EL-HAYY

Yorumlar

  1. Bismillahirrahmanirrahim

    Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

    Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.

    Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.

    Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:

    Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri

    YANITLASİL

    yuksel24 Mart 2024 15:08
    İsmail Hakkı Bursevi

    kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.

    Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.

    İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.

    Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.

    Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.

    YanıtlaSil
  2. 656

    DELAIL I HAVRAT SERI

    Bunlar, gittikçe çoğalıp Meke'yi elimizden alırlar.

    eziyet etmeye başladılar. Bunu böyle dedikten sonra, kendilerine korku geldt, müminless

    Bunun üzerine Resulüllah B.A. efendimiz, müminlere hieret Win izin verdi. Onlar da, birer ikişer hicret etmeye başladılar.

    HAZRET-I EBU BEKİRİN HİCRET TALEBI

    Hazret-i Ebu Bekir, Mekke'ye hieret için hazırlandı. Kendisi Agin önem taşıyan işlerini gördü. Veda için, Resulüllah BA. efendimlain yanına gitti; kendisinden izin taleb etti.

    Onun bu talebine karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyur

    du: Ya Eba Bekir sabreyle. Bana da hlcret için isin verileceğini ümid ediyorum; beraber hicret ederiz.

    Bunun üzerine, Hazret-i Ebu Bekir r.a. şöyle dedi: Anam babam sana feda

    olsun; öyle bir ihtimal var mı?.

    Resulüllah S.A. efendimiz:

    Evet.. Çünkü, rüyamda ben Mekke'den, hurma ağaçları çok bir yere hicret ettiğimi gördüm.

    Şeklinde cevap verince; Hazret-i Ebu Bekir ra. kaldı. İki deve sa tın aldı. Onları bir yere bağladı; yemlerini devamlı verdi. Böylece, on-ların beslenip semirmelerini, kuvvetlenmelerini melerini sağlamak istedi.

    Böylece, vaktin gelmesini beklemeye başladılar.

    Resulüllah S.A. efendimiz elli dördüncü yaşına bastığında Muhar rem ayı idi.

    Müşriklere gelince, Resulüllah S.A. efendimizin dininin zuhuru, Evs, Hazrec ve sair kabilelerin imana yardım için taahhütlerini, gün gün İslâm ehlinin artıp çoğalmalarını, ashabın dahi, Medine-i Münev-vere'ye yardım için blat eden ansarın yanına gitmelerini gördüler.

    DARÜNNEDVE VE ORADA TOPLANANLAR

    Bunları gördükten sonra, mekir ve hile yoluna girdiler; dolayım ile Darünnedve'de toplandılar.

    Bu binayı Kusay b. Kilap yapmıştı. Önemli işleri olduğu saman oraya toplanırlardı. Yabancı kimseyi oraya almaz; gizlice müşavere ederlerdi. Oraya müşavere için beş kişi gelirdi; şunlardı: Rebía oğulla ri Utbe ve Şeybe, Ebu Cehil ve karındaşı Ebülbuhteri As b. Vall..

    Tefsir ehli zatların bazıları da:

    Onlar on iki tanedir,

    Diye anlattılar; kalanları şunlardır: Ebu Süfyan b. Adly, Nadr b Haris, Hişam b. Urve, Rebla b. Esved, Hakem b. Hıram ve iki oğlu..

    Her ne ise.. Anlatıldığı gibi cem olup müşavere için toplandıkları zaman, Şeytan geldi. İhtiyar suretinde idi. Elinde bir değnek vardı: ona dayanarak geldi.

    YanıtlaSil
  3. KARA DAVUD

    657

    NECID'Lİ İHTİYAR KILIĞINDAKİ ŞEYTAN

    Kapıya geldikten sonra, İçeri girmek için İzin istedi. Ebu Cehil: By ihtiyar, sen kimsin, neredensin, neye geldin, biz buraya giz-bir işin müşaveresi için toplandık. Şimdi git, müşaveremiz tamanı

    elduktan sonra gel. Deyince, Şeytan şöyle dedi:

    Ben Ehl-i Necid'denim. Çok yaşamış, çok umur görmüşüm,

    çok tedbirde bulunup temyiz etmekle ziyade bilginim. Sizin Muham med hakkında müşaverenizi işittim. Geldim ki, görüşünüze bakıp

    temyiz edeyim; ta ki, reyiniz yanlış olmaya... Bunun üzerine Şeytan'ı içeri aldılar. Şeylan onlara şöyle dedi:

    Bu müşavereyi baş başa verip fısıltı ile yavaş yavaş yapın, çok-ça gizli tutun. Ta ki, Hazret-i Muhammed'in Rabbı duyup kendisine haber vermesin.

    Böylece, onları kendisine inandırdı. Sonra şöyle dedi:

    Reyiniz nedir?. Söyleyin göreyim..

    UTBE'NİN GÖRÜŞÜ

    Önce Utbe konuştu:

    Ölüm haktır; elbette gelir: Sabredin; ömrü tamam olduğu zaman kurtulursunuz..

    Şeytan ona şöyle dedi:

    Tuh sana, sen nerede tedbir nerde!. Sen tedbir ehli değilsin.

    Sen, ancak hayvan gütmeye layıksın. Siz onun ömrü tamam olunca-ya kadar sabredeceksiniz; ama onun dini, mağripten meşrika kadar yayılacak. Yanına askerler toplanacak ve sizi helák edecek; Mekke'yi de böylece elinizden alacak.

    Şeytan'ım bu sözünü cümlesi beğendi:

    Necid'li ihtiyar doğru söyledi.

    Dediler. Bundan sonra Şeybe söz aldı:

    ŞEYBE'NİN GÖRÜŞÜ

    Muhammed'i bir evde hapsedelim. Bir delikten başka cümle kapısını ve penceresini kapatalım. Ylyeceğini, içeceğini o delikten ve-relim. Ölünceye kadar orada kalsın.

    Bunun üzerine Şeytan feryad edip şöyle dedi:

    Vallahi, bu bir görüş değildir. Çünkü, onun kabileleri, kendi-sine Inanan arkadaşları bunu işittiği zaman, toplanır o evi yıkarlar. Kendisini oradan çıkarırlar, elinizden alırlar, sizinle kıtal ederler.

    Cümlesi Şeytan'ın bu sözünü beğenip:

    Necid'll ihtiyar doğru söyledi.

    Pediler. Bundan sonra, As b. Vail söz aldı ve şöyle dedi:

    ürüsüm odur ki, onu bir deveye yükleyelim. Sıkıca bağladık-yoldan cıkaralım; çöle salalım. Çölde geze geze ölsün.

    F. 43

    YanıtlaSil
  4. anthaft كم على gizli hazine

    ken-Year-talet کبر اعجاز رسالت peygamber Itk mrasindan gelen benzersiz soz söyleme sanatının hazinesi, yani zengin ve glizel or neklert

    Kane-al Ary Duasi كثر العرفن دعاسي kaynagi hak kında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yalnızca Mecmuatu'l-Ahzalda yer aldıg), Hz. All (ra) tarafından tertiplendigi ve Ehl-i Beyt yoluyla rivayet edildiği sanılan bar dus olduğu hak kında bilgi vardır. İlk başta Peygamberlerin, daha sonra Kur'an'daki süre-i celilelerin ilk Ayetlerinin, daha sonra da Kur'an'daki kelime ve hece harflerinin (huruf u hech) ve bunları takiben pek çok mübarek zevat-1 kiram Haz retlerin ve en sonunda Esma-i Hüsna'nın se faatçi edilmesi suretiyle meydana gelen bir duadır. Şayet tertipleyeni Hz. Ali (r.a.) ise, daha sonra zikredilen pek çok zevat-1 kira-mın isimleri (ki hepsi ehl-i beyttendir) duaya daha sonradan dahil edilmiş olmalıdır.

    Ostad Bediüzzaman bir cihetle Yirmi Doku-zuncu Mektubun İkinci Makami ve esasen Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı olan Kumuzat-i Semaniye Risalesinin ikinci ve üçüncü remizlerinde bu duadan bahset-mektir. Bu bahisleri "Kenzü'l-Arş duasının feyzinden gelen bir nokte-i Kur'âniye. Ken-zu'l-Arşın birinci nükte-i Kur'aniyesi. Bu remzin mühim bir zeyli-ki Kenzü'l-Arg du asının feyzinden gelen ikinci kinci ve yeni ve ayrı bir nükte-i tevafukiyedir. Kenzii'l-Ars duası nın feyzinden gelen Üçüncü Nükte-i İcaziye" başlıkları ile izah etmiştir.

    Ustad Bediüzzaman'ın tevafuklarla ilgili ola rak telif ettiği Rumuzat-1 Semaniyenin Ken-zü'l-Arş duasıyla ilgili bölümü Kenzü'l-Arşın Kur'ân'daki kelime sayıları ve harflerinin hu-ruf-u hecå olarak sayılarından ilham alınmış olmalıdır.

    Kenz'ül-arş ve Kadeh Duası

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) den rivayet edilmiştir. Şöyle buyuruyor:

    -Cebrail bana dedi ki: "Ey Muhammed, kim ömründe bir kere bu duayı okursa, Allah'u Teala onu, kıyamet gününde yüzü ayın ondör du gibi parlak haşreder. onu, bir peygamber veya melek sanırlar. Ben eder. Hatta bütün insanlar ve sen onun kabrinin üzerinde dururuz. Ona

    YanıtlaSil
  5. kenz-gina

    kenzi gina کنز غناء : zenginlik hazinesi, zer

    ginlik kaynağı

    kenz-i hafi کنز حلی : gizli hazine

    kenz-car- risalet کنز اعجاز رسالت : peygamber

    lik mirasından gelen benzersiz söz söylem sanatının hazinesi, yani zengin ve güzel ön nekleri

    Kenz-ül Ars Duası کنز العرش دعاسی : kaynağı hale kında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yalnızca

    Mecmuatu'l-Ahzab'da yer aldığı, Hz. Ali (r.a. tarafından tertiplendiği ve Ehl-i Beyt yoluyla rivayet edildiği sanılan bir dua olduğu hak kında bilgi vardır. İlk başta Peygamberlerin daha sonra Kur'ân'daki sûre-i celilelerin ill âyetlerinin, daha sonra da Kur'ân'daki kelime ve hece harflerinin (huruf u heca) ve bunlar takiben pek çok mübarek zevat-ı kiram Haz retlerin ve en sonunda Esmå-i Hüsna'nın şe faatçi edilmesi suretiyle meydana gelen bir duadır. Şayet tertipleyeni Hz. Ali (r.a.) ise daha sonra zikredilen pek çok zevat-ı kira mın isimleri (ki hepsi ehl-i beyttendir) duaya daha sonradan dahil edilmiş olmalıdır.

    Üstad Bediüzzaman bir cihetle Yirmi Doku zuncu Mektubun İkinci Makamı ve esasen Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı olan Rumuzat-ı Semaniye Risalesinin ikinci ve üçüncü remizlerinde bu duadan bahset-mektir. Bu bahisleri "Kenzü'l-Arş duasının feyzinden gelen bir nükte-i Kur'âniye. Ken-zü'l-Arşın birinci nükte-i Kur'äniyesi. Bu remzin mühim bir zeyli-ki Kenzü'l-Arş du-asının feyzinden gelen ikinci ve yeni ve ayrı bir nükte-i tevafukiyedir. Kenzü'l-Arş duası-nın feyzinden gelen Üçüncü Nükte-i İcaziye" başlıkları ile izah etmiştir.

    Üstad Bediüzzaman'ın tevafuklarla ilgili ola-rak telif ettiği Rumuzat-ı Semaniyenin Ken-zü'l-Arş duasıyla ilgili bölümü Kenzü'l-Arşın Kur'ân'daki kelime sayıları ve harflerinin hu-ruf-u hecâ olarak sayılarından ilham alınmış olmalıdır.

    Kenz'ül-arş ve Kadeh Duası

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) den rivayet edilmiştir. Şöyle buyuruyor:

    -Cebrail bana dedi ki: "Ey Muhammed, kim ömründe bir kere bu duayı okursa, Allah'ü Teala onu, layamet gününde yüzü ayın ondör-dü gibi parlak haşreder. Hatta bütün insanlar onu, bir peygamber veya melek sanırlar. Ben ve sen onun kabrinin üzerinde dururuz. Ona

    enn

    YanıtlaSil
  6. 820 sevabı yazar hesapun ve asapate, üzerine binip Cen girmesi için Cennetten bir Burak getirili kopristinden şimşek gibi geçer Onun denislerin suyundan, yağmurların dalam diden, taşlardan daha fazla olsa bile, kend dan, ağaçların yapraklarından, kumlarm ad sine kabul olunmuş (nafile) hac ve bin

    Korkan kimse okursa, Allah onu karktog dan emin kılar. Susayan kimse okuraa, All onun susuzluğunu giderir. Aç olan okusa giyindirir, hasta okursa pifa verir, hastan danya veyahut ahiret ihtiyaçlarından okurs Allah istediğini verir. Bir düşmandan veya gzerine okunursa, hastalığından kurtulm sultandan korktuğu için okursa, Allah onla dan gelecek olan tüm zarar ve eziyetleri ken rin serrinden korur ve Allah'ın mahlukatın disine ulaşmaktan men eder.

    Rorclu olan okursa, Allah onu, borcunu öde meye muvaffak kılar, hicbir kimseye muhta olmaz. Eger onu hasta olan yazan üzerinde taşırsa iyilesir. Kadın taşırsa kocası ona ik ram eder. Cinden, insden ve seytandan, sano ve hastalıklardan emin olur. Kayıp ise ailesi ne sağ, salim kavuşur: Bu duayı okuyan için cin, melek istiğfar ederler. Ömrü bereketli olur.

    Kim beş defa bu duayı okursa Peygamber Aleyhisselami rüyasinda görür.

    Ebu Bekir Sıddık: "-Gece olsun gündüz olsun bu duayı okudum, Peygamber Aleyhisselamı rüyamda gördüm" buyurur. Hz. Ömer de söy le buyurur:

    -Hicbir hacetim olmadı ki onun için bu duayı okuyayim da giderilmesin.

    Hz. Osman (R.A.) diyorki: Ben Kur'an-1 Kerim'i ezberleyemezdim. Resul'u Ekrem (s.a.v)'e bu hususu şikayet ettim. Bana bu du-ayı öğretti. Onu okuduğumda Kur'an-ı Kerim'i ezberlemeyi başardım. Hz. Ali Kerremullahu vechehü buyuruyor ki:

    Ben bu duayı okudugum vakit düşmanıma galebe çalardım. Kimki Fatihayı, İhlas suresi-ni, Kafirun ve Felak ve Nas suresini üç kere okuyup sonra bu duayı okursa Allah onu kar şılaştığı bütün varlıkların şerrinden korur ve her türlü hastalıktan, her zalimin şerrinden onu emin kılar ve bütün isteklerini verir. Kim li okuduğu gibi onu yazıp üzerinde taşırsa ve kim ki başının altına koyup uyursa Allah'u Te

    YanıtlaSil
  7. 620

    kena-gina

    Jurnal

    hesapnis ve azapsis, userine binip Cennete köprüsünden şimşek gibi geçer. Onun günala girmesi için Cennetten bir Burak getirilir Sma dan, ağaçların yapraklarından, kumların ade denizlerin suyundan, yağmurların damla dinden, taşlardan daha fazla olsa bile, kendi aine kabul olunmuş (nafile) hac ve bin umre sevabı yazar

    Korkan kimse okursa, Allah onu korktuğun dan emin kılar Susayan kimse okursa, Allah onun susuzluğunu giderir. Aç olan okursa, giyindirir, hasta okursa sifa verir, hastanm üzerine okunursa, hastalığından talığından kurtulur, Allah istedigini verir. Bir düşmandan veya dunya veyahut ahiret ihtiyaçlarından okursa sultandan korktuğu için okursa, Allah onla rin serrinden korur ve Allah'ın mahlukatın dan gelecek olan tüm zarar ve eziyetleri ken-disine ulaşmaktan men eder.

    Borclu olan okursa, Allah onu, borcunu öde meye muvaffak kılar, hicbir kimseye muhtar olmaz. Eger onu hasta olan yazan üzerinde taşırsa iyileşir. Kadın taşırsa kocası ona ik ram eder. Cinden, insden ve seytandan, sancı ve hastalıklardan emin olur. Kayıp ise ailesi ne sağ, salim kavuşur: Bu duayı okuyan için cin, melek istiğfar ederler. Ömrü bereketli olur.

    Kim beş defa bu duayı okursa Peygamber Aleyhisselami rüyasında görür.

    Ebu Bekir Sıddık: "-Gece olsun gündüz olsun bu duayı okudum, Peygamber Aleyhisselam'ı rüyamda gördüm" buyurur. Hz. Ömer de söy le buyurur:

    -Hicbir hacetim olmadı ki onun için bu duayı okuyayim da giderilmesin.

    Hz. Osman (R.A.) diyorki: Ben Kur'an-ı Kerim'i ezberleyemezdim. Resul'u Ekrem (s.a.v)'e bu hususu şikayet ettim. Bana bu du-ayı öğretti. Onu okuduğumda Kur'an-ı Kerim'i ezberlemeyi başardım. Hz. Ali Kerremullahü vechehü buyuruyor ki:

    -Ben bu duayı okudugum vakit düşmanıma galebe çalardım. Kimki Fatihayı, İhlas suresi-ni, Kafirun ve Felak ve Nas suresini üç kere okuyup sonra bu duayı okursa Allah onu kar şılaştığı bütün varlıkların şerrinden korur ve her türlü hastalıktan, her zalimin şerrinden onu emin kılar ve bütün isteklerini verir. Kim ki okuduğu gibi onu yazıp üzerinde taşırsa ve kim ki başının altına koyup uyursa Allah'a Te

    YanıtlaSil
  8. kenz-ül maarif

    521 ala o kimsenin malından çalınan ve evinden kaçanı geri iade eder. Akan suya okursa su du rur, yahut yanan atese okursa dağ paramparca olur. Kimki ili rekat namaz kılıp her rekatında Fatiha ve bir de Ihlas okuyup selam verdikten sonra bu duayı okursa dünya ve ahirete ait ne isterse tüm istediklerine nail olur. Bu duanın fazileti sayılmayacak kadar çoktur. (Nevadir's Kaylubi'den alındı)

    keramet-i elifiye

    kenz-ül maarif كنز المعارف ilim ve kültür ha zinesi

    kenzi (ye( کنزیه : hazine değerinde olan, hazi

    neye alt

    3.İslam dininde iyi sayılmayan şey 4.(bir is veya davranışı) istemeden, zor karşısında yapma

    keramat کرامات : kerametler, Allah'ın (c.c.) lüt fu ile evliyada (ermişlerde) görülen olağanüs tü (yani, normalde mümkün olmayan) haller

    keramat-ı Aleviye کرامات علویه : Hz. Ali'nin (r.a.) kerametleri (månevi ilhamla bildirdiği gelecekle ilgili olağanüstü haberleri veya işa retleri)

    keramat Aleviye ve Gavsiye کرامات علویه و علیه Hz. Ali'nin (r.a.) ve en büyük evliyadan biri olan Hz. Abdulkadir Geylani'nin kerametleri (gelecekle ilgili olağanüstü haberleri veya işa

    retleri)

    keramat- azime کرامات عظیمه : büyuk keramet ler, çok önemli ve büyük olağanüstülükler (olağanüstü söz ve açıklamalar)

    keramat evliya کرامات اولیاء : evliyanın (ermiş-lerin) kerametleri, ermişlerde görülen olağa nüstü haller (bk. keramat)

    keramat-ı Gavs (Gavsiye كرامات غوليه : evliya

    lar sultanının (Hz Abdulkadir Geylani'nin ks) kerametleri, olağanüstülükleri (gelecekle ilgi li olağanüstü haberleri veya işaretleri)

    keramat- gaybiye کرامات غيبيه : gayba ait kera metler (gelecekle ilgili olağanüstü haberler

    veya işaretler)

    keramat-ı harika کرامات خارقه : harika benze ri olmayan) kerametler, benzeri görülmemiş olağanüstü haller

    keramat-ı kalem-i Alevi كرامات قلم علوی : Bediüzzaman'ın (r. a) kâtiplerinden hafız Ali'nin kalemiyle yazılan risalelerde görülen kerametler (tevafuklar) (bk. tevafuk)

    keramat Kur'anive کرامات قرآنیه : Kuran'daki kerametler, olağanüstülükler (bk. keramat)

    keramat- ruhani کرامات روحانی : ruh dunyasın daki kerametler, månevi kerametler (olaga-nüstü haller)

    keramat sahsiyeکرامات شخصیه gabsi kera metler, şahsın manevi yüksek vasıfları dola-yısıyla kendisinde görülen kerametler, olağa nüstü haller (keşf o keramat-ı şahsiye: şahsa ait månevi keşifler ve kerametler)

    keramat ül evliye كرامات الأولياء : )bk. keramat-1 evliya)

    keramet larda (ermişlerde) goreng Allah'ın (c.c.) lütfu ile evliya

    normalde mümkün olmayan) hal

    keramet-i Ahmediye (as.m.( کرامت احمدیه H Muhammed'in (a.s.m.) kerameti (olağanüstü

    hali veya işi(

    keramet-i acibe کرامت عجیبه : hayret verici ke ramet, olağanüstü hayret verici hal veya iş

    keramet-i acibe-i gaybiye کرامت عجيبة غبيه ge

    lecekle ilgili hayret verici keramet (olağanüs-tü haber veya işaret)

    keramet-i aleniye کرامت علیه : aleni keramet, herkese görülebilir olağanüstü hal veya iş

    keramet-i Aleviye کرامت علویه : Hz. Ali'nin (r.a.( kerameti (gelecekle ilgili olağanüstü haber veya işareti)

    keramet- Aleviye ve Gavsiye کرامت علویه و غولیه Hz. Ali'nin (ra.) ve evliyalar sultanının (Hz. Abdülkadir Geylani'nin (ks) )kerameti (gele-cekle ilgili olağanüstü haber veya işaret)

    keramet-i azime کرامت عظیمه : büyük keramet, olağanüstü büyük hal veya iş yahut haber

    keramet-i bahire کراست باهره : apaçık keramet, apaçık olağanüstü hal veya iş

    keramet-i Celcelutive کرامت جلجلوتیه : Ali'nin (r.a.) "Celcelütiye" adlı şiirindeki kera-meti (gelecekle ilgili olağanüstü haberi veya

    işareti)

    keramet-i dualye کرامت دعاء به : duadaki kera-met, dua ile meydana gelen olağanüstü du-rum veya iş

    keramet-i ekber کرامت اکبر : cok buyuk kera-met, çok büyük olağanüstü hal veya iş

    keramet-i elifiye کرامت الفيه : )Yirmidokuzuncu

    söz" adlı risaledeki) elif harflerinde görünen keramet, Osmanlıca yazılan risalede elif harf-

    YanıtlaSil
  9. 309

    DEYİMLER

    yere vurmak: Kötü bir duruma sokmak, yenmek

    yeri göğü ben yarattım demek: Çok gururlu olmak.

    yeri göğü birbirine katmak: Aşırı telaş yaratmak.

    yeri göğü inletmek: Yüksek sesle ve olanca güçle bağırmak.

    yeri göğü tırmalamak: Çok sancı, acı çekmek.

    yeri göğü tutmak: Her tarafı ele geçirmek denetim altında bulundur-mak.

    yeri öpmek: alay. Yere düşmek, yere serilmek.

    yeri soğumadan: Ayrılan bir kimsenin ardından çok zaman geçme-den.

    yerin dibine geçmek (batmak veya girmek): Çok utanıp sıkılmak.

    yerin kulağı var: Gizli konuşulan bir şeyin umulmadık bir yoldan baş-kalarınca duyulabileceği anlatılır.

    yerinde saymak: mec. Hiç ilerlememek, gelişmemek, değişmemek.

    yerinde su çıkmak: Haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenir.

    yerinde yeller esmek: Artık bulunmamak, yok olmak.

    yerinden oynamak: Coşkulu, gürültülü, karışık bir zaman yaşamak.

    yerine gelmek: 1) Yapılmak, olmak. 2) Eski duruma dönmek.

    yerine getirmek: İstenileni, gerekeni yapmak.

    yerine oturtmak: Bir durum, bir düşünce vb. benimsenmek, yaygın duruma gelmek yerleşmek.

    yerini doldurmak: 1) Görevini başarı ile yapar olmak. 2) Görevinden

    ayrılan birinin yerine gelen kişi, önceki görevli kadar başarılı olmak.

    yerini ısıtmak: Bir yerde uzun süre kalmak.

    yerini yapmak: Bir şey elde etmek amacıyla girişimde bulunmak.

    yaris bir (veya yaksan) etmek: Temeline kadar yok etmek.

    yerin gök bir olss: Sonu ne olursa olsun.

    yerlerde sürtünmek Çok perişan, acınacak bir durumda bulunmak

    CVİDİ

    KOLAY

    YanıtlaSil
  10. DEYİMLER

    308

    yer bakır gök demir: Şartların zor, imkânların kısıtlı olduğu durum-larda söylenir.

    yer bakır gök demir kesilmek: Tamamen tükenmek, bitmek, yoksul duruma düşmek.

    yer demir gök bakır: 1) Çorak ve sıcak bir yeri niteler. 2) mec. Hiçbir

    yardım ve umut olmadığında kullanılır.

    yer kabul etmez: Çok günahkar.

    yer öpmek: esk. Bir büyüğün önüne eğilmek.

    yer yarılıp içine girmek (veya yerin dibine girmek veya geçmek): 1) Yitirilip bir türlü bulamamak. 2) Çok utanmak.

    yer yerinden oynamak: 1) Bir iş çok gürültü ve telaşla yapılmak. 2)

    Bir olay toplumda büyük tedirginlik yaratmak.

    yerde kalmak: Saygı görmemek, yüzüne bakılmamak.

    yerden göğe kadar: Pek çok.

    yerden yere çalmak: Çok hırpalamak.

    yerden yere vurmak: Birine türlü yönlerden saldırarak onu çok aşa-

    ğılayıcı bir duruma düşürmek.

    yere bakan yürek yakan: Uysal ve uslu göründüğü hâlde sinsice kö-tülük yapan.

    yere bakmak (ihtiyarlar İçin): Ölümü yakın olmak.

    yere baktırmak: Utandırmak, mahcup etmek.

    yere batasıca (veya yere batsın): "Yok olsun", anlamında bir ilenç.

    yere batmak: 1) Yok olmak. 2) Çok utanmak, mahçup olmak.

    yere geçmek: Çok utanmak.

    yerə göğe koymamak (veya koyamamak): Nasıl ağırlayacağını, na-

    sıl memnun edeceğini bilememek, çok önem vermek. yere sağlam basmak: Titiz ve dikkatli davranmak.

    yere sermek: 1) Kötü bir duruma sokmak, yenmek. 2) Vurup öldür-mek.

    MILMAZ

    er info

    YanıtlaSil
  11. 97

    ATASÖZLERİ

    yan akıllısı geminin dümeninden uzak durur: Akıllı kimse,

    Mediği ve beceremeyeceği, yani kendisini aşan işleri yapmaya kal-

    kanatla kuş uçmaz: Kişi, bazı şeyleri tek başına yapamaz. Böy-eşler yardımlaşılarak ve ekip hâlinde çalışılarak yapılırsa başanlı aunur

    keyi bəkleyen çorbayı içer: Çalışmasını ve sabretmesini bilen iş, mutlaka istediğini elde eder.

    Tembele iş buyur sana akıl öğretsin: Tembel kimse, kendisinden bir şistendiğinde o işi yapmaz. Ama "öyle yap, böyle yap" diye akıl verir.

    Təmiz iş altı ayda çıkar: Bir işin iyi ve güzel olması için yeteri kadar bir süre çalışmak gerekir.

    Tencere demiş, "Dibim altın." Kaşık demiş, "Ben nerdeyim?" Bu lunduğu ve tanındığı çevrede, kendini olduğundan büyük ya da başa nili göstermeye çalışan, gülünç duruma düşer,

    Tereciye tere satılmaz: Bir işi iyi bilen bir kimseye o işi öğretmeye kalkışmak hem yanlış hem de ayıptır.

    Terzi kendi söküğünü dikemez: Insan başkalarına yaptığı hizmeti, sira kendisine gelince çoğu kez savsaklar.

    Terziye "dinlen" demişler, ayağa kalkmış: Oturarak iş yapanların dinlenmesi ayağa kalkarak olur.

    Terziye "göç" demişler "iğnem başımda" demiş: Küçük ya da hafif araçlarla iş üreten meslek sahiplerinin, bir yerden başka bir yere ta-şınması (göç etmesi) çok kolay olur.

    Tesbihte hata olmaz: Konuşurken, anlatacaklarımızı iyi anlatabilmek için kaba da olsa bazı benzetmeler yapılabilir

    Tevekkelin gemisi batmaz: Gerekli önlemleri alıp sonrasını Allah'a

    bırakanların işleri rast gider.

    Timağın varsa başını kaşı: Kişi, "nasıl olsa yardım ederler" diye baş-kalarına güvenerek bir işe girişmemelidir. Kendine güveniyorsa (yapa-bileceğinden eminse), ancak man bir işe girişmelidir.

