı uyuşturan, tembelliğe ve çaresizliğe sürükleyen, kötülüğe alet eden içkinin hayatını esir almasına izin vermez.
Sahibi Cibrile Aleyhisselâmü. Yâni: ler öyle Muhammed Salavatur Rahimil Rahman ki, melekler
YanıtlaSilrin elçilerinden Allah'ın vahiyyatur Rahimi Rain sahibidir, Ve Cibril (A.S.), bütün nebilerdemureneriorien ziyade ona inmiş, vahiy getirmiştir. Hatta Resulullah (S.A.V.) nübüvvetinden sonra ve gerektikçe Kuran-i Kerim yirmi uld earn azar inzal buyurul muştur. İlahi vahiyleri ve nice Rabbani sırları da getirmiştir. Hatta Resûlullah (S.A.V.)'e, bu gelişler yirmi dört bin yüz kere olmuştur. Başka nebilere ise yüz kereden eksik gelmiştir.
ŞERH - I DELAİLÜ'L-HAYRAT VE SEVARİKİ'L-ENVAR
YanıtlaSilAdem (A.S.)'a yirmi bir kere, İdris (A.S.)'a dört kere.
Nûh (A.S.)'a yirmi üç kere,
İbrahim (A.S.)'a kırk sekiz kere, Yakub oğlu Yusuf (A.S.)'a dört kere;
Musa (A.S.)'a otuz bir kere,
İsa (A.S.)'a on kere gelmiştir.
M. BİN SÜLEYMAN CEZÚLI
YanıtlaSilقرا داون
KARA DAVUD
DELAİLİ HAYRAT ŞERHİ
Bugünkü Dile Çeviren:
M.FARUK GÜRTONCA
sy. 1099,1100.
YanıtlaSil18. CİLT
YanıtlaSilMEFHUMLAR FİHRİSTİ
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13,365-66.
Fitne sebebiyle zamanın fenalaşması: 17,545.
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13,471-72-73.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13,466-67.
Fitnenin vasıfları: 13,447-48.
Fitne sırasında müslümanların takib edeceği siyaset: 13,373.
Fitne yavaş gelişir: 13,448-49.
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13,461.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13,370-71. Fitneye karışan sahâbeler: 13,527-28.
Fitneyi ihbar: 13,360.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13,390-91; 17,529.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13,456-57.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13,378-79-80.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve
şaşkınlık olur: 13,454-55. Fitne zamanında irtidat artar: 13,459-60.
Fitne zamanında kerahet: 13,391.
Fitne zamanı katl vak'aları artar: 13,463-64.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermememesi: 13,366.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13,383-84. Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir:
13,466.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13,392-93. Fitne zamanında terk-i diyâr etmek: 13,380-81.
Fitne zamanında yalan artar: 13,452. artar: 13,460-61.
Fitne zamanında zenginlik yalnız bırakmak: 13,377-78.
Fitnecileri Allah'a karşı sıdk içinde olana fitne zarar vermez: 14,238-39-42.
Demirbaş fitne: 13,395.
Dört büyük fitne: 13,419.
İctimaî kargaşa olarak fitne: 13,356-57.
Ismen zikredilen fitneler: 13,398-99.
Ismen zikredilmeyen fitneler: 13,418. Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13,426.
Medine'ye fitnenin çokca yağması: 13,428. Resulüllah (s.a.v.) bizleri dahili fitneye karşı uyarmıştır: 15,422-23.
Resulüllah (s.a.v.) kıyamete kadar gelecek olan fitne başlarını haber
vermiştir: 15,428-29.
Sahâbe ve fitne hareketleri: 13,519-20.
Sahâbe ve Tabiin arasında çıkan kavga
ve ihtilaf: 13,482-83-84.
Ümmeti helak edecek bela, fitnedir: 15,422.
Fiyat kızıştırmaya dair: 3,62.
Zamanla vukua' gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13,394-95-96.
Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiat söylemelidir: 17,252. Fıkıh olmayan ibadette hayır yoktur: 15,185.
19. Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Cennetteki dört şey, cennetin kendisinden
YanıtlaSildaha hayırlıdır:
Cennette ebedî olarak kalmak Cennetten daha hayır-
lıdır. Cennette meleklerin hizmet etmesi Cennetten daha hayırlıdır. Cennette peygamberlerle komşuluk Cennetten daha hayırlıdır. Cennette Yüce Allah'ın rızası Cennetten
CS MÜNEBBİHAT
YanıtlaSil"Cehennemdeki dört şey de, Cehennemin kendisin- den daha kötüdür:
daha hayırlıdır."
Cehennemde ebedî kalmak Cehennemden daha kö- tüdür. Cehennemde meleklerin kâfirleri kınamaları Ce- hennemden daha kötüdür. Cehennemde şeytanın kom- şuluğu Cehennemden daha kötüdür. Cehennemde Yüce Allah'ın gazabı Cehennemden daha kötüdür."
*
Jasavvuf Klasikleri
YanıtlaSilibn Hacer El-Askalanî
MÜNEBBİHAT
UYARILAR
sy. 32,33.
Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim."
YanıtlaSil(Halil dost, neciy sırdaş, Habib sevgili demektir.)
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 11 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
İnsanlar onu tanıyacak diye faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Facirden, bulunduğu hal üzere bahsedin ki, insanlar ondan sakınsınlar.
YanıtlaSilRavi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
Sayfa: 12 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
نَاسًا مَفاتيح لِلشَّرِّ مَغَالِيقٌ لِلْخَيْرِ فَطُوبَى لِمَنْ جَعَلَ الله مَفَاتِيحَ الْخَيْر عَلى عَلَى يَدَيْهِ * ه ط والحكيم د هــــــب عن يَدَيْهِ وَوَيْلٌ لِمَنْ جَعَلَ اللَّهُ مَفَاتِيحَ الشَّرِ
YanıtlaSilس
انس)
1716- İnsanlar arasında, hayrın anahtarları, şerrin kilitleri olan kişiler vardır. İnsanlar arasında şerrin anahtarları, hayrın kilitleri de mevcuttur. Allah'ın hayır anahtarları eline verdiği kimseye ne mutlu! Allah'in şer anahtarlarını eline verdiği kimsenin de vay haline!
هُمْ
النَّارِ عَلَى وَجْهِهِ لَأَنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ
YanıtlaSilفي
الْجَمَاعَةَ فَهُوَ
٥٣٨٨ - مَنْ فَارَقَ
عَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ اذا دعاه امَنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ وَالْخِلافَةُ مِنَ اللَّهِ فَإِنْ كَانَ خَيْراً فَهُوَ يَذْهَبُ بِهِ وَإِنْ كَانَ شَرًّا فَهُوَ يَأْخُذُ بِهِ
عَلَيْكَ اَنْتَ بِالطَّاعَةِ فِيمَا أَمَرَكَ اللَّهُ تَعَالَى بِهِ (طب عن ابن سعد بن جنادة) *
5388- Kim cemaatten (müslüman topluluğundan) ayrılırsa, o ateştedir. Çünkü Allah: "Yoksa bunalmışa, kendisine dua ve iltica ettiği zaman icabet eden, fenalığı gideren, sizi yeryüzünün hükümdan kılan mı? Allah ile beraber bir ilâh ha? Siz ne kıt düşünüyorsunuz" buyurmuştur. Demek ki hilafet Allah'tandır. Eğer hayırlı olursa O'na götürür. Şer ise o şer sebebi ile muâhaze olunur. Allah Teâla'nın emrettiği şeyde sana taat gerekir.
Cennet ehli Cennetteki makamlarına yerleşir ve Cuma'dan Cuma'ya Allah'ı ziyarete giderler. Onlara Arşı Rahman aşikâr olup, Allah'ı görürler. Bu Cennet bahçelerinden birinde olur. Ve herkes derecesine göre bir minbere yerleşir. En aşağısının yerleri misk tepelerindedir. Ve bunlar kendi hallerini diğerlerinden aşağı görmezler. Soruldu ki: "Rabbimizi görecek miyiz?" Buyurudu ki: "Evet, ayın 14'üncü gününde görülmesinde, ya da güneşin görülmesinde nasıl hilâf yoksa, (veya bunları nasıl izdihamsız görüyorsanız) öyle Rabbinizi göreceksiniz." Allah (z.c.hz.) onlara ayrı ayrı muhatap olur. Ve hatta bazılarına dünyadaki bazı sözlerini hatırlatır. Kul: "Yarabbi mağfiret etmemiş miydin?" der. Allah: "Ettim de onunla buraya geldin" buyurur. O esnada iki bulut öyle güzel kokular serper ki, kimse böylesini görmemiştir. O zaman Allah Tealâ buyurur ki: "Haydi kalkın ikram edeceğim şeylerin başına." O zaman kalkıp cennetin çarşılarına gelirler. Bu çarşılarda aklın tasavvur edemiyeceği şeyler vardır. Orada ne para verilir, ne de yüklenilir. Sadece emredilir. İşte orada biz birbirimizle karşılaşacağız. Derecesi üstün olanların elbisesi başka olur. Ve birinin gözüne bu ilişince kendi elbisesi de derhal fevkalâde olur. Çarşılardan yerimize döneriz. Ailelerimiz: "Başka bir şekilde güzelleşip geldiniz" derler. Biz de deriz ki: "Tabii güzelleşip gelmek hakkımızdır. Zira Rabbımızı ziyaretten geliyoruz."
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 118 / No: 8
Ramuz El-Ehadis