Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
bag görü ile Yüce Hakkı görmesi, bütün arzularına nail olması vardır. Sonra, bizleri böyle ulu Resule ümmet eylediği, ona salût à selam oku-maya başarı ihsan edip irşad eylediği için Yüce Allah'a hamd olsun.
YETMİŞ İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e, zeytin yaprak-ları ve bütün meyveler sayısınca salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
Zeytin.
Mübarek bir ağaçtır. Kur'an-ı Kerim'de övülmüştür. Bu mübarek ağaca dair nekadar yaprak varsa.. bitmiş olan ve bitecek olanlarım sayısı kadar salåt taleb edilmektedir.
Meyveler.
Tabirinden ise.. iki mana çıkar. Ya zeytinin yemişleri.. yahut sair ağaçların yemişleridir. Zeytinin verdiği yemişler murad edilmş ise, şu mana çıkar.
Bitmiş ve bitecek yemişlerinin sayısı kadar salåt eyle.
Mana zeytin üzerine atıf olunca, şu çıkar:
Bu dünyada bitmiş ve bitecek, Ahirette ise, sonsuz olarak ne-kadar sayısız yemişler varsa.. onların sayısı kadar Habib-i Ekrem ve Neblyy-i Muhterem Resulüllah S.A. efendimize salât eyle. Onu muaz-zez ve mükerrem eyle. Bizleri de, o kadar salavat-ı şerife getirmiş ka-dar üstün sevaplara nail eyle. O kadar faydalarla mesrur eyle.
Burada, sair yemişlerin yaprakları zikrolunmayıp sadece zeytin ağacının yaprağı zikrolundu. Bunun hikmeti babında ulema şöyle de-di:
Zeytin yaprağının üzerinde, Yüce Hakkın ism-i azamı yazıl-mıştır. Bunun için, hasseten zeytin yaprağı anlatıldı.
En doğrusunu Allah-ü Taâlâ bilir.
Devam edelim:
Allahım, olmuşların ve olacakların sayısı kadar, efendimiz vu sahibimiz Muhammed'e salât eyle...
Bu salavat-ı şerifenin daha açık şerhli manası şudur:
Evvel âhir cümle mevcudatı ketm-i ademden vücuda getiren nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı büyük Allah.. cümle mahlukatı icaddan bu ana kadar canlı cansız, ülvi süfli küçük büyük, nekadar vücuda gelen şeyler varsa.. onların sayısınca; bundan sonra da vücuda gelecek nekadar şeyler varsa.. onların sayı-sınca Resulüllah S.A. efendimize salât eyle..
Devam edelim:
Hatta, üzerine, gece karanlığını gerdiği, gündüzün aydınlattı ğı şeylerin sayısı kadar salât eyle..
küçük, canlı cansız bütün mevcutların sayısı kadar Habib-i Ekrem ve Yeryüsünü karanlığın örttüğü, gündüzlerin de aydınlattığı büyük Neblyy-1 Muhterem S.A. efendimize salât, tekrimat, tahiyyat inzal ey-le.. Hem de sonsuz olsun. İki cihanda muazzez ve mükerrem eyle.
Devam edelim:
- Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e, onun âline, zevcelerine, zürriyetine ümmetinin nefesleri sayısı kadar salât eyle..
çocuklarıdır; kıyamete kadar gelecek olan torunlarıdır. Yani: Çocuk-Bu salavat-1 serifede geçen; Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti, larının çocukları..
Yine bu salavat-ı şerifede geçen:
ÜMMET.
Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimizin tüm ümmeti anlatılmak istenmektedir. Bu ümmet, Resulüllah S.A. efendimizin gönderildiği tüm insanlardır. Bunlar, ister nübüvvetini tasdik edip iman şerefi ile müşerref olarak icabet ümmeti olsun; isterse, inad edip kendisini tas-
dik etmeyen davet ümmeti olsun.. hepsi ümmeti sınıfına dahildir. alır. Bunlardan her biri, bir gün ve bir gecede yirmi dört bin nefes
Durum anlatıldığı gibi olunca, bu salavat-ı şerifenin daha açık manası şu olur:
Resulüllah S.A. efendimizin peygamberliği ile başlayan üm-metinden, taa, kıyamete kadar gelmiş ve gelecek ümmetlerinin aldık-ları nefeslerinin sayısı kadar; Resulüllah S.A. efendimizin kendisine, Aline, zevcelerine, zürriyetine salât eyle. Çeşitli berektler, türlü tür-lü ikramlar ederek lütuf ve keremine mazhar eyle. Yüce şanına lâyık ikramlar eyle.
Devam edelim:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz salavatın be-reketi ile bizi FEVZ bulanlardan eyle.
Bu dunya bütün ümmet dahildir.
Bu cümlede geçen:
- FEVZ.
Lafzı ise; sıkıntı, dert, keder, gam, elem, hüzün gibi şeylerden kurtulmaktır. Hem dünyada, hem de âhirette.. Sonra..
yolunda amel edenlerden eyle. Onun Havz'ına varıp içenlerden eyle.. Onun sünneti ile, taatı
Ey Alemlerin Rabbı, kıyamet günü, ónunla aramızda hail koyma.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
sın. Onun yanında, sancağı altında kıl. Onun üstün sohbetine kat. Ayıplarımız, hatalarımız sebebi ile, aramızda bir perde olma-Mübarek cemalini bize göster. Onunla bize lezzet aldır. Onun şefaatı ile, bizleri aziz eyle.. Amin!.
Ve mevlana Muhammedin ve alå äliht ve ezvacihi ve zürriyetihi adede enfasi Ümınetihi.
Allahümme bibereket'is-salāti aleyhic'alna bissalāti aleyhi minel'fa-izine ve ala havzıhi minel-varidin'es şaribine ve bisünnetihi ve taatihi mi-nel-amiline. Ve låtahul beynena ve beynehu yevm'el-kıyameti ya Rabb'el-Alernine.
Vağfirlena ve livalidiyna ve li-cemiil-müslimine.
Elhamdü lillahi Rabbil'âlemin.
IBTIDAUS-SÜLÜS'ÜS-SANİ
73. Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin ek-remi halkıke ve siraci ufukake ve ef-dali kaimin bihakkıkel-meb'usi bitey-sirike ve rıfkıke salåten yetevalá tek-rarüha ve telûhü alel-ekvani.....
Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e onun âline, zevcelerine, zür-riyetine ümmetinin nefeslerinin sayısı kadar salåt eyle.
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz salāvatın bereketi ile bizi fevz bulanlardan eyle. Onun havzına varıp içenlerden eyle. Onun sünneti ile taatı yolunda amel edenlerden eyle.
Ey Alemlerin Rabbı; kıyamet günü, onunla aramızda hail koyma. Bizi, ana babalarımızı, bütün müslümanları bağışla.
Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.
İKİNCİ ÜCTE BİR
73. Allahım, salát ve selâm eyle; bereket ihsan eyle efendimiz Muham-med'e ve efendimiz Muhammed'in âline.. Yarattığın halkın en keremlisidir. O, se-nin učkuna kandildir. Senin verdiğin kolaylıkla, rıfkınla peygamber olmuştur. Hakkını edada en faziletlidir.
Ona olan bu salât öyle olsun ki: Tekrarı peşpeşe devam etsin. Onun nurları kâinatı aydınlatsın.
Zora dağlar dayanmaz: Insan zor mor demez, azmeder ve sabırla çalışırsa, bütün güçlükleri yenebilir.
Zorla güzellik olmaz: Baskı ile yaptırılan hiçbir şeyden hayır gelmez. Çünkü zor (baskı) ve güzellik, bir arada bulunamaz. Bu yüzden, kim-seyi istemediği bir şeyi yapmaya ya da kabul etmeye zorlamamak gerekir.
Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına: Rastgele yapılan plan-sız programsız işlerde yöntem ve kural aranmadığı için, sonucun iyi mi, kötü mü olacağı şansa bağlıdır. Bunu böyle kabul etmek gerekir.
Züğürtlük zadeliği bozar: Zengin kimse, fakirleşince çevresinde kimse kalmaz.
Züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir: Parasız kalıp başkalarına muhtaç olmaktan, ölümcül olmayan, hafif bir hasta lığa yakalanmak daha iyidir, diye düşünülür.
Cor kapıdan girince kanun bacadan çıkar: Zorbalık yasa dışı bir
davranıştır. Zorba yakalanmadıkça yasaya aldırış etmez ve istediğini
zorla yaptırmaya kalkar.
Zorlunun hakkından Allah gelir: Baskı yapabilecek konumdaki güç lü kişilerin hakkından kimse gelemezse, Allah gelir.
Zemheride sür de çalı ile sür: Zemheride sürülen tarlanın ürünü çok ve kaliteli olur.
Zemherinin düşkünü beyaz giyer kış günü: bk. Fakirin düşkünü, beyaz giyer kış günü.
Zemheride yoğurt isteyen cebinde bir inek taşır: Kişi, başkasın-
dan zamansız bir şey istememeli, kendine gerekli olan şeyi yanında bulundurmalıdır.
Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır: Zengin kişi, para gücüyle güçlükleri yener ve her türlü işini gördürür. Yoksul kişi, parasızlık yüzünden en kolay bir işi bile başaramaz.
Zenginin horozu bile yumurtlar: Zengin kişi, giriştiği hiç umulmadık işlerden bile para kazanır.
Zənginin malı züğürdün çenesini yorar: Birinin zenginliği üstüne
çene çalıp (hep ondan ve sahip olduklarından söz etmek) yorulmak, anlamsız ve faydasız bir konuşmadır.
Zengin glyerse "sağlıcakla", fakir giyerse "nereden buldu ki?" derler: Zengin kişinin giydiği her yeni elbise, ona yakıştırılır ve kendi-sine; "Güle güle giy, üstünde paralansın" denir. Yoksul kişi, kırk yılda bir yeni bir elbise giydiğinde: "Acaba nereden buldu?" diye düşünülür.
Zenginin basması ipekli görünür: Zengin kişi ne giyerse giysin, giy-diği şeyin değerli olduğu düşünülür.
Zengin kesesini, züğürt dizini döver: Zengin kişi, sahip olduğu ser-vetle övünür. Yoksul kişi, bir şeye sahip olmadığı ve olamayacağını düşünerek üzülür durur.
Zeytin dededen, Incir babadan kalmalı: Zeytin ağacının meyve ver-mesi, dikildikten çok sonra; incir ağacının meyve vermesi ise birkaç yıl sonra başlar. Bu yüzden miras olarak zeytin kalacaksa, babanın değil, dedenin diktiği zeytin ağaçlarının miras kalması arzulanır.
Ziyan olan koyunun kuyruğu yağlı olur: bk. Kaçan balık büyük olur. Zor oyunu bozar: Başkasını oyuna getirmek, hile yaparak aldatmak İsteyenin girişimi, zoru görünce bozulur.
Zahirenin ambarı sabanın ucundadır. Sürülmeyen tarla ekilmez. Ekilmeyen tarla ürün vermez. Toprak, saban ile iyi sürülürse, o tarla dan iyi verim alınır. Bu yüzden, ambarın dolması sabanla çalışmaya bağlıdır. Yararlı aletleri kullanarak çalışan daima kazançlı çıkar,
Zahmetsiz rahmet olmaz: Sıkıntı ve güçlük çekmeden iyi ve güzel işler başarılamaz.
Zaman sana uymazsa sen zamana uy: Zamanla her şey değişir
Değişmeyen tek şey, değişimin hep devam edecek olmasıdır. Tek-nolojideki gelişmeler, üretim biçimini ve üretim ilişkilerini değiştiri Üretim ilişkilerinin değişmesi, toplumun değer yargılarını ve yaşam biçimini kendiliğinden değiştirir. Değişime ayak uyduranlar, değişime ayak direyenlere göre daha iyi yaşarlar. Değişime direnmek, nehrin suyunu tersine akıtmaya çalışmak gibi boş bir çabadır. Üstelik, yaşa mı kendine zehir etmek, toplum dışına itilmek, alay konusu olmak gibi tehlikeleri de vardır. Bu yüzden, zamanın getirdiği toplumsal anlayışa ve yaşam biçimine ayak uydurmak gerekir.
Zarardan korkan kår etmez: Ticarette kâr da edilir zarar da. Zarar etmeyi göze alamayan tüccar, kår da edemez.
Zararın neresinden dönüise kärdır: Yapılan her işte kår etmek mümkün değildir. Bazen olumsuz dış koşullar ve etkiler yüzünden ba-zen de başta (planlama, yanlış hesap vs.) yapılan bir hatadan dolayı, İşler istenildiği gibi yürümez ve zarar kaçınılmaz olur. Böyle durumlar-da o işten vazgeçilirse, daha fazla zarar edilmez. Vazgeçmekle kur-tarılan bu para (devam edildiğinde harcanacak olan para), bir çeşit kår sayılır.
Zemheride kar (yağmur) yağmadan kan (zehir) yağması lyi: Çift-çiler zemheride yağmur ya da kar yağarsa tarlayı süremez, o yıl ürün alamazlar.
kasem-fistimdadi قسم استعدادی Allah'tan (cc) yardım dilemekle ügili yemin
kasemi Kur'aniye قسم قرآنية Kur'an'ın yemini, verilecek haberin önem ve ciddiyetine dik katleri cekmek için Kur'anida baer Ayetlerin başında geçen yemin manasındaki söz
kasem-i Muhammedi قسم محمدي H. Mu hammed'in (as.m.) yemini, vereceği habe rin önem ve ciddiyetine dikkatleri cekmek için bazı sözlerinin başında bulunan yemin manasındaki son
kasem-i Nebevi قسم ابری Hz. Peygamber'in (as.m.) yemini, vereceği haberin önem ve cid diyetine dikkatleri çekmek için bazı sözlerinin başında bulunan yemin mânăındaki söz
kasemat قسمات kasemler, yeminler
kasemat Kur'aniye قسمات قرآنيه : onemli bir gerçeğe dikkatleri çekmek ve vurgulamak için Kur'an'da bazı ayetlerin başında geçen yemin mânâsına gelen sözler (bak. kasemi Kur'aniye)
kasid قصد : kand, istek, gaye, hedef, niyet;
kötu niyet (bk. kasd).
kasid قاصد : )a) uzun okunur) kasteden, gaye ve hedef gözetip yapmayı isteyen
kasıdsız 1 : فصدسر.bilmeden ve istemeden
2.gaye gözetmeden
kasıp kavurmak 1 : قاصرب قارورم.mahvetmek, büyük zararlar vermek 2.baskı altına alıp ez mek
kasır قصر : )bak kasr(
kasır (a( قاصره : kasa, eksik, noksan, dar, kıt, yetersiz 2.kusurlu 3.aciz, güçsüz, zayıf
kasır ül fehm قاصر الفهم : anlayışı dar ve yeter siz, anlayışı zayıf, anlayışı kıt
kasid قاصد : )k, kalın ve uzun okunur)kaste den, tasarlayan, planlayan
kaside قصيده : piir, en az on beş beyitli, her be-yiti kafiyeli olan övgü şiiri
kaside-i azime قصيدة عظيمه : büyük kaside (siir)
400
kasido i mantuthe
Kaside | Bürde )1( قصيدة درجة Arapi Kah bin Zübeyr'in onlo kasidesi 1Hz. Peygamber bu kasideyi şairin ağzından dinlemiş ve çok begenmiş, kendisine hediye (armagan) ola rak bürdesini Churkasım) vermiştir
Kaside-1 Bürde )2( قصيدة برة Imam Brisay rinin lo gliri (Imam Busayri (mi 1213 1295) Onla Arab gairi ve hattat idi By Pey gamber'e (asm) övgü olarak yazdiği bir kasidesine, "Kaside-i Borde" Churka şiiri adını vermesinin sebebi, gördüğu bir roya ul muştur. Rüyasında Hz. Peygamber'in (asm) hırkasını giyer ve tutulduğu hastalıktan ku
tulur.)
Kaside | Celcelutiye قصيدة حلحلوتيه : Hz Alinin (ca.) Suryanice yazdığı kaside (şür). "garip ve hayret verici (bedi) olan kaside" manatına gelir
Kaside - Ercuze (ercüze( قصيدة ارجوزه Hz. Ali'nin (ra) yazdığı, gelecekten haber veren ünlü ka sidesi (şiiri). Hz. Ali (ra.) Hz. Peygamber'den aldığı derslerden bir kısmını kapalı bir tarzda ifade etmiştir
kaside-i gaybiye قصيدة عبيه : Hz. Ali'nin (ra( (Hz. Peygamber'den (a.s.m.) gelecekle ilgili aldığı derslerden bir kısmını kapalı tarzda ifade ettiği) ve haber verdiği kasidesi (şiiri) (Celcelutiye ve Ercuze Kasidesi)
kaside-i Hz. İmam-All قصيدة حضرت إمام على : Imam-ı Ali'nin (r.a.) kasidesi (şiiri).
kaside-i kader قصيدة قدر : kaderde yazılmış ka side;(mec.) kaderde belirlenmiş güzel, ölçülü, sanatlı yaratılmış varlık(insan, käinat)
kaside- letafetnüma قصيدة لطالما : )Allah'a ait( kaside, (mec.) Allah'ın (c.c.) ibret verici güzel güzellikleri sergileyip öven, herkese gösteren sanat eserleri olan yaratılmış varlıklar
kaside-i manzume قصيدة منظومه : ölçülü ve güzel güzel yarattığı bir varlık(insan( yazılan kaside, (mec.) Allah'ın(c.c.) üstün ve
kaside-/manzume-i hikmet قصة منظومة حكمت : hikmetin güzel ve ölçülü kasidesi; (mec.)yani Allah'ın (c.c.) hikmetinin güzelliklerini en iyi şekilde gösteren çok mükemmel ve güzel ese ri (insan)(bk. 95: 4)
kaside-i medhive قصيدة مدحيهövgü kasidesi. övgü şiiri; yani Allah's (c.c.) hamd ve tesek kürlerle övup tanıtan güzel ve mükemmel sanat eseri güzel, sanatlı, faydalı yaratılmış canı varlıkların herbiri
kaside-i manzume-i mevzûne قصيدة منظومة موزونه ölçülü, ähenkli güzel kaside; (mec.) Yani, üstün yaradılış özellikleri ve yetenekleriyle yaratıcısını en iyi tanıtan eser (insan)(bk. Kur'an, 95:4)
kaside-i meşhure قصيدة مشهوره : unlu kaside (sür)
kaside-l mevzune-manzume-i hikmet قصيدة موزونة منظومة حکمت : hikmetin ölçülü, ahenkli güzel kasidesi; (mec.) yani Allah'ın (c.c.) hik-metinin güzelliklerini en iyi şekilde gösteren çok mükemmel ve güzel eseri (95:4)
kaside-i mübarek (e( قصیده مبارکه : mubarek ka-
side (siir)
kaside-i Rabbani قصیده ربانی : Rabbimize ait ve O'nu tanıtıp öven kaside (şiir); (mec.) yani O'nu herkese tanıtıp öven mükemmel ve gü zel sanatlı, faydalı yaratılmış canlı varlıkların herbiri
kaside-i san'at قصيدة صنعت : san'at kasidesi, (mec.) (Allah'ı (c.c.) tanıtıp öven mükemmel ve güzel sanatlı yaratılmış her varlık
kaside-han (kasidehan( قصیده خان : kaside (siir) okuyucu
kasir (kasir kısa
kasir-ün nazar قصير النظر : lasa görüşlü
asr )1( قمر : köşk, küçük saray
kas )2( 1 : قصر.kısaltma 2.kısa, kısalık
kasri ahiret قصر اخرت : ahiret öbür dünya( köşkü (cennet)
kasri alem قصر عالم : kainat sarayı, mec.) sa-natı ve güzel yaratılmış kâinat
kasri ali قصر عالی : yüksek saray, (mec.)yüce ve sağlam temeller üzerinde yükselen İslâmi-yet)(bk. kasr-ı İslâmiyet)
kasi garib قصر غریب : hayret verici köşk
mec.)hayret verici san'at ve guzellikte Al-lah'ın (c.c.) eseri
kasi hayal hayal kösku, (mec.)ha-yale dayanan düşünce sistemi veya görüş kasr-1 hayat قصر حيات : hayat köşkü, hayat ve ruhun köşkü (barınağı) olan beden
kas-illahi (ye( قصر الهيه : Allahin (c.c.) yapı-sı olan köşk, (mec.) Allah'ın (c.c.) guzel eseri. San'atlı ve güzel yaratılmış canlı varlık
muş olan İslâm dini kasr-ı İslamiyet قصر اسلامیت : Islamiyet sarayı, )mec.) güzel sağlam temeller üzerine kurul
kasri kainat قصر كائنات : kainat sarayı, güzel ve düzenli yaratılmış kainat (varlıklar dünyası)
kasr-ı meşide-i nurani قصر مشیده نورانی : aydın
lık ve sağlam yapılmış saray aydınlık güzel ve sağlam temeller üzerine kurulmuş bina, İslam dini
kasr-i mualla قصر معلا : yüksek köşk (mec.( güzel ve sağlam temeller üzerinde yükselen yüce İslam dini
kasr-ı müşeyyede قصر مشيده : sağlam kurulmuş saray, (mec.)güzel ve sağlam esaslar ve temel-ler üzerine kurulmuş sistem(güzel söz sanatı, edebi san'at(
kasr-ı müşeyyede-i alem قصر مشيدة عالم : sağlam kurulmuş saray gibi olan dünya
kasr-ı namaz قصر نماز : namazı kısaltma (yol-culuk veya tehlike zamanında dört rekåtlık namazı iki rekât kılma)
kasr-ı nazar قصر نظر : kısa görüşlülük, ileriyi görememe
kasr-ı nurani-yi İslamiyet قصر نورانی اسلامیت ay dınlık İslâm sarayı; (mec.)kalpleri ve akılları aydınlatan güzel ve sağlam esaslar üzerinde kurulmuş olan İslâm dini
"Zaten var olan ve herkesin işine yarayıp artan şeyin ya-nına aynı işi görmek üzere bir de daha zayıfını..." eklemenin boşuna yorulmak olduğunu anlatmak için "ırmak kenarına çeşme yapılmaz" deriz. Genellikle bu atasözünü, ihtiyaçlarımı-zı karşılarken önem sırasına göre hareket etmenin gerekliliğini vurgulamak için kullanırız.
Nasıl ki kendi ihtiyaçlarımızı belirlerken öncelik sırasına riayet etmemiz gerekiyorsa bir iş yaparken de başkalarının önceliğine dikkat etmek zorundayız. Mesela bakkal dükkânı işletmek istiyoruz, gidip de bunu şehrin en işlek marketinin yanına açarsak ne olur?
Tabii ki düşüncesizce hareket etmiş oluruz. Eğer yaptı-ğımız işten tat almak, üstelik iyi de bir kazanç elde etmek istiyorsak, insanlara iyi tercihler sunabilmeliyiz. Aynı durum kalem erbabı için de geçerlidir. Özellikle çocuklar veya genç-ler için yazan bir kimse, şu elektronik çağda kendine şunu sorabilmelidir: "Çocuklar, ellerindeki tablet ve akıllı telefonları bırakıp da neden bu kitabı okusunlar?"
Öyle ya, kim önünde bir şelale gibi akıp giden elektronik rapsa yapsa ancak kitap kurtları yapabilir. Herkes kitap kurdu r ekran varken sayfalar arasında gezinmek ister ki? Bunu madığına göre, çocukları ve gençleri kitaba çekecek nitelikte yerini alan her cocuk ya da gençlik kitabı iyi bir alternatif Jagün ve sürükleyici eserler kaleme alınmalıdır. Yani, raflarda sunabilmelidir. Elbette kitaplar, ırmak kenarındaki bir çeşme gibi değildir, hatta ırmağın ta kendisidir. Ayrıca onları "beynin çocukları" olarak da düşünebilirsiniz.
İşte biz, bu beynin çocukları ile bizim çocukları buluş-turmak için okumalıyız. Kitap okumayı öncelikle kendimiz tercih etmeliyiz ki çocuklara da "Oku!" diyecek yüzümüz veya sözümüz olsun.
Konuyu toparlamak gerekirse insanların ihtiyaç ve bek-lentisine önem vermeyen her kişi ya da kurum gelişimden ve yenilikten uzaklaşmış sayılır. Gelişimden uzaklaşan biri de yaşadığı çağın hızına yetişemez. Hani gelişim dediysek, değerlerimizden ödün vermeden yapacağımız bir gelişim ve yenilikten bahsediyoruz. Gerçekten de bunu değerlerimizden ödün vermeden yapılabilir miyiz?
Elbette yapabiliriz!
Sadece başkalarının teknolojisini, bilgi ve deneyimini alır-sak bunu başarmış oluruz. Bunları yapmayıp da onların yaşan-tı biçimini kendimize örnek alırsak, başkalarını taklitten öteye geçemeyiz. Bu durumda ırmak gibi çağıldayan değerlerimizin yanına gereksiz çeşmeler yapmış oluruz ki yorulduğumuza değmez.
Yorgunluğunuza değecek işler yapmak önceliğiniz olsun ve tercihiniz, bu yönde hayat bulsun.
ومثل الدين للعقول التواهم البلاء الهم وتشبيكا من انفسهم كمال جنار بر مالي ثالث أسفلها حنين فإن لم يصلها وايل سال جنة من تجميل والعناب الجرى من الحيها الان فيها من كل الثمرات وأصابة الكبير وله أنا من قاضاتها اغضار فيه نار فاخارقت كنيد بين الحكم الآيات لعلكم للفكرون النهار أملوا العقوا من طيبات ما كنتكم ومن الحرم المين من الأرض ولا تينموا الحديث مالة الفلون ولد بالجنيه إلا أن تخبطوا فيه واعلموا الى لله على حياه الشيطان يعدكم الفقر ويأمركم بالمخدام بعدكم مغفرة منه وفضلا والله واسع عبيده يولى المحكمة من يشاء ومَن يُؤت الحكمة الله أوقى خيرا كثيرا وما يذكر إلا أولوا الألباب .
"Şeytan içinize yoksulluk korkusu düşürür ve çirkin şeyler yapmanızı emreder. Allah ise kendinden bir bağışlama ve lütuf sözü vermektedir. Allah her şeyi kuşatmakta ve her şeyi bilmektedir.99
(Bakura, 2/268)
asayfa nox 44
syano 1. cúz/17. sayfa
ŞEYTANIN VESVESESİNE DEĞİL ALLAH'IN SÖZÜNE UYMAK
İnsana dışarıdan gelen ve onu yönlendiren düşünce ve duygular ya Allah tarafından ilham edilmektedir ya da şeytanın saptırma amacıyla fısıldadığı vesveselerdir. Allah'tan güzel duygular ve düşünceler gelir. Bunlarla O, kuluna, doğru yolu bulması, iyiyi ve güzeli hayatında gerçekleştirmesi için yardım eder. Insanlardan ve cinlerden olan şeytanlar ise insanoğlunu, Allah yolun-dan uzaklaştırmak için gayret ederler. Örneğin Allah, ihtiyaç sahibi kimselere yardımcı olmamızı emrederken, şeytan fakirlere yardımcı olursak malımızın tükeneceğini fısıldayarak bizi cimriliğe teşvik eder.
MESAJ
İnsan, şeytanın vesveselerini değil, rabbinin buyruklarını rehber edinmelidir. KELİME DAĞARCIĞI
Şeytan: Insana musallat olup onu saptırmaya çalışan varlık. Fahşá/Fuhşiyat: Kötülükler, günahlar, yapılması çirki çirkin davranışlar.
إن تبدوا الصدقات فبينا هي زين التقليها ولولوها الفقراء فهو خير لكم ويطير علكم من سيناتكم والله بنا العقول
خير
Salatalan apk olarak verirseniz he te plzell Sayet onu yoksullara verirken gizlerseniz bu sizin için daha ds Aguladır ve sizin bir kusam pühlennias keffüret olur. Allah yugoklarımızdan habendamin.99
Mars 2/270
وما العالم من الفقة أو نذركم من نذر قال الله خلية وما الغالبية من العار . إن التنورة الملكات فبينا في فإن الخلوها والولوها الفقراء ر غير العلم والحفر علمهم من شهاست ود بنا العدلون خبير ليس عليك حديقة ولكن الله يهدي من يشاء وما للبقوا من علم فلا نفسكم وما للعلون الانتماء رحم الله وما اتفقوا من خير يوف البكم والكم الالقلمون الفقراء الذين أخبروا في سبيل الله لا يستطيعون طرقا في الأرض بحسبهم الجاهل الغبياء من اللعطف الغرفهم ببينيه الا يتكلون الناس الحافاً وما اتفقوا من الخير قال الله به عليم . الذين ينفقون أموالهم باليل والنهار سرا وعلانية فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِند له ولا خوف عليهم ولاهُمْ يَحْزَنُونَ .
Mushaf sayfa no 45
Hafızlık sayfa no 3 cüz/16. sayfa
SADAKA VERMEK
Toplumda, ekonomik açıdan sıkıntı çeken fakirler bulunabilir. İhtiyaç sahip-lerinin sıkıntılarını hissetmek, onlara açık veya gizli sadaka vermek gerekir. tiyaç sahiplerine yapılan yardımın, sadaka ve zekâtın açık olarak verilmesi cair olmakla beraber, gizli olması daha hayırlıdır. Zira infak gizli yapıldığında hem alanın mahcup olması hem de verenin gösterişe düşmesi ihtimali ortadan kallat
MESAJ
1. Sadakaların gizli olarak verilmesi tercihe şayandır.
2. Yapılan hayırlar, verilen sadakalar bir kısım günahların affedilmesine sebep
KELIME DAGARCICI
Sadaka Gönüllü olarak veya dini bir vecibeyi yerine getirmek üzere ihtiyaç sahiplerine yapılan maddi yardım.
Bisi, ana babalarımızı, bütün müslümanları bağışla.
Bu cümlenin şerhli manası şöyledir:
Ey affeden, bağışlayan; günahlarımızı, ayıplarımızı, hatalarımızı cürmümüzü ve İsyanımızı lütuf ve kereminle bağışla..
Keza, analarımızın ve babalarımızın hatalarını ve kusurlarını da bağışla.
la. Kadın, erkek bütün müslümanların günahlarını da affedip bağış-
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Yani: Bize iman hidayeti verdiği; sevgili Habib'ine ümmet ve ona salát ü selâm okumakta başarı nasip ettiği; cümle nimetlerin ha kiki sahibi olduğu için Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
*
Resulüllah S.A. efendimize okunan salavat-ı şerifelerin, BİRİNCİ ÜÇTE BİR kısmı burada tamam oldu. Bunun için, uğur ve bereket olması temennisi ile, merhum MÜELLİF, son sözünü, cennet ehlinin son kelâmı olan Allah'a hamd ile tamamladı. Şunun için: İnşaallah cennete girip nimetlere ermemize sebeb olur.
Bunda nsonrası, salavat-ı şerifelerin İKİNCİ ÜÇTE BİR kısmıdır.
İKİNCİ ÜÇTE BİR
YETMİŞ ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, salât ve selâm eyle; bereket ihsan eyle; efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in âline..
Bu cümlenin şerhli manası şöyledir:
Ey hayrı ve cömertliği yağdıran şanı büyük Vacibülvücud Allah.. Resulüllah S.A. efendimize: Lutfunla, kereminle çeşitli tazim, iyi lik, ihsanlar ikram eyle.
İki cihanda, mübarek yaratılışına uymayan kötülüklerden, ken-disine ağırlık veren şeylerden selâmet eyle.
Lütuf ve kerem olarak kendisine verdiğin nimetleri, iyilikleri gün gün artırarak bereketli eyle. Cümle nimeti onun için devamlı kıl.
Aynı salâtı, selâmı, bereketi Resulüllah S.A. efendimizin ashabı ümmeti üzerine de ihsan eyle.
Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimiz:
Yarattığın halkın en keremlisidir.
Yani: Ulvi ve süfli tüm mahlukatın, ayrıca nebilerin, resullerin, mukarreb meleklerin cümlesinden daha fazla şerefe, kereme nail ol-muştur. Katında onun şanı çok üstündür.
Resulüllah S.A. efendimiz, nebilere, resullere, mukarreb melek-lere, kereme nail olan velilere aydınlık veren bir kandildir. Ayrıca, yer ve sema ehlinden hidayete mazhar olanların tümü, Resulüllah SA efendimizin nurundan istifade ederler.
Ya Rabbi, onlar, Resulüllah S.A. efendimizin nuru sayesinde se-nin hidayetine ve lütfuna mazhar olmuşlardır.
Devam edelim:
Senin verdiğin kolaylıkla, rıfkınla peygamber olmuştur; hak-kmı edada en faziletlidir.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Ev keremliler keremlisi, Resulüllah S.A. efendimiz, senin cümle ahdlerini, üzerine vacib olan haklarını, cümle taat ve ibadetlerini ye rine getirip kemali ile kulluk ve rıza-i şerifine göre daima amel eden-lerin cümlesinden faziletlidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün insanlara, cümle mahluka gön-derilen bir peygamberdir.
Senin ihsan ettiğin kolaylıkla, cümle insanları, cinni, imana da-vet edip kendilerine risaletini tebliğ etmiştir. Böylece, onları tevhide irşad, hidayete mazhar eylemiştir.
Kendisinden evvel gelen nebilerin ve resullerin dinlerindeki güç. zahmetli, ağır işleri kaldırdın. Böylece, kendisini kolay amellerle pey-gamber gönderdin.
Devam edelim:
Ona olan bu salát öyle olsun ki, tekrarı peş peşe devam etsin;
onun nurları kâinatı aydınlatsın.
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, sırf nurdur; dolayısı ile, ona okunan salavat, tüm âlemleri ve yerleri nurlandırır.
YETMİŞ DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
- Allahım.
Nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı büyük Allah..
- Efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in âline sa-lát, selâm, bereket ihsan eyle.
Bu cümlenin, kısmen şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimize, ashabına, ümmetine iki cihanın zor-luklarından, tabiatlarına iyi gelmeyip ağırlık veren şeylerin cümlesin-den selamet ihsan eyle.
Lütfunla, kereminle onlara ihsan eylediğin nimetlere yükselme vermek sureti ile nimetlerini daim eyle.
O sanlı peygamber Resulüllah S.A. efendimizin mübarek zatı, la-tif ahlakı, üstün sıfatı, zahir ve batın duyguları, güzel amelleri ve se-vilen fiilleri, üstün sireti ve hoş şemaili.. hâsıı: Tüm faziletleri ve övülen durumlarının her biri hakkında kelâm-1 rabbani, kavl-i rahma-mizin faziletleri ve övgüleri ile doludur. Bunun tafsili mevzuu dağıt-maya sebeb olacağından, icmal yollu böyle anlatıldı.
Ustte anlatılan cümlenin bir manası da şöyle olur:
- Resulüllah S.A. efendimizin şanı öyledir ki, kelâm-ı rahmani, kavl-i rabbani, ilahi kitaplarla övülmüştür. Mukarreb meleklerin, ne bilerin, resullerin, velilerin, âlimlerin cümlesinden daha faziletlidir.
Devam edelim:
Senin bağına yapışmak babında en şerefli davetçidir.
Bu cümlenin şerhi şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, halkı senin açık şeriatına, kopmaz ba-ğına, Kur'an'da beyan buyurduğun sırat-ı müstakime girmek için da-vet eden nebilerin resullerin pek şereflisi, pek keremlisidir.
Devam edelim:
Nebilerin ve resullerin sonuncusudur. Ona, öyle bir salâtla sa-lât eyle ki: İki cihanda bizi, umumi fazlına, en büyük rıza keremine, vuslatına ulaştırsın.
Burada kısa şerh şudur:
Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz bu salavat-ı şerife hür-metine, bizleri, cennet nimetlerinin en büyüğü olan rızana, cümle ni-metlerin en azizi ve en lezizi cemalini müşahede keremine nail eyle.
YETMİŞ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e, efendimiz Muhammed'in âli-ne salât eyle, selâm eyle, ona ihsan ettiğin nimetlere bereket ihsan eyle.
Çünkü o: Kulların arasında kerimlerin en keremlisidir. İrşad yo-luna çağıranların en şereflisidir. AKTAR'ın ve BİLAD'ın kandilidir.
Bu cümlede geçen:
AKTAR ve BİLAD.
Lafızları şu manayadır: Yerler, iklimler, nahiyeler, ovalar, şehir-ler, köyler..
Devam edelim:
Bu salât, öyle bir salât olsun ki, ne bitsin; ne de tükensin.
Ve.. okuduğumuz bu salâvat-ı şerife sebebi ile, bizi, MEZİD ik-ramına nail eyleyesin.
74. Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alå äli seyyidina Muhammedin ef-dali memduhin bikavlike ve eşrefi da-in lil-i'tisami bihablike ve hatemi enbi-yaike ve rüsülike salåten tübelliğuna fid-dareyni amime fazlike ve keramete ridvanike ve vaslike.
75. Allahümme salli ve sellin ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin ek-rim'il-küremai min ibadike ve eşref'il-münadine liturukı reşadike ve siraci aktarike ve bíládike salåten låtefna ve lâtebidü tübelliğuna biha keramet'el-mezidi.
76. Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin'ir-refii makamühül-vacibi tazimühu veh-tiramühu salåten låtankatıu ebeden ve lätefna sermeden ve låtanhasıru..........
74. Allahım, efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in áline sa-lät selâm, bereket ihsan eyle; kavlinle en faziletli övülendir. Senin bağına yapış-mak babında en şerefli davetçidir. Nebilerin ve resullerin sonuncusudur.
Ona öyle bir salāt ile salåt eyle ki; İki cihanda bizi, umumi fazlına, en bü yük rıza keremine, vuslatına ulaştırasın.
75. Allahım, efendimiz Muhammed'e, efendimiz Muhammed'in aline salát eyle, selåm eyle, ona verdiğin nimetlere bereket ihsan eyle.
Çünkü o: Kulların arasında kerimlerin en keremlisidir. İrşad yollarına ça-ğıranların en şereflisidir. Aktarın ve bilådın kandilidir.
Bu salát, öyle bir salât olsun ki, ne bitsin; ne de tükensin. Okuduğumuz salavat-ı şerife sebebi ile, bizi mezid ikramına ulaştırasın.
76. Allahım, efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in aline salát ve selânı eyle; bereket Ihsan eyle. Onun makamı yücedir; ona tazim etmek, ona saygı göstermek vaciptir.
Öyle bir salåt olsun ki, hiç kesilmeye.. Daima sürüp gide; sayılara dahi ığmaya.
hat (kat( 1 قطع kesme 2.koparma, ayırma 3 bırakma 4. (yol, mesafe) alma, aşma, geçme katalaka قطع علاقه ilgiyi kesme kat's aläka etmek ilgiyi kesmek)
kat Intisab قطع المساب )bir kimse veya şeyle olan) bağı koparma, bağlılıktan ayrılma
kat meratib قطع مراتب : dereceleri (veya ma nevi makamları) aşma, geçme,yol alma
kati mesefe قطع مسافة : mesafe alma, mesafe geçme, yol alma
kat mükaleme قطع مكالمة : konuşmayı, gö rüşmeyi kesme; darılma
kat nazar 1 : قطع نظر.vaz geçmek 2 göz ardı etmek, dikkate almamak, bir yana bırakmak
kat'ı sıla-yı rahim قطع صله رحم : arabanın ) ve din kardeşlerin) hal hatırını sormamak, onlarla görü görüşmemek, onlara gerektiğinde yardımda bulunmamak, kusurlarını af edip onlarla iyi geçinmemek
katyed قطع به : )hırsızlık cezası olarak) el kesme
Medine'de doğdu. Evs Kabilesine mensup olup, Ebû Said el-Hudrinin anne bir karde-şidir. Künyesinin Ebû Ömer, Ebû Osman ve Ebû Abdullah olduğu da zikredilmiştir.
Katáde ibni Numan (r.a.), İkinci Akabe Biat'ı sırasında Müslüman oldu. Bedir, Uhud, Hen-dek savaşları başta olmak üzere Hz. Peygam-berin (a.s.m.) katıldığı bütün savaşlara katıldı. Uhud Savaşı sırasında Resul-i Ekremi (a.s.m.) adım adım takip ederek onu korumak için ken disini siper etmiştir. Yüzünü Resul-i Ekremin (a.s.m.) yüzüne siper ederken bir ok gelip go züne isabet etti. Resulullah (a.s.m.) ona şöyle dua etti: "Ey Yüce Rabbim, Katāde yüzüyle ve gözüyle Peygamberini korudu. Sen ona daha güzel ve keskin gören bir göz nasib eyle."
Onun duası sayesinde Hz. Katâde'nin (r.a.) gözü eskisinden daha güzel ve sağlam olmuş-tu. Hatta Uhud Savaşı'ndan sonra bu mucize yi hatırlatan gözü ile anıldı.
Katâde ibni Numan (r.a.), Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde mürtedlere karşı yapılan savaş-larda da görev aldı. Hz. Ömer (r.a.) zamanın-da Medine'de müşavere heyetinde bulundu.
Altmış beş yaşında Medine'de vefat etti cenaze namazı Hz. Omer (r.a.) tarafindan kıldırıldı.
Hz. Katāde (r.a.), Hz. Peygamberden yedi ha dis rivayet etmiştir.
Katade ibn-i Selman قناده ابن سلمان ba de radıyallahu anh Rasûlullah'ın süvarisi la kabıyla meşhurdur. Rasül-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Zú Kared gazve sinde özel iltifatına mazhar olmuştur.
İsmi Haris, künyesi Ebû Katade dir Hazrec kabilesinin Seleme koluna mensuptur. Ba basi Rebi İbni Beldehe, annesi Kebse binti Mazhar'dır. Ailesi, sahabi olan Sulafe binh Berradır. Bu zevcesinden Abdullah, Ma'bed Abdurrahman ve Sabit adında dört oğlu dün yaya geldi.
Ebû Katāde ikinci Akabe bey'atinden sonra müslüman oldu. Bedir'den sonraki bütün gazvelere katıldı. Onun cesaret ve kahraman lığı Zü Kared gazvesinde baskıncı müşrikle rin başkanı Mes'äde ile karşı karşıya geldiğin-de bariz olarak görüldü.
Ebû Katade (r.a.) Rasûl-i Ekrem (a.s.m.) in sohbetlerinden aldığı feyz ile hayatını Allah yoluna adamıştı. Ondan 170 kadar Hadis-i şerif rivayet etmişti. Hadislerin nakil ve riva-yeti konusunda çok titiz davranırdı. Bir gün oğlu Ma'bed aralarında Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu, böyle buyurdu diye konuşurlarken, babası bunları duydu. Yanlarına gelerek; "Siz ne konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben Rasûlullah (s.a.)'in: "Benim söylemediğimi bana atfedenler Cehennemde kendilerine yer hazırlasınlar." buyurduğunu işittim dedi.
Rasûl-i Ekrem (s.a.) efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Efendimiz dedi: "Ya Eba Kata-de! Sen Allah'ın Resülünü muhafaza ile meş-gul oldun. Allah Teâlâ da seni muhafaza eyle sin" diye dua buyurdu.
Ebû Katāde (r.a.) bu dualar hürmetine yet-miş yaşlarında iken bile onbeş yaşında imiş gibi zinde ve diri idi. O dört halife devrini de yaşadı. Hz. Ali (r.a.) zamanında Nehrevan se-ferinde kumandanlık yaptı. 674 m. senesinde Küfe'de vefat etti.
katan 1 : قطعا.kesin olan, kesinlikle 2.asla, ka-tiyen, hiçbir zaman
(açıklayıcı) damlalar, Kur'an âyetlerini açıkla yan (ve kalbe ilham edilen) sözler
قط sert, sivi veya gaz halinde ol-mayan, normal sartlarda sekli belirli olan2. (mechoşgörüsüz, acımasız, merhametsiz, malm 3.(mec.) düşünce, inanç ve bağlı olduğu prensiplere tam bağlı
kat (kati( 1 : قاطع.kesen, kesici 2.kesin, şüphe götürmez
att tarik (kat-it tarik( قاطع الطريق : yol kesi i haydut eşkıya (bk. katı-üt tarik)
kata قاطعه : )bk. katı(
kati قطعی : kesin, suphe götürmez
katib(e( 1 : کانه.yazıcı 2.kaydedici 3. sekreter, bir kuruluşun yazı ve haberleşme işlerini yü rüten kimse 4.(mec.) yazarını tanıtan bir ki-tab gibi olan kainatın ve içindekilerin Allah
(c.c.) yaratıcı sanatkår
katib-i muciznüma كاتب معجزنما : mucizekâr katip, mucizeler gösteren kåtip, (mec.) eser-leriyle mucizeler gösteren yaratıcı sanatkár (Allah c.c.)
katib-i umumi كاتب عمومی : genel sekreter, bir kuruluşun yazı ve haberleşme işlerini yürüt-mekle görevli en üst yetkili
Katib-i Zülkemal كاتب ذو الكمال : sonsuz mü-
kemmelliklerin sahibi (zülkemål) olan, käi natı ve içindekileri bir kitap gibi kendini tanıtan eser şeklinde yaratan (Allah c.c.)(b) kätib, md 4)
katibini kiramlar کاتبین کراملار : mübarek yazı-a melekler, insanların iki tarafında bulunan ve iyi-kötü, küçük-büyük, yaptıkları her şeyi yazan, kaydeden mübarek melekler (kiramen kätibin)
katiplik كاتيلك : yazıcılık
katibsiz 1 : کانز.yazıcısız 2.(mec.) yaratıcısız kati )1( قال : uzun okunur) 1.katleden, öl-düren, cinayet işleyen, câni 2.öldürücü
katil )2( قبل : )bkkatl(
kat'iyye (kat'iye, katiye( قطعيه : )bk.kati(
kat'iyy-üd delale (t( قطعی الدلالت : anlatımda
belli bir månåya delaleti, işareti kesin, ifade ettiği mânaya delil olması kesin, şüphe go türmez
kat'iyy-ül metin قمي المين metin (yazılı par ça) olarak sağlamlığı ve güvenirligi tam, de ğişikliğe uğramamış olması kesin ve şüphe götürmez
kat'iyy-ül vücud قطعى الوجود varlığı kesin ve
şüphe götürmez
kat'iyyet (kat'iyet, katiyet kesinlik
kati قتل : katletme, öldürme, cinayet
katledilmek قتل ابدلمك : öldürülmek
katletmek قتل ايتمك : öldürmek
katliam قتل عام : bir topluluğu toptan öldürme, ya
katlü ihanet قتل و اهانت : öldürme ve ihanet(bk.
