Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
Tüm bu anlatılanlardan sonra, yetkin halife Ömer b. Abdülazîz ile yaptığımız bu yolculuk bize neler öğretti?
Ruhi bir dinamizmle, tarihi başarılarla, mümin bir bahadırın kahramanlıklarıyla dolu bu eşsiz hayat yolculuğu bize çok fazla şey öğretmiştir. Tüm bu öğretileri birkaç satırda sunmamızın imkânı yoktur. Ancak burada söylenebilecek bazı sözlere seri bir şekilde işaret edebiliriz. Böylece bu alanın kapısını açık bırakarak rabbani bir mücahit olan Ömer'in adımladığı yüce hayat yolculuğundan daima iktibasta bulunabiliriz.
Bu yolculuk bize; İslam'ın nasıl, daima daha üstününü isteyen, bütün makamları ve mevkileri aşan canlar için teşvik edici bir güce sahip olduğunu göstermiştir. İslam ve imandan aldıkları güçle hare-kete geçen bilge insanların çetin imtihanları geçerek ulaşabilecekleri son noktaya nasıl vardıklarını öğretmiştir.
Bu yolculuk bize; tarihe damgasını vurmak ve âleme bir düzen getirmek isteyen insanın iç âlemini nasıl değiştireceğini, nefsini nasıl terbiye edeceğini öğretmiştir. Nitekim bu değişime Peygamber Efendimiz "Büyük Cihat" demiştir. Kur'ân-ı Kerîm de bu hakikati, toplumların ve milletlerin hayat yolculuğundaki dönüşüm hare-ketlerinin temeli olarak ifade etmiştir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Bir topluluk kendi iç âlemlerindeki dönüşümleri gerçekleştirmedikçe yüce Allah onların toplumsal dönüşümünü gerçekleştirmez.'
Bu yolculuk bize; hayatı boş ve değersiz gösterişlerle dolu olan, farklı türlerden tahrik edici şeyler tarafından kuşatılan, gözlerindeki ışığın zayıflığından dolayı hakikatin renklerini görmekte zorlanan birçok insanın, eşyaya karşı duydukları ve özlerinde bulunan derin kavrayış, idrak ve yaratılış vasıflarını kökten yok etmedikleri sürece bu kuşatmaları yarabileceklerini, hür bir şekilde en değerli ve ideal álem düzenine kavuşabileceklerini ispatlamıştır.
İşte Ömer b. Abdülaziz selim bir fıtrata sahip olan ve dışarıdan nefsi tahrik edici birçok şeyle kuşatılan ama bunlara rağmen bu kuşatmaları yaran ve en yüksek dereceye ulaşan insanın açık ve net bir örneğidir.
Bu yolculuk bize; ölüm ve ceza konularında daima korku ve ümit arasında olma, her ne kadar küçük olursa olsun yüce Allah'ın emir-lerine karşı gelme konusunda son derece derin bir hayâ ile hareket etme, sevginin kendisi olan yüce Allah'ı ihlasla sevme özelliklerinin ne kadar önemli olduğunu öğretmiştir. İnsanın devamlı surette iç âleminin en derûnunda direkt olarak yüce Allah ile irtibata geçe-bileceğine inanma bilincinin, insanın içindeki iradeyi eyleme dö-nüştürmek ve ahlaki değerlere sıkı sıkıya sarılarak yaşamak için tek çıkar yol olduğunu göstermiştir.
İnsan; şeytanın çağrılarına icabet edebileceği imkânlara, ayart-malara, zenginliğe, refaha kavuştukça korku, sevgi ve ümit arasında tuttuğu bilinç seviyesini giderek arttırmalıdır. Bu konuda Nedvî'nin şu ifadelerini aktarmamız gerekmektedir: "Ömer'de taşkınlık, israf ve yabancılarda olduğu gibi bozuk bir züht anlayışı yoktu. O bun-ların hepsinden uzaktı. O, güçlü imanının ve sorumluluk bilincinin neticesi olarak dini bir tabiata sahipti. Ömer, hayatın kıymetini bilen, kendini ahirete hazırlayan, kalbine sahip çıkarak sevgisini yüce Allah'a yönlendiren, nefsinin önem verdiği istek ve arzuları zapt ederek değerli birer erdem olan hak ve adalet çerçevesinde yaşayan, kendini dönüştürerek bu bilinçle hareket eden bir insandır. Eğer nefsine böyle çetin ve sert davranmamış, dünya hayatının lezzet-lerine ve yaşamın cezbedici güzelliklerine karşı kendisini bu kadar
Eşi benzeri olmayan bu son yolculuk bize: Ömer'in gerçekleştir diği büyük dönüşümün/devrimin insanlığın genel, Müslümanların ise özel tarihindeki en önemli hakikat olduğunu gösterdi. Hem de bu dönüşümü böylesine kısa bir sürede, insanların hayatlarında, hedeflerinde ve amaçlarında gerçekleştirmiştir. Onun devrimi; si-yaset, savaş, idare, sosyal hayat, ekonomi, eğitim, öğretim, kültür gibi bütün alanları kapsamıştır. Bu dönüşüm, çözümü zor ve çetin durumlar, uzun seneler geçmesine rağmen çözülemeyen kargaşalar, İslâmi ilkelerin, değerlerin ve kavramların birçoğunun içini boşaltan hadiseler karşısında çok farklı boyutlarda büyük başarılar elde etmiştir. Bu dönüşüm; insanların yaşadığı gerçek hayat ile hukuk ve İslâmi inanç kaideleri arasındaki ikiliği ve daha birçok ayrılığı engellemiştir.
Ömer; dini hakikatlerle gerçek hayat arasındaki birliği tekrar sağlamış, bütün devlet sistemini Kur'ân-ı Kerim ve Nebevi Sünnet'in çizdiği çerçeveyle bağlantılı hale getirmiş, insanların hayatlarını ve üzerlerindeki nimetleri Allah ve Resulünün rızası doğrultusunda kullanmaları için onları hak yola yönlendirmiştir. Bu başarı; İslâmi programların uygulanabilir olduğuna, İslâmi hukuk ve inanç sis-temlerinin gerçek hayatla birebir uyum içinde tatbik edilebileceğine açıkça işaret etmektedir. Bu başarı; hangi zaman ve zeminde olursa olsun, eğer yönetimi elinde bulunduran insan; zeki, sağduyu sahibi ve esnek olur, bunun yanında derin bir imana, sarsılmaz bir takvaya ve hedeflediği hakikatleri gerçekleştirmek için gözünü en yüce değerlere dikerek hiç vazgeçmeyen bir kararlılığa sahip olursa neler başarabile-ceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu başarı; aynı zamanda söz konusu hedeflerin ve değerlerin yıkılmasına sebep olacak tehlikelerle nasıl mücadele edileceğini de göstermektedir. Yine bu başarı; takvanın, şahsi aç gözlülükleri, nefsi istek ve arzuları nasıl öldürdüğünü, Allah yolundaki ihya hareketlerinin yeniden başlamasının önünde engel olmaya koşturan setleri nasıl yıktığını, bütün engelleri yok eden devasa bir okyanus gibi çağlayıp coşması için insanın tüm enerjisini nasıl yönlendireceğini öğretmiştir.
İşte bu; yetkin halife Ömer b. Abdülazîz'in hayat yolculuğunun bize öğrettiği en büyük hakikattir. O, çok farklı alanlardaki tüm kötü şartlara rağmen İslâmî dönüşümü gerçekleştiren yiğit bir yöneticidir. Zekâsı, sağduyusu, esnekliği, imanı ve takvasıyla büyük ve azametli bir zafere nail olan ender bir insandır.
Her kim farz namazların akabinde "Ayetü'l-Kürsî"yi okursa cennete gir mesine tek engel ölüm olur. (Nesai, es-Sünenü'l-Kübra, 12/66)
AYETÜ'L-KÜRSİ
Bakara suresinin 255. ayeti olan "Ayetü'l-kürsî" adını içinde geçen kürsü kelimesinden almıştır. Kürsü mecazi olarak saltanat, hükümranlık, mülk ma-nalarına gelmekte olup hiçbir şeyin Allah'ın hükümranlığı ve ilminin dışında Jarnayacağını anlatmaktadır. Hadislerden ayet-i kerimenin şifa ve korunmaya da vesile kılındığını öğreniyoruz. Ayetü'l-kürsi bize şunları öğretmektedir: Allah Teâlâ birdir. O daima diridir. Bütün varlıkları görüp gözeten, yöneten, bir an bile onları bilgi ve ilgisi dışında tutmayandır. Allah Teâlâ, insanlara ait olan uyuklama ve uyku gibi sıfatlardan münezzehtir, uzaktır. Tüm kâinat O'nun tasarrufundadır. O'nun izni olmadan kimse şefaat edemeyecektir. O'nun bilgisi ezel ve ebedi kuşatır. Kudreti arz ve semaları kaplar. Zatı çok yücedir. Peygamber Efendimiz Ayetü'l-kürsî'nin Kur'an'ın en faziletli ayeti olduğunu mymarak yatarken, evde, sabah akşam onu okuyan kimseyi Allah'ın koruya-cağını ve şeytanın ona yaklaşamayacağını bildirmiştir. (Buhari, Vekålet, 10)
Aynı aklın ürunü, aynı merkezden yönetilen ve asırlara yayılan yüzlerce örgüt kücuklu buyüklu binlerce operasyon, on binlerce akter... Kökleri Nizamülmülke dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dallan Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi Çelik Çekirdek
*Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı?
*Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne?
"Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü?
"Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi?
"Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
"İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti?
*Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında O, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı?
*Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
"Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MIT
görevli neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
Aynı aklın ürünü, aynı merkezden yönetilen ve asırlara yayılan yüzlerce örgüt, küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör Kökleri Nizamülmülke dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekonu sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek. * Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı? * Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne? * Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürke kimler götürdü? * Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyetin ilanı mı Lozan'ın imzalanması mı? * Cumhuriyeti Osmanlı Derin Devleti mi kurdu? * İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasıl tasfiye etti? * Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi? * Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti? * İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti? * Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında O, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı? * Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü? * Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MİT görevlisiyle neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim? Kitapla İlgili Kategoriler Sosyal Bilimler Kitapları>Siyaset Bilimi>Siyasal Düşünceler Hakkımızda Uluslararası Yayınevi Belgesi Kaynakça Dosyası Kişisel Verilerin Korunması Üyelik Siparişlerim İade Politikası İletişim
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti olan sadat, siyadetlerine ni lar. Ta ki: O alameti görenler, onların siyadetine tazim ederek iki ci-san olması için başlarına yeşil sararlar. Veya başka bir alamet koyar hanın saadetine mazhar olalar.
Her iman sahibine layık ve uygun olan odur ki: O alâmeti gördü. kimseye:
ğü - Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetindendir; onun påk ırkın-dandır.
Diyerek, türlü ikram ede..
Ne malum?.
Deyip kötü zan beslemeye. Çünkü, o alåmet onda iken:
Resulullah S.A. efendimizin zürriyetindendir.
Diyerek ikram edenler, o kimse, Resulüllah S.A. efendimizin zür-riyetinden olmasa dahi:
Onun zürriyetindendir.
Deyip ikram ettiği için Resulüllah S.A. efendimize intisap eder. Bunun için de, Allah-ü Taala'nın lütuflarına nail olacağına şüphe yoktur.
Şöyle bir hikâye anlatıldı:
Kudretli biri, binekli olarak; yanında tabileri ile gidiyordu.
Bu sırada yeşil sarıklı birini gördü. Sarhoştu, sokakta düşmüş kal-mıştı. Kusmuş, üstünü kirletmiş, çamur içine yatmıştı.
Onu bu hali ile görünce, başında bulunan alâmete binaen:
Resulüllah S.A. efendimizin soyundandır.
Diyerek ona tazim etti. Hemerr atından indi; tabilerine şöyle dedi:
-Ben, falan yere giderim. Siz, bu seyyid çelebiyi ata bindirin. Tazimle tutarak eve götürün. Hazinedara da söyleyin: Påk bir libas glydirip harçlık da versin; ikramla göndersin.
Bu tenbihi etti; ona gerekli ikramı yaptırdı.
O gece, Resulüllah S.A. efendimizi rüyada gördü; Resulüllah S.A. éfendimiz ona şöyle buyurdu:
dım değildir. O, bir kafir evladıdır. Ancak sen, başında bulunan ala-Benim evladımdandır diye, ikram ettiğin kimse, benim evlå-mete evladımdır, diye ikram ettin. Bunun için, ben de sana kıyamet günü şefaat edeceğim. Seni şanı yüce Rabbımın rahmetine erdirece ğim.
Resulüllah S.A. efendimiz, o kimseyi böylece müjdeledi.
Onlarda, şeriata aykırı bir şey zuhur etse dahi, buğuz ve düşman-lik göstermek olmaz. Onlara, seyyid olduklarından ötürü, tazim tek-rim edip mahabbet etmek gerekir. Bu manada söyle bir rivayet geldi:
Velilerden biri, bir gece sokakta gidiyordu. Yatsı namazından çık mıştı. Gördü ki: Bir seyyid sarhoş olarak yatıyor. Onu öyle sarhoş gö-rünce, yüzünü çevirip geçti; gitti.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti olan sadat, slyadetlerine ni-lar. Ta ki: O alameti görenler, onlarin siyadetine tazim ederek iki ci-şan olması için başlarına yeşil sararlar. Veya başka bir alamet koyar-hanın saadetine mazhar olalar.
Her iman sahibine layık ve uygun olan odur ki: O alameti gördü-ğü kimseye:
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetindendir; onun påk ırkın-dandır.
Diyerek, türlü ikram ede..
Ne malum?.
Deyip kötü zan beslemeye. Çünkü, o alâmet onda iken: Resulullah S.A. efendimizin zürriyetindendir.
Diyerek Ikram edenler, o kimse, Resulüllah S.A. efendimizin zür. riyetinden olmasa dahi:
Onun zürriyetindendir.
Deyip ikram ettiği için Resulüllah S.A. efendimize intisap eder. Bunun için de, Allah-ü Taala'nın lütuflarına nail olacağına şüphe yoktur.
Şöyle bir hikâye anlatıldı:
Kudretli biri, binekli olarak; yanında tabileri ile gidiyordu.
Bu sırada yeşil sarıklı birini gördü. Sarhoştu, sokakta düşmüş kal-mıştı. Kusmuş, üstünü kirletmiş, çamur içine yatmıştı.
Onu bu hali ile görünce, başında bulunan alâmete binaen: Resulüllah S.A. efendimizin soyundandır.
Diyerek ona tazim etti. Hemerr atından indi; tabilerine şöyle dedi:
-Ben, falan yere giderim. Siz, bu seyyid çelebiyi ata bindirin. Tazimle tutarak eve götürün. Hazinedara da söyleyin: Påk bir libas glydirip harçlık da versin; ikramla göndersin.
Bu tenbihi etti; ona gerekli ikramı yaptırdı.
O gece, Resulüllah S.A. efendimizi rüyada gördü; Resulüllah S.A. éfendimiz ona şöyle buyurdu:
Benim evladımdandır diye, ikram ettiğin kimse, benim evlå-dım değildir. O, bir kafir evladıdır. Ancak sen, başında bulunan ala-mete evladımdır, diye ikram ettin. Bunun için, ben de sana kıyamet günü şefaat edeceğim. Seni şanı yüce Rabbımın rahmetine erdirece-ğim.
Resulüllah S.A. efendimiz, o kimseyi böylece müjdeledi.
Onlarda, şeriata aykırı bir şey zuhur etse dahi, buğuz ve düşman-lık göstermek olmaz. Onlara, seyyid olduklarından ötürü, tazim tek-rim edip mahabbet etmek gerekir. Bu manada şöyle bir rivayet geldi:
Velilerden birl, bir gece sokakta gidiyordu. Yatsı namazından çık mıştı. Gördü ki: Bir seyyid sarhoş olarak yatıyor. Onu öyle sarhoş gö rünce, yüzünü çevirip geçti; gitti.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti olan sadat, siyadetlerine ni-şan olması için başlarına yeşil sararlar. Veya başka bir alâmet koyar-lar. Ta ki: O alâmeti görenler, onların siyadetine tazim ederek iki ci-hanın saadetine mazhar olalar.
Her iman sahibine lâyık ve uygun olan odur ki: O alâmeti gördü-ğü kimseye:
- Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetindendir; onun pâk ırkın-dandır.
Diyerek, türlü ikram ede..
Ne malum?.
Deyip kötü zan beslemeye. Çünkü, o alâmet onda iken:
Resulullah S.A. efendimizin zürriyetindendir.
riyetinden olmasa dahi: Diyerek ikram edenler, o kimse, Resulüllah S.A. efendimizin zür-
471 O veli ayni gece, gördü ki: Mahser olmuş. Bütün ölüler kalkmış bölük bölük mahşer yerine gidiyorlar.
Resulüllah S.A. efendimiz Makam-ı Mahmudda oturmuş. Sağında ve solunda çokça melek saf tutup durmuş..
O melekler, gelenleri, Resulüllah S.A. efendimizin önünden geçiri-yor, içlerinden:
Bu ümmetimdir.
Dediğini hamd sancağı altına alıyor .
Bu veliyi de, bulunduğu grupla Resulüllah S.A. efendimizin önün-den geçirdiler. Önünde bulunanları sancağı altına aldı. Kendisine sıra gelince, Resulüllah S.A. efendimiz, ondan yüzünü çevirdi. O vell kul:
Ya Resulellah, ümmetine şefaat eyle.
Diye yalvarınca, Resulüllah S.A. efendimiz ona sordu:
Sen neden evladımdan yüz çevirdin?.
Ve.. azarladı. O veli kul şöyle dedi:
Ya Resulellah, o senin şeriatınla amel etmemişti. Şarap içip sarhoş olmuştu.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Çocuk asi olduğu, çeşitli günahları işlediği için, babasının ço-cuğu olmaktan çıkar mı?. Onu tahkir ettikleri zaman, babası razı olur mu?. Onu alıp evine götürseydin, ertesi gün, kendisine nasihat etsey-din olmaz mıydı?. Bir daha böyle bir şey etme. Yoksa, kıyamet günü, şefaatımdan mahrum olursun.
O veli uyandığı zaman, vücudu hazan yaprağı gibi, tir tir titriyor-du. Tevbe ve istiğfar etti; cürmünün affolması için nice yıllar dua ile meşgul oldu.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti hakkında bu kısa malumatı verdikten sonra, tekrar salavat-ı şerifeye dönelim..
EHL-İ BEYT.
Onun ehl-i beytine de salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin ehl-i beytinin kim olduğu üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Ancak, cumhurun kavline göre, Re-sulüllah S.A. efendimizin ehl-i beyti şunlardır: Hazret-i Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin.. Allah onlardan razı olsun.
Bazıları da şöyle dedi:
Ehl-i Beytten murad, Resulüllah S.A. efendimizin zevceleri ve ayalidir.
Tercih edilen görüş de budur.
Bazıları da şöyle dedi:
Neseb veya sebeb itibarı ile, Resulüllah S.A. efendimize inti sabı olanlar ehl-i beyt sayılır.
SIHIR'larına da salât eyle.
Bunlar, Resulüllah S.A. efendimizin damatları ve damatlarının akrabalarıdır. Bir de påk zevcelerinin akrabalarıdır.
Ansar: Resulüllah S.A. efendimize; i'lå-i kelimetüllahta, sün-net-i şerifesini yerine getirmekte, din haklarını ikame edip yerine ge-tirmekte, gerek zaman-ı saadetlerinde, gerekse kendilerinden sonra kıyamete kadar yardımcı olanların cümlesidir.
Eşyaına da salât eyle...
Bunlar, Resulüllah S.A. efendimizin cemaatı ve tabi olanların cümlesi için verilen isimdır.
Onu sevenlere de salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, dünya hayatında iken; dar-ı ukbaya teşrif ettikten sonra taa, kıyamete kadar kendisine sevgi besleyenle-rin tümü bu zümreye dahildir.
Onun ümmetine de salât eyle.
Burada ümmet: Resulüllah S.A. efendimizin getirdiğini tasdik edip davetine icabet ederek şeriatını da kabul edenlerin tümüdür.
Keza, onlarla beraber bizlere de..
Bunun manası:
Bütün ümmeti ile beraber bize de salât veya selam eyle..
Demek olacağı gibi, şöyle de olabilir:
Buraya kadar anlatılan ål, ashab, evlâd, ezvac, zürriyet, ashar, ansar, eşya' muhib ve ümmeti ile beraber bize salât ve selâm eyle..
Ya erhamerrahimin..
Bunun manası şudur:
Ey şefkat, lütuf, kerem edenlerin cümlesinden merhametli ve şerefli olan Yüce Allah.. Tam rahmetin ve tam şefkatinle okuduğumuz tam salavat-ı şerifeyi, umumi tahiyyeti kabul eyle. Nebilerin ve resul-lerin efendisi hürmetine.. Amin!.
Buraya kadar anlatılan on üç salāvat-ı şerife Kazi'nin Şifa nam kitabından alınmıştır. Onlar adedi ile burada anlatıldı.
Bundan sonra anlatılacaklar, sair muteber kitaplardan alınan ve bazı rivayetlere göre sabit olan salavat-ı şerifelerdir.
Onların bazıları, meşayih dilinden anlatılmış; bazıları da birbiri-ne girgin anlatılmıştır. Bu sebeple, onların sayısı beyan olunmamıştır.
ON DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey zatının künhüne karşı; aklın, vehmin, hayalin idrakten aciz ol-duğu ve yaratılan cihetlerden, vehimden ve hayalden münezzeh şanı yüce nimeti her şeye şamil kendisinden başka ilah olmayan Allah..
473 Kendisine salût edenlerin sayısı kadar Muhammed'e salât ey-
tat eyle.. Ve.. kendisine salát etmeyenlerin sayıları kadar Muhammed'e sa-
Resulüllah S.A. efendimize salavat okuyanlar, müminler olduğu gibl; ona salavat okumayanlar da küffar, müşrik, muannitler ve şey-tanlardır.
Bize okumakla emrettiğin salât gibi, Muhammed'e salât eyle..
Yani: Bize emrettiğin tam salavatı okumakta bizim aczimiz var-dır. Onun için, bu işimizi sen Kerim Rahim Mevlâya ısmarladık. Niyaz ederiz ki: Biz kullarından Resulüllah S.A. efendimize okumakla me-mur olduğumuz salát-ı kâmile gibi salât eyleyesin.
Sonra..
Kendisine nasıl salavat okunmasını sevip arzuluyorsa, Mu-hammed'e öyle salát eyle.
Bazı nüshalarda:
Sevip arzuluyorsa..
Manasına gelen kelime:
Nasıl gerekiyorsa..
Manasına gelen bir kelime ile anlatılmıştır.
İMAM-I ŞAFİİ'NİN OKUDUĞU SALAVAT-I ŞERİFE
Bu salavat-ı şerifenin fazileti babında Iraki Tuhfetülmakasıd adit eserinde ve Ebülabbas Medili şöyle anlattılar:
İmam Safii'yi Rh. vefatından sonra rüyada gördüler ve sor-
dular:
-Hak Taålà sana ne muamele eyledi?.
Şöyle anlattı:
- Beni mağfiret etti.
Tekrar sordular:
Hangi sebepten ötürü mağfiret olundunuz?.
Şu cevabı verdi:
Beş cümle vardır ki, ben onlarla daima Resulüllah S.A. efen-dimize salāvat okurdum. O salavat-ı şerife sebebi ile mağfiret olundum. Resulüllah S.A. efendimize salavat okuduğunuz o beş cümle na-
sıldır?.
Diye sordukları zaman, üstte anlatılan salavat-ı şerifeyi okudu-ğunu söyledi. Ancak, yukarıda anlatılan salavat-ı şerifede dört cüm-
le vardır; beşinci cümle de şudur: Kendisine salât ne şekilde lâyık ise.. Muhammed'e öyle salât
eyle..
Müellif merhum bu beşinci cümleyi burada almamıştır. Ancak, fle-ride gelecek İKİNCİ HİZB'in evvelinde bu beş cümleyl, tamamen al-mıştır. Hatta bazı ziyadesi ile vardır, İnşaallah orada anlatılır.
Kıyamet günü, dönüşümüz de, O'na olacaktır» derdi. (7)
Peygamberimizin, yatağına girdiği zaman:
Göklerin ve yer'in Rabb'ı, her şeyin Rabbi olan, tohumu ve ge kirdeği çatlatıp çemenlendiren, Tevrat'ı, İncili ve Kuran'ı indiren Al-lah'ım! Ben, her kötülük sahibinin kötülüğünden Bana sığınırımı
Çünki, onu, perçeminden tutan Sensin!
Allah'ım! Evvel, Sensin! Benden önce olan hiç bir şey yokturt
Ahir, Bensin! Senden sonra olan hiç bir şey yoktur!
Zahir, Bensin! Senden başka hiç bir şey yoktur!» (8)
Uykudan uyandığı zaman da: Başka ilah yok, ancak, Sen varsın!
Beni, tesbih ve tenzih ederim.
Allah'ım! Günahlarımı, yarlığamanı ve rahmetini dilerim. Allah'ım! İlmimi artır!
Bana doğru yolu gösterdikten sonra, kalbimi kaydırma!
Yüce katından, bana bir rahmet te, ihsan buyur!
Çünki, bağışı, en çok olan, Sensin Bent» diyerek düa ettiği de, olur-du. (9)
Bera' b. Azib der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bana (Yatacak ye-rine varacağın zaman, namaz için abdest aldığın gibi, abdest al!
Sonra, sağ yanının üzerine yat ve sonra da (Allah'ım! Kendimi, Sana teslim ettim.
Yüzümü, Sana çevirdim.
Sırtımı, Sana dayadım.
Ben, Senin azabından korkar, rahmetini umarım.
Senden, Senin rahmetinden başka sığınılacak yok, Senin azabın-dan korunulacak, yok!
Ancak, Senin rahmetine sığınılır ve ancak, Senin rahmetinle kur-tulunur.
ای انسان اگر سنك فكرك نظرن تو لوكن نظامی بولمقدم عاضراب و استقرای نام آباد یعنی عمومی و راشد يوم اللرده او نظامي الدو اتمام قادر وحرك ان انارك تلوضع الو دينيان فكر كرين والشمر سندن طوغان و نوع بشرن حواشی (یعنی دو یغولری) حکمنده اولان صور الله
کافانه مام و صحیفه لرم او قولى عقاری میرنده براقان او لوکسن نظامی کوره سال
اون وفاتك هو ر نوعه دائر رفه تشكل اتمن و با اتکده در فنر اس قواعد ون ون عباس قاعده نك كلمتى اي نظامك بوكطلانه و لوز للكنه دلالت بدر. زيرا نظامي او لما يانك، كاستي اولا مات مثلا هر عالمك باشنده بياض برعمان وار. كلمتك سويلنلن تو حلم، علما نو عنده انتظامك بولوننہ باقار اویله ای عمومی بر تقسیم نسخه سنده فنون لونه دن هر ربى قاعده الريدن كليتنا
ا نمانده بوكك به نظامت بولوغنه به دليلور.
و هر برفه نورلی بر برهان اولوب ، موجوداتك سلام الرندة من القيم الركبي أصير لحب صا للانان مصالحت نمره لرینی و احوالان دگیشه سنده کیر لی اولانه فائده لرى كوستر مقاله، صانعك قصد و حکمتنی اعلام الد بيورلي عادنا وهم شيطانلريني طرد ايمان ايجون هر بر فن، به رنجم ثاقبدر. یعنی باطل و هماری
دلوب یا قان بدر یلدیز در لی.
ای ار قداسه ! او نظامی بولعه الجون عموم ملاقاتی آرا شد در مقدمه ایسه، شو مقاله دقت اینه مطاوربان
حاصل اولور.
کو زایله کور و تمرین بر میکروب بر حیوانجو کو چوکا گیاه برابر بک اینجه و غریب برما کینه الهی بی ها ویدر او ماكينه ممكن انتون اولد يفندن، وجود و عدمى متساويدر. عليز وجوده قلمی مخالد... او ماکینه نان به عالمتدن وجوده تا دیگی ضروریدر او علت این اسباب طبیعیه دیگلور. چونکه او ماکنه ده کی اینچه نظام بر علمك و بر شعورك اثر يدر. اسباب طبیعیه ایس، علمی شعور من جان شیابی در عقاری جیرنده براقان او اینجه ماکینه نان اسباب طبیعیه دره نشست ایتدیگی ادعا لیدنه آدم اسبابك هر بر ذره سنه افلاطونك شعوريني، جالینون حکمتی اعطای ما که برای او ذرات آراسنده بر مخابره نكاده موجود او لمنى اعتقاد المليدر. بواسیر او را سقطه و او را بر خراف در که مشهور
Ey insan! Eger semn fikrin, nazarın su yüksek nizamı bulmaktan aciz ise ve istikrát tâm ile. yani umumi bir araştırma ile de o nizamı ekle etmeye kadir değilsen, insanların telahuk-u elkär denilen fikirlerinin birleşmesinden doğan ve nev beşerin havassa-yam duyguları hükmünde olan funun ile kâinata bak ve sahifelerini oku ki, akılları hayrette bırakan o yüksek nizamı göresin.
Evet, kainatın her bir nev'ine dair bir fen tesekkül etmiş veya etmektedir. Fenler ise, kavaid-i külhyeden ibårettir. Kaidenin külliyeti ise, nizamın yüksekliğine ve güzelliğine delalet eder. Zira nizamı olmayanın, külliyeti olamaz. Mesela, "Her älimin başında beyaz bir imame var." Külliyetle söylenilen şu hüküm, ulema nev'inde intizamın bulunmasına bakar. Öyle ise, umûmi bir teftiş neticesinde fünün-u kevniyeden her birisi, kaidelerinin külliyetiyle käinåtta yüksek bir nizamın bulunmasına bir delildir.
Ve her bir fen nûrlu bir burhân olup, mevcûdâtım silsilelerinde salkımlar gibi asılıp sallanan maslahat semerelerini ve ahvälin değişmesinde gizli olan fäideleri göstermekle, Sani'in kasıd ve hikmetini i'län ediyorlar. Ådetå vehim şeytanlarını tard etmek için her bir fen, birer necm-i såkıbdır. Yani bâtıl vehimleri delip yakan birer yıldızdırlar.
Ey arkadaş! O nizămı bulmak için umum kainatı araştırmaktan ise, su misåle dikkat et, matlûbun hasıl olur.
Göz ile görünmeyen bir mikrop, bir hayvancık, küçüklü-ğüyle beraber pek ince ve garib bir makine-i İlahiyi hávidir. O makine mümkináttan olduğundan, vücûd ve ademi műtesåvidir. İlletsiz vücüda gelmesi muhäldir.
O makinenin bir illetten vücůda geldiği zarûrîdir. O illet ise, esbåb-ı tabiiye değildir. Çünki o makinedeki ince nizam bir ilmin ve bir şuûrun eseridir. Esbáb-ı tabliye ise, ilimsiz şuûrsuz câmid
şeylerdir. Akılları hayrette bırakan o ince makinenin
esbab-ı tabiiyeden neş'et ettiğini iddia eden adam, esbabım her bir zerresine Eflatun'un şuûrunu, Calinos'un hikmetini i'tå etmekle beraber, o zerrát arasında
bir muháberenin de mevcûd olmasını i'tikäd etmelidir. Bu ise öyle bir safsata ve öyle bir huráfedir ki, meşhur sofestaiyi bile utandırıyor.
5163. Yürekte doğruluk ve iyilik varsa, ruhta güzellik olur, ruhta güzellik olursa, evde tatlılık olur, evde tatlılık olursa, ulusta düzen olur; ulusta düzen olursa. dünyada huzur ve barış olur.
5164. Yürüyen bir aptal, oturan iki akıllıdan daha çok yol alır.
5165. Yüz kez söylemektense, bir kez göstermek yeğdir.
5166. Yüz yıllık çalışma, bir saatte yıkılabilir.
5167. Zengin ve güçlüyle uğraşırken, sabır her zaman gereklidir.
5168. Zevkine bak, geç bile kaldın.
5169. Zor işten yılma, boş gevezeliklerden yıl.
...
ÇİNGENE ATASÖZLERİ
5170. Evinde kalan insan ölür.
5171. Topal eşekle kervana karışan, yarı yolda durup konaklamak zorunda kalır.
5111. Üç ayak kalınlığındaki buz, bir günde donmaz.
5112. Üç erdem ödevlerimizin tamamlanıp sonuçlanmasını sağlar. İyiyi kötüden ayırmaya yarayan sağgörü, bütün insanları birbirine bağlayan dünya sevgi bize iyiyi yapmak, kötüden kaçınmak gücünü veren yüreklilik.
5113. Üç sabah erken kalkmak, bir günlük süreye eşittir.
5114. Üç tip vardır: Olacaklar, olmayacaklar, olamayacaklar. Olacaklar, her yeyi başarır. Olmayacaklar, her şeye itiraz eder. Olamayacaklarsa, hiç çabalamaz.
5115. Üçümüz bir araya gelince, herhalde iki öğretmenim olacak; iyi adama bakarak öykünmeğe çalışacağım, uçan adamı görünce kendimi düzeltmeğe uğraşacağım.
5116. Varlık evi, erdem insanı süsler.
5117. Varlık, yüreği karartır.
5118. Varsıllığı yaratan insandır, insanı yaratan varsıllık değil.
5119. Varsıllık gübredir; yalnızca saçıldığında yararlı olur.
5120. Vicdan, aklın nabzıdır.
5121. Yağmurdan sonra kukuleta. (Düğünden sonra kına. İş işten geçtikten sonra)
5122. Yakın olan iyi komşular, uzak olan akrabadan daha hayırlıdır.
5123. Yalnız iki tür insan iyidir: gömülmüşlerle doğmamışlar.
5124. Yalnız yanlış yol vardır, içinden çıkılmaz durum yoktur.
5125. Yanlış anlaşılmaktan rahatsız olmayın, iyi anlatıcı olamamaktan rahatsız olun.
5126. Yanlış yöne bir adım atarsanız, doğru yöne yüz adım atmanız bunu karşılamaz.
5127. Yanlışlıkla tutuklanabilirsiniz, ama hiç bir zaman yanlışlıkla salıverilmezsiniz.
5128. Yapılan iyiliğe karşılık beklemek; iyilikten geri dönmek, onun değerini yitirmek, demektir.
5129. Yardımlarını istemezsen, tüm erkekler iyi niyetlidir.
5130. Yarın açacak bütün çiçeklerin tohumu, bugünden ekilir.
5131. Yasalar yalnız suçluları cezalandırmakla kalmamalı, erdemleri de ödüllendirmeliydi.
5132. Yaslı bir gün, sevinçli bir aydan uzundur.
5133. Yaşam kısadır, gülelim!
5134. Yaşama hırsı içinde birçok deha yaşlanmıştır.
5135. Yaşamakla ölmek, bugün de dünkü gibidir.
5136. Yaşamda hep canlı olmak istersen, içini sevgiyle doldurman gerektiğini anla!
5137. Yaşamımız sınırlıdır, sınırsız olan bilgidir.
5138. Yaşarken mahkemeden, öldükten sonra
da cehennemden kork.
5139. Yaşını söyleyen kadm, ya genç olduğu için yitirecek bir şeyi yoktur, ya da yaşlı olduğunda kazanacak bir şeyi yoktur.
5140. Yaşlanıncaya dek öğrensek bile, bilim tükenmez.
5141. Yaşlanıyorum diye korkma, gönlünün yaşlanmasından kork.
مشروعه : dine dayanan meşrutiyet hükümeti hükümet I müstebide حکومت سعیده : müstebid (baskıcı) hükümet
hükümeti zaife حکومت ضعیفه : zayıf (gusüz( hükümet
hüküm ferma حكم فرما : hakim, hükmünü yü rüten, yürürlükte olan, hükmünü kabul etti-ren, gücünü ve etkisini gösteren
hüküm fermalık حکم فرمائل : haküm ferma du-
rumu, hükmünü yürütür olma, hakimiyetini
gösterme hali
hüküm ferma olmak حكم فرما اولمق : hakim ol-mak, hükmünü yürütmek, hakimiyetini gös-termek, hükmünü kabul ettirmek, gücünü ve etkisini göstermek
hükümran 1 : حکمران.hakim 2 hüküm süren,
hükmünü yürüten, sözü ve gücü geçerli olan 4.hükümdar
hükümsüz 1 : حكمز geçersiz 2.yürürlükten
kalkmış 3.etkisiz
Hülagu هلاکر : )Hulagu Han) (mi. 1217. 1265(
Moğol Imparatoru Cengiz Han'ın torunudur. Ağabeyi Möngke Büyük Han ünvanıyla im-paratorluk orluk makan mak makamındayken kardeşlerinden Kubilay'ı Çin'e kendisini de batıya, Ön Asya'ya yolladı. Moğol ordularının bir kısmı onun em-rine verildi. Hülagu, İran'a yerleşerek, tarihte İlhanlılar olarak geçen İran'daki Moğol hade-nanını kurdu, Selçuklular Azerbeycanı. Kafkas bölgesine bağladı, Bâtıniler'in şeyhi Ruknet-tin Hürşah. Hülagu'ya bağlanmayı reddedince onların merkezi olan Hamut kalesini zaptetti. Hürşah ve taraflarını ortadan kaldırdı. ondan sonra Bağdat'a yürüdü. Bağdat Abbasi devle-tinin merkeziydi. Halife El-Mustasım Billah, Bağdat'ta hüküm sürüyordu Hûlagu, halifenin ordusunu yenerek Bağdat'ı kapattı, kapatma elli gün sürdü. Sonuçta Abbasi Abbasi Devletinin baş-kenti Bağdat, Hûlagu'nun eline geçti. halife ve yakınlarını hemen idam ettirdi. Bunlardan bazıları Mısır'a kaçmış ve Mısır'ın Yavuz Sul-tan Han tarafının alınmasına kadar halifelik makamını devam ettirmişlerdir. Moğol hane-danı ve Hülágu, Budizm'e sevgi ve Hıristiyan-lık ve Yahudilik ve diğer dinlere karşı dostluk duyguları beslerken, İslam'a karşı düşman-lıktan uzak durmadılar. İşgal ettikleri İslâm ülkelerinde her türlü zülmü yaptılar. Yağma, katliam (soykırımı), şehirleri yakıp yıkma, medeniyet eserlerini, kütüphaneleri tahrip etme, alıştıkları hareket tarzları oldu. Bağdat'a
girdiklerinde de zengin kütüphaneleri tahrip edip kitapları Dicle Nehrine döktüler. Mogol duraklamasının önemli sebeplerinden biri stilaları İslam dünyasının ve medeniyetinin lir. Çok kan döken, yakıp yıkan ve zalim olan Hülagu'dan sonra İlhanlılar devletinin başına vedi hükümdar geçmiştir. Bunlardan üçüncü ¡ükümdar Tekudar müslüman olup Ahmed is-nini aldı. Ondan sonra gelen Argun Han hariç liğerleri de İslam dinine girdiler. Son İlhanli mükümdarı Ebu Said'in ölümü ile (mi. 1335) randaki Moğol hanedanına dayanan İlhanlı Devleti gittikçe zayıflayarak nihayet tarihe ka-ıştı (mi. 1353)
ülasa (hulasa( 1 : خلاصه.öz, temel, esas 2.kisa-a; kısacası 3.özet
ülasa-i camia خلاصه جامعه : çeşitli özellilkleri endinde toplamış öz, temel, esas
hulela-yi mehdiyyin خلفای مهدی mehdi olan halifeler, ahir zamandaki büyuk mehdinin ban görevlerini yapan månevi makamı yük sek zatlar
holefa-yt rasidin خلفای راشدین : rasid halifeler kemale ve aydınlığa erişmiş halifeler, ilk dört halife (bak. hülefa-i erbaa)
holefa-l selase خلفاء للاله : ilk üç halife (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman (r.a.)
hülya (veya hulya( 1 : حولياhayal, tatlı hayal 2.kuruntu
huma kuşu 1 : هما فرشی.devlet kuşu, talih kuşu, kimin başının üstünde uçarsa ona padişahlık veya yüksek bir makam yahut büyük mutlu-luk getirdiğine inanılan masal kuşu 2.(mec.) mutluluk
hümayun همایون : .padişaha ait 2 kutlu, mü-barek, uğurlu
hürmetsiz 1 : حرمتز.saygısız 2.saygıya değer olmayan 3.dokunulmazlığı bulunmayan
hürriyet-i umurni
hürmetsizlik حرمنزلك : saygısızlık,
hürriyat حريات : hürriyetler (özgürlükler(
hürriyet 1 : حزيت serbestlik, hür olma, hiçbir baskı ve zorlama olmadan serbest irade ile hareket etme 2.bağımsızhk3 Osmanlı devle
tinde 2 meşrutiyetin ilanı (mi. 1908)
hürriyet-i adilane حزيت عادلانه : adalete bağlı
hürriyet
hürriyet-i diniye حریت دینیه : din hürriyeti
hürriyet-i efkar حزيت افکار : düşüncelerin hür
olması, düşünce hürriyeri
hürriyet-i fikir حزيت فكر : düşünce hürriyeti
hürriyet-i fikir ve vicdan حزیت فکر و وجدان :da-şünce ve vicdan (inanç) hürriyeti
hürriyet-i fikr-i ilmiye حریت فکر علمیه : ilmi da şünce hürriyeti, ilme ait düşüncenin hür ve serbest olması
hürriyet-i hayvani حریت حیوانی : hayvanca ser-bestlik, hayvanların hiçbir kanun ve kural tanımadan isteklerine göre hareketleri, hay-vanlardaki gibi isteklere bağlılık, isteklere esirlik
hürriyet-i ilmiye حزبت علميه : ilim hürriyeti, ilimle uğraşma ve ilme dayanan bilgi ve dü
dünya hayatını ve ziynetini murat ederse biz, onlara amellerini (n karşılığını) dünyada tamamen öderiz ve onlar orada (dünyada) bir eksikliğe uğratılmazlar. Onlar öyle kimselerdir ki âhirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur ve orada,
про пабор вио әл Welles en lydaje nyelel es zwipuaj yesinin say
MÜTEESSİR OLMA -2
Nitekim o azabı, insanları, İslâmiyet'i kabulden menetmek için aralarında iş bölümü yapmış olanların üzerine indirmiştik, onları helâk etmiştik. Onlar, Kur'ân'ı, o İlâhî kitabın hükümlerinden bir kısmını kabul edip bir kısmını inkâr etmek cüretinde bulunmuşlardı.
Rivâyete göre müşriklerin reîslerinden olan Velid bin Muğîre, hac mevsiminde onlarca adamı Mekke'nin yollarına taksim etmişti. Bu şahıslar, Mekke'ye etraftan gelen hacılar ile görüşüyorlardı. İnsanları, Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem'e uymaktan alıkoymaya çalışıyorlar, Kur'ân-ı Azîm aleyhinde de münasebetsiz sözler söylüyorlardı. Kur'ân-ı Kerîm'in o âyetlerini parçalamak istiyorlardı, "O âyetler, birer sihirdir, birer iftiradır, birer şiirden, evvelkilerin hikâyelerinden ibarettir." diyorlardı.
Bu sözleri söyleyenler, nihayet Bedir Gazvesi'nde helâk olup İlâhî azāba uğramışlardı. Bunların uhrevî azâpları ise elbette daha dehşetlidir. Artık İslâmiyet'i, İlâhî hükümleri tahkîre ve değiştirmeye cüret edenler, bu pek şiddetli azabı düşünsünler.
İşte bu gibi inkârcılar, kendilerini büyük bir mesuliyete uğratmışlardır. Şimdi, ey Resül'üm! Onların o hâllerine bakıp da fazla müteessir olma. Rabb'ine and olsun ki elbette onlara, o kâfirlerin hepsine, kıyamet günü de soracağız, onları âhirette büyük bir muhasebeye, muhakemeye tâbi tutacağız, bütün bu hållerinden dolayı ebedî azâba uğratacağız.
Şu da malumdur ki: Ahiret hayatı sonsuzdur. Bütün insanlar ve cinler, âhirette hesaba çekilmek için uzun müddet bekleyeceklerdir. Bu bekleme de kâfirler için bir nevi azâptır. Daha sonra da bütün bunlar, hesaba tabi tutulacaktır. Nitekim "Mutlaka onların hepsini, yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz." meâlindeki, Hicr Süresi'nin 92. âyet-i kerîmesi, bunu haber vermektedir.
1918-Çanakkale Boğazı, Ingiliz ve Fransızlarca işgal edildi.
- 1981-YÖK'ün kuruluşu.
- 1983-İhtilalden sonra ilk genel seçimler yapıldı.
6
WIR PERS
Ey Peygamber, sana da, sana uyan müminlere de Allah kâfidir.
Enfal Suresi: 64
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
BİR HADİS
KASIM
Abdestli olmaya ancak kâmil mü'min dikkat eder.
İbni Mâce, Tahare: 4
NOVEMBER
Bir fende veyahut kasasda, bir adam esaslarını ve ruh ve ukdelerini ahzederek müddeâsını ona bina ederse, o fende hazakat ve maharetini gösterir. Muhâkemat
et, beraber götür. Onlar da orada ahlâkın ve maneviyatın inkişafı hususunda Ey muannid! Ceziretü'l-Arab'a git, en büyük feylesoflardan yüz taneyi de intihab a ça-
Risalet-i Ahmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN
-1495-Şehzade Cemin
ölümü
-1955-Bağdat'ta Türkiye ile Irak arasında karşılıklı işbirliği anlaşması (CENTO) imzalandı.
-1798-Napolyon Bonapart in Gazze'yi işgali ve Akka'yı kuşatması.
-2016-Bediuzzaman in talebelerinden Mehmed Kırkıncı vefat etti.
ŞUBAT
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
BİR AYET
Allene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et.
Tähä Suresi: 132
24 PERŞEMBE THURSDAY
BİR HADİS
Birbirinizle el sıkışın ki, kalplerdeki kin gitsin.
FEBRUARY
১০০
Kanaat ve İktisad, maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve nizkınızı temin eder.
müberra, zevcelerden ve çocuklardan, şekil ve azadan muarra olan sa-Ey zat ve sıfatta serik ve nezirden, şehib ve misilden münezzeh ve nı büyük Allah..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle.
Burada anlatılacak bes salavat-1 serife vardır. Onun evveli, üst-te anlatılan kısımdan başlar. Sonu da ON ALTINCI SALAVAT-I ŞERİ FE ile biter.
Bunlar, Saad b. Utarid Hz. nin vird edindiği salāvatlardır.
Ebu Muhammed Cübür'ün kitabında dahi, bu beş salavat-ı şerife, müellifin bu tertibine göre anlatılmıştır.
İmam-ı Nisaburi ise, ŞEREF ÜL-MUSTAFA adlı kitabında Resu. lüllah S.A. efendimizden merfu olarak anlatmış, faziletini beyan et-miştir.
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİ RÜYADA GÖRMEK:
İbn-i Fakihani KAMER'ÜL-MÜNİR adlı kitabında bu salāvat-1 şerifeleri, İbn-i Sebü'nün ŞİFA adlı kitabından rivayet etmiştir. An-cak, bunun rivayetinde:
Muhammed'in âline de salât eyle..
Lafızları anlatılmamıştır.
Şöyle rivayet edildi:
Her kim Resulüllah S.A. efendimizi rüyada görmek isterse o kimse, bu salavat-ı şerifelerin evvelinde anlatılan üç salavat-ı şeri feyi tek aded üzere okumaya devam etsin. Meselâ: Yetmiş bir kere oku-mak gibi.
Böyle okuyan kimse, Resulüllah S.A. efendimizi, Allah'ın fazlı ile rüyasında görür.
Ancak, bu rivayette dahi:
Muhammed'in âline de..
Lafızları anlatılmamıştır. Böyle olunca salavat-ı şerifenin manası şöyle olur:
Allahım, Muhammed'e bize emrettiğin şekilde salât eyle.
Allahım, Muhammed'e ehli olduğun biçimde salât eyle.
Allahım, Muhammed'e kendisinin sevdiği ve onun için razı ola-cağın şekilde salât eyle. (1)
Bazıları bu üç salavat-ı şerifeye, şu manadaki salavat-ı şerifeyl de eklemişlerdir:
(1) Bu salivat-ı şerifelerin Arapça okunuş şekli şöyledir:
<<Allahümme salli alâ Muhammedin kema emertena en nuselliye aleyhi. Alla hümme salli alâ Muhammedin kema hüve ehlühu. Allahümme salli alâ Muhammedin kema yuhibbü ve terdahü lehu.
Allahım, cesetler arasında Muhammed'in cesedine salát eyle. Allahım, kabirler arasında Muhammed'in kabrine salát eyle. (1) Son anlatılan iki salavat-ı şerifeyi de, üsttekine eklemek sureti le beş olur. Dediler ki:
Bu beş salavat-i şerifeyi yetmiş bir defa okumalıdırlar. Esas anlattığımız salavat-ı şerifeye devam edelim:
Bu salatın, bizim ona salát etmemizi emrettiğin gibi olsun.
Bu cümlenin ifade ettiği kısa mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimize, tam ve yeterli salavat okumamız; üs-tün tekrimat eylememiz Yüce Zatın katından bize emrolunmuştur. Ancak, biz o emirleri tam olarak yerine getirmekten yana her bakım-dan aciz durumdayız. Ona, emredildiği biçimde salát okumaktan yana kusurumuz vardır. Bu sebeble, ey merhametliler merhametlisi, ona lA-yık biçimde salavatı sen ihsan eyle..
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline chli olduğu şe kilde salât eyle..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin üstün şanına nasıl layık ise.. kendisine ve âline, tabi olanlarına öyle salât eyle.
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline kendisi için se-vip razı olduğun şekilde salát eyle..
Burada, Resulüllah S.A. efendimizin âli, daha önce de anlatıldığı gibi, kendisine tabi olan ümmeti ve ashabıdır..
Allah-ü Taâlâ'nın sevip razı olduğu salât ise.. onun şanına layık, yüce makamına münasip ve hakkı olan biçimde bir salattır. Bu du-rumda, kısa ve açık manası şu olur:
Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline hakları nasıl ise.. öyle salât eyle..
ON ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahını, ey Muhammed'in ve Muhammed'in âlinin RABBI.
Burada, Resulüllah S.A. efendimizin isminin:
- RABB.
Lafzına izafetle söylenmesi, kendisine tazim, teşrif ve tekrim için-dir. Bu cümle daha açık manası ile şu demeğe gelir:
Ey Muhammed'in maliki ve seyyidi, türlü türlü üstün nimet-lerle terbiye edip yetiştireni, daima zat-ı şeriflerine yararlı şeylerde kaim kılanı, ona yakınlık menzili ile müşerref edeni, cemalini müşa-
(1) Bu salavat-ı şerifelerin Arapça okunuşu da şöyledir:
«Allahümme salli alâ cesedi Muhammedin fil-ecsadi, Allahümme salli alâ kab-ri Muhammedin fil-kuburi.>
Kim, bunu söyler de, o gece altında ölürse, İslâm fıtratı üzere ölür!) buyurdu. (12)
Yine rivayete göre Peygamberimiz «Sizden biriniz, geceleyin dö-şeğinden kalktıktan sonra ona dönüp (13) yatacağı zaman, onu, İza-rının eteği ile (14) üç kerre (15) çırpsın. (16)
Çünki, kendisinden sonra neler olduğunu (17), nelerin gelip ya-tak üzerinde yerini aldığını (18) bilemez. (19)
Döşeğine yatmak istediği zaman (20), sağ yanının üzerine yat-sın. (21)
Yattığı (22), yanını döşeğe koyduğu zaman da (Allah'ım! (23) Seni, tesbih ve tenzih ederim. (24)
Ya Rab! (25) Yanımı, döşeğe Senin İsminle koydum.
Senin İsminle de, kaldırırım.
yur. Eğer, rühumu tutar, alıkorsan, ona rahmet ve mağfiret ihsan bu-
Eğer, geri salarsan, sâlih kullarını koruduğun gibi, onu koru! (26)
(12) Buhari Edebülmüfred s. 312
(13) Tirmizi Sünen c. 5, s. 472, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 279
(14) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Buhari Sahih c. 7, s. 149, Edebül-müfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 472, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1275, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 279
(15) Tirmizi Sünen c. 5, s. 472
(16) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Buhari Sahih c. 7, s. 149, Edebül-müfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 472-473, İbn-i Mâce (17) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295 Sünen c. 2, s. 1275
(18) Buhari Sahih c. 7, s. 149, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 473, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1275, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 279
(19) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Buhari Sahih c. 7, s. 149, Müslim -Sünen c. 2, Sahih c. 4, s. 2084, Tirmizi Sünen c. 5, s. 473, İbn-i Mâce s. 1275, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle, s. 279 (20) Müslim Sahih c. 4, s. 2084
(21) Buhâri Edebülmüfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud -Sünen c. 4, s. 312, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1275
(22) Tirmizî Sünen c. 5, s. 473
(23) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Müslim Sahih c. 4, s. 2084
(24) Müslim Sahih c. 4, s. 2084
(25) Buhari Sahih c. 7, s. 149, Edebülmüfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2085, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 473, İbn-i Mâce -Sünen c. 2, s. 1275
(26) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Buhari Sahih c. 7, s. 149, Edebül-müfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2085, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 473, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 275, Ebû Bekir Ah-med b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 279
Uyandığı zaman da (Hamd olsun Allah'a ki, beni, cesedimde âfi-yetli kıldı, rûhumu, bana geri çevirdi ve zikri için bana izin verdi.) de-sin. buyurmuştur. (27)
Allah'ım Sevmediği Yatış ve Uyuyuş Biçimi:
Peygamberimiz, karnının üzerine (Yüzü koyun) yatan bir adama rastlayınca (İşte, bu, Allah'ın hiç sevmediği bir yatıştır!» buyurdu. (28)
Şerid b. Süveyd'in bildirdiğine göre Peygamberimiz, yüzünün üze-rine yatmış, uyuyan bir kimse görüp ona, ayağının ucu ile dokundu ve «Bu, yüce Allah'ın en sevmediği bir uyumadır!» buyurdu. (29)
Uyuyan zat, Eshab-1 Suffa'dan Abdullah b. Tahfe olup demiştir ki Ben, seher vakti Mescidde karnımın, yüzümün üzerine yatmış, uyurken, birisi, bana, ayağı ile dokundu. (30)
(Kim bu?) diye sordu.
(Ben, Abdullah b. Tahfe'yim!) dedim. (31)
Bir de, ne göreyim? Resûlullâh Aleyhisselâm, imiş! (32)
(Bu, yüce Allah'ın, en sevmediği bir yatıştır!) buyurdu.» (33)
Peygamberimizin Abdestsiz Durmadığı:
Peygamberimiz, abdestsiz durmazdı.
Peygamberimizin, tüvâlete çıkıp ta, abdest almadığı görülmemiş-tir. (34)
مع هذا، اسباب ماديه ده اساس اتخاذ ان بله قوة ماذبه ایله قوه دافعتك انقسام قابلتی اولمايان بر جزوده بلكده اجتما عارى التزام بديل لمشدر حالبول بوناء بالرين ضد اولد فارند
اجتماعاری جائز دگر
فقط جاذبه و دافعه قانو نارندن مقصد عادات الله الله تعمر ابو علن قوان الربية ابيس وطبعنا ثمن الدول شريعت فطر امر مائردر. لكن قانونلقدن طبيعته، وجود ذهنيدي وصور خارجی به امور اعتبار به دن امور حقیقیه به آلت او المقدر موت اولمغه صفحان شرطیله مصولو
عکس تقدیر ده جائز دیلدر، مردود در.
ای آر قداس مثال اولارق کوستی دیكم او لوجك فرده عنى حيوا نحفك، يعنى مبقرونك سوك فار بقر سندہ کی نظام و انتظامی عقلان ایله کور د یگان تقدیر ده باشای قالدی ، کاخانه باعد مینه او لکه، ما فاتك وضوع و ظهوری نسبتنده او یوکسان نظامی عالمي، طاقاتك صحيفة الرنده به ظاهر
و او قوناقلی به شه ده كوروب او قويا حقك .
ای آر قداس الفاتك صحيفة الرنده [ دليل العنايه ] ايله ليلان نظامه عائد آیتلری او قویا مدی ايسرك ، صفت كلا من كان قرآن عظيم الشانك بتارين بافکر، انسانلرى تفكره دعوت ايدن بتون ایناری شودليل العنايه بي توصيه الديورلي و نعمتهاری و فائده لری صدایان آنتاری وخی
دليل العناية دينيان او يوكسك نظامك عمره الرندن بحث ايديولي.
از جمله، بخشنده بولوند يغمز شوايت ( الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ نَ الثَّمَرَاتِ رِزْ رِزْقًا قَالَكم لَكُم جمل الرويلي، او نظامله فائده لريني و نعمترين قويار وب ان وب ان اناره ورسور
دلیل اختراعي ] مذكور آيتك صانعه وجود و وحدتنه اشارت ايدن دليل المندم بری ده الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ) جمله سیاه اشارت ایتدیگی 1 دلیل اختراعی ) در .
دليل اختراعينك خلاصه ی شویله ایضاح ايدياله بیدار
ذاب هم خصوصی اثر لرين منشأ و كندينه لايق كما لاتنه مأخذ اولمعه اوزره، هر فرده و نوعه خاص و مستقل بر وجود و رمشدر هیچ بر نوع ازل جهتنه موکز اولار مه او زانو کیمیز
Maahari, esbab maddiyede esas ittihaz edilen kuvve carabe ile kuvvet dåfianim inkuama kabiliyeti olmayan bir cur'de bulikte ictima'ları iltizam edilmistir Halbuki bunlar birbirlerine zid olduklarından, ictima'ları chiz değildir.
Fakat caribe ve dafia kanunlarından maksad, darullah ile tabir edilen kavanin-i İlahiye ise ve tabiatla textiye edilen şerlat- fitriye ise, caizdir. Lakin kanunluktan tabiata, vücüd-u zihniden vücüd-u hariciye, umûr u f'tibariyeden umûr-u hakikiyeye, ålet olmaktan müessir olmaya çıkmamak şartıyla makbüldür Aksi takdirde caiz değildir, merdüddur.
Ey arkadas! Misal olarak gösterdiğim o küçük hurdebini hayvancığın, yani mikrobun büyük fabrikasımdaki nizăm ve intizamı aklın ile gördüğün takdirde başını kaldır, käinâta bak. Emin ol ki, kainatın vuzůh ve zuhůru nisbetinde o yüksek nizamı, kainatın sahifelerinde pek zähir ve okunaklı bir şekilde görüp okuyacaksın.
Ey arkadaş! Käinatın sahifelerinde delilü'l-inâye ile anılan nizăma åit âyetleri okuyamadı isen, sıfat-1 kelâmdan gelen Kur'ân-ı Azimüşşan'ın åyetlerine bak ki, insanları tefekküre da'vet eden bütün âyetleri, şu delilü'l-inâyeyi tavsiye ediyorlar.
Ve ni'metleri ve fåideleri sayan âyetleri dahi delilü'l-inâye denilen o yüksek nizâmın semerelerinden bahsediyorlar.
Ezcümle, bahsinde bulunduğumuz şu âyet الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرض فراشا والسعاة بناء والمول من السماء ماء تالمرج به من الشعراي برقاً لكة cümleleriyle, o nizâmın
fäidelerini ve ni'metlerini koparıp insanlara veriyor.
Delfl-i İhtiraf: Mezkůr âyetin Sâni'in vücûd ve vahdetine işaret eden delillerinden biri de cümlesiyle الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ işaret ettiği delil-i ihtiråîdir.
Delil-i ihtirâînin hulâsası şöyle izah edilebilir:
Cenab-ı Hakk, hususi eserlerine menşe' ve kendisine lâyık kemålåtına me'haz olmak üzere, her ferde ve her nev'e hås ve müstakil bir vücûd vermiştir. Hiç bir nev', ezel cihetine sonsuz olarak uzanıp gitmez.
onlara bir sarhoşu göstermektir. 2013 Ickiye düşkün olanları bu, yıkımdan kurtarmak için en iyi yol, sarhoş değilken,
4914 k kaplan, aynı yerı paylaşamaz. (Turkce karşılığı: İki cambaz, bir ipte oynama)
4915. İki ucu birden batan iğne yoktur.
4916 İkimizde de birer yumurta olsa, yumurtaları değiştirsek, her birimizin birer yumurtası olur. İkimizde de birer bilgi olsa, bu bilgileri birbirimize versek, her birimizin iki bilgisi olur.
4917. Imparatorluklar belki at sırtında fethedilir, ama at sırtında yönetilemez.
4918. Incelik (nezaket), insanları size borç para vermekten daha çok bağlar.
4919. İnsan bir kitabı her açışında yeni bir şey öğrenir.
4920. İnsan, bulaşıklarını temizlediği gibi, yüreğini de temizlemelidir.
4921. Insan canlı bir haznedir, varsıllık ise cansız.
4922. İnsan davranışının açığa vurmayacağı giz yoktur.
4924. İnsan için üç temel erdem vardır: İyiyi kötüden ayırmaya akıl, insanları birbirine bağlayan dünya sevgisi, iyilik yapıp kötülükten kaçınma gücünü veren yüreklilik.
4925. İnsan için ünlenmek, domuz için semirmek denli çekincelidir.
4926. Insan, iyi şeyi bin günde güç öğrenir, kötü şeyi öğrenmek için bir saat bile çoktur.
4927. Insan kendi yanlışlarını, başkalarının gözleriyle izlemeli.
4928. Insan, kendinden başlar.
4929. İnsan, mücevheri en son satın alır, ama en önce satar.
4930. İnsan, önünde bir amaç görürse, ona erişmek için kanatlanır.
4931. İnsan yüz yıl yaşamaz, ama kendine bin yıllık bir kader hazırlar.
4932. İnsan yüz yıl yaşamazken, acılar binleri bulur.
4933. İnsanın bir üzüntü yüzünden saçını-başını yolması ne denli saçmadır; kellik üzüntülere son vermez ki...
4934. İnsanın işittikleri kuşkuludur, kendi gözüyle gördükleri kesindir.
4935. İnsanın özyapısını değiştirmektense, dağın yerini değiştirmek daha kolaydır.
4936. Insanlar birbiriyle dost olunca, sular bile durulur.
4937. Insanların ne konuştuklarını dinle, ama ne yaptıklarına da bak.
4938. İnsanların yüzlerini tanıyabilirsin, ama yüreklerini asla!
hürriyet-i vicdan ve fikir حریت وجدان و فکر :vic dan (inanç) düşunce hurriyeti
hürriyetçiler 1: حزينجيلرOsmanlı Devletinin padişahlıkla değil meşrutiyetle idare edilme sini isteyenler 2. Abdulhamid'i 1908 yılında meşrutiyeti ilan etmeye zorlayanlar, meşru tiyetçiler 2. Demokratlar, hürriyetçi düzene taraftar olanlar
hürriyetsiz حزينر : hurriyetten yoksun, baskı altında, esir
hürriyet-siken حزيت شکن : hürriyeti kırıcı, hür
riyet, kısıtlayıcı
Hüseyini Cisri حسین جسرى : )hi 1261.1327) Suriyeli din alimlerindendir. Baba ve anne
si Peygamberin (a.s.m.) soyundandır, yani ehl-i beyttendir. Mısır'da Cami-ül Ezher'de öğrenim görmüştür. (bak. Cami-ül Ezher) zamanın din, felsefe ve edebiyatla ilgili ilim-lerle uğraşmıştır. Risale-i Hamidiye adlı eseri Türkçeye ve Pakistanda konuşulan Orducaya tercüme edilmiştir
hüsn 1 : حسن güzellik 2.iyilik 3 mükemmellik
hüsnü ahlak حسن اخلاق : ahlak güzelliği
hüsnü akibet حسن عاقبت : iyi ve güzel son, ha-yatın imanlı ve iyi bir kul olarak son bulması
hüsnü akli حسن عقلی : akıl ile varlığı anlaşılabi-len ve kavranabilen güzellik ve iyilik
hüsnü alaka حسن علاقه : candan ilgi, kuvvetli
ilgi, çok güzel ilgi
hüsnü amel حسن عمل : iyi iş ve güzel davranış, sevap kazandırıcı iş ve davranış
hüsnü arazi 1 : حسن عرضی.varlığın özüne ait olmayan geçici güzellik 2.yaratıcı san'atkāra işaret edici güzellik
hüsnü basar حسن بصر : görebilme güzelliği, iyi
görebilme
hüsnü bilgayr حسن بالغير : meydana gelen so-nuç ve faydaya bağlı olan güzellik ve iyilik
hüsnü bizzat حسن بالذات : bir şeyin özünde ve aslında var olan güzellik ve iyilik, kendi dı-şında hiçbir şeye ihtiyacı olmayan var olan güzellik, bizzat güzellik
hüsnü cemal حسن جمال : güzellik maddi ve
hüsn-ü Isabet
H
mak istenen şeye üstun derecede tutarlı olu-şu (bak, cezalet)
hüsnü cereyan حسن جریان : iyi ve güzel halde devam edip gitme, bir işin engelsiz ve arızasız
yürümesi
hüsnü delalet حسن دلالت : güzel yol gösterici-lik, doğru işaret. bir şeyi göstermede üstün
başarı
hüsnü ebda حسن أبدع : çok bedi' ve hayret ve-rici güzellik
hüsnü edeb حسن أدب : güzel terbiye ve dav-
ranış tarzı
hüsnü esma حسن أسماء : isimlerdeki güzellik, isimlerin güzelliği
hüsnü ezeli حسن أزلي : ezeli güzellik
hüsnü fikr (fikir( حسن فکر : güzel düşünce
hüsnü hakikiحسن حق : gerçek güzellik
hüsn-hal حسن حال : iyi davranış tarzı, güzel ahlâk, hal ve davranış bakımından güzellik
ve iyilik
hüsn-ü haslet حسن خصلت : güzel huy ve ahlâk, huy ve ahläktaki güzellik
hüsnü hat 1 : حسن خط.güzel yazı 2. güzel yazı
yazma sanatı
hüsnü hatime حسن خاتمه : sonu güzel olma, son nefesini imanlı olarak verme, kelime-i
şehadet getirerek ölme
hüsnü hayır حسن خير : iyiliğin güzelliği, iyilik
ve güzellik
hüsnü hilkat حسن خلقت : yaradılış güzelliği
hüsn-ü hilkat-i insan حسن خلقت إنسان : insanın yaradılışındaki güzellik
hüsnü hizmet حسن خدمت : iyi hizmet, görevini
iyi yapma
hüsnü hulk حسن خلق : iyi huy, iyi ahlak
hüsnü icad حسن ایجاد : güzel yaradılış, yaradı-
lıştaki güzellik
hüsnü ifade حسن إقاده : ifade güzelliği, güzel
ifade, iyi anlatma
hüsn-0 Ifham حسن إفهام : iyi anlatma, iyi kav-ratma, iyi anlamayı sağlama
hüsnü istikbal حسن إستقال: güzel karsilama. sevincle hoşgeldiniz' diye karsılama
hüsnü istikbal etmek حسن استقلايتك : se vincle hoşgeldiniz' diye karşılamak
bet 2.yerinde ve güzel bağlantı ve ilgili
husn-ü istimal حسن استعمال iyi kullanma (hüsn-u istimal etmek: iyi kullanmak) bir şeyi veriliş gayesine uygun olarak kullanma
hüsnü istimal etmek حسن استعمال ابتمك : ivi kul lanmak. Bir şeyi veriliş gayesşne iyi kullanma lik hüsnü kabul حسن قول : Livi karsılama, mem nunlukla karşılama 2 saygı ve sevgi göster-me, güler yuz gösterme
hüsnü kabul-u halk حسن قبول حلق : halkın iyi karşılaması, halkın saygı ve sevgi göstermesi hüsnü kelam حسن كلام : sözün güzelliği, söz-deki güzellik
hüsnü kemal حسن كمال : üstün vasıf ve değer deki guzellik, olgunluktaki güzellik
hüsnü kerem حسن کرم : comertlik ve bağışla yıcılıktaki güzellik
hüsnü külli حسن كلى : herşeyde kendini gös-teren ve bütün varlıkları kaplayan güzellik ve hikmetlilik
hüsnü layezali حسن لا يزالی : bitmeyen, son bul mayan ebedi güzellik
hüsnü mahfi حسن مخفی : gizli güzellik, saklı duran güzellik
hüsnü maiset حسن معیشت : geliri ve geçimi iyi olma, yaşamak için gereken ihtiyaçların ra-
hüsnü muaşeret حسن معاشرت : insanlar arası iyi ilişkiler ve iyi geçimli olmak
hüsn-ü muhafaza حسن محافظه : iyi koruma (hüsn-ü muhafaza etmek: iyi korumak)
hüsnü mukaddes حسن مقدس : kutsal güzellik,
ilâhî güzellik
hüsnü mücerred حسن مجرد : madde dünyası ile ilgisi bulunmayan ve ancak akılla anlaşı labilen güzellik 2.şartlara veya elde edilecek
hüsn-ü täli
fayda ve sonuca bağlı olmayan güzellik, şart-sız güzellik, bir varlığın veya vasfın (niteli-ğin) özü gereği olan güzellik, bizzat güzellik hüsnü münasebet حسن مناسبت : Liyi münase
hüsnü münezzeh حسن منزه : lekesiz ve terte-miz güzellik, kusursuz güzellik
hüsn-ü münezzeh ve mücerred حسن منزه و مجزد tertemiz, kusursuz ve özü gereği olan güzel
hüsn-ü nakş (nakis( حسی نقش : sanatlı süsleme-
deki güzellik
hüsnü nazar حسن نظر : takdir ve beğenerek bakma, bir şeye iyi ve güzel taraflarını görme niyetiyle bakma
hüsnü niyet حسن نیت : iyi niyet, kötü ve ard düşünce taşımama, temiz kalblilik
hüsnü nur حسن نور : nurun ışığın, aydınlığın(
güzelliği
hüsnü Rabbani حسن ربانی : alemlerin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'a (c.c.) ait güzellik ve
iyilik
hüsnü rıza حسن رضا : memnun olarak ve iste-
yerek razı olma
hüsnü san'at حسن صنعة : san'at güzelliği, san'attaki güzellik
hüsnü sermedi حسن سرمدی : ebedi güzellik; geçici olmayan, son bulmayan, sonsuza kadar devamlı olan güzellik
Islam, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) tebliğ buyurduğu şeyleri, dil ile ikrår, kalp ile tasdik ederek Cenâb-ı Hakk'a itaat etmektir. İslâm'ın şartı beştir. Yani İslâm dini, beş esas üzerine kurulmuştur. Bunlar:
Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan-ı şerîf orucunu tutmak ve haccetmektir. İslâm'ın şartlarını yerine getiren kimseye, mümin ve
Müslüman denir. Bu şartlardan herhangi birini inkâr eden ise dinden çıkmış olur.
KELİME-İ ŞEHADET
İslâm'ın birinci şartı olan kelime-i şehadet şudur:
Eşhedü en lå ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden 'abdühû ve resûlüh.
Mânâsı: Ben şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm, onun kulu ve resûlüdür.
ŞÂBÂN-I ŞERİF
Şâbân-ı şerîf ayı, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin ayıdır. Bu itibarla bu ayda salevât-ı şerîfeye devam etmek lazımdır. Yine mümkün oldukça istiğfar ve İhlas-ı şerîf okumalı, teheccüd ve tesbih namazları kılmalı ve hatm-i enbiyâ yapmalıdır.
Şâbân-ı şerîf ayı; şerefli, ulvî, berâta erdirici, İlâhî ihsana kavuşturucu, İlâhî nûra nâil eden ve müminlere rahmet, kâfirlere gazap olan bir aydır. Bu ayın birinci gecesinde, yani bugün akşam namazından sonra, her rekâtte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 Äyetü'l-Kürsî ile bir tesbih namazı kılınır. (Duâ ve İbadetler, Fazilet Neşriyat)
ŞABAN AYI İCTİMÂI, RU'YET VE BAŞLANGICI
Hicri-Kamerî 1447 yılı Şaban ayı ictimâı, 18 Ocak Pazar günü, Türkiye saati ile 22.53'tedir. Ru'yet ise 19 Ocak Pazartesi, Türkiye saati ile 14.28'dedir. Hilal ilk olarak Asya Kıtası'nın güneyinden ve Avustralya Kıtası'ndan İtibaren batı taraflara doğru görülmeye başlayacaktır.
20 Ocak Salı günü, Şâbân-ı şerif ayının 1. günüdür.
fıtratın kanunlarındaki muvazeneyi muhafaza etmiştir. İçtimaiyatın rabıtalarına Evet, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselămın getirdiği şeriatın hakaikı, lâzım gelen münasebe
TARİHTE BUGÜN
- 1918-Bediüzzaman'ın da âzâları arasında yer aldığı Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye kuruldu.
1991 - Varşova Paktı feshedildi.
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
25
CUMA
FRIDAY
BİR AYET Şüphesiz ki, bu Kur'ân en doğru yola iletir.
İsra Suresi: 9
BİR HADİS
ŞUBAT
FEBRUARY
Mü'min mü'min için, parçaları kenetlenmiş bir bina gibidir.
3G
İlimlerin esası, ilimlerin şahı ve padişahı iman ilmidir.
CIA Ortadoğu Masası eski şefi, CIA'ya yakın Rand'ın uzmanlarından Graham Fuller yeni bir kitap çıkarıyordu. ABD'nin Yeşil Kuşak Projesi'nin mimarlarından Fuller'in kitabının adı "A World Without Islam (İslamın Olmadığı Bir Dünya)".
Gülen cemaati ile oldukça iyi ilişkilere sahip olan, Fethullah Gülen'e ABD'de kalması için referans veren Fuller, kitabında "eğer İslam olmasaydı dünya dengeleri nasıl olurdu?" konusunu irdeliyordu. İslamsız bir dünyada terörizm, medeniyetler arası çatışma gibi konuların olup olmayacağını sorguluyor, Ilımlı İslam olursa dünyada huzurun artacağını söylüyordu. Fuller, söz konusu kitapta Hazreti Muhammed'den Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine kadar inceliyor ve kafasına göre yorumlayıp çarpıtıyordu. İslam'daki, zulme karşı cihad suurunu, medeniyet ve hakimiyet ruhunu kötü gösterip körletmeye çalışıyordu. Elbette, Fuller'in asıl amacı, ılımlı İslam'ın lideri olması gereken Türkiye'ye roller biçiyordu. Fuller'in kitabına cemaatin ABD'deki bir başka bir temsilcisi, Gülen'e referans veren bir başka isim John Esposito'nun da tanıtım yazısı dikkat çekiyordu.
Peki eski CIA'cı, Siyonist Yahudi kurmayı Fuller'in kitabının tanıtımı nerede yapılıyordu? 23 Eylül 2010 günü Washington'da Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Rumi Forum'da!?.
Yani cemaat siyonizmin Türkiye kolu ve CIA'nın sivil kuruluşu gibi çalışıyordu...
Bu şeytan şebekesiyle boğuşmak ve başa çıkmak, elbette çoluk çocuk İşi değildir.
Yıllar önce başkanlık hevesine düşen birisine, Bir muhterem şu nasi-hatlarda bulunmuştu:
Sen daha boş gururunu bile aşamamışsın, ülkenin bunca sorununu nasıl aşacaksın?
Sen vicdanınla ve inancınla bile barışık değilsin, Ortadoğu ve Irak'a barışı nasıl taşıyacaksın?
Sen kendine ve ahiretine bile acımıyorsun... Dünyan için dinini ve davanı bile harcıyorsun... Artık başkalarına nasıl acıyacaksın?
Sen nefsine... Ve insanlığın nefsi emaresi olan Siyonizm'e esir ol-muşsun... Huzur ve hürriyete nasıl ulaşacaksın?
Sen Deccalizmin canavarı ve despotizmin cengaveri Amerika'ya köle olmuşsun... Bu halinle, kötülüklerle nasıl savaşacaksın?
ŞİİR:
Nefsini İlah edinen, nasihat beğenemez
Hak nusreti kesilen, düşmanını yenemez
Hidayeti kararan, şeytanı dostu sanır
Gavurlar sevdi diye, Müslüman övünemez!
Rahmetli Üstadın dediği gibi;
- Edası mahkûm ve matrak, işleri samimiyetsiz ve korkak... Ahlakı boyun eğme, üslübü yüze gülme, bilgisi tekerleme, vecdi ezberleme... Gözleri nemsiz, yüreği gamsız... İbadeti kabuk, haysiyeti kopuk, biçare-ler biçaresi!..
Sen nerdesin başkanlık nerede?
İmanı ve İslam'ı; alnındaki bir nur parçası ve onur madalyası gibi de-ğil de, ilericiler görmesin diye, burnundaki bir cüzam yarası gibi sargılar altında taşıyan yoksunlar yoksunu!...
hede lle cümleden daha faziletli kilip hesaba gelmeyen nimetler In'am edent Yüce Allah..
Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salát eyle...
Yant: Resulullah B.A. efendimizin Aline, ashabina, tabiine ve tüm Ümmetine salat eyle. Faslınia, kereminle:
-Muhammed'e connette derece ve vesile lhsan eyle..
Bu cümlenin kisaca şerhi şudur:
Resulullah 8 A efendimize, efendimize, üstün cennet derecelerinin en yükse ği vesileyi meşakkatsiz olarak ihsan eyle.
Allahım. (Ya Allah.)
Ky zatının künhünü, beşer aklının idräkten aciz olduğu, hayrete düştüğü celal ve ikram sahibi şanı büyük, kendisinden başka ilah of mayan Allah.
Ey Muhammed'in ve Muhammed'in alinin Rabbi.
Bu cümlenin ifade ettiği bir mana şöyledir:
Ey..
Benim Allah ile bir sırrım vardır.
Diye anlatan Muhammed'in Rabbi.. Ve onu: Zati kemalát, beğeni-len sıfatlar, yüksek vasıflarla yetiştirip rahmani terbiye ile yüksek
derecelere ve göz kamaştırıcı mertebelere ulaştıran şanı yüce Mevlâ.. Ve.. onun Alini nübüvvet kandilinden nur iktibas ettirip zatta ve sıfatlarda kemale eriştiren Yüce Rabb..
-Muhammed neye layık Ise.. kendisini ve állni onlarla müka fatlandır.
Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Resulüllah S.A. efendimiz, sana karşı hizmetini, emrettiğin işleri kemali ile yerine getirdi. Nübüvvetini ve risaletini, şer'i hükümleri tam manası ile noksansız tebliğ etti. Onun bu hizmetine karşılık, ke-rem ve lütuf olarak ihsanlar eyle.
Onun nübüvvet, risalet ve mahbubiyetine münasip ve layık olan yüksek mertebe ve üstün derece, Mevlâ cemalini müşahededir: bun-ları ihsan eyle.
Resulüllah S.A. efendimize, yukarıda anlatıldığı gibi, mükafata kavuşması için dua edenlere büyük sevaplar vardır. Bol ecir ve Yüce Hakkın ikramı vardır.
Nitekim, Taberani Mu'cem-1 Kebir'inde ve Mu'cem-1 Evsat'ında İbn-i Abbas'ın r.a. Resulüllah S.A. efendimizden şöyle rivayet ettiğini anlattı:
«Bir kimse, CEZALLAHU ANNA MUHAMMEDEN MA HÜVE EHLÜHU (1) diye okusa yetmiş melek bin gün o kimse için, bu kelâmı karşılığında verilen sevabı yazmakla yorulurlar.»
(1) Bu cümlenin Türkçe manası şudur:
-Allah-ü TaAIA, Resluüllah S.A. efendimizi, lâyık olduğu şekilde bizden yana
Peygamberimis, ne kapalı kapılar ardına çekilir, ne perdeler arka sında dikilir, ne de, Kendisinin önüne tabaklarla yemekler taşınırdı.
Peygamberimis, toprak, üzerinde oturur, yemeğini de, yerde yerdi, Ben, kulun oturduğu gibi oturur, kulun yediği gibi yerim.
Ben, aneak, bir kul'uml (45)
Sünnetimden yüz çeviren, benden değildir! buyururdu. (46)
Peygamberimiz, Mekke'nin yukarı taraflarında bir yere dayanmış olarak, yemek yediği sırada, Cebrail Aleyhisselâm gelip Ya Muham med! Demek Sen, kırallar gibi yiyorsun?!» deyince, Peygamberimiz, yere oturuvermiştir.
Peygamberimize, bir gün, Cebrail Aleyhisselamla birlikte bir Me-lek gelmişti ki, daha önce o, hiç gelmemişti.
Melek, Peygamberimize «Rabbin, Sana selam ediyor ve Benl, ya bir Peygamber-Kırallık veya bir Peygamber-Kulluk arasında muhay-yer kılıyor; bunlardan birisini seçmekte serbest bırakıyor.
(İstersen, Senin İçin, Peygamber-Kıral, istersen Peygamber-Kul olma var!) buyuruyor." dedi,
Cebrail Aleyhisselâm (Tevâzu' göster!) diye işaret edince, Peygam-berimiz «Peygamber-Kul olayım!» cevabını vermiştir. (47)
Bundan sonra, Peygamberimiz, ne ayak üzerinde, ne de, bir yere dayanarak, yaslanarak yemek yemiştir.
Ebû Cuhayfe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (Ben, bir şeye da-yandığım halde, yemek yemem.) buyurdu.» (48)
Dayanmak, üç türlüdür:
1. Bir yanın üzerine dayanmak,
2. Bağdaş kurmak,
3. Ellerden birine dayanıp diğerile yemek yemek.
Bu üçüncü dayanma biçimi, yerilmiş, kınanmıştır. (49)
Peygamberimizin Yemeği Üç Parmakla Yeyişi:
Peygamberimiz, yemeği üç parmakla (50), Şehadet parmağı ile onun iki yanındaki parmaklarile yerdi. (51)
(45) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 415, İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 371-372
(46) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 372
(47) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 380-381
(48) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 308, Buhârf Sahih c. 6, s. 201, Ebû Da-vud Sünen c. 3, s. 348, Tirmizi Şemail s. 23 ( 49) İbn-i Kayyım
Zádülmaad c. 1, s. 54 (50) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 381, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 386, Müslim Sahih c. 3, s. 1605, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 366
(51) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 418, İbn-i Sa'd Tabakat e. 1, 8. 381
چونکہ خوب انواع امكاندن مصوب داره من حيهم انار در وقل لك وهو باطل اولدیغی میدانده در و عالمده کورونه تو تغیر و تبدل الله بر قسم الشيبانك حدوثى، یعنی یکی وجودہ کریگی کو ریلہ کورونونور. كذاء قمنك ده حدوثى ضرورت عقله الله ثاندر دعك هي به سبك از لینی
جهتنه كبديله من
ت و علم النباتاتده اثبات اید با دیگی کی انواعك صایی ایکی و برگه بار بی که بالغدر بو اول با دالون وأنمارك دائرة وهويده وكذا، علم الحيوانات و بونو على بردا بعض رايجون برر اول آدم و برد اول بابا لازمدر بواد او طابوب، آنچه ممکن راندن اولد قلمين نظراً، بهمه حال واسطه من، قدرت الهيه من وجوده قلد فکری فروریدر چونکہ بونو عليك تسلسلی، یعنی موك او زانوب كنيمه لرى بالور. وكذا به نو عبارك باشه نو عار من حصوله کلمه لری نو همی ده باطلد . چونکه ایکی نوعده طوله نوع على الاكثر يا عقيمدر و با نسلى انقطاعه او غراء او بله اولان نوع، تناسل ایله بر سلسلوتك ماشي
اولامان
خلاصه ) بشريتك وسائر حيواناتك تشكيل ايند كارى سلسله لون مبدئی، ان باشده و با داده کیلدیگی کی۔ ان نهایتی ده صول بر او غولده کیا جب بینه جکدر، اون، شعور من اختيارين جامد، بسيط اولان اسباب طبيعيه نك بتون عظهاري جبرنده براقان او انواع سلسله لدينك ايجادين قابليتي اولديفي دائرة ام اندن خار جدر. وكذا، قدرت معجزة الرندن بدر نفسم غريب و برر صنعت عجیب ماشي ان او انواعك احتوا ابتکاری افرادن ده، اخترا عتريني و بارا ديلي شاعريني او اسبابه اسفاد ايتمك، بالكزبر محالك دگل، محالاتك ان خرافه سيدر، بناء عليه، أو سلام الرى تشکیل این انواع ایله افرادی حدوت وامطان السانياه خالقار ينك وجوب وجودين قطعی بر
شهاد ناله شهادت اید بیورلی
سؤال ؟ ) بتون سلسله لمن خالفك وجوب وجود نه قطعی شهاد تاری کوز او کنده اولدیغی حالده بعض ان انارك ماده ایله ماده نك حركتند از لینی جهتنه ذاهب او المقام خلالته دو شد كاريناك
Cinka biron envi, mkandan yücüb dairesine çıka muslardir Ve teselailin de bani oldugo meydandabe Ve Alemde gordnen su tagayyür ve tebehlül ile bir kam eryhuu huddar, yani vent venda geldigt gos de görünüyor Keza bur kamumu da budu zarûret aklive the sabitur Demek hichic seyin ezeliven cihetine gidilemes
Ve keat, ilmü'l-hayvanat ve ilmü'n-nebátátta isbat edildiği gibi, enväun sayısı iki yüz bine båligedu Du nev'ler için birer evvel-ådem ve birer evvel-baba lazide. Bu evvel babbaların ve ademlerin daire i viücübda olmayıp, ancak mümkimättan olduklarına nazaran, behemehäl väntasız, kudret i flähiyeden vücüda geldiklen zarüridir. Çünki bu nev'lerin teselsülü, yani sonsuz uzanıp gitmeleri båtıldır. Ve kezá, bazı nev'lerim başka nev'lerden husûle gelmeleri teveh hümü de bâtıldır. Çünki iki nev'den doğan nev', alelekser ya akimdir veya nesli inkıtáa uğrar Öyle olan nev', tenåsül ile bir silsilenin başı olamaz
Hulása: Beşeriyetin ve sair hayvanåtın teşkil
ettikleri silsilelerin mebdei, en başta bir babada kesildiği gibi; en nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir. Evet, şuûrsuz, ihtiyårsız, camid, basit olan esbåb-ı tabiiyenin, bütün akılları hayrette bırakan o envå silsilelerinin icadına kabiliyeti olduğu, daire-i imkândan håriçtir. Ve kezå, kudret mucizelerinden birer naks-1 garib ve birer san'at-t acib taşıyan o envåın ihtivä ettikleri efradın da, ihtira'larını ve yaradılışlarını o esbába isnåd etmek, yalnız bir muhalin değil, muhalâtın en huråfesidir. Binäenaleyh, o silsileleri teşkil eden envå ile efradı, hudüs ve imkân lisânıyla Häliklarının vücüb-u vücüduna kat'i bir şehadetle şehådet ediyorlar.
Sual: Bütün silsilelerin Hälik'ın vücüb-u vüců-duna kat'i şehadetleri göz önünde olduğu halde, bazı insanların madde ile, maddenin hareketinin ezeliyeti cihetine zahib olmakla dalâlete düştüklerinin esbabı nedendir?
Çünki bütün envä', imkândan vücüb dairesine çıkma mışlardır. Ve teselsülün de bâtıl olduğu meydandadu Ve alemde görünen şu tagayyür ve tebeddul ile bir kısım eşyanın hudûsu, yani yeni vücuda geldığı göz ile gorunuyor. Kezá bir kısmının da hudusu, zaruret-akliye ile såbittir. Demek hiçbir şeyin ezeliyeti cihetine gidilemez.
Ve kezå, ilmü'l-hayvânât ve ilmü'n-nebåtåtta isbat edildiği gibi, envâın sayısı iki yüz bine båliğdır. Bu nev'ler için birer evvel-ådem ve birer evvel-baba lâzımdır. Bu eyyel-babaların ve ademlerin daire-i vücûbda olmayıp, ancak mümkinâttan olduklarına nazaran, behemehál våsıtasız, kudret-i İlâhiyeden vücüda geldikleri zarûridir. Çünki bu nev'lerin teselsülü, yani sonsuz uzanıp gitmeleri bâtıldır. Ve kezá, bazı nev'lerin başka nev'lerden husûle gelmeleri teveh-hümü de bâtıldır. Çünki iki nev'den doğan nev', alelekser ya akimdir veya nesli inkıtáa uğrar. Öyle olan nev', tenåsül ile bir silsilenin başı olamaz.
Hulâsa: Beşeriyetin ve sair hayvanátın teşkil ettikleri silsilelerin mebdei, en başta bir babada kesildiği gibi; en nihâyeti de son bir oğulda kesilip bitecektir. Evet, şuûrsuz, ihtiyârsız, câmid, basit olan esbâb-ı tabiiyenin, bütün akılları hayrette bırakan o envå silsilelerinin îcâdına kabiliyeti olduğu, däire-i imkândan håriçtir. Ve kezâ, kudret mu'cizelerinden birer nakş-1 garib ve birer san'at-ı acib taşıyan o envâın ihtivă ettikleri efradın da, ihtiraʻlarını ve yaradılışlarını o esbâba isnåd etmek, yalnız bir muhâlin değil, muhâlâtın en huråfesidir. Binâenaleyh, o silsileleri teşkil eden envå ile efradı, hudûs ve imkân lisânıyla Hâliklarının vücûb-u vücüduna kat'i bir şehadetle şehadet ediyorlar.
r
Sual: Bütün silsilelerin Hälik'ın vücûb-u vücû-duna kat'i şehadetleri göz önünde olduğu halde, bazı insanların madde ile, maddenin hareketinin ezeliyeti cihetine zahib olmakla dalālete düştüklerinin esbåbı nedendir?
hüsnü temasül حسن تمائل : birbirine tam denklik, birbirine kusursuz benzerlik, söyle-yenle dinleyen arasında tutarlılık
hüsnü teläkki حسن تلقى : iyi karşılama, iyi ola-rak görme
hüsn-ü teläkki ve kabul حسن تلقی و قبول : iyi ola rak görüp ve kabul etme
hüsnü tenasüb حسن تناسب : tam uygunluk
hüsnü terbiye حسن تربيه : guzel ve iyi terbiye
hüsnü tesadüf حسن تصادف : güzel tesadüf (ras-lantı)
hüsnü te'sir حسن تأثير : iyi etki, olumlu etki
hüsnü teveccüh حسن توجه : saygı ve takdirle. karşılama, iyi karşılama, ilgi gösterme
hüsnü vifak حسن وفاق : tam uyuşma ve anlaş-ma
hüsnü Yusuf حسن يوسف : karanfilgillerden gü-zel, çiçekli bir süs bitkisi (Hz. Yusuf'un güzel-liğini hatırlatan çiçek)
hüsnü zan حسن طن : bir kimse veya şey hak-kında iyi kanaat taşıma, iyi düşünce ve kana-at sahibi olma
hüsnü zati حسن ذاتی : zâti güzellik, bir varlığın kendi öz varlığına mahsus güzellik
hüsnü zînet حسن زينت : güzel süs
hüsna 1 : حسنى.en güzel, çok güzel 2.iyi iş, iyi hareket 3.iyi özellik
hüsnü cemal حسن و جمال : güzellik
hüsnü ihsan حسن و إحسان : güzellik ve iyilik
Hüsnü Bayram 15: حسن بایرام Şubat 1935, Saf-ranbolu doğumludur.
Babası merhum Hıfzı Ağabey, hem Üstad'ın talebesi hem Afyon Medrese-i Yusufiyesinde hapishane arkadaşıdır. Annesi Fatma Hanım da Nur hizmetinde muhterem babasını yal-nız bırakmamıştır.
Kendisi masum bir yaşta yani yedi yaşında, anne babası ve kardeşiyle ailece bir medre-se-i Nuriye olan hanelerinde Nurları yaza-rak, neşrederek hizmete başlamış, 13 yaşında iken kardeşi Yılmaz Ağabey ile beraber Emir-dağ'da Üstad'ı ziyaret etmiş, duasını almış, iltifatına mazhar olmuştur. 15 yaşına geldi-ğinde Üstad'ın bizzat hizmetinde bulunmaya başlamış; 1950'den 1960'a kadar, Üstad'ın en yakınında hizmetinde bulunmuş; en son se-yahatlerinde ve Urfa yolcuğunda Üstad'a re-
fakat etmiş; vefatı vaktinde de Üstad'ın hiz metini ifa ederek son nefesine kadar yanında bulunmuştur.
Hemen hemen bütün vasiyetnamelerde ismi geçen ve çok ehemmiyetli mes'uliyete muha-tab olmuş bir talebesidir.
1952-1953 senelerinde Urfa'da Zübeyr ve Abdullah Ağabeylerle beraber tutuklanmış, oradan da Isparta Hapishanesine sevk edil kahramancıklarının oranın savcılarını sustu-mişlerdir. Nur Çeşmesi'nin ahirinde "Urfa ran müdafaalarıdır" başlığı altında diğer ağa-
Hüsnü Bayram, şimdi İstanbul'da ikamet et-beylerle beraber müdafaası neşrolunmuştur. mektedir.
hüsran-ı İslam خسران إسلام : İslam dünyasının acısı ve kaybı, zararı
Hüsrev (Ahmet) Altınbaşak خسرو احمد : Teva
fuklu Kur'ân-ı Kerîm'in katibi Ahmed Husrev Efendi, 1899 yılında Isparta'nın Senirce kö-yünde dünyaya geldi. Henüz İdâdîyi bitire-meden askere alınan Husrev Efendi, İstiklal Harbi'ne teğmen rütbesiyle katıldı. Batı Cep-hesi'nin Yunanlılarla yapılan çetin muhare-beleri esnasında Manisa civarında esir düştü.
Bir buçuk yıllık esåret hayatından sonra memleketine dönen Husrev Efendi, 1931 se-nesinde Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri ve Nur Risaleleriyle ile tanıştı. Bundan sonra bütün hayatını, iman ve Kur'ân hizmetine, vakfetti.
Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte 1935'te Eskişehir, 1943'de Denizli ve 1948'de Afyon'da yargılandı ve yıllar boyu memleket hapisha-neleri, onların çilehaneleri oldu.
1941'de, İkinci Dünya Savaşı sırasında ihtiyat subayı olarak tekrar askere alındı. Fethiye'de îfå ettiği, yaklaşık bir buçuk sene süren bu ikinci askerlik vazifesinden üsteğmen rütbe-siyle terhis edildi.
Hüvel Matlub هو المطلوب : istenmeye değer da ancak O'dur (Allah'tır)
Hüve-s Sermedi هو السرمدى : ebedi ölümsüz, devamlı ancak O'dur (Allah'tır c.c.)
hüveyda هويدا : apaçık, belirli ortada
hüveyda-nüma هویدانما : apaçık görünme
hüveynat حوينات : )bak. huveynat(
hüviyet 1 هويت.bir varlığın ne olduğunu be-
lirten temel özellik 2.öz, temel, esas 3.kimlik
hüviyet-i maddiye هویت ماذبه : madde bakımın-dan ne ve nasıl olduğunu gösteren özellik
varlıkların manevi dünyada meleklerce alınıp hüviyet-i misaliye هویت مثاليه : bu dünyadaki saklanan canlı kayıtlardaki kimlik, yani ne ve nasıl olduklarını gösterir özellik
hüviyet-i Suriye هویت صوريه : sekil ve görünüşçe ne ve nasıl olduğunu gösteren özellik
hüviyet-i şahsiye هویت شخصه şahıs olarak kim ve neci olduğunu belirten temel vasıf (nitelik)
hüviyet-i zilliye هویت طلبه : bir varlığın gölge veya görüntüsüyle belirlenen ne ve nasıl ol-duğunu gösteren özelliği
hüzn حزن : hüzün, gönül üzgünlüğü, kader,
üzüntü tasa, gam, sıkıntı
hüznü gam حزن غم : üzüntü ve keder
hüznü gurubi حزن غروبی gözden trak kalmak-
tan (ayrılıktan) ileri gelen üzüntü
hüznü elim حزن أليم : acıklı üzüntü
hüznü Kur'ani حزن قرآنی : Kur'an okunduğu za-man duyulan ve sevilenlerden uzak kalmak-tan duyulan üzüntü
hüzn-ü masumane ve mazlumane حزن معصومانه و مظلومانه : günahsız şekilde haksızlığa uğra-mışlıktan gelen üzüntü
sevilenlerden hüzn-ü müştakane حزن مشتاقانه uzak kalmışlık ve onlara duyulan özlemden gelen üzüntü, özlemli üzüntü
hüznü yetimi حزن یتیمی : kimsesizlik ve sahip-sizliğin verdiği üzüntü ve acı
Güney komşularımızdan bir ulkesi. Birinci Dunya Savasına kadar Os manlı Devletine bağlı idi. Bu savaştan son-ra Milletler Cemiyeti kararıyla İngiltere'nin mandasına (himayesine) verildi (1920) daha sonra (1932) bağımsız bir devlet şeklini aldı. Başkenti Bağdat'tır. ve Fırat nehirleri Batat Bada Diorfezine ulaşır. Bu iki nehir arası ve civarındaki toprak tarihe Me-zopotamya olarak geçmiştir. "Mezopotamya" iki nehir arası demektir
rak عراق : uzak 2 asıllar, temeller, kökler
traka veya iraka اراقه وبا إراقة : dökmek, akıtmak
raka-i dem ارائه دم : kan dökmek, kan akıtmak (insan öldürmek)
irk 1 : عرق.canlılar dünyasında bir tür içinde yer alan ve bazı biyolojik özellikler bakımın-dan farlılıkları sebebiyle diğerlerinden ayırt edilebilen türün bir alt bölümü 2.renk ve bazı beden özellikleri bakımından diğerlerinden ayırt edilebilen insanlardan meydana gelmiş insan türünün bir alt bölümü. İnsanlar siyah, beyaz, zenci, Avusturalya ırkı gibi genel ola-rak bazı ırklara ayrılıyorsa da daha ayrıntılı özellikler bakımından milletleri ve insan top luluklarını çok sayıda ırklara ayırma çalışma ları bilim açısından kesinlik kazanmamıştır. Çünkü tarih boyunca insan ırkları, evlilik yo-luyla birbirine karışmıştır. İslâm dini, insan-ların ırklarından dolayı üstün veya aşağı sa-yılmasını doğru kabul etmez 3.kök, asıl sülale
rkçı عرقجی : ırklar arasında üstünlük derecele-
ri bulunduğunu kabul eden ve kendi ırkının diğerlerinden üstün olduğuna inanan ve sa-vunan veya ırkları sebebiyle insanlar arasın-da ayrıcalık gözeten kimse
rkçılık عرقجيلق : insan ırkları arasında üstün lük dereceleri bulunduğunu savunan görüş
rki عرقی : ırkla ilgili, ırka ait
rmak ارماق : nehirden küçük akarsu
namus, seref, haysiyet 2.iffet, cin siyeti bakımından şeref ve dokunulmazlık
isfirar اصفرار : sararmak
Arabiskat 1: اسقاط.düşürme 2.düşürülme 3.geçer.
siz hale getirme 4. silme 5 ölenin gunahının silinmesi için sadaka verme (iskat etmek: du-şurmek)
islah اصلاح : duzeltme, iyileştirme, kusurlan gi
derme
islah alem de dünyanın düzeltilmesi, toplumdaki kötülüklerin kaldırılıp iyiliklerin
getirilmesi islah hal اصلاح حال : halini düzeltme, durumu-
nu ve davranışını düzeltme
islahi nefs اصلاح نفس : nefsini kendini) dü. zeltme, kötü davranış ve alışkanlıklarını bı-
ıslahati اصلاحاتی : islahat yapan, toplumda bozuk hayat şeklinin düzeltilmesi için çalışan 2.toplumdaki bozuklukları, düzeltmeye çalı-şan
islahhane اصلاح خانه : islahevi; suçluları (suçlu çocukları) düzeltmek ve yeniden iyi bir insan haline getirmek amaciyle çalışan kuruluş
Isparta اسپارطه : Akdeniz bölgesi göller yöre-sinde yer alan bir ilimizdir. Konya, Antalya, Burdur ve Afyonkarahisar illeriyle çevrilidir. nüfusu 514.379'dur. Gül yağı ve halılarıyla ta-Yüzölçümü 8.933 km2'dir. 2002 sayımına göre nınmıştır.
Bediüzzaman Said Nursî, 1926 senesinde ilk önce Burdur'a, ardından da Isparta'nın bir sekiz sene burada ikamete mecbur bırakıldı nahiyesi olan Barla'ya sürgün edildi. Yaklaşık 1934'de Barla'dan Isparta'nın merkezine geti-rildi ve dokuz ay da burada tutuldu.
391 Mahkemesinde yargılandı. Yüzü aşkın Risa leden yalnız Tesettür Risalesi'nden (Yirmi Dördüncu Lem'a) dolayı açılan dava sonra sında buradan alınarak Eskişehir Hapishane-sine gönderildi.
Üstad Bediüzzaman, buradaki dokuz aylık goz hapsi sırasında Lem'alar adlı eserindeki 19, 20, 21, 22, 24, 25 ve 26. Lem'a'yı telif etti.
Risale-i Nur'un ilk telif yeri olması ve tale belerinin büyük bir şevkle bunları çoğaltıp yayma gayretlerinden dolayı Isparta, Üstad Bediuzzaman'ın nazarında ayrı bir yere sa-hiptir. "Gül ve Nur fabrikası kahramanları, Isparta kahramanları" şeklinde isimlendir diği buradaki talebeleri Risale-i Nur'a büyük bir ciddiyet ve cesaretle hizmet etmişlerdir.
Eserlerinde üç cihette Ispartalı olduğunu belirten Ustad Bediuzzaman, bir cihette bu talebelerinin hatırı için İspartalı olduğunu, Isparta'yı taşıyla toprağıyla sevdiğini ifade etmiş, bu gerçek kardeşleri uğruna kendisini dahi feda edebileceğini söylemiştir.
israr 1 : اصرار.usteleme, bir iş veya konu, üze-rinde önemle durma 2.kararlılık, direnme, isteğinden dönmeme
istifa اصطفاء : seçme, ayıklama, ayırma, saf-laştırma 2.seçilme, ayıklanma, saf hale gelme
istifagerde اصطفا گرده : seçilmiş olan, seçilen
Istilah اصطلاح : tabir, deyim, terim; belli mes-lek, iş, san'at ve ilim dalları ile ilgili olarak özel manada kullanılan söz, kelime
Istilahat اصطلاحات : istilahlar deyimler (bak.
ıstılah)
Istilahat-ı şer'iye اصطلاحات شرعیه : şerî istilah lar, şeriat (din) ile ilgili deyimler, terimler
Istilahen اصطلاحاً : istilah olarak, deyim olarak, ilimde özel bir månası taşıyan deyim olarak
izrar-ı nas
Istilahi اصطلاحی : istilahla ilgili, özel deyim şek linde kullanılan
tlak اطلاق : snırlamama, serbest bırakma 2.serbestlik, kayıtsızlık, sınırsızlık, sonsuz luk 3.belirlememe, belirli hale getirmeme 4.isim olarak verme, isim koyma, adlandır ma, isimlendirme 5 evlilik; eşini boşama 6 cezadan kurtarma, af etme
tlak ruh اطلاق روح : ruhun maddi şartlardan ve bağlardan kurtuluşu ruhun serbest kalışı
itlak hakiki اطلاق حقیقی : gerçek sınırsızlık,
gerçek kayıt ve şartlardan bağımsızlık
itlakat 1: اطلاقات.adlandırmalar, isimlendir meler, isim koymalar 2.belirsiz bırakmalar, belirsizlikler
ittila اطلاع : haber sahibi olma, bilme, bilgisi
bulunma
ittila tam اطلاع تام : tam attila, tam bilgi sahibi
olma, tam bilme
attirad 1 : اطراد.duzenlilik 2.düzenli şekilde
ardarda birbirini izleme 3.yeknesaklık, tek biçimlilik, aynı şeylerin tekrarı, biteviyelik, monotonluk
buyurdular: "Şaban ayı, Receb ile Ramazan ayları arasında insanların kendisinden gaflet ettikleri bir aydır. Bu ay, amellerin, âlemlerin Rabb'ine arz edildiği bir aydır. Ben de amellerimin, oruçlu iken arz edilmesini isterim. (Bu sebeple bu ayda oruç
Resülullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Hazret-i Aişe radıyallahü anha Validemize, "(Nâfile oruçlardan) bana en sevimli olan oruç, Şaban ayındakidir. Yâ Aişe! O, öyle bir aydır ki sene içinde vefat edeceklerin isimleri, bu ayda ölüm meleğine verilir. Ben de ismimin, oruçlu iken yazılıp verilmesini severim." buyurdular.
Ümmü Seleme radıyallâhü anhâ Vâlidemiz, "Resûlullah (s.a.v.), Ramazan ayından sonra hiçbir ayda Şaban ayındaki kadar çok oruç tutmamıştır" buyurmuşlardır.
Şâbân-ı şerîf ayı, hayır kapılarının açıldığı, bereketin indirildiği, hataların terk edildiği, günahların bağışlandığı bir aydır. Bu ayda, yaratılmışların en hayırlısı olan Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem'e çokça salevât getirmek lazımdır.
Müminlerin, bu ayda gaflete düşmeyip geçmişte işledikleri günahlardan dolayı tevbe etmeleri, bu vesile ile temizlenerek Ramazân-ı şerîf ayına hazırlanmaları gerekir. Bu ayda, Allâhü Teâlâ'ya yalvarıp yakarmalı, Sevgili Peygamber Efendimizi vesile kılarak Hazret-i Allah'ın rahmetine yaklaşmaya çalışmalıdır. Bunları "Sonra yaparım" diyerek tehir etmemelidir. Zira dünya, üç günden ibarettir:
Biri dündür, geçmiştir; ibret alınacak gündür. Diğeri bugündür, amel etme günüdür; ganimet bilip değerlendirmelidir. Diğeri de yarındır ki bu bir ümittir; yarına çıkıp çıkamayacağını bilemezsin. Aylar da böyledir. Receb-i şerîf ayı geçmiştir, tekrar dönmez. Ramazân-ı şerîf ayı gelecektir, fakat ona kavuşup kavuşamayacağını bilemezsin. Bu sebeple, içerisinde bulunduğumuz Şâbân-ı şerîf ayını ve bu ayda ibadet etmeyi ganimet bilmek icap eder.
0, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Onun eşi olamazken oğlu nasıl olur?
En'am Suresi: 101
BİR HADİS
İstikamet üzere olunuz. Siz bunun sevabını saymakla bitiremezsiniz.
İbni Mâce, Tahare: 4
Eğer dünyadan zevâl ve ölümü ve insandan acz ve fakrı kaldırmaya iktidarınız varsa, pekâlâ, dini de terk ediniz, şeâiri de kaldırınız. Ve illâ, dilinizi kesin, konuşmayınız! Mesnevî-i Nûriye
Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır.
2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul'da aylık olarak yayınlanan "Milli Çözüm" Dergisini çıkarmaya başlarmıştır.
Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamıştır ve kırk yıldır bu duyarlı ve tutarlı tavrını bırakmamıştır.
İnancımız ve ihtiyacımız olan, evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, "Demokrasi, Laiklik ve özgür-lükler" gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeni-den şekillenmesi... Ve Türkiye'nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine ön-cülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.
Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorum-layan Sayın Akgül, yaklaşık 30 yıldır Türkiye'mizin her yerinde, Avrupa'da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.
Çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış otuz dört kitabı bulunan yazar, evli ve beş çocuk babasıdır.
Yazarın yayınlanmış bazı eserleri: "İslam Davası" ve Cihadın Manası, Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya, Mesaj ve Metot. (İletişim ve İşbirliği Sanatı), Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi, Siyaset Strateji ve Siyonizm, Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi, Din Devlet Demokrasi, İnsanın Yozlaşması, Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız, Ah-u Figanım (Şiir Kitabı), Bizim Atatürk, Din Dengedir, İslam İlericiliktir, Cumhuriyet Türkiyesinde Nifak Hareketleri, Zafer Müjdeleri, Terör - Masonluk ve Mafia Medeniyeti, Tarikat Terbiyesi, Kur'ani Kavramlar ve Yorumlar, Dış Politikamız. (2 Cilt), Refah Yol'la Rantiye Savaşı, Cezaevinde Yazdıklarım, Ruhlar, Sırlar ve Uzaylılar, Milli Siyasette Kirli Hesaplar - 1 "AKP ve Akıbeti", Milli Siyasette Kirli Hesaplar 2 "Milli Siyasette Marazlılar", Hikmet Çiçekleri (Şiir Kitabı), Dünya Dönüşüme Hazırlanıyo, Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı, Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler, Bizden Söylemesi -1 "AKP İntihara Gidiyor", Bizden Söylemesi - 2 "Türkiye Uçuruma sürük-leniyor", Bir Devrim Yaşanıyor, Başörtüsünün İnkârı ve İstismarı, Ergenekon Senaryosu, 'At Değiştirme Operasyonu mu?", "Küresel Fesatçıklık ve Fetullahcılık", "Osmanlıdan Cumhuriyete Kripto Yahudiler"
Bazı nüshalarda cem edati lle RAHMETLER olarak geçmiş. tir. Ancak çoğunda üstteki gibidir.
Muhammed'e ve Muhammed'in Aline bereket ihsan eyle; o ka dar ki, bereketten yana, ona verilmedik hiç bir şey kalmasın.
Bu cümlenin, kısaca, şerhi şöyledir:
Nebilere, resullere, mukarreb meleklere, seçilmiş makbul kullara verilen bereket, devamlı nimet, artan lütuf ve keremden yana hiç bir şey kalmasın; illa Resulüllah S.A. efendimize ve onun åline, tabline ve ümmetine olsun.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
BEREKET.
Lafzı, bazı nüshalarda BEREKETLER. olarak, cem edatı ile gelmiştir.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline selâmet ihsan eyle; o kadar ki, selâmetten yana, onlara verilmedik hiç bir şey kalmaya..
Resulüllah S.A. efendimiz ve ona tabi olan ål için temenni edilen selamet şu manayadır: Tüm ayıplardan ve her türlü kötülükten sela-met bulmak.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Kendi özlerinde bulunan ayıplardan, düşük vasıflardan, nefsani rezaletlerden yana berat, dünya ve Ahiret kötülüklerinden selamet babında hiç bir şey kalmasın; illa onları Resulüllah S.A. efendimize ve All sayılan tabilerine ve ümmetine ihsan eyle.
Bu salavatı, Ata'dan naklen Cübür Rh. rivayet etmiş ve şöyle de-miştir:
Akşam, sabah üçer kere okuyanlara, çok faydası vardır.
ON DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey mukaddes zat, cemal ve celâl sıfatlarını özünde toplayan ce-lall yüce Allahım..
Muhammed'e EVELLER arasında salât eyle..
EVVELLER.
Lafzından burada murad olan mana şudur: Kendisinden evvel teşrif eden nebiler, resuller, bunların mümin olan ümmetleri.. Yanı: Bunlar arasında, Resulüllah S.A. efendimize şan, şeref, ikramlar eyle ve şerlatını yüce kıl.
Şöyle bir mana da olabilir:
Ben, bu salavatı okumadan evvel gelip geçen nebiler, resul-ler, sıddiklar, şehidler, salihler ve merhum olan ümmetleri arasında şanını tazim, tebcil lle, kadrini yüce eyle. Aynı şekilde:
18. Allahümme salli alâ Muham-medin ve alâ âli Muhammedin hatta lâyebka mines-salāti şey'ün verham Muhammeden ve ale Muhammedin hatta låyebka miner-rahmeti şey'lin ve barik alá Muhammedin ve alâ âli Muhammedin hatta låyebka minel-be-reketi şey'ün ve sellim alâ Muham medin ve alâ âli Muhammedin hatta lâyebka mines-selâmi şey'ün.
19. Allahümme salli alâ Muham-medin fil-evveline ve salli alâ Muham medin fil-ähirine ve salli alâ Muham-medin fin-nebiyyine ve salli alâ Mu-hammedin fil-mürseline ve salli alâ Muhammedin fil-meleil-a'lå ila yevm' id-din. Allahümme a'tı Muhammedenil vesilete vel-fazilete veş-şerefe ved-de-recet'el-kebirete Allahümme inni amen-tü bimuhammedin velem erehu felå tahrimni fil-cinani rü'yetehu................
18. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salát eyle; o kadar ki, saláttan yana, ona olmayan hiç bir şey kalmaya.
Muhammed'e ve Muhammed'in aline rahmet eyle; o kadar ki, rahmetten yana, ona olmayan hiç bir şey kalmaya..
Muhammed'e ve Muhammedin âline bereket ihsan eyle; a kadar ki, bere-ketten yana, ona verilmedik hiç bir şey kalmaya..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline selâmet ihsan eyle; o kadar ki, sela-melten yana, ona verilmedik hiç bir şey kalmaya..
19. Allahım, Muhammed'e evveller arasında salât eyle. Ahirler arasında Muhammed'e salât eyle. Nebiler arasında Muhammed'e salât eyle. Resuller ara-sında Muhammed'e salât eyle. Kıyamet gününe kadar mele-i alåda Muhammed'e salât eyle. Allahım, Muhammed'e vesile, fazilet, şeref, büyük derece ihsan eyle. Allahım, görmeden Muhammed'e Inandım; cennette, onu görmekten beni mah-rum etme.
Abdest Almanın, El Yıkamanın Yemeği Bereketlendireceği :
Peygamberimiz, buyururlar ki:
Yemeğin bereketi Yemekten önce abdest almakta, yemekten sonra da, abdest almak, el yıkamaktadır!» (52)
Elleri Yıkamadan Yatmanın Tehlikesi:
Kim, elindeki et, yağ, kokusunu, bulaşığını yıkamadan uyur da, kendisinin başına bir şey gelecek olursa, kendisinden başkasını suç-lamasın!» (53)
Yemeğin Nasıl ve Kabın Neresinden Yenileceği?
Peygamberimizin Garrâ diye anılan bir (Kas'a) sı (Karavanası) vardı ki, onu, dört kişi taşıya bilirdi.
Kuşluk vakti, kuşluk namazını kıldıktan sonra içinde Serid (Ti-rid) bulunan bu karavana getirilip ortaya konuldu. (54)
Serid: ufak ufak doğranmış ekmek (55) ve çokça etle birlikte ya-pılan yemeğe denir. (56)
Müslümanlar, Tirid Karavanasının başına toplandıkları zaman, Peygamberimizin, iki dizinin üzerine çöküp oturduğunu gören Bedevi (Çöl Arabı) Bu, ne biçim oturuş?!» demekten kendini alamadı.
Peygamberimiz «Şüphe yok ki, Allâh, beni kerem sâhibi bir kul kıldı, bir Cebbår ve Muannid kılmadı!
Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, çanağın üst (orta) tarafın-dan yemesin.
Fakat, alt tarafından yesin.
Çünki, bereket, onun üst (orta) tarafından iner!» buyurdu. (58)
(52) Ebû Davud Sünen c. 3, s. 346, Tirmizi Şemail s. 31, Bağavi - Mesâbihus-sünne c. 2, s. 80, Kastalânî Mevahibülledünniye c. 1, s. 419
(53) Abdurrezzak Musannef e, 11, s. 437, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 263, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 366, Tirmizi Sünen c. 4, s. 289, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1095
Ömer b, Ebi Seleme der ki «Ben, Resûlullah Aleyhisselamın terbl-yesi altında bulunan bir çocuktum.
Yemek yerken, elim, yemek kabının içinde dolaşırdı.
Resûlullah Aleyhisselâm, bana (Ey oğul! Besmele çek. Sağ elinle yel Önünden yel) buyurdu. (59)
Bundan sonra, hep böyle yemeğe devam ettim.» (60)
Sofraya Hizmetçinin de Oturtulması veya Yemekten Ona da Tattırılması:
Peygamberimiz «Biriniz için hizmetçisi, yemeğini, hazırlayıp ge-tirdiği zaman ki, o hizmetçi, yemeğin sıcağına, dumanına katlanmış-tır onu da, sofraya kendisile birlikte oturtsun, o da, yesin. (61)
Eğer, kaçınır (62), böyle yapmazsa (63), veya yemek az olursa (64), eline, ondan, bir iki lokma koysun.» buyurmuştur. (65)
Yemek Yeneceği Zaman Besmele Çekilmesi:
Yemek, ortaya konulduğu zaman, Peygamberimiz:
«Allâhümme bârik lenâ fimâ rezaktenů vekına azâbennår. Bismil-lAh! diyerek düa ettikten sonra yemeğe başlardı. (66)
Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, Bismillah! desin, yüce Allah'ın İsmini ansın.
Yemeğe başlamadan önce, bunu söylemeyi unutursa, «Yemeğin evveli âhiri için Bismillah!» desin.) buyurdu.» (67)
Ümeyye b. Mahşi'nin bildirdiğine göre adamın biri, Besmele çek-meksizin yemek yiyor, Peygamberimiz de, oturmuş, ona bakıyordu,
Yemeğin sonunda bir tek lokma kaldığı ve onu da, kaldırıp ağzı-
(59) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 26-27, Buhari Sahih c. 6, s. 196, Müslim Sahih c. 3, s. 1599, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1087, Bağavi Mesâbihussünne c. 2, s. 78
(60) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 26-27, Buhâri Sahih c. 6, s. 196, Müs-lim Sahih c. 3, s. 1599
(61) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 421, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 277, Sünen c. 4, s. 286, İbn-i Mâce Sünen Müslim Sahih c. 3, s. 1584, Tirmizi c. 2, s. 1091-1095
(62) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 421
(63) 1bn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1094
(64) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 277, Müslim Sahih c. 3, s. 1284
(65) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 421, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, в. 272, Müslim Sahih c. 3, s. 1284
(66) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 172
(67) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 208, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 347, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 173
الجوال ) قصدی و دقتله دخل سطح فنز ونظر له محال و باطله ممكن نظريه باقي الامطار مثلا بره با برام اقناعی کو گره ای و هلالی آرانا نار مجنده اختیار رذات بولونور بوزات، لوگوں کی هلالى كورماك مجون شون قصد و دقتهم نظرنی کو گر توجیه ایدوب هلالى آرا شد بر مقار مشغول ایكه كوزينك بر مطارندن اوزانانه و كوزنك قد قدسی اوزرینه اليله بياض رقبل ناصلہ کو زینہ ايليشير اوزات در حال هلالی کوردم در اشتر بولور د یکم آبدر دیه
حكم ايدو.
انه سطحی و دقت نظری، بوبی فطاره دود داری کی، پوست بر جوهره و مکرم به ماشینه مالك اولان انسان قصدی و دقتی الله دائما من و حقیقی لارين، بعضاً سفح ورقته نظریه باطله باقار. او باطل ده اختيارين طلب دعوت فکر نہ کلر فکری وہ چار ناچار الى حد اقلار او باطلی با واسه با واسن قبول اور تصد نفر ده مظهر اولور فقط اونك او باطلی قبولی و تصدیقی، بتون حکمت اون مرجعی اولان نظام عالمدن غفلت ایتمندن و مواده ایله حرکتنان از لیته ضد او لدیفنه کوردن کوستی دیگند نه یاری کا شد در که، شو غریب نقشاری و عجیب
صنعت اثرلرین اسباب جامده به اسناد ايتمك مجبوريتيله او ضلالتهاءه
دو شمار در
خشینه چشمین دیدیگی کی آثار مدینه مزین و بتون زينتهاره مشتمل برأوه كيرن بر ادم ، أو صاحبني کوره میگندم، او زینتی او اساساتی تصادفه و طبیعته اسناد ایمگه مجبور اولمشدر.
كذلك، نظام العمده كي بتون حكم تارك، فائده لرن نام بر اختیاره و شامل بر علمه و کامل بر قدرته باید قاری شهادتد نه غفلت ايدن غافللی، سطحی نظر بر نجه، تأثیر حقیقی بی اسباب جامده به ویروگه
مجبور فالمشاردر.
ای آر قداسه ! جناب حقان پاک اینجا آثار صنعتند نه و يك يوكن عجائب قدر تند به صرف نظر الدرك، بالگر طبیعت دینیله شو آثار و اسبا بدن ان ظاهر اولان انعطاس وارتمام كيفيتنه بامه. مثلا بر آیینه ی سمایه قارشو طوند يفك زمان، سمالي ارتفاعيه، نقشار ياه ، به لويز لرياله
Elcevab: Kasdi ve dikkatle değil, sathi ve dikkatsiz bir nazarla, muhål ve bâtula, mümkün nazarıyla bakılabilir Mesela, bir bayram akşamı, gökte ay ve hilali arayanlar içinde ihtiyår bir zåt bulunur. Bu zát, gökteki hilali görmek için bütün kasıd ve dikkatiyle nazarını göğe tevcih edip hilali araştırmakla meşgul iken, gözünün kırpiklerinden uzanan ve gözünün hadekası üzerine eğilen beyaz bir kıl nasılsa gözüne ilişir. O zât, derhål "Hilali gördüm" der. "İşte bu gördüğüm ay'dır!" diye hükmeder.
İşte sathi ve dikkatsiz nazarlar, bu gibi hatalara düştükleri gibi, yüksek bir cevhere ve mükerrem bir mahiyete malik olan insan, kasdı ve dikkati ile dâimå hak ve hakikati ararken, bazen sathi ve dikkatsiz bir nazarla bâtıla bakar. O båtıl da ihtiyårsız, talebsiz, da'vetsiz fikrine gelir. Fikri de çâr-nâçâr alır, saklar. O bâtılı yavaş yavaş kabul eder. Tasdikine de mazhar olur. Fakat onun o båtılı kabulü ve tasdiki, bütün hikmetlerin mercii olan nizâm-ı âlemden gaflet etmesinden ve madde ile hareketinin ezeliyete zıd olduğuna körlük gösterdiğinden ileri gelmiştir ki, şu garib nakışları ve acib san'at eserlerini esbâb-ı câmideye isnåd etmek mecbûriyetiyle o dalåletlere düşmüşlerdir.
Hüseyin-i Cisri'nin dediği gibi, åsår-ı medeniyetle müzeyyen ve bütün ziynetlere müştemil bir eve giren bir adam, ev sahibini göremediğinden, o ziyneti, o esâsâtı tesadüfe ve tabiata isnåd etmeye mecbür olmuştur.
Kezálik, nizâm-ı âlemdeki bütün hikmetlerin, fâidelerin tam bir ihtiyåra ve şâmil bir ilme ve kamil bir kudrete yaptıkları şehådetten gaflet eden gäfiller, sathi nazarlarınca, te'sir-i hakikiyi esbâb-ı câmideye vermeye mecbûr kalmışlardır.
Ey arkadaş! Cenâb-ı Hakk'ın pek ince âsår-ı san'atından ve pek yüksek acâib-i kudretinden sarf-1 nazar ederek, yalnız tabiat denilen şu âsâr ve esbâbdan en zahir olan in'ikās ve irtisâm keyfiyetine bak. Meselâ bir aynayı semâya karşı tuttuğun zaman, semâyı irtifaıyla, nakışlarıyla, yıldızlarıyla
4748. Bir kadın seninle konuşurken gülümse, ama dediklerini yapma.
4749. Bir kaplanı vurmak için, kardeş yardımı gerekir.
4750. Bir kez görmek, bin kez duymaktan iyidir.
157
4751. Bir kitabı ilk kez okuyunca, bir dost tanımış olursun: ikinci kez okursan, eski bir dostla. karşılaşırsın.
4752. Bir kitap açmanın yararı çoktur; açlık yemekle, bilgisizlik okumakla giderilir.
4753. Bir köpek bir şeye havlar, ötekiler de ona havlar.
4754. Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde, gelecek kuşaklar serinler.
4755. Bir mutfakta iki kadın fazladır.
4756. Bir oyunu en çok eleştirenler, onu bedava seyredenlerdir.
4757. Bir resim, on bin sözcüğe bedeldir.
4758. Bir saatlik mutluluk istersen, içki iç. Üç saatlik mutluluk istersen, evlen. Bir haftalık mutluluk istersen, domuzunu ye. Ama yaşamının sonuna dek mutlu olmak istersen, bahçıvan ol.
4759. Bir öküz çalan cezalandırılır, bir ülke çalan hükümdar olur.
4760. Bir soru soran beş dkika süreyle bilgisiz görünür, soru sormayan sonsuzluğa dek akılsız kalır.
4761. Bir şeyin nasıl yapılacağını bilmek, onu yapmaktan kolaydır.
4762. Bir testinin ağzını kapatabilirsin, ama bir kadınınkini asla!
4763. Bir toplantıda erkekler birbirini dinler, kadınlar birbirini seyreder.
4764. Bir vaadi yerine getirmemektense, yüz kez reddetmek yeğdir.
4765. Bir vücut, iki işi birden göremez.
4766. Bir yıl sonrasını düşünürsen pirinç yetiştir, elli yıl sonrasını düşünürsen insan yetiştir.
4767. Bir yılda bir dost edinmek zordur, bir dostu bir saatte gücendirmek kolaydır.
4768. Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür.
4769. Biraz bilgi, çekinceli şeydir.
4770. Birinin yaşamını kurtardıysan, yaşamın boyunca ondan sorumlu olursun.
4771. Biz torbada durmaz. (Mızrak çuvala sığmaz.)
4772. Borçla yapı yapan, onu satmak için yapar.
4773. Boş bir testiyle bir kafanın tokuşmasından kof bir ses çıkarsa, özrü ille de testide aramamalı.
4774. Böcekler, hiç bir kapının menteşesinde yuva yapmaz.
4775. Bu akşam çıkardığımız ayakkapları, yarın da giyebileceğimizi kim söyler?
4776. Bugünkü talihine güvenme, talihin seni bırakıp gideceği yıl için hazırlıklı ol.
4777. Bütün dünyada bir tek güzel çocuk vardır; bütün annaler de ona sahiptir.
4717 Bereketsiz yıldan korkma, göklere umut bağlayarak yaşamaktan kork.
4718. Bıçak taş üstünde bilenmeli, insan insan üzerinde.
4719. Bilen ve bildiğini bilen, liderdir; onu izleyin!
4720. Bilen ve bildiğini bilmeyen, uykudadır, onu uyandırın!
4721. Bilenler konuşmaz, konuşanlar bilmez.
4722. Bilmeyen ve bilmediğini bilen, çocuktur; ona öğretin!
4723. Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen, aptaldır: ondan sakının!
4724. Bilgi, sahibiyle her yeri dolaşan bir haznedir.
4725. Bilgisiyle övünen, en büyük cahildir.
4726. Bilgiye her gün yeni bir şey eklenmezse, gün geçtikçe azalır.
4727, Bilim edinmek, suyun tersine kürek çekmek gibidir; ilerleyemezsen, akıp gidersin.
4728. Bin kilometrelik yola bile bir adımla başlanır: düşüncelerine dikkat et, bunlar da senin amaçlarının ilk adımlarıdır.
4729. Bir adamdan kuşku duyarsan, ona iş verme; bir adama iş verirsen, ondan kuşkulanma.
4730. Bir adamın düşüncelerini öğrenmek isterseniz, sözcüklerine kulak verin.
4731. Bir anlık sabır büyük bir felaketi önler, bir anlık sabırsızlık bütün bir yaşamı yıkar.
4732. Bir asker kolay bulunur, ama bir general güç.
4733. Bir çift kulak, yüz dilin döküntüsünü toplar.
4734. Bir dağ tepesinde gördüğünüz yılanlarla kartallar, oraya ya sürünerek, ya da uçarak yükselmiştir.
4735. Bir dakikada yapılan yanlış, çokluk, tüm yaşamı üzüntüyle doldurur.
4736. Bir evin ana direği eğri ise, küçük direkler de eğridir; küçük direkler eğri olunca da o ev yıkılır.
4737. Bir evin lambası, iki evi aydınlatmaz.
4738. Bir gecenin soğuğuyla, su, üç karış buz tutmaz.
4739. Bir günlük savaş, on günlük yas getirir.
4740. Bir insana iyilik etmek istersen, ona balık verme, balık tutmasını öğret. (Değişke: Birisine balık verirsen, doyar bir kez; balık tutmayı öğretirsen, doyar bin kez.)
4741. Bir insanın bir ayağı bir kayıkta, öbür ayağı öbür kayıkta olursa, ayakta duramaz, suya düşer.
4742. Bir insanın konuşması, düşüncelerinin yansıdığı bir aynadır.
4743. Bir insanın yaşamını kurtarırsan, sonsuza dek ondan sorumlu olursun.
4744. Bir iplikle kumaş, bir ağaçla orman olmaz.
4745. Bir iş bir kez yapıldıktan sonra, ondan söz etme.
4746. Bir iyilik uğruna, yüzlerce kötülük unutulmamalıdır.
4747. Bir kadın kocasını ne denli severse, kusurlarından o denli arınır; bir erkek karısını ne denli severse, hevesleri o denli çoğalır.
aderi verme 2.eski (önceki) haline getirme 3.karşılığını verme 4 geri çevirme, reddetme
delet إعادة عاليت : iyileşme, hastalıktan kurtulma, sağlığına kavuşma
lade-i suur إعادة شعور : ayılmak, aklı başına gel-mek
lade-i ziyaret إعادة زيارت : ziyarete (görüşmeye) gelenin ziyaretine gitmek
adeten 1 : إعادة.eski haline getirerek 2.iade ola-rak, geri çevirerek, geriye vermek üzere lanat إعانات : ianeler, yardımlar, yardım olarak verilen şeyler
lanat-i gaybiye إعانات غيبيه : gayibten gelen dımlar, gizli ve görünmez elden (Allah'tan c.c.) gelen yardımlar
ianat-i milliye إعانات مليه : milletçe yapılan iyilik ve yardımlar
ianatı milliye-i İslamiye إعانات علية إسلامية : Is lam'da milletçe yapılan iyilik ve yardımlar
iane إعانه : yardım, yardım olarak verilen şey ler
lane-i gaybiye إعانة غيبيه : gaipten gelen yardım, gizli ve görünmez elden (Allah'tan c. c.) gelen yardım
lase-i Rabbaniye إعاشة ربانيه : her seyin sahibi ve yetiştiricisi olan Allah'ın (c.c.) besleyip yaşatması (idare ve iaşe-i Rabbaniye: rabbin idaresi ve besleyip yaşatması.)
lase-i rizki إعاشة رزقى : rızıkla besleyip yaşat mak, ihtiyaç olan şeyleri vererek yaşatmak
lase-i samile إعاشة شامله : ihtiyaç içindeki bütün varlıkların hiç birini unutmadan hepsini kap-sayıcı(şamil) şekilde geçimlerini sağlama ve yaşatma
lase-i umumi (ye( إعاشة عموميه : umumi iase, ih tiyaç sahiplerinin bütününün ihtiyaçlarını ve geçimlerini sağlama ve onları yaşatma
ibad عباد : kullar, Allah'ın (c.c.) kulları
(bad-i mükerrem değerli ve saygı ya layık, özel nimetlerle donatılmış, Allah'ın (c.c.) kulları
ve tesbih edici kulları, her an Allah'ı(c.c.) anan ve O'nun kusursuzluğunu dile getiren (anla-tan) kulları
İbad : salihin عباد صالحين : salih kullar, günah lardan sakınan ve Allah'ın (c.c.) emir ve ya-saklarına titizlikle uyan, iyi kullar ibadat عبادات : ibadetler
ibadat - fitriye عبادات قطر به : fitri ibadet, yaradı lışta verilmiş özellik dolayısıyla Allah'ın (c.c.) emirlerine ve yaradılış kanunlarına uygun hareket etme, o'nun emirlerini yerine getir me şeklinde olan ibadetler
ibadat i maruza عبادات معروضه : arzedilen (anla tılan) ibadetler
ibadat umumiye عبادات عموميه : umumi iba-detler, kainattaki bütün varlıklarca yapılan ibadetler, Allah'ın (c.c.) emirlerine ve kanun-larına uygun hareket etmekle O'na karşı gös-terilen itaat ve bağlılıklar
ibadet عبادت : kulluk Allah'ın (c.c.) emir ve ya-saklarına uygun hareket etmek, Allah'ın (c.c.) kanun ve emirlerine uymak
ibadet-i duaiye عبادت دعائيه : Allah'a (c.c.) dua edip yalvarmakla yapılan ibadet ve kulluk, dua ibadeti
ibadet-i fitriye عبادت فطریه : fitri ibadet yaradı-lışta verilmiş özellik dolayısıyla Allah'ın (c.c.) emirlerine uygun hareket etme, O'nun emir-kulluk lerini yerine getirme şeklinde olan ibadet ve
yani düşünme yolu ile iman gerçeklerini an-ibadet-i fikriye عبادت فکر به : fikri ibadet, fikir lamaya çalışma şeklindeki ibadet; Allah'ın (c.c.) ayetlerini, iş ve eserlerini düşünüp ma-nalarını anlamaya çalışmak ve ibret almak,
Laturita bendinitat den Allakin test @ufarlaus tammak ve anlamak zeltuleks hyuns thadett
Allah mula bacha pare andul mden vapolan thadet
solone seklude plan thadet Cla ilahe
المالية sosomit soylemek giba
ban thudett
thadeti kamile Milf we tam ve kusurum dadet
hadet i maluusa عادت تحصرمة : susi (deel(
badet
kadet i makbule عبادت مقولة : mahlul tbadet, hegentlen ve kabul edilen ibadet
badeti naffle nafile ibadet, "Tars" ve "varth" olmadığı balde sevap gayesiyle fas ladan yapılan ibadet (bk fare, vacib)
badet tefekküri(ye( عبادت تفکری tefekkür
hadett, Allah'm (cc) ipleri ve yarattıklar aserine düşunme ve fikir yolu ile iman ger teklerini anlamaya çalışma şeklindeki ibadet (bk ibadet (fikriye)
tbadet i ulya عبادت عليا )değeri ve manası) çok yüksek ibadet
ibadetce sate ibadet bakımından, Allah'a (c) kulluk bakımından
badetgah عبادتگاه ibadethane, ibadet yapılan yer, ibadet yeri, mabed
ibadethane عبادتخانه ibadet yeri, ibadet için
yapılmış yer, mabed
ibadetkar عبادتگار : ibadetli, ibadete düşkün,
çok ibadet eden
badetli عبادتلی : cokça ibadet eden
kulluk
Ibadetullah عبادت الله Allah'a (cc) ibadet ve
Ibadet 0 taat عبادت و طاعت : Allah'a (cc) ibadet
ve itaat
badullah عباد الله Allah'ın (c.c.) kulları
ibadullah is salihin عباد الله الصالحين : dine tam bağlı (salih) olan Allah'ın (c.c.) kulları
Ibahe (veya ibaha( إباحه : mübah (bir peyi yap ma, helal yapma, yasak ve haram olmaktan çıkarma
thare la patagral veya emmle, bir distince vt anlatan ble veya birka comleden meydana gelen sos, bir yasinum belli bir bölümü, parçam
thare i arabi (ye( عبارة عربية : arapathbare, arap ya parça, arapa paragraf veya cümle
thareen عباره bare olarak, cumle veya pa ragraf olarak, (xos veya yazıdan) bir parça olarak
Ibaret 1: عبارتden) meydana gelen, ) dan) oluşan 2 ibare (bk. (bare)
Ibda إبداع : yaratma, yoktan var etme
Ibida egya إبداع اشياء herşeyin yoktan var edilmesi, yaratdıması (icad ve ibda eşya her şeyin yaratılması ve yoktan var edilmesi)
bdallahi إبداع الهي Allahim (cc.) yoktan var etmesi, yaratması(icad ve ibda ilahi Al lah'm (cc) yaratması ve yoktan var etmesi)
ibnüzzaman إن الزمان : )bk.ibn-iz-zaman( )brahim (as( إبراهيم ع ص : kendisine Allah (c.c.) tarafından suhuf gönderilen peygam berlerdendir. Kur'an'ın 14 suresi O'nun adını ibret) taşımaktadır. Hz. Ibrahim, Halilullah. Ha lil-ur Rahman isimleriyle de anılmaktadır. Kur'anda adı geçen peygamberlerden Hz. Ismail ve Hz. İshak'ın (a.s.) da babasıdır. Son peygamber Muhammed'in (a.s.m.) de soyca atasıdır. Nemrud adı ile bilinen zalim ve put perest kral, Hz. İbrahim'i (a.s.), Allah'ın (c.c.) birliğini ilan ettiği ve putperestliği red ettiği mucize olarak ateş isin ateşe attırmış, fakat mu 68, 69:294) oğlu İsmail (a.s.) ile birlikte Kabe'yi yeni baş tan inşa etmiştir (Kur'an, 2:127). Gördüğü rüya üzerine, çok sevdiği oğlu İsmail'i (a.s.) Allah (c.c.) için kurban etmeyi kabul etmis fakat Allah (c.c.) o'nun bu fedakarlığı ve Al-lah'a (c.c.) olan bağlılığı sebebiyle oğlunu kurban etmesine izin vermemiş, onun yeri ne kurban etmek üzere bir koç göndermiştir. )Kur'an, 37:101,107). O günden sonra Allah'a (c.c.) bağlılık ve O'nun uğrunda tam fedakar lık sembolu olarak kurban ibadeti devam et miştir. (Kur'an'da Hz. İbrahim'in anlatıldığı veya adının geçtiği sure sayısı 25, ayet sayısı 86)
ibrethane ibret evi, ibret sarayı, di şündürücü ve ders verici şeylerin sergilendig yer (dünya, kainat)
ibretlibret alınacak özellikte: ders ve-rici, düşündürücü, öğretici
ibret-noma nasıl ibret alınacağını gös teren, ibreti gözler önüne seren, ibret veren, düşündürüp uyaran ve ders veren
bret i tefekkür عبرات و تفکر : ibret ve düsunme ibrik إبريق : siskince karınlı ince boyunlu, kulplu, içindeki suyu azar azar dökmeye ya rayan uzun emzikli su kabı
irisim 1: إبريشيم.ipek 2 ipek ipliği
ibtal (iptal( 1 : ابطال çürütme, geçersiz hale getirme 2.bozma, kullanılmaz hale getirme, ortadan kaldırmak
Ibrahim-i Desuki إبراهيم دسوقی : )Seyyid Ibrahim Burhaneddin Desuki) (mi. 1235.1277) büyük İslam tasavvufçusu ve alimidir. Desuki tari-katının piridir. tasavvuta dört büyük "kutu-b"tan biri olarak kabul edilmiştir. (diğer üçü : Abdulkadir-i Geylani, Ahmed-i Rifai, Ah med-i Bedevi) o'na göre şeriat (Kur'an ve sün-net) asıldır, tarikat ona bağlıdır. Bu sebeple hep şeriata titizlikle bağlı kalmıştır. Güzel, veciz (özlü) öğüt verici sözleri ün kazanmıştır
Ibrahimi (ye( إبراهيميه : Hz. İbrahim'e ait, Hz. Ibrahim'deki
Ibrahimvari إبراهیمواری : Hz. Ibrahim gibi
Ibrani عبرانی : eski yahudi soyundan gelen; ya-hudi toplumuna ait
bila) (bir şeye) aşırı düşkünlük, ba Ambilik tutkunluk 2 sinama, deneme, Imti han (sanav); imtihan edilme. 3.(bir bela veya ankıntıya) uğrama, tutulma
btizal 1 : إسقال bayağılaşma, adileşme, değer siz hale gelme, bayağılık, adilik. 2 bol bol ve esirgemeden kullanma 3 hor kullanma, çok kullanma
bzal إبدال : bol bol ve esirgemeden kullan-ma, harcama veya verme (ibzal buyurmak: esirgememek, harcamak, vermek)
ibzal himmet إبدال و همت : esirgememe ve ma nevi destek veya yardım
icab 1 : ايجاب gerekme, gerek, lazım, luzum 2.(tic.) alışverişte satıcının malını alıcıya "sana bunu şu fiata sattım" demesi. (müşteri buna karşılık "kabul" der ve alışveriş hukukça tamamlanır.)
icab etmek 1: ایجاب اينمك gerekmek 2 gerek-tirmek ("san'atlı bir eser, san'atkarı icab eder. ") alışverişte 3. sebep olma
icab ettirmek ایجاب ایتديرمك : gerektirmek
cab- bizzat ایجاب بالذات : kendi kendine bir şeyi yapmak zorunda olmak, kendinden mec-
bur olmak
icabe )1( 1 : (جابه.kabul olma, kabul edilme 2 kabul etme 3 uyma 4.razı olma, uygun gör me (icabet etmek: 1.kabul etmek 2.uymak)
cabi اجابی : mecburi, zorunlu
icad 1 : ايجاد yaratma, var etme 2.yeni bir şeyi ilk defa yapma, buluş
icad- eşya ايجاد أشياء : varlık dünyasındaki şey-
lerin yaratılması
icad ve ibda-i eşya ايجاد وإبداع أشيا : varlık dün-yasındaki şeylerin var edilmesi ve yoktan ya-ratılması.)
icad- ilahi ايجاد إلهي : Allah'ın (cc) yaratması, var etmesi. (san'at ve icad-1 ilahi: Allah'ın sa-natı ve yaratması)
Icad - mahlukat ایجاد مخلوقات : yaratılmışların yoktan var edilmesi
icad - mevcudat ایجاد موجودات : varlıkların ya
ratılması
Icad- Rubublyet ایجاد ربوبیت : Allah'ın (cc.) her şeyin sahibi sıfatıyla yaratması
icad-i sırf ایجاد صرف : tam manasıyla yaratma, hiç yoktan var etme, yoktan yaratma
Icaz-ı Kur'an (i,iye)
Icad-gerr ایجاد شر kötülögun yaratılması, ko tulogün var edilmesi
iadat إجادات cadlar, buluşlar
icadat- Rabbaniye إجادات زنانه : her geyin sa hibi ve terbiyecisi (rabbi) olan Allah'ın (c.c.) icadları, yarattıkları
Icadça ايجاده : yaratma bakımından
icadçı إبعادجي : icad yapan, bulan, ilk olarak
ortaya çıkaran
Icadi (ye( إيجادیه : icadla ilgili, yaratma ile ilgili
icadsız 1: ایجادسز. yaratma gücüne sahip olma-dan, yokken var etme gücüne sahip olmadanı 2.yaratma gücüne sahip olmayan, yokken var etme gücüne sahip olmayan
icaz ایجاز : az sozle çok mana anlatmak, vecize gibi kısa ve özlü anlatım
caz 1: إعجاز mucize derecesinde ve söz söyle-me 2.mucize gösterme
I'caz-ı Ahmediye إعجاز احمد به Hz. Muham-med'in (s.a.v.) peygamberliğine delil olarak benzeri söylenmez tarzda söz söylemesi, bu yolla mucize göstermesi
l'caz-i azime اعجاز عظیمه : buyukicaz, benzeri söylenemez sözlerle büyük mu'cize gösterme, benzeri söylenemez sözlerle gösterilen buyük
mucize
l'caz- belagat إعجاز بلاغت : belagat yolu ile
mucize gösterme; benzerini kimsenin söyle-yemeyeceği tarzda, konuya, dinleyicilere ve güdülen gayeye tam uygun, güzel etkileyici ve doğru söz söyleyerek mu'cize gösterme, bu şekilde gösterilen mu'cize sekilde go
icaz-ı beyan إعجاز بيان : söz söyleme mucizesi; eşsiz, yerinde, güzel, etkileyici ve bilinmeyen doğruları söyleme yolu ile mu'cize gösterme
icaz-ı harika ایجاز خارقه : harika icaz, çeşitli ve geniş manaları olağanüstü kısa ve özlu (veciz) şekilde söyleme yolu ile gösterilen mucize
icaz-i i'cazi إيجاز إعجاری : icaz yolu ile mucize gösterme; kimsenin söyleyemeyeceği tarzda çok geniş manaları kısa ve veciz (özlü) sözle ifade ederek mu'cize gösterme, bu yolla gös-terilen mucize
icaz- muciz إيجاز معجز : mucizeli icaz; mu'cize derecesinde eşsiz, yerinde güzel ve etkili söz söyleme san'atı
îcaz-ı Kur'an (I,iye إيجاز قرآنیه : Kur'an'daki çok geniş, derin ve çeşitli manaları çok kısa ve öz-lü(veciz) olarak söyleme san'atı
Amalie مال konca, kısa ve toplu, ca اسمالتي اللمسة asett bulunan, özetli, öala yerine getirme, yapma, gerçekleş mme, uygulama, (alert) yürutme 2 akıtma bory luya borcunu kanun soruyla ödetme faaliyet إجراء فعالیتahşmaları yürütme adalet اجرای عدالت adaleti yerine getir
rayahkam اجرای احکام kanun veya kuralları yerine getirme, uygulamaya koyma ara ya faaliyet
جرای فعالیت( : )bk icra i faaliyet) kra vi hasene اجرای حسنه : sevap işleme, sevap la ve iyi iş yapma
rayi hokum اجرای حکم : kanun veya kuralı verine getirme, uygulamaya koyma
kra yi hokumet اجرای حکومت : alkeyi yönetmeliki ulke işlerini yürütme, hükumet olarak göre vini yapma, devletin yürütme gücünü kullan IMA
icra yi tedris إجراى تدريس : ders verme, öğretim görevini yapma, eğitim ve öğretim işlerini yürütme
cray tesir اجرای تاثیر : etki etme, etkileme,
etki altına alma
icra-yi vazife اجرای وظیفه : görevi yerine getir
me, görev yapma
icraat إجرات : uygulamalar, yapılan ve yürütu len işler, yapılan çalışmalar, yapılıp elde edi len sonuçlar
icraat-tallye إجراات عاليه : üstun değer ve önem
taşıyan işler ve uygulamalar
icraatı celaliye 1 : إجراات جلالية.çok büyük ic-raat, yapılan ve yürütülen çok büyük işler 2 sonsuz yücelik ve büyüklük sahibinin (Al-
lah'ın c. c.) yaptığı işler
icraat-i cesime-i Rabbaniye إجراآت جسيمة ربانيه :
icraat- esasiye إجراءات أساسية : esaslı icraat, baş ta gelen işler, temel ve önemi büyük işler
icraatı hakimane إجراآت حکیمانه : hikmetli iş ler; bir çok tedbirler, gayeler ve faydalar göze-tilerek yapılan işler
icraatı hayret efza إجراات حیرت افزا : hayret ve-rici işler (faaliyet ve icraat-ı hayret-efza: hay-ret verici çalışmalar ve işler)
icraatı hükumet إجرات حکومت : hükumetin yaptığı iş ve çalışmalar
İçtihadat-ı safiyane ve halisane
Icraat : ilahiye إجراآت الهيه : Allah in (c.c.) yap tığı işler
icraat- Rabbaniye إجرات رابه : herseyin sahi-bi ve terbiye edicisi (rab) olan Allah'ın (c.c.) yaptığı işler
me
icraat-i rububiyet إجراآت ربوبیت: Allah'ın (c.c.(, her şeyin sahibi ve terbiye ediciliği (rububi-yet sıfatıyla yaptığı işler
içli ایچلی : Liçi olan içi dolu 2.çabuk duygula nan, hassas, duygulu 3.duygulandırıcı, üzün tü uyandırıcı
içre 1 : ايجره içinde 2 iç taraf, içeri
içtihad (ictihad( 1 إجتهاد.cehd etme, bütün gücü ile çalışma, gayret etme 2.görüş, anla-yış, kanaat 3.Kur'an ve sünnette açıklık bu-lunmayan dinle ilgili bir konuda, yetkili din aliminin, Kur'an hadis ve sünnete dayana-rak gerekli bütun araştırmaları yapması ve doğruyu bulmak için bütun çabaları göster-mesiyle vardığı sonucu ve görüşünü ortaya koyması bu yolla ortaya konan görüş 4.ka-nunların yorumu ve uygulanmaları konusun-da farklılıklar ortaya çıkması durumunda, yetkili hukukçular tarafından konuya açıklık getirmek üzere ileri sürdükleri görüş veya al-
dıkları karar
içtihad - hata إجتهاد خطاء : yanlış ictihad, ge-rekli çabalara rağmen varılan yanlış sonuç ve
gorus
Rabb'in (Allah'ın) yaptığı büyük işler
Istihad -i şeri إجتهاد شرعی : seri ictihad, dine ait ictihad; dinde Kur'an hadis ve sünnette açık hüküm bulunmayan konuda dinin özüne ve usullere uygun hüküm ve görüş ortaya koy-ma
içtihadat إجتهادات : ictihadlar (bk, ictihad(
İçtihadat-ı safiyane ve halisane اجتهادات صافیانه و
خالصانه : saf ve halis içtihadlar, dine aykırı veya dinden olmayan hiç bir şey karıştırmadan, tam iyi niyet ve çaba ile ortaya konan görüş-ler ve çıkarılan sonuçlar
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "İki göz vardır ki, Cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ile geceyi Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz." (Sünen-i Tirmizi)
Ali Imran Süresinin 200. Ayet i celitesinde buyurulmuştur ki-meâlen: "Ey iman edenler, sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin ve (cihad için) ribat halinde (hazır ve rabıtalı) bulunun ve Allah'tan korkun ki felah bulabilesiniz. Ribat. Allah yolunda mülâzemet, yani devamlı bu yolda hizmette bulunmaktır. Esasen atını bağlamak manasına gelen "rabt-1 hayl" ifadesinden alınmış olup İslam düşmanlarına karşı atını bağlayıp nöbet tutmak manasınadır. İmam arkasında cemaatle namaz kılarkem saf tuttuğunuz gibi birbirinize bağlanıp Allah yolunda
hizmetten, vazifenizden ayrılmayın, demektir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
"Murabıt (Allah yolunda nöbet tutanlar), kıyamet gününde kabrinden şehit olarak kalkar." Yani şehitler arasında haşrolunup kendisine onların mertebesi verilir.
"Insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki o zaman, onların cihadlarının en üstünü, ribât olur." Bu hadis-i şerîften anlaşılacağı üzere, âhir zamanda hâlis niyet ile cihâd edebilmek hayli müşkildir. Zira, halk arasında dünya sevgisi yayılır, ihlâsla cihad edemezler, bunu ancak ribât ehli yapabilir, demektir.
Cabir (r.a.) Hazretleri şöyle anlattı: Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, Tebûk Gazâsı'nda İslâm ordusu konakladığında, hareket vaktine kadar nöbet hizmetini Ubåde bin Bişr Hazretlerine vermişti. O da askerin etrafında ve arasında sabaha dek dolaşmıştı. Sabah olunca Resûlullâh Efendimize gelerek, "Ya Resûlallah! Bu gece sabaha dek ileriden tekbîr sesleri işittik. Nöbet hizmetini başka birilerine daha emir buyurmuş muydunuz?" diye sual etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Başka kimseye emretmedim. Amma kendi istekleriyle gece nöbete kalkan olabilir." buyurdular.
Bu sırada Silkan bin Selâme (r.a.) geldi, "Yâ Resûlallah! On arkadaşımla birlikte, bu gece gönüllü olarak atlarımız üstünde nöbet bekledik." dedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurdular: "Allah yolunda nöbet tutan kimselere müjdeler olsun. Etrafında nöbet tuttuğunuz her bir insan ve onun bineğine karşılık size sevap yazılmıştır."
Vahyin ilk nüzul sürecinde Kâbe'de namaz kıldıkları bir gündü. Sonradan Sa Saba
olacak Afifi Ki
Peygamberimizin (asm) Hayatı
02 KASIM 2024
BİR AYET
TARİHTE BUGÜN
-644-Hz. Ömer'in (ra)
şehadeti.
1839 - Tanzimat'ın ilânı.
1918 - İngilizler Musul'u işgal etti.
3
PAZAR
SUNDAY
KASIM
NOVEMBER
Mü'minler kimselerdir ki, Allah'ın ancak o adı anıldığı zaman kalpleri titrer...
Enfal Suresi: 2
BİR HADİS
İstikamet üzere ol. İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun.
Taberanî
Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emânetin mâliki her şeye kadîr, her şeyi bilir bir Rahîm-i Kerîmdir. Lem'alar
"Sözümü işiten, onu güzelce anlayıp ezberleyen ve başkalarına ulaş tıran kimsenin Allah yüzünü ak etsin! Nice bilgi sahibi kimse vardır ki, onu kendisinden daha anlayışlı kimseye ulaştırır." (Tirmizi, İlim, 7/2685)
Kitapta öncelikle İslam'ın genel karakterinden bahsedip akâid, ibadet, ahlâk ve muâmelåt alanlarındaki esaslarını açıklamaya çalıştık. Bunun ya-nında bazen bilgisizlik bazen de kasıtlı telkinler sebebiyle insanların zihnine takılan sorulara cevap vermeye gayret ettik. Son bölümde âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz'in hayatı, ahlâkı ve mucizelerini hüläsa ettik. Bu eserin İslâm ve Rasûlullah hakkında oluşturulan önyar-gıları gidermeye yardımcı olması, en büyük ümid ve temennimizdir.
Öncelikle böyle bir çalışmaya bizi teşvik edip her türlü maddi ve manevi imkânı sağlayan ve eserin başına çok kıymetli bir takriz yazma lütfunda bulunan pek muhterem Osman Nüri TOPBAŞ Hocamız'a;
Kitabı okuyup tashih etme zahmetine katlanan pek muhterem Ahmet Taşgetiren, Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu ve Prof. Dr. Ömer Çelik hocaları-ma;
Dr. Faruk Kanger, Selim Biçen ve Abdurrahman İslâm beylere;
Eserin hazırlanmasına yardımı dokunan diğer bütün kardeşlerime;
Ayrıca kitabı büyük bir titizlikle neşrederek okuyucularına hediye eden Altınoluk Mecmuası idarecilerine ve personeline sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum.
Cenâb-ı Hak bu çalışmayı hepimiz için sadaka-i câriye eyleyip dâreyn saadetimize vesile kılsın!..
Biz âciz kullarını îmânın neşve ve huzuru ile merzuk kılan Allah Teâlâ ya hamd ü senålar olsun!
İnsanlığı zulmetten nûra gark etmeye vesile olan Käinâtın Fahr-i Ebedîsi'ne salât ü selâm olsun!
Tarih boyunca; Kur'ân ve sünnetin zâhirî ve rûhânî yapısını layıkıyla hazmedip, İslâm'ı hâl ve davranışlarında aşk ve vecd ile yaşadıkları demler-de müslümanlar, cihanşümül bir faziletler medeniyeti sergilediler. Coşkun bir îman aşkıyla dolan samimî mü'min gönüller, tek bir yürek haline geldi.
Fakat bu mazhariyetlere rağmen onlar; İslâm'dan uzaklaşıp dünyevî ve nefsânî arzulara daldıkları demlerde de, ilâhî rahmet ve yardımdan mahrum kaldılar, sahip oldukları üstünlük ve îtibârı kaybettiler.
Mü'min nesillerin, İslâm'ı başlarına tâc ettikleri dönemlerde yükseliş-lerinin en müşahhas misallerinden biri, mübarek ecdâdımız Osmanlılardır. Onlar, İslâm'ın münbit bağrında;
"Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri"
diye ifade edilen bir ihtişama ulaştılar. Ancak bu tâbir; asırlar sonra, maalesef İslâm'ın muazzez rûhuna sırt dönüş ve mecâzî muhabbetlere aldanarak aşk-ı ilâhîyi kaybediş yüzünden, tersine döndü. Yazık ki bu durum, sonunda gönül âlemlerini çoraklaştırdı; koca bir milleti, zilletin nice ağır imtihanlarına dûçâr etti. Kendi öz benliğinden, yani rûhânî yapısından kaçış süretiyle Batı taklitçiliğine sığınma sevdâsı, had safhaya vardı. O muhteşem yapıdan uzaklaşıldı. Nefsâniyetin hodgâmlığı, ruhları kendine esir etti.
Neticede Batı âlemi, aslını kaybetmiş bâtıl bir dînin kıskacına rağmen, İslâm'ın engin ve yüksek ilmî kaynaklarından istifâde ile muvaffakıyet zemî-ninde yükselirken, hattâ nice hidâyet tezahürlerine sahne olurken, bütün
bir İslam dünyası olarak bizler, kaba kuvvete, yani nefsin hoyratlığına râm olduk. Din, toplum için hamle gücü, huzur ve kuvvet kaynağı olmaktan çıktı, yerine şekli merasimlerden ibaret ruhsuz bir iskelet kaldı. Abide şahsiyetler, yetişmez oldu.
Oysa İslam'ın bereketiyle, bir zamanlar;
Aşk ve vecd kahramanı Bedr'in arslanları yetişmişti.
Kıtalara medeniyet köprüleri kuran ve Peygamber müjdesine nail olma ufkuyla insanlık tarihinde yepyeni bir çağ açan Fâtihler yetişmişti.
Çanakkale'nin, Rumeli'nin ve Anadolu'nun mübarek şehidleri ve gazi cengåverleri yetişmişti.
Şimdi ne yazık ki onları yetiştiren ruh heyecanı zaafa uğradı.
Ne yazık ki, bu zaaftan kurtuluş çaresi de yeni zaaflara bağlandı. Bu çareyi kimileri, Batı'yı da Batı yapan muhteşem kültür hazinelerimizi terk etmekte ve bâtılın penâhı (sığınağı) olan feylesofların insanlığa hiçbir zaman huzur ve saâdet getirememiş olan ütopik, nazarî ve hayali teorilerinin karan-lık ve çıkmaz sokaklarında arar oldu.
Böylece İslâm'ı önce ameli olarak gönüllerden sökmek, sonra da îtikādī bakımdan çökerterek rühāniyetinden uzaklaştırmak isteyenlere âdeta gün doğdu. İslâm coğrafyasının kısmetine de gece karanlığı düştü.
Bu hâl dolayısıyla; müslümanların îtikad, ibâdet ve muâmelåttaki ruh heyecanını ve gönül feyzini kaybetmesinden son derece muzdarip olan Pakistan'ın mânevî bânîsi Muhammed İkbal'in şu feryâdı boşuna değil:
"Yazıklar olsun! Artık aşkın vecd ve heyecanı kalmadı... Artık müslü-manların damarlarındaki kan dahi kurudu. Namazlara bakın; saflar eğri, sec-deler ruhsuz, kalplerde huzur yok! İçten gelen o ilâhî cezbe kaybolmuş!.."
Yazık ki îman neşvesine dair bu kayboluşlarla birlikte İslâm dünyasında dehşetli bir yozlaşma ve ahlâk erozyonu baş gösterdi. O kadar ki, günümüz-de -tâbir caizse- Hazret-i Ådem'den bugüne kadar ilâhî kahra uğramış ne kadar kötü kavim varsa onların rezil hållerinden devamlı mülevves rüzgârlar esiyor. Helåk edilmiş her kavmi temsil eden insanlar türedi.
Toplumlarda artık; Lût kavminin hayvandan daha aşağı derecedeki ahlaksızlarından da var; Åd ve Semûd kavminin kibir ve gururlarına zebűn olup; "Bizden daha güçlü kim var?" diyerek ilâhî kahrı üzerlerine çeken zorbalarından da var; Hazret-i Şuayb kavminin, sahtekârlığı sanat hâline getiren bedbahtlarından da var; tanrılık iddiasına kalkışan Firavun ve Nemrut
tiplerinden de var; onlarla şer yarışı yapan yandaşlarından da var ve daha nice helâke uğramış kavimlerin, aşağılar aşağısı rezillerinden de var.
Gitgide, İslâm'ın muhteşem rûhânî yapısına yabancı kalanlar artıyor. Menfi televizyon ve internet yayınlarının emzirdiği insanlar artıyor. Azgın bir sele kapılarak nereye sürüklendiğinin farkında olmayan âvâre kütükler gibi şaşkın yığınlar da artıyor.
Bu tespitleri ümitsizlik olsun diye değil, üzerimize düşen vazifelerin ve hizmetlerin ehemmiyetini ve ciddiyetini daha iyi kavramak için görmeli, anla-malıyız. Çünkü vakıa ve hadiseler kavrandığı nisbette gerekli olan güzellikleri yeşertme gayreti gönüllerde dirilmeye başlar.
O gayret diri oldukça da; unutturulmak istenen şanlı māzīmizdeki fazilet-lerin, güzelliklerin ve ihtişamın hasretini sînelerinde duyanlar, dâimâ mevcut olur. Toplumdaki fitne ve fesattan yürekleri sızlayanlar mevcut olur. Hakk'ın vaad ettiği mesut günlere kavuşma ve cihânı yeniden bir medeniyet cenneti hâline getirmenin arzu, heyecan ve azmi içinde olanlar mevcut olur.
Dolayısıyla bugün gayret ve himmetin teksif edilmesi gereken en mühim saha, insanımızın îmânına hizmet etmektir. Yaşanan îman ve ahlâk erozyonu içinde ziyan olan nesillerin ıztırabını vicdanlarımızda mutlaka duymak zorun-dayız. Zira günümüzde İslâm'ın rühāniyetiyle terbiye ve istikamet verilmeyen temiz fıtratlar, yanlış ve bozuk yerlere akmaktadır.
Bu sebeple bugün, önceki devirlere göre dürüstlük, doğruluk ve İslâm kimliğini taşıyabilmek daha kıymetli; faziletler sergileyen güzel ahlâk, daha değerli; mütevazı bir gönülle kulluk, çok daha makbul ve bunları ikäme ede-cek, yerinde hizmetler de daha lüzumlu. Zira İslâm nazarında bir insanın ihyâsı, bütün insanlığın ihyası kadar kıymetli bir hizmettir. Bir insana yapıla-cak en büyük hizmet de, onun İslâm ile şereflenmesine vesile olabilmektir.
Unutmamak gerekir ki zor zamanlarda ve tehlikeli yerlerde hizmet görenlere mahrumiyet zammı ve fedakârlık primi verildiği gibi, İslâm ahlâkı-nın zaafa uğradığı ve insani vasıfların baş aşağı olduğu günümüzün şu zorlu ortamında yapılan güzel ameller ve hizmetlere de aynı şekilde özel ecirler ve mükafatlar vardır.
Dolayısıyla bizler de, son birkaç asırdır gaflet ve mâsiyet tozlarının tabakalaşarak karanlığa gömdüğü İslâm medeniyetini yeniden ihyâ etmek mecbûriyetindeyiz. Şair Mehmed Akif'in mısralarında ifade ettiği; "Kur'ân'dan ilhâm alarak İslam'ı asrın idrâkine anlatma" mevsimindeyiz.
1 Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı Asrın idräkine sõyletmeliyiz İslam'ı... (M. Akif Ersoy)
Nitekim insanlığın ıslahı ve kurtuluşu yolunda Allah için yapılan güzel hizmetleri yüce Rabbimiz kendisine verilmiş güzel bir borç olarak ifade buyurmakta ve karşılığını ebedi alemde kat kat fazlasıyla lut-fedeceğini beyan etmektedir. (Bkz. el-Bakara, 245, el Maide, 12; el-Hadid, 11, 18, et-Tagában, 17, el-Müzzemmil, 20)
Bir kimse alacağı mahsülün miktarını bilirse, tohum saçarken gösterdiği fedakârlığı gözünde büyütmez. Üstelik daha fazla kâr elde edebilecek oldu-ğunu düşünüp kazanç fırsatını az değerlendirdiği için pişman olur; "Keşke vaktinde daha fazlasını yapabilseydim!" hasreti içinde kalır. Dünyada böyle olduğu gibi, kıyamet günü bu hasret daha da yüksek olacaktır.
Bu bakımdan, bizlere lutfedilmiş olan şu kazanç mevsiminde gayretle-rimizi artırmak mecbûriyetindeyiz. Zira kalbini nefsânî arzuların şerrinden koruyup son nefesine kadar Hakk'a kulluk üzere yaşayanlar, dünyanın en bahtiyar insanlarıdırlar. Bu sebeple, binbir imtihan tecellileri içinde yaşadı-ğımız şu ahir zamanda, ashâb-ı kiramın îman vecdine ulaştırıcı bir vesile olarak, İslam'ın azamet ve büyüklüğünü, bilhassa månevî perspektiften en doğru şekilde idrak etmeye ve bu idråk ile yaşamaya son derece muhtâcız.
Buna dünyamız itibarıyla muhtacız. Ahiretimiz itibarıyla muhtacız. Aklımız itibarıyla, gönlümüz ve rühumuz itibarıyla muhtacız. Yani her bakım-dan muhtacız. Çünkü yaratılışımız itibarıyla, fıtratımız itibarıyla muhtacız. Çünkü;
İSLÂM FITRAT DİNİDİR
Şüphesiz ki Cenâb-ı Hakk'ın insanoğluna en büyük ikramı, "İslâm" ve "Iman" nimetidir. Zira insan fıtratı, ilâhî hakikatlerle yoğrulmuş ve kudsi istidatlarla tezyîn edilmiştir. Bu itibarla insanın kalp âleminin derinliklerinde, hak duygusu ve şiddetli bir inanç ihtiyacı, fıtraten mevcuttur.
Peygamber Efendimizde bir hadis-i şerîflerinde bu hakikati şöyle ifâde buyurmuşlardır:
"Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzere (temiz ve günahsız olarak, tev-hide meyilli bir şekilde) doğar. Daha sonra ana-babası onu (inançlarına göre) ya hristiyan, ya yahudi ya da mecûsî... yapar." (Buhârí, Cenâlz, 92; Müs-lim, Kader, 22)
Her insanın iç âleminde müsbet ve menfi temâyüller bir arada bulun-maktadır. Bununla birlikte, Allah Teâlâ'nın rahmetinin gazabını geçmiş olma-sının bir neticesidir ki, insan yaratılış itibarıyla hakka ve hayra daha fazla meyillidir.
Diğer taraftan yine bu hadis-i şerif, çevre şartlarının ve toplumun, çocuk-luk çağındaki insanlara ne kadar çok tesir ettiğini göstermektedir. Öyle ki, ilk çocukluk yıllarındaki o såfiyet, berraklık ve temizlik dikkatle korunmadığı takdirde, insanın fıtratındaki hakka ve hayra meyletme irâdesi, şuur altına itilir, zamanla da kaybolmaya yüz tutar.
İlahi tebliğler, insanı dünya hayatında daldığı gaflet uykusundan uyan-dırarak, ebedi hakikatlere teşne eyler. Özündeki îman temâyülü körelmemiş olanlar, bu tebliğlere tabii ve fıtri bir kabül ile râm olurlar. Bunun aksine, fıtra-tındaki iman temâyülünü tamamen şuur altına gömmüş olanlar da, nefsâni girdaplar içinde heläk olurlar.
İslâm, bu fani imtihan ålemine öyle bir îman muhabbeti, Cenâb-ı Hak ile dost olabilme heyecanı ve O'na vusiat neşvesi getirmiştir ki, hakiki mü'minler için bundan daha büyük bir månevi lezzet ve gönül huzūru yoktur.
Öyle ki, îman kalbe tam olarak yerleştikten sonra, hiçbir dünyevî baskı veya menfaat, onun üstüne çıkamaz. İman nîmetiyle perverde olan gönüller, yaratılışlarındaki öz cevheri koruyarak Rabb'e aşk ve şevk ile kavuşabilme heyecanı içinde yaşarlar. İmanlarını muhafaza adına, hiçbir bedeli ödemek-ten çekinmezler.
Zira îmânı aşk ile yaşayan mü'minlerin gönüllerindeki Rabb'e vuslat iştiyakı karşısında, bütün fânî haz veya iztıraplar erir, âdeta yok hükmünde kalır. Artık cefålar safâya, zahmetler de rahmete dönüşür. Bu kıvama näil olan kimsenin güzel hâli, zarafeti, nezaketi, kalbî derinliği ve firâseti, îmânına delil olacak bir vasfa bürünmüştür. Zaten bütün imtihanlar da, bu güzelliği inkişaf ettirmek ve îmânı Hak katında delilli hâle getirmek içindir.
ÎMANIN DELİLİ
Ayet-i kerîmelerde buyrulur:
"İnsanlar yalnız <inandık» demekle hiç imtihan edilmeden bırakı-lacaklarını mı sandılar?
Şanım hakkı için onlardan öncekileri de imtihan ettik. Elbette Allah, (din ve îman dâvâsında) sâdık olanlarla yalancıları bilmektedir." (el-Ankebût, 2-3)
Unutmamak gerekir ki "ÎMAN" en büyük dâvâdır. Her dâvâ ve iddiâ, ispatlanmaya muhtaçtır. İspat için de, delil ve şâhide ihtiyaç vardır. Cenâb-ı Hak da, bu âlemde biz kullarını îmanda sadâkat ve samîmiyet husûsunda her vesile ile imtihan ederek onun bedelini ödememizi ve ona gerçekten sahip olduğumuzu ispat etmemizi istemektedir.
YALAN İlişkili Maddeler SIDK Niyette dürüstlük, söz ve davranışların doğru ve gerçeğe uygun olması anlamında bir ahlâk terimi. TEKZİP Dinî gerçekleri yalanlama anlamında bir Kur’an terimi.
Müellif: MUSTAFA ÇAĞRICI Yalan kelimesinin Arapça karşılığı olan kezib (kizb) eski sözlüklerde “doğruluğun (sıdk) karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek, söz vâkıaya uygun olmamak” diye tanımlanır. Haberin doğruluğu vâkıaya uygunluğu, yalan olması aykırılığı ile bilinir (Lisânü’l-ʿArab, “kẕb” md.; Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî, s. 201; et-Taʿrîfât, “Kiẕbü’l-ḫaber” md.; Tehânevî, II, 847-850; Kāmus Tercemesi, “kzb” md., I, 461). Ya‘kūb b. İshak el-Kindî kezibi “olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösteren söz” şeklinde tanımlar (Resâʾil, I, 169). Kezib kelimesi âyet ve hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda “gerçeğe aykırı konuşmak” anlamında masdar, “gerçeğe uygun olmayan söz, haber” anlamında isim olarak kullanılır. Bir âyette (Yûsuf 12/18), Yûsuf’u kuyuya atan kardeşlerinin babalarını onu kurdun parçaladığına inandırmak için gömleğine sürdükleri kan için kezib (uydurma, sahte) kelimesine yer verilmiştir. Âlimler, bazı hadislerde kezibin kötü niyet taşımayan yanlış davranışlar için de kullanılmasını kanıt göstererek bu kavramın -kasıt unsuru taşısın taşımasın- gerçeğe aykırı her türlü bilgiyi ve haberi kapsadığını, ikisi arasındaki farkın sorumluluk noktasında söz konusu edildiğini belirtirler. Çünkü yalancı söylediğinin yalan olduğunu bilir, hata eden ise sözünün doğru olduğunu zanneder (İbnü’l-Esîr, IV, 159-160). Öte yandan bir kimsenin sözü aslında gerçeği ifade etse bile o kişi yalan söylediğini düşünüyorsa yalancı sayılır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de (el-Münâfikūn 63/1) münafıkların Hz. Peygamber’e söyledikleri, “Şahitlik ederiz ki sen gerçekten Allah’ın elçisisin” sözleri, “Allah biliyor ki sen O’nun elçisisin” ifadesiyle doğrulanmış, “Fakat Allah da münafıkların yalancılar olduğuna şahitlik eder” meâlindeki âyette sözlerini inanarak söylemedikleri için münafıkların yalancı olduğu bildirilmiştir (Râgıb el-İsfahânî, s. 270).
Kur’ân-ı Kerîm’de kezib ve türevleri 280 yerde geçmektedir ve bunların çoğu “bir şeyi yalana nisbet etmek” anlamında tekzîb masdarından türeyen fiil ve isimlerdir. Esasen kişiyle ilgili olan tekzîb “kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu yalancılıkla suçlama”, olay ve haberle ilgili olan ise “onu yalan sayma” mânasına gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür. Kur’an’da, genellikle eski peygamberlerin inkârcı kavimlerinin ve putperest Araplar’ın Allah’ın dini, peygamberi ve kitapları, kıyamet, âhiret, uhrevî yargılama ve adalet, cehennem ve azap, Allah’ın nimetleri, hakikat ve doğruluk gibi genelde imana ilişkin konulardaki yalanlayıcı, reddedici tutumlarıyla bunun kendileri için doğuracağı zararlar anlatılır. Bu âyetlerde tekzîb “ilâhî vahyin inkârı, Allah tarafından gönderilen hakikatin reddedilmesi” anlamını içerir. Kezib kelimesi de âyetlerde otuz üç yerde geçer; bunların çoğunda “uydurma, yakıştırma” anlamındaki iftira kavramıyla birlikte “Allah hakkında yalan uydurma, O’nun birliği, aşkınlığı ve yetkinliğiyle bağdaşmayan iddialar ileri sürme” mânasında kullanılır (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/94; en-Nisâ 4/50; el-Mâide 5/103). Kezibin üç defa tekrar edildiği Nahl sûresinin 116. âyetinde insanların sorumsuzca yalan konuşarak yiyecekler hakkında, “Şu helâldir, bu haramdır” demeleri “Allah hakkında yalan uydurmak, Allah adına doğru olmayan hükümler üretmek” şeklinde değerlendirilmiştir (Taberî, VII, 658). Bir âyette, Medine yahudilerinin Araplar’a ait yanlarındaki emanetleri geri vermemenin kendileri için sorumluluk doğurmayacağını ileri sürmeleri (Âl-i İmrân 3/75; krş. Taberî, III, 317; Fahreddin er-Râzî, VIII, 100-103), başka bir âyette yine yahudilerin kutsal kitaplarına ilâve ettikleri sözlerin Allah katından geldiğini söylemeleri de (Âl-i İmrân 3/78; Fahreddin er-Râzî, VIII, 106-109) “Allah hakkında yalan söylemek, O’na asılsız şeyler isnat etmek” diye nitelendirilmiştir. Müslüman olduklarını ileri süren münafıklar Allah’a ve resulüne yalan söylemişlerdir (et-Tevbe 9/90; krş. Şevkânî, II, 445). Bir âyette gerçeği konuşana dürüst (sâdık), gerçek dışı konuşana yalancı (kâzib) denilmiştir (el-Mü’min 40/28). Birçok âyette inkârcılar ve münafıklar hakkında, Allah’ın gönderdiği açık hakikatleri yalan saymaları sebebiyle “yalancılar” ifadesi kullanılmış, ayrıca peygamberlerini yalancı (kâzib/kezzâb) diye suçlayan kavimlerden söz edilmiştir (el-A‘râf 7/66; Hûd 11/27; eş-Şuarâ 26/186).
Hadislerde de kezib ve türevleri sıkça geçmektedir. Bazı hadis mecmualarında bu konuya dair özel bablar ayrılmıştır (meselâ bk. Buhârî, “ʿİlim”, 8, 38; Ebû Dâvûd, “Îmân”, 13; “Edeb”, 80; Tirmizî, “Birr”, 46; Nesâî, “Îmân”, 23). Asılsız bir sözü Hz. Peygamber’e isnat ederek nakletmenin menedildiği rivayetlerde kezib kavramı “hadis uydurma” anlamında kullanılmıştır (Müsned, II, 47, 83, 123; Buhârî, “ʿİlim”, 38, “Enbiyâʾ”, 50; Müslim, “Zühd”, 72). Bir hadiste de şöyle denilmektedir: “Yalandan sakının, çünkü yalanla günah yan yanadır ve ikisi de insanı cehenneme götürür” (Müsned, I, 3, 5, 7, 8; Müslim, “Birr”, 103-105; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 4, 5). Diğer bir hadiste, “Kardeşine bir söz söylediğinde o sana inanırken senin ona yalan söylemiş olman ne büyük bir ihanet!” buyurulmuştur (Müsned, IV, 183; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 71). Hemen bütün hadis kaynaklarıyla ahlâk ve tasavvuf kitaplarında zikredilen bir hadisin meâli de şöyledir. “Sizi yalan söylemekten menederim; çünkü yalan söylemek günaha, günah da cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında kezzâb diye yazılır” (Müsned, I, 3, 5, 384, 410, 424; Buhârî, “Edeb”, 69; Müslim, “Birr”, 102-105). Yine sıkça tekrar edilen başka bir hadiste yalan münafıklığın üç alâmetinden biri olarak gösterilmiştir (diğerleri sözünden dönmek ve emanete hıyanet etmektir; bazı rivayetlerde bunlara düşmanlıkta ileri gitmek de eklenmiştir [Müsned, II, 189, 200; Buhârî, “Îmân”, 24; “Şehâdât”, 28; “Meẓâlim”, 17; Müslim, “Îmân”, 106-108]). Hadislerde, bir kötülüğü önlemek için -başka çare yoksa- yalan söylemenin câiz olduğu durumlardan da söz edilir (meselâ bk. Müsned, VI, 403, 406; Buhârî, “Ṣulḥ”, 2; Müslim, “Birr”, 101). Hz. Peygamber şu üç maksat dışında yalan söylemenin helâl kabul edilmediğini bildirmiştir: Aralarında geçimsizlik bulunan karı kocayı barıştırmak, savaş sırasında düşmanı şaşırtmak, insanlar arasındaki husumeti önlemek (Müsned, VI, 459, 461; Müslim, “Birr”, 101; Tirmizî, “Birr”, 26).
İslâm âlimleri, yalan konusunu işlerken dilin ve konuşma yeteneğinin insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik olduğunu belirterek Allah’ın verdiği bu nimeti yerinde kullanmayanların insanlık değerini de kaybedeceğine dikkat çekerler. Ebû Hâtim el-Büstî, Allah’ın, insanın organlarından sadece dile kendi birliğini ikrar etme yeteneği verdiğini, böylece onu bütün organlardan daha değerli kıldığını ifade ederek akıllı kimsenin dilini yalana alıştırmaması gerektiğini söyler. Ayrıca yalanın insan onuruna aykırılığını Muhammed b. Kâ‘b el-Kurazî’nin şu sözüyle özetler: “Bir yalancı ancak alçak ruhlu olduğu için yalan söyler” (İbn Hibbân, s. 51). Râgıb el-İsfahânî de insanın yalancılığı karakter haline getirmesinin insanlıktan çıkması demek olduğunu belirtir. Çünkü insanın temel özelliği konuşmadır. Fakat yalancılıkla tanınan kişinin sözüne güvenilmez, sözüne güvenilmeyenin konuşması faydasızdır; böylece o kimse hayvan durumuna, hatta daha aşağı bir dereceye düşer. Çünkü hayvan konuşamadığı için bu bakımdan kimseye zarar vermez; yalancı ise zararlı bir varlıktır (eẕ-Ẕerîʿa, s. 271). İbn Hazm’a göre yalan her türlü kötülüğün aslıdır ve Allah’ı inkâr etme de onun bir türüdür. Yalan korkaklık ve bilgisizlikten doğar. Korkaklık ruhu alçaltır; korktuğu için yalan söyleyen kişi artık değer verilen ruhsal yücelikten uzak kalmıştır (el-Aḫlâḳ, s. 60). Mâverdî de yol açtığı kötü sonuçlar yüzünden yalanı bütün kötülüklerin toplamı, bütün çirkinliklerin temeli, düşmanlığa kadar varan bir dizi kötülüğün başı diye niteler (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 253).
İslâm ahlâk felsefesinin erken dönem kaynakları arasında yer alan eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî adlı eserinde yalan söylemenin arkasındaki psikolojik sebepleri ve doğuracağı sakıncaları inceleyen Ebû Bekir er-Râzî’ye göre yalanın asıl sebebi kibir duygusu ve yönetme tutkusudur. Bilgi sahibi olan bir kişiye bu bilgi ondan yoksun olana göre bir üstünlük sağladığı için o kişi kendini yalanla bilgili gibi göstermek ister. Bu ise nefsânî arzuların insanı yanıltmasının bir sonucudur. Yalan söylemeye devam eden kişiler sonunda pişmanlık doğuracak yanlışlıklar yaparlar; insanların gözünden düşer, aşağılanır, hakarete uğrarlar. Yalan haber verenin niyetine göre farklı yalan türlerini inceleyen Râzî, karşısındakini bir zarardan koruma veya ona meşrû bir fayda sağlama amacıyla söylenen yalanı kötü saymamış, bunun yanında işin aslı ortaya çıktığında söyleyen için mahcubiyet ve kınama doğuran yalanları çirkin bulmuş, insanın yalancı diye nitelendirilmesini gerektirecek en kötü yalanın hiçbir sebebe dayanmayan, çirkin ve alçaltıcı amaçlarla söylenen yalan olduğunu belirtmiştir (Resâʾil felsefiyye, s. 56-59). Hamîdüddin el-Kirmânî, Râzî’nin eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî’sini eleştirmek için yazdığı el-Aḳvâlü’ẕ-ẕehebiyye’de (s. 77-78) aslında fazilet kabul edilen doğru sözlülük bile her zaman makbul görülmezken, bir kimsenin aleyhinde gerçekleri söylemek bile gıybet sayılırken Râzî’nin temel bir rezîlet olan yalanı bazı durumlarda teşekküre değer görmesini yadırgamaktadır. Ancak İslâm düşünce tarihinde yalan konusu daha çok Râzî’nin görüşü doğrultusunda
değerlendirilmiştir. Meselâ Râgıb el-İsfahânî, Râzî’nin eserinden alındığı anlaşılan ifadelerle hem yalanın psikolojik sebeplerinin hem de meşrû olan ve olmayan kısımlarının bulunduğu hususunda aynı görüşleri tekrarlamıştır (eẕ-Ẕerîʿa, s. 275-276). Mâverdî de yalancılığın sebeplerini menfaat elde etme, zararı önleme, söze tatlılık, zarafet katma ve düşmana zarar verme düşüncesi şeklinde sıralar; bu arada yalan söylemeye ruhsat verilen durumlardan da söz eder. Yine Mâverdî’ye göre yalancıların bazı özellikleri vardır. Yalancı doğru sözlerle kendisinin yalanları arasında fark görmez, söylediklerinin şüpheyle karşılandığını görünce hemen sözünden döner. Nihayet insan tabiatı yalandan hoşlanmadığı için yalancının ruh hali dışına yansır (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 255-257).
Bir yönden gerçek olmayan mesel, kinaye, tevriye gibi kapalı ve dolaylı anlatımların yalan sayılıp sayılmayacağı konusu üzerinde de durulmuştur. Bilgi verme maksadı taşımayıp ibret ve ders çıkarma amacı güden kurgu niteliğindeki sözlerin yalan sayılmayacağını belirten Râgıb el-İsfahânî buna çeşitli hayvanların konuşmalarını içeren bir masalı örnek gösterir. Aralarındaki bir koyun davasını Dâvûd peygambere getiren iki kardeşin hikâyesini anlatan âyetle (Sâd 38/23) Allah rızası için yapılan harcamaların sevabının çokluğunu ekinlerin bereketli verimine benzeten âyetin de (el-Bakara 2/261) bazı kesimlerce sembolik anlatımlar kabul edildiğini söyler (eẕ-Ẕerîʿa, s. 270-271). Gazzâlî, selefin yalan anlamı da içeren kapalı ifadelerden kaçınmayı tavsiye ettiğini belirttikten sonra açık olsun olmasın her türlü yalan sözden sakınmak gerektiğini, zaruret halinde de açıkça yalan söylemek yerine dolaylı ifadelere başvurmanın daha az sakıncalı kabul edildiğini ifade etmekte, bu tür dolaylı anlatımlar için örnekler sıralamaktadır. Birini mutlu etmek gibi sebeplerle kinayeli ifadeler kullanılabilir. Nitekim Hz. Peygamber yaşlı bir kadına, “Yaşlılar cennete girmeyecek” dediğinde bununla cennette herkesin genç olacağını kastetmiştir (İḥyâʾ, III, 139-140).
Râgıb el-İsfahânî’ye göre İslâm âlimleri yalanın kötü sayılması için şu unsurların bulunması gerektiğini söylemişlerdir: Sözün içerdiği haberin gerçek olayla uyuşmaması, bilgi verenin söz konusu haberi önceden zihninde kurgulaması ve zihninde kurduğu şeyi söylemeyi hedeflemesi (eẕ-Ẕerîʿa, s. 273). Bunun yanında daha çok kelâm ilminde ve kısmen ahlâk kitaplarında yalanın özü gereği mi yoksa başka bir sebepten dolayı mı kötü ve haram olduğu meselesi üzerinde durulmuştur. Kelâm âlimleri hüsün ve kubuh meselesini ele alırken en çok başvurdukları örnekler dürüstlük ve yalandır. Ehl-i sünnet’in hâkim görüşüne göre sözün dinî hükmü ortaya çıkaracağı sonuca bağlıdır. Sözün amaca ulaşmak için bir vesile teşkil ettiğini belirten Gazzâlî, iyi bir amaca hem doğru hem yalan sözle ulaşmak mümkünse de bu durumda yalan söylemenin haram olduğunu, eğer amaca ulaşmak için yalan söylemekten başka bir çare yoksa bu amaca göre sözün hükmünün değişeceğini söyler (İḥyâʾ, III, 137). Kitaplarda sıkça tekrarlanan bir örnekle, kendisini öldürmek için peşine düşenlerden kaçan mâsum bir kişiyi evinde saklayan kimsenin onu soranlara görmediğini söylemesi böyledir. Yine Hz. İbrâhim’in kendisini şölen yerine davet eden inkârcı halkına “hastayım” demesi (es-Sâffât 37/89), putlarını kıranın büyük putları olabileceğini söylemesi (el-Enbiyâ 21/62-63), yanındaki eşini korumak için “kız kardeşim” diye tanıtması da (Buhârî, “Ṭalâḳ”, 10; Ebû Dâvûd, “Ṭalâḳ”, 16) sözün dinî hükmünün niyet ve maksada göre değişeceğini göstermektedir. En çirkin yalan dünya ve âhiret için hiçbir fayda sağlamayan yalandır. Ahlâk
kitaplarında, zorunlu durumlarda yalan söylemenin câiz görüldüğüne dair zikredilen delil aile huzurunun korunması, husumetlerin önlenmesi, savaşta başarı sağlanması gibi sebeplerle yalan söylemeye izin veren hadislerdir. Bununla birlikte yalanla ilgili ruhsatların istismarından kaygı duyan âlimler imkân ölçüsünce yalandan sakınmak gerektiğine dikkat çekmişlerdir. Nitekim Gazzâlî önce, “Yalan li-aynihî haram değildir” derken birkaç satır sonra, yalan kapısının bir defa açılması durumunda artık ihtiyaç ve zaruret sınırının ötesine geçme tehlikesinin bulunduğunu belirterek, “Zaruret durumu dışında yalan söylemek aslen haramdır” der (İḥyâʾ, III, 137-139). Râgıb el-İsfahânî de kelâmcılara atfen bazı ruhsatlardan bahsettikten sonra yalanın her zaman utanç verici ve aşağılayıcı bir tutum olduğunu söyler (eẕ-Ẕerîʿa, s. 272-274). Gazzâlî kulun ibadetlerdeki niyet ve ihlâsını da onun dürüst olup olmama açısından değerlendirir. Buna göre bir kimse, “Yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim” derken (el-En‘âm 6/79) kalbi Allah’a yönelmez, aklı dünya meşguliyetlerinden sıyrılmazsa yüzünü Allah’a çevirdiğini söylemesi bir yalandır. Bunun gibi namazda Fâtiha sûresini okurken, “Yalnız sana ibadet ederim” diyen kişi hakikatte nefsine ve dünyaya kulluk ediyorsa o da yalan söylemiştir (İḥyâʾ, IV, 288, 391).
Yaygınlığı ve etkisi, ağır sonuçlar doğurması gibi sebeplerle yalan her devirde insanlığın en büyük ahlâk problemlerinden birini teşkil etmiş, bütün dinlerde ve ahlâk öğretilerinde kötü ve günah sayılmış, İslâm kültüründe de bu alanda geniş bir literatür oluşmuştur. Câhiz’in el-Meḥâsin ve’l-eżdâd (Beyrut 1412/1991, s. 50-56), İbn Kuteybe’nin ʿUyûnü’l-aḫbâr (Beyrut 1406/1986, II, 30-36), İbn Abdülber en-Nemerî’nin Behcetü’l-mecâlis ve ünsü’l-mücâlis (Kahire 1382/1962, I, 572-578), İbrâhim b. Muhammed el-Beyhakī’nin el-Meḥâsin ve’l-mesâvî (Beyrut 1408/1988, s. 435-444) adlı eserleri gibi erken dönemlerden itibaren insanlığın ahlâk, edep ve hikmet birikimini yansıtmak amacıyla yazılmış kitaplarda ve İbn Ebü’d-Dünyâ’nın eṣ-Ṣamt ve âdâbü’l-lisân’ı (trc. Zekeriya Yıldız – Fikret Güneş, Hadislerde Diline Sahip Olmak, İstanbul 2007), Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī’nin el-Âdâb’ı (Beyrut 1408/1988, s. 119-121), Zekiyyüddin el-Münzirî’nin et-Terġīb ve’t-terhîb’i (Kahire 1414/1993, II, 30-36) gibi daha çok hadislerden meydana gelen eserlerde yalan başlıca konular arasında yer almıştır (ayrıca bk. SIDK).
İslâm’ın büyük günah kabul edip yasakladığı yalanın fıkıhta ayrıca hukukî sonuçları da ele alınır. Yalan yere yemin ederek bir kimsenin hakkının zayi olmasına yol açan kişi âhirette Allah’ın gazabıyla karşılaşacağı gibi (Buhârî, “Eymân”, 17; Müslim, “Îmân”, 218-224) dünyada da verdiği bu zararı tazminle sorumludur. Büyük günahlardan sayılan yalancı şahitlik neticesinde (Buhârî, “Diyât”, 2; İbn Mâce, “Aḥkâm”, 32) ilgili kişilerin uğradığı zarar yalancı şahide tazmin ettirilir, ayrıca o kimse mahkemece ta‘zîrle cezalandırılır. Mâlikîler’e göre ebediyen, fakihlerin çoğunluğuna göre ise tövbe edip kendini ıslah ettiği kanaati yerleşinceye kadar şahitliği kabul edilmez. Ticarî işlemlerde satılan malın özellikleri, maliyeti, piyasa değeri vb. hakkında satıcının yalan söylemesi bu yolla elde edilen kazancı haksız ve haram kılar. Güven esasına dayanan akidlerde aldanan ve açık zarara uğrayan tarafa belli şartlarla akdi fesih, zararın tazmini gibi imkânlar tanınır (bk. TAĞRÎR).
BİBLİYOGRAFYA İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, IV, 159-160.
Tehânevî, Keşşâf, II, 847-850.
Wensinck, el-Muʿcem, “kẕb” md.
M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “kẕb” md.
Müsned, I, 3, 5, 7, 8, 384, 410, 424; II, 47, 83, 123, 189, 200; IV, 183; VI, 403, 406, 459, 461.
Kindî, Resâʾil, I, 169.
Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Beyrut 1412/1992, III, 317; VII, 658.
Ebû Bekir er-Râzî, eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî (nşr. P. Kraus, Resâʾil felsefiyye içinde), Kahire 1939, s. 56-59.
İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd v.dğr.), Beyrut 1397/1977, s. 51-56.
Hamîdüddin el-Kirmânî, el-Aḳvâlü’ẕ-ẕehebiyye (nşr. Salâh es-Sâvî), Tahran 1397/1977, s. 77-78.
Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn (nşr. Mustafa es-Sekkā), Beyrut 1978, s. 253-257.
İbn Hazm, el-Aḫlâḳ ve’s-siyer fî müdâvâti’n-nüfûs, Beyrut 1405/1985, s. 60.
Lafzından murad, taa kıyamete kadar gelecek ümmetlerdir. Bu durumda mana şöyle olur:
Resulüllah S.A. efendimizin kendisi, âlemlere rahmet olarak nü-büvvet ve risaletlet esrif buyurduktan sonra.. taa, kıyamete kadar gel-saygıdeğer sadat arasında şanını yüce, kadrini ve derecesini üstün miş ve gelecek keramet sahibi veliler, büyük şeyhler, namlı âlimler, eyle.
Sonra..
Nebiler arasında, Muhammed'e salât eyle.. Resuller arasında Muhammed'c salât eyle.. kıyamet gününe kadar MELE-I ALA'da, Mu hammed'e salât eyle.
EVVELİN.
Cümlesi ile okunan salāvatla, zımnen nebiler ve resuller anlatıl-dığı halde; Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet risaletine tazim ola-rak, burada ayrıca anlatılmıştır.
Bu salāvat-ı şerifede geçen:
MELE-İ ALA.
Lafzının manası şudur: Menzilleri pek üstün olan melekler.. Ki bunlar şu meleklerdir: Mukarrabin, ruhaniyyin, nuraniyyin, arşiyyin, kirsiyyin, cinaniyyin..
Kıyamet.
Olarak tercüme edilen bu salavat-ı şerifedeki lafzın Arapçası: DİN olarak geçer. O gün: Halka, amellerinin karşılığı verildiği gün-dür. Bu durumda mana şöyle olur:
Halka, amellerinin karşılığı verildiği güne kadar, üstte sayı-lanların cümlesi arasında, Resulüllah S.A. efendimizi muazzez ve mü-kerrem eyle..
Bir rivayet..
Anlatıldığına göre: Resulüllah S.A. efendimiz, ashabı ile oturuyor-
du. Bu sırada bir Arabi geldi; Resulüllah S.A. efendimiz, o Arabi'yi
sağ yanına aldı. Hazret-i Ebu Bekir'den r.a. daha öne oturttu. O Arabi gittikten sonra, Hazret-i Ebu Bekir r.a. sordu:
Ya Resulellah, o Arabi'yi benden öne aldınız; ona bu kadar ya-kınlık göstermenizin sırrı ve hikmeti nedir?.
Resulüllah S.A. efendimiz saadetle şöyle buyurdu:
Cebrail geldi; bana şu haberi verdi: Bu Arabi bana öyle bir salavatın salavat okumuştur ki, bundan önce hiç kimse bana öyle bir salavat okumamıştır.
Bunun üzerine, Hazret-i Ebu Bekir r.a. tekrar sordu:
Ya Resulellah, o salavat-i şerife ne şekilde bir salavat-i şeri-
tedir. anlattı: Resulüllah S.A. efendimiz, o salavat-i şerifenin şöyle olduğunu
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline evveller arasın-da, Ahirler arasında, mele-i alada taa, kıyamete kadar salût eyle.. (1) Resulüllah S.A. efendimiz, bu salavat-1 serifeyi anlattıktan sonra, Hazret-i Ebu Bekir r.a. şöyle dedi:
Ya Resulellah, bu salavat-ı şerifenin faziletinden bana haber
ver. Resulüllah S.A. efendimiz, o salavat-1 serifenin faziletini şöyle anlattı:
Denizler mürekkep, ağaçlar kalem, melekler de kâtip olsalar.. gene de yazıp bitiremezler.
Müellif merhumun, yazdığı salavat-ı şerife, Resulüllah S.A. efen-dimizin anlattığı bu salavat-ı şerifeden daha mufassaldır. Ecri de da-ha fazladır. Bunun için, onlarla yetinip bu salavat-ı şerifeyi yazmadı.
En doğrusunu Allah bilir.
Salavat-ı şerifelere devam edelim..
Allahım.
Ey hacetleri bitiren, duaları kabul buyuran, bütün muradları ve maksatları kolaylıkla ihsan eden celâl sahibi Yüce Allah..
Muhammed'e vesile ihsan eyle..
Vesile, yüce cennetlerdeki derecelerin en üstünüdür; şereflisidir.
Ve.. ona FAZİLET ihsan eyle.
Burada anlatılan FAZİLE T'in manası şudur: Yukarıda anla-tılan fazl ü keremlerinden daha ziyade fazl ü kerem.. Öyle bir FA-ZİLET olsun ki: Hiç bir kimse, o fazilette kendisine yetişemeye..
İşte.. Resulüllah S.A. efendimize böyle bir FAZİLET ihsan
eyle..
Sonra..
Resulüllah S.A. efendimize şeref ve büyük derece ihsan eyle..
Bu cümlenin biraz daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimize, kıyamet günü fazl ve fazilet, üstün şeref, büyük derece ve yüce mertebe ihsan etmek sureti il, cümleden muazzez ve mükerrem eyle..
Ve.. bir duâ..
Allahım..
( 1) Bu salavat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir
: Allahümme salli alâ Muhammedin ve ala al-i Muhammedin fil-evvəline ve fil-ahirine ve fil-mele-il-e'lå ila yevm'id-din.>>
na götürduga surada, adam Yemeğin evveli ve ahiri İçin Bismilläht dedi. (68)
Peygamberimiz, güldü. (60) Bonra da Şeytan, onunla birlikte ye-meye devam ediyordu.
Adam, yüce Allah'ın ismini anınca, Şeytan, karnında, bir şey bi-rakmayıp kustule buyurdu. (76)
Her Ige Bagdan Başlamanın ve Yemeği Bag Elle Yemenin Gerekliği:
Peygamberimiz, abdest ve gusülde, ayakkabısını giymekte ve ta-ranmakts, rolimkin oldukça, hep sağdan başlamayı sever (71), bir şey alacağı zararı, sağ oli ile alır, bir şey vereceği zaman, sağ eli lle verir ve başlayacağı her şeye sağdan başlardı. (72)
Ayakkabısını çıkaracağı zaman da, çıkarmağa soldan başlasın!
Ayakkabı giyilirken, nağ ayak, ayakların evveli, ayakkabı çıkarı-lırken de, sağ ayak, ayakların áhiri olsunt buyururdu. (73)
Abdullah b. Ömer'in bildirdiğine göre: Peygamberimiz «Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, sağ eli ile yesin. Bir şey içeceği zaman da, yine sağ eli ile içsin.
Çünki, Şeytan, sol eli ile yer ve sol eli ile içer!» buyurmuştur (74)
Belene b. Ekvä'ın, babasından rivayetine göre Peygamberimiz,
Esca' kabilesinden Büsr b. Raiyülir diye anılan (75) bir adamın (76), yanında, sol ell lle yemek yediğini görünce, ona «Sağ elinle ye!» bu-yurdu.
Adam Buna gücüm yetmeyor, sağ elimle yiyemeyorum!» dedi. Peygamberimiz Gücün yetemesin!
Bunu, sağ eli ile yemekten, ancak, kibr ve gururu men etmekte-dir! buyurdu.
Bundan sonra, adam, bir daha elini ağzına kaldıramaz oldu! (77)
(68) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 336, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 347-348
(69) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 4, s. 335
(70) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 4, s. 336, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 348
(71) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 187-188, Buhari Sahih c. 6, s. 197
(72) Ebülferee Ibnülcevzi Vefá c. 2, s. 452
(78) Tirmizi Sembil s. 16
(74) Malik Muvatta' c. 2, s. 923, Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 414, Ahmed b. Hanbel Müsned e. 2, s. 33, Müslim Sahih c. 3, s. 1598, Ebû Davud -Sünen e. 3, s. 349, Tirmizi Sünen c. 4, s. 253, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1087
(75) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 46, Dârimi Sünen c. 2, s. 24
(76) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 4, s. 45-46, Müslim Sahih c. 3, s. 1599
(77) Ahroed b. Hanbel Sünen e. 2, s. 24 Müsned e. 4, n. 46, Müslim Sahih c. 3, s. 1599, Dâriml -
Peygamberimiz «Aziz ve Celil olan Allah, yenilecek bir şeyi yeyip veya içilecek bir şeyi İçip te, bundan dolayı Kendisine hamd eden ku-lundan, muhakkak, râzı olur! buyururdu. (78)
Ebû Said'ül'hudri der ki «Peygamber Aleyhisselâm, yeyip İçtiği zaman (79), şöyle düa ederdi:
(Elhamdü lillâhillezi at'amenů ve sekana ve caalna Müslimin -Bize yediren, içiren ve bizi Müslümanlar zümresinden kılan Allah'a hamd olsun.) (80)
Ebû Ümâmetülbahili'nin rivayetine göre Peygamberimiz, yeme-ğini yeyip sofra kaldırılacağı sırada şöyle de, düa ederdi:
Ey Rabbımız! Biz, Sana pek çok, her pürüzden påk, İçi feyzű bere-ket dolu, red ve terk olunmayan, kendisinden müstağni kalınmayan hamd ile hamd ederiz!» (81)
(Elhamdü lillâhillezî kefânâ ve ervânå gayre mekfiyyin velå mek-fûrin Bize yeterince yediren, içiren, bizi red etmeyen ve nankörler-den kılmayan Allah'a hamd ederiz.» (82)
(78) Ahmed b. Hanbel Müsmed c. 3, s. 117, Tirmizi Sünen c. 4, s. 265
(79) Tirmizi Sünen c. 5, s. 508
(80) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 32, Ebû Davud mizi Sünen c. 5, s. 508, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 175 Sünen c. 3, s. 366, Tir-1092, Ebû Bekir Ahmed
(81) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 252, Buhari Sahih c. 6, s. 214, Ebû Da-vud Sünen c. 3, s. 366, Tirmizi Sünen c. 5, s. 507, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1092-93, Dârimi Sünen c. 2, s. 21-22, Ebû Bekir Ahmed b. Muham med Amelülyevm velleyle s. 181
(82) Buharl Sahih c. 6, 8. 214
(83) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 181
جلب الدوب، آینده تماس و ارقام التدان علت مؤثرونك آستونی بوزنده کی خاصیت اولد يعنه قناعت حاصل لده بالربيك ؟ ماشا ويامور حقيقنده وام وهميدن عبارت اولاد مادية كومبونان احمد الله به ابزاری تو تو شلقده منتظماً تحريك وتدورينه علي نور اول رو تلقی و قول ارو به اربيل ؟ ماشا بونار احمق شرط و سبب اولا برای علت موش
اولا مازلي
ا خلاصه ) انسان سطحی و غیر قصدی به نظر له باطل و محال بر شیشه با قدیمی زمانه، حقیقی عاشی بولا مریضی تقدیر ده، چهار ناچار صحتن و یا امكانته قائل والمقلم قبول اینجی احتمالی وار در فقط طالب و مشترى صغتياله، قصداً، دقتله، بالذات باذا جوم اولورسه، او زارك هگمتان دید کاری ال ماهر در راهی برسناده قبل نیز آنجه بوده با بیان مکانی و مامانت علا این
ذره کرده فرحه انتقاله ابلهانه قبول ایدر
[ سؤال ] او فارك دائما افتخار له بحث ابتد قاری طبیعت و نوامیس و قوی دید کاری شیاری نه لر در که او نار كند ياريني او نار له اقناعه چاليشييورير ؟
الجواب ] او فارك طبیعت دید کاری شما به مطبعه در طابع دیگا در طابع ایسه انجمه قدر تدر قانوندر فون دگلدر قوت آنچه قدرنده در یا خود فاصلکه بیلد یگری شریعت ان انار دن صدور ایدن افعال اختياريه في بر نظام و بر انتظام التنه العب تحديد ايدن قاعده لرك خلاصه سيدر. و يا دولتك الشاريني تنظم ايد من نظامارك، دستور لوك، قانو نارون مجموعه سيدر. كذلك، طبیعت دینه انه شماده عالم شهادتك عضو لرندن واجز الرندن صدور ايدن افعال آراسنده به نظام و بر انتظامی ایقاع الیدند
الهی بر شریعت فطریه در
بناء عليه، شریعت ایله دولت نظامی معقول و اعتباری اور اردن اولد قاری کی طبیعت درخی اعتباری بر امر الحب، خلقنده، یعنی یا راد بالشده جاری اولان عادات اللهدن عبار تدر.
اما طبيعتك به موجود خارجي اولد يغني توهم اتمك، به فرق عسكرك ادمان و تعليم الناسنده باید قاری او منتظم حركتاريني كورن بر وحشينك او فرقہ عسکول آ ا لرنده کی او نظامی اداره این
celb edip, aynada in'ikás ve irtisâm ettiren iller-t müessirenin, aynanın yüzündeki häsiyet olduğuna kanäat hasıl edebilir misin? Hása! Vevahud hakikatte bir emri vehmiden ibaret olan cazibe-i umamiyenin, arz ile yıldızları su boslukta muntazaman tahrik ve tedvirine illet-i muestre olarak telakki ve kabul edebilir misin? Häsä! Bunlar ancak sart ve sebeb olabilirler. illet-i müessire olamazlar.
Hulasa: Insan, sathi ve gayr-i kasdi bir nazarla batıl ve muhål bir şeye baktığı zaman, hakiki illetini bulamadığı takdirde, çår-näçår sıhhatine veya imkânına käil olmakla kabul etmesi ihtimali vardır. Fakat talib ve müşteri sıfatıyla, kasden, dikkatle, bizzát bakacak olursa, onların hikemiyåt dedikleri o båtıl mes'elelerden hiçbirisini de kabul etmez. Ancak bütün siyasilerin hikmetini ve hukemanın akıllarını zerrelerde farz etmekle eblehåne kabul eder.
Sual: Onların dâimâ iftihârla bahsettikleri tabiat ve nevåmis ve kuva dedikleri şeyler nelerdir ki, onlar kendilerini onlarla iknâa çalışıyorlar?
Elcevab: Onların tabiat dedikleri şey, bir matbaadır,
tabi değildir. Tabi' ise, ancak kudrettir, kanundur. Kuvvet değildir. Kuvvet, ancak kudrettedir. Yahud, nasıl ki bildiğimiz şeriat, insanlardan sudûr eden ef'ål-i ihtiyâriyeyi bir nizâm ve bir intizăm altına alıp tahdid eden kaidelerin hulåsasıdır. Veya devletin
işlerini tanzîm eden nizamların, düstûrların, kanunların mecmüasıdır. Kezálik, tabiat denilen şey de,
ålem-i şehadetin uzuvlarından ve eczalarından sudûr eden ef ål arasında bir nizåm ve bir intizâmı ikä eden İlâhî bir şeriat-ı fıtriyedir.
Binâenaleyh, şeriat ile devlet nizâmı ma'kül ve i'tibâri emirlerden oldukları gibi; tabiat dahi i'tibâri bir emir olup, hilkatte, yani yaratılışta câri olan âdătullahdan ibarettir.
Ama tabiatın bir mevcûd-u hârici olduğunu tevehhüm etmek, bir fırka askerin idman ve ta'lim esnasında yaptıkları o muntazam hareketlerini gören bir vahşinin, "O fırka askerin aralarındaki o nizămı idare eden
1684. kavga edersen yarım tümce çoktur. 4686 Arkadaşlarının sana verdiği üzüntüleri yüreğinde sakla: 1685 Arkadaşlar birbirlerine inanmazsa, yaşamanın ve ölümün hiç bir değeri yoktur. karşıya gelebilirsiniz.
eskisi gibi, gene karşı 1687. Arkadaşlarla görüşmek, onlarla birlikte yaşamaktan kolaydır.
1688. Askere kılıç, kadına boya kutusu.
4689. Ann değeri, aldığı yolla ölçülür.
4690. Avakkabı alacaksan, önce ayaklarını ölç
1691. Ayna, her şeyi olduğu gibi gösterir.
1692. Avna, kirlenmeden önce, her nesneyi yansıtır.
1693. Ayna olmadan, kadın, yüzündeki pudranın düzgün olup olmadığını göremez; gerçek bir dost olmadan da anlayışlı bir kimse, kendi yanlışlarını bilemez.
1694. Aynasına kızan kadın, talihine küssün.
1695. Aynı anda iki sandalın üstünde birden durmaya çalışma!
1696. Baba oğlunu övmemeli, oğul da babasını azarlamamalı.
dinde açık hukümler bulunmayan konularda istihat ser إجتهادات شرعى : Seri içtihadlar; dinin özüne ve usullere uygun hukümler veya görüşler ortaya koyma
içtima إجتماع : toplanma, bir araya gelme, top lanti
içtima-i esbab إجتماع أسباب esabın ictimal. sebeplerin bir araya gelmesi
içtima üz-zıddeyn إجتماع الصدين : iki zid seyin beraber bulunması (hem var hem yok, hem tek hem çift, hem güçlu hem güçsüz gibi bu ise akla ve mantığa aykırıdır)
Ictimaat إجتماعات : içtimalar, toplanmalar
içtimaat- beşeriye إجتماعات بشريه : insan toplu-lukları, insan toplumları
içtimaat-ı hayatiye إجتماعات حياتية : canlıların hayata gelip dunyada beraber yaşamaları, topluluklar meydana getirmeleri; canlı top-luluklar
içtimaat-ı insaniye إجتماعات إنسانيه : insan top-lulukları, insan toplumları
içtimaat-ı ünsiyetkarane إجتماعات انسیتکارانه birbiriyle yakınlık oluşturan insan topluluk-ları
ictimaen إجتماعا : toplumca, toplum bakımın-dan
içtimal (ye( إجتماعيه : toplumla ilgili, topluma ait, toplum hayatına ait (sosyal) (bk. içtima-iye-i beşeriye) hayat-ı beşeriye (hayat-ı içti maiye-i beşeriye) insanın toplum hayatı
İçtimaiye-i beşeriye (hayat-ı şahsiye ve içti maiye-i beşeriye إجتماعيات بشريه : insanın özel ve toplum hayatı
ictimaiyat 1 : إجتماعيات.toplum hayatını ve top lum olaylarını inceleyen ilim, sosyoloji 2.top-lum hayatı, toplum 3.toplum olayları
İçtimaiyat-ı beşeriye إجتماعيات بشريه : insanın toplum hayatı, insan toplumu
idare ezeliye Allah'a(c.c.) ait)ezeli idare, zamanca başlangıcı olmayan yönetim idare-i hazira إدارة حاضرة : simdiki idare, simdiki hükümet, ülkenin şimdiki yönetimi
idare-l hükumet إدارة حكومت: hükmet idaresi. alke yönetimi
sürme
idare-i kainat إدارة كليات : )Allah (c.c.) tarafın dan)kainatın idaresi, bütün varlıklar dünya sının ve olayların idaresi, yönetilmesi
idare-l maiset إدارة معیشت : geçimini sağlama, yiyecek içecek vs. ihtiyaçları karşılama
idare-i millet إدارة ملت : milleti idare etme, lete ait işleri yürütme, milleti yönetme
idare-l ruhiye إدارة روحيه : ruh hayatının ihtiyaç larını karşılama
idare-i ruhiye ve diniye ve şahsiye ve beytiye ve karye إدارة روحیه و دینیه و شخصیه و بینیه و فریه : ruh
hayatı, din hayatı, şahsi hayat, ev hayatı ve içinde yaşanılan şehir veya yöredeki hayatla ilgili görevleri ve gerekenleri yapıp yürütme
İdare-i şahsiye ve beytiye ve diniye ve hakeza sahsi hayat, ev : إدارة شخصيه و بینیه و دینیه و هكذا hayatı, din hayatı vb. ile ilgili görev ve işleri yapıp yürütme
idare-i taayyüş إدارة تعيش : geçimi sağlama, yi yecek-içecek vs. ihtiyaçları karşılama
Idare-i umumi إدارة عمومی : genel idare, ülke
idaresi
Idare ve iaşe-i rabbaniye إداره و إعاشة ربانيه : her
şeyin sahibi ve terbiye edicisi, yetiştiricisi (rab) olan Allah'ın (c.c.) (canlılar dünyasında ki) idaresi ve geçim vasıtalarını yaratıp ver-mesi
idarece إداره جه : idare bakımından, yönetime, hükümetçe, ülke idaresi bakımından
idareciler اداره جبلر : yöneticiler, ülke yönetici-leri
idarehane اداره خانه : idare yeri, yönetim odası; gazete yazı işlerinin yürütüldüğü yer (oda)
Idari إدارى : idare ile ilgili, ülke yönetimi ile il gili
Iddet عذت : saklama süresi, geçirilmesi gere-ken belli süre
Iddia 1 : إدعاء ileri sürülerek savunulan fikir, düşünce 2.bir düşünceyi ısrarla savunma 3.düşüncesinde direnme ve inat etme 4.ken dinde olmayan bir hal veya yeteneği varmış gibi gösterme 5.gaye, amaç
iddia icad إدعاى ايجادica iddiası, yoktan var etme iddiası
iddia-yı nübüvvet دعای نبوت:peygamberlik id-diası, peygamberlikle görevlendirildiğini ileri
Iddia-yı rüchan إدعاى رجحان : üstünlük iddiası
vacı, davada hak iddia eden 3 inatçı iddiac 1: iddia sahibi, iddia eden 2.da-
Iddianame إدعانامه : savcı tarafından mahke-meye sunulan suç delilleri hakkında yazı
Iddihar إذخار : toplama, biriktirme, depolama
mil-iddiharat إذ حارت : iddiharlar, toplamalar, birik
tirmeler, depolamalar
ideal 1: زيده آل.en kusursuz olarak düşünülen, kusursuz ve mükemmel 2.varlığı düşünce ile kavranan, düşünce yolu ile anlaşılan madde ve fizik dünyası dışında olan. 3.ulaşılmak is-tenen gaye, ülkü. 4.hayalde canlandırılan
ideoloji ایده اولوژی : en ideal, en iyi, en kusursuz yaşayış tarzı ve toplum düzeni kurmak iddi-ası ile öne sürülen düşünce sistemi. (komü-nizm, kapitalizm, faşizm. vb.)
idhal 1: إدخال içine alma, katma, sokma 2.dış
ülkeden yurda getirme
idhal-i envar olmak إدخال انوار اولمق : )kendini( nurlara katma, nurların içine girme, Risale-i Nur hareketine katılma
idil-ural 1: ابديل - اورال.Hazar Denizinin kuzeyi-ne dökülen iki nehir 2.bu iki nehir arasında kalan bölge; (İdil nehrinin diğer adları İtil ve Volga, Ural nehrinin diğer adı Yayık'tır)
idlal 1: إضلال.doğru yoldan saptırma, dalalete
düşürme 2 azdırma
idman 1: إدمان.bedeni güçlendirmek için ya-pılan hareketler, beden eğitimi, jimnastik 2.alıştırma hareketleri, egzersiz.
idmanlı 1 : إدمائلی.vücudu güçlendirici hareket-ler yaparak çeviklik ve güç kazanmış. 2.(mec.( bir şeye alışmış ve yadırgamaz duruma gelmiş
idrak إدراك anlama akıl erdirme. 2.(psk.( duyu organlarından gelen duyumların akıl-da manalı bir bütün haline gelmesi, zihinde manalandırılması (algı). 3.ulaşma, erişme,
yetişme idrak-i meall إدراك معالى : yüksek hakikatleri, yüksek düşünceleri ve gerçekleri anlama
mayan, akılsız; şuursuz (bilinçsiz), düşünce draksiz ادراکر anlama yeteneğine sahip ol siz, anlayışsız, anlayışı kıt
Idris (as( إدريس ع ص : Kur'an'da ismi geçen pey gamberlerdendir (bk. Kur'an, 9:56,57,21:85) müfessirler (Kur'an yorumcuları) o'nu ilk yazı yazan, ilk terzilik yapan peygamber ola-rak bildirmektedir. (a.s.)
ifa ابقاء : Lyerine getirme, yapma, gerçekleş tirme, 2.ödeme
ifa-i hakk ايفاء حق : gerçeği ortaya koyma; ada-leti yerine getirme
şekli (konuşmak geçişsiz, konuşturmak ge li geçişli ve geçişli fiili ettirgen yapan çekim çişli yani if'al şekline bir örnektir.)
1.feyz verme, öğretme; bilgilen dirme, bilgiyle aydınlatma. 2.ışık ve aydınlık yayma, 3. bereketlendirme: bol bol verme. 4. bol bol akıtma. 5.doldurup taşırma. 6. bol bol yayma. 7. ihsan etme, lütfetme, iyilik edip verme, bahşetme
ifaza-i hayat إفاضة حيات : hayat bahsetme, ha-yat verme (ihya ve ifaza-i hayat can verme ve hayat bahşetme)
ifaza-i külliye إفاضة كليه : bütün çeşitleri ve ay dınlık derecesiyle ışık ve aydınlık yayma
ifaza-inur إفاضة نور : aşık verme, aydınlatma
ifaza-i nurani إفاضة نورانی : )mec.) aydınlatıcı bir
çok bilgiler verme
faze إفازه : maksada ve gayeye erdirme, zafere
ulaştırma
iffet 1 : علت.namus. 2.ahlakça temiz olma; dü rüstlük. 3.ırz, kadın-erkek arasındaki haram ve günahlardan uzak ve temiz kalma (cinsel
ahlak(
iffet-i mücesseme عفت مجسمه : namus ve ah-lakça temizliğin cisim gibi gözle görünen ör-neği, (mec.) yüksek ahlak sahibi
iffetsizlik عفتزلك : namusça kirlenmişlik, ah-lakça düşüklük, iffetsiz olma
ifham 1 : إفهام.bildirme, anlatma. (ifham et-mek: bildirmek, anlatmak) 2. ikna edip sus-turma, delil gösterip ispat ederek üstün gel-me
ifhami (ye( إفحاميه : delillerle ikna edip sustur-makla ilgili. (beyan-ı ifhamiye delillerle is-pat edip susturan anlatış tarzı.)
iflas 1 : إفلاس.servet ve kazancını kaybetme, borçlarını ödeyemez duruma gelme. 2.(mec.) tam başarısızlık, kesin yenilgi
ifna 1 : إفناء.yok etme. 2.tüketme, harcama
ifrad إفراد : ayrı bırakma, ayırma, tek hale ge-tirme. 2.tek başına kalma 3.ayrıştırma
ifrad sigasi إفراد صیغه سی : )gr.) fiil cekiminde iş yapanın tek şahıs olması
lere, atomlara veya moleküllere ayrıştırma ifrad ve terkib إفراد و تركيب : )kim) element-(ifrad) ve bunları birleştirme(terkib([
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üzerine salevât-ı şerife getirmek, dinimizin mühim bir emridir. İttifakla sabittir ki ömürde bir kere olsun Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Üzerine salevât getirmek, her Müslümana farzdır. Zira Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur -meâlen-: "Muhakkak ki Allâh ve melekleri, peygambere hep salevât ile tekrîm (ikram) ederler. Ey iman edenler! Haydi, siz de ona eslimiyetle salevât ve selâm getirin." (Ahzab S., âyet 56) Salevât/salât, tam manasıyla methetmek ve tazim etmek manasına gelir. Buna göre, "Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed" demenin manası: "Allah'ım! Efendimiz Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, dünyada, zikrini yüce ve şerefini baki kılmakla; âhirette, ecrini ziyâde ve onu, ümmetine şefaatçi eylemekle ikram eyle." demektir. Her vakitte Sevgili Peygamber Efendimiz
(s.a.v.) üzerine salât ü selâm getirmelidir. Hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulmuştur:
"Bir kimse benim üzerime bir salevât getirirse Allâhü Teâlâ, o kimse üzerine on rahmet ihsan eder, onun on günahını affeder, makamını on derece yükseltir."
"Kıyamet günü, önümden çok kavimler gelir geçerler ki ben, ancak üzerime salevâtı çok getirmeleriyle onları tanırım."
"Bir kimse kabrimin yanında bana salevât getirse onu işitirim. Uzakta olduğu hâlde bana salevât getirse, onun salevâtı bana ulaştırılır."
"Allâhü Teâlâ'nın vazifelendirdiği, yeryüzünde dolaşan bazı melekler vardır ki onlar, ümmetimin okuduğu salât ü selâmları bana tebliğ ederler."
"(Bilhâssa) mübarek gün ve gecelerde, benim üzerime çok salevât getiriniz. Zira böyle gün ve gecelerde (bu salevâtlar vesilesiyle) muratlarınız hâsıl olur."
"Bir Müslüman, benim üzerime salevât getirince, onun salevâtını bir melek taşıyıp bana ulaştırır ve 'Falan kimse, şöyle ve şöyle salât ü selâm etti.' der."
- 1923-Tan gazetesi, Medresetüzzehra ile ilgili Meclis'teki ilk müzakereleri "Medresetüzzehra: Pek Mühim ve Feyiznak bir Teşebbüs" başlığıyla haber yaptı.
1997 - Refah-Yol
hükümetinin düşmesiyle sonuçlanan darbe sürecini başlatan MGK toplantısı yapıldı.
HİCRÍ: 27 RECEB 1443 - RUMI: 15 ŞUBAT 1437
28 PAZARTESİ
MONDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
O takvā sahipleri ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler.
Al-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
Mü'min, aynı delikten (yerden) iki kere ısırılmaz.
Her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir.
iddia demektir. Fakat "şefkat alå Bir kimse ne kadar "ben merhametliyim, sabırlıyım" dese de, hayatında sabır ve merhamet tezahürleri yoksa, bu tamamen lafızda kalmış kuru bir halkillah الشفقة على خلق الله yani bütün mah-lükâta Halık'ın şefkat ve merhamet nazarıyla bakıp imkânları nisbetinde bu yolda bütün gayretiyle hizmet edebiliyorsa, o insan gerçekten merhametlidir. Yani bir kimse, kendisi için istediğini, diğer mahlükat için ne nisbette istiyorsa, kendi imkânlarını paylaşmaya ne kadar hazırsa, şefkat ve merhamette o kadar merhale kat etmiş ve o kadar Hazret-i Peygamber'in ahlâkına bürün-müş demektir.
Peygamber ahlâkıdır ki; yakılmış bir karınca yuvası görmek, O'nu deh-şete getirmiş ve hüzne gark etmiştir. Çünkü O, bütün âlemlere rahmet ola-rak gönderilmiş olduğundan bu vasıfla müseccel bir merhamet ve şefkat âbidesiydi. O'nun yolunda aşk ile yürüyenler de aynı husûsiyetlerle muttasıf oldular. Nitekim torbasının üzerinde bir karınca gören Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri de, yüreğindeki şefkat ve merhamet sebebiyle, o karıncayı tekrar yuvasına götürüp bırakmadan huzur bulamamıştır.
İşte ahlâkın şâhidi, o ahlâkın gerektirdiği davranışlardır.
Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz'in bir vazîfesinin de "şâhitlik" oldu-ğunu bildirmektedir. Allah'ın hak ve hakikat olduğuna, mü'minlerin îmânına, kâfirlerin de küfrüne, dünya ve âhirette şahitlik etmek...
Ayet-i kerîmelerde buyrulur:
"Ey Peygamber! Biz Sen'i hakikaten bir şâhit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak (gönderdik). Allah'tan büyük bir lutfa ereceklerini mü'minlere müjdele." (el-Ahzab, 45-47)
Bu müjdeye nail olmak için ümmet-i Muhammed olarak bizlere düşen, bir ömür O Zirve Şahid'e yaklaşmak ve bunun için de O'nun ahlâkı üzerinde yoğunlaşmaktır. Bu ise, adım adım O'nu takip etmekle mümkündür ki her bakımdan buna mecbûruz. Çünkü âyetteki şâhitlik vazîfe ve mes'ûliyeti, mü'minler üzerine de terettüb etmektedir. Bu hususta âyet-i kerîmelerde şöyle buyurulur:
"De ki: (Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Rasûlü de mü'minler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allâh'a döndürü-leceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir." (et-Tevbe, 105)
"İşte böylece sizin insanlığa şâhitler olmanız, Rasûl'ün de size şâhit olması için sizi mûtedil bir millet kıldık..." (el-Bakara, 143)
Cenâb-ı Hak, biz mü'minlerin, îmanda, îtikadda, muâmelätta, ahläkta, velhåsıl dînin her noktasında "Allah'ın yeryüzündeki şâhidi" olmamızı arzu etmektedir.
Bu ilâhî arzuyu yerine getirmek için îmânın birinci şartı olan "Allâh'a îmân"ın da hayata intikal ettirilerek şahitlendirilmesi gerekir.
En öz târifiyle "îman; kalb ile tasdik, dil ile ikrar"dır. Yani önce kalbin, îman umdeleri hakkındaki bütün inkâr ve şüphe marazlarından arınmış ola-rak ve mutmain bir hålde tasdiki gerekir. Buna göre sırf sözde kalan, kalbe nakşolmayan, amellere aksetmeyen, kişinin hayatının bütün safhalarında belirleyici olmayan bir îmânın sıhhatinden söz edilemez.
İnsan, îman sâyesinde "mü'min" olur. Cenâb-ı Hakk'ın 99 esmåsından biri olan "el-Mü'min" )المؤمن( kelimesinin ilâhî mânâsı, gönüllerde îman nûru meydana getiren, kendine sığınanlara eman verip onları koruyan, îtimad telkin eden, vaadine güvenilen demektir. Bu ismini îman edenlere bahşe-den Hak Teâlâ; bununla, yani "mü'min" sıfatıyla vasıflanan kullarında, ona göre tecelliler görmeyi murâd etmektedir. Zira bu da îmanda sadâkatin bir delilidir.
Yine; "Allah'a inandım" demek, hayatın her safhasında;
"Allah benim bu hâlimden, bu fiilimden, bu duygu ve düşüncemden râzı mıdır? Allah'ın Rasûlü benim yanımda olsa, acaba bana tebessüm mü ederdi, yoksa benden yüzünü mü çevirirdi?" hâlet-i rûhiyesi içinde olabilmek-tir. Îmânın özü budur. Onun kemâli de; kalbin, bu şuur ve idrak ile hassasiyet kazanmasıdır.
Allah'a îmâna bağlı olarak zarûrî diğer bütün îman esaslarını da aynı çerçevede değerlendirmek gerekir. Yani Allah'a îmandan sonra melekle-rin, mukaddes kitapların, peygamberlerin, âhiretin, kaderin, hayır ve şerrin Allah'tan olduğunun, ölümden sonra dirilişin muhakkak gerçekleşeceğinin tasdîk edilmesi ve onların mâhiyeti hakkında kalpte bir şuur oluşması îcâb eder.
Bütün bunlardan gelen mesajların; akılda, kalpte, vicdanda, iz'anda, velhâsıl bütün idrak melekelerinde yüksek bir iråde hâline gelerek, kişinin hâl ve davranışlarını kontrol altına alması ve doğru yöne istikâmetlendirmesi gerekir. İşte îman, ancak o zaman taklitten tahkik kıvamına yükselir.
Aksi hâlde şairin; "Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz." dediği gibi, hâl ve davranışlarla te'yîd edilmeyen bir îman iddiası, kuru bir laf kalabalığından öteye gidemez.
ğillerdi. Böylece ve namazlarını orada kılıyordu. Henüz ibadetleri açıktan yar Resulullah (asm), zaman zaman Hz. Ali ve Zeyd ile birlikte Mekke dışına çıkıyor
Peygamberimizin (asm) Hayatı
TARİHTE BUGÜN
- 1914-Rusya Osmanlı Devletine savaş ilân etti.
1950-G. Bernart Shaw'in ölümü.
2003 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden İbrahim Fakazlı vefat etti.
CUMARTESİ
2
BIR AYET Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvaya erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
SATURDAY
KASIM
BİR HADİS Her ne kadar müftüler sana fetva verseler de, sen yine kalbine danış.
Buharî
NOVEMBER
İnsan bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acip ve lâtif bir mizaç ile yaratılmıştır. O mizac yüzünden insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. İşârâtü'l-İcaz
gömülen tohumlar ise, vasıflarına göre büyüyüp serpilir, kimisi devāsa çi satırlarda veya raflarda kaldığında durum aynıdır. Buna mukabil toprağa narlar haline gelir. Tıpkı bu şekilde gönül toprağına ekilen ilim tohumlan da, kalbleri birer maneviyat bahçesi haline getirir ki, ilim ve irfanın gerçek meyveleri o zaman elde edilir.
Bunun içindir ki Kur'ân-ı Kerim, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sel-lem-'in mübarek sadrına indirilmiş ve ashâb-ı kiram ilahi irsadları ve malu-mâtı satırlardan ziyade Varlık Nûru'nun gönül aleminde okumuştur. Böyle ce onların gözleri ve gönülleri, ilahi kelamin o mübarek sadırdaki nice ulvi ve eşsiz tecellileriyle nûrlanmış ve İslam'ın ulvi ve derûnî hakikatleri, sir ve hikmetleri bütün güzellikleriyle rûhlarına aksetmiştir. Bir bakıma sahâbe. Allâh Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in canlı bir Kur'ân hâlindeki müs tesna şahsiyet ve karakterine hayran kalarak îmân etmiş ve onun etrafın-da pervâne olmuştur. İşte tasavvuf da, bu akisten nasib alarak İslâm'ı rú håniyet ve feyz ikliminde yaşatmayı düstur edinmiş; Hazret-i Peygamber. sallallahu aleyhi ve sellem-'in nûr menbaı olan gönlünden evliyâullāha ak-seden nûrânî parıltıları asırlara ve nesillere taşımaya gayret etmiştir.
Bu açıdan dînin fetvå yönü bir binânın temel direkleri, takvå yönü ise, o direkler etrafındaki tamamlayıcı kısımlar ile güzellik ve zarâfet unsurları-dır. Bir taraftan bu iki özelliği birleştiren tasavvuf, bir taraftan da güzel amel ve ahlâk mükemmelliğine ilåve olarak; insanı, hayatı ve kâinâtı açıklamak-ta, mes'üliyetlerin daha geniş bir hikmet ile idråk ve îfâsını sağlamaktadır. Bu itibarla tasavvuf, muhabbetullah ve mârifetullâh bahsinde kullara, gönül-lerinden miraca doğru açılmış månevî bir pencere mâhiyetindedir.
Tasavvuf, yeri geldikçe de temas ettiğimiz üzere İslâm'ı ihlás, takvå, zühd, ihsân, murâkabe, samimiyet, teslimiyet ve muhabbet ölçüleriyle ya-şayabilmekten ibarettir. Onun en mühim mes'elesi de, bu gerçekleri anlat-maktan ziyāde onları hayatımıza imkân ve istîdâdımız nisbetinde yansıta-bilmektir. Evvelce sâlih âlimler, yaptıkları her va'z u nasîhat ve anlattıkları her ilâhî güzellik ve ahlâk-ı hamîdeden sonra:
"Söylemek kolay, dinlemek kolay; fakat muktezāsınca amel et-mek çok zor!.." derler ve gönüllerin kemâle ulaşması yolunda telkinde bu-lunurlardı.
Bu pencereden baktığımızda bir bakıma yazmak da kolay, okumak da. Ancak gereğince yaşayıp o güzellikleri hayatımızın fârikaları hâline ge-tirmek hayli müşkildir. Yani «sabret» gibi kısacık bir kelimeyi, ne söyleyen dil, ne işiten kulak ve ne de okuyan göz yorulur. Ancak bu kelimenin; sayı-
kalmış gönüllerde tecellisi mevzubahis olunca insanlar Adeta kan-ter için-siz dert, nice ağır çile, izdirap, binbir iptila ve çeşit çeşit sıkıntılara maruz de kalmakta ve çoğu kere de sabırsızlığı tercih etmektedirler. Dolayısıyla bütün mesele, tasavvufi bilgileri sadece öğrenmek ve öğretmek değil, on-ları gönüllerimizin birer hayat ve saadet iksiri haline getirebilmektir.
Zira Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Kerim'de:
"O Allah ki, hayatı ve ölümü, hanginizin daha güzel amellerde bu-lunacağını İmtihan için yaratmıştır..." (el-Mülk, 2) buyurmakta ve kulları amel-i sälihe dâvet etmektedir.
Dikkat edilirse âyet-i kerimede "daha güzel öğrenmek veya "daha gü-zel anlatmak" ya da "daha güzel dinlemek" tarzında bir ifade kullanılmıyor, bilakis "daha güzel kullukta bulunma/amel-i sâlih" hakikati beyân bu-yuruluyor.
Onun için tasavvufun temel gâyesi; irfan zemzemi, takva kevseri ve aşk u muhabbet åb-ı hayatı ile gönül goncalarını yeşertebilmek ve bir gaf-let çölü olan şu dünyada hüsrâna düşmeden kulları vâsılı ilälläh eylemek-tir. Bu gerçeği anlayan ve yaşayanlar, tasavvufu anlamış ve yaşamış olur-lar. Tasavvuf büyüklerinin buyurduğu gibi:
"Tasavvuf bir haldir, ancak tadan bilir!.."
Hasılı buraya kadar anlattıklarımızla tasavvuf hakkında söylemek is-tediğimiz öz, Allâh'a en güzel şekilde kulluk ve ebedî âleme ciddi bir hazır-lıktır. Yani tasavvuf, kulluğu en güzel bir şekilde yaşayabilmektir. Zira Ce-nâb-ı Hak insanı kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır. Dolayısıyla ta-savvuf, kulluğa mâni olan engelleri ortadan kaldırmaktan ve kulluğa vesi-le olacak imkânları temin etmekten başka bir şey değildir. O, nice yaraları sararken, nice kurak toprakları yemyeşil ve münbit bir gülistan hâline ge-tirmekte ve nice virâne gönülleri mâmûr bir saray eylemektedir. Kısacası tasavvuf, şu gurbet âleminden sonsuz vuslat âlemine giderken kulları Hak katında » نَعْمَ الْعَبْدُ « »ne güzel kul rütbe ve taltifine mazhar kılacak nûr-lu bir yoldur.
Bütün mesele, nefsânî benlik ve iddiådan sıyrılıp azamet-i ilâhiyye karşısında hiçlik hâlinde yaşayabilmektir. Bu hissiyat, kula acziyet ve te-vekkülü tâlim eden öyle ulvi bir håldir ki, gönlü kemâlâtın zirvelerine yük-seltir. Hiçlik sarayında yaşayan gönüller, hiçbir zaman mahrůmiyet ve zil-lete düşmezler; bilakis vakar içinde tevāzu ve mahviyete büründükleri nis-bette Hak katında yüceliklere nail olurlar. Şâir ne güzel söyler:
"Bitki, mahviyet sırrı ile toprağa tohum hâlinde düşmedikçe, feyz, bol-luk ve berekete mazhar olamaz. Ancak mütevāzi, yâni hiçlik hâlinde top-rakla bir olanı ise, Rahman'ın rahmeti bizzat büyütür, binbir berekete maz-har kılar..."
Ya Rabbi! Bizleri de «ne güzel kul» diye taltif buyurduklarından eyle! Allah'ım! Huzūrunda hiçlik iklimine girerek, benlik ve iddianın kuraklığından korumaya çalıştığımız gönüllerimizi sonsuz rahmetinle yeşert! Sözlerimizi özlerimizle, özlerimizi de sözlerimizle mutâbık kıl! Senin sonsuz kelâm sıfatının tecellîsi ile âcizâne kaleme almaya ce-saret ettiğimiz hakikat goncalarını gönüllerimizde yeşert! Cümlemizi sevdiklerinden eyleyip sâlihler zümresine dâhil buyur ve onlarla haş-reyle! Hazret-i Peygamber'in nûrlu izinden ayırma! Onun şefaat-i uz-mâsına mazhar kıl! Râzı olduğun hâli ve ahlâkı ihsân buyurup, dâimâ râzı olduğun amelleri işlemeye muvaffak eyle! Bütün hislerimizi rızâ-ı şerîfin ile te'lif eyle! Sevmediğin hâl ve davranışlardan uzaklaştır! Son nefesimize dek sırat-ı müstakîm üzere yaşat! Şu nâçiz eserimizi, hayra, hidâyete, hikmete, hakikat ve mârifete vesîle eyle!
ya ihtirâsına mağlup olanlar, bu âlemde saltanat sürer gibi görünseler de, sonsuz âlemin ebedi birer sefîli ve yoksulu olmaktan kendilerini kurtara-mazlar.
Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Öyle bir zaman gelir ki, kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazan-dığına hiç aldırış etmez." (Buhârî, Büyû, 7, 23)
Hâsılı, hadis-i şerîfte işaret edilen gafletlerin fazlaca zuhûr ettiği ve gönüller haramları terk etmeye çalışsa da, onların gönülleri bırakmadığı günümüzde, helâle riâyet edebilmek, en mühim mesele ve en büyük ibâ-dettir.
Bu büyük ibadeti îfâ ederek Allâh'ın emrine itaat, teslimiyet ve rızâ hâ-linde bulunabilen kalbler, dikenlerin arasından sıyrılıp renk renk açmaya mazhar olan güller misāli, birer hayır ve feyiz menbaı olurlar. Bunun aksi-ne, haram ve şüpheli şeylere dalmış kalbler de, güllerin aksi olan dikenle-rin arasına katılıp binbir kötülük kaynağı ve hatta ahlâksızlık yuvası hâline gelirler. Cenâb-ı Hak muhafaza buyursun! Âmîn!..
Cenâb-ı Hakk'ın Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz'e:
"(Ey Rasûlüm!) Onu (Kur'ân'ı) Cebrail, inzar edenlerden olasın di-ye senin kalbine indirmiştir." (eş-Şuară, 193-195) buyurmasında sayısız hikmetler vardır.
Bu hikmetlerin özü de, bütün mûtenâ bilgilerin, bilhassa ilâhî ilim ve ir-fânın ancak gönül iklîminde neşv ü nemâ bulabileceği gerçeğidir. Yâni her ilmî hakikat; ancak aşk, vecd ve feyiz mecraı hâlindeki kalbler vasıtasıyla derûnî mânâ ve güzellikleri fâş eder. Bu meyanda tasavvufun:
"İlim esastır, fakat bu esasın gâyesi de amel-i sâlihtir. Bu da, kısaca tâzim li-emrillâh (Allâh'ın emirlerini büyük bir tazimle yerine getirmek) ve şefkat li-halkillâh (bütün mahlükâta merhamet etmek) sırrında gizlidir. Aksi takdirde ilim, faydasız bir külfetten ibarettir." şeklindeki bakış açısı, hep bu hakikate binaendir.
Yâni bütün kitâbî bilgiler, hakîkatte bir tohuma benzerler. Nasıl ki to-humlar toprağa ekilmeyip sadece ambarda kaldığında yıllar geçse de on-lar yine bir tohumdan başka bir şey olamazlarsa, kitâbî bilgiler de yalnızca
Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara), ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde ona karşılık veririm... (Bakara, 2/186)
ALLAH: ÂLEMLERİN RABBİ
İnsanoğlu kendisini yoktan var eden ve kendisine sayısız nimet bahşeden Yüce Yaratıcı'nın zatını ve mahiyetini hep merak etmiştir. Bu nedenle de Allah (cc) hakkında çeşitli sorular üretmiş, O'nun zatı ve mahiyeti hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalışmıştır. Gerek ayetlerde gerekse Peygamber Efendimizden (sas) nakledilen hadislerde Allah'ın zatı ve sıfatlarıyla alakalı insanların mera-kını giderecek, sorularına cevap olacak bilgiler verilmiştir. Nitekim Allah Teâlâ (cc) evrenin ve içindeki tüm varlıkların yaratıcısı ve yöneticisidir. O'nun eşi ve benzeri yoktur. O doğmamış ve doğrulmamıştır. O hiçbir varlığa muhtaç olmadığı hâlde bütün varlıklar O'na muhtaçtır. O'nun varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. O, kullarına karşı çok merhametli, çok şefkatli ve cömerttir. Kullarını affeden, tövbelerini kabul edendir. Kâinatta olup biten her şey O'nun dilemesiyledir. O, bir şeyin olmasını dilediğinde sadece "Ol!" der, o da oluverir. Gören, gözeten, duyan, işiten, acıyan, seven O'dur.
Ey dilek sahiplerinin dileklerini yerine getiren, dilek sunulan ma-kamların hayırlısı, dilekleri kolaylıkla yerine getirenlerin hayırlısı. celâl sahibi Allah...
Ben, Muhammed'e inandım.
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın kuludur; Insan-ların tümüne gönderilen resulüdür. Onun tüm risaletine inandım. Yü ce Hak katından kendisine Indirilen Rabbani Kitab (Kur'an) ve ila-hi ilhamla getirdiği ilahi emirlere ve rabbani yasaklara tümden inan-dım. Kabul ettim.
Hem de onu hiç görmeden..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi hiç görmeden nübüvvetini tasdik edip getirdiğine inandım.
Cennette, onu görmekten beni mahrum etme.
Resulüllah S.A. efendimize görmeden iman ettim; bu senin bana fazlındır. Bu dünyada bana ihsan ettin. Ama, dünyada iken, onun zaman-ı saadetine yetişemedim. Bunun için, sırf fazlınla üstün cen-netlerde onun cemalini dalma görmek sureti ile beni mesrur eyle.
Çünkü, Resulüllah S.A. efendimizin cemalini müşahede etmek, Yüce Hakkın cemalini müşahede dışında kalan cennet nimetlerinin tümünden çok çok lezzetlidir.
Resulüllah S.A. efendimizin sohbetini bana nasib eyle.
Yani: Cennetlerde.. onun kelâmını bana işittir.
Beni onun MİLLETİ üzerine öldür.
Burada:
- MİLLET.
Lafzından murad, İslam dinidir.
Onun HAVZ'ından bana içir.
Burada geçen:
HAVZ.
Lafzından murad, Resulüllah S.A. efendimizin Kevser Havz'ıdır. O Kevser'den bir defa içen, bir daha susamaz; azap da görmez.
Öyle bir içim olsun: Kandırıcı, içimi rahat, insanın içine si-ner.. Ondan sonra, artak susamamız olmamalı.. Çünkü sen, her şeye kadirsin.
Yüce zatır lan rica ve niyaz edilen şeylerin cümlesini verip dilen-cini sevindirmek, Kaziilhacat şanına layıktır.
Allahım..
Ey nimetlerin tümünü, kullarına karşılıksız olarak sırf fazlı ile meccanen ihsan eden kudretli Yüce Allah..
Muhammed'in ruhuna benden yana TAHIYYET ve selâm ulaştır.
مِنْ حَوْضِهُ مَشْرَبَارَ ويَا سَالِها مينا لا تَعْلَمَا بَعْدَهُ أَبَنَا إِنَّكَ عَلى كل شى قدير اللهُمَّ ابْلُغْ رُوحَ لو من الحبة وسلاما الحنان رُؤْيَنَّهُ اللهُمَّ تَقَلُ العام في الكبرى وَارْفَعْ دَرَجَهُ العُليا وان سولَهُ فِي الآخِرَةِ وَالأولى كما انبارم وَمُوسَى : اللهم صل على محمد وعلى ال ما كما صَلَّيْتَ عَلَى إِبراهيمَ وَعَلَى آلِ إبراهيم وبارك عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلى آل محمد كما باركت يط ابراهيمَ وَعَلَى آلِ إبراهيم انك حميد مجيد اللهُمَّ صَلِّ وَسَلَّمَ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا الهام
verzukni suhbetehu ve teveffeni alá milletihi veskoni min havzahi meşre-ben reviyyen saiğan henien lánazmeü ba'dehu eboden inneke alâ külli şey' in kadir. Allahümme ebliğ ruhe Mu-hammedin minni tahiyyeten ve sela-ma. Allahümme ve kema amentü bihi ve lem'erehu felátáhrimni fil cinani rü'yetehu.
sefa-20. Allahümme takabbel ate Muhammedin'il-kübra verfa' dere-cetehül ulya ve atihi sü'lehu fil-Ahire-ti vel ulá kema ateyte İbrahime ve Musa.
21. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve ala áli Muhammedin ke-ma salleyte ala İbrahime ve alâ âli İbrahime ve barik alä Muhammedin ve alá âli Muhammedin kena barekte ala İbrahime ve alá âli İbrahime in-neke Hamidün Mecid.
22. Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidina Muhammedin..
Onun sohbetini bana nasib eyle. Beni onun milleti üzerine öldür. Onun havzından bana içir. Öyle bir içim olsun ki: Kandırıcı, içimi rahat ve insanın içine siner. Ondan sonra, susamamız olmamalı. Çünkü sen, her şeye kadirsin. Allahım, Mu-hammed'in ruhuna benden yana, tahiyyet ve selâm ulaştır. Allahım, onu görme-der iman ettiğim için beni, cennetlerde onun cemalini görmekten mahrum etme.
20. Allahuu, Muhammed'in gefaat-ı kübrasını kabul buyur. Ve onun üstün derecesini yüksek eyle. Dünyada ve ahirette ona bütün istediklerini ihsan eyle; İbrahim'e ve Musa'ya ihsan eylediğin gibi...
21. Alahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât cyle; Ibrahim'e ve İbrahim'in âline salát eylediğin gibi.. Muhammed'e ve Muhammed'in âline bere-ket ihsan eyle; Ibrabim'e ve İbrahim'in aline bereket ihsan eylediğin gibi. Çün-kü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
22. Allahım, Efendimiz Muhammed'e salât ve selám eyle
Peygamberimizin Hiç Bir Yemeği Hor Görmemesi ve Yermemesi:
Peygamberimiz, hiç bir yemeği hor görmemiş, yermemiştir.
Bir yemeği, arzu ederse, yer, arzu etmezse, bırakır, susardı. (84) En ufak nimete bile saygı gösterir, hiç bir nimeti yermezdi,
Hiç bir nimeti, ne hoşuna gittiği için över, ne de, hoşlanmadığı İçin yererdi. (85)
Peygamberimizin Dünyaya ve Dünyadaki Şeylere Ehemmiyet Vermemesi:
Abdullah b. Mes'ud der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bir hasırın üzerinde yatıp uyumuş ve hasır, böğründe iz yapmıştı. (86)
Uyanınca, böğrünü oğuşturdum. (87)
(Babam, anam, Sana fedâ olsun (88) yâ Resûlallâh! Keşki bize bil-dirseydin de, hasırın üzerine (89), ondan koruyacak (90), Senin için bir şey serseydik?) dedim. (91)
(Sana, yumuşak bir döşek edinsek?) dedik. (92)
Resûlullah Aleyhisselâm (Dünyaya aid şeyler, benim neme gerek?
Benim, dünya ile olan misalim, hâlim bir ağacın altında biraz gölgelendikten sonra onu bırakarak yoluna devam eden bir süvarinin misali, hâli gibidir!) buyurdu.» (93)
Peygamberimizin, Kendisi ve Evhalkının Geçim ve
Geçimlikleri Hakkındaki Düası:
Ebû Ümâmetülbahili'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz «Aziz ve Celil olan Rabb'ım, bana Mekke vådisini altın yapmayı teklif bu-yurdu.
(Hayır! Ya Rab! Ben, bir gün tok olayım, bir gün de, ac olayım.
(81) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 427, Buhari Sahih c. 6, s. 204, Müslim-Sahih c. 3, s. 1632, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 346, Tirmizi Sünen c. 4, s. 377, İbn-i Mace -Sünen c. 2, s. 1085
(85) Ibn-i Sa'd Tabakat c, 1, s. 422-423
(86) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391, Tirmizi Sünen c. 4, s. 588, İbn-1
Mace Sünen c. 2, s. 1376
(87) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391
(88) İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1376
(89) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1376
(90) İbn-i Mace Sünen c. 2, 8. 1376
(91) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1376 (
92) Tirmizi Sünen c. 4, s. 588
( 93) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391, Tirmizi Sünen c. 4, s. 589, İbn-i
405 Ac olduğum zaman, Sana niyazda bulunayım ve Beni, zikr edeyim. Tok olduğum zaman da, Sana hamd edeyim, şükr edeyim!) de-dim.» buyurmuştur. (94)
Ebû Hüreyre de, Peygamberimizin «Allah'ım! Evhalkımı (95), Mu-hammed'in Evhalkını (96) ölmeyecek kadar rızıklandır! (97) Muhammed'in Evhalkının rızkını, ölmeyecek kadar kıll» diyerek düa ettiğini bildirmiştir. (98)
Hz. Aişe ve Ebû Hüreyre'nin bildirdiklerine göre: Peygamberimi-zin Medine'ye gelişinden vefatına kadar Evhalkı, üç gece ard arda buğ-day ekmeğinden karınlarını doyurmamıştır. (99)
Peygamberimizin ve Evhalkının, çoğu zaman, yedikleri arpa ekme-ği (100) ile hurmadan ibaret olup (101) bunlar da fazla derecede de-ğildi. (102)
Peygamberimiz, vefatından önce, Zırh gömleğini, Evhalkının ek-mekliği için Ebû Şahma adındaki Yahudiden aldığı bir Vesk veya otuz Sa' arpa karşılığında terhin etmiş bulunuyordu. (103)
Hz. Aişe «Muhammed Aleyhisselâmı, hak din ve Kitabla Peygam-ber gönderen Allah'a yemin ederek söylerim ki: Yüce Allah'ın, Peygam-ber gönderdiği zamandan rûhunu kabz ettiği zamana kadar, Kendisi, ne bir Elek görmüş, ne de, Elekle elenmiş undan yapılan ekmek yemiş-tir!» demiş; «Öyle ise, arpayı nasıl yerdiniz?» diye sorulunca da «Ke-peğini (Üf!) diyerek üflerdik!» (104)
«Resûlullah Aleyhisselâm vefat edinceye kadar ne Kendisi (105), ne de, Evhalkı (106) ard arda iki gün arpa ekmeğinden karınlarını do-yurmamıştır!» (107)
(94) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 381, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 254, Tirmizi Sünen c. 4, s. 575
(95) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 232
(93) Buhari Sahih c. 7, s. 181, Tirmizi Sünen c. 4, s. 580
(97) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. mizi Sünen c. 4, s. 580 232, Buhari Sahih c. 7, s. 181, Tir-
(98) Müslim Sahih c. 2, s. 730, Tirmizi Sünen c. 4, s. 580
(99) Ebû Hanife Müsned s. 46, İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 402, Buhari - Sahih c. 7, s. 180, Tirmizî Sünen c. 4, s. 579, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1110
(100) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 400-401, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, a. 260, Tirmizi Sünen c. 4, s. 580
(101) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 409
(102) İbn-i Sa'd Tirmizî Tabakat c. 1, s. 400-401, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 260, Sünen c. 4, s. 580
(103) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 408, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 236, Ebülferec İbnülcevzi Vefâ c. 2, s. 482
(104) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 71
(105) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 404
(106) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 98
(107) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 404, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, 8. 98
و اوناری بربرین با غلايان بك عجيب ، بدر، دیم و مشحه انند یکی و همه بازر بناء عليه، وجدافي و عقلى وحشى اولان بردم سطحی و تبعی و نظر له دوام و استمراری محافظه البدن طبيعتك مور موجود حاجی اولدیقه احتمال ویره بیاید. خلاصه طبیعت الأمل صنعتی و شریعت فطری سیدر نواميس اس اونك مسالم الريد قوى وفى او مسئل الرك علماء نر
قرآن کریم . شیدی توحید کیبورد قرآن برشی ترن اینجه در بالخاصة ارض و سماده المهدىن باشقر الهام ولمن اولسان على توتورونه انتظام فساده او غواردی، معناسنده اولان ( لو كان فيهِمَا الهَهُ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَنَا ، اينك تضمن اينديكي برهان التمانع صدامك واحد و مستقل اولديفه طافي به دليلد. واستقلاليت، الوهيتها ذاتی ، خاصه سی و ضروری بر لازمی اولد يغنه نور لی بر برهاندر.
ای آر قداسه! بخشنده بولوند مغمز آیتان اولنده بولونان ( اعْبُدُوا ) امرى، ابن عباك تفسيرين نظراً، ان اناری توحیده دعوت ايدن برامر د. و عین زمانده بوآیت هیئت مجموعه سیله توحیده اشارت ليدن يك لطيف و كوزل بر برهاني تضمن استمشور شویله که:
نوع بشر ایله سائر حيواناتك مدار معیشماری اولان ثمراتك توليدي ايجون، ارحم ایله سما رانده کی معاونت و مناسبتیاری، وآثار عالمك بربرين مشابهتاري و اطراف عالمك وياه قوجا قالا شمه لرى. وبر برينياك التي طوتوب احتياجالعريني تأمین ایتم لری . و يك دیگر بنك سؤالنه جواب ویروب يارد منه قوشم لری و تمامی که به نقطه واحده به با قمه الری و بر نظام واحدن محوری اوستنده حرکت ایتم ابری کی حاللری حاوی اولا نه بویله غریب بر ماكينه صاحب و صانعتك اولديغنی) قطعی بر شهاد اله اعلام این عالم برابر هر بر شیده صانعك وحدتنه دلالت ایدن بر آیت و بر علامت واردر
ve onları birbirine bağlayan pek acib bir iptir" diye vahşice ettiği vehme benzer. Binâenaleyh, vicdanı ve aklı vahşi olan bir adam, sathi ve tebel bir nazarla, devam ve istimrarını muhafaza eden tabiatın müessir bir mevcüd-u harici olduğuna ihtimal verebilir.
Huläsa, tabiat, Allah'ın san'atı ve şeriat-1 fitriyesidir. Nevamis ise, onun mes'eleleridir. Kuva dahi o mes'elelerin hükümleridir.
Şimdi tevhide geçiyoruz. Kur'ân-ı Kerîm, Sâni'in vahdetine dair delillerden hiçbir şey terk etmemiştir.
Bilhassa, "Arz ve semåda Allah'dan başka ilahlar olmuş olsa idiler, şu görünen intizám fesáda uğrardı" ma'nâsında olan لوكان بيهما ايمة إلا الله لقد
âyetinin tazammun ettiği
burhânü't-temânü, Sâni'in vâhid ve müstakil olduğuna káfi bir delildir. Ve istiklâliyet, ulűhiyetin záti bir hâssası ve zarûrî bir lâzımı olduğuna nûrlu bir burhåndır.
Ey arkadaş! Bahsinde bulunduğumuz âyetin evvelinde bulunan emri, Ibn-i Abbas'ın tefsîrine nazaran, insanları tevhîde da'vet eden bir emirdir.
Ve aynı zamanda bu âyet, hey'et-i mecmûasıyla tevhide işaret eden pek latif ve güzel bir burhânı tazammun etmiştir. Şöyle ki:
Nev'-i beşer ile sâir hayvanâtın medâr-1 maîşetleri olan semerâtın tevlîdi için, arz ile semâ arasındaki muâvenet ve münasebetleri ve âsâr-ı âlemin birbirine müşåbehetleri ve etråf-ı âlemin birbiriyle kucaklaşmaları ve birbirinin elini tutup ihtiyaçlarını te'mîn etmeleri ve yekdiğerinin suâline cevab
verip yardımına koşmaları ve tamamıyla bir nokta-i va-hideye bakmaları ve bir nizâm-ı vâhidin mihveri üstünde hareket etmeleri gibi hålleri hâvî olan böyle garib bir makine, sahib ve Sâniinin bir olduğunu kat'i bir şehadetle i'lân etmekle beraber; "Her bir şeyde Sâni'in vahdetine delâlet eden bir âyet ve bir alâmet vardır." ma'nâsında olan şu beyitle tanîn-endâz oluyorlar.
و في كُلِّ مَنْ لَهُ آيَةً تَقُل عَلَى انَّهُ وَاحِدٌ
4527. Üzümünü ye, ba(g)ını sorma. (Çil., IEM, III/65, 1923).
4528. Vakıtsız gelen misafire ya so(g)an, ya süven (kazık). (Çil., IEM, 11/160, 1922).
4529. Vakıtsız öten horozun başını keserler.
4530. Var çiftlik, var Hasan; yok çiftlik, yok Hasan. (Fıkra: Türk-Rus savaşından sonra, bir Rus askeri müslüman olup bir Türk kızıyla evlenmiş, çünkü ona çeyiz olarak bir çiftlik verileceği söylenmiş. Oysa, çiftlik verilmeyince, fesini çıkarıp bu sözü söylemiş, çıkıp gitmiş. Çil., IEM. II/166, 1922).
4531. Var, hayrını gör. (Satıcı bir şey satarkerı alıcıya söyler. Alıcının yanıtı da şöyledir: -Sen de paradan hayır gör. Bob. T.P., IEM, X-XI/214, 1932).
4532. Varlıkla insan olmaz.
4533. Varsa hünerin, her yerde vardır değerin.
4534. Verecek gibi duruyor. (Ayağına dek gelip kucağına sunmak. Çil., IEM, II/160, 1922).
4535. Veresiye vermem, arkan sıra gidemem; gitsem de bulamam; bulsam da alamam. (Çil., IEM, II/160, 1922).
4527. Üzümünü ye, ba(ğ)ını sorma. (Çil., İEM, III/65, 1923).
4528. Vakıtsız gelen misafire ya so(ğ)an, ya süven (kazık). (Çil., IEM, II/160, 1922
4529. Vakıtsız öten horozun başını keserler.
4530. Var çiftlik, var Hasan; yok çiftlik, yok Hasan. (Fıkra: Türk-Rus savaşından sonra, bir Rus askeri müslüman olup bir Türk kızıyla evlenmiş, çünkü ona çe olarak bir çiftlik verileceği söylenmiş. Oysa, çiftlik verilmeyince, fesini çıkara bu sözü söylemiş, çıkıp gitmiş. Çil., IEM, II/166, 1922).
4531. Var, hayrını gör. (Satıcı bir şey satarkerı alıcıya söyler. Alıcının yanıtı da şöyledir: -Sen de paradan hayır gör. Bob. T.P., IEM, X-XI/214, 1932).
4532. Varlıkla insan olmaz.
4533. Varsa hünerin, her yerde vardır değerin.
4534. Verecek gibi duruyor. (Ayağına dek gelip kucağına sunmak. Çil., IEM, II/160, 19
4535. Veresiye vermem, arkan sıra gidemem; gitsem de bulamam; bulsam da alamam. (Çil., İEM, II/160, 1922).
4492. Şunu alma, bunu al. (Fıkrası: Yaş haddinden emekli olan bir paşa, sultandan yeni bir görev ister. Yeni görevin koşulu buyurgan olması, çünkü kendisi bütün yaşamı boyunca hep buyurmuştur. Sultan düşünmüş, düşünmüş de onu ibrikçibaşı yapmış. Paşa da bundan memnun kalmış: dileği yerine getirilmiş, ibriğe gereksinim duyanlara: Şunu alma, bunu al, diye buyurabilecekmiş. Çil., IEM, III/65, 1923).
katu vola itinerkutma, korku verme, korku thanethainlik, kendisine güvenenle salma; kötü geleceği hatırlatma
rin zararına ve aleyhine çalışma 2 haksızlık, kötulük 3.vefasızlık, sadakatsızlık, aldatma 4. aşağılama, değer vermeme, gözden düşür me
ihanetkar إهانكار : ihanet eden, hainlik yapan; haksızlık yapan; (birini) halkın gözünden dü-şürmeye çalışan
Thanetkarane إهانتكارانه : hain, ihanet eder şe kilde, haince, haksız tarzda (birini) halkın gö zünden düşürecek tarzda, zarar verici şekilde
ihata إحاطة : anlayış, kavrayış, geniş bilgiye dayanarak tam olarak anlamak 2.kuşatma, çevreleme, sarma
ihata-i fikriye إحاطة فكريه : düşünce yolu ile an-
layıp, kavrama
ihata-i hikmet إحاطة حکمت : )Allah'a c.c. ait hikmetin her şeyi kuşatması; hiçbir şeyin yersiz, gayesiz, faydasız ve manasız olmama-sı;herşeyin birçok gayeler ve faydalar, tedbir-ler gözetilerek yapılması
ihata-illim إحاطة علم : )Allah'a cc.ait) ilmin her şeyi kuşatması
lhata-i ilmiye 1 : إحاطة علميه ilimle her şeyi ku-şatma 2.geniş ilim sahibi olma
ihata-i illim ve hikmet إحاطة علم و حکمت : )Allah'a ait) ilim ve hikmetin her şeyi kuşatması (bk. ihata-i hikmet)
ihata-i kudret إحاطة قدرت : )Allah'a ait) güç ve kuvvetin her şeyi kuşatması
Ihata-i nazar إحاطة نظر : her şeyi kuşatıcı şekilde görüp gözetim altında bulundurma
ihata-i nuraniye 15 : إحاطة نورانيهtk gibi her şeyi
kuşatması (mec.), (Allah'ın (c.c.) sonsuz ilm ile her şeyi kuşatması
ihata-i rahmet إحاطة رحمت : )Allaha (c.c.)alt( rahmetin her şeyi kuşatması
ihata-i Rububiyet إحاطة: her varlığın sahibi olmak, yetiştirmek ve terbiye etmek (Rububiyet) sıfatıyla Allah'ın(c.c.) her şeyi kuşatması
ihata-i ummani إحاطة عماني: okyanus (umman( gibi kuşatıcı olma
ihata-i Vahidivet إحاطة واحديت : Allah'in (c.c.( birliğinin her şeyi kuşatması, Allah'ın (c.c.) bütün varlık dünyasında birliğini göstermesi
ihbar 1 : إخبار.haber verme, bildirme, duyurma 2.haber alma 3.alınan haber
ihbar- Aleviye إحبار علویه : Hz. Ali'nin (r. a) gele-cekteki bazı önemli gerçekleri, Allah'ın (c.c.) izni ile ve Allah'ın (c.c.) bağışı olan kerameti ile verdiği haber, Hz. Ali'nin haber vermesi
ihbar-ı bilgayb (i,ye( إخبار بالغيبيه : gayb yoluyla haber verme, insanın bilgisini aşan gerçekleri bildirme
ihbar- evvelin إخبار اولين : önceki devirlerde ya-şayanlar hakkında doğru haber verme
ihbar Faruki إخبار فاروقی : Imam Rabbani Ah-med-i Faruki (k.s.) tarafından verilen (gaybi) haber
ihbar-ı evvelin ve ahirin إخبار اولین و آخرین : once
gelecekler veya kıyametten sonrakiler) hak-ki devirlerde yaşayanlar ve sonrakiler (sonra kında doğru haberler verme
ihbari gayb (i,iye( إخبار غيبيه : insanın bilgisini aşan gerçekler hakkında doğru haberler ver-me
ihbar-ı gaybiye-i Nebevi (y( إخبار غيبية نبويه sanın bilgi sınırları dışında kalan gerçeklere Hz. Peygamber'in (a.s.m.) gaybe ait (yani in-ait) verdiği haber
ihbarat-ı gaybiye-i Aleviye إخبارات عيبية علويه : bi linmeyen gelecekle ilgili olarak Hz. ali'nin (r. a), Allah'ın (c.c.) izni ve o'nun bağışı olan ke-rameti ile, gelecekteki bazı önemli gerçeklere ait işaret ettiği haberler
ihbarat-ı gaybiye-i Aleviye ve Gavsiye إخبارات عيبية علويه و عوثيه : Hz. Ali'nin ve Gavs'ın (Hz. Abdulkadir Geylani'nın) insanlarca bilinme-yen gerçekler ve olaylarla ilgili verdikleri ha berler
ihbarat-ı gaybiye-i mühimme إحبارات عبسية مهمه : gaybi ve önemli haberler
ihbarat-i kat'iye إخبارات قطعيه : doğruluklar, ke-sin olan haberler
ihbarat- kesire إخبارات كثيره : çok sayıda haber-ler
ihbarat-ı gaybiye ve sadika إخبارات غیبیه و صادقه : gaybi (insanlarca bilinmeyen gerçeklerle ilgi li) ve doğru haberler
ihbarat-i sadika إخبارات صادقه : doğru haberler
ihbarat-ı sadıka-i Ahmediye إخبارات صادقة أحمديه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) verdiği doğru haberler
ihbarat-ı sadıka-i gaybiye إخبارات صادقة غيبيه in sanlarca bilinmeyen (gaybi) gerçekler ve olay-lar hakkında doğru (sadık) haberler
ihbari haber vermeyle ilgili, verilen ha-berle ilgili
ihbarnameyazılı olarak haber ver-me, yazılı haber 2 yapılması istenen bir işi bildiren resmi yazı
ihbarname-i gayb اخبارنامه غيب gaybi ihbarna-me, insanlarca bilinmeyen gerçekler ve olay-lar hakkında yazıyla bildirilmiş haber
bilin-daإهداء: hediye etme, hediye verme 2.hi-dayete eriştirme, doğru yola iletme
Ihdas 1 : إحداث ortaya koyma, meydana getir me, yapma, koyma 2.icat
Ihfa 1 : إخفاء gizleme, saklama 2 gizlenilme 3 .)gr.) arapçada okunuşta ve konuşmada bir harfi hafifçe, belli belirsiz söyleme
ihkak إحقاق : hakkı yerine getirme, haklıya hakkını verme
ihkak-hak إحقاق حق : haklıya hakkını vermek 2.kişinin kendi hakkını usulune uygun şekil-de alması3 kişinin kendi hakkını, mahkeme-ye başvurmadan, kendi kararına göre alması, almaya kalkması, (bu kanuna göre suçtur)
ihlaf إخلاف : )kaynak metindeki manaya göre( kendi yerine başkasını geçirme, başkasına kendi işlerini gördürme. "sinemde ümitlerim ye's ile kavgaya başladı"fadesinde şair, umut ve umutsuzluğunu kendi yerine koyup(ihlaf edip) konuşturuyor.)
ihlak إهلاك : harcama, tüketme 2.helak etme, öldürme, yok etme
ihlal إحلال: bozma, zarar verme, sakatlama,
çiğneme
ihlali asayis إخلال آسایش : dirlik ve düzenliği
bozma
ihlal-i emniyet إخلال أمنيت : güvenliği bozma, toplum güvenliğini sarsma, güvenliğe zarar verme
ihlal-i emniyet ve asayis إخلال امنیت و آسایش : gu venliğidirlik ve düzenliği bozma
ihlali ifham إخلال إفهام : anlamayı sakatlama, anlaşılmaz hale getirme
ihlas 1 : إخلاص.yalnız Allah'ın (c.c.) rızasını is-teme, yapılan ibadet ve dini hizmete gösteriş ma 2.Kur'an'ın 112 suresinin adı veya menfaat gibi başka gayeleri karıştırma-
hlash احلاصلی : Lihlas sahibi, Allah (c.c.) rıza-sından başka gaye gütmeyen, 2 samimi, içten baglı
ihlassız 1 : إخلاص.samimi olmayan, içten bağlı olmama 2.Allah (c.c.) rızasından başka gaye ve niyetler taşıma
ihlassızlık 1 : إخلاصزلق.samimi olmama, işten bağlı olmama 2.Allah (c.c.) rızasından başka gaye ve niyet peşinden koşma
ihmad إحماد : ateşin alevini söndürme
ihmal إهمال : savsaklama, önemsememe, ge-rekli ilgiyi göstermeme, boş verme
Ihmalkarane إهمالكارانه : önemsemez şekilde, boş verircesine
ihraç 1 : إخراج çıkarma 2.dışarı atma 3.yabancı ülkelere gönderme, yabancı ülkelere satma
hrak إحراق : yakma, ateşe verme
thram 1 : إحرام.hacıların örtünmek için kullan dıkları dikişsiz beyaz örtü 2.hacılarca, hac di-şında sakıncasız olan bazı hal ve hareketlerin hac süresince yasaklı olması ve bu yasağa uyul-ması 3.örtü olarak kullanılan dikişsiz yün çar-şaf 4.oturulmak üzere yere yayılan yün yaygı
hramlı إحرامل : ihrama bürünmüş
ihraz إحراز : kazanma, elde etme, ulaşma
Ihsanperver إحسان پرور : bağış ve iyilik yapmayı
çok seven
Ihsanperverane إحسان پرورانه : bağış ve iyilik yapmayı çok sevene yaraşır tarzda
ihsan-ı şahane إحسان شاهانه : padişahın iyiliği ve
lutfu; padişaha yakışır derecede değerli hedi-
ye ve bağış
ihsan umumi إحسان عمومی : herkesi kapsayıcı şekilde yapılan iyilik, lutuf
Ihsanat إحسانات : ihsanlar, iyilikler, bağışlama-
lar, yardımlar, lutuflar
ihsanat-ı azime إحسانات عظيمه : çok büyük ih sanlar, çok büyük iyilikler, lutuflar, yardımlar
İhsanat-ı hususiye إحسانات خصوصیه : hususi ih
sanlar, özel olarak yapılan iyilikler, lutuflar, yardımlar
ihsanat-ı hususiye-i Rabbaniye إحسانات خصوصية ربانيه : bütün varlıkların sahibi (rabbi) olan Al-lah'ın (c.c.) özel olarak yaptığı iyilikler, lutuf-lar, yardımlar
ihsanat-ı ilahiye إحسانات إلهيه : Allah'ın (c.c.(
özel iyilikleri, lutufları
ihsanat-ı külliye-i ilahiye إحسانات كلية إلهيه : Al
lah'ın (c.c.) her şeyi kuşatan geniş iyilikleri, lutufları, bağışları, nimetleri
ihsanat mahsusa إحسانات مخصوصه : özel olarak yapılan iyilikler, lutuflar, bağışlar
Ihsanat-ı Rabbaniye إحسانات ربانيه : her varlığın tufları, bağışları sahibi (Rab) olan Allah'ın (c.c.) iyilikleri, lu-
ruma ve kayırma tarzında (sevdiklerine karşı( ihsanat-ı rahimane إحسانات رحيمانه : acıyıp ko-yapılan iyilikler, lutuflar, bağışlar
ihtar gaybi (ye( اخطار غیبیه gaybi ihtar, Al lah'tan (cc) gelen hatırlatma, insanların bil gi ve sınırının ötesinden gelen manevi hatır Latma ve uyarma
tırlatma ve uyarı
ihtart kalbi إخطار قلبی : kalbe ve ruha gelen ha
ihtar Kur'ani إخطار قرآنی : Kur'an'dan gelen ha
tırlatma ve uyarı
ihtari mahsus إخطار مخصوص : özel hatırlatma,
özel uyarı
ihtar manevi إخطار معبرى : manevi ihtar, ma nevi yolla ruha ve kalbe gelen hatırlatma, uyarı
ihtida إهتداء : hidayete erme, doğru yola girme, müslüman olma
Ihtifa إختفاء : gizlenme, saklanma
Ihtifal 1 : إحتفال.)büyük kalabalık halinde yapı-lan) tören, 2.anma töreni
Ihtifalat احتفالات : ihtifaller, kalabalık toplantı lar, törenler
Ihtilal i ruhiye
Ihtifalatı mühimme لات مهندçok önemli
ve büyük törenler.
Ihtikar احدکار ihtiyaç maddelerini satmadan bekletip pahalılaştığı zaman dine ve kanuna aykırı şekilde daha çok kar sağlamak, vur gunculuk, aşırı karla satış
ihtilaf اختلاف anlaşmazlık, uyuşmazlık, ayrı
lik, farklılık
ihtilaf efkar اختلال افكار : dogance ayrılıkları
ihtilaf megreb إختلاف مشرب huy ve hareket
tarzı bakımından farklılık
ihtilaf ibadet اختلاف عبادت : ibadetlerin fark
lılığı
ihtilaf i mekan إختلاف مكان : yer farklılığı
ihtilaf- meslek ve mesreb اختلاف مسلک و مشرب izlenen yol (meslek) ve hareket tarzı (meş
reb) bakımından farklılıklar ve uyuşmazlıklar
ihtilaf metali إختلاف مطلع : )ayin için) doğuş
yer ve zamanlarının farklılığı
ihtilafı mezahib إختلاف مذاهب : mezheplerin
veya görüşlerin farklılığı
ihtilaf turuk إختلاف طرق : tarikatların ve tutu-
lan yolların farklılığı
ihtilaf suret إختلاف صورت : sekil, tarz veya gö
rünüşteki farklılık
ihtilaf-ı zaman ve mekan اختلاف زامان را ماکان
man ve yer farklılığı, farklı zaman ve yer
ihtilafat اختلافات : ihtilaflar, anlaşmazlıklar,
uyuşmazlıklar, farklılıklar
ihtilafiye( إختلاقيه : anlaşmazlıkla ilgili
ihtilafli إختلاقلی : anlaşma sağlanmamış, farklı
lığı bulunan, tartışmalı
Ihtilal 1 : إختلال.silahlı ayaklanma ile devlet idaresini ele geçirme ve toplum düzenini te-melden değiştirme, 2.hükümeti silah zoruyla değiştirme, darbe. 3.isyan, ayaklanma. 4.dev-rim, büyük ve köklü değişiklik. 5.bozguncu-luk, karışıklık
ihtilal beser إختلال بشر : insanlık dünyasında-ki karışıklıklar ve ayaklanmalar
ihtilaliye( إحتلالي : ihtilalle ilgili, devrim veya ayaklanma hareketiyle ilgili
ihtilalkarane إختلالكارانه : ihtilal (ayaklanma) çıkarır tarzda, bozgunculuk çıkarma şeklinde
ihtilalsiz إحتلالسر : karışıklık olmadan, karışık
lığa yol açmadan
ihtilat 1 : إختلاط.)birbirine) karışma 2.(fark-lı kişilerle) karışık halde buluşup görüşme 3.(tib) hastanın esas hastalığının yanısıra başka hastalıkların da ortaya girmesi (komp likasyon)
ihtilat a'cam إختلاط اعجام : )arabaya) yabancı
ların karışması
ihtilat mutlak اختلاط مطلاق : birbirine iyice ka-
rışmak
ihtilatat إختلاطات : ihtilatlar, birbirine karışma lar
ihtilatsız إختلاطز : karışmadan, araya girip ka tılmadan
ihtimal 1 : احتمال olabilirlik, mümkün olma
2.belki
ihtimal-i adem إحتمال عدم : yokluk ihtimali, bel-ki yok şeklinde ihtimal, var olmama ihtimali ihtimal-i aik ve mühlik إحتمال عائق و مهلك : en
gelleyici(aik) ve ölüme götürücü (mühlik) ih-timal
ihtimali beka إحتمال بقاء : )dünya hayatından sonra)ölümsüzlük ihtimali, yok olmama ihti mali
ihtiyar إختيار : yaşlı 2.hür irade gücü, müm-kün olanlar arasından dilediğini seçip yap-ma gücü 3.istek, isteme, seçme, tercih etme. 4.katlanma, kabul etme zorunda kalma
ihtiyar - amm إختيار عام : )Allah'a (c.c.) ait)genel her şeyi kapsayıcı irade, mümkün olan şeyler-den dilediğini seçip yapan ilahi güç ve kuvvet; tabiatın bağlı olduğu kanunların mümkün şekillerinden birini seçip koyan Allah'ın hür iradesi (mesela düşme kanunu: %gt gibi.)
Asr-1 saâdetteki îman aşkı, ibadet şevki, Allah yolunda hizmet ve "îlâ-yı kelimetullah" heyecanı, İslâm'ın, tıpkı sabahın fecri gibi süratle ve berrak bir şekilde dünyaya yayılmasıyla neticelenmiştir. O devirdeki zahirî ve bâtini fetihlerin yoğunluğu ve elde edilen inkişaf karşısında, günümüz İslâm dün-yasındaki atalet, dağınıklık, karmaşa ve heyecan kaybının bâtını sebebini, ağızlarla gönüllerin farklı konuşmasında ve şekil planından ruh planına intikal edememekte aramak lazımdır.
Bu sebeple bugün, îmânın tahakkukunda asıl kalp ile tasdik cihetine ağırlık vermek gerekmektedir. Çünkü kalben tasdik noktasındaki pürüzler aşılmadığı takdirde, dil ile ikrar bir kıymet ifade etmez. Neticede sağlam bir îman temeli tesis edilmeden de düzgün bir İslâm şahsiyeti oluşmaz.
Buna paralel olarak dînî tahsil de, sırf kitap satırlarındaki bilgilerin kuru kuruya zihne depolanmasıyla gerçekleşmez. Bunun içindir ki Kur'ân-ı Kerîm, dînî bilgileri sırf zihne istifleyerek onu kalben hazmedemeyen, hâl ve dav-ranışlarına aksettiremeyenleri, kitap yüklü merkepler olarak tasvir etmek-tedir.2
Çünkü din, her şeyden önce bir muhabbet işidir. Öyle ki, samimî bir muhabbet olmadan, sadâkat de, teslîmiyet de, itaat de ilâhî rızâya muvafık değildir. Çünkü satırlardaki bilgilerin, sadırlarda hissedilmesi, aklen ve rûhen hazmedilmesi ve bunun en tabiî neticesi olarak da sâlih ameller sûretinde fiillere aksetmesi ve "takva" hayatının yaşanması îcâb eder. Bu da ancak muhabbetle mümkündür. Zira muhabbet, takvânın vazgeçilmez anahtarıdır. İşte bu "takva", o kadar mühimdir ki;
Kur'ân-ı Kerîm'de, muhtelif kalıplarda, 258 yerde geçmektedir. Gerek siyak-sibak itibarıyla, gerekse mâhiyet itibarıyla onunla kasdedilen mânâları özetle tarif edecek olursak:
Takvā; Allah'a kul olma sanatıdır.
Takvā; değişen şartlar ve hayatın med-cezirleri karşısında muvâzene-yi/dengeyi bozmamaktır.
Takvâ; Hazret-i Peygamber Efendimiz'in ahlâkından ve kalbî has-såsiyetlerinden nasîb alabilmektir.
tir. Takvā; nefsânî ihtirasları dizginleyip rûhânî istîdatları inkişaf ettirmek-
Takvâ; helâl-haram ölçülerine riâyette hassasiyet kazanıp; kalbi, günah kirlerinden korumaktır.
Takva, İslam'ın şartlarını huşü ile få edebilmek, Imanın heyecanını yaşayabilmektir
Takva, gönüllerin bir nazargahı ilähi haline gelmesidir.
Yani kulluğun özü olan takva iman, ibadet, muämelát ve ahläkta ähenk tar bütünlüğün oluşarak hayatın her sathasında İslam şahsiyetinin sergi lenmesidir
Bütün bu tariflerin tecellist için de, Cenâb-ı Hakk'ın bizlere bahşettiği bütün nimetlere karşı büyük bir şükran ve minnet hissi içerisinde aşk ve işti yak ile kulluk mukābelesinde bulunma gayreti zarüridir. Nimetler içerisinde de bilhassa îman nimetinin bedelini ödeme gayreti daha çok zarüridir.
İMAN NİMETİNİN BEDELİ
Bedeli ödenmeyen bir şeye sahiplik iddiasında bulunmak, abesle işti galdir. İman sahibi olmak da onun uğrunda her türlü bedeli ödemeyi göze almak demektir.
Åmentü esasları, Allah'a îmanla başlar. Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerim'inde Allah'a îmânın nasıl bir sadåkat ve teslimiyet ile tatbik edilmesi gerektiğinin zirve numûnelerini bildirmektedir:
Mesela Firavun'un sihirbazları...
Gördükleri apaçık mücizeler karşısında Allah'a imanla şereflendiler.
Tanrılık iddiasında bulunan zalim Firavun, kendi sihirbazlarının Hazret-i Mūsa'ya ve Rabb'ine îman etmeleri üzerine aşırı bir şekilde öfkelendi ve imanlarından vazgeçiremeyince de onların ellerini ve kollarını çaprazlama kestirdi. Hurma dallarına astırdı.
Fakat o bahtiyarlar, Firavun'un bu tahammül üstü eziyetlerine maruz kaldıklarında asla yılmadılar ve;
"-Senin zulmün dünyaya aittir, sen hükmünde ve davranışlarında ser-bestsin, nasıl olsa bizler Rabb'imize döndürüleceğiz!" diyerek iman cesa-retiyle meydan okudular. Zalim Firavun'dan asla merhamet dilenmediler. İslâm şahsiyet ve vakârını korudular. Yalnızca Allah'a güvenip sığındılar. Şehid olmadan önce de:
"...Ya Rabbil Üzerimize sabır yağdır; canımızı müslüman olarak all" (el-A'raf, 126) diyerek Cenâb-ı Hakk'a iltică ettiler.
Yani onlar, îmân ile şereflendikten sonra, ne Firavun'un dünyevi salta-natına meylettiler ne de onun tehditlerine aldırdılar. Onları endişelendiren
Hafs da, malı İmâm'ın belirttiği fiyata satmış, ancak ondaki özrü müş teriye söylemeyi unutmuştu. Durumu öğrenen Ebû Hanife Hazretleri, Hals bin Abdurrahman'a:
- Kumaşı alan müşteriyi tanıyor musun?" diye sordu.
Hafs'ın, müşteriyi tanımadığını belirtmesi üzerine İmâm, helal kazan-cının lekeleneceği endişesiyle, satılan maldan elde edilen kazancın tama-mını sadaka olarak dağıttı. İşte onun bu takvâsı, maddi-mânevi ticaretine ziyâdesiyle bereket oldu.
HİSSE:
Bir kimsenin temiz gönüllü, ihlás sahibi ve ehl-i istikamet olduğunu an-lamak için onun, yaptığı ibadetlerinden ziyade o ibadetleri hangi kalbi se-viye ve hål ile yaptığına bakılmalıdır. Yani bilhassa davranışlarının İslâm ahlâkına uygun ve kazancının helal olup olmadığına dikkat edilmelidir. Bu meyanda Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-, bir kimse methedildiği zaman, metheden şahsa, üç şeyi sormuştu:
"- Sen onunla hiç komşuluk, yolculuk, veya ticaret yaptın mı?"
Muhâtabı üçünü de yapmadığını söyleyince:
"- Öyleyse onu methetmeyin, çünkü siz onu lâyıkıyla tanımıyorsu-nuz!" buyurdu.
"-Efendim! Namazı birinci safta kılmanın faziletini anlatır mısınız?" dediklerinde de helâl lokmaya dikkat çekmiş ve:
"- Kardeşim! Sen ekmeğini nereden kazanıyorsun, ona bak! Kazan-cın helâl olduktan sonra, hangi safta dilersen orada namazını kıl; bu hu-susta sana güçlük yoktur." cevabını vermiştir.
Ticarette helâlinden kazanmaya dikkat edip, ona haram karıştırma-manın ehemmiyet ve bereketini, merhum pederim Müsä Efendi -kuddise sirruh- şu hâdise ile anlatırdı:
"Gayr-i müslim bir komşumuz vardı. Sonradan müslüman olmuştu. 88 Birgün kendisine hidâyete eriş sebebini sorduğumda şunları söyledi:
- Acıbadem'de tarla komşum Rebi Molla'nın ticaretteki güzel ahlakı vesilesiyle müslüman oldum. Molla Rebi, süt satarak geçimini temin eden bir zattı. Bir akşam vakti bize geldi ve:
- Buyurun, bu süt sizinl" dedi.
Şaşırdım:
"-Nasıl olur? Ben sizden süt istemedim ki!" dedim.
O hassas ve zarif insan:
"- Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığını gördüm. Onun için bu süt sizindir. Ayrıca o hayvanın tahavvülât devresi (yediği otların vücudundan tamamen izâlesi) bitinceye kadar sütü-nü size getireceğim..." dedi.
Ben:
"- Lâfı mı olur komşu? Yediği ot değil mi? Helâl olsun!.." dediysem de
Molla Rebî:
"-Yok yok, öyle olmaz! Onun sütü sizin hakkınız!.." deyip hayvanın ta-havvülât devresi bitene kadar sütünü bize getirdi.
İşte o mübarek insanın bu davranışı beni ziyâdesiyle etkiledi. Netice-de gözümdeki gaflet perdelerini kaldırdı ve hidâyet güneşi içime doğdu. Kendi kendime:
"- Böyle yüce ahlâklı bir insanın dini, muhakkak ki en yüce bir dîndir. Böylesine zarîf, hak-şinās, mükemmel ve tertemiz insanlar yetişti-ren dînin doğruluğundan şüphe edilemez!" dedim ve kelime-i şehadet ge-tirip müslüman oldum.""
Bu hikmetli kıssalar, helâl kazanç ve haram meselesi hususunda ne kadar titiz ve ihtiyatlı olmamız gerektiğini pek bâriz bir şekilde ortaya koy-maktadır. Zîrå helâl kazanç, takvânın temel esaslarındandır. Buna binåen hadis-i şerîfte:
"Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir täcir; nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir." (Tirmizi, Büyü, 4) buyurulmuştur.
Çünkü nebîler, sıddıklar ve şehitlerle beraberlik vasfını kazanan gön-lü hassas bir tüccar, etrafı için huzur ve berekete vesile olurken, kendisi için de dünyevî ve uhrevi iki saâdete de mazhariyet elde eder. Ancak dün-
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kim, bir müminin dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun, kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir." (Sahih-i Müslim)
Câbir bin Abdullâh (r. anhümâ) anlattı Medîne'de bir Yahûdî vardı. Bana, her sene hurma harmanı zamanında ödenmek üzere borç para verirdi. Benim bir hurma bahçem vardı. Bir sene, hurmalığım, her seneki kadar mahsul vermedi, borcumu ödemeyi geciktirdim. Bunun üzerine Yahûdî, harman vaktinde hurmalığıma geldi. Ondan, gelecek harman zamanına kadar mühlet vermesini rica ettim. Fakat Yahûdî, mühlet vermedi. Bunun üzerine hâlimi Resûlullah'a (s.a.v.) arz ettim.
O da Ashâb'ından bazılarına: "Haydi, gidelim de Câbir için Yahûdî'den mühlet vermesini isteyelim." buyurdu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Ashâb'ından bazı kimselerle hurmalığıma geldiler. Yahûdîye mühlet vermesini söyledilerse de Yahûdî, "Ey Ebu'l-Kâsım! Mühlet veremem." dedi.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Yahûdînin ısrarını görünce kalktı, hurmalıkta şöyle bir dolaşıp geldi ve Yahûdîye, bir daha vade teklif ettiyse de yine kabul etmedi. Ben kalktım. Resûlullâh'a (s.a.v.) bir miktar yaş hurma getirip ikram ettim. Resûlullâh (s.a.v.), hurmayı yedikten sonra, "Yâ Câbir! Senin çardağın nerede?" diye sordu. Şurada, dedim. "Haydi, orada bana bir yer hazırla." diye emretti. Hemen hazırladım. Resûl-i Ekrem (s.a.v.), çardağa girip biraz uyudu. Uyanınca gidip bir avuç daha hurma getirdim. Ondan da yediler ve kalkıp Yahûdîye bir daha mühlet teklif ettiler. Yahûdî yine vermedi. Sonra Resûlullah (s.a.v.) kalktı, hurmalığın içinde bir daha dolaştı. Sonra, "Ey Câbir! Ağaçtaki hurmaları toplayıp Yahûdînin borcunu ver." buyurdular ve ben toplayıncaya kadar hurma harmanının başında durdular. Bu topladığım hurmadan Yahûdîye borcumu verdim. Verdiğim kadar da arttı. Sonra Resûlullah'ın (s.a.v.) huzuruna vardım ve bu bereketi müjdeledim.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Şehadet ederim ki muhakkak ben, Allah'ın resûlüyüm." buyurdular. Bu hadise, Peygamber Efendimizin (s.a.v.), herkesin gözü önünde cereyân eden nübüvvet delillerinden açık bir mucizedir.
Allah bir kulu hakkında hayır dilediğinde onu dinde ince anlayış sahibi kılar ve doğru yolu kendisine ilham eder.
Bezzar
RUMÎ: 15 T.EVVEL 1441 HIZIR: 176
öfkelerini yutarlar ve insanlari affederler.
İnsanın kıymetini tayin eden, mâhiyetidir. Mâhiyetinin değeri ise, himmeti nispetindedir. Himmeti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
OMER b. ABDÜLAZIZ
YanıtlaSilHak ve adalet tutkunu. nygulamalarıyla İkinci Ömer diye anılan Ömer b. Abdülaziz in hayatı ve yönetim anlayışı
Çeviri: Mustafa Soln
İmadüddin Halil
BASKU 2
TIMAS
YOLDAKİ İŞARETLER
YanıtlaSilTüm bu anlatılanlardan sonra, yetkin halife Ömer b. Abdülazîz ile yaptığımız bu yolculuk bize neler öğretti?
Ruhi bir dinamizmle, tarihi başarılarla, mümin bir bahadırın kahramanlıklarıyla dolu bu eşsiz hayat yolculuğu bize çok fazla şey öğretmiştir. Tüm bu öğretileri birkaç satırda sunmamızın imkânı yoktur. Ancak burada söylenebilecek bazı sözlere seri bir şekilde işaret edebiliriz. Böylece bu alanın kapısını açık bırakarak rabbani bir mücahit olan Ömer'in adımladığı yüce hayat yolculuğundan daima iktibasta bulunabiliriz.
Bu yolculuk bize; İslam'ın nasıl, daima daha üstününü isteyen, bütün makamları ve mevkileri aşan canlar için teşvik edici bir güce sahip olduğunu göstermiştir. İslam ve imandan aldıkları güçle hare-kete geçen bilge insanların çetin imtihanları geçerek ulaşabilecekleri son noktaya nasıl vardıklarını öğretmiştir.
Bu yolculuk bize; tarihe damgasını vurmak ve âleme bir düzen getirmek isteyen insanın iç âlemini nasıl değiştireceğini, nefsini nasıl terbiye edeceğini öğretmiştir. Nitekim bu değişime Peygamber Efendimiz "Büyük Cihat" demiştir. Kur'ân-ı Kerîm de bu hakikati, toplumların ve milletlerin hayat yolculuğundaki dönüşüm hare-ketlerinin temeli olarak ifade etmiştir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Bir topluluk kendi iç âlemlerindeki dönüşümleri gerçekleştirmedikçe yüce Allah onların toplumsal dönüşümünü gerçekleştirmez.'
468 Ra'd, 13:11.
Yoldaki İşaretler
YanıtlaSilBu yolculuk bize; hayatı boş ve değersiz gösterişlerle dolu olan, farklı türlerden tahrik edici şeyler tarafından kuşatılan, gözlerindeki ışığın zayıflığından dolayı hakikatin renklerini görmekte zorlanan birçok insanın, eşyaya karşı duydukları ve özlerinde bulunan derin kavrayış, idrak ve yaratılış vasıflarını kökten yok etmedikleri sürece bu kuşatmaları yarabileceklerini, hür bir şekilde en değerli ve ideal álem düzenine kavuşabileceklerini ispatlamıştır.
İşte Ömer b. Abdülaziz selim bir fıtrata sahip olan ve dışarıdan nefsi tahrik edici birçok şeyle kuşatılan ama bunlara rağmen bu kuşatmaları yaran ve en yüksek dereceye ulaşan insanın açık ve net bir örneğidir.
Bu yolculuk bize; ölüm ve ceza konularında daima korku ve ümit arasında olma, her ne kadar küçük olursa olsun yüce Allah'ın emir-lerine karşı gelme konusunda son derece derin bir hayâ ile hareket etme, sevginin kendisi olan yüce Allah'ı ihlasla sevme özelliklerinin ne kadar önemli olduğunu öğretmiştir. İnsanın devamlı surette iç âleminin en derûnunda direkt olarak yüce Allah ile irtibata geçe-bileceğine inanma bilincinin, insanın içindeki iradeyi eyleme dö-nüştürmek ve ahlaki değerlere sıkı sıkıya sarılarak yaşamak için tek çıkar yol olduğunu göstermiştir.
İnsan; şeytanın çağrılarına icabet edebileceği imkânlara, ayart-malara, zenginliğe, refaha kavuştukça korku, sevgi ve ümit arasında tuttuğu bilinç seviyesini giderek arttırmalıdır. Bu konuda Nedvî'nin şu ifadelerini aktarmamız gerekmektedir: "Ömer'de taşkınlık, israf ve yabancılarda olduğu gibi bozuk bir züht anlayışı yoktu. O bun-ların hepsinden uzaktı. O, güçlü imanının ve sorumluluk bilincinin neticesi olarak dini bir tabiata sahipti. Ömer, hayatın kıymetini bilen, kendini ahirete hazırlayan, kalbine sahip çıkarak sevgisini yüce Allah'a yönlendiren, nefsinin önem verdiği istek ve arzuları zapt ederek değerli birer erdem olan hak ve adalet çerçevesinde yaşayan, kendini dönüştürerek bu bilinçle hareket eden bir insandır. Eğer nefsine böyle çetin ve sert davranmamış, dünya hayatının lezzet-lerine ve yaşamın cezbedici güzelliklerine karşı kendisini bu kadar
253
Yoldaki İşaretler
YanıtlaSilEşi benzeri olmayan bu son yolculuk bize: Ömer'in gerçekleştir diği büyük dönüşümün/devrimin insanlığın genel, Müslümanların ise özel tarihindeki en önemli hakikat olduğunu gösterdi. Hem de bu dönüşümü böylesine kısa bir sürede, insanların hayatlarında, hedeflerinde ve amaçlarında gerçekleştirmiştir. Onun devrimi; si-yaset, savaş, idare, sosyal hayat, ekonomi, eğitim, öğretim, kültür gibi bütün alanları kapsamıştır. Bu dönüşüm, çözümü zor ve çetin durumlar, uzun seneler geçmesine rağmen çözülemeyen kargaşalar, İslâmi ilkelerin, değerlerin ve kavramların birçoğunun içini boşaltan hadiseler karşısında çok farklı boyutlarda büyük başarılar elde etmiştir. Bu dönüşüm; insanların yaşadığı gerçek hayat ile hukuk ve İslâmi inanç kaideleri arasındaki ikiliği ve daha birçok ayrılığı engellemiştir.
Ömer; dini hakikatlerle gerçek hayat arasındaki birliği tekrar sağlamış, bütün devlet sistemini Kur'ân-ı Kerim ve Nebevi Sünnet'in çizdiği çerçeveyle bağlantılı hale getirmiş, insanların hayatlarını ve üzerlerindeki nimetleri Allah ve Resulünün rızası doğrultusunda kullanmaları için onları hak yola yönlendirmiştir. Bu başarı; İslâmi programların uygulanabilir olduğuna, İslâmi hukuk ve inanç sis-temlerinin gerçek hayatla birebir uyum içinde tatbik edilebileceğine açıkça işaret etmektedir. Bu başarı; hangi zaman ve zeminde olursa olsun, eğer yönetimi elinde bulunduran insan; zeki, sağduyu sahibi ve esnek olur, bunun yanında derin bir imana, sarsılmaz bir takvaya ve hedeflediği hakikatleri gerçekleştirmek için gözünü en yüce değerlere dikerek hiç vazgeçmeyen bir kararlılığa sahip olursa neler başarabile-ceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu başarı; aynı zamanda söz konusu hedeflerin ve değerlerin yıkılmasına sebep olacak tehlikelerle nasıl mücadele edileceğini de göstermektedir. Yine bu başarı; takvanın, şahsi aç gözlülükleri, nefsi istek ve arzuları nasıl öldürdüğünü, Allah yolundaki ihya hareketlerinin yeniden başlamasının önünde engel olmaya koşturan setleri nasıl yıktığını, bütün engelleri yok eden devasa bir okyanus gibi çağlayıp coşması için insanın tüm enerjisini nasıl yönlendireceğini öğretmiştir.
255
Ömer b. Abdülazîz
YanıtlaSilİşte bu; yetkin halife Ömer b. Abdülazîz'in hayat yolculuğunun bize öğrettiği en büyük hakikattir. O, çok farklı alanlardaki tüm kötü şartlara rağmen İslâmî dönüşümü gerçekleştiren yiğit bir yöneticidir. Zekâsı, sağduyusu, esnekliği, imanı ve takvasıyla büyük ve azametli bir zafere nail olan ender bir insandır.
BİR HADİS
YanıtlaSilHer kim farz namazların akabinde "Ayetü'l-Kürsî"yi okursa cennete gir mesine tek engel ölüm olur. (Nesai, es-Sünenü'l-Kübra, 12/66)
AYETÜ'L-KÜRSİ
Bakara suresinin 255. ayeti olan "Ayetü'l-kürsî" adını içinde geçen kürsü kelimesinden almıştır. Kürsü mecazi olarak saltanat, hükümranlık, mülk ma-nalarına gelmekte olup hiçbir şeyin Allah'ın hükümranlığı ve ilminin dışında Jarnayacağını anlatmaktadır. Hadislerden ayet-i kerimenin şifa ve korunmaya da vesile kılındığını öğreniyoruz. Ayetü'l-kürsi bize şunları öğretmektedir: Allah Teâlâ birdir. O daima diridir. Bütün varlıkları görüp gözeten, yöneten, bir an bile onları bilgi ve ilgisi dışında tutmayandır. Allah Teâlâ, insanlara ait olan uyuklama ve uyku gibi sıfatlardan münezzehtir, uzaktır. Tüm kâinat O'nun tasarrufundadır. O'nun izni olmadan kimse şefaat edemeyecektir. O'nun bilgisi ezel ve ebedi kuşatır. Kudreti arz ve semaları kaplar. Zatı çok yücedir. Peygamber Efendimiz Ayetü'l-kürsî'nin Kur'an'ın en faziletli ayeti olduğunu mymarak yatarken, evde, sabah akşam onu okuyan kimseyi Allah'ın koruya-cağını ve şeytanın ona yaklaşamayacağını bildirmiştir. (Buhari, Vekålet, 10)
CELAK ÇEKİRDEK
YanıtlaSilAynı aklın ürunü, aynı merkezden yönetilen ve asırlara yayılan yüzlerce örgüt kücuklu buyüklu binlerce operasyon, on binlerce akter... Kökleri Nizamülmülke dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dallan Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi Çelik Çekirdek
*Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı?
*Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne?
"Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü?
*Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyet'in ilanı mı Lozan'ın imzalanması mı?
"Cumhuriyet'i Osmanis Derin Devleti mi kurdu?
"Ismet İnönü, Mustafa Kemal'i nasıl tasfiye etti?
"Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi?
"Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
"İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti?
*Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında O, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı?
*Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
"Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MIT
görevli neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
ISBN 978-605-114-314-9
9786051 143149
timas.com.tr
CELAK ÇEKİRDEK
YanıtlaSilTÜRKİYE'DE
DERİN
DEVLETİN
TARİHİ
ŞAMİL TAYYAR
2. BASKI 50.000 ADET
TIMAS
ÖZEL EK: HANEFİ AVCI OPERASYONUNUN PERDE ARKASI
Aynı aklın ürünü, aynı merkezden yönetilen ve asırlara yayılan yüzlerce örgüt, küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör Kökleri Nizamülmülke dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekonu sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek.
YanıtlaSil* Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı?
* Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne?
* Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürke kimler götürdü?
* Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyetin ilanı mı Lozan'ın imzalanması mı?
* Cumhuriyeti Osmanlı Derin Devleti mi kurdu?
* İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasıl tasfiye etti?
* Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi?
* Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
* İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti?
* Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında O, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı?
* Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
* Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MİT görevlisiyle neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
Kitapla İlgili Kategoriler
Sosyal Bilimler Kitapları>Siyaset Bilimi>Siyasal Düşünceler
Hakkımızda
Uluslararası Yayınevi Belgesi
Kaynakça Dosyası
Kişisel Verilerin Korunması
Üyelik
Siparişlerim
İade Politikası
İletişim
Web sitemizde sunulan ve açıkça talep etmiş
470
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti olan sadat, siyadetlerine ni lar. Ta ki: O alameti görenler, onların siyadetine tazim ederek iki ci-san olması için başlarına yeşil sararlar. Veya başka bir alamet koyar hanın saadetine mazhar olalar.
Her iman sahibine layık ve uygun olan odur ki: O alâmeti gördü. kimseye:
ğü - Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetindendir; onun påk ırkın-dandır.
Diyerek, türlü ikram ede..
Ne malum?.
Deyip kötü zan beslemeye. Çünkü, o alåmet onda iken:
Resulullah S.A. efendimizin zürriyetindendir.
Diyerek ikram edenler, o kimse, Resulüllah S.A. efendimizin zür-riyetinden olmasa dahi:
Onun zürriyetindendir.
Deyip ikram ettiği için Resulüllah S.A. efendimize intisap eder. Bunun için de, Allah-ü Taala'nın lütuflarına nail olacağına şüphe yoktur.
Şöyle bir hikâye anlatıldı:
Kudretli biri, binekli olarak; yanında tabileri ile gidiyordu.
Bu sırada yeşil sarıklı birini gördü. Sarhoştu, sokakta düşmüş kal-mıştı. Kusmuş, üstünü kirletmiş, çamur içine yatmıştı.
Onu bu hali ile görünce, başında bulunan alâmete binaen:
Resulüllah S.A. efendimizin soyundandır.
Diyerek ona tazim etti. Hemerr atından indi; tabilerine şöyle dedi:
-Ben, falan yere giderim. Siz, bu seyyid çelebiyi ata bindirin. Tazimle tutarak eve götürün. Hazinedara da söyleyin: Påk bir libas glydirip harçlık da versin; ikramla göndersin.
Bu tenbihi etti; ona gerekli ikramı yaptırdı.
O gece, Resulüllah S.A. efendimizi rüyada gördü; Resulüllah S.A. éfendimiz ona şöyle buyurdu:
dım değildir. O, bir kafir evladıdır. Ancak sen, başında bulunan ala-Benim evladımdandır diye, ikram ettiğin kimse, benim evlå-mete evladımdır, diye ikram ettin. Bunun için, ben de sana kıyamet günü şefaat edeceğim. Seni şanı yüce Rabbımın rahmetine erdirece ğim.
Resulüllah S.A. efendimiz, o kimseyi böylece müjdeledi.
Onlarda, şeriata aykırı bir şey zuhur etse dahi, buğuz ve düşman-lik göstermek olmaz. Onlara, seyyid olduklarından ötürü, tazim tek-rim edip mahabbet etmek gerekir. Bu manada söyle bir rivayet geldi:
Velilerden biri, bir gece sokakta gidiyordu. Yatsı namazından çık mıştı. Gördü ki: Bir seyyid sarhoş olarak yatıyor. Onu öyle sarhoş gö-rünce, yüzünü çevirip geçti; gitti.
470
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti olan sadat, slyadetlerine ni-lar. Ta ki: O alameti görenler, onlarin siyadetine tazim ederek iki ci-şan olması için başlarına yeşil sararlar. Veya başka bir alamet koyar-hanın saadetine mazhar olalar.
Her iman sahibine layık ve uygun olan odur ki: O alameti gördü-ğü kimseye:
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetindendir; onun påk ırkın-dandır.
Diyerek, türlü ikram ede..
Ne malum?.
Deyip kötü zan beslemeye. Çünkü, o alâmet onda iken: Resulullah S.A. efendimizin zürriyetindendir.
Diyerek Ikram edenler, o kimse, Resulüllah S.A. efendimizin zür. riyetinden olmasa dahi:
Onun zürriyetindendir.
Deyip ikram ettiği için Resulüllah S.A. efendimize intisap eder. Bunun için de, Allah-ü Taala'nın lütuflarına nail olacağına şüphe yoktur.
Şöyle bir hikâye anlatıldı:
Kudretli biri, binekli olarak; yanında tabileri ile gidiyordu.
Bu sırada yeşil sarıklı birini gördü. Sarhoştu, sokakta düşmüş kal-mıştı. Kusmuş, üstünü kirletmiş, çamur içine yatmıştı.
Onu bu hali ile görünce, başında bulunan alâmete binaen: Resulüllah S.A. efendimizin soyundandır.
Diyerek ona tazim etti. Hemerr atından indi; tabilerine şöyle dedi:
-Ben, falan yere giderim. Siz, bu seyyid çelebiyi ata bindirin. Tazimle tutarak eve götürün. Hazinedara da söyleyin: Påk bir libas glydirip harçlık da versin; ikramla göndersin.
Bu tenbihi etti; ona gerekli ikramı yaptırdı.
O gece, Resulüllah S.A. efendimizi rüyada gördü; Resulüllah S.A. éfendimiz ona şöyle buyurdu:
Benim evladımdandır diye, ikram ettiğin kimse, benim evlå-dım değildir. O, bir kafir evladıdır. Ancak sen, başında bulunan ala-mete evladımdır, diye ikram ettin. Bunun için, ben de sana kıyamet günü şefaat edeceğim. Seni şanı yüce Rabbımın rahmetine erdirece-ğim.
Resulüllah S.A. efendimiz, o kimseyi böylece müjdeledi.
Onlarda, şeriata aykırı bir şey zuhur etse dahi, buğuz ve düşman-lık göstermek olmaz. Onlara, seyyid olduklarından ötürü, tazim tek-rim edip mahabbet etmek gerekir. Bu manada şöyle bir rivayet geldi:
Velilerden birl, bir gece sokakta gidiyordu. Yatsı namazından çık mıştı. Gördü ki: Bir seyyid sarhoş olarak yatıyor. Onu öyle sarhoş gö rünce, yüzünü çevirip geçti; gitti.
DELAİL-İ HAYRAT ŞERHİ
YanıtlaSil470
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti olan sadat, siyadetlerine ni-şan olması için başlarına yeşil sararlar. Veya başka bir alâmet koyar-lar. Ta ki: O alâmeti görenler, onların siyadetine tazim ederek iki ci-hanın saadetine mazhar olalar.
Her iman sahibine lâyık ve uygun olan odur ki: O alâmeti gördü-ğü kimseye:
- Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetindendir; onun pâk ırkın-dandır.
Diyerek, türlü ikram ede..
Ne malum?.
Deyip kötü zan beslemeye. Çünkü, o alâmet onda iken:
Resulullah S.A. efendimizin zürriyetindendir.
riyetinden olmasa dahi: Diyerek ikram edenler, o kimse, Resulüllah S.A. efendimizin zür-
Onun zürriyetindendir.
Devin ikram otti
KARA DAVUD
YanıtlaSil471 O veli ayni gece, gördü ki: Mahser olmuş. Bütün ölüler kalkmış bölük bölük mahşer yerine gidiyorlar.
Resulüllah S.A. efendimiz Makam-ı Mahmudda oturmuş. Sağında ve solunda çokça melek saf tutup durmuş..
O melekler, gelenleri, Resulüllah S.A. efendimizin önünden geçiri-yor, içlerinden:
Bu ümmetimdir.
Dediğini hamd sancağı altına alıyor .
Bu veliyi de, bulunduğu grupla Resulüllah S.A. efendimizin önün-den geçirdiler. Önünde bulunanları sancağı altına aldı. Kendisine sıra gelince, Resulüllah S.A. efendimiz, ondan yüzünü çevirdi. O vell kul:
Ya Resulellah, ümmetine şefaat eyle.
Diye yalvarınca, Resulüllah S.A. efendimiz ona sordu:
Sen neden evladımdan yüz çevirdin?.
Ve.. azarladı. O veli kul şöyle dedi:
Ya Resulellah, o senin şeriatınla amel etmemişti. Şarap içip sarhoş olmuştu.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Çocuk asi olduğu, çeşitli günahları işlediği için, babasının ço-cuğu olmaktan çıkar mı?. Onu tahkir ettikleri zaman, babası razı olur mu?. Onu alıp evine götürseydin, ertesi gün, kendisine nasihat etsey-din olmaz mıydı?. Bir daha böyle bir şey etme. Yoksa, kıyamet günü, şefaatımdan mahrum olursun.
O veli uyandığı zaman, vücudu hazan yaprağı gibi, tir tir titriyor-du. Tevbe ve istiğfar etti; cürmünün affolması için nice yıllar dua ile meşgul oldu.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti hakkında bu kısa malumatı verdikten sonra, tekrar salavat-ı şerifeye dönelim..
EHL-İ BEYT.
Onun ehl-i beytine de salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin ehl-i beytinin kim olduğu üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Ancak, cumhurun kavline göre, Re-sulüllah S.A. efendimizin ehl-i beyti şunlardır: Hazret-i Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin.. Allah onlardan razı olsun.
Bazıları da şöyle dedi:
Ehl-i Beytten murad, Resulüllah S.A. efendimizin zevceleri ve ayalidir.
Tercih edilen görüş de budur.
Bazıları da şöyle dedi:
Neseb veya sebeb itibarı ile, Resulüllah S.A. efendimize inti sabı olanlar ehl-i beyt sayılır.
SIHIR'larına da salât eyle.
Bunlar, Resulüllah S.A. efendimizin damatları ve damatlarının akrabalarıdır. Bir de påk zevcelerinin akrabalarıdır.
472
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
Onun ansarına da salât eyle..
Ansar: Resulüllah S.A. efendimize; i'lå-i kelimetüllahta, sün-net-i şerifesini yerine getirmekte, din haklarını ikame edip yerine ge-tirmekte, gerek zaman-ı saadetlerinde, gerekse kendilerinden sonra kıyamete kadar yardımcı olanların cümlesidir.
Eşyaına da salât eyle...
Bunlar, Resulüllah S.A. efendimizin cemaatı ve tabi olanların cümlesi için verilen isimdır.
Onu sevenlere de salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, dünya hayatında iken; dar-ı ukbaya teşrif ettikten sonra taa, kıyamete kadar kendisine sevgi besleyenle-rin tümü bu zümreye dahildir.
Onun ümmetine de salât eyle.
Burada ümmet: Resulüllah S.A. efendimizin getirdiğini tasdik edip davetine icabet ederek şeriatını da kabul edenlerin tümüdür.
Keza, onlarla beraber bizlere de..
Bunun manası:
Bütün ümmeti ile beraber bize de salât veya selam eyle..
Demek olacağı gibi, şöyle de olabilir:
Buraya kadar anlatılan ål, ashab, evlâd, ezvac, zürriyet, ashar, ansar, eşya' muhib ve ümmeti ile beraber bize salât ve selâm eyle..
Ya erhamerrahimin..
Bunun manası şudur:
Ey şefkat, lütuf, kerem edenlerin cümlesinden merhametli ve şerefli olan Yüce Allah.. Tam rahmetin ve tam şefkatinle okuduğumuz tam salavat-ı şerifeyi, umumi tahiyyeti kabul eyle. Nebilerin ve resul-lerin efendisi hürmetine.. Amin!.
Buraya kadar anlatılan on üç salāvat-ı şerife Kazi'nin Şifa nam kitabından alınmıştır. Onlar adedi ile burada anlatıldı.
Bundan sonra anlatılacaklar, sair muteber kitaplardan alınan ve bazı rivayetlere göre sabit olan salavat-ı şerifelerdir.
Onların bazıları, meşayih dilinden anlatılmış; bazıları da birbiri-ne girgin anlatılmıştır. Bu sebeple, onların sayısı beyan olunmamıştır.
ON DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey zatının künhüne karşı; aklın, vehmin, hayalin idrakten aciz ol-duğu ve yaratılan cihetlerden, vehimden ve hayalden münezzeh şanı yüce nimeti her şeye şamil kendisinden başka ilah olmayan Allah..
KARA DAVUD
YanıtlaSil473 Kendisine salût edenlerin sayısı kadar Muhammed'e salât ey-
tat eyle.. Ve.. kendisine salát etmeyenlerin sayıları kadar Muhammed'e sa-
Resulüllah S.A. efendimize salavat okuyanlar, müminler olduğu gibl; ona salavat okumayanlar da küffar, müşrik, muannitler ve şey-tanlardır.
Bize okumakla emrettiğin salât gibi, Muhammed'e salât eyle..
Yani: Bize emrettiğin tam salavatı okumakta bizim aczimiz var-dır. Onun için, bu işimizi sen Kerim Rahim Mevlâya ısmarladık. Niyaz ederiz ki: Biz kullarından Resulüllah S.A. efendimize okumakla me-mur olduğumuz salát-ı kâmile gibi salât eyleyesin.
Sonra..
Kendisine nasıl salavat okunmasını sevip arzuluyorsa, Mu-hammed'e öyle salát eyle.
Bazı nüshalarda:
Sevip arzuluyorsa..
Manasına gelen kelime:
Nasıl gerekiyorsa..
Manasına gelen bir kelime ile anlatılmıştır.
İMAM-I ŞAFİİ'NİN OKUDUĞU SALAVAT-I ŞERİFE
Bu salavat-ı şerifenin fazileti babında Iraki Tuhfetülmakasıd adit eserinde ve Ebülabbas Medili şöyle anlattılar:
İmam Safii'yi Rh. vefatından sonra rüyada gördüler ve sor-
dular:
-Hak Taålà sana ne muamele eyledi?.
Şöyle anlattı:
- Beni mağfiret etti.
Tekrar sordular:
Hangi sebepten ötürü mağfiret olundunuz?.
Şu cevabı verdi:
Beş cümle vardır ki, ben onlarla daima Resulüllah S.A. efen-dimize salāvat okurdum. O salavat-ı şerife sebebi ile mağfiret olundum. Resulüllah S.A. efendimize salavat okuduğunuz o beş cümle na-
sıldır?.
Diye sordukları zaman, üstte anlatılan salavat-ı şerifeyi okudu-ğunu söyledi. Ancak, yukarıda anlatılan salavat-ı şerifede dört cüm-
le vardır; beşinci cümle de şudur: Kendisine salât ne şekilde lâyık ise.. Muhammed'e öyle salât
eyle..
Müellif merhum bu beşinci cümleyi burada almamıştır. Ancak, fle-ride gelecek İKİNCİ HİZB'in evvelinde bu beş cümleyl, tamamen al-mıştır. Hatta bazı ziyadesi ile vardır, İnşaallah orada anlatılır.
PEYGAMBERİMİZİN ZEVAİD SÜNNETLERİNDEN BAZILARI
YanıtlaSilPeygamberimiz Nasıl Yatar Kalkardı?
Peygamberimiz, döşeğinde (*) uyumak istediği zaman, sağ yanı-nın üzerine yatar, sağ elini, sağ yanağının altına koyar (1), sonra da:
Allah'ım! Kendimi, Sana teslim ettim. Yüzümü, Sana çevirdim.
İşimi, Sana ısmarladım. Sırtımı, Sana dayadım.
Ben, Senin azabından korkar, rahmetini umarım.
Senin rahmetinden başka sığınılacak yok, Senin azabından başka korunulacak yoktur.
Ancak, Senin rahmetine sığınılır ve ancak, Senin rahmetinle kur-tulunur.
Ben, Senin indirmiş olduğun Kitabına ve göndermiş olduğun Pey-
gamberine (herkesten önce) inanmışımdır. (2)
Ey Rabb'ım! Yanımı, Senin isminle yere koydum.
Eğer, rúhumu tutar, alıkorsan, ona, rahmetinle muamele et!
Eğer, onu, salarsan, sålih kullarını koruduğun gibi, onu da, korul
(3)
Allah'ım! Ben, Senin İsminle ölür, Senin İsminle dirilirim. (4)
Bize yediren, İçiren, her ihtiyacımızı karşılayıp gideren, bizi barın-dıran, sığındıran Allah'a hamd olsun!
Nice kişiler var ki, kendilerinin ne ihtiyaçlarını karşılayanları var, ne de, barındıranları! (5)
Allah'ım! Kullarını, huzûrunda topladığın günde azabından, beni, koru! diyerek düa eder (6), uykudan uyanıp kalkarken de:
Hamd olsun O Allah'a ki, bizi, öldükten sonra diriltti.
(*) Peygamberimizin Döşeği ve Serir'i bahaini okuyunuz.
(1) Ahmed b. Hanbel Mümed c. 5, a. 387, Buhari Edebülmüfred z. 313, Sahih
e. 7, a. 147, 150, Ebû Devad Silinen c. 4, s. 311, Ibn-i Mice Sünen c. 2, s. 1276
(2) Bulari-Edsbülmüfred z. 312, Sahih c. 7, a. 147-148, Tirmizi Sünen c. 5, s. 400
(3) Ahmed b. Hanbel Milmed c. 2, a. 246
(4) Ahmed b. Hanbel Misned c. 4, s. 302, с. 5, s. 397, Buhari Sahih e. 7, s. 147, Müslim Sahih c. 4, s. 2083, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 311
(5) Buharl Edebülmüfred a. 311, Müslim Sahih e. 4, a. 2085, Ebû Davud - Sü-nem e. 4, a 312, Tirmizi Sünen ec. 5, s. 470
( 5) Ahmed b. Hanbel Minned e. 4, s. 300, Buhari Edebülmüfred a. 313, Tir-mizi Sünen e. 5, s. 471, Ibn-i Máce Sünen e. 2, s. 1276
PEYGAMBERİMİZİN ZEVAID SÜNKETLERNDEN BAZILARI
YanıtlaSilKıyamet günü, dönüşümüz de, O'na olacaktır» derdi. (7)
Peygamberimizin, yatağına girdiği zaman:
Göklerin ve yer'in Rabb'ı, her şeyin Rabbi olan, tohumu ve ge kirdeği çatlatıp çemenlendiren, Tevrat'ı, İncili ve Kuran'ı indiren Al-lah'ım! Ben, her kötülük sahibinin kötülüğünden Bana sığınırımı
Çünki, onu, perçeminden tutan Sensin!
Allah'ım! Evvel, Sensin! Benden önce olan hiç bir şey yokturt
Ahir, Bensin! Senden sonra olan hiç bir şey yoktur!
Zahir, Bensin! Senden başka hiç bir şey yoktur!» (8)
Uykudan uyandığı zaman da: Başka ilah yok, ancak, Sen varsın!
Beni, tesbih ve tenzih ederim.
Allah'ım! Günahlarımı, yarlığamanı ve rahmetini dilerim. Allah'ım! İlmimi artır!
Bana doğru yolu gösterdikten sonra, kalbimi kaydırma!
Yüce katından, bana bir rahmet te, ihsan buyur!
Çünki, bağışı, en çok olan, Sensin Bent» diyerek düa ettiği de, olur-du. (9)
Bera' b. Azib der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bana (Yatacak ye-rine varacağın zaman, namaz için abdest aldığın gibi, abdest al!
Sonra, sağ yanının üzerine yat ve sonra da (Allah'ım! Kendimi, Sana teslim ettim.
Yüzümü, Sana çevirdim.
Sırtımı, Sana dayadım.
Ben, Senin azabından korkar, rahmetini umarım.
Senden, Senin rahmetinden başka sığınılacak yok, Senin azabın-dan korunulacak, yok!
Ancak, Senin rahmetine sığınılır ve ancak, Senin rahmetinle kur-tulunur.
Ben, Senin indirmiş olduğun Kitabına ve göndermiş olduğun Pey-gamberine inandım!) de! (10)
O gecende ölürsen, İslâm fıtratı üzere ölürsün. (11)
(7) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 302, Buhari Sahih e. 7, s. 150, Edebül-müfred s. 311, Müslim Sahih c. 4, s. 2083, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 311,
Tirmizi Sünen c. 5, s. 481, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1277 (8) Buhari Edebülmüfred a. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud - Sü-
nen c. 4,5. 312, Ibn-i Mâce Sünen c. 2, a. 1274-1275
(9) Ebû Davud Sünen c. 4, 8. 314
(10) Buhari Edebülmüfred a. 312, Müslim Sahih e. 4, s. 2081-2082, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 311, Tirmizi Sünen c. 5, s. 468-409
(11) Müslim Sahih c. 4, s. 2082, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 311
سور ایلی (۲۲۲)
YanıtlaSilای انسان اگر سنك فكرك نظرن تو لوكن نظامی بولمقدم عاضراب و استقرای نام آباد یعنی عمومی و راشد يوم اللرده او نظامي الدو اتمام قادر وحرك ان انارك تلوضع الو دينيان فكر كرين والشمر سندن طوغان و نوع بشرن حواشی (یعنی دو یغولری) حکمنده اولان صور الله
کافانه مام و صحیفه لرم او قولى عقاری میرنده براقان او لوکسن نظامی کوره سال
اون وفاتك هو ر نوعه دائر رفه تشكل اتمن و با اتکده در فنر اس قواعد ون ون عباس قاعده نك كلمتى اي نظامك بوكطلانه و لوز للكنه دلالت بدر. زيرا نظامي او لما يانك، كاستي اولا مات مثلا هر عالمك باشنده بياض برعمان وار. كلمتك سويلنلن تو حلم، علما نو عنده انتظامك بولوننہ باقار اویله ای عمومی بر تقسیم نسخه سنده فنون لونه دن هر ربى قاعده الريدن كليتنا
ا نمانده بوكك به نظامت بولوغنه به دليلور.
و هر برفه نورلی بر برهان اولوب ، موجوداتك سلام الرندة من القيم الركبي أصير لحب صا للانان مصالحت نمره لرینی و احوالان دگیشه سنده کیر لی اولانه فائده لرى كوستر مقاله، صانعك قصد و حکمتنی اعلام الد بيورلي عادنا وهم شيطانلريني طرد ايمان ايجون هر بر فن، به رنجم ثاقبدر. یعنی باطل و هماری
دلوب یا قان بدر یلدیز در لی.
ای ار قداسه ! او نظامی بولعه الجون عموم ملاقاتی آرا شد در مقدمه ایسه، شو مقاله دقت اینه مطاوربان
حاصل اولور.
کو زایله کور و تمرین بر میکروب بر حیوانجو کو چوکا گیاه برابر بک اینجه و غریب برما کینه الهی بی ها ویدر او ماكينه ممكن انتون اولد يفندن، وجود و عدمى متساويدر. عليز وجوده قلمی مخالد... او ماکینه نان به عالمتدن وجوده تا دیگی ضروریدر او علت این اسباب طبیعیه دیگلور. چونکه او ماکنه ده کی اینچه نظام بر علمك و بر شعورك اثر يدر. اسباب طبیعیه ایس، علمی شعور من جان شیابی در عقاری جیرنده براقان او اینجه ماکینه نان اسباب طبیعیه دره نشست ایتدیگی ادعا لیدنه آدم اسبابك هر بر ذره سنه افلاطونك شعوريني، جالینون حکمتی اعطای ما که برای او ذرات آراسنده بر مخابره نكاده موجود او لمنى اعتقاد المليدر. بواسیر او را سقطه و او را بر خراف در که مشهور
سوفسطائي بي بيله او تاندير بيور.
Adem: Yokhik
YanıtlaSilأحوال
Ahval: Hiller
عمامة
Amame: Sank
برهان
Burhan: Delil
جايد
Camid: (Cansız gibi göru-nen) donuk şey
أسباب طبيعية
Esbab-ı tabiiye: Tabiattaki sebebler
قُنُونَ كَوْنِيهِ
Fünan-u kevniye: Varlığa dit fenler
حاوي
Havi: İçine alan
إعطا
ita: Verme
استقراي تام
İstikra-yı tâm: Çok sayıda numunelerden yola çıkarak genelleme yapma
قادر
Kadir: Güç kudret såhibi
قواعد كلية
Kavaid-i külliye: Umúmi kaideler
مطلوب
Matlab: İstek istenilen
مخابره
Muhabere: Haberleşme
JG
Muhal: İmkansız
متساوى
Mütesavi: Eşit olan
نظر
Nazar: Bakış
تجد ثاقب
Necm-i sakab: Núruyla karanlığı delen yıldız
مانع
Sani: San'atla yaratan (Allah)
ثمره
Semere: Meyve
کر
Tard: Kovma
تلاحق أفكار
Telahuk-u efkår: Fikirlerin birbirine eklenmesi
تقل
Teşekkül: Şekillenme, oluşma
Zerre: En küçük parça
Ey insan! Eger semn fikrin, nazarın su yüksek nizamı bulmaktan aciz ise ve istikrát tâm ile. yani umumi bir araştırma ile de o nizamı ekle etmeye kadir değilsen, insanların telahuk-u elkär denilen fikirlerinin birleşmesinden doğan ve nev beşerin havassa-yam duyguları hükmünde olan funun ile kâinata bak ve sahifelerini oku ki, akılları hayrette bırakan o yüksek nizamı göresin.
YanıtlaSilEvet, kainatın her bir nev'ine dair bir fen tesekkül etmiş veya etmektedir. Fenler ise, kavaid-i külhyeden ibårettir. Kaidenin külliyeti ise, nizamın yüksekliğine ve güzelliğine delalet eder. Zira nizamı olmayanın, külliyeti olamaz. Mesela, "Her älimin başında beyaz bir imame var." Külliyetle söylenilen şu hüküm, ulema nev'inde intizamın bulunmasına bakar. Öyle ise, umûmi bir teftiş neticesinde fünün-u kevniyeden her birisi, kaidelerinin külliyetiyle käinåtta yüksek bir nizamın bulunmasına bir delildir.
Ve her bir fen nûrlu bir burhân olup, mevcûdâtım silsilelerinde salkımlar gibi asılıp sallanan maslahat semerelerini ve ahvälin değişmesinde gizli olan fäideleri göstermekle, Sani'in kasıd ve hikmetini i'län ediyorlar. Ådetå vehim şeytanlarını tard etmek için her bir fen, birer necm-i såkıbdır. Yani bâtıl vehimleri delip yakan birer yıldızdırlar.
Ey arkadaş! O nizămı bulmak için umum kainatı araştırmaktan ise, su misåle dikkat et, matlûbun hasıl olur.
Göz ile görünmeyen bir mikrop, bir hayvancık, küçüklü-ğüyle beraber pek ince ve garib bir makine-i İlahiyi hávidir. O makine mümkináttan olduğundan, vücûd ve ademi műtesåvidir. İlletsiz vücüda gelmesi muhäldir.
O makinenin bir illetten vücůda geldiği zarûrîdir. O illet ise, esbåb-ı tabiiye değildir. Çünki o makinedeki ince nizam bir ilmin ve bir şuûrun eseridir. Esbáb-ı tabliye ise, ilimsiz şuûrsuz câmid
şeylerdir. Akılları hayrette bırakan o ince makinenin
esbab-ı tabiiyeden neş'et ettiğini iddia eden adam, esbabım her bir zerresine Eflatun'un şuûrunu, Calinos'un hikmetini i'tå etmekle beraber, o zerrát arasında
bir muháberenin de mevcûd olmasını i'tikäd etmelidir. Bu ise öyle bir safsata ve öyle bir huráfedir ki, meşhur sofestaiyi bile utandırıyor.
171
YanıtlaSil...
3006 Kıvılcımlardan korkan demirei, on para etmez. evlenmeden önce kötü değil, kimse
5307. Kimse ölmeden önce iyi değildir. 05. Kimse komşusuna gereksinme duymayacak denli varsıl değildir. denli büyük olursa
5309 Korku ne , tehlike o denli yaklaşır. 5210 Kötü borçlulardan, ancak bayat balık alabilirsiniz
. 5211. Kurnaz domuz yemini yerken, çılgın domuz yanından kaçar.
5212 Küçük balık, ölünceye dek balina olmayı umar.
5213. Küçük bir yığın, büyük bir yükü devirebilir.
5214. Küçük derelerden büyük bir ırmak oluşur.
5215. Küçük ibriklerin de kulakları var.
5216. Namuslu adam, kemiğin hatırı için, kendisini köpek yerine koymaz.
5217. Okuyup da anlamamak; yaratıp görmemek, sevip kavuşmamaktır, bunları şeytan çarpsın!
5218. Para, oniki yargıçtan daha iyi konuşur.
5219. Sağır bir kocayla kör karısı, mutlu bir çifttir.
5220. Sanat, her yerde besin bulur.
5221. Sayacak parası olmayan, çok hesap yapar.
5222. Sevgi azalınca, kusurlar artar.
5223. Tembellik, şeytanın yastığıdır.
5224. Umut, yoksulun geliridir.
5225. Üç çocuklu bir dulla evlenen, dört hırsızla evlenmiş olur.
5226. Vaatlar ülkesinde insan açlıktan ölür.
5227. Yapılmış bir iş değiştirilemez.
5228. Yaşlı bir köpeğe, uslu durmasını öğretmek yakışık almaz.
5229. Yürüyerek yol almak; olduğu yerde kalmaktan iyidir.
5230. Yüz verirsen, astarını da ister. (Namussuza bir pus ver, bir arşın alsın.)
5231. Zararlı otlar, en çabuk büyür, en çok dayanır.
...
DARGUA ATASÖZLERİ
5232. Boş ele, köpek bile yaklaşmaz.
5233. Tek ağacı rüzgâr daha kolay devirir.
5234. Uslu koyunu, üç kez sağarlar.
...
DOBRUCA ATASÖZLERİ. Bak: TATAR (DOBRUCA-KIRIM)
ATASÖZLERİ
170
YanıtlaSilÇUVAŞ ATASÖZLERİ
5173. Karga gözünil karga çıkarmaz.
5174. Serçeden korkan, darı ekmez.
...
DANİMARKA ATASÖZLERİ
5175. Açgözlünün midesini doyurmak, gözünü doyurmaktan zordur.
5176. Aym gönül okşama gölgeye benzer, seni ne daha büyültür, ne daha küçültür
5177. Babasını saymayan, üvey babayı sayar.
5178. Balıklarla konuklar, üç gün sonra kokmaya başlar.
5179. Besili domuz, aç domuzun neler çektiğini bilmez.
5180. Bir avuç para, iki avuç gerçekten daha güçlüdür.
5181. Bir yaşlının söylediği, pek seyrek olarak doğru delildir.
5182. Boş gemiler (arabalar), en büyük gürültüyü yapar.
5183. Büyük sözler, büyük işlere seyrek olarak eşlik eder.
5184. Çekememezlik, boş eve girmez.
5185. Çocuğun ağlaması, anasının iç çekmesinden iyidir.
5186. Çocuğun elinden tutan, anasını gönlünden yakalar.
5187. Çocuk boğulduktan sonra, kuyuyu örtmenin yararı olmaz.
5188. Çocuklar, yoksulun varlığıdır.
5189. Çocuklarla sarhoşlar doğruyu söyler.
5190. Çoğu insanların yaptığı gibi yap, ki az kişi seni yuhalasın.
5191. Çok kimse, bebeği dadının hatırı için öper.
5192. Çok kimseye hizmet eden, kimseden aferin alamaz.
5193. Daha kötü bir şey olmadıkça, kötü hiç bir zaman iyi olmaz.
5194. Değirmenci uyurken, arktan çok su akar.
5195. Değişik dönemler, değişik insanlara benzer.
5196. Denizde bulunan kimse, yelin buyruğuna girer.
5197. Din adamının çocukları, her zaman en iyi değildir.
5198. Gerçek için acı çekmek, yalanla rahata ermekten iyidir.
5199. Güzel sözler, bir budalanın hoşuna gider; ara-sıra da pek akıllı bir adamı memnun eder.
5200. Hekimin yaşlısı, avukatın genci yararlıdır.
5201. Herkese hizmet eden, hiç kimseden ödül (aferin) alamaz.
5202. Hiç kimse, ölmeden önce, tam olarak mutlu değildir.
5203. Insanın kendi eli, en bağlı eldir.
5204. Kaz mutfağa o denli sık giderse, en sonunda onu da şişe geçirirler.
5205. Kedi yok olunca, sıçanlar masa üstünde oynar.
169
YanıtlaSilYal esmeyince, kral bile uçurtmasını uçuramaz.
at Yel olmayınca, ağaçlar kıpırdamaz.
oat Yelin içinden geçemeyeceği duvar yoktur.
5746. Yeni bir insanla tanışmak, sağlığa iyi gelir.
3/47 Yetenekli bir insanım arkasında, her zaman, yetenekli insanlar vardır.
948 Yilbaşı gecesi nasıl geçerse, bütün yıl öyle geçer, Yidanı vurup öldürmezsen, dönüp seni tsirir
049 . 51.50 Yılanın asırdığı insan, bir daha otlar arasında dolaşmaz.
5151 Yalanın izinden giden, ölüme gider.
5152. Yiğit atlt, ne bilsin, argın ayakları?
5153. Yiğit, kılıç önünde baş eğmez.
5154. Yitik, kazanılan paradan doğar.
5155 Yokuş aşağı yuvarlanmak, yokuş yukarı koşmaktan daha kolaydır.
5156. Yolun ilerisini öğrenmek istiyorsan, oralardan dönene sor.
5157. Yumurta taşla kavga etmemeli!
5158. Yüksek kuleler gölgelerinin uzunluğu ile ölçülürken, büyük adamlar hasetçilerinin sayısıyla değerlendirilir.
5159. Yüksek rütbeli memurların dostluğu kağıt gibi incedir.
5160. Yükselip de düşmektense, olduğun yerde kal.
5161. Yükselmek isteyenler, tutkularına insanlık giysisi giydirmeli.
5162. Yürek, gözün görmediğinin yasını tutmaz.
5163. Yürekte doğruluk ve iyilik varsa, ruhta güzellik olur, ruhta güzellik olursa, evde tatlılık olur, evde tatlılık olursa, ulusta düzen olur; ulusta düzen olursa. dünyada huzur ve barış olur.
5164. Yürüyen bir aptal, oturan iki akıllıdan daha çok yol alır.
5165. Yüz kez söylemektense, bir kez göstermek yeğdir.
5166. Yüz yıllık çalışma, bir saatte yıkılabilir.
5167. Zengin ve güçlüyle uğraşırken, sabır her zaman gereklidir.
5168. Zevkine bak, geç bile kaldın.
5169. Zor işten yılma, boş gevezeliklerden yıl.
...
ÇİNGENE ATASÖZLERİ
5170. Evinde kalan insan ölür.
5171. Topal eşekle kervana karışan, yarı yolda durup konaklamak zorunda kalır.
5172. Yürüyen köpek, kemik bulur.
...
168
YanıtlaSil5111. Üç ayak kalınlığındaki buz, bir günde donmaz.
5112. Üç erdem ödevlerimizin tamamlanıp sonuçlanmasını sağlar. İyiyi kötüden ayırmaya yarayan sağgörü, bütün insanları birbirine bağlayan dünya sevgi bize iyiyi yapmak, kötüden kaçınmak gücünü veren yüreklilik.
5113. Üç sabah erken kalkmak, bir günlük süreye eşittir.
5114. Üç tip vardır: Olacaklar, olmayacaklar, olamayacaklar. Olacaklar, her yeyi başarır. Olmayacaklar, her şeye itiraz eder. Olamayacaklarsa, hiç çabalamaz.
5115. Üçümüz bir araya gelince, herhalde iki öğretmenim olacak; iyi adama bakarak öykünmeğe çalışacağım, uçan adamı görünce kendimi düzeltmeğe uğraşacağım.
5116. Varlık evi, erdem insanı süsler.
5117. Varlık, yüreği karartır.
5118. Varsıllığı yaratan insandır, insanı yaratan varsıllık değil.
5119. Varsıllık gübredir; yalnızca saçıldığında yararlı olur.
5120. Vicdan, aklın nabzıdır.
5121. Yağmurdan sonra kukuleta. (Düğünden sonra kına. İş işten geçtikten sonra)
5122. Yakın olan iyi komşular, uzak olan akrabadan daha hayırlıdır.
5123. Yalnız iki tür insan iyidir: gömülmüşlerle doğmamışlar.
5124. Yalnız yanlış yol vardır, içinden çıkılmaz durum yoktur.
5125. Yanlış anlaşılmaktan rahatsız olmayın, iyi anlatıcı olamamaktan rahatsız olun.
5126. Yanlış yöne bir adım atarsanız, doğru yöne yüz adım atmanız bunu karşılamaz.
5127. Yanlışlıkla tutuklanabilirsiniz, ama hiç bir zaman yanlışlıkla salıverilmezsiniz.
5128. Yapılan iyiliğe karşılık beklemek; iyilikten geri dönmek, onun değerini yitirmek, demektir.
5129. Yardımlarını istemezsen, tüm erkekler iyi niyetlidir.
5130. Yarın açacak bütün çiçeklerin tohumu, bugünden ekilir.
5131. Yasalar yalnız suçluları cezalandırmakla kalmamalı, erdemleri de ödüllendirmeliydi.
5132. Yaslı bir gün, sevinçli bir aydan uzundur.
5133. Yaşam kısadır, gülelim!
5134. Yaşama hırsı içinde birçok deha yaşlanmıştır.
5135. Yaşamakla ölmek, bugün de dünkü gibidir.
5136. Yaşamda hep canlı olmak istersen, içini sevgiyle doldurman gerektiğini anla!
5137. Yaşamımız sınırlıdır, sınırsız olan bilgidir.
5138. Yaşarken mahkemeden, öldükten sonra
da cehennemden kork.
5139. Yaşını söyleyen kadm, ya genç olduğu için yitirecek bir şeyi yoktur, ya da yaşlı olduğunda kazanacak bir şeyi yoktur.
5140. Yaşlanıncaya dek öğrensek bile, bilim tükenmez.
5141. Yaşlanıyorum diye korkma, gönlünün yaşlanmasından kork.
5142. Yeğnil basan, çok yol alır.
167
YanıtlaSilSantalla on viktim yola balanmayı göre all
108 Sare allomum ba pahaar varshe, bilave paha biçilmes
Sanah yoneten, bonun ulusu da yönetebile
want Satin ahrken, kulakları değil, gözlerint kullan
A Sekiz ovlik bir kay bile, kendi yurtseverint bulur
ss2 Sear boisi dalyvosa, bu, onu çok sevmediğindendir
Sevgi gerçeklerle yaşar, en kuçük yalan bile onu yok eder
vast. Sevgiyi öldüren en büyük itler, kabalıktır
xx. Soak bile olsa, su gene sudur.
saas. Soak herkesindir, soğuk, insanın giysisine göre değişi
87. Sıçam yakalamasın bilirse, kara kediyle ak kedi arasında bir ayrun olmaz
88. Sisli bir sabah, günün bulutlu olacağım göstermez.
5089. Siz ne yiyorsama, siz osunuz
soso. Size yapılan kötuluğu adaletle, size yapılan iyiliği ise iyilikle ödüllendirin!
5001. Soylu ata bir tek kamçı, olgun adama bir tek söz yeterlidir
5092. Söndüremeyeceğin ateşi yakma,
5093. Söz, gönlü açan anahtardır.
5094. Su, ilkin yüksek burunlu kayığa girer.
5095. Susamadan önce bir kuyu kazımız.
5096. Suyun her kaba uyması gibi, sen de her duruma uyma!
5097. Şaşırır, az gören insan; Birinin ağzı açıkmış. Deve görmüş ve demiş ki "Ata bak, kamburu çıkmış!"
5098. Şeytan, ayrıntıda gizlidir (vatar)
5099. Tahtıravanda giden ne denli insansa; onu taşıyanlar da o denli insandır.
$100. Talih gülerse, kim gülmez? Talih gülmezse, kim güler?
5101. Talihsiz adam için altın bile donuktur; talihli adam için demir bile parlaktır.
$102. Tanrı yağmur yağdırmak ya da anan ikinci kez evlenmek isterse, buna kimse engel olamaz.
5103. Tarlalarınız sürülmediyse, ambarınız boş olur, kitaplarınız okunmadıysa. çocuğunuz bilgisiz kalır.
5104. Temiz yüreklilik, taşı bile parça parça eder.
5105. Tok gözlü adam, hiç bir zaman batmaz.
5106. Topallayan tavşanı yakalamak için av köpeğine gerek yok.
5107. Uyuyan kaplanı uyandırma!
5108. Uzaklarda oturunca ana-baba, yüksek duvar ardında komşular iyidir.
5109. Uzun süre uçurumun içine bakarsan, uçurum da senin içine bakar.
5110. Üç adam aynı düşüncede olunca, sarı toprak altın olur.
166
YanıtlaSil5043. Müzikten, yalnız müzisyene söz et!
5044. Nasıl yapabileceğini bilmek, yapmaktan daha kolaydır.
5045. Ne damattan oğul olur, ne gelinden kız.
5046. Ne denli haylazlık yaparsan, o denli tembel olursun.
5047. Ne diye birbirimizi öldürüp dururuz ki? Zaten biraz beklesek hepimiz öleceğiz
5048. Nereye gidersen, oranın dilini konuş.
5049. Oğul, babasının öfkesinden değil de susmasından korku duyar.
5050. Okuyunca, ne denli az bildiğini anlarsın.
5051. Okuyup öğrenmek, akıntıya karşı yüzmeye benzer. durduğun an seni geri götürür
5052. On bin meslek arasında en yücesi, bilginin mesleğidir.
5053. On çöpçatandan, yalnız dokuzu yalan söyler.
5054. Orduları, bir gün kullanmak üzere, yıllarca besleriz.
5055. Ormanda odun, göl kıyısında balık satmaya kalkma!
5056. Otları temizlerken, kökleri de sökmek gerekir.
5057. Otobüste, tramvayda "yoğun kalabalık" dediğimiz şey, balolarda, düğünlerde "içten bir hava" oluverir.
5058. Öç almak istersen, biri kendinin, iki mezar hazırlamalısın.
5059. Öfke, rüzgarsız bir okyanusun dalgaları denli yararlıdır.
5060. Öğrenmek, akıntıya kürek çekmeye benzer: kim biraz durursa, çok geri gider.
5061. Ölçü bilmeyen, varlıklı da olsa, acı çeker.
5062. Ölen pars post, insan ad bırakır.
5063. Ölmek yaşamın bitişidir, ama her yaşamın bitişi ölüm değildir.
5064. Önemli bir işi ağır ağır yapabilmek için, önemsiz bir işi çarçabuk yapmalısın.
5065. Para biriktirmek kolaydır, güç olan iyi bir ev bulmaktır.
5066. Para ile ilgili olmayan sorun, sorun sayılmaz.
5067. Parayı yitir, ama davayı kazan!
5068. Planınız bir yıllıksa pirinç, on yıllıksa orman, yüz yıllıksa insan yetiştiriniz.
5069. Protokol ya da seremonial, dostluğn dumanıdır.
5070. Put yapanlar, putlara inanamazlar, çünkü nasıl, neden yapıldığını pekâlâ bilirler.
5071. Roma'da olduğun zaman, Romalı gibi davran!
5072. Rotası olmayan geminin yelkenlerini dolduracak rüzgâr yoktur.
5073. Sabah kahvaltısını yalnız ye, öğle yemeğini arkadaşınla paylaş, akşam yemeğini ise düşmanına ver.
5074. Sabahtan akşam belli olmaz.
5075. Sağır iyi görür, kör iyi işitir.
5076. Sakat bir erkek evlat, en yetenekli ve güzel bir kızdan daha değerlidir.
hükümet i müstebide
YanıtlaSil384
مشروعه : dine dayanan meşrutiyet hükümeti hükümet I müstebide حکومت سعیده : müstebid (baskıcı) hükümet
hükümeti zaife حکومت ضعیفه : zayıf (gusüz( hükümet
hüküm ferma حكم فرما : hakim, hükmünü yü rüten, yürürlükte olan, hükmünü kabul etti-ren, gücünü ve etkisini gösteren
hüküm fermalık حکم فرمائل : haküm ferma du-
rumu, hükmünü yürütür olma, hakimiyetini
gösterme hali
hüküm ferma olmak حكم فرما اولمق : hakim ol-mak, hükmünü yürütmek, hakimiyetini gös-termek, hükmünü kabul ettirmek, gücünü ve etkisini göstermek
hükümran 1 : حکمران.hakim 2 hüküm süren,
hükmünü yürüten, sözü ve gücü geçerli olan 4.hükümdar
hükümsüz 1 : حكمز geçersiz 2.yürürlükten
kalkmış 3.etkisiz
Hülagu هلاکر : )Hulagu Han) (mi. 1217. 1265(
Moğol Imparatoru Cengiz Han'ın torunudur. Ağabeyi Möngke Büyük Han ünvanıyla im-paratorluk orluk makan mak makamındayken kardeşlerinden Kubilay'ı Çin'e kendisini de batıya, Ön Asya'ya yolladı. Moğol ordularının bir kısmı onun em-rine verildi. Hülagu, İran'a yerleşerek, tarihte İlhanlılar olarak geçen İran'daki Moğol hade-nanını kurdu, Selçuklular Azerbeycanı. Kafkas bölgesine bağladı, Bâtıniler'in şeyhi Ruknet-tin Hürşah. Hülagu'ya bağlanmayı reddedince onların merkezi olan Hamut kalesini zaptetti. Hürşah ve taraflarını ortadan kaldırdı. ondan sonra Bağdat'a yürüdü. Bağdat Abbasi devle-tinin merkeziydi. Halife El-Mustasım Billah, Bağdat'ta hüküm sürüyordu Hûlagu, halifenin ordusunu yenerek Bağdat'ı kapattı, kapatma elli gün sürdü. Sonuçta Abbasi Abbasi Devletinin baş-kenti Bağdat, Hûlagu'nun eline geçti. halife ve yakınlarını hemen idam ettirdi. Bunlardan bazıları Mısır'a kaçmış ve Mısır'ın Yavuz Sul-tan Han tarafının alınmasına kadar halifelik makamını devam ettirmişlerdir. Moğol hane-danı ve Hülágu, Budizm'e sevgi ve Hıristiyan-lık ve Yahudilik ve diğer dinlere karşı dostluk duyguları beslerken, İslam'a karşı düşman-lıktan uzak durmadılar. İşgal ettikleri İslâm ülkelerinde her türlü zülmü yaptılar. Yağma, katliam (soykırımı), şehirleri yakıp yıkma, medeniyet eserlerini, kütüphaneleri tahrip etme, alıştıkları hareket tarzları oldu. Bağdat'a
hulefa-yı erbaa
YanıtlaSilgirdiklerinde de zengin kütüphaneleri tahrip edip kitapları Dicle Nehrine döktüler. Mogol duraklamasının önemli sebeplerinden biri stilaları İslam dünyasının ve medeniyetinin lir. Çok kan döken, yakıp yıkan ve zalim olan Hülagu'dan sonra İlhanlılar devletinin başına vedi hükümdar geçmiştir. Bunlardan üçüncü ¡ükümdar Tekudar müslüman olup Ahmed is-nini aldı. Ondan sonra gelen Argun Han hariç liğerleri de İslam dinine girdiler. Son İlhanli mükümdarı Ebu Said'in ölümü ile (mi. 1335) randaki Moğol hanedanına dayanan İlhanlı Devleti gittikçe zayıflayarak nihayet tarihe ka-ıştı (mi. 1353)
ülasa (hulasa( 1 : خلاصه.öz, temel, esas 2.kisa-a; kısacası 3.özet
ülasa-i camia خلاصه جامعه : çeşitli özellilkleri endinde toplamış öz, temel, esas
ülasa-i fikri-i küfri خلاصه فکر کفری : inkarcı dü üncenin özü, temeli
ülasa-i kelam خلاصة كلام : sözün kısacası, sö-
rün özü
nülasa-i kitab خلاصه کتاب : kitabın esas ve özü
hülasa-i Kur'aniye خلاصه قرآنی : Kur'an'ın hülå-sası, Kur'an'ın özü, özeti
hülasa-i meal خلاصه مثال : anlatılmak istenena-
nın özü
hülasa-i mevcudat خلاصه موجودات : varlıkların özü
hülasa-i mezheb خلاصه مذهب : savunulan görüş ve düşüncenin özü ve temeli
hülasa-i tarif خلاصة تعريف : kisa tarif, tarifin özü
hülasa-i ubudiyet خلاصة عبودیت : Allah'a (c.c.(
kulluğun özü ve temeli
nülasalı (hulasalı( 1: خلاصه لی.ozlu 2.özetlen-miş
hülasat (hulasat( خلاصات : )bakhulasa(
hülasat-ül hülasa خلاصة الخلاصة : özün özü
hülasat-ül hülasa خلاصة الخلاصة :"zün üzü"
manasındaki bir dua ve zikir kitabını adı
hülaseten خلاصة : usa ve öz olarak
hülefa (veya hulefa( خلفاء : halifeler (bak. ha-
life)
hulefa-yi erbaa خلفای اربعه : dort halife (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (R. A)
hulefa-yı mehdiyyin
YanıtlaSil385
hulela-yi mehdiyyin خلفای مهدی mehdi olan halifeler, ahir zamandaki büyuk mehdinin ban görevlerini yapan månevi makamı yük sek zatlar
holefa-yt rasidin خلفای راشدین : rasid halifeler kemale ve aydınlığa erişmiş halifeler, ilk dört halife (bak. hülefa-i erbaa)
holefa-l selase خلفاء للاله : ilk üç halife (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman (r.a.)
hülya (veya hulya( 1 : حولياhayal, tatlı hayal 2.kuruntu
huma kuşu 1 : هما فرشی.devlet kuşu, talih kuşu, kimin başının üstünde uçarsa ona padişahlık veya yüksek bir makam yahut büyük mutlu-luk getirdiğine inanılan masal kuşu 2.(mec.) mutluluk
hümayun همایون : .padişaha ait 2 kutlu, mü-barek, uğurlu
hüner هنر : ustalık, beceriklilik, maharet
hünerver هنرور : hünerli, becerikli, usta, usta-lıklı
hür 1 : حز.kimsenin baskısı ve zorlaması ol-madan kendi iradesiyle hareket eden 2.ba-ğımsız 3.serbest
hür-fildr 1 : حز فكر.hür fikirli, hür düşünceli 2.bağımsız düşünce, hür düşünce
hürmet 1 : حرمت.saygı 2.haramlık, haram olma, yasak, yasaklılık 3.şeref, haysiyet 4.do-kunulmazlık, kutsallık
hürmet-i mahsus حرمت مخصوص : hususi hür
met, özel saygı
hürmet-i muhabbet حرمت محبت : sevgi ve sayga
hürmet-i mütekabile حرمت متقابله : hususi hür-
met, özel saygı
hürmet-i şer'iye حرمت شرعیdine uygun saygı
hürmet-i Nebi حرمت نبی : Peygamber'in (a.s.m.( haklarına ve şerefine saygı
hürmet-i riba حرمت ربا : faizin yasak olması, fa-izin haram olması
hürmeten حرمة : saygı olsun diye, saygı için,
saygı gayesiyle
hürmetkar حرمتکار : saygılı, saygı gösteren
hürmetkärane حرمتکارانه : saygılı şekilde
hürmetli 1 : حرمتلی saygılı 2.saygıya değer, say gı gösterilmeye lâyık
hürmetsiz 1 : حرمتز.saygısız 2.saygıya değer olmayan 3.dokunulmazlığı bulunmayan
hürriyet-i umurni
hürmetsizlik حرمنزلك : saygısızlık,
hürriyat حريات : hürriyetler (özgürlükler(
hürriyet 1 : حزيت serbestlik, hür olma, hiçbir baskı ve zorlama olmadan serbest irade ile hareket etme 2.bağımsızhk3 Osmanlı devle
tinde 2 meşrutiyetin ilanı (mi. 1908)
hürriyet-i adilane حزيت عادلانه : adalete bağlı
hürriyet
hürriyet-i diniye حریت دینیه : din hürriyeti
hürriyet-i efkar حزيت افکار : düşüncelerin hür
olması, düşünce hürriyeri
hürriyet-i fikir حزيت فكر : düşünce hürriyeti
hürriyet-i fikir ve vicdan حزیت فکر و وجدان :da-şünce ve vicdan (inanç) hürriyeti
hürriyet-i fikr-i ilmiye حریت فکر علمیه : ilmi da şünce hürriyeti, ilme ait düşüncenin hür ve serbest olması
hürriyet-i hayvani حریت حیوانی : hayvanca ser-bestlik, hayvanların hiçbir kanun ve kural tanımadan isteklerine göre hareketleri, hay-vanlardaki gibi isteklere bağlılık, isteklere esirlik
hürriyet-i ilmiye حزبت علميه : ilim hürriyeti, ilimle uğraşma ve ilme dayanan bilgi ve dü
şünceleri açıklama hürriyeti
hürriyet-i kalem حزيت قلم : yazma hürriyeti
hürriyet-i kelam حزيت کلام : söz hürriyeti, dü-şünceyi sözle açıklama hürriyeti
hürriyet-i meşrua حریت مشروعه : meşru hürri-yet, dine uygun olan ve insanı günah ve suça götürmeyen hürriyet
hürriyet-i mutlaka حزيت مطلقه : sınırsız hurri-yet
hürriyet-i müstakbele حریت مستقبله : istikbalde ki (gelecekteki) hürriyet ve bağımsızlık
hürriyet-i nisvan حریت نسوان : kadınların hür-riyeti hukuk ve hürriyeti-i nisvan komitesi حریت نسوان قومیته سی : kadın hakları ve hürriyet derneği(
hürriyet-i şahsiye حزبت شخصیه :sahsa ait hürri-yet, kişisel hürriyet, insanın düşünce ve hare-ketlerinde serbest ve hür olması
hürriyet-i şer'iye حریت شرعیه : dinin emirlerine aykırı olmayan hürriyet, İslam dini ile uyum içinde olan, dine uyan hürriyet
hürriyet-i tamme حریت نامه : tamhürriyet
hürriyet-i umumi حریت عمومی : herkesin sahip olduğu hürriyet
Allahü Teâlâ buyurdu -meâlen-: "Her kim (sırf)
YanıtlaSildünya hayatını ve ziynetini murat ederse biz, onlara amellerini (n karşılığını) dünyada tamamen öderiz ve onlar orada (dünyada) bir eksikliğe uğratılmazlar. Onlar öyle kimselerdir ki âhirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur ve orada,
bütün yaptıkları boştur." (Hüd S., âyet 15-16)
Hicri: 29 RECEB 1447 - Rúmi: 5 Kânûn-i Sâni 1441 - Kasım 72
İSTANBUL
Imsak.
6.33
Sabah
6.53
Güneş
8.17
Öğle
13.25
Ikindi
15.54
Akşam..
18.12
Yatsı.........
19.45
Kible S
11.23
18
OCAK
2026
Pazar
Ay Doğuş 18:27
Ay Batış..... 17.33
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
Bartın
Bilecik
Bolu
Çankırı
6.16
6.36
7.58
13.09
15.42
18.00
19.31
11.43
6.20
6.40
8.05
13.11
15.39
17.57
19.31
11.45
6.28
6.48
8.10
13.20
15.53
18.11
19.43
11.26
6.22
6.42
8.05
13.14
15.44
18.03
19.35
11.38
6.14
6.34
7.58
13.06
15.37
17.54
19.27
11.50
Çorum
6.09
6.29
7.52
13.01
15.32
17.50
19.22 11.59
15.46
18.04
19.37
11.36
15.52 18.09
19.41
11.27
15.39
17.57
19.31
11.46
15.34
17.52
19.26
11.53
15.39 17.57
19.28
11.48
Düzce
6.25
6.45
8.08
13.16
Eskişehir
6.26
6.46
8.08
13.18
Karabük
6.18
6.38
8.03
13.10
Kastamonu
6.14
6.34
7.58
13.05
Kırıkkale
6.14
6.34
7.56
13.06
Zonguldak
6.22
6.42
8.07
13.13
15.42
18.00
19.34
11.41
Çandarlı Ali Paşa'nın vefatı (1406) - Fırtına - Dünyanın ikinci
metrosu olan İstanbul Galata Tüneli'nin açılışı (1875)
Gün: 18. Hafta: 3.1. Ay: 31 Gün - FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 2 dk.
(-pen punaw) znununing
YanıtlaSilпро пабор вио әл Welles en lydaje nyelel es zwipuaj yesinin say
MÜTEESSİR OLMA -2
Nitekim o azabı, insanları, İslâmiyet'i kabulden menetmek için aralarında iş bölümü yapmış olanların üzerine indirmiştik, onları helâk etmiştik. Onlar, Kur'ân'ı, o İlâhî kitabın hükümlerinden bir kısmını kabul edip bir kısmını inkâr etmek cüretinde bulunmuşlardı.
Rivâyete göre müşriklerin reîslerinden olan Velid bin Muğîre, hac mevsiminde onlarca adamı Mekke'nin yollarına taksim etmişti. Bu şahıslar, Mekke'ye etraftan gelen hacılar ile görüşüyorlardı. İnsanları, Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem'e uymaktan alıkoymaya çalışıyorlar, Kur'ân-ı Azîm aleyhinde de münasebetsiz sözler söylüyorlardı. Kur'ân-ı Kerîm'in o âyetlerini parçalamak istiyorlardı, "O âyetler, birer sihirdir, birer iftiradır, birer şiirden, evvelkilerin hikâyelerinden ibarettir." diyorlardı.
Bu sözleri söyleyenler, nihayet Bedir Gazvesi'nde helâk olup İlâhî azāba uğramışlardı. Bunların uhrevî azâpları ise elbette daha dehşetlidir. Artık İslâmiyet'i, İlâhî hükümleri tahkîre ve değiştirmeye cüret edenler, bu pek şiddetli azabı düşünsünler.
İşte bu gibi inkârcılar, kendilerini büyük bir mesuliyete uğratmışlardır. Şimdi, ey Resül'üm! Onların o hâllerine bakıp da fazla müteessir olma. Rabb'ine and olsun ki elbette onlara, o kâfirlerin hepsine, kıyamet günü de soracağız, onları âhirette büyük bir muhasebeye, muhakemeye tâbi tutacağız, bütün bu hållerinden dolayı ebedî azâba uğratacağız.
Şu da malumdur ki: Ahiret hayatı sonsuzdur. Bütün insanlar ve cinler, âhirette hesaba çekilmek için uzun müddet bekleyeceklerdir. Bu bekleme de kâfirler için bir nevi azâptır. Daha sonra da bütün bunlar, hesaba tabi tutulacaktır. Nitekim "Mutlaka onların hepsini, yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz." meâlindeki, Hicr Süresi'nin 92. âyet-i kerîmesi, bunu haber vermektedir.
qeu (use) zımpaquetad
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1918-Çanakkale Boğazı, Ingiliz ve Fransızlarca işgal edildi.
- 1981-YÖK'ün kuruluşu.
- 1983-İhtilalden sonra ilk genel seçimler yapıldı.
6
WIR PERS
Ey Peygamber, sana da, sana uyan müminlere de Allah kâfidir.
Enfal Suresi: 64
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
BİR HADİS
KASIM
Abdestli olmaya ancak kâmil mü'min dikkat eder.
İbni Mâce, Tahare: 4
NOVEMBER
Bir fende veyahut kasasda, bir adam esaslarını ve ruh ve ukdelerini ahzederek müddeâsını ona bina ederse, o fende hazakat ve maharetini gösterir. Muhâkemat
HICHI: 4 CEVVEL 1446-RUMI: 24 T. EVVEL 1440
Dhundi Aksum Yuru
HIZIR: 185-GÜN: 311 KALAN: 55-GÜN. KIS.: 2 DK
sak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
50 10 18
zisyen
YanıtlaSilsqlex Sy! nu
TARİHTE BUGUN
1914-Rusya Osmanlı Devletine savaş ilan etti.
1950-G. Bernart Shaw'in ölümü.
2003-Bediuzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Ibrahim Fakazlı vefat etti.
KASIM
02
PAZAR
BIR AYET Biz sizi yarattık, sonra size bir suret verdik, sonra da meleklere, "Adem'e secde edin" dedik.
A'raf Suresi: 11
11 1447EL
RUME: 20 T.EVVEL 1441 HIZIR-181
BİR HADİS İçkiden sakınınız. Çünkü o her kötülüğün anahtarıdır.
Hâkim
Şu kısa, fani ömrünü fäni şeylere sarf etme ki, fäni olmasın. Baki şeylere sarf et ki, baki kalsın. Mesnevi-i Nuriye
Gate Bandi Aksom Yatsı
et, beraber götür. Onlar da orada ahlâkın ve maneviyatın inkişafı hususunda Ey muannid! Ceziretü'l-Arab'a git, en büyük feylesoflardan yüz taneyi de intihab a ça-
YanıtlaSilRisalet-i Ahmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN
-1495-Şehzade Cemin
ölümü
-1955-Bağdat'ta Türkiye ile Irak arasında karşılıklı işbirliği anlaşması (CENTO) imzalandı.
-1798-Napolyon Bonapart in Gazze'yi işgali ve Akka'yı kuşatması.
-2016-Bediuzzaman in talebelerinden Mehmed Kırkıncı vefat etti.
ŞUBAT
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
BİR AYET
Allene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et.
Tähä Suresi: 132
24 PERŞEMBE THURSDAY
BİR HADİS
Birbirinizle el sıkışın ki, kalplerdeki kin gitsin.
FEBRUARY
১০০
Kanaat ve İktisad, maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve nizkınızı temin eder.
Emirdağ Lahikası
HORE 23 REGR 1443 RONGKASNE
109 - GÜN 55 KALAN 310-GÜN UZA: 2 DK
muk
Günes
Öyle
kindlat
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilGİRİŞ 9
DERİN DEVLETİN GİZLİ TARİHİ 9
1.BÖLÜM / DERİN DEVLETİN DOĞUŞU
17
2.BÖLÜM/KORUMA VE KOLLAMA GÖREVİ
24
3.BÖLÜM/İKTİDAR KAYMASI
28
4.BÖLÜM/HARBİYELİNİN İLK GÜNAHI
32
5.BÖLÜM/SAĞLIK RAPORUYLA DARBE
39
6.BÖLÜM/İTTİHAT VE TERAKKİ'NİN DOĞUŞU –
47
7.BÖLÜM/31 MART TEZGAHI
51
8.BÖLÜM/İKİ AYRI CUMHURİYET BAYRAMI
55
9.BÖLÜM/ATATÜRK'ÜN İTTİHATÇILARA TAVSİYESİ
58
10. BÖLÜM/İTTİHAT VE TERAKKİ'NİN ÇÖKÜŞÜ –
64
11. BÖLÜM/TEŞKİLAT-I MAHSUSA'NIN DOĞUŞU
72
12.BÖLÜM/CUMHURİYETİ KURAN OSMANLI DERİN DEVLETİ 76
13. BÖLÜM / KAPANMAYAN YARA: HAİN LİSTESİ
83
14.BÖLÜM/İZMİR SUIKASTI: DERİN OPERASYON
86
ŞAMIL TAYYAR
YanıtlaSil15.BÖLÜM/TOPAL OSMAN'IN TASFİYESİ
92
16.BÖLÜM/ATATÜRK CHP'Yİ SAVAŞ MAKİNASI OLARAK KURDU 94
17.BÖLÜM/ATATÜRK'ÜN İNÖNÜYE SON HAMLESİ
98
18.BÖLÜM / İNÖNÜ İKTİDARI
104
19.BÖLÜM/DERİN DERSİM OPERASYONU
108
20.BÖLÜM/ORDU+ İNÖNÜ ÇANKAYA
111
21.BÖLÜM/MUĞLALI EMRİNİ İNÖNÜ MÜ VERDİ?
119
22.BÖLÜM/AMERİKA, TÜRK HAVA SAHASINDA
123
23.BÖLÜM/CUMHURİYET 1950'DE HALK TABANINA OTURDU 127
24.BÖLÜM / DERİN DEVLETİN NATO ESARETİ
131
25.BÖLÜM/MENDERES'E CUNTA TUZAĞI
142
26.BÖLÜM/ASKERİ DARBENİN GEREKÇESİ SİVİL DIKTA 146
27. BÖLÜM/MENDERES'İN AKIL TUTULMASI
151
28. BÖLÜM / 27 MAYIS ORDUNUN AYARINI BOZDU
156
29.BÖLÜM/İNGİLTERE ODAKLI AVRUPA DARBESİ
161
30.BÖLÜM/KIRMIZI KİTAP'IN MİMARI İNÖNÜ
167
31. BÖLÜM/DENİZ BAYKAL 27 MAYIS PROJESİ
170
32.BÖLÜM/CUNTA DEMİREL'İ HAZIRLADI
174
33.BÖLÜM/MEŞHUR MİLLİ TEHDİT KOMÜNİZM178
34.BÖLÜM/12 MART CIA OPERASYONU
184
15.BÖLÜM/ORDUDA DERİN HESAPLAŞMA
191
36. BOLOM/ECEVIT VE ERBAKAN OPERASYONU
YanıtlaSil196
32.BÖLÜM ÖZEL HARP SAHADA
200
38. BÖLÜM/2 YIL KANLA OLGUNLAŞTIRDILAR
206
39.BÖLÜM/12 EYLÜL NATO OPERASYONU
210
40.BÖLÜM/KENAN EVREN TURGUT ÖZAL KOALİSYONU 215
41.BÖLÜM/KURŞUNUN ADRESİ ÇANKAYA
218
42.BÖLÜM ÖZAL'IN KARŞI LOZAN HAMLESİ
222
43.BÖLÜM/CUNTANIN KARIZMASI ÇATLI'YA EMANET
225
44.BÖLÜM/DERİN STRATEJİK ÇATIŞMA
230
45.BÖLÜM MÜESSES NIZAMIN SON KORKUSU
233
46.BÖLÜM/ERBAKAN'I TASFIYE OPERASYONU 238
47.BÖLÜM/1999 TSK DEPREMİ
241
48.BÖLÜM/ERDOĞAN'DA FREN BALATASI YANDI
244
49. BÖLÜM/BAYKAL VE BAHÇELİ'Yİ SARIKIZ'A INANDIRDILAR 247
50.BÖLÜM/BALYOZ SARIKIZ'A KARŞI
250
51.BÖLÜM/BALYOZ ERGENEKON'DAN DAHA BÜYÜK
253
52.BÖLÜM/ZENCİ ERGENEKON BEYAZ BALYOZ
258
53.BÖLÜM/SARIKIZ'I DEVİREN ÜÇLÜ
262
54.BÖLÜM/MUMCU VE AĞAR'I SAYGUN İKNA ETTİ
265
55.BÖLÜM/İHALE İLKER PAŞA'YA
273
56.BÖLÜM/SON DARBE PLANI
276
57.BÖLÜM/HÜKÜMETİ ŞOK EDEN BELGE
283
58.BÖLÜM TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR?
287
ŞAMIL TAYYAR
YanıtlaSilHALİÇTEKİ KUNDALİNİ: UYUYAN YILAN
297
1.BÖLÜM/PERİNÇEK-AVCI İTTİFAKI
299
2.BÖLÜM/SÜRPRİZ İDDİA: AVCI AĞAR'IN ADAMI
305
3.BÖLÜM/MİT'E AVCI TUZAĞI
308
4.BÖLÜM/AVCI SAVCIDA ŞAŞTI
311
5.BÖLÜM/ŞEYH YALANINA SARILDI
318
321
6.BÖLÜM / HEP'Lİ AYDIN'IN ÖLÜMÜNDE ROLÜ VAR MI?
7.BÖLÜM/SABANCI SUİKASTİNİ NEDEN ÖRTMEK İSTEDİ?
323
8.BÖLÜM/İKİ UZUN YALAN
327
9.BÖLÜM / UYUŞTURUCU HESAPLAŞMASI
329
10.BÖLÜM/AVCI GİTTİ OPERASYON BÜYÜDÜ
333
11.BÖLÜM/BALYOZ'A NEDEN SAHİP ÇIKTI?
336
12.BÖLÜM/KAPATMA DELİLİNDE ROLÜ VAR MI?
339
13.BÖLÜM/HRANT DİNK YALANI
342
14.BÖLÜM/KOZMİK ODAYA NASIL GİRİLDİ?
344
15.BÖLÜM/OPERASYON KORKUSU MU?
348
16.BÖLÜM / CEMAATLE PAZARLIK TUTMADI
351
17.BÖLÜM/UYAP PALAVRASI
353
KAYNAKÇA
357
BELGELER
365
474
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
ON BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahını.
müberra, zevcelerden ve çocuklardan, şekil ve azadan muarra olan sa-Ey zat ve sıfatta serik ve nezirden, şehib ve misilden münezzeh ve nı büyük Allah..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle.
Burada anlatılacak bes salavat-1 serife vardır. Onun evveli, üst-te anlatılan kısımdan başlar. Sonu da ON ALTINCI SALAVAT-I ŞERİ FE ile biter.
Bunlar, Saad b. Utarid Hz. nin vird edindiği salāvatlardır.
Ebu Muhammed Cübür'ün kitabında dahi, bu beş salavat-ı şerife, müellifin bu tertibine göre anlatılmıştır.
İmam-ı Nisaburi ise, ŞEREF ÜL-MUSTAFA adlı kitabında Resu. lüllah S.A. efendimizden merfu olarak anlatmış, faziletini beyan et-miştir.
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİ RÜYADA GÖRMEK:
İbn-i Fakihani KAMER'ÜL-MÜNİR adlı kitabında bu salāvat-1 şerifeleri, İbn-i Sebü'nün ŞİFA adlı kitabından rivayet etmiştir. An-cak, bunun rivayetinde:
Muhammed'in âline de salât eyle..
Lafızları anlatılmamıştır.
Şöyle rivayet edildi:
Her kim Resulüllah S.A. efendimizi rüyada görmek isterse o kimse, bu salavat-ı şerifelerin evvelinde anlatılan üç salavat-ı şeri feyi tek aded üzere okumaya devam etsin. Meselâ: Yetmiş bir kere oku-mak gibi.
Böyle okuyan kimse, Resulüllah S.A. efendimizi, Allah'ın fazlı ile rüyasında görür.
Ancak, bu rivayette dahi:
Muhammed'in âline de..
Lafızları anlatılmamıştır. Böyle olunca salavat-ı şerifenin manası şöyle olur:
Allahım, Muhammed'e bize emrettiğin şekilde salât eyle.
Allahım, Muhammed'e ehli olduğun biçimde salât eyle.
Allahım, Muhammed'e kendisinin sevdiği ve onun için razı ola-cağın şekilde salât eyle. (1)
Bazıları bu üç salavat-ı şerifeye, şu manadaki salavat-ı şerifeyl de eklemişlerdir:
(1) Bu salivat-ı şerifelerin Arapça okunuş şekli şöyledir:
<<Allahümme salli alâ Muhammedin kema emertena en nuselliye aleyhi. Alla hümme salli alâ Muhammedin kema hüve ehlühu. Allahümme salli alâ Muhammedin kema yuhibbü ve terdahü lehu.
KARA DAVUD
YanıtlaSil475
Allahım, cesetler arasında Muhammed'in cesedine salát eyle. Allahım, kabirler arasında Muhammed'in kabrine salát eyle. (1) Son anlatılan iki salavat-ı şerifeyi de, üsttekine eklemek sureti le beş olur. Dediler ki:
Bu beş salavat-i şerifeyi yetmiş bir defa okumalıdırlar. Esas anlattığımız salavat-ı şerifeye devam edelim:
Bu salatın, bizim ona salát etmemizi emrettiğin gibi olsun.
Bu cümlenin ifade ettiği kısa mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimize, tam ve yeterli salavat okumamız; üs-tün tekrimat eylememiz Yüce Zatın katından bize emrolunmuştur. Ancak, biz o emirleri tam olarak yerine getirmekten yana her bakım-dan aciz durumdayız. Ona, emredildiği biçimde salát okumaktan yana kusurumuz vardır. Bu sebeble, ey merhametliler merhametlisi, ona lA-yık biçimde salavatı sen ihsan eyle..
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline chli olduğu şe kilde salât eyle..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin üstün şanına nasıl layık ise.. kendisine ve âline, tabi olanlarına öyle salât eyle.
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline kendisi için se-vip razı olduğun şekilde salát eyle..
Burada, Resulüllah S.A. efendimizin âli, daha önce de anlatıldığı gibi, kendisine tabi olan ümmeti ve ashabıdır..
Allah-ü Taâlâ'nın sevip razı olduğu salât ise.. onun şanına layık, yüce makamına münasip ve hakkı olan biçimde bir salattır. Bu du-rumda, kısa ve açık manası şu olur:
Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline hakları nasıl ise.. öyle salât eyle..
ON ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahını, ey Muhammed'in ve Muhammed'in âlinin RABBI.
Burada, Resulüllah S.A. efendimizin isminin:
- RABB.
Lafzına izafetle söylenmesi, kendisine tazim, teşrif ve tekrim için-dir. Bu cümle daha açık manası ile şu demeğe gelir:
Ey Muhammed'in maliki ve seyyidi, türlü türlü üstün nimet-lerle terbiye edip yetiştireni, daima zat-ı şeriflerine yararlı şeylerde kaim kılanı, ona yakınlık menzili ile müşerref edeni, cemalini müşa-
(1) Bu salavat-ı şerifelerin Arapça okunuşu da şöyledir:
«Allahümme salli alâ cesedi Muhammedin fil-ecsadi, Allahümme salli alâ kab-ri Muhammedin fil-kuburi.>
395
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Kim, bunu söyler de, o gece altında ölürse, İslâm fıtratı üzere ölür!) buyurdu. (12)
Yine rivayete göre Peygamberimiz «Sizden biriniz, geceleyin dö-şeğinden kalktıktan sonra ona dönüp (13) yatacağı zaman, onu, İza-rının eteği ile (14) üç kerre (15) çırpsın. (16)
Çünki, kendisinden sonra neler olduğunu (17), nelerin gelip ya-tak üzerinde yerini aldığını (18) bilemez. (19)
Döşeğine yatmak istediği zaman (20), sağ yanının üzerine yat-sın. (21)
Yattığı (22), yanını döşeğe koyduğu zaman da (Allah'ım! (23) Seni, tesbih ve tenzih ederim. (24)
Ya Rab! (25) Yanımı, döşeğe Senin İsminle koydum.
Senin İsminle de, kaldırırım.
yur. Eğer, rühumu tutar, alıkorsan, ona rahmet ve mağfiret ihsan bu-
Eğer, geri salarsan, sâlih kullarını koruduğun gibi, onu koru! (26)
(12) Buhari Edebülmüfred s. 312
(13) Tirmizi Sünen c. 5, s. 472, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 279
(14) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Buhari Sahih c. 7, s. 149, Edebül-müfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 472, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1275, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 279
(15) Tirmizi Sünen c. 5, s. 472
(16) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Buhari Sahih c. 7, s. 149, Edebül-müfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 472-473, İbn-i Mâce (17) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295 Sünen c. 2, s. 1275
(18) Buhari Sahih c. 7, s. 149, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 473, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1275, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 279
(19) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Buhari Sahih c. 7, s. 149, Müslim -Sünen c. 2, Sahih c. 4, s. 2084, Tirmizi Sünen c. 5, s. 473, İbn-i Mâce s. 1275, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle, s. 279 (20) Müslim Sahih c. 4, s. 2084
(21) Buhâri Edebülmüfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2084, Ebû Davud -Sünen c. 4, s. 312, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1275
(22) Tirmizî Sünen c. 5, s. 473
(23) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Müslim Sahih c. 4, s. 2084
(24) Müslim Sahih c. 4, s. 2084
(25) Buhari Sahih c. 7, s. 149, Edebülmüfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2085, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 473, İbn-i Mâce -Sünen c. 2, s. 1275
(26) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 295, Buhari Sahih c. 7, s. 149, Edebül-müfred s. 312, Müslim Sahih c. 4, s. 2085, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 312, Tirmizi Sünen c. 5, s. 473, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 275, Ebû Bekir Ah-med b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 279
PEYGAMBERİMİZİN ZEVAID SÜNNETLERNDEN BAZILARI
YanıtlaSil307
Uyandığı zaman da (Hamd olsun Allah'a ki, beni, cesedimde âfi-yetli kıldı, rûhumu, bana geri çevirdi ve zikri için bana izin verdi.) de-sin. buyurmuştur. (27)
Allah'ım Sevmediği Yatış ve Uyuyuş Biçimi:
Peygamberimiz, karnının üzerine (Yüzü koyun) yatan bir adama rastlayınca (İşte, bu, Allah'ın hiç sevmediği bir yatıştır!» buyurdu. (28)
Şerid b. Süveyd'in bildirdiğine göre Peygamberimiz, yüzünün üze-rine yatmış, uyuyan bir kimse görüp ona, ayağının ucu ile dokundu ve «Bu, yüce Allah'ın en sevmediği bir uyumadır!» buyurdu. (29)
Uyuyan zat, Eshab-1 Suffa'dan Abdullah b. Tahfe olup demiştir ki Ben, seher vakti Mescidde karnımın, yüzümün üzerine yatmış, uyurken, birisi, bana, ayağı ile dokundu. (30)
(Kim bu?) diye sordu.
(Ben, Abdullah b. Tahfe'yim!) dedim. (31)
Bir de, ne göreyim? Resûlullâh Aleyhisselâm, imiş! (32)
(Bu, yüce Allah'ın, en sevmediği bir yatıştır!) buyurdu.» (33)
Peygamberimizin Abdestsiz Durmadığı:
Peygamberimiz, abdestsiz durmazdı.
Peygamberimizin, tüvâlete çıkıp ta, abdest almadığı görülmemiş-tir. (34)
(Peygamberimizin Tüvalet Takımı) bahsini okuyunuz.
Peygamberimizin Kurfusa Oturuşu:
Kayle bint-i Mahreme der ki «Peygamber Aleyhisselâmı, Kurfusa otururken gördüm.
Peygamber Aleyhisselâmı, böyle, huşû içinde oturur gördüğüm za-man, korkudan ürperip titredim!» (35)
(27) Tirmizi Sünen c. 5, s. 473
(28) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 287, Tirmizî Sünen c. 5, s. 97
(29) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 388
(30) Ebû Davud Sünen c. 4, s. 309
(31) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 426
(33) Ebû Davud Sünen c. 4, s. 309
(33) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 426, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 309
(34) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 1, s. 369
(35) Buhâri Edebülmüfred s. 302-303, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 262-263, Tir mizi Şemail s. 22-23
١٢٦
YanıtlaSilسور القره (٢٦-٢٢)
مع هذا، اسباب ماديه ده اساس اتخاذ ان بله قوة ماذبه ایله قوه دافعتك انقسام قابلتی اولمايان بر جزوده بلكده اجتما عارى التزام بديل لمشدر حالبول بوناء بالرين ضد اولد فارند
اجتماعاری جائز دگر
فقط جاذبه و دافعه قانو نارندن مقصد عادات الله الله تعمر ابو علن قوان الربية ابيس وطبعنا ثمن الدول شريعت فطر امر مائردر. لكن قانونلقدن طبيعته، وجود ذهنيدي وصور خارجی به امور اعتبار به دن امور حقیقیه به آلت او المقدر موت اولمغه صفحان شرطیله مصولو
عکس تقدیر ده جائز دیلدر، مردود در.
ای آر قداس مثال اولارق کوستی دیكم او لوجك فرده عنى حيوا نحفك، يعنى مبقرونك سوك فار بقر سندہ کی نظام و انتظامی عقلان ایله کور د یگان تقدیر ده باشای قالدی ، کاخانه باعد مینه او لکه، ما فاتك وضوع و ظهوری نسبتنده او یوکسان نظامی عالمي، طاقاتك صحيفة الرنده به ظاهر
و او قوناقلی به شه ده كوروب او قويا حقك .
ای آر قداس الفاتك صحيفة الرنده [ دليل العنايه ] ايله ليلان نظامه عائد آیتلری او قویا مدی ايسرك ، صفت كلا من كان قرآن عظيم الشانك بتارين بافکر، انسانلرى تفكره دعوت ايدن بتون ایناری شودليل العنايه بي توصيه الديورلي و نعمتهاری و فائده لری صدایان آنتاری وخی
دليل العناية دينيان او يوكسك نظامك عمره الرندن بحث ايديولي.
از جمله، بخشنده بولوند يغمز شوايت ( الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ نَ الثَّمَرَاتِ رِزْ رِزْقًا قَالَكم لَكُم جمل الرويلي، او نظامله فائده لريني و نعمترين قويار وب ان وب ان اناره ورسور
دلیل اختراعي ] مذكور آيتك صانعه وجود و وحدتنه اشارت ايدن دليل المندم بری ده الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ) جمله سیاه اشارت ایتدیگی 1 دلیل اختراعی ) در .
دليل اختراعينك خلاصه ی شویله ایضاح ايدياله بیدار
ذاب هم خصوصی اثر لرين منشأ و كندينه لايق كما لاتنه مأخذ اولمعه اوزره، هر فرده و نوعه خاص و مستقل بر وجود و رمشدر هیچ بر نوع ازل جهتنه موکز اولار مه او زانو کیمیز
Cile Pant
YanıtlaSilقليل المتراع
Dell - hind: Yoktan yarat ma delili
دليل العناية
Delill-indye: Allah'ım varlığını, mahlükata yaptığı thsånlara dayanarak ishat eden delil
آول Ezel: Başlangıcı olmayan,
المرده بيني
görülebilen
başlangıcı olmama Hurdebini: Mikroskopla
اجتماع
İctima: Toplanıma
التزام
İltizam: Kabul etme
اثناة
İnkuam: Kısımlara ayrılma
fuiház: Edinme
توابين الجية
Kavanin-i İlahiye: İlahi kanunlar
قوة جازية
Kuvve-i cazibe: Çekme kuvveti
قوة دفعه
Kurve-i dafia: İtme kuvveti
تأت
Me'haz: Kaynak
منقاً
Mense: Kaynak
موثر
Milessir: Te'sir eden, yapan
متقل
Müstakil: Kendi başına
ثمره Semere: Meyve
بيت
صِفَتِ كلام
Sıfat -1 kelâm: Konuşma sıfatı
شَرِيعَتِ فطرية
Seriat fitriye: Yaratılışa dit kanunlar
تنبيه
Tesmiye: İsimlendirme
الموز حقيقية
Umûr-u hakikiye: Yalnız zi-hinde olmayan, hakiki olarak var olan işler
أمور اعتبارية
Umar-u itibariye: Yalız zihnen var olan, i'tibari işler
وضوح
Vuzah: Açıklık
وجود خارجی
Vicad-u harici: Allah'ın iråde ve kudretiyle varlığa çıkma
وجود ذهني
Vuchd-uzini: Bir şeyin zihindeki varlığı
ظاهر
Zahir: Açık görünür olan
ظهور
Zuhur: Meydana çıkma
Maahari, esbab maddiyede esas ittihaz edilen kuvve carabe ile kuvvet dåfianim inkuama kabiliyeti olmayan bir cur'de bulikte ictima'ları iltizam edilmistir Halbuki bunlar birbirlerine zid olduklarından, ictima'ları chiz değildir.
YanıtlaSilFakat caribe ve dafia kanunlarından maksad, darullah ile tabir edilen kavanin-i İlahiye ise ve tabiatla textiye edilen şerlat- fitriye ise, caizdir. Lakin kanunluktan tabiata, vücüd-u zihniden vücüd-u hariciye, umûr u f'tibariyeden umûr-u hakikiyeye, ålet olmaktan müessir olmaya çıkmamak şartıyla makbüldür Aksi takdirde caiz değildir, merdüddur.
Ey arkadas! Misal olarak gösterdiğim o küçük hurdebini hayvancığın, yani mikrobun büyük fabrikasımdaki nizăm ve intizamı aklın ile gördüğün takdirde başını kaldır, käinâta bak. Emin ol ki, kainatın vuzůh ve zuhůru nisbetinde o yüksek nizamı, kainatın sahifelerinde pek zähir ve okunaklı bir şekilde görüp okuyacaksın.
Ey arkadaş! Käinatın sahifelerinde delilü'l-inâye ile anılan nizăma åit âyetleri okuyamadı isen, sıfat-1 kelâmdan gelen Kur'ân-ı Azimüşşan'ın åyetlerine bak ki, insanları tefekküre da'vet eden bütün âyetleri, şu delilü'l-inâyeyi tavsiye ediyorlar.
Ve ni'metleri ve fåideleri sayan âyetleri dahi delilü'l-inâye denilen o yüksek nizâmın semerelerinden bahsediyorlar.
Ezcümle, bahsinde bulunduğumuz şu âyet الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرض فراشا والسعاة بناء والمول من السماء ماء تالمرج به من الشعراي برقاً لكة cümleleriyle, o nizâmın
fäidelerini ve ni'metlerini koparıp insanlara veriyor.
Delfl-i İhtiraf: Mezkůr âyetin Sâni'in vücûd ve vahdetine işaret eden delillerinden biri de cümlesiyle الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ işaret ettiği delil-i ihtiråîdir.
Delil-i ihtirâînin hulâsası şöyle izah edilebilir:
Cenab-ı Hakk, hususi eserlerine menşe' ve kendisine lâyık kemålåtına me'haz olmak üzere, her ferde ve her nev'e hås ve müstakil bir vücûd vermiştir. Hiç bir nev', ezel cihetine sonsuz olarak uzanıp gitmez.
165
YanıtlaSil5009 Komşuna karşı düşmanlığın varsa, bir mezar kendine, bir mezar da komşuna kaz!
5010. Komşunun vitiğini kendi vitiğin, kazancını kendi kazancın bil'
5011. Komşusunu seven, rahat uyur.
5012. Konuğuna: "Tavuğumu keseyim mi?" diye sorma!
5013. Konuklar gelince, ev sahibinin gönlü esenlik bulur.
5014. Konuşmak nasıl olsa öğrenilir, sen önce dinlemesini öğren!
5015. Korkulacak şey, yaşlılık değil, gönül kocamasıdır.
5016. Köpek bir şeye bakar, yüz köpek de ona bakar.
5017. Körün kulağı açık, sağırın gözü keskindir.
5018. Kötü insan nereye giderse gitsin, kendini belli eder.
5019. Kötü söyledim, diye korkma; kötü yaptım, diye kork.
5020. Kötülüğü sakla, iyiliği göster.
5021. Köylü yağmur ister, yolcu güneş.
5022. Kuru kemik, insanı şişmanlatmaz.
5023. Kusurlu bir elmas, kusursuz bir çakıl taşından iyidir.
5024. Kuşkulandığın adamla işe girişme, giriştiysen kuşkulanma.
5025. Kuyunun içine oturup göğe bakan, pek az şey görür.
5026. Kuyuya bağıran, kendi sesini duyar.
5027. Küçük adamın yükselmesi maymunun ağaca tırmanmasına benzer, yukarı çıktıkça, kıçı daha çok gözükür.
5028. Küçük bir taş, büyük bir testiyi kırabilir.
5029. Küçük olaylar karşısında dayançlı olmazsan, büyük tasarıları gerçekleştiremezsin.
5030. Lafla pilav pişirilmez.
5031 Mademki eğiliyorsun, bari adarnakıllı eğil.
5032. Maliyeci geliyor, kaç!
5033. Memur, rüşvet aldığı kimseyi cezalandıramaz.
5034. Merdivenle göklere çıkılmaz.
5035. Meyve bahçenize bir dostunuzla girdiğinizde dalgın davranırsanız, en büyük nezaketi göstermiş olursunuz.
5036. Muhabbet ederken bin söz söylesen az, kavga ederken bir tek söz bile çoktur.
5037. Mutlu olması kesin adamın, ivecenlik etmesine gerek yok.
5038. Mutluluk, acıların yokluğudur.
5039. Mutluluk gelince kim gelmez, mutluluk gidince kim gelir?
5040. Mutluluk, yer değiştiren bir buluttur.
5041. Mutlulukla mutsuzluk, kendiliklerinden değil, çağırıldıkları için gelirler.
5042. Mutsuzluk, kendisine açılan kapıdan girer.
164
YanıtlaSil4976, Kapı kapalı iken, köpek içeri giremez.
4977. Kaplana binen için iniş yoktur.
4978. Kaplanı ön kapıdan kovarken, arka kapıdan kurda buyur etmemeli.
4979. Kaplanla savaşacaksan, silahsız çıkma.
4980. Kara gömülen ceset, er-geç ortaya çıkar.
4981. Kara köpek, yıkanmakla ak olmaz.
4982. Karanlığa küfretmektense, küçük bir mum yakmak hayırlıdır.
4983. Kardeşler bile dikkatli hesap tutarlar.
4984. Kardeşler eller, ayaklar gibidir.
4985. Kardeşler tartışırsa, seyirciler yaralanır.
4986. Karını akşam azarlama, yoksa yalnız yatarsın.
4987. Karını ruhun gibi sev, armut dalı gibi salla.
4988. Kartallar yalnız uçar, koyunlar sürüyle gider.
4989. Kazanabildiğin denli kazan, ama iktisat ederek harca! (970 tarihli ilk Çin banknotunun üstündeki yazı.)
4990. Kedinin kuyruğunu kemiren sıçan, yıkımına çağrı çıkarır.
4991. Kendi benliklerindeki büyük bölümün yolundan gidenler büyük, küçük bölümün yolundan gidenler küçük adamdır.
4992. Kendi eksiklerini ancak yabancı gözüyle görebilirsin.
4993. Kendi kendini bağışlamayan insanı, başkaları memnunlukla bağışlar.
4994. Kendin için düşündüklerini yakınlarına da dile, ancak böyle mutlu olabilirsin.
4995. Kendinden daha iyi insanlarla dost ol, başkalarından daha iyi değil, kendi kendinden daha iyi.
4996. Kendini öven kimse su kabarcığına benzer, iş adamı ise altına.
4997. Kendisine güvenilebilen bir dost, bir haznedir.
4998. Kesin bir istem (irade) varsa, bir dağ bile ovaya dönüşebilir.
4999. Kılıç ne denli keskin olsa da suçsuzu kesmez.
5000. Kırgın gönlünü sustur, değer verdiğin dostundan olma!
5001. Kim, ki doğayı aldatmaya kalkarsa, doğa onu aldatır.
5002. Kim soru sorarsa, beş dakikalık akılsızdır; kim hiç soru sormazsa, yaşam boyu akılsız kalır.
5003. Kimse duymasın mı istiyorsun? Kolayı var: yapma!
5004. Kimsenin önünde "evet", arkasından "hayır" deme!
5005. Kitabı olan mutludur, ama kitaba gereksinme duymayan daha mutludur.
5006. Kitaplar, insanları yanlış yola götürmez.
5007. Kitaplarınız okunmadıysa, soyunuz bilgisiz kalır.
5008. Kitapsız büyüyen çocuk, susuz yetişen fidana benzer.
1943. İyi ana-babalar mutlu evliliklerdir, iyi çocuklar tükel cenazelerdir.
YanıtlaSil1944. Ivi bir söz, insanı üç kış ısıtır.
1945. İyi bir söz üç kez yinelenirse, bir köpek bile yanıtlar.
1946. Ivi cins ata ufak bir fiske, akıllı adama da ufak bir söz ya da im yeterlidir.
4947. İyi insanlarla dost olursanız, siz de iyi olmayı öğrenebilirsiniz
1948. İyi okunmamış kitap, sonuna dek gidilmemiş yola benzer.
4949. İyileşecek hastalığa ilaç gerek.
4950. İyiliği iyilikle, kötülüğü doğrulukla karşıla!
4951. İyiliği konuşmak değil, yapmak iyidir.
163
4952. İyiliğine karşı iyilik istemek, yaptığın iyiliği yok etmek ve bu iyilikten dolayı her türlü hak ve hizmeti yitirmek anlamına gelir.
4953. İyilik et, komşun duymaz; kötülük et, dünya duyar.
4954. İyilik olmayan yerde, hep setler bulunur.
4955. İyilik yapan iyi insan için gün çok kısadır, kötülük peşinde koşan kötü insan için de gün çok kısadır.
4956. İyimser insan her karayıkımda bir fırsat; kötümser insan her fırsata bir karayıkım görür.
4957. İyinin ardına gizlendiği kapı zor açılır; kötünün ardına gizlendiği kapı zor kapanır.
4958. Kabalık, sevgiyi öldüren en büyük illettir.
4959. Kaçan balık, büyük olur.
4960. Kadın sözünü dinlememeli, çünkü kadın kötüdür.
4961. Kadını, silahı, bir de katırı ödünç vermemeli.
4962. Kadının dilinin uzunluğu, eve feläket getiren merdivendir.
4963. Kadının gülümsemesi, vaktin nasıl geçtiğini unutturur.
4964. Kadının uzun dili, felâketin eve çıkmasına yarayan merdivendir.
4965. Kadınlar ile aptallar, hiçbir zaman bağışlamazlar.
4966. Kadınların ilk nimeti iyi, son nimeti çok tehlikelidir.
4967. Kağıt ve fırça adam öldürebilir, bunun için bıçağa gerek yoktur.
4968. Kahkahalı bir kulübe, ağlamalı bir saraydan yeğdir.
4969. Kalem tutmasmı öğrenen, dilencilik yapmaz.
4970. Kalemini şımartma, küçük bir çocuğu aldatma.
4971. Kalp ağrıları, kalp ilaçlarıyla tedavi edilir.
4972. Kan, kanla temizlenir.
4973. Kanatlarının kısa olduğunu bilirsen, uzağa ve yükseğe uçma.
4974. Kapağı, vaktinden önce kaldırma.
4975. Kapalı duran bir kitap, kağıt yığınından başka bir şey değildir.
162
YanıtlaSilonlara bir sarhoşu göstermektir. 2013 Ickiye düşkün olanları bu, yıkımdan kurtarmak için en iyi yol, sarhoş değilken,
4914 k kaplan, aynı yerı paylaşamaz. (Turkce karşılığı: İki cambaz, bir ipte oynama)
4915. İki ucu birden batan iğne yoktur.
4916 İkimizde de birer yumurta olsa, yumurtaları değiştirsek, her birimizin birer yumurtası olur. İkimizde de birer bilgi olsa, bu bilgileri birbirimize versek, her birimizin iki bilgisi olur.
4917. Imparatorluklar belki at sırtında fethedilir, ama at sırtında yönetilemez.
4918. Incelik (nezaket), insanları size borç para vermekten daha çok bağlar.
4919. İnsan bir kitabı her açışında yeni bir şey öğrenir.
4920. İnsan, bulaşıklarını temizlediği gibi, yüreğini de temizlemelidir.
4921. Insan canlı bir haznedir, varsıllık ise cansız.
4922. İnsan davranışının açığa vurmayacağı giz yoktur.
4923. Insan, hedefini belirlemezse, oraya ulaşamaz.
4924. İnsan için üç temel erdem vardır: İyiyi kötüden ayırmaya akıl, insanları birbirine bağlayan dünya sevgisi, iyilik yapıp kötülükten kaçınma gücünü veren yüreklilik.
4925. İnsan için ünlenmek, domuz için semirmek denli çekincelidir.
4926. Insan, iyi şeyi bin günde güç öğrenir, kötü şeyi öğrenmek için bir saat bile çoktur.
4927. Insan kendi yanlışlarını, başkalarının gözleriyle izlemeli.
4928. Insan, kendinden başlar.
4929. İnsan, mücevheri en son satın alır, ama en önce satar.
4930. İnsan, önünde bir amaç görürse, ona erişmek için kanatlanır.
4931. İnsan yüz yıl yaşamaz, ama kendine bin yıllık bir kader hazırlar.
4932. İnsan yüz yıl yaşamazken, acılar binleri bulur.
4933. İnsanın bir üzüntü yüzünden saçını-başını yolması ne denli saçmadır; kellik üzüntülere son vermez ki...
4934. İnsanın işittikleri kuşkuludur, kendi gözüyle gördükleri kesindir.
4935. İnsanın özyapısını değiştirmektense, dağın yerini değiştirmek daha kolaydır.
4936. Insanlar birbiriyle dost olunca, sular bile durulur.
4937. Insanların ne konuştuklarını dinle, ama ne yaptıklarına da bak.
4938. İnsanların yüzlerini tanıyabilirsin, ama yüreklerini asla!
4939. İstediğin her şeyi elde edebilirsin.
4940. İstemsiz (iradesiz) insan, çeliksiz bıçağa benzer.
4941. İş, kararlı adamdan korkar.
4942. İvedilik, yanlışı doğurur.
160
YanıtlaSil4848. Erkek sanır ki, her şeyi bilir, oysa kadın onu daha iyi bilir.
4849. Eski gerçekleri ortaya çıkarma, herkes güneşin Batıda battığım bilir
4850. Eşek, semeriyle değerlendirilmez.
4851. Ev almadan, komşuları sor
4852. Evde ev kadını değerlidir, eğlencede güzel kadın.
4853. Evde kimse yoksa, giysilerini ateşin önünde korumaya bırakma.
4854. Evdeki güzel kadına, bütün çirkin kadınlar düşman kesilir.
4855. Evden kaçan oğlanın yine de bir onuru vardır, evden kaçan kız, onurunu yitirit
4856. Evinizi seçmeden önce, o çevreyi iyice inceleyiniz.
4857. Evlendirme tasarısında bulunanların onda dokuzu yalancıdır.
4858. Evlilik, bahar dalı gibidir, kırmayın ki, solmasın.
4859. Evlilik bir kale gibidir; dışardakiler oraya girmek, içindekiler de çıkmak için uğraşır, dururlar.
4860. Felåket, insanın gerçek denektaşıdır.
4861. Fısıldanan sözler, çok kez, yüksek sesle söylenenlerden daha uzağa gider.
4862. Gecenin ilk bölümünde kendi yanlışlarını düşün, öteki bölümünde de başkalarının yanlışlarını.
4863. Geleceğin tüm çiçekleri, bugünün tohumları içindedir.
4864. Gelecek yüzyılın mutluluğu bu yüzyılda kurulur.
4865. Genç kız, ana-babasını memnun etmek için evlenir; dul, kendi kendini memnun etmek için.
4866. Gençlere sorun; onlar herşeyi bilir.
4867. Gençlikte bilgiyi boşlarsak, yaşlanınca ne yaparız?
4868. Gerçeğin kabulü kolay, izlenmesi güçtür.
4869. Gerçek olan şey, çokluk yenidir.
4870. Gerçek yolu geniş bir caddeye benzer; bulunması güç değildir; asıl güçlük, onu aramaktan ileri gelir.
4871. Geyik avına mı çıktın, tavşanları görmezlikten gel!
4872. Giysinin en yenisi, dostun en eskisi iyidir.
4873. Gök büyük gürültüyle gürülder, ama az yağmur düşer.
4874. Gökte bulut olmadan, yağmur yağmaz.
4875. Gökten yağacak yağmurla, evlenmek isteyen kadının önüne geçilmez.
4876. Gönül alıcı bir söz, kışı yaza çevirir.
4877. Görmediğin şeyi içme, okumadığını imzalama.
4878. Gözün görmediğine gönül istek duymaz ki...
879. Gözünü yıldırım, ağzını kaplumbağa hızıyla aç.
hürriyet-i vicdaniye
YanıtlaSil386
hürriyet-l vicdaniye حریت و حدائبه : vicdan hürri
yeti, din ve inanç hürriyeti
hürriyet-i vicdan ve fikir حریت وجدان و فکر :vic dan (inanç) düşunce hurriyeti
hürriyetçiler 1: حزينجيلرOsmanlı Devletinin padişahlıkla değil meşrutiyetle idare edilme sini isteyenler 2. Abdulhamid'i 1908 yılında meşrutiyeti ilan etmeye zorlayanlar, meşru tiyetçiler 2. Demokratlar, hürriyetçi düzene taraftar olanlar
hürriyetperver حزی پرور hürriyetçi, hurriyet taraftarı, hürriyetsever
hürriyetperverlik حريتير ورلك : hürriyetseverlik, hürriyetçi düzene taraftarlık
hürriyetsiz حزينر : hurriyetten yoksun, baskı altında, esir
hürriyet-siken حزيت شکن : hürriyeti kırıcı, hür
riyet, kısıtlayıcı
Hüseyini Cisri حسین جسرى : )hi 1261.1327) Suriyeli din alimlerindendir. Baba ve anne
si Peygamberin (a.s.m.) soyundandır, yani ehl-i beyttendir. Mısır'da Cami-ül Ezher'de öğrenim görmüştür. (bak. Cami-ül Ezher) zamanın din, felsefe ve edebiyatla ilgili ilim-lerle uğraşmıştır. Risale-i Hamidiye adlı eseri Türkçeye ve Pakistanda konuşulan Orducaya tercüme edilmiştir
hüsn 1 : حسن güzellik 2.iyilik 3 mükemmellik
hüsnü ahlak حسن اخلاق : ahlak güzelliği
hüsnü akibet حسن عاقبت : iyi ve güzel son, ha-yatın imanlı ve iyi bir kul olarak son bulması
hüsnü akli حسن عقلی : akıl ile varlığı anlaşılabi-len ve kavranabilen güzellik ve iyilik
hüsnü alaka حسن علاقه : candan ilgi, kuvvetli
ilgi, çok güzel ilgi
hüsnü amel حسن عمل : iyi iş ve güzel davranış, sevap kazandırıcı iş ve davranış
hüsnü arazi 1 : حسن عرضی.varlığın özüne ait olmayan geçici güzellik 2.yaratıcı san'atkāra işaret edici güzellik
hüsnü basar حسن بصر : görebilme güzelliği, iyi
görebilme
hüsnü bilgayr حسن بالغير : meydana gelen so-nuç ve faydaya bağlı olan güzellik ve iyilik
hüsnü bizzat حسن بالذات : bir şeyin özünde ve aslında var olan güzellik ve iyilik, kendi dı-şında hiçbir şeye ihtiyacı olmayan var olan güzellik, bizzat güzellik
hüsnü cemal حسن جمال : güzellik maddi ve
hüsn-ü Isabet
H
mak istenen şeye üstun derecede tutarlı olu-şu (bak, cezalet)
hüsnü cereyan حسن جریان : iyi ve güzel halde devam edip gitme, bir işin engelsiz ve arızasız
yürümesi
hüsnü delalet حسن دلالت : güzel yol gösterici-lik, doğru işaret. bir şeyi göstermede üstün
başarı
hüsnü ebda حسن أبدع : çok bedi' ve hayret ve-rici güzellik
hüsnü edeb حسن أدب : güzel terbiye ve dav-
ranış tarzı
hüsnü esma حسن أسماء : isimlerdeki güzellik, isimlerin güzelliği
hüsnü ezeli حسن أزلي : ezeli güzellik
hüsnü fikr (fikir( حسن فکر : güzel düşünce
hüsnü hakikiحسن حق : gerçek güzellik
hüsn-hal حسن حال : iyi davranış tarzı, güzel ahlâk, hal ve davranış bakımından güzellik
ve iyilik
hüsn-ü haslet حسن خصلت : güzel huy ve ahlâk, huy ve ahläktaki güzellik
hüsnü hat 1 : حسن خط.güzel yazı 2. güzel yazı
yazma sanatı
hüsnü hatime حسن خاتمه : sonu güzel olma, son nefesini imanlı olarak verme, kelime-i
şehadet getirerek ölme
hüsnü hayır حسن خير : iyiliğin güzelliği, iyilik
ve güzellik
hüsnü hilkat حسن خلقت : yaradılış güzelliği
hüsn-ü hilkat-i insan حسن خلقت إنسان : insanın yaradılışındaki güzellik
hüsnü hizmet حسن خدمت : iyi hizmet, görevini
iyi yapma
hüsnü hulk حسن خلق : iyi huy, iyi ahlak
hüsnü icad حسن ایجاد : güzel yaradılış, yaradı-
lıştaki güzellik
hüsnü ifade حسن إقاده : ifade güzelliği, güzel
ifade, iyi anlatma
hüsn-0 Ifham حسن إفهام : iyi anlatma, iyi kav-ratma, iyi anlamayı sağlama
hüsnü insaniyet حسن إنسانيت : iyi insanlık, iyi
insanlık vasfı (niteliği(
hüsnü intizam حسن إنتظام : iyi ve kusursuz dü-zen
hüsnü isabet حسن إصابت : tam isabet, tam ye-
sabet
YanıtlaSillant
alde A
in
hiisnu istikbal
mdelik, tam uygunluk
387
hüsnü istikbal حسن إستقال: güzel karsilama. sevincle hoşgeldiniz' diye karsılama
hüsnü istikbal etmek حسن استقلايتك : se vincle hoşgeldiniz' diye karşılamak
bet 2.yerinde ve güzel bağlantı ve ilgili
husn-ü istimal حسن استعمال iyi kullanma (hüsn-u istimal etmek: iyi kullanmak) bir şeyi veriliş gayesine uygun olarak kullanma
hüsnü istimal etmek حسن استعمال ابتمك : ivi kul lanmak. Bir şeyi veriliş gayesşne iyi kullanma lik hüsnü kabul حسن قول : Livi karsılama, mem nunlukla karşılama 2 saygı ve sevgi göster-me, güler yuz gösterme
hüsnü kabul-u halk حسن قبول حلق : halkın iyi karşılaması, halkın saygı ve sevgi göstermesi hüsnü kelam حسن كلام : sözün güzelliği, söz-deki güzellik
hüsnü kemal حسن كمال : üstün vasıf ve değer deki guzellik, olgunluktaki güzellik
hüsnü kerem حسن کرم : comertlik ve bağışla yıcılıktaki güzellik
hüsnü külli حسن كلى : herşeyde kendini gös-teren ve bütün varlıkları kaplayan güzellik ve hikmetlilik
hüsnü layezali حسن لا يزالی : bitmeyen, son bul mayan ebedi güzellik
hüsnü mahfi حسن مخفی : gizli güzellik, saklı duran güzellik
hüsnü maiset حسن معیشت : geliri ve geçimi iyi olma, yaşamak için gereken ihtiyaçların ra-
hat sağlanması
hüsnü masnulyet حسن مصنوعیت : sanatlı yara dılış güzelliği, sanatlı oluştaki güzellik
beğenilen güzellik
hüsnü mergub حسن مرغوب : takdir gören ve
hüsnü metanet حسن متانت : tam ve sarsılmaz
sağlamlık ve güçlülük
hüsnü misal حسن مثال : güzel ve iyi örnek
hüsnü muaşeret حسن معاشرت : insanlar arası iyi ilişkiler ve iyi geçimli olmak
hüsn-ü muhafaza حسن محافظه : iyi koruma (hüsn-ü muhafaza etmek: iyi korumak)
hüsnü mukaddes حسن مقدس : kutsal güzellik,
ilâhî güzellik
hüsnü mücerred حسن مجرد : madde dünyası ile ilgisi bulunmayan ve ancak akılla anlaşı labilen güzellik 2.şartlara veya elde edilecek
hüsn-ü täli
fayda ve sonuca bağlı olmayan güzellik, şart-sız güzellik, bir varlığın veya vasfın (niteli-ğin) özü gereği olan güzellik, bizzat güzellik hüsnü münasebet حسن مناسبت : Liyi münase
hüsnü münezzeh حسن منزه : lekesiz ve terte-miz güzellik, kusursuz güzellik
hüsn-ü münezzeh ve mücerred حسن منزه و مجزد tertemiz, kusursuz ve özü gereği olan güzel
hüsn-ü nakş (nakis( حسی نقش : sanatlı süsleme-
deki güzellik
hüsnü nazar حسن نظر : takdir ve beğenerek bakma, bir şeye iyi ve güzel taraflarını görme niyetiyle bakma
hüsnü niyet حسن نیت : iyi niyet, kötü ve ard düşünce taşımama, temiz kalblilik
hüsnü nur حسن نور : nurun ışığın, aydınlığın(
güzelliği
hüsnü Rabbani حسن ربانی : alemlerin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'a (c.c.) ait güzellik ve
iyilik
hüsnü rıza حسن رضا : memnun olarak ve iste-
yerek razı olma
hüsnü san'at حسن صنعة : san'at güzelliği, san'attaki güzellik
hüsnü sermedi حسن سرمدی : ebedi güzellik; geçici olmayan, son bulmayan, sonsuza kadar devamlı olan güzellik
hüsnü siret حسن سیرت : ahlak ve davranış gü-
zelliği
hüsnü suret حسن صورت : görünüş güzelliği, be-
den ve yüz güzelliği
hüsnü şefkat حسن شفقت : şefkat güzelliği, şef-katteki güzellik (bak. şefkat)
hüsn-ü şehadet حسن شهادت : )bir kimse veya bir şey hakkında) görüş ve kanaatinin iyi ol-duğunu belirtme, müsbet (olumlu) kanaat belirtme
hüsnü şükran حسن شكران : gönülden yapılan
şükür
hüsnü taam حسن طعام : yemeğin güzelliği, ye-
meğin lezzeti
hüsnü takvim حسن تقويم : güzel yaradılış (bak.
ahsen-i takvim)
hüsnü tali حسن طالع : iyi talih, iyi kısmet, güzel
kader
İSTANBUL
YanıtlaSilImsak...........
6.33
Sabah..........
6.53
Güneş
8.16
Öğle
13.25
İkindi
15.55
Akşam...
18.14
Yatsı.......
19.46
Kıble S.........
11.24
19
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem
buyurdular: "Kendisini İrşad edecek bir ilim
öğretmekle ve ona, doğru yolu gösterecek bir
görüş beyan etmekle, (din) kardeşlerinize sadakada bulununuz." (Mâverdi, Edebü'd-Dünya ve'd-Din)
Hicrí: 30 RECEB 1447-Rümi: 6 Kânûn-1 Săni 1441 - Kasım 73
OCAK
2026
Pazartesi
Ay Doğuş... 9.02
Ay Batış.... 18.40
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
Ankara
6.16
6.36
7.58 13.09
Bartın
6.20
6.40 8.05
13.11
Bilecik
6.28 6.48
8.10
13.21
Bolu
6.22
6.42
8.05
13.14
Çankırı
6.14
6.34
7.57
13.06
Çorum 6.08 6.28
7.51 13.01
Düzce
6.24
6.44
8.08
13.16
15.47
18.05
19.38
11.36
Eskişehir
6.25 6.45
8.07
13.19
15.53
18.11
19.42
11.28
Karabük
6.18
6.38
8.02
13.10
15.40
17.59
19.32
11.46
Kastamonu
6.14
6.34
7.58
13.06 15.35
17.54
19.27
11.54
Kırıkkale
6.14
6.34
7.56
13.07
15.40
17.58
19.29 11.48
Zonguldak
6.22
6.42
8.06
13.14
15.43
18.01
19.35
11.42
Çırağan Sarayı yandı (1910) - SSCB askerlerinin Bakü'yü (Azerbaycan) işgali (1990)
Gün: 19. Hafta: 41. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ. Gün. uz. 3 dk.
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
15.43
18.01
19.32
11.44
15.40
17.58
19.32
11.46
15.54
18.12
19.44
11.26
15.45
18.04
19.36
11.39
15.38
17.56
19.28
11.51.
15.33
17.51
19.23
11.59
Islam, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) tebliğ buyurduğu şeyleri, dil ile ikrår, kalp ile tasdik ederek Cenâb-ı Hakk'a itaat etmektir. İslâm'ın şartı beştir. Yani İslâm dini, beş esas üzerine kurulmuştur. Bunlar:
YanıtlaSilKelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan-ı şerîf orucunu tutmak ve haccetmektir. İslâm'ın şartlarını yerine getiren kimseye, mümin ve
Müslüman denir. Bu şartlardan herhangi birini inkâr eden ise dinden çıkmış olur.
KELİME-İ ŞEHADET
İslâm'ın birinci şartı olan kelime-i şehadet şudur:
Eşhedü en lå ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden 'abdühû ve resûlüh.
Mânâsı: Ben şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm, onun kulu ve resûlüdür.
ŞÂBÂN-I ŞERİF
Şâbân-ı şerîf ayı, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin ayıdır. Bu itibarla bu ayda salevât-ı şerîfeye devam etmek lazımdır. Yine mümkün oldukça istiğfar ve İhlas-ı şerîf okumalı, teheccüd ve tesbih namazları kılmalı ve hatm-i enbiyâ yapmalıdır.
Şâbân-ı şerîf ayı; şerefli, ulvî, berâta erdirici, İlâhî ihsana kavuşturucu, İlâhî nûra nâil eden ve müminlere rahmet, kâfirlere gazap olan bir aydır. Bu ayın birinci gecesinde, yani bugün akşam namazından sonra, her rekâtte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 Äyetü'l-Kürsî ile bir tesbih namazı kılınır. (Duâ ve İbadetler, Fazilet Neşriyat)
ŞABAN AYI İCTİMÂI, RU'YET VE BAŞLANGICI
Hicri-Kamerî 1447 yılı Şaban ayı ictimâı, 18 Ocak Pazar günü, Türkiye saati ile 22.53'tedir. Ru'yet ise 19 Ocak Pazartesi, Türkiye saati ile 14.28'dedir. Hilal ilk olarak Asya Kıtası'nın güneyinden ve Avustralya Kıtası'ndan İtibaren batı taraflara doğru görülmeye başlayacaktır.
20 Ocak Salı günü, Şâbân-ı şerif ayının 1. günüdür.
fıtratın kanunlarındaki muvazeneyi muhafaza etmiştir. İçtimaiyatın rabıtalarına Evet, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselămın getirdiği şeriatın hakaikı, lâzım gelen münasebe
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1918-Bediüzzaman'ın da âzâları arasında yer aldığı Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye kuruldu.
1991 - Varşova Paktı feshedildi.
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
25
CUMA
FRIDAY
BİR AYET Şüphesiz ki, bu Kur'ân en doğru yola iletir.
İsra Suresi: 9
BİR HADİS
ŞUBAT
FEBRUARY
Mü'min mü'min için, parçaları kenetlenmiş bir bina gibidir.
3G
İlimlerin esası, ilimlerin şahı ve padişahı iman ilmidir.
Sözler
"Ey amca! Allah beni, sectiği hak dini tebliğ etmek üzere görevlendirdi Bu
YanıtlaSilPeygamberimiz, amcası Ebu Talib'e hitaben:
Неуданобетоннинг (ами) Hayate
TARİHTE BUGÜN
- 1092 - Melikşah'ın vefatı.
1638-IV. Murat
komutasındaki Osmanlı
ordusu Musul'a girdi.
5
SALI
TUESDAY
Bi IR AYET
Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda
toplayacaktır.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
KASIM
NOVEMBER
Biliniz ki, amellerinizin en hayırlısı namazdır.
İbni Mâce, Tahare: 4
Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve zînetleri, Hàlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlâmızı bilmediğimiz takdirde, Cennet olsa bile, Cehennemdir. Mesnevî-i Nûriye
HİCRİ: 3 C.EVVEL 1446 - RUMI: 23 T. EVVEL 1440
C
HIZIR: 184-GÜN: 310 KALAN: 56 - GÜN. KIS.: 2 DK
ISTANBUL
06.06
Imsak Güneş Öğle
07.33
12.53
İkindi Akşam
Yatsı
Imsak Günes
Öğle
İkindi
Aksam
05 50
15
12
15.37
18.03 19.24
ESKİŞEHİR
05.59
07.24
12.47
17.59
07
37
49
GİRESUN
05.29 06.55
15.33
Yatsı
19.18
AMVARA
15:23 17
19:09
12.15
14.59
17.25
18.46
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil- 1922-623 yıl süren Osmanlı Saltanatı, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla sona erdi.
1928 - Harf İnkılâbı yapıldı.
1958 - Yahya Kemal Beyatlı'nın vefatı.
1998 - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kuruldu.
KASIM
01
CUMARTESİ
10 1447
C.EVVEL
RUMI: 19 T.EVVEL 1441
HIZIR: 180
Mektubat
Onların Allah'ı bırakıp da kendilerine yalvardıkları şeyler ise hiçbir şey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmıştır.
Nahl Suresi: 20
BİR HADİS
Yemeklerinizi birlikte yiyin ve Allah'ın ismini zikredin ki bereketlensin.
Ebu Davud, Et'ime: 14
Her şeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir.
Imsak Günes Oale Ikindi Aksam Yatsı
Küresel Fesatçılık
YanıtlaSilFetullahcilik
AHMET AKGÜL
Cemaat CIA'nın Yan Kuruluşumu?
CIA Ortadoğu Masası eski şefi, CIA'ya yakın Rand'ın uzmanlarından Graham Fuller yeni bir kitap çıkarıyordu. ABD'nin Yeşil Kuşak Projesi'nin mimarlarından Fuller'in kitabının adı "A World Without Islam (İslamın Olmadığı Bir Dünya)".
Gülen cemaati ile oldukça iyi ilişkilere sahip olan, Fethullah Gülen'e ABD'de kalması için referans veren Fuller, kitabında "eğer İslam olmasaydı dünya dengeleri nasıl olurdu?" konusunu irdeliyordu. İslamsız bir dünyada terörizm, medeniyetler arası çatışma gibi konuların olup olmayacağını sorguluyor, Ilımlı İslam olursa dünyada huzurun artacağını söylüyordu. Fuller, söz konusu kitapta Hazreti Muhammed'den Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine kadar inceliyor ve kafasına göre yorumlayıp çarpıtıyordu. İslam'daki, zulme karşı cihad suurunu, medeniyet ve hakimiyet ruhunu kötü gösterip körletmeye çalışıyordu. Elbette, Fuller'in asıl amacı, ılımlı İslam'ın lideri olması gereken Türkiye'ye roller biçiyordu. Fuller'in kitabına cemaatin ABD'deki bir başka bir temsilcisi, Gülen'e referans veren bir başka isim John Esposito'nun da tanıtım yazısı dikkat çekiyordu.
Peki eski CIA'cı, Siyonist Yahudi kurmayı Fuller'in kitabının tanıtımı nerede yapılıyordu? 23 Eylül 2010 günü Washington'da Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Rumi Forum'da!?.
Yani cemaat siyonizmin Türkiye kolu ve CIA'nın sivil kuruluşu gibi çalışıyordu...
25 TL
Togan yayıncılık
N780044-337-298
168
YanıtlaSilKURESEL FESATÇILIK VE FETULLAHCILIK
Çünkü terörün dini vardır:
Terörün dini Siyonizm'dir.
Terörün tanrısı Şeytan'dır.
Bu günkü Peygamberi de Şaron'dur!
Bu şeytan şebekesiyle boğuşmak ve başa çıkmak, elbette çoluk çocuk İşi değildir.
Yıllar önce başkanlık hevesine düşen birisine, Bir muhterem şu nasi-hatlarda bulunmuştu:
Sen daha boş gururunu bile aşamamışsın, ülkenin bunca sorununu nasıl aşacaksın?
Sen vicdanınla ve inancınla bile barışık değilsin, Ortadoğu ve Irak'a barışı nasıl taşıyacaksın?
Sen kendine ve ahiretine bile acımıyorsun... Dünyan için dinini ve davanı bile harcıyorsun... Artık başkalarına nasıl acıyacaksın?
Sen nefsine... Ve insanlığın nefsi emaresi olan Siyonizm'e esir ol-muşsun... Huzur ve hürriyete nasıl ulaşacaksın?
Sen Deccalizmin canavarı ve despotizmin cengaveri Amerika'ya köle olmuşsun... Bu halinle, kötülüklerle nasıl savaşacaksın?
ŞİİR:
Nefsini İlah edinen, nasihat beğenemez
Hak nusreti kesilen, düşmanını yenemez
Hidayeti kararan, şeytanı dostu sanır
Gavurlar sevdi diye, Müslüman övünemez!
Rahmetli Üstadın dediği gibi;
- Edası mahkûm ve matrak, işleri samimiyetsiz ve korkak... Ahlakı boyun eğme, üslübü yüze gülme, bilgisi tekerleme, vecdi ezberleme... Gözleri nemsiz, yüreği gamsız... İbadeti kabuk, haysiyeti kopuk, biçare-ler biçaresi!..
Sen nerdesin başkanlık nerede?
İmanı ve İslam'ı; alnındaki bir nur parçası ve onur madalyası gibi de-ğil de, ilericiler görmesin diye, burnundaki bir cüzam yarası gibi sargılar altında taşıyan yoksunlar yoksunu!...
- Sen nerdesin, Müslümanlık nerede?
Togan Yayınları
YanıtlaSil36
Imtiyaz Sahibi ve
Genel Yayın Müdürü
Ismail Arlı
Yazarı
Ahmet Akgül
Kapak & İç Düzen
Togan Yayınları
Baskı
Kuşak Ofset
Himayei Eftal Sok. Yıldırım Han
No: 1-2-3 Cağaloğlu-lst.
Tel: (0212) 527 41 03
Baskı
Ekim 2010
ISBN
978-9944-337-29-8
Kültür Bakanlığı
Yayıncı Sertifika No
12324
Togan Yayıncılık
BİZİM AVRASYA YAY. Kuruluşudu
Bizim Avrasya Yay. Turiz.
Alifakih Cad. 26/c
Inş. ve San. Tic. Ltd. Şti.
Kocamustafapaşa/İstanbul
Tel: 0212 585 6628-518 22 94
Tüm hakları saklıdır
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilBİRİNİ ÖNBÖZ
IKINCI ONSÖZ
Giriş: Fetullahcıık Küresel Emperyalizmin Bir Aracıdır 28 38
1. Fetullah Gülen'in Hayatı ve Siyonizm Hizmetkarlığı. 56
Fetullah Gülen'in Hayat Hikayesi ve Bayat İlişkileri..... 56
Kendi İtirafıyla Gülen'in "Küçük Dünyası" ve Düşük Çelişkileri 78
Sevenlerin Dilinden, Fetullah Gülen Portres......... .98
Kırk Yıllık Arkadaşından Fetullah Gülen Gerçeği 112
İslam'ı Şeytan Gösteren Richard Perle'nin Fetullah'a Övgüleri...
Fetullah Gülen'in Misyonu, ABD'nin Müslüman Misyoner Ekibi... 132
"CIA'nın Hilafet Hevesi ve "Vaiz" Efendi!...... 144
Terörün Dini?!...
152
Diyalog, Dalkavukluk ve Fetullahvari Bush'tluk Gösterisi! 169
Bir Figüran; Fethullah Gülen ve Hareketi. 182
120
Gavurlara "Nükleer Gücü", Müslümanlara "Hoşgörüyü" Reva Görenler. 193
Mehmet Kalyoncu'nun İtiraz ve İtirafları Fetullahcılığı Ele Vermekteydi 206
Diyalogcuların Desteklediği "Patrikhane Ekümenliği".
....217
Asrısaadetteki Başlıca Münafıklar ve Bugünkü Benzerleri. 241
2- Fetullacıların TSK Düşmanlığı ve Şımarıklığı ...256
At İzinin It İzine Karıştırılması ve TSK'nın Karalarınası. ..256
PKK'ya Saygı, TSK'ya Saldırı.... .267
TSK'ya Sataşılması ve Kancıkların Şapşallaşması!. ...284
Kürt Açılımı ve Hıyanet Alçaklığı..... ..306
Alçaklığın Belgesi ve "Namuzsuz"ların Akıbeti... ..315
Kamu Güvenliği Müsteşarlığı ve Geleceğimizin CIA'ya Ismarlanması....321
Zaman Gazatesi PKK'nın Yayın Organı mı?. 330
Siyonist Netanyahu'nun "Ordusuz Filistin'e Sıcak Bakması.. .336
Mason Tarikatçıları ve Atatürkçülük Sahtekarları.. ..347
İnönü Kemalizmi ve Bediüzzaman'ın Kürtlere Uyarısı 358
Fetullahçılarla Barzani İttifakı ve F. Tipi Yapılanmanın İflası.. 376
Fetullahcıların Erbil Tuzağı ve TSK Kıcıklığı. ...394
Korkunç Tezgah: Ordu-Polis Arasına Nifak Sokulması. ..401
TSK ve Jandarmanın Yıpratılması 413
TSK'ya Sızan Köstebekler ve Fetullah Bağlantıları. ..426
6
YanıtlaSilKÜRESEL FESATÇILIK VE FETULLAHCILIK
454
484
Öcalan Cumhurbaşkanı, Fetullah Diyanet ve Diyalog Bakanı Yapılsın!...445
Ergenekon-MOSSAD Bağlantısı ve Fetullahcıların Şarlatanlığı.
472
Ergenekomik İddiaların ve Sosyo-Trajik İntiharların Perde Arkası
Danıştay Saldırısının OYAK ve CEMAAT Bağlantıları.
493
Cemaatler, Generaller ve İhtimaller......
TSK'ya Düşman, NATO'ya Hayran Kafalar.
Kürtleşmiş Yahudilerle İsrail Ortaklığı, PKK-Fetullahcılık Paslaşması.....522
Dinci'lerle Dinsiz'lerin Vuruşturulması 541
İslamsız Milliyetçilik; Irkçılıktır...
Ulusalcılık; Batılı ve Batıl Bir Kavramdır..
554
3- Ilımlı İslam Safsatası ve Dinimizin Yozlaştırılması
.568
İslam Liberalizmi Safsatası ve Hoşgörü Salatası 568
Fetullahçıların Takva Numarası ve Riyakarlığı. 579
Sert İslam, Layt İslam Uydurmaları
.586
Süleyman Karagülle'nin Saptamaları, Yaşar Nuri Öztürk'ün Saptırmaları 590
Firavunlar ve Figüranları.. .602
Siyasallaşan Yargının Yaralanması..
.613
4-Fetullahcıların Din İstismarı, Mesihlik ve Mehdilik Takıntıları......627
Allah'a Karşı Yalan Uydurup İftira Edenler..
627
Gönülleri Puthane, Görünüşleri Mevlane.
.637
Fetullahcılık Fitnesi.
645
İbni Sebe' ve Çağdaş Örnekleri .661
Fetullahcıların Telaş ve Tedirginliği .670
Yalancı Mesihler ve Sahte Mehdiler..
.678
692
Şirk ve Şefaat Meselesi....
703
Fetullah Gülen, Ali Bulaç İlişkisi
....715
5- Fetullahcıların Siyasi Figüranlıkları ve Oy Pazarlıkları.
28 Şubat'ın Ahı ve Paşaların Günahı...
.715
Nagehan'ın Kırık "Alçı"sı ve AKP İle CHP'nin 40 "Aynı"sı
.730
.754
"Zaman"cılar Ehli Kitap mı?
Cumhuriyetin Cemaatlaşması .769
Rıfat Börekçi'nin Ankara Fetvasını da Gereksiz ve
Geçersiz Sayacaklar mıydı? ..783
Güneydoğuya Özerklik Referandumu!
..796
Sonsöz Yerine: Münafıklar Uzayda Değil, Yanımızdadır!
810
470
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT BERHI
hede lle cümleden daha faziletli kilip hesaba gelmeyen nimetler In'am edent Yüce Allah..
Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salát eyle...
Yant: Resulullah B.A. efendimizin Aline, ashabina, tabiine ve tüm Ümmetine salat eyle. Faslınia, kereminle:
-Muhammed'e connette derece ve vesile lhsan eyle..
Bu cümlenin kisaca şerhi şudur:
Resulullah 8 A efendimize, efendimize, üstün cennet derecelerinin en yükse ği vesileyi meşakkatsiz olarak ihsan eyle.
Allahım. (Ya Allah.)
Ky zatının künhünü, beşer aklının idräkten aciz olduğu, hayrete düştüğü celal ve ikram sahibi şanı büyük, kendisinden başka ilah of mayan Allah.
Ey Muhammed'in ve Muhammed'in alinin Rabbi.
Bu cümlenin ifade ettiği bir mana şöyledir:
Ey..
Benim Allah ile bir sırrım vardır.
Diye anlatan Muhammed'in Rabbi.. Ve onu: Zati kemalát, beğeni-len sıfatlar, yüksek vasıflarla yetiştirip rahmani terbiye ile yüksek
derecelere ve göz kamaştırıcı mertebelere ulaştıran şanı yüce Mevlâ.. Ve.. onun Alini nübüvvet kandilinden nur iktibas ettirip zatta ve sıfatlarda kemale eriştiren Yüce Rabb..
-Muhammed neye layık Ise.. kendisini ve állni onlarla müka fatlandır.
Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Resulüllah S.A. efendimiz, sana karşı hizmetini, emrettiğin işleri kemali ile yerine getirdi. Nübüvvetini ve risaletini, şer'i hükümleri tam manası ile noksansız tebliğ etti. Onun bu hizmetine karşılık, ke-rem ve lütuf olarak ihsanlar eyle.
Onun nübüvvet, risalet ve mahbubiyetine münasip ve layık olan yüksek mertebe ve üstün derece, Mevlâ cemalini müşahededir: bun-ları ihsan eyle.
Resulüllah S.A. efendimize, yukarıda anlatıldığı gibi, mükafata kavuşması için dua edenlere büyük sevaplar vardır. Bol ecir ve Yüce Hakkın ikramı vardır.
Nitekim, Taberani Mu'cem-1 Kebir'inde ve Mu'cem-1 Evsat'ında İbn-i Abbas'ın r.a. Resulüllah S.A. efendimizden şöyle rivayet ettiğini anlattı:
«Bir kimse, CEZALLAHU ANNA MUHAMMEDEN MA HÜVE EHLÜHU (1) diye okusa yetmiş melek bin gün o kimse için, bu kelâmı karşılığında verilen sevabı yazmakla yorulurlar.»
(1) Bu cümlenin Türkçe manası şudur:
-Allah-ü TaAIA, Resluüllah S.A. efendimizi, lâyık olduğu şekilde bizden yana
mükafatlandırsın.
208
YanıtlaSilISLAM TARHÚ MEDİNE DEVRİXI
Kurfusa: kalçalar, yere konulmak, dizler, dikilip karna yaputini. mak ve eller, bacaklar üzerinde bağlanmak suretile oturuluş biçimine denir. (36)
Peygamberimizin Ihtıbă Oturuşu:
Süleym b. Cabir Peygamber Aleyhisselâma gittim. Kendisi, bir Hırka içinde ıhtıbå etmiş bulunuyordu. demiştir. (37)
Ihtibå: elbiseye sarınıp bürünmek, tülbend ve kemer gibi şeylerle sırtı ve dizleri sarıp toplamak süretile oturmak demektir. (38)
Ihtiba oturuşunda elbiseyle bağlamak yerine elleri bağlamak ta olur. (39)
Peygamberimizin Terebbu (Bağdaş Kurarak) Oturuşu:
Hanzala b. Hızyem Peygamber Aleyhisselama gittim de, Kendisi-ni bağdaş kurup oturmuş gördüm. demiştir. (40)
Câbir b. Semüre de, Peygamberimizin, sabah namazını kıldığı za man, güneş doğuncaya kadar namazgâhında bağdaş kurup oturduğu-nu bildirir. (41)
Peygamberimizin hiç bir zaman, ayaklarını, meclisinde bulunan-ların önüne doğru uzattığı görülmemiştir. (42)
Allah'ın Gazabıma Uğrayanlar Gibi Oturulmaması:
Şerid b. Süveyd der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bana uğramıştı.
O sırada, ben, şöylece, sol elimi arkama koymuş, elimin yarı avucu üzerine dayanmış bir halde oturuyordum.
Resûlullah Aleyhisselâm (Sen, gazaba uğrayanların oturuşu ile mi oturuyorsun?!) buyurdu. (43)
Gazaba uğrayanlar, Yahûdilerdir. (44)
(36) Firuzabadi Kamusulmuhit c. 2, s. 324
(37) Buhari Edebülmüfred s. 303, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 54
(38) Firuzabadi Kamusulmuhit c. 4, s. 316
(39) İbn-i Eair Nihaye c. 1, s. 335
(40) Buhârl Edebülmüfred a. 303
(41) Ebû Davud Sünen c. 4, s. 263
42) Ebu Hanife Müsned s. 36, İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 378
( (43) Ahmed b. Hanbel Milsned c. 4, s. 388, Ebû Davud Sünen c. 4, в. 263
(44) Ahmed b. Hanbel Müsmed e. 5, s. 33, Taheri Tefsir c. 1, n. 79
PEYGAMBERİMİZİN ZEVAID SÜNNETLERNDEN BAZILARI
YanıtlaSilPeygamberimisin Toprak Üzerinde Oturuşu ve
Yemeğini Yerde Yeyişi:
300
Peygamberimis, ne kapalı kapılar ardına çekilir, ne perdeler arka sında dikilir, ne de, Kendisinin önüne tabaklarla yemekler taşınırdı.
Peygamberimis, toprak, üzerinde oturur, yemeğini de, yerde yerdi, Ben, kulun oturduğu gibi oturur, kulun yediği gibi yerim.
Ben, aneak, bir kul'uml (45)
Sünnetimden yüz çeviren, benden değildir! buyururdu. (46)
Peygamberimiz, Mekke'nin yukarı taraflarında bir yere dayanmış olarak, yemek yediği sırada, Cebrail Aleyhisselâm gelip Ya Muham med! Demek Sen, kırallar gibi yiyorsun?!» deyince, Peygamberimiz, yere oturuvermiştir.
Peygamberimize, bir gün, Cebrail Aleyhisselamla birlikte bir Me-lek gelmişti ki, daha önce o, hiç gelmemişti.
Melek, Peygamberimize «Rabbin, Sana selam ediyor ve Benl, ya bir Peygamber-Kırallık veya bir Peygamber-Kulluk arasında muhay-yer kılıyor; bunlardan birisini seçmekte serbest bırakıyor.
(İstersen, Senin İçin, Peygamber-Kıral, istersen Peygamber-Kul olma var!) buyuruyor." dedi,
Cebrail Aleyhisselâm (Tevâzu' göster!) diye işaret edince, Peygam-berimiz «Peygamber-Kul olayım!» cevabını vermiştir. (47)
Bundan sonra, Peygamberimiz, ne ayak üzerinde, ne de, bir yere dayanarak, yaslanarak yemek yemiştir.
Ebû Cuhayfe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (Ben, bir şeye da-yandığım halde, yemek yemem.) buyurdu.» (48)
Dayanmak, üç türlüdür:
1. Bir yanın üzerine dayanmak,
2. Bağdaş kurmak,
3. Ellerden birine dayanıp diğerile yemek yemek.
Bu üçüncü dayanma biçimi, yerilmiş, kınanmıştır. (49)
Peygamberimizin Yemeği Üç Parmakla Yeyişi:
Peygamberimiz, yemeği üç parmakla (50), Şehadet parmağı ile onun iki yanındaki parmaklarile yerdi. (51)
(45) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 415, İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 371-372
(46) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 372
(47) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 380-381
(48) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 308, Buhârf Sahih c. 6, s. 201, Ebû Da-vud Sünen c. 3, s. 348, Tirmizi Şemail s. 23 ( 49) İbn-i Kayyım
Zádülmaad c. 1, s. 54 (50) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 381, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 386, Müslim Sahih c. 3, s. 1605, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 366
(51) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 418, İbn-i Sa'd Tabakat e. 1, 8. 381
حد القره (۲۱-۲۲)
YanıtlaSilالشارات الايجار
چونکہ خوب انواع امكاندن مصوب داره من حيهم انار در وقل لك وهو باطل اولدیغی میدانده در و عالمده کورونه تو تغیر و تبدل الله بر قسم الشيبانك حدوثى، یعنی یکی وجودہ کریگی کو ریلہ کورونونور. كذاء قمنك ده حدوثى ضرورت عقله الله ثاندر دعك هي به سبك از لینی
جهتنه كبديله من
ت و علم النباتاتده اثبات اید با دیگی کی انواعك صایی ایکی و برگه بار بی که بالغدر بو اول با دالون وأنمارك دائرة وهويده وكذا، علم الحيوانات و بونو على بردا بعض رايجون برر اول آدم و برد اول بابا لازمدر بواد او طابوب، آنچه ممکن راندن اولد قلمين نظراً، بهمه حال واسطه من، قدرت الهيه من وجوده قلد فکری فروریدر چونکہ بونو عليك تسلسلی، یعنی موك او زانوب كنيمه لرى بالور. وكذا به نو عبارك باشه نو عار من حصوله کلمه لری نو همی ده باطلد . چونکه ایکی نوعده طوله نوع على الاكثر يا عقيمدر و با نسلى انقطاعه او غراء او بله اولان نوع، تناسل ایله بر سلسلوتك ماشي
اولامان
خلاصه ) بشريتك وسائر حيواناتك تشكيل ايند كارى سلسله لون مبدئی، ان باشده و با داده کیلدیگی کی۔ ان نهایتی ده صول بر او غولده کیا جب بینه جکدر، اون، شعور من اختيارين جامد، بسيط اولان اسباب طبيعيه نك بتون عظهاري جبرنده براقان او انواع سلسله لدينك ايجادين قابليتي اولديفي دائرة ام اندن خار جدر. وكذا، قدرت معجزة الرندن بدر نفسم غريب و برر صنعت عجیب ماشي ان او انواعك احتوا ابتکاری افرادن ده، اخترا عتريني و بارا ديلي شاعريني او اسبابه اسفاد ايتمك، بالكزبر محالك دگل، محالاتك ان خرافه سيدر، بناء عليه، أو سلام الرى تشکیل این انواع ایله افرادی حدوت وامطان السانياه خالقار ينك وجوب وجودين قطعی بر
شهاد ناله شهادت اید بیورلی
سؤال ؟ ) بتون سلسله لمن خالفك وجوب وجود نه قطعی شهاد تاری کوز او کنده اولدیغی حالده بعض ان انارك ماده ایله ماده نك حركتند از لینی جهتنه ذاهب او المقام خلالته دو شد كاريناك
اسرایی نه دندر؟
عقبة
YanıtlaSilAlm: Neticesiz
على الان
Alet-cker: Çoğunlukla
جاية
Camid: (Cansız gibi görü nen) donuk sey
حلالك
Dalalet: Haktan sapma
آخران
Efrad: Ferdler
انواع End: Turler, çeşitler
Hudas: Sonradan olma
المتوا
İhtiva: İçine alma
المتياز
thtiyar: Tenih etme
على الحيوانات
Umil-hayvanát: Hayvanları inceleyen ilim, zooloji
عنه النباتات
İlmin-nebatât: Bitkileri inceleyen ilim, botanik
إمكان
İmkan: Varlığı ve yokluğu mümkün olma
انقطاع
İnkita: Kesilme
مبداً
Mebde: Başlangı
Muhätät: İmkansızlıklar
يليله
Silsile: Zincir
تغير
Tagayyür: Başkalaşma
ذل
Tebeddüt: Değişme
تامل
Tendsül: Ureme
تتل
Teselsüt: İddiayla delilin bir-birine bağlı olmasıyla ihtiläfin sürüp gitmesi
توفه
Tevehhüm: Kuruntu yapma
وجوب دایره یی
Vicab dairesi: Varlığı aklen zaniri olan Allah'ım zatı, isim ve sıfitlan
وجوب وجود
Vicab-u vucid: Varlığı zariri olma
ذيب
Zahib: Bir fikirde olan
ضَرُورَتِ عَقْلِيهِ
Zararet-i akliye: Aklen zorunlu olma
Cinka biron envi, mkandan yücüb dairesine çıka muslardir Ve teselailin de bani oldugo meydandabe Ve Alemde gordnen su tagayyür ve tebehlül ile bir kam eryhuu huddar, yani vent venda geldigt gos de görünüyor Keza bur kamumu da budu zarûret aklive the sabitur Demek hichic seyin ezeliven cihetine gidilemes
YanıtlaSilVe keat, ilmü'l-hayvanat ve ilmü'n-nebátátta isbat edildiği gibi, enväun sayısı iki yüz bine båligedu Du nev'ler için birer evvel-ådem ve birer evvel-baba lazide. Bu evvel babbaların ve ademlerin daire i viücübda olmayıp, ancak mümkimättan olduklarına nazaran, behemehäl väntasız, kudret i flähiyeden vücüda geldiklen zarüridir. Çünki bu nev'lerin teselsülü, yani sonsuz uzanıp gitmeleri båtıldır. Ve kezá, bazı nev'lerim başka nev'lerden husûle gelmeleri teveh hümü de bâtıldır. Çünki iki nev'den doğan nev', alelekser ya akimdir veya nesli inkıtáa uğrar Öyle olan nev', tenåsül ile bir silsilenin başı olamaz
Hulása: Beşeriyetin ve sair hayvanåtın teşkil
ettikleri silsilelerin mebdei, en başta bir babada kesildiği gibi; en nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir. Evet, şuûrsuz, ihtiyårsız, camid, basit olan esbåb-ı tabiiyenin, bütün akılları hayrette bırakan o envå silsilelerinin icadına kabiliyeti olduğu, daire-i imkândan håriçtir. Ve kezå, kudret mucizelerinden birer naks-1 garib ve birer san'at-t acib taşıyan o envåın ihtivä ettikleri efradın da, ihtira'larını ve yaradılışlarını o esbába isnåd etmek, yalnız bir muhalin değil, muhalâtın en huråfesidir. Binäenaleyh, o silsileleri teşkil eden envå ile efradı, hudüs ve imkân lisânıyla Häliklarının vücüb-u vücüduna kat'i bir şehadetle şehådet ediyorlar.
Sual: Bütün silsilelerin Hälik'ın vücüb-u vüců-duna kat'i şehadetleri göz önünde olduğu halde, bazı insanların madde ile, maddenin hareketinin ezeliyeti cihetine zahib olmakla dalâlete düştüklerinin esbabı nedendir?
21-22
YanıtlaSilÇünki bütün envä', imkândan vücüb dairesine çıkma mışlardır. Ve teselsülün de bâtıl olduğu meydandadu Ve alemde görünen şu tagayyür ve tebeddul ile bir kısım eşyanın hudûsu, yani yeni vücuda geldığı göz ile gorunuyor. Kezá bir kısmının da hudusu, zaruret-akliye ile såbittir. Demek hiçbir şeyin ezeliyeti cihetine gidilemez.
Ve kezå, ilmü'l-hayvânât ve ilmü'n-nebåtåtta isbat edildiği gibi, envâın sayısı iki yüz bine båliğdır. Bu nev'ler için birer evvel-ådem ve birer evvel-baba lâzımdır. Bu eyyel-babaların ve ademlerin daire-i vücûbda olmayıp, ancak mümkinâttan olduklarına nazaran, behemehál våsıtasız, kudret-i İlâhiyeden vücüda geldikleri zarûridir. Çünki bu nev'lerin teselsülü, yani sonsuz uzanıp gitmeleri bâtıldır. Ve kezá, bazı nev'lerin başka nev'lerden husûle gelmeleri teveh-hümü de bâtıldır. Çünki iki nev'den doğan nev', alelekser ya akimdir veya nesli inkıtáa uğrar. Öyle olan nev', tenåsül ile bir silsilenin başı olamaz.
Hulâsa: Beşeriyetin ve sair hayvanátın teşkil ettikleri silsilelerin mebdei, en başta bir babada kesildiği gibi; en nihâyeti de son bir oğulda kesilip bitecektir. Evet, şuûrsuz, ihtiyârsız, câmid, basit olan esbâb-ı tabiiyenin, bütün akılları hayrette bırakan o envå silsilelerinin îcâdına kabiliyeti olduğu, däire-i imkândan håriçtir. Ve kezâ, kudret mu'cizelerinden birer nakş-1 garib ve birer san'at-ı acib taşıyan o envâın ihtivă ettikleri efradın da, ihtiraʻlarını ve yaradılışlarını o esbâba isnåd etmek, yalnız bir muhâlin değil, muhâlâtın en huråfesidir. Binâenaleyh, o silsileleri teşkil eden envå ile efradı, hudûs ve imkân lisânıyla Hâliklarının vücûb-u vücüduna kat'i bir şehadetle şehadet ediyorlar.
r
Sual: Bütün silsilelerin Hälik'ın vücûb-u vücû-duna kat'i şehadetleri göz önünde olduğu halde, bazı insanların madde ile, maddenin hareketinin ezeliyeti cihetine zahib olmakla dalālete düştüklerinin esbåbı nedendir?
150
YanıtlaSil4813 Dillerinde yiğitlik olanlar, çokluk korkaktir
4814 Doğduğumuzda bir şey getirmiyoruz, ölduğümüzde de bir şey götürmeyeceği
4815 Doğru duruyorsan, gölgen eğri diye üzülmet
4816 Dostluk bir şemsiyeye benzer, insan onu ancak koto havalarda ister
4817. Dostunun alınındakı sineği baltayla vurmaya kalkışma
4818 Dökülmüş suyu toplamak zordur
4819. Duvar örtüldükten sonra, duvarcı unutulur
4820. Duyarım, unuturum, görürüm, anımsarım, yaparım, anlarım
4821 Duydum, gördüm denli geçerli değildir.
4822 Duygusuz bir koca, karısından korkar, akıllı bir kadın, kocasını sayar.
4823. Dükkan açmak kolaydır, zor olan, onu açık tutmaktır.
4824. Dünya engin bir deniz, insanların yüreği bu denizin kıyısıdır.
4825. Dünyada her şeyin kendine göre bir güzelliği var, ama her göz bunu göremez.
4826. Dünyada kusursuz iki insan var biri ölmüştür, öbürü de daha doğmamış.
4827. Dünyada mahkemeden, ölünce cehennemden sakın!
4828. Dünyada seven ana-baba çoktur, ama seven çocuk yoktur.
4829. Düşmandan izini gizlemek istersen, karda yürüme!
4830. Düşmanın cesareti, sana onur verir.
4831. Düşmanını bilmeyen, tehlikeleri görmeyen ulus, kolayca düşer.
4832. Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer.
4833. Düşünmeden öğrenmek, boş yere zahmet etmektir; öğrenmeden düşünmekse, tehlikelidir.
4834. Eğilmen gerekirse, iyice değil.
4835. Eğri ağaç, bahçıvan eli ister.
4836. Ekmek resmi çizmekle, açın karnını doyuramazsın.
4837. Eksilmeyen tek zevk varsa, iyilik yapmak zevkidir.
4838. Elden kaçan balık, her zaman iridir.
4839. Elmaslara benzeyen kadınlar, yalnız kitaplarda vardır.
4840. En güzel güller, bazen çöplüklerde açar.
4841. En güzel yarınki gün bile, bize dünkü günü geri getirmez.
4842. En iyi kedi, fare yakalayan kedidir.
4843. En kötü adamlar, çokluk bize ders verirler.
4844. En solgun mürekkep, en güçlü bellekten daha iyidir.
4845. En yüksek kulenin de temeli topraktadır.
4846. Erdem yolunda on yıl dolaşmak azdır, kötülük yolunda bir gün yürümek çoktur.
4847. Erdeme giden kapıyı açmak zordur.
158
YanıtlaSil4778. Bütün ırmaklar denize akar, ama deniz taşmaz.
4779. Bütün insanlar yanlış yapar, bütün atlar sendeler.
4780. Bütün isteklerimiz yerine gelseydi, birçok zevkten, yoksun kalırdık.
4781. Bütün yaşamı boyunca bağlanmış bir köpek, av için yaramaz.
4782. Büyük insanların güçleri, zayıf insanların istekleri vardır.
4783. Büyük kår, büyük çekince taşır.
4784. Büyük rezaleti küçült, küçüğünü hiçe indir.
4785. Cennetin aydınlık yolunda in-cin top oynar, cehennenin karanlık yolu adam almıyor
4786. Cepten biraz para çıkmazsa, çok para içeri girmez.
4787. Cezadan sakınmanın tek yolu, ondan korkmaktır.
4788. Çalışkan olmak için üç yıl gerekirse, tembel olmak için yalnızca üç gün yeterlidir.
4789. Çeviri kadın gibidir: Güzeli sadık olmaz, çirkini tatsız olur.
4790. Çiçeği herkes sever, önemli olan yaprağı sevmektir.
4791. Çin Seddi'ni görmeyen (ya da: Çin Seddi'ne varmayan) yiğit olamaz.
4792. Çirkin bir karı ile aptal hizmetçiler, bulunmaz haznelerdir.
4793. Çocuğu şımartmak, onu öldürmek, demektir.
4794. Çocuk varsa, sıkıntı vardır; çocuk yoksa, gerçek mutluluk da yoktur.
4795. Çocuklarınla torunların becerikliyse, paraya ne gerek var? Beceriksizse, para neyi değiştirir?
4796. Çok konuşan, çok yanılır.
4797. Çok konuşan, her zaman söylenmemesi gereken bir şeyler söyler.
4798. Çok varlıklı adam, giyiminde dikkatsiz olur.
4799. Dağın tepesine hangi yoldan çıkarsan çık, görünüm hep aynıdır.
4800. Dağın yüksek olduğu yerde ırmaklar derindir.
4801. Dar yolda kalmaktan sakının.
4802. Dava açmak, bir kedi elde etmek için koca bir ineği yitirmek, demektir.
4803. Davranışın açıklamadığı ruh gizleri yoktur.
4804. Dayanışma, bir evin hazinesidir.
4805. Değişim rüzgârları esince, aptallar duvar örer; akıllılarsa yel değirmeni üretir.
4806. Deniz kıyısında uzun süre duranların ayakkapları ıslak olur.
4807. Denizler engindir, ama gemiler yine de çarpışır.
4808. Dereden su içerken, kaynağı anımsa.
4809. Devletin yücelmesinde de, düşmesinde de herkesin sorumluluğu vardır.
4810. Dışarı çıkarken havaya, içeri girerken insanların yüzüne bak.
4811. Dik durursan, gölgem eğri, diye korkma.
4812. Dil, keskin bıçak gibi, kan dökmeden öldürür.
hüsn-ü temasül
YanıtlaSil386
hüsnü temasül حسن تمائل : birbirine tam denklik, birbirine kusursuz benzerlik, söyle-yenle dinleyen arasında tutarlılık
hüsnü teläkki حسن تلقى : iyi karşılama, iyi ola-rak görme
hüsn-ü teläkki ve kabul حسن تلقی و قبول : iyi ola rak görüp ve kabul etme
hüsnü tenasüb حسن تناسب : tam uygunluk
hüsnü terbiye حسن تربيه : guzel ve iyi terbiye
hüsnü tesadüf حسن تصادف : güzel tesadüf (ras-lantı)
hüsnü te'sir حسن تأثير : iyi etki, olumlu etki
hüsnü teveccüh حسن توجه : saygı ve takdirle. karşılama, iyi karşılama, ilgi gösterme
hüsnü vifak حسن وفاق : tam uyuşma ve anlaş-ma
hüsnü Yusuf حسن يوسف : karanfilgillerden gü-zel, çiçekli bir süs bitkisi (Hz. Yusuf'un güzel-liğini hatırlatan çiçek)
hüsnü zan حسن طن : bir kimse veya şey hak-kında iyi kanaat taşıma, iyi düşünce ve kana-at sahibi olma
hüsnü zati حسن ذاتی : zâti güzellik, bir varlığın kendi öz varlığına mahsus güzellik
hüsnü zînet حسن زينت : güzel süs
hüsna 1 : حسنى.en güzel, çok güzel 2.iyi iş, iyi hareket 3.iyi özellik
hüsnü cemal حسن و جمال : güzellik
hüsnü ihsan حسن و إحسان : güzellik ve iyilik
Hüsnü Bayram 15: حسن بایرام Şubat 1935, Saf-ranbolu doğumludur.
Babası merhum Hıfzı Ağabey, hem Üstad'ın talebesi hem Afyon Medrese-i Yusufiyesinde hapishane arkadaşıdır. Annesi Fatma Hanım da Nur hizmetinde muhterem babasını yal-nız bırakmamıştır.
Kendisi masum bir yaşta yani yedi yaşında, anne babası ve kardeşiyle ailece bir medre-se-i Nuriye olan hanelerinde Nurları yaza-rak, neşrederek hizmete başlamış, 13 yaşında iken kardeşi Yılmaz Ağabey ile beraber Emir-dağ'da Üstad'ı ziyaret etmiş, duasını almış, iltifatına mazhar olmuştur. 15 yaşına geldi-ğinde Üstad'ın bizzat hizmetinde bulunmaya başlamış; 1950'den 1960'a kadar, Üstad'ın en yakınında hizmetinde bulunmuş; en son se-yahatlerinde ve Urfa yolcuğunda Üstad'a re-
388
YanıtlaSilfakat etmiş; vefatı vaktinde de Üstad'ın hiz metini ifa ederek son nefesine kadar yanında bulunmuştur.
Hemen hemen bütün vasiyetnamelerde ismi geçen ve çok ehemmiyetli mes'uliyete muha-tab olmuş bir talebesidir.
1952-1953 senelerinde Urfa'da Zübeyr ve Abdullah Ağabeylerle beraber tutuklanmış, oradan da Isparta Hapishanesine sevk edil kahramancıklarının oranın savcılarını sustu-mişlerdir. Nur Çeşmesi'nin ahirinde "Urfa ran müdafaalarıdır" başlığı altında diğer ağa-
Hüsnü Bayram, şimdi İstanbul'da ikamet et-beylerle beraber müdafaası neşrolunmuştur. mektedir.
hüsran 1 خسران.zarar, ziyan, kayıp 2.acı, hü-sün, hayal kırıklığı
hüsran-ı İslam خسران إسلام : İslam dünyasının acısı ve kaybı, zararı
Hüsrev (Ahmet) Altınbaşak خسرو احمد : Teva
fuklu Kur'ân-ı Kerîm'in katibi Ahmed Husrev Efendi, 1899 yılında Isparta'nın Senirce kö-yünde dünyaya geldi. Henüz İdâdîyi bitire-meden askere alınan Husrev Efendi, İstiklal Harbi'ne teğmen rütbesiyle katıldı. Batı Cep-hesi'nin Yunanlılarla yapılan çetin muhare-beleri esnasında Manisa civarında esir düştü.
Bir buçuk yıllık esåret hayatından sonra memleketine dönen Husrev Efendi, 1931 se-nesinde Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri ve Nur Risaleleriyle ile tanıştı. Bundan sonra bütün hayatını, iman ve Kur'ân hizmetine, vakfetti.
Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte 1935'te Eskişehir, 1943'de Denizli ve 1948'de Afyon'da yargılandı ve yıllar boyu memleket hapisha-neleri, onların çilehaneleri oldu.
1941'de, İkinci Dünya Savaşı sırasında ihtiyat subayı olarak tekrar askere alındı. Fethiye'de îfå ettiği, yaklaşık bir buçuk sene süren bu ikinci askerlik vazifesinden üsteğmen rütbe-siyle terhis edildi.
Bediüzzaman Hazretlerinin vefatından son-ra 1963'te Isparta'da, 1971'de Eskişehir'de yargılandı ve zindanlarda yattı.
1971 muhtırasından sonra, 72 yaşında mah-kemeye verilip, o günkü sıkıyönetim mahke-melerinde 7 yıl hüküm giydi.
1977 Ağustos'unun 20'sinde, mübarek bir
hüsün
YanıtlaSil389
Hz.
kavuştu. Cenazesi Isparta kabristanina def-nedildi. Rahmetullahi Aleyh.
hüsün حسن : )bak. hüsn(
zelliğe tutkun hüsün-perest حسنپرست : güzelliğe düşkün, gü
hüsünperver حسن پرور : güzelliği seven, güzel-liğe değer veren
hüşdär (huşdar( هو شدار : akıllı uyanık, aklı ba-şında
hüşyar هوشیار : akıllı uyanık, aklı başında
hüvallah هو الله : sadece o Allahtır (c.c.(
have 0 : هوüncü tek şahıs(
Huve هو : )Allah c.c.(
hüved daim هو الدائم : devamlı var olan ancak O'dur (Allah'tır c.c.)
hüvel baki هو الباقي : ebedi ve ölümsüz olan an-cak O'dur (Allah'tır c.c.)
hüve-l ezeliyy-ül ebedi هو الأزلى الأبدى : ezeli ve ebedi olan ancak O'dur (Allah'tır c.c.)
Hüve-l Hak هو الحق : tam ve sonsuz, gerçek an-cak O'dur (Allah'tır c.c.)
hüve Ahsen هو أحسن : o daha güzeldir. en gü-zeldir
hüve hakk(un( هو حق : o da haktır. o da bir hak-tır, doğrudur
hüve hasen (ün( هو حسن : o da güzeldir
hüve - hüvesine هو هوسته : tam tamına eksik siz
hüvel Ahsen هو الأحسن : sadece ve yalnız en güzeli O'dur
hüvel Mabud هو المعبود : ibadete layk olan O'dur (Allah'tır c.c.)
Hüve-l Mahbub هو المحبوب : sevilen ancak O'dur
Hüve-1 Maksud هو المقصود : gaye edinilecek an-cak O'dur (Allah'tır c.c.)
Hüvel Matlub هو المطلوب : istenmeye değer da ancak O'dur (Allah'tır)
Hüve-s Sermedi هو السرمدى : ebedi ölümsüz, devamlı ancak O'dur (Allah'tır c.c.)
hüveyda هويدا : apaçık, belirli ortada
hüveyda-nüma هویدانما : apaçık görünme
hüveynat حوينات : )bak. huveynat(
hüviyet 1 هويت.bir varlığın ne olduğunu be-
lirten temel özellik 2.öz, temel, esas 3.kimlik
hüviyet-i maddiye هویت ماذبه : madde bakımın-dan ne ve nasıl olduğunu gösteren özellik
varlıkların manevi dünyada meleklerce alınıp hüviyet-i misaliye هویت مثاليه : bu dünyadaki saklanan canlı kayıtlardaki kimlik, yani ne ve nasıl olduklarını gösterir özellik
hüviyet-i Suriye هویت صوريه : sekil ve görünüşçe ne ve nasıl olduğunu gösteren özellik
hüviyet-i şahsiye هویت شخصه şahıs olarak kim ve neci olduğunu belirten temel vasıf (nitelik)
hüviyet-i zilliye هویت طلبه : bir varlığın gölge veya görüntüsüyle belirlenen ne ve nasıl ol-duğunu gösteren özelliği
hüzn حزن : hüzün, gönül üzgünlüğü, kader,
üzüntü tasa, gam, sıkıntı
hüznü gam حزن غم : üzüntü ve keder
hüznü gurubi حزن غروبی gözden trak kalmak-
tan (ayrılıktan) ileri gelen üzüntü
hüznü elim حزن أليم : acıklı üzüntü
hüznü Kur'ani حزن قرآنی : Kur'an okunduğu za-man duyulan ve sevilenlerden uzak kalmak-tan duyulan üzüntü
hüzn-ü masumane ve mazlumane حزن معصومانه و مظلومانه : günahsız şekilde haksızlığa uğra-mışlıktan gelen üzüntü
sevilenlerden hüzn-ü müştakane حزن مشتاقانه uzak kalmışlık ve onlara duyulan özlemden gelen üzüntü, özlemli üzüntü
hüznü yetimi حزن یتیمی : kimsesizlik ve sahip-sizliğin verdiği üzüntü ve acı
hüzün حزن : )bak. hüzn(
hüzün-alad حزن آلود : üzüntüye, kedere karış-miş
hüzün - engiz حزن انگیز : hüzün verici, keder ve üzüntü toplayıcı
hüzün-engizane حزن انگیزانه : hüzün verici tarz-
hüzüngah حزنگاه : üzüntü çekilen yer; üzüntü duyulan yer
hüzünlü حزنی : kederli, gamlı, üzüntülü
Hz حضرت : "hazret" kelimesinin kısaltılmış şekli. saygı ifadesi olarak özel isimlerle birlikte kullanılır.
...
390
YanıtlaSilI
emzikli kap
bikirik, su koymaya yarayan kullur
shmak ايخمل : )deve) çökmek
Güney komşularımızdan bir ulkesi. Birinci Dunya Savasına kadar Os manlı Devletine bağlı idi. Bu savaştan son-ra Milletler Cemiyeti kararıyla İngiltere'nin mandasına (himayesine) verildi (1920) daha sonra (1932) bağımsız bir devlet şeklini aldı. Başkenti Bağdat'tır. ve Fırat nehirleri Batat Bada Diorfezine ulaşır. Bu iki nehir arası ve civarındaki toprak tarihe Me-zopotamya olarak geçmiştir. "Mezopotamya" iki nehir arası demektir
rak عراق : uzak 2 asıllar, temeller, kökler
traka veya iraka اراقه وبا إراقة : dökmek, akıtmak
raka-i dem ارائه دم : kan dökmek, kan akıtmak (insan öldürmek)
irk 1 : عرق.canlılar dünyasında bir tür içinde yer alan ve bazı biyolojik özellikler bakımın-dan farlılıkları sebebiyle diğerlerinden ayırt edilebilen türün bir alt bölümü 2.renk ve bazı beden özellikleri bakımından diğerlerinden ayırt edilebilen insanlardan meydana gelmiş insan türünün bir alt bölümü. İnsanlar siyah, beyaz, zenci, Avusturalya ırkı gibi genel ola-rak bazı ırklara ayrılıyorsa da daha ayrıntılı özellikler bakımından milletleri ve insan top luluklarını çok sayıda ırklara ayırma çalışma ları bilim açısından kesinlik kazanmamıştır. Çünkü tarih boyunca insan ırkları, evlilik yo-luyla birbirine karışmıştır. İslâm dini, insan-ların ırklarından dolayı üstün veya aşağı sa-yılmasını doğru kabul etmez 3.kök, asıl sülale
rkçı عرقجی : ırklar arasında üstünlük derecele-
ri bulunduğunu kabul eden ve kendi ırkının diğerlerinden üstün olduğuna inanan ve sa-vunan veya ırkları sebebiyle insanlar arasın-da ayrıcalık gözeten kimse
rkçılık عرقجيلق : insan ırkları arasında üstün lük dereceleri bulunduğunu savunan görüş
rki عرقی : ırkla ilgili, ırka ait
rmak ارماق : nehirden küçük akarsu
namus, seref, haysiyet 2.iffet, cin siyeti bakımından şeref ve dokunulmazlık
isfirar اصفرار : sararmak
Arabiskat 1: اسقاط.düşürme 2.düşürülme 3.geçer.
siz hale getirme 4. silme 5 ölenin gunahının silinmesi için sadaka verme (iskat etmek: du-şurmek)
islah اصلاح : duzeltme, iyileştirme, kusurlan gi
derme
islah alem de dünyanın düzeltilmesi, toplumdaki kötülüklerin kaldırılıp iyiliklerin
getirilmesi islah hal اصلاح حال : halini düzeltme, durumu-
nu ve davranışını düzeltme
islahi nefs اصلاح نفس : nefsini kendini) dü. zeltme, kötü davranış ve alışkanlıklarını bı-
rakıp iyi hale gelme
Islahat 1 : اصلاحات.düzeltme çalışmaları, dü-zenlemeler, iyileştirmeler, kusurlu halleri dü-zeltme çalışmaları 2.düzelmeler, iyileşmeler 3.Osmanlılarda yenilik hareketleri; yenileş-
me çalışmaları
ıslahati اصلاحاتی : islahat yapan, toplumda bozuk hayat şeklinin düzeltilmesi için çalışan 2.toplumdaki bozuklukları, düzeltmeye çalı-şan
islahhane اصلاح خانه : islahevi; suçluları (suçlu çocukları) düzeltmek ve yeniden iyi bir insan haline getirmek amaciyle çalışan kuruluş
Isparta اسپارطه : Akdeniz bölgesi göller yöre-sinde yer alan bir ilimizdir. Konya, Antalya, Burdur ve Afyonkarahisar illeriyle çevrilidir. nüfusu 514.379'dur. Gül yağı ve halılarıyla ta-Yüzölçümü 8.933 km2'dir. 2002 sayımına göre nınmıştır.
Bediüzzaman Said Nursî, 1926 senesinde ilk önce Burdur'a, ardından da Isparta'nın bir sekiz sene burada ikamete mecbur bırakıldı nahiyesi olan Barla'ya sürgün edildi. Yaklaşık 1934'de Barla'dan Isparta'nın merkezine geti-rildi ve dokuz ay da burada tutuldu.
Bediüzzaman 1935'de Eskişehir Ağır Ceza
star
YanıtlaSil391 Mahkemesinde yargılandı. Yüzü aşkın Risa leden yalnız Tesettür Risalesi'nden (Yirmi Dördüncu Lem'a) dolayı açılan dava sonra sında buradan alınarak Eskişehir Hapishane-sine gönderildi.
Üstad Bediüzzaman, buradaki dokuz aylık goz hapsi sırasında Lem'alar adlı eserindeki 19, 20, 21, 22, 24, 25 ve 26. Lem'a'yı telif etti.
Risale-i Nur'un ilk telif yeri olması ve tale belerinin büyük bir şevkle bunları çoğaltıp yayma gayretlerinden dolayı Isparta, Üstad Bediuzzaman'ın nazarında ayrı bir yere sa-hiptir. "Gül ve Nur fabrikası kahramanları, Isparta kahramanları" şeklinde isimlendir diği buradaki talebeleri Risale-i Nur'a büyük bir ciddiyet ve cesaretle hizmet etmişlerdir.
Eserlerinde üç cihette Ispartalı olduğunu belirten Ustad Bediuzzaman, bir cihette bu talebelerinin hatırı için İspartalı olduğunu, Isparta'yı taşıyla toprağıyla sevdiğini ifade etmiş, bu gerçek kardeşleri uğruna kendisini dahi feda edebileceğini söylemiştir.
israr 1 : اصرار.usteleme, bir iş veya konu, üze-rinde önemle durma 2.kararlılık, direnme, isteğinden dönmeme
is veya ss : 1.efendi 2.sahip 3.imar, bayın dır
15512 1 : امر.sahipsiz, boş, tenha 2.imar edil-memiş, terkedilmiş
issızlık اصزلق : assız olma hali, tenhalık, kim-
senin bulunmaması hali
istifa اصطفاء : seçme, ayıklama, ayırma, saf-laştırma 2.seçilme, ayıklanma, saf hale gelme
istifagerde اصطفا گرده : seçilmiş olan, seçilen
Istilah اصطلاح : tabir, deyim, terim; belli mes-lek, iş, san'at ve ilim dalları ile ilgili olarak özel manada kullanılan söz, kelime
Istilahat اصطلاحات : istilahlar deyimler (bak.
ıstılah)
Istilahat-ı şer'iye اصطلاحات شرعیه : şerî istilah lar, şeriat (din) ile ilgili deyimler, terimler
Istilahen اصطلاحاً : istilah olarak, deyim olarak, ilimde özel bir månası taşıyan deyim olarak
izrar-ı nas
Istilahi اصطلاحی : istilahla ilgili, özel deyim şek linde kullanılan
tlak اطلاق : snırlamama, serbest bırakma 2.serbestlik, kayıtsızlık, sınırsızlık, sonsuz luk 3.belirlememe, belirli hale getirmeme 4.isim olarak verme, isim koyma, adlandır ma, isimlendirme 5 evlilik; eşini boşama 6 cezadan kurtarma, af etme
tlak ruh اطلاق روح : ruhun maddi şartlardan ve bağlardan kurtuluşu ruhun serbest kalışı
itlak hakiki اطلاق حقیقی : gerçek sınırsızlık,
gerçek kayıt ve şartlardan bağımsızlık
itlakat 1: اطلاقات.adlandırmalar, isimlendir meler, isim koymalar 2.belirsiz bırakmalar, belirsizlikler
ittila اطلاع : haber sahibi olma, bilme, bilgisi
bulunma
ittila tam اطلاع تام : tam attila, tam bilgi sahibi
olma, tam bilme
attirad 1 : اطراد.duzenlilik 2.düzenli şekilde
ardarda birbirini izleme 3.yeknesaklık, tek biçimlilik, aynı şeylerin tekrarı, biteviyelik, monotonluk
ızdırab (veya iztirab اضطراب :a; azab, elem,
sıkıntı, üzüntü
000
Izdırabat اضطرابات : iztirablar, acılar, azablar, elemler, sıkıntılar.
ızdırabat-ı ruhiye اضطرابات روحیه : ruhi (ruhsal
sıkıntılar
izdirabli اضطرابلی : sıkıntılı acı çeken
ızdırabsız اضطرابز : sıkıntısız, acısız, elemsiz
izdirar اضطرار : ztirar caresizlik, mecbur olma, mecburiyet, çok zor durumda kalma, zorun-luluk; büyük ihtiyaç içinde olma
izdıraren اضطرارا : mecburen, mecbur kalma halinde, çaresiz olarak, zorda kalarak, ister istemez
zdırari اضطراری : mecbur kalarak yapılan, zor durumda kalarak yapılan, zorunlu
izrar إضرار : zarar verme, zarara uğratma
izrar-inas إضرار ناس : insanlara zarar verme
ชาร
YanıtlaSilResûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem
buyurdular: "Şaban ayı, Receb ile Ramazan ayları arasında insanların kendisinden gaflet ettikleri bir aydır. Bu ay, amellerin, âlemlerin Rabb'ine arz edildiği bir aydır. Ben de amellerimin, oruçlu iken arz edilmesini isterim. (Bu sebeple bu ayda oruç
tutmayı severim)." (Müsned-i Ahmed)
Hicrí: 1 ŞABAN 1447 - Rûmî: 7 Kânûn-i Sânî 1441 - Kasım 74
İSTANBUL
İmsak.
6.32
Sabah
6.52
Güneş
..........
8.16
Öğle
13.25
İkindi.
15.57
Akşam.
18.15
Yatsı.......
19.47
20
OCAK
2026
Salı
Kıble S.........
11.24
Ay Doğuş...
9.31
Ay Batış.....
19.49
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.16
6.36
7.57
13.10
15.44 18.02
19.33
11.44
Bartın
Bilecik 6.27 6.47 8.09
13.21
6.20
6.40
8.04
13.12
15.41
18.00
19.33
11.46
15.55
18.13
19.45
11.27
Bolu
6.21
6.41
8.04
13.14
15.47
18.05
19.37 11.40
Çankırı
6.14
6.34
7.57
13.07
15.39
17.57
19.29
11.51
15.34
17.52
19.24
12.00
Çorum
6.08
6.28 7.51
13.01
Düzce
6.24
6.44
8.07
13.16
15.48
18.06
19.39
11.37
Eskişehir
6.25
6.45
8.07
13.19
15.54
18.12
19.43
11.29
Karabük
6.18
6.38
8.01
13.10
15.41
18.00
19.33
11.47
Kastamonu
6.13
6.33
7.57
13.06
15.36
17.55
19.28
11.54
Kırıkkale
6.13
6.33
7.55
13.07
15.41
17.59
19.30
11.49
Zonguldak
6.21
6.41
8.06
13.14
15.44
18.03
19.36
11.43
Sultan Birinci Mustafa Han'ın vefatı (1639) - Osmanlı-İsveç
Müdafaa Antlaşması'nın imzalanması (1740)
Gün: 20 Hafta: 4.1. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
SABANTSER
YanıtlaSilResülullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Hazret-i Aişe radıyallahü anha Validemize, "(Nâfile oruçlardan) bana en sevimli olan oruç, Şaban ayındakidir. Yâ Aişe! O, öyle bir aydır ki sene içinde vefat edeceklerin isimleri, bu ayda ölüm meleğine verilir. Ben de ismimin, oruçlu iken yazılıp verilmesini severim." buyurdular.
Ümmü Seleme radıyallâhü anhâ Vâlidemiz, "Resûlullah (s.a.v.), Ramazan ayından sonra hiçbir ayda Şaban ayındaki kadar çok oruç tutmamıştır" buyurmuşlardır.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Receb-i şerîf, Allâhü Teâlâ'nın ayı; Şâbân-ı şerîf, benim ayım; Ramazan-ı şerîf, ümmetimin ayıdır. Şâbân-ı şerîf, günahlara keffâret (bağışlanmasına sebep) olan aydır; Ramazan-ı şerîf ise, günahları temizleyen aydır."
Şâbân-ı şerîf ayı, hayır kapılarının açıldığı, bereketin indirildiği, hataların terk edildiği, günahların bağışlandığı bir aydır. Bu ayda, yaratılmışların en hayırlısı olan Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem'e çokça salevât getirmek lazımdır.
Müminlerin, bu ayda gaflete düşmeyip geçmişte işledikleri günahlardan dolayı tevbe etmeleri, bu vesile ile temizlenerek Ramazân-ı şerîf ayına hazırlanmaları gerekir. Bu ayda, Allâhü Teâlâ'ya yalvarıp yakarmalı, Sevgili Peygamber Efendimizi vesile kılarak Hazret-i Allah'ın rahmetine yaklaşmaya çalışmalıdır. Bunları "Sonra yaparım" diyerek tehir etmemelidir. Zira dünya, üç günden ibarettir:
Biri dündür, geçmiştir; ibret alınacak gündür. Diğeri bugündür, amel etme günüdür; ganimet bilip değerlendirmelidir. Diğeri de yarındır ki bu bir ümittir; yarına çıkıp çıkamayacağını bilemezsin. Aylar da böyledir. Receb-i şerîf ayı geçmiştir, tekrar dönmez. Ramazân-ı şerîf ayı gelecektir, fakat ona kavuşup kavuşamayacağını bilemezsin. Bu sebeple, içerisinde bulunduğumuz Şâbân-ı şerîf ayını ve bu ayda ibadet etmeyi ganimet bilmek icap eder.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
1848 - Fransa'da "İkinci Cumhuriyet" ilan edildi.
- 2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Said Özdemir vefat etti.
26
CUMARTESİ
SATURDAY
ŞUBAT
ວ
Pt
Kabir, zulümatlı bir kuyu ağzı değil; nuraniyetli âlemlerin kapısıdır.
Sözler
Imcak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
03
10
17
2
BİR AYET
Şeytan sizi fakirlikle
korkutur ve size cimriliği
telkin eder.
Bakara Suresi: 268
BİR HADİS
Kişiye yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter!
OCAK
Pt Sa Ça
02 03
09
10
16 17
23 24
30 3
FEBRUARY
NISA
HICRÎ: 25 RECEB 1443 - RUMI: 13 ŞUBAT 1437
KASIM: 111-GÜN: 57 KALAN: 308 - GÜN UZA.: 2 DK
TRAVEL
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
- 1397-Sofya'nın
Osmanlılar tarafından fethi.
1946-UNESCO'nun
kuruluşu.
1981 - YÖK kanunu kabul
edildi.
4
PAZARTESİ
MONDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
0, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Onun eşi olamazken oğlu nasıl olur?
En'am Suresi: 101
BİR HADİS
İstikamet üzere olunuz. Siz bunun sevabını saymakla bitiremezsiniz.
İbni Mâce, Tahare: 4
Eğer dünyadan zevâl ve ölümü ve insandan acz ve fakrı kaldırmaya iktidarınız varsa, pekâlâ, dini de terk ediniz, şeâiri de kaldırınız. Ve illâ, dilinizi kesin, konuşmayınız! Mesnevî-i Nûriye
HİCRİ: 2 C.EVVEL 1446 - RUMI: 22 T. EVVEL 1440
HIZIR: 183-GÜN: 309 KALAN: 57 - GÜN. KIS.: 2 DK
TARINT
YanıtlaSil-1517-Martin Luther Protestanlığı ilan etti.
-1831-İlk Osmanlı resmî gazetesi Takvim-i Vekayi yayına başladı.
1919 - Sütçü İmam, Kahramanmaraş'ta Fransız işgalcilere ilk kurşunu attı.
EKİM
31
CUMA
91447
C.EVVEL
RUMI: 18 T.EVVEL 1441 HIZIR: 179
Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda
toplayacaktır.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Düşün, sen ne kırmızı tenli, ne de siyah tenliden daha üstün değilsin. Ancak takvan ile üstün gelebilirsin.
C. Sağir, No: 1489
Uyanmış, insaniyeti tatmış, müstakbele ve ebede namzet olmuş adam dinsiz yaşayamaz.
Tarihçe-i Hayat
Imsak Günes Öğle İkindi
Akşam Yatsı
Imsak Günes
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
007 10
10.44 15 41
18.0R
19 24
AHMET AKGÜL KİMDİR?
YanıtlaSilAraştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır.
2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul'da aylık olarak yayınlanan "Milli Çözüm" Dergisini çıkarmaya başlarmıştır.
Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamıştır ve kırk yıldır bu duyarlı ve tutarlı tavrını bırakmamıştır.
İnancımız ve ihtiyacımız olan, evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, "Demokrasi, Laiklik ve özgür-lükler" gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeni-den şekillenmesi... Ve Türkiye'nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine ön-cülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.
Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorum-layan Sayın Akgül, yaklaşık 30 yıldır Türkiye'mizin her yerinde, Avrupa'da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.
Çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış otuz dört kitabı bulunan yazar, evli ve beş çocuk babasıdır.
Yazarın yayınlanmış bazı eserleri: "İslam Davası" ve Cihadın Manası, Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya, Mesaj ve Metot. (İletişim ve İşbirliği Sanatı), Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi, Siyaset Strateji ve Siyonizm, Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi, Din Devlet Demokrasi, İnsanın Yozlaşması, Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız, Ah-u Figanım (Şiir Kitabı), Bizim Atatürk, Din Dengedir, İslam İlericiliktir, Cumhuriyet Türkiyesinde Nifak Hareketleri, Zafer Müjdeleri, Terör - Masonluk ve Mafia Medeniyeti, Tarikat Terbiyesi, Kur'ani Kavramlar ve Yorumlar, Dış Politikamız. (2 Cilt), Refah Yol'la Rantiye Savaşı, Cezaevinde Yazdıklarım, Ruhlar, Sırlar ve Uzaylılar, Milli Siyasette Kirli Hesaplar - 1 "AKP ve Akıbeti", Milli Siyasette Kirli Hesaplar 2 "Milli Siyasette Marazlılar", Hikmet Çiçekleri (Şiir Kitabı), Dünya Dönüşüme Hazırlanıyo, Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı, Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler, Bizden Söylemesi -1 "AKP İntihara Gidiyor", Bizden Söylemesi - 2 "Türkiye Uçuruma sürük-leniyor", Bir Devrim Yaşanıyor, Başörtüsünün İnkârı ve İstismarı, Ergenekon Senaryosu, 'At Değiştirme Operasyonu mu?", "Küresel Fesatçıklık ve Fetullahcılık", "Osmanlıdan Cumhuriyete Kripto Yahudiler"
KÜRESEL FESATÇILIK ve
YanıtlaSilFetullahcılık
Ahmet AKGÜL
Togan
478
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT GERHİ
Bazı nüshalarda cem edati lle RAHMETLER olarak geçmiş. tir. Ancak çoğunda üstteki gibidir.
Muhammed'e ve Muhammed'in Aline bereket ihsan eyle; o ka dar ki, bereketten yana, ona verilmedik hiç bir şey kalmasın.
Bu cümlenin, kısaca, şerhi şöyledir:
Nebilere, resullere, mukarreb meleklere, seçilmiş makbul kullara verilen bereket, devamlı nimet, artan lütuf ve keremden yana hiç bir şey kalmasın; illa Resulüllah S.A. efendimize ve onun åline, tabline ve ümmetine olsun.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
BEREKET.
Lafzı, bazı nüshalarda BEREKETLER. olarak, cem edatı ile gelmiştir.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline selâmet ihsan eyle; o kadar ki, selâmetten yana, onlara verilmedik hiç bir şey kalmaya..
Resulüllah S.A. efendimiz ve ona tabi olan ål için temenni edilen selamet şu manayadır: Tüm ayıplardan ve her türlü kötülükten sela-met bulmak.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Kendi özlerinde bulunan ayıplardan, düşük vasıflardan, nefsani rezaletlerden yana berat, dünya ve Ahiret kötülüklerinden selamet babında hiç bir şey kalmasın; illa onları Resulüllah S.A. efendimize ve All sayılan tabilerine ve ümmetine ihsan eyle.
Bu salavatı, Ata'dan naklen Cübür Rh. rivayet etmiş ve şöyle de-miştir:
Akşam, sabah üçer kere okuyanlara, çok faydası vardır.
ON DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey mukaddes zat, cemal ve celâl sıfatlarını özünde toplayan ce-lall yüce Allahım..
Muhammed'e EVELLER arasında salât eyle..
EVVELLER.
Lafzından burada murad olan mana şudur: Kendisinden evvel teşrif eden nebiler, resuller, bunların mümin olan ümmetleri.. Yanı: Bunlar arasında, Resulüllah S.A. efendimize şan, şeref, ikramlar eyle ve şerlatını yüce kıl.
Şöyle bir mana da olabilir:
Ben, bu salavatı okumadan evvel gelip geçen nebiler, resul-ler, sıddiklar, şehidler, salihler ve merhum olan ümmetleri arasında şanını tazim, tebcil lle, kadrini yüce eyle. Aynı şekilde:
KARA DAVUD
YanıtlaSilمحمد وَ عَلَى اهْلِ بَيْتِهِ ، اللهُمَّ صَلِّ عَلَى عُمد وَعَلَى آلِ مُحَمد حَتَّى لَا يَبْقَى مِنَ الصَّلاةِ شَيْ وَارْحَمْ مُحَمَّدًا وَالَ مُحَمَّدٍ حَتَّى لَا يَبْقَى مِنَ الرَّحمة شَى وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلَى الِ مُحَمد حَتَّى لَا بقَى مِنَ البَرَكَةِ شَى وَسَلَّمَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى ال محمد حَتَّى لَا تَبْقَى مِنَ السَّلَامِ شَى و الله صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ فِي لَا وَّلِينَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمد في الْآخِرِينَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ فِي النَّبِيِّينَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ فِي الْمُرْسَلِينَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّد في الْمَلالِ أَعْلَى إِلَى يَوْمِ الدِّينِ اللَّهُم اعظِ محمدا الوسيلَةَ وَالفَضِيلَةَ وَالشَّرف وَالدَّرَجَةَ الكبيرة اللهُمَّ الجَا مَنْتُ محمد وَلَمْ أَرَهُ فَلَا تَجْرْ مُنِي فِي الْحَنَانِ رُؤْتَهُ
*
**
Muhammedin ve alå ehl-i beytihi.
479
18. Allahümme salli alâ Muham-medin ve alâ âli Muhammedin hatta lâyebka mines-salāti şey'ün verham Muhammeden ve ale Muhammedin hatta låyebka miner-rahmeti şey'lin ve barik alá Muhammedin ve alâ âli Muhammedin hatta låyebka minel-be-reketi şey'ün ve sellim alâ Muham medin ve alâ âli Muhammedin hatta lâyebka mines-selâmi şey'ün.
19. Allahümme salli alâ Muham-medin fil-evveline ve salli alâ Muham medin fil-ähirine ve salli alâ Muham-medin fin-nebiyyine ve salli alâ Mu-hammedin fil-mürseline ve salli alâ Muhammedin fil-meleil-a'lå ila yevm' id-din. Allahümme a'tı Muhammedenil vesilete vel-fazilete veş-şerefe ved-de-recet'el-kebirete Allahümme inni amen-tü bimuhammedin velem erehu felå tahrimni fil-cinani rü'yetehu................
18. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salát eyle; o kadar ki, saláttan yana, ona olmayan hiç bir şey kalmaya.
Muhammed'e ve Muhammed'in aline rahmet eyle; o kadar ki, rahmetten yana, ona olmayan hiç bir şey kalmaya..
Muhammed'e ve Muhammedin âline bereket ihsan eyle; a kadar ki, bere-ketten yana, ona verilmedik hiç bir şey kalmaya..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline selâmet ihsan eyle; o kadar ki, sela-melten yana, ona verilmedik hiç bir şey kalmaya..
19. Allahım, Muhammed'e evveller arasında salât eyle. Ahirler arasında Muhammed'e salât eyle. Nebiler arasında Muhammed'e salât eyle. Resuller ara-sında Muhammed'e salât eyle. Kıyamet gününe kadar mele-i alåda Muhammed'e salât eyle. Allahım, Muhammed'e vesile, fazilet, şeref, büyük derece ihsan eyle. Allahım, görmeden Muhammed'e Inandım; cennette, onu görmekten beni mah-rum etme.
* **
(Devamı: 483. Sayfada)
400
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Abdest Almanın, El Yıkamanın Yemeği Bereketlendireceği :
Peygamberimiz, buyururlar ki:
Yemeğin bereketi Yemekten önce abdest almakta, yemekten sonra da, abdest almak, el yıkamaktadır!» (52)
Elleri Yıkamadan Yatmanın Tehlikesi:
Kim, elindeki et, yağ, kokusunu, bulaşığını yıkamadan uyur da, kendisinin başına bir şey gelecek olursa, kendisinden başkasını suç-lamasın!» (53)
Yemeğin Nasıl ve Kabın Neresinden Yenileceği?
Peygamberimizin Garrâ diye anılan bir (Kas'a) sı (Karavanası) vardı ki, onu, dört kişi taşıya bilirdi.
Kuşluk vakti, kuşluk namazını kıldıktan sonra içinde Serid (Ti-rid) bulunan bu karavana getirilip ortaya konuldu. (54)
Serid: ufak ufak doğranmış ekmek (55) ve çokça etle birlikte ya-pılan yemeğe denir. (56)
Müslümanlar, Tirid Karavanasının başına toplandıkları zaman, Peygamberimizin, iki dizinin üzerine çöküp oturduğunu gören Bedevi (Çöl Arabı) Bu, ne biçim oturuş?!» demekten kendini alamadı.
Peygamberimiz «Şüphe yok ki, Allâh, beni kerem sâhibi bir kul kıldı, bir Cebbår ve Muannid kılmadı!
Haydi, kıyısından yemeğe başlayınız! yemeyi bırakınız. Tepesinden (Ortasından)
Yemeğin bereketi, tepesinde, ortasındadır! (57)
Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, çanağın üst (orta) tarafın-dan yemesin.
Fakat, alt tarafından yesin.
Çünki, bereket, onun üst (orta) tarafından iner!» buyurdu. (58)
(52) Ebû Davud Sünen c. 3, s. 346, Tirmizi Şemail s. 31, Bağavi - Mesâbihus-sünne c. 2, s. 80, Kastalânî Mevahibülledünniye c. 1, s. 419
(53) Abdurrezzak Musannef e, 11, s. 437, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 263, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 366, Tirmizi Sünen c. 4, s. 289, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1095
(54) Ebû Davud Sünen c. 3, s. 348
(55) Firuzabadi Kamusulmuhit c. 1, s. 290
(56) İbn-i Esir Nihâye c. 1, s. 209
(57) Ebû Davud Sünen c. 3, s. 349
(58) Ebû Davud Sünen c. 3, s. 348
PEYGAMBERİMİZİN ZEVAID SÜNNETLERNDEN BAZILARI
YanıtlaSil401
Ömer b, Ebi Seleme der ki «Ben, Resûlullah Aleyhisselamın terbl-yesi altında bulunan bir çocuktum.
Yemek yerken, elim, yemek kabının içinde dolaşırdı.
Resûlullah Aleyhisselâm, bana (Ey oğul! Besmele çek. Sağ elinle yel Önünden yel) buyurdu. (59)
Bundan sonra, hep böyle yemeğe devam ettim.» (60)
Sofraya Hizmetçinin de Oturtulması veya Yemekten Ona da Tattırılması:
Peygamberimiz «Biriniz için hizmetçisi, yemeğini, hazırlayıp ge-tirdiği zaman ki, o hizmetçi, yemeğin sıcağına, dumanına katlanmış-tır onu da, sofraya kendisile birlikte oturtsun, o da, yesin. (61)
Eğer, kaçınır (62), böyle yapmazsa (63), veya yemek az olursa (64), eline, ondan, bir iki lokma koysun.» buyurmuştur. (65)
Yemek Yeneceği Zaman Besmele Çekilmesi:
Yemek, ortaya konulduğu zaman, Peygamberimiz:
«Allâhümme bârik lenâ fimâ rezaktenů vekına azâbennår. Bismil-lAh! diyerek düa ettikten sonra yemeğe başlardı. (66)
Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, Bismillah! desin, yüce Allah'ın İsmini ansın.
Yemeğe başlamadan önce, bunu söylemeyi unutursa, «Yemeğin evveli âhiri için Bismillah!» desin.) buyurdu.» (67)
Ümeyye b. Mahşi'nin bildirdiğine göre adamın biri, Besmele çek-meksizin yemek yiyor, Peygamberimiz de, oturmuş, ona bakıyordu,
Yemeğin sonunda bir tek lokma kaldığı ve onu da, kaldırıp ağzı-
(59) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 26-27, Buhari Sahih c. 6, s. 196, Müslim Sahih c. 3, s. 1599, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1087, Bağavi Mesâbihussünne c. 2, s. 78
(60) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 26-27, Buhâri Sahih c. 6, s. 196, Müs-lim Sahih c. 3, s. 1599
(61) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 421, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 277, Sünen c. 4, s. 286, İbn-i Mâce Sünen Müslim Sahih c. 3, s. 1584, Tirmizi c. 2, s. 1091-1095
(62) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 421
(63) 1bn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1094
(64) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 277, Müslim Sahih c. 3, s. 1284
(65) Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 421, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, в. 272, Müslim Sahih c. 3, s. 1284
(66) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 172
(67) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 208, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 347, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 173
1. T. Medine Devri XI/F: 26
HA
YanıtlaSilسور علی 1
اشارات موجود
الجوال ) قصدی و دقتله دخل سطح فنز ونظر له محال و باطله ممكن نظريه باقي الامطار مثلا بره با برام اقناعی کو گره ای و هلالی آرانا نار مجنده اختیار رذات بولونور بوزات، لوگوں کی هلالى كورماك مجون شون قصد و دقتهم نظرنی کو گر توجیه ایدوب هلالى آرا شد بر مقار مشغول ایكه كوزينك بر مطارندن اوزانانه و كوزنك قد قدسی اوزرینه اليله بياض رقبل ناصلہ کو زینہ ايليشير اوزات در حال هلالی کوردم در اشتر بولور د یکم آبدر دیه
حكم ايدو.
انه سطحی و دقت نظری، بوبی فطاره دود داری کی، پوست بر جوهره و مکرم به ماشینه مالك اولان انسان قصدی و دقتی الله دائما من و حقیقی لارين، بعضاً سفح ورقته نظریه باطله باقار. او باطل ده اختيارين طلب دعوت فکر نہ کلر فکری وہ چار ناچار الى حد اقلار او باطلی با واسه با واسن قبول اور تصد نفر ده مظهر اولور فقط اونك او باطلی قبولی و تصدیقی، بتون حکمت اون مرجعی اولان نظام عالمدن غفلت ایتمندن و مواده ایله حرکتنان از لیته ضد او لدیفنه کوردن کوستی دیگند نه یاری کا شد در که، شو غریب نقشاری و عجیب
صنعت اثرلرین اسباب جامده به اسناد ايتمك مجبوريتيله او ضلالتهاءه
دو شمار در
خشینه چشمین دیدیگی کی آثار مدینه مزین و بتون زينتهاره مشتمل برأوه كيرن بر ادم ، أو صاحبني کوره میگندم، او زینتی او اساساتی تصادفه و طبیعته اسناد ایمگه مجبور اولمشدر.
كذلك، نظام العمده كي بتون حكم تارك، فائده لرن نام بر اختیاره و شامل بر علمه و کامل بر قدرته باید قاری شهادتد نه غفلت ايدن غافللی، سطحی نظر بر نجه، تأثیر حقیقی بی اسباب جامده به ویروگه
مجبور فالمشاردر.
ای آر قداسه ! جناب حقان پاک اینجا آثار صنعتند نه و يك يوكن عجائب قدر تند به صرف نظر الدرك، بالگر طبیعت دینیله شو آثار و اسبا بدن ان ظاهر اولان انعطاس وارتمام كيفيتنه بامه. مثلا بر آیینه ی سمایه قارشو طوند يفك زمان، سمالي ارتفاعيه، نقشار ياه ، به لويز لرياله
آثار مديت
YanıtlaSilAzar- medeniyet: Medeniyet eserleri
آثار صنعت
Asar- san'at: San'at eserleri
چار ایاز
Carna-pler Çaresiz, ister istemez
CCT Esását: Esaslar
آشیاپ چکیده
Eshab - camide: Cansız gibi görünen donuk sebebler
آرت
Ezeliyet: Başlangıcı olma-maklik
عقلة Gaflet: Olup bitenden haber-siz olma
حدقه
Hadeka: Gözbebeği
اختيار
İhtiyar: Tercih etme
انعكان inikas: Yansıma
إرتفاع
irtifa: Yiikselme
ازتام
İrtisam: Resmolma
استاذ
İsnad: Dayandırıma
كايل
Kamil: Mükemmel, olgun
كيفيت
Keyfiyet: Bir şeyin nasıl olduğu
كذلك
Kezalik: Bunun gibi
ماهیت
Mahiyet: Bir şeyin ne olduğu
مكة
Mükerrem: İkram olunmuş, değer verilmiş
مفتيل
Müştemil: İçine alan
و Müzeyyen: Süslenmiş
نَظَرْ
Nazar: Bakış
يُظَامِ عالم
Nizam - alem: Alemin düzeni
صَرْفِ نَظَرْ
Sarf - nazar: Bakışını çevir-me, vazgeçme
تطبي
Sathi: Üstün körü
شامل
Şamil: İçine alan
توجيه
Tevcih: Yoneltme
ظاهر
Zahir: Açık görünür olan
زينت
Ziynet: Süs
Elcevab: Kasdi ve dikkatle değil, sathi ve dikkatsiz bir nazarla, muhål ve bâtula, mümkün nazarıyla bakılabilir Mesela, bir bayram akşamı, gökte ay ve hilali arayanlar içinde ihtiyår bir zåt bulunur. Bu zát, gökteki hilali görmek için bütün kasıd ve dikkatiyle nazarını göğe tevcih edip hilali araştırmakla meşgul iken, gözünün kırpiklerinden uzanan ve gözünün hadekası üzerine eğilen beyaz bir kıl nasılsa gözüne ilişir. O zât, derhål "Hilali gördüm" der. "İşte bu gördüğüm ay'dır!" diye hükmeder.
YanıtlaSilİşte sathi ve dikkatsiz nazarlar, bu gibi hatalara düştükleri gibi, yüksek bir cevhere ve mükerrem bir mahiyete malik olan insan, kasdı ve dikkati ile dâimå hak ve hakikati ararken, bazen sathi ve dikkatsiz bir nazarla bâtıla bakar. O båtıl da ihtiyårsız, talebsiz, da'vetsiz fikrine gelir. Fikri de çâr-nâçâr alır, saklar. O bâtılı yavaş yavaş kabul eder. Tasdikine de mazhar olur. Fakat onun o båtılı kabulü ve tasdiki, bütün hikmetlerin mercii olan nizâm-ı âlemden gaflet etmesinden ve madde ile hareketinin ezeliyete zıd olduğuna körlük gösterdiğinden ileri gelmiştir ki, şu garib nakışları ve acib san'at eserlerini esbâb-ı câmideye isnåd etmek mecbûriyetiyle o dalåletlere düşmüşlerdir.
Hüseyin-i Cisri'nin dediği gibi, åsår-ı medeniyetle müzeyyen ve bütün ziynetlere müştemil bir eve giren bir adam, ev sahibini göremediğinden, o ziyneti, o esâsâtı tesadüfe ve tabiata isnåd etmeye mecbür olmuştur.
Kezálik, nizâm-ı âlemdeki bütün hikmetlerin, fâidelerin tam bir ihtiyåra ve şâmil bir ilme ve kamil bir kudrete yaptıkları şehådetten gaflet eden gäfiller, sathi nazarlarınca, te'sir-i hakikiyi esbâb-ı câmideye vermeye mecbûr kalmışlardır.
Ey arkadaş! Cenâb-ı Hakk'ın pek ince âsår-ı san'atından ve pek yüksek acâib-i kudretinden sarf-1 nazar ederek, yalnız tabiat denilen şu âsâr ve esbâbdan en zahir olan in'ikās ve irtisâm keyfiyetine bak. Meselâ bir aynayı semâya karşı tuttuğun zaman, semâyı irtifaıyla, nakışlarıyla, yıldızlarıyla
4748. Bir kadın seninle konuşurken gülümse, ama dediklerini yapma.
YanıtlaSil4749. Bir kaplanı vurmak için, kardeş yardımı gerekir.
4750. Bir kez görmek, bin kez duymaktan iyidir.
157
4751. Bir kitabı ilk kez okuyunca, bir dost tanımış olursun: ikinci kez okursan, eski bir dostla. karşılaşırsın.
4752. Bir kitap açmanın yararı çoktur; açlık yemekle, bilgisizlik okumakla giderilir.
4753. Bir köpek bir şeye havlar, ötekiler de ona havlar.
4754. Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde, gelecek kuşaklar serinler.
4755. Bir mutfakta iki kadın fazladır.
4756. Bir oyunu en çok eleştirenler, onu bedava seyredenlerdir.
4757. Bir resim, on bin sözcüğe bedeldir.
4758. Bir saatlik mutluluk istersen, içki iç. Üç saatlik mutluluk istersen, evlen. Bir haftalık mutluluk istersen, domuzunu ye. Ama yaşamının sonuna dek mutlu olmak istersen, bahçıvan ol.
4759. Bir öküz çalan cezalandırılır, bir ülke çalan hükümdar olur.
4760. Bir soru soran beş dkika süreyle bilgisiz görünür, soru sormayan sonsuzluğa dek akılsız kalır.
4761. Bir şeyin nasıl yapılacağını bilmek, onu yapmaktan kolaydır.
4762. Bir testinin ağzını kapatabilirsin, ama bir kadınınkini asla!
4763. Bir toplantıda erkekler birbirini dinler, kadınlar birbirini seyreder.
4764. Bir vaadi yerine getirmemektense, yüz kez reddetmek yeğdir.
4765. Bir vücut, iki işi birden göremez.
4766. Bir yıl sonrasını düşünürsen pirinç yetiştir, elli yıl sonrasını düşünürsen insan yetiştir.
4767. Bir yılda bir dost edinmek zordur, bir dostu bir saatte gücendirmek kolaydır.
4768. Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür.
4769. Biraz bilgi, çekinceli şeydir.
4770. Birinin yaşamını kurtardıysan, yaşamın boyunca ondan sorumlu olursun.
4771. Biz torbada durmaz. (Mızrak çuvala sığmaz.)
4772. Borçla yapı yapan, onu satmak için yapar.
4773. Boş bir testiyle bir kafanın tokuşmasından kof bir ses çıkarsa, özrü ille de testide aramamalı.
4774. Böcekler, hiç bir kapının menteşesinde yuva yapmaz.
4775. Bu akşam çıkardığımız ayakkapları, yarın da giyebileceğimizi kim söyler?
4776. Bugünkü talihine güvenme, talihin seni bırakıp gideceği yıl için hazırlıklı ol.
4777. Bütün dünyada bir tek güzel çocuk vardır; bütün annaler de ona sahiptir.
156
YanıtlaSil4717 Bereketsiz yıldan korkma, göklere umut bağlayarak yaşamaktan kork.
4718. Bıçak taş üstünde bilenmeli, insan insan üzerinde.
4719. Bilen ve bildiğini bilen, liderdir; onu izleyin!
4720. Bilen ve bildiğini bilmeyen, uykudadır, onu uyandırın!
4721. Bilenler konuşmaz, konuşanlar bilmez.
4722. Bilmeyen ve bilmediğini bilen, çocuktur; ona öğretin!
4723. Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen, aptaldır: ondan sakının!
4724. Bilgi, sahibiyle her yeri dolaşan bir haznedir.
4725. Bilgisiyle övünen, en büyük cahildir.
4726. Bilgiye her gün yeni bir şey eklenmezse, gün geçtikçe azalır.
4727, Bilim edinmek, suyun tersine kürek çekmek gibidir; ilerleyemezsen, akıp gidersin.
4728. Bin kilometrelik yola bile bir adımla başlanır: düşüncelerine dikkat et, bunlar da senin amaçlarının ilk adımlarıdır.
4729. Bir adamdan kuşku duyarsan, ona iş verme; bir adama iş verirsen, ondan kuşkulanma.
4730. Bir adamın düşüncelerini öğrenmek isterseniz, sözcüklerine kulak verin.
4731. Bir anlık sabır büyük bir felaketi önler, bir anlık sabırsızlık bütün bir yaşamı yıkar.
4732. Bir asker kolay bulunur, ama bir general güç.
4733. Bir çift kulak, yüz dilin döküntüsünü toplar.
4734. Bir dağ tepesinde gördüğünüz yılanlarla kartallar, oraya ya sürünerek, ya da uçarak yükselmiştir.
4735. Bir dakikada yapılan yanlış, çokluk, tüm yaşamı üzüntüyle doldurur.
4736. Bir evin ana direği eğri ise, küçük direkler de eğridir; küçük direkler eğri olunca da o ev yıkılır.
4737. Bir evin lambası, iki evi aydınlatmaz.
4738. Bir gecenin soğuğuyla, su, üç karış buz tutmaz.
4739. Bir günlük savaş, on günlük yas getirir.
4740. Bir insana iyilik etmek istersen, ona balık verme, balık tutmasını öğret. (Değişke: Birisine balık verirsen, doyar bir kez; balık tutmayı öğretirsen, doyar bin kez.)
4741. Bir insanın bir ayağı bir kayıkta, öbür ayağı öbür kayıkta olursa, ayakta duramaz, suya düşer.
4742. Bir insanın konuşması, düşüncelerinin yansıdığı bir aynadır.
4743. Bir insanın yaşamını kurtarırsan, sonsuza dek ondan sorumlu olursun.
4744. Bir iplikle kumaş, bir ağaçla orman olmaz.
4745. Bir iş bir kez yapıldıktan sonra, ondan söz etme.
4746. Bir iyilik uğruna, yüzlerce kötülük unutulmamalıdır.
4747. Bir kadın kocasını ne denli severse, kusurlarından o denli arınır; bir erkek karısını ne denli severse, hevesleri o denli çoğalır.
392
YanıtlaSil이
ad ابعاد : korkutmak (bak. inzar(
aderi verme 2.eski (önceki) haline getirme 3.karşılığını verme 4 geri çevirme, reddetme
delet إعادة عاليت : iyileşme, hastalıktan kurtulma, sağlığına kavuşma
lade-i suur إعادة شعور : ayılmak, aklı başına gel-mek
lade-i ziyaret إعادة زيارت : ziyarete (görüşmeye) gelenin ziyaretine gitmek
adeten 1 : إعادة.eski haline getirerek 2.iade ola-rak, geri çevirerek, geriye vermek üzere lanat إعانات : ianeler, yardımlar, yardım olarak verilen şeyler
lanat-i gaybiye إعانات غيبيه : gayibten gelen dımlar, gizli ve görünmez elden (Allah'tan c.c.) gelen yardımlar
ianat-i milliye إعانات مليه : milletçe yapılan iyilik ve yardımlar
ianatı milliye-i İslamiye إعانات علية إسلامية : Is lam'da milletçe yapılan iyilik ve yardımlar
iane إعانه : yardım, yardım olarak verilen şey ler
lane-i gaybiye إعانة غيبيه : gaipten gelen yardım, gizli ve görünmez elden (Allah'tan c. c.) gelen yardım
lase 1 : إعائه geçindirme 2.besleme, yedirip içirme 3. yaşatma
lase-i Rabbaniye إعاشة ربانيه : her seyin sahibi ve yetiştiricisi olan Allah'ın (c.c.) besleyip yaşatması (idare ve iaşe-i Rabbaniye: rabbin idaresi ve besleyip yaşatması.)
lase-i rizki إعاشة رزقى : rızıkla besleyip yaşat mak, ihtiyaç olan şeyleri vererek yaşatmak
lase-i samile إعاشة شامله : ihtiyaç içindeki bütün varlıkların hiç birini unutmadan hepsini kap-sayıcı(şamil) şekilde geçimlerini sağlama ve yaşatma
lase-i umumi (ye( إعاشة عموميه : umumi iase, ih tiyaç sahiplerinin bütününün ihtiyaçlarını ve geçimlerini sağlama ve onları yaşatma
ibad عباد : kullar, Allah'ın (c.c.) kulları
(bad-i mükerrem değerli ve saygı ya layık, özel nimetlerle donatılmış, Allah'ın (c.c.) kulları
ve tesbih edici kulları, her an Allah'ı(c.c.) anan ve O'nun kusursuzluğunu dile getiren (anla-tan) kulları
İbad : salihin عباد صالحين : salih kullar, günah lardan sakınan ve Allah'ın (c.c.) emir ve ya-saklarına titizlikle uyan, iyi kullar ibadat عبادات : ibadetler
ibadat - fitriye عبادات قطر به : fitri ibadet, yaradı lışta verilmiş özellik dolayısıyla Allah'ın (c.c.) emirlerine ve yaradılış kanunlarına uygun hareket etme, o'nun emirlerini yerine getir me şeklinde olan ibadetler
ibadat-i mahsusa عبادات مخصوصه : hususi (özel( ibadetler
ibadat i maruza عبادات معروضه : arzedilen (anla tılan) ibadetler
ibadat umumiye عبادات عموميه : umumi iba-detler, kainattaki bütün varlıklarca yapılan ibadetler, Allah'ın (c.c.) emirlerine ve kanun-larına uygun hareket etmekle O'na karşı gös-terilen itaat ve bağlılıklar
ibadet عبادت : kulluk Allah'ın (c.c.) emir ve ya-saklarına uygun hareket etmek, Allah'ın (c.c.) kanun ve emirlerine uymak
ibadet-i duaiye عبادت دعائيه : Allah'a (c.c.) dua edip yalvarmakla yapılan ibadet ve kulluk, dua ibadeti
ibadet-i fitriye عبادت فطریه : fitri ibadet yaradı-lışta verilmiş özellik dolayısıyla Allah'ın (c.c.) emirlerine uygun hareket etme, O'nun emir-kulluk lerini yerine getirme şeklinde olan ibadet ve
yani düşünme yolu ile iman gerçeklerini an-ibadet-i fikriye عبادت فکر به : fikri ibadet, fikir lamaya çalışma şeklindeki ibadet; Allah'ın (c.c.) ayetlerini, iş ve eserlerini düşünüp ma-nalarını anlamaya çalışmak ve ibret almak,
Ibnullah
YanıtlaSilLaturita bendinitat den Allakin test @ufarlaus tammak ve anlamak zeltuleks hyuns thadett
Allah mula bacha pare andul mden vapolan thadet
solone seklude plan thadet Cla ilahe
المالية sosomit soylemek giba
ban thudett
thadeti kamile Milf we tam ve kusurum dadet
hadet i maluusa عادت تحصرمة : susi (deel(
badet
kadet i makbule عبادت مقولة : mahlul tbadet, hegentlen ve kabul edilen ibadet
badeti naffle nafile ibadet, "Tars" ve "varth" olmadığı balde sevap gayesiyle fas ladan yapılan ibadet (bk fare, vacib)
badet tefekküri(ye( عبادت تفکری tefekkür
hadett, Allah'm (cc) ipleri ve yarattıklar aserine düşunme ve fikir yolu ile iman ger teklerini anlamaya çalışma şeklindeki ibadet (bk ibadet (fikriye)
tbadet i ulya عبادت عليا )değeri ve manası) çok yüksek ibadet
ibadetce sate ibadet bakımından, Allah'a (c) kulluk bakımından
badetgah عبادتگاه ibadethane, ibadet yapılan yer, ibadet yeri, mabed
ibadethane عبادتخانه ibadet yeri, ibadet için
yapılmış yer, mabed
ibadetkar عبادتگار : ibadetli, ibadete düşkün,
çok ibadet eden
badetli عبادتلی : cokça ibadet eden
kulluk
Ibadetullah عبادت الله Allah'a (cc) ibadet ve
Ibadet 0 taat عبادت و طاعت : Allah'a (cc) ibadet
ve itaat
badullah عباد الله Allah'ın (c.c.) kulları
ibadullah is salihin عباد الله الصالحين : dine tam bağlı (salih) olan Allah'ın (c.c.) kulları
Ibahe (veya ibaha( إباحه : mübah (bir peyi yap ma, helal yapma, yasak ve haram olmaktan çıkarma
thare la patagral veya emmle, bir distince vt anlatan ble veya birka comleden meydana gelen sos, bir yasinum belli bir bölümü, parçam
thare i arabi (ye( عبارة عربية : arapathbare, arap ya parça, arapa paragraf veya cümle
thareen عباره bare olarak, cumle veya pa ragraf olarak, (xos veya yazıdan) bir parça olarak
Ibaret 1: عبارتden) meydana gelen, ) dan) oluşan 2 ibare (bk. (bare)
Ibda إبداع : yaratma, yoktan var etme
Ibida egya إبداع اشياء herşeyin yoktan var edilmesi, yaratdıması (icad ve ibda eşya her şeyin yaratılması ve yoktan var edilmesi)
bdallahi إبداع الهي Allahim (cc.) yoktan var etmesi, yaratması(icad ve ibda ilahi Al lah'm (cc) yaratması ve yoktan var etmesi)
Ibda 1 san'at إبداع صنعت san'atı yaratıcılık, varlıkları san'atlı olarak yaratma
Ibda i semavat ve are إبداع سماوات و ارض : yer ve gökleri yoktan var etmek, yaratmak
ham الهام mohem (belirsiz) bırakma, açık
lamama, kapalı geçme
ibham vakt إنهام ورقت zamanı belirsiz bırak ma, zamanı açıklamama, belirtmeme
ibka Lidevamlı hale getirme, devamlılık kazandırma. 2 ebedilik kazandırma, ölüm süzleştirme, bakileştirme. 3.yerinde ve göre vinde bırakma
ibka-yı nam إبقای نام : adını ve yöhretini (ünü-nü) daima anılır hale getirme, namını bırak ma
bla: Liletme, gönderme. 2 bildirme, haberdar etme. 3.(sayıca belli bir miktara) ulaştırma
iblis إبليس : seytan
Iblisane ابلیسانه : seytanca
ibn این : ogul
Ibn- ammi-l garaib ابن عم الغرائب : hayret verici şeylerin amcasının oğlu(mec.) garib ve tuhaf bir kişi
Ibn-i zaman این زمان : )bkinz zaman(
ibn-üzzaman اس الزمان : zamanın adamı, dev-
rin çocuğu
Ibnullah ابن الله : Hristiyanların yanlış olarak Hz. İsa (a.a.) için dedikleri (haşa)] Allah'ın (cc.) oğlu
ibnüzzaman
YanıtlaSil394
ibtida
ibret-fesan عبرت شان cok ibret verici, çok do
ibretgah إبرات گاه ibret yeri, ibret dünyası (bk
ibnüzzaman إن الزمان : )bk.ibn-iz-zaman( )brahim (as( إبراهيم ع ص : kendisine Allah (c.c.) tarafından suhuf gönderilen peygam berlerdendir. Kur'an'ın 14 suresi O'nun adını ibret) taşımaktadır. Hz. Ibrahim, Halilullah. Ha lil-ur Rahman isimleriyle de anılmaktadır. Kur'anda adı geçen peygamberlerden Hz. Ismail ve Hz. İshak'ın (a.s.) da babasıdır. Son peygamber Muhammed'in (a.s.m.) de soyca atasıdır. Nemrud adı ile bilinen zalim ve put perest kral, Hz. İbrahim'i (a.s.), Allah'ın (c.c.) birliğini ilan ettiği ve putperestliği red ettiği mucize olarak ateş isin ateşe attırmış, fakat mu 68, 69:294) oğlu İsmail (a.s.) ile birlikte Kabe'yi yeni baş tan inşa etmiştir (Kur'an, 2:127). Gördüğü rüya üzerine, çok sevdiği oğlu İsmail'i (a.s.) Allah (c.c.) için kurban etmeyi kabul etmis fakat Allah (c.c.) o'nun bu fedakarlığı ve Al-lah'a (c.c.) olan bağlılığı sebebiyle oğlunu kurban etmesine izin vermemiş, onun yeri ne kurban etmek üzere bir koç göndermiştir. )Kur'an, 37:101,107). O günden sonra Allah'a (c.c.) bağlılık ve O'nun uğrunda tam fedakar lık sembolu olarak kurban ibadeti devam et miştir. (Kur'an'da Hz. İbrahim'in anlatıldığı veya adının geçtiği sure sayısı 25, ayet sayısı 86)
ibrethane ibret evi, ibret sarayı, di şündürücü ve ders verici şeylerin sergilendig yer (dünya, kainat)
ibretlibret alınacak özellikte: ders ve-rici, düşündürücü, öğretici
ibret-noma nasıl ibret alınacağını gös teren, ibreti gözler önüne seren, ibret veren, düşündürüp uyaran ve ders veren
bret i tefekkür عبرات و تفکر : ibret ve düsunme ibrik إبريق : siskince karınlı ince boyunlu, kulplu, içindeki suyu azar azar dökmeye ya rayan uzun emzikli su kabı
irisim 1: إبريشيم.ipek 2 ipek ipliği
ibtal (iptal( 1 : ابطال çürütme, geçersiz hale getirme 2.bozma, kullanılmaz hale getirme, ortadan kaldırmak
ibtal-i dava إبطال دعوا : iddiayı çürütme, savu nulan iddianın yanlışlığını gösterme
ibtal-ihak إبطال حق : hakkı ortadan kaldırmak,
hakkı çiğnemek
ibtal-i hakk-nev إبطال حق نوع : bütün insanlık aleminin (insanlık dünyasının) hakkını çiğ nemek, hakkını ortadan kaldırmak
ibtal-i his إبطال حس : duygusuzlaştırma, uyuş
turma
ibtida (iptida( 1 : إبتداء başlama başlangıç 3. ilk defa. 4.başta, önce, ilk önce, ilk
ibtida-i hilkat-ı alem إبتداء خلقت عالم : kainatın
yaradılışının başlangıcı
ibtida-i hürriyet ابتداء حریت : Osmanlı Devletin-de ll. Meşrutiyet devrinin (hürriyet devrinin) başlangıcı (mi. 1908(
Ibrahim-i Desuki إبراهيم دسوقی : )Seyyid Ibrahim Burhaneddin Desuki) (mi. 1235.1277) büyük İslam tasavvufçusu ve alimidir. Desuki tari-katının piridir. tasavvuta dört büyük "kutu-b"tan biri olarak kabul edilmiştir. (diğer üçü : Abdulkadir-i Geylani, Ahmed-i Rifai, Ah med-i Bedevi) o'na göre şeriat (Kur'an ve sün-net) asıldır, tarikat ona bağlıdır. Bu sebeple hep şeriata titizlikle bağlı kalmıştır. Güzel, veciz (özlü) öğüt verici sözleri ün kazanmıştır
Ibrahimi (ye( إبراهيميه : Hz. İbrahim'e ait, Hz. Ibrahim'deki
Ibrahimvari إبراهیمواری : Hz. Ibrahim gibi
Ibrani عبرانی : eski yahudi soyundan gelen; ya-hudi toplumuna ait
ibraz ابراز : ortaya koyma, gösterme
ibraz-i şefkat إبراز شفقت : şefkat gösterme, acı-yıcı ve koruyucu sevgisini gösterme
ibre إبره : ölçme aletlerinde rakamları göste ren iğne, iğne şeklinde gösterge
ibret عبرت : uyarıncı, düşündürücü ve öğretici ders
ibtida-i medrese-i nuriye إبتداء مدرسة نوريه : nur dershanesinin ilki, başlangıcı, ilk Risale-i Nur Dershanesi
ibtidai tahsil-i fitri ابتداء تحصیل فطری : fitri tah silin başlangıcı, yaradılıştaki yeteneğe uygun eğitim ve öğretim görmenin başlangıcı
ibtida-yi tefsir إبتداى تفسیر : tefsire başlangıç, tefsire giriş (bk. tefsir)
ibtidai 1 : إبتدائي ilk durumda kalmış, gelişme başlangıçla ilgili 4 ilk, başlangıç, önceki 5.il-miş, ilkel 2.ham, işlenmemiş 3.başlangıca ait, kokul
ibtihac
YanıtlaSilibtihac إسهاج sevinç, sevinme
395
bila) (bir şeye) aşırı düşkünlük, ba Ambilik tutkunluk 2 sinama, deneme, Imti han (sanav); imtihan edilme. 3.(bir bela veya ankıntıya) uğrama, tutulma
btizal 1 : إسقال bayağılaşma, adileşme, değer siz hale gelme, bayağılık, adilik. 2 bol bol ve esirgemeden kullanma 3 hor kullanma, çok kullanma
bzal إبدال : bol bol ve esirgemeden kullan-ma, harcama veya verme (ibzal buyurmak: esirgememek, harcamak, vermek)
ibzal himmet إبدال و همت : esirgememe ve ma nevi destek veya yardım
icab 1 : ايجاب gerekme, gerek, lazım, luzum 2.(tic.) alışverişte satıcının malını alıcıya "sana bunu şu fiata sattım" demesi. (müşteri buna karşılık "kabul" der ve alışveriş hukukça tamamlanır.)
icab etmek 1: ایجاب اينمك gerekmek 2 gerek-tirmek ("san'atlı bir eser, san'atkarı icab eder. ") alışverişte 3. sebep olma
icab ettirmek ایجاب ایتديرمك : gerektirmek
cab- bizzat ایجاب بالذات : kendi kendine bir şeyi yapmak zorunda olmak, kendinden mec-
bur olmak
icabe )1( 1 : (جابه.kabul olma, kabul edilme 2 kabul etme 3 uyma 4.razı olma, uygun gör me (icabet etmek: 1.kabul etmek 2.uymak)
cabi اجابی : mecburi, zorunlu
icad 1 : ايجاد yaratma, var etme 2.yeni bir şeyi ilk defa yapma, buluş
icad- eşya ايجاد أشياء : varlık dünyasındaki şey-
lerin yaratılması
icad ve ibda-i eşya ايجاد وإبداع أشيا : varlık dün-yasındaki şeylerin var edilmesi ve yoktan ya-ratılması.)
icad- ilahi ايجاد إلهي : Allah'ın (cc) yaratması, var etmesi. (san'at ve icad-1 ilahi: Allah'ın sa-natı ve yaratması)
Icad - mahlukat ایجاد مخلوقات : yaratılmışların yoktan var edilmesi
icad - mevcudat ایجاد موجودات : varlıkların ya
ratılması
Icad- Rubublyet ایجاد ربوبیت : Allah'ın (cc.) her şeyin sahibi sıfatıyla yaratması
icad-i sırf ایجاد صرف : tam manasıyla yaratma, hiç yoktan var etme, yoktan yaratma
Icaz-ı Kur'an (i,iye)
Icad-gerr ایجاد شر kötülögun yaratılması, ko tulogün var edilmesi
iadat إجادات cadlar, buluşlar
icadat- Rabbaniye إجادات زنانه : her geyin sa hibi ve terbiyecisi (rabbi) olan Allah'ın (c.c.) icadları, yarattıkları
Icadça ايجاده : yaratma bakımından
icadçı إبعادجي : icad yapan, bulan, ilk olarak
ortaya çıkaran
Icadi (ye( إيجادیه : icadla ilgili, yaratma ile ilgili
icadsız 1: ایجادسز. yaratma gücüne sahip olma-dan, yokken var etme gücüne sahip olmadanı 2.yaratma gücüne sahip olmayan, yokken var etme gücüne sahip olmayan
icaz ایجاز : az sozle çok mana anlatmak, vecize gibi kısa ve özlü anlatım
caz 1: إعجاز mucize derecesinde ve söz söyle-me 2.mucize gösterme
I'caz-ı Ahmediye إعجاز احمد به Hz. Muham-med'in (s.a.v.) peygamberliğine delil olarak benzeri söylenmez tarzda söz söylemesi, bu yolla mucize göstermesi
l'caz-i azime اعجاز عظیمه : buyukicaz, benzeri söylenemez sözlerle büyük mu'cize gösterme, benzeri söylenemez sözlerle gösterilen buyük
mucize
l'caz- belagat إعجاز بلاغت : belagat yolu ile
mucize gösterme; benzerini kimsenin söyle-yemeyeceği tarzda, konuya, dinleyicilere ve güdülen gayeye tam uygun, güzel etkileyici ve doğru söz söyleyerek mu'cize gösterme, bu şekilde gösterilen mu'cize sekilde go
icaz-ı beyan إعجاز بيان : söz söyleme mucizesi; eşsiz, yerinde, güzel, etkileyici ve bilinmeyen doğruları söyleme yolu ile mu'cize gösterme
icaz-ı harika ایجاز خارقه : harika icaz, çeşitli ve geniş manaları olağanüstü kısa ve özlu (veciz) şekilde söyleme yolu ile gösterilen mucize
icaz-i i'cazi إيجاز إعجاری : icaz yolu ile mucize gösterme; kimsenin söyleyemeyeceği tarzda çok geniş manaları kısa ve veciz (özlü) sözle ifade ederek mu'cize gösterme, bu yolla gös-terilen mucize
icaz- muciz إيجاز معجز : mucizeli icaz; mu'cize derecesinde eşsiz, yerinde güzel ve etkili söz söyleme san'atı
îcaz-ı Kur'an (I,iye إيجاز قرآنیه : Kur'an'daki çok geniş, derin ve çeşitli manaları çok kısa ve öz-lü(veciz) olarak söyleme san'atı
307
YanıtlaSilAmalie مال konca, kısa ve toplu, ca اسمالتي اللمسة asett bulunan, özetli, öala yerine getirme, yapma, gerçekleş mme, uygulama, (alert) yürutme 2 akıtma bory luya borcunu kanun soruyla ödetme faaliyet إجراء فعالیتahşmaları yürütme adalet اجرای عدالت adaleti yerine getir
rayahkam اجرای احکام kanun veya kuralları yerine getirme, uygulamaya koyma ara ya faaliyet
جرای فعالیت( : )bk icra i faaliyet) kra vi hasene اجرای حسنه : sevap işleme, sevap la ve iyi iş yapma
rayi hokum اجرای حکم : kanun veya kuralı verine getirme, uygulamaya koyma
kra yi hokumet اجرای حکومت : alkeyi yönetmeliki ulke işlerini yürütme, hükumet olarak göre vini yapma, devletin yürütme gücünü kullan IMA
icra yi tedris إجراى تدريس : ders verme, öğretim görevini yapma, eğitim ve öğretim işlerini yürütme
cray tesir اجرای تاثیر : etki etme, etkileme,
etki altına alma
icra-yi vazife اجرای وظیفه : görevi yerine getir
me, görev yapma
icraat إجرات : uygulamalar, yapılan ve yürütu len işler, yapılan çalışmalar, yapılıp elde edi len sonuçlar
icraat-tallye إجراات عاليه : üstun değer ve önem
taşıyan işler ve uygulamalar
icraatı celaliye 1 : إجراات جلالية.çok büyük ic-raat, yapılan ve yürütülen çok büyük işler 2 sonsuz yücelik ve büyüklük sahibinin (Al-
lah'ın c. c.) yaptığı işler
icraat-i cesime-i Rabbaniye إجراآت جسيمة ربانيه :
icraat- esasiye إجراءات أساسية : esaslı icraat, baş ta gelen işler, temel ve önemi büyük işler
icraatı hakimane إجراآت حکیمانه : hikmetli iş ler; bir çok tedbirler, gayeler ve faydalar göze-tilerek yapılan işler
icraatı hayret efza إجراات حیرت افزا : hayret ve-rici işler (faaliyet ve icraat-ı hayret-efza: hay-ret verici çalışmalar ve işler)
icraatı hükumet إجرات حکومت : hükumetin yaptığı iş ve çalışmalar
İçtihadat-ı safiyane ve halisane
Icraat : ilahiye إجراآت الهيه : Allah in (c.c.) yap tığı işler
icraat- Rabbaniye إجرات رابه : herseyin sahi-bi ve terbiye edicisi (rab) olan Allah'ın (c.c.) yaptığı işler
me
icraat-i rububiyet إجراآت ربوبیت: Allah'ın (c.c.(, her şeyin sahibi ve terbiye ediciliği (rububi-yet sıfatıyla yaptığı işler
icraatçı إحر النجى : işleri yapan, iş yapıcı
Ictima إجتماع : )bk: içtima( ictihad اجتهاد : )bk : ictihad(
Ictina إجتنا : meyve koparma
Ictinab اجتناب : )bk: içtinab(
ictisar إحتسار : curet etme, cesaret gösterme,
cesaret etme
ایچکی : sarhoşluk veren içecek
içli ایچلی : Liçi olan içi dolu 2.çabuk duygula nan, hassas, duygulu 3.duygulandırıcı, üzün tü uyandırıcı
içre 1 : ايجره içinde 2 iç taraf, içeri
içtihad (ictihad( 1 إجتهاد.cehd etme, bütün gücü ile çalışma, gayret etme 2.görüş, anla-yış, kanaat 3.Kur'an ve sünnette açıklık bu-lunmayan dinle ilgili bir konuda, yetkili din aliminin, Kur'an hadis ve sünnete dayana-rak gerekli bütun araştırmaları yapması ve doğruyu bulmak için bütun çabaları göster-mesiyle vardığı sonucu ve görüşünü ortaya koyması bu yolla ortaya konan görüş 4.ka-nunların yorumu ve uygulanmaları konusun-da farklılıklar ortaya çıkması durumunda, yetkili hukukçular tarafından konuya açıklık getirmek üzere ileri sürdükleri görüş veya al-
dıkları karar
içtihad - hata إجتهاد خطاء : yanlış ictihad, ge-rekli çabalara rağmen varılan yanlış sonuç ve
gorus
Rabb'in (Allah'ın) yaptığı büyük işler
Istihad -i şeri إجتهاد شرعی : seri ictihad, dine ait ictihad; dinde Kur'an hadis ve sünnette açık hüküm bulunmayan konuda dinin özüne ve usullere uygun hüküm ve görüş ortaya koy-ma
içtihadat إجتهادات : ictihadlar (bk, ictihad(
İçtihadat-ı safiyane ve halisane اجتهادات صافیانه و
خالصانه : saf ve halis içtihadlar, dine aykırı veya dinden olmayan hiç bir şey karıştırmadan, tam iyi niyet ve çaba ile ortaya konan görüş-ler ve çıkarılan sonuçlar
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "İki göz vardır ki, Cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ile geceyi Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz." (Sünen-i Tirmizi)
YanıtlaSilHicri: 2 ŞABAN 1447 - Rômi: 8 Kânûn-1 Sâni 1441 - Kasım 75
İSTANBUL
Imsak.
6.32
Sabah
6.52
Güneş
..........
8.15
Öğle
13.25
İkindi.
15.58
Akşam......
18.16
Yatsı.........
19.48
21
OCAK
2026
Çarşamba
Kible S.
11.25
Ay Doğuş...
9.55
Ay Batış.....
20.57
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.15
6.35
7.57
13.10
15.45
18.03
19.34
11.45
Bartın
6.19
6.39
8.04
13.12
15.42
18.01
19.34 11.47
Bilecik 6.27
6.47
8.09
13.21
15.56
18.14
19.46
11.28
Bolu
15.48
18.06
19.38
11.40
15.40
17.58
19.30
11.52
15.35 17.53
19.25
12.00
15.49
18.07
19.40
11.37
15.55 18.13
19.44
11.29
15.42
18.01
19.34
11.48
15.37
17.56
19.29
11.55
15.42
18.00
19.31
11.49
6.21
6.41
8.04
13.15
Çankırı
6.13
6.33
7.56
13.07
Çorum 6.08
6.28
7.50
13.01
Düzce
6.23
6.43
8.07
13.17
Eskişehir
6.25 6.45 8.06
13.19
Karabük
6.17
6.37
8.01
13.11
Kastamonu
6.13
6.33
7.57
13.06
Kırıkkale
6.13
6.33
7.55
13.07
Zonguldak
6.21
6.41
8.05
13.14
15.45
18.04
19.37
11.43
Sultan Üçüncü Mustafa Han'ın vefatı, Birinci Abdülhamid Han'ın
tahta çıkışı (1774)
Gün: 21. Hafta: 4.1. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 2 dk.
ALLAE LUNDA NODEE TUTMABIG FAZILETI
YanıtlaSilAli Imran Süresinin 200. Ayet i celitesinde buyurulmuştur ki-meâlen: "Ey iman edenler, sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin ve (cihad için) ribat halinde (hazır ve rabıtalı) bulunun ve Allah'tan korkun ki felah bulabilesiniz. Ribat. Allah yolunda mülâzemet, yani devamlı bu yolda hizmette bulunmaktır. Esasen atını bağlamak manasına gelen "rabt-1 hayl" ifadesinden alınmış olup İslam düşmanlarına karşı atını bağlayıp nöbet tutmak manasınadır. İmam arkasında cemaatle namaz kılarkem saf tuttuğunuz gibi birbirinize bağlanıp Allah yolunda
hizmetten, vazifenizden ayrılmayın, demektir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
"Murabıt (Allah yolunda nöbet tutanlar), kıyamet gününde kabrinden şehit olarak kalkar." Yani şehitler arasında haşrolunup kendisine onların mertebesi verilir.
"Insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki o zaman, onların cihadlarının en üstünü, ribât olur." Bu hadis-i şerîften anlaşılacağı üzere, âhir zamanda hâlis niyet ile cihâd edebilmek hayli müşkildir. Zira, halk arasında dünya sevgisi yayılır, ihlâsla cihad edemezler, bunu ancak ribât ehli yapabilir, demektir.
Cabir (r.a.) Hazretleri şöyle anlattı: Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, Tebûk Gazâsı'nda İslâm ordusu konakladığında, hareket vaktine kadar nöbet hizmetini Ubåde bin Bişr Hazretlerine vermişti. O da askerin etrafında ve arasında sabaha dek dolaşmıştı. Sabah olunca Resûlullâh Efendimize gelerek, "Ya Resûlallah! Bu gece sabaha dek ileriden tekbîr sesleri işittik. Nöbet hizmetini başka birilerine daha emir buyurmuş muydunuz?" diye sual etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Başka kimseye emretmedim. Amma kendi istekleriyle gece nöbete kalkan olabilir." buyurdular.
Bu sırada Silkan bin Selâme (r.a.) geldi, "Yâ Resûlallah! On arkadaşımla birlikte, bu gece gönüllü olarak atlarımız üstünde nöbet bekledik." dedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurdular: "Allah yolunda nöbet tutan kimselere müjdeler olsun. Etrafında nöbet tuttuğunuz her bir insan ve onun bineğine karşılık size sevap yazılmıştır."
(WIND)
YanıtlaSil2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
- 1917-Rus Çarlığı çöktü.
1909-Bediüzzaman
Said Nursî, Bayezit talebe mitinginde talebeleri yatıştırdı.
1923-TBMM'de Lozan Konferansı ile ilgili gizli oturumda görüşmeler yapıldı.
MÜBAREK MİRAÇ GECESİ TÜM İSLAM ALEMİNE HAYIRLI OLSUN.
27
PAZAR
SUNDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir.
Bakara Suresi: 268
BİR HADİS
Nerede olursan ol! Allah'tan kork!
Madem Allah var, elbette âhiret vardır...
Sözler
HİCRÎ: 26 RECEB 1443 - RUMÎ: 14 ŞUBAT 1437
KASIM: 112-GÜN: 58 KALAN: 307 - GÜN UZA: 3 DK
Vahyin ilk nüzul sürecinde Kâbe'de namaz kıldıkları bir gündü. Sonradan Sa Saba
YanıtlaSilolacak Afifi Ki
Peygamberimizin (asm) Hayatı
02 KASIM 2024
BİR AYET
TARİHTE BUGÜN
-644-Hz. Ömer'in (ra)
şehadeti.
1839 - Tanzimat'ın ilânı.
1918 - İngilizler Musul'u işgal etti.
3
PAZAR
SUNDAY
KASIM
NOVEMBER
Mü'minler kimselerdir ki, Allah'ın ancak o adı anıldığı zaman kalpleri titrer...
Enfal Suresi: 2
BİR HADİS
İstikamet üzere ol. İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun.
Taberanî
Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emânetin mâliki her şeye kadîr, her şeyi bilir bir Rahîm-i Kerîmdir. Lem'alar
HİCRI: 1 C.EVVEL 1446 - RUMI: 21 T. EVVEL 1440
Lacak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
HIZIR: 182-GÜN: 308 KALAN: 58 - GÜN. KIS.: 2 DK
Imeok Güne Öğle lindi Shee
1918 Mondros
YanıtlaSilMutarekesinin
imzalanması.
1973-Boğaziçi Köprüsünün açılışı.
EKIM
30
Gokierin yerin gizliliklerini bilmek Allah'a mahsustur.
Nahl Suresi: 77
BİR HADİS
PERŞEMBE
8 1447 C.EVVEL
Allah bir topluluk hakkında hayır dilerse, âlimlerini çoğaltır, cahillerini azaltır.
Deylemî
RUMI: 17 T.EVVEL 1441 HIZIR: 178
Üç günden fazla bir mü'min, diğer bir mü'mine küsmemek İslâmiyet emrediyor.
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Şualar
06.00
07.25
12.53 15.43
18.10
19.31
ISPARTA
Imsak Güneş Öğle İkindi Aksam Yata
05.52 07.14 12.46 15.42 18.09 19.25
İSTANBUL
Ebedi Yol Haritası İSLAM
YanıtlaSil"Sözümü işiten, onu güzelce anlayıp ezberleyen ve başkalarına ulaş tıran kimsenin Allah yüzünü ak etsin! Nice bilgi sahibi kimse vardır ki, onu kendisinden daha anlayışlı kimseye ulaştırır." (Tirmizi, İlim, 7/2685)
Kitapta öncelikle İslam'ın genel karakterinden bahsedip akâid, ibadet, ahlâk ve muâmelåt alanlarındaki esaslarını açıklamaya çalıştık. Bunun ya-nında bazen bilgisizlik bazen de kasıtlı telkinler sebebiyle insanların zihnine takılan sorulara cevap vermeye gayret ettik. Son bölümde âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz'in hayatı, ahlâkı ve mucizelerini hüläsa ettik. Bu eserin İslâm ve Rasûlullah hakkında oluşturulan önyar-gıları gidermeye yardımcı olması, en büyük ümid ve temennimizdir.
Öncelikle böyle bir çalışmaya bizi teşvik edip her türlü maddi ve manevi imkânı sağlayan ve eserin başına çok kıymetli bir takriz yazma lütfunda bulunan pek muhterem Osman Nüri TOPBAŞ Hocamız'a;
Kitabı okuyup tashih etme zahmetine katlanan pek muhterem Ahmet Taşgetiren, Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu ve Prof. Dr. Ömer Çelik hocaları-ma;
Dr. Faruk Kanger, Selim Biçen ve Abdurrahman İslâm beylere;
Eserin hazırlanmasına yardımı dokunan diğer bütün kardeşlerime;
Ayrıca kitabı büyük bir titizlikle neşrederek okuyucularına hediye eden Altınoluk Mecmuası idarecilerine ve personeline sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum.
Cenâb-ı Hak bu çalışmayı hepimiz için sadaka-i câriye eyleyip dâreyn saadetimize vesile kılsın!..
Amin!..
Dr. Murat KAYA
Haziran 2009
Üsküdar
16
TAKRİZ
YanıtlaSilOsman Nüri Topbaş
Biz âciz kullarını îmânın neşve ve huzuru ile merzuk kılan Allah Teâlâ ya hamd ü senålar olsun!
İnsanlığı zulmetten nûra gark etmeye vesile olan Käinâtın Fahr-i Ebedîsi'ne salât ü selâm olsun!
Tarih boyunca; Kur'ân ve sünnetin zâhirî ve rûhânî yapısını layıkıyla hazmedip, İslâm'ı hâl ve davranışlarında aşk ve vecd ile yaşadıkları demler-de müslümanlar, cihanşümül bir faziletler medeniyeti sergilediler. Coşkun bir îman aşkıyla dolan samimî mü'min gönüller, tek bir yürek haline geldi.
Fakat bu mazhariyetlere rağmen onlar; İslâm'dan uzaklaşıp dünyevî ve nefsânî arzulara daldıkları demlerde de, ilâhî rahmet ve yardımdan mahrum kaldılar, sahip oldukları üstünlük ve îtibârı kaybettiler.
Mü'min nesillerin, İslâm'ı başlarına tâc ettikleri dönemlerde yükseliş-lerinin en müşahhas misallerinden biri, mübarek ecdâdımız Osmanlılardır. Onlar, İslâm'ın münbit bağrında;
"Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri"
diye ifade edilen bir ihtişama ulaştılar. Ancak bu tâbir; asırlar sonra, maalesef İslâm'ın muazzez rûhuna sırt dönüş ve mecâzî muhabbetlere aldanarak aşk-ı ilâhîyi kaybediş yüzünden, tersine döndü. Yazık ki bu durum, sonunda gönül âlemlerini çoraklaştırdı; koca bir milleti, zilletin nice ağır imtihanlarına dûçâr etti. Kendi öz benliğinden, yani rûhânî yapısından kaçış süretiyle Batı taklitçiliğine sığınma sevdâsı, had safhaya vardı. O muhteşem yapıdan uzaklaşıldı. Nefsâniyetin hodgâmlığı, ruhları kendine esir etti.
Neticede Batı âlemi, aslını kaybetmiş bâtıl bir dînin kıskacına rağmen, İslâm'ın engin ve yüksek ilmî kaynaklarından istifâde ile muvaffakıyet zemî-ninde yükselirken, hattâ nice hidâyet tezahürlerine sahne olurken, bütün
Ebedi Yol Haritası ISLAM
YanıtlaSilbir İslam dünyası olarak bizler, kaba kuvvete, yani nefsin hoyratlığına râm olduk. Din, toplum için hamle gücü, huzur ve kuvvet kaynağı olmaktan çıktı, yerine şekli merasimlerden ibaret ruhsuz bir iskelet kaldı. Abide şahsiyetler, yetişmez oldu.
Oysa İslam'ın bereketiyle, bir zamanlar;
Aşk ve vecd kahramanı Bedr'in arslanları yetişmişti.
Rühundan iklimlere rahmet taşıran Alparslanlar yetişmişti.
Kıtalara medeniyet köprüleri kuran ve Peygamber müjdesine nail olma ufkuyla insanlık tarihinde yepyeni bir çağ açan Fâtihler yetişmişti.
Çanakkale'nin, Rumeli'nin ve Anadolu'nun mübarek şehidleri ve gazi cengåverleri yetişmişti.
Şimdi ne yazık ki onları yetiştiren ruh heyecanı zaafa uğradı.
Ne yazık ki, bu zaaftan kurtuluş çaresi de yeni zaaflara bağlandı. Bu çareyi kimileri, Batı'yı da Batı yapan muhteşem kültür hazinelerimizi terk etmekte ve bâtılın penâhı (sığınağı) olan feylesofların insanlığa hiçbir zaman huzur ve saâdet getirememiş olan ütopik, nazarî ve hayali teorilerinin karan-lık ve çıkmaz sokaklarında arar oldu.
Böylece İslâm'ı önce ameli olarak gönüllerden sökmek, sonra da îtikādī bakımdan çökerterek rühāniyetinden uzaklaştırmak isteyenlere âdeta gün doğdu. İslâm coğrafyasının kısmetine de gece karanlığı düştü.
Bu hâl dolayısıyla; müslümanların îtikad, ibâdet ve muâmelåttaki ruh heyecanını ve gönül feyzini kaybetmesinden son derece muzdarip olan Pakistan'ın mânevî bânîsi Muhammed İkbal'in şu feryâdı boşuna değil:
"Yazıklar olsun! Artık aşkın vecd ve heyecanı kalmadı... Artık müslü-manların damarlarındaki kan dahi kurudu. Namazlara bakın; saflar eğri, sec-deler ruhsuz, kalplerde huzur yok! İçten gelen o ilâhî cezbe kaybolmuş!.."
Yazık ki îman neşvesine dair bu kayboluşlarla birlikte İslâm dünyasında dehşetli bir yozlaşma ve ahlâk erozyonu baş gösterdi. O kadar ki, günümüz-de -tâbir caizse- Hazret-i Ådem'den bugüne kadar ilâhî kahra uğramış ne kadar kötü kavim varsa onların rezil hållerinden devamlı mülevves rüzgârlar esiyor. Helåk edilmiş her kavmi temsil eden insanlar türedi.
Toplumlarda artık; Lût kavminin hayvandan daha aşağı derecedeki ahlaksızlarından da var; Åd ve Semûd kavminin kibir ve gururlarına zebűn olup; "Bizden daha güçlü kim var?" diyerek ilâhî kahrı üzerlerine çeken zorbalarından da var; Hazret-i Şuayb kavminin, sahtekârlığı sanat hâline getiren bedbahtlarından da var; tanrılık iddiasına kalkışan Firavun ve Nemrut
18
من
Takriz
YanıtlaSiltiplerinden de var; onlarla şer yarışı yapan yandaşlarından da var ve daha nice helâke uğramış kavimlerin, aşağılar aşağısı rezillerinden de var.
Gitgide, İslâm'ın muhteşem rûhânî yapısına yabancı kalanlar artıyor. Menfi televizyon ve internet yayınlarının emzirdiği insanlar artıyor. Azgın bir sele kapılarak nereye sürüklendiğinin farkında olmayan âvâre kütükler gibi şaşkın yığınlar da artıyor.
Bu tespitleri ümitsizlik olsun diye değil, üzerimize düşen vazifelerin ve hizmetlerin ehemmiyetini ve ciddiyetini daha iyi kavramak için görmeli, anla-malıyız. Çünkü vakıa ve hadiseler kavrandığı nisbette gerekli olan güzellikleri yeşertme gayreti gönüllerde dirilmeye başlar.
O gayret diri oldukça da; unutturulmak istenen şanlı māzīmizdeki fazilet-lerin, güzelliklerin ve ihtişamın hasretini sînelerinde duyanlar, dâimâ mevcut olur. Toplumdaki fitne ve fesattan yürekleri sızlayanlar mevcut olur. Hakk'ın vaad ettiği mesut günlere kavuşma ve cihânı yeniden bir medeniyet cenneti hâline getirmenin arzu, heyecan ve azmi içinde olanlar mevcut olur.
Dolayısıyla bugün gayret ve himmetin teksif edilmesi gereken en mühim saha, insanımızın îmânına hizmet etmektir. Yaşanan îman ve ahlâk erozyonu içinde ziyan olan nesillerin ıztırabını vicdanlarımızda mutlaka duymak zorun-dayız. Zira günümüzde İslâm'ın rühāniyetiyle terbiye ve istikamet verilmeyen temiz fıtratlar, yanlış ve bozuk yerlere akmaktadır.
Bu sebeple bugün, önceki devirlere göre dürüstlük, doğruluk ve İslâm kimliğini taşıyabilmek daha kıymetli; faziletler sergileyen güzel ahlâk, daha değerli; mütevazı bir gönülle kulluk, çok daha makbul ve bunları ikäme ede-cek, yerinde hizmetler de daha lüzumlu. Zira İslâm nazarında bir insanın ihyâsı, bütün insanlığın ihyası kadar kıymetli bir hizmettir. Bir insana yapıla-cak en büyük hizmet de, onun İslâm ile şereflenmesine vesile olabilmektir.
Unutmamak gerekir ki zor zamanlarda ve tehlikeli yerlerde hizmet görenlere mahrumiyet zammı ve fedakârlık primi verildiği gibi, İslâm ahlâkı-nın zaafa uğradığı ve insani vasıfların baş aşağı olduğu günümüzün şu zorlu ortamında yapılan güzel ameller ve hizmetlere de aynı şekilde özel ecirler ve mükafatlar vardır.
Dolayısıyla bizler de, son birkaç asırdır gaflet ve mâsiyet tozlarının tabakalaşarak karanlığa gömdüğü İslâm medeniyetini yeniden ihyâ etmek mecbûriyetindeyiz. Şair Mehmed Akif'in mısralarında ifade ettiği; "Kur'ân'dan ilhâm alarak İslam'ı asrın idrâkine anlatma" mevsimindeyiz.
1 Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı Asrın idräkine sõyletmeliyiz İslam'ı... (M. Akif Ersoy)
19
206
Ebedi Yol Haritası ISLAM
YanıtlaSilNitekim insanlığın ıslahı ve kurtuluşu yolunda Allah için yapılan güzel hizmetleri yüce Rabbimiz kendisine verilmiş güzel bir borç olarak ifade buyurmakta ve karşılığını ebedi alemde kat kat fazlasıyla lut-fedeceğini beyan etmektedir. (Bkz. el-Bakara, 245, el Maide, 12; el-Hadid, 11, 18, et-Tagában, 17, el-Müzzemmil, 20)
Bir kimse alacağı mahsülün miktarını bilirse, tohum saçarken gösterdiği fedakârlığı gözünde büyütmez. Üstelik daha fazla kâr elde edebilecek oldu-ğunu düşünüp kazanç fırsatını az değerlendirdiği için pişman olur; "Keşke vaktinde daha fazlasını yapabilseydim!" hasreti içinde kalır. Dünyada böyle olduğu gibi, kıyamet günü bu hasret daha da yüksek olacaktır.
Bu bakımdan, bizlere lutfedilmiş olan şu kazanç mevsiminde gayretle-rimizi artırmak mecbûriyetindeyiz. Zira kalbini nefsânî arzuların şerrinden koruyup son nefesine kadar Hakk'a kulluk üzere yaşayanlar, dünyanın en bahtiyar insanlarıdırlar. Bu sebeple, binbir imtihan tecellileri içinde yaşadı-ğımız şu ahir zamanda, ashâb-ı kiramın îman vecdine ulaştırıcı bir vesile olarak, İslam'ın azamet ve büyüklüğünü, bilhassa månevî perspektiften en doğru şekilde idrak etmeye ve bu idråk ile yaşamaya son derece muhtâcız.
Buna dünyamız itibarıyla muhtacız. Ahiretimiz itibarıyla muhtacız. Aklımız itibarıyla, gönlümüz ve rühumuz itibarıyla muhtacız. Yani her bakım-dan muhtacız. Çünkü yaratılışımız itibarıyla, fıtratımız itibarıyla muhtacız. Çünkü;
İSLÂM FITRAT DİNİDİR
Şüphesiz ki Cenâb-ı Hakk'ın insanoğluna en büyük ikramı, "İslâm" ve "Iman" nimetidir. Zira insan fıtratı, ilâhî hakikatlerle yoğrulmuş ve kudsi istidatlarla tezyîn edilmiştir. Bu itibarla insanın kalp âleminin derinliklerinde, hak duygusu ve şiddetli bir inanç ihtiyacı, fıtraten mevcuttur.
Peygamber Efendimizde bir hadis-i şerîflerinde bu hakikati şöyle ifâde buyurmuşlardır:
"Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzere (temiz ve günahsız olarak, tev-hide meyilli bir şekilde) doğar. Daha sonra ana-babası onu (inançlarına göre) ya hristiyan, ya yahudi ya da mecûsî... yapar." (Buhârí, Cenâlz, 92; Müs-lim, Kader, 22)
Her insanın iç âleminde müsbet ve menfi temâyüller bir arada bulun-maktadır. Bununla birlikte, Allah Teâlâ'nın rahmetinin gazabını geçmiş olma-sının bir neticesidir ki, insan yaratılış itibarıyla hakka ve hayra daha fazla meyillidir.
Takriz
YanıtlaSilDiğer taraftan yine bu hadis-i şerif, çevre şartlarının ve toplumun, çocuk-luk çağındaki insanlara ne kadar çok tesir ettiğini göstermektedir. Öyle ki, ilk çocukluk yıllarındaki o såfiyet, berraklık ve temizlik dikkatle korunmadığı takdirde, insanın fıtratındaki hakka ve hayra meyletme irâdesi, şuur altına itilir, zamanla da kaybolmaya yüz tutar.
İlahi tebliğler, insanı dünya hayatında daldığı gaflet uykusundan uyan-dırarak, ebedi hakikatlere teşne eyler. Özündeki îman temâyülü körelmemiş olanlar, bu tebliğlere tabii ve fıtri bir kabül ile râm olurlar. Bunun aksine, fıtra-tındaki iman temâyülünü tamamen şuur altına gömmüş olanlar da, nefsâni girdaplar içinde heläk olurlar.
İslâm, bu fani imtihan ålemine öyle bir îman muhabbeti, Cenâb-ı Hak ile dost olabilme heyecanı ve O'na vusiat neşvesi getirmiştir ki, hakiki mü'minler için bundan daha büyük bir månevi lezzet ve gönül huzūru yoktur.
Öyle ki, îman kalbe tam olarak yerleştikten sonra, hiçbir dünyevî baskı veya menfaat, onun üstüne çıkamaz. İman nîmetiyle perverde olan gönüller, yaratılışlarındaki öz cevheri koruyarak Rabb'e aşk ve şevk ile kavuşabilme heyecanı içinde yaşarlar. İmanlarını muhafaza adına, hiçbir bedeli ödemek-ten çekinmezler.
Zira îmânı aşk ile yaşayan mü'minlerin gönüllerindeki Rabb'e vuslat iştiyakı karşısında, bütün fânî haz veya iztıraplar erir, âdeta yok hükmünde kalır. Artık cefålar safâya, zahmetler de rahmete dönüşür. Bu kıvama näil olan kimsenin güzel hâli, zarafeti, nezaketi, kalbî derinliği ve firâseti, îmânına delil olacak bir vasfa bürünmüştür. Zaten bütün imtihanlar da, bu güzelliği inkişaf ettirmek ve îmânı Hak katında delilli hâle getirmek içindir.
ÎMANIN DELİLİ
Ayet-i kerîmelerde buyrulur:
"İnsanlar yalnız <inandık» demekle hiç imtihan edilmeden bırakı-lacaklarını mı sandılar?
Şanım hakkı için onlardan öncekileri de imtihan ettik. Elbette Allah, (din ve îman dâvâsında) sâdık olanlarla yalancıları bilmektedir." (el-Ankebût, 2-3)
Unutmamak gerekir ki "ÎMAN" en büyük dâvâdır. Her dâvâ ve iddiâ, ispatlanmaya muhtaçtır. İspat için de, delil ve şâhide ihtiyaç vardır. Cenâb-ı Hak da, bu âlemde biz kullarını îmanda sadâkat ve samîmiyet husûsunda her vesile ile imtihan ederek onun bedelini ödememizi ve ona gerçekten sahip olduğumuzu ispat etmemizi istemektedir.
YALAN
YanıtlaSilİlişkili Maddeler
SIDK
Niyette dürüstlük, söz ve davranışların doğru ve gerçeğe uygun olması anlamında bir ahlâk terimi.
TEKZİP
Dinî gerçekleri yalanlama anlamında bir Kur’an terimi.
Müellif: MUSTAFA ÇAĞRICI
Yalan kelimesinin Arapça karşılığı olan kezib (kizb) eski sözlüklerde “doğruluğun (sıdk) karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek, söz vâkıaya uygun olmamak” diye tanımlanır. Haberin doğruluğu vâkıaya uygunluğu, yalan olması aykırılığı ile bilinir (Lisânü’l-ʿArab, “kẕb” md.; Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî, s. 201; et-Taʿrîfât, “Kiẕbü’l-ḫaber” md.; Tehânevî, II, 847-850; Kāmus Tercemesi, “kzb” md., I, 461). Ya‘kūb b. İshak el-Kindî kezibi “olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösteren söz” şeklinde tanımlar (Resâʾil, I, 169). Kezib kelimesi âyet ve hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda “gerçeğe aykırı konuşmak” anlamında masdar, “gerçeğe uygun olmayan söz, haber” anlamında isim olarak kullanılır. Bir âyette (Yûsuf 12/18), Yûsuf’u kuyuya atan kardeşlerinin babalarını onu kurdun parçaladığına inandırmak için gömleğine sürdükleri kan için kezib (uydurma, sahte) kelimesine yer verilmiştir. Âlimler, bazı hadislerde kezibin kötü niyet taşımayan yanlış davranışlar için de kullanılmasını kanıt göstererek bu kavramın -kasıt unsuru taşısın taşımasın- gerçeğe aykırı her türlü bilgiyi ve haberi kapsadığını, ikisi arasındaki farkın sorumluluk noktasında söz konusu edildiğini belirtirler. Çünkü yalancı söylediğinin yalan olduğunu bilir, hata eden ise sözünün doğru olduğunu zanneder (İbnü’l-Esîr, IV, 159-160). Öte yandan bir kimsenin sözü aslında gerçeği ifade etse bile o kişi yalan söylediğini düşünüyorsa yalancı sayılır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de (el-Münâfikūn 63/1) münafıkların Hz. Peygamber’e söyledikleri, “Şahitlik ederiz ki sen gerçekten Allah’ın elçisisin” sözleri, “Allah biliyor ki sen O’nun elçisisin” ifadesiyle doğrulanmış, “Fakat Allah da münafıkların yalancılar olduğuna şahitlik eder” meâlindeki âyette sözlerini inanarak söylemedikleri için münafıkların yalancı olduğu bildirilmiştir (Râgıb el-İsfahânî, s. 270).
Kur’ân-ı Kerîm’de kezib ve türevleri 280 yerde geçmektedir ve bunların çoğu “bir şeyi yalana nisbet etmek” anlamında tekzîb masdarından türeyen fiil ve isimlerdir. Esasen kişiyle ilgili olan tekzîb “kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu yalancılıkla suçlama”, olay ve haberle ilgili olan ise “onu yalan sayma” mânasına gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür. Kur’an’da, genellikle eski peygamberlerin inkârcı kavimlerinin ve putperest Araplar’ın Allah’ın dini, peygamberi ve kitapları, kıyamet, âhiret, uhrevî yargılama ve adalet, cehennem ve azap, Allah’ın nimetleri, hakikat ve doğruluk gibi genelde imana ilişkin konulardaki yalanlayıcı, reddedici tutumlarıyla bunun kendileri için doğuracağı zararlar anlatılır. Bu âyetlerde tekzîb “ilâhî vahyin inkârı, Allah tarafından gönderilen hakikatin reddedilmesi” anlamını içerir. Kezib kelimesi de âyetlerde otuz üç yerde geçer; bunların çoğunda “uydurma, yakıştırma” anlamındaki iftira kavramıyla birlikte “Allah hakkında yalan uydurma, O’nun birliği, aşkınlığı ve yetkinliğiyle bağdaşmayan iddialar ileri sürme” mânasında kullanılır (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/94; en-Nisâ 4/50; el-Mâide 5/103). Kezibin üç defa tekrar edildiği Nahl sûresinin 116. âyetinde insanların sorumsuzca yalan konuşarak yiyecekler hakkında, “Şu helâldir, bu haramdır” demeleri “Allah hakkında yalan uydurmak, Allah adına doğru olmayan hükümler üretmek” şeklinde değerlendirilmiştir (Taberî, VII, 658). Bir âyette, Medine yahudilerinin Araplar’a ait yanlarındaki emanetleri geri vermemenin kendileri için sorumluluk doğurmayacağını ileri sürmeleri (Âl-i İmrân 3/75; krş. Taberî, III, 317; Fahreddin er-Râzî, VIII, 100-103), başka bir âyette yine yahudilerin kutsal kitaplarına ilâve ettikleri sözlerin Allah katından geldiğini söylemeleri de (Âl-i İmrân 3/78; Fahreddin er-Râzî, VIII, 106-109) “Allah hakkında yalan söylemek, O’na asılsız şeyler isnat etmek” diye nitelendirilmiştir. Müslüman olduklarını ileri süren münafıklar Allah’a ve resulüne yalan söylemişlerdir (et-Tevbe 9/90; krş. Şevkânî, II, 445). Bir âyette gerçeği konuşana dürüst (sâdık), gerçek dışı konuşana yalancı (kâzib) denilmiştir (el-Mü’min 40/28). Birçok âyette inkârcılar ve münafıklar hakkında, Allah’ın gönderdiği açık hakikatleri yalan saymaları sebebiyle “yalancılar” ifadesi kullanılmış, ayrıca peygamberlerini yalancı (kâzib/kezzâb) diye suçlayan kavimlerden söz edilmiştir (el-A‘râf 7/66; Hûd 11/27; eş-Şuarâ 26/186).
YanıtlaSilHadislerde de kezib ve türevleri sıkça geçmektedir. Bazı hadis mecmualarında bu konuya dair özel bablar ayrılmıştır (meselâ bk. Buhârî, “ʿİlim”, 8, 38; Ebû Dâvûd, “Îmân”, 13; “Edeb”, 80; Tirmizî, “Birr”, 46; Nesâî, “Îmân”, 23). Asılsız bir sözü Hz. Peygamber’e isnat ederek nakletmenin menedildiği rivayetlerde kezib kavramı “hadis uydurma” anlamında kullanılmıştır (Müsned, II, 47, 83, 123; Buhârî, “ʿİlim”, 38, “Enbiyâʾ”, 50; Müslim, “Zühd”, 72). Bir hadiste de şöyle denilmektedir: “Yalandan sakının, çünkü yalanla günah yan yanadır ve ikisi de insanı cehenneme götürür” (Müsned, I, 3, 5, 7, 8; Müslim, “Birr”, 103-105; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 4, 5). Diğer bir hadiste, “Kardeşine bir söz söylediğinde o sana inanırken senin ona yalan söylemiş olman ne büyük bir ihanet!” buyurulmuştur (Müsned, IV, 183; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 71). Hemen bütün hadis kaynaklarıyla ahlâk ve tasavvuf kitaplarında zikredilen bir hadisin meâli de şöyledir. “Sizi yalan söylemekten menederim; çünkü yalan söylemek günaha, günah da cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında kezzâb diye yazılır” (Müsned, I, 3, 5, 384, 410, 424; Buhârî, “Edeb”, 69; Müslim, “Birr”, 102-105). Yine sıkça tekrar edilen başka bir hadiste yalan münafıklığın üç alâmetinden biri olarak gösterilmiştir (diğerleri sözünden dönmek ve emanete hıyanet etmektir; bazı rivayetlerde bunlara düşmanlıkta ileri gitmek de eklenmiştir [Müsned, II, 189, 200; Buhârî, “Îmân”, 24; “Şehâdât”, 28; “Meẓâlim”, 17; Müslim, “Îmân”, 106-108]). Hadislerde, bir kötülüğü önlemek için -başka çare yoksa- yalan söylemenin câiz olduğu durumlardan da söz edilir (meselâ bk. Müsned, VI, 403, 406; Buhârî, “Ṣulḥ”, 2; Müslim, “Birr”, 101). Hz. Peygamber şu üç maksat dışında yalan söylemenin helâl kabul edilmediğini bildirmiştir: Aralarında geçimsizlik bulunan karı kocayı barıştırmak, savaş sırasında düşmanı şaşırtmak, insanlar arasındaki husumeti önlemek (Müsned, VI, 459, 461; Müslim, “Birr”, 101; Tirmizî, “Birr”, 26).
YanıtlaSilİslâm âlimleri, yalan konusunu işlerken dilin ve konuşma yeteneğinin insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik olduğunu belirterek Allah’ın verdiği bu nimeti yerinde kullanmayanların insanlık değerini de kaybedeceğine dikkat çekerler. Ebû Hâtim el-Büstî, Allah’ın, insanın organlarından sadece dile kendi birliğini ikrar etme yeteneği verdiğini, böylece onu bütün organlardan daha değerli kıldığını ifade ederek akıllı kimsenin dilini yalana alıştırmaması gerektiğini söyler. Ayrıca yalanın insan onuruna aykırılığını Muhammed b. Kâ‘b el-Kurazî’nin şu sözüyle özetler: “Bir yalancı ancak alçak ruhlu olduğu için yalan söyler” (İbn Hibbân, s. 51). Râgıb el-İsfahânî de insanın yalancılığı karakter haline getirmesinin insanlıktan çıkması demek olduğunu belirtir. Çünkü insanın temel özelliği konuşmadır. Fakat yalancılıkla tanınan kişinin sözüne güvenilmez, sözüne güvenilmeyenin konuşması faydasızdır; böylece o kimse hayvan durumuna, hatta daha aşağı bir dereceye düşer. Çünkü hayvan konuşamadığı için bu bakımdan kimseye zarar vermez; yalancı ise zararlı bir varlıktır (eẕ-Ẕerîʿa, s. 271). İbn Hazm’a göre yalan her türlü kötülüğün aslıdır ve Allah’ı inkâr etme de onun bir türüdür. Yalan korkaklık ve bilgisizlikten doğar. Korkaklık ruhu alçaltır; korktuğu için yalan söyleyen kişi artık değer verilen ruhsal yücelikten uzak kalmıştır (el-Aḫlâḳ, s. 60). Mâverdî de yol açtığı kötü sonuçlar yüzünden yalanı bütün kötülüklerin toplamı, bütün çirkinliklerin temeli, düşmanlığa kadar varan bir dizi kötülüğün başı diye niteler (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 253).
YanıtlaSilİslâm ahlâk felsefesinin erken dönem kaynakları arasında yer alan eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî adlı eserinde yalan söylemenin arkasındaki psikolojik sebepleri ve doğuracağı sakıncaları inceleyen Ebû Bekir er-Râzî’ye göre yalanın asıl sebebi kibir duygusu ve yönetme tutkusudur. Bilgi sahibi olan bir kişiye bu bilgi ondan yoksun olana göre bir üstünlük sağladığı için o kişi kendini yalanla bilgili gibi göstermek ister. Bu ise nefsânî arzuların insanı yanıltmasının bir sonucudur. Yalan söylemeye devam eden kişiler sonunda pişmanlık doğuracak yanlışlıklar yaparlar; insanların gözünden düşer, aşağılanır, hakarete uğrarlar. Yalan haber verenin niyetine göre farklı yalan türlerini inceleyen Râzî, karşısındakini bir zarardan koruma veya ona meşrû bir fayda sağlama amacıyla söylenen yalanı kötü saymamış, bunun yanında işin aslı ortaya çıktığında söyleyen için mahcubiyet ve kınama doğuran yalanları çirkin bulmuş, insanın yalancı diye nitelendirilmesini gerektirecek en kötü yalanın hiçbir sebebe dayanmayan, çirkin ve alçaltıcı amaçlarla söylenen yalan olduğunu belirtmiştir (Resâʾil felsefiyye, s. 56-59). Hamîdüddin el-Kirmânî, Râzî’nin eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî’sini eleştirmek için yazdığı el-Aḳvâlü’ẕ-ẕehebiyye’de (s. 77-78) aslında fazilet kabul edilen doğru sözlülük bile her zaman makbul görülmezken, bir kimsenin aleyhinde gerçekleri söylemek bile gıybet sayılırken Râzî’nin temel bir rezîlet olan yalanı bazı durumlarda teşekküre değer görmesini yadırgamaktadır. Ancak İslâm düşünce tarihinde yalan konusu daha çok Râzî’nin görüşü doğrultusunda
değerlendirilmiştir. Meselâ Râgıb el-İsfahânî, Râzî’nin eserinden alındığı anlaşılan ifadelerle hem yalanın psikolojik sebeplerinin hem de meşrû olan ve olmayan kısımlarının bulunduğu hususunda aynı görüşleri tekrarlamıştır (eẕ-Ẕerîʿa, s. 275-276). Mâverdî de yalancılığın sebeplerini menfaat elde etme, zararı önleme, söze tatlılık, zarafet katma ve düşmana zarar verme düşüncesi şeklinde sıralar; bu arada yalan söylemeye ruhsat verilen durumlardan da söz eder. Yine Mâverdî’ye göre yalancıların bazı özellikleri vardır. Yalancı doğru sözlerle kendisinin yalanları arasında fark görmez, söylediklerinin şüpheyle karşılandığını görünce hemen sözünden döner. Nihayet insan tabiatı yalandan hoşlanmadığı için yalancının ruh hali dışına yansır (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 255-257).
YanıtlaSilBir yönden gerçek olmayan mesel, kinaye, tevriye gibi kapalı ve dolaylı anlatımların yalan sayılıp sayılmayacağı konusu üzerinde de durulmuştur. Bilgi verme maksadı taşımayıp ibret ve ders çıkarma amacı güden kurgu niteliğindeki sözlerin yalan sayılmayacağını belirten Râgıb el-İsfahânî buna çeşitli hayvanların konuşmalarını içeren bir masalı örnek gösterir. Aralarındaki bir koyun davasını Dâvûd peygambere getiren iki kardeşin hikâyesini anlatan âyetle (Sâd 38/23) Allah rızası için yapılan harcamaların sevabının çokluğunu ekinlerin bereketli verimine benzeten âyetin de (el-Bakara 2/261) bazı kesimlerce sembolik anlatımlar kabul edildiğini söyler (eẕ-Ẕerîʿa, s. 270-271). Gazzâlî, selefin yalan anlamı da içeren kapalı ifadelerden kaçınmayı tavsiye ettiğini belirttikten sonra açık olsun olmasın her türlü yalan sözden sakınmak gerektiğini, zaruret halinde de açıkça yalan söylemek yerine dolaylı ifadelere başvurmanın daha az sakıncalı kabul edildiğini ifade etmekte, bu tür dolaylı anlatımlar için örnekler sıralamaktadır. Birini mutlu etmek gibi sebeplerle kinayeli ifadeler kullanılabilir. Nitekim Hz. Peygamber yaşlı bir kadına, “Yaşlılar cennete girmeyecek” dediğinde bununla cennette herkesin genç olacağını kastetmiştir (İḥyâʾ, III, 139-140).
Râgıb el-İsfahânî’ye göre İslâm âlimleri yalanın kötü sayılması için şu unsurların bulunması gerektiğini söylemişlerdir: Sözün içerdiği haberin gerçek olayla uyuşmaması, bilgi verenin söz konusu haberi önceden zihninde kurgulaması ve zihninde kurduğu şeyi söylemeyi hedeflemesi (eẕ-Ẕerîʿa, s. 273). Bunun yanında daha çok kelâm ilminde ve kısmen ahlâk kitaplarında yalanın özü gereği mi yoksa başka bir sebepten dolayı mı kötü ve haram olduğu meselesi üzerinde durulmuştur. Kelâm âlimleri hüsün ve kubuh meselesini ele alırken en çok başvurdukları örnekler dürüstlük ve yalandır. Ehl-i sünnet’in hâkim görüşüne göre sözün dinî hükmü ortaya çıkaracağı sonuca bağlıdır. Sözün amaca ulaşmak için bir vesile teşkil ettiğini belirten Gazzâlî, iyi bir amaca hem doğru hem yalan sözle ulaşmak mümkünse de bu durumda yalan söylemenin haram olduğunu, eğer amaca ulaşmak için yalan söylemekten başka bir çare yoksa bu amaca göre sözün hükmünün değişeceğini söyler (İḥyâʾ, III, 137). Kitaplarda sıkça tekrarlanan bir örnekle, kendisini öldürmek için peşine düşenlerden kaçan mâsum bir kişiyi evinde saklayan kimsenin onu soranlara görmediğini söylemesi böyledir. Yine Hz. İbrâhim’in kendisini şölen yerine davet eden inkârcı halkına “hastayım” demesi (es-Sâffât 37/89), putlarını kıranın büyük putları olabileceğini söylemesi (el-Enbiyâ 21/62-63), yanındaki eşini korumak için “kız kardeşim” diye tanıtması da (Buhârî, “Ṭalâḳ”, 10; Ebû Dâvûd, “Ṭalâḳ”, 16) sözün dinî hükmünün niyet ve maksada göre değişeceğini göstermektedir. En çirkin yalan dünya ve âhiret için hiçbir fayda sağlamayan yalandır. Ahlâk
kitaplarında, zorunlu durumlarda yalan söylemenin câiz görüldüğüne dair zikredilen delil aile huzurunun korunması, husumetlerin önlenmesi, savaşta başarı sağlanması gibi sebeplerle yalan söylemeye izin veren hadislerdir. Bununla birlikte yalanla ilgili ruhsatların istismarından kaygı duyan âlimler imkân ölçüsünce yalandan sakınmak gerektiğine dikkat çekmişlerdir. Nitekim Gazzâlî önce, “Yalan li-aynihî haram değildir” derken birkaç satır sonra, yalan kapısının bir defa açılması durumunda artık ihtiyaç ve zaruret sınırının ötesine geçme tehlikesinin bulunduğunu belirterek, “Zaruret durumu dışında yalan söylemek aslen haramdır” der (İḥyâʾ, III, 137-139). Râgıb el-İsfahânî de kelâmcılara atfen bazı ruhsatlardan bahsettikten sonra yalanın her zaman utanç verici ve aşağılayıcı bir tutum olduğunu söyler (eẕ-Ẕerîʿa, s. 272-274). Gazzâlî kulun ibadetlerdeki niyet ve ihlâsını da onun dürüst olup olmama açısından değerlendirir. Buna göre bir kimse, “Yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim” derken (el-En‘âm 6/79) kalbi Allah’a yönelmez, aklı dünya meşguliyetlerinden sıyrılmazsa yüzünü Allah’a çevirdiğini söylemesi bir yalandır. Bunun gibi namazda Fâtiha sûresini okurken, “Yalnız sana ibadet ederim” diyen kişi hakikatte nefsine ve dünyaya kulluk ediyorsa o da yalan söylemiştir (İḥyâʾ, IV, 288, 391).
YanıtlaSilYaygınlığı ve etkisi, ağır sonuçlar doğurması gibi sebeplerle yalan her devirde insanlığın en büyük ahlâk problemlerinden birini teşkil etmiş, bütün dinlerde ve ahlâk öğretilerinde kötü ve günah sayılmış, İslâm kültüründe de bu alanda geniş bir literatür oluşmuştur. Câhiz’in el-Meḥâsin ve’l-eżdâd (Beyrut 1412/1991, s. 50-56), İbn Kuteybe’nin ʿUyûnü’l-aḫbâr (Beyrut 1406/1986, II, 30-36), İbn Abdülber en-Nemerî’nin Behcetü’l-mecâlis ve ünsü’l-mücâlis (Kahire 1382/1962, I, 572-578), İbrâhim b. Muhammed el-Beyhakī’nin el-Meḥâsin ve’l-mesâvî (Beyrut 1408/1988, s. 435-444) adlı eserleri gibi erken dönemlerden itibaren insanlığın ahlâk, edep ve hikmet birikimini yansıtmak amacıyla yazılmış kitaplarda ve İbn Ebü’d-Dünyâ’nın eṣ-Ṣamt ve âdâbü’l-lisân’ı (trc. Zekeriya Yıldız – Fikret Güneş, Hadislerde Diline Sahip Olmak, İstanbul 2007), Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī’nin el-Âdâb’ı (Beyrut 1408/1988, s. 119-121), Zekiyyüddin el-Münzirî’nin et-Terġīb ve’t-terhîb’i (Kahire 1414/1993, II, 30-36) gibi daha çok hadislerden meydana gelen eserlerde yalan başlıca konular arasında yer almıştır (ayrıca bk. SIDK).
İslâm’ın büyük günah kabul edip yasakladığı yalanın fıkıhta ayrıca hukukî sonuçları da ele alınır. Yalan yere yemin ederek bir kimsenin hakkının zayi olmasına yol açan kişi âhirette Allah’ın gazabıyla karşılaşacağı gibi (Buhârî, “Eymân”, 17; Müslim, “Îmân”, 218-224) dünyada da verdiği bu zararı tazminle sorumludur. Büyük günahlardan sayılan yalancı şahitlik neticesinde (Buhârî, “Diyât”, 2; İbn Mâce, “Aḥkâm”, 32) ilgili kişilerin uğradığı zarar yalancı şahide tazmin ettirilir, ayrıca o kimse mahkemece ta‘zîrle cezalandırılır. Mâlikîler’e göre ebediyen, fakihlerin çoğunluğuna göre ise tövbe edip kendini ıslah ettiği kanaati yerleşinceye kadar şahitliği kabul edilmez. Ticarî işlemlerde satılan malın özellikleri, maliyeti, piyasa değeri vb. hakkında satıcının yalan söylemesi bu yolla elde edilen kazancı haksız ve haram kılar. Güven esasına dayanan akidlerde aldanan ve açık zarara uğrayan tarafa belli şartlarla akdi fesih, zararın tazmini gibi imkânlar tanınır (bk. TAĞRÎR).
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, IV, 159-160.
Tehânevî, Keşşâf, II, 847-850.
Wensinck, el-Muʿcem, “kẕb” md.
M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “kẕb” md.
Müsned, I, 3, 5, 7, 8, 384, 410, 424; II, 47, 83, 123, 189, 200; IV, 183; VI, 403, 406, 459, 461.
Kindî, Resâʾil, I, 169.
Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Beyrut 1412/1992, III, 317; VII, 658.
Ebû Bekir er-Râzî, eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî (nşr. P. Kraus, Resâʾil felsefiyye içinde), Kahire 1939, s. 56-59.
İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd v.dğr.), Beyrut 1397/1977, s. 51-56.
Hamîdüddin el-Kirmânî, el-Aḳvâlü’ẕ-ẕehebiyye (nşr. Salâh es-Sâvî), Tahran 1397/1977, s. 77-78.
Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn (nşr. Mustafa es-Sekkā), Beyrut 1978, s. 253-257.
İbn Hazm, el-Aḫlâḳ ve’s-siyer fî müdâvâti’n-nüfûs, Beyrut 1405/1985, s. 60.
Râgıb el-İsfahânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa (nşr. Ebü’l-Yezîd el-Acemî), Kahire 1405/1985, s. 270-276.
Gazzâlî, İḥyâʾ, III, 132-141; IV, 288, 391.
Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, VIII, 100-103, 106-109.
Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî, el-Miṣbâḥu’l-münîr, Beyrut 1987, s. 201.
YanıtlaSilİbn Hacer el-Heytemî, ez-Zevâcir ʿan iḳtirâfi’l-kebâʾir, Beyrut 1408/1988, I, 97-98.
Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Beyrut 1412/1991, II, 445.
M. Mehdî Allâm, Felsefetü’l-kiẕb, Kahire 1408/1987.
T. Izutsu, Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar (trc. Selâhattin Ayaz), İstanbul 1991, s. 140-146.
480
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT SERHI
Muhamined'e AHİRLER arasında dahi salât eyle.
Burada:
AHİRLER.
Lafzından murad, taa kıyamete kadar gelecek ümmetlerdir. Bu durumda mana şöyle olur:
Resulüllah S.A. efendimizin kendisi, âlemlere rahmet olarak nü-büvvet ve risaletlet esrif buyurduktan sonra.. taa, kıyamete kadar gel-saygıdeğer sadat arasında şanını yüce, kadrini ve derecesini üstün miş ve gelecek keramet sahibi veliler, büyük şeyhler, namlı âlimler, eyle.
Sonra..
Nebiler arasında, Muhammed'e salât eyle.. Resuller arasında Muhammed'c salât eyle.. kıyamet gününe kadar MELE-I ALA'da, Mu hammed'e salât eyle.
EVVELİN.
Cümlesi ile okunan salāvatla, zımnen nebiler ve resuller anlatıl-dığı halde; Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet risaletine tazim ola-rak, burada ayrıca anlatılmıştır.
Bu salāvat-ı şerifede geçen:
MELE-İ ALA.
Lafzının manası şudur: Menzilleri pek üstün olan melekler.. Ki bunlar şu meleklerdir: Mukarrabin, ruhaniyyin, nuraniyyin, arşiyyin, kirsiyyin, cinaniyyin..
Kıyamet.
Olarak tercüme edilen bu salavat-ı şerifedeki lafzın Arapçası: DİN olarak geçer. O gün: Halka, amellerinin karşılığı verildiği gün-dür. Bu durumda mana şöyle olur:
Halka, amellerinin karşılığı verildiği güne kadar, üstte sayı-lanların cümlesi arasında, Resulüllah S.A. efendimizi muazzez ve mü-kerrem eyle..
Bir rivayet..
Anlatıldığına göre: Resulüllah S.A. efendimiz, ashabı ile oturuyor-
du. Bu sırada bir Arabi geldi; Resulüllah S.A. efendimiz, o Arabi'yi
sağ yanına aldı. Hazret-i Ebu Bekir'den r.a. daha öne oturttu. O Arabi gittikten sonra, Hazret-i Ebu Bekir r.a. sordu:
Ya Resulellah, o Arabi'yi benden öne aldınız; ona bu kadar ya-kınlık göstermenizin sırrı ve hikmeti nedir?.
Resulüllah S.A. efendimiz saadetle şöyle buyurdu:
Cebrail geldi; bana şu haberi verdi: Bu Arabi bana öyle bir salavatın salavat okumuştur ki, bundan önce hiç kimse bana öyle bir salavat okumamıştır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil481
Bunun üzerine, Hazret-i Ebu Bekir r.a. tekrar sordu:
Ya Resulellah, o salavat-i şerife ne şekilde bir salavat-i şeri-
tedir. anlattı: Resulüllah S.A. efendimiz, o salavat-i şerifenin şöyle olduğunu
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline evveller arasın-da, Ahirler arasında, mele-i alada taa, kıyamete kadar salût eyle.. (1) Resulüllah S.A. efendimiz, bu salavat-1 serifeyi anlattıktan sonra, Hazret-i Ebu Bekir r.a. şöyle dedi:
Ya Resulellah, bu salavat-ı şerifenin faziletinden bana haber
ver. Resulüllah S.A. efendimiz, o salavat-1 serifenin faziletini şöyle anlattı:
Denizler mürekkep, ağaçlar kalem, melekler de kâtip olsalar.. gene de yazıp bitiremezler.
Müellif merhumun, yazdığı salavat-ı şerife, Resulüllah S.A. efen-dimizin anlattığı bu salavat-ı şerifeden daha mufassaldır. Ecri de da-ha fazladır. Bunun için, onlarla yetinip bu salavat-ı şerifeyi yazmadı.
En doğrusunu Allah bilir.
Salavat-ı şerifelere devam edelim..
Allahım.
Ey hacetleri bitiren, duaları kabul buyuran, bütün muradları ve maksatları kolaylıkla ihsan eden celâl sahibi Yüce Allah..
Muhammed'e vesile ihsan eyle..
Vesile, yüce cennetlerdeki derecelerin en üstünüdür; şereflisidir.
Ve.. ona FAZİLET ihsan eyle.
Burada anlatılan FAZİLE T'in manası şudur: Yukarıda anla-tılan fazl ü keremlerinden daha ziyade fazl ü kerem.. Öyle bir FA-ZİLET olsun ki: Hiç bir kimse, o fazilette kendisine yetişemeye..
İşte.. Resulüllah S.A. efendimize böyle bir FAZİLET ihsan
eyle..
Sonra..
Resulüllah S.A. efendimize şeref ve büyük derece ihsan eyle..
Bu cümlenin biraz daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimize, kıyamet günü fazl ve fazilet, üstün şeref, büyük derece ve yüce mertebe ihsan etmek sureti il, cümleden muazzez ve mükerrem eyle..
Ve.. bir duâ..
Allahım..
( 1) Bu salavat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir
: Allahümme salli alâ Muhammedin ve ala al-i Muhammedin fil-evvəline ve fil-ahirine ve fil-mele-il-e'lå ila yevm'id-din.>>
F. 31
BLAM TARINI MEDINE DEVRİ XI
YanıtlaSilna götürduga surada, adam Yemeğin evveli ve ahiri İçin Bismilläht dedi. (68)
Peygamberimiz, güldü. (60) Bonra da Şeytan, onunla birlikte ye-meye devam ediyordu.
Adam, yüce Allah'ın ismini anınca, Şeytan, karnında, bir şey bi-rakmayıp kustule buyurdu. (76)
Her Ige Bagdan Başlamanın ve Yemeği Bag Elle Yemenin Gerekliği:
Peygamberimiz, abdest ve gusülde, ayakkabısını giymekte ve ta-ranmakts, rolimkin oldukça, hep sağdan başlamayı sever (71), bir şey alacağı zararı, sağ oli ile alır, bir şey vereceği zaman, sağ eli lle verir ve başlayacağı her şeye sağdan başlardı. (72)
fasın! Bizden biriniz, ayakkabısını giyeceği zaman, giymeğe sağdan baş-
Ayakkabısını çıkaracağı zaman da, çıkarmağa soldan başlasın!
Ayakkabı giyilirken, nağ ayak, ayakların evveli, ayakkabı çıkarı-lırken de, sağ ayak, ayakların áhiri olsunt buyururdu. (73)
Abdullah b. Ömer'in bildirdiğine göre: Peygamberimiz «Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, sağ eli ile yesin. Bir şey içeceği zaman da, yine sağ eli ile içsin.
Çünki, Şeytan, sol eli ile yer ve sol eli ile içer!» buyurmuştur (74)
Belene b. Ekvä'ın, babasından rivayetine göre Peygamberimiz,
Esca' kabilesinden Büsr b. Raiyülir diye anılan (75) bir adamın (76), yanında, sol ell lle yemek yediğini görünce, ona «Sağ elinle ye!» bu-yurdu.
Adam Buna gücüm yetmeyor, sağ elimle yiyemeyorum!» dedi. Peygamberimiz Gücün yetemesin!
Bunu, sağ eli ile yemekten, ancak, kibr ve gururu men etmekte-dir! buyurdu.
Bundan sonra, adam, bir daha elini ağzına kaldıramaz oldu! (77)
(68) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 336, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 347-348
(69) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 4, s. 335
(70) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 4, s. 336, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 348
(71) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 187-188, Buhari Sahih c. 6, s. 197
(72) Ebülferee Ibnülcevzi Vefá c. 2, s. 452
(78) Tirmizi Sembil s. 16
(74) Malik Muvatta' c. 2, s. 923, Abdurrezzak Musannef c. 10, s. 414, Ahmed b. Hanbel Müsned e. 2, s. 33, Müslim Sahih c. 3, s. 1598, Ebû Davud -Sünen e. 3, s. 349, Tirmizi Sünen c. 4, s. 253, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1087
(75) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 46, Dârimi Sünen c. 2, s. 24
(76) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 4, s. 45-46, Müslim Sahih c. 3, s. 1599
(77) Ahroed b. Hanbel Sünen e. 2, s. 24 Müsned e. 4, n. 46, Müslim Sahih c. 3, s. 1599, Dâriml -
PEYGAMBERİMİZİN ZEVAİD SÜNNETLERNDEN BAZILARI
YanıtlaSilPeygamberimizin Sofra Düalarından Bazıları:
403
Peygamberimiz «Aziz ve Celil olan Allah, yenilecek bir şeyi yeyip veya içilecek bir şeyi İçip te, bundan dolayı Kendisine hamd eden ku-lundan, muhakkak, râzı olur! buyururdu. (78)
Ebû Said'ül'hudri der ki «Peygamber Aleyhisselâm, yeyip İçtiği zaman (79), şöyle düa ederdi:
(Elhamdü lillâhillezi at'amenů ve sekana ve caalna Müslimin -Bize yediren, içiren ve bizi Müslümanlar zümresinden kılan Allah'a hamd olsun.) (80)
Ebû Ümâmetülbahili'nin rivayetine göre Peygamberimiz, yeme-ğini yeyip sofra kaldırılacağı sırada şöyle de, düa ederdi:
«Elhamdü lillahi kesiren tayyiben mübareken fihi gayre mekfiyyin velâ műveddain velů müstağnen anhu Rabbenâ Hamd, Allah'a mah-sustur.
Ey Rabbımız! Biz, Sana pek çok, her pürüzden påk, İçi feyzű bere-ket dolu, red ve terk olunmayan, kendisinden müstağni kalınmayan hamd ile hamd ederiz!» (81)
(Elhamdü lillâhillezî kefânâ ve ervânå gayre mekfiyyin velå mek-fûrin Bize yeterince yediren, içiren, bizi red etmeyen ve nankörler-den kılmayan Allah'a hamd ederiz.» (82)
Ebû Hüreyre'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, yemekten son-ra ellerini yıkardı. (83)
(78) Ahmed b. Hanbel Müsmed c. 3, s. 117, Tirmizi Sünen c. 4, s. 265
(79) Tirmizi Sünen c. 5, s. 508
(80) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 32, Ebû Davud mizi Sünen c. 5, s. 508, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 175 Sünen c. 3, s. 366, Tir-1092, Ebû Bekir Ahmed
(81) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 252, Buhari Sahih c. 6, s. 214, Ebû Da-vud Sünen c. 3, s. 366, Tirmizi Sünen c. 5, s. 507, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1092-93, Dârimi Sünen c. 2, s. 21-22, Ebû Bekir Ahmed b. Muham med Amelülyevm velleyle s. 181
(82) Buharl Sahih c. 6, 8. 214
(83) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 181
جلب الدوب، آینده تماس و ارقام التدان علت مؤثرونك آستونی بوزنده کی خاصیت اولد يعنه قناعت حاصل لده بالربيك ؟ ماشا ويامور حقيقنده وام وهميدن عبارت اولاد مادية كومبونان احمد الله به ابزاری تو تو شلقده منتظماً تحريك وتدورينه علي نور اول رو تلقی و قول ارو به اربيل ؟ ماشا بونار احمق شرط و سبب اولا برای علت موش
YanıtlaSilاولا مازلي
ا خلاصه ) انسان سطحی و غیر قصدی به نظر له باطل و محال بر شیشه با قدیمی زمانه، حقیقی عاشی بولا مریضی تقدیر ده، چهار ناچار صحتن و یا امكانته قائل والمقلم قبول اینجی احتمالی وار در فقط طالب و مشترى صغتياله، قصداً، دقتله، بالذات باذا جوم اولورسه، او زارك هگمتان دید کاری ال ماهر در راهی برسناده قبل نیز آنجه بوده با بیان مکانی و مامانت علا این
ذره کرده فرحه انتقاله ابلهانه قبول ایدر
[ سؤال ] او فارك دائما افتخار له بحث ابتد قاری طبیعت و نوامیس و قوی دید کاری شیاری نه لر در که او نار كند ياريني او نار له اقناعه چاليشييورير ؟
الجواب ] او فارك طبیعت دید کاری شما به مطبعه در طابع دیگا در طابع ایسه انجمه قدر تدر قانوندر فون دگلدر قوت آنچه قدرنده در یا خود فاصلکه بیلد یگری شریعت ان انار دن صدور ایدن افعال اختياريه في بر نظام و بر انتظام التنه العب تحديد ايدن قاعده لرك خلاصه سيدر. و يا دولتك الشاريني تنظم ايد من نظامارك، دستور لوك، قانو نارون مجموعه سيدر. كذلك، طبیعت دینه انه شماده عالم شهادتك عضو لرندن واجز الرندن صدور ايدن افعال آراسنده به نظام و بر انتظامی ایقاع الیدند
الهی بر شریعت فطریه در
بناء عليه، شریعت ایله دولت نظامی معقول و اعتباری اور اردن اولد قاری کی طبیعت درخی اعتباری بر امر الحب، خلقنده، یعنی یا راد بالشده جاری اولان عادات اللهدن عبار تدر.
اما طبيعتك به موجود خارجي اولد يغني توهم اتمك، به فرق عسكرك ادمان و تعليم الناسنده باید قاری او منتظم حركتاريني كورن بر وحشينك او فرقہ عسکول آ ا لرنده کی او نظامی اداره این
عالم شهادة
YanıtlaSilAtemt schådet: Goninen Alem
باذية عمومية
Caribe-i umamiye: Umimi çekim kuvveti
آئلمانه
Eblehane: Ahmakça
آجر
Read: Parçalar
أفعال المتبارية
ali ihtiyariye: İsteğe bağh füller
آمر وهبي
Emri vehmt: Vehim mahsüli olup hakikatte olmayan iş
غَيْرِ تَصْدِى
Gayr-i kasdi: Kasdi olmayan
حاميت
Hasiyet: Bir şeye mahsús hål ve fåide, özellik
حكميات
Hikemiyat: Felsefi mes'eleler, hikmetler
كما
Hukema: Filozoflar
اعتبارى
İtibari: Nisbi göreceli
إيقاع
ika: Meydana getirme
عِلَّتِ مُؤْثِرُهُ
İllet-i milessire: Te'sir eden sebeb
قائل
Kail: Kabul eden, söyleyen
فوا
Kuva: Hisler ve kabiliyetler
مَوْجُودُ خَارِجی
Mercad-u harici: Allah'ın iråde ve kudretiyle var olan
منتظماً
Muntazaman: Düzenli olarak
تواین
Nevamis: Namuslar, kanun-lar
طابع
Tabi: Tabeden, basan
تحديد
Tahdid: Sınırlama
تحريك
Tahrik: Hareket ettirme
طالب
Talib: İstekli
تنظيم
Tanzim: Düzenleme
تذويز
Tedvir: İdare etme, döndurme
Telakki: Kabul etme, anlayış
celb edip, aynada in'ikás ve irtisâm ettiren iller-t müessirenin, aynanın yüzündeki häsiyet olduğuna kanäat hasıl edebilir misin? Hása! Vevahud hakikatte bir emri vehmiden ibaret olan cazibe-i umamiyenin, arz ile yıldızları su boslukta muntazaman tahrik ve tedvirine illet-i muestre olarak telakki ve kabul edebilir misin? Häsä! Bunlar ancak sart ve sebeb olabilirler. illet-i müessire olamazlar.
YanıtlaSilHulasa: Insan, sathi ve gayr-i kasdi bir nazarla batıl ve muhål bir şeye baktığı zaman, hakiki illetini bulamadığı takdirde, çår-näçår sıhhatine veya imkânına käil olmakla kabul etmesi ihtimali vardır. Fakat talib ve müşteri sıfatıyla, kasden, dikkatle, bizzát bakacak olursa, onların hikemiyåt dedikleri o båtıl mes'elelerden hiçbirisini de kabul etmez. Ancak bütün siyasilerin hikmetini ve hukemanın akıllarını zerrelerde farz etmekle eblehåne kabul eder.
Sual: Onların dâimâ iftihârla bahsettikleri tabiat ve nevåmis ve kuva dedikleri şeyler nelerdir ki, onlar kendilerini onlarla iknâa çalışıyorlar?
Elcevab: Onların tabiat dedikleri şey, bir matbaadır,
tabi değildir. Tabi' ise, ancak kudrettir, kanundur. Kuvvet değildir. Kuvvet, ancak kudrettedir. Yahud, nasıl ki bildiğimiz şeriat, insanlardan sudûr eden ef'ål-i ihtiyâriyeyi bir nizâm ve bir intizăm altına alıp tahdid eden kaidelerin hulåsasıdır. Veya devletin
işlerini tanzîm eden nizamların, düstûrların, kanunların mecmüasıdır. Kezálik, tabiat denilen şey de,
ålem-i şehadetin uzuvlarından ve eczalarından sudûr eden ef ål arasında bir nizåm ve bir intizâmı ikä eden İlâhî bir şeriat-ı fıtriyedir.
Binâenaleyh, şeriat ile devlet nizâmı ma'kül ve i'tibâri emirlerden oldukları gibi; tabiat dahi i'tibâri bir emir olup, hilkatte, yani yaratılışta câri olan âdătullahdan ibarettir.
Ama tabiatın bir mevcûd-u hârici olduğunu tevehhüm etmek, bir fırka askerin idman ve ta'lim esnasında yaptıkları o muntazam hareketlerini gören bir vahşinin, "O fırka askerin aralarındaki o nizămı idare eden
ma
YanıtlaSil155
Arkadaşının başındaki sineği baltayla öldürme. Arkadaşla içersen bir bardak azdır, biriyle
1684. kavga edersen yarım tümce çoktur. 4686 Arkadaşlarının sana verdiği üzüntüleri yüreğinde sakla: 1685 Arkadaşlar birbirlerine inanmazsa, yaşamanın ve ölümün hiç bir değeri yoktur. karşıya gelebilirsiniz.
eskisi gibi, gene karşı 1687. Arkadaşlarla görüşmek, onlarla birlikte yaşamaktan kolaydır.
1688. Askere kılıç, kadına boya kutusu.
4689. Ann değeri, aldığı yolla ölçülür.
4690. Avakkabı alacaksan, önce ayaklarını ölç
1691. Ayna, her şeyi olduğu gibi gösterir.
1692. Avna, kirlenmeden önce, her nesneyi yansıtır.
1693. Ayna olmadan, kadın, yüzündeki pudranın düzgün olup olmadığını göremez; gerçek bir dost olmadan da anlayışlı bir kimse, kendi yanlışlarını bilemez.
1694. Aynasına kızan kadın, talihine küssün.
1695. Aynı anda iki sandalın üstünde birden durmaya çalışma!
1696. Baba oğlunu övmemeli, oğul da babasını azarlamamalı.
4697. Babanın suçunun cezasını, çocuklar ceker.
4698. Balık avlamak için ağaca tırmanma.
4699, Balık tutamıyorsan, yengeç yakala!
4700. Bambu kamışından çite dayanma, duvara dayan.
4701. Bambu sopası, çocuğu iyi eğitir.
4702. Bana bir gün öğretmenlik eden, yaşamımın sonuna dek babalık etmiştir.
4703. Başarı insana bir şey öğretmez, ama başarısızlık çok şey öğretir.
4704. Başarının onda üçü yeteneğe, onda yedisi de giyisiye dayanır.
4705. Başarmak istersen, üç yaşlıdan öğüt al.
4706. Başı tıraşlı rahiplerden ödünç tarak isteme.
4707. Başka ülkede hırsızlık yapmak isteyenin, yerli bir yardımcıya gereksinimi olur.
4708. Başkaları için kötü, sizin için iyi sözler söyleyenleri asla dinlemeyiniz.
4709. Başkalarını azarlarcasına kendini azarla, kendini bağışlarcasına başkalarını bağışla
4710. Başkalarını bağışla, ama kendini asla!
4711. Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile, ancak kendi aklımızla akıllı oluruz.
4712. Başkalarının bilmesini istemediğin işi yapma!
4713. Başkasını aldatan, kendisini aldatır.
4714. Bedava yenilmiş hiçbir yemek yoktur.
4715. Bekçiyi kim beklesin?
4716. Beni pohpohlayan düşmanım, beni eleştiren öğretmenimdir.
154
YanıtlaSilÇİN ATASÖZLERİ
4655. Acı (üzünü) kuşlarının başınızın üstünden uçmalarını engelleyemezsiniz.ama onların saçlarınızın arasında yuva yapmasının önüne geçebilirsiniz
4656. Açığı gideren her şey, "iyi besin" sayılır.
4657. Açlik çeken birine bir balık ver, göreceksin, gün boyunca tok kalacak, ama ona bir olta verirsen, yaşamı boyunca tok kalır.
4658. Açlık yemekle, bilgisizlik okumakla giderilir.
4659. Açlıktan ölsen de çalma, seni öldürünceye dek üzseler de dava açma!
4660. Adam olmak isteyen, rahatlık aramaz; rahatlık arayan, adam olmaz.
4661. Ağaç diken, ölmezliğe inanıyor, demektir.
4662. Ağaç ne denli yaşlı olursa meyvesi o denli tatlı olur.
4663. Ağaç ne denli yüksek olursa olsun, yaprakları gene de yere dökülür.
4664. Ağaç yıkılınca, gölge kalmaz.
4665. Ağır ağır, dayançlı çalışma, güzel işlerin ortaya çıkmasını sağlar.
4666. Ağzı açık tutmaktansa, kapalı tutmak yeğdir.
4667. Ahrette cennet ne ise, bizim dünyamızın cenneti de Hangzhou ve Suzhou'dur. (Bunlar iki Çin kentidir.)
4668. Akıllı bir adam, deliyi azarlamaz.
4669. Akıllı bir adam yalnız kendi deneylerinden, çok akıllı bir adam başkalarının deneylerinden de yararlanır.
4670. Akıllı bir adama: "Bilim nedir?" diye sormuşlar. "İnsanları tanımak" demiş. "Ya erdem nedir?"diye sorduklarında: "Insanları sevmek" diye yanıtlamış.
4671. Akıllı bir hekim, kendine bakmaz.
4672. Akıllı olmasan da alçakgönüllü olabilirsin, ama alçakgönüllü olmadan akıllı olamazsın.
4673. Akıllı, susamadan kuyu kazar.
4674. Akla sırt çevirmektense, ölmek yeğdir.
4675. Aksak ayak, her yerde yürür.
4676. Akşam üstü karını azarlama, sonra yalnız yatmak zorunda kalırsın.
4677. Altın ateşle denenir, insan altınla.
4678. Altının ateşten korkusu yoktur.
4679. Ana-babanın saygın olmamasının üç nedeni varsa, evlât sahibi olmamak bunların en ürküncüdür.
4680. Ana-babanızın sevgisini anlamak için, siz de çocuk büyütmelisiniz.
4681. Ancak durgun su, yıldızları yansıtır.
4682. Annenin, ne büyük zorluk ve sevecenlikle kendisini büyüttüğünü, hiçbir çocuk bilmez.
ÇEK ATASÖZLERİ
YanıtlaSil4623. Alışkanlık, demirden bir gömlektir.
4624. Ana elleri, döverken bile yumuşaktır.
4625. Arife fısıldamak yeter, ama aptala hecelemek gerek.
4626. Asılan hırsız değil, bir şey çalarken yakalanandır.
4627 Bitiremeyeceğin işe hiç başlamamak daha iyidir.
4628. Büyük hırsız, küçük hırsızı asar.
4629. Gerçek acı, dağ tepesinde çalışmak değil, halk arasında çalışmaktır.
4630. Herkesin dostu olan, kimsenin dostu değildir.
4631. Hiç bir şeyi olmayan, bir şeyler arar; bir şeyleri olan, her şeyi arar.
4632. Koca öküz, tarlayı eğri sürer.
4633. Kızılacak bir yalan söylemektense, rahatlatacak bir yalan söyle.
4634. Kuş yakalamak istersen, güzel ötmeye çalış.
4635. Paran yoksa, hana gitme.
4636. Sakınma olmazsa, zekâ bile körelir.
4637. Satın alırken, kulaklarını değil, gözlerini kullan!
4638. Sevinçli düşüncelerin varsa, hekimi düşünme.
4639. Talihsizlikler, kendilerine açık bırakılan kapıdan girer.
4640. Temizlik, yarı sağlıklır.
4641. Varlıktan çok, bilmek iyidir.
4642. Yaşlılığında genç olmak isteyen, gençliğinde yaşlı olmalı.
4643. Yeni bir dil öğren, yeni bir ruh kazan.
ÇERKEZ ATASÖZLERİ
4644. Alçakgönüllülük, en güzel giysidir.
4645. Boynuzsuz keçi, boynuzu çıkana değin oğlak olduğunu sanır.
4646. Çok kusuru olan, bunları başkalarında da kolayca bulur.
4647. Doğruysan, güçlüsündür.
4648. Erkek, er gibi ölür.
4649. Kafa bomboşsa, ayağa yazık olur.
4650. Kimin başı en güzeldir? diye sorduklarında, kaplumbağa kendi başını
4651. Mezarlığa götürülen, geri getirilmez.
4652. Üç kişinin bildiği giz, artık giz olmaktan çıkmıştır.
4653. Yalancının sözü, kum üstüne yazılıdır.
4654. Yoldaşın korkaksa, ayı ile boğuşma.
000
152
YanıtlaSil4595. Bir ağlamamın, bir gülüşü var.
4596. Çocuğa iş buyur, ardından kendin koş, dur.
4597. Damın kulağı var.
4598. Davacın padişah olursa, dileğini Allah işitsin.
4599. Deveye of gerekirse, boynunu uzatır. (Bizdeki benzeri: Deveye ot lazımsa, boynunu uzatır.)
4600. Dost ağlatır, düşman güldürür.
4601. Ekmek, çiğnenmeyince, yutulmaz.
4602. Eşeğin yükü yeğni olursa, yatacağı gelir.
4603. Gözden ırak olan, gönülden de urak olur. (Közdin yırasa, könülden yime ytrar. - Kaşgarlı)
4604, Günes mizan (terazi) burcuna girdikten sonra yaz olmaz. Nevruz'dan sonra da kış olmaz.
4605. Her kimi Allah vurursa, peygamber onu asasıyla dürter.
4606. İçte olan ağrıyı, dilim dilim dilmek olmaz.
4607. Insanın alacası içinde, hayvanın alacası dışındadır. (Kişi alası içdin, yılkı alası taşdın. - Kaşgarlı.)
4608. Kötü asla iyi olmaz, karayı yıkasan ak olmaz.
4609. Ne verirsen elinle, o gider seninle.
4610. Ölü aslandan, diri sıçan iyidir.
4611. Serçeden korkan, darı ekmez.
4612. Söylenen sözü geri almak olmaz.
4613. Sürüden ayrılan koyunu, kurt kapar.
4614. Süt ile giren, can ile çıkar. (Bizde ve Kıpçak Türkçesinde benzerleri var.)
4615. Tay at oluncafya değin), sahibi it olur (yaşlanır).
4616. Tembele eşik, yokuş olur.
4617. Toya (düğüne, şölene) varırsan, doyup var.
4618. Varlıklı insan, çabuk yaşlanmaz.
4619. Yemek (aş) tuz ile, tuz oran ile.
ÇEÇEN - İNGUŞ ATASÖZLERİ
4620. Çok yemek yemişsen, bal bile acı gelir.
4621. Kardeşsiz çocuk, kanatsız kartal gibidir.
4622. Sabır, utkunun otağıdır.
...
150
YanıtlaSil45.36. Ya deve, ya deveci. (Çil., IEM. III/165, 1923).
4537. Ya kemer dolusu, ya hendek dolusu. (Çil., JEM, 11/169, 1922).
45.38. Yabancı beygire pinen, aykırı iner (yani düşer).
4539, Yabancı köpe(gjin kuyrugu, apış arasında durur. (Cil., IEM, 11/169, 1922).
4540. Ya(g)mur ya(g)ar, kervan gider. (Çil., IEM, III/65, 1923),
4541. Yagmur yağlar taş üstüne, her ne geli!se baş, üstüne (Çil., IEM, 11/169,1922)
4542. Ya(g)murdan kaçarken, tola (doluya) dayandık (tutulduk).
4543. Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar. (Çil., IEM, III/65, 1923).
4544. Yanlış hesap Bağdat'tan döner. (Bob. B.T.U., "Naucen pregled", yil III, kitap 11/133: Çil., IEM, 111/65, 19223).
4545. Yanlış kapuya girmişsin. (Çil., IEM, III/165, 1923).
4546. Yapan usta de(g)il, yaptırandır usta. (Çil., IEM, II/169, 1922).
4547. Yatma tilki gölgesine, ko arslan yesin seni, geçme nâmert köprüsünden, ko aparsın su seni!
4548. Yaz günü, Atanas günü. (Çil., IEM, II/169, 1922).
4549. Yaz günü gölgede oturanın, kış günü unu kar olur. (Çil., IEM, II/169, 1922).
4550. Yaz günü: kırk gün ya(g)mur, bir gün çamur; kış günü: bir gün ya(g)mur, kırk gün çamur. (Çil., IEM, 11/171, 1922).
4551. Yaz günü kürksüz, kış günü ekmeksiz gezme. (Çil., IEM, II/169, 1922).
4552. Yazılan bozulmaz. (Çil., IEM, II/169, 1922).
4553. Yazın başı şişenin kışın aşı pişer.
4554. Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
4555. Yere bakan, can çıkarır. (Çil., IEM, II/162, 1922).
4556. Yılan sokmuş, uyumuş, aç kalan uyumamış.
4557. Yoktan iyidir. (Çil., IEM, II/163, 1922).
4558. Yol yürümekle, borç ödemekle.
4559. Yolcuya yol, kurbağa)ya göl. (Çil., İEM, II/163, 1922; Slav. 363).
4560. Yolcuya yol yakışır. (Çil., IEM, II/163, 1922).
4561. Yolla haylazı işe, akıl versin sana.
4562. Yoluyla giden yorulmaz.
4563. Yontulmuş taş, her yere yakışır.
4564. Yuvarlak taş, temel tutmaz. (Çil., IEM, II/169, 1922).
4565. Yuvarlanan taş, yosun tutmaz. (Çil., IEM, II/169, 1922).
4566. Yüz, sabah düzzenir (düzgünlenir). (Çil., IEM, II/169, 1922).
4567. Yüz, surat; mahkeme duvarı. (Utanmaz adamlar için kullanılır. Çil., IEM. 11/169, 1922).
içtihat-ı şer'i
YanıtlaSil398
idare-i ekvani
dinde açık hukümler bulunmayan konularda istihat ser إجتهادات شرعى : Seri içtihadlar; dinin özüne ve usullere uygun hukümler veya görüşler ortaya koyma
)ctihadi (ye( إجتهاديه : içtihadla ilgili, içtihada ait, içtihaddaki
içtima إجتماع : toplanma, bir araya gelme, top lanti
içtima-i esbab إجتماع أسباب esabın ictimal. sebeplerin bir araya gelmesi
içtima üz-zıddeyn إجتماع الصدين : iki zid seyin beraber bulunması (hem var hem yok, hem tek hem çift, hem güçlu hem güçsüz gibi bu ise akla ve mantığa aykırıdır)
Ictimaat إجتماعات : içtimalar, toplanmalar
içtimaat- beşeriye إجتماعات بشريه : insan toplu-lukları, insan toplumları
içtimaat-ı hayatiye إجتماعات حياتية : canlıların hayata gelip dunyada beraber yaşamaları, topluluklar meydana getirmeleri; canlı top-luluklar
içtimaat-ı insaniye إجتماعات إنسانيه : insan top-lulukları, insan toplumları
içtimaat-ı ünsiyetkarane إجتماعات انسیتکارانه birbiriyle yakınlık oluşturan insan topluluk-ları
ictimaen إجتماعا : toplumca, toplum bakımın-dan
içtimal (ye( إجتماعيه : toplumla ilgili, topluma ait, toplum hayatına ait (sosyal) (bk. içtima-iye-i beşeriye) hayat-ı beşeriye (hayat-ı içti maiye-i beşeriye) insanın toplum hayatı
İçtimaiye-i beşeriye (hayat-ı şahsiye ve içti maiye-i beşeriye إجتماعيات بشريه : insanın özel ve toplum hayatı
ictimaiyat 1 : إجتماعيات.toplum hayatını ve top lum olaylarını inceleyen ilim, sosyoloji 2.top-lum hayatı, toplum 3.toplum olayları
İçtimaiyat-ı beşeriye إجتماعيات بشريه : insanın toplum hayatı, insan toplumu
İctimaiyat-ı insaniye إجتماعيات إنسانية : insanla rın topluluk hayatları
içtimaiyat-ı İslamiye إجتماعيات إسلامية : müslü-manların toplum hayatı
ictimaiyatçı إجتماعيباتجي : toplum ve toplum olaylarını inceleyen ilim adamı, sosyolog
ictimaiyyun إجتماعيون : ictimaiyatçılar, toplum ve toplum olaylarını inceleyen ilim adamları,
sosyologlar
istinab إجاب : çekinme, sakınma
içtinab kebair اجتناب كبائر : büyük günahlar dan sakınma
istinaben إجتانا : sakınarak
Iyas ایج باغی: kasaplık hayvanların karın boşluğundaki yağ
dad إعداد : hazırlık
I'dadiye( إعدادي: yüksek okula hazırlayıcı okul, hazırlık sınıfları okul, lise 2.orta okula (rüstiyeye) hazırlayıc
I'dam (idam( 1 : إعدام.yok etme, ortadan kal
dırma 2.öldürme
I'dam-1 ebedi إعدام أبدى : ebedi olarak yok etme, sonsuza kadar varlığını ortadan kaldırma, ta-mamen yok etme
idame 1 : إدامه.devam ettirme 2. devamlı ve ka-lıcı hale getirme
idame etmek veya ettirmek إدامه ايتمك ويا اينديرمك : devam ettirmek, devamını sağla mak, sürdürmek
Idame-i hayat إدامة حيات : hayatı devam ettir-mek, hayatta kalma
idame-i ihsan إدامة إحسان : iyilik ve nimetleri devam ettirme
idame-i nazar إدامة نظر : bakmaya devam etme
idame-i nimet إدامة نعمت : nimeti devam ettir-
me, nimeti kesmeme
idame-i vücud إدامة وجود : varlığını devam et-
tirme
Idamhane(i'damhane( اعدام خانه : idam evi, yok etme yeri, (mec.)zarar
idare 1 : إداره.yönetme, yönetim; işleri yürüt-me, çekip çevirme 2.kullanma 3.tutumlu day-ranma 4.geçinme, geçimini sağlama
idare-i alem إدارة عالم : dünyanın idaresi, dünya devletleri ve toplumlarını ilgilendiren işlerin yönetimi ve düzenlenmesi
diren işlerin yürütülmesi, askerlik işlerinin idare-l askeriye إدارة عسكريه : askerliği ilgilen-yönetimi ve yürütülmesi
idare-i beden إدارة بدن : bedenin idare edilmesi, revlerin yürütülmesi bedendeki biyolojik veya psikolojik iş ve gö-
lık dünyalarının ve olayların idaresi, yöneti-idare-i ekvani إدارة أكواني : yaratılmış çeşitli var-mi
idare-l ezeliye
YanıtlaSil399
idrakli
idare ezeliye Allah'a(c.c.) ait)ezeli idare, zamanca başlangıcı olmayan yönetim idare-i hazira إدارة حاضرة : simdiki idare, simdiki hükümet, ülkenin şimdiki yönetimi
idare-l hükumet إدارة حكومت: hükmet idaresi. alke yönetimi
sürme
idare-i kainat إدارة كليات : )Allah (c.c.) tarafın dan)kainatın idaresi, bütün varlıklar dünya sının ve olayların idaresi, yönetilmesi
idare-l maiset إدارة معیشت : geçimini sağlama, yiyecek içecek vs. ihtiyaçları karşılama
idare-i millet إدارة ملت : milleti idare etme, lete ait işleri yürütme, milleti yönetme
idare-l ruhiye إدارة روحيه : ruh hayatının ihtiyaç larını karşılama
idare-i ruhiye ve diniye ve şahsiye ve beytiye ve karye إدارة روحیه و دینیه و شخصیه و بینیه و فریه : ruh
hayatı, din hayatı, şahsi hayat, ev hayatı ve içinde yaşanılan şehir veya yöredeki hayatla ilgili görevleri ve gerekenleri yapıp yürütme
İdare-i şahsiye ve beytiye ve diniye ve hakeza sahsi hayat, ev : إدارة شخصيه و بینیه و دینیه و هكذا hayatı, din hayatı vb. ile ilgili görev ve işleri yapıp yürütme
idare-i taayyüş إدارة تعيش : geçimi sağlama, yi yecek-içecek vs. ihtiyaçları karşılama
Idare-i umumi إدارة عمومی : genel idare, ülke
idaresi
Idare ve iaşe-i rabbaniye إداره و إعاشة ربانيه : her
şeyin sahibi ve terbiye edicisi, yetiştiricisi (rab) olan Allah'ın (c.c.) (canlılar dünyasında ki) idaresi ve geçim vasıtalarını yaratıp ver-mesi
idarece إداره جه : idare bakımından, yönetime, hükümetçe, ülke idaresi bakımından
idareciler اداره جبلر : yöneticiler, ülke yönetici-leri
idarehane اداره خانه : idare yeri, yönetim odası; gazete yazı işlerinin yürütüldüğü yer (oda)
Idari إدارى : idare ile ilgili, ülke yönetimi ile il gili
Iddet عذت : saklama süresi, geçirilmesi gere-ken belli süre
Iddia 1 : إدعاء ileri sürülerek savunulan fikir, düşünce 2.bir düşünceyi ısrarla savunma 3.düşüncesinde direnme ve inat etme 4.ken dinde olmayan bir hal veya yeteneği varmış gibi gösterme 5.gaye, amaç
iddia icad إدعاى ايجادica iddiası, yoktan var etme iddiası
iddia-yı nübüvvet دعای نبوت:peygamberlik id-diası, peygamberlikle görevlendirildiğini ileri
Iddia-yı rüchan إدعاى رجحان : üstünlük iddiası
vacı, davada hak iddia eden 3 inatçı iddiac 1: iddia sahibi, iddia eden 2.da-
Iddianame إدعانامه : savcı tarafından mahke-meye sunulan suç delilleri hakkında yazı
Iddihar إذخار : toplama, biriktirme, depolama
mil-iddiharat إذ حارت : iddiharlar, toplamalar, birik
tirmeler, depolamalar
ideal 1: زيده آل.en kusursuz olarak düşünülen, kusursuz ve mükemmel 2.varlığı düşünce ile kavranan, düşünce yolu ile anlaşılan madde ve fizik dünyası dışında olan. 3.ulaşılmak is-tenen gaye, ülkü. 4.hayalde canlandırılan
ideoloji ایده اولوژی : en ideal, en iyi, en kusursuz yaşayış tarzı ve toplum düzeni kurmak iddi-ası ile öne sürülen düşünce sistemi. (komü-nizm, kapitalizm, faşizm. vb.)
idhal 1: إدخال içine alma, katma, sokma 2.dış
ülkeden yurda getirme
idhal-i envar olmak إدخال انوار اولمق : )kendini( nurlara katma, nurların içine girme, Risale-i Nur hareketine katılma
idil-ural 1: ابديل - اورال.Hazar Denizinin kuzeyi-ne dökülen iki nehir 2.bu iki nehir arasında kalan bölge; (İdil nehrinin diğer adları İtil ve Volga, Ural nehrinin diğer adı Yayık'tır)
idlal 1: إضلال.doğru yoldan saptırma, dalalete
düşürme 2 azdırma
idman 1: إدمان.bedeni güçlendirmek için ya-pılan hareketler, beden eğitimi, jimnastik 2.alıştırma hareketleri, egzersiz.
idmanlı 1 : إدمائلی.vücudu güçlendirici hareket-ler yaparak çeviklik ve güç kazanmış. 2.(mec.( bir şeye alışmış ve yadırgamaz duruma gelmiş
idrak إدراك anlama akıl erdirme. 2.(psk.( duyu organlarından gelen duyumların akıl-da manalı bir bütün haline gelmesi, zihinde manalandırılması (algı). 3.ulaşma, erişme,
yetişme idrak-i meall إدراك معالى : yüksek hakikatleri, yüksek düşünceleri ve gerçekleri anlama
idrakli إدراكلى : anlama yeteneğine sahip, zeka sahibi, düşünebilen, şuurlu (bilinçli)
Idraksiz
YanıtlaSil400
ifrag
mayan, akılsız; şuursuz (bilinçsiz), düşünce draksiz ادراکر anlama yeteneğine sahip ol siz, anlayışsız, anlayışı kıt
Idris (as( إدريس ع ص : Kur'an'da ismi geçen pey gamberlerdendir (bk. Kur'an, 9:56,57,21:85) müfessirler (Kur'an yorumcuları) o'nu ilk yazı yazan, ilk terzilik yapan peygamber ola-rak bildirmektedir. (a.s.)
ifa ابقاء : Lyerine getirme, yapma, gerçekleş tirme, 2.ödeme
ifa-i hakk ايفاء حق : gerçeği ortaya koyma; ada-leti yerine getirme
ifa-yi sünnet ایقای سنت : sunneti yerine getir me. (bk. sünnet)
Ifayı şükran ایفای شکران : teşekkür etme
ifa-yi ubudiyet ایقای عبودیت : kulluk ve ibadeti yerine getirme
ifa-yi va'd إقاى وعد : verilen sözü yerine getirme
Ifa-yi vazife ایفای وظیفه : görevi yerine getirme
ifa-yı vazife-i ubudiyet ایفای وظیفه عبودیت : kul-luk görevini yerine getirme
ifadat إقادات : ifadeler, anlatmalar, belirtmeler, açıklamalar, ortaya koyuşlar
ifade 1 : إفادة anlatma, anlatış 2 belirtme, açık lama; ortaya koyma 3.anlatış, anlatma tarzı
ifade-i furkan إفادة فرقان : Kur'an'ın ifadesi
ifade-i hadisiye إفادة حديثية: hadise ait ifade, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sözündeki anlatılış
ifade-i hakaik إفادة حقائق : hakikatleri ifade etme, gerçekleri anlatma
Ifade-i Kur'an'iye إفادة قرآنيه : Kur'an'a ait ifade, Kur'an'ın anlatışı
ifade-i maksad إفادة مقصد : maksadı ifade etme,
isteğini belirtme
ifade-i mana إفادة معنا : manayı ifade etme, ma-nayı açıklama ve belirtme
ifade-i meram 1 : إفادة مرام.)bir esere yazılan önsöz. 2.maksadı ifade etme, güdülen gayeyi açıklama ve belirtme
ifade-i nasir 1 : إفادة ناشر.yayıncının önsözü. 2.yayıncının ifadesi, sözü, anlatımı
ifadeli إفادة لي : ifadesi olan, anlatılışlı
ifadet-ül meram إفادة المرام : )bk. ifade-i meram)
ifakat 1 : إفاقت.sarhoşluktan veya baygınlıktan ayılma. 2.hastalıktan kurtulma, iyileşme
ifal (ifal babi( إفعل بابي : arapçada geçişsiz fii
şekli (konuşmak geçişsiz, konuşturmak ge li geçişli ve geçişli fiili ettirgen yapan çekim çişli yani if'al şekline bir örnektir.)
1.feyz verme, öğretme; bilgilen dirme, bilgiyle aydınlatma. 2.ışık ve aydınlık yayma, 3. bereketlendirme: bol bol verme. 4. bol bol akıtma. 5.doldurup taşırma. 6. bol bol yayma. 7. ihsan etme, lütfetme, iyilik edip verme, bahşetme
ifaza-i hayat إفاضة حيات : hayat bahsetme, ha-yat verme (ihya ve ifaza-i hayat can verme ve hayat bahşetme)
ifaza-i külliye إفاضة كليه : bütün çeşitleri ve ay dınlık derecesiyle ışık ve aydınlık yayma
ifaza-inur إفاضة نور : aşık verme, aydınlatma
ifaza-i nurani إفاضة نورانی : )mec.) aydınlatıcı bir
çok bilgiler verme
faze إفازه : maksada ve gayeye erdirme, zafere
ulaştırma
iffet 1 : علت.namus. 2.ahlakça temiz olma; dü rüstlük. 3.ırz, kadın-erkek arasındaki haram ve günahlardan uzak ve temiz kalma (cinsel
ahlak(
iffet-i mücesseme عفت مجسمه : namus ve ah-lakça temizliğin cisim gibi gözle görünen ör-neği, (mec.) yüksek ahlak sahibi
iffetsizlik عفتزلك : namusça kirlenmişlik, ah-lakça düşüklük, iffetsiz olma
ifham 1 : إفهام.bildirme, anlatma. (ifham et-mek: bildirmek, anlatmak) 2. ikna edip sus-turma, delil gösterip ispat ederek üstün gel-me
ifhami (ye( إفحاميه : delillerle ikna edip sustur-makla ilgili. (beyan-ı ifhamiye delillerle is-pat edip susturan anlatış tarzı.)
iflas 1 : إفلاس.servet ve kazancını kaybetme, borçlarını ödeyemez duruma gelme. 2.(mec.) tam başarısızlık, kesin yenilgi
ifna 1 : إفناء.yok etme. 2.tüketme, harcama
ifrad إفراد : ayrı bırakma, ayırma, tek hale ge-tirme. 2.tek başına kalma 3.ayrıştırma
ifrad sigasi إفراد صیغه سی : )gr.) fiil cekiminde iş yapanın tek şahıs olması
lere, atomlara veya moleküllere ayrıştırma ifrad ve terkib إفراد و تركيب : )kim) element-(ifrad) ve bunları birleştirme(terkib([
ifraden إفراداً : tek olarak, ayrı ve tek başına
frag إفراغ : )bir şeyin şekil veya biçimini başka
Ifrat
YanıtlaSil401 bir şekle veya biçime) döndürme, dönüştür-me, çevirme
iğmaz-i ayn
rataşırılık, ölçüyü aşma, ölçüyü ka çırma 2 aşırı
ifrat adavet إفراط عداوت: düşmanlıkta aşırılık, düşmanlığın aşırı derececisi
ifrat muhabbet إفراط محبت : sevgide aşırılık, sevginin aşırı derecesi
rat sekatإفراط فقsefkatte aşırılık, acı-manın aşırı derecesi
ifrati zeka إفراط ذكاء : zekada aşırılık, zekanın aşırı derecesi
ifratkar إفراطكار : aşırı giden, aşırı
Ifratkarane إفراطكارانه : aşırı tarzda
ifratperver إفراط برور : aşırılıklardan hoşlanan, aşırılığa düşkün
ifrat-perverane إفراط يرورانه : aşırılığı sever tarzda, aşırılığa düşküncesine 2.aşırılıklar dan hoşlanarak
ifrat-tefrit إفراط تفريط : aşırı fazlalık (ifrat)-aşırı azlık(tefrit)
ifraz 1 : إفراز.)bütünden) ayırma 2.atma, çıkar ma, salgılama
ifrit 1 : عفریت.korkunç ve zararlı cin 2.(mec.) ortalığı birbirine katıp karıştıran, bozguncu
3.iyi ve kötü sınıfları bulunan cin topluluğu
ifsad 1 : إفساد.bozma azdırma, karışıklık çı-karma 2.bozgunculuk
ifsadi siyaset إفساد سیاست : siyasette bozgun culuk, siyaset yolu ile karışıklık ve ayrılık çı-karma
luk ve karışıklık çıkarma hareketleri
ifsadat إفسادات : ifsad hareketleri, bozguncu-
ifsadat-i azime إفسادات عظیمه : büyük azgınlık ve bozgunculuklar
ifsadçı إفسادجى : bozguncu, karıştırıcı, ayrılık-çı; bozgunluk, karışıklık ve ayrılık çıkartan
yayma
ifşa إنشاء : gizli bir şeyi açıklama, duyurma,
ifşaat إفشاآت : ifşa edişler, gizli şeyleri açıkla-malar, duyurmalar, açığa vurmalar
Iftar إفطار : oruç açmak 2.oruç açılırken ye-nen yemek 3.oruç açma zamanı (mec.) hare
kete geçmek
iftihar 1 : افتخار.övünme, övünç 2.birinin veya
bir şeyin iyi durumundan sevinç ve memnu-niyet duyma, gurur duyma
iftihar-ı kudsi افتخار قدسی : bizim bildiğimiz ve
anladığımız şekliyle hiçbir benzerliği olma yan, Allah'a (c.c.) mahsus (kudsi) olan övünç ve memnuniyet
iftihar-i mukaddes افتخار مقدس : bk iftihar-1 kudsi(
iftiharkarane افتخار کارانه : iftihar eder tarzda,
övünür şekilde, övünç duyarak
iftihar افتخارلى : iftihar edilir özellikte, övünç
duyulur vasıfta (nitelikte) olan
Iftikar 1 : إفتقار.ihtiyaçlı olma 2 ihtiyaç 3.ihtiya cını belirtme 4.(mec.) alçak gönüllülük, ken-dini büyük görmeme, kendini beğenmeme,
tevazu
iftikarat 1 : إقترات.ihtiyaçlar 2.çok ihtiyaçları olma 3.çok ihtiyaçları olduğunu belirtme
iftikarat-i müseffia إفتكارات مشفعه : )enva-i ifti
karat-ı müşeffia) şefaate vesile olan çeşitli ihtiyaçlar içinde olma ve (Allah'tan(c.c.(( bunların karşılanmasını dileme
iftira إفتراء : birine haksız yere suç veya kötü-
lük yükleme
iftiraci إفتراجي : iftira eden, birine yalan ve hak-
sız yere suç veya kötülük yükleyen
iftirak 1 : إفتراق.ayrılma, ayrılık 2.dağılma, par-çalanma 3.perişan olma
iftirakat 1: إفتراقات ayrılıklar 2 parçalanmalar,
dağılımlar 3.perişanlıklar
Iftirakat-i mevtiye إفتراقات موتیه : ölümle meyda
na gelen ayrılıklar
iftiraname إفترانامه : iftira dolu yazı, haber veya
rapor
iftiras إفتراس : parçalama, paralama, yırtma, parçalayıcılık, yırtıcılık
)ig) veya (i.g.z( إنكلز : "ingiliz" kelimesi yerine
konmuş işaret
igdab إغضاب : hosnutsuz etme, kızdırma
ibirar إغبار : gücenme, güceniklik, kırılma
iğfal إغفال : aldatma, kandırma, yanıltma
igfalat إغفالات : igfaller, aldatmalar, kandırma-lar
iglak 1 : إغلاق.sözü anlaşılmaz şekle sokma
2.sözü kapalı söyleme
iglak-ı üslub إغلاق اسلوب : üslubu zorlaştırma, anlaşılmaz üslub kullanma, kapalı ve zor an-laşılır bir tarzda anlatma
iğmaz إغماض : hos görme; görmezlikten gelme
igmaz-i ayn إغماض عين : göz yumma görmezlik-ten gelme, aldırmama
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem
YanıtlaSilbuyurdular: "Kim, sabaha erdiğinde on defa ve akşama ulaştığında on defa bana salevät okursa şefaatim ona ulaşır." (Taberâni, el-Mu'cemü'l-Kebir)
Hicri: 3 ŞABAN 1447 - Rúmi: 9 Kănûn-1 Săni 1441 - Kasım 76
İSTANBUL
Imsak
6.32
Sabah 6.52
Güneş 8.15
Öğle
13.26
İkindi
15.59
Akşam..........
18.17
Yatsı...
19.49
Kible S.. 11.26
Ankara
22
OCAK
2026
Perşembe
Ay Doğuş...
10.18
Ay Batış..... 22.05
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
6.15 6.35
7.56
13.10
15.46
18.05
19.35
11.46
Bartın
6.19
6.39
8.03
13.12
15.43
18.02
19.35
11.48
Bilecik
6.26
6.46
8.08
13.22
15.57 18.15
19.47
11.28
Bolu
6.20
6.40
8.03
13.15
15.49
18.07
19.39
11.41
Çankırı
6.13 6.33
7.55
13.07
15.41 17.59
19.31
11.52
Çorum
6.07 6.27
7.50
13.02
15.36 17.54
19.26
12.01
Düzce
6.23
6.43
8.06
13.17
15.50
18.08 19.41 11.38
15.56
18.14
19.45
11.30
15.43 18.02 19.35
11.48
15.38
17.57
19.30
11.55
15.43 18.01
19.32
11.50
Eskişehir
6.24
6.44
8.06
13.20
Karabük 6.17
6.37 8.00
13.11
Kastamonu 6.12
6.32
7.56
13.06
Kırıkkale 6.13
6.33
7.54
13.07
Zonguldak
6.20
6.40
8.04
13.14
15.46
18.05
19.38
11.44
Yavuz Sultan Selim Han'ın Ridâniye Zaferi (1517)
Harbiye Mektebi'nde Baytar sınıfının açılışı (1842)
Gün: 22 Hafta: 41. Ay: 31 Gün. FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
SALEVAT-I ŞERİFE NIN FAZILE
YanıtlaSilPeygamber Efendimiz (s.a.v.) üzerine salevât-ı şerife getirmek, dinimizin mühim bir emridir. İttifakla sabittir ki ömürde bir kere olsun Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Üzerine salevât getirmek, her Müslümana farzdır. Zira Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur -meâlen-: "Muhakkak ki Allâh ve melekleri, peygambere hep salevât ile tekrîm (ikram) ederler. Ey iman edenler! Haydi, siz de ona eslimiyetle salevât ve selâm getirin." (Ahzab S., âyet 56) Salevât/salât, tam manasıyla methetmek ve tazim etmek manasına gelir. Buna göre, "Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed" demenin manası: "Allah'ım! Efendimiz Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, dünyada, zikrini yüce ve şerefini baki kılmakla; âhirette, ecrini ziyâde ve onu, ümmetine şefaatçi eylemekle ikram eyle." demektir. Her vakitte Sevgili Peygamber Efendimiz
(s.a.v.) üzerine salât ü selâm getirmelidir. Hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulmuştur:
"Bir kimse benim üzerime bir salevât getirirse Allâhü Teâlâ, o kimse üzerine on rahmet ihsan eder, onun on günahını affeder, makamını on derece yükseltir."
"Kıyamet günü, önümden çok kavimler gelir geçerler ki ben, ancak üzerime salevâtı çok getirmeleriyle onları tanırım."
"Bir kimse kabrimin yanında bana salevât getirse onu işitirim. Uzakta olduğu hâlde bana salevât getirse, onun salevâtı bana ulaştırılır."
"Allâhü Teâlâ'nın vazifelendirdiği, yeryüzünde dolaşan bazı melekler vardır ki onlar, ümmetimin okuduğu salât ü selâmları bana tebliğ ederler."
"(Bilhâssa) mübarek gün ve gecelerde, benim üzerime çok salevât getiriniz. Zira böyle gün ve gecelerde (bu salevâtlar vesilesiyle) muratlarınız hâsıl olur."
"Bir Müslüman, benim üzerime salevât getirince, onun salevâtını bir melek taşıyıp bana ulaştırır ve 'Falan kimse, şöyle ve şöyle salât ü selâm etti.' der."
(use) srpaшцу
YanıtlaSilнәләшә телеш ய
TARİHTE BUGÜN
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
- 1923-Tan gazetesi, Medresetüzzehra ile ilgili Meclis'teki ilk müzakereleri "Medresetüzzehra: Pek Mühim ve Feyiznak bir Teşebbüs" başlığıyla haber yaptı.
1997 - Refah-Yol
hükümetinin düşmesiyle sonuçlanan darbe sürecini başlatan MGK toplantısı yapıldı.
HİCRÍ: 27 RECEB 1443 - RUMI: 15 ŞUBAT 1437
28 PAZARTESİ
MONDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
O takvā sahipleri ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler.
Al-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
Mü'min, aynı delikten (yerden) iki kere ısırılmaz.
Her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir.
Sözler
KASIM: 113-GÜN: 59 KALAN: 306 -
GÜN UZA.: 2 DK
Ebedi Yol Haritası İSLÂM
YanıtlaSiliddia demektir. Fakat "şefkat alå Bir kimse ne kadar "ben merhametliyim, sabırlıyım" dese de, hayatında sabır ve merhamet tezahürleri yoksa, bu tamamen lafızda kalmış kuru bir halkillah الشفقة على خلق الله yani bütün mah-lükâta Halık'ın şefkat ve merhamet nazarıyla bakıp imkânları nisbetinde bu yolda bütün gayretiyle hizmet edebiliyorsa, o insan gerçekten merhametlidir. Yani bir kimse, kendisi için istediğini, diğer mahlükat için ne nisbette istiyorsa, kendi imkânlarını paylaşmaya ne kadar hazırsa, şefkat ve merhamette o kadar merhale kat etmiş ve o kadar Hazret-i Peygamber'in ahlâkına bürün-müş demektir.
Peygamber ahlâkıdır ki; yakılmış bir karınca yuvası görmek, O'nu deh-şete getirmiş ve hüzne gark etmiştir. Çünkü O, bütün âlemlere rahmet ola-rak gönderilmiş olduğundan bu vasıfla müseccel bir merhamet ve şefkat âbidesiydi. O'nun yolunda aşk ile yürüyenler de aynı husûsiyetlerle muttasıf oldular. Nitekim torbasının üzerinde bir karınca gören Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri de, yüreğindeki şefkat ve merhamet sebebiyle, o karıncayı tekrar yuvasına götürüp bırakmadan huzur bulamamıştır.
İşte ahlâkın şâhidi, o ahlâkın gerektirdiği davranışlardır.
Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz'in bir vazîfesinin de "şâhitlik" oldu-ğunu bildirmektedir. Allah'ın hak ve hakikat olduğuna, mü'minlerin îmânına, kâfirlerin de küfrüne, dünya ve âhirette şahitlik etmek...
Ayet-i kerîmelerde buyrulur:
"Ey Peygamber! Biz Sen'i hakikaten bir şâhit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak (gönderdik). Allah'tan büyük bir lutfa ereceklerini mü'minlere müjdele." (el-Ahzab, 45-47)
Bu müjdeye nail olmak için ümmet-i Muhammed olarak bizlere düşen, bir ömür O Zirve Şahid'e yaklaşmak ve bunun için de O'nun ahlâkı üzerinde yoğunlaşmaktır. Bu ise, adım adım O'nu takip etmekle mümkündür ki her bakımdan buna mecbûruz. Çünkü âyetteki şâhitlik vazîfe ve mes'ûliyeti, mü'minler üzerine de terettüb etmektedir. Bu hususta âyet-i kerîmelerde şöyle buyurulur:
"De ki: (Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Rasûlü de mü'minler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allâh'a döndürü-leceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir." (et-Tevbe, 105)
"İşte böylece sizin insanlığa şâhitler olmanız, Rasûl'ün de size şâhit olması için sizi mûtedil bir millet kıldık..." (el-Bakara, 143)
Takriz
YanıtlaSilİfadeler gayet açık...
Cenâb-ı Hak, biz mü'minlerin, îmanda, îtikadda, muâmelätta, ahläkta, velhåsıl dînin her noktasında "Allah'ın yeryüzündeki şâhidi" olmamızı arzu etmektedir.
Bu ilâhî arzuyu yerine getirmek için îmânın birinci şartı olan "Allâh'a îmân"ın da hayata intikal ettirilerek şahitlendirilmesi gerekir.
En öz târifiyle "îman; kalb ile tasdik, dil ile ikrar"dır. Yani önce kalbin, îman umdeleri hakkındaki bütün inkâr ve şüphe marazlarından arınmış ola-rak ve mutmain bir hålde tasdiki gerekir. Buna göre sırf sözde kalan, kalbe nakşolmayan, amellere aksetmeyen, kişinin hayatının bütün safhalarında belirleyici olmayan bir îmânın sıhhatinden söz edilemez.
İnsan, îman sâyesinde "mü'min" olur. Cenâb-ı Hakk'ın 99 esmåsından biri olan "el-Mü'min" )المؤمن( kelimesinin ilâhî mânâsı, gönüllerde îman nûru meydana getiren, kendine sığınanlara eman verip onları koruyan, îtimad telkin eden, vaadine güvenilen demektir. Bu ismini îman edenlere bahşe-den Hak Teâlâ; bununla, yani "mü'min" sıfatıyla vasıflanan kullarında, ona göre tecelliler görmeyi murâd etmektedir. Zira bu da îmanda sadâkatin bir delilidir.
Yine; "Allah'a inandım" demek, hayatın her safhasında;
"Allah benim bu hâlimden, bu fiilimden, bu duygu ve düşüncemden râzı mıdır? Allah'ın Rasûlü benim yanımda olsa, acaba bana tebessüm mü ederdi, yoksa benden yüzünü mü çevirirdi?" hâlet-i rûhiyesi içinde olabilmek-tir. Îmânın özü budur. Onun kemâli de; kalbin, bu şuur ve idrak ile hassasiyet kazanmasıdır.
Allah'a îmâna bağlı olarak zarûrî diğer bütün îman esaslarını da aynı çerçevede değerlendirmek gerekir. Yani Allah'a îmandan sonra melekle-rin, mukaddes kitapların, peygamberlerin, âhiretin, kaderin, hayır ve şerrin Allah'tan olduğunun, ölümden sonra dirilişin muhakkak gerçekleşeceğinin tasdîk edilmesi ve onların mâhiyeti hakkında kalpte bir şuur oluşması îcâb eder.
Bütün bunlardan gelen mesajların; akılda, kalpte, vicdanda, iz'anda, velhâsıl bütün idrak melekelerinde yüksek bir iråde hâline gelerek, kişinin hâl ve davranışlarını kontrol altına alması ve doğru yöne istikâmetlendirmesi gerekir. İşte îman, ancak o zaman taklitten tahkik kıvamına yükselir.
Aksi hâlde şairin; "Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz." dediği gibi, hâl ve davranışlarla te'yîd edilmeyen bir îman iddiası, kuru bir laf kalabalığından öteye gidemez.
ğillerdi. Böylece ve namazlarını orada kılıyordu. Henüz ibadetleri açıktan yar Resulullah (asm), zaman zaman Hz. Ali ve Zeyd ile birlikte Mekke dışına çıkıyor
YanıtlaSilPeygamberimizin (asm) Hayatı
TARİHTE BUGÜN
- 1914-Rusya Osmanlı Devletine savaş ilân etti.
1950-G. Bernart Shaw'in ölümü.
2003 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden İbrahim Fakazlı vefat etti.
CUMARTESİ
2
BIR AYET Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvaya erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
SATURDAY
KASIM
BİR HADİS Her ne kadar müftüler sana fetva verseler de, sen yine kalbine danış.
Buharî
NOVEMBER
İnsan bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acip ve lâtif bir mizaç ile yaratılmıştır. O mizac yüzünden insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. İşârâtü'l-İcaz
HİCRĪ: 30 R.AHİR 1446 - RUMI: 20 T. EVVEL 1440
HIZIR: 181-GÜN: 307 KALAN: 59 - GÜN. KIS.: 3 DK
İmsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1923-Cumhuriyet ilän edildi.
- 1929 - Askerî müzenin
açılışı.
1969 - İki bilgisayar arasındaki ilk bağlantı gerçekleştirildi.
EKİM
29
ÇARŞAMBA
71447
C.EVVEL
RUMI: 16 T.EVVEL 1441 HIZIR: 177
BIR AYES
Her nerede kibleye yönelirseniz Allah'ın
rızası oradadır.
Bakara Suresi: 115
BİR HADİS
Allah bir kulu hakkında hayır dilerse, kalbinin kilitlerini açar ve ona kuvvetli imanla doğruluk kor.
Ebu'ş-Şeyh
Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük, vücudunda zerre miskal kaldıkça, hakikat güneşinin görünmesine mâni bir hicap olur.
Mesnevî-i Nûriye
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
05.59
07.24
15.44
19.32
ISPARTA
05.52
12.47
15.43
Akşam
Yatsı
19.27
İSTANBUL
12.53
18.11
07.13
18.10
492
YanıtlaSilİmândan Ihsâna Tasavvul
gömülen tohumlar ise, vasıflarına göre büyüyüp serpilir, kimisi devāsa çi satırlarda veya raflarda kaldığında durum aynıdır. Buna mukabil toprağa narlar haline gelir. Tıpkı bu şekilde gönül toprağına ekilen ilim tohumlan da, kalbleri birer maneviyat bahçesi haline getirir ki, ilim ve irfanın gerçek meyveleri o zaman elde edilir.
Bunun içindir ki Kur'ân-ı Kerim, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sel-lem-'in mübarek sadrına indirilmiş ve ashâb-ı kiram ilahi irsadları ve malu-mâtı satırlardan ziyade Varlık Nûru'nun gönül aleminde okumuştur. Böyle ce onların gözleri ve gönülleri, ilahi kelamin o mübarek sadırdaki nice ulvi ve eşsiz tecellileriyle nûrlanmış ve İslam'ın ulvi ve derûnî hakikatleri, sir ve hikmetleri bütün güzellikleriyle rûhlarına aksetmiştir. Bir bakıma sahâbe. Allâh Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in canlı bir Kur'ân hâlindeki müs tesna şahsiyet ve karakterine hayran kalarak îmân etmiş ve onun etrafın-da pervâne olmuştur. İşte tasavvuf da, bu akisten nasib alarak İslâm'ı rú håniyet ve feyz ikliminde yaşatmayı düstur edinmiş; Hazret-i Peygamber. sallallahu aleyhi ve sellem-'in nûr menbaı olan gönlünden evliyâullāha ak-seden nûrânî parıltıları asırlara ve nesillere taşımaya gayret etmiştir.
Bu açıdan dînin fetvå yönü bir binânın temel direkleri, takvå yönü ise, o direkler etrafındaki tamamlayıcı kısımlar ile güzellik ve zarâfet unsurları-dır. Bir taraftan bu iki özelliği birleştiren tasavvuf, bir taraftan da güzel amel ve ahlâk mükemmelliğine ilåve olarak; insanı, hayatı ve kâinâtı açıklamak-ta, mes'üliyetlerin daha geniş bir hikmet ile idråk ve îfâsını sağlamaktadır. Bu itibarla tasavvuf, muhabbetullah ve mârifetullâh bahsinde kullara, gönül-lerinden miraca doğru açılmış månevî bir pencere mâhiyetindedir.
Tasavvuf, yeri geldikçe de temas ettiğimiz üzere İslâm'ı ihlás, takvå, zühd, ihsân, murâkabe, samimiyet, teslimiyet ve muhabbet ölçüleriyle ya-şayabilmekten ibarettir. Onun en mühim mes'elesi de, bu gerçekleri anlat-maktan ziyāde onları hayatımıza imkân ve istîdâdımız nisbetinde yansıta-bilmektir. Evvelce sâlih âlimler, yaptıkları her va'z u nasîhat ve anlattıkları her ilâhî güzellik ve ahlâk-ı hamîdeden sonra:
"Söylemek kolay, dinlemek kolay; fakat muktezāsınca amel et-mek çok zor!.." derler ve gönüllerin kemâle ulaşması yolunda telkinde bu-lunurlardı.
Bu pencereden baktığımızda bir bakıma yazmak da kolay, okumak da. Ancak gereğince yaşayıp o güzellikleri hayatımızın fârikaları hâline ge-tirmek hayli müşkildir. Yani «sabret» gibi kısacık bir kelimeyi, ne söyleyen dil, ne işiten kulak ve ne de okuyan göz yorulur. Ancak bu kelimenin; sayı-
Tasavvuff Kissalar ve İbretler
YanıtlaSilkalmış gönüllerde tecellisi mevzubahis olunca insanlar Adeta kan-ter için-siz dert, nice ağır çile, izdirap, binbir iptila ve çeşit çeşit sıkıntılara maruz de kalmakta ve çoğu kere de sabırsızlığı tercih etmektedirler. Dolayısıyla bütün mesele, tasavvufi bilgileri sadece öğrenmek ve öğretmek değil, on-ları gönüllerimizin birer hayat ve saadet iksiri haline getirebilmektir.
Zira Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Kerim'de:
"O Allah ki, hayatı ve ölümü, hanginizin daha güzel amellerde bu-lunacağını İmtihan için yaratmıştır..." (el-Mülk, 2) buyurmakta ve kulları amel-i sälihe dâvet etmektedir.
Dikkat edilirse âyet-i kerimede "daha güzel öğrenmek veya "daha gü-zel anlatmak" ya da "daha güzel dinlemek" tarzında bir ifade kullanılmıyor, bilakis "daha güzel kullukta bulunma/amel-i sâlih" hakikati beyân bu-yuruluyor.
Onun için tasavvufun temel gâyesi; irfan zemzemi, takva kevseri ve aşk u muhabbet åb-ı hayatı ile gönül goncalarını yeşertebilmek ve bir gaf-let çölü olan şu dünyada hüsrâna düşmeden kulları vâsılı ilälläh eylemek-tir. Bu gerçeği anlayan ve yaşayanlar, tasavvufu anlamış ve yaşamış olur-lar. Tasavvuf büyüklerinin buyurduğu gibi:
"Tasavvuf bir haldir, ancak tadan bilir!.."
Hasılı buraya kadar anlattıklarımızla tasavvuf hakkında söylemek is-tediğimiz öz, Allâh'a en güzel şekilde kulluk ve ebedî âleme ciddi bir hazır-lıktır. Yani tasavvuf, kulluğu en güzel bir şekilde yaşayabilmektir. Zira Ce-nâb-ı Hak insanı kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır. Dolayısıyla ta-savvuf, kulluğa mâni olan engelleri ortadan kaldırmaktan ve kulluğa vesi-le olacak imkânları temin etmekten başka bir şey değildir. O, nice yaraları sararken, nice kurak toprakları yemyeşil ve münbit bir gülistan hâline ge-tirmekte ve nice virâne gönülleri mâmûr bir saray eylemektedir. Kısacası tasavvuf, şu gurbet âleminden sonsuz vuslat âlemine giderken kulları Hak katında » نَعْمَ الْعَبْدُ « »ne güzel kul rütbe ve taltifine mazhar kılacak nûr-lu bir yoldur.
Bütün mesele, nefsânî benlik ve iddiådan sıyrılıp azamet-i ilâhiyye karşısında hiçlik hâlinde yaşayabilmektir. Bu hissiyat, kula acziyet ve te-vekkülü tâlim eden öyle ulvi bir håldir ki, gönlü kemâlâtın zirvelerine yük-seltir. Hiçlik sarayında yaşayan gönüller, hiçbir zaman mahrůmiyet ve zil-lete düşmezler; bilakis vakar içinde tevāzu ve mahviyete büründükleri nis-bette Hak katında yüceliklere nail olurlar. Şâir ne güzel söyler:
Îmândan İhsana Tasavvuf
YanıtlaSilMazhar-ı feyz olamaz düşmeyicek håke nebåt
Mütevazi olanı rahmet-i Rahmân büyütür
"Bitki, mahviyet sırrı ile toprağa tohum hâlinde düşmedikçe, feyz, bol-luk ve berekete mazhar olamaz. Ancak mütevāzi, yâni hiçlik hâlinde top-rakla bir olanı ise, Rahman'ın rahmeti bizzat büyütür, binbir berekete maz-har kılar..."
Ya Rabbi! Bizleri de «ne güzel kul» diye taltif buyurduklarından eyle! Allah'ım! Huzūrunda hiçlik iklimine girerek, benlik ve iddianın kuraklığından korumaya çalıştığımız gönüllerimizi sonsuz rahmetinle yeşert! Sözlerimizi özlerimizle, özlerimizi de sözlerimizle mutâbık kıl! Senin sonsuz kelâm sıfatının tecellîsi ile âcizâne kaleme almaya ce-saret ettiğimiz hakikat goncalarını gönüllerimizde yeşert! Cümlemizi sevdiklerinden eyleyip sâlihler zümresine dâhil buyur ve onlarla haş-reyle! Hazret-i Peygamber'in nûrlu izinden ayırma! Onun şefaat-i uz-mâsına mazhar kıl! Râzı olduğun hâli ve ahlâkı ihsân buyurup, dâimâ râzı olduğun amelleri işlemeye muvaffak eyle! Bütün hislerimizi rızâ-ı şerîfin ile te'lif eyle! Sevmediğin hâl ve davranışlardan uzaklaştır! Son nefesimize dek sırat-ı müstakîm üzere yaşat! Şu nâçiz eserimizi, hayra, hidâyete, hikmete, hakikat ve mârifete vesîle eyle!
Amin!..
هنره
Îmândan İhsana Tasavvuf
YanıtlaSilya ihtirâsına mağlup olanlar, bu âlemde saltanat sürer gibi görünseler de, sonsuz âlemin ebedi birer sefîli ve yoksulu olmaktan kendilerini kurtara-mazlar.
Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Öyle bir zaman gelir ki, kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazan-dığına hiç aldırış etmez." (Buhârî, Büyû, 7, 23)
Hâsılı, hadis-i şerîfte işaret edilen gafletlerin fazlaca zuhûr ettiği ve gönüller haramları terk etmeye çalışsa da, onların gönülleri bırakmadığı günümüzde, helâle riâyet edebilmek, en mühim mesele ve en büyük ibâ-dettir.
Bu büyük ibadeti îfâ ederek Allâh'ın emrine itaat, teslimiyet ve rızâ hâ-linde bulunabilen kalbler, dikenlerin arasından sıyrılıp renk renk açmaya mazhar olan güller misāli, birer hayır ve feyiz menbaı olurlar. Bunun aksi-ne, haram ve şüpheli şeylere dalmış kalbler de, güllerin aksi olan dikenle-rin arasına katılıp binbir kötülük kaynağı ve hatta ahlâksızlık yuvası hâline gelirler. Cenâb-ı Hak muhafaza buyursun! Âmîn!..
Tasavvufi Kissalar ve İbretler
YanıtlaSilasavvuf bir häldir, ancak tadan bilir!..
HÜLASA
Cenâb-ı Hakk'ın Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz'e:
"(Ey Rasûlüm!) Onu (Kur'ân'ı) Cebrail, inzar edenlerden olasın di-ye senin kalbine indirmiştir." (eş-Şuară, 193-195) buyurmasında sayısız hikmetler vardır.
Bu hikmetlerin özü de, bütün mûtenâ bilgilerin, bilhassa ilâhî ilim ve ir-fânın ancak gönül iklîminde neşv ü nemâ bulabileceği gerçeğidir. Yâni her ilmî hakikat; ancak aşk, vecd ve feyiz mecraı hâlindeki kalbler vasıtasıyla derûnî mânâ ve güzellikleri fâş eder. Bu meyanda tasavvufun:
"İlim esastır, fakat bu esasın gâyesi de amel-i sâlihtir. Bu da, kısaca tâzim li-emrillâh (Allâh'ın emirlerini büyük bir tazimle yerine getirmek) ve şefkat li-halkillâh (bütün mahlükâta merhamet etmek) sırrında gizlidir. Aksi takdirde ilim, faydasız bir külfetten ibarettir." şeklindeki bakış açısı, hep bu hakikate binaendir.
Yâni bütün kitâbî bilgiler, hakîkatte bir tohuma benzerler. Nasıl ki to-humlar toprağa ekilmeyip sadece ambarda kaldığında yıllar geçse de on-lar yine bir tohumdan başka bir şey olamazlarsa, kitâbî bilgiler de yalnızca
4. İnzâr: Ebedî âlemdeki hazîn neticelerin vehåmetiyle korkutarak emir ve nehiylerde bulunmak.
DİYANET TAKVİMİ - 2025
YanıtlaSilIMS
Ey kalpleri (hâlden hâle) değiştiren (Allah'ım)! Kalbimi dinin üzere sabit kıl. (Tirmizi, Kader, 7)
GÜN
LIK
11 Cemâziye'l-Ahir 1447
ÖĞ
iKil
TESİ
Rumî: 18 Teşrîn-i Sânî 1441
•
Kasım: 24
AK
Ay Doğuş: 14.51.
Ay Batış: 03.29 •
Gün/Kalan Gün: 335/30
YA
KI
BİR AYET
YanıtlaSilKullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara), ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde ona karşılık veririm... (Bakara, 2/186)
ALLAH: ÂLEMLERİN RABBİ
İnsanoğlu kendisini yoktan var eden ve kendisine sayısız nimet bahşeden Yüce Yaratıcı'nın zatını ve mahiyetini hep merak etmiştir. Bu nedenle de Allah (cc) hakkında çeşitli sorular üretmiş, O'nun zatı ve mahiyeti hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalışmıştır. Gerek ayetlerde gerekse Peygamber Efendimizden (sas) nakledilen hadislerde Allah'ın zatı ve sıfatlarıyla alakalı insanların mera-kını giderecek, sorularına cevap olacak bilgiler verilmiştir. Nitekim Allah Teâlâ (cc) evrenin ve içindeki tüm varlıkların yaratıcısı ve yöneticisidir. O'nun eşi ve benzeri yoktur. O doğmamış ve doğrulmamıştır. O hiçbir varlığa muhtaç olmadığı hâlde bütün varlıklar O'na muhtaçtır. O'nun varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. O, kullarına karşı çok merhametli, çok şefkatli ve cömerttir. Kullarını affeden, tövbelerini kabul edendir. Kâinatta olup biten her şey O'nun dilemesiyledir. O, bir şeyin olmasını dilediğinde sadece "Ol!" der, o da oluverir. Gören, gözeten, duyan, işiten, acıyan, seven O'dur.
482
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT BERHI
Ey dilek sahiplerinin dileklerini yerine getiren, dilek sunulan ma-kamların hayırlısı, dilekleri kolaylıkla yerine getirenlerin hayırlısı. celâl sahibi Allah...
Ben, Muhammed'e inandım.
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın kuludur; Insan-ların tümüne gönderilen resulüdür. Onun tüm risaletine inandım. Yü ce Hak katından kendisine Indirilen Rabbani Kitab (Kur'an) ve ila-hi ilhamla getirdiği ilahi emirlere ve rabbani yasaklara tümden inan-dım. Kabul ettim.
Hem de onu hiç görmeden..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi hiç görmeden nübüvvetini tasdik edip getirdiğine inandım.
Cennette, onu görmekten beni mahrum etme.
Resulüllah S.A. efendimize görmeden iman ettim; bu senin bana fazlındır. Bu dünyada bana ihsan ettin. Ama, dünyada iken, onun zaman-ı saadetine yetişemedim. Bunun için, sırf fazlınla üstün cen-netlerde onun cemalini dalma görmek sureti ile beni mesrur eyle.
Çünkü, Resulüllah S.A. efendimizin cemalini müşahede etmek, Yüce Hakkın cemalini müşahede dışında kalan cennet nimetlerinin tümünden çok çok lezzetlidir.
Resulüllah S.A. efendimizin sohbetini bana nasib eyle.
Yani: Cennetlerde.. onun kelâmını bana işittir.
Beni onun MİLLETİ üzerine öldür.
Burada:
- MİLLET.
Lafzından murad, İslam dinidir.
Onun HAVZ'ından bana içir.
Burada geçen:
HAVZ.
Lafzından murad, Resulüllah S.A. efendimizin Kevser Havz'ıdır. O Kevser'den bir defa içen, bir daha susamaz; azap da görmez.
Öyle bir içim olsun: Kandırıcı, içimi rahat, insanın içine si-ner.. Ondan sonra, artak susamamız olmamalı.. Çünkü sen, her şeye kadirsin.
Yüce zatır lan rica ve niyaz edilen şeylerin cümlesini verip dilen-cini sevindirmek, Kaziilhacat şanına layıktır.
Allahım..
Ey nimetlerin tümünü, kullarına karşılıksız olarak sırf fazlı ile meccanen ihsan eden kudretli Yüce Allah..
Muhammed'in ruhuna benden yana TAHIYYET ve selâm ulaştır.
RARA DAVUD
YanıtlaSil483
مِنْ حَوْضِهُ مَشْرَبَارَ ويَا سَالِها مينا لا تَعْلَمَا بَعْدَهُ أَبَنَا إِنَّكَ عَلى كل شى قدير اللهُمَّ ابْلُغْ رُوحَ لو من الحبة وسلاما الحنان رُؤْيَنَّهُ اللهُمَّ تَقَلُ العام في الكبرى وَارْفَعْ دَرَجَهُ العُليا وان سولَهُ فِي الآخِرَةِ وَالأولى كما انبارم وَمُوسَى : اللهم صل على محمد وعلى ال ما كما صَلَّيْتَ عَلَى إِبراهيمَ وَعَلَى آلِ إبراهيم وبارك عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلى آل محمد كما باركت يط ابراهيمَ وَعَلَى آلِ إبراهيم انك حميد مجيد اللهُمَّ صَلِّ وَسَلَّمَ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا الهام
verzukni suhbetehu ve teveffeni alá milletihi veskoni min havzahi meşre-ben reviyyen saiğan henien lánazmeü ba'dehu eboden inneke alâ külli şey' in kadir. Allahümme ebliğ ruhe Mu-hammedin minni tahiyyeten ve sela-ma. Allahümme ve kema amentü bihi ve lem'erehu felátáhrimni fil cinani rü'yetehu.
sefa-20. Allahümme takabbel ate Muhammedin'il-kübra verfa' dere-cetehül ulya ve atihi sü'lehu fil-Ahire-ti vel ulá kema ateyte İbrahime ve Musa.
21. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve ala áli Muhammedin ke-ma salleyte ala İbrahime ve alâ âli İbrahime ve barik alä Muhammedin ve alá âli Muhammedin kena barekte ala İbrahime ve alá âli İbrahime in-neke Hamidün Mecid.
22. Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidina Muhammedin..
Onun sohbetini bana nasib eyle. Beni onun milleti üzerine öldür. Onun havzından bana içir. Öyle bir içim olsun ki: Kandırıcı, içimi rahat ve insanın içine siner. Ondan sonra, susamamız olmamalı. Çünkü sen, her şeye kadirsin. Allahım, Mu-hammed'in ruhuna benden yana, tahiyyet ve selâm ulaştır. Allahım, onu görme-der iman ettiğim için beni, cennetlerde onun cemalini görmekten mahrum etme.
20. Allahuu, Muhammed'in gefaat-ı kübrasını kabul buyur. Ve onun üstün derecesini yüksek eyle. Dünyada ve ahirette ona bütün istediklerini ihsan eyle; İbrahim'e ve Musa'ya ihsan eylediğin gibi...
21. Alahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât cyle; Ibrahim'e ve İbrahim'in âline salát eylediğin gibi.. Muhammed'e ve Muhammed'in âline bere-ket ihsan eyle; Ibrabim'e ve İbrahim'in aline bereket ihsan eylediğin gibi. Çün-kü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
22. Allahım, Efendimiz Muhammed'e salât ve selám eyle
(Devarfı: 487. Sayfada)
404
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Peygamberimizin Hiç Bir Yemeği Hor Görmemesi ve Yermemesi:
Peygamberimiz, hiç bir yemeği hor görmemiş, yermemiştir.
Bir yemeği, arzu ederse, yer, arzu etmezse, bırakır, susardı. (84) En ufak nimete bile saygı gösterir, hiç bir nimeti yermezdi,
Hiç bir nimeti, ne hoşuna gittiği için över, ne de, hoşlanmadığı İçin yererdi. (85)
Peygamberimizin Dünyaya ve Dünyadaki Şeylere Ehemmiyet Vermemesi:
Abdullah b. Mes'ud der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bir hasırın üzerinde yatıp uyumuş ve hasır, böğründe iz yapmıştı. (86)
Uyanınca, böğrünü oğuşturdum. (87)
(Babam, anam, Sana fedâ olsun (88) yâ Resûlallâh! Keşki bize bil-dirseydin de, hasırın üzerine (89), ondan koruyacak (90), Senin için bir şey serseydik?) dedim. (91)
(Sana, yumuşak bir döşek edinsek?) dedik. (92)
Resûlullah Aleyhisselâm (Dünyaya aid şeyler, benim neme gerek?
Benim, dünya ile olan misalim, hâlim bir ağacın altında biraz gölgelendikten sonra onu bırakarak yoluna devam eden bir süvarinin misali, hâli gibidir!) buyurdu.» (93)
Peygamberimizin, Kendisi ve Evhalkının Geçim ve
Geçimlikleri Hakkındaki Düası:
Ebû Ümâmetülbahili'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz «Aziz ve Celil olan Rabb'ım, bana Mekke vådisini altın yapmayı teklif bu-yurdu.
(Hayır! Ya Rab! Ben, bir gün tok olayım, bir gün de, ac olayım.
(81) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 427, Buhari Sahih c. 6, s. 204, Müslim-Sahih c. 3, s. 1632, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 346, Tirmizi Sünen c. 4, s. 377, İbn-i Mace -Sünen c. 2, s. 1085
(85) Ibn-i Sa'd Tabakat c, 1, s. 422-423
(86) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391, Tirmizi Sünen c. 4, s. 588, İbn-1
Mace Sünen c. 2, s. 1376
(87) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391
(88) İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1376
(89) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1376
(90) İbn-i Mace Sünen c. 2, 8. 1376
(91) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1376 (
92) Tirmizi Sünen c. 4, s. 588
( 93) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 391, Tirmizi Sünen c. 4, s. 589, İbn-i
Mace Sünen c. 2, s. 1376
PEYGAMBERİMİZİN ZEVAİD SÜNNETLERNDEN BAZILARI
YanıtlaSil405 Ac olduğum zaman, Sana niyazda bulunayım ve Beni, zikr edeyim. Tok olduğum zaman da, Sana hamd edeyim, şükr edeyim!) de-dim.» buyurmuştur. (94)
Ebû Hüreyre de, Peygamberimizin «Allah'ım! Evhalkımı (95), Mu-hammed'in Evhalkını (96) ölmeyecek kadar rızıklandır! (97) Muhammed'in Evhalkının rızkını, ölmeyecek kadar kıll» diyerek düa ettiğini bildirmiştir. (98)
Hz. Aişe ve Ebû Hüreyre'nin bildirdiklerine göre: Peygamberimi-zin Medine'ye gelişinden vefatına kadar Evhalkı, üç gece ard arda buğ-day ekmeğinden karınlarını doyurmamıştır. (99)
Peygamberimizin ve Evhalkının, çoğu zaman, yedikleri arpa ekme-ği (100) ile hurmadan ibaret olup (101) bunlar da fazla derecede de-ğildi. (102)
Peygamberimiz, vefatından önce, Zırh gömleğini, Evhalkının ek-mekliği için Ebû Şahma adındaki Yahudiden aldığı bir Vesk veya otuz Sa' arpa karşılığında terhin etmiş bulunuyordu. (103)
Hz. Aişe «Muhammed Aleyhisselâmı, hak din ve Kitabla Peygam-ber gönderen Allah'a yemin ederek söylerim ki: Yüce Allah'ın, Peygam-ber gönderdiği zamandan rûhunu kabz ettiği zamana kadar, Kendisi, ne bir Elek görmüş, ne de, Elekle elenmiş undan yapılan ekmek yemiş-tir!» demiş; «Öyle ise, arpayı nasıl yerdiniz?» diye sorulunca da «Ke-peğini (Üf!) diyerek üflerdik!» (104)
«Resûlullah Aleyhisselâm vefat edinceye kadar ne Kendisi (105), ne de, Evhalkı (106) ard arda iki gün arpa ekmeğinden karınlarını do-yurmamıştır!» (107)
(94) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 381, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 254, Tirmizi Sünen c. 4, s. 575
(95) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 232
(93) Buhari Sahih c. 7, s. 181, Tirmizi Sünen c. 4, s. 580
(97) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. mizi Sünen c. 4, s. 580 232, Buhari Sahih c. 7, s. 181, Tir-
(98) Müslim Sahih c. 2, s. 730, Tirmizi Sünen c. 4, s. 580
(99) Ebû Hanife Müsned s. 46, İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 402, Buhari - Sahih c. 7, s. 180, Tirmizî Sünen c. 4, s. 579, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1110
(100) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 400-401, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, a. 260, Tirmizi Sünen c. 4, s. 580
(101) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 409
(102) İbn-i Sa'd Tirmizî Tabakat c. 1, s. 400-401, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 260, Sünen c. 4, s. 580
(103) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 408, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 236, Ebülferec İbnülcevzi Vefâ c. 2, s. 482
(104) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 71
(105) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 404
(106) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 98
(107) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 404, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, 8. 98
و اوناری بربرین با غلايان بك عجيب ، بدر، دیم و مشحه انند یکی و همه بازر بناء عليه، وجدافي و عقلى وحشى اولان بردم سطحی و تبعی و نظر له دوام و استمراری محافظه البدن طبيعتك مور موجود حاجی اولدیقه احتمال ویره بیاید. خلاصه طبیعت الأمل صنعتی و شریعت فطری سیدر نواميس اس اونك مسالم الريد قوى وفى او مسئل الرك علماء نر
YanıtlaSilقرآن کریم . شیدی توحید کیبورد قرآن برشی ترن اینجه در بالخاصة ارض و سماده المهدىن باشقر الهام ولمن اولسان على توتورونه انتظام فساده او غواردی، معناسنده اولان ( لو كان فيهِمَا الهَهُ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَنَا ، اينك تضمن اينديكي برهان التمانع صدامك واحد و مستقل اولديفه طافي به دليلد. واستقلاليت، الوهيتها ذاتی ، خاصه سی و ضروری بر لازمی اولد يغنه نور لی بر برهاندر.
ای آر قداسه! بخشنده بولوند مغمز آیتان اولنده بولونان ( اعْبُدُوا ) امرى، ابن عباك تفسيرين نظراً، ان اناری توحیده دعوت ايدن برامر د. و عین زمانده بوآیت هیئت مجموعه سیله توحیده اشارت ليدن يك لطيف و كوزل بر برهاني تضمن استمشور شویله که:
نوع بشر ایله سائر حيواناتك مدار معیشماری اولان ثمراتك توليدي ايجون، ارحم ایله سما رانده کی معاونت و مناسبتیاری، وآثار عالمك بربرين مشابهتاري و اطراف عالمك وياه قوجا قالا شمه لرى. وبر برينياك التي طوتوب احتياجالعريني تأمین ایتم لری . و يك دیگر بنك سؤالنه جواب ویروب يارد منه قوشم لری و تمامی که به نقطه واحده به با قمه الری و بر نظام واحدن محوری اوستنده حرکت ایتم ابری کی حاللری حاوی اولا نه بویله غریب بر ماكينه صاحب و صانعتك اولديغنی) قطعی بر شهاد اله اعلام این عالم برابر هر بر شیده صانعك وحدتنه دلالت ایدن بر آیت و بر علامت واردر
معناسنده اولان شو بیت له طنین انداز اولويورلي.
وَ فِي كُلِّ شَيْ لَهُ آيَةٌ تَدُلُّ عَلَى أَنَّهُ وَاحِدٌ )
أثار عاله
YanıtlaSilAsar-salem: Alemdeki eserler
برهان
Burhan: Delil
برهان المانع
Bürhanü't-temanu': Birden fazla ilahın imkânsız olduğu-nu isbåt eden delil
نامه
Hassa: Özellik, hususiyet
حاوي
Havi: İçine alan
حيوانات
Hayvanat: Hayvanlar
هَيْئَتِ تَجْمُوعه
Heyet-i тестûa: Topyekün görünüş
استقلالية
İstiklaliyet: Bağımsızlık
لطيف
Latif: Hos
مدارِ مَعِيشَتْ
Medar - maîşet: Geçim sebebi
يخوز
Mihver: Eksen
معاونت
Muavenet: Yardımlaşma
مؤثر
Müessir: Te'sir eden, yapan
مُسْتَقِلْ
Müstakil : Kendi başına
مشابهت
Misbehet: Birbirine ben-zeme
نظامِ وَاحِدُ
Nizam - vâhid: Tek bir düzen
نُقْطَةِ وَاحِدَه
Nokta-i vähide: Bir nokta
تترات
Semerat: Meyveler
طبين انداز
Tanin-endaz: CÇınlayan
تَضَمُنْ
Tazammun: İçine alma
تبعى
Tebet: Tabi olarak, dolayı-sıyla
توحيد
Tevhid: Allah'ı birleme
توليد Tevlid: Doğurma
الوهية
Ulahiyet: İlahik
واحد
Vahid: Bir
ضروری
Zariri: Zorunlu
ve onları birbirine bağlayan pek acib bir iptir" diye vahşice ettiği vehme benzer. Binâenaleyh, vicdanı ve aklı vahşi olan bir adam, sathi ve tebel bir nazarla, devam ve istimrarını muhafaza eden tabiatın müessir bir mevcüd-u harici olduğuna ihtimal verebilir.
YanıtlaSilHuläsa, tabiat, Allah'ın san'atı ve şeriat-1 fitriyesidir. Nevamis ise, onun mes'eleleridir. Kuva dahi o mes'elelerin hükümleridir.
Şimdi tevhide geçiyoruz. Kur'ân-ı Kerîm, Sâni'in vahdetine dair delillerden hiçbir şey terk etmemiştir.
Bilhassa, "Arz ve semåda Allah'dan başka ilahlar olmuş olsa idiler, şu görünen intizám fesáda uğrardı" ma'nâsında olan لوكان بيهما ايمة إلا الله لقد
âyetinin tazammun ettiği
burhânü't-temânü, Sâni'in vâhid ve müstakil olduğuna káfi bir delildir. Ve istiklâliyet, ulűhiyetin záti bir hâssası ve zarûrî bir lâzımı olduğuna nûrlu bir burhåndır.
Ey arkadaş! Bahsinde bulunduğumuz âyetin evvelinde bulunan emri, Ibn-i Abbas'ın tefsîrine nazaran, insanları tevhîde da'vet eden bir emirdir.
Ve aynı zamanda bu âyet, hey'et-i mecmûasıyla tevhide işaret eden pek latif ve güzel bir burhânı tazammun etmiştir. Şöyle ki:
Nev'-i beşer ile sâir hayvanâtın medâr-1 maîşetleri olan semerâtın tevlîdi için, arz ile semâ arasındaki muâvenet ve münasebetleri ve âsâr-ı âlemin birbirine müşåbehetleri ve etråf-ı âlemin birbiriyle kucaklaşmaları ve birbirinin elini tutup ihtiyaçlarını te'mîn etmeleri ve yekdiğerinin suâline cevab
verip yardımına koşmaları ve tamamıyla bir nokta-i va-hideye bakmaları ve bir nizâm-ı vâhidin mihveri üstünde hareket etmeleri gibi hålleri hâvî olan böyle garib bir makine, sahib ve Sâniinin bir olduğunu kat'i bir şehadetle i'lân etmekle beraber; "Her bir şeyde Sâni'in vahdetine delâlet eden bir âyet ve bir alâmet vardır." ma'nâsında olan şu beyitle tanîn-endâz oluyorlar.
و في كُلِّ مَنْ لَهُ آيَةً تَقُل عَلَى انَّهُ وَاحِدٌ
149
YanıtlaSil4905 Tokerlenen tag, yosun tutmaz.
4507 Teakere var, fakat okuyan adam yok. (Cil, IEM, 11/168, 1922)
208 "Tir" dediyien keçi olaydı, keçiden geçilmezdi. (Çil, IEM, III/64, 1923).
4500. Tieas pabah, sarap ucuz.
4510 Tokum de/vlecelline, bokum der (Çil., IEM. 11/171, 1922).
4811. Trink paray, sür sefavit. (Cil, IEM, 11/168 1922).
4512. Tut, pehlivan! Kolajyjum bulsam, canını çıkarırım. (Çil., IEM. II/168, 1922).
4513. Tuzlen biber, hızlı gider. (Çil., IEM. II/168, 1922).
1514. Tütmedik baca olmaz.
4515. Türün, kahvenin imanıdır. (Çil., IEM. III/64, 1923).
4516 Tütün var, kebap yok. (Mecazi anlamda kullanılır: Duman var, ateş yok; vami, olmamış bir şey için çok söylenir. Çil. IEM, III/64, 1923).
4517. Tütüncü kutusu bir olur. (Tütün içenler için kullanılır. Çil., IEM, 11/168, 1922).
4518 Tütüncü, tütüncünün mirasçısıdır. (Çil., IEM, II/168, 1922).
4519. Ucuz alan, pahalı alır.
4520. Ucuz etin çorbası datsız olur.
4521. Ucuz mal, tez satılır. (Çil., IEM. III/65, 1923).
4522. Ummadığın taş, araba(y)ı devirir. (Çil., IEM, 11/166, 1922).
4523. Ummadığın yerden tauşan çıkar. (Bob. T.P., IEM, X-XI/215, 1932).
4524. Uslu maymun, kamşık (kamçı) istemez. (Çil., IEM. II/168, 1922).
4525. Üç göç, bir yangın tutar.
4526. Üzüm üzüme baka baka kararır.
4527. Üzümünü ye, ba(g)ını sorma. (Çil., IEM, III/65, 1923).
4528. Vakıtsız gelen misafire ya so(g)an, ya süven (kazık). (Çil., IEM, 11/160, 1922).
4529. Vakıtsız öten horozun başını keserler.
4530. Var çiftlik, var Hasan; yok çiftlik, yok Hasan. (Fıkra: Türk-Rus savaşından sonra, bir Rus askeri müslüman olup bir Türk kızıyla evlenmiş, çünkü ona çeyiz olarak bir çiftlik verileceği söylenmiş. Oysa, çiftlik verilmeyince, fesini çıkarıp bu sözü söylemiş, çıkıp gitmiş. Çil., IEM. II/166, 1922).
4531. Var, hayrını gör. (Satıcı bir şey satarkerı alıcıya söyler. Alıcının yanıtı da şöyledir: -Sen de paradan hayır gör. Bob. T.P., IEM, X-XI/214, 1932).
4532. Varlıkla insan olmaz.
4533. Varsa hünerin, her yerde vardır değerin.
4534. Verecek gibi duruyor. (Ayağına dek gelip kucağına sunmak. Çil., IEM, II/160, 1922).
4535. Veresiye vermem, arkan sıra gidemem; gitsem de bulamam; bulsam da alamam. (Çil., IEM, II/160, 1922).
149
YanıtlaSil9221
4506. Tekerlenen taş, yosun tutmaz.
4507. Tezkere var, fakat okuyan adam yok. (Çil., IEM, 11/168 , 1922).
4508. "Tır" dediylen keçi olaydı, keçiden geçilmezdi. (Çil., IEM, 111/64, 1923).
4509. Tıraş pahalı, şarap ucuz.
4510. Tokum de(v)ece(g)ine, bokum der. (Çil., IEM, II/171, 1922).
4511. Trink paraylı, sür sefa(v)1. (Çil., IEM, 11/168, 1922).
4512. Tut, pehlivan! Kola(y)ını bulsam, canını çıkarırım. (Çil., IEM, 11/168,1922).
4513. Tuzlen biber, hızlı gider. (Cil., JEM. 11/168, 1922).
4514. Tütmedik baca olmaz.
4515. Tütün, kahvenin imanıdır. (Cil., JEM. 111/64, 1923).
4516. Tütün var, kebap yok. (Mecazi anlamda kullanılır: Duman var, ateş yok: yani, olmamış bir şey için çok söylenir. Çil. IEM, III/64, 1923).
4517. Tütüncü kutusu bir olur. (Tütün içenler için kullanılır. Çil., IEM, II/168, 1922).
4518. Tütüncü, tütüncünün mirasçısıdır. (Çil., IEM, II/168, 1922).
4519. Ucuz alan, pahalı alır.
4520. Ucuz etin çorbası datsız olur.
4521. Ucuz mal, tez satılır. (Çil., IEM, III/65, 1923).
4522. Ummadığın taş, araba(y)ı devirir. (Çil., IEM, II/166, 1922).
4523. Ummadı(g)ın yerden tauşan çıkar. (Bob. T.P., IEM, X-XI/215, 1932).
4524. Uslu maymun, kamşık (kamçı) istemez. (Çil., IEM. II/168, 1922).
4525. Üç göç, bir yangın tutar.
4526. Üzüm üzüme baka baka kararır.
4527. Üzümünü ye, ba(ğ)ını sorma. (Çil., İEM, III/65, 1923).
4528. Vakıtsız gelen misafire ya so(ğ)an, ya süven (kazık). (Çil., IEM, II/160, 1922
4529. Vakıtsız öten horozun başını keserler.
4530. Var çiftlik, var Hasan; yok çiftlik, yok Hasan. (Fıkra: Türk-Rus savaşından sonra, bir Rus askeri müslüman olup bir Türk kızıyla evlenmiş, çünkü ona çe olarak bir çiftlik verileceği söylenmiş. Oysa, çiftlik verilmeyince, fesini çıkara bu sözü söylemiş, çıkıp gitmiş. Çil., IEM, II/166, 1922).
4531. Var, hayrını gör. (Satıcı bir şey satarkerı alıcıya söyler. Alıcının yanıtı da şöyledir: -Sen de paradan hayır gör. Bob. T.P., IEM, X-XI/214, 1932).
4532. Varlıkla insan olmaz.
4533. Varsa hünerin, her yerde vardır değerin.
4534. Verecek gibi duruyor. (Ayağına dek gelip kucağına sunmak. Çil., IEM, II/160, 19
4535. Veresiye vermem, arkan sıra gidemem; gitsem de bulamam; bulsam da alamam. (Çil., İEM, II/160, 1922).
148
YanıtlaSil4476. Sormakla yol bulunur
4477. Sormakle Bağdat da bulunur (Çil, IEM, 111/64, 1923).
4478. Sormayorum: piyade misin, suvarı misin, aylığın kaçtır? (CHIEM. 111167,1972)
4479. Söylersen söz olur, söylemezsen dert olur. (Cil, JEM. 11/167, 1922)
4480. Söz gümüş ise, sükût altındır.
4481. Sudan kuru çıkmasını bilmek marifettir.
4482. Sular alçaklarda akar. (Çil., IEM, II/167, 1922).
4483. Sultan kesesi (herkes için) bir olur. (Çil., IEM, II/167, 1922).
4484. Suratsız. (Hayasız, utanmaz adam).
4485. Susak gelmiş, kapçık gitmiş. (Çil., IEM, II/171, 1922).
4486. Südiylen giren huy, canı ile çıkar. (Çil., IEM, II/167, 1922).
4487. Şarap ucuz, tıraş pahalı (Çil, IEM, III/65, 1923).
4488. Şaşarım kedinin çamaşır (y)ıkamasına. (Olanaklarının dışında yaşayan adam için kullanılır. Çil., IEM, 111/65, 1923).
4489. Şeker suya batmadı ya. (Çil., IEM, 11/169, 1922).
4490. Şeytana mum yakılmaz. (Çil., IEM, III/65, 1923).
4491. Şeytanları toplaması kolay, dağıtması güç. (Çil., IEM, 11/169, 1922).
4492. Şunu alma, bunu al. (Fıkrası: Yaş haddinden emekli olan bir paşa, sultandan yeni bir görev ister. Yeni görevin koşulu buyurgan olması, çünkü kendisi bütün yaşamı boyunca hep buyurmuştur. Sultan düşünmüş, düşünmüş de onu ibrikçibaşı yapmış. Paşa da bundan memnun kalmış: dileği yerine getirilmiş, ibriğe gereksinim duyanlara: Şunu alma, bunu al, diye buyurabilecekmiş. Çil., IEM, III/65, 1923).
4493. Tabak sevdi(g)i deri(y)i, duvardan duvara (v)urur. (Çil., IEM, III/164, 1923).
4494. Tanaz (günü) geldi, yaz geldi.
4495. Tanaz'a uyma, Gerge(y)e bak. (Atanas gününe kanma, Aya Yorgi gününü bekle). "Hıdrellez. 6 Mayıs."
4496. Taş yerinde a(g)ırdır. (Çil., IEM, II/168, 1922).
4497. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
4498. Tatlı moabetin (muhabbetin) doyumu olmaz. (Çil., IEM, 11/167, 1922).
4499. Tatlı muhabbete doyum olmaz, olsa da yakışmaz.
4500. Tauşan ba(yı)rı atladıktan sonra durma, kovala. (Çil., IEM, II/167, 1922).
4501. Tavuğu darı danesiyle getirirsin, körpe kızı altın danesiyle.
4502. Taylar (y)etişmezse, atların pahası olmaz. (Çil., IEM, II/ 167, 1922).
4503 Tazıya tut, tauşana kaç. (Çil., IEM, II/167, 1922).
4504. Telâl ba(ğı)rmış: herkes kendi ke(y)fine. (Çil., IEM, 11/168, 1922).
4505. Tencere yuvarlanmış, kapa(ğ)ını bulmuş. (Çil., IEM, II/168, 1922).
iğrenç
YanıtlaSilihbar- gaybi-yi Nebev
igrens انگریج : tiksindirici
igrendirmek ایگر ندرمك tiksindirmek
grenmek ايگريك : tiksinmek
Itinam 1 : إعدام fırsatı ganimet bilme, fırsatı ele geçirme, fırsattan yararlanma2 faydalan ma; ortalığı karıştırma, ortalığı bulandırma 3 ganimet bilme 4 yağmalama, talan
402
ti1 : اغتشاش وجو karışıklık, kargaşa 2 hile ka-rışma, sağlığı bozulma, başka şeyler karışmış olma
Itisasci تشانجی : karıstırıcı, bozguncu, yıkıcı iva إغراء : saptırma, baştan çıkarma, azdırma,
katu vola itinerkutma, korku verme, korku thanethainlik, kendisine güvenenle salma; kötü geleceği hatırlatma
rin zararına ve aleyhine çalışma 2 haksızlık, kötulük 3.vefasızlık, sadakatsızlık, aldatma 4. aşağılama, değer vermeme, gözden düşür me
ihanetkar إهانكار : ihanet eden, hainlik yapan; haksızlık yapan; (birini) halkın gözünden dü-şürmeye çalışan
Thanetkarane إهانتكارانه : hain, ihanet eder şe kilde, haince, haksız tarzda (birini) halkın gö zünden düşürecek tarzda, zarar verici şekilde
ihata إحاطة : anlayış, kavrayış, geniş bilgiye dayanarak tam olarak anlamak 2.kuşatma, çevreleme, sarma
ihata-i fikriye إحاطة فكريه : düşünce yolu ile an-
layıp, kavrama
ihata-i hikmet إحاطة حکمت : )Allah'a c.c. ait hikmetin her şeyi kuşatması; hiçbir şeyin yersiz, gayesiz, faydasız ve manasız olmama-sı;herşeyin birçok gayeler ve faydalar, tedbir-ler gözetilerek yapılması
ihata-illim إحاطة علم : )Allah'a cc.ait) ilmin her şeyi kuşatması
lhata-i ilmiye 1 : إحاطة علميه ilimle her şeyi ku-şatma 2.geniş ilim sahibi olma
ihata-i illim ve hikmet إحاطة علم و حکمت : )Allah'a ait) ilim ve hikmetin her şeyi kuşatması (bk. ihata-i hikmet)
ihata-i kudret إحاطة قدرت : )Allah'a ait) güç ve kuvvetin her şeyi kuşatması
Ihata-i nazar إحاطة نظر : her şeyi kuşatıcı şekilde görüp gözetim altında bulundurma
ihata-i nuraniye 15 : إحاطة نورانيهtk gibi her şeyi
kuşatması (mec.), (Allah'ın (c.c.) sonsuz ilm ile her şeyi kuşatması
ihata-i rahmet إحاطة رحمت : )Allaha (c.c.)alt( rahmetin her şeyi kuşatması
ihata-i Rububiyet إحاطة: her varlığın sahibi olmak, yetiştirmek ve terbiye etmek (Rububiyet) sıfatıyla Allah'ın(c.c.) her şeyi kuşatması
ihata-i ummani إحاطة عماني: okyanus (umman( gibi kuşatıcı olma
ihata-i Vahidivet إحاطة واحديت : Allah'in (c.c.( birliğinin her şeyi kuşatması, Allah'ın (c.c.) bütün varlık dünyasında birliğini göstermesi
ihata-yi ilmiye إحاطة علميه : )bk ihata-i ilmiye( ihatalı 1 : إحاطه لى.kapsayıcı, kuşatıcı 2.(mec(
geniş bilgiye sahip, çok şeyleri tam ve doğru bilen; kavrayışı geniş, zihni açık
ihatasız 1 : إحاطه سر.sahası dar, kuşatıcı olma yan 2.(mec.) geniş bilgiye ve anlayışa dayan-mayan; kavrayışı dar ve sınırlı; zihni kapalı
ihatat إحاطت : hatalar, kuşatmalar, kapsama-lar, kuşatıcılık, kapsayıcılık
ihbar 1 : إخبار.haber verme, bildirme, duyurma 2.haber alma 3.alınan haber
ihbar- Aleviye إحبار علویه : Hz. Ali'nin (r. a) gele-cekteki bazı önemli gerçekleri, Allah'ın (c.c.) izni ile ve Allah'ın (c.c.) bağışı olan kerameti ile verdiği haber, Hz. Ali'nin haber vermesi
ihbar-ı bilgayb (i,ye( إخبار بالغيبيه : gayb yoluyla haber verme, insanın bilgisini aşan gerçekleri bildirme
ihbar- evvelin إخبار اولين : önceki devirlerde ya-şayanlar hakkında doğru haber verme
ihbar Faruki إخبار فاروقی : Imam Rabbani Ah-med-i Faruki (k.s.) tarafından verilen (gaybi) haber
ihbar-ı evvelin ve ahirin إخبار اولین و آخرین : once
gelecekler veya kıyametten sonrakiler) hak-ki devirlerde yaşayanlar ve sonrakiler (sonra kında doğru haberler verme
ihbari gayb (i,iye( إخبار غيبيه : insanın bilgisini aşan gerçekler hakkında doğru haberler ver-me
ihbar-ı gaybiye-i Nebevi (y( إخبار غيبية نبويه sanın bilgi sınırları dışında kalan gerçeklere Hz. Peygamber'in (a.s.m.) gaybe ait (yani in-ait) verdiği haber
ihbarı gaybi-yi Nebevi إخبار غیبی نبوی : )bk.) ih-
bare ilahi
YanıtlaSilhar gaybiye-i nebeviye)
verilen haberler barlah إخبار له Allah (c.c.) tarafından
403
ihlas
ihbar Nebevi اخبار توی Hz. Peygamber'in verdiği haber
hbary sadika إخبار صادقه : )insanlara gizli kal-miş gerçekler ve olaylar hakkında) doğru ha ber verme
ihbaratihbarlar 1.verilen haberler 2 haberler iletme, haberler bildirme 3.bildiri-len hadisler (bk. hadis)
ihbarat- gaybive إبرات به :insanlarca meyen gercekler ve olaylarla ilgili haberler
ihbarat-i gaybiye ve acibe إخبارات غيبة و عجيبه : insanlarca bilinmeyen ve hayret verici olan gerçekler ve olaylarla ilgili haberler
ihbarat-ı gaybiye-i Ahmediye إخارات غبيه و احمد : Hz. Muhammed'in (a.s.m.), insan-larca bilinmeyen gerçekler ve olaylarla ilgili haberleri
ihbarat- Gavsiye إخبارات غوليه : gavs'ın (Hz. Abulkadiri-i Geylani'nin) verdiği haberler
ihbarat-ı gaybiye-i Aleviye إخبارات عيبية علويه : bi linmeyen gelecekle ilgili olarak Hz. ali'nin (r. a), Allah'ın (c.c.) izni ve o'nun bağışı olan ke-rameti ile, gelecekteki bazı önemli gerçeklere ait işaret ettiği haberler
ihbarat-ı gaybiye-i Aleviye ve Gavsiye إخبارات عيبية علويه و عوثيه : Hz. Ali'nin ve Gavs'ın (Hz. Abdulkadir Geylani'nın) insanlarca bilinme-yen gerçekler ve olaylarla ilgili verdikleri ha berler
ihbarat-ı gaybiye-i Kur'aniye إحبارات عيبية قرآنيه Kur'an'ın verdiği gaybi (insanlarca bilinme-yen)haberler
ihbarat-ı gaybiye-i mühimme إحبارات عبسية مهمه : gaybi ve önemli haberler
ihbarat-i kat'iye إخبارات قطعيه : doğruluklar, ke-sin olan haberler
ihbarat- kesire إخبارات كثيره : çok sayıda haber-ler
ihbarat-ı gaybiye ve sadika إخبارات غیبیه و صادقه : gaybi (insanlarca bilinmeyen gerçeklerle ilgi li) ve doğru haberler
ihbarat-i sadika إخبارات صادقه : doğru haberler
ihbarat-ı sadıka-i Ahmediye إخبارات صادقة أحمديه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) verdiği doğru haberler
ihbarat-ı sadıka-i gaybiye إخبارات صادقة غيبيه in sanlarca bilinmeyen (gaybi) gerçekler ve olay-lar hakkında doğru (sadık) haberler
ihbari haber vermeyle ilgili, verilen ha-berle ilgili
ihbarnameyazılı olarak haber ver-me, yazılı haber 2 yapılması istenen bir işi bildiren resmi yazı
ihbarname-i gayb اخبارنامه غيب gaybi ihbarna-me, insanlarca bilinmeyen gerçekler ve olay-lar hakkında yazıyla bildirilmiş haber
bilin-daإهداء: hediye etme, hediye verme 2.hi-dayete eriştirme, doğru yola iletme
Ihdas 1 : إحداث ortaya koyma, meydana getir me, yapma, koyma 2.icat
Ihfa 1 : إخفاء gizleme, saklama 2 gizlenilme 3 .)gr.) arapçada okunuşta ve konuşmada bir harfi hafifçe, belli belirsiz söyleme
ihkak إحقاق : hakkı yerine getirme, haklıya hakkını verme
ihkak-hak إحقاق حق : haklıya hakkını vermek 2.kişinin kendi hakkını usulune uygun şekil-de alması3 kişinin kendi hakkını, mahkeme-ye başvurmadan, kendi kararına göre alması, almaya kalkması, (bu kanuna göre suçtur)
ihlaf إخلاف : )kaynak metindeki manaya göre( kendi yerine başkasını geçirme, başkasına kendi işlerini gördürme. "sinemde ümitlerim ye's ile kavgaya başladı"fadesinde şair, umut ve umutsuzluğunu kendi yerine koyup(ihlaf edip) konuşturuyor.)
ihlak إهلاك : harcama, tüketme 2.helak etme, öldürme, yok etme
ihlal إحلال: bozma, zarar verme, sakatlama,
çiğneme
ihlali asayis إخلال آسایش : dirlik ve düzenliği
bozma
ihlal-i emniyet إخلال أمنيت : güvenliği bozma, toplum güvenliğini sarsma, güvenliğe zarar verme
ihlal-i emniyet ve asayis إخلال امنیت و آسایش : gu venliğidirlik ve düzenliği bozma
ihlali ifham إخلال إفهام : anlamayı sakatlama, anlaşılmaz hale getirme
ihlas 1 : إخلاص.yalnız Allah'ın (c.c.) rızasını is-teme, yapılan ibadet ve dini hizmete gösteriş ma 2.Kur'an'ın 112 suresinin adı veya menfaat gibi başka gayeleri karıştırma-
ihlasietemm
YanıtlaSilhlas : etemm إخلاص اتم : tam ve kusursuz ih las, Allah (cc.) rızanından başka hiçbir niyet ve maksat taşımama
hlas hakiki إخلاص حقيقي : hakiki ihlas, gerçek manada Allah (cc) rızasından başka bir ni yet ve istek taşımama
ihlas kalb إخلاص قلب :kalb temizliği, kalbde Allah (cc) rızası dışında bir niyet ve istek bu lundurmama
Ihlasi niyet إخلاص نیت niyetin halis, saf ve temiz olması, Allah (c.c.) rızasından başka niyet ve gaye gözetmeme
ihlas-serif خلاص شریف : mübarek ihlas(sure-si), Kur'an'ın 112 suresi
Ihlas tam إخلاص نام : tamihlas, Allah (c.c.) ri-zasından başka hiçbir niyet ve istek taşıma ma
ihlas tamme إخلاص نامه : )bihlas-1 tam( ihlasiye( إخلاصية : ihlasla ilgili, ihlastaki
hlash احلاصلی : Lihlas sahibi, Allah (c.c.) rıza-sından başka gaye gütmeyen, 2 samimi, içten baglı
ihlassız 1 : إخلاص.samimi olmayan, içten bağlı olmama 2.Allah (c.c.) rızasından başka gaye ve niyetler taşıma
ihlassızlık 1 : إخلاصزلق.samimi olmama, işten bağlı olmama 2.Allah (c.c.) rızasından başka gaye ve niyet peşinden koşma
ihmad إحماد : ateşin alevini söndürme
ihmal إهمال : savsaklama, önemsememe, ge-rekli ilgiyi göstermeme, boş verme
Ihmalkarane إهمالكارانه : önemsemez şekilde, boş verircesine
ihraç 1 : إخراج çıkarma 2.dışarı atma 3.yabancı ülkelere gönderme, yabancı ülkelere satma
hrak إحراق : yakma, ateşe verme
thram 1 : إحرام.hacıların örtünmek için kullan dıkları dikişsiz beyaz örtü 2.hacılarca, hac di-şında sakıncasız olan bazı hal ve hareketlerin hac süresince yasaklı olması ve bu yasağa uyul-ması 3.örtü olarak kullanılan dikişsiz yün çar-şaf 4.oturulmak üzere yere yayılan yün yaygı
hramlı إحرامل : ihrama bürünmüş
ihraz إحراز : kazanma, elde etme, ulaşma
Ihsanperver إحسان پرور : bağış ve iyilik yapmayı
çok seven
Ihsanperverane إحسان پرورانه : bağış ve iyilik yapmayı çok sevene yaraşır tarzda
404
Ihsanat-ı rahimane
Ihsan إحسان : iyilik, lutuf, bağışlama, iyilik yapma, lutfetme, yardımda bulunma
Ihsan-e azim إحسان عظيم : büyük ihsan, büyük
lütuf ve iyilik
ihsan-t ekber إحسان أكبر : en büyük ihsan, en büyük lütuf, en büyük iyilik
ihsan Halik إحسان خالق : yaratıcının ihsani, Al-
lah'ın (c.c.) lutfu, iyiliği
Ihsan ilahi (ye( إحسان إلهيه : Allah'ın (c.c.) lütfu
ve iyiliği
ihsan-1 mahsus إحسان مخصوص : hususi ihsan, özel olarak yapılan iyilik ve lutuf
ihsan-ı mücedded إحسان مجدد : sürekli yenile-
nen iyilik ve lütuf
ihsan Rabbani إحسان رباني : her varlığın sahibi (rabbi) olan Allah'ın (c.c.) iyiliği, lutfu
ihsan-ı Rahmani إحسان رحمانی : sonsuz merha-met sahibinin (Allah'ın c. c.) iyiliği, lutfu
ihsan-ı şahane إحسان شاهانه : padişahın iyiliği ve
lutfu; padişaha yakışır derecede değerli hedi-
ye ve bağış
ihsan umumi إحسان عمومی : herkesi kapsayıcı şekilde yapılan iyilik, lutuf
Ihsanat إحسانات : ihsanlar, iyilikler, bağışlama-
lar, yardımlar, lutuflar
ihsanat-ı azime إحسانات عظيمه : çok büyük ih sanlar, çok büyük iyilikler, lutuflar, yardımlar
İhsanat-ı hususiye إحسانات خصوصیه : hususi ih
sanlar, özel olarak yapılan iyilikler, lutuflar, yardımlar
ihsanat-ı hususiye-i Rabbaniye إحسانات خصوصية ربانيه : bütün varlıkların sahibi (rabbi) olan Al-lah'ın (c.c.) özel olarak yaptığı iyilikler, lutuf-lar, yardımlar
ihsanat-ı ilahiye إحسانات إلهيه : Allah'ın (c.c.(
özel iyilikleri, lutufları
ihsanat-ı külliye-i ilahiye إحسانات كلية إلهيه : Al
lah'ın (c.c.) her şeyi kuşatan geniş iyilikleri, lutufları, bağışları, nimetleri
ihsanat mahsusa إحسانات مخصوصه : özel olarak yapılan iyilikler, lutuflar, bağışlar
Ihsanat-ı Rabbaniye إحسانات ربانيه : her varlığın tufları, bağışları sahibi (Rab) olan Allah'ın (c.c.) iyilikleri, lu-
ruma ve kayırma tarzında (sevdiklerine karşı( ihsanat-ı rahimane إحسانات رحيمانه : acıyıp ko-yapılan iyilikler, lutuflar, bağışlar
hsanat: Rahmaniye
YanıtlaSil400
theanat Rahmaniye إحسانات رحمانية : sirat merhamet sahibinin (Allah'ın iyilikleri, latufları, bağışları
Ihsanat rahmet احسانات أخروية merhametle yapdan iyilikler, lutuflar, bağışlar
insanat-sahane احسانات شاهانه padişaha yara pr iyilikler, lutuflar
ihsanat- uhrevive احسانات أخروية : ahiret (öbür donya) hayatına ait iyilikler, lututlar, bağışlar hsas 1 إحساس hissettirme 2 sezdirme 3.his setme, duyma
ihtar إخطار hatırlatma, uyarma
ihtar gaybi (ye( اخطار غیبیه gaybi ihtar, Al lah'tan (cc) gelen hatırlatma, insanların bil gi ve sınırının ötesinden gelen manevi hatır Latma ve uyarma
tırlatma ve uyarı
ihtart kalbi إخطار قلبی : kalbe ve ruha gelen ha
ihtar Kur'ani إخطار قرآنی : Kur'an'dan gelen ha
tırlatma ve uyarı
ihtari mahsus إخطار مخصوص : özel hatırlatma,
özel uyarı
ihtar manevi إخطار معبرى : manevi ihtar, ma nevi yolla ruha ve kalbe gelen hatırlatma, uyarı
ihtarı sübhani إخطار سبحانی : subhan (her ba-kımdan kusursuz) olan Allah'ın (c.c.) uyar-
mast
ihtarı mühim إخطار مهم : önemli ihtar, önemli hatırlatma, önemli uyarı
ihtar-Rahmani إخطار رحمانی : merhameti sınır-sız (Rahman) olan Allah'ın (c.c.) uyarısı
ihtarat إخطارات : ihtarlar, uyarılar, hatırlatma-lar
Ihtardarane إخطاردارانه : uyarıcı şekilde, hatırla
tıcı şekilde
ihtarname 1 : إخطارنامه.uyarı ve hatırlatma ya zısı 2.protesto, resmi ihtar yazısı
ihticac إحتجاج : huccet (delil) gösterme, belge leme, delille ispatlama
ihtida إهتداء : hidayete erme, doğru yola girme, müslüman olma
Ihtifa إختفاء : gizlenme, saklanma
Ihtifal 1 : إحتفال.)büyük kalabalık halinde yapı-lan) tören, 2.anma töreni
Ihtifalat احتفالات : ihtifaller, kalabalık toplantı lar, törenler
Ihtilal i ruhiye
Ihtifalatı mühimme لات مهندçok önemli
ve büyük törenler.
Ihtikar احدکار ihtiyaç maddelerini satmadan bekletip pahalılaştığı zaman dine ve kanuna aykırı şekilde daha çok kar sağlamak, vur gunculuk, aşırı karla satış
ihtilaf اختلاف anlaşmazlık, uyuşmazlık, ayrı
lik, farklılık
ihtilaf efkar اختلال افكار : dogance ayrılıkları
ihtilaf megreb إختلاف مشرب huy ve hareket
tarzı bakımından farklılık
ihtilaf ibadet اختلاف عبادت : ibadetlerin fark
lılığı
ihtilaf i mekan إختلاف مكان : yer farklılığı
ihtilaf- meslek ve mesreb اختلاف مسلک و مشرب izlenen yol (meslek) ve hareket tarzı (meş
reb) bakımından farklılıklar ve uyuşmazlıklar
ihtilaf metali إختلاف مطلع : )ayin için) doğuş
yer ve zamanlarının farklılığı
ihtilafı mezahib إختلاف مذاهب : mezheplerin
veya görüşlerin farklılığı
ihtilaf turuk إختلاف طرق : tarikatların ve tutu-
lan yolların farklılığı
ihtilaf suret إختلاف صورت : sekil, tarz veya gö
rünüşteki farklılık
ihtilaf-ı zaman ve mekan اختلاف زامان را ماکان
man ve yer farklılığı, farklı zaman ve yer
ihtilafat اختلافات : ihtilaflar, anlaşmazlıklar,
uyuşmazlıklar, farklılıklar
ihtilafiye( إختلاقيه : anlaşmazlıkla ilgili
ihtilafli إختلاقلی : anlaşma sağlanmamış, farklı
lığı bulunan, tartışmalı
Ihtilal 1 : إختلال.silahlı ayaklanma ile devlet idaresini ele geçirme ve toplum düzenini te-melden değiştirme, 2.hükümeti silah zoruyla değiştirme, darbe. 3.isyan, ayaklanma. 4.dev-rim, büyük ve köklü değişiklik. 5.bozguncu-luk, karışıklık
ihtilal beser إختلال بشر : insanlık dünyasında-ki karışıklıklar ve ayaklanmalar
ihtilali dimağiye إختلال دماغيه : zihin bozuklu-ğu, akıl sağlığının bozulması
Ihtilal-i Fransavi اختلال فرانسوی : Fransız ihtilali,
(1789) Fransız devrimi
İhtilal-i Kebir إختلال كبير : büyük ihtilal (Fransız büyük ihtilali, 1789 Fransız devrimi(
ihtilali ruhiye إختلال روحيه : ruhsal bozukluk,
ihtilalat
YanıtlaSilruh sağlığının bozulması
ihtilalat احتلالات ihtilaller, isyanlar, ayaklan malar, karışıklıklar, devrim hareketleri
ihtilalat beserie اختلالات بشرية insanlık dün yasındaki ihtilaller, isyanlar, ayaklanmalar, karışıklıklar, devrim hareketleri
ihtilalat- dahiliye إحتلالات داخلیهic ayıklanma lar, iç karışıklıklar, iç isyanlar
ihtilalci 1 : إحتلالجی mevcut düzeni (rejimi) ayaklanarak değiştirme taraflısı. 2. ihtilale (devrim) ayaklanma hareketine katılan, is-yancı. 3 karışıklık ve bozgunculuk çıkartan
ihtilaliye( إحتلالي : ihtilalle ilgili, devrim veya ayaklanma hareketiyle ilgili
ihtilalkarane إختلالكارانه : ihtilal (ayaklanma) çıkarır tarzda, bozgunculuk çıkarma şeklinde
ihtilalsiz إحتلالسر : karışıklık olmadan, karışık
lığa yol açmadan
ihtilat 1 : إختلاط.)birbirine) karışma 2.(fark-lı kişilerle) karışık halde buluşup görüşme 3.(tib) hastanın esas hastalığının yanısıra başka hastalıkların da ortaya girmesi (komp likasyon)
ihtilat a'cam إختلاط اعجام : )arabaya) yabancı
ların karışması
ihtilat mutlak اختلاط مطلاق : birbirine iyice ka-
rışmak
ihtilatat إختلاطات : ihtilatlar, birbirine karışma lar
ihtilatsız إختلاطز : karışmadan, araya girip ka tılmadan
ihtimal 1 : احتمال olabilirlik, mümkün olma
2.belki
ihtimal-i adem إحتمال عدم : yokluk ihtimali, bel-ki yok şeklinde ihtimal, var olmama ihtimali ihtimal-i aik ve mühlik إحتمال عائق و مهلك : en
gelleyici(aik) ve ölüme götürücü (mühlik) ih-timal
ihtimali beka إحتمال بقاء : )dünya hayatından sonra)ölümsüzlük ihtimali, yok olmama ihti mali
ihtimal-i helaket ة : إحتمال هلاكتlüm ihtimali ölüm getirecek tehlike ihtimali
ihtimal-i imani إحتمال ایمانی : imandaki doğru luk ihtimali, inanılan gerçeklerin doğru çık-ması ihtimali
Ihtimal-i imkani إحتمال إمكاني : imkan bakımın dan olabilirlik, imkan dahilinde olma
Ihtiramı hissiyat
406
ihtimali kat احتمال قطعی kesin ihtimal, gup he götürmez ve kesin olarak gerçek olma ih timali
ihtimali kavi احتمال قوی : kuvvetli ihtimal
ihtimali kufri احتمال کفری : inkar düşüncesinin doğru olabilirliği ihtimali
ihtimali meçhul احتمال مجهول gerçekleşmesi çok şüpheli ve belirsiz ihtimal
ihtimali necat إحتمال نجات : kurtuluş ihtimali
ihtimal-i sihhat احتمال صحت : sağlıklı olma ihti. mali, doğru olma ihtimali
ihtimal-i tehlike إحتمال تهلکه : tehlike ihtimali
ihtimali zarar احتمال صور : zarar ihtimali
ihtimali zati احتمال ذاتي : zatında mümkün olma, aslında olmak veya olmamak ihtimali, aslında zorunlu olmama
ihtimalat إحتمالات : ihtimaller, olabilirlikler, mümkün şeyler, imkanlar
ihtimalatı kesire إحتمالات كثيره : çok çeşitli ih
timaller
ihtimalat-ı müzice احتمالات مزعجه : insanı bu naltıcı ve rahatsız edici ihtimaller, insanı bu-naltıcı ve rahatsız edici, şüphe götürür şeyler
ihtimalen احتمالا : ihtimal olarak
ihtimam إهتمام : özen gösterme, dikkat etme ve önem verme; dikkatli ve özenle bakma, itina
ihtimamat إهتمامات : ihtimamlar, özen ve önemle bakımlar, itinalar
ihtimamkarane إهتمامكارانه : özenli ve itinalı
şekilde
ihtimamkarlık إهتمامكارلق : özenli ve itinalı oluş ihtimamli
إهتماملی : özenli, itinalı, dikkatli
Ihtira إختراع : icad yaratma, benzeri olmayan
yeni bir şey yapma, buluş
ihtira-kerde إخترع کرده : icad (bulus) eseri
ihtiraat إختراعات : ihtiralar icadlar
Ihtiraat- beşeriye إختراعات بشريه : insanların or taya koyduğu icadlar
ihtirai إختراعى : ihtira (icad, yaratma) ile ilgili
ihtirak إحتراق : yanma
ihtiram إحترام : hürmet, saysaygı göster-me
ihtiram-ı hissiyat إحترام حسيات : duygulara say gı, duyguları incitmeme, duygularla ilgili alış-kanlıklara ters düşmemeye özen gösterme
Ihtiramat
YanıtlaSil]htiramat احترامات : ihtiramlar, saygılar
ihtiramen إحترامsaygostererek
Ihtiramkarane إحترامكران : saygılı şekilde
ihtiras hırs duyma, aşırı istek, tutku
407
intirasat إحترامات : ihtiraslar aşırı duygular ve istekler, tutkular
Thtirasat-ı dünyeviye احتراصات دنیویه : dunya ha yatına ait aşırı istekler
ihtirasat-i hayvaniye إحتراصات حيوانيه : hayvan-lardaki gibi karşı konulmayan aşırı istekler
Ihtiraz 1 : إحتراز.sakınma, çekinme, kaçınma, 2 çekince
ihtirazi (ye( 1 : إحترازية.sakınmayla ilgili, kaçı nıp korunmayla ilgili. 2.çekinceyle ilgili çe-kince şeklinde
Ihtisar 1 : إختصار kısaltma, sözün veya yazının bazı kısımlarını çıkarma. 2.daraltma, sınırla-ma getirme
ihtisaren إختصارا : kısaltarak, sözün bazı kısım-
larını çıkartarak
ihtisas )1( إختصاص : uzmanlık, bir konuda de-rin ve geniş bilgi sahibi olma
ihtisas )2( 1 : إحتساس hissetme, duyma. 2.his-lenme, duygulanma; duygu 3.intiba, etkilen me (izlenim)
İhtisasat 1 : إختساسات.ihtisaslar, duygular; duygulanmalar 2 intibalar, etkilenmeler (iz lenimler)
ihtisasca إختصاصجه : ihtisas (uzmanlık) bakı mından, bir konuda söz sahibi olma bakı
mından
ihtişam إحتشام : buyüklük, gösterişlilik, göz alıcılık, parlak görünüş, hayranlık uyandıran görünüş, şatafat, debdebe
ihtişamlı احتشاملى : büyük, gösterişli, hayranlık uyandıran görünüşte
ihtitam إختتام : sona erme, bitme, son bulma
ihtitam-1 Bahaiye إختتام بهائيه : Naksi tarikatının kurucusu Şah-ı Nakşibendi Muhammed Ba-haüddin'e (k.s.) ait dua ve zikrin bitiş kısmı
ihtiva إحتواء : içine alma, kapsama, içinde bu-
lundurma
ihtiyac 1 : إحتياج.eksikliği duyulan ve istenen şey, gerekli şey 2.istenen ve gerekli olan şey den yoksunluk 3.yokluk, yoksulluk
ihtiyacı azim إحتياج عظیم : buyük ihtiyaç
ihtiyacı dahili إحتياج داخلی : içteki ihtiyaç
Ihtiyar-ı amm
ihtiyacı fitri (ye( احتياح قطريه : yaradılışla bera ber bulunan, doğuştan gelen ihtiyaç
طلاقtiyacı hakikiإحتياج حقيق : gerçek ihtiyaç
ihtiyac - ifham إحتياج إفهام : anlatma ve zihinlere
yerleştirme ihtiyacı
ihtiyacı kati إحتياج قطعی : kesin ihtiyaç, kaçı
nılmaz ihtiyaç
ihtiyacı mahlukat إحتياج مخلوقات : )canlı) var-
lıkların ihtiyacı
ihtiyacı mahz إحتياج محض : sirf ihtiyac (mec.( her bakımdan ihtiyaç içinde olan varlık, tam manasıyla yoksul ve muhtaç varlık, (insan)
ihtiyacı manevi إحتياج معرى : manevi ihtiyaç
ihtiyacı mutlak إحتياج مطلق : sınırsız ihtiyac
ihtiyaci rizki إحتياج رزقی : rizik ihtiyacı (bk: rızk(
ihtiyacı ruhi (ye( إحتياج روحيه : ruha ait ihtiyaç
ihtiyacı şedid إحتياج شديد : kuvvetli ihtiyaç
ihtiyacı zaman إحتياج زمان : çağın ihtiyacı, bu
zamanın ihtiyacı
ihtiyacı zaruri إحتياج ضرورى : zaruri (zorunlu(
ihtiyaç, kaçınılmaz ihtiyaç
ihtiyacı zaruri ve kati احتیاج ضروری و قطعی : a-ruri (zorunlu) ve kesin ihtiyaç
ihtiyacat احتياجات : ihtiyaçlar
ihtiyacat fitriye إحتياجات فطرية : yaradılışla be raber bulunan ve doğuştan gelen ihtiyaçlar
ihtiyacat-ı ruhiye إحتياجات روحيه : ruha ait ihti yaçlar
ihtiyacat-ı şedidei asknüma إحتياجات شديدة عشقتما : aşk derecesinde (kuvvetli) ihtiyaçlar
ihtiyacat-ı zaruriye احتياجات ضروریه : zaruri (zo runlu) ve kaçınılamaz ihtiyaçlar
ihtiyaci إحتياجي : ihtiyaçla ilgili
ihtiyaç إحتياح : )bk: ihtiyac(
Ihtiyaçlı إحتياحلى : ihtiyacı olan, muhtaç
ihtiyar إختيار : yaşlı 2.hür irade gücü, müm-kün olanlar arasından dilediğini seçip yap-ma gücü 3.istek, isteme, seçme, tercih etme. 4.katlanma, kabul etme zorunda kalma
ihtiyar - amm إختيار عام : )Allah'a (c.c.) ait)genel her şeyi kapsayıcı irade, mümkün olan şeyler-den dilediğini seçip yapan ilahi güç ve kuvvet; tabiatın bağlı olduğu kanunların mümkün şekillerinden birini seçip koyan Allah'ın hür iradesi (mesela düşme kanunu: %gt gibi.)
Ebedi Yol Haritası İSLÂM
YanıtlaSilAsr-1 saâdetteki îman aşkı, ibadet şevki, Allah yolunda hizmet ve "îlâ-yı kelimetullah" heyecanı, İslâm'ın, tıpkı sabahın fecri gibi süratle ve berrak bir şekilde dünyaya yayılmasıyla neticelenmiştir. O devirdeki zahirî ve bâtini fetihlerin yoğunluğu ve elde edilen inkişaf karşısında, günümüz İslâm dün-yasındaki atalet, dağınıklık, karmaşa ve heyecan kaybının bâtını sebebini, ağızlarla gönüllerin farklı konuşmasında ve şekil planından ruh planına intikal edememekte aramak lazımdır.
Bu sebeple bugün, îmânın tahakkukunda asıl kalp ile tasdik cihetine ağırlık vermek gerekmektedir. Çünkü kalben tasdik noktasındaki pürüzler aşılmadığı takdirde, dil ile ikrar bir kıymet ifade etmez. Neticede sağlam bir îman temeli tesis edilmeden de düzgün bir İslâm şahsiyeti oluşmaz.
Buna paralel olarak dînî tahsil de, sırf kitap satırlarındaki bilgilerin kuru kuruya zihne depolanmasıyla gerçekleşmez. Bunun içindir ki Kur'ân-ı Kerîm, dînî bilgileri sırf zihne istifleyerek onu kalben hazmedemeyen, hâl ve dav-ranışlarına aksettiremeyenleri, kitap yüklü merkepler olarak tasvir etmek-tedir.2
Çünkü din, her şeyden önce bir muhabbet işidir. Öyle ki, samimî bir muhabbet olmadan, sadâkat de, teslîmiyet de, itaat de ilâhî rızâya muvafık değildir. Çünkü satırlardaki bilgilerin, sadırlarda hissedilmesi, aklen ve rûhen hazmedilmesi ve bunun en tabiî neticesi olarak da sâlih ameller sûretinde fiillere aksetmesi ve "takva" hayatının yaşanması îcâb eder. Bu da ancak muhabbetle mümkündür. Zira muhabbet, takvânın vazgeçilmez anahtarıdır. İşte bu "takva", o kadar mühimdir ki;
Kur'ân-ı Kerîm'de, muhtelif kalıplarda, 258 yerde geçmektedir. Gerek siyak-sibak itibarıyla, gerekse mâhiyet itibarıyla onunla kasdedilen mânâları özetle tarif edecek olursak:
Takvā; Allah'a kul olma sanatıdır.
Takvā; değişen şartlar ve hayatın med-cezirleri karşısında muvâzene-yi/dengeyi bozmamaktır.
Takvâ; Hazret-i Peygamber Efendimiz'in ahlâkından ve kalbî has-såsiyetlerinden nasîb alabilmektir.
tir. Takvā; nefsânî ihtirasları dizginleyip rûhânî istîdatları inkişaf ettirmek-
Takvâ; helâl-haram ölçülerine riâyette hassasiyet kazanıp; kalbi, günah kirlerinden korumaktır.
2 Bkz. el-Cum'a, 5.
Takite
YanıtlaSilTakva, İslam'ın şartlarını huşü ile få edebilmek, Imanın heyecanını yaşayabilmektir
Takva, gönüllerin bir nazargahı ilähi haline gelmesidir.
Yani kulluğun özü olan takva iman, ibadet, muämelát ve ahläkta ähenk tar bütünlüğün oluşarak hayatın her sathasında İslam şahsiyetinin sergi lenmesidir
Bütün bu tariflerin tecellist için de, Cenâb-ı Hakk'ın bizlere bahşettiği bütün nimetlere karşı büyük bir şükran ve minnet hissi içerisinde aşk ve işti yak ile kulluk mukābelesinde bulunma gayreti zarüridir. Nimetler içerisinde de bilhassa îman nimetinin bedelini ödeme gayreti daha çok zarüridir.
İMAN NİMETİNİN BEDELİ
Bedeli ödenmeyen bir şeye sahiplik iddiasında bulunmak, abesle işti galdir. İman sahibi olmak da onun uğrunda her türlü bedeli ödemeyi göze almak demektir.
Åmentü esasları, Allah'a îmanla başlar. Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerim'inde Allah'a îmânın nasıl bir sadåkat ve teslimiyet ile tatbik edilmesi gerektiğinin zirve numûnelerini bildirmektedir:
Mesela Firavun'un sihirbazları...
Gördükleri apaçık mücizeler karşısında Allah'a imanla şereflendiler.
Tanrılık iddiasında bulunan zalim Firavun, kendi sihirbazlarının Hazret-i Mūsa'ya ve Rabb'ine îman etmeleri üzerine aşırı bir şekilde öfkelendi ve imanlarından vazgeçiremeyince de onların ellerini ve kollarını çaprazlama kestirdi. Hurma dallarına astırdı.
Fakat o bahtiyarlar, Firavun'un bu tahammül üstü eziyetlerine maruz kaldıklarında asla yılmadılar ve;
"-Senin zulmün dünyaya aittir, sen hükmünde ve davranışlarında ser-bestsin, nasıl olsa bizler Rabb'imize döndürüleceğiz!" diyerek iman cesa-retiyle meydan okudular. Zalim Firavun'dan asla merhamet dilenmediler. İslâm şahsiyet ve vakârını korudular. Yalnızca Allah'a güvenip sığındılar. Şehid olmadan önce de:
"...Ya Rabbil Üzerimize sabır yağdır; canımızı müslüman olarak all" (el-A'raf, 126) diyerek Cenâb-ı Hakk'a iltică ettiler.
Yani onlar, îmân ile şereflendikten sonra, ne Firavun'un dünyevi salta-natına meylettiler ne de onun tehditlerine aldırdılar. Onları endişelendiren
G
Imândan Ihsana Tasavvuf
YanıtlaSilHafs da, malı İmâm'ın belirttiği fiyata satmış, ancak ondaki özrü müş teriye söylemeyi unutmuştu. Durumu öğrenen Ebû Hanife Hazretleri, Hals bin Abdurrahman'a:
- Kumaşı alan müşteriyi tanıyor musun?" diye sordu.
Hafs'ın, müşteriyi tanımadığını belirtmesi üzerine İmâm, helal kazan-cının lekeleneceği endişesiyle, satılan maldan elde edilen kazancın tama-mını sadaka olarak dağıttı. İşte onun bu takvâsı, maddi-mânevi ticaretine ziyâdesiyle bereket oldu.
HİSSE:
Bir kimsenin temiz gönüllü, ihlás sahibi ve ehl-i istikamet olduğunu an-lamak için onun, yaptığı ibadetlerinden ziyade o ibadetleri hangi kalbi se-viye ve hål ile yaptığına bakılmalıdır. Yani bilhassa davranışlarının İslâm ahlâkına uygun ve kazancının helal olup olmadığına dikkat edilmelidir. Bu meyanda Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-, bir kimse methedildiği zaman, metheden şahsa, üç şeyi sormuştu:
"- Sen onunla hiç komşuluk, yolculuk, veya ticaret yaptın mı?"
Muhâtabı üçünü de yapmadığını söyleyince:
"- Öyleyse onu methetmeyin, çünkü siz onu lâyıkıyla tanımıyorsu-nuz!" buyurdu.
Onun için Süfyân-ı Sevrî -kuddise sirruh-:
"Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helâlliği nisbetindedir." buyurmuştur.
Birgün kendisine:
"-Efendim! Namazı birinci safta kılmanın faziletini anlatır mısınız?" dediklerinde de helâl lokmaya dikkat çekmiş ve:
"- Kardeşim! Sen ekmeğini nereden kazanıyorsun, ona bak! Kazan-cın helâl olduktan sonra, hangi safta dilersen orada namazını kıl; bu hu-susta sana güçlük yoktur." cevabını vermiştir.
Ticarette helâlinden kazanmaya dikkat edip, ona haram karıştırma-manın ehemmiyet ve bereketini, merhum pederim Müsä Efendi -kuddise sirruh- şu hâdise ile anlatırdı:
"Gayr-i müslim bir komşumuz vardı. Sonradan müslüman olmuştu. 88 Birgün kendisine hidâyete eriş sebebini sorduğumda şunları söyledi:
Tasavvufi Kıssalar ve İbretler
YanıtlaSil- Acıbadem'de tarla komşum Rebi Molla'nın ticaretteki güzel ahlakı vesilesiyle müslüman oldum. Molla Rebi, süt satarak geçimini temin eden bir zattı. Bir akşam vakti bize geldi ve:
- Buyurun, bu süt sizinl" dedi.
Şaşırdım:
"-Nasıl olur? Ben sizden süt istemedim ki!" dedim.
O hassas ve zarif insan:
"- Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığını gördüm. Onun için bu süt sizindir. Ayrıca o hayvanın tahavvülât devresi (yediği otların vücudundan tamamen izâlesi) bitinceye kadar sütü-nü size getireceğim..." dedi.
Ben:
"- Lâfı mı olur komşu? Yediği ot değil mi? Helâl olsun!.." dediysem de
Molla Rebî:
"-Yok yok, öyle olmaz! Onun sütü sizin hakkınız!.." deyip hayvanın ta-havvülât devresi bitene kadar sütünü bize getirdi.
İşte o mübarek insanın bu davranışı beni ziyâdesiyle etkiledi. Netice-de gözümdeki gaflet perdelerini kaldırdı ve hidâyet güneşi içime doğdu. Kendi kendime:
"- Böyle yüce ahlâklı bir insanın dini, muhakkak ki en yüce bir dîndir. Böylesine zarîf, hak-şinās, mükemmel ve tertemiz insanlar yetişti-ren dînin doğruluğundan şüphe edilemez!" dedim ve kelime-i şehadet ge-tirip müslüman oldum.""
Bu hikmetli kıssalar, helâl kazanç ve haram meselesi hususunda ne kadar titiz ve ihtiyatlı olmamız gerektiğini pek bâriz bir şekilde ortaya koy-maktadır. Zîrå helâl kazanç, takvânın temel esaslarındandır. Buna binåen hadis-i şerîfte:
"Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir täcir; nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir." (Tirmizi, Büyü, 4) buyurulmuştur.
Çünkü nebîler, sıddıklar ve şehitlerle beraberlik vasfını kazanan gön-lü hassas bir tüccar, etrafı için huzur ve berekete vesile olurken, kendisi için de dünyevî ve uhrevi iki saâdete de mazhariyet elde eder. Ancak dün-
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1921-Mehmet Akif
Ersoy'un sözlerini yazdığı "İstiklal Marşı," Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından Meclis'te ilk kez okundu.
1926 - Bediüzzaman Van'dan sürgün edildi.
1927 - Bediüzzaman sürgün olarak Barla'ya getirildi.
Yeşilay Haftası.
1
SALI
TUESDAY
MART
MARCH
BİR AYET "Eğer Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz elbette hüsrana düşenlerden oluruz."
A'raf Suresi: 23
BİR HADİS
Musafaha yapınız ki, kalplerinizden kin duyguları yok olsun.
Esbap (sebepler) yalnız birer bahanedirler, birer perdedirler.
Sözler
KASIM: 114 - GÜN: 60 KALAN: 305 - GÜN UZA.: 2 DK
HİCRÍ: 28 RECEB 1443 - RUMI: 16 ŞUBAT 1437
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
06.08.07 32 13
22 16 28
20.20
ISPARTA
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
16.25
18.58
20.13
İSTANBUL
19.01
06.03
07.23
13.15
Akşam Yatsı
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kim, bir müminin dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun, kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir." (Sahih-i Müslim)
YanıtlaSilHicri: 4 ŞABAN 1447 - Rûmi: 10 Kânûn-i Sânî 1441 - Kasım 77
İSTANBUL
Imsak.
6.31
Sabah........
6.51
Güneş.
8.14
Öğle....
13.26
İkindi
16.00
Akşam...
18.18
Yatsı....
19.51
Kıble S......... 11.26
23
OCAK
2026
Cuma
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
Ay Doğuş... 10.39
Ay Batış..... 23.13
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.14 6.34
7.56
13.10
15.47
18.06
19.36
11.46
Bartın
6.18
6.38
8.02
13.12 15.44
18.03
19.36
11.48
Bilecik 6.26 6.46
8.08
13.22
15.58
18.17
19.48
11.29
Bolu
6.20 6.40
8.02
13.15
15.50
18.08
19.40
11.41
Çankırı
6.12
6.32
7.55
13.07
15.42
18.00
19.32
11.53
Çorum
6.07 6.27
7.49
13.02
15.37
17.55
19.27
12.01
Düzce
6.22 6.42
8.05
13.17
15.51
18.10
19.42
11.39
Eskişehir
6.24 6.44
8.05 13.20
15.57
18.15
19.46
11.31
Karabük
6.16 6.36
8.00
13.11
15.44
18.03
19.36
11.49
Kastamonu
6.12 6.32
7.55
13.07
15.39
17.58
19.31
11.56
Kırıkkale
6.12
6.32
7.53
13.08
15.44
18.02
19.33
11.50
Zonguldak
6.20
6.40
8.04
13.15
15.47
18.06
19.39
11.44
Yavuz Sultan Selim Han'ın vezirlerinden Sinan Paşa'nın şehit edilmesi (1517) - İttihatçıların Bâb-ı Alî baskını (1913)
Gün: 23 Hafta: 4.1. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 2 dk.
RESULULLAH EFENDIMIZIN (S.A.V.)
YanıtlaSilBİR MUCİZESİ
Câbir bin Abdullâh (r. anhümâ) anlattı Medîne'de bir Yahûdî vardı. Bana, her sene hurma harmanı zamanında ödenmek üzere borç para verirdi. Benim bir hurma bahçem vardı. Bir sene, hurmalığım, her seneki kadar mahsul vermedi, borcumu ödemeyi geciktirdim. Bunun üzerine Yahûdî, harman vaktinde hurmalığıma geldi. Ondan, gelecek harman zamanına kadar mühlet vermesini rica ettim. Fakat Yahûdî, mühlet vermedi. Bunun üzerine hâlimi Resûlullah'a (s.a.v.) arz ettim.
O da Ashâb'ından bazılarına: "Haydi, gidelim de Câbir için Yahûdî'den mühlet vermesini isteyelim." buyurdu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Ashâb'ından bazı kimselerle hurmalığıma geldiler. Yahûdîye mühlet vermesini söyledilerse de Yahûdî, "Ey Ebu'l-Kâsım! Mühlet veremem." dedi.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Yahûdînin ısrarını görünce kalktı, hurmalıkta şöyle bir dolaşıp geldi ve Yahûdîye, bir daha vade teklif ettiyse de yine kabul etmedi. Ben kalktım. Resûlullâh'a (s.a.v.) bir miktar yaş hurma getirip ikram ettim. Resûlullâh (s.a.v.), hurmayı yedikten sonra, "Yâ Câbir! Senin çardağın nerede?" diye sordu. Şurada, dedim. "Haydi, orada bana bir yer hazırla." diye emretti. Hemen hazırladım. Resûl-i Ekrem (s.a.v.), çardağa girip biraz uyudu. Uyanınca gidip bir avuç daha hurma getirdim. Ondan da yediler ve kalkıp Yahûdîye bir daha mühlet teklif ettiler. Yahûdî yine vermedi. Sonra Resûlullah (s.a.v.) kalktı, hurmalığın içinde bir daha dolaştı. Sonra, "Ey Câbir! Ağaçtaki hurmaları toplayıp Yahûdînin borcunu ver." buyurdular ve ben toplayıncaya kadar hurma harmanının başında durdular. Bu topladığım hurmadan Yahûdîye borcumu verdim. Verdiğim kadar da arttı. Sonra Resûlullah'ın (s.a.v.) huzuruna vardım ve bu bereketi müjdeledim.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Şehadet ederim ki muhakkak ben, Allah'ın resûlüyüm." buyurdular. Bu hadise, Peygamber Efendimizin (s.a.v.), herkesin gözü önünde cereyân eden nübüvvet delillerinden açık bir mucizedir.
teket (use) uzjansaqureзкод
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1922-623 yıl süren
Osmanlı Saltanatı, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla sona erdi.
1928 - Harf İnkılâbı yapıldı.
1958 - Yahya Kemal Beyatlı'nın vefatı.
1998 - Avrupa Insan Hakları Mahkemesi kuruldu.
1
CUMA
FRIDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET "Benim de, sizin de Rabbimiz olan Allah'a tevekkül ettim."
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberanî
Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır.
HİCRİ: 29 R.AHİR 1446 - RUMI: 19
T. EVVEL 1440
Sözler
HIZIR: 180 - GÜN: 306 KALAN: 60 -
GÜN. KIS.: 3 DK
İmsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsı
yayına başladı.
YanıtlaSil1636-Ilk Amerikan universitesi Harvard kuruldu.
1927 - Türkiye'de ilk nüfus
sayımı yapıldı.
EKIM
28
SALI
6 1447 C.EVVEL
Ål-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
Allah bir kulu hakkında hayır dilediğinde onu dinde ince anlayış sahibi kılar ve doğru yolu kendisine ilham eder.
Bezzar
RUMÎ: 15 T.EVVEL 1441 HIZIR: 176
öfkelerini yutarlar ve insanlari affederler.
İnsanın kıymetini tayin eden, mâhiyetidir. Mâhiyetinin değeri ise, himmeti nispetindedir. Himmeti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.
İşârâtü'l-İcaz
İSTANBUL
Imsak
Gunes
Ogle
İkindi
Aksam
18.13
Yatsı
19.33
ISPARTA
Imsak
Gunes
Ogle
İkindi
12.47
15.44
Aksam
19.28
ANKARA
05.58
07.23
12.53
15.45
17.59
KARABÜK
05.43
07.09
12.38
15.30
17.58
19.18
18.11
Yatu
05.51
07.12
05:42
07:06
12:37
15:31
19.18