    YanıtlaSil
  12. ATASÖZLERİ

    96

    Tarlayı taşlı yerden kızı kardeşli yerden: Taşlı tarla daha vem

    olur. Bu yüzden, tarlayı taşlı yerden almak gerekir. Kardeşleri ile gilenme zorunluluğu, kız çocuğunun daha iyi yetişmesini sağlar. Bu yüzden alınacak kızın da çok kardeşli olması tercih edilir.

    Taş altında olmasın da dağ ardında olsun: Ayrılık zordur ama tekra kavuşma umudu vardır. Ölene kavuşma imkânı yoktur.

    Taş yerinde ağırdır: Kişinin değeri, yaşadığı yörede daha iyi bilint Bu yüzden kendi çevresinde bir ağırlığı vardır ve sözü de geçer.

    Taşıma su ile değirmen dönmez: İşi tutacak olanın yeterince güdi ve olanağı yoksa, başkalarının katkılarıyla bu işi sürdüremezler.

    Tatarın kılavuza ihtiyacı yoktur: Ne yapacağını, nasıl davranacağım ve işini çok iyi bilen birinin, ne yol gösterilmesine ne de kendisine akil verilmesine ihtiyacı yoktur.

    Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır: Tatlı dilin, yani etkili ve güzel ko nuşmanın yaptıramayacağı hiçbir iş yoktur. Liderler kitleleri, komu tanlar askerleri konuşarak yönlendirir ve harekete geçirirler. Tatlı dil yalnızca tanıdığı, dostu değil, düşmanı bile yumuşatır.

    Tatlı tatlı yemenin acı acı geğirmesi olur: Geleceğini düşünmeksi zin safa sürup günü birlik yaşayan kişi, ileride bunun cezasını mutlaka çeker.

    Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin: Gerektiği sekil

    de pişirilmeyen bir yemek, tuz dökmekle tatlandırılamaz. Bunun gibi,

    akılsız insan da sözden anlamaz, sözle yola gelmez. Tath ye tatlı söyle: İyi davranan ve güzel sözler söyleyen, aynı şe-kilde karşılık görür.

    Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış: Önemli bir kişi,

    önemsiz bir kişinin kendisine küsmüş olmasını umursamaz.

    Tavuk kaza bakmış kıçını yırtmış: Gücümüz veya olanaklarımız izin vermediği halde, başkalarına özenerek onlar gibi olmaya, onlar gibi yaşamaya kalkarsak, kendimize zarar vermiş oluruz.

    BİLGİLER a ile SATILI

    YanıtlaSil
  13. Dördüncü Bölüm: LÜGATÇE

    305

    Dikçi: Dedikoducu, dinici, fısıltı ile söylenen sözü sezdirmeden dinleyip sa hibine ileten.

    Dihbản (1): Köy bekçisi.

    Dil (f): Gönül, yürek, kalp.

    Dildåd (f): Gönül veren, àşık.

    Dildürmek: Yardırmak.

    Dilkü: Tilki.

    Dil-pezir (f): Gönüle hoş gelen, gönlün beğendiği.

    Dirgenmek: Toplanmak, birikmek, bir araya gelmek, derlenmek; istinad etmek, dayanmak.

    Dirgürmek: Diriltmek.

    Dirig (1): Esirgeme.

    Dirig dutmak: Esirgemek.

    Diriga (f): Hayľa, ne kadar yazık, eyvah, yazıklar olsun.

    Dirlik: Yaşayış, geçim, hayat, sağlık.

    Dirmek: Dermek toplamak.

    Dirnek: Dernek, toplantı.

    Div (1): Şeytan, cin.

    Divan (1): Buyük meclis.

    Divar (f): Duvar.

    Divşürmek (devşürmek): Devşirmek, toplamak, bir araya getirmek.

    Diyanet (a): Dindarlık.

    Doksan bin Hak kelânu: Hazret-ı Muhammed'in Mi'rac'da Allah'la dok-san bin söz konuştuğu, onların otuz binini uyanık kimselere söylediği, otuz binini de sır olarak sakladığı rivayet edilir.

    Dokumak: Vurmak, birbirine geçirmek, çakmak, isabet ettirmek.

    Don: Elbise, kılık kıyafet.

    Dodanmak: Süslenmek, giyinip kuşanmak.

    Dürimek (dürimek): Meydana getirmek, türetmek; türemek, meydana gel. mek.

    Dörítmek (Düritmek, Düretmek): Yaratmak, bir araya getirmek, türetmek. Dört ejdehå: Dört unsur, yani; toprak, hava, su, ateş.

    Dört yår: Dört dost; Hazret-i Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali (r.a.) ye işa

    ret eder. Döymek: Tahammül etmek, dayanmak.

    Dûr (f): Uzak Durak (turak): Makam, mahal, durulan, eğleşilen yer, yurt.

    Durmak (turinak): Ayağa kalkmak.

    Dúrrác (a): Kekliğe benzer bir güzel kuş, turae.

    Dutinak: Tutmak, sahib olmak, yapmak, yerine getirmek, uymak; farzet-mek, öyle kabul etmek.

    F. 20

    YanıtlaSil
  14. 304

    YUNUS EMRE

    Değşirmek, değşürmek: Değişmek, değiştirmek.

    Değül: Değil.

    Değürmek: Ulaştırmak, eriştirmek, yetiştirmek, duyurmak, bildirmek, değ

    dirmek.

    Dek: Kadar, a kadar.

    Dek, tek: Eş, benzer, gibi.

    Dek turmak: Sessiz, sakin durmak; rahat, uslu oturmak; susmak.

    Delim: Çok, bir çok, ziyade, fazla.

    Dem (f): An, zaman, vakit; soluk, nefes.

    Dem-be-dem (f): Vakit vakit, dâima.

    Dem-beste (f): Susmuş, soluğu kesilmiş (nefesi bağlanmış).

    Dem-sáz (f): Uygun arkadaş, dost, sırdaş.

    Denlü: Kadar.

    Densüz: Münasebetsiz, ölçüsüz hareket eden, saygısız.

    Denşürmek (Değşürmek): Değiştirmek.

    Denşürilmek (Değşürılmek): Değiştirilmek.

    Deprenmek: Kımıldamak, hareket etmek, teprenmek.

    Depretmek: Kımıldatmak, oynatmak, hareket ettirmek.

    Der: Ter.

    Derban (f): Kapıcı.

    Derilmek (dirilmek): Toplanmak.

    Dermânde (f): Aciz, kala kalmış bî çâre, zavallı, beceriksiz.

    Dergah (f): Tekke.

    Dervāze (1): Büyük kapı, büyük bir binanın büyük sokak kapısı, kale ve şehir kapısı.

    Derviş (f): Yoksul, mütevazi kişi; tarikate girmiş kimse, benliğinden sty rılmış.

    Derya (f): Deniz.

    Deryâ-yı umman (a): Dibi, kıyısı olmayan büyük deniz.

    Derzi (f): Terzi.

    Destar (f): Sarık.

    Dest-gir (f): Elden tutan, yardım eden, yardımcı.

    Destûr (f): İzin, müsaade, ruhsat.

    Devlengeç: Çaylak.

    Devlet (a): Baht, saådet, tâlih.

    Devr (a): Dönme, dönüp dolaşma.

    Devran (a): Dünya, felek, zaman , talih.

    Devşürmek (divşürmek, dinşürmek): Dermek, toplamak, bir araya ge tirmek, derlemek.

    Deyr (a): Kilise, manastır.

    Deyyân (a): Hakkıyle mükafatlandıran ve cezalandıran, hâkim. Allah

    Didar (f): Yüz, çehre.

    ikranur

    KOLAY OKUNABI KOI YAZIR

    YanıtlaSil
  15. BEDIÜZ

    AGL

    PAZ

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    474

    Emniyet kaldırılınca, o, ancak hâin olur.

    Hâin olduğu zaman, kendisinden, rahmet kaldırılır. Rahmet kaldırılınca, o, ancak lånete uğrar, mel'un olur.

    Lånete uğradığı ve mel'un olduğu zaman da, kendisinin İslâmi-yetle olan bağlantısı koparılır! (270)

    Peygamberimizin, İnsanların En Hayalısı Oluşu:

    Peygamberimiz, her İyilikte olduğu gibi, Hayâ hususunda da, insanların en üstün Hayalısı, en utangacı idi.

    Görülmesinden, açılmasından sakınılan şeylere de, insanların, gözünü en çok yumanı idi. (271) Ebû Saidülhudri der ki «Peygamber Aleyhisselâm, Kendi köşesi-

    ne çekilmiş bakireden daha Hayalı ve utangaçtı. Bir şeyden hoşlanmadı mı, onu, yüzünden anlardık.» (272)

    CÖMERDLİK VE PEYGAMBERİMİZİN İNSANLARIN EN CÖMERDİ OLUŞU

    Cömerdliğin Tarifleri ve Çeşidleri:

    Cûd, Kerem, Sehâ ve Semâhat kelimeleri, umûmiyetle Cömerdlik mânâsına gelirler ise de, bazıları, bunların arasında mâna farkı bul-muşlar; üstün değerli, yararlı şeyleri gönülden koparak hiç çekinme-den harcamağa Kerem ismini vermişlerdir. (273)

    Bazılarına göre de, Cömerdliğin üç derecesi vardır:

    1. Seha,

    2. Cûd,

    3. Îsår.

    Malından bir kısmını verip bir kısmını bırakan kişi Sehavet såhl-bidir.

    Malından, çok kısmını dağıtan ve kendisi için birazını bırakan kişi, Cûd sahibidir.

    Malından, geçinecek kadarını alıkoyup üst tarafını dağıtan kişi de, Îsår sahibidir. (274)

    (270) İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1347

    (271) Kadı Iyaz Şifa c. 1, s. 88 ( 272) İbn-1 Sa'd

    Tabakat c. 1, s. 358, Buhari Edebülmüfred s. 156, Buhari Sahih e. 7, s. 96, Müslim Sahih c. 4, s. 1809-1810, Tirmizi - Şemâll s. 61, Heysemi Mecmauzzevaid c. 9, s. 10 (273) Kadı Iyaz Şifa c. 1, s. 82-83

    (274) İmam Kuşeyrl Risåletülkuşeyriyə c. 2, a. 502

    er

    YanıtlaSil
  16. BL

    AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    Seha: Fitri bir sıfattır.

    Sehânın zıddı Şuhh'tur. (275)

    475

    Şuhh: Buhl'ün (Cimriliğin) Hırsla birlikte ådet håline gelmiş bulunmasıdır. (276)

    Buhl de tutup biriktirmek lâyık olmayan şeyi, tutmaktır. (277)

    Seh'â, Cûd'dan üstündür.

    Her Sahi, Cûd sahibidir.

    Fakat, her Cûd sahibi, Sahî değildir.

    Cúd, lâyık olan şeyi, lâyık olana vermektir.

    Bunun zıddı olan Buhl de, lâyık olan şeyi, lâyık olandan esirge-mektir. (278)

    (Ahlâk-ı Alãi) Müellifi'ne göre:

    Sehåvet: lâyık ve vacib olan miktarda malı, mahal ve münasib olan yerlere harcamak, ulaştırmak güç gelmeyip kolay gelmektir. (279)

    Meleke hålinde bulunmayan, kolayca yapılamayan harcamaya, Cömerdlik denmez.

    Kendisini zorlaya zorlaya Cömerdliği ådet edinmiş olan kimse de, Cömerd ahlâklı sayılmaz.

    Fakat, imkân ve fırsat bulamadığı için Cömerdlik yapamayan ve imkân bulunca, yapacak olan kişi ise, ahlâkca, Cömerd sayılır. (280)

    Cömerdlikte sekiz türlü fazilet vardır:

    1. Kerem,

    2. Îsår,

    3. Af,

    4. Mürüvvet,

    5. Neyl,

    6. Muvâsât,

    7. Semâhat,

    8. Müsamahât.

    Kerem: yararı, herkese şamil olan hususlarda gerektiği zaman, çok mal harcamak, nefse kolay gelmektir.

    Îsår: Kendisinin muhtac bulunduğu bir mal ile başkasının ih-tiyacını karşılamaktır.

    Af: Öc almağa güç yeterken, bundan vaz geçmektir.

    (275) Kastalāni - Mevähibülledünniye c. 1, s. 397

    (276) Rägib Müfredatülleur'an s. 256

    (277) Råmb Müfredatülkur'an s. 38

    (278) Kastalani Mevähibülledünniye c. 1, s. 397

    (279) Alâüddin Ali Ahlik-ı Alai c. 1, s. 60

    (280) Alâüddin Ali Ahlâks Alái c. 1, a. 53

    YanıtlaSil
  17. سوره نقره (٢٧-٢٤)

    اشارات الامي

    و شارعك، جمهوری ارشاد اتحملده تعصب انتهای مقصد کردن غفلتكرى و جهاری طولا بعض انسانلى، قرآن مقنده جوق شك وشهه لده معروض والمشهر در اوشك وشعره كان

    منشي 3 اوج امر تا در

    نجیبی ) اوزار دیور لر که فرآنده ( متشابهات ) و ( مشكلات ) دينها و حقیقی معالی أنه لا يلا مايان بعض شيارك بولوغه سی، قرآنك اعجازينه منا فيدر. زيرا قرآنك اعجازي، بالاغند اوزرینه موشدر بلاغت ده، انجمه افاده نك ظهور و وضوحنه مبنیدر.

    و مطالعه براقي لمشدر. وكذا طمانه ایکنجیسی تا بینه دیور لر که با را ديليشه عائد مثاله لى مبهم ومـ دائر فنوند به یک از بحث اید یا شد. بوابمه تعلیم و ارشاد مسلكنه منا فيدر.

    هم بینه دیو لركه: قرآنك بعض آنتارى ظاهراً عقلى دلي هالمره مخالفدر. بوندن او انهارك خلاف واقع اولد قاری ذهنه کلمبور برایمه قرآنك صدقته مخالفدر.

    ایشته او حریف ارك ز عمار بنه، قرآن به نقیصه تالقی این کاری و شك و شبه الره سبب عدایت کاری شو اوج امیر قرآن کریم میمون به نقیصه تشکیل ایمز بو امر لس آنجه و آنچه قرآنك اعجازيني برقات داها اثبات ایمگه و ارشاد خصوصنده قرآنك ال بلیغ بر افاده ایله ان يوكن بر اسلیو بی اختیار ایمنه صادق شاهد دوار و قطعی دلیلد ولي ديمك قدامت او نارك فهملرنده در.

    ماشا، قرآن کر عمده دکلدر

    اون ، [ وَكَمْ مِنْ عَائِبٍ قَوْلًا صَحِيحا وَأَفَتُهُ مِنَ الْفَهْمِ السَّقِيمِ ) شاعرك دیدیگی کی، فهماری خسته اولدیفندن، ما غلام سوزلری تعبیب اید بیورلر و يا آبي تا كبي، الهرى اوزوم صد القيمنه بیشمد بکندن، اکشید و دیوار بونارك ده فهماری قرآنك او يوكن اعجاز ینه بقیشه میگندمه

    تعييب الديولي.

    قرآن کریمده متشابهان وار در دید کلری برجی شبه مدینه جوابد: اوت، قرآن کریم عمومی به معلم و بر می شد در حلقه تدریسنده او توران نوع بشر در نوع بشرن اکثریسی عوامور میشدن نظر نده اقل، اکثره تا بعد، یعنی عمومی ارشادين اقلك خاطري ايجون تخصيص ايده في

    17

    YanıtlaSil
  18. عواز

    Avam: Sıradan halk

    بلاغت

    Belagat: Håle uygun söz söyleme

    بليغ

    Belig: Güzel, belägatli söz

    جمهوز Cumhur: Coğunluk, toplu-luk

    آقل

    Ekall: En az

    آیز Emir: is

    کھے

    Fehim: Anlama, anlayış

    فنون

    Fünûn: Fenler

    حَلْقَةِ تَدْرِيس

    Halka-i tedris: Ders verme halkası

    خلاني واقع

    Hilaf - vaki : Olana zıd

    انجاز İcaz: Mucize olma, herkesi aciz bırakma

    مبني Mebni: Bina edilen, dayanan

    Mense': Kaynak

    معلم

    Muallim: Öğretmen

    مطلق

    Mutlak: Sınırsız

    حيمة

    Mübhem: Belirsiz

    متشابهات

    Mütesabihat: Ma'nası açık olmayan åyet ve hadisler

    نقیصه

    Nakisa: Noksanlık

    صادق

    Sadık: Samimi bağlı olan

    صدق

    Sidk: Doğruluk

    شارغ

    Sari: Kanun koyucu

    تغييب

    Ta'yib: Ayıplama

    تخصيص

    Tahsis: Hususi kılma

    تلقى

    Telakki: Kabul etme, anlayış

    ظاهراً

    Zahiren: Görünüşe göre

    Zu'm: Bâtıl zan, boş inanç

    ظهور

    Zuhur: Meydana çıkma

    YanıtlaSil
  19. ve Şart'in, cumhuru irsåd etmekte ta'kib ettig maksadlardan gafletleri ve cehillen dolayısıyla bazı insanlar, Kur'an hakkında çok sekk ve sübhelere ma'růz kalmuslardır. O sekk ve şübhelerin menseı üç emirdır.

    Birincisi: Onlar diyorlar ki: "Kur'an'da mutesá.

    bihật ve müşkilat denilen ve hakiki ma'naları anlaşılamayan bazı sevlerin bulunması, Kur'an'in câzıma munafidir. Zira Kur'an'ın i'câzı, belágar üzerine müessestir. Belägat da, ancak ifadenin zuhür ve vuzûhuna mebnidir."

    İkincisi: Yine diyorlar ki: "Yaratılısa äit mes'eleler. mübhem ve mutlak bırakılmıştır. Ve kezä, käinäta dair fünündan pek az bahsedilmiştir. Bu ise ta'lim ve irşåd mesleğine münâfidir."

    Hem yine diyorlar ki: "Kur'ân'ın bazı âyetleri záhiren akli delillere muhaliftir. Bundan, o âyetlerin hilaf- väki oldukları zihne geliyor. Bu ise

    Kur'an'ın sıdkına muhäliftir."

    İşte o heriflerin zu'mlarınca, Kur'ân'a bir nakisa telakki ettikleri ve şekk ve şübhelere sebeb addettikleri şu üç emir, Kur'ân-ı Kerim için bir nakisa teşkil etmez. Bu emirler, ancak ve ancak Kur'ân'ın i'câzını bir kat daha isbat etmeye ve irşad hususunda Kur'ân'ın en beliğ bir ifade ile en yüksek bir üslübu ihtiyår etmesine sadık şähiddirler ve kat'i delildirler. Demek kabahat onların fehimlerindedir.

    Hâşâ, Kur'ân-ı Kerim'de değildir.

    وكة من عايب قَوْلاً صحيحاً والله من الفهد الشقية Evet şairin dediği gibi, fehimleri

    hasta olduğundan, sağlam sözleri ta'yib ediyorlar. Veya ayı gibi, elleri üzüm salkımına yetişmediğinden, ekşidir diyorlar. Bunların da fehimleri Kur'ân'ın o yüksek i'câzına yetişemediğinden, ta'yib ediyorlar.

    Kur'ân-ı Kerim'de müteşåbihåt vardır dedikleri birinci şüb helerine cevabdır: Evet, Kur'ân-ı Kerim umůmi bir muallim ve bir mürşiddir. Halka-i tedrisinde oturan, nev-i beşerdir. Nev'-i beşerin ekserisı avâmdır. Mürşidın nazarında ekall, eksere tabi'dir. Yani umümi irşadını ekallin hatırı için tahsis edemez.

    be

    YanıtlaSil
  20. Kaçan Balık Büyük Olur

    Elden kaçırılan fırsatın gözde büyütüldüğünü anlatmak için "kaçan balık büyük olur" deriz. Çoğunlukla bu atasözünü kaçırdığımız fırsatlar aklımıza geldikçe kullanırız. Gerçekten de uygun koşulların oluşmadığı her fırsat kaçmaya meyillidir.

    Örneğin, hayalindeki işin sınavına yeterince çalışmadan giren kimse, bu sınavı birkaç puanla kaybettiğinde kendini çok kötü hisseder. Yeniden çalışmak yerine kaçırdığı iş fırsatını gözünde büyütürse bir arpa boyu yol bile gidemez. Hatta bu şekilde davranmakla üzüntüsünü daha da artırmış olur.

    Peki, bu durumdaki bir insan ne yapmalıdır?

    Kesinlikle kendine bir hedef belirleyip düzenli bir şekilde çalışmalıdır.

    Ne kadar çalışmamız gerektiğine gelince; eğer içimizde "devler gibi eserler bırakmak" isteyenler varsa "karıncalar gibi çalışmak zorundadır. Asırlardır ayakta duran yapıların veya dünya klasikleri arasına girmiş olan eserlerin hiçbiri yat-makla kazanılmamıştır. "Ben çıtayı çok yükseğe koyamam"

    -135-

    YanıtlaSil
  21. diyorsanız, karıncalar kadar olmasa bile yine de çalışmak ge-rekir.

    Çalışmanın pek çok faydası vardır. Her şeyden önce çalı-şan kimse gereksiz şeyler ile oyalanmaz, kendisini ve ailesini de muhtaç bir duruma düşürmez. Allah, bizi çalışmaktan geri koymasın. Çünkü çalışmaktan geri kalırsak ilimden, ſenden, teknolojiden, tarımdan, kültür ve sanattan da geri kalmış olu-ruz. Eğer dünyanın şu an geldiği noktayı elli, altmış veya yüz yıl gerisinden takip etmiş olsaydık, şimdiye kadar önden gi-denlerin tozunda boğulmuş olurduk. O sebeple yaşadığımız her an bizim için kıymetlidir. Devlet ve millet olarak "vakti zayi etmek gibi bir lüksümüz yoktur.

    "Nasıl oluyor da bir atasözünü devlet millet meselesi ha-line getirebiliyorsunuz?" diye hayrete düşmüş olabilirsiniz.

    Doğrusu bu sözler, yani darbımeseller milletimizin bağ-rından çıkan birer cevherdir. Biz bu cevherin zihinlerde milli bir iz düşümü olsun istiyoruz. Kısacası meseleyi devlet millet ekseninde anlattığımız zaman faydayı daha da çoğaltmış olu-yoruz. Şimdi bu satırlan okuyanların içinden birileri çıkıp da "Ben artık kaçan fırsatları düşünmek ile vaktimi heba etmeye-ceğim. Önümdeki fırsatlara bakıp hazırlıklı olacağım." dese, bu durum hepimizin yararına olmaz mı?

    Şu vatanın aziz evlatları her gün bir çakıl taşı büyüklüğün-de yatırım yapsa veya üretime katkı sağlasa ileride önümüze çıkacak fırsatlara karşı daha uygun bir ortam hazırlamış olu-ruz. Ancak böyle bir ortamda devler gibi eserler bırakabiliriz.

    Kaçırdığınız balık ne kadar büyük olursa olsun, çalışma azminiz ve ülkemize hizmet etme hevesiniz çok daha büyük olsun.

    -136-

    YanıtlaSil
  22. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شور ان مشرق

    قل أمنا بالله وما أنزل علينا وما أقول على واسمعيل وإسحل ويعقوب والأشباط وما أولى مهر وعيسى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لا تفرقى نقل أحد على وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإسلام بين يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الخاسرين كيف يدر الله قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُوا أَنَّ الرَّسُول مو وَجَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِين .

    أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَهُ اللَّهِ وَالْمَلَئِكَةِ وَاللي اجمعين خالِدِينَ فِيهَا لَا يُخْفُفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَاهُ يُنظَرُونَ إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَمُ فَإِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ * إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بعد إيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُوليد هُمُ الضَّالُّونَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كَفَرُ فَلَنْ يُقْبَلُ مِنْ أَحَدِهِمْ مِلْءُ الْأَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدَى به أُولئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ .

    ان علي

    وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

    66 Kim İslam'dan başka bir din

    ararsa, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.99

    (Al-i Imran, 3/85)

    Mushaf sayfa no: 60

    Hafızlık sayfa no: 3. cüz/1. sayfa

    İSLAM'DAN BAŞKA BİR DİN ARAMAMAK

    BILGI

    Yüce Allah'ın; Hz. İbrahim'e, Hz. İsmail'e, Hz. İshak'a, Hz. Yakub'a, onların torunlarına, Hz. Můsa'ya, Hz. İsa'ya ve diğer bütün peygamberlere indirdiği din aynıdır. Öyleyse inanan kimsenin bütün bu peygamberlere ve onların tebliğ ettiklerinin hepsine inanması gerekmez mi? Ne yazık ki bazı kimseler böyle yapmamış ve peygamberlerden bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamışlardır. Allah'ın dinini olduğu gibi kabul etmeyip başka dinler icat etmeye çalışanlar, İslam'dan uzaklaşmışlardır.

    MESAJ:

    1. Allah'ın rızasını kazandıracak tek din İslam'dır.

    2. İslam'dan başka bir din arayışında olanlar ahirette kaybedeceklerdir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Hasirin: Kaybedenler, zarar edenler, hüsrana uğrayanlar.

    İslam: Bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tek hak din.

    60-

    YanıtlaSil
  23. HATHE LAFIN HAMILI MANANIN AMILA

    لن تَنالُوا الْبَرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تنْفِقُوا مِن شَيْ قَالَ اللهُ بِهِ عَلِيمٌ

    Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe asla erişemezsiniz. Her me harcarsanız Allah onu bilir.

    (A-4, 3/92)

    ن تنالوا البير على المعلموا منا أحنون وما العفوا من الله ول الله به عليم كل الحمام كان ما الى اسرائيل الا ما حرم الشرائل على المسه من قبل أن المال اللوزية على قالوا بالتورية قالوها إلى كلم صادقين ممن الفازي على الله الكلب من بعد ذلك قام أهاى هم الظَّالِمُونَ . ال مقال الله قالبغوا منه الرهيم حبيقاً وما كان من المشركين ان اول نشي وضع الثدي الذي بيكه مبارة وهدى العالمينَ فِيهِ آيَاتٌ بينات مقام التهيم ومن دخلة كان أميناً وباء على الكابي حج البيت من استطاع انه سبيلاً ومن كفر قال الله على من العالمين . امل ناقل الكتاب لم افزون بآيات الله والله شهيد على ما لعملون الى يا أهل الكتاب لم تصدون عن سبيل الله من أمن التقولها عوجًا وَأَنَّهُمْ شُهَدَاءُ وَمَا الله يقابل عنا المتلون . أيها الذين آمنوا إن الطبيعوا فريقا من البين أولوا الكِتَابَ يَرْدُّوكُمْ بَعْدَ إِيمَا يَكُم كافرين .

    Mushaf sayfa no ol

    Hafızlık sayfa no: 4. cúz/20, sayfa

    SEVDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK ETMEK

    BILCE Dünya, insan için süslenmiş ve çeşitli lezzetlerle donatılmıştır. Diğer yandan insan bu dünyada bir sınavdan geçmektedir. Sınavı kazanmanın şartlarından biri, comert olmak ve sevdiğinden infak etmektir. Bunun en iyi örneklerinden birini Hz. İbrahim göstermiş ve "Halil İbrahim sofrası/cömertliği" ile anılır olmuştur. Gerçekten bizler, Allah için ne kadar harcayabiliriz? Allah için ne-leri feda edebiliriz? Bu soruların cevabı, ne kadar erdemli olduğumuzun bir göstergesi olacaktır.

    MESAJ

    1. Asıl comertlik, sevdiği şeylerden vermektir.

    2. "Dünyada her nimeti bıraksam ne çıkar ki?

    Orda O varken, burda bırakılmaz ne var ki?" (Necip Fazıl KISAKÜREK)

    KELİME DAĞARCIĞI

    Birr. İyilik, erdem, fazilet.

    61

    YanıtlaSil
  24. 1207-Mevlana Celaleddin Rumi'nin (ks) doğumu.

    1520 - I. Süleyman

    (Kanunî) Osmanlı tahtına geçti.

    1950 - Bediüzzaman'ın

    'Küçük Tarihçe-i Hayatı' İnebolu'da yeni harflerle neşre başlandı.

    EYLÜL

    30

    SALI

    8 1447 R.AHİR

    hakkınızda hayırdı

    Bakara Suresi: 216

    BİR HADİS En üstün iman, insanların senden emin olmasıdır.

    Taberani

    RUMÍ: 17 EYLÜL 1441 HIZIR: 148

    Karşımda müthiş bir yangın var; alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    Tarihçe-i Hayat

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İSTANBUL

    2015

    ICDARTA

    052504 45 12 52 16 12 18 50

    20.05

    YanıtlaSil
  25. TARİNTE BUGÜN

    -1932-Sultanahmet Camiinde sekiz hafız Türkçe

    Kur'an okudu.

    OCAK

    Allah, dilediği kimseye, yap-tığı İyiliğin karşılığını verir.

    Bakara Suresi: 261

    29

    PERŞEMBE

    BİR HADİS

    101447

    Rüya bir âlimden veya hayırhahtan başkasına anlatılmaz.

    RUMI: 16 K. SANİ 1441 KASIM: 83

    Dünyayı ve ondaki mahlukatı mana-i harfiyle sev, mana-i ismiyle sevme.

    Sözler

    YanıtlaSil
  26. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    -1923-Yunanistan

    ile Ahali Mübadelesi

    Antlaşması yapıldı. Aralık 1923'te başlayıp 1927 yılına kadar süren uygulamayla 400 bin Türk ve 1 milyonu aşkın Rum yer değiştirdi.

