OSMAN R. A.

Yorumlar

  1. بسمله بسم

    sey. in kısaltılmış ismi. Müslüman her işine Bismillah ile başlar. Yani her işi Allah adına ve Allah için yapar. Atomlardan yıldızlara kadar her varlık da Allah adına ve Allah için hareket eder. insan da bis- millah diyemiyeceği, yani Allahın emri ve izni ol- mayan bir işi ve hareketi yapmamak, onun emri dairesinde kalmakla gerçekten insan olur. Aksi

    halde hayvanlardan aşağı dereceye iner.

    YanıtlaSil
  2. Imam-ı Şafii rh.a.'den

    Sofiyye ile sohbetim esnasında kendilerinden üç şey öğrendim.

    " 1. Zaman bir kılınçtır, sen onu kullanmazsan o seni keser. 2. Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtil seni istila eder. . Kendine hiç bir varlık isnad etmemek, erbâb-ı ismetten olmak demektir.

    Celaluddin-i Suyûtî; Te'yidü'l-Hakikati'l-Aliyye, s. 15:

    YANITLASİL

    yuksel19 Kasım 2023 21:27
    İmam-ı Malik rh.a.'in Görüşü

    "Fikhi öğrenip de tasavvufu öğrenmemiş olan fâsıklığa, Tasavvufu öğrenip, fıkhı öğrenmemiş olan zındıklığa düçar olabilir. Hem fikhi ve

    hem de tasavvufu birarada cem eden de hakikate ulaşır." Aliyyü'l-Kârî Fıkh-ı Maliki Şerhi c. 1, s. 33

    YANITLASİL

    yuksel19 Kasım 2023 21:35
    islam

    aylık mecmua

    YanıtlaSil
  3. Farabi'ye Göre

    Devlet Adamı

    1)

    Hakiki devlet adamı, hizmet ettiği memleketin bünye- sini iyi bilmeli, bütün hususiyetleriyle tanımalıdır.

    2)

    Zalim olmadığı gibi gafil de olmamalıdır.

    3)

    Devlet hayatının istikrar istediğini bir an unutmamalı, affın, müsamahanın, huşunetin ve cezriliğin yerini ve zamanını iyi tayin etmelidir.

    4)

    İdare-i maslahatçı olmamalı, bunun bir fazilet olduğu zehabından uzak bulunmalıdır.

    5) Maddi ve manevi hamleler arasında zaruri bir bağ, paralel bir gidiş olduğunu iyi bilmelidir.

    6)

    Müşavirlerini ve arkadaşlarını çanak yalayıcılar arasın- dan değil, şahsiyetli ve haysiyetli insanlardan, icabın- da kendisini ikaz edecek kimselerden seçmelidir.

    7)

    İç çekişmelere, kendini ana hedefleri unutacak kadar kaptırmamalıdır.

    288

    YANITLASİL

    yuksel20 Kasım 2023 00:58
    )

    İyi konuşmasını, düşüncelerini iyi ifade etmesini bil- melidir.

    9) Öğrenmeyi, öğretmeyi, gerçeği ve gerçeği sevenleri sevmelidir. Buna mukabil yalan söylemek şöyle dur- sun, yalan söyleyen yerden nefret etmelidir.

    10) Nazarında para ve her çeşit maddi menfaatler kıymet- siz olmalı, temiz elli, temiz ahlaklı olduğunu o saha- da da ispat etmelidir.

    11) Azim ve irade sahibi olup, lüzumlu gördüğü işte insi- yatif sahibi olmalı ve asla küçük ruhluluk gösterme- melidir.

    12) Zeki olduğu kadar, hayat ile gerçek şartları birbirine karıştırmamalıdır.

    İşin zor olanı, bütün bunların hepsinin birden bir kişide bu- lunması gerektiğidir. Ve bütün dünyada "Devlet Adamı" fikda- ni (yokluğu) vardır.

    YANITLASİL

    yuksel20 Kasım 2023 00:59
    Ziya Demirel - Avni Arslan

    TARİHTEN

    İLGİNÇ HİKÂYE ve ANEKDOTLAR

    YanıtlaSil
  4. Meâl-i Şerîf - 106

    106- Biz herhangi bir ayeti (n lafzını yahut hükmünü veya her ikisinin 16. Biz het nu neshedersek veya (hazalardan silerek) on geutturursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevap bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevap ka zandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz. (Habibim!) Bilmedin mi ki; gerçekten Allâh (emretme, yasaklama, değiştirme ve hükümsüz kıl

    ma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr'dir?! Kur'ân'da ve Sünnet'te geçerli olan "Nesh" konusu "Şerî bir hükmün, Allâh-u Teâlâ ta- rafından tümüyle kaldırılması veyâ misliyle yâhut daha iyisiyle değiştirilmesi" anlamına gel- mektedir. Meselâ Bakara Sûre-i Celîlesi'nin 180. âyet-i kerîmesinde: "Ardından mal bırakacak kişinin, o maldan ne kadar pay alacakları hususunda ana-babasına ve akrabâsına vasiyette bulunmasının farz olduğu" açıkça bildirilmiştir. Ama daha sonra "Mîras âyetleri" olarak anı lan; Nisa Sûresi'nin 11 ve 12. âyet-i kerîmelerinin indirilişiyle, herkesin ne alacağı taksim edil miş ve böylece ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmıştır.

    90

    YANITLASİL

    yuksel30 Kasım 2023 03:21
    KUR'ÂN-I 'AZÎM

    ve Soru Edatlı Kelime Mânâsı - 1

    Cüz: 1

    Sûre: 2

    Yine böylece kiblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Harâm'a döndürülüşü de neshin ör- neklerindendir. Bu konuda misalleri çoğaltabiliriz. Konunun ehemmiyetinden dolayı âlimler: "Nâsih ve mensûhu bilmeyen kimselerin âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler okuyarak vaaz et- meleri câiz değildir" demişlerdir. Allâh-u Teâlâ neyi ne zamâna kadar ne sebeple geçerli kı- lacağını, ne zamanda neyi hangi hikmetle hükümsüz kılacağını ezelî ilmiyle bildiği için nesh, Allâh-u Teâlâ'nın ilminde ve takdîrinde vukû bulan bir değişiklik olarak görülemez, bilakis bu hükümler, ferdin ve toplumun menfaatleri gözetilerek zaman ve zemine göre değişebilecek şekilde takdîr edilmiştir. Ancak şu bilinmelidir ki; nesh sâdece emir ve yasaklarda geçerlidir, ama haber ve kıssa niteliğindeki konularda geçerliliği düşünülemez. Neshin şekilleri, örnekle- ri ve hikmetleri hususunda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu'l-Furkan Tefsiri, 1/502-507

    YanıtlaSil
  5. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah
    Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
    Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktir

    YanıtlaSil
  6. yuksel1 Aralık 2023 03:16
    TARİKATLAR-412

    Eve geldi Muhammed'i bulmadı, Yemen illerinde Veysel Karani. Adına Yunus Emre'nin de yuka-

    rıya bir kıtasını aldığımız ilahiyi yaz- dığı Veysel Karani Türk tasavvuf ede- iyatında büyük sevgi ve alaka görmüş, hakkında menkıbenameler, pek çok ilahi ve destan mahiyetinde hikâyeler kaleme alınmıştır.

    Sufi kaynaklarından bir kısmı Veysel Karani'nin Hz. Peygamberle görüştüğünü ileri sürerlerse de, diğer kaynaklar ve rivayetler bunun aksini savunmuşlardır. Yukarıda belirtildi- ği gibi, hasta annesini yalnız bırakma- dığı için, Medine'ye gidemeyen bu Sufi için Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye, onunla görüşmek imkanı- nın kendilerine nasip olacağını müj- delemiştir. Ayrıca duasını almalarını da bildirmiştir. Onlar da onu görecek- leri anın gelmesini dört gözle bekleme- ye koyulmuşlardır. Hz. Ömer'in hali- feliği döneminin son yıllarına doğru, onun Yemen'den gelen bir hacı kafi- lesi ile gelip Mekke'de bulunduğunu öğrendiler. Hacılar Veysel'in Arafat yakınlarında deve güttüğünü haber verip, hakkında alaylı sözler söyledi- ler. Fakat, Hz. Peygamber'in onun için söylediklerini öğrenince bu tavır- larından ötürü nedamet duydular. Hz. Ömer ve Ali, Veysel Karani'yi bu- lup kendisiyle görüşmek imkanını el- de ettiler. Hz. Peygamber'in kendisi hakkında söylediklerini naklettikleri gibi, hayır duasını da aldılar. Kendi- sine liediye ve para vermek yolunda- ki teşebbüsleri boşa gitti. Maddi hiç- bir şey kabul etmeyen Veysel, hacılar- la

    birlikte yine Yemen'e döndü.

    Daha sonra geri gelen Veysel Ka-

    YANITLASİL

    yuksel1 Aralık 2023 03:20
    rani, Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Medine'ye gitti ve Haricilerin ortaya çıkmalarına sebep olan Siffin savaşın- da Hz. Ali'nin saflarında savaşçı ola- rak bulundu. Bir rivayete göre bu sa- vaşta şehit olmuş, başka bir rivayete göre ise, yine Hz. Ali'nin hilafeti dö- neminde Şam'da hadis ilmiyle meşgul bulunduğu sırada vefat etmiştir. Ri- vayetlerden anlaşıldığına göre Üveys, çok fakir bir ailenin küçük yaşta ye- tim kalmış bir çocuğudur ve son de- rece bağlı bulunduğu annesi ona hem analık, hem de babalık etmiştir.

    Hz. Peygamber'i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağlan- ması, Peygamber tarafından da müj- delenmesi, tasavvufta bir mürşide ula- şamayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara "Üveysi" denmesine yol aç- mıştır. Yani görmediği bir şeyh tara- fından yetiştirilen Sufiye, "Üveysi", bu yoldaki yetişme tarzına "Üveysi- lik'denmektedir.

    Daha sonraları Üveysilik dört zümre için kullanılmıştır: a) Hz. Pey- gamber'in ruhaniyetinden feyz alan- lar, b) Veysel Karani'nin yolunda ye- tişenler, c) Herhangi büyük bir şeyhin ruhaniyetinden feyz alanlar, d) Hızır Aleyhüsselam tarafından irşad edilenler.

    Veysel Karani halk tarafından çok sevilmiş ve bir çok iyi davranışlar ona bağlanarak misal haline getirilmiştir. Bu yüzden de kendisine fazlasıyla sa- hip çıkıldığından İslâm ülkelerinde, Yunus Emre için olduğu gibi, pek çok yerde kabirleri bulunmaktadır. Bun- ların hepsi gerçek kabir olmayıp sev- gi dolayısıyla ayrılmış makamlardır

    YanıtlaSil
  7. 26. Şuará Sûresi

    180

    Ayet: 227

    Yasaklanan şiirle ve diğer kötülüklerle kendilerine "haksızlık edenler hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."

    Buradaki haksızlık edenler' ifadesi her zalim için geneldir.

    "النقل" inkilab, dönme, dönüş manasinadır. Yani onlar ölümler den sonra Allah'a öyle dönüp öyle varırlar; kötü bir dönüşle dönenler ve deli bir varışla geri varırlar. Çünkü onların dönüp varacaklan yer cehen nemdir.

    Kaşifi der ki: "Hangi yere dönseler o dönecekleri yer ateş olacak tır."

    Rivayete göre Ebû Bekr (r.a.) hayatından ümid kesince Osman (r.a.)'dan şöyle bir ahidname yazmasını istedi: "Bu Ebû Kuhâfe'nin oğlu- nun, kâfir kimsenin bile îmana geldiği bir halde mü'minlere ahdi/vasi yetidir. Ebû Bekir (r.a.) bir ara baygınlık geçirip ayrıldıktan sonra şöyle demiştir: Ben size Ömer b. Hattab'ı (r.a.) yerime halife bırakıyorum. Eğer âdil olursa ki onun hakkında benim zannım budur. Eğer âdil olmazsa "haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."

    "الظلم" adaletten sapmak ve haktan yüz çevirmektir.

    Zālimler üç çeşittir: En büyük zâlim, Allah'ın şeriatının (hükmü) altına girmeyendir. Allah Teâlâ: "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür." (Lokmat. 31/13) buyurarak bunu kasdetmiştir. Ortanca zâlim, sultanın hükmünü yeri ne getirmeyendir. En küçük zalim ise amel ve çalışmaktan haylazlık yapıp insanların menfaatlarını alan, kendi menfaatini onlara vermeyendir.

    Adaletin faziletindendir ki onun ziddi olan zulümden tevbe ancak ada let yapmakla mümkündür. Şayet hırsızlar aralarında bir şeyi şart koşsalar ve onda adâleti gözetmeseler, işleri yolunda gitmez.

    Akıl sahibi kimseye gereken, bu vaîd ve şiddetli tehdîde kulak vermek.

    Her sålikin yardımcısı, sülük edilen yolların tehlikelerinden kurtaran ancak Allah'tır. 41

    41. Şuara süresi, 1108 yılının Zülkāde ayının 9'unda (30 Mavis 1697) Persembe günü tamam old

    YANITLASİL

    yuksel7 Aralık 2023 01:20
    تفسير روح البيان

    Rûhu'l Beyân

    - Kur'an Meâli ve Tefsiri -

    İsmail Hakkı BURSEVÎ

    ERKAM YAYINLARI

    CILT

    14
    sy. 180.

    YanıtlaSil
  8. Tarangirane Siyaset karşıdaki meleği şeytan gösterir. (M.) 258:22. Mektup, 4. vecih; (Sn.) 68; (E.L.) 1:266; 2: 144, 145. Tarafgirâne siyaset keşfiyata mânidir. (Mh.) 32:1. maka. 8.

    muk

    Tarafgirâne vaziyet almamak itiraz edenlerin pişmanlığına se- bep olur. (E.L.) 1:157.

    Tarih, asker milletinin siyasete girmesinin çok tehlikeli oldu- ğunu gösteriyor. (H.Ş.) 113: Asa. Hit Yalancı politika ve siyasete dayanmak insanlığın maslahatına

    zıttır. (H.Ş.) 78. Zâlim siyasetin gaddarene bir düsturu da "Cemaat için fert feda edilir" dir. (E.L.) 1:206; (H.Ş.) 153.

    YANITLASİL

    yuksel14 Aralık 2023 00:32
    Bir Hazinenin Anahtarı
    Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
    İsmail Mutlu
    sy. 595.

    YanıtlaSil
  9. Atatürk Eskişehir Yolunda

    MUSTAFA KEMAL'İ AĞLATAN OLAY

    Yıl 1922. 14 Ocak gece yarısı. Mustafa Kemal'in özel treni Eskişehir'e doğru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi, savaş sonrası Anadolu'sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir'e gidip annesini görecek ve La- tife'yi... Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal'in ve bir türlü uyku tutturamıyor.

    Ali Çavuş, kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kapıya dayanmış, karanlığı seyrederken, bir yan- dan da kendi kendine mırıldanıp duruyor.

    "Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmez dim. İşte, sonunda şifreli telgraf geldi. Zübeyde anamızı yi tirdik. Peki, ne duruyorum. İçeri girip onu uyandırmalıyım.

    YANITLASİL

    yuksel23 Aralık 2023 03:27
    ma işe bak, giremiyorum. Kiyamıyorum paşama. Nasil erim ki: 'Anamız öldü paşam!' diyemem. Onun yüreği anası in atar. Hep söyler. Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak ynı anlama gelir onun için. Kapıyı açsam, telgrafi uzatsam, Paşam sen sağ ol' desem 'Eyvah' demez mi? ''Koca vatanı urtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?"

    Ali Çavuş, anlattığına göre birden yerinden sıçramış. İlçe- Tiden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor.

    Çavuş kompartiman kapısını açıp selam duruyor: "Emret Paşam."

    Mustafa Kemal yatağa oturmuş soruyor telaş ile:

    "Ne demeye kapıda bekliyorsun sen?"

    "Uyku tutturamadım da Paşam."

    "Annemden bir haber var mı?"

    "Az önce bir telgraf geldi, dediler, şifreyi çözünce size sunacaklar."

    "Boşuna kıvranma Ali, benden de saklamaya çalışma. Ben haberi aldım."

    Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve me- rakla soruyor:

    "Ne olan, ne haber aldın ki Paşam? Hayır haber inşallah."

    Mustafa Kemal usul usul anlatıyor:

    "Az önce dalmışım, rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk. Hep olduğu gibi bana bir şeyler anlatı- yordu. Birden bir fırtına çıktı. Bir sel bastırdı, anamızı aldı gö- türdü. Hiçbir şey yapamadım. Hiç, hiç!.."

    Çavuşu bir titremedir almıştı. Derken, Mustafa Kemal emri verdi:

    "Çocuk! Al getir şu telgrafı, hemen!"

    AVNI ARSLAN

    191

    YANITLASİL

    yuksel23 Aralık 2023 03:28
    Ali Çavuş kompartimandan çıkar çıkmaz, çözümü geti ren görevliyle karşılaştı.

    "Ver onu" dedi. "Paşamız bekliyor."

    Kâğıdı aldı, içeri girdi, selam durdu ve: "Sen sağol paşam" dedi.

    "Millet sağ olsun."

    Gözünden iri bir damla gözyaşı akıvermişti. Çavuş, "Ağ- lama paşam" diye yalvardı.

    "Neden? Ben insan değil miyim? Anam öldü. Ben buna ağlarım. Ama, anavatan kurtuldu. Bununla da teselli bulu rum. Benim için ikisi bir." İşte ben bunun için: 'Bulunur kurta racak bahti kara maderini' diye cevap vermedim mi Namık Kemal'e?"

    Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavuş birbirlerine sarıldılar ve açık açık, hıçkırıklarla, içli içli ağlıyorlardı.

    YAKIN TARİHTEN UNUTULMAYAN HATIRALAR

    192

    Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Yenil Nesil Yayınları, 2001

    YanıtlaSil
  10. sol taraflarından verirler. Hak teålå orada bütün mahluklarına vasıtasız kelâm söyler. Bir onda herkesin hesabını görüp kimine hitab, kimine itâb eder. Mazlûmun hakkını zālimden alıp, zālimin hasenâtı var ise ona ve- rir, yoksa mazlûmun günahlarını zālime yükletir. Hesabdan sonra hay- vanları toprak eder. Kafirler hayvanlara gıpta edip keşki biz de toprak ol- saydık derler.

    YanıtlaSil
  11. Hz. ALİ -RADIYALLAHU ANH-IN KIYMETLİ SÖZLERİ

    * Kişi, dili altında saklıdır, konuşturunuz zaman kıyme- tinden neler kaybettiğini anlarsınız.

    * Dünya bir cîfedir, leştir. Ondan birşey isteyen köpek- lerle dalaşmaya dayanıklı olsun.

    * Kul ümidini yalnız Rabbine bağlamalı ve yalnız günah- ları kendisini korkutmalıdır.

    * İnsanlar arasında Allah'ı en iyi bilen, O'nu çok seven ve tam ta'zim edendir.

    * İlimsiz yapılan ibadette, anlayış vermeyen ilimde, te- fekküre götürmeyen Kur'ân-ı Kerîm okumakta hayır yoktur.

    * İyilik bilmez birisi de olsa, sen iyilik yap! Zira o, mukabi- linde teşekkür edene yapılan iyilikten mizanda daha ağır gelir.

    * Edep aklın sûretidir.

    * Alim ölse de yaşar, cahil yaşarken ölüdür.

    * Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.

    * İnsanın kıymeti, yaptığı iyiliklerle ölçülür.

    * Kalbin şifâsı Kur'ân-ı Kerîm okumaktır.

    YANITLASİL

    yuksel31 Ocak 2024 21:51
    ISLAM KAHRAMANLARI

    • İnsanlara önce hakkı öğretiniz. Onu öğrenen batil

    tanır. * İnsanı layık olmadığı yere koymak zulümdür.

    • Hakk'ı tanıyan Hak ehlini de kolayca anlar. Önce bâtil öğrenen, Hakk'ı güç tanır.

    *Sen babanın hakkına riayet edersen, oğlun da senin hakkına riayet eder.

    • Cimri insan, dünyada fakirler gibi yaşar, ahirette de zenginler gibi hesaba çekilir.

    * Dostlarının kalbini kırmakla, düşmanlarının arzularını yapmış olursun.

    * Himayen altındakilere iyilik yapmak istersen, onlara terbiye ve edep öğret.

    * İki şey aklı ve tedbiri bozar, biri acele etmek, biri de olmayacak şeyi istemek.

    * Kanaat eden aziz, açgözlülük yapan zelil olur.

    * Nasihati reddeden, rezalet bulur.

    * Kişinin verene teşekkür etmesi, nimetinin artmasına sebep olur.

    * Ölümü unutmak, kalbin paslanmasındandır.

    * Oburlukla sağlık bir arada bulunamaz.

    * Mes'ud insan başkasından ibret alandır.

    *Kişinin kendisini beğenmesi, aklının zayıf olduğuna delalet eder.

    58

    * Hakiki dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir

    YANITLASİL

    yuksel31 Ocak 2024 21:52
    ASR-I SAADET'TEN

    * Lüzumsuz şeylerin peşinde koşan, lüzumlu şeyleri ka- çırır.

    • İnsanın namaz hususunda tembellik göstermesi, îman zayıflığındandır.

    * Sabır kederlere perde, tehlikelere karşı yardımcıdır.

    * Öldükten sonra yaşamak isterseniz, ölmez bir eser bırakınız.

    * Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.

    * İktisat az şeyi çoğaltır, israf çok şeyi azaltır.

    * Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.

    YanıtlaSil
  12. İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getiril mesindedir. (S.) 649:Lemaat

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:33
    İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır. (Mn.) 33.

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 22:53
    8.Asirda İngiliz Kralı Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazarak para bastırmış.
    Akra Fm.
    Günün sohbeti
    Prof Dr Mahmud Esad Coşan

    YANITLASİL

    yuksel4 Şubat 2024 23:36
    Türkiye Cumhuriyeti de paranın üstüne Lâ ilahe illallah Muhammed ün Rasulüllah diye yazmalidir.

    YanıtlaSil
  13. 27 Mayıs 1935

    Ulusal Bayramlar ve Ge- nel Tatiller Hakkında Ka- nun'un kabul edilmesi.

    [Cuma tatili pazar gününe alınır.]

    YANITLASİL

    yuksel7 Şubat 2024 06:36
    3 Şubat 1928

    10 Nisan 1928

    20 Mayıs 1928

    9 Ağustos 1928

    23 Ağustos 1928

    Hutbenin Türkçe okun- maya başlaması.

    Anayasa'dan dinle ilgili madde ve fıkraların çıka- rılması.

    Milletlerarası Rakamların Kullanılması Hakkında Kanun'un kabulü.

    Atatürk'ün yeni Türk harfleri hakkında Saray- burnu'nda konuşması.

    Atatürk'ün yeni Türk harf- lerini tanıtmak amacıyla yurt gezisine çıkması.

    YANITLASİL

    yuksel7 Şubat 2024 06:38
    4 Şubat 1923

    Lozan Konferansı'na, bazı konularda anlaşma sağla- namaması yüzünden ara verilmesi.

    [1. dönem 76 gün sürmüş- tür; görüşmelerin kesilmesi üzerine ordu savaş düzeni alır.]

    17 Şubat 1923

    İzmir İktisat Kongresi'nin Atatürk'ün konuşmasıyla açılması.

    31 Mart 1923

    Türkiye'nin yeniden Lo- zan'a davet edilmesi.

    1 Nisan 1923

    TBMM'nin seçimlerin ye- nilenmesine karar vermesi.

    Lozan Konferansı ikinci

    23 Nisan 1923

    döneminin başlaması. [Bu dönem 97 gün süre-

    cektir.]

    24 Temmuz 1923

    Lozan Barış Andlaşma- sı'nın imza edilmesi.

    11 Ağustos 1923

    TBMM'nin II. Dönem ça- lışmalarının başlaması.

    13 Ağustos 1923

    Atatürk'ün ikinci kez Mec- lis Başkanlığına seçilmesi

    YanıtlaSil
  14. (25) İbn Mace, aynı yer, nu: 3915; İbn'ül-Estr, a.g.e., III, 150,

    (26) Bu hadis, Buhárí dâhil, rüyaya bölüm ayıran bütün hadis kitaplarında yer almaktadır (*) Bu rüyayı Nihad Sami Banarlı, kaynaklarını da vererek "Osman'ın Rüyası" baylığı

    ile şöyle kaydetmiştir: O zamanlar, Söğüd çevresinde bir köyde Edebali derler bir Şeyh vardı ki Osman, bunun kızı Mál Hatun'la evlenmek istemişti. Edebali iki yıl buna razı olmamıştı

    Fakat;

    "Sultan Osman, bir gece, Şeyh Edebálí' nin záviyesinde uyurken, bir rüya gördü Rü'yasında, kendisi şeyhin yanında yatıyordu. Gördü ki, Edebali nin koynundan bir

    ay doğdu; dolunlaşınca inip kendi koynuna girdi. O anda kendi göbeğinden bir

    498

    YanıtlaSil
  15. ağaç bitip büyümeğe, yükselmeğe başladı. Büyüdükçe yeşillendi, güzelleşti. Dal- larının gölgesiyle bütün dünyayı örttiä".

    "Anun gölgesinde dağlar var. Dağların dibinden pınarlar çıkup revane olup akar. Kimi bağın suvarır, kimi çeşmeler akıdur".

    "Ağacın yanında dört sıra dağlar gördü ki bunlar Kafkas, Atlas, Toros ve Balkanlardı. Ağacın köklerinden Dicle, Fırat, Nil ve Tuna çıkıyordu. Bu ırmakların üzerinde, deniz gibi, gemiler vardı. Tarlalar ekin doluydu. Dağların tepeleri ormanlarla örtülüydü. Vâdilerde şehirler vardı. (Şehirlerde camiler kurulmuştu.) Bunların hepsinin altun kubbelerinde birer hilal ışıldıyor; minarelerinde müezzinler ezân okuyorlardı. Bu sesler, ağaç dallarındaki kuşların cıvıltısıyle karışıyordu. "Bir ara, ağacın yaprakları, kılıç gibi,

    uzamaya başladı. Derken, bir rüzgâr çıkıp bu yaprakları İstanbul şehrine doğru çevirdi. Şehir, iki denizin ve iki kara'nın birleştiği yerde, iki firûze ile zümrüd arasına oturtulmuş bir elmas gibi idi. Böylece bütün dünyayı kuşatan geniş bir ülke gibi

    halkalanan bir yüzüğün kıymetli taşını andırıyordu. Sultan Osman, yüzüğü takıyorken uyandı". Bu rüyanın muhtelif rivayetlerinin bulunduğunu da belirten Banarlı, hadiseyi şöyle

    değerlendirir: "Hadise, millet büyüklerinin şahsiyetinde ve icraatında Türk milleti- nin kendi yarını için bir rü'ya görebilmesidir. Nitekim bütün büyük milletler, hayat- larında böyle rüyalar görebildikleri ve gördükleri bu rüyaları hakikat haline getirebildikleri ölçüde büyük millet olmuşlardır". Bkz. Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, 1, 511-512.

    YanıtlaSil
  16. Hadis kitaplarında, rüyanın önemini belirten bir hadis vardır. Bir çok sahâbe tarafından rivayet edilmiş bulunan bu hadisin tercümesi şöyledir: "Mü'minin rüyası, nübüvvet (peygamberlik)'in 46 cüzünden bir cüz

    dür Bu, rüyanın Peygamberliğin 46'da biri olma mes'elesi, genellikle şöyle değerlendirilmiştir: Hazreti Peygamber'in vahiy aldığı peygamberlik müd- deti 23 senedir. Bunun ilk altı ayındaki vahiyler ise, hep fecr-i sâdık gibi zuhûr eden rüyâ ile gelmiştir. 23 senede 46 tâne "altı ay" olduğu hesap

    edilince, ilk altı ayda vahiylerin rüyâ şeklinde geldiği, binâenaleyh peygam-

    berlik müessesesinin 46'da birinin rüyâ ile gerçekleştiği ortaya çıkar. Ne var ki, Hazreti Peygamber'in gördüğü ayan-beyan gerçekleşen rü- yalar gibi rüya görebilmek için, insanın şuuraltını çok temiz tutması gerek- mektedir. Radarları paslı olan kalbler, genellikle puslu rüya görme duru- munda kalabilirler. Bu inceliğe işaret etmek istemiş olmalıdır ki, talebelik yıllarımda bir büyük zât bana: "Evlât, İslâm'da fikir zinası diye bir

    meshûm vardır; bu sebeple şuur altınızı daimâ temiz tutunuz!." demişti. Biz görsek de görmesek de, bilsek de bilmesek de, bir milleti hak ve hakikate doğru yönlendirmelerin, biraz da, şuur altları tertemiz insanların gönül aynasına akseden ilâhî müjde ve işaretlerle gerçekleştiğini kabûl et- memiz gerekecektir. Nitekim, Osman Gāzi'nin görüp de Şeyh Edebâlî'nin

    yorumladığı bir rüya Türk toplumunda "devlet-i ebed-müddet" inancının

    temelini oluşturmuş ve bu rüya, nesilden nesile bir ilâhî müjde vesîlesi ol-

    muştur (*).

    YanıtlaSil
  17. Peygamberimiz'in Şemâili

    Prof. Dr. Ali YARDIM

    ALTINOLUK
    sy. 498,499.

    YanıtlaSil
  18. İlâhî hikmetleri en iyi bilen ve bir bakıma, çetrefil gibi gözüken bu gibi düğümleri çözmek için gönderilen Fahr-i Ålem Efendimiz, her şeyi yerli yerinde açıklamışlardır. O'nun bildirdiklerine göre, bir işin görüntüsü ile perde arkası hikmetleri birbirinden çok farklıdır. Biz insanlar ise, çoğu za man, gözün gördüğüne ve nefsin arzûsuna göre değerlendirme yapma eğili mindeyizdir.

    Buyururlar ki: "Ameller, niyetlere göredir" on, Ve yine buyururlar ki "Mü'minin niyeti, amelinden daha hayırlıdır" ), Böylece, imkân sahibi olup da hayırlı bir iş yapan kimse ile, imkânsızlığı yüzünden o işi yapama yan veya o işe bir katkıda bulunamayan ve fakat gönlü hep o işde olan kim selerin, aynı sevabı alacakları müjdelenmiştir. Yani bir işi yapanla, aynı işi yapmak isteyip de yapamayanlar, dünyadaki mevki farklılıklarına rağmen, hedefe giden kavşak noktasında birlikte buluşmaktadırlar.

    İşte, Peygamber Efendimiz'i baş gözü ile görenlerle, bu imkândan mahrum olan sonrakilerin durumu da böyledir. Sa håbe olma sıfatı ha riç, görmenin verdiği diğer nîmetler bakımından, öncekilerle sonrakiler ara sında hiç fark yoktur. Zîrî müjdeyi veren, Hazreti Peygamber'in bizzat ken dileridir: "Beni rüyasında gören, aynen uyanıkken görmüş gibidir. Zira şeytan, benim kılığıma bürünemez".

    Peygamber Efendimiz'i rüyada görmenin ehemmiyeti ve bu görmenin mâhiyeti ile ilgili olarak, -Tirmizi'nin kaydettiğine göre (9) on kadar saha- beden nakledilmiş dört çeşit metin vardır. Küçük lafız değişikliği ile rivayet edilmiş bulunan bu metinlerin ortak ifadesi, yukarıda tercümesinin verildiği şekildedir.

    Ancak bu dört grup rivayetten birinin metni: "Men reânî fe kad rea'l- hak" şeklindedir (90). Buradaki "el-hak" kelimesi, bazılarınca "Cenâb-ı Hak" mânâsında anlaşılmış ve hadîs "Kim beni rüyasında görürse, Allah'ı görmüş olur" şeklinde tercüme edilmiş ve bu anlayışa dayalı olarak uzun uzun yorumlar yapılmıştır. Bize göre, böyle anlamaya, metin zorlanarak ulaşılmıştır.

    (27) Buhâri, el-Câmi'us-Sahih, 1, 2.

    (28) Suyûti, el-Câmi'us-Sağir, II, 188 (Taberâni ve Beyhaki'den naklen).

    (29) Meseli: Abdullah b. Mes'ûd, Ebû Hüreyre, Ebû Katâde, Abdullah b. Abbas, Ebú Sa'id el-Hudri, Cabir b. Abdullah, Enes b. Malik, Ebû Bekre, Abdullah b. Ab- bås, Ebû Cühayfe, Abdullah b. Ömer, Tarık b. Eşyem el-Eşea'i gibi ashab bunlar arasındadır.

    (30) Bkz. Buhari, ag.e., VIII, 72, Tirmizi, Şemail, bu bölüm 6. hadis; Heysemi, Mecme' Zevaid, VII, 181 (Ebû Katâde rivayeti).

    (31) en-Nihaye, 1, 413 (h.k.k maddesi).

    (32) Kāmûs Tercumesi, III, 811.

    500

    YanıtlaSil
  19. Nitekim, Ibn'ül-Esir "en-Nihave fi Garib il-Hadis ve'l-Eser" adlı Ha- dis Nigatinde ve Firûzabadi de "Kamus unda adı geçen hadis adla de aynen alarak, buradaki "el-hak" kelimesinin "doğru ve hakikis menini suna geldiğini, hadisin devamı olan "zira şeytan, benim kılığıma giremez" cumlesinin bunu açıklamakta olduğunu belirtirler

    Mevcut rivayetlerin metin ve kaynaklarını mukayeseli olarak teker te- ker buraya almamız mümkün olmamıştır. Ne var ki, konu ile ilgili bütün ve- sikalar karşılaştırılıp da hadis metinleri bir bütünlük çerçevesinde değerlen- dirilince, sadece Ebû Katâde ve Ebû Sa'id el-Hudri rivayetlerinde geçen "l-hak" kelimesine, "Cenâb-ı Hak" mânâsı verebilecek bir çıkış yolu bu- lunamamaktadır. Öte yandan, diğer hadis metinlerindeki "hak" kelimeleri içinde de, bu kelimenin "Allah" mânâsına kullanılan bir vechi tesbit edile- memiştir.

    Bir kısım süfiyyenin bazı meseleleri îzah edişlerinde bu hadisi vesika olarak kullanmalarına hürmet etsek de, bunun, aşırı zorlamadan öte geçme- yen bir te vil olduğunu kaydetmemiz gerekecektir

    Peygamber Efendimiz rüyada nasıl görülür? bilemiyoruz. Bu bir nasip mes'elesidir, denebilir. Nitekim, hayatta iken de O'nu herkes görememiştir. Zât-ı Risâletlerini görenler üzerinde bıraktığı te'sîr ve gösterdiği değişiklik ise tarif edilemiyecek mertebededir. O; mü'minin îmânını, kâfirin de küfrü- nü arttırmıştır. Hz. Ebû Bekir'i ne ölçüde olgunlaştırmışsa, Ebû Cehil'i de o ölçüde azgınlaştırmıştır. Asr-i Saadet dönemi müslümanları, Peygamber Nûru'nun pervaneleri oldukları gibi; O'nun münkirleri de bir acaib kafir ol- muşlardır.

    İnsanı terbiye eden şey, okuyup öğrendiği güzel bilgilerden çok, gözü ile gördüğü güzel örneklerden edindiği davranışlardır. Çocuk, iyi bir okul- da eğitim gördüğü zaman değil, ahenkli bir aile ve uyumlu bir çevrede yetiştiği zaman dengesi sağlam bir insan olmaktadır.

    Ailede, okulda, iş yerinde "örnek insanlara ne kadar ihtiyaç vardır. Tahsilli insana olan ihtiyaç büyük ölçüde karşılanmakta, fakat "örnek in- san" ihtiyacı gün geçtikçe kendini daha da hissettirmektedir.

    (33) [bn'ül-'Arabi, 'Arızat' ill-Ahvezi, IX, 131. (34) Bu konudaki çeşitli görüşler ve bunların münakaşası için ayrıca bkz. Ali el-Kiri Cem ul-Vesail, s. 601-602.

    501

    YanıtlaSil
  20. Bu ihtiyacı duyanlar, arayış içinde olanlar, aradığını bulup huzura kavuşanlar, bulduk zannedip de avunanlar, ihtiyaç duyup da ne aradığının farkında olmayanlar ve gafil gelip gafil gidenler, hep, bu dünya hayatının kısa metrajlı filminin çeşitli karakterdeki oyuncularını teşkil etmektedirler. Fahr-i Kainât Efendimiz'i bir anlık da olsa rüyada görmenin, insan

    rûhunda aynen O'nu baş gözü ile görenlerdeki te'sîri hâsıl edeceği, bir "Peygamber müjdesi"dir. Cenâb-ı Hak, insanda, "rüya görme" gibi bir mekanizma yaratarak, bu sayede geçmiş ile geleceği birleştirmiş, dünya şartlarında "imkânsız" olanı, bu muammalı tertibatla "mümkün" hâle getirmiştir. Bu tertîbâtı çalıştırmak ve bakımlı tutmak ise bize bırakılmıştır.

    YanıtlaSil
  21. ٩٥ - ا تُحِبُّ أَنْ يَلِينَ قَلْبُكَ وَتُدْرِكَ حَاجَتَكَ ارْحَمِ الْيَتِيمَ وَامْسَحُ رَأْسَهُ

    وَاطْعِمْهُ مِنْ طَعَامِكَ يُلَيَّنُ قَلْبَكَ وَتُدْرَكُ حَاجَتُكَ (طب عن ابي الدرداء) 95- "Kalbinin yumuşamasını, hacetinin görülmesini ister

    misin? Yetime acıyıp başını sıvazlarsan, yemeğinden yedirirsen

    hem kalbin yumuşar hem de ne hacetin varsa görülür."

    ٩٦ - ا تُحِبُّونَ أَيُّهَا النَّاسُ اَنْ تَجْتَهِدُوا فِي الدُّعَاءِ قُولُوا اللَّهُمَّ أَعِنَّا عَلَى شُكْرِكَ

    وَذِكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ (حل عن ابي هريرة)

    96- "Ey nas! Çok fazla dua etmek ister misiniz? Öyle ise şöyle deyin: "Allâhümme einnâ alâ şükrike ve zikrike ve husni i- bâdetik." "Ey Allah'ım! Sana şükretmek, seni anmak ve en güzel şekilde sana ibadet etme hususunda bize yardım et."

    ۹۷ - اتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلاً وَمُوسَى نَبِيًّا وَاتَّخَذَنِي حَبِيبًا ثُمَّ قَالَ وَعِزَّتِي

    YanıtlaSil
  22. وَجَلالى لأوثرَنَّ حَبِيبي على خليلي ونجى كر) هب عن ابي هريرة

    97- "Allah, İbrahim'i dost edinmiş, Musa'yı gizli konuş- mak için seçmiştir. Beni de Habib (sevgili) ittihaz etmiştir. Sousa mole suyumuştur. "İzzetim ve celalim hakkı için, ben habibimi home dostuma, hem de gizli konuştuğuma tercih edip üstün tuta- nm."

    ۹ - اتَّخِذُوا الدِّيكَ الْأَبْيَضَ فَإِنَّ دَارًا فِيهَا دِيكَ أَبْيَضُ لَا يَقْرَبُهَا شَيْطَانٌ وَلَا

    سَاحِرٌ وَلَا الدُّوَيْرَاتِ حَوْلَهَا (حو طس عن الس)

    98- "Beyaz horoz edinin. Çünkü beyaz horoz bulunan e- ve ve etrafındaki evlere şeytan yaklaşamaz, sihirbaz da musallat

    olamaz."

    ۹۹ - اتَّخِذُوا الْحَمَامَ الْمُقَصَّصَةُ فِي بُيُوتِكُمْ (عد عن انس)

    99. "Evlerinizde kanatları makasla kesilmiş güvercin bu- lundurun."

    ۱۰۰ - اتَّخِذُوا هَذِهِ الْحَمَامَ الْمَقَاصِيصَ فِي بُيُوتِكُمْ فَإِنَّهَا تُلْهِي الْجِنَّ عَنْ

    صِبْيَانِكُمْ (حط والديلمي والشيرازي عن ابن عباس وقال ابن الجوزى موضوع)

    100- "Evlerinizde şu kanatları kesilmiş güvercinleri besle- yin. Çünkü onlar çocuklarınıza eza vermekten cinleri oyalar du- rur."

    ١٠١ - اتَّخِذُوا عِنْدَ الْفُقَرَاءِ آيَادِي فَإِنَّ لَهُمْ دَوْلَةً يَوْمَ الْقِيَمَةِ" (حل عن الحسن

    101- "Evlerinizi fakirler yanında (onlara ikram edilen ev- ler haline getirin), çünkü kıyamet gününde onların bir devleti bu- lunacaktır."

    بن علی)

    ۱۰۲ - اتَّخِذِي غَنَمًا فَإِنَّهَا تَرُوحُ بِخَيْرٍ وَتَغْدُو بِخَيْرٍ (حم عن ام هاني)

    102- "Koyun edin, çünkü o sabahleyin hayırla gider, ak şamleyin hayır ile döner." Rafii'nin Hz. Aişe (r.anha)'dan rivayet

    YanıtlaSil
  23. ليلى وجِي ( كر هب عن ابي هريرة) وَجَلالي

    97. "Allah, İbrahim'i dost edinmiş, Musa'yı gizli konuş mak için seçmiştir. Beni de Habib (sevgili) ittihaz etmiştir. Sonra şöyle buyurmuştur: "İzzetim ve celalim hakkı için, ben habibimi hem dostuma, hem de gizli konuştuğuma tercih edip üstün tuta- rim."

    ۹۸ - اتَّخِذُوا الدِّيكَ الأَبْيَضَ فَإِنَّ دَارًا فِيهَا دِيكَ أَبْيَضُ لَا يَقْرَبُهَا شَيْطَانٌ وَلَا

    G

    سَاحِرٌ وَلَا الدُّوَيْرَاتِ حَوْلَهَا (حو طس عن انس)

    G

    98- "Beyaz horoz edinin. Çünkü beyaz horoz bulunan e- ve ve etrafındaki evlere şeytan yaklaşamaz, sihirbaz da musallat olamaz."

    G

    G

    G

    YanıtlaSil
  24. Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim."
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 11 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  25. 36N

    BEYANAT ve TENVİRLER

    veavese: suphe, tereddüt, ku runtu, vehim, aslı olmayan ih timaller

    vesvese-i şeytanı şeytanın şüp he ve kuruntulari

    vezalf; vazifeler, işler

    vezalfe: vazifeler

    viedan şahsiye: şahsın vicda

    vikaye: ayakta tutma, sağlam laştırma.

    vilayat-ı şarkiye: şark illeri, doğu vilayetleri.

    vird-l zeban: devamlı okunan zi Kir.

    dönemi

    zamanı saadet: Hz. Peygambe

    rin yaşadığı dönem

    zamani salif: eskiçağ

    zann-ı fasid: yanlış zan.

    zarardides zarar gören.

    zaruret-i kat'iye: kesin intiyaç

    kat'i zarüret

    zaylat: kayıplar, zararlar.

    zenberek: hareketi sağlayan göç kaynağı, hareket yaptıran

    ålet.

    zerrât: atomlar, zerreler.

    zerrât-ı hürriyat: hürriyet zerre- leri.

    vücub-u zekât: zekâtın farz ol ması.

    zeyil: ek, parça, ilåve.

    vücud: varlık, var olma.

    vücud-u nürâni: núrání varlık.

    vükelä: vekiller, bakanlar.

    y adigår: hatıra.

    Yahudiyet: Yahudilik.

    yels: ümitsizlik.

    Za'liyet: zayıflık, güçsüzlük. zaaf-ı diyanet: dine bağlılıkta zayıflık.

    zaaf-ı kalb: kalb zayıflığı.

    zaaf-ı milliyet: milliyet zayıflığı.

    zahiren: görünüşte.

    zahiri: görünüşte, dıştan, maddi yüze ait.

    zahirperestáne: dışgörünüşe ta- parak.

    zālimâne: zálimcesine.

    zaman-ı istibdad: istibdat döne-

    mi, baskı devri.

    zaman-ı kasır: kısa zaman

    zaman-ı mazi: geçmiş zaman.

    zaman-ı meşrütiyet: meşrutiyet

    zeynab: küçük su akıntılarının

    her taraftan gelip toplanarak meydana getirdikleri gölcük, havuz.

    zımnen: içinde bulundurarak, gizleyerek.

    zındıka: dinsizlik, İnançsızlık,

    zib ü ziver: altın ve gümüş, kıy

    metli taşların umumu için kul- lanılır.

    zillet: aşağılık, alçaklık.

    zindan-i esaret: esirlik zindanı.

    zir ü zeber: alt üst, karma karı- şık, darmadağınık.

    ziya-i hürriyet: hürriyet ışığı.

    zuhur: ortaya çıkma, meydana çıkma, başgösterme.

    zulm-ü zulmet: karanlığın zul mű.

    zulmani: karanlığa ait.

    zulmet-i tebâyün-i efkår: fikirle rin zıtlığındaki karanlık.

    zulümât: karanlıklar.

    zünub: günahkår, kötülükler.

    zünub-u medeniyet: medeniye tin kötülükleri,

    zünun-u fâside: kötü zanlar

    YanıtlaSil
  26. BEYANAT ve TENVİRLER

    ya ait

    uhuvvet: kardeşlik, din kardeşli ği, samimi dostluk,

    uhuvvetkärane: kardeşcesina.

    uhuvvet-i hakikiye hakiki, ger çek kardeşlik

    uhuvvet-i imaniye: Iman kar deşliği

    uhuvvet-i İslamiye: Is-lam kar deşliği

    ukül: akıllar.

    ukde-i hayatiye: hayat düğümü. ulema: alimler, bilginler.

    araştıran, ulema-l muhakkik: tahkik eden alimler.

    ulüm-u imaniye: imani ilimler

    ulü'l-emir: işin büyükleri, amirler, işle ilgili olanlar.

    ulviyet: yücelik, yükseklik.

    umur: işler.

    urük-u insanlyetkäräne: insan lik irklan

    urvetü'l-vüska: kopmaz ve sağ lam kulp

    usul-i müselleme: herkesin ka- bul ettiği bir metod, asıl.

    usüli İslamiyet: İslamiyetin prensipleri, usülleri.

    Invan-t manidar: manalı

    Üssü'l-esas siyaset: siyasetin temel prensibi

    Ostad Küll her çeşit ilimde herkesin üstadı.

    Ostad mutlak: limde üstünlü 00 öğreticiliği tartışmasız lan

    30

    zersiz olup, kusur ve noksa lardan uzak olması

    vahdet-i İslamiye: ls làm birlig

    vahşetengiz: vahşet saçan

    vahşiyane: vahşicesine

    vala i umumi: genel vaiz

    vak'a-i Siffin: Siffin savaşı Ha All (ra) ve Hz. Muaviye ara sında geçen ve 110 gun de vam eden muharebeler.

    väridatı gelirler

    acip: yerine getirilmesi ge rekli olan võesetă: esefler olsun, eyvah,

    çok yazık. Vahdaniyet: Allah'ın tek ve ben-

    varta-i hayret: hayret tehlikesi,

    varta-yı mevt: Ölüm tehlikesi

    kararsızlık tehlikesi

    vasıta-i tesmim: zehirleme vasi

    vast: himayeci, vesayet eden.

    tası, zehirleme aleti.

    vasiyetname-l Peygamberi Şeyh Ahmed tarafında yazılan

    vatanperver: vatansever.

    bir eserin adı.

    vazife-i diniye: dini vazifeler,

    vazife-i fitriye: fitri vazife, yara- ılış vazifesi.

    vazife-I hakikiye: asıl vazife.

    vazife-i İlahiye: doğrudan doğ

    ruya Allah'a ait olan iş ve va zife.

    vazife-i kudsiye: mukaddes va- zife.

    veba-yı ağraz-ı şahsiye: şahsi vaziyet-i kudalye: kudsi durum.

    maksatlar vebası, şahsi men- faatlerini takip etme hastalığı.

    vehim: belirsiz ve mânâsız kor vefiyat: vefatlar, ölümler.

    ku. vekåleten: vekil olarak, temsi- len.

    Velediyet Akidesi: Hıristiyanlık- taki, Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu şeklindeki batıl akide, Inanç

    YanıtlaSil
  27. 366

    BEYANAT ve TENVİRLER

    teşekki: şikâyet etme, sıkıntı çekme, izdiraba düşme.

    teşettüt-ü årå: reylerin parçalan- ması, farklı düşünceler.

    teşkikat: şüphelenme, şüpheyle : araştırma.

    teşmil: içine alma, yayma, ge- nişletme, umümileştirme.

    teşrih: açmak, açıklamak, araş- tırmak, otopsi yapmak.

    teşviş: karıştırma, bulandırma.

    tetimme: tamam etme, tamamla- ma, ek.

    tevakkuf: durma, duraklama, alı- konma.

    tevätür: içinde yalan ihtimali bu- lunmayan ve birbirlerine kuv- vet veren haberlerden oluşan cemaati haber.

    tevbekår: tövbe etmiş olan.

    tevbih: azarlamak, kötülemek.

    tevcih: yöneltmek, çevirmek.

    teveccüh: yönelme, sevgi, ilgi.

    tevehhüm: zannetme, evham- lanma, yok olanı var zannet- mekle ümitsizliğe ve korkuya düşme.

    tevellüd: doğma, meydana gel-

    me. tevessü: genişleme, yayılma.

    tevfik-i İlahiye: Allah'ın yardımı, muvaffakiyet

    tevhid-i hakiki: gerçek tevhid, taklidden ibaret olmayan tev- delillerle, isim ve sıfatlarıyla inanma.

    tevil: anlaşılması zor olan ayet ve hadislerde ne kast edildiği ni ve ince mânaları bildirme. tevkif: hapsetmek, durdurmak.

    tevzi: dağıtma.

    tevlid: doğurma, netice verme

    teyakkuz: uyanıklık.

    teyakkuz-u tâm: tam uyanma

    tezahür: görünme, belirme, or ya çıkma.

    tezayūd: ziyadeleşme, artma çoğalma.

    tezelzül: sarsıntı, sallanma.

    tezyid: arttırma, çoğaltma.

    tezyin: süslemek, donatmak, be zemek.

    tılsım: herkesin çözemediği gizl

    sır; fevkalåde kuvvet ve tesire sahip olan sihirli sözcük.

    ticani: Kuzey Afrika'da Hicri 1200

    tarihlerinde Ahmet Ticani ta- rafından kurulan bir tarikattır. Türkiye'de 1950'li yıllarda Ke- mal Pilavoğlu liderliğinde hey- kel kırma olaylarıyla günde- me geldi.

    timsål: model, sembol, örmek, süret, nümüne.

    timsâl-i nûrâni: nurani görüntü

    tiryak: panzehir, zehirlenmeden veya hastalıktan hemen şilä bulmaya yarayan ilaç

    tiryāk-ı meşrūtiyet: meşrutiyet ilacı.

    tuğyan: azgınlık, taşkınlık çığı rından çıkmak, sapmak

    tûti: insan gibi konuşabilen bir kuş cinsi, papağan.

    türbedar- Nebevi: Peygamberi- mizin türbesinde nöbet tutan, hizmet eden kişi.

    Ubüdiyet-i hällsa: hälls, s mimi kulluk

    ubüdiyet-i Insaniye: insanın kulluğu.

    ufünet: kötü ve pis koku uhde: bir işi üzerine alma: söz

    verme uhrevi: Ahirete dair, öteki dünya

    YanıtlaSil
  28. BEYANAT ve TENVİRLER

    365

    hyic: heyecanlandırma, hare- kete geçirme.

    källf-i devlet: devletin yükledi ği vazifeler, vergiler, devlete karşı yerine getirilmesi gere ken mükellefiyetler.

    mekebbür: kibirlenme, kendini büyük sayma.

    tekeffüt: kefålet etmek veya ver mek.

    tekemmül-ü mebådi: başlangıç ların mükemmelleşmesi.

    tekfir: küfürle itham etmek.

    tekmil: tamamlamak, kemåle er- dirmek, mükemmelleştirmek.

    tekzib: yalanlamak.

    teläkkiyat: düşünceler, anlayış lar, felsefeler.

    tele'lű: pırıldama.

    telezzüz: lezzetlenmek, tat ve

    zevk almak, zevklenmek. telkin: fikir aşılama, öğüt verme, zihinde yer ettirme.

    telkinät: telkinler.

    telvih: açıklama, izah etme.

    temăşă: hoşlanarak bakmak, seyretmek, ibretle bakmak.

    tamayül: meyletme, yönelme, eğime.

    temellük: sahiplenmek, kendine mál etmek.

    temerrüd: inat etme, karşı koy- ma, hakkı kabulde direnmek. temessül: birşeyin bir yerde

    süret ve mahiyetini aksettir- mesi, görünme, şekillenme.

    temyiz: birbirinden ayırma, seç me fark etme.

    tenakus; eksime, kesilme.

    Senebbün uyanış, yeşerme, Uyarılma

    en gezinti, bağ ve bahçe gta yerdere gam ve kederi

    izale için çıkma, kusur ve noksandan temizlenme

    tenezzül: inme, düşme, alçalma

    tenfiz-i ahkam-i şer'iye: dini ho kümlerin yerine getirilmesi

    tenkidät ukala: akıl sahipleri nin tenkidleri.

    tenvim: uyutma, hipnotize etme.

    tenvir: nurlandırma, aydınlatma. tenzil: krymetten düşürme, hiçe

    indirme, aşağı indirme.

    terakki: yükselme, ilerleme. terakki-i fikri: fikri gelişme.

    terakkiyat- medeniye: medeni ve teknolojik ilerlemeler, kal- kinma.

    terbiye-i İslâmiye: İslâm kültür ve medeniyeti,

    terbiye-i medeniye: maddeci Batı medeniyetinin kültürü, sistemi.

    tereccüh: üstünlük, üstün gelme, galip üstünlük.

    tereşşuhat: sızıntılar.

    terk-i sefahet: sefähetten uzak- laşmak, terk etmek, boş işleri bırakmak.

    tervic: revaçlandırma, propa- ganda.

    tesanüd: dayanışma, birbirini destekleme.

    tesbihat: tesbihler.

    tesemműm: zehirlenme.

    teshil: kolaylaştırma.

    teshilät: kolaylıklar.

    teslim-i ruh: rûhu teslim etme, ölme.

    tesmim: zehirleme.

    tesmiye: isimlendirme, ad ver- me.

    teşci: cesaret vermek.

    teşebbüs-ü şahsiye: şahsi te- şebbüs

    YanıtlaSil
  29. 64

    BEYANAT ve TENVİRLER

    mek.

    azammun: içinde bulundurma, içine alma, ihtiva etme.

    azib: acı çektirme, sıkıntı ver- me, azap verme.

    azyikat: baskılar, zorlamalar, sıkıştırmalar.

    e'dib: edeplendirme, terbiye verme, cezalandırma, haddini bildirme.

    e'sir-i hakikî: gerçek tesir.

    e'sis-i hürriyet: hürriyetin leşmesi. yer-tecessüm:

    e'vil: bir fikir veya sözden bir başka mânâ çıkarmak.

    eavün-ü İslâm: İslâmi yardım- laşma, İslâmın, Müslümanla- rın yardımlaşması.

    tebarüz: belli olma, görünme.

    tebdil: değiştirme, değişiklik.

    tebeddül: başkalaşma, değiş- me.

    tebeddül-ü esma: isimlerin de- ğişmesi.

    tebeî: kasdî olmayan, tâbî olarak başkasının vücuduyla kaim olan, bağımsız olmayıp baş- kasına tabi olarak.

    tebeyyün: açığa çıkma, belli ol- ma, sabit olma.

    tebrie: suçtan, şüpheden, zan-

    dan uzak olduğunu bildirme; temizliğini ve suçsuzluğunu ortaya çıkarma.

    tebşir: müjdelemek.

    tebyin: açıklama, ortaya koyma, beyan etme.

    tecârüb: tecrübeler, deneyimler.

    tecavüb: cevaplaşma, birbirinin ihtiyaçlarına cevap verme. tecavüzat: saldırılar, tecavüzler,

    taarruzlar. teceddüt: tazelenme, yenilen-

    me.

    tecelli: görünme, bilinme

    lah'ın her bir isminin man

    icra etmesi; Allah'ın Re

    ismiyle rızık vermesi, M

    ismiyle diriltmesi, Şâfi ism

    hastalara şifâ vermesi gib

    tecennüb: çekinme, uzaklaş uzak durma.

    tecerrüd: sıyrılma, soyun arınma.

    cisimleşme, mac leşme.

    tecsîm: cisimlendirme.

    tedâhül: iç içe olmak. Birbir dahil olmak.

    tedenni: aşağı düşme, daha ke bir dereceye düşme, alçalm

    tedkikat: incelemeler, tedkikl araştırmalar.

    teessüf: üzülme.

    teessüs: kurulma, yerleşme.

    tefer'un firavunlaşma.

    teferruat: bir şeyin bütün incelik leri, ayrıntılar, detaylar.

    tefrik: ayırt etme, ayırma. tefsik: günahkârlıkla itham et me.

    tefsir ü amel: hareketin, yapılar işin yorumlanması.

    tegafül: bilmez görünme, bil- mezlikten gelme.

    tegayyürât: değişmeler, başka- laşmalar.

    tehâvün: mühimsememek. ehemmiyet vermemek, aldırış etmemek. tehdid-i İlahi: Cenâb-ı Hakkın

    kullarını Cehennem azabı ve dünyevi belalarla tehdit etme- si.

    tehevvüs-ü Nemrudane: Nem- rutça istek, heveslenme.

    YanıtlaSil
  30. BEYANAT ve TENVİRLER

    363

    taat: itaat etme, söz dinleme, ibådet.

    tabaka-l avām: halktan ilmi irfanı kıt olanların tabakası.

    tabakat-ı gaflet: gaflet tabakala- п.

    tabasbusat: yaltaklıklar, dalka- vukluklar.

    tabib-i häzık: İşinin ehli tabib, şi fa veren hekim.

    tabir-i ahar: diğer bir ifade, baş ka bir dəyiş.

    tāciz: aciz kılmak.

    tadlil: kötüleme, dalâlette gör me.

    tahakkuk: gerçekleşme.

    tahakküm: zorbalık etme; zorla hükmetme, månevi baskı.

    tahallül: İçine girmek; hülül et- mek.

    tahammül: sabretme, katlanma, dayanma.

    taharriyat: arama-tara-malar.

    tahavvül: bir halden diğer bir ha- le geçme, dönüşme, değiş- me.

    tahavvül-ü azim: büyük değişik lik.

    tahayyül: hayale getirme, hayal- de canlandırma.

    tahdit: sınırlama.

    tahkik: doğru olup olmadığını araştırmak, veya doğruluğunu yanlışlığını ortaya çıkarmak, İncelemek, İçyüzünü araştır- mak.

    tahkir: hakåret etme, horlamak, aşağılamak.

    tahlls: kurtarma.

    tahrib; yıkma, bozma.

    tahrif: bozma, değiştirme.

    tahsis: belli bir maksat için kul lanma, bir kimse veya şey için

    ayırmak, birşeye özel kılma taht- Belkis: Saba melikesi Bel

    kıs'ın tahtı

    taht-i riyaset: başkanlık.

    tahtie: yanlışını gösterme.

    tålfe: kavim, kabile.

    takarrür: yerleşme.

    takaza: değiş-tokuş, takas,

    takvâ-yı hakiki: gerçek takva, dindarlık.

    takva: bütün günahlardan kendi- ni korumak; dinin yasak ettiği şeylerden kaçınmak.

    takviye: destekleme, kuvvetlen- dirme.

    takyld: kayıt altına alma, sınırla- ma.

    tanin-endaz: tınlayan, çınlayan. tarafgirane: taraftarlık göstere- rek.

    tarik-ı siyaset: siyaset yolu. tarih-i hayat-ı hürriyet: hürriye-

    tin biyografisi, hayat tarihi. tasallut-u medeniyet: medeni-

    yetin sataşması, musallat of- ması.

    tasavvur: birşeyi zihinde şekil- lendirme; düşünce, tasarı; ta- sarlama.

    tasvir: bir şeyi özellikleriyle orta- ya koyma, resmetme. taun: vebå denen öldürücü ve

    bulaşıcı bir hastalik. tavāif: bölükler, fırkalar, kabile- ler.

    tavazzuh: açıklanma, açığa çık- ma; aydınlanma

    tavr-ı acib: acaip hål, tavır.

    tayy-l mekân: mekän allamak. Kısa zamanda uzun yol, me- safe almak ve mekan atla-

    mak. tayy: atlamak, üzerinden geç

    YanıtlaSil
  31. 362

    BEYANAT ve TENVİRLER

    mânalar.

    sürur: neşe, sevinç,

    Şar ah- Velayet: veliliğin şahı olan Hz. Ali (ra).

    şahs-i mânevi: hükmi, manevi şahsiyet.

    şahs- manevi-l hükümet: hükümetin tüzel kişiliği.

    şahsı vahid: tek şahıs.

    şahsiyet-i mâneviye: manevi ki- şilik; månen bir yerde bulun- ma.

    şark-ı şimāli: kuzey-doğu.

    şarkî: Doğu'ya ait.

    alametler: şeair: İşaretler, İslamın işaretleri olan şeyler (ezan, ka-met, cami, cuma vb.).

    şeâir-i İslâmiye: İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler.

    şebabet: gençlik.

    şeddat: eski çağ diktatörlerinden birinin adı (Asur Kralı)

    şedit: şiddetli.

    şefkat-i îmâniye: imandan gelen şefkat.

    şehadetname-i hürriyet: hürri- yet diploması.

    şehämet-i îmâniye: imandan gelen kahramanlık.

    şehâmet: cesaret.

    şek: şüphe, tereddüt.

    şems-i saadet: saadet güneşi.

    şems-i Şeriat: Şeriat güneşi.

    şerait: şartlar.

    şerârât-ı neyyirane: parlak ki- vılcımlar.

    şeref-i dünyeviye: dünyaya ait şan ve şerefler.

    serik: ortak.

    Şeriat-ı Garra: parlak Şeriat.

    şeriat-ı İslâmiye: Islam şeria kanunları.

    şerr-i cüz'i: az kötülük, içinde a bir zarar ve fenålık bulunab len.

    şerr-i kesir: büyük şer, kötülük

    şeş: altı (Farsça bir say)

    şeytan-ı racim: recmedilmiş, ko vulmuş, länetlenmiş şeytan.

    şeytankârâne: şeytancasına

    şiår: prensip, nişan, ayırt edici iy ådet.

    şiddet-i cû': açlığın şiddeti.

    şiddet-i hücum: hücumun şid deti.

    şiddet-i nefret: şiddetli nefret. şimal: kuzey.

    şimendifer: demiryolu katarı, tren.

    şöhret-i kāzibe: yalancı şöhret, aldatıcı şöhret.

    şöhretperest: şöhret düşkünü şöhretperverane: şöhreti seve

    rek.

    Şube-i müstebidane: müstebit, baskıcı şube.

    şuubât-ı heyet-i içtimālye: sos- yal hayatın şubeleri, alt birim-

    leri. şükük: şüpheler, şekler.

    şümul: kaplamak, içine almak

    ta La'cil: acele ettirme, hızlandır ma.

    ta'dil: düzeltme, denkleştirme

    taaffün: kokuşma, bozulma, ço rüme.

    taakkul: akıl etme, düşünme, zi hin yorarak anlama

    taallük: alakalı oluş, bağlılık, münasebet.

    taassub: şiddetli ve aşın bağı lik, tutuculuk

    YanıtlaSil
  32. BEYANAT ve TENVİRLER

    361

    cudatın seyir ve hareketleri.

    seyyiat-ı medeniyet: medeniye- tin kötülükleri, günahları.

    seyyiât-ı sabıka: geçmiş kötü- lükler.

    seyyiat: kötülükler, günahlar, suçlar.

    seyyie: kötülük, günah, suç, fe- nalık.

    siddik: çok doğru, doğruluktan asla taviz vermeyen, sadık.

    Sıdkik-ı ekber: Hz. Ebûbekir.

    sıklet: ağırlık. sıla-i rahim: memleket ve akra- - ba ziyareti.

    sırrı azim: büyük sır. Käinattaki İlahi nizamın sırrı.

    sırr- esas: esas sır, asıl haki-

    kat. sırr-i cáz: mu'cizeliğin büyük

    Sırrı. sırrı ihlās: ihlåsın sır ve hakika-

    ti.

    sırr-ı iman: iman sırrı, iman ha- kikati.

    sırr-ı tevätür: tevätür sırrı; bir sözü nesilden nesile sözüne inanılır büyük bir kalabalık ta- rafından nakletme sırrı.

    silsile: zincirleme, sıralama.

    simäh: kulak, kulak deliği. sinematografvárí: sinema gibi.

    sinn-i rüşd: reşit olma yaşı, iyiyi

    kötüden ayırma yaşı. sirayet: bulaşma, yayılmak.

    siyaset-i hazıra: şimdiki siyaset. siyaset-i İslâmiye: siyaseti. İslamın

    siyaset-i ecânib: ecnebilerin po- Mikası.

    siyasetväri: politika yaparak. siyasiye-i beşeriye: beşerî siya- not

    siyasiyyun: siyaset adamlan.

    sofi: tasavvuf ve tarikat ehli olanlar.

    sofi meşreb: tasavvuf ve tarikata yatkın mizaç, huy.

    sofra-yi nimet: nimetler sofrası. sohbet-i dünyeviye-i siyasiye:

    siyasi dünya sohbeti. su-i fehm: kötü anlayış.

    su-i ihtiyar: kötü tercih, yanlış seçim.

    su-i tefsir: kötü tefsir, yanlış açıklama, kötü anlama.

    sa-i intihap: yanlış tercih, kötü seçim.

    sú-i istimālāt: kötüye kullanma- lar, suistimaller.

    sû-i kasıt: kötü niyet.

    sû-i tälih: kötü talih.

    sû-i tesadüf: kötü rastlantı.

    sudur: çıkma, meydana gelme, sådır olma.

    suküti: suskun.

    sulfato-misal: kinin de denen

    sıtma ilacı gibi.

    sulh-u umumi: genel barış.

    Sultân-ı Ezeli: kudret, kuvvet ve hükümranlığının başlangıcı

    olmayan Allah. Sultan-ı Käinat: kainatın sultanı

    ve sahibi olan Allah.

    süret-i hak: doğru taraf, hak ta- raf.

    sûret-i vahşiyāne: vahşi bir su- ret, şekil.

    suri: görünüşte; hakiki, ciddi ve samimi olmayan.

    süfeha: sefihler, günahkar kim- seler.

    süfli: aşağıda bulunan, alçak, adi.

    sünühât-ı kalbiye: kalbe doğan

    YanıtlaSil
  33. 360

    BEYANAT ve TENVİRLER

    sehâvet-i milliye: milli cömertlik.

    sekerat: ölüm ânı, can çekiştir- me, ölmek.ü-zere olan bir kimsenin kendinden geçmesi.

    hali.

    saltanat-ı mânevi: mânevi sal- tanat, sultanlık.

    saltanat: kudret, kuvvet, hakimiyet, sultanlık.

    sarahaten: açıkça.

    sathi: yüzeysel, görünüşe göre, üst kısım, satıhta.

    satvet: ezici kuvvetlilik.

    sâye-i muzlimâne: karanlık ya- pan gölge, kötü himâye.

    sebeb-i hilkat-ı âlem: âlemin yaratılış sebebi.

    sebeb-i saadet: mutluluğun se- bebi.

    sebeb-i tefrika: ayrılık sebebi.

    seccâl: akıp duran, sürüp giden.

    sedâ-yı hürriyet: sadāsı, sesi. hürriyetin

    sedd-i âhen: demir set.

    sedd-i rasîn-i istinad: sağlam dayanak seddi.

    Sedd-i Zülkarneyn: Kur'ân'da ismi zikredilen Zülkarneyn ad- lı bir hükümdarın yaptırdığı sed.

    sefahet-i mutlak: kayıtsız şart- sız sefähet.

    sefahet: eğlence ve boş şeylerle vakit öldürme.

    sefâlet: perişanlık, yoksulluk, al-

    çalma.

    sefine-i Nuh: Nuh'un gemisi.

    sefih: zevk ve eğlencelere düş- kün, sefälete düşmüş kimse, beyinsiz.

    sefihane: helâl olmayan zevk ve eğlencelere düşkün olarak.

    sefll: alçak.

    sehab: bulut.

    selâmet: tehlikeden, korktukla- rından ve kötülüklerden kur- tulma; (edebiyatta) doğruluk, sağlamlık.

    selâmet-i kalp: kalbin rahatı, selâmeti.

    selâmet-i millet: milletin selâmeti.

    selâtin-i Osmaniye: Osmanlı Sultanları.

    selb: zorla alma, kapma, ortadan kaldırma, giderme, yıkma.

    selef-i salihîn: Ehl-i Sünnet ve Cemaatin imamlar. ilk rehberleri,

    semavi: Cenâb-ı Hak tarafından gönderilen, gökten gelen.

    semm-i katil: öldürücü zehir.

    sena: methetmek, övmek.

    serbestiyet: rahat ve serbest ol- ma hâli.

    serfürü: baş eğme, söz dinleme, itaat.

    sergüzeşt-i hayat: hayat hikâyesi, hayat maceraları.

    sermâye-i hayat: hayat serma- yesi.

    serrişte-i bahane: bahanenin öne sürülmesi.

    setr: örtme, gizleme.

    sevad-ı a'zam: büyük çoğunluk.

    seyf-i elmas: elmas kılınç seyf-i Şeriat: Şeriat kılıncı.

    seyl-i hurüşân-ı zaman: zama- nın çağlayan, coşan seli.

    seyr ü seyelan: eşyanın, mev-

    YanıtlaSil
  34. 96

    BAKARA SURESİ/2

    Cüz:l

    vazgeçmeye çağırarak şöyle buyuruyor:

    "Bile bile batılı hakkın üzerine örtüp hakkı bakışlardan gizlemeyin." Kur'an-ı Kerim'in bir çok yerde belirttiği gibi yahudiler, önlerine çıkan her

    fırsatta hakkı batıl ile örtmüşler, bunları birbirine karıştırmışlar ve hakkı göz- lerden saklamışlardır. Bunun sonucu olarak, İslâm toplumunda sürekli bir fit- ne, kargaşa ve bölücülük unsuru olmuşlardır. Kur'an-ı Kerim'in önümüzdeki say- falarında bu konuda çok şey okuyacağız.

    Daha sonra, yukardaki ayetlerde, yahudiler, iman kervanına katılmaya, müs- lümanların safına girmeye, farz ibadetleri yerine getirmeye ve ötedenberi huy edin- miş oldukları kopukluktan ve çirkin taassuptan sıyrılmaya çağrılıyor:

    "Namazı kılın, zekâtı verin ve rukûa varanlar ile birlikte siz de rukûa varın." Arkasından, müşrikler arasında Ehl-i Kitap olmalarının sonucu olarak baş-

    kalarını iman etmeye çağırırken kendi halklarını eski dinlerini onaylayan Allah'ın

    YanıtlaSil
  35. Seyyid Kutub

    FÎ ZILÂL-İL KUR'AN 1

    YanıtlaSil
  36. Kahrın da hoş, lütfün da hog Kahrın da hoş, lütfün da hos Senden gayri her şeyler boş! Senden özge her şeyler boş! Gelse celâlinde cefâ, Yoksa cemâlinde sefâ, Her ikisi bana şifâ, Kahrın da hoş, lütfün da hoş! Senden gayri her şeyler boş! Derviş Mehmed sana kuldur; İster ağlat, ister güldür; İster yaşat, ister öldür; Kahrın da hoş, lütfün da hoş! Senden gayri her şeyler boş!

    YanıtlaSil
  37. Kahrın da hoş, lütfün da hoş!

    Kahrın da hoş, lütfün da hoş!

    Senden gayri her şeyler boş!

    Senden özge her şeyler boş!

    Gelse celâlinde cefâ, Yoksa cemâlinde sefâ, Her ikisi bana şifâ,

    Kahrın da hoş, lütfün da hoş!

    Senden gayri her şeyler boş!

    Derviş Mehmed sana kuldur; İster ağlat, ister güldür;

    İster yaşat, ister öldür;

    Kahrın da hoş, lütfün da hoş!

    Senden gayri her şeyler boş!

    Koğusa girdiği

    YanıtlaSil
  38. doğru : 1.Düz.2.Namuslu,dürüst. 3.Gercek.4.Yasal.
    ...
    Doğru : 1.Eğri. Yalan, Yanlış.
    Altın
    Esanlamli ve Karşıt anlamlı Kelimeler Sözlüğü.
    Altın Kitaplar

    YanıtlaSil
  39. O gün, Allâh'a karşı gelmekten sakınanlar (takva sahipleri) dışında,

    DOST OLANLAR (BİLE) BİRBİRİNE DÜŞMAN KESİLİRLER.”

    (ez-Zuhruf, 67)

    YanıtlaSil
  40. Allah Teâlâ buyuruyor: "Ey peygamberler!

    Tertemiz (tıyb) olan şeylerden yeyin

    sâlih ameller işleyin. Ben sizin

    yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.” (el-Mü'minûn, 51)

    YanıtlaSil
  41. "Biz, Sen'den önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi Sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar?

    HER CANLI, ÖLÜMÜ TADAR.

    Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz.

    Ve siz, ancak Bize döndürüleceksiniz." (el-Enbiyā, 34-35)

    YanıtlaSil
  42. "Muhakkak ki Allah adâleti, ihsânı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder;

    hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte 0, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor."

    (en-Nahl, 90)

    YanıtlaSil
  43. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "«Rabbimiz Allah'tır!>> deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

    Onlar Cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır." (el-Ahkaf, 13-14)

    YanıtlaSil
  44. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "Ben, cinleri ve insanları, başka bir maksatla değil, sırf Bana kulluk etsinler diye yarattım.

    (ez-Zâriyât, 56)

    YanıtlaSil
  45. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda

    SENİ HAKEM KILIP SONRA DA VERDİĞİN HÜKÜMDEN İÇLERİNDE SIKINTI DUYMAKSIZIN (ONU) TAM MÂNASIYLA

    KABULLENMEDİKÇE ÎMAN ETMİŞ OLMAZLAR.”

    (en-Nisa, 65)

    YanıtlaSil
  46. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "EY ÎMAN EDENLER! ALLAH'TAN KORKUN (TAKVĀ SAHİBİ OLUN) VE

    HERKES, YARINA NE HAZIRLADIĞINA BAKSIN.

    ALLAH'TAN KORKUN, ÇÜNKÜ ALLAH YAPTIKLARINIZDAN HABERDARDIR."

    (el-Haşr, 18)

    YanıtlaSil
  47. Allah Teâlâ buyuruyor:

    “YERYÜZÜNDE VUKÛ BULAN VE SİZİN BAŞINIZA GELEN

    HERHANGİ BİR MUSİBET YOKTUR Kİ, BİZ ONU YARATMADAN ÖNCE, BİR KİTAPTA YAZILMIŞ OLMASIN..."

    (el-Hadid, 22)

    YanıtlaSil
  48. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için

    saliha kadınlar, itaatkâr olanlardır..."

    (en-Nisa, 34)

    YanıtlaSil
  49. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla

    en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve 0, hidayete erenleri de çok iyi bilir."

    (en-Nahl, 125)

    YanıtlaSil
  50. Sebnem

    Kadın ve Aile Dergisi

    "(Âdem ve eşi Havva) dediler ki:

    EY RABBİMİZ!

    BİZ KENDİMİZE ZULMETTİK.

    Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz."

    (el-A'raf, 23)

    YanıtlaSil
  51. ALTINOLUK DERGİSİ'NİN ÜCRETSİZ EKİDİR.

    Yıl: 18 Sayı: 238 ARALIK 2021

    ALTIN ÇOCUK

    İSRAFTA

    HAYIR YOKTUR

    AMA HAYIRDA İSRAF OLMAZ

    YanıtlaSil
  52. ٣٦٧٠ - سَئَلْتُ جِبْرِيلَ هَلْ تَرَى رَبَّكَ قَالَ إِنَّ بَيْنِي وَبَيْنَهُ سَبْعِينَ حِجَابًا مِنْ

    نُورٍ لَوْ رَأَيْتُ أَدْنَاهَا لَأَحْتَرَقْتُ (طس عن انس)

    3670- Cebrail'e sordum: "Rabbini görüyor musun?"

    Cevap verdi: "Benimle onun arasında yetmiş bin nur per desi vardır. Eğer perdelerin en altta olanını dahi görseydim (baş tan ayağa) yanardım."

    ٣٦٧١ - سَئَلْتُ رَبِّى لَأَصْهَارِى الْجَنَّةَ فَأَعْطَانِيهَا الْبَتَّةَ (ابو الخير الحاكم

    القزويني عن ابن عباس)

    3671- Rabbimden, dostlarım için cenneti diledim, verdi.

    ٣٦٧٢ - سَئَلْتُ اللهَ الْبَلاءَ فَسَلْهُ الْعَافِيَةَ (ت) حسن عن معاذ قال سمع ء م رجلا

    يقول اللهم اني استلمك الصبر قال فذكره

    3672- Adamın birinin: "Ya Rabbi! Senden sabır istiyo- rum." dediğini duyunca Rasulü Ekrem buyurdu: "Ben Allah'tan daima imtihan edilmemi diledim, sen ise O'ndan afiyeti iste."

    ٣٦٧٣ - سَأَلَ مُوسَى رَبَّهُ عَنْ سِتَّةِ خِصَالٍ كَانَ يَظُنُّ أَنَّهَا لَهُ خَاصَّةً وَالسَّابِعَةُ لَمْ يَكُنْ مُوسَى يُحِبُّهَا قَالَ يَا رَبِّ أَيُّ عِبَادِكَ اتْقَى قَالَ الَّذِي يَذْكُرُ اللَّهَ وَلَا يَنْسَى قَالَ فَأَيُّ عِبَادِكَ أَهْدَى قَالَ الَّذِي يَتَّبِعُ الْهُدَى قَالَ فَأَيُّ عِبَادِكَ أَحْكَمُ قَالَ الَّذِي يَحْكُمُ لِلنَّاسِ كَمَا يَحْكُمُ لِنَفْسِهِ قَالَ فَأَيُّ عِبَادِكَ أَعْلَمُ قَالَ عَالِمٌ لَا يَشْبَعُ مِنَ الْعِلْمِ يَجْمَعُ عِلْمَ النَّاسِ إِلَى عِلْمِهِ قَالَ فَأَيُّ عِبَادِكَ اَعَزُّ قَالَ الَّذِي إِذَا قَدَرَ عَفَا قَالَ فَأَيُّ عِبَادِكَ اَعْبَدُ قَالَ الَّذِي يَرْضَى بِمَا أُوتِيَ قَالَ فَأَيُّ عِبَادِكَ أَفْقَرُ عَفَا قَالَ صَاحِبُ سَفَرٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ فِي الْحَدِيثِ لَيْسَ الْغِنَى عَنْ ظَهْرِ مَالٍ إِنَّمَا الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ فَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدِ خَيْرًا جَعَلَ غِنَاهُ فِي نَفْسِهِ وَتُقَاهُ فِي قَلْبِهِ وَإِذَا أَرَادَ اللهُ بِعَبْدٍ شَرًّا جَعَلَ فَقْرَهُ بَيْنَ عَيْنَيْهِ (الروياني

    وابو بكر بن المقرى وابن لال كر هب عن ابي هريرة) 3673- Musa Rabbinden başkasında bulunmayan alti

    YanıtlaSil
  53. haslet istedi. Bunun kendine has olduğunu sanıyordu. Yedinci bir suali kendisini düşünerek sormamıştı. Dedi ki:

    "Ey Rabbim! Hangi kulun daha müttakidir?"

    "Allah'ı zikredip onu hiç unutmayan."

    "Hangi kulun daha doğru yoldadır?"

    "Hidayete eren."

    "Hangi kulun daha iyi hükmetme yeteneğine sahiptir?"

    "İnsanlara, kendi nefsine verdiği hükmü veren."

    "Hangi kulun daha bilgindir?"

    "İlimden doymak bilmeyen, herkesin ilmini kendi ilmine katmakta devam eden âlim."

    "Hangi kulun daha güçlüdür?"

    "Gücü yettiği halde bağışlayan."

    "Hangi kulun daha çok ibadet edendir?"

    "Kendisine verilene razı olup yetinen."

    "Hangi kulun daha fakirdir?"

    "Yolcu. Çünkü o gariptir."

    Allah Rasulü bir hadiste buyurdu:

    "Zenginlik mal zenginliği değil; zenginlik gönül zenginli- ğidir. Allah bir kula iyilik istediği zaman, ona gönül zenginliğini ihsan eder, kalben onu yükseltir. Bir kula da şerri murat etti mi, fakirliği onun iki gözü ortasında yerleştirir, daima aç gözlü olur.

    ٣٦٧٤ - سَتَلْتَنِي عَنْ شَيْءٍ مَا سَأَلَنِي عَنْهُ أَحَدٌ مِنْ أُمَّتِي مُدَّةُ أُمَّتِي مِنَ الرَّخَاءِ

    سائَةُ سَنَةٍ قِيلَ فَهَلْ لِذَلِكَ مِنْ آيَةٍ قَالَ نَعَمْ الْخَسْفُ وَالرَّجْفُ وَإِرْسَالُ

    الشَّيَاطِينِ الْمُخْتَلَّةِ عَلَى النَّاسِ (حم ك عن عبادة)

    3674- "Bana ümmetimden hiç kimsenin sormadığını sor dun. Ümmetimin refah süresi yüz senedir."

    "Bunun bir alameti var mıdır?" diye soruldu.

    "Evet, çökmeler, zelzeleler, iğva veren şeytanların insan lara alabildiğine salıverilmesi." buyurdu.

    ٣٦٧٠ - سَأَلَتِ الْيَهُودُ عَنْ مُوسَى فَأَكْثَرُوا فِيهِ وَزَادُوا وَنَقَصُوا حَتَّى كَفَرُوا

    سَئَلَتِ النَّصَارَى عَنْ عِيسَى فَأَكْثَرُوا فِيهِ وَزَادُوا وَنَقَصُوا حَتَّى كَفَرُوا وَإِنَّهُ

    YanıtlaSil
  54. ٥٦ - نُورٌ اَنّي اَرَاهُ (ط) حم م ت حب وابن خزيمة عن ابي ذر قال سئلت

    ل الله صلعم هل رأيت ربك قال فذكره

    5664- "Ya Resulellâh! Mirac gecesinde Rabbini gördün m diye sorulduğunda: "Evet, gerçekten ben Nur'u görüyorum" diye cevap verdi.

    ٥٦٠ - نُورُ الْحِكْمَةِ الْجُوعُ وَرَأْسُ الدِّينِ تَرْكُ الدُّنْيَا وَالْقُرْبَةِ إِلَى اللَّه تُ الْمَسَاكِينَ وَالدُّنُو مِنْهُمْ وَالْبُعْدُ مِنَ اللَّهِ الَّذِي قَوَى بِهِ عَلَى الْمَعَاصِيَ بَعُ فَلاَ تُشْبِعُوا بُطُونَكُمْ فَتَطْفِئُ نُورَ الْحِكْمَةِ مِنْ صُدُورِكُمْ فَإِنَّ الْحِكْمَةَ

    طَعُ فِي الْقَلْبِ مِثْلَ السَّرَاج" (كر عن ابي هريرة)

    5655- Hikmetin nuru açlıktır. Dinin başı terk-i dünya Allah'a yaklaşmak, yoksulları sevmek ve onlara yakın durmakla o Allah'ın yasaklarına insanı iten tokluk ise kişiyi Allah'tan uzaklaşt Onun için karınlarınızı doyurmayın ki, kalplerinizdeki hikmet n sönmesin. Zira hikmet, kalpte kandil gibi ziya vermektedir.

    ٥٦ - نِيَّةُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ مِنْ عَمَلِهِ وَعَمَلُ الْمُنَافِقِ خَيْرٌ مِنْ نِيَّتِهِ وَكُلٌّ يَعْمَلُ ، نِيَّتِهِ فَإِذَا عَمِلَ الْمُؤْمِنُ عَمَلاً نَارَ فِي قَلْبِهِ نُورًا (طب خط ض عن سهل بن

    (

    5656- Mü'minin niyeti amelinden daha iyidir. Münaf

    ameli de niyetinden daha iyidir. Herkes niyetine göre amel ec

    Mü'min bir amelde bulunduğu zaman, o amel kalbinde nur

    panldar.

    YanıtlaSil
  55. ٤٣٣٦ - لِكُلِّ شَيْئ اس وَأَسُ الإِيمَانِ الْوَرَعُ وَلِكُلِّ شَيْيَ فَرْعٌ وَفَرْعُ الإِيمَانِ الصَّبْرُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ سَنَامٌ وَسَنَامُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَمَى الْعَبَّاسُ وَلَكُلَ شَيْ سَبْطٌ وَسِبْطُ هَذِهِ الْأُمَّةِ الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ جَنَاحٌ وَجَنَاحٌ هَذِهِ الْأُمَّةِ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ مِجْنٌ وَمِجْنُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَلِيُّ بْنُ أَبِي

    طالب (خط كر عن ابن عباس)

    4336- Her şeyin bir esası (temeli) vardır. İmanın temeli veradır. Her şeyin fer'i (dali) vardır. İmanın fer'i (dalı) sabırdır. Her şeyin bir hörgücü (tepesi) vardır. Bu ümmetin hörgücü amcam Abbas'tır. Her şeyin bir torunu vardır. Bu ümmetin torunu Hasan ile Hüseyin'dir. Her şeyin bir kanadı vardır. Bu ümmetin kanadı Ebu Bekr ile Ömer'dir. Her şeyin bir kalkanı vardır. Bu ümmetin kalkanı Ali b. Ebi Tâlib'tir.

    ٤٣٣٧ - لِكُلِّ شَيْئٍ حَقِيقَةٌ وَمَا بَلَغَ عَبْدٌ حَقِيقَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يَعْلَمَ أَنْ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَهُ وَمَا أَخْطَاتُهُ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَهُ رحم طب ن عن ابي

    الدرداء)

    4337- Her şeyin bir hakikatı vardır. Kul imanın hakikatına, başına gelen şeyde kendisinin hatası olmadığına (ancak başına gelenin kaderde yazılmış olduğuna), hatasından ötürü başına gelmeyen şeyin de kaderde öyle yazılı olduğunu bilmedikçe ulaşamaz.

    ٤٣٣٨ - لِكُلِّ شَيْئٍ زَكَاةٌ وَزَكَاةُ الْجَسَدِ الصَّوْمُ (هب ، عن أبي هريرة طـــب

    عد هب عن سهل بن سعد) 4338. Her şeyin bir zekâtı (sadakası) vardır. Cesedin zekâtı (sadakası) ise oruçtur.

    عن ابن قُلُوبُ الْعَارِفِينَ (طب) . شَيْئٍ مَعْدِ وَمَعْدِنُ التَّقْوَى لِكُلِّ - ٤٣٣٩

    عمر) 4339- Her şeyin bir kaynağı vardır. Takvanın kaynağı, ariflerin kalpleridir.

    YanıtlaSil
  56. ٤٣٤٠ - لِكُلِّ شَيْى مِفْتَاحٌ وَمِفْتَاحُ السَّمَوَاتِ قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّه (طب عن

    معقل بن يسار عن أبي هريرة 4340- Her şeyin bir anahtarı vardır. Göklerin anahtarı "L6 ¡lähe illelläh" sözüdür.

    ٤٣٤١ - لِكُلِّ شَيْى صَفْوَةٌ وَصَفْوَةُ الإِيمَانِ الصَّلَوةُ وَصَفْوَةُ الصَّلوةَ التَّكْبِيرُ

    الأولى" (هب عن ابي هريرة)

    4341- Her şeyin özü vardır. İmanın özü namazdır. Namazın da özü iftitah tekbiridir.

    ٤٣٤٢ - لِكُلِّ قَلْب وَسْوَاسٌ فَإِذَا فَتَقَ الْوَسْوَاسُ حِجَابَ الْقَلْبِ نَطَقَ بهِ اللَّسَانُ وَأُخِذَ بِهِ الْعَبْدُ وَإِذَا لَمْ يُفْتَقِ الْقَلْبُ وَلَمْ يَنْطُقْ بِهِ اللَّسَانُ فَلَا

    حَرَج الديلمي كر عن عائشة وفيه محمد بن سليمان قال عق حدث ببواطيل)

    4342- Her kalbin bir vesvesesi vardır. Eğer vesvese kalp perdesini yırtarsa dil de onu konuşur ve onunla sorumlu tutulur. Eğer kalp perdesini yırtamazsa tabii ki dil de onu söylemez ve günaha girmez.

    ٤٣٤٣ - لَكَ بِهَا يَوْمَ الْقِيَمَةِ سَبْعُمِائَةِ نَاقَةٍ كُلَّهَا مَخْطُومَةٌ (حم حب م ن

    عن أبي مسعود قال جاء رجل بناقة مخطومة قال هذه في سبيل الله قال فذكره 4343- Sen (Allah yolunda infak ettiğin bir devenin mukabilinde) kıyamet günü yediyüz yularlanmış deve alacaksın.

    ٤٣٤٤ - لَكَ فِي ذَلِكَ اَجْرٌ مَا الْفَقْتِ عَلَيْهِمْ فَالْفِقِي عَلَيْهِمْ يَعْنِي زَوْجَهَا

    وَوَلَدَهَا (حب عن ريطة امرئة عبد الله بن مسعود)

    4344- Onlara harcadığın kadar (kıyamette ecir alacaksın. Onlara harca. (Kocasını ve çocuklarını kasd ediyor.)

    ٤٣٤٥ - لِلإِمَامِ وَالْمُؤَذِّنِ مِثْلُ أَجْرِ مَا صَلَّى مَعَهُمَا (ابو الشيخ في الاذان عن

    YanıtlaSil
  57. 4000- Büyük harpta, müslümanların çadırı, Guta denil yerde kurulacaktır. Orada adına Dimeşk denilen bir şehir vardır. gün müslümanların konakladıkları yerlerin en iyisi odur.

    ٤٠٠ - فَصْلٌ مَا بَيْنَ الْحَلَالِ وَالْحَرَامِ ضَرْبُ الدَّفِ وَالصَّوْتُ فِي

    كاح رحم ت حسن ن ه طب ق ك عن محمد بن حاطب)

    4001- Nikahta helal ile haram arasını ayıran şey, def sestir. (Nikahın alenî olmasıdır.)

    ٤٠٠ - فَصْلٌ مَا بَيْنَ صِيَامِنَا وَصِيَامِ أَهْلِ الْكِتَابِ اَكْلَةُ السَّحَرِ (حم م د

    ن حب عن عمرو بن العاصي 4002- Bizimle kitap ehlinin orucu arasındaki fark, sahu yemeğidir.

    ٤٠٠٣ - فَضْلُ الْعَالِمِ عَلَى الْعَابِدِ كَفَضْلِى عَلَى أَدْنَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ وَمَلَئِكَتَهُ أهْلَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرَضِينَ حَتَّى النَّمْلَةَ فِي حُجْرِهَا وَحَتَّى الْحُوتَ لَيُصَلُّونَ

    عَلَى مُعَلِّمِ النَّاسِ الْخَيْرَ (ت) حسن صحيح غريب طب عن ابي امامة)

    4003- Alimin abide olan üstünlüğü, benim en küçüğünüze olan üstünlüğüm gibidir. Allah, melekleri, semavat ve yer ehli, hatta yuvasındaki karınca, hatta denizdeki balık insanlara doğruyu öğreter için istiğfar ederler.

    ٤٠٠٤ - فَضْلُ الْعِلْمِ اَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ فَضْلِ الْعِبَادَةِ وَخَيْرُ دِينَكُمُ الْوَرَعُ

    الحكيم وسمويه والشاشى ك ض عن مصعب عن ابيه)

    4004- İlmin fazileti, bana, ibadetin faziletinden daha sevimlidir. Dininizde takınacağınız en iyi ahlak Vera'dır (Allah korkusudur).

    ٤٠٠٥ - فَضْلُ الْعَالِمِ عَلَى غَيْرِهِ كَفَضْلِ النَّبِيِّ عَلَى أُمَّتِهِ (خط عن انس)

    4005- Alimin diğer insanlara karşı üstünlüğü, peygamberlerin Ümmetine karşı olan üstünlüğü gibidir.

    YanıtlaSil
  58. SAHIFE 343

    * Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden Emir çobandır ve o, raiyesinden mes'uldür. Adam, ehli çobandır ve o raiyesinden mes'uldur. Kadın, kocasının evinde çobandır ve o uldur. Hizmetci efendisinin malda cobandir ve o ve oraiyesinden uldur. Adam, babasının malinda heidi raiyesinden mes'uldür. Şu halde hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden mes'ulsünüz. Hz. Ebu Musa ra müs'ulsünüz.

    * Hepiniz Cennete girmekten hoşlanırsınız değil mi? "Evet Ya Resulallah" dediler. Buyurdu ki, öyle ise amellerinizi kısaltın. Ölümü iki gözünüzün arasına alın. Ve Allah (z.c.hz.)lerinden hakkıyla haya edin. Dediler ki: "Ya Resulallah, hepimiz Allah'dan haya ederiz." Buyurdu Allah'dan haya; kabirlerde çürümeyi unutmamak, içinizi ki, öyle değil. ve ondakileri unutmamak, başı ve baştakileri unutmamanızdır. Kim ahiret ikramını isterse, dünya ziynetini terketsin. İşte o vakit, kul "Allah'dan hakkıyla haya etmiş olur. O vakit Allah'ın dostluğuna nail olmuş olur.

    Hz. Hasan ra.

    * (Sıkıntıya duçar olan adamın söyliyeceği) Kurtuluş kelimeleri: "La ilahe illallahül halimül kerim. La ilaha illallahül aliyyül azim, Lâ ilâhe illallahü Rabbis semavati seb'i ve Rabbil arşil kerim"dir. Hz. ibni Abbas ra

    İki kelime vardır ki, onlardan birinin arşa varmasına mani yoktur. Diğeri ise yerle gök arasını doldurur. "La ilahe illallah ve Allahu Ekber." Hz. Muazra

    * Adamın işiteceği bir hikmetli söz, bir sene ibadetten ve bir saat ilim meclisinde oturması, bir köle azad etmesinden hayırlıdır.

    Hz. Ebu Hureyre г.

    * Sarımsağı yiyin, onunla tedavi olun. zira o, yetmiş derde devadır. Eğer Bana melek gelmemiş olsaydı, Ben de onu muhakkak yerdim. Hz. All ra

    * Zeytin yağını yeyin ve onunla yağlanın. Zira o, mübarek bir ağaçtan çı kar. Hz. Omer ra

    * Yemeğin kenarından yeyin, ortasından yemeyin. Zira bereket ortadan gelir. Hz. Vasile r

    * Yeyin, için, sadaka verin ve kibirsiz, israfsız giyinin. Zira Allah, kuluna verdiği nimetin eserini kulunda görmek ister. Hz. Amr ibni Suaybra

    Denizin karaya attığı veya suyun çekilip de bıraktığı balığı yeyiniz. Fakat ölmüş de yüze çıkmışsa onu yemeyiniz. Hz. Cabir

    YanıtlaSil
  59. AHIFE 210

    Sadık ve salih rüya Peygamberliğin (asarından cüz'ünden bir cüzdür. bir eserdir) yetmiş altı

    Hz. ibni Mesud ra

    Salih ruya Allahtan, karışık olan da şeytandandır. Sizden biriniz Soşlanmadığı bir şey görürse uyarınca soluna üç defa tukursin, ve onun şerrinden Allaha sığınsın. Bu takdirde o, ona zarar vermez

    Hz. Ebu Katadera

    İyi adam iyi, kötü adam kötü haber getirir.

    Hz. Ebu Hüreşte ra

    * Adam, dostunun dini üzerinedir. Sizlerden biriniz kiminle dost oluyor Hz. Ebu Hüreytera

    Sahabiden biri

    baksın. * Rüya altı türlüdür. Kadın hayıra, deve korkuya, süt dine, yeşil Cennete gemi necata, ve hurma da rızka delalet eder.

    İçinde cömertlik olan eve gelişinden daha çabuk olur. rızkın gelişi, devenin hörgücüne, bıçağın

    Hz. Ebu Said ra

    ★ Riba yetmiş iki babdır. En aşağısı bir kimsenin annesile fena münase bette bulunuşu, en büyüğü de din kardeşinin ırzını lekelemesi gibidir.

    Hz. Berara

    * Riba yetmiş iki babdır. Şirk te böyledir.

    Hz. ibni Mes'ud ra.

    * Riba veresiyededir.

    Hz. Umame ibni Zeyd ra

    0 Riba yetmiş üç çeşittir. En hafifi insanın annesile münasebette bulun- ması, en büyüğü de müslümanın ırzını lekelemesi gibidir.

    Hz. ibni Mes'ud ra.

    1 Bekçiliğin en efdali namazdan sonra, namazı beklemek ve zikir meclisi- ne devam etmektir. Hiç bir kul yoktur ki, namaz kıldıktan sonra zikir meclisine otursun ve melâike ona istiğfar etmesin. Taki abdesti bozu- luncaya veya münasebetsiz bir låkırdı edinceye kadar. Hz. Ebu Hüreytera

    12 Adam, atının sadrına (ortasına binmekte) daha ziyade hak sahibidir. Ve meclise döndüğünde insanın ilk oturduğu yer, daha ziyade kendisinin hakkıdır. Hz. Ebu Said ra

    13 Adam, hayvanın sadrına, döşeğinin de asıl yerine, evinde de insanlan

    toplayıp imam olarak namaz kıldırmaya daha layıktır. (Kendisi izin verirse o başka) Hz. Fatümetürzehrara

    14 Sadaka sahibi, hesap bitinceye kadar, sadakasının gölgesi altındadır (Mahşerde) Hz. Ukbe ibni Amir ra

    15* Adam malını bulduğunda ona daha ziyade layiktir. (İflas veya ölum halinde parası ödenmediği takdirde) Satış ise satana tabi olur.

    16 * Recim, onun yaptığının kefaretidir. (Ayrıca hakaret hakkın yok)

    Ha. Semure ra

    17 * Rahmet evvela imama iner. Ondan sonra sağındakine, ondan sonra sır Hz. Şerid ibni Süverdra

    Hz. Ebu Hureyre

    YanıtlaSil
  60. SAHIFE 54

    1 İsrail oğullarında görülen şeyler sizin aranızda da zuhur ettiği zaman. şöyle ki: kötülük büyüklerinizde, mülke tasarruf küçüklerinizde, ilim de en rezillerinizde olduğu zaman. Hz. Enes ra

    Bu hadisi şerif Peygamberinuz (sav.)e şöyle sorulduğunda varid olmuştur: "Ya Resulallah biz marufla enri ve münkerden nehyt ne zaman terkederiz?" Diğer bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur: Hayırlılarınız arasında medihcilik (iki yuzlüluk). şerlileriniz arasında fuhuş, küçükleriniz arasında mülke tasarruf ve rezil kimseler arasında fikih meydan aldığunda.)

    2 Arz uzerinde bir yerde kötuluk yayıldığında, onların arasında salihler bulunsa da. Allah o o yer halkına azabını indirir. İnsanlara gelen azab o salihlere de isabet eder. Lakin daha sonra onlar Allah'ın rahmetine ve Onun mağfiretine kavuşurlar.

    Hz. Cinmü Seleme r.a.

    3 Bir yerde bir kötülük zuhur ettiğinde, o kötüluk men edilmez ise. Allah azabını o kavme indirir. Denildi ki: "Onlar arasında salihler bulunsa da mu?" Buyurdu ki: Evet, onlara isabet eden o salihlere de isabet eder. Lakin, daha sonra o salihler Allah'ın mağfiretine ve O'nun rahmetine ulaşırlar. Resulu Ekrem'in azadlısından

    4 Yalan söz ve davalar meydan aldığında, ameller gizlenip bozulduğunda, dilde ulfet olduğu halde kalbler birbirlerine buğz ettiklerinde, akraba- nın akrabası ile alakasını kestiğinde, işte o zaman, Allah o kavme lánet eder ve onların kulaklarını sağır ve gözlerini de görmez yapar.

    Hz. Selman ra.

    5 Fuhuş yayıldığında zelzeleler ve fitneler çoğalır. İdareciler zulmettiğin- de yağmur azalır. Zimmet ehline gadr edildiğinde ise düşman galebe çalar. Hz. ibni Omer r.a.

    6 Ummetimde masiyetler zuhur ettiğinde, Allah Tealå kendi indinden onlara umumi bir azab verir. Denildi ki: "O gün insanların içinde salih kişiler yok mudur?" Buyurdu ki: Evet vardır. Ancak, insanlara isabet eden şey onlara da isabet eder. Fakat daha sonra onlar Allah'ın mağfiret ve rızasına nail olurlar.

    liz. Ümmü Seleme r.a.

    7 Evde yılan görüldüğünde ona şöyle deyiniz: "Nuh (a.s.) ve Davud oğlu Süleyman (a.s.)'ın senden aldıkları ahda dayanarak bize eza vermemeni istiyoruz."Buna rağmen yine de size yönelirse onu hemen öldürün.

    Hz. Ebu Leyla ra.

    8 Bid'atler yayıldığı ve bu ümmetin sonra gelenleri öncekilere lånet ettiği zaman, kendinde ilim olanlar onu yaysın. Zira böyle zamanda ilmini gizliyen kimse, Allah'ın Muhammed (s.a.v.)'e indirdiğini gizliyen kimse gibidir.

    Hz. Muaz r.a.

    9 Ummetim arasında bid'atler zuhur ettiğinde ve ashabım hakkında kötu sözler söylendiğinde, alim ilmini açığa çıkarsın. Eğer böyle yapmazsa onun üzerine Allah'ın laneti olsun. Hz. Muaz r.a.

    10 Adam kardeşine hasta ziyaretinde bulunduğu veya onu sırf Allah rızası için ziyaret ettiğinde, Allah o kimse için şöyle buyurur: "Pek güzel ettin. Gidişin de güzel oldu. Cennette de kendine bir menzil hazırlamış ol- dun."

    Hz. Ebu Hureyre ra.

    11 Rebia kabilesi izzet bulduğu zaman İslam zillete düçar olur. Halbuki, Mudar ve Yemen kabileleri izzet bulduğu müddetce Allah Teala Islám'a ve ehline izzet vermekte, şirki ve ehlini ise noksanlaştırmakta devam edecektir.

    Hz. Şeddad ibni Evs r.a.

    12 Sizden biri aksırdığında, "Elhamdülillahi Rabbil alemin" yahud "El- hamdülillahi ala külli hal" desin. O böyle söyleyince yanındaki kimse de "Yerhamukellah" desin. O böyle deyince, aksıran da "Yağfirullahü lena' ve lekun" desin. Hz. ibni Mes'ud r.a.

    13 Sizden biri aksırdığında "Elhamdülillah" derse, melekler de "Rabbil alemin" derler. Aksıran kimse "Rabbil alemin" de derse, melekler bu defa "Rahimekellah" (Allah sana merhamet etsin) derler, Hz. Ibni Abbas r.a.

    YanıtlaSil
  61. SAHIFE 502

    Hz. Kaya Ibni Ebu Gazve ra.

    Ey tüccar cemaati, bu alış verişe manasız söz ve yemin karışır, mu- amelenize sadaka da girsin.

    Ey delikanlılar topluluğu, sizden kim evlenmek elinden geliyorsa evlensin. Zira bu, gözü haramdan korur ve irz için de en iyi muhafazadır. Kimin de gücü yetmezse oruç tutsun. Zira bu onun için enemedir.

    Hu, Ibni Mes'ud r.a.

    Ey mü'minlerin kadınları, tehlil, tesbih ve takdis'e devam edin. Gaflet etmeyin ki rahmeti unutursunuz. Parmaklarınızla sayın. Bunlar sorgu- ya çekileceklerdir, ve tesbihe şehaded edeceklerdir. iis, Hand ibni Ouman ra.

    Ey kara haberciler, ey kara haberciler, ey kara haberciler. Sizin üzerini- ze korktuğum şeylerin en korkuncu riya ve gizli şehvettir.

    Hz. Abdullah ibni Zeyd r.a.

    *Ya Vabisa, geldin Bana iyilik ve günahtan soruyorsun. Neyi yapmandan için rahat oluyorsa o iyidir. Ne ki nefsinde tereddud ve ihtilaç uyandırı- yor o günahtır. Sana insanlar fetva verse de.

    Ilu. Vabisa ra.

    Ya Vabisa (r.a.), kalbinden fetva al; iyilik, kalbin mutmain olduğu ve nefsin itminan bulduğu şeydir. Günah ise, nefsini tırmalayan ve kalbde tereddüt uyandıran şeydir. İnsanlar sana fetva verse de ve " deseler de.

    O doğrudur"

    Hz. Vabisa ra.

    Ey yahudi, insan hepsinden, her ikisinin me...sinden de yaratılır. Erkek menisi kalındır. Ondan kemik ve sinir yaratılır. Kadının nutfesi ince nutfedir. Ondan da et ve kan yaratılır. Hz. ibni Mes'ud r.a.

    ★ Adam keşki doğduğu yerin dışında, garib olarak ölseydi. Zira bir adam garib ölürse, o öldüğü yerle memleketi arasındaki mesafa Cennette ölçülür.

    Hz. ibni Amr r.a.

    (Kendine ona göre yer verilir.)

    İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, adam malın kendisine nereden geldiğine, helaldan mı, haramdan mı geldiğine aldırmayacak.

    Hz, Ebu Hüreyre r.a.

    İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, ümmetim ihtilafı sırasında Benim sünnetime tutunan elile ateş tutan bir kimse gibi olacaktır.

    Hz. Ibni Mes'ud ra.

    İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücülerdir, Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise marufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid'at, bid'at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duaları kabul olmaz. Hz. Ibni Abbas r.a.

    YanıtlaSil
  62. Fuhuş yayıldığında zelzeleler ve fitneler çoğalır. İdareciler zulmettiğinde yağmur azalır. Zimmet ehline gadr edildiğinde ise düşman galebe çalar.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.a.)
    Sayfa: 54 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  63. Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 51 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel20 Şubat 2024 16:30
    Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 346 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  64. de: «Malınızın ve avene- nizin çokluğu ve hakkı kabulde büyüklenmeniz sizi azabdan kurtarmadı.» derler.] [2] : [Ve «Bunlar (yani müslümanlar) Cennete giremez. diye yemin ederdiniz, derler.] [3] O anda: [Mü'minlere, «Cennete giriniz; sizin için asla korku ve keder yoktur. denilir.] A'raf halkının kim olacağı (sabi iken ölen küffar evladı, deliler vesaire olmak üzere) ihtilaflıdır. ((Cen- netle Cehennem arasında Yahya aleyhisselâm tarafından, Ce- nabı Hakkın emriyle, ölüm kesilip yok edilecek ve ondan sonra kâfirlerin kederi, mü'minlerin sevinçleri artacaktır.))

    YanıtlaSil
  65. Kudüs, Kurtuba, Kafkasya, Kırım, Keşmir tarihi bir ihmalin kurbanı olan coğrafyalarımız değil mi?

    Tabi ki, Kitabı ve kıbleyi ihmal edenlerin ne ülküsü, ne de ülkesi kalıyor…

    Dahası biz kalbimizi ve ruhumuzu ihmal ettik… Yani kendimizi ihmal ettik, kaçınılmaz bir netice olarak birbirimizi ihmal ettik…

    Vicdanı, mizanı imanın gereğini ihmal ettik…

    Ahdimizi, akdimizi, andımızı, ihmal ettik…

    Tüm bu ihmaller edep, erdem, haya, terbiye, görgü, nezaket, özveri, özen gösterme hassasiyetimizi zedeledi…

    YANITLASİL

    yuksel23 Şubat 2024 08:54
    ihti- mamsızlık umutları tüketiyor...

    Bu ihtimaller yarınları yaralıyor, gele- ceği karartıyor...

    İhmalkârlığımız ilahi emanete düşü- rülmüş kara bir lekedir... Bugün başımı- za gelen musibet, felaket ve belalar kim bilir geçmişteki hangi ihmallerimiz sonu- cudur...

    İhmal eden, savsaklayan, aldırmayan, geçiştiren ve bunu alışkanlık haline geti- ren, yaşam tarzı edinen bir ümmet iflah olmaz, toparlanamaz ve kendine gele- mez...

    Yüz yıllık bir ihmalin sonucu olsa ge- rek bu ümmetin sefaleti ve esareti bitmi- yor... Parantez kapanmıyor...

    Yoksa zamana yaydığımız yükümlü- lüklerin zamanla zamanaşımına uğraya- cağını mı sanıyoruz?..

    a

    ra

    Dosyamızın kabardığını, suçumuzun arttığını fark etmiyoruz...

    Açık söylemek gerekirse; ipe un se- ren, havanda su döven, topu taca atan, "çizdim, oynamıyorum," diyen "yerim dar" diyenin bu davada yeri yoktur...

    Öldürücü suskunluk, kahredici vur- dumduymazlık tüm kasvetlerin ve gay- retlerin temel nedenidir

    Davetsiz ve cihadsız hayatların hayrı kalmıyor... Aksiyonsuz ve aşksız hare- ketlerde bereket görülmüyor...

    Ninova'yı, hatta Okçular Tepesini ih- mal ettik... "Bu sıcakta sefere çıkılır mı?" dedik...

    YANITLASİL

    yuksel23 Şubat 2024 08:55
    Allah için ayağa kalkın denince yere çakılı kaldık." Duyarlılığımız gitti... Du- ruşumuz değişti... Duruma göre vaziyeti idare eder olduk...

    Önümüzde daha uzun zaman var, tevbe ile telafi ederiz, dedik. Hani bizim mahallemiz, sokağımız hedef kitlemiz vardı... Bir insanın hidayetine vesile ol- mak dünyalara bedeldi... Tüm engelle- melere rağmen yüreklere dokunurduk... Bugün engeller kalktı, biz yerimizden kalkamıyoruz...

    Bunca imkâna rağmen bu nasıl bir ihmal? İzahı zor bir durum... İmtihanda bocalıyoruz...

    İhtimam gidince ihmal başlıyor, imti-

    han zorlaşıyor... Daha da vahimi ihmal

    yerinde durmuyor, derinleşiyor, yaygın-

    laşıyor...

    Kur'an'ı mehcur bıraktık... Mabetleri metruk bıraktık... Yoksulları mahrum bıraktık... Yeryüzünü mücrimlere bıraktık

    YanıtlaSil
  66. Bugün Ümmeti Muhammed’in maruz kaldığı müzmin bir hastalıkla karşı karşıya kalıyoruz: İhmalkârlık… Öyle ki bu hastalık, hastalık olarak görülmüyor… Tedaviye ihtiyaç duyulmuyor… Bu da ayrı bir hastalık… Hatta ihmalkârlık kâr sanılıyor…

    Sanıyorum kulluk sınavımızı zora sokan en ciddi suçlardan biri ihmalkârlığımızdır…

    Diyebilirim ki, öyle ihmaller vardır ki sonucu kasıtlı işlenen bazı hatalardan daha ağır olabiliyor

    Evet, kimi günahlar, yanlışlar, hatalar, suçlar bilerek, isteyerek işlenmiyor… Birçoğu ihmalimizin sonucu…

    Hak edene hakkını vermemek, sürüncemede bırakmak, kulak ardı etmek haksızlığa prim vermektir…

    Ödüllendirilmesi gerekeni ödüllendirmemek… Cezalandırılması gerekeni cezalandırmamak…

    İyiliği cezalandırmak, kötülüğü ödüllendirmekle eş anlamlıdır…

    Gecikmiş adaletin adalet olmadığını bilmeyen var mı?..

    Mazlumların çırpışını, çığlığını izlemek veya yüz çevirmek o cürme ortak olmak değil midir?

    Başarısız olabiliriz, sonuç alamayabiliriz fakat kötülüğe müdahalemiz yoksa kuşkusuz vebal altındayız…

    Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değil miydi?

    Bugün düşmandan daha çok ihmalimiz bizi vuruyor… En ciddi yanılgımız, ihmalkârlığı karakter edinmek ve bunu meslek bilmek… İhmal suikastlarının müsebbibi biz değil miyiz?

    Gâvurların yaptıkları orada kalsın, gafletimiz bizi bitirmiyor mu?..

    Sürdürülemeyen sorumluluklar, yarım kalmış görevler, sil baştan başlayan tekrarlar, inisiyatifsizlik, iradesizlik,........

    YANITLASİL

    yuksel23 Şubat 2024 08:49
    Adaleti ihmal ettik… Ahlakı ihmal ettik… Ahireti ihmal ettik…

    Kim bilir belki Allah’ı ihmal ettik…

    Evet, Allah’a iman ediyoruz, ama yine de ihmal ediyoruz ve de iflah olmuyoruz… Namazdaki üşengeçliğimizi başka türlü nasıl izah edebiliriz?

    Topyekûn kulluğumuz ve onun mütemmimi olan kardeşliğimiz ihmal riski altında…

    Yoksullarımız, yetimlerimiz, yalnızlarımız, yaşlılarımız nerede?

    Unuttuklarımız, uzaklaştıklarımız

    YanıtlaSil
  67. 24. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:

    "Bütün hataların kaynağı, dünya sevgisi; bütün fitne- lerin kaynağı, öşür ve zekâtı vermemektir."
    Tasavvuf Klasikleri
    ibn Hacer El-Askalani
    MÜNEBBİHAT
    UYARILAR

    YanıtlaSil
  68. Dünya ile Ahiret işi bir anda yapılması gerekse ahiret işi önce yapılır.
    AKRA FM
    MAHMUD ESAD COŞAN
    HADİSLER DERYASI

    YanıtlaSil
  69. guya yerleştiler, halen sayıca az olmalarına rağmen birçok ülkenin Sunetimini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticaretini ele geçir miş, istediğini istediği ülkeye empoze ettirip yaptırabiliyorlar... Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Lions kulüpleri, Ro- tary kulüpleri, Bilderbergler, misyoner teşkilatları, Yehova Şahitleri gi bi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var... Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; kurulmamış, kuru-

    lanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, yasaklanmış...

    Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslam'ı

    unutturmaya, müslüman halkı dejenere etmeye çalışırlar, en çok, ger- çek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, refah, mutluluk, zenginlik, güçlü- lük arasında kuvvetli ilişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler olduğunu çok iyi bilirler.

    YANITLASİL

    yuksel28 Şubat 2024 06:54
    smler belli, duvarlar saglam, R çek buketleri, demek ki sık sık in uzerlerinde demet demet ta- ziyaret olunmaktalar...

    Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yürekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmiş, türbeler yıkılmış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; cami lere el konulmuş, halı la rı, levhaları, minberleri, mihraplan, çinileri- hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avlu ları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yo- baz gösterilmiş, vatan hainle ri putlaştırılmış, kahramanlaştırılmış; sa- raylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehirlerin tarihî binaları yıkıl- mış, yerlerini soğuk beton yığınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphaneler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş, bir sürü yol- suzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbilmezlik, şarlatanlık, dal- kavukluk, nemelâzımcılık, vefasızlık, şuursuzluk...

    Milli kültürümüz mahvedilmiş, tarihimiz yağmalanmış, tarih şu- uru sıfır, takip yok, hesap soran yok, suçlu ortada, ev sahibinden bas- kin, arsız, yüzsüz. Bu rezalete kimler, ne zaman dur diyecekler acaba; Şark'ın

    eski aslanları nerede, uykudan ne zaman uyanacaklar? Bir 18 Mart Canakkale Zaferi gecti kar kisi olayı bilmekte? Çocuk

    YanıtlaSil

  70. 3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu, kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.

    ٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللَّهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد

    بن الحنفية عن ابيه

    3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.

    ٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٍ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ

    وَيُكْثَرُ فِيهَا الْهَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (ه عن ابن مسعود)

    3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.

    بِكُمْ فَيَسِيرُونَ ٣٢٣٦ - تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَعْدِرُونَ

    YANITLASİL

    yuksel1 Mart 2024 22:26
    إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اثْنَيْ عَشَرَ الْفَا" (ه عن عوف بن مالك)

    3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hiyanette bulunup her birinin altında on ikibin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.

    ۳۲۳۷ - تَكُونُ أَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ

    نعيم عن عمران بن حصين

    3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öldürmek helal sayılacak, ikincisinde hem o, hem de mal, üçüncüsünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.

    ۳۲۳۸ - تَكُونُ اَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا النَّبْتُ وَيُكَذِّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُحَوَّنُ فِيهَا الْأَمِينُ وَتُنْطَقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ

    قَالَ مَنْ لَا يُوبَهُ لَهُ (طب عن عوف بن مالك)

    3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen kişi" buyurdu.

    ۳۲۳۹ - تَكُونُ بَيْنَ النَّاسِ فِرْقَةٌ وَاخْتِلَافٌ فَيَكُونُ هَذَا وَأَصْحَابُهُ عَلَى الْحَقِّ

    يَعْنِي عَلِيًّا (طب عن كعب بن عجرة) 3239. İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kasdediliyor.)

    ٣٢٤٠ - تَمَنَّوْا الْمَوْتَ عِنْدَ خِصَالِ سِيِّ عِنْدَ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ وَبَيْعِ الْحُكْمِ وَاسْتِحْفَاف بالدَّمِ وَكَثْرَة الشَّرْطِ وَقَطِيعَةِ الرَّحْمِ وَلَشُوءٍ يَسْتَخْذُونَ الْقُرْآنَ

    YANITLASİL

    yuksel1 Mart 2024 22:27
    مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِأَفْقَهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)

    3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki


    YANITLASİL

    Yorum Gönder
    Bu blogdaki popüler yayınlar
    İman
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Meric Tumluer Said Nursi
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Blogger tarafından desteklenmektedir
    Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır

    YUKSEL
    Vasiyet ve mustafa
    PROFİLİ ZİYARET EDİN
    Arşivleme
    Kötüye Kullanım Bildir

    YanıtlaSil
  71. مَزَامِيرَ يُقَدِمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنِّيَهُمْ وَلَيْسَ بِافقهِهِمْ (طب عن عابس لغفارى)

    3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü temenni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, insanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.

    ٣٢٤١ - تَنَاصَحُوا فِي الْعِلْمِ وَلَا يَكْتُمُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَإِنَّ خِيَانَةً فِي الْعِلْمِ

    أَشَدُّ مِنْ خِيَانَةٍ فِي الْمَال (حل عن ابن عباس)

    3241- İlimde birbirinize yardımcı olun. Kimse kimseden ilmi gizlemesin. Çünkü ilimde hıyanet, maldaki hiyanetten daha şiddetlidir.

    ٣٢٤٢ - تَنْتَظِرُ النُّفَسَاءُ اَرْبَعِينَ لَيْلَةً فَإِنْ رَنَتِ الطَّهْرَ قَبْلَ ذَلِكَ فَهِيَ طَاهِرٌ

    وَإِنْ جَاوَزَتِ الْأَرْبَعِينَ فَهِيَ بِمَنْزِلَةِ الْمُسْتَحَاضَةِ تَغْتَسِلُ وَتُصَلِّي فَإِنْ غَلَبَهَا

    الدَّمُ تَوَضَّأَتْ لِكُلِّ صَلَوة (ك عن ابن عمرو)

    3242- Lohusa, kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temizlenmiş olur. Eğer kırk geceyi geçerse özürlü hükmündedir. Yıkanır, namaz kılar. Eğer kan çok gelirse her namaz için abdest alır.

    ٣٢٤٣ - تَنْزِلُ الْمَعُونَةُ مِنَ السَّمَاءِ عَلَى قَدْرِ الْمَوْنَةِ وَيَنْزِلُ الصَّبْرُ عَلَى قَدْرِ

    الْمُصِيبَةِ الحسن بن سفيان كر عن ابي هريرة)

    3243- Yardım gökten, ihtiyaca göre iner, sabır da musibete göre iner.

    ٣٢٤٤ - تُنْكَحُ الْمَرْئَةُ لَأَرْبَعِ لِمَالِهَا وَلِحَسَبِهَا وَلِجَمَالِهَا وَلِدِينِهَا فَاغْفَرْ

    بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ رخ م ن ده حب عن أبي هريرة والديلمي والدارمي عن جابر) 3244- Kadın dört hasleti için alınır:

    a) Malı için,

    YANITLASİL

    yuksel1 Mart 2024 22:49
    b) Soyu için,

    c) Güzelliği için,

    d) Dini için. Sen dindar olanı tercih et ki, iki elin toprak olsun (bereket bulsun).

    اسْتَطَعْتُمْ فَإِنَّا الإِسْلامَ عَلَى النَّظافة الله بنى ٣٢٤٥ - تَنَظَّفُوا بِكُلِّ مَا

    وَلَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا كُلُّ نَظيف (ابو الصعاليك والرافعي عن أبي هريرة

    3245- Olanca gücünüzle temizlenin. Çünkü Allah İslam'ı temizlik üzerine kurmuştur. Cennete ancak, her temiz olan kişi girebilir.

    ٣٢٤٦ - تَهَادَوْا تَزْدَادُوا حُبًّا وَهَاجِرُوا تَوَرَّثُوا أَبْنَانَكُمْ مَجْدًا وَأَقِيلُوا

    الْكِرَامَ عَثَرَاتِهِمْ (طس والعسكرى كر عن عائشة)

    3246- Hediyeleşiniz ki, karşılıklı sevgileriniz artsın. Hicret edin ki, çocuklarınıza iyi bir şeref ve fazilet terk etmiş olasınız, iyi insanların hatalarını affediniz.

    ٣٢٤٧ - تَهَادَوْا فَإِنَّ الْهَدِيَّةَ تُضَعّفُ الْحُبَّ وَتُذْهِبُ بِغَوَائِلِ الصَّدْرِ (طب

    وابو يعلى وابو نعيم عن ام حكيم 3247- Birbirlerinize hediye verin. Çünkü hediye sevgiyi artırır ve kalpteki gaileleri giderir.

    ٣٢٤٨ - تَوَاضَعُوا لِمَنْ تَعَلَّمُونَ مِنْهُ وَتَوَاضَعُوا لِمَنْ تُعَلِّمُونَ وَلَا تَكُونُوا

    جَبَابِرَة الْعُلَمَاءِ فَيَغْلِبُ جَهْلُكُمْ عِلْمَكُمْ (ابو الشيخ عن ابي هريرة) مِنْ

    3248- Kendilerinden öğrendiklerinize (hocalarınıza) karşı alçak gönüllü olun. Kendilerine öğrettiklerinize karşı da tevazu gösterin. Zorba alimlerden olmayın. Böyle olursanız cehliniz ilminizi yenik düşürür.

    ٣٢٤٩ - تَوَاضَعُوا وَجَالِسُوا الْمَسَاكِينَ تَكُونُوا مِنْ كُبَرَاءِ اللَّهِ وَتَخْرُجُوا مِنَ

    الكبر (حل عن ابن عمر) *

    GGG

    3249. Alçak gönüllü olun ve yoksullarla oturun ki, Allah nezdinde büyük kabul ettiği kişilerden olursunuz ve kibir denilen şeyden

    YanıtlaSil
  72. Said Nursi

    Kadın Neden Başkası İçin Yaşar?.

    Osmanlı'nın Düşünceye Neden İhtiyacı Yoktu?

    Gerçek Türk Harfleri Arap Harfleridir.

    NURETTİN TOPÇU

    İş Ahlâkı.

    Hakikat Düşmanı Üç Felsefe

    Mazi Biterse Millet Biter.

    İnsan ve İç Gözlemi

    İslam'ı Sömüren Siyaset

    YanıtlaSil
  73. Atatürk’ün ‘vasiyeti’, yani tuttuğu gizli notlar ne açıdan önemli?

    Atatürk’ün gizli vasiyeti adı altında 1980’de bunu ilk defa dile getirdim. Kastedilen, Atatürk’ün siyasî vasiyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat…

    Bu notlar ilk defa İnönü tarafından mı açıldı?

    Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi. 1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun?

    Bu notları açıp okuyanlardan bir bilgi sızmadı mı hiç?

    Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir.

    YanıtlaSil
  74. Çünkü mukattaa harflerinin toplami on dörttür.

    YanıtlaSil
  75. 1935- Sana Allah'tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü o bütün yapacağın amellerin bir süsüdür. Kur'an okumalısın. Allah'ı anmalısın. Çünkü bu gökte anılmana, yerde aydınlanmana bir vesiledir. Uzun sükutte bulunmalısın. Ama hayrı söyleyeceğin zaman başka. Hemen söyle. Çünkü bu şeytanı senden kovar. Din işinde sana yardımcı olur. Sakın ha çok gülme. Çünkü bu kalbi öldürür, yüzün nurunu giderir. Cihad etmelisin, ümmetimin asla bırakmayacağı şey budur. Yoksulları sev, yanlarında otur. Daima senden aşağı olana bak, üst olana değil. Bu Allah'ın üzerinde nimetini hakir görmemen için en layık olan husustur. Senden ilgilerini kesseler bile sakın ha akraba ile ilgini kesme. Acı da olsa doğruyu söyle. Allah uğrunda levm edenlerin levminden korkma. İçindeki bilgin seni insanlara reva görebileceğin kötülükten alıkoysun. Yaptığın şeyle onlara karşı övünme. Ayıp yönünden şu üç hasletin kişide bulunması kâfidir: Kendi kusurunu görmeden başkalarının kusurlarına bakması. Kendi utanılacak şeyde yüzerken o utanılacak şeyi sebebiyle başkalarını ayıplaması. Yanında oturan (komşusuna) eziyet etmesi. Ey Ebu Zerr! Tedbir gibi akıl yoktur,

    YANITLASİL

    yuksel11 Mart 2024 00:16
    kötülükten çekinme gibi vera yoktur, güzel ahlak gibi şeref yoktur.

    ١٩٣٦ - أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَإِنْ أَمَرَ عَلَيْكُمْ عَبْدٌ حَبَشِيٌّ فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشَ مِنْكُمْ بَعْدِى فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الْمَهْدِيِّينَ الرَّاشِدِينَ تَمَسّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِدِ وَأَيَّاكُمْ وَمُحْدَثَات الأُمُور فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَث بِدْعَةٌ وَكُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ (حمد

    ت حسن صحيح ٥ و ابن جرير ك ق عن العرياض)

    1936- Size Allah'tan korkmanızı, Habeşli bir köle bile başınıza geçirilse onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra yaşayan çok ihtilata şahid olacaktır. Benim sünnetimden, hidayete ermiş, doğru yolda olan halifelerin yolundan ayrılmayın. Ona sımsıkı sarılın. Azı dişlerle ısırır gibi (sımsıkı sarılıp sakin bırakmayın). Sonradan uydurulmuş işlerden uzak durun. Çünkü sonradan uydurulan, bidattir, her bidat sapıklıktır.

    YanıtlaSil
  76. Çünkü ümmeti yaratılmışların öncüsü olduğu için onların bozulmasıyla düzen bozulur. Öncüler bozulduğu zaman, toplum da bozulur.

    YANITLASİL

    yuksel13 Mart 2024 02:06
    لوامع العقول شرح راموز الأحاديث للكمشخانوي

    Râmûzü'l- ehâdîs Şerhi

    LEVAMİ'U'L-'UKÜL

    ZEKA PARILTILARI Hadis-i Şerifler ve Açıklamaları

    Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî (1813-1893)

    Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit

    III. CİLT
    sy. 553.

    YanıtlaSil

  77. إِيمَانُهُ رَجُلٌ لا يَخَافُ فِي اللَّهِ لَوْمَةَ لائِم ٣٣١٤ - ثَلَاثَةٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ يَسْتَكْمِلُ وَلَا يُرَانِي بِشَيْءٍ مِنْ عَمَلِهِ وَإِذَا عُرِضَ عَلَيْهِ أَمْرَانِ أَحَدُهُمَا لِلدُّنْيَا وَالْآخَرِ

    لِلآخِرَةِ اخْتَارَ أَمْرَ الآخِرَةِ عَلَى الدُّنْيَا (كر والديلمي عن ابي هريرة) 3314- Üç şeyi kendinde bulunduran, kâmil bir iman elde

    a) Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmamak, b) Yaptığı amellere en küçük bir riya dahi karıştırmamak, c) Biri dünya diğeri ahiret olan iki iş kendisine sunulduğunda, ahiretinkini tercih etmek.

    etmiş olur:

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2024 01:53
    1942- Kıyamet gününde kulun ilk hesap verecek olduğu şey, namazıdır. Eğer tamamlamışsa bu onun için tam olarak yazılır, tamamlayamamışsa Allah Azze ve Celle meleklere:

    "Bakın, eğer kulumun nafile namazı varsa onunla bu farz namazlarını tamamlayın" emrini verecek. Sonra zekattan da böyle hesaba çekilecek. Sonra diğer ameller de bu minval üzere ele alınacak.

    ۱943 - اَوَّلُ الْوَقْتِ رِضْوَانُ اللهِ وَوَسَطُ الْوَقْتِ رَحْمَةُ اللَّهِ وَآخِرُ الْوَقْتِ

    عن ابراهيم بن عبد الملك) الله قط * عَفْو الله

    1943- Namazın vaktinin evveli Allah'ın rızası, ortası rahmeti, sonu ise Allah'ın affıdır.

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2024 01:57
    عائشة)

    4496- Veled-i zinaya, ana-babasının suçundan hiçbir sorumluluğu yoktur. Kimse kimsenin suçunu (günahını) taşımaz.

    ٤497 - لَيْسَ عِنْدَ اللهِ يَوْمٌ وَلاَ لَيْلَةٌ تَعْدِلُ اللَّيْلَةَ الْغَرَّاءَ وَالْيَوْمَ الأَزْهَرَ (ك) * ٤٤٩٧

    عن ابي بكر)



    G

    4497- Allah katında, Cuma gecesi ve gününe eşit olacak hiçbir gece ve gün yoktur.

    ٤٤٩٨ - لَيْسَ عَدُوكَ الَّذِى اذَا

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2024 02:00
    ١٣٤٠ - إِنَّ الدُّنْيَا مَلْعُونَةٌ مَلْعُونٌ مَا فِيهَا إِلَّا ذَكَرَ اللَّهُ وَمَا وَالاهُ وَعَالِمُ أَوْ

    مُتَعَلَّمُ فَإِنَّ أَوَّلَ فِتْنَةٍ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَانَتْ فِي النِّسَاءِ اء (م) عن ابي سعيدن

    حسن غريب عن ابي هريرة

    1340- Dünya melundur, dünyada bulunan ve kişiyi Allah'tan gafil eden hususlar da melundur. Yalnız zikrullah, Allah'ın sevdiği iyi amel, âlim ve ilim tahsil eden hariçtir. İsrailoğullarını baştan çıkarıp fitneye sürükleyen ilk şey muhakkak kadınlar olmuştur.

    ١٣٤١ - إِنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ فَعَلَيْكُمْ عِبَادُ اللَّهِ بِالدُّعَاءِ

    ت وابن النجار عن ابن عمر)

    1341- Dua, gelen ve gelecek olan musibetlere karşı faydalıdır. Allah'ın kulları! Duadan ayrılmayın.

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2024 02:02
    ٣٨٦٤ - طَاعَةُ النِّسَاءِ نَدَامَةٌ (عق والقضاعي وابو على الحداد في معجمه كــر

    عن عائشة)

    getirir.

    3864- Mühim işlerde kadınlara boyun eğmek pişmanlık

    ٣٨٦٥ - طَاعَةُ الله طَاعَةُ الْوَالِدِ وَمَعْصِيَةُ الله مَعْصِيَةُ الْوَالِدِ (طس عن ابي

    هريرة)

    3865- Allah'a itaat etmek, anneye, babaya itaaat etmektedir. Anneye babaya isyan eden, Allah'a isyan etmiş olur.

    -

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2024 02:03
    - طَالِبُ الْعِلْمِ طَالِبُ الرَّحْمَنِ طَالِبُ الْعِلْمِ رُكْنُ الإِسْلَامِ وَيُعْطَى

    أَجْرُهُ مَعَ النَّبِيِّينَ (الديلمي عن انس)

    din gibi

    3867- İlmin talibi Rahman'ın talibi demektir. İlmin talibi İslam'ın rüknüdür. O peygamberlerle birlikte mükafatlandırılacaktır.

    ٣٨٦٨ - طَالِبُ الْعِلْمِ اللَّهِ كَالْغَازِي وَالرَّائِحُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ

    الديلمي عن انس حل عن بكار بن ياسر)

    3868- Allah için ilim tahsil eden, Allah yolunda savaşa erkenden gidip sağ salim dönen gibidir.

    ن

    YANITLASİL

    yuksel17 Mart 2024 02:04
    Sene yüz otuz beş olunca, Davud oğlu Süleyman (a.s.)'ın deniz adalarında hapsettiği şeytanların azılıları serbest kalır. Ve onların onda dokuzu lrak'a gider. Ve orada Kur'an hakkında (şeytanca) mücadele ederler. Onda biri ise Şam'da kalır.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 60 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    Yorum Gönder
    Bu blogdaki popüler yayınlar
    İman
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Meric Tumluer Said Nursi
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Blogger tarafından desteklenmektedir
    Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır

    YUKSEL
    Vasiyet ve mustafa
    PROFİLİ ZİYARET EDİN
    Arşivleme
    Kötüye Kullanım Bildir

    YanıtlaSil
  78. 148. Allah, (insanı incitecek) kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Ancak zulmedilenler hariç. Allah her şeyi işiten ve bilendir.

    (Zulmedilenler feryat, beddua veya şikayet edebilirler.)
    Nisa Suresi
    148.ayet.

    YanıtlaSil
  79. )seçkinler)a özel bir hitabı hedef alması dolayısıyledir. وَلَا تَلْبِسُوا الحَقِّ بالباطل hakkı batıl ile karıştırıp aldatmayın; doğruyu yalanla, yanlışlarla bulayıp da ‎‫وَتَكتُمُوالحق وأنتم تعلمون bile bile hakkı gizlemeyiniz. Bu âyetin anlamı çok kap-‬‎ samlıdır. İlme ve amele dair hususları kapsar. Bilgiçlerin hilelerine, yalan do- lanlarına ve bozgunculuklarına, hatta ticaret ehlinin karışık işlerinden ve hakim- lerin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsine şümülü vardır. "İnsanları aldatmayınız, sahtekârlık yapmayınız." meâlinde bir genellemeyi ifade eder. Bununla beraber (kelâmın) sevki bilhassa ilmî değeri hedef alıyor. Nice kimse- ler vardır ki, ilmî gerçekleri bozarlar, kötüye kullanırlar, onları kendi gönüllerine göre evirerek çevirerek aslından çıkarırlar, bakırı yaldızlarlar, altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları haberlerinde çok vardı. Bunlar, kendi yazdıkları fikirleri, te'villeri, tercemeleri, Tevrat'ın aslı ile karıştırıyorlar, seçilmez bir hale getiriyorlar ve bazan da Muhammed (s.a.v.)'e ait vasıflar hakkında yaptıkları gibi geçmiş kitaplardaki âyetleri saklıyorlardı ki, bu konuda ‎‫فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ "Yazıklar olsun o kimselere ki, kit-‬‎ abı elleriyle yazıp, sonra 'Bu Allah katındandır.' derler." (Bakara, 2/7( يُحَرِّفُونَ‎ ‎‫الكلم عن مواضيه "Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar." (Nisa, 4/46, Maide, 5/13(‬‎ ve diğerleri gibi başka âyetler de vardır. Bunlar, Tevrat'ın aslını korumuyorlar, kendi yazdıkları tercemeleri: "İşte Allah'ın kitabı" diye Tevrat yerine koyuyor- lardı. Ve ilmî meselelerde gerçeği takip etmeyerek kendi gönüllerine göre

    YANITLASİL

    yuksel19 Mart 2024 05:59
    2- BAKARA SÛRESİ: 42-43

    Cu

    oluy

    din

    hak

    ma

    rin

    ara

    ke

    de

    be

    n

    0

    286

    Cuz

    açıklamalarda bulunuyorlar, arzu ve şehvetlerine sapıyorlar, safsatalar yapıyorlar, arzularına tabi oluyorlardı. Bu şekilde hak fikri, hak inancı kalmıyor aidatma, karıştırma, aldatıcılık hükümran oluyordu. İşte bütün bunlara karşı İsrailoğullarının bilginlerine genel olarak bu yasaklama hitabı söylenmiştir ki, Kur'ân'da bu konuda başka bir âyet olmayıp da yalnız bu âyet olsaydı, Kur'ân'ın terceme ve tefsiri meselesinde ve diğer ilmî vaziyette İslâm'ın tutumunu, ilmi vazifenin şeklini tayin etmek için bu âyet yeterli olurdu. Kur'ân'ın tecrid (soyutlama) meselesinin ne büyük önemi haiz olduğu, Kur'ân'ı Kur'ân, terceme- sini terceme, tefsir ve te'vili de tefsir ve te'vil olarak bellemek ve belletmek bir hak görev olduğu unutulmamalı. "Farsça Kur'ân", "Türkçe Kur'ân" gibi sözlerden çekinmelidir. Çünkü milyonla terceme ve te'vil yazılır, onlar yine Kur'ân'ın hakikati olmaz, Cenab-ı Hak لا تلبسُوا الحَقِّ بالباطل buyurmuştur.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder