BISMILLAHI Allah nami na, Allah için, Allahın adı ve izni ile,
(Esbab zahiriye eliyle gelen nimetleri, o esbab hesabına almamak gerektir. Eger o sebep Intlyar sahibi değilse-meselä hayvan ve ağaç gibi doğrudan doğruya Cenab-ı Hak hesabına verir. Mådem o, Ilsan-i hål ile Bismillah der, sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillah de, al. Eğer o sebep ihtiyar sahibi ise: o Bismillah deme- II, sonra ondan al, yoksa alma, Cünkü
ولا تأكلوا بما لم يذكر اسم الله عليه
ayetinin mânâ-yı sarihinden başka bir mânâ-yı İşärisi şudur ki, "Mün'im-i Hakikiyi hatıra getir- mlyen ve onun namıyla verilmiyen nimeti yeme- yiniz" demektir. O hålde hem veren Bismillah demell, hem alan Bismillah demeli, Eğer o Bis millah demiyor, fakat sen de almağa muhtaç isen sen Bismillah de, onun başı üstünde rahmet-i İlahiyenin elini gör, şükür ile öp, ondan al, Yanis Nimetten in'ama bak, in 'amdan, Mün'im-i Hakiki- yl düşün. Bu düşünmek bir şükürdür. Sonra o zahiri vasıtaya istersen dua et. Çünki o nimet
onun eliyle size gönderildi. L.) (Kur'an-ı Kerim, nimetleri, Ayetleri, delil- leri tâdat ederken ميائي الأمربكما تكذبان âyet-i celllesi tekrar ile zikredilmekte olduğun-
dan şöyle bir delalet vardır ki: Cin ve Insin en çok İsyanlarını, en sedit tuğyanlarını, en azim küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki, nimet Içinde in'amı görmüyorlar, In'amı görmediklerinden Mün'im-i ederler. hakikiden gaflet Mün'imden gafletleri saikasıyla, o ni'metleri, esbaba veya tesadüfe isnad ederek, Allahdan o nimetlerin geldiğini tekzib ediyorlar. Binaenaleyh, herbir nimetin bidayetinde, mü'min olan kimse, Besmeleyi okusun. Ve o nimetin Al- lahdan olduğunu kasdetmekle, kendisi ancak AI- lahın ismiyle, Allahın hesabına aldığını bilerek, Al- laha minnet ve şükranla mukabelede bulunsun M.N.)
Sofiyye ile sohbetim esnasında kendilerinden üç şey öğrendim.
" 1. Zaman bir kılınçtır, sen onu kullanmazsan o seni keser. 2. Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtil seni istila eder. . Kendine hiç bir varlık isnad etmemek, erbâb-ı ismetten olmak demektir.
Celaluddin-i Suyûtî; Te'yidü'l-Hakikati'l-Aliyye, s. 15:
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 21:27 İmam-ı Malik rh.a.'in Görüşü
"Fikhi öğrenip de tasavvufu öğrenmemiş olan fâsıklığa, Tasavvufu öğrenip, fıkhı öğrenmemiş olan zındıklığa düçar olabilir. Hem fikhi ve
hem de tasavvufu birarada cem eden de hakikate ulaşır." Aliyyü'l-Kârî Fıkh-ı Maliki Şerhi c. 1, s. 33
106- Biz herhangi bir ayeti (n lafzını yahut hükmünü veya her ikisinin 16. Biz het nu neshedersek veya (hazalardan silerek) on geutturursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevap bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevap ka zandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz. (Habibim!) Bilmedin mi ki; gerçekten Allâh (emretme, yasaklama, değiştirme ve hükümsüz kıl
ma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr'dir?! Kur'ân'da ve Sünnet'te geçerli olan "Nesh" konusu "Şerî bir hükmün, Allâh-u Teâlâ ta- rafından tümüyle kaldırılması veyâ misliyle yâhut daha iyisiyle değiştirilmesi" anlamına gel- mektedir. Meselâ Bakara Sûre-i Celîlesi'nin 180. âyet-i kerîmesinde: "Ardından mal bırakacak kişinin, o maldan ne kadar pay alacakları hususunda ana-babasına ve akrabâsına vasiyette bulunmasının farz olduğu" açıkça bildirilmiştir. Ama daha sonra "Mîras âyetleri" olarak anı lan; Nisa Sûresi'nin 11 ve 12. âyet-i kerîmelerinin indirilişiyle, herkesin ne alacağı taksim edil miş ve böylece ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmıştır.
90
YANITLASİL
yuksel30 Kasım 2023 03:21 KUR'ÂN-I 'AZÎM
ve Soru Edatlı Kelime Mânâsı - 1
Cüz: 1
Sûre: 2
Yine böylece kiblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Harâm'a döndürülüşü de neshin ör- neklerindendir. Bu konuda misalleri çoğaltabiliriz. Konunun ehemmiyetinden dolayı âlimler: "Nâsih ve mensûhu bilmeyen kimselerin âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler okuyarak vaaz et- meleri câiz değildir" demişlerdir. Allâh-u Teâlâ neyi ne zamâna kadar ne sebeple geçerli kı- lacağını, ne zamanda neyi hangi hikmetle hükümsüz kılacağını ezelî ilmiyle bildiği için nesh, Allâh-u Teâlâ'nın ilminde ve takdîrinde vukû bulan bir değişiklik olarak görülemez, bilakis bu hükümler, ferdin ve toplumun menfaatleri gözetilerek zaman ve zemine göre değişebilecek şekilde takdîr edilmiştir. Ancak şu bilinmelidir ki; nesh sâdece emir ve yasaklarda geçerlidir, ama haber ve kıssa niteliğindeki konularda geçerliliği düşünülemez. Neshin şekilleri, örnekle- ri ve hikmetleri hususunda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu'l-Furkan Tefsiri, 1/502-507
Halk dilinde Veysel Karani olarak anılan tasavvuf büyüğünün asıl adı Üveys'dir. Nitekim onun yolunda olanlara mensubiyet ifadesi bakımın- dan Üveysi denir. Veysel Karani'nin menkıbesi, Hz. Peygamber'i görmek için yanıp tutuşması ve anne sevgisi- ni timsalleştirmesi bakımından tarihi kimliğini gölgelemiş, onu bir efsane kahramanı haline getirmiştir.
Güvenilir kaynaklara göre Veysel Karani Yemenlidir. Babasının adı Amir'dir. Veysel Karani, Hz. Pey- gamber yaşadığı sırada Müslüman ol- muş, fakat kendisini görememiştir.
Bununla beraber Hz. Peygamber, onun ashab arasına katılanların ha- yırlısı olduğunu ve pek çok kimseye şefaat edeceğini bildirmiştir. Veysel Karani'nin hayatının en büyük iste- ğine kavuşamaması, yani Hz. Pey- gamber'i göremeyeşinin sebebi, has- ta ve yatalak annesinin yanından ay- rılmamasıdır. Bu sebeple ancak Hz. Ömer zamanında Medine'ye gele- bilmiştir. Bu durumu Yunus Emre şu dörtlüğüyle dile getirmiştir:
Anasından destur aldı durmadı, Kâbe yollarından gözü ırmadı,
Eve geldi Muhammed'i bulmadı, Yemen illerinde Veysel Karani. Adına Yunus Emre'nin de yuka-
rıya bir kıtasını aldığımız ilahiyi yaz- dığı Veysel Karani Türk tasavvuf ede- iyatında büyük sevgi ve alaka görmüş, hakkında menkıbenameler, pek çok ilahi ve destan mahiyetinde hikâyeler kaleme alınmıştır.
Sufi kaynaklarından bir kısmı Veysel Karani'nin Hz. Peygamberle görüştüğünü ileri sürerlerse de, diğer kaynaklar ve rivayetler bunun aksini savunmuşlardır. Yukarıda belirtildi- ği gibi, hasta annesini yalnız bırakma- dığı için, Medine'ye gidemeyen bu Sufi için Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye, onunla görüşmek imkanı- nın kendilerine nasip olacağını müj- delemiştir. Ayrıca duasını almalarını da bildirmiştir. Onlar da onu görecek- leri anın gelmesini dört gözle bekleme- ye koyulmuşlardır. Hz. Ömer'in hali- feliği döneminin son yıllarına doğru, onun Yemen'den gelen bir hacı kafi- lesi ile gelip Mekke'de bulunduğunu öğrendiler. Hacılar Veysel'in Arafat yakınlarında deve güttüğünü haber verip, hakkında alaylı sözler söyledi- ler. Fakat, Hz. Peygamber'in onun için söylediklerini öğrenince bu tavır- larından ötürü nedamet duydular. Hz. Ömer ve Ali, Veysel Karani'yi bu- lup kendisiyle görüşmek imkanını el- de ettiler. Hz. Peygamber'in kendisi hakkında söylediklerini naklettikleri gibi, hayır duasını da aldılar. Kendi- sine liediye ve para vermek yolunda- ki teşebbüsleri boşa gitti. Maddi hiç- bir şey kabul etmeyen Veysel, hacılar- la
rani, Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Medine'ye gitti ve Haricilerin ortaya çıkmalarına sebep olan Siffin savaşın- da Hz. Ali'nin saflarında savaşçı ola- rak bulundu. Bir rivayete göre bu sa- vaşta şehit olmuş, başka bir rivayete göre ise, yine Hz. Ali'nin hilafeti dö- neminde Şam'da hadis ilmiyle meşgul bulunduğu sırada vefat etmiştir. Ri- vayetlerden anlaşıldığına göre Üveys, çok fakir bir ailenin küçük yaşta ye- tim kalmış bir çocuğudur ve son de- rece bağlı bulunduğu annesi ona hem analık, hem de babalık etmiştir.
Hz. Peygamber'i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağlan- ması, Peygamber tarafından da müj- delenmesi, tasavvufta bir mürşide ula- şamayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara "Üveysi" denmesine yol aç- mıştır. Yani görmediği bir şeyh tara- fından yetiştirilen Sufiye, "Üveysi", bu yoldaki yetişme tarzına "Üveysi- lik'denmektedir.
Daha sonraları Üveysilik dört zümre için kullanılmıştır: a) Hz. Pey- gamber'in ruhaniyetinden feyz alan- lar, b) Veysel Karani'nin yolunda ye- tişenler, c) Herhangi büyük bir şeyhin ruhaniyetinden feyz alanlar, d) Hızır Aleyhüsselam tarafından irşad edilenler.
Veysel Karani halk tarafından çok sevilmiş ve bir çok iyi davranışlar ona bağlanarak misal haline getirilmiştir. Bu yüzden de kendisine fazlasıyla sa- hip çıkıldığından İslâm ülkelerinde, Yunus Emre için olduğu gibi, pek çok yerde kabirleri bulunmaktadır. Bun- ların hepsi gerçek kabir olmayıp sev- gi dolayısıyla ayrılmış makamlardır.
Yasaklanan şiirle ve diğer kötülüklerle kendilerine "haksızlık edenler hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
Buradaki haksızlık edenler' ifadesi her zalim için geneldir.
"النقل" inkilab, dönme, dönüş manasinadır. Yani onlar ölümler den sonra Allah'a öyle dönüp öyle varırlar; kötü bir dönüşle dönenler ve deli bir varışla geri varırlar. Çünkü onların dönüp varacaklan yer cehen nemdir.
Kaşifi der ki: "Hangi yere dönseler o dönecekleri yer ateş olacak tır."
Rivayete göre Ebû Bekr (r.a.) hayatından ümid kesince Osman (r.a.)'dan şöyle bir ahidname yazmasını istedi: "Bu Ebû Kuhâfe'nin oğlu- nun, kâfir kimsenin bile îmana geldiği bir halde mü'minlere ahdi/vasi yetidir. Ebû Bekir (r.a.) bir ara baygınlık geçirip ayrıldıktan sonra şöyle demiştir: Ben size Ömer b. Hattab'ı (r.a.) yerime halife bırakıyorum. Eğer âdil olursa ki onun hakkında benim zannım budur. Eğer âdil olmazsa "haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
"الظلم" adaletten sapmak ve haktan yüz çevirmektir.
Zālimler üç çeşittir: En büyük zâlim, Allah'ın şeriatının (hükmü) altına girmeyendir. Allah Teâlâ: "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür." (Lokmat. 31/13) buyurarak bunu kasdetmiştir. Ortanca zâlim, sultanın hükmünü yeri ne getirmeyendir. En küçük zalim ise amel ve çalışmaktan haylazlık yapıp insanların menfaatlarını alan, kendi menfaatini onlara vermeyendir.
Adaletin faziletindendir ki onun ziddi olan zulümden tevbe ancak ada let yapmakla mümkündür. Şayet hırsızlar aralarında bir şeyi şart koşsalar ve onda adâleti gözetmeseler, işleri yolunda gitmez.
Akıl sahibi kimseye gereken, bu vaîd ve şiddetli tehdîde kulak vermek.
Her sålikin yardımcısı, sülük edilen yolların tehlikelerinden kurtaran ancak Allah'tır. 41
41. Şuara süresi, 1108 yılının Zülkāde ayının 9'unda (30 Mavis 1697) Persembe günü tamam old
Tarangirane Siyaset karşıdaki meleği şeytan gösterir. (M.) 258:22. Mektup, 4. vecih; (Sn.) 68; (E.L.) 1:266; 2: 144, 145. Tarafgirâne siyaset keşfiyata mânidir. (Mh.) 32:1. maka. 8.
muk
Tarafgirâne vaziyet almamak itiraz edenlerin pişmanlığına se- bep olur. (E.L.) 1:157.
Tarih, asker milletinin siyasete girmesinin çok tehlikeli oldu- ğunu gösteriyor. (H.Ş.) 113: Asa. Hit Yalancı politika ve siyasete dayanmak insanlığın maslahatına
zıttır. (H.Ş.) 78. Zâlim siyasetin gaddarene bir düsturu da "Cemaat için fert feda edilir" dir. (E.L.) 1:206; (H.Ş.) 153.
YANITLASİL
yuksel14 Aralık 2023 00:32 Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 595.
sol taraflarından verirler. Hak teålå orada bütün mahluklarına vasıtasız kelâm söyler. Bir onda herkesin hesabını görüp kimine hitab, kimine itâb eder. Mazlûmun hakkını zālimden alıp, zālimin hasenâtı var ise ona ve- rir, yoksa mazlûmun günahlarını zālime yükletir. Hesabdan sonra hay- vanları toprak eder. Kafirler hayvanlara gıpta edip keşki biz de toprak ol- saydık derler.
İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 22:33 İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 22:53 8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış. Akra Fm. Günün sohbeti Prof Dr Mahmud Esad Coşan
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 23:36 Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 51 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel20 Şubat 2024 16:30 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 346 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 51 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel20 Şubat 2024 16:30 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 346 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
de: «Malınızın ve avene- nizin çokluğu ve hakkı kabulde büyüklenmeniz sizi azabdan kurtarmadı.» derler.] [2] : [Ve «Bunlar (yani müslümanlar) Cennete giremez. diye yemin ederdiniz, derler.] [3] O anda: [Mü'minlere, «Cennete giriniz; sizin için asla korku ve keder yoktur. denilir.] A'raf halkının kim olacağı (sabi iken ölen küffar evladı, deliler vesaire olmak üzere) ihtilaflıdır. ((Cen- netle Cehennem arasında Yahya aleyhisselâm tarafından, Ce- nabı Hakkın emriyle, ölüm kesilip yok edilecek ve ondan sonra kâfirlerin kederi, mü'minlerin sevinçleri artacaktır.))
"Bütün hataların kaynağı, dünya sevgisi; bütün fitne- lerin kaynağı, öşür ve zekâtı vermemektir." Tasavvuf Klasikleri ibn Hacer El-Askalani MÜNEBBİHAT UYARILAR
guya yerleştiler, halen sayıca az olmalarına rağmen birçok ülkenin Sunetimini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticaretini ele geçir miş, istediğini istediği ülkeye empoze ettirip yaptırabiliyorlar... Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Lions kulüpleri, Ro- tary kulüpleri, Bilderbergler, misyoner teşkilatları, Yehova Şahitleri gi bi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var... Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; kurulmamış, kuru-
lanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, yasaklanmış...
Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslam'ı
unutturmaya, müslüman halkı dejenere etmeye çalışırlar, en çok, ger- çek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, refah, mutluluk, zenginlik, güçlü- lük arasında kuvvetli ilişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler olduğunu çok iyi bilirler.
YANITLASİL
yuksel28 Şubat 2024 06:54 smler belli, duvarlar saglam, R çek buketleri, demek ki sık sık in uzerlerinde demet demet ta- ziyaret olunmaktalar...
Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yürekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmiş, türbeler yıkılmış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; cami lere el konulmuş, halı la rı, levhaları, minberleri, mihraplan, çinileri- hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avlu ları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yo- baz gösterilmiş, vatan hainle ri putlaştırılmış, kahramanlaştırılmış; sa- raylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehirlerin tarihî binaları yıkıl- mış, yerlerini soğuk beton yığınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphaneler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş, bir sürü yol- suzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbilmezlik, şarlatanlık, dal- kavukluk, nemelâzımcılık, vefasızlık, şuursuzluk...