ihanet)
katlü kıtal قتل و قتال : öldürme ve savaş
katmer 1 : قاتمر.kat kat olma, üst üste gelme, üst üste olma 2.üst üste gelen katlar
katmerleşmek قائمر لشمك : katmerli hale gel
mek, katlanarak artmak
katmerli 1 : قائمرلی.kat kat olmuş, üst üste yı ğılmış 2.katlanarak artmış
Katolik فاتوليك : Katolik mezhebine bağlı; pa-panın, Hz. İsa'nın (a.s.) yeryüzündeki temsil-cisi ve günahları af etme yetkisine sahip ol-duğuna inanan, onun görüş ve hükümlerine bağlı olan (mezhep veya kişi)
katran 1 : قطران.reçinesi bol bir tür çam 2.koyu siyah renkte, yanıcı, keskin kokulu, suda eri-mez bir madde
katre 1: قطره.damla, damlacık 2.su damlası veya damlacığı 3.damla kadar küçük, damla-
cık, parçacık
Katre قطره : Bediüzzaman Hazretlerinin küçük bir eserinin adı (Katre Risalesi)
katre-l fikr (fikir( قطرة فكر : fikir damlacığı, dü
şünce damlacığı
katre-i mütelemmin قطرة متلمع : parıldayan
damlacık
katre-i nur قطره نور : nur damlası, ışık parçacığı
katrecik قطره جك : damlacık
katre misal قطره مثال : katre gibi, damla gibi
katrilyon قائلين : birin önüne on beş sıfırın konmasıyla elde edilen sayı, 10 üzeri 15 sayısı
kavanin-i adatullah قوانين عادات الله : Allah'ın (c.c.) tabiata koyduğu kanunlar; tabiattaki düzeni sağlayan, bütün varlıkların ve olayla rın bağlı olduğu, Allah'ın (c.c.) devamlı emir-leri olan kanunlar (bak, kanun)
kavanin-i adet قوانین عادت : tabiattaki düzeni sağlayan, bütün varlıkların ve olayların lı olduğu (Allah'tan c.c. gelen) devamlı emir şeklindeki kanunlar (bk. kanun)
kavanin-i akliye قوانین علیه : alla uygun ve akıl la anlaşılan kanunlar ve kurallar
kavanin-i amika-i dakika قوانين عمیقه دقیقه : en küçük bir hata ve sapmaya yer bırakmayan, çok ince ve hassas (dakik) olan ve bütün varlık dünyasının en küçük, en derin (amik) noktalarına kadar düzeni sağlayan (Allah'ın c.c. tabiata koyduğu) kanunlar (bk. kanun)
دقيقة إلهيه : en küçük bir hata ve sapmaya yer kavanin-i amika-i dakika-i İlahiye قوانين عميقة
kavanin-i hilkat
ve bütün varlık dünyasının en küçuk, en de bırakmayan, çok ince ve hassas (dakik) olan rin (amik) noktalarına kadar duzent sagla yan, Allah'ın (c.c.) tabiata koyduğu kanunlar (bk, kanun)
kavanin-i beserinsan eseri olan ka nunlar, insanların koyduğu hukuk kuralları
kavanin-i carive قوانین جاره geceli kanun ve kurallar
kavanin-1 Ehl-i Sünnet قوانین اهل سنت Ehl-i San net mezhebinin imanla ilgili temel kuralları (bk. Ehl-i Sünnet)
kavanin-i emrive قوانین آمریه arada sebepler ve vasıtalar olmadan) varlığını doğrudan Al lah'ın (c.c.) emrinden alan kanunlar
kavanin-i ezeliye-i sübhaniye قرانی ازلية سبحانيه sübhan (yani, her bakımdan kusursuz ve noksansız) olan Allah'ın (c.c.) ezelden (kul ları için) takdir ettiği (belirlediği) kanunlar, emirler
kavanin-i fenniye قوانين فيه : tabiat ilimlerinin keşfettiği (bulduğu) kanunlar
kavanin-i hadsiye قوانین حدس : hads yolu ile bulunan temel kurallar, (yani delilden hare ketle gerçeği vasıtasız, aniden ve doğrudan, bulup ortaya konan apaçık prensipler (esas-lar) ve kurallar
kavanini hak قوانين حل : doğru ve isabetli (uy-gun) konmuş hukuk kuralları ve adaletli ka nunlar
kavanini hayati (ye( قوانين حياتب : biyolojik ka nunlar, canlıların hayatta kalmasını sağlayan (Allah'ın c. c koyduğu) kanunlar ve şartlar
kavanin-i hikmet قوانین حکمت: hikmet kanun-
bağları, her şeyi hikmetle düzenleyen, yani her şeyi sebeplere bağlayan ve gayeli, faydalı, işe yen (Allah'ın (c.c.) koyduğu) kanunlar yararlı, en uygun ve ölçülü şekilde düzenle
kavanin-i hilkat قوانین خلقت : hilkat kanunları,
yan, bütün yaratılmış varlıkların ve olayların yaradılış kanunları; tabiattaki düzeni sağla bağlı olduğu (Allah'ın (c.c.) koyduğu) kanun lar, canlı-cansız her varlığın kendi yaradılış özelliğine göre hareket etmesi, değişmesi kanun( akları yaratışında koyduğu) kanunlar (bk. veya gelişmesini sağlayan (Allah'ın (c.c.) var
vonin-craat قوانین اجراات : )Allah'a (c.c.) ait) wut kanunlan: yaratılmış varlıklar dan anda her şeyi sebeplere bağlayarak yapip renme ve düzene bağlamaya vasıta olan Allahin (c.c.) devamlı emirleri olan kanunlar (M. ksoun)
Lavanini ictimaiye قوانين إجتماعية toplum ha-yatını düzenleyen kanunlar, kurallar
vania Bahiye قوانين الهبه : Allah'ın (cc) koy duğu kanunlar ve emirler
manları) animecell قوانين علم ازلی : Allah'ın (cc) el ve sonsuz ilminin kanunları (kader ka
kavanini miye 1 : قوانين علميه.ilmi kanunlar Allah'ın (c.c.) ezeli ve sonsuz ilminin eseri olan tabiattaki kanunlar (bk. kavanin-i ka det! 2 insanların ilmi araştırma ve düşünce sonucu buldukları ilim kanunları, pensipleri, kuralları (bk. kanun)
kavanini itibariye قوانین اعتباریه : itibari kanun lar: aslında başlı başına (düşünce dışında ger çek, objektif) varlığa sahip Allah'ın (c.c.) emir ve gücünün eseri olan, tabiat olaylarındaki düzeni adlandırmak bakımından var sayılan ve hiçbir iş yapma, etki etme ve yaratma gü cünü taşımayan tabiat kanunları
kavanin-i kader قوانین قدر : kader kanunları; ya ratılmış varlıklar dünyasını yaradılış gaye ve özelliklerine göre düzenlemek, ölçü ve adale ti sağlamak üzere Allah'ın (c.c.) ezelden son-suz timi ve iradesiyle belirlediği kanunlar
kavanini külliye 1 : قوانین کلیه.külli (genel)
kanunlar, herkesi bağlayıcı hukuk kuralları 2.(Allah (c.c.) tarafından konmuş olan)bütün varlıklar dünyasına düzen getiren kanunlar(-bk. kanun)
lavanin-i latife قوانين لطيفه : incelikleri olan ku-rallar
kanun-u mahsus(a( قوانین مخصوص : ozel kanun-lar, özel bir varlık ve olay türüne ait kanunlar
kavanin-i meslet قوانین مشیئت : Allah'ın (cc.) iradesinin eseri olan ve hayat ve tabiata dū-zen getiren kanunlar, tabiat düzenini sağla-yan kanunlar
kavanin-i muayyene قوانين معينه : belli kanun-lar, (Allah'ın (c.c.) iradesinin ve gücünün eseri olan) tabiattaki özel olay ve durumları düzenleyici ve belirleyici belirli kanunlar
kavanin-i rahmet قوانین رحمت : )tabiattaki var-lıkların ve olayların bağlı olduğu) Allah'ın
Kaviyy-i Aziz
insanların yaşamasını kolaylaştıran kanunlar (cc.) merhametinin eseri olan canlıların ve ve dusturlar (prensipler, temel kurallar)
kayanin-i rububiyet قوانين ربوبیت : her şeyin sa-hibi, terbiye edicisi ve ihtiyaçlarını karşıla yacak imkan ve ortamın yaratıcısı sıfatıyla Allah'ın (c.c.) koyduğu kanunlar ve dustur-
lar (prensipler, temel kurallar)
kavanini seriat قوانین شریعت : seriat kanunları, İslam dinindeki emirler ve kurallar
kavanin i tabiiye قوانین طبیعیه : tabiat kanunları; yani, Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan tabiat olaylarının kanunlar, yaratı-lış kanunları(bk. kanun(
kavanin-i teşekkülat قوانین تشکلات : tabiattaki
varlıkların meydana gelme ve normal şeklini almayı sağlayan (Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünun eseri olan) kanunlar
kavanin-i teşkiliye قوانين تشکيليه : canlıların
meydana gelişini, çoğalmasını ve normal şek-lini almasını sağlayan (Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan) kanunlar
kavanin-i ubudiyet قوانین عبودیت : kulluk ka-
nunları, kainattaki varlıkların Allah'ın (c.c.) kulları olmalarını sağlayan kanunlar, yani varlıkların yaratılış gaye ve özelliklerine uy-gun olarak hareket etmelerini, kendilerine verilen görevleri yerine getirmelerini sağla-yan Allah'ın (c.c.) sürekli ve kesintisiz olan emirleri, tabiata düzen veren kanunlar. (bk. kanun)
kanun-u umumiye-i içtimaiye قوانين عمومية اجتماعيه : toplum hayatını düzenleyen ve her-kesi bağlayan hukuk kanunları ve kuralları
kavanoz قوانرز : cam, toprak veya seramik gibi maddelerden yapılmış, geniş ağızlı küçük veya orta boyda kap
kavi 1 : قوی.kuvvetli, güçlü 2.sağlam, sarsıl-maz 3.dayanıklı 4.güç ve kuvvet sahibi
kavil قول : )bavl
kavileşme 1 : فریلنمه güçlenmek 2.güç ve kuv-
vet kazanmak
kavim قوم : bkavm(
kavis قوس : )bk.kavs(
kavi(y( قوی : )bk.kavi(
Kaviyyi Aziz قوى عزيز : Aziz ve Kavi olan, güç sonsuz güç ve kuvvete sahip (Kaví) olan (Al-ve kuvvetiyle her şeye üstün gelen (Aziz) ve lah c.c.)
kavanin icraat قوانین اجراات : )Allah'a (c.c.) ait) wraat kanunları, yaratılmıs varlıklar dün yasinda her şeyi sebeplere bağlayarak yapıp yiritme ve düzene bağlamaya vasıta olan Allah'ın (c.c.) devamlı emirleri olan kanunlar (bk. kanun)
kovanin-i ictimaiye قوانين إجتماعية : toplum ha yatını düzenleyen kanunlar, kurallar
Lavanin-illahiye قوانين الهيه : Allah'ın (c.c.) koy duğu kanunlar ve emirler
kavanin-i ilm-l ezeli قوانين علم أزلي : Allah'ın (c.c.) ereli ve sonsuz ilminin kanunları (kader ka nunları)
kavanin-i ilmiye قوانین علميه : Lilmi kanunlar Allah'ın (c.c.) ezeli ve sonsuz ilminin eseri olan tabiattaki kanunlar (bk. kavanin-i ka-der) 2 insanların ilmi araştırma ve düşünce sonucu buldukları ilim kanunları, pensipleri, kuralları (bk. kanun)
kavanin-i itibariye قوانین اعتباريه : itibari kanun lar, aslında başlı başına (düşünce dışında ger çek, objektif) varlığa sahip Allah'ın (c.c.) emir ve gücünün eseri olan, tabiat olaylarındaki düzeni adlandırmak bakımından var sayılan ve hiçbir iş yapma, etki etme ve yaratma gü cùnü taşımayan tabiat kanunları
kavanin-l kader قوانین قدر : kader kanunları; ya ratılmış varlıklar dunyasını yaradılış gaye ve özelliklerine göre düzenlemek, ölçü ve adale-ti sağlamak üzere Allah'ın (c.c.) ezelden son-suz ilmi ve iradesiyle belirlediği kanunlar
kavanini külliye 1: قوانين كليه.kulli (genel) kanunlar, herkesi bağlayıcı hukuk kuralları | 2.(Allah (c.c.) tarafından konmuş olan)bütün varlıklar dünyasına düzen getiren kanunlar(-bk. kanun)
kavanin-i latife قوانين لطيفه : incelikleri olan ku-rallar
kanun-u mahsus(a( قوانین مخصوصه : ozel kanun-lar, özel bir varlık ve olay türüne ait kanunlar
kavanin-i meslet قوانین مشیئت : Allah'ın (cc) iradesinin eseri olan ve hayat ve tabiata dū-zen getiren kanunlar, tabiat düzenini sağla-yan kanunlar
kavanin-i muayyene قوانين معينه : belli kanun-lar, (Allah'ın (c.c.) iradesinin ve gücünün eseri olan) tabiattaki özel olay ve durumları düzenleyici ve belirleyici belirli kanunlar
kavanin-i rahmet قوانین رحمت : tabiattaki var-lıkların ve olayların bağlı olduğu) Allah'ın
Kaviyy- Aziz
(c.c.) merhametinin eseri olan canlıların ve insanların yaşamasını kolaylastıran kanunlar ve düsturlar (prensipler, temel kurallar)
kavanin-i rubublyet قوانین وب her şeyin sa-hibi, terbiye edicisi ve ihtiyaçlarını karşıla-yacak imkan ve ortamın yaratıcısı sıfatıyla Allah'ın (c.c.) koyduğu kanunlar ve düstur-lar (prensipler, temel kurallar)
kavanin-i şeriat قوانین شریعت : şeriat kanunları İslam dinindeki emirler ve kurallar
kavanin-i tabiiye قوانین طبيعيه : tabiat kanunları; yani, Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan tabiat olaylarının kanunlar, yaratı-lış kanunları(bk. kanun(
kavanin-i teşekkülat قوانین تشکلات : tabiattaki varlıkların meydana gelme ve normal şeklini almayı sağlayan (Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan) kanunlar
kavanin-i teşkiliye قوانين تشكيليه : canlıların meydana gelişini, çoğalmasını ve normal şek-lini almasını sağlayan (Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan) kanunlar
kavanin-i ubudiyet قوانین عبودیت : kulluk ka-nunları, kainattaki varlıkların Allah'ın (c.c.) kulları olmalarını sağlayan kanunlar, yani varlıkların yaratılış gaye ve özelliklerine uy-gun olarak hareket etmelerini, kendilerine verilen görevleri yerine getirmelerini sağla-yan Allah'ın (c.c.) sürekli ve kesintisiz olan emirleri, tabiata düzen veren kanunlar. (bk. kanun)
kanun-u umumiye-i içtimaiye قوانين عمومية اجتماعيه : toplum hayatını düzenleyen ve her-kesi bağlayan hukuk kanunları ve kuralları
kavanoz قوانوز : cam, toprak veya seramik gibi maddelerden yapılmış, geniş ağızlı küçük veya orta boyda kap
kavi 1 : قوى.kuvvetli, güçlü 2.sağlam, sarsıl-maz 3.dayanıklı 4.güç ve kuvvet sahibi
kavil قول : )bk. kavl(
kavileşme 1 : فویلشمه güçlenmek.güç ve kuv-
vet kazanmak
kavim قوم : bkavm(
kavis قوس : )bk.kavs(
kavi(yy( قوى : bkavi(
Kaviyyi Aziz قوی عزیز : Aziz ve Kavi olan, güç ve kuvvetiyle her şeye üstün gelen (Aziz) ve lah c.c.) sonsuz güç ve kuvvete sahip (Kavî) olan (Al-
Kaviyy-I Mutlak قوى مطلق sonsuz güç ve kuv vet sahibi olan (Allah c.c.)
kaviyyen قريبا : kuvvetle, kesinlikle
kavi 1.5 : قولoz 2.görüş
kavli leyyin قول لن : yumuşak söz
kavli meşhur قول مشهور : ünlü söz
kavli racih قول راجح : tercih edilen söz, üstün tutulan söz (veya düşünce, görüş)
kavli sarih قول شارح : açıklayıcı söz
kavl-i şerif قول شریف : mübarek söz
kavlen قرلا : sözle, sözle ifade ederek kavli 1 :قولى.sözle ilgili 2 sözlü, söz ile ifade edilen
kavm 1 : فرم.kabile, aşiret 2 rkdaşlığa bağlı toplum 3.toplum 4.millet 5.Allah (c.c.) tara-fından peygamber gönderilen toplum kavm-id قوم عاد : Ad kavmi, Hz. Hud'un (a.s.)
peygamber olarak gönderildiği toplum
kavm-i Ad ve Semud قوم عاد و ثمود : Ad ve mud kavmi, Hz. Hud'un (a.s) peygamber ola rak gönderildiği Åd toplumu; ve Hz. Salih'in (a.s.) peygamber olarak gönderildiği Semud toplumu
kavm-i Åd ve Semud ve Firavun قوم عاد و ثمود و فرعون : Ad ve Semud ve eski Mısır'daki Fira vun kavimleri; Hz. Hud'un (a.s.) peygamber olarak gönderildiği Åd toplumu, Hz. Salih'in (a.s.) peygamber olarak gönderildiği Semud toplumu ve Hz. Musa (a.s.) ve kardeşi Hz. Harun'un(a.s.) peygamber olarak gönderil dikleri Firavununun yönetimindeki toplum (bk. Firavun)
kavm-1 Arab قوم عرب : Arap toplumu, Hz. Mu-hammed'in (a.s.m.) peygamber olarak gön derildiği Arap toplumu
timi altındaki toplum (bk. Ebrehe) kavm-i Ebrehe قرم ابرهه : Kral Ebrehe'nin yöne
kavm-i Firavun قوم فرعون : Firavunun yöneti mi altında bulunan ve kendilerine Hz. Musa )a.s.) ve kardeşi Hz. Harun'un (a.s.) peygam-ber olarak gönderildiği eski Mısır toplumu (bak. Firavun)
kavm-i Kureyş قوم قريش : Kureyş kavmi, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) soyca mensup olduğu Arap kabilesi
kavm-i Lut قوم لوط : Lut'un (a.s.) kavmi, ken-dilerine Hz. Lut (a.s.) peygamber olarak gön derildiği halde O'nu dinlemedikleri ve inanıp itaat etmedikleri için heläk edilen toplum
kavm-i Musa قوم موسى Hz. Musa'nin (as( kavmi, Hz. Musa (as) ve kardesi Hz. Ha run'un soyca mensup oldukları İsrailoğulları (Yahudi) toplumu
kavm-i Nuh uh (as) kavmi, kendi lerine Hz. Nuh'un (a.s.) peygamber olarak gönderildiği ve inanmayanların tufanda bo ğulduğu toplum
kavm-i Semudقوم مود Semud kavmi. Hz Salih'in (a.s.) kendilerine peygamber olarak gönderildiği Semud toplumu
kavm-l Semud vedقوم نمود وعاد Adv. mud kavmi (bk. kavm-i Ád ve Semud(
kavmi (ye( 1 : قربه.kavimle ilgili 2 kabileye bağlılıkla ilgili 3.ırkdaşlığa bağlılıkla ilgili 4.toplumla ilgili, topluma ait (toplumsal)
kavs 1 : قرص.yay 2.cember veya daire kenarı şeklindeki eğri
kavs-i kuzeh قوس قزح : gökkuşağı
Sekavs-i mevhum (e( قوس موهومه : hayali yay, haya
len tasarlanmış eğri çizgi
kavseyn قوسين : iki yay (bk kab-ı kavseyn(
kavvad (kavat( فزاد : zinaya aracılık yapan
kay في : kusmuk
kaydayıd, kayıt(
kaydı cüziyet قيد جزئیت : küçuk bir varlık ola
rak sınırlı kalma. "Sani'i Hakim.. filcümle seni kaydı cüz'iyattan mutlak bırakmıştır. (BMS sh 438); her işi hikmetli olan Yaratıcı, kısaca söylersek, seni küçük ve sınırlı bir varlık ol maktan çıkarıp sınırlamaları kaldırmıştır
kayd- esaret قيد اسارت : esaret (esirlik) zinciri
kaydı haysiyet قید حیثیت : seref ve manevi de rece sahibi olma şartı, durumu
ka, zulüm ve zorbalık gücü ve zinciri kaydı istibdat قيد استبداد : istibdat zinciri, bas
kayd- maddiyat قيد ماديات : maddi şeylere bağ lılık
kaydı ömrü tabii قيد عمر طبیعی : normal ömür süresine bağlı olma şartı
mek kayda geçirmek, deftere geçirmek 2 bel gelenmek 3.bağlamak 4.sınırlamak 5.zapt kaydetmek 1 : قيد ابتمك.yazmak, yazıya geçir kazanmak etmek, tutmak, durdurmak 6. elde etmek,
kaykay 1 bag 2 bağlılık 3 bağlayıcılık bağlayıcı durum, sınırlayıcı durum, şarta bağlı durum 5 durum, hal 6. sınır 7. sınırla ma sunulandirma B. engel 9. engel koута 10 kutlama 11 part 12.yazma, yazıya geçirme, kaydetme 13.yazı, yazılmış söz veya ifade 14. belge 15. (ed) ifade tarzı söz ve ifadeler arasındaki bag, ilgi, bağlantı (bağlam) 16. (gr) parth ifade, part eki 17. endişe, kaygı, dusün
ce 18. önem verme, ilgi gösterme, ilgi kayıdı (kayrth( 1 : فيدلي bağlı 2 sınırı, sınırlan mış 3 şarta bağlı 4. yazılı (bk. kayıd)
kayıdır (kayıtsız( 1: فيدسر sınırsız 2 şartlara bağlı olmayan 3 serbest 4.bağsız, zincirsiz
kayınpeder قائم پدر : kaynata, evli bir kimseye göre eşinin babası
kayınvalide قائم والده : kaynana, evli bir kimse ye göre eşinin annesi
kayıt قيد : )bk. kayid(
kayıtsız فيسز : )bk kayıdsız(
kaylule قيلولة :ogleye yakın veya biraz sonra-
sındaki uyku
Kays: Leyla ile Mecnun hikâyesinin erkek
kahramanı
Kayser 1 : قيصر.eski Roma ve Bizans imparato ru (hükümdar, kral) 2.Alman İmparatoru
kay فئ : )bk kay(
Kayyum قوم : hiçbir şey muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi her an ayakta tutan ve yok olmaktan koruyan (Allah cc.)
Kayyum-u Baki قیوم باقی : Baki ve Kayyum olan (Allah c.c.); ölümsüz, sonsuz, ebedi varlığa sahip (Baki) ve hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi her an ayakta tutan, yok olmaktan koruyan (Al-lah c.c.)
Kayyum-u Sermed)( قیوم سرمدی : Sermedi
ve Kayyum olan (Allah c. c); daimi, sonsuz, ebedi varlığa sahip (Sermedi) olan ve hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi her an ayakta tutan, yok olmaktan koruyan (Allah c.c)
Kayyum-u Zülcelal قيوم ذو الجلال : sonsuz buyük lük ve yücelik sahibi (Zülcelal) olan ve hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak
var olan ve her şeyi her an ayakta tutan, yok olmaktan koruyan (Allah c.c.)
kazan Rahmani
kayyumiyet قیومیت hiçbir şeye muhtaç ola madan ezeli ve ebedi olarak var olma ve her sevi her an ayakta tutma, yok olmaktan ko ruma, "kayyum" sıfatına sahip olma
kayyumiyet-i lähive قوميت الهيه Allahin (cc( kayyumiyeti, Kayyum olması, Allah'm (c.c.) hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olması ve her şeyi her an ayakta tutması, yok olmaktan koruması
kaza قضاء Allah'ın (c.c.) ezeli takdirinin (kaderde belirlediklerinin) ve emrinin yeri ne gelmesi, gerçekleşmesi 2 belä, musibet; can veya mala zarar veren olay 3 istenmeden meydana getirilen zarar 4.zamanında yerine getirilemeyen ibadet görevini (namaz, oruç) sonradan yerine getirme 5.ödeme 6. mahke mede davaya bakma 7. mahkeme kararı 8. ilçe
kaza-l hacet 1 : قضاء حاجت ihtiyaç karşılama, ihtiyaç yerine getirme 2 tuvalet ihtiyacını ye
rine getirme
kaza-i İlahiye( قضاء إلهي : Allah'ın (c.c.) ezeli takdirinin (kaderde belirlediklerinin) ve em-rinin yerine gelmesi, gerçekleşmesi
kaza-i vatar قضاء وطر : ihtiyacı karşılama; işini
bitirme
kaza-yi hacet فضای حاجت : bk kaza-i hacet(
kaza-yillahi قصاى إلى : bk kaza-i lahi
kaza-yı Rabbaniye قضای ربانیه Rabbin emrinin yerine gelmesi, kazası, Rabb'in ezelden tak-dir ettiklerinin (kaderde belirlediklerinin( gerçekleşmesi, yerine gelmesi
kaza-yi şehvet قضای شهوت : cinsel isteği yerine
getirme
kazaen ماء : istemeden, elinde olmadan, kaza eseri olarak
kazak 1 : قراق.savaşçı atlı asker 2.(Rusya'da ve İran'da) ayrı bir sınıf meydana getiren ath asker
kazan قازان : yemek pişirmeye veya sıvı bir maddeyi kaynatmaya yarayan büyük ve kulp-lu tencere 2.buhar veya sıcak su elde etmekte
kullanılan kapalı büyük kap
kazanierzak قازان ارزاق : erzak kazanı, içinde yiyecek pişirilen veya hazırlanan kazan
kazan Rahmani قازان رحمانی : sonsuz merha met sahibine (Allah'a c. c.) ait, içinde besinler ve yiyecekler hazırlanan kazan, (mec.) Dünya
kazaya-ye makbüle قضایای مقبوله : doğru diye ka-bul edilen hükümler (düşünceler)
kaziye, mevzuunun efradi ve tesrihati ade hükümleri içine alma, kapsama. ("her kulli dince kazayayı tazammun eden bir fezleke dir": Her genel hüküm, konusuna giren fert ler ve haklarında tek tek verilen hükümler قضایایی تضمن اينمك kazayayi tazammun etme sayısı kadar hükümleri içine alan bir özettir. )örnek insan konuşan bir canlıdır" genel konuşan bir canlıdır 3.Hasan konuşan bir canıdır vb. ne kadar insan varsa o kadar hü küm, yukarıdaki genel hükmün içine girer ve bu genel huküm, bu sayısız önermelerin bir cümle içinde özetlenmiş şekli gibidir)
kaziye قضیه : man.) hüküm (önerme), karar, bir cümle içinde ileri sürülen iddia, fikir, ifa de veya cümle
kaziye-i daime قضية دائمه : her zaman için ge çerli olduğu ifade edilen hüküm
kaziye-i felekiye قضية للكيه : astronomiye ait hüküm (önerme)
kaziye-i hamliye قضية حمليه : )man) yüklemli hüküm (önerme), bir konu ile bir yüklemden kurulan basit hüküm (önerme, cümle), "in-san ölümlüdür", "ışık yer kaplamaz" gibi
kaziye-i külliye قضية كليه : )man) genel hüküm yüklemi konusunun bütününü kapsayan hü küm, "her, bütün, hiçbir" gibi sözlerle ifade edilen cümle; (Her insan ölümlüdür gibi.)
kaziye-i makbule قضية مقبوله : doğru kabul len hüküm, bilgisine güvenilen büyük bir za-tın delilsiz olarak kabul edilen sözü, hükmü
kaziye-i muhkeme قضية محكمه : )huk.) kesinlik kazanmış olan üst mahkeme kararı
kaziye-i mutlaka قضية مطلقه : sarta bağlı olma yan hüküm, şartsız hüküm (önerme)
kaziye-i mümkine قضية ممكنه : imkan ve ihti mal belirten hüküm (önerme)
kaziye-i mümkine ve mutlaka 7 قضیه ممکنه و مطلقه imkân ve ihtimali belirten hüküm(mümki-
kaziye-i müntesire-i zamaniye قهية منتشرة زمانيه küm geçmiş ve yaygın bir zaman için geçerli hu
kaziye-i şartiye (man) şartı hü küm (şartlı önerme), bir iddianın doğrulu önerme). (Turkcede) iki hüküm arasında "se. gunu şarta bağlayan birlesik hükum (bilesik ise, ancak gibi sart bildiren bir ek veya söz konarak elde edilen hukün. ("namazi cета atle kılarsan sevabın daha çok olur. Çalışırsan başarırsın." gibi)
kaziye tabiiyeقصة طبع:normal hukum. ve normal olduğu açık olan fikir
kaziye- tasdiki قضية تصديقي : doğruluk iddiası taşıyan hüküm, doğru diye ileri sürulen hu küm (fikir, iddia)
kaziye-i üla قضية اولى : ilk hukum, ilk cümle
kaziye-i vahide قضية واحده : tek bir hüküm (cümle, önerme(
kaziye-i vaktiye-i müntesire قضية وقتية منتشرة geniş ve yaygın bir zaman için geçerli olan hüküm
muhkeme( kaziyye-i muhkeme قضية محكمه : )bk kaziye-i
kazurat 1 : قاذورات.dışkı; insan (veya hayvan( dışkısı 2.pislik
edibul etmek, c)dinin açık bir emrini ve hükmü 1.inkår, inançsızlık: a)Allah'ı (c.c.) inkar etme), b) Allah'tan(c.c.) başka yaratıcılar ka nü inkar etmek 2.Allah'ın (c.c.) rahmetinden vermez, af eder diye güvenmek, aynı günahı ve affından ürnidini kesmek, Allah (c.c.) ceza cihaddan ve savaştan kaçmak 5.bir kimseyi tekrar tekrar işlemeye devam etmek 3.na-maz, orucu terk etmek 4.Allah (c.c.) yolunda ganını haksız yere kesmek veya işe yaramaz haksız yere öldürmek, bir kimsenin bir or-.yalan yere şahitlik etmek, yalan yere yemin etmek 8.bir kadına zina iftirasında bulunmak hale getirmek 6.ana babaya karşı gelmek
yemek rüşvet almak, hırızlık yapmak timah yemek 11. zina etmek, sapik Bukide bulunmak 12 kumar oynamak, içki iç mak 13 dinde olmayan uydurmalara, ekleme degiştirmelere taraftarlık buyu yapmak
leda ilk maddedeki gunah, insarı din mkarı Diğer günahların tövbeleri ve ce vardır. Bir kasam dini eserler, böyük gu nahlarm en büyükleri (kebairi azime) olarak payedi günahı sayar:
thunden adam aldürme 2 zina 3icki 4 ana habaya karşı gelme, onlara koto davranma Skumar 6. yalancı şahitlik 7. dinde olmayan malara, eklemelere, değiştirmelere alara) taraftarlık)
lebari azime کبائر عظیمه en başta gelen bu-yuk günahlar, büyük günahların en büyükleri
bes ko
abei small كنش اسماعيل : Ha. Ismail'in (as) verine kurban edilmesi için Allah (c.c.) tara-dan gönderilen koç. Hz. İsmail'in koçu
1: كسر.byuk2 yüce
كسر : )el-Kebir) çok büyük ve çok yüce
olam (Allah c.c.)
bire كبيره : büyük günah(lar) (bak. kebair( Keçiborlu کچی بورلی : Isparta iline bağlı ilçe merkezi
heder 1 : كفر.dert, üzüntü, tasa, gam, acı, hu nin sıkıntı, can sıkıntısı 2 bulanık, bulanık-
leder 1 : کدری.dertli, üzüntülü, acılı, gamli bününlü 2.keder veren, dert veren, üzüntü veren, an veren, gam ve hüzün veren
ledersiz کدرسز : dertsiz, acısız, üzüntüsüz, sı
kenneh كانه : )Ar.) sanki, güya, sanki o
kef 4: Osmanlıca alfabede (elif-be) yirmi be-pinci harf olan (k) harfinin okunuşu
befalet کفالت : kefillik, kefil olma, birinin adı na sorumluluğu (zarar veya borcu) üstlenme, üzerine alma, garanti verme
kefalet-i zimniye کفالت ضمنيه : zimni kefalet,
kendiliğinden ve dolaylı olarak kefil olma,
rumluluğu üstlenme
befaletle كفالته : kefil olma yolu ile, sorumlu luğu üstlenerek
kefeteyn-i havfureca کفتین خوف و korku nem korkusu ve cennet ümidi seklinde terazi ve ümit şeklinde terazinin dengeleyici iki gözü, gibi olan dengeli davranış, yani, cehen nin dengeli iki kefesi gibi denge içinde olma, başka bir deyimle, insan ne "ben cehennem den kurtulmam deyip ümitsizliğe düşmeli, ne de "ben herhalde cennete giderim" deyip emin olmalı, ikisi arasındaki dengeyi koru-malı. İşte bu, birbirini dengeleyen "korku" ve "ümit" kefeleri demektir
keffaret (kefåret( 1: کفارت.bir zorunluluk al-tında veya yanlışlıkla işlenen günahın af edil-mesi ümidiyle dince belirlenmiş sadaka veya tutulan oruç 2.(günahlardan) affedilmeye vesile, sebep
keffaret-i yemin كارت مين : yemin kefareti, yemin bozma sebebiyle işlenen günahın af edilmesine vesile olmak ümidiyle verilen sa-daka veya köle azadı veya tutulan oruç
keffaret-i zünub کفارت ذنوب : gunahların kefä-
reti, günahların af edilmesine vesile, sebep
keffareten كفارتا kefaret olarak (bk. keffaret(
keffaretli کفارتلی : kefäret yerine geçen, günah-ların af edilmesine sebep olacak özelliği olan
kefil: birinin adına sorumluluğu (zarar veya borcu) üzerine almayı kabul eden kimse, garanti veren
العراقfili mutlak tam kefilm garanti
verici
kefne کفته : yakacak olarak da kullanılan di-kenli bir dağ bitkisi
kehanetfürus کانت فروش : kehanet taslayan,
gaybdan (geçmiş veya gelecekten) haber ver-me iddiasında (olanlar)
Kehf)
mağara (bk. Ashab-ı Kehf, Sure-i
kehkes (Astr.) (bk. Kehkesan(
kehkesan کهکشان : Samanyolu, içinde güneş sisteminin de yer aldığı galaksi (çok büyük yıldız topluluğu; gökada, gök nehri(
9. faiz yemek, rüşvet almak, hırsızlık yapmak 10.yetim mahı yemek 11.zina etmek, sapık iliskide bulunmak 12.kumar oynamak, içki iç mek 13 dinde olmayan uydurmalara, ekleme lere, değiştirmelere taraftarlık büyü yapmak Bunlardan ilk maddedeki gunah, insanı din den çıkarır. Diğer günahların tövbeleri ve ce-zaları vardır. Bir kısım dini eserler, büyuk gü nahların en büyükleri (kebair-i azime) olarak şu yedi günahı sayar: 1.kasden adam öldürme 2.zina 3.içki 4.ana babaya karşı gelme, onlara kötü davranma 5.kumar 6. yalancı şahitlik 7. dinde olmayan uydurmalara, eklemelere, değiştirmelere (bid'alara) taraftarlık)
kebair-i azime کبائر عظیمه : en başta gelen bü-yük günahlar, büyük günahların en büyükleri
kebes-i Ismall کش اسماعيل : Hz. Ismail'in (as) yerine kurban edilmesi için Allah (c.c.) tara-fından gönderilen koç, Hz. İsmail'in koçu
kebir 1 : كبير.büyük 2.yüce
Kebir كبير : )el-Kebir çok büyük ve çok yüce
olan (Allah c.c.)
kebire كبيره : büyük günah(lar) (bak. kebair(
Keçiborlu کچی بورلی : Isparta iline bağlı ilçe
merkezi
keder 1 : کدر.dert üzüntü, tasa, gam, acı, hü-zün, sıkıntı, can sıkıntısı 2.bulanık, bulanık lik
kederli 1 : کدرلی.dertli, üzüntülü, acılı, gamlı, hüzünlü 2.keder veren, dert veren, üzüntü veren, acı veren, gam ve hüzün veren
kedersiz کدرسز : dertsiz, acısız, üzüntüsüz, sı-
kıntısız
keenneh كانه : )Ar.) sanki, güya, sanki o
kef: Osmanlıca alfabede (elif-be) yirmi be-şinci harf olan (k) harfinin okunuşu
kefalet کفالت : kefillik, kefil olma, birinin adı na sorumluluğu (zarar veya borcu) üstlenme
üzerine alma, garanti verme
kefalet-i zimniye کفالت ضمنيه : zimni kefalet, kendiliğinden ve dolaylı olarak kefil olma, so-rumluluğu üstlenme
kefenolunun sarılarak gömülduğü dikiş siz beyaz bez
kefere كفره : kafirler, inkârcılar
kefeteyniki kee, terazinin iki gozu
kefeteyni havf u reca کفتین خوف و رجاء korku
ve ümit şeklinde terazinin dengeleyici iki gözü, gibi olan dengeli davranış; yani, cehen-nem korkusu ve cennet ümidi şeklinde terazi nin dengeli iki kefesi gibi denge içinde olma; başka bir deyimle, insan ne "ben cehennem-den kurtulmam" deyip ümitsizliğe düşmeli, ne de "ben herhalde cennete giderim" deyip emin olmalı, ikisi arasındaki dengeyi koru-malı. İşte bu, birbirini dengeleyen "korku" ve
"ümit" kefeleri demektir
keffaret (kefaret( كفارت : .bir zorunluluk al-tında veya yanlışlıkla işlenen günahın af edil-mesi ümidiyle dince belirlenmiş sadaka veya tutulan oruç 2.(günahlardan) affedilmeye
vesile, sebep
keffaret-i yemin كفار يمين yemin kefareti, yemin bozma sebebiyle işlenen günahın af edilmesine vesile olmak ümidiyle verilen sa-daka veya köle azadı veya tutulan oruç
keffaret-i zünub كفارت ذنوب : günahların kefá-
reti, günahların af edilmesine vesile, sebep
keffareten كفارتا : kefaret olarak (bk. keffaret(
keffaretli کفارتلی : kefaret yerine geçen, günah-ların af edilmesine sebep olacak özelliği olan
kefil: birinin adına sorumluluğu (zarar veya borcu) üzerine almayı kabul eden kimse,
garanti veren
kefil-i mutlak كل مطلق tam kefil tam garanti
verici
kefne گفته : yakacak olarak da kullanılan di-
kenli bir dağ bitkisi
kehanetfürus کهانت فروش : kehanet taslayan, gaybdan (geçmiş veya gelecekten) haber ver-me iddiasında (olanlar(
kehf كيف : magara (bk. Ashab-ı Kehf, Sure-i
Kehf)
kehkes کهکش : )Astr.) (bk. Kehkeşan(
kehkeşan کهکشان : Samanyolu, içinde güneş sisteminin de yer aldığı galaksi (çok büyük yıldız topluluğu; gökada, gök nehri(
٥٥٧٦- مَنْ لا يَرْحَمُ النَّاسِ لا يَرْحَمُهُ الله (ط) حم خ م ت وابن خزيمة عن جرير حوث حسن غريب عن الى سعيد خط عن بهز بن حكيم عن ابيه عن جده وابن النجار عن
ابن مسعود)
5576- Kim insanlara merhamet etmezse, Allah da ona merhamet etmez.
5577- Müslümanların işini önemsemeyen, onlardan de. ğildir. Kim sabah akşam Allah, Rasulü, Kitabı, İmamı ve tüm müslümanlar için öğüt verici olmazsa, o onlardan değildir.
٥٥٧٨ - مَنْ لاَ حَيَاءَ لَهُ لاَ غَيْبَةَ لَهُ" (الخراشطى كر عن ابن عباس)
5578- Hayası olmayan fasık kişinin arkasından yapılan gıybet de günah olmaz.
٥٥٧٩ - مَنْ لا يَسْتَغْفِرُ اللهَ لَا يَغْفِرُ اللهُ لَهُ وَمَنْ لَا يَتُوبُ لَا يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِ وَمَنْ لَا يَرْحَمُ لَا يَرْحَمُهُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ (ابو الشيخ عن جرير)
5579- Allah'a istiğfarda bulunmayanı Allah bağışlamaz. Tevbe etmeyeni Allah affetmez. Merhamet etmeyen kişiye Allah merhamet etmez.
5580- Sabretmeye çalışan kimseye Allah sabrı ihsan e-der. İffetli olmayı isteyeni Allah iffetli kılar. Zengin olmak isteyeni Allah zengin kılar. Kişiye sabırdan daha geniş, daha iyi bir hayır verilmemiştir.
5582- Kim benim şu teklifimi kabul ederse, ben de onun cennete girmesini kabul ederim: Insanlardan bir şey istemesin.
٥٥٨٣ - مَنْ يُحْرَمُ الرِّفْقَ يُحْرَمُ الْخَيْرَ كُلَّهُ (ط حم م د هـ حب وابن خزيمة عن جرير)
5583- Kim rıfktan mahrum olursa bütün iyiliklerden mah-
rum olur.
٥٥٨٤ - مَنْ يُرِدْ هَوَانَ قُرَيْشٍ أَهَانَهُ اللهُ (حم ش ع طب ك ض ت حسن غريب والعدني وابو نعيم عن سعد وتمام وابو نعيم وكر عن ابن عباس كر عن عمرو بن العاصي
5584- Kim Kureyş'e ihanet etmek isterse, Allah onun iha-netini başına geçirir.
٥٥٨٥ - مَنْ يُرِدِ اللهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ (حم خ م حب عن معوية حم ت حسن صحيح والدارمي عن ابن عباس طس عن عمر هـ طس عن ابي هريرة
lar.
5585- Allah kime hayrı murat ederse, onu dinde fakih kı-
zışana yazarız, ölülerimizi tesyi edenlerin ölülerini teşyi ederiz. hakkımıza riayet edenin hakkına riayet ederiz. Ey insanlar! Insan-larla değerlerine göre düşüp kalkın. Din ve ahlaklarına göre on-larla karışın, herkese mevkiini verin, insanları aklınızla ikna edin.
1908- Ben Muhammed ve Ahmed'im. Ben rahmet pey-gamberiyim. Ben cihaddan cihada koşan bir peygamberim. Ben peygamberlerin ardından gelenim. Ben kıyamet gününde haşr i-çin insanları toplayıcıyım. Cihat etmekle gönderildim, ziraatle de-ğil.
۱۹۰۹ - أَنَا أَصُومُ وَافْطِرُ وَأَصَلَّى وَأَنَامُ وَلِكُلِّ عَمَلٍ شَرَةٌ وَلِكُلِّ شَرَهِ فَتْرَةٌ فَمَنْ تَكُنْ فَتْرَتُهُ إِلَى السُّنَّةِ فَقَدْ اِهْتَدَى وَمَنْ تَكُنْ فِتْرَتُهُ إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ فَقَدْ ضل طب وابو نعيم ض عن جعدة بن هبيرة وهو ابن ام هاني بنت ابي طالب)
1909- Ben nafile orucu tutarım, bazen de tutmam, (na-file) namaz kılarım, uyurum. Her işin bir hırs tarafı vardır ve her hırsın sakin olduğu bir devre vardır, bu geçiş dönemi sünnete doğru olursa kişi hidayete ermiş demektir. Fakat bu dönem bu-nun dışında bir yol alırsa o kimse sapmış demektir.
1910- Şimdi siz size Rabbinizden gelen apaçık bir yolda-sınız. İyiyi emredip kötüden nehy ediyorsunuz. Allah yolunda sa-vaşıyorsunuz, sonra size iki baş döndürcü şey verilecek. Cehalet
bir de yaşama aşkı. Ondan sonra değişeceksiniz, ne iyiyi emre-deceksiniz, ne de kötüden nehy edeceksiniz. Allah yolunda da savaşmayacaksınız. İşte o gün kitap ve sünneti elden bırakma-yanlar elli Sıddık ecri alacaklar. Söyle dediler: "Ey Allah'ın Rasu-Jül Bizden mi onlardan mı?" Cevap verdiler: "Hayır, bilakis siz-den."
۱۹۱۱ - اهْتَزَ عَرْشُ الرَّحْمَن لِمَوْتِ سَعْدِ بن مُعَاذِ (حم) م حب طب ك عن الس الحكيم عن ابن عمر طب عن معيقيب ك والحكيم عن اسيد بن حضير حم خ م ن ه حب ك عن جابر حم وابن سعد طب والياوردى عن عادم بن عمر بن قتادة عن جدته رميئة حم ع والبغوى وابن قانع ك ض عن الس)
1911- Sa'd b. Muaz'ın ölümünden dolayı Rahman'ın
Arş'ı sallandı.
۱۹۱۲ - اهْجُ الْمُشْرِكِينَ فَإِنَّ رُوحَ الْقُدُسِ مَعَكَ قَالَهُ لِحَسَّانَ (ط حم خ م ن والروياني ع عن عدي بن ثابت عن البراء)
1913- Masiyetlerden vazgeç, bu en iyi vazgeçme şeklidir.
Farzlara devam et, cihadların en efdali budur. Allah'ı çok zikret. Allah'ın en çok hoşlandığı şey onu çok zikretmektir. Sen bundan daha iyi bir amel ile Allah'ın huzuruna gidemezsin.
Lafından anlatılmak istenen mana iki türlüdür. Şöyleki
a) Daima artan cennet nimetleri, türlü türlü ikramlar
b) Cuma günüdür, Cuma gunünün kerameti: Yüce Hakkın cemalt ile müşerref olmak, böyle büyük bir nimete ermek...
CUMA GUNUNUN FAZILETİ
YÜCE ALLAH'IN VE PEYGAMBERLERİN ZİYAFETİ
Bu ikinci manada gelen bir rivayet şöyledir: Müminler, cennete cuma günü gireceklerdir.
Cumartesi günü olunca, babaları Adem a.s. onları kendi köşküne ve makamına davet eder; böylece, çocuklarına ziyafet çeker.
Pazar günü oldukta; ikinci babaları Nuh a.s. onları makamına davet edip siyafet çekecektir.
Pazartesi günü oldukta, İbrahim Halilüllah a.s. onları makamına davet eder; kendilerine ziyafet verir.
Salı günü oldukta, Musa Kelimüllah a.s, onları makamına davet edip ziyafet verir. Çarşamba günü, İsa as. onları makamına davet edip kendilerine
ziyafet verir. Perşembe günü olunca, Sultan-ı Enbiya Nur-u Çeşm-i Asfiya Ha bib-i Huda Şefi-i Ruz-ü Ceza Hazret-i Muhammed Mustafa S.A. onları, makamların en yücesi olan Vesile'ye davet eder. Onlara türlü türlü ikramlar ve in'amlarla ziyafet verir.
Herkes, bu ziyafetten dönüp makamına geldiği zaman, celăl ve ikram sahibi Yüce Allah, onların her birine tek tek melekler gönde rir, özel olarak davet eder. Cuma günü olduğu zaman, cümlesi Hazi-ret il-Kuds'te toplanırlar.
Orada, nebiler ve resuller minberler üzerinde otururlar. Ashab-1 kiram, zürriyet-i izam, (Resulüllah S.A, efendimizin soyu) namlı âlim-ler kürsüler üzerinde otururlar. Veliler, şehidler, salihler de sandal yalar üzerinde otururlar. Sair cennet ehli ise minderlere otururlar.
Ve.. Resulüllah S.A. efendimiz de oradan Kur'an okuyacaktır. Mü-harek seslerinin letafet, halavet ve taravetinden ağaçların yaprakları hareket eder. Köşklerin, sarayların pencere kanatları harekete geçer. Her birinden bir başka latif ses çıkar. Kuşlar da terennüm ederler. Bütün bunlardan dolayı türlü sedalarla büyük bir zevk olacaktır; ki onu: Tabir edip anlatmak mümkün değildir.
Nebilerin hatibi Davud a.s. orada hutbe okuyacaktır ki; bundan Türlü safalar olacaktır.
Bütün bu olanlardan sonra, ateş değmemiş; sırf Allah'ın kudreti ile zuhura gelip hâsıl olan nefis yemeklerle ziyafet olunur. Türlü ka seler içinde şerbetler verilir; ki bunların sakileri görünmez. Dil, bun ları anlatmaktan acizdir. Akıllar, onları idrak edip kavramaktan Acizdir.
Bu şekilde, türlü nimet, Ikramdan sonra.. mekândan münezzeh; şekil, aza, cisim ve cismaniyetten müberra olan Yüce Hak, onları ce mall ile müşerref eyler.
selam.) Səlümün kavlen min Rabbin Rahim. (Esirgeyen Rablarından
Manasında selâm verir. Onlar da, Yüce Hakkı, baş gözü ile cihet ve mekândan münezzeh, şekilsiz görürler. Bu büyük ihsan, büyük sandet ile lezzet ve nimete dalarlar.
Daha sonra, Yüce Hak, onlara hitab eder:
-Benden murad isteyin.
Bunun üzerine, onlar şöyle derler: -Senden rızanı isteriz ya Rabbl.
Onların bu isteğine karşılık Yüce Hak şöyle buyurur:
Kullarım, sizlerden razı oldum..
Böylece onları en büyük rızasına nail eder.
YETMİŞ ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e ve efendimizin Muhammed'in Aline salát selâm eyle bereket ihsan eyle. Onun makamı yücedir; ona tazim etmek, ona saygı göstermek vaciptir.
Bilhassa Resulüllah S.A. efendimizin makamı: Dünyada ve Ahi-rette cümle mahlukun makamından yüce ve üstündür.
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZE SAYGI
Resulüllah S.A. efendimiz, tam bir peygamberlik, umumi bir ri-saletle cümle insanlara, cinlere, hatta bütün yaratılmışlara peygam-ber gönderilmiştir. Bunun için, o keremli resule hayatında ve vefa-tından sonra, tazim edip saygı göstermek vaciptir.
Nitekiı, sahabe-i kiram, Resulüllah S.A. efendimize hayatında o kadar saygı gösterirlerdi ki, mübarek boğazını ayıklayıp bir şey çıka racağı zaman, avuçlarını tutarlardı. stern
Keşke, onun ağzından ve boğazından çıkan şey, avucumuza düşeydi; onu avucumuza alıp teberrüken, vücudumuza ve yüzümüze sürseydik.
Derlerdi. Böyle bir temenni ve arzu gösterirlerdi.
Resulüllah S.A. efendimiz vacib olan veya olmayan bir amel işle diği zaman, cümlesi pür dikkat ona bakarlardı:
Biz de işlerimizi onun gibi yapalım.
Derlerdi. Resulüllah S.A. efendimiz, bir kelâm ettiği zaman, cüm lesi susar, ihtimamla onu dinlerlerdi:
Onun hadis-i şerifini, hoşça ezberleyip gereği ile amel edelim, sonra gelen ümmetlere de haber verelim
Diyerek, Resulüllah S.A. efendimizin yüzüne dik dik bakmazlardı. Böyle bir şeyden kaçınırlar, sakınırlardı.
Resulüllah. S.A. efendimiz, saadetle dar-1 ukbaya teşrif buyurduk-tan sonra, pak ismini isittikleri veva söyledikleri zaman, salat ve se-lamla taxim ederlerdi. Yüce emirlerine ve üstün sünnetlerine tam ka-yıtlı kalır; ihtimamla ona bağlanırlardı.
Durum anlatıldığı gibi olunca, herkese ve bize gerekir ki: O mu-avram Resul'e ve muhterem Nebi'ye tam tazim edip saygı gösterelim. Meselà: Onun sünnet-i seniyesini ihya edelim. Onun Al, ashab ve ehl-1 beytini sevip sayalım. Onun güzel edepleri ile edeplenelim. Onun mü-barek isimleri anıldığı zaman, tazimle salât ve selâm okuyalım. Onun zürriyeti olan sadat-ı kiramı gördüğümüz zaman, tazim edelim. İlmi ile Amil Alimleri gördüğümüz zaman, kendilerine ikram edelim. İlim taliplerine, Kur'an ehline de saygı gösterelim.
Hâsılı: Yukarıda anlatılanların benzeri zatlara tazim etmek üze rimize vaciptir.
Cenab-ı Hak, cümlemize hayırlı işlerde başarı ihsan eylesin. Resulüllah S.A. efendimize ihsan edeceğin bu salât:
Öyle bir salât olsun ki, hiç kesilmeye..
Ömrümüz bitse dahi, bu salâtın sonu gelmeye..
Daima sürüp gide.. Sayılara dahi sığmaya..
YETMİŞ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle. Na-sıl ki, İbrahim'e ve İbrahim'in âline âlemlerde salât eylemiştin.
Resulüllah S.A. efendimizin âli, kendisine tabi olan ashabı ve tüm ümmetidir.
Hazret-i İbrahim, Resulüllah S.A. efendimizin büyük ceddidir.
عددا .. اللهمَّ صَلِّ عَلَى محمد و على الحمد كما صلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ في العالمين انك حمد مجد وصل اللهم على محمد وعلى الحمد كما ذكره الذاكرُونَ وَغَفَلَ عَنْ ذِكره الْغَافِلُونَ ١٩ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى اب د وَارْحَمْ عمدًا وَالمُهْدِ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى الحمد كَمَا صَلَّيْتَ وَرَحِمْتَ وَبَارَكَ عَلَى إِبْراهيم وَعَلَى الإِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمد مجد . اللهم صَلِّ عَلَى سَيِّدِنا محمد النبي الأمي العام المطهر وَعَلَى الهُ وَسَا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ خَيْتَ بد الرسالَةَ وَأَيَّدَتَهُ بِالنَّصْرُ والكوثر والشفاء اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَيْنَا مُحَمد بي الحكم والحكمة السراج الوهاج المخصوص Ar
adeden.
637
77. Allahümme salli alâ Muharn-medin ve alâ âli Muhammedin kema salleyte ala İbrahime ve ala Ali İbrahi me fil-Alemine inneke Hamidün Me-cidün.
78. Ve sallillahümme alá Mu-hammedin ve alâ âli Muhammedin küllema zekerehüz-zakirune ve gafele an zikrihil-gafilune.
79. Allahümme salli alâ Muham medin ve alâ âli Muhammedin verharn Muhammeden ve Ale Muhammedin ve barik alâ Muhammedin ve alâ âli Mu-hammedin kema salleyte ve rahimte ve barekte ala İbrahime ve alá ali İbra-hime inneke Hamidün Mecidün.
80. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin'in-nebiyy'il-ümmiyy'it-tahir'il-mutahhari ve alâ âlihi ve sel-lim.
81. Allahümme salli alâ men ha-temte bihirrisalete ve eyyedtehu bin-nasri vel-kevseri veş-şefaati.
82. Allahümme salli alâ seyyidi-na ve mevlâna Muhammedin nebiyy'il-hükmi mahsusi.. vel-hikmet'is-sirac'il-vehhac'il-
77, Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salát eyle. Nasıl ki, İbra-him'e ve İbrahim'in åline âlemlerde salât eylemiştin. Çünkü sen, Hamid'sin; Me-cid'sin.
78. Salât eyle Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline.. Hem de, onu ananlar her andıkça, onu anmaktan gafil olanlar gafil oldukça..
79. Allahım, Muhammed'e salát eyle; keza Muhammed'in ållne de.. Mu-hammed'e ve Muharumed'in Aline merhamet eyle. Muhammed'e ve Muhammed'in åline bereket ihsan eyle. Nasıl ki, İbrahim'e ve İbrahim'in åline salát, merhamet ve bereket ihsan eylemiştin. Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.
80. Allalım, tahir, mutahhar, ümmi nebi efendimiz Muhammed'e ve onun Aline salât eyle; selam eyle..
81. Allahım, şu zata salát eyle ki: Risaleti kendisi ile sona erdirdin; ona yardım edip kevser ve şefaat hakkı vermekle güçlendirdin.
82. Allahım, hüküm, hikmet sirac-ı vehhac, en üstün huy kendisine mahsus..
kelam 1.5 : كلامoz 2.konuşma 3 ifade 4.İslam dininin temel inançlarını açıklayan ve doğ-ruluğunu ispat eden ilim dalı 5.Allah'ın (c.c.) konuşur, söz söyler olması sıfatı, kelâm sıfatı
kelam-akdes کلام اقدس en kutsal söz, en mü-
barek söz
kelam - ali کلام عالی : yüce ve mübarek söz
kelam-belig كلام بليغ : belägatlı söz konusuna ve dinleyenlerin durumuna en uygun, doğru, etkili ve güzel söylenmiş söz
kelam-ı beşer كلام بشر : insan sözü insanın aklı ve konuşma yeteneğinin eseri olan konuşma
kellimat hikmet كلمات حکمت : Allah'n(c.c.) hikmetini dile getiren (ifade eden) kelimeler, Allahin(cc) yarattığ eserler, (eserler); Al-lah'in (cc.), her şeyi hikmetli, yani sebeplere bağlı olarak, gayeli, faydalt, işe yararlı, ölçulü, yerinde ve en uygun şekilde yaptığını ifade eden eserler, varlıklar
kelimat Bahiye كلمات إلهية : Allah'ın (c.c.) söz-leri, vahiy ve ilhamları
kelimat kitab-i kainat کلمات کتاب کاهنات : kai nat kitabındaki sözler,(mec.) Allah'ın (c.c.), her harfi, her kelimesi månalı ve tertipli gü zel bir kitaba benzer şekilde yarattığı kâina-tın içinde yer alan ve hepsi mânalı olan var-hklar ve olaylar,
kellmat kudret کلمات قدرت : )mec.) (Allah'a (c.c.) ait) sonsuz güç ve kuvvet eseri olan ve hepsi mânalı kelimeler gibi bir çok mânalara sahip olan eserler, olaylar ve varlıklar
kelimat- Kur'aniye کلمات قرآنیه : Kur'an kelime leri, Kur'an'daki sözler
klimat latife كلمات الطبقة : güzel ve hoş sözler kelimat-ı mahsusa کلمات مخصوصه : özel dil, özel sözler (mec.)hal, hareket, iş, davranış, ihtiyaç gibi yollarla dile getirilen, ifade edilen måna-lar
kelimat- mektube كلمات مكتوبه : yazı şekline girmiş sözler, yazılı kelimeler
kelimat-ı mukaddese كلمات مقدسه : kudsal ve mübarek söz ve kelimeler
kelimat-ı mübareke کلمات مبارکه mübarek ke
limeler ve sözler
kelimat-ı niyaziye كلمات نیازیه : Allah'a (c.c.) dua ve yalvarış sözleri
kelimat-ı Rabbaniye كلمات ربانيه : Rabbimizin sözleri; yani her şeyin sahibi, ihtiyaçlarını karşılayacak imkânların yaratıcısı ve terbiye edicisi (Rabb'i) olan Allah'ın (c.c.) sözleri; va-hiy ve ilhamları
kelimat-i tayyibe 1 : كلمات طيبه güzel ve iyi söz ler; okunan Kur'an ve hadis, zikir, dua, tesbih gibi ibadet olan sözler 2.iyilikler, sevaplı işler, davranışlar ve bunların öğretilmesi, yapılma-a ile ilgili sözler
kelimat tercümiye کلمات ترجمه : tercumede
kullanılan kelime ve sözler
kelime-i maneviye
kelimat-i tesbihiye 1: كلمات تسبيحيه.Allah'ın (c.c.) kusursuzluğunu, emir ve işlerinin mü-kemmelliğini belirten sözler, ifadeler, mana-lar, 2.(mec.) bu vasıftaki eserler, varlıklar ve olaylar
kelimat-ı tesbihiye ve zikriye کلمات تسبیحیه و ذكريه : Allah's (c.c.) tesbih ve zikir için söyle nen sözler, ifadeler
kelime کلمه : söz
kelime-i aliye كلمة عاليه : yüce ve mübarek söz)-
ler) ve kelime(ler)
kelime-i beyza كلمة بيضاء : parlak güzel, önem-
li ve dikkat çekici söz
kelime-i gaddare كلمة غذاره : merhametsizlik ve haksızlığı belirten yıkıcı ve kahredici söz
kelime-i hallye كلمة حاليه : )mec.) hal diline ait kelime, hal ve durumu ile bir çok mânalar ifa-de eden eser, varlık veya olay
kelime-i hamka كلمة حمقاء : akılsızca ve buda-
laca söz
kelime-i hikmet کلمه حکمت: Allah'ın (c.c.( hikmetini dile getiren (ifade eden) kelime; (mec.)Allah'ın (c.c.) her şeyi hikmetli, yani sebeplere bağlı olarak, gayeli, faydalı, işe ya-rarlı, ölçülü, yerinde ve en uygun şekilde yap-tığını ifade eden eser, varlık veya olay
kelime-i hikmet-eda كلمة حكمت ادا : hikmetli kelime, (mec.) Allah'ın (c.c.) hikmetini gös-teren eser, varlık veya olay (bk. kelime-i hik-met(
kelime-i hikmet numa كلمة حكمت نما : hikmet belirten kelime, (mec.) Allah'ın (c.c.) hikmeti-ni gösteren eser, varlık (bk. kelime-i hikmet)
kelime-i kudret کلمه قدرت : Allah'ın (c.c.) güç ve kuvvetinin ifadesi olan eserleri, (mec.) bu mânâyı ifade eden yaratılmış varlıklar eseri
kelime-i kudsiye كلمة قدسيه : kutsal ve mübarek söz, kelime
kelime-i kudsiye-i tevhidiye كلمة قدسية توحيديه : Allah'ın (c.c.) birliğini belirten kutsal ve mü-barek söz ve kelime
kelime-i Kur'aniye کلمه قرآنيه : Kur'an'da bulu
nan kelime
kelime-i maneviye كلمة معنويه : manevi keli me;(mec.) Allah'ı (c.c.) isim ve sıfatlarıyla tanıtan mânâsıyla Allah'ın(c.c.) her bir iş ve eseri
"Kişinin girdiği ortamlarda yumuşak ve uysal olursa ezile-ceğini, sert ve dik kafalı olursa da" herkesi karşısına alacağını anlatmak için "Pek yaş olma sıkılırsın; pek de kuru olma kın-lırsın." deriz. Çoğunlukla bu atasözünü, söz ve davranışların yerine göre yumuşak, yerine göre de sert olması gerektiğini belirtmek için kullanırız. "Yerine göre" davranmak ise nerede, nasıl hareket edeceğini ve ne diyeceğini bilmekten geçer. O sebeple denir ki:
"Ne söyleyeceğini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz."
Yine bir mecliste nasıl konuşacağını bilen kimsenin de ağzından çıkan sözler insanların gönlüne değer. Örneğin, çok bilgili olmasına rağmen insanların bilgi ve anlayış seviyesine göre konuşmayan bir hatip, maksadına ulaşamaz. Onun ka-dar bilgili olmadığı hâlde insanların bilgi ve anlayış seviyesine göre konuşan başka bir hatip ise kalplere inmeyi başarabilir. Böylelikle maksadına da ulaşmış olur.
Unutmayalım ki insanlar kısım kısımdır. Bazıları fıtri olarak yumuşak huyludur, bazılarının anlayışı kıttır, bazıları cokbilmiştir, bazıları da alabildiğine sert mizaçlıdır. En iyisi orta yolu tutturmaktır. Bunun için de insanın zayıl yönlerini güçlendirmesi gerekir. İyi de zayıf yönlerimizi güçlendirmek nasıl olur? Biraz da bunun hakkında konuşalım...
Herkes şu hayatta nereden yara alacağını gayet iyi bilir. Özellikle yumuşak huylu insanların genel derdi, iyi niyetle-rinin başkaları tarafından sömürülmesidir. Belki de onların önündeki en büyük bariyer budur. Bu arada sert mizaçlılar da dostlarının sayısını azaltmakla meşguldür. Sizin anlayacağınız, zayıf yönlerimizi güçlendirip orta yolu tutturmak için iyi bir eğitim almalıyız.
Peki, bu eğitimin bir merkezi var mıdır?
Elbette vardır. Hatta o merkezin adı, yaşadığımız hayattır. Nasıl ki düşe kalka yürümeyi şu hayatın içindeyken öğrendiy-sek, zayıf yönlerimizi güçlendirmeyi de orta yolu tutturmanın usulünü de aynı merkezin kalbinden öğreneceğiz.
Bu merkezin kalbinde ise tecrübe vardır. "Tecrübenin" de "en büyük gayesi, bize vazifelerimizi öğretmektir."
Peki, bizim en temel vazifemiz neydi?
Kesinlikle haram ve şüpheli şeylerden kaçınıp ölüme ha-zırlanmaktı. "Konu, hangi ara ölüme geldi?" diye şaşırmış ola-bilirsiz. Sahi, ölümün açmadığı kapı var mı ki, girmediği konu olsun! Nihayetinde her canlı ölümü tadacak (tır). "13
İşte bizi asıl vazifemizi yapmaktan alıkoyan her yumuşak ve uysallık ya da sert ve dik başlılık, orta yoldan uzaklaşma-mıza sebep olmaktadır. Bundan kurtulmanın yolu da gerek-tiğinde "hayır" veya "evet!" demesini bilmekten geçer. Dikkat ettiyseniz "gerektiğinde" diyoruz, yoksa aklımız estiğinde bir
الذين يأكلون الزلوا لا يقومون أدى لو تتخيطة الشيطان من النش ذلك بالهم الأول) مثل الربوا وأحل الله البيع وحرم الربوا المر موعظة من ربه فانتفى قلة ما سلف ومال ومَنْ عاد فأولئك أصحاب النار هم فيها خالي يسحق الله الربوا ويربي الصدقات والابن كفار أثير إن الذين أمنوا وعملوا الصالحات والد الصلوة وأتوا الركوة لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِند ربيه ولامن عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ * يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا المور وَذَرُوا مَا بَقِي مِنَ الرَّبُوا إِن كُنتُمْ مُؤْمِين .. تفْعَلُوا فَأذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ ليتم العلي رُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ وَإِنكا دو عشرة فنظرة إلى ميسرة وأن تصدقوا خير العلم إن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فيه الى ثم تولى كل نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ .
"Allah faiz malını mahveder, sadakaları ise arttırır ve Allah hiçbir inkârcı günahkârı sevmez. 99 (Bakara, 2/276)
shaf sayfa no: 46
Kalalik sayfa no: 3. cüz/15, sayfa
MALIN BEREKETİ
Birçok insan sadakanın serveti azalttığını, faizin ise servete servet kattığını düşünür ve buna inanır. Ayet, sadakası verilen malın azalacağı, faiz sayesinde ise zenginliğe ulaşılacağı şeklindeki bu düşüncenin doğru olmadığını ifade etmektedir. Faiz rakam ve hacim olarak serveti çoğaltıyor görülse bile ger-çekte malın bereketini yok eder, kişinin günahını artırarak manevi bakımdan da iflasını hazırlar. Sadaka veren kişinin ise serveti bereketlenir, amel defteri sevapla dolar.
MESAJ:
Faizli işlemler yapmak büyük günahlardandır. Sadaka ve infak ise teşvik edilmiştir. Allah'ın sevgisini kazanmak için faizden uzak durmak ve sadaka vermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ribȧ: Faiz, ödünç işlemlerinde ve alışverişte karşılığı bulunmayan hakiki veya hükmi fazlalık.
66 Ey iman edenler! Belirlenmiş bir zamana kadar bir borç ilişkisi kurduğunuzda bunu yazın. 99 (Bakara, 2/282)
اليها الذينَ آمَنُوا إِذَا تَمَايَتُكُمْ يدبِّي إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى تاكتبوة وليكتب بيتكم كاتب بالعمل ولايات كاتب أن يكتب كما علمه الله فليكتب ولملل لدى عليه الحق وليثق الله ربة ولا يبخس منه شيئا وإن كان الذي عَلَيْهِ الحَتَّى سَفِيهَا أَوْضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ ان يُبَل هُوَ فَلْيُسْلِلُ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ من والسلم فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ من ترضون من الشهداء أن تصل احديهما فتذكر الحديهما الأخرى وَلَا يَأْتِ الشُّهَدَاءُ إِذَا مَادْعُوا ولا لمنظموا أنْ تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ القسط عند الله وأقومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلَّا تَرْتَابُوا إِلَّا أن تكون تجارة حاضرة تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عليكم جناح أَلَّا تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوا إِذَا تَبَايَعْتُمْ ولا يشار كاتب وَلَا شَهِيدٌ وَإِنْ تَفْعَلُوا فَإِنَّهُ فُسُوقُ بِكُمْ واتَّقُوا اللَّه وَيُعَلَيْكُمُ اللَّهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ .
Mushaf sayfa no: 47
Hafızlık sayfa no: 3. cûz/14. sayfa
BORÇ İLİŞKİLERİNİ KAYDA GEÇİRMEK
BİLGİ:
Faizi haram kılan Kur'an, gerek ödünç almak ve gerekse diğer meşru akitleri yapmak suretiyle borçlanmayı helal kılmış, bu hükmü de hemen faiz yasağının arkasından beyan etmiştir. Borç ilişkisinde en önemli mesele borcun zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesidir. Bunun sağlanabilmesi için de hem unutmayı hem de inkârı önleyecek yazılı vesika ve şahit tutma gibi ek tedbirlere ihtiyaç vardır. Yazılı belgeler birer ispat vasıtasıdır. Yazma, şahit tutma ve teminat alma gibi işlemler, insanlarda emanet, sorumluluk ve güven duygusunu geliştirir.
MESAJ
Borç ilişkilerinin yazılı belge veya şahitler marifetiyle güvence altına alınması daha uygundur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Deyn: Borç, kişileri birbirlerine karşı bir şey yapmak yahut vermekle yükümlü kılan hukuki ilişki.
Numurtadan çıkan yine yumurta çıkarır: Bütün canlılar, kendi türle-inin devamını sağlamak için doğurarak veya yumurtlayarak kendileri-ne benzeyen yavrular dünyaya getirirler.
Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir: Bağımsız bir ülkede özgürce yaşamak, bağımlı ama zengin bir ülkede yarı özgür yaşamaktan çok daha iyidir.
Yumurtlayan tavuk bağırgan olur: Çalışan ve başarılı olan kişi, bu-nun bilinmesini ister ve bir şekilde çevresine duyurur.
Yuvayı yapan dişi kuştur: Evin kadını anlayışlı, çalışkan ve tutumlu olursa, o evde düzen ve huzur olur.
Yük altında eşek kalır: Gördüğü iyilikleri unutan, karşılığını verme-yen eziktir.
Yürük ata kamçı olmaz: İyi yürüyen ata kamçı vurmaya gerek olma-dığı gibi, ne yapması gerektiğini bilen kişiye de uyarıda bulunmaya gerek yoktur.
Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur: İnsanın içinin dışına yan-sıdığı düşünülür. Gerçekten de böyledir. İçinde kötülük olan kişinin durumu yüzüne yansıdığı için çirkin görünür. İçinde iyilik olanın yüzü güleç ve sevimli olur, bu yüzden de güzel görünür.
Yüz yüzden utanır: Ortada hålledilmesi gereken bir sorun olduğunda İlgili kişiyle yüz yüze görüşmek gerekir. Böyle yapmak, haber yolla-mak ya da arabulucu kullanmaktan çok daha iyi sonuç verir.
Yiğidin malı meydandadır: Yiğit kişi, gizli saklı bilmez. Her şeyi tadadır. Yedirmekten içirmekten çekinmez. Yardımseverdir, ihtiyaa olana yardım eder.
Yiğit yiğide at bağışlar: Yiğit kişi için at çok önemlidir. Bu yüzden at nı kimseye vermez. Bir yiğit, atını ancak başka bir yiğide verir.
Yoğurdum ekşidir diyen olmaz: bk. Kimse ayranım ekşi demez.
Yoksul ala ata binse, selam almaz: Kendini bilmez kişi, iyi bir ala
binse ya da beklemediği bir göreve getirilse, o süre için kendini bey oldum sanır ve herkese tepeden bakmaya başlar.
Yol bilen kervana katılmaz: İşini iyi bilen bir kişi, bu konuda başkala nının yardımına ihtiyaç duymaz.
Yol sormakla bulunur. Bir yere nasıl gidileceği, yolu sora sora bu lunur. Bunun gibi, bir işe başlarken bilenlere sorup danışarak hareket eden, olumlu sonuca ulaşır.
Yolcu yolunda gerek: Yola çıkacak kimsenin, erken davranıp bir an önce yola çıkması gerekir. Çünkü yollarda ne gibi güçlüklerle karşıla şacağı önceden bilinemez.
Yolu ile giden yorulmaz: Her işin kendine göre bir usulü (yolu vorda-mi) vardır. Bu yüzden bir iş ancak usulü ile yapılırsa insanı yormaz.
Yol yürümekle, borç ödemekle bitar: Yürümedikçe yol, ödemedikçe de borç bitmez. Bunun gibi, yeterince ve usulünce çalışılmazsa hiçbir is bitmez. Bir işi başarabilmek için gerektiği şekilde çalışmak gerekir.
Yorgun eşeğin çuş canina minnet: Yorulan kişi, dinlenmeve firsat veya bahane bulduğunda çok sevinir
Yularsız ata binilmez: Kumanda etmek zor olduğu için ata vularsiz binilmez. Bunun gibi, nasıl sonuçlanacağı belirsiz işlere de bulasmak doğru olmaz.
Yumurtada kal bitmez: Doğa yasalarına aykın bir işin gerçekleşme-sine olanak yoktur. Bu yüzden olmayacak işlerin peşinden kosarak vakit kaybetmemek gerekir
5587- Kim güç durumda olana kolaylık gösterirse, Allah ona hem dünyada hem ahirette kolaylık gösterir.
-٥٥٨٨ مَنْ يَكُن الْمَسْجِدُ بَيْتَهُ ضَمِنَ اللهُ لَهُ الرُّوحَ وَالرَّحْمَةَ وَالْجَوَازَ عَلَى الصراط إلى الجنَّة طس) خط عن أبي الدرداء
5588- Kimin evi mescit olursa (yani cemaate devam e derse) Allah ona gönül rahatlığı verir. Sırat köprüsünden geçip doğru cennete girmesini garanti eder.
٥٥٨٩ - مَنِ الْمُتَكَلِّمُ آنِفًا لَقَدْ رَأَيْتُ بِضْعَةٌ وَثَلَاثِينَ مَلَكًا يَبْتَدِرُونَهَا أَيُّهُمْ بكتبها أول (حم خ ن حب عن رفاعة بن رافع ان رجلا قال ربنا ولك الحمد حمدا كثيرا طيبا مباركا فيه فلما انصرف رسول الله ﷺ قال فذكره)
5589- Biraz önce konuşan kimdir? Otuz üç melek gör düm. Konuştuğunu hangisi daha önce yazacak diye acele edi-yorlardı. (Bir zat namazda "Rabbenâ ve lekel hamd Hamden ke-sîran tayyiben mübâraken fîh" deyince Resulüllah namazını biti-rince yukarıdaki hadisi buyurmuştur.)
حسَنَةً" (خط عن ابن عباس وفيه نوح بن ابى مريم وقال ابن الجوزى موضوع)
5590- Kişinin kardeşinin artığını içmesi tevazudandır. Kim kardeşinin artığını içerse, yetmiş derecesi yükselir, yetmiş gü-nahı düşürülür. Kendisi için ayrıca yetmiş de sevap yazılır.
5591- Su hususlar cefadandır: Müslüman kardeşinin evi-ne girip de kendisine ikram edilen şeyi yememesi. Yolda arkadaş olduğu kimseye, adını ve babasının adını sormaması. Cimadan
-1300
YanıtlaSil
Yuksel26 Ocak 2026 01:03 once hanımı ile oynaşmadan hemen onunla cinsi münasebet kur-ması.
٥٥٩٢- مِنَ المُروَة اَنْ يَنْصِتَ الرَّجُلُ لأخيه إذَا حَدَّثَهُ وَمِنْ حُسن الْمُمَاشَاة اَنْ يقف الأخ لأخيه إذا انقطعَ شِسْعُ نعله خط عن انس)
5592- Kişinin, kardeşini konuştuğu zaman sükut edip dinlemesi bir şahsiyet ifadesidir. Beraber yürüdüğü müslüman kardeşinin pabucunun bağı koptuğu zaman onu beklemesi yürü-me adabındandır.
5595- Kişinin mescidin yanından geçtiği halde içinde iki rekât namaz kılmaması, tanıdıklarından başkasına selam verme-mesi ve çocuğun yaşlıyı işlerinde koşturması kıyamet alametle-rindendir.
٥٥٩٦ - مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُؤْتَمَنَ الْخَائِنُ وَيُخَوَّنَ الأَمِينُ (الخرائطي عن ابن عمرو)
5596- Haine güvenilip doğruya ihanet edilmesi de kıya-met alametindendir.
5598- Çocuğun öfkeli olması, yağmurun az yağması, kötülerin çoğalması, yalancının doğrulanması, doğrunun yalan-lanması, haine güvenilmesi, doğrunun hain tanınması, her kabi-lede münafıkların başa geçmesi, her çarşıda facirlerin söz sahibi olması, mihrapların süslenmesi, kalplerin harap olması, erkekle-rin erkeklerle, kadınların da kadınlarla yetinmesi, dünyanın ma-mur olan yerlerinin harap edilmesi, harap olan yerlerin de imar edilmesi, din işlerinde zan ve şüphelerin zahir olması, ribanın ve yiyicisinin su yüzüne çıkması, çalgı ve eğlence aletlerinin zâhir ol-ması, içkinin içilmesi, şurtanın, gammazların, hemmazların ço-ğalması, işte bunlar hep kıyamet alametlerindendir.
5599- Dünyada kula verilen en güzel şey afiyettir. Ahiret-te kula verilen en güzel şey mağfirettir. Kulun kendisine verilen en güzel şey de güzel bir öğüttür ki, cemaat onun sayesinde hayırlı işlerde bulunur.
5600- Minberlerinizin hatipleri çoğaldığı, âlimleriniz ida-recilere meylettikleri, haram olan şeyleri onlara helal, helal olan-âlimleriniz sırf dinar ve dirhemleriniz için öğrettikleri zaman, bir lan da haram ederek arzularına göre fetva verdikleri zaman, yine de Kur'an'ı ticaret vesilesi edindiğiniz zaman, bilin ki kıyamet yak-laşmıştır.
٥٦٠١ - مِنْ اِقْتِرَابِ السَّاعَةِ كَثْرَةُ الْقَطْرِ وَقِلَّةُ النَّبَاتِ وَكَثْرَةُ الْقُرَّاءِ وَقِلَّهُ الْفُقَهَاءِ وَكَثْرَةُ الأَمَرَاءِ وَقِلَّةُ الأَمَنَاءِ (طب عن عبد الرحمان بن عمرو)
5601- Yağmurun çok, bitkinin az, okuyucuların çok, fa-kihlerin az, emirlerin çok, eminlerin az olması da kıyamet alamet-lerindendir.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline merhamet eyle.. Muham med'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle..
Nasılki, İbrahim'e ve İbrahim'in Aline salât eylemiş, merhamet etmiş, bereket ihsan eylemiştin.
Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.
Bu salavat-ı şerifede geçen, Resulüllah S.A. efendimizin ali, ashabı ve onun, tabi olan ümmetidir.
Bu salavat-ı şerifede geçen bereket dileği: Onlara verilen nimetin ve ihsanın devamı dileğidir.
Allah-ü Taala'nın Hamid, ismi: Onun zatında daima övgüye lâyık oluşudur. Onun Mecid ismi ise: Kullarına karşılıksız ihsanı dır.
SEKSENİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, TAHİR, MUTAHHAR, UMMI, NEBİ efendi-miz Muhammed'e ve onun âline salât eyle. Ve selâm eyle..
Bu salavat-ı şerifede geçen:
TAHİR.
Lafzı, şu manaya gelir: Resulüllah S.A. efendimizin latif cismi, hatta dışarı attıklarına kadar; tüm vasıfları, huyları zahir, bâtın, maddi ve manevi tamamen temizdir. Bütün ayıplardan ve kirden påk-tır
- MUTAHHAR.
Lafzının ifade ettiği mana ise, şu demeğe gelir: Sübhan olan Yü-ce Hak onu, zahir ve batın bütün kirlerden Resulüllah S.A. efendimizi temizlemiştir. Hatta, mübarek sinelerini yarıp içinde bulunan şeyta-nın hazzı olan siyah pıhtı kanı çıkarmıştır. Onun yerini yıkayıp, içine ilim ve hikmetle doldurmuştur.
O mübarek kalbi yerine koyarken, onu şeytanın vesveselerinden ve onun tesirinden tanzif ve tathir etmiştir.
Bu cümledeki selam dileğinin daha açık manası şu demeğe gelir: Resulüllah S.A. efendimize, onun Aline ve ashabına, kendisine tabi olan tüm ümmetine: İki cihanda bütün keder, zorluk, Afet, tabl-atlarına aykırı olan kötülüklerden selamet ihsan eyle.
SEKSEN BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, şu zata salât eyle ki: RISALETI kendisi ile sona er-dirdin. Ona yardım edip KEVSER ve ŞEFAAT HAKKI vermekle güç-
Jendirdin. Bu cümleyi şöyle şerh mümkündür:
RISALET.
Yeni bir şeriatla peygamberlik verilmesi manasını ifade eder. Re-sulüllah S.A. efendimizden sonra, hiç kimseye, artık bu risalet veril-mez.
Allah-ü Taala, Resulüllah S.A. efendimizi, peygamberlerin sonun-cusu kılmıştır. Onun mübarek zatına ve ümmetine kuvvet verip kıya-mete kadar, Resulüllah S.A. efendimizin şerlatını ve ümmetini daim ve sabit eylemiştir.
Allah-ü Talla, zahir ve batın bütün düşmanları üzerine yardım etmiştir.
KEVSER ÜZERİNE
Bu salavat-ı şerifede geçen:
KEVSER.
Lafzı için, yirmi dört kadar mana vermişlerdir. Bu manalardan biri, KEVSER IRMAĞI'dır. Ki bu: Cennetin kapısı önünde akar. Cen-net eili, cennete girerken, orada yıkanırlar.
Orada yıkandıkları zaman, erkekler otuz üçer yaşında, babaları Ådem'in a.s. cüssesinde olacaklardır. Kadınlar ise, on sekiz yaşında ve bakire olacaklardır. Bundan sonra, kocamak ve ihiyarlamak yoktur. Vücutlarına bir illet ve maraz gelmez. Her an, kuvvetleri biraz daha artar; güzellikleri biraz daha ziyadeleşir.
Bundan başka bir KEVSER HAVZI olup, bu da mahşer yerinde-dir. Bu KEVSER HAVZI'nın dört köşesi bir aylık yoldur.
Bu nehre KEVSER'den iki altın olukla daima içine su akar.. Bu-nun etrafındaki bardaklar, yıldızlardan daha çoktur. Buradan bir de-fa içen, bir daha susamaz; cehennem azabı görmez.
Meşhur olan mana da budur.
Yüce Hak, cümlemize Resul-ü Ekrem hürmetine, oradan içmeyi
nasib eylesin. Amin!.
Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:
Allahım, cümleye rahmet sebebi olan Resulüllah S.A. efendi-mizin zürriyetini sadat-ı kiramını taa, kıyamete'kadar ümmeti için-de sabit ve devamlı kılarak kendisine güç verdin.
Kitabını, yüce emirlerini, ser'i hükümlerini, taa, kıyamete ka-dar tebliğ için: kullarını irsad ve ümmeti icinde din alimleri ve fazıl kamil zatlar göndermek sureti ile, Resulüllah S.A. efendimizi güçlen-dirdin.
berzahta, ruz-ü cezada çeşitli şefaatın cümlesi ile o zat-1 latifini tevid Bütün bunlardan başka, Resulüllah S.A. efendimize: dünyada. eyledin.
SEKSEN İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, HÜKÜM...
Bu cümlede geçen:
HÜKÜM.
Lafzı ile anlatılmak istenen mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz kullar arasında olan vakalarında, husu-si işlerinde İlâhî hüküm icabı fasl-ı kaza eder.
Burada şu manaya işaret vardır:
Resulüllah S.A. efendimiz, risaletle saltanatı cem etmiştir. Nite-kim, bu mana, Resulüllah S.A. efendimizin hususiyetleri arasında an-
latılmıştır. Bir başka manada ise şu demeğe gelir:
Resulüllah S.A. efendimiz, cümle âleme hüküm ve hükümet işinde adl ve adalet, savab üzere hükmünü geçirir.
- HIKMET..
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, bütün eşyayı hakikatı ve künhü ile bilir..
Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, tüm ilâhî isimlerin mazharları-nı, rabbani sıfatların cümlesini bilir.
Burada şerhi yapılan:
HİKMET..
Lafzı, iki manaya gelir. Şöyleki:
a) şer'i hükümler ve tarikat-ı aliyye..
b) Ulum-ü esrariye.. Yani: Ledünnî ilim..
Resulüllah S.A. efendimizde her iki mana cem olmuştur. Bu du-rum, Resulüllah S.A. efendimize mahsus olan özelliklerdendir. Çünkü: Şer'i hükümleri, ilâhî emirlerin cümlesini, pâk şeriatı ve doğru yolu
ancak, Resulüllah S.A. efendimiz beyan edip açıklamıştır. Ledün ilmine gelince.. ilâhî sırlardan olduğu için, onları açıkla-
mamıştır.
Devam edelim:
- SİRAC-I VEHHAC.
Bunun açık manası şudur: Cümle âlemden zulmetleri, küfrü, tuğ-yanı, cehalet ve ısyanı gidermiştir. İman nuru, irfanın hakikatı, ilim, taat ile aydınlatan ve ziya veren..
بالخالق العظيم وَخَتْ الرسل في المعراج وعلى اللهُ وَامِهَا بِهِ وَاتَّبَاعِهِ السَّالِكَينَ عَلَى مِنْهُ القَومِ فَاعْظِ اللَّهُمَّ بِهِ مِنْهَاجَ بِجُوم الإِسْلامِ وَمَصابيح الظلام المهدي بهم في ظُلْمَةِ لَيلِ الشَّاكِ النَّاحِ صَلوةَ دَائِم مستمرة ما تلاطمت في الانجر الأمواج وَطَافَ بِالْبَيْتِ العشيق من كل فج عميق الحجاج ٨٢ وَافْضَلُ الصَّلَوَةِ وَالتَّسْلِيم عَلَى مُحَمدِ رَسُولِهِ الكَرِيمِ وَصَفُوتُهُ مِنَ الْعِبَادِ وَشَفيع الخلاين في المعاد صَاحِ الْمَقَامِ المحمودِ وَالْحَوْضِ الْمَوْرُودِ النَّاهِضِ يَا بَاءِ الريالَةِ وَالتَّليغ الاعم والمخصوص لشرف السعاية فِي الصَّلاحِ الأَعْظَمِ صَلى الله
bil-lhuluk'ıl-azimi ve hatm'ir-rüsüli zil-mi'raci ve alâ âlihi ve ashabihi ve et-baihis-salikine alâ menhecihil-kavimi. Fea'zimillahümme bihi minhace nü-curn'il-islâmi ve mesabih'iz-zalarni el mühteda bihim fi zulmeti leyl'iş şek-k'id-daci.
Salâten daimeten müstemirreten ma telatamet fil-ebhur'il-emvacü ve tafe bil-beyt'il-atikı min külli feccin amikın'il-hucсасü.
83. Ve efdal'üs-salāti vet-teslimi alå Muhammedin resulihil-kerimi ve safvetihi minel-ibadi ve şefiil-halaikı fil-miadi sahib'il-makam'il-mahmudi vel-havz'ıl-mevrudi en-nahidı bia'bair-risaleti vet-tebliğ'il-eammi vel-mahsusi bişeref'is-siayeti fis-salah'il-a'zami sal-lallâhü...
**
resullerin sonuncusu mirac sahibi olan efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e sa-låt eyle.. Keza onun âline, ashabına ve sağlam yolumda kaim durup giden tabi-lerine salât eyle.
Allahım, onunla İslâm yıldızlarının yollarını azametli kıl. Onlar karanlığın kandilleri gibidir. Karanlığı şiddetli, korkulu gecelerde onlarla yol bulunur.
Öyle bir salât olsun ki; denizde dalgalar coştukça, uzak yollardan gelen ha-cılar Kabe-i Muazzama'yı tavaf ettikçe ardı arası gelmeden devam etsin.
83. Salavat-ı şerifelerin ve selâmın en faziletlisi kerim resulü, kulları ara-sından seçtiği miadda yaratılmışların şefaatçısı. Makam-ı Mahmud ve Havz-1 Mevrud sahibi, risaletin ve umumi tebliğin ağırlığını alan, en büyük salahta sia-yet kendisine verilen Muhammed'e..
Allah) kelime tevhidiye مه توحيديةAllah (cc( miligini tade eden sor (bk kelime tevhid
kolme mektube ve hem mesmaكلمه تكت وهو نمونه e de duyulur şekle girmiş sttimec) (Allahc.c.) isim ve sufatlarla mitan Allah (cc) her bir is ve eseri)
me3 (mee) Allahm (c) yarattigi ve Allah( (cc.) tanıtan bir varlık
kelime-i mesmo كلية صحوت sekle girmiş ste (Allah'ın (cc.) esern)
kellme-i miracle كلمة معراجية gam ber'in (asm) Miraç'ta Cenab Hakkin bu nurunda söylediği she
kellme-i mukaddes usalem barek shu ve kelime
kelime-i mübareke mubarek shave kelime
elle Rabbaniye کلت باب : Rabbi mine ait sou, (mec.) Allah (cc) Rab se fatıyla tanıtan yani ber şeyin sahibi, ihtiyaçlarını karşılayacak imkanların ya raticisi ve terbiye edicisi sıfatıyla tanıtan Allah'ım (c.c.) her bir iş ve eseri
kelime-i Sübhani كلمة مجانية Subhan (her türli kusurdan uzak) olan Allah'a (c.c.) ait sör, (mec.)yani, isim ve sıfatlarıyla kusursuz olan Allah's (c.c.) tanıtan her bir eseri
kelime-i şehadetshedú ellaila-he illallah ve eşhedi enne Muhammeden ab duhu ve rasuluhu sözü (kısaca manası ben kesinlikle inanıyorum ki Allah'tan başka ilah )tanrı) yoktur ve yine kesinlikle inanıyorum ki Hz. Muhammed (asm) O'nun kulu ve gönderdiği Peygamberidir)
kelime-i tahkir ve eziyet کلمه تحقیر و اذیت ret etmek ve incitmek için söylenen söz
kelime-i tayyibe 1 : كلمة حيه güzel ve mübarek söz 2.okunan Kur'an ve hadis, zikir, tesbih, dua gibi ibadet olan sözler 3.iyilik, sevaplı iş ve hareket veya bunların öğretilmesi ve yapıl ması ile ilgili söz 4. "ettayyibatu" sözü
kellime-i tesbih-fesan كلمة تسبيح فشان : Allah larıyla Allah'ın (c.c.) kusursuzluğunu herkese duyurup yayan, ilän eden Allah'ın (c.c.) yarat-tığı her bir eser, varlık veya olay (c.c.) tesbihle tanıtıcı söz; (mec.) isim ve sıfat-
kelime-i tevhid كلمة توحيد : "la ilaheillah, Mu-hammedür-rasulullah" sözü (kısaca mánası: Allah'tan (cc.) başka ilah (tanrı) yoktur, Hz. Muhammed (as.m.) Allah'ın (c.c.) gönderdi
kelime-hayat كلمة ذيحيات canh so canh kelime(mec.) canh ve ruhlu bir varlik gib Allahm (c.c.) taniyap tanıtan, Allah'in (c.c.( eseri olan her bir varlık
kelime-l zikriveكلمة ذكرية : zikirde söylenen see, kelime
kelimetullah كلمة الله
1.Allah (cc.) kelamı, Allah'n (c.c.) sözü, Allah'in (c.c.) vahvi. 2.Al lah'm (cc.), sörü ve vahvi olan Kur'an 3.Allah (cc.) tarafından gönderilen ve borulmamis gerçek din (hak dini) olan İslam dini
kella کلا : )A)asla, kesinlikle, kesinlikle öyle
değil
kema كما : )Ar) gibi (ev kema kal: veya nasıl söylemişse öyle, söylediği gibi)
kemas sabik كما في السائق : )Ar) önceki gibi
kemal 1 : کمال mükemmellik 2 kusursuzluk 3.olgunluk 4.üstünlük, ustün vasıf (nitelik) 5.tamlık, tam, eksiksizlik 6. büyük, çok, ga yet, son derece, sonsuz
kemal-i acz کمال عجر : son derece güçsuzlük ve çaresizlik
kemal-i acz ve fakr كمال عجز و فقر : son derece güçsüzlük, çaresizlik ve fakirlik
kemal-i acz ve fakt ve sevk کمال عجر و فقر و شوق son derece güçsüzlük, çaresizlik (acz) ve çoş ku (şevk)
hakkemal-i acz ve inkiyad کمال عجز و انقیاد : son itaat, boyun eğip emirlere uyma(inkıyad( derece güçsüzlük, çaresizlik (acz) ve tam bir
kemal-i acz ve zaaf کمال عجز و ضعف : son derece güçsüzlük, çaresizlik(acz) ve zayıflık(zaaf)
kemal-i adalet كمال عدالت : tam ve kusursuz adalet 2.tam doğruluk, tam gerçeğe uygunluk
kemali afiyet كمال عافیت : tam saglik 2 tam sağlık ve ağız tadı(huzur ve rahatlık)
kemal-i afv كمال عفو : tam bağışlama, tam ola
rak af
kemal-i alkol كمال عقل : tam akıl olgunluğu, akıl-ca mükemmellik, son derece akıllılık
kemali alaka کمال علاقه : derin bir sevgi büyük ilgi ve sevgi
temali ask ve ihlas کمال عشق و اخلاص : derin bir sevgi büyük istek, coşku ve Allah (c.c.) rızası kazanma isteği (ihlås)
Amaliasku sevk كمال buyuk istek ve coşku(sevk)
mal-azamet sonsuz büyüklük
mal-belägat کمال بلاغت mükemmel ve son derece üstün belägat, konusuna, dinleyicile in durumuna tam uygun, yerinde, doğru, et-kali ve güzel ifade tarzının en üstün derecesi
bemall besert کمال بشری : insanın manevi ge-lişme ve olgunluğunun çok yüksek derecesi kemal bizeval کمال بی زوال : devamlı ve ebedi olan (bizeval) eksiksiz vasıflara sahiplik, de vamlı ve ebedi mükemmellik
aemal-i cemal كمال جمال : kusursuz güzellik
kemal-i cemal-l Samedani کمال جمال صمدانی Samed olan (yani, hiçbir şeye muhtaç olma-yan ve her şey her an kendisine muhtaç olan) Allah'a (c.c.) ait kusursuz güzellik
kemali ciddiyet كمال جدیت : son derece ciddi-lik, son derece gerçek ve içtenlikli tavır
kemal-i ciddiyet ve emniyet کمال جدیت و امنیت son derece ciddilik ve kendine güven
kemal-i ciddiyet ve hürmet کمال جدیت و حرمت son derece ciddilik ve saygı
kemal-i ciddiyet ve metanet کمال جدیت و متانت : son derece ciddilik ve sarsılmazlık (kendine güvenirlik)
kemal-i ciddiyet ve sadakat کمال جدیت و صداقت son derece ciddiyet ve içten bağlılık
kemal-i ciddiyet ve vüsuk كمال جدیت و وثوق son derece ciddilik ve sarsılmaz inanç
kemal-i deymûmi کمال دیمو می : )Allah'a cc.ait( devamlı olan sonsuz mükemmellik, devamlı ve ebedi olan eksiksiz üstün vasıflara sahip-lik (bk. Kemal-i Bizeval)
büyük dikkat kemali dikkat کمال دقت : son derece dikkat
kemal-i dikkat ve intizam کمال دقت و انتظام : son derece dikkat ve son derece tertip ve düzenli
kemali edep 1 : كمال ادب.sonsuz ve derin say gı 2. ahlak ve terbiyenin çok üstün derecesi
kemali efal كمال افعال : yapılan işlerin kemmelliği, kusursuzluğu
kemal-i ehemiyet كمال اهمیت :byük önem, son derece önem
kemal-i emniyet کمال امنیت son derece güven ve korkusuzluk, tam kendine güven
kemal-i emniyet ve samimiyet کمال امنیت و son derece kendine güven ve sami-milik, içtenlik
derece güçlü güven duygusu(kemal-i emni-kemal-i emniyet ve sürur کمال امنیت و سرور son yet) ve büyük sevinç(kemal-i sürur)
kemal-i esma کمال اسماء : )Allah'a c.c. ait) son-suz mükemmellik, kusursuzluk ve üstünlüğü ifade eden isimler (cemal ve kemal-i esma: Allah'a (c.c.) ait sonsuz güzellik ve mükem-melliği ifade eden isimler)
lik, hiç kusur ve noksanlığa yer bırakmayan kemali etem كمال اتم : en üstün mükemmel-üstünlüklere sahiplik
kemal-i evsaf كمال اوصاف : vasıfların ve sıfatla-rın mükemmelliği, son derece üstünlüğü
kemali faaliyet کمال فعالیت : kusursuz çalış-malar, kusursuz işleyişler,yapılan işlerdeki kusursuzlık
kemal-i fahir (fahr کمال فخر son derece övünç
kemal-i fahr ü sürur کمال فخر و سرور : son derece övünç ve sevinç
kemal-i fazl كمال فضل : iyilik, yardım ve lütfun en üstün derecesi
kemali ferah كمال فرح : tam gönül rahatlığı, tam iç huzuru
kemal-i ferah ve istirahat کمال فرح و استراحت tam gönül huzuru ve rahatlık
kemal-i ferah ve saadet کمال فرح و سعادت tam gönül huzuru ve büyük mutluluk
kemal-i ferah u sevinç كمال فرح و سوینج : derin gönül huzuru ve büyük sevinç
kemal-i ferah ve sürur كمال فرح و سرور : derin gönül rahatlığı ve büyük tam hoşnutluk ve sevinç
kemal-i ferah ve sürur ve itminan کمال فرح و سرور و اطمانان : tam gönül rahatlığı, büyük se-vinç ve derin güven duygusu
kemal-i fitrat کمال فطرت : kusursuz ve noksan-sız (sağlıklı) yaradılış
münü kesme ve iyileri koruma ve kayırmanın kemali gayret کمال غیرت : )Allahc.c.) tarafın-dan) kötülük ve haksızlığın tam olarak önü-kusursuz şekli
meyenin malını yerler: Yemeyenin malını ya başkası ya da mi-plan yer.
"Niçin yan gidersin?" demişler; "Serde kabadaydık
de-un-
de ok
demiş: Erdemli insanlar dışında kimse kusurunu kolay kolay bul etmez. Hele bazı insanlar kusurlarını sanki bir meziyetmiş gibi savunurlar.
a-ar, al e
Z
kulağı vardır: Gizli de yapılsa bir konuşma, beklenmedik bir oidan ve herhangi bir şekilde başkaları tarafından duyulabilir.
Wan yumuşak diye el sunma: Hain haindir. Hain bir kişinin yumu-şak başlılığına, güler yüzlülüğüne aldanmamak ve ondan uzak dur-mak gerekir.
Vianın başı küçükken ezilir: Büyüdüğünde ya da çoğaldığında za-
olacak şeyi, zarar verecek duruma gelmeden önce yok etmek gerekir.
Yilan sokan uyumuş, aç kalan uyumamış: Dünyada, açlıktan daha or katlanılan bir durum yoktur. İnsan pek çok şeye katlanır ama açlı-ja uzun süre katlanamaz.
Yırtıcı kuşun ömrü az olur: 1) Çok mücadele eden çok yorulur, bu yüzden de ömrü kısa olur. 2) Saldırgan kişi, saldırdığı biri tarafından her an öldürülebilir.
Yiğit arkasından vurulmaz: Orada bulunmadığı için kendisi savuna-mayacak bir kişinin arkasından atıp tutmak doğru olmaz. Böyle yap-mak yiğitliğe yakışmaz.
Yiğit lakabıyla anılır: Yiğit kişi, lakabını davranışları ve karıştığı olay-lardaki tutumuyla hak etmiştir. Bunun için her yerde her zaman bu lakabı ile anılır.
Yiğit meydanda belli olur: Yiğit kişi, gözünü budaktan, sözünü bey-
den paşadan esirgemez. Gerçek neyse ve ne düşünüyorsa onu söy-ler. Bir kişinin yiğit olup olmadığı, olaylar karşısındaki bu tavırlarından belli olur.
Yaş yetmiş iş bitmiş: Yetmiş yaş, ortalama insan ömrünün üzerinde-dir. Bu yaşa gelmiş bir kişi, pek çok şeyi yapamaz durumda olduğun dan işi bitmiş sayılır.
Yatan aslandan gezen tilki yeğdir: Çalışan bir insan, beceriksiz de
olsa, becerikli ama tembel bir insandan daha üstündür ve daha çok işe yarar.
Yatanın yürüyene borcu vardır: Her toplum, çalışkan insanların sa-
yesinde yükselir. Hayatları boyunca hiçbir değer üretmemiş insanlar, çalışan insanların sağladığı olanaklardan (kamusal alan ve kamusal etkinliklerden) yararlanırlar. Bu yüzden tembeller, çalışan insanlara çok şey borçludurlar.
Yavaş huylu atın çiftesi pek olur: Ağır başlı, uysal kişi olur olmaz her şeye tepki vermez. Ancak bir de kızdı mı, tepkisi korkunç olur.
Yavaş tükürüğün sakala zararı var: Hoşgörünün de tahammül et-menin de bir sınırı vardır. Uğranılan haksızlığa ya da yapılan yakışık-sız bir davranışa karşı sessiz kalmamak ve karşı tarafın anlayacağı bir şekilde tepki vermek gerekir. Böyle yapılmazsa zarar görülür.
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır: Suçlu kişi, suçu, zarar verdiği kişi-ye yüklemeye çalışır.
Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı: Evlat, karşılık beklen-meksizin bin bir zahmetle büyütülür. Evlat bunları unutur, anayı baba-yı beğenmez olur.
Yazın başı pişenin kışın aşı pişer: bk. Ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar.
Yazın gölge hoş, kışın çuval bos: 1) Yazın sıcağını bahane edip
Gençliğinde kazandığını harcayıp yaşlılığı için para ayırmayanın son çalışmayan (gölgede yan gelip yatan), kış geldiğinde zorda kalır. 2) günleri sıkıntı içinde geçer.
Yel gibi gelen, sel gibi gider: Çalışıp çabalamadan kolayca ve emeksiz ele geçen şey, geldiği gibi çabucak elden gider. Yel kayadan ne koparır? Donanımlı, kendine güvenen kişiler, değer-siz kişilerden etkilenmezler.
Nikâhın, evlenenleri sevgi bağıyla bağladığını ifade etmek için "Nikahta keramet vardır." deriz. Bu atasözünü, evlilik şartlarını üzerinde taşıyan kimselerin bekår durmaktansa ev-lenmelerinin daha uygun olacağını belirtmek için kullanınz.
Gerçekten de birbirini yeterince tanımayan kimselerin, nişanlılık süresini tamamlayıp evlendikten sonra aralarında bir sevgi ve muhabbet bağı oluştuğu görülmüştür. Tabii bunun için evlilik şartlarını yerine getirmek lazımdır.
Evliliğin olmazsa olmaz şartlarından biri de sorumluluk sahibi olmaktır. Sorumluluk, "kişinin kendi davranışlarını veya yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi" demektir.
Böyle bir mesuliyet bilincinden yoksun olan kişi evlendi-ğinde çoluk çocuğunun hayatını zindana çevirebilir. Bu gerçeği göz önünde bulundurduğumuz sürece insanların evlenmesine vesile olmamızda bir sakınca yoktur. Hele evlenmeye istekli olan ve birbirini seven nitelikli gençlerin işini kolaylaştırmak
elzemdir. Yani bu hususta onların önünü açmak lazımdır. Ni-tekim " "En hayırlı nikah en kolay olanıdır.' Hadisi hem evle-necek çiftlere hem de ailelerine rehber olmalıdır. Aksi takdir-de evlilik yolu tıkanır, toplumda bozulma ve ahlaki çöküntü başlar. "12
Bundan sonraki sözlerimiz, yeni evlenen çiftler ve yıllardır evli olup da aralarındaki sevgi bağını kuvvetlendirmek isteyen eşler için olacaktır.
"Iffetli bir toplum oluşturmanın" ve mutlu bir evliliği de-vam ettirmenin önündeki en büyük engellerden biri de bencil-lik duygusudur. Pek çok yuvanın yıkılmasına sebep olan asıl şey, "Hep benim dediğim olsun." çılgınlığıdır. Evet, bunun adı düpedüz çılgınlıktır, yani aşırı ve ölçüsüz davranmaktır. Oysa anlaşmazlıkları giderip sevgi bağını kuvvetlendirmek isteyen kişi "Biz" dilini kullanmaya özen göstermelidir. İşte bu güzel bir tercihtir.
Tercihi güzel olanın aile geçimi de güzel olur.
Doğrusu bu tür güzelliklerin yaygınlaşmasına çok ihti-yacımız vardır. Unutmayalım ki "Ben" dilini kullanan kim-seler zamanla nefret diline geçer. Bu dili benimseyenler de her istediğini kaba kuvvetle elde etmeye çalışır. Son yıllarda yaşanan aile içi şiddet olayları bütün toplumu germektedir ve iyi dilekler ile başlayan ancak birkaç yıl içinde dağılan yuvalar bizi derinden sarsmaktadır. Ortada ters giden bir şeyler vardır. Bunu hepimiz hissediyoruz değil mi?
Biz, bunun adına "bencillik" demiştik. Bir başkası "şükür-süzlük" ya da "kanaatsizlik" de diyebilir. Şıkları dilediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz lakin bu bizi istediğimiz sonuca ulaş-tırmaz.
Kesinlikle eşlerin bir yastıkta kocamasıdır, çocukların anne ve babadan ayrı düşmeden büyümesidir. Ayrıca toplumun çekirdeğini oluşturan aile yapısının gençlere güzel örnek ol-masıdır. Bunun için hepimize görev düşmektedir. Görevimiz; üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirip iyi bir eş, iyi bir anne veya baba olmaktır. Kısacası, "Nikâhta keramet vardır" sözünü özümseyip, öncelikle kendi yuvamızı bir cennet bah-çesine çevirmektir.
مان أمن بعضُكُم بَعْضًا لليان الذي الامر وليتق الله انه ولا تكلموا الشهادة ومن باور انم قَلْبُهُ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ ما في السير وما فى الأرض وإن تبدوا ما في الفكم الله يُحاسِبُكُمْ بِهِ اللهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَلت من والله على كُلِّ شَي مدير أمن الرسول بنا اقول الان مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلِّ أَمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَيْكَ إِلى ورسله لا لفرق بين أحدٍ مِنْ رُسله وقالوا سم واطعنا غفرانك ربنا واليك التعبير لا يطير الله نفسًا إلا وسعها لها ما كتبت وعليها ما كن ربَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إن نبينا أو أخطانا ربنا ولا حيل عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قبلنا .
ولا تحملنا ما لا طاقة لنا بِهِ وَاعْفُ عَلا والفرن وَارْحَمْنَا أَنتَ مولينا فَانْصُرْنَا عَلَى القَوم الكافرين .
66 Tanıklığı gizlemeyiniz. Kim onu gizlerse şüphesiz onun kalbi günahkardır. (Bakara, 2/283)
وإن كنتم على سفر ولم تجدوا كانا فرمان
سوراني من
Mahaf sayfa no: 48
Halitik sayfa no: 3. cüz/13. sayfa
DOĞRU TANIKLIK
BİLGİ
İslam her durumda hak ve hakikatin ortaya çıkmasını, kimsenin zulme uğra-mamasını ister. Bu bakımdan borç ilişkilerinde tarafların haksızlığa uğramaması için yazılı teminat alınması, şahit tutulması veya rehin alınması gibi tedbirleri önerir. Bu tedbirler alınsa bile eğer kişilerde emanet duygusu ve sorumluluk yeterince gelişmemişse borcun tarafları birbirlerine karşı haksızlık yapabilirler. Ayet, bunu yapmamalarını emretmektedir.
MESAJ
1. Ilgili merciler önünde hak ve adaleti gözeterek tanıklık yapmak insanî ve İslami bir görevdir.
2. Tanıklığı gizlemek ve yalancı şahitlik yapmak günahtır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Şahit: Bir olaya veya duruma tanık olan veya tanıklık eden kişi.
66 Kuşkusuz yerde olsun gökte olsun hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.99
(At-i Imran, 3/5)
الله لا اله الا هو الحي القيوم نزل عليك الكتاب بالحمل مصدقا لما بين يديه والزل اللوزية والانجيل من قبل هدى الناس وانزل الفرْقَانَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شديد والله عزير ذو التقاء إِنَّ اللَّهَ لَا يَعْلَى عَلَيْهِ شَيْ فِي الْأَرْضِ ولا في الشتاء هُوَ الَّذِي يُصَوَرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لا إله إلا هو العزيز الحكيم هُوَ الَّذِي الزَلَ عَلَيْكَ الكِتاب منه آيات محكمات من أمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ ي قلوبهم ربع فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهُ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وما يعلم تأويلة إلا الله وَالرَّاسِحُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ أَمَنَا بِه كل من عند ربا وَمَا يَذْكُرُ إِلَّا أُولُوا الْأَلْبَابِ رَبَّنَا لَا تُزِعُ قلوبنا بعد إِذْ هَدَيْنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ رَبَّنَا لك جامع الناس اليوم لا رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادُ .
Mushaf sayfa no: 49
Hafızlık sayfa no: 3. cûz/12. sayfa
ALLAH'IN BİLGİSİ
BİLGİ
Ayette, evrendeki hiçbir bilginin Yüce Allah'a gizli kalmayacağı belirtilerek bu sürenin 2. ayetinde geçen "Hay" ismi şerifine açıklama getirilmektedir. Zira böyle bir ilmin varlığı ve bu derece kapsamlı olması, daima diri ve ölümsüz olmakla mümkündür. Diğer taraftan bu açıklama yine aynı ayette yer alan "Kayyûm" ismi ile de bağlantılıdır. Çünkü kayyům, "bütün varlıkları yaratan, varlıklarını sürdürmelerini sağlayan, denetleyen ve görüp gözeten" anlamına geldiğine göre, bu ismin tecellisi, bütün yaratıkların ihtiyaçlarını bilmeye bağlıdır.
MESAJ:
Allah, her şeyi görür ve bilir. Hiçbir şey O'na gizli değildir.
66 Inkår edenlerin malları da evlatları da Allah'ın azabına karşı onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.99
(Al-i Imran, 3/10)
Mushaf sayfa no: 50
Hafızlık sayfa no: 3. cüz/11. sayfa
AHİRET GÜVENCESİ
BİLGİ
Önceki âyetlerde müminlerin dua ve yakarışlarına değinilmiş, burada da inkâr edenlerin durumu ve karşılaşacakları azabın ne kadar şiddetli olacağı açık-lanmıştır. Burada psikolojik tahlile dayalı bir uyarının bulunduğu görülmek-tedir. Şöyle ki: Mal ve çocuklar, insanoğlunun daraldığında destek almak için genellikle başvurduğu dayanaklardır. Ayette, dünya hayatında kişiye güvence sağlayabilen malların ve çocukların kıyamet gününde bir yarar sağlayamaya-cağı ifade edilmektedir.
MESAJ:
1. Kıyamet gününde dünyadaki hiçbir güvence kişiye bir yarar sağlamayacak, orada herkes tek başına yaptıklarının hesabını verecektir.
2. Ahirette sadece iman dolu bir kalple ve salih amellerle Allah'ın huzuruna gelmiş olmak bir değer ifade edecektir.
عذاب الكثر الصابرين والمصاريين والدارين اكلين والمشاهير مين بالأسعار العمود اللة ال الأمن والسلم كال وأولوا التعليم قالت والقسط البلد الأمن العزيز الحكيم إلى الذين على الله الات والم ومن الطائف الذين أولوا الكتاب الا من نعم العالم العلم معنا منهم ومن يسلم باران له وان الله مشروع الحساب قران خالونة فال تك وعلى اله ومن النامي وقال الذين أولوا الكتاب والأمين السلام فإن السلموا على الحالة وا وان تولوا فإنما عليك الملاح واحدة تعبير بالعبادة إن الذين استمرون بالذات الله وياكلون الليبين ومتر على ويعانون الذين يأمرون بالقسوة من الثاني مارهم بعذاب اليوم أوليك الذين سيطك المالكة في الدنيا والآخرة وما لهم من الصرين .
Mashal seyle no 51
Hatz sayta no 1 coz/10 sayla
TEK HAK DİN: ISLAM
Insanların bir kısmı, kendi istek ve arzularına dayanarak hak dinden başka dinler icat etmişlerdir. Bazıları da hak dini değiştirmeye kalkışmışlardır. Böy lece yeryüzünde birbirinden farklı dini topluluklar oluşmuştur. Yüce Allah Ise, insanlara gönderdiği dinin aslında tek olduğunu haber vermektedir. Pey-gamberlerin getirdikleri arasında, zamana ve şartlara bağlı olarak bazı farklı hükümler bulunsa da, esas bakımından hepsi birdir.
MESAJ
1. Islam. Hz. Adem'den beri gelen bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tevhid davasının ortak adıdır.
2. Allah'tan başkasını tanrı ilan eden bir din, hak değildir.
KELİME BAGARCICI
Din: İrade ve akıl sahibi varlıkları, kendi tercihleriyle dünya ve ahiret saadetine ulaştıran ilahi kanun.
Islam: Yüce Allah'ın bütün peygamberlere gönderdiği tevhid odaklı dinin adı olup "barış anlamına gelen bir kelimeden türemiştir.
5604- Doksan dokuz kadından biri cennette, diğerleri cehennemdedir. Müslüman kadın hamile kaldığı zaman, gündüz cihad eden kimselerin sevabını çocuğunu doğuruncaya kadar a-oruç tutan, gece ibadet eden, ihrama bürünen ve Allah yolunda lır. İlk emzirmesinde bir kişiyi hayata kavuşturmak kadar büyük e. cir alır.
-٥٦٠٥ - مِنْ تمام صَلَوةِ أَحَدِكُمْ إِذَا لَمْ يَكُنْ نَعْلاهُ فى رَجُلَيْهِ أَنْ يَضَعَهُمَا بَيْنَ يَدَيْهِ (الديلمي عن ابي هريرة)
5605- Sizden birinin mescitte ayakkabısını önüne koyma. sı namazın tamamındandır.
٥٦٠٦ - مِنْ تَمَامِ النِّعْمَةِ دُخُولُ الْجَنَّةَ وَالْفَوْزُ مِنَ النَّارِ (ت حسن عن معاذ)
5607- Birinizin evinden çıkıp camiye kadar gitmesi sıra-sında bir ayak sevap yazılmasına, diğeri de bir günahın silinme-sine sebep olur.
٥٦٠٨ - مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ فِي الدُّنْيَا الْجَارُ الصَّالِحُ وَالْمَنْزِلُ الْوَاسِعُ وَالْمَرْكَبُ الهني" (حم حب هب ك عن نافع ك عن عبد الله بن الحرث)
5608- İyi bir komşu, geniş bir ev, iyi bir binek müslüman olan kişinin mutluluğundandır.
٥٦٠٩ - مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْإِ خِفَّةُ لِحْيَتِهِ (طب عد خط عن ابن عباس وسعد)
5609- Kişinin sakalının hafif olması saadetindendir.
5615- Cuma günü yıkanmak, sünnet olmak, bıyıkları al-mak, sakal bırakmak İslam'ın fıtratındandır. Çünkü mecusiler bi-yıklarını inadına salıverip sakallarını iyice tıraş ederler. Şu halde siz onlara muhalefet edin. Bıyıklarınızı (altlarından) alın, sakalla-rınızı bırakın.
Nebilerde ve resullerde bulunan güzel huyların, üstün vasıfların
cümlesini; ilähi kitapların cümlesinde beyan olunan edepler ve edep edinilmesi gereken şeyler ve beğenilen vasıflarla en güzel şekilde ta halluk eden Resulüllah S.A. efendimizdir. Bu da, ancak Resulüllah S.A. efendimize mahsustur. Bu manada, Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A.
elendimizi şöyle övmüştür: Sen en büyük ahlâk üzeresin.» (68/4)
Resulüllah S.A. efendimiz cümle resullerin sonuncusu olup bu va-sıf da kendisine mahsustur.
eyle.. Mirac sahibi olan efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e salât
Resulüllah S.A. efendimizin Mirac'ı, yerinde geniş bir şekilde izah edilmiştir. (Bak: İsim 178)
Devam edelim:
Keza; onun âline, ashabına ve sağlam yolunda kaim durup giden tabilerine salât eyle..
Bu cümlede geçen:
Sağlam yol.
Tabirinden murad: Resulüllah S.A. efendimizin tarik-ı müstaki-ml, din-i kavimi, güzel siretidir: Ona tabi olanlar ise.. itikatta, fillerde bid'atlardan tam kaçınan ve onun sünnet-i seniyesine göre amel eden-dir.
Devam edelim:
Allahım, onunla..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin sağlam yolu ile..
Gecelerin karanlığına benzeyen şek, şüphe, cehalet karanlıkların-dan necat bulup hidayete mazhar olanlar, o ashabı izleyerek kurtulup
halás olmuşlardır. Devam edelim:
Öyle bir salât olsun ki, denizde dalgalar coştukça; uzak yol-lardan gelen hacılar Kabe-i Muazzama'yı tavaf ettikçe ardı arası gel-meden devam etsin.
SEKSEN ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Salavat-ı şerifelerin ve selâmın en faziletlisi; Kerim Resul'ü..
Yani: Yüce Hakkın Kerim Resul'ü..
Kulları arasından seçtiği. MİAD'da yaratılımışların şefaatçısı..
Bu cümlede geçen:
MIAD.
Lafzının manası şudur: Cümle hayırların, şerlerin, vaadlerin ve tehdidlerin karşılığı verildiği gün..
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Dünya Aleminde bulunan tenlerin çürüdüğü, sonra da eski halini alıp kalktığı gün..
Ki o gün: Resulüllah S.A. efendimiz halka şefaat edecektir.
Devam edelim:
Makam-ı Mahmud ve Havz-ı Mevrud sahibi, risaletin ve umu-mi tebliğin ağırlığını alan, en büyük salahta, SIAYET şerefi kendisine verilen Muhammed'e..
Bu cümlede geçen:
SIAYET..
Lafm, şu manayadır: Ciddi çalışıp ihtimam göstermek..
Buna göre, cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, herkesin, en çok yararına olan şeylere; ki bunlar din, dünya ve ukba işleridir; bunlar için en çok gayret gös-terip çalışan Resulüllah S.A. efendimizdir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allah-ü Taâlâ ona salât eylesin. Keza onun âline de..
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve Resulüllah S.A. efendimizin ümmetine.. kendisine tabi olanlara..
Öyle bir salåt olsun ki, devam etsin. Hem de, gecelerin ve gün-düzlerin devam edip durduğu süre..
Yukarıda güzel vasıfları anlatılan Resulüllah B.A. efendimiz..
- Evvellerin ve Ahirlerin efendisidir, evvellerin ve âhirlerin en faziletlisidir.
Yani: Insan ve cin tayfasından; Resulüllah S.A. efendimizin dün-ya hayatında iken vücuda gelenlerle bu vücud Aleminden göç ettikten sonra gelenlerin efendisi ve büyüğü...
Onun üzerine bisun: Salavat okuyanların en faziletli salatı, selâm verenlerin verdiği selâmın en faydalısı, zikredenlerin en güzel zikri...
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi övüp sena edenlerin övgü ve se-nasının; yahut, hamd, şükür, salât, selâm lle ananların medih ve te-nalarının hamd ve şükürlerinin en güzeli...
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en faziletlisi..
Allah-ü Talla'nın salâtı: Daha önce de anlatıldığı gibi, ihsanı, İyiliği, keremi, rahmeti ve lütfudur.
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en güzeli, Allah'ın salâtlarının en CE-
LILI..
Burada geçen:
CELIL,
Lafzı, ululuk ve büyüklük manasınadır.
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en CEMİLI..
Bu cümlede geçen:
CEMİL.
Lafzı, lyl hoş, güzel manalarına gelir.
Devam edelim:
Allah'm salatlarının EKME L'I..
Burada geçen:
-EKMEL.
tam manası ile.. Lafzının ifade ettiği mana şudur: Eksiksiz ve noksansız.. hem de
Devam edelim:
-Allah'ın salatlarının şümullüsü, Allah'ın salatlarımın en tama-mi, Allah'ın salatlarının en ZAHIRI..
seyyid'ülevveline 84. Fehūve vel-ähirine ve afdal'ül-evveline vel-ahi-rine aleyhi efdalü salât'il-musalline ve ezká selâm'il-müsellimine ve atyabü zikr'iz-zakirine ve afdalü salāvatillahi ve ahsenü salavatillahi ve ecellü sa-lâvatillahi ve ecmelü salāvatillahi ve ekmelü salāvatillahi ve esbağu sala-vatillahi ve etemmű salāvatillahi ve azharu salāvatillahi ve a'zamű sala-vatillahi ve ezkā salāvatillahi ve at-yabū salāvatillahi ve ebrekü salāva-tillahi ve ezká salāvatillahi ve enma salåvatillahi ve evía salavatillahi ve esna salavatillahi ve a'la.
Öyle bir salát olsun ki: Devam etsin; hem de gecelerin ve gündüzlerin de-vam edip durduğu süre..
84. O, evvellerin ve âhirlerin efendisidir, evvellerin ve âhirlerin en fazilet-lisidir.
Onun üzerine olsun: Salavat okuyanların en faziletli salāvatı, selâm verenle-rin verdiği selâmın en faydalısı, zikredenlerin en güzel zikri, Allah'ın salátlarının en faziletlisi, Allah'ın salatlarınım en güzeli, Allah'ın salatlarının en celili, Allah'ın, salatlarının en cemill, Allah'ın salatlarının ekmeli, Allah'ın salatlarının en şu-mullüsü, Allah'ın salatlarının en tamamı, Allah'ın salatlarının en zahiri, Allah'ın salatlarının en büyüğü, Allah'ın salátlarının en nazifi, Allah'ın salatlarınım en på ki, Allah'ın salatlarının en bereketlisi. Allah'ın salatlarının en faydalısı, Allah'ın salatlarının en nemalısı, Allah'ın salatlarının en yeterlisi, Allah'ın salatlarımın es-nası, Allah'ın salátlarının en yücesi
kemal-i hafiziyet کمال حفیظ : )Allah (cc) ta rafindan) tam ve eksiksiz koruma, varlıkları yok olmaktan ve olup bitenleri unutulup git mekten noksansız şekilde koruma
kemali hähis کمال حراهش : çok büyûk istek kemal-i hakkaniyet کمال حقانیت : tam doğruluk
kemali hararet کمال حرارت : )mec.) büyük coş kunluk ve istek
kemall hasret كمال حسرت : büyuk istek ve öz
kemal hassasiyet کمال حساسیت : buyük titizlik ve duyarlılık
kemal-i hasmet کمال حشمت : son derece göz kamaştırıcı parlaklık ve ürpertici büyüklük
kemal-i hayret 1 : كمال حیرت.buyuk hayranlık 2.büyük şaşkınlık
kemal-i hayret ve hürmet کمال حیرت و حرمت: büyük hayranlık ve saygı
kemal-i hayret ve istihsan کمال حیرت و استحسان : büyük hayranlık ve çok güzel bulup beğenme
kemal-i hayret ve takdir کمال حیرت و تقدیر : büyük hayranlık ve çok fazla beğenip takdir etme
kemal-i hiddet ve gayz کمال حدت و غبط : buyük kızgınlık ve öfke
kemali hikmet 1 : کمال حکمت.her seyde en uygun gaye, en yüksek fayda ve tedbiri görüp gözeten ve her şeyi sebeplere bağlayan ku-sursuz (ilähi) ilim2.her şeyde en uygun gaye, en yüksek fayda ve tedbiri görüp gözetme 3.gözetilen en uygun gaye, en yüksek fayda ve tedbir
kemal-i hikmet ve inayet کمال حکمت و عنایت :
kusursuz hikmet (yani, gözetilen gaye, fayda ve kusursuz tedbir) ve kusursuz inayet (yapı lan yardım ve iyilik)
kemal-i hikmet ve intizam کمال حکمت و انتظام (Allah'a (c.c.) ait) kusursuz hikmet (yani gözetilen en uygun gaye, fayda ve kusursuz tedbir, her şeyi sebeplere bağlayan kusursuz ilim) ve tertipli şaşmaz düzen
kemali hillat کمال خلقت : kusursuz yaradılış
kemali hulus كمال خلوص : tam ihlas, son dere-cede içtenlik (samimilik)
kemal-i hulus ve istiyak کمال خلوص و اشتیاق : son derecede içtenlik(kemal-i hulus) ve kuvvetli istek(kemal-i iştiyak)
kemal-i ihtimam
kemal-i hürmet کمال حرمت derin saygı
kemal-i hürmet ve itaat کمال حرمت و اطاعت de rin saygı (kemal-i hürmet) ve tam itaat (yani, tam manasıyla söz dinleme, emre uyma, bo yun eğme)(kemal-i itaat)
kemal-i hürmet ve tazim كمال حرمت وعظم derin saygı(kemal-i hürmet). Büyüğe karşı
sevgiyle eğilme(kemal-i ta'zim( kemal-i hürriyet کمال حریت : tam serbestlik
tam hürriyet (özgürlük)
kemal-i hüsn (hüsün( کمال حسن : kusursuz gu zellik
kemal-i hüsnü sanat کمال حسن صنعت : kusur suz san'at güzelliği
isti : کمال اجتهاد و فضل kemal-i istihad ve fazl hadda ve fazilette tam olgunluk; Kur'an ve sünnete dayanarak yeni şartlara ve ihtiyaç lara cevap verecek hükümleri çıkarmada tam yeterlilik (kemal-i içtihad) ve ilim ve ahläkta tam olgunluk (kemal-i fazl(
kemal-i içtima ve Insicam کمال اجتماع و انسجام kusursuz beraberlik (kemal-i içtima) ve tutar lılık (kemal-i insicam)
kemali iffet son derece namusluluk ve ahláki temizlik
kemal-i iftihar كمال افتخار : buyuk iftihar ve
övünç
kemal-i iftihar ve sevinc کمال افتخار و سوینج : bu yük iftihar (övünç)(kemål-i iftihar) ve büyük
sevinç(kemål-i sevinç)
kemal-i iftikar كمال افتقار : )Allah'a (c.c.) karşı( son derecedeki fakirliğini, maddi ve manevi her çeşit ve ihtiyaçlarını karşılama imkânın-dan yoksunluğunu ifade etme
kemali ihlas كمال اخلاص : tam ihlas, yalnız Al-lah (c.c.) rızasını gaye edinme
kemal-i ihlas ve irtibat کمال اخلاص و ارتباط tam ihlas ve tam bağlılık, yalnız Allah (c.c.) rızası-gaye edinme (kemal-i ihlas) ve tam bağlılık (kemal-i irtibat)
kemal-i ihlas ve samimiyet کمال اخلاص و صمیمیت
tam ihlas ve tam samimiyet; yalnız Allah yet( (c.c.) rızasını gaye edinme(kemal-i ihlas) ve tam içtenlik, tam samimilik(kemal-i samimi-
karışmış halde olma ve iç içe girme kemal-i ihtilat کمال اختلاط : son derece birbirine
son derece özen gösterme (kemal-i ih timam) ve tam koruma altında bulundurma( kemål i muhafaza)
semalt ihtiram کمال احترام:derin saygı gös terme veya gösterilme 2.derin saygı
imal-i ihtişam کمال احتشام : kendini apacık ve parlak şekilde ortaya koyma
mali ihtiyar مل اختیارsonsuz irade, çeşitli kemali intizacكمال امتزاج :birbiriyle)tam ka-imkan ve ihtimallerden her dilediğini seçip yapabilme gücü
bemall iktidar كمال اقتدار : son derece guc ve kuvvet sahibi olma
kemali ilahiye( كمال الهيه : Allah'ın (c.c.) sonsuz üstün sıfatları (nitelikleri) (ce mal ve kemali ilahi: Allah'ın (c.c.) son-suz güzellik ve üstün sıfatları (nitelik leri) (cemal ve celal ve kemål-i llähtye: Allah'ın (c.c.) sonsuz güzellik, büyüklük ve üstün sıfatı (nitelikleri) (kudret ve kemal-i ilahi: Allah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kuvveti ve sonsuz üstünlük sıfatları (nitelikleri)
kemali ilim كمال علم : )Allah'a (c.c.) ait) sonsuz ve noksansız ilim
kemal-i ilim ve hikmet ve mizan ve muvazene ve intizam ve nizam كمال علم و حکمت و میزان و
موازنه و انتظام و نظام : )kemål-i ilim ve kemål-i hik-met ve kemål-i mizan ve kemål-i muvazene ve kemål-i intizam ve kemål-i nizam) ilim, hik met, mizan, muvazene, intizam ve nizamın en üstün derecesi; yani son derecede üstün ilim (kemål-i ilim) ve gözetilen en uygun gaye, fayda ve kusursuz tedbir (kemål-i hikmet) ve en mükemmel ve şaşmaz ölçü (kemål-i mizan) ve en kusursuz ve şaşmaz denge (kemål-i muvazene) ve en kusursuz düzen )kemal-i intizam) ve en kusursuz tertip ve dü zenlilik (kemal-i nizam)
kemalilimi كمال علمی : ilmi olgunluk, ilim ba-kımından tam olgunluk
kemali iman كمال ایمان : iman olgunluğu, ku sursuz ve tam sağlam iman
kemal-i imtisal 1: كمال امثال.tambenimseme 2.emre tam itaat
kemal-i imtiyaz ve intizam کمال امتیاز و انتظام benzerlerinden apaçık farklılaşma, ayırt edi-lebilir hale gelme (kemal-i imtiyaz)tam ve şaşmaz düzenlilik(kemal-i intizam)
kemal-i intizam ve itaat
kemal-i imtiyaz ve tefrik کمال امتیاز و تفریق ben zerlerinden apaçık olarak seçilip ayırt edile bilir hale gelme(kemal-i imtiyaz ve ayırma (ayrılma, farklılaşma) (kemal-i tefrik)
kemal-i imtiyaz ve teşhisکمال امتیاز وص benzerlerinden apaçık farklılaşma(kemal-i imtiyaz) ve tanıyıp ayırt etme (veya taninip ayırt edilme) (kemål-i tefrik)
rışma ve kaynaşma
kemal-i inayet کمال عنایت : kusursuz ihsan, lu-
tuf ve yardım
kemal-i inkita کمال انقطاع : tam kesinti
kemali inkita ve infisal کمال انقطاع و انفصال : tam kesinti(kemål-i inkıta) ve tam ayrılık(kemål-i infisal)
kemali inkiyad کمال انقاد tam teslim olma.
tam boyun eğme
kemali insicam کمال انسجام : son derece tertip, düzen ve tutarlılık
kemal-i intizam کمال انتظام : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik
kemal-i intizam ve hikmet کمال انتظام و حکمت
son derece tertip ve şaşmaz (kemal-i intizam) (kemal-i hikmet( düzenlilik ve en uygun gaye, fayda ve tedbir
kenal-i intizam ve ıttırad کمال انتظام و اطراد : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik(kemål-i intizam) ve tam uygun sıralanış ve ahenk. (uyum)
kemal-i intizam ve inayet کمال انتظام و عنایت
son derece düzenlilik (kemål-i intizam) ve kusursuz yardım ve iyilik (kemål-i intizam) (kemal-i inayet)
kemal-i intizam ve inayet ve hikmet کمال انتظام و عنایت و حکمت : son derece düzenlilik ve ku-sursuz yardım ve iyilik (kemal-i inayet) ve gözetilen en uygun gaye, fayda ve tedbir (ke-mal-i hikmet)
kemal-i intizam ve itina کمال انتظام و اعتنا : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik(kemal-i intizam) ve çok titizlik ve dikkat (kemål-i îtină)
kemal-i intizam ve mizan کمال انتظام و میزان : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik(kemål-i intizam) ve hiç şaşmaz ölçü (kemål-i mizan)
kemal-i intizam ve itaat کمال انتظام و اطاعت : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik(kemal-i intizam) ve tam itaat(kemal-i itaat)
Yabancı koyun kenarda yatar: Insan, yabancısı olduğu bir yere h men uyum sağlayamaz.
Yağına kıymayan çöreğini yoz yer: Yağsız çörek, yağlı çöreğe göre kuru ve tatsız tutsuz bir şey olur. Bunun gibi, uygun malzeme kullan mayan veya titizlikle yapılmayan işler sonuçlansa bile, ortaya iyi bir iş ya da ürün çıkmaz.
Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi hâlini bilse hoş değil mi? Kend sini olduğu gibi gösteren kişi, herkes tarafından sevilir ve sayılır.
Yağ yiyen köpek tüyünden belli olur: Yasa dışı iş yapan kişi, ça lışmadığı hâlde çalışandan üstün giyim kuşamı ve para harcayışıyla dikkat çeker ve kendini belli eder.
Yakın hayırlı dost hayırsız hısımdan yeğdir: bk. Sadık dost akra badan yeğidir.
Yalancı kim? İşittiğini söyleyen: Doğruluğundan kesinlikle emin olmadığı hâlde, duyduğu her şeyi sağda solda anlatan kişi, yalancı sayılır (yalancıdan farkı yoktur).
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar: Yalanın da yalancının da
hükmü bir yere kadardır. Gerçeğin ne olduğu ve kimin yalan söylediği, gün gelir, mutlaka ortaya çıkar.
Yalnız kalanı kurt yer: bk. Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar. Yalnızlık Allah'a mahsustur. İnsan, maddi ve manevi ihtiyaçlarını
tek başına karşılayamaz. Bu yüzden de tek başına yaşayamaz, ancak toplu olarak yaşar.
Yalnız öküz çifte koşulmaz: Tek öküzle çift sürülemeyeceği gibi, ba-zı işler de ancak ekip çalışması ile yapılabilir, tek başına yapılamaz. Yalnız taş duvar olmaz: Bir tek taşla duvar örülemeyeceği gibi, bir-çok malzeme kullanılarak yapılması gereken bir iş, tek bir malzeme ille yapılmaz. Bazı işleri yapmak için ekip gerekir, bu tür işleri bir k
yorgan gitti, kavga bitti: Anlaşılmazlık sebebi olan şey ortadan kal kınca anlaşmazlık da sona erdi.
yolunu yokuşa sürmek: Yapılması güç bir işin, büsbütün güç şartlar-da gerçekleştirilmesini istemek.
yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal: bk. aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık
yukarıdan almak: Yumuşaklık göstermemek, ağır önerilerde bulun mak, sert davranmak.
yukarıdan bakmak: Kendini karşısındakinden üstün görmek.
yuları birinin elinde olmak: Bir kimsenin davranışlarının birinin de-
netiminde ve yönetiminde olması.
yuları ele vermek: Birinin sözünden çıkmayacak duruma gelmek.
yuları takmak: Birini sözünden çıkamayacak duruma getirmek, ege menliği altına almak.
yumruk göstermek: Korkutmak gözdağı vermek.
yumruğuna güvenmek: İsteklerini yaptırmak için yalnızca kaba kuv-vete güvenmek.
yumurta kapıya dayanmak (veya gelmek): Yapılacak iş için zaman çok daralması.
yumurta küfesi yok yal (arkasında veya sırtında): Kendisine bir zarar getirmeyeceğini bildiği için, doğru sayılmayan bir davranışta bulunmaktan çekinmeyenler için söylenir.
yumurtadan daha dün çıkmış: Bilgiçlik taslayan toy kimse.
Saklırgan kimsenin, kendisi gibi birine saldırmaktan çekindi-gini anlatmak için "Deli deliyi görünce çomağını (veya değneğini) saklar" deriz. Bu atasözünů, ayrı özellikte olan kimselerin olaylara benzer tepkiler verdiğini belirtmek için kullanırız.
Neredeyse her beldenin bir veya birkaç tane delisi vardır ama hepsinin de yeri, sınırı bellidir. Mesela bazı deliler kendi mahallesinden dışarı çıkmazken bazısı da sabah akşam aynı çarşı pazarda dolaşır. Onlar, hayatın her sahasında karşımıza çıkar. Cami önlerinde bile...
Özellikle namaz çıkışı caminin on kapısında durup insan-lardan yardım isteyen deliler vardır. Hiçbiri de diğerinin yerini işgal etmez, herkes nerede duracağını bilir. Deli, deliyken bile nerede duracağını biliyorsa aklı başında olan bir insanın da onlarla uğraşması uygun olmaz.
Maalesef kimileri delileri kızdırmaktan haz alır ve onlar la uğraşmayı adeta meslek haline getirir. Deli de olsa kim-senin ahına almamak lazımdır. Allah muhafaza, deli olarak
ile geleni Huer, her geceyi kadiy bilmekte yarar vardır. O se beple delilert, Allah'ın bir emaneti olarak görüp akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan böyle kimseleri gözetip kollayalım. Ola ki deli de olsa böyle birinden alacağımız bir hayır dua kurtuluş reçetemiz olabilir.
Peki, sadece akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan kimseler mi deli sınıfına girmektedir?
Tabit ki "delilik" bu tanımla sınırlı değildir. Ne oldum de-list, neme lazım delisi, havadis delisi, nasihat delisi, kuruntu delisi gibi çeşitli delilikler de vardır ama "Deli" denilince ak-hmuza deli dolu insanlar da gelmektedir. Genellikle gençlik çağının zirvesinde olan bu kişiler, ağızlarından çıkan bazı söz ve davranışlara dikkat etmezler. Onların sonunu düşünmeden yapmış oldukları hareketleri hoş görürüz çünkü içlerinde kö-tülük olmadığını biliriz.
"Gençlerin yoğun bir duygu değişimi yaşadıklarını bilen Sevgi-li Peygamberimiz de onlarla ilişkilerinde bu durumu dikkate alır; onlara karşı son derece makul ve mutedil davranırdı."
Peki, gençlik çağı geçtiği halde deli dolu konuşan ve hâlâ davranışlarına dikkat etmeyen kimseler ile nasıl geçiniriz?
Öncelikle onlarla aramıza iyi bir mesafe koymalıyız. Bun-dan sonra yapacağımız en akıllıca şey, o kimseler ile konuşur-ken damarlarına basmamak olmalıdır. Eee... Deli deliyi gö-rünce bile çomağını sakladığı bir dünyada, biz de delilik çağı geçtiği halde önünü sonunu düşünmeden konuşan birinin yanında, onun hassas olduğu şeyleri dile getirmeyelim. Hem böylelikle o kimsenin edebini muhafaza etmesine de yardım etmiş oluruz. İnanın, bunu düşünüp yapmak da edeptendir.
إن الذين كفروا أن لغنى عَنْهُمْ أَمْوَالَهُمْ ولا لولا تهم من الله شيئا وأوليك هم وقوة النار
SIRET GEVENCES
-Sankarderin dua ve yakanşlarına değinilmiş, burada da inkä shirts duruma ve kaylaşacakları stane kadar şiddetli olacağı açık magte Bucata poika uyarının bulunduğu görülmek bee Style ki Mal veckansangan darahıgında destek almak için praise taponhigu daynaklandı Ayette dünya hayatında kişiye güvence vkların kayamet gününde bir yarar sağlayamaya
Kyumen gioinde đưa hư günceye bir yatar sağlamayacak, mala bethan và topina yaptıkların hesab vect Altis sales man đầu hở kap ve sathelle Allah's hururuna printy snack the deeper taste brake
ان الذين كفروا أن المين علهم المواليد والا من الله شيئاً وأولئك هم وقوة النار كتاب فرعون والذين من قبلهم كذبوا بآيات فاعلم الله بذلوبهم والله شديد العقاب . ال لي كفروا تغلبون والحشرون إلى جهلم ويلي المهاد . قد كان لكم ايه فى معالي الطامة تقابل في سبيل الله والخرى كافرا يرواهم ماليه رأى العين والله يُؤْبَدُ بنضره من قضاء إلى في الله العنزة الأولى الأبصار زين الناس حب الشهوان من النساء والبنين والقناطير المقنطرة من الذهب والفضة والخيلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ والحرث ذلك متاع الحيوة الدُّنْيا وَاللهُ عِندَهُ حُسْنُ التاب لا الو نبئكم بغير من ذلكم الَّذِين القوا عند رب جنات تجرى من تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خالدين فيها وازواج مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ الله والله بصير بالعباد .
" Inkår edenlerin malları da evlatları da Allah'ın azabına karşı onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.99 (Al-i Imran, 3/10)
Mushaf sayfa no: 50
Hafizhk sayfa no: 3. cüz/11. sayfa
AHİRET GÜVENCESİ
BİLGİ
Önceki âyetlerde müminlerin dua ve yakarışlarına değinilmiş, burada da inkâr edenlerin durumu ve karşılaşacakları azabın ne kadar şiddetli olacağı açık-lanmıştır. Burada psikolojik tahlile dayalı bir uyarının bulunduğu görülmek-tedir. Şöyle ki: Mal ve çocuklar, insanoğlunun daraldığında destek almak için genellikle başvurduğu dayanaklardır. Ayette, dünya hayatında kişiye güvence sağlayabilen malların ve çocukların kıyamet gününde bir yarar sağlayamaya-cağı ifade edilmektedir.
MESAJ:
1. Kıyamet gününde dünyadaki hiçbir güvence kişiye bir yarar sağlamayacak, orada herkes tek başına yaptıklarının hesabını verecektir.
2. Ahirette sadece iman dolu bir kalple ve salih amellerle Allah'ın huzuruna gelmiş olmak bir değer ifade edecektir.
الدين يقولون إننا أمنا فاغفر لنا ذنوبنا وقنا عذاب النار الصابرين والصَّادِقِين والقانتين والمقيل وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ • شهد الله الله لا اله الاهو والملكة وَأُولُوا الْعِلْمِ قاننا بالقسط ولة الأهو العزيز الحكيم إن الذين عند الله الإسلام وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ ما جاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ الله فإن الله سريع الحِسَابِ فَإِنْ حَاجُّوكَ فقل تسلمت وجعي الله وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُلْ لِلَّذِينَ أُوتُوا الكتاب والأمين أَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْا
BİLGİ Insanların bir kısmı, kendi istek ve arzularına dayanarak hak dinden başka dinler icat etmişlerdir. Bazıları da hak dini değiştirmeye kalkışmışlardır. Böy-lece yeryüzünde birbirinden farklı dini topluluklar oluşmuştur. Yüce Allah ise, insanlara gönderdiği dinin aslında tek olduğunu haber vermektedir. Pey-gamberlerin getirdikleri arasında, zamana ve şartlara bağlı olarak bazı farklı hükümler bulunsa da, esas bakımından hepsi birdir.
MESAJ
1. Islam, Hz. Adem'den beri gelen bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tevhid davasının ortak adıdır.
2. Allah'tan başkasını tanrı ilan eden bir din, hak değildir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Din: Irade ve akıl sahibi varlıkları, kendi tercihleriyle dünya ve ahiret saadetine ulaştıran ilahi kanun.
Islam: Yüce Allah'ın bütün peygamberlere gönderdiği tevhid odaklı dinin adı olup "barış" anlamına gelen bir kelimeden türemiştir.
Allah'ın salatlarının en büyüğü, Allah'ın salatlarının en nazifi, Allah'ın salatlarının en påki, Allah'ın salatlarının en bereketlisi, Al-lah'ın salatlarının en faydalısı, Allah'ın salâtlarının en nemalısı, Al-lah'm salatlarının en yeterlisi, Allah'ın salatlarının ESNASI...
Bu cümlede geçen:
ESNA.
Lafzı, pek aydınlık ve nurlu, manalarını taşır.
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en yücesi, Allah'ın salatlarının en çoğu, Allah'ın salatlarının en toplusu, Allah'ın salatlarının en EAMMI..
EAMM.
Lafzı, salavat-ı şerife ile şu manayı ifade eder:
Resulüllah S.A. efendimizin latif ruhuna, cism-i şerifine, pek nurlu kabrine nimet çeşitlerinin tümünü içine alan Allah'ın salatları..
Devam edelim:
Allah'm salâtlarının en devamlısı, Allah'ın salâtlarının en çok kalanı, Allah'ım salatlarının en AZİZİ, Allah'ın salatlarının en rif'at-lısı..
Üstte geçen:
En AZİZİ.
Cümlesi ile, salavat-ı şerifenin manası şudur.
Allah-ü Taâlânın, salavat, tahiyyat ve bereketlerinin; idråk yönü ile aklın yetişemediği, acizlik yönü ile, vehmin ve hayalin kusur-lu olduğu salatların en azizi..
Devam edelim:
letlisi... Allah'ın salatlarının en azametlisi, Allah'ın halkının en fazi-
Cümlenin gelişinden anlaşılacağı gibi, burada, Resulüllah S.A. efendimiz murad edilmektedir; ayını mana, bundan sonra gelecek cümlelerde de vardır.
Devam edelim:
Allah'ın halkından en güzeli, Allah'ın halkından en değerlisi..
yarattıklarının cümlesinden güzeldir. Resulüllah S.A. efendimiz, zat, sıfat, kavl ve fill itibarı ile Allah'ın
sulüllah S.A. efendimizin güzelliğinden bir parçadır. Güzelliğin tama-Halk arasında meşhur olan Yusüf a.s. peygamberin güzelliği, Re-mu, Resulüllah S.A. efendimize mahsustur.
salavatillahi ve ekserű salāvatillahi ve ecmau salavatillahi ve aammü salāva tillahi ve edvemü salāvatillahi ve eb ka salāvatillahi ve aazzü salavatillahi ve erfau salāvatillahi ve a'zamű sala-vatillahi âlâ efdali halkıllahi ve ahseni halkıllahi ve ecelli halkıllahi ve ekre mi halkıllahi ve ecmeli halkıllahi ve ekmeli halkıllahi ve etemmi halkıllahi ve a'zami halkıllahi indallahi Resulil-lahi ve nebiyyillahi ve habibillahi ve safiyyillahi ve neciyyillahi ve halilla-hi ve veliyyillahi ve eminillahi ve hıy retillahi min halkıllahi ve nuhbetil-lahi min beriyyetillahi ve safvetillahi min enbiyaillahi ve urvetillahi ve is-metillahi ve ni'metillahi ve miftahi rahmetillahi......
Allah'ın salatlarımın en çoğu, Allah'ın salatlarının en toplusu, Allah'ın salatlarının en eammı, Allah'ın salatlarının en devamlısı, Allah'ın salatlarının en çok kalanı, Allah'ın salatlarının en azizi Allah'ın salatlarının en rif'atlısı, Allah'ın salatları nın en azametlisi Allah'ın halkından en faziletlisi, Allah'ın halkından en güzeli, Allah'ın halkından en değerlisi, Allah'ın halkından en keremlisi, Allah'ın halkından en cemallisi, Allah'ın halkından en kemallisi, Allah'ın halkından en tamamı, Al-lah katında Allah'ın halkından en azametlisi üzerine olsun..
Ki o: Allah'ın Resulü, Allah'ın Nebisi, Allah'ın Habibi, Allah'ın safiyyi, Al-lah'ın mehrem-i esrarı, Allah'ın Halili, Allah'ın vellyyi, Allah'ın emini, Allah'ın halkı içinden seçtiği, yaratılanlar arasında özenle çıkardığı, Allah'ın nebileri ara sından safi olarak çıkardığı, Allah'ın urvesi, Allah'ın ismeti, Allha'ın nimeti, Al-lah'ın rahmet anahtarı
612 bayak istek ve coşku(kemal-i iştiyak) vetok tesekkür ve minnettarlikemal i sukran)
kemal-i Intizam ve muvazenet( كمال انتظام و on derece tertip ve düzenlilik (kemali intizam ve şaşmaz olcululuk ve dengelilik kemal-i muvazenet)
kemal-i intizam ve müvazene )1( کمال انتظام و موازنه : )bk. kemal-i intizam ve muvazene(t((
kemal-i intizam ve surat م و سرعت
kemal-i istiyak ve zevkکمال اشتیاق و ذ boyok کمال انتظام : istek (kemål-i iştiyak) ve manevi buyak zevk son derece tertip ve düzenlilik (kemal-i inti (kemål-i zevk)
zamiye son derece cabukluk, hızıhık(kemali kemal-i itaat كمال اطاعت taat, emre tam uyum, emri eksiksiz yerine getirme, emre bo
sür'at)
kemal-i istidat ve kabiliyet کمال استعداد و قابلیت : son derece üstün yetenek(kemål-i istidat) ve son derece üstün başarabilme gücükemål-i kabiliyet)
kemal-i istihsan کمال استحسان : çok beğenme ve güzel bulma, buyük takdir
kemal-i istikamet 1: کمال استقامت.son derece doğruluk 2. son derece ölçulülük, dengelilik
kemal-i istikamet ve metanet ve iffet کمال
son derece dogruluk ve : استقامت و متانت و عفت ölçülülük (kemål-i istikamet); son derece ka-lundan dönmezlik (kemål-i metanet); son de rarlılık, sabır ve sözünden, inancından, yo-rece namusluluk ve ahlaki temizlik (kemål-i iffer)
kemal-i İstikamet ve müvazenet ve nizam کمال استقامت و موازنت و نظام : son derece doğruluk )kemål-i istikamet), ve son derece ölçülük ve dengelilik (kemål-i muvazenet) ve son de rece tertip ve düzen (kemål-i nizam)
kemal-i istikamet ve nizam کمال استقامت و نظام : son derece doğruluk (kemål-i istikamet) ve son derece tertip ve düzen (kemal-i nizam)
kemal-i istirahat-ı kalb کمال استراحت قلب : son derece kalb rahatlığı ve huzur
kemal-i istiha كمال اشتهاء : büyük istek, açlığı gidermek için kuvvetli istek
kemal-i istiha ve istiyak کمال اشتهاء و اشتیاق : bu yük istek ve heves(kemål-i iştiha), büyük is-tek ve coşku(kemål-i İştiyak)
kemal-i istiyak كمال اشتیاق : büyük istek ve coş ku
kemal-i İştiyak ve ihtiyac کمال اشتیاق و احتیاج : büyük istek ve coşku(kemål-i iştiyak) ve bü-yük ihtiyaç
kemal-i istiyak ve merak کمال اشتیاق و عراق :: yük istek (kemål-i iştiyak) ve coşkulu öğren-me hevesi(kemål-i merak)
kemal-i iştiyak ve şükran کمال اشتیاق و شکران :
kenal-i istiyak ve takdirكمال اشتیاق و ت yük istek ve heves(kemål-i iştiyak) ve çok be genme (kemål i takdir(
kemal-litaat ve hürmet کمال اطاعت حرمت tan itaat ve kusursuz saygı
kenal-i itaat ve intizam کمال اطاعت و انتظام tam düzenlilik(kemäl i intizam
itaat ve şaşmaz kemal-i itikad كمال اعتقاد : son derece inang sağlamlığı, iman olgunluğu, tam inanç
kemal-litina كمال اعتنا : son derece özen ve dik kat
kemal-i itina ve ihtimam كمال اعتنا و اهتمام son derece dikkat ve özen
kernal-i ittifak كمال اتفاق : tam anlaşma 2 tam işbirliği, tam söz birliği, tam düşünce birliği
kemal-i ittifak ve intizam كمال اتفاق و انتظام : tam iş birliği, tam anlaşma (kemål-i ittifak) ve şaşmaz düzenlilik(kemål-i intizam(
kemali ittihad كمال إتحاد : tam birlik, tam bir
lik hali, tam birlik durumu
kemal-i ittikan 1: كمال اتقان.tam saglamlık ve duzgunlük 2.(mec.) pek büyük kolaylık 3.tam, sağlam ve şaşmaz şekilde bilme
kemal-i ittikan ve intizam کمال اتقان و انتظام tam güvenirlik ve sağlamlık ve (kernal-i ittikan) ve şaşmaz düzenlilik ve tertiplilik(kemål-i intizam(
da månåca)karşılıklı tam bağlık ve destekle kemal-i ittisal كمال اتصال )ed.) cumleler arasın-me
kemal-i ittisal ve ittihad كمال اتصال و اتحاد : )ed.(
cümleler arasında mānāca)karşılıklı tam bağ gayede ve månada tam bir birlik(kemal-i it-lılık ve destekleme(kemål-i ittisal) ve güdülen tihad)
çok iyi anlaşma ve gerçeği kabul edip boyun eğme kemal-i iz'an ve teslimiyet کمال اذعان و تسلیمیت
kemal lizzet كمال عزت : kendini kesinlikle hiç kemal-i izah كمال ايضاح : gayet güzel açıklama
kemali kudret كمال قدرت : )Allah'a (c.c.) ait( sonsuz güç ve kuvvet
kemal-i kudret-i Ilahiye كمال قدرت الهيه : Allah'a (c.c.) ait)sonsuz kudreti (güç ve kuvveti)
kemal-i kudret ve adalet 1): كمال قدرت و عدالت lah'a (c.c.) ait) sonsuz güç ve kuvvet ve her şeye layık olduğunu veren kusursuz adalet
kemal-i kudret ve hikmet كمال قدرت و حکمت (Allah'a (c.c.) ait)sonsuz güç ve kuvvet(ke-mal-i kudret) ve her şeyde gözetilen en uy-gun gaye, en yüksek fayda ve tedbir(kemal-i hikmet)
kemal-i kudret ve san'at کمال قدرت و صنعت : )A( lah'a (c.c.) ait)sonsuz güç ve kuvvet(kemål-i kudret) ve kusursuz san'at (yaratıcılık)
kemal-i kudsi كمال قدسی : kusursuz iyi güzel ve
üstün sıfatlar (nitelikler)
kemali lezzet كمال لذت : büyük zevk
kemal-i liyakat کمال لیاقت : tam yaraşırlık ve ye
terlilik, tam lâyık olmak
kemal-i lütuf ve ihsan كمال لطف و احسان : tam ve yerinde bağış ve iyilik (kemål-i lütuf) ve tam yerinde iyilik ve yardım (kemål-i ihsân)
kemal-i mahcubiyet کمال محجوبیت : çok utanç duyma, çok utanır durumda olmak
kemal-i mahviyet کمال محبت : kendini kusurlu ve değersiz görüp son derece alçak gönüllü-lükle davranmak, kendini hiç beğenmemek
kemal-i mahviyet ve tevazu ve teslimiyet کمال
محویت و تواضع و تسلیمیت : kendini hiç beğenme-mek (kemål-i mahviyet) ve son derece alçak gönüllülük (kemål-i tevăzu) Allah'a (c.c.) tam
kemal-i müraat, mümaşat ve te'nis
teslim olmak (kemål-i teslimiyet)
kermal-i manevi کمال معنوی : manevi kusursuz-luk (cemal ve kemal-i mänevi: mänevi güzel lik ve manevi kusursuzluk(
kemal-i mehabet کمال مهاست : buyuk heybet,-hallan büyük saygı gösterisi
kemal-i memnuniyet کمال مسربیت : buyuk memnunluk, büyük sevinç ve hoşnutluk
kemal-i merak derece merak (bilme ve öğrenme isteği)
kemal-i merak ve hayret ve muhabbet کمال مراق و حیرت و محبت : son derece merak(kemal-i merak) ve çok hayret (kemal-i hayret) büyük ve derin sevgi (kemal-i muhabbet)
kemal-i merak ve dikkat کمال عراق و دقت : son derece merak(kemal-i merak) ve büyük dik-kat(kemal-i dikkat)
kemal-i merhamet کمال مرحمت : cok büyük ve geniş merhamet (acıma)
kemal-i merhamet ve şefkat کمال مرحمت و شفقت büyük merhamet(kemal-i merhamet) ve de-rin şefkat (acıyıp koruma) (kernal-i şefkat)
kemal-i metanet tam soğukkan-lılık ve sağlam duruş 2.hiç sarsılmamak ve çekinip korkmamak, kendine tam güvenme 3.tam kararlılık 4.büyük azim ve gayret; gev-şemezlik
kemal-i mevzuniyet کمال موزونیت : son derece ölçülülük ve biçimce düzgünlük, kusursuzluk
kemal-i me'yusiyet کمال مایوسیت : büyük üzün-tü ve çaresizlik (umutsuzluk)
Veren ell herkes öper: Eli açık, yardımsever kimse çevresinde sayılır ve takdir edilir.
Veren ell kimse kesmez: Yardımsever kimsenin iyilik yapmasına hiç kimse karşı çıkmaz.
Veresiye şarap İçen iki kez sarhoş olur: Veresiye alışveriş eden biri hem alırken hem de öderken üzülür.
Verirsen doyur, vurursan duyur: Yapılan yardımın yeterli ölçüde, en
azından karşı tarafın bir eksiğini giderecek düzeyde olması gerekir. Doğru olan, olabildiğince kavgadan uzak durmaktır. Ama istemeden de olsa kavgaya girilmişse, acımasızca vurmak ve bunu duyurmak gerekir.
Verirsen veresiye, batarsın kara suya: bk. Verme malını veresiye, akar gider kara suya.
Vermeyince Mabut, ne yapsın Mahmut? Başımıza gelen ve sahip
olduğumuz her şeyin Allah'ın takdiriyle olduğuna inanılır. Buna göre kişi, alnında ne yazıyorsa onları yaşar, onlara sahip olur. Bu söz, ça-lışan ama kazanamayan, yoksulluktan bir türlü kurtulamayan kişiler İçin söylenir.
Vücut kocar gönül kocamaz: Kişi yaşlandıkça gücü azalır, meleke-leri zayıflar, gençliğinde yapabildiği pek çok şeyi yapamaz olur. Ama gönlü yaşlanmaz. Hoşlandığı şeylerden yine hoşlanır. Yapamayacak olsa da birçok şeyi hayal eder.
Verme malını veresiye, akar gider kara suya: Veresiye satış yapan kişi, alacaklarını tahsil edemezse iflas eder. Bu yüzden veresiye ver-mekten olabildiğince kaçınmak gerekir.
it nakittir: Dünyada zamandan daha değerli hiçbir şey yok nkü giden zaman bir daha geri gelmez. Yapılacak işler ve yaşa tüm güzellikler için zamana ihtiyaç vardır.
kitsiz öten horozun başını keserler: Yapılacak bir açıklama vej
arının, uygun bir zamanda yapılması gerekir. Bu iş zamansız yap sa, yapanın başı derde girer.
ardığın yer körse gözünü kapa: Gittiğimiz yerde eş, dost bulabi ek, yani yalnız kalmamak ve yadırganmamak için oradaki yaşar çimine ve anlayışına uygun davranmak gerekir.
ar evi kerem evi, yok evi verem evi: Varlıklı kişinin geleni giden ksik olmaz, birlikte yenilir içilir. Bu yüzden de ev pek şenlikli olur (oksulun evinde aranan bulunmaz, günler bin bir sıkıntı içinde geçer
Varısına gelişim, tarhana aşına bulgur aşım: Sevgi ve saygı kat şılıklı olur. Gidene gelinir, verene verilir, yedirene yedirilir. Konuğunu olanakları ölçüsünde ağırlayan, yapabileceği her şeyi yapan bir kim se, karşı tarafa konuk
olduğunda çok iyi bir şekilde ağırlanır. Varlığa güvenilmez: Sahip olunan (para-pul, mal-mülk vb.) şeylere güvenip har vurup harman savurmak doğru değildir.
Varını veren utanmamış: Muhtaç kişiye iyi niyetle, olanakları ölçü sünde yardım etmeye çalışan kimsenin utanması için hiçbir sebep yoktur.
Varsa hünerin, her yerde vardır yerin: Elinden birçok iş gelen hü nerli kişi, gittiği her her yerde rahat eder, itibar görür. Varsa pulun herkes kulun, yoksa
pulun dardır yolun: Parası pulu olan, parasını vererek her türlü işini yaptırır. Parası olmayanın böyle bir şansı yoktur. O, kendi işini kendi yapmak zorundadır. Var varlatır yok söyletir: Varlıklı kişi
, parasını çalıştırarak varlığına varlik katar ve bununla övünür. Yoksul kişi, çektiği sıkıntıları ve çare-sizliğini anlatır.
Vakit nakittir: Dünyada zamandan daha değerli hiçbir şey Çünkü giden zaman bir daha geri gelmez. Yapılacak işler ve yag cak tüm güzellikler için zamana ihtiyaç vardır.
Vakitsiz öten horozun başını keserler: Yapılacak bir açıklama
uyarının, uygun bir zamanda yapılması gerekir. Bu iş zamansız y lırsa, yapanın başı derde girer.
Vardığın yer körsə gözünü kapa: Gittiğimiz yerde eş, dost bulam mek, yani yalnız kalmamak ve yadırganmamak için oradaki yaşa biçimine ve anlayışına uygun davranmak gerekir.
Var evi kerem evi, yok evi verem evi: Varlıklı kişinin geleni gidem eksik olmaz, birlikte yenilir İçilir. Bu yüzden de ev pek şenlikli olum Yoksulun evinde aranan bulunmaz, günler bin bir sıkıntı içinde geçer
Varışına gelişim, tarhana aşına bulgur aşım: Sevgi ve saygı kar şılıklı olur. Gidene gelinir, verene verilir, yedirene yedirilir. Konuğunu olanakları ölçüsündə ağırlayan, yapabileceği her şeyi yapan bir kim se, karşı tarafa konuk olduğunda çok iyi bir şekilde ağırlanır.
Varlığa güvenilmez: Sahip olunan (para-pul, mal-mülk vb.) şeylere güvenip har vurup harman savurmak doğru de değildir.
Varını veren utanmamış: Muhtaç kişiye iyi niyetle, olanakları ölçü sünde yardım etmeye çalışan kimsenin utanması için hiçbir sebep yoktur.
Varsa hünerin, her yerde vardır yerin: Elinden birçok iş gelen hữ nerli kişi, gittiği her yerde rahat eder, İtibar görür.
Varsa pulun herkes kulun, yoksa pulun därdır yolun: Parası pulu olan, parasını vererek her türlü işini yaptırır. Parası olmayanın böyle bir şansı yoktur. O, kendi işini kendi yapmak zorundadır.
Var varlatır yok söyletir: Varlıklı kişi, parasını çalıştırarak varlığına varık katar ve bununla övünür. Yoksul kişi, çektiği sıkıntıları ve çare sizliğini anlatır.
"Çok para kazanmak için az da olsa elde bir sermaye ol-ması..." gerektiğini anlatmak için "mayasız yoğurt tutmaz" deriz. Bu atasözünü, bir işe girişirken sermayenin şart oldu-ğunu, aksi hâlde beklentilerin suya düşeceğini belirtmek için kullanırız. Bir işten en büyük beklentimiz ise düzenli kazanç sağlamaktır. Nasıl ki sütü mayalamak için bir miktar yoğurda ihtiyacımız varsa en küçük bir işletmeyi açmak veya yürütmek için de mayaya, daha doğrusu sermayeye gereksinim duyarız.
"Sermaye" deyip de geçmeyelim lütfen!
Eğer temiz bir başlangıç yapmak istiyorsak, kazancımı-za haram bulaştırmayalım. Siz de takdir edersiniz ki haramla başlanan işlerin içinde bet bereket olmaz. Halbuki helal ama az olan bir sermayenin bereketi içinde olur ve o bereket size mutluluk getirir. Önemli olan bu mutluluğu bir ömür boyu devam ettirebilmektir.
Dürüstlük de bir sermaye olup onu yalanla dolanla kirler. şey bir kez zedelenmeye görsun, binbir emekle ve hevesle ya-meyelim lütfen. Yoksa itimadımız zedelenir. "Itimat" dediğimiz pilan nice güzel başlangıçlar sıfırın altına iner ve ne yazık ki bu durumda en hatırlı insanlar bile acınacak hâle düşebilir.
Daha başka sermaye çeşitleri de vardır.
Sözgelişi, zanaatkârın en büyük sermayesi sabrıdır. Bir mucidin en büyük sermayesi, sınır çizemediği hayalleri ile azmidir. Bir çocuğun en büyük sermayesi, aldığı güzel terbi-yedir. Bir gencin en büyük sermayesi, gúcunü doğru biçimde kullanmasıdır. Hatta kozanın içinde kelebek olmayı bekleyen bir urtılın bile sermayesi vardır, dersek abartmış olmayız.
Kim bilir, tırtılın en büyük sermayesi de rüyasıdır.
Esasında bu dünya bizim kozamızdır, şu yaşadıklarımız da birer rüyadan ibarettir. Bizim gerçek ve en büyük serma-yemiz ise iman ve salih amellerimizdir. Zaten bir "Müminin, ahirete dair kaygılarını azaltacak ve ebedi kurtuluş için bir umut kaynağı olacak iman ve salih amelden başka sermayesi de yoktur."10 Öbür tarafa sermayesiz gittiğinizi veya iyi bir sermayeniz olduğu halde üzerinizdeki kul haklarından dolayı salih amellerinizin alacaklılara verildiğini ve sırf bu yüzden iflas ettiğinizi düşünsenize!
Ne ürpertici bir son değil mi?
İşte bu hal, dünyada hatırlı bir insan iken acınacak hale düşmekten daha da beter bir durumdur. Dünyada kaybettiği-niz şeyleri bir şekilde telafi edebilirsiniz lakin ahirette bunun için zaman bulamazsınız.
O hâlde zaman sermayesini de bir ganimet ve fırsat bi-lip umut kaynağımız olan iman ve salih amelleri artırmanın
الم تر إلى الذين أوتوا الصبينا من الكتاب ياس كتاب الله ليحكم بينهم لم ينزل فريق في معرضون ذلك بالهم قالوا لن تمسك العراق معدودات وغرهم في دينهم ما كانوا يفترون بكي جمعناهم ليوم لا ريب فيه ووقيت كل نفس مال وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْكِتَابِ الوان الا من تشاء وتنزع الملك ممن تشاء وتعز من الشادي مَنْ نَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ الكَ عَلَى كُلِّ شَيْ مدير الوان ال في النهار وتولج النهار في اليْلِ وَتُخْرِجُ التي من السير وتُخْرِجُ الْمَيْتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ لا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ التواري وَمَنْ يَفْعَلُ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ الله في شَيْءٍ إلا أن علي مِنْهُمْ ثقيةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللهُ نَفْسَهُ وَإِلَى الله التمير قل إن تخلوا ما في صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمُهُ الله وَيَعْلم ما في السمواتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِير
66 De ki: 'Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin'
(Al-i Imran, 3/26)
Mushaf sayfa no: 52
Halizlik sayfa no: 3. cûz/9. sayfa.
MÜLKÜN SAHİBİ ALLAH'TIR.
BİLGİ Rabbimiz, dünya hayatında bize birtakım imkânlar ve kendi tercihlerimizle bazı işleri yapabilme yeteneği vermiştir. Fakat kabiliyetlerimize ve gücümüze aldandığımızda, bunların asıl sahibini unutma tehlikesi ortaya çıkabilmektedir. Yüce Allah, bu aldanmaya karşı bizi uyarmakta ve istediği zaman istediğini yapmaya kadir olduğunu bildirmektedir. Ayrıca O, kudretini ikrar etmenin bir dua mahiyetinde olduğunu da bize öğretmektedir.
MESAJ
1. Mümin, gücünün sınırlı olduğunu bilir ve dualarında Allah'ın sonsuz kud-
retini ikrar eder.
2. Mal sahibi, mülk sahibi/Hani bunun ilk sahibi? (Yunus Emre)
KELİME DAĞARCIĞI
Mülk: Her türlü maddi ve manevi imkân, mal, yönetme yetkisi.
"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.'
(Al-i Imrin, 3/31)
يوم الجد كل نفيس ماغيلك من خير الخطراً وما عملك می شود کود از آن بينها وبينة أنها بعيدا ويخبركم علية وسيلة راف بالعباد ، قل إن كنتم تحبون الله المعرفي القيتكم الله ويغفر لكم الويكم والله عطور رجم عمل أطيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَإِنْ لَوْ لَّوْا فَإِنَّ اللهَ لَا يُحِبُّ الكافرين إنَّ اللهَ اصْطَفَى آدَمَ وَنُوحًا وَآلَ الرَّهِيمَ وَآل عمون على العالمين اريَّة بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللهُ سَمِيع عليم القالب امرات عمون رب إلى تذرت للاما في بطني المرر الاتقبل على الك انت السَّمِيعُ الْعَلِيمُ فَلَمَّا وَضَعَتها الكرب إلى وضعلها ألقى وَاللهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذكر كالأنفى وإلى سَمَّيْلَهَا مَرْيَمَ وَإِلَى أُعِيدُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتها من الشيطان الرجيم فتقبلها ربها يقبول حسين وانينها نيالا حسنا وكملها زكريا كلما دخل عَلَيْهَا زَكريا المحراب وجد عندها رِزْقًا قَالَ يَا مَرْيَمُ إِلى لكِ هذا قالت هُوَ مِنْ على الله إِنَّ اللهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ .
Mushaf sayfa no: 53
Hafızlık sayfa no: 3. cúz/8. sayfa
ALLAH'I SEVEN, PEYGAMBERE İTAAT EDER.
BİLGİ
İnsanların bir kısmı, kendileri gibi bir insan gördükleri Hz. Muhammed'e (s.a.s) tabi olmaktan geri durmuşlar, hatta onu alaya almışlardı. Halbuki Hz. Peygamber Allah'ın (c.c.) elçisiydi ve Allah'ı sevenlerin O'nun elçisini de sevmeleri bekle-nirdi. Peygamber, Allah için sevilir. Ayrıca, sevginin sadece sözde kalmaması, gereğinin yapılması gerekir. Seven, sevdiğinin emrini yerine getirir.
MESAJ
1. Hz. Muhammed'in yoluna tabi olmamız, Allah'ı sevmemizin bir gereğidir. 2. Allah'ın sevgisini ve affını kazanmanın yolu, insanların uydurduklarını bırakıp Peygamber'in öğrettiklerini uygulamaktan geçer.
Allah'm halkından en keremlisi, Allah'ın halkından en cemal-Allah katında Allah'ın halkından en azametlisi, üzerine olsun. Ki 0: lisi, Allah'ın halkından en keremlisi, Allah'ın halkından en tamami ALLAHIN RESULÜ...
Bu cümlede geçen:
ALLAH'IN RESULÜ..
Cümlesinden evvel, bazı nüshalara göre, önceki cümleler bitmek-tedir. Yani:
Allah'ın salatı, halkından en azametlisi üzerine olsun.....
Manası ile, üstte geçen cümlenin sonu tamamlanmış olur. Bundan
sonra, gelen cümle ise:
O, Allah'ın Resulüdür..
Şeklinde olur. Bundan sonrası da aynı usülde devam eder.
Ban nüshalarda ise:
ALLAH'IN RESULÜ..
Cümlesi, üstteki cümlenin devamıdır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allah'm NEBİSİ.
Bu cümlede geçen:
NEBI..
Lafzı, şu manayadır: Celal sahibi Allah'ın emirlerini ve yasakları-nı, şer'i hükümlerini Allah'ın kullarına haber veren..
Tabirleri, Resulüllah S.A. efendimizin en şerefli sıfatlarındandır.
Devam edelim:
Allah'ın HALIL'I..
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, her zaman, bütün maksatlarını ve taleplerini, tüm emellerini ancak Cenab-ı Hakka arz eder. Başka-sından tam olarak, iraz eder. Böylece, Yüce Hakkın has sıddıkıdır. ki.
HALIL
Lafzanın ifade ettiği mana da budur.
Devam edelim:
Allah'ın VELİ Y Y'I...
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana şudur:
daima taat, Ibadet ve Mevla'nın hizmetinde bulunur. Bu vazifelerine Resulüllah S.A. efendimiz, Allah'ın öyle büyük bir kuludur ki, hiç bir şekilde ara vermemiştir.
Resulüllah &.A. efendimis, Allah'ın yarattığı halkın öyle aga motihtir ki, onun deerine, icial, in'Am, thaan ve ikram dalma ard ar-
da gelir. Hu mana lase: VELIYY.
Labani, iam-1 mef'ul olarak almamıza göredir.
Bir başka mana da şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Allah'ın öyle azametli bir ku hadur ki, ona taat işinde doğrudur; syandan beridir. Yüce Hakkın, üstün lütufları, büyük nimetleri dalma kendisine gelmektedir.
Işbu son anlatılan mana, üstte anlatılan iki manayı da özünde
toplar
Devam edelim:
Allah'ın ermful..
Bu cümlenin ifade ettiği açık mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, Allah'ın halkının öyle büyüğüdür st; onun rahmetinin, ilahi sırlarının, rahmant ilhamlarının, rabbani hükümlerinin, şeriat, tarikat hazinelerinin cümlesi için emindir. On-ların hepsini, olduğu gibi Allah'ın kullarına tebliğ edip haklarını vefa lle yerine getirir.
Devam edelim:
Allah'ın halkı içinden seçtiği, yaratılanlar arasından özenle çı-kardığı, Allah'ın nebileri arasından safi olarak çıkardığı, Allah'ın UR-VE'sl..
Bu cümlede, Resulüllah S.A. efendimizin:
- URVE
Sıfatı ile anlatılması şu manaya gelir:
-Allah'ın en azametli kulu olan Resulüllah S.A. efendimiz; Al-lah'ın kullarının, bütün korkulu tehlikelerden necat bulup muratları-na ve önemli işlerine ermeleri için, en kuvvetli sebep ve sağlam bir bağdır. Ona tam yapışan, necat bulur, umduğuna nail olur. Bu cüm-Jenin geniş manası: ÜRVE-İ VUSKA, Ismi anlatılırken geçti. (Bak: 92. isim)
Allah'ın İSMETI.
Bu cümle içinde geçen:
ISMET..
Lafm, manayadır:
Resulüllah S.A. efendimis, Allah'ın kulları İçin, bir koruyucu ve bir sığınaktır.
Resulüllah S.A. efendimize sığınan, Yüce Hakka sığınmış gibi olur. Yüce Hakka sığınanı ise.. Allah korur. Doğru yola hidayet nasib eder. Cennet nimetlerine ulaştırır, cehennem azabınd esirger.
Hakiki nimeti ihsan eden Yüce Hakkın kullarına fazlı, keremi, thsanıdır kl: o şanlı Peygamberi S.A. bütün mevcudata ihsan eylemis-
tir. Bunun daha geniş manası, Resulüllah S.A. efendimizin: Allah'ın Nimeti, ismi anlatılırken geçmiştir. (Bak: İsim 90)
Devam edellm:
-Allah'm rahmet anahtarı..
Resulullah SA. efendimiz, dünyada ve âhirette tüm rahmet çe-
şitlerinin anahtarıdır. Daha açık manada şu demeğe gelir:
Sırf Allah'ın rahmeti olan üstün cennetlerin kapılarının açıl-ması ve onlara girmek, Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetini tas-dik, onun risaletine iman etmekle mümkündür.
Allah'ın kullarının kalbine üstün feyizler, rabbani feyizter ancak, Resulüllah S.A. efendimizin sünnetine tabi olmakla gelir.
Rahman Allah'ın büyük nimetlerine, onun lütuflarına ancak Re-sulüllah S.A. efendimize salât ve selâmla kavuşulur.
Üstte anlatılan mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimizin du-rumu, açıcı bir hal aldı; dolayısı ile:
Allah'ın rahmet anahtarı.
Denildi. Çünkü bu rahmet: Ona tabi olmak, ona tazim etmek su-reti ile elde edilir. Kaldı kl: Hazineler içindeki nimetlere, ancak anah-tar vasıtası ile erilir.
Devam edelim:
Allah'ın resulleri arasından seçilmiş.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Anlatılan kadar vasıfların sahibi Resulüllah S.A. efendimiz, bütün resuller arasından seçilerek çıkarılmıştır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allah'ın halkı arasından intihab olunan ve istenen istenme-yen hususlarda matlubuna nail olan.
Bu cümle için verilecek iki mana vardır, birincisi şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, Hak Taâlâ'dan havf ve haşyetlerinde, matlupları olan necata ve rica hallerinde cümle muratlarına nail ve vasıl olmuştur.
İkinci mana da şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakka karşı havf ve haşyetinde, matlup ve maksuduna nail olmuş; en üstün talebini bulmuştur. Devam edelim:
Kendisine verilen hibede halis..
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Hibeleri ve ikramları yapan Yüce Allah tarafından kendisine hi-be ve ihsan edilen yüce rahmani mevhibeler, ledünni rabbani ilim,
المُخَارِ مِنْ رُسُلِ اللهِ المني من على الله الفائز بالمطلب في المرهب والحرب العامر فيما وهب اكرم معويا صديقابل الحمام أَفَضْلُ مُشَفَعَ الامينِ فَمَا اسْتَودِع الصادق فما بلغ الصادع با مربية المعطيم مَا حَمَلَ اقْرَبَ رُسُل الله الى الله وسيلة واعْظَمِهِمْ عَذَا عِندَ اللَّهِ مُنزَلَةً وَفَضْلَةٌ وَاكْرَمَ انْبِيَاءِ اللَّهِ الكِرامِ الصَّفُوةِ عَلَى اللهِ وَاجَهُ إِلَى اللَّهِ وَأَقْرَبِهِمْ ذُلْ لَدَى اللَّهِ وَاكْرَمِ الْخَلْقَ عَلَى اللَّهِ وَاحْظَاهُمْ وَارْضَاهُ الديك اللهِ وَاعْلَى النَّاسِ قَدْرًا وَأَعْظِيهِمْ محلاً وَأَكْلِهِمْ مَحَاسِنَا وَفَضْلًا وَأَفْضَل الأَنْبِيَاءِ دَرَجَةً وَأَجَلِهِم شَرِيعَةً وَأَشْرَفِ
el muhtari min rüsülillahi el-müntaha-bi min halkıllahi el-faizi bil-matlabi til-merhebi vel merğab'il-muhlasi fima vühibe ekremi meb'usin esdaki kailin encahi safiin efdali müşaffain'ilemini Fimestudias-sadıkı fima bellağa es sa du biemri rabbihi el-muztalii bima hummile akrebi rüsülillahi illallahi ve sileten ve a'zamıhim gaden indallahi menzileten ve fazileten ve ekremi en-biyaillahil-kiramis safveti alellahi ve ahabbihim illallahi ve akrabihim zülfa ledellahi ve ekrem'il-halkı alellahi ve ahzahüm ve erdahüm ledellahi ve a'lennasi kadren ve a'zamihim mahal-len ve ekmelihim mehasinen ve fazlen ve efdal'il-enbiyai dereceten ve ekme-lihim şeriaten ve eşref.........
Allah'm resulleri arasından seçilmiş, Allah'ın halkı arasından intihap olunan ve is-tenen istenmeyen hususlarda matlubuna nail olan, kendisine verilen hibede halis, en keremli meb'us, en doğru sözlü, şefaatçı olmaya en çok arzulu, şefaatı makbul elmakta en faziletli, kendisine bırakılan emanette emin, tebliğ ettiği şeylerde doğ ru. Rabbının emrini açıklayan, verilen ağır vazifeyi alan, Allah'a vesile olmakta resullerin Allh'a en yakım, yarın menzilet ve fazilet itibarı ile en büyükleri, Al-lah'ın peygamberlerinin en keremlisi, Allah'a göre en temiz, onlar içinde Allah'a en sevgili, derece itibarı ile Allah katında en yakınları, Allah katında halkım en kerem-lisi ve onların en çok haz alanları, Allah katında en çok rızaya nail olan, kadr yö-uü ile insanlarım en yücesi, mahal yönü ile onların en büyüğü, güzellik ve fazi-let yönü ile insanların en kamili, derece itibarı ile nebilerin en faziletlisi, şeriat cibetinden en kamili, nisab ciheti ile nebilerin en şereflisi
masat ve kemal-i te'nis) tam uyum sağlama (kemali mürast), tam ayak uydurma (ke mal-i mümaşat), iyice araştırıp ısındırma, yadırgatmama(kemal-i te'nia)
kamal-i mutlak sonsuz mükemmel bik, son derece kusursuzluk hiçbir kusur ve noksanı bulunmazlık Kemal-i Mutlak: son suz mukemmelliklerin sahibi, sonsuz üstün ve kusursuz sıfatların (niteliklerin) sahibi (Allah c.c.)
kemal-i muvafakat کمال موافقت tam uygunluk kemal-i muvazenet( موازنت son derece ölçülülük ve dengelilik
kemal-i muvazene(t) ve nizam موازنت و نظام mal-i muvaxenet) ve kusursuz düzen ve ter tip (kemal-i nizam)
kemal-i münasebet münase bet, sıkı bag, sıkı ilgi
kemal-i müraat کمال مراعات : cok iyi uyum sağ lama, çok iyi riayet etme
kemal-i musahhariyet کمال مسخريت : )bak ke mal-i müsahhariyet)
kemal-i müsahhariyet کمال مسخریت : tam ola rak boyun eğip görev ve hizmete hazır duru-ma getirme
kemal - müvazene(t( مالموازنت : bkkmal muvazene(t))
kemal-i müvazene (muvazene) ve Intizam کمال موازنه و انتظام : tam denge(kernal-i muvaze ne) ve şaşmaz düzenlilik(kemal-i intizam)
kemal-i müvazene ve nizam کمال موازنه و نظام (bk. kemal-i muvazene(t) ve nizam)
kemal-i nämütenahi کمال نامتناهی : sairatz tüs-tün ve güzel vasıflar(nitelikler)
kermal-i nefret کمال نفرت : buyuk nefret
kernal-i neste کمال نشته : büyük keyif, içten
len büyük sevinç
kamal-i neye ve sürur کمال نشته و سرور bayuk keyif, içten gelen büyük sevinç ve büyük coş ku (coşkulu sevinç) (kemål-i sürur)
nimet (@hsan, lütuf, rızk)
kamal-i nizam کمال نظام : kusursuz ve şaşmaz duzen ve tertip kemali nizam) ve son derece
derece düzen amaliam veintip کمال نظام و استقام on
kemal-raa
kemal-i nisam ve mizan کمال نظام و su tertip ve şaşmaz düzen, son dereck loce ölçu ve denge
kemal-i nizam ve mizan ve rahmet ve hikmet کمال نظام و میزان ورحمت و حکمت kusursuz tertip ve düzen(kemal-i mizam)ve son derece inte ölçü (kemål-i mizan) ve Allah'ın (c.c.) goster ve gözetilen tam yerinde gaye, fayda ve ku-diği sınırsız merhamet (kemali merhameti sursuz tedbir(kernal-i hikmet)
kemali nizam ve şeffafiyet ve isicam نظام و شفافیت و انسجام: kemali nizam ve ke mal-i seffafiyet ve kemali insicam) kusursuz trti ve düzen(kemal i nizam) ve son derece aydınlık ve parlaklık (kemal-i son derece tertip, tutarlılık ve uyum (kemal insicam)
kemal-i Rabbani کمال ربانی : Rabbimizin son-suz üstün ve kusursuz sıfatları(nitelikleri) her şeyin sahibi, terbiye edicisi, yetiştiricia ve onların maddi veya marievi ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânların yaratıcısına ait Rabbimize ait) sonsuz üstün özellikler(vasıf lar)
kemalirahat کمال راحت tam rahatlık
kemal-i rahat-ı kalb کمال راحت قلب : son derece kalb rahatlığı, son derece iç rahatlığı, gönül huzuru
kemal-i rahmaniyet ve rahimiyet کمال رحمانی و رحیمیت : sonsuz merhametlilik (kemal-i ra himiyet) ve son derece acıyıcılık(kemal-i ra himiyet)
kemali rahmet کمال رحمت : sonsuz merha met (acıma) 2.kusursuz ve üstün merhamet
kemal-i rahmet ve hikmet کمال رحمت حکمت geda ve kusursuz tedbir (kemal-i hikmet( tam ve yerinde büyük merhamet(kemali merhamet) ve gözetilen en yüksek gaye, fay-
kemal-i rahmet ve kerem کمال رحمت و کرم
tam yerinde merhamet(kemal-i merhamet( ve son derece cömertlik, iyilikseverlik ve yardımseverlik (kernal-i kerem)
kamali rahmet ve merhamet کمال رحمت و ve üstün şefkat ve acıma(kemal-i merhamet( tam yerinde merhamet ve kusursuz
manelis کمال رضای tamamen den gelen istek ve hoşnutluk
kmer Mertip Inca Oster met) k
mali rubublyet كمال مومیت Allah'in c.c.) bar perin sahibi, terbiye edicisi, yetistiricisi nirlerminalicasa ve onların maddi veya met) nevi ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkan lans parabon olma ofatındaki kusursuzluk mükemmellik
kamal- Rububiyet ve hakimiyet ve hikmet kemal-کمال ربوبیت و حاکمیت و حکمت : )Allah'in cc.) her
كمان ke RECE al
Rabbi olma sıfatındaki kusursuzluğu, onur hakimiyet (yani, her şeyi yalnız kendi emri altında bulundurma gücünün sınırsızı ve kusursuzluk) (kemal-i Rububiyet ve her resi gaveli, Laydalı ve tedbirli olarak yapma ve duzenlemedeki kusursuzluk (bak, kemal-i
hikmet) kemal Rububiyet ve merhamet کمال ربوبیت و
مرحمت )Allah'in cc) her şeyin Rabbi olma nfatındaki kusursuzluk ve sonsuz mükem-mellik(kemal-i Rububiyet) ve son derece ge-niş ve tam yerinde merhamet(kemal-i mer-hamet)
kemal-i Rubublyet ve Rahmaniyet ve Rahi-
miyet کمال ربوبیت و رحمانیت و رحیمیت : kemali Rububiyet ve kemal-i Rahmaniyet ve kemal-i Rahimiyet) (Allah'ın (c.c.))her şeyin Rabb olma sıfatındaki son derece mükemmellik ve kusursuzluk(kemal-i Rububiyet) ve her şeyi kuşatan merhametlilik (kemal-i Rahmani-yet) ve sevdiklerine karşı son derece şefkat, acıyıcılık ve kayırıcılık(kemal-i Rahimiyet)
kamali saadet کمال سعادت tam kusursuz mutluluk
kemal-i sabir کمال صبر : son derece sabır
kamal-l sabır ve metanet کمال صبر و مثانت : son derece sabır ve dayanıklılık
kermal-i sadakat کمال صداقت : tam bağlılık
kemal-i sadakat ve alaka کمال صداقت و علاقه tam bağlılık ve büyük ilgi
kemali sadakat ve ihlas كمال صداقت و اخلاص tam bağlılık ve Allah (c.c.) rızasından (hoş nutluğundan) başka bir karşılık beklememe, yalnız Allah (c.c.) rızasını gaye edinme
kemal-i sadakat ve sebat کمال صداقت و ثبات tam bağlılık ve hiç gevşemeden ve aksatma-dan iman ve İslâm hizmetinde çalışma
kemal safaكمال صفاء son derece gönül ra hatlığı ve huzur
kemal-i sefahet کمال سفاهت : son derece aşağı lik zevk ve eğlence düşkunlügu
kemal-i selamet کمال سلامت tam güvenlik, her türlü korku ve tehlikeden uzak esenlik (sela-
kemal-i seläset ve cezalet کمال سلامت و حالت ifadede son derece alıcılık (seläset) ve son derce düzgün ve uyumlu ifade (cezalet)
l serbesti سیستی serbestlik. hicbir engellemeye uğramama, tamamen ra-hat hareket etme
kemal-i serbestiyet کمال سربست : tam ser-bestlik (bk. kemal-i serbesti)
kemal-i saffet ve samimiyet كمال صفوت و صمیمیت gayet iyi niyet ve tam samimilik Gc-tenlik)
kemal-i salahat کمال صلاح tam dindarlık son derece dine bağlılık
kemali saltanat كمال سلطنت : sonsuz hakimi-yet, her şeyi yalnız kendi emri altında bulun-durma gücünün sonsuzluğu ve kusursuzluğu kemal-i samimiyet کمال صمیمیت : son derece samimilik, son derece kalpden bağlılık ve sevgi
kemali samimiyet ve ihlas کمال صمیمیت و اخلاص : son derece samimilik (içtenlik) ve yalnız Al-lah (c.c.) rızasını gözetme
kemal-i samimiyet ve safvet کمال صمیمیت و صفرت : tam samimilik (içtenlik) ve son derece dürüstlük ve temiz niyetlilik (kemal-i sami-miyet), temiz kalblilik
kemal-i samimiyet ve sürur ve ferah
صمیمیت و سرور و فرح : tam samimilik içtenlik( (kemal-i samimiyet), büyük sevinç (kemal-i sürur) ve gönül rahatlığı
kemali san'at کمال صنعت : mükemmel (kusur-suz) sanat (itkan ve kemal-i san'at: gayet sağ lam, pürüzsüz ve mükemmel(san'at)
kemal-i san'at ve intizam کمال صنعت و انتظام mükemmel (kusursuz) san'at ve son derece düzenlilik
kemal-i san'at ve ittikan کمال صنعت و اتقان : mu kemmel san'at(kemal-i san'at) ve gayet sağ-lam ve pürüzsüz yapılış(kemal-i ittikan)
kemal-i san'at ve sıfat کمال صنعت و صفت : kemmel san'at ve kusursuz sanatkarlık sıfatı
ü göç bir yangın yerini tutar: Birkaç kez taşınmak zorunda kalanın aşyaları yangın görmüşçesine zarara uğrar.
Üç kuruşluk eşeğin, beş paralık sipası olur: Değersiz bir kimsenin veya makinenin verimi de buna göre olur.
Üçlenmemiş eken, olmamış biçer: Bir işin gerçekleşmesinin belirli koşulları vardır. Bunlar yerine getirilmeden, o işe başlanırsa olumlu sonuca ulaşılamaz.
Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir: 1) Beceriksiz kişi,
Jyilik yapayım derken zarara yol açar (kaş yapayım derken göz çıka-nir). 2) Konuşmasını bilmeyen kişi hem kendinin hem de çevresinin başını derde sokar (başına bela getirir).
Üşüntü köpekler mandayı paralar: Tek bir köpek mandaya bir şey
yapamaz. Ama birkaç köpek mandayı devirebilir. Yani birlikten kuvvet doğar.
Üveye etme özünde bulursun, geline etme kızında bulursun: Her-kes ettiğini bulur. Üvey çocuğuna iyi davranmayan bir kimsenin, öz çocuğu aynı acılara maruz kalabilir. Gelinine iyi davranmayan bir kim-senin kızı gelin olduğunda aynı sıkıntıları yaşamak zorunda kalabilir.
Üvey öz olmaz kemha bez olmaz: İpek kumaştan bez olmaz. Üvey evlat ne kadar iyi olursa olsun, özün yerini tutmaz.
Üzümü ve de bağını sorma: Yararlanılan şeyin nereden geldiğinin Önemi yoktur, "boş ver, yararlanmaya devam et" anlamında söylenir.
Üzlüm üzüme baka baka kararır: Her zaman bir arada bulunan veya
arkadaşlık eden kimseler, birbirlerinden huy kaparlar, böylece de bir-birlerine benzemeye başlarlar.
Beklemesini bilen bir kimsenin sonunda amacına ulaşaca-mı belirtmek için "Sabreden derviş muradına ermiş." deriz. Bo atasözünü, kendimiz veya bir başkası güç bir duruma düş-nüğünde ya da sabırsızlık emaresi gördüğümüzde kullanırız.
Her ne kadar sabır güzelliklere açılan kapı olsa da sebat etmeyi zamanla öğreniriz. Sebat ettikçe de sabrın meyvesinin muradımıza ermek, yani amacımıza ulaşmak olduğunu anla-nz. Aynca isyan bataklığına saplanıp kalmayız ve başarıya olan inancımızı da kaybetmemiş oluruz.
"En çok kim sabırlıdır?" diye sorarsanız, hiç düşünmeden "Allah!" deriz.
"Karşılaştığı veya işittiği bir eziyete karşı Allah kadar sabır gösteren bir başkası yoktur. Çünkü O, kendisinin oğlu ol-duğunu iddia edenlere bile afiyet verip onlan rızıklandırır. "9 Yine o Allah ki kendi tayin ettiği bir vakitte de haddini aşan kullarının cezasını verir.
Biz, haddini bilen, sabırlı kullardan olalım inşallah
Sebat etmeyi başkalarına boyun eğmek olarak düşünme-yelim. "Asıl hüner, afiyet ve bollukta sabretmesini bilmektir." Sabrın bu hikmetli yönünü en çok da Ramazan ayında teneffus ederiz. Bu ayda sahura kalkarız, sonra iftar saatini bekleriz ve olabildiğince günah işlemekten uzak dururuz. Her ne kadar Ramazan ayı senede bir kez gelmiş olsa da Ramazan ahlakı bir ömür boyu sürmektedir. Bu güzel ahlakı yaşayan sabırlı bir Müslümanın, atasözünde geçen o derviş gibi muradına ermesi umut edilir.
Sabırsızlığı mesken edinen ve Ramazan ahlakını yaşama-yan kişinin durumu bu kadar iç açıcı değildir. Öncelikle sa-bırsız biri kaybetmeye yatkın olur. Çünkü sabırsızlık, insanı kararsızlığa, karamsarlığa ve isyana sürükler. O isyan ki "Söz dinlemeyen kimselerin dilidir." Oysa sabredenlerin ve her şey-de bir hayır arayanların kullandığı dil bu değildir. Onlar, hamd ve şükür dilini kullanır.
Sabırlı kimse, sıkıntılı bir durumla karşılaştığında Allah'a hamd eder, o sıkıntılı hâl geçtiğinde ise şükür eder. O, "çok şükür" dedikçe, sizin de şükür edesiniz gelir. Şükür ise bize nimetlerin kadrini bildirir.
Velhasılıkelam, hayatın her safhasında bize sabırlı olmak düşer.
İbadetlere devamlılık noktasında sabırlı olmak lazımdır, günahlardan sakınmak için sabırlı olmak lazımdır, kalp kır-mamak için sabırlı olmak lazımdır ve yine elimizdeki nimetler ile yetinmek için de sabırlı olmak lazımdır.
Sağlık, mutluluk hazineniz şükür ile dolsun ve özünü kay-bedenler, sizde kendini bulsun.
لك سمية الدعاء في المحراب أن الله يشرك يعني احنا من من الله وسينا وحضورا وليها من الصاعين و إلى يكون فى علام وقد بلغى الكبر اللي علي كذلك الله يفعل ما يشاء كل الاحمر ايلك ألا تعليم الثاني فلكة اليام الأرمران ال كثيرا وسيخ بالعين والانكار را فالماني يا مريم إلى الله اصطفيك وظهرك واصطفان فون العالمين يا مريم التي برید و نخی و گرد الراكعين ذلك من البناء العيب الوجه البالسودان لنيهم إذ يلقون اقلامهم أنهم يحمل مرهم وما كن لديهم إلا مختصشون . إذ قالت المليكة بمرين الله ينشرك بكلمة منة الله الشيخ على ان مريم وجبها في الدنيا والأخرة ومن التقرين .
"Ey Meryeml Rabbine ibadet et, secdeye kapan ve rükü edenlerle beraber rükü etl (Al-i Imran, 3/43)
utal sayfa ner 54
saya mm 1 cúz/7. sayfa
BÜKÜ EDENLERLE BERABER RÜKÜ ETMЕК
Hz. Meryem, Yüce Allah tarafından seçilmiş ve bir erkekle birlikte olmadığı hâlde Hz. İsa'yı dünyaya getirmek üzere görevlendirilmişti. Bu, büyük bir şeref olduğu gibi bazı zorlukları da vardı. Hz. Meryem'in hem hamileliğin sıkıntılarına hem de insanların dedikodularına katlanması gerekecekti. Onun bir çocuk doğuracağını müjdelemek üzere yanına gelen melekler, ibadete sarılmasını ve ibadet eden diğer müminlere katılmasını öğütlediler. Ayette meleklerin bir sözü aktarılmaktadır.
MESAJ
1. Seçkin insanlar da dâhil olmak üzere bütün kulların vazifesi, Allah'a ibadet etmektir.
2. İbadet, insanı sıkıntılarından kurtaran, onu huzura kavuşturan sakin bir liman gibidir. Nitekim secde kulun rabbine en yakın olduğu andır.
KELİME DAĞARCIĞI
Rüků: Eğilmek, Allah'ın yüceliği karşısında eğilerek acziyetini ve tevazuunu ortaya koymak.
rabbimdir, sizin de rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin, işte doğru olan yol
budur.99
(Al-i Imran, 3/51)
Mushaf sayfa no: 55
Hafızlık sayfa no: 3. cüz/6. sayfa
DOĞRU YOL: ALLAH'A KULLUK
BİLGİ:
Bu ayet, Hz. İsa'nın sözlerinden birini nakletmektedir. Hz. İså tebliğe başladı-ğında, bazı mucizeler göstermiş ve Yüce Allah'tan aldığı ayetleri açıklamıştı. O ayetler, daha önce Hz. Músa'ya gönderilen Tevrat'ı onaylıyor ve peygambere itaati öğütlüyordu. Ancak peygambere itaat etmek, ona kulluk etmek anlamına gelmiyordu. Bu sebeple Hz. İså, kulluğun yalnızca Allah'a yapılması gerektiğini söyledi. Peygamber bir tanrı olmadığı gibi tanrının oğlu da değildir. O da bir kuldur.
MESAJ:
1. İnanmayanlar da dahil olmak üzere, bütün insanların Rabbi, Allah'tır.
2. Kulluk yalnızca Allah'a yapılır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rabb: Terbiye eden, büyüten, gözetip koruyan, kendisine ibadet edilen mabud. Sırat-ı Müstakim: Doğru, dosdoğru, doğruyu gösteren yol.
"Rabbimizi İndirdiğine inandık ve peygambere tabi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz.99
(Al-i Imran, 3/53)
Mushaf sayfa no: 56
Hafızlık sayfa no: 3. cúz/5. sayfa
RABBİMİZ! BİZİ ŞAHİTLERLE BERABER YAZI
BİLGİ
Hz. İså insanlara tebliğde bulunduğunda kavminin çoğu bundan hoşlanmamış ve hatta onu öldürmek istemişlerdi. Bunu anlayan Hz. İsá, Allah'a giden yolda kimlerin kendisine yardımcı olabileceğini sordu. Sayıca az olan müminler ortaya çıkıp "Allah'ın yardımcıları biziz" cevabını verdiler ve Allah'ın birliğine, Hz. İsa'nın doğruluğuna şahitlik yaptılar. Bu müminlere "havariler" denir. Yuka-rıdaki ayet, havarilerin dualarından biri olup ülkemizde müezzinlerin birçoğu teravih namazından sonraki duadan önce bunu okumaktadır.
MESAJ
1. Allah'a iman etmek, gönderdiği peygamberlere tabi olmayı gerektirir.
2. Mümin inandığı şeylere gözüyle şahit olmuş, görmüş gibi kesin olarak inanır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Åmenna: Biz inandık, biz iman ettik. Şahidin: Gerçeğe tanıklık edenler, şahitler.
66 İşte bunlar gerçek haberlerdir. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Muhakkak ki Allah, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.99
(A1-1 Imran, 3/62)
Mushaf sayfa no: 57
Hafızlık sayfa no: 3. cüz/4. sayfa
ALLAH'IN VERDİĞİ HABER, GERÇEKTİR.
BİLGİ
Hz. İsa'nın yolundan gittiğini söyleyen bazı kimseler, o ve annesi Hz. Meryem hakkında birtakım hatalı bilgiler anlatıyorlardı. Hz. İsa'yı ilah sayanlar bile vardı. Yüce Allah, önceki sayfalardan itibaren onlar hakkındaki gerçekleri açıklamıştır. Buna göre Hz. İså ile Hz. Muhammed'in yolu aynıdır. Sonra Yüce Allah Peygamberimize, Hristiyanlara şu çağrıda bulunmasını emretmiştir: "Gelin: Yalnız Allah'a ibadet edelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve içimizden bazıları Allah'ı bırakıp da diğer bazılarını rab edinmesin." (Al-i Imrån, 3/64)
MESAJ
1. Tarihi olaylar hakkındaki mutlak doğruyu ifade eden bilgiler, Allah'ın haber verdikleridir.
2. Hiçbir Peygamber Allah'tan başka tanrı bulunduğunu söylememiştir.
pula değişmeyin. Bana, yalnız bana sığının, benim emirlerime yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.
42 Gerekçeli, hikmete dayalı gelen hak kitaba, hak düzene, bâtıl karıştırmayın. Bile bile haki-kati, Muhammed'in hak peygamber olduğunu, ilâhî hükümleri gizlemeyin.
43 Namazları erkânına, şartlarına, vaktine riayet ederek, aksatmadan kılın. Vicdanınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. Rükû ederek namaz kı-lanlarla birlikte siz de rükûa vararak, namazları-nızı cemaatle kılın, saygıyla Allah'ın emirlerine itaat ederek İslâmî faaliyetlere katılanlarla birlik-te siz de saygıyla canla başla İslâmî sorumluluk-lara, ibadetlere, cemaate, faaliyetlere katılın.
44 Kitabı, Tevrat'ı okuduğunuz halde, içindeki ilâhî hükümleri şahsen uygulamayı bir kenara bırakıp unutarak, insanlara Allah'a itaati, iyiliği, insanlığı ve hayra vesile olacak şeyleri mi emre-derek önderlik ediyorsunuz? Hâlâ aklınızı başı-nıza almayacak mısınız?
45 Sabredip, mücadeleye devam ederek, kendinizi eğitip sıkıntılara katlanarak, kötülü-ğe engel olup iyilik yaparak, namazları kılarak Allah'tan medet umun, size arka çıkmasını iste-yin. Bunlar, tam bir teslimiyetle Allah'a imanın, kulluk ve itaatin şuuruna erip saygılı davranan-ların; hakkaniyete riayet duygusu yaşayanların Jurilere ağır gelen kulluk görevleridir.
-٥٦٢٥ مهلاً يا قوم هذا هلكت الأمم من قبلكم باختلافهم على البياتهم وضرهم الكتب بعضها ببعض إن القرآن لم ينزل يُكَذِّبُ بَعْضُهُ بَعْضًا بل يصدق بعضه بعضا فما عرفتُمْ مِنْهُ فَاعْمَلُوا به وما جهلتُم مِنْهُ فَرُدُّوهُ إلى عالمه (حم عن ابن عمرو)
5625- Ey kavim! Buna dikkat edin. Sizden önceki millet. ler peygamberlerine karşı geldikleri, kitaplarının bir kısmı ile amel edip diğer kısmını bıraktıkları için helâk olmuşlardır. Kur'an'ın is çindekiler birbirlerini yalanlamak için inmemiştir. Bilakis içindeki ler birbirini doğrulamaktadır. Ondan bilip anladıklarınızla amel edin. Bilmediklerinizi onu bilene havale edin.
حرف النون
٥٦٢٦ - ناداني جِبْرِيلُ مِنْ تِلْقَاءِ الْعَرْشِ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ يَقُولُ لَكَ الرَّحْمَنُ عَزَّ وجل من ذكرْتَ بَيْنَ يَدَيْهِ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيْكَ دَخَلَ النَّارِ الديلمي عن عبد الله بن جراد)
5626- Arş tarafından Cebrail bana seslendi: "Ya Mu-hammed! Sana Rahmân Azze ve Celle diyor ki: "Yanında anıldı-ğın zaman kim sana salatü selam getirmezse cehenneme girer."
nem ateşinin yetmiş parçasından bir parçasıdır. "Ey Allah'ın Ra-5627- Bu Ademoğlunun yaktığı ateş var ya, işte o cehen-sulü! Bu kadar kâfi olsaydı." dediler. "(Ne gezer.) Ona altmiş dokuz parça daha ilave edilmiştir. Hepsi onun sıcaklığındadır. buyurdu.
5629- Biz son ümmetiz. Ama kıyamet gününde ahirette ilk ümmetiz. Dünya malını çoğaltanlar alçakların ta kendileridir. Onlar ahirette kıyamet gününde aşağı makamlarda kalacaklar-dır. Meğer ki malını şöyle şöyle taksim etmiş ola. "Uhud Dağı ka-dar altınım olsun hoşuma gitmezdi. Onu Allah yolunda taksim e-derdim."
şer'i hükümler, halka ve hulka dair kemalåt içinde tasfiye olunup ha-lis kılınmıştır.
Üstte verilen mana; cümleyi oluşturan kelimenin ism-i mef'ul oluşuna göredir. İsm-1 fail manasına aldığımız zaman ise, şu demeğe gelir:
Ancak, Allah'ın rızası için, amelinde ihlas sahibidir.
Bazı nüshada, bu cümlenin içinde geçen, HİBE lafzı meçhul-dur. Bazılarına góre malum sigası ile gelmiştir. O zaman, mana şöyle
olur: Resulüllah S.A. efendimiz, başkalarına verdiği hibelerde ga-razdan yana her hangi bir garaz karıştırmamış; bu babta işini halis
eylemiştir. Devam edelim:
En keremli MEB'US.
Bu cümlede geçen:
MEB'US.
Sıfatı, Resulüllah S.A. efendimizin peygamber olarak gönderil-mesi için kullanılan bir tabirdir. Buna göre mana şu olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, nebi ve resul olarak gönderilenlerin, Allah katında en çok kereme nail olanıdır.
Devam edelim:
- En doğru sözlü, şefaatçı olmaya en çok arzulu, şefaatı makbul olmakta en faziletli, kendisine bırakılan emanette emin, tebliğ ettiği şeylerde doğru..
Resulüllah S.A. efendimizin tebliğ ettiği şeyler şer'i hükümlerdir; ilahi emirlerdir, rabbani yasaklardır; bunların cümlesinin tebliğinde tam bir sadakata sahiptir.
Rabbının emrini açıklayan.
Bu cümle ile anlatılmak istenen daha açık mana şudur:
Rabbın emri, başta tevhiddir. Resulüllah S.A. efendimiz bu tev-hidle müminleri kafirlerden ayırd eder.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
eder. Hakkı ile hüküm vererek, iki hasım arasındaki meseleyi ayırd
Bir başka mana da sudur:
Rabbın emri ile, kendisine inzal olunan Kur'an-ı Azimüşşan, acısından hakla batılın arasını ayırd edicidir.
Dedelim:
Verilen ağır vazifeyi alan..
Resulüllah S.A. efendimize verilen vazife: Şer'i hükümlerin tebliği lle, Allahın kulları arasında kaza ve hüküm meşakkatidir. Resulüllah S.A. efendimiz, bu gibi vazifelerde güçlü, sabit ve kaimdir.
Devam edelim:
Allah'a vesile olmakta, resullerin Allah'a en yakını..
Yani: Allah'ın rahmetine vâsıl olmaya vesile olmakta, Resulüllah efendimiz, nebilerin ve resullerin en ileride olanıdır.
YARIN, menzilet (konak) ve fazilet itibarı ile en büyükleri.
Bu cümlede geçen:
YARIN.
Tabiri ile, KIYAMET günü anlatılmaktadır.
Devam edelim:
Enblya-i kiramın en keremlisi, Allah'a göre, en temiz, onlar Içinde Allah'a en sevgill, derece itibarı ile Allah katında en yakınları, en çok HAZ alanları, Allah katında halkın en keremlisi..
Bu cümlede geçen:
- HAZ..
Tabiri, Resulüllah efendimizin alacağı, bol ecre ve sevaba işaret-
tir. Devam edelim:
-Allah katında en çok rızaya nail olan.
Resulüllah S.A. efendimiz, cümle insanlardan çok rızaya nail ol-muştur. O derecede ki, o rütbeye kullardan hiç kimse nail olamaz.
Şöyleki:
KADR yönüyle însanların en yücesi, mahal yönü ile onların en büyüğü..
Bu cümlede geçen:
KADR.
Lafzı, şeref, derece ve makam manalarınadır.
Devam edelim
Güzellik ve fazilet yönü ile, insanların en kamili, derece itiba rı ile nebilerin en faziletlisi, şeriat cihetinden en kâmili, NISAB cl heti ile nebilerin en şereflisi..
Bu cümlede geçen:
NISAB.
Lafzı, haz ve nasib yahut, asl (soy) manasınadır. Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, ana ve baba clheti ile, taharet ve nezafeti hepsinden fleridir.
Devam edelim:
Beyan ve hitab cihetinden en iyi açıklayanları..
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, nekadar kısa konuşsa.. kendi sinin murad ettiği manayı anlamayan kimse kalmazdı. Orada bulu nanların hepsi, Resulüllah S.A. efendimizin muradını anlardı.
Bu cümlede geçen:
Hitab.
Lafzına gelince, bütün nebilerin ekremi ve azamıdır. Şöyleki: Şa nı büyük Allah, Kelam-ı Kadim'Inde, sair nebilere olan hitabı beya nımda, ancak isimleri ile buyurmuştur. Mesela: Ey Nuh, Ey İbrahim. Ama, Resulüllah S.A. efendimize:
Ya Muhammed.
Diye hitap buyurmamıştır.
- Ey Nebi, Ey Resul.
Şeklinde tazim hitabı eylemiştir. Böylece, Resulüllah S.A. efendi miz, hitap yönü ile, cümlesinin şereflisi ve keremlisi olmuş olur.
Resulüllah S.A. efendimizin doğumu orada olduğu için, doğum cihetinden Resulüllah S.A. efendimiz tüm peygamberlerin en fazileti
si olmuş olur. Resulüllah S.A. efendimizin doğumunun tafsili, NUR ismi anla-tılırken geçmiştir. (Bak: İsim 53)
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİN HİCRETİ
Resulüllah S.A. efendimizin HİCRET bahsini şöyle anlatabiliriz:
Mekke-i Mükerreme'den sonra, yerlerin en şereflisi Medine-i Mü-nevvere'dir. Allah-ü Taâlâ, oranın şerefini artırsın; bizlere de orayı ziyaret etmek nasib eylesin.
Resulüllah S.A. efendimiz, öyle şerefli bir yere hicret buyurduğu İçin hicret yönü ile, bütün nebilerin faziletlisi olmuş olur.
Bunun daha tafsilli manası şöyledir:
Hatem'ül-Enbiya Seyyid'ül-Asfiya Sened-i Evliya İmam'ül-Etkıya Şefi-i Ruz-ü Ceza Habib-i Huda Resulümüz Hazret-i Muhammed Mus-tafa efendimizin S.A. mübarek ömürleri, kırk dokuz sene sekiz ay ol-duğunda amcası Ebu Talib vefat eyledi. Kâfirler bunu fırsat bilip Re-sulüllah S.A. efendimize ezaya başladılar.
Onların eziyetleri sıklaşınca, Resulüllah S.A. efendimiz, birkaç gün, hane-i saadetlerine kapandılar. Daha sonra, Zeyd b. Harise ile Taif'e gitti; orada iki ay kaldı.
Sonraları, Mut'im b. Adiy'nin kendisine yan çıkması üzerine, tek-rar Mekke'ye geldi; yine davete başladı.
BIATLAR..
Mübarek ömrünün elli birinci senesinin sonunda idi; hac mevsi-minde kåbe ziyareti için kabileler Mekke'ye geldiler. Onları da dine davet etti.
Gece vakti, Akabe-i Cemre'de, Beni Neccar kabilesinden on iki er-kek, Beni Hazrec'den de on iki erkek İslâm dinini kabul ettiler. Bunu, kabilelerine de tebliğ etmek sureti ile dine yardım etmek üzre biat et-tiler. Ki bu: Birinci blattır.
Erteal sene, Resulüllah S.A. efendimiz, elli iki yaşına girdi. Hac mevsimi olduğu zaman, Evs ve Hazrec kabilelerinden yetmiş bir kişi geldi; yine akabede blat eylediler. Bu biat: İkinci biattır.
Ertesi sene oldu; Resulüllah S.A. efendimiz elli üç yaşına girdi. Kureyş'ın ileri gelenleri, Evs ve Hazrec kabilelerinin imanı kabul edip yardım etmek için taahhüt ve blat ettiklerini işittiler. Kendi araların-da şöyle söyleştiler:
ve il-enbiyai nisaben ve ebyenihim beya-nen ve hitaben ve efdalihim mevliden ve mühaceren ve itreten ve ashaben ve ekrem'in-nasi erumeten ve egrefi-him cürsumeten ve hayrihim nefsen ve atharihim kalben asdakı-him kavlen ve ezkâhüm fiilen ve esbetihim aslen ve evfahüm ahden ve emkenihim mecden ve ekremihim tab'an ve ahsenihim sun'an ve atyabi-him fer'an ve ekserihim taaten ve sem'an ve a'lahüm makanen ve ehla-hüm kelâmen ve ezkâhüni selâmen ve ecellihim kadren ve a'zamihim fahren ve esnahüm fahren ve erfaıhim fil-me-leil-ala zikren ve evfahüm ahden ve asdakıhim va'den ve ekserihim şükren.
Beyan ve hitap elhetinden en iyi açıklayanları, doğum ve hicret yönü ile de on-ların en faziletlisi, keza, itret ve ashap yönü ile de..
Hasep nesep itibarı ile insanların en keremlisi, kabile yönü ile onların en şereflisi, öz cihetinden hayırlıları, kalb itibarı ile en temizleri, söz itibarı ile en doğruları, fiilde en påkleri, asalet ciheti ile de, onların en sabiti, ahde vefa ba-bında en lleri, şeref ciheti ile en oturaklıları, tablat ciheti ile en keremlileri, ya-ratılış cihetinden en güzelleri, zürriyeti yönü ile en temizleri, dinleyip itaat etme bahında diğerlerinden daha çoğunluğa sahip, makam olarak onların en yücesi-ne sahip, kelâm yönünden onların en tatlı konuşanı, insanların en bol selâm ve-reni, değer yönü ile insanların en takdire lâyık olanı, üstün sıfatları ile insanların en çok övüleni, en güzel ahlâka sahip olmakla insanların en beğenileni, mele-1 aláda en çok zikri edilen, ahde veľada en ileri, vanda sadakatta en önde, Insan-ların en çok şükredeni,
الأوسكاتalanan kemalt kai kemali temeis, ke mals boural makeel sana kumi atemalove wit antihl benserlerin mereve ince ve papman el etter coklah
kemal saat مال صراحت son derece aokhk kesimet كمل حلاتtam govenhk ke
Remali selaset ve cezalet کمال سلامت و مرات fed hon derece açık, akce ve son dereve doa
komal serbest کمال رسمی: tam serbestlik, tam harryve ve engelsodik
hemalt serbestiyet کمال مریخیت : tam ser besthik, ve engehushk
kemali smell كمال سرمدی obedi ve sonsuz mikemallik, kurusaha
komal sermediyet کمال سرمدیت : Lebedi ve sosur mükemmellk ve kusursualık 2 ke mal-i rubublyet, yani her şeyin rabbi olma st fatoun kusursuthuğu ve sonsuz mükemmelli gi (bak kensali rububiyet)
kamali seving كمال سريج :bayak seving
kemali seving ve memnuniyet کمال سرنج و ریت: bayak sevinç ve büyük memnunluk
Rematisk ve hakkaniyet کمال عدل و حقانیت son derece doğruluk, doğru sözlülük ve ke-sinlikle doğruluktan ayrılmashk
kemal sat کمال صفت : afatça mükemmellik ve kusursuzluk; sahip olunan üstün sıfat (ni telik) bakımından kusursuzluk ve mükem mellik
komali shhat ve flyet کمال صحت و عافیت tam saghk ve äfiyet (esenik, dertsialik)
kemal sunalet کمال سهولت : son derece kolay
kemal sület ve intizam کمال سهولت و النظام : son derece kolayhk ve kusursuz tertip ve du zenlilik
kemal sület ve müsavat کمال سهولت و مسارات son derece kolayhk ve eşitlik
kamali sülhület ve sür'at کمال سهولت و سرعت : son derece kolayûk ve çok böyük haz
kemal sükün ve vakar کمال سکون و وقار : son derece rahathk, sakinlik ve tam ciddilik ve
kemal surat ve Raat كمال سرعته و اقامت o
yük hiz ve itaat
kemalt sürat ve süület كمال سرعت و سهرات bayak hus kemalt sürat) ve son derece ko layhkchemali suhület)
kemal surur کمال سرور büyük sevinç
kemali süni ferah کمال سرور و فرح boyok sevinç (kemalt sürur) ve iç huzuru (kemali
ferah(
kemalt sürur ve sevinç ر کمال سرور و سوينج yük memnunluk ve son derece sevinç
kemali sayan کمال شعشعه : son derece parlak hk, çok dikkat çekici görüntü
kemal sebabet کمال شبابت : son derece genç kalmak, hiç eskimemek
kemali sehat کمال شفقت : buyuk şefkat, son derece actyıp koruma
komal-i şefkat ve ehemmiyet کمال شفقت و اهمیت buyük şefkat (acıyıp esirgeme)(kemal-işef kat) ve buyük önem(kemal i ehemmiyet)
kemal-i şefkat ve merhamet کمال شفقت و مرحمت son derece şefkat (acıyıp esirgeme) (kemal-i şefkat) ve son derece merhamet(kemal-i merhamet(
kemal-i şefkat ve refet كمال شفقت و رافت : son derece pelkat (acıyıp esirgeme) (kemal-i şef kat) ve son derece acıma ve lütuf(kemal-refet)
kemal-i şefkat ve uhuvvet کمال شفقت و اخوت büyük bir şefkat (kemal-i şefkat) ve tam bir kardeşlik
kemali setaret كمال شطارة : son derece neşe ve sevinç
kemali sevk كمال شرق : büyük istek ve coşkun luk, büyük sevinç
istek, büyük sevinç ve coşkunluk(kemal-i komal-i sevk ve gayret کمال شرق و غیرت : buyük sevk) ve büyük gayret (çok çalışma, bıkma dan çalışma)(kemal-i gayret)
büyük heyecan (kemal-i heyecan( kemali sevk ve heyecan کمال شوق و هیجان bo yük istek, sevinç, coşkunluk (kemal-i şevk) ve
kemali sevk ve istiyak کمال شوق و اشتیاق : bu yük istek, büyük sevinç ve coşkunluk(kemal-i şevk) ve büyük istek(kemal-i iştiyak)
bir istek, sevinç ve coşku(kemal-i sevk) ve bü yük bir zevk(kemal-i lezzet)
small sevk ve tahassûr کمال شوق و تحسر yuk istek, sevinç ve coşku(kemal-i sevk) ve derin özlem(kemal-i tahassür)
kemal-i siddet son derece kuvvet(
kemal-i suun sonsuz üstün yaratma re yapabilme gücü ve imkânı
Lemal-i sükran كمال شکران : çok teşekkür etme duygu ve isteği
kemali taaccüb كمال تعجب : son derece şaşkın lik ve hayret
kemali taaccüb ve hayret کمال تعجب و حیرت tam şaşkınlık (kemal-i taaccüb) ve büyük hayret (kemal-i hayret)
kemali tahkik کمال تحقيق : çok iyi inceleme bemal-i takdir كمال تقدير : çok büyük değer ver-me(kemal-i takdir)
kemal-i takdir ve istihsan کمال تقدیر و استحسان çok büyük değer verme (kemal-i takdir)ve çok güzel bulup beğenme(kemal-i istihsan)
kemal-i takdir ve tahsin كمال تقدیر و تحسین : çok büyük değer verme (kemal-i takdir) ve çok güzel bulup beğenme (kemal-i tahsin)
kemal-i tam کمال تام : tam olgunluk, tam yeter-
lilik, tam mükemmellik
kemal-i tazarru ve niyaz کمال تضرع و نیاز : kusur ve güçsüzlüğünü bilerek gereğince çok yal-varma (kemal-itazarru') ve gereğince çok dua etme (kemal-i niyaz)
kemal-i tazim (tazim tazim1: كمال تعظ.bi rini son derece büyük olarak tanıma ve emre bağlılık 2.son derece derin ve büyük saygı
kemal-i ta'zim ve hürmet کمال تعظیم و حرمت : son derece derin saygı ve hürmet
kemall teessür کمال تأثر : son derece büyük
üzüntü
kemal-l tefahur ve tehacum کمال تفاخر و تهاجم büyük övünç(kemal-i tefahur) ve büyük ve yoğun istek(kemal-i tehacüm)
kemali tekebbür كمال تكبر : kendini çok be ğenmişlik, kendini çok büyük görme, fazla büyüklenme
kemal-i telaş ve teessür کمال تلاش و تاثر büyük kaygı (kemal-i telaş) ve derin üzüntü(kemali teessür)
kemal-i temyiz کمال تمييز : benzerlerinden tam
olarak ayırt etme
kemal-i vüsük
kemal-i tenasüb کمال تاسب : )ed)ifadede tam batutarlılık ve manaca birbirini destekleyicilik, söz ve kelimelerde uyum ve uygunluk
kemal-i tesanud کمال اند birbirini tam des-
teklemek
kemali teslim کمال تسلیم tam teslim olma, (Allah'tan c.c. gelen her şeyi) tam kabullenip hoş karşılama; tam itaat ve bağlılık
kemal-i teslim ve inkiyad كمال تسليم وإنقاد : tam teslim olma(kemal-i teslim) ve benimseyip boyun eğme(kemal-i inkıyad)
kemal-i teslimiyet 1: کمال تسلیم.tamtes lim olma, karşı çıkmayıp tam kabul etme ve benimseme 2.Allah'a (c.c.) tam teslim olma, Allah'tan (c.c.) gelen her şeye tam razı olup kabul etme ve boyun eğme
kemal-i teslimiyet ve riza کمال تسلیمیت و رضاء Allah'a (c.c.) tam teslim olma(kemal-i resli-miyet) ve Allah'tan (c.c.) gelen her şeye tam razı olma, tam kabul etme ve benimseme (ke-mal-i rıza)
kemal-i tevazu كمال تواضع : son derece alçakgo-nüllülük
kemal-i tevekkül ve teslimiyet کمال توکل و تسلیمیت : tam tevekkül ve teslimiyet, tam ola-
rak Allah'a (c.c.) güvenip dayanma(kemal-i tevekkül) ve Allah'a (c.c.) tam teslim olma, yani, Allah'tan(c.c.) gelen her şeye tam razı olup kabul etme ve boyun eğme(kemal-i tes-
limiyet) kemal-i uluhiyet كمال الوهيت : Allah'a (c.c.)ait( İlahlık (tanrılık) sıfatının son derece kusur-suzluğu ve mükemmelliği
kemal-i ulviyet son derece üstün-lük
kemal-i ümid-i zafer کمال امید ظفر tam zafer ve başarma umudu
kemal-i vahdaniyet كمال وحدانیت : Allah'ın
: )c.c.) tam kesin olan birliği
kemali vecd كمال وجد : Allah (cc) sevgisiyle tamamen kendinden geçme hali
kemali vuzuh كمال وضوح : apaçıklık son dere-
ce açıklık
kemal-i vüs'at کمال وسعت : son derece genişlik,
sonsuz genişlik
kemali vüsük كمال وسوق : son derece sağlam ve sarsılmaz iman (inanç); son derece sağ-lamlık ve sarsılmazlık
kemali vüzük ve itminan کمال رسول و اطمئنان son derece sağlam ve sarsılmaz iman(kemal-i visok) ve son derece kararlılık ve kendine gü ven(kemal i itminan)
kemali za'f veact كمال ضعف و فجر on derece güçsüzlük(kemali za'f) ve son derece acizlik ve çaresizlik(kemal-i acz)
Kemal-l at كمال ذات : zat'ın kendisinin) ku hiçbir kusur, eksiklik ve ihtiyacının bulun sursuzluğu, zat'in (Allah'ın (c.c.) kendisinin) kendisinin sonsuz güzellik ve kusursuzluğu) maması (cemal ve kemal-i zat: Alah'ın (c.c.)
derece üstün akıllılık(kemal-i zekâvetive cok kemal-i zekavet ve meharet کمل کارتson üstün beceriklilik(kemal-i meharet)
kemali zevk کمال خرق : büyük zevk
kamali zevku sevk کمال ذوق و شوق : buyuk zevk ve büyük coşku(şevk)
kemali zinet کمال زیست : kusursuz süs ve gü zellik
kemali zillet كمال ذلت : son derece aşağılan mışlık ve küçük düşmüşlük hali
kemalt zuhur كمال ظهور : son derece apaçık şekilde kendini gösterme, kendini belli etme
kemal-i zühd كمال زهد : her şeyin en azıyla ye tinme (az yeme, az uyku, az içme, az uyuma vb) ve dünya ile ilgisini en aza indirme
kemal-il Iman كمال الإيمان : bk kemali iman(
kemal ü celal ü cemal ve sıfat کمال جلال و جمال و صفات : )Allah'a (c.c.) ait) sonsuz mükemmellik ve kusursuzluk(kemal) büyüklük ve yücelik(-celâl) ve sonsuz güzellik(cemål) ve kusursuz ve sonsuz sıfatlar (sıfät nitelikler)
kemalat - ahlakiye کمالات اخلاقیه : ahlaki ahlak la ilgili) üstünlük ve olgunluklar
kemalatı Ahmediye کمالات احمدیه : hammed'in (a.s.m.) üstün vasıfları
kemalat bakiye کمالات باقيه : geçici olmayan ve ebedi dünyaya(âhirete) ait olan üstün vasıf lar (nitelikler), üstünlükler
kemalat beşeriye کمالات بشربه : insanı insan yapan üstün ve olgun vasıfları (nitelikleri) ve üstün başarılar
kemaläts Rubbe
malati fenniyelim ve teknis ki üstünlükler ve başarılar
kemalat fevkalade کمالات فوق العادة olagani tü özellikler ve üstünlükler
luk ve üstün vasıflar (nitelikler) kemalatı hakikiye کمالات حقیقیه gerçekl
kemalatı harika کمالات خارقه benzersiz st özellikler ve üstünlükler
(c.c.) kusursuz sıfatları (nitelikleri) (em kemalat- lähiye كمال إلهية: Allahin kusursuz güzellikleri ve kusursuz sıfatla mal ve kemalats Ilahiye: Allah'm (cc) Allah'ın (c.c.) mubarek ve güzel isimleri ve (nitelikleri) (esma ve kemalat lahiye kusursuz sıfatları, nitelikleri)
kemalät-ı İlahiye ve insaniye ve kevniye کمالات Allah'ın (c.c.) kusursuz fatları (nitelikleri) ve insanı insan yapan üs tün ve olgun özellikler (kemalât-ı insaniye) ve yaratılmış varlıklar dünyasındaki (kevníüstün ve olumlu özellikler, vasıflar (kemal kevniye(
kemalatı ilmiye کمالات علميه : ilmi ilim bakı mından) olgunluk ve üstünlükler
kemalatı insaniye كمالات إنسانية : insanı insan yapan üstün ve olgun vasıflar (nitelikler, özellikler)
kemalat- kainat کمالات كائنات : yaratılmış var lıklar dünyasının olumlu ve üstün vasıflan nitelikleri, özellikleri(
kemalät-ı kibriya کمالات كبرياء : büyüklük ve yücelikle ilgili bütün yüce sıfatlar (nitelikler)
kemalatı kudsiye کمالات قدسيه : kutsal ve ku-sursuz sıfatlar (nitelikler)
Bemalat vicdaniye کمالات وحدانیه : vicdandaki yüksek duygular ve vasıflar (özellikler)
kemalle vücud کمالات وجود : yaratılmış varlı ğın olumlu ve üstün vasıfları(nitelikleri)
temalat Zative کمالات قالیه : Zat'a (Allah'ın (c)kendisine) ait sonsuz üstün vasıflar (ni telikler)
humalatça كما لاتجه : kemalat bakımından, yük sek vasıflar (özellikler) bakımından
kemall (yo( كماليه : stün sıfatlarla (vasıflarla, coelliklerle) ilgili Kamaliam کمالیزم : Atatürkculük, Mustafa Ke
Satıcılık, mal'in yaptığı devrimler, yenilik ve değişik lerden hareket ederek M.Kemal'in yolu diye ileri sürülen sürekli devrimcilik, Batıcılık, laikçilik (devletten başka toplum hayatında "kamusal alan" diye dine yer vermemek), pozitivizm (maddi olmayan hiçbir gerçeği ve deneye dayanmayan hiçbir düşünce ve inan a kabul etmemek) gibi ilke ve görüşlerin bütünü (Kemalistlerin bir kısmı bu hareketi, Mustafa Kemal'i ilahlaştırmaya ve Atatürk çülüğü, Türklerin yeni dini şeklinde saptır maya çalışırken, bir kısmı da "devrimcilik" ilkesine dayanarak Kemalizm'i, Sosyalizme ve komünizme geçiş yönünde bir merhale )basamak) şeklinde yorumlamaya, kimi de Batılı hayat tarzını kayıtsız şartsız benimse yip yaşama şeklinde körü körüne taklitçiliğe yönlendirmeye, kim de Türk toplumunu Batı toplumları seviyesine gelinceye gelinceye kadar tepe den inmeci; baskıcı (jakoben) bir rejim ve bir Ideoloji (idare şekli ve teorisi) olarak kabul ettirmeye çalışmış ve çalışmaktadırlar)
kemalli کماللی : kemale sahip, üstün vanflı (üstün nitelikli)
kenzi azam Kitabula
kemalsis كسائر olgunluk ve yüksek vandtan (özellikten, nitelikten) yoksun
kemalsizlik وان کمائر للهktan vettin va
sıflara (niteliklere) salup olmaktan yukaun luk, kemal iddiasında bulunmamak, yuksek vasıflara sahip olma iddiası ve düşüncesini taşımamak
kemer yarım daireye benzer mimarl şekil 2 hel kuşاژد
kemerbeste كمرسته Lhazor ol durema, du rumu verilecek emri yerine getirmeye hazir olma 2 eller ve kollar önden kavisşturulmuş durumda saygılı duruş hali
kemerbeste-i hizmeti Mevla کمر بسته خدمت مولی Allah'a (cc) hizmet ve kulluk için verilecek emri saygıyla yerine getirmeye hazır
kemerbeste-i ubudiyat كمريسة عرفیت ba det ve kulluk görevi için emre hazır 2 ibadet İçin (namaz için) elleri saygıyla önde kavuş turup kulluk görevini yapmaya hazır
kemmen كماً kemiyetçe, sayıca ve maddi ol
çüler bakımından
kemmi(ye( كميه : sayı ve ölçtiye ait
kemmiye-i kalile-i muzarra كمية قليلة مصرة sayıda zararlı mahluk
kemmiyet (kemiyet( 1: کمیت sayı adet, mik tar; sayıca çokluk 2 sayı ve ölçüye gelebilen maddi durum (nicelik)
1 sayıca, kemmiyetçe (kemiyetçe( مینه miktarca 2 ölçülebilir maddi durum bakımın dan
kemmiyeten (kemiyetlen
sayca, mik tarca, sayıca çokluk bakımından 2 maddi ol
çüler bakımından
kemter کمتر : aciz, fakir, değersiz, kusurlu
kemterane کمترانه kemterce, acizane, aciz, değersiz ve kusurlu kimseye yaraşır tarzda
Kenan کنان : Filistin, eski peygamberlerden Hz. Yakub'un (a.s.) memleketi
kentrilyon کمتریلیون : kentilyon, birin önüne on sekiz sıfır konularak elde edilen sayı, bin katrilyon veya 10 üstü 18 (1018) (not: milyon 1 milyar, 1 trilyon:, 1 katrilyon:, 1 kentrilyon veya kentliyon:)
kenz hazine define
kenzi azami Kitabullah کنز اعظم كتاب الله : lah'ın (c.c.) kitabındaki (Kur'an'daki) çok bü yük hazine, (mec.) çok zengin ve çok önemli Kur'an'daki gerçekler
malt vocad کمالات وجود : yaratılmış varlı gin clumlu ve üstün vasıfları(nitelikleri)
malt Zative کمالات ذاتیه : Zata (Allah'ın kendisine) ait sonsuz üstün vasıflar (ni-telikler)
Hemalatça كمالاتجه kemalat bakımından, yük kvasıflar (özellikler) bakımından
mall (yo( كماليه : üstün sıfatlarla (vasıflarla, curlliklerle) ilgili
Kemalizm کمالیزم : Atatürkçülük; Mustafa Ke-mal'in yaptığı devrimler, yenilik ve değişik lerden hareket ederek M.Kemal'in yolu diye eri sürülen sürekli devrimcilik, Batıcılık, laikçilik (devletten başka toplum hayatında kamusal alan" diye dine yer vermemek), positivizm (maddi olmayan hiçbir gerçeği ve deneye dayanmayan hiçbir düşünce ve inan-a kabul etmemek) gibi ilke ve görüşlerin bütünü (Kemalistlerin bir kısmı bu hareketi, Mustafa Kemal'i ilahlaştırmaya ve Atatürk çüloğü, Türklerin yeni dini şeklinde saptır maya çalışırken, bir kısmı da "devrimcilik" kesine dayanarak Kemalizm'i, Sosyalizme ve komünizme geçiş yönünde bir merhale )basamak) şeklinde yorumlamaya, kimi de Batılı hayat tarzını kayıtsız şartsız benimse-yip yaşama şeklinde körü körüne taklitçiliğe yönlendirmeye, kim de Türk toplumunu Batı toplumları seviyesine gelinceye kadar tepe den inmeci, baskıcı (jakoben) bir rejim ve bir ideoloji (idare şekli ve teorisi) olarak kabul
ettirmeye çalışmış ve çalışmaktadırlar) bemalli کماللی : kemale sahip, üstün vasıflı (üstün nitelikli)
kenz-i a zam-Kitabullah
kemalszolgunluk ve yüksek vasıftan (özellikten, nitelikten) yoksun
kemahsizlik كمال لك : olgunluktan ve üstün va sıflara (niteliklere) sahip olmaktan yoksun-luk, kemal iddiasında bulunmamak, yüksek vasıflara sahip olma iddiası ve duşüncesini taşımamak
kemer كمر Lyarım daireye benzer mimari şekil 2.bel kuşağı
kemerbeste 1: کمر بسته hazır oldurumu, du pasarumu verilecek emri yerine getirmeye hazır olma 2 eller ve kollar önden kavuşturulmuş durumda saygılı duruş halı
kemerbeste-i hizmeti Mevla کمر بسته خدمت مولی Allah'a (c.c.) hizmet ve kulluk için verilecek
emri saygıyla yerine getirmeye hazır
kemerbeste i ubudiyet کمر بسته عبودیت : Liba det ve kulluk görevi için emre hazır 2 ibadet için (namaz için) elleri saygıyla önde kavuş turup kulluk görevini yapmaya hazır
kemmen كماً : kemiyetçe, sayıca ve maddi öl-
çüler bakımından
kemmi (y( كميه : sayı ve ölçüye ait
kemmiye-i kalile-i muzirra كمية قليلة مضرة : az sayıda zararlı mahluk
kemmiyet (kemiyet کمیت sayı, adet, mik-tar, sayıca çokluk 2.sayı ve ölçüye gelebilen maddi durum (nicelik)
kemmiyetçe (kemiyete کمیته : sayıca, miktarca 2. ölçülebilir maddi durum bakımın-dan
kemmiyeten (kemiyeten كمية : sayıca mik tarca; sayıca çokluk bakımından 2.maddi öl-
çüler bakımından
kemter کمتر : aciz fakir, değersiz, kusurlu
kemterane کمترانه : kemterce, acizane; aciz, değersiz ve kusurlu kimseye yaraşır tarzda
Kenan کنعان : Filistin, eski peygamberlerden Hz. Yakub'un (a.s.) memleketi
kentrilyon کنتریلیون : kentilyon, birin önüne on sekiz sıfır konularak elde edilen sayı, bin katrilyon veya 10 üstü 18 (1018) (not: milyon: 1 milyar, 1 trilyon:, 1 katrilyon:, 1 kentrilyon
veya kentliyon:) kenz کنز : hazine define
kenz-i a'zam-ı Kitabullah کبر اعظم كتاب الله : Al lah'ın (c.c.) kitabındaki (Kur'an'daki) çok bü-yük hazine, (mec.) çok zengin ve çok önemli Kur'an'daki gerçekler
alan pahalı alır. Herhangi bir mali, ucuz diye alan, aslında pa-ya almış olur. Çünkü ucuz mal ya defolu ya da kalitesizdir. Bu ünden de kısa sürede yıpranır ve kullanılmaz hale gelir.
de
urdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti: Pahalı mal kaliteli
duğundan uzun süre dayanır. Ucuz mal kalitesiz olacağından, kısa rede kullanılamaz hale gelir. Bu yüzden, ucuzluğuna aldanıp bir şey amak yanlıştır. Bir şey alınacaksa iyisini almak gerekir.
Jouz elin yahnisi tatsız olur: Her etten, hele ucuz etten yahni yapıl-
maz. Yapılırsa da tatsız tuzsuz bir şey olur. Ucuz olan her şey böyle-dir ya işe yaramaz ya da uzun süre kullanılamaz.
Ular köprü olsa basıp geçme: Değerli ve bilge kişilere saygıda ku-
sur eden ve onlara yeterince önem vermeyen toplumlar, kısa sürede yozlaşmaya mahkûmdurlar. Kadir kıymet bilmeyen cahil kimse, kaba davranışlarıyla yüce kişileri kırıp incitebilir. Böyle yapılmasına yüce Kişiler seslerini çıkarmasalar bile, biz buna izin vermemeliyiz.
Ulu sözü dinlemeyen uluyakalır: Yaşlı ve deneyimli kişilerin söz-
lerini dinlemekte fayda vardır. Büyük sözü dinlemeyen, çoğu zaman yanlış yapar.
Ummadığın taş baş yarar: Görüntü aldatıcıdır. Kimin ne zaman, ne-rade, ne yapacağı; ne kadar başarılı olacağı bilinemez. Beklenmedik bir kişi, harika işler yapabilir.
Umut fakirin ekmeğidir: Yoksul kişiler, bir gün durumlarının düzele-
değine dair hayaller kurarak avunurlar..
Ustanın çekici bin altın: Usta kişi, kimsenin yapamadığı bir işi, tec-rübesi sayesinde bir çırpıda yapabilir. Bu yüzden usta kişinin emeği ve bilgisi altın değerindedir.
Uşağı işe koş sen de ardına düş: bk. Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Tilkinin dönüp geleceği yer kürkçü dükkânıdır: Kişi, işi ve alışkan lıkları gereği, bulunması gereken yerlerden uzak kalamaz. Dönüp do-laşıp oralara yine gelir.
Tilki tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider: Bazen gerçeğin ne olduğu anlaşılıncaya kadar, çok çile çekilir ve başa gelmedik şey kalmaz.
Tok açın hâlinden anlamaz: Varlık içinde yaşayan, yoksulluk içinde zar zor geçinenin hâlinden anlamaz.
Tok ağırlaması güçtür: Aç kişi, önüne konulan yemeği iştahla yer. Ama tok kişiye yemek beğendirmek zordur. Bu yüzden ağırlanması da zor olur.
Tok iken yemek yiyen mezarını dişi ile kazar: Fazladan (tokken) yenen yemeğin hazmı (sindirimi) zordur ve insanı rahatsız eder. Bu rahatsızlık ölümcül de olabilir. Fazla yemek yemek alışkanlık hâline getirilirse şişmanlık yapar. Şişmanlık, birçok hastalığa zemin hazırla-yan bir hastalıktır. Bu nedenle fazla yemek yiyen kişi için, "mezarını kazıyor" (ölümüne davetiye çıkarıyor) denir.
Beklemesini bilen bir kimsenin sonunda amacına ulaşaca-ğını belirtmek için "Sabreden derviş muradına ermiş." deriz. Bu atasözünü, kendimiz veya bir başkası güç bir duruma düş-rüğünde ya da sabırsızlık emaresi gördüğümüzde kullanırız.
Her ne kadar sabır güzelliklere açılan kapı olsa da sebat etmeyi zamanla öğreniriz. Sebat ettikçe de sabrın meyvesinin muradımıza ermek, yani amacımıza ulaşmak olduğunu anla-nz. Ayrıca isyan bataklığına saplanıp kalmayız ve başarıya olan inancımızı da kaybetmemiş oluruz.
"En çok kim sabırlıdır?" diye sorarsanız, hiç düşünmeden "Allah!" deriz.
"Karşılaştığı veya işittiği bir eziyete karşı Allah kadar sabır gösteren bir başkası yoktur. Çünkü O, kendisinin oğlu ol-duğunu iddia edenlere bile afiyet verip onları rızıklandırır." Yine o Allah ki kendi tayin ettiği bir vakitte de haddini aşan kullarının cezasını verir.
Biz, haddini bilen, sabırlı kullardan olalım inşallah.
Sebat etmeyi başkalarına boyun eğmek olarak düşünme-yelim. "Asıl hüner, afiyet ve bollukta sabretmesini bilmektir." Sabrın bu hikmetli yönünü en çok da Ramazan ayında teneffus ederiz. Bu ayda sahura kalkarız, sonra iftar saatini bekleriz ve olabildiğince günah işlemekten uzak dururuz. Her ne kadar Ramazan ayı senede bir kez gelmiş olsa da Ramazan ahlakı bir ömür boyu sürmektedir. Bu güzel ahlakı yaşayan sabırlı bir Müslümanın, atasözünde geçen o derviş gibi muradına ermesi umut edilir.
Sabırsızlığı mesken edinen ve Ramazan ahlakını yaşama-yan kişinin durumu bu kadar iç açıcı değildir. Öncelikle sa-bırsız biri kaybetmeye yatkın olur. Çünkü sabırsızlık, insanı kararsızlığa, karamsarlığa ve isyana sürükler. O isyan ki "Söz dinlemeyen kimselerin dilidir." Oysa sabredenlerin ve her şey-de bir hayır arayanların kullandığı dil bu değildir. Onlar, hamd ve şükür dilini kullanır.
Sabırlı kimse, sıkıntılı bir durumla karşılaştığında Allah'a hamd eder, o sıkıntılı hâl geçtiğinde ise şükür eder. O, "çok şükür" dedikçe, sizin de şükür edesiniz gelir. Şükür ise bize nimetlerin kadrini bildirir.
Velhasılıkelam, hayatın her safhasında bize sabırlı olmak düşer.
İbadetlere devamlılık noktasında sabırlı olmak lazımdır, günahlardan sakınmak için sabırlı olmak lazımdır, kalp kır-mamak için sabırlı olmak lazımdır ve yine elimizdeki nimetler ile yetinmek için de sabırlı olmak lazımdır.
Sağlık, mutluluk hazineniz şükür ile dolsun ve özünü kay-bedenler, sizde kendini bulsun.
نا أهل الكتاب لم تلبسون الحل بان البلد الحمل وانتم تعلمون . وقالك طابعة من امر الله أملوا بالذي أنزل على الذين أمنوا وجه الانهار است أجرة لعلهم يرجعون ولا المؤمنوا الا العلاج قل إن الهدى هدى الله ان ثانى أحد مل مال ان بحاجوكم عندي كل إن الفضل بهم الله كري يَشَاءُ وَاللهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ يختص برحمته من يدا دو الفضل العظيم . ومن أهل الكتاب من الالم بقنطار يؤة إِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ إن ثامنة بمينا لاتون إلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَيس عليا الأمين سبيل وَيَقُولُونَ على الله الكَذِبَ وَهُم يعلمون قل من أولى بعهدم واللى فإن الله يحب المدير . الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللهِ وَأَيْسَانِهِمْ لَمنا قليلا أوليان الاخلاق لهم في الأجرة ولا يُكَلِّمُهُمُ الله ولا ينفر اليهم يوم القيمة وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ .
66 Hayır, öyle değill Her kim ahdine vefa gösterir ve günah işlemekten sakınırsa, bilsin ki Allah o sakınanları sever. 99
(Al-i Imran, 3/76)
Mushaf sayfa no: 58
Halalik sayfa no. 3. cüz/3. sayfa
AHDE VEFA GÖSTERMEK
BİLGİ
Sözünde durmak ve emaneti korumak her insanın ahlaki bir görevidir. Bu-nunla birlikte, tarihte Yahudilerden birtakım insanlar kendi aralarında sözlerini tuttukları hâlde, başka topluluklara verdikleri sözlerinde durmuyorlardı. Bu kimseler, başka milletten olanları küçümseyip onların emanetlerine hıyanet ediyorlardı. Ahlaki değerleri kendi keyiflerine göre değiştirmeye çalışan bu insanların yaptığı, Allah adına yalan söylemekten ibaretti. Yüce Allah, onların bu davranışlarının yanlış olduğunu açıklamıştır.
MESAJ:
1. Ahlaki değerlere uymamız, Allah'ı sevmemizin bir gereğidir. Bu değerlere uyduğumuzda Allah da bizi sever.
2. Kişisel menfaatler uğruna, ahde vefadan vazgeçilemez.
KELİME DAĞARCIGL
Ahd: Söz, sözleşme, anlaşma.
Ahde vefä: Sözünde durmak, anlaşmaya bağlı kalmak, emaneti korumak.
"Onlar Allah'ın dininden başkasını ma arıyorlar! Oysa göklerde olanlar da yende olanlar da isteyerek veya istemeyerek hep O'na boyun eğmişlerdir ve O'na döndürüleceklerdir
(Α- 3/83
وان منهم الفريق بلون السنتهم بالكتاب الحلوة من الكتاب وما هو مِنَ الكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِندِ الله وما هو من عند الله ويقولون على الله الكذب وَهُمْ يَعْلَمُونَ ما كان لنشر أن يؤتيه الله الكتاب والحكم واللبوة ثم يقول المناسي كونوا عبادا لي من دون الله ولكن كُونُوا رَبَّانِينَ بِمَا كُنتُمْ تَعْلَمُونَ الكتاب وبما كنتم المُرْسُونَ وَلَا يَأْمُرُكُمْ أن الجلوا المليكة واللبين أرباباً أَيامُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذ التم مسْلِمُونَ واد الحمد الله ميثاق اللبين لما البلكم من كتاب وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَبَقُ لِمَا مَعْكُمْ التؤمال به وانتصرته قال المرركُمْ وَأَحَدُكُمْ على لكم إصرى قَالُوا أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَأَنَا مَعَكُمْ من الشاهدين . فَمَنْ تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الفاسقون الغير بين اللهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ في السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ .
Allah, bütün peygamberleri tek bir dini tebliğ etmekle görevlendirmişti. Bu sebeple, tarihteki her bir peygamber diğerini tasdik etmiş ve onu destekle-yeceğine dair Allah'a söz vermişti. Peygamberler böyle yaptığına göre, onlara inananların da bütün peygamberleri tasdik etmesi gerekirdi. Yeni bir peygamber geldiğinde önceki peygambere bağlı olanlar da ona iman etmeliydiler. Fakat Yahudi ve Hristiyanlar bundan kaçınıp yanlış yollara saptılar. Halbuki Allah'a boyun eğip teslim olmaktan başka çare bulunamazdı. Her varlık Allah'ın kar-şısında güçsüzdüz
MESAJ
1. Kurtuluş arayan kişi, Allah'ın dininden başka bir din aramaz.
2. İnsan için makbul olan kulluk, gönüllü kulluktur.
KELİME DAĞARCICI
Tavan İsteyerek, gönüllü olarak Kerhen: İstemeyerek, gönülsüz olarak.
Elest (a): Arapça «değil miyimə mânâsına gelen bir söz. Allah'ın ruhla-yarattığı zaman Elestü birabbiküm: Ben Rabbiniz değil miyimə hitabına işarettir. Adem oğulları da bu soruya sevet, Rabbimizains
Haydi, git artık, ben, seni mağfiret ettim, bağışladım! (258)
Hayanım Dindeki Yeri ve Değeri:
Peygamberimiz, buyurur ki:
Her Din için bir ahlâk vardır.
İslâm ahlâkı da, Haya'dan ibarettir!» (259)
İmân, altmış (veya yetmiş) küsûr şûbedir.
Onların en üstünü Là ilahe illallah'dır.
En aşağısı da, yoldan, halkı rahatsız eden şeyi gidermektir.
Haya da, İmândan bir şûbedir!» (260)
«Hayå, ancak, hayr getirir.» (261)
«Haya, İmândandır.
İman, ise, Cennettedir.
Yüzsüzlük, cefâdandır.
Cefa, ise, Cehennemdedir!» (262)
«Haya, bir şeyde bulunursa, onu, ancak süsler.
Hayâsızlık ta, bir şeyde bulunursa, onu, ancak lekeler!» (263)
«Şu dört şey, insanlara gönderilmiş bulunan Peygamberlerin
Sünnetlerindendir:
1. Güzel koku sürünmek,
2. Evlenmek,
3. Misvåk tutunmak,
4. Haya.» (264)
«İlk Peygamberlik sözlerinden, insanların idråk ve tevârüs ettiği
şey:
(Utanmayınca, istediğini yap!) sözüdür.» (265)
(258) İmam Kuşeyri Risâletülkuşeyriye c. 2, s. 457-458
(259) Målilk Muvatta' c. 2, s. 905, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1399, Hakimüttir-mizł Novadirülusul c. 1, s. 360
(260) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 414, Buhari Edebülmüfred s. 156, Müs lim Sahih c. 1, s. 63, Nesal Sünen c. 8, s. 110, İbn-i Mace Sünen c. 1, 8. 22 (261) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 427, Buhari Sahih c. 7, a. 100, Edebül-
müfred s. 335, Müslim Sahih c. 1, s. 64, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 252 (262) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 501, Buhari Edebülmüfred s. 335, Tir-mizi Sünen c. 4, s. 355, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1400, Taberânt - Muce müssagir c. 2, s. 115
(253) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 165, Buhari Edebülmüfred s. 157, Tir-mizi Sünen c. 4, s. 349, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1400
(264) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 421
(265) Malik Muvatta' c. 1, s. 158, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 121, Bu-hari Sahih c. 7, s. 100, Edebülmüfred s. 336, Ebû Davud Sünen c. 4, п. 252, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1400
Abdullah b. Ömerden rivayet edildiğine göre: Hayâ ile İmân, dâimâ bir arada bulunurlar.
Onlardan biri kaldırılınca, diğeri de, kalkar!» (266) Hakimüttirmizi'ye göre: Haya, Takvånın kardeşidir.
Kul, Haya etmedikçe, hiç bir zaman Takva sahibi olamaz! (267)
Yüce Allah'ın Kullarını Kendisinden Haya Etmeğe Çağırışı:
Ebû Süleymânüddârânî'ye göre Yüce Allah «Ey kulum! Ben, senin ayıplarını, insanlara unutturdum.
Günahlarını, üzerinde işlediğin yerlere unutturdum.
Kabahatlarını, Ana Kitab'dan sildim.
Kıyamet günü de, hisabının üzerinde durmayacağım!
Sen, benden, ne diye Hayâ etmeyor, utanmayorsun?!» buyurur.
(268)
Hakkıyle Hayânın Nasıl Yapılacağı?:
Abdullah b. Mes'ud der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bir gün, (Yüce Allah'dan hakkıyle, gerçek Hayâ ile Hayâ ediniz!) buyurdu.
(Yâ Resûlallah! Allâh'a hamd olsun ki, biz, Allâh'dan Hayâ edi-yoruz!) dedik.
Resûlullâh Aleyhisselâm (Hayâ etmek, böyle değildir.
Fakat, Allah'dan hakkıyle Haya etmek başı ve başın taşıdığı uzuvları, karnı ve karnın içine doldurduğu uzuvları haramdan koru-mak, ölümü ve toprak altında çürümeyi hâtırda tutmaktır.
Ahireti dileyen kişi de, dünya hayatının zînetini bırakır.
İşte, kim, böyle yaparsa, yüce Allah'dan hakkıyle, gerçek Haya ile Hayâ etnaiş olur!) buyurdu.» (269)
Hayâsızlığın Korkunç Akıbeti:
Abdullah b. Ömer'in rivayetine göre Peygamberimiz, buyurmuş-tur ki: «Hiç şüphesiz, Aziz ve Celil olan Allâh, bir kulu, helåk etmek istediği zaman, ondan, Hayâyı çeker alır.
Hayâyı çekip alınca, o kul, ancak Hayâsız ve menfür olur.
Menfür olduğu zaman, kendisinden, emniyet kaldırılır.
(306) Buhari Edebülmüfred s. 335
(267) Hakimüttirmizi Nevadirülusul c. 1, s. 361
(268) İmam Kuşeyri Risaletülkuşeyriye c. 2, s. 456
(269) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 387, Tirmizi Kuşeyri Risåletülkuşeyriye c. 2, s. 454, Taberâni Sünen c. 4, s. 637, İmam Mûcemüasagir c. 1, s. 177
عزیز فردا تم ابو قاعده لری بدر بدر صالح فضا کہ قوید قد مولی زمانک خیال و مارا ومحيطك وهام و خراف الرندن تجرديت روحاً وفكراً تصفی است. بو عصرك اولس جزءة العرب يارع طريفه حین و بارع اطرفك محصولا تندن اولان انسانلرك فکر کرنی داشكه طاقه. بك لنين اولان او صحران نامه کوره مکتکه تک باشنه برار نه معینی وارو نه داردم بدنی وار نه سلطنتی دارو نه دفینه ی وار میدانہ فیض
دنيايه قارشو مبارزه الدسور. وعموم ان اناره محوم المله حاضر لاغن. و او موزلر بن کر کار داها بيون به حقیقت آلمن . النده ده انا نارك سعادتني تأميم ايدن بر شریعت
طوعه
او شریعت لباس بكره میور انسانك جلدی و درسی کمی یا بعشیق اولوب استعداد کرد انکشا في نسبتنده توسع و انكشاف ايمقاله سعادت دارینی انتاج و نوع بشرك احوالتي تقار
ایدر
او شريعتك قانوناری و قاعده لری نره دن کلمه و نره به قدر دوام ایدر کیدر؟ دیده صور ولد یفی زمانه، بینه او شریعت، لسانه اعجازیله جواباً دییه چکدر که:
بی کلام از ليدن اير يلدم. نوع بشرن فکر دلم برابر ابده قدر دوام ایدوب کیده جگر فقط نوع بشر دنیا دن قطع علاقه ایتد کد نه موکره، بزده صورتا تکلیف جهتیرا ان انار دن آبر بالا جفن فقط معنويا تمن و اسرار مزله نوع بشرك أرقد ا تلفنه دوام ایده جگر و ابديا او نارك رومارین
غد الاندير ارم، اوزاره دليل او لمقدن أبريلما يا جغر.
ای آر قداسه بو کور دیگه عجیب و غریب صحیفه نك باشد نه نهایته قدر احتوا ایندیگی حاللی انقلابار و وضعيتها [ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ تا ده کی امر تعجيزی بی، نوع بشره تکرار بتکرار
اعلان ايدييورلي.
عزیز قرداشم، شیدی بر قابو داها چهلدی، او رابه ده با الم. ( وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَلْنَا) الحرم اولان آيت كريمه ذلك اشارت ایتدیگی کی جماعتك استعدادینه کوره ارشادن با پیامی لزومند به
Aziz kardeşim! Bu kaidelen birer birer sayıp kafana koyduktan sonra, zamanın hayal ve hülyalarından ve muhitin eyham ve hurafelerinden tecerrüd et Ruhen ve fikren tasaffi et. Bu asrın sahilinden daj, Ceziretu'l-Arab yarımadasına çık. O yarımadanın mahsúlatından olan insanların kılık ve kivafetlerine yar Fikirlerini basına tak. Pek geniş olan o sahraya bak. Göreceksin ki. Tek başına bir insan!
Ne muini var ve ne vardım edeni var. Ne saltanaty var ve ne definesi var. Meydana çıkmış, bütün dunyaya karşı mübareze ediyor. Ve umum insanlara hucum etmeye hazırlanmis. Ve omuzlarına küre-i arzdan daha büyük bir hakikat almış. Elinde de insanların saadetini te'min eden bir şeriat tutmuş.
O şeriat, libāsa benzemiyor. İnsanın cildi ve derisi gibi yapışık olup, isti'dåd-1 beserin inkişafı nisbetinde tevessü ve inkişaf etmekle saadet-i dâreyni intâc ve nev'-i beşerin ahvälini tanzim eder.
"O şeriatın kanunları ve kaideleri nereden gelmiş ve nereye kadar devam eder gider?" diye sorulduğu zaman, yine o seriat, lisan-1 i'câzıyla cevåben diyecektir ki:
"Biz, Kelâm-1 Ezeli'den ayrıldık. Nev'-i beşerin fikriyle beraber ebede kadar devam edip gideceğiz. Fakat nev'-i beşer dünyadan kat'-ı aläka ettikten sonra,
biz de sureten teklif cihetiyle insanlardan ayrılacağız. Fakat ma'neviyatımız ve esrárımızla nev-i beşerin
arkadaşlığına devam edeceğiz. Ve ebediyen onların ruhlarını
gıdalandırarak, onlara delil olmaktan ayrılmayacağız."
Ey arkadaş! Bu gördüğün acib ve garib sahifenin baştan nihayete kadar ihtivä ettiği håller,
inkılâblar ve vaz'iyetler فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ 'deki emr-i ta'ciziyi, nev'-i beşere tekrar betekrar i'lân ediyorlar.
Aziz kardeşim, şimdi bir kapı daha açıldı. Oraya da bakalım. وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا تَن ila ahirihi-olan âyet-i kerimenin işaret ettiği gibi, cemaatin isti'dâdına göre irşâdın yapılması lüzûmundan
4. Namazlarını tam olarak, vaktinde, huzûr hâli ile kıl.
5. Helâl ye, helâl yiyenin duâsı makbüldür. Hasan-ı Basrî hazretleri, helali ve harâmı öğrenmek gerektiğini haber verirlerdi.
Hasan-ı Basrî -rahimehullah- maaşını alır almaz fakir-lere dağıtırdı. Cimriliğin kötülüklerinden uzun uzun anla-tırlardı. Bir gün, cimri birisinin cenazesi başında durdu da şöyle dedi: "O para ve malları sana teşekkür etmeyecek-lere bıraktın, şimdi özrünü kabul etmeyecek olan Allah Teâlâ'ya gidiyorsun!"
O israf konusunda da şöyle buyurdular: "Bir insanın malını nereden kazandığını öğrenmek istediğiniz zaman, onu nerede harcadığına bakınız! Çünkü helâl olmayan ka-zanç, israfa harcanır."
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
KARA DAVUD
YanıtlaSil627
bag görü ile Yüce Hakkı görmesi, bütün arzularına nail olması vardır. Sonra, bizleri böyle ulu Resule ümmet eylediği, ona salût à selam oku-maya başarı ihsan edip irşad eylediği için Yüce Allah'a hamd olsun.
YETMİŞ İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e, zeytin yaprak-ları ve bütün meyveler sayısınca salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
Zeytin.
Mübarek bir ağaçtır. Kur'an-ı Kerim'de övülmüştür. Bu mübarek ağaca dair nekadar yaprak varsa.. bitmiş olan ve bitecek olanlarım sayısı kadar salåt taleb edilmektedir.
Meyveler.
Tabirinden ise.. iki mana çıkar. Ya zeytinin yemişleri.. yahut sair ağaçların yemişleridir. Zeytinin verdiği yemişler murad edilmş ise, şu mana çıkar.
Bitmiş ve bitecek yemişlerinin sayısı kadar salåt eyle.
Mana zeytin üzerine atıf olunca, şu çıkar:
Bu dünyada bitmiş ve bitecek, Ahirette ise, sonsuz olarak ne-kadar sayısız yemişler varsa.. onların sayısı kadar Habib-i Ekrem ve Neblyy-i Muhterem Resulüllah S.A. efendimize salât eyle. Onu muaz-zez ve mükerrem eyle. Bizleri de, o kadar salavat-ı şerife getirmiş ka-dar üstün sevaplara nail eyle. O kadar faydalarla mesrur eyle.
Burada, sair yemişlerin yaprakları zikrolunmayıp sadece zeytin ağacının yaprağı zikrolundu. Bunun hikmeti babında ulema şöyle de-di:
Zeytin yaprağının üzerinde, Yüce Hakkın ism-i azamı yazıl-mıştır. Bunun için, hasseten zeytin yaprağı anlatıldı.
En doğrusunu Allah-ü Taâlâ bilir.
Devam edelim:
Allahım, olmuşların ve olacakların sayısı kadar, efendimiz vu sahibimiz Muhammed'e salât eyle...
Bu salavat-ı şerifenin daha açık şerhli manası şudur:
Evvel âhir cümle mevcudatı ketm-i ademden vücuda getiren nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı büyük Allah.. cümle mahlukatı icaddan bu ana kadar canlı cansız, ülvi süfli küçük büyük, nekadar vücuda gelen şeyler varsa.. onların sayısınca; bundan sonra da vücuda gelecek nekadar şeyler varsa.. onların sayı-sınca Resulüllah S.A. efendimize salât eyle..
Devam edelim:
Hatta, üzerine, gece karanlığını gerdiği, gündüzün aydınlattı ğı şeylerin sayısı kadar salât eyle..
628
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
küçük, canlı cansız bütün mevcutların sayısı kadar Habib-i Ekrem ve Yeryüsünü karanlığın örttüğü, gündüzlerin de aydınlattığı büyük Neblyy-1 Muhterem S.A. efendimize salât, tekrimat, tahiyyat inzal ey-le.. Hem de sonsuz olsun. İki cihanda muazzez ve mükerrem eyle.
Devam edelim:
- Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e, onun âline, zevcelerine, zürriyetine ümmetinin nefesleri sayısı kadar salât eyle..
çocuklarıdır; kıyamete kadar gelecek olan torunlarıdır. Yani: Çocuk-Bu salavat-1 serifede geçen; Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti, larının çocukları..
Yine bu salavat-ı şerifede geçen:
ÜMMET.
Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimizin tüm ümmeti anlatılmak istenmektedir. Bu ümmet, Resulüllah S.A. efendimizin gönderildiği tüm insanlardır. Bunlar, ister nübüvvetini tasdik edip iman şerefi ile müşerref olarak icabet ümmeti olsun; isterse, inad edip kendisini tas-
dik etmeyen davet ümmeti olsun.. hepsi ümmeti sınıfına dahildir. alır. Bunlardan her biri, bir gün ve bir gecede yirmi dört bin nefes
Durum anlatıldığı gibi olunca, bu salavat-ı şerifenin daha açık manası şu olur:
Resulüllah S.A. efendimizin peygamberliği ile başlayan üm-metinden, taa, kıyamete kadar gelmiş ve gelecek ümmetlerinin aldık-ları nefeslerinin sayısı kadar; Resulüllah S.A. efendimizin kendisine, Aline, zevcelerine, zürriyetine salât eyle. Çeşitli berektler, türlü tür-lü ikramlar ederek lütuf ve keremine mazhar eyle. Yüce şanına lâyık ikramlar eyle.
Devam edelim:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz salavatın be-reketi ile bizi FEVZ bulanlardan eyle.
Bu dunya bütün ümmet dahildir.
Bu cümlede geçen:
- FEVZ.
Lafzı ise; sıkıntı, dert, keder, gam, elem, hüzün gibi şeylerden kurtulmaktır. Hem dünyada, hem de âhirette.. Sonra..
yolunda amel edenlerden eyle. Onun Havz'ına varıp içenlerden eyle.. Onun sünneti ile, taatı
Ey Alemlerin Rabbı, kıyamet günü, ónunla aramızda hail koyma.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
sın. Onun yanında, sancağı altında kıl. Onun üstün sohbetine kat. Ayıplarımız, hatalarımız sebebi ile, aramızda bir perde olma-Mübarek cemalini bize göster. Onunla bize lezzet aldır. Onun şefaatı ile, bizleri aziz eyle.. Amin!.
KARA DAVUD
YanıtlaSil629
وَمَوْلِيْنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَازْوَاجَهُ وَذُرِّيَّتِهِ عَدَدَ انفاسُ مِنْهُ اللَّهُمَّ بِبَرَكَةِ الصَّلَوَةِ عَلَيْهِ اجْعَلْنَا بِالصَّلوةَ عَلَيْهِ مِنَ الفَائِرِينَ وَعَلَى حَوْضِهِ مِنَ الْوَارِدِّينَ الشَّارِبِينَ وَبِنَتِهِ وَطَاعَهُ مِنَ الْعَامِلِينَ وَلَا تَح بَيْنَنَا وَبَيْنَهُ يومَ القِيمَةِ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ وَاغْفِرْ لَنَا وَلِوَالِدِينَا ولجميع المسلمينَ الحَمدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلَّمَ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمد وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدًا كَرَمِ خَلْقِكَ وَسَرَاحِ فَقِكَ وَافْضَلَ قَائِم بَحَقِّكَ الْمَبْعُوثِ بِسْرِكَ وَرَقْتِكَ صلوةَ يَتَوَالَى تَكْرَارُهَا وَتَلُوحُ عَلَى الاكْوَانِ
Ve mevlana Muhammedin ve alå äliht ve ezvacihi ve zürriyetihi adede enfasi Ümınetihi.
Allahümme bibereket'is-salāti aleyhic'alna bissalāti aleyhi minel'fa-izine ve ala havzıhi minel-varidin'es şaribine ve bisünnetihi ve taatihi mi-nel-amiline. Ve låtahul beynena ve beynehu yevm'el-kıyameti ya Rabb'el-Alernine.
Vağfirlena ve livalidiyna ve li-cemiil-müslimine.
Elhamdü lillahi Rabbil'âlemin.
IBTIDAUS-SÜLÜS'ÜS-SANİ
73. Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin ek-remi halkıke ve siraci ufukake ve ef-dali kaimin bihakkıkel-meb'usi bitey-sirike ve rıfkıke salåten yetevalá tek-rarüha ve telûhü alel-ekvani.....
Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e onun âline, zevcelerine, zür-riyetine ümmetinin nefeslerinin sayısı kadar salåt eyle.
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz salāvatın bereketi ile bizi fevz bulanlardan eyle. Onun havzına varıp içenlerden eyle. Onun sünneti ile taatı yolunda amel edenlerden eyle.
Ey Alemlerin Rabbı; kıyamet günü, onunla aramızda hail koyma. Bizi, ana babalarımızı, bütün müslümanları bağışla.
Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.
İKİNCİ ÜCTE BİR
73. Allahım, salát ve selâm eyle; bereket ihsan eyle efendimiz Muham-med'e ve efendimiz Muhammed'in âline.. Yarattığın halkın en keremlisidir. O, se-nin učkuna kandildir. Senin verdiğin kolaylıkla, rıfkınla peygamber olmuştur. Hakkını edada en faziletlidir.
Ona olan bu salât öyle olsun ki: Tekrarı peşpeşe devam etsin. Onun nurları kâinatı aydınlatsın.
(Devamı 633. Sayfada)
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil112
Zora dağlar dayanmaz: Insan zor mor demez, azmeder ve sabırla çalışırsa, bütün güçlükleri yenebilir.
Zorla güzellik olmaz: Baskı ile yaptırılan hiçbir şeyden hayır gelmez. Çünkü zor (baskı) ve güzellik, bir arada bulunamaz. Bu yüzden, kim-seyi istemediği bir şeyi yapmaya ya da kabul etmeye zorlamamak gerekir.
Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına: Rastgele yapılan plan-sız programsız işlerde yöntem ve kural aranmadığı için, sonucun iyi mi, kötü mü olacağı şansa bağlıdır. Bunu böyle kabul etmek gerekir.
Züğürtlük zadeliği bozar: Zengin kimse, fakirleşince çevresinde kimse kalmaz.
Züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir: Parasız kalıp başkalarına muhtaç olmaktan, ölümcül olmayan, hafif bir hasta lığa yakalanmak daha iyidir, diye düşünülür.
Cor kapıdan girince kanun bacadan çıkar: Zorbalık yasa dışı bir
davranıştır. Zorba yakalanmadıkça yasaya aldırış etmez ve istediğini
zorla yaptırmaya kalkar.
Zorlunun hakkından Allah gelir: Baskı yapabilecek konumdaki güç lü kişilerin hakkından kimse gelemezse, Allah gelir.
111
YanıtlaSilATASÖZLERİ
a
Zemheride sür de çalı ile sür: Zemheride sürülen tarlanın ürünü çok ve kaliteli olur.
Zemherinin düşkünü beyaz giyer kış günü: bk. Fakirin düşkünü, beyaz giyer kış günü.
Zemheride yoğurt isteyen cebinde bir inek taşır: Kişi, başkasın-
dan zamansız bir şey istememeli, kendine gerekli olan şeyi yanında bulundurmalıdır.
Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır: Zengin kişi, para gücüyle güçlükleri yener ve her türlü işini gördürür. Yoksul kişi, parasızlık yüzünden en kolay bir işi bile başaramaz.
Zenginin horozu bile yumurtlar: Zengin kişi, giriştiği hiç umulmadık işlerden bile para kazanır.
Zənginin malı züğürdün çenesini yorar: Birinin zenginliği üstüne
çene çalıp (hep ondan ve sahip olduklarından söz etmek) yorulmak, anlamsız ve faydasız bir konuşmadır.
Zengin glyerse "sağlıcakla", fakir giyerse "nereden buldu ki?" derler: Zengin kişinin giydiği her yeni elbise, ona yakıştırılır ve kendi-sine; "Güle güle giy, üstünde paralansın" denir. Yoksul kişi, kırk yılda bir yeni bir elbise giydiğinde: "Acaba nereden buldu?" diye düşünülür.
Zenginin basması ipekli görünür: Zengin kişi ne giyerse giysin, giy-diği şeyin değerli olduğu düşünülür.
Zengin kesesini, züğürt dizini döver: Zengin kişi, sahip olduğu ser-vetle övünür. Yoksul kişi, bir şeye sahip olmadığı ve olamayacağını düşünerek üzülür durur.
Zeytin dededen, Incir babadan kalmalı: Zeytin ağacının meyve ver-mesi, dikildikten çok sonra; incir ağacının meyve vermesi ise birkaç yıl sonra başlar. Bu yüzden miras olarak zeytin kalacaksa, babanın değil, dedenin diktiği zeytin ağaçlarının miras kalması arzulanır.
Ziyan olan koyunun kuyruğu yağlı olur: bk. Kaçan balık büyük olur. Zor oyunu bozar: Başkasını oyuna getirmek, hile yaparak aldatmak İsteyenin girişimi, zoru görünce bozulur.
Z
YanıtlaSilZahirenin ambarı sabanın ucundadır. Sürülmeyen tarla ekilmez. Ekilmeyen tarla ürün vermez. Toprak, saban ile iyi sürülürse, o tarla dan iyi verim alınır. Bu yüzden, ambarın dolması sabanla çalışmaya bağlıdır. Yararlı aletleri kullanarak çalışan daima kazançlı çıkar,
Zahmetsiz rahmet olmaz: Sıkıntı ve güçlük çekmeden iyi ve güzel işler başarılamaz.
Zaman sana uymazsa sen zamana uy: Zamanla her şey değişir
Değişmeyen tek şey, değişimin hep devam edecek olmasıdır. Tek-nolojideki gelişmeler, üretim biçimini ve üretim ilişkilerini değiştiri Üretim ilişkilerinin değişmesi, toplumun değer yargılarını ve yaşam biçimini kendiliğinden değiştirir. Değişime ayak uyduranlar, değişime ayak direyenlere göre daha iyi yaşarlar. Değişime direnmek, nehrin suyunu tersine akıtmaya çalışmak gibi boş bir çabadır. Üstelik, yaşa mı kendine zehir etmek, toplum dışına itilmek, alay konusu olmak gibi tehlikeleri de vardır. Bu yüzden, zamanın getirdiği toplumsal anlayışa ve yaşam biçimine ayak uydurmak gerekir.
Zarardan korkan kår etmez: Ticarette kâr da edilir zarar da. Zarar etmeyi göze alamayan tüccar, kår da edemez.
Zararın neresinden dönüise kärdır: Yapılan her işte kår etmek mümkün değildir. Bazen olumsuz dış koşullar ve etkiler yüzünden ba-zen de başta (planlama, yanlış hesap vs.) yapılan bir hatadan dolayı, İşler istenildiği gibi yürümez ve zarar kaçınılmaz olur. Böyle durumlar-da o işten vazgeçilirse, daha fazla zarar edilmez. Vazgeçmekle kur-tarılan bu para (devam edildiğinde harcanacak olan para), bir çeşit kår sayılır.
Zemheride kar (yağmur) yağmadan kan (zehir) yağması lyi: Çift-çiler zemheride yağmur ya da kar yağarsa tarlayı süremez, o yıl ürün alamazlar.
kasem i istimdad
YanıtlaSilkasem-fistimdadi قسم استعدادی Allah'tan (cc) yardım dilemekle ügili yemin
kasemi Kur'aniye قسم قرآنية Kur'an'ın yemini, verilecek haberin önem ve ciddiyetine dik katleri cekmek için Kur'anida baer Ayetlerin başında geçen yemin manasındaki söz
kasem-i Muhammedi قسم محمدي H. Mu hammed'in (as.m.) yemini, vereceği habe rin önem ve ciddiyetine dikkatleri cekmek için bazı sözlerinin başında bulunan yemin manasındaki son
kasem-i Nebevi قسم ابری Hz. Peygamber'in (as.m.) yemini, vereceği haberin önem ve cid diyetine dikkatleri çekmek için bazı sözlerinin başında bulunan yemin mânăındaki söz
kasemat قسمات kasemler, yeminler
kasemat Kur'aniye قسمات قرآنيه : onemli bir gerçeğe dikkatleri çekmek ve vurgulamak için Kur'an'da bazı ayetlerin başında geçen yemin mânâsına gelen sözler (bak. kasemi Kur'aniye)
kasid قصد : kand, istek, gaye, hedef, niyet;
kötu niyet (bk. kasd).
kasid قاصد : )a) uzun okunur) kasteden, gaye ve hedef gözetip yapmayı isteyen
kasıdsız 1 : فصدسر.bilmeden ve istemeden
2.gaye gözetmeden
kasıp kavurmak 1 : قاصرب قارورم.mahvetmek, büyük zararlar vermek 2.baskı altına alıp ez mek
kasır قصر : )bak kasr(
kasır (a( قاصره : kasa, eksik, noksan, dar, kıt, yetersiz 2.kusurlu 3.aciz, güçsüz, zayıf
kasır ül fehm قاصر الفهم : anlayışı dar ve yeter siz, anlayışı zayıf, anlayışı kıt
kasith فصلی : kötü niyetli
kasi قاسی : katı, acımasız, duyarsız, duygusuz
kasir (kasire( قصيره : )bk.kasr(
kasib 1 : کاسب yapan, emek veren 2.elde eden,
kazanan
kasid 1 : کاسه.kasd eden, işe yaramaz, geçer siz, değersiz 2.verimsiz, noksan
kasid قاصد : )k, kalın ve uzun okunur)kaste den, tasarlayan, planlayan
kaside قصيده : piir, en az on beş beyitli, her be-yiti kafiyeli olan övgü şiiri
kaside-i azime قصيدة عظيمه : büyük kaside (siir)
400
kasido i mantuthe
Kaside | Bürde )1( قصيدة درجة Arapi Kah bin Zübeyr'in onlo kasidesi 1Hz. Peygamber bu kasideyi şairin ağzından dinlemiş ve çok begenmiş, kendisine hediye (armagan) ola rak bürdesini Churkasım) vermiştir
Kaside-1 Bürde )2( قصيدة برة Imam Brisay rinin lo gliri (Imam Busayri (mi 1213 1295) Onla Arab gairi ve hattat idi By Pey gamber'e (asm) övgü olarak yazdiği bir kasidesine, "Kaside-i Borde" Churka şiiri adını vermesinin sebebi, gördüğu bir roya ul muştur. Rüyasında Hz. Peygamber'in (asm) hırkasını giyer ve tutulduğu hastalıktan ku
tulur.)
Kaside | Celcelutiye قصيدة حلحلوتيه : Hz Alinin (ca.) Suryanice yazdığı kaside (şür). "garip ve hayret verici (bedi) olan kaside" manatına gelir
Kaside - Ercuze (ercüze( قصيدة ارجوزه Hz. Ali'nin (ra) yazdığı, gelecekten haber veren ünlü ka sidesi (şiiri). Hz. Ali (ra.) Hz. Peygamber'den aldığı derslerden bir kısmını kapalı bir tarzda ifade etmiştir
Kaside-i Ercuze-i meshure قصيدة ارحوزة مشهوره ünlü Ercuze kasidesi (bk. Kaside-i Ercuze(
Kaside-i Ercuze ve Celcelutiye قصیده از حوزه و جلجلوتيه : Ercuze ve Celcelutiye Kasidesi (bk. Kaside-i Ercuze, Kaside-i Celcelutiye) Celcelutiye)
Kaside-i Ercūzlye قصيدة ارجوزيه : )bk. Kaside Ercuze)
kaside-i Gavsiye قصيدة عليه : Abdulkadir Gey lání (ks) Hazretlerinin kasidesi (şiiri).
kaside-i gaybiye قصيدة عبيه : Hz. Ali'nin (ra( (Hz. Peygamber'den (a.s.m.) gelecekle ilgili aldığı derslerden bir kısmını kapalı tarzda ifade ettiği) ve haber verdiği kasidesi (şiiri) (Celcelutiye ve Ercuze Kasidesi)
kaside-i Hz. İmam-All قصيدة حضرت إمام على : Imam-ı Ali'nin (r.a.) kasidesi (şiiri).
kaside-i kader قصيدة قدر : kaderde yazılmış ka side;(mec.) kaderde belirlenmiş güzel, ölçülü, sanatlı yaratılmış varlık(insan, käinat)
kaside- letafetnüma قصيدة لطالما : )Allah'a ait( kaside, (mec.) Allah'ın (c.c.) ibret verici güzel güzellikleri sergileyip öven, herkese gösteren sanat eserleri olan yaratılmış varlıklar
kaside-i manzume قصيدة منظومه : ölçülü ve güzel güzel yarattığı bir varlık(insan( yazılan kaside, (mec.) Allah'ın(c.c.) üstün ve
P
cume Каъ ber, çok مام
YanıtlaSilAy 13 y-Pir J
kaside-i manzume-i hikmet
497
kat-ender kat
kaside-/manzume-i hikmet قصة منظومة حكمت : hikmetin güzel ve ölçülü kasidesi; (mec.)yani Allah'ın (c.c.) hikmetinin güzelliklerini en iyi şekilde gösteren çok mükemmel ve güzel ese ri (insan)(bk. 95: 4)
kaside-i medhive قصيدة مدحيهövgü kasidesi. övgü şiiri; yani Allah's (c.c.) hamd ve tesek kürlerle övup tanıtan güzel ve mükemmel sanat eseri güzel, sanatlı, faydalı yaratılmış canı varlıkların herbiri
kaside-i manzume-i mevzûne قصيدة منظومة موزونه ölçülü, ähenkli güzel kaside; (mec.) Yani, üstün yaradılış özellikleri ve yetenekleriyle yaratıcısını en iyi tanıtan eser (insan)(bk. Kur'an, 95:4)
kaside-i meşhure قصيدة مشهوره : unlu kaside (sür)
kaside-l mevzune-manzume-i hikmet قصيدة موزونة منظومة حکمت : hikmetin ölçülü, ahenkli güzel kasidesi; (mec.) yani Allah'ın (c.c.) hik-metinin güzelliklerini en iyi şekilde gösteren çok mükemmel ve güzel eseri (95:4)
kaside-i mübarek (e( قصیده مبارکه : mubarek ka-
side (siir)
kaside-i Rabbani قصیده ربانی : Rabbimize ait ve O'nu tanıtıp öven kaside (şiir); (mec.) yani O'nu herkese tanıtıp öven mükemmel ve gü zel sanatlı, faydalı yaratılmış canlı varlıkların herbiri
kaside-i san'at قصيدة صنعت : san'at kasidesi, (mec.) (Allah'ı (c.c.) tanıtıp öven mükemmel ve güzel sanatlı yaratılmış her varlık
kaside-i şerife قصيدة شريفه : mübarek kaside (şür)
kaside-han (kasidehan( قصیده خان : kaside (siir) okuyucu
kasir (kasir kısa
kasir-ün nazar قصير النظر : lasa görüşlü
asr )1( قمر : köşk, küçük saray
kas )2( 1 : قصر.kısaltma 2.kısa, kısalık
kasri ahiret قصر اخرت : ahiret öbür dünya( köşkü (cennet)
kasri alem قصر عالم : kainat sarayı, mec.) sa-natı ve güzel yaratılmış kâinat
kasri ali قصر عالی : yüksek saray, (mec.)yüce ve sağlam temeller üzerinde yükselen İslâmi-yet)(bk. kasr-ı İslâmiyet)
kasi garib قصر غریب : hayret verici köşk
mec.)hayret verici san'at ve guzellikte Al-lah'ın (c.c.) eseri
kasi hayal hayal kösku, (mec.)ha-yale dayanan düşünce sistemi veya görüş kasr-1 hayat قصر حيات : hayat köşkü, hayat ve ruhun köşkü (barınağı) olan beden
kas-illahi (ye( قصر الهيه : Allahin (c.c.) yapı-sı olan köşk, (mec.) Allah'ın (c.c.) guzel eseri. San'atlı ve güzel yaratılmış canlı varlık
muş olan İslâm dini kasr-ı İslamiyet قصر اسلامیت : Islamiyet sarayı, )mec.) güzel sağlam temeller üzerine kurul
kasri kainat قصر كائنات : kainat sarayı, güzel ve düzenli yaratılmış kainat (varlıklar dünyası)
kasr-ı meşide-i nurani قصر مشیده نورانی : aydın
lık ve sağlam yapılmış saray aydınlık güzel ve sağlam temeller üzerine kurulmuş bina, İslam dini
kasr-i mualla قصر معلا : yüksek köşk (mec.( güzel ve sağlam temeller üzerinde yükselen yüce İslam dini
kasr-ı müşeyyede قصر مشيده : sağlam kurulmuş saray, (mec.)güzel ve sağlam esaslar ve temel-ler üzerine kurulmuş sistem(güzel söz sanatı, edebi san'at(
kasr-ı müşeyyede-i alem قصر مشيدة عالم : sağlam kurulmuş saray gibi olan dünya
kasr-ı namaz قصر نماز : namazı kısaltma (yol-culuk veya tehlike zamanında dört rekåtlık namazı iki rekât kılma)
kasr-ı nazar قصر نظر : kısa görüşlülük, ileriyi görememe
kasr-ı nurani-yi İslamiyet قصر نورانی اسلامیت ay dınlık İslâm sarayı; (mec.)kalpleri ve akılları aydınlatan güzel ve sağlam esaslar üzerinde kurulmuş olan İslâm dini
kasredilmek قصر ايدلمك : kısaltılmak
kasretmek قصر ايتمك : kısaltmak
kasvet.sıkıntı 2.üzüntü, keder, tasa
kasvetli فوتلی : sıkıntılı, sıkıntı veren, insa-nın içini karartan
kaşif 1 : كاشف.keşfedici, buluş yapan, bulup ortaya çıkaran 2.tanıtıcı, açıklayıcı, açıklayıp gösteren
kaşifi esrar کاشف اسرار : sırların keşfedicisi, bilinmeyen ve saklı kalan gerçekleri ortaya
koyup açıklayan
kat-ender kat قات اندرقاتkat kat çok fazla
Irmak Kenarına Çeşme Yapılmaz
YanıtlaSil"Zaten var olan ve herkesin işine yarayıp artan şeyin ya-nına aynı işi görmek üzere bir de daha zayıfını..." eklemenin boşuna yorulmak olduğunu anlatmak için "ırmak kenarına çeşme yapılmaz" deriz. Genellikle bu atasözünü, ihtiyaçlarımı-zı karşılarken önem sırasına göre hareket etmenin gerekliliğini vurgulamak için kullanırız.
Nasıl ki kendi ihtiyaçlarımızı belirlerken öncelik sırasına riayet etmemiz gerekiyorsa bir iş yaparken de başkalarının önceliğine dikkat etmek zorundayız. Mesela bakkal dükkânı işletmek istiyoruz, gidip de bunu şehrin en işlek marketinin yanına açarsak ne olur?
Tabii ki düşüncesizce hareket etmiş oluruz. Eğer yaptı-ğımız işten tat almak, üstelik iyi de bir kazanç elde etmek istiyorsak, insanlara iyi tercihler sunabilmeliyiz. Aynı durum kalem erbabı için de geçerlidir. Özellikle çocuklar veya genç-ler için yazan bir kimse, şu elektronik çağda kendine şunu sorabilmelidir: "Çocuklar, ellerindeki tablet ve akıllı telefonları bırakıp da neden bu kitabı okusunlar?"
-150-
Öyle ya, kim önünde bir şelale gibi akıp giden elektronik rapsa yapsa ancak kitap kurtları yapabilir. Herkes kitap kurdu r ekran varken sayfalar arasında gezinmek ister ki? Bunu madığına göre, çocukları ve gençleri kitaba çekecek nitelikte yerini alan her cocuk ya da gençlik kitabı iyi bir alternatif Jagün ve sürükleyici eserler kaleme alınmalıdır. Yani, raflarda sunabilmelidir. Elbette kitaplar, ırmak kenarındaki bir çeşme gibi değildir, hatta ırmağın ta kendisidir. Ayrıca onları "beynin çocukları" olarak da düşünebilirsiniz.
YanıtlaSilİşte biz, bu beynin çocukları ile bizim çocukları buluş-turmak için okumalıyız. Kitap okumayı öncelikle kendimiz tercih etmeliyiz ki çocuklara da "Oku!" diyecek yüzümüz veya sözümüz olsun.
Konuyu toparlamak gerekirse insanların ihtiyaç ve bek-lentisine önem vermeyen her kişi ya da kurum gelişimden ve yenilikten uzaklaşmış sayılır. Gelişimden uzaklaşan biri de yaşadığı çağın hızına yetişemez. Hani gelişim dediysek, değerlerimizden ödün vermeden yapacağımız bir gelişim ve yenilikten bahsediyoruz. Gerçekten de bunu değerlerimizden ödün vermeden yapılabilir miyiz?
Elbette yapabiliriz!
Sadece başkalarının teknolojisini, bilgi ve deneyimini alır-sak bunu başarmış oluruz. Bunları yapmayıp da onların yaşan-tı biçimini kendimize örnek alırsak, başkalarını taklitten öteye geçemeyiz. Bu durumda ırmak gibi çağıldayan değerlerimizin yanına gereksiz çeşmeler yapmış oluruz ki yorulduğumuza değmez.
Yorgunluğunuza değecek işler yapmak önceliğiniz olsun ve tercihiniz, bu yönde hayat bulsun.
-151-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilومثل الدين للعقول التواهم البلاء الهم وتشبيكا من انفسهم كمال جنار بر مالي ثالث أسفلها حنين فإن لم يصلها وايل سال جنة من تجميل والعناب الجرى من الحيها الان فيها من كل الثمرات وأصابة الكبير وله أنا من قاضاتها اغضار فيه نار فاخارقت كنيد بين الحكم الآيات لعلكم للفكرون النهار أملوا العقوا من طيبات ما كنتكم ومن الحرم المين من الأرض ولا تينموا الحديث مالة الفلون ولد بالجنيه إلا أن تخبطوا فيه واعلموا الى لله على حياه الشيطان يعدكم الفقر ويأمركم بالمخدام بعدكم مغفرة منه وفضلا والله واسع عبيده يولى المحكمة من يشاء ومَن يُؤت الحكمة الله أوقى خيرا كثيرا وما يذكر إلا أولوا الألباب .
الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
"Şeytan içinize yoksulluk korkusu düşürür ve çirkin şeyler yapmanızı emreder. Allah ise kendinden bir bağışlama ve lütuf sözü vermektedir. Allah her şeyi kuşatmakta ve her şeyi bilmektedir.99
(Bakura, 2/268)
asayfa nox 44
syano 1. cúz/17. sayfa
ŞEYTANIN VESVESESİNE DEĞİL ALLAH'IN SÖZÜNE UYMAK
İnsana dışarıdan gelen ve onu yönlendiren düşünce ve duygular ya Allah tarafından ilham edilmektedir ya da şeytanın saptırma amacıyla fısıldadığı vesveselerdir. Allah'tan güzel duygular ve düşünceler gelir. Bunlarla O, kuluna, doğru yolu bulması, iyiyi ve güzeli hayatında gerçekleştirmesi için yardım eder. Insanlardan ve cinlerden olan şeytanlar ise insanoğlunu, Allah yolun-dan uzaklaştırmak için gayret ederler. Örneğin Allah, ihtiyaç sahibi kimselere yardımcı olmamızı emrederken, şeytan fakirlere yardımcı olursak malımızın tükeneceğini fısıldayarak bizi cimriliğe teşvik eder.
MESAJ
İnsan, şeytanın vesveselerini değil, rabbinin buyruklarını rehber edinmelidir. KELİME DAĞARCIĞI
Şeytan: Insana musallat olup onu saptırmaya çalışan varlık. Fahşá/Fuhşiyat: Kötülükler, günahlar, yapılması çirki çirkin davranışlar.
إن تبدوا الصدقات فبينا هي زين التقليها ولولوها الفقراء فهو خير لكم ويطير علكم من سيناتكم والله بنا العقول
YanıtlaSilخير
Salatalan apk olarak verirseniz he te plzell Sayet onu yoksullara verirken gizlerseniz bu sizin için daha ds Aguladır ve sizin bir kusam pühlennias keffüret olur. Allah yugoklarımızdan habendamin.99
Mars 2/270
وما العالم من الفقة أو نذركم من نذر قال الله خلية وما الغالبية من العار . إن التنورة الملكات فبينا في فإن الخلوها والولوها الفقراء ر غير العلم والحفر علمهم من شهاست ود بنا العدلون خبير ليس عليك حديقة ولكن الله يهدي من يشاء وما للبقوا من علم فلا نفسكم وما للعلون الانتماء رحم الله وما اتفقوا من خير يوف البكم والكم الالقلمون الفقراء الذين أخبروا في سبيل الله لا يستطيعون طرقا في الأرض بحسبهم الجاهل الغبياء من اللعطف الغرفهم ببينيه الا يتكلون الناس الحافاً وما اتفقوا من الخير قال الله به عليم . الذين ينفقون أموالهم باليل والنهار سرا وعلانية فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِند له ولا خوف عليهم ولاهُمْ يَحْزَنُونَ .
Mushaf sayfa no 45
Hafızlık sayfa no 3 cüz/16. sayfa
SADAKA VERMEK
Toplumda, ekonomik açıdan sıkıntı çeken fakirler bulunabilir. İhtiyaç sahip-lerinin sıkıntılarını hissetmek, onlara açık veya gizli sadaka vermek gerekir. tiyaç sahiplerine yapılan yardımın, sadaka ve zekâtın açık olarak verilmesi cair olmakla beraber, gizli olması daha hayırlıdır. Zira infak gizli yapıldığında hem alanın mahcup olması hem de verenin gösterişe düşmesi ihtimali ortadan kallat
MESAJ
1. Sadakaların gizli olarak verilmesi tercihe şayandır.
2. Yapılan hayırlar, verilen sadakalar bir kısım günahların affedilmesine sebep
KELIME DAGARCICI
Sadaka Gönüllü olarak veya dini bir vecibeyi yerine getirmek üzere ihtiyaç sahiplerine yapılan maddi yardım.
-45-
1571-Inebahtida
YanıtlaSilOsmanlı donanması yenildi.
1908 - Osmanlı
yönetimine başkaldıran Girit adası Yunanistan ile birleşti.
1966 - İlk Türk yapımı otomobile ANADOL adı verildi.
EKİM
07
SALI
151447
Mu'minler ancak o
kimselerdir ki... yalnız Rablerine
tevekkül ederler.
Enfal Suresi: 2
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, nefsin isteklerine uymak ve ölümsüzlük hayalidir.
İbni Adiyy
RUMI: 24 EYLÜL 1441 HIZIR: 155
Bize ve merakımıza dairemiz içindeki ezvâk-ı maneviye ve envar-ı imaniye kâfi ve vâfidir.
Kastamonu Lahikası
İmsak
Güneş Öğle
İkindi Akşam Yatsı
07.00
16.09
18.44
20.03
ISPARTA
İmsak
Güneş
Öğle
12.51
16.06
İkindi Akşam
Yatsı
19.55
İSTANBUL
05.36
12.57
05.32
06.52
18.40
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1932 - İlk Türkçe Kur'ân, Yerebatan Camiinde okundu.
1952- Bediüzzaman Said Nursî, Gençlik Rehberi Mahkemesinden dolayı İstanbul'a gitti.
OCAK
22
PERŞEMBE
3 1447 ŞABAN
RUMI: 9 K. SANİ 1441 KASIM: 76
Eğer Allah'ı buldunsa, bütün eşya senindir gör.
Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam
19:16
Yatsı
GİRESUN
BİR AYET
Gerçek bir dost olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.
Nisa Suresi: 45
BİR HADİS
Borcun karşılığı teşekkür etmek ve söz verilen vakitte vermektir.
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
04 47.00.14
19:01
1559
10 29
06 10 07 38 12 43 15 14 17 37
19.01
630
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Devam edelim:
Bisi, ana babalarımızı, bütün müslümanları bağışla.
Bu cümlenin şerhli manası şöyledir:
Ey affeden, bağışlayan; günahlarımızı, ayıplarımızı, hatalarımızı cürmümüzü ve İsyanımızı lütuf ve kereminle bağışla..
Keza, analarımızın ve babalarımızın hatalarını ve kusurlarını da bağışla.
la. Kadın, erkek bütün müslümanların günahlarını da affedip bağış-
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Yani: Bize iman hidayeti verdiği; sevgili Habib'ine ümmet ve ona salát ü selâm okumakta başarı nasip ettiği; cümle nimetlerin ha kiki sahibi olduğu için Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
*
Resulüllah S.A. efendimize okunan salavat-ı şerifelerin, BİRİNCİ ÜÇTE BİR kısmı burada tamam oldu. Bunun için, uğur ve bereket olması temennisi ile, merhum MÜELLİF, son sözünü, cennet ehlinin son kelâmı olan Allah'a hamd ile tamamladı. Şunun için: İnşaallah cennete girip nimetlere ermemize sebeb olur.
Bunda nsonrası, salavat-ı şerifelerin İKİNCİ ÜÇTE BİR kısmıdır.
İKİNCİ ÜÇTE BİR
YETMİŞ ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, salât ve selâm eyle; bereket ihsan eyle; efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in âline..
Bu cümlenin şerhli manası şöyledir:
Ey hayrı ve cömertliği yağdıran şanı büyük Vacibülvücud Allah.. Resulüllah S.A. efendimize: Lutfunla, kereminle çeşitli tazim, iyi lik, ihsanlar ikram eyle.
İki cihanda, mübarek yaratılışına uymayan kötülüklerden, ken-disine ağırlık veren şeylerden selâmet eyle.
Lütuf ve kerem olarak kendisine verdiğin nimetleri, iyilikleri gün gün artırarak bereketli eyle. Cümle nimeti onun için devamlı kıl.
Aynı salâtı, selâmı, bereketi Resulüllah S.A. efendimizin ashabı ümmeti üzerine de ihsan eyle.
Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimiz:
Yarattığın halkın en keremlisidir.
Yani: Ulvi ve süfli tüm mahlukatın, ayrıca nebilerin, resullerin, mukarreb meleklerin cümlesinden daha fazla şerefe, kereme nail ol-muştur. Katında onun şanı çok üstündür.
KARA DAVUD
YanıtlaSil631
Devam edelim:
O senin ufkuna kandildir.
Demek olur ki:
Resulüllah S.A. efendimiz, nebilere, resullere, mukarreb melek-lere, kereme nail olan velilere aydınlık veren bir kandildir. Ayrıca, yer ve sema ehlinden hidayete mazhar olanların tümü, Resulüllah SA efendimizin nurundan istifade ederler.
Ya Rabbi, onlar, Resulüllah S.A. efendimizin nuru sayesinde se-nin hidayetine ve lütfuna mazhar olmuşlardır.
Devam edelim:
Senin verdiğin kolaylıkla, rıfkınla peygamber olmuştur; hak-kmı edada en faziletlidir.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Ev keremliler keremlisi, Resulüllah S.A. efendimiz, senin cümle ahdlerini, üzerine vacib olan haklarını, cümle taat ve ibadetlerini ye rine getirip kemali ile kulluk ve rıza-i şerifine göre daima amel eden-lerin cümlesinden faziletlidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün insanlara, cümle mahluka gön-derilen bir peygamberdir.
Senin ihsan ettiğin kolaylıkla, cümle insanları, cinni, imana da-vet edip kendilerine risaletini tebliğ etmiştir. Böylece, onları tevhide irşad, hidayete mazhar eylemiştir.
Kendisinden evvel gelen nebilerin ve resullerin dinlerindeki güç. zahmetli, ağır işleri kaldırdın. Böylece, kendisini kolay amellerle pey-gamber gönderdin.
Devam edelim:
Ona olan bu salát öyle olsun ki, tekrarı peş peşe devam etsin;
onun nurları kâinatı aydınlatsın.
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, sırf nurdur; dolayısı ile, ona okunan salavat, tüm âlemleri ve yerleri nurlandırır.
YETMİŞ DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
- Allahım.
Nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı büyük Allah..
- Efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in âline sa-lát, selâm, bereket ihsan eyle.
Bu cümlenin, kısmen şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimize, ashabına, ümmetine iki cihanın zor-luklarından, tabiatlarına iyi gelmeyip ağırlık veren şeylerin cümlesin-den selamet ihsan eyle.
Lütfunla, kereminle onlara ihsan eylediğin nimetlere yükselme vermek sureti ile nimetlerini daim eyle.
532
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
Sonra o:
Kavlinle, en faziletli övülendir.
Şöyleki:
O sanlı peygamber Resulüllah S.A. efendimizin mübarek zatı, la-tif ahlakı, üstün sıfatı, zahir ve batın duyguları, güzel amelleri ve se-vilen fiilleri, üstün sireti ve hoş şemaili.. hâsıı: Tüm faziletleri ve övülen durumlarının her biri hakkında kelâm-1 rabbani, kavl-i rahma-mizin faziletleri ve övgüleri ile doludur. Bunun tafsili mevzuu dağıt-maya sebeb olacağından, icmal yollu böyle anlatıldı.
Ustte anlatılan cümlenin bir manası da şöyle olur:
- Resulüllah S.A. efendimizin şanı öyledir ki, kelâm-ı rahmani, kavl-i rabbani, ilahi kitaplarla övülmüştür. Mukarreb meleklerin, ne bilerin, resullerin, velilerin, âlimlerin cümlesinden daha faziletlidir.
Devam edelim:
Senin bağına yapışmak babında en şerefli davetçidir.
Bu cümlenin şerhi şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, halkı senin açık şeriatına, kopmaz ba-ğına, Kur'an'da beyan buyurduğun sırat-ı müstakime girmek için da-vet eden nebilerin resullerin pek şereflisi, pek keremlisidir.
Devam edelim:
Nebilerin ve resullerin sonuncusudur. Ona, öyle bir salâtla sa-lât eyle ki: İki cihanda bizi, umumi fazlına, en büyük rıza keremine, vuslatına ulaştırsın.
Burada kısa şerh şudur:
Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz bu salavat-ı şerife hür-metine, bizleri, cennet nimetlerinin en büyüğü olan rızana, cümle ni-metlerin en azizi ve en lezizi cemalini müşahede keremine nail eyle.
YETMİŞ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e, efendimiz Muhammed'in âli-ne salât eyle, selâm eyle, ona ihsan ettiğin nimetlere bereket ihsan eyle.
Çünkü o: Kulların arasında kerimlerin en keremlisidir. İrşad yo-luna çağıranların en şereflisidir. AKTAR'ın ve BİLAD'ın kandilidir.
Bu cümlede geçen:
AKTAR ve BİLAD.
Lafızları şu manayadır: Yerler, iklimler, nahiyeler, ovalar, şehir-ler, köyler..
Devam edelim:
Bu salât, öyle bir salât olsun ki, ne bitsin; ne de tükensin.
Ve.. okuduğumuz bu salâvat-ı şerife sebebi ile, bizi, MEZİD ik-ramına nail eyleyesin.
KARA DAVUD
YanıtlaSil633
انوارُهَا : اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلَّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَايَا محمد وَ عَلَى السَّيِّدِنَا مُحَما فَضْلِ ممدوح بقولك وَاشْرَفِ دَاعِ لِلْاعْتِصَامُ تَجْلِكَ وَخَاتَهِ انيائِكَ وَرُسُلِكَ صَلُوهُ تَبَلِّغَنَا فِي القَادِينِ عدَ فَضْلِكَ وَكَرَامَةً رِضْوَانِكَ وَوَصْلِكَ اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلَّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا عمان وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا يا كرمِ الكُمَاءِ مِن عِبَادِكَ وَاشْرَفِ الْمَنَاذِينَ لِطَرُقِ رَشَادِكَ وَرَاج اقطاركَ وَبِلادِكَ صَلوةٌ لا تفنى وَلَا تَبِيدُ تبلِغْنَا بِهَا كَرَانَ الْمُزَيدِ : اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَامَ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى إِلى سَيِّدِنَا مُحَمد الرفع مَقَامُهُ الْوَاجِ عَظِيمُهُ وَاحْتِرَامُهُ صلوةٌ لَا تَنْقَطِعُ أَبَدًا وَلَا تَفْنى سَرْمَنَا وَلَا تَحْصِرُ
envaruha.
74. Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alå äli seyyidina Muhammedin ef-dali memduhin bikavlike ve eşrefi da-in lil-i'tisami bihablike ve hatemi enbi-yaike ve rüsülike salåten tübelliğuna fid-dareyni amime fazlike ve keramete ridvanike ve vaslike.
75. Allahümme salli ve sellin ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin ek-rim'il-küremai min ibadike ve eşref'il-münadine liturukı reşadike ve siraci aktarike ve bíládike salåten låtefna ve lâtebidü tübelliğuna biha keramet'el-mezidi.
76. Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin'ir-refii makamühül-vacibi tazimühu veh-tiramühu salåten låtankatıu ebeden ve lätefna sermeden ve låtanhasıru..........
74. Allahım, efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in áline sa-lät selâm, bereket ihsan eyle; kavlinle en faziletli övülendir. Senin bağına yapış-mak babında en şerefli davetçidir. Nebilerin ve resullerin sonuncusudur.
Ona öyle bir salāt ile salåt eyle ki; İki cihanda bizi, umumi fazlına, en bü yük rıza keremine, vuslatına ulaştırasın.
75. Allahım, efendimiz Muhammed'e, efendimiz Muhammed'in aline salát eyle, selåm eyle, ona verdiğin nimetlere bereket ihsan eyle.
Çünkü o: Kulların arasında kerimlerin en keremlisidir. İrşad yollarına ça-ğıranların en şereflisidir. Aktarın ve bilådın kandilidir.
Bu salát, öyle bir salât olsun ki, ne bitsin; ne de tükensin. Okuduğumuz salavat-ı şerife sebebi ile, bizi mezid ikramına ulaştırasın.
76. Allahım, efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in aline salát ve selânı eyle; bereket Ihsan eyle. Onun makamı yücedir; ona tazim etmek, ona saygı göstermek vaciptir.
Öyle bir salåt olsun ki, hiç kesilmeye.. Daima sürüp gide; sayılara dahi ığmaya.
(Devamı: 637. Sayfada)
KKK
YanıtlaSilkat (kat)
hat (kat( 1 قطع kesme 2.koparma, ayırma 3 bırakma 4. (yol, mesafe) alma, aşma, geçme katalaka قطع علاقه ilgiyi kesme kat's aläka etmek ilgiyi kesmek)
kat Intisab قطع المساب )bir kimse veya şeyle olan) bağı koparma, bağlılıktan ayrılma
kat meratib قطع مراتب : dereceleri (veya ma nevi makamları) aşma, geçme,yol alma
kati mesefe قطع مسافة : mesafe alma, mesafe geçme, yol alma
kat mükaleme قطع مكالمة : konuşmayı, gö rüşmeyi kesme; darılma
kat nazar 1 : قطع نظر.vaz geçmek 2 göz ardı etmek, dikkate almamak, bir yana bırakmak
kat'ı sıla-yı rahim قطع صله رحم : arabanın ) ve din kardeşlerin) hal hatırını sormamak, onlarla görü görüşmemek, onlara gerektiğinde yardımda bulunmamak, kusurlarını af edip onlarla iyi geçinmemek
katyed قطع به : )hırsızlık cezası olarak) el kesme
kat'a (kata( قطعا : asla, katiyen, hiçbir zaman
Katade قماده : )bk. Ebi (Ebu) Katade, Imam-1 Katade)
Katade ibn-i Numan 579 قناده این نعمان yılında
Medine'de doğdu. Evs Kabilesine mensup olup, Ebû Said el-Hudrinin anne bir karde-şidir. Künyesinin Ebû Ömer, Ebû Osman ve Ebû Abdullah olduğu da zikredilmiştir.
Katáde ibni Numan (r.a.), İkinci Akabe Biat'ı sırasında Müslüman oldu. Bedir, Uhud, Hen-dek savaşları başta olmak üzere Hz. Peygam-berin (a.s.m.) katıldığı bütün savaşlara katıldı. Uhud Savaşı sırasında Resul-i Ekremi (a.s.m.) adım adım takip ederek onu korumak için ken disini siper etmiştir. Yüzünü Resul-i Ekremin (a.s.m.) yüzüne siper ederken bir ok gelip go züne isabet etti. Resulullah (a.s.m.) ona şöyle dua etti: "Ey Yüce Rabbim, Katāde yüzüyle ve gözüyle Peygamberini korudu. Sen ona daha güzel ve keskin gören bir göz nasib eyle."
Onun duası sayesinde Hz. Katâde'nin (r.a.) gözü eskisinden daha güzel ve sağlam olmuş-tu. Hatta Uhud Savaşı'ndan sonra bu mucize yi hatırlatan gözü ile anıldı.
Katâde ibni Numan (r.a.), Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde mürtedlere karşı yapılan savaş-larda da görev aldı. Hz. Ömer (r.a.) zamanın-da Medine'de müşavere heyetinde bulundu.
490
3
YanıtlaSilkatarat-i müfessin
Altmış beş yaşında Medine'de vefat etti cenaze namazı Hz. Omer (r.a.) tarafindan kıldırıldı.
Hz. Katāde (r.a.), Hz. Peygamberden yedi ha dis rivayet etmiştir.
Katade ibn-i Selman قناده ابن سلمان ba de radıyallahu anh Rasûlullah'ın süvarisi la kabıyla meşhurdur. Rasül-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Zú Kared gazve sinde özel iltifatına mazhar olmuştur.
İsmi Haris, künyesi Ebû Katade dir Hazrec kabilesinin Seleme koluna mensuptur. Ba basi Rebi İbni Beldehe, annesi Kebse binti Mazhar'dır. Ailesi, sahabi olan Sulafe binh Berradır. Bu zevcesinden Abdullah, Ma'bed Abdurrahman ve Sabit adında dört oğlu dün yaya geldi.
Ebû Katāde ikinci Akabe bey'atinden sonra müslüman oldu. Bedir'den sonraki bütün gazvelere katıldı. Onun cesaret ve kahraman lığı Zü Kared gazvesinde baskıncı müşrikle rin başkanı Mes'äde ile karşı karşıya geldiğin-de bariz olarak görüldü.
Ebû Katade (r.a.) Rasûl-i Ekrem (a.s.m.) in sohbetlerinden aldığı feyz ile hayatını Allah yoluna adamıştı. Ondan 170 kadar Hadis-i şerif rivayet etmişti. Hadislerin nakil ve riva-yeti konusunda çok titiz davranırdı. Bir gün oğlu Ma'bed aralarında Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu, böyle buyurdu diye konuşurlarken, babası bunları duydu. Yanlarına gelerek; "Siz ne konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben Rasûlullah (s.a.)'in: "Benim söylemediğimi bana atfedenler Cehennemde kendilerine yer hazırlasınlar." buyurduğunu işittim dedi.
Rasûl-i Ekrem (s.a.) efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Efendimiz dedi: "Ya Eba Kata-de! Sen Allah'ın Resülünü muhafaza ile meş-gul oldun. Allah Teâlâ da seni muhafaza eyle sin" diye dua buyurdu.
Ebû Katāde (r.a.) bu dualar hürmetine yet-miş yaşlarında iken bile onbeş yaşında imiş gibi zinde ve diri idi. O dört halife devrini de yaşadı. Hz. Ali (r.a.) zamanında Nehrevan se-ferinde kumandanlık yaptı. 674 m. senesinde Küfe'de vefat etti.
katan 1 : قطعا.kesin olan, kesinlikle 2.asla, ka-tiyen, hiçbir zaman
katarat قطرات : katreler, damlalar, su damlaları katarat-ı müfessire قطرات مفتره: tefsir edici
499
YanıtlaSilkatuf
(açıklayıcı) damlalar, Kur'an âyetlerini açıkla yan (ve kalbe ilham edilen) sözler
قط sert, sivi veya gaz halinde ol-mayan, normal sartlarda sekli belirli olan2. (mechoşgörüsüz, acımasız, merhametsiz, malm 3.(mec.) düşünce, inanç ve bağlı olduğu prensiplere tam bağlı
kakati): 1.kesen; kesici 2.kesin, şüphe götürmez
kab-ut tarik (katt tarikقاطع الط : yolkesi ci, haydut, eşlaya
kati (katia( قاطعه : kesin, şüphe götürmez
kat (kati( 1 : قاطع.kesen, kesici 2.kesin, şüphe götürmez
att tarik (kat-it tarik( قاطع الطريق : yol kesi i haydut eşkıya (bk. katı-üt tarik)
kata قاطعه : )bk. katı(
kati قطعی : kesin, suphe götürmez
katib(e( 1 : کانه.yazıcı 2.kaydedici 3. sekreter, bir kuruluşun yazı ve haberleşme işlerini yü rüten kimse 4.(mec.) yazarını tanıtan bir ki-tab gibi olan kainatın ve içindekilerin Allah
(c.c.) yaratıcı sanatkår
katib-i muciznüma كاتب معجزنما : mucizekâr katip, mucizeler gösteren kåtip, (mec.) eser-leriyle mucizeler gösteren yaratıcı sanatkár (Allah c.c.)
katib-i umumi كاتب عمومی : genel sekreter, bir kuruluşun yazı ve haberleşme işlerini yürüt-mekle görevli en üst yetkili
Katib-i Zülkemal كاتب ذو الكمال : sonsuz mü-
kemmelliklerin sahibi (zülkemål) olan, käi natı ve içindekileri bir kitap gibi kendini tanıtan eser şeklinde yaratan (Allah c.c.)(b) kätib, md 4)
katibin کاتبین : katibler, yazıcılar, kaydediciler
katibini kiramlar کاتبین کراملار : mübarek yazı-a melekler, insanların iki tarafında bulunan ve iyi-kötü, küçük-büyük, yaptıkları her şeyi yazan, kaydeden mübarek melekler (kiramen kätibin)
katiplik كاتيلك : yazıcılık
katibsiz 1 : کانز.yazıcısız 2.(mec.) yaratıcısız kati )1( قال : uzun okunur) 1.katleden, öl-düren, cinayet işleyen, câni 2.öldürücü
katil )2( قبل : )bkkatl(
kat'iyye (kat'iye, katiye( قطعيه : )bk.kati(
kat'iyy-üd delale (t( قطعی الدلالت : anlatımda
belli bir månåya delaleti, işareti kesin, ifade ettiği mânaya delil olması kesin, şüphe go türmez
kat'iyy-ül metin قمي المين metin (yazılı par ça) olarak sağlamlığı ve güvenirligi tam, de ğişikliğe uğramamış olması kesin ve şüphe götürmez
kat'iyy-ül vücud قطعى الوجود varlığı kesin ve
şüphe götürmez
kat'iyyet (kat'iyet, katiyet kesinlik
kati قتل : katletme, öldürme, cinayet
katledilmek قتل ابدلمك : öldürülmek
katletmek قتل ايتمك : öldürmek
katliam قتل عام : bir topluluğu toptan öldürme, ya
katlü ihanet قتل و اهانت : öldürme ve ihanet(bk.
ihanet)
katlü kıtal قتل و قتال : öldürme ve savaş
katmer 1 : قاتمر.kat kat olma, üst üste gelme, üst üste olma 2.üst üste gelen katlar
katmerleşmek قائمر لشمك : katmerli hale gel
mek, katlanarak artmak
katmerli 1 : قائمرلی.kat kat olmuş, üst üste yı ğılmış 2.katlanarak artmış
Katolik فاتوليك : Katolik mezhebine bağlı; pa-panın, Hz. İsa'nın (a.s.) yeryüzündeki temsil-cisi ve günahları af etme yetkisine sahip ol-duğuna inanan, onun görüş ve hükümlerine bağlı olan (mezhep veya kişi)
katran 1 : قطران.reçinesi bol bir tür çam 2.koyu siyah renkte, yanıcı, keskin kokulu, suda eri-mez bir madde
katre 1: قطره.damla, damlacık 2.su damlası veya damlacığı 3.damla kadar küçük, damla-
cık, parçacık
Katre قطره : Bediüzzaman Hazretlerinin küçük bir eserinin adı (Katre Risalesi)
katre-l fikr (fikir( قطرة فكر : fikir damlacığı, dü
şünce damlacığı
katre-i mütelemmin قطرة متلمع : parıldayan
damlacık
katre-i nur قطره نور : nur damlası, ışık parçacığı
katrecik قطره جك : damlacık
katre misal قطره مثال : katre gibi, damla gibi
katrilyon قائلين : birin önüne on beş sıfırın konmasıyla elde edilen sayı, 10 üzeri 15 sayısı
katuf قطوف : tembel, yavaş
kavaid
YanıtlaSil500
kavald 1 : قواعد kaideler, kurallar 2.Arapça dil bilgisi kuralları
kavaldi Arabiye قواعد عربيه : Arapça dil bilgisi kuralları
kavaid-i Ehl-i Sünnet قواعد اهل ست : Ehl-i Sün-net mezhebinin kabul ettiği prensipler (esas-lar) ve kurallar (bk. ehl-i sünnet)
kavaid-i esasiye قواعد اساسيه : temel kurallar
kavaid-l Imaniye قواعد ایمانیه : imanla ilgili ku-rallar, İslâm dininde inanılması şart olan ku-rallar
kavaldi külliye 1 : قواعد كليه genel kurallar 2.kanunlar (bak. kanun)
kavaid-i külliye-i muntazama قواعد كلية منظمة : düzenlenmiş (sistemleştirilmiş) kurallar ve kanunlar
kavaid-i mukarrere قواعد مقرره : kesin oldugu kabul edilmiş kurallar
kavaid-i şeriat-ı garra قواعد شریعت غزاء : yüce ve parlak şeriatın (İslam dininin) kuralları
kavaid-i usûliye قواعد اصولیه : metot kuralları, ilimde araştırma ve ispat kuralları
kavak قراق : sögutgillerden, sulak yerlerde ya şayan, düzgün uzayan, son baharda yaprakla rını döken orman ağacı
kaval قرال : çoğunlukla kamıştan yapılan ne-
fesli ve basit çalgı âleti
kavanin قوانین : kanunlar (bk. kanun(
kavanin-i acibe قوانین عجيبه : hayret verici ka-nunlar
kavanin-i adatullah قوانين عادات الله : Allah'ın (c.c.) tabiata koyduğu kanunlar; tabiattaki düzeni sağlayan, bütün varlıkların ve olayla rın bağlı olduğu, Allah'ın (c.c.) devamlı emir-leri olan kanunlar (bak, kanun)
kavanin-i adet قوانین عادت : tabiattaki düzeni sağlayan, bütün varlıkların ve olayların lı olduğu (Allah'tan c.c. gelen) devamlı emir şeklindeki kanunlar (bk. kanun)
kavanin-i akliye قوانین علیه : alla uygun ve akıl la anlaşılan kanunlar ve kurallar
kavanin-i amika-i dakika قوانين عمیقه دقیقه : en küçük bir hata ve sapmaya yer bırakmayan, çok ince ve hassas (dakik) olan ve bütün varlık dünyasının en küçük, en derin (amik) noktalarına kadar düzeni sağlayan (Allah'ın c.c. tabiata koyduğu) kanunlar (bk. kanun)
دقيقة إلهيه : en küçük bir hata ve sapmaya yer kavanin-i amika-i dakika-i İlahiye قوانين عميقة
kavanin-i hilkat
ve bütün varlık dünyasının en küçuk, en de bırakmayan, çok ince ve hassas (dakik) olan rin (amik) noktalarına kadar duzent sagla yan, Allah'ın (c.c.) tabiata koyduğu kanunlar (bk, kanun)
kavanin-i beserinsan eseri olan ka nunlar, insanların koyduğu hukuk kuralları
kavanin-i carive قوانین جاره geceli kanun ve kurallar
kavanin-1 Ehl-i Sünnet قوانین اهل سنت Ehl-i San net mezhebinin imanla ilgili temel kuralları (bk. Ehl-i Sünnet)
kavanin-i emrive قوانین آمریه arada sebepler ve vasıtalar olmadan) varlığını doğrudan Al lah'ın (c.c.) emrinden alan kanunlar
kavanin-i ezeliye قوانین از لیه : ezeli kanunlar Al. lah'ın (c.c.) ezelden( kulları için) takdir ettiğ belirlediği) kanunlar, emirler
kavanin-i ezeliye-i sübhaniye قرانی ازلية سبحانيه sübhan (yani, her bakımdan kusursuz ve noksansız) olan Allah'ın (c.c.) ezelden (kul ları için) takdir ettiği (belirlediği) kanunlar, emirler
kavanin-i fenniye قوانين فيه : tabiat ilimlerinin keşfettiği (bulduğu) kanunlar
kavanin-i hadsiye قوانین حدس : hads yolu ile bulunan temel kurallar, (yani delilden hare ketle gerçeği vasıtasız, aniden ve doğrudan, bulup ortaya konan apaçık prensipler (esas-lar) ve kurallar
kavanini hak قوانين حل : doğru ve isabetli (uy-gun) konmuş hukuk kuralları ve adaletli ka nunlar
kavanini hayati (ye( قوانين حياتب : biyolojik ka nunlar, canlıların hayatta kalmasını sağlayan (Allah'ın c. c koyduğu) kanunlar ve şartlar
kavanin-i hikmet قوانین حکمت: hikmet kanun-
bağları, her şeyi hikmetle düzenleyen, yani her şeyi sebeplere bağlayan ve gayeli, faydalı, işe yen (Allah'ın (c.c.) koyduğu) kanunlar yararlı, en uygun ve ölçülü şekilde düzenle
kavanin-i hilkat قوانین خلقت : hilkat kanunları,
yan, bütün yaratılmış varlıkların ve olayların yaradılış kanunları; tabiattaki düzeni sağla bağlı olduğu (Allah'ın (c.c.) koyduğu) kanun lar, canlı-cansız her varlığın kendi yaradılış özelliğine göre hareket etmesi, değişmesi kanun( akları yaratışında koyduğu) kanunlar (bk. veya gelişmesini sağlayan (Allah'ın (c.c.) var
Anicraat
YanıtlaSil501
vonin-craat قوانین اجراات : )Allah'a (c.c.) ait) wut kanunlan: yaratılmış varlıklar dan anda her şeyi sebeplere bağlayarak yapip renme ve düzene bağlamaya vasıta olan Allahin (c.c.) devamlı emirleri olan kanunlar (M. ksoun)
Lavanini ictimaiye قوانين إجتماعية toplum ha-yatını düzenleyen kanunlar, kurallar
vania Bahiye قوانين الهبه : Allah'ın (cc) koy duğu kanunlar ve emirler
manları) animecell قوانين علم ازلی : Allah'ın (cc) el ve sonsuz ilminin kanunları (kader ka
kavanini miye 1 : قوانين علميه.ilmi kanunlar Allah'ın (c.c.) ezeli ve sonsuz ilminin eseri olan tabiattaki kanunlar (bk. kavanin-i ka det! 2 insanların ilmi araştırma ve düşünce sonucu buldukları ilim kanunları, pensipleri, kuralları (bk. kanun)
kavanini itibariye قوانین اعتباریه : itibari kanun lar: aslında başlı başına (düşünce dışında ger çek, objektif) varlığa sahip Allah'ın (c.c.) emir ve gücünün eseri olan, tabiat olaylarındaki düzeni adlandırmak bakımından var sayılan ve hiçbir iş yapma, etki etme ve yaratma gü cünü taşımayan tabiat kanunları
kavanin-i kader قوانین قدر : kader kanunları; ya ratılmış varlıklar dünyasını yaradılış gaye ve özelliklerine göre düzenlemek, ölçü ve adale ti sağlamak üzere Allah'ın (c.c.) ezelden son-suz timi ve iradesiyle belirlediği kanunlar
kavanini külliye 1 : قوانین کلیه.külli (genel)
kanunlar, herkesi bağlayıcı hukuk kuralları 2.(Allah (c.c.) tarafından konmuş olan)bütün varlıklar dünyasına düzen getiren kanunlar(-bk. kanun)
lavanin-i latife قوانين لطيفه : incelikleri olan ku-rallar
kanun-u mahsus(a( قوانین مخصوص : ozel kanun-lar, özel bir varlık ve olay türüne ait kanunlar
kavanin-i meslet قوانین مشیئت : Allah'ın (cc.) iradesinin eseri olan ve hayat ve tabiata dū-zen getiren kanunlar, tabiat düzenini sağla-yan kanunlar
kavanin-i muayyene قوانين معينه : belli kanun-lar, (Allah'ın (c.c.) iradesinin ve gücünün eseri olan) tabiattaki özel olay ve durumları düzenleyici ve belirleyici belirli kanunlar
kavanin-i rahmet قوانین رحمت : )tabiattaki var-lıkların ve olayların bağlı olduğu) Allah'ın
Kaviyy-i Aziz
insanların yaşamasını kolaylaştıran kanunlar (cc.) merhametinin eseri olan canlıların ve ve dusturlar (prensipler, temel kurallar)
kayanin-i rububiyet قوانين ربوبیت : her şeyin sa-hibi, terbiye edicisi ve ihtiyaçlarını karşıla yacak imkan ve ortamın yaratıcısı sıfatıyla Allah'ın (c.c.) koyduğu kanunlar ve dustur-
lar (prensipler, temel kurallar)
kavanini seriat قوانین شریعت : seriat kanunları, İslam dinindeki emirler ve kurallar
kavanin i tabiiye قوانین طبیعیه : tabiat kanunları; yani, Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan tabiat olaylarının kanunlar, yaratı-lış kanunları(bk. kanun(
kavanin-i teşekkülat قوانین تشکلات : tabiattaki
varlıkların meydana gelme ve normal şeklini almayı sağlayan (Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünun eseri olan) kanunlar
kavanin-i teşkiliye قوانين تشکيليه : canlıların
meydana gelişini, çoğalmasını ve normal şek-lini almasını sağlayan (Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan) kanunlar
kavanin-i ubudiyet قوانین عبودیت : kulluk ka-
nunları, kainattaki varlıkların Allah'ın (c.c.) kulları olmalarını sağlayan kanunlar, yani varlıkların yaratılış gaye ve özelliklerine uy-gun olarak hareket etmelerini, kendilerine verilen görevleri yerine getirmelerini sağla-yan Allah'ın (c.c.) sürekli ve kesintisiz olan emirleri, tabiata düzen veren kanunlar. (bk. kanun)
kanun-u umumiye-i içtimaiye قوانين عمومية اجتماعيه : toplum hayatını düzenleyen ve her-kesi bağlayan hukuk kanunları ve kuralları
kavanoz قوانرز : cam, toprak veya seramik gibi maddelerden yapılmış, geniş ağızlı küçük veya orta boyda kap
kavi 1 : قوی.kuvvetli, güçlü 2.sağlam, sarsıl-maz 3.dayanıklı 4.güç ve kuvvet sahibi
kavil قول : )bavl
kavileşme 1 : فریلنمه güçlenmek 2.güç ve kuv-
vet kazanmak
kavim قوم : bkavm(
kavis قوس : )bk.kavs(
kavi(y( قوی : )bk.kavi(
Kaviyyi Aziz قوى عزيز : Aziz ve Kavi olan, güç sonsuz güç ve kuvvete sahip (Kaví) olan (Al-ve kuvvetiyle her şeye üstün gelen (Aziz) ve lah c.c.)
Lavanin-I icraat
YanıtlaSil501
kavanin icraat قوانین اجراات : )Allah'a (c.c.) ait) wraat kanunları, yaratılmıs varlıklar dün yasinda her şeyi sebeplere bağlayarak yapıp yiritme ve düzene bağlamaya vasıta olan Allah'ın (c.c.) devamlı emirleri olan kanunlar (bk. kanun)
kovanin-i ictimaiye قوانين إجتماعية : toplum ha yatını düzenleyen kanunlar, kurallar
Lavanin-illahiye قوانين الهيه : Allah'ın (c.c.) koy duğu kanunlar ve emirler
kavanin-i ilm-l ezeli قوانين علم أزلي : Allah'ın (c.c.) ereli ve sonsuz ilminin kanunları (kader ka nunları)
kavanin-i ilmiye قوانین علميه : Lilmi kanunlar Allah'ın (c.c.) ezeli ve sonsuz ilminin eseri olan tabiattaki kanunlar (bk. kavanin-i ka-der) 2 insanların ilmi araştırma ve düşünce sonucu buldukları ilim kanunları, pensipleri, kuralları (bk. kanun)
kavanin-i itibariye قوانین اعتباريه : itibari kanun lar, aslında başlı başına (düşünce dışında ger çek, objektif) varlığa sahip Allah'ın (c.c.) emir ve gücünün eseri olan, tabiat olaylarındaki düzeni adlandırmak bakımından var sayılan ve hiçbir iş yapma, etki etme ve yaratma gü cùnü taşımayan tabiat kanunları
kavanin-l kader قوانین قدر : kader kanunları; ya ratılmış varlıklar dunyasını yaradılış gaye ve özelliklerine göre düzenlemek, ölçü ve adale-ti sağlamak üzere Allah'ın (c.c.) ezelden son-suz ilmi ve iradesiyle belirlediği kanunlar
kavanini külliye 1: قوانين كليه.kulli (genel) kanunlar, herkesi bağlayıcı hukuk kuralları | 2.(Allah (c.c.) tarafından konmuş olan)bütün varlıklar dünyasına düzen getiren kanunlar(-bk. kanun)
kavanin-i latife قوانين لطيفه : incelikleri olan ku-rallar
kanun-u mahsus(a( قوانین مخصوصه : ozel kanun-lar, özel bir varlık ve olay türüne ait kanunlar
kavanin-i meslet قوانین مشیئت : Allah'ın (cc) iradesinin eseri olan ve hayat ve tabiata dū-zen getiren kanunlar, tabiat düzenini sağla-yan kanunlar
kavanin-i muayyene قوانين معينه : belli kanun-lar, (Allah'ın (c.c.) iradesinin ve gücünün eseri olan) tabiattaki özel olay ve durumları düzenleyici ve belirleyici belirli kanunlar
kavanin-i rahmet قوانین رحمت : tabiattaki var-lıkların ve olayların bağlı olduğu) Allah'ın
Kaviyy- Aziz
(c.c.) merhametinin eseri olan canlıların ve insanların yaşamasını kolaylastıran kanunlar ve düsturlar (prensipler, temel kurallar)
kavanin-i rubublyet قوانین وب her şeyin sa-hibi, terbiye edicisi ve ihtiyaçlarını karşıla-yacak imkan ve ortamın yaratıcısı sıfatıyla Allah'ın (c.c.) koyduğu kanunlar ve düstur-lar (prensipler, temel kurallar)
kavanin-i şeriat قوانین شریعت : şeriat kanunları İslam dinindeki emirler ve kurallar
kavanin-i tabiiye قوانین طبيعيه : tabiat kanunları; yani, Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan tabiat olaylarının kanunlar, yaratı-lış kanunları(bk. kanun(
kavanin-i teşekkülat قوانین تشکلات : tabiattaki varlıkların meydana gelme ve normal şeklini almayı sağlayan (Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan) kanunlar
kavanin-i teşkiliye قوانين تشكيليه : canlıların meydana gelişini, çoğalmasını ve normal şek-lini almasını sağlayan (Allah'ın (c.c.) yaratıcı emir ve gücünün eseri olan) kanunlar
kavanin-i ubudiyet قوانین عبودیت : kulluk ka-nunları, kainattaki varlıkların Allah'ın (c.c.) kulları olmalarını sağlayan kanunlar, yani varlıkların yaratılış gaye ve özelliklerine uy-gun olarak hareket etmelerini, kendilerine verilen görevleri yerine getirmelerini sağla-yan Allah'ın (c.c.) sürekli ve kesintisiz olan emirleri, tabiata düzen veren kanunlar. (bk. kanun)
kanun-u umumiye-i içtimaiye قوانين عمومية اجتماعيه : toplum hayatını düzenleyen ve her-kesi bağlayan hukuk kanunları ve kuralları
kavanoz قوانوز : cam, toprak veya seramik gibi maddelerden yapılmış, geniş ağızlı küçük veya orta boyda kap
kavi 1 : قوى.kuvvetli, güçlü 2.sağlam, sarsıl-maz 3.dayanıklı 4.güç ve kuvvet sahibi
kavil قول : )bk. kavl(
kavileşme 1 : فویلشمه güçlenmek.güç ve kuv-
vet kazanmak
kavim قوم : bkavm(
kavis قوس : )bk.kavs(
kavi(yy( قوى : bkavi(
Kaviyyi Aziz قوی عزیز : Aziz ve Kavi olan, güç ve kuvvetiyle her şeye üstün gelen (Aziz) ve lah c.c.) sonsuz güç ve kuvvete sahip (Kavî) olan (Al-
Kaviyy-i Mutlak
YanıtlaSil502
kaydedilmek
Kaviyy-I Mutlak قوى مطلق sonsuz güç ve kuv vet sahibi olan (Allah c.c.)
kaviyyen قريبا : kuvvetle, kesinlikle
kavi 1.5 : قولoz 2.görüş
kavli leyyin قول لن : yumuşak söz
kavli meşhur قول مشهور : ünlü söz
kavli racih قول راجح : tercih edilen söz, üstün tutulan söz (veya düşünce, görüş)
kavli sarih قول شارح : açıklayıcı söz
kavl-i şerif قول شریف : mübarek söz
kavlen قرلا : sözle, sözle ifade ederek kavli 1 :قولى.sözle ilgili 2 sözlü, söz ile ifade edilen
kavm 1 : فرم.kabile, aşiret 2 rkdaşlığa bağlı toplum 3.toplum 4.millet 5.Allah (c.c.) tara-fından peygamber gönderilen toplum kavm-id قوم عاد : Ad kavmi, Hz. Hud'un (a.s.)
peygamber olarak gönderildiği toplum
kavm-i Ad ve Semud قوم عاد و ثمود : Ad ve mud kavmi, Hz. Hud'un (a.s) peygamber ola rak gönderildiği Åd toplumu; ve Hz. Salih'in (a.s.) peygamber olarak gönderildiği Semud toplumu
kavm-i Åd ve Semud ve Firavun قوم عاد و ثمود و فرعون : Ad ve Semud ve eski Mısır'daki Fira vun kavimleri; Hz. Hud'un (a.s.) peygamber olarak gönderildiği Åd toplumu, Hz. Salih'in (a.s.) peygamber olarak gönderildiği Semud toplumu ve Hz. Musa (a.s.) ve kardeşi Hz. Harun'un(a.s.) peygamber olarak gönderil dikleri Firavununun yönetimindeki toplum (bk. Firavun)
kavm-1 Arab قوم عرب : Arap toplumu, Hz. Mu-hammed'in (a.s.m.) peygamber olarak gön derildiği Arap toplumu
timi altındaki toplum (bk. Ebrehe) kavm-i Ebrehe قرم ابرهه : Kral Ebrehe'nin yöne
kavm-i Firavun قوم فرعون : Firavunun yöneti mi altında bulunan ve kendilerine Hz. Musa )a.s.) ve kardeşi Hz. Harun'un (a.s.) peygam-ber olarak gönderildiği eski Mısır toplumu (bak. Firavun)
kavm-i Kureyş قوم قريش : Kureyş kavmi, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) soyca mensup olduğu Arap kabilesi
kavm-i Lut قوم لوط : Lut'un (a.s.) kavmi, ken-dilerine Hz. Lut (a.s.) peygamber olarak gön derildiği halde O'nu dinlemedikleri ve inanıp itaat etmedikleri için heläk edilen toplum
kavm-i Musa قوم موسى Hz. Musa'nin (as( kavmi, Hz. Musa (as) ve kardesi Hz. Ha run'un soyca mensup oldukları İsrailoğulları (Yahudi) toplumu
kavm-i Nuh uh (as) kavmi, kendi lerine Hz. Nuh'un (a.s.) peygamber olarak gönderildiği ve inanmayanların tufanda bo ğulduğu toplum
kavm-i Semudقوم مود Semud kavmi. Hz Salih'in (a.s.) kendilerine peygamber olarak gönderildiği Semud toplumu
kavm-l Semud vedقوم نمود وعاد Adv. mud kavmi (bk. kavm-i Ád ve Semud(
kavmi (ye( 1 : قربه.kavimle ilgili 2 kabileye bağlılıkla ilgili 3.ırkdaşlığa bağlılıkla ilgili 4.toplumla ilgili, topluma ait (toplumsal)
kavs 1 : قرص.yay 2.cember veya daire kenarı şeklindeki eğri
kavs-i kuzeh قوس قزح : gökkuşağı
Sekavs-i mevhum (e( قوس موهومه : hayali yay, haya
len tasarlanmış eğri çizgi
kavseyn قوسين : iki yay (bk kab-ı kavseyn(
kavvad (kavat( فزاد : zinaya aracılık yapan
kay في : kusmuk
kaydayıd, kayıt(
kaydı cüziyet قيد جزئیت : küçuk bir varlık ola
rak sınırlı kalma. "Sani'i Hakim.. filcümle seni kaydı cüz'iyattan mutlak bırakmıştır. (BMS sh 438); her işi hikmetli olan Yaratıcı, kısaca söylersek, seni küçük ve sınırlı bir varlık ol maktan çıkarıp sınırlamaları kaldırmıştır
kayd- esaret قيد اسارت : esaret (esirlik) zinciri
kaydı haysiyet قید حیثیت : seref ve manevi de rece sahibi olma şartı, durumu
ka, zulüm ve zorbalık gücü ve zinciri kaydı istibdat قيد استبداد : istibdat zinciri, bas
kayd- maddiyat قيد ماديات : maddi şeylere bağ lılık
kaydı ömrü tabii قيد عمر طبیعی : normal ömür süresine bağlı olma şartı
mek kayda geçirmek, deftere geçirmek 2 bel gelenmek 3.bağlamak 4.sınırlamak 5.zapt kaydetmek 1 : قيد ابتمك.yazmak, yazıya geçir kazanmak etmek, tutmak, durdurmak 6. elde etmek,
kaydedilmek 1 : قيد اديلمك.yazılmak, yazıya geçirilmek, kayda geçmek, deftere geçirilmek 2. belgelemek
(*) day
YanıtlaSilbo
wak
Lavid (kayit)
503
kaykay 1 bag 2 bağlılık 3 bağlayıcılık bağlayıcı durum, sınırlayıcı durum, şarta bağlı durum 5 durum, hal 6. sınır 7. sınırla ma sunulandirma B. engel 9. engel koута 10 kutlama 11 part 12.yazma, yazıya geçirme, kaydetme 13.yazı, yazılmış söz veya ifade 14. belge 15. (ed) ifade tarzı söz ve ifadeler arasındaki bag, ilgi, bağlantı (bağlam) 16. (gr) parth ifade, part eki 17. endişe, kaygı, dusün
ce 18. önem verme, ilgi gösterme, ilgi kayıdı (kayrth( 1 : فيدلي bağlı 2 sınırı, sınırlan mış 3 şarta bağlı 4. yazılı (bk. kayıd)
kayıdır (kayıtsız( 1: فيدسر sınırsız 2 şartlara bağlı olmayan 3 serbest 4.bağsız, zincirsiz
kayıdsızlık (kayıtsızlık( 1 : فيد سرلك. sınırsızlık 2.bağlı olmama 3 ilgisizlik, önemsemezlik, aldırmazlık, ihmal
kayınpeder قائم پدر : kaynata, evli bir kimseye göre eşinin babası
kayınvalide قائم والده : kaynana, evli bir kimse ye göre eşinin annesi
kayıt قيد : )bk. kayid(
kayıtsız فيسز : )bk kayıdsız(
kaylule قيلولة :ogleye yakın veya biraz sonra-
sındaki uyku
Kays: Leyla ile Mecnun hikâyesinin erkek
kahramanı
Kayser 1 : قيصر.eski Roma ve Bizans imparato ru (hükümdar, kral) 2.Alman İmparatoru
kay فئ : )bk kay(
Kayyum قوم : hiçbir şey muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi her an ayakta tutan ve yok olmaktan koruyan (Allah cc.)
Kayyum-u Baki قیوم باقی : Baki ve Kayyum olan (Allah c.c.); ölümsüz, sonsuz, ebedi varlığa sahip (Baki) ve hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi her an ayakta tutan, yok olmaktan koruyan (Al-lah c.c.)
Kayyum-u Sermed)( قیوم سرمدی : Sermedi
ve Kayyum olan (Allah c. c); daimi, sonsuz, ebedi varlığa sahip (Sermedi) olan ve hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi her an ayakta tutan, yok olmaktan koruyan (Allah c.c)
Kayyum-u Zülcelal قيوم ذو الجلال : sonsuz buyük lük ve yücelik sahibi (Zülcelal) olan ve hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak
var olan ve her şeyi her an ayakta tutan, yok olmaktan koruyan (Allah c.c.)
kazan Rahmani
kayyumiyet قیومیت hiçbir şeye muhtaç ola madan ezeli ve ebedi olarak var olma ve her sevi her an ayakta tutma, yok olmaktan ko ruma, "kayyum" sıfatına sahip olma
kayyumiyet-i lähive قوميت الهيه Allahin (cc( kayyumiyeti, Kayyum olması, Allah'm (c.c.) hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olması ve her şeyi her an ayakta tutması, yok olmaktan koruması
kaza قضاء Allah'ın (c.c.) ezeli takdirinin (kaderde belirlediklerinin) ve emrinin yeri ne gelmesi, gerçekleşmesi 2 belä, musibet; can veya mala zarar veren olay 3 istenmeden meydana getirilen zarar 4.zamanında yerine getirilemeyen ibadet görevini (namaz, oruç) sonradan yerine getirme 5.ödeme 6. mahke mede davaya bakma 7. mahkeme kararı 8. ilçe
kaza-l hacet 1 : قضاء حاجت ihtiyaç karşılama, ihtiyaç yerine getirme 2 tuvalet ihtiyacını ye
rine getirme
kaza-i İlahiye( قضاء إلهي : Allah'ın (c.c.) ezeli takdirinin (kaderde belirlediklerinin) ve em-rinin yerine gelmesi, gerçekleşmesi
kaza-i vatar قضاء وطر : ihtiyacı karşılama; işini
bitirme
kaza-yi hacet فضای حاجت : bk kaza-i hacet(
kaza-yillahi قصاى إلى : bk kaza-i lahi
kaza-yı Rabbaniye قضای ربانیه Rabbin emrinin yerine gelmesi, kazası, Rabb'in ezelden tak-dir ettiklerinin (kaderde belirlediklerinin( gerçekleşmesi, yerine gelmesi
kaza-yi şehvet قضای شهوت : cinsel isteği yerine
getirme
kazaen ماء : istemeden, elinde olmadan, kaza eseri olarak
kazak 1 : قراق.savaşçı atlı asker 2.(Rusya'da ve İran'da) ayrı bir sınıf meydana getiren ath asker
kazan قازان : yemek pişirmeye veya sıvı bir maddeyi kaynatmaya yarayan büyük ve kulp-lu tencere 2.buhar veya sıcak su elde etmekte
kullanılan kapalı büyük kap
kazanierzak قازان ارزاق : erzak kazanı, içinde yiyecek pişirilen veya hazırlanan kazan
kazan Rahmani قازان رحمانی : sonsuz merha met sahibine (Allah'a c. c.) ait, içinde besinler ve yiyecekler hazırlanan kazan, (mec.) Dünya
K
YanıtlaSil504
kazara
kebair
ne) ve şarta bağlı olmayan(mutlak) hukum (önerme)
azara kaza ile 2. istemeden, bilmeden 3 tesadüf olarak, rast gele
kazaya (kazaya kaziveler, hükümler, varılan sonuçlar (onermeler)
kazaya-ye makbüle قضایای مقبوله : doğru diye ka-bul edilen hükümler (düşünceler)
kaziye, mevzuunun efradi ve tesrihati ade hükümleri içine alma, kapsama. ("her kulli dince kazayayı tazammun eden bir fezleke dir": Her genel hüküm, konusuna giren fert ler ve haklarında tek tek verilen hükümler قضایایی تضمن اينمك kazayayi tazammun etme sayısı kadar hükümleri içine alan bir özettir. )örnek insan konuşan bir canlıdır" genel konuşan bir canlıdır 3.Hasan konuşan bir canıdır vb. ne kadar insan varsa o kadar hü küm, yukarıdaki genel hükmün içine girer ve bu genel huküm, bu sayısız önermelerin bir cümle içinde özetlenmiş şekli gibidir)
karf قذف : bir kadına yapılan zina iftirası
kazf- muhsenat قذف محصنات : masum (suçsuz, günahsız) kadınlara yapılan zina iftirası
kaziye قضیه : man.) hüküm (önerme), karar, bir cümle içinde ileri sürülen iddia, fikir, ifa de veya cümle
kaziye-i daime قضية دائمه : her zaman için ge çerli olduğu ifade edilen hüküm
kaziye-i felekiye قضية للكيه : astronomiye ait hüküm (önerme)
kaziye-i hamliye قضية حمليه : )man) yüklemli hüküm (önerme), bir konu ile bir yüklemden kurulan basit hüküm (önerme, cümle), "in-san ölümlüdür", "ışık yer kaplamaz" gibi
kaziye-i külliye قضية كليه : )man) genel hüküm yüklemi konusunun bütününü kapsayan hü küm, "her, bütün, hiçbir" gibi sözlerle ifade edilen cümle; (Her insan ölümlüdür gibi.)
kaziye-i makbule قضية مقبوله : doğru kabul len hüküm, bilgisine güvenilen büyük bir za-tın delilsiz olarak kabul edilen sözü, hükmü
kaziye-i muhkeme قضية محكمه : )huk.) kesinlik kazanmış olan üst mahkeme kararı
kaziye-i mutlaka قضية مطلقه : sarta bağlı olma yan hüküm, şartsız hüküm (önerme)
kaziye-i mümkine قضية ممكنه : imkan ve ihti mal belirten hüküm (önerme)
kaziye-i mümkine ve mutlaka 7 قضیه ممکنه و مطلقه imkân ve ihtimali belirten hüküm(mümki-
kaziye-i müntesire-i zamaniye قهية منتشرة زمانيه küm geçmiş ve yaygın bir zaman için geçerli hu
kaziye-i şartiye (man) şartı hü küm (şartlı önerme), bir iddianın doğrulu önerme). (Turkcede) iki hüküm arasında "se. gunu şarta bağlayan birlesik hükum (bilesik ise, ancak gibi sart bildiren bir ek veya söz konarak elde edilen hukün. ("namazi cета atle kılarsan sevabın daha çok olur. Çalışırsan başarırsın." gibi)
kaziye tabiiyeقصة طبع:normal hukum. ve normal olduğu açık olan fikir
kaziye- tasdiki قضية تصديقي : doğruluk iddiası taşıyan hüküm, doğru diye ileri sürulen hu küm (fikir, iddia)
kaziye-i üla قضية اولى : ilk hukum, ilk cümle
kaziye-i vahide قضية واحده : tek bir hüküm (cümle, önerme(
kaziye-i vaktiye-i müntesire قضية وقتية منتشرة geniş ve yaygın bir zaman için geçerli olan hüküm
muhkeme( kaziyye-i muhkeme قضية محكمه : )bk kaziye-i
kazurat 1 : قاذورات.dışkı; insan (veya hayvan( dışkısı 2.pislik
kazuratsız قاذورائسز : dışkısız
kazib (e( 1 : کاذب.yalancı, yalan söyleyen 2.ya-lan 3.yanlış 4.sahte 5.yanıltıcı
ke: (Arapça kelime başında ek olunca) gibi
(ke-l fåil: yapan gibi(
kebair كبار : büyük günahlar (başlıcaları:
edibul etmek, c)dinin açık bir emrini ve hükmü 1.inkår, inançsızlık: a)Allah'ı (c.c.) inkar etme), b) Allah'tan(c.c.) başka yaratıcılar ka nü inkar etmek 2.Allah'ın (c.c.) rahmetinden vermez, af eder diye güvenmek, aynı günahı ve affından ürnidini kesmek, Allah (c.c.) ceza cihaddan ve savaştan kaçmak 5.bir kimseyi tekrar tekrar işlemeye devam etmek 3.na-maz, orucu terk etmek 4.Allah (c.c.) yolunda ganını haksız yere kesmek veya işe yaramaz haksız yere öldürmek, bir kimsenin bir or-.yalan yere şahitlik etmek, yalan yere yemin etmek 8.bir kadına zina iftirasında bulunmak hale getirmek 6.ana babaya karşı gelmek
arbai azlme
YanıtlaSil505
yemek rüşvet almak, hırızlık yapmak timah yemek 11. zina etmek, sapik Bukide bulunmak 12 kumar oynamak, içki iç mak 13 dinde olmayan uydurmalara, ekleme degiştirmelere taraftarlık buyu yapmak
leda ilk maddedeki gunah, insarı din mkarı Diğer günahların tövbeleri ve ce vardır. Bir kasam dini eserler, böyük gu nahlarm en büyükleri (kebairi azime) olarak payedi günahı sayar:
thunden adam aldürme 2 zina 3icki 4 ana habaya karşı gelme, onlara koto davranma Skumar 6. yalancı şahitlik 7. dinde olmayan malara, eklemelere, değiştirmelere alara) taraftarlık)
lebari azime کبائر عظیمه en başta gelen bu-yuk günahlar, büyük günahların en büyükleri
bes ko
abei small كنش اسماعيل : Ha. Ismail'in (as) verine kurban edilmesi için Allah (c.c.) tara-dan gönderilen koç. Hz. İsmail'in koçu
1: كسر.byuk2 yüce
كسر : )el-Kebir) çok büyük ve çok yüce
olam (Allah c.c.)
bire كبيره : büyük günah(lar) (bak. kebair( Keçiborlu کچی بورلی : Isparta iline bağlı ilçe merkezi
heder 1 : كفر.dert, üzüntü, tasa, gam, acı, hu nin sıkıntı, can sıkıntısı 2 bulanık, bulanık-
leder 1 : کدری.dertli, üzüntülü, acılı, gamli bününlü 2.keder veren, dert veren, üzüntü veren, an veren, gam ve hüzün veren
ledersiz کدرسز : dertsiz, acısız, üzüntüsüz, sı
kenneh كانه : )Ar.) sanki, güya, sanki o
kef 4: Osmanlıca alfabede (elif-be) yirmi be-pinci harf olan (k) harfinin okunuşu
befalet کفالت : kefillik, kefil olma, birinin adı na sorumluluğu (zarar veya borcu) üstlenme, üzerine alma, garanti verme
kefalet-i zimniye کفالت ضمنيه : zimni kefalet,
kendiliğinden ve dolaylı olarak kefil olma,
rumluluğu üstlenme
befaletle كفالته : kefil olma yolu ile, sorumlu luğu üstlenerek
le كنه : terazi gözü
bale mizan 1 : كله میزان.terazi kefesi ahi
kehkeşan
rette sevap ve günahların ölçuldügu terazi kefest (mec)Allah'ın (cc.) paymaz adaleti 3. (mec.) manevi sevab defteri
kafenonün sarılarak gömülduğu dikiş siz beyaz bez
kefere کفره kafirler, inkârcılar
kefeteyniki kefe, terazinin iki göza
kefeteyn-i havfureca کفتین خوف و korku nem korkusu ve cennet ümidi seklinde terazi ve ümit şeklinde terazinin dengeleyici iki gözü, gibi olan dengeli davranış, yani, cehen nin dengeli iki kefesi gibi denge içinde olma, başka bir deyimle, insan ne "ben cehennem den kurtulmam deyip ümitsizliğe düşmeli, ne de "ben herhalde cennete giderim" deyip emin olmalı, ikisi arasındaki dengeyi koru-malı. İşte bu, birbirini dengeleyen "korku" ve "ümit" kefeleri demektir
keffaret (kefåret( 1: کفارت.bir zorunluluk al-tında veya yanlışlıkla işlenen günahın af edil-mesi ümidiyle dince belirlenmiş sadaka veya tutulan oruç 2.(günahlardan) affedilmeye vesile, sebep
keffaret-i yemin كارت مين : yemin kefareti, yemin bozma sebebiyle işlenen günahın af edilmesine vesile olmak ümidiyle verilen sa-daka veya köle azadı veya tutulan oruç
keffaret-i zünub کفارت ذنوب : gunahların kefä-
reti, günahların af edilmesine vesile, sebep
keffareten كفارتا kefaret olarak (bk. keffaret(
keffaretli کفارتلی : kefäret yerine geçen, günah-ların af edilmesine sebep olacak özelliği olan
kefil: birinin adına sorumluluğu (zarar veya borcu) üzerine almayı kabul eden kimse, garanti veren
العراقfili mutlak tam kefilm garanti
verici
kefne کفته : yakacak olarak da kullanılan di-kenli bir dağ bitkisi
kehanetfürus کانت فروش : kehanet taslayan,
gaybdan (geçmiş veya gelecekten) haber ver-me iddiasında (olanlar)
Kehf)
mağara (bk. Ashab-ı Kehf, Sure-i
kehkes (Astr.) (bk. Kehkesan(
kehkesan کهکشان : Samanyolu, içinde güneş sisteminin de yer aldığı galaksi (çok büyük yıldız topluluğu; gökada, gök nehri(
kebair-i azime
YanıtlaSil505
9. faiz yemek, rüşvet almak, hırsızlık yapmak 10.yetim mahı yemek 11.zina etmek, sapık iliskide bulunmak 12.kumar oynamak, içki iç mek 13 dinde olmayan uydurmalara, ekleme lere, değiştirmelere taraftarlık büyü yapmak Bunlardan ilk maddedeki gunah, insanı din den çıkarır. Diğer günahların tövbeleri ve ce-zaları vardır. Bir kısım dini eserler, büyuk gü nahların en büyükleri (kebair-i azime) olarak şu yedi günahı sayar: 1.kasden adam öldürme 2.zina 3.içki 4.ana babaya karşı gelme, onlara kötü davranma 5.kumar 6. yalancı şahitlik 7. dinde olmayan uydurmalara, eklemelere, değiştirmelere (bid'alara) taraftarlık)
kebair-i azime کبائر عظیمه : en başta gelen bü-yük günahlar, büyük günahların en büyükleri
kebes-i Ismall کش اسماعيل : Hz. Ismail'in (as) yerine kurban edilmesi için Allah (c.c.) tara-fından gönderilen koç, Hz. İsmail'in koçu
kebir 1 : كبير.büyük 2.yüce
Kebir كبير : )el-Kebir çok büyük ve çok yüce
olan (Allah c.c.)
kebire كبيره : büyük günah(lar) (bak. kebair(
Keçiborlu کچی بورلی : Isparta iline bağlı ilçe
merkezi
keder 1 : کدر.dert üzüntü, tasa, gam, acı, hü-zün, sıkıntı, can sıkıntısı 2.bulanık, bulanık lik
kederli 1 : کدرلی.dertli, üzüntülü, acılı, gamlı, hüzünlü 2.keder veren, dert veren, üzüntü veren, acı veren, gam ve hüzün veren
kedersiz کدرسز : dertsiz, acısız, üzüntüsüz, sı-
kıntısız
keenneh كانه : )Ar.) sanki, güya, sanki o
kef: Osmanlıca alfabede (elif-be) yirmi be-şinci harf olan (k) harfinin okunuşu
kefalet کفالت : kefillik, kefil olma, birinin adı na sorumluluğu (zarar veya borcu) üstlenme
üzerine alma, garanti verme
kefalet-i zimniye کفالت ضمنيه : zimni kefalet, kendiliğinden ve dolaylı olarak kefil olma, so-rumluluğu üstlenme
kefaletle كفالله : kefil olma yolu ile, sorumlu-
luğu üstlenerek
kefe کنه : terazi gözü
kefei mizan 1 : کفه میزان.terazi kefesi 2.ahi-
K
kehkeşan
rette sevap ve günahların ölçulduğu terazi kefesi, (mec.) Allah'ın (c.c.) şaşmaz adaleti 3.(mec.) manevi sevab defteri
kefenolunun sarılarak gömülduğü dikiş siz beyaz bez
kefere كفره : kafirler, inkârcılar
kefeteyniki kee, terazinin iki gozu
kefeteyni havf u reca کفتین خوف و رجاء korku
ve ümit şeklinde terazinin dengeleyici iki gözü, gibi olan dengeli davranış; yani, cehen-nem korkusu ve cennet ümidi şeklinde terazi nin dengeli iki kefesi gibi denge içinde olma; başka bir deyimle, insan ne "ben cehennem-den kurtulmam" deyip ümitsizliğe düşmeli, ne de "ben herhalde cennete giderim" deyip emin olmalı, ikisi arasındaki dengeyi koru-malı. İşte bu, birbirini dengeleyen "korku" ve
"ümit" kefeleri demektir
keffaret (kefaret( كفارت : .bir zorunluluk al-tında veya yanlışlıkla işlenen günahın af edil-mesi ümidiyle dince belirlenmiş sadaka veya tutulan oruç 2.(günahlardan) affedilmeye
vesile, sebep
keffaret-i yemin كفار يمين yemin kefareti, yemin bozma sebebiyle işlenen günahın af edilmesine vesile olmak ümidiyle verilen sa-daka veya köle azadı veya tutulan oruç
keffaret-i zünub كفارت ذنوب : günahların kefá-
reti, günahların af edilmesine vesile, sebep
keffareten كفارتا : kefaret olarak (bk. keffaret(
keffaretli کفارتلی : kefaret yerine geçen, günah-ların af edilmesine sebep olacak özelliği olan
kefil: birinin adına sorumluluğu (zarar veya borcu) üzerine almayı kabul eden kimse,
garanti veren
kefil-i mutlak كل مطلق tam kefil tam garanti
verici
kefne گفته : yakacak olarak da kullanılan di-
kenli bir dağ bitkisi
kehanetfürus کهانت فروش : kehanet taslayan, gaybdan (geçmiş veya gelecekten) haber ver-me iddiasında (olanlar(
kehf كيف : magara (bk. Ashab-ı Kehf, Sure-i
Kehf)
kehkes کهکش : )Astr.) (bk. Kehkeşan(
kehkeşan کهکشان : Samanyolu, içinde güneş sisteminin de yer aldığı galaksi (çok büyük yıldız topluluğu; gökada, gök nehri(
5575- Yerdekine merhamet etmeyene göktekiler merha-met etmez.
YanıtlaSil٥٥٧٦- مَنْ لا يَرْحَمُ النَّاسِ لا يَرْحَمُهُ الله (ط) حم خ م ت وابن خزيمة عن جرير حوث حسن غريب عن الى سعيد خط عن بهز بن حكيم عن ابيه عن جده وابن النجار عن
ابن مسعود)
5576- Kim insanlara merhamet etmezse, Allah da ona merhamet etmez.
٥٥٧٧ - مَنْ لَا يَهْتَمُّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ وَمَنْ لَمْ يُصْبِحُ وَيُمْسِي نَاصِحًا اللهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِإِمَامِهِ وَلِعَامَّةِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ (طى من حليها)
5577- Müslümanların işini önemsemeyen, onlardan de. ğildir. Kim sabah akşam Allah, Rasulü, Kitabı, İmamı ve tüm müslümanlar için öğüt verici olmazsa, o onlardan değildir.
٥٥٧٨ - مَنْ لاَ حَيَاءَ لَهُ لاَ غَيْبَةَ لَهُ" (الخراشطى كر عن ابن عباس)
5578- Hayası olmayan fasık kişinin arkasından yapılan gıybet de günah olmaz.
٥٥٧٩ - مَنْ لا يَسْتَغْفِرُ اللهَ لَا يَغْفِرُ اللهُ لَهُ وَمَنْ لَا يَتُوبُ لَا يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِ وَمَنْ لَا يَرْحَمُ لَا يَرْحَمُهُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ (ابو الشيخ عن جرير)
5579- Allah'a istiğfarda bulunmayanı Allah bağışlamaz. Tevbe etmeyeni Allah affetmez. Merhamet etmeyen kişiye Allah merhamet etmez.
٥٥٨٠ - مَنْ يَتَصَبَّرَ يُصَبِّرُهُ اللهُ وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يَعُفُهُ اللَّهُ وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ وَمَا أَعْطَى أَحَدًا عَطَاءً هُوَ خَيْرٌ وَأَوْسَعُ مِنَ الصَّبْرِ (الحكيم عن ابي سعيد)
5580- Sabretmeye çalışan kimseye Allah sabrı ihsan e-der. İffetli olmayı isteyeni Allah iffetli kılar. Zengin olmak isteyeni Allah zengin kılar. Kişiye sabırdan daha geniş, daha iyi bir hayır verilmemiştir.
1298
٥٥٨١ - مَنْ يَتَكَفَّلُ لى أنْ لا يَسْأَلُ النَّاسَ شَيْئًا وَاتَكَفَلُ لَهُ الجنة (د) طب ك
YanıtlaSilحل هب ض والروياني عن ثوبان
5581- Kim insanlardan bir şey istemeyeceğine bana söz verirse, ben de ona cenneti garanti ederim.
٥٥٨٢ - مَنْ يَتَقَبَّلُ لى بوَاحِدَةٍ وَاَتَقَبَّلُ لَهُ بالجَنَّة لا يَسْأَلُ النَّاسَ شَيْئًا (ط)
حم ن هـ ع حل هب ض والبغوى عن ثوبان
5582- Kim benim şu teklifimi kabul ederse, ben de onun cennete girmesini kabul ederim: Insanlardan bir şey istemesin.
٥٥٨٣ - مَنْ يُحْرَمُ الرِّفْقَ يُحْرَمُ الْخَيْرَ كُلَّهُ (ط حم م د هـ حب وابن خزيمة عن جرير)
5583- Kim rıfktan mahrum olursa bütün iyiliklerden mah-
rum olur.
٥٥٨٤ - مَنْ يُرِدْ هَوَانَ قُرَيْشٍ أَهَانَهُ اللهُ (حم ش ع طب ك ض ت حسن غريب والعدني وابو نعيم عن سعد وتمام وابو نعيم وكر عن ابن عباس كر عن عمرو بن العاصي
5584- Kim Kureyş'e ihanet etmek isterse, Allah onun iha-netini başına geçirir.
٥٥٨٥ - مَنْ يُرِدِ اللهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ (حم خ م حب عن معوية حم ت حسن صحيح والدارمي عن ابن عباس طس عن عمر هـ طس عن ابي هريرة
lar.
5585- Allah kime hayrı murat ederse, onu dinde fakih kı-
٥٥٨٦ - مَنْ يُرِدِ اللهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ وَيُلْهِمْهُ رُشْدَهُ (طب عن معوية
حل عن ابن مسعود
5586- Allah kime hayrı murat ederse, onu dinde fakih kı-lar ve doğru yolu ona ilham eder.
٥٥٨٧ - مَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ (هم عن ابي هريرة)
099
zışana yazarız, ölülerimizi tesyi edenlerin ölülerini teşyi ederiz. hakkımıza riayet edenin hakkına riayet ederiz. Ey insanlar! Insan-larla değerlerine göre düşüp kalkın. Din ve ahlaklarına göre on-larla karışın, herkese mevkiini verin, insanları aklınızla ikna edin.
YanıtlaSil۱۹۰۸ - أَنَا مُحَمَّدٌ وَاحْمَدُ أَنَا رَسُولَ الرَّحْمَة أَنَا رَسُولُ الْمَلْحَمَةِ أَنَا الْمُقَفَى وَالْخَاشِرُ بُعِثْتُ بِالْجِهَادِ وَلَمْ أُبْعَثُ بِالزَرَاعِ (ابن سعد عن مجاهد مرسلا)
1908- Ben Muhammed ve Ahmed'im. Ben rahmet pey-gamberiyim. Ben cihaddan cihada koşan bir peygamberim. Ben peygamberlerin