    OCAK

    30

    CUMA

    BİR AYET Allah Teälä ki, Ondan başka ibadete layık hiçbir iläh yoktur.

    Bakara Suresi: 255

    BİR HADİS

    İnsanların en hayırlısı, en çok faydası dokunandır.

    11

    1447

    RUMI: 17 K. SANİ 1441 KASIM: 84

    ŞABAN

    Ölüm, muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahraya çıkmak gibidir.

    İşaratül-İcaz

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    OF OF 07.22 12 45 15 23 17 47 19.09

    YanıtlaSil
  27. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1729 - Türkiye'de ilk kitap, Mehmet Bin Mustafa'nın (Vanlı) kaleme aldığı Sıhahı-Cevheri (Vankulu) adlı sözlük basıldı. İbrahim Müteferrika, ilk Türk matbaasını İstanbul'da Sultanselim'deki konağında kurmuştu.

    2016-Nur Talebelerinden Ahmet Aytimur vefat etti.

    OCAK

    31

    CUMARTESİ

    BİR AYET Allah dilediğini doğru yola iletir.

    Bakara Suresi: 213

    BİR HADİS

    Aşırı mal sevgisi âlimlerin kalbinden hikmeti alıp götürür.

    12 1447 ŞABAN

    RUMI: 18 K. SANÍ 1441 KASIM: 85

    Her sabah bir melaike çağırıyor: “Ölmek için tevellüd edip dünyaya gelirsiniz; harap olmak için binalar yapıyorsunuz" diyor. Lem'alar

    YanıtlaSil
  28. (use) IN-OMS

    2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1935-500 sene ibadet

    mahalli olan Ayasofya, Bakanlar Kurulu kararı ile müze olarak ziyarete açıldı.

    ŞUBAT

    01

    PAZAR

    13 1447 ŞABAN

    RUMI: 19 K. SANÍ 1441 KASIM: 86

    BİR AYET

    Rabbinizin mağfiretine, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış, genişliği gökler ve yer kadar olan Cennete koşunuz.

    (Al-i İmran: 133)

    BİR HADİS

    Fitnelerden sakının!

    Dille ona karışmak kılıçla karışmak gibidir.

    Duâ-i kavli-i ihtiyarinin makbuliyeti, iki cihetledir: Ya ayn-ı matlubu ile makbul olur; veyahut daha evlâsı verilir.

    Imsak Günes

    Öğle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    Mektubat

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    10:07 10 40 GİRESUN

    06:03 07.30 12.45 15.25

    17.50

    19.12

    YanıtlaSil
  29. "Şüpheli Ölümler'in" perdesi aralanıyor!

    Türkiye tarihinde el değmemiş konulardan biri de gizli suikastlardır. Toplumun önemli bir kesimi normal görünen birçok ölümün arkasında -Turgut Özal, Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlu, Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu vb-gizli birtakım mihrakların eli olduğundan ciddi kuşku duyuyor. Söz konusu ölümlere bugüne kadar "tatmin edici" bir cevap ne yazık ki getirilebilmiş değil...

    Araştırmacı yazar Atilla Akar bu kez üzeri örtbas edilmiş, kaza, intihar, hastalık, kalp krizi və görüntüsü verilmiş, fakat her zaman zihinlerde soru işareti bırakmış "esrarlı ölümler"i masaya yatırıyor. Gizli suikastların hangi yollarla yapıldığı ve açık suikastlardan farkını bir "derin savaş" metodu olarak ele alıyor. Türk tarihindeki gizli suikast vakalarına da değinen yazar oldukça etraflı bir şekilde yakın tarihimizde ve günümüzde üzerinde 'Gizli Suikast kuşkusu olan ölümler inceliyor.

    Gizli Suikastlar okudukça sizi hayrete düşürecek, "doğal ölüm" zannettiğiniz olayların aslında öyle olmayabileceğinin ipuçlarını verecek. "Gizli Tarih" alanındaki bu çalışma gene bilinmeyeni, saklananı, üzeri örtüleni gün yüzüne çıkartacak.

    9789759 961992

    Fiyatı

    2500T

    YanıtlaSil
  30. ATILLA AKAR

    Gizli Suikast Nedir?

    Hangi Yöntemlerle Yapılır?

    T Marih boyunca suikast işine kafa patlatanlar bunun için çeşit-li yollar geliştirmişlerdir. Özellikle de günümüzün modern istihbarat servisleri bu işi tam bir "sanat" haline getirerek muh-telif öldürme biçimleri keşfetmişlerdir. Hatta o kadar ki gerekti-ğinde toplu ve seri halde ölümler gerçekleştirmişlerdir. Normal silahlı suikastçılarının yanı sıra özel eğitimli suikast timleri veya "taşeron bağlantılar"ı bulunur. Ayrıca gizli suikastlar içinde sırf bu alanda uzmanlaşmış elemanları, bilim adamları, doktorları, kimyagerleri, eczacıları, toksikologları, mühendisleri, vb bünye-sinde barındıran "laboratuar ortamları" kurmuşlar, araştırma için her tür masraftan kaçınmamışlardır. Her gizli servisin sırf bu işler için düzenlenmiş özel "ünite"leri vardır. Kafaları sinsi-ce öldürmeye programlanmış bu adamlar aldıkları emirler doğ-rultusunda harekete geçerek "hedef"teki kişiyi yok edecek binbir türlü yol geliştirmişlerdir. Onlar tabanca, tüfek, bomba, vb gibi "klasik" yollarla değil, daha "garantili" ama "sessiz" yöntemlerle çalışmayı tercih ederler. İşte bunlardan bazıları:

    Zehirli Gıda ve içecekler: Zehirin tercih edilmesinin nedeni olayı örtbas etmeyi de kolaylaştırması yüzündendir. Bugün de

    1 Örneğin Kennedy suikastı sonrası olaya bir şekilde şahit ya da taraf olmuş tam 47 kişi "sessizce" ortadan kaldırılmıştır. Aynı şekilde 11 Eylül sonrası seri halde mikrobiyolog ölümleri gerçekleşmiştir.

    17

    YanıtlaSil
  31. Gizli Suikastlar

    Şüpheli Ölümler

    ATİLLA AKAR

    YanıtlaSil
  32. Kitapları:

    Bir Kuşağın Son Temsilcileri: Eski Tüfek Sosyalistler. 3. Baskı. Babil Y. 2004.

    Horzum Labirenti / Kemal Horzum Dosyası. BDS Y. 1990.

    Kimlik Bunalımından Yenilenme Sıkıntısına Sosyal Demokrasi. GSD Y. 1993.

    Öteki DSP/ Ecevitlerin Gayri Resmi Öyküsü. Metis Y. 2002.

    Kıyamet Komplosu / Küresel Kaosun Kriptoları. 5. Baskı. Timaş Y. 2002.

    Derin Dünya Devleti/ Gizli Doktrinin Küresel Efendileri. 9. Baskı.Timaş Y. 2003.

    Komploların Yüzyılı, Yüzyılın Komploları. 3. Baskı.Timaş Y. 2003.

    Suikastlar / Paylarına Ölüm Düşen Adamlar. 3. Baskı. Timaş Y. 2004.

    Büyük Ortadoğu Kuşatması / Yeni Dünya Düzeninin Ortadoğu Ayağı. 4. Baskı. Timaş Y. 2004.

    Casuslar / Derin Savaşın Sıra dışı Neferleri. 2.Baskı. Timaş Y. 2005.

    Kamikaze Operasyonu / Roman. Timaş Y. 2006.

    İtiraf Ediyorum "Paranoyak"ım! / Komplo Yazıları. Mephisto Y. 2006.

    Kriminal Komplo / Roman. Profil Yayıncılık. 2007.

    Mafya / Yeraltının Kriminal Efendileri. 2. Baskı. Timaş Yayınları. 2008.

    Derin Devlet / Devletin Gizli İradeleri. Siyah Beyaz Yayınları. İst. 2008.

    Gizli Suikastler-Şüpheli Ölümler Profil Yayınları 2. Baskı 2009

    Türkiye Komplolar ve Provokasyonlar Tarihi / Derin Yapının Parmak İzleri, Profil Yayınları, 2009

    Umler

    ATILLA AKAR

    YanıtlaSil
  33. 658

    DELAIL 1 HAYRAT SERHI

    Şeytan yine feryad edip şöyle dedi:

    Onun tatlı, fasih, belig, şirin kelamını işitmedin mi?. Vallahi, kim Bu nasıl bir reydir. Onun güzelliğini, cemalini görmedin way Böyle görenler, onun bağlarını hemen çözerler. Onun yanında ple onun cemalini görüp kelamını işitse., ona meyil ve mahabat nir, sonunda üstünüze gelirler. Kital edip sizi, beldelerinizden Кати Jar.

    Oradakilerin hepsi de, Seytan'ın bu sözünü beğenip söyle dedi Necid'li ihtiyar doğru söyledi.

    EBU CEHİL'İN GÖRÜŞÜ

    Bundan sonra Ebu Cehil söz aldı ve şöyle dedi:

    - Vallahi ben bir şey düşündüm söyleyeyim hele ne dersiniz

    Sonra, şöyle anlattı:

    Görüşüm odur ki: Her kabileden soylu soplu, kabilesi arasin da gayet mükerrem olan yiğitlerden toplamalı. Bunların ellerine kes, kin kılıçlar verip Muhammed'in yattığı yerde, hepsi birden üstüne varmak sureti ile birden kılıçlarını çalsınlar; onu parça parça etain ler. Onun kanı, cümle kabilelere dağıldığı zaman, kendi kabilesi bun ların hepsi ile döğüşmeye güç yetiremez. Sonunda diyete razı olurlar. Biz de onun diyetini verip kurtuluruz.

    Şeytan Ebu Cehil'in bu görüşünü pek beğendi ve şöyle dedi: -Rey bu adamın reyidir. Ama bunu gizli ve çok acele yapın.

    Ebu Cehil'in bu görüşü üzerine karar kılıp dağıldılar ve hazırlık larını yapmaya başladılar.

    RESULULLAH S.A. EFENDİMİZE GELEN HİCRET EMRİ

    Sonra..

    Yüce Hak Cebrail i Habib-i Ekrem Nebiyy-i Muhterem Resulüllah S.A. efendimize gönderdi. Cebrail geldi, şu âyeti getirdi:

    «De ki, Rabbim, beni doğru girişle girdir; doğru çıkışla çıkart. Benim için, katından yardımcı sultan ihsan eyle.» (17/80)

    Käfirlerin Darünnedve'deki toplantılarını haber verdi. Şeytanın da Necid'li ihtiyar suretinde onlarla beraber ve cümle fesatlarını taf-silatı ile anlattı. Sonra şöyle dedi:

    - Emrolundu ki, bu gece mekânında yatmayasın. Yerine bir baş ka fedai koyup bu gece ashabından biri ile Medine tarafına hicret bu-

    yurasın. Ve.. böylece llâhi emri tebliğ etti.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bunun üzerine, orada bulunan ashabi-na hicret emrini açıkladı. Sonra şöyle buyurdu:

    İçinizden hanginiz, kendisini benim için feda eder; ben onun

    için cennete kefil olacağım.

    HAZRET-İ ALİ'NİN FEDAİLİĞİ

    Hazret-i Ali r.a. şöyle dedi:

    -Ben, nefsimi sana feda ederim ya Resulellah.

    YanıtlaSil
  34. KARA DAVUD

    659

    Resulüllah B.A efendimiz buna sevinip şöyle buyurdu: Ben, Medine'ye hicretle memurum; gideceğim. Bendeki ena-

    netleri sana teslim dceğim. Benim örtüme sarin; yerimde yat. Hats emanetleri sahiplerine ver, Medine'ye gel, benimle buluş.

    HANE-1 SAADETİN BARILMABI

    Bonra..

    Gece olduğu zaman, Kureyş'in lleri gelenlerinden Ebu Cehil ve Haken b. Ebil-As, Utbe b. Ebu Mult, Nadr b. Haris ayrıca kardeşleri Ib-ni Half ve Ibn-1 Hanzale, Zem'a b. Esved, Tam'a b. Adly, Ebu Leheb, Ibn-i Ebi Half ve çocukları, Münye b. Haccac, ayrıca bütün kabileler-den topladıkları yiğitler gelip Resulüllah B.A. efendimizin hane-i saa-

    detlerini sardılar. Durup beklediler ve şöyle dediler: -Muhammed'in evini varıp basalım.

    Ebu Lehep şöyle dedi:

    Yer ağarmaya başladığı zaman, onu katledelim. Ta ki, cümle Haşımoğulları bileler: Bu kati, cümlemizin ittifakı ile olmuştur.

    Sonra..

    Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i All'yi r.a. daima bürünüp yat-tığı örtüsüne sardı. Her gece yattığı yere yatırdı:

    Seni Allah'a ısmarladım. Korkma, sana bunlardan istemediğin bir zarar gelmez; onlardan, kötü bir şey sana isabet etmez. Bundan sonra, veda etti.

    RESULULLAH'IN S.A. HANE-I SAADETTEN ÇIKIŞI

    Sonra..

    Resulüllah S.A. efendimiz, hane-1 saadetlerinden çıkacağı zaman.

    Cebrail geldi ve şöyle dedi:

    Ya Resulellah, yerden bir avuç toprak al. Yasin sûresinin ba şından itibaren dokuz âyeti tamam oku. Sonra çık: Toprağı onların başlarına saçarak aralarından geçip git; Allah'ın izni ile sizi göremez-ler.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz bir avuç toprak aldı. Cebrail tarafından tayin edilen âyetleri okuyarak çıktı. Toprağı on-ların başlarına saçtı. Allah'ın izni ile her birinin başına bir avuç top-rak konmuş gibi oldu.

    Böylece, onların arasından çıkıp Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. hanesi-ne doğru gitti. Onlar efendimizi asla göremediler.

    HAZRET-İ ALİ'Yİ KORUYAN MELEKLER

    İmam-ı Muhammed Gazall, fhya-i Ulum adlı eserinde şöyle yazar: - O gece, Hazret-i Ali r.a. kendisini feda ederek, Resulülleh B.A. efendimizin yatağında yattı. O anda Yüce Hak, Cebrail ve Mikäll'e şöyle vahyetti:

    Ey Cebrail ve ey Mikail, sizin ikinizi birbirinize kardeş eyle-sem; birinizin ömürünü uzun, birinizin ömrünü de kısa eylesem; ara-nızda uzun ömrü de muhayyer kilsam, hanginiz: Kısa ömür kendisi-

    YanıtlaSil
  35. 680

    DELAIL I HAYRAT SERHI

    nin, uzun ömür de kardeşinin olsun, diye kısa ömürü seçer?. İkisi de

    Uran ömrü her birimiz kendimiz için seçeriz. şyle dediler:

    Bunun üzerine, Yüce Hak, onlara şöyle vahyetti:

    des eyledim. Ali kendisini kardeşi Habibim Muhammed'e feda eyledi. - Siz Ali kadar olmadınız mi?. Onu Habibim Muhammed'le kar-Hayatı kardeşi icin seçti. Hala kardeşinin yatağında yatıyor. İkiniz de

    yeryüzüne înin; All'yi kafirlerden koruyun. Bunun üzerine, Cebrail ve Mikail yere indiler.

    Cebrail Hz. Ali'nin ra. başı ucunda durdu: Mikail de, ayağı ucunda

    Gurdu.

    Cebrail şöyle dedi:

    -Ya All, senin gibi olmak nekadar güzel ve nekadar hoştur. Yü ce Hak, seninle, meleklerine övünür; seni medheder. Daha sonra Cebrail Hz. Ali hakkında şu âyet-i kerimeyi indirdi:

    İnsanlardan bamsı vardır ki, Allah'ın rızasını isteyerek nef-sini satın alır. Allah kullarına çok merhametlidir.» (2/207)

    İmam-ı Gazali Hz. nin rivayeti buraya kadardır.

    Sonra...

    Resulüllah S.A. efendimiz evinden çıkıp gittikten sonra, orada bir adam zahir oldu ve orayı bekleyen kâfirlere sordu:

    Siz burada ne yararına bekliyorsunuz?.

    Muhammed'i bekliyoruz.

    Dedikleri zaman, şöyle söyledi:

    Vallahi, Muhammed çıkıp gitti. Başınıza da toprak saçtı.

    Onlar, elleri ile başlarını yokladıkları zaman; her biri, başında bir

    avuç toprak buldu. Sonra gelip bir delikten içeri baktılar; Hz. Ali'yi ra. Resulüllah S.A. efendimizin örtüsüne sarılıp yatar buldular. Ama onu, Resulüllah S.A. efendimiz sanıp:

    İşte, Muhammed yatıyor.

    Diyerek, sabaha kadar beklediler.

    Bir başka rivayet de şöyledir:

    Kureyş kafirleri, Resulüllah S.A. efendimizin hane-i saadetlerini sardıkları zaman, Necidli Şeyh kıyafetinde şeytan onların içlerinde idi.

    Onların birbirine bitiştirip evi sardırdı. İyice sıklaşın, ki aranızdan geçmesin.

    Diye sıkıca tenbih ettiği zaman, şöyle dediler:

    - Öyle sıklaştık ki, aramızdan kedi bile geçemez; nerde kaldı ki Insan geçe?.

    Şeytanın bizzat kendisi, evin etrafını dolaşıp durdu.

    - Bir yerden inip gitmesin..

    Diye gözetiyordu.

    HANE-I SAADETİ SARAN KÜFFARIN VE ŞEYTANIN UYUMASI

    Resulüllah SA. efendimiz, oradan çıkıp gitmeyi murad ettiği za-man, Yiüce Allah, onlara uyku ve gaflet musallat eyledi; cümlesi uyu-

    YanıtlaSil
  36. KARA DAVUD

    661

    da. Hatta, şeytan ömründe asla uyumadığı halde, o da uyudu. Bun-dan sonra kıyamete kadar da uyumaz.

    her birinin bagina toprak dokundu. çıktı; toprağı saçtı. Onlardan

    Bonra, onların arasından çıkıp Hz. Bekir'in ra. yanına gitti. Re-sulallah SA. efendimiz çıkıp gittikten sonra, önce şeytan uyandı; fer-yadı bastı. Diğerlerini de uyandırıp şöyle dedi:

    Muhammed'l Rabbı götürdü. Neden lyice gözetmeyip uyudu-nur. Görmüyor musunuz, her birinizin başına toprak konmuş: birini-zin bile haberi olmamis

    Böylece onları da kaldırıp beraberce içeri girdiler. Gördüler ki: Resulüllah B.A. efendimizin yerinde biri yatıyor. Yanına vardıkları saman, Hz. All ra. kalkıp oturdu. Görüp bildiler ki, bu: All'dir; Mu-

    hammed gitmiş. -Nereye gitti?.

    Diye sordukları zaman, Ali r.a. şöyle dedi:

    Allah-ü Talla, peygamberi Muhammed Mustafayı yakınına, rahmeti ile dilediği yere götürdü. Çünkü, Alemlerin Rabbı gizlileri saklıları bilir. Hatta, sizin hilenizi, gizli müşaverenizi, hazırlığınızı ta-mamen bilir. Bunları, Resulüllah'a da bildirip, kendisini götürdü. Biz onu yerde aramayın; belki o yüceler yücesine, yahut Yüce Allah'ın hifzında mahfuz olan bir yere gitmiştir.

    Müşrikler, Resulüllah S.A. efendimizi bulamayınca, müşavereye oturdular.

    RESULULLAH'IN S.A. EBU BEKİR'E R.A. GİDİŞİ

    Hazret-i Aişe ra. şöyle anlattı:

    O saatte, Resulüllah S.A. efendimizin bize gelmek Adeti değil-

    di. Bunu gören pederim:

    Acaba, bu zamanda Resulüllah'ın S.A. teşriflerine sebep nedir?. Diye hayret etti.

    Böylece, Resulüllah S.A. efendimiz gelip izin talep etti; içeri gir-di. Hicrete mezun olduklarını da haber verdi. Bunun üzerine, Ebu Be-kir ra. şöyle dedi:

    Anam babam yoluna feda olsun. Ayağınızın tozuna yüz süre-rek sizinle beraber gitmek benim için mümkün olur mu?

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Olur.

    Resulüllah S.A. efendimizin bu haberi üzerine, Hazret-1 Ebu Bekir

    sevincinden ağladı.

    Hazret-1 Aişe şöyle anlatmaya devam etti:

    - Sefere lâzım olan önemli şeyleri tamamen bulup hazırladık. Bir sofra yemek ve ekmek yapıp bohçayı sıkıca bağladık. Bundan sonra Abdüllah b. Uraykıt'i bulduk. Ki bu: Kılavuzlukta eşsiz bir kimse idi.

    Bunu gördükten sonra, ücretle yol göstermeğe tuttular. Daha ön-co beslenen o iki deveyi de ona bıraktılar. Ki: Üç günden sonra, Sevr dağındaki mağaraya getire..

    YanıtlaSil
  37. NO. N

    062

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ

    onları güttükten sonra, geceleri de mağaraya getire; sütünden içeler. Amir b. Fehire'ye de bir kaç koyun verdiler. Ki: Gündüz sahrada

    Abdallah b. Ebi Bekir'e de tenbihte bulundular: Gündüzleri Ku-reyş'in hallerini gözete.. geceleri de gizlice gelip olan bitenleri kendi-lerine haber vere...

    Isbu sat, Hz. Ebu Bkir'in r.a. oğlu idi. Gözü pek, kuvvetli, pehli-van yapılı bir kimse idi.

    HICRETE ILK ADIM MAĞARAYA GELİŞ

    Sefer ayının yirmi yedinci pazartesi gecesi idi. Dere kapısından çıkıp mağaraya doğru yollandılar. Ayaklarının parmak uçları ile gi diyorlardı. Şunun için ki: İzleri bilinmeye:

    Hazret-i Ebu Bekir, bazan ileride, bazan geride, bazan sağda, ba-man da solda giderdi.

    Resulüllah S.A. efendimiz, Hz. Ebu Bekir'in böyle etmesinden su-al edince, şöyle anlattı:

    -Ya Resulellah, ardımızdan gelen olursa, izimizi bulamasınlar; onun içindir.

    Sevr dağı civarına geldikleri zaman, Resulüllah S.A. efendimizi, Hz. Ebu Bekir ra. sırtına aldı. Resulüllah S.A. efendimizin naal-i şe-rifelerindeki kayış küçüktü; mübarek ayakları incinmişti.

    Mağaraya kadar getirdikten sonra, Resulüllah S.A. efendimize şöyle dedi:

    Ya Resulellah, burada az durun; İçerisini yoklayıp bakayım; İçeride haşerat olmasın.

    Yoklayıp geldikten sonra, Resulüllah S.A. efendimizle beraber İçeri girdiler.

    MAĞARA'NIN KAPISINDA: DEVE DİKENİ, ÖRÜMCEK

    VE GÜVERCİN

    Bundan sonra, sübhan olan Yüce Hak, kudretini izhar, habibini korumak, çokça ona tekrim ve tazim etmek babında o mağaranın ka-pısında devedikeni bitirdi; ta ki, onlara hicab ola.. Allah'ın emri ile bir örümcek geldi; o mağaranın ağzına ağ gerdi; perdeledi. Rabbani emirle rüzgâr o örümcek ağının üzerine tozlar getirdi; nice yıllık eski ağa döndürdü. Hak Taâlâ'nın emri ile bir çift güvercin gelip o mağa-ranın eşiğinde yuva yaptı; yumurtaladı; üzerine de oturdu. Ta ki: Düş-manın şerrinden emin olalar.

    Bütün bunlardan başka, Yüce Hak, Cebrail ve Mikâll'e emir verdi. Mağaranın kapısında duralar; Resulüllah S.A. efendimiz çıkıncaya ka-dar krouyalar. Onlar da İlahi fermanla gelip muhafazaya durdular. O zman, oradaki örümcek, kendilerine hitap edip şöyle sordu: Siz neye geldiniz?.

    Onlar da:

    -Seyyid'ül-mürselin İmam'ül-müttakin Habib-i Rabb'ül-Alemin Hazretlerini S.A. korumaya geldik.

    YanıtlaSil
  38. KARA DAVUD

    603

    Deyince, örümcek şöyle dedi O hizmete bia memurus.

    Bunun üzerine, Cebrali şöyle dedi

    Ben ve senin yaptığın ağ ne olacak?. Ki, onunla koruyasın Örümcek şöyle dedi

    Metin Ry Cebrail, benim bu ağım sair aglara benzemez. Bunu Kavi Yüce Hakkın emri ile yaptım. Ben bu kadar kuvvetinle gel ko parmağa çalış. Hele onun bir telini koparabilir misin?. Benim bu ağım, demirden yapılı setten daha kuvvetlidir.

    MAGARADAKI YILAN

    Resulüllah B.A. efendimiz yorgunluğundan ötürü, Hazret-i Ebu Dekir'e şöyle dedi

    Dizine başımı koyup biraz dinleneyim.

    Resulüllah B.A. efendimiz yattığı zaman, bir delikten bir yılan

    başını çıkarıp baktı. Hazret-i Bıddık ra, elbisesinden bir parça koparip o deliği tıkadı. Bu sefer o yılan, bir başka delikten başını çıkardı. Bid dik ra. orayı da tıkadı. Böyle böyle taa, elbisesinden tıkayacağı kada rini tıkadı. Neticede, yılan büyükçe bir delikten başını tekrar çıkardı. raya tıkayacak bir şey bulamadığından ayağını bastı. O yılan Sıddık mayağının ökçesini yemeğ başladı, hatta, bir güvercin yumurtası si ğacak kadar olan kısmı yedi. Sıddık ra. sancısından şaşırdı. Kenar kendine:

    Eğer ayağımı kaldırırsam, o yılan dışarı çıkar; Resulüllah B.A. efendimize eza edebilir.

    Diyerek sabreyledi, ancak sabra da takatı kalmadı. Yine çekme yip şöyle dedi:

    Resulüllah'a S.A. canım feda; ölünceye kadar ayağımı çek mem. Öldükten sonra da olacak olur.

    Ancak, sancısı fazlalaştığından kendisini tutamayıp ağladı. Gö zünden düşen bir damla yaş, Resulüllah S.A. efendimizin münevver yüzüne geldi. O yaş düşünce, Resulüllah B.A. efendimiz gözlerini açtı; Sıddık'ı r.a. ağlar buldu; sordu:

    Neden ağlarsın?.

    Hazret-i Sıddık r.a. yılanın durumunu haber verip şöyle dedi:

    Hálá, ayağımı yemektedir.

    Bunun üzerine Sultan-1 Enbiya Habib-1 Huda Resulüllah S.A.

    efendimiz kalktı:

    Ya Sıddık, ayağını çek.

    Buyurdu. Sıddık dahi ayağını çekti. Resulüllah B.A. efendimiz bir mikdar ağzının barından oraya sürdü; sonra eli ile o yılanın yediği yeri kapadı. Elini kaldırdığı zaman, Allah'ın emri ile, cümle ağrısı geç-11. Yılan tarafından oyulan yeri de önceki gibi oldu,

    Ancak, Allah'ın emri ile, Hz. Setidık'ın ra. ömrü tamam olduğu zaman, o yılanın soktuğu yerin yarası açıldı. O yılanın zehirinden ötürü, şehadet mertebesini kazandı. Öylece, ebedi ålene teşrif eyledi.

    YanıtlaSil
  39. TA

    IZ NO.1

    664

    DELAILI HAYRAT ŞERHI

    Yüne Hak, cümlemize onun şefaatını nasib eylesin. Amint.

    YILANIN SÖZLERİ

    Sonra..

    O yılan başını delikten çıkardığı zaman, Resulüllah S.A. efendi miz hitap edip sordu:

    Neden benim arkadaşımın ayağını soktun?.

    Yılan şöyle anlattı:

    Ya Resulellah, birkaç peygamberden sizin yüce kadrinizi, cüm-le peygamberlerden daha faziletli olduğunuzu, üstün vasıflarınızı, tür. lü türlü kerametlerinizi, zikir ve medhinizi ettiklerini ve Mekke'de Sevr dağında bulunan mağaraya gelip üç gün üç gece duracağınızı İşittim. Size gayet taaşşuk ettim. Altı yüz yıldır zarıgiryan ve serger-

    dan gezdim. Sonra, İsa'ya a.s. gittim, şöyle dedim: Ey Ruhullah, bana Kabe (Mekke) yolunu göster.

    Bana sordu:

    Ey yılan, Mekke'de ne edeceksin?.

    Şöyle anlattım:

    Altı yüz yıldır, Muhammed'e S.A. aşıkım. Şimdi mahabbet ateşi haddi aştı; beni yaktı. Sabra dayanacak halim kalmadı; onu aramaya gideceğim.

    Hazret-i İsa a.s. bana şöyle dedi:

    Benimle o mükerrem Resul arasında altı yüz yıl var.

    Şöyle dedim:

    Rabbım, Gani ve Kerim'dir. Beni muradıma eriştirir. Rabbi-nın rahmetinden beni meyus bırakma. Bana Mekke yolunu irşad eyle.

    Böylece, ona yalvarıp niyaz ettiğim zaman, bana Mekke yolunu irşad eyledi. Ben de sürüne sürüne Mekke'ye geldim. Peygamberler-den işittiğim şekilde Sevr dağını ve bu mağarayı bulup mağaranın içi ne girdim. Burada yetmiş delik açtım ki, saadetle buraya teşrif buyur-duğunuz zaman, o deliklerden birini kapasalar dahi, mübarek cemall-nizi diğer delikten müşahede edeyim. Böylece, altı yüz yıldan beri ce-malinizi iştiyak-ı tam ile intizarda idim. Allah'a hamd olsun. Siz, bura-ya teşrif buyurdunuz. Hangi delikten başımı çıkarıp cemalinizi görmek istedimse, Sıddık-ı Ekber r.a. benim için, eza edecek sandı: Elbisesinl parçalayıp onun parçaları ile birer birer cümle delikleri tıkadı. Ancak bir büyük delik kaldı. O delikten de başımı çıkardığım zaman, siz onun dizinde yattığınızdan o deliğe eli yetişemedi; ayağı ile tıkadı. Çekmesi için nekadar başımla ayağına vurdumsa, çekmedi. Ayağını çektirme-ğe bir çare bulamadığımdan istemeyerek onun ayağını dişimle ısırdım. Ta ki: Ayağını çeksin; pürnur cemalinle müşerref olayım. Çünkü bin İki yüz yıldan beri hasretini çekerim. Mübarek cemalinize ziyade 1şti-yakımdan ötürü, taşa yaslandım; toprak döşendim; bu mağarada ce-mal arzunuzla itikáftayım. Tam gayeme ereceğim zaman, eziyetli hayvan cinsinden olduğum için, Hazret-i Sıddık r.a. benim delikten

    YanıtlaSil
  40. KARA DAVUD

    605

    baş çıkarmamı eaa için sandı. Gayeme ereceğim yolları tamamen kapa di nen de bu küstahlığa cesaret eyledim. Allah'a hamd olsun, saadetle uyandının, ona ayağını çekmesi için emir verdiniz. O da ayağını çekti. pen de şu anda mübarek cemalintsi görmek saadeti ile müşerref ol dum. Makauduma kavuşmakla meramıma nail oldum. Ancak, ya Re-aulellah, o küstahlığımdan dolayı, boynum kıldan incedir. Emir ve fermanına tam olarak muti ve münkadım. Her ne türlü ceza verirse-nis, ferman sisindir.

    Yılanın böyle demesine karşılık, Resulüllah B.A. efendimiz, onun özrünü kabul buyurup af ile muamele buyurdu.

    Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir'in ra. yü süne bakıp şöyle buyurdu:

    Senden ricam, bu yılanın suçunu sen de affet,

    Hazret-i Ebu Bekir r.a. şöyle dedi:

    Afettim ya Resulellah,

    Resulüllah S.A. efendimiz, o yılanı mübarek elleri ile sığayınca, sanki miskin kendisi oldu; çok raylha verdi. Sonra yılana şöyle dedi:

    Benimle ahd eyle., söz ver: Neslin, ümmetimden hiç kimseyi sokmasın.

    Bunun üzerine, o yılan söz verdi.

    Yılanın bu sözü üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, o yılanın nes-linin çoğalması, kıyamete kadar o rayiha neslinde baki kalması için dua buyurdu. Ümmetine de, o yılanın neslini öldürmemeleri için ten-bihte bulundu.

    Onun neslinden, şimdi Mekke-i Mükerreme'de vardır. Vücutları misk gibi koktuğu için, onun nesli olduğu bellidir. Hiç kimse onu in-citmez.

    t1:

    MÜŞRİKLERİN ARAŞTIRMASI VE EBU CEHİLİN VAADİ

    Sonra..

    Ertesi gün oldu; müşrikler şöyle dediler:

    -Ebu Bekir'le onun sadakatı vardır; gidelim ondan soralım.

    Gelip kapısını çaldılar.

    Bunu Hz. Ebu Bekir'in r.a. kızı Esma Zatünnitakayn şöyle anlat-

    Dışarı çıktım; bana:

    Baban nerede?.

    Diye sordular.

    - Bilmiyorum.

    Deyince, Ebu Cehil lain, bana bir sille vurdu, kulağımdakı küpem

    yere düştü. Sonra şöyle dedi:

    Mekke'nin aşağısında, yukarısında dellal çağırsın. Her kim Muhammed'i bulup bize getirirse.. yahut yerini bulup bize haber ve-rirse.. kendisine yüz deve veririm. Aynı şekilde, İbn-i Kahafe'yi (Haz-ret-1 Ebu Bekir'i) getirirse.. olduğu yeri bize haber verirse.. ona da yüz deve vereceğim.

    YanıtlaSil
  41. IZ NO.:

    666

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    MÜŞRİKLERİN MAĞARAYA GELİŞİ - HAZRET-I EBU BEKİR'İN AĞLAMASI

    Ebu Cehil böylece, dellal çağırttıktan sonra, Kureyş'in gençleri mala tamah ederek, ellerine kılıçları alıp çevreyi aramaya gittiler

    . Bu izci: Ebugürz, lakabı ile ün kazanmıştı. Bu Ebugürz Müşriklerle Ayrıca, iz süren bir Kaif vardı. Aradığı kimsevi izinden bulurdu. beraber, iz izleyerek, onları mağaraya kadar getirdi; sonra şöyle dedi.

    Aradığınız, buradan ileriye gitmemiştir; bu mağaranın içinde dir.

    Müşrikler, güvercin yumurtasını, örümcek ağını gördükleri za man, izci Kaif'e şöyle dediler:

    Artık sen ihtiyarladın; bunadın. Muhammed dünyaya gelme-cden evvel, bu örümcek buraya ağ germiştir. Güvercin yuinurta yap mıştır.

    Müşrikler, mağaranın yakınına geldiler. Hızlı hızlı konuşmaya başladılar. Bazıları:

    Onlar, bu mağaranın içindedir; girip arayalım.

    Dedikleri zaman, Hazret-i Ebu Bekir r.a. çok mahzun olup ağla-

    maya başladı.

    Onun ağlamasını gören Resulüllal. S.A. efendimiz şöyle buyurdu: -Ya Sıddık, mahzun olma, Allah bizimle beraberdir.

    Yani: Allah'ın yardımı inayeti bizimledir.

    RESULÜLLAH'IN S.A. GÖSTERDİĞİ KAYIK VE DENİZ

    Bunun üzerine, Hz. Ebu Bekir r.a. şöyle dedi:

    Şunun için korkarım ki, cenab-ı saadetinize düşmanlardan bir zarar gelir. O zaman, İslâm dini silinir. Çünkü, müşrikler çokçadıı.

    Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. bu sözü üzerine, Resulüllah S.A. efendi-miz:

    Ya Eba Bekir bak.

    Buyurarak, bir tarafa işaret eyledi. Hz. Ebu Bekir r.a. o tarafa baktığı zaman, şunları gördü: Bir kapı açılmış; deniz o kapının yanı na gelmiş. Bir kayık da o kapının dibine yanaşmış. Hazır vaziyette bekliyor.

    Resulüllah S.A. efendimiz buyurdu:

    Ya Eba Bekir gördün mü?. Şayet düşmanlar, bu mağaranın kapısından içeri girerlerse.. biz bu gördüğün kapıdan çıkıp, bu kayığa binip gideriz. Bu gördüğün kapı da yok olur.

    Resulüllah S.A. efendimizi dinleyen Hz. Ebu Bekir r.a. şöyle dedi: Şimdi emin oldum ya Resulellah.

    Ve.. sevindi.

    Bu sırada Kaif:

    Muhakkak bu mağaradadır.

    güvercin uçtu; yumurtaları kaldı. Diyerek diretti. Müşrikler, mağaranın yanına vardıkları zaman,

    YanıtlaSil
  42. KARA DAVUD

    667

    Sübhan olan Yüce Hak, Insan şeklinde bir melek indirdi. Bu me-lek gelip onlara şöyle dedi:

    Buraya bir kimse girmiş olsaydı; bu yumurtalar kırılırdı. Örümceğin bu ağı da bozulurdu. Halbuki siz:

    İki adam girdi.

    Diyerek arıyorsunuz. Böyle bir şeyi dell dahi söylemez, Gidin, baş-ka yerleri arayın.

    O meleğin bu sözü üzerine, müşrikler dağılıp çevreyi aramaya başladılar.

    Böylece, Resulüllah S.A. efendimiz ve Hazret-i Ebu Bekir r.а. müşriklerin şerrinden emin olarak yüce Hakkın hıfzında mahfuz kal-dılar.

    Sonra..

    İki cihanın sultanı insin ve cinnin Resulü S.A. efendimiz, üç gün üç gece o mağarada konuk kaldı. Her gece, akşar akşam oldukta Ebu Be-kir'in kölest Amir b. Füheyr daha önce anlatılan koyunları getirip sa-ğardı. Resulüllah S.A. efendimiz ve Hz. Ebu Bekir r.a. o sütten içer-lerdi.

    Hazret-i Ebu Bekir'in oğlu Abdüllah ise.. her seher vakti, müşrik-lerin görüşlerini ve haberlerini getirirdi.

    Namaz vakti geldiği zaman, beş vakit namazlarını eda ederlerdi.

    İşte.. böylece Resulüllah S.A. efendimiz o mağarada üç gün üç gece kaldı.

    Dördüncü gün olan perşembe gecesi rebiülevvel ayının başında Amir b. Füheyr ve Abdüllah b. Uraykıt o iki deveyi alıp geldi.

    Evvellerin ve Ahirlerin efendisi peygamberlerin sonuncusu Alem-lerin Rabbı Allah'ın Habibi Resulüllah S.A, efendimiz devenin birine bindi; Hazret-i Ebu Bekir'i de r.a. arkasına aldı. Diğer deveye de Amir'-le Abdüllah bindiler. Sahil yolundan yana gitmeye başladılar.

    Sabah güneş doğuncaya kadar sür'atle gidip düşmanın şerrinden emin oldular.

    Gündüzleri Kureyş'ten sakındıkları için sapa yollardan gitmeye devam ettiler.

    Böylece yola devam edip giderken, Resulüllah S.A. efendimizin kalbine vatan sevgisi geldi; oradan ayrıldığına mahzun oldu. O sırada Cebrail a.s. geldi:

    Ya Resulellah, mübarek vatanın olan Mekke-i Mükerreme'ye müştak mısın?.

    Diye sorunca, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu: Evet..

    İşte o zaman şu meåle gelen âyet-i kerimeyi inzal eyledi:

    «Kur'an'ı sana farz kılan Yüce Zat, elbette seni ilk yerine dön-dürecektir. (28/85)

    Böylece, Resulüllah S.A. efendimize Mekke'nin fethi müjdesini verdi; Resulüllah B.A. efendimizin gönlü de böylece hoş oldu.

    YanıtlaSil
  43. TARIH

    Z NO.

    668

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    SÜRAKA b. MALİK

    Ebu Cehil Anud'u, Resulüllah S.A. efendimizi veya Ebu Bekir'i Bunun icin dellallar çağırtıp kabilelere haber gönderdi. Bu haber, Be. nimüdlice'ye de geldi. Bunlardan, Süraka b. Malik, dive biri vardı ki, r.a. öldürene veya bulup getirene her biri için yüz deve vaad etmişti. başlı başına bir orduya bedeldi. Gayet cesur ve kahraman bir kimse

    Idi. Ebu Cehil'in bu haberini isittiği zaman, mal tamahından nasi ha-zırlanmaya başladı.

    Tam bu sırada bir kimse geldi ve şöyle dedi:

    Birkaç kişi gördüm; sahil yolundan çok sür'atle gidiyorlardı

    Bunu dinleyen Süraka:

    - Onlardır.

    Diyerek, hemen atına bindi. Hızla atını sürdü.

    Resulüllah S.A. efendimiz Kur'an okuyordu. Sıddık ra, ise, dört yanı gözetliyordu. Birden Süraka'nın gelmekte olduğunu gördü. Sür atle kendilerine doğru yol alıyordu. Resulüllah S.A. efendimize:

    Süraka bize yetişti.

    Deyince, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    dir. Sen düşmandan çekinme; Allah'ın yardımı ve inayeti bizimle

    Süraka yakına geldi ve şöyle seslendi:

    Ya Muhammed, bugün seni benim elimden kim kurtaracak?,

    du: Onun bu sözüne karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyur-

    Beni senden, Vahid Cebbar Kahhar olan Allah kurtarır.

    Bu anda, Cebrail de indi ve şöyle dedi:

    Ya Resulellah, Rabb Taâlâ sana selâm eyledi; şöyle buyurdu:

    Yeri kendisine muti' eyledim, dilediği gibi ferman eylesin.

    Ve.. müjdeyi getirdi.

    Süraka çokça yaklaştı. O zaman, Resulüllah S.A. efendimiz yere

    hitab edip şöyle emreyledi:

    Ey yer, Süraka'yı tut.

    Resulüllah'ın S.A. bu emri üzerine Süraka'yı, atının dört ayağısın taa, diz kapağına kadar yer yuttu.

    Bu hali gören Süraka, canından ümidi kesti; şöyle yalvardı:

    El'aman el'amn ya Muhammed, bir daha sana kötü niyet tut-mayacağım. Daima senin yardımında olacağım.

    Bu şekilde söz verip niyaz eyleyince, Resulüllah S.A. efendimiz,

    yere şu hitabı yaptı:

    Ey yer, Süraka'yı bırak.

    Yer onu koyverince, Süraka artık onlarla dost oldu.

    Bu durum, bir başka rivayette ise, şöyledir:

    efendimiz yere ferman eyledi: Yer onu bıraktıktan sonra, yine saldırıya geçti. Resulüllah S.A

    YanıtlaSil
  44. KARA DAVUD

    669

    Tut.

    S.A. efendimizden aman dileyince, Re-sulüllah S.A. efendimiz, yere: Bırak.

    Buyurdu; yer bıraktı. Ancak, Süraka tekrar saldırıya geçti. Bu minval üzere üç defa tekrar etti; ahdini bozup saldırıya geçti. Ancak üçüncü defadan sonra, insafa gelip hülus lle tevbe etti. Dostluğa bel

    bağladı. Şöyle dedi: Senin yolun üzerinde benim çokça develerim vardır.

    Bu arada, terkisinden bir ok çıkarıp verdi; sonra şöyle devam etti: Onlar, benim bu okumu gördükleri zaman, tanırlar. Size ne-kadar deve ve koyun lazım ise.. isteyin; verirler.

    Onun bu talebine karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz, Süraka'ya şöyle dedi:

    Ya Süraka, sen benim dinime rağbet etmedikten sonra, ben senin binek ve yenecek hayvanlarına rağmet etmem.

    Bunun üzerine, Süraka şöyle dedi:

    Ya Resulellah, şüphesiz biliyorum ki, yakında senin dinin cümle âleme yayılacaktır. Bütün âdemoğullarının canlarına sahib olursun. Bütün düşmanlar, senin kahrın altında ezilir. Senin risalet bayrağın kâinata açıldığı zaman, ben yüz sürmeğe gelir; İslâmiyeti kabul ederim. Bana dokunulmamak üzere bir name verin.

    Süraka'nın bu niyazı üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, Amir b Füheyr'e emretti, bir name yazdırıp Süraka'ya verdi.

    Mekke'nin fethi olduğu zaman, Süraka o ahdname ile geldi; Re sulüllah S.A. efendimize verip İslâm dinini kabul eyledi. Ashab-ı ki ramdan oldu.

    Süraka, Resulüllah S.A. efendimizin yazdırdığı ahdnameyi aldık-tan sonra şöyle dedi:

    Bana bir emriniz, bir siparişiniz var mı?.

    Şanlı peygamber Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    çevir. Ya Süraka, düşmanı üzerimizden savuştur. Yolda gelen varsa,

    Sonra, Süraka, dönüp gittiği zaman, yolda çok kimseye rasladı. Hepsi de Resulüllah S.A. efendimizi sordular. Süraka onlara şöyle dedi:

    Ben, Muhammed'i çok aradım; namını nişanını bulamadım.

    Böyle deyip onları geri çevirdi; Ebu Cehil'in yanına kadar geldi. Ona da şöyle dedi:

    Muhammed, bu yoldan geçmedi. Onu başka tarafta arayın.

    Ebu Cehil ona şöyle dedi:

    Senin yüzünden anladığıma göre, sen Muhammed'i görmüş-sün; doğru söyle.

    Bunun üzerine Süraka birkaç beyit söyledi; onların mefhumu şuydu:

    Ya Ebelhakem, benim başıma geleni görseydin; sen de muth olurdun.

    YanıtlaSil
  45. Z NO.

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    670

    BÜREYDE b. HUSAYB

    Bir başka rivayet..

    Beni Eslem kabilesinden, Büreyde b. Husayb Ebu Cehlin Resul-ü Ekrem Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimiz ve Ebu Bekir Siddik hak-kında:

    Ölü veya diri getirene yüz deve.

    Vaadini işittiği zaman, kavminin bahadırlarından yetmiş ath lle araştırmaya çıktı.. Bu araştırmada, Resulüllah S.A. efendimizle kar-

    şılaştı. Tefe'ülen ismini sorunca: Adım, Büreyde b. Husayb.

    Dedi. Resulüllah S.A. efendimiz onlara ve Hazret-i Sıddık'a ba

    kip:

    İşimiz iyi oldu.

    Buyurdu. Daha sonra:

    Hangi kabiledensín?.

    Diye sorduğu zaman, şöyle dedi:

    -Beni Eslem kabilesindenim.

    Şanlı peygamber Resulüllah S.A. efendimiz tekrar Ebu Bekir'e ba-

    kıp şöyle buyurdu:

    Selamet bulduk.

    Büreyde, Resulüllah S.A. efendimizin yüzündeki nuru, kelâmının

    halavetini ve fesahetini işitince sordu:

    Sen kimsin?.

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:

    Muhammed b. Abdillah'ım. Bütün insanlara peygamber olarak

    gönderilen Resulüllahım.

    Resulüllah S.A. efendimizi böyle tanıyınca, yanında bulunan yet-miş kişi ile, İslâm dinini kabul ettiler. Resulüllah S.A. efendimizle be-raber Medine-i Münevvere'ye doğru yollandılar.

    Resulüllah S.A. efendimize şöyle dedi:

    Ya Resulellah, elimizde bayrak ve sancak olmadan gitmeyelim. Sonra, başındaki tülbentini çıkarıp süngüsünün ucuna taktı; Ser-ver-1 Ålem Resulüllah S.A. efendimizin önüne düştü.

    Ve.. şu ricada bulundu:

    Benim Medine'de konağım vardır. Oraya nüzul buyurun.

    du: Onun bu teklifine karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyur-

    Benim devem memurdur. Kimin konağı önünde çökerse, ko-nağım orasıdır.

    MEDİNE'LİLERİN RESULÜLLAH'I S.A. BEKLEYİŞİ

    Sonra..

    Resulüllah S.A. efendimizin Mekke'den çıkıp Medine-i Münevvere'-ye teveccüh eylediğini bütün Medine ehli işitti. Her gün toplanıp Har-ra'ya istikbale çıkarlardı. Taa, hava kararıncaya kadar beklerlerdi. Hava kararıp her yer ıssızlaşınca, yine Medine'ye dönerlerdi.

    YanıtlaSil
  46. KARA DAVUD

    671

    Aynı şekilde, adetleri olduğu üzere, Medine ehli Harra'ya çıkıp ha-va kararıncaya kadar durdular.

    -Gelmedi.

    Diyerek, konaklarına gittiler.

    Tam bu sırada, Yahudilerden biri bir iş için, hisar üzerine çıkmış-tu. Birden gördü ki: Seyyidülmürselin İmamülmüttakin Habib-i Rabb'il-Alemin Kaid'ül-Garr'ül-Muhaccelin Şefiilusat vel-Müznibin Re sulüllah S.A. efendimiz hazretleri nura gark olduğu halde, nuru güneş ten daha aydınlık zuhur edip nuru ile bütün ovaları, sahraları doldu-

    rarak geliyor. Yahudi bu hali görünce, vücuduna titreme düştü. Tataksız kalıp yüksek sesle nida etti:

    -Ey Arap topluluğu, işittiğiniz, günlerdir beklediğiniz, baht-1 saadet, sahib-i risalet, çakan bir nurla zuhur etti. Teşrifle geliyor. Size müjdeler olsun. Ne duruyorsunuz?.

    O Yahudi böyle çağırdıktan sonra, Medine ehli çıktı. Genci ihtiya-rn, küçüğü büyüğü, hürü kölesi, kadını erkeği cümleten çeşitli zinet-lerle bezenip kimi atlı, kimi yaya olarak tam bir sürur ve ferah ile tez-ce, Resulüllah S.A. efendimizi karşılamak için: Harra canibine revan oldular.

    Resulüllah S.A. efendimizi böyle karşılayıp kendisine tazim ve tekrim ettiler. Medine halkının tümüne o gün, öyle bir sürur günü ol-du ki, onu anlatmak mümkün değildir.

    Hace-i Ålem Seyyid-i Beni Adem ve cümle mahluktan mufahham Resulüilah S.A. efendimiz, Medine halkının bu halini görünce, pek haz-lanıp mesrur oldu.

    Bu sırada, Medine halkı:

    Acaba, Resulüllah S.A. efendimiz kimin evine konuk olacak?.

    Diye birbirlerine soruyorlardı. Resulüllah efendimiz onların bu so-rularını şöyle cevapladı:

    Beni Neccar kabilesine konuk olurum. Çünkü, büyük babam Haşim, o kabilenin Selma nam hatununu aldı; dedem Abdülmuttalib o hatundan doğmuştur.

    Böyle dedikten sonra, o tarafa doğru yollandı. Onların reislerin-den ve İslâm ehlinden Gülsüm b. Herem adlı kimsenin hanesine konuk oldu. Ebu Bekir r.a. ise, Harice b. Zeyd'in hanesine nüzul eyledi.

    Bundan sonra, cümle ehl-i kıble, bölük bölük gelip Resulüllah S. A. efendimize türlü türlü sena edip kendisini ziyaret ettiler.

    KUBA MESCİDİ

    Efendiler efendisi saadet kaynağı kıyamet gününün şefaatçısı Resulüllah S.A. efendimiz hazretleri Beni Amr b. Avf kabilesinde on dört gün kaldı; Kuba mahallinde bir mescid bina eyledi. Bu mescid Kur'an-ı Kerimde şöyle anlatıldı:

    Başından beri, takva üzerine kurulan mescid, senin içinde kıyamına daha layıktır.» (9/108)

    YanıtlaSil
  47. NO.1 21

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    672

    ILK CUMA NAMAZI VE İLK HUTBE

    Sonra..

    Hazret-i Ali r.a. Resulüllah S.A. efendimizin hicretinden sonra, kendisine bırakılan emanetleri üç gün içinde sahiplerine verdi. Gece vakti yola çıktı. Resulüllah S.A. efendimiz Kuba'da iken, gelip kendi-sine yetişti. Ancak, çok sür'atle geldiğinden mübarek ayakları yarılıp yaralanmıştı. Resulüllah S.A. efendimiz, onun ayağına elini sürünce, o dem şifa bulup lyi oldu.

    Mescid-i Kuba'nın tamam olması, cuma gününe rasladı.

    Resulüllah S.A. efendimiz, orada yüz kişi ile cuma namazını kıl-cdı; beliğ bir hutbe okudu. İslâm'da okunan ilk hutbe budur. İlk kı-lınan cuma namazı da budur.

    Resulüllah S.A. efendimiz Kubada iken, kendi köleleri olan Zeyd b. Harise ile, Ebu Rafi'i, iki deve, beş yüz dirhem harçlıkla Mekke'ye yolladı. Bunları göndermesinin sebibi şuydu: Kızı Fatıma'yı, Ümmü-gülsüm'ü, påk zevcesi Sude bnt. Zem'a'yı r.a. Medine'ye getireler.

    Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. oğlu Abdüllah r.a. ise, kardeşleri Abdür-rahman, Aişe ve analarını, Hazret-i Sıddık'ın bütün akrabalarını alıp Medine'ye geldi. Bunlar gelince, Resulüllah S.A. efendimiz Mescid'in duvarına bitişik bir hücre bina eyledi. Ehli ayali ile, orada sakin oldu-lar.

    Sonra..

    Resulüllah S.A. efendimiz, Medine'ye girmek murad etti. Kendi kendine şöyle karar verdi:

    Emir odur ki: Deveme bineyim. Yularını da serbest bırakayım. Böylece, Medine'ye gireyim. Her kimin kapısı önünde çökerse, oraya konuk olayım.

    Resulüllah S.A. efendimizin bu kararını duyan Medine halkı, ka-pılarının önüne deve için: Yiyecek ve su bıraktılar. Ta ki, deve onu görünce çöke. Ve sonra:

    Böylece, biz bu saadetle müşerref olalım.

    Diyerek hazırlandılar...

    EYYUB SULTAN (HALİD b. ZEYD) HAZRETLERİ

    Şimdi bir hikâye.. Halid b. Zeyd'in hikâyesi..

    Şöyle anlatıldı:

    Halid b. Zeyd'in künyesi Fbu Eyyub'dur. Allah ondan razı olsun.

    Yemen Meliklerine, yani: Padişahlarına:

    Melik-i Tübba'.

    Derlerdi. Bunlara, bütün dünya ehli tabi olurdu. Çünkü, cahiliyet samanında, Yemen padişahları büyük meliklerdendi.

    ai, Es'ad idi. Bu Tubba padişahlarından birinin künyesi: Ebu Kerb, ismi da-

    miş olup zamanında puta tapanlardandı. Resulüllah S.A. efendimizin risaletinden dört yüz sene evvel gel-

    YanıtlaSil
  48. KARA DAVUD

    673

    Sonra, Nasara bilginlerinden iki kişi geldi. Tevrat'tan ve İncil'den Resulüllah S.A. efendimizin güzel huylarını, üstün vasıflarını, güzel menkibelerini beyan ettiler.

    Böylece, Ebu Kerib (Es'ad) padişahı hak yoluna irşad eyleyip Rè-sulüllah S.A. efendimize müstak eylediler.

    Sonra, o iki bilginden sual etti:

    Acaba, o şanlı Resulü görebilir miyim?.

    Şöyle dediler:

    Mümkün değildir. Çünkü İsa a.s. tarafından verilen habere

    göre, dört yüz sene kadar bir zaman vardır.

    Melik tekrar şöyle dedi:

    Bari, onun zuhur edeceği yeri haber verin ki, oraya bir nişan bırakma tedarikine gideyim.

    O iki bilgin şöyle dedi:

    Mekke i Mükerreme'de doğacaktır. Orada kendisine peygam-berlik gelecektir. Mekke'de kavminden eza gördüğü zaman, Allah'ın emri ile Medine-1 Münevvere'ye hicret edecektir. Şeriatını da burada açıklayacaktır. Onun dini mağripten meşrıka kadar yayılacaktır. Dün-yayı iman nuru ile dolduracak. Tuğyan ve küfür ehlini ezip yok ede-cektir. Ve.. orada ebedi âleme teşrif edecektir.

    Onlardan bu haberi dinleyen Melik Es'ad, Resulüllah S.A. efen-dimize tam manası ile aşkından ve şevkinden Mekke-i Mükerreme'ye geldi. Beytüllah'ı ziyaret etti.

    KÁBE'NİN İLK ÖRTÜSÜ

    Beytüllah'a ilk defa örtü örtüp tazim eden zat budur; yedi türlü kisve ile kisveledi. Sonra, çokça in'am ihsanlar eyledi. Çeşitli hayırlar yaptı; oradan Medine-i Münevvere'ye geldi. Burada dahi, çeşitli ihsan-lar eyledi.

    Sonra, Medine'de bir ev satın aldı. Çocuklarından birini o evin İçine yerleştirdi. Kendisine bir arzuhal verdi. Onun içinde, Resulüllah S.A. efendimize arz-ı hacet ettikten sonra şöyle diyordu:

    EYYUB SULTAN'A KALAN MEKTUP

    Ya Resulellah, senin vasıflarını, dinini, şevketini, ümmetinin cümle ümmetlerden hayırlı olup Allah katında cümleden makbul ve mükerrem olduğunu ehl-i kitaptan işittim. Görmeden sana aşık ol-dum. Nübüvvet ve risaletini tasdik, dinini ihtiyar, ümmetliğini kabul ettim. Ancak, zaman-ı saadetine erişmek mümkün olmadığı, ömrüm vefa etmediği için zarurî olarak cenab-ı saadetmeabınızdan niyaz ede-rim. Beni kabul buyurun, kıyamet günü sancağınızın altına alarak ümmetinizin zümresine katın.

    Yazdığı bu arzuhalini, anberle birkaç yerinden mühürledi. İpekle-re sarıp, bir küçük kutuya koyarak oğluna teslim edip şöyle dedi:

    - Ey oğul, ben senin ayalini Yemen'den buraya gönderirim. Bu-rada sakin olup bu kutuyu sakla.

    F. 43

    YanıtlaSil
  49. DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    674

    Vasiyetini böylece yaptı. Kendisine bol bol yetecek kadar şeyler tayin etti.

    Daha sonra, oğluna şu vasiyeti yaptı:

    Ömrün tamam olduğu zaman, bu kutuyu oğluna teslim et. O da kendi oğluna teslim eylesin. Mekke'li Arabi Haşimi Kureyşi Mu-hammed Mustafa S.A, nübüvvet ve risaletle şerefyab olup kavminin eziyetinden ötürü İzzet ü ikbal ile buraya hicret edip teşrif buyurduğu zaman, kendisine verilmek üzere benim bu kutumu birbirinize teslim

    edesiniz. İşte.. Ebu Eyyub (Eyub Sultan) Hz. Es'ad Melik'in yedinci go-bekte çocuğudur. Bu kutu kendisinde idi.