Milli kültürümüz mahvedilmiş, tarihimiz yağmalanmış, tarih şu- uru sıfır, takip yok, hesap soran yok, suçlu ortada, ev sahibinden bas- kin, arsız, yüzsüz. Bu rezalete kimler, ne zaman dur diyecekler acaba; Şark'ın
eski aslanları nerede, uykudan ne zaman uyanacaklar? Bir 18 Mart Canakkale Zaferi gecti kar kisi olayı bilmekte? Çocuk
3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu, kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللَّهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد
بن الحنفية عن ابيه
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
yuksel1 Mart 2024 22:26 إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اثْنَيْ عَشَرَ الْفَا" (ه عن عوف بن مالك)
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hiyanette bulunup her birinin altında on ikibin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öldürmek helal sayılacak, ikincisinde hem o, hem de mal, üçüncüsünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen kişi" buyurdu.
يَعْنِي عَلِيًّا (طب عن كعب بن عجرة) 3239. İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kasdediliyor.)
yuksel1 Mart 2024 22:27 مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِأَفْقَهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar İman Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِافقهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, insanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.
الدَّمُ تَوَضَّأَتْ لِكُلِّ صَلَوة (ك عن ابن عمرو)
3242- Lohusa, kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temizlenmiş olur. Eğer kırk geceyi geçerse özürlü hükmündedir. Yıkanır, namaz kılar. Eğer kan çok gelirse her namaz için abdest alır.
الْكِرَامَ عَثَرَاتِهِمْ (طس والعسكرى كر عن عائشة)
3246- Hediyeleşiniz ki, karşılıklı sevgileriniz artsın. Hicret edin ki, çocuklarınıza iyi bir şeref ve fazilet terk etmiş olasınız, iyi insanların hatalarını affediniz.
جَبَابِرَة الْعُلَمَاءِ فَيَغْلِبُ جَهْلُكُمْ عِلْمَكُمْ (ابو الشيخ عن ابي هريرة) مِنْ
3248- Kendilerinden öğrendiklerinize (hocalarınıza) karşı alçak gönüllü olun. Kendilerine öğrettiklerinize karşı da tevazu gösterin. Zorba alimlerden olmayın. Böyle olursanız cehliniz ilminizi yenik düşürür.
Atatürk’ün ‘vasiyeti’, yani tuttuğu gizli notlar ne açıdan önemli?
Atatürk’ün gizli vasiyeti adı altında 1980’de bunu ilk defa dile getirdim. Kastedilen, Atatürk’ün siyasî vasiyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat…
Bu notlar ilk defa İnönü tarafından mı açıldı?
Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi. 1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun?
Bu notları açıp okuyanlardan bir bilgi sızmadı mı hiç?
Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir.
Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, islamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 55 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
1935- Sana Allah'tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü o bütün yapacağın amellerin bir süsüdür. Kur'an okumalısın. Allah'ı anmalısın. Çünkü bu gökte anılmana, yerde aydınlanmana bir vesiledir. Uzun sükutte bulunmalısın. Ama hayrı söyleyeceğin zaman başka. Hemen söyle. Çünkü bu şeytanı senden kovar. Din işinde sana yardımcı olur. Sakın ha çok gülme. Çünkü bu kalbi öldürür, yüzün nurunu giderir. Cihad etmelisin, ümmetimin asla bırakmayacağı şey budur. Yoksulları sev, yanlarında otur. Daima senden aşağı olana bak, üst olana değil. Bu Allah'ın üzerinde nimetini hakir görmemen için en layık olan husustur. Senden ilgilerini kesseler bile sakın ha akraba ile ilgini kesme. Acı da olsa doğruyu söyle. Allah uğrunda levm edenlerin levminden korkma. İçindeki bilgin seni insanlara reva görebileceğin kötülükten alıkoysun. Yaptığın şeyle onlara karşı övünme. Ayıp yönünden şu üç hasletin kişide bulunması kâfidir: Kendi kusurunu görmeden başkalarının kusurlarına bakması. Kendi utanılacak şeyde yüzerken o utanılacak şeyi sebebiyle başkalarını ayıplaması. Yanında oturan (komşusuna) eziyet etmesi. Ey Ebu Zerr! Tedbir gibi akıl yoktur,
YANITLASİL
yuksel11 Mart 2024 00:16 kötülükten çekinme gibi vera yoktur, güzel ahlak gibi şeref yoktur.
1936- Size Allah'tan korkmanızı, Habeşli bir köle bile başınıza geçirilse onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra yaşayan çok ihtilata şahid olacaktır. Benim sünnetimden, hidayete ermiş, doğru yolda olan halifelerin yolundan ayrılmayın. Ona sımsıkı sarılın. Azı dişlerle ısırır gibi (sımsıkı sarılıp sakin bırakmayın). Sonradan uydurulmuş işlerden uzak durun. Çünkü sonradan uydurulan, bidattir, her bidat sapıklıktır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 113 1 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Hz. Ömer (r.a.) 113 2 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Hz. Muaz (r.a.) 113 3 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Hz. Enes (r.a.) 113 4 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Hz. Ebud Derda (r.a.) 113 5 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Hz. Câbir (r.a.) 113 6 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.) 113 8 Ehli Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennetteki mülkünü temaşası ikibin sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür. Bunlar zevceleri, hizmetçileri, kürsüleri, bahçeleri vs.dir. Efdal dereceli olanı ise, Allah (z.c.hz.)'nin Cemalini günde iki defa temaşa eder. Hz. İbni Ömer (r.a.) 113 9 Fisebilillâh mücahid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli ve bir senelik gece ibadeti hak ederler. Soruldu: "En ufak zorlama nedir?" Buyuruldu ki: "Meselâ böyle bir mücahid gece giderken hayvan üzerinde uyuklar ve kamçısını düşürür, inip bunu alması en ufak zorlamalardandır." Hz. Sabit İbni Ebu
لِلآخِرَةِ اخْتَارَ أَمْرَ الآخِرَةِ عَلَى الدُّنْيَا (كر والديلمي عن ابي هريرة) 3314- Üç şeyi kendinde bulunduran, kâmil bir iman elde
a) Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmamak, b) Yaptığı amellere en küçük bir riya dahi karıştırmamak, c) Biri dünya diğeri ahiret olan iki iş kendisine sunulduğunda, ahiretinkini tercih etmek.
1942- Kıyamet gününde kulun ilk hesap verecek olduğu şey, namazıdır. Eğer tamamlamışsa bu onun için tam olarak yazılır, tamamlayamamışsa Allah Azze ve Celle meleklere:
"Bakın, eğer kulumun nafile namazı varsa onunla bu farz namazlarını tamamlayın" emrini verecek. Sonra zekattan da böyle hesaba çekilecek. Sonra diğer ameller de bu minval üzere ele alınacak.
1340- Dünya melundur, dünyada bulunan ve kişiyi Allah'tan gafil eden hususlar da melundur. Yalnız zikrullah, Allah'ın sevdiği iyi amel, âlim ve ilim tahsil eden hariçtir. İsrailoğullarını baştan çıkarıp fitneye sürükleyen ilk şey muhakkak kadınlar olmuştur.
Sene yüz otuz beş olunca, Davud oğlu Süleyman (a.s.)'ın deniz adalarında hapsettiği şeytanların azılıları serbest kalır. Ve onların onda dokuzu lrak'a gider. Ve orada Kur'an hakkında (şeytanca) mücadele ederler. Onda biri ise Şam'da kalır. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 60 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Böyle her mü'min onun tertemiz kalbi ile ve büyük bir inançla söy lerse Hak Teâlâ, onun bütün günahlarını bağışlar.
Her yapılan işin, amelin başında Besmele ile işe başlanırsa o işde hayır, bereket ve kolaylık nasip ve müyesser olur. o işde zarar görül mez.
Hikâye olunur ki ibadetini tam yapan bir kadının bir münafık, sözde iman sahibi, iki yüzlü bir kocası vardı. O dini bütün kadının, her işi işlemeğe başlayınca Bismillahirrahmanirrahîm demek âdetiy- di. Kocası buna kızardı:
Ey hatun, derdi, sen bu kelâmı ne çok söylersin!
Karısı da:
Bu söz her ne işin öncesinde söylenirse o işde zarar olmaz! di- ye cevap verirdi. Kocası bir gün ona:
Ya sen bu sözü ne zamana dek söyleyeceksin? diye bağırdı.
Mü'min karısı da:
Ölünceye kadar söyliyeceğim! dedi. Kocası, o zaman, kendi kendine:
- Şu kadını bir kandırayım da bir daha Besmele çekmeğe utan- sın! dedi. Koynundan kesesini çıkardı. Karısına:
Şu keseyi al, sakla! dedi. Karısı da:
Bismillahirrahmanirrahim! diyerek keseyi aldı. Sandığa koy- du. Kocası da sonra karısı görmeden sandıktan keseyi aldı, doğruca kuyuya attı. Sonra da karısına:
şına gitti.
Sana verdiğim keseyi bana getir! dedi. Kadın da sandığın ba-
Bismillahirrahmanirrahim! diyerek sandığın kapağını açtı.
Hak Sübhanehu ve Teâlâ o mübarek söz hürmetine o keseyi kuyudan
sandığa koydurmuştu. Kadın, keseyi almak için elini sandığa soktu.
Kese yamyaş, ıslaktı. Kocasına:
kina Benim sandığıma su nereden girmiş? Kese yaş! dedi. Kocası şaşkına döndü:
Çıkar, bakayım!, dedi. Kadın yine Besmele çekti, keseyi çı kardı. Kocası hâlâ keseden su damladığını gördü. Böyle bir kerameti görünce, kalbindeki nifaklardan eser kalmadı, açık gönüllülükle tam bir Müslüman oldu. Sonra karısına döndü:
ya atry hatuni dedi. Hak Teâlâ senden razı olsun. Ben o keseyi ku yuya atmıştım. Seni utandırmak için Hak Subolsun Ben Teala iam-1
şerifler hürmetine seni o utançlıktan kurtardı, keseyi kuyudan sar dıktaki yerine yolladı. Seni dünyada utandırmayan Mevlâ bu müba rek işin hürmetine âhirette de sana azap etmez! Ben gaflet içindey dim. Allah'a hamd olsun ki doğru yolu buldum, hidayete ve Hüdanın lütfuna erdim!
BESMELE-İ ŞERİFE CİNLERİN GÖZÜNE PERDE İNDİRİR
Bir kimse ayakyoluna, helâya girmek istese girmezden önce «Bis- millahirrahmanirrahîm» dese Hak Teâlâ cinlerin gözüne perde çeker, o kimse avret yerini açınca cinler onu görmez olur.
BESMĖLE-İ ŞERİFTEN MUHAMMED (S.A.V.) ÜMMETİNE İKRAMI
Bir haberde şöyle nakledilmiştir ki, Allahü Teâlâ Mûsâ. (A.S.) a şöyle vahyeyledi:
Yà Mûsâ! Ben, gerçekten, Muhammed ümmetine üç isimle ik- ram ettim. O isimlerle başka ümmetlere hiç ikramda bulunmadım. Muhammed ümmeti bana üç isimle dua etse dualarını kabul ederim.
Musa (A.S.) da:
Yarabbi! O isimler nedir? diye sordu. Hak Sübhanehu ve Teâlâ:
Bismillahir Rahmanir Rahim! diye buyurdu. Mûsâ (A.S.) da Hak Sübhanehu ve Teâlânın Muhammed ümmetine edeceği ikramı kendi eshabına bildirdi. Onların içlerinden birisi âmâ idi, kördü. O gözsüz kimse, bu haberi işitince şanı yüce Yaratana yalvardı:
Yarabbi! dedi. Muhammed ümmetine ikram buyurduğun o üç ism-i şerif hürmetine benim bu görmeyen gözlerimi aç, görmemi ih- san eyle.
Bu yakarıdan sonra da iki gözü görmeyen o kişinin gözleri açıldı.
Besmele hakkında bir haber de şudur:
Bir kimsenin, kazanç elde etmek veya zararlardan kurtulmak İçin, veya ticaret veya işler dolayısı ile bir dileği olsa o kimse yedi gün ve günde 786 kere: «Bismillahirrahmanirrahim» dese Allahü Teâlâ'nın izniyle muradına erer. Ve her kim gece uyuyacağı zaman yirmi bir kere besmele çekse ve yatsa o kimse o gece şeytanın tuzak
ve hilesinden kurtulur. O kimsenin evi hırsızdan ve ateşten korunur.
yüz kere:
Ve sar'a tutmuş bir kimsenin kulağına kırk bir kere «Bismillahirrah manirrahim» denilse Allah'ın izniyle o kimse o saat iyileşir. Eğer bir kimse önemli bir muradı için on gün içinde her gün
بس الله الرحمن الرحيم يَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ .
<Bismillahirrahmanirrahim. Yef'alüllahü mâyeşâü bikudretihi ma He yahkümü mâ yüridü bizetihi» dese (biiznillahi teâlâ) Allahü Te ala'nın izni ile o kimsenin muradına kavuştuğu çok kere denenmiş
tizm ve ataletle insanların çöküşüne ne- den olan cehaletin düşman olduğu temel değer, hayattır. Cehalet, hayatın yerine ölümü yüceltmekte, ölüme dayanan bir ölüm kültürü inşa etmektedir.
Hiçbir toplum, coğrafya veya grup, kendiliğinden irfan sahibi olduğunu söyle- yemez. Bir toplumun doğal olarak irfan sahibi olduğunu iddia etmek, bir yanılsa- madan başka bir şey değildir. Bazı top- lumlar, cahil olduklarının farkında olma- dan kerameti kendilerinden menkul şekil- de ilim ve irfan sahibi olduklarını sanabi- lirler. İlim ve irfan sahibi olmak, insanların doğuştan sahip oldukları doğal bir durum değilditr. İlim ve irfan, insanların akıllarını faal hale getirmeleri sonucu öğrenmeyle, çalışmayla ve tecrübeyle edindikleri bir kazanımdır. Emek harcamadan, alınteri dökmeden, aramadan, araştırmadan, sormadan, soruşturmadan, merak etme- den, dinlemeden, diyalog kurmadan bir insanın ilim ve irfan sahibi olması müm- kün değildir.
İrfan sahibi olmak, mistik bir kavram değildir. İnsanın özgürce ve onurlu bir şe- kilde aklını kullanarak kendisinin özgür- lük, barış, adalet, eşitlik ve demokrasiye dayanan bir yaşama kültürü içinde yaşa- masını sağlayacak imkanların ve yolların neler olup olmadığını ayırd etmesi, onları anlaması, ölüm ve yaşama kültürlerinin farkında olmasıdır. İrfan, yaşama coşkusu, sevinci ve tutkusuyla özdeştir. Kendisini dünyadan soyutlayan, gerçekliklerle hiçbir bağı kalmamış, fantezi ve yanılsamalar dünyasında yalanlar üzerine kurulu nefes alan ölülerden başka bir özellikleri olma- yan kişileri, irfan sahibi değil, cehalet sahi- bi cahiller olarak nitelemek lazımdır.
Akıl düşmanlığı yaparak kendisini var eden cehalet, otoriter, köleliğe yatkın, taklit etmeyi yaşam haline getiren, kimlik ve kültürü kutsallaştıran ve itaati en yüce değer haline getiren bir köleler topluluğu yaratır. Namık Kemal, cehaletin körleştir- diği insanlara şöyle seslenmektedir: "Ey gaflet uykusundakiler! Ey Sefalete alışan- lar! Ey esarete bağlanmaya tapanlar! Ey al- çalmayı seçen korkaklar! Ey her alçaklığı işleyenler! Gözlerinizi mahşerin sabahın- da mı açacaksınız?" Cehalet, toplumsal ve bireysel ilişkilerde emir-komutaya dayalı bir hiyerarşi ve ilişkiler sistemi kurar. Ce- haletin oluşturduğu otoriter kişilik modeli, güç sahiplerinden ve merkezlerinden ge- len bütün talimatlara sorgusuz sualsiz uymayı kendisinin tek görevi kabul eder. Güç sahiplerinin dediklerinden şüphe et-* meyi ve o talimatların akla, ahlaka ve adalete uygun olup olmadıklarını sorgula- mayı aklından geçirmez.Cehalet, insanı onur, özgürlük ve akıl sahibi bir birey ol- duğundan gafil hale getirmektedir.İnsanı insana unutturan cehalet, insanı tam bir doğa ve hayat düşmanı haline getirmekte- dir. İnsana, kadına, hayata, doğaya, akla, bilime, ahlaka, demokrasiye ve maneviya- ta bizi düşman etmeyen sahici bir ilme, irfana ve aydınlanmaya ihtiyaç vardır.
adâlet-i hakikîye: gerçek adâlet. adalet-i mahza: gerçek adâlet, adaletin ta kendisi, gölgesiz, ve kusursuz adâlet.
adālet-i izâfiye: zamanın şartla- rının zorlaması neticesinde kullanılan ve iki şerden hafif olanına dayalı adâlet; toplulu- ğun selâmeti için ferdin hukù- kunu ferdin rızası alınmak şartıyla fedâ eden adâlet an- layışı; nisbî adâlet
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlıklar kimler tarafından, nerde ve nasıl yapıldı?
• FETÖ'cüler böyle bir darbe girişimine neden kalkıştı?
• Darbe saati niye erkene alındı?
• Darbenin ilk saatlerinde Fetullah Gülen hangi sivil imamla görüştü?
• Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım darbe olduğunu öğrendiklerinde ne konuştular, ne karar aldılar?
• Genelkurmay Karargâhı ve diğer karargâhlar nasıl işgal edildi?
• Üst düzey komutanların başına ne geldi?
• Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim, Fetullah Gülen'le kimi görüştürmek istedi?
• Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Marmaris'ten İstanbul'a intikali nasıl planlandı, yol boyunca neler yaşandı?
• Ankara'yı bombalayan uçaklara kim talimat verdi?
• TRT baskınının ve TV'deki darbe bildirisinin arka planında neler yaşandı?
• Ömer Halisdemir, Semih Terzi'yi nasıl etkisiz hale getirdi?
• Darbe nasıl bastırıldı, darbeciler hangi koşullarda teslim olmak zorunda kaldı?
• Darbe başarılı olsaydı nasıl bir Türkiye'ye uyanacaktık?
Asırlık Gece, hazırlık safhasından bastırıldığı ana kadar darbe girişimi kapsamında gerçekleşen birçok olayı, deliller ve belgeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almakta ve aydınlatmaktadır.
zümre a.)زمره( ]Ar.] (ç. b. zümer) 1. Top- luluk, cemaat. 2. Sınıf, grup: "Yalnız o münte- sibīn-i edeb üç zümreye daha doğrusu üç dereceye ayrılır. "(T.Fikret) 3. Cins, tür, nevi.
zümrüd a.)مرد( ]Ar] 1. Pek kıymetli yeşil
bir taş. 2. tas. Bütün varlıkların çizildiği küllî nefis.
§ tam. zümrüd-i anka a زمرد عنقا
Güneş ve ateşten yaradıldığına ve semanın dördüncü katında yaşadı- ğına inanılan kutsak kuş, simurg.
sekinler)a özel bir hitabı he dolayısıyledir ولا تَلْبِسُوا الحَقِّ بالباطل hakkı hakka be bile bile ha doğruyu yalanla, yani وتم العن والنمر bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlambulayıp da anlıdır. ime ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, çok kap mlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve ha do krin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları Aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmî gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi günüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, seçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar hakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki âyetleri saklıyorlardı ki, bu konuda فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هُذَا مِنْ عِند الله
aht "Yazıklar olsun o kimselere ki, kit- elleriyle yazıp, sonra 'Bu Allah katındandır.' derler." (Bakara, 2/79( يُحَرِّفُونَ الكلم عن مواضع "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar." (Nisa, 4/46, Maide, 5/13( ve diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, kendi yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine koyuyor- lardı. Ve ilmî meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre
açıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapıyorlar, safsalalar yapıyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor, yapatma, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara kany İsrailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu âyet olsaydı, Kur'ân in terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmî vaziyette İslâm'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu âyet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'ân, terceme- sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz, Cenab-ı Hak لا تلبسسُوا الحَقِّ بِالْبَاطِلِ buyurmuştur. ve
)seçkinler)a özel bir hitabı hedef alması dolayısıyledir. وَلَا تَلْبِسُوا الحَقِّ بالباطل hakkı batıl ile karıştırıp aldatmayın; doğruyu yalanla, yanlışlarla bulayıp da وَتَكتُمُوالحق وأنتم تعلمون bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlamı çok kap- samlıdır. İlme ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, yalan do- lanlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve hakim- lerin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmî gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi gönüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, seçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar hakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki âyetleri saklıyorlardı ki, bu konuda فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ "Yazıklar olsun o kimselere ki, kit- abı elleriyle yazıp, sonra 'Bu Allah katındandır.' derler." (Bakara, 2/7( يُحَرِّفُونَ الكلم عن مواضيه "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar." (Nisa, 4/46, Maide, 5/13( ve diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, kendi yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine koyuyor- lardı. Ve ilmî meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre
açıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapıyorlar, safsatalar yapıyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor aidatma, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara karşı İsrailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu âyet olsaydı, Kur'ân'ın terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmî vaziyette İslâm'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu âyet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'ân, terceme- sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz, Cenab-ı Hak لا تلبسُوا الحَقِّ بالباطل buyurmuştur.
Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında, "Lozan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden:
"İngiliz Murahhas Heyeti Reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyle- di, dedi ki: 'Türkiye İslâmî alakasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minne- tini kazanır. Biz de kendisine dilediğini veririz.'
"Lozan'da Türk Murahhas Heyeti Başkanı bulunan ve henüz hakîīki kasıtları anlamayan İsmet Paşa, bir aralık, bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mâzisindeki ruh ve mukaddesâtı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminâtı veriyor ve diyor ki: 'Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engel- lerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak husûsunda besledikleri-yani İs- met'in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir."
Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk Başmaruhhasının, yani İsmet'- in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak husûsunda Türk milletine beslediği katî azimle ne kast ettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmi- yet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lazımdır.
Konferansın birinci defasında Türk Başmurahhası, bizzat karar vermek vazi- yetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa'dan Ankara'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve başbaşa seyahat... Sonra, Ankara gizli Meclis toplantıla- n... Fakat esas meselelerde dâimâ başbaşa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içti- mâları ve karar: "Din öldürülecektir!"
Lozan Konferansının ikinci sahifesi: "... Artık herşey Türkiye hesabına çan- tada hazırdır. Yani dîni terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemâlizm ve İsmet hükümeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket et- mekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i sâlip kumandanla- rından dîni vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden vâreste- dir."
Nihâî Vesîka
Lozan Muâhedesinden sonra, İngiltere Avâm Kamarasında, "Türklerin istikla- lini ne için tanıdınız?" diye yükselen îtirazlara, Lord Gürzon'un verdiği cevap:
"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşa- mayacaklardır. Zîrâ, biz onları mâneviyât ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunu-
Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan imân-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imânı dalaletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitamâmiha Risale-i Nur'- da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-1 Azam ve Osman-ı Hâlidi gibi zatlar, bu nok ta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nur'un şahs-1 mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bâzan da o şahs-1 mânevîyi bir hadimine vermişler, o hâdime mültefitâne bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mü- barek zât, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.
O zâtın ikinci vazifesi, şeriatı icrâ ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadākatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.
O zâtın üçüncü vazifesi, hilāfet-i İslâmiyeyi ittihad-1 İslâma bina ederek, İsevî ruhânîleriyle ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci, üçüncü vazife- ler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şâşaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar.
İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliyâ olan o kardeşlerimizin tâbire ve tevile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telaşa verir ve ver- miş; hücumlarına vesîle olur. Çünkü, birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini gö- remiyorlar; öteki cihetlere hamlederler.
Kardeslerimin ikinci iltibası: Fâni ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bâzı cihetlerle birinci vazifede pîşdarlık eden Nur Şakirdlerinin şahs-1 mânevîsini temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibas da Risale-i Nur'un hakiki ihlâsına ve hiçbir şeye, hattâ mânevî ve uhrevî makamâta dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i Nur'un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-1 mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikat-
ler, fânî ve âciz ve sukut edebilir şahsiyetlere bina edilmez. Elhasd: O gelecek zâtın ismini vermek üç vazifesi birden hatıra geliyor-yan-
lış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan Nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü'minîn na- zarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır. Yakîniyet-i bürhaniye dahi, ka- zâyâ-i makbuledeki zann-ı galibe inkılâp eder; daha muannid dalâlete ve mütemer- rid zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i imânda görünmemeye başlar. Ehl-i si- yaset evhâma ve bir kısım hocalar itiraza başlar. Onun için, Nurlara o ismi vermek münâsip görülmüyor. Belki "Müceddiddir, onun pîşdarıdır" denilebilir. Umum kardeşlerimize binler selâm.
Şu çarpıcı gerçeği görmek gere- kir; 1900'lü yılların başlarında Afrika topraklarının % 90'ı sömürge statü- sünde idi. Bu oran şimdi % 10'un altındadır. Ancak hemen işaret etmek yerindedir ki, bağımsızlıklar siyasal anlamdadır. Kültürel anlamda ba- ğımsız ülke hemen yok gibidir. Gü- nümüz, kültürel bağımsızlıklar için kavgaların verildiği gündür. Batılı, Af- rika'dan çekilirken kiliselerini, okulla- rını ve uzmanlarını orada bırakarak çekildi. Görünür planda elini çekti ba- tılı Afrika'dan ama yerli temsilcilerini, yerli yabancılaşmış aydınları bıraktı yerine. «Kendine dönüş ya da «diri- liş>> diyebileceğimiz gelişmelere batı kayıtsız kalmamakta, olay tehlikeli boyutlara ulaştığında hemen yine askerî müdahalelere başvurmakta- dır. İslam Aylık Mecmua Temmuz 1985
Türkiye'nin yakın siyasî hayatında dinî hare ket olarak en büyük önemi, hiç şüphesiz 31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) hadisesi teşkil eder...
Siyasî yapıda, ictimaî ve iktisadî gelişmede vu- ku bulan değişme ve çelişkili ilerlemeler, yapı iti- bariyle, son yüzyılda doğu İslam toplumları için derin açmazlar sergilemiş, batılı dünya görüşü ile geri kaldığı söylenmiş, İslami hayat tarzı arasında çatışmalar ortaya çıkmıştır...
XIX. yüzyılın başında yenilikçi diye adlandırı lan hareketlerin boy vermesi, giderek Tanzimat ve Meşrutiyet akımlarını doğal hale getirmiş, statik sayılan medrese hayatı, ilmiyenin de teşviki ile re aksiyoner bir genelleme ve yapıya dönüşmüştür...
Bilhassa 33 yıllık Sultan II. Abdülhamid dö- nemi, batılı ve yenilikçi fikirlerin zorlanmalar kar- şısında gösterdiği gelişme, II. Meşrutiyetin ilân edilmesine sebeb olmuştur.
Yahudi dönmeler arasında Türkiye'deki "Mumsöndü ayinlerinin" öncülüğünü Feyziye Mektepleri'nin İstanbul'daki ilk müdürü ve İsmet İnönü dönemi CHP milletvekillerinden Nakiye Elgün yapmıştır. Nakiye Elgün'ün adı Şişli'deki Beth İsrail Sinagogu'ndaki sokağa verilmesi, hangi amaca hizmet edildiğinin en belirgin izdüşümüdür.
Nakiye Elgün'den sonraki mumsöndü geleneğini Adar 22 Kuzu Bayramında sürdürüp, bu sapkınlığın öncülüğünü yapan dönemin İstanbul Milletvekili Yusuf Salman'dır.
Şurası açıklıkla bilinmelidir ki her Selanikli Sabetayist olmadığı gibi, her Sabetayist'te mumsöndücü değildir.
Yahudilerle, Yahudi dönmelerin dışarı mekânlarda kutlanan Purim Bayramını ev ortamına taşıyıp, tıpkı Adar'daki gibi eş değiştirme sapkınlıklarına dönüştüren ünlü madencilerden Galatasaray Kulübü eski yöneticisi Tony Cauki'yle eşi sedef Cauki'dir.
Turhan Kapanlı, İsmail Cem (İpekçi), Şükrü Sina Gürel ve Emre Gönensay gibi bakanların yanısıra sayıları kırkın üzerindeki Sabetayist milletvekilleri, yıllar içerisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin idaresinde söz sahibi olmuşlardır. Gerçek anlamda düşünecek olursak, Volan bu acı miraslar tarihin hiçbir döneminde tevil edilemez.
Bazıları gibi içlerinde masonların ve Sabetayistlerin bulunduğu malum kartel medyaları arkama alıp "Efendi I, Efendi II" diyerek kısmi doğruların yanısıra hayali komplo teorileri üretmek benim işim değildir.
Nazit Ozge nın anlattıkları "Buyuk Dogu" gazetesinde çar- şaf gibi manşetten yayınlanmaya başlayınca, Sabetayistlerin ön- de gelenlerinden İpekçiler ve Yalmanlar paniğe kapılmışlardı. Büyük Doğu belgelere dayalı çarpıcı makaleler yayınlayıp, ba- sın imparatoru Ahmet Emin Yalman'ın en büyük Yahudi dön- mesi ve mason olduğunu yazıyordu. Bu türden çarpıcı manşet- ler kısa sürede Necip Fazıl Kısakürek, Yalman çatışmasına dö- nüşmüştü. Öyle bir an gelmişti ki o güne kadar Yahudi dönme- leri yeterince bilmeyen insanlarımız, onların kim olduklarını öğ- renmeye başlamışlardı. Cumhuriyetin ilk günlerinden itibaren kendi örf adet ve geleneklerini gizlilik içerisinde sürdüren bu in-
Bediüzzaman Nur Talebelerinden ihtiyatlı olmalarını istiyor.(K. L.) 109. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 505.
ihtiyat )احتياط( ]Ar] 1. Herhangi bir ko- muda ileriyi düşünerek ölçülü davranma, sa- kınma 2. s. Gereğinden fazla olup saklanan, yedek. 3. ask. Savaş sırasında harekâtın ge- lişmesine etkide bulunmak için her an savaşa girebilecek biçimde hazır bulundurulan birlik- lere verilen ad: ihtiyāt askeri.
ihtiyat akçesi a.)احتیاط (آقچه سی Yedek ak- çe.
ihtiyaten z.)احتياطاً( ] < Arihtiyat + -en[ Her duruma, her ihtimale karşı, ilerisini düşü- nerek.
ihtiyati haciz a.)1 (احتياطى حجز huk Bir alacağı elde edebilmek için yetkili kuruluşlar- dan karar alınarak borçlunun malına el koy- durma. 2. ekon. Keşideci ve ciranta tarafından poliçe üzerinde muhatap tayin edildikten sonra ilaveten "lüzumu hâlinde falan kimse ve" kaveten "lüzumu kametgahı gösterilen Üçüncü şahıs.
ihtiyat )احتياط( ]Ar] 1. Herhangi bir ko- nuda ileriyi düşünerek ölçülü davranma, sa- kınma 2. s. Gereğinden fazla olup saklanan, yedek. 3. ask. Savaş sırasında harekâtın ge- lişmesine etkide bulunmak için her an savaşa girebilecek biçimde hazır bulundurulan birlik- lere verilen ad: ihtiyāt askeri.
Sultan ve maiyetindekilerin kapılarından sakının. Çünkü insanlardan onlara en yakın olanı, Allah'tan en uzak olanıdır. Her kim Sultanı, Allah Teala üzerine tercih ederse, Allah o kimsenin kalbinde gizli ve açık fitne yaratır. Ondan Vera'ğı giderir. Ve o kimseyi şaşkınlık içinde terkeder. (Verağ, takvanın ileri derecesidir.) Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 14 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
113- "Dünyayı ehline bırakın. Çünkü kim, dünyadan kendisine yetecek fazlasını alacak olursa farkında olmadan ölüm nedenini
almış olur. "42% أَتْرُكُوا الدُّنْيَا لأهْلَهَا "Dünyayı ehline bırakın" Yani dünyayı gözünüzde atılmış olandan terkedilmiş duruma getirin ki, değersizliğinden dolayı nefis ona yönelmesin ve
Dünyalığın durumu
aklınıza da gelmesin. Dünyadan maksat; altın ve gümüş, yiyecek, içecek, giyecekler ve bunlardan kendisine yetecek miktarın fazlasını almakla oluşan genişliktir.
Denilmiştir ki; her insanın dünyası, durumuna göredir. Gazâlî, şu olayı anar. Isa (a.s.), abasına bürünmüş uyuyan bir adama uğradı. -"Ey uyuyan! Kalk ve Allahu Teâlâ'yı zikret." dedi. Adam: -Benden ne istiyorsun. Ben dünyayı ehline bıraktım, deyince Isa (a.s.): Ey sevgilim! Öyleyse uyu, dedi.
من أخذ من الله "kim dünyadan alırsa". Câmiu's-sağîr'in rivayetinde eine/ondan, geçmektedir. Yani bir miktar (alırsa).
yle bir seyin üstünde ki. Yani öyle bir miktarın.
duyduğu yiyecek, içecek, giyecek, hizmetçi, binek, kap kacak ve ekinliklerden kendisine ve onlara gereksinim duyduğundan fazlasını (alırsa). için ihtiyaç
أخذ من حتى "ölüm nedenini almış olur." Yani yok olma nedenlerini almış olur. Hat )خلف(, helak (ölmek, yok olmak) demektir. Zemahşerî Keşşafta şöyle der Araplar derler ki: Kişi koşar, dönüp dolaşır. Halbuki sonu ölümdür. So elmesinin الحف anlamında mastar olduğu söylenmiştir. O da, 'kaza demektir". Ceherinin Shahinda لحنفhat, ölüm anlamındadır. Araplar, bir kimse öldürme e dövme olmaksızın öldüğü zaman مَاتَ حَتْفُ أَنْفِهِ / eceliyle öldü derler. Ibn Esîr, en- Nhâye adlı eserinde hatfin, sanki o, düşüpte ölmüş gibi, insanın yatağında ölmesi aduğunu söylemiştir. Araplar, hatf kelimesiyle birlikte özellikle أنف burnu kullanmışlardır. Çünkü bununla, peşpeşe nefes alırken ruhun burundan çıktığını
kastetmişlerdir.
[1/95]
وهو لا يشعر "halbuki o farkında değildir." Halbuki o, bunu bilmez, farkına varmaz. Dünyalıkların galip gelmesinin devamlı olmasından dolayı ölümün üstünde durmaz, ölümü ummaz.
Bilinç, sezgi ve duyumlar insanın duyularındandır. لشعارşir da bu kelimedendir. Farkına varamadığın şey, anlayamadığın ve bilemediğin şeydir.
Hadisi, Deylemî, Enes (r.a.)'den rivayet etmiştir. Hadis, hasen li ğayrihi'hadistir.
Çünkü benzer rivayetleri vardır. 429 ١١٤ - أَتَرُونَ هَذِهِ رَحِيمَةً بِوَلَدِهَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لِلَّهِ أَرْحَمُ بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ هَذِهِ بِوَلَدِهَا
114. "Çocuğuna çok merhametli olan şu kadını görüyor musunuz? Canım elinde olana and olsun ki, Allahu Teâlâ mü'minlere, şu kadının çocuğuna olan merhametinden daha merhametlidir. "430
Allah'ın ve ananın merhameti
أثرون "Görüyor musunuz?" رَأى filinden muzari muhatap sıgasıdır. Filin başındaki hemze (1) soru edatıdır. Yani ne düşünüyorsunuz? anlamındadır.
قلب "Şu kadını" . Yani çocuğunu emzirmek isteyen kadını.
رجيمة يوليها "Çocuğuna merhametli" (şu kadını(.
Zamir-i şan: Gittiği yer (merci') belli olmayan zamirdir.
الا أَنَا سَبَقَتْ رَحْمَتِي غَضَبِى فَمَنْ شَهِدَ ان لا اله الا الله وان مُحمَّدًا عَبْدُهُ
وَرَسُولُهُ فَلَهُ الْجَنَّةُ (الديلمي عن ابن عباس)
1957- Kitab-ı Evvel'de (Levh-i Mahfuz) Allah'ın ilk yazdığı: "Ben öyle bir Allah'ım ki, benden başka (ibadet edilecek) hiçbir ilah yoktur. Rahmetim gazabımı geçmiştir. Kim Allah'tan başka ibadete layık ve müstehak ilah olmadığına, Muhammed'in ise onun kulu ve rasulü olduğuna yürekten şehadet ederse, cenneti hak etmiştir."
الْقِيَمَةِ مَعَ الصَّدِيقِينَ (الديلمي عن ابن عباس)
1958- Allah'ın Levh-i Mahfuz'da ilk yazdığı: "Bismillahirrahmanirrahıym"dir. Kim benim kazama boyun eğip de hükmüme rıza göstererek verdiğim belaya sabrederse, onu kıyamet günü sıddiklerle beraber haşrederim.
BISMILLAHI Allah nami na, Allah için, Allahın adı ve izni ile,
YanıtlaSil(Esbab zahiriye eliyle gelen nimetleri, o esbab hesabına almamak gerektir. Eger o sebep Intlyar sahibi değilse-meselä hayvan ve ağaç gibi doğrudan doğruya Cenab-ı Hak hesabına verir. Mådem o, Ilsan-i hål ile Bismillah der, sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillah de, al. Eğer o sebep ihtiyar sahibi ise: o Bismillah deme- II, sonra ondan al, yoksa alma, Cünkü
ولا تأكلوا بما لم يذكر اسم الله عليه
ayetinin mânâ-yı sarihinden başka bir mânâ-yı İşärisi şudur ki, "Mün'im-i Hakikiyi hatıra getir- mlyen ve onun namıyla verilmiyen nimeti yeme- yiniz" demektir. O hålde hem veren Bismillah demell, hem alan Bismillah demeli, Eğer o Bis millah demiyor, fakat sen de almağa muhtaç isen sen Bismillah de, onun başı üstünde rahmet-i İlahiyenin elini gör, şükür ile öp, ondan al, Yanis Nimetten in'ama bak, in 'amdan, Mün'im-i Hakiki- yl düşün. Bu düşünmek bir şükürdür. Sonra o zahiri vasıtaya istersen dua et. Çünki o nimet
onun eliyle size gönderildi. L.) (Kur'an-ı Kerim, nimetleri, Ayetleri, delil- leri tâdat ederken ميائي الأمربكما تكذبان âyet-i celllesi tekrar ile zikredilmekte olduğun-
dan şöyle bir delalet vardır ki: Cin ve Insin en çok İsyanlarını, en sedit tuğyanlarını, en azim küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki, nimet Içinde in'amı görmüyorlar, In'amı görmediklerinden Mün'im-i ederler. hakikiden gaflet Mün'imden gafletleri saikasıyla, o ni'metleri, esbaba veya tesadüfe isnad ederek, Allahdan o nimetlerin geldiğini tekzib ediyorlar. Binaenaleyh, herbir nimetin bidayetinde, mü'min olan kimse, Besmeleyi okusun. Ve o nimetin Al- lahdan olduğunu kasdetmekle, kendisi ancak AI- lahın ismiyle, Allahın hesabına aldığını bilerek, Al- laha minnet ve şükranla mukabelede bulunsun M.N.)
Imam-ı Şafii rh.a.'den
YanıtlaSilSofiyye ile sohbetim esnasında kendilerinden üç şey öğrendim.
" 1. Zaman bir kılınçtır, sen onu kullanmazsan o seni keser. 2. Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtil seni istila eder. . Kendine hiç bir varlık isnad etmemek, erbâb-ı ismetten olmak demektir.
Celaluddin-i Suyûtî; Te'yidü'l-Hakikati'l-Aliyye, s. 15:
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 21:27
İmam-ı Malik rh.a.'in Görüşü
"Fikhi öğrenip de tasavvufu öğrenmemiş olan fâsıklığa, Tasavvufu öğrenip, fıkhı öğrenmemiş olan zındıklığa düçar olabilir. Hem fikhi ve
hem de tasavvufu birarada cem eden de hakikate ulaşır." Aliyyü'l-Kârî Fıkh-ı Maliki Şerhi c. 1, s. 33
YANITLASİL
yuksel19 Kasım 2023 21:35
islam
aylık mecmua
Meâl-i Şerîf - 106
YanıtlaSil106- Biz herhangi bir ayeti (n lafzını yahut hükmünü veya her ikisinin 16. Biz het nu neshedersek veya (hazalardan silerek) on geutturursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevap bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevap ka zandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz. (Habibim!) Bilmedin mi ki; gerçekten Allâh (emretme, yasaklama, değiştirme ve hükümsüz kıl
ma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr'dir?! Kur'ân'da ve Sünnet'te geçerli olan "Nesh" konusu "Şerî bir hükmün, Allâh-u Teâlâ ta- rafından tümüyle kaldırılması veyâ misliyle yâhut daha iyisiyle değiştirilmesi" anlamına gel- mektedir. Meselâ Bakara Sûre-i Celîlesi'nin 180. âyet-i kerîmesinde: "Ardından mal bırakacak kişinin, o maldan ne kadar pay alacakları hususunda ana-babasına ve akrabâsına vasiyette bulunmasının farz olduğu" açıkça bildirilmiştir. Ama daha sonra "Mîras âyetleri" olarak anı lan; Nisa Sûresi'nin 11 ve 12. âyet-i kerîmelerinin indirilişiyle, herkesin ne alacağı taksim edil miş ve böylece ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmıştır.
90
YANITLASİL
yuksel30 Kasım 2023 03:21
KUR'ÂN-I 'AZÎM
ve Soru Edatlı Kelime Mânâsı - 1
Cüz: 1
Sûre: 2
Yine böylece kiblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Harâm'a döndürülüşü de neshin ör- neklerindendir. Bu konuda misalleri çoğaltabiliriz. Konunun ehemmiyetinden dolayı âlimler: "Nâsih ve mensûhu bilmeyen kimselerin âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler okuyarak vaaz et- meleri câiz değildir" demişlerdir. Allâh-u Teâlâ neyi ne zamâna kadar ne sebeple geçerli kı- lacağını, ne zamanda neyi hangi hikmetle hükümsüz kılacağını ezelî ilmiyle bildiği için nesh, Allâh-u Teâlâ'nın ilminde ve takdîrinde vukû bulan bir değişiklik olarak görülemez, bilakis bu hükümler, ferdin ve toplumun menfaatleri gözetilerek zaman ve zemine göre değişebilecek şekilde takdîr edilmiştir. Ancak şu bilinmelidir ki; nesh sâdece emir ve yasaklarda geçerlidir, ama haber ve kıssa niteliğindeki konularda geçerliliği düşünülemez. Neshin şekilleri, örnekle- ri ve hikmetleri hususunda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu'l-Furkan Tefsiri, 1/502-507
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
YanıtlaSilBismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktir
VEYSEL KARANİ
YanıtlaSilHalk dilinde Veysel Karani olarak anılan tasavvuf büyüğünün asıl adı Üveys'dir. Nitekim onun yolunda olanlara mensubiyet ifadesi bakımın- dan Üveysi denir. Veysel Karani'nin menkıbesi, Hz. Peygamber'i görmek için yanıp tutuşması ve anne sevgisi- ni timsalleştirmesi bakımından tarihi kimliğini gölgelemiş, onu bir efsane kahramanı haline getirmiştir.
Güvenilir kaynaklara göre Veysel Karani Yemenlidir. Babasının adı Amir'dir. Veysel Karani, Hz. Pey- gamber yaşadığı sırada Müslüman ol- muş, fakat kendisini görememiştir.
Bununla beraber Hz. Peygamber, onun ashab arasına katılanların ha- yırlısı olduğunu ve pek çok kimseye şefaat edeceğini bildirmiştir. Veysel Karani'nin hayatının en büyük iste- ğine kavuşamaması, yani Hz. Pey- gamber'i göremeyeşinin sebebi, has- ta ve yatalak annesinin yanından ay- rılmamasıdır. Bu sebeple ancak Hz. Ömer zamanında Medine'ye gele- bilmiştir. Bu durumu Yunus Emre şu dörtlüğüyle dile getirmiştir:
Anasından destur aldı durmadı, Kâbe yollarından gözü ırmadı,
TARİKATLAR-412
YanıtlaSilEve geldi Muhammed'i bulmadı, Yemen illerinde Veysel Karani. Adına Yunus Emre'nin de yuka-
rıya bir kıtasını aldığımız ilahiyi yaz- dığı Veysel Karani Türk tasavvuf ede- iyatında büyük sevgi ve alaka görmüş, hakkında menkıbenameler, pek çok ilahi ve destan mahiyetinde hikâyeler kaleme alınmıştır.
Sufi kaynaklarından bir kısmı Veysel Karani'nin Hz. Peygamberle görüştüğünü ileri sürerlerse de, diğer kaynaklar ve rivayetler bunun aksini savunmuşlardır. Yukarıda belirtildi- ği gibi, hasta annesini yalnız bırakma- dığı için, Medine'ye gidemeyen bu Sufi için Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye, onunla görüşmek imkanı- nın kendilerine nasip olacağını müj- delemiştir. Ayrıca duasını almalarını da bildirmiştir. Onlar da onu görecek- leri anın gelmesini dört gözle bekleme- ye koyulmuşlardır. Hz. Ömer'in hali- feliği döneminin son yıllarına doğru, onun Yemen'den gelen bir hacı kafi- lesi ile gelip Mekke'de bulunduğunu öğrendiler. Hacılar Veysel'in Arafat yakınlarında deve güttüğünü haber verip, hakkında alaylı sözler söyledi- ler. Fakat, Hz. Peygamber'in onun için söylediklerini öğrenince bu tavır- larından ötürü nedamet duydular. Hz. Ömer ve Ali, Veysel Karani'yi bu- lup kendisiyle görüşmek imkanını el- de ettiler. Hz. Peygamber'in kendisi hakkında söylediklerini naklettikleri gibi, hayır duasını da aldılar. Kendi- sine liediye ve para vermek yolunda- ki teşebbüsleri boşa gitti. Maddi hiç- bir şey kabul etmeyen Veysel, hacılar- la
birlikte yine Yemen'e döndü.
Daha sonra geri gelen Veysel Ka-
rani, Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Medine'ye gitti ve Haricilerin ortaya çıkmalarına sebep olan Siffin savaşın- da Hz. Ali'nin saflarında savaşçı ola- rak bulundu. Bir rivayete göre bu sa- vaşta şehit olmuş, başka bir rivayete göre ise, yine Hz. Ali'nin hilafeti dö- neminde Şam'da hadis ilmiyle meşgul bulunduğu sırada vefat etmiştir. Ri- vayetlerden anlaşıldığına göre Üveys, çok fakir bir ailenin küçük yaşta ye- tim kalmış bir çocuğudur ve son de- rece bağlı bulunduğu annesi ona hem analık, hem de babalık etmiştir.
YanıtlaSilHz. Peygamber'i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağlan- ması, Peygamber tarafından da müj- delenmesi, tasavvufta bir mürşide ula- şamayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara "Üveysi" denmesine yol aç- mıştır. Yani görmediği bir şeyh tara- fından yetiştirilen Sufiye, "Üveysi", bu yoldaki yetişme tarzına "Üveysi- lik'denmektedir.
Daha sonraları Üveysilik dört zümre için kullanılmıştır: a) Hz. Pey- gamber'in ruhaniyetinden feyz alan- lar, b) Veysel Karani'nin yolunda ye- tişenler, c) Herhangi büyük bir şeyhin ruhaniyetinden feyz alanlar, d) Hızır Aleyhüsselam tarafından irşad edilenler.
Veysel Karani halk tarafından çok sevilmiş ve bir çok iyi davranışlar ona bağlanarak misal haline getirilmiştir. Bu yüzden de kendisine fazlasıyla sa- hip çıkıldığından İslâm ülkelerinde, Yunus Emre için olduğu gibi, pek çok yerde kabirleri bulunmaktadır. Bun- ların hepsi gerçek kabir olmayıp sev- gi dolayısıyla ayrılmış makamlardır.
26. Şuará Sûresi
YanıtlaSil180
Ayet: 227
Yasaklanan şiirle ve diğer kötülüklerle kendilerine "haksızlık edenler hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
Buradaki haksızlık edenler' ifadesi her zalim için geneldir.
"النقل" inkilab, dönme, dönüş manasinadır. Yani onlar ölümler den sonra Allah'a öyle dönüp öyle varırlar; kötü bir dönüşle dönenler ve deli bir varışla geri varırlar. Çünkü onların dönüp varacaklan yer cehen nemdir.
Kaşifi der ki: "Hangi yere dönseler o dönecekleri yer ateş olacak tır."
Rivayete göre Ebû Bekr (r.a.) hayatından ümid kesince Osman (r.a.)'dan şöyle bir ahidname yazmasını istedi: "Bu Ebû Kuhâfe'nin oğlu- nun, kâfir kimsenin bile îmana geldiği bir halde mü'minlere ahdi/vasi yetidir. Ebû Bekir (r.a.) bir ara baygınlık geçirip ayrıldıktan sonra şöyle demiştir: Ben size Ömer b. Hattab'ı (r.a.) yerime halife bırakıyorum. Eğer âdil olursa ki onun hakkında benim zannım budur. Eğer âdil olmazsa "haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
"الظلم" adaletten sapmak ve haktan yüz çevirmektir.
Zālimler üç çeşittir: En büyük zâlim, Allah'ın şeriatının (hükmü) altına girmeyendir. Allah Teâlâ: "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür." (Lokmat. 31/13) buyurarak bunu kasdetmiştir. Ortanca zâlim, sultanın hükmünü yeri ne getirmeyendir. En küçük zalim ise amel ve çalışmaktan haylazlık yapıp insanların menfaatlarını alan, kendi menfaatini onlara vermeyendir.
Adaletin faziletindendir ki onun ziddi olan zulümden tevbe ancak ada let yapmakla mümkündür. Şayet hırsızlar aralarında bir şeyi şart koşsalar ve onda adâleti gözetmeseler, işleri yolunda gitmez.
Akıl sahibi kimseye gereken, bu vaîd ve şiddetli tehdîde kulak vermek.
Her sålikin yardımcısı, sülük edilen yolların tehlikelerinden kurtaran ancak Allah'tır. 41
41. Şuara süresi, 1108 yılının Zülkāde ayının 9'unda (30 Mavis 1697) Persembe günü tamam old
YANITLASİL
yuksel7 Aralık 2023 01:20
تفسير روح البيان
Rûhu'l Beyân
- Kur'an Meâli ve Tefsiri -
İsmail Hakkı BURSEVÎ
ERKAM YAYINLARI
CILT
14
sy. 180.
Tarangirane Siyaset karşıdaki meleği şeytan gösterir. (M.) 258:22. Mektup, 4. vecih; (Sn.) 68; (E.L.) 1:266; 2: 144, 145. Tarafgirâne siyaset keşfiyata mânidir. (Mh.) 32:1. maka. 8.
YanıtlaSilmuk
Tarafgirâne vaziyet almamak itiraz edenlerin pişmanlığına se- bep olur. (E.L.) 1:157.
Tarih, asker milletinin siyasete girmesinin çok tehlikeli oldu- ğunu gösteriyor. (H.Ş.) 113: Asa. Hit Yalancı politika ve siyasete dayanmak insanlığın maslahatına
zıttır. (H.Ş.) 78. Zâlim siyasetin gaddarene bir düsturu da "Cemaat için fert feda edilir" dir. (E.L.) 1:206; (H.Ş.) 153.
YANITLASİL
yuksel14 Aralık 2023 00:32
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 595.
sol taraflarından verirler. Hak teålå orada bütün mahluklarına vasıtasız kelâm söyler. Bir onda herkesin hesabını görüp kimine hitab, kimine itâb eder. Mazlûmun hakkını zālimden alıp, zālimin hasenâtı var ise ona ve- rir, yoksa mazlûmun günahlarını zālime yükletir. Hesabdan sonra hay- vanları toprak eder. Kafirler hayvanlara gıpta edip keşki biz de toprak ol- saydık derler.
YanıtlaSilHz. ALİ -RADIYALLAHU ANH-IN KIYMETLİ SÖZLERİ
YanıtlaSil* Kişi, dili altında saklıdır, konuşturunuz zaman kıyme- tinden neler kaybettiğini anlarsınız.
* Dünya bir cîfedir, leştir. Ondan birşey isteyen köpek- lerle dalaşmaya dayanıklı olsun.
* Kul ümidini yalnız Rabbine bağlamalı ve yalnız günah- ları kendisini korkutmalıdır.
* İnsanlar arasında Allah'ı en iyi bilen, O'nu çok seven ve tam ta'zim edendir.
* İlimsiz yapılan ibadette, anlayış vermeyen ilimde, te- fekküre götürmeyen Kur'ân-ı Kerîm okumakta hayır yoktur.
* İyilik bilmez birisi de olsa, sen iyilik yap! Zira o, mukabi- linde teşekkür edene yapılan iyilikten mizanda daha ağır gelir.
* Edep aklın sûretidir.
* Alim ölse de yaşar, cahil yaşarken ölüdür.
* Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.
* İnsanın kıymeti, yaptığı iyiliklerle ölçülür.
* Kalbin şifâsı Kur'ân-ı Kerîm okumaktır.
YANITLASİL
yuksel31 Ocak 2024 21:51
ISLAM KAHRAMANLARI
• İnsanlara önce hakkı öğretiniz. Onu öğrenen batil
tanır. * İnsanı layık olmadığı yere koymak zulümdür.
• Hakk'ı tanıyan Hak ehlini de kolayca anlar. Önce bâtil öğrenen, Hakk'ı güç tanır.
*Sen babanın hakkına riayet edersen, oğlun da senin hakkına riayet eder.
• Cimri insan, dünyada fakirler gibi yaşar, ahirette de zenginler gibi hesaba çekilir.
* Dostlarının kalbini kırmakla, düşmanlarının arzularını yapmış olursun.
* Himayen altındakilere iyilik yapmak istersen, onlara terbiye ve edep öğret.
* İki şey aklı ve tedbiri bozar, biri acele etmek, biri de olmayacak şeyi istemek.
* Kanaat eden aziz, açgözlülük yapan zelil olur.
* Nasihati reddeden, rezalet bulur.
* Kişinin verene teşekkür etmesi, nimetinin artmasına sebep olur.
* Ölümü unutmak, kalbin paslanmasındandır.
* Oburlukla sağlık bir arada bulunamaz.
* Mes'ud insan başkasından ibret alandır.
*Kişinin kendisini beğenmesi, aklının zayıf olduğuna delalet eder.
58
* Hakiki dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir
YANITLASİL
yuksel31 Ocak 2024 21:52
ASR-I SAADET'TEN
* Lüzumsuz şeylerin peşinde koşan, lüzumlu şeyleri ka- çırır.
• İnsanın namaz hususunda tembellik göstermesi, îman zayıflığındandır.
* Sabır kederlere perde, tehlikelere karşı yardımcıdır.
* Öldükten sonra yaşamak isterseniz, ölmez bir eser bırakınız.
* Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.
* İktisat az şeyi çoğaltır, israf çok şeyi azaltır.
* Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.
İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 22:33
İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 22:53
8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış.
Akra Fm.
Günün sohbeti
Prof Dr Mahmud Esad Coşan
YANITLASİL
yuksel4 Şubat 2024 23:36
Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 51 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel20 Şubat 2024 16:30
Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 346 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 51 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel20 Şubat 2024 16:30
Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 346 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
de: «Malınızın ve avene- nizin çokluğu ve hakkı kabulde büyüklenmeniz sizi azabdan kurtarmadı.» derler.] [2] : [Ve «Bunlar (yani müslümanlar) Cennete giremez. diye yemin ederdiniz, derler.] [3] O anda: [Mü'minlere, «Cennete giriniz; sizin için asla korku ve keder yoktur. denilir.] A'raf halkının kim olacağı (sabi iken ölen küffar evladı, deliler vesaire olmak üzere) ihtilaflıdır. ((Cen- netle Cehennem arasında Yahya aleyhisselâm tarafından, Ce- nabı Hakkın emriyle, ölüm kesilip yok edilecek ve ondan sonra kâfirlerin kederi, mü'minlerin sevinçleri artacaktır.))
YanıtlaSil24. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
YanıtlaSil"Bütün hataların kaynağı, dünya sevgisi; bütün fitne- lerin kaynağı, öşür ve zekâtı vermemektir."
Tasavvuf Klasikleri
ibn Hacer El-Askalani
MÜNEBBİHAT
UYARILAR
Dünya ile Ahiret işi bir anda yapılması gerekse ahiret işi önce yapılır.
YanıtlaSilAKRA FM
MAHMUD ESAD COŞAN
HADİSLER DERYASI
guya yerleştiler, halen sayıca az olmalarına rağmen birçok ülkenin Sunetimini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticaretini ele geçir miş, istediğini istediği ülkeye empoze ettirip yaptırabiliyorlar... Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Lions kulüpleri, Ro- tary kulüpleri, Bilderbergler, misyoner teşkilatları, Yehova Şahitleri gi bi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var... Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; kurulmamış, kuru-
YanıtlaSillanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, yasaklanmış...
Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslam'ı
unutturmaya, müslüman halkı dejenere etmeye çalışırlar, en çok, ger- çek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, refah, mutluluk, zenginlik, güçlü- lük arasında kuvvetli ilişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler olduğunu çok iyi bilirler.
YANITLASİL
yuksel28 Şubat 2024 06:54
smler belli, duvarlar saglam, R çek buketleri, demek ki sık sık in uzerlerinde demet demet ta- ziyaret olunmaktalar...
Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yürekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmiş, türbeler yıkılmış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; cami lere el konulmuş, halı la rı, levhaları, minberleri, mihraplan, çinileri- hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avlu ları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yo- baz gösterilmiş, vatan hainle ri putlaştırılmış, kahramanlaştırılmış; sa- raylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehirlerin tarihî binaları yıkıl- mış, yerlerini soğuk beton yığınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphaneler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş, bir sürü yol- suzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbilmezlik, şarlatanlık, dal- kavukluk, nemelâzımcılık, vefasızlık, şuursuzluk...
Milli kültürümüz mahvedilmiş, tarihimiz yağmalanmış, tarih şu- uru sıfır, takip yok, hesap soran yok, suçlu ortada, ev sahibinden bas- kin, arsız, yüzsüz. Bu rezalete kimler, ne zaman dur diyecekler acaba; Şark'ın
eski aslanları nerede, uykudan ne zaman uyanacaklar? Bir 18 Mart Canakkale Zaferi gecti kar kisi olayı bilmekte? Çocuk
YanıtlaSil3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu, kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللَّهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد
بن الحنفية عن ابيه
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٍ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ
وَيُكْثَرُ فِيهَا الْهَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (ه عن ابن مسعود)
3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.
بِكُمْ فَيَسِيرُونَ ٣٢٣٦ - تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَعْدِرُونَ
YANITLASİL
yuksel1 Mart 2024 22:26
إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اثْنَيْ عَشَرَ الْفَا" (ه عن عوف بن مالك)
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hiyanette bulunup her birinin altında on ikibin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
۳۲۳۷ - تَكُونُ أَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ
نعيم عن عمران بن حصين
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öldürmek helal sayılacak, ikincisinde hem o, hem de mal, üçüncüsünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
۳۲۳۸ - تَكُونُ اَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا النَّبْتُ وَيُكَذِّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُحَوَّنُ فِيهَا الْأَمِينُ وَتُنْطَقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ
قَالَ مَنْ لَا يُوبَهُ لَهُ (طب عن عوف بن مالك)
3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen kişi" buyurdu.
۳۲۳۹ - تَكُونُ بَيْنَ النَّاسِ فِرْقَةٌ وَاخْتِلَافٌ فَيَكُونُ هَذَا وَأَصْحَابُهُ عَلَى الْحَقِّ
يَعْنِي عَلِيًّا (طب عن كعب بن عجرة) 3239. İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kasdediliyor.)
٣٢٤٠ - تَمَنَّوْا الْمَوْتَ عِنْدَ خِصَالِ سِيِّ عِنْدَ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ وَبَيْعِ الْحُكْمِ وَاسْتِحْفَاف بالدَّمِ وَكَثْرَة الشَّرْطِ وَقَطِيعَةِ الرَّحْمِ وَلَشُوءٍ يَسْتَخْذُونَ الْقُرْآنَ
YANITLASİL
yuksel1 Mart 2024 22:27
مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِأَفْقَهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
İman
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِافقهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)
YanıtlaSil3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, insanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.
٣٢٤١ - تَنَاصَحُوا فِي الْعِلْمِ وَلَا يَكْتُمُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَإِنَّ خِيَانَةً فِي الْعِلْمِ
أَشَدُّ مِنْ خِيَانَةٍ فِي الْمَال (حل عن ابن عباس)
3241- İlimde birbirinize yardımcı olun. Kimse kimseden ilmi gizlemesin. Çünkü ilimde hıyanet, maldaki hiyanetten daha şiddetlidir.
٣٢٤٢ - تَنْتَظِرُ النُّفَسَاءُ اَرْبَعِينَ لَيْلَةً فَإِنْ رَنَتِ الطَّهْرَ قَبْلَ ذَلِكَ فَهِيَ طَاهِرٌ
وَإِنْ جَاوَزَتِ الْأَرْبَعِينَ فَهِيَ بِمَنْزِلَةِ الْمُسْتَحَاضَةِ تَغْتَسِلُ وَتُصَلِّي فَإِنْ غَلَبَهَا
الدَّمُ تَوَضَّأَتْ لِكُلِّ صَلَوة (ك عن ابن عمرو)
3242- Lohusa, kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temizlenmiş olur. Eğer kırk geceyi geçerse özürlü hükmündedir. Yıkanır, namaz kılar. Eğer kan çok gelirse her namaz için abdest alır.
٣٢٤٣ - تَنْزِلُ الْمَعُونَةُ مِنَ السَّمَاءِ عَلَى قَدْرِ الْمَوْنَةِ وَيَنْزِلُ الصَّبْرُ عَلَى قَدْرِ
الْمُصِيبَةِ الحسن بن سفيان كر عن ابي هريرة)
3243- Yardım gökten, ihtiyaca göre iner, sabır da musibete göre iner.
٣٢٤٤ - تُنْكَحُ الْمَرْئَةُ لَأَرْبَعِ لِمَالِهَا وَلِحَسَبِهَا وَلِجَمَالِهَا وَلِدِينِهَا فَاغْفَرْ
بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ رخ م ن ده حب عن أبي هريرة والديلمي والدارمي عن جابر) 3244- Kadın dört hasleti için alınır:
a) Malı için,
YANITLASİL
yuksel1 Mart 2024 22:49
b) Soyu için,
c) Güzelliği için,
d) Dini için. Sen dindar olanı tercih et ki, iki elin toprak olsun (bereket bulsun).
اسْتَطَعْتُمْ فَإِنَّا الإِسْلامَ عَلَى النَّظافة الله بنى ٣٢٤٥ - تَنَظَّفُوا بِكُلِّ مَا
وَلَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا كُلُّ نَظيف (ابو الصعاليك والرافعي عن أبي هريرة
3245- Olanca gücünüzle temizlenin. Çünkü Allah İslam'ı temizlik üzerine kurmuştur. Cennete ancak, her temiz olan kişi girebilir.
٣٢٤٦ - تَهَادَوْا تَزْدَادُوا حُبًّا وَهَاجِرُوا تَوَرَّثُوا أَبْنَانَكُمْ مَجْدًا وَأَقِيلُوا
الْكِرَامَ عَثَرَاتِهِمْ (طس والعسكرى كر عن عائشة)
3246- Hediyeleşiniz ki, karşılıklı sevgileriniz artsın. Hicret edin ki, çocuklarınıza iyi bir şeref ve fazilet terk etmiş olasınız, iyi insanların hatalarını affediniz.
٣٢٤٧ - تَهَادَوْا فَإِنَّ الْهَدِيَّةَ تُضَعّفُ الْحُبَّ وَتُذْهِبُ بِغَوَائِلِ الصَّدْرِ (طب
وابو يعلى وابو نعيم عن ام حكيم 3247- Birbirlerinize hediye verin. Çünkü hediye sevgiyi artırır ve kalpteki gaileleri giderir.
٣٢٤٨ - تَوَاضَعُوا لِمَنْ تَعَلَّمُونَ مِنْهُ وَتَوَاضَعُوا لِمَنْ تُعَلِّمُونَ وَلَا تَكُونُوا
جَبَابِرَة الْعُلَمَاءِ فَيَغْلِبُ جَهْلُكُمْ عِلْمَكُمْ (ابو الشيخ عن ابي هريرة) مِنْ
3248- Kendilerinden öğrendiklerinize (hocalarınıza) karşı alçak gönüllü olun. Kendilerine öğrettiklerinize karşı da tevazu gösterin. Zorba alimlerden olmayın. Böyle olursanız cehliniz ilminizi yenik düşürür.
٣٢٤٩ - تَوَاضَعُوا وَجَالِسُوا الْمَسَاكِينَ تَكُونُوا مِنْ كُبَرَاءِ اللَّهِ وَتَخْرُجُوا مِنَ
الكبر (حل عن ابن عمر) *
GGG
3249. Alçak gönüllü olun ve yoksullarla oturun ki, Allah nezdinde büyük kabul ettiği kişilerden olursunuz ve kibir denilen şeyden
Said Nursi
YanıtlaSilKadın Neden Başkası İçin Yaşar?.
Osmanlı'nın Düşünceye Neden İhtiyacı Yoktu?
Gerçek Türk Harfleri Arap Harfleridir.
NURETTİN TOPÇU
İş Ahlâkı.
Hakikat Düşmanı Üç Felsefe
Mazi Biterse Millet Biter.
İnsan ve İç Gözlemi
İslam'ı Sömüren Siyaset
Atatürk’ün ‘vasiyeti’, yani tuttuğu gizli notlar ne açıdan önemli?
YanıtlaSilAtatürk’ün gizli vasiyeti adı altında 1980’de bunu ilk defa dile getirdim. Kastedilen, Atatürk’ün siyasî vasiyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat…
Bu notlar ilk defa İnönü tarafından mı açıldı?
Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi. 1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun?
Bu notları açıp okuyanlardan bir bilgi sızmadı mı hiç?
Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir.
Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, islamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 55 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Çünkü mukattaa harflerinin toplami on dörttür.
YanıtlaSil1935- Sana Allah'tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü o bütün yapacağın amellerin bir süsüdür. Kur'an okumalısın. Allah'ı anmalısın. Çünkü bu gökte anılmana, yerde aydınlanmana bir vesiledir. Uzun sükutte bulunmalısın. Ama hayrı söyleyeceğin zaman başka. Hemen söyle. Çünkü bu şeytanı senden kovar. Din işinde sana yardımcı olur. Sakın ha çok gülme. Çünkü bu kalbi öldürür, yüzün nurunu giderir. Cihad etmelisin, ümmetimin asla bırakmayacağı şey budur. Yoksulları sev, yanlarında otur. Daima senden aşağı olana bak, üst olana değil. Bu Allah'ın üzerinde nimetini hakir görmemen için en layık olan husustur. Senden ilgilerini kesseler bile sakın ha akraba ile ilgini kesme. Acı da olsa doğruyu söyle. Allah uğrunda levm edenlerin levminden korkma. İçindeki bilgin seni insanlara reva görebileceğin kötülükten alıkoysun. Yaptığın şeyle onlara karşı övünme. Ayıp yönünden şu üç hasletin kişide bulunması kâfidir: Kendi kusurunu görmeden başkalarının kusurlarına bakması. Kendi utanılacak şeyde yüzerken o utanılacak şeyi sebebiyle başkalarını ayıplaması. Yanında oturan (komşusuna) eziyet etmesi. Ey Ebu Zerr! Tedbir gibi akıl yoktur,
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel11 Mart 2024 00:16
kötülükten çekinme gibi vera yoktur, güzel ahlak gibi şeref yoktur.
١٩٣٦ - أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَإِنْ أَمَرَ عَلَيْكُمْ عَبْدٌ حَبَشِيٌّ فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشَ مِنْكُمْ بَعْدِى فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الْمَهْدِيِّينَ الرَّاشِدِينَ تَمَسّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِدِ وَأَيَّاكُمْ وَمُحْدَثَات الأُمُور فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَث بِدْعَةٌ وَكُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ (حمد
ت حسن صحيح ٥ و ابن جرير ك ق عن العرياض)
1936- Size Allah'tan korkmanızı, Habeşli bir köle bile başınıza geçirilse onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra yaşayan çok ihtilata şahid olacaktır. Benim sünnetimden, hidayete ermiş, doğru yolda olan halifelerin yolundan ayrılmayın. Ona sımsıkı sarılın. Azı dişlerle ısırır gibi (sımsıkı sarılıp sakin bırakmayın). Sonradan uydurulmuş işlerden uzak durun. Çünkü sonradan uydurulan, bidattir, her bidat sapıklıktır.
Çünkü ümmeti yaratılmışların öncüsü olduğu için onların bozulmasıyla düzen bozulur. Öncüler bozulduğu zaman, toplum da bozulur.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel13 Mart 2024 02:06
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث للكمشخانوي
Râmûzü'l- ehâdîs Şerhi
LEVAMİ'U'L-'UKÜL
ZEKA PARILTILARI Hadis-i Şerifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî (1813-1893)
Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
III. CİLT
sy. 553.
Ümmetim için şaşırtıcı önderlerden korkarım.
YanıtlaSilRavi: Hz. Sevban (r.a.)
Sayfa: 138 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
113 1 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Hz. Ömer (r.a.)
113 2 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Hz. Muaz (r.a.)
113 3 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Hz. Enes (r.a.)
113 4 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Hz. Ebud Derda (r.a.)
113 5 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Hz. Câbir (r.a.)
113 6 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.)
113 8 Ehli Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennetteki mülkünü temaşası ikibin sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür. Bunlar zevceleri, hizmetçileri, kürsüleri, bahçeleri vs.dir. Efdal dereceli olanı ise, Allah (z.c.hz.)'nin Cemalini günde iki defa temaşa eder. Hz. İbni Ömer (r.a.)
113 9 Fisebilillâh mücahid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli ve bir senelik gece ibadeti hak ederler. Soruldu: "En ufak zorlama nedir?" Buyuruldu ki: "Meselâ böyle bir mücahid gece giderken hayvan üzerinde uyuklar ve kamçısını düşürür, inip bunu alması en ufak zorlamalardandır." Hz. Sabit İbni Ebu
إِيمَانُهُ رَجُلٌ لا يَخَافُ فِي اللَّهِ لَوْمَةَ لائِم ٣٣١٤ - ثَلَاثَةٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ يَسْتَكْمِلُ وَلَا يُرَانِي بِشَيْءٍ مِنْ عَمَلِهِ وَإِذَا عُرِضَ عَلَيْهِ أَمْرَانِ أَحَدُهُمَا لِلدُّنْيَا وَالْآخَرِ
YanıtlaSilلِلآخِرَةِ اخْتَارَ أَمْرَ الآخِرَةِ عَلَى الدُّنْيَا (كر والديلمي عن ابي هريرة) 3314- Üç şeyi kendinde bulunduran, kâmil bir iman elde
a) Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmamak, b) Yaptığı amellere en küçük bir riya dahi karıştırmamak, c) Biri dünya diğeri ahiret olan iki iş kendisine sunulduğunda, ahiretinkini tercih etmek.
etmiş olur:
1942- Kıyamet gününde kulun ilk hesap verecek olduğu şey, namazıdır. Eğer tamamlamışsa bu onun için tam olarak yazılır, tamamlayamamışsa Allah Azze ve Celle meleklere:
YanıtlaSil"Bakın, eğer kulumun nafile namazı varsa onunla bu farz namazlarını tamamlayın" emrini verecek. Sonra zekattan da böyle hesaba çekilecek. Sonra diğer ameller de bu minval üzere ele alınacak.
۱943 - اَوَّلُ الْوَقْتِ رِضْوَانُ اللهِ وَوَسَطُ الْوَقْتِ رَحْمَةُ اللَّهِ وَآخِرُ الْوَقْتِ
عن ابراهيم بن عبد الملك) الله قط * عَفْو الله
1943- Namazın vaktinin evveli Allah'ın rızası, ortası rahmeti, sonu ise Allah'ın affıdır.
عائشة)
YanıtlaSil4496- Veled-i zinaya, ana-babasının suçundan hiçbir sorumluluğu yoktur. Kimse kimsenin suçunu (günahını) taşımaz.
٤497 - لَيْسَ عِنْدَ اللهِ يَوْمٌ وَلاَ لَيْلَةٌ تَعْدِلُ اللَّيْلَةَ الْغَرَّاءَ وَالْيَوْمَ الأَزْهَرَ (ك) * ٤٤٩٧
عن ابي بكر)
⑤
G
4497- Allah katında, Cuma gecesi ve gününe eşit olacak hiçbir gece ve gün yoktur.
٤٤٩٨ - لَيْسَ عَدُوكَ الَّذِى اذَا
١٣٤٠ - إِنَّ الدُّنْيَا مَلْعُونَةٌ مَلْعُونٌ مَا فِيهَا إِلَّا ذَكَرَ اللَّهُ وَمَا وَالاهُ وَعَالِمُ أَوْ
YanıtlaSilمُتَعَلَّمُ فَإِنَّ أَوَّلَ فِتْنَةٍ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَانَتْ فِي النِّسَاءِ اء (م) عن ابي سعيدن
حسن غريب عن ابي هريرة
1340- Dünya melundur, dünyada bulunan ve kişiyi Allah'tan gafil eden hususlar da melundur. Yalnız zikrullah, Allah'ın sevdiği iyi amel, âlim ve ilim tahsil eden hariçtir. İsrailoğullarını baştan çıkarıp fitneye sürükleyen ilk şey muhakkak kadınlar olmuştur.
١٣٤١ - إِنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ فَعَلَيْكُمْ عِبَادُ اللَّهِ بِالدُّعَاءِ
ت وابن النجار عن ابن عمر)
1341- Dua, gelen ve gelecek olan musibetlere karşı faydalıdır. Allah'ın kulları! Duadan ayrılmayın.
٣٨٦٤ - طَاعَةُ النِّسَاءِ نَدَامَةٌ (عق والقضاعي وابو على الحداد في معجمه كــر
YanıtlaSilعن عائشة)
getirir.
3864- Mühim işlerde kadınlara boyun eğmek pişmanlık
٣٨٦٥ - طَاعَةُ الله طَاعَةُ الْوَالِدِ وَمَعْصِيَةُ الله مَعْصِيَةُ الْوَالِدِ (طس عن ابي
هريرة)
3865- Allah'a itaat etmek, anneye, babaya itaaat etmektedir. Anneye babaya isyan eden, Allah'a isyan etmiş olur.
-
- طَالِبُ الْعِلْمِ طَالِبُ الرَّحْمَنِ طَالِبُ الْعِلْمِ رُكْنُ الإِسْلَامِ وَيُعْطَى
YanıtlaSilأَجْرُهُ مَعَ النَّبِيِّينَ (الديلمي عن انس)
din gibi
3867- İlmin talibi Rahman'ın talibi demektir. İlmin talibi İslam'ın rüknüdür. O peygamberlerle birlikte mükafatlandırılacaktır.
٣٨٦٨ - طَالِبُ الْعِلْمِ اللَّهِ كَالْغَازِي وَالرَّائِحُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ
الديلمي عن انس حل عن بكار بن ياسر)
3868- Allah için ilim tahsil eden, Allah yolunda savaşa erkenden gidip sağ salim dönen gibidir.
ن
Sene yüz otuz beş olunca, Davud oğlu Süleyman (a.s.)'ın deniz adalarında hapsettiği şeytanların azılıları serbest kalır. Ve onların onda dokuzu lrak'a gider. Ve orada Kur'an hakkında (şeytanca) mücadele ederler. Onda biri ise Şam'da kalır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 60 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
148. Allah, (insanı incitecek) kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Ancak zulmedilenler hariç. Allah her şeyi işiten ve bilendir.
YanıtlaSil(Zulmedilenler feryat, beddua veya şikayet edebilirler.)
Nisa Suresi
148.ayet.
ŞERH-1 DELAİLÜ'L - HAYRAT VE ŞEVARİKI'L - ENVAR
YanıtlaSilBöyle her mü'min onun tertemiz kalbi ile ve büyük bir inançla söy lerse Hak Teâlâ, onun bütün günahlarını bağışlar.
Her yapılan işin, amelin başında Besmele ile işe başlanırsa o işde hayır, bereket ve kolaylık nasip ve müyesser olur. o işde zarar görül mez.
Hikâye olunur ki ibadetini tam yapan bir kadının bir münafık, sözde iman sahibi, iki yüzlü bir kocası vardı. O dini bütün kadının, her işi işlemeğe başlayınca Bismillahirrahmanirrahîm demek âdetiy- di. Kocası buna kızardı:
Ey hatun, derdi, sen bu kelâmı ne çok söylersin!
Karısı da:
Bu söz her ne işin öncesinde söylenirse o işde zarar olmaz! di- ye cevap verirdi. Kocası bir gün ona:
Ya sen bu sözü ne zamana dek söyleyeceksin? diye bağırdı.
Mü'min karısı da:
Ölünceye kadar söyliyeceğim! dedi. Kocası, o zaman, kendi kendine:
- Şu kadını bir kandırayım da bir daha Besmele çekmeğe utan- sın! dedi. Koynundan kesesini çıkardı. Karısına:
Şu keseyi al, sakla! dedi. Karısı da:
Bismillahirrahmanirrahim! diyerek keseyi aldı. Sandığa koy- du. Kocası da sonra karısı görmeden sandıktan keseyi aldı, doğruca kuyuya attı. Sonra da karısına:
şına gitti.
Sana verdiğim keseyi bana getir! dedi. Kadın da sandığın ba-
Bismillahirrahmanirrahim! diyerek sandığın kapağını açtı.
Hak Sübhanehu ve Teâlâ o mübarek söz hürmetine o keseyi kuyudan
sandığa koydurmuştu. Kadın, keseyi almak için elini sandığa soktu.
Kese yamyaş, ıslaktı. Kocasına:
kina Benim sandığıma su nereden girmiş? Kese yaş! dedi. Kocası şaşkına döndü:
Çıkar, bakayım!, dedi. Kadın yine Besmele çekti, keseyi çı kardı. Kocası hâlâ keseden su damladığını gördü. Böyle bir kerameti görünce, kalbindeki nifaklardan eser kalmadı, açık gönüllülükle tam bir Müslüman oldu. Sonra karısına döndü:
ya atry hatuni dedi. Hak Teâlâ senden razı olsun. Ben o keseyi ku yuya atmıştım. Seni utandırmak için Hak Subolsun Ben Teala iam-1
KARA DAVUD EFENDİ ŞERHİ
YanıtlaSil1
şerifler hürmetine seni o utançlıktan kurtardı, keseyi kuyudan sar dıktaki yerine yolladı. Seni dünyada utandırmayan Mevlâ bu müba rek işin hürmetine âhirette de sana azap etmez! Ben gaflet içindey dim. Allah'a hamd olsun ki doğru yolu buldum, hidayete ve Hüdanın lütfuna erdim!
BESMELE-İ ŞERİFE CİNLERİN GÖZÜNE PERDE İNDİRİR
Bir kimse ayakyoluna, helâya girmek istese girmezden önce «Bis- millahirrahmanirrahîm» dese Hak Teâlâ cinlerin gözüne perde çeker, o kimse avret yerini açınca cinler onu görmez olur.
BESMĖLE-İ ŞERİFTEN MUHAMMED (S.A.V.) ÜMMETİNE İKRAMI
Bir haberde şöyle nakledilmiştir ki, Allahü Teâlâ Mûsâ. (A.S.) a şöyle vahyeyledi:
Yà Mûsâ! Ben, gerçekten, Muhammed ümmetine üç isimle ik- ram ettim. O isimlerle başka ümmetlere hiç ikramda bulunmadım. Muhammed ümmeti bana üç isimle dua etse dualarını kabul ederim.
Musa (A.S.) da:
Yarabbi! O isimler nedir? diye sordu. Hak Sübhanehu ve Teâlâ:
Bismillahir Rahmanir Rahim! diye buyurdu. Mûsâ (A.S.) da Hak Sübhanehu ve Teâlânın Muhammed ümmetine edeceği ikramı kendi eshabına bildirdi. Onların içlerinden birisi âmâ idi, kördü. O gözsüz kimse, bu haberi işitince şanı yüce Yaratana yalvardı:
Yarabbi! dedi. Muhammed ümmetine ikram buyurduğun o üç ism-i şerif hürmetine benim bu görmeyen gözlerimi aç, görmemi ih- san eyle.
Bu yakarıdan sonra da iki gözü görmeyen o kişinin gözleri açıldı.
Besmele hakkında bir haber de şudur:
Bir kimsenin, kazanç elde etmek veya zararlardan kurtulmak İçin, veya ticaret veya işler dolayısı ile bir dileği olsa o kimse yedi gün ve günde 786 kere: «Bismillahirrahmanirrahim» dese Allahü Teâlâ'nın izniyle muradına erer. Ve her kim gece uyuyacağı zaman yirmi bir kere besmele çekse ve yatsa o kimse o gece şeytanın tuzak
ŞERH - I DELAİLÜ'L - HAYRAT VE ŞEVARİKI'L - ENVAR
YanıtlaSilK
20
ve hilesinden kurtulur. O kimsenin evi hırsızdan ve ateşten korunur.
yüz kere:
Ve sar'a tutmuş bir kimsenin kulağına kırk bir kere «Bismillahirrah manirrahim» denilse Allah'ın izniyle o kimse o saat iyileşir. Eğer bir kimse önemli bir muradı için on gün içinde her gün
بس الله الرحمن الرحيم يَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ .
<Bismillahirrahmanirrahim. Yef'alüllahü mâyeşâü bikudretihi ma He yahkümü mâ yüridü bizetihi» dese (biiznillahi teâlâ) Allahü Te ala'nın izni ile o kimsenin muradına kavuştuğu çok kere denenmiş
tizm ve ataletle insanların çöküşüne ne- den olan cehaletin düşman olduğu temel değer, hayattır. Cehalet, hayatın yerine ölümü yüceltmekte, ölüme dayanan bir ölüm kültürü inşa etmektedir.
YanıtlaSilHiçbir toplum, coğrafya veya grup, kendiliğinden irfan sahibi olduğunu söyle- yemez. Bir toplumun doğal olarak irfan sahibi olduğunu iddia etmek, bir yanılsa- madan başka bir şey değildir. Bazı top- lumlar, cahil olduklarının farkında olma- dan kerameti kendilerinden menkul şekil- de ilim ve irfan sahibi olduklarını sanabi- lirler. İlim ve irfan sahibi olmak, insanların doğuştan sahip oldukları doğal bir durum değilditr. İlim ve irfan, insanların akıllarını faal hale getirmeleri sonucu öğrenmeyle, çalışmayla ve tecrübeyle edindikleri bir kazanımdır. Emek harcamadan, alınteri dökmeden, aramadan, araştırmadan, sormadan, soruşturmadan, merak etme- den, dinlemeden, diyalog kurmadan bir insanın ilim ve irfan sahibi olması müm- kün değildir.
İrfan sahibi olmak, mistik bir kavram değildir. İnsanın özgürce ve onurlu bir şe- kilde aklını kullanarak kendisinin özgür- lük, barış, adalet, eşitlik ve demokrasiye dayanan bir yaşama kültürü içinde yaşa- masını sağlayacak imkanların ve yolların neler olup olmadığını ayırd etmesi, onları anlaması, ölüm ve yaşama kültürlerinin farkında olmasıdır. İrfan, yaşama coşkusu, sevinci ve tutkusuyla özdeştir. Kendisini dünyadan soyutlayan, gerçekliklerle hiçbir bağı kalmamış, fantezi ve yanılsamalar dünyasında yalanlar üzerine kurulu nefes alan ölülerden başka bir özellikleri olma- yan kişileri, irfan sahibi değil, cehalet sahi- bi cahiller olarak nitelemek lazımdır.
Akıl düşmanlığı yaparak kendisini var eden cehalet, otoriter, köleliğe yatkın, taklit etmeyi yaşam haline getiren, kimlik ve kültürü kutsallaştıran ve itaati en yüce değer haline getiren bir köleler topluluğu yaratır. Namık Kemal, cehaletin körleştir- diği insanlara şöyle seslenmektedir: "Ey gaflet uykusundakiler! Ey Sefalete alışan- lar! Ey esarete bağlanmaya tapanlar! Ey al- çalmayı seçen korkaklar! Ey her alçaklığı işleyenler! Gözlerinizi mahşerin sabahın- da mı açacaksınız?" Cehalet, toplumsal ve bireysel ilişkilerde emir-komutaya dayalı bir hiyerarşi ve ilişkiler sistemi kurar. Ce- haletin oluşturduğu otoriter kişilik modeli, güç sahiplerinden ve merkezlerinden ge- len bütün talimatlara sorgusuz sualsiz uymayı kendisinin tek görevi kabul eder. Güç sahiplerinin dediklerinden şüphe et-* meyi ve o talimatların akla, ahlaka ve adalete uygun olup olmadıklarını sorgula- mayı aklından geçirmez.Cehalet, insanı onur, özgürlük ve akıl sahibi bir birey ol- duğundan gafil hale getirmektedir.İnsanı insana unutturan cehalet, insanı tam bir doğa ve hayat düşmanı haline getirmekte- dir. İnsana, kadına, hayata, doğaya, akla, bilime, ahlaka, demokrasiye ve maneviya- ta bizi düşman etmeyen sahici bir ilme, irfana ve aydınlanmaya ihtiyaç vardır.
YanıtlaSilLügaiçe
YanıtlaSila'mâl: ameller, işler, fiiller.
a'mâl-i saliha: salih ameller, iyi işler.
a'yan: görünen, ortada, açıkta, belli.
âb-ı kevser: Cennette bulunan Kevser ırmağının suyu.
âdâb-ı Şeriat: şeriatın düsturları, kaideleri, edebi.
adâlet-i hakikîye: gerçek adâlet. adalet-i mahza: gerçek adâlet, adaletin ta kendisi, gölgesiz, ve kusursuz adâlet.
adālet-i izâfiye: zamanın şartla- rının zorlaması neticesinde kullanılan ve iki şerden hafif olanına dayalı adâlet; toplulu- ğun selâmeti için ferdin hukù- kunu ferdin rızası alınmak şartıyla fedâ eden adâlet an- layışı; nisbî adâlet
adaletnâme-i Şeriat: şeriatın mahkeme çağrı pusulası.
âdât: adetler, yapılan işler, sıra- dan işler.
âdât-ı milliye: millî âdetler, gele- nekler.
adāvet: düşmanlık, kin.
adem-i ihtiyac: ihtiyacın olma- ması.
adem-i kifayet: yetersizlik.
adem-i liyakat: lâyık olmamak.
adem-i salabet: bağlılığın olma- ması, çürüklük.
adem-i ülfet: alışkanlığın ve ta- nışıklığın olmaması.
âdilâne: adâletlice.
âfâkî: dünyaya ait meseleler ve hâdiseler.
afv-ı umumî: genel af.
ağraz: garazlar, kötü maksatlar.
ağrâz-ı şahsî: şahsi garazlar, şahsi maksatlar.
ahali-i Müslime: Müslüman halk.
ahd ü peyman: söz ve yemin. And içmek.
ahkâm-ı dîni: dinî hükümler.
ahkâm: hükümler, kanunlar, ni- zamlar, prensipler.
ahkâm-ı şeriat: dinin hükümleri İslamın hükümleri.
ahlâk-ı hasene: güzel ahlâk.
ahlâk-ı hasene-i İslâmiye İslâmın güzel ahlâkı.
ahlâk-ı rezile: kötü ahlâk.
ahlâk-ı seyyie: kötü huy, çirkin
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlıklar kimler tarafından, nerde ve nasıl yapıldı?
YanıtlaSil• FETÖ'cüler böyle bir darbe girişimine neden kalkıştı?
• Darbe saati niye erkene alındı?
• Darbenin ilk saatlerinde Fetullah Gülen hangi sivil imamla görüştü?
• Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım darbe olduğunu öğrendiklerinde ne konuştular, ne karar aldılar?
• Genelkurmay Karargâhı ve diğer karargâhlar nasıl işgal edildi?
• Üst düzey komutanların başına ne geldi?
• Akıncı Üs Komutanı Hakan Evrim, Fetullah Gülen'le kimi görüştürmek istedi?
• Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Marmaris'ten İstanbul'a intikali nasıl planlandı, yol boyunca neler yaşandı?
• Ankara'yı bombalayan uçaklara kim talimat verdi?
• TRT baskınının ve TV'deki darbe bildirisinin arka planında neler yaşandı?
• Ömer Halisdemir, Semih Terzi'yi nasıl etkisiz hale getirdi?
• Darbe nasıl bastırıldı, darbeciler hangi koşullarda teslim olmak zorunda kaldı?
• Darbe başarılı olsaydı nasıl bir Türkiye'ye uyanacaktık?
Asırlık Gece, hazırlık safhasından bastırıldığı ana kadar darbe girişimi kapsamında gerçekleşen birçok olayı, deliller ve belgeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele almakta ve aydınlatmaktadır.
zümre a.)زمره( ]Ar.] (ç. b. zümer) 1. Top- luluk, cemaat. 2. Sınıf, grup: "Yalnız o münte- sibīn-i edeb üç zümreye daha doğrusu üç dereceye ayrılır. "(T.Fikret) 3. Cins, tür, nevi.
YanıtlaSilzümrüd a.)مرد( ]Ar] 1. Pek kıymetli yeşil
bir taş. 2. tas. Bütün varlıkların çizildiği küllî nefis.
§ tam. zümrüd-i anka a زمرد عنقا
Güneş ve ateşten yaradıldığına ve semanın dördüncü katında yaşadı- ğına inanılan kutsak kuş, simurg.
zümrüdi a.)زمردی Zümrüt renginde olan. > Ar.zümrüd + -ī[
zümum ça. )موم( ]Ar.zemmin ç. b.[
Zemler, yermeler, kınamalar, ayıplamalar.
zümürrüd a.)مرد( Çok bilinen
yeşil ve kıymetli taş, zümrüt. 2. mec. Pek yeşil şey. [
zümürrüd-fām (زمردفام) . S.
<
Ar.zümürrüd + F.fäm] Zümrüt renkli: "Ge- tirsen meclise cām-ı zümürrüd-famı ey sākī /
Prof. Dr. İsmail PARLATIR
YanıtlaSilOsmanlı Türkçesi
Sözlüğü
ar
yayınev
sekinler)a özel bir hitabı he dolayısıyledir ولا تَلْبِسُوا الحَقِّ بالباطل hakkı hakka be bile bile ha doğruyu yalanla, yani وتم العن والنمر bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlambulayıp da anlıdır. ime ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, çok kap mlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve ha do krin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları Aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmî gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi günüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, seçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar hakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki âyetleri saklıyorlardı ki, bu konuda فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هُذَا مِنْ عِند الله
YanıtlaSilaht "Yazıklar olsun o kimselere ki, kit- elleriyle yazıp, sonra 'Bu Allah katındandır.' derler." (Bakara, 2/79( يُحَرِّفُونَ الكلم عن مواضع "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar." (Nisa, 4/46, Maide, 5/13( ve diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, kendi yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine koyuyor- lardı. Ve ilmî meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre
- BAKARA SURESI: 42-43
YanıtlaSilCüz: 1
286
açıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapıyorlar, safsalalar yapıyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor, yapatma, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara kany İsrailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu âyet olsaydı, Kur'ân in terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmî vaziyette İslâm'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu âyet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'ân, terceme- sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz, Cenab-ı Hak لا تلبسسُوا الحَقِّ بِالْبَاطِلِ buyurmuştur. ve
HAK DİNİ
YanıtlaSilKURAN DİLİ
ELMALILI
cilt. 1.sy. 285,286.
)seçkinler)a özel bir hitabı hedef alması dolayısıyledir. وَلَا تَلْبِسُوا الحَقِّ بالباطل hakkı batıl ile karıştırıp aldatmayın; doğruyu yalanla, yanlışlarla bulayıp da وَتَكتُمُوالحق وأنتم تعلمون bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlamı çok kap- samlıdır. İlme ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, yalan do- lanlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve hakim- lerin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmî gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi gönüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, seçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar hakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki âyetleri saklıyorlardı ki, bu konuda فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ "Yazıklar olsun o kimselere ki, kit- abı elleriyle yazıp, sonra 'Bu Allah katındandır.' derler." (Bakara, 2/7( يُحَرِّفُونَ الكلم عن مواضيه "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar." (Nisa, 4/46, Maide, 5/13( ve diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, kendi yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine koyuyor- lardı. Ve ilmî meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre
YanıtlaSil2- BAKARA SÛRESİ: 42-43
YanıtlaSilCu
oluy
din
hak
ma
rin
ara
ke
de
be
n
0
286
Cuz
açıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapıyorlar, safsatalar yapıyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor aidatma, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara karşı İsrailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu âyet olsaydı, Kur'ân'ın terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmî vaziyette İslâm'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu âyet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'ân, terceme- sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz, Cenab-ı Hak لا تلبسُوا الحَقِّ بالباطل buyurmuştur.
Bundan bogl
süküftegi a.)شکوفتگی Açılma durumu, açılmışlık. > F.süküfte + gi
YanıtlaSilsümara.)شمار( ]F] Hesap ay.
sümars.)شمار( ]F.] Eklendiği söze "sa- yan, sayıcılık eden" anlamları kazandırarak birleşik söz varlıkları oluşturur: pul-şümār: para sayan.
şümarende s.)شمارنده( ]F] Hesapçı, sayıcı.
sümārīde s.)شماریده( ]F] Hesaplanmış, sa- yılmış.
şüm ça.)شموع( ]Ar.şem'in ç. b] Mumlar, balbumları.
sümula)شمول ]Ar] 1. Kapsama, içine alma. 2. İlişkin olma, delâlet etme. 2. Anlam ilişkisi bulunma. 3. Kapsam.
şümūlī s.)شمولی( ] > Ar.şümul + ī] Kap- samlı.
şümüliyyet a.)شمولیت ]Ar] Kapsama.
şümüs ça.)شموس ]Ar.sems'in ç. b.[
Şemsler, güneşler: "Zerrātdan şümūsa kadar her güzel şey şi'irdir"(R.M. Ekrem)
sürba.)شرب( ]Ar] İçme, içilme.
şürbü'l-habeş aشرب الحبش Ar.] bot. Hekimlikte kullanılan kurt dökücü bir ilâç.
süre ça.)شرف( ]Arşerefe ve şürfe'nin ç b.] Şerefler.
sürefa .a.)شرفاء ]Ar.serif'in. b] Hz
Hüseyin vasıtasıyla Hz. Muhammed soyundan olanlar.
OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ
YanıtlaSil010
Prof. Dr. İsmail PARLATIR
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi
ve Türk Dil Kurumu 195 Sözlük Bilim ve Uygulama Kolumbo ARANAYE. Başkanı
Berâ-i mâlûmât size gönderildi
YanıtlaSilBüyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında, "Lozan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden:
"İngiliz Murahhas Heyeti Reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyle- di, dedi ki: 'Türkiye İslâmî alakasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minne- tini kazanır. Biz de kendisine dilediğini veririz.'
"Lozan'da Türk Murahhas Heyeti Başkanı bulunan ve henüz hakîīki kasıtları anlamayan İsmet Paşa, bir aralık, bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mâzisindeki ruh ve mukaddesâtı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminâtı veriyor ve diyor ki: 'Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engel- lerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak husûsunda besledikleri-yani İs- met'in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir."
Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk Başmaruhhasının, yani İsmet'- in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak husûsunda Türk milletine beslediği katî azimle ne kast ettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmi- yet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lazımdır.
Konferansın birinci defasında Türk Başmurahhası, bizzat karar vermek vazi- yetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa'dan Ankara'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve başbaşa seyahat... Sonra, Ankara gizli Meclis toplantıla- n... Fakat esas meselelerde dâimâ başbaşa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içti- mâları ve karar: "Din öldürülecektir!"
Lozan Konferansının ikinci sahifesi: "... Artık herşey Türkiye hesabına çan- tada hazırdır. Yani dîni terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemâlizm ve İsmet hükümeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket et- mekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i sâlip kumandanla- rından dîni vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden vâreste- dir."
Nihâî Vesîka
Lozan Muâhedesinden sonra, İngiltere Avâm Kamarasında, "Türklerin istikla- lini ne için tanıdınız?" diye yükselen îtirazlara, Lord Gürzon'un verdiği cevap:
"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşa- mayacaklardır. Zîrâ, biz onları mâneviyât ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunu-
PARLAK FIKRALAR ve GUZEL MEKTUPLAR
YanıtlaSilÜmmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan imân-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imânı dalaletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitamâmiha Risale-i Nur'- da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-1 Azam ve Osman-ı Hâlidi gibi zatlar, bu nok ta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nur'un şahs-1 mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bâzan da o şahs-1 mânevîyi bir hadimine vermişler, o hâdime mültefitâne bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mü- barek zât, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.
O zâtın ikinci vazifesi, şeriatı icrâ ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadākatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.
O zâtın üçüncü vazifesi, hilāfet-i İslâmiyeyi ittihad-1 İslâma bina ederek, İsevî ruhânîleriyle ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci, üçüncü vazife- ler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şâşaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar.
İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliyâ olan o kardeşlerimizin tâbire ve tevile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telaşa verir ve ver- miş; hücumlarına vesîle olur. Çünkü, birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini gö- remiyorlar; öteki cihetlere hamlederler.
Kardeslerimin ikinci iltibası: Fâni ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bâzı cihetlerle birinci vazifede pîşdarlık eden Nur Şakirdlerinin şahs-1 mânevîsini temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibas da Risale-i Nur'un hakiki ihlâsına ve hiçbir şeye, hattâ mânevî ve uhrevî makamâta dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i Nur'un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-1 mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikat-
ler, fânî ve âciz ve sukut edebilir şahsiyetlere bina edilmez. Elhasd: O gelecek zâtın ismini vermek üç vazifesi birden hatıra geliyor-yan-
lış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan Nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü'minîn na- zarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır. Yakîniyet-i bürhaniye dahi, ka- zâyâ-i makbuledeki zann-ı galibe inkılâp eder; daha muannid dalâlete ve mütemer- rid zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i imânda görünmemeye başlar. Ehl-i si- yaset evhâma ve bir kısım hocalar itiraza başlar. Onun için, Nurlara o ismi vermek münâsip görülmüyor. Belki "Müceddiddir, onun pîşdarıdır" denilebilir. Umum kardeşlerimize binler selâm.
10 الْبَاقِي هُوَ الْبَاقِي
Kardeşiniz
Said. Nursi
Şu çarpıcı gerçeği görmek gere- kir; 1900'lü yılların başlarında Afrika topraklarının % 90'ı sömürge statü- sünde idi. Bu oran şimdi % 10'un altındadır. Ancak hemen işaret etmek yerindedir ki, bağımsızlıklar siyasal anlamdadır. Kültürel anlamda ba- ğımsız ülke hemen yok gibidir. Gü- nümüz, kültürel bağımsızlıklar için kavgaların verildiği gündür. Batılı, Af- rika'dan çekilirken kiliselerini, okulla- rını ve uzmanlarını orada bırakarak çekildi. Görünür planda elini çekti ba- tılı Afrika'dan ama yerli temsilcilerini, yerli yabancılaşmış aydınları bıraktı yerine. «Kendine dönüş ya da «diri- liş>> diyebileceğimiz gelişmelere batı kayıtsız kalmamakta, olay tehlikeli boyutlara ulaştığında hemen yine askerî müdahalelere başvurmakta- dır.
YanıtlaSilİslam Aylık Mecmua
Temmuz 1985
İRTİCA'IN TARİHÇESİ / 1
YanıtlaSil31 MART VAK'ASI GERİCİ BİR HAREKET Mİ?
Sadık Albayrak
Araştırma
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilÖNSÖZ / 9
GİRİŞ / 13
AVCI TABURLARI / 17
Ayasofya Meydanı / 21
Selânikteki miting / 23
29 yaşında dinî ihtilâl taraftarı bir dersiam / 27
Meclis-i Mebusan tutanağına göre Ahmet
Rasim'in konuşması / 33
Cemiyet-i İlmiye-i İslamiye'nin görüşü / 36
MUSTAFA SABRI EFENDİ VE 31 MART / 46
FATİN HOCA'NIN GÜNLÜĞÜ / 53
KÜÇÜK HAMDİ EFENDİ'NİN MECLİS'TEKİ GÖZLEMLERİ / 65
Asker ve Mebuslar tartışıyor / 66
Asker ve Ulemâ Meclise giriyor / 70
Rasim Efendi kürsüde / 74
Mebuslar işe karışıyor / 77
Asilerin idamı gerekir / 81
İstekleri nasıl çözümlenebilirdi? / 84
31 MART'TAKİ KORKUYU DİNE DÖNDÜRÜŞ
YanıtlaSilÖRNEĞİ HÜSEYİN CAHİD / 88
Mustafa Sabrî'nin yorumu / 92
31 MART OLAYINDA «SEBİLÜRREŞADIN
TAVRI / 96
MİZANCI MURAD BEY'İN
DEĞERLENDİRMESİ / 102
KİMDİR DERVİŞ VAHDETİ? / 105
Vahdeti'nin kendi kaleminden hayatı / 108
20 yaşında Nakşibendî oldum / 108
İngilizce öğreniyorum / 110
Hürriyet taraftarı idim / 112
Kiliseye gidiyoruz / 118
Diyarbakır'a 3,5 yıl sürgün ediliyor / 119 Volkan çıkıyor / 120
Hüseyin Cahid'e hücum / 124
Niyazi ve Enver Beylere bağlılık / 125
İnkılâbı doğuran sebebler / 130
Basında fikir kavgası / 133
Tiyatroya karşı yürüyüş / 139
İstibdat döneminde sürgünler / 143
Müslüman olmayanlara tepki / 147
HARBİYE MEKTEBİ ÖĞRENCİLERİ
HUZURSUZLUK ÇIKARIYOR / 151
Rumlara polis desteği / 152
Meşrutiyet Hristiyanlara yaradı / 155 Masonlar teşkilatlanıyorlar / 157
İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti / 160
NİZAMNAMESİ / 164
İTTİHAD-I MUHAMMEDÎ CEMİYETİ
Beyanname / 166
BEDİÜZZAMAN SAİD'İN İLK YAZILARI / 177
YanıtlaSilCemiyete muhalefet baş gösteriyor / 178
Bediüzzaman Cemiyet adına propaganda
yapıyor / 184
Alaylı-Mektebli konusu gündeme geliyor / 192
Bediüzzaman Said-i Kürdî'nin 9 maddelik
programı / 198
Vahdetî askere nasihat ediyor / 207
Ayasofya'daki mevlide yeşil sancakla
geliyorlar / 211
Derviş Vahdetî Ayasofya Camii kürsüsünde / 220
Bediüzzaman, İttihad-ı Muhammediye vaki
ithamları red ediyor / 226
Vahdetî tehditlere kapılıp hücuma geçiyor / 236
İlk basın kurbanı ve Vahdeti'nin korkusu / 247 Vahdetî asker ve yöneticilerin karşısında / 254
VAHDETİ OLAY GÜNÜ, OLAYDAN BİR ŞEY ANLAMIYOR / 260
Olay «Jön-Türklere karşı mı yapıldı? / 262
Vahdetî, isyanı şerî bir inkılâp sanıyor / 265
Ordu, mürtecilere dikkati çekiyor / 267
Vahdetî, Ordu'nun genel emrine karşı çıkıyor / 270
İsyan, Olayın dördüncü gününde etrafa
yayılıyor / 273
Vahdetî durumdan rahatsız, asker ve halka
nasihate kalkışıyor / 275
Bediüzzaman Said de askerleri kurtarıcı
görüyor / 281
Olay, bir gazâ sayılıyor / 283
Vahdetî inkılâb yaptıklarını ilan ediyor / 284
AHMET RIZA BEY VE ARKADAŞLARI
SUÇLANIYOR / 289
Vahdetî ifadeye çağrılıyor / 297
Vahdetî geleceğini karanlık görüyor ve son yazısını yazıyor / 302
YanıtlaSilBEDİÜZZAMAN SAİD KÜRDİ'NİN İTTİHAD-I
MUHAMMEDÎ CEMİYETİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ / 310 31 MART «DİVAN-I HARB-İ ÖRFİ GÜNLÜĞÜ / 324
Divan-ı Harb, Vahdetî'nin hüviyetini ilân ediyor / 345 Derviş Vahdetî idam ediliyor / 350
BİBLİYOGRAFYA / 357
GİRİŞ
YanıtlaSilTürkiye'nin yakın siyasî hayatında dinî hare ket olarak en büyük önemi, hiç şüphesiz 31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) hadisesi teşkil eder...
Siyasî yapıda, ictimaî ve iktisadî gelişmede vu- ku bulan değişme ve çelişkili ilerlemeler, yapı iti- bariyle, son yüzyılda doğu İslam toplumları için derin açmazlar sergilemiş, batılı dünya görüşü ile geri kaldığı söylenmiş, İslami hayat tarzı arasında çatışmalar ortaya çıkmıştır...
XIX. yüzyılın başında yenilikçi diye adlandırı lan hareketlerin boy vermesi, giderek Tanzimat ve Meşrutiyet akımlarını doğal hale getirmiş, statik sayılan medrese hayatı, ilmiyenin de teşviki ile re aksiyoner bir genelleme ve yapıya dönüşmüştür...
Bilhassa 33 yıllık Sultan II. Abdülhamid dö- nemi, batılı ve yenilikçi fikirlerin zorlanmalar kar- şısında gösterdiği gelişme, II. Meşrutiyetin ilân edilmesine sebeb olmuştur.
Sultan Hamid, meşrutiyet'i ilân etmiş, fakat
13
YAHUDİ DÖNMELER VE MUMSÖNDÜ AYİNLERİ
YanıtlaSilYahudi dönmeler arasında Türkiye'deki "Mumsöndü ayinlerinin" öncülüğünü Feyziye Mektepleri'nin İstanbul'daki ilk müdürü ve İsmet İnönü dönemi CHP milletvekillerinden Nakiye Elgün yapmıştır. Nakiye Elgün'ün adı Şişli'deki Beth İsrail Sinagogu'ndaki sokağa verilmesi, hangi amaca hizmet edildiğinin en belirgin izdüşümüdür.
Nakiye Elgün'den sonraki mumsöndü geleneğini Adar 22 Kuzu Bayramında sürdürüp, bu sapkınlığın öncülüğünü yapan dönemin İstanbul Milletvekili Yusuf Salman'dır.
Şurası açıklıkla bilinmelidir ki her Selanikli Sabetayist olmadığı gibi, her Sabetayist'te mumsöndücü değildir.
Yahudilerle, Yahudi dönmelerin dışarı mekânlarda kutlanan Purim Bayramını ev ortamına taşıyıp, tıpkı Adar'daki gibi eş değiştirme sapkınlıklarına dönüştüren ünlü madencilerden Galatasaray Kulübü eski yöneticisi Tony Cauki'yle eşi sedef Cauki'dir.
Turhan Kapanlı, İsmail Cem (İpekçi), Şükrü Sina Gürel ve Emre Gönensay gibi bakanların yanısıra sayıları kırkın üzerindeki Sabetayist milletvekilleri, yıllar içerisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin idaresinde söz sahibi olmuşlardır. Gerçek anlamda düşünecek olursak, Volan bu acı miraslar tarihin hiçbir döneminde tevil edilemez.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'NİN SABETAYİST BAKAN VE MİLLETVEKİLLERİ
YanıtlaSilBu satırları yazarken, tarifi mümkün olmayan üzüntülere ka-
pıldığım gibi kelimenin tam manasıyla içim acıyor. Türkiye Cum-
huriyeti Devletinin kuruluşundan günümüze kadar kimler gelmiş,
kimler geçmiş bu çetrefilli siyaset arenasından. Meclis arşivlerini
dikkatle incelediğimizde umumiyetle İsmet İnönü dönemlerindeki
Ermeni, Yahudi, Rum ve Sabetayist kökenli parlamenterlerin sayı-
larının hayli fazla olması üzüntü verici durumlardır. Bunların içe-
risinde Türkiye'nin kaderine yön verip, önemli makam ve mevki-
lere kendi yandaşlarını getirenlerin hükümranlıkları tarihin hiçbir
döneminde tevil edilemez. Ancak, gençliğimin en esrik günlerin-
den neredeyse altmışıma merdiven dayadığım hayatımın olgunluk
evresine kadar yıllar yılı iz sürmeme rağmen şaşılacak bir durum-
dur ki, suyun öte yakasından gelen bu insanların hâlâ önü arkası
kesilmemekte! Gözlemlediğim kadarıyla böylesine günü kurtarma
politikalarıyla ülkemizi yöneten devletliler oldukça, kesileceğe de
benzemiyor. İnanın öyle bir an geldi ki üzüntülerimin ardından tu-
tulduğum gülme kriziyle, acaba akıl deryasından mı çıkıyorum di-
ye boşluğa düştüğüm süreçlerde hemen kendimi toparlayıp kontrol
ettikten sonra, sıkıldım ve bıraktım. Gayrimüslim ve Sabetayist
parlamenterleri irdelemek bir yana, detaylı araştırmaların derinlik-
lerine dalıp yazdıkça, çok istesenizde bu travmanın sonu gelmiyor.
Sanki bu işte tek partiti dönemin dural traumaz sistemiyle ülkeyi
yöneten Milli Şef İsmet İnönü suçlu da, diğerleri hiç mi kabahar
siz? Tabii ki onların da gözle görülür affedilemez kusurları var!
Ancak, İnönülü yıllardaki dar devletçilik nizamının özentisi içeri- 252
YAHUDİ DÖNMELER VE MUMSÖNDÜ AYİNLERİ
YanıtlaSilSÜLEYMAN YEŞİLYURT
KÜLTÜR SANAT YAYINLARI
Bazıları gibi içlerinde masonların ve Sabetayistlerin bulunduğu malum kartel medyaları arkama alıp "Efendi I, Efendi II" diyerek kısmi doğruların yanısıra hayali komplo teorileri üretmek benim işim değildir.
YanıtlaSilNazit Ozge nın anlattıkları "Buyuk Dogu" gazetesinde çar- şaf gibi manşetten yayınlanmaya başlayınca, Sabetayistlerin ön- de gelenlerinden İpekçiler ve Yalmanlar paniğe kapılmışlardı. Büyük Doğu belgelere dayalı çarpıcı makaleler yayınlayıp, ba- sın imparatoru Ahmet Emin Yalman'ın en büyük Yahudi dön- mesi ve mason olduğunu yazıyordu. Bu türden çarpıcı manşet- ler kısa sürede Necip Fazıl Kısakürek, Yalman çatışmasına dö- nüşmüştü. Öyle bir an gelmişti ki o güne kadar Yahudi dönme- leri yeterince bilmeyen insanlarımız, onların kim olduklarını öğ- renmeye başlamışlardı. Cumhuriyetin ilk günlerinden itibaren kendi örf adet ve geleneklerini gizlilik içerisinde sürdüren bu in-
YanıtlaSil21
Bediüzzaman Nur Talebelerinden ihtiyatlı olmalarını istiyor.(K. L.) 109.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 505.
ihtiyat )احتياط( ]Ar] 1. Herhangi bir ko- muda ileriyi düşünerek ölçülü davranma, sa- kınma 2. s. Gereğinden fazla olup saklanan, yedek. 3. ask. Savaş sırasında harekâtın ge- lişmesine etkide bulunmak için her an savaşa girebilecek biçimde hazır bulundurulan birlik- lere verilen ad: ihtiyāt askeri.
YanıtlaSilihtiyat akçesi a.)احتیاط (آقچه سی Yedek ak- çe.
ihtiyaten z.)احتياطاً( ] < Arihtiyat + -en[ Her duruma, her ihtimale karşı, ilerisini düşü- nerek.
ihtiyatīs. )احتياطي( ] > Ar.ihtiyāt +- ī] İleri- si düşünülerek yapılan.
ihtiyati haciz a.)1 (احتياطى حجز huk Bir alacağı elde edebilmek için yetkili kuruluşlar- dan karar alınarak borçlunun malına el koy- durma. 2. ekon. Keşideci ve ciranta tarafından poliçe üzerinde muhatap tayin edildikten sonra ilaveten "lüzumu hâlinde falan kimse ve" kaveten "lüzumu kametgahı gösterilen Üçüncü şahıs.
1.
ihtiyat )احتياط( ]Ar] 1. Herhangi bir ko- nuda ileriyi düşünerek ölçülü davranma, sa- kınma 2. s. Gereğinden fazla olup saklanan, yedek. 3. ask. Savaş sırasında harekâtın ge- lişmesine etkide bulunmak için her an savaşa girebilecek biçimde hazır bulundurulan birlik- lere verilen ad: ihtiyāt askeri.
YanıtlaSilOsmanlı Türkçesi Sözlüğü
YanıtlaSilyargı yayınevi
sy. 711.
Sultan ve maiyetindekilerin kapılarından sakının. Çünkü insanlardan onlara en yakın olanı, Allah'tan en uzak olanıdır. Her kim Sultanı, Allah Teala üzerine tercih ederse, Allah o kimsenin kalbinde gizli ve açık fitne yaratır. Ondan Vera'ğı giderir. Ve o kimseyi şaşkınlık içinde terkeder. (Verağ, takvanın ileri derecesidir.)
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 14 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
113- "Dünyayı ehline bırakın. Çünkü kim, dünyadan kendisine yetecek fazlasını alacak olursa farkında olmadan ölüm nedenini
YanıtlaSilalmış olur. "42% أَتْرُكُوا الدُّنْيَا لأهْلَهَا "Dünyayı ehline bırakın" Yani dünyayı gözünüzde atılmış olandan terkedilmiş duruma getirin ki, değersizliğinden dolayı nefis ona yönelmesin ve
Dünyalığın durumu
aklınıza da gelmesin. Dünyadan maksat; altın ve gümüş, yiyecek, içecek, giyecekler ve bunlardan kendisine yetecek miktarın fazlasını almakla oluşan genişliktir.
Denilmiştir ki; her insanın dünyası, durumuna göredir. Gazâlî, şu olayı anar. Isa (a.s.), abasına bürünmüş uyuyan bir adama uğradı. -"Ey uyuyan! Kalk ve Allahu Teâlâ'yı zikret." dedi. Adam: -Benden ne istiyorsun. Ben dünyayı ehline bıraktım, deyince Isa (a.s.): Ey sevgilim! Öyleyse uyu, dedi.
425 Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV 90
zamir-i şandır.
YanıtlaSilمن أخذ من الله "kim dünyadan alırsa". Câmiu's-sağîr'in rivayetinde eine/ondan, geçmektedir. Yani bir miktar (alırsa).
yle bir seyin üstünde ki. Yani öyle bir miktarın.
duyduğu yiyecek, içecek, giyecek, hizmetçi, binek, kap kacak ve ekinliklerden kendisine ve onlara gereksinim duyduğundan fazlasını (alırsa). için ihtiyaç
أخذ من حتى "ölüm nedenini almış olur." Yani yok olma nedenlerini almış olur. Hat )خلف(, helak (ölmek, yok olmak) demektir. Zemahşerî Keşşafta şöyle der Araplar derler ki: Kişi koşar, dönüp dolaşır. Halbuki sonu ölümdür. So elmesinin الحف anlamında mastar olduğu söylenmiştir. O da, 'kaza demektir". Ceherinin Shahinda لحنفhat, ölüm anlamındadır. Araplar, bir kimse öldürme e dövme olmaksızın öldüğü zaman مَاتَ حَتْفُ أَنْفِهِ / eceliyle öldü derler. Ibn Esîr, en- Nhâye adlı eserinde hatfin, sanki o, düşüpte ölmüş gibi, insanın yatağında ölmesi aduğunu söylemiştir. Araplar, hatf kelimesiyle birlikte özellikle أنف burnu kullanmışlardır. Çünkü bununla, peşpeşe nefes alırken ruhun burundan çıktığını
kastetmişlerdir.
[1/95]
وهو لا يشعر "halbuki o farkında değildir." Halbuki o, bunu bilmez, farkına varmaz. Dünyalıkların galip gelmesinin devamlı olmasından dolayı ölümün üstünde durmaz, ölümü ummaz.
Bilinç, sezgi ve duyumlar insanın duyularındandır. لشعارşir da bu kelimedendir. Farkına varamadığın şey, anlayamadığın ve bilemediğin şeydir.
Hadisi, Deylemî, Enes (r.a.)'den rivayet etmiştir. Hadis, hasen li ğayrihi'hadistir.
Çünkü benzer rivayetleri vardır. 429 ١١٤ - أَتَرُونَ هَذِهِ رَحِيمَةً بِوَلَدِهَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لِلَّهِ أَرْحَمُ بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ هَذِهِ بِوَلَدِهَا
114. "Çocuğuna çok merhametli olan şu kadını görüyor musunuz? Canım elinde olana and olsun ki, Allahu Teâlâ mü'minlere, şu kadının çocuğuna olan merhametinden daha merhametlidir. "430
Allah'ın ve ananın merhameti
أثرون "Görüyor musunuz?" رَأى filinden muzari muhatap sıgasıdır. Filin başındaki hemze (1) soru edatıdır. Yani ne düşünüyorsunuz? anlamındadır.
قلب "Şu kadını" . Yani çocuğunu emzirmek isteyen kadını.
رجيمة يوليها "Çocuğuna merhametli" (şu kadını(.
Zamir-i şan: Gittiği yer (merci') belli olmayan zamirdir.
المرأ يسعى ويطوف وعاقبته المحترف .
Kin bkz. Aclüni, Keşfü'l-hafa, IW294.
Nbd b. Humeyd, Müsned, s. 187..
الأحاديث للكمشخانوي
YanıtlaSilRâmûzü'l - ehâdîs Şerhi
LEVAMİ'U'L-'UKÜL
ZEKA PARILTILARI Hadis-i Şerifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî (1813-1893)
Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
I. CİLT
Not.
İnsan beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır.
beden curiyebilir, ruh ise mekân değiştirir.
İnsan için yok olmak yoktur.
الا أَنَا سَبَقَتْ رَحْمَتِي غَضَبِى فَمَنْ شَهِدَ ان لا اله الا الله وان مُحمَّدًا عَبْدُهُ
YanıtlaSilوَرَسُولُهُ فَلَهُ الْجَنَّةُ (الديلمي عن ابن عباس)
1957- Kitab-ı Evvel'de (Levh-i Mahfuz) Allah'ın ilk yazdığı: "Ben öyle bir Allah'ım ki, benden başka (ibadet edilecek) hiçbir ilah yoktur. Rahmetim gazabımı geçmiştir. Kim Allah'tan başka ibadete layık ve müstehak ilah olmadığına, Muhammed'in ise onun kulu ve rasulü olduğuna yürekten şehadet ederse, cenneti hak etmiştir."
١٩٥٨ - أَوَّلُ شَيْءٍ كَتَبَهُ اللَّهُ تَعَالَى فِي اللَّوْحِ الْمَحْفُوظ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ أَنَّهُ مَنْ اسْتَسْلَمَ لِقَضَائِي وَرَضَى بِحُكْمِي وَصَبَرَ عَلَى بَلَائِي بَعَثْتُهُ يَوْمَ
الْقِيَمَةِ مَعَ الصَّدِيقِينَ (الديلمي عن ابن عباس)
1958- Allah'ın Levh-i Mahfuz'da ilk yazdığı: "Bismillahirrahmanirrahıym"dir. Kim benim kazama boyun eğip de hükmüme rıza göstererek verdiğim belaya sabrederse, onu kıyamet günü sıddiklerle beraber haşrederim.
١٩٥٩ - أَوَّلُ مَا يُسْتَنْطَقُ مِنْ ابْنِ آدَمَ جَوَارِحُهُ فِي مَحَافِنِ عَمَلِهِ فَتَقُولُ
وَعِزَّتِكَ إِنَّ عِنْدِى الْمُطَمَرَاتِ الْعِظَامِ فَيَقُولُ اللَّهُ أَنَا أَعْلَمُ بِهَا مِنْكَ اذْهَبْ
اذْهَبْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكَ (الخطابي في الغريب عن ابي امامة)
dandolu amelleri hakkında