EL-GANİYY

Yorumlar

  1. Bismillahirrahmanirrahim

    Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

    Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.

    Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.

    Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:

    Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri

    YANITLASİL

    yuksel24 Mart 2024 15:08
    İsmail Hakkı Bursevi

    kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.

    Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.

    İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.

    Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.

    Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.

    YanıtlaSil
  2. BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.

    YanıtlaSil
  3. DÜNYADA SEVDİRİLEN ÜÇ ŞEY

    PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) buyurdular :

    Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, Halal nisa, Gözüm nûru olan namaz.

    Hz. EBUBEKİR (R.A.):

    Ya Rasulallah!.. Senin yüzüne bakmak, Kızımın Resûlullah'ın zevcesi olması, Senin yolunda mal harcetmek,

    YANITLASİL

    yuksel10 Mayıs 2024 13:47
    HOMER (RA.)

    -lyilikle emretmek, Kötülükten nehyetmek, Eski kaftan giymek.

    Hz. OSMAN (R.A.):

    - Aç doyurmak, Kur'ân okumak, Çıplak giydirmek.

    Hz. ALI (R.A.):

    Misafire hizmet etmek, Yaz gününde oruç tutmak. Düşmana kılınç vurmak,

    IBN-I ABBAS (R.A.):

    Mahlükattan uzlet, Allah ile ünsiyet, Allah'a tevbekâr olmak.

    Hz. HASAN (R.A.):

    - Geceleri namaz kılmak, Sözün doğrusunu söylemek, Hastaları ziyaret etmek.

    86

    YANITLASİL

    yuksel10 Mayıs 2024 13:47
    Hz. HÜSEYİN (R.A.):

    Allah'a mahabbet, Allah için fukaraya şefkat, Allah yolunda şehadet.

    Hz. HAMZA (R.A.):

    Ahd'e vefâ, Emâneti edâ, Cemâate devâm.

    Hz. AİŞE (R.A.):

    Ana babaya ikram, Halal kazanç, Haramdan ictinab (sakınmak)

    Hz. FATIMA (R.A.):

    Yetimlere şefkat, Komşuya ihsan, Fakir ve zayıflara merhamet.

    YANITLASİL

    yuksel10 Mayıs 2024 13:48
    MIKAIL (A.S.):

    - Ağlayan göz, Zikreden lisân, Titreyen kalb.

    ISRAFIL (A.S.):

    İlmiyle âmil âlim, Sabırlı zâhid, Acize yardım.

    AZRAIL (A.S.):

    Allah'a tevekkül, Allah'ın kaderine rızâ, Allah'ın emrine itâat.

    CEBRAÎL (A.S.):

    Dalalette olanları, Allah'a itaatkâr olan gariplerle ünsiyet etmeyi, Darlık içinde olan ailelere yardım etmeyi. dediler.

    VE CENAB-I RABB-ÜL-ALEMİYN:

    Ben de Dünyânızdan üç şey sevdim: Sıkıntıları kaldırmak, Günahları mağfiret etmek, Ayıpları setretmek. buyurdular.

    88

    YANITLASİL

    yuksel10 Mayıs 2024 13:49
    رضي



    HAZRETİ

    EBÛBEKİR

    SIDDIK

    (R.A)

    Mahmud Hakkı

    YanıtlaSil
  4. Buna; Resulüllah'ın (S.A.) bir hadis-i şerifi şahittir. Şöyle bu-

    «Üç şey kurtarıcıdır. Üç şey de helâk edicidir.

    Kurtarıcı üç şey şudur:

    a) Gizlide, açıkta Allah için takva sahibi olmak.

    b) Rıza ve öfke halinde hakkı söylemek.

    c) Varlıkta, yoklukta iktisada riayet etmek.

    Helâke götüren üç şey de şudur:

    a) Tâbi olunup peşine düşülen hevaî arzular.

    >

    151

    yurdu:

    YANITLASİL

    yuksel16 Mayıs 2024 05:46
    b) Buyruğundan çıkılmayan kötü cimrilik.

    c) İnsanın kendini beğenmesi.>>

    YanıtlaSil
  5. Mescidlerin tesis edilebileliden beri Yaptıkları başlıca işleri sıralayalım:

    1. Hak îmânını telkîn etmek,

    2. Tahâret-i kâmileyi sağlamak.

    3. Cemâatle ibâdet etmek.

    4. Cemâatleşmek.

    5. İlim öğretmek.

    6. Ahlâkî terbiye vermek.

    7. Adâb-ı muâşeret öğretmek.

    8. Hutbe makarrı olmak.

    9. Mahkeme vazifesi görmek.

    10. Fetvâ mahalli olmak.

    11. San'at eseri olmak

    12. Cihâda hazırlamak.

    52

    YanıtlaSil
  6. İKİNCİ İSTİŞARE

    Ömer KİRAZLI

    ERKAM YAYINLARI

    YanıtlaSil

  7. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.)
    346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.)
    346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.)
    346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.)
    346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.)
    346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.)
    346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.)
    346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)

    YanıtlaSil
  8. WWWNNPAZAZAZAYAYAYAYAAAAA

    OMER BIN ABDULAZIZ BAZRETLERİNDEN RIKMETLI SAILER

    TANIN İN 'IKASI

    man månevi terakkisinin, saadetten sonraki en zir-namûnesi Ömer bin Abdü-Jaziz devridir.

    oun hilafeti sadece iki bucuk

    sene surmüştü. O kısacık zaman diliminde, İslâm tarihine en buyük imzayı atmaya muvaffak oldu.

    seanya fethedilip Endülüs oldu. 7 bin kişiyle, 95 bin kişilik İspanya ordusu bertaraf edildi.

    Halifenin ihlası, topluma da in'ikâs etti. Herkes zekâtlarını fazla fazla verdi. Infak ve hayrat yarışına girdiler. Kur'ân'a ehemmiyet verdiler: Hak ve hukuk tevzî edildi. İbâdet ü tâatlere revaç arttı. Her yeri ihlâs ve feyiz kapladı. Öyle bir bereket oldu ki, dağdaki kurt, sürüye saldırmaz olmuştu.

    Mus'ab bin A'yun anlatır:

    Ömer bin Abdülaziz halife iken Kirman'da koyun güderdim. Koyunlar ile kurtlar birlikte dolaşırdı. Bir gece ansızın kurtlar koyunlara saldırdı. İçimden dedim ki:

    -Eyvah! Şu âdil halife ölmüş olmalı!

    Araştırdım. Ömer bin Abdülaziz'in o gece vefât ettiğini öğrendim.

    Mâlik bin Dinar anlatır:

    Ömer bin Abdülaziz hilâfet makamına geçtiği zaman, dağlardaki çobanlar dediler ki:

    -Insanların idaresini sâlih bir kimse üstlendi.

    Soruldu:

    -Bunu nereden bildiniz?

    Şöyle cevap verdiler:

    -Hayvanlar bile huzur ve sükûn içinde...

    YanıtlaSil
  9. ASH 1 SAADETTEN GÜNÜMÜZE HİDAYET REHBERLERE

    MIRAS BIRAKMAK

    Veziri, Halife Ömer bin Abdülaziz'e;

    "-Efendim, beytülmalden aldığınız tah-sisatın kâfi gelmediği görülüyor. Bi-raz daha fazlasını emir buyursanız da bir kısmını ihtiyaten biriktirip vefatınızdan sonra evlât ve torunlarınızın zarûrî ihtiyaçları için bırak. sanız?!!" deyince, Ömer bin Abdülaziz, şu muhteşem cevabı

    verir. "-Eğer benim geride kalan evlâtlarım sâlih kimselerden olurlarsa, onların sıkıntıya düşmelerinden korkmam. Zira Cenâb-ı Hak;

    «...Allah salih kullarının velâyet ve vesâyetini bizzat deruhte

    eder. >>> (el-A'raf, 196) buyurmuştur.

    Cenâb-ı Hak, onların velîsi ve vasîsi olduktan sonra onların ileride karşılaşacakları hâllerden hiç endişe etmem!

    Yok; salih değil de sefih kimseler olacaklarsa, böyleleri hakkında da yine Kur'ân-ı Kerim'de;

    << Mallarınızı sefihlere vermeyiniz!..» (en-Nisa, 5) buyurulmuştur. Bu nehy-i ilâhîye rağmen sefih olacak çocuklarıma mal mı toplayacağım?!"

    (Ebu'l-Ulâ Mardin, Huzur Dersleri, İstanbul 1966, II-III, 769-770; Krş. İbn-i Asâkir, Tarihu Dimaşk, XL, 251-252)

    Mukātil bin Süleyman şöyle anlatıyor:

    -Ömer bin Abdülaziz'in 11 evlâdı vardı. Onlara toplam 9 dinar bıraktı.

    (Emevî halifelerinden) Hişâm bin Abdülmelik de 11 evlât sahibi idi. Her bir evlâdına mîrastan bir milyon dinar düştü.

    Vallâhi, (bir zaman sonra) şu manzaraya şâhit oldum:

    Ömer bin Abdülaziz'in oğullarından biri Allah yolunda cihâd için tam 100 atı sadaka olarak veriyordu. Aynı gün Hişâm'ın oğul-

    larından biri sokakta dileniyordu.

    Kıssadan hisse:

    İstikbâli veren Allah'tır!.. Helâl kazancın bereketi, sonsuzdur.

    120

    YanıtlaSil
  10. OMER

    KMETLİ SÖZLE

    EVLATLARINA DA RİYAZAT

    Ömer bin Abdülaziz'in, halife olduğu günden itibaren çocuklarına karşı muâmelesi de değişmişti. Hilâfete geçtiği gün, halk büyük kalabalıklar hâlinde Ömer bin Abdülaziz'e biat ederken izdiham sebebiyle oğlu Abdülmelik'in elbisesi yırtılmıştı. Bunu gören Ömer, oğluna şöyle dedi:

    "-Evlâdım, git elbiseni diktir. Zira bugünden itibaren belki bu elbiseden başka bir elbise bulamayacak ve buna muhtaç olacaksın!"

    Ömer bin Abdülaziz, her gece kızlarına uğrar, hâl ve hatırlarını sorduktan sonra uyumaya giderdi. Bir gece yine onlara uğramıştı. Babalarının geldiğini duyan kızları, elleriyle ağızlarını kapatarak kapıyı açtılar. Ömer, yanlarında bulunan mürebbiyelerine, niçin böyle yaptıklarını sorunca, o;

    "-Yanlarında mercimek ve soğandan başka yiyecek bir şey yoktu. Soğan kokusu sizi rahatsız etmesin diye ağızlarını kapatıyorlar." dedi.

    Onların bu zühd, edep ve hassasiyeti karşısında Ömer bin Abdülaziz'in gözleri yaşardı ve kızlarına;

    "-Kızlarım! Sizin çeşitli ve güzel yemeklerle dünya nimetlerine tâlip olmanız, babanız için bir âhiret vebâli olabilirdi." dedi.

    YanıtlaSil
  11. BENİMLE GEÇİNMEK İSTERSEN!

    Ömer bin Abdülaziz halife olduğunda taşıdığı yüksek takvá duygusu sebebiyle israfın önünü almaya evvelâ kendi hânesinden başladı. Hanımına dedi ki:

    "-Eğer benimle geçinmek istersen, yanında olan bütün ziynet ve mücevherleri beytülmâle teslim etmelisin. Onlar sende oldukça imtizácımız ve bir arada bulunmamız mümkün değildir."

    Bu söz üzerine hanımı Fâtıma, bütün kıymetli eşyalarını beytülmâle teslim etti.

    Kocasının vefâtından sonra saltanat, bu hanımın kardeşine geçmişti. Kardeşi, onun beytülmâle teslim ettiği kıymetli eşyaları iade etmek istedi. Ancak sâliha bir hanım olan Fâtıma, bunu kabul etmedi ve;

    "-Ben kocama sağlığında itaat ettim de vefâtından sonra mı isyan edeceğim!" diye muhteşem bir cevap verdi.

    (Mehmed Zihni Efendi, Meşhur Kadınlar, sad. Bedrettin ÇETİNER, İstanbul 1982, II, 118)

    18

    YanıtlaSil
  12. ÖMER BIN ABDULAZIZ HAZRETLERİ'NDEN

    HİKMETLİ SÖZLE

    MECBURI HALIFE

    Omer bin Abdülaziz'e hilafet maka-m teklif edildiğinde, o önce bunu kabulden içtinâb etmiştir.

    Fakat ondan daha liyakatli kimse bu-lunmadığını gören ulemâ heyeti;

    عمر بن عبد العزيز

    -Sen bu vazifeyi üstlenmediğin takdirde vebâl altında kalacaksın." dedi.

    Ulema heyetinin bu vazifeyi üstlenmediği takdirde vebâl altında kalacağını bildirmesi üzerine, Ömer bin Abdülaziz mecburen vazifeyi kabul etmiştir.

    TEB'AN AİLENDİR

    -Ömer bin Abdülaziz, hilâfet makamına geçirildiği zaman, Sâlim bin Abdullah, Recâ bin Hayve ve Muhammed bin Ka'b gibi sâlih zâtları davet ederek şöyle nasihat istedi:

    -Bana çok ağır bir vazife verildi, benim âhiret selâmetim için bana tavsiyeniz nedir?

    Ona şu nasihatte bulundular:

    -Eğer yarın, kıyamet günü azaptan kurtulmak istersen;

    Müslümanların yaşlılarını baban,

    Gençlerini kardeşin,

    Çocuklarını evlâdın,

    Kadınlarını da annen ve bacın bil!..

    (Bkz. Feridüddin Attår, Tezkire, Erkam Yayınları, s. 230-233)

    YanıtlaSil
  13. ASR-SAA

    HIDAYET

    ALLAH GÖRMÜYOR MU?

    Bir gece vaktiydi. Hazret-i Ömer, mûtâdı olduğu üzere Medine sokaklarını gezmekteydi. Önünden geçmekte olduğu bir ev-den, bir ana ile kızının dışarıya kadar taşan tar-tışmasını gayr-i ihtiyârî işitti. Konuşulanlar dikkatini çekti ve biraz durakladı. Ana, kızına;

    "-Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!" demekteydi.

    Kız ise;

    "-Anacığım, halife süte su karıştırılmasını yasak etmedi mi?" dedi.

    Ana, kızının sözlerine sert çıkarak;

    "-Kızım, gecenin bu saatinde halifenin süte su kattığımızdan nereden haberi olacak?!!" dedi.

    Ancak gönlü Allah korkusu ve sevgisi ile dipdiri olan kız, anasının süte su katma hilesini yine kabullenmedi:

    "-Anacığım! Halife görmüyor diyelim, peki Allah da mı görmüyor? Bu hileyi insanlardan gizlemek kolay, ama her şeyi görüp bilen Allah'tan gizlemek mümkün mü?.." dedi.

    Rabbânî hakikatlerle dolu bir kalbe sahip olan bu nezihe kızın, derûnî bir Allah korkusu içinde annesine verdiği cevap, halife Hazret-i Ömer'i son derece duygulandırdı. Mü'minlerin Emîri, onu sıradan bir sütçü kadının kızı değil, gönlündeki takvâsı sebebiyle müstesna bir nasip bildi ve oğluna gelin olarak aldı. Bu temiz silsileden de İslâm tarihinde beşinci halife olarak yâd edilen Ömer bin Abdülaziz gibi bir evlât dünyaya geldi.

    (Bkz. İbnü'l-Cevzi, Sıfatü's-Safve, II, 203-204)

    11

    YanıtlaSil
  14. ÖMER BİN ABDÜLAZİZ HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER

    "Kıyâmet gününde nereye gitmek istiyorsanız, hazırlığınızı ona göre yapın!"

    YanıtlaSil

  15. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    271 1 Kalem, şakî ile saîd arasında yazdı ve dört şeyden fâriğ oldu: İnsanın yaradılışı, ahlakı, rızkı ve eceli. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    271 2 Allah, örümceği bizim tarafımızdan hayır ile mükafatlandırsın. Zira o, Benim de, Ey Ebu Bekir senin de üzerine, mağarada ağ yaptı. Öyle ki, müşkirler bizi göremediler ve bize ulaşamadılar. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    271 3 Allah, bizim tarafımızdan Ensara hayırlar ihsan etsin. Bahusus, Abdullah İbni Amr İbni Hüzam (r.a) ve Saad İbni Ubade (r.a)'a Hz. Câbir (r.a.)
    271 4 Bıyıkları kesin, sakalları salıverin, ve mecusilere muhalefet ediniz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    271 5 Cafer, yaradılışta ve ahlakta Bana benzer. Ve sen ya Abdullah! Babana benziyenlerin en yakınısın. Hz. Abdullah İbni Cafer (r.a.)
    271 6 Allah (z.c.hz.)'leri rahmeti yüz kısım yaptı. Doksan dokuzunu kendisi indinde tuttu. Birini yeryüzüne ihsan etti. İşte mahlukat, bununla birbirine merhamet eder. Şöyle ki; kısrak ayağının tırnağını tayına dokunur korkusu ile kaldırır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    271 7 Allah, takvayı azığın etsin. Günahını mağfiret buyursun ve nerede olursan ol, seni hayra yöneltsin. Hz. Katade İbni İyaş (r.a.)
    271 8 Allah (z.c.chz) leri, haseneyi on misline iblağ etti. Bir ay on aya tekabül eder. Ramazandan sonraki altı gün orucu seneyi tamamlar. Hz. Sevban (r.a.)
    271 9 Allah size ebrarın duasını nasib etsin. Onlar öyle kimselerdir ki, gece kıyam eder, gündüz oruç tutarlar, günahkar ve facir de değildirler. (Enes (r.a) buyurdu ki, Resulallah, dua üzerinde fazla durduğu zaman böyle söylerdi.) Hz. Enes (r.a.)
    271 10 Allah (z.c.hz.)'leri bu ümmetin azabını dünyada verdi. Hz. Abdullah İbni Zeyid (r.a.)
    271 11 Her temiz toprak bana mescid ve tahur kılındı. (Teyemmüm ve temizlik için) Hz. Enes (r.a.)
    271 12 Yarın, Allah (z.c.hz.)'lerinin meclisinde bulunacaklar, dünyada verağ ve zühd sahibi olanlardır. Hz. Selman (r.a.)
    271 13 Adamın güzelliği, dilinin fesahatıdır. Hz. Câbir (r.a.)
    271 14 Ulema ile hem meclis olun. Ve diz dize sıkışın. Zira Allah, ölü kalbleri hikmet nuru ile diriltir. Semanın yağmuru ile ölü toprağı diriltmesi gibi. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    271 15 Allah (z.c.hz.)'leri Adem oğlundan çıkanı dünyaya misal olarak gösterdi. Bu, gaita ve idrardan kinayedir. Yani insandan çıkan şeyler, bundan evvel, çeşitli, temiz yumuşak yemeklerdi ve temiz ve içilmesi hoş içeceklerdi de, bunun akibeti gördüğünüz gibi oldu. İşte dünya da nefis ve hoş manzaralıdır. Nefislerde bu süsünden dolayı bu dünyaya heves eder. Cahil, akibetini düşünmeyip onun dışını ziynetine, ebedi kalıcı zannederek aldanır. Akıllının kalbi ise ona yatmaz. Bilgisi ile ona aldanmaz. Bilir ki o, muvakkat bir fanidir. Bir müddet faydası olsa da, ölüm, dünyada yaşayana çaresiz gelecek ve dünyadan onun alakasını kesecektir. Hz. İbni Ubey İbni Kaab (r.a.

    YanıtlaSil
  16. ٤٩٦١ - مَنْ اَرَادَ كُنْزَ الْجَنَّة فَعَلَيْه بلا حَوْلَ وَلا قُوَّةَ إلا بالله (طب) وابن النجار

    عن فضالة بن عبيد

    4961- Kim cennet hazinesini isterse: "Lâ havle ve lô kuv-vete illâ billâh"a devam etsin.

    ٤٩٦٢ - مَنْ اَرَادَ اللهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ (طب عن ابن مسعود)

    kılar. 4962- Allah kime hayır murat ederse, onu dinde fakih

    ٤٩٦٣ - مَنْ أَرَادَ عِلْمَ الأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ فَلْيُثَوْرِ الْقُرْآنَ (الديلمي عن انس)

    4963- Kim evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini isterse Kur'-an ilmini tahsil etsin.

    ٤٩٦٤ - مَنْ أَرَادَ أَنْ يَدْخُلَ الْمَسْجِدَ فَنَظَرَ فِي أَسْفَلِ خُفَّيْهِ أَوْ نَعْلَيْهِ تَقُولُ الْمَلَئِكَةُ طِبْتَ وَطَابَتِ الْجَنَّةُ ادْخُلْ بِسَلام (الديلمي كر عن عقبة بن عامر)

    4964- Kim camiye girmek istediğinde mestlerinin veya pabuçlarının altına bakarsa (necasetini temizlerse) melekler ona: "Haydi güzel oldun, cennet de senin için güzel ve helaldir, se-lametle gir." derler.

    ٤٩٦٥ - مَنْ أَرَادَ أَنْ يُشَرِّفَ اللهُ لَهُ الْبُنْيَانَ وَأَنْ يَرْفَعَ لَهُ الدَّرَجَاتِ يَوْمَ الْقِيَمَةِ فَلْيَعْفُ عَمَّنْ ظَلَمَهُ وَلْيُعْطِ مَنْ حَرَمَهُ وَلْيَصِلْ مَنْ قَطَعَهُ وَلْيَحْلُمْ عَمَّنْ جَهِلَ عَلَيْهِ (خط كر عن ابي هريرة)

    4965- Kim, Allah'ın kendisine kıyamet günü güzel bi-nalarla, yüksek derecelerle şerefyap etmesini isterse, kendisine zulmedeni affetsin. Kendisine vermeyene versin. Kendisini ziyaret etmeyeni ziyaret etsin. Kendisine karşı cahilâne davranana karşı sabır ve tahammül göstersin.

    ٤٩٦٦ - مَنْ اَرَادَ اَهْلَ الْمَدِينَةِ بِسُوءٍ اَذَابَهُ اللَّهُ كَمَا يَذُوبُ الْمِلْحُ فِي الْمَاءِ م عن سعد حم م هـ عن ابي هريرة)

    169

    YanıtlaSil
  17. 267

    8165. Eşek eşeği ödünç kaşır,

    3166. Esekler ölür, onları kurtlar gömer.

    $167. Et. tırnaktan ayrılmaz. (Blood is thicker than water: Kan, sudan daha yoğundur. )

    3168. Ev, her Ingilizin şatosudur.

    8169. Evceğizim, evceğizim, sen bilirsin halceğizim. (East or West, home is best: Doğu olsun, Batı olsun, insanın evi en iyisidir.)

    8170. Eve lazım olan şey. mescide verilmez. (Charity begins at home: Sadaka, evden başlar.)

    8171. Evinizde un yoksa, ekmek yapılamaz.

    8172. Evlenen insan için güçlükler başlamış, demektir.

    8173. Evlilik fırtınalı bir denizse, ergenlik de bulanık bir bataklıktır.

    8174. Evlilikte erkeğin iki gözü olmalı; kadına tek göz yeter.

    8175. Fakirlik ayıp değil. (Powerty is no sin: Fakirlik günah değildir.)

    8176. Fazla gurur, büyük bozgunlara gebedir.

    8177. Galler'de kazların tüylerini yoluyorlar, tüyleri buraya yolluyorlar: karla ilgili bir atasözüdür. (They're plucking their geese in Wales and sending their feathers here.)

    8178. Garip kuşun yuvasını Tanrı yapar. (God tempers the wind to the shorn lamb.)

    8179. Gâvura (papaza) küsüp (kızıp) oruç yemek.

    8180. Gecenin binlerce gözü var, gündüzün bir tane.

    8181. Gecenin en karanlık saati, sabaha karşı olur.

    8182. Geceyi gündüze katmak.

    8183. Geç olsun da güç olmasın. (Better late than never: Hiç olmayacağına, geç olsun.)

    8184. Geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler. (What's done cannot be undone.)

    8185. Geleceğini düşünmeyen, hep geçmişinden söz eder.

    8186. Gemi yanaşmadan binmeye kalkma!

    8187. Genç omuzlara yaşlı başlar konulamaz.

    8188. Gençler, insanlığın babasıdır.

    8189. Gençliği yıkan, paranın bolluğudur.

    8190. Gerçek bir cehennem, yapay bir cennetten daha iyidir.

    8191. Gerçek, her zaman düşman kazandırır.

    8192. Gerçek, insanı incitse bile, gene çok şey kazandırır.

    8193. Gerçek yeşildir.

    8194. Gerekli, yersizden iyidir. (Lüzumlu, fuzuliden iyidir.)

    8195. Gereksinme duyulmayan bir şeyi , kaça alırsanız alın pahalıdır.

    8196. Gereksinme, icadın anasıdır. (Necessity is the mother of invention.)

    YanıtlaSil
  18. 266

    8135. Ele verir talkını, kendi yutar salkımı. (Practice what you preach: Verdiğin oğutleri "kendine" uygula.)

    8136. Eliaçık olmayan güzelliğin, kimseye iyiliği dokunmaz.

    8137. Elifi görüp mertek sanır.

    8138. Elini veren, kolunu alamaz.

    8139. Elinizdekiyle mutlu olun, erişemeyeceğiniz hayaller kurmayın!

    8140. Elisıkı baba, savurgan oğul.

    8141 Elma bahçesine kar yağarsa, elmalar pahalı olur. (When the snow is in the orchard, a crab is worth a costard.)

    8142. Emek olmadan, yemek olmaz. (You can't make an omlette without breaking eggs: Yumurtayı kırmadan omlet yapamazsın.)

    8143. "En çok" a göz dikenler, "en az" alır.

    8144. En güzel bedende kimi kez en sönük zekâ bulunabilir.

    8145. En tepedeki dalda daima bir yer vardır.

    8146. En yüksek ağaca tırman, çünkü en olgun meyve oradadır.

    8147. Erdem, hiç bir zaman yaşlanmaz.

    8148. Erdem onur, onur da büyüklenme getirir.

    8149. Erdemler, denizde yitip giden ırmak suları gibi, çıkarlarda yok olur.

    8150. Ergen gözüyle kız alma, gece gözüyle bez alma. (Let the buyer beware: Alıcı, uyanık olmalı.)

    8151. Erkeğin gönlüne giden yol, midesinden geçer.

    8152. Erkeğin yaşı, kendini duyumsadığı denlidir, kadının yaşı, göründüğü denli.

    8153. Erkekler çalışır, kadınlar ağlar.

    8154. Erkeklerin beyni mermerden, kadınlarınkiyse balmumundandır.

    8155. Erken kalkan, kuşu kapar.

    8156. Erken kalkan, önce doyar.

    8157. Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır. (The early bird cathes the worm: Erken kalkan kuş, solucanı yakalar.)

    8158. Erken kalkanın kısmeti, gür olur. (First come, first served: Önce gelene ilkin hizmet ederler.)

    8159. Erken yatmak, erken kalkmak insanı sağlıklı, varlıklı, akıllı yapar. (Early to bed and early to rise, makes a man healthy, wealthy and wise.)

    8160. Erteleme, zamanı çalan bir hırsızdır.

    8161. Eski çamlar, bardak oldu. (Other times, other ways "manners".)

    8162. Eski dost, düşman olmaz.

    8163. Eşeği eşek, domuzu domuz beğenir.

    8164. Eşeğin ölümü, köpeğe düğündür. (It is an ill wind that blows nobody good: Kimseye yararı olmayan rüzgâr, iyi bir rüzgâr değildir.)

    YanıtlaSil
  19. 358

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    ret-i Adem ve sair nebiler ve resuller de onun sancağı altında olacak-lardır.

    O günde Resulüllah S.A. efendimiz, nebilerin imamı ve kumanda-nı ve hatipleri olacaktır.

    İşte, yukarıda anlatılan mana icabı olarak:

    HATIB'ÜLÜMEM.

    sin. İsmi kendisine verilmiştir, Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eyle-

    197. İsinı: ALEM'UL - HÜDA. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve

    sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Zübde-i Ålem ve Güzide-i Beniâdem Resulüllah S.A. efendimize mahabbet ve tazim, sözlerinde ve fiillerinde, üstün emirlerinde itaat edip uymak imanın ve hidavetin alâmeti olduğundan påk ismine:

    ALEM'ÜL - HÜDA.

    Denildi.

    Bir başka mana da şöyledir

    Resulüllah S.A. efendimiz, insanları Yüce Hakka hidayet, imana İslâma, doğru yola daima delâlet ve irşad ettiğinden mübarek ismine:

    - ALEM UL - HÜDA.

    Denildi. Ayrıca, A LEM bayrak ve sancak manasına da gelir.

    Sonra.. Resulüllah S.A. efendimizin mübarek yoluna hidayet erle-ri ve irşad orduları tümden tabi olup sancağı altında toplandığından mübarek ismine

    -ALEM ÜLHÜDA.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    198. İsim: KAŞİF ÜL-KÜREB. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    --KÜREB.

    Lafı, KERB, kelimesinin çoğuludur; gam ve hüzün manaları-na gelir.

    Dünya ve âhiretin kerbi ve meşakkatı, gamı ve hüzünleri Resulül-lah S.A. efendimizin pâk şeriatına, sünnetine ve hidayetine tabi olup itaat ve inkıyad etmek sureti ile gider. Ayrıca bu sıkıntıların gitmesi, Resulüllah S.A. efendimize iltica edilip vesile bilinerek bizzat onun hürmeti için Yüce Hakk'a tazarru ve niyaz edilirse.. sıkıntılar zail olur.

    YanıtlaSil
  20. KARA DAVUD

    359

    علم الهُدى

    رافع الرب

    كَاشِفَ الكُرب

    على الية

    صاحب الفرج

    عنا العرب

    صلى الله علي

    صلى الله عليه وعلى اله

    منطفى وَرَسُولِكِ المرتضى طهر قُلُوبَنَا مِن كُلِّ وَصفِ يُبَاعِدْنَا عَنْ مُنَا هَدَتِكَ وَتَحْبَتِكَ وَآمَنَا عَلَى السُّنَّةِ وَالجَمَاعَةِ وَالشَّوْقِ الْحِ لقَائِكَ يَا ذَا الْجَلالِ وَار وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلِيْنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْهُ وَسَلَّمَ تَسليما

    **

    197. Alemülhüda sallalla-nü aleyhi ve sellem.

    198. Kaşifülkürebi sallallahü aleyhi ve sellem.

    199. Rafiurrütebi sallal lâhü eleyhi ve sellem.

    200. İzzülarabi aleyhi ve sellem. sallallahü

    201. Sahib ülfereci sallallahü aleyhi ve sellem.

    Sallallahü aleyhi ve alå alihi.

    Allahümme ya Rabbi bicahi Nebiy-yik'el-Mustafa ve Resulik'el-murtaza tahhir kulubena min külli vasfin yü-baidüna an müşahedetike ve mahab-betike ve emitna ales-sünneti vel-ce-maati veş-şevkı ilä likaike ya zel-ce-lâli vel-ikrami ve sallallahü alâ sey-yidina ve mevlâna Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ve selleme tes-limen.

    197. Alem'ül-hüda. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    198. Kaşif'ül-Küreb. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    199. Rafi'ür-rüteb. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    200. İzz'ül-Arab. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    201. Sahib'ül-ferec. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Allah-ä Taâlâ ona ve âline salât eylesin.

    Allahım, ey Rabbım, peygamberin Mustafa, Resulün Murtaza hüremtine.. Zatını sevip sıfatlarını müşahede etmekten bizi uzaklaştıran her çeşit va sıftan kalblerimizi temizle.

    Ey celâl ve ikram sahibi yüce zat, bizi sünnet ve cemaate bağlı olarak, sana kavuşmaya iştiyak duygulu olarak öldür.

    Allah-ü Taâlâ, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e ve onun âli ashabı üze-rine salât eylesin; tam manası ile selâm eylesin.

    * **

    (Devamı: 371. Sayfada)

    YanıtlaSil
  21. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Hadisler, Fıkıh bablarına göre Sahiplerinden kayd edilmiştir.

    Hiç kimsenin, buna benzer Müsned ve Musannef'i yoktur!» de-miştir. (282)

    36) Müsned İbn-i Ebi Garze (Vefatı: 276) (283)

    37) Müsned Ebû Said Osman b. Said b. Halidüssicistani (Ve fatı: 280) (284)

    38) Müsnedülanberi Ebû İshak İbrâhim b. İsmailüttûsî (Ve-fatı: 280) (285)

    Ebünnadr «Kendi el yazımla onun Müsned'inden (219 kadar cüz) yazdım.» demiştir. (286)

    Ebû İshak İbrâhim b. Harbül'as-keriyyülsimsar (Vefatı: 282) (287) 39) Müsned-i Ebi Hüreyre

    40) Müsned 282) (288) Ebû İshak İsmail b. İshak b. İsmail (Vefatı:

    41) Müsned-i İbn-i Ebi Üsâme (Vefatı: 282) (289) Hâris b. Muhammedüttemîmî

    42) Müsned 286,287) (290) Ebülhasan Ali b. Abdulazizülbağavî (Vefatı:

    43) Müsned-i İbn-i Ebi Asım Ebû Bekir, Ahmed b. Amr'üş-şeybâni (Vefatı: 287)

    Bu Müsned'de (Elli bine yakın) Hadis vardır. (291)

    44) Müsned İmam Ebû Ali Hüseyin b. Muhammed b. Ziya-dünneysabûrî (Vefatı: 289) (292)

    45) Müsned Ebû Abdurrahman Temîm b. Muhammed (Vefa-t1: 290) (293)

    46) Müsned (Vefatı: 291) (294) Ebû Yahya'rrâzi Abdurrahman b. Muhammed

    47) Müsned'ülbezzar Ebû Bekir Ahmed b. Amr b. Abdulhalı-kulbezzår (Vefatı: 292) (295)

    (282) Katip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1679

    (283) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 594

    (284) c. 2, s. 621-622

    (285) Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1684

    (268) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 679

    (287) Katip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1679

    (283) Zehebl Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 625-626

    (289) c. 2, s. 619-620, Kâtip Çelebi Keşľüz. c. 2, s. 1678

    (293) c. 2, s. 622-623, Kâtip Çelebi Keşfüz. c. 2, s. 1685

    (291) Katip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1678

    (292) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 680-681

    (293) c. 2, s. 675-676 (291)

    c. 2, s. 690-691 (295)

    c. 2, s. 653-654, Kâtip Çelebî Keşfüz. c. 2, s. 1682

    YanıtlaSil
  22. PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET SÜNNET 311

    48) Müsned t1: 292) (296) 49) Müsned Ebû Bekir Ahmed b. All b. Said'ülmervezi (Vefa-

    50) Müsned fatı: 297) (298) İbrahim b. Måkıl'ünnesefi (Vefatı: 295) (297) Ebû Câfer Muhammed b. Abdullah'ülküfi (Ve-

    51) Müsned fatı: 297) (299) Ebülvelid Muhammed b. Abdullâhül'ezraki (Ve-

    52) Müsned 301) (300) İmam Ebû İshak İbrâhim b, Yûsüf (Vefatı:

    53) Müsned Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Na-ciyetülbağdâdî (Vefatı: 301) (301)

    54) Müsned-i Ali (Radıyallâhü Anh) man Ahmed b. Şuaybünnesaî (Vefatı: 303) İmam Ebû Abdurrah-

    55) Müsned Hasan b. Süfyan b. Amir (Vefatı: 303) (302)

    56) Müsned-i Mâlik İmam Ahmed b. Şuaybünnesai (Vefatı: 303) (303)

    57) Müsned Ebû Yakub İshak b. İbrâhim b. Nasr'unneysa-bûrî (Vefatı: 303) (304)

    58) Müsned di (Vefatı: 305) Ebû Bekir Kasım b. Zekeriyya b. Yahya'lbağda-

    Müsned'ini, baplara ve Rical'a göre tasnif etmiştir. (305)

    (306) 59) Müsned Ebû Bekir Muhammed b. Hârun (Vefatı: 307)

    60) Müsned-i Ebi Yâlâ Ahmed b. Aliyy'ül'mevsıli (Vefatı: 307) (307)

    Sim'ânî «Hafız İsmail b. Muhammed b. Fadl'dan işittim. Diyor-du ki: (Adenî'nin ve İbn-i Menî'in Müsnedleri gibi Müsnedleri oku-dum. Onlar, nehir gibi idiler.

    Ebû Yâlâ'nın Müsned'i ise, nehirlerin toplandığı deniz gibidir!>>> demiştir. (308)

    (293) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 717

    (297) c. 2, s. 686, Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1685

    (298) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 662

    (299) Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1684

    (300) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 692

    (301) с. 2, в. 696

    (302) c. 2, s. 703-705

    (303) Katip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1684-1685

    (304) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 701-702

    (305) c. 2, s. 717

    (306) Katip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1679

    (307) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 707-708, Kâtip Çelebi Keşfüz. c. 2, s. 1679

    (308) c. 2, s. 708

    YanıtlaSil
  23. SAHABE

    KILIÇLARA DOĞRU!

    Abdullah Ibn-i Ümmü Mektûm âmâ olmasına rağmen, Kādisiye Harbi'ne katılacağı-ni söyleyip sancağın kendisine verilmesini istemiştir.

    الله الا الله محمد رسول الله

    Harpte faydalı olamayacağını söyleyenlere şöyle dediği ri-vâyet edilir:

    *-Benim bu hâlimle de size büyük bir faydam dokunabilir. Çünkü ben âmâ olduğum için, düşman kılıçlarını göremem, bu yüz-den de cesaretim kırılmadan en önde sancağı taşırım. Benim korkusuzca düşman üstüne yürüdüğümü gören müslüman-ların da cesaret, kahramanlık ve heyecanı artar."

    MÜSTESNA MUHABВЕТ

    Abdullah bin Ömer'in Rasûlullah'e olan muhabbet ve itaati çok câlib-i dikkattir:

    Abdullah, Rasûl-i Ekrem'in vefâtından sonra O'na olan sevgisinden dolayı, Fahr-i Cihân Efendimiz'in namaz kıl-dığı yerleri öğrenip oralarda namaz kılar, yürüdüğü yollarda yü-rür, gölgelendiği ağaçların altında oturur, kurumasınlar diye on-ları sulardı. Yolda giderken Rasûlullah'ın gittiğini gördüğü yolları takip eder, O'nun hayvanını çevirip döndüğü yerlerden dönerdi.

    Hele Efendimiz'in selâmlaşma konusundaki buyruklarını yerine ge-tirme hususunda pek titiz davranırdı. Hiçbir işi olmadığı hâlde sadece müslümanlarla selâmlaşmak niyetiyle sokağa çıktığı olur, büyük-küçük karşılaştığı herkese selâm verirdi. (Ibn-i Sa'd, IV, 156; Ibn-i Hacer, el-Isåbe, Beyrut 1328, Dâru lhyåï't-Türâsi'l-Arabi, II, 349; İbn-i Esir, Üs--Gåbe, Kahire 1970, III, 341)

    YanıtlaSil
  24. ASHI SAADETTEN

    HIDAYET REHBER

    SÖZ VERDİK!

    Cerir bin Abdullah bir at sa-tın almak istemişti. Beğendiği bir at için satıcı beş yüz dir-hem fiyat teklif etti. Cerir bu ata altı yüz dirhem vere-bileceğini, hattâ sekiz yüz dir-heme kadar fiyatı yükseltebi-leceğini ifade etti. Çünkü atın değeri yüksek olup, satıcı bunun farkında değildi. Kendisine;

    "-Atı, beş yüz dirheme alabilecekken, niçin sekiz yüz dirheme kadar fiyatı yükselttin?" diye soruldu.

    Cerir şu cevabı verdi:

    "-Biz alışverişte hile yapmayacağımız husûsunda Allah'ın Rasû-lü'ne söz verdik. (Eğer satıcının bilgisizliğinden istifade etmeye kalksaydım bu gabn-i fahiş olurdu. Bu ise haramdır.)" (Ibn-i Hazm, el-Muhalla, Mısır 1389, IX, s. 454 vd.)

    ÎMÂNA DAVET

    Abdullah bin Revaha ashâb-ı kiramdan bi-riyle karşılaştığı zaman;

    "-Gel (kardeşim!) Allah için bir müddet oturup Rabbimiz'e îmânımızı tazeleyelim (O'nu zikredelim)." derdi.

    Bunun ne demek olduğunu anlayamayan bir sahâbî, gidip durumu Hazret-i Peygamber'e anlattı. Efendimiz de ona;

    "-Allah, Abdullah bin Revâha'ya rahmet etsin. O, meleklerin met-hettiği (zikir) meclislerini çok sever." karşılığını verdi. (Ahmed, III, 265)

    12

    YanıtlaSil
  25. An Moselal

    SİNAN ÖZYURT

    Besmele

    Niyetin Pusulasic

    GENÇ DERGİ 2293 EKİM 2025

    Yemeğe başlarken, kalemi kâğıda değdirirken, yola çıkarken, bir işe koyulurken her seferinde Allah'ın adıyla başlamak, o anı sıradanlıktan çıkarıp yüksek bir değere kavuşturur. Allah için yapılan her şey küçük de olsa çok kıymetlidir.

    Çocukken ceplerimize doldurduğu muz rengarenk misketleri veya taşlan hatırlarsınız. Kiminin panltısı hoşumuza giderdi, kimini sadece o gün yaşadığımız mutluluğun hatırası olsun diye saklardık. Büyüyünce taşlann, misketlerin yerini baş ka şeyler aldı: Fotoğraflar, kitaplar, hatıra defterleri... Ama aslında hayat boyunca hep aynı şeyi yaptık: Biriktirdik.

    Bugün de biriktirmeye devam ediyo-ruz. Kimi nesnelerin yanında hisleri, söz-leri, niyetleri biriktiriyoruz. Dostumuzun İçten tebessümü, annemizin hayır duası, bir mazluma uzatılan yardım eli, görünmez koleksiyonumuzun en kıymetli parçalan oluyor. Öte yandan, kırgınlıklan, öfkeyi, nefreti, günahlan ve boş sözleri de birik-tirebiliyoruz. Herkes kendi yolculuğunun koleksiyoneri.

    İnsan, ömür yolculuğunda geriye dö

    nüp bakınca şunu görüyor: Hayat dediği-miz şey ardımızda bıraktığımız bu görün-mez koleksiyonlardan ibaret. Tam burada kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz ne-leri biriktiriyoruz ve hangi koleksiyonlara sahibiz? Koleksiyonumuzda ilim mi var cehalet mi, iyilikleri mi çoğaltıyoruz yoksa kötülükleri mi?

    Her İşe Allah'ın Adıyla Başla

    Bu sorulara verilebilecek en güzel cevabın sım şu kısa fakat mühim ifadede saklı: Bismillah, yani "Allahın adıyla başlı-yorum." Besmele alışkanlıkla söylenen si-radan bir söz değildir, ulvi bir yöneliş, halis bir niyet ve önemli bir anlam yüklemesidir. Kendisinden sonra gelen her eylemi İyilik-ler ve güzellikler koleksiyonuna eklememi-ze vesile olur. Yemeğe başlarken, kalemi koyulurken her seferinde Allahın adıyla kâğıda değdirirken, yola çıkarken, bir işe

    YanıtlaSil
  26. ele

    Pusulasıdır

    başlamak, o anı sıradanlıktan çıkanp yük-sek bir değere kavuşturur. Allah için yapı-lan her şey küçük de olsa çok kıymetlidir.

    Peygamber Efendimiz (sav) Yüce Allahı anarak başlanmayan her anlam-lı söz veya işin bereketsiz ve sonuçsuz kalacağını haber veriyor. Besmelesiz bir yemek midemizi doldursa da ruhumuzu beslemez. Besmelesiz bir yolculuk bizi bir menzile ulaştınır belki fakat kalbimizi huzu-ra ulaştırmaz. Besmelesiz bir yazı sayfayı doldurur ama gönle dolmaz. Besmele, ni-yetin pusulasıdır. O pusula olmadan insan, yol alsa da yönünü bulamaz.

    Hayatın değeri, anlaın içine koyduk-larımızla ölçülür. İçini iyilikle, tebessümle, şefkatle doldurduğumuz bir an, kıyamet günü karşımıza çıkacak sadakaya dönü şür. Doğrulukla, güzellikle, samimiyetle dile gelen bir söz muhatabın kalbine ulaşır. Başına besmele koyduğumuz işler hem bu dünyada hem de ahirette karşılık bulur.

    İnsanların önünde türlü yollar ve yöne-lişler var. Kimisi gücü, kimisi parayı, kimisi şöhreti adının hizasına yazmak istiyor. Bunlanın hiçbiri kalıcı değil, hepsi de suyun üstündeki köpük misali uçup gider. Sade-ce Allahın adıyla başlayan işler ebediyet kazanır. "Bismillah", anı sonsuza bağlayan bir köprüdür.

    Biz de sözümüze besmeleyle başlı-Iyoruz. İstiyoruz ki bu sayfalarda anlann kıymetini hatırlayalım, koleksiyonlanımızı gözden geçirelim ve her yeni adımı Al-lahın adıyla atalım. O'nun adıyla çıkılan yol, yanda kalmaz. O'nun adıyla başlayan iş, bereketsiz olmaz. O'nun adıyla dolduru-lan an ve zaman boşluğa düşmez. Ve in-san, anlanını Allahın adıyla doldurduğu ve adımlarını O'nun için attığı ölçüde, hayatı gerçekten yaşamış olur. Bismillahirrahma-nirrahim.

    3 r. S ni e

    YanıtlaSil
  27. SARABE I KIRAMDAN HIKMETL

    EY KABİR!

    Ebud-Derda bir kabrin başında durup şöyle diyerek ağladı:

    -Ey kabir!

    Dışın ne kadar sessiz, fa-kat;

    İçin ne dehşet verici korku-larla dolu!..

    DİKENLİ YOLDAKİ DİKKAT

    Hazret-i Ömer, Übey bin Ka'b'a takvânın mâhi yetini sorar.

    Übey

    "-Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?" der. Hazret-i Ömer;

    "-Evet, yürüdüm." deyince bu sefer;

    "-Peki, ne yaptın?" diye sorar.

    Hazret-i Ömer;

    "-Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bü-tün dikkatimi sarf ettim." cevabını verir.

    Bunun üzerine Übey bin Ka'b;

    "-İşte takva budur." der. (Ibn-i Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim, Beyrut 1988, 1, 42)

    YanıtlaSil
  28. ASHI SAADETTEN

    ESAS TEHLİKE?

    Hålid bin Zeyd Ebû Eyyüb el-Ensâri seksen küsur yaşında ol-masına rağmen İstanbul se-ferine katılmıştı. İstanbul mu-hasarası esnasında, bir ensârî atıyla düşman saflarının arasına daldı. Ebû Eyyüb el-Ensârî'nin civarındaki bir başkası ise, bu yiğitliği tenkit etti;

    "-La ilahe illallah! Şuna bakın! Kendini göz göre göre tehlikeye atı yor!" dedi.

    Hazret-i Hâlid bunu işitince, müdahale etti:

    "-Ey mü'minler! (Yanlış anlaşılmasın!) Bu âyet, biz ensar hakkın-da nazil oldu.

    (Biz Allah Rasûlü'ne misafirperverlik ettik. Gazvelerde bulunduk. Allah yolunda canımızı bezlettik.) Allah, Peygamber'ine yar-dım edip dînini galip kıldığında biz; <> (el-Bakara, 195)

    Âyet-i kerîmede buyurulan <<kendi eliyle kendini tehlikeye atmaktan maksat; bağ ve bahçe gibi dünyalıklarla uğraşmaya dalıp, Hak yolundaki gayretleri terk ve ihmal etmemizdir." (Bkz. Ebû Dâvüd Cihâd, 22/2512; Tirmizi, Tefsir, 2/2972)

    110

    YanıtlaSil
  29. 265

    8104. Dost, kara günde belli olur.

    8105. Dostlarla komşular düğünlerde, bir de ölümlerde belli olur.

    8106. Dostluk başka, alış-veriş başka. (Business is business: Is iştir. Benzeri Fransızcada da var.)

    8107. Dostunuza asla borç para vermeyin; hem onu, hem de paranızı yitirirsiniz. (Fransızcada da benzeri vardır.)

    8108. Döğüşmek için birleşin, yaşamak için ayrılın!

    8109. Dökülen süte ağlanmaz.

    8110. Dua, gündüzün anahtarı, gecenin kilidi olmalı.

    $111. Duman olan yerde ateş vardır.

    8112. Duvarı nem, insanı gam yıkar.

    8113. Duymak istemeyen bir kişiden daha sağırını bulamazsınız.

    8114. Dünya bir merdivendir: kimine yukarı çıkması için, kimine de aşağı inmesi için.

    8115. Dünya, kendine yardım edene yardımcı olur.

    8116. Dünya sana uymazsa, sen dünyaya uy!

    8117. Dünyada yeni bir şey yoktur. (Hz. Süleyman'ın bir meselidir.)

    8118. Dünyada yeri doldurulamayacak kimse yoktur.

    8119. Dünyadaki tüm zekâ, bir kafada toplanmamıştır.

    8120. Dünyanın en iyi hekimleri: Dr. Perhiz, Dr. Sessizlik, Dr. Neşe'dir.

    8121. Düşenin dostu olmaz.

    8122. Düşlerin tersi çıkar.

    8123. Düşmanım yaşadıkça, savaş bitmemiş, demektir.

    8124. Düşmanımın düşmanı, benim dostumdur.

    8125. Düşmanımızı bağışlamak zorunda kalsak bile, ona güvenmek yükümlülüğünde değiliz.

    8126. Düşmanını sevmen (hristiyanlıkta) koşulsa da, kılıcını eline vermen gerekmez.

    8127. Düşme çekincesine en çok uğrayanlar, en büyük gözdelerdir.

    8128. Düşmez, kalkmaz bir Allah! (Even the best steed sometimes stumbles.)

    8129. Düşüncenin özü, kısa sözdedir. (Shakespeare'in "Hamlet " oyununda geçer.)

    8130. Düşüne düşüne görmeli işi, sonra pişman olmamalı kişi. (Look before you leap: Atlamadan önce, önüne bak.)

    8131. Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeğe benzer.

    8132. Düşüşten önce gurur gelir. (Pride goes before a fall.)

    8133. El eli yıkar, el de döner yüzü. (You scratch my back, and I'll scratch yours: Sen benim sırtımı kaşı, ben de seninkini kaşırım.)

    8134. Eldeki bir kuş, çalılıktaki iki kuştan iyidir. (A bird in the hand, is worth two in the bush.)

    YanıtlaSil
  30. 264

    8076. Demir, tavında dövülür. (Strike while the iron is hot: Demire sıcakken vur!)

    8077. Deney, bilginin anasıdır.

    8078. Denize düşen, yılana sarılır. (A drovning man will clutch at a straw: Boğulmakia olan insan, samanı avuçlar.)

    8079. Dereyi görmeden, paçaları sıvama. (Don't count your chickens before they are hatched: Yumurtadan çıkmadan önce, civcivlerini sayma. Başka bir benzeri: Don't cross the bridge before you get there.)

    8080. Dert ararsan, karşında bulursun.

    8081. Dervişin fikri neyse, zikri de odur. (The wish is the father to the thought: Istek düşüncenin babasıdır.)

    8082. Dibi çıplak kalınca!

    8083. Dikensiz gül olmaz. (No rose without a thom: Dikensiz gül yoktur.)

    8084. Dil, dişin ağrıyan yerine değer.

    8085. Dilenci, beğenmemezlik edemez.

    8086. Dilenciye hıyar vermişler, "eğri" diye beğenmemiş. (Beggars must not be choosers.)

    8087. Dilin kemiği yoktur.

    8088. Dilin zehrinin panzehiri yoktur.

    8089. Dilsiz kızın dilinden anası anlar.

    8090. Dinsizin hakkından imansız gelir. (Diamond cuts diamond. Başka bir biçimi: Set a thief to catch a thief.)

    8091. Diplomat; "evet" demekle "belki'yi düşünür, "belki" derse "hayır" demek istiyordur, "hayır" derse diplomat değildir.

    8092. Dirgenden korkan porsuk, harman yerinde neyler? (Rats desert a sinking ship: Batmakta olan bir gemiyi ilkin sıçanlar terkeder.)

    8093. Dişi vardır, ekmek bulamaz; ekmeği vardır, diş bulamaz.

    8094. Doğa, kendisini seveni hiç aldatmaz.

    8095. Doğa, on öküzün yapamayacağı işi yapar.

    8096. Doğada hiç boşluk yoktur. (Nature abhors vacuum: Doğa, boşluktan nefret eder.)

    8097. Doğanın insanın gereksinmelerine hizmet etmesi için, onun yasalarına uymalı. (Latincesi: Non, nisi parendo, vincitur. Filozoj F. Bacon bunu doğaya uyguladı.) 8098. Doğmadık çocuğa, kaftan biçilmez.

    8099. Doğru söyleyene ölüm yoktur. (Honesty is the best policy: Dürüstlük, izlenecek en iyi yoldur.)

    8100. Doğruca övmek, suçlamaktan zordur.

    8101. Doğruluk, en iyi siyasettir.

    8102. Dost, acı söyler.

    8103. Dost bulan, hazine bulur. (Who finds a friend, finds a treasure).

    YanıtlaSil
  31. 312

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    61) Müsned neysábůri (Vefatı: Ebül'abbas Muhammed b. İshak b. İbrahimün-313) (309)

    62) Müsned t1: 313) (310) Ebû Kureyş Muhammed b. Cuma b. Halef (Vefa-

    63) Müsned hi (Vefatı: 316) (311) Ebû Abdullah Muhammed b. Akil b. Ezher'ülbel-

    64) Müsned-i Ebi Avâne Yakub b. İshak b. İbrâhimülisferâyi-

    niyyünneysåbūri (Vefatı: 316) (312) Bağavi der ki «İçim sıkılmış, Şatt'a doğru çıkıp gitmiştim.

    Ellerimde, Yahya b. Main'in bazı cüzleri vardı.

    Onlardaki Hadislere bakıyordum.

    O sırada, Mûsa b. Hârun çıka geldi.

    (Nedir yanındaki?) diye sordu.

    (Yahya b. Main'in Hadîs cüzlerinden bir cüzdür.) deyince, elim-den alıp Dicle'ye atıverdi.

    (Sen, Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn ve Ali b. Medînî'nin aralarını birleştirmek isteyorsun ha?) dedi.» (313)

    (314) 67) Müsned Ebû Bekir Muhammed b. Hüseyin (Vefatı: 319)

    68) Müsned Ebû Said Heysem b. Küleyb b. Şurayh (Vefatı: 335) (315)

    Müsnedler, bunlardan ibaret olmayıp evvel ve âhir daha bir çok Müsnedler cem ve tasnif edilmiştir.

    İmam Buhâri ile İmam Müslim'in de, birer Müsned-i Kebîrleri vardı.

    Hadis ve Sünnetlerin Musannef, Câmi, Sünen ve Mücem

    Kitaplarında Toplanışı:

    Hadis ve Sünnetleri konulara ve baplara göre sıralayan Hadis

    Mecmualarına Câmi, Sünen, Musannef.. denir. Müellifin Şeyhları hece harfları sırasına konulup her biri tarikın-

    dan Müellife gelen rivâyetleri toplayan kitaba da, Mûcem adı verilir.

    Bunlardan başlıcaları şunlardır:

    (309) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 731, 734, Kâtip Çelebi Keşfüz. c. 2, s. 1679 (310)

    (311)

    c. 2, s. 766

    c. 3, s. 791

    (312) c. 3, s. 779, Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1679 (313) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 737-740

    (314) c. 2, s. 735

    (315) c. 3, s. 848-849

    YanıtlaSil
  32. PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET : SÜNNET

    1) Sünen 313 Ebülvelid Abdulmelik b. Abdulaziz b. Curayc (Ve-

    fatı: 150),

    2) Sünen Muhammed b. İshak b. Yesårülmuttalibi (Vefatı:

    151) (316),

    Ahmed b. Hanbel «İbn-i Cüraye ve Said b. Ebi Arûbe, ilimle dolu ve ilk kitap tasnif edenlerden idi.» (317)

    Şübe de İbn-i İshak hakkında «Hadis'de Mü'minler Emir'i idi!»

    Yezid b. Harun da «Elimde bir yetki olaydı, İbn-i İshak'ı, Muhad-dislere åmir yapardım!» demiştir. (318)

    İbn-i Medini «Yezid b. Hârun'dan daha çok Hadis ezberleyen bir kimse görmediğini söyler. (318)

    3) El'Câmi'-Mâmer b. Râşid (Vefatı: 150-153)

    Elcâmi'in yazma bir nüshası: merhum İsmail Saib Sencer'in, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Kitaplığına intikal eden kitap-ları arasındadır.

    El'Câmi'in diğer yazma bir nüshası da, İstanbul Feyzullâh Efen-di Kitaplığında 541 numarada kayıdlı bulunmaktadır.

    4) Musannef Said b. Ebi Arûbe (Vefatı: 156),

    Ahmed b. Hanbel, Said b. Ebi Arûbe hakkında «O, Basra'da Sün-net'i bablara göre tasnif edenlerin ilki idi.» demiştir. (319)

    5) Muvatta' Målik b. Enes (94-179),

    Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah der ki «Babama (Zührî'nin Eshabından en sağlam olanı kimdir?) diye sordum.

    (Mâlik, her şeyden ve herkesten daha sağlamdır!) dedi.»

    Abdurrezzak b. Hemmam «Çok sürmez, insanlar, Hadîs ve ilim elde etmek için develerini koşturacaklar.

    dır!» Halbuki, Medine'nin Alimi'nden daha âlimini bulamayacaklar-

    İmam Şafiî de «Mâlik ile İbn-i Uyeyne olmasaydı, Hicaz'ın ilmi yok olur, giderdi!..» demiştir. (320)

    İmam Malik'in Muvatta'ı, aşağıdaki kitapları içine almaktadır:

    (316) Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1008

    (317) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 169-170

    (318)

    c. 1, s. 318

    (319)

    c. 1, s. 177-178

    (320) c. 1, s. 207-212

    YanıtlaSil
  33. 360

    DELAILI HAYRAT ŞERHI

    Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimize salavat-ı şerife okumaya de. vam etmek sureti ile cümle gamlar, kederler ve sıkıntılar zail olur.

    Iste, vukarıda anlatılan mana icabı olarak, tüm sıkıntılar Resu-lüllah S.A. efendimizin şefaati ile olacağından mübarek ismine:

    KAŞİF'ÜL KÜREB.

    Denildi. Bir rivayet şöyledir:

    Herkesten evvel, Resulüllah S.A. efendimizi vesile ederek Yüce Hakka tazarru ve niyaz ettiği için gamı ve hüznü giden Ådem'dir. Baş ta Resulüllah S.A. efendimize ve ona salât ve selâm..

    199. İsim: RAFIÜR-RÜTEB. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    RÜTEB.

    Lafzı, RUTBE kelimesinın çoğuludur:

    RÜTBELER.

    Demektir.

    Resulüllah S.A. efendimize iman getirip tasdik ederek ümmeti olanların mertebeleri sair ümmetlerin mertebelerinden yüksektir.

    Resulüllah S.A. efendimizin ümmetinden kendisine ve şeriatına tam tabi olanların dünya ve âhirette makamları yüksek, mertebeleri yüce ve üstündür. Bunların olmasına da Resulüllah S.A. efendimiz ve-siledir.

    O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimiz tarafından, şeriat âlimleri ve sünnetine hizmet edip gereği ile amel edenler hakkında:

    «Onlar beniisrailin peygamberleri gibidir.>>>

    Buyurulmak sureti ile yüksek mertebelerine işaret edilmiştir.

    Bir başka mana da şöyledir:

    Resulüllah S.A. efendimiz, çeşitli şefaatlerle ümmetini yükselte-cek ve üstün cennetlere girmelerine vesil olacaktır. Cennetlerde da-hi, ümmetinin derece ve mertebelerinin yüksek olmasına şefaatçı ola-caktır. Bütün bu manalardan ötürü, Resulüllah S.A. efendimizin mü-barek ismine:

    RAFİÜR RÜTEB.

    Denildi. Bu isim, bazı nüshalarda:

    REFİÜRRÜTEB.

    Olarak gelmiştir. (Yani: R harfi ile F harfi arasında ELİF harfi olmadan.) Bu manaya göre:

    Resulüllah S.A. efendimizin mertebesi, cennat-ı aliyatta makam-ve derecesi, cümle derecelerden ve mertebelerden yüce ve üstün oldu-ğundan; Yüce Hakka yakınlık babında dahi mertebesi cümle yakınlık-

    lardan daha yakın olduğundan mübarek ismine:

    -REFIUR RÜTEB.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    *

    YanıtlaSil
  34. KARA DAVUD

    361

    200. İsim: İZZ'ÜL ARAB. (Sallallahü Taålá aleyhi ve sel-

    lem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz saadetle dünyaya teşriflerinden evvel, Arap taifesi fakrin ve yoksulluğun sıkıntısına müptela olmuşlardı. O kadar ki, açlıklarından hurma çekirdeklerini döğüp yerlerdi. Deri-leri giyerlerdi. Ölü hayvanların etlerini yerlerdi. Ağaç putlara da ta-parlardı. Hiç bir dine de bağlı değillerdi.

    Herhangi bir padişaha da baş eğip itaat etmediler. Devamlı ola-rak, birbirlerine muhalif hareket ederek kıtal edip durdular. Erkek-lerini öldürür, çocuklarını ve kadınlarını esir ederlerdi.

    Üstte sayılanlardan başka çeşitli alçaklıkları irtikâp ederlerdi. Dolayısı ile, cümle insanlar arasında, sair milletlerin içinde hor, hakir ve zayıf durumda idiler. Bu durum böylece sürüp gitti; taa, efendiler efendisi saadetler kaynağı yer ve sema ehlinin hayırlısı Resulüllah S.A. efendimiz âlemlere rahmet olarak o Arap taifesi içinden peygam-ber gelinceye kadar.. Resulüllah S.A. efendimizin hürmetine o Arap-ların halleri iyiliğe gitti. Hak dini ise, onların içinde izhar etti. Böyle-likle, Resulullah S.A. efendimiz onları sair kullara üstün getirdi ve galip bir durum aldırdı. Bütün dinleri de onların kahrı altında ezdi.

    İşte, yukarıdaki durumun oluşu dolayısı ile, Arap taifesi cümle-den mükerrem ve muazzez oldu. Bu mananın bir icabı olarak, Resu-lüllah S.A. efendimizin ismine:

    İZZ'ÜLARAP.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Bazı nüshalarda bu isim:

    EAZZ'ÜL ARAP

    Diye gelmiştir. Bu isme göre mana şudur:

    Ademoğlu soyunun en azizi Arap kabilesi olup onun en şerefli boyu Kureyş, Kureyş'in de en azizi Haşimoğullarıdır. İşbu Haşimoğul-larının da en azizi, en keremlisi, en yükseği ve en azametlisi Resulüllah S.A. efendimizdir. Hatta, izzetin dahi aynı olduğu için ism-i şerifine:

    -EAZZ'ULARAP.

    Denildi. Bazı nüshalarda ise:

    KURB. İZZ'ÜL

    Olarak gelmiştir. Bu isim için verilecek mana şudur:

    Yüce Hakka yakınlık bulanların yakınlıkları dolayısı ile elde et-tikleri izzet ve rif'atları Resulüllah S.A. efendimizin vasıtası ile olmuş-tur. Bunun için mübarek ismine:

    İZZ'ÜLKURB.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesın.

    **

    YanıtlaSil

  35. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    388 1 Bir müslüman yoktur ki kendisine bir müslüman kardeşi gelir de o da ona ikram ve tazim için dirsek yastığı ikram ederse, Allah da ona mağfiret etmesin. Hz. Selman (r.a.)
    388 2 Hiç bir müslüman yoktur ki, eceli gelmeyen bir hastayı ziyaret eder ve yedi kere: "Es'elullâhel azîm. Rabbel arşil azîm en yeşfiyeke" desin de o hastaya afiyet verilmesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    388 3 Hiç bir müslüman yoktur ki: "Lebbeyk" desin de sağındaki solundaki taştan veya ağaçtan veya topraktan yer (Şuradan buradan göstererek) son buluncaya kadar ona "Lebbeyk" demesin, olmaz. Hz Sehi İbni Saad (r.a.)
    388 4 Bir müslüman yoktur ki, hasta bir müslümanı sabahleyin ziyaret etsin de akşama kadar yetmiş bin melek ona dua ve istiğfar etmesin ve akşam gidene de sabaha kadar yetmiş bin melek dua ve istiğfar etmesin. Kendisine Cennette de bahçe verilir. Hz. Ali (r.a.)
    388 5 Müslümanlardan iki kişi yoktur ki, karşılaştıklarında musafaha yapsınlar da, ayrılmadan evvel mafiret olmasınlar. Hz. Bera (r.a.)
    388 6 İki müslüman yoktur ki (anne-baba) aralarında baliğ olmadık üç evlat olsun da bunlar kendilerine Cehenneme karşı muhkem bir kale olmasın. Dediler ki: "Ya Resulallah iki olursa?" Buyurdu ki: "İki de olsa." Dediler ki: "Bir olursa?" Buyurdu ki: "Bir de olsa öyle, fakat ilk sadme anında sabrederse." Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    388 7 İki müslüman yoktur ki, aralarında buluğa ermemiş üç evlat ölsünde Allah onları bu sebeble, o çocuklara fazlı Rahmetiyle, onları Cennete sokmasın. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    388 8 Müslüman iki kişi yoktur ki aralarında buluğa ermemiş iki veya üç çocuk ölsünde onlar da sevab umsunlar ve sabretsinler de, ebeden Cehennemi görsünler, bu olmaz. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    388 9 Hiç bir hükümdar yoktur ki akrabaya sıla-i rahim yapsın ve tebaasına adalet icra etsin de, Allah ona hükümdarlığını sağlamlaştırmasın, sevabını bol bol vermesin, mahşerde ikramda bulunmasın ve hesabını hafifletmesin, bu olmaz. Hz. Ali (r.a.)
    388 10 Hiç bir Peygamber yoktur ki, ümmetinde bir veya iki muallim bulunmasın. Eğer ümmetimde bir kişi varsa o da Hattab oğludur. Hak Ömer (r.a)'ın lisanı ve kalbi üzerinedir. Hz. Âişe (r.anha)
    388 11 Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın. Hz. Enes (r.a.)
    388 12 Hiç bir nimet yoktur ki, her karşılaştığında kul "hamdini" yenilesinde Allah ona sevabı tazelemesin. Hiç bir musibette yoktur ki, her hatırlandıkça kul yeniden "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn" desin de Allah onun ecir ve sevabını yenilemesin, bu olmaz. Hz. Enes (r.a.)

    YanıtlaSil
  36. SARANE I KIRAMDAN HIKMETLİ SÖYL

    TOPRAĞIN NASİHATİ

    Enes bin Malik şöyle buyur-

    muştur:

    Toprak; hål lisânı ile gaflete dalan

    insani «tefekkür-i mevt>»e davet ile söyle îkāz eder:

    Ey Ademoğlu!

    Üzerimde gezinip durursun; hâlbuki dönüşün içimedir.

    . Üzerimde günah işlersin; hâlbuki içimde azap edileceksin.

    Üzerimde gülüp eğlenirsin; hâlbuki içimde ağlayacaksın.

    Üzerimde sevinirsin; hâlbuki içimde üzüleceksin.

    . Üzerimde mal toplayıp durursun; hâlbuki içimde pişman olacaksın.

    . Üzerimde haram yersin; hâlbuki içimde de kurtlar seni yiyecek.

    Üzerimde böbürlenirsin; hâlbuki içimde hor ve hakir olacaksın.

    Üzerimde neşe ile yürüyorsun; hâlbuki içimde hüzne boğulacaksın.

    . Üzerimde aydınlıkta gezinirsin; hâlbuki içimde karanlıklar için-de kalacaksın.

    Üzerimde topluluklar içinde dolaşırsın; hâlbuki içime tek başına gireceksin.

    MĀZERET YOK!

    Sa'd bin Rebî, Uhud'da aldı-ğı yaralarla şehîd olmadan önce, kıyâmete kadar gele-cek bütün mü'minlere, şu nasihatte bulundu:

    "-Vallâhi gözleriniz kımıldadığı müddetçe, Peygamber'i düşmanlardan korumaz da başına bir musîbet gelmesi-ne sebep olursanız, sizin için Allah katında ileri sürülebilecek hiç-bir mâzeret yoktur!" (Muvatta, Cihâd, 41; Håkim, III, 221/4906; İbn-i Hişâm, III, 47)

    109

    YanıtlaSil
  37. EN ACİZİ OLMA!

    Ebû Zer

    "Bir malda üç ortak vardır.

    Birincisi mal sahibi, yani sensin.

    İkincisi kaderdir. O, hayır mı yoksa felåket ve ölüm gibi şer mi getireceğini sana sormaz.

    Üçüncüsü mirasçıdır. O da bir an önce başını yere koymanı (yan õlmeni) bekler, ölünce malını alır götürür, sen de hesabını verirsin

    Eğer gücün yeterse; sen bu üç ortağın en âcizi olma!

    Allah Teâlâ;

    <>>

    (Sabah) evinden çıkacağında da hanı-mi bu defa;

    <-Efendi, Allah'tan kork; haram kazanma! Biz dünyada açlığa sab-rederiz fakat kıyamet gününde cehennem azâbına sabredeme-yiz!» derdi." (Abdülhamid Keşk, Fi Rihabi't-Tefsir, 1, 26)

    YanıtlaSil
  38. SAHĀBE-İ KİRAMDAN HİKMETLİ SÖZLER

    Ebû Zer:

    "Vallahi Allah Rasûlü ahirete göçerken bizi öyle bir hâld bırakmıştı ki, bir kuş gökte kanat çırpsa onun bu hareketi bize Rasûlullah'ın bir hadisini hatırlatırdı.

    Çünkü Älemlerin Efendisi bize;

    <> buyurmuştu."

    (Ahmed, V, 153, 162; Heysemi, VIII, 263)

    YanıtlaSil
  39. ne varsa hepsi size açıklanmıştır.» buyurmuştu." <<Cennete yaklaştıran, cehennemden de uzaklaştıran

    (Ahmed, V, 153, 162; Heysemî, VIII, 263)

    YanıtlaSil
  40. 361

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    201, Isim: SAHİBÜL-FEREC. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Ailahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Yüce Hak, sıkıntılı halleri, dünyaya ve âhirete dair gam ve hü-açar alır. Avrica, derde müptelá kulları onun yüce makamına el açtık-zünleri Resulüllah S.A. efendimizin sefaatı ile, ilticası ile kullarından ları zaman, düştükleri zorluktan ve şiddetten dolayı ettikleri tazarru lah S.A. efendimizin hürmetine kurtarır. İsbu mana icabı olarak, Re-ve niyazı, duavı kabul buyurup gam, hüzün ve şiddetlerden Resulül-sulüllah S.A. efendimizin ismine:

    SAHIB ÜL FERE C.

    Denildi. Allah-ü Taala ona salât ve selâm eylesin.

    SEHLİYE nüshasında sulullah S.A. efendimizin mübarek isimleri, burada görüldüğu gibi, (201 isimle) tamam olmuştur.

    Ancak, bazı nüshalarda şu iki isim fazladan anlatılmıştır:

    a) REFIU'D DERECİ.

    b) KERİM'ÜL MAHRECİ.

    Bazı nüshada ise, yalnız:

    b) KERİM'ÜL MAHRECİ.

    Ismi fazladan anlatılmış, öbürü anlatılmamıştır. Bu iki ismi de sırası ile anlatalım.

    202. İsim: REFIU'D-DERECİ. (Sallallâhü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimiz, dünya ve âhirette tüm derecelerin en yükseğine ve alâsına sahip olup, bu dere-celerie evvelkileri ve âhirleri geçmiştir. Aldığı bu yüksek derece ile pek yükseldiğinden påk ismine:

    REFIU'D DERECİ.

    Denildi. Allah-u Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    **

    203. İsim: KERİM'ÜL-MAHREC. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu mübarek ismin açıklaması şöyle olabilir:

    YanıtlaSil
  41. KARA DAVUD

    363

    Resulüllah S.A. efendimizin Adem'den a.s. itibaren baba ve ana-ları her asrin pek temiz kadınları ve erkekleri idi; en serefli ve en ke-remli olanları idi. Bunun için, Resulüllah S.A. efendimizin ismine:

    KERİM'ÜLMAHREC.

    Denildi.

    Bir başka mana da şöyledir:

    Cümle beldelerin ve mekânların en temizi olan Mekke-i Müker-reme'de, Resulüllah S.A. efendimiz bu vücud âlemine teşrif buyurduğu için, mübarek ismine:

    KERİM'ÜL MAHREC.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Müellif merhumun yazdığı Resulüllah S.A. efendimizin isimleri (serhi ile) burada tamam oldu. Ancak, Resulüllah S.A. efendimizin burada yazılı olanlardan fazla ism-i şerifleri vardır; çoktur. Nitekim, bunun tafsili daha önce de geçti.

    Kazi Iyaz'ın ŞİFA-İ ŞERIF ismi ile müsemma kitabında anlatılıp açıklanan, fakat burada daha önce anlatılmayan bazı isim-leri uğur ve bereket umarak icmalen anlatalım; manaları ile açıklaya-lım O isimler şunlardır:

    1. EVVEL.

    2. AHİR.

    3. ZAHİR.

    4. BATIN.

    Görüldüğü gibi, bunlar dört isimdir; bu isimleri Resulüllah S.A. efendimize, Cebrail vasıtası ile, Yüce Hak ihsan olarak vermiştir. Ni-tekim ayrı mana Resulüllah S.A. efendimizden İbn-i Abbas r.a. vası-tası

    ile rivayet edilmiştir.

    İbn-i Abbas r.a. şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimiz saadetle şöyle buyurdu:

    «Cebrail bana geldi ve selâm verdi. Selâmında şöyle dedi:

    Selám sana ey Evvel, selâm sana ey Åhir, selâm sana ey Zâhir, selam sana ey Batın.

    dedim: Cebrail'in bana verdiği bu selâmla isimleri kabul etmedim; şöyle

    Bu sıfatlar benim gibi bir mahluka nasıl verilir?. Bu sıfatlar ancak Yüce Halik'a hastır; ondan başkasına da yakışmaz.

    Bunun üzerine Cebrail bana şöyle dedi:

    - Ey Allah'ın Resulü, malum-u şerifin olsun ki, gerçekten Al-lah-ü Taâlâ bana böyle selâm vermemi emretti. Yani: Selâm sana ey

    YanıtlaSil
  42. 263

    45. Çaba, erdem oldu mu, çekinceli olur.

    1046 Çabuk tırmananlar, ansızın düşer.

    1047 Çapağı alırken, gözünü çıkardı. (The remedy is worse than the disease: llaç.

    hastalıktan daha kötü)

    8048. Çarpık değneğin gölgesi de çarpık olur.

    049. Çayı (suya) görmeden, paçaları sıvama.

    1050. Çevir kazı, yanmasın!

    51 Çıkmayan canda umut vardır. (While there's life, there's hope. )

    52. Çiçeği bulmak için arıyı izlersiniz.

    8053. Cift barut hakkı, topu bile parçalar.

    1054. Çiğneyebileceğinden çoğunu koparma.

    055. Çivi çiviyi söker.

    9156. Çocuğu eğitmek için, önce anneannesinden başlamalı.

    3057. Çocuğunu dövmeyen, dizini döver. (Spare the rod, spoil the child: Sopayi esirgersen, çocuğu şımartırsın.)

    8158. Çocuk çocuktur. (Boys will be boys: Çocuklar, çocukluklarını yapacaklardır.)

    8059. Çocuklar görülmeli, ama sesleri duyulmamalı. (Children should be seen, and not heard.)

    8060. Çocukları kendisini üzmeyen baba mutludur.

    8061. Çok aşçı, çorbayı bozar. (Fransızcada da benzeri var.)

    8062. Çok bilmiş kadınların ne gözü, ne kulağı vardır.

    8063. Çok çalışmak, insanın ruhunu besler.

    8064. Çok dinle, az konuş.

    8065. Çok gezen, çok bilir.

    8066. Çok meleyen koyunun yünü az olur.

    8067. Çok yükseklerde oturan, güvenceli yerde oturmuyor, demektir.

    8068. Çorbanı üflemeğe soluğun kalsın.

    8069. Çorbanın da, sevginin de ilk kaşığı tatlıdır.

    8070. Dağ yürümezse, abdal yürür.

    8071. Daha iyi yaşamak istersen, en kötü düşüncelerini öldür.

    8072. Damlaya damlaya göl olur. (Many a little make a mickle: Pek çok az, bir araya gelince, çok olur.)

    8073. Damlayı hor görenin yurdu yanar, çöl olur. (A penny saved is a penny gained: Bir kuruş tasarruf eden, bir kuruş kazanmış, demektir.)

    8074, Dayanç ve incelik, güç ve kudrettir.

    8075. Delive taş verme, ilkin seni taşa tutar.

    YanıtlaSil
  43. 262

    8015. Birinin çöplüğü, ötekinin zenginliğidir.

    8016. Birinin eti, ötekinin zehiridir.

    8017. Birlikten güç doğar.

    8018. Biz yaşamın ne olduğunu öğrenene dek, yarın geçip gider.

    8019. Bob senin amcan. (Her şey iyi ve yolunda, demektir.)

    8020. Borç veren, dostundan olur. (Lend your money and lose your friend: Maltm. seni vereyim de mi düşman olayım, vermeyeyim de mi?)

    8021. Boş fıçı, çok langırdar.

    8022. Boş kese, bir dolu ilenç.

    8023. Budalanın en son yapacağı şeyi, akıllı ilkin yapar.

    8024. Bugünkü işini yarına bırakma. (Never put off till tomorrow what you can do today: Bugün yapabileceğini yarına erteleme.)

    8025. Bugünkü tavuk (yumurta), yarınki kazdan (yumurtadan) iyidir. (A bird in the hand is worth two in the bush: Eldeki bir kuş, çalılıktaki iki kuştan değerlidir.)

    8026. Bulanık suda balık avlanmaz.

    8027. Burnu büyük olan, herkes kendisinden söz ediyor, sanır.

    8028. Burnu büyükler, başkalarındaki kasıntıdan tiksinir.

    8029. Burnunun altında, tüm parasının içine aktığı bir delik var.

    8030. Buz üstüne yazı yazılmaz.

    8031. Bütün gemiyi yitirmektense, çapayı yitirmek yeğdir.

    8032. Bütün yollar, Roma'ya gider. (All roads lead to Rome.)

    8033. Bütün yumurtalarını aynı sepete koyma. (Don't put all your eggs in one basket.)

    8034. Büyük beyinler, benzer düşünürler.

    8035. Büyüklenme, bütün kötülüklerin anasıdır.

    8036. Büyüklenme ve övünme, karayıkımın ilk belirtileridir.

    8037. Cahil dostun olacağına, âlim düşmanın olsun. (The road to hell is paved with good intentions: Cehenneme giden yol, iyi niyetlerle asfaltlanmıştır. Fransızcada da benzeri var.)

    8038. Canı cehenneme!

    8039. Cebin delikse, onu parayla doldurmanın hiçbir yararı yok.

    8040. Cehennemin yolunu tembeller yapmıştır.

    8041. Cennete tahtırevanla gidilmez.

    8042. Cinayet gizli kalmaz.

    8043. Cömertle nekesin harcı birdir. (Penny-wise, pound- foolish: Kuruşlarda tutumlu davranıp liraları savuran kimse.)

    8044. Çaba, akıllılara yaraşır, ama aptallarda bulunur.

    YanıtlaSil
  44. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI

    214

    1) Vukutussalat,

    2) Tahåret,

    32) Kiraz,

    3) Salat,

    33) Müsákat,

    4) Sehiv,

    34) Kirâul'arz,

    5) Cuma,

    35) Şuf'a,

    6) Ramazanda Namas,

    36) Akdıyye,

    7) Gece namazı,

    37) Vasiyyet,

    8) Cemaat naman,

    38) Itk ve Vela',

    9) Seferde kasrı salåt,

    39) Mükâteb,

    10) İki Bayram,

    40) Müdebber,

    11) Salat-ı havf,

    41) Hudûd,

    12) Güneş tutulma namazı,

    42) Eşribe,

    13) Yağmur Düası,

    43) Ukul,

    14) Kıble,

    44) Kasûme,

    15) Kur'ân,

    45) Kitabülcâmi,

    16) Cenazeler,

    31) Büyü,

    46) Kader,

    17) Zekât,

    47) Hüsnülhulk,

    18) Sıyam,

    48) Libas,

    19) İtikaf,

    49) Sıfatunnebly Aleyhisselâm

    20) Hacc,

    50) Ayn,

    21) Cihad,

    51) Eşşaar,

    22) Adaklar ve Yeminler (Nüs

    52) Rüya,

    23) Dahaya,

    53) Selâm,

    24) Zabath,

    54) İsti'zân,

    25) Sayd,

    55) Bey'at,

    26) Akika,

    56) Kelâm,

    27) Feralz,

    57) Cehennem,

    28) Nikâh,

    58) Sadaka,

    29) Talak,

    59) 11m,

    30) Rada'

    60) Dâvetülmazlům,

    61) Esmåünnebiyyi Aleyhisselâm. (321)

    5) Musannef Ebû Bekir Abdurrezzak b. Hemmâmüssan'âni (126-211) (322)

    Abdurrezzak «Mâmer ile yedi yıl oturdum. Kendisinden (On bin) Hadis yazdım derdi.

    Ahmed b. Hanbel de «Abdurrezzak, Mâmer'den Hadîs ezberlerdi.>>>> demiştir. (323)

    (321) Malik Muvatta' c. 1-2

    (322) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 364, Katip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1008 (323) с. 1, s. 191, 364

    YanıtlaSil
  45. PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET

    Abdurrezzak'ın Musannef'l, su kitaplardan müteşekkildir:

    1. Tahåret,

    2. Hayz.

    17. Talak,

    3. Salât,

    18. Büyü,

    4. Cumua,

    19. Şehâdât,

    5. Saiatülideyn,

    20. Mükâteb,

    6. Fedâilülkur'ân,

    21. Eyman ve Nüzûr,

    7. Cenaiz,

    22. Vela',

    8. Zekât,

    23. Vesâyâ,

    9. Sıyam,

    24. Mevâhib,

    10. Akika,

    25. Sadaka,

    11. İtikáí,

    26. Müdebber,

    12. Menāsik-i Насс,

    27. Eşribe,

    13. Cihad,

    28. Ukul,

    14. Megazi,

    29. Lükata,

    15. Ehl-i Kitap,

    30. Ferâiz,

    16. Nikâh,

    31. Ehlülkitabeyn,

    (Abdurrezzak-Musannef c. I-II)

    32. Câmi'.

    315

    6) Sünen-Saîd b. Mansûr'ulbelhi (Vefatı: 227) (324) 7) Ebů Amr'urrâzî Sehl b. Zencle (Vefatı: 231) (325)

    8) Musannef - Yahya b. Main (Vefatı: 233)

    dır!» Yahya b. Main «Kendi elimle (Bin kerre bin) Hadis yazmışım-

    Ali b. Medinî de «Ådem Aleyhisselâmdan beri Hadis yazanlardan, Yahya b. Maîn'in yazdığı kadar Hadis yazan bir kimse bilmiyoruz!>>

    «İnsanların ilmi, Yahya b. Main'e varıp dayanır!» demiştir. (326)

    9) Musannef Ali b. Medini (Vefatı: 234)

    İkiyüze yakın kitap tasnif etmiştir.

    İmam Buhari «Kendimi, Ali b. Medînî'nin yanından başka, hiç kimsenini yanında küçük görmem!» demiştir. (327)

    10) Sünen Ebû Sevr İbrâhim b. Hâlidülkelbiyyülbağdadi (Ve-fatı: 240) (328)

    11) Sünen (Müsned) Ebû Muhammed Abdullah b. Abdur-rahmanüddârimiyyüssemerkandi (Vefatı: 255)

    Dârimi, diyanet, hilim, ictihad ve ibâdette dillere destandı.

    Zamanın İmamı idi.

    (324) Zehebî- Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 416

    (325)

    c. 2, s. 452

    (326)

    c. 2, s. 429-431

    (327)

    c. 2, s. 428-429

    (328)

    c. 2, s. 512-513

    YanıtlaSil

  46. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    23 1 Sizden biri, müslümanlar arasında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sesini iki hasımdan birine yükselttiğinden daha fazla diğerine yükseltmesin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
    23 2 Allah Teala müslim bir kulunu, bedenine bir musibetle ibtilaya maruz bıraktığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Onun için evvelce işlemekte olduğu amelin en iyisini yazın." Eğer Allah o kuluna şifa verirse onu günahtan yıkar ve temirler. Eğer ruhunu kabz ederse onu bağışlar. Ve rahmetine nail kılar. Hz. Enes (r.a.)
    23 3 Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    23 4 Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma. Hz. Ali (r.a.)
    23 5 Köle kaçtığı zaman, tekrar efendisine dönünceye kadar namazı kabul olunmaz. Hz. Cerir (r.a.)
    23 6 Sizden biriniz yatmağa geldiği zaman şöyle desin: "Ey göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allahım! Sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Herşeyin tasarrufu Senin elindedir. Evvel sensin, Senden önce bir şey yok. Ahir de sensin, Senden sonra da bir şey yok. Sen Batınsın. Senin gizliliğinden öteye bir şey yok. Bizi fakirlikten zenginliğe eriştir. Borcumuzu bize ödettir Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    23 7 Sizden biri yatağına gireceği zaman, gömleğini çıkarıp onunla yatağını silsin, temizlesin. Zira o bilmez ki yatağından kalktıktan sonra yatağına bir şey oldu mu? (böcek, akreb v.s girdi mi?) Sonra sağ yanı üzerine yatsın ve şöyle dua etsin: "Ya Rabbi! Senin adını anarak sağ yanımı yere koydum. Ancak senin yardımınla kaldırabilirim. Eğer ruhumu kabzedersen ona merhamet eyle. Eğer onu geri verirsen salih kullarını muhafaza ettiğin şekilde onu koru Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    23 8 Sizden biri bir meclise gelince selam versin. Oturma gözüküyorsa otursun. Kalkıp gitmek isterse yine selam versin. Zira birinci selam ikinci selamdan evla değildir. (İkinci selama da ihtiyaç vardır.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    23 9 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yaklaşmak isterse, önce abdest alsın. Hz. Ebû Said (r.a.)
    23 10 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yakın olmak isterse, taharet alsın. Hz. Ömer (r.a.)
    23 11 Sizden biri helaline yakın olmak istediğinde örtünsün, helalini de örtsün. Onlar merkeb çıplaklığı gibi üryan olmasınlar. (Allah'dan haya, meleklerden edep, şeytandan da kaçınmak için.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    23 12 Sizden biri helaline yakın olduğu zaman örtünsün. Vahşi merkeblerin çıplaklığı gibi soyunmasın. Hz. Utbe (r.a.)
    23 13 Sizden biri defi hacet esnasında kıbleyi önüne almasın ve arkasını da döndürmesin. Batı veya doğu cihetine dönsün. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)

    YanıtlaSil
  47. 364

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    EVVEL, selâm sana ey AHİR. selàm sana ey Z AHIR, selâm sana ey BATIN, diyerek. Ben: Bu selâmı sana Yüce Hakkın emri ile ver dim. Çünkü Yüce Hak, bu sıfatları sana tahsis etmekle seni cümle nebilerden ve resullerden daha faziletli kıldı.

    Bu ism-i şerifleri ve bu sıfat-ı latifeleri kendi Yüce Zatının isim ve sıfatlarından sana ihsan eyledi. Senin için:

    - EVVEL.

    Buyurdu. Çünkü sen: Cümle nebilerden evvel yaratıldın. Sana:

    -AHİR.

    Buyurdu. Çünkü sen, zaman yönünden nebilerin ve resullerin Ahirisin. Nebilerin ve resullerin hatemisin. Onların hepsinin sonunda gönderilen peygambersin.

    Sonra sana:

    BATIN.

    Buyurdu. Bunun geniş manası şudur:

    Allah-ü Azimüşşan, senin mübarek isminle kendi ism-i şerifini kırmızı nurla arşın sutununa; baban Adem yaratılmadan iki bin sene evvel yazdı. Bana dahi, senin üzerine salavat-ı şerife okumamı em-retti. Ya Muhammed, ben de sana bin yıl kadar salavat okudum; bun-dan sonra bin yıl daha salavat okudum. Taa, Yüce Hak seni müjdeci ve çekindirici; Allah'ın izni ve tebşiri ile halkı Yüce Hakkın tevhidine davet edici olarak Peygamber baas edinceye kadar.. Bundan sonra tekrar bin yıl sana salât, selânı, tazim ve tekrim eyledim.

    Sonra sana:

    - ZAHIR.

    Buyurdu. Bunun da tafsilli manası şudur:

    Allah-ü Taâlâ seni ve dinini dinlerin cümlesi üzerine galib eyledi. Senin şeriatının faziletini cümle yer ve sema ehline bildirdi. Yer ve sema ehlinden sana salâvat okumayan kalmadı. Bizzat şanı üstün Rabbın dahi sana rahmet, kerem ihsan eyledi. Rabbın Mahmud'dur; sen Muhammed'sin. Rabbın evvel, âhir, zâhir ve batındır; sen dahi evvel, âhir, zâhir ve batınsın.>>>>

    Cebrail öyle dedikten sonra, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle ham-detti:

    «Allah'a hamd olsun; beni bütün nebilerden faziletli kıldı. Hatta isimlerimde, sıfatlarımda dahi faziletli eyledi.>>>

    Resulüllah S.A. efendimizin bu faziletli sıfatına, ÅLEMLERE RAHMET olduğunu misal gösterebiliriz. Çünkü, Resulüllah S.A. efen-dimiz mübarek vücutları, nübüvvet ve risaletleri cümle âleme rah-met olduğu için, hakkında:

    «Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)

    Buyuruldu. Aynı zamanda onun şerefi için, fazileti için ADEM-OĞLUNUN EFENDİSİ künyesini de alabiliriz. Nitekim bu manada biz-zat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    YanıtlaSil
  48. KARA DAVUD

    na r-ale

    365

    «Ben, Ademoğlunun efendial ve ulusuyum.

    Resulüllah S.A. efendimizin faziletini beyan eden isimlerinden bi-ri de; kendisine:

    SAHIB'UL HAVZ'IL MEVRUD.

    İsminin verilmesidir. Yani:

    Varılan, kana kana içilen Kevser Havz'ını naahibi..

    Demeğe gelir.

    Kıyamet gününde Kevser Havz'ı, enine boyuna birer aylık yoldur. Resulüllah S.A. efendimizin bütün ümmeti ondan içeceklerdir. Bu-nun için kendilerine:

    SAHIB'UL-HAVZ'IL - MEVRUD.

    Denildi.

    Resulüllah S.A. efendimizin bir ismine de:

    SAHİBÜL HIRAVE.

    Denilmiştir. Bu ismin verilmesindeki sebep, Resulüllah B.A. efen-dimizin mübarek ellerinde asa taşımasıdır. Bunun için:

    SAHİB'ÜL HIRAVE.

    Denildi.

    Ayrıca Resulüllah S.A. efendimize:

    - SAHİB'ÜNNA'LEYN.

    Denilmiştir. Bu mübarek isimle Tevrat'ta anlatılmıştır.

    Resulüllah S.A. efendimize:

    HAKK'ÜLMÜBİN.

    İsmi de verilmişti. Bu manada Kur'an-ı Kerim'de:

    «Taa, kendilerine HAK ve açıklayıcı bir peygamber gelin-ceye kadar.» (43/29)

    Meâline gelen âyet-i kerime ile övülmüştür.

    Bu anlatılanların dışında, Resulüllah S.A efendimiz şu isimlerle anılmıştır: NEBİYY'ÜR RAHMET, EL-HAMİD, EL-AZİM, EL-HABIR, EL-FETTAH, EŞ-ŞEKÚR, EL-ALİM, EL-ALLAM, EL-HADİ, EL-KUD-DUS bunların emsali daha nice vasıfla isimlendirilmiştir. Bu isimlerin manasını ve tafsilini isteyenler, Şifa-1 Şerif kitabına müracaat etsin-ler.

    Müellif merhum, Resulüllah S.A. efendimizin isimlerini sayıp bl-tirdikten sonra:

    - Allah-i Taâlâ ona (Resulüllah S.A. efendimize) ve âline sa-lât eylesin.

    Diyerek salavat okumaktadır. Bunun açık manası şudur:

    Anlatılan bu mübarek isimlerle isimlendirilen ve bu üstün si-fatlarla sıfat alan şanlı peygamber Resulüllah S.A. efendimize Allah-ü Taâlâ çokça salât edip bolca cemal nurları saçarak İzzet ikram eyle-

    YanıtlaSil
  49. 261

    7985. Bir elin nest var, iki elin sesi var.

    7986. Bir erkeği kadın, bir kadını erkek yapmanın dışında, İngiltere'de Avam Kamarasinin gücü her şeye yeter.

    7987. Bir erkek çocuğu, bir düzine kız çocuğundan daha belâdır.

    7988. Bir esek, altınla yüklü olsa da gene esektir.

    7989. Bir haylazın beyni, şeytanın atelyesidir.

    7990. Bir hiç için, büyük bir gürültü. (Much a do about nothing. Shakespeare'in bir komedyasının başlığı, atasözü olmuştur.)

    7991. Bir iğneyi yerden almak için eğilmeyen adam, on para etmez.

    7992. Bir İngilizin evi, onun şatosudur. (An Englishman's home is his castle.)

    7993. Bir ipte, iki cambaz oynamaz.

    7994. Bir işi başarmak, üzerinde konuşmaktan zordur.

    7995. Bir işin yapılmasını istersen, onu kendin yaparsın.

    7996. Bir işte direşkenlik göstermeyip durmadan meslek değiştiren kimse, para sahibi olamaz.

    7997. Bir kadının güzelliği, erkeğe verilen bir armağan değil, bir rüşvettir.

    7998. Bir kadının kölesi olmaktansa, şeytanın kölesi olmak yeğdir.

    7999. Bir kılıç gibi davranmayın!

    8000. Bir kırlangıçla yaz gelmez. (Fransızcada da var.)

    8001. Bir konuş, iki düşün; bu, daha iyi.

    8002. Bir kör bunu görse, pek memnun kalır.

    8003. Bir kulaktan girer, öbür kulaktan çıkar. (In at one ear, out at the other.)

    8004. Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır. (A stitch in time saves nine: Zamanında atılan bir ilmek, daha sonra atılması gerekecek olan dokuz ilmeği kurtarır.)

    8005. Bir musibet, bir musibeti daha sürükler. (Misfortunes never come singly: Felaketler, tek başına gelmez.)

    8006. Bir örse birkaç kişi birden çekiç sallarsa, sıra gözetlemeleri gerekir.

    8007. Bir sevap, bir günahı örter.

    8008. Bir sıçan için ambar yakılmaz.

    8009. Bir söyle, iki dinle!

    8010. Bir taşla iki kuş vurmak. (To kill two birds with one stone: Bir taşla iki kuş öldürmek.)

    8011. Bir yılan bir başkasını yemeyince ejderha, bir güç ötekini yok etmeyince büyük olmaz.

    8012. Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür.

    8013. Biriktirilmiş her kuruş, kazanılmış bir kuruştur.

    8014. Birinci karışımdaki yanlışlar, ikincisinde pek düzeltilemez.

    YanıtlaSil
  50. 260

    7956. Battı balık, yan gider. (In for a penny, in for a pound.)

    7957. Bedava sirke, baldan tatlıdır. (Never look a gift horse in the mouth.)

    7958. Besle kargayı, oysun gözünü.

    7959. -Berber, saçım ak mi, kara mı? -Tıraşın önüne düşünce görürsün. (The proof of the pudding is in the eating: Sütlaç lezzetli mi, değil mi, yiyince anlaşılır.)

    7960. Beterin beteri vardır. (Nothing so bad but might have been worse.)

    7961. Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez. Words cut more than swords. )

    7962. Bilgi güçtür.

    7963. Bilginler, en büyük öğrencilerdir.

    7964. Bilmeden yapılan aşağılama, aşağılama sayılmaz.

    7965. Bin dost az, bir düşman çoktur.

    7966. Binin yarısı beş yüz (o da bizde yok).

    7967. Bir adam, aynı suçtan dolayı, iki kez asılmaz.

    7968. Bir adam tam adamdır, iki adam yarım adamdır, üç adam hiçbir adam etmez.

    7969. Bir adama mutluluk ver de onu denize at.

    7970. Bir adama ot olan, bir başkasına zehirdir. (One man's meat is another man's poison.)

    7971. Bir adamın adı çıkacağına, canı çıksın, daha iyi. (Give a dog a bad name and hang him: Bir insana kötü bir ad vermek, onu asarak öldürmek, demektir.)

    7972. Bir adım geri giden, iki adım ileri atılır. (Discretion is the better part of valour: Cesaretin önemli bir bölümü, tedbirli olmaktır.)

    7973. Bir ahmağın sorduğuna, kırk akıllı yanıt veremez.

    7974. Bir alışkanlık, başka biriyle iyileştirilir.

    7975. Bir budalanın en son yapacağı şeyi, akıllı adam ilkin yapar.

    7976. Bir centilmen, kendinden önce başkalarını düşünür.

    7977. Bir çiçekle yaz olmaz. (A swallow does not make a summer: Bir kırlangıçla yaz gelmez. Fransızcada da söylenir.)

    7978. Bir çok kimse, paralarıyla pişmanlıktan başka bir şey alamazlar.

    7979. Bir çok kimsenin bir şeyler yapma isteği varsa da pek az kimsenin bunu yapacak istemi (irade) bulunur.

    7980. Bir çöplükte iki horoz ötmez.

    7981. Bir damla bal, bir fıçı sirkeden daha çok sineği tuzağa düşürür. (Benzeri, Fransızcada da vardır.)

    7982. Bir damla mürekkep, milyonlarca insanı düşündürebilir.

    7983. Bir deliği onarırken üç delik açar: Banbury tanecikleri gibi.

    7984. Bir düşman, bize yüz dostun yapacağı iyilikten çok kötülük yapar.

    YanıtlaSil
  51. Allah'a verdiğiniz sözde sebât ediniz. Zira Allah, verdiği sözde duranlarla beraberdir.

    Yalandan kaçınınız.

    Çünkü yalanla îman bir arada bulunmaz.

    Doğruluk kurtuluş ve şeref vesilesidir. Yalan ise insanı tehlikeden tehlikeye atar, hakkı söyleyin ki, onunla tanınasınız.

    Doğruluk üzere amel edin ki, doğru söyleyenler zümresinden olasınız!

    . Emânetleri emin bulduklarınıza veriniz.

    Sizleri unutan dostları ziyaret ediniz.

    Size dargın olanları siz fedakârlık göstererek ziyaret ediniz.

    . Verdiğiniz sözde durunuz.

    Karar vermek mevkiinde olduğunuzda adâletli olunuz.

    Atalarınızla övünmeyiniz.

    Birbirinize lakap takmayınız.

    Birbirinizle alay etmeyiniz!

    Birbirinize buğzetmeyiniz!

    Zayıflara, zulme uğrayanlara, kimsesizlere, Allah yolunda olanla-ra, yolculara ve kölelere yardım ediniz!

    Dul ve yetimlere merhamet ediniz!

    Birbirinize selâm veriniz!

    Verilen bir selâma ya aynı şekilde yahut da daha güzel bir şekilde mukabele ediniz.

    Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri buyuruyor:

    İyilik ve (Allâh'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın,

    Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.

    Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir. (el-Mâide, 2)

    (Ebû Nuaym, Hilye, 1, 77)

    105

    YanıtlaSil
  52. Kendinize guveniniz olursa, guru-ra kapılmazsınız.

    Kendisine karşı en samimi olanla-rınız, Rablerine karşı en itaatkâr olanlardır. Kendi kendilerini en çok aldatanlar ise Rablerine en ási olanlardır.

    Allah'a itaat edenler belâlardan emin ve yaptıklarından müste-rihtirler.

    Allah'a asi olanlar ise her şeyden korkar, yaptıklarından dolayı da pişman olurlar.

    Allah'tan her hususta apaçık bilgi ve afiyet dileyiniz. Kalplerinizde olanların en hayırlısı îmân-ı yakîn ve amellerinizde de azîmeti tercih etmek gerekir.

    Amellerin sonradan uydurulanları en zararlılarıdır. Çünkü her

    sonradan uydurulan şey bid'attır. Her yeni şey uyduran bid'at-çıdır. Bid'at uyduran zarardadır. Her bid'at, mutlaka bir sünneti terk eder. Gerçekten aldanmak, bir kimsenin dîninde aldanma-sıdır. Aldanan kendisini zarara sokmuştur.

    Riya Allah'a bir nevi şirk koşmaktır.

    Samimiyet, amelin kabulüne delil ve îmânın bir îcâbıdır.

    Eğlence toplantılarına devam etmek Kur'an'ın emirlerini unutturur. Oralara şeytan gelir ve insanı her türlü taşkınlığa sevk eder.

    Kadınlarla oturup kalkmak kalbi bozar. Gözlerinizi, şeytanın tu-zağı olan kadınlara bakmaktan koruyunuz!

    104

    YanıtlaSil
  53. ALL TAN HIKMETLİ SÜZL

    Muttakilere va'dedilenleri iste-yiniz. Çünkü Allah'ın va'di, va-adlerin en doğrusudur.

    Peygamberimiz'in yolundan gidiniz. Çünkü o, yolların en efdalidir. O'nun sünnetlerine uyun! Çünkü O'nun sünnetleri yolların en şereflisidir.

    .Allah'ın kitabını öğreniniz! Çünkü Allah'ın kitabı sözlerin en değerlisidir.

    Dini iyi anlayın! Çünkü dini iyi anlamak kalpleri parlatır.

    . Kur'ân'ın nûrundan şifâ isteyin. Çünkü o, gönüllerdeki marazlara şifâdır. Kur'ân'ı hakkına riâyet ederek okuyunuz! Çünkü en gü-zel haberler ondadır.

    Kur'ân okunduğu zaman dinleyiniz! Konuşmayınız! Umulur ki Allah size merhamet eder. Kur'ân vasıtasıyla doğru yolu buldu-ğunuzda öğrendiklerinizle hidâyette dâim olasınız.

    İlmiyle amel etmeyen âlim; bilgisizliğinden dolayı, doğru yolu bulamayan günahkâr câhil gibidir.

    Bana göre; cehâleti içinde bocalayan câhile nisbetle, ilmi ile amel etmeyen âlimin vebâli daha büyük ve âlim daha perişandır. Her ikisi de mahvolmuş sapıklardır.

    Vehme kapılmayın! Şüpheye düşersiniz. Şüpheye düşmeyin, son-ra küfre gidersiniz.

    İşin kolayına kaçmayın! Sonra gaflete düşersiniz.

    Hak'tan gafil olmayın! Sonra zararlı çıkarsınız.

    İhtiyatlı davranırsanız, kendinize güveniniz olur.

    YanıtlaSil
  54. HAZRET-İ ALİ TAN BİR MEV'IZA وى عنه

    Allah'a muhalefetten sakınınız!

    Kulu kurtaracak olan en üstün vesileler;

    Iman.

    Allah yolunda cihad,

    Insanın tabiatında mevcut olan samimiyet,

    Dinin direği olan namazı kılmak,

    Allah'ın farz kıldığı zekâtı vermek,

    Allah'ın azabına kalkan olan Ramazan orucunu tutmak,

    Fakirliği gideren ve günahları döken haccı îfâ etmek,

    Serveti bollaştıran, ömrü uzatan ve dostların sevgisini kazandı-ran akrabayı ziyaret etmek,

    Hataları silen, Allah'ın gazabına mânî olan, gizli verilen sadaka ve fena bir şekilde zuhûr edecek ölüme engel olan ve korku-dan koruyan hayır ve hasenattır.

    Allah'ı devamlı zikrediniz. Çünkü zikirlerin en güzeli Allah'ı zik-retmektir.

    YanıtlaSil
  55. 310

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI

    Ahmed b. Hanbel «Ona, dünya arz olundu. Fakat, O, kabul et medit demiştir.

    Dârimi, Hafızlar Hafızı idi.

    Müsned'ini, Tefsirini, Kitabülcami'ini tasnif etmişti. (329)

    Dârimi'nin Sünen (Müsned)1, şu bölümlerden, kitaplardan mü-teşekkildir:

    Mukaddime,

    1) Vuzů,

    2) Salât,

    3) Zekât,

    4) Savm,

    5) Menåsik,

    6) Edâhi,

    7) Sayd,

    8) Et'ime,

    9) Eşribe,

    10) Rüya,

    11) Nikâh,

    12) Talak,

    13) Hudud,

    14) Nuzûr ve Eyman,

    15) Diyat,

    16) Cihad,

    17) Siyer,

    18) Büyů,

    19) İsti'zan,

    20) Rikak,

    21) Feraiz,

    22) Vasaya,

    23) Fezailülkur'an (330)

    12) Câmiussahih Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail b. İb-râhim b. Mugiretülbuhâri (194-256)

    205 Yılından itibaren hocalarından Hadis dinlemeğe başlamış, Ab-dullah b. Mübarek'in tasniflerini ezberlemiştir.

    Memleketinde ilim Hazinesi Muhammed b. Selâm (Vefatı: 225) ın, büyük Muhaddis ve ilim Hazinesi Müsnedi'nin (Vefatı: 229) ve Muhammed b. Yûsüf'ün (Vefatı: 247) rivayetlerini, Belh'da Mekkl b. İbrahim'i, Bağdad'da Affan'ı, Mekke'de Mukri'l, Basra'da Ebû Asım'ı ve Ensârî'yi, Küfe'de Abdullah b. Müsa'yı, Şam'da Ebülmugire ile Firyabî'yi, Askalan'da Adem'i, Hıms'da Ebülyemân'ı ve Dımeşk'ta Ebû Müshir'i dinleyerek zekâda, ilimde, vera' ve ibâdette baş olmuştu.

    Talebeliği sırasında, kendisinin dinlemek süretile ezberlediği, ar-kadaşlarının ise, yazdığı (On beş binden fazla) Hadis'i, onlara ez-berinden okuyup dinletecek kadar hafızalı idi.

    Tirmizî, Muhammed b. Nasr'ulmervezi, Salih b. Muhammed, Mu-tayyen, İbn-i Huzeyme, Ebû Kureyş, İbn-i Sâıd, İbn-i Ebi Dâvud, Ebû Abdullâhülfirebri, Ebû Hamid, Mansur b. Muhammed, Ebû Abdullah ve daha bir çok büyük ilim adamları, Kendisinden Hadis rivayet et-mişlerdir.

    (329) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 534-535

    (330) Dârimi Sünen c. 1-2

    YanıtlaSil
  56. PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET, BÜNNET BLY

    Imam Buhâri zaif, orta boylu bir zattı.

    On sekiz yıl, Sahâbe ve Tübiin'in hüküm ve fetvalarını tasnif ile uğraştı.

    Ayın aydınlattığı gecelerde Peygamberimizin Ravzası (Kab-ri) yanında binden fazla Råviden bahs eden Tarih'ini yazdı. (331)

    Imam Buhâri der ki «İshak b. Rahûye'nin (Vefatı: 238) yanın-da bulunuyorduk.

    İshak b. Råhûye (Resûlullah Aleyhisselamın Sünnet'i hakkında Sahih Hadislerden bir kitap cem etmiş olsanız, ne iyi olurdul) deyin-ce, bunu, yapmak niyeti kalbime düştü.

    Hemen Câmlussahihi cem işine yapıştım. Düşümde gördüm ki: Peygamber Aleyhisselâm, önümde duru-yor ve benim elimde de, bir Yelpâze bulunuyor.

    Onunla, Kendisinden sinekleri kovuyorum!

    Bunu, bazı düş yoruculara sordum.

    (Sen'in, O'ndan, O'nun üzerinden, asılsız şeyleri def edeceğine işa-rettir!) dediler.

    Bu, beni, Camiussahih'ı tahrice yüklendirdi.

    Önceden gusl edip iki rekât nåfile namaz kılmadıkça, Câmlussa-hih adlı kitabıma hiç bir Hadis yazmadım, Sahih'i (Altı yüz bin) Hadis'in içinden tahric ettim,

    Bu kitaba, ancak, sahih olan Hadisleri koydum.

    Kitab, uzun olmasın diye Sahihlerden, geri bıraktığım, daha çoktur.>>>

    Muhammed b. Ebi Hatim «Muhammed b. İsmall'ülbuhariyi dü-şümde gördüm Peygamber Aleyhisselâm, yürüyor, o da, Peygamber Aleyhisselâmın arkasında yürüyordu.

    Peygamber Aleyhisselâm, ayağını kaldırdıkça, Buhâri, ayağını, Peygamber Aleyhisselâmın, ayağını kaldırdığı o yere, basıyordu!» de-miştir.

    Ebû Câfer Mahmud b. Amr'ul'Ukayli (Vefatı: 322) «Buhâri, Câ-miussahih kitabını telif ettiği zaman, Ahmed b. Hanbel'e, Yahya b. Main'e, Ali b. Medinî ile daha başkalarına arz etti.

    Hepsi de, onu, güzel buldular ve dört Hadisden başka hepsinin sıhhatına şehadet ettiler.

    O dört Hadis hakkındaki kabûle şâyan söz ise, Buhârî'nin sözü-dür ki, o da, sahih olmaktan ibarettir!» demiştir. (332)

    Müslim b. Kasım, Ebû Câfer'in nasıl büyük bir ilim adamı oldu-ğunu şöyle anlatır:

    (331) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, 8. 555-556

    (332) İbn-i Hacer Fethulbari Mukaddime s. 5

    YanıtlaSil
  57. hedm

    hedm عدم: hedm eden, yıkan, yıkıcı

    306

    hadisat-ı risalet

    hadim i medeniyet هادم مدنیت medeniyete yı kacı

    hadim-ül lezzet (hayattaki) lezzet leri yıkan, zevleri ortadan kaldıran (ölüm)

    hadimlik خادملك : hizmetkärik

    hadis حدیث : Peygamber'in (a.s.m.) sözü, emri ve hareket tarzı 2 bu söz, emir ve hare ket tarzlarını konu edinen ilim dalı 3.haber

    hadis-i bilmana حديث بالمعنا : manast aynı kal-mış, sözleri değişmiş hadis

    hadis-i kati حديث قطع : doğruluğu kesin olan hadis

    hadis-i kudsi حديث قدسي : kudsi hadis, mănăsı vahiy yolu tle Hz. Peygamber'e (a.s.m.) bildi-rilmiş, sözleri ise kendisine ait olan hadis

    hadis-i mütesabih حدیث متشابه : mütesabih ha-

    için esas kastedilen månası herkesçe anlaşıl mayan hadis

    hadis-i nebevi حدیث نبوی : Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait söz

    hadis-i sahih حدیث صحیح : doğru ve güvenilir hadis

    hadis-i sahih ve mütevatir حدیث صحیح و متواتر sahih ve mütevatır hadis, doğru hadis ile ya lan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan toplulukların bildirdiği doğruluğu kesin ha-dis

    hadis-i şerif 1 : حدیث شریفHz. Peygamber'in (a.s.m.) mübarek sözü 2.mübarek hadis kitabı

    hadis-i şeyheyn حدیث شيخين : iki büyük hadis aliminin (İmam-ı Buhari ve İmam-ı Müs lim'in) yazdıkları kitaplarda aynen yer alan hadis

    hadisi حدیثی : hadisle ilgili, hadisteki (bak. ha-dis)

    lik hadisiyet حدیثیت : hadis olma durumu, hadis-

    hadis حادث : sonradan olan, zaman ve mekân içinde olan, yaratılmış olan

    hadisat حادثات : hadiseler, olaylar

    hadisat-i acibe حادثات عجیبه : hayret verici olay

    hadisat-i ahkam حادثات أحكام : )Kur'an'a ait) emir ve yasakların ilgili olduğu olaylar

    hadisat - alem حادثات عالم : dünya olayları, dün yada meydana gelen olaylar

    hadisati arziyeحادثات ارض yer küresinde meydana gelen (zelzele, afet gibi) olaylar

    hadisat-ı azime حادثات buyük olaylar

    hädisat-i bereket حادثات برکت : bereket olayla rı, bereketin arttığına dair olaylar

    hadisat-i cevvive حدثتجربه : dunyanın hava tabakasındaki olaylar, atmosfer olayları

    hadisat-i cevviyye ve semavive حادثات جزیه و سميةyanın hava tabakasında (atmos-ferde) ve gökte meydana gelen olaylar

    hadisat-i cuzive حادثات جزئية :cüz'i hadiseler. belli bir yer ve zamanda meydana gelen olay-lar

    hadisat-i dehr حادثات دهر : kainat olayları olaylar hádisat-ı dünyeviye حادثات دنیویه : dünyadaki

    hädisat-1 gaybiye حادثات غيبيه : gayibdeki olay-lar, gözler önünde olmayan ve geçmiş ve gelecekteki olaylar

    hadisat- hayatiye حادثات حياتيه : hayatı ilgilen-diren olaylar

    hadisat- i'caziye حادثات اعجازيه : mucize ile ilgili olaylar, mucize türünden olaylar

    hadisat-ı İslamiye حادثات إسلاميه : İslamiyeti ilgi-lendiren olaylar

    hadisati istikbaliye حادثات إستقباليه : gelecekle ilgili olaylar

    hadisat-ı istikbaliye dünyeviye حادثات إستقبالية دنیویه : gelecekteki dünya olayları

    hådisat- kainat حادثات كائنات : kainat olayları, kâinattaki olaylar

    hadisat - kevniye حادثات كونيه : kainattaki olay lar

    hadisat-ı kevniye-i gaybiye حادثات كونية غيبيه

    käinattaki gaybi (yani insanların bilgisi dışın-da kalan ve gelecekte meydana gelecek olan) olaylar

    hådisat-ı maziye حادثات ماضيه : geçmişteki olaylar

    hådisatı Muhammediye حادثات محمديه : H Muhammed'le (a.s.m.) ilgili olan olaylar

    lar hadisat-ı müdhişe حادثات مدهشه : korkunç olay-

    hadisat - nemciye حادثات نجمیه : yıldızlarla ilgili olaylar

    hadisati risalet حادثات رسالت : Hz. Muham med'in (a.s.m.) peygamberliğiyle ilgili olaylar

    YanıtlaSil
  58. adisatsemaviye

    hadisati semaviye حادثات سماوية gökteki olay

    307

    lar adisatu tarihive حادثات تاریخی tarihteki ola yalar

    ummetlerle ilgili olaylar disat mem-islife حادثات أمم سالفه geçmiş

    adisa zamaniye حادثات زمنية zamanımız-daki olaylar

    hadisce حديتجه hadise göre (bak, hadis(

    adise حادثه : olay

    del acibe حادثه عجیب : hayret verici olay

    hadise-i acibe-i cevvive حادثة عجمة جوية dunya nin hava tabakasındaki (atmosferdeki) hay

    ret verici olay hadise-i adliye حادثة عدليه : adaletle ilgili olay

    hadise-i Shirzaman حادثة آخر زمان : dunyanın so muna yakın zamandaki olaylar

    hadise-i arziye حادثة أرحبه : yerkürede meydana gelecek (zelzele, äfet gibi) olay

    hadise-i azime حادلة عظيمه : büyük olay

    hadise-i bedeniye حادثة بدنيه : bedenle ilgili olay (aksaklık)

    hadise-i bereket حادثة بركت : bereket olayı

    hadise-i cevviye حادثة جزيه : havada meydana gelen olay

    hadise-i cüziye حادثة حزنيه : belli bir yer ve za-manda meydana gelen olay

    hádise-i cüz'iye-i gaybiye حادثة جزئيه غيبه : belli bir yer ve zamanda meydana gelen ve insan ların bilgisi dışında kalan (gaybi) olay

    hadise-i dünyeviye حادثة دنيويه : dünyada mey-dana gelen olay

    hadise-i elime حادثة اليمه : acıklı olay

    hadise-i ezeliye حادثة أزليه : ezeldeki olay

    hadise-i gaybiye حادثة غيبيه : insanların bilgi sı nırları dışında kalan olay

    hadise-i harika 1 : حادثة خارقه.olağanüstü olay 2.mu'cize olay

    hadise-i hazira حادثة حاضرة :simdiki olay

    hadise-i ihanet حادثة إهانت : hainlik olayı, bağ lanılan kişi veya topluluğun aleyhine dönme olayı

    hadise-i inayet حادثة عنابت : Allah'tan (c.c.) ge-len yardım olayı

    hadise-i istikbaliye حادثة إستقباليه : gelecekte meydana gelmesi haber verilen olay

    hådise-i tarihiye

    hadise-i kudsiye حادثة قدسية : kutsal olay, kut sallık taşıyan olay

    hadise-i Kur'aniyeحادثة قرآ Kur'an'la ilgili olay

    hadise-i küllive حادثة كليه belli bir yer ve za manla sınırlı kalmayıp çeşitli yer ve zaman larda meydana gelen olay

    hadise-i mağlubiyet حادثة مغلوبیت : yenilme olayı

    hadise-i mazlume حادثة مظلومة : haksızlığa yol açmış olay

    hadise-i meshure حادثة مشهوره : meshur (onlo( olay

    hadise-i misäliye حادثة مثالية : misal dünyasın daki olay (misal dünyası dünyadaki olup bitenlerin canlı kayıtlarının alındığı manevi dünya)

    hadise-i mucize حادثة معجزة : mucize olayı

    zeli şekilde meydana gelen olay hadise-i mucizekárane حادثة معجزه کارانه : muci

    hådise-i Muhammediye حادثة محمد به : Hz.Mu hammed'le (a.s.m.) ilgili olay

    hadise-i müdhişe حادثة مدهشه : korkunç olay

    hadise-i mühimme حادثة مهمه : önemli olay

    hadise-i nevmiye حادثة توميه : uykuda iken mey-dana gelen rüya olayı

    hadise-i nuriye حادثة نوريه : Nur Risaleleriyle il-gili olay ve çalışma

    hadise-i rahmet حادثة رحمت : Allahın (c.c.) rah-met eseri olan olay

    hadise-i Rubübiyet حادثة ربوبيت : Rubübiyet ha disesi, Allah'ın (c.c.) her şeyin sahibi ve terbi-yecisi olduğunu belirten olay

    hadise-i ruhaniye حادثة روحانيه : ruhlar dünya-sında olmuş (ve görülmüş) olay

    hadise-i ruhiye حادثة روحيه : ruhsal (pisikolojik( olay, kişinin duygu ve düşünce dünyasında meydana gelen olay

    hadise-i semaviye 1 : حادثة سمارية.gökteki olay 2.çıkış yeri gök olan olay

    hadise-i siyasiye حادثة سياسيه :siyasi (politika ile ilgili) olay

    hadise-i şahsiye حادثة شخصية : bir şahsı (kişiyi( ilgilendiren olay, kişisel olay

    hadise-i şer'iye حادثة شرعيه : sert hadise, dinin emir ve yasaklarıyla ilgili olay

    hadise-i taarruziye حادثة تعرضيه : saldırı olayı

    hadise-i tarihiye حادثة تاريخيه : tarihi (tarihe ait( olay

    YanıtlaSil
  59. koruma bulunduran Fethullah Gülen'in kişisel ve sağlık mas-raflarının 3 milyon doları aştığı belirtiliyor. 435

    Dünyadaki uyuşturucu merkezlerinden Tayland'ın Çin st-nırındaki Cenday kentine okul ve yurt açmanın Türkiye açı-sından bir anlamı bulunmuyor. Fethullah Gülen'in bırakalım Çenday'ı, Tayland dive bir ülkenin bile tam olarak haritada nerede olduğunu bilmesi zor bir ihtimal. Ama CIA tarafından Fethullah Gülen örgütlenmesine dahil ediliyordu.

    CIAïn işbirliği yaptığı RAND Corporation'dan Yahudi kö-kenli uzman Cheryl Barnard, 2003'te hazırladığı "Sivil Demok ratik İslam Raporu'nda, 436 ABD'ye en iyi müttefik "ılımlı İslam-cılar"ın nasıl desteklenecekleri konusunda şunları öneriyordu:

    - Çalışmalarının, görüşlerinin yayımlanması ve dağıtılma-sına maddi katkı yapılacak.

    Daha geniş kitlelere, özellikle gençlere ulaşmaları teş-vik edilecek.

    - Sivil toplum kuruluşları kurmalarına, eğitim için yer bul-malarına ve politik süreç içinde gelişmelerine destek olunacak.

    Görüşlerini yaymak için web sitesi, okul, enstitüler kur-malarının önü açılacak.

    - Ilımlı İslam'ın kitlelerin alternatifi olması sağlanacak...

    Bu rapor, CIA tarafından cemaat için hazırlanmıştı ve tam ona uygun düşüyordu. Bu raporda (Civil Democratic Islam) 437 "Sivil Demokratik İslam İçin Ortak Bulma Seçenekleri" başlıklı bölümde Fethullah Gülen adı verilerek 438 "http://www.mfgulen. com" web sayfasından Gülen'in takip edilebileceğini öneriyor. Gülen "yenilikçi, modernist, hoşgörülü biri olarak gösterildik-

    435 Çetin Çetiner, "Himmetin adı örgütlü haraç", Yeni Şafak, 06.03.2014.

    436 Cherly Bernard, "Civil Democratic Islam; Partners, Resources and Strategies, RAND National Security Resarch Division, Santa Monica, 2003, http://www. rand.org/content/dam/rand/pubs/monograph_reports/2005/MR1716.sum.pdf

    437 a.g.m.

    438 a.g.m., s. 38.

    238

    YanıtlaSil
  60. vandan hasım ülke istihbaratçılarınca geliştirilen "Aktiv (Ac-- Fethullahçılar, bir yandan TSK'ya sızmaya çalışırken, bir tive) Opposition" stratejisi çerçevesinde alternatif aktif dire niş oluşumunu hızlandırdı.

    Bu tehlikevi çok erken görüp bu konuda yazılar yazan Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, 2002 yılında suikaste kurban gitti. Cemaat ülkeyi karıştırmak ve karşıtlarını susturmak için perde arkasından daha birçok kişinin canına mâl olacak ope rasyonlar yapacaktı.

    19 Kasım 2007'de, ABD Vatandaşlık ve Göçmen İsleri Da-iresi, Gülen'in ABD'de uzun süre kalabilmesi için lazım olan Green Card başvurusunu reddettiğini açıkladı. Bu reddetme kararında Gülen'in CIA ile ilişkisinin etkili olduğu iddia edildi. ABD İçişleri Bakanlığı adına savunma yapan ve Fethullah Gü-len'in oturma izni başvurusunun reddedilmesini sağlayan sav-cıların gerekçeleri arasında Gülen Hareketi'nin finansmanına CIAın katıldığı kuşkusu açıkça yer aldı. 441 Gülen'in mahkemeye sunduğu referansları arasında, CIA'in eski analiz ve Balkan-lar uzmanı George Fidas, eski CIA ajanı ve RAND Corpora-tion danışmanı Graham Fuller ve ABD'nin eski Ankara Bü-yükelçisi Morton Abromowitz de yer almıştı. 442

    ABD'li gazeteci, öğretim üyesi ve eski FBI danışmanı Paul L. Williams, "Evrensel Hilafet Pensilvanya'dan mı Çıktı?443 CIA Bir İslamcının İhtiyaçlarını mı Karşılıyor?"444 başlıklı makale-lerinde, özetle şunları söylüyordu: "Dünya üzerindeki en teh-likeli İslamcı olarak adlandırılan Fethullah Gülen, CIA eski

    441 Nedim Şener, Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat, Güncel, İs-tanbul, 2009, s. 46.

    442 "İlk Yeşil Kart başvurusu reddedilen Gülen, ABD'yi de kandırmış, Akşam Ga zetesi, 10.03.2014.

    443 Paul L. Williams, "Has the Universal Caliphate Emerged from Pennsylvania? Is the CIA Serving the Needs of an Islamist? (Part Two)", Family Security Matters,

    29.04.2010.

    444 Paul L. Williams, "Gulen Movement Funded by Heroin Via the CIA?", Family Security Matters, 29.06.2010.

    YanıtlaSil
  61. ları sayesinde daimi oturma izni aldı ve Pensilvanya'daki ka-an Graham Fuller ve Birleşik Devletler dışişleri mensup-Jesinde artık ömrünün sonuna kadar oturabilir."

    Fethullah Gülen'in başı çektiği cemaat de bir CIA proje-qiydi. Graham Fuller'in de cemaat ve Ilımlı İslam'ın tarikat ve siyaset ayağının güçlenmesine epey katkısı oldu. Cemaatin 16 Temmuz 2016 darbe girişiminde, olayları daha önceden bil-diği için yakın takipte olmak adına dostu Henry Baker ile be-aber Büyükada'da bir otelde kalıyordu. Darbe girişimi başarı-siz olunca, apar topar Türkiye'yi terk ettiler. Bu bile bu darbe teşebbüsünün daha önceden bilindiği ve arkasında CIA'in ol-duğunu gösteriyordu.

    Yerli istihbarat, MOSSAD, CIA derken, üçlüyü tamamla-mak için bir tek Vatikan kalmıştı. Batılı devlet adamlarının bile kolay kolay buluşmak için randevu alamadıkları, beraber resim çektirmek için can attıkları papa ile ilkokulu dışarıdan bitirmiş alelade bir imam bir araya geliyordu. CIA'in aracılı-ğıyla Katoliklerden başkasının cennete gidemeyeceğini vaaz eden papa ile Şubat 1998 günü buluşturuluyordu Fethullah Gülen. Bir de buna Vatikan'ın dünyada hakimiyetini pekiştir-mek için oluşturulmuş "Dinler Arası Diyalog" da445 katılınca,

    445 28 Ekim 1965 tarihinde, "Kilisenin Hıristiyan Olmayan Dinlerle İlişkisi", "Nost-ra Aetate" adıyla ve Papa VI. Paul'ün onayıyla bir deklarasyon yayınlanır. Bu II. Vatikan Konsili kararlarının dogmatik düstur diye tanımlanan belgesinin bir parçasıdır. Dinler arası diyalog ifadesinin başlangıcı biraz da bu deklarasyona dayanır. 5 maddelik oldukça kısa olan "Nostra Aetea" adlı deklarasyonun üçün-cü maddesinde özetle Müslümanların da tek tanrıya inandıkları, Hz. İbrahim'i inançlarına bağlamaktan mutluluk duydukları, Müslümanların Hz. İsa'nın Tan-rılığını kabul etmemelerine rağmen, peygamber olarak kabul ettikleri, geçmiş-teki sürtüşme ve düşmanlıkları unutup birbirini anlamaya çalışıp hep beraber dünyadaki adaleti, refahı, barışı, hürriyeti sağlamak istedikleri anlatılır. Dışarı-dan bakıldığı zaman barış, sevgi, birlik mesajları veren bu deklarasyon, aslında iyi incelendiğinde esas vurgulanmak istenenin tüm insanların kilisenin (Ka-tolik) etrafında toplanması gerektiğidir. Hz. İsa'nın (Mesih) halkıyla özdeşleş mesidir. Vatikan açısından onların anladığı dinler arası diyalog, Isa ve Katolik Kilisesi aracılığıyla kurtuluştur. 1990'lı yıllardan itibaren dinler arası diyalog

    241

    YanıtlaSil
  62. mizansen tamamlanıyordu. Fethullah Gülen dokunulmaz zırh larla kaplanmış ve dış güç destekli süper imam seviyesine çı kartılıyordu. Her şey, gözler önünde oynanan ve herkesi aptal yerine koyan büyük bir oyunun parçaları idi.

    şehrinde düzenlenen dinler arası diyalog toplantısında, 446 21 Papa 16, Benedikt, Katolik bir grup tarafından Napoli Ekim 2007 Pazar günü yaptığı konuşmada, Roma Katolik Ki-lisesi'nin Hıristiyanlığı dünyaya yaymak için mücadele veren Misyonerlik Günü'nü kutlamakta olduğunu hatırlatarak şöyle diyordu: "Hıristiyanlığı tüm dünyaya yayma hususunda Ka-toliklerin dışındaki tüm dindaşlarımız da gayret göstermeli-dir. Tüm insanları Hıristiyanlaştırması hususunda her kilise (Katolik Kilisesi dışında da) aynı derecede sorumludur... Bu dini dünyaya yaymak için çalışan misyonerlerden de duaları-mızı esirgemeyelim."

    İşte saf ve ayran gönüllüler, bu zihniyetle diyalog yapa-caklarını zannediyorlardı. Aslında Gülen, bunun oyun oldu-ğunu çok iyi biliyordu fakat kendi menfaati için her türlü ka-lıba giren bir karakter olduğundan, onun için böyle gerçeklerle yüzleşmenin, yalan konuşmanın ve takiye yapmanın hiç de önemi yoktu.

    Altın nesil diye sunulan gençler, devamlı beyinleri yıkan-dıktan sonra yalnız cemaatin emir komuta zincirinde hare-ket eden teneke nesiller olmuşlar, bir darbenin zamanını ve stratejisini bile planlayabilecek inisiyatif ve bilgi birikiminden

    gibi projeler, Ilımlı İslamcı denen grupların katılımıyla uygulamaya konulmaya çalışıldı hatta bu konuda olumlu kitaplar yayınlanarak Müslümanların gözleri boyanmaya çalışıldı. Dinler arası diyalog konusuna olumlu bir yaklaşım için bkz.: Mustafa Köylü, Dinler Arası Diyalog, İnsan, İstanbul, 2001.

    446 Bu toplantıda Türkiyeden Fener Rum Patriği Bartholomeos, İngiltereden Baş piskopos Rowan Williams, Israil Hahambaşılarından Rabbi Yona Metzger, Lüb nan Baş Müftülüğü Siyasi Danışmanı Şeyh Muhammed Raşid Kabbani, Türki yeden Türk Musevilerinin dini lideri Hahambaşı İshak Haleva, Ankara İlahiyat Fakültesi'nden Prof. Dr. Mehmet Paçacı ve dünyanın diğer ülkelerinden birçok ileri gelen toplam 42 din adamı bulunuyordu.

    242

    YanıtlaSil
  63. sim robotlara dönmüşlerdi. Günahsız ırkdaşlarını ve din-slarını bile katletmekten çekinmemişlerdi ama Allah'tan be girişimini ellerine yüzlerine bulaştırdılar da Türkiye kivük bir felaketten kurtuldu. Fakat olayların bu duruma gel-sinde 1970'lerden bugüne kadar iktidara gelen politikacıla-büyük hatası ve ihmali vardı.

    MOSSAD ve CIA Kontrolünde Bir Tarikat: Kesnizani

    e

    Irak'ta 1960'lı yılların sonlarında Telafer'in 2 kilometre uzeyinde bulunan Faka adlı köydeki medresede bir tarikat e oluşumu başlamıştı. Bu oluşum, sonradan "Kesnizani" adıyla tanınacaktı. Kesnizani tarikatı, aslında vaktiyle Kadiri tarika--nın bir kolu idi. Kesnizani, Süleymaniye civarında bir Kürt aşiretiydi. Kürtçe'de "Nızani", "bilmiyorum"; "kes", "hiç" an--lamına geliyordu. "Kesnizani" ise "bir şey bilmiyorum" anla-mındaydı. Aşiretin lideri olan kişi, aynı zamanda Kadiri'nin bu kolunun da başında bulunuyor, halife statüsü taşıyordu. Kürt -kökenli Şeyh Abdülkerim Kesnizani, Kadiri şeyhinden el al-mış, mütevazı ve tekke halifesi/şeyhi olarak Süleymaniye civa-rındaki üssünde yaşıyordu. 1978'de Abdülkerim Kesnizani'nin oğlu Muhammet Kesnizani tarikatın başına geçti.

    Şeyh Muhammed Kesnizani gizemli biriydi ve basında çıkmış bir fotoğrafı bile yoktu. Şeyhi bir tek halka açık konfe-ransına rastlayan, televizyonda gören veya radyoda duyan ol-mamıştı. Hakkında bilinenler ise birkaç satırlık malumattan ibaretti. Şiiler tarikata itikadi yönden uzaktı. Şeyh Muham-med, Şii bölgelerinde de nüfuz sahibi olmak için Hz. Ali ve 12 İmam'ın adlarını ihtiva eden dualar, Kerbela terennümlü bazı yöntemler geliştirmiş ancak yine de Şii çoğunluktan yüz bu-lamamıştı. Bağdat'ın nüfus ekseriyeti ise Şiiler idi.

    Kerkük'e bağlı Çamçamal kazasında doğmuştu. Saddam düşerken, şeyh 60'lı yaşlarını sürüyordu ama kesin yaşını

    243

    YanıtlaSil
  64. 4]

    ÜST AKIL

    DENEN ACIMASIZ DÜZEN

    İSMAİL TOKALAK

    Google

    f

    $

    OIL

    66

    ataç

    YanıtlaSil
  65. 2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    19

    TARİHTE BUGÜN

    1923- Bediüzzaman,

    Büyük Millet Meclisinde 10 maddelik beyanname neşretti.

    2007 - Gazeteci Hrant Dink uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    OCAK

    JANUARY

    BİR AYET

    Allah bu dünyada da ahirete de dilediğine hesapsız rızık verir.

    Bakara Suresi: 212

    BİR HADİS Biriniz ayaktayken öfkelenirse, hemen otursun.

    Ey ehl-i imân! Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur'ân tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem'in (asm) Sünnet-i Seniyyesidir. Ve silahınız, istiâze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhiyeye ilticadır. Lem'alar

    HİCRI: 16 C.AHİR 1443 - RUMI: 6 K. SANİ 1437

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İmsak Güneş

    Öğle

    DK

    KASIM: 73 - GÜN: 19 KALAN: 346 - GÜN UZA. 1

    İkindi Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  66. TARİHTE BUGÜN

    1946 - Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) kuruldu.

    1962 - Millî Güvenlik Kurulu'nun kuruluşu.

    1994 - Çeçenistan, Rus ordusu tarafından işgal edildi.

    Dünya Dağ Günü

    ARALIK

    11

    PERŞEMBE

    21 1447

    RUMI: 28 T.SANİ 1441 KASIM: 34

    BİR AYET

    İnkâr edenler görmedi mi ki, gökler ve yer bitişik iken Biz onları birbirinden koparıp ayırdık? Her canlı şeyi sudan yarattık.

    Enbiya Suresi: 30

    BİR HADİS

    Bütün hastalıkların kaynağı, birbiri üstüne yemek yemektir.

    Darekutnî

    Bu âlemde tasarruf eden Sâni'in öyle bir Kitâb-ı Mübîni vardır ki, ne küçük ne büyük, o kitapta yazılıp hifz edilmemiş hiç bir şey yoktur.

    Mesnevî-i Nûriye

    Imsak Günes

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  67. 2024 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1051 - Müslüman

    matematikçi El-Birûni'nin vefatı.

    1877 - İkinci Meclis-i Mebusan, çalışmalarına başladı.

    1995 - AP, Türkiye ile imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasını onayladı.

    13

    CUMA

    FRIDAY

    ARALIK

    DECEMBER

    C

    BİR AYET

    Sabır ve namazla Allah'ın yardımını isteyin.

    Bakara Suresi: 153

    BİR HADİS

    Cehennemliklerin en az azap görenine ateşten iki ayakkabı giydirilir. Ayakkabıların sıcağından beyni kaynar.

    Müslim, İman: 36

    Şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez.

    HİCRÍ: 12 C.AHİR 1446 - RUMI: 30 T. SANİ 1440

    Lem'alar

    KASIM: 36-GÜN: 348 KALAN: 18 - GÜN. KIS.: 1 DK

    İmsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsı

    Imsak Günes

    YanıtlaSil
  68. 366

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    sin. Aynı şekilde, onun çocuklarına, pâk zevcelerine, muhterem ya-kınlarına ikramlar eylesin. Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizin şeri-atına kuvvet verip, zat-ı şerifini yüce ve üstün kılsın.

    SEHLİYE nüshasında, metin üstteki kadardır. Bazı nüshalarda ise, şöyledir:

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin; şerefini keremini artırsın. Ona azamet ve büyük makam ihsan eylesin.

    Bazı nüshada ise, anlatılandan fazla olarak:

    Sonsuzların da sonsuzluğuna kadar ona salât eylesin.

    Manasına gelen cümlesi gelmiştir.

    Müellif merhum, Resulüllah S.A. efendimizin, anlatılan isimlerini tamamladıktan sonra, dünya ve âhirete dair işlerinin yerine getirilme-si için, ihtiyaçlarını Yüce Allah'a arz etmeye başlıyor. Nebiyy-i Muh-tar Resulüllah S.A. efendimizin şefaatını dileyerek, ihtiyaçlarının ye-rine getirilmesi için şöyle dua ediyor:

    Allahım, ey Rabbım..

    Merhum müellif şöyle demek istiyor:

    Ey beni yoktan var edip terbiye ile kemale erdiren, iman nu-runa hidayet, sevgili habibine ümmet ederek, onun mübarek isimle-rini sayma hizmetinde başarı ihsan eyleyen Rabbım..

    Bazı nüshada:

    Ya Rabb.

    Olarak gelmiştir. Yani:

    - Ey benim Rabbım.

    Manasını çıkaran lafızla değil.. Müellif merhumun duâsına de-vam edelim:

    ne.. Peygambererin Mustafa, sevip razı olduğun Resul'ün hürmeti-

    Daha açık manada şöyle demek istiyor:

    Bu kadar güzel isimlerle isimlendirilen, latif sıfatlarla sıfatla-nan, kendisini bütün yaratılmışlardan ayrı seçip aldığın, kendisinden razı olduğun Resul'ün hürmetine, onun peygamberliği, yüce şanı, kad-ri kıymeti hürmetine senden yardım taleb ediyorum; diliyorum..

    Müellif merhum devam ediyor:

    Zatını sevip sıfatlarını müşahede etmekten bizi uzaklaştıran her çeşit vasıftan kalblerimizi temizle.

    Bu cümlenin açık manası şudur:

    Kalblerimizi tüm kederlerden, şeytanın vesveselerinden påk edip

    iman üzere sabit eyle. Bilhassa, her alçak, hasis olan sıfatlardan, za-tını ve sıfatını müşahede etmekten alan, ihsan üzere sana ibdet et-mekten bizi uzaklaştıran her düşük sıfattan, her kötü huydan bizi påk temiz eyle. Zatından başka şeylere meyil etmekten, oyalayıcı be-şerî işlere, nefsanî bağlara takılmaktan bizi kurtar.

    YanıtlaSil
  69. KARA DAVUD

    367

    Müellif merhum devamla şöyle diyor:

    Ey celâl ve ikram sahibi Yüce zat, bizi sünnet ve cemaate bağlı olarak, sana kavuşmaya iştiyak duygulu olarak öldür.

    Bu cümle ile su mana anlatılmak isteniyor:

    Vakti belli ecelimiz geldiği, ömrümüz tamam olduğu zaman gü-zel bir sonuçla son nefesimizi bitir. Son nefeslerimizi:

    ESHEDU EN LA ILAHE ILLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MU-HAMMEDEN ABDÜHU VE RESULÜH. (Sehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur; yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve resulüdür.)

    Kelime-i şehadeti ile tamamlayıp ruhlarımızı kabzeyle. Ruhları-mızı, ehl-i sünnet ve cemaat itikadları üzerine sabit kıl. Sapık fırka-lardan, nefsani olan kimselerden ve bid'atlardan uzak, fırka-i naciye sayılan Resulullah S.A. ve ashabının itikadları uyarınca itikad ehli olarak ruhlarımızı kabzeyle.

    Bu fani dünyadan alakayı ve arzuyu kesmiş olarak, rahmetine, mübarek cemalini görmeye tam bir şevk içinde bizleri öldür.

    Bu duâmızı kabul buyur ey celâl ve ikram sahibi olan şanı yüce, nimeti her yana yaygın kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah.

    Bilinen odur ki: Okunan iki salavat arasında yapılan duânın makbul olacağı ümidi vardır. Bunun için müellif merhum duâdan önce olduğu gibi, duâdan sonra da salavat-ı şerife okuyor:

    Allah-ü Taâlâ, efendimiz, yardımcımız sahibimiz Muhammed ve onun AL'i, ashabı üzerine salât eylesin; tam manası ile selâm ey-lesin.

    Bilindiği gibi, AL lafzından murad; Resulüllah S.A. efendimizin zevceleri, zürriyeti, kendisine tabi olanlardır.

    Ashabından murad ise, tüm ashabıdır.

    SEHLIYE nüshasında, yukarıda anlatıldığı gibidir. Bazı nüshada ise şu cümle eklenmiştir:

    Ålemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.

    Yani: Allah-ü Taâlânın şanı o kadar büyüktür ki, tüm âlemlerin Rabbıdır. Mahluklarını, canlı cansız, büyük küçük, cümlesini yoktan var etmiştir. Onları geliştirip tedricen kemale erdirendir.

    Müellif merhum, bu kitabın evvelinde tüm kadın ve erkek mü-minlerin saadet yolculuklarına vesilelerin en kuvvetlisi Resulüllah S. A. efendimize tazim, tekrim ve ona salât ü selâma devam etmek oldu-ğunu beyan etti.

    Bu beyanından sonra, salavat-ı şerifelerin faziletleri hakkında âyet-i kerime ve Resulüllah S.A. efendimizin hadis-i şeriflerini beyan etti. Bunları beyan etmekle, onların kalblerine Resulüllah S.A. efen-dimizin sevgisini ve şevkini koydu.

    YanıtlaSil
  70. 368

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    Bundan sonra da, Resulüllah S.A. efendimizin isimlerini sayıp açıkladı. Bunu yapmakla onların şevklerine her isimden bir başka te-rakki peydah edip şevklerini kemale erdirmektedir. Sonunda, tam ma. habbetle kalblerini doldurmaktadır.

    Şevkleri tam kıvamını bulduğundan ötürü, kalblerindeki aşırı aşklarına ve mahabbet ateşlerine bir bakıma sükûnet hâsıl olması için Resulüllah S.A. efendimizin påk ravzalarını tavsif, påk kokulu kabir-lerini tasvir eyledi. Bunu yapmasının sebebi de şudur: Kalblerindeki aşk denizi kabardığı, mahabbet ateşleri aşikâr olduğu zaman, bu an-lattıklarına nazar ederek sükûnet bulalar. Ayrıca, ayıplarının ve gü-nahlarının affolunup bağışlanmasına, Allah'ın rahmetine, sübhan olan Yüce Hakkın üstün lütuflarına mazhar olalar.

    Sebebine gelince..

    Ålemin eïendisi âdemoğlu soyunun seçkini en güzel yaratılışlı üs-tün huya sahip Resulüllah S.A. efendimizin anlatılan vasıflarını, ya-hut påk ravzasına, nurlu kabrinin resmine; aşkla, mahabbetle, sala-vat-ı şerifeler okumak sureti ile tazim tekrim edenlerin cümle ayıpları ve günahları bağışlanır. Böylece, Yüce Hakkın lütuf, kerem ve rahme-tine, afiyet ve inayetine nail olacaklarında hiç bir şüphe yoktur.

    Bu manada gelen bir hikâye şöyledir:

    Musa'nın a.s. zamanında Beniisrail içinde bir fasık facir kişi var-dı. Ömrünü fısk, isyan ve haddi aşan fesat, tuğyanla geçirmişti; aynı halde iken de vefat etti. İçinde yaşadığı vilayetin halkı, onun ölümüne sevindi. Ayağına bir ip bağladılar; bir çöplüğe sürükleyip bıraktı-lar.

    Yüce Allah'ın emri ile Cebrail Musa'ya geldi ve şöyle dedi:

    Yüce Hak sana selâm eder ve şöyle buyurur:

    Velilerimden biri ahirete gitti; onu mezbeleye bıraktılar. Git; onu mezbeleden al. Teçhizini ve tekfinini yap; beniisraili de onun na-, mazını kılmaya davet et. Onun cenaze namazını kılanları affedip ba-ğışlarım. Bunu da onlara haber ver. Onun defnini yap.

    Musa a.s. Allah'ın emri gereğince, o çöplüğe geldi. Gördü ki: O meyit, iki yüz seneden beri ömrünü fısk, masiyetle geçiren kimsedir. Bu hale våkıf olunca, hayret etti. Memur olduğu emri yerine getirdik-ten sonra Yüce Hakka tazarru niyaz edip şöyle dedi:

    Bu kimsenin yaptığı fıska ve masiyete şu kadar kimse şehadet eder. Durum böyle iken, hangi sebepten velâyet mertebesine nail ol-du?.

    Bunun üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu:

    Ya Musa, ben o kulumun yaptığı masiyetleri halkın bildiğin-

    den yüz kat fazla bilirim. Ne var ki, bir gün şöyle oldu: O kimse sana gönderdiğim Tevrat'a baktı. Ahir zaman peygamberi Habib-i Ekrem'in påk nsatini gördü; güzel vasıflarını okudu. Bunun üzerine, onun kal-binde Habibime karşı mahabbet hâsıl oldu. Tazimle o sayfayı öptü. T'am bir hürmetle onu yüzüne gözüne sürdü. Onun hürmeti için ir-tikâb ettiği günahları affettim; onu bağışlanmışlardan eyledim.

    YanıtlaSil
  71. KARA DAVUD

    369

    Hikâye bu kadar.

    Simdi düşünmeli: Resulullah S.A. efendimize iman getirip onun ümmetliğini kabul eden kimse, pak sıfatını mübarek kabrinin resmini gördüğü zaman mahabbet icabı salât ü selamla tazim ve tekrim ede-daha layık olurlar. Bunda hiç şüphe yoktur. rek bakanlar affolunup bağışlanır. Allah'ın rahmetine nail olmaya

    Müellif şöyle anlattı:

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile başlarım.

    Allah-ü Taâlâ, efendimiz sahibimiz ve yardımcımız Muhammed'e ve âline salát ve selâm eylesin.

    Bu görülen resim, Ravza-i Mutahhara'nın resmidir ki, Resulüllah arkadaşı Ebu Bekir v Ömer'dir. Allah ikisinden de razı olsun. (372. Sayfaya bak.)

    Burada bir parça Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer üzerinde durulmuş-tur. (1)

    Allah-ü Taâlâ her ikisinden de razı olsun.

    Yukarıda geçen metin cümlesinden de anlaşılacağı gibi:

    İki arkadaşı.

    Tabirinden Hz. Ebu Bekir r.a. ile Hz. Ömer r.a. murad edilmiştir.

    HAZRET-İ EBU BEKİR

    Hz. Ebu Bekir'in r.a. esas adı: Abdüllah'tır. Babasının adı ise: Ebu Kahafe.. Dedesi ve sonrası şöyledir: Osman b. Amir b. Ömer b. Kâab b. Saad. b. Teyim b. Müre.. Bu Müre, Hz. Ebu Bekir'in r.a. sekizinci ceddidir. Onda Resulüllah S.A. efendimizin påk neseplerine dahil olur.

    Hz. Ebu Bekir r.a. cemal sahibi ve güzeldi; bunun için: ATİK lakabı ile lakaplandı.

    Bir başka rivayete göre de, bu lakabı almasının sebebi şöyledir: Bir defasında, Resulüllah S.A. efendimiz:

    «Her. kim Allah-ü Taâlâ'nın cehennemden azadlı (ATİK) ku-Junu görmek isterse, görmeyi severse, Hz. Ebu Bekir'i r.a. işaret ederek buna baksın.>>>

    Buyurdu. Bundan başka, Hz. Ebu Bekir'e r.a. şu lakap da veril-miştir:

    SIDDIK..

    Bu lakabın kendisine verilmesinin sebebi: Herkesten önce, Re-sulüllah S.A. efendimizi tasdik etmesidir. Çünkü: İlk başta imana ge-len Hz. Ebu Bekird'ir, Allah ondan razı olsun. Babası, çocukları, ha-nımı ve tüm akrabası imana gelip Resulüllah S.A. efendimizi tasdik eden bunlardır.

    (1) Besmeledeki lafızların, salavat-ı şerifenin, AL'in manaları mütaaddid yerler-de geçtiği için onların şerhi alınmamıştır.

    F. 24

    YanıtlaSil
  72. 370

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Avrica, Resulüllah S.A. efendimiz mirac haberini verdiği zaman, tasdik edip:

    Doğrudur; inandım.

    Diyen, yine Hz. Ebu Bekir'dir; bunun için de:

    SIDDIK.

    Lakabı kendisine verilmiştir. Allah ondan razı olsun.

    Hem İslam'dan evvel, hem İslâm'dan sonra: Resulüllah S.A. efen-dimizin yanından hiç ayrılmamıştır.

    Hicret sırasında bir mağarada, dunyada ve âhirette daima Re-sulüllah S.A. efendimizin arkadaşı olmuştur.

    Çokça anlatılan faziletlerin sahibidir.

    Peygamberlerden sonra, insanların en faziletlisidir.

    Resulüllah S.A. efendimiz ebedi åleme teşrif buyurduktan sonra: Hicretin on birinci senesi, rebiülevvel ayının on üçüncü salı günü ye rine halife oldu. Hilåfette iki sene kaldı.

    Hicretin on üçüncü senesi cemaziyelāhirin yirmi ikinci salı gece-si akşamla yatsı arası, Medine-i Münevvere'de altmış üç yaşında oldu-ğu halde ebedi âleme göçtü.

    Kendisini yıkaması için hanımı Esma Bnt. Umeys'i vasiyet etmiş-ti. Bunun için zevcesi kendisini yıkadı; Haz. Ömer r.a. onun namazını kıldı. Hücre-i Mutahhara'da Resulüllah S.A. efendimizin yanına def-nedildi. Şöyle ki: Hz. Ebu Bekir'in r.a. başı, Resulüllah S.A. efendimizin omuz hizasına gelir.

    Hilafet süresi şudur: İki sene dört ay on dokuz gün.

    Vefat etmeden evvel, hilafete Hz. Ömer'in r.a. getirilmesini yaz-mıştı.

    Allah ondan razı olsun.

    HAZRET-İ ÖMER

    Hazret-i Ömer'in r.a. påk nesebi şöyledir: Ömer b. Hattab b. Nü-feyl b. Abdiluzza b. Rebah b. Abdillah b. Kart b. Ravah b. Adiyy b. Kaab..

    Dokuzuncu ceddi Kåab'de, Resulülłah S.A. efendimize ulaşır.

    Hz. Ebu Bekir'den r.a. sonra cumle insanların en faziletlisidir.

    Kunyesi Şudur: Ebu Hafs.

    Resulüllah S.A. efendimize Peygamberlik gelişinin beşinci veya altıncı senesi erkeklerden kırk, kadınlardan on bir kişi İslâm şerefi ile müşerref olmuşlardır. Bu manada bazıları şöyle dedi:

    Hz. Ómer r.a. ile kırk kişi tamam oldu.

    İbn-i Abbas'tan ra. şöyle bir rivayet geldi:

    Resul-ü Ekrem ve Nebivy-i Muhterem S.A. efendimiz sübhan olan. Yüce Hakka tazarru edip şöyle yakardı:

    YanıtlaSil
  73. KARA DAVUD

    الله الرحمن الرحيم

    لى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلِيْنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَسَلَّمَ وَهَدِهُ صِفَةُ الرَّوْضَةِ المُبارَكَةِ التي ترفنَ فِيهَا رَسولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ

    وَسَلَّمَ وَصَاحِباهُ

    ابو بكر وعمر

    رضي الله

    371

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Sallallahü alá seyyidina ve mev-lâna Muhammedin ve alâ âlihi ve sel-lem.

    Ve hazihi sıfat'ür-ravdat'il-mü-bareketilleti düfine fiha Resulüllahi sallallahü aleyhi ve selleme ve sahi-bahü Ebu Bekrin ve Ömerű radıyal-lahü anhüma.

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile başlarım.

    Allah-ü Taálá, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e, âline salát ve selâm eylesin.

    Bu görülen resim, Ravza-l Mutahhara'nın resmidir ki, Resulüllah S.A. ve iki arkadaşı Ebu Bekir ve Ömer orada medfundur.

    Allah ikisinden de razı olsun. (1)

    (Devamı: 377. Sayfada)

    (1) Bu cümlede anlatıldığı gibi bir resim, metinde yoktur. Ancak Medine-i Münevvere'nin vaktiyle ehli bir ressam tarafından çizilen bir resmi vardır; onu da, 232. sayfaya almış bulunuyoruz. Bundan başka, Resulüllah S.A. efendimizin Mescid-i Şerifi'ni içten gösteren bir resim 372. sayfaya alınmıştır. Burada, küçük pencereler vardır. Resulüllah S.A. efendimizin, Hz. Ebu Bekir'in r.a. ve Hz. Ömer'in r.a. kabri oradan görülür.

    YanıtlaSil
  74. ŞERHİ

    Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kabrinın de içinde bulundugu Mescid-i Şerifi'nin içten görünüşünün resmidir.

    YanıtlaSil
  75. KARA DAVUD

    373

    «Ya Allah, Islam dinini aziz eyle; ya Ömer b. Hattab'la, yahut Amr b. Hişam'la. (Yani Ebu Cehil ile.) Zatına her ikisinden daha sev-gili olan İslâm dinini aziz kıl.»

    Resulüllah S.A. efendimizin bu duası üzerine Yüce Hak Hz. Ömer'e r.a. iman hidayetini nasib eyledi.

    Hz. Ömer r.a. imana gelince, açıktan Harem-i Şerif'te İslâm erkå-nını yapmaya başladılar. Bu sebeple de, Hz. Ömer'in r.a. bir lakabı: FARUK.

    Oldu.

    Hz. Ömer'in r.a. fazileti babında sana şu yeter: Resulüllah'tan

    S.A. sonra, en evvel kendisine:

    -EMİR'ÜLMÜMİNİN.

    Denilen odur.

    En evvel, müslüman askerlerine vazife tayin edip yazan Hz. Ömer

    r.a. olmuştur.

    En evvel, teravih namazını cemaatla kılan Hz. Ömer r.a. olmuştur.

    Hz. Ömer'in r.a. faziletleri babında gelen çokça hadis-i şerif vardır.

    Üstün menkıbeleri, çokça kerametleri vardır.

    Hz. Ebu Bekir'in r.a. vefat ettiği gün, vasiyeti üzerine, yerine ha-life olmuştur.

    Hilafet süresi, on buçuk (veya on üç buçuk) seneden dokuz gün eksiktir.

    Hicretin yirmi üçüncü senesi zilhicce ayının çıkmasına dört gün kala, çarşamba günü, sabah namazını kılarken, Muğire b. Şube'nin kö-lesi Ebulü'lü, iki tarafı da keskin zehirli kama ile şehid etmiştir.

    Vurulduktan sonra, süt içince, içtiği süt yarasından dışarı çık-tı. Bundan anladı ki, sonu ölümdür; ilaç kår etmez. Vasiyetini yaptı.

    Oğlu Abdüllah'ı r.a. Hz. Aişe'ye yolladı; şöyle söylemesini tenbih etti:

    Ömer size selâm eyledi ve iki arkadaşı Resulüllah S.A. ile Ebu Bekir'in r.a. yanına defni için izin istiyor.

    Bunun üzerine, Abdüllah r.a. Hz. Aişe'nin r.a. yanına geldi; selâm verdi ve babasının selâmını da tebliğ etti.

    Abdüllah'ın bu sözü üzerine, Hz. Áişe r.a. ağladı; izin verdi ve şöyle dedi:

    O yeri, kendi özüm için istemiştim; ama onu kendi nefsime ter-cih ettim.

    Abdüllah r.a. gelince haber verdiler:

    - Oğlunuz Abdüllah geldi.

    Diyerek. Şöyle dedi:

    Beni kaldırın.

    Kaldırdıkları zaman oğluna sordu:

    - Ey Abdüllah ne haber getirdin?.

    YanıtlaSil
  76. 374

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    İzin verdi.

    Deyince, pek sevindi ve şöyle dedi:

    Benim için bundan daha mühimi yoktu; Allah'a hamd olsun, o da oldu.

    Böylece Allah'a hamdettikten sonra şöyle dedi:

    Ruhum kabzolunduktan sonra, cenazemi götür ey Abdüllah. Hücre-i Mutahhara'nın önüne götürdüğün zaman, Resulüllah S.A. efendimize salât ve selâm eyle. Sonra beni içeriye defnetmek için izin Iste. Bunun için şöyle de:

    Ömer b. Hattab buraya girmek için izin ister.

    Eğer izin verilirse, beni içeri alıp defnimi yapın. Şâyet izin veril-mezse, müslümanların defnedildiği kabristana beni defnedin.

    Şehid edildiğinin beşinci günü olan pazar gününde, hicretin yir-mi dördüncü senesinin ilk günü, yani: Muharrem ayının ilk başında ebedi âleme teşrif etti.

    Vasiyeti gereğince, Ravza-i Mutahnara'ya getirdiler; izin istediler. İzin verildi. Hz. Aişe r.a. Ravza-i Mutahhara'nın kapısını açtı. Namazı kılındı; defni yapıldı.

    Mübarek ömürleri altmış üç sene idi. Yani: Vefat ettiği zaman altmış üç yaşındaydı.

    Allah ondan razı olsun.

    Müellif merhumun tasnif ettiği kısma devam edelim:

    URVE b. ZÜBEYR r.a. şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimiz SEHVE'ye defnolundu.

    Hz. Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimizin arka kısmına defn-olundu.

    Hz. Ömer b. Hattab r.a. Hz. Ebu Bekir'in r.a. ayak ucuna defn-olundu.

    SEHVE'nin şark canibinde olan boşluğa kimse defnolunmadı; boş kadı. Orada bir kabirlik yer var; rivayet edildiğine göre: Oraya İsa b. Meryem deſnolunacaktır. En doğrusunu Allah-ü Taâlâ bilir.

    İşbu mana, Resulüllah S.A. efendimize istinaden anlatılan asha-bın verdiği haberden gelmektedir.

    Yukarıdaki metnin açıklaması şöyledir:

    Burada anlatılan URVE tabiinin ileri gelenlerindendir; Medine-i Münevvere'deki yedi fükahanın biridir.

    Urve'nin babası Zübeyr r.a. Abdülmuttalib'in kızı Resulüllah S.A. efendimizin halası Safiye'nin oğludur; Zübeyr'in babası ise Avam olup Hz. Hatice'nin kardeşidir. Yani: Huveylid'in oğludur.

    Allah onlardan razı olsun.

    YanıtlaSil
  77. KARA DAVUD

    375

    un,

    h.

    Bu metinde:

    SEHVE.

    Lafzi geçmektedir. Burası, Hz. Aise'nin r.a. saadethanesinin önün-deki bir sofadır.

    Burada anlatılan rivayete göre: Hz. Ömer r.a. Hz. Ebu Bekir'in sudur: Hz. Ömer'in r.a. mübarek başı Hz. Ebu Bekir'in r.a. avakları r.a. ayaklarının alt kısmına defnedilmiştir. Ancak, görünen durum hizasına gelir. Urve'nin rivayetinden anlaşılan mana da budur.

    Üstte anlatılan iki rivayete göre: Hz. Ömer'in r.a. mübarek başı Resulüllah S.A. efendimizin hizasına gelmez.

    SEHLİYE nüshasında geçen rivayete göre, verilen mana üstte an-latıldığı gibidir.

    Ve.. bu manaya göre: Hz. Ömer'in r.a. mübarek başı, Resulüllah S.A. efendimizin pek nurlu ayakları hizasına gelir. En doğrusunu en İyi bilen Yüce Allah'tır.

    Oranın şark canibindeki boşluk için gelen rivayet ise.. şöyledir:

    İsa a.s. semadan indikten sonra, kırk yıl Resulüllah S.A. efendi-mizin şeriatı ile amel edecektir. Resulüllah S.A. efendimizin dininde tam bir adaletle âdil olacaktır. Vefat edince de, oradaki boşluğa defn-edilecektir. Bu mana, Resulüllah S.A. efendimiz tarafından beyan edil-diği rivayet edilmiştir.

    İbn-i Cevzi Muntazam isimli kitabında, İbn-i Ömer'den r.a. nak-len Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

    «Meryem'in oğlu İsa yere inecek, evlenecek ve çocukları ola-caktır. Yeryüzünde kırk beş sene kaldıktan sonra, vefat edecektir. Benim bulunduğum yere defnolunacaktır. İsa ve ben, aynı kabirden beraber kalkacağız.>>>

    Bir başka rivayette ise, şöyle anlatıldı:

    İsa a.s. yere inecek, kırk yıl kalıp evlenecek, çocukları olacak ve vefat edecek. Vefat ettikten sonra, Resulüllah S.A. efendimizin ya-nına defnolunur.

    Anlatılan bu son rivayet, müellifin beyanına daha uygundur. Çünkü İbn-i Hacer, Resulüllah S.A. efendimizle İsa'nın a.s. aynı kabre konulacağını zayıf bir rivayet kabul etmiştir.

    Hazret-i Aişe r.a. şöyle anlattı:

    Hücreme üç ayın düşmüş olduğunu gördüm.

    Bu rüyamı, babam Hz. Ebu Bekir'e ra. anlattım; bana şöyle dedi:

    Ey Aişe, senin hanene üç büyük zat deſnolunur ki, bunlar yer chlinin hayırlı olanlarıdır.

    Şonra, Resulüllah S.A. vefat etti; hücreme defni yapıldıktan son-ra babam bana şöyle dedi:

    YanıtlaSil
  78. 376

    DELAIL I HAYRAT ŞERHİ

    Taala ona salat ve selâm evlesin: keza Aline ve ashabina da.. hem de Senin aylardan biri budur; hem de onların hayırlısıdır. Allah-6 çok çok.

    Bu metinde geçen bazı cümleleri biraz açıklayalım.

    Bu rivayeti, İmam-ı Malik Muvatta isimli eserine, Yahya b. Sa id'den çıkararak aldı. Bu da, Resulüllah S.A. efendimizin påk zevcesi müminlerin anası Resulüllah S.A. efendimizin sevgili kadını Aişe-1 Siddika'dan naklen anlattı. Allah ondan razı olsun.

    Hücre.

    Lafzında, değişik rivayetler varsa da en uygunu bu metinde ge-çen şeklidir.

    Resulüllah S.A. efendimizin, güneşe değil de, aya temsil edilmesi üzerine aşağıdakı rivayet vardır.

    Bilinmeli ki, Resulüllah S.A. efendimiz, güzide-i enbiya sened-i

    asfiya mukteda-i etkıya Habib-i Huda ve kıyamet gününün şefaatçısı idi. Bütün nurların aslı idi. Tümden nurluların nurları, Resulüllah S.A. efendimizin nurundandır.

    Resulüllah S.A. efendimizin nuru karşısında; sair nebilerin ve resullerin nurları, güneşin nuru karşısında yıldızların nuru gibidir.

    Durum yukarıda anlatıldığı gibi olmasına rağmen, Hz. Aişe'ye r.a. ay gösterilmesinin sırrı ve hikmeti beyanında Bera b. Azib'ten r.a. şöyle anlatıldı:

    Güneşe nazar edildiği zaman, gözler kamaşır; bakılamaz. Bun-dan başka göze de zararı dokunur. Güneşe oturulduğu zaman ise.. hararet verir; gizli duran illetleri tahrik edip zarara sebeb olur. Ancak ayın nuru böyle değildir. Tüm aydınlığı ile dolar; âlemleri aydınlatır. Gün gibi eder. Bundan başka, bakanın da gözüne zarar vermez. Her-kes ona istediği gibi bakar. Onun aydınlığına oturanın hiç bir şekilde vücuduna hararet, ağırlık, illet ve zarar gelmez. Hatta rahatlık verir.

    Resulüllah S.A. efendimizin misali de öyledir. O, daima âleme rahmet olmuştur; rahatlık olmuştur. Onun mübarek cemalini gören-ler, onun sohbeti şerefine nail olanlar, hiç bir zorlama olmadan iki ci-hanın saadetine mazhar olurlar. Dünya ve âhirete dair faydalara vâsıl olurlar.

    İşte, yukarıda anlatılan mana icabı olarak, Hz. Aişe'ye r.a. ay mi-sali ile gösterildi.

    Sonra şöyle devam etti:

    Resulüllah S.A. efendimiz, alicenap bir peygamberdi; Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ise, onun ümmetidir. Bu manaya göre, her üçünün de aya benzetilmesinde bir eşitlik düşünülemez.

    Bu durumda, Hz. Aişe'nin r.a. rüyada bir güneş ve iki ay görmüş olması ihtimal dahilindedir.

    Bir güneş iki ay gördüm.

    Diyecekken, ayı güneşten üstün tutup:

    YanıtlaSil
  79. KARA DAVUD

    مكنا

    رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَليلَ خلف سول الله صلى الله عليهم وحين بعمر ابن الخطاب رضي الله عنه عيد رحلى في بكر وبقيت الشهوة الشَّرْقةُ فَارْعَةٌ فِيهَا مَوضِعُ فَرِيقك والله اعلم ان عيسى ابن مريان فيد كذلك جَاءَ في الجرعن رسول الله صلى الله علي

    377

    HAZRET-1 URVE b. ZÜBEYR'İN RİVAYETİ

    Hakeza zekeruhu Urvet'übn'üz Zübeyri radıyallahü taälä anhü kale:

    Düfine Resulüllahi sallallahü aleyhi ve selleme fis-sehveti ve düfi-ne Ebu Bekrin radıyallahü anhü halfe Resulillahi sallallahü aleyhi ve selle me ve düfine Ömer'übn'ül-Hattabi ra-dıyallahü anhü inde ricley Ebi Bek-rin ve bakıyet'is-sehvet'üş-şarkıyatü fariğaten fiha mevziu kabrin yükalü vellahvü a'lemü:

    Inne İsa'bne Meryeme yüd fenü fihi ve kezalike cae filhaberi an Resulillahi sallallahü aleyhi ve selle-me.

    Urve b. Zübeyr r.a. şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimiz sehveye defnolundu.

    du. Hazret-i Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimizin arka kısmına defnolun-

    Hz. Ömer b. Hattab r.a. Hz. Ebu Bekir'in r.a. ayak ucuna defnolundu.

    Sehvenin şark canibinde olan boşluğa kimse defnolunmadı; bog kaldı. Ora-da bir kabirlik yer var. Rivayet edildiğine göre: Oraya İsa b. Meryem defnolu-nacaktır. En doğrusunu Allah bilir.

    (Devamı: 379. Sayfada

    YanıtlaSil
  80. 378

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Üç ay gördüm.

    Demiş olabilir.

    Bir başka mana da şöyle olabilir:

    Güneş bütün nurların aslıdır. Diğerleri ondan nur alırlar. Güne-şin düşmesi ile de, diğerlerinin nurları düşer; âlem, tümden zulmette kalır. Ama ayın düşmesi ile, o nura hiç bir zarar gelmez. Bu mana icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimiz kamer suretinde gösterildi. Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek vücutları beka sarayı-na teşrif buyurmakla asla mübarek nurlarına bir zarar ve noksan gel-mez. O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimizin nuru, fütuhat dolu ru-hunun nuraniyeti kıyamete kadar baki kalacaktır. Kıyamete kadar insanlar onun nuru sebebi ile Iman hidayetine mazhar olacaklardır.

    İşte, Hz. Aişe'nin r.a. gördüğü ayların işaret ettiği mana budur.

    Rüyasını anlattığı zat babası olup, evliyanın zübdesi ve peygam-berlerden sonra, insanların en faziletlisidir.

    Görüldüğü gibi, Hz. Aişe r.a. rüyasını Resulüllah S.A. efendimi-ze değil; babası Hz. Ebu Bekir'e r.a. anlatmıştır. Çünkü, bu rüyasını babası Hz. Ebu Bekir'in r.a. evinde iken gördü. Bu rüyayı görür gör-mez, babasının yanında olduğu için ona hemen anlattı.

    Resulüllah S.A. efendimize değil de, Hz. Ebu Bekir'e r.a. anlatma-sındaki bir başka mana da şu olabilir:

    Hz. Aişe r.a. çok bilgili idi. Rüyasında gördükleri Resulüllah S.A. efendimize dokunacağını hissettiği için, babasına söyledi.

    Bir başka mana daha var ki, o Resulüllah S.A. efendimizin hüc-resi olduğu halde:

    Hücreme.

    Diyerek kendisine mal etti. Bunun da bir sebebi var; şayet:

    Resulüllah'ın S.A. hücresi.

    Deseydi. Resulüllah'ın påk zevcelerinden hangisinin bulunduğu hücre olduğu belli olmayacaktı. Bu sebeple:

    Hücreme.

    Dedi ki, kendisine tayin edilen hücre olduğu biline..

    Ufak farklarla, bu metin yukarıya alındığı manadadır. Ancak, bazı nüshalarda şu cümle eklenmiştir:

    - Allah-ü Taâlâ Resulüllah S.A. efendimize salât eylesin. Taa, kıyamete kadar gelecek âline de daima ve tam salât eylesin. Âlemle-rin Rabbı Allah'a hamd olsun.

    DUAYA DAİR

    Bilinmesi gereken bir husus var; onu da burada anlatmamız ge-rekecek. Şöyleki:

    YanıtlaSil
  81. KARA DAVUD

    ق قالت عائشة رضي الله عين انمار سقوطا في الجراني فَقَصَصْتُ روياي على ان ابكر فقَالَ لا يَا عَائِشَةُ لِيدْ فَن في بَيْتِكَ ثَلَثَةٌ هُمْ خَيْر اهْلِ الأَرْضِ فَكَمَا تُو فِي رَسُولُ الله صلى الله عَلَيْهِ وَلَمْ قَدْ مِن في بيتي قال لي ابو بكر هذا واحد من اعْمَارِكِ وَهُوَ خَيْرُ هُمْ صَلَّى الله عليم على المعلم كثيرا

    379

    HAZRET-İ AİŞE'NİN RÜYASI

    ha: Ve kalet Aişetü radıyallahü an-

    Raeytü selåsete akmarin su-kutan fi hücreti fakasastü rü'yaye alâ Ebi Bekrin fekale li:

    Ya Aişetü, leyüdfenenne fi BEYTİKİ (1) selåsetün hüm hayrü ehl-il-arzi.

    Felemma tüvüffiye Resulüllahi sallallahü aleyhi ve selleme ve düfine fi beyti kale li Ebu Bekrin:

    Haza vahidün min akmariki, Ve hüve hayrühüm sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve selleme kesiren.

    Hazret-i Aişe r.a. şöyle anlattı:

    Hücreme üç ayın düşmüş olduğunu gördüm.

    Bu rüyamı Ebu Bekir'e anlattım; bana şöyle dedi:

    - Ey Aişe, senin hanene üç büyük zat defnolunur ki, bunlar yer ehlinin hayırlı olanlarıdır.

    Sonra, Resulüllah S.A. vefat etti; hücreme defni yapıldıktan sonra, Ebu Be-kir bana şöyle dedi:

    Senin aylardan biri budur; hem de onların hayırlısıdır. Allah-ü Taâlà ona ve âline çokça salāt ve selâm eylesin. Keza âline de.. hem de çok çok.

    (Devamı: 383. Sayfada)

    (1) Metinde BEYTİKE'dir. Ancak müennes'e hitap olduğundan Arap dili kaidesine göre: BEYTİKİ olması gerekir; öyle yazdık.

    YanıtlaSil
  82. 380

    DELAIL-1 HAYRAT SERHI

    Müellif merhum, din kardesleri Muhammed ümmeti için iki cihan babinda en kuvvetli olarak, Resulüllah S.A. efendimize salat i selam saadetini bulmaya, derecelerin vükselmesine ve Izzet bulmaya sebep ve tazimi tekrimi gördü. Allah- TAAIA Resulüllah S.A. efendimize ва JAt ü selam evlesin: faziletini artırsın ve om ikramını bol eylesin. Hem

    de susanların ve konuşanların adedi kadar.. Durum anlatıldığı gibi olunca, başta salavat-i şerife ile ilgili ha berleri, rivayetleri salavat okumaya teşvik babında anlattı.

    İkinci olarak, Resulüllah S.A. efendimizin isimlerinden bazılarını anlattı. Bunu yapmakla, din kardeşlerinin aşklarını ve şevklerini yük seltti. Böylelikle onlarda sonsuz mahabbet ve tam manası ile sevgi bağı hasıl oldu. Anlatıldığı

    gibi bir sevgi bağı hâsıl olunca, mal ve beden cihetin-den gücü yetenler, tüm güçlerini ve mallarını sarf ederek, Allah'ın beytini ziyaret sureti ile hac ederler. Sonra, aşk ateşlerini sükünete erdirmek İçin, Resulüllah efendimizi dileyerek ravza-1 mutahharasına gidip påk eşiğine yüz sürerler. Salât ve selâm okuyarak, bizzat Resu lüllah S.A. efendimizden şefaat talep etmek şerefine nail olurlar.

    İşte nimetlere ermenin rahatlığına kavuşmak sureti ile, neticede hayra kavuşur; güzel makamlara çıkarlar.

    Yüce Allah, cümleye helâl mal ile, anlatılan vazifeleri yapma gü-cünü ihsan eylesin. Bu üstün nimeti ve büyük saadeti ihsan ederek eb-rar yoluna dahil eylesin.

    Amin!. Emin Peygamber S.A. hürmetine, nebilerin ve resullerin efendisi Resulüllah S.A. hürmetine.

    Müellif merhum, üçüncü olaraktan, Ravza-i Mutahhara'nın, yani: Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kabrinin remini yaptı; oranın durumunu anlattı. Bunları fakirler ve zaifler için yaptı. Bilhassa, mai ve beden yönü ile oraya varmak ve ziyaret etmek imkânı olmayanlar için yaptı. Ki bunlar, o resimlere bakıp bir bakıma teselli bulacaklar. Aşk ve şevk ateşlerini yatıştıracaklar.

    Bilinmesi gerekli bir husus daha var; onu da anlatalım. Şöyleki:

    Bu mübarek DELAİL-İ HAYRAT kitabını vird edinip okumaya de-vam edecek olan din kardeşlerine gerekir ki: Önce onun lafızlarını okumayı düzelteler; sonra da manalarını mülâhaza ederek tam tazim ve tekrimle okuyalar.

    Okuyan kimsenin lafız tashihini ve manasını, ehli olan pır kimse-den öğrenmesi, okumak için de yine ehli olan birinden izin aldıktan sonra, okuması gerekir.

    Anlatılan yoldan DELAİL-İ HAYRAT okuyan kimseye, okuduğu-na karşılık, büyük ihsan yapılır; çokça sevap verilir. Çokça faydasını da görür; bolca ecir alır. İki cihanın saadetine mazhar olur. Bu âle-

    YanıtlaSil
  83. KARA DAVUD

    381

    min ve öbür Alemin kederinden ve sıkıntısından kurtulur. Dünya ve Ahiretin muzır şeylerinden yana emniyette olur. Anlatıldığı gibi okuyanlar, yararlı şeylerin cümlesini, murad edip niyetlerine aldıkları şevlerin tümünü bulurlar: muratlarına nail olur-lar.

    DELAİL-İ HAYRAT OKUMAYA BAŞLARKEN

    DELAİL-İ HAYRAT okumaya başlamak isteyen, önce başa alınan Resulüllah S.A. efendimizin isimlerini okumakla başlamalıdır.

    İsimleri okumaya başlarken, daha önce anlatıldığı gibi:

    MUHAMMED sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem. (1)

    AHMED sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem.

    HAMİD sallallahü taàlä aleyhi ve sellem.

    Diyerek okumalıdır. Böylece, her ismin sonunda, tazim salāvatı okuyarak bitirmelidir. Amma, daha faziletli olmasını dilerse.. şöyle okumalıdır:

    Allahümme salli ve sellim alâ men ismühu MUHAMMED sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem. (2)

    Allahümme salli ve sellim alâ men ismühu AHMED sallalla-hü taâlâ aleyhi ve sellem.

    Allahümme salli ve sellim alâ men ismühu HAMİD sallalla-hü taâlâ aleyhi ve sellem.

    O mübarek isimleri, bu şekilde salåvat-ı şerifelerle tamamlamış olur. Yani: Resulüllah S.A. efendimize her ismin önünde ve sonunda salât ü selâm okuyarak tamamlar.

    Böyle okuyanların sevabı boldur.

    İsimleri okumadan, doğrudan doğruya salavat-ı şerifelere başla-mak da caizdir; ancak en iyisi ve uygunu Resulüllah S.A. efendimizin mübarek isimlerinden başlayıp okumaktır.

    NİYET DUASI

    Bu kitabın ravileri ve müellif merhumdan mezun olan meşayih-1 kiram tarafından bazı duâların okunduğu tesbit edilmiştir. Bu duâ lar, Yüce Allah'a iyi niyet arz etmek için okunur.

    Bu duâlar, uzunluk ve kısalık bakımından biri diğerine uymaz. Ama, okuyacak olanlar, hangisini bulurlarsa, okuyabilirler; hiç bir sakınca yoktur.

    (1) Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    (2) Allahım, ismi Muhammed (Ahmed, Hamid) olan zata salát ve selâm eyle. Allahü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.

    YanıtlaSil
  84. 382

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    Ancak, biz buraya teberrüken, onlardan birini alalım; manasını da açıklayalım.

    Beyan edeceğimiz duâ aşağıdadır; üstte metinleri, Altta ise, ma naları yazılıdır.

    Racim şeytandan Allah'a sığınırım.

    Bu cümlenin, bu yerde kısmen açık manası şu demeğe gelir:

    Bu kitabı okurken, racim (yüce dergâhtan atılan) şeytanın, beni vesvese lle meşgul edip lafızları yanlış okutmasından şanı yüce Allah'a sığınırım.

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile..

    lir: Bu besmele-i şerifenin de burada açılacak manası şu demeğe ge-

    Yüce Allah'ın mübarek ismi ile, onun yardımı ve inayeti ile bu kitabı, içindeki salavat-ı şerifeleri okumaya başlarım. Yüce Allah, öyle celâl ve ikram sahibidir ki; dünyada ve âhirette tüm nimetleri verendir.

    Ålemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun. Allah bana yeter; o ne gü-zel vekildir.

    Bu cümlelerin, burada kısmen açıklanan manası şu demeğe gelir:

    Cümle hamd edicilerin hamdi, âlemlerin Rabbı olan Yüce Al-lah'a mahsus olup böyle olduğu da sabittir. Her işimde, bana yetişen, ancak şanı yüce Allah'tır.

    Bilhassa, bu kitap ve içinde bulunan salavat-ı şerifeleri okumakta, onun Yüce Zatına tam manası ile tevekkül eyledim; ona yöneldim. Ta ki: Dilimi yanlış ve bozuk okumaktan, kalbimi aykırı şeylerle meşgul olmaktan korusun.

    O şanı yüce Allah ne güzel vekildir.

    Güç ve kuvvet, ancak Yüce ve Azim olan Allah'ındır.

    Bu cümle de, şu demeğe gelir:

    Uygunsuz hallerden kendimi çevirmeğe, bu kitabı ve içinde bulunan salavat-ı şerifeleri okumaya kendime has gücüm yoktur; li-yakatım da yoktur. Bu hususta, engelleri ancak Yüce Allah açar. Bu-nu okumağá kudret, liyakat ancak Yüce Allah'ın ihsan ettiği başarı ile olur.

    Allahım, kendi gücümden ve kuvvetimden ayrılıp, senin gücüne ve kuvvetine sığınırım.

    Allahun, Nebin, Resulün, kulun, resullerin efendisi Muhammed'e salavat okumak yolundan sana yakınlık bulmak istiyorum.

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Bu salavatı şunun için okurum: Emrine uymak, (1) Resulünü tasdik, ona sevgi ona şevk ve onun şanına tazim:

    (1) Müellif merhum, bu manada gelen şu âyet-i kerimeye işaret etmektedir:

    (33/56) «Ey intan edenler, sizde ona salát edin; tam bir teslimiyetle selâm verin.

    YanıtlaSil
  85. KARA DAVUD

    383

    نہ اقعا لمحمد الرحم الحمد لله رب العالمين حسبى الله وهم الوكله ولا حول ولا قوة الا باله العلى العليم اللهم إنا نرا من حولي وقوتي إلى حولك وصونك الله إلى تَعَرَ بالبَكَ بِالصَّلوةَ عَلَى سيدنا محمد عبدِكَ وَنَيْكَ وَرَسُولِكَ سيد المرسلم صلى اللَّهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ امْنَا لا أَمْرِكَ وتصديقًا لَهُ وَعَجَةٌ فِيهِ وَشَوْمًا إِلَيْهِ وَعَظيم لقَدْرِه وَلِكُوهُ صَلَّى اللَّهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَهْلا لذلك فَتَقَتْلُهَا مِنِّي فَضْلِكَ وَاجْعَلْنِي مِنْ عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ وَوَفَقْني لِقِرَاءَتِهَا عَلَى الدَّوامِ جامه عندَكَ وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمد وَالِهِ رَه وَا

    HAZA DUAUN-NİYYETİ YUKRAU

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Elhamdü lillahi Rabbil-Alemin. Hashiyallahü ve nimel-vekil. Vela havle velå kuvvete illa billah'il Aliyy il-Azim.

    Allahümme inni ebraü min hav Ii ve kuvveti ilå havlike ve kuvvetike.

    Allahümme inni etakarrebü iley ke bis-salāti alâ seyyidina Muhamme din abdike ve nebiyyike ve resulike seyyid'il-mürselin sallallahü taâlâ aley hi ve selleme imtisalen li emrike ve tasdikan lehu ve mahabbeten fihi ve şavkan ileyhi ve ta'zimen likadrihi ve likevnihi sallallahü taålä aleyhi ve selleme ehlen lizalike fetakabbelha minni bi fazlike vec'alni min ibadikes-salihin ve vaffıkni likıraatiha aladde vami bicahihi indeke ve sallallahü ala seyyidina Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve sellem.

    BU NİYET DUASI OKUNACAKTIR

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile..

    Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun. Allah bana yeter; o ne güzel ekildir. Güç ve kuvvet, ancak Yüce ve Azim olan Allah'ındır.

    Allahım, kendi gücümden ve kuvvetimden ayrılıp senin gücüne ve kuvve tine sığınırım.

    Allahun, Nebin, Resulün, kulun, resullerin efendisi Muhammed'e salavat okumak yolundan sana yakınlık bulmak istiyorum.

    Allah-ü Taálá ona salát ve selâm eylesin.

    Bu salavatı şunun için okurum: Emrine uymak, Resulünü tasdik, ona sevgi. ma sevk ve onun şanına tazim..

    Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimiz, böyle bir salavatla anılmaya layıktır. Bu salavatımı fazlınla kabul eyle; beni salih kullarından kıl; devamı sala-

    vat-1 serife okumam için bana başarı ihsan eyle. Resulüllah S.A. efendimizin, senin katındaki kadri ve kıymeti hürmetine. Tekrar tekrar, Allah-ü Taala'nın efendimiz Muharamed'e, aline ve ashabıma salát ve selâm eylemesini dilerim.

    *

    (Devamı: 384. Sayfada

    YanıtlaSil
  86. 384

    DELAIL-1 HAYRAT SÉRHİ

    الله الرحمن الرحيم

    اسْتَغْفِرُ اللهَ العَظِيةُ العَلَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

    الحي القَيُّومَ وَاتُوبُ اللَّهُ وَنَسْلُهُ التَّوْبَةَ والْمَغْفِرَة وَالْهِدَايَةَ لَنَا إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ سحَانَا اللَّهِ وَالحَمدُ لِلَّهِ وَلَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ الْعَلِي العَظِيمِ حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ اخْلاصِ شَرَيْفٌ يَاعُوذُ وَ بِالبَسْمَلَةِ مُعَوَّذَتَيْنِ بِالسَّمَلَةِ فَاتِحَة شَرِيفَه بِالبسملة

    YUKRAÜ KABLE ŞÜRUID-DELAİL

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Estağfirullah'el-azim'ellezi ÍA ilA-he illa hüvel-Hayy'el-Kayyume ve etu-bü ileyhi ve nes'elüh'üt-tevbete vel-mağfirete vel-hidayete lena innehu hüvet tevvab'ür-rahim.

    Sübhanellahi vel-hamdü lillahi ve-la ilahe illallahü vellâhü ekberu vela havle velâ kuvvete illa billah'il-Aliyy'-il-Azim. (11)

    Hasbünallahü ve ni'mel-vekil (11)

    İhlas-ı şerif. (11)

    Bieuzü vel-besmeleti. (1)

    Muavvezeteyni bil-besmeleti. (1)

    Fatiha-i şerife bil-besmeleti. (1)

    DELAİL'E BAŞLAMADAN OKUNACAK

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile..

    Azim Allah'tan bağışlanmamı dilerim. Şöyleki: Ondan başka ilah yoktur. Hayy Kayyum'dur. Ona tevbemi arz eder kabulünü dilerim. Bizim için tevbe, mağfiret, hidayet dileriz. Çünkü o: Merhametli tevbeyi pek kabul buyuran zattır.

    Yüce Allah tüm noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah'a hamd olsun, Al-lah'tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak Yüce ve Azim olan Allah'ındır. (Bu cümle on bir kere okunacaktır.)

    Allah bize yeter; o ne güzel vekildir. (Bu cümle on bir ker eokunacaktır.)

    Bundan sonra, eûzü besmele çekerek, İhlas suresini okur. (Bu sure on bir kere okunacaktır.)

    Besmele ile, Felak ve Nas sureleri ve besmele ile Fatiha suresi, okunur. (Bu sureler besmele ile birer kere okunacaktır.)

    *

    **

    (Devamı: 389. Sayfada)

    YanıtlaSil
  87. KARA DAVUD

    láyaktır. 385 Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimiz, böyle bir salavatla anılmaya

    Ya Labbi, fazlınla bu salavatımı kabul eyle; beni salih kulların-dan kıl; devamlı salavat-ı şerife okumam için bana başarı ihsan eyle. Resulüllah S.A. efendimizin, senin katındaki kadri ve kıymeti

    hürmetine.. Tekrar tekrar, Allah-ü Taálá'nın efendimiz Muhammed'e, âline ve ashabına salât ve selám eylemesini dilerim.



    Daha önce de anlatıldığı gibi, buradaki dua veya benzeri bir duâ ile, DELÁIL okunmaya başlanmalıdır.

    Okuyacaklar kitabın lafızlarını, burada gösterilen (metindeki gi-bi) tashihli biçimde düzeltip okuyabilirler. Sehliye nüshasına veya başka sahih nüshalardan birine uygun düşen kitaplarını okuyabilir-Jer; onları bozmaya hacet yoktur. Onları olduğu gibi okumak caizdir. Zira, onların cümlesi rivayetle sabittir. Ayrıca, burada anlatılan kısa manalarını mütalaa ederek, kısmen olsa dahi aşınalık peydah etmeli-dirler.

    Bu aciz kuldan, DELAİL-İ HAYRAT okumak için izin taleb eden din kardeşlerine kıyamete kadar izin: Her kim ki, yazılı olduğu şekil-de, lafızlarını ve manasını tashih ederse.. izin vermeye mezun olmam dolayısı ile kendisine izin verilmiştir.

    DELAİL-İ HAYRAT OKUNMAYA BAŞLARKEN

    DELAIL-1 HAYRAT okumanın yolu şudur:

    Okuyacak olan kimse, hergün bu; DELAİL-İ HAYRAT'tan tayin ettiği mikdarı okumak istediği zaman, on bir kere (11) şöyle istiğfar okumalıdır:

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile..

    Azim olan Allah'tan bağışlanmamı dilerim. Şöyleki: Ondan başka ilah yoktur. Hayy Kayyum'dur. Ona tevbemi arz eder, kabulünü dilerim. Bizim için tevbe, mağfiret, hidayet dileriz. Çünkü o: Merha-metli, pek çok tevbeyi kabul buyuran zattır. (1)

    Bundan sonra, on bir (11) kere şu tesbihi, tehlili, havlakayı okur:

    Yüce Allah tüm noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah'a hamd olsun. Allah'tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet, ancak yüce ve azim olan Allah'ındır. (2)

    (1) Estağfirullah'el-azim ellezi la ilahe illa hüvel-hayy'el-kayyum ve etubü ileyhi ve nes'elüh'üt-tevbete vel-mağfirete vel-hidayete lena innehu hüvet-tevvab'ür-rahim.

    (2 Sübhanelllahi vel-hamdü lillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber, velå havle velá kuvvete illa billah'il-aiyy'i-azim.

    F. 25

    YanıtlaSil
  88. 386

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Sonra, on bir kere şöyle der:

    Allah bize yeter; o ne güzel vekildir. (1)

    Bundan sonra, euzü besmesele (2) çekerek on bir (11) kere ihlas suresini, birer kere de Nas ve Felak surelerini okur.

    Daha sonra, tekrar bir besmele çekerek Fatiha suresini bir defa okur.

    Bunları bitirdikten sonra, virdine başlar.

    Virdini bitirdikten sonra, hâsıl olan ecri ve sevabı Resul-ü Ekrem Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimizin nurlu pâk ruhuna hediye eder.

    Bundan sonra Yüce Hakka, huşu ile ve kalb huzuru ile tazarru ve niyaz eder; dünyaya ve âhirete dair ihtiyaçları ondan diler.

    Duâsını tamamladıktan sonra; duâ, tesbih, selâm makamında şu âyet-i kerimeyi okur:

    Galebe sahibi Rabbın, onların isnat ettikleri cümle noksan va-sıflardan münezzehtır. Gönderilen peygamberlere selâm. Ve, âlemle-rin Rabbı Allah'a hamd olsun. (37/180-182)

    (1) Hasbünallahü ve ni'mel vekil

    (2 Eüzü billāhi mineş şeytan ir-racim, bismillahirrahmanirrahim.

    YanıtlaSil
  89. اش الرحمن الرحيم

    Resulüllah s.a. Efendimize Okunacak Salavat-ı Şerifelerin Keyfiyeti

    BİRİNCİ BÖLÜM: Pazartesi Günleri Başlanır.

    Buraya kadar anlatılanlardan sonra, asıl maksada gelindi. Çün-kü, asıl gaye ve belli maksad; Resulüllah S.A. efendimize getirilen çeşitli salavat-ı şerife ve değişik saygı, ikram duygularını arz etme şekillerini beyan edip açıklamaktır. Bunun için, Müellif merhum şöyle başladı:

    Bu fasıl, Resulüllah S.A. efendimize getirilen salavat-ı şerife KEYFİYETİNİ beyan eder.

    Yani: Salavat-ı şerifelerin şeklini, lafızlarını terkip ve tertiplerini sıfatlarını beyan eden fasıldır.

    Müellifin üstte geçen cümlesinde:

    Keyfiyetini.

    Diyerek geçtiği bir lafız vardır. Keyfiyet, ona derler ki:

    - Nasıldır?.

    Şeklinde bir soru ile sorulabile.. İşbu sorunun cevabında verilen

    cevaba:

    KEYFİYET.

    Tabiri kullanılır.

    Nitekim, salavat-ı şerife üzerine gelen:

    «Hiç şüphe yok; Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman sahipleri, siz de ona salavat okuyun; tam manası ile selâm verin.» (33/56)

    Ayet-i kerime nazil olunca, bütün mümin ve mümineler Resu-lüllah S.A. efendimize salavat okumakla memur oldular. Nasıl salåvat okuyacaklarını bilmedikleri için, ashab-ı kiram Resulüllah S.A. efen-dimize şöyle sordular:

    Allah-ü Taâlâ bizi, saadetli zatınıza salât ve selâm okumak-la memur eyledi. Yüce Hakkın emrine göre, nasıl bir salåvåt ile size salavat okuyalım?.

    İşte, onların bu tarz sorularıdır ki, Müellif merhum KEYFİYET lafzını SALAVAT-I ŞERİFE lafzından evvel ziķredip:

    KEYFİYET-İ SALAT.

    Demeyi tercih etti.

    YanıtlaSil
  90. 380

    DELAIL 1 HAYRAT GERHI

    Bonra, bu salavat-i şerifeleri isteyenler, kendi takatlarına göre oku-sunlar diye, sekiz bölüme ayırdı. Bu bölümleri dahl, dörde, üçe ve ya-rıya ayırmak sureti ile durak yerleri yaptı. Bu da, okuyanlara kolay-Dk olması illeğine işarettir.

    Hafta bir defa hatim etmeyi isteyenler, pazartesi günü başlayıp birinci his n tamamını okumalıdır. Böyle yapan kimse, hem başla-ma sevabır.., hem de hatim sevabını almış olur. Nitekim, Kur'an-ı Ke-rimi hatmedenler, Nas suresinin sonuna kadar okuduktan sonra, ha-timlerini tamamlamış olurlar. Akabinde Fatiha suresini ve Bakara suresinin ilk beş âyetini okudukları takdirde; Hem hatim sevabını hem de tekrar Kur'an'a başlama sevabını almış olurlar.

    İşte, yukarıda anlatılan Kur'an-ı Kerimin hatim usulüne uyarak, DELAIL-I HAYRAT, pazartesi günleri hem hatim edilmeli; hem de yeniden başlanmalı. Bundan sonra da duasını okur.

    Kur'an-ı Kerimi haftada bir defa hatmedenler, cuma günleri ha-timlerini yaparlarsa daha faziletli olur. Çünkü, cuma, hafta günlerin en faziletlisidir.

    PAZARTESİ GÜNÜNÜN FAZİLETİ

    BU DELAİL-İ HAYRAT kitabını haftada bir defa hatim etmek is-teyenlerin ise, pazartesi günleri hatmetmeleri ve aynı gün yeniden başlamaları uygun ve en münasibidir. Çünkü, Resulüllah S.A. efen-dimiz, pazartesi günü uğur, bereket, fevz ve saadetle doğup dünyayı şereflendirmişlerdir.

    Resulüllah S.A. efendimiz, pazartesi günü, bütün insanlara ve herşeye şamil olmak üzere Alemlere rahmet olarak nübüvvet ve risa-letle şerefyab oldu.

    Resulüllah S.A. efendimiz, pazartesi günü, vahyin ilkine nail ol-du; vahyin feyzine erdi.

    İlahi kitapların en faziletlisi ve en şereflisi olan Kur'an-ı Azimüş-şan pazartesi günü nazil olmaya başlamıştır.

    Resulüllah S.A. efendimiz, miraca yükselme şerefine pazartesi günü nail oldu. Dolayısı ile:

    «Sonra yaklaştı, derken sarktı; iki yayın birleşimi kadar, hat-ta daha da yakın oldu.» (53/8-9)

    Ayet-i kerimesi ile beyan edilen sırra mazhar oldu. O an, Resu-lüllah S.A. efendimizin vakitlerinin en faziletlisi idi. Keyfiyetsiz ola-rak, baş gözü ile Yüce Hakkın cemalini görme şerefine ulaştı. Hadde hesaba gelmeyen nimetlere nail oldu.

    Bütün bu olanlar, Resulüllah S.A. efendimize cümle peygamber-lerden üstün bir imtiyaz ve iftihar vesilesi olmuştur.

    Medine-1 Münevvere'ye saadetle hicreti ve oraya dühulü yine pa-zartesi günü vaki olmuştur.

    Yine, Resulüllah S.A. efendimizin beka sarayına teşrifleri pazar-tesi günü vaki olmuştur. Yüce Hak, cümlemize onun şefaatını nasib ey-lesin. Amin!.

    YanıtlaSil
  91. KARA DAVUD

    389

    الله الرحمن الرحيم صلا للهُ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلِينَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اللَّهِ وَصَحْهُ وسَلَّمَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَازْوَاجِهُ وَذَتَهِ كَما صَلَّتْ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمد وَازْوَاجِهُ وَذُرِّيَّتِهِ كَمَا بَارَكَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى إِلَهِ كَمَا صَلَّتْ عَلَى ابراهيمَ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى ال محمد كما بارك على ال ابراهيمَ فِي العَالَمِينَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مجيد اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ

    EL-HİZB'ÜL EVVELÜ Fİ YEVM'İL-ISNEYNİ

    FASLÜN Fİ KEYFİYET'İS-SALATI ALEN-NEBİYYİ ALEYHİSSELAM

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Sallallahü alâ seyyidina ve mev-lana Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellem.

    1. Allahümme salli alâ Muham-medin ve ezvacihi ve zürriyetihi ke-ma salleyte ala İbrahime ve barik alå Muhammedin ve ezvacihi ve zür-riyyetihi kema barekte alâ âli İbrahi-me inneke Hamidün Mecid.

    2. Allahümme salli alâ Muham-medin ve alâ âlihi kema salleyte ala İbrahime ve barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema barek-te alâ âli İbrahime fil-âlemine inne-ke Hamidün Mecid.

    3. Allahümme salli alâ Muham medin ve âli Muhammedin kema sal-leyte alå İbrahime......

    BİRİNCİ BÖLÜM PAZARTESİ GÜNÜ BAŞLANIR

    **

    BU FASIL PEYGAMBER ALEYHİSSELAM'A SALAVAT OKUMANIN KEYFİYETİNE DAİRDİR

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile..

    Alah-ü Taâlâ, seyyidimiz ve mevlânız Muhammed'e, onun âline ve asha-bına salat ve selânı eylesin.

    1. Allahım, Muhammed'e salát eyle; onun zevcelerine ve zürriyetine de. İbrahim'e ettiğin salât gibi.. Muhammed'e bereket ihsan eyle; onun zevcelerine ve zürriyetine de.. İbrahim'in âline bereket ihsan eylediğin gibi.. Sen, Hamid'sin, Mecid'sin.

    2. Allahım, Muhammed'e salât eyle; âline de salât cyle. İbrahim'e salât eylediğin gibi.. Muhammed'e bereket ihsan eyle; Muhammed'in âline de.. Alenı-lerde İbrahim'in âline bercket ihsan eylediğin gibi.. Sen, Hamid'sin, Mecid'sin.

    3. Allahım, Muhammed'e salát eyle; Muhammed'in âline de.. Ibrahim'e salât eylediğin gibi

    (Devamı: 431. Sayfada)

    YanıtlaSil
  92. DELAIL I HAYRAT ŞERHİ

    390

    Resulüllah S.A. efendimizin sayılan bu halleri, hep pazartesi gü-nü olduğu için, o günde Resulüllah S.A. efendimize salât ile dua et-mek, DELAIL-1 HAYRAT'ı hatmetmek uygundur.



    Salavat-ı şerife büyük bir iştir; üstün bir vazifedir. Bunun için, Resulüllah S.A. efendimize okunacak salavat-ı şerifeye besmele ile başlamak uygundur. Dolayısı ile Müellif merhum salavata besmele ile başladı:

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile.

    Burada besmelenin manası şudur:

    Dünyada ve âhirette, nimetleri ihsan eden, şanı yüce Hazret-1 Al-lah'ın ism-i şerifi ile başlarım.

    Allah-ü Taâlâ, SEYYİDİMİZ ve MEVLAMIZ Muhammed'e, onun ALİNE ve ASHABINA SALAT ve SELAM eylesin.

    Burada SALATın manası şudur:

    Allah-ü Taâlâ onları çeşitli yollardan büyük eylesin; ikram ey-lesin. Her çeşit lütuf ve ihsanları ile onlara muamele edip ikram ey-lesin.

    SEYYİDİMİZ.

    Lafzını da şu şekilde açıklamak gerekir: Bizim ulumuz, efendimiz, evvellerin ve âhirlerin efendisi..

    MEVLAMIZ.

    Lafzını da şu manaya almak icap eder: Yardımcımız, sahibimiz, Alemlerin sahibi.

    ÅL.

    Kelimesinin ifade tetiği mana ise şudur: Resulüllah S.A. efendi-mize tabi olup ümmetliğini kabul, nübüvvet ver isaletini tasdik eden-lerin cümlesi..

    ASHABINA.

    Lafzına gelince.. şöyle anlatabiliriz:

    Yukarıda anlatılan manada, her nekadar ashab dahil ise de, du-rumları aslında ayrıdır. Onlar, Resulüllh S.A. efendimizin sohbetine nail olmuşlardır. Mübarek meclisinde oturmuş, çeşit çeşit rahmet ni-metlerine vásıl olmuşlardır. Bu sohbetten elde ettikleri feyiz dolayısı lle, amellerine verilen sevap cümleden fazla olmuş; bolca ecir veril-miştir. Öbür âlemdeki makamları anlatılan manada üstündür.

    İşte, anlatılan manalar dolayısı ile, A L'dan ayrı olarak zikredil-miştir. Nitekim bu mana:

    Melekler ve Ruh iner.» (97/4)

    Ayetinde görülmektedir. Ruh da bir melek olduğu halde, onlar-dan ayrı olarak zikredilmiştir.

    YanıtlaSil
  93. KARA DAVUD

    - SELAM EYLESti.

    cümlesini de söyle anlatabiliriz:

    391

    Şanı yüce Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize, onun âline katlarından, tabiatlarına aykırı olduğu için istemedikleri şeylerin ve ashabına dünya ve âhiret sıkıntılarından, zorluklarından, mesak-cümlesinden selamet ihsan eylesin.

    Sehliye nüshasında, mutemet nüshaların pek çoğunda, yukarıda anlatıldığı gibi besmele salavat-1 serife ile beraber gelmiştir. Bazı eski nüshalarda ise besmele yazılıp salavat yazılmamıştır. Halkın ellerinde gezen bazı nüshalardaysa, besmele ve salavat yazılmamıştır. Aşağıda görüleceği gibi:

    Allahım, salât eyle.

    Diyerek salavata girilmiştir.

    KADI IYAZ MERHUM

    Burada, bilinmesi gereken bir hususu anlatalım.

    Resulüllah S.A. efendimizin medhi ve senası ve yüce şanını anlat-ma babında: EŞ-ŞİFA Fİ HUKUK'İL-MUSTAFA ismi ile müsemma kitabın müellifi EB'ÜL-FAZIL IYAZ b. MUSA b. IYAZ b. ÖMER b. MUSA b. IYAZ hicri tarihin 476. (veya 466) (M. 1170-1180) senesi şaban ayı ortasında Yemen ikliminin Yahsup diyarından dünyaya gelmiştir. Allah kabrini pür nur eylesin.

    Bu zat, zamanında eşsiz bir kimse idi; asrında eşi bulunmaz bir zattı. Kâmildi; ilim ve amelde, tarikat erbabının önderi idi. Şeriat as-habı ona uyardı. İlmin değişik çeşitlerinde mahir bir kimse idi. Otu-za yakın, tasniť ve telif ettiği eseri vardı. Daima tarikat erbabını ir-şad eder; faydalı ilimleri öğretirdi. Şer'i hükümleri icra ile kadı ol-muştu.

    oldu. Faris diyarında ve başka yerlerde, hep anlatılan işlerle meşgul

    Hicrî tarihin 544 (M. 1149) senesi cemaziyelâhir ayının yedinci günü ki, o gün cuma idi; Marakeş'te ebedi âleme göçtü. Bazıları da, bu zatın vefat tarihi için:

    Ramazan ayında vefat etti.

    Diye anlatmışlardır.

    Adı geçen EB'ÜL-FAZIL, bu DELAİL-İ HAYRAT müellifi zatın vasıtalı olarak şeyhi idi. Bundan başka, o zatın yazdığı ŞİFA kitabı dahi misli bulunmaz bir eserdi. Çok üstün faydaları, yüce faziletleri içinde toplamıştı. Müellif, musannif ve derin âlimler arasında gayet makbul olup, hepsi ona rağbet ederdi. O zatın, KEYFİYET-I SALAT bahsinden aldıkları salavat-ı serifeler, en faziletli salavat-ı şerifelerdir.

    YanıtlaSil
  94. easy

    259

    1926. Ayıyı vurmadan derisini yüzmeyelim.

    7927. Avinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. (Actions speak louder than words: Davranışlar, sözlerden daha vüksek sesle konuşurlar. Benzeri, Fransızcada

    da var.) 7929. Az eli aşta gör, çok eli işte gör. (Too many cooks spoil the broth: Cok fazla aşç corbayi berbat eder.)

    1928 . Aynı tür kuşlar, birlikte uçar.

    7931. Az söyleyen, çok rahat eder. (Least said, soonest mended: Ne denli az söylenirse, vanlış söz o denli telafi edilir. Az söylemek, çok söylemekten hayırlıdır.)

    7930. Az parası olanın, az derdi olur.

    7932. Az tamah, çok ziyan getirir. (Don't spoil the ship for a ha'p'orth of tar: Yarım kuruşluk katrandan tasarruf edevim derken, gemivi mahvetme! Başka bir benzeri: Graps all, lose all.)

    7933. Azı çalan, çoğu da çalar. (He who will steal egg, will steal the hen.)

    7934. Azı çoğa tut (say).

    7935. Baba bir hazine, kardes bir destek, arkadas ise her ikisidir.

    7936. Babası neyse, oğlu da odur. (Like father, like

    son.) 7937. Baharın ilk tohumu, her zaman güçlü bir ağaç olmaz

    . 7938. Bahsis (beles) atın dişine bakılmaz.. (Never look a gift horse in the mouth: Hediye verilen atın ağzına bakma.)

    7939. Balık, baştan kokar.

    7940. Balık ve arkadaşlık, üç günde kokar.

    7941. Balta, sapını edindiği ormana gider.

    7942. Bana kusurlarımı söyle, ama kendininkileri de düzelt.

    7943. Bardağı taşıran, son damladır.

    7944. Barışı istemeyene, Tanrı savaş verir.

    7945. Barışta asker, yazın bacaya benzer.

    7946. Baş ağrısı, kazanana aittir.

    7947. Baş ağrısına taç şifa vermez.

    7948. Başa gelen çekilir. (What can't be cured must be endured.)

    7949. Başarı, en iyi intikamdır.

    7950. Başarı, insanın istediğini elde etmesi; mutluluksa, elde ettiğini istemesidir.

    7951. Başarıyı en kötü biçimde kullanmak, onunla övünmektir.

    7952. Başı göklerde olanın ayağı çamurdadır.

    7953. Başkalarının konuştuğu lâfı gizlice dinleyen, kendi ayıbını işitir. (Benzeri, Fransızcada var.)

    7954. Başkasını size kötüleyen, sizi de başkasına kötüler.

    7955. Batacak gemiyi önce fareler terkeder.

    YanıtlaSil
  95. 258

    7897. Aptalda çok para durmaz.

    7898. Araba, atın önüne koşulmaz. (Benzeri Fransızcada da var.)

    7899. Araba devrilince (kırılınca, kırıldıktan sonra) yol gösteren çok olur. (It is easy to be wise after the event.)

    7900. Arayan belasını da bulur, Mevâsını da. (He that seeks finds.)

    7901. Ardında sopa, önünde öt bulunan eşek, daima ileri gider.

    7902. Arın yoksa bal olmaz, işin yoksa pul (para) olmaz.

    7903. Árife bir tek sözcük yeter. (Fransızcada da var.)

    7904. Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim. (Benzeri Fransızcada da var.)

    7905. Arkası acı olacak gibi görünürse, o tatlılıktan kaç!

    7906. Armağan getiren Yunanlılara karşı dikkatli ol! (Beware of Greeks bearing gifts!)

    7907. Armudun sapı var, üzümün çöpü var, demek.

    7908. Armut, ağacının dibine düser. (What is bred in the bone will never come out of the flesh.)

    7909. Artıklar, hiç yoktan iyidir.

    7910. Asılacak adam boğulmaz.

    7911. Asılmak da, evlenmek de baht işi, ama asılmak yeğ tutulur, çünkü onda sonuç daha kesin, acı daha kısadır.

    7912. Aşırı içtenlik, saygısızlık doğurur.

    7913. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır.

    7914. At çalındıktan sonra, ahırın kapısını kapar. (It's no use crying over spilt milk; Dökülen sütün ardından ağlamanın yararı yoktur.)

    7915. Ataklık, başarının başlangıcıdır.

    7916. Ateş iyi bir uşak ama kötü bir efendidir.

    7917. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. (No smoke without fire: Ateşsiz duman tlütmez.)

    7918. Ateşe ateşle karşılık verilir.

    7919. Ateşe ekmek ufakları atarsanız, şeytanı beslersiniz.

    7920. Atı suya götürebilirsiniz, ama su içmeğe zorlayamazsınız.

    7921. Atta, kadında soyluluk ara!

    7922. Ava giden avlanır. (The biter is sometimes bit.)

    7923. Avuç içindeki bir kuş, çalılıktaki iki kuşa değer. (Türkçe karşılığı: Bugünkü tavuk, yarınki kazdan iyi. Romence, Italyanca, Portekizce, İspanyolca, Almanca, İzlanda dili gibi başka dillerde de var.)

    7924. Ayağını yorganına göre uzat. (Cut your coat according to your cloth: Giysini kumaşına göre biç.)

    7925. Ayakkabım olmadığına üzülürken, yolda ayaksız bir adam gördüm.

    YanıtlaSil
  96. 257 7868. Ağaç, yaş iken eğilir. (You can't teach an old dog new tricks: Yaşlı bir köpeğe yeni oyunlar öğretemezsin.)

    7869. Ağır taş, yerinden oynamaz. (Still waters run deep: Sessiz sular derinden akar.)

    7870. Aheste hızlan! (More haste less speed: Daha az łuzla, daha çok çabala.) 7871. Ak akça, kara gün içindir. (Keep something for a rainy day.)

    7872. Ak itin, pamuk pazarına zararı vardır.

    7873. Ak karın altındaki pisliği, güneş ortaya çıkarır. (The filth under the white snow the sun discovers.)

    7874. Akıl, kişiye sermayedir. (Whom God wishes to destroy, he first makes mad: Tanrı kimi mahvetmek isterse, önce onun aklını alır.)

    7875. Akıllı adamın âşık olması, kimsenin yapamayacağı aptallıktır.

    7876. Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır.

    7877. Akıllı erkekler, yanlarında beyinsiz kadın istemez.

    7878. Akıllı, köprü arayıncaya dek, deli suyu geçer. (He who hesitates is lost.)

    7879. Akıllıya bir söz yeter.

    7880. Akıllıyı mantık yönetir, aptalı ise dayak.

    7881. Akılsızlar, akıllıların bir yılda yanıtlayamayacağı soruları bir satte sorarlar.

    7882. Akılsızlar ev yapar, akıllılar satın alır.

    7883. Aklın binlerce gözü var, gönlün bir tane.

    7884. Aklına geleni söyleyen, hoşuna gitmeyeni duyar.

    7885. Aksilikler hep üst-üste gelir. (Misfortunes never come singly.)

    7886. Akşamsa, yat; sabahsa, kalk, git. (Early to bed and early to rise, makes a man, healthy, wealthy and wise: Erken yatıp erken kalkmak, insanı sağlıklı, varlıklı ve akıllı kılar.)

    7887. Alçakgönüllülük bir erdemse, utangaçlık bir kusurdur.

    7888. Alışkanlıklar, tabiatı bile öldürebilir. (Shakespeare'in "Hamlet" tragedyasında geçer.)

    7889. Alışmış, kudurmuştan beterdir.

    7890. Altta kalanın canı çıksın. (Let the devil takes the hindmost: Bırak, şeytan en alt yeri alsın.)

    7891. Amasya'nın bardağı, biri olmazsa, biri daha. (There are as good fishes in the sea as ever come out of it.)

    7892. Anasına bak, kızını al; kenarına bak, bezini al.

    7893. Ancak ölmüş politikacıya halk, "devlet adamı" der.

    7894. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul-zurna az. (A word is enough to the wise.)

    7895. Ansızın gelen ün, tez söner.

    7896. Aptala bir şeyi yasaklayın, onu kesinlikle yapar.

    YanıtlaSil
  97. 256

    7843. Tereciye tere satılmaz.

    7844. Üç kadınla bir kaz, bir papaz yeri oluşturur.

    7845. Yaşamın sonuna dek eşeğe binmektense, bir yıl ata binmek yeğdir.

    7846. Yatağa yattığımda sorunlarımı giysilerimde bırakırım.

    7847. Yel durdurulamaz, ama yeldeğirmeni kurulabilir.

    7848. Yemiş, sapından uzağa düşmez.

    7849. Yoksulluk, tembelliğin ödülüdür.

    7850. Yürek, asla yalan söylemez.

    7851. Zaman, güller getirir.

    7852. Zaman, Tanrı'nın ve bizimdir.

    7853. Zeki kız çocuğu, deli karı.

    IRAK ATASÖZLERİ. Bak: ARAP ATASÖZLERİ

    İNGİLİZ ATASÖZLERİ

    7854. Acele işe, şeytan karışır. (Great haste, makes waste. Başka bir biçimi: More haste less speed.)

    7855. Acı çekmeden zevk alınmaz.

    7856. Acı geldi mi, tek başına gelmez, sürüyle gelir. (Shakespeare'in "Hamlet" tragedyasında geçer.)

    7857. Acı, kötü zevklerin karşılığıdır.

    7858. Aç ayı oynamaz. (A hungry man is an angry man: Aç insan, öfkeli olur. Aç adamla, şaka olmaz. Aç olan, kılıca sarılır.)

    7859. Aç gözlülük, genel olarak, öteki kötülükleri aç bırakır.

    7860. Aç köpek, fırın damı yıkar (duvarı deler).

    7861. Açıklanan yanlış, yarı onarılmış, demektir.

    7862. Adamı adam yapan giysidir.

    7863. Adı çıktı dokuza, artık inmez sekize. (Nothing succeeds like success: Bir başarı, daha büyük bir başarıya götürür.)

    7864. Affetmek denli yüce bir şey yoktur. (To err is human, to forgive divine: Hata insana özgü, affetmek ise Tanrı'ya özgüdür. İnsan beşer, kuldur, şaşar. Kul kusursuz/hatasız olmaz.)

    7865. Ağacı kurt, insanı dert yer. (Care killed a cat.)

    7866. Ağacı yemişinden tanırlar.

    7867. Ağacın meyvesine ulaşmak istersen, dalın ucuna gitmelisin.

    YanıtlaSil
  98. 36. Allah ve Resûlü bir meselede hüküm verdiği zaman, inanan bir erkek ve kadına, artık o işte, kendi (arzu ve heves)lerine göre (başka) tercih hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelir (onlar tarafından verilmiş hükümleri beğenmez, kendi tercihlerine önem verir)se, kesinlikle o, apaçık bir sapıklıkla sapmış olur. [krş. 4/65]

    (Allah ve Resûlü’nün, herhangi bir konuda koyduğu bir hüküm varken hiç kimse onun aksine bir tercih yapamayacağı gibi, başkası için de “isteyen yapsın, istemeyen yapmasın” diye bir serbesti tanıyamaz, bir ideolojik fikri dayatamaz. Çünkü ideolojiler hevâ ve heves putunun (25/43) söylem şekilleridir. Çünkü bu durumda yeni bir din icat etmiş ve sapıtmış olur ki Allah ve Resûlü’nün hükümlerine bağlı mü’minlerce itibar görmezler.)
    Ahzab Suresi 36 ayet

    YanıtlaSil
  99. Tevhid ve Şirk

    hafaza olunanla. İnsanlardan korkma-yın, benden korkun ve ayetlerimi az bir pahaya satmayın. Kim Allah'ın indirdi-ğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. Tevrat'ta onlar için, ca-na karşı can, göze karşı göz, buruna kar-şı burun, kulağa karşı kulak, dişe karşı diş ve yaralamalar için kısas vardır diye yazdık; kimi de, hakkını bağışlarsa, ken-disi için keffaret olur; kim Allah'ın indir-diğiyle hükmetmezse, işte onlar zalim-lerin ta kendileridir. Onların izlerince, kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona kendinde hidayet ve nur bulunan, önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve müttakî-ler için hidayet ve öğüt olmak üzere İn-cil'i verdik. İncil ehli Allah'ın (İncil) de indirdiğiyle hükmetsin; kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar fa-sıkların ta kendileridir. Sana da, ken-dinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onlar üzerinde koruyucu olarak Kitab'1 hakkla indirdik; aralarında Allah'ın in-dirdiğiyle hükmet ve sana hakk geldik-ten sonra onların arzu ve hevalarına uy-ma..» (Maide: 44-48)

    57

    YanıtlaSil
  100. 44. Hiç şüphesiz, içinde doğruya rehberlik ve nur (ahkâm ve öğütler)[19] bulunan Tevrat’ı biz indirdik. Kendilerini (Allah’a) teslim etmiş (olan) peygamberler, yahudilere onunla hüküm verirlerdi. Allah’ın Kitabı’nı korumaya memur edilmeleri ve o(nun doğruluğu)na şahit olmaları itibariyle Rabbe gerçek bağlı kullar (ihlaslı bilginler) ve din âlimleri (hahamlar) da (onun gerektirdiği gibi hüküm verirlerdi). Artık siz, insanlardan korkmayın; benden korkun ve benim âyetlerimi az bir değere (rüşvet ve dünya makamına) satmayın. Kim (elinde imkân olduğu halde inkâr ederek veya beğenmeyerek) Allah’ın indirdiği/bildirdiği (hükümleri) ile (ve yeniden tekrar bildirdiği bütün hükümler)iyle (veya ona uygun olarak) hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

    45. Biz, onda (Tevrat’ta) kendilerine yazdık ki, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralamalar için karşılıklı (misliyle) kısas (var)dır. Kim bu (kısas hakkı)nı hayır olarak bağışlarsa, o da kendi (günahları) için kefârettir. Kim (inkâr etmese bile) Allah’ın indirdiği/bildirdiği (hükümleri) ile (veya ona uygun olarak) hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.[20]

    46. Daha sonra da (o peygamberlerin) izleri üzerine, kendinden önceki (asıl) Tevrat’ı tasdik edici olarak Meryemoğlu İsa’yı gönderdik. Ona da içinde doğruya rehberlik ve nur bulunan, kendisinden önceki Tevrat’ın tasdikçisi, takvâlı olan (Allah’ın emirlerine aykırı hareketten sakınan)lara bir yol gösterici ve öğüt olmak üzere İncil’i verdik.

    47. Öyleyse İncil’e inananlar Allah’ın onun içinde indirdiği ile hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiği ile (veya ona uygun olarak) hükmetmezse, işte onlar fâsıklar (yoldan çıkmışlar)dır (demiştik).

    48. (Ey Resûlüm!) Sana da kendinden önceki (ilâhî) kitap(ların asılların)ı tasdik edici ve onlara gözcü/koruyucu olmak üzere hak olan Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik. O halde (seni hakem yaparlarsa,) sen de aralarında Allah’ın indirdiği (Kur’an) ile hüküm ver ve sana gelen gerçek varken onların hevâ ve heveslerine (ve ona göre verdikleri hükümlere) uyma! Biz, sizlerden her biriniz(in zaman içinde tekâmülü) için bir “şeri‘at ve minhâc”[21] koyduk. Allah dileseydi, elbette sizi (bir şeri‘ata bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği (birinden sonra diğerine tâbi olacağınız şeri‘atler) ile sizi imtihan etmek için (peygamberler gönderdi). Artık (son şeri‘at İslâm’da toplanıp) hayır işlerinde yarışın. Hepinizin dönüşü ancak Allah’adır. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size O haber verecek (ve sizi hesaba çekecektir).

    YanıtlaSil

  101. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    215 1 Esselamü aleyküm ey müminler kavminin yurdu. Siz önden gidicisiniz, biz de peşinizden, size kavuşacağız. Ey Allahım! Onların ecrinden bizi mahrum etme. Ve onlardan sonra bizi fitneye uğratma. Hz. Âişe (r. anha)
    215 2 Esselamü aleyküm ey müminler kavminin yurdu. Biz size kavuşacağız. "İnnâlillah ve innâ ileyhi râci'ûn." Sizler büyük bir hayra nail oldunuz. Ve dünya şerrini de atlattınız. Hz. Beşir (r.a.)
    215 3 Selam, sözden evveldir. Hz Cabir (r.a.)
    215 4 Selam sualden evveldir. Selamdan evvel sual sorarlarsa cevap vermeyin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    215 5 Selam, Allah (z.c.hz)'lerinin isimlerinden büyük bir isimdir. Onu halkı arasıda zimmet kılmıştır. Bir müslüman bir müslümana selam verdi mi, artık onu, hayırdan başka türlü yad etmek haramdır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    215 6 Esselamü aleyküm ey çocuklar. (Efendimiz(s.a.v) çocuklara rastladığında kendilerine selam vermiştir.) Hz Enes (r.a.)
    215 7 Kılıçlar Cennetin anahtarıdır. Hz. Yezid İbni Şecere (r.a.)
    215 8 Kılıçlar, mücahidlerin ridalarıdır. (Kılıç, kendisini şeref verici bir şeydir.) Hz Ebu Eyyub (r.a.)
    215 9 Evde bir koyun bir berekettir. İki koyun iki, üç koyun da üç berekettir. Hz .Ali (r.a.)
    215 10 Evde koyun berekettir. İki koyun iki, üç koyun da üç berekettir. Hz. Ali (r.a.)
    215 11 Şam, Allah (z.c.hz) lerinin beldeler içinde seçtiği bir beldedir. Şam'dan başka yere giden kimse, Onun gadabı ile çıkar. Dışarıdan Şam'a gelen ise Rahmetle gelir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    215 12 "Şâhid" arefe günü ve Cuma günüdür. "Meşhûd" ise kıyamet gününde vaad olunandır. (Burç suresindeki "Şahid" ve "Meşhud" kelimelerinin izahıdır) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    215 13 Gençlik, delilikten bir şube ve kadınlar da şeytanın tuzağıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    215 14 Kış Müminin baharıdır. Hz. Ebû Said (r.a.)
    215 15 Kış müminin baharıdır. Gündüzü kısa olur, oruç tutar. Gecesi uzundur, gece ibadeti yapar. Hz. Ebû Said (r.a.)
    215 16 Şirk, ümmetimde, düz taşta karanlık gecede karıncaların gezinişinden daha gizlidir. Alameti, adaletsizlikten dolayı muhabbet ve adaletten dolayı da buğz etmektir. Ve din, Allah için sevgi ve Allah için Buğz'dan başka nedir? Allah Teala buyurdu ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız Bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin." Hz. Âişe (r. anha)
    215 17 Bir adamın mevkii dolayısıyla amelde bulunmak gizli şirk olur. Hz. Ebû Said (r.a.)
    215 18 Abdest suyunun artanından içmek yetmiş türlü derde devadır. Bunun en aşağısı da "Hem" dir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)

    YanıtlaSil
  102. ŞİRK
    الشرك
    Kâinatı yaratan ve idare eden en yüce varlığın ulûhiyyetine ortak tanıma anlamında bir terim.
    İlişkili Maddeler
    TEVHİD
    Allah’ın zâtında, sıfatlarında, mâbud oluşunda bir ve tek olduğunu zihin ve kalp yoluyla kabul etme anlamında terim.
    VAHDÂNİYYET
    Şerikinin olmaması anlamında Allah’a nisbet edilen selbî sıfatlardan biri.

    Müellif: MUSTAFA SİNANOĞLU
    Sözlükte şirk “ortak olmak” ve “ortaklık”; “ortak koşmak” anlamındaki işrâktan isim konumunda bulunan şirk ise küfür demektir. Şirk koşana müşrik, şirk koşulana şerîk denir (Lisânü’l-ʿArab, “şrk” md.; Kāmus Tercümesi, “şrk” md.). Terim olarak “Allah’ın zâtında, sıfatlarında, fiillerinde veya O’na ibadet edilmesinde ortağı, dengi yahut benzerinin bulunduğuna inanma” demektir. Tek Tanrı’ya inanmanın karşıtı olan inanç türleri Grekçe polus (çok) ve theos (tanrı) kelimelerinden oluşan politeizm (polithéisme) kavramıyla ifade edilir. XIX. yüzyılın evrimci din anlayışına göre insanlık politeist dinlerden önce ataların ruhlarına ve tabiat üstü varlıklarla temellendirilmiş basit inanç ve ritüellerden oluşan ilkel dinlere inanıyordu. Daha sonra toplumlar politeizm ve monoteizme ulaşmıştır, modern dönemde ise ilmî ateizm etkin hale gelmiştir. Wilhelm Schmidt’in monoteizm teorisine göre ise başlangıçta insanlığın inancı monoteizm idi. Âdem ve torunları monoteist olmakla birlikte onunla Nûh arasında ve Nûh’tan sonra geçen dönemlerde politeist inançlar monoteizmden sapma şeklinde ortaya çıkmıştır. Peygamberler insanlığa monoteizmi tebliğ etmiştir. Bazı araştırmacılar, semavî dinlerin öğretileri yanında Afrika, Avustralya ve Amerika’daki kabilelerde gökle ilgisi olan, değişmeyen, görülemeyen ve ahlâkî talepleri bulunan bir Tanrı inancının varlığından hareketle başlangıçta insanlığın dinî hayatının monoteist niteliği taşıdığı yolundaki tezi daha tutarlı bulmuşlardır (Encyclopedia of Religion, IX, 6156). Keşif öncesi Güney Amerika’da, Batı Afrika’nın Yoruba halkı içinde ve Polinezya gibi ilkel toplumlarda bulunmasına rağmen politeizmin Antik Yunan, Roma, Yakındoğu, Çin, Hindistan gibi kültürlerde ilkel kabileler sonrası bir fenomen olarak ortaya çıktığına dikkat çekilmiştir. İlkel toplumlar gelişmiş kültürlere geçerken inançlarının güç ve yetenek hiyerarşisine dayalı yapılanmalardan etkilendiği, meselâ Antik Yunan politeizminin şehir devletlerinde geliştiği düşünülmektedir. Politeist dinlerde tanrıların birden çok ismi olabilir ve her isim belirli bir rol, özellik ya da hikâyeyi ifade edebilir. Antik Yunan ve Hint kültüründe tanrılar mitolojiye konu olacak biçimde kişisel ve ulaşılabilir niteliklere bürünmüşken Antik Roma’da mitolojik bir alt yapı bulunmamaktadır. Tanrılar sınırsız bilgiye ve güce sahip değildir. Politeist dinlerde uzun bir zaman diliminde kültürel etkileşimlerle gelişen ve bir hiyerarşiyle sıralanan tanrılar vardır. Bunlar ilgili toplumlardaki sosyal ve siyasal hiyerarşiden etkilenmiştir. Hinduizm’deki avataralar gibi önem verilen bazı insanlar zamanla tanrılaştırılmıştır. Bir kısım araştırmacılar, çok tanrılı inancın kādir-i mutlak bir tanrıya inancı da (henoteizm: bir büyük tanrı egemenliğindeki çok tanrıya inanma) içerebileceğini belirtirken bazıları politeist dinlerdeki henoteist eğilimlerin monoteizme geçiş süreci biçiminde görülebileceğine işaret etmişlerdir (ERE, X, 112-114; Encyclopedia of Religion, XI, 7315-7319).

    YanıtlaSil
  103. Eski Yunan filozofları arasında iyiliklerin kaynağı olan bir ilâhî gerçeklikten bahsedildiği ve âlemin ilâhî akılla yönetildiği yolunda bir inancın izleri bulunmakla beraber o dönemde mitolojiyle gelişen çok tanrıcı dinin hâkim olduğu bilinmektedir. Mısır’da çok tanrıcılık telakkisi yaygınken milâttan önce XIV. yüzyılda Firavun IV. Amenofis zamanında Aton isimli tek tanrı inancı gelişmiş, diğer tanrılar ve onlara bağlı kültler dışlanmış, fakat IV. Amenofis’in ölümünden sonra tekrar çok tanrıcılığa dönülmüştür (a.g.e., IX, 6156-6157). Hinduizm’in Vedalar’ında çok tanrılı ve natüralist bir inanç sistemi vardı; sonraki kutsal kitapların çoğu bu politeizmi tek tanrı inancının sembolik anlatımı diye yorumlamıştır. Upanişadlar’ın ortaya çıkışından itibaren Hinduizm tevhid inancına yönelmiş, Vedalar’da önemsiz bir tanrı olan Brahma tek tanrı haline gelmiştir. Ancak halk arasında Brahma, Vişnu, Şiva üçlüsünden oluşan henoteist telakki etkinliğini sürdürmektedir. Esasen tek tanrıcı Hindu eğilimi diğer tanrıları inkâr etmez. Buda’dan nakledilen iman ikrarında tek Tanrı’dan bahsedilmemekle birlikte inkâr cihetine de gidilmez. Ancak Buda’nın ilgi odağı haline gelmesi onun tanrılaştırılmasına yol açmıştır. Yayıldığı yerlerde birçok din ve inançla karışan Budizm çeşitli ülkelerde ayrıntılarda farklı tanrı anlayışlarına sahip olmuştur. Genelde Mahayana Budizmi’nde budaların ve bodhisattvaların çokluğuna inanılır, fakat bazı ekollerde budalardan birinin öne çıkarılarak ibadet edilen ulu varlık haline getirildiği görülür. Mahayana Budizmi’nde tanrı kavramı ilk prensip olarak kabul edilir. Vajrayana Budizmi’nde Büyük Güneş Budası ile beraber diğer ilâhî varlıkların mevcudiyeti söz konusudur. Budizm’de monist bir tanrı anlayışı bulunuyorsa da belirgin bir tevhid inancından bahsedilemez (a.g.e., IX, 6157).

    Çok tanrılı dinlerde ilâhî varlıkları temsil ettiğine inanılan obje ve figürlere tapınmaktan ibaret olan putperestlik de şirk kavramı içinde yer alır. Yunanca “eidolon” (put) ve latreia (tapınma) kelimelerinden türetilen “idolatry” ile Latince “pagan”dan (köylü, taşralı) türeyen “paganizm” (paganisme) ile ifade edilen putperestlik “sûret ve temsillere yanlış sebeplerle değer verme veya tâzimde bulunma” şeklinde tanımlanır (Barfield, s. 110-111). İslâm kaynaklarına göre putperestlik Hz. Nûh döneminde başlamış, Âd ve Semûd kavimleriyle sürmüştür (Zemahşerî, IV, 164). Hz. İbrâhim putperest kavmiyle mücadele etmiş, fakat putperestlik geleneği onun soyundan gelenler ve başta Harrânîler (Keldânîler/Nabatîler) olmak üzere diğer milletlerde devam etmiştir. Putperestliğin sebepleri arasında, insanların tevhid inancını koruyamamaları ve putların tanrı ile kendileri arasında şefaatçi olacağı gibi dinî faktörler yanında sosyokültürel faktörler üzerinde de durulmuştur (Encyclopedia of Religion, VII, 4356-4365).

    YanıtlaSil
  104. Tanrılarla insanlar arasında aracı konumunda bir varlığın bulunduğu inancı çeşitli dinlerde yer almış, ancak insanlar melek, şeytan, cin ve ataların ruhları gibi görülemeyen tabiat üstü varlıklara da ilâhlık nisbet ederek şirke düşmüştür. Kişi ile tanrılar arasındaki ilişkiyi semavî dinlerden farklı biçimde kuran politeist dinlerin bazıları meleklerin fonksiyonunu yerel tanrılar şeklinde algıladıkları varlıklara vermişlerdir (DB2, s. 32-33; ER, I, 282-283). Bazı dinlerde fonksiyonları birbirine karıştırılan tabiat üstü varlıklar tanrı olarak algılanmıştır. Batı dillerinde görülen “cin” anlamındaki “demon” kelimesi, tanrı ile insan arasında vasıta olan yarı tanrı bir varlık biçiminde Ortaçağ sonlarının Latince’si yoluyla Yunanca “daimon”dan gelmiştir. Greko-Romen döneminin sonlarında daimon Latince “genius” gibi yarı tanrı, yarı insan yahut ikinci dereceden ruhlar için kullanılmıştır. Hintliler melek ve cin kavramlarını birbirine karıştırmış, insanlara iyilik yapan yarı tanrı melek anlayışını benimsemiştir. İslâm dininde ise Allah, melek, şeytan, cin ve peygamberlerin nitelikleri ve fonksiyonları kesin biçimde belirlenmiştir (Encyclopedia of Religion, IV, 2275-2282).

    Hz. Mûsâ’ya verilen on emirde, “Benden başka tanrın olmayacak; kendine yukarıda gökyüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın” şeklinde yer alan ifade (Çıkış, 20/3-5) Yahudiliğin tevhid inancına dayandığını kanıtlamaktadır. Bununla birlikte Tevrat’taki tek Tanrı inancının evrensel bir monoteizm mi yoksa İsrâil kavmine ait millî bir Tanrı anlayışı mı olduğu konusu tartışılmıştır. İsrâiloğulları’nın başlangıçtan itibaren monoteist bir inancı benimsediği görüşüne rağmen eski İsrâil dininin ilk döneminde çok tanrılı inanç hâkim iken sonraları başka tanrıların varlığını tanıyan, fakat onların üzerinde ve sadece İsrâiloğulları’nın ibadet etmekle yükümlü kılındığı bir tür millî tanrı telakkisinin ve nihayet İsrâil peygamberleri tarafından tebliğ edilen tevhid inancının hâkim olduğu dönemlere geçildiği tezi de ileri sürülmüştür. Bazı sapmalara rağmen İsrâil için gerçek anlamda tek yaratıcı, vahyedici ve yargılayıcı tanrı fikri Tanah literatüründeki temel anlayış olmuştur. Tek tanrı inancının İsrâiloğulları arasında tam benimsendiği ve yaygın hale geldiği dönem sürgün sonrasına rastlamaktadır. Yahudiliğin ilk âmentüsünü ortaya koyma girişiminde bulunan Philo ile Ortaçağ yahudi düşünürlerinden Saîd b. Yûsuf el-Feyyûmî’nin tevhid anlayışına vurgu yapmasının yanı sıra yahudi düşünürü İbn Meymûn on üç maddelik iman esasının ilk beşinde Tanrı’nın yaratıcı, tek, cisimsiz, ilk ve son oluşuna ve ibadetin yalnızca O’nun için yapılmasına yönelik bir imanı şart koşmuştur. Günümüzde geleneksel veya Ortodoks Yahudilik, İbn Meymûn’un inanç esasları üzerine temellenen Tanrı anlayışını büyük ölçüde devam ettirirken diğer modern yahudi mezheplerinde yaratıcı ve yaşayan Tanrı inancından panteist ve tabiatçı Tanrı fikrine uzanan değişik anlayışlar benimsenmiştir (Gürkan, s. 76-85; Jacobs, s. 291-298; Encyclopedia of Religion, IX, 6157-6158; Encyclopaedia Judaica, XIV, 448-450).

    YanıtlaSil
  105. On emirde İsrâiloğulları’na Rab Yahve’den başka Tanrı edinmeleri, Tanrı’yı yaratıklara benzeterek putunu yapmaları ve o putlara tapınmaları yasaklanmıştır (Çıkış, 20/3-5; ayrıca bk. Levililer, 26/1; Tesniye, 4/15-19, 5/6-9). Mûsâ, kendisinden sonra başka milletlerin etkisinde kalarak putlara tapmamaları konusunda kavmini uyarmış (Tesniye, 7/1-5), onun ardından Yeşu (Yeşu, 24/14-15) ve sonraki peygamberler bu tür uyarıları sürdürmelerine rağmen İsrâiloğulları, başta Ken‘ânîler olmak üzere karşılaştıkları milletlerin etkisinde kalıp ibadetlerine bazan putperest unsurlar karıştırmış (Hâkimler, 3/5-6, 7/1-13, 8/22-27; krş. el-A‘râf 7/138-140; Fahreddin er-Râzî, XIV, 222-224), zaman zaman başka milletlerin tanrılarına, güneşe, aya, Baal ve Astarte gibi şeylere tapmışlardır (Hâkimler, 10/6; I. Samuel, 7/4, 12/10; I. Krallar, 11/7, 33; II. Krallar, 17/30-31, 21/1-9, 23/4-14; Yeremya, 2/8, 7/9; Amos, 5/26; Y. Leibowitz, s. 445-449). Yahudilik’te melek, cin ve şeytan inancının mahiyeti Bâbil sürgünü öncesi ve sonrası devirlerde Mezopotamya, Ken‘an ve İran kültüründen etkilenerek dönemlere bağlı farklılıklar göstermiştir.

    Hıristiyanlığın tanrı inancı monoteist kaynaklı olup hıristiyan teologlar dinlerini aynı nitelikte görmekte, baba, oğul, Rûhulkudüs’ten oluşan klasik teslîs doktrinini monoteist bakış açısıyla yorumlamaktadır. Ancak bu üç kavrama başvurmadan Hıristiyanlık’taki Tanrı inancını açıklamak mümkün değildir. Kilise Tanrı kavramını bir sır diye kabul etmekte ve bu konudaki açıklamaları daha çok sembolik bir dille yapmaktadır. Yeni Ahid’deki Tanrı tasviri yahudi anlayışından farklı değildir. Yeni Ahid’de ne Îsâ’nın Tanrı olduğuna ne de teslîse ait bir iz vardır. İlk dönemde kilisedeki yahudi kökenli Tanrı inancı, yaklaşık I. yüzyılın sonuna doğru Yeni Eflâtuncu felsefenin etkisi ve Yunan-Roma kökenli insanları hıristiyanlaştırma amacının sonucunda şekil değiştirmeye başlamıştır. Böylece Tanrı kavramı biri teslîs, diğeri Tanrı’nın enkarnasyonu olarak Îsâ figürü ile ilişkilendirilmiştir. Yuhanna İncili’nde ilâhî kelâmla Tanrı fikrinin iç içe bulunduğuna bakılırsa Îsâ’nın tanrısal konuma yükseltilmesi daha önce gerçekleşmiştir. Tanrı’nın bedenleşmiş olabileceği fikrine ait en erken metinlerden biri Filipililer’e Mektup’ta görülür (2/6-11). IV. yüzyıla gelindiğinde kilise, teslîse dayalı bir Tanrı anlayışını ve Îsâ’nın Tanrı’dan bir parça halinde yeryüzünde cisimleşmiş

    YanıtlaSil
  106. olduğunu kabul etmişti. Kilise teslîs fikrinin politeizme yol açmasını engellemek için teslîsteki üç unsurun mahiyetini onların birliğinden teşekkül eden tek Tanrı’nın mahiyetinden ayırt etme ihtiyacını duymuştur. Buna göre Tanrı’da hem tek bir tabiat (mia ousia) hem de üç kişilik (treis hupostaseis) mevcuttur (New Catholic Encyclopedia, VI, 270-280; XIV, 189-201). Putperestliğe Yeni Ahid metinlerinde sıkça değinilmektedir. Galatyalılar’a Mektup’ta (4/8) hiçbir gerçekliği olmayan putperest tanrılarının ortak yönüne temas edilmiş, Korintoslular’a Birinci Mektup’ta (10/19-20) putlara kurban sunanların aslında cinlere kurban sunmuş oldukları belirtilmiştir. Pavlus putperestliği ağır bir günah diye kabul etmiş (Korintoslular’a Birinci Mektup, 5/10-11, 6/9, 10/7, 14; Galatyalılar, 5/20; Efesoslular, 5/5; Koloseliler, 3/5), Petrus’un Birinci Mektubu’nda (4/3) hıristiyanların putlara ibadeti reddetmeleri gerektiğinden söz edilmiştir. Hıristiyanlığın özellikle Roma İmparatorluğu’na bağlı vilâyetlerde hızla yayılışı kiliseyi pagan kültlerine karşı açık bir tavır almaya sevketmiştir (Encyclopedia of Religion, VII, 4356-4365). Hıristiyanlık tarihinde ikona olarak adlandırılan aziz ve azize resim ve tasvirlerine tâzim konusu putperestlik tehlikesi taşıdığından hıristiyan din adamları arasında tartışılmış ve kiliselerden ikona, resim ve heykellerin kaldırılması mücadelesinin verildiği ikona karşıtı bir dönem yaşanmıştır. Aralarında çeşitli farklılıklar olsa da Katolik ve Ortodoks mezhepleri II. İznik Konsili’nde alınan karar gereğince ikonalara saygı göstermekte, Protestanlar ise kiliselerdeki resimler karşısında daha ihtiyatlı davranmaktadır. Hıristiyanlık’ta melek, cin ve şeytan anlayışları fonksiyonları itibariyle birbirine karıştırılmış ve Yahudilik, Maniheizm, gnostisizm, Greko-Romen düşüncesi, yahudi apokrif ve apokaliptik geleneklerinin tesiriyle mahiyetleri şekillenmiş olmakla beraber bu varlıklara Tanrı’ya eş koşulacak bir ilâhlık nisbet edilmemiştir.

    YanıtlaSil
  107. İslâm’a Göre Şirk. Kur’ân-ı Kerîm’de şirk kavramı aynı kökten türeyen isim ve fiillerle birçok âyette geçmektedir. “Cenâb-ı Hakk’ın ulûhiyyetine ortak tanıma” anlamındaki şirkin muhtevası Kur’an’da “küf’/küfüv” (denk, benzer), “misl” (eş, benzer), “velî/vâlî” (dost, efendi), “nid” (özünde benzeri), “şefî‘” (şefaatçi) ve “şehîd” (yardımcı, lehte şahitlik yapan) kelimeleriyle ifade edilmiştir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem; Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât; Lisânü’l-ʿArab, “şrk”, “kfʾ”, “ms̱l”, “vly”, “ndd”, “şfʿ”, “şhd” md.leri). Kur’an’da Allah’ın varlığı ve birliği inancının birçok âyette açıkça ifade edilmenin yanı sıra herhangi bir varlığın O’nun ulûhiyyetine ortak koşulmaması, sadece O’na kulluk edilmesi, ancak O’ndan yardım istenmesi ve O’na sığınılması (er-Ra‘d 13/36; el-Kehf 18/110; el-Cin 72/20), şefaatin ancak Allah’tan beklenmesi ve O’nun izniyle gerçekleşeceğine inanılması (el-Bakara 2/255; Yûnus 10/3; ez-Zümer 39/44) emredilmektedir. Câhiliye Arapları’nda belirtilerine rastlandığı gibi müşrikler ay, güneş ve yıldızlar gibi gök cisimlerine ulûhiyyet nisbet etmişlerdir (Cevâd Ali, VI, 50-61). Kur’an’da ise sözü edilen varlıklar ve oluşumların Allah’ın varlığını ve birliğini kanıtlayan belgelerden sayıldığı, bu varlıklara değil onları yaratan ve yöneten Allah’a secde etmenin gerektiği bildirilmiştir (Fussılet 41/37). Müşrikler duyularla idrak edilemeyen cin ve melek gibi varlıklara da ulûhiyyet izâfe etmiş, bunları Allah’a ortak koşmuş, O’na oğullar ve kızlar nisbet etmiştir (a.g.e., VI, 706-724). Kur’ân-ı Kerîm, Cenâb-ı Hakk’ın bu vasıflardan münezzeh olduğunu bildirmiştir (el-En‘âm 6/100-101). Müşriklerin ulûhiyyet nisbet edip tapındıkları varlıkları cismen temsil eden putlar da şiddetle reddedilmiştir. Kur’an’da Hz. Nûh’un kavmine ve Câhiliye Arapları’na ait bazı putların isimleri anıldıktan başka (en-Necm 53/19-20; Nûh 71/23) genel anlamda putlar için “ilâh, sanem, vesen, timsâl (heykel), ünsâ (dişi, güçsüz)” gibi kelimeler kullanılmıştır (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “elh”, “ṣnm”, “vs̱n”, “ms̱l”, “ens̱” md.leri). Onların Allah’a ortak koştukları putlar kimseye faydası veya zararı dokunmayan (meselâ bk. el-Mâide 5/76; Yûnus 10/18, 106), hiçbir şey yaratmayan ve kendileri yaratılmış olan (el-A‘râf 7/191-192), kendilerine bile fayda veya zarar veremeyen (er-Ra‘d 13/16), yaşatmaya ve hayata son vermeye, ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen (el-Furkān 25/3), hepsi bir araya gelse bir sinek bile yaratamayan, hatta sineğin kendilerinden kaptığı bir şeyi geri alamayacak kadar âciz varlıklar (el-Hac 22/73) diye nitelenir. Müşrikler putlara kendilerini Allah’a yaklaştırmaları (ez-Zümer 39/3), Allah katında şefaatçi olmaları (Yûnus 10/18) için taptıklarını ve atalarının da aynı yolu izlediğini söylüyordu (en-Nahl 16/35; ez-Zuhruf 43/20-22). Müşriklerin durumunun tasvir edildiği âyetlerde şirkin küfür olduğu belirtilmekte (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/151); Ehl-i

    YanıtlaSil
  108. kitap, Sâbiîler, Mecûsîler ve müşrikler küfre düşen gruplar diye sıralanmaktadır (el-Hac 22/17; el-Beyyine 98/1, 6). Yahudilerin Üzeyr’i, hıristiyanların Mesîh’i Allah’ın oğlu saymaları (et-Tevbe 9/30) ve Mesîh’e ulûhiyyet nisbet etmeleri küfür olarak nitelendirildiği gibi Hz. Îsâ’nın kavmini sadece Allah’a kulluk etmeye davet ettiği ve O’na ortak koşanlara cennetin haram kılınacağı yönünde uyardığı belirtilmek suretiyle (el-Mâide 5/72) bu tür inançların şirk niteliği taşıdığına ve zevcesi olmayan yüce yaratıcıya evlât nisbet etmenin aklıselim ile bağdaşmadığına dikkat çekilir (el-En‘âm 6/101). Kur’an’da müşriklerin atalarını taklit ederek akıllarını kullanmamaları, zannî bilgilerle hareket etmeleri, yalan söylemeleri (Yûnus 10/66; ez-Zümer 39/60), peygamberlerle ve inananlarla alay etmeleri (Hûd 11/38; Yâsîn 36/30), kendilerine yapılan tebliğe karşı büyüklük taslamaları (es-Sâffât 37/35; el-Câsiye 45/8-11), eleştirildikleri konularda atalarını taklit etmeyi mazeret göstermeleri (el-Bakara 2/170-171; Lokmân 31/21) gibi hususlar onların sosyopsikolojik özellikleri şeklinde belirginleşmektedir. Kur’an’a göre şirk Allah’ın asla bağışlamayacağı en büyük günah, doğru yoldan sapma (en-Nisâ 4/48, 116) ve büyük bir zulümdür (Lokmân 31/13).

    Şirk hadis kaynaklarında da genişçe yer almaktadır. Wensinck’in el-Muʿcem’inde yirmi sütunluk bir hacme ulaşan kaynakların özellikle iman bölümlerinde şirke çok sayıda atıf yapılmaktadır. Çeşitli rivayetlerde şirk sayılan inanç ve telakkiler, müşrikin vasıfları ve âhiret hayatındaki durumları açıklanmakta, iman en üstün itaat, şirk ise en büyük günah diye nitelendirilmektedir (Buhârî, “Edeb”, 6; Müslim, “Îmân”, 141-145; Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 18/7; Nesâî, “Taḥrîm”, 4). Hadislerde amellerine Allah’tan başkasını ortak eden kişinin şirkiyle baş başa kalacağı (Müslim, “Zühd”, 46), Cenâb-ı Hakk’ın kulları üzerindeki hakkının ortak koşmadan sadece O’na ibadette bulunmaktan ibaret olduğu belirtilmiştir (Müslim, “Îmân”, 49, 50). Hz. Peygamber, müşrik bir toplumda tevhid inancını yerleştirmeye çalıştığı için tevhide aykırı inançlara yol açabileceği kaygısıyla ilk dönemlerde kabir ziyaretini bile yasaklamış, daha sonra kabirlerin ziyaret edilip muhafaza altına alınmasını tavsiye etmekle beraber buraların ibadet yeri haline getirilmesini

    YanıtlaSil
  109. menetmiştir (Ebû Dâvûd, “Cenâʾiz”, 68; bk. Wensinck, Miftâḥu künûzi’s-sünne, “ḳubûr” md.). Bir hadiste Allah’tan başka herhangi bir şey üzerine yemin edilmesinin şirk sayıldığı da belirtilmiştir (Müsned, I, 47). Resûlullah, Hz. Ömer’in Câhiliye’den kalma bir alışkanlıkla babasının adına yemin ettiğini duyunca, “Allah atalarınız adına yemin etmenizi yasaklamıştır; yemin edecek kimse Allah adına yemin etmeli veya susmalıdır” demiştir (Tirmizî, “Nüẕûr”, 8). Naslardan çıkarılan inanç prensiplerine göre Allah’tan başka en çok saygı gösterilecek varlık Hz. Muhammed’dir. Kur’an’da Allah’ı sevme ve affına mazhar olma yolunun Resûlullah’a uymaktan geçtiği (Âl-i İmrân 3/31-32), Peygamber’e itaat etmenin Allah’a itaat anlamına geldiği ifade edilmiş (en-Nisâ 4/80) ve Peygamber’de ilâhî hiçbir özelliğin bulunmadığı vurgulanmıştır (Âl-i İmrân 3/79-80; el-Mâide 5/116-117; el-Kehf 18/110). Hîre halkının kendi liderlerine secde ettiklerini gören Kays b. Sa‘d, Resûlullah’ın secde edilmeye daha lâyık olduğunu düşünüp bunu kendisine teklif etmiş, o da Allah’tan başkasına secde edilemeyeceğini belirterek kendisine secde edilmesini kesinlikle yasaklamıştır (Ebû Dâvûd, “Nikâḥ”, 40). Konuyla ilgili bir hadiste de şöyle denilmektedir: “Hıristiyanların Meryem oğlu Îsâ’yı insan üstü niteliklerle övdüğü gibi siz de beni övmeyin. Ben sadece Allah’ın bir kuluyum. Benim için Allah’ın kulu ve resulü deyin” (Müsned, I, 23, 24, 47, 55; Buhârî, “Enbiyâʾ”, 48; Dârimî, “Riḳāḳ”, 68). Hadislerde müşrik kadınlarla evlenilmesi yasaklanırken müşrik olsalar da ebeveynin ziyaret edilmesi istenmiştir (Buhârî, “Nikâḥ”, 24; “Edeb”, 7). Hz. Peygamber, ümmeti hakkında doğrudan Allah’a ortak koşulması şeklindeki açık şirkten değil (Müslim, “Feżâʾil”, 30) ibadetleri başkalarına hoş görünmek için (riya) yapmaktan ibaret olan gizli şirkten korktuğunu belirtmiştir (Müsned, IV, 403; V, 428; İbn Mâce, “Zühd”, 21).

    YanıtlaSil
  110. Şirk İslâm âlimlerinin üzerinde en çok durduğu konulardan biridir. İslâmiyet’te dinî hayatın bütün yönleri kişiye vicdan özgürlüğü kazandıran tevhid inancına göre anlam ve değer kazanır. Şirk bir tür küfür olması sebebiyle ferdi söz konusu anlam ve değerlerden uzaklaştıran, inananları dinî ve dünyevî bütün haklardan mahrum bırakan belirleyici bir etkendir. Şirk ile küfür birbirine yakın kavramlardır. Ebû Hanîfe’ye göre küfrün kapsamı daha geniş olup her şirk küfürdür, fakat her küfür şirk değildir (İbn Hazm, III, 222). Şirkin ulûhiyyetinde ve fiillerinde Allah’ın ortağı bulunduğuna inanmak, küfrün ise Allah’ı doğrudan inkâr etmek olduğuna dikkat çeken Eş‘arî de her kâfirin müşrik sayılmadığını belirtmiştir (İbn Fûrek, s. 156, 160). Mâtürîdî, Allah’ın bir başka varlığın kendisine ortak koşulmasını haram kıldığını ifade eden âyeti açıklarken (el-En‘âm 6/151) şirkin aklen de imkânsız olduğunu, akıl sahiplerinin Allah’ın birliğine ve O’nun bilgisine ulaşmaları gerektiğini belirtmiştir. Allah Teâlâ’nın varlıkların sûretlerini en güzel biçimde yarattığını ve düzenlediğini bilen akıl sahiplerinin O’ndan başka bir varlığın bunu gerçekleştiremeyeceğini, bu konuda O’na ortak olamayacağını ve O’nun diğer lutuf ve nimetlerini de düşünüp ulûhiyyet ve rubûbiyyette başka bir varlığı Allah’a ortak koşamayacağını, bu sebeple şirkin hem akıl bakımından hem nas yoluyla haram olduğunu belirtir (Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, V, 251-252). Şirk ve küfrün aynı mânaya geldiğini kabul edenler de vardır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “şrk” md.; İbn Hazm, III, 222).

    Âlimler şirkin konusu, ortaya çıkışı ve şirke götüren yollar hakkında çeşitli görüşler ileri sürmüştür. Râgıb el-İsfahânî şirki Allah’a ortak koşma (büyük şirk) ve amellerde Allah’tan başka etkenleri göz önünde bulundurma (küçük şirk) diye iki kısımda ele almıştır (el-Müfredât, “şrk” md.). Fahreddin er-Râzî, Allah’tan başka dostlar edinenlerin yerildiği âyette (el-Ankebût 29/41) “ilâhlar” değil “dostlar” (evliyâ) denilmesinin sadece açık şirkin değil gizli şirkin de bâtıl olduğuna işaret sayıldığını belirtir. Çünkü Allah’a başkasını da gözeterek ibadet eden kimse Allah’ı değil gözettiği varlığı dost edinmiştir (Mefâtîḥu’l-ġayb, XXV, 69). İbn Teymiyye şirki, erken dönemlerden itibaren İslâm âlimlerinin tevhid inancını ulûhiyyet ve rubûbiyyet açısından ele almalarına paralel olarak iki kısımda incelemiştir. 1. Ulûhiyyette şirk. Allah’a ilâhlığında ortak koşmak, O’ndan başka bir varlıktan gerçekleştirilmesi yaratılmışın gücünü aşan bir şey istemek demektir. Bu tür şirk, “Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz” âyetinin yanı sıra (el-Fâtiha 1/5) İhlâs ve Kâfirûn sûreleriyle de menedilmiştir. 2. Rubûbiyyette şirk. Allah’a rablığında ortak tanımak, sıfat ve fiillerinde başka bir müdebbirin varlığını kabul etmektir. “De ki: Allah’tan başka tanrı saydığınız şeylere

    YanıtlaSil
  111. el açıp istekte bulunun. Onların göklerde de yerde de zerre kadar bir şeye sahip olmadıklarını göreceksiniz. Evet onların buralarda hiçbir ortaklığı olmadığı gibi Allah’ın da bunlardan oluşan herhangi bir yardımcısı yoktur” meâlindeki âyette (Sebe’ 34/22) bu şirk ifade edilmektedir (İḳtiżâʾü’ṣ-ṣırâṭi’l-müstaḳīm, II, 703-704).

    Naslardan hareketle hangi tür inanç ve davranışların şirke götüreceği konusu üzerinde de durulmuştur. Kelâm âlimleri öncelikle Allah’ın varlığında ve zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde ulûhiyyeti ve rubûbiyyeti açısından birliğini nasların yanında aklî delillerle de ispat etmeye çalışmış, tevhide aykırı inanışları geniş anlamlı bir kavram olan şirk kelimesiyle ifade etmişlerdir. İslâm âlimleri kâinatı birbirine zıt iki kadîm aslın yaratıp yönettiğini iddia eden Maniheizm, Deysâniyye, Merkūniyye ve Mecûsîlik gibi düalist (seneviyye) inanç gruplarının ulûhiyyet ve âlem anlayışlarını tevhid inancına aykırılığı ve âlemin yoktan yaratılması konusundaki anlayışlarının çarpıklığı, ayrıca tek yaratıcı yerine iki kadîm varlık anlayışının tutarsızlığı bakımından ele alıp reddetmişlerdir (Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 239-268; Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî, V, 9-15, 22-35; Şerḥu’l-Uṣûli’l-ḫamse, s. 277-278; Teftâzânî, Şerḥu’l-Maḳāṣıd, IV, 39-42). Kur’an’da Ehl-i kitap ve müşrik ayırımı yapılmış olmakla beraber (Âl-i İmrân 3/186; el-Hac 22/17; el-Beyyine 98/1, 6) yahudilerin Üzeyr’i, hıristiyanların Mesîh’i Allah’ın oğlu diye benimsemeleri (et-Tevbe 9/30), Mesîh’e ulûhiyyet nisbet etmeleri (el-Mâide 5/72) küfür diye nitelendirilmekte, İslâm âlimleri tarafından zâtın hulûl ettiği üç sıfatlı bir ilâh, üç unsur (ekānîm-i selâse) veya üç ilâh şeklinde anlaşılabilen (krş. Taberî, VI, 313; Fahreddin er-Râzî, XI, 116) teslîs inancı açıkça reddedilmektedir. Ehl-i kitabın bu inançlarının yanı sıra Hz. Îsâ’nın kendi ulûhiyyetini hiçbir şekilde telkin etmediğini ve kavmini Allah’a ortak koşmama yönünde uyardığını bildiren âyetler de (el-Mâide 5/72, 116-117; el-En‘âm 6/101) dikkate alınarak Ehl-i kitap’tan da şirkin sâdır olduğu belirtilmiştir (Kılavuz, İman-Küfür Sınırı, s. 60). Hadis rivayetlerinde de Allah’ın kulu Îsâ’ya rubûbiyyet nisbet edilmesinin şirk sayıldığı bildirilmiştir (Buhârî, “Ṭalâḳ”, 18). Hz. Peygamber, önceleri hıristiyan olan Adî b. Hâtim’den boynundaki altın haçı çıkarıp atmasını istemiş ve konuyla ilgili âyeti (et-Tevbe 9/31) okuduktan sonra aslında yahudi ve hıristiyanların haham ve rahiplerine

    YanıtlaSil
  112. tapınmadıklarını, fakat onlar kendilerine bir şeyi helâl kılınca bunu helâl saydıklarını, haram kılınca da haram kabul ettiklerini belirtmiştir (Tirmizî, “Tefsîr”, 9). Müşrikler ulûhiyyetin tapındıkları putlara değil Allah’a ait olduğunu biliyor, fakat kendilerini doğrudan Allah’a ibadet etmeye lâyık görmedikleri, O’na karşı gereğince kulluk yapamadıkları için Allah’a yakınlaşıp şefaatte bulunacaklarını umarak putlara tapmayı âdet ediniyordu. Müşrikler atalarının da aynı şeyi yaptığını, dilemesi halinde Allah’ın buna engel olabileceğini de ileri sürüyordu (en-Nahl 16/35; ez-Zuhruf 43/20). Bunlar âhirete inanmadıklarından atalarının hatalı olmaları durumunda dünya hayatında cezalandırılacaklarını düşünüyordu (Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, XII, 291-292). İslâm âlimleri, tabiatın işleyişini sağlayan prensiplerin Allah’ın yaratmasıyla değil eşyanın kuruluşunda bulunduğu veya evrenin yıldızlar tarafından yönetildiği, yıldızların konum ve hareketlerine dayanıp gaybî bilgilere sahip olunabileceği iddialarını da tevhid inancına aykırı bulmuştur (Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 219-222; Bâkıllânî, s. 61-63). Şah Veliyyullah ed-Dihlevî insanları şirke götüren inanç ve davranışları Allah’tan başkasına secde etmek, arzu ve isteklerinin gerçekleşmesini başkasından beklemek, Allah’tan başka bir varlığa dua etmek, din adamlarını rab edinmek, putlara ve yıldızlara kurban kesmek, Allah’a ortak koşulan varlıkları kız ve oğul sıfatıyla O’na nisbet etmek, Allah’tan başka bir varlık adına yemin etmek, çocuklara Allah’tan başka bir mevcuda nisbetle “şunun kulu” diye isim vermek, Allah’tan başka birinin rızası için haccetmek, bazı varlıkları bulundukları mekânları yücelterek dinî amaçla ziyaret etmek şeklinde sıralamıştır (Ḥüccetullāhi’l-bâliġa, s. 127-131). İzmirli İsmail Hakkı, İslâm âlimlerinin naslardan hareketle şirk olarak nitelendirdikleri inanç biçimlerini beş kısma ayırmıştır. 1. Şirk-i istiklâl (vasıtasız şirk). Mecûsîler’le düalist inanç gruplarında görüldüğü gibi iki ilâhın varlığını kabul etmek. 2. Şirk-i teb‘îz (kısmî şirk). Allah’ın birliğini kabul etmekle birlikte Hıristiyanlık’taki teslîs inancı gibi ilâhlardan oluşan bir tanrı inancını benimsemek. 3. Şirk-i takrîb. Allah’a yakınlık sağlamaları ve O’nun katında şefaatçi olmaları için putlara ve heykellere tapınmak. 4. Şirk-i taklîd. Câhiliye Arapları’nda olduğu gibi atalarını taklit ederek putlara ve heykellere ilâh niteliği nisbet etmek. 5. Şirk-i esbâb. Tabiat kanunlarının Allah’ın yaratmasıyla değil nesne ve olayların doğalarının gereği olduğuna inanmak (Yeni İlm-i Kelâm, II, 102-103). Şirkin

    YanıtlaSil
  113. zıddı olan tevhidin özü kâinatı yaratan ve idare eden varlığa ulûhiyyet ve rubûbiyyette ortak koşmamaktan ibarettir. Şirk konusunda aşırı sayılabilecek görüşleriyle tanınan Muhammed b. Abdülvehhâb, söz konusu ana ilkeye ters düşen inanca büyük şirk dedikten sonra bu çerçeveye girmeyen riya ile karışık ibadetler vb. davranışları da küçük şirk diye nitelendirmiş, fakat doğurdukları olumsuz sonuçları büyük şirke yaklaştırmak suretiyle aşırı bir sonuca ulaşmıştır.

    İslâm tarihinde müslümanlar arasında apaçık şirke düşen gruplar bulunmamakla birlikte dolaylı şirk sayılan, tevhid inancını zedeleyerek şirke kapı açan telakkilere rastlamak mümkündür. Bir müslümanın Allah’tan başka varlıklara karşı duyacağı sevgi ve saygı yaratılmışlık sınırlarının ötesine geçmemelidir. Naslardan çıkarılan ve müslümanlar tarafından benimsenen inanç prensiplerine göre hiçbir insan peygamber derecesine çıkamaz; peygamberlere bile insan üstü bir özellik nisbet edilemez; sadece Allah’a gösterilebilecek tâzim ve hürmet başka hiçbir şey veya kimseye gösterilmez. Başta peygamberler olmak üzere Allah katında makbul olan sıddîklar, şehidler, sâlihler (en-Nisâ 4/69), insanların hüsnüzanda bulundukları velîler, hatta meleklerden hiçbiri (en-Nisâ 4/172; Yûnus 10/62-64) aşkın olma özelliği taşımaz. Kutsiyetin mecazi mânada da olsa insana izâfe edilmesi onda yaratılmışlık üstü güçlerin veya niteliklerin varlığını akla getireceğinden sakıncalı bulunmuştur. Mahiyetleri itibariyle değil müslümanların hayatındaki fonksiyonları ve taşıdıkları hâtıralar bakımından bazı şeylere mecazi/itibarî bir kutsiyet atfedilebilmektedir. Nitekim Hz. Ömer Hacerülesved için, “Senin zararı veya faydası dokunmayan bir taş olduğunu biliyorum. Resûlullah’ın seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim” demiştir (Buhârî, “Ḥac”, 50; Müslim, “Ḥac”, 248-251; ayrıca bk. Topaloğlu v.dğr., s. 90-110).

    YanıtlaSil
  114. Şirke düşme sebeplerinin itikadî, psikolojik, sosyolojik ve hatta ekonomik boyutları üzerinde durulmuştur. Şirkin en önemli sebebi Allah’ın şanına yaraşır biçimde tanınamaması, tevhid inancının gerektiği gibi benimsenememesi veya korunamamasıdır. Hz. Âdem’le birlikte insan hayatının tevhid inancıyla başladığı, Allah Teâlâ’nın insanı akıl gücüyle donattığı ve ona Allah’tan başka tapınılacak ilâhın bulunmadığını bildiren peygamberler gönderdiği halde tevhid inancını benimsemeyen gruplar zamanla düşünce tembelliğine kapılmış, tabiatta meydana gelen olayların arkasındaki gerçek yaratıcı ve idare ediciyi unutarak görünen tabiatı ve tabiat olaylarını kendi kendinin sebepleri kabul etmiştir. Şirk cehaletin, aczin ve tembelliğin eseri olup bir yönüyle insanın kendini aldatmasıdır (a.g.e., s. 90-92). Birden çok tanrıya tapınanlar aslında o tanrıların üstünde yüce bir tanrının bulunduğunu kabul eder, fakat putların kendilerini yüce tanrıya yaklaştıracaklarına ve şefaatçileri olacaklarına inanırlar (Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, XII, 291-292). Dihlevî şirk konusuna psikolojik açıdan yaklaşarak insanların bazı şahsiyetlerdeki farklı halleri olağan üstü imiş gibi algılayıp onlara bir tür kutsiyet atfettiğini, zamanla ilâhî özelliklere sahip olduğuna inanır hale geldiğini ve insana saygıda aşırıya kaçıp şirke düştüğünü belirtir (Ḥüccetullāhi’l-bâliġa, s. 127). Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır bazı müşriklerde iftiranın, bazılarında sapkınlığın öne çıktığına dikkat çekmiştir. Ona göre Ehl-i kitabın şirki sapkınlıktan çok iftira niteliği taşırken diğerlerinin şirki iftiradan çok sapkınlığın eseridir. Birincisi saygısızlıktan, ikincisi cehaletten kaynaklanmaktadır. Her ikisi de tövbe edilmediği takdirde Allah tarafından affedilmeyecektir. Şirkleri cehaletten kaynaklanan kimselerin ilmî ve aklî gelişmeyle şirkten vazgeçmeleri mümkün iken şirkleri saygısızlıktan kaynaklanan kişilerin ilmi arttıkça azgınlıklarının da artacağı ve iftiralarına devam edeceklerini ifade eder (Hak Dini, III, 1467-1468). İnsanların korku, şüphecilik, kibir, inat ve taklidin yanı sıra servet, makam ve şöhret gibi dünya nimetlerini hayatın tek amacı haline getirmeleri ve neticede şeytanın aldatıcı özendirmelerine kapılmaları da şirke düşmelerinin önemli sebepleri arasında yer alır (İslâm’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, IV, 1875-1877).

    YanıtlaSil
  115. İslâm âlimleri şirkle ilgili görüşlerini Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerle Hz. Peygamber’in hadislerine dayandırdığı için tefsir ve hadis literatürü iman ve küfür konularıyla bağlantılı olarak şirk hususunda vazgeçilmez kaynaklardır. Başta Kütüb-i Sitte olmak üzere hadis kaynaklarının özellikle iman ve tevhid bölümlerinde şirke dair rivayetlere yer verilmiştir. II. (VIII.) yüzyıldan itibaren kaleme alınan akaid metinlerinde tevhid inancı ve büyük günah konuları çerçevesinde şirk de ele alınmıştır. Kelâm kaynaklarında ulûhiyyet ve sem‘iyyât bahislerinin yanı sıra iman-küfür konularının işlendiği bölümlerde şirk meselesine değinilmiştir. Ayrıca “kitâbü’l-îmân” ve “kitâbü’t-tevhîd” türü eserlerde konu incelenmektedir. İbn Teymiyye’nin Ḳāʿidetün ʿaẓîme fi’l-farḳ beyne ʿibâdâti ehli’l-İslâm ve’l-îmân ve ʿibâdâti ehli’ş-şirk ve’n-nifâḳ (nşr. Süleyman b. Sâlih el-Gusn, Riyad 1411), Abdullah b. Abdurrahman Ebû Bâtın’ın el-Beyânü’l-ezher fi’l-farḳ beyne’ş-şirki’l-ekber ve’ş-şirki’l-aṣġar (nşr. Muhammed Reşîd Rızâ, Kahire 1349), Yahyâ Şâmî’nin eş-Şirkü’l-câhilî ve âlihetü’l-ʿArabi’l-maʿbûde ḳable’l-İslâm (Beyrut 1986), Ahmed b. Muhammed el-Kudûrî’nin eş-Şirk ve meẓâhiruh (Medine 1992), Zekeriyyâ Abdürrezzâk el-Mısrî’nin Ehemmiyyetü’t-tevḥîd ve ḫaṭarü’ş-şirk (Beyrut 1415/1994), Ebû Bekir Muhammed Zekeriyyâ’nın eş-Şirk fi’l-ḳadîm ve’l-ḥadîs̱ (Riyad 1421/2000), Mübârek b. Muhammed el-Mîlî’nin Risâletü’ş-Şirk ve meẓâhirihî (Beyrut 2000) adlı eserleri şirk konusunu müstakil olarak ele almaktadır. Salih Gürdal’ın Tevhid ve Şirk (İstanbul 1983), Nadim Macit’in Kur’an ve Hadise Göre Şirk ve Müşrik Toplum (Konya 1992), Mehmed Alagaş’ın 20. Yüzyılda Tevhid ve Şirk (İzmir 1995), Hamdi Kalyoncu’nun Yeryüzü Tanrıları: Şirk Psikolojisi de (İstanbul 2000) şirkle ilgili eserler arasında sayılabilir. Muhammed Bilgin, Kur’an’a Göre Şirk ve Müşrikler adıyla bir doktora tezi hazırlamıştır (1992, UÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü). Konuyla ilgili bazı makaleler de şöylece sıralanabilir: Ekrem Sarıkçıoğlu, “Kur’an’a Göre Müşrikler ve Putperestler” (İslâmî Araştırmalar Dergisi, sy. 1 [1986], s. 26-32); Shabbir Akhtar, “Faust and the New Idolaters: Reflections on Shirk” (Islam and Christian Muslim Relations, I [1990], s. 252-260); Gerald R. Hawting, “Širk and Idolatry in Monotheist Polemik” (IOS, XVII [1997], s. 107-

    YanıtlaSil
  116. a.mlf., “Şirk”, İslâm’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi (ed. İbrahim Kâfi Dönmez), İstanbul 2006, IV, 1875-1877.

    O. Barfield, Saving the Appearances: A Study in Idolatry, Middletown 1988, s. 110-111.

    Bekir Topaloğlu v.dğr., İslâm’da İnanç Esasları, İstanbul 2002, s. 90-110.

    Salime L. Gürkan, Yahudilik, İstanbul 2008, s. 76-85.

    L. Jacobs, “God”, 20th Century Jewish Religious Thought (ed. A. A. Cohen – P. Mendes-Flohr), Philadelphia 2009, s. 291-298.

    Y. Leibowitz, “Idolatry”, a.e., s. 445-449.

    D. Gimaret, “S̲h̲irk”, EI2 (İng.), IX, 484-486.

    M. A. Hoonhout, “God”, New Catholic Encyclopedia, Washington 1967, VI, 270-280.

    R. L. Richard – J. Hill, “Trinity, Holy”, a.e., XIV, 189-201.

    A. E. Garvie, “Polytheism”, ERE, X, 112-114.

    A. Coudert, “Angels”, ER, I, 282-283.

    W. Stephens, “Demos: An Overview”, Encyclopedia of Religion (ed. L. Jones), Detroit 2005, IV, 2275-2282.

    J. Rise, “Idolatry”, a.e., VII, 4356-4365.

    T. M. Ludwig, “Monotheism”, a.e., IX, 6156-6158.

    R. J. Zwi Werblowsky, “Polytheism”, a.e., XI, 7315-7319.

    M. H. Vogel, “Monotheism”, Encyclopaedia Judaica, Detroit 2007, XIV, 448-450.

    YanıtlaSil
  117. BIR AYET

    Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o hayasızlıktır, çok kötü bir yoldur. (lma, 17/32)

    İFFET: MÜSLÜMAN'IN ZİYNETİ

    Iffet duygusu, insanda doğuştan var olan ve onu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biridir. Kur'an-ı Kerim'de, "Ve onlar ki, iffetlerini korurlar." (Müminün, 23/5) buyuran Yüce Rabbimiz, iffetli bir hayatı, insanı ebedi kurtuluşa ulaştıracak en değerli vasıflar arasında sayar. "Mümin erkekle-re söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar." (Nir, 24/30) emrinin hemen ardından "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar." (Nir, 24/31) buyurur. Cenab-ı Hak katında erkek-kadın bütün müminler haramdan uzak durmak ve iffetli olmakla sorumludur. Toplumların cahiliye karanlığında ahlaki ve manevi değerleri kaybettiği bir ortamda Peygamber Efendimiz, insanları ısrarla iffetli bir hayata teşvik etmiştir. Peygamberimiz imanın haya ile kopmaz bir bağı olduğuna İşaret ederek "İslam ahlakının özü hayâdır." (İbn Mace, Zübd, 17) buyurmuştur.

    YanıtlaSil
  118. BİR HADİS

    Cennetin anahtarı, namazdır... (Tirmizi, Taharat, 1)

    SEHİV SECDESİ

    Namazda unutarak bir rüknün geciktirilmesi, tekrarlanması veya one alınması ya da bir vacibin terk edilmesi, geciktirilmesi veya değiştirilme si halinde noksanlığın telafi edilmesi için sehiv secdesi yapılması vaciptir. Sehiv secdesinin yapılış şekli şöyledir: Namazın son oturuşunda tahiyyat okunarak sağ tarafa selam verilir ve hiç ara vermeksizin, tekbir getirilerek secdeye varılır. Burada üç kere "Sübhane rabbiye'l-a'la" denilir. Sonra tek-bir getirilerek oturulur, tekrar "Allahu ekber" denilerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere "Sübhane rabbiye'l-a'la" denilir ve "Allahu ekber" denile-rek oturulur. Bu oturuşta, "Ettehiyyâtü, Allahümme salli, Allahümme bårik ve Rabbenâ..." duaları okunarak önce sağa, sonra sola selam verilir. Sehiv secdesinin, her iki tarafa selam verdikten sonra yapılabileceği görüşünde olanlar bulunmakla beraber; cumhur, sadece sağ tarafa selam verdikten sonra yapılmasını tercih etmektedir.

    YanıtlaSil
  119. BİR AYET

    De ki: "Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? ... Her türlü işi kim yürq-tüyor?" "Allah" diye cevap verecekler. "Öyleyse (O'na ortak koşmaktan). sakınmıyor musunuz?" de. (Yimus, 10/31)

    ALLAH'IN HAKKINI BAŞKASINA VERMEK: ŞİRK

    Şirk yani Allah'a ortak koşmak; Allah'ın varlığına inanmakla birlikte onun tek olduğunu, O'ndan başka ilah olmadığını kabul etmemek anlamına gel-mektedir. Allah katında şefaatçi olması ümidiyle Allah'tan başka varlıklara tapınmak, dua edip onlardan medet ummak, yardım istemek şirktir. Tüm bunlar yalnızca Allah'a ait olan bir hakkı başka varlıklarda da görmeye teşeb-büs etmek demektir. Bu yüzden Kur'an'da şirkin büyük bir zulüm ve haksızlık olduğu ifade edilmiştir. Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlama-yacak ve şirk koşanların amellerini boşa çıkaracaktır. Fakat şirk sadece açık bir şekilde Allah'a ortak koşmaktan ibaret değildir. Namazı başkası görüyor diye her zamankinden güzel kılmak, başkasının hatırı için oruç tutmak, başkası takdir etsin diye sadaka vermek, ibadetlerini Allah'tan başkası için yapmak yani riya ve gösterişe kaçmak iman bakımından son derece tehlikeli görülmüş ve gizli şirk olarak nitelendirilmiştir.

    YanıtlaSil
  120. 392

    DELAIL-I HAYRAT ŞERHI

    DELAIL-I HAYRAT müellifi o salavat-1 serifelerden on üç tanesini ay-nen kitabın evvelinde zikretmiştir.

    İleride görülecektir.

    SALAVAT-I ŞERİFELER

    BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Bu salavat-i şerifeyi, hadis çıkaranlardan İmam-ı Malik, Muvat-ta adlı eserinde: Buhari ve Müslim. Sahihlerinde: Ebu Davud, Nesel İbn-i Mace ve İbn-i Hibban sahabe-i kiramın ileri gelenleri arasında sayılan Ebu Humeyd'e-Saidi'den r.a. rivayet etmişlerdir.

    Bu sahabe, saadetle şöyle buyurdu:

    "Ashab-ı kiram r.a. Resulillah S.A. efendimize durumu arz edip

    şöyle dediler: Ya Resulellah, ne şekilde, yüce zatınıza salât ve selâm, tazim

    ve tekrim edelim?.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz:

    «Şu salavat-ı şerifeyi okuyun.»

    Buyurup aşağıdaki salavat-ı şerifeyi onlara öğretti:

    «Allahım, (Ya Allah.)»

    Bu isim üzerinde yapılan açıklama şöyledir:

    Tarikat erbabı meşayihe göre: İsm-i Azam, lafza-ı celâl sayılan ALLAH lafzıdır. Bu manaya göre, duâ edildiği zaman başta; o ism-i

    azam ile yalvararak:

    -YA ALLAH.

    Diye çağırıldığı zaman, o duâaya icabet olur.

    Yukarıda:

    Allahun, (Ya Allah.) (1)

    Diye manalandırılan kelimenin Arapça aslı:

    ALLAHÜMME.

    Olarak okunur. Bunun manası:

    Ya Allah.

    Demektir. Başta bulunan YA lafzı atılmıştır; bunun yerine, lafzın sonuna şedďeli mim harfi getirilip:

    Allahümme.

    Denilmiştir. Bu lafzı okuyan kimse, ism-i azamı okumuş olur. Laf-za-i celâl türn isim ve sıfatları özünde cem ettiğinden:

    Allahümme, (Ya Allah).

    Diyen kimse, Yüce Allah'ın tüm güzel isimlerini zikretmiş olur; onların hepsi ile, tazarru ve niyazını Yüce Hakka arzetmiş sayılır.

    (1) Bu kelime, bu eserin birçok yerinde:

    Allahım..

    Lafzı ile manalandırılmıştır.

    YanıtlaSil
  121. KARA DAVUD

    393 İşte, yukarıda, anlatılan mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efen-dimiz, bütün dualarına

    Allahümme.

    Lafm ile başlamıştır, çoğunda böyledir. Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    «Muhammed'e salât eyle.n

    Resulüllah S.A. efendimiz üzerine Ihsan buyurduğun lütuf ve kereminle, tüm nimetlerinle, mukarreb meleklerin katındaki sena ile: onun zatını şereflendir. Cümleden mükerrem, cümle yaratılmışlardan muazzez ve muhterem eyle. Onun azametine yakışır şekilde, bütün kerem çeşitlerinle, türlü lütuflarınla ona muamele eyle.

    Devam edelim:

    «Keza onun zevcelerine de..»

    Resul-ü Ekrem S.A. efendimizin zevceleri, kendisine zevce olmak sureti ile, sair insanlardan daha fazla kereme ermişlerdir. Bunun için de, Resulüllah S.A. efendimize yapılan salavat duasına onlar da katıl-maya hak kazanmışlardır. Bunun biraz açık manası şudur:

    Onlar, beşeriyet icabı, kusur edip yanılmışlarsa, onların bu ku-surlarını affet Allahım; dünyada ve âhirette onların derecelerini yük-selt. Yüce mretebelerini, hoş konaklarını üstün kıl. Türlü lütuflarına, çeşitli keremlerine onları mazhar eyle.

    RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİN ZEVCELERİ

    Resulüllah S.A. efendimizin zevceleri hakkında bilinmesi gere-ken bazı hususlar vardır; onları burada anlatmamız gerekecek.

    Ulema merhum, Resulüllah S.A. efendimizin zevcelerini anlatır-ken, aşağıda beyan edilen hususlarda çeşitli görüşler ileri sürmüşler-dir. Şöyleki:

    mekte.

    a) Onlara sayısında ve tertibinde.

    b) Resulüllah S.A. efendimizden evvel vefat edenlerde.

    c) Resı düllah S.A. efendimizden sonraya kalanları tayin et-

    d) Bu zevcelerinden tam manası ile, münasebette bulunup bulunmadıklarında.

    e) Münasebette bulunduklarının sayısında.

    f) Resulüllah S.A. efendimizin nikâhladıklarının sayısında.

    g) Resulüllah S.A. efendimize kendilerini verip nikâh edil-

    melerini isteyenlerin sayısında..

    Allah dilemişse, yukarıda anlatılanların meşhur olanlarını icma-len beyan edeceğiz. edeceğiz. Resulüllah S.A. efendimizin münasebette bulun-duklarının bazılar da tafsilli bir şekilde beyan edeceğiz.

    YanıtlaSil
  122. 254

    7774. Ağzı toprakla doymadan, hırs doymaz.

    7775. Aptal bir çocuk doğurmuşsan, her türlü tedavi boşunadır.

    7776. Ardında bir dost, sağlam bir köprüdür, bu.

    7777. At çalınınca, ahır kapısına kilit vurulur.

    7778. At dizginleriyle, adam sözleriyle tartılır.

    7779. Atasözleri, gündelik deneyin kızlarıdır.

    7780. Ateşe yağ dökülmez.

    7781. Bal toplayan, arıların iğnesine dayanabilmelidir.

    7782. Başkalarını kendisiyle ölçer.

    7783. Bekarların karıları ile bakirelerin çocukları, görgülü olur.

    7784. Beşiği yitirip sarhoşu saklayacak.

    7785. Bir avuç sabır, bir kova beyinden üstündür.

    7786. Bir değnekle iki elma düşürülmez.

    7787. Bir kez evlenmek görevdir, iki kez evlenmek aptallık, üç kez evlenmekse çılgınlık. (Hindistan'da da söylenir.)

    7788. Bir kör bir körle karşılaşırsa, ikisi de aynı kuyuya düşer.

    7789. Bugün ot, yarın saman.

    7790. Büyük balık, küçük balıkları yutar.

    7791. Çok işin altına girenin başarısı seyrek olur.

    7792. Dadıya bahşiş vermeden önce, çocuğu görmeli.

    7793. Danası boğulan, kuyuyu doldurur.

    7794. Darağacında herkes hatiptir.

    7795. Demir sıcakken dövülür.

    7796. Domuza homurdandığı, çocuğa ağladığı zaman meme verirsen, iyi bir domuzun, kötü bir kız çocuğun olur.

    7797. Duman, pis koku, gereksiz karı; erkeği evden kaçırır.

    7798. Dünyada para egemendir.

    7799. Eşeğe yulaf versen de diken ardında koşar.

    7800. Eşek olursan, insanlar sana biner.

    7801. Geçimsiz olacağına, yapayalnız yaşamak yeğdir.

    7802. Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz.

    7803. Gemiyi yitirmektense, çapa yitirmek yeğdir.

    7804. Genç bir ata, eski bir binici gerek.

    7805. Gerçek, zamanın kızıdır.

    7806. Gerçekten zarar görmek, yalan yoluyla kâr etmekten iyidir.

    7807. Gökten yağmur yerine altın yağsa, âşık gene varsıl olmaz.

    YanıtlaSil
  123. 252 7713. Okumamış adam, boş olduğu için büyük bir gürültü çıkaran daireye benzer.

    7714. Öfkenin gözü yoktur.

    7715. Öfkeye öfkeyle karşılık vermeyen, iki kişiyi kurtarır: kendisini, bir de ötekin

    7716. Öğreteceğine, göstersen daha iyi.

    7717. Öküze boynuzu ağır gelmez.

    7718. Papağanla güzel sesli kuşlar, sesleri yüzünden hapsedilir; aptal balıkçıl istedi gibi dolaşır, çünkü susmak, en iyi politikadır.

    7719. Para ün, ün saygınlık, saygınlık soyluluk getirir.

    7720. Rüşvet ve dalkavukluğun sökmediği yerde, oyun ve dolap iş görür.

    7721. Sabır, arkadaş, kadın: bunların hepsi talihsizlik sırasında denenir.

    7722. Sabır, güçsüzün erdemi, güçlünün süsüdür.

    7723. Sağ ve sol el arasında ayrım yamayan insanla dost olma.

    7724. Sağlık gibi dost, hastalık gibi düşman, çocuk sevgisi gibi sevgi, açlık gibi acı yoktu

    7725. Savaş, ölümün bayramıdır.

    7726. Sevinç, gücün yarısıdır.

    7727. Soluk oldukça, umut vardır.

    7728. Solumakla canlı mı sanılır şerir (kötülükçü), demirci körüğü de hava alıp veri

    7729. Söylenmiş söz, yabancı olur.

    7730. Sözlerini bir yarar sağlayacak yerde söyle; bir kumaş ne denli aksa, o denli i boya tutar.

    7731. Su samurunun yuvasında, dünün balığını aramak boşunadır.

    7732. Suçluyu bağışlamaktan büyük zevk aldığını bilseler, sana yaranmak için, yakınların suç işlerdi.

    7733. Susarak yanlış yapılmaz.

    7734. Süslü aptal, ancak ağzını açana dek bir toplulukta parlar.

    7735. Süslü bir yemek, soğuk havada ateş, bir büyükten saygı görmek, birbirini sevenlerin buluşması bengisu denli tatlıdır.

    7736. Süzgeç, dikiş iğnesine "çık, git, sen delinmişsin" dedi.

    7737. Şu beş şey insan dölyatağından çıkmadan önce saptanmıştır: yaşayacağı günlerin sayısı, talihi, varsıllığı, bilgisi, gömütü.

    7738. Şu üç şeyi yapanlar ahmaktır: devlete karşı koymak, kadına güvenmek, deneme için zehir içmek.

    7739. Tanrı'nın yazgısı, tüm insanlar istemese de yerini bulur; Tanrı'nın alna yazmadığını tüm insanlar istese de olmaz.

    7740. Tedavi olmaktansa, hastalıktan korunmak yeğdir.

    7741. Tek gözlü insan, körler arasında kral yerine geçer.

    7742. Tezcanlılık etmemek kötü sonuçlardan korur; hayır işlerinde ivecen davranmamaksa, insana fırsatlar kaçırtır.

    YanıtlaSil
  124. 318

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Ben, onun gibisini görmedim.

    «Ukayli, yüce değerli, büyük itibarlıydı.

    Kendisinin, pek çok eserleri vardı.

    Muhaddislerden, yanına gelen oldu mu, (Oku kitabını!) der, as-lını tahric etmezdi.

    Bunun üzerine, biz, kendi kendimize (Ya bu zat, insanların en-çok Hadis ezberleyeni, ya da, insanların en yalancısı oluyor!) diye ko nuştuk.

    Yanında toplandık,

    Kitabı, ziyâdeli ve noksanlı olarak okuduğum zaman, bunun, he-men farkına vardı. Elimden kitabı aldı.

    Eline kalemi alıp ezberinden onu düzeltiverdi.

    Biz de, yanından ayrıldık. Gönlümüz, rahatlaştı ve yatıştı. Kendisinin, insanların en çok Hadis ezberlemiş bulunanı olduğu-nu anladık. (333)

    İmam Buhârî der ki «Yüz bin Sahih Hadis ezberledim. İki yüz bin de, Sahih derecesinde olmayan Hadis ezberledim!>>>

    İbn-i Huzeyme de «Semânın altındaki yer yüzünde, Hadisi, Buha-riden daha iyi bilen bir kimse yoktur!» demiştir. (334)

    Buhari'nin Sahih'i, şu kitaplardan müteşekkildir:

    1. Bed'ülvahy,

    2. İmân,

    20. Mekke ve Medine Mescidinde Namaz,

    3. İlm,

    21. El'amelü fissalât,

    4. Vuzû,

    22. Sehiv,

    5. Gusl,

    23. Cenâiz,

    6. Hayz,

    24. Zekât,

    7. Teyemmüm,

    25. Насс,

    8. Salât,

    26. Umre,

    9. Mevâkıtüssalât,

    27. Muhsar,

    10. Ezân,

    28. Cezaüssayd,

    11. Cumua,

    29. Fadâilülmedine,

    12. Salâtülhavf,

    30. Savm,

    13. Bayram namazları

    31. Salâtütterâvih,

    14. Vitr,

    32. Fadlu leyletülkadr,

    15. İstiska,

    33. İtikâf,

    16. Küsuf,

    34. Büyû,

    17. Sücudulkur'an,

    35. Selem,

    18. Taksîrüssalât,

    36. Şufa,

    19. Teheccüd,

    37. İcâre,

    (333) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 3, s. 833-834 (331) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, 3, 556

    YanıtlaSil
  125. PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET

    38. Havalât,

    39. Kefålet,

    69. Nefakat,

    40. Vekålet,

    70. Etime,

    71. Akika,

    41. Hars ve Müzarca,

    72. Zebih, Sayd

    42. Sürbül (Müsâkat),

    vettesmiyetű alessıyd

    43. İstıkraz ve edâüddüyün,

    73. Edahi,

    44. Husûmat,

    74. Eşribe,

    45. Lukata,

    75. Merdâ,

    46. Elmezâlimu velgasb,

    76. Tibb,

    47. Şirket,

    77. Libas,

    48. Rehn,

    78. Edeb,

    49. Itk,

    79. İsti'zan,

    50. Mükâteb,

    80. Daavât,

    51. Hibe,

    81. Rıkak,

    52. Şehâdât,

    82. Kader,

    53. Sulh,

    83. Eyman ve Nüzür,

    54. Şurût,

    84. Keffârât,

    55. Vasaya,

    85. Ferâiz,

    56. Cihad ve Siyer,

    86. Hudûd,

    57. Farzulhumus,

    87. Diyât,

    58. Cizye,

    88. İstitâbetülmürteddin,

    59. Bed'ülhalk,

    89 İkrah,

    60. Enbiya,

    319

    90. Hıyel,

    61. Menâkıb,

    91. Tâbirürrü'ya,

    62. Fedailü Eshâbinnebiyy Ale!

    92. Fiten,

    63. Menâkıbülensar,

    93. Ahkâm,

    64. Megazî,

    94. Temenni,

    65. Tefsîrülkur'an,

    95. Ahbârul'âhâd,

    66. Fedâilülkur'an,

    96. Kitab ve Sünnet'e sarılma

    67. Nikâh,

    68. Talak,

    97. Tevhid. (335)

    13) Câmiüssahih Müslim b. Haccac Ebülhuseynülkuşeyrîy-yünneysabûrî (204-261)

    218 den itibaren Yahyâ b. Yahya, Ahmed b. Yûnüs, İsmail b. Ebi Üveys, Saîd b. Mansur, Avn b. Selâm, Ahmed b. Hanbel ve daha baş-ka bir çok ilim adamlarının derslerini dinlemiş, kendisinden de, bir çok ilim adamları rivayette bulunmuştur.

    İmam Müslim «Bu Sahih'i, (Üç yüz bin) Hadîs ten seçip tasnif ettim.» demiştir.

    (335) Buhârî Camiüssahih c. 1-8

    YanıtlaSil
  126. BARRET LALA

    İFFET ve EDEP

    Namus, güzelliğin sadakasıdır.

    Dinde edep ve mürüvvet, akl- selimin meyvesidir.

    Edep, aklın sûretidir. (Kişinin basîret ve aklı, edepli davranışlarında müşahhas hâle gelir.)

    Fazilete yükselmek zor, rezâlete alçalmak kolaydır.

    Himâyen altındakilere iyilik yapmak istersen, onlara terbiye ve edep öğret.

    Nasihati reddeden, rezâlet bulur.

    Mesut insan, başkasından ibret alandır.

    Eğrinin gölgesi de eğri olur.

    AİLEDE

    Sen babanın hakkına riâyet edersen, oğlun da senin hakkına riâyet eder.

    Kadının kendisini güzel bir şekilde kocasının hizmetine vermesi, Allah yolunda cihâd etmesi gibidir.

    101

    YanıtlaSil
  127. ASR-I SAADETTEN GÜN

    HİDAYET REHBERLERİ

    MÜRÜVVETTENDİR

    Altı şey mürüvvettendir. (Kişinin insanlığını, asâletini ve hayırlı bir kişi olduğunu gösteren esaslardandır.)

    Bunların üçü hazarda (yolcu değilken, mukîm iken), üçü de seferdedir.

    Hazarda olanlar;

    Allâh'ın kitabını okumak,

    Mescidleri îmâr etmek (cemaate devam etmek) ve

    Allah için dostlar edinmektir.

    Seferde olanlar ise;

    Azığı paylaşmak,

    Güzel ahlâk ve

    Günaha girmeksizin şakalaşmaktır.

    KULLUK ÇEŞİTLERİ

    Bir grup insan bir şeyler umarak kulluk yapar; bu tüccar kulluğudur.

    Bir grup insan da korkudan dolayı kulluk yapar; bu da köle kulluğudur.

    Bir grup insan da vardır ki, şükür olsun diye kulluk yapar; işte bu, bütün duygulardan yakasını kurtarmış seçkin kimselerin kulluğudur.

    100

    YanıtlaSil
  128. HAZRET ALL

    ALLAH İÇİN AYIR!..

    -Her ne kadar temiz bir niyetle ve insanların faydası için yaptığın bütün çalışmalar Allah rızası içinse de, Sen yine de;

    Vakitlerinin en hayırlısını,

    Allah ile kendi arandaki işler için ayır!

    Sirf Allah rızası için edâ edeceğin ibadetlerin en mühimi de Allâh'ın zatına mahsus olan farzlardır.

    Gecende ve gündüzünde, bedenindeki Allah'a ait kulluk hissesini ayır ve

    Seni yüce Rabbine yaklaştıran bu ibâdetleri her ne pahasına olursa olsun eksiksiz yerine getir!..

    (Muhyiddin Seydi Çelebi, Buhâride Yönetim Esasları, s. 32, 47-54)

    ARAYAN BULUR

    Kim bir şeyi ister ve peşine düşerse onun tamamını veya bir kısmını elde eder. (Neysabûrî, II, 454)

    Lüzumsuz şeylerin peşinde koşan, lüzumlu şeyleri kaçırır.

    Kalpler; içi boş kaplara benzer; hayırlı olan hayırla dolu olanıdır.

    99

    YanıtlaSil
  129. GÖZYAŞLARI

    Ağlamak üç türlüdür:

    1. Allah'ın azabından korkarak,

    2. Allah'ın öfke ve gazabından korkarak,

    3. Allah ile gönül bağlarının kop-masından korkarak ağlamak.

    Birincisi günahlara keffârettir.

    İkincisi ayıplardan uzaklaştırıp arındırır.

    Üçüncüsü Mahbûb'un rızâsını kazandırırarak velâyet mertebesine yükseltir.

    Ağlamanın günahlara keffâret olmasının meyvesi, cezalardan kurtulmaktır.

    Ayıplardan temizlenmenin semeresi, dâimî nimetler ve yüksek derecelerdir.

    Mahbûb'un rızasını kazanarak velâyete ulaşmanın semeresi ise; Allah Teâlâ'nın, kulundan râzı olduğunu bildirerek ve cemâlini müşâhede ettirerek onu en güzel şekilde müjdelemesi meleklerin ziyaret etmeleri, fazîletin ve nimetlerin artırılmasıdı (Ibn-i Hacer, Münebbihât, s. 33)

    FIRSATI YAKALA!

    Korku ümitsizliğe eş olmuştur, utangaçlık mahrumiyete...

    Fırsat, bulut gibi geçip gider, hayırlı fırsatları elde etmeye çalışın!

    Küçük musîbetleri büyük göreni, Allah büyük musibetlere müptelâ kılar.

    98

    YanıtlaSil
  130. GERÇEK NİMETLER

    Nimet altıdır:

    İslâm.

    Kur'ân.

    Muhammed Mustafa Efendimiz.

    Afiyet.

    Günah ve hataların örtülerek gizli kalması

    > Insanlara muhtaç olmamak. (Ibn-i Hacer, Münebbihat, s. 26) .

    İLMİN KAPISINA SORDULAR

    Semâdan daha ağır şey nedir?

    -Temiz ve iffetli kadınlara atılan iftira, semâdan daha ağırdır.

    -Yeryüzünden daha geniş şey nedir?

    -Hakikat, yeryüzünden daha geniştir.

    -Denizlerden daha zengin şey nedir?

    -Kanaatkâr kişinin kalbi, denizlerden daha zengindir.

    -Taştan daha katı şey nedir?

    -Münafığın kalbi, taştan daha katı ve serttir.

    -Ateşten daha yakıcı şey nedir?

    -Zâlim idareci, ateşten daha yakıcıdır.

    -Zemherîden daha soğuk şey nedir?

    -Alçak birine muhtaç olmak, zemherîden daha soğuktur.

    -Zehirden daha acı olan şey nedir?

    -Sabretmek, zehirden daha acıdır.

    «Nemîme/lâf taşımak, zehirden daha acıdır.» şeklinde de rivâyet

    edilmiştir. (Ibn-i Hacer, Münebbihât, s. 29)

    97

    یار

    YanıtlaSil
  131. ASRI SAADE

    N GÜNÜMÜZE HİDAYET REHBERLERİ

    SALAHA ÇENGEL

    Şu beş haslet olmasaydı, bütün insanlar sâlih kişiler olurlardı:

    1) Câhilliğe râzı olmak.

    2) Dünyaya karşı hırs.

    3) İhtiyaç fazlası malda cimrilik.

    4) Amellerde riyâ.

    5) Ucba düşerek kendi görüşünü beğenmek.

    (Ibn-i Hacer, Münebbihât, s. 20)

    YAPILMASI GEREKENİN HULASASI

    Şu altı hasleti kendinde toplayan kimse, cenneti elde etmek ve cehennemden kurtulmak için yapılması gereken her şeyi yapmış demektir:

    Allah'ı tanıyıp O'na itaat etmek.

    Şeytanı tanıyıp ona isyan etmek.

    Ahireti tanıyıp onun peşine düşmek.

    Dünyayı tanıyıp ondan ayrılmak.

    Hakkı tanıyıp O'na ittibâ etmek.

    Bâtılı tanıyıp ondan içtinâb etmek. (Ibn-i Hacer, Münebbihât, s. 25-26)

    YanıtlaSil
  132. 2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    - 1960- Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ'dan Isparta'ya geçti.

    1996 - Filistin'de ilk kez devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. Yaser Arafat Devlet Başkanı seçildi.

    20

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    BİR AYET

    Allah'tan korkun ve Allah takva sahipleriyle

    beraberdir.

    Bakara Suresi: 194

    BİR HADİS

    Biriniz bir şey temenni ettiğinde, ne istediğine dikkat etsin.

    OCAK

    JANUARY

    C

    Mâdem ölüm öldürülmüyor, kabir kapanmıyor, dünya misafirhanesinde yolcular gayet sür'at ve telâşla, kafile kafile arkasında toprak arkasına girip kayboluyorlar; elbette pek yakında birbirimizden ayrılacağız. Lem'alar

    HİCRÍ: 17 C.AHİR 1443 - RUMI: 7 K. SANİ 1437

    Imsak Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam Yatsı

    KASIM: 74 - GÜN: 20 KALAN: 345 - GÜN UZA. 2 DK

    İmsak Günes Öğle İkindi Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  133. nexe (use) uzunique

    202

    BEDIO

    TAKV

    BİR AYET

    TARİHTE BUGÜN

    1908 - Bediüzzaman'ın "Yâ Ma'şere'l-Ekrâd!" ve "Kürtler Neye Muhtaç?" başlıklı makaleleri Kürd Teâvün ve Terakki gazetesinde yayınlandı.

    12 PERŞEMBE

    Allah sizin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.

    Bakara Suresi: 74

    THURSDAY

    1965 - Bediüzzaman'ın eski talebelerinden Vanlı Ali Çavuş'un vefatı.

    ARALIK

    BİR HADİS

    İdarecinin affetmede yanılması, ceza vermede yanılmasından daha hayırlıdır.

    İbni Adiyy

    2003 - Azerbaycan devlet başkanı Haydar Aliyev'in ölümü.

    DECEMBER

    Ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur.

    HİCRÍ: 11 C.AHİR 1446 - RUMI: 29 T. SANİ 1440

    Sözler

    KASIM: 35-GÜN: 347 KALAN: 19-GÜN, KIS.: 0 DK

    YanıtlaSil
  134. V 60

    2025 B BEDIUZ

    TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    BİR AYET

    Doğu da, batı da Allah'ındır; bütün yeryüzü sizin için bir mescittir.

    - 1198-Müslüman filozof ve hekim İbn Rüşd'ün vefatı.

    1877 - Plevne'nin düşmesi.

    1948 - Türkiye, UNESCO üyesi oldu.

    1948 - İnsan Hakları

    Evrensel Beyannamesi, Türkiye tarafından da imzalandı.

    Dünya İnsan Hakları Günü

    ARALIK

    10

    Bakara Suresi: 115

    ÇARŞAMBA

    BİR HADİS Ahmakla dostluğu kes.

    20 1447

    C.AHİR

    RUMI: 27 T.SANİ 1441

    Beyhaki

    KASIM: 33

    Kur'ân milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse, benzeri bulunamaz. O halde, Kur'ân, ya hepsinin altındadır; bu ise muhaldir. Öyle ise hepsinin fevkındedir; öyleyse Allah'ın kelâmıdır.

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    Mesnevî-i Nûriye

    Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    İmsak Güneş

    YanıtlaSil
  135. 394

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    Sahih rivayette, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu ri-vayet edildi:

    «Allah-ü Taald, Resulüne, ancak Ahirette dahl beraber olacağı kadını zevce eyledi.

    Bu rivayetten zahir olan mana: Bu büyük saadet, bu yüce şeref zevce edip münasebette bulunduğu kadınlara mahsus olmasıdır.

    Yüce Hak, cümlemizi onların hürmetine affedip bağışlasın. Ahi-ret åleminde onların şefaatını bize nasib ve müyesser eylesin. Amin!

    Resulüllah S.A. efendimizin nikâh edip, münasebette bulunduğu kadınların sayısı ittifakla ON İKİ tanedir. Bunlardan altı tanesi Ku-reyş soyundan, beşi Arap soyundan, bir tanesi de İsrail soyundandır. Bunlar sırası ile şöyledir:

    1. Hazret-i Hatice-i Kübra. Allah ondan razı olsun.

    2. Hazret-i Sude. Allah ondan razı olsun.

    3. Hazret-i Aişe Sıddika. Allah ondan ve babasından razı olsun.

    4. Hazret-i Hafsa. Allah ondan ve babasından razı olsun.

    5. Zeynep bnt. Huzeyme. Allah ondan razı olsun.

    6. Ümm-ü Seleme. Allah ondan razı olsun.

    7. Zeynep bnt. Cahş. Allah ondan razı olsun.

    8. Ümm-ü Habibe. Allah ondan razı olsun.

    9. Cüveyriye Allah ondan razı olsun.

    10. Reyhane bnt. Zeyd. Allah ondan razı olsun.

    11. Meymune. Allah ondan razı olsun.

    12. Safiyye. Allah ondan razı olsun.

    Burada sayınan Resulüllah S.A. efendimizin påk zevcelerinden şu üçü, Resulüllah S.A. efendimizden evvel beka âlemine teşrif buyur-muzlardır: Hazret-i Hatice, Zeynep bnt. Huzeyme, Reyhane bnt. Zeyd. Allah onlardan razı olsun.

    Sayılan üç kadının dışında kalan dokuz kadını; Resulüllah S.A. efendimiz beka âlemine teşrif buyurdukları zaman, hepsi de nikâhlı olarak ondan sonraya kalmışlardır.

    Biz Allah içiniz, Allah'a döneceğiz. Allahım, bize Resulüllah S.A. efendimizin şefaatını nasib eyle; onun sünneti ile ameli bize kolay getir. Bizi onun dini üzere öldür. Onun sancağı altında bizi topla. Onun havzından bize kana kana içmeyi nasib et. Amin!. Kabul bu-yur, ey Ålemlerin Rabbi.

    Ulemanın itifakı ile açıklanan, Resulüllah S.A. efendimizin zev-celeri yukarıda anlatılanlardır. Bunlardan başka, ihtilaflı olanlar var-dır; ncak, onları burada tafsilli anlatmak uygun değildir. Bunlar an-latılacaktır.

    - Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizin pâk zevcelerinin tümü ne salât eylesin.

    Denildiği zaman, onların hepsi dahil olur.

    Allah-ü Taâlâ onların hepsinden razı olsun.

    YanıtlaSil
  136. KARA DAVUD

    395

    HAZRET-I HATİCE-İ KÜBRA

    Allah ondan razı olsun.

    Resulüllah S.A. efendimizin ilk zevcesidir. Mübarek ismi: HATI-CE olup, babasının adı da: HUVEYLED'dir. Huveyled'in babası Esed, Fsed'in babası Abdüluzza, Abdüluzza'nın babası Kusey'dir. Bu Kusey, Hazret-i Hatice'nin dördüncü babasıdır; Resulüllah S.A. efendimizin nesebi ile burada birleşir. Cahiliyet zamanında, Hazret-i Hatice'ye:

    TAHİRİYE.

    Derlerdi.

    Hazret-i Hatice'nin ana adı: Fatıma bnt. Zevaid idi.

    Hazret-i Hatice, güzellikte, cemalde, iyi huyda meşhurdu.

    Hazret-i Hatice'nin ilk kocası, Hale b. Zürare Nemimi idi. Bu ko-casından iki tane erkek çocuğu olmuştu. Birinin ismi: Hind, diğeri-nin ismi de Hale'dir.

    İkinci kocası ise, Aid Mahzumi idi. Bundan da bir kızı oldu. Bu kızın da adı: Hind'dir.

    Hazret-i Hatice'nin üçüncü zevci Resulüllah S.A. efendimizdir.

    Resulüllah S.A. efendimizle evlendiği zaman, kırk yaşından bir kaç ay fazla idi. Resulüllah S.A. efendimiz ise, yirmi yaşındaydı. Ba-zılarına göre: Yirmi beş yaşındaydı. Ancak, meşhur olan birinci ri-vayettir.

    Resulüllah S.A. efendimizin bütün çocukları Hazret-i Hâtice'den dünyaya gelmiştir. Hazret-i İbrahim de, Mariye adlı cariye-yi kıptıye-cien olmuştur. Allah onların hepsinden razı olsun.

    Hazret-i Hatice, Resulüllah S.A. efendimiziņ ilk kadınıdır. Allah-ü Taalà, şu âyet-i kerimede:

    «Seni yoksul buldu; zengin etti.» (93/8)

    Buyurmak sureti ile, Hazret-i Hatice'nin uğurunu anlatmıştır.

    VERAKA

    Bir rivayet..

    Hazret-i Hatice iki kocası da öldükten sonra, şöyle bir rüya gör-dü: Güneş, gökten indi; evine girdi.

    Uyandıktan sonra, amcasının oğlu Veraka b. Nevfel'in yanına gitti. Bu zat, rüya tabiri yapanlardandı. Ve eski kitapları okumuştu. Resulüllah S.A. efendimizin vasıflarını herkesten çok bilirdi.

    Hazret-i Hatice, rüyasını ona anlattığı zaman, şöyle dedi:

    Åhir zaman peygamberi, peygamberliğinden evvel seni nikâh-la alacak, onun kadını olacaksın. Sen, onun nikâhında iken, ona pey-gamberlik gelecek. Bu Mekke şehrini tüm küfür ve şirkten temizler; iman nuru ile nurlandırır.

    Onun bu tabiri üzerine, Hazret-i Hatice şöyle sordu:

    - Ey emmim, o peygamber hangi beldedendir?.

    Veraka:

    Mekke'dendir.

    YanıtlaSil
  137. 251

    7682. İşler iyi giderken reklam yararlıdır; işler kötü gittikçe zorunludur.

    7683. İyi düşmanında da olsa öykün, kötü ana-babanda da olsa öykünme.

    7684. İyiliği, ona yaraşana yap.

    1685. İyilik yapan iyilik bulur, kötülük yapan kötülük.

    7686. Kadın, çocukluğunda babasının, gençliğinde kocasının, daha sonra da oğullarının kölesidir.

    7687. Kadın namusluysa, orospular sokağındaki bir evde de oturabilir.

    7688. Kadını yedir, giydir, mücevherler ve başka güzel şeylerle süsle, donat, ama ona akıl danışma, sakın!

    7689. Kaplanları terbiye eden adam yüreklidir, bir ülke fetheden adam yiğittir, arma kendini zapteden adam her ikisinden de daha yürekli ve yiğittir.

    1690, Karaların, denizlerin, dağların sonu vardır, ancak kralın düşüncelerinin sonu yoktur.

    7691. Karşı karşıya gelince seni öven, arkandan karaçalmalar yağdıranla arkadaşlık etme.

    7692. Kendi besini için çalışmadan yiyen, çalınmış besin alır.

    7693. Kendi evini yapamazsan, bir yapana taş taşı!

    7694. Kendini bilime vermiş olanların varlığı yoksulluktur.

    7695. Kendisini kocasına adamış bir kadına sahip olan erkek, dünyanın en büyük nimetine sahiptir.

    7696. Kim sadaka vermiş de yoksul olmuş?

    7697. Kimilerinin gözü kördür, kimilerinin de yüreği.

    7698. Kimse doğru söylediği için batmamıştır.

    7699. Kimse köşesinde sessiz oturanı azarlamaz; çok konuşan kınanır.

    7700. Kirli işler, pis sonuçlar verir.

    7701. Kocasını memnun edememiş hiçbir kadın, karı denilmeye değmez.

    7702. Koşmayan düşmez.

    7703. Kör onu görmüyorsa, kabahat direğin değildir.

    7704. Krallar dağlara benzer: düz değildirler, serttirler, yüksektirler, aşağılık insanları gizlice barındırırlar.

    7705. Kurbağaların konuştuğu yerde, en iyi şey susmaktır.

    7706. Kuşun havadaki, balığın sudaki izleri görülemez; erdemli kişilerin yolu da böyledir.

    7707. Limona ekşi eklemek gerekir mi?

    7708. Mutluluk, ruhça güçlülere doğru yolunu kendisi bulur.

    7709. Mutsuzluk sırasında acıma, susuzlukta yağan yağmur gibidir.

    7710. Namus, en güzel huydur.

    7711. Nektar (Tanrıların içeceği) çokça içilirse zehirler.

    7712. Oku hedefe vurduramayan, çarçabuk bir yalan uydurur.

    YanıtlaSil
  138. 250

    7652. Gelecek sizin, yurt sizin; gençliğin kalbi avuçlarınızdadır, ey eğitimciler!

    7653. Gençliğinde öylesine yaşa, ki yaşlılığında mutlu olasın.

    7654. Gençlik, çılgınlık çağıdır.

    7655. Geyik, taze ota koşarken, yoldaki çukuru unutur.

    7656. Görmemek, iki kişinin işidir: kör olanla akılsız olanın.

    7657. Gözün gördüğünü el yapabilir.

    7658. Gücüne güvenerek çelimsizleri aşağılayanın gücü, kendi başına belā olur.

    7659. Güçsüzlük yanında öfke çok güçlüdür.

    7660. Güler yüzlülük, şölenle ağırlamadan daha değerlidir.

    7661. Gülümsemenin başaramayacağı iş var mı?

    7662. Gün güneşin batmasıyla, gece güneşin doğuşuyla sona erer. Sevinç üzüntüyle, üzüntü de sevinçle biter.

    7663. Güzel kadın dünyanın, çirkin kadın senin malındır.

    7664. Güzel sözlerin açmayacağı kapı var mı?

    7665. Hak etmeyene verilen armağan, tembele edilen yardım, iyilik bilmeze yapılan en ince öneri, kaba olana gösterilen incelik, cesede sürülen koku, kireçli toprağa yağan yağmur, sağırın kulağına seslenmek: boşa gitmiş, demektir.

    7666. Haktan başka bir şey istemeyin; çünkü, yalnız hak peşinde koşanlar, yargı aleyhlerinde de olsa, dileklerine kavuşur.

    7667. Her şey aslına çeker.

    7668. Her şeyin bir çaresi var, aptallığa çare yok.

    7669. Herkes tahtırevana binmeye kalkarsa, tahtırevanı kim taşır?

    7670. İki kişide bir kalp, sevginin ürünü böyledir; kalpler ayrılırsa, gövde sevgisi olur.

    7671. İki şeyden biri kaçınılmazdır: ya insan varsıllığı bırakır, ya da varsıllık insanı. O halde, zarar-ziyan için ne diye üzülelim?

    7672. İktidar, bilgiyle ölçülemez; kralı yalnız kendi yurdu sayar, bilgini ise bütün dünya.

    7673. Inatçı adam, pastan daha güçlüdür.

    7674. Insan mutlu olunca, yıllar gün gibi geçer; mutsuz günler, yıl gibi gelir.

    7675. Insan varsıllığıyla ya da bilgisiyle değil, tutum ve davranışıyla soylu olur.

    7676. Insanın en iyi ilacı insandır.

    7677. Istek bastırılınca, yoksul da varlıklı olur; üstünlük kazanırsa, ağa da köleyle eşit olur.

    7678. İsteklerine kapılmayan, duygularına yenilmeyen, çok yemeyen, dindar, direşken bir kimseyi şeytan dize getiremez; yel, kayalık dağı yıkamaz. 7679. İstem, hangi işte başarılı

    olmaz ki... 7680. Ister bilgin, ister aptal, ister yakışıklı, ister çirkin olsun: kendisine bir seyler sunduğumuz konuk, insanı cennete götüren bir köprü gibidir.

    7681. İşiteni gönül rahatlığına kavuşturacak bir tek söz, bin bos laftan veğdir.

    YanıtlaSil
  139. 249 7625. Cok konuşana, bir şeyler söylese de, insanlar değer vermez; sonsuza dek gürültüyle akan ırmağa, yararlı olmasına karşın, kimse dikkat ve ilgi göstermez.

    7626. Dağların tepesinde nilüfer yetişmez, hayduttan iyilik gelmez.

    Dana bağlarken, anasının bacağı direk olarak kullanılır.

    7627. 7628. Dedikodu ve iftiranın her iki yüzü de keskindir: bunlarla başkasına acı vermek isteyen eli çokluk yaralar.

    7629. Demiri çürüten kendi pasıdır, insanı cehennemlik eden de kendi günahları.

    7630. Dinlenmenin zevki, ancak ağır bir işten sonra tadılır.

    7631. Dost, kadın, hizmet, sağduyu ve yüreklilik felaket zamanı sınanır.

    7632. Dostlarını yitirmektense, yaşamını yitir, bir daha yaşarsın, ama dostluk bağı bir daha geri gelmez.

    7633. Dostluk bağını koparma, çünkü daha sonra onu bağlayınca düğüm olur.

    7634. Dostuna iyi davran, hısım-akrabana dikkatli, kadınlara ve uşaklara armağanlı, ötekilere nazik davran.

    7635. Dört ayaklı at sendelerse, iki ayaklı insan ne yapsın?

    7636. Dünyada önemli olmak kadar akıllılık, üzgüden çekinmek kadar edep, güzel huylu olmak kadar soyluluk, hoşnut olmak kadar varsıllık yoktur.

    7637. Düşmana güvenilmez, arada anlaşma olsa bile.

    7638. Düşmandan iki yolla kurtulabilirsin: ya ellerini ipe bağlayarak ya da ayaklarının hızına güvenerek.

    7639. Düşündüğünü söyleyenden değil, söylediğini düşünmeyenden kork!

    7640. En büyük kazanç sağlık, en büyük varlık tokgözlülük, en hayırlı akraba güvenilir dost, en yüce mutluluk kurtuluştur.

    7641. Erkeğin kıskançlığı kadını başkasına doğru iter; akıllı adam kıskançlık göstermeyerek karısını elde tutar.

    7642. Ermişlerin gönlü değişmez, arpa ekince pirinç çıktığı görülmüş mü?

    7643. Eşek eğitilse de türkü söyleyemez.

    7644. Ev bir kez bittikten sonra, duvarcı unutulur.

    7645. Evin kadını, evin kendisidir; kadınsız ev ise, dağ başıdır.

    7646. Evlenen insan üzülebilir, evlenmeyense kesinlikle üzülecektir.

    7647. Evlenirken şu yedi şeyi gözönünde bulundurmalı: varlık, güzellik, bilgi, aile soyluluğu, gençlik, mevki, doğruluk.

    7648. Felâket, akıllıların tüm çabalarını yenerek yere seremez. Umutların gerçekleşmesi de onları nankörlüğe sürüklemez, sarhoş edip gözlerini perdelemez.

    7649. Ganj ırmağına çöp de dökseler, onun büyüklüğü azalmaz.

    7650. Geceleyin yaptığımız iyilik, sabahın mutluluğunu verir.

    7651. Geç gel de iyi gel.

    YanıtlaSil
  140. 248

    7598. Beş yaşına dek oğluna kral gibi davran, on beş yaşına dek bir uşak gibi, onda sonra da bir arkadaş gibi davran.

    7599. Bilgisizlikten korkunuz, ama yanlış bilgiden daha çok korkunuz .

    7600. Bir ağaç oklarla, baltalarla yaralansa bile, eski durumuna döner; dil yarası hig bir zaman kapanmaz.

    7601. Bir gün sevineceksen giysi yaptır, her gün sevineceksen iyilik yap! yaptığın işin meyvelerinden

    7602. Bir iş yaparken, kendini soyutla! (Kendini o işin içinde kaybedeceksin, o zaman bir şey yaratabilirsin, anlamında.)

    7603. Bir iş yapmak için fırsat düştüğünde onu yapmayan, akıllı bir insan sayılmaz.

    7604. Bir işe ya hiç başlama ya da başladıysan bitir; akıllığın ilk ve son kanıtı budur.

    7605. Bir kapı kapanırsa, bin kapı açılır.

    7606. Bir kez evlenmek görevdir, iki kez evlenmek aptallık, üç kez evlenmekse çılgınlıktır. (Hollanda'da da söylenir.)

    7607. Bir kız, kadınlık çağına erişmeden evlenmeli.

    7608. Bir kişi biliyorsa sırdır, iki kişi biliyorsa herkesindir.

    7609. Bir nesne için devenin sırtında yer bulunmazsa, onu devenin boynuna asarlar.

    7610. Bir sırrı ifşa etmek doğru değil, büyük bir vebaldir.

    7611. Bir şeyin yapılamaz olduğunu düşünerek uyuya kalma; böyle yaparsan, bir başkasının bu yapılmazı yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsın.

    7612. Bir tek yiğit savaşçı, bir ordunun yiğitliğini yüceltebilir; bir tek korkak, bir orduya uğursuzluk getirebilir.

    7613. Bir veren, bin alır.

    7614. Bir yalanı gizlemek için, bin kez daha yalan söylemen gerekir.

    7615. Birkaç saman sapı, bir fili bağlayabilir.

    7616. Buğdayını yel eserken savur.

    7617. Büyük-küçük kötülük yoktur, kötülükler vardır.

    7618. Cahil kızar, akıllı insan anlar.

    7619. Cehennemde bile olsa, iyi kimselerle oturup kalkmak, kötülerle saraylarda oturmaktan iyidir.

    7620. Çabuk ısınan dost, çabuk soğur.

    7621. Çarpışma sırasında bir adam binlerce kişiyi binlerce kez yenmişse, bir başkası ise kendisini yenmişse, o daha çok yenmiş sayılır; başkaları yerine, kendini yenmek daha iyidir.

    7622. Çile çekerken, zaman yavaş geçer.

    7623. Çimenler, yumuşaklıkları ve rüzgâra karşı eğilmeleri yüzünden, en şiddetli fırtınalardan kurtulur.

    7624. Çocuğun, köklere gereksinmesi vardır.

    YanıtlaSil
  141. 277 Akalh ve özverili kimseyle arkadaşlık eden, erdem kazanır.

    1972 Akilir kişilerden dost edinmemeli

    247

    Akh olmayan kimse, iyiyi kötüden, iyilik yapanı kötülük edenden ayıramaz.

    Akh olmayana kitabın ne yararı var? Ayna, köre yardımcı olabilir mi?

    es Ayakgönüllü olmak, bilginin süsüdür.

    1978. Alçaklar, çok konuşkan olur.

    Aldatanların dostu olmaz.

    1978 Alu kişi, kendisine daha önce yardımı dokunanı anımsamaz: öğrenci öğretmeni. evlenen oğul anayı, sevmemeğe başlayan erkek kadını, amacına ulaşan vardımcıyı, fundalığa sürüklenen kılavuzu, hasta hekimi.

    1520 Altının değerini öğrenmek istersen, taşa sürt. Öküzün gücünü öğrenmek istersen, yük yükle. Erkeğin huyunu öğrenmek istersen, onu dinle. Kadının ne düşündüğünü öğrenmek istersen, işte buna olanak yok.

    80. Aptallar, yaşamları boyunca akıllılarla gezse bile, gerçekleri gene öğrenemezler; kaşık, çorbanın lezzetini alabilir mi?

    581. Aptallığını bilen aptalda hâlâ bir parça akıl vardır, ancak kendi aklına pek güvenen aptalda herhalde akıl yoktur.

    7582. Arkadaş seçerken, dikkatli olmalı.

    7583 Armağanlar biter bitmez arkadaşlık sona erer, ineğin memesi kuruyunca da dana onu bırakıp gider.

    7584. Asıl önemli olan, dünkü durumumuzdan üstün olmamızdır.

    7585. Aşırı isteklerden vazgeç, ama bütün isteklerini de baskı altında tutma.

    7586. Ataklığımı yitiren, gücünü de yitirir.

    7587. Ateş, yağ ile söndürülmez.

    7588. Ay, Parya'nın da kulübesini aydınlatır.

    7589. Babası neyse, oğlu da odur. (Fransızcada da var.)

    7590. Bal bal demekle, ağız tatlanmaz.

    7591. Barış ve iş: işte mutluluk kaynağı!

    7592. Başkalarına öğüt vermek gerektiğinde, herkes bir akıl kutusu kesilir; bu öğütlere kendisinin uyması gerektiğinde ise, akıllının aptaldan ayrımı kalmaz.

    7593. Başkalarına yaramayan akıl, sahibine de zarar verir.

    7594. Başkasından üstün olmanız önemli değildir.

    7595. Başkasının işini iyi yapmaktansa, kendi işini kötü yapmak yeğdir. Kendi tabiatını izleyeni suçlu sayma!

    7596. Başkasının karısına bacı gözüyle, başkasının varlığına bir yığın toprak gözüyle, tüm yaratıklara kendi canını taşıyormuş gibi bakan kimse, gerçekten, akıllı bir kişidir.

    7597. Bayağı bir kimse söyler, yapmaz; soylu bir kişi yapar, söylemez; boşboğazlık etmemeli!

    YanıtlaSil
  142. 247

    1571. Akıllı ve özverili kimseyle arkadaşlık eden, erdem kazanır.

    7572 Akılsız kişilerden dost edinmemeli.

    7573. Aklı olmayan kimse, iyiyi kötüden, iyilik yapanı kötülük edenden ayıramaz.

    7574. Aklı olmayana kitabın ne yararı var? Ayna, köre yardımcı olabilir mi?

    7575. Alçakgönüllü olmak, bilginin süsüdür.

    1576. Alçaklar, çok konuşkan olur.

    1577. Aldatanların dostu olmaz.

    7578. Altı kişi, kendisine daha önce yardımı dokunanı anımsamaz: öğrenci öğretmeni, evlenen oğul anayı, sevmemeğe başlayan erkek kadını, amacına ulaşan yardımcıyı, fundalığa sürüklenen kılavuzu, hasta hekimi.

    7579. Altının değerini öğrenmek istersen, taşa sürt. Öküzün gücünü öğrenmek istersen, yük yükle. Erkeğin huyunu öğrenmek istersen, onu dinle. Kadının ne düşündüğünü öğrenmek istersen, işte buna olanak yok.

    7580. Aptallar, yaşamları boyunca akıllılarla gezse bile, gerçekleri gene öğrenemezler; kaşık, çorbanın lezzetini alabilir mi?

    7581. Aptallığını bilen aptalda hâlâ bir parça akıl vardır; ancak kendi aklına pek güvenen aptalda herhalde akıl yoktur.

    7582. Arkadaş seçerken, dikkatli olmalı.

    7583. Armağanlar biter bitmez arkadaşlık sona erer; ineğin memesi kuruyunca da dana onu bırakıp gider.

    7584. Asıl önemli olan, dünkü durumumuzdan üstün olmamızdır.

    7585. Aşırı isteklerden vazgeç, ama bütün isteklerini de baskı altında tutma.

    7586. Ataklığını yitiren, gücünü de yitirir.

    7587. Ateş, yağ ile söndürülmez.

    7588. Ay, Parya'nın da kulübesini aydınlatır.

    7589. Babası neyse, oğlu da odur. (Fransızcada da var.)

    7590. Bal bal demekle, ağız tatlanmaz.

    7591. Barış ve iş: işte mutluluk kaynağı!

    7592. Başkalarına öğüt vermek gerektiğinde, herkes bir akıl kutusu kesilir; bu öğütlere kendisinin uyması gerektiğinde ise, akıllının aptaldan ayrımı kalmaz.

    7593. Başkalarına yaramayan akıl, sahibine de zarar verir.

    7594. Başkasından üstün olmamız önemli değildir.

    7595. Başkasının işini iyi yapmaktansa, kendi işini kötü yapmak yeğdir. Kendi tabiatını izleyeni suçlu sayma!

    7596. Başkasının karısına bacı gözüyle, başkasının varlığına bir yığın toprak gözüyle, tüm yaratıklara kendi canını taşıyormuş gibi bakan kimse, gerçekten, akıllı bir kişidir.

    7597. Bayağı bir kimse söyler, yapmaz; soylu bir kişi yapar, söylemez; boşboğazlık etmemeli!

    YanıtlaSil
  143. 246

    7551. Varsıllığın değerini onu edindiğin gün anlarsın, dostun değerini ise yitirdigan

    7552. Yalnız kendine iyiliği dokunan, kötü kişidir.

    7553. Yaşam ateş gibidir: başı alev, sonu kül.

    7554. Yazgısına boyun eğen kimse, köle olarak ölür.

    HABES ATASÖZLERİ. Bak: ETİYOPYA (HABES) ATASÖZLERİ

    HAİTİ ATASÖZLERİ

    7555. Irmağın öbür yakasına geçinceye dek, timsaha taş atma.

    7556. Öküz, boynuzlarını taşımaktan asla yorulmaz.

    HAUSSA ATASÖZLERİ

    7557. Aptal tavuk kedivle evlenir.

    7558. İftiracıları sevmeyelim, ama o zaman kiminle birlikte yaşarız?

    7559. İstek, kaygıların kapısıdır.

    7560. Yalanla ticaret yapan, gerçekle öder.

    HIRVAT ATASÖZLERİ. Bak: SIRP-HIRVAT ATASÖZLERİ

    ...

    HİNT (ESKİ-YENİ) ATASÖZLERİ

    7561. Açgözlü mide, her zaman boştur.

    7562. Adalet Tanrı'yı da, insanları da memnun eder.

    7563. Adaletli yargıç, iyilik edeni kötülük edenden ayırt etmeli; iyilik edeni ödüllendirme karşılığında, kötülük edeni cezalandırmalıdır.

    7564. Ağaç nasılsa, meyvesi de ona göredir.

    7565. Ağzında yağ, bal; gönlünde pelin, zehir.

    7566. Akıl, dibi görünmeyen bir deniz gibidir; felâket ne denli büyürse büyüsün, o denizi tüketemez.

    7567. Akıl nerede işe yaramaz ki...

    7568. Akıllı adam, akılsız adamın son yaptığını ilkin yapar.

    7569. Akıllı düşman, akılsız dosttan yeğdir.

    7570. Akıllı kişi, kavgayı en son çıkar yol sayar; daha önce başka yollara başvurur, o yolları da dener.

    YanıtlaSil
  144. 320

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    On beş yılda tamamladığı bu kitaba (On iki bin) Hadis kayd et-miştir.

    Müslim'in bir de, Müsned-i Kebir'i vardır.

    «Bu Müsned kitabıma koyduğum şeyi ancak delil ile koydum. ondan çıkardığımı da, ancak delil ile çıkardım.» demiştir. (336)

    Hadis Hafızlarından Ebû Kureyş «Dünya Hadis Hafızları dört tür. demiş. İmam Müslim'l, onlardan birisi olarak zikr etmiştir.

    Hafız Ebû Aliyyünneysåbûrî de «Semanın altındaki yer yüzün-de Müslim'in kitabından daha sahih bir kitap yoktur!» demiştir.

    Hafız Zehebi ise «Belki, Ebû Ali'ye, Buharî'nin Sahih'i erişme. miş derim. demiştir. (337)

    İmam Müslim'in Camiüssahih'ı şu kitaplardan müteşekkildir:

    1. İmân,

    28. Kasâme,

    2. Tahåret,

    29. Hudud,

    3. Hayz,

    30. Akdıyye,

    4. Salât,

    31. Lukata,

    5. Mesâcid,

    32. Cihad,

    6. Salâtülmüsafirîn,

    33. İmâre,

    7. Cumua,

    34. Sayd,

    8. Salâtülideyn,

    35. Edâhî,

    9. Salâtülistiska,

    36. Eşribe,

    10. Küsuť,

    37. Libas,

    11. Cenâiz,

    38. Ådâb,

    12. Zekât,

    39. Selâm,

    13. Sıyam,

    40. Elfâzun minel'edeb,

    14. İtikâf,

    41. Şa'r,

    15. Насс,

    42. Rüya,

    16. Nikâh,

    43. Fedâil,

    17. Talak,

    44. Fedâilüssahâbe,

    18. Rada,

    45. Birr ve Sile,

    19. Lian,

    46. Kader,

    20. Itk,

    47. İlm,

    21. Büyû,

    48. Zikr ve Düa,

    22. Müsâkat ve Müzârea,

    49. Tevbe,

    23. Ferâiz,

    50. Sıfâtulmunâfıkin,

    24. Hibât,

    51. Cennet,

    25. Vasiyyet,

    52. Fiten,

    26. Nüzr,

    53. Zühd,

    27. Eyman,

    54. Tefsir. (338)

    (336) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 580-500 (337) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 589

    (338) Müslim Camiüssahih c. 1-8

    YanıtlaSil
  145. PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET

    14)

    Sünen

    331

    Ebû Davud

    Süleyman

    b. Eş'as'üssicistani

    (202-

    275)

    Hicaz'da, Mısır'da, Şam'da, Irak'ta, Cezire'de, Sınırda, Horasan'-da bir çok ilim adamlarından Hadis dinledi.

    Kendisi, ilmile amel eden âlimlerdendi.

    Bazı İmamlar «Ebû Davud'un huyu ve gidişatı, Ahmed b. Han-bel'e benzerdi.

    Ahmed b. Hanbel, bu hususta Veki'a benzerdi.

    Veki', Süfyan'a,

    Süfyan, Mansûr'a,

    Mansûr, İbrâhîm'e,

    İbrâhîm, Alkama'ya,

    Alkama, Abdullah b. Mes'ud'a,

    Abdullah b. Mes'ud da, huy ve gidişatca, Peygamber Aleyhisse-lâma benzerdi!» demişlerdir.

    Ebû Davud «Peygamber Aleyhisselâmın Hadislerinden (Beş yüz bin) Hadis yazdım.

    Onların içinden de, bu Sünen'e (Dört bin sekiz yüz) Hadis seç-tim.» demiştir. (339)

    Hâkim'e göre Ebû Davud, asrında Muhadislerin İmamı idi.

    Hafız Mûsâ b. Hârun «Ebû Dâvud, dünyada Hadis için, Ahiret-te de, Cennet için yaratılmıştır!

    Ben, ondan daha üstününü görmedim.» demiştir. (340)

    Ebû Dâvûd'un Sünen'i şu kitaplardan müteşekkildir:

    1. Tahåret,

    2. Salât,

    3. Salâtülistiska,

    4. Salâtüssefer,

    5. Tatavvu',

    6. Şehrü Ramazan,

    7. Sücud,

    8. Vitr,

    9. Zekât,

    10. Lukata,

    11. Menâsik,

    12. Nikah,

    13. Talak,

    14. Savm,

    (340)

    15. Cihad,

    16. İcâbül'edâhî,

    17. Vasaya,

    18. Ferâiz,

    19. Harac, İmâre ve Feyy,

    20. Cenâiz,

    21. Eyman ve Nüzûr,

    22. Büyû,

    23. Akdıyye,

    24. İlm,

    25. Eşribe,

    26. Et'ime,

    27. Tıbb,

    28. Atak,

    (339) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 591-593

    c. 2, s. 592

    1. T. Medine Devri XI/F: 21

    YanıtlaSil
  146. İKİ ENDİŞE VERİCİ TİP

    Beni en çok endişelendiren şu iki tip adamdır

    Hayasız alim

    Cahil sefu

    (Bursevi Rahul Boda (Ali Imran, 80))

    HAFIZA

    Üç şey, hafızayı güçlendirip balgamı giderir:

    -Misvak kullanmak.

    -Oruç tutmak.

    -Kur'an okumak.

    (Ibn-i Hacer. Münebbihat, s. 9)

    Kalbin şifası Kur'ân-ı Kerim okumaktır.

    ZORLU FAZILETLER

    Amellerin en zoru şu dört haslettir:

    Öfke anında karşındakini affetmek.

    Darlık zamanında cömertlikte bulunmak.

    Yalnızken ve tenhalarda iffetli davranmak, günahtan korunmak.

    Korktuğu veya menfaat beklediği kişiye karşı hakikati söylemek.

    (Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 18)

    YanıtlaSil
  147. FASHA SAADETTEN GUNEMUZE MIDAVET REHBERLERİ

    GERÇEK ALİMİN KIYMETİ

    Her şey azaldıkça, ilim ise arttıkça kıymetlenir.

    Âlim ölse de yaşar.

    Câhil yaşarken ölüdür.

    Bana (mârifetullah bahsinden) bir harf öğretenin kölesi olurum.

    İnsanlara önce «hakkı öğretiniz. Onu öğrenen bâtılı tanır.

    (Zaten bâtılı tasvir etmek, ondan habersiz zihinleri iğfâl edebilir.)

    ALİM TEMBEL OLMAYACAK!

    Öğrenmeye çalışan câhil, âlim gibidir.

    Kendini geliştirmeyen, düzenli bir çalışması olmayan tembel âlim de câhil gibidir. (Neysabûri, II, 454)

    Alimlere;

    <<<<-Niçin öğretmediniz?>> sorusu sorulmadan câhillere;

    <<<-Niçin öğrenmediniz?>> sorusu sorulmayacaktır.

    İlim kaynakları olunuz.

    Gecelerin aydın lâmbaları hâline geliniz.

    ➤Elbiseniz eski de olsa kalpleriniz yeni ve temiz olsun.

    Böyle olunca, semâlarda yaşayan melekler âlemini görür, yeryüzündekilere anlatırsınız.

    94

    YanıtlaSil
  148. 2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1522- Rodos'un

    Osmanlı donanmasınca fethi.

    1963-21-25 Ocak'ta şiddetli soğuklar.

    Elektrikler, sular kesildi, trenler yollarda kaldı; Uludağ'da kar kalınlığı 25 metreye ulaştı.

    21

    CUMA

    FRIDAY

    OCAK

    JANUARY

    BİR AYET

    Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet iledir.

    Bakara Suresi: 228

    BİR HADİS

    Azimeti uygulayın. Ruhsatı da kabul edin.

    Şefkat halistir, mukabele istemiyor, safi ve ivazsızdır. Hatta en âdi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakârane, ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele talep eder.

    HİCRÎ: 18 C.AHİR 1443 - RUMI: 8 K

    . SANİ 1437

    Mektûbât

    KASIM: 75 - GÜN: 21 KALAN: 344 -

    GÜN UZA. 2 DK

    YanıtlaSil
  149. TARİHTE BUGÜN

    2024 B BEDIOZZAMAN TAKVIM

    1946 - Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu

    (UNICEF) kuruldu.

    1962 - Millî Güvenlik Kurulu'nun kuruluşu.

    1994 - Çeçenistan, Rus ordusu tarafından işgal edildi.

    Dünya Dağ Günü

    11

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    ARALIK

    DECEMBER

    BİR AYET

    Bile bile Allah'a eş ve ortak koşmayın.

    Bakara Suresi: 22

    BİR HADİS

    Alırken, satarken, borcunu öderken ve borcunu isterken yumuşak

    davranan kişiyi Allah Cennetine koysun.

    Ebu Davud, Salât: 114

    Cenâb-ı Hakkın emirlerine ve nehiylerine itaat ve inkıyadı tesis ve temin etmek için, Sâniin azametini zihinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır. Bu tesbit ise ahkâm-ı îmâniyenin tecellîsiyle olur.

    İşârâtü'l-İ'câz

    HİCRI: 10 C.AHİR 1446 - RUMI: 28 T. SANÍ 1440

    İmsak Günes Öğle İkindi Akşam

    Yatsı

    KASIM: 34 - GÜN: 346 KALAN: 20

    - GÜN. KIS.: 1 DK

    İmsak Güneş

    04 40 09 12 12:02 15 22 17 43

    19.09

    ESKİŞEHİR

    06:32 08.02

    12.56

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    15.20

    17.40

    19.05

    YanıtlaSil
  150. V 80

    TARİHTE BUGÜN

    1925-Yerli kumaştan elbise giyilmesi kanunu çıktı.

    1959-Bediüzzaman Konya'ya ve Hz. Mevlana'nın türbesine ziyarette bulundu. Aynı gün Emirdağ'a döndü.

    2017 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ali Demirel vefat etti.

    19

    1447 C.AHİR

    ARALIK

    09

    SALI

    BİR AYET

    Kendiniz için ne hayır işlerseniz, Allah katında onu bulursunuz.

    Bakara Suresi: 110

    BİR HADİS

    Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Söz verdiğinizde sözünüzde durun. Size güvenildiğinde sû-i istimal

    etmeyin.

    RUMI: 26 T.SANİ 1441 KASIM: 32

    Müsned, 5: 323

    Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zirâ dünya durmuyor, gidiyor; insan da beraber gidiyor. Ölüm sekerâtı seni uyandırmadan uyan! Mesnevî-i Nuriye

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    İSTANBUL

    17.43

    19.09

    ISPARTA

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    06.38 08.10

    13.01 15.22

    06.28 07.54

    12.55

    15.25

    17.46

    19.07

    YanıtlaSil
  151. MEVZU FİHRİSTİ

    Shf. No.

    28

    Ölçüleri kitab ve sünnet idi 24

    Allah'a tefviz-i umûr ederlerdi Her hususta tam bir ihlás sahibi idiler 26

    Devlet kapılarını aşındıranlara yakınlık göstermez-

    lerdi 44

    Özü sözüne, içi dışına uygun kişilerdi 46

    Haksızlıklara sabırla göğüs gererlerdi 50

    *Tepki ve gayretleri hep Allah içindi ve eksiksizdi ...

    Az gülerler ve dünya nimetlerinden dolayı sevin-mezlerdi

    Allah'ın gazabına uğramaktan korktukları zaman ölümü temenni ederlerdi 58

    Bidâyette ve nihâyette Allah'tan çok korkarlardı 62 69

    Azab-ı İlâhî'den son derece korkarlardı

    Kıyamet gününün dehşetinden bahsedildiği zaman bütün varlıklarını Allah korkusu sarar ve ken-dilerinden geçerlerdi

    Hastalık halinde tamamen Allah'a müteveccih bu-lunurlardı

    Ölümü unutmazlar, gördükleri ölüm vak'alarından ibret alırlardı

    53

    56

    72

    75

    80

    81

    Sû-i hâtimeden korkarak kendilerinden geçecek kadar hüzün ve elem çekerlerdi

    Dünyaya sevgi ve şehvetle değil ibretle bakarlardı 85

    *

    Bir hata veya unutkanlık neticesinde kendilerinden sadır olan yaramazlıklara uyulmamasını tenbih ederlerdi İskender. Zülkarneydin kabri

    87

    YanıtlaSil
  152. 436

    Shf. No.

    97

    102

    Kendilerini insanların en günahkârı bilirlerdi 89

    Kendilerine eza edenleri affeder, kin gütmezlerdi... 90

    Müslümanlara karşı hürmet ve tazimleri büyüktü 91

    Zevcelerinden gördükleri ezalara karşı sabır ve tahammül ederlerdi 92

    Riyaset peşinde koşmazlardı 95

    Biribirlerine karşı nasihatı esirgemezlerdi

    Küçük büyük demeden herkese karşı çok nazik ve edepli davranırlardı 99

    Ömürlerinin kötü bir hatimeyle sonuçlanıp da Al-lah'tan mahcup, cemalinden mahrum olmaktan

    son derece korkarlardı

    **

    Yaz-kış gece namazına devam ederlerdi 106

    Nefislerinden yana çok hazimkâr ve mütevazi idiler 112

    Allah'ı gafletle anmayı iyi karşılamazlardı

    Ağır başlı ve yumuşak huylu idiler J13

    113

    Şer'i usulü dairesinde şiddetli açlığa katlanır, riya-zat yaparlardı 114

    Kendilerinden ilim ve marifet tahsil edenlerin ih-lâslı olmalarını arzu ederlerdi

    116

    Her âlimden elde ettikleri bilgi ile amel etmeye azimkâr idiler

    116

    Kendilerine dostluk izhar edenlerle münasebetlerini kesmezlerdi 117

    Din kardeşlerinin iyiliklerini takdir eder, ayıplarını görmezlikten gelirlerdi 118

    Düşmanları ve çekemeyenleri çoğaldığı zaman Al-lah'a çokca şükür ve istiğfar ederlerdi

    119

    Tam bir insaf sahibi idiler 120

    Evlenmek istedikleri zaman sünnete riayet ederlerdi 121

    Hocalarına karşı çok edepli ve terbiyeli davranır-lardı 121

    Kendilerini nafile ibadetlere ehil görmezlerdi 123

    YanıtlaSil
  153. 437

    Shf. No.

    Başkalarından bir hediye beklemezlerdi

    Münafıklık sıfatından iyice arınmak için kendilerini devamlı olarak kontrol ederlerdi 124

    Bidâyet hallerinde parayı tutmazlardı. Nihayet hal-lerinde ise infak niyetiyle biriktirirlerdi 126 129

    Hizmet-i ilâhiyeye öncelik tanırlardı

    Ahiret işlerini dünya işlerine takdim ederlerdi 131 132

    Evladları yüzünden bahil olmazlardı 134

    Kabirleri sık sık ziyaret ederlerdi

    den gåfil olmazlardı Allah'ı anmaktan Resûlüne salât-ü selâm eylemek-

    136

    lardı Oturmaktan aciz olmadıkça yanlarını yere koymaz-139 141

    Kalbleri yufka, gözleri yaşlı idi

    142

    Tâat ve ibadetteki kusurları sebebiyle helâk ola-

    caklarını sanırlardı

    144

    Ev yapmak hususunda itina göstermezlerdi 148

    Müslümanlara karşı çok şefkatli idiler 151

    Riyâzâtı çokca yaparlardı 153

    İnce bir görüşe dayalı amelleri çok idi

    154

    Kendileri için mümkün olan bir kalb dürüstlüğü

    dışında Allah Teâlâ'dan dualarının icabetini ta-

    leb etmezlerdi 155

    Sevgilerinde samimî idiler

    156

    Günahkârlara acır, onları hor ve hakir görmezlerdi 156

    159

    Mevcuda kanaat ederlerdi

    Amellerinin şiddet ve kuvveti, ince bir görüşe da-yalı bulunuyordu

    160

    İmama uyduklarında, iftitah tekbirini imamın ar-

    163 dınca hemen alırlardı

    164

    Dünyaya önem vermezlerdi

    Çok yemekten çekinir, sık sık helâya gidip gelmek-

    166 ten utanırlardı

    YanıtlaSil
  154. 438

    Shf. No.

    Mal ve ganimetten yana selâmeti tercih ederlerdi 168

    Şahsi ahvali iyiye yorarlardı, sû-i zanda bulunmaz-lardı

    170

    Rızık hususunda endişeleri yoktu 171 172

    Şiddet ve sıkıntıları nimet ve rahata tercih ederlerdi

    Allah dünyayı onlardan çevirdiği zaman kalblerin-de derin bir genişlik hasıl olurdu

    Dünyevî arzularına kavuşamadıkları zaman şid-detle sevinirlerdi

    173

    Giyim hususunda helâlinden buldukları ile iktifa

    174

    ederlerdi 176

    Helâlda israf etmezlerdi 178

    Birbirlerine çokca nasihat ederler kendilerine ya-pılan nasihatları da iyi karşılarlardı 181

    zaman yaparlardı Nasihat ve tavsiyelerini ancak kabûlünü umdukları 184

    İlim, amel ve irşadlarına bazı âfetlerin sokulma-185 İşledikleri amelleri gözlerinde büyütmezlerdi sından çok korkarlardı (Ziodik. Bidatçın Fasih: 124) 189

    Hanife

    *

    Devlet büyükleri ile oturup kalkan arkadaşlarını tenkid kendilerine nasihat edenlere de teşekkür ederlerdi 195

    Yaşadıkları asrın insanları tarafından inkâr edilen kerametleri gizli tutarlardı 199

    *Kendilerine itaatı olanlardan birinin kadılık ve benzeri mes'uliyetli bir görev almasına izin ver-mezlerdi 201

    Arkadaşlarının hallerini sormaları ciddî ve çok olurdu 202

    İblisle mücadele hususunda çok uyanık, iblisin hile ve tuzakları hakkında çok dikkatli idiler

    Din kardeşlerine karşı büyüklenme kokusu taşıyan işlerden son derece sakınırlardı 209

    205

    YanıtlaSil
  155. 439

    Shf. No.

    İnsanları iman ve nifak bakımından sahib oldukları menzillere göre değerlendirirlerdi

    Kalb katılığını mucib tokluktan sakınırlardı Sû-i hâtimeden çok korkarlardı 211 212

    * Ziyaret ettikleri hasta için hemen şifa talebinde bulunmazlardı

    215

    216

    217

    Mescide yakın evlerde oturmayı severler idi Ziyaretlerinden kesilen kardeşlerini ziyaret seva-bından mahrum kalmamaları için ikaz eder-lerdi

    Alım - satımla ilgili dînî hükümleri bilmeden alış verişe başlamazlardı

    218

    219

    221

    224

    Kusurlu olanlara karşı yumuşak davranırlardı Kendileri veya başkaları hakkında gördükleri rü-yaları değerlendirirlerdi

    * Kendilerinden hayır duâ isteyenler için duâ etmek-te acele etmezlerdi

    226

    Allah Teâlâ kendilerine ihsanda bulundukça ve onları huzuruna yaklaştırdıkça Allah'tan kor-kuları artardı

    228

    Allah'a karşı olan kusurlarından dolayı çok üzülür-lerdi

    231

    * Sâlih amelleri bırakacak kadar Allah'ın affına gü-venip aldanmazlardı

    232

    Belâ ve musibetlere karşı çok sabrederler, Allah'ın takdirine karşı kızmazlardı

    234

    Yakınlarından; eş, kardeş veya çocuklarından bi-rini kaybettikleri zaman Allah'ın emrine teslim ve kazasına razı olurlardı

    236

    Kendilerini, rablerine olan şükür borçlarının bir zerresini bile edâ etmemiş olarak kabul eder-lerdi

    240

    Herhangi birinin müttekîlik iddiası olmaksızın

    YanıtlaSil
  156. 440

    Shf. No.

    takvaya çok dikkat ederlerdi 243

    Müslüman, kardeşlerinin kusurlarını örter, kendi nefis muhasebelerini çok şiddetli ve kuvvetli bir şekilde yaparlardı 245

    Tevekküd, sekinet, vekâr sahibi idiler ve az konu-şurlardı 240

    Çok susarlar, hikmetle konuşurlardı 250

    Hiç bir müslümana hased etmez, her müslümana çokça nasihat verirlerdi 255

    *

    Tokluktan sakınırlar, açlığa katlanırlardı 259

    Toplantılarında gıybet kapısını kaparlardı

    Abdestte, namazda, namazdaki kırâatde ve diğer lbadetlerde vesvese etmezlerdi 267

    261

    Sırları örterler, bir kimse hakkında duyduklarını ona ulaştırmazlardı

    268

    Başkalarının ayıplariyle değil, kendi ayıplariyle uğraşırlardı 271

    Cefâlı ve kötü tabiatlı kimselere karşı iyi davra-nırlardı 273

    Fütüvvet ve mürüvvetleri çok kuvvetli idi 275

    Çok kerim ve cömert idiler 276

    Kardeşlerine iyilik yapmayı, genişlik ve rahatlık vermeyi ve birbirlerini sevindirmeyi çok sever-lerdi

    285

    Birini Allah yolunda kardeş seçerken acele etmez-lerdi

    289

    Misafire ikram ederler, hizmeti de bizzat kendileri yaparlardı

    294

    Emir, mübaşir, kadı, defterdar, belediye başkanı ve benzeri devlet ricalinin ve alış-verişini bun-larla yapan dalavereci tacirlerin şüpheli taam-larını yemezlerdi

    298

    İhtiyaçlarından fazlası ile çok sadaka verirlerdi

    301

    YanıtlaSil
  157. 441

    Shf. No.

    Dilenciyi azarlamazlar, güleryüzle karşılaşırlar ve ihtiyacından dolayı dilendiğini kabul ederlerdi 304

    Ancak hakkını yerine getirebileceklerini bildikleri kimseleri kardeş edinirlerdi

    İnsanlara düşmanlık gütmezler, onlarla hoş geçinir-ler, kimseye kötülükle mukabele etmezlerdi...

    Bugünkülerin aksine birbirinden uzak kaldıkları zaman yekdiğerine yazı ile çok nasihatta bu-lunur, kendisine nasihat verilen nasihat dinler, edene teşekkür ederdi

    İnsanlardan uzak yaşarlar, şer'î bir maslahat bu-lunmadıkça halk arasına pek karışmazlardı

    306

    Makamları yükseldikçe tevâzuları artardı Peygamber (S.A.V.)'in yapılmasını teşvik buyur-dukları hiçbir fazileti hafife almazlardı. Fazi-letleri çoğaltmaya çalışırlar, çok sayıda fazilet sahibi oldukları halde kendilerini olgun bir tek fazilet esvabına lâyık görmezlerdi

    309

    Kendilerini günahtan sâlim görmedikleri için, gece gündüz tevbe ve istiğfar ederlerdi 327

    İyiyi emrederler, kötüden de nehyederlerdi 334

    Yaptıkları işlerle nazlanmaktan ve kendilerini be-ğenmekten uzaktılar

    312

    314

    321

    325

    341

    Altın ve gümüş paraları açları doyurmak, çıplak-ları giydirmek, borçluların borcunu ödemek için harcamaya öncelik tanırlardı

    347

    Şehvetlerin terkinde ve ibadetlerin ifasındaki ne-fis mücahedeleri çok kuvvetli idi. Fakat hayat-larının sonuna kadar yaptıkları mücahedeyi de kâfi görmezlerdi

    İbadetler hususunda gece olsun, gündüz olsun, ka-dın olsun, erkek olsun çok çalışırlar; gece ibade-tini kesintiye uğratmadan devam ederlerdi

    350

    358

    YanıtlaSil
  158. 442

    Shf. No.

    Çok istiğfar ederler, gereği gibi amel edemedikle-rini görerek her Kur'ân okuyuşta Allah'ın ga-dabından çok korkarlardı

    373

    Her namazda Allah Teâlâ'nın huzurunda durmak için vaktin evvelinde hazırlanırlardı 377

    Perdelerin açılmasıyle amel ederlerdi 381

    Oruç ve hac ibadetlerinde fazlasiyle edebe riayet ederlerdi

    382

    Hak sübhânehû ve teâlâ'dan son derece hayâ ettik-leri gibi, hakdan da hayâ ederlerdi

    386

    Takvaları çok kuvvetli olduğu halde kendilerini tak-valı görmezler, Allah ve Resûlünü çok sever-lerdi

    387

    Dünya alâyişine kapılmazlar, kendilerini dünyaya kaptıranları da kınarlardı

    389

    * Kendilerini insanlardan dilenmekten koruyan iş ve sanatları nâfile ibadetlerinden ve vakti müsait olan vâciblerden öne alırlardı

    396

    Yoksulları severler ve onlara tevâzû gösterirlerdi 399

    *Malı imsak için değil, infak için severlerdi Helâlinden kazanmak şartiyle ihtiyaçlarından faz-lasını gecede ve gündüzde sadaka olarak dağı-403

    tırlardı

    Mesûliyet ve âfetleri çok olduğu için dünya işlerin-den hiç birisinde başkan olmayı sevmezlerdi

    405

    409

    Fakirlik ve geçim darlığı ile sevinirler, zenginlik yüz gösterince üzülürlerdi 410

    B Allah'a olan kusurlarından dolayı çok üzülürlerdi 414

    . Talebe ve müridlerini terbiye ederlerken, yüce Al-lah'ın Nebî ve Resûlleri, evliyâ ve sâlihleri te'-dib buyurduğuna dair geçmiş kitaplardaki ha-berleri de şahit tutarlardı

    Kendilerinden hoşlanmayanları haksız bulmazlardı

    420

    428

    YanıtlaSil
  159. 443

    Shf. No.

    Kendilerini istemeyen ve çekemeyen kimselerle aralarındaki düşmanlık sebebiyle onların iyi-liklerini anlamamazlık etmezlerdi

    429

    Keşif veya ilham yoluyla ileride kendilerinden vuku' bulacak bir kusûra muttali' oldukları zaman nefislerini Allah'ın önüne atar, Allah'a yalvarıp mağfiret dilerlerdi

    432

    Konuşmalarında ve teliflerinde insanlar övsünler ve: «Filân kimse yazdığı bu kitabda kusur etmemiş desinler diye süslü ve yaldızlı söz söylemek için kendilerini yormazlardı

    433

    YanıtlaSil
  160. SÖNMEZ NES. A.Ş. YAYINLARI, UMUMİ NES. No: 26 KUR'AN ve HADİS İLİMLERİ, HUSUSİ NEŞ. No: 10

    تلبية المعين

    امد عبد الوهاب الشعراني

    İSLÂM BÜYÜKLERİNİN ÖRNEK AHLÂKI VE HİKMETLİ SÖZLERİ

    Tercüme eden:

    Ömer TEMİZEL

    Nazilli Merkez Vaizi

    İKİNCİ BASKI

    SÖNMEZ

    Nuruosmaniye, Şeref Ef. Sk. No. 13

    Tel.: 22 84 09

    YanıtlaSil
  161. İsteme Adresi:

    SÖNMEZ NEŞRİYAT

    Cağaloğlu İstanbul

    Tel. 22 84 09

    Ahmet Sait Matbaası

    İstanbul

    YanıtlaSil
  162. İsteme Adresi:

    SÖNMEZ NEŞRİYAT

    Cağaloğlu İstanbul

    Tel. 22 84 09

    Ahmet Sait Matbaası

    İstanbul 1971

    YanıtlaSil
  163. İhlâs Alameti

    Allah Teâlâ, ibadete riya ve gös-teriş karıştırmayı kesinlikle yasakla-mıştır. Gizli şirk olarak tarif edilen riyadan kurtulmak her müslümanın gayesidir. Gerçek âlim ve veliler de bundan son derece sakınıp yalnızca ihlâslı kulluğa gayret etmişlerdir.

    Bir gün Yahya b. Muâz'a [kuddise sırruhû], "Bir kimsenin ihlâsa ulaş-tığının alameti nedir?" diye sorul-muştur. Yahya b. Muâz'ın [kuddise sırruhû] cevabı şöyledir: "Süt emen çocuk gibi, kendisini övene de se-vene de hiç aldırış etmeyip, işine, ibadetine devam etmesidir."

    Kız: Aynur

    Erkek: Vehbi

    Büyük veli Fudayl b. İyâz da [kud-dise sırruhû] şöyle demiştir: "İnsan-lar görsün diye amel etmek riyadır. Yapman gereken bir ameli insanlar-dan çekinip terketmen şirktir. İhlas ise Allah Teâlâ'nın seni bu iki hal-den kurtarmasıdır."

    HAŞİMİ

    YAYINEVİ

    www.semerkandpazarlarna.com

    0216 564 25 00

    Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!

    YanıtlaSil
  164. ŞUBAT 2015

    17

    SALI

    Kafkas Kartalı Şeyh Şâmil'in (k.s) Vefatı (1871)

    Akçaabat'ın Kurtuluşu (1918)

    "Sıkıntı ve üzüntüler günahların cezalarıdır."

    Ebû Muhammed Râsibî (rah

    YanıtlaSil
  165. halde sabahladım ki, ömür kashyer, günahlar ise arti yorl

    Hamid el-leffaf (RA) Nami sabahladımate diye sorduklarında: Selamet ve fiyatleta demiş. Hatemal Esam (RA.) ona demiş ki Ya Hamid, selamet ve Afiyet ancak sıratı geçtikten, cennete girdikten sonradiele Hald de: Doğru söyledin yå Esamlı diyerek onu tasdik et miştir.

    Bu kıymetli ve ibretli sözleri unutma, ey kardeşt Hamdolsun ålemlerin Rabbi Allah'a!

    İBLİSLE MÜCADELE HUSUSUNDA ÇOK UYANIK, İBLİSİN HİLE VE TUZAKLARI HAKKINDA ÇOK DİKKATLİ İDİLER

    Allah kendilerinden razı olsun, onlar, iblisle mücade le hususunda çok uyanık, iblisin hile ve tuzakları hak kında çok dikkatli idiler. Zamanımızda pek çok kimseler bu hususta gåfil davranmaktadırlar. Zira iblisin bizim hakkımızda gaflet göstermemesi gibi, bizim de onun hak-kında gaflet göstermememiz gerekir. İblis, son derece sinsi olup kulun Allah'ın gazabını mucib kötülükleri işle-mesi hakkında çok hırslıdır. Hadis'de şu vardır:

    «İblis, tahtını deniz üzerine kurar, askerlerini etrafa gönderir; askerleri içinde insanları en çok fitneye düşü reni, onun yanında en büyük olanıdır.»

    Fudayl bin İyâd (R.A.) diyor ki: «İblis, şu üç şeyden biri ile âdemoğlunu tuzağına düşürdüğü zaman, «artık ondan, başka birşey istemem!» diye sevinir,

    1. Kendini beğenmesi,

    2- Amelini gözünde büyütmesi,

    3- Günahlarını unutması.>

    Diğer rivayette Dört şeyden biri ile denilmiş, dör-

    YanıtlaSil
  166. 200

    düneu olarak da fazla doygunluk zikredilmiştir. Bu hep-sinin büyüğü ve diğer üçünün mengel mesåbesindedir.

    Vehb bin Münebbih (RA.) diyordu ki: Ey kardeş-ler, ben sizleri, aleni olarak şeytana düşmanlık ilan edip de gizli olarak ona itaat etmekten sakınmaya davet ede-rim! Zira åsi olarak akşamlayan bir kimse, şeytanla ku-cak kucağa yatmış demektir!

    Muhammed bin Vasi (R.A.), sabah karanlığında mes-etde gidiyordu. Şeytan ona bir insan şeklinde görünüp elinde fener onun yoluna ışık tutuyordu. Oldukça soğuk ve karanlık bir gece idi. Yine şeytan ihtiyar bir insan suretine girmiş, İbni Vasi'in önünde elinde fener gidiyor-muş. Bunu gören bir kadın, evinin parmaklıkları arasın-dan şöyle seslenmiş Böyle bir gecede, ihtiyar bir ada-ma fener taşıtan şu gencin kalbi ne katı imiş!» Muham-med bin Vási, kadının bu sözlerini duymuş ve şunu söy-lemiş Bırak Allah'ın eşkiyasını! Varsın istediği kadar meşakkat çeksin!» İblis, onun kendisini tanıdığını anlayın-ca fenerini söndürüp kaçmış, bir daha da gelmemiş.

    Bize anlatıldığına göre, bir gün iblis, sırtında yamalı bir elbise, boynunda 99'luk bir tesbih, belinde bir kemer olduğu halde, şeyhlerden birinin bir hizmetçisi suretinde Cüneyd-i Bağdâdî (R.A.) in yanına gelmiş. Demiş ki: «Efendim, sizin bereketinize ve feyzinize nâil olmak ar-zusu ile size hizmet etmek istiyorum. Arzusu kabul edil-miş ve yirmi sene kadar Cüneyd'e hizmet etmiş; abdest aldırtmış. Fakat hiçbir suretle ona vesvese verememiş. İyice usanıp Cüneyd'den ayrılmak isteyince: «Üstadım, beni tanıyor musunuz?» Cüneyd: «Ben seni ilk geldiğin gün tanıdım! Sen, Ebû Merre İblis'sin!» İblis ona: «Yâ Ebal-Kâsım! Ben, senin makam ve derecene ulaşmış bir kimse görmedim!» demiş. Cüneyd'in verdiği cevaba dik-kat ediniz! Buyurmuş ki: «Defol ey mel'un! Sen, beni, kendimi beğenme gibi, dînimi telef edecek bir hale düşür-

    YanıtlaSil
  167. 207

    meden buradan ayrılmamak emelindesin! Fakat buna yol bulamayacaksın, haydi defol!»

    Muhammed bin Vâsi' (R.A.) her gün, sabah nama-zından sonra şöyle dua edermiş: «Allah'ım! Üzerimize öyle bir düşmanı musallat kıldın ki bizim ayıplarımıza muttali; biz kendisini görmediğimiz halde o ve avenesi bizi görmekte Allah'ım onu, kendi rahmetinden ümitsiz kıldığın gibi, bizden de ümitsiz kıl! Onu afvinden ümit-siz kıldığın gibi, bizden yana da ümitsiz kıl! Onu cenne-tinden ve mağfiretinden uzak kıldığın gibi, bizlerden de uzak kıl! Şüphesiz Sen, herşeye kâdirsin, Allah'ım!»

    Bir gün İblis, Muhammed bin Vâsi'e görünüp: «Yâ Muhammed, bu duâyı kimseye öğretme! Ben de sana bun-dan böyle ebediyyen ilişmeyeyim. demiş. İbni Vâsi şu karşılığı vermiş: «Hiçbir kimseyi ondan menedemem! Sen dilediğini yap, yâ iblis!>

    Bir gün İblis, İsâ aleyhisselâm'a görünüp, Yâ Îsâ, lâilahe illallah de! diye seslenmiş. İsa da: Bu, hak ke-limedir, onu söylerim. Fakat senin sözüne uyarak değil: Lâilahe illallâh = Şüphesiz Allah'tan başka ilah yoktur!» Üstadım Aliyyül-Havvâs (R.A.) derdi ki: «İblis bununla Hz. İsa'nın kendisine uymasını istedi. Fakat Hz. İsâ bir peygamber olarak iblise uymaktan masum olduğu için, onu reddetti ve hak olan Kelime-i Tevhidi, hak olarak ifâde etti.>

    Abdülaziz bin Ebî Ravvâd (R.A.) diyordu ki: «Ben, tam altmış defa hacca gittim. İlâhî yakınlığa vesile olacak pek çok ibâdetler yaptım. Bununla beraber her ne zaman ki nefsimi muhasebe etsem, yaptığım bu ibâdetlerdeki şeytanın nasibinin, Rabbimin nasibinden fazla olduğunu gördüm. Keşke, kâfi miktarda Rabbime kulluk ederek dünyadan ayrılmak müyesser olaydı!»

    * Fudayl bin İyâd (R.A.) diyordu ki: «Kulun amelini

    YanıtlaSil
  168. 208

    güzelce edâ etmesi kadar şeytanın belini kıran birşey yoktur. Allah Teâlâ :

    «Hanginizin daha güzel amel edeceğini imtihan etmek için...» (Sûre-i Mülk, 2) buyuruyor; «Hanginizin daha çok amel edeceğini...» buyurmuyor. Kul, kırk yaşına bas-tığı zaman bütün isyan ve günahlardan tevbe etmezse, şeytan onun alnını sığar durur ve «Felâh ve kurtuluştan uzak kalan bir yüze fedâ olayım!» der.>>

    İmam-ı Taberânî'nin merfûan rivayet ettiği bir ha-dîs'de şöyle buyurulmuştur :

    «Her kim kırkına ulaşır da hayrı şerrinden gâlip ol-mazsa, cehennemdeki yerine hazırlansın!»

    İmam Mücahid (R.A.) diyordu ki: «Kulun sıkıntı, şiddet ve hata hallerinde «Lâilâhe illallah...» Kelime-i Tevhidini okumak kadar şeytanın belini kıran birşey yok-tur! Zira şeytana lânet okumanın bir tesiri ve faydası yoktur! Ona lânet etsen, o da: «Sen, lânet edilmişe lânet ediyorsun.» karşılığını verir.»

    * Süfyan bin Uyeyne (R.A.) derdi ki: «Şeytanın her gün, âdemoğlunun kalbine gurur ve vesvese veren üçyüz altmış dürtüşü vardır. Bu dürtüşlerden herhangi biri ile onu aldatmaya çalışır. Muhammed bin Sîrin (R.A.) de şöyle derdi: Şeytanın en büyük vesvese ve hilesi, kula, kendisini din kardeşlerinden üstün göstermesidir. Kul bu halde iken vefat etmiş olsa, Allah ona buğzeder ve amel-lerinden hiçbir şey ona fayda vermez!»

    Meymun bin Mehrân (R.A.) diyor ki: «Kendisini tu-zağa düşürmedikçe görmediğin bir düşman, düşmanların en büyüklerinden biridir! Habib-i Acemî (R.A.) de şöyle diyordu: «Allah Teâlâ beni huzuruna dikip:

    «İçinde nefsin veya şeytanın nasibi bulunmayan bir tek secde getir de bu yüzden seni cennete koyayım.» bu-yursa, ben derim ki:

    «Yâ Rabbi, benim buna gücüm yetmez.>>>

    YanıtlaSil
  169. 209

    Ey kardeşim uyan! Sakın sen, ibadetlerini kesintiye uğratmadan edâ edişine bakıp da şeytanın senden ümit kesip el çektiğini sanma! Bilakis, bu hususta çok dikkatli olmalısın...

    Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah'a!

    DİN KARDEŞLERİNE KARŞI BÜYÜKLENME KOKUSU TAŞIYAN İŞLERDEN SON DERECE SAKINIRLARDI

    Allah kendilerinden razı olsun. Onların güzel ahlâ-kından biri de, din kardeşlerine karşı büyüklenme koku-su taşıyan işlerden son derece sakınmaları idi. Onlar, din kardeşlerinin çocuğu veya hizmetçisi veya kölelerinden biri vefat ettiği zaman onun cenazesine veya hasta olduk-ları zaman ziyaretine gitmemezlik etmezlerdi. Bu âbid ve zahid kişilerin başkalarından üstünlüğü ancak, tevâzu ve alçak gönüllü olmaları ile tahakkuk etmektedir. Onlar, bir cenazede bulundukları zaman hüzünlü ve kusurları İçin nedâmet duygusu ile meşbu bulunurlardı. Nitekim hadis-i şerifte:

    «Bir va'zedici olarak ölüm kâfidir!» buyurulmuştur.

    Onlar, cenazeyi kabre götürürken çirkin birşey konuşmak şöyle dursun, herhangi bir mübah söz dahi söylemezler-di. Hiçbir dünya kelâmı söylemeden cenazeyi kabre götü-rürlerdi. Zamanımızda bu ahlâk, cidden tanınmaz oldu. İnsanların çoğu cenazede bulunmaya itibar bile etmiyor-lar. Bulundukları takdirde de cenazenin yanı başında gü-lünç birtakım hikâyeler anlatıyorlar. Allah bizleri de, on-ları da bağışlasın.

    Selef, cenaze yerine giderken eski elbiselerini giyer-lerdi. Zira bu, ölen için bir nevi şefâattır. Tevazuu ne ka-

    F: 14

    YanıtlaSil
  170. 210

    dar çok olursa, cenaze hakkındaki şefaatı da o nisbette kabule yakın olur. O halde lâyık olan, yağmur duâsına veya vebâ hastalığının ref'i için yapılacak duâya çıkar-ken olduğu gibi, cenazeye giderken de, kokulu ve nefis elbiseler giyinmekten sakınmaktır. Aksine hareket eden-ler, ölümü hatırlamaktan gafil, Selefin bu husustaki gü-zel ahlâkından uzaktırlar.

    Nitekim bir hadisde:

    «Hastaları ziyaret ediniz, cenazenin arkası sıra gidi-niz. Bu size, âhireti hatırlatacaktır.» buyurulmuştur. Ya-ni âhireti hatırladıkça dünyanın yalancı lezzetleri hak-kında zühd ve takvanız artar..

    Selef, bir cenazede hazır bulundukları zaman, gün-lerce hüzün içinde kalırlar, ölümü ve ölümden sonraki hayatın safhalarını tefekküre dalarlardı. Onların bu hali, yüzlerinden okunurdu.

    Önceki müslümanlar, şüphesiz cenaze yanında yavaş sesle konuşmayı müstehab, yüksek sesle konuşmayı da çirkin görürler ve bundan menederlerdi. Sonraki âlimle-rin bu hususta sükût etmeleri, yüksek sesle cenaze yanın-da zikir ve salevât okumayı menetmemeleri, insanların cenazelerde pek çok ses ve gürültü çıkardıklarını görüp, Allah Teâlâ'nın zikrinin dünya lâkırdısından evlâ olaca-ğını düşündüklerindendir. Bu, ehven-i şer kabilinden bir-şey oluyor. Doğrusunu Allah bilir!

    Ashab-ı Kiram'dan Abdullah bin Mes'ûd (R.A.) bir cenâzede, adamın birinin güldüğünü görmüş, onu menet-miş ve günlerce onunla konuşmamıştır. Hasan Basri (R.A.) de kabirde bir adamın yemek yediğini görmüş, onu azar-layıp Sen bir münafıksın!» demiş.

    A'meş (R.A.) diyor ki: «Biz bir cenâzede bulunduğu-muz zaman, hepimizi kaplayan hüzün ve ağlamaktan, ki-me ta'ziyede bulunacağımızı bilmez bir hale gelirdik!>> Hâtem'ül-Esam (R.A.) de şöyle derdi: «Cenâzelerde hazır

    YanıtlaSil
  171. -211-

    bulunmak suretiyle kalbin hastalıklarını tedavi eimelk Hir ferizadınla

    Ibrahim ez-Zeyyid (RA.), maze hakkında ağlayan bir kimseyi gördüğü zaman göyle dertig: Ey kardeg, sen onun hakkında Allah'tan rahmet dille ve kendlin için ağlat Zira bu meyyit üç şeyden kurtallnougtur:

    1- Olum melagini görmig

    2- Ölüm sesuatang,

    3- Son anan kötü bir şekilde sonuçlanmasından emin olmuş. Sen ise henliz bu tehlikeleri atlatmuş değil sin lleride bu hususta fazlaca bilgi verilecektir.

    Hamdolsun alemlerin Rabbi Allah'at

    İNSANLARI İMAN VE NIPAK BAKIMINDAN SAHİB OLDUKLARI MENZİLLERE GÖRE DEĞERLENDİRİRLERDİ

    Allah kendilerinden razı olsun, onlar, insanları iman ve nifak bakımından sahib oldukları menzillere göre de-ğerlendirirlerdi. Onların yanında bir münafığın sahib ol-duğu makam ve değer, nifaktan salim olan bir müslüma-nın makamından başka idi. Burada, Bir kimsenin müna-fık olduğu nasıl tanınabilir? diye bir soru ortaya atıla-cak olursa, bu soruya cevab olmak üzere deriz ki: Pey-gamber sallallahü aleyhi vesellem'in haber verdikleri ala-metlerle tanınır! O, şöyle buyurmuştur :

    «Münafığın alámeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünden cayar, kendisine emá-net olunduğunda hiyanet eder! Diğer bir rivayette dör-düncü olarak da:

    «Husûmet ettiği zaman fácir olur. denilmiştir. Bu hususta värid olan haberlerden birinde de şöyle buyurul-muştur:

    YanıtlaSil
  172. 212

    «Münafıkların bazı alametleri vardır. Onları onlarla çağırımız: Onlar, mescidlore ancak senede bir gelirler, Na-masa ancak sonunda şahid olurlar, Ne kendileri ülfet ederder, no de kendileri ile ülfet olunur, Kihirli, geceleri bir cife (kokmuş), gündüzleri de bombasturlar.

    Imam Evzal (RA.) diyor ki: Münafığın alameti, sö züman çok, işinin ise az olmasıdır, Fudayl bin lyåd (RA.) de şöyle diyor: Münänkhk alametlerinden bazıları da şunlarchr: Kendinde olmayan birşey ile övülmesini sev-mek; kendinde olan birşeyle zemmedilmesini hazmedeme mek; kendisine ayıplarını gösteren adama kızmak; akra-mından birinin bir aybını duyduğu zaman sevinmek.

    Yunus bin Ubayd (R.A.) dermiş ki: «Bir münafık görmek isterseniz bana bakınız! Ona, Neden böyle söy üyorsunuz? demişler. O da demiş ki: Ben, iyi huyları birden yüze kadar sayıyorum ve çoğu zaman onlardan hiç birini kendimde göremiyorum. Bir de kötü hasletleri sayıyorum ve onların hepsini kendimde mevout görüyo rum

    Malik bin Dinar (R.A.) diyordu ki: «Münafıklık ala metlerinden bamları da şunlardır: Yarının rızkını sakla-yıp başkalarını dünyalık hakkında sıkıştırmak; insanlar arasında parmakla gösterilir tek kişi olmayı sevmek; kal binde insanlara karşı kin ve hased beslemek.

    Ey kardeş, nefsini güzelce muhasebe ve teftis et; kötü duygulardan, hususiyle münafıklık illetinden temizle! Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah'a!

    KALB KATILIĞINI MUCIB TOKLUKTAN SAKINIRLARDI

    Allah kendilerinden ram olsun, onlar, kalb katılığını mücib tokluktan sakınırlardı, Tå ki namazlarında huşu'

    YanıtlaSil
  173. 219-

    duyalar. Zara doyuncaya kadar yemek ylyen bir kimse, tok karina hugu ile namaz kılmak isterse buna muvaffak olamaz. Resülüllah (B.A.V.) Mendimiz, gommerce yemek yemez, aşlıktan mübarek karina taş bağlard

    Tefekkür ve tedebbür Allah'den yana gafiet Ibni Abbés (RA) diyor ki: İçinde kılınan iki rekat namaz, içinde bulunan bir kalb ile bir gece yapılacak olan ba detten daha hayırlıdır.

    Açıklama: İbni Abhás (RA.) in tefekkür den mak sadı, kulun namazia figili edebleri ve Allah'ın huzurunda olduğunu düşünmesidir. Yoksa shkam istinbatı hakkında tefekkür değildir. Zira namaz bunun yeri değildir. Bu nun için bazı alimler, bu kabil düşüncelerin namazda mekruh olduğunu söylemişlerdir.

    Ibni Mes'üd (R.A.), namaza kalktığı zaman, dürülmüş elbise gibi olurmuş. Namazda iken evdekilerin konuştuk-larını duymazmış. Bazan o, namaza kalktığı zaman, ev-dekiler «Susun, ses çıkarmayın, Abdullah namaz kılacak.. derlermiş. O da İstediğinizi konuşun, ben namazda iken sizin konuştuklarınızı duymuyorum. dermiş. Bize ulaşan bir habere göre, Yakub el-Kari' (R.A.), namaz kılarken omuzundaki rídásını bir hırsız çalmış. Halk hırsızı yaka-lamış, ridayı getirip Yakub'un üzerine koymuşlar. O, bun-ların hiçbirinin farkında olmamıştır. Ayni vak'a, asri-mızda Üstadım Muhammed bin Annan'ın başına gelmiş tir. O'nun da olup bitenlerden haberi olmamıştır. O, na-mazda huşu' sahibi olan büyüklerdendi.

    Rábía el-Adeviyye (R.A.) namaz kılarken gözüne bir kamış ueu girmiş, Namazını bitirip selâm verinceye kadar hiç haberi olmamış. Selâm verince: Bir bakın, gözüme saplanan nedir! diye bağırmış. Saplanan kamış parçasını gözünden güçlüklə çıkarmışlar...

    YanıtlaSil
  174. 213

    duyalar. Zira doyuncaya kadar yemek yiyen bir kimse, tok karına huşu' ile namaz kılmak isterse buna muvaffak olamaz. Resûlülláh (S.A.V.) Efendimiz, günlerce yemek yemez, açlıktan mübarek karnına taş bağlardı.

    İbni Abbas (R.A.) diyor ki: «Tefekkür ve tedebbür içinde kılınan iki rek'at namaz, Allah'dan yana gaflet içinde bulunan bir kalb ile bir gece yapılacak olan iba-detten daha hayırlıdır.»

    Açıklama: İbni Abbas (R.A.) in «tefekkür den mak-

    sadı, kulun namazla ilgili edebleri ve Allah'ın huzurunda olduğunu düşünmesidir. Yoksa ahkâm istinbatı hakkında tefekkür değildir. Zira namaz bunun yeri değildir. Bu-nun için bazı âlimler, bu kabil düşüncelerin namazda mekruh olduğunu söylemişlerdir.

    İbni Mes'ûd (R.A.), namaza kalktığı zaman, dürülmüş elbise gibi olurmuş. Namazda iken evdekilerin konuştuk-larını duymazmış. Bazan o, namaza kalktığı zaman, ev-dekiler «Susun, ses çıkarmayın, Abdullah namaz kılacak.> derlermiş. O da: «İstediğinizi konuşun, ben namazda iken sizin konuştuklarınızı duymuyorum. dermiş. Bize ulaşan bir habere göre, Yakub el-Kâri' (R.A.), namaz kılarken omuzundaki ridâsını bir hırsız çalmış. Halk hırsızı yaka-lamış, ridâyı getirip Yakub'un üzerine koymuşlar. O, bun-ların hiçbirinin farkında olmamıştır. Ayni vak'a, asrı-mızda Üstadım Muhammed bin Annân'ın başına gelmiş-tir. O'nun da olup bitenlerden haberi olmamıştır. O, na-mazda huşu' sahibi olan büyüklerdendi.

    Râbía el-Adeviyye (R.A.) namaz kılarken gözüne bir kamış ucu girmiş. Namazını bitirip selâm verinceye kadar hiç haberi olmamış. Selâm verince: Bir bakın, gözüme saplanan nedir!» diye bağırmış. Saplanan kamış parçasını gözünden güçlükle çıkarmışlar...

    YanıtlaSil
  175. 214

    Mücahid (R.A.) diyor ki: «Biz öyle âlimlere yetiştik ki, onlardan biri namaza durduğu zaman, Rahman'ın hey-beti ve huzuruna dalar, gözünü bir şeye bağlamaya veya nefsinin bir takım dünya işlerini mülahaza etmeye güclü yetmezdi. Günün birinde câmide bir yıkıntı olmuştu. Müs-lim bin Yesâr içerde namaz kılanlar arasında idi. Cámi-dekiler yıkıntıyı duyunca paniğe kapılarak sokağa fırla-dılar. Müslim ise hiç farkında değildi!»

    Emir'ül-Mü'minîn Ali radiyallahü anh, namaz vakti girince hali değişir, rengini atar ve titrerdi. Sebebi sorul-duğunda şu cevabı vermiştir: «Bilmez misiniz ki, bu va-kit, Allah'ın semâvât ve arza arzedip de onların yüklen-mekten kaçındığı bir emânetin edâ vaktidir! Ben bu emâ-neti yüklenmiş bulunuyorum. Yüklendiğim bu ilâhî emâ-neti en güzel bir şekilde edâ edip etmediğimi de bilmi-yorum!>

    Selef, bir kimsenin namazında bir eksiklik olduğu ha-berini alınca o kimseye gider, bunun sebebini sorarlardı. Allah'ın ma'rifetinden yana onların makamı yüksekti. Bunun için namaza çok önem verirlerdi. Ömer bin Ab-dilaziz (R.A.), bir defasında bir imamın arkasında namaz kılmıştı. İmam, okuyuşunda lahin yapıyordu. İmama şun-ları söyledi: Eğer cemâat fazileti olmasa, ben senin ar-kanda namaz kılmam! Sen, niçin âlimlerin ve kırâat imamlarının öğrettiği şekilde okumuyorsun?»

    Muhammed bin Vâsi' (R.A.) diyordu ki: «Ben dünya-dan iki şey istiyorum:

    1 Allah yolunda sâlih bir kardeş; öyle ki; eğri gittiğim zaman beni doğrultmalı;

    2 Yaşadığım müddetçe cemâatla kılınan namaz-lardan hiç birini kaçırmamalıyım!» Şakîk-i Belhi (R.A.) de arkadaşlarına şöyle dermiş: «İyi biliniz ki, şeytanı en çok kızdıran âdemoğlunun şu iki hasletidir:

    1- Şeytanın vesveselerine aldırmamak;

    YanıtlaSil
  176. 215

    2-Allah'ın zâtı hakkında tefekkür etmemek.»

    Ey kardeş, nefsine nazar kıl; hâlini iyi düşün! Selefin yaptığı gibi, herhangi bir vakitte huşu' ile namaz kılabi-liyor musun? Yoksa huşu'dan nasibin mi yok! İstiğfarı çokca yap; gece-gündüz Allah'tan mağfiret dile. Hamdol-sun Rabbül-Alemîn olan Allah'a!..

    SU-I HATİMEDEN ÇOK KORKARLARDI

    Allah kendilerinden razı olsun. Selef-i Sâlihîn'in ör-nek ahlâkından biri de, sû-i hâtimeden (son nefeste ha-yatın kötü bir şekilde sonuçlanmasından) çok korkmaları ve Allah Teâlâ'ya sığınmaları idi. Onlardan birinin ibâ-deti isterse ins ve cinnin ibadeti kadar olsun, yine bu hal üzere bulunurdu. Zira onlar, biliyorlardı ki Allah Teâlâ ne dilerse onu yapar ve hiçbir kimse hayatının nasıl sona ereceğini kesinlikle bilemez. Nihayet onlardan birisi için mümkün olan şey, ölüm yaklaştığı zaman Büyük ve Ulu olan Rabbisine hüsn-i zanda bulunmaktan ibarettir. Yok-sa onun, şehadeteynin (her iki şehadet cümlesini içine alan Kelime-i Şehadetin) kendisiyle beraber devam etti-ğine dair bir bilgisi yoktur ki, ruhu ona muttali olabil-sin.

    Hadîste şöyle gelmiştir: «Sizden birisi, cennetlik olan-ların amelini işler de cennetle arasındaki mesafe bir arşın kadar kısalmış olur. Derken ezelde yazılan önüne geçer de cehennemlik olanların amelini işler ve o cehenneme girer. Habib El'Acemî (R.A.) dermiş ki: «Hayatı "Lâ ilahe illallah" Kelime-i Tevhidiyle sona eren kimse cen-nete girer. Evet o, böyle der, sonra ağlar ve ilave eder-miş: «Benim hayatımın "Lâ ilahe illallah" sözü ile sona ereceğini kim bana temin edebilir?» Rabi' bin Haysem (R.A.) de derdi ki: «Biz Ahvaz'da bir adamın yanına git-

    YanıtlaSil
  177. 216

    miştik. Adam can çekişiyordu. Biz ona «La ilahe illallah» sözünü telkin ediyorduk, o da: «On, on bir, iyi müşteri... güzel bir parça gibi lâflar ediyordu. Rabi', o adamın sıhhatı yerindeyken en çok bu işle meşgul olduğunu, bu-nun için can çekişirken de bu gibi lâflar ettiğini anlat-mak istiyor.

    Hasan El'Basri (R.A.) diyordu ki: «Bir adamın ce-hennemde bin sene yandıktan sonra çıkacağı haberi bize ulaşmıştır. Keşke bu adam ben olsaydım. Zira, - bin se-ne yandıktan sonra da olsa cehennemden çıkacağı ke-sindir.

    Ey kardeş. sakın nefsinin faydasız dünya işleriyle meşgul olmasına göz yumma. Tabii, dinin emirlerine uy-gun olan ihtiyaçlarını temin için olan meşguliyet ve ça-lışmalar müstesnadır. Bakarsın ki ölüm seni gafletteyken yakalayıverir de her iki cihanda perişan olursun. Allah Teâlâ hepimizi korusun. Bunu böyle bil ve iyi düşün ey kardeş! Allah seni sevsin ve hidayetten ayırmasın.

    ZİYARET ETTİKLERİ HASTA İÇİN HEMEN ŞİFA TALEBİNDE BULUNMAZLARDI

    Allah kendilerinden razı olsun, onların güzel halle-rinden biri de, ziyaretine gittikleri hastanın şifaya kavuş-ması için hemen duâya başlamamaları idi. Biraz bekler-ler, hastalığın sebebini ve sonunu sezmeye çalışırlar, son-ra duâ ederlerdi. Zira hastalık bazan derecelerin yüksel-mesine sebeb olur. Bu durumda hastalığın kalkması için duâda bulunmak uygun olmaz. Hastalığın sebebi ukûbet (cezâ) olursa, yine böyledir. Yani daha uygun olanı, ken-disini Allah'a vermiş olan kulun, Allah'a karşı bir edeb olmak üzere, hastalık sona erinceye kadar şifa talebinde bulunmamasıdır. Eğer onlardan birinin Allah'a yakınlık

    YanıtlaSil
  178. -217-

    hall varsa, Allah'ın lütuf ve ihsan kapısından şifa isteye-bilfe

    Ey kardeş, bunu da böyle bil. Hamdolsun ålemlerin Rabbi olan Allah'a!

    MESCİDE YAKIN EVLERDE OTURMAYI SEVERLER İDİ

    Allah kendilerinden razı olsun, onların bir güzel hali de, mescide yakın olan evlerde oturmayı sevmeleri idi. Bu, mescidin âdâbına riayet edebildikleri takdirde vakit-lerinin çoğunu orada geçirmek için idi. Onların bu arzu-larını kamçılayan, merfûan vârid olan: «Mescidler, Al-lah'ın takvalı kullarının evleridir. meâlindeki hadis-i şe-riftir. Evi mescid olan bir kulun huzur ve saâdetini ve sirattan selâmetle geçmesini temin edecek olan da Al-lah'tır.

    Ebû Sadık El'Ezdî (R.A.) derdi ki: «Mescidlerde otur-mayı terketmeyiniz. Zira peygamberlerin meclisleri mes-cidler idi. İsâ aleyhisselâm mescidlerin âdâbını bilmeyen kimseleri mescidlerde çokça oturmaktan menedermiş. Bir defasında Peygamber aleyhisselâm mescidde oturanların lağviyât ile meşgul olduklarını görmüş, sırtındaki cübbe-sini çıkarıp toparlamış ve onlara onunla vura vura mes-cidden çıkarmıştır. Ve buyurmuştur ki: «Siz, Allah'ın ev-lerini dünya çarşıları mı sandınız! Mescidler ancak âhiret çarşılarıdır.»

    Atâ bin Ebi Rebah (R.A.), kırk sene müddetle mescid-de ibadet etmiştir. Mâlik bin Dinar (R.A.) diyordu ki: Eğer abdest yenileme ihtiyacı olmasaydı gece ve gündüz hiç mescidden çıkmazdım. Bana ulaşan bir habere göre, Büyük ve Ulu Allah şöyle buyurmuştur: Kullarıma azáb etmek istediğim zaman, mescidleri ihyâ edenlere, Kur'ân

    YanıtlaSil
  179. 218

    okuyanlara ve İslâm çocuklarına nazar ederim de gaza-bım sükûnet bulur.»

    Bir gün Half bin Eyyüb (R.A.) mescidde iken yanı-na çocuğu geldi ve kendisine dünyevi bir şey hakkında soru sordu. O da kalkıp mescidden dışarı çıktı ve çocu-ğuna cevap verdi. Sonra geri döndü ve şöyle dedi: «Ben, mescid içinde dünya kelâmı söylememi hoş görmedim.>>

    Emîrül-Müminin Ömer bin El'hattab (R.A.), mescid-de yüksek sesle bağıran birisini işittiği zaman kamçısı ile ona vurur ve «Nerede olduğunu bilmiyor musun? Mes-cidde oturan bir kimse, Büyük ve Ulu Allah'ın huzurunda bulunuyor demektir! buyururdu.

    Sâd bin El'müseyyeb (R.A.) e, «Sizce, cenaze nama-zında bulunmak mı, yoksa mescidde oturmak mı, daha se-vimlidir? diye sormuşlar. O da demiş ki: «Bana, mescid-de oturmak daha sevimlidir. Zira ben, mescidde oturdu-ğum müddetçe melekler benim için istiğfar ederler. Bu ise, cenaze üzerine namaz kılan hakkında haberde gelen bir, iki veya üç kıratlık sevaptan daha faziletlidir. Fu-dayl bin İ'yâd (R.A.) da şöyle diyordu: «Biz, öyle müs-lümanlara yetiştik ki onlar, mescidde bulundukları müd-detçe dünya işleri hakkında bir şey konuşmazlardı.>

    Ey kardeş, sana anlattıklarımızı iyi anla, mescidde otururken bir iyi niyet dışında birşey konuşma. Tâ ki za-fer ve selâmet bulasın.

    Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah'a!

    ZİYARETLERİNDEN KESİLEN KARDEŞLERİNİ ZİYARET SEVABINDAN MAHRUM KALMAMALARI İÇİN İKAZ EDERLERDİ

    Allah kendilerinden razı olsun, onların bir güzel hu-yu da, ziyaretlerinden kesilen kardeşlerini, sırf ziyaret

    YanıtlaSil
  180. 219

    sevabından mahrum kalmamaları için ikazda bulunmaları idi. Ancak onlar bunu, ziyaret sevabının ziyaret edene ait olduğuna bakarak yapıyorlardı. Yoksa kendi haklarına riâyette ihmal veya noksanlık olduğu düşüncesiyle değil. Nitekim onlar, yanlız kendi işlerini yoluna koymak için değil, kardeşlerinin işlerini de yoluna koymak için çalışır-lardı. Fakat bu zamanda akranım arasında buna riayet edenlerin sayısı epeyce azalmıştır...

    Hamdolsun âlemlerin Rabbi olan Allah'a.

    ALIM-SATIMLA İLGİLİ DÎNÎ HÜKÜMLERİ BİLMEDEN ALIŞ-VERİŞE BAŞLAMAZLARDI

    Allah kendilerinden razı olsun, onların örnek ahlâkın-dan biri de, alım-satımla ilgili dînî hükümleri bilmeden ve yaptıkları iş sebebiyle uhrevî vazifelerini ihmal etme-yeceklerine dair kuvvetli bir kanaata sahip olmadan alış-verişe başlamazlardı. Zira Allah'tan alakoyan her şey, ki-şi için dünyada ve âhirette uğursuzdur.

    Haberde gelmiştir ki: «Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem, çarşıya girdiği zaman:

    «Allah'ım! Bana bu çarşının hayrından nasib eyle! Küfürden ve günahtan da Sana sığınırım!» dermiş.>

    Ebu'd-derdå (R.A.) şöyle dermiş: «Pazarcıların ya-nında oturmaktan sakınmanızı tavsiye ederim. Zira bu sizi oyalar, vazifenizden alakor. Süfyan-ı Sevrî (R.A.) de dermiş ki: «Siz, tâcirlerin ve pazarcıların elbiselerinin görünüşüne aldanmayınız. Zira o elbiselerin altında kırıcı kurtlar vardır. Size, zenginlerle, ümerânın kurrâlarıyla bir de borsacılarla bir yerde oturmamanızı tavsiye ede-

    YanıtlaSil

Yorum Gönder