    Ancak, aradan nice zamanlar, nice günler geçmişti. Büyük baba-sının tayin eylediği eşyalar da tükenmiş, kendisine fakirlik ve maddi sıkıntı gelmişti. Artık, kendi hall ile meşgul olduğundan, o kutu, ya-pılan sözler ve vasiyetler tamamen hatır-ı şerifinden çıkmıştı.

    Hanımı kendisine şöyle dedi:

    Sen de öbürleri gibi, kapının önüne yem bırak. Belki, Resu-lüllah'ın S.A. devesi bizim kapımızın önünde çöker; bu saadete biz ereriz.

    Hazret-i Halld r.a. hanımına şöyle dedi:

    Mümkün değil. Buraya gelinceye dek şu kadar evler var. El-bet, onlardan birine çöker. Bu saadet, bizim için imkânsız.

    Ve hüzünlendi.

    RESULULLAH'IN S.A. MEDİNE'YE GİRİŞİ

    Sonra..

    Resulüllah S.A. efendimiz uğur ve ikbal ile saadet ve iclâl ile Me-dine-1 Münevvere'ye girdi. Allah-ü Taâlâ, oranın şerefini artırsın; ora-yı ziyaret etmeyi bizlere nasib eylesin.

    Sağdan ve soldan deveye nice şeyler verip çökmesi için sesler et tiler. Ancak, deve hiç bir şekilde onlara iltifat etmedi.

    Çünkü, Cebrall inmiş, onun yularından tutmuş çekiyordu.

    Halid b. Zeyd'in kapısı önünde hiç bir şey yoktu. Cebrail deveyi oraya çökertti.

    Hemen bunu görenler Halid b. Zeyd'in yanına gidip:

    Resulüllah'ın S.A. devesi sana çöktü; bu saadete sen erdin.

    Diye müjdeledikleri zaman, Halid ve hanımı çokça sevinçlerinden ağladılar.

    Halld r.a. hemen dışarı çıkıp tam tazim ve çok tekrim ile Habib-1 Ekrem Neblyy-i Muhterem Resulüllah S.A. efendimizi içeri buyur etti.

    Allah-ü Taåla ona, susanların ve konuşanların sayısı kadar izzet ikram eylesin.

    Resulüllah S.A. efendimiz içeri girdikten sonra, doğruca alt odaya gitti. Bunu gören Halid r.a. niyaz edip şöyle dedi:

    Ya Resulellah, yukarıki odaya teşrif buyurun.

    YanıtlaSil
  50. KARA DAVUD

    675

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Bise, alyarete gelenler için burası daha uygundur; hemen sendeki emaneti getir.

    Halid r.a. sordu:

    Ya Resulellah, nasıl bir emanet?.

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Büyük ceädin Melik Es'ad'ın kutu içindeki kâğıdını getir. Resulüllah S.A. efendimiz, o kâğıdı istemek sureti ile mucizeleri-

    ni izhar eyledi. Halid'in ra. hatırına geldi. Salât ve selâmla gitti; o kâğıdı getirip teslim etti.

    Resulüllah S.A. efendimiz, açıp okutturmadan şöyle buyurdu:

    Dinimi seçtiğini, Resul olduğumu, ümmetimden olmayı kabul ettiğini şanı yüce Rabbım kabul buyurdu. Ben de onu ümmetliğe ka-bul ettim.

    Böylelikle İkinci bir mucize daha izhar eylemiş oldu.

    Bundan sonra, böylece, o alt odada yemek yiyip istirahat buyurdu.

    Halid r.a. ve hanımı r.a, üst odanın kapısı önüne geldikleri zaman, bribirlerine şöyle dediler:

    -Bu odanın altında evvellerin ve âhirlerin efendisi nebilerin ve resullerin en faziletlisi müttakilerin imamı Ålemlerin Rabbı Yüce Al-lah'ın habibi kalsın!, biz onun üstündeki odaya nasıl ayak basalım!.

    Böyle dedikten sonra, kapının önünde el bağlayıp uyumadan dur-dular. Tam tazimle Resulüllah S.A. efendimizin hizmetinde sabaha ka-dar meşgul oldular.

    Sabah olduğu zaman, Resulüllah S.A. efendimize çokça niyaz edip dediler ki:

    Ya Resulellah, yukarıya teşrif buyurun. Çünkü, biz sabaha ka-dar yüce zatınıza tazim için uyumadık.

    Durumlarını böylece Resulüllah S.A. efendimize anlattıkları za-man, onların bu tutumunu beğendi ve şöyle dedi:

    Ya Halid, Yüce Hak seni dünyada ve âhirette muazzez, mü-kerrem ve muhterem eylesin.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz Halid'in r.a. hanesinde bir ay misafir kaldı.

    İşte Resulüllah S.A. efendimizin duâsının eseridir ki, Rum'da ve sair beldelerde bu kadar sahabe yatır iken, ona olan tazim tekrim, mü-barek türbesini ziyaret edenler görürler ki: Bir başkasına olmamıştır.

    Yüce Hak, onun ve cümlesinin şefaatlarını cümlemize müyesser eylesin. Amin!.

    Resulüllah S.A. efendimiz hicret buyurduktan sonra, Mekke'de bulunan ashaba da hicret vacib oldu. Bunun için vatanlarını, mülkle-rini feda edip Allah rızası için hicret ettiler. Bu hicret edenlere:

    Muhacirin. (Hicret edenler.)

    Derler. Medine-i Münevvere'de bu muhacirlere, yardım edip evle-rine alan yerlilere de:

    Ansar. (Yardım edenler.)

    Tabir edildi.

    YanıtlaSil
  51. EDİLM

    TARIH

    Z NO.S

    676

    DELAIL-1 HAYRAT SERHI

    Bunlardan mütaaddid odası olan, her odanın içinde bir muhaci. ri iskan evledi. Yalnız bir odası olan, arayı perde ile bölup yarısına mühacirlerden birini yerleştirdi.

    Eşyalarından eşya, yemeklerinden vemek verdiler. Böylelikle, Mek-ke'den göçüp gelen kardeşlerine yardım ettiler.

    Muhacirler, hicret ettikleri, ansar da bunlara yardım ettikleri için, affa, mağfirete nail olup bol ecre, sevaba, rahmete mazhar ol-dular.

    Keremliler keremlisi merhametliler merhametlisi şanı büyük Mev-IA, sonra gelenlerin de aynı sekilde ecre ve sevaba nail olup saadet bulmaları için şu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu:

    «Onlardan sonra gelenler, şöyle derler:

    Rabbımız, bizi ve bizden önce gelen imanlı kardeşlerimizi ba-ğışla. İman edenler için, kalblerimizde kin bırakma.

    Zira sen, pek merhametli ve şefkatlısın.» (59/10)

    Bu Ayet-i kerimenin daha açık tefsirli manası şudur:

    Felâh bulup kurtulan şunlardır ki, muhacirlerden ve ansardan sonra gelmişlerdir. Ki bunlar: Tabiindir, tabiin tabiinidir ve bunlara tabi olanlardır. Bunlar, kendilerinden evvel gelenler için dua edip şöy-le derler:

    Rabbımız, bizim günahlarımızı bağışla. Bizden evvel gelip imanla göçen muhacir ve ansarı, bunları takiben, bizden evvel gelen iman kardeşlerimizi mağfiret eyle.

    İman eden kardeşlerimiz için kalblerimizde kin, hased, düşmanlık kılma.

    Ey Rabbımız, sen mümin kullarını çokça esirgersin; merhamet edersin.

    Bu Ayet-i kerimede şu manaya delil vardır:

    Her kim, ashab üzerine, merhamet edilmesini, onlara Allah'ın rı-zasını dilerse.. Yüce Hak'tan onlar için mağfiret taleb ederse.. onlar İçin gönlünde hiç bir hased, buğz, düşmanlık duygusu çeşidini bırak-mazsa.. o kimsenin müslümanlıkta büyük hazzı ve nasibi vardır. As-hab-ı kiramın ecrince o kimseye ecir hâsıl olur.

    Yine bu ayet-i kerimede delil vardır ki: Geçmiş gitmiş olan mü-min kardeşler, babalar, dedeler, akraba ve hocalar için dua edile..

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Keza itret ve ashab yönü ile de..

    Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, ashap ve etba yönü ile cümle peygamberlerden daha faziletlidir.

    Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de bu mana şöyle anlatıldı:

    «Siz hayırlı ümmetsiniz.» (3/110)

    Bu mana icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti, tüm ümmetlerden hayırlıdır. Dolayısı ile, kendisi de cümle peygamberler-den daha faziletli olmuş olur.

    YanıtlaSil
  52. KARA DAVUD

    677

    Devam edelim:

    Hasep neseb itibarı ile insanların en keremlisi..

    Çünkü, Resulüllah S.A. efendimiz, Adem'den as. itibaren vücuda gelinceye kadar, babaları ve anaları her türlü töhmetten påk ve temiz-dir. Aslı ve nesebi cihetinden, cümle insanların en keremlisidir.

    Devam edelim:

    Kabile yönü lle onların en şereflisi..

    Şöyleki: Cümle nasın efdalı olan Arap kabilelerinin eşref kabilesi Kureyş batınlarının en faziletli batnı Haşim ırklarının eşrefinden vű-cuda teşrif buyurmaları ile asıl ve kabile yönünden cümle insanların

    en şereflisi olmuş olur. Devam edelim:

    Öz cihetinden hayırlıları..

    Yani: Bütün insanların hayırlısı.. Şundan ki: Resulüllah B.A. efendimiz ilim ve amel cihetinden bütün kemalatı özünde toplamış-tır. İlâhi sırlara ve rabbani nurlara mazhar olmuştur. İnsanların ha-yırlısı olması da, bu sebebe dayanır.

    Devam edelim:

    Kalb itibarı ile en temizleri..

    Resulüllah S.A. efendimizin kendi göğsü dört kere yarılmıştır. İçinden mübarek kalbi çıkarılıp orada bulunan şeytan vesvesesinin sebebi siyah kan atıldı. Zemzem suyu ile de yıkandı. Daha sonra, onun içi nur ve hikmetle dolduruldu. Tekrar yerine konuldu.

    Resulüllah S.A. efendimizin mübarek omuzları nübüvvet mühürü ile mühürlenmişti. Mübarek kalbi ise, şeytanın vesvesesinden ve dü-şük huylardan, Allah-ü Taâlâ'nın zatından gayri cümle şeyden påk ve daima sübhan olan Yüce Hakkın zikri ve fikri ile meşgul ve onun tecellisinin yeri olmakla kalbi cümle insanların kalbinden daha temiz olur.

    Devam edelim:

    Söz itibarı ile en doğruları. Fiilde en pakleri..

    Yani: En çok sevap alanları..

    Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz nübüvvetle dünyaya teşrif edin-ceye kadar, insanların işledikleri amellerin her birine bir sevap verilir-di. Resulüllah S.A. efendimiz, álemlere rahmet olarak peygamber gön-derildikten sonra, on misli, hatta kat kat sevap ve zaman mekân fazi-leti ikram olundu. O faziletli zamanlarda ve mekânlarda olan fiillere ve amellere çeşit çeşit, kat kat bolca sevap ihsan edilmesi ancak, Resu-

    lüllah S.A. efendimize ve onun ümmetine mahsustur.

    Üstte geçen cümlenin ifade ettiği mana budur.

    Devam edelim:

    Asalet ciheti ile de, onların en sabiti..

    Resulüllah S.A. efendimizin soyu anlatılmaktadır ki, bunun taf-sill, NUR ismi anlatılırken geçmiş; Adem'den a.s. itibaren bütün во-yu sayılmıştır. (Bak: İsim 53)

    YanıtlaSil
  53. KON EDILN

    ARIH

    NO.1

    673

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    Devam edelim:

    Tabiat ciheti ile en keremlileri.. Yaratılış cihetinden en güzelleri.. Zür-Ahde veľa babında en lleri.. Seref ciheti ile en oturaklıları.. riyeti yönü ile en temizleri...

    Şöyleki. Resulüllah S.A. efendimizin pek keremli kızı Hz. Fatima ve Hazret-i Hüseyin onun çocuklarıdır. Bunların neslinden gelen sa-olup bütun nesli ondan gelmiştir. Sadatın şereflileri Hazret-i Hasan dat-ı kiram ve zürrivati izam asırlarında bulunanların en ulularıdır. Allah onlardan razı olsun.

    Ayrıca, kendilerine tazim ve tekrim olunması sebebi ile de, mih netler ve zorluklar gönüllerinden çıkmıştır. İlahi affa ve üstün rab-bani nimetlere nail olmuşlardır.

    Iste.. anlatılan mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimizin zür riyeti, cümle insanların zürriyetinden daha temiz olmuş olur.

    Devam edelim:

    Dinleyip itaat etme babında diğerlerinden daha fazla çoğun luğa sahip..

    Yani: İlahi emirlere, rabbani yasaklara, kazaya ve kadere kulak verip itaat etme yönünden cümle insanlardan daha çok dinleyip itaat etme vasfına sahiptir. (Kendisini dinleyip itaat edenlerin çokluğu ma-nasına da alınabilir.)

    Devam edelim:

    Makam olarak, onların en yücesine sahip..

    Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, kalb ve kalıb itibarı ile, baş-tan sona bütün azası ile, devamlı olarak, Yüce Hakka taat ve ibadette, ayrıca cennat-ı aliyatta makamı cümlenin makamından yücedir.

    Devam edelim:

    Kelâm yönünden onların en tatlı konuşanı..

    Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, bütün insanların en tatlı ko-nuşanıdır. Saadetle bir kelâm ettikleri zaman, mübarek kelâmının zi-yade fesahat ve belağatından ötürü, mübarek meclisinde bulunanlara öyle bir tatlı hoşluk gelirdi ki:

    N'olurdu, susmasaydı, daha fazla konuşaydı..

    Diyerek, daima konuşmasını temenni ederlerdi.

    Devam edelim:

    - İnsanların en bol selâm vereni..

    Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, her kime raslasa, mutlaka se-lâm verirdi. Hatta, sıbyan çocuklara dahi selâm verirdi.

    Devam edelim:

    Değer yönü ile, insanların en takdire lâyık olanı..

    Resulüllah S.A. efendimizin kadri ve kıymeti, kıyamet günü belli olacaktır. Resulüllah S.A. efendimizin o kıymetli şanı dünyada zâhir olmuş olsaydı, ona iman etmek zaruri olurdu. Halbuki, makbul olan iman, gaybe olan imandır.

    YanıtlaSil
  54. KARA DAVUD

    679

    Bu manada Busuri Hz. Kaside-1 Büridesinde şöyle dedi:

    Resulüllah B.A. efendimizin yüce kadrine münasip âyetler bu dünya Aleminde verilmiş olsaydı, mübarek ismi kabristanda anıldığı saman, oradakı çürümüş tenler tazelenirdi. Bütün ölüler dirilip kal-

    kardı Devam edelim:

    Üstün sıfatları ile insanların en çok övüleni.. En güzel ahlâka sahip olmakla insanların en beğenileni..

    Datte geçen:

    -Beğenilen..

    Manasının Arapçası: FAHR'dır. Bu lafız, bazı nüshalarda FECR, olarak gelmiştir.

    FECR, tabirini tanyerinin ağarması için kullanırlar.

    Bütün dünya, küfür zulümatı ile dolu iken, Resulüllah S.A. efen-dimiz baas olunup onun nuru ile cümle âlemden küfür zulümatı mah-volup Iman nuru ile pürnur olduğundan, Resulüllah S.A. efendimizin durumu da, bir manada ona benzetilmiştir. Onun için kendilerine:

    FECR.

    Tabir edilmiş olabilir. Böyle olunca, üstteki cümlenin daha açık

    manası şu olur:

    Resulüllah S.A. efendimiz, nur ve behcet cihetinden insanların en ziyalısı ve nurlusudur.

    Devam edelim:

    MELE-1 ALA'da en çok zikri edilen..

    Burada geçen:

    MELE I ALA.

    abirinden murad, melekler arası, manasını taşır.

    Ahde vefada en ileri, vaada sadakatta en önde..

    Bu kısmın birinci cümlesi daha önce de geçti.. Ancak (Arapça) kalye icabı, bir sonraki cümlesi ile uygunluk bulması cihetinden tek-rar edilmiştir.

    İnsanların en çok şükredeni, iş itibarı ile en üstünü.

    Bilhassa, Resulüllah S.A. efendimizin işi tam manası ile kötülük-ten uzaktır. Cümle alçak işlerden uzak, münezzeh ve beridir. Özellikle şanlı işleri yapmaya dönüktü.

    Bu cümlede geçen:

    15..

    Tabirini, Arapça aslında olduğu gibi emir manasına da almak mümkündür. O zaman mana şöyle olur:

    Resulüllah S.A. efendimiz, emir ve hitabı cihetinden cümle in-sanların en yücesi idi.

    Çünkü, Resulüllah S.n. efendimiz, peygamber baas olunduktan taa, kıyamete kadar bütün insanlar onun yüce emrine itaatla memur-dur.

    YanıtlaSil
  55. EDILN

    ARIH

    SON 2

    680

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    olur. Böyle olunca, emir cihetinden bütün insanların üstünü olmus

    Devam edelim:

    de insanların en çok hayır alanı.. Sabır yönü ile, insanların en güzel sabredeni; hayır cihetinden

    betlere, ezaya, cefava sabretme cihetinden insanların en güzel taham-Şundan ki, Resulüllah S.A. efendimiz çeşitli meşakkatlere, musi-mül edeni idi.

    Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, bütün nebilerin ve resullerin en faziletlisidir; ümmeti ise, ümmetlerin en faziletlisidir. Böyle olunca, Resulüllah S.A. efendimiz hayırlı olma yönünden cümle insanların en

    iyisi olmuş olur. Bazı nüshalarda, burada:

    Hayır.

    Lafa ile, geçen cürile, HABER, manasını ifade eden bir la-fızia gelmiştir. O zaman, mana şu olur:

    Resulüllah S.A. efendimiz, verdiği haberde doğru olma clhe-tinden cümle insanların en iyisidir.

    Yahut, kendisinden ihtiyar olunma, cihetinden insanların en ha-

    yırlısıdır.

    Çünkü: Resulüllah S.A. efendimiz, ihtiyar olunan emirlerde, da-ima Allah'ın rızasını seçtiği için, cümle insanların en iyisi olmuş olur.

    Kolaylığa onların en yakını..

    Resulüllah S.A. efendimizin şeriatı düşük işlerden tamamen be-ridir. Kolay olma yönü ile Resulüllah S.A. efendimizin şeriatı, cümle

    şeriatlardan daha kolaydır. Rahatlığa en çok yakın olanıdır.

    Devam edelim:

    MEKAN itibarı ile, onların EN UZAĞI.

    Bu cümlede geçen:

    - MEKAN.

    Lafzı, Allah katında derece ve makam manasınadır.

    EN UZAĞI.

    Tabiri ise, bazı nüshalarda:

    - EN BÜYÜĞÜ.

    Olarak, gelmiştir. Daha çok ilerilik ve üstünlük manalarınadır.

    Devam edelim:

    Şan itibarı ile en azametlileri.. Delil itibarı ile onların en sabi-ti. Mizan işinde en tercihlileri..

    Yani: Kıyamet günü, mizandaki hayrı, cümle insanlardan ağır olacaktır. Hem de tercihlidir.

    Devam.edelim:

    İman yönünden onların evveli..

    Bu cümlede geçen:

    Evveli..

    Lafzı, bazı nüshada:

    YanıtlaSil
  56. KARA DAVUD

    681

    واعلاهُمْ أَمْرًا وَأَجَلِهِ صَبْرًا وَاجْتَهِم خيْراً وَأَقْرَ يَهْدِ يُسْرًا وَابْعْدِهِ مَكَانًا وَاعْظَمَهِمْ شَانًا وَابْتَهُمْ بُرْهَانَا وَار جَهْمِ مِيزَانَا وَاوَّلِهِ إِيمَانًا وَأَوْجَهُمْ بيانًا وَافْتَجَهْدِ لِسَانًا وَأَظْهَرَ هِي سُلْطَانًا

    اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبدِكَ وَرَسُولِكَ النَّبِي

    الاقي وَعَلَى آلِ محمد ٨٠ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمد و على محمد صَلوةَ تَكُونُ لَكَ رِضَاءُ وَلَهُ جَزَاء ولحقِّهِ إِدَاء وَاعْطِهُ الوَسيلَةَ وَالْفَضَلَة والمقامَ الحَمدُ الَّذِي وَعَدْتَهُ وَاجْزِهُ عَنَّا مَا هُوَ اهْلُهُ وَاجْزَهُ أَفْضَلَ مَا جَازَيْتَ نَبَتِ

    ve a'lahüm emren ve ecmelihim sab-ren ve ahsenihim hayren ve akrabihim yüsren ve eb'adihim mekånen ve a'za-mihim se'nen ve esbetihim bürhanen ve ercahihim mizanen ve evvelihim imanen ve evzahihim beyanen ve ef-sahihim lisanen ve ezharihim sultanen.

    EL-HİZB'ÜR-RABİÜ FI YEVM'İL-HAMIS

    85. Allahümme salli alâ Muham-medin abdike ve resuliken-nebiyy'll-ümmiyyi ve alâ âli Muhammedin.

    86. Allahümme salli alâ Muham-medin ve alâ âli Muhammedin sala-ten tekünü leke rızaen ve lehu cezaen ve lihakkıhi edaen ve a'tıhil-vesilete vel-fazilete vel-makam'el-mahmudellezi vaadtehu veczihi anna ma hüve ehlü-hu veczihi afdale macazeyte nebiyyen

    İş itibarı ile onların en üstünü, sabır yönü ile insanların en güzel sabrede-ni, hayır cihetinden de onların en çok hayır alanı, kolaylığa onların en yakını, me-kån itibarı ile onların en uzağı, şan itibariyle en azametlileri, delil itibarı ile on-ların en sabiti, mizan işinde en tercihlileri, iman yönünden onların evveli, beyan İtibarı ile onların en vazıhı, dil olarak en fasihleri, sultan yönü ile insanların en arkalısı.

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Perşembe günleri başlanır.

    85. Allahım, Muhammed'e salát eyle. O senin kulundur, ümmi nebi Resu-lündür. Keza Muhammedin ålinde de salât eyle.

    86. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salát eyle. Öyle bir sa-lât lle ki, senin rızan için, ona mükafat ve hakkını eda için olsun.

    Ona vesile, fazilet, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'u ihsan eyle. Biz-den yana lâyıkı olduğu şekilde onu mükafatlandır. Onu mükafatlandır; ama bir neblyi kavıminden yana, bir resulü ümmetinden yana mükafatlandırdığın şeklin en faziletlisi ile.

    (Devamı: 685. Sayfada)

    YanıtlaSil
  57. KARA DAVUD

    681

    وَأَعَادَهُمْ أَمْرًا وَأَجَلِهِ صَبْرًا وَاجْنَة خَيْرًا وَأَقْرَبَهُمْ يُسْرًا وَابْعْدِهِ مَكَانًا وَاعْظَمَهِمْ شَأْنَا وَانْيَتِهِمْ بُرْهَانَا وَارْحَحِهِم مِيزَانَا وَاوَلا إِيمَانًا وَأَوْجَهُمْ بَيَانًا وَافْتِحَهُ لِسَانًا وَأَظْهَرَ هُمْ شَيْطَانَ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبدِكَ وَرَسُولِكَ النَّبِي الْأُخِي وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ٨٠ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى محمد علال محَمَّدٍ صَلَوَة تَكُونُ لَكَ رَضَاءُ وَلَهُ جَزَاءُ ولحقِّهِ آدَاء وَاعْطِهُ الوَسيلَة وَالْفَضيلة والمقام المحمودُ الَّذِي وَعَدْتَهُ وَاجْزِهُ عَنَّا مَا هُوَ اهْلُهُ وَاجْزَهُ أَفْضَلَ مَا جَازَيْتَ نَبَنِ

    **

    ve a'lahüm emren ve ecmelihim sab-ren ve ahsenihim hayren ve akrabihim yüsren ve eb'adihim mekânen ve a'za-mihim se'nen ve esbetihim bürhanen ve ercahihim mizanen ve evvelihim imanen ve evzahihim beyanen ve ef-sahihim lisanen ve ezharihim sultanen.

    EL-HİZB ÜR-RABIU FI YEVM'İL-HAMIS

    85. Allahümme salli alâ Muham-medin abdike ve resuliken-nebiyy'll-ümmiyyi ve alâ âli Muhammedin.

    86. Allahümme salli alâ Muham-medin ve alâ âli Muhammedin sala-ten tekünü leke rızaen ve lehu cezaen ve lihakkıhi edaen ve a'tihil-vesilete vel-fazilete vel-makam'el-mahmudellezi vaadtehu veczihi anna ma hüve ehlü-hu veczihi afdale macazeyte nebiyyen

    İş itibarı ile onların en üstünü, sabır yönü ile insanların en güzel sabrede-ni, hayır cihetinden de onların en çok hayır alanı, kolaylığa onların en yakını, me-kån itibarı ile onların en uzağı, şan itibariyle en azametlileri, delil itibarı ile on-ların en sabiti, mizan işinde en tercihlileri, iman yönünden onların evvell, beyan Hibarı ile onların en vazıhı, dil olarak en fasihleri, sultan yönü ile insanların en arkalısı.

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Perşembe günleri başlanır.

    85. Allahım, Muhammed'e salât eyle. O senin kulundur, ümmi nebi Resu-lündür. Keza Muhammedin ålinde de salât eyle.

    86. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salât eyle. Öyle bir sa-lát lle ki, senin rızan için, ona mükafat ve hakkını eda için olsun.

    Ona vesile, fazilet, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'u ihsan eyle. Biz-den yana lâyıkı olduğu şekilde onu mükafatlandır. Onu mükafatlandır; ama bir nebiyi kavminden yana, bir resulü ümmetinden yana mükafatlandırdığın şeklin en faziletlisi ile.

    *

    **

    (Devamı: 685. Sayfada)

    YanıtlaSil
  58. ٥٦٦٠ - هَدَانَا العُمَّال غلول حم حب عدق عن ابى حميد الساعدى

    5660- Valilere verilen hediyeler haramdır.

    ٥٦٦١ - هَدَانَا الأمراء غلول طس وابو سعيد عن ابى حميد وعن أبي سعيد وعن أبي هريرة

    والرافعي عن جابر)

    5661- Emirlere hediye vermek haramdır.

    ٥٦٦٢ - هَدَايَا السُّلْطَانِ سُحْتٌ وَغُلُولٌ (كر عن عبد الله بن سعد خط عن انس)

    5662- Sultana verilen hediye haram ve hıyanettir.

    ٥٦٦٣ - هَدَايَا الْعُمَّالِ حَرَامٌ كُلُّهَا (ع عن حديفة)

    5663- Valilere verilen hediyelerin hepsi haramdır.

    ٥٦٦٤ - هَلْ تَرَوْنَ قِبْلَتِي هَهُنَا فَوَ اللهِ مَا يَخْفَى عَلَى خُشُوعُكُمْ وَلَا رَكُوعُكُمْ إِنِّي لَأَرَاكُمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِي (مالك ع م عن ابي هريرة)

    5664- Burada benim önümü görebiliyor musunuz? Al-lah'a yemin ederim ki, ne huşuunuz ve ne de rükûnuz bana gizli değildir. Arkamdan doğru sizi mutlaka görüyorum.

    ٥٦٦٥ - هَلْ تَدْرُونَ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ اللَّيْلَةَ قَالَ اللَّهُ أَصْبَحَ مِنْ عِبَادِي مُؤْمِنٌ بِي وَكَافِرٌ فَأَمَّا مَنْ قَالَ مُطِرْنَا بِفَضْلِ اللَّهِ وَرَحْمَتِهِ فَذَلِكَ مُؤْمِنٌ بِي كَافِرٌ بِالْكَوَاكِبِ وَأَمَّا مَنْ قَالَ مُطِرْنَا بِنَوْءٍ كَذَا وَكَذَا فَذَلِكَ كَافِرٌ بِي مُؤْمِنٌ

    بِالْكَوَاكِبِ (خ حم م د ن عن زيد بن خالد الجهني)

    5665- Biliyor musunuz? Rabbiniz bu gece ne dedi? Allah

    şöyle buyurdu: "Kullarımdan bazıları bana inanarak, bazıları da beni inkâr ederek sabaha kavuştu. "Allah'ın rahmeti ve fazlı ile bize yağmur yağdırıldı." diyenler bana iman etmiş, yıldızların yağ-mur yağdırdığını inkar etmişlerdir. "Şu veya bu yıldız sebebiyle bi-ze yağmur yağdırılmıştır." diyenler ise beni inkâr edip yıldızlara inanmışlardır."

    13

    GGG

    YanıtlaSil
  59. 5656- Mü'minin niyeti amelinden daha iyidir. Münafığın Mü'min bir amelde bulunduğu zaman, o amel kalbinde nur gibi ameli de niyetinden daha iyidir. Herkes niyetine göre amel eder. parıldar.

    حرف الهاء

    ٥٦٥٧ - هَاتُوا بَنِيَّ حَتَّى أُعَوِّذُهُمَا بِمَا عَوَّذَ بِهِ إِبْرَاهِيمَ ابْنَيْهِ اسْمَعِيلَ وَاسْحَقَ أعِيدُكُمَا بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لَأُمَّةٍ" (ابن سعد عن ابن عباس ابن سعد طب كر عن ابن مسعود)

    5657- Şu iki yavrumu (Hasan ve Hüseyin'i) verin. On-

    lara, İbrahim'in oğulları İsmail ile İshak'a okuduğu gibi okuya-yım: "Üıyzükümâ bi kelimâtillâhit tâmmeti min külli şeytânin ve hâmmetin ve min külli aynin lâmmeh." (Sizi bütün şeytanların, ze-hirli mahlukatın ve nazarı isabet eden bütün gözlerin şerrinden Cenabı Hakk'ın noksansız kelimelerine, İsm-i A'zam'ına sığındı-rırım.)

    ٥٦٥٨ - هَبَطَ جِبْرِيلُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ اللَّهَ يَقْرَئُكَ السَّلَامَ وَيَقُولُ لَكَ يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَمَةِ كُلُّ أُمَّةٍ عِطَاشًا إِلَّا مَنْ أَحَبَّ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ وَعُثْمَانَ وَعَلِيًّا (الرافعي

    عن ابي هريرة)

    5658- Cibril inip şöyle dedi: "Ey Muhammed! Allah'ın

    sana selamı var. Buyuruyor ki: "Kıyamette Ebu Bekir, Ömer, Os-man ve Ali'yi sevenlerden başka herkes susuz kalacak."

    ٥٦٥٩ - هِجْرُ الْمُسْلِمِ كَسَفْكِ دَمِهِ ابن قانع عن ابي حدرج الاسلمي ابو نعيم

    عن حدرد الاسلمي

    5659- Müslümanı terk ederek alakayı kesmek, onun ka-nını akıtmak gibidir.

    -1316-

    YanıtlaSil
  60. ٥٦٤٧ - نِعْمَ الشَّفِيعُ القُرْآنُ لِصَاحِبِهِ يَوْمَ الْقِيَمَة يَقُولُ يَا رَبِّ أكرمهُ فَيَلْبَسُ تاجَ الكَرَامَةِ ثُمَّ يَقُولُ يَا رَبِّ زِدْهُ فَيُكْسَى كِسْوَةَ الْكَرَامَةِ ثُمَّ يَقُولُ يَا رَبِّ زِدْهُ

    ارض عنه فليس بَعْدَ رضى الله شيئ ابو نعيم عن ابي هريرة ش عنه موقوفا

    5647- Kıyamette Kur'an, sahibine ne güzel şefaat eder Der ki: "Ya Rabbi! Ona ikram et." Bunun üzerine ona hemen bir keramet kisvesi giydirilir. "Ya Rabbi! Biraz daha ver ve ondan razi taç giydirilir. Sonra der ki: "Ya Rabbi! Biraz daha artır." Hemen ol." niyazında bulunur. Allah'ın rızasından büyük, başka ne ola. bilir ki?

    ٥٦٤٨ - نِعْمَ الْعَادَةُ الْقَابِلَةُ وَنِعْمَ الْعَادَةُ الْحَجَامَةُ (الديلمي عن انس)

    5648- Öğle üzeri yatıp dinlenmek ne güzel bir adettir. Kan aldırmak ne güzel bir adettir.

    ٥٦٤٩ - نِعْمَ الإِبِلُ الثَّلَاثُونَ يُحْمَلُ عَلَى نَجِيبِهَا وَتُغْنِي أَرْبَابَهَا وَتُمْنَحُ غَزِيرُهَا وَتُلْتَقَى فِي مَحَلَّهَا يَوْمَ وُرُودِهَا فِي أَعْطَائِهَا (كر عن ابي هريرة)

    5649- Otuz deve ne güzel bir sermayedir. İyisine binilir, sahibini zengin yapar, bol yün verir, ahırlarına geldiğinde yerinde bulunur.

    ٥٦٥٠ - نِعْمَ الْيَوْمُ يَوْمُ عَرَفَةَ يَنْزِلُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا" (الديلمي

    عن ام سلمة)

    5650- Arefe günü ne güzel bir gündür. O gün Allah dünya semasına tecelli eder.

    ٥٦٥١ - نَفَسُ الْمُؤْمِنِ تَخْرُجُ رَشْحًا وَلَا أُحِبُّ مَوْتًا كَمَوْتِ الْحِمَارِ مَوْتُ الْفُجْأَةِ وَرُوحُ الْكَافِرِ تَخْرُجُ مِنْ أَشْدَاقِهِ" (طس عن ابن مسعود)

    5651- "Mü'minin ruhu terleyerek çıkar. Merkebin ölümü gibi ölüm istemem." "Merkebin ölümü nasıldır, ya Resulellâh?" "Ani ölümdür. Kafirin ruhu dudaklarının kenarlarından çıkar."

    1314-

    YanıtlaSil
  61. ٥٦٥٢ - نَفَقَتُكَ عَلَى أَهْلِكَ وَوَلدك وَخَادِمِكَ صَدَقَةٌ فَلاَ تَتْبَعْ ذَلِكَ مَنا ولا

    أذًى (ك وتعقب عن انس)

    5652- Hanımına, çocuğuna ve hizmetçine yaptığın har-camalar bir sadakadır. Onun ardından eziyet etme, yüze kakma.

    ٥٦٥٣ - نُكمّلُ يَوْمَ القِيمَة سَبْعِينَ أُمَّةً نَحْنُ آخِرُهَا وَأَخْبَرُهَا (الباوردى عن .

    بن حزم من الانصاري

    5653- Kıyamet günü yetmiş millete tamamlanacağız. Biz en sonu fakat en hayırlısıyız.

    ٥٦٥٤ - نُورٌ أَنِّي أَرَاهُ (ط) حم م ت حب وابن خزيمة عن ابي ذر قال سئلت رسول الله صلعم هل رأيت ربك قال فذكره

    5664- "Ya Resulellâh! Miraç gecesinde Rabbini gördün mü?" diye sorulduğunda: "Evet, gerçekten ben Nur'u görüyo-rum." diye cevap verdi.

    ٥٦٥٥ - نُورُ الْحِكْمَةِ الْجُوعُ وَرَأْسُ الدِّينِ تَرْكُ الدُّنْيَا وَالْقُرْبَةِ إِلَى اللَّهِ حُبُّ الْمَسَاكِينَ وَالدُّنُو مِنْهُمْ وَالْبُعْدُ مِنَ اللهِ الَّذِي قَوَى بِهِ عَلَى الْمَعَاصِي الشَّبَعُ فَلَا تُشْبِعُوا بُطُونَكُمْ فَتُطْفِئُ نُورَ الْحِكْمَةِ مِنْ صُدُورِكُمْ فَإِنَّ الْحِكْمَةَ تَسْطَعُ فِي الْقَلْبِ مِثْلَ السَّرَاجِ (كر عن ابي هريرة)

    5655- Hikmetin nuru açlıktır. Dinin başı terk-i dünyadır.

    Allah'a yaklaşmak, yoksulları sevmek ve onlara yakın durmakla olur. Allah'ın yasaklarına insanı iten tokluk ise kişiyi Allah'tan uzaklaştırır. Onun için karınlarınızı doyurmayın ki, kalplerinizdeki hikmet nuru sönmesin. Zira hikmet, kalpte kandil gibi ziya ver-mektedir.

    ٥٦٥٦ - نِيَّةُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ مِنْ عَمَلِهِ وَعَمَلُ الْمُنَافِقِ خَيْرٌ مِنْ نِيَّتِهِ وَكُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى نِيَّتِهِ فَإِذَا عَمِلَ الْمُؤْمِنُ عَمَلاً نَارَ فِي قَلْبِهِ نُورًا (طب خط ض عن سهل بن سعد)

    1315

    YanıtlaSil
  62. ١٩٥٤ - اَوَّلُ فِرْقَةٍ تُسِيرُ إِلَى سُلْطَانِ اللهِ فِي الأَرْضِ لِتَذُلَّهُ يُدْهُمُ اللهُ قَبْلَ يَوْمَ

    الْقِيَمَةِ (الديلمي عن حذيفة)

    1954- Allah'ın yeryüzündeki sultanını zillet içerisine dü. şürmek için harekete geçen ilk fırkayı, kıyamet kopmadan önce Allah (c.c.) zelil yapacaktır (yani cezasını dünyada verecektir).

    ١٩٥٥ - اَوَّلُ مَا يُحَاسِبُ بِهِ الْعَبْدُ طُهُورُهُ فَإِنْ حَسُنَ طُهُورُهُ فَصَلَاتُهُ كَنَحْوِ طُهُورِهِ وَإِنْ حَسُنَتْ صَلَاتُهُ فَسَائِرُ عَمَلِهِ كَنَحْوِ صَلَاتِهِ" (هب عن ابي العالية مرسلا)

    1955- Kulun ilk hesap verecek olduğu husus, abdestidir. Eğer abdesti güzel olursa, namazı tıpkı abdesti gibi olur. Namazı abdesti gibi güzel olunca, artık diğer amelleri de namazı gibi olur.

    ١٩٥٦ - أَوَّلُ ثَلاثَةٍ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ الشَّهِيدُ وَرَجُلٌ عَفِيفٌ فَقِيرٌ مُتَعَفِّفٌ وَذُو عِبَالِ وَعَبْدٌ أَحْسَنَ عِبَادَةِ رَبِّهِ وَأَدَّى حَقَّ مَوَالِيهِ وَأَوَّلُ ثَلَاثَةٍ يَدْخُلُونَ النَّارَ أَمِيرٌ مُسَلَّطٌ وَذُو ثَرْوَةٍ مِنْ مَالٍ لاَ يُؤَدِّى حَقَّ اللهَ وَفَقِيرٌ فَخُورٌ (حب هب عن ابي هريرة)

    1956- Cennete ilk girecek üç kişi, şehit, çoluk çocuk sa-hibi, kimseye avuç açmayan son derece iffetli fakir kişi. Rabbine karşı ibadetini en güzel biçimde yapan ve efendilerinin hakkını veren kul. Cehenneme ilk girecek üç kişi: Herkese musallat ol-muş bir emir. Allah'ın hakkını vermeyen servet sahibi zengin kişi, böbürlenen fakir.

    ١٩٥٧ - أَوَّلُ شَيْءٍ خَطَّهُ اللَّهُ تَعَالَى فِي الْكِتَابِ الْأَوَّلِ إِنِّي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا سَبَقَتْ رَحْمَتِي غَضَبِى فَمَنْ شَهِدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ فَلَهُ الْجَنَّةُ (الديلمي عن ابن عباس)

    494

    YanıtlaSil
  63. 1957- Kitab-ı Evvel'de (Levh-i Mahfuz) Allah'ın ilk yazdı-bir ilah yoktur. Rahmetim gazabımı geçmiştir. Kim Allah'tan baş-ğı: "Ben öyle bir Allah'ım ki, benden baska (ibadet edilecek) hic-ka ibadete layık ve müstehak ilah olmadığına, Muhammed'in ise onun kulu ve rasulü olduğuna yürekten şehadet ederse, cenneti hak etmiştir."

    ١٩٥٨ - أَوَّلُ شَيْءٍ كَتَبَهُ اللهُ تَعَالَى فِي اللَّوْحِ الْمَحْفُوظ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ إِنَّهُ مَنْ اِسْتَسْلَمَ لِقَضَائِي وَرَضَى بِحُكْمِي وَصَبَرَ عَلَى بَلائِي بَعَثْتُهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ مَعَ الصَّدِّيقِينَ (الديلمي عن ابن عباس)

    1958- Allah'ın Levh-i Mahfuz'da ilk yazdığı: "Bismillahir-rahmânirrahıym"dir. Kim benim kazama boyun eğip de hükmü-me rıza göstererek verdiğim belaya sabrederse, onu kıyamet gü-nü sıddiklerle beraber haşrederim.

    ١٩٥٩ - أَوَّلُ مَا يُسْتَنْطَقُ مِنْ اِبْنِ آدَمَ جَوَارِحُهُ فِي مَحَافِنِ عَمَلِهِ فَتَقُولُ وَعِزَّتِكَ إِنَّ عِنْدِى الْمُطَمَرَاتِ الْعِظَامِ فَيَقُولُ اللَّهُ أَنَا أَعْلَمُ بِمَا مِنْكَ إِذْهَبْ اذْهَبْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكَ (الخطابي في الغريب عن ابي امامة)

    1959- Ademoğlunun dopdolu amelleri hakkında ilk ko-nuşturulacak şeyi azalarıdır. Azaları diyecek ki: "İzzetin hakkı için bende onu helake götürecek amelleri vardır." Allah şöyle buyu-racak: "Ben, senden bunları daha iyi bilmekteyim. Haydi git, git bağışladım seni."

    ١٩٦٠ - أَوَّلُ مَنْ يَدْخُلُ النَّارَ سُلْطَانٌ مُسَلَّطٌ لَمْ يَعْدُلْ فِي سُلْطَانِهِ أَطْغَاهُ كِبْرُهُ وَأَبْطَرَتْهُ قُدْرَتُهُ (ك والديلمي عن على)

    1960- İlk cehenneme girecek kişi, büyüklüğünün kendi-sini taşırdığı, gücünün şımarttığı hükümdar ki, bu yüzden hükmü ve saltanatında adaletten ayrılmıştır.

    ١٩٦١ - اَوَّلُ مَنْ يَخْتَصِمُ مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ بَيْنَ يَدَيِ الرَّبِّ عَلِيٌّ وَمُعَاوِيَةُ وَأَوَّلُ

    4

    YanıtlaSil
  64. مَنْ يَدْخُلُ الجَنَّة أبو بكر وَعُمَرُ ابن النجار والديلمي عن ابن عمر

    1961- Bu ümmetten, Rableri huzurunda ilk hesaplaşacak olanlar, Ali ile Muaviye'dir. İlk cennete girecekler Ebu Bekir ile Ömer'dir.

    ١٩٦٢ - أَوَّلُ مَا يُبَشِّرُ بِهِ الْمُؤْمِنُ رَوْحُ وَرَيْحَانُ وَجَنَّةُ نَعِيمٍ وَإِنَّ أَوَّلَ مَا يُبَشِّرُ بِهِ الْمُؤْمِنُ أَنْ يُقَالَ لَهُ أَبْشِرْ وَلِيَّ اللَّهِ بِرِضَاهِ وَالْجَنَّةِ قَدِمْتَ خَيْرَ مَقْدَمٍ قَدْ غَفَرَ اللَّهُ لِمَنْ شَيْعَكَ وَاسْتَجَابَ لِمَنِ اسْتَغْفَرَ لَكَ وَقِيلَ مَنْ شَهِدَ لَكَ (وابو الشيخ

    في الثواب عن سليمان

    1962- Mü'min ilk önce Rahmet-i İlahiyye, Reyhan (Rıza-i İlahiyye) ve Cennet-i Neıym ile müjdelenecektir. Mü'mine ilk müjde şöyle denilerek verilecektir: "Ey Allah dostu! Onun rızası ve cennetine kavuştuğun için sevin. En güzel bir yere geldin. Seni teşyi edeni (cenazende bulunanı) Allah affetmiştir. Senin için Al-lah'tan rahmet dileyeni de bağışlamıştır. Senin için hüsnü şe-hadette bulunan kimsenin şehadetini de kabul etmiştir.

    ١٩٦٣ - أَوَّلُ مَنْ يُدْعَى إِلَى الْحِسَابِ أَبْنَاءُ السَّتِّينَ أَوِ السَّبْعِينَ (الديلمي عن

    الوليد بن مساقع الديلمي ابيه هـ عن عائشة

    1963- Kıyamet günü ilk hesap verecekler altmış veya yet-miş yaşında olanlardır.

    ١٩٦٤ - أوَّلُ الآيَاتِ الدَّجَّالُ وَنُزُولُ عِيسَى وَنَارٌ تَخْرُجُ مِنْ قَعْرِ عَدَنَ ابين تَسُوقُ النَّاسَ إِلَى الْمَحْشَرِ تَقِيلُ مَعَهُمْ إِذَا قَالُوا وَالدُّخَانُ وَالدَّابَّةُ وَيَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ قَالَ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ أُمَمٌ كُلُّ أُمَّةٍ أَرْبَعِمِائَةِ أَلْفِ أُمَّةٍ لَا يَمُوتُ الرَّجُلُ مِنْهُمْ حَتَّى يَرَى أَلْفَ عَيْنٍ تُطْرَفُ بَيْنَ يَدَيْهِ مِنْ صُلْبِهِ وَهُمْ وَلَدُ آدَمَ فَيَسِيرُونَ إِلَى خَرَابِ الدُّنْيَا فَيَشْرَبُونَ مِنَ الْقُرَاةِ وَدِخِلَةَ وَبُحَيْرَةِ الطَّبَرِيَّةِ حَتَّى يَأْتُوا بِبَيْتِ الْمَقْدِسِ فَيَقُولُونَ قَدْ قَتَلْنَا أَهْلَ الدُّنْيَا

    496

    YanıtlaSil
  65. فَقَاتِلُوا مَنْ فِي السَّمَاءِ فَيَرْمُونَ بالنشاب إلى السَّمَاءِ فَيَرْجِعُ تُشَابُهُمْ مُخصبة بالدّمَ فَيَقُولُونَ قَدْ قَتَلْنَا مَنْ فِى السَّمَاءِ وَعِيسَى وَالْمُسْلِمُونَ يجبل طور سينين فَيُوحِى اللَّهُ إِلَى عِيسَى أَنْ أَحْرِزُ عِبَادِي بِالطُّورِ وَمَا يَلِي أَيْلَهُ ثُمَّ إِنَّ عِيسَى يَرْفَعُ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ وَيُؤَمَّنُ الْمُسْلِمُونَ فَيَبْعَثُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ دَابَّةً يُقَالُ لَها النَّغَفُ تَدْخُلُ فِي مَنَاخِرِهِمْ فَيُصْبِحُونَ مَوْتَى مِنْ حَافِ الشَّامِ الفِي حَافَ الْمَشْرِقِ حَتَّى تُنْتِنَ الْأَرْضُ مِنْ جِيَفِهِمْ وَيَأْمُرُ السَّمَاءَ فَتُمْطِرُ كَأَفْوَاهِ الْقِرَبِ فَتَغْسِلُ الْأَرْضَ مِنْ جِيَفِهِمْ وَنَتَنِهِمْ وَعِنْدَ ذَلِكَ طُلُوعُ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرَهَا

    ابن جرير عن حذيفة اليمان

    1964- "Kıyametin ilk alametleri: Deccal, İsa'nın gökten inmesi Aden Körfezi'nden çıkacak olan, insanları düşe kalka mahşere (Şam'a) sürecek olan ateş, duman, Dabbetü'l-Ard, Ye'-cüc-Me'cüc." Denildi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Ye'cüc-Me'cüc ne-dir?" Cevap verdiler: "Dört yüz bin milletten ibaret olan her mil-letten olan milletlerdir. Onlardan hiç kimse, kendi sulbünden olan bin kişiyi gözü önünde dolaşır bir halde görmedikçe ölmez. Onlar Ademoğludur. Dünyanın harabına koşacaklar. Fırat, Dicle ve Taberiyye gölünden su içip Kudüs'e gelecekler. Şöyle diyecek-ler: "Biz dünyalıları öldürdük. Haydi şimdi gök ehliyle savaş ya-pın." Bunun üzerine gökyüzünü ok yağmuruna tutacaklar. Okları kanlanmış bir halde dönecek. "Göktekileri öldürdük." diyecekler. O anda İsa ile müslümanlar Tur-ı Sina'da bulunacaklar. Allah, i-sa'ya: "Kullarımı Tur'da ve eteklerinde sakla." emrini verecek. Sonra İsa ellerini semaya kaldırıp dua edecek müslümanlar da "Âmin" diyecekler. Bunun üzerine Allah onlara "Nağf" denilen bir kurtçuklar gönderecek. Onların burunlarından girecek hepsi Şam'dan doğuya kadar ölü düşecekler. Leşlerinden yeryüzü ko-kacak. Allah göğe emredip yağmur yağdıracak. Damacanadan boşanırcasına gökten su boşanacak yeryüzünü tertemiz yıkaya-cak, etrafta en ufak bir leş kokusu kalmayacak. İşte o zaman gü-neş batıdan doğacak. Yapılan tevbeler de kabul edilmeyecek.

    497

    YanıtlaSil
  66. divedin Bora ile SATILMAZ TEMEL DİNİ BİLGİLER

    HADİS

    Kim kabilecilik/ırkçılık propagandası yaparak veya ırkçılığa destek vererek yolunu şaşırmış bir topluluğun bayrağı altında öldürülürse, onun ölümü câhiliye ölümüdür. (Müslim, İmare, 57)

    KOKUŞMUŞ BİR CAHİLİYE ZİHNİYETİ: IRKÇILIK

    Irkçılık; ırk farkı güderek diğerlerini aşağılamanın, sömürmenin, öldürmeye kalkışmanın adıdır. Irk üzerinden insana değer biçmenin dinimizde bir yeri yoktur. İslam'a göre hangi ırktan ya da sosyal tabakadan olursa olsun herkes insanlık onuru bakımından eşittir. Allah insanoğlunu "yeryüzünün en değerli varlığı" olarak yaratmış ve ona doğuştan bir şeref, haysiyet, say-gınlık bahşetmiştir. Peygamberimizin Veda Haccı'nda yaptığı konuşmalarda "Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a, beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dı-şında bir üstünlüğü yoktur." uyarısı ile karşılaşırız. (Ibn Hanbel, V/411) Kur'an'da ise şöyle buyurulur: "Allah katında en değerli olanınız O'na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır." (Hucurât, 49/18) İnsana değer katan onun ırkı, soyu, parası, makamı veya rengi değil, Allah karşısındaki sorumluluk bilincidir. Kim O'nun koyduğu sınırlara göre hayatını düzenler ve iyi işler yaparsa o kişi üstündür.

    YanıtlaSil
  67. if (as) eseli, kederli, gamlı.

    sihaاصحاء as sahih'in c.): vücûdu sıhhat-te bulunanlar, özürsüz olanlar.

    2 doğru şey. dolgun ve parlak [yüz).

    sil (as): serefli ve otoriter [adam].

    sile اسئله )a.isual'in c.): sorulan şeyler.

    اليم )..( : gunahkâr, yalancı, kabahatli,

    suçlu [kimse].

    esine 1 : (..) اسينه. kirişin bir katı. 2. yalın kat tasma.

    esinne اسنه )a.i. sinân'ın c.): 1. kılıçlar. 2. sün-

    güler. 3. bileği taşları.

    اثر )..( kâinatı dolduran ve bütün ci-simlere nüfûzeden, fizikçilere ışık, harâret ve elektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hiz-meti gördüğü farzolunan, tartısız, elástikî ve akıcı hafif bir cisim.[kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].

    esir اسير ... :üserâ) : 1. savaşta düşman eline düşen kimse, *tutsak. 2. kul, köle. 3. düşkün, vurgun.

    esîr-i aşk : aşkın esîri, aşka tutulmuş.

    esîr-i firâş: yatalak.

    esîr-i harb : harp esiri.

    esîr-i hizmet: hizmet esiri.

    esîr-i sâfiyyet: saflık esiri.

    esîr-i turra-i cânân: sevgilinin perçeminin esiri.

    YanıtlaSil
  68. ları.

    güler. 3.

    eri.

    es (ai) kâinatı dolduran ve bütün ci-simlere nüfûzeden, fizikçilere ışık, harâret ve elektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hiz-meti gördüğü farzolunan, tartısız, elastiki ve akıcı hafif bir cisim.[kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].

    leri.

    Heye

    lçü-

    esir اسير ).sc. sera): 1. savaşta düşman

    aci

    eline

    YanıtlaSil
  69. yazarları.

    e

    hipleri.

    اثير ))i)) : kâinatı dolduran ve bütün ci-

    es

    şiler.

    ahipleri.

    maddeye

    ve ölçü-

    simlere nüfûzeden, fizikçilere ışık, harâret ve elektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hiz-meti gördüğü farzolunan, tartısız, elastikî ve akıcı hafif bir cisim.[kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].

    es

    18 inci

    esir اسير ).sc. : userâ) : 1. savaşta düşman eline düşen kimse, *tutsak. 2. kul, köle.

    len ve

    azılan

    3. düşkün, vurgun

    es

    YanıtlaSil
  70. te bulunanlar, özürsüz olanlar. lu sıhhat

    (sas): 1. uzun, dolgun ve parlak (yüz 2 doğru şey.

    ::: şerefli ve otoriter [adam).

    Mesilea.i. suâl'in c.): sorulan şeyler.

    simas: günahkar, yalancı, kabahatli, suçlu [kimse].

    Mesine.i.): 1. kirişin bir katı. 2. yalın kat tasma.

    esinne (a.i. sinân'in c.): 1. kılıçlar. 2. sün. güler. 3. bileği taşları.

    Mesir (ai): kâinatı dolduran ve bütün ci-simlere nüfûzeden, fizikçilere ışık, harâret ve elektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hiz meti gördüğü farzolunan, tartısız, elástiki ve akıcı hafif bir cisim.[kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].

    ... : üsera): 1. savaşta düşman eline düşen kimse, *tutsak. 2. kul, köle. 3. düşkün, vurgun.

    esîr-i aşk : aşkın esîri, aşka tutulmuş.

    esîr-i firâş: yatalak.

    esîr-i harb : harp esiri.

    esîr-i hizmet: hizmet esiri.

    esîr-i sâfiyyet: saflık esiri.

    esîr-i turra-i cânân: sevgilinin perçeminin esiri.

    e

    esket

    ko

    eske

    (b

    esla

    YanıtlaSil
  71. Rabey

    Mathemate, herkesten evvel

    Desk Tie Makkin ribobytni arar ve tasdik etmidia yokassanatılan mana icababır ki, Resulüllah BA

    Deras adri

    anlara Tant Befendim, muradinı ve kelamını unlatmak chatinmeinsanların açık anlatanadır. Muradini be

    Darken fasihleri

    ...dimizin dili fasihtir Cümle muhatapları onun

    Devam edel

    SULTAN yönü e, insanların en arkalısı..

    Bu cümlede geçen

    SULTAN

    Lain, går ve kuvvet, hanan da, delil ve hürcet manasınadır.

    Bir başka açıdan bakılımca, üstteki cümlenin manası şudur

    RSA efendimiz, emrini infaz ettirip yerine getirmek be, bütün insanların en büyükleridir.

    A. efendimiz, Inse, cinne, cemadata, bütün mahlu Lala umurn Rasul Peygamber olar olarak gönderilmiştir. Bütün yara sler, onun yüre emrine itaat ve inkryad eder. Onun hükmü cüm keye geper Bundan ötürü, İnsanların en büyüğü olmuş olur.

    Ties Rakın kendisine müsahhar etmesi ile, cümle cinne hük meylemini, ancak onun padişahlığı ile olmuştur.

    Resulillah SA efendimiz ise onlara da peygamber gönderilmek nureti le, hem nübürvet, hem de hilåfetle hüküm ve ferman buyur duğu için, hükmü Süleyman'ın hükmünden daha büyük olmuş olur

    Allah Takla ona salát ve selam eylesin.

    YanıtlaSil
  72. KARA DAVUD

    683

    Üçüncü hizip (BÖLÜM) burada tamam oldu; bundan sonra dör-düncü hizip (BÖLÜM) başlayacaktır.

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Perşembe günleri başlanır.

    SEKSEN BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım.

    Kendisinden başka ilah olmayan, nimeti her şeye şamil, şanı bü-yük Allah.

    Muhammed'e salât eyle. O, senin kulundur.

    Demek olur ki:

    Kulluğunda kaim, ubudiyetini yerine getirmede daim, taat ve ibadette müdavim kulundur.

    Resulündür.

    Yani: Yüce emirlerin cümlesi, ilahi yasakların hepsi ile meb'us olarak, kåffe-i enama tebliğ edici resulündür.

    Nebidir.

    Mana şudur: Bütün şer'i hükümleri, İlâhî ilhamları, rabbani vah-yi haber veren peygamberindir.

    -Ummidir.

    Yani: Öyle bir Muhammed'dir ki, S.A. hiç kimseden bir şey öğren-memiştir; kitap da okumamış bir peygamberindir.

    Durum böyle iken, Resulüllah S.A. efendimiz, endimiz, evvellerin ve âhirle-rin ilmini bilici idi. Onların cümlesinden haber vermesi, Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine delildir.

    Burada anlatılan:

    ÜMMI.

    Sıfatı, Resulüllah S.A. efendimiz için, övücü sıfatlardan olmuştur. Bu ÙM MÌ, sıfatı için aşağıda anlatılan manalar da verilebilir:

    Öyle Muhammed'dir ki S.A. Mekke'lidir.

    Öyle Muhammed'dir ki S.A. Arabi'dir.

    Öyle Muhammed'dir ki S.A. latif nurları, cümle mahluktan evvel yaratılmıştır; cümle mahluk, onun nurundan yaratılmıştır.

    Öyle Muhammed'dir ki S.A. ebedî âleme teşrif buyuruncaya ka-dar, kendisinden meşru olmayan hiç bir şey zuhur etmemiştir. Ana-sından doğduğu günkü gibi pâk ve temizdir.

    İşte, yukarıda anlatılan vasıflara sahip olan Resulüllah S.A. efen-dimize şerefli salavat, keremli tahiyyat inzal eyleyip yüce şanını, üs-tün makamını yükselt.

    Keza, onun âline salât eyle.

    Yani:

    Resulüllah S.A. efendimizin âl, ashap, etba ve ümmeti üzerlerine de salât ve tahiyyat inzalı ile şanlarını âli kıl.

    YanıtlaSil
  73. 684

    DELAIL I HAVRAT SERHI

    SEKBEN ALTINCI BALAVAT-I ŞERİFE

    Allahım. Muhammed'e salat eyle; keza Muhammed'in Aline de Oyle bir salát ile ki, senin izan için olsun; onun için mükafat olsun

    Yani: Bizi iman hidayetine irsad, şer'i hükümleri tebiig etmek au reti ile bizi tehlikelerden kurtardığı ve böylece necatimisa sebeb olan Işleri beyan ederken, çektiği meşakkatlere karşılık mükafat olsun Sonra..

    Onun hakkını da için olsun.

    Yani: Bu salavat-1 serlife, üzerimizde olan talim, irgad, doğru yola hidayet, güzel ahlak. ivi fill ve amellerimize açık sa'ay etmesi baban da haklarını eda olsun.. Çünkü biz onun haklarını edada acia durum dayız.

    Ona VESİLE ihsan eyle.

    Burada anlatılan VESİLE cennat-ı âllyattaki derecelerin cümle sinden üstün bir derecedir.

    FAZILET ihsan eyle.

    Yani: Cümleden daha faziletli olmak ihsan eyle. Kendisine vaad ettiğin MAKAM-I MAHMUD Ihsan eyle.

    Bu cümlenin daha açık manası şudur:

    BU MAKAM-I MAHMUD'u, Allah-ü Taålå Resulüllah B.A. efendi mize Ahirette ihsan edecektir.

    Ya Rabbi sen, bunu, Resulüllah S.A, efendimize ihsan edeceğini:

    Ümid edebilirsin; Rabbın seni Makam-ı Mahmud'a göndere cektir.» (17/79)

    Manasındaki Ayetinle vaad buyurdun.. İşbu makamı Resulüllah S.A. efendimize ver ki, kendisine evveller ve âhirler gipta ile tazim ede ler.

    Sonra onu:

    Bizden yana, lâyıkı olduğu şekilde mükafatlandır,

    Yani: Resulüllah S.A. efendimizi şanına layık, yüce makamına muvafık ehli olduğu biçimde büyük ecirler, üstün sevaplar, koşulan makamlar ihsan ederek, kurb-u hazretine, civar-ı izzetine ulaştır,

    Ve.. onu:

    Mükafatlandır, ama bir nebiyi kavminden yana, bir resulü ümmetinden yana mükafatlandırdığın şeklin en faziletlisi ile..

    Bu cümlenin kısaca şerhi şudur:

    Resulüllah S.A. efendimizi, mükafatların, sevapların en faziletlisi, ekremi ve evlâsı ile mükafatlandırıp kendisine cemal-1 bakemalini görmek, celâl ve ikram sahibi zatını müşahede etmek, en büyük riza nı vermekle mesrur eyle.

    le.

    Sonra..

    Onun, nebilerden, salihlerden bütün kardeşlerine de salát ey

    YanıtlaSil
  74. KARA DAVUD

    685

    عَنْ قَوْمِهِ وَرَسُولًا عَنْ امَهُ وَصَلَ عَ جميع إِخْوَانِهِ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصَّالِحِينَ يَا أَرم الخوَانِهِ الرَّاحِمِينَ اللَّهُمَّ اجْعَلْ فَضَائِلَ سَلَوَاتِكَ وَشَرَائِفَ رَكَوائِكَ وَتَوَا فِي بَرَكَاتِكَ وَ عواطف رَافَتِكَ وَرَحْمَتِكَ وَتَحِيَّكَ وَفَضَائِلَ الأنكَ عَلَى قَدِ سَيْدِ الْمُرْسَلِينَ وَرَسُولِهِ العَالَمِينَ قَائِدِ الْخَيْرِ وَفَاتِحَ البَرِّ وَبِي الرَّحْمَةِ وَسَيِّدِ الْأُمَّةِ اللَّهُمَّ ابْعَهُ مُقَامًا محموداً تُخْلِفُ بِهِ قُرْبَهُ وَتُقِرُّهُ عَيْنَهُ يغبطه بِهِ الأَوَّلُونَ وَالْآخِرُونَ اللهُمَّ اعطه الفَضْلَ وَالفَضِيلَةَ وَالشَّرَف والوَسيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ والمنزلة الشَّائِحَةَ اللَّهُمَّ أَعْطِ محمد الوَسيلَةَ

    an kavmihi ve resulen an ümmetihi ve salli alâ cemil ihvanihi minen-n blyyine ves-salihine ya erhamer-rahi mine.

    87. Allahümmec'al fezaile sala vatike ve şeraife zekevatike ve neva-miye berekâtike ve avatufe re'fetike ve rahmetike ve tahlyyetike ve fezaile alaike al Muhammedin seyyid'il-mür-seline ve resuli rabb'il Alemine.

    Kaid'il hayri ve fatih'il-birri ve nebiyy'ir-rahmeti ve seyyid'il ümmeti.

    Allahümmeb'ashü makamen mah muden tüzlifü bihi kurbehu ve tukırru bihi aynehu yağbıtuhu bihil evvelûne vel Ahirune.

    Allahümme a'tihil-fazle vel-fazi-lete veş-şerefe vel-vesilete ved-dere-cet'er refiate vel-menzilet'eş samihate.

    Allahümme a'tı Muhammeden'il-vesilete

    Onun, nebilerden, salihlerden bütün kardeşlerine de salát eyle; ey merha-metliler merhametlisi.

    87. Allahım, salatların en faziletlilerini; zekevatın en şereflilerini; bereket-lerinin nema bulanlarını; re'fetinden, rahmetinden, tahiyyetinden, ihsanlarını çe şitli nimetlerinin en faziletlilerini Alemlerin Rabbı Allah'ın Resulü, resullerin efen-disi Muhammed'e Ihsan eyle.

    Ki o: Hayrın önderidir. Birrin fatihidir. Rahmet peygamberi, bu ümmetin efendisidir.

    Allahım, onu Makam-ı Mahmud'a ulaştır ki: Onunla kendine daha yakın ede-sin, onunla gözünü aydınlatasın. O makam dolayısı ile, kendisine evveller ve ahir-ler imrensinler.

    Allahım, ona fazl ve fazilet ihsan eyle. Şeref, vesile, üstün derece, menzille-rin en alásını ihsan eyle.

    Allahım, Muhammed'e vesile ihsan eyle; onu emellerine ulaştır.

    (Devamı 689. Sayfada)

    YanıtlaSil
  75. 1

    keramet-i esrar Kur'aniye

    lerinin sahifelerde geçtiği sayı, yer ve dizilip düseni bakımından tesadufle açıklanamayan olağanüstü durumu (bk. tevafuk)

    kerameti esrarı Kur'anive کرامت اسرار قرانیه kalmış manalarını açıklayan ve Kur'an'ın bir Kur'an sırları ile ilgili, Kur'an'ın gizli ve kapalı cepit tefsiri olan Risale i Nur vasıtasıyla gö rülen olağanüstü hal veya iş

    keramet-i کرامت اولیاء evliyanın (ermle lerin) kerameti, Allah'ın (c.c.) lutfu ve ikramı olarak görülen olağanüstü hal veya iş keramet i feraset کرامت فراست geleceği gör mekle ilgili keramet, olağanüstü olarak gelece

    gi hali Keramet | Gavsiye کرامت فرضیه : evliyalar sul tanının (Hz. Abdülkadir Geylani'nin ks) ke rameti (geleceğe ait olağanüstu haber veya işareti)

    keramet- Gavsiye ve Aleviye کرامت غولیه و علویه evliyalar sultanının (Hz. Abdülkadir Geyla Geyla ni'nin ka) ve Hz. Ali'nin (r.a.) kerametleri (ge lecekle ilgili olağanüstü haber veya işaretleri)

    Keramet i Gavsiye Risalesi کرامت غولیه رساله می "Sikke-1 Tasdiki Gaybı" adlı kitaptaki "Seki zinci Lem'a" başlıklı bölüm

    keramet-i gaybiye کرامت غیبه : gaybe ait kera-met, gelecekle ilgili olağanüstü haber veya işaret

    keramet-l gaybiye-i Gavsiye کرامت غيبة عليه : evliyalar sultanının (Hz. Abdülkadir Geylä-ni'nin ks) gaybe ait kerameti (gelecekle ilgili olağanüstü haber veya işaret)

    keramet-i gaybiye- Gas Azam کرامت غيبية غوث اعظم : en buyuk evliyalar sultanının (Hz. Abdülkadir Geylani'nin ks) kerameti (gele cekle ilgili haber veya işareti)

    keramet-i hifziye کرامت حفظیه : Allah'ın (cc) koruması ile ilgili keramet (olağanüstü du rum)

    keramet-i hizmet-i Kur'an'iye کرامت خدمت قرآنیه Kur'an'a hizmetin kerameti, Kur'an'a hizmet dolayısıyla Allah'ın (c.c.) lütfu olarak verilen ve görülen olağanüstü hal

    keramet-i 'caziye کرامت اعجازيه : Kur'an'ın i'cazı ile ilgili keramet, işaret, bu işaretlerden biri; yani, Kur'an'ın eşi ve benzeri yazılamayan Allah'ın(c.c.) mucizeli kitabı olduğunu gös teren tevafuk, yani Kur'an'ın yazılışında veya bir çeşit Kur'an tefsiri olan Risale-i Nur'un yazılışında Kur'an, Muhammed(as.), Allah

    keramet i tevafukiye

    (cc) gibi baar kelimelerin sayfalardaki yew ve sayıları bakımından tesadufle açıklanama keramet) yan olağandato tertip ve düzen (bk tevafuk

    yalniz Allah (cc) rizasını kazanmak disinda keramet ihlas کرامت اعلامی ihlaskevameti bir istek ve gaye taşımama dolayısıyla Al lab'm (cc) 1ntfu olarak ihlas sahibinde yorg len olağanüstü hal

    (tutumlulukda) ilgili keramet, israf yapmama ve tutumlu davranmanın Allah'ın (c.c.) bir tutumlulukta görülen olağanüstu bereket ve emri olması dolayısıyla Allah'ın (c.c.) lütfu ile geçim kolaylığı stad Hediuzzaman in(ra( bir eseri "İktisat Risalesi" adı kitapta görülen keramet (tevafuk) (bk. tevafulo

    keramet-i ilmiye کرامت علميه : ilmi keramet, Allah'ın (c.c.) lütfu ve yardımının eseri olan Kur'an ilimdeki olağanüstü başarı ve üstün Jok

    kerämet-i inayet-i Rabbaniye کرامت عنایت زمانیه Rabb'imizin lütuf ve yardımının eseri olan keramet (olağanüstü durum)

    kerämet-i kevniye کرامت کونیه : gözle görulen tabiattaki olaylarla ilgili keramet, olağanüstü durum

    kerämet-i Kur'aniye کرامت قرآنیه : Kur'an'ın ke rameti, Kur'an'a hizmetten dolayı Allah'ın lutfu ile görülen olağanüstu durum

    kerämet-i kübra کرامت کبری : çok buyuk kera met, Allah'ın (c.c.) lütfu ile olan büyük olağa nüstü durum

    keramet-i maneviye کرامت معنویه : manevi ke ramet, Allah'ın lütfu ile görülen olağanüstü månevi ruh hali

    keramet-i Nuriye کرامت توریه : Risale-i Nur'un kerameti, Risale-i Nur'un Kur'an ve imana hizmeti dolayısıyla Allah'ın (c.c.) lütfu ile gö rülen olağanüstü durum

    kerämet-i Risale-in Nur كرامت رسالة الدور : )bk

    keramet-i Nuriye)

    iman hizmetine tam ve samimi hizmet ve keramet-i sadakat کرامت صداقت : Kur'an ve bağlılıktan ileri gelen keramet (olağanüstü durum)

    kerämet-i tevafukiye کرامت توافقیه : tevafuk ke

    rameti, Kur'an ve imana hizmet eden Risale-i Nur kitaplarının yazılışında tesadüfle açık lanamaz tarzda bazı kelime veya harflerin

    YanıtlaSil
  76. iye te k

    met-tevafukiye-i Nuriye

    523

    yerleri ve sayıları bakımından gösterdikleri olağanüstü tertip ve düzen

    bermet-tevafukiye-i Nurive کرامت توافقية نوريه Risale-i Nur'un tevafuk seklinde görünen ke rameti (bk, keramet-i tevafukiye)

    kerdmet-i urma کرامت عظمیen buyük kera-met, Allah'ın lotfu ile olan en büyük olağa nasto durum

    Bermeten کرام: keramet olarak. Allah'ın (ce) lutfu ve vergisi olan olağanüstü durum olarak

    kerämetfürüşluk کرامت فروشلك : keramet gös-terme hevesinde olma, keramet taslama

    kerametkar کرامت کار kerametli, keramet gös teren (bk. keramet)

    kerametkarane کرامت کارانه : keramet gösterir tarzda (bk. keramet)

    kerametکرامتلی ال : keramet sahibi, keramet gösteren (bk. keramet)

    kerametvari کرامتواری : keramet gibi, keramete benzer tarzda (bk. keramet)

    kerbکرب : keder, gam, tasa, üzüntü

    Kerbela 1 : کربلاء.Irak'ta Bağdat şehrinin yak-laşık 100 km. güneybatısında, Fırat nehrinin Batı yakasındaki alanda bulunan bir yerin adı 2.Hz. Peygamber'in (a.s.m.) torunu Hz. Hüsyin'in, Emevi Devleti hükümdarı Ye zid'in halifeliğini kabul etmemesi sebebiyle, Yezid'in askerleriyle çıkan silahlı çatışma da (hic. 10 Muharrem 61, Mi. 10 Ekim 680) şehit edildiği yer 3.Hz. Hüseyin (r.a.) şehit edilmesinden sonra defnedildiği mezarının ve türbesinin çevresinde zamanla meydana gelen yerleşim yeri. Hz. Hüseyin'in (r.a.) tür-besinin burada bulunması sebebiyle Kerbelå, çok önemli bir ziyaret yeri ve Şiilerce kutsal sayılan bir şehir haline gelmiştir. Şillere göre Hz. Hüseyin'in türbesi civarında gömülmek bir ayrıcalıktır. Ömrünün sonuna yaklaşan bir kısım Şiiler burada ölmek ve burada gö mülmek için Kerbela'ya gelmektedir. Uzak yerlerde ölen bazı zenginler de vasiyetleri gereği burada gömülmektedir. Şehirde bu sebeple büyük bir mezarlık oluşmuştur. Son zamanlarda bu şehre gelip yerleşenlerle bir-likte artan nüfus 300 000'i aşmış (2006), tu-rizm gelirleriyle de zenginleşmiş, Bağdat'tan sonra Irak'ın ikinci önemli şehri olmuştur. Şehirde İran, Pakistan, Hindistan ve başka yerlerden gelip yerleşen göçmen Şiiler ve

    Kerim-i Müteal

    Arab asıllı yerli Şitler arada yaşamaktadır kerem کرم : bağış severlik, iyilikseverlik, yardımseverlik, cömertlik, lutuf, ihsan 2 yü celik

    ve kerem-i Ilahi: Allah'ın (c.c.) yardımi ve ke-kerem illahi كرم الهي : Allahin (c.c.) bağışı, lut fu, sonsuz comertlik ve iyilikseverliği (inayet remi) lütfu kerem-i binihaye lütuf ve sonsuz kerem (lütfu kerem-i İlahi كرم الهى Allah'ın (c.c.) lütuf ve keremi) (vüs'at-i rahmet ve ke-rem-i llahi: Allah'ın (c.c.) çok geniş rahmeti ve keremi)

    kerem-i mütecessid کرم منجند vücud şekline bürünmüş (görünür şekle girmiş) bağış ve İyilikseverlik, yardımseverlik ve cömertlik

    kerem-i Sübhaniye کرم سحائبه : Sübhan olan (yani, hiçbir kusur, noksanlık ve ihtiyacı ol-mayan) Allah'ın lütfu, bağışı ve iyiliği

    kerem ü ihsan کرم و احسان : kerem ve ihsan (iyi-

    lik) (bk. ihsan, keren)

    kerem inayet کرم و عنایت : kerem ve yardım (bk. inayet, kerem)

    keremkar کرمکار : kerem sahibi bol bağış, yar-dım ve iyilik yapmayı seven

    keremkärane کرمکارانه : kerem sahibine yaraşır tarzda; bol bağış, lütüf, yardım ve iyilik yap-mayı sevene yaraşır tarzda

    keremkari 1 : کرمکاری.lütuf ve bağışı bol olan yüksek şahsiyete ait 2.keremlilik, bağışlayıcı lık

    keremli کرملی : kerem sahibi, bol bağış, yardım ve iyilik yapmayı seven

    keremnamdar کرم نامدار : keremleriyle tanın-mış; bol bağış, lütüf, yardım ve iyilik yapmayı

    sever olarak tanınmış

    kerhen كرهاً : zorla, istemeden

    kerih (e( 1 : كريهه.pis 2.kötü nefret uyandı-rıcı

    kerim (e( 1 : کریمه.kerem sahibi; bol bağış, lü-tuf, yardım ve iyilik yapmayı seven 2.yüce

    Kerim كريم : bol bağış, lütuf ve iyilik yapmayı çok seven mânâsında Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek ismi

    Kerimi Mutlak كريم مطلق : sonsuz kerem sahi-bi; sonsuz bağış, lütuf, yardım ve iyilik sahibi

    Allah (c.c.)

    Kerim - Müteal كريم متعال : sonsuz yucelik ve kerem sahibi Allah (c.c.) (bk. kerem)

    YanıtlaSil
  77. 307

    DEYİMLER

    yedi gömlek uzak olmak: Soyca veya yakınlık bakımından bir hayli uzak bulunmak.

    yedi Iklim dört bucak: Her yerde.

    yedi kat el pek: Yabancı.

    yedi kat yerin dibine geçmek: 1) Çok güçlü olarak yere çakmak. 2)

    Fazlasıyla utandırmak, mahcup etmek.

    yedi kubbell hamam kurmak: Büyük hayaller peşinde koşmak.

    yedi mahalle: Herkes, bütün çevre.

    yedi düvelle barışık: mec. Herkesle iyi geçinen kimse.

    yel üfürdü, sel (veya su) götürdü: Ortadan yok oluveren ve yok olu-şunun sebebi bilinmeyen mal için söylenir.

    yele vermek: Savurmak, boşuna harcamak.

    yelkenleri suya Indirmek: mec. Direnmekten vazgeçip karşısındaki-nin dediğini benimsemek, kabul etmek.

    yom istemez, su istemez: Elde tutulması hiçbir külfete mal olmayan.

    yom olmak: Birinin tuzağına düşmek.

    yediği önünde yemediği ardında: Bolluk, refah içinde yaşayanlar için kullanılır.

    yedirip İçmek: Beslemek.

    yeme de yanında yatı Çok lezzetli veya çok hoş.

    yemeden İçmeden kesilmek: Bir üzüntü veya heyacan sebebiyle yi-yemez, İçemez duruma gelmek, iştahı kesilmek.

    ylylp bitirmek: 1) Tüketmek. 2) Onmaz duruma getirmek, yıkımına sebep olmak. 3) Sürekli olarak tedirgin etmek, üzmek, hırpalamak.

    yemin etsem başım ağrımaz: "Gerçek olduğuna hiç korkmadan ye-min ederim", anlamında kullanılır.

    yenene içilene bakılmamak (bir şey): Gidere önem verilmeden bol bol harcanmak.

    yenir utulur gibi değil: bk. Yenilir yutulur şey değil.

    YanıtlaSil
  78. DEYİMLER

    306

    yaş tahtaya (veya yere) basmak: Bir işte uyanık davranmamak yu zünden aldanmak.

    yaşını içine akıtmak: Duyduğu acıyı, üzüntüyü sezdirmemek

    yaşlara boğulmak: Çok ağlamak.

    yatak çekmek (bir kimseyi): Çok bitkin ve güçsüz olmak.

    yatak yorgan yatmak: bk. Yorgan döşek yatmak.

    yatağa bağlamak: Yataktan kalkamayacak kadar hasta etmek

    yatağa düşmek: Yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak.

    yatağa serilmek: Yatağa, yorgun bir durumda uzanıp yatmak

    yatağını ayırmak: Ayrı yatakta yatmak.

    yatıp kalkıp: Her zaman, hep.

    yavaştan almak: 1) Ilımlı davranmak. 2) İşi gereken sürede yapma mak.

    yavuz hırsız ev sahibini bastırır: Biri, suçunu zarar verdiği kimseye yüklediğinde söylenir.

    ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli: Ya buranın şartlarına uymalı ya da buradan ayrılmalı.

    ya deve, ya deveci: "İlerisi için verdiğim sözden korkmuyorum. O zamana kadar şartlar değişebilir" anlamında kullanılır.

    ya herrü ya merrü: hlk. Zor, tehlikeli bir durum karşısında "ne olursa olsun" gibi kötü ihtimalin de göze alındığını anlatır.

    ya huyundan ya suyundan: Bazı özellikleri olduğu gibi, bir yerden bir kimseden almış kimseler için kullanılır.

    yaya kaldın Tatar ağası: İstediğini elde edemeyen, başarısızlığa uğ rayan kimseler için kullanılır.

    yaya kalmak: 1) İstediği şeyi yapamaz duruma gelmek. 2) Yardim cısız kalmak.

    yazboz tahtasına cevirmek: Bir konuda art arda birbirini tutmayan kararlar almak.

    YanıtlaSil
  79. T

    Tabaje sorarsan dünyada fena koku yoktur: Kötülükten başka bir pay bilmeyen kişi için dünyada kötü bir şey de kötülük de yoktur.

    Tabak sevdiği derlyi yerden yere çalar: Bazı kimseler, sevdikleri işlere sert uyarılarda bulunurlar. Bunu onların iyiliğini düşünerek ya-parlar.

    Tabancanın dolusu bir kişiyi korkutur, boşu kırk kişiyi: Dolu ta-banca taşıyan, "sıkmak zorunda kalmaktan" korkar. Boş tabanca taşı-jan ise herm böyle bir korku yaşamaz hem de düşmanlarını korkutmuş olur.

    Talihsiz hacıyı deve üstünde yılan sokar: bk. Onmadık hacıyı deve Üstünde yılan sokar.

    Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır: Yasa dışı işlerle uğraşan, yapacağı kötü iş için uygun bir zaman bekler. Elverişli durum ortadan kalkınca, artık hiçbir şey yapamaz olur.

    Tarlada izi olmayanın harmanda sözü olmaz: Kendini yeterince pine vermeyen bir kişiden, kimseye hayır gelmez. Böyle bir kişinin, ortaya çıkan işle ilgili olarak söz söyleme hakkı yoktur, olamaz da.

    Tarlanın lyisi suya yakın; daha iyisi eve yakın: Sulanan tarla verimli olur. Hele taria, eve yakın olup sık bakılırsa, daha da bol ürün verir. Bunun gibi, çalışılan yerin eve yakın olması, çalışan kişilerin verimini arinr.

    Tarlanın taşlısı, kızın saçlısı, öküzün başlısı: Halkın tercihi; kadının saçlısından, tarlanın taşlısından ve öküzün başlısından yanadır. Çün-kü saçlı kadının daha güzel, taşlı tarlanin verimli, başı büyük öküzün daha kuvvetli olacağına inanır.

    Tarlayı koçan zaptetmez saban zapteder: Tarlanın tapusuna sahip olmak, ona gerçek anlamda sahip olmak değildir. Gerçek sahiplik, o tarlayı gerektiği gibi işleyip ondan en iyi şekilde yararlanmaktır.

    YanıtlaSil
  80. Şahin ile deve avlanmaz: Sahin ile ancak kuş avlanır, deve avlana-maz. Bunun gibi, büyük iş yapmak isteyenin, buna uygun araç - gereç ve eleman kullanması gerekir.

    Şahin küçüktür ama koca turnayı havadan indirir: Görünüşe al-

    danmamak gerekir. Görünüşünün tersine çok bilgili, becerikli ve güçlü olan insanlar da vardır.

    Şaraptan bozma sirke keskin olur: Sonradan yoldan çıkan kişi, öte den beri yolunu şaşırmış olanı geçer.

    Şaşkın ördek başını bırakır, kıçından dalar: Nasıl yapılacağını bil mediği bir işi yapmaya kalkan hem başarısız hem de gülünç olur.

    Şeyh uçmaz müridi uçurur: Mürit, şeyhine çok bağlı olup onun her dediğine inanır. Hatta bazen çok ileri gider. Öyle bir şey olmadığı hâl de, şeyhte olağanüstü özellikler bulunduğunu söyler ve her yerde an-latır. Böylece uçmayan şeyhi uçurur.

    Şeytan adamı kandırır ama suyunu ısıtmaz: Kötü niyetli kişi, insanı yoldan çıkarır. Yoldan çıkardığı kişinin başı derde girince, ona yardım-cı olmaz ve ortadan kaybolur.

    Şeytanın dostluğu darağacına kadardır: Kötü kişinin dostluğu, işi bitinceye ya da zoru görünceye kadardır. Bu yüzden, böyle kişilerin dostluğuna güvenmemek gerekir.

    Şeytanla kabak ekenin kabak başına patlar: Düzenbaz bir kisiyle arkadaşlık yapan, er geç bir düzenin (hilenin) kurbanı olur.

    Şimşek çakmadan gök gürlemez: Bir olayın gerçekleşmesinden ön-ce, bununla ilgili bazı İşaretler görülür.

    Söhret felakettir: Ünlü biri olmanın, çok güzel bir şey olduğu düsü-nülür. Oysa ünlü olmanın pek çok sakıncası da vardır. Örneğin ünlü kişi özgür değildir, dilediği gibi yaşayamaz. Çevresi ve yakınları ondan çok şey bekler, bunları yerine getiremez. Üzülür, sıkılır, bunalır, rahat yüzü görmez. Şöhret felaket olur.

    YanıtlaSil
  81. Laf Lafı Açar

    "Bir konu üzerinde konuşulurken ilgisi dolayısıyla söz baş-ka bir konuşmaya geçer, sohbet uzar, gider." Anlamında kul-landığımız söze, laf lafı açar, deriz. Çoğunlukla bu atasözünü sohbet meclisinde veya katıldığımız bir söyleşi programında karşılıklı konuşmalar uzadığında ve başka konulara geçildi-ğinde kullanırız. Oysa en ideal söz, yerinde ve kararında söy-lenilen sözdür. Karşısındaki insana "Acaba konu neydi?" soru cümlesini söyleten kimse, iyi bir konuşmacı değildir ya da ne konuştuğunu bilmiyordur.

    Peki, güzel konuşmanın püf noktası var mıdır?

    Elbette vardır!

    Ne söyleyeceğimizi önceden kafamızda tasarlayıp duygu ve düşüncelerimizi en kısa yoldan anlatırsak, konuşmanın da en can alıcı yerini yakalamış oluruz. Nihayetinde "Insanı insan yapan ağzından çıkan sözdür.” Bu sözün en güzel karşılığını muza gidip o yıllardaki tatı bayramları hatırlamaya çalışalım. bayram günlerinde görürsünüz. Hadi, biraz da çocukluğu-

    -132-

    YanıtlaSil
  82. salu, o yıllarda ev halkı ile bayramlaştıktan sonra mahallede kkimin kapısını çalardınız?

    Tabii ki en güler yüzlü, en tatlı dilli, en yumuşak huylu kimse ve en çok bayram harçlığını bize kim veriyorsa onun kapısını çalardık değil mi?

    İşte bayramlarda bile çocukların ilk görmek istediği bu kimseler, kalplere nüfus etmeyi başarmış dahilerdir. Belki de yeryüzünün en zeki insanlan bunlardır. Gerçi "dâhi" denince pek çoğumuzun aklına "olağanüstü yeteneği olan" kimseler gelir ama çocukların bile bayramlarda ilk görmek istediği bu kişiler de oldukça yetenekli ve terbiyelidir. Ayrıca insani yon-leri de çok gelişmiştir.

    Bu yetenek ve terbiyeden yoksun olan, ağzından hoşa git-meyen çirkin sözler çıkan kimselerin insani yönünde ise bir daralma veya kırılma söz konusudur. Bu durumdaki birinin insanlarla sağlıklı iletişim kurması mümkün değildir. Bırakın insanlan, bir hayvana bile güzel olmayan kötü sözler ile yak-laşırsanız o hayvanı kendinizden soğutmuş olursunuz. Hatta ağzınızdan çıkan kötü bir söz ile masum bir çiçeği bile soldu-rabilirsiniz. Çünkü "Sözlerin de bir ruhu vardır."

    O sebeple karşılıklı konuşurken güzel bir üslup kullan-maya dikkat edelim lütfen. Eğer sözlerin en güzelini duymak istiyorsanız Allah'ın kitabına da kulak vermelisiniz. "Sözün en güzeli Allah'ın (cc) kitabı'dır. Rehberliğin en güzeli ise..." Ålemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin "...rehberliğidir."7 O Allah ki bu kutlu rehbere, "...Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderler-di..." diye buyurmaktadır.

    O hâlde biz de kaba, katı kalpli biri olmayalım; ne ağzı-mızdan çıkan sözler ile birilerini kırıp insanları etrafımızdan

    7 Hadislerle İslam Cilt 1 s. 416

    8 Al-i Imran Suresi - 159. Ayet Tefsiri

    -133-

    YanıtlaSil
  83. uzaklaştıralım ne de konuşurken "Nasıl olsa laf lafı açıyor." diyerek insanların sabrını zorlamayalım.

    YanıtlaSil
  84. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شوالي جنان

    وكيف تكفرون وانتم لكل علي نيك رسوله ومن يعتصم بالله فقد هدى إلى حيرة تستقيم بانيها الذين آمنوا القوا الله على القائم ولا التيار وانتم مُسْلِمُونَ ، واغتصبوا بحبل المحميها ولا لعاني واذكروا بعنت الله عَلَيْكُم إِذا كنتم اعداة عالم قلوبكم فاصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ الخَوَانًا وَكُنتُمْ عَلى شما حر من النار فانقذكم منها كذلك يبين الله العالمين لعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ، ولتكن منكم أنه يدعون إلى المارة وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ المنكر وأوليك في الْمُفْلِحُونَ وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِن بعد مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ يوم تنفر وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَطفال بعد إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ وَأَمَّا البَي البَتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رحمة الله هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ بلد أيَاتُ الله تَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالحَقِّ وَمَا الله يريد كلتا العالمين .

    وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا

    "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın.99 (Al-i Imran, 3/103)

    Mashaf sayfa no: 62

    Hafizlık sayfa no: 4. cúz/19. sayfa

    HEP BİRLİKTE ALLAH'IN DİNİNE SARILMAK

    BİLGİ

    Cahiliye devrinde, Evs ve Hazrec gibi, birbirlerine düşman olan bazı topluluk-lar, Peygamberimizin davetiyle Müslüman oldular ve kavgayı bıraktılar. Ancak zaman zaman bazı tatsızlıklar olmaktaydı. Yüce Allah onları uyardı ve birlik olmalarını öğütledi. Çünkü İslam, kardeş kavgasına razı değildir. Birlik ve be-raberliğin olmadığı durumlarda Müslümanların dine uygun yaşamaları zorlaşır. Hatta bölünüp parçalanan milletlerde fertlerin kendi canları bile tehlikeye düşer.

    MESAJ

    1. Müslümanların bir ve beraber olması, Allah'ın emridir. Bu beraberlik, İslam esasları çerçevesinde yürütülür.

    2. "Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez

    Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez." (Mehmet Akif)

    KELİME DAĞARCIĞI

    Hablillah: Allah'ın ipi, Allah'ın dini.

    Cemian: Topluca, hep birlikte.

    62

    YanıtlaSil
  85. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    ود ما في السنوات وما في الأرض قال الله الرجع اللوز . كنتم خير أمه المرجت المناس تأمرون المعروف والهون عن المنكر وتؤمنون بالله ولو امن المل الكتاب لكان خيرا لهم منهم المؤمنون وأكثرهم القليلون أن بروكم إلا الى ان يقاتلوكم ام الأخبار لم لا ينصرون • ضربت عليهم له ابنَ مَا تُقِفُوا إِلَّا يحبلٍ مِنَ اللهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وال الطبٍ مِنَ اللهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمُسكنة ذلك بالهم كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللهِ وَيَقْتُلُونَ الأنبياء بغير حَتَّى ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ . المشوا سواةً مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَائِمَةٌ يَتْلُونَ آيَاتِ الله اثناء اليل وَهُمْ يَسْجُدُونَ يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ

    وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِلَى

    اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ

    "Göklerde ve yerde ne varsa

    Allah'ındır. İşler, dönüp dolaşıp

    Allah'a varır.

    (Al-i Imran, 3/109)

    الأجر ويَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وتشاركون في الخيرات وأُولئِكَ من الصالحين . وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ

    Mushaf sayfa no 63

    Hafızlık sayfa no: 4. cüz/18. sayfa

    GÖKLERDEKİ VE YERDEKİ HER ŞEY ALLAH'A AİTTİR.

    BİLGİ

    Dünya hayatında insanların görevi, iyilerden olmak ve yeryüzünde iyiliği yayıp kötülüğü önlemeye çalışmaktır. Bunu yapanların yüzleri ahirette gülecektir. Bu uğurda gayret sarf etmeyenler ise pişman olacaklardır. Halbuki bütün insanların İyice düşünmesi ve öğüt alması gerekmez mi? Yer Allah'ın, gökler Allah'ındır. Dünya Allah'ın, ahiret Allah'ındır. Bu hayat sona erdiğinde her insan Allah'ın huzuruna varacak ve bütün işlerinden hesap verecektir.

    MESAJ

    1. Yüce Allah'ın her şeyin sahibi olduğunu bilenler, O'nun uğrunda gayret sarf ederler ve akıbetlerini düşünürler.

    2. Allah dilediğini yapma gücüne sahiptir. O'ndan saklayabileceğimiz hiçbir

    şey yoktur.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Umûr: İşler, olaylar.

    Ard/Arz: Yer, yeryüzü.

    Semavât: Gökler.

    63-

    YanıtlaSil
  86. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    ان الذين كفروا أن تعنى علهم أموالهم ولا لا من الله شيئا وأولئك أصحاب النارهم فيها خالي مثل ما يتفقون في هذه الحيوة الدين كسل ريح الهار أصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَاهنكته وما في الله ولكنْ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ يَا أَيُّهَا الديوان لا تتخذوا بطالة مِنْ دُونِكُمْ لَا يَالُونَكُمْ حَالا من مَا عَبْتُمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورَ أكبر قد بينا لكُمُ الْآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ من أولاء تحبونهمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بالكتاب في وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا أَمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُوا عَلَيْكُمُ الْآنا من الغيظ قل موتوا بغيظكم إِنَّ الله عليم بنات الصدور إن تنكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِن المنحة سيئة يفرحوا بها وإن تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لا يطركُمْ كيلو شَيْئًا إِنَّ الله بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِك توى الْمُؤْمِنِينَ مقاعِدُ الْقِتَالِ وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ .

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُمْ

    66 Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler.99

    (Al-i Imran, 3/118)

    Mahaf sayfa no: 64

    Hafizlik sayfa no: 4. cúz/17. sayfa

    SIRDAŞ SEÇİMİNDE DİKKATLİ OLMAK

    BILGI

    Hicretten sonra, Medine'deki kabilelerden bir kısmı Müslüman olmuş bir kısmı olmamıştı. Fakat yapılan anlaşma gereği, farklı dini gruplar bir arada yaşamaya başladı. Bir de görünüşte Müslüman olduğu hâlde, gerçekte inan-mayan münafıklar vardı. Müslüman olmayanlardan bazıları da gizli düşmanlık içindeydi. Hatta kimi zaman ağızlarından çıkan sözler düşmanlıklarını ele veriyordu. Dıştan dostlukları sebebiyle Müslümanlara yakınlaşan bu kişiler, sırları öğrenmeye ve bu sırları düşmanlara açıklamaya başladılar. Yüce Allah bu durumu bildirerek, gizli düşmanlara karşı tedbirli olunmasını istedi.

    MESAJ

    Müslümanlara karşı açıktan veya gizli düşmanlık içinde olanlara sır verilme-mesi gerekir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Bitâneten: Sırdaş, yakın dost.

    Habålen: Kötülük, fesat.

    64

    YanıtlaSil
  87. NGONG LASTIN HAMILI MANANIN AMILA

    يا أيها الذين آمنوا لا تأكلوا الربو اضعافا مضاعفة واتقو الله لعلكم

    تفلحون

    Ey iman edenleri Kat kat armmamış olarak fuiz yemeyin Allah'tan sakının ki kurtuluşa enesiniz.

    3/30

    بامشاط الفنان الكتان المسلا والة والمساوي ال الميتوكل السليلون والقة الخركم الله بينتي واللم اولة اتقوا الله لعلكم الشكرون إذ تقول المؤمنين الى ليكم ان تلكم الحكم بثلثة الاف من المليكة تارين إلى أن تصبروا وتتقوا ويأتوكم من فورهم هذا وما جعله الله إلا بقرى لكم وينطنين قلوبكم به وما النصر إلا من عند الله العزيز الحكيم ليقطع طرفا من الذين كفروا أو يحبتهم فينقلبوا حابين . ليس لك من الأمر في أَو يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعلنهم قالهم طالبون ولله ما في السنوات وما في الأرض يغفر لمن يشاء ويعلبُ مَن يَشَاءُ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيا . يا أيها الذين أمنوا لا تأكلوا الربوا أضعافا مضاعفة والقوا الله لعلكم تفلحون والقوا النار التي أعدت المكافرين وأطيعوا الله والرسول لعلكم تترحمون .

    Mushaf sayla ne 65

    Hafizlik sayfa no 4. cúz 16. sayfa

    FAİZ HAK EDİLMEMİŞ FAZLALIK

    Cahiliye döneminde, kolay kazanma hırsına kapılmış bazı insanlar, paraya ihtiyacı olan kimselere borç veriyor fakat bu borcu fazlasıyla geri almayı şart koşuyorlardı. Bazıları da herhangi bir nedenle bir alacağını zamanında tahsil edemediğinde, borçluya süre veriyor fakat bu ek süre karşılığında, alacaklarını artnyorlardı. Dolayısıyla zor durumdaki borçlunun ödeyeceği para zaman geçtikçe kat kat fazlalaşmış oluyordu. Hak edilmeden alınan bu fazlalıklara faiz denmekteydi. Faiz, mal hırsına kapılmanın göstergelerinden biridir. Bu derece mal sevgisi içinde bulunan kimselerin hakiki bir kulluk yapmaları ve Allah yolunda canla başla mücadele etmeleri zordur. MESAJ

    Faizden uzak durmak, Müslüman olmanın ve Allah'tan korkmanın bir gereğidir.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Riba: Faiz, tefecilik.

    65

    YanıtlaSil
  88. Dördüncü Bölüm: LÚGATÇE

    303

    Camak: Cağırmak, feryad etmek. Oak Cerall, ik, mum, çıra,

    mih, kazık. (b) Pir seyin kımıldamaması için üste konan şey. baskı, büyük çivi,

    Calal: Zarh.

    tha: Bez dokuyucu.

    Cile (0: Cünkü, madem ki: ne zamanki.

    Çünkim: Çünki.

    -D-

    Dad: Tad, lezzet, çeşni.

    Dád (1): Adalet.

    Dád u sited (f): Alış-veriş.

    Dağ (f): Yara, yanık yarası.

    Dahı: Dahi, bundan başka, aynı zamanda, hem de, ve.

    Dak tutmak: Kusur bulmak, târiz etmek, itiraz etmek; ta'n etmek, kına mak.

    Daim (a): Devamlı, sürekli.

    Dakı: Dahi, da, de.

    Dakmak: Takmak, ad takmak, ad koymak.

    Dalålet (a): Doğru yoldan sapmak, sapıtmak.

    Dâniş (f): Bilgi, ilim

    Danışman (f): Bilgin (dânişmend'den).

    Dânişmend (1): Bilgin (eskiden medreselerde küçük dereceli hoca).

    Dapa: Taraf, yön, a-doğru, a karşı.

    Dar (f): Darağacı.

    Dâr (a): Ev, yapı, yer, yurt.

    Dâr-1 mihnet (a.f.): Mihnet evi, gam, keder yeri.

    Da'vi (a): Da'va, bir şeyi iddia etme.

    Dâvûd: İsrailoğullarından bir peygamber ve hükümdar Süleyman Peygam-berin babası. Zebůr kendisine indirilmiştir. Sesinin güzelliği ile ta-nınmıştır.

    Deccâl (a): Kıyamete yakın çıkacağı ve bazılarını dinden, imandan çıka-racağı rivayet edilen ve Hz. İsa tarafından öldürülecek olan yalancı

    peygamber. Degin: Kadar, dek.

    Değme: Herhangi bir, her bir, her, rasgele. Değmek: Ulaşmak, erişmek, dokunmak.

    Değritmek: Oynatınak, hareket ettirmek, dolaştırmak.

    Değşirilmek: Değiştirilmek, çevrilmek, döndürülmek.

    YanıtlaSil
  89. 302

    YUNUS EMRE

    Cercis (a); Isa Peygamber'den sonra gelen ve onun seriatına uyan bie peygamber. Adı Kur'an'da geçmez. Yetmis defa öldürüldüğü halda

    yetmiş defa dirilmiştir. Cevelân, cevlân (a): Gezinme, dolaşma, dolanma.

    Cevher (a): Kıymetli taş: maya, öz.

    Cevr (a): Haksızlık, gadir, zulüm; ezů, cefâ, eziyet.

    Cevşen (a): Zırh, vaktiyle giyilen savaş elbisesi.

    Cezire (a): Ada.

    Cibril (a): Tanrı kulu. Tanrı kudreti anlamına gelir. Tanrı katında dere celeri en yüce dört melekten en büyüğü, Cebrail. Peygambere Tan rı haberini getiren ve vahye vasıta ve memur olan melek.

    Cim (a): Eski yazımızda bir narf.

    Cur'a (a): Bir yudum içilecek şey, kadehin dibinde kalan son yudum

    Cüft (f): Çift, ikili, eşi olan; eş.

    Cümle (a): Bütün. hep.

    Cünbiş (1): Kımıldanma, oynama, hareket etme; eğlence, eğlenti.

    Cüstü củ (1): Arayıp sorma, araştırma.

    Cüşa gelinek: Coşnak, kaynamak, taşmak.

    Cüvan (1): Genç, civan, delikanlı

    Cüz' (a): Kısım, parça, bölük.

    C-

    Çağada: Çocukça (çağa: yeni doğmuş, daha tüyü bitmemiş).

    Çağıru: Dâvet, davetiye.

    Çah (f) Kuyu, çukur.

    Çakmak: İyice anlatmak, bildirmek, tanıtmak; aksettirmek, ifşa etmek, gammazlamak, kovlamak.

    Çalab, çalap: Tanrı:

    Çalınmak: Çizmek, çizilmek, silinmek (yazı).

    Çapük (f): Çabuk, tez, çevik.

    Çapük-baz (1): Çevik.

    Çar (f): Dört.

    Çarh (1): Gök, felek.

    Çarlı felek: Gök.

    Çarsů (f): Çarşı.

    Çeng (1): Kanuna benzer bir çeşit saz.

    Çerağ (f): Fitil, mum, kandil, çıra.

    Çeri: Asker.

    Çeşte (f): Altı telli saz, tanbur (şeştȧ'dan gelme).

    Çevgân (f): Gây u çevgân, cirit oyununda topu çelmek için kullanılan ucu eğri değnek.

    YanıtlaSil
  90. 476

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Mürüvvet: Başkalarına bol bol iyilikte ve insåniyette bulunma yı, Adet ve huy edinmektir.

    vesair hususlarında Neyl: Dost ve arkadaşlara, geçimlerinde yardımcı olmak, mal ve sebeplerinde ortaklık göstermektir.

    Muvâsât: Dost ve arkadaşlara lutuſkårlıkta bulunmak, kendi-lerini hoş tutup Idâre etmek ve nimetten yararlandırmaktır.

    Semâhat: Vermekle mükellef bulunulmayan şeyleri, gönülden

    koparak vermektir.

    Müsâmahat: Bırakılması gerekmeyen şeyleri, başkalarının ya-rarı ve hoşnudluğu için gönülden koparak ve isteyerek bırakmaktır. (281)

    Peygamberimizin İnsanların En Comerdi Oluşu:

    Bu üstün ve şerefli ahlâkta da, Peygamberimizin dengine erişe bilecek yoktu.

    Peygamberimizi, yakından tanıyanlar, Kendisini, böyle vasıfla-mışlardır. (282)

    Hz. Ali «Resûlullah Aleyhisselâm, eli açıklıkta, insanların, en Cö-merdi idi.» (283)

    Hz. Aişe «Resûlullah Aleyhisselâm, hayrda, esen rüzgârdan daha cömerd idi.» (284)

    Abdullah b. Abbas «Resûlullah Aleyhisselâm, insanların, en Cö-merdi idi.» (285)

    Abdullah b. Ömer «Resûlullah Aleyhisselâmdan daha Cömerd bir kimse görmedim!» demiştir. (286)

    Peygamberimizde Cömerdliğin her türlüsü; Allah yolunda, Al-lah'ın Dinini açıklamak, Allah'ın kullarını doğru yola kılavuzlamak, aclarını doyurmak, cahillerini öğütlemek, hâceti görüleceklerin hå-cetlerini görmek, yararlanacakları, her yolla yararlandırmak ve ağır-lıklarına tahammül etmek gibi İlim, Mal ve Nefs Cömerdliğinin hep-si Kendisinde mevcud idi. (287)

    Peygamberimiz Ben, ancak Bölüştürücüyüm!

    Veren ise, Allah'dır!» (288)

    (281) Alâüddin Ali Ahlâk-ı Alái c. 1, s. 60-61

    (282) Kadı Iyaz Şifa c. 1, s. 83

    (283) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 2, s. 43

    (284) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 367

    (285) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 358-369, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 288,

    Buhari Sahih c. 6, s. 101, Müslim Sahih c. 4, s. 1803, Tirmizi Şemail a. 60

    (286) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 373

    (288) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 234, Buharl Sahih c. 1, 5. 26, Müslim-Sahih c. 2, s. 719

    (287) Kastalani Mevâhibülledünniye c. 1, s. 398

    YanıtlaSil
  91. AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI

    Bize, Mirascı olunmaz!

    Bizim bıraktığımız, Sadakadır.

    477

    Ancak, Muhammed'in Allesi, ondan, yer!» buyurmuştur. (289) Ebû Zerrülgıfârî der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bana (Ey Ebû Zer! Şu, hangi dağdır?) diye sordu. (Yâ Resûlallah! Uhud'dur!) dedim.

    Resûlullâh (Varlığım, Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ede-rim ki; O'nun, benim için altın'a çevirilmesi, beni aslå sevindirmez. Onu, bir Kırat bile bırakmaksızın Allah yolunda harcarım!) bu-yurdu.

    (YA Resûlallah! Bir Kantar mı bırakmaksızın?) diye sordum. Resûlullah (Bir Kırat bile bırakmaksızını) buyurdu ve bunu, üç

    kerre tekrarladı. Sonra da (Ey Ebû Zer! Ben, ancak, az olanı, az derim, çok ola-nı, çok derim!) buyurdu.» (290)

    «Akşama doğru, Medine'nin Harre mevkiinde, Peygamber Aley-hisselâmla birlikte yürüyordum ve Uhud dağına bakıyorduk. Peygamber Aleyhisselâm (Ey Ebû Zer!) buyurdu.

    (Buyur yâ Resûlallah! Emrine âmâdeyim!) dedim. (291) Resûlullah Aleyhisselâm, Uhud'e bakarak (Şu Uhud'ün, benim için altın'a çevirilmesini (292), ondan bir tek Dinar'ın, üç günden fazla yanımda akşamlamasını, beklemesini arzu etmem!

    O bir tek Dinar'ı da, ben, sâdece borç için yanımda bulundurur (293), hepsini, Allah'ın kullarına (Elile sağına, önüne ve soluna işâ-ret ederek) alınız! Alınızı derim!) buyurdu.

    Sonra, yürümeğe devam ettik.

    (Ey Ebû Zer! (294) Çok mal sahipleri vardır ki (295), Kıyamet gününde (296), onlar, Sevabca pek azdırlar.

    Ancak, (Yine elile sağına, önüne ve soluna dağıtma işareti yapa-rak) mallarını, şöyle, şöyle harcayanlar, müstesnâdır! (297)

    Böyleleri de, pek azdır.) buyurdu.» (298)

    (289) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4, Buhari Sahih c. 4, s. 210, Müslim Sahih c. 3, s. 1330, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 142

    (290) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 149 (291) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 152

    (292) Buhari Sahih c. 3, s. 82

    (293) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 152, Buharl Sahih c. 3, s. 82

    (294) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 152

    (295) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 152, Buhari Sahih c. 3, s. 82

    (295) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 152

    (297) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 152, Buhari Sahih c. 3, s. 82

    (298) Buhari Sahih c. 3, s. 82

    YanıtlaSil
  92. mi

    سورة القرى (٢٢-٢١)

    مع هذا، عوامه با سلان فوتوشه بردن خواص مقدار من الدار عکس حالده عوام بوکان فوتوتر

    اهلا مقدن محروم قالير.

    an dan,

    hil

    ١٦٨

    وكذا، عوام ناس الفت البندقرى السلونلردن و افاده لرن جشید ارندن و دائما في اللرنده بولو الفاظ، معانى و عباده کردن فکر لرنی ابرامد قارندن ملاق حقیقتری و عقلانی از ایده مزلی آنکھ او لوكك حقائقك او نارك الفت ابتد فكرى افاده لر الله آقلا تها اسمه می اور م فقط قرآنك بويله افاده لرينك حقیقت اولد يعني اعتقاد انتم ما در لرکی جسمیت و جمعیت کی محال شياره ذاهب او لما سبنار. آنجه او کی افاده لره، حقائقه لحمل ايچونه به وسیله نظر باله

    با فيلم ليدر.

    مثلا، جناب حقك لا فائده اولان تعرفتك كيفيتي، آنجه بر سلطانك تحت سلطنتنده یا پریفی تصروار تصوير ايديله بيلير بولا بناء در كه ( الرحمنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى ) آینده کنا به طریقی

    اختيار ايد يالمدر.

    حیاتی بو مرکزده اولان عوام نامه با پیلان ارشاد کرده، بلاغت و ارشادن اقتضا سنجی عوامك فهمارين مراعات حياتنه احترام فكر ترين و عقارين كوره يورومك لازمدر. ناصر الكه بر جو مقاله قونوشان کندیسنی جو جعلا شد برد و جوجعك اقلامی ایچون جوجه کی قونوشور بونك کی، عوام نامه فهملرینه کوره افاده اید یلمه قرآن كريمك اینجه حقيقتهاري ، ( النزلات الإلهية إِلى عُقُولِ الْبَشَيِ ايله اليل معده در. يعني ان انارك فهم دينه كوره اولان تنزلات الهيه، يعني جناب حقك خطا با تنده با پدیغی تنزللى ان انارك ذهن هاريني حقا ئقدن تنغير ايدوب قاهير تما من ایچونه الهی بر او قشامه در بوند ايچونه متشابهات دینیان قرآن كريمك الا و باری، هم حقیقتهاره كمك ايجون، هم آن در من اینجه لنظری کوسترمان ایچون، عوام ناسك كوزلرینه بدر دوربین،

    بدر كون لكدرلي.

    بوسره بناء در که، بلغا، بیون بر او لجوده اینچه حقیقت هری تصور اتمك وطاغينين معن الري تصویر و افاده ايتمان الحجون استفاده و تشبیهاره مراجعت ايديولر متشابهات دخی اینجه و مشکل استعداده لون بر قسميد. زيرا متشابهات، اینجه حقیقتاده صور تار در.

    YanıtlaSil
  93. if elf

    عقليات

    Akliyat: Akıl yoluyla elde edilen bilgiler

    Belagat: Håle uygun söz söyleme

    بلا

    Bülega: Belagat sahibi, güzel konuşanlar

    چھتیت

    Cihetiyet: Allah'ım bir yönde olduğunu iddia etmek

    جنيت

    Cismiyet: Allah'ın cisim olduğunu iddia etmek

    الفاظ

    Elfaz: Lafizlar

    خواص

    Havas: Seçkin tabaka

    حشيات

    Hissiyat: Hisler

    خطابات

    Huabat: Topluluğa konuş-malar

    المتراز

    İhtiram: Hürmet etme

    اختيار

    İhtiyar: Tercih etme

    اقتض

    Iktiza: Gerekme

    ازشان

    İrşad: Doğru yolu gösterme

    استعادة

    İstiare: Bir varlığa asıl adını değil de benzediği başka bir varlığın adını verme san'atı

    كيفيت Keyfiyet: Bir şeyin nasıl olduğu

    كناية

    Kinaye: Dolaylı anlatma

    معاني

    Maani: Ma'nalar

    JG

    Muhal: İmkansız

    مركعات

    Müraat: Uyma, gözetme

    مشكل

    Müşkil: Zorluk, güçlük

    متشابهات

    Mütesabihat: Ma'nâsı açık olmayan âyet ve hadisler

    طريق

    Tarik: Yol

    تصرف

    Tasarruf: İdare etme

    تصور

    Tasavvur: Zihinde şekillen-dirme

    تنفير

    Tenfir: Nefret ettirme

    ذاهب

    Zahib: Bir fikirde olan

    YanıtlaSil
  94. Maaháza, aväma yapılan konusmalardan havas hisselerim alular Aksi halde, avâm yüksek konuşmaları anlamaktan mahrum kalır.

    elfaz, maini ve ibärelerden fikirlerini ayıramadıklarından. çıplak hakikatleri ve akliyatı fehim edemezler. Ancak o yüksek hakäikın, onların ülfet ettikleri ifadeler ile anlatılması lazımdır.

    Ve keză, avâm- nås ülfet ettikleri üslüblardan ve ifadelerin çeşitlerinden ve daima hayallerinde bulunan Fakat Kur'an'ın böyle ifadelerinin hakikat olduğunu i'tikad etmemelidirler ki, cismiyet ve cihetiyet gibi muhal şeylere zähib olmasınlar. Ancak o gibi ifadelere, hakäike geçmek için bir vesile nazarıyla bakılmalıdır.

    Mesela, Cenâb-ı Hakk'ın käinåtta olan tasarrufunun keyfi. yeti, ancak bir sultanın taht-ı saltanatında yaptığı tasarrufla tasvir edilebilir. Buna binåendir ki, ayetinde kinaye tariki الرحمن على العرش استوى ihtiyår edilmiştir.

    Hissiyatı bu merkezde olan avām-1 nåsa yapılan irşadlarda, belågat ve irşadın iktizásınca, avâmın fehimlerine müräât, hissiyatına ihtiram, fikirlerine ve akıllarına göre yürümek lazımdır. Nasıl ki bir çocukla konuşan, kendisini çocuklaştırır. Ve çocuğun anlaması için çocuk gibi konuşur. Bunun gibi, avâm-1 nâsın fehimlerine göre ifade edilen Kur'ân-ı Kerim'in ince hakikatleri, القوات الانمي إلى عقول البشر ile anılmaktadır. Yani insanların fehimlerine göre olan tenezzülât-ı İlâhiye, yani Cenab-ı Hakk'ın hitâbâtında yaptığı tenezüller, insanların zihinlerini hakäikten tenfir edip kaçırtmamak için İlâhî bir okşamadır. Bunun için müteşâbihât denilen Kur'ân-ı Kerim'in üslûbları, hem hakikatlere geçmek için, hem en derin incelikleri göstermek için, avâm-1 nâsın gözlerine birer dürbün, birer gözlüktürler.

    Bu sırra binâendir ki, bülega, büyük bir ölçüde ince hakikatleri tasavvur etmek ve dağınık ma'nåları tasvir ve ifade etmek için istiâre ve tesbihlere müracaat ediyorlar. Müteşâbihât dahi ince ve müşkil istiârelerin bir kısmıdır. Zîrâ

    müteşâbihât, ince hakikatlere suretlerdir.

    YanıtlaSil
  95. n) za

    FARINTE BUGUN -1499-Inebahti Kalesi,

    II. Beyazıt komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından

    fethedildi.

    1960-Demokrat Parti kapatıldı.

    EYLÜL

    29

    PAZARTESİ

    BIR AYET Eğer Allah dileseydi sizi zorluklara uğratırdı.

    Bakara Suresi: 220

    BİR HADİS

    Ümmetimin en şereflileri, Kur'ân okuyanlar ve gece kalkıp ibadet yapanlardır.

    R.AHİR

    Taberanî

    RUMI: 16 EYLÜL 1441

    HIZIR: 147

    Madem ben de bu vatanın bir evladıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır.

    Emirdağ Lahikası

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi Aksam Yatsı

    Imsak Günes

    Ööle

    İkindi

    Aksam Yats

    YanıtlaSil
  96. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1914-İstanbul'da

    Elektrikli Tramvay İşletmesi

    açıldı.

    1939- Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş vefat etti.

    1975-Yüzbaşı Re'fet Barutçu vefat etti.

    MÜBAREK BERAT GECENİZİ TEBRİK EDERİZ

    14

    ŞUBAT

    02

    PAZARTESİ

    ŞABAN

    BİR AYET

    Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız olarak

    ödenecektir.

    (Zümer: 10)

    BİR HADİS

    Gözlerin zinası harama bakmaktır.

    1447

    RUMI: 20 K. SANİ 1441

    KASIM: 87

    Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakikatlı bir âlimi olabilir.

    Günes

    Öäle

    İkindi Aksam Yatsı

    Lem'alar

    Imsak

    İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  97. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    - 1451 - Osmanlı padişahı II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmet) tahta geçti.

    2002- Ali Ulvi Kurucu

    vefat etti.

    ŞUBAT

    03 SALI

    15 1447 ŞABAN

    RUMI: 21 K. SANİ 1441 KASIM: 88

    BİR AYET

    Ey mü'minler, hepiniz Allah'a tevbe ediniz ki, dünya ve âhirette saadete kavuşasınız. (Nûr: 31)

    BİR HADİS

    Kişi mescide ne maksatla gelirse, nasibi odur.

    İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır.

    İmsak Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    Sözler

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil

Yorum Gönder