Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
Bu salavat-1 serifeyl, Musannif merhum, Eb'üş-Şeyh Ebu Muham-med b. Ebi Zeyd Rh. nin risalesinden almıştır.
Bu salavat-ı şerife şöyle başlar:
Allahım.
Yani: Ey Celil, Cebbar, affeden, bağışlayan, ayıpları örten, şanı yüce, nimetleri herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Allah..
Muhammed'e salât eyle.
Bu cümle daha açık manası ile şu demektir:
Resulüllah S.A. efendimizin şanına layık, gün gün daimi ni-metlerle kerem eyle. Onun ümmetine, daima rahmet çeşitleri ile mua-mele eyle. Ümmeti için, iki cihanda ümid ederek taleb ettiği şeyleri ih-san ederek dalma mükerrem eyle.
Keza, Muhammed'in âline de salât eyle.
Yani: Onun ehl-i beytine, ashabına, tabi olan ümmeti üzerine dai-ma bol lütuf, bol ihsan eyle.
Muhammed'e rahmet eyle.
Bu cümlenin derinliğine manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimize, rahmet çeşitlerinle, türlü lü-tuflarınla muamele eyle. Onun kadrini yüce kıl. Makamını ve man-sıbını iki cihanda üstün kıl. Ona her türlü lütfunu ver. İhsanlar ede-rek rahmet eyle.
Keza, Muhammed'in âline de merhamet eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin âl, ashab, tabi olan ümmetine; af-fınla, mağfiretinle, türlü türlü keremlerinle merhamet eyle.
Muhammed'e bereketler ihsan eyle. Aynı şekilde Muham-med'in âline de bereket ihsan eyle.
Bu cümle şöyle açıklanabilir:
Resulüllah S.A. efendimize ihsan buyurduğun üstün feyizleri, yüce fütuhatı, gün gün artır. Onun üzerine ihsan ettiğin nimetleri ve ihsanı an an yükselt ve bereketli kıl.
Aynı şekilde, onun âline, ashabına, ümmetine olan nimet ve ih--sanını da daim artır ve bereket ihsan eyle.
- Tıpkı, âlemlerde İbrahim'e, İbrahim'in âline salât, rahmet ve bereket Ihsan eylediğin gibi..
انك حميد محمد الله صل على محمد وعلى ال محمد وَارْحَمْ ما وَالَ مُعَدٌ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدِ و علم ال محمد كما صَلَتْ وَرَحمَتَ وَبَارَک کے ابراهيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ فِي العَالَمِينَ إِنَّكَ حميد مجد ، اللهم صل على محمد التي وارو أمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ وَذُرِّيَّتَهُ وَأَهْلِ بَيْهِ كَمَا صليت على ما هيم انك حميد مجيد ، اللهم بارك عَلى ما وَ عَلى ال محمد كما باركت على ابراهيم إِنَّكَ حَد بعيد .. اللَّهُمَّ مَا حَى المَدْوَانِ وَبَارِي المَسْمُوكات وَجَبَّارَ القُلُوبِ عَلَى فطرتِها شَقِيهَا وَسَعِيدِهَا اجْعَلْ شَرَائِفَ صلَواتِكَ وَتَوَايَ بَرَكَاتِكَ وَرَافَةً تَعْتِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبدِ وَ رَسُولِكَ الفَاتِحَ لِمَا أُخْلِقَ
inneke Hamidün Mecid.
439
7. Allahümme salli alâ Muham medin ve ala Ali Muhammedin ver-ham Muhammeden ve ale Muhamme din ve barik alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin kema salleyte ve ra himte ve barekte ala İbrahime ve alá Ali Ibrahime fil-Alemine inneke Harni-dün Mecid.
8. Allahümme salli alâ Muham medin'in-Nebii ve ezvacihi ümmehat'il-mü'minine ve zürriyetihi ve ehli bey tihi kema salleyte ala İbrahime inne-ke Hamidün Mecid.
9. Allahümme barik alâ Muham medin ve alâ âli Muhammedin kema barekte ala İbrahime inneke Hamidün Mecid.
10. Allahümme dahiyel-medhüv-vati ve bariel mesmukāti ve cebbar'el. kulubi alå fıtratiha şekiyyiha ve sal-diha'c'al seraife salavatike ve neva-miye berekâtike ve re'fete tahannüni-ke alâ Muhammedin abdike ve resu-likelfatihi lima uğlika.....
**
7. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle; Muhammed'e ve Muhammed'in Aline merhamet eyle. Muhammed'e ve Muhammed'in âline be-reket Ihsa neyle. Alemlerde İbrahim'e, İbrahim'in âline salat rahmet ve bereket ihsan eylediğin gibi. Çünkü sen, Hemid'sin, Mecid'sin.
8. Alahım, Nebi Muhammed'e müminlerin anaları zevcelerine, zürriyetine, chl-i beytine salát eyle. İbrahim'e salât eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
9. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline bereket ihsan eyle. Ib-rahim'e bereket Ihsan eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
10. Allahım, ey yerleri donatan, yüksek semaları yaratan, kalbleri yaratıl-dıkları iş yönüne çeken, şəkilerini, saidlerini.. şerefli salavatını, artan bereket-lerini, bütün inceliği ile şefkatini Muhammed için kıl. O, senin kulundur. Re-sulündür; kilitleri açan
Onlar, Senin yarlığamanı da, dileyorlar!) derler. (76)
Yüce Allah (Sizi şahid kılarım ki: (77) ben, onları, yarlığadımı
(78) Dilediklerini, kendilerine verdim ve onlara, eman diledikleri şey. den de, cimân verdim!) buyurur. (79)
Meleklerden birisi (80) veya hepsi (Ya Rab! (81) onların arasın-daki filan kişi, zikr edenlerden değildir. (82)
Kendisi, çok günah işleyici bir kuldur.
Gelip geçerken uğramış ve onların yanına oturmuştur. (83)
O, oraya ancak bir håcet için gelmiştir!) derler. (84)
Yüce Allah (Onu da, yarlığadım! (85)
Yarığadığım o cemâat (86), öyle bir cemâattır ki, onlarla otu-rup kalkan da, onlar sayesinde şaki olmaz!) buyurur.» (87)
Zikir Meclisindekilere Semädan Yapılan Sesleniş :
Enes b. Målik «Resûlullah Aleyhisselâm (Hiç bir cemâat yok ki, toplansınlar, Allah'ı zikr etsinler ve bunda, Allah'ın rızasından baş-kasını istemesinler de, semâdan bir Seslenici, kendilerine (Günahları-nız, Hasenelere çevirilmiş ve sizler, yarlığanmış olarak kalkınız!) di-ye seslenmiş bulunmasın!) buyurdu.» demiştir. (88)
Cennet Bahçelerinden Yararlanılması:
Peygamberimiz, bir gün «Cennet bahçelerine uğradığınızda, ya-
(76) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070
(77) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 252, Buhari Sahih c. 7, s. 168-169, Tir-mizi Sünen c. 5, s.579
(78) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 252, Buhari Sahih c. 7, s. 169, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579
(79) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070
(80) Buhari Sahih c. 7, s. 169
(81) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070
(82) Buhari Sahih c. 7, s. 169
(83) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070
Sahih c. 7, s. 169, Tirmizi -(84) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 252, Buhari
Sünen c. 5, s. 580
(85) Müslim Sahih c. 4, s. 2070
(86) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383
(87) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 4, s. 2070, Sahih c. 7, s. 169, Müslim Müsned c. 2, s. 383, Buhari Tirmizi Sünen c. 5, s. 580
(88) Ahmed b. Hanbel (89) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 142, Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, 8. 76 Müsned c. 3, s. 150, Hârisülmuhasibi Erriâye s. 620, Nevevi Kitabülezkâr s. 8, İbn-i Hacer Metálibül'äliye c. 3, s. 241-242
Peygamberimiz, buyurmuşlardır ki «Kim, sabah namazını ce-måatla kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar yüce Allah'ı zikr eder, sonra da, iki rekât namaz kılarsa, kendisi tam bir hacc, tam bir Umre sevabı gibi tam sevåb kazanır.» (91)
Bir kimse, sabah namazını kılar, sonra, oturup güneş doğuncaya kadar yüce Allah'ı zikr ederse, Cennet, kendisi için mükteseb hak olur.»
«Bir kimse, sabah namazını kıldıktan sonra yerinde oturup dünya İşlerinden hiç bir şey karıştırmaksızın Kuşluk vaktine kadar Allah'ı zikr eder ve dört rekât Kuşluk namazı kılarsa, anasından doğduğu gündeki gibi günahından çıkar, hiç günah işlememiş gibi olur!» (92)
Zikrin ve Zikr Meclisinin Peygamberimize Her Şeyden Sevgili Oluşu:
«Sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar Allah'ı zikr eden cemâatla birlikte oturmam, bana, her biri için on iki bin dirhem vererek İsmail Aleyhisselâm evladından dört köleyi azad et-memden daha sevgilidir!»
«İkindi namazından sonra, güneş batıncaya kadar Allah'ı zikr eden cemâatla birlikte oturmam, bana, her biri için on iki bin dirhem
(90) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 177, Taberâní'den naklen Heysemi Mee-mauzzevaid c. 10, s. 78
(91) Tirmizi Sünen c. 2, s. 481, Nevevî Kitabülezkâr s. 93
(92) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Mecmauzzevaid c. 10, s. 105, İbn-i Hacer Metâlibül'âliye c. 3, s. 245 Amelülyevm velleyle s. 93, Heysemi-
6149 Istemek, yapabilmektir. (Vouloir c'est pouvoir. )
6151 İstemeven, hiçbir şey elde edemez. (Qui ne demande rien, n'a rien.)
61.50. Istemek, yapmanın yarısıdır.
6152. Ister istemez. (Bon gré, mal gré.)
203
à qui le veut.) 6/54 İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü. (Qui demande l'aumône rougit une fois, qui la refuse rougit deux fois.)
6153. İsteyen için, olanaksızlık yoktur. (Rien d'impossible
6156. Is eğerlerle şayet'lere kalsa, Paris bir şişenin içine konulabilirdi. (Avec des si, on mettrait Paris dans une bouteille.)
6/55 Is bitmiş, kurul toplanmış.
6157. Is işten geçti (kten sonra pişmanlık para etmez). (C'est trop tard. )
6158. Is, olacağına vant. (Advienne que pourra.)
6159. İşe yeni giren, işgüzar olur. (Il n'est tel que balai neuf.)
6160. İşi yolunda olanın arkası yere gelmez.
6161. İşin sonuna bakmalı. (La fin couronne l'oeuvre.)
6162 İşin sonunu düşünmeyen, çaresiz kalır.
6163. İşin yoksa, bekle! (Attends si tu n'as rien à faire!)
6164. İşitildiğine göre yargı verilir.
6165. İşlerini yoluna koy, yoksa onlar seni yönetmeye kalkar.
6166. İşleyen demir ışıldar. (L'usage fait briller le métal.)
6167. İşsize, şeytan iş bulur.
6168. İştah yerinde olunca, salça artık kalır.
6169. İştah, yerken gelir. (L'appétit vient en mangeant.)
6170. İşten değil, dişten artar. (Petite cuisine agrandit la maison.)
6171. It, itin kuyruğuna basmaz. (Les loups ne se mangent pas entre eux.)
6172. İt ürür, kervan yürür. (Les chiens aboient et la caravane passe.)
6173. İt ürürse, anası gibi ürür. (Bon chien chasse de race.)
6174. Iti an, değneği hazırla; iyi adam, sözünün üstüne gelir. (Quand on parle du loup, on en voit la queue.)
6175. İti, öldürene sürütürler. (Qui casse les verres, les paie.)
6176. İyi bir ad, büyük bir varlıktan daha yararlıdır.
6177. İyi bir cümbüşün ertesi günü de vardır. (Il n'y a pas de bonne fête sans lendemain.)
6178. İyi bir koca sağır, iyi bir karı da kör olmalı.
6179. İyi borazan atı, gürültüden korkmaz. (Bon cheval de trompette ne s'effraie pas du bruit.)
6180. İyi dost, kara günde belli olur. (Au besoin on connaît l'ami. -On connaît le véritable ami dans le besoin: Gerçek dost, gereksinme durumunda belli olur.)
hedaya-yı hayat (iye هدایای حیاتیه : hayat hedi yeleri, yaşarken yaratıcıya karşı sözle, hal ve hareketlerin månevî diliyle yapılan şükürler, hamdlar, övgüler ve tesbihler gibi bütün iba detler
hedaya-y: hidayet هدایای هدایت : hidayet hedi. yeleri, doğru yola ulaştıran gerçekler, haki-katler
hedāyā-yı måneviye هدایای معنویه : månevi he diyeler
FAIR I RAINATS EFENDİMİZDEN MUSTESNA OCUTLER MAMETLİ TAVSİYELEN
-Namaz, namaz, namaz!..
-Emrinizin altındakilerin hukukuna dikkat edin.
-İki zayıf hakkında Allah'tan korkun:
. Dul kadın ve
. Yetim çocuk. (Bkz. Beyhaki, Şuab, VII, 477)
İNSANLIĞA ÜÇ MESAJ
Hira'da bütün insanlığa inen ilk tâlimat:
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
"Yaratan Rabbinin is-miyle oku!" (el-Alak, 1)
İnsanın; temâşâ ettiği her manzarayı, seyrettiği her hâdiseyi hikmet ve sırlarıyla okuyabilmeyi başarabilmesi lâzım. Bu da ancak kalbin Cenâb-ı Hak ile beraberliğini temin etmekle mümkün.
Sevr'de inen tâlimat:
لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا
"...Mahzun olma; Allah bizimle beraberdir!.." (et-Tevbe, 40)
Yani kul, her an Rabbinin kendisiyle beraber olduğunun idrâkinde olacak.
Arafat'ta, Mina'da îrâd edilen Vedâ Hutbesi'ndeki tâlimat:
"Size iki emânet bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müd-detçe sapıklığa düşmezsiniz.
Biri Allah'ın kitabı Kur'ân,
Diğeri Rasûlü'nün sünnetidir." (Muvatta', Kader, 3)
Mütefekkirlerimizden mânâlı vecizeler, şairlerimizden berceste beyitler yer aldı.
Hiç şüphesiz ki;
Ardında hoş bir sedâ mâhiyetinde hikmetli sözler bırakan Hak dostları, kıymetli âlimler ve edipler, bu eserdekilerden iba-ret değildir. Eserin hacminin mahdut oluşu sebebiyle, geniş bir külliyattan ancak bir kısmını çiçek çiçek dermek îcâb etti. Bu derlemede de, asrımızın nice fitneleriyle müptelâ olan insanı-nın sadrına en ziyâde şifâ ve devâ olanları seçmeye gayret ettik.
Ayet-i kerimede buyurulur:
"(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna;
Hikmetle ve
Güzel öğütle çağır.
Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!.." (en-Nahl, 125)
Eserimizin; bu emr-i ilâhîye ittibâ yolunda makbul bir sa'y ü gayret olmasını Cenâb-ı Hak'tan niyâz ederim.
Tevfik Allah'tandır.
Osman Nûri TOPBAŞ
Cemâziyelevvel 1443 - Aralık 2021
Sancaktepe / İstanbul
Not: Eserin hazırlanmasında hizmeti geçen M. Asım KÜÇÜKAŞCI ve M. Ali EŞMELİ kardeşlerimize teşekkür eder, hizmetlerinin bir sadaka-i cariye olma-sını Cenab-ı Haktan niyaz ederim.
Onların sözlerindeki kuvvetli tesir; o sözlerin dilden du-daktan değil, tå gönülden gelmesinin bereketidir. Bu sebeple muhatabın sadece kulağına değil, tå gönlüne ulaşır.
Zira;
lerde yaşatır, devam ettirir. Onlara vefatlarından sonra da asir-Cenab-ı Hak: veli kullarının hikmet dolu sözlerini gönül. larca devam eden, «irşåd ömrü» nasib eder.
Değerli okuyucularımız için, bu hikmetli sözlerden ve mânâ dolu kıssalardan bir kısmını bir buket çiçek misali- toplayıp sizlere takdim etmek istedik.
Asr-1 Saâdetten Günümüze
HİDAYET REHBERLERİ
adını verdiğimiz bu eser;
Peygamber Efendimiz'in öğüt, mesaj ve vasiyet mâhi-yetindeki mübarek tavsiyelerinden bir demet ile açılmakta...
Akabinde;
Ashâb-ı kirâmın ve Hulefâ-i Râşidin'in hikmet dolu tav-siyeleri,
Hâcegân yolunun mâneviyat rehberleri olan «Sâdât-ı ki-ram hazerâtı»nın nûrânî tavsiyeleri ve mânidar menkıbeleri,
Tasavvuf büyüklerinin birbirinden güzel, derin ve tefek-kür ettirici nasihatleri, hâtıraları ve menkıbeleri,
Edebâli Hazretleri'nin ve onun silsilesiyle yetişen Osman-lı padişahların vasiyetleri, cihâna hükmettiren kıymet ölçüleri,
Aşk-ı Peygamber ile yanık sînelerinde, en ulvî sevdaları terennüm eden şairlerimizin içli ve samimî mısraları,
Onların hikmet dolu sözleri ve samimiyetle yaşanmış menkıbeleri;
Kur'an-ı Hakim'in âyetlerinin tefsiri,
Rasûlullah Efendimiz'in buyurduğu mübarek sözlerin ve yaşayışının kaydı olan Sünnet-i Seniyye'nin şerhleri mâhi-yetindedir.
İnsan bu rehberliğe ne kadar da muhtaçtır!
Hazret-i Ali ne güzel ifade buyurur:
"Nükteli ve hikmetli söz ve davranışlarla ruhlarınızı dinlen-dirin. Zira bedenlerin yorulduğu gibi ruhlar da yorulur."
"İnsanları, düşündürücü hikmetli sözlerle ikaz edin ki, kalp-leri huzur bulsun."
İnsan bir ebediyet yolcusudur ki, gitmesi gereken yol, pek muhâtaralıdır, tehlikelerle doludur.
Hak dostları; bu yollardaki engebeleri, çukurları, keskin virajları, dipsiz uçurumları, tehlikeli geçitleri, nefs ve şeytanın hilelerini bilir; kendilerine kulak verenleri, gerekli îkaz ve na-sihatlerle bunlardan korumaya gayret ederler.
Bu sebeple Yûnus ne güzel îkāz eder:
Delilsiz gidilmez yollar yamandır,
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında!..
Hak dostları, bu ebediyet yolculuğunda, gaflet uykusuna dalıp da kervanı kaçırmakla karşı karşıya kalan insanları uyan-dıran, dertli ve şefkatli kervancılar mesâbesindedir.
Hazret-i Mevlânâ buyurur:
"Ehlullâhın yüreklerinden taşan mübarek sesler ve sözler, İs-râfil'in Sûr'u gibi dirilticidir."
Cenab-ı Hakk'ın insanlığa muhteşem ikramı, ebedi ve mü-kemmel mucizesi olan Kur'ân-ı Kerim; baştan sona hikmettir, öğüttür, nasihattir, ibret dolu kıssa ve bin bir hissedir.
Peygamber Efendimiz de, ilâhî yemine mazhar olan risa-let ömrü boyunca, ümmetini;
Muhteşem ahlâkıyla,
Canlı bir Kur'ân mâhiyetindeki müstesna tatbikatıyla ve
Cevamiu'l-kelim mâhiyetindeki özlü ve derin hadis-i şe-rifleriyle irşad eyledi.
Efendi-Sahâbe-i kirâmın en büyük arzusu, Rasûlullah mize benzeyebilmek idi. O'nun rûhânî dokusundan hisse ala-bilmekti.
Bu sebeple; canlarıyla, mallarıyla, her türlü fedakârlıkta bu-lunarak Allah Rasûlü'nü anlamaya ve yaşamaya çalıştılar. O'nun tebliğini, Semerkant'a, Kayravana, Afrika'ya, insanların yaşadığı her yere ulaştırmaya cân u gönülden gayret ettiler.
Bütün ufukların rehberleri oldular.
Şu hadîs-i şerîfin îcâb ettirdiği şekilde, Efendimiz'e vâris oldular:
“(Zahir ve bâtınını ikmâl etmiş, ilmini irfan hâline getirmiş) âlimler, peygamberlerin vârisleridir." (Ebû Dâvûd, İlim, 1)
Başta sahâbî efendilerimiz olmak üzere, bütün Hak dostları Rasûlullah Efendimiz'in zamana yayılmış zirve mâhiyette, müstesnâ talebeleridir.
Kalb-i şeytan, kötü zanla kirlendi, Hiç temizlenmedi, oldu en hakir!
Bak; ibret ortada... Diyor ki Allah:
Doğru gelsin bana zengin ve fakir!
Hidâyet yolunda rehberlere uy, Sırât-ı müstakîm işte ey münkir!
Hak rehberler, Hak'tan nimet verilen, En güzel kullardır, ey mütefekkir!
Peygamber'den edep öğren ey Seyrî, Müstakîm ol, hem zâkir ol, hem şâkir!
Ne mutlu müstakîm olabilenlere!
Ne mutlu hidâyet üzere yaşayabilenlere!
Ne mutlu, hidâyet rehberlerinin mazharı olmuş gönüllere!
Ne mutlu hidâyet rehberlerinin yolu olan sırât-ı müstakîm üzere en güzel hidâyetle yaşayıp yaşatarak Allah'ın huzûruna yüz akıyla çıkıp ebedî rahmete nâil olabilenlere!
hidayet rehberleri ile hemhål olmak gerek. Bilhassa da onların yaşayışlarına göz kesilmek gerek. Onların can dirilten sözlerine harmanında derman bulan bir ehl-i gönül olmak gerek. ve sohbetlerine kulak kesilmek gerek. O müstesna gönüllerin
İşte;
Bunu temin için güzel gayretlerden biri olarak Pek Muh-terem Osman Nûri TOPBAŞ Üstâdımız tarafından müstesna bir eser kaleme alındı:
Asr-1 Saâdetten Günümüze
HİDÂYET REHBERLERİ
Günümüzün insanına bir ilâç mesâbesinde çok kıymetli bir kitap.
Bu itibarla;
18'inci yılına ulaşan Yüzakı Mecmûamızın bu yılki hediye kitabı bu güzel eser oldu. Yine mecmûamızdan sizlere ömürlük bir hediye.
536 sayfa.
Yine tertibi ile okunaklı ve mâhiyeti ile okunası bir eser.
Bu eser çok mühim.
Çünkü;
Her yerde uçuyor bir sürü fikir, Dışları çok câzip, içleri hep kir!
Oyun ve eğlence üflenen yerde, Nefsin faresine tuş oldu tekir!
Taze güller, toy bülbüller bilmiyor, Kim Ebû Cehildir, kim Ebûbekir!
Kendine gelesin ey Ademoğlu, Uyan, tek kurtuluş, tevbe ve zikir!
Nesilleri çalmak ve perişan etmek isteyen sırât-ı müstakim üzerine oturmuş tipler, şeytanlar ve aveneleri. Onların nicesi de, aldandıkları ve saptıkları hâlde;
"Kendilerinin doğru yolda olduklarını sananlar." (ez-Zuhruf, 36)
Bir yanda da;
İnsanlığı ve nesilleri en doğru istikamete ve gerçek bir selâ-mete ulaştıracak olan hidâyet rehberleri.
Lâkin;
Gaflet erbâbı bu iki kutbun arasında zikzağa düşebiliyor. Ne yana gitse daha hoşuna gidecek diye sürekli bir gelgit yaşıyor. Kimi deizme kayıyor, kimi sapkın duygulara. Bu gelgitlerin içinde ziyân olan çok, perişan olan çok, hüsrâna dûçâr olan çok. Modern câhiliyyenin derin uçurumlarına düşüp de mahvolan nice insanlar, zavallılar, gafiller var...
Dolayısıyla;
Her zamankinden daha çok basîret gerekli bugünün insa-nına. Dün olduğundan daha çok şuurlu olmak gerekli. Eski-sinden daha dirâyetli, daha riâyetli daha müttakî olmak gerekli.
Dolayısıyla;
Bir sürü bomboş kitapların, rafları ve bilgisayarları dol-durduğu hengâmda, onların arasında gaflet faresi ve cehâlet güvesi gibi dolaşmak yerine, bambaşka bir uyanış ve irfân içinde
maya çalışmaları, hatta daha ileri giderek horlamaya kalkışma-ları, hep bu yüzden. Allâhın insanlara takdim ettiği o örnek ve Dışta ve içte birilerinin nice İslâm büyüklerini sıradanlaştır müstesna şahsiyetlerin, basit ve tam tersi şekilde gösterilmeye kalkışılması da, bu yüzden.
Çünkü;
Bunu başardıklarında; nesiller, hidâyet rehberlerinin değil başka tiplerin, başka lokomotiflerin peşine takılacak. Tuhaf tuhaf kötü isimleri bile güzel zannederek; «Bunlar, benim ido-lüm.» diyecek ve sonrası olan olacak. Çünkü bilinmez yollarda her yolcu, illâ bir rehbere muhtaç. Ya hidâyet rehberlerine sarı-lacak, ya dalålet denilen sapmış kimselere aldanacak.
Şeytanın ezeli kavgası da bu yönde değil mi?
Mâlûm;
Hazret-i Ademe secde etmeyip Allâh'a isyan edince hem Cenâb-ı Hakkı suçlamaya yeltenen hem de düşmanlığa kalkışan;
"İblis, dedi ki:
-Beni azdırmana karşılık,
-Yemin ederim ki,
-Ben de onları (Adem'in neslini),
-Saptırmak için mutlaka;
-Dosdoğru yolunun / sırât-ı müstakîminin üzerinde otu-racağım." (el-A'raf, 16)
takvayı, faziletleri, kulluk ve kemâlâtı gönüllere ince ince işle-diler. İnsanlığın abide şahsiyetlerini yetiştirdiler.
O hidayet rehberleri;
Asırlardır fetih sancaklarını kıta kıta dalgalandırdılar. Nerede bir mazlum varsa, merhamet oldular. Nerede bir yetim varsa kol-kanat gerdiler. Nerede bir muhtaç ve nâçar varsa, en güzel çareler oldular.
O hidâyet rehberleri;
Toplumları da aile yuvalarını da pek müstesná ilâhî güzellik-lerle dokudular. Enkazları mâmur ettiler. Ölmekte olan kalpleri ihyå ettiler. Yıkılmakta olan vicdanları ve ruhları inşa ettiler.
O hidâyet rehberleri;
Hayatın bütün tıkanıklıklarını en mâhir tasavvufî incelik-lerle açtılar ve geniş ufuklara ulaştırdılar. Yaralara merhem oldular. Mâtemlere rahmet tevzî ettiler.
O hidâyet rehberleri;
İlmi takvâ ile yoğurdular. Takvâyı aşk ile ikmâl ettiler. Esfel-i sâfiline düşenleri oradan çıkarıp da ahsen-i takvîm değerine ulaştırmak için çırpındılar. Zulümleri merhametle yıkadılar. Zorbalıkları şefkatle mağlûp ettiler. Düşmanlıkları îman kar-deşliği ile bertaraf eylediler.
O rehberlerin ardında;
İnsanlık, tarihten beri her bâdireyi atlattı. En zor zaman-larda onlar sayesinde nefes alabildi. Onların güzellikleriyle ve faziletleriyle nice engelleri aştı ve kurtuluş sahiline ulaştı.
Bu bakımdan;
Áhirzamanda zıt kutupların en büyük mücadelesi, insan-ları o rehberlerden koparmak. Egoizmi şırınga ederek başına buyruk gafiller üretmek. Böylece mü'min nesilleri darmadağın edivermek.
Ayakların doğru yoldan kaymaması. Gönüllerin Hak'tan sapmaması. İslâm ve imânın yegâne gayesi de zaten bu. Hele ahirzamanda.
O kadar mühim ki;
Kur'ân-ı Kerim'in ilk sûresi olan Fâtiha-i şerîfede Allah bunu bize duâ hâlinde âyet eyledi. Böylece hem gönlümüzde ve dilimizde sırât-ı müstakîm ve hidâyet olsun hem de fânî hayatımız ebedî bir esas hayata dönüşsün. Hem gönüller hidâyet için Allâha yalvarsın hem de bu yalvarış, yaşayışları yoğurarak mü'minleri müttaki eylesin. Elbette ki gönüller, dâimâ samimî bir yalvarış hâlinde oldukları hakikatin yaşayışına mâkestirler.
Bu bakımdan âyet-i kerîmedeki duâ çok mânidardır:
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
"(Allâhım!)
Bizleri sırât-ı müstakîme / dosdoğru yola hidâyet eyle!"
(el-Fatiha, 6)
Yani;
"Bizi dosdoğru yola ilet!"
"Bizleri sırât-ı müstakîm üzere yaşat!"
Hidayet;
Îmandan sonraki dosdoğru gidişat...
Sırât-ı müstakîm nedir?
Allâhın başta îman olmak üzere yüce rahmet ve nimetine mazhar olanların yolu. Allâha koşanların yolu. O'na kavuşan-ların yolu. O'nun sonsuz rızâsına ve lutfuna nâil olanların yolu. O'nun aşkına ve nûruna mâkes olanların yolu. Hâsılı cennete gidenlerin mübarek yolu.
Sonsuz hamd ü senâ ve ebedî şükür, bütün âlemlerin Rabbi olan yüce Allah'a...
Sonsuz salât ü selâm, O'nun muhteşem kulu ve Rasûlü olan Hazret-i Peygamber'e...
Kıymetli okuyucularımız,
Hidayet;
Ebediyet yolculuğunda iki rotadan sırât-ı müstakîm üzere olarak en doğru yere, cennete ve cemâle ulaştıran bir ilâhî lütuf. Allah'ın nimet verdiği seçkin kulların mazhariyeti.
Dolayısıyla;
Îmandan sonra en mühim ve elzem olan ilâhî kerem bizlere;
Resülullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kim evinden çıkarken "Bismillahi tevekkeltü alellähi là havle velä kuvvete illa billah" derse ona, 'Bu, sana yeter ve sen muhafaza edildin. denilir ve şeytan, o kimseden uzaklaşır." (Sünen-i Tirmizi)
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Bir kimse bir günaha düşer de ardından kalben pişmanlık duyarsa o kimse, günahına henüz istiğfar etmeden önce, Allâh Azze ve Celle, onun, o günahını mağfiret buyurur." (Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat)
Yapılan tevbenin makbul ve nasûh olması için üç şart vardır:
Birincisi, işlediği günahtan dolayı pişman olmaktır. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) "Pişman olmak, tevbedir." buyurmuşlardır. Gerçek pişmanlığın alâmeti; kalbin yumuşaması ve çokça gözyaşı dökmektir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), "(İşlediği günah ve kusurlardan dolayı) Çokça tevbe edenlerle beraber oturun. Zira onların kalpleri pek yufkadır." buyurmuşlardır.
İkincisi, gizli ve aşikâr bütün hållerde, büyük ve küçük bütün günahları terk etmektir.
Üçüncüsü de yaptığı günahları, kusurları bir daha aslâ işlememeye kesin karar vermektir.
Evliyadan Ebûbekir el-Vâsıtî rahimehullâh'a "Tevbe-i nasûh nedir?" diye sorulunca "Bir kimsede işlediği günahın hem gizlide (kalben), hem açıkta (fiilen) hiçbir şekilde bir eserinin kalmamasıdır." diye cevap vermiştir. Gerçek pişmanlık, azimli ve kararlı olmaya vesile olur. Azmetmek ise böyle günahlara ve hatalara bir daha dönmemektir. Zira bu kimse günahların, Rabb'iyle kendisi arasında bir perde olduğunu, pişmanlığı sayesinde anlamış olur.
Günahlar, rızkın bereketine de mani olur. Hadîs-i şerîfte, "Kul, işlediği günah sebebiyle, bol rızıktan mahrum kalır." buyurulmuştur.
Günah işlemek ve Allâhü Teâlâ'ya isyan etmek; öldürücü zehir, yakıcı ateş ve keskin bir kılıçtan daha zararlıdır. Bunun için mümin, kendisine zarar verecek ve kendisini helâk edecek şeylerden kaçtığı gibi günahlardan da kaçmalıdır.
Günah ve isyanlar, ebedî helâke; ibadet ve itaatler ise, dünya ve âhirette ebedî saâdet ve selâmete vesile olur. Nefsin, nice arzuları vardır ki, onlara bir anlık uymak, ebedî üzüntülere ve çok büyük pişmanlıklara sebep olur. Sahibini ağır hastalıklara düşürür, uzun bir ömrü yıkıp harap eder ve nihayet Cehennem'e götürür.
1907-Bediüzzaman, İstanbul seyahati için Van Valiliği'nden mürûr tezkiresi aldı.
1922 - Büyük Millet Meclisi'nin Abdülmecid Efendi'yi Halifeliğe seçmesi.
1922-Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye çalışmalarına son verdi.
1927 - Ankara Telsizi (radyosu) yayına başladı.
Mü'minler ibadetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sair ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibâdetinden kazandığından fazla bir sevap,
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
KASIM
18
SALI
27 1447 C.EVVEL
RUMI: 5 T.SANİ 1441 KASIM: 11
Imsak Günes
Öğle
BIR AYET
Hiçbir dişi Onun bilgisi dışında ne hâmile kalır, ne de doğurur.
Fâtır Suresi: 11
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği cihad, zalim bir idareciye karşı hakkı söylemektir.
Bu salavat serife Sifa-1 Serif kitabından ahnan on üç salavata serifenin bir taneshtir Sifa adh kitapta bu salavat-serife yedinei olarak anlatıhr
Bu salavata şerifeyi, hadis imamlarından, Ebu Davud, Taberani ashabin ileri gelenlerinden ve ehl-i suffeden Ebu Hüreyre'nin ra t vayet ettiğini anlatmışlardır.
Ebu Hüreyre'nin ra bu rivayetinde, Resulüllah S.A. efendimiz, şöy ze buyurdu:
«Bir kimse, kendisine, tam ölçülü ecir olmasını isterse, aşağı daki salavat-i şerife ile salavat okusun.
Bu hadis-i şerifte anlatılmak istenen mana şudur:
Bize ve ehl-i beytimize salavat okuyanların ecri ve sevabı bor olacaktır.
O salavat şerife şöyle başlar:
-«Allahım, Muhammed Nebi'ye, müminlerin anası zevcelerine
salåt eyle.s
Bu cümleyi biraz daha açık manalandıralım:
Ey zatında ortağı ve benzeri olmayan, zatına ve fiillerine ait sifat-larda dengi ve misli bulunmayan, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı yüce Allah.
Resulüllah S.A. efendimiz, Sübhan Allah tarafından verilen emir-leri, onun tarafından yasak kılınan şeyleri, påk şeriatında işlenmesi Jazım olan tüm işleri, Yüce Hak tarafından kullara tebliğ etmek İçin emir aldığı tüm işleri, emir aldığı şekilde haber verendir.
sun. Onun hanımları, müminlerin analarıdır. Allah onlardan ram ol-
Resulüllah S.A. efendimiz, kendi hanımlarını;
«Müminlerin anaları.
Olarak tavsif etmiştir. Resulüllah S.A. efendimizden sonra, bun-ların bir başkasına nikâhlanmaları haramdır. Onlara, analarımız gibi, tam manası ile saygı ve tazim göstermemiz lammdır.
«Aynı şekilde, onun zürriyetine de salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti, sulbünden gelen çocukları-dır. Çocuklarıdır, çocuklarının çocuklarıdır. Taa, kıyamete kadar ge lecek påk neslidir.
«Keza, onun ehl-i beytine de..»
Bu cümlenin kısa açıklaması şudur:
1
Resul-ü Muhterem ve Nebiyy-i Mükerrem S.A. efendimize ne-seb veya sebeb cihetinden nekadar muttasıl olanlar varsa.. hepsine salât eyle.
HAMID ve MECID isimlerinin manası şöyledir: Yüce zatında, ke-malat ile övülmektesin. Kullarına çeşit çeşit in'am ve ihsan edicisin.
ஃ
DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Bu salavat-ı şerife, Şifa nam kitaptan alınıp anlatılan on üç sala-vat-ı şerifenin dokuzuncusu olur.
Bu salavat-ı şerifeyi hadis imamlarından Ebu Nuaym Hilye'sin-de, Deylemi Müsned-1 Firdevs'inde anlatmıştır. Esas ravisi, ileri gelen ashaptan Zeyd b. Haricet'ül-Ansari'dir. Hepsi de bu zattan rivayet edildiğini çıkarıp anlatmıştır. Allah ondan razı olsun. Bizzat kendisi-nin anlattığına göre; Resulüllah S.A. efendimize şöyle sormuştur:
run. Size ne şekilde salåvat-ı şerife okuyalım?. Bize beyan buyu-
Böyle deyince, Resulüllah S.A. efendimiz saadetle şöyle buyurdu: «Bana salavat okuyun; duâya da cidden çaba harcayın, Sala-vat-ı şerifeyi şöyle okuyun:
Allahım, Muhammed'e bereketler ihsan eyle.n
Yani: Ey şanı yüce, nimeti herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Allahım, verdiğin nimetlerin ve faziletlerin herbirini gün gün artırarak, Resulüllah S.A. efendimize terakki ihsan eyle. Bu terakki-yi onun için devam ettirerek, ona bereket ihsan eyle.
«Aynı şekilde Muhammed'in âline de bereketler ihsan eyle. Tıpkı, İbrahim'e ihsan eylediğin bereket gibi..
Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.>>>
Bunların manası daha önce de geçti; şu demeğe gelir:
Kullarına tüm nimetleri ihsan ettiğin için, daima hamd edil-mektesin.
Kullarına, garazsız, ivazsız, ihsanlar etmekle ulu zatsın.
Burada anlatılacak salavat-ı şerife, Şifa adlı kitaptan alınan onuncu salavat-ı şerifedir.
Bunu hadis imamlarından Taberani Mucem-i Evsat'ında, İbn-i Fbi Şeybe Musannif'inde, bir de Said b. Mansur rivayet etmiştir. Al-lah hepsine rahmet eylesin. Bunlar, bu salavat-ı şerifeyi ashaptan Se-Ametülkindi'den r.a. rivayet edildiğini çıkarıp anlatmışlardır.
vererek Ismail Aleyhisselâm evladından dört köleyi Azad etmemden daha sevgilidir! (93)
«Allah'ı zikre oturup güneş doğuncaya kadar Onu Tekbir, Tah-mid, Tesbih ve Tehill etmekliğim, bana, İsmail Aleyhisselân evladın-dan iki veya daha çok köleyi azad etmemden daha sevgilidir!» (94)
(Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahü vallahü ek ber Allah'ı tesbih ederim.
Hamd, Allah'a mahsustur,
Allah'dan başka ilah yoktur.
Allah, büyüktür.) demekliğim, bana, güneşin, üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir!» (95)
Meclisten Zikiraiz ve Salátů Selámsız Dağılmanın Zararı:
Bir Hadis-i şerif'e göre:
Bir cemaat, bir mecliste oturur da, yüce Allah'ı zikr etmeden
ve Peygamber Aleyhisselama Salevât getirmeden (*) dağılırlarsa, Kıyamet günü, bu meclisleri, onlara hasret ve nedâmetten başka bir şey olmayacaktır! (96)
(97) Allah, onları, bu yüzden isterse, azába çarpar, isterse, bağışlar.
Yüce Allah'ı Esmâyı Hüsnâsı İle Zikr Etmenin Fazileti:
Peygamberimiz, buyururlar ki:
«Allah'ın, yüzden bir eksik olmak üzre, doksan dokuz İsmi var-lır. (98)
(03) Heysemi Mecmauzzevald c. 10, s. 105, İbn-i Hacer Metálibül'aliye c. 3, 8. 244-245
(01) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 255
(95) Müslim Sahih c. 4, s. 2072, Tirmizi Sünen c. 5, s. 578
(*) Peygamberimize Salátů selâm getirilmesi hakkında Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
Hiç şüphesiz, Allah ve Melekleri, Peygambere çok salát ederler.
Ey Iman edenler! Siz de, Ona Salát ediniz! Tam bir teslimiyetle Selám veriniz! (Ahzab: 56)
(96) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 446, Tirmizi Sünen c. 5, s. 461, Tabe-
rani Mücemüssagir c. 2, s. 121, Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 79 (97) Tirmizi Sünen c. 5, s. 461
(98) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhari Sahih e. 8, s. 169, Müslim-Sahih e. 4, a. 2002, Tirmizi Sünen c. 5, a. 530-531, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1260
Her kim, O İsimleri (100), eaberler (101), sayarsa (102), Mu-hakkak, Cennete girer: (103)
1. Hüv (Allah) üllest la ilahe illa hüve'r-
2. (Rahman) ür-
32. (Habir) ül-
3. (Rahim) ul-
38. (Halim) ül
4. (Melik) ül-
34. (Aslm) ül
5. (Kuddûs) us-
35. (Gafür) üg
6. (Selam) ül-
36. (Bekûr) ül
7. (Mü'min) ül-
37. (Allyy) ül-
8. (Müheymin) ül-
38. (Kebir) ül-
9. (Asia) ül
39. (Hafiz) 01-
10. (Cebbar) ül-
40. (Mukit) ül
11. (Mütekebbir) ül-
41. (Hasib) ül-
12. (Hahk) ul-
42. (Celil) ül-
13. (Bari) ül-
43. (Kerim) ür
14. (Musavvir) ül
44. (Rakib) ül-
15. (Gaffår) ül-
45. (Mücib) ül
16. (Kahhar) ül-
46. (Vasi) ül-
17. (Vehhab) ür-
47. (Hakim) ül
18. (Rezrak) ul
48. (Vedûd) ül-
19. (Fettah) ul-
49. (Mecid) ül-
20. (Alim) ül-
50. (Bais) ül-
21. (Kabız) ul-
51.
(Şehîd) ül
52. (Hakk) ul
22. (Bâsıt) ul-
53. (Vekil) ül-
24. (Rafi) ul-
23. (Hafid) ul
54. (Kaviyy) ül -
25. (Muizz) ül-
55. (Metin) ül -
26. (Müzill) ül-
56. (Vellyy) ül-
27. (Semi) ül-
57. (Hamid) ül-
28. (Basir) ül-
58. (Muhsıyy) ül-
29. (Hakem) ül-
59. (Mübdi) ül-
30. (Adl) ül-
60. (Muid) ül-
31. (Latif) ül-
(99) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Müslim Sahih c. 4, s. 2002, İbn-1 Mace Sünen c. 2, s. 1200
(100) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 253, Buhari Sahih c. 8, s. 100, Müslim-Sahih c. 4, s. 2062, Tirmizi Sünen c. 5, s. 531, İbn-i Mice Sünen c. 2, в. 1269 (101) Müslim Sahih c. 4, s. 2062, İbn-1 Måce Sünen c. 2, s. 1209
(102) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhari Sahih c. 8, s. 169, Tirmizi -Sünen c. 5, s. 531, İbn-1 Mâce Sünen c. 2, s. 1260
(103) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhari Sahih c. 8, s. 160, Müslim Sahih c. 4, s. 2063, Tirmizi Sünen c. 5, s. 531, İbn-i Máce Sünen c. 2, в. 1269
Tumiel'nin Bünen'inde sıralananlara göre İbn-i Mace'nin Süneri-Inde aynen bulunmayan läht İsimler de, qunlardır
1. (Kuddds) ul-
2. (Gaffår) ül
3. (Kahhar) 01-
4. (Fettah) ul-
B. (Hakem) ül-
6. (Adl) ül
7. (Altyy) ül
8. (Kebir) ül
D. (Mafis) ul
10. (Mukit) il-
11. (Hasib) ür
12. (Rakib) ül-
13. (Vasi) ul-
14. (Hamid) ül
15. (Muhayy) ül-
10. (Vahid) ül-
17. (Muktedir) ül-
18. (Mukaddim) ül
19. (Muahhır) ül-
20. (Berr) ül-
21. (Malikülmülk) üz-
22. (Zülcelal-i vel'ikram) ül-
23. (Muğni) yyül-
24. (Bedi) ür-
20. (Reşid) ü.
Zikr'in Efdal ve Üstün Evrådından Bazıları:
Cabir b. Abdullah'ın, Peygamberimizden rivayetine göre:
«Zikr'in efdal ve üstünü (LA lahe illallah), Düanın efdal ve üs tünü de, (Elhamdü lillah) dır. (105)
Ebû Hüreyre:
«Resûlullah Aleyhisselâm (Bir kul, lhlåslı olarak Lå ilahe illallah derse, büyük günahlardan sakındığı müddetçe, gök kapıları kendisi-ne açılır ve o Kelime-i tevhid Arşa ulaşırı) buyurdu.» (106)
Muaz b. Cebel de «Resûlullah Aleyhisselâm, bana (LA ilahe illal-lah şehadeti, Cennet'in Anahtarlarıdır!) buyurdu. demiştir. (107)
Ebû Zerrül'gıfåri der ki «(YA Resûlallah! Bana, bir tavsiyede bu-lun?) dedim.
Resûlullah (Bir günah iş işlediğin zaman, arkasından bir Hasene yetiştir ki, onu, yok etsin!) buyurdu.
dum. (YA Resûlallah! Là llahe illallah, Hasenâttanmıdır?) diye sor-
(105) Tirmizi Sünen c. 5, s. 462, İbn-i Mice Sünen c. 2, s. 1249
( سؤال ؟ ] ( ظلماتك ) عكسه ( رعد و برقك) مفرد صنفه سله ذكركرى بدن اشار تدر؟
الخوان ] لوطيارك ان جوق نظر مر تكر فى حلب ايدن، سماواتك با غر می ایله موجوداتی آن اولارقه ايشيقلا نديرم سيدر بونا راید، معنای مصدریدر معنای مصدری مفرد اولور مرد الله افاده الديار وكذا عد اولسون، رقه اولسون، سماوی استارون افرادی بك جومه در نوعد لر بوراده اونار به مقصد نو اور در افراد لری د گلور. اون میمونه مفرد او لاره ذکر اب بالمشاردر
سؤال ؟ ] رعد و برقدہ کی تنوین نه یه اشار تدر؟
الجواب ) يا محذوف به صفته عوضد الى تقدير كلام (رعد قاصف ) يك گورالدين ( برقة خاطف) کوز قاما شد يران ديمكدر یا خود رعد و برقك نكره و مجهولیت لرینی افاده ای چوندر. چونکه بوطیار كوزلرینی يو محسن، قولا قاريني طبقا من اولدقارندن، رعد و برقی اولدیغی کی کور من و تمامیله ایشین دگار در که او ناری حقیله بیاسینار
يجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْموتِ ) بو جمله مستأنف در . یعنی ما قبليه له باغلى
د گلودر آنجه مقدر بر سوال جوابور شویله که وقتا که سامع، شو ایکنی قصه تمثیلیه بی ایشیتدی . شبها من مصيبتان کیفیتی آغلام بچون شد تکی بر میای او باندی وقتا که قرآن کریمک تصویر ندن معلومات آلدى. مصيبتزده اولان يولجيارك ده مالاريني و او مصيبته قاشو نه يا بد قارين أفلامه ایسته دی. قرآن كريم (يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ ) ديماه، او نارى قورت راجع به ملجأ قالما ديفنه د و نجات بوطنه خالیه اسیله دکرده اللرینی اوتاره او زاتان بوغولان الركبي) سماوی طوب و انجينيق له دن فور توطعه ايجون قولا فاريني طبقا مقدمه ما عدا چاره لرى قالماديفة اشارت ايتمشور.
[ سؤال ؟ ] مقامك اقتضاى خلافته (يدْ خِلُونَ ) نك يرينه ( يجعلون ) نك قول لا يلمه می نه به بناء در؟
الجواب تا يولجيار، نجاتكتريني انتاج ايده جن حقیقی سیباري آرايوب بولمقدن مأيوس أولد قدن موكره، قولا فادینی طبقا مع کی جعلی و ظنی شیاره مراجعت اتمك مجبور تنده قالد قارينه اشار ندر
Sual: Zulümâtın aksine ra'd ve berkin müfred sigasıyla zıkırleri neye işarettir?
Elcevab: Yolcuların en çok nazar-ı hayretlerını celb eden, semåvåtın bağırması ile mevcüdätı āni olarak ışıklandırımasıdır. Bunlar ise, ma'nâ-yı masdaridir. Ma'na-ya masdari müfred olur. Ferd ile ifade edilir. Ve keză, ra'd olsun, berk olsun, semåvi âyetlerden efradı pek çok birer nevidirler. Burada onlardan maksad, nev'leridir. Efradları değildir. Onun için müfred olarak zikredilmişlerdir.
Sual: Ra'd ve berkteki tenvin neye işarettir?
Elcevab: Ya mahzüf bir sıfata ıvazdırlar.
Takdir-i kelam تند قايت pek gürleyen توق عاطليق
göz kamaştıran demektir. Yahud ra'd ve berkin nekre ve meçhûliyetlerini ifade içindir. Çünki yolcular gözlerini yummuş, kulaklarını tıkamış olduklarından, ra'd ve berki olduğu gibi görmüş ve tamamıyla işitmiş değillerdir ki, onları hakkıyla bilsinler.
Bu يجعلون اما بقعة في الاتجة من الصواعق حدد الموت
cümle müste nifedir. Yani mäkabliyle bağlı değildir. Ancak mukadder bir suåle cevabdır. Şöyle ki: Vaktáki sámí', şu ikinci kıssa-i temsiliyeyi işitti.
Şübhesiz, musibetin keyfiyetini anlamak için şiddetli bir meyli uyandı. Vakta ki Kur'ân-ı Kerim'in tasvirinden ma'lûmåt aldı. Musibetzede olan yolcuların da hållerini
ve o musibete karşı ne yaptıklarını anlamak
istedi. Kur'ân-ı Kerim يجعلون أسايعهة في الانيجة
demekle, onları kurtaracak bir melce' kalmadığına -ve necât bulmak hülyasıyla denizde ellerini otlara
uzatan boğulanlar gibi- semâvi top ve mancınıklardan kurtulmak için kulaklarını tıkamaktan mâadâ çareleri kalmadığına işaret etmiştir.
Suâl: Makamın iktizası hilafina يذيلة 'nin yerine يجعلون 'nin kullanılması neye binâendir?
Elcevab: Yolcular, necâtlarını intâc edecek hakiki
sebebleri arayıp bulmaktan me'yüs olduktan sonra, kulaklarını tıkamak gibi ca'li ve zanni şeylere müracaat etmek mecbûriyetinde kaldıklarına işarettir.
veya avin do hem matia مطلع veya ay'in doğuş yerinin ayu olman
hempehri (hengert) olan 2 ayu memleketten olan
hempehlilik همشهرياك Laynt pehirden olmak 2 ayu memleketten olamak
hempire kız kardeş 2 belli bir eğitim almış haata bakıcı kadın
hemşirezade همشیر هزاده kakardeş çocuğu,
yeğen
hemta es, denk
hemse 1 هجرة elif veya elit yerine kullanılan işaret 2 elif, vav, ya, he harfleri userine konan ve (e) olarak okutan işaret
hemre-i vasl همزة وصل araprada isim tam laması şeklinde iki isim arka arkaya birleştp okunurken ikici ismin başında bulunan ve okunmayan (elif) harfi
hendek Jحد geçişi engelleyen uzun ve derin olarak kazılmış çukur
hendek bak Gaave i Hendek)
hendese matemetiğin bir kolu olan ge ometri (çeşitli çizgi, şekil ve hacimleri incele yen matemetiğin bir dal)
hendesevarl هندسه واری : geometrik tarzda, ge ometrideki düzgün şekillere benzer tarzda
hendest (ye( هندسية : hendese (geometri) ile ilgili
hengam هنگام : Lzaman, vakit, sıra 2.devir. çağ, mevsim
henüz 1 : هنوز şu anda, daha şimdi, az önce 2. hala, daha, şimdiye kadar
here هر : karışıklık
here i merc هرج و مرح : karmakarışık, allakbul lak, darmadağın, altust
hercai 1 : هر جائی kararsız, değişken, devam h karar ve fikir değiştiren 2 vefasız, dönek
3.yersiz yurtsuz, serseri, derbeder, başıboş 4.çok renkli, yanardöner, renkleri değişken )hercai menekse هر جالی منکنه : çok renkli bir çeşit menekşe)
herci-bad-abad 1 : هرچه باد آباد ne olursa olsun
Zuter blemes
hahayak bu thtimalle 2 ma hakkak, mutlaka, her şeye rağmen
harif عريف Ladam 2 bayağı adam 3 meslek
tag, sanat arkadaşı
herkemal هر مال her kemål, her olgunluk ve mukemmellik
herkäl tolojisinde) kuvveti ve cesareti ile ünlu kah teski yunan efsanesinde (mi
taman 2 (mec.) çok güçlü Herkala Yunani هر کول یونانی : yunan herkül
(bak, herkul)
herzayi shayat هر شیفی فی بات : canli olan hersey
herze هيرة bop sos, saçma sapan söz, deli saç mast
herzego هر رهگر :saçma sapan konuşan, saç malayan, abuk sabuk konuşan
herzekarane هرزه کارانه saçmalayan kimse gibi, abuk sabukluk tarzında
hesab 1 حساب sayılarla yapılan işlem 2 ala-cakh veya verecekli olma durumu 3 tahmin,
tasarlama 4 aritmetik
hesab : cifir)1( حساب حفر : cifir hesabı (bak ci (i)
hesab- cifri ve ebcedi ve riyazi حساب جفری و ابعدی و ریاضی :cifir(1), ebced(1) ve matemetik hesap (bak, cifir, ebced)
hesab ebced)1( حساب ابجد : ebced hesabı, sayı çıkarma işi (bak, ebced( harflerin ebced değerlerine göre tarih veya
hesab- ebced(I) ve cifir حساب ابجد و جفر : ebced ve cifir hesabı (bak, ebced, cifir)
Kur'an, hadis veya bazı kıymetli dini eser hesab tevafuki حساب توافقي : tevafuk hesabı;
yerleri ve sayıları, tesadüfle açıklanamayacak lerde geçen kutsal kelimelerin sahifelerdeki tarada, belli bir düzende ve belli bir mana ifa de eder şekilde olduğunu gösterme işi
hesabat حسابات : hesaplar, hesaplamalar
değer bakımından, hesaba göre hesapca حسابه : hesap bakımından, sayıca
hesabi حسابی : hesapla ilgili, sayı değeri ile il-gili (sayısal)
hesaplamak 1 : حسابلل.)mec.) enine boyuna düşünmek, etraflıca düşünmek, ölcup biç mak mek 2.ahmin ve tasavvur etmek 3.hesap yap
heva 1 : هوا istek 2 nefse ait zararlı ve günah olan istekler, nefse hoş gelen zevklere karşı düşkünlük 3 gelip geçici ve sonu boş olan is-tek
heva-l cismani هواء جسمانی : bedene bagli (mad
d) istekler
heva-i nefis هوای نفس : nefsin isteği, insan ben liğindeki günaha iten istek ve zevk düşkün logu
heva-yi nefs هواء نفس : )bak heva-i nefs(
heval(y( هوائيه : bos, sonuçsuz, önemsiz nefsin isteklerine uyarak hareket eden Inefsin istekleriyle ilgili olan 4.ciddilikten uzak S.haval, hava ile ilgili, hava gibi hafif ince ve görünmez olan
hevalc حوائج : )havic, havayiç) ihtiyaçlar,
rekli şeyler
hevalci zaruri حوائج ضروری : )havic-i zaruri) zaruri ihtiyaçlar, yaşamak için gerekli ve vaz-geçilmez olan ihtiyaçlar
hevalt هوالى : boş ve temelsiz
hevam هوام : böcek türünden küçük canlılar
hevaperestane هواپرستانه : nefsin isteklerine düşkün şekilde, Allah'ı (c.c.) unutup sadece kendi zevk ve isteklerinden başka bir şey du şünmez tarzda
heves هوس : .bir seye karşı duyulan istek, arzu, düşkunlük 2.gelip gecici istek, özenti 3.akla dayanmayan, nefisten gelen istek
heves-l mütecessim هوس منحسم : cisimleşmiş heves, nefsin hoşuna giden (günaha iten) isteklerin şekil ve maddeye bürünüp gözle görülür hale gelmiş şekli (resim, heykel gibi)
heyat هيئات :hey'etler: 1.ayrı ayrı lısımlar, ayrı ayrı mânalar 2 şekil, biçim(ler) 3.bütün, tirildiği bütünlük bütünlük, bir gaye için parçaların biraraya ge-
heybe هيه : binek hayvanlarının eğerine ası-larak yük ve eşya taşımaya yarayan iki gözlü torba
heybet 1 : هيت.büyüklük 2.hem saygı hem korku duygularını uyandıran hal veya büyük-lük 3.büyük korku
5131- Kim âlimlere karşı övünmek, beyinsizlerle müca-dele etmek ya da insanların dikkatlerini kendine çekmek için ilim tahsil ederse, Allah onu cehenneme sokar.
إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ (خط وابن النجار عن ابن عباس)
5132- Kim bir bab ilim öğrenirse onunla amel edilsin veya edilmesin bu onun için bin rekât namazdan efdaldir. Kim onunla amel edip başkasına da öğretirse, hem kendi sevabını hem de kıyamete kadar onunla amel edeceklerin sevaplarını elde eder.
في فضل العلم وابو نعيم هب عد وابن النجار عن ابي هريرة عد عن على
5133- Kim gençliğinde Kur'an öğrenirse, o etine ve ka-nına işler. (Yani demir levha üzerine işlenen yazıya benzer, silin-mez.) Kim ihtiyarlık çağında zahmetle, okumaya yönelerek Kur'an öğrenirse iki kere ecir alır.
1499- Az da olsa riya (gösteriş) şirktir (hafi cinsinden). Kim Allah'ın dostlarına saldırırsa Allah'a harp ilan etmiş demek-tir. Allah (insanlardan) amellerini gizleyen iyi kimseleri sever. O iyiler ki gösterişten hoşlanmazlar, gözden uzak oldukları zaman bulunmazlar. Hazır olduklarında da (meclislere) davet edilmezler, tanınmazlar bile (tevazularından). Kalpleri birer hidayet meşalesi-dir. Her karanlık yerden çıkarlar da herkesi aydınlatırlar.
١٥٠٠ - إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى لا يَصْبُغُونَ فَخَالِفُوهُمْ (حم ح م د ن هـ حب عن
ابي هريرة)
1500- Yahudi ve nasraniler (saçlarını ve sakallarını) bo-yamazlar, onlara muhalefet edin (Saçınızı sakalınızı boyayın, fa-kat siyahla boyanması haramdır.)
١٥٠١ - إِنَّ اَبَرَّ الْبِرِّ أَنْ يَصِلَ الرَّجُلُ أَهْلَ وُدِ أَبِيهِ بَعْدَ أَنْ يُوَلَّى الْأَبُ (م د ت حب عن ابن عمر)
1501- Babası öldükten sonra, kişinin babasına karşı en iyi davranışı babasının arkadaşlarını ziyaret etmesidir.
اللهِ وَسَحَاوَةِ الأنْفُسِ وَسَلامَةِ الصُّدُورِ وَرَحْمَةِ جميع المُسلمين هب عن ابى
سعيد)
1502- Ümmetimin velileri cennete armellerle girmezler. Cennete onlar Allah'ın rahmeti, nefis fedakarlığı, kalp temizliği ve bir de müslümanlara karşı olan merhametleri sayesinde girerler.
١٥٠٣ - إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَمَّا أُلْقِيَ فِي النَّارِ لَمْ يَكُنْ فِي الْأَرْضِ دَابَّةٌ إِلَّا أَطْفَاتِ النَّارُ عَنْهُ غَيْرَ الْوَزَعْ فَإِنَّهَا كَانَتْ تَنْفُخُ عَلَيْهِ" (حم هـ حب عن عائشة)
1503- İbrahim Aleyhisselam ateşe atıldığı zaman, kerten-keleden maada bütün yeryüzü hayvanları ondan ateşi söndürme-ye çalışmışlardır. Kertenkele ise devamlı İbrahim'in aleyhine ateşe üflüyordu.
1504- Hazreti İbrahim Aleyhisselam Rabbi'ne sordus "Sana hamd edenin mükafatı nedir?" Allahü Teala: "Hamd şük-rün anahtarıdır. Rabbül Alemin'in Arş'ına ise ancak şükürle çıkı-lır." buyurdu. Hazreti İbrahim tekrar: "Peki ya seni tesbih edenin ecri nedir?" dedi. Allah (c.c.) da: "Tesbihin yorumunu Rabbül A-lemin olan Allah'tan gayrısı bilemez." buyurdu.
6090 Hiçbir şeyi ivedi yapmamalı. (Jamais chose ne doit être faite à la hate)
16091 Hiçbir şeyi olmayan, hiç bir şey yitirmez.
201
6092. Hiçbir şeyi tehlikeye koymayan, hiç bir şeyi yitirmez (Qui ne risque rien, ne perd rien.)
6093. Hiç gelmemektense, gecikmek iyidir.
6094. Hiç kimse mükemmel değildir.
6095. Hiç kimse, sabahtan akşamın ne olacağını bilemez. (Nal ne peut répondre le matin du ce qui arrivera le soir.)
6096. Hiç kimseye savaşa gitmesini ya da evlenmesini önerme.
6097. Hiç olmamaktan, geç olmak yeğdir. (Mieux vaut tard que jamais.)
6098. Hizmet eden, karşılığında bir çıkar bekler. (Qui rend service, attend bénéfice.) 6099. Hizmet etmeyen, efendilik bilmez. (11 faut avoir obéi avant de commander)
6100. Huy, ikinci doğa gibidir. (L'habitude est une seconde nature.)
6101. Ilımlılık ve çalışmak, insanın en iyi iki hekimidir.
6102. Iraktan gelen, çok yalan söyler.
6103. Irmağa su taşımak. (Porter de l'eau à la rivière. Latincesi: Ormana odun taşımak.)
6104. Irmağı geçerken, at değiştirilmez.
6105. Isıracak it havlamaz. (Chien qui aboie ne mord pas.)
6106. Isıramadığın eli öp! (Quand on n'est pas le plus fort, il faut être le plus fin.)
6107. Ispanak, midenin süpürgesidir.
6108. Işık, karanlıkta doğar.
6109. İçimiz rahat olmazsa, hiçbir yerde rahatı bulamayız.
6110. İçini almak için çekirdeği kırmalı. (Il faut briser le noyau pour avoir l'amande.)
6111. İçki girince, akıl çıkar. (Le boire entre, la raison sort.)
6112. İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır. (Ne fait pas à autrui ce que tu ne voudrais pas qu'on te fit.)
6113. İki ateş arasında bulunmak. (Etre entre deux feux.)
6114. İki ayaklı bir eşek: "kara cahil"!
6115. İki cambaz, bir ipte oynamaz. (Deux acrobates ne jouent pas sur la même corde.)
6116. İki cami arasında kalmış bínamaz. (Il n'est ni chair, ni poisson.)
6117. İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur. (Chaumère où l'on vit vaut mieux que palais où l'on pleure.)
6118. İki kaptan, bir gemiyi batırır. (Deux capitaines font couler un navire.)
6119. İki karpuz, bir koltuğa sığmaz. (On ne peut porter deux pastèques sous le même bras.)
6120. İki reis, bir kayığı batırır. (Deux patrons font chavirer une barque.)
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Bedir Savaşı'ndan önce, bineğine binip Ensâr'ın büyüklerinden olan Sa'd bin Ubâde'yi (r.a.), hastalığı sebebiyle ziyarete gidiyordu. Yol üzerinde, içinde münafıkların reisi Abdullah bin Übeyy'in de bulunduğu bir topluluğa rastladı, selam verdi ve bineğinden indi. Onları, İslâm'a davet etti ve onlara, Kur'ân-ı Kerîm okudu. Bunun üzerine Abdullah bin Übeyy, "Ey kişi! Eğer söylediklerin hak ve gerçekse, bunlardan daha güzel bir şey yoktur. Fakat meclisimize gelip de bizi bunlarla rahatsız etme! Kendi meclisine git, sana gelen olursa ona anlat!" dedi. Bunun üzerine o mecliste bulunan Abdullah bin Revâha (r.a.), "Yâ Resûlallah! (İbn-i Übeyy'e bakma) bilakis meclislerimize her zaman teşrif buyur. Biz, duanızı ve Kur'ân-ı Kerîm okumanızı isteriz." dedi.
Bunun üzerine mecliste bulunan Müslümanlar, müşrikler ve Yahûdîler şiddetli bir münakaşaya başladılar. Resûlullah (s.a.v.), onları yatıştırdı, daha sonra bineğine binip yola devam etti. Sa'd bin Ubâde'nin evine vardı ve ona yaşananları anlattı. Sa'd bin Ubâde (r.a.), "Yâ Resûlallah! İbn-i Übeyy'in kusurunu affedin, yaptıklarını görmezden gelin. Size, Kur'ân-ı Kerîm'i indiren Allah'a yemin ederim ki Cenâb-ı Hak, indirmiş olduğu Kur'ân-ı Kerîm'le hakkı beyan etti. Halbuki şu Medîne halkı, İbn-i Übeyy'in başına taç koyup, onu kendilerine hükümdar edinmeye hazırlanmıştı. Ancak Allâhü Teâlâ, size ihsan buyurduğu nübüvvetle onun bu maksadını ortadan kaldırınca bu mahrumiyet, İbn-i Übeyy'i mahzün ve mükedder etti. Bu yüzden çirkin bir harekette bulunmuş." dedi. Resûlullah (s.a.v.) de onu affetti.
Bedir Gazâsı'nda, Allâhü Teâlâ'nın yardımıyla İslâm ordusu, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerini ortadan kaldırdı. İşte bundan sonra İbn-i Übeyy ve onun yardakçıları; "Artık Bedir Savaşı, İslâm'ın açık bir zaferidir" dediler. Resûlullah (s.a.v.)'e biat edip Müslüman olduklarını söylediler. Ancak bu münafıkların, Müslüman olmaları sadece zâhirde idi. Gerçekte, kinlerini ve düşmanlıklarını içlerinde gizleyerek, her fırsatta fitne çıkarmaya devam ettiler.
1988-Emirdağ hanım Nur Talebelerinden Firdevs Soker vefat etti.
2009-Nur Talebelerinden Mustafa Ramazanoğlu (Oruç) vefat etti.
10
PERŞEMBE
THURSDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET Allah pek buyuk lutuf ve ihsan sahibidir.
Bakara Suresi: 105
BİR HADİS
Kıskançlıktan şiddetle kaçının!
C
Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, "Ebed, ebed!" sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, o ebed için mahlûktur.
1877 - Edison, pikapı (ses kayıt cihazı) icat ettiğini duyurdu.
1952 - ABD ilk hidrojen bombasını Pasifik'te patlattı.
1955 - Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere'nin katılımıyla Bağdat Paktı kuruldu.
21
PERŞEMBE
THURSDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
Size bir zarar dokunduğu zaman yalnız Ona
yalvarırsınız.
Nahl Suresi: 53
BİR HADİS
Dünyada insanlara en çok eziyet veren, Kıyamet Günü Allah katında en çok azap
görecek olandır.
Müsned, 3: 403
Kur'ân bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Her asır, nusus ve muhkematını teslim ve kabul ile beraber, tetimmat kabilinden, hakaik-i hafiyesinden dahi hissesini alır, başkasının gizli kalmış hissesine ilişmez. Mektubat
Vahideddin'in bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrılması.
1930 - Serbest Cumhuriyet Fırkası kendini feshetti.
1977 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden İbrahim Mırmır vefat etti.
26 1447
C.EVVEL
RUMI: 4 T.SANİ 1441 KASIM: 10
KASIM
17
PAZARTESİ
Doğu da, batı da Allah'ındır.
O dilediğini dosdoğru bir
yola iletir.
Bakara Suresi: 142
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır.
Buharî, Edeb: 106
Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikati tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakîmi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.
Hz. All r.a. Resulüllah S.A. efendimize, şu şekilde salavat oku-mayı bize belletti:
«Allahım.
Ey yerleri ve semaları, maddesiz ve örneksiz vücuda getiren; iç lerinde bulunan bu acalb işler ve eşsiz san'at eserleri tam kudretine ve varlığına delil olan; cümle âlemleri ve kâinatı yoktan var eyle yip cümlesinde istediği ve dilediği gibi tasarruf eden şanı yüce, nimeti herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Allahım.
«Allahım, ey yerleri, dağları ve dereleri donatan, ey yüksek se-maları, arşı, kürsiyi maddesiz olarak yoktan yaratan, ey kalbleri di. lediği işe zorla çeken ve hükmünü onlarda yerine getiren, yani: Yara-tıldıkları şeye.. O KALB'lerin hem şakilerini hem de saidlerini hük-müne çeken..»
Burada anlatılan:
«KALB.»
Lafzından murad, insandır. Bir parçası anlatılmıştır; ama tümü murad edilmiştir. Kalbin kendisi de murad edilmiş olabilir.
Kalb, insan vücudunda, tüm duyguların padişahıdır; sair duygu-lar da tebaası sayılır. Kalb iyiliğe çevrildiği zaman diğer duygular da iyiliğe çevrilir. Kalb fesad olduğu zaman, tüm duygular da fe-sad olur.
Burada izah edilmesi gereken bir cümle de:
«Şakilerini ve saidlerini..>>>
Cümlesidir. Bu cümlenin daha açık manası:
Müminleri ve kafirleri..
tır. Demeğe gelir. Ancak, bazıları bunları, kalblere sıfat olarak almış-
Netice mana şudur:
Müminlerin ve kâfirlerin kalblerini, dilediği yöne çeken, dile-diğine hidayet eden ve dilediğini hüsranda bırakan..
Nitekim, bu manada Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle anlattı:
«Said olan, anasının karnında iken saiddir; şaki olan anasının karnında iken şakidir.>>>
Ne var ki, bu hadis-i şerifte beyan edilen durum, ilahi ilimdeki duruma göredir. Böyle olunca, bir cebir lazım gelmez.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Salavat-ı şerifelerin en değerlilerini, artmakta olan bereket-lerini, bütün incelikleri ile şefkatini Muhammed için kıl.>>
Bu cümlenin kısa şerhini şöyle yapabiliriz:
Allahım, türlü türlü rahmetlerini, çeşit çeşit ihsanlarını, bun-ların da emsaline nazaran en üstünlerini, her çeşit nimetlerini, iyilik-
448 lerin bütün çeşitlerini, her an gelisip artan bereketlerini, kendisin den hiç ayrılmayan şefkatini ve merhametini Resulüllah B.A. efen-dimize tahsis eyle.
Çünkü: Resulüllah S.A. efendimiz, tüm kemal sıfatlarını özünde toplamıştır, Inzal buyurulan kitapların hemen hepsinde; onların gön derildiği nebilerin ve resullerin dillerinde dünyaya tearif etmeden ev-mete kadar ebrar, salih zatların ve meleklerin dili ile övülüp sena edi vel çok çok övülmüştür. Bu Aleme tesrif ettikten sonra da; taa, kıya lecektir.
İşte, bütün İhsanını ya Rabbi, böyle bir zata tahsis eyle, Çünkü:
«Senin kulundur, Resulündür.
Gerek ruhlar âleminde, gerekse, bu vücud âleminde ibadette de-vamlı olmuştur. Hüda hizmetinde kalmıştır. Kalb ve kalıb olarak, Al-Jah'ın zikrinden hiç ayrılmamıştır. İşte o: Kulluğa layık bir kulundur.
Ayrıca o: Bütün yaratılmışlara peygamber olarak gönderilmiştir. Getirdiği şeriat, nesihten ve tebdil olmaktan yana beridir. Taa, kıya mete kadar devam edip sabit kalacaktır.
İşte o: Kur'an'la gönderilmiş olup, cümle ulu faziletli bir re-sulündür. Öyle bir resuldür ki:
<>>
Yani: Bütün dünya, küfür zulmetleri ile kapalı dururken, Resu-Jüllah S.A. efendimiz, nübüvvet ve risalet nuru ile o zulmet yerleri fethedip açtı. İman nuru ile nurlandırdı. Yüce Hakkın rızasına onları kavuşturdu. İki cihanın saadetine erdirdi. Böyle bir eriş, zor ve ka-palı iken o Herkese ayan beyan anlattı; bütün müşkilleri çözüp açtı. Sonra:
«Daha önce gelenlerin tamamlayıcısı oldu.>>>
Bu cümlenın kısa şerhi şudur:
Kendisinden önce gelen nebilerin ve resullerin getirdiklerinin daha kemallisini ve daha tamamını getirip tamamladı ve NEBİLERİN HATEMİ oldu. Kaldı ki Kur'an-ı Kerim'de Allah-ü Taala şöyle buyur-du:
«Ve.. NEBİLERİN HATEMİ..» (33/40)
Yani: Peygamberlerin sonuncusu..
Sehliye nüshasında bu tertipte gelmiştir. Bazı nüshalarda ise, son anlatılan iki cümle yer değiştirmekte ve şöyle olmaktadır:
«Daha öncekilerin tamamlayıcısı oldu.»
<>>
Ayrıca o:
«Hakkı ilan edendir; ama HAK'la.»
Bu cümlede geçen birinci HAK'tan murad, İslâm dinidir; ikinci HAK ile de, Yüce Hakkın kendisi murad edilmektedir ki:
Rosulullah (O, Hasenatın en üstünüdür!) buyurdu. (108)
Ebd Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz Imanınızı ye nileyiniz's buyurdu.
VA Resulallah! Imanımızı nasıl yenileyelim?» diye soruldu. Peygamberimiz LA Hahe mallah sözünü çok çok söyleyerek!. buyurdu (100)
Vine Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre: Peygamberimiz «Her kim, günde yüz kerre (la lähe illallahü vahdehů lâşerike leh lehülmülkü ve lehülhamdü yuhyl ve yümit ve hüve alû külli şey'in kadir Allah-dan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun şeriki yoktur. Mülk, Onun-dur. Hamd, Ona mahsustur. O, diriltirdir, öldürürdür. O, her şeye ka-dirdir.) derse, on köle Azad etmiş kadar kendisine Sevab vardır. Ay-rica, yüz Hasene yazılır ve kendisinin yüz günahı da, silinir.
O gününde, ona akşama kadar Şeytandan korunma olur.
Hiç kimse, bundan daha fazlasını yapmadıkça, onun getirdiğin-den daha üstününü getiremez! buyurmuştur. (110)
Bir Bedevi gelip «Ey Allah'ın Peygamberi! Bana, bir kelâm öğret ki, onu, söyleyip durayım?» dedi.
Peygamberimiz (La ilahe illallahü vahdehû là şerike leh, Allâhü ekberű kebiren velhamdü lillahi kesiren Sübhanallahi Rabbil'âlemin.
Lå havle vela kuvvete illa billähil'azizil'hakim.) del buyurdu.
Bedevi Bunların hepsi, yüce Rabbim İçindir.
Kendim için, ne diyeyim?» dedi.
Peygamberimiz (Allâhümmağfirli verhamni vehdini verzukni = Allahım! Boni yarlığa! Bana merhamet et! Bana hidâyet ver! Beni ruaklandır!) del buyurdu, (111)
Ya Resûlallah! Allah'a hangi söz daha sevimlidir?» diye sorulun-ca, Peygamberimiz:
(108) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 169, Heysemi. Mecmauzzevaid c. 10, s. 81. (100) Ahmed b. Hanbel ve Taberâni'den naklen Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 82 (110) Malik Muvatta' c. 1, s. 209, Buhari Sahih c. 4, s. 95, c. 7, s. 167, Müslim Sahih e. 4, s. 2071, Tirmizi Sünen c. 5, s. 512
(111) Ahmed b. Hanbel Müsned e. 1, s. 185, Müslim Sahih c. 4, s. 2072
Yüce Allah'ın, Melekleri, kulları için seçmiş olduğu (Sübhanal-lAhi ve bihamdihi) sözüdür. (112)
İki kelime vardır ki, dilde hafif, Terazide ağırdır ve Rahman olan Allah'a pek sevgilidir.
Onlar (Sübhanallahi ve bihamdihl, Sübhanallahil'azim) dır.» (113)
Her kim, sabaha eriştiği, akşama eriştiği sırada yüz kerre (Süb-hanallahi ve bihamdihi) derse, Kıyamet günü, hiç bir kimse, onun oku-duğu bu Düadan daha üstününü getiremez.
Ancak, onun söylediği bu Düa kadar söylemiş olan veya ondan daha fazlasını söylemiş bulunan kimse müstesnâdır.» (114)
«Kim, bir günde, yüz kerre (Sübhanallahi ve bihamdihi) derse, onun günahları, deniz köpüğü gibi de, olsa, silinir! buyurmuştur. (115)
Peygamberimiz «Sizden birinizin, her gün, bin Hasene kazanma-ğa gücü yetmez mi?» diye sordu.
Peygamberimizin yanında oturanlardan birisi «Her hangi biri-miz, bin Haseneyi nasıl kazana bilecek?!» diye sordu.
Peygamberimiz «Her hangi biriniz, yüz kerre (Sübhanallah) di-yerek tesbih ederse, kendisine bin Hasene yazılır ve bin günahı da, silinir!» buyurdu. (116)
Peygamberimiz «Sizlerden her hangi birinizin, her gün, Uhud da-ğı kadar amel etmeğe gücü yeter mi?» diye sordu.
(112) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 148, Müslim Sahih e. 4, s. 2093-2094, Nevevi Kiyabülezkůr s. 19
(113) Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim Sahih c. 4, s. 2072, Tirmizi Sünen c. 5, s. 512, İbn-i Mâce Sünen c. 2, n. 1251
(114) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 371, Müslim Sahih c. 4, s. 2071, Tir-mizi Sünen c. 5, s. 513
(115) Malik Muvatta' c. 1, s. 200-210, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim Sahih c. 4, s. 2071, Tirmizi Sünen c. 5, s. 511-512
(116) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 174, Müslim Sahih c. 4, s. 2073, Tir-mizi Sünen c. 5, в. 510-511
(سوال (1) كن وقصارى زمانه حاله احضار المحور خود الا بيلان مصارع مسفر سیاہ (نمونوں سے
وکری ندیه اشار ند ر ؟
[ الخوان ) هبر نادى انوار تو مقامك سامعه ور دیگی و هستندن طولاف بوطيازك مانہ میں ولو فيالى اولسون - نورمن از وسنده بولونہ سامعدن آرزویی تضمین خون، صبیحہ مصارع اله بکہ لو وقعہ زمانه حاله كتر بلورك سامعك همان تصور المدر. وكذا مصارع صبحری لکسور کلوب تازه لمحكه براى استمراری و دوامی اقتضا پدر و بورك استمراردن باوطان کورولتونن ده دوامنه ایما وار در
(أصابع هو قول قاره موفور بان اور برمان وجارى لكن موراده با رمان مع اولان اصابعك فوللا نيلمي، او نارك حيرت و دهشتهارندن طولاي صول دره تاشفية العالمية
اشار تدر
في أذينية ) بو كلام، وعدك صداسندن او ناگرن او غرار قاری او بله به شدت خود اشارند که اگر رعد، او نارك قولا قالم ينك بنجره سندن ايجرى كره جن اولورسه در حال روحاری أغير لرينك قابو سندن طيارى فيها جقدر. وكذا، بو قید ده چومه کوزن و لطیف بر ایما وار در که وقتا که اونار کند بالرین ایدیله نصیحتهاری و ندای حقی، قولا قار يني الجيوب المجرية المادير سماوات جهتندن قولا قادرينك جبه مى رعد و برقك طوب و انجينية المرينه طوتولدی او ذكر او زمان خبر ايجون طبقاد قارى قولا فاديني ، تجدى ده شر و عذاب الجون طبقا معه مجبور اولد يله
الجزاء مِنْ جِنْسِ العمل ) اوت، سرقت آل ليله يا بلد يفندن، ال كسيلي. فنا سوزلر آغير ايام سویانند گند به آغزه دور ولور . اویله کرده ندامت ايجون صباغ التي آغزين و خجالت ايجون حول
التي كوزلرينه قورلي.
( من الصواعق ) بو مقامده رعد و برقك يولجياره ضرر وير مكده متحد اولد قادرينه اشارتاً، بالكنز برقك صفحتي اولان صاعقه نك ذكر يله اكتفا الديله وك، وعدك صفتى ترك ايو يا شد. فقط صاعقه، شد تالی به صورت ایله یا قیمی بر آتشد من عبارت اولديغي جهتار، وعدك كور و لتوسي ده تضمن ايتمن بولونويور. بو اعتبار له رعدك صفتح ده ذكر ايديال من ديمكدر.
Sual: Gecen vakaları zamanı hale theår için kullanılan muzări sigastyla'nin zıkri neye işarettir?
Elcevab: Hayretleri arttıran şu makamın såmia verdiği dehşetten dolayı, yolcuların hadisesim -velev hayali olsun görmek arzusunda bulunan samin arzusunu tatmin için, siga-yı muzări ile geçen o vak'a zaman-ı hale getirilerek sâmün hayaline tasvir edilmiştir. Ve keza muzări sigası, ikide bir kesilip tazelenmekle beraber, istimrån ve devam iktiza eder. Ve bunun istimrarından bulutun gürültüsünün de devamına îmå vardır.
السابعة Kulaklara sokulabilen ancak parmak uçları iken, burada parmak ma'nâsına olan in kullanılması, onların hayret ve dehşetlerinden dolayı son derece şaşkınlıklarına işarettir.
الآية Bu kelam, ra'dın sadāsından onların uğradıkları öyle bir şiddet-i havfe işarettir ki, eğer ra'd, onların kulaklarının penceresinden içeri girecek olursa, derhål ruhları ağızlarının kapısından dışarı kaçacaktır. Ve kezâ, bu kayıdda çok güzel ve latif bir îmå vardır ki: Vaktå ki onlar, kendilerine edilen nasihatleri ve nidâ-yı hakkı, kulaklarını açıp içerisine almadılar. Semâvât cihetinden kulaklarının cebhesi ra'd ve berkin top ve mancınıklarına tutuldu. Onlar o zaman hayır için tıkadıkları kulaklarını, şimdi de
şer ve azab için tıkamaya mecbûr oldular. الجزاء من جني العمل Evet, sirkat el ile yapıldığından, el kesilir. Fená sözler ağız ile söylendiğinden, ağıza vurulur. Öyleler de nedämet için sağ elini ağzına ve hacâlet için sol elini gözlerine korlar.
من الشوايق Bu makamda ra'd ve berkin yolculara zarar vermekte müttehid olduklarına işareten, yalnız berkin sıfatı olan sâikanın zikriyle iktifâ edilerek, ra'dın sıfatı terk edilmiştir. Fakat sâika, şiddetli bir savt ile yakıcı bir ateşten ibåret olduğu cihetle, ra'dın gürültüsünü de tazammun etmiş bulunuyor. Bu i'tibârla ra'dın sıfatı da zikredilmiş demektir.
heyet 1 : هيئت sekil, görünüş 2 durum 3.toplu luk 4.kurul, belli bir iş ve görev için bir araya gelmiş kişilerin meydana getirdiği topluluk 5.bütün, bütünlük 6.astronomi, yıldızları ve gök cisimlerini inceleyen ilim
heyet-i ali 1 : هیئت عالی yüksek topluluk 2 yük sek kurul
heyet-i aliye-i Ilmiye هیئت عالية علميه : yüksek ilim kurulu
heyeti etvar هیئت اطوار : davranış tarzının bü-tünü ile
heyet-i askeriye هیئت عسکر به : askeri heyet, as-
kerler topluluğu
heyet-i fa'ale هیئت فعاله : çalışkan topluluk
heyet-i hafife هيئت حقیقه : )kuruluş bakımın dan) kolay olan bütünlük
heyet-i hakime هیئت حاکمه : mahkemedeki kimler kurulu
heyet-i ictimaiye هيئت إجتماعيه : toplum, toplu-luk; toplum birliği ve bütünlüğü
heyet-i İçtimalye-i beseriye هيئت إجتماعية بشريه insan toplumu; insan toplumundaki birlik ve bütünlük
356
heyet-i içtimaiye-i İslamiye هیئت إجتماعية إسلاميه : İslâm toplumu, İslâm toplumundaki birlik ve bütünlük
heyet-i idare هیئت إداره : idare heyeti yönetim kurulu, yöneticiler topluluğu
heyet-i ilmiye هيئت علميه : ilim kurulu, din ilim-
hezeyan- fik
lerinde yetkili olan kurul
heyet-i ilmiye ve içtimalye هیئت علمیه و اجتماعیه ilim ve toplum olayları ile uğraşan
heyet-i ilmiye ve fenniye هیئت علمیه و فنيه lim ve fen heyeti, ilim ve teknik kurulu
heyet-i İslamiye هیئت إسلاميه : Islam toplumu heyet-i mecmua هیئت مجموعه : batan bütün
lük, toplu hal, topyekün durum, topluluk ha lindeki şekil
heyet-i mecmua-l Insaniye هیئت مجموعة إنسانيه insan topluluğunun bütünü, insanların bütü nü
heyet-i mecmua alem هیئت مجموعة عالم : natın bütünü, kainatı meydana getiren var lıklar topluluğunun bütünü
heyet-i müşavere هیئت مشاوره : danışma kurulu heyet-i sıhhiye هیئت صحیه : sağlık kurulu
heyet-i suret هیئت صورت : dis görüntü, dış gö rüntünün bütünlüğü ve şekli
heyet-i umumiye 1 : هیئت عمومیه genel gör nüş, genel şekil, genel durum, genel bütünlük 2 genel kurul
heyet-i ülema هیئت علماء : din alimleri kurulu
heyeti vekile هیئت وکیله : bakanlar kurulu
hükümet
heyet-i vükela هیئت وکلاء : )bak heyet-i vekile(
heyet-i zabita هیئت ضابطه : güvenlik görevlileri,
polis veya jandarma
heyhat هيهات : ne yazıkki, çok yazık
هيكل الليل.canlı varlıkların katı madde-lerden yapılmış şekli 2.anıt, abide
heykeltıraş هیکلتراش : heykel yapıcı, heykel sa-
natcısı
heyula 1 : هولاء.eski felsefede şekil kazanma-mış madde, ilk madde 2.korkulu hayal, ürkü-tücü şey
العين eyyin : kolay
hezaran 1 : هزاران.binler, binlerce, pek çok 2.bülbüller
hezecat هزجات : yağmur çisiltisi, yağmur sesi
hezeliyat 1 : هزليات.saçma sapan ve tutarsız sözler 2.ciddi olmayan şaka ve eğlence sözler
hezeyan هذيان : saçmalama, abuk sabuk ko-nuşma, deli saçması
hezeyan-ı fikri هذيان فکری : düşünce saçmalığı düşüncede saçmalık ve abuk sabukluk
fırtınası: 120 kadar tekne battı ve Unkapanı Köprüsü parçalandı.
1961 - Adalet Partisi, Ragıp Gümüşpala'nın başkanlığında kuruldu.
11
CUMA
FRIDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Bile bile Allah'a eş ve ortak koşmayın.
Bakara Suresi: 22
BİR HADİS Sılayı terk eden (akrabadan ilişkisini kesen), Cennete giremez.
C
Bu menziden ayrıldığın gibi bu şehirden de çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış, vücudunu mucidine feda et; mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.
Allâhü Teâlâ, Ahzab Sûresi'nin 32, 33 ve 34. âyet-i celîlelerinde Peygamberimiz (s.a.v.)'in påk zevcelerine hitâb etmiştir. Bu âyet-i kerîmeler şöyle tefsir edilmiştir:
"Ey Peygamberin hanımları! Siz, peygamberlerin en hayırlısının zevceleri ve bütün müminlerin anneleri olmakla fazilet ve şerefte diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer hâlinize lâyık olan takvå sahibi iseniz, yabancı erkeklere karşı sözü, yumuşakça söylemeyin, sonra kalbinde bir fesat ve kötülüğe meyil bulunan kimseler, tamaha düşer. Töhmete ve tamaha sebep olacak sözlerden kaçınıp maruf yani yapmacıktan uzak, İslâm'a uygun söz söyleyin.
Vakar ve sekînet ile evlerinizde oturun. Dışarıya çıktığınız zaman da evvelki câhiliyet devri kadınları gibi süslerinizi göstere göstere yürümeyin. Evlerinizde otururken boş ve âtıl da durmayın; bedenî ibâdetlerin aslı olan namazı dosdoğru kılın. Mâlî ibâdetlerin aslı olan zekâtı verin. Diğer bütün emir ve nehiylerde de Allâh'a ve Resûlüne itaat edin.
Ey Ehl-i Beyt, bunları size emir buyurmakla Allah, sizden ancak hakkınızda meydana gelebilecek töhmet kirini gidermek ve sizi günahlardan tertemiz yapmak ister.
Ey Peygamberin hanımları! Evlerinizde, tilâvet olunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın, toplanıp müzakere edin, yani Kur'ân-ı Kerîm'i ve sünnetleri öğrenin, düşünün. Allâhü Teâlâ'nın ve Resûlünün emirlerini öğrenip ilim tahsîl edin, mazhar olduğunuz şan ve şerefi hatırınızdan çıkarmayıp şükrünü edâ edin. Muhakkak Allâh, Latîf (kullarına çok lütuf sahibi) ve Habîr (her şeyden hakkıyla haberdar)dır."
Bu âyet-i kerîmelerde, Ezvâc-ı Tâhirât'ın tamamının Ehl-i Beyt'ten olduğu, Resûlullah (s.a.v.) Efendimize zevce olmakla diğer bütün kadınlardan şerefli ve faziletli oldukları ifade buyurulmuştur. Bütün Müslüman kadınların, Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem'in zevcelerinin sîret ve ahlâkını numûne almaları, elbette onlar için bir vazife ve şereftir.
1922 - Lozan Konferansı'nın açılış töreni yapıldı.
1943 - İstanbul Teknik Üniversitesi kuruldu.
1959 - Birleşmiş
Milletler, Çocuk Hakları Deklarasyonunu yayınladı.
20
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
KASIM
NOVEMBER
BIR AYET
Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden artakalanı bırakın.
Bakara Suresi: 278
BİR HADİS
Zinâ edenlere Allah şiddetle gazab eder.
Deylemî
Felsefe, her şeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise, her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür. Şualar
1869-Akdeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Süveyş Kanalı açıldı.
1907 - Vali Tahir Paşa'nın, İstanbul'a gidecek olan Bediüzzaman hakkında İkinci Abdülhamid'e bir mektup yazması.
1945 - UNESCO kuruldu.
KASIM
16
PAZAR
25 1447
C.EVVEL
RUMI: 3 T.SANİ 1441
KASIM: 9
Sabır ve hatћада
yardımını isteyin.
Bakara Suresi: 153
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği amel, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlık beslemektir.
Ebu Davud, Sünnet: 2
Şefkat ve hizmete muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak olan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost, sadık muhib olan peder ve validedir. Mektûbât
Demeğe gelir. Bu arada, Yüce Hakkın emirlerini, yasaklarını ve tüm ser'l hükümleri, kendi emir ve fermanına göre mükellefiere açık-ladığını anlatabiliriz.
Salavat-i şerifeye devam edelim:
Batılların ordularını kırdı.»
Bu cümlenin şerhi şöyledir:
Batıla saplanan milletleri, mensuh olmuş batıl dinleri açık-tan anlatmak sureti ile, onların yayılmasına engel oldu ve çevresin. den uzaklaştırdı.
Kelimenin ifade ettiği manaya göre, bir başka şerhi de şöyle ola-
bilir: Tüm batıl olan cemaatleri, yani: Şeytanın ordularını Azazil'in (İblis'in) askerlerini ve onlara tabi olan kafirleri ve müşrikleri helâk edicidir.
Buraya kadar verilen mana:
«Batıllar.»
Lafzını, alışılan şekli ile, batıl olarak aldığımıza göre verilmiştir. Bunu bir de, bahadır, güçlü manalarına almak vardır. Bu durumda
mana şöyle olur:
Öyle bir Muhammed'dir ki, kendisine muhalif olan ve inatia-şan güçlü ve bahadır geçinenlerin cümlesinin askerlerini, Allah'ın yardımı ile kırar.
<>
Bu cümlenin şerhi şudur:
Yüce Hak katından gelen İslâm dinini, şer'i hükümleri açıkça anlatmak ve bütün batılları kırıp yok etmek işinde, emir aldığı gibi daim ve sabit kaldı.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Ertelemeden rızana koştu.»
Bu cümlenin geniş manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine emrolunan şeyleri yerine ge-tirmekte teenni ve tehir etmedi. Gücü yettiği kadar, onları yerine getirmekte acele etti. Onların yerine getirilmesi için de, çok ihtimam gösterip gayret etti.
vel-hatimi limasebaka vel-mu'lin'il-hakka bil-hakkı ved-damiği liceyşat'il-ebatıli kema hummile faztalaa blem-rike bitaatike müstevfizen fi merdati-ke vaiyen livahyike hafızan liahdike maziyen alá nefazi emrike hatta evra kabsen likabisin alâullahi tasılü biehli-hi esbabehu bihi hüdiyet'il-kulubü ba'-de havdat'il-fiteni vel-ismi ve ebhece muzıhat'il-a'lami ve nairat'il-ahkâmi ve münirat'il-İslâmi fehüve eminükel-me'munü ve hazinü ilmikel-Mahzuni ve şehidüke yevm'ed-dini ve beisüke ni'meten ve Resulüke bil-hakkı rah-meten Allahümmefsah lehu fiadnike veczihi müdaafat'il-hyari min fazlike mühennatin lehu gayre mükedderatin min fevzi sevabik'el-mahluli..
öncekileri tamamlayan, hakla hakkı ilan eden, emredildiği biçimde batılların or-dularını kıran.. O, ertelemeden rızana koşup emrinle taatına daldı. Vahyini alır, ahdini tutar, emrinin infazını yapar. Alacaklar için büyük bir nur izhar etti. Al-lah'ın ihsanı, ehline onun sebepleri ile ulaşır. Günah ve fitneler bataklığına dalıp gittikten sonra, kalbler onunla hidayeti buldu. Alenlerin izahını hükümlerin güç yanlarını, İslamın aydınlıklarını beyan eyledi. O, emnlyet edilmiş eminindir. Gizli ilnun hazinedarıdır. Kıyamet günü şahidindir. Nimet olarak yolladığın, hakla rahmet Resulündür, Allahım, Adn cennetinde onun yerini geniş eyle. Fazimdan onn kat kat hayırla mükafatlandır; kedersiz, daima gelen sevap nailiyetinden kendisine hoş olarak.. İlletsiz olarak bol ihsanından ver
«YA Resülallah! Her gün, Uhud dağı kadar amel etmeğe kimin gücü yete Elir? dediler.
Peygamberimiz Hepinizin gücü yeter!» buyurdu.
YA Resûlallah! Bu nasıl ola bilir?» dediler.
Peygamberimiz (Sübhanallah) Uhud'dan daha büyüktür. (Elhamdü lillah) Uhud'den daha büyüktür.
(Allah'ü ekber) Uhud'den daha büyüktür!» buyurdu. (117)
Hz. Ali'ye Öğretilen Tevhid ve Tesbih Kelimeleri:
Hz. All der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (Yarlığanmış olsan bl-le söylediğin zaman, Allah'ın, seni yarlığayacağı bir takım Kelime-leri sana öğreteyim mi?
(Là ilahe illallâhül Halimül Kerim.
La ilahe illallâhül'Aliyyül'Azim.
La ilahe illallahü Sübhanallahi (118) Rabbissemâvâtisseb'l ve
(119) Rabbil'Arşil'azim, Elhamdü lillahi Rabbil'âlemin Halim ve Kerim olan Allah'dan
başka ilah yoktur. Yüce ve Büyük olan Allah'dan başka ilah yoktur.
Yedi kat göklerin Rabbi ve büyük Arş'ın Rabb'ı olan Allah'ı tes-bih ve tenzih ederim.
Ålemlerin Rabb'ı olan Allah'a hamd olsun.) de!» buyurdu.>>> (120)
Hz. Safiyye'ye Öğretilen Tesbih:
Peygamberimizin zevcesi Hz. Safiyye der ki «Tesbih çekmekte kullandığım dört bin hurma çekirdeği önümde bulunduğu sırada, Re-sûlullah Aleyhisselâm, yanıma girdi. (121)
(Ey Huyey'in kızıl Nedir bunlar?) diye sordu. (122) (Bunlarla tesbih çekerim!) dedim. (123)
Resûlullâh Aleyhisselâm (Başına dikildiğim kadar müddet için-de bundan daha çoğunu çekeceğin tesbih yok mu? (124)
Ben, sana, çekmekte olduğun tesbihden daha çok olanını öğre-
teyim mi?) diye sordu. (125)
(117) Taberânî ve Bezzar'dan naklen Heysernî Mecmauzzevaid c. 10, s. 90-91
( 118) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 92, Tirmizi Sünen c. 5, s. 529
(119) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 92
(120) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 92, Tirmizi Sünen c, 5, s. 529
(121) Tirmizi Sünen c. 5, s. 555, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 547
(122) Hâkim Müstedrek c. 1, s. 547
(123) Tirmizi Sünen c. 5, s. 555, Håkim Müstedrek c. 1, s. 547
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselâm (Bübhanallahi adede hallobi Allah'ı, yaratıklarının sayısınca tesbih ederim!) de, bu-yurdu. (126)
Hz. Cüveyrlye'ye Öğretilen Tesbih:
Peygamberimizin zevcelerinden Hz. Cüveyriye, bir gün, sabah na mazını kıldığı sırada veya kıldıktan sonra (127), namazgahında (128), düA (129) ve Allah'ı zikr ederken (130), Peygamberimiz, onun yanına uğrayıp (131) ayrılmıştı. (132)
Kaba kuşluk vakti (133) veya gündüzün yarısı olduğu sıralara doğru döndü.
Hz. Cüveyriye'nin yanına uğradı. (134)
Hz. Cüveyriye, hâlâ, namazgâhında idi. (135)
Peygamberimiz «Sen, hâlâ, yanından ayrıldığım sıradaki hal üze re mi devam ediyorsun?!» diye sordu,
Hz. Cüveyriye «Evet!» dedi. (136)
Peygamberimiz «Ben, senden sonra, üç kerre, dört Kelime söyle-dim ki, bu gün, sabahtan beri senin söylediklerinle tartılsa, onlardan daha ağır gelir! (137)
Dikkat et! (138) Okuyacağın (139) o Kelimeleri sana da, öğre teyim (140)
(126) Tirmizi Sünen c. 5, s. 555, Hakim Müstedrek c. 1, s. 547
(127) Müslim Sahih c. 4, s. 2091, İbn-i Mice Sünen c. 2, s. 1251
(128) Ahmed b. Hanbel Müsned e. 6, s. 430, Müslim Sahih c. 4, s. 2090, Ebû
Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556
(129) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430
(130) İbn-i Mâce Sünen c. 2, 8. 1251
(131) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 6, s. 430, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, Ibn-1 Mâce Sünen c. 2, 8.1251
(132) Müslim Sahih c. 4, s. 2000, Ebû Davud Sünen c. 2, 8. 81
(133) İbn-i Sa'd Tabakat c. 8, s. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 2000
(134) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430, Tirmizi Sünen c. 5, в. 556
(135) Müslim Sahih c. 4, s. 2090, Ebû Davud Sünen c. 2, 8. 81
(136) Ahmed b. Hanbel Mümed c. 6, s. 430, Müslim Sahih c. 4, s. 2000, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizî Sünen c. 5, s. 556, Nesal Sünen c. 3, 8. 77 (137) Ibn-i Sa'd Tabakat c, 8, s. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 2000, Ebû Davud -
Sünen c. 2, 8. 81, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1251-1252 (138) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556
(139) Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, Nesal Sünen c. 3, s. 77
(140) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430, Tirmizi Sünen c. 5, п. 556
(حذر الوب) يعني بوطيارك صاعقه اره فارتو با ما فاريله بايد قاری او لولوج مرا دوبری مال، أولاد، اشیا و سازه کی مبارک فورفوسندن دیار الحق مانارینی جهنمه نایم ایده های اولیه تولومك فورفوسندندر جونکه مصيبتك بماغي لميله طابا در اوزار سود کاری نقيح رينه لد المولى مراح انتزای آن تولومی و حفظ حیاتی دو مونوپر
(والله محيط بالكافرين ) بو حملہ دہ بولونان قلم البرك وريله مناسبدارين و افاده ایندکاری
نکته کره کلنجه
) آزارنده مناسبت ولو نامه ایکی شیئی بر برینه عطف اید نه بر کند. بورزاده ایمه، ما قبلبل ما بعدی آراسنده و مناسبت کو روغييور. فقط برنجی تمثیل ایله ایلنجی تمثی اول آراسنده کی مناسبته با قارم، شویله سلسلولی به قاع جمله بي اخطار البديور
او نار، شنلكى اولان بر لردن فرار ابتديل. شهر ليلكدن نفرت ابتديلي كيجه تك استراحت زمانی اولدیفه دائر قانونه مخالفت ابتديلر. هم نصحتهاره اطاعت ایتم به رن، حدانکه بجا ناری چول کرده ایمہ کی صحر الره دو شدید ان نهایت جیبت و خسرانه او غرا با رم هر طرفين
اللهك بالاسنه معروض فالديلي .
(الله) بو حکمه مبارکه اید، او نارك حسون امید و رجال ينك كسیل دیگه اشار تندر. چونکه مصیب نزده اولان بر آدم. اول و آخر اللهك مرحمته النجا المطله متلى اولور. ما البوكر اللهمك
شهر و غضبه منحه الانا، البته البته نجانی به ایدی و رای کسیایر (مجید) کاری وزاری خاطره بدون معيبارك الحمل آثار عظمتی اولديغنه الشارند.
یعنی کو گر، بلوطالر، یا غموریری کیه لی، او ناره جهات سته به هجوم ایتد کاری کبی، اللهالاده غضب و بلیاتی اوناری هر طرفدن احاطه این شدر وكذا اللهك بنون كائناتي احاطه ليدن علم و قدرتی و بتونه ذراته شامل اولان امرالری کوز او گنه کتیر بایرن (محیط) کلم سندن شویله بر اخطار فيشقير معه باشلار:
رای ما فرار ! سماوات و ارضك طيشارينه حيها ما زسکن داخلده این هر نره به قاچاجعه اولورسه کز او لیکن الله علم و قدر تيله هر يرد حاضر و ناظر در )
Vant, yokularm stikalara kara parmaklarla vapuklar o guhiny midafaalan wd evlid, wav vestire abu sevlera korkusumidan degiklo Ancak camlarum cehenneme teslim edecek olan chimin korkumundam Canks musibetin biçağ Kemige Javanunatu. Onlar sevdiklen şeylerden hiybunsne kederlenmeeles, merak etmezler Ancak ölümü ve lutza havati dusünürler.
() aralarunda münasebet bulunan iki şeyi birbirine atfeden bir Alettir. Burada ise, måkabliyle maba'di arasında bir münasebet görünmüyor.
Fakat birinci temsil de ikinci temsiın arasındakı münasebete bakarak, söyle silsileli birkaç cümleyi
shtår ediyor
Oular, senlikli olan yerlerden firar ettiler.
Şehirlilikten nefret ettiler. Gecenin istirahat zamanı olduğuna dair kanuna muhalefet ettiler.
Hem nasihatlere itäat etmeyerek, sanki necatları collerde imiş gibi sahrálara düştüler. En nihayet haybet ve husrana uğrayarak, her taraftan Allah'ım belasma ma'růz kaldılar.
Bu kelimesi mübareke ise, onların son ümid ve recålarum kesildiğine işarettir. Çünki musibetzede olan bir adam, evvel ve åhir Allah'ın merhametine iltică etmekle müteselli olur. Halbuki Allah'ın kalır ve gazabına müstehak olanın, elbette ve elbette
necâtından ümidi ve recası kesilir. فيل kelimesi, onları ihåta eden musibetlerin, Allah'ın äsår-ı azameti olduğuna işarettir.
Yani gökler, bulutlar, yağmurlar, geceler, onlara cihat-1 sitteden hücum ettikleri gibi, Allah'ın da gazab ve beliyyatı onları her taraftan ihåta etmiştir. Ve keză, Allah'ın bütün kainâtı ihâta eden
ilim ve kudreti ve bütün zerråta şamil olan emirleri göz önüne getirilirse, kelimesinden şöyle bir ihtår fışkırmaya başlar:
"Ey käfirler! Semávát ve arzın dışarısına çıkamazsınız. Dahilde ise, her nereye kaçacak olursanız olunuz, Allah ilim ve kudretiyle her yerde hazır ve nåzırdır."
5938. Gemi sallanabilir, ama batmaz. (Paris kentinin dövizi.)
5939, Gençler ölüme gider, ölüm yaşlılara gelir.
5940. Gençler umutlarıyla, yaşlılarsa anılarıyla yaşar.
5941. Gençliğinde çılgınlık yapmayan, bunu yaşlandıktan sonra yapar.
5942. Gençliğini kötü kullanmayı sürdürürsen, yalnız kemiklerini eskitmezsin
5943. Gençlik bilse, yaşlılık yapabilse. (Ivi bir eğitim bize gençlikte bilgi, yaşlılıkla .
güç verir.) 5944. Gerçeği öğrenmek için, yanlışı ileri sürerler. (On plaide le faux pour savoir le vrai.)
5945. Gerçeği sev, güzele şaş, iyiyi işle!
5946. Gerçek dost, kara günde belli olur. (On connaît le véritable ami dans le besoin.)
5947. Gerçek, her zaman acıdır. (Il n'y a que la vérité qui blesse.)
5948. Gerçek, her zaman ayrıntıda gizlidir.
5949. Gerçek soyluluk kanda değil, yürektedir.
5950. Gerçek, vizesiz gezer.
5951. Gerçek yağcı, efendisi yellendiğinde derin nefes alan adamdır.
5952. Gezen tilki, uyuyan aslandan yeğdir. (Mieux vaut user des souliers que des draps.)
5953. Giz denli ağır bir şey yoktur.
5954. Göğü kuşsuz, denizi bulutsuz, kadını örgütsüz. (Nice "Nis" kenti için söylenir.)
5955. Gök çok gürleyince, az yağmur yağar. (Lorsqu'on entend beacoup le tonnerre, il pleut peu.)
5956. Gök gürleyince, hepimiz Tanrı'ya inanırız. (Nous sommes tous croyants quand le tonnerre gronde.)
5957. Gök kandil!
5958. Gönül asla kocamaz. (Le coeur ne vieillit jamais.)
5959. Gönülsüz köpek, av avlamaz. (Chien qui chasse contre son gré ne prend pas de gibier.)
5960. Gördüğün her sakallıyı baban sanma. (Comparaison n'est pas toujours raison.)
5961. Görmemişin oğlu olmuş,... çeke çeke koparmış. (Vilain enrichi ne connaît ni parents, ni amis.)
5962. Görünen köy, kılavuz istemez. (Pour le village que l'on voit de loin, on n'a pas besoin de guide. -A bon vin point d'enseigne.)
5963. Görünüşe aldanmamak. (Il ne faut pas se tromper aux apparences.)
5964. Göz görmeyince, gönül katlanır. (Le coeur ne peut vouloir ce que l'oeil ne peut voir.)
5965.Göz iki, kulak iki, ağız tek; çok görüp, çok işitip az söylemek gerek. (Il y a deux yeux, deux oreilles, mais une seule bouche; done il faut voir et entendre bea-coup, mais parler peu.)
5966. Gözden uzak olan, gönülden de uzak (ırak) olur. (Loin des yeux, loin du coeur. İngilizceye de geçmiştir.)
hiyanet-i vataniye خیانت وطنيه : vatan hainliği, vatan aleyhinde ve zararına çalışma
hiyar خیار : kabakgillerden bir sebze, salatalık
hiyarcık خارج : küçük hıyar
hiyatat حیاطت : terzilik, dikiş dikme işi
hiyatat-r kamile-i muhita-isarat خیاطت محطة صنعت botün canlı varlıkların her bus ne uygun şekilde elbise giydiren kapsayis ve makennel, kusursuz olan terzilik ve dikis sanatı
hayalet خیالت : terzilik, dikiş sanatı
hız خير : sur'at, çabukluk, az zamanda çok yol alma
hızan حرانی : ilmul guyub hizanı bilinmeyen ve görünmeyen ilim hazinesi
Hızır (as( خضر ع ص : Kur'an tefsirlerinde adı geçen Allah'ın (c.c.) makbul bir kulu. Hz. H zır'ın peygamber olup olmadığı konusunda değişik görüşler bulunmasına rağmen velä yeti konusunda ittifak edilmiştir. Bizim gibi maddi ihtiyaçlara bağlı değildir, yiyip içebilir, fakat mecbur değildir. zaman ve mekan şart larına (boyutlarına) da bağlı değildir. bir anda birden çok yerde bulunabilir. bazı evliyaların onunla görüşüp ondan ders aldığı olmuştur veya olmaktadır. bunların manevi makamı hızır makamıdır ve bazen yanlış olarak Hızır (a.s.) ın kendisi zannedilir. Hızır (a.s.)'ın veya hızır makamındaki evliya'nın, zor durumda kalan iyi kullara yardımda bulundukları bil dirilmektedir
Otsuz ve çorak bir mekana oturduğunda an-sızın o otsuz yerin yeşillenmesi sebebiyle, yeşillik mânăsına gelen Hızır namıyla yad edilmiştir.
hiziriye خضریه : Hızır (a.s.)'a ait
hızlan خذلان : yalnız ve yardımcısız kalma, Al-lah'ın (c.c.) rahmetinden uzak kalma
hibe 1 : هه.bağışlama, karşılıksız verme; para-sız verme 2.bağışlanan şey
hibre خبره : birşeyin iç yüzünü doğru şekilde bilme
hicran- layezaliهجران لا يزالى : sonu gelmez ay-nlık acısı, sonsuz ayrılık
hicret 1 : هجرت.göç bir yerden bir yere göç etme 2. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Mek ke'den Medine'ye göç etmesi (mi 622). bu yıla hicret yılı denmiş ve İslâm takviminin (hicri takvimin) başlangıcı olmuştur
hicri 1 : هجرى hicrete ait, hicretle ilgili 2. Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç et tiği yılı ve günü başlangıç olarak kabul eden İslam takvimi
hic hiciv( 1 : هجر yergi, birini veya birşeyi kı namak ve gülünç göstermek için yazılan şiir veya yazı 2 birini veya birşeyi kınama, yerme ve gulünç gösterme
hip 1 : صبح.yok olan, var olmayan, yok denecek kadar az 2.değersiz, önemsiz
hic-der هیچ در : hiç içinde
hic-der hicem هیچ در هیچم : hic içinde hiçim, hi-çin hiçiyim, hiç yok gibi bir şeyim
hic ender هیچ اندر : hiç içinde hiç
hiç ender hiçim هیچ اندر هیچم : hiç içinde hiçim, hiçin hiçiyim, hiç yok gibi birşeyim)
hiçlik هيجلك : yokluk varolmayış
hisahic هیچا هیچ : hiç, yok, bomboş, yokluk
hidayet 1 : هدایت.doğru yola girme, doğru yolu
bulma 2.doğru yol, İslamlık
hidayet-i fitriye هدایت فطریه : fitri hidayet, ya-radılıştan Allah'ın (c.c.) tanıma ve doğru yolu görme yeteneği
hidayet-i Hak هدایت حق : Hakk'in (c.c.) hidaye ti, Allah'ın (c.c.) doğru yola iletmesi
hidayet-i İlahi (ye( هدايت إلهيه : Allah'ın (cc) doğru yola iletmesi
hidayet-i Kur'ani (ye( هدایت قرآنیه : Kur'an hida yeti, Kur'an'ın doğru yolu göstermesi
hidenat- tesbihiye
hidayet-i Rabbaniye هدایت زنانیه : sonsuz rah met sahibinin (Allah'ın c.c.) hidayeti, her şeyin sahibi, yetiştiricisi ve terbiyecisi olan (Rabbin) doğru yola iletmesi
hidayet-ir Rahman هدايت الرحمن : )bak. hida-
yet-i rahman(iye)
hidayet-bahş (hidayetbahs( هدایت بخش : hida yet verici, doğru yolu gösterici
hidayet-dalalet هدایت ضلالت : doğru yola gir me- doğru yoldan sapma yolu gösterici
hidayet-eda هدایت ادا : hidayet verici
hidayet-efsan هدایت اقشان : hidayet yayan, doğ
ru yolu gösteren
hidayet etmek هدایت اينمك : doğru yola ilet mek, doğru yolu göstermek
hidayete ermek هدايته إيرمك : doğru yolu bul-
mak, müslüman olmak
hiddet 1.0 : حدثfke, kızgınlık 2.şiddet, sert davranma 3.(mec.) ceza, cezalandırma 4 dar
gınlık
hiddet-i Rabbaniye حذت رئانیه : Rabbin cezalan dırması; her şeyin sahibi, yetiştirici ve terbi-yecisi olan Allah'ın (c.c.) ceza vermesi
hiddetle حدتله : hiddet göstererek, kızarak,
sert şekilde
hiddetli حدتلی : sinirli, kızgın, sert
hidemat خدمات : hizmetler, görevler
hidemat-ı hayatiye خدمات حیاتیه : hayatın varlı-
ğı, korunması ve devamı için yapılan hizmet-ler
hidemat-ı imaniye خدمات ایمانیه : iman hizmet-leri; dinimizdeki temel inançların anlatılma-sı, açıklanması, ispatlanması, inkarcılığın ve şüphelere karşı savunulması ve güçlendiril-
mesi gibi görevler ve hizmetler
hidemat-ı mahlukat خدمات مخلوقات : mahluka tın hizmetleri, yaradılmış varlıkların yaradı-lış gayesine uygun şekilde görevleri
hidemat-ı meşhude خدمات مشهوده : gözle görü nen hizmetler, varlıkların yaradılış gayeleri-ne uygun şekildeki görülebilen görevleri
hidemat - Nuriye خدمات نوريه: nur risaleleri vasıtasıyla iman ve Kur'an için yapılan hiz-metler
hidemat-ı Rabbaniye خدمات رئانیه : Allah'ın (c.c.) verdiği terbiyeye uyarak varlıkların yap-tıkları hizmetler ve kulluk görevleri
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Mümin, İşlediği her hatasına hemen pişman olup tevbe edendir. Saîd kimse de bu tevbesi üzerine vefat edendir."
Malik bin Dinar rahimehullah, Basra'da yaşamış olan âlim ve zâhidlerin meşhurlarından olup Tâbiîndendir. Hicret'in 131. senesinde vefat etmiştir. Tevbe ederek sâlihlerin yoluna girmesini, kendisi şöyle anlatmıştır:
"Tevbe etmeden evvel zaptiye idim. Günlerim gaflet ve günahlar içinde geçiyordu. Evlendim; sevgisi kalbimi tamamen kaplayan bir kız evladım oldu. Lakin iki yaşını doldurduğunda vefat etti. Üzüntümden kederlere boğuldum, sararıp soldum.
Şâbân ayının on beşinci (yani Berât) gecesi geldiğinde -ki cuma gecesi idi- gaflet içinde yatsı namazını da kılmadan yatmıştım. Rüyamda; kabir ehlinin kabirlerinden çıktıklarını ve bütün yaratılmışların tekrar diriltilip mahşer meydanına toplandıklarını gördüm. Ben de aralarındaydım. Peşimden bir şeyin geldiğini hissettim, dönüp baktığımda, çok büyük, kapkara ve gök gözlü bir ejderha, ağzını açmış, bana doğru süratle geliyordu. Korku içinde hemen kaçmaya başladım. Ondan kaçarken kendisinden güzel kokular saçılan, temiz elbiseli, yaşlı bir zâtla karşılaştım. Selam verdim. Selamımı aldı. Ona: 'Bana yardım et, beni kurtar.' dedim. Bana:
'Ben zayıfım, o canavar ise benden çok daha güçlüdür. Ona güç yetiremem. Veläkin sen, süratle kaçmaya devam et. Umulur ki Allâhü Teâlâ, seni ondan kurtaracak birini karşına çıkarır.' dedi.
Ardıma bakmadan kaçmaya devam ettim. Sonra oradaki en yüksek yerlerden birine çıktım. Oradan Cehennem'in tabakalarını ve korkunç hållerini gördüm. Peşimden kovalayan ejderhanın korkusundan oraya atlayacak oldum. 'Geri dön, sen buranın ehlinden değilsin!' diye bir ses işittim. O söze itimatla oradan döndüm, ejderha da ardımca geliyordu. Tekrar yaşlı adamla karşılaştım ve ona dedim ki:
'Ey ihtiyar! Beni, bu ejderhadan kurtarmanı istemiştim, niçin yapmadın?' Yaşlı adam ağladı ve bana dedi ki:
'Ben zayıfım. Ama sen şu dağa doğru git. Zira orada Müslümanların emanetleri vardır. Eğer senin için de orada bir emanet varsa o, sana yardım edecektir.' (Devamı var)
Allah sizin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Bakara Suresi: 74
CUMARTESİ
SATURDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
BİR HADİS
Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.
C
Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedî hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır.
Şûrâ-yı Ümmet gazetesinde "Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat" ve Şark ve Kürdistan gazetesinde "Kürtler Yine Muhtaçtır" başlıklı makaleleri yayınlandı.
1997 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Bayram Yüksel'in vefatı.
19
SALI
TUESDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
Büruc Suresi: 14
BİR HADİS
İnsanların hırsızlık bakımından en kötüsü rükûunu, sücûdunu ve huşûunu eksik yaparak namazından çalandır.
Müsned, 3:56
Dünya, gelen geçenlerin alış-verişi için yol üstünde kurulmuş bir pazardır.
1988 - Başbakan Turgut Özal, Türkiye'nin Filistin Devleti'ni tanıdığını açıkladı.
Filistin - Bağımsızlık Günü (1988'de ilan edildi).
24 1447
KASIM
15
CUMARTESİ
O gün insana, ileri
götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa
bildirilir.
Kıyamet Suresi: 13
BİR HADİS
Allah katında
amellerin en
C.EVVEL
muhafaza etmektir.
Beyhaki
RUMI: 2 T.SANİ 1441 KASIM: 8
sevimlisi, dili
İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Acizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâle dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı azap içinde kalır.
ala'nın büyük Peygamberine büyük bir ikramıydı. O'na iman etmeyenlerin gözlerini oyarcasına, hakikati gözlerinin içine sokarcasına açık bir ikram.
Bu olaydan sonra Hazreti Ibrahim'e, amcasının kızı Sare iman etti ve Hazreti İbrahim onunla evlendi. İman eden bir başka şahıs da Hazreti İbrahim'in kardeşi Harran'ın oğlu Lût idi. (56)
Artık Hazreti İbrahim buralarda duramazdı. Hanımı Sa-re'yi ve yeğeni Lût'u aldı ve "Ben Rabbime gidiorum, o beni hi-dayet yoluna iletecektir" diyerek Babil şehrini terketti. (57)
Yol Mısır taraflarına idi. Şam bölgesine geldikleri zaman Cenab-ı Mevla, Lût'a peygamberlik ihsan etti. "Sedûm" halkını hak yoluna davet etmesi emredildi. Hazreti Lût, amcasına ve-da ettikten sonra onlardan ayrıldı. "Mü'tefike" kasabasında oturan Sedûm halkına doğru yola çıktı.
***
Nemrud, Hazreti İbrahim'den sonra yine saltanatını aynı hızla, aynı dalalet içinde devam ettirme sevdasındaydı.
Bir gün durup dururken burnuna hücum eden sivri sinek işi karıştırdı. Hiç şüphesiz Yüce Mevla'nın özel olarak vazife verdiği bir hayvandı.
Nemrud derhal elini burnuna götürdü, çıkarmağa çalıştı, ama beceremedi. Sinek adım adım ilerliyor, ilerledikçe Nem-rud deli divane oluyor, çektiği ıstırab feryadlarla, gözyaşlarıyla ifade ediliyordu.
Sinek ilerledikçe ıstırab dayanılmaz bir hal alıyordu. Onu
artık oradan çıkarmanın imkânı kalmamıştı. Aksi gibi hayvan havasızlıktan ölmüyor, gittikçe canlanıyor, gittikçe baskısını artırıyor, darbelerini şiddetlendiriyordu.
Nihayet onun vura vura öldürüleceği kanaati hasıl oldu. Başını duvarlara vurmağa başladı. Tekrar tekrar vuruluyor fa-kat bir fayda vermiyordu. Sadece canını acıtmış oluyordu. Hizmetçiye döndü alnına darbeler indirmesini emretti. Hiz-metçi tereddüt etti. Çünkü işin ucunda ölüm vardı. İlah sulta-nını hem de alnına vura vura dövmek, başının elden gitmesi için davetiye çıkarmak demekti. Durup dururken ölmeğe de hiç hevesli değildi. Fakat Nemrud yuvalarından fırlayan ve ateş saçan gözlerle ona bir defa daha baktı:
Bre ahmak adam, vur dedim sana, diye bağırdı.
O zaman adam ilerledi. Nemrud'un şakağına hafif bir yumruk indirdi. Nemrud sinirlendi. Duvarlara çarpmakla öl-düremediği hayvancağıza bu kadarcık vuruşlar ne yapardı?...
- Hızlı vur, daha hızlı vur...
Etrafında, olanları seyretmenin ötesinde hiçbir şey yapa-mayan aile efradı, tabibler şaşkın ve aciz bir halde bakınıyor-lardı. Adam onlara döndü: Ne yapayım demek istiyordu.
Başlar çaresiz büküldü. İstediğini yap demek istiyorlardı. Fakat el ile vuruşlar bile netice vermiyor, vurmanın verdiği sarsıntı, sineğin yaptığı tahribatın yanında neticesiz kalıyordu.
Sadece bağırmaya, sadece kıvranmağa ve başını duvarlara çarpmağa güç yetirebilen "ilah" (!), bir sineğin oyuncağı ol-muştu.
Artık sinek hedefini tayin etmiş bulunuyordu. İlahın bey-nine kadar varacak, karargâhını orada kuracaktı. Beyne varma-
Mübarek rızanı kazanmak için, kendisine teklif edilen şeyleri ve yapmakla memur olduğu fiilleri yerine getirmek için, tam manası ile ihtimam gösterdi. Ciddi çalışıp gayret sarf etti. Kendisine verilen ağır vazifeleri, yüklü İşleri tasıdı ve batıl orduları kırdı; zarardan uzak etti.
Sehliye nüshasında, salavat-1 serifenin bundan sonraki devamı şöyledir:
«Vahyini alır oldu.>>>
Ki bu cümle aşağıda gelecektir. Ancak, bazı mutemet nüshalarda ve müellifin bu salavat-ı şerifeyi aldığı Şifa kitabının bazı nüshaların-da daha önce şu cümleler yer almaktadır:
Emrolunduğu şeyleri yerine getirmekte, açığa çıkarmakta ve ba-tıl ordularını kırıp def etmekte, zahir ve batın düşmanları ile, yani: Müşrik, kafir, şeytan orduları ile savaşa kalkmakta asla kendisine kor. ku gelmedi; emirleri yerine getirme işinde acze ve zaafa düşmedi.
«Vahyini alır oldu.>>>
Yani: Kendisine vahiy yolu ile gönderdiğin şeyleri tamamı ile zapt edip küllarına fazlasız ve noksansız tebliğ etti. Bunları yapma işinde hiç bir şey, kendisini oyalamadı.
«Sana karşı ahdini tuttu.»
Bu cümle, ifade ettiği mana ile şu demeğe gelir:
Kendisine ahd verip söz aldığın şeyleri yerine getirdi.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Risalet ve nübüvveti tebliğ etmekte, şer'i hükümleri icra etmekte kendisine nekadar llâhi sır ve rabbani ilham eylemiş isen, ki bunları kendisinden başkası bilemez; bunların gereğini yerine getirmeye de-
vam etti. Onlara tam manası ile riayet etti.
«Emrini infazda devam etti.>>>
Bu cümlenin şerhi şöyledir: Yüce emrini yerine getirmek işinde; o emirleri aldıktan itibaren, beka sarayına teşrif edinceye kadar, ku-sursuz ve tehirsiz devam edip durdu.
« O kadar ki, alacaklar için büyük bir nur izhar eyledi.>>>
Bu cümlenin ifade ettiği mana da şudur: Küfür, dalâlet, alçak-lık, cehalette kalıp hidayete talib olanlara.. yani: Cehalet ve dalâlet-lerini açıp gidermek isteyenlere Iman İslâm nurunu, şer'i ahkâmın nurlarını açarak; onları küfür ve dalâletlerinden, alçaklık ve ceha-letlerinden kurtardı. İman nuru ile nurlandırdı.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allah'ın ihsanı onun EHL'ine, onun SEBEPLER'i ile ulaşır.»
Allah-ü TañIA, Resulüllah S.A. efendimizin ehline, dünyada ve Ahirette sayıya, hesaba gelmeyen çeşitli nimetlerini ve ihsanını ulaş
Bu cümlede geçen:
EHL.
Lafından murad ise, imandır İslâmdır. Ayrıca, şer'i hükümlere ve ilahi emirlere Imtisaldir. Rabbani yasaklardan da kaçmaktır. Üstteki açıklamaya göre kısaca mana şudur: Anlatılan sebepleri,
Allah ehli olan müminlere tebliğ edip Allah'ın nimetlerine ulaştırır. Bazı nüshalarda Arapça metnin yazılış şekline göre, mana şöyle
olur:
Resulüllah S.A. efendimizir, getirdiği sebepler, onun ehli olan iman sahiplerini Allah'ın sayısız ihsanlarına ulaştırır.
Salavat-ı şerife metnine devam edelim:
«Kalbler, onunla hidayeti buldu.>>>
Kısaca açıklaması şudur: Kalbler, Hakkın yoluna, iman nuruna, Resulüllah S.A. efendimizin vasıtası ile kavuştular.
«Bilhassa, günah ve fitneler bataklığına dalıp gittikten sonra..>
Bu cümleyi şöyle açabiliriz:
Onların dilleri, kalbleri ve bütün duyguları batıllara, küfür ve dalalete batıp gittikten sonra; fisk, masiyet ve türlü günahlara gir-dikten sonra.. Resulüllah S.A. efendimiz, onların kalblerini hidayete getirmeye sebep oldu.
Bu manaları biraz daha açalım:
İnsanlar, küfür, dalålet ve tuğdanda iken; şanı büyük Allah Re-sulüllah S.A. efendimizi, tarafından elçi olarak gönderdi. Resulüllah S.A. efendimiz geldi; o sapıkları iman nuruna, hak yola, taata, ibadete davet etti. Vasıtası ile, Allah-ü Taâlâ onları irşad eyledi.
Resulülah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın varlığını ve birliğini, tam kudretini, kendisinin nübüvvet ve risaletinin hak ve gerçek olduğunu izah eden alâmetleri, delilleri açıkça gösterdi.
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın vahdaniyetinde, kendi nübüvvet ve risaletinin gerçek oluşunda hiç bir şekilde şüphe bırak-madı. Bunlara gereken açık mucizeleri, izah eden delilleri güzelce gösterip, gün gibi aşikâr eyledi.
Rivayete göre: Peygamberimiz; önündeki hurma çekirdekleri ve-ya çakıl taşlarile tesbih çeken bir kadına da «Sana, bundan daha ko-layını ve Sevabca daha üstününü bildireyim! buyurarak şu tesbihi öğretmiştir:
(Sübhanallahi adede må halaka fissemåi Sübhanallahi adede må halaka fil'ardı Sübhanallahi adede må halaka beyne zâlike Sübhanallahi adede må hüve hâlikun =
Allah'ı, gökteki yaratıkların sayısınca tesbih ederim! Allah'ı, yerdeki yaratıkların sayısınca tesbih ederim! Allah'ı, bunların arasındaki yaratıkların sayısınca tesbih ederim! Allah'ı Kıyamete kadar yaratılacakların sayısınca tesbih ederim!)
(141) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430, Müslim Sahih c. 4, s. 2091, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1252
(142) İbn-i Sa'd Tabakat c. 8, s. 119, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, 8. 430, Müslim Sahih c. 4, s. 2090, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, Nesal Sünen c. 3, s. 77, İbn-i Máce Sünen c. 2, 8. 1251-1252
(ن) وقامري الحرف) لفظه با علاله (ب) حرف جرى، اللهيك غضبند جان کاور بد اللهك عصي راست وكون مصيبت و قارين هدف اولد قلم من اشار تدر.
(6) فرن) عنوانى به اوج (شاری) حاشیور (رجیسی) تمثل بحر بسنده محمد اللری، یعنی منافقاری کو ستر مطلى سامعك عبيد الله مشغول اولور ممثلين ومقصد دن غافل اولا منی
تأمين ايتمان ايجوندر
( اللحى) عسل الله محمت الرك، يعني بومبارك دور ومن منا فقرك دورو می اراسنده صول سيستمده بولونان مشابهتك فونندن فولات، ويريك صفتی و بلد بارنك لغنى و جوی آدینی طاشید قارينه اشار تدر.
(وضعی) وفرلوك قلبهارى كى منافقارك ده قلبهارى ظلمت و عذاب اخنده بولوند نفه اشار نور. زيرا باید قاری جنایت و قصور لرندن طولالى، وحد انارى وفى اونلرى تقدس التحلين كرى قالمابور. اوت، بالذات بايد يفى جناتك جراني كوري دمك وحداني مستريح ولماز
بكار البَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ ) بو جمله ده کی کالم الركن اشغال ایتد كاري برتر كم منا استداری وهر يدينك طاشيد يفى اشار تارى ايسه أولا بو جمله مستأنفر در یعنی ما قبليله باغلى د در استينا في ايمد مقدر بر سؤاله جوابدر.
سؤال ] برقه، ظلمتهاری طاغيدان خیا دار بر آتشدر او ناكر اونك فيها سندن استفاده استمد الرمي؟
الجواب ] بر فائده و به منفعت کور و لری شویله طورمون، برقك خورندن و بلا سندن فور قد یار دید، قرآن کریم بو جمله ایله او مقدر سؤاله جواب ویر مشدر.
قربیتی و یا قنلغي افاده ليدن ( بكار ) كلمه منك بو جمله ده دلالت ایتدیگی معنا شویانه در: كوزلرین خطف ايده جك، يعني قايد راجعه و كورايده جك اسباب موجود او لدیفنه رغماً، هر فاصله بر ما نعدن طولالى هنوز كور اولا مشهر در قايد من معنا سنى افاده البدن (تَخطَفُ) کلمہ سنده، بل لوزل ولطيف، بلاغت وارد شودار کن
Bu kelimeyi lafzına bağlayan () harf cerri, Allah'm gazabından kaçan kafular yine Allah'ın gazabına rast gelip musibet oklarma hedef olduklarına sarettur invam ise, üç işareti taşıyor Birincisi Temsil içerisinde mümessilleri, yani münafıkları göstermekle, såmiin temsil le mergul olup mümessilden ve maksaddan gäfil olmamas te'min etmek içindir.
İkincisi: Temsil ile mümessellerin, yani yolcuların durumuyla münafıkların durumu arasında son sistemde bulunan müşäbehetin kuvvetinden dolayı, birbirinin sıfatını ve yekdiğerinin lakabını ve soyadını taşıdıklarına işarettir.
Üçüncüsü: Käfirlerin kalbleri gibi, münafıkların da kalblerı zulmet ve azab içinde bulunduğuna ışarettir. Zira yaptıkları cinayet ve kusurlarından dolayı, vicdanları dahi onları taʼzib etmekten geri kalmıyor. Evet, bizzát yaptığı cinayetin cezasını gören bir adamın vicdanı müsterih olmaz.
Bu cumledeki يكان الترى يخطف السابعة kelimelerin işgal ettikleri yerlerle münasebetleri ve her birinin taşıdığı işaretleri ise: Evvelå bu cümle müste'nifedir. Yani måkabliyle bağlı değildir. İstinåfı ise mukadder bir suåle cevabdır.
Sual: Berk, zulmetleri dağıtan ziyâdär bir ateştir. Onlar onun ziyasından istifade etmediler mi? Elcevab: Bir fäide ve bir menfaat görmeleri şöyle dursun, berkin zararından ve belasından korktular diye, Kur'ân-ı Kerim bu cümle ile o mukadder suåle cevab vermiştir.
Kurbiyeti ve yakınlığı ifade eden يكان keli mesinin bu cümlede delâlet ettiği ma'nå şöyledir:
Gözlerini hatfedecek, yani kaptıracak ve kör edecek esbab mevcûd olduğuna rağmen, her nasılsa bir måni'den dolayı henüz kör olmamışlardır. Kaptırmak ma'nâsını ifade eden kelimesinde, pek güzel ve latif bir belågat vardır. Şöyle ki:
sane tek kerevizin etkilerini bilseydi, bahçesini onunla doldururdu.
Likek yaşını saklamava, kadın ise saklamamaya başladığında yaşlanmıştır.
Framlar, bardak oldu. (Autre temps, autre moeurs.)
195
Eski düşman, dost olmaz. (Le feu qui semble éteint souvent dort dans la cendre.)
Eski sevgiler, yatıp sönmüş kömür gibi, pek kolay alev alır.
Ejeği diğine çağırınca, suyla odunu da birlikte getirmeli
4012 . Eşek süren, yellenmesine katlanır. (Qui veut la fin, veut les moyens.)
3. Eşeğine bakmaz, Hasandağı'na oduna gider. (A vielle mule, frein doré)
9914 E3 ile tırnak arasına girilmez (On ne s'introduit pas entre la chair et l'ongle)
4915 Emme-bulma dünyası.
4916. Ev yeni, duvar yeni, eleğim seni nereye asayım? (Tout nouveau, tout beau)
17 Evdeki bulgur, çarşıdakı pirinçten iyidir. (Mieux vaut tenir que courir.)
4015. Evdeki hesap, çarşıya uymaz. (Il y a loin de la coupe aux lèvres.)
4010. Evi olanın davası da olur. (Qui a maison, a procès.)
5420 Eviät, babaya çeker. (La caque sent toujours le hareng.)
5921 Eylemli olarak iş yapan, kuru kuruya söz söyleyenden iyidir. (Celui qui agit, vaut mieux que celui qui parle.)
5922. Fazla mal. göz çıkarmaz. (Abondance de biens ne nuit pas.)
5023. Feläket, daha sonra bir uyanış nedeni olması bakımındann, yarar sağlar. A quelque chose malheur est bon.)
5924. Feläket, yalnız gelmez. (Un malheur ne vient jamais seul.)
5925. Fırsat insanı hırsız da yapar, ahlaksız da... (L'occasion fait le larron)
5926. Fırsatlar bize, başkalarını olduğu gibi, kendimizi de tanıtır.
5927. Fırsatlar çıkmadıkça, yetenekler pek az işe yarar.
5928 Garıp kuşun yuvasını, Tanrı yapar. (Dieu bâtit le nid de l'oiseau faible. -C'est Dieu qui fait le nid de l'oiseau voyageur. -A brebis tondue Dieu mesure le vent.)
5929. Gece, dokuz doğurur. (La nuit porte conseil.)
5930. Geciktirilen bir iş yitirilmez. (Ce qui est différé n'est pas perdu.)
5931. Geç kalan, kötü bir yerde barınır. (Qui tard arrive, mal se loge.)
2932. Geç olması, hiç olmamasından iyidir. (Mieux vaut tard que jamais.)
5933. Geç olsun da güç olmasın. (Que ce soit tard (diffire), mais non diffcile (impossible).
5934. Geçitten, dereden geçerken, uşak ileride, efendi geride.
5935. Geçmişe takılan aptaldır.
5936. Gelen, gideni aratır. (Celui qui est venu an pouvvoir fait rechercher celui qui en fut eloigné.)
194 5876. El eli yur, el de döner yüzü yur. (/1 se faut enteraider; c'est la loi de nature)
5877. El derdi, yel derdi. (Mal d'autrui n'est que songe.)
5878 El öpmekle, dudak aşınmaz.
5879. El şakası, eşek şakası. (Jeu de mains, jeu de vilains.)
5880. El vergisi, gönül sevgisi. (Les petits cadeaux entretiennent l'amitié
5881. Eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan yeğdir.
5882. Eldiven atıldı. (Le gant est jeté.)
5883. Ele verir talkını, kendi yutar salkımı (Charité bien ordonnée commence par soi-même.)
5884. Elem ve dert, daima teselli ve deva bulur. (La peine et la souffrance trouvent toujourrs consolation et remède.)
5885. Eleştiri için kusur aranılıp da bulunmayan derecede iyi yapılmış hiçbir iş ve eylem yoktur. (Il n'est rien de si bien fait où l'on ne trouve à redire.)
5886. Eleştiri kolay, sanat zordur. (La critique est aisée et l'art est difficile.)
5887. Eli sıkı ile domuz, ölünceye dek, hiçbir işe yaramaz.
5888. Elin çorba tasını bekleyen, akşam yemeğini ezberden yer.
5889. Elinde olan bir, olacak ikiden hayırlıdır.
5890. Eline kılıç alan, kılıçla ölür.
5891. Elle gelen, düğün-bayram. (Par compagnie, on se fait pendre.)
5892. En çok gerçeği söylemek incitir. (Il n'y a que la vérité qui offense.)
5893. En çok yorulan, hiç bir şey yapmayandır.
5894. En değerli asker, en az yanılan askerdir.
5895. En düzgün işleyen saat, midedir.
5896. En güçlü değilsen, en kurnaz olmalısın.
5897. En güçlüler, en becerikli olanlardır. (Les plus forts sont les plus adroits.)
5898. En güzel kadın, bitmeyen kadındır.
5899. En iyi kadın, kendisinden en az söz edilendir.
5900. En kötü ayakkabı giyenler kunduracılardır. (Les cordonniers sont les plus mal chaussés.)
5901. En kötü karar, kararsızlıktan iyidir. (Un mauvais accommodement vaut mieux qu'un bon procès.)
5902. Er, geç herkes ettiğinin cezasını çeker. (Tôt ou tard, tout se paye.)
5903. Er kişiden kemlik gelmez. (Bon sang nepeut mentir.)
5904. Erdemsiz güzellik, kokusuz çiçeğe benzer.
ta bouche.) 5905, Erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını. (Selon ta bourse gouverne
Hikem-i Ataiye حكم عطائيه : Atai'nin düşündü rücü, öğüt ve ibret verici, özlü şiirlerini içine alan hikem adlı kitabı
hikem-i cesime حكم جسيمه : büyük ve önemli
hikmetler (gayeler)
hikemiyat 1 : حكميات.düşündürücü, öğüt ve ibret verici sözler, bilgiler 2.varlıkların aslı, özü, yaradılış gayeleri ve sonlarının ne olaca-ğıyla ilgili bilgiler
hikemat-ı Kur'aniye حكمات قرآنی : Kur'andaki hikmetler, insanın ve kâinattaki varlıkların yaradılış gayeleri, ilâhî düzen ve kanunlar
gibi çeşitli gerçekler hakkında ders verici, ib. retli bilgiler ve açıklamalar
hikmet.ilim 2. tabiata inceleyen ilim, tabiat ilmi 3 derin görüş ve anlayış 4 felsefe 5 sebep; gizli sebep 6 gözetilen gaye ve fayda
hikmet-i âlem حکمت عالم : kainatın yaradılıs
hikmet-i aliye حکمت عالیه yüksek gaye ve fay-
hikmet-i aliye-i beseriyet حکمت اله بشریت sanlığa bakan (insanlığı ilgilendiren) yüksek
gaye
hikmet-i älive-i kainat حکمت عالة كائنات käina-ta bakan (kâinatla ilgili) yüksek ilim ve gaye
hikmet-i amika-i dakika حکمت عمیقه دقیقه : de rin ve ince gaye(ler) ve fayda (lar)
hikmet-i amme حکمت عامه : her şeyde gözeti-len ve her şeyi kuşatan gaye ve fayda(lar)
hikmet-i amme-i kainat حکمت عامه كائنات : kai nattaki her şeyde gözetilen ve her şeyi kuşa tan gaye ve fayda (lar(
hikmet-i atika حکمت عنیقه : eski ilim ve felsefe
hikmet-i Avrupaiye حکمت آوروپائیه : Avrupa fel. sefesi, dine bağlı olmayan Avrupadaki insan, käinat ve hayat görüşü
hikmet- ebediye مت ابديهherseyi gaye II. faydalı ve en uygun sekilde yapan sonsuz (ilahi) hikmet
hikmet-i ecneblye حکمت أجنبيه : yabancılara ait dim ve felsefe, Avrupanın dine dayanmayan bilgi ve felsefesi
hikmet i esasiye حکمت اساسیه : esas ve temel gaye, asıl maksad
hikmet-i ezellye حکمت ازلیه : ezeli hikmet: her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde ezel-den takdir eden (belirleyen) Allah'ın (c.c.) sonsuz z ilmi ve hikmeti
hikmet-i felsefe حکمت فلسفه : felsefe denilen bilgi dah, felsefeye ait bilgiler ve görüşler (bak. felsefe)
hikmet-i felsefe-i insan حكمت فلسفة إنسان : insan felsefesinin bilgi ve görüşü
hikmet-i ihtilaf حكمت إختلاف : ihtilafın ve farkı olmanın hikmeti ve gayesi
hikmet-i ilahi (ye حكمت إلهيه : Allah'ın (c.c.( hikmeti, her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde takdir eden (belirliyen) Allah'ın (c.c.) sonsuz ilmi ve hikmeti
hikmet-i iman(iye 1: حکمت ایمانیه.iman et-mekteki sebeb ve gaye 2 iman düşüncesi, imana götüren düşünce, görüş ve anlayış. imanın gerçekleri gören bakışı
hikmet-i imhal حکمت إمهال : erteleme sebebi, cezayı hemen vermeyip ertelemedeki sebep ve gaye
hikmet-i Insanlye حكمت إنسانيه : insanın kendi
hikmet-i Rububiyet
akıl ve araştırması ile kazandığı ilim
hikmet-i irşad حکمت ارشاد : doğru yolu dinle yicilerin anlayış derecelerine uygun tarz ile
gösterme
hikmet-i İslamiye 1 : حکمت إسلاميه.Islam dini ile ilgili ilim 2.İslâma dayanan görüş ve anlayış
hikmet-i 'ta حکمت إعطا : veriliş gayesi, veriliş-
teki gaye ve maksad
lış gayesi
hikmet-i kainat حکمت کائنات : kainatın yaradı-
hikmet-i kudsiye حکمت قدسیه kutsal hikmet ve ilim, Allah'ın (c.c.) kusursuz ilim ve hik-
meti
hikmet-il İslamiye حكمة الإسلامية : )bak. hik-met-i İslamiye(
hikmet-i kudsiyel Kuraniye حکمت قدسیه قرآنی Kur'anın bildirdiği kutsal ve kusursuz ilim ve bakış
hikmet-i Kur'aniye حکمت قرآنیه : Kur'anın bil-dirdiği ilim ve bakış
hikmet-i mezbure حکمت مزبوره : adı geçen fel sefe
hikmet i mirac حکمت معراج : mirac'ın sebep ve gayesi (bak. mi'rac)
hikmet-i mutlaka حکمت مطلقه : her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde takdim eden (be-lirliyen) sonsuz ilim ve hikmet
hikmet-i mürecciha حکمت مرجحه : tercih ettiri ci (önemsetici) gaye ve sebep
(c.c.), her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şe kilde takdir eden (belirleyen) sınırsız ilim ve hikmeti
hikmet-i Samedaniye حکمت صمدانی : Samed olan (yani, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her an her şeyin kendisine muhtaç olan Al-lah'ın (c.c.), her şeyi gayeli, faydalı ve en uy gun şekilde takdir eden (belirleyen) sınırsız ilmi ve hikmeti
hikmet-i san'at-i rabbaniye حکمت صنعت رئانیه Rabbin sanatındaki gaye ve sebep
hikmet-i Samediye حکمت صمدیه :sınırsız ve sonsuz ilim; her şeyi gayeli, faydalı ve en uy-gun şekilde takdim eden (belirliyen) sınırsız ve sonsuz (Allah'c.c. mahsus) ilim ve hikmet
hikmet-i samile حکمت شامله : her şeyi kuşatıcı ilim; her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekil de takdir eden (belirleyen) kuşatıcı ve sınırsız ilim ve hikmet
hikmet-i şeriat ve İslamiyet حکمت شریعت و إسلاميت : İslamiyet ve şeriat (dindeki emir ve yasaklar) ilmi
hikmet-i şer'iye حکمت شرعیه : din ve şeriatteki gaye, ince ve derin mana
hikmet-i tahsis حکمت تخصیص : tahsisteki hik met, özel olarak ayırma ve yer vermedeki se-bep ve ince mana
hikmet-i tämme حکمت نامه tam ve kusursuz hikmet; her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde yapılmasını takdir eden (belirleyen) tam ve kusursuz ilim ve hikmet
hikmet-i tâmme-i Sübhaniye حکمت نامه سبحانيه : Sübhan (her bakımdan kusursuz) olan Al-lah'ın (c.c.) tam ve eksiksiz hikmeti, yani, her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde takdir eden (belirleyen) tam, kusursuz ve her şeyi kuşatan sonsuz ilmi ve hikmeti
hikmet-i teklif حکمت تکلیف : teklifteki sebep ve gaye, Allah'ın (c.c.) peygamberler vasıtasıyla gönderdiği dine uyma yükümlülüğünü insan lara akıl ve hür iradesiyle kabul etmelerini is
temesinin (teklif etmesinin) sebep ve gayesi
hikmet-i tekrar حکمت تکرار : tekrardaki sebep ve fayda
hikmet-i ulviye حكمت علویه : yüksek hikmet, yüksek gaye ve fayda
hikmet-i tesliye حکمت Allah'ın (cc.( emir ve yasaklarının gaye ve sebebi
hikmetsiz
hikmet-i väsia حکمت واسعه cok geniş hikmet,
çok kapsayıcı gaye ve sebep
hikmet-i vazi حکمت وضع : konulma sebebi
hikmet-i vücud حکمت وجود : var oluş sebebi
hikmet-i yunanive حکمت یونان : eski yunan felsefesi
hikmet-ül eşya حكمت الأشياء : tabiat bilgisi, ta biatta var olan şeyleri (canlı ve cansız varlık ları) inceleyen ilim(ler) (fizik, kimya, jeoloji, biyoloji, vs.)
hikmet-ül istiaze 1 : حكمت الإستعاذه seytanların şerrinden (kötülüklerinden) Allah'a (c.c.) sı ğınmanın sebebi ve faydası 2.bu adı taşıyan bir risale (kitapçık(
hikmete 1 : حکمتجه.yaradılış gayesi bakımın-dan 2.ilim bakımından 3.akla dayanan dü şünce bakımından
hikmetdar حکمتدار : hikmetli, gayeli, maksatlı hikmetdarane حکمتدارانه : hikmetli tarzda, bir çok gayeler ve faydalar gözetir tarzda
hikmet-eda حکمت آدا : hikmetli, bir çok gaye ve faydaları olan
lim ve gerçekleri yayan 2.varlıkların yaradı-lışlarındaki ilahi gaye ve faydaları açıklayıp tanıtan
hikmetince حکمتتجه : hikmetine göre, akla da-yanan görüşüne göre
hikmetli حکمتلی : hikmetli olan, hikmete sa-gaye ve faydaları bulunan 3.bir çok gaye ve hip: 1.derin ilim ve gerçeklere sahip 2.bir çok faydaları gözetilerek yapılmış
hikmet-medar حکمتمدار : hikmet vesilesi, bir çok gaye ve faydalara sebep olan ve yol açan
hikmet-nüma حكمتنما : hikmet gösteren, fay-dalı ve gayeli yapıldığını gösteren
hikmetperver 1 : حکمت پرور.ilim ve gerçekleri seven ve arayan 2.bir çok gaye ve faydaları gö-zeterek iş yapmayı seven
faydaları gözeterek iş yapmayı sever tarzda hikmetperverane حکمت پروانه birçok gaye ve
derin ilim ve gerçeklere ulaştıran hikmetresan حکمترسان : hikmetlere eriştiren,
hilaf- adet خلاف عادت : adete aykırı, kurala ay kırı
hilaf - akıl خلاف عقل : akıla aykırı
hilaf - heves خلاف هوس : istege aykırı
hilaf - edeb 1 : خلاف ادب. saygıya ters 2 terbiye ye aykırı 3.usul ve kurala aykırı
hilaf-emir خلاف أمر : emre aykırı
hilaf - fitrat خلاف فطرت : yaradılışa aykırı
hilaf-hak خلاف حق : doğruya, gerçeğe aykırı
hilaf - hakikat خلاف حقیقت : doğruya ve gerçeğe aykırı
hilafı hareket خلاف حرکتd hareket, ters
hareket, aykırı hareket
hilaf-i heves خلاف هوس : isteğe aykırı
hilaf-i hikmet خلاف حکمت : ilme aykırı
zetilen gayeye aykırı
hilaf-iman خلاف ایمان : imana aykırı
hilaf kanun خلاف قانون : kanuna aykırı
hilaf - Kur'an خلاف قرآن Kur'an'a aykırı
hilaf- maslahat-ı islamiye خلاف مصلحت إسلامية : İslamın gaye ve barışçı yoluna aykırı
nin aksine
hilaf- me'mul خلاف مأمول : umulan ve beklene
hilaf-i sünnet خلاف سنت : sünnete aykır, Hz. Peygamberin (a.s.m.) hareket ve yaşayış tar-
zına aykırı
hilaf-i şeriat خلاف شریعت : şeriata aykırı, dine ve Allah'ın (c.c.) emir ve yasaklarına aykırı
hilaf-i suur خلاف شعور : suura aykırı, anlama ve düşünmeye aykırı
hilaf- usûl خلاف اصول usûle aykırı, dinin te-mel kurallarına aykırı
hilaf vakia خلاف واقعه ortaya çıkmış olay ve gerçeğe aykırı, gerçekte olana ters
hilaf-i vaki خلاف واقع : var olan gerçeğe aykırı, ortadaki olay ve gerçeğe aykırı, gerçekte ola
na ters
hilaf vicdan خلاف وجدان : vicdana aykırı
hilal
hilaf zuhur خلاف ظهور: meydana gelen gerçe ğe aykırı, ortaya çıkan gerçeğin tersi; meyda na gelmemek
hilafat خلافات : gerçeğe aykırılıklar
hilafet خلافت : halifelik: 1.görev yapan bir kim din ve devlet reisliği 3 yet yeunde alamda seden onun yerine geçme 2.İslamda (c.c.) kanunlarını uygulama ve bu kanunlara uygun bir hayat düzeni kurma görevi
hilafet-i arziye خلافت ارضيه : yeryüz halifeli-ği. yani dünyadaki canlı ve cansız varlıkların düzenleyiciliği. yeryüzünde Allah'ın (c.c.) ka-nunlarını uygulama ve bu kanunlara uygun bir hayat düzeni kurma görevi
hilafet-i İslamiye خلافت إسلامية : Islam halifeliği, İslamda din ve devlet başkanlığı
hilafet-i kübra 1 : خلافت کبری.yeryuzü halifeli-ği (bak. híläfet-i arziye) 2.(İslamdaki) din ve devlet reisliği
hiläfet-i måneviye خلافت معنویه manevi ha lifelik, Hz. peygamber'in (a.s.m.) miras ve emanet bıraktığı Kur'an ve sünnetine sahip. çıkma, koruma, yaşama ve yaşatmada önder-lik görevi
hilåfet-i Muhammediye (a.s.m.( خلافت محمدیه
ع هم : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ümme tine halife olma görevi, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) miras ve emanet bıraktığı Kur'an ve sünnetine uygun şekilde din ve devlet baş-kanlığı yürütme görevi
hilafet-i nübüvvet خلافت نیزت : peygamber'in (a.s.m.) ümmetine halife olma görevi (bak. hiläfet-i Muhammediye a.s.m.)
hilafet-i Osmaniye خلافت عثمانیه : Osmanlı ha-
lifeliği
hilafet-i rûy-i zemin خلافت روی زمین yeryüzü halifeliği (bak. hiläfet-i arziye)
hilafet-i zemin خلافت زمین : yeryuzu halifeliği (bak: hilafet-i arziye(
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Elinde sadaka verecek malı olmayan kimse, bütün erkek ve kadın müminler İçin İstiğfar etsin. Muhakkak bu istiğfar da bir sadakadır." (Taberâni, el-Mu'cemü'l-Evsat)
Dağa doğru baktım; her tarafında açılmış küçük girişler, her bir girişte yakut ile işlenmiş, incilerle süslenmiş, kızıl altından iki kapı kanadı, her bir kapı kanadının üzerinde ipekten perdeler vardı. Ejderha hâlâ peşimdeydi, dağa doğru koşmaya başladım. Oraya yaklaştığımda meleklerden bazıları: 'Perdeleri kaldırın, kapıları açın, şefkatle bir bakın bakalım, yanınızda şu zavallıyı düşmanından kurtaracak bir emanet var mıdır?' diye seslendiler.
Perdeler kaldırıldı, kapılar açıldı. Yüzleri ay gibi parlak çocukların çıkıp bana baktıklarını gördüm. Ejderha iyice yaklaşmış, ben ise ne yapacağımı bilemeyip hayret içinde kalmıştım. Çocuklardan bazısı, 'Ne duruyorsunuz, haydi hepiniz, bu gelene bakın, belki tanıdığınızdır, düşmanı ona çok yaklaştı.' diye seslendi. Bu sırada vefat etmiş olan kızımı aralarında gördüm. Beni görünce ağladı ve 'Bu, benim babamdır.' deyip bir anda nurlar içinde yanımda beliriverdi. Sol elini sağ elime uzattı, elini tuttum. Sağ elini de ejderhaya uzattı. Ejderha derhål kaçtı. Sonra: 'Babacığım!' dedi ve 'Ya o iman edenlere, vakti zamanı gelmedi mi ki kalpleri, Allah'ın zikri için ve (tarafı İlâhî'den) inen hak (âyetler) aşkına huşü ile coşsun' meâlindeki Hadîd
'Babacığım! Biz, onu, sizden daha iyi biliriz.' dedi. 'Beni helâk etmek isteyen ejderha ne idi?' dedim.
'O, senin günahlarındır. Seni helâk etmek istiyordu.' dedi.
'Yolda karşılaştığım ihtiyar kimdi?' dedim.
'Babacığım! O da zayıf bıraktığın sâlih amelindi. Hayırlı amelleri az yaptığından zayıf düşüp kötü ameline karşı duramadı.' dedi.
'Ey kızım! Siz, bu dağda ne yapıyorsunuz ?' dedim;
'Biz, Müslümanların çocuklarıyız, kıyamet kopana kadar bizi buraya yerleştirdiler, sizi bekliyoruz. Önümüze getirildiğinizde de size şefaat edeceğiz.' dedi.
Korku ve heyecan içinde uyandım. Bundan sonra, işlediğim her türlü fenålıkları terk ettim, Allâhü Teâlâ'ya tevbe ettim. İşte benim tevbemin sebebi budur." (Sâlihlerin Hikâyeleri, Fazilet Neşriyat)
1258 - Hülagû, Bağdat'ı işgal etti. 200 bin Bağdatlı öldürüldü.
1925 - Bediüzzaman Said Nursî'nin bütün engelleme çabalarına rağmen Şeyh Said Hadisesi meydana geldi.
13
PAZAR
SUNDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
C
BİR AYET
Sabır ve namazla Allah'ın yardımını isteyin.
Bakara Suresi: 153
BİR HADİS
Her kul öldüğü hâl üzere dirilecektir.
Rızık, hayattan sonra nimetlerin en büyük bir hazinesi ve şükür ve hamdin en zengin bir menbaı, ubûdiyet ve duâ ve ricaların en cemiyetli bir madenidir.
rahman bin Avf, Osman bin Maz'un Ehu dullah, Sa'd bin Ebi Vakkas, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Zübeyir bin Avvam, Abdur-Hz. Ebu Bekir, çevresinde çok etkili oluyordu. Osman bin Affan, Talha bin Ubey-
Peygamberimizin (asm) Hayatı
2024 BEDIUZZAMAN TARVILar
TARİHTE BUGÜN
- 1907-Bediüzzaman, İstanbul seyahati için Van Valiliği'nden mürûr tezkiresi aldı.
1922 - Büyük Millet Meclisi'nin Abdülmecid Efendi'yi Halifeliğe seçmesi.
1922 - Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye çalışmalarına son verdi.
1927 - Ankara Telsizi (radyosu) yayına başladı.
NOVEMBER
HICRI: 16 C.EVVEL 1446-RUMI: 5 T. SANÍ 1440
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
18
PAZARTESİ
MONDAY
KASIM
C
BIR AYET
Allah size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaad eder.
Bakara Suresi: 268
BİR HADİS
Her bakımdan cömert ol ki, sana da öyle davranılsın.
Müsned, 1:248
Hırs mahrumiyete sebeptir. Sabır ise, müşkülatın anahtarıdır.
«Şer'i hükümlerin zorlu yanlarını da açıkladı, İslamın nurlu yollarını da açıkladı
Bu cümlenin şerhi şudur:
Iman incelikleri ile ilgili olan işleri tam manası ile anlatta Onların hüccetlerini, delillerini getirip izah etti. Seri hükümleri tüm den beyan eyledi. İslâmi kaldeleri de ayan beyan anlattı. İslam dinini anlatmakta hiç bir şüphe bırakmadı.
Devam edelim:
«Ve.. 0: Kendisine emniyet edilen eminindir.»
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, inzal eylediğin vahyine, muttali eylediğin mülk ve melekût esrarına, ona emanet ettiğin ilimlere tam emin bir zattır.
Emri ve nehyi icrada, şer'i hükümleri, gereği gibi yerine getirmek te kendisine emniyet duyulmuş bir zattır.
Daha açık bir mana ile: Kendisine ilham olunan sırları, muttali olduğu işaretleri beyan için kendisine izin verilmiştir. İzin aldıklarını tumden beyan etmiş; hiç birini gizli tutmamıştır. Açıklamaya mezun olmadıklarının hiç birini de izhar edip açıklamamıştır.
Senin gizli ilmin hazinedarıdır.»
Şu demeğe gelir:
Senin gayb âleminde saklı ilimlerin vardır; onları Resulüllah S.A. efendimize bellettin. Onların koruyuculuğunu kendisine verdin.
O ilimlere hiç kimse, muttali olmamıştır. Ama, sen o mübarek peygambere fazlınla kereminle anlatılan İlimleri indirip kendisini on-lara muttali kıldın. O ilimlerle kendisini muazzez ve müşerref eyle din. Bundandır ki, o ilimleri senin iznin olmadan hiç bir yerde açmaz; korur.
«Kıyamet günü, senin şahidindir.>>>
Bu cümlenin açıklaması şöyledir:
Kıyamet günü, nebileri ve resulleri, kendi kavimleri tekzib ede-
ceklerdir.
Bunlar, bize risaletlerini tebliğ etmediler.
Diye inkâr edeceklerdir. Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendi-miz, o nebilerin ve resullerin sözlerini doğrulayacak; lehlerinde şeha det edecektir.
Bu mananın geniş şekli, Resulüllah S.A. efendimizin ŞAHİD ve ŞEHİD İsimleri anlatılırken geçmiştir. (46. ve 47. isimlerdir.)
Devam edelim:
«Nimet olarak gönderdiğin peygamberindir. Hak dinle rah met olarak gönderdiğin resulündür.
Allahım, A D N'in içinde onun yerini geniş eyle.n
ADN, cennetler içinde en yüksek oların ismidir. Kullara, şekil olmayan bir tarzda, cemal rüyeti orada olacaktır. Allahım bize onu
neath ve milyemmer eylesin. Burola, Resulullah stendilan Auk yak dir ve su demeğe gelir
Allatum, ADN cenneti içinde, Recullillah BA efendidala makamini konagint cümleden genis, gok blyok va mieyyen eyle
Ona kat kat hayırla mükafeat theen eyle faslında Allahuma na cümleyl şöyle açabiliriz
Faal, karem ve theanından, one kat ket mükafat len syle Ban nüshalardaki meine göre de mana sudur
Allahum, Resulüllah BA efendimize hayır çeşitlerinin kat ke tam, tylliklerin bütün sınıflarını kat kat, sirf fein, tason, keremin ve lütfundan calze ve lhsan olarak ver.
Bu da verilecek bir başka manadır:
Allahım, Resulülish B.A. efendimiz; bize lyllik geşitlerini, her türlü tyllikleri ve yararlı şeyleri talim edip irşad eyledigt, imen nurs na hidayet edip riza-i şerifine giden yolları blas ögretip iki ethan saadetini bulmamıza vesile olduğu için kendisine art lifun, fazin ve ihsanından kat kat mükafat Ihsan eyle
Bu vergilerin, onun için rahatlıkla olsun; sıkıntı olmasına
Bu cümlenin manası şöyledir:
Vereceğin o thaanlar, cümle sıkıntılardan yana temis, tüm onun baüne yabancı şeylerden påk olsun.
-«Vereceğin sevaptan bolea bir nallyet olsun. Vereceğin ihas nm bol yanından olsun; hem de ardı arası kesilmeden.s
Balavati şerifeye devam edelim:
«Allahum
Ey hacetleri yerine getiren, dukları kabul buyuran, celăl ve ik ram sahibi Yüce Allah..
Resulüllah B.A. efendimizin binasını, bütü ninsanların Bi NA'sından yüce kils
Resulüllah B.A. efendimizin Firdevs cennetindeki binasını, menzilini ve makamını, bütün nebilere ve resullere verdiğin derece ve menzillerden üstün eyle. O kadar ki: Cennette ondan daha yüksek bir yer olmaya.
Üstte verilen mans, Ahirette olacaklar için verilen manadır. Ay ni mana, dünya için olunca, şöyle olur:
Resul-ü Ekrem B.A. efendimizin Ravza-i Mutahhara'sını ve istif kabrini; cümle nebilerin ve resullerin latif kabirlerinden, siddik, ge-hid, salih, mülük, sultan ve cümle insanların kabir ve türbelerinden
nasib ve müiyesser eylesin. Bunda, Resulüllah Afridi uker. dir ve su demeğe gelir:
Allahim, ADN cenneti içinde, Resulütiah 5.A. efendimizin makamına konağını cümleden gels , cok böуск не побаyye eyle
Ona kat kat hayırla mükäfaat ihsan eye fainal Bu cümleyi şöyle açabiliriz
Fazi, kerem ve insanından, ona kat kat mikafat tan eyle Bazı nüshalardaki metne göre de mana şudur:
Allahım, Resulüllah B.A. efendindse hayır çeşitlerinin kat ka tını, İyiliklerin bütün sınıflarını kat kat; mrf fazlan, iheenan, keremin ve lütfundan calze ve ihsan olarak ver.
Şu da verilecek bir başka manadır:
-Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz, bize iyilik geşitlerini, ber türlü İyilikleri ve yararlı şeyleri talim edip irşad eylediği, iman nuru na hidayet edip riza-i şerifine giden yolları bize öğretip iki cihari saadetini bulmamıza vesile olduğu için kendisine surf lutfun, fealon ve ihsanından kat kat mükafat ihsan eyle.
»Bu vergilerin, onun için rahatlıkla olsun; sıkıntılı خمسماه
Bu cümlenin manası şöyledir:
Vereceğin o ihsanlar, cümle sıkıntılardan yana temiz, tüm onu özüne yabancı şeylerden påk olsun.
Vereceğin sevaptan bolca bir nailiyet olsun. Vereceğin ihsa nın bol yanından olsun; hem de ardı arası kesilmeden a
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Allahım.»
Ey hacetleri yerine getiren, duaları kabul buyuran, celli ve ik-ram sahibi Yüce Allah..
«Resulüllah S.A. efendimizin binasını, bütü ninsanların BI NA'sından yüce kıl.»
-Resulüllah S.A. efendimizin Firdevs cennetindeki binasını, menzilini ve makamını, bütün nebilere ve resullere vezdiğin derece ve menzillerden üstün eyle. O kadar ki: Cennette ondan daha yüksek bir yer olmaya.
Üstte verilen mana, Ahirette olacaklar için verilen manadır. Ay-ni mana, dünya için olunca, şöyle olur:
Resul-ü Ekrem S.A. efendimizin Ravza-1 Mutahhara'sını ve latif kabrini; cümle nebilerin ve resullerin latif kabirlerinden, sıddık, se hid, salih, mülük, sultan ve cümle insanların kabir ve türbelerinden
YA Resülallah! Bakıyätüssälihat, nedir?» diye soruldu.
Peygamberimis «Allah'ı Tekbir, Tehlil, Tesbih, Tahmid etmek ve Lå havle vela kuvvete illa billah demektir!» buyurdu. (144)
Peygamberimisin Hz. Ümmehani'ye Tavsiye Buyurduğu Tesbih:
Peygamberimizin Amucasının kızı Hz. Ümmehani der ki «Resû-lullah Aleyhisselâm, günlerden bir gün, bana uğradı.
(Ya Resûlallah! Ben, yaşlandım ve zayıfladım. Bana, oturduğum yerde yapabileceğim bir amel emr et de, onu, İşleyeyim?) dedim. Resûlullah Aleyhisselâm (Sen, yüz kerre Sübhanallah! diyerek Allah'ı tesbih ett Bu, senin için, İsmail Aleyhisselâm evlådından yüz köleyi Azad etmene eşiddir! Yüs kerre Elhamdü lilläht diyerek Allah'a hamd et ki, bu, senin İçin, Allah yolunda Gazileri eğerli ve gemli yüz at'a bindirmene eşid-dir!
Yüz kerre Allah'ü ekber! diyerek Allah'ı tekbir et ki, bu da, se-nin için, kurban edilmek üzre Beytullah'a yüz deve göndermene eşid-dir! (145)
Yüz kerre de, La ilahe illahü vahdehů là serike leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alå külli şey'in kadir de ki, bu da, senin için, gökle yer arasındaki her şeyden hayırlıdır!
Hiç bir kimsenin ameli, bundan üstün olamaz. Meğer ki, o da, senin söylediğinin mialini veya fazlasını söylemiş olsun!) buyurdu.>> (146)
Peygamberimizin Müslüman Kadınlarına Çekmelerini Emr Ettiği Tesbih:
Muhacir kadınlardan Yüseyre der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (Ey Mü'min kadınlar! Sizler, Lâ İlâhe illallah! diyerek Tehill'e, Süb-
(144) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 75, Hâkim Müstedrek c. 1, с. 512, Hey semi Mecmauzzevaid c. 10, s. 87 (145) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 314, Heyseni Mecmauzzevaid e, 10, s. 82 (146) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 295
Peygamberimizin Namaz Sonlarında Çekilmesini Emr ve Tavsiye Buyurduğu Tesbih:
Peygamberimiz Bir kimse, her namazın sonunda otuz üç kerre (Sübhanallah!) diyerek Allah'ı tesbih, otuz üç kerre (Elhamdü lil-lAh!) diyerek Allah'a hamd eder, otuz üç kerre de (Allah'ü ekber!) diyerek tekbir getirirse, bunların toplamı doksan dokuz eder.
Yüzün tamamında da (La ilahe illallahü vahdehû là şerîke leh lehül mülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli şey'in kadir) derse, gü-nahları, denizin köpüğü kadar çok ta, olsa, afvolunur.» buyurmuş-tur. (149)
Peygamberimiz, bu tesbihleri, Hz. All ile Hz. Fatıma'ya, yatakla rına girecekleri zamanda da, okumalarını emr ve tavsiye buyurmuş-tur. (150)
(147) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 370-371, Tirmizi Sünen c. 5, s. 571
(148) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 120, Taberini'den naklen Heysemi - Mee-mauzzevaid e. 10, s. 92
(149) Malik Muvatta' c. 1, s. 210, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 371, Müs lim Sahih c. 1, s. 418, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 82
(150) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, a. Tirmizi Sünen c. 5, s. 477 107, Müslim Sahih c. 4, п. 2001-2002,
الشباب صور فکری خوب کون کون کون کوندر دیگی قبیله اثنان راننده اشکان د لوگر رونده شمال جادار بوشمان خانگی روسیه کی کور دہنگ او میان اللہ کو نوروز
و با گوزن شما همه اشیادی شعار من خوب کشور کنی کهریان گوزی مکنده اولا در شمنان کمال سر عام هجوم يدرك كوزن لندن اونکاری اگرکو نوروز مالکہ عالمی اور مقالہ اشتباہی کو ستون سمنان اويد مختارك اشیای نور موازینه راضی اولار بفندن او نازك كوزير منك شما عندن لاشكالارى الوب
کونوروبور
(غون) كلمه سه رجعاً وكر ابد بله (انصار نفر) خوانی قرآن بیرانه اندیگی قطعی برها نكره فانتو كورلك كوسندن منافقارن بصیرت و قلب دارنده یکی کو نو بیداری و عملکریں باد ایند بر مقاله تشهیر ایمان ايجوندر زیرا كوز قلبك آمنه سيدر قلبك مظفر ان کورده کورونور
اللَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَواهِيهِ فَإِذَا اظْلَمَ عَلَيْهِمْ قاموا) بوليتي تشكيل ابدن قلم بون اشار فاری لولا بو جمله بينه مستأنفه اولوب، ما قبه ليله علاقه دار دیگلور انجم سامعك مخاطر به تان نو سوالی جو ابلاندی پور
سول ) او نارك مصيبتي تبدل و تعدد ايتد كيد، عبد الفرانكي ماننده ماللری ناصل اولويور؟ الجواب ) (شمشگان فیبا سیله بولاری کوروندیگی زمان پورولی ظلمت ھو کو بگی زمان طور وری دبیبه قرآن کریم، تو جمله ایله سامعك او شبه منی ازاله این شده.
ا سوال 1 (علما ) استغراقه و استمراری، یعنی عمومیت و دوامی افاده لیدن به داند.
(1) ایسر، نه عمومیتی و نه دوا می افتاده ایمز بو اعتبار له شيختك في الانديه مسنده ( كلما ) لك ظلمتن چو که بگنده (1) نك قولدا نیام سی نه به بنای در ۹
والجواب ) او فارن خیرا به فضله جه حرص و احتیاجلری اولد يقی ايجون ان آزر خیابی بیاد فرصت بيلعب فاجير غمن ابسته من قرينه اشارتاً، فبدلا اور زنده (ما) استعمال ابد يلمشدر
sredinu ahp pertemakin goatspindeede burden bire stikalar Onek kaput bu Varahatma sekillerini alip etmirken geven goed hoemande olan summek kemal i soratle hatesen ederek, grad elinden sekleri als wir Saki andmeti kakomakla esyayı gösteren zimek is bedbalulan elvi görmelerine files olmadığundan online gözlemin suamdan o şekilleri ahp potiriyor.
kelimesine tercihen zikredilen davam, Kur'an'ın beyan ettiği kart burhanları karı körlük gösteren münafıklanm baltet ve kalblerindeki kötü niyetlerini ve amellerini vad enirmekle teshir etmek içindir. Zira güz kalbin aynasıdır, Kalbin murmeratı, gözde görüntür
علما الماء لما تقومية على قلو
the ayen takil eden kelimelerin işaretleri: Evvela, bu cümle yine müste'nife olup, makabliyle alakadir değildir. Ancak såmiin hatırıma gelen su sulli cevablandırıyor
Sual: Onlarım musibeti tebeddül ve taaddüd ettikçe, acaba her iki hålette hålleri nasıl oluyor?
Elcovab: "Şuşeğin ziyasıyla yolları göründüğü zaman yürürler. Zulmet çöktüğü zaman dururlar" diye Kur'ân-ı Kerim, su cümle ile simiin o şübhesini izåle etmiştir.
Sudh istigrik ve istimrarı, yani uniumiyet ve devamı ifade eden bir edåttir.
(2) se, ne umumiyeti ve ne devamı ifade etmez.
Bu f'tibarla sunseğin ziyalandırmasında min,
zulmetin çöktuğünde ()'in kullanılması neye bindendir?
Elcevab: Onların ziyaya fazlaca lurs ve ihtiyaçları olduğu için, en az bir ziyāyı bile fırsat bilip kaçırımak istemediklerine işareten, ziyi üzerinde isn'mål edilmiştir.
Esyanin suretlerini alıp getirmek için gözün gönderdag ziya, canā-yı rahda eşyaya yetişmezden evvel, birden bire sumsek çakar. Osimşek, kapica bir kuş gibi, gözdeki o ziyāyı alır, götürür.
Veya gözün quát, eşyanın şekillerini alıp getirirken, hücum ederek, gözün elinden o sekilleri alır götürür gecenin gözü hükmünde olan simsek kemål-1 suratle Sanki zulmeti kaldırmakla eşyayı gösteren şimşek, o bedbahtların eşyayı görmelerine razı olmadığından onların gözlerinin suâından o şekilleri alıp götürüyor.
نيرة kelimesine tercihen zikredilen
الة ünvanı, Kur'ân'ın beyan ettiği kar'i burhånlara karşı körlük gösteren münafıkların bastret ve kalblerindeki kötü niyetlerini ve amellerini yåd ettirmekle teşhir etmek içindir. Zirå göz kalbin aynasıdır. Kalbin muzmerâtı, gözde görünür.
علما امناء لغة مقوا فيه وإلا الله عليهة قاموا
Bu âyeti teşkil eden kelimelerin işaretleri: Evvelå, bu cümle yine müste'nife olup, måkabliyle alakadár değildır. Ancak såmiin hatırına gelen su suali cevablandırıyor.
Sual: Onların musibeti tebeddül ve taaddüd ettikçe, acaba her iki hålette hålleri nasıl oluyor?
Elcevab: "Şimşeğın ziyasıyla yolları göründüğü zaman yürürler. Zulmet çöktüğü zaman dururlar" diye Kur'ân-ı Kerim, şu cümle ile sämiin o şübhesini izāle etmiştir.
Suål: istiğrāk ve istimrârı, yani umumiyet ve devamı ifade eden bir edåttır. (4) ise, ne umumiyeti ve ne devamı ifade etmez
Bu i'tibārla şimşeğin ziyalandırmasında
zulmetin çöktüğünde ()'ın kullanılması neye binåendir?
m
Elcevab: Onların ziyāya fazlaca hırs ve ihtiyaçları olduğu için, en az bir ziyâyı bile fırsat bilip kaçırtmak istemediklerine işareten, ziya üzerinde isti'mål edilmiştir.
hilkat-i semavat ve arz خلقت سماوات و ارض lerin ve yerin yaradılışı
hilkāt-i teşekkül خلقت تشکل yapılma ve
almayı sağlayan yaradılış
hilkata خليجه: yaradılışça, yaradılış bakom dan
hikaten yaradılışça, yaradılış baka
dan
hillet حلت : )bak hillet(
Hilmi Uran حلمی اوران Hilmi Uran, 1886 yh da Bodrum'da doğdu. Eğitiminin önemli kısmını İzmir'de aldı. 1905 yılında İzmir das Mektebinden mezun olduktan sonra Mu mezun oldu. 1911 yılında Menemen Kayna kamlığına atandı. Çeşme Kaymakamlı ise 1914 yılında atandı. 1918 yılına kadar bu görevi sürdürdü.
Uran, 1920 yılında son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne seçildi. Ancak, Meclis uzun ömür lü olamadı. Meclis Misak-ı Milli'yi kabul edin ce, İstanbul işgal edildi. Milletvekillerinin bu kısmı tutuklandı ve Meclis dağıtıldı. Bu geliş me üzerine İzmir'e dönen Uran, komisyonce luk yapmaya başladı.
İstanbul'un işgalinden sonra Ankara'da topla
nan Büyük Millet Meclisi tarafından Antalya Mutasarrıflığına atandı. 1921-23 yılları a sında bu görevde bulundu. Uran, 1925 yılında Adana valiliğine atandı. Bu arada CHP müfettişi oldu, Tek Parti iktidarı döneminde yükselişini sürdürdü ve daha üst mevkilers getirildi. 1927 yılında Adana milletvekilli başlayan aktif siyasi hayatı 1950 seçimlerine kadar sürdü.
Uran, uzun süren siyasi hayatında bakanlık dahil bir çok görevde bulundu. 1930 yıl kurulan Beşinci İnönü Hükümetinde Bay dırlık Bakanlığı yaptı. Altını İnönü Hüküme
hilikat-i semavat ve arz ای خلقت مساوات و ارض lerin ve yerin yaradılışı
hilkat-i teşekkül خلقت تشکل : yapılma ve pekling almayı sağlayan yaradılış
hilkatça خلقتجه : yaradılışça, yaradılış bakımın dan
hilkäten حلقة : yaradılışça, yaradılış bakımın dan
hillet حلت : )bak hillet(
Hilmi Uran حلمی اوران : Hilmi Uran, 1886 yılın da Bodrum'da doğdu. Eğitiminin önemli bir kısmını İzmir'de aldı. 1905 yılında İzmir Idadi Mektebinden mezun olduktan sonra Molli ye Mektebine girdi. Bu okuldan 1908 yılında mezun oldu. 1911 yılında Menemen Kayma kamlığına atandı. Çeşme Kaymakamlığına ise 1914 yılında atandı. 1918 yılma kadar bu görevi sürdürdü.
Uran, 1920 yılında son Osmanis Mebuaso Meclisi'ne seçildi. Ancak, Meclis uzun ömür lü olamadı. Meclis Misak-ı Milli'yi kabul edin ce, İstanbul işgal edildi. Milletvekillerinin hir kısmı tutuklandı ve Meclis dağıtıldı. Bu geliy me üzerine İzmir'e dönen Uran, komisyoncu luk yapmaya başladı.
İstanbul'un işgalinden sonra Ankara'da topla nan Büyük Millet Meclisi tarafından Antalya
Mutasarrıflığına atandı. 1921-23 yılları ara sında bu görevde bulundu. Uran, 1925 yılında Adana valiliğine atandı. Bu arada CHP'nin müfettişi oldu, Tek Parti iktidarı döneminde yükselişini sürdürdü ve daha ust mevkilers getirildi. 1927 yılında Adana milletvekilligi de başlayan aktif siyasi hayatı 1950 seçimlerine kadar sürdü.
Uran, uzun süren siyasi hayatında bakanlı
dahil bir çok görevde bulundu. 1930 yılında kurulan Beşinci İnönü Hükümetinde Bayın dırlık Bakanlığı yaptı. Altıncı İnönü Hakime
inde de aynı bakanlığı sürdürdü. 11 Kasım yahnda kurulan İkinci Bayar Haküme de Adalet Bakanlığıma atandı Ayrica par
inceşitli kademelerinde görev yapti.
Chan, 1939 yılında partisinin grup başkan ekilligine getirildi. Bu görevini dört yil bo yunca devam ettirdi. 15 Mart 1943 yılında ku rolan İkinci Saraçoğlu Hukümetinde İçişleri Bakanı olarak yer aldı.
Cumhuriyet Halk Partisi 1950 seçimlerinde yük bir yenilgiye uğradı. Demokrat Parti milletvekili ile tek başına iktidara gelirken, CHP ancak 69 milletvekili çıkarabildi. Hilmi Urain seçim sonunda milletvekili seçilememiş
i. Bu seçim kaybından sonra siyasi hayattan cekildi. 1957 yılında İstanbul'da öldü.
Adiuzzaman'ın siyasilere hitaben yazdığı mektuplarından birisi Hilmi Uran'a hitaben palmış ve Emirdağ Lahikası adlı eserinde de per almıştır. "Eski Dahiliye Vekili, Şimdi Parti Katib-i Umumisi Hilmi Bey" hitabıyla yazdığı mektubunda, yirmi yıl boyunca sadece bir kez ve İçişleri Bakanı olduğu sırada kendisine bir dilekçe yazdığını belirtir. Bediuzzaman, hapis-te bulunduğu süre zarfında kendisine yapılan işkenceleri ve kanun dışı muameleleri bildir-mek maksadıyla dilekçesini kaleme aldı. Bu dilekçenin yazımından sonra Afyon Emniyet Müdürlüğüne gönderildiğini, bunun üzerine dört beş kez dilekçe yüzünden de kendisine sıkıntı verildiğini, karakola çağrıldığını belir tir. Bediüzzaman Hazretleri Cumhuriyet Halk Partisinin o zaman başında bulunan Hilmi Uran'a şu önemli uyarıyı yapar:
Bu asrın Kur'ana şiddet-i ihtiyacını hisset-
mekte İsveç, Norveç, Finlandiya'dan geri kal-mamak size elzemdir. Belki onlara ve onlar gibilere rehber olmak vazifenizdir.
Siz, şimdiye kadar gelen inkılab kusurlarını
üç-dört adamlara verip şimdiye kadar umumi harb ve sair inkılabların icbarıyla yapılan tahribatları hususan an'ane-i diniye hak-kında- tamire çalışsanız, hem size istikbalde çok büyük bir şeref ve ahirette büyük kusu-ratlarınıza keffaret olup, hem vatan ve mil-let hakkında menfaatli hizmet ederek milli yetperver, hamiyetperver namına müstehak olursunuz.
hilye 1 : حليه.dış görünüş ve güzel vasıflar (ni telikler) 2. güzel yüz 3.süsi zinet, cevher
Resülullah Elendimiz (sav) "Sizden birinizin, her gece Kur'ân-ı Kerim'in üçte birini okumaya gücü yetmez mi? buyurdular dular (Ashab "Buna kimin gücü yeter (ya Resülallah)?" dediler. "(Kur'ân-ı Kerim'in üçte birine muadil olan) Kul hüvallahü ehad'ı okuyan(in gücü yeter).
Bu mübarek süre. Nås Süresi'nden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Dört ayet-i kerimedir. Cenâb-ı Hakk'ın birliğini, yüce vasıflarını en mükemmel, en hâlisâne sürette bildirdiği için "İhlas Süresi" denilmiştir. Bununla birlikte, "Necat, Marifet, Tevhid, Kulhüvallaho ehad Süresi isimleri de verilmiştir.
Abdullah bin Abbas radıyallahü anhümâ, İhlas-ı Şerif Sûresi'nin sebeb-i nüzülü ile alakalı şöyle buyurmuştur.
Bu sûre-i celile, Åmir bin Tufeyl ve Erbed bin Kays'ın suälleri üzerine nazil olmuştu. Şöyle ki:
Bir gün Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, mescitte Ashâbı ile oturuyorlardı. Bu sırada Beni Amir kabilesinin reislerinden olan Amir bin Tufeyl, Sevgili Peygamberimizi görmek üzere mescide girdi. İnsanlar, Amir'i görünce kendisine yöneldiler, zira güzel bir görünüşe sahipti, yalnız gözleri şaşı idi.
Amir, insanlara Peygamber Efendimizi soruyordu, kendisine gösterdiler.
Ashâb-ı Kiram'dan bir zat da Fahr-i Alem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimize, "Yå Resûlallahı Şu Amir bin Tufeyl'dir, yanınıza gelmek istiyor" diye arz etti.
Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, "Bırakın gelsin, eğer Allahü Teâlâ, ona hayır murat etti ise, onu hidayete erdirir." buyurdular.
Amir, Peygamber Efendimizin başucunda dikilerek "Muhammed, sen misin?" dedi.
Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, "Evet, benim." buyurdular.
Amir, "Bizleri neye davet ediyorsun?" diye sordu.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), "Benim ve her şeyin rabbi olan Allahü Teâlâ'ya iman etmeye davet ediyorum." buyurdular.
Amir, "Bana Rabb'inin vasfından haber ver" dedi.
Bunun üzerine İhlås Sûre-i Celile'si nazil oldu. Bu mübarek sûre, Cenâb-ı Hakk'ın sıfatlarını, en hålls bir tarzda beyan etmiş oldu. (Devamı var)
ahlak yalnız sec By zatta aliyeyi cem' eden bir zat, nasıl yalana ve hileye tenezz secaatle istihar eden bir zat, kolay kolay yalana tene içtima eden ahlak aliye kib, bile gibi alçak h ezzül ederimkaru nezzul etmez, Boton
TARINTE BUGUN
1876-ABD'li bilim adamı Alexander Graham Bell telefonu icat etti.
-1909-Turkiye'de ilk güven oylaması yapıldı; Kärmil Paşa kabinesi düşürüldü.
14
PAZARTESİ
MONDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
C
BIR AYET
Sizi doğru yola iletmesinden dolayı Allah'ı tekbir ve tazim edin.
Bakara Suresi: 185
BİR HADİS
Merhamet edenlere Rahman da merhamet eder.
Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı.
Yarın ise senin elinde senet yok ki, ona maliksin. Öyleyse hakiki ömrünü, bulunduğun gün bil.
1922-Son padişah M. Vahideddin'in bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrılması.
- 1930-Serbest Cumhuriyet Fırkası kendini feshetti.
-1977-Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden İbrahim Mırmır vefat etti.
17
PAZAR
SUNDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
Biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.
Kehf Suresi: 30
BİR HADİS
Ağır duyana söz işittir-mek sadakadır.
Hatib
Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir haram-helâl demeyip rast geleni yemektir. Mektubat
- 1946-Bediuzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Hasan Feyzi Yüreğil vefat
etti.
KASIM 13
PERŞEMBE
Namazi dondoğru zekâtı verin ve rükis edenlerle birlikte siz de
rüku edin.
Bakara Suresi: 43
BİR HADİS
Allah katında en sevimli amel, ölünceye kadar dilin, Allah'ın zikri ile meşgul
olmasıdır.
Beyhaki
22 1447
C.EVVEL
RUMI: 31 T.EVVEL 1441 KASIM: 6
Åhireti inkâr etmek, dünya ve mâfihâyı inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesve-secinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik'ine, insanların ilahına sığınırım. (Nás, 114/1-6)
ŞEYTAN: İNSANIN EZELİ DÜŞMANI
Insan ile şeytanın serüveni kadim bir hadiseyle başlamıştır. Allah Teâlâ, Hz. Adem'i yaratmış, sonra ona biçim vererek ruhundan üflemiş ve melek-lere onun önünde saygıyla eğilmelerini emretmiştir. Bu emre melekler itaat etmiş, ancak İblis karşı çıkmış "Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan!" karşılığını vermiştir ve bu itaatsizliğinin cezası olarak bulunduğu makam-dan kovulmuştur. (A'raf, 7/12-13) İnsana karşı haset ve kıskançlığından dolayı kıyamete kadar mühlet istemiş ve bu süre içerisinde insanoğlunun çoğunu yoldan saptıracağına dair yemin etmiştir. Allah (cc) da "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin." buyurdu ve böylece insanoğlu ile şeytanın mücadelesi başlamış oldu. Onun bu dileğinin kabul edilmesi, insanoğlu için dünya ha-yatının bir imtihan süresi olması yönündeki ilahi takdirin de bir sonucudur. Onun insan üzerinde gerçek bir gücü yoktur. O, ancak kendisine yönelenler üzerinde etkili olabilir; onları haktan, doğruluktan uzaklaştırabilir. (Нас, 22/4)
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
438
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:-
Bu salavat-1 serifeyl, Musannif merhum, Eb'üş-Şeyh Ebu Muham-med b. Ebi Zeyd Rh. nin risalesinden almıştır.
Bu salavat-ı şerife şöyle başlar:
Allahım.
Yani: Ey Celil, Cebbar, affeden, bağışlayan, ayıpları örten, şanı yüce, nimetleri herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Allah..
Muhammed'e salât eyle.
Bu cümle daha açık manası ile şu demektir:
Resulüllah S.A. efendimizin şanına layık, gün gün daimi ni-metlerle kerem eyle. Onun ümmetine, daima rahmet çeşitleri ile mua-mele eyle. Ümmeti için, iki cihanda ümid ederek taleb ettiği şeyleri ih-san ederek dalma mükerrem eyle.
Keza, Muhammed'in âline de salât eyle.
Yani: Onun ehl-i beytine, ashabına, tabi olan ümmeti üzerine dai-ma bol lütuf, bol ihsan eyle.
Muhammed'e rahmet eyle.
Bu cümlenin derinliğine manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimize, rahmet çeşitlerinle, türlü lü-tuflarınla muamele eyle. Onun kadrini yüce kıl. Makamını ve man-sıbını iki cihanda üstün kıl. Ona her türlü lütfunu ver. İhsanlar ede-rek rahmet eyle.
Keza, Muhammed'in âline de merhamet eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin âl, ashab, tabi olan ümmetine; af-fınla, mağfiretinle, türlü türlü keremlerinle merhamet eyle.
Muhammed'e bereketler ihsan eyle. Aynı şekilde Muham-med'in âline de bereket ihsan eyle.
Bu cümle şöyle açıklanabilir:
Resulüllah S.A. efendimize ihsan buyurduğun üstün feyizleri, yüce fütuhatı, gün gün artır. Onun üzerine ihsan ettiğin nimetleri ve ihsanı an an yükselt ve bereketli kıl.
Aynı şekilde, onun âline, ashabına, ümmetine olan nimet ve ih--sanını da daim artır ve bereket ihsan eyle.
- Tıpkı, âlemlerde İbrahim'e, İbrahim'in âline salât, rahmet ve bereket Ihsan eylediğin gibi..
Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.>>>
KARA DAVUD
YanıtlaSilانك حميد محمد الله صل على محمد وعلى ال محمد وَارْحَمْ ما وَالَ مُعَدٌ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدِ و علم ال محمد كما صَلَتْ وَرَحمَتَ وَبَارَک کے ابراهيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ فِي العَالَمِينَ إِنَّكَ حميد مجد ، اللهم صل على محمد التي وارو أمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ وَذُرِّيَّتَهُ وَأَهْلِ بَيْهِ كَمَا صليت على ما هيم انك حميد مجيد ، اللهم بارك عَلى ما وَ عَلى ال محمد كما باركت على ابراهيم إِنَّكَ حَد بعيد .. اللَّهُمَّ مَا حَى المَدْوَانِ وَبَارِي المَسْمُوكات وَجَبَّارَ القُلُوبِ عَلَى فطرتِها شَقِيهَا وَسَعِيدِهَا اجْعَلْ شَرَائِفَ صلَواتِكَ وَتَوَايَ بَرَكَاتِكَ وَرَافَةً تَعْتِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبدِ وَ رَسُولِكَ الفَاتِحَ لِمَا أُخْلِقَ
inneke Hamidün Mecid.
439
7. Allahümme salli alâ Muham medin ve ala Ali Muhammedin ver-ham Muhammeden ve ale Muhamme din ve barik alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin kema salleyte ve ra himte ve barekte ala İbrahime ve alá Ali Ibrahime fil-Alemine inneke Harni-dün Mecid.
8. Allahümme salli alâ Muham medin'in-Nebii ve ezvacihi ümmehat'il-mü'minine ve zürriyetihi ve ehli bey tihi kema salleyte ala İbrahime inne-ke Hamidün Mecid.
9. Allahümme barik alâ Muham medin ve alâ âli Muhammedin kema barekte ala İbrahime inneke Hamidün Mecid.
10. Allahümme dahiyel-medhüv-vati ve bariel mesmukāti ve cebbar'el. kulubi alå fıtratiha şekiyyiha ve sal-diha'c'al seraife salavatike ve neva-miye berekâtike ve re'fete tahannüni-ke alâ Muhammedin abdike ve resu-likelfatihi lima uğlika.....
**
7. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle; Muhammed'e ve Muhammed'in Aline merhamet eyle. Muhammed'e ve Muhammed'in âline be-reket Ihsa neyle. Alemlerde İbrahim'e, İbrahim'in âline salat rahmet ve bereket ihsan eylediğin gibi. Çünkü sen, Hemid'sin, Mecid'sin.
8. Alahım, Nebi Muhammed'e müminlerin anaları zevcelerine, zürriyetine, chl-i beytine salát eyle. İbrahim'e salât eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
9. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline bereket ihsan eyle. Ib-rahim'e bereket Ihsan eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
10. Allahım, ey yerleri donatan, yüksek semaları yaratan, kalbleri yaratıl-dıkları iş yönüne çeken, şəkilerini, saidlerini.. şerefli salavatını, artan bereket-lerini, bütün inceliği ile şefkatini Muhammed için kıl. O, senin kulundur. Re-sulündür; kilitleri açan
(Devamı: 445. Sayfada)
263
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Onlar, Senin yarlığamanı da, dileyorlar!) derler. (76)
Yüce Allah (Sizi şahid kılarım ki: (77) ben, onları, yarlığadımı
(78) Dilediklerini, kendilerine verdim ve onlara, eman diledikleri şey. den de, cimân verdim!) buyurur. (79)
Meleklerden birisi (80) veya hepsi (Ya Rab! (81) onların arasın-daki filan kişi, zikr edenlerden değildir. (82)
Kendisi, çok günah işleyici bir kuldur.
Gelip geçerken uğramış ve onların yanına oturmuştur. (83)
O, oraya ancak bir håcet için gelmiştir!) derler. (84)
Yüce Allah (Onu da, yarlığadım! (85)
Yarığadığım o cemâat (86), öyle bir cemâattır ki, onlarla otu-rup kalkan da, onlar sayesinde şaki olmaz!) buyurur.» (87)
Zikir Meclisindekilere Semädan Yapılan Sesleniş :
Enes b. Målik «Resûlullah Aleyhisselâm (Hiç bir cemâat yok ki, toplansınlar, Allah'ı zikr etsinler ve bunda, Allah'ın rızasından baş-kasını istemesinler de, semâdan bir Seslenici, kendilerine (Günahları-nız, Hasenelere çevirilmiş ve sizler, yarlığanmış olarak kalkınız!) di-ye seslenmiş bulunmasın!) buyurdu.» demiştir. (88)
Cennet Bahçelerinden Yararlanılması:
Peygamberimiz, bir gün «Cennet bahçelerine uğradığınızda, ya-
yılınız, yararlanınız!» buyurdu.
«Cennet bahçeleri nedir?» diye sordular.
Peygamberimiz «Zikir halakalarıdır!» buyurdu. (89)
-(
(76) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070
(77) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 252, Buhari Sahih c. 7, s. 168-169, Tir-mizi Sünen c. 5, s.579
(78) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 252, Buhari Sahih c. 7, s. 169, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579
(79) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070
(80) Buhari Sahih c. 7, s. 169
(81) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070
(82) Buhari Sahih c. 7, s. 169
(83) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070
Sahih c. 7, s. 169, Tirmizi -(84) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 252, Buhari
Sünen c. 5, s. 580
(85) Müslim Sahih c. 4, s. 2070
(86) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383
(87) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 4, s. 2070, Sahih c. 7, s. 169, Müslim Müsned c. 2, s. 383, Buhari Tirmizi Sünen c. 5, s. 580
(88) Ahmed b. Hanbel (89) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 142, Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, 8. 76 Müsned c. 3, s. 150, Hârisülmuhasibi Erriâye s. 620, Nevevi Kitabülezkâr s. 8, İbn-i Hacer Metálibül'äliye c. 3, s. 241-242
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZİKR EDİŞİ
YanıtlaSilZikir Meclislerinin Ganimeti ve Fazileti:
363
Abdullah b. Amr der ki (YA Resûlallah! Zikir meclislerinin ga-nimeti nedir?) diye sordum.
Resûlullah Aleyhisselân (Zikir meclislerinin ganimeti, Cennet'-Lir Cennet!) buyurdu.» (90)
Peygamberimiz, buyurmuşlardır ki «Kim, sabah namazını ce-måatla kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar yüce Allah'ı zikr eder, sonra da, iki rekât namaz kılarsa, kendisi tam bir hacc, tam bir Umre sevabı gibi tam sevåb kazanır.» (91)
Bir kimse, sabah namazını kılar, sonra, oturup güneş doğuncaya kadar yüce Allah'ı zikr ederse, Cennet, kendisi için mükteseb hak olur.»
«Bir kimse, sabah namazını kıldıktan sonra yerinde oturup dünya İşlerinden hiç bir şey karıştırmaksızın Kuşluk vaktine kadar Allah'ı zikr eder ve dört rekât Kuşluk namazı kılarsa, anasından doğduğu gündeki gibi günahından çıkar, hiç günah işlememiş gibi olur!» (92)
Zikrin ve Zikr Meclisinin Peygamberimize Her Şeyden Sevgili Oluşu:
«Sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar Allah'ı zikr eden cemâatla birlikte oturmam, bana, her biri için on iki bin dirhem vererek İsmail Aleyhisselâm evladından dört köleyi azad et-memden daha sevgilidir!»
«İkindi namazından sonra, güneş batıncaya kadar Allah'ı zikr eden cemâatla birlikte oturmam, bana, her biri için on iki bin dirhem
(90) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 177, Taberâní'den naklen Heysemi Mee-mauzzevaid c. 10, s. 78
(91) Tirmizi Sünen c. 2, s. 481, Nevevî Kitabülezkâr s. 93
(92) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Mecmauzzevaid c. 10, s. 105, İbn-i Hacer Metâlibül'âliye c. 3, s. 245 Amelülyevm velleyle s. 93, Heysemi-
6149 Istemek, yapabilmektir. (Vouloir c'est pouvoir. )
YanıtlaSil6151 İstemeven, hiçbir şey elde edemez. (Qui ne demande rien, n'a rien.)
61.50. Istemek, yapmanın yarısıdır.
6152. Ister istemez. (Bon gré, mal gré.)
203
à qui le veut.) 6/54 İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü. (Qui demande l'aumône rougit une fois, qui la refuse rougit deux fois.)
6153. İsteyen için, olanaksızlık yoktur. (Rien d'impossible
6156. Is eğerlerle şayet'lere kalsa, Paris bir şişenin içine konulabilirdi. (Avec des si, on mettrait Paris dans une bouteille.)
6/55 Is bitmiş, kurul toplanmış.
6157. Is işten geçti (kten sonra pişmanlık para etmez). (C'est trop tard. )
6158. Is, olacağına vant. (Advienne que pourra.)
6159. İşe yeni giren, işgüzar olur. (Il n'est tel que balai neuf.)
6160. İşi yolunda olanın arkası yere gelmez.
6161. İşin sonuna bakmalı. (La fin couronne l'oeuvre.)
6162 İşin sonunu düşünmeyen, çaresiz kalır.
6163. İşin yoksa, bekle! (Attends si tu n'as rien à faire!)
6164. İşitildiğine göre yargı verilir.
6165. İşlerini yoluna koy, yoksa onlar seni yönetmeye kalkar.
6166. İşleyen demir ışıldar. (L'usage fait briller le métal.)
6167. İşsize, şeytan iş bulur.
6168. İştah yerinde olunca, salça artık kalır.
6169. İştah, yerken gelir. (L'appétit vient en mangeant.)
6170. İşten değil, dişten artar. (Petite cuisine agrandit la maison.)
6171. It, itin kuyruğuna basmaz. (Les loups ne se mangent pas entre eux.)
6172. İt ürür, kervan yürür. (Les chiens aboient et la caravane passe.)
6173. İt ürürse, anası gibi ürür. (Bon chien chasse de race.)
6174. Iti an, değneği hazırla; iyi adam, sözünün üstüne gelir. (Quand on parle du loup, on en voit la queue.)
6175. İti, öldürene sürütürler. (Qui casse les verres, les paie.)
6176. İyi bir ad, büyük bir varlıktan daha yararlıdır.
6177. İyi bir cümbüşün ertesi günü de vardır. (Il n'y a pas de bonne fête sans lendemain.)
6178. İyi bir koca sağır, iyi bir karı da kör olmalı.
6179. İyi borazan atı, gürültüden korkmaz. (Bon cheval de trompette ne s'effraie pas du bruit.)
6180. İyi dost, kara günde belli olur. (Au besoin on connaît l'ami. -On connaît le véritable ami dans le besoin: Gerçek dost, gereksinme durumunda belli olur.)
NM
YanıtlaSilAIM kovalavan, bu brini tulamaz. (Qui poursuit deux lièvres à la
s vermek. Nager entre deux caux)
we we ask avin), insanın, ilk aşkım sonuncusu sanmasa, wapkada iki gostyle bakımasıdır. uharakistani, ikinci kez aldanırsan
, kabahat senindir. ылды Nolanдунка, аkužu ile yetinir. (Fante de grives, on mange
3. key doğar. (On devient cuisinier, mais on nalt
Bean gulung biçime dönüştürülmüşüdür.)
Now whatmah. Il faut faire le pas selon la jambe.)
6128 sne yeyi ilk bakışta aydın göremez.
0120 hasan. Nyok sõa ermemeli? (Il me faut jurer de rien.)
01:30. Basan, Jemin dove dove demaci olar. (C'est en forgeant qu'on devient forgeron.)
6131. Busan Jestunu seçebilir, ama komşüsünü seçemez.
61.32. basan, her şeye şefit à tout J
6233. Busan, (yilik de yapsa, konulük de yapsa kendinedir. (Ce que vous faites de bien ее де той, чеше de Raites à vous même J
6134 Busan, kazdığı kuyuya kendisi düşer. (Qui mal cherche, mal trouve.)
6135. Insan, komşusunsı ve akrabalarını seçemez.
61.36. Insan nerede rahat ederse, yurt oradadır. (Où l'on est bien, l'à est la patrie.)
6137. Insan yamla yanıla bilgin olur. (C'est à force de se tromper que l'homme devient savame
6138. basam değil, alışkanlıklarııı yargıla!
6139. Insanın değeri, boyuyla-bosuyla ölçülmez. (L'homme ne se mesure pas à l'aune)
6140. Insanlar, çokluk, rastgele yargılarlar.
6141. Insanlar, güzel sözlerle yakalanır.
6142. Insanlar, kendisini bekletenlerin yanlışlarını sayar.
6143. Insanları görünsişe göre yargılamamah. (Il ne faut point juger les gens sur l'apparence)
6144. Insanlan, kaşınmak istedikleri yerlerine göre kaşımalı. (11 fout gratter les gens où il leur demange)
6145. Insanlık arşınla ölçülmez.
61-46. Ipekler giyinmiş bir maymun, yine bir maymundur. (Un singe habillé de soie est toujours un singe.)
6147. İspanya'da şatolar (kilqemeler) yapar? (11 fuit des châteaux en Espagne.)
6148. Isteklerin az olsun, ancak istemen zorlu gerek.
202
YanıtlaSil6121. İki tavşanı birden kovalayan, hiç birini tutamaz. (Qui poursuit deux lièvres à ما
fois n'en prend aucun J 6122. İki ters akıntı arasında yüzmek. (Nager entre deux eaux.)
6123. 11k aşk ile son ask arasındakı ayrım, insanın, ilk aşkını sonuncusu sanması, sonuncu aşkına da ilki gözüyle bakmasıdır.
6124. Ilkin aldatıldığında, kabahat aldatanındır, ikinci kez aldanırsan, kabahat senindir.
6125. Insan aradığını bulamayınca, bulduğu ile vetinir. (Faute de grives, on mange des merles)
6126. İnsan aşçı olur, ama kebapçı doğar. (On devient cuisinier, mais on naît rotisseur. Bir Latin atasözünün gülünç biçime dönüştürülmüşüdür.)
6127. İnsan, bacağına göre, adınını atmalı. (Il faut faire le pas selon la jambe.)
6128. Insan, bir şeyi ilk bakışta aydın göremez.
6129. İnsan, büyük söz etmemeli! (Il ne faut jurer de rien.)
6130. Insan, demiri döve döve demirci olur. (C'est en forgeant qu'on devient forgeron.)
6131. Insan dostunu seçebilir, ama komşüsünü seçemez.
6132. İnsan, her şeye alışır. (On se fait à tout.)
6133. İnsan, iyilik de yapsa, kötülük de yapsa kendinedir. (Ce que vous faites de bien et de mal, vous le faites à vous même.)
6134. İnsan, kazdığı kuyuya kendisi düşer. (Qui mal cherche, mal trouve.)
6135. İnsan, komşusunu ve akrabalarını seçemez.
6136. Insan nerede rahat ederse, yurt oradadır. (Où l'on est bien, l'à est la patrie.)
6137. Insan yanıla yanıla bilgin olur. (C'est à force de se tromper que l'homme devient savant.)
6138. İnsanı değil, alışkanlıklarını yargıla!
6139. Insanın değeri, boyuyla-bosuyla ölçülmez. (L'homme ne se mesure pas à l'aune.)
6140. Insanlar, çokluk, rastgele yargılarlar.
6141. İnsanlar, güzel sözlerle yakalanır.
6142. Insanlar, kendisini bekletenlerin yanlışlarını sayar.
6143. İnsanları görünüşe göre yargılamamalı. (Il ne faut point juger les gens sur l'apparence.)
6144. İnsanları, kaşınmak istedikleri yerlerine göre kaşımalı. (İl faut gratter les gens où il leur démange.)
6145. İnsanlık arşınla ölçülmez.
6146. İpekler giyinmiş bir maymun, yine bir maymundur. (Un singe habillé de soie est toujours un singe.)
6147. İspanya'da şatolar (kâşeneler) yapar! (İl fait des châteaux en Espagne.)
6148. İsteklerin az olsun, ancak istemen zorlu gerek.
352
YanıtlaSilhazine-i Rahman
ve terbiyecisi olan rabbimizin hazinesi, rabbi mizin bitmeyen zenginliği
hazine | Rahman طريقة رحم : sonsuz merha met sahibi Allah'ın (cc) hazinesi, Allah'ın (c.c.) genis merhametinin eseri olan mez zenginliği
hazine-i rahmet حزينة رحمت : rahmet hazinesi, Allah'ın (c.c.) sonsuz rahmetinin eseri tüken mez nimetleri ve zenginlikler
hazine-i rahmet-i İlahiye خزينة رحمت إلهيه : Al-lah'ın (c.c.) rahmet hazinesi, Allah'ın (c.c.) merhametinin tükenmez zenginlikleri
hazine-i sermediye خزينة سرمدية : ebedi ve son suz hazine, ebedi ve sonsuz güzellikler, mü-kemmelikler, zenginlikler
hazine-i servet حزينة ثروت : )månevi) kazanç ve zenginlik hazinesi (kaynağı)
hazine-i servet ve tiryak ve ziya خزینه ثروت و تریاق و صباء : manevi zenginlik, çeşitli dertlere çare ve akıl ve kalblere ışık hazinesi
hazine-i tevhid خزينة توحيد : tevhid hazinesi, Allah'ım (c.c.) birliğini ispat eden ve açıklayan bilgiler kaynağı
hazine-i ulüm حزينة علوم : ilimler hazinesi, ilim lerle ilgili zengin kaynak
hazine-l uzma خزينة عظمى : çok büyük hazine (kaynak)
hazinedar خزینه دار : hazine memuru, hazine görevlisi, hazine koruyucusu
hazinedarlık خزینه دارلق : hazine memurluğu, hazine koruyuculuğu, hazineye bakma görevi hazinet-ül hayal خزينة الخيال : hayal hazinesi, zengin hayal kaynağı
hazm هضم : )bak. hazım(
hazm-i nefs هضم نفس : içine sindirme, taham mül etme, sabretme
hazret حضرت : yücelilik, büyüklük veya saygı belirten deyim (hazret-i... veya Hz. ile başla-yan özel isimler alfabetik sıraya konmuştur)
hebaen: boşuna, boş yere
heba-ender هيا أندر : heba içinde, zarar içinde
hebaen-mensur (a( هباء منثورا : bosu boşuna, boş yere kaybolmuş olarak, boşuna dağılıp gitmiş olarak
hebbe hava molokülü, hava zerresi
Hebennaka هبته : .akılsızca davranışlarıyla ünlü bir kişi 2.(mec) kendini zeki ve becerikli sanan budala
hedim-ül lezzat
heca hece, ağız ve dilin bir hareketiyle cikan ses 2 elif-ba sırasına göre dizili harfler
hecal (ye(هجائي elifba sırasına göre dizili harflere ait
tükenhece ağız ve dilin bir hareketi ile cikan ses 2. elif-ba sırasına göre dizili harfler
hecelemek همه له ماك : bir sözü harfleriyle hece hece söylemek veya okumak
heda هداء : sükünet, rahatlık, huzur
hedaya 1 : هدايا.hediyeler 2.bağışlar 3 iyilikler,
lütuflar
hedaya-yı hayat (iye هدایای حیاتیه : hayat hedi yeleri, yaşarken yaratıcıya karşı sözle, hal ve hareketlerin månevî diliyle yapılan şükürler, hamdlar, övgüler ve tesbihler gibi bütün iba detler
hedaya-y: hidayet هدایای هدایت : hidayet hedi. yeleri, doğru yola ulaştıran gerçekler, haki-katler
hedāyā-yı måneviye هدایای معنویه : månevi he diyeler
hedaya-yı rahmaniye هدایای رحمانیه : sonsuz merhamet sahibinin (Allah'ın c.c.) hediyeleri (ni'metleri, lütufları(
hedaya-yı süphani هدایای سبحانی : suphân (her türlü kusur ve noksanlıktan uzak) olan Al-lah'ın (c.c.) hediyeleri
hedayâ-yı şahane هدایای شاهانه : padişahca veri-
len hediyeler
hedaya-yi rahmet هدایای رحمت : Allah'ın (cc( sonsuz rahmetinin hediyeleri
hedef 1 : هدف.)mec) varılmak istenen yer, gaye, maksat 2.nişan alınan nokta
hedef-i hücum هدف هجوم : saldırı hedefi
hedef-i garaz هدف غرض : varılmak istene hedef
hedef-i kasd هدف قصد : varılmak istenen hedef, gaye
hedef-i maksad هدف مقصد varılmak istenen hedef, gaye
hedef-i ruh هدف روح : manevi mutluluk
dheder هدر : harcama, boşa gitme, ziyan olma
heder etmek هدر ايتمك : ziyan etmek, boşa har-camak
hedim هادم : )bak hedm veya harm(
hedim-ül lezzat هادم لذات : )hadim-ül lezzat( lezzetleri (zevkleri) ortadan kaldıran
hediye
YanıtlaSil060
hediye هديه bagie, armağan, karşılıksız veri len pey
hediye i aslme هدية عظيمة : buyuk hediye
hediye gaybi هدية عسى umulmadık ve bek lenmedik bir tarzda Allah (cc) tarafından giali bir elle gönderilen hediye (ni'met)
hediye i hidayet هدية هدايت hidayet hediyesi, doğru yolu gösterme şeklindeki hediye, iyilik
hediye i hikmet هدية حكمت her şeyi gayeli, faydalı ve tam uygun şekliyle yapan Allah'ın (cc.) sonsuz ilminin hediyesi
hediyesi ilahiye هدية إلهية Allah'ın (cc) hedi yesi, bağış
hediye i kudsiye هدية قدسيه kutsal hediye, Al lah'in (cc.) merhametiyle bağışlanan ni'met ve iyilik
hediye-i Kur'an (iye( هدية قرانيه : Kur'an'ın getir diği manevi hediye
hediye-i maneviye هدية معنوية : manevi hediye
hediye-i masumane هدية معصومانه : surf Allah (cc) rızası için ve çok iyi niyetle verilen he diye
hediye-i müstebidane هدية مستبدانه : zorla veri
len hediye
hediye-i nuraniye هدية نورانيه : nurlu hediye, hediye olarak yazılıp verilen Kur'an tefsiri (Risale-i Nur)
hediye-i nuriye هدية توريه : Lhediye olarak ya
zılıp verilen Risale-i Nur kitabı 2. Risale-i Nur adlı kitaplarla yapılan din ve iman hizmetinin makbul olduğunu gösteren månevi hediye
hediye-i rahmani (ye( هدية رحمانية : sonsuz mer hamet sahibinin (Allah'ın c.c.) hediyesi
hediye-i rahmet هدية رحمت : Allah'ın (c.c.) son suz merhametinin hediyesi
hediye-i ramazaniye هدية رمضانيه : ramazan ayı hediyesi, ramazan ayında verilen hediye
hediye-i ubudiyet هدية عبودیت : )Allah'a c.c. arz olunan, şükür, hamd, tesbih, emre itaat gibi) ibadet ve kulluk şeklinde hediye
hediye-i vakfiye هدية وقفيه : bir yere vakıf olarak verilen hediye
hedm هدم : yakma, harap etme, mahvetme; parçalama
hedmetmek هدم يتمك : yıkmak ortadan kal-dırmak
hedmü imha هدم و امحاء : yıkma ve yok etme
hekim حكيم doktor, tabib, hastalıkların teş his ve tedavisini meslek edinen kimse
heme
hekimi hark حكيم حاذق : motehassis (uzman( doktor, usta ve işini iyi bilen doktor
Hekimi Lokman حكيم لقمان : Lokman hekim, Kur'an'da ismi geçen ve bazı kaynaklara göre doktorların piri olan zat
len soru edatı hel هل : arapça'da soru cümlesinin başına ge
helak 1 : هلال. mahvolma, yıkılma 2.6lme, yok olma
helaki ebedi هلاك أبدى : ebedi olarak mahvol-ma, sonsuza kadar cehennem cezası çekme
helaki mutlak هلاك مطلق : ebedi olarak mahvol-ma; sonsuza kadar cehennemde kalma
helåket 1 : هلاكت yıkılma, mahvolma 2 felä-ket; büyük zarar, sıkıntı ve dert veren durum
heläket-i ebediye هلاكت أبديه : ebedi helaket, ebedi olarak mahvolma, sonsuza kadar ce-hennemde kalma
helal 1: حلال.islam'da yasak ve günah olma-yan 2.nikählı eş
helal haram حلال حرام : helal veya haram (Is-lam'da yasak ve günah olmayan ve olan(
helallaşmak حلاللشمق : karşılıklı olarak hakla-rını helal etmek
helümme cerran هلم جرا : )vehelümme cerran( "ve buna göre düşün" manasında bir deyim
helva حلوا : un, yağ, şeker veya pekmezden ya-pılan bir çeşit tatlı
hem هم : aynı şekilde, şu da var ki, üstelik, esasen 2.bir kelimenin başına gelince ortak-lık, birlik månasını verir hem fikir: aynı fikir-de olan
hem-asr (asir( هم عصر : aynı asırda olan, aynı çağda veya aynı yüzyılda olan, çağdaş
heman همان : .hemen, derhal, çabucak, ge-cikmeden 2.aşağı yukarı, yaklaşık olarak 3.ke-sinlikle, tam olarak 4.daima, her zaman
hemcins همجنس : aynı cinsten, aynı türden, cinsi ve türü aynı olan varlık
hemcinsi (ye( همجنسیه : aynı cinsten oluşa ait, aynı cinsten oluşla ilgili
hemdest همدست : ortak 2.arkadaş, destek olan, elbirliği yapan
hemdesti vifak همدست وفاق : aynı gaye veya konuda birleşip elbirliği ve işbirliği yapma
heme همه : hep, bütün
ТЕВÜK HUTBESİNDEN...
YanıtlaSilİyi biliniz ki
Sözlerin en doğrusu, Allah'ın Kitabrdır!
Yapışılacak en sağlam kulp, takvādır!
Sözlerin şereflisi, «zikrullah»tır
Kissaların güzeli, Kur'an (da olanlar)dır,
Amellerin hayırlısı, Allah'ın yapılmasını istediği farzlardır.
Amellerin kötüsü, bid'atlerdir.
En güzel yol ve gidişat, Peygamber'in yolu ve gidişatıdır.
Ölümlerin şereflisi, şehidliktir.
Körlüğün en kötüsü, doğru yolu bulduktan sonra ondan sapmaktır.
Az olup yeten şey, çok olup meşgul ederek Allah'a tåatten alıko-yan şeyden hayırlıdır.
Özür dilemenin kötüsü, ölüm gelip çattığı andakidir. Pişmanlığın kötüsü, kıyamet günündekidir.
VASİYET-İ NEBI
Sakın (günah işleyerek) mahşer gününde yüzümü kara çıkar-mayın! (Beni mahcup etme-yin!) (Ibn-i Mâce, Menåsik, 76)
Fahr-i Kainat Efendimiz vefât ederken, şu hususlar üzerinde, sesi kısılıncaya kadar tebliğ etti:
26
FAIR I RAINATS EFENDİMİZDEN MUSTESNA OCUTLER MAMETLİ TAVSİYELEN
YanıtlaSil-Namaz, namaz, namaz!..
-Emrinizin altındakilerin hukukuna dikkat edin.
-İki zayıf hakkında Allah'tan korkun:
. Dul kadın ve
. Yetim çocuk. (Bkz. Beyhaki, Şuab, VII, 477)
İNSANLIĞA ÜÇ MESAJ
Hira'da bütün insanlığa inen ilk tâlimat:
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
"Yaratan Rabbinin is-miyle oku!" (el-Alak, 1)
İnsanın; temâşâ ettiği her manzarayı, seyrettiği her hâdiseyi hikmet ve sırlarıyla okuyabilmeyi başarabilmesi lâzım. Bu da ancak kalbin Cenâb-ı Hak ile beraberliğini temin etmekle mümkün.
Sevr'de inen tâlimat:
لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا
"...Mahzun olma; Allah bizimle beraberdir!.." (et-Tevbe, 40)
Yani kul, her an Rabbinin kendisiyle beraber olduğunun idrâkinde olacak.
Arafat'ta, Mina'da îrâd edilen Vedâ Hutbesi'ndeki tâlimat:
"Size iki emânet bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müd-detçe sapıklığa düşmezsiniz.
Biri Allah'ın kitabı Kur'ân,
Diğeri Rasûlü'nün sünnetidir." (Muvatta', Kader, 3)
A 27 A
AAAAAAAAA TAREKAINARE
YanıtlaSilNETSİNE HAKİM OLMAK
Gerçek pehlivan;
Güreşte rakibini yenen değil,
Öfkelendiği zaman nefsine hâkim
olan kimsedir. (Buhâri, Edeb, 102; Müs lim, Birn, 106-108)
Bir adam Nebi'e;
-Bana öğüt ver!" dedi.
Peygamber de ona;
"-Kızma!" buyurdu.
Adam dileğini birkaç kez tekrar etti. Peygamber de (her defa-sında ısrarla);
"-Kızma!" buyurdu. (Buhari, Edeb, 76)
İRŞAD
Sizin en hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.
(Buhari, Fedailü'l-Kur'ân, 21)
Allah'ın senin elinle bir kişiyi hidâyete erdirmesi,
Senin için üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha hayırlıdır. (Håkim, III, 690)
Çocuklarınızı üç hususta yetiştirin:
Peygamber sevgisi,
Ehl-i beyt sevgisi ve
Kur'ân kıraati... (Münâvi, I, 226)
NAMAZIN KIVĀMI
YanıtlaSilNamaza durduğunda, sanki son na-mazın gibi kıl!.. (Ibn-i Mâce, Zühd, 15)
عن
Namaz; huşû duymak, tevâzu ve te-zellül göstermektir. (Tirmizi, Salát, 166)
ZÜHD
-Dünya ve dünyalıklardan yüz çevir,
Allah seni sevsin...
-Halkın elinde olandan yüz çevir,
İnsanlar seni sevsin...
(Ibn-i Máce, Zühd 1)
Gerçek zenginlik, mal çokluğu de-ğil, gönül tokluğudur. (Buhârî, Rikāk, 15)
ح
AZ YEMENİN FAZĪLETİ
Hiçbir kişi, midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır.
Oysa insana kendini ayakta tutacak birkaç lokma yeter.
Şayet mutlaka çok yiyecekse;
Midesinin üçte birini yemeğe,
➤Üçte birini içeceğe,
Üçte birini de nefesine ayırmalıdır.
(Tirmizi, Zühd, 47)
24
RABBİMİZLE ARAMIZ
YanıtlaSil-Gizli-açık
bolca sadaka vermek ve -Allah'ı çok çok zikretmekle;
RABBİNİZLE ARANIZI DÜZELTİN!
(Ibn-i Mâce, Ikame, 78)
İÇTİMAİ VAZİFELER
Efendimiz, ashâbına sık sık şu üç suâli yöneltirdi:
. Bugün bir yetim başı okşadınız mı?
. Cenâze teşyiinde bulundunuz mu?
Bir hasta ziyaretine gittiniz mi?
(Bkz. Müslim, Fedâilü's-Sahåbe, 12)
Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan;
Fakire yedir,
Yetimin başını okşa!..
(Ahmed, II, 263)
DOSDOĞRU OL!..
Süfyân bin Abdullah şöyle anlatır:
Rasûlullah'e dedim ki: "-Yâ Rasûlâllah! Bana İslâm'ı öyle bir anlat ki, onu bir daha başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim."
Efendimiz şöyle buyurdu:
"-Allâh'a inandım de, sonra da dosdoğru ol!" (Müslim, İmân, 62)
23
ANAHTAR ve KİLİT
YanıtlaSilInsanlardan öyleleri vardır ki, onlar;
Hayra anahtar,
Şerre de kilittirler.
Öyleleri de vardır ki;
Şerre anahtar,
Hayra kilittirler.
Allah'ın, ellerine hayrın anahtarlarını verdiği kimselere ne mutlu!
Allah'ın, şerrin anahtarlarını ellerine verdiği kimselere de yazıklar olsun!
(Ibn-i Máce. Mukaddime, 19)
YEDİ BAHTİYAR
Başka bir gölgenin bulun-madığı kıyamet günün-de Allah Teâlâ, yedi insanı, Arş'ının gölge-sinde barındıracaktır:
Adil devlet başkanı,
Rabbine kulluk ederek te-miz bir hayat içinde ser-pilip büyüyen genç,
Kalbi mescidlere bağlı müslüman,
Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,
Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine;
<<-Ben Allah'tan korkarım!>> diye yaklaşmayan yiğit,
Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka ve-ren kimse,
Tenhada Allah'ı anıp gözyaşı döken kişi. (Buhârı, Ezân, 36; Müslim, Zekât, 91)
22
صد الله وستم له
YanıtlaSilFAHR-İ KAİNAT EFENDİMİZ'DEN MÜSTESNA ÖĞÜTLER, HİKMETLİ TAVSİYELER
"Kişi sevdiği ile beraberdir."
(Buhârî, Edeb, 96)
(O'nu sevmek ise, O'nunla; kalpte, söz ve fiilde beraber olmaktır.)
Mütefekkirlerimizden mânâlı vecizeler, şairlerimizden berceste beyitler yer aldı.
YanıtlaSilHiç şüphesiz ki;
Ardında hoş bir sedâ mâhiyetinde hikmetli sözler bırakan Hak dostları, kıymetli âlimler ve edipler, bu eserdekilerden iba-ret değildir. Eserin hacminin mahdut oluşu sebebiyle, geniş bir külliyattan ancak bir kısmını çiçek çiçek dermek îcâb etti. Bu derlemede de, asrımızın nice fitneleriyle müptelâ olan insanı-nın sadrına en ziyâde şifâ ve devâ olanları seçmeye gayret ettik.
Ayet-i kerimede buyurulur:
"(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna;
Hikmetle ve
Güzel öğütle çağır.
Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!.." (en-Nahl, 125)
Eserimizin; bu emr-i ilâhîye ittibâ yolunda makbul bir sa'y ü gayret olmasını Cenâb-ı Hak'tan niyâz ederim.
Tevfik Allah'tandır.
Osman Nûri TOPBAŞ
Cemâziyelevvel 1443 - Aralık 2021
Sancaktepe / İstanbul
Not: Eserin hazırlanmasında hizmeti geçen M. Asım KÜÇÜKAŞCI ve M. Ali EŞMELİ kardeşlerimize teşekkür eder, hizmetlerinin bir sadaka-i cariye olma-sını Cenab-ı Haktan niyaz ederim.
19
Onların sözlerindeki kuvvetli tesir; o sözlerin dilden du-daktan değil, tå gönülden gelmesinin bereketidir. Bu sebeple muhatabın sadece kulağına değil, tå gönlüne ulaşır.
YanıtlaSilZira;
lerde yaşatır, devam ettirir. Onlara vefatlarından sonra da asir-Cenab-ı Hak: veli kullarının hikmet dolu sözlerini gönül. larca devam eden, «irşåd ömrü» nasib eder.
Değerli okuyucularımız için, bu hikmetli sözlerden ve mânâ dolu kıssalardan bir kısmını bir buket çiçek misali- toplayıp sizlere takdim etmek istedik.
Asr-1 Saâdetten Günümüze
HİDAYET REHBERLERİ
adını verdiğimiz bu eser;
Peygamber Efendimiz'in öğüt, mesaj ve vasiyet mâhi-yetindeki mübarek tavsiyelerinden bir demet ile açılmakta...
Akabinde;
Ashâb-ı kirâmın ve Hulefâ-i Râşidin'in hikmet dolu tav-siyeleri,
Hâcegân yolunun mâneviyat rehberleri olan «Sâdât-ı ki-ram hazerâtı»nın nûrânî tavsiyeleri ve mânidar menkıbeleri,
Tasavvuf büyüklerinin birbirinden güzel, derin ve tefek-kür ettirici nasihatleri, hâtıraları ve menkıbeleri,
Edebâli Hazretleri'nin ve onun silsilesiyle yetişen Osman-lı padişahların vasiyetleri, cihâna hükmettiren kıymet ölçüleri,
Aşk-ı Peygamber ile yanık sînelerinde, en ulvî sevdaları terennüm eden şairlerimizin içli ve samimî mısraları,
Son olarak;
Onların hikmet dolu sözleri ve samimiyetle yaşanmış menkıbeleri;
YanıtlaSilKur'an-ı Hakim'in âyetlerinin tefsiri,
Rasûlullah Efendimiz'in buyurduğu mübarek sözlerin ve yaşayışının kaydı olan Sünnet-i Seniyye'nin şerhleri mâhi-yetindedir.
İnsan bu rehberliğe ne kadar da muhtaçtır!
Hazret-i Ali ne güzel ifade buyurur:
"Nükteli ve hikmetli söz ve davranışlarla ruhlarınızı dinlen-dirin. Zira bedenlerin yorulduğu gibi ruhlar da yorulur."
"İnsanları, düşündürücü hikmetli sözlerle ikaz edin ki, kalp-leri huzur bulsun."
İnsan bir ebediyet yolcusudur ki, gitmesi gereken yol, pek muhâtaralıdır, tehlikelerle doludur.
Hak dostları; bu yollardaki engebeleri, çukurları, keskin virajları, dipsiz uçurumları, tehlikeli geçitleri, nefs ve şeytanın hilelerini bilir; kendilerine kulak verenleri, gerekli îkaz ve na-sihatlerle bunlardan korumaya gayret ederler.
Bu sebeple Yûnus ne güzel îkāz eder:
Delilsiz gidilmez yollar yamandır,
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında!..
Hak dostları, bu ebediyet yolculuğunda, gaflet uykusuna dalıp da kervanı kaçırmakla karşı karşıya kalan insanları uyan-dıran, dertli ve şefkatli kervancılar mesâbesindedir.
Hazret-i Mevlânâ buyurur:
"Ehlullâhın yüreklerinden taşan mübarek sesler ve sözler, İs-râfil'in Sûr'u gibi dirilticidir."
17
Cenab-ı Hakk'ın insanlığa muhteşem ikramı, ebedi ve mü-kemmel mucizesi olan Kur'ân-ı Kerim; baştan sona hikmettir, öğüttür, nasihattir, ibret dolu kıssa ve bin bir hissedir.
YanıtlaSilPeygamber Efendimiz de, ilâhî yemine mazhar olan risa-let ömrü boyunca, ümmetini;
Muhteşem ahlâkıyla,
Canlı bir Kur'ân mâhiyetindeki müstesna tatbikatıyla ve
Cevamiu'l-kelim mâhiyetindeki özlü ve derin hadis-i şe-rifleriyle irşad eyledi.
Efendi-Sahâbe-i kirâmın en büyük arzusu, Rasûlullah mize benzeyebilmek idi. O'nun rûhânî dokusundan hisse ala-bilmekti.
الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ
"Kişi sevdiğiyle beraberdir." (Buhâri, Edeb, 96) hadis-i şerîfinin tecellîsi içinde bulunabilmekti.
Bu sebeple; canlarıyla, mallarıyla, her türlü fedakârlıkta bu-lunarak Allah Rasûlü'nü anlamaya ve yaşamaya çalıştılar. O'nun tebliğini, Semerkant'a, Kayravana, Afrika'ya, insanların yaşadığı her yere ulaştırmaya cân u gönülden gayret ettiler.
Bütün ufukların rehberleri oldular.
Şu hadîs-i şerîfin îcâb ettirdiği şekilde, Efendimiz'e vâris oldular:
“(Zahir ve bâtınını ikmâl etmiş, ilmini irfan hâline getirmiş) âlimler, peygamberlerin vârisleridir." (Ebû Dâvûd, İlim, 1)
Başta sahâbî efendilerimiz olmak üzere, bütün Hak dostları Rasûlullah Efendimiz'in zamana yayılmış zirve mâhiyette, müstesnâ talebeleridir.
16
اس الحر الرحيم
YanıtlaSilالعلما ورية الانبياء
ÖN SÖZ
Muhâtaralı Ebediyet Yolculuğunda;
HİDAYET REHBERLERİMİZ
İnsanı mükerrem kılan, ona Kur'ân-ı Kerîm'i göndererek muhteşem cennetlere davet eden;
Cenâb-ı Hakk'a sonsuz hamd ü senâlar olsun!
İnsanı cennete götürecek yegâne yolun, Sırât-ı müstakîmin rehberi;
Fahr-i Kâinât Efendimiz Muhammed Mustafa'e de son-suz salât ü selâm olsun!
Rasûlullah Efendimiz buyurur:
"Din, nasihattir." (Müslim, İmân, 95)
15
TAND
YanıtlaSilKalb-i şeytan, kötü zanla kirlendi, Hiç temizlenmedi, oldu en hakir!
Bak; ibret ortada... Diyor ki Allah:
Doğru gelsin bana zengin ve fakir!
Hidâyet yolunda rehberlere uy, Sırât-ı müstakîm işte ey münkir!
Hak rehberler, Hak'tan nimet verilen, En güzel kullardır, ey mütefekkir!
Peygamber'den edep öğren ey Seyrî, Müstakîm ol, hem zâkir ol, hem şâkir!
Ne mutlu müstakîm olabilenlere!
Ne mutlu hidâyet üzere yaşayabilenlere!
Ne mutlu, hidâyet rehberlerinin mazharı olmuş gönüllere!
Ne mutlu hidâyet rehberlerinin yolu olan sırât-ı müstakîm üzere en güzel hidâyetle yaşayıp yaşatarak Allah'ın huzûruna yüz akıyla çıkıp ebedî rahmete nâil olabilenlere!
Ya Rab,
Nasib eyle!
Âmîn...
13
M. Ali EŞMELİ (YÜZAKI DERGİSİ)
Cemâziyelevvel 1443 / Aralık 2021
Sancaktepe / İstanbul
hidayet rehberleri ile hemhål olmak gerek. Bilhassa da onların yaşayışlarına göz kesilmek gerek. Onların can dirilten sözlerine harmanında derman bulan bir ehl-i gönül olmak gerek. ve sohbetlerine kulak kesilmek gerek. O müstesna gönüllerin
YanıtlaSilİşte;
Bunu temin için güzel gayretlerden biri olarak Pek Muh-terem Osman Nûri TOPBAŞ Üstâdımız tarafından müstesna bir eser kaleme alındı:
Asr-1 Saâdetten Günümüze
HİDÂYET REHBERLERİ
Günümüzün insanına bir ilâç mesâbesinde çok kıymetli bir kitap.
Bu itibarla;
18'inci yılına ulaşan Yüzakı Mecmûamızın bu yılki hediye kitabı bu güzel eser oldu. Yine mecmûamızdan sizlere ömürlük bir hediye.
536 sayfa.
Yine tertibi ile okunaklı ve mâhiyeti ile okunası bir eser.
Bu eser çok mühim.
Çünkü;
Her yerde uçuyor bir sürü fikir, Dışları çok câzip, içleri hep kir!
Oyun ve eğlence üflenen yerde, Nefsin faresine tuş oldu tekir!
Taze güller, toy bülbüller bilmiyor, Kim Ebû Cehildir, kim Ebûbekir!
Kendine gelesin ey Ademoğlu, Uyan, tek kurtuluş, tevbe ve zikir!
12
Böylece;
YanıtlaSil-Sen,
-Onların çoğunu,
-Şükredenlerden bulamayacaksın!" (el-A'raf, 16)
İşte günümüz;
Bu kavganın en zirvede olduğu günler.
Bir yanda;
Nesilleri çalmak ve perişan etmek isteyen sırât-ı müstakim üzerine oturmuş tipler, şeytanlar ve aveneleri. Onların nicesi de, aldandıkları ve saptıkları hâlde;
"Kendilerinin doğru yolda olduklarını sananlar." (ez-Zuhruf, 36)
Bir yanda da;
İnsanlığı ve nesilleri en doğru istikamete ve gerçek bir selâ-mete ulaştıracak olan hidâyet rehberleri.
Lâkin;
Gaflet erbâbı bu iki kutbun arasında zikzağa düşebiliyor. Ne yana gitse daha hoşuna gidecek diye sürekli bir gelgit yaşıyor. Kimi deizme kayıyor, kimi sapkın duygulara. Bu gelgitlerin içinde ziyân olan çok, perişan olan çok, hüsrâna dûçâr olan çok. Modern câhiliyyenin derin uçurumlarına düşüp de mahvolan nice insanlar, zavallılar, gafiller var...
Dolayısıyla;
Her zamankinden daha çok basîret gerekli bugünün insa-nına. Dün olduğundan daha çok şuurlu olmak gerekli. Eski-sinden daha dirâyetli, daha riâyetli daha müttakî olmak gerekli.
Dolayısıyla;
Bir sürü bomboş kitapların, rafları ve bilgisayarları dol-durduğu hengâmda, onların arasında gaflet faresi ve cehâlet güvesi gibi dolaşmak yerine, bambaşka bir uyanış ve irfân içinde
ASHI SAADETION GUNKONGEE RIDAVET RENKERLERİ
YanıtlaSilmaya çalışmaları, hatta daha ileri giderek horlamaya kalkışma-ları, hep bu yüzden. Allâhın insanlara takdim ettiği o örnek ve Dışta ve içte birilerinin nice İslâm büyüklerini sıradanlaştır müstesna şahsiyetlerin, basit ve tam tersi şekilde gösterilmeye kalkışılması da, bu yüzden.
Çünkü;
Bunu başardıklarında; nesiller, hidâyet rehberlerinin değil başka tiplerin, başka lokomotiflerin peşine takılacak. Tuhaf tuhaf kötü isimleri bile güzel zannederek; «Bunlar, benim ido-lüm.» diyecek ve sonrası olan olacak. Çünkü bilinmez yollarda her yolcu, illâ bir rehbere muhtaç. Ya hidâyet rehberlerine sarı-lacak, ya dalålet denilen sapmış kimselere aldanacak.
Şeytanın ezeli kavgası da bu yönde değil mi?
Mâlûm;
Hazret-i Ademe secde etmeyip Allâh'a isyan edince hem Cenâb-ı Hakkı suçlamaya yeltenen hem de düşmanlığa kalkışan;
"İblis, dedi ki:
-Beni azdırmana karşılık,
-Yemin ederim ki,
-Ben de onları (Adem'in neslini),
-Saptırmak için mutlaka;
-Dosdoğru yolunun / sırât-ı müstakîminin üzerinde otu-racağım." (el-A'raf, 16)
"Sonra;
(Çeşitli pusularla, metotlarla, mantıklarla)
-Önlerinden,
-Arkalarından,
-Sağlarından,
-Sollarından,
-Onlara bir şekilde mutlaka sokulacağım.
takvayı, faziletleri, kulluk ve kemâlâtı gönüllere ince ince işle-diler. İnsanlığın abide şahsiyetlerini yetiştirdiler.
YanıtlaSilO hidayet rehberleri;
Asırlardır fetih sancaklarını kıta kıta dalgalandırdılar. Nerede bir mazlum varsa, merhamet oldular. Nerede bir yetim varsa kol-kanat gerdiler. Nerede bir muhtaç ve nâçar varsa, en güzel çareler oldular.
O hidâyet rehberleri;
Toplumları da aile yuvalarını da pek müstesná ilâhî güzellik-lerle dokudular. Enkazları mâmur ettiler. Ölmekte olan kalpleri ihyå ettiler. Yıkılmakta olan vicdanları ve ruhları inşa ettiler.
O hidâyet rehberleri;
Hayatın bütün tıkanıklıklarını en mâhir tasavvufî incelik-lerle açtılar ve geniş ufuklara ulaştırdılar. Yaralara merhem oldular. Mâtemlere rahmet tevzî ettiler.
O hidâyet rehberleri;
İlmi takvâ ile yoğurdular. Takvâyı aşk ile ikmâl ettiler. Esfel-i sâfiline düşenleri oradan çıkarıp da ahsen-i takvîm değerine ulaştırmak için çırpındılar. Zulümleri merhametle yıkadılar. Zorbalıkları şefkatle mağlûp ettiler. Düşmanlıkları îman kar-deşliği ile bertaraf eylediler.
O rehberlerin ardında;
İnsanlık, tarihten beri her bâdireyi atlattı. En zor zaman-larda onlar sayesinde nefes alabildi. Onların güzellikleriyle ve faziletleriyle nice engelleri aştı ve kurtuluş sahiline ulaştı.
Bu bakımdan;
Áhirzamanda zıt kutupların en büyük mücadelesi, insan-ları o rehberlerden koparmak. Egoizmi şırınga ederek başına buyruk gafiller üretmek. Böylece mü'min nesilleri darmadağın edivermek.
9
Ki;
YanıtlaSil-Bunlar, ne güzel yol arkadaşıdırlar!" (en-Niså, 69)
Mesele;
Allah ve Rasûlullah yolunda;
Doğru ve candan itaat,
Doğru ve seçkin dostlar,
Doğru ve gerçek beraberlik.
İki cihânın huzuru işte bunda. İnsanın mahşer gününde yüzünü ağartan güzellik de bu. Bunun müjdesi de bambaşka:
وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
"Yüzü ağaranlar:
Onlar Allah'ın rahmeti içinde...
Onlar orada ebedi..." (Al-i İmrân, 107)
Ne mutlu O'e bu mâhiyette ümmet olabilenlere!
Ne mutlu hidâyet rehberlerinin yolunda vâsıl olabilenlere!
O hidâyet rehberleri ki;
Hazret-i Peygamber'in rahmet ikliminde bu fânî cihânın devr-i cehâletini asr-ı saâdet eylediler.
O hidâyet rehberleri ki;
Nice çorak gönülleri yemyeşil bağlara döndürdüler. Nice mahrumları mazhar kıldılar. Nice çölleri gülistana çevirdiler. Nice taş kalpleri, merhamet ve şefkat pınarlarına dönüştürdüler.
O hidâyet rehberleri;
İslâm medeniyetinin özü, sözü ve gülümseyen yüzü oldular. Görenler Allâhı hatırladı. Sohbetlerine koştular. Îman ve irfân ile coştular.
O hidâyet rehberleri;
Allah'ın ve Rasûlullâhın emrettiği en mükemmel ahlâkı,
S
Asla gazaba uğrayanların ve sapmış olanların gidişatları değil. Asla gaflete dûçâr olanların caddesi değil. Asla cehenneme gidenlerin rotası değil.
YanıtlaSilÂyet özellikle bunun da ifadesi ve niyâzı:
صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ
"Gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil (Yâ Rabbî) kendilerine nimet verdiklerinin yoluna (hidâyet eyle)!" (el-Fatiha, 7)
Nimet verilenler kimler?
Peygamberler,
Sıddîklar,
Şehidler ve
Salih kimseler.
Yani bunlar;
İnsanlığın hidâyet rehberleri.
Cenâb-ı Hak, onların gittiği yolu sırât-ı müstakîm olarak tescilliyor. O yolda olmanın adına hidâyet diyor.
Buyuruyor ki:
"Kimler;
Allah'a ve
Rasûl'e itaat ederse
Onlar,
-Allah'ın kendilerine nimet verdiği;
Peygamberler,
Sıddîklar,
Şehidler ve
Salih kimselerle beraberdir.
7
Ayakların doğru yoldan kaymaması. Gönüllerin Hak'tan sapmaması. İslâm ve imânın yegâne gayesi de zaten bu. Hele ahirzamanda.
YanıtlaSilO kadar mühim ki;
Kur'ân-ı Kerim'in ilk sûresi olan Fâtiha-i şerîfede Allah bunu bize duâ hâlinde âyet eyledi. Böylece hem gönlümüzde ve dilimizde sırât-ı müstakîm ve hidâyet olsun hem de fânî hayatımız ebedî bir esas hayata dönüşsün. Hem gönüller hidâyet için Allâha yalvarsın hem de bu yalvarış, yaşayışları yoğurarak mü'minleri müttaki eylesin. Elbette ki gönüller, dâimâ samimî bir yalvarış hâlinde oldukları hakikatin yaşayışına mâkestirler.
Bu bakımdan âyet-i kerîmedeki duâ çok mânidardır:
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
"(Allâhım!)
Bizleri sırât-ı müstakîme / dosdoğru yola hidâyet eyle!"
(el-Fatiha, 6)
Yani;
"Bizi dosdoğru yola ilet!"
"Bizleri sırât-ı müstakîm üzere yaşat!"
Hidayet;
Îmandan sonraki dosdoğru gidişat...
Sırât-ı müstakîm nedir?
Allâhın başta îman olmak üzere yüce rahmet ve nimetine mazhar olanların yolu. Allâha koşanların yolu. O'na kavuşan-ların yolu. O'nun sonsuz rızâsına ve lutfuna nâil olanların yolu. O'nun aşkına ve nûruna mâkes olanların yolu. Hâsılı cennete gidenlerin mübarek yolu.
TAKDEN
YanıtlaSilالملك القراء
TAKDİM
HİDAYET EYLE YA RABBİ!
Sonsuz hamd ü senâ ve ebedî şükür, bütün âlemlerin Rabbi olan yüce Allah'a...
Sonsuz salât ü selâm, O'nun muhteşem kulu ve Rasûlü olan Hazret-i Peygamber'e...
Kıymetli okuyucularımız,
Hidayet;
Ebediyet yolculuğunda iki rotadan sırât-ı müstakîm üzere olarak en doğru yere, cennete ve cemâle ulaştıran bir ilâhî lütuf. Allah'ın nimet verdiği seçkin kulların mazhariyeti.
Dolayısıyla;
Îmandan sonra en mühim ve elzem olan ilâhî kerem bizlere;
Sırât-ı müstakîmde hidâyet üzere olmak.
5
Asr-1 Saâdetten Günümüze
YanıtlaSilHİDAYET REHBERLERİ
Osman Nûri TOPBAŞ
YÜZAKI YAYINCIL
Yüzakı Yayıncılık
YanıtlaSilYüzakı Dizisi - 19
Dizgi ve Mizanpaj
M. Ali EŞMELİ - M. Asım KÜÇÜKAŞCI
Kapak ve Sayfa Düzeni
Yüzakı Grafik (Abdullah KÜÇÜKAŞCI)
Hatlar
Hamid AYTAÇ, İsmail Hakkı ALTUNBEZER, M. Halim ÖZYAZICI, Mâcid AYRAL, Mahmut ÖNCÜ, Şeyh Arif Efendi.
Davut BEKTAŞ, Fuad BAŞAR, Hamûd Bennå, Hüseyin ÖKSÜZ, Mehmet ÖZÇAY, Mustafa PARILDAR, Selim TÜRKOĞLU.
Baskı
Elma Basım: (0212) 697 30 30
ISBN
: 978-605-9214-52-0
Sertifika No: 17056
İstanbul - 2022
Adres
YÜZAKI YAYINCILIK
Eyüp Sultan Mahallesi İmam Hatip Caddesi No: 26 D: 1 34885 Sancaktepe / İSTANBUL
Tel: (0216) 532 44 44
Faks: (0850) 346 36 20
İnternet Sitesi
: www.yuzaki.com
e-posta
: kitap@yuzaki.com
apupezn
YanıtlaSilResülullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kim evinden çıkarken "Bismillahi tevekkeltü alellähi là havle velä kuvvete illa billah" derse ona, 'Bu, sana yeter ve sen muhafaza edildin. denilir ve şeytan, o kimseden uzaklaşır." (Sünen-i Tirmizi)
Hicri: 12 RECEB 1447 Rùmi: 19 Kânûn-i Evvel 1441 - Kasım 55
OCAK
İSTANBUL
Imsak.
6.34
Sabah
6.54
Güneş
8.20
Öğle
13.18
İkindi
15.39
Akşam..
17.55
Yatsı......
19.30
Kible S
.... 11.12
1
2026
Ankara
Perşembe
Ay Doğuş... 15.23
Ay Batış..... 6.29
Akşam
Yatsı
Kıble S
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
6.17
6.37
8.01
13.02
15.27
17.43
19.17
11.33
Bartın
6.22 6.42 8.09
13.04 15.23
17.40 19.16
11.35
Bilecik
6.29 6.49
8.14
13.14 15.37
17.54
19.28
11.15
Bolu
6.23
6.43
8.09
13.07
15.29 17.45
19.20
11.28
Çankırı
6.16 6.36 8.01
12.59
15.21 17.37 19.12
11.41
Çorum
6.10
6.30
7.55
12.54
15.16
17.32
19.07
11.50
Düzce
6.26 6.46
8.12
13.09
15.31
17.46
19.21
11.25
Eskişehir
6.27
6.47
8.11
13.12
15.36
17.53
19.26
11.16
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.03
15.24
17.40
19.15
11.36
Kastamonu
6.15
6.35
8.02
12.58
15.18
17.35
19.11
11.44
Kırıkkale
6.15
6.35
7.59
12.59
15.24
17.40
19.13
11.38
Zonguldak
6.23
6.43
8.10
13.06
15.26
17.43
19.18
11.31
Mīlādī yılbaşı - Türkiye'de ilk yılbaşı tatili (1936) Mīlādī takvim ve vasati saat kullanılmaya başlandı (1926)
Gün: 1. Hafta: 11. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Bir kimse bir günaha düşer de ardından kalben pişmanlık duyarsa o kimse, günahına henüz istiğfar etmeden önce, Allâh Azze ve Celle, onun, o günahını mağfiret buyurur." (Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat)
YanıtlaSilHicrî: 13 RECEB 1447 - Rûmi: 20 Kânûn-i Evvel 1441 - Kasım 56
İSTANBUL
İmsak
6.35
Sabah
6.55
Güneş.
8.21
Öğle....
13.18
İkindi
15.40
Akşam...
17.56
Yatsı......
19.31
2
OCAK
2026
Cuma
Kible S.
11.12
Ay Doğuş... 16.28 Ay Batış.....
7.43
İmsak
Sabah
Güneş Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.17
6.37
8.02
13.03
15.27
17.44
19.17
11.34
Bartın
6.22
6.42
8.09
13.05
Bilecik
6.29
6.49
8.14
13.14
15.24
17.40
19.16
11.36
15.38
17.55
19.28
11.15
Bolu
6.23 6.43
8.09
13.07
15.30
17.46
19.21
11.29
Çankırı
6.16
6.36
8.01
13.00
15.22
17.38
19.13
11.41
Çorum
6.10 6.30
7.55
12.54
15.17
17.33
19.08
11.50
Düzce
6.26
6.46
8.12
13.09
15.31
17.47
19.22
11.26
Eskişehir
6.27
6.47
8.11 13.12
15.37
17.53
19.27
11.17
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.03
15.24
17.41
19.16
11.37
Kastamonu
6.16
6.36
8.02 12.59
15.19
17.36
19.11
11.45
Kırıkkale
6.15
6.35
7.59
13.00
15.25
17.41
19.14
11.39
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.07
15.27
17.44
19.19
11.32
Kanûnî Sultan Süleyman Han'ın Rodos'u fethi ve ilk cuma namazı kılınması (1523) - Endülüs'te İslâm hâkimiyetinin sonu (1492)
Gün: 2. Hafta: 11. Ay: 31 Gün. FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 0 dk.
TEVBENIN ŞARTLARI
YanıtlaSilYapılan tevbenin makbul ve nasûh olması için üç şart vardır:
Birincisi, işlediği günahtan dolayı pişman olmaktır. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) "Pişman olmak, tevbedir." buyurmuşlardır. Gerçek pişmanlığın alâmeti; kalbin yumuşaması ve çokça gözyaşı dökmektir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), "(İşlediği günah ve kusurlardan dolayı) Çokça tevbe edenlerle beraber oturun. Zira onların kalpleri pek yufkadır." buyurmuşlardır.
İkincisi, gizli ve aşikâr bütün hållerde, büyük ve küçük bütün günahları terk etmektir.
Üçüncüsü de yaptığı günahları, kusurları bir daha aslâ işlememeye kesin karar vermektir.
Evliyadan Ebûbekir el-Vâsıtî rahimehullâh'a "Tevbe-i nasûh nedir?" diye sorulunca "Bir kimsede işlediği günahın hem gizlide (kalben), hem açıkta (fiilen) hiçbir şekilde bir eserinin kalmamasıdır." diye cevap vermiştir. Gerçek pişmanlık, azimli ve kararlı olmaya vesile olur. Azmetmek ise böyle günahlara ve hatalara bir daha dönmemektir. Zira bu kimse günahların, Rabb'iyle kendisi arasında bir perde olduğunu, pişmanlığı sayesinde anlamış olur.
Günahlar, rızkın bereketine de mani olur. Hadîs-i şerîfte, "Kul, işlediği günah sebebiyle, bol rızıktan mahrum kalır." buyurulmuştur.
Günah işlemek ve Allâhü Teâlâ'ya isyan etmek; öldürücü zehir, yakıcı ateş ve keskin bir kılıçtan daha zararlıdır. Bunun için mümin, kendisine zarar verecek ve kendisini helâk edecek şeylerden kaçtığı gibi günahlardan da kaçmalıdır.
Günah ve isyanlar, ebedî helâke; ibadet ve itaatler ise, dünya ve âhirette ebedî saâdet ve selâmete vesile olur. Nefsin, nice arzuları vardır ki, onlara bir anlık uymak, ebedî üzüntülere ve çok büyük pişmanlıklara sebep olur. Sahibini ağır hastalıklara düşürür, uzun bir ömrü yıkıp harap eder ve nihayet Cehennem'e götürür.
görülmez-hakaiku soria Göreceksin ki, hilkatte cârî olan kavânîn-i amika-i dakika -ki, burdebinsi akul
YanıtlaSilعازار
Risalet-Alimediye (asm)
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
1921 - İstanbul Boğazı dondu.
1986 - Halley kuyruklu yıldızı güneşe en yakın mesafeye geldi. 20. yüzyıl içinde bu ikinci ziyareti oldu.
6
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET Yoksa onlar Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar?
Âl-i İmran Suresi: 83
BİR HADİS
Horoza sövmeyin!
Çünkü o, namaza uyandırır.
Cehennem ikidir. Biri suğrâ, biri kübrâdır. İleride, suğra kübraya inkılâb edeceği ve çekirdeği hükmünde olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur.
Mektubat
olup soyu beşinci dedesi olan Abdülmenaf'ta Resulullah (asm) ile birlesmektedir. Hz. Osman... Ümeyyeoğulları ailesine mensup
YanıtlaSilHayatı Peygamberimizin (asm)
TARİHTE BUGÜN
632-Hz. Fatıma'nın
(r.anha) vefatı.
1617-Sultan I. Ahmet'in
ölümü; I. Mustafa'nın Sultan ilân edilmesi.
MVIA
21 KASIM 2024
22
CUMA
FRIDAY
KASIM
NOVEMBER
HİCRİ: 20 C.EVVEL 1446 - RUMI: 9 T. SANİ 1440
KASIM: 15-GÜN: 327 KALAN: 39 - GÜN. KIS.: 2 DK
BİR AYET
Şüphesiz O,
haddi aşanları sevmez.
A'raf Suresi: 55
BİR HADİS Kıyamet Günü en şiddetli azap görecek olan, zalim idarecidir.
Müsned, 3: 22
Allah'a (celle celaluhu) İmanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seversiniz; Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Lem'alar
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1907-Bediüzzaman, İstanbul seyahati için Van Valiliği'nden mürûr tezkiresi aldı.
1922 - Büyük Millet Meclisi'nin Abdülmecid Efendi'yi Halifeliğe seçmesi.
1922-Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye çalışmalarına son verdi.
1927 - Ankara Telsizi (radyosu) yayına başladı.
Mü'minler ibadetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sair ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibâdetinden kazandığından fazla bir sevap,
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
KASIM
18
SALI
27 1447 C.EVVEL
RUMI: 5 T.SANİ 1441 KASIM: 11
Imsak Günes
Öğle
BIR AYET
Hiçbir dişi Onun bilgisi dışında ne hâmile kalır, ne de doğurur.
Fâtır Suresi: 11
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği cihad, zalim bir idareciye karşı hakkı söylemektir.
İbni Mâce, Fiten: 20
cemaatten kazanıyor. Mesnevî-i Nuriye
İkindi
Akşam Yatsı
Imsak Günes
440
YanıtlaSilTAKLAR I NAVRAY SERHI
SKKISINCI BALAVATI SERIFE
Bu salavat serife Sifa-1 Serif kitabından ahnan on üç salavata serifenin bir taneshtir Sifa adh kitapta bu salavat-serife yedinei olarak anlatıhr
Bu salavata şerifeyi, hadis imamlarından, Ebu Davud, Taberani ashabin ileri gelenlerinden ve ehl-i suffeden Ebu Hüreyre'nin ra t vayet ettiğini anlatmışlardır.
Ebu Hüreyre'nin ra bu rivayetinde, Resulüllah S.A. efendimiz, şöy ze buyurdu:
«Bir kimse, kendisine, tam ölçülü ecir olmasını isterse, aşağı daki salavat-i şerife ile salavat okusun.
Bu hadis-i şerifte anlatılmak istenen mana şudur:
Bize ve ehl-i beytimize salavat okuyanların ecri ve sevabı bor olacaktır.
O salavat şerife şöyle başlar:
-«Allahım, Muhammed Nebi'ye, müminlerin anası zevcelerine
salåt eyle.s
Bu cümleyi biraz daha açık manalandıralım:
Ey zatında ortağı ve benzeri olmayan, zatına ve fiillerine ait sifat-larda dengi ve misli bulunmayan, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı yüce Allah.
Resulüllah S.A. efendimize, şanına layık, habibliğe münasip sa-låt, tazim, tahlyye ve ikramlarla salavatlar eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, Sübhan Allah tarafından verilen emir-leri, onun tarafından yasak kılınan şeyleri, påk şeriatında işlenmesi Jazım olan tüm işleri, Yüce Hak tarafından kullara tebliğ etmek İçin emir aldığı tüm işleri, emir aldığı şekilde haber verendir.
sun. Onun hanımları, müminlerin analarıdır. Allah onlardan ram ol-
Resulüllah S.A. efendimiz, kendi hanımlarını;
«Müminlerin anaları.
Olarak tavsif etmiştir. Resulüllah S.A. efendimizden sonra, bun-ların bir başkasına nikâhlanmaları haramdır. Onlara, analarımız gibi, tam manası ile saygı ve tazim göstermemiz lammdır.
«Aynı şekilde, onun zürriyetine de salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti, sulbünden gelen çocukları-dır. Çocuklarıdır, çocuklarının çocuklarıdır. Taa, kıyamete kadar ge lecek påk neslidir.
«Keza, onun ehl-i beytine de..»
Bu cümlenin kısa açıklaması şudur:
1
Resul-ü Muhterem ve Nebiyy-i Mükerrem S.A. efendimize ne-seb veya sebeb cihetinden nekadar muttasıl olanlar varsa.. hepsine salât eyle.
KARA DAVUD
YanıtlaSilMecid'sin.s 441 - «Tipki, Ibrahim'e salât eylediğin gibi.. Çünkü sen: Hamid'sin
HAMID ve MECID isimlerinin manası şöyledir: Yüce zatında, ke-malat ile övülmektesin. Kullarına çeşit çeşit in'am ve ihsan edicisin.
ஃ
DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Bu salavat-ı şerife, Şifa nam kitaptan alınıp anlatılan on üç sala-vat-ı şerifenin dokuzuncusu olur.
Bu salavat-ı şerifeyi hadis imamlarından Ebu Nuaym Hilye'sin-de, Deylemi Müsned-1 Firdevs'inde anlatmıştır. Esas ravisi, ileri gelen ashaptan Zeyd b. Haricet'ül-Ansari'dir. Hepsi de bu zattan rivayet edildiğini çıkarıp anlatmıştır. Allah ondan razı olsun. Bizzat kendisi-nin anlattığına göre; Resulüllah S.A. efendimize şöyle sormuştur:
run. Size ne şekilde salåvat-ı şerife okuyalım?. Bize beyan buyu-
Böyle deyince, Resulüllah S.A. efendimiz saadetle şöyle buyurdu: «Bana salavat okuyun; duâya da cidden çaba harcayın, Sala-vat-ı şerifeyi şöyle okuyun:
Allahım, Muhammed'e bereketler ihsan eyle.n
Yani: Ey şanı yüce, nimeti herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Allahım, verdiğin nimetlerin ve faziletlerin herbirini gün gün artırarak, Resulüllah S.A. efendimize terakki ihsan eyle. Bu terakki-yi onun için devam ettirerek, ona bereket ihsan eyle.
«Aynı şekilde Muhammed'in âline de bereketler ihsan eyle. Tıpkı, İbrahim'e ihsan eylediğin bereket gibi..
Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.>>>
Bunların manası daha önce de geçti; şu demeğe gelir:
Kullarına tüm nimetleri ihsan ettiğin için, daima hamd edil-mektesin.
Kullarına, garazsız, ivazsız, ihsanlar etmekle ulu zatsın.
Bir başka rivayette bu salavat-ı şerife şöyledir:
«Allahım, Muhammed'e salât eyle; Muhammed'in âline de sa-lât eyle. Ve.. Muhammed'e bereketler ihsan eyle.»
ONUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Burada anlatılacak salavat-ı şerife, Şifa adlı kitaptan alınan onuncu salavat-ı şerifedir.
Bunu hadis imamlarından Taberani Mucem-i Evsat'ında, İbn-i Fbi Şeybe Musannif'inde, bir de Said b. Mansur rivayet etmiştir. Al-lah hepsine rahmet eylesin. Bunlar, bu salavat-ı şerifeyi ashaptan Se-Ametülkindi'den r.a. rivayet edildiğini çıkarıp anlatmışlardır.
304
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI
vererek Ismail Aleyhisselâm evladından dört köleyi Azad etmemden daha sevgilidir! (93)
«Allah'ı zikre oturup güneş doğuncaya kadar Onu Tekbir, Tah-mid, Tesbih ve Tehill etmekliğim, bana, İsmail Aleyhisselân evladın-dan iki veya daha çok köleyi azad etmemden daha sevgilidir!» (94)
(Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahü vallahü ek ber Allah'ı tesbih ederim.
Hamd, Allah'a mahsustur,
Allah'dan başka ilah yoktur.
Allah, büyüktür.) demekliğim, bana, güneşin, üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir!» (95)
Meclisten Zikiraiz ve Salátů Selámsız Dağılmanın Zararı:
Bir Hadis-i şerif'e göre:
Bir cemaat, bir mecliste oturur da, yüce Allah'ı zikr etmeden
ve Peygamber Aleyhisselama Salevât getirmeden (*) dağılırlarsa, Kıyamet günü, bu meclisleri, onlara hasret ve nedâmetten başka bir şey olmayacaktır! (96)
(97) Allah, onları, bu yüzden isterse, azába çarpar, isterse, bağışlar.
Yüce Allah'ı Esmâyı Hüsnâsı İle Zikr Etmenin Fazileti:
Peygamberimiz, buyururlar ki:
«Allah'ın, yüzden bir eksik olmak üzre, doksan dokuz İsmi var-lır. (98)
(03) Heysemi Mecmauzzevald c. 10, s. 105, İbn-i Hacer Metálibül'aliye c. 3, 8. 244-245
(01) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 255
(95) Müslim Sahih c. 4, s. 2072, Tirmizi Sünen c. 5, s. 578
(*) Peygamberimize Salátů selâm getirilmesi hakkında Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
Hiç şüphesiz, Allah ve Melekleri, Peygambere çok salát ederler.
Ey Iman edenler! Siz de, Ona Salát ediniz! Tam bir teslimiyetle Selám veriniz! (Ahzab: 56)
(96) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 446, Tirmizi Sünen c. 5, s. 461, Tabe-
rani Mücemüssagir c. 2, s. 121, Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 79 (97) Tirmizi Sünen c. 5, s. 461
(98) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhari Sahih e. 8, s. 169, Müslim-Sahih e. 4, a. 2002, Tirmizi Sünen c. 5, a. 530-531, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1260
EIKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI είκη κρί
YanıtlaSilAllah, tek'tir, tek'l severdir. (00)
Her kim, O İsimleri (100), eaberler (101), sayarsa (102), Mu-hakkak, Cennete girer: (103)
1. Hüv (Allah) üllest la ilahe illa hüve'r-
2. (Rahman) ür-
32. (Habir) ül-
3. (Rahim) ul-
38. (Halim) ül
4. (Melik) ül-
34. (Aslm) ül
5. (Kuddûs) us-
35. (Gafür) üg
6. (Selam) ül-
36. (Bekûr) ül
7. (Mü'min) ül-
37. (Allyy) ül-
8. (Müheymin) ül-
38. (Kebir) ül-
9. (Asia) ül
39. (Hafiz) 01-
10. (Cebbar) ül-
40. (Mukit) ül
11. (Mütekebbir) ül-
41. (Hasib) ül-
12. (Hahk) ul-
42. (Celil) ül-
13. (Bari) ül-
43. (Kerim) ür
14. (Musavvir) ül
44. (Rakib) ül-
15. (Gaffår) ül-
45. (Mücib) ül
16. (Kahhar) ül-
46. (Vasi) ül-
17. (Vehhab) ür-
47. (Hakim) ül
18. (Rezrak) ul
48. (Vedûd) ül-
19. (Fettah) ul-
49. (Mecid) ül-
20. (Alim) ül-
50. (Bais) ül-
21. (Kabız) ul-
51.
(Şehîd) ül
52. (Hakk) ul
22. (Bâsıt) ul-
53. (Vekil) ül-
24. (Rafi) ul-
23. (Hafid) ul
54. (Kaviyy) ül -
25. (Muizz) ül-
55. (Metin) ül -
26. (Müzill) ül-
56. (Vellyy) ül-
27. (Semi) ül-
57. (Hamid) ül-
28. (Basir) ül-
58. (Muhsıyy) ül-
29. (Hakem) ül-
59. (Mübdi) ül-
30. (Adl) ül-
60. (Muid) ül-
31. (Latif) ül-
(99) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Müslim Sahih c. 4, s. 2002, İbn-1 Mace Sünen c. 2, s. 1200
(100) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 253, Buhari Sahih c. 8, s. 100, Müslim-Sahih c. 4, s. 2062, Tirmizi Sünen c. 5, s. 531, İbn-i Mice Sünen c. 2, в. 1269 (101) Müslim Sahih c. 4, s. 2062, İbn-1 Måce Sünen c. 2, s. 1209
(102) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhari Sahih c. 8, s. 169, Tirmizi -Sünen c. 5, s. 531, İbn-1 Mâce Sünen c. 2, s. 1260
(103) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhari Sahih c. 8, s. 160, Müslim Sahih c. 4, s. 2063, Tirmizi Sünen c. 5, s. 531, İbn-i Máce Sünen c. 2, в. 1269
366
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
61. (Muhyi) 'yül-
81. (Müntakım) ül -
62. (Mümit) ül-
82. (Afüvv) ür-
63. (Hayy)ül-
83. (Raûf) ül -
64. (Kayyüm) ül
84. (Malikülmülk) üz-
65. (Vacid) ül
85. (Zülcelal-i vel'ikrâm) ül-
66. (Macid) ül
86. (Muksıt) ül
67. (Vâhıd) üs
87. (Câmi) ül -
68. (Samed) ül -
88. (Ganlyy) ül -
69. (Kadir) ül-
89. (Muğni) yyül
70. (Muktedir) ül -
90. (Mâni) üd
71. (Mukaddim) ül
91. (Dârr) ün
72. (Muahhır) ül -
92. (Nafi) un
73. (Evvel) ül -
93. (Nûr) ül)
74. (Ahir) uz-
94. (Hadi) yyül
75. (Zahir) ül
95. (Bedi) ül
76. (Bâtın) ul
96. (Bakı) yyül
77. (Vâli) yül -
97. (Våris) ür
78. (Müteâli) yül
98. (Reşîd) üs
79. (Berr) üt -
99. (Sabûr) ü.
80. (Tevvåb) ül -
buyurdu.» (104)
İbn-i Mâce'nin Sünen'inde sıralananlara göre Tirmizî'nin Sünen'-inde aynen bulunmayan İlâhî İsimler şunlardır:
1. (Bårr) ül-
14. (Fâtır) us
2. (Cemil) ül-
15. (Sâmi) ul -
3. (Kahir) ül-
15. (Mûti) yyül-
4. (Karib) ür-
17. (Kâfi) yyül
5. (Râşid) ür
18. (Ebed) ül
6. (Rabb) ül-
19. (Alim) üs
7. (Mübin) ül-
20. (Sâdık) ul
8. (Burhân) üş -
21. (Münir) üt
9. (Şedid) ül-
22. (Tamm) ül
10. (Vâkı) ül-
23. (Kadim) ül
11. (Kaim) üd
24. (Vitr) ül-
12. (Dâim) ül-
25. (Ehad) ü.
13. (Hafız) ul-
(104) Tirmizi Sünen c. 5, s. 530-531, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1260-1270
BIKIN VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAINT EIRA EDİŞİ
YanıtlaSilTumiel'nin Bünen'inde sıralananlara göre İbn-i Mace'nin Süneri-Inde aynen bulunmayan läht İsimler de, qunlardır
1. (Kuddds) ul-
2. (Gaffår) ül
3. (Kahhar) 01-
4. (Fettah) ul-
B. (Hakem) ül-
6. (Adl) ül
7. (Altyy) ül
8. (Kebir) ül
D. (Mafis) ul
10. (Mukit) il-
11. (Hasib) ür
12. (Rakib) ül-
13. (Vasi) ul-
14. (Hamid) ül
15. (Muhayy) ül-
10. (Vahid) ül-
17. (Muktedir) ül-
18. (Mukaddim) ül
19. (Muahhır) ül-
20. (Berr) ül-
21. (Malikülmülk) üz-
22. (Zülcelal-i vel'ikram) ül-
23. (Muğni) yyül-
24. (Bedi) ür-
20. (Reşid) ü.
Zikr'in Efdal ve Üstün Evrådından Bazıları:
Cabir b. Abdullah'ın, Peygamberimizden rivayetine göre:
«Zikr'in efdal ve üstünü (LA lahe illallah), Düanın efdal ve üs tünü de, (Elhamdü lillah) dır. (105)
Ebû Hüreyre:
«Resûlullah Aleyhisselâm (Bir kul, lhlåslı olarak Lå ilahe illallah derse, büyük günahlardan sakındığı müddetçe, gök kapıları kendisi-ne açılır ve o Kelime-i tevhid Arşa ulaşırı) buyurdu.» (106)
Muaz b. Cebel de «Resûlullah Aleyhisselâm, bana (LA ilahe illal-lah şehadeti, Cennet'in Anahtarlarıdır!) buyurdu. demiştir. (107)
Ebû Zerrül'gıfåri der ki «(YA Resûlallah! Bana, bir tavsiyede bu-lun?) dedim.
Resûlullah (Bir günah iş işlediğin zaman, arkasından bir Hasene yetiştir ki, onu, yok etsin!) buyurdu.
dum. (YA Resûlallah! Là llahe illallah, Hasenâttanmıdır?) diye sor-
(105) Tirmizi Sünen c. 5, s. 462, İbn-i Mice Sünen c. 2, s. 1249
(106) Tirmizi Sünen c. 5, s. 575
(107) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 242
الثارات الاتحاد
YanıtlaSilسورۂ نفره (۲۰۱۷)
( سؤال ؟ ] ( ظلماتك ) عكسه ( رعد و برقك) مفرد صنفه سله ذكركرى بدن اشار تدر؟
الخوان ] لوطيارك ان جوق نظر مر تكر فى حلب ايدن، سماواتك با غر می ایله موجوداتی آن اولارقه ايشيقلا نديرم سيدر بونا راید، معنای مصدریدر معنای مصدری مفرد اولور مرد الله افاده الديار وكذا عد اولسون، رقه اولسون، سماوی استارون افرادی بك جومه در نوعد لر بوراده اونار به مقصد نو اور در افراد لری د گلور. اون میمونه مفرد او لاره ذکر اب بالمشاردر
سؤال ؟ ] رعد و برقدہ کی تنوین نه یه اشار تدر؟
الجواب ) يا محذوف به صفته عوضد الى تقدير كلام (رعد قاصف ) يك گورالدين ( برقة خاطف) کوز قاما شد يران ديمكدر یا خود رعد و برقك نكره و مجهولیت لرینی افاده ای چوندر. چونکه بوطیار كوزلرینی يو محسن، قولا قاريني طبقا من اولدقارندن، رعد و برقی اولدیغی کی کور من و تمامیله ایشین دگار در که او ناری حقیله بیاسینار
يجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْموتِ ) بو جمله مستأنف در . یعنی ما قبليه له باغلى
د گلودر آنجه مقدر بر سوال جوابور شویله که وقتا که سامع، شو ایکنی قصه تمثیلیه بی ایشیتدی . شبها من مصيبتان کیفیتی آغلام بچون شد تکی بر میای او باندی وقتا که قرآن کریمک تصویر ندن معلومات آلدى. مصيبتزده اولان يولجيارك ده مالاريني و او مصيبته قاشو نه يا بد قارين أفلامه ایسته دی. قرآن كريم (يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ ) ديماه، او نارى قورت راجع به ملجأ قالما ديفنه د و نجات بوطنه خالیه اسیله دکرده اللرینی اوتاره او زاتان بوغولان الركبي) سماوی طوب و انجينيق له دن فور توطعه ايجون قولا فاريني طبقا مقدمه ما عدا چاره لرى قالماديفة اشارت ايتمشور.
[ سؤال ؟ ] مقامك اقتضاى خلافته (يدْ خِلُونَ ) نك يرينه ( يجعلون ) نك قول لا يلمه می نه به بناء در؟
الجواب تا يولجيار، نجاتكتريني انتاج ايده جن حقیقی سیباري آرايوب بولمقدن مأيوس أولد قدن موكره، قولا فادینی طبقا مع کی جعلی و ظنی شیاره مراجعت اتمك مجبور تنده قالد قارينه اشار ندر
جعلي Cat Yapmaak
YanıtlaSilيلاق
tap Zad
خوليا Hülya Hayal
عوض
waz: Bedel, karşılık
المي Iktiza: Gerekme
إنتاج Intac: Netice verme
فِئَةٍ تَسْبُلَه
Kura-i temsiliye: Misäl gösterilen kassa
معلومات
Malamat: Bilgiler
مَعْنَا مَصْدَرِى
Mana-yı masdart: Bir keli-menin masdarının ma'nası
محذوف
Mahzuf: Aradan çıkarılan
ماقبل
Makabl: Ondeki, geçmiş
مأيوس
Me'yas: Umidsiz
مجهولیت Mechaliyet: Bilinmezlik
Melce': Sığımlacak yer
مقدر
Mukadder: Zikredilmedi-ği halde sözün gelişinden anlaşılan
مفرد
Müfred: Tekil
متأيقه
Miste'nife: Muhtemel bir suale cevab verdiği için önceki cümlelere bağlı olmayan cümle
نجات
Necat: Kurtuluş
نَكْرَه
Nekre: Belirsiz
ساوى
Semavi: Semadan gelen
تقدير كلام
Takdir-i kelâm: Zikredilme-diği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na
تنوين
Tenvin: Kelimenin sonunu "en, in, ün" diye okutan işaretin adı
Isinttä-
YanıtlaSilSual: Zulümâtın aksine ra'd ve berkin müfred sigasıyla zıkırleri neye işarettir?
Elcevab: Yolcuların en çok nazar-ı hayretlerını celb eden, semåvåtın bağırması ile mevcüdätı āni olarak ışıklandırımasıdır. Bunlar ise, ma'nâ-yı masdaridir. Ma'na-ya masdari müfred olur. Ferd ile ifade edilir. Ve keză, ra'd olsun, berk olsun, semåvi âyetlerden efradı pek çok birer nevidirler. Burada onlardan maksad, nev'leridir. Efradları değildir. Onun için müfred olarak zikredilmişlerdir.
Sual: Ra'd ve berkteki tenvin neye işarettir?
Elcevab: Ya mahzüf bir sıfata ıvazdırlar.
Takdir-i kelam تند قايت pek gürleyen توق عاطليق
göz kamaştıran demektir. Yahud ra'd ve berkin nekre ve meçhûliyetlerini ifade içindir. Çünki yolcular gözlerini yummuş, kulaklarını tıkamış olduklarından, ra'd ve berki olduğu gibi görmüş ve tamamıyla işitmiş değillerdir ki, onları hakkıyla bilsinler.
Bu يجعلون اما بقعة في الاتجة من الصواعق حدد الموت
cümle müste nifedir. Yani mäkabliyle bağlı değildir. Ancak mukadder bir suåle cevabdır. Şöyle ki: Vaktáki sámí', şu ikinci kıssa-i temsiliyeyi işitti.
Şübhesiz, musibetin keyfiyetini anlamak için şiddetli bir meyli uyandı. Vakta ki Kur'ân-ı Kerim'in tasvirinden ma'lûmåt aldı. Musibetzede olan yolcuların da hållerini
ve o musibete karşı ne yaptıklarını anlamak
istedi. Kur'ân-ı Kerim يجعلون أسايعهة في الانيجة
demekle, onları kurtaracak bir melce' kalmadığına -ve necât bulmak hülyasıyla denizde ellerini otlara
uzatan boğulanlar gibi- semâvi top ve mancınıklardan kurtulmak için kulaklarını tıkamaktan mâadâ çareleri kalmadığına işaret etmiştir.
Suâl: Makamın iktizası hilafina يذيلة 'nin yerine يجعلون 'nin kullanılması neye binâendir?
Elcevab: Yolcular, necâtlarını intâc edecek hakiki
sebebleri arayıp bulmaktan me'yüs olduktan sonra, kulaklarını tıkamak gibi ca'li ve zanni şeylere müracaat etmek mecbûriyetinde kaldıklarına işarettir.
hesaplamak
YanıtlaSilhomec
hemes egersis
hemen da dethal parçabuk (bak heman)
hemfiki au fikirde, avut duşancede
hembeme lopett
veya avin do hem matia مطلع veya ay'in doğuş yerinin ayu olman
hempehri (hengert) olan 2 ayu memleketten olan
hempehlilik همشهرياك Laynt pehirden olmak 2 ayu memleketten olamak
hempire kız kardeş 2 belli bir eğitim almış haata bakıcı kadın
hemşirezade همشیر هزاده kakardeş çocuğu,
yeğen
hemta es, denk
hemse 1 هجرة elif veya elit yerine kullanılan işaret 2 elif, vav, ya, he harfleri userine konan ve (e) olarak okutan işaret
hemre-i vasl همزة وصل araprada isim tam laması şeklinde iki isim arka arkaya birleştp okunurken ikici ismin başında bulunan ve okunmayan (elif) harfi
hendek Jحد geçişi engelleyen uzun ve derin olarak kazılmış çukur
hendek bak Gaave i Hendek)
hendese matemetiğin bir kolu olan ge ometri (çeşitli çizgi, şekil ve hacimleri incele yen matemetiğin bir dal)
hendesevarl هندسه واری : geometrik tarzda, ge ometrideki düzgün şekillere benzer tarzda
hendest (ye( هندسية : hendese (geometri) ile ilgili
hengam هنگام : Lzaman, vakit, sıra 2.devir. çağ, mevsim
henüz 1 : هنوز şu anda, daha şimdi, az önce 2. hala, daha, şimdiye kadar
here هر : karışıklık
here i merc هرج و مرح : karmakarışık, allakbul lak, darmadağın, altust
hercai 1 : هر جائی kararsız, değişken, devam h karar ve fikir değiştiren 2 vefasız, dönek
3.yersiz yurtsuz, serseri, derbeder, başıboş 4.çok renkli, yanardöner, renkleri değişken )hercai menekse هر جالی منکنه : çok renkli bir çeşit menekşe)
herci-bad-abad 1 : هرچه باد آباد ne olursa olsun
Zuter blemes
hahayak bu thtimalle 2 ma hakkak, mutlaka, her şeye rağmen
harif عريف Ladam 2 bayağı adam 3 meslek
tag, sanat arkadaşı
herkemal هر مال her kemål, her olgunluk ve mukemmellik
herkäl tolojisinde) kuvveti ve cesareti ile ünlu kah teski yunan efsanesinde (mi
taman 2 (mec.) çok güçlü Herkala Yunani هر کول یونانی : yunan herkül
(bak, herkul)
herzayi shayat هر شیفی فی بات : canli olan hersey
herze هيرة bop sos, saçma sapan söz, deli saç mast
herzego هر رهگر :saçma sapan konuşan, saç malayan, abuk sabuk konuşan
herzekarane هرزه کارانه saçmalayan kimse gibi, abuk sabukluk tarzında
hesab 1 حساب sayılarla yapılan işlem 2 ala-cakh veya verecekli olma durumu 3 tahmin,
tasarlama 4 aritmetik
hesab : cifir)1( حساب حفر : cifir hesabı (bak ci (i)
hesab- cifri ve ebcedi ve riyazi حساب جفری و ابعدی و ریاضی :cifir(1), ebced(1) ve matemetik hesap (bak, cifir, ebced)
hesab ebced)1( حساب ابجد : ebced hesabı, sayı çıkarma işi (bak, ebced( harflerin ebced değerlerine göre tarih veya
hesab- ebced(I) ve cifir حساب ابجد و جفر : ebced ve cifir hesabı (bak, ebced, cifir)
Kur'an, hadis veya bazı kıymetli dini eser hesab tevafuki حساب توافقي : tevafuk hesabı;
yerleri ve sayıları, tesadüfle açıklanamayacak lerde geçen kutsal kelimelerin sahifelerdeki tarada, belli bir düzende ve belli bir mana ifa de eder şekilde olduğunu gösterme işi
hesabat حسابات : hesaplar, hesaplamalar
değer bakımından, hesaba göre hesapca حسابه : hesap bakımından, sayıca
hesabi حسابی : hesapla ilgili, sayı değeri ile il-gili (sayısal)
hesaplamak 1 : حسابلل.)mec.) enine boyuna düşünmek, etraflıca düşünmek, ölcup biç mak mek 2.ahmin ve tasavvur etmek 3.hesap yap
hesabli
YanıtlaSil355 hesab حساب sayıca belli, hesabı yapılms,
planlanmmy
hesapsiz حسايز ok sayıda, sayısız
hest varlık 2. var olma, mevcudiyet
hetk مدل : rezil, rezil olma
heva 1 : هوا istek 2 nefse ait zararlı ve günah olan istekler, nefse hoş gelen zevklere karşı düşkünlük 3 gelip geçici ve sonu boş olan is-tek
heva-l cismani هواء جسمانی : bedene bagli (mad
d) istekler
heva-i nefis هوای نفس : nefsin isteği, insan ben liğindeki günaha iten istek ve zevk düşkün logu
heva-yi nefs هواء نفس : )bak heva-i nefs(
heval(y( هوائيه : bos, sonuçsuz, önemsiz nefsin isteklerine uyarak hareket eden Inefsin istekleriyle ilgili olan 4.ciddilikten uzak S.haval, hava ile ilgili, hava gibi hafif ince ve görünmez olan
hevalc حوائج : )havic, havayiç) ihtiyaçlar,
rekli şeyler
hevalci zaruri حوائج ضروری : )havic-i zaruri) zaruri ihtiyaçlar, yaşamak için gerekli ve vaz-geçilmez olan ihtiyaçlar
hevalt هوالى : boş ve temelsiz
hevam هوام : böcek türünden küçük canlılar
hevaperestane هواپرستانه : nefsin isteklerine düşkün şekilde, Allah'ı (c.c.) unutup sadece kendi zevk ve isteklerinden başka bir şey du şünmez tarzda
hevatif هواتف : hatifler, görünmez varlıklar dan işitilen sesler; seslenen melekler
heves هوس : .bir seye karşı duyulan istek, arzu, düşkunlük 2.gelip gecici istek, özenti 3.akla dayanmayan, nefisten gelen istek
heves-l mütecessim هوس منحسم : cisimleşmiş heves, nefsin hoşuna giden (günaha iten) isteklerin şekil ve maddeye bürünüp gözle görülür hale gelmiş şekli (resim, heykel gibi)
heves-i nefsaniye هوس نفسانيه : nefsin isteği, günaha iten istek
heves-i nefsi هوس نفسي : nefse ait istek, gunaha
iten istek
heves-l sebabane هوس شبابانه : çocukça heves
(istek)
hevesat هوسات : hevesler, günaha itici istekler
hevesat faniye هوسات فانيه : geçici isteller,
olomlu dünya hayatına bağlı istekler
heybet-i rubublyet
hevesat- gayr-ı meşrus هوسات غیر مشروعه mes ru olmayan hevesler, dine aykırı ve günaha
itici istekler
hevesat-ı hayvaniye هوسات حیرانیه : hayvanlar dakine benzer istekler
hevesat-i müteaffine هوسات منعقه : kokupmus pis ve çirkin, günaha itici istekler
şuna giden, günaha itici istekler hevesat-i nefsaniye هوسات نفسانیه : nefsin ho-
nefsaniye( hevesat - nefsiye هوسات نفسه : )bak hevesat-1
hevasati rezile هوسات رديله : rezil, aşağılık is
tekler
boyacı ve günaha itici istekler ve emeller hevasati sihirbaz هوسات سرباز : aldatıcı, göz-
hevasat-i süfliye هوسات سفلیه : aşağılık istekler
hevesi هرسى : hevese ait, istekle ilgili, nefsin
hoşuna giden
geheveskar 1 : هو سکار hevesli, istekli 2 nefsin gu-nahlara itici istekleri peşinde koşan
heveskärane هو سكارانه : heveskår tarzda; nef-sin hoşuna giden ve günahlara iten isteklerin peşine düşer şekilde
heveslenme 1 : هو سلنمه istek duyma 2 birileri gibi olma isteğine kapılma
hevesli 1 : هو سلی istekli 2 isteğinin peşine dü sen
hevesperver هو سپرور : hevesine (isteğine) düş kün, isteğinini peşine düşen
hevesperverane هو سپرورانه : hevesine (isteği-ne) düşkün şekilde, isteklerinin peşine düşer
tarzda
hevheve هر هره : ağaç yapraklarının rüzgarla
çıkardığı hışırtı
hevheve-i yaprak هو هوء بابراق : yaprak hışırtısı
heyat هيئات :hey'etler: 1.ayrı ayrı lısımlar, ayrı ayrı mânalar 2 şekil, biçim(ler) 3.bütün, tirildiği bütünlük bütünlük, bir gaye için parçaların biraraya ge-
heybe هيه : binek hayvanlarının eğerine ası-larak yük ve eşya taşımaya yarayan iki gözlü torba
heybet 1 : هيت.büyüklük 2.hem saygı hem korku duygularını uyandıran hal veya büyük-lük 3.büyük korku
heybet-l rubublyet هیبت ربوبیت her şeyin rabbi
٥١٢٥ - مَنْ تَضَعْضَعَ لِذِى سُلطان إِرَادَةَ دُنْيَاهُ أَعْرَضَ الله عَنْهُ بوجهه فى الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ" (الديلمي عن ابي هريرة)
YanıtlaSil5125- Güçlü kimseye dünyalık elde etmek için eğlen kimsenin, dünyada da ahirette de Allah yüzüne bakmaz.
٥١٢٦ - مَنْ تَعَلَّمَ فِي نَفْسِهِ وَاخْتَالَ فِي مَشْيَتِهِ لَقِيَ اللَّهُ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ رحم خ في الأدب طب عن ابن عمر)
5126- Kim kendini büyültür, yürümesinde böbürlenirse, Allah'ı kendisine karşı gazaplanmış olarak bulur.
٥١٢٧ - مَنْ تَعَلَّقَ شَيْئًا وَكِلَ إِلَيْهِ" (حم) ت طب ك ق وابن جرير عن عبد الله بن عكيم قي عن الحسن مرسلا وابن جرير عن أبي هريرة)
5127- Kişi ne ile ilgilenirse ona muhtaç kılınır.
٥١٢٨ - مَنْ تَعَلَّمَ حَدِيثَيْنِ اثْنَيْنِ يَنْفَعُ بِهِمَا نَفْسُهُ وَيُعَلِّمُهَا غَيْرَهُ وَيُنْتَفَعُ بِهِ كَانَ خَيْرًا لَهُ مِنْ عِبَادَةِ سِتِّينَ سَنَةً (الديلمي عن البراء)
5128- Kim iki hadis öğrenir, onunla kendi faydalanır, başkasına da faydalanması için öğretirse, bu onun için altmış yıl-lık ibadetten daha hayırlıdır.
٥١٢٩ - مَنْ تَعَلَّمَ صَرْفَ الْكَلاَمِ لِيَسْبِيَ بِهِ قُلُوبَ النَّاسِ لَمْ يَقْبَلْ اللَّهُ مِنْهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ صَرْفًا وَلَا عَدْلاً (هب د عن ابي هريرة)
5129- İnsanların kalbini kazanmak için kim güzel ko-nuşmayı öğrenirse, Allah kıyamette onun hiçbir şeyini kabul et-mez.
٥١٣٠ - مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا لِغَيْرِ اللهِ اَرَادَ بِهِ غَيْرَ اللَّهِ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ
ت حسن غريب عن ابن عمر)
5130- Kim Allah'ın rızasının dışında, Allah'tan başkasını murat ederek ilim öğrenirse, ateşteki yerine hazırlansın.
-1204
٥١٣١ - مَنْ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ لِيُبَاهِيَ بِهِ الْعُلَمَاءَ أَوْ يُمَارَى بِهِ السُّفَهَاءَ أَوْ يَصْرِفَ بِهِ وُجُوهَ النَّاسِ إِلَيْهِ أَدْخَلَهُ اللهُ جَهَنَّمَ (هـ عن ابي هريرة)
YanıtlaSil5131- Kim âlimlere karşı övünmek, beyinsizlerle müca-dele etmek ya da insanların dikkatlerini kendine çekmek için ilim tahsil ederse, Allah onu cehenneme sokar.
٥١٣٢ - مَنْ تَعَلَّمَ بَابًا مِنَ الْعِلْمِ عَمِلَ بِهِ أَوْ لَمْ يَعْمَلْ بِهِ كَانَ أَفْضَلُ مِنْ صَلَوةِ الْفَ رَكْعَةً فَإِنْ هُوَ عَمِلَ بِهِ أَوْ عَلَّمَهُ كَانَ لَهُ ثَوَابُهُ وَثَوَابُ مَنْ يَعْمَلُ بِهِ
إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ (خط وابن النجار عن ابن عباس)
5132- Kim bir bab ilim öğrenirse onunla amel edilsin veya edilmesin bu onun için bin rekât namazdan efdaldir. Kim onunla amel edip başkasına da öğretirse, hem kendi sevabını hem de kıyamete kadar onunla amel edeceklerin sevaplarını elde eder.
٥١٣٣ - مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ فِي شَبِيبَتِهِ اِخْتَلَطَ الْقُرْآنَ بِلَحْمِهِ وَدَمِهِ وَمَنْ تَعَلَّمَهُ فِي كِبَرِهِ فَهُوَ يَتَفَلَّتُ مِنْهُ وَهُوَ يَعُودُ فِيهِ فَلَهُ اَجْرُهُ مَرَّتَيْنِ (خ ك في تاريخهما والمرهبى
في فضل العلم وابو نعيم هب عد وابن النجار عن ابي هريرة عد عن على
5133- Kim gençliğinde Kur'an öğrenirse, o etine ve ka-nına işler. (Yani demir levha üzerine işlenen yazıya benzer, silin-mez.) Kim ihtiyarlık çağında zahmetle, okumaya yönelerek Kur'an öğrenirse iki kere ecir alır.
٥١٣٤ - مَنْ تَعَلَّمَ أَرْبَعِينَ حَدِيثًا اِبْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ لِيُعَلِّمَ بِهِ أُمَّتِي فِي حَلَالِهِمْ وَحَرَامِهِمْ حَشَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ عَالِمًا (ابو نعيم عن على)
5134- Kim Allah'ın rızasını kastederek ümmetim he-
lalini, haramını ondan öğrenmesi için kırk hadis öğrenirse, Al-lah kıyamet gününde onu âlim olarak haşreder.
٥١٣٥ - مَنْ تَعَلَّمَ الْأَحَادِيثَ لِيُحَدِّثَ بِهِ النَّاسَ لَمْ يَرِحْ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ وَإِنَّ رِيحَهَا
1205
ti bozulur (ve böyle uyuyana abdest vacip olur). Çünkü uzanınca mafsalları gevşer.
YanıtlaSil١٤٩٨ - اِنَّ الْبَدَ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ اليد السفلى وابدأ بمنْ تَعُولُ (حم) عن ابن
عمر) 1498- Üst el (veren el), alt elden (alan elden) hayırlıdır. Vermeye önce nafakası ile yükümlü olduğun kimseden başla.
١٤٩٩ - إِنَّ الْيَسِيرَ مِنَ الرِّيَا شِرْكٌ وَإِنَّ مَنْ عَادَى أَوْلِيَاءَ اللَّهِ فَقَدْ بَارَزَ اللَّهَ بِالْمُحَارَبَةِ وَإِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْأَبْرَارَ الْأَخْفِيَاءَ الْأَنْقِيَاءَ الَّذِينَ إِذَا غَابُوا لَمْ يُفْتَقَدُوا وَإِنْ خَضَرُوا لَمْ يُدْعَوْا وَلَمْ يُعْرَفُوا قُلُوبُهُمْ مَصَابِيحُ الْهُدَى يَخْرُجُونَ مِنْ كُلِّ غَبْرَاءَ مُظْلِمَةٍ (طب ك عن معاذ)
1499- Az da olsa riya (gösteriş) şirktir (hafi cinsinden). Kim Allah'ın dostlarına saldırırsa Allah'a harp ilan etmiş demek-tir. Allah (insanlardan) amellerini gizleyen iyi kimseleri sever. O iyiler ki gösterişten hoşlanmazlar, gözden uzak oldukları zaman bulunmazlar. Hazır olduklarında da (meclislere) davet edilmezler, tanınmazlar bile (tevazularından). Kalpleri birer hidayet meşalesi-dir. Her karanlık yerden çıkarlar da herkesi aydınlatırlar.
١٥٠٠ - إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى لا يَصْبُغُونَ فَخَالِفُوهُمْ (حم ح م د ن هـ حب عن
ابي هريرة)
1500- Yahudi ve nasraniler (saçlarını ve sakallarını) bo-yamazlar, onlara muhalefet edin (Saçınızı sakalınızı boyayın, fa-kat siyahla boyanması haramdır.)
١٥٠١ - إِنَّ اَبَرَّ الْبِرِّ أَنْ يَصِلَ الرَّجُلُ أَهْلَ وُدِ أَبِيهِ بَعْدَ أَنْ يُوَلَّى الْأَبُ (م د ت حب عن ابن عمر)
1501- Babası öldükten sonra, kişinin babasına karşı en iyi davranışı babasının arkadaşlarını ziyaret etmesidir.
١٥٠٢ - إِنَّ أَبْدَالَ أُمَّتِي لَمْ يَدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِالْأَعْمَالِ وَلَكِنَّ إِنَّمَا دَخَلُوهَا بِرَحْمَةِ
374-
اللهِ وَسَحَاوَةِ الأنْفُسِ وَسَلامَةِ الصُّدُورِ وَرَحْمَةِ جميع المُسلمين هب عن ابى
YanıtlaSilسعيد)
1502- Ümmetimin velileri cennete armellerle girmezler. Cennete onlar Allah'ın rahmeti, nefis fedakarlığı, kalp temizliği ve bir de müslümanlara karşı olan merhametleri sayesinde girerler.
١٥٠٣ - إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَمَّا أُلْقِيَ فِي النَّارِ لَمْ يَكُنْ فِي الْأَرْضِ دَابَّةٌ إِلَّا أَطْفَاتِ النَّارُ عَنْهُ غَيْرَ الْوَزَعْ فَإِنَّهَا كَانَتْ تَنْفُخُ عَلَيْهِ" (حم هـ حب عن عائشة)
1503- İbrahim Aleyhisselam ateşe atıldığı zaman, kerten-keleden maada bütün yeryüzü hayvanları ondan ateşi söndürme-ye çalışmışlardır. Kertenkele ise devamlı İbrahim'in aleyhine ateşe üflüyordu.
١٥٠٤ - إِنَّ إِبْرَاهِيمَ سَأَلَ رَبَّهُ يَا رَبِّ مَا جَزَاءُ مَنْ حَمِدَكَ قَالَ الْحَمْدُ مِفْتَاحُ الشَّكْرِ وَالشَّكْرُ يَعْرُجُ بِهِ إِلَى عَرْشِ رَبِّ الْعَالَمِينَ قَالَ فَمَا جَزَاءُ مَنْ سَبَّحَكَ قَالَ لَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَ التَّسْبِيحِ إِلَّا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (الديلمي عن انس)
1504- Hazreti İbrahim Aleyhisselam Rabbi'ne sordus "Sana hamd edenin mükafatı nedir?" Allahü Teala: "Hamd şük-rün anahtarıdır. Rabbül Alemin'in Arş'ına ise ancak şükürle çıkı-lır." buyurdu. Hazreti İbrahim tekrar: "Peki ya seni tesbih edenin ecri nedir?" dedi. Allah (c.c.) da: "Tesbihin yorumunu Rabbül A-lemin olan Allah'tan gayrısı bilemez." buyurdu.
١٥٠٥ - إِنَّ إِبْلِيسَ لَيَضَعُ عَرْشَهُ عَلَى الْبَحْرِ وَدُونَهُ الْحُجُبُ يَتَشَبَّهُ بِاللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ثُمَّ يَبُثُّ جُنُودَهُ فَيَقُولُ مَنْ لِفُلَانِ الآدَمِي فَيَقُومُ اثْنَانِ فَيَقُولُ قَدْ أَجَلْتُكُمَا سَنَةً فَإِنْ أَغْوَيْتُمَاهُ وَضَعْتُ عَنْكُمَا الْبَعْثَ وَإِلا صَلَبْتُكُمَا (طب وابن عساكر عن ابى ريحاتة)
1505- İblis deniz üzerine tahtını kurar, yanında hâşâ ken-
375
6090 Hiçbir şeyi ivedi yapmamalı. (Jamais chose ne doit être faite à la hate)
YanıtlaSil16091 Hiçbir şeyi olmayan, hiç bir şey yitirmez.
201
6092. Hiçbir şeyi tehlikeye koymayan, hiç bir şeyi yitirmez (Qui ne risque rien, ne perd rien.)
6093. Hiç gelmemektense, gecikmek iyidir.
6094. Hiç kimse mükemmel değildir.
6095. Hiç kimse, sabahtan akşamın ne olacağını bilemez. (Nal ne peut répondre le matin du ce qui arrivera le soir.)
6096. Hiç kimseye savaşa gitmesini ya da evlenmesini önerme.
6097. Hiç olmamaktan, geç olmak yeğdir. (Mieux vaut tard que jamais.)
6098. Hizmet eden, karşılığında bir çıkar bekler. (Qui rend service, attend bénéfice.) 6099. Hizmet etmeyen, efendilik bilmez. (11 faut avoir obéi avant de commander)
6100. Huy, ikinci doğa gibidir. (L'habitude est une seconde nature.)
6101. Ilımlılık ve çalışmak, insanın en iyi iki hekimidir.
6102. Iraktan gelen, çok yalan söyler.
6103. Irmağa su taşımak. (Porter de l'eau à la rivière. Latincesi: Ormana odun taşımak.)
6104. Irmağı geçerken, at değiştirilmez.
6105. Isıracak it havlamaz. (Chien qui aboie ne mord pas.)
6106. Isıramadığın eli öp! (Quand on n'est pas le plus fort, il faut être le plus fin.)
6107. Ispanak, midenin süpürgesidir.
6108. Işık, karanlıkta doğar.
6109. İçimiz rahat olmazsa, hiçbir yerde rahatı bulamayız.
6110. İçini almak için çekirdeği kırmalı. (Il faut briser le noyau pour avoir l'amande.)
6111. İçki girince, akıl çıkar. (Le boire entre, la raison sort.)
6112. İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır. (Ne fait pas à autrui ce que tu ne voudrais pas qu'on te fit.)
6113. İki ateş arasında bulunmak. (Etre entre deux feux.)
6114. İki ayaklı bir eşek: "kara cahil"!
6115. İki cambaz, bir ipte oynamaz. (Deux acrobates ne jouent pas sur la même corde.)
6116. İki cami arasında kalmış bínamaz. (Il n'est ni chair, ni poisson.)
6117. İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur. (Chaumère où l'on vit vaut mieux que palais où l'on pleure.)
6118. İki kaptan, bir gemiyi batırır. (Deux capitaines font couler un navire.)
6119. İki karpuz, bir koltuğa sığmaz. (On ne peut porter deux pastèques sous le même bras.)
6120. İki reis, bir kayığı batırır. (Deux patrons font chavirer une barque.)
200
YanıtlaSil6057 Her zaman kedi kaymak yemez. (La foudre ne tombe pas toute les fois qu'il tonne)
6058. Her zararda bir hayır vardır. (Chaque perte est un conseil.)
6059. Her ziyan, bir öğüttür. (Chaque perte est un conseil.)
6060 Herkes, bildiğini okur (L'un tire à hue et l'autre à dia.)
6061 Herkes, bulunduğu yerde zevkini alır. (Chacun prend son plaisir où il le trouve)
6062. Herkes ektiğini biçer. (On récolte ce qu'on a semé.)
6063. Herkes evinde ağadır. (Chacun est maître chez-soi.)
6064. Herkes gelirine göre davranmalı. (A chucun selon ses ressources.)
6065. Herkes gider Mersin'e, biz gideriz tersine. (Nous mettons le charrue avant les boeufs.)
6066. Herkes haksız olduğunda, herkes haklıdır.
6067. Herkes, herhangi bir kimseden daha iyi bilir.
6068. Herkes, hiç olmazsa, ayda bir sarhoş olmalı.
6069. Herkes kendi kapısının önünü süpürse, sokak tertemiz olur. (Que chacun balaie devant sa porte.)
6070. Herkes kendi ustasını bulur. (Chacun trouve son maître.)
6071. Herkes kendi yazgısının yapımcısıdır.
6072. Herkes kendini düşünür. (Chacun pense à soi.)
6073. Herkes kendini düşünür, Tanrı herkesi. (Chacun pour soi et Dieu pour tous.)
6074. Herkese kendi yurdu cennet görünür. (Chaque oiseau trouve son nid beau.)
6075. Herkesi nasıl bilirsin? -Kendim gibi. (Qui a la jaunisse voit tout jaune.)
6076. Herkesin bir delilik damarı var. (Chacun a sa marotte.)
6077. Herkesin çektiği, dilinin belasıdır. (Tout ce que l'on endure comme malheurs provient de la langue.)
6078. Herkesin dostuyla herkes alay eder.
6079. Herkesin ettiği, yoluna gelir.
6080. Herkesin nabzına göre şerbet verir. (A chacun il donne du sorbet selon son pouls.)
6081. Herkesin suyuna göre gider. (A chacun il donne du sorbet selon son fièvre.)
6082. Hesabını bilmeyen kasap, gözüne kaçar masat. (Mieux vaut règle que rente.)
6083. Hesaplı dost, iyi olur. (Les bons comptes font les bons amis.)
6084. Hırsız, daima cezaya çarpılır. (Le voleur est toujours puni.)
6085. Hırsız, hırzısı ele vermez. (Les loups ne se mangent pas entre eux.)
6086. Hırsızlığın azı-çoğu olmaz. (Qui prend un oeuf peut prendre un boeuf.)
6087. Hızlı yürüyen, tez yorulur. (Marchc rapide, prompte fatigue.)
6088. Hiçbir şey, göründüğü gibi değildir.
6089. Hiçbir şey, varlıklı bir kadın denli çekilmez değildir.
Allahü Teâlâ şöyle buyurdu-meâlen-: "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz?
YanıtlaSilYapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah indinde gadaba sebep olmak itibarıyla ne büyük kabahattir." (Saff Süresi, âyet 2-3)
Hicri: 14 RECEB 1447 - Rùmi: 21 Kânûn-i Evvel 1441 - Kasım 57
İSTANBUL
Imsak
6.35
Sabah
.........
6.55
Güneş
8.21
Öğle
13.19
İkindi
15.40
Akşam.
17.57
Yatsı...
19.32
Kible S......
11.13
3
OCAK
2026
Cumartesi
Ay Doğuş...
17.40
Ay Batış.....
8.45
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.18
6.38
8.02
13.03
15.28
17.45
19.18 11.34
Bartın
6.22
6.42
8.09
13.05
15.25
17.41
19.17
11.37
Bilecik
6.29
6.49
8.14
13.15
15.39
17.55
19.29
11.16
Bolu
6.23
6.43
8.09
13.08
15.30
17.47
19.22
11.29
Çankırı
6.16
6.36
8.01
13.00
15.23 17.39
19.13
11.42
Çorum
6.10
6.30
7.55
12.55
15.18
17.34
19.08
11.51
Düzce
6.26
6.46
8.12
13.10
15.32
17.48
19.23
11.26
Eskişehir
6.27
6.47 8.11 13.12 15.38
17.54
19.27
11.18
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.04
15.25
17.42
19.17
11.37
Kastamonu
6.16
6.36 8.02 12.59
15.20 17.37
19.12 11.45
Kırıkkale
6.15
6.35
7.59
13.00
15.26
17.42
19.15
11.39
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.07
15.28
17.44
19.20
11.33
Mekke-i Mükerreme'nin fethi (630) - Mersin'in (İçel) kurtuluşu (1922) Veremle Savaş Haftası (1. hafta)
Gün: 3. Hafta: 1.1. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
RESULULLAH (S.A.V.) EFENDIMIZIN
YanıtlaSilİSLÂM'A DAVET MÜCADELESİ VE SABRI
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Bedir Savaşı'ndan önce, bineğine binip Ensâr'ın büyüklerinden olan Sa'd bin Ubâde'yi (r.a.), hastalığı sebebiyle ziyarete gidiyordu. Yol üzerinde, içinde münafıkların reisi Abdullah bin Übeyy'in de bulunduğu bir topluluğa rastladı, selam verdi ve bineğinden indi. Onları, İslâm'a davet etti ve onlara, Kur'ân-ı Kerîm okudu. Bunun üzerine Abdullah bin Übeyy, "Ey kişi! Eğer söylediklerin hak ve gerçekse, bunlardan daha güzel bir şey yoktur. Fakat meclisimize gelip de bizi bunlarla rahatsız etme! Kendi meclisine git, sana gelen olursa ona anlat!" dedi. Bunun üzerine o mecliste bulunan Abdullah bin Revâha (r.a.), "Yâ Resûlallah! (İbn-i Übeyy'e bakma) bilakis meclislerimize her zaman teşrif buyur. Biz, duanızı ve Kur'ân-ı Kerîm okumanızı isteriz." dedi.
Bunun üzerine mecliste bulunan Müslümanlar, müşrikler ve Yahûdîler şiddetli bir münakaşaya başladılar. Resûlullah (s.a.v.), onları yatıştırdı, daha sonra bineğine binip yola devam etti. Sa'd bin Ubâde'nin evine vardı ve ona yaşananları anlattı. Sa'd bin Ubâde (r.a.), "Yâ Resûlallah! İbn-i Übeyy'in kusurunu affedin, yaptıklarını görmezden gelin. Size, Kur'ân-ı Kerîm'i indiren Allah'a yemin ederim ki Cenâb-ı Hak, indirmiş olduğu Kur'ân-ı Kerîm'le hakkı beyan etti. Halbuki şu Medîne halkı, İbn-i Übeyy'in başına taç koyup, onu kendilerine hükümdar edinmeye hazırlanmıştı. Ancak Allâhü Teâlâ, size ihsan buyurduğu nübüvvetle onun bu maksadını ortadan kaldırınca bu mahrumiyet, İbn-i Übeyy'i mahzün ve mükedder etti. Bu yüzden çirkin bir harekette bulunmuş." dedi. Resûlullah (s.a.v.) de onu affetti.
Bedir Gazâsı'nda, Allâhü Teâlâ'nın yardımıyla İslâm ordusu, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerini ortadan kaldırdı. İşte bundan sonra İbn-i Übeyy ve onun yardakçıları; "Artık Bedir Savaşı, İslâm'ın açık bir zaferidir" dediler. Resûlullah (s.a.v.)'e biat edip Müslüman olduklarını söylediler. Ancak bu münafıkların, Müslüman olmaları sadece zâhirde idi. Gerçekte, kinlerini ve düşmanlıklarını içlerinde gizleyerek, her fırsatta fitne çıkarmaya devam ettiler.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
1909-II. Abdulhamid tahttan indirildi.
1988-Emirdağ hanım Nur Talebelerinden Firdevs Soker vefat etti.
2009-Nur Talebelerinden Mustafa Ramazanoğlu (Oruç) vefat etti.
10
PERŞEMBE
THURSDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET Allah pek buyuk lutuf ve ihsan sahibidir.
Bakara Suresi: 105
BİR HADİS
Kıskançlıktan şiddetle kaçının!
C
Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, "Ebed, ebed!" sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, o ebed için mahlûktur.
Sözler
HICRÍ: 9 RECEB 1443 - RUMÍ: 28 K. SANÍ 1437
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam
Yatsı
KASIM: 95- GÜN: 41 KALAN: 324 - GÜN UZA: 2
DK
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
NEŞRİYAT
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1877 - Edison, pikapı (ses kayıt cihazı) icat ettiğini duyurdu.
1952 - ABD ilk hidrojen bombasını Pasifik'te patlattı.
1955 - Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere'nin katılımıyla Bağdat Paktı kuruldu.
21
PERŞEMBE
THURSDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
Size bir zarar dokunduğu zaman yalnız Ona
yalvarırsınız.
Nahl Suresi: 53
BİR HADİS
Dünyada insanlara en çok eziyet veren, Kıyamet Günü Allah katında en çok azap
görecek olandır.
Müsned, 3: 403
Kur'ân bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Her asır, nusus ve muhkematını teslim ve kabul ile beraber, tetimmat kabilinden, hakaik-i hafiyesinden dahi hissesini alır, başkasının gizli kalmış hissesine ilişmez. Mektubat
HİCRİ: 19 C.EVVEL 1446 - RUMI: 8T. SANİ 1440
KASIM: 14-GÜN: 326 KALAN: 40 - GÜN. KIS.: 2 DK
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
Imsak Günes Oale İkindi Akram Veter
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1601-Kanije Zaferi
kazanıldı.
1922- Son padişah M.
Vahideddin'in bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrılması.
1930 - Serbest Cumhuriyet Fırkası kendini feshetti.
1977 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden İbrahim Mırmır vefat etti.
26 1447
C.EVVEL
RUMI: 4 T.SANİ 1441 KASIM: 10
KASIM
17
PAZARTESİ
Doğu da, batı da Allah'ındır.
O dilediğini dosdoğru bir
yola iletir.
Bakara Suresi: 142
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır.
Buharî, Edeb: 106
Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikati tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakîmi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.
Muhakemat
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
442
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ
SelAmetülkindi r.a. şöyle anlattı:
Hz. All r.a. Resulüllah S.A. efendimize, şu şekilde salavat oku-mayı bize belletti:
«Allahım.
Ey yerleri ve semaları, maddesiz ve örneksiz vücuda getiren; iç lerinde bulunan bu acalb işler ve eşsiz san'at eserleri tam kudretine ve varlığına delil olan; cümle âlemleri ve kâinatı yoktan var eyle yip cümlesinde istediği ve dilediği gibi tasarruf eden şanı yüce, nimeti herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Allahım.
«Allahım, ey yerleri, dağları ve dereleri donatan, ey yüksek se-maları, arşı, kürsiyi maddesiz olarak yoktan yaratan, ey kalbleri di. lediği işe zorla çeken ve hükmünü onlarda yerine getiren, yani: Yara-tıldıkları şeye.. O KALB'lerin hem şakilerini hem de saidlerini hük-müne çeken..»
Burada anlatılan:
«KALB.»
Lafzından murad, insandır. Bir parçası anlatılmıştır; ama tümü murad edilmiştir. Kalbin kendisi de murad edilmiş olabilir.
Kalb, insan vücudunda, tüm duyguların padişahıdır; sair duygu-lar da tebaası sayılır. Kalb iyiliğe çevrildiği zaman diğer duygular da iyiliğe çevrilir. Kalb fesad olduğu zaman, tüm duygular da fe-sad olur.
Burada izah edilmesi gereken bir cümle de:
«Şakilerini ve saidlerini..>>>
Cümlesidir. Bu cümlenin daha açık manası:
Müminleri ve kafirleri..
tır. Demeğe gelir. Ancak, bazıları bunları, kalblere sıfat olarak almış-
Netice mana şudur:
Müminlerin ve kâfirlerin kalblerini, dilediği yöne çeken, dile-diğine hidayet eden ve dilediğini hüsranda bırakan..
Nitekim, bu manada Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle anlattı:
«Said olan, anasının karnında iken saiddir; şaki olan anasının karnında iken şakidir.>>>
Ne var ki, bu hadis-i şerifte beyan edilen durum, ilahi ilimdeki duruma göredir. Böyle olunca, bir cebir lazım gelmez.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Salavat-ı şerifelerin en değerlilerini, artmakta olan bereket-lerini, bütün incelikleri ile şefkatini Muhammed için kıl.>>
Bu cümlenin kısa şerhini şöyle yapabiliriz:
Allahım, türlü türlü rahmetlerini, çeşit çeşit ihsanlarını, bun-ların da emsaline nazaran en üstünlerini, her çeşit nimetlerini, iyilik-
KARA DAVUD
YanıtlaSil448 lerin bütün çeşitlerini, her an gelisip artan bereketlerini, kendisin den hiç ayrılmayan şefkatini ve merhametini Resulüllah B.A. efen-dimize tahsis eyle.
Çünkü: Resulüllah S.A. efendimiz, tüm kemal sıfatlarını özünde toplamıştır, Inzal buyurulan kitapların hemen hepsinde; onların gön derildiği nebilerin ve resullerin dillerinde dünyaya tearif etmeden ev-mete kadar ebrar, salih zatların ve meleklerin dili ile övülüp sena edi vel çok çok övülmüştür. Bu Aleme tesrif ettikten sonra da; taa, kıya lecektir.
İşte, bütün İhsanını ya Rabbi, böyle bir zata tahsis eyle, Çünkü:
«Senin kulundur, Resulündür.
Gerek ruhlar âleminde, gerekse, bu vücud âleminde ibadette de-vamlı olmuştur. Hüda hizmetinde kalmıştır. Kalb ve kalıb olarak, Al-Jah'ın zikrinden hiç ayrılmamıştır. İşte o: Kulluğa layık bir kulundur.
Ayrıca o: Bütün yaratılmışlara peygamber olarak gönderilmiştir. Getirdiği şeriat, nesihten ve tebdil olmaktan yana beridir. Taa, kıya mete kadar devam edip sabit kalacaktır.
İşte o: Kur'an'la gönderilmiş olup, cümle ulu faziletli bir re-sulündür. Öyle bir resuldür ki:
<>>
Yani: Bütün dünya, küfür zulmetleri ile kapalı dururken, Resu-Jüllah S.A. efendimiz, nübüvvet ve risalet nuru ile o zulmet yerleri fethedip açtı. İman nuru ile nurlandırdı. Yüce Hakkın rızasına onları kavuşturdu. İki cihanın saadetine erdirdi. Böyle bir eriş, zor ve ka-palı iken o Herkese ayan beyan anlattı; bütün müşkilleri çözüp açtı. Sonra:
«Daha önce gelenlerin tamamlayıcısı oldu.>>>
Bu cümlenın kısa şerhi şudur:
Kendisinden önce gelen nebilerin ve resullerin getirdiklerinin daha kemallisini ve daha tamamını getirip tamamladı ve NEBİLERİN HATEMİ oldu. Kaldı ki Kur'an-ı Kerim'de Allah-ü Taala şöyle buyur-du:
«Ve.. NEBİLERİN HATEMİ..» (33/40)
Yani: Peygamberlerin sonuncusu..
Sehliye nüshasında bu tertipte gelmiştir. Bazı nüshalarda ise, son anlatılan iki cümle yer değiştirmekte ve şöyle olmaktadır:
«Daha öncekilerin tamamlayıcısı oldu.»
<>>
Ayrıca o:
«Hakkı ilan edendir; ama HAK'la.»
Bu cümlede geçen birinci HAK'tan murad, İslâm dinidir; ikinci HAK ile de, Yüce Hakkın kendisi murad edilmektedir ki:
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI
YanıtlaSilRosulullah (O, Hasenatın en üstünüdür!) buyurdu. (108)
Ebd Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz Imanınızı ye nileyiniz's buyurdu.
VA Resulallah! Imanımızı nasıl yenileyelim?» diye soruldu. Peygamberimiz LA Hahe mallah sözünü çok çok söyleyerek!. buyurdu (100)
Vine Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre: Peygamberimiz «Her kim, günde yüz kerre (la lähe illallahü vahdehů lâşerike leh lehülmülkü ve lehülhamdü yuhyl ve yümit ve hüve alû külli şey'in kadir Allah-dan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun şeriki yoktur. Mülk, Onun-dur. Hamd, Ona mahsustur. O, diriltirdir, öldürürdür. O, her şeye ka-dirdir.) derse, on köle Azad etmiş kadar kendisine Sevab vardır. Ay-rica, yüz Hasene yazılır ve kendisinin yüz günahı da, silinir.
O gününde, ona akşama kadar Şeytandan korunma olur.
Hiç kimse, bundan daha fazlasını yapmadıkça, onun getirdiğin-den daha üstününü getiremez! buyurmuştur. (110)
Bir Bedevi gelip «Ey Allah'ın Peygamberi! Bana, bir kelâm öğret ki, onu, söyleyip durayım?» dedi.
Peygamberimiz (La ilahe illallahü vahdehû là şerike leh, Allâhü ekberű kebiren velhamdü lillahi kesiren Sübhanallahi Rabbil'âlemin.
Lå havle vela kuvvete illa billähil'azizil'hakim.) del buyurdu.
Bedevi Bunların hepsi, yüce Rabbim İçindir.
Kendim için, ne diyeyim?» dedi.
Peygamberimiz (Allâhümmağfirli verhamni vehdini verzukni = Allahım! Boni yarlığa! Bana merhamet et! Bana hidâyet ver! Beni ruaklandır!) del buyurdu, (111)
Ya Resûlallah! Allah'a hangi söz daha sevimlidir?» diye sorulun-ca, Peygamberimiz:
(108) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 169, Heysemi. Mecmauzzevaid c. 10, s. 81. (100) Ahmed b. Hanbel ve Taberâni'den naklen Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 82 (110) Malik Muvatta' c. 1, s. 209, Buhari Sahih c. 4, s. 95, c. 7, s. 167, Müslim Sahih e. 4, s. 2071, Tirmizi Sünen c. 5, s. 512
(111) Ahmed b. Hanbel Müsned e. 1, s. 185, Müslim Sahih c. 4, s. 2072
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZİKR EDİŞİ
YanıtlaSil369
Yüce Allah'ın, Melekleri, kulları için seçmiş olduğu (Sübhanal-lAhi ve bihamdihi) sözüdür. (112)
İki kelime vardır ki, dilde hafif, Terazide ağırdır ve Rahman olan Allah'a pek sevgilidir.
Onlar (Sübhanallahi ve bihamdihl, Sübhanallahil'azim) dır.» (113)
Her kim, sabaha eriştiği, akşama eriştiği sırada yüz kerre (Süb-hanallahi ve bihamdihi) derse, Kıyamet günü, hiç bir kimse, onun oku-duğu bu Düadan daha üstününü getiremez.
Ancak, onun söylediği bu Düa kadar söylemiş olan veya ondan daha fazlasını söylemiş bulunan kimse müstesnâdır.» (114)
«Kim, bir günde, yüz kerre (Sübhanallahi ve bihamdihi) derse, onun günahları, deniz köpüğü gibi de, olsa, silinir! buyurmuştur. (115)
Peygamberimiz «Sizden birinizin, her gün, bin Hasene kazanma-ğa gücü yetmez mi?» diye sordu.
Peygamberimizin yanında oturanlardan birisi «Her hangi biri-miz, bin Haseneyi nasıl kazana bilecek?!» diye sordu.
Peygamberimiz «Her hangi biriniz, yüz kerre (Sübhanallah) di-yerek tesbih ederse, kendisine bin Hasene yazılır ve bin günahı da, silinir!» buyurdu. (116)
Peygamberimiz «Sizlerden her hangi birinizin, her gün, Uhud da-ğı kadar amel etmeğe gücü yeter mi?» diye sordu.
(112) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 148, Müslim Sahih e. 4, s. 2093-2094, Nevevi Kiyabülezkůr s. 19
(113) Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim Sahih c. 4, s. 2072, Tirmizi Sünen c. 5, s. 512, İbn-i Mâce Sünen c. 2, n. 1251
(114) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 371, Müslim Sahih c. 4, s. 2071, Tir-mizi Sünen c. 5, s. 513
(115) Malik Muvatta' c. 1, s. 200-210, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim Sahih c. 4, s. 2071, Tirmizi Sünen c. 5, s. 511-512
(116) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 174, Müslim Sahih c. 4, s. 2073, Tir-mizi Sünen c. 5, в. 510-511
1. T. Medine Devri XI/F: 24
(سوال (1) كن وقصارى زمانه حاله احضار المحور خود الا بيلان مصارع مسفر سیاہ (نمونوں سے
YanıtlaSilوکری ندیه اشار ند ر ؟
[ الخوان ) هبر نادى انوار تو مقامك سامعه ور دیگی و هستندن طولاف بوطيازك مانہ میں ولو فيالى اولسون - نورمن از وسنده بولونہ سامعدن آرزویی تضمین خون، صبیحہ مصارع اله بکہ لو وقعہ زمانه حاله كتر بلورك سامعك همان تصور المدر. وكذا مصارع صبحری لکسور کلوب تازه لمحكه براى استمراری و دوامی اقتضا پدر و بورك استمراردن باوطان کورولتونن ده دوامنه ایما وار در
(أصابع هو قول قاره موفور بان اور برمان وجارى لكن موراده با رمان مع اولان اصابعك فوللا نيلمي، او نارك حيرت و دهشتهارندن طولاي صول دره تاشفية العالمية
اشار تدر
في أذينية ) بو كلام، وعدك صداسندن او ناگرن او غرار قاری او بله به شدت خود اشارند که اگر رعد، او نارك قولا قالم ينك بنجره سندن ايجرى كره جن اولورسه در حال روحاری أغير لرينك قابو سندن طيارى فيها جقدر. وكذا، بو قید ده چومه کوزن و لطیف بر ایما وار در که وقتا که اونار کند بالرین ایدیله نصیحتهاری و ندای حقی، قولا قار يني الجيوب المجرية المادير سماوات جهتندن قولا قادرينك جبه مى رعد و برقك طوب و انجينية المرينه طوتولدی او ذكر او زمان خبر ايجون طبقاد قارى قولا فاديني ، تجدى ده شر و عذاب الجون طبقا معه مجبور اولد يله
الجزاء مِنْ جِنْسِ العمل ) اوت، سرقت آل ليله يا بلد يفندن، ال كسيلي. فنا سوزلر آغير ايام سویانند گند به آغزه دور ولور . اویله کرده ندامت ايجون صباغ التي آغزين و خجالت ايجون حول
التي كوزلرينه قورلي.
( من الصواعق ) بو مقامده رعد و برقك يولجياره ضرر وير مكده متحد اولد قادرينه اشارتاً، بالكنز برقك صفحتي اولان صاعقه نك ذكر يله اكتفا الديله وك، وعدك صفتى ترك ايو يا شد. فقط صاعقه، شد تالی به صورت ایله یا قیمی بر آتشد من عبارت اولديغي جهتار، وعدك كور و لتوسي ده تضمن ايتمن بولونويور. بو اعتبار له رعدك صفتح ده ذكر ايديال من ديمكدر.
3
YanıtlaSilBerk: Simsek
بال
Hacalet: Utanma
إنشار
thzar: Hazırlama
اتفا
İkifa: Yetinme
اقتنا
Iktiza: Gerekme
استغران
İstimrar: Sürekli olma
قيذ
Kayıd: Bağ, sınırlama
Keza: Bunun gibi
لطيف
Latif Hos
Müttehid: Birleşmiş
ندامت
Nedamet: Pişmanlık
يداي حق
Nida-yı hakk: Hakkın sesi
رعد
Ra'd: Gök gürültüsü
صدا Sada: Ses
صاعقه
Saika: Yıldırım
سمع
Sami: İsten
صوت
Savt: Ses
سماوات
Semavat: Gökler
صيغة مضارع
Siga-i muzâri': Fiilin geniş zaman biçimi
سرقت
Sirkat: Hırsızlık
شِدَّتِ خَوْفٌ
Şiddet-i havf: Şiddetli korku
تصوير
Tasvir: Suret verme
تَضَمُنْ
Tazammun: İçine alma
زمان حال
Zaman-ı hal: Şimdiki zaman
ذكر
Zikir: Anma
Sual: Gecen vakaları zamanı hale theår için kullanılan muzări sigastyla'nin zıkri neye işarettir?
YanıtlaSilElcevab: Hayretleri arttıran şu makamın såmia verdiği dehşetten dolayı, yolcuların hadisesim -velev hayali olsun görmek arzusunda bulunan samin arzusunu tatmin için, siga-yı muzări ile geçen o vak'a zaman-ı hale getirilerek sâmün hayaline tasvir edilmiştir. Ve keza muzări sigası, ikide bir kesilip tazelenmekle beraber, istimrån ve devam iktiza eder. Ve bunun istimrarından bulutun gürültüsünün de devamına îmå vardır.
السابعة Kulaklara sokulabilen ancak parmak uçları iken, burada parmak ma'nâsına olan in kullanılması, onların hayret ve dehşetlerinden dolayı son derece şaşkınlıklarına işarettir.
الآية Bu kelam, ra'dın sadāsından onların uğradıkları öyle bir şiddet-i havfe işarettir ki, eğer ra'd, onların kulaklarının penceresinden içeri girecek olursa, derhål ruhları ağızlarının kapısından dışarı kaçacaktır. Ve kezâ, bu kayıdda çok güzel ve latif bir îmå vardır ki: Vaktå ki onlar, kendilerine edilen nasihatleri ve nidâ-yı hakkı, kulaklarını açıp içerisine almadılar. Semâvât cihetinden kulaklarının cebhesi ra'd ve berkin top ve mancınıklarına tutuldu. Onlar o zaman hayır için tıkadıkları kulaklarını, şimdi de
şer ve azab için tıkamaya mecbûr oldular. الجزاء من جني العمل Evet, sirkat el ile yapıldığından, el kesilir. Fená sözler ağız ile söylendiğinden, ağıza vurulur. Öyleler de nedämet için sağ elini ağzına ve hacâlet için sol elini gözlerine korlar.
من الشوايق Bu makamda ra'd ve berkin yolculara zarar vermekte müttehid olduklarına işareten, yalnız berkin sıfatı olan sâikanın zikriyle iktifâ edilerek, ra'dın sıfatı terk edilmiştir. Fakat sâika, şiddetli bir savt ile yakıcı bir ateşten ibåret olduğu cihetle, ra'dın gürültüsünü de tazammun etmiş bulunuyor. Bu i'tibârla ra'dın sıfatı da zikredilmiş demektir.
199
YanıtlaSilMy gonilin derdi o giune yeter (flerivi düşünüp de kendini üzmeye değmez.)
Лине Аuffit peine.)
wter gorel sevin bir sonu vardır.
NX Her hos kendi copluğünde öter. (Charbonnier est maître chez lui.j
Hee xan, ufak bir dunvadir.
wat Her Aafadan bir ses çıkar. (Une voix de chaque tête. Autant de tates, autant
3) Her kemalin bir zevali, her zevalin bir kemali var. (Le malheur suit de trop près
ate Her keyfin bir bedeli vardır
ttt. Her kimin bağı varsa, vüreğinde dağı vardır. (Qui a un vignoble, a une peine dans le coeur J
14. Her kovun, kendi bacağından asılır. (Ne t'attends qu'à toi seul.)
tts Her köpek, evinde aslan kesilir.
tes. Her kuralım bir ayrıksılığı vardır. (Il n'y a pas de règles sans exception.)
17. Her nimetin bir külfeti vardır. (Toute peine mérite salaire.)
NUS. Her parlayan altın değildir. (Tout ce qui brille n'est pas or.)
130. Her safamın bir cefası, her cefanın bir safası vardır. (Après le plaisir vient la douleur et vice versa.)
040. Her şey, vaktinde gerek. (Chaque chose en son temps.)
6041 Her şey yolunda! (Tout va bien.)
42. Her şeyde aşırılık bir kusurdur. (L'excès en tout est un défaut.)
6043. Her şeyi çirkinleştiren süre, dostluğu güzelleştirir.
6044. Her şeyi tadında bırakmalı. (Pendant que le jeu est beau, il faut bon le laisser
6045. Her şeyin bir bedeli vardır.
8046. Her şeyin çoğu haram. (Le surplus rompt le couvercle.)
6047. Her şeyin sonuna bakmalı. (En toute chose, il faut considérer la fin.)
6048. Her şeyin yenisi, dostun eskisi. (Plus ami est ancien, meilleur il est.)
6049. Her şeyin vakti var. (Il y a temps pour tout.)
6050. Her ulus, kendine layık Yahudileri yaratır.
6051. Her ülkenin kendi göreneği var.
6052. Her yaşın tadı var.
6053. Her yeni güzeldir.
6054. Her yere giden, her şeyi bilir. (Qui va partout, apprend partout.)
6055. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. (Chacun à sa manière.)
6056. Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. (Un chien regarde bien un évêque.)
199
YanıtlaSil6026. Her günün derdi o güne yeter. (flerivi düşünüp de kendini üzmeye değmez.)
A chaque jour suffit sa peine.)
6027. Her guzel sevin bir sonu vardır.
6028. Her horoz kendi çöplüğünde öter. (Charbonnier est maître chez lui.)
6029. Her insan, ufak bir dünyadır.
6030. Her kafadan bir ses çıkar. (Une voix de chaque tête. -Autant de tâtes, autant d'avis.
6031. Her kemalin bir zevali, her zevalin bir kemali var. (Le malheur suit de trop près le triomphe.)
6032. Her keyfin bir bedeli vardır.
6033. Her kimin bağı varsa, yüreğinde dağı vardır. (Qui a un vignoble, a une peine dans le coeur.)
6034. Her koyun, kendi bacağından asılır. (Ne t'attends qu'à toi seul.)
6035. Her köpek, evinde aslan kesilir.
6036. Her kuralın bir ayrıksılığı vardır. (Il n'y a pas de règles sans exception.)
6037. Her nimetin bir külfeti vardır. (Toute peine mérite salaire.)
6038. Her parlayan altın değildir. (Tout ce qui brille n'est pas or.)
6039. Her safanın bir cefası, her cefanın bir safası vardır. (Après le plaisir vient la douleur et vice versa.)
6040. Her şey, vaktinde gerek. (Chaque chose en son temps.)
6041. Her şey yolunda! (Tout va bien.)
6042. Her şeyde aşırılık bir kusurdur. (L'excès en tout est un défaut.)
6043. Her şeyi çirkinleştiren süre, dostluğu güzelleştirir.
6044. Her şeyi tadında bırakmalı. (Pendant que le jeu est beau, il faut bon le laisser.)
6045. Her şeyin bir bedeli vardır.
6046. Her şeyin çoğu haram. (Le surplus rompt le couvercle.)
6047. Her şeyin sonuna bakmalı. (En toute chose, il faut considérer la fin.)
6048. Her şeyin yenisi, dostun eskisi. (Plus ami est ancien, meilleur il est.)
6049. Her şeyin vakti var. (Il y a temps pour tout.)
6050. Her ulus, kendine lâyık Yahudileri yaratır.
6051. Her ülkenin kendi göreneği var.
6052. Her yaşın tadı var.
6053. Her yeni güzeldir.
6054. Her yere giden, her şeyi bilir. (Qui va partout, apprend partout.)
6055. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. (Chacun à sa manière.)
6056. Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. (Un chien regarde bien un évêque.)
198
YanıtlaSil5996. Häkimsiz, hekimsiz bir ülkede oturma! (Ne reste pas dans un pays où il n'ya ni juges, ni médecins.)
5997 Haksızlığı evetleme, açıkça, aklın başa geldiğini göstermek, demektir
5998. Haline göre halı doku. (Il faut mesurer son vol à ses ailes.)
5999. Halkı kullanmayı bilmeli. (Il faut savoir employer les gens.)
6000. Halkın gidişen yerini kaşımalı.
6001. Hakikat, bazen hiç de gerçeğe benzemez.
6002. Hangi gün var, akşam olmadık? (Nul si grand jour qui ne vienne à sa fin (à la nuit
6003. Haramdan gelen, harama gider. (Le bien mal acquis ne profite jamais.)
6004. Hardal burnuna çıktı.
6005. Hasetler ölür, ama haset yok olmaz. (Les envieux mourroni, mais non jamais l'envie.)
6006. Hasta göze, ışık dokunur.
6007. Hastalık bulaşıcıdır, ama sağlık bulaşıcı değil.
6008. Hatasız at arayan, yaya kalır. (Qui cherche un ami sans défaut reste sans ami
6009. Havaya tükürür, tükrüğü burnunun ucuna düşer. (Il chache en l'air, ça lui retombe sur le nez.)
6010. Havlayan köpek ısırmaz. (Chien qui aboie ne mord pas.)
6011. Haydan gelen, huya gider. (Le bien mal acquis ne profite jamais.)
6012. Hazımsızlıktan ölmek, açlıktan ölmekten iyidir. (Il vaut mieux mourir d'indigestion que de faim.)
6013. Hazır ol cenge, istersen sulh ü salah. (Que celui qui veut la paix prépare la guerre
6014. Hep güneşe bakan kimse, ayı göremez.
6015. Hepsine birden sahip olmak isteyen, hepsini birden yitirir. (Qui veut tout tenis tout perd. -L'avarice perd tout, en voulant tout gagner.)
6016. Her akılsıza hayran olacak başka bir akılsız bulunur.
6017. Her ayrılık, biraz ölümdür.
6018. Her başlayan biter.
6019. Her deliğe sokma elini, kiminden yılan çıkar, kiminden çıyan. (Il ne faut pas parler latin devant le cordeliers.)
6020. Her deliye kendi kavuğu hoş gelir.
6021. Her derdin devası var. (Il y a remède à tout.)
6022. Her elisıkının bir eliaçık oğlu vardır.
6023. Her gerçeği olduğu gibi söylemek, iyi değildir. (Toute vérité n'est pas bonne à dire
6024. Her gök gürledikçe, yıldırım düşmez. (Le tonnerre ne tombe pas, toutes les for qu'il tonne.)
6025. Her görülen şeye inanmamak. (Il ne faut pas croire ce que l'on voit.)
heybetli
YanıtlaSilolan Allah'ın (cc.) buyuklugünden duyulan saygı ve korku
heybetli هیلی heybete sahip; korku ve hay ret uyandıran 2 çok büyük 3 korkulu
heyebet-nüma همينما büyak hayret ve korku
uyandıran
heyecan هیجان : Letkisini dışa vurarak belli eden kuvvetli duygu 2.çoşkunluk, çoşma
heyecan - kalbi هیجان قلبی : kalb coşkunluğu heyecanlandırmak هيجانلاندرمق : heyecan duy gusunu uyandırmak, heyecana düşürmek
heyecanlanmak هیجانلائق : heyacan duymak heyecanlı 1 : هیجانلی heyecana gelmiş, heyecan duyan 2.çoşkulu 3.çabuk heyecanlanan 4 he yecan veren, heyecana getiren
heyecansiz هیجانسر : heyecan duymayan 2.telaş ve şaşkınlık göstermeyen 3.heyecan vermeyen, coşkunluk uyandırmayan
heyet 1 : هيئت sekil, görünüş 2 durum 3.toplu luk 4.kurul, belli bir iş ve görev için bir araya gelmiş kişilerin meydana getirdiği topluluk 5.bütün, bütünlük 6.astronomi, yıldızları ve gök cisimlerini inceleyen ilim
heyet-i ali 1 : هیئت عالی yüksek topluluk 2 yük sek kurul
heyet-i aliye-i Ilmiye هیئت عالية علميه : yüksek ilim kurulu
heyeti etvar هیئت اطوار : davranış tarzının bü-tünü ile
heyet-i askeriye هیئت عسکر به : askeri heyet, as-
kerler topluluğu
heyet-i fa'ale هیئت فعاله : çalışkan topluluk
heyet-i hafife هيئت حقیقه : )kuruluş bakımın dan) kolay olan bütünlük
heyet-i hakime هیئت حاکمه : mahkemedeki kimler kurulu
heyet-i ictimaiye هيئت إجتماعيه : toplum, toplu-luk; toplum birliği ve bütünlüğü
heyet-i İçtimalye-i beseriye هيئت إجتماعية بشريه insan toplumu; insan toplumundaki birlik ve bütünlük
356
heyet-i içtimaiye-i İslamiye هیئت إجتماعية إسلاميه : İslâm toplumu, İslâm toplumundaki birlik ve bütünlük
heyet-i idare هیئت إداره : idare heyeti yönetim kurulu, yöneticiler topluluğu
heyet-i ilmiye هيئت علميه : ilim kurulu, din ilim-
hezeyan- fik
lerinde yetkili olan kurul
heyet-i ilmiye ve içtimalye هیئت علمیه و اجتماعیه ilim ve toplum olayları ile uğraşan
heyet-i ilmiye ve fenniye هیئت علمیه و فنيه lim ve fen heyeti, ilim ve teknik kurulu
heyet-i İslamiye هیئت إسلاميه : Islam toplumu heyet-i mecmua هیئت مجموعه : batan bütün
lük, toplu hal, topyekün durum, topluluk ha lindeki şekil
heyet-i mecmua-l Insaniye هیئت مجموعة إنسانيه insan topluluğunun bütünü, insanların bütü nü
heyet-i mecmua alem هیئت مجموعة عالم : natın bütünü, kainatı meydana getiren var lıklar topluluğunun bütünü
heyet-i müşavere هیئت مشاوره : danışma kurulu heyet-i sıhhiye هیئت صحیه : sağlık kurulu
heyet-i suret هیئت صورت : dis görüntü, dış gö rüntünün bütünlüğü ve şekli
heyet-i umumiye 1 : هیئت عمومیه genel gör nüş, genel şekil, genel durum, genel bütünlük 2 genel kurul
heyet-i ülema هیئت علماء : din alimleri kurulu
heyeti vekile هیئت وکیله : bakanlar kurulu
hükümet
heyet-i vükela هیئت وکلاء : )bak heyet-i vekile(
heyet-i zabita هیئت ضابطه : güvenlik görevlileri,
polis veya jandarma
heyhat هيهات : ne yazıkki, çok yazık
هيكل الليل.canlı varlıkların katı madde-lerden yapılmış şekli 2.anıt, abide
heykeltıraş هیکلتراش : heykel yapıcı, heykel sa-
natcısı
heyula 1 : هولاء.eski felsefede şekil kazanma-mış madde, ilk madde 2.korkulu hayal, ürkü-tücü şey
العين eyyin : kolay
hezaran 1 : هزاران.binler, binlerce, pek çok 2.bülbüller
hezecat هزجات : yağmur çisiltisi, yağmur sesi
hezeliyat 1 : هزليات.saçma sapan ve tutarsız sözler 2.ciddi olmayan şaka ve eğlence sözler
hezeyan هذيان : saçmalama, abuk sabuk ko-nuşma, deli saçması
hezeyan-ı fikri هذيان فکری : düşünce saçmalığı düşüncede saçmalık ve abuk sabukluk
hezeyan küfri
YanıtlaSil357
heeyan küfri هذيان كفری:nkar saçmalığı, imkar için ileri sürülen abuk sabuk sözler ve dasunceler
malayan heteyanci هذيانجی abuk sabuk konuşan, saç
heeyani هذیانی : saçmalayan, sabudayan
hezeyanvari هذيات واری: saçmalar gibi, sabuk larcasına
hezimet هزیمت : büyük yenilgi, bozgun, boz gunculuk
hirs dünya
hezimet-i fahişe هزیمت فاحشه : çok kötu bozgun hier حجر : Hicr suresi, Kur'an'daki 15.Sure
hidr خدر : engel, perde
hidr-ı bahreyn-i velâayet خدر بحرین ولایت : iki evliyalık, (ermişlik) denizi arasında bulunan engel veya perde
hifizsiz حفظر : ezber bilmeyen, ezberi olma-yan, ezbersiz
hitz 1 : حفظ ezberleme, gerektiğinde ezber okuyabilmek şeklinde akılda tutma 2.koru
ma, güvenlik altında tutma
hifz-i beka حفظ بقاء : hayatta kalmak için ken
dini koruma.
hifz-din حفظ دین : dini koruma
hifz- gaybi حفظ غیبی : gözle görünmez koruyu-cunun (Allah'ın c.c.) koruması
hifz-hayat حفظ حیات : hayatı koruma
hifz- hudud حفظ حدود : sınırları koruma
hifz-i İlahi (ye( حفظ إلهيه : Allah'ın (c.c.) koru-ması
hifz-Kur'an حفظ قرآن : Kur'an'ı ezberleme
hifz-Kur'ani حفظ قرآنی : Kur'an'ın manevi ko-ruması, himayesi
hifz-i Rabbani حفظ ربانی : Rabb'in koruması
hifz- zinet حفظ زینت : süsleri (ni) koruma
hifz-ul hayat حفظ الحيات : )bak. hifz-ı hayat(
hifz u himaye حفظ و حمایه : hifz ve himaye, ko-ruma ve kayırma
hifz u himayet حفظ و حمایت : )bak hifz u hi-maye)
hifz u inayet حفظ و عنایت : hifz ve inayet, koru-
ma ve yardım
hifz u inayet-i İlâhiye حفظ و عنايت إلهيه : Allah'ın (c.c.) hifz ve inayeti, Allah'ın (c.c.) koruma ve yardımı
hifz u ismet حفظ و عصمت : hifz ve ismet, (Allah
c.c. tarafından) koruma ve gözetilme
hifz u vikaye حفظ و وقایه hifz ve vikaye, koru ma ve gözetip kayırma
hifzetmek 1 : حفظ ابتسك ezberlemek 2 korumak
hifzedilmek 1 : حفظ ابديلمك korunmak 2 ezber lenmek
hillet حلت : candan dostluk, candan arkadaş lik
hillet-i İbrahimiye حلت إمراهيميه : Hz. Ibrahim deki (a.s.) gibi dostluk
himye 1 : حميه sağlığa kavuşmak için dokto run tavsiyelerine uyma 2 perhiz
hincahing حينها حينج : dopdolu, tika basa dolu
hins : yemini bozma
hins-i yemin حنث يمين : yemini bozma
hinzir زیر : domuz
hıristiyan خرمستیان : Hz. Isain(as) getirdiği dine inanan, İsevi, Nasrani (Şu andaki haliyle muharrefdir)
hıristiyanlık حرستیانلق : Hz. Isa'nın (s.) getir-
diği din, İsevilik, Nasranilik
hirçin خبرچین : sinirli, olur olmaz hemen sinir-lenen, kırıcı, aksi, huysuz
hırçınlaşmak خبر چینلشمق : sinirlenmek, kırıcı olmak, huysuzluk yapmak
hırçınlık خیر چین : hırçın olma hali, hırçın dav-
ranış (bak. hırçın)
hithir خبر خير : kedinin uyurken çıkardığı ses
hirilti خیریاتی : can çekişirken, uykuda veya bazı durumlarda boğazdan gelen hır hır ses-leri
hirka 1 : خرقه.ceket gibi giyilen örme işi elbise 2.derviş elbisesi
hirkat 1 : حرقت.sıcaklık 2.yanma 3.(mec) bü-yük acı ve üzüntü
hirpalamak 1 : حبر بالام.örselemek, zedelemek
2.(mec.) kırıcı şekilde davranmak, kötü ve sert davranmak, ağır şekilde azarlamak ve üzmek
hirs حرص : aşırı istek, kuvvetli istek 2.açgöz-lülük 2.öfke, kızgınlık 3.azgınlık
hirs-cah حرص جاه : makam, mevki veya rütbe hırsı; makam, mevki veya rütbe elde etmek için duyulan aşırı istek
hirs- dünya حرص دنيا : dünya hırsı, dünya men-faatlerine karşı aşırı istek ve düşkünlük
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
-1888-Sirkeci Garı'nın temeli atıldı.
1936-İstanbul'da kar
fırtınası: 120 kadar tekne battı ve Unkapanı Köprüsü parçalandı.
1961 - Adalet Partisi, Ragıp Gümüşpala'nın başkanlığında kuruldu.
11
CUMA
FRIDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Bile bile Allah'a eş ve ortak koşmayın.
Bakara Suresi: 22
BİR HADİS Sılayı terk eden (akrabadan ilişkisini kesen), Cennete giremez.
C
Bu menziden ayrıldığın gibi bu şehirden de çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış, vücudunu mucidine feda et; mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.
Mesnevî-i Nuriye
KASIM: 96 - GÜN: 42 KALAN: 323 - GÜN UZA.: 4 DK
HICRÍ: 10 RECEB 1443 - RUMI: 29 K. SANI 1437
Allahü Teâlâ şöyle buyurdu-meâlen-:
YanıtlaSil"O Peygamber, müminlere kendi nefislerinden evlâdır, zevceleri de (hürmet cihetinden o müminlerin) anneleridir..." (Ahzab Süresi, âyet 6)
Hicri: 15 RECEB 1447 - Rûmi: 22 Kânûn-i Evvel 1441 - Kasım 58
İSTANBUL
Imsak.
6.35
Sabah..
6.55
Güneş
8.21
Öğle....
13.19
İkindi...
15.41
Akşam..........
17.58
Yatsı.
19.32
Kıble S.........
11.14
4
OCAK
2026
Pazar
Ay Doğuş... 18.59
Ay Batış.....
9.35
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.18
6.38
8.02
13.04
15.29
17.46
19.19
11.35
Bartın
6.22
6.42
8.09
13.06
15.26 17.42
19.18
11.37
Bilecik
6.29 6.49 8.14
13.15
15.40
17.56
19.30
11.17
Bolu
Çankırı
Çorum
Düzce
6.24
6.44
8.09
13.08
15.31
17.48
19.22
11.30
6.16
6.36 8.01
13.00
15.24
17.40
19.14
11.43
6.10
6.30
7.55
12.55
15.19
17.35
19.09
11.52
6.26
6.46
8.12
13.10
15.33
17.49
19.24
11.27
Eskişehir
6.27
6.47
8.11
13.13
15.39 17.55
19.28
11.18
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.04
15.26
17.43
19.18
11.38
Kastamonu
6.16
6.36
8.02
13.00
15.21
17.38
19.13
11.46
Kırıkkale
6.15
6.35
7.59
13.01
15.26
17.42
19.16
11.40
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.08
15.29
17.45
19.21
11.33
Ebu'l-Faruk Süleyman Hilmi TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) Hazretlerinin kerîmesi H. Bedîa Kacar'ın (rh.) irtihâli (1981)
Gün: 4. Hafta: 1.1. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ - Gün. uz. 1 dk.
EZVAC-I TAHIRAT, EHL-İ BEYT'TENDİR
YanıtlaSilAllâhü Teâlâ, Ahzab Sûresi'nin 32, 33 ve 34. âyet-i celîlelerinde Peygamberimiz (s.a.v.)'in påk zevcelerine hitâb etmiştir. Bu âyet-i kerîmeler şöyle tefsir edilmiştir:
"Ey Peygamberin hanımları! Siz, peygamberlerin en hayırlısının zevceleri ve bütün müminlerin anneleri olmakla fazilet ve şerefte diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer hâlinize lâyık olan takvå sahibi iseniz, yabancı erkeklere karşı sözü, yumuşakça söylemeyin, sonra kalbinde bir fesat ve kötülüğe meyil bulunan kimseler, tamaha düşer. Töhmete ve tamaha sebep olacak sözlerden kaçınıp maruf yani yapmacıktan uzak, İslâm'a uygun söz söyleyin.
Vakar ve sekînet ile evlerinizde oturun. Dışarıya çıktığınız zaman da evvelki câhiliyet devri kadınları gibi süslerinizi göstere göstere yürümeyin. Evlerinizde otururken boş ve âtıl da durmayın; bedenî ibâdetlerin aslı olan namazı dosdoğru kılın. Mâlî ibâdetlerin aslı olan zekâtı verin. Diğer bütün emir ve nehiylerde de Allâh'a ve Resûlüne itaat edin.
Ey Ehl-i Beyt, bunları size emir buyurmakla Allah, sizden ancak hakkınızda meydana gelebilecek töhmet kirini gidermek ve sizi günahlardan tertemiz yapmak ister.
Ey Peygamberin hanımları! Evlerinizde, tilâvet olunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın, toplanıp müzakere edin, yani Kur'ân-ı Kerîm'i ve sünnetleri öğrenin, düşünün. Allâhü Teâlâ'nın ve Resûlünün emirlerini öğrenip ilim tahsîl edin, mazhar olduğunuz şan ve şerefi hatırınızdan çıkarmayıp şükrünü edâ edin. Muhakkak Allâh, Latîf (kullarına çok lütuf sahibi) ve Habîr (her şeyden hakkıyla haberdar)dır."
Bu âyet-i kerîmelerde, Ezvâc-ı Tâhirât'ın tamamının Ehl-i Beyt'ten olduğu, Resûlullah (s.a.v.) Efendimize zevce olmakla diğer bütün kadınlardan şerefli ve faziletli oldukları ifade buyurulmuştur. Bütün Müslüman kadınların, Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem'in zevcelerinin sîret ve ahlâkını numûne almaları, elbette onlar için bir vazife ve şereftir.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1617 - Sultan I. Ahmed'in vefatı.
1624-Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî'nin vefatı.
1922 - Lozan Konferansı'nın açılış töreni yapıldı.
1943 - İstanbul Teknik Üniversitesi kuruldu.
1959 - Birleşmiş
Milletler, Çocuk Hakları Deklarasyonunu yayınladı.
20
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
KASIM
NOVEMBER
BIR AYET
Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden artakalanı bırakın.
Bakara Suresi: 278
BİR HADİS
Zinâ edenlere Allah şiddetle gazab eder.
Deylemî
Felsefe, her şeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise, her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür. Şualar
HİCRİ: 18 C.EVVEL 1446 - RUMI: 7 T. SANİ 1440
KASIM: 13-GÜN: 325 KALAN: 41 - GÜN. KIS.: 1 DK
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam
06.22 07 51 12 55 15 26 17 40 10 10
İSTANBUL
Yatsı
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
1240-Muhyiddin-i Arabinin vefatı.
YanıtlaSil1869-Akdeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Süveyş Kanalı açıldı.
1907 - Vali Tahir Paşa'nın, İstanbul'a gidecek olan Bediüzzaman hakkında İkinci Abdülhamid'e bir mektup yazması.
1945 - UNESCO kuruldu.
KASIM
16
PAZAR
25 1447
C.EVVEL
RUMI: 3 T.SANİ 1441
KASIM: 9
Sabır ve hatћада
yardımını isteyin.
Bakara Suresi: 153
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği amel, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlık beslemektir.
Ebu Davud, Sünnet: 2
Şefkat ve hizmete muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak olan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost, sadık muhib olan peder ve validedir. Mektûbât
Imsak
Gunes
Ogle
Ikindi
Aksam
Yatsı
ISPARTA
Imsak Günes
06.08
07.32
Ogle
kind A
ANKARA
İSTANBUL
06.17
07.46
12.54
15.28
17.52
19.15
KARABÜK
06.03
12.48
15.30
17.53
19.12
06.01
07.28
12.38
15.15
17.39
19.01
07.32
12.39
15.13
17.37
19.00
444
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT SERHI
İslam dinini Yüce Hakkın emri ile açıkladı.
Demeğe gelir. Bu arada, Yüce Hakkın emirlerini, yasaklarını ve tüm ser'l hükümleri, kendi emir ve fermanına göre mükellefiere açık-ladığını anlatabiliriz.
Salavat-i şerifeye devam edelim:
Batılların ordularını kırdı.»
Bu cümlenin şerhi şöyledir:
Batıla saplanan milletleri, mensuh olmuş batıl dinleri açık-tan anlatmak sureti ile, onların yayılmasına engel oldu ve çevresin. den uzaklaştırdı.
Kelimenin ifade ettiği manaya göre, bir başka şerhi de şöyle ola-
bilir: Tüm batıl olan cemaatleri, yani: Şeytanın ordularını Azazil'in (İblis'in) askerlerini ve onlara tabi olan kafirleri ve müşrikleri helâk edicidir.
Buraya kadar verilen mana:
«Batıllar.»
Lafzını, alışılan şekli ile, batıl olarak aldığımıza göre verilmiştir. Bunu bir de, bahadır, güçlü manalarına almak vardır. Bu durumda
mana şöyle olur:
Öyle bir Muhammed'dir ki, kendisine muhalif olan ve inatia-şan güçlü ve bahadır geçinenlerin cümlesinin askerlerini, Allah'ın yardımı ile kırar.
<>
Bu cümlenin şerhi şudur:
Yüce Hak katından gelen İslâm dinini, şer'i hükümleri açıkça anlatmak ve bütün batılları kırıp yok etmek işinde, emir aldığı gibi daim ve sabit kaldı.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Ertelemeden rızana koştu.»
Bu cümlenin geniş manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine emrolunan şeyleri yerine ge-tirmekte teenni ve tehir etmedi. Gücü yettiği kadar, onları yerine getirmekte acele etti. Onların yerine getirilmesi için de, çok ihtimam gösterip gayret etti.
KARA DAVUD
YanıtlaSilوالْخَاتِمِ لِمَا سَبَقَ وَالْمُعْلِنِ أَحَقَ بِالْحَقِّ وَالنَّاه بحياتِ لَا بَاطِيلِ كَمَا حُمِلَ فَاضْطَلَعَ يَا مَرْكَ بِطَاعَتِكَ مُسْتَوْفِي فِي مَرْضاتِكَ وَاعِيا يوحْكَ حَافِظًا لِعَهْدِكَ مَا ضِيَا عَلَى نَفَانِ امرِكَ حَتَّى اورَى قَبَا لِقَابِي إِلَّا الله تصل بِا هْلَهُ اسْبَابَهُ بِهُ هُدِيَتِ الْقُلُوبُ بَعْدَ حوْضَاتِ الْفِتَنِ وَالْأَثْمِ وَابْحَ مُوصِحَاتِ الْأَعْلَامِ وَنَائِرَاتِ الأَحْكَامِ وَمُنْتَرَانِ الأسْلَامِ فَهُوَامِينُكَ الْمَأْمُونُ وَخَارِدُ عليكَ الخَرُونِ وَشَهِيدُ لَا يَوْمَ الدِّينِ وَبَعَتُكَ نِعَمَهُ وَرَسُولُكَ بِالْحَقِّ رَحْمَهُ اللَّهُمَّ افْسَحُ لَهُ فِي عديكَ وَاجْزَهُ مُضَاعَفَاتِ الْخَيْرِ مِن فَضَلِكَ مُهَنَاتِ لَهُ غَيْرَ مُكَدَّرَاتٍ مِنْ فَوْرِثُوا بِكَ الْمُجْلُولِ
445
vel-hatimi limasebaka vel-mu'lin'il-hakka bil-hakkı ved-damiği liceyşat'il-ebatıli kema hummile faztalaa blem-rike bitaatike müstevfizen fi merdati-ke vaiyen livahyike hafızan liahdike maziyen alá nefazi emrike hatta evra kabsen likabisin alâullahi tasılü biehli-hi esbabehu bihi hüdiyet'il-kulubü ba'-de havdat'il-fiteni vel-ismi ve ebhece muzıhat'il-a'lami ve nairat'il-ahkâmi ve münirat'il-İslâmi fehüve eminükel-me'munü ve hazinü ilmikel-Mahzuni ve şehidüke yevm'ed-dini ve beisüke ni'meten ve Resulüke bil-hakkı rah-meten Allahümmefsah lehu fiadnike veczihi müdaafat'il-hyari min fazlike mühennatin lehu gayre mükedderatin min fevzi sevabik'el-mahluli..
öncekileri tamamlayan, hakla hakkı ilan eden, emredildiği biçimde batılların or-dularını kıran.. O, ertelemeden rızana koşup emrinle taatına daldı. Vahyini alır, ahdini tutar, emrinin infazını yapar. Alacaklar için büyük bir nur izhar etti. Al-lah'ın ihsanı, ehline onun sebepleri ile ulaşır. Günah ve fitneler bataklığına dalıp gittikten sonra, kalbler onunla hidayeti buldu. Alenlerin izahını hükümlerin güç yanlarını, İslamın aydınlıklarını beyan eyledi. O, emnlyet edilmiş eminindir. Gizli ilnun hazinedarıdır. Kıyamet günü şahidindir. Nimet olarak yolladığın, hakla rahmet Resulündür, Allahım, Adn cennetinde onun yerini geniş eyle. Fazimdan onn kat kat hayırla mükafatlandır; kedersiz, daima gelen sevap nailiyetinden kendisine hoş olarak.. İlletsiz olarak bol ihsanından ver
(Devamı: 451. Sayfada)
370
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVII XI
«YA Resülallah! Her gün, Uhud dağı kadar amel etmeğe kimin gücü yete Elir? dediler.
Peygamberimiz Hepinizin gücü yeter!» buyurdu.
YA Resûlallah! Bu nasıl ola bilir?» dediler.
Peygamberimiz (Sübhanallah) Uhud'dan daha büyüktür. (Elhamdü lillah) Uhud'den daha büyüktür.
(Allah'ü ekber) Uhud'den daha büyüktür!» buyurdu. (117)
Hz. Ali'ye Öğretilen Tevhid ve Tesbih Kelimeleri:
Hz. All der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (Yarlığanmış olsan bl-le söylediğin zaman, Allah'ın, seni yarlığayacağı bir takım Kelime-leri sana öğreteyim mi?
(Là ilahe illallâhül Halimül Kerim.
La ilahe illallâhül'Aliyyül'Azim.
La ilahe illallahü Sübhanallahi (118) Rabbissemâvâtisseb'l ve
(119) Rabbil'Arşil'azim, Elhamdü lillahi Rabbil'âlemin Halim ve Kerim olan Allah'dan
başka ilah yoktur. Yüce ve Büyük olan Allah'dan başka ilah yoktur.
Yedi kat göklerin Rabbi ve büyük Arş'ın Rabb'ı olan Allah'ı tes-bih ve tenzih ederim.
Ålemlerin Rabb'ı olan Allah'a hamd olsun.) de!» buyurdu.>>> (120)
Hz. Safiyye'ye Öğretilen Tesbih:
Peygamberimizin zevcesi Hz. Safiyye der ki «Tesbih çekmekte kullandığım dört bin hurma çekirdeği önümde bulunduğu sırada, Re-sûlullah Aleyhisselâm, yanıma girdi. (121)
(Ey Huyey'in kızıl Nedir bunlar?) diye sordu. (122) (Bunlarla tesbih çekerim!) dedim. (123)
Resûlullâh Aleyhisselâm (Başına dikildiğim kadar müddet için-de bundan daha çoğunu çekeceğin tesbih yok mu? (124)
Ben, sana, çekmekte olduğun tesbihden daha çok olanını öğre-
teyim mi?) diye sordu. (125)
(117) Taberânî ve Bezzar'dan naklen Heysernî Mecmauzzevaid c. 10, s. 90-91
( 118) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 92, Tirmizi Sünen c. 5, s. 529
(119) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 92
(120) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 92, Tirmizi Sünen c, 5, s. 529
(121) Tirmizi Sünen c. 5, s. 555, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 547
(122) Hâkim Müstedrek c. 1, s. 547
(123) Tirmizi Sünen c. 5, s. 555, Håkim Müstedrek c. 1, s. 547
(124) Hâkim Müstedrek c. 1, s. 547
(125) Tirmizi Sünen c. 5, s. 555
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZİKR EDİŞİ
YanıtlaSil(Öğret bana, ya Resülallah!) dedim.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselâm (Bübhanallahi adede hallobi Allah'ı, yaratıklarının sayısınca tesbih ederim!) de, bu-yurdu. (126)
Hz. Cüveyrlye'ye Öğretilen Tesbih:
Peygamberimizin zevcelerinden Hz. Cüveyriye, bir gün, sabah na mazını kıldığı sırada veya kıldıktan sonra (127), namazgahında (128), düA (129) ve Allah'ı zikr ederken (130), Peygamberimiz, onun yanına uğrayıp (131) ayrılmıştı. (132)
Kaba kuşluk vakti (133) veya gündüzün yarısı olduğu sıralara doğru döndü.
Hz. Cüveyriye'nin yanına uğradı. (134)
Hz. Cüveyriye, hâlâ, namazgâhında idi. (135)
Peygamberimiz «Sen, hâlâ, yanından ayrıldığım sıradaki hal üze re mi devam ediyorsun?!» diye sordu,
Hz. Cüveyriye «Evet!» dedi. (136)
Peygamberimiz «Ben, senden sonra, üç kerre, dört Kelime söyle-dim ki, bu gün, sabahtan beri senin söylediklerinle tartılsa, onlardan daha ağır gelir! (137)
Dikkat et! (138) Okuyacağın (139) o Kelimeleri sana da, öğre teyim (140)
(126) Tirmizi Sünen c. 5, s. 555, Hakim Müstedrek c. 1, s. 547
(127) Müslim Sahih c. 4, s. 2091, İbn-i Mice Sünen c. 2, s. 1251
(128) Ahmed b. Hanbel Müsned e. 6, s. 430, Müslim Sahih c. 4, s. 2090, Ebû
Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556
(129) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430
(130) İbn-i Mâce Sünen c. 2, 8. 1251
(131) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 6, s. 430, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, Ibn-1 Mâce Sünen c. 2, 8.1251
(132) Müslim Sahih c. 4, s. 2000, Ebû Davud Sünen c. 2, 8. 81
(133) İbn-i Sa'd Tabakat c. 8, s. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 2000
(134) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430, Tirmizi Sünen c. 5, в. 556
(135) Müslim Sahih c. 4, s. 2090, Ebû Davud Sünen c. 2, 8. 81
(136) Ahmed b. Hanbel Mümed c. 6, s. 430, Müslim Sahih c. 4, s. 2000, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizî Sünen c. 5, s. 556, Nesal Sünen c. 3, 8. 77 (137) Ibn-i Sa'd Tabakat c, 8, s. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 2000, Ebû Davud -
Sünen c. 2, 8. 81, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1251-1252 (138) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556
(139) Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, Nesal Sünen c. 3, s. 77
(140) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430, Tirmizi Sünen c. 5, п. 556
(حذر الوب) يعني بوطيارك صاعقه اره فارتو با ما فاريله بايد قاری او لولوج مرا دوبری مال، أولاد، اشیا و سازه کی مبارک فورفوسندن دیار الحق مانارینی جهنمه نایم ایده های اولیه تولومك فورفوسندندر جونکه مصيبتك بماغي لميله طابا در اوزار سود کاری نقيح رينه لد المولى مراح انتزای آن تولومی و حفظ حیاتی دو مونوپر
YanıtlaSil(والله محيط بالكافرين ) بو حملہ دہ بولونان قلم البرك وريله مناسبدارين و افاده ایندکاری
نکته کره کلنجه
) آزارنده مناسبت ولو نامه ایکی شیئی بر برینه عطف اید نه بر کند. بورزاده ایمه، ما قبلبل ما بعدی آراسنده و مناسبت کو روغييور. فقط برنجی تمثیل ایله ایلنجی تمثی اول آراسنده کی مناسبته با قارم، شویله سلسلولی به قاع جمله بي اخطار البديور
او نار، شنلكى اولان بر لردن فرار ابتديل. شهر ليلكدن نفرت ابتديلي كيجه تك استراحت زمانی اولدیفه دائر قانونه مخالفت ابتديلر. هم نصحتهاره اطاعت ایتم به رن، حدانکه بجا ناری چول کرده ایمہ کی صحر الره دو شدید ان نهایت جیبت و خسرانه او غرا با رم هر طرفين
اللهك بالاسنه معروض فالديلي .
(الله) بو حکمه مبارکه اید، او نارك حسون امید و رجال ينك كسیل دیگه اشار تندر. چونکه مصیب نزده اولان بر آدم. اول و آخر اللهك مرحمته النجا المطله متلى اولور. ما البوكر اللهمك
شهر و غضبه منحه الانا، البته البته نجانی به ایدی و رای کسیایر (مجید) کاری وزاری خاطره بدون معيبارك الحمل آثار عظمتی اولديغنه الشارند.
یعنی کو گر، بلوطالر، یا غموریری کیه لی، او ناره جهات سته به هجوم ایتد کاری کبی، اللهالاده غضب و بلیاتی اوناری هر طرفدن احاطه این شدر وكذا اللهك بنون كائناتي احاطه ليدن علم و قدرتی و بتونه ذراته شامل اولان امرالری کوز او گنه کتیر بایرن (محیط) کلم سندن شویله بر اخطار فيشقير معه باشلار:
رای ما فرار ! سماوات و ارضك طيشارينه حيها ما زسکن داخلده این هر نره به قاچاجعه اولورسه کز او لیکن الله علم و قدر تيله هر يرد حاضر و ناظر در )
三
YanıtlaSilأيز
آثار عظمت
Ahire Son
Asar- azamet: Bayukhik eserleri
عطف
Anf: Dayandırma, yükleme
بليات
Beliyyat: Belalar
چھات
Cihat sitte: Alu yön
غَحْبُ
Gazab: Oke
غيبت
Haybet: Mahrum olma
حفظ حیات
Hifz-1 hayat: Hayatı koruma
خسران
Hüsran: Zarar
الكاملة
İhata: Kuşatma
اختار
ihtar: Hatırlatma
التجا
İltica: Sığınma
قهر
Kahir: Mahvetime
ما بعد
Maba'd: Sonraki
ماقبل
Makabl: Öndeki, geçmiş
مخالفت
Muhalefet: Zıddına hareket etme
مناسبت
Münasebet: Alâka
متلى
Miteselli: Teselli bulan
ناظر
Nazır: Bakan, gözeten
نجات
Necat: Kurtuluş
نه
Nükte: İnce ma'na
رجا
Reca: Ümid
صحرا
Sahra: Çöl
سائز
Sair: Diğer
ليله
Silsile: Zincir
شامل
Şamil: İçine alan
تمثيل
Temsil: Misal getirme
ذرات
Zerrat: Zerreler, en küçük parçalar
Vant, yokularm stikalara kara parmaklarla vapuklar o guhiny midafaalan wd evlid, wav vestire abu sevlera korkusumidan degiklo Ancak camlarum cehenneme teslim edecek olan chimin korkumundam Canks musibetin biçağ Kemige Javanunatu. Onlar sevdiklen şeylerden hiybunsne kederlenmeeles, merak etmezler Ancak ölümü ve lutza havati dusünürler.
YanıtlaSilفية والحية Heimdode bubusan kelimelerim Водочуй нийлderne ve sade ettiklen mikselere gelince
() aralarunda münasebet bulunan iki şeyi birbirine atfeden bir Alettir. Burada ise, måkabliyle maba'di arasında bir münasebet görünmüyor.
Fakat birinci temsil de ikinci temsiın arasındakı münasebete bakarak, söyle silsileli birkaç cümleyi
shtår ediyor
Oular, senlikli olan yerlerden firar ettiler.
Şehirlilikten nefret ettiler. Gecenin istirahat zamanı olduğuna dair kanuna muhalefet ettiler.
Hem nasihatlere itäat etmeyerek, sanki necatları collerde imiş gibi sahrálara düştüler. En nihayet haybet ve husrana uğrayarak, her taraftan Allah'ım belasma ma'růz kaldılar.
Bu kelimesi mübareke ise, onların son ümid ve recålarum kesildiğine işarettir. Çünki musibetzede olan bir adam, evvel ve åhir Allah'ın merhametine iltică etmekle müteselli olur. Halbuki Allah'ın kalır ve gazabına müstehak olanın, elbette ve elbette
necâtından ümidi ve recası kesilir. فيل kelimesi, onları ihåta eden musibetlerin, Allah'ın äsår-ı azameti olduğuna işarettir.
Yani gökler, bulutlar, yağmurlar, geceler, onlara cihat-1 sitteden hücum ettikleri gibi, Allah'ın da gazab ve beliyyatı onları her taraftan ihåta etmiştir. Ve keză, Allah'ın bütün kainâtı ihâta eden
ilim ve kudreti ve bütün zerråta şamil olan emirleri göz önüne getirilirse, kelimesinden şöyle bir ihtår fışkırmaya başlar:
"Ey käfirler! Semávát ve arzın dışarısına çıkamazsınız. Dahilde ise, her nereye kaçacak olursanız olunuz, Allah ilim ve kudretiyle her yerde hazır ve nåzırdır."
197
YanıtlaSilpas plein.) 1967 Gozu bir şey doyurmaz, illā ki toprak. (Chacun se plaint que son grenier n'est
1968. Gurbette öğünmek, hamamda türkü söylemeye benzer. (A beau mentir qui vient
de loin.) 4969, Guce dayanmayan adalet beceriksiz, adalete dayanmayan güç ise acımasızdır.
5970. Guç olan ilk adımdır. (Il n'y a que le premier pas qui coûte.)
5971. Güçlü olan her zaman haklıdır. (La force prime le droit.)
4972, Güçlünün savı daima en iyisidir. (La raison du plus fort est toujours la meilleure. )
5973. Gül, dikensiz olmaz. (Il n'y a pas de roses sans épines.)
5974 Gulme komşuna, gelir başına. (Tel qui rit vendredi, dimanche pleurera.)
5975. Gülmek, ahlakı düzeltir.
5976. Gülü seven, dikenine katlanır. (Qui aime la rose se résigne à souffrir les épines.)
5977. Gün doğmadan neler doğar! (La nuit porte conseil.)
5978. Günaydın, güneş doğdu, yani: Aklınız, en sonunda, başınıza geldi. (Bonjour, le soleil s'est levè.)
5979. Güneş altında (dünyada) yeni bir şey yoktur. (Rien de nouveau sous le soleil.)
5980. Güneş, balçıkla sıvanmaz. (Chassez le naturel il vient au galop.)
5981. Günler birbirini izler, ama birbirine benzemez. (Les jours se suivent, mais ne se ressemblent pas.)
5982. Günlerin değerini bilmeyenin yılları çabuk geçer.
5983. Gününü gün etmeye bak! (Celui vit seulement lequel vit aujourd'hui.)
5984. Gürültüye pabuç bırakmaz.
5985. Güzel bir karısı, sınır boyunda bir evi, yol üstünde bir bağı olanın başı gürültüden, dertten kurtulamaz.
5986. Güzel söz söylemek güldürür, güzel iş yapmak susturur. (Bien dire fait rire, bien faire fait taire.)
5987. Güzel sözlerle değil, iyi bir çorba ile yaşarım. (Je vis de bonne soupe et non de beau langage.)
5988. Güzel vaatler, gerçeğe değişilmez. (Les belles promesses ne valent pas la vérité.)
5989. Güzellik, bakan kimsenin gözündedir.
5990. Güzellik, doğanın kadınlara verdiği ilk armağan, aynı zamanda geri aldığı ilk şeydir de.
5991. Ha beyaz külâh, ha külâh beyaz. (C'est blanc bonnet, bonnet blanc.)
5992. Haber yoksa, iyi haber demektir. (Pas de nouvelles, bonnes nouvelles.)
5993. Haç ve bayrakla birini aramaya gider!
5994. Hak güçlünündür. (La raison du plus fort est toujours la meilleure.)
5995. Hak kavinindir. (La force prime le droit.)
HAK HAKLI OLANINDIR.
YanıtlaSil196
YanıtlaSil5938. Gemi sallanabilir, ama batmaz. (Paris kentinin dövizi.)
5939, Gençler ölüme gider, ölüm yaşlılara gelir.
5940. Gençler umutlarıyla, yaşlılarsa anılarıyla yaşar.
5941. Gençliğinde çılgınlık yapmayan, bunu yaşlandıktan sonra yapar.
5942. Gençliğini kötü kullanmayı sürdürürsen, yalnız kemiklerini eskitmezsin
5943. Gençlik bilse, yaşlılık yapabilse. (Ivi bir eğitim bize gençlikte bilgi, yaşlılıkla .
güç verir.) 5944. Gerçeği öğrenmek için, yanlışı ileri sürerler. (On plaide le faux pour savoir le vrai.)
5945. Gerçeği sev, güzele şaş, iyiyi işle!
5946. Gerçek dost, kara günde belli olur. (On connaît le véritable ami dans le besoin.)
5947. Gerçek, her zaman acıdır. (Il n'y a que la vérité qui blesse.)
5948. Gerçek, her zaman ayrıntıda gizlidir.
5949. Gerçek soyluluk kanda değil, yürektedir.
5950. Gerçek, vizesiz gezer.
5951. Gerçek yağcı, efendisi yellendiğinde derin nefes alan adamdır.
5952. Gezen tilki, uyuyan aslandan yeğdir. (Mieux vaut user des souliers que des draps.)
5953. Giz denli ağır bir şey yoktur.
5954. Göğü kuşsuz, denizi bulutsuz, kadını örgütsüz. (Nice "Nis" kenti için söylenir.)
5955. Gök çok gürleyince, az yağmur yağar. (Lorsqu'on entend beacoup le tonnerre, il pleut peu.)
5956. Gök gürleyince, hepimiz Tanrı'ya inanırız. (Nous sommes tous croyants quand le tonnerre gronde.)
5957. Gök kandil!
5958. Gönül asla kocamaz. (Le coeur ne vieillit jamais.)
5959. Gönülsüz köpek, av avlamaz. (Chien qui chasse contre son gré ne prend pas de gibier.)
5960. Gördüğün her sakallıyı baban sanma. (Comparaison n'est pas toujours raison.)
5961. Görmemişin oğlu olmuş,... çeke çeke koparmış. (Vilain enrichi ne connaît ni parents, ni amis.)
5962. Görünen köy, kılavuz istemez. (Pour le village que l'on voit de loin, on n'a pas besoin de guide. -A bon vin point d'enseigne.)
5963. Görünüşe aldanmamak. (Il ne faut pas se tromper aux apparences.)
5964. Göz görmeyince, gönül katlanır. (Le coeur ne peut vouloir ce que l'oeil ne peut voir.)
5965.Göz iki, kulak iki, ağız tek; çok görüp, çok işitip az söylemek gerek. (Il y a deux yeux, deux oreilles, mais une seule bouche; done il faut voir et entendre bea-coup, mais parler peu.)
5966. Gözden uzak olan, gönülden de uzak (ırak) olur. (Loin des yeux, loin du coeur. İngilizceye de geçmiştir.)
H
YanıtlaSilhirs-rintikam
hirst intikam حرص انتظام intikam hurm
358
hirst kazib حرفي كاذب alancı (gerçek olma yan) hırs
hirst hakiki حرص حقیقی : gerçek hırs yaradılış veriliş gayesine uygun olan hirs, ahiret haya tını kazanmaya yönelik kuvvetli istek
hir hayat حرص حیات : hayatta kalmak ve ya-şamak için duyulan kuvvetli istek
hirs- mecazi حرص مجازی mecazi hirs, geçici ve ölumlü hayatla sınırlı kalan şeylere karşı du yulan kuvvetli istek
hirs- muaraza حرص معارضه : muaraza hırsı, kar şı çıkmak ve yarışıp üstün gelmek için duyu lan kuvvetli istek
hirsi sevab حرص خواب : sevab kazanma hırsı, sevap kazanmak için duyulan kuvvetli istek
hirs- söhret حرص شهرت : söhret hirst, ünlü ol-mak için gösterilen aşırı istek
hirs-i vahşiyane حرص وحشیانه : vahşice hirs, acı-masızca açgözlülük
hirsli 1 : حرصلی hrs duyan, aşırı istek gösteren 2 öfkeli, kızgın
hir : sığınak, sığınılacak yer 2 koruma
hira- can حرز جان : kendi canı gibi koruma, bağrına basmak
hisal حصل : hasletler, güzel ve üstün özellik-ler, güzel huylar
hisas حصص : )alınacak) hisseler, paylar
hisn حصن : kale, hisar, korunak, sağlam ko-runma yeri
hisni emin حض أمين : güvenilir kale, sağlam korunma yeri
hisni hasin حصن حصین : sağlam kale, sağlam korunak
hisset 1 : حست alçaklık, aşağılık, küçüklük 2.cimrilik, pintilik
hisset-i nefs حست نفس : nefsin alçaklığı, güna ha iten duygu ve isteklerin aşağılığı
hişhis خش خش : hışıltı sesi, ipekli kumaşın veya benzeri eşyanın birbirine sürtmesinden çıkan ses
hiyanet خیانت : hainlik, vefasızlık, güveni kö-tüye kullanma; ihanet
hiyanet-i vataniye خیانت وطنيه : vatan hainliği, vatan aleyhinde ve zararına çalışma
hiyar خیار : kabakgillerden bir sebze, salatalık
hiyarcık خارج : küçük hıyar
hiyatat حیاطت : terzilik, dikiş dikme işi
hiyatat-r kamile-i muhita-isarat خیاطت محطة صنعت botün canlı varlıkların her bus ne uygun şekilde elbise giydiren kapsayis ve makennel, kusursuz olan terzilik ve dikis sanatı
hayalet خیالت : terzilik, dikiş sanatı
hız خير : sur'at, çabukluk, az zamanda çok yol alma
hızan حرانی : ilmul guyub hizanı bilinmeyen ve görünmeyen ilim hazinesi
Hızır (as( خضر ع ص : Kur'an tefsirlerinde adı geçen Allah'ın (c.c.) makbul bir kulu. Hz. H zır'ın peygamber olup olmadığı konusunda değişik görüşler bulunmasına rağmen velä yeti konusunda ittifak edilmiştir. Bizim gibi maddi ihtiyaçlara bağlı değildir, yiyip içebilir, fakat mecbur değildir. zaman ve mekan şart larına (boyutlarına) da bağlı değildir. bir anda birden çok yerde bulunabilir. bazı evliyaların onunla görüşüp ondan ders aldığı olmuştur veya olmaktadır. bunların manevi makamı hızır makamıdır ve bazen yanlış olarak Hızır (a.s.) ın kendisi zannedilir. Hızır (a.s.)'ın veya hızır makamındaki evliya'nın, zor durumda kalan iyi kullara yardımda bulundukları bil dirilmektedir
Otsuz ve çorak bir mekana oturduğunda an-sızın o otsuz yerin yeşillenmesi sebebiyle, yeşillik mânăsına gelen Hızır namıyla yad edilmiştir.
hiziriye خضریه : Hızır (a.s.)'a ait
hızlan خذلان : yalnız ve yardımcısız kalma, Al-lah'ın (c.c.) rahmetinden uzak kalma
hibe 1 : هه.bağışlama, karşılıksız verme; para-sız verme 2.bağışlanan şey
hibre خبره : birşeyin iç yüzünü doğru şekilde bilme
hicab 1 : حجاب perde, örtü 2.engel 3.utanma; utanç
hicab-gaflet حجاب غفلت : gaflet perdesi Al
lah'ın (c.c.), dünyaya geliş gayesini ve âhireti yolu görmeye engel durum unutmaktan ileri gelen gerçekleri ve doğru
2.doğrudan, perdesiz, engelsiz, vasıtasız hicapsız 1 : حجابز.sıkılmadan, utanmadan
hicaz حجاز : arabistan'da Mekke ve Medine'yi
içine alan bölge
hiiv هجر : )bak hicv(
Hier
YanıtlaSil359
Hier Kur'an'ın on beşinci süresi
hiran Layrılık 2 ayrılık acısı 3 büyük acı ve üzüntü
hicran-1 ebedi هجران أبدى ebedi hicran, sonsuz ayrılık acısı
hicran- layezaliهجران لا يزالى : sonu gelmez ay-nlık acısı, sonsuz ayrılık
hicret 1 : هجرت.göç bir yerden bir yere göç etme 2. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Mek ke'den Medine'ye göç etmesi (mi 622). bu yıla hicret yılı denmiş ve İslâm takviminin (hicri takvimin) başlangıcı olmuştur
hicri 1 : هجرى hicrete ait, hicretle ilgili 2. Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç et tiği yılı ve günü başlangıç olarak kabul eden İslam takvimi
hic hiciv( 1 : هجر yergi, birini veya birşeyi kı namak ve gülünç göstermek için yazılan şiir veya yazı 2 birini veya birşeyi kınama, yerme ve gulünç gösterme
hicv-i asiyane, müfteriyane, namusşikena-asice isyan: هجو عاصيانه مقتریانه نامشکنانه ne edercesine), iftira ederek, namusları lekele-yerek yapılan hiciv, gülünç göstermek, yapı-lan yergi
hicvetmek هجو ابتمك :yermek, gülünç göster-mek, gülünçleştirmek
hip 1 : صبح.yok olan, var olmayan, yok denecek kadar az 2.değersiz, önemsiz
hic-der هیچ در : hiç içinde
hic-der hicem هیچ در هیچم : hic içinde hiçim, hi-çin hiçiyim, hiç yok gibi bir şeyim
hic ender هیچ اندر : hiç içinde hiç
hiç ender hiçim هیچ اندر هیچم : hiç içinde hiçim, hiçin hiçiyim, hiç yok gibi birşeyim)
hiçlik هيجلك : yokluk varolmayış
hisahic هیچا هیچ : hiç, yok, bomboş, yokluk
hidayet 1 : هدایت.doğru yola girme, doğru yolu
bulma 2.doğru yol, İslamlık
hidayet-i fitriye هدایت فطریه : fitri hidayet, ya-radılıştan Allah'ın (c.c.) tanıma ve doğru yolu görme yeteneği
hidayet-i Hak هدایت حق : Hakk'in (c.c.) hidaye ti, Allah'ın (c.c.) doğru yola iletmesi
hidayet-i İlahi (ye( هدايت إلهيه : Allah'ın (cc) doğru yola iletmesi
hidayet-i Kur'ani (ye( هدایت قرآنیه : Kur'an hida yeti, Kur'an'ın doğru yolu göstermesi
hidenat- tesbihiye
hidayet-i Rabbaniye هدایت زنانیه : sonsuz rah met sahibinin (Allah'ın c.c.) hidayeti, her şeyin sahibi, yetiştiricisi ve terbiyecisi olan (Rabbin) doğru yola iletmesi
hidayet-ir Rahman هدايت الرحمن : )bak. hida-
yet-i rahman(iye)
hidayet-bahş (hidayetbahs( هدایت بخش : hida yet verici, doğru yolu gösterici
hidayet-dalalet هدایت ضلالت : doğru yola gir me- doğru yoldan sapma yolu gösterici
hidayet-eda هدایت ادا : hidayet verici
hidayet-efsan هدایت اقشان : hidayet yayan, doğ
ru yolu gösteren
hidayet etmek هدایت اينمك : doğru yola ilet mek, doğru yolu göstermek
hidayete ermek هدايته إيرمك : doğru yolu bul-
mak, müslüman olmak
hiddet 1.0 : حدثfke, kızgınlık 2.şiddet, sert davranma 3.(mec.) ceza, cezalandırma 4 dar
gınlık
hiddet-i Rabbaniye حذت رئانیه : Rabbin cezalan dırması; her şeyin sahibi, yetiştirici ve terbi-yecisi olan Allah'ın (c.c.) ceza vermesi
hiddetle حدتله : hiddet göstererek, kızarak,
sert şekilde
hiddetli حدتلی : sinirli, kızgın, sert
hidemat خدمات : hizmetler, görevler
hidemat-ı hayatiye خدمات حیاتیه : hayatın varlı-
ğı, korunması ve devamı için yapılan hizmet-ler
hidemat-ı imaniye خدمات ایمانیه : iman hizmet-leri; dinimizdeki temel inançların anlatılma-sı, açıklanması, ispatlanması, inkarcılığın ve şüphelere karşı savunulması ve güçlendiril-
mesi gibi görevler ve hizmetler
hidemat-ı mahlukat خدمات مخلوقات : mahluka tın hizmetleri, yaradılmış varlıkların yaradı-lış gayesine uygun şekilde görevleri
hidemat-ı meşhude خدمات مشهوده : gözle görü nen hizmetler, varlıkların yaradılış gayeleri-ne uygun şekildeki görülebilen görevleri
hidemat - Nuriye خدمات نوريه: nur risaleleri vasıtasıyla iman ve Kur'an için yapılan hiz-metler
hidemat-ı Rabbaniye خدمات رئانیه : Allah'ın (c.c.) verdiği terbiyeye uyarak varlıkların yap-tıkları hizmetler ve kulluk görevleri
hidemat-ı tesbihiye خدمات تسبیحیه Allah'ın
H
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Mümin, İşlediği her hatasına hemen pişman olup tevbe edendir. Saîd kimse de bu tevbesi üzerine vefat edendir."
YanıtlaSil(Süyûti, el-Câmiu's-Sağîr)
Hicrî: 16 RECEB 1447 - Rúmí: 23 Kânûn-l Evvel 1441 -
Kasım 59
İSTANBUL
Imsak...........
6.35
Sabah.
6.55
Güneş
..........
8.21
Öğle....
13.20
İkindi
15.42
Akşam....
17.59
Yatsı.........
19.33
Kıble S
.........
11.14
5
OCAK
2026
Pazartesi
Ay Doğuş...
20.16
Ay Batış...... 10.12
İmsak
Sabah
Güneş Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble
6.18
6.38
8.02
13.04
15.30
17.47
19.20
11.3
6.22
6.42
8.09
13.06 15.27 17.43
19.19
11.3
Ankara
Bartın
Bilecik
6.30
6.50
8.14
13.15
15.41
17.57
19.31
11.1
Bolu
6.24 6.44 8.09 13.09 15.32 17.49 19.23 11.3
Çankırı
6.16
6.36
8.01
13.01
15.25
17.41
19.15
11.4
Çorum
6.10
6.30
7.55
12.56
15.19 17.36
19.10
11.5
Düzce
6.26
6.46
8.12
13.11
Eskişehir
6.27
6.47
8.11
13.13
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.05
Kastamonu
6.16
6.36
8.02
13.00
Kırıkkale
6.16
6.36
7.59
13.01
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.08
15.34 17.50
19.24
11.2
15.40
17.56
19.29
11.1
15.27
17.44
19.19
11.3
15.22
17.38
19.14
11.4
15.27
17.43
19.16
11.4
15.29
17.46
19.22
11.3
Adana'nın kurtuluşu (1922) - Osmanlı - İngiltere arasında Çanakkale (Kal'a-i Sultâniyye) Antlaşması (1809)
Gün: 5. Hafta: 21. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 d
MALIK BIN DINAR HAZRETLERİNİN TEVBESİ -1
YanıtlaSilMalik bin Dinar rahimehullah, Basra'da yaşamış olan âlim ve zâhidlerin meşhurlarından olup Tâbiîndendir. Hicret'in 131. senesinde vefat etmiştir. Tevbe ederek sâlihlerin yoluna girmesini, kendisi şöyle anlatmıştır:
"Tevbe etmeden evvel zaptiye idim. Günlerim gaflet ve günahlar içinde geçiyordu. Evlendim; sevgisi kalbimi tamamen kaplayan bir kız evladım oldu. Lakin iki yaşını doldurduğunda vefat etti. Üzüntümden kederlere boğuldum, sararıp soldum.
Şâbân ayının on beşinci (yani Berât) gecesi geldiğinde -ki cuma gecesi idi- gaflet içinde yatsı namazını da kılmadan yatmıştım. Rüyamda; kabir ehlinin kabirlerinden çıktıklarını ve bütün yaratılmışların tekrar diriltilip mahşer meydanına toplandıklarını gördüm. Ben de aralarındaydım. Peşimden bir şeyin geldiğini hissettim, dönüp baktığımda, çok büyük, kapkara ve gök gözlü bir ejderha, ağzını açmış, bana doğru süratle geliyordu. Korku içinde hemen kaçmaya başladım. Ondan kaçarken kendisinden güzel kokular saçılan, temiz elbiseli, yaşlı bir zâtla karşılaştım. Selam verdim. Selamımı aldı. Ona: 'Bana yardım et, beni kurtar.' dedim. Bana:
'Ben zayıfım, o canavar ise benden çok daha güçlüdür. Ona güç yetiremem. Veläkin sen, süratle kaçmaya devam et. Umulur ki Allâhü Teâlâ, seni ondan kurtaracak birini karşına çıkarır.' dedi.
Ardıma bakmadan kaçmaya devam ettim. Sonra oradaki en yüksek yerlerden birine çıktım. Oradan Cehennem'in tabakalarını ve korkunç hållerini gördüm. Peşimden kovalayan ejderhanın korkusundan oraya atlayacak oldum. 'Geri dön, sen buranın ehlinden değilsin!' diye bir ses işittim. O söze itimatla oradan döndüm, ejderha da ardımca geliyordu. Tekrar yaşlı adamla karşılaştım ve ona dedim ki:
'Ey ihtiyar! Beni, bu ejderhadan kurtarmanı istemiştim, niçin yapmadın?' Yaşlı adam ağladı ve bana dedi ki:
'Ben zayıfım. Ama sen şu dağa doğru git. Zira orada Müslümanların emanetleri vardır. Eğer senin için de orada bir emanet varsa o, sana yardım edecektir.' (Devamı var)
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1804 - Ünlü düşünür Emmanuel Kant öldü.
1959 - Kıbrıs konusunda
II. Londra Konferansı başladı.
12
Allah sizin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Bakara Suresi: 74
CUMARTESİ
SATURDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
BİR HADİS
Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.
C
Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedî hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır.
Lem'alar
HİCRI: 11 RECEB 1443 - RUMI: 30 K. SANI 1437
İmsak Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
KASIM: 97 - GÜN: 43 KALAN: 322 - GÜN UZA.: 2 DK
İmsak
Öğle
Günes
İkindi Akşam Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1908 - Bediüzzaman'ın
Şûrâ-yı Ümmet gazetesinde "Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat" ve Şark ve Kürdistan gazetesinde "Kürtler Yine Muhtaçtır" başlıklı makaleleri yayınlandı.
1997 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Bayram Yüksel'in vefatı.
19
SALI
TUESDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
Büruc Suresi: 14
BİR HADİS
İnsanların hırsızlık bakımından en kötüsü rükûunu, sücûdunu ve huşûunu eksik yaparak namazından çalandır.
Müsned, 3:56
Dünya, gelen geçenlerin alış-verişi için yol üstünde kurulmuş bir pazardır.
HİCRİ: 17 C.EVVEL 1446-RUMI: 6 T. SANİ 1440
Lem'alar
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatri
KASIM: 12-GÜN: 324 KALAN: 42 - GÜN. KIS.: 2 DK
1956-Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kuruluşu.
YanıtlaSil1983-KKTC'nin resmen ilânı.
1988 - Başbakan Turgut Özal, Türkiye'nin Filistin Devleti'ni tanıdığını açıkladı.
Filistin - Bağımsızlık Günü (1988'de ilan edildi).
24 1447
KASIM
15
CUMARTESİ
O gün insana, ileri
götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa
bildirilir.
Kıyamet Suresi: 13
BİR HADİS
Allah katında
amellerin en
C.EVVEL
muhafaza etmektir.
Beyhaki
RUMI: 2 T.SANİ 1441 KASIM: 8
sevimlisi, dili
İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Acizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâle dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı azap içinde kalır.
Sözler
Imsak Günes
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
17.53
19.16
ISPARTA
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
06.16
12.54
15.29
06.07
07.31
12.47
15.30
17.54
19.12
İSTANBUL
07.44
si
YanıtlaSilBİR HADİS
Allah katında amellerin en sevimlisi, dili
muhafaza etmektir.
Beyhaki
ala'nın büyük Peygamberine büyük bir ikramıydı. O'na iman etmeyenlerin gözlerini oyarcasına, hakikati gözlerinin içine sokarcasına açık bir ikram.
YanıtlaSilBu olaydan sonra Hazreti Ibrahim'e, amcasının kızı Sare iman etti ve Hazreti İbrahim onunla evlendi. İman eden bir başka şahıs da Hazreti İbrahim'in kardeşi Harran'ın oğlu Lût idi. (56)
Artık Hazreti İbrahim buralarda duramazdı. Hanımı Sa-re'yi ve yeğeni Lût'u aldı ve "Ben Rabbime gidiorum, o beni hi-dayet yoluna iletecektir" diyerek Babil şehrini terketti. (57)
Yol Mısır taraflarına idi. Şam bölgesine geldikleri zaman Cenab-ı Mevla, Lût'a peygamberlik ihsan etti. "Sedûm" halkını hak yoluna davet etmesi emredildi. Hazreti Lût, amcasına ve-da ettikten sonra onlardan ayrıldı. "Mü'tefike" kasabasında oturan Sedûm halkına doğru yola çıktı.
***
Nemrud, Hazreti İbrahim'den sonra yine saltanatını aynı hızla, aynı dalalet içinde devam ettirme sevdasındaydı.
Bir gün durup dururken burnuna hücum eden sivri sinek işi karıştırdı. Hiç şüphesiz Yüce Mevla'nın özel olarak vazife verdiği bir hayvandı.
Nemrud derhal elini burnuna götürdü, çıkarmağa çalıştı, ama beceremedi. Sinek adım adım ilerliyor, ilerledikçe Nem-rud deli divane oluyor, çektiği ıstırab feryadlarla, gözyaşlarıyla ifade ediliyordu.
Sinek ilerledikçe ıstırab dayanılmaz bir hal alıyordu. Onu
56. Kurtubi, 11/305
57. Säffat Süresi 37/99
200
artık oradan çıkarmanın imkânı kalmamıştı. Aksi gibi hayvan havasızlıktan ölmüyor, gittikçe canlanıyor, gittikçe baskısını artırıyor, darbelerini şiddetlendiriyordu.
YanıtlaSilNihayet onun vura vura öldürüleceği kanaati hasıl oldu. Başını duvarlara vurmağa başladı. Tekrar tekrar vuruluyor fa-kat bir fayda vermiyordu. Sadece canını acıtmış oluyordu. Hizmetçiye döndü alnına darbeler indirmesini emretti. Hiz-metçi tereddüt etti. Çünkü işin ucunda ölüm vardı. İlah sulta-nını hem de alnına vura vura dövmek, başının elden gitmesi için davetiye çıkarmak demekti. Durup dururken ölmeğe de hiç hevesli değildi. Fakat Nemrud yuvalarından fırlayan ve ateş saçan gözlerle ona bir defa daha baktı:
Bre ahmak adam, vur dedim sana, diye bağırdı.
O zaman adam ilerledi. Nemrud'un şakağına hafif bir yumruk indirdi. Nemrud sinirlendi. Duvarlara çarpmakla öl-düremediği hayvancağıza bu kadarcık vuruşlar ne yapardı?...
- Hızlı vur, daha hızlı vur...
Etrafında, olanları seyretmenin ötesinde hiçbir şey yapa-mayan aile efradı, tabibler şaşkın ve aciz bir halde bakınıyor-lardı. Adam onlara döndü: Ne yapayım demek istiyordu.
Başlar çaresiz büküldü. İstediğini yap demek istiyorlardı. Fakat el ile vuruşlar bile netice vermiyor, vurmanın verdiği sarsıntı, sineğin yaptığı tahribatın yanında neticesiz kalıyordu.
Sadece bağırmaya, sadece kıvranmağa ve başını duvarlara çarpmağa güç yetirebilen "ilah" (!), bir sineğin oyuncağı ol-muştu.
Artık sinek hedefini tayin etmiş bulunuyordu. İlahın bey-nine kadar varacak, karargâhını orada kuracaktı. Beyne varma-
201
Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Kur'an'ın Tanıttığı Peygamberler
YanıtlaSilPEYGAMBERLER TARİHİ
1
A. Lütfi Kazancı
İSTANBUL 1997
446
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT SERHI
Bütün bunları mübarek rızanı kazanmak için yaptı.
Bu cümleye verilecek bir başka mana da şöyledir:
Mübarek rızanı kazanmak için, kendisine teklif edilen şeyleri ve yapmakla memur olduğu fiilleri yerine getirmek için, tam manası ile ihtimam gösterdi. Ciddi çalışıp gayret sarf etti. Kendisine verilen ağır vazifeleri, yüklü İşleri tasıdı ve batıl orduları kırdı; zarardan uzak etti.
Sehliye nüshasında, salavat-1 serifenin bundan sonraki devamı şöyledir:
«Vahyini alır oldu.>>>
Ki bu cümle aşağıda gelecektir. Ancak, bazı mutemet nüshalarda ve müellifin bu salavat-ı şerifeyi aldığı Şifa kitabının bazı nüshaların-da daha önce şu cümleler yer almaktadır:
«Adım atmasında korku, azminde çekingenlık yoktur.>>
Bu cümle İçin yapılan şerh şudur:
Emrolunduğu şeyleri yerine getirmekte, açığa çıkarmakta ve ba-tıl ordularını kırıp def etmekte, zahir ve batın düşmanları ile, yani: Müşrik, kafir, şeytan orduları ile savaşa kalkmakta asla kendisine kor. ku gelmedi; emirleri yerine getirme işinde acze ve zaafa düşmedi.
«Vahyini alır oldu.>>>
Yani: Kendisine vahiy yolu ile gönderdiğin şeyleri tamamı ile zapt edip küllarına fazlasız ve noksansız tebliğ etti. Bunları yapma işinde hiç bir şey, kendisini oyalamadı.
«Sana karşı ahdini tuttu.»
Bu cümle, ifade ettiği mana ile şu demeğe gelir:
Kendisine ahd verip söz aldığın şeyleri yerine getirdi.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Risalet ve nübüvveti tebliğ etmekte, şer'i hükümleri icra etmekte kendisine nekadar llâhi sır ve rabbani ilham eylemiş isen, ki bunları kendisinden başkası bilemez; bunların gereğini yerine getirmeye de-
vam etti. Onlara tam manası ile riayet etti.
«Emrini infazda devam etti.>>>
Bu cümlenin şerhi şöyledir: Yüce emrini yerine getirmek işinde; o emirleri aldıktan itibaren, beka sarayına teşrif edinceye kadar, ku-sursuz ve tehirsiz devam edip durdu.
« O kadar ki, alacaklar için büyük bir nur izhar eyledi.>>>
Bu cümlenin ifade ettiği mana da şudur: Küfür, dalâlet, alçak-lık, cehalette kalıp hidayete talib olanlara.. yani: Cehalet ve dalâlet-lerini açıp gidermek isteyenlere Iman İslâm nurunu, şer'i ahkâmın nurlarını açarak; onları küfür ve dalâletlerinden, alçaklık ve ceha-letlerinden kurtardı. İman nuru ile nurlandırdı.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allah'ın ihsanı onun EHL'ine, onun SEBEPLER'i ile ulaşır.»
KARA DAVUD
YanıtlaSil447
Bu cümlenin açıklaması şöyledir:
Allah-ü TañIA, Resulüllah S.A. efendimizin ehline, dünyada ve Ahirette sayıya, hesaba gelmeyen çeşitli nimetlerini ve ihsanını ulaş
Bu cümlede geçen:
EHL.
Lafından murad ise, imandır İslâmdır. Ayrıca, şer'i hükümlere ve ilahi emirlere Imtisaldir. Rabbani yasaklardan da kaçmaktır. Üstteki açıklamaya göre kısaca mana şudur: Anlatılan sebepleri,
Allah ehli olan müminlere tebliğ edip Allah'ın nimetlerine ulaştırır. Bazı nüshalarda Arapça metnin yazılış şekline göre, mana şöyle
olur:
Resulüllah S.A. efendimizir, getirdiği sebepler, onun ehli olan iman sahiplerini Allah'ın sayısız ihsanlarına ulaştırır.
Salavat-ı şerife metnine devam edelim:
«Kalbler, onunla hidayeti buldu.>>>
Kısaca açıklaması şudur: Kalbler, Hakkın yoluna, iman nuruna, Resulüllah S.A. efendimizin vasıtası ile kavuştular.
«Bilhassa, günah ve fitneler bataklığına dalıp gittikten sonra..>
Bu cümleyi şöyle açabiliriz:
Onların dilleri, kalbleri ve bütün duyguları batıllara, küfür ve dalalete batıp gittikten sonra; fisk, masiyet ve türlü günahlara gir-dikten sonra.. Resulüllah S.A. efendimiz, onların kalblerini hidayete getirmeye sebep oldu.
Bu manaları biraz daha açalım:
İnsanlar, küfür, dalålet ve tuğdanda iken; şanı büyük Allah Re-sulüllah S.A. efendimizi, tarafından elçi olarak gönderdi. Resulüllah S.A. efendimiz geldi; o sapıkları iman nuruna, hak yola, taata, ibadete davet etti. Vasıtası ile, Allah-ü Taâlâ onları irşad eyledi.
«ALEMLER'in izahlarını güzelleştirdi. (Yahut: Beyan eyledi.)
«ALEMLER.»
Lafzı, burada alâmet ve nişan manasınadır.
Bu duruma göre verilecek manalar şöyledir:
Resulülah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın varlığını ve birliğini, tam kudretini, kendisinin nübüvvet ve risaletinin hak ve gerçek olduğunu izah eden alâmetleri, delilleri açıkça gösterdi.
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın vahdaniyetinde, kendi nübüvvet ve risaletinin gerçek oluşunda hiç bir şekilde şüphe bırak-madı. Bunlara gereken açık mucizeleri, izah eden delilleri güzelce gösterip, gün gibi aşikâr eyledi.
372
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
(Sübhanallahi adede halkıhíSübhanallahi adede halkıhi Sübhanallahi adade halkıhl = Allah'ı, yaratıklarının sayısınca tesbih ederim!)
(Sübhanallahi rıza nefsihi Sübhanallahi rıza nefsihi Sübhanallahi rıza nefsihî = Allah'ı Kendisinin razı olacağı şekilde tesbih ederim!)
(Sübhanallahi zinete Arşıhi Sübhanallahi zinete Arşıhi Sübhanallahi zinete Arşıhi= Allah'ı Arş'ının ağırlığınca tesbih ederim!)
(Sübhanallahi midåde Kelimâtihi Sübhanallahi midåde Kelimâtihi Sübhanallahi midåde Kelimâtihî = Allah'ı Kelimelerinin mikdarınca tesbih ederim!) (141) des buyurdu. (142)
Peygamberimizin Öğrettiği Başka Bir Tesbih:
Rivayete göre: Peygamberimiz; önündeki hurma çekirdekleri ve-ya çakıl taşlarile tesbih çeken bir kadına da «Sana, bundan daha ko-layını ve Sevabca daha üstününü bildireyim! buyurarak şu tesbihi öğretmiştir:
(Sübhanallahi adede må halaka fissemåi Sübhanallahi adede må halaka fil'ardı Sübhanallahi adede må halaka beyne zâlike Sübhanallahi adede må hüve hâlikun =
Allah'ı, gökteki yaratıkların sayısınca tesbih ederim! Allah'ı, yerdeki yaratıkların sayısınca tesbih ederim! Allah'ı, bunların arasındaki yaratıkların sayısınca tesbih ederim! Allah'ı Kıyamete kadar yaratılacakların sayısınca tesbih ederim!)
(141) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 430, Müslim Sahih c. 4, s. 2091, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1252
(142) İbn-i Sa'd Tabakat c. 8, s. 119, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, 8. 430, Müslim Sahih c. 4, s. 2090, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, Nesal Sünen c. 3, s. 77, İbn-i Máce Sünen c. 2, 8. 1251-1252
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZİKA EDİŞİ
YanıtlaSil(Allah'ü ekberü adede må halaka fissemål
Allah'ü ekberü adede må halaka fil'ardı Allah'ü ekberü adede må halaka beyne zálike
Allah'ü ekberü adede må hüve hålıkun =
373
Allah'ı, gökteki yaratıkların sayısınca tekbir ederim.
Allah'ı, yerdeki yaratıkların sayısınca tekbir ederim.
Allah'ı, bunların arasındaki yaratıkların sayısınca tekbir ederim. Allah'ı, Kıyamete kadar yaratılacakların sayısınca tekbir ederim!)
(Elhamdü lillahi adede må halaka fissemâi
Elhamdü lillahi adede må halaka fil'ardı
Elhamdü lillahi adede må halaka beyne zâlike
Elhamdü lillahi adede må hüve hâlıkun =
Allah'a, gökteki yaratıkların sayısınca hamd olsun.
Allah'a, yerdeki yaratıkların sayısınca hamd olsun.
Allah'a, bunların arasındaki yaratıkların sayısınca hamd olsun.
Allah'a, Kıyamete kadar yaratılacakların sayısınca hamd olsun!)
(La ilahe illallahü adede må halaka fissemâi
Là lâhe illallahü adede må halaka fil'ardı
La llâhe illallahü adede må halaka beyne zâlike
La ilahe illallahü adede må hüve hâlıkun =
Allah'ı, gökteki yaratıkların sayısınca tevhid ederim.
Allah'ı, yerdeki yaratıkların sayısınca tevhid ederim.
Allah'ı bunların arasındaki yaratıkların sayısınca tevhid ederim.
Allah'ı Kıyamete kadar yaratılacakların sayısınca tevhid ederim!).
(Lâ havle vela kuvvete illa billâhi adede må halaka fissemâi
Lå havle velå kuvvete illa billahi adede må halaka fil'ardı
Lâ havle velå kuvvete illa billâhi adede må halaka beyne zâlike
La havle velâ kuvvete illâ billâhi adede må hüve hâlıkun =
Gökteki yaratıkların sayısınca Lå havle velâ kuvvete illa billah
derim.
Yerdeki yaratıkların sayısınca Lâ havle velâ kuvvete illâ billah
derim.
Bunların arasındaki yaratıkların sayısınca Lâ havle velâ kuvve-te illa billâh derim.
Kıyamete kadar yaratılacakların sayısınca Lâ havle velâ kuvvete illa billâh derim)». (143)
(143) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 80-81, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 547-548
(ن) وقامري الحرف) لفظه با علاله (ب) حرف جرى، اللهيك غضبند جان کاور بد اللهك عصي راست وكون مصيبت و قارين هدف اولد قلم من اشار تدر.
YanıtlaSil(6) فرن) عنوانى به اوج (شاری) حاشیور (رجیسی) تمثل بحر بسنده محمد اللری، یعنی منافقاری کو ستر مطلى سامعك عبيد الله مشغول اولور ممثلين ومقصد دن غافل اولا منی
تأمين ايتمان ايجوندر
( اللحى) عسل الله محمت الرك، يعني بومبارك دور ومن منا فقرك دورو می اراسنده صول سيستمده بولونان مشابهتك فونندن فولات، ويريك صفتی و بلد بارنك لغنى و جوی آدینی طاشید قارينه اشار تدر.
(وضعی) وفرلوك قلبهارى كى منافقارك ده قلبهارى ظلمت و عذاب اخنده بولوند نفه اشار نور. زيرا باید قاری جنایت و قصور لرندن طولالى، وحد انارى وفى اونلرى تقدس التحلين كرى قالمابور. اوت، بالذات بايد يفى جناتك جراني كوري دمك وحداني مستريح ولماز
بكار البَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ ) بو جمله ده کی کالم الركن اشغال ایتد كاري برتر كم منا استداری وهر يدينك طاشيد يفى اشار تارى ايسه أولا بو جمله مستأنفر در یعنی ما قبليله باغلى د در استينا في ايمد مقدر بر سؤاله جوابدر.
سؤال ] برقه، ظلمتهاری طاغيدان خیا دار بر آتشدر او ناكر اونك فيها سندن استفاده استمد الرمي؟
الجواب ] بر فائده و به منفعت کور و لری شویله طورمون، برقك خورندن و بلا سندن فور قد یار دید، قرآن کریم بو جمله ایله او مقدر سؤاله جواب ویر مشدر.
قربیتی و یا قنلغي افاده ليدن ( بكار ) كلمه منك بو جمله ده دلالت ایتدیگی معنا شویانه در: كوزلرین خطف ايده جك، يعني قايد راجعه و كورايده جك اسباب موجود او لدیفنه رغماً، هر فاصله بر ما نعدن طولالى هنوز كور اولا مشهر در قايد من معنا سنى افاده البدن (تَخطَفُ) کلمہ سنده، بل لوزل ولطيف، بلاغت وارد شودار کن
به
YanıtlaSilBelagat: Hale uygun söz soyleme
برق
Berk: Simsek
آشیان
Esbab: Sebebler
فال
Gafil: olup bitenden haber-siz olan
حرف جر
Harf-i cerr: Başıma geldiği kelimeleri esreyle okutan harf
عطف
Hatf: Kapma
استيناف
İstinaf: Sorulmadan cevab verme
تربيت
Kurbiyet: Yakınlık
لفظ
Lafız: Söz kelime
لطيف
Latif: Hos
مانع
Mani: Engel olan
موجود
Mevcud: Var olan
مقدر
Mukadder: Zikredilmedi-ği halde sözün gelişinden anlaşılan
مثل Mümessel: Temsil getirilen
ممثل
Mümessil: Temsilci
منافق
Münafik: İki yüzlü, görü-nüşte müslüman hakikatte kâfir olan
مُسْتَأْيفه
Müste'nife: Muhtemel bir suale cevab verdiği için önceki cümlelere bağlı olmayan cümle
مستر
Müsterih: Gönlü rahat
مشابهت
Müşabehet: Birbirine ben-zeme
تعذيب
Tazib: Azab etme
ضيدان
Ziyadar: Işıklı, parlak
ظلمت
Zulmet: Karanlık
Bu kelimeyi lafzına bağlayan () harf cerri, Allah'm gazabından kaçan kafular yine Allah'ın gazabına rast gelip musibet oklarma hedef olduklarına sarettur invam ise, üç işareti taşıyor Birincisi Temsil içerisinde mümessilleri, yani münafıkları göstermekle, såmiin temsil le mergul olup mümessilden ve maksaddan gäfil olmamas te'min etmek içindir.
YanıtlaSilİkincisi: Temsil ile mümessellerin, yani yolcuların durumuyla münafıkların durumu arasında son sistemde bulunan müşäbehetin kuvvetinden dolayı, birbirinin sıfatını ve yekdiğerinin lakabını ve soyadını taşıdıklarına işarettir.
Üçüncüsü: Käfirlerin kalbleri gibi, münafıkların da kalblerı zulmet ve azab içinde bulunduğuna ışarettir. Zira yaptıkları cinayet ve kusurlarından dolayı, vicdanları dahi onları taʼzib etmekten geri kalmıyor. Evet, bizzát yaptığı cinayetin cezasını gören bir adamın vicdanı müsterih olmaz.
Bu cumledeki يكان الترى يخطف السابعة kelimelerin işgal ettikleri yerlerle münasebetleri ve her birinin taşıdığı işaretleri ise: Evvelå bu cümle müste'nifedir. Yani måkabliyle bağlı değildir. İstinåfı ise mukadder bir suåle cevabdır.
Sual: Berk, zulmetleri dağıtan ziyâdär bir ateştir. Onlar onun ziyasından istifade etmediler mi? Elcevab: Bir fäide ve bir menfaat görmeleri şöyle dursun, berkin zararından ve belasından korktular diye, Kur'ân-ı Kerim bu cümle ile o mukadder suåle cevab vermiştir.
Kurbiyeti ve yakınlığı ifade eden يكان keli mesinin bu cümlede delâlet ettiği ma'nå şöyledir:
Gözlerini hatfedecek, yani kaptıracak ve kör edecek esbab mevcûd olduğuna rağmen, her nasılsa bir måni'den dolayı henüz kör olmamışlardır. Kaptırmak ma'nâsını ifade eden kelimesinde, pek güzel ve latif bir belågat vardır. Şöyle ki:
sane tek kerevizin etkilerini bilseydi, bahçesini onunla doldururdu.
YanıtlaSilLikek yaşını saklamava, kadın ise saklamamaya başladığında yaşlanmıştır.
Framlar, bardak oldu. (Autre temps, autre moeurs.)
195
Eski düşman, dost olmaz. (Le feu qui semble éteint souvent dort dans la cendre.)
Eski sevgiler, yatıp sönmüş kömür gibi, pek kolay alev alır.
Ejeği diğine çağırınca, suyla odunu da birlikte getirmeli
4012 . Eşek süren, yellenmesine katlanır. (Qui veut la fin, veut les moyens.)
3. Eşeğine bakmaz, Hasandağı'na oduna gider. (A vielle mule, frein doré)
9914 E3 ile tırnak arasına girilmez (On ne s'introduit pas entre la chair et l'ongle)
4915 Emme-bulma dünyası.
4916. Ev yeni, duvar yeni, eleğim seni nereye asayım? (Tout nouveau, tout beau)
17 Evdeki bulgur, çarşıdakı pirinçten iyidir. (Mieux vaut tenir que courir.)
4015. Evdeki hesap, çarşıya uymaz. (Il y a loin de la coupe aux lèvres.)
4010. Evi olanın davası da olur. (Qui a maison, a procès.)
5420 Eviät, babaya çeker. (La caque sent toujours le hareng.)
5921 Eylemli olarak iş yapan, kuru kuruya söz söyleyenden iyidir. (Celui qui agit, vaut mieux que celui qui parle.)
5922. Fazla mal. göz çıkarmaz. (Abondance de biens ne nuit pas.)
5023. Feläket, daha sonra bir uyanış nedeni olması bakımındann, yarar sağlar. A quelque chose malheur est bon.)
5924. Feläket, yalnız gelmez. (Un malheur ne vient jamais seul.)
5925. Fırsat insanı hırsız da yapar, ahlaksız da... (L'occasion fait le larron)
5926. Fırsatlar bize, başkalarını olduğu gibi, kendimizi de tanıtır.
5927. Fırsatlar çıkmadıkça, yetenekler pek az işe yarar.
5928 Garıp kuşun yuvasını, Tanrı yapar. (Dieu bâtit le nid de l'oiseau faible. -C'est Dieu qui fait le nid de l'oiseau voyageur. -A brebis tondue Dieu mesure le vent.)
5929. Gece, dokuz doğurur. (La nuit porte conseil.)
5930. Geciktirilen bir iş yitirilmez. (Ce qui est différé n'est pas perdu.)
5931. Geç kalan, kötü bir yerde barınır. (Qui tard arrive, mal se loge.)
2932. Geç olması, hiç olmamasından iyidir. (Mieux vaut tard que jamais.)
5933. Geç olsun da güç olmasın. (Que ce soit tard (diffire), mais non diffcile (impossible).
5934. Geçitten, dereden geçerken, uşak ileride, efendi geride.
5935. Geçmişe takılan aptaldır.
5936. Gelen, gideni aratır. (Celui qui est venu an pouvvoir fait rechercher celui qui en fut eloigné.)
5937. Gelmeyenler haksızdır, gelselerdi.
194 5876. El eli yur, el de döner yüzü yur. (/1 se faut enteraider; c'est la loi de nature)
YanıtlaSil5877. El derdi, yel derdi. (Mal d'autrui n'est que songe.)
5878 El öpmekle, dudak aşınmaz.
5879. El şakası, eşek şakası. (Jeu de mains, jeu de vilains.)
5880. El vergisi, gönül sevgisi. (Les petits cadeaux entretiennent l'amitié
5881. Eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan yeğdir.
5882. Eldiven atıldı. (Le gant est jeté.)
5883. Ele verir talkını, kendi yutar salkımı (Charité bien ordonnée commence par soi-même.)
5884. Elem ve dert, daima teselli ve deva bulur. (La peine et la souffrance trouvent toujourrs consolation et remède.)
5885. Eleştiri için kusur aranılıp da bulunmayan derecede iyi yapılmış hiçbir iş ve eylem yoktur. (Il n'est rien de si bien fait où l'on ne trouve à redire.)
5886. Eleştiri kolay, sanat zordur. (La critique est aisée et l'art est difficile.)
5887. Eli sıkı ile domuz, ölünceye dek, hiçbir işe yaramaz.
5888. Elin çorba tasını bekleyen, akşam yemeğini ezberden yer.
5889. Elinde olan bir, olacak ikiden hayırlıdır.
5890. Eline kılıç alan, kılıçla ölür.
5891. Elle gelen, düğün-bayram. (Par compagnie, on se fait pendre.)
5892. En çok gerçeği söylemek incitir. (Il n'y a que la vérité qui offense.)
5893. En çok yorulan, hiç bir şey yapmayandır.
5894. En değerli asker, en az yanılan askerdir.
5895. En düzgün işleyen saat, midedir.
5896. En güçlü değilsen, en kurnaz olmalısın.
5897. En güçlüler, en becerikli olanlardır. (Les plus forts sont les plus adroits.)
5898. En güzel kadın, bitmeyen kadındır.
5899. En iyi kadın, kendisinden en az söz edilendir.
5900. En kötü ayakkabı giyenler kunduracılardır. (Les cordonniers sont les plus mal chaussés.)
5901. En kötü karar, kararsızlıktan iyidir. (Un mauvais accommodement vaut mieux qu'un bon procès.)
5902. Er, geç herkes ettiğinin cezasını çeker. (Tôt ou tard, tout se paye.)
5903. Er kişiden kemlik gelmez. (Bon sang nepeut mentir.)
5904. Erdemsiz güzellik, kokusuz çiçeğe benzer.
ta bouche.) 5905, Erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını. (Selon ta bourse gouverne
H
YanıtlaSilhidemat uhreviye
360
hikmet-i diniye
(c.c.) kusursuzluk ve kutsallığını gösterme görevleri
hidemat- uhreviye خدمات أخروية ahiret hayatı na faydalı ibadet ve hizmetler
hidrojen هيدروژن oksijen gazıyla birlesince suyun meydana gelmesine sebep olan, rengi, retiyle gösterilen gaz
hidrojen oksijen هیدروژن اوفسیژن : )bak oksi- da
jen-hidrojen)
hiffet hafiflik: hafifleme 2.ciddiyetsiz-
lik
hiffet külfet ahmet ve zorluğun hafifliği, azlığı
hiffetçe حفنچه : hafiflikçe, zahmetsiz ve kolay
oluş bakımından
hikayat حكايات : hikayeler: geçmişte olmuş (veya olabilir) olayların anlatılması 2. geçmiş te olmuş (veya olabilir) olaylar, kıssalar (bak. kissa)
hikayat-ı İsrailiye حكايات إسرائيليه : Israiloğulları (Yahudiler) arasında anlatılagelen hikâyeler
hikaye حكايه : geçmişte olmuş (veya olabilir) olayları anlatma 2 geçmişte olmuş (veya ola-bilir) olay
hikâye-i tarihiye 1 : حكاية تاريخيه.tarihte olmuş olayın anlatılması 2.tarih olayı, geçmiş za-manlara ait olay
hikaye-i temsiliye حكاية تمثيليه : temsili hiká-ye, anlatılan konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak için tasarlanmış olayın anlatımı
hikayecik حكايجك : küçük hikâye
hikayet حکایت : hikaye, anlatma (bak. hikâye)
hikâyet-i ayānī (iyani حکایت عیانی : apaçık an-latımlar
hikem حكم : hikmetler (bak. hikmet(
Hikem-i Ataiye حكم عطائيه : Atai'nin düşündü rücü, öğüt ve ibret verici, özlü şiirlerini içine alan hikem adlı kitabı
hikem-i cesime حكم جسيمه : büyük ve önemli
hikmetler (gayeler)
hikemiyat 1 : حكميات.düşündürücü, öğüt ve ibret verici sözler, bilgiler 2.varlıkların aslı, özü, yaradılış gayeleri ve sonlarının ne olaca-ğıyla ilgili bilgiler
hikemat-ı Kur'aniye حكمات قرآنی : Kur'andaki hikmetler, insanın ve kâinattaki varlıkların yaradılış gayeleri, ilâhî düzen ve kanunlar
gibi çeşitli gerçekler hakkında ders verici, ib. retli bilgiler ve açıklamalar
hikmet.ilim 2. tabiata inceleyen ilim, tabiat ilmi 3 derin görüş ve anlayış 4 felsefe 5 sebep; gizli sebep 6 gözetilen gaye ve fayda
hikmet-i âlem حکمت عالم : kainatın yaradılıs
hikmet-i aliye حکمت عالیه yüksek gaye ve fay-
hikmet-i aliye-i beseriyet حکمت اله بشریت sanlığa bakan (insanlığı ilgilendiren) yüksek
gaye
hikmet-i älive-i kainat حکمت عالة كائنات käina-ta bakan (kâinatla ilgili) yüksek ilim ve gaye
hikmet-i amika-i dakika حکمت عمیقه دقیقه : de rin ve ince gaye(ler) ve fayda (lar)
hikmet-i amme حکمت عامه : her şeyde gözeti-len ve her şeyi kuşatan gaye ve fayda(lar)
hikmet-i amme-i kainat حکمت عامه كائنات : kai nattaki her şeyde gözetilen ve her şeyi kuşa tan gaye ve fayda (lar(
hikmet-i atika حکمت عنیقه : eski ilim ve felsefe
hikmet-i Avrupaiye حکمت آوروپائیه : Avrupa fel. sefesi, dine bağlı olmayan Avrupadaki insan, käinat ve hayat görüşü
hikmet-i azime حکمت عظیمه : büyük hikmet,
buyük gaye ve fayda
hikmet-i bahire حکمت باهره : apaçık hikmet, gözetilen apaçık gaye ve fayda
hikmet-l basire حکمت بصیره : her şeyde bilerek
ve görerek gözetilen gaye ve fayda
hikmet-i beşer(iye( حکمت بشریه : insanların araştırma ve düşünme eseri olan ilim ve fel-sefe
hikmet-i beşer ve felsefe حکمت بشر و فلسفه in
san ilmi ve felsefesi
hikmet-i cedide 1: حکمت جدیده.zamanımızda gözlem ve deneye dayanan çağımızdaki ilim 2.yeni astronomi ilmi
hikmet-i cüz'i ihtiyari (ye( حکمت جزء إختياريه insana sınırlı irade ve seçme hürriyetinin ve-
riliş gayesi
hikmet-i dakika حکمت دقیقه : ince hikmet, de-rin ilim ve gaye
yesi hikmet-i derc حکمت درج : konulus sebep ve ga-
hikmet-i diniye حکمت دینیه : dinde takibedilen
gaye ve fayda
دو
YanıtlaSilhikmet-i ebediye
361
hikmet- ebediye مت ابديهherseyi gaye II. faydalı ve en uygun sekilde yapan sonsuz (ilahi) hikmet
hikmet-i ecneblye حکمت أجنبيه : yabancılara ait dim ve felsefe, Avrupanın dine dayanmayan bilgi ve felsefesi
hikmet i esasiye حکمت اساسیه : esas ve temel gaye, asıl maksad
hikmet-i ezellye حکمت ازلیه : ezeli hikmet: her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde ezel-den takdir eden (belirleyen) Allah'ın (c.c.) sonsuz z ilmi ve hikmeti
hikmet-i felsefe حکمت فلسفه : felsefe denilen bilgi dah, felsefeye ait bilgiler ve görüşler (bak. felsefe)
hikmet-i felsefe-i insan حكمت فلسفة إنسان : insan felsefesinin bilgi ve görüşü
hikmet-i felsefiye حکمت فلسفیه : )bak hikmet-i felsefe)
hikmet-i fenniye حكمت فيه : fen bilgisi, tabiat ilmi, tabiatı inceleyen ilim (ilimler)
hikmet-i hafiye حکمت حفیه : gizli ve bilinmeyen sebep ve gaye
hikmet-i hakiki (ye حکمت حقیقی gerçek ilim; her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde belirleyen ilim ve hikmet
hikmet-i hilkat حکمت خلقت : yaradılış gaye ve sebebi
hikmet-i hükümet حکمت حکومت : hükümetçe (yetkili yöneticilerce) gözetilen gaye
hikmet-i ibham حكمت إبهام : müphem belirsiz) bırakmadaki gaye ve gözetilen fyda
hikmet-i ihtilaf حكمت إختلاف : ihtilafın ve farkı olmanın hikmeti ve gayesi
hikmet-i ilahi (ye حكمت إلهيه : Allah'ın (c.c.( hikmeti, her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde takdir eden (belirliyen) Allah'ın (c.c.) sonsuz ilmi ve hikmeti
hikmet-i İlahiyece حكمت الهيجه : Allah'ın (c.c.) hikmeti tarafından (bak. hikmet-i ilâhiye)
hikmet-i iman(iye 1: حکمت ایمانیه.iman et-mekteki sebeb ve gaye 2 iman düşüncesi, imana götüren düşünce, görüş ve anlayış. imanın gerçekleri gören bakışı
hikmet-i imhal حکمت إمهال : erteleme sebebi, cezayı hemen vermeyip ertelemedeki sebep ve gaye
hikmet-i Insanlye حكمت إنسانيه : insanın kendi
hikmet-i Rububiyet
akıl ve araştırması ile kazandığı ilim
hikmet-i irşad حکمت ارشاد : doğru yolu dinle yicilerin anlayış derecelerine uygun tarz ile
gösterme
hikmet-i İslamiye 1 : حکمت إسلاميه.Islam dini ile ilgili ilim 2.İslâma dayanan görüş ve anlayış
hikmet-i 'ta حکمت إعطا : veriliş gayesi, veriliş-
teki gaye ve maksad
lış gayesi
hikmet-i kainat حکمت کائنات : kainatın yaradı-
hikmet-i kudsiye حکمت قدسیه kutsal hikmet ve ilim, Allah'ın (c.c.) kusursuz ilim ve hik-
meti
hikmet-il İslamiye حكمة الإسلامية : )bak. hik-met-i İslamiye(
hikmet-i kudsiyel Kuraniye حکمت قدسیه قرآنی Kur'anın bildirdiği kutsal ve kusursuz ilim ve bakış
hikmet-i Kur'aniye حکمت قرآنیه : Kur'anın bil-dirdiği ilim ve bakış
hikmet-i mezbure حکمت مزبوره : adı geçen fel sefe
hikmet i mirac حکمت معراج : mirac'ın sebep ve gayesi (bak. mi'rac)
hikmet-i mutlaka حکمت مطلقه : her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde takdim eden (be-lirliyen) sonsuz ilim ve hikmet
hikmet-i mürecciha حکمت مرجحه : tercih ettiri ci (önemsetici) gaye ve sebep
hikmet-i müzahrafe حکمت مزخرفه : sahte ve bo
zuk, felsefe ve anlayışı
hikmet-i nakkase حکمت نقاشه : nakışçının hik meti. süsleme sanatının yapımcısı olan ilim
ve hikmeti
hikmet-i nuru irfan حکمت نور عرفان : irfan nu runun hikmeti, Kur'an ve imandaki derin gerçeklerin aydınlığını gösteren ilim
hikmet-i nüzül حکمت نزول : indirilis sebep ve
gayesi
hikmet-i rabbani (ye حکمت رئانیه : her şeyi ter-biye edip olgunlaştıran Allah'ın hikmeti, yani gaye ve maksadları ve ince derin bilgileri
hikmet-i risalet حکمت رسالت : peygamberliğin
(peygamberlik görevinin verilişinin) sebep ve
gayesi
hikmet-i Rububiyet حکمت ربوبیت : her şeyin sa-hibi ve terbiye edicisi olma sıfatıyla Allah'ın
H
YanıtlaSilhikmet-i Samedaniye
362
(c.c.), her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şe kilde takdir eden (belirleyen) sınırsız ilim ve hikmeti
hikmet-i Samedaniye حکمت صمدانی : Samed olan (yani, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her an her şeyin kendisine muhtaç olan Al-lah'ın (c.c.), her şeyi gayeli, faydalı ve en uy gun şekilde takdir eden (belirleyen) sınırsız ilmi ve hikmeti
hikmet-i san'at-i rabbaniye حکمت صنعت رئانیه Rabbin sanatındaki gaye ve sebep
hikmet-i Samediye حکمت صمدیه :sınırsız ve sonsuz ilim; her şeyi gayeli, faydalı ve en uy-gun şekilde takdim eden (belirliyen) sınırsız ve sonsuz (Allah'c.c. mahsus) ilim ve hikmet
hikmet-i samile حکمت شامله : her şeyi kuşatıcı ilim; her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekil de takdir eden (belirleyen) kuşatıcı ve sınırsız ilim ve hikmet
hikmet-i şeriat ve İslamiyet حکمت شریعت و إسلاميت : İslamiyet ve şeriat (dindeki emir ve yasaklar) ilmi
hikmet-i şer'iye حکمت شرعیه : din ve şeriatteki gaye, ince ve derin mana
hikmet-i tabiiye حکمت طبیعیه : tabiat bilgisi, tabiatı inceleyen ilim(ler) (fizik, kimya, ast-ronomi, jeoloji, biyoloji vs.)
hikmet-i tahsis حکمت تخصیص : tahsisteki hik met, özel olarak ayırma ve yer vermedeki se-bep ve ince mana
hikmet-i tämme حکمت نامه tam ve kusursuz hikmet; her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde yapılmasını takdir eden (belirleyen) tam ve kusursuz ilim ve hikmet
hikmet-i tâmme-i Sübhaniye حکمت نامه سبحانيه : Sübhan (her bakımdan kusursuz) olan Al-lah'ın (c.c.) tam ve eksiksiz hikmeti, yani, her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde takdir eden (belirleyen) tam, kusursuz ve her şeyi kuşatan sonsuz ilmi ve hikmeti
hikmet-i teklif حکمت تکلیف : teklifteki sebep ve gaye, Allah'ın (c.c.) peygamberler vasıtasıyla gönderdiği dine uyma yükümlülüğünü insan lara akıl ve hür iradesiyle kabul etmelerini is
temesinin (teklif etmesinin) sebep ve gayesi
hikmet-i tekrar حکمت تکرار : tekrardaki sebep ve fayda
hikmet-i ulviye حكمت علویه : yüksek hikmet, yüksek gaye ve fayda
hikmet-i tesliye حکمت Allah'ın (cc.( emir ve yasaklarının gaye ve sebebi
hikmetsiz
hikmet-i väsia حکمت واسعه cok geniş hikmet,
çok kapsayıcı gaye ve sebep
hikmet-i vazi حکمت وضع : konulma sebebi
hikmet-i vücud حکمت وجود : var oluş sebebi
hikmet-i yunanive حکمت یونان : eski yunan felsefesi
hikmet-ül eşya حكمت الأشياء : tabiat bilgisi, ta biatta var olan şeyleri (canlı ve cansız varlık ları) inceleyen ilim(ler) (fizik, kimya, jeoloji, biyoloji, vs.)
hikmet-ül istiaze 1 : حكمت الإستعاذه seytanların şerrinden (kötülüklerinden) Allah'a (c.c.) sı ğınmanın sebebi ve faydası 2.bu adı taşıyan bir risale (kitapçık(
hikmete 1 : حکمتجه.yaradılış gayesi bakımın-dan 2.ilim bakımından 3.akla dayanan dü şünce bakımından
hikmetdar حکمتدار : hikmetli, gayeli, maksatlı hikmetdarane حکمتدارانه : hikmetli tarzda, bir çok gayeler ve faydalar gözetir tarzda
hikmet-eda حکمت آدا : hikmetli, bir çok gaye ve faydaları olan
hikmeten حكمة : hikmetçe, hikmet bakımın-dan (bak. hikmetçe)
hikmetfeşan حکمتفشان : hikmetler yayan: 1.1-
lim ve gerçekleri yayan 2.varlıkların yaradı-lışlarındaki ilahi gaye ve faydaları açıklayıp tanıtan
hikmetince حکمتتجه : hikmetine göre, akla da-yanan görüşüne göre
hikmetli حکمتلی : hikmetli olan, hikmete sa-gaye ve faydaları bulunan 3.bir çok gaye ve hip: 1.derin ilim ve gerçeklere sahip 2.bir çok faydaları gözetilerek yapılmış
hikmet-medar حکمتمدار : hikmet vesilesi, bir çok gaye ve faydalara sebep olan ve yol açan
hikmet-nüma حكمتنما : hikmet gösteren, fay-dalı ve gayeli yapıldığını gösteren
hikmetperver 1 : حکمت پرور.ilim ve gerçekleri seven ve arayan 2.bir çok gaye ve faydaları gö-zeterek iş yapmayı seven
faydaları gözeterek iş yapmayı sever tarzda hikmetperverane حکمت پروانه birçok gaye ve
derin ilim ve gerçeklere ulaştıran hikmetresan حکمترسان : hikmetlere eriştiren,
hikmetsiz 1 : حکمتز.gayesiz 2.mânasız 3.go
hikmetsizlik
YanıtlaSilrevsiz 4. ilimsiz
363
hikmetsizlik حكمتزلك .gayesizlik 2 mana-sızlık 3 görevsizlik 4 ilimsizlik
hikmettar حکمتدار : )bak. hikmetdar(
hikmetullah حكمة الله : Allah'ın (c.c.) hikmeti faydalı ve en uygun şekilde takdiri (belirle-mesi)
hilaf 1 : خلافters, karşı, zid, aykırı 2 anlaş mazlık, uyuşmazlık
hilafi adalet خلاف عدالت : adalete ayları
hilaf- adet خلاف عادت : adete aykırı, kurala ay kırı
hilaf - akıl خلاف عقل : akıla aykırı
hilaf - heves خلاف هوس : istege aykırı
hilaf - edeb 1 : خلاف ادب. saygıya ters 2 terbiye ye aykırı 3.usul ve kurala aykırı
hilaf-emir خلاف أمر : emre aykırı
hilaf - fitrat خلاف فطرت : yaradılışa aykırı
hilaf-hak خلاف حق : doğruya, gerçeğe aykırı
hilaf - hakikat خلاف حقیقت : doğruya ve gerçeğe aykırı
hilafı hareket خلاف حرکتd hareket, ters
hareket, aykırı hareket
hilaf-i heves خلاف هوس : isteğe aykırı
hilaf-i hikmet خلاف حکمت : ilme aykırı
zetilen gayeye aykırı
hilaf-iman خلاف ایمان : imana aykırı
hilaf kanun خلاف قانون : kanuna aykırı
hilaf - Kur'an خلاف قرآن Kur'an'a aykırı
hilaf- maslahat-ı islamiye خلاف مصلحت إسلامية : İslamın gaye ve barışçı yoluna aykırı
nin aksine
hilaf- me'mul خلاف مأمول : umulan ve beklene
hilaf-i sünnet خلاف سنت : sünnete aykır, Hz. Peygamberin (a.s.m.) hareket ve yaşayış tar-
zına aykırı
hilaf-i şeriat خلاف شریعت : şeriata aykırı, dine ve Allah'ın (c.c.) emir ve yasaklarına aykırı
hilaf-i suur خلاف شعور : suura aykırı, anlama ve düşünmeye aykırı
hilaf- usûl خلاف اصول usûle aykırı, dinin te-mel kurallarına aykırı
hilaf vakia خلاف واقعه ortaya çıkmış olay ve gerçeğe aykırı, gerçekte olana ters
hilaf-i vaki خلاف واقع : var olan gerçeğe aykırı, ortadaki olay ve gerçeğe aykırı, gerçekte ola
na ters
hilaf vicdan خلاف وجدان : vicdana aykırı
hilal
hilaf zuhur خلاف ظهور: meydana gelen gerçe ğe aykırı, ortaya çıkan gerçeğin tersi; meyda na gelmemek
hilafat خلافات : gerçeğe aykırılıklar
hilafet خلافت : halifelik: 1.görev yapan bir kim din ve devlet reisliği 3 yet yeunde alamda seden onun yerine geçme 2.İslamda (c.c.) kanunlarını uygulama ve bu kanunlara uygun bir hayat düzeni kurma görevi
hiläfet-i Abbasiye حلا عباسه : Abbasi halifeli ği (bak. Abbasi devleti)
hiläfet-i ällyye-i Osmaniye خلافت عالية عثمانيه Osmanlı Devletinin yüksek halifelik devri
hilafet-i Arabiye خلافت عربيه : Arablardaki ha-lifelik
hilafet-i arziye خلافت ارضيه : yeryüz halifeli-ği. yani dünyadaki canlı ve cansız varlıkların düzenleyiciliği. yeryüzünde Allah'ın (c.c.) ka-nunlarını uygulama ve bu kanunlara uygun bir hayat düzeni kurma görevi
hilafet-i İslamiye خلافت إسلامية : Islam halifeliği, İslamda din ve devlet başkanlığı
hilafet-i kübra 1 : خلافت کبری.yeryuzü halifeli-ği (bak. híläfet-i arziye) 2.(İslamdaki) din ve devlet reisliği
hiläfet-i måneviye خلافت معنویه manevi ha lifelik, Hz. peygamber'in (a.s.m.) miras ve emanet bıraktığı Kur'an ve sünnetine sahip. çıkma, koruma, yaşama ve yaşatmada önder-lik görevi
hilåfet-i Muhammediye (a.s.m.( خلافت محمدیه
ع هم : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ümme tine halife olma görevi, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) miras ve emanet bıraktığı Kur'an ve sünnetine uygun şekilde din ve devlet baş-kanlığı yürütme görevi
hilafet-i nübüvvet خلافت نیزت : peygamber'in (a.s.m.) ümmetine halife olma görevi (bak. hiläfet-i Muhammediye a.s.m.)
hilafet-i Osmaniye خلافت عثمانیه : Osmanlı ha-
lifeliği
hilafet-i rûy-i zemin خلافت روی زمین yeryüzü halifeliği (bak. hiläfet-i arziye)
hilafet-i zemin خلافت زمین : yeryuzu halifeliği (bak: hilafet-i arziye(
hilal هلال : yeni ay
Sabah
YanıtlaSil6.55
Güneş
8.21
Öğle
13.20
İkindi
15.43
Akşam..........
17.59
Yatsı........
19.34
Kible S.
11.15
6
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Elinde sadaka verecek malı olmayan kimse, bütün erkek ve kadın müminler İçin İstiğfar etsin. Muhakkak bu istiğfar da bir sadakadır." (Taberâni, el-Mu'cemü'l-Evsat)
Hicri: 17 RECEB 1447 - Rúmi: 24 Kânûn-l Evvel 1441 - Kasım 60
İSTANBUL
İmsak............
6.35
OCAK
2026
Salı
Ay Doğuş...
21.30
Ay Batış..... 10.42
Akşam
Yatsı
Kıble S
Bilecik
6.30
6.50
8.14
13.16
Bolu
6.24
6.44
8.09
13.09
Çankırı
6.16
6.36
8.01
13.01
Çorum
6.11
6.31
7.55
12.56
Düzce
6.26
6.46
8.12
13.11
Eskişehir
6.27
6.47
8.11
13.14
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.05
Kastamonu
6.16
6.36
8.02
13.01
Kırıkkale
6.16
6.36
7.59
13.02
Ankara
6.18
6.38
8.02
13.04
15.31
17.47
19.20
11.36
Bartın
6.22
6.42
8.09
13.06
15.28
17.44
19.20
11.38
15.41
17.58
19.32
11.18
15.33
17.50
19.24
11.31
15.26
17.42
19.16
11.44
15.20
17.37 19.11
11.53
15.35
17.51
19.25
11.28
15.40
17.57
19.30
11.20
15.28
17.45
19.19
11.39
15.23
17.39
19.15
11.47
15.28
17.44
19.17
11.41
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.09
15.30
17.47
19.23
11.34
Sultan Dördüncü Mehmed Han'ın vefatı (1693) Enerji Tasarrufu Haftası (2. hafta)
Gün: 6. Hafta: 21. Ay: 31 Gün. FAZİLET TAKVİMİ. Gün. uz. 0 dk.
MALIK BIN DINAR HAZRETLERİNİN TEVBESİ -2
YanıtlaSilDağa doğru baktım; her tarafında açılmış küçük girişler, her bir girişte yakut ile işlenmiş, incilerle süslenmiş, kızıl altından iki kapı kanadı, her bir kapı kanadının üzerinde ipekten perdeler vardı. Ejderha hâlâ peşimdeydi, dağa doğru koşmaya başladım. Oraya yaklaştığımda meleklerden bazıları: 'Perdeleri kaldırın, kapıları açın, şefkatle bir bakın bakalım, yanınızda şu zavallıyı düşmanından kurtaracak bir emanet var mıdır?' diye seslendiler.
Perdeler kaldırıldı, kapılar açıldı. Yüzleri ay gibi parlak çocukların çıkıp bana baktıklarını gördüm. Ejderha iyice yaklaşmış, ben ise ne yapacağımı bilemeyip hayret içinde kalmıştım. Çocuklardan bazısı, 'Ne duruyorsunuz, haydi hepiniz, bu gelene bakın, belki tanıdığınızdır, düşmanı ona çok yaklaştı.' diye seslendi. Bu sırada vefat etmiş olan kızımı aralarında gördüm. Beni görünce ağladı ve 'Bu, benim babamdır.' deyip bir anda nurlar içinde yanımda beliriverdi. Sol elini sağ elime uzattı, elini tuttum. Sağ elini de ejderhaya uzattı. Ejderha derhål kaçtı. Sonra: 'Babacığım!' dedi ve 'Ya o iman edenlere, vakti zamanı gelmedi mi ki kalpleri, Allah'ın zikri için ve (tarafı İlâhî'den) inen hak (âyetler) aşkına huşü ile coşsun' meâlindeki Hadîd
Sûresi'nin 16. âyet-i celîlesini okudu. Ağladım ve dedim ki: 'Ey kızım? Siz, Kur'ân-ı Kerîm'i bilir misiniz?'
'Babacığım! Biz, onu, sizden daha iyi biliriz.' dedi. 'Beni helâk etmek isteyen ejderha ne idi?' dedim.
'O, senin günahlarındır. Seni helâk etmek istiyordu.' dedi.
'Yolda karşılaştığım ihtiyar kimdi?' dedim.
'Babacığım! O da zayıf bıraktığın sâlih amelindi. Hayırlı amelleri az yaptığından zayıf düşüp kötü ameline karşı duramadı.' dedi.
'Ey kızım! Siz, bu dağda ne yapıyorsunuz ?' dedim;
'Biz, Müslümanların çocuklarıyız, kıyamet kopana kadar bizi buraya yerleştirdiler, sizi bekliyoruz. Önümüze getirildiğinizde de size şefaat edeceğiz.' dedi.
Korku ve heyecan içinde uyandım. Bundan sonra, işlediğim her türlü fenålıkları terk ettim, Allâhü Teâlâ'ya tevbe ettim. İşte benim tevbemin sebebi budur." (Sâlihlerin Hikâyeleri, Fazilet Neşriyat)
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2022 BEDIUZZA ZAMAN TAKVIMI
1258 - Hülagû, Bağdat'ı işgal etti. 200 bin Bağdatlı öldürüldü.
1925 - Bediüzzaman Said Nursî'nin bütün engelleme çabalarına rağmen Şeyh Said Hadisesi meydana geldi.
13
PAZAR
SUNDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
C
BİR AYET
Sabır ve namazla Allah'ın yardımını isteyin.
Bakara Suresi: 153
BİR HADİS
Her kul öldüğü hâl üzere dirilecektir.
Rızık, hayattan sonra nimetlerin en büyük bir hazinesi ve şükür ve hamdin en zengin bir menbaı, ubûdiyet ve duâ ve ricaların en cemiyetli bir madenidir.
Şualar
HICRI: 12 RECEB 1443 - RUMI: 31 K. SANI 1437
KASIM: 98 - GÜN: 44 KALAN: 321 - GÜN UZA.: 2 DK
rahman bin Avf, Osman bin Maz'un Ehu dullah, Sa'd bin Ebi Vakkas, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Zübeyir bin Avvam, Abdur-Hz. Ebu Bekir, çevresinde çok etkili oluyordu. Osman bin Affan, Talha bin Ubey-
YanıtlaSilPeygamberimizin (asm) Hayatı
2024 BEDIUZZAMAN TARVILar
TARİHTE BUGÜN
- 1907-Bediüzzaman, İstanbul seyahati için Van Valiliği'nden mürûr tezkiresi aldı.
1922 - Büyük Millet Meclisi'nin Abdülmecid Efendi'yi Halifeliğe seçmesi.
1922 - Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye çalışmalarına son verdi.
1927 - Ankara Telsizi (radyosu) yayına başladı.
NOVEMBER
HICRI: 16 C.EVVEL 1446-RUMI: 5 T. SANÍ 1440
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
18
PAZARTESİ
MONDAY
KASIM
C
BIR AYET
Allah size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaad eder.
Bakara Suresi: 268
BİR HADİS
Her bakımdan cömert ol ki, sana da öyle davranılsın.
Müsned, 1:248
Hırs mahrumiyete sebeptir. Sabır ise, müşkülatın anahtarıdır.
Mektubat
KASIM: 11-GÜN: 323 KALAN: 43-GÜN, KIS: 3 DK
ISTANBUL
Imsak Günes Õigle İkindi Akşam Yats
TARIN BUGÜN
YanıtlaSil1900-Dr. Karl Land
Steiner, 3 ayrı kan grubunu belirledi.
1908 - Einstein, Kuantum Teorisinin sunumunu yaptı.
1925 - Sivas'ta bazı
kişiler şapka inkılabına karşı duvarlara yazılar astı. İmamzade Mehmet Necati, bu nedenle idama mahkûm oldu.
KASIM
14
CUMA
23 1447
C.EVVEL
RUMI: 1 T.SANİ 1441
KASIM: 7
Allah'ın vaadi şuphesiz haktır; sakın dünya hayatı
sizi aldatmasın.
Lokman Suresi: 33
BİR HADİS
Farzları yerine getirdikten sonra, Allah'ın en çok sevdiği amel bir Müslümanı sevindirmektir.
Taberanî
Bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından, âzamî ihlâs ile bütün bütün
Emirdağ Lâhikası
Imsak
Güneş
enaniyeti terk lâzımdır.
İkindi Akşam
Yatsı
Imsak
12.53
Öğle
15.30
17.54
19.16
KARABÜK
06.01
07.29
Güneş
07.30
12.47
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
19.13
05.59
12.38
15.17
19.02
ISPARTA
06.06
12.39
15.15
17.39
15.31
17.55
19.02
ANKARA
İSTANBUL
06.15
07.25
07.43
17.41
448
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Salavat-i şerifeye devam edelim:
«Şer'i hükümlerin zorlu yanlarını da açıkladı, İslamın nurlu yollarını da açıkladı
Bu cümlenin şerhi şudur:
Iman incelikleri ile ilgili olan işleri tam manası ile anlatta Onların hüccetlerini, delillerini getirip izah etti. Seri hükümleri tüm den beyan eyledi. İslâmi kaldeleri de ayan beyan anlattı. İslam dinini anlatmakta hiç bir şüphe bırakmadı.
Devam edelim:
«Ve.. 0: Kendisine emniyet edilen eminindir.»
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, inzal eylediğin vahyine, muttali eylediğin mülk ve melekût esrarına, ona emanet ettiğin ilimlere tam emin bir zattır.
Emri ve nehyi icrada, şer'i hükümleri, gereği gibi yerine getirmek te kendisine emniyet duyulmuş bir zattır.
Daha açık bir mana ile: Kendisine ilham olunan sırları, muttali olduğu işaretleri beyan için kendisine izin verilmiştir. İzin aldıklarını tumden beyan etmiş; hiç birini gizli tutmamıştır. Açıklamaya mezun olmadıklarının hiç birini de izhar edip açıklamamıştır.
Senin gizli ilmin hazinedarıdır.»
Şu demeğe gelir:
Senin gayb âleminde saklı ilimlerin vardır; onları Resulüllah S.A. efendimize bellettin. Onların koruyuculuğunu kendisine verdin.
O ilimlere hiç kimse, muttali olmamıştır. Ama, sen o mübarek peygambere fazlınla kereminle anlatılan İlimleri indirip kendisini on-lara muttali kıldın. O ilimlerle kendisini muazzez ve müşerref eyle din. Bundandır ki, o ilimleri senin iznin olmadan hiç bir yerde açmaz; korur.
«Kıyamet günü, senin şahidindir.>>>
Bu cümlenin açıklaması şöyledir:
Kıyamet günü, nebileri ve resulleri, kendi kavimleri tekzib ede-
ceklerdir.
Bunlar, bize risaletlerini tebliğ etmediler.
Diye inkâr edeceklerdir. Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendi-miz, o nebilerin ve resullerin sözlerini doğrulayacak; lehlerinde şeha det edecektir.
Bu mananın geniş şekli, Resulüllah S.A. efendimizin ŞAHİD ve ŞEHİD İsimleri anlatılırken geçmiştir. (46. ve 47. isimlerdir.)
Devam edelim:
«Nimet olarak gönderdiğin peygamberindir. Hak dinle rah met olarak gönderdiğin resulündür.
Allahım, A D N'in içinde onun yerini geniş eyle.n
ADN, cennetler içinde en yüksek oların ismidir. Kullara, şekil olmayan bir tarzda, cemal rüyeti orada olacaktır. Allahım bize onu
BARA DAVUD
YanıtlaSil660
neath ve milyemmer eylesin. Burola, Resulullah stendilan Auk yak dir ve su demeğe gelir
Allatum, ADN cenneti içinde, Recullillah BA efendidala makamini konagint cümleden genis, gok blyok va mieyyen eyle
Ona kat kat hayırla mükafeat theen eyle faslında Allahuma na cümleyl şöyle açabiliriz
Faal, karem ve theanından, one kat ket mükafat len syle Ban nüshalardaki meine göre de mana sudur
Allahum, Resulüllah BA efendimize hayır çeşitlerinin kat ke tam, tylliklerin bütün sınıflarını kat kat, sirf fein, tason, keremin ve lütfundan calze ve lhsan olarak ver.
Bu da verilecek bir başka manadır:
Allahım, Resulülish B.A. efendimiz; bize lyllik geşitlerini, her türlü tyllikleri ve yararlı şeyleri talim edip irşad eyledigt, imen nurs na hidayet edip riza-i şerifine giden yolları blas ögretip iki ethan saadetini bulmamıza vesile olduğu için kendisine art lifun, fazin ve ihsanından kat kat mükafat Ihsan eyle
Bu vergilerin, onun için rahatlıkla olsun; sıkıntı olmasına
Bu cümlenin manası şöyledir:
Vereceğin o thaanlar, cümle sıkıntılardan yana temis, tüm onun baüne yabancı şeylerden påk olsun.
-«Vereceğin sevaptan bolea bir nallyet olsun. Vereceğin ihas nm bol yanından olsun; hem de ardı arası kesilmeden.s
Balavati şerifeye devam edelim:
«Allahum
Ey hacetleri yerine getiren, dukları kabul buyuran, celăl ve ik ram sahibi Yüce Allah..
Resulüllah B.A. efendimizin binasını, bütü ninsanların Bi NA'sından yüce kils
Bu cümlede geçen:
-«BINA»
Lafzından murad, Resulüllah B.A. efendimizin Firdeva cennetin deki makamıdır. Bu demeğe gelir:
Resulüllah B.A. efendimizin Firdevs cennetindeki binasını, menzilini ve makamını, bütün nebilere ve resullere verdiğin derece ve menzillerden üstün eyle. O kadar ki: Cennette ondan daha yüksek bir yer olmaya.
Üstte verilen mans, Ahirette olacaklar için verilen manadır. Ay ni mana, dünya için olunca, şöyle olur:
Resul-ü Ekrem B.A. efendimizin Ravza-i Mutahhara'sını ve istif kabrini; cümle nebilerin ve resullerin latif kabirlerinden, siddik, ge-hid, salih, mülük, sultan ve cümle insanların kabir ve türbelerinden
7. 29
KABA DAVOD
YanıtlaSilnasib ve müiyesser eylesin. Bunda, Resulüllah Afridi uker. dir ve su demeğe gelir:
Allahim, ADN cenneti içinde, Resulütiah 5.A. efendimizin makamına konağını cümleden gels , cok böуск не побаyye eyle
Ona kat kat hayırla mükäfaat ihsan eye fainal Bu cümleyi şöyle açabiliriz
Fazi, kerem ve insanından, ona kat kat mikafat tan eyle Bazı nüshalardaki metne göre de mana şudur:
Allahım, Resulüllah B.A. efendindse hayır çeşitlerinin kat ka tını, İyiliklerin bütün sınıflarını kat kat; mrf fazlan, iheenan, keremin ve lütfundan calze ve ihsan olarak ver.
Şu da verilecek bir başka manadır:
-Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz, bize iyilik geşitlerini, ber türlü İyilikleri ve yararlı şeyleri talim edip irşad eylediği, iman nuru na hidayet edip riza-i şerifine giden yolları bize öğretip iki cihari saadetini bulmamıza vesile olduğu için kendisine surf lutfun, fealon ve ihsanından kat kat mükafat ihsan eyle.
»Bu vergilerin, onun için rahatlıkla olsun; sıkıntılı خمسماه
Bu cümlenin manası şöyledir:
Vereceğin o ihsanlar, cümle sıkıntılardan yana temiz, tüm onu özüne yabancı şeylerden påk olsun.
Vereceğin sevaptan bolca bir nailiyet olsun. Vereceğin ihsa nın bol yanından olsun; hem de ardı arası kesilmeden a
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Allahım.»
Ey hacetleri yerine getiren, duaları kabul buyuran, celli ve ik-ram sahibi Yüce Allah..
«Resulüllah S.A. efendimizin binasını, bütü ninsanların BI NA'sından yüce kıl.»
Bu cümlede geçen:
«BINA.n
Lafzından murad, Resulüllah S.A. efendimizin Firdevs cennetin-deki makamıdır. Şu demeğe gelir:
-Resulüllah S.A. efendimizin Firdevs cennetindeki binasını, menzilini ve makamını, bütün nebilere ve resullere vezdiğin derece ve menzillerden üstün eyle. O kadar ki: Cennette ondan daha yüksek bir yer olmaya.
Üstte verilen mana, Ahirette olacaklar için verilen manadır. Ay-ni mana, dünya için olunca, şöyle olur:
Resul-ü Ekrem S.A. efendimizin Ravza-1 Mutahhara'sını ve latif kabrini; cümle nebilerin ve resullerin latif kabirlerinden, sıddık, se hid, salih, mülük, sultan ve cümle insanların kabir ve türbelerinden
F. 29
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI
YanıtlaSilNäkyätössälihat'ın Çoğaltılması:
Ebû Salddülhudri'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz «Bakıya tidssällhatı, çoğaltınız! buyurdu.
YA Resülallah! Bakıyätüssälihat, nedir?» diye soruldu.
Peygamberimis «Allah'ı Tekbir, Tehlil, Tesbih, Tahmid etmek ve Lå havle vela kuvvete illa billah demektir!» buyurdu. (144)
Peygamberimisin Hz. Ümmehani'ye Tavsiye Buyurduğu Tesbih:
Peygamberimizin Amucasının kızı Hz. Ümmehani der ki «Resû-lullah Aleyhisselâm, günlerden bir gün, bana uğradı.
(Ya Resûlallah! Ben, yaşlandım ve zayıfladım. Bana, oturduğum yerde yapabileceğim bir amel emr et de, onu, İşleyeyim?) dedim. Resûlullah Aleyhisselâm (Sen, yüz kerre Sübhanallah! diyerek Allah'ı tesbih ett Bu, senin için, İsmail Aleyhisselâm evlådından yüz köleyi Azad etmene eşiddir! Yüs kerre Elhamdü lilläht diyerek Allah'a hamd et ki, bu, senin İçin, Allah yolunda Gazileri eğerli ve gemli yüz at'a bindirmene eşid-dir!
Yüz kerre Allah'ü ekber! diyerek Allah'ı tekbir et ki, bu da, se-nin için, kurban edilmek üzre Beytullah'a yüz deve göndermene eşid-dir! (145)
Yüz kerre de, La ilahe illahü vahdehů là serike leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alå külli şey'in kadir de ki, bu da, senin için, gökle yer arasındaki her şeyden hayırlıdır!
Hiç bir kimsenin ameli, bundan üstün olamaz. Meğer ki, o da, senin söylediğinin mialini veya fazlasını söylemiş olsun!) buyurdu.>> (146)
Peygamberimizin Müslüman Kadınlarına Çekmelerini Emr Ettiği Tesbih:
Muhacir kadınlardan Yüseyre der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (Ey Mü'min kadınlar! Sizler, Lâ İlâhe illallah! diyerek Tehill'e, Süb-
(144) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 75, Hâkim Müstedrek c. 1, с. 512, Hey semi Mecmauzzevaid c. 10, s. 87 (145) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 314, Heyseni Mecmauzzevaid e, 10, s. 82 (146) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 295
ZIKIR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAIFI ZIKA EDİŞİ
YanıtlaSilbanalisht diyerek Tesbiha, Sübhanelmeliulkuddust diyerek Allah'ı Takdise devam ediniz!
Galiete düşmeyiniz, Bonts, Rahmeti unutursunuz.
Tesbihleri, parmak ucla nak uclarile sayarak çekiniz.
Çünki, parmak ucları da, Ahirette sorguya çekilecekler, konuştu rulacaklardır!) buyurdu. (147)
Peygamberimizin Ümmü Süleym'e Çekmesini Tavsiye Buyurduğu Tesbih:
Ensar kadınlarından Ümmü Büleym Ya Resülallahi Düa edece ğim Kelimeleri bana öğret de, onlarla dün edeyim?» dedi.
Peygamberimiz «On kerre (Sübhanallah!) diyerek yüce Allah'ı tesbih et!
On kerre (Elhandi lillah!) diyerek yüce Allah'a hamd et!
On kerre (Allah'ü ekber!) diyerek yüce Allah'ı tekbir et!
Eonra da, istediğini, dilels buyurdu.
Ümmü Süleym «Yaptım gitti! Yaptım gittifs dedi. (148)
Peygamberimizin Namaz Sonlarında Çekilmesini Emr ve Tavsiye Buyurduğu Tesbih:
Peygamberimiz Bir kimse, her namazın sonunda otuz üç kerre (Sübhanallah!) diyerek Allah'ı tesbih, otuz üç kerre (Elhamdü lil-lAh!) diyerek Allah'a hamd eder, otuz üç kerre de (Allah'ü ekber!) diyerek tekbir getirirse, bunların toplamı doksan dokuz eder.
Yüzün tamamında da (La ilahe illallahü vahdehû là şerîke leh lehül mülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli şey'in kadir) derse, gü-nahları, denizin köpüğü kadar çok ta, olsa, afvolunur.» buyurmuş-tur. (149)
Peygamberimiz, bu tesbihleri, Hz. All ile Hz. Fatıma'ya, yatakla rına girecekleri zamanda da, okumalarını emr ve tavsiye buyurmuş-tur. (150)
(147) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 370-371, Tirmizi Sünen c. 5, s. 571
(148) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 120, Taberini'den naklen Heysemi - Mee-mauzzevaid e. 10, s. 92
(149) Malik Muvatta' c. 1, s. 210, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 371, Müs lim Sahih c. 1, s. 418, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 82
(150) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, a. Tirmizi Sünen c. 5, s. 477 107, Müslim Sahih c. 4, п. 2001-2002,
الشباب صور فکری خوب کون کون کون کوندر دیگی قبیله اثنان راننده اشکان د لوگر رونده شمال جادار بوشمان خانگی روسیه کی کور دہنگ او میان اللہ کو نوروز
YanıtlaSilو با گوزن شما همه اشیادی شعار من خوب کشور کنی کهریان گوزی مکنده اولا در شمنان کمال سر عام هجوم يدرك كوزن لندن اونکاری اگرکو نوروز مالکہ عالمی اور مقالہ اشتباہی کو ستون سمنان اويد مختارك اشیای نور موازینه راضی اولار بفندن او نازك كوزير منك شما عندن لاشكالارى الوب
کونوروبور
(غون) كلمه سه رجعاً وكر ابد بله (انصار نفر) خوانی قرآن بیرانه اندیگی قطعی برها نكره فانتو كورلك كوسندن منافقارن بصیرت و قلب دارنده یکی کو نو بیداری و عملکریں باد ایند بر مقاله تشهیر ایمان ايجوندر زیرا كوز قلبك آمنه سيدر قلبك مظفر ان کورده کورونور
اللَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَواهِيهِ فَإِذَا اظْلَمَ عَلَيْهِمْ قاموا) بوليتي تشكيل ابدن قلم بون اشار فاری لولا بو جمله بينه مستأنفه اولوب، ما قبه ليله علاقه دار دیگلور انجم سامعك مخاطر به تان نو سوالی جو ابلاندی پور
سول ) او نارك مصيبتي تبدل و تعدد ايتد كيد، عبد الفرانكي ماننده ماللری ناصل اولويور؟ الجواب ) (شمشگان فیبا سیله بولاری کوروندیگی زمان پورولی ظلمت ھو کو بگی زمان طور وری دبیبه قرآن کریم، تو جمله ایله سامعك او شبه منی ازاله این شده.
ا سوال 1 (علما ) استغراقه و استمراری، یعنی عمومیت و دوامی افاده لیدن به داند.
(1) ایسر، نه عمومیتی و نه دوا می افتاده ایمز بو اعتبار له شيختك في الانديه مسنده ( كلما ) لك ظلمتن چو که بگنده (1) نك قولدا نیام سی نه به بنای در ۹
والجواب ) او فارن خیرا به فضله جه حرص و احتیاجلری اولد يقی ايجون ان آزر خیابی بیاد فرصت بيلعب فاجير غمن ابسته من قرينه اشارتاً، فبدلا اور زنده (ما) استعمال ابد يلمشدر
بصيرت
YanıtlaSilBasiret: Kalb göziyle görme, sezme
بذية
Bedbaht: Koti talihli
بیان
Beyan: Açıklama
بزمان
Burhan: Delil
آقای ران
Esna-yah: Yolculuk esnası
حالت
Halet: Hususi hal
عرض
Hirs: Şiddetle, argözlülükle isteme
استعمال
İsti'mal: Kullanma
استغراقي
İstigrak: Geneli kapsama
المستتراز
İstimrar: Sürekli olma
اتارنا
İşareten: İşaret olarak
إزاله
izate: Giderime
قطبی
Kat Kesin
كَمَالِ سُرْعَتْ
Kemal-i sür'at: Tam bir çabukluk
مضمرات
Muzmerat: Gizli, örtülü şeyler
سمع
Sami: İsiten
تحدد
Taadded: Sayca artma
تبذل
Tebeddiül: Değişme
ترجيحاً
Tercihan: Ustin tutarak
تشمير
Teshirt Sergileme
Yad: Anma
بيا
Zaya Luk
ظلمت
Zulmet: Kananike
sredinu ahp pertemakin goatspindeede burden bire stikalar Onek kaput bu Varahatma sekillerini alip etmirken geven goed hoemande olan summek kemal i soratle hatesen ederek, grad elinden sekleri als wir Saki andmeti kakomakla esyayı gösteren zimek is bedbalulan elvi görmelerine files olmadığundan online gözlemin suamdan o şekilleri ahp potiriyor.
YanıtlaSilkelimesine tercihen zikredilen davam, Kur'an'ın beyan ettiği kart burhanları karı körlük gösteren münafıklanm baltet ve kalblerindeki kötü niyetlerini ve amellerini vad enirmekle teshir etmek içindir. Zira güz kalbin aynasıdır, Kalbin murmeratı, gözde görüntür
علما الماء لما تقومية على قلو
the ayen takil eden kelimelerin işaretleri: Evvela, bu cümle yine müste'nife olup, makabliyle alakadir değildir. Ancak såmiin hatırıma gelen su sulli cevablandırıyor
Sual: Onlarım musibeti tebeddül ve taaddüd ettikçe, acaba her iki hålette hålleri nasıl oluyor?
Elcovab: "Şuşeğin ziyasıyla yolları göründüğü zaman yürürler. Zulmet çöktüğü zaman dururlar" diye Kur'ân-ı Kerim, su cümle ile simiin o şübhesini izåle etmiştir.
Sudh istigrik ve istimrarı, yani uniumiyet ve devamı ifade eden bir edåttir.
(2) se, ne umumiyeti ve ne devamı ifade etmez.
Bu f'tibarla sunseğin ziyalandırmasında min,
zulmetin çöktuğünde ()'in kullanılması neye bindendir?
Elcevab: Onların ziyaya fazlaca lurs ve ihtiyaçları olduğu için, en az bir ziyāyı bile fırsat bilip kaçırımak istemediklerine işareten, ziyi üzerinde isn'mål edilmiştir.
Esyanin suretlerini alıp getirmek için gözün gönderdag ziya, canā-yı rahda eşyaya yetişmezden evvel, birden bire sumsek çakar. Osimşek, kapica bir kuş gibi, gözdeki o ziyāyı alır, götürür.
YanıtlaSilVeya gözün quát, eşyanın şekillerini alıp getirirken, hücum ederek, gözün elinden o sekilleri alır götürür gecenin gözü hükmünde olan simsek kemål-1 suratle Sanki zulmeti kaldırmakla eşyayı gösteren şimşek, o bedbahtların eşyayı görmelerine razı olmadığından onların gözlerinin suâından o şekilleri alıp götürüyor.
نيرة kelimesine tercihen zikredilen
الة ünvanı, Kur'ân'ın beyan ettiği kar'i burhånlara karşı körlük gösteren münafıkların bastret ve kalblerindeki kötü niyetlerini ve amellerini yåd ettirmekle teşhir etmek içindir. Zirå göz kalbin aynasıdır. Kalbin muzmerâtı, gözde görünür.
علما امناء لغة مقوا فيه وإلا الله عليهة قاموا
Bu âyeti teşkil eden kelimelerin işaretleri: Evvelå, bu cümle yine müste'nife olup, måkabliyle alakadár değildır. Ancak såmiin hatırına gelen su suali cevablandırıyor.
Sual: Onların musibeti tebeddül ve taaddüd ettikçe, acaba her iki hålette hålleri nasıl oluyor?
Elcevab: "Şimşeğın ziyasıyla yolları göründüğü zaman yürürler. Zulmet çöktüğü zaman dururlar" diye Kur'ân-ı Kerim, şu cümle ile sämiin o şübhesini izāle etmiştir.
Suål: istiğrāk ve istimrârı, yani umumiyet ve devamı ifade eden bir edåttır. (4) ise, ne umumiyeti ve ne devamı ifade etmez
Bu i'tibārla şimşeğin ziyalandırmasında
zulmetin çöktüğünde ()'ın kullanılması neye binåendir?
m
Elcevab: Onların ziyāya fazlaca hırs ve ihtiyaçları olduğu için, en az bir ziyâyı bile fırsat bilip kaçırtmak istemediklerine işareten, ziya üzerinde isti'mål edilmiştir.
193
YanıtlaSil5546. Dubaracılık sahibinindir.
5647 Durgun sudan daha kötü bir su olamaz. Il n'est pire eau que l'eau qui dort)
5848. Durumundan hoşnut olan, varlıklı sayılır.
5849. Duvarcının sanatı, duvarın dibinde belli olur. (C'est au pied de mur qu'on connaît le maçon.)
5850 Duvarların kulakları vardır. (Les murs ont des oreilles, Türkçe ve Arapça benzerleri vardır.)
5851. Dünya malı, dünyada kalır. (Six pieds de terre suffisent au plus grand homme.)
5852. Dunya yuvarlaktır, yüzmesini bilmeyen denizin dibini boylar. (Le monde est rond, qui ne sait nager va au fond.)
5853. Dünyada akıllı kişi pek azdır. (Quand le soleil est couché, il y a bien des bêtes à l'ombre.)
5854. Dünyada kimin kalacağı, kimin göçeceği belli olmaz. (On ne sait ni qui meurt. ni qui vit.)
5855. Dünyada yükselmek için iki yol var: çalışmak ya da başkalarının akılsızlıklarından yararlanmak.
5856. Dünyanın en güzel kadını bile, ancak kendinde olanı verebilir.
5857. Düşen insana bir de sen vurma, önce ayağa kaldır!
5858. Düşenin (garibin) dostu olmaz. (Un disgracié n'a pas d'amis.)
5859. Düşmandan sakın, karınca ise de. (Il n'est nuls petits ennemis.)
5860. Düşmez, kalkmaz bir Allah. (Il n'est si bien cheval qui ne bronche.)
5861. Düşünce, insanı yıpratır. (La lâme use le fourreau.)
5862. Düşünceler kurşuna dizilemez.
5863. Düşünüyorum, o halde varım. (Je pense, donc je suis.)
5864. Düzenci düzenciye ikiyüzlülük edemez. (Fin contre fin ne vaut rien comme doublure.)
5865. Düzgün ağızla Fransızca konuşan İngilize güvenme.
5866. Ecele çare olmaz. (Point de remède contre la mort.)
5867. Efendinin bakışı, ata timardır. (L'oeil du maître vaut pansage pour un cheval.)
5868. Eğlenceden sonra herkes, başını kaşımaya başlar.
5869. Eğri odunun dumanı doğru tüter. (Le bois tortu fait le feu droit.)
5870. Eken biçer, eden bulur. (Qui sème, récolte.)
5871. Ekmeğini yalnız yiyen, yükünü dişiyle kaldırır. (Amour de soi vous déçoît.)
5872. Ekmek çiğnenmeyince yutulmaz. (On n'avale pas le pain avant que l'on ait mache
5873. El, adama akıl verir, para vermez. (Les conseilleurs ne sont pas les pailleurs.
5874. El elden üstündür. (On trouve toujours plus fort que soi.
5875. El ele daima muhtaçtır. (On a toujours besoin d'un plus petit que soi)
192
YanıtlaSil5816. Derdini söylemeyen, derman bulamaz (Qui cache son chagrin n'en trousers pas le remède)
5817. Dereyi görmeden, paçaları sıvama. (Il ne faut pas chomer les fetes arou qu'elles soient venues.)
5818. Derviş, parayla biter iş. (L'argent est le nerf de la guerre.)
5819. Dervişin fikri neyse, zikri de odur. (On tombe toujours où l'on penche
5820. Deveni sağlam kazığa bağla, ondan sonra Tanrı'ya emanet et (Deux sirith valent mieux qu'une.)
5821. Devlet, ayağına dolaşır. (La fortune s'accroche à ses pieds
5822. Deyiş, insanın ta kendisidir.
5823. Diken, battığı yerden çıkar. (Qui casse les verres, les paie.)
5824. Dikensiz gül olmaz. (Il n'ya pas de rose saus épines.)
5825. Dil bilen, Roma'ya dek gider.
5826. Dil, kılıçtan keskindir. (Un coup de langue est pire qu'un coup de lance
5827. Dil var bal getirir, dil var bela. (Langue est la meilleure et la pire des choses
5828. Dilenciyken varsıllaşmış olandan kibirlisi yoktur.
5829. Dinsizin hakkından imansız gelir. (A bon chat, bon rat.)
5830. Dişin ağrıdığı yere, dil dokunur. (La languue se porte sur la dent malade)
5831. Doğan her şey, ölüm konusudur. (Tout ce qui naît est sujet à mourir
5832. Doğduğun değil, doyduğun yere bak. (Où la chèvre est attachée, il fout qu'ella broutte.)
5833. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. (Il n'y a que la vérité qui blesse)
5834. Doğru söz acıdır. (La parole juste est amère.)
5835. Doğruyu her zaman söyleme. (Toute vérité n'est pas bonne à dire.)
5836. Domuzdan ne kıl koparırsan kärdır. (Autant de prix sur l'ennemi)
5837. Dost güç bulunur, kolay yitirilir. (Un ami est long à trouver et prompt à perdre
5838. Dost, kara günde belli olur. (C'est dans le besoin qu'on connaît ses véritables amis.)
5839. Dostlarım, ben dostlarımdan çok korkarım.
5840. Dostların, paraların en iyileri eskileridir. (Les vieux amis et les vieux écus om les meilleurs.)
5841. Dostluk başka, alış-veriş başka. (Les bons comptes font les bons amis J
5842. Dostluk, su ve ateşten daha gerekli ve değerlidir.
5843. Dostu olmayan kimsenin yaşamı yarımdır.
5844. Dostuna borç veren, ikisini de vitirir. (Qui prête aux amis, perd au double)
5845. Dostunu bir kez aldatırsın, kendini sonsuza değin.
5885. Eleştiri kolay, sanat zordur. (La critique est aisée et l'art est
YanıtlaSil5917.
5918.
5887. Eli sıkı ile domuz, ölünceye dek, hiçbir işe yaramaz.
5919.
5688. Elin çorba tasını bekleyen, akşam yemeğini ezberden yer.
5920
5889. Elinde olan bir, olacak ikiden hayırlıdır.
5921.
5890. Eline kılıç alan, kılıçla ölür.
5922
5891. Elle gelen, düğün-bayram. (Par compagnie, on se fait pendre.)
5923
5892. En çok gerçeği söylemek incitir. (İl n'y a que la vérité qui offense)
5893. En çok yorulan, hiç bir şey yapmayandır.
5924
5894. En değerli asker, en az yanılan askerdir.
5925
5895. En düzgün işleyen saat, midedir.
5926
5896. En güçlü değilsen, en kurnaz olmalısın.
5927
5897. En güçlüler, en becerikli olanl
5928
hilal-i hak
YanıtlaSil364
hilali hak هلال حق : )mec) hakikat ayı, aydın latıcı gerçek
hilal-i id هلال عيد : bayram hilali, ramazan bay ramı arifesinde görünen yeni ay
hilal-i ramazan هلال رمضان : ramazan hilali, ra-mazanın ilk gününün başlangıç akşamında görülen yeni ay
hilat حلمت : kaftan, üstlük, üste giyilen süslü elbise
hilat üslüb خلعت اسلوب : aslab elbisesi, sözün ifade ediliş tarzı
hilat-ı vücud خلعت وجود : )mecaz) ruha giydiri-len vücut elbisesi, insana verilen vücud
hile حيله : Laldatmak ve yanıltmak için için düzen, oyun, dolap, çare 2.bir mala sağlığını bozucu madde karıştırma
hile-ihal حيلة حال : bir kimsenin halindeki hile, aldatıcı durum ve davranış
hilebaz حیله باز : hile yapan, hilekar, hileci, ya-lancı, düzenci, sahtekår
hilekar حیله کار : hileci, hile yapan, yalancı, du-zenci, sahtekår
hilekarane حیله کارانه : aldatıcı tarzda, hile ya-parak
hileli 1 : حيله لي.hilesi olan 2.hile yapan, alda-tan, hileci
hilesiz 1 : حیله سز.hilesi olmayan, hile karışma-mış 2.hile yapmayan, aldatmayan
hilesizlik 1 : حيله سزلك.hile yapmamak 2.hile karışmamış olmak
hilim (hilm( 1 : حلم.yumuşak huyluluk 2.sert davranmama, hemen karşılık vermeme
hilkat 1 : خلقت.yaradılış 2.yaratma 3.doğuştan gelen özellik
hilkat-i alem خلقت عالم : dünyanın ve kainatın yaradılışı
hilkat-i arziye( خلقت أرضيه yerin dünya'nın( yaradılışı
hilkât-i arz ve semavat خلقت أرض و سماوات : yerin ve göklerin yaradılışı
hilkat-i beşer خلقت بشر : insanın yaradılışı
hilkat-i cesed خلقت جسد : bedenin yaradılışı
hilkat-i dünya خلقت دنیا : dunya'nın yaradılışı
hilkat-i eşya خلقت أشياء : herbir şeyin yaradılışı, varlıkların yaradılışı
hilkat-i ilahi خلقت إلهى : Allah'ın (c.c.) yaratma
t
164
YanıtlaSil)icad ve hilka lat ايجاد و خلقت إلى Alla (cc.) yoktan var etmesi ve yaratman
hilkat-i insanly( حللت انسانيه insanmy
hilkāti kainat حللت كاتبات natin yarad butün varlıkların yaradılışı
hilkat-i Rabbaniye حللترباني Rabbin y
ması
hilkät-i mevcudat خلقت موجودات varikl
yaradılışı
hilkat-i semavat ve arz خلقت سماوات و ارض lerin ve yerin yaradılışı
hilkāt-i teşekkül خلقت تشکل yapılma ve
almayı sağlayan yaradılış
hilkata خليجه: yaradılışça, yaradılış bakom dan
hikaten yaradılışça, yaradılış baka
dan
hillet حلت : )bak hillet(
Hilmi Uran حلمی اوران Hilmi Uran, 1886 yh da Bodrum'da doğdu. Eğitiminin önemli kısmını İzmir'de aldı. 1905 yılında İzmir das Mektebinden mezun olduktan sonra Mu mezun oldu. 1911 yılında Menemen Kayna kamlığına atandı. Çeşme Kaymakamlı ise 1914 yılında atandı. 1918 yılına kadar bu görevi sürdürdü.
Uran, 1920 yılında son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne seçildi. Ancak, Meclis uzun ömür lü olamadı. Meclis Misak-ı Milli'yi kabul edin ce, İstanbul işgal edildi. Milletvekillerinin bu kısmı tutuklandı ve Meclis dağıtıldı. Bu geliş me üzerine İzmir'e dönen Uran, komisyonce luk yapmaya başladı.
İstanbul'un işgalinden sonra Ankara'da topla
nan Büyük Millet Meclisi tarafından Antalya Mutasarrıflığına atandı. 1921-23 yılları a sında bu görevde bulundu. Uran, 1925 yılında Adana valiliğine atandı. Bu arada CHP müfettişi oldu, Tek Parti iktidarı döneminde yükselişini sürdürdü ve daha üst mevkilers getirildi. 1927 yılında Adana milletvekilli başlayan aktif siyasi hayatı 1950 seçimlerine kadar sürdü.
Uran, uzun süren siyasi hayatında bakanlık dahil bir çok görevde bulundu. 1930 yıl kurulan Beşinci İnönü Hükümetinde Bay dırlık Bakanlığı yaptı. Altını İnönü Hüküme
164
YanıtlaSilHilmi Uns
)Icad ve hilka lah ایجاد و خلقت الهي Allah (cc.) yoktan var etmesi ve yaratması
hilkät-i insaniye خلقت انسانیه Insanın yarad
hilkat-i kainat خلقت کائنات kanatın yaradilap bütun varlıkların yaradılışı
hilkat-i Rabbaniye للترانيه: Rabbin yaran
ması
hilkat-i mevcudat حلقت موجودات:varliklar
yaradılışı
hilikat-i semavat ve arz ای خلقت مساوات و ارض lerin ve yerin yaradılışı
hilkat-i teşekkül خلقت تشکل : yapılma ve pekling almayı sağlayan yaradılış
hilkatça خلقتجه : yaradılışça, yaradılış bakımın dan
hilkäten حلقة : yaradılışça, yaradılış bakımın dan
hillet حلت : )bak hillet(
Hilmi Uran حلمی اوران : Hilmi Uran, 1886 yılın da Bodrum'da doğdu. Eğitiminin önemli bir kısmını İzmir'de aldı. 1905 yılında İzmir Idadi Mektebinden mezun olduktan sonra Molli ye Mektebine girdi. Bu okuldan 1908 yılında mezun oldu. 1911 yılında Menemen Kayma kamlığına atandı. Çeşme Kaymakamlığına ise 1914 yılında atandı. 1918 yılma kadar bu görevi sürdürdü.
Uran, 1920 yılında son Osmanis Mebuaso Meclisi'ne seçildi. Ancak, Meclis uzun ömür lü olamadı. Meclis Misak-ı Milli'yi kabul edin ce, İstanbul işgal edildi. Milletvekillerinin hir kısmı tutuklandı ve Meclis dağıtıldı. Bu geliy me üzerine İzmir'e dönen Uran, komisyoncu luk yapmaya başladı.
İstanbul'un işgalinden sonra Ankara'da topla nan Büyük Millet Meclisi tarafından Antalya
Mutasarrıflığına atandı. 1921-23 yılları ara sında bu görevde bulundu. Uran, 1925 yılında Adana valiliğine atandı. Bu arada CHP'nin müfettişi oldu, Tek Parti iktidarı döneminde yükselişini sürdürdü ve daha ust mevkilers getirildi. 1927 yılında Adana milletvekilligi de başlayan aktif siyasi hayatı 1950 seçimlerine kadar sürdü.
Uran, uzun süren siyasi hayatında bakanlı
dahil bir çok görevde bulundu. 1930 yılında kurulan Beşinci İnönü Hükümetinde Bayın dırlık Bakanlığı yaptı. Altıncı İnönü Hakime
365
YanıtlaSilinde de aynı bakanlığı sürdürdü. 11 Kasım yahnda kurulan İkinci Bayar Haküme de Adalet Bakanlığıma atandı Ayrica par
inceşitli kademelerinde görev yapti.
Chan, 1939 yılında partisinin grup başkan ekilligine getirildi. Bu görevini dört yil bo yunca devam ettirdi. 15 Mart 1943 yılında ku rolan İkinci Saraçoğlu Hukümetinde İçişleri Bakanı olarak yer aldı.
Cumhuriyet Halk Partisi 1950 seçimlerinde yük bir yenilgiye uğradı. Demokrat Parti milletvekili ile tek başına iktidara gelirken, CHP ancak 69 milletvekili çıkarabildi. Hilmi Urain seçim sonunda milletvekili seçilememiş
i. Bu seçim kaybından sonra siyasi hayattan cekildi. 1957 yılında İstanbul'da öldü.
Adiuzzaman'ın siyasilere hitaben yazdığı mektuplarından birisi Hilmi Uran'a hitaben palmış ve Emirdağ Lahikası adlı eserinde de per almıştır. "Eski Dahiliye Vekili, Şimdi Parti Katib-i Umumisi Hilmi Bey" hitabıyla yazdığı mektubunda, yirmi yıl boyunca sadece bir kez ve İçişleri Bakanı olduğu sırada kendisine bir dilekçe yazdığını belirtir. Bediuzzaman, hapis-te bulunduğu süre zarfında kendisine yapılan işkenceleri ve kanun dışı muameleleri bildir-mek maksadıyla dilekçesini kaleme aldı. Bu dilekçenin yazımından sonra Afyon Emniyet Müdürlüğüne gönderildiğini, bunun üzerine dört beş kez dilekçe yüzünden de kendisine sıkıntı verildiğini, karakola çağrıldığını belir tir. Bediüzzaman Hazretleri Cumhuriyet Halk Partisinin o zaman başında bulunan Hilmi Uran'a şu önemli uyarıyı yapar:
Bu asrın Kur'ana şiddet-i ihtiyacını hisset-
mekte İsveç, Norveç, Finlandiya'dan geri kal-mamak size elzemdir. Belki onlara ve onlar gibilere rehber olmak vazifenizdir.
Siz, şimdiye kadar gelen inkılab kusurlarını
üç-dört adamlara verip şimdiye kadar umumi harb ve sair inkılabların icbarıyla yapılan tahribatları hususan an'ane-i diniye hak-kında- tamire çalışsanız, hem size istikbalde çok büyük bir şeref ve ahirette büyük kusu-ratlarınıza keffaret olup, hem vatan ve mil-let hakkında menfaatli hizmet ederek milli yetperver, hamiyetperver namına müstehak olursunuz.
hilye 1 : حليه.dış görünüş ve güzel vasıflar (ni telikler) 2. güzel yüz 3.süsi zinet, cevher
Hilye-i Nebeviye حلية نبويه : Hz. Peygamber'in
365
YanıtlaSilhimmet-i azime
(a.s.m.) görünüş ve davranışlarındaki güzel vasıflar (nitelikler)
Himalaya Dağlar همالايا طاغلری : Hindistan ve Pakistan'ın kuzeyinde yer alan Asya'nın en yüksek dağları
himar 1 : حمار merkep, binek 2.eşek
himaye 1 : حمايه koruma, gözetme, esirgeme 2.kayırma, yardım etme, elinden tutma
himaye-i Rabbaniye حماية رانيه : Rabbin koru-ması ve esirgemesi
himaye-i saltanat حماية سلطنت : hakimiyetin korunması, hakimiyete başkalarının ortak edilmemesi
himayegerde حمایه گرده : koruması altına almış himayet حمایت : koruyuculuk (bak. himaye(
himayet-i gaybi حمایت غیبی : gizli elin koruyu-culuğu, Allah'ın (c.c.) koruyuculuğu ve göze-timi
himayet-i hifz-ı İlahiye حمايت حفظ إلهيه : Allah'ın (c.c.) koruması ve gözeticiliği
himayet-i İlahiye حمايت إليه : Allah'ın (c.c.) ko-ruyuculuğu, gözeticiliği
himayet-i Rabbaniye حمایت ربانیه : rabbin koru-yuculuğu ve gözeticiliği
himayetçi حمایتجی : himaye edici, koruyucu
himayetkar حمایتکار : himaye edici, koruyucu
himayetkarane حمایتکارانه : himaye edici şekil de, koruyucu tarzda
himayetli حمایتلی : koruyuculuğu olan, koru-yucu
himemat هممات : himmetler; manevi yardım-lar
himemat-ı kudsiye هممات قدسیه : kutsal manevi yardım
himemat ve daavat-ı üstadane هممات و دعوات استادانه : )soz) Ustad tarafından yapılan må nevî yardım ve dualar
himemat-ı Sübhani هممات سبحانی : suphan (yani her bakımdan kusursuz) olan Allah'ın (c.c.) yardımları
himmet 1 : هفت.Allah'ın (c.c.) izniyle olan má nevi yardım ve koruma 2.yardım, iyilik
himmet-i ali همت عالی : yüksek manevi yardım
himmet-i âmme همت عامه herkese (bütün mü'minlere) månevi yardım
himmet-i azime همت عظیمه : büyük gayret ve kararlılık
Resülullah Elendimiz (sav) "Sizden birinizin, her gece Kur'ân-ı Kerim'in üçte birini okumaya gücü yetmez mi? buyurdular dular (Ashab "Buna kimin gücü yeter (ya Resülallah)?" dediler. "(Kur'ân-ı Kerim'in üçte birine muadil olan) Kul hüvallahü ehad'ı okuyan(in gücü yeter).
YanıtlaSilbuyurdular. (Taberánt, el Mucemu'l-Evsat)
Hiert: 18 RECEB 1447-Roml: 25 Kanon-i Evvel 1441-Kasim 01
İSTANBUL
Imaak
6.35
Sabah
0.55
Güneş
0.21
Oğle
13.20
Ikindi
15.44
Akşam.
18.00
Yatsı
19.35
Kible S
11.16
7
OCAK
2026
Çarşamba
Ay Doğu
22.30
Ay Baby
11.00
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatar
Kable S
Ankara
6.18 6.38
8.02
13.05
15.32
17.48
10.21
1137
Bartın
Bilecik
6.22
6.42
8.09
13.07
15.28 17.45
19.21
11.39
6.30
6.50
8.14
13.16
15.42
17.59
19:32
11.18
6.24
6.44
8.09
13.10
15.34 17.51
19.25
11.32.
6.16
6.36
8.01
13.02
15.26
17.43 15.17
11:44
6.11
6.31
7.55
12.56
15.21
17.38
19.12.
11.53
6.26
6.46
8.12
13.12
15.36
17.52
19.26
11.29
Bolu
Çankırı
Çorum
Düzce
Eskişehir
6.27
6.47
8.11
13.14
15.41
17.58
19.31
11.20
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.06
15.29 17.46 19.20 11.40
Kastamonu
6.16
6.36
8.02
13.01
15.23
17.40
19.16
11.47
Kinkkale
6.16
6.36
7.59
13.02
15.29
17.45
19.18
11.42
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.09
15.31
17.48
19.23
11.35
eş-Şeyh Şemsüddin Habibullah (k.s.) Hazretlerinin irthall (1781) Osmaniye'nin kurtuluşu (1922) - Beyaz Baston Haftası (
7-14 Ocak)
Gün: 7. Hafta: 2-1. Ay: 31 Gün - FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
INLAS SUNEST NINSERER- RVBULS
YanıtlaSilBu mübarek süre. Nås Süresi'nden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Dört ayet-i kerimedir. Cenâb-ı Hakk'ın birliğini, yüce vasıflarını en mükemmel, en hâlisâne sürette bildirdiği için "İhlas Süresi" denilmiştir. Bununla birlikte, "Necat, Marifet, Tevhid, Kulhüvallaho ehad Süresi isimleri de verilmiştir.
Abdullah bin Abbas radıyallahü anhümâ, İhlas-ı Şerif Sûresi'nin sebeb-i nüzülü ile alakalı şöyle buyurmuştur.
Bu sûre-i celile, Åmir bin Tufeyl ve Erbed bin Kays'ın suälleri üzerine nazil olmuştu. Şöyle ki:
Bir gün Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, mescitte Ashâbı ile oturuyorlardı. Bu sırada Beni Amir kabilesinin reislerinden olan Amir bin Tufeyl, Sevgili Peygamberimizi görmek üzere mescide girdi. İnsanlar, Amir'i görünce kendisine yöneldiler, zira güzel bir görünüşe sahipti, yalnız gözleri şaşı idi.
Amir, insanlara Peygamber Efendimizi soruyordu, kendisine gösterdiler.
Ashâb-ı Kiram'dan bir zat da Fahr-i Alem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimize, "Yå Resûlallahı Şu Amir bin Tufeyl'dir, yanınıza gelmek istiyor" diye arz etti.
Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, "Bırakın gelsin, eğer Allahü Teâlâ, ona hayır murat etti ise, onu hidayete erdirir." buyurdular.
Amir, Peygamber Efendimizin başucunda dikilerek "Muhammed, sen misin?" dedi.
Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, "Evet, benim." buyurdular.
Amir, "Bizleri neye davet ediyorsun?" diye sordu.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), "Benim ve her şeyin rabbi olan Allahü Teâlâ'ya iman etmeye davet ediyorum." buyurdular.
Amir, "Bana Rabb'inin vasfından haber ver" dedi.
Bunun üzerine İhlås Sûre-i Celile'si nazil oldu. Bu mübarek sûre, Cenâb-ı Hakk'ın sıfatlarını, en hålls bir tarzda beyan etmiş oldu. (Devamı var)
ahlak yalnız sec By zatta aliyeyi cem' eden bir zat, nasıl yalana ve hileye tenezz secaatle istihar eden bir zat, kolay kolay yalana tene içtima eden ahlak aliye kib, bile gibi alçak h ezzül ederimkaru nezzul etmez, Boton
YanıtlaSilTARINTE BUGUN
1876-ABD'li bilim adamı Alexander Graham Bell telefonu icat etti.
-1909-Turkiye'de ilk güven oylaması yapıldı; Kärmil Paşa kabinesi düşürüldü.
14
PAZARTESİ
MONDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
C
BIR AYET
Sizi doğru yola iletmesinden dolayı Allah'ı tekbir ve tazim edin.
Bakara Suresi: 185
BİR HADİS
Merhamet edenlere Rahman da merhamet eder.
Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı.
Yarın ise senin elinde senet yok ki, ona maliksin. Öyleyse hakiki ömrünü, bulunduğun gün bil.
Sözler
HICRÍ: 13 RECEB 1443 - RUMI: 1
ŞUBAT 1437
Günes
Öğle
Akşam
Yatsı
KASIM: 99- GÜN: 45 KALAN: 320 -
GÜN UZA.: 2 DK
06 28 07 52 12 22 16 15 18 43
İkindi
20.03
ISPARTA
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam
Yatsı
06 21 07 42 13 17 16 14 18 42 19 58
ISTAMBUIL
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1601-Kanije Zaferi
kazanıldı.
1922-Son padişah M. Vahideddin'in bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrılması.
- 1930-Serbest Cumhuriyet Fırkası kendini feshetti.
-1977-Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden İbrahim Mırmır vefat etti.
17
PAZAR
SUNDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
Biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.
Kehf Suresi: 30
BİR HADİS
Ağır duyana söz işittir-mek sadakadır.
Hatib
Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir haram-helâl demeyip rast geleni yemektir. Mektubat
HOCRE 15 CEVVEL 1446-RUMI: 41, SANÍ 1440
KASIM: 10-GÜN: 322 KALAN: 44-GÜN, KIS: 2 DK
ezevenu uejo esą ua an Ayay из
YanıtlaSil-1918-Itilaf Devletleri'ne
alt savaş gemileri İstanbul Limanı'na girdiler.
- 1946-Bediuzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Hasan Feyzi Yüreğil vefat
etti.
KASIM 13
PERŞEMBE
Namazi dondoğru zekâtı verin ve rükis edenlerle birlikte siz de
rüku edin.
Bakara Suresi: 43
BİR HADİS
Allah katında en sevimli amel, ölünceye kadar dilin, Allah'ın zikri ile meşgul
olmasıdır.
Beyhaki
22 1447
C.EVVEL
RUMI: 31 T.EVVEL 1441 KASIM: 6
Åhireti inkâr etmek, dünya ve mâfihâyı inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
Haşir Risalesi
06.14 07:42 12.53 15.30 17.55
19.17
ISPARTA
06. 05.07.29 12:47 15:31 17.55 19.34.
ISTAN
BİR AYET
YanıtlaSilCinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesve-secinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik'ine, insanların ilahına sığınırım. (Nás, 114/1-6)
ŞEYTAN: İNSANIN EZELİ DÜŞMANI
Insan ile şeytanın serüveni kadim bir hadiseyle başlamıştır. Allah Teâlâ, Hz. Adem'i yaratmış, sonra ona biçim vererek ruhundan üflemiş ve melek-lere onun önünde saygıyla eğilmelerini emretmiştir. Bu emre melekler itaat etmiş, ancak İblis karşı çıkmış "Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan!" karşılığını vermiştir ve bu itaatsizliğinin cezası olarak bulunduğu makam-dan kovulmuştur. (A'raf, 7/12-13) İnsana karşı haset ve kıskançlığından dolayı kıyamete kadar mühlet istemiş ve bu süre içerisinde insanoğlunun çoğunu yoldan saptıracağına dair yemin etmiştir. Allah (cc) da "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin." buyurdu ve böylece insanoğlu ile şeytanın mücadelesi başlamış oldu. Onun bu dileğinin kabul edilmesi, insanoğlu için dünya ha-yatının bir imtihan süresi olması yönündeki ilahi takdirin de bir sonucudur. Onun insan üzerinde gerçek bir gücü yoktur. O, ancak kendisine yönelenler üzerinde etkili olabilir; onları haktan, doğruluktan uzaklaştırabilir. (Нас, 22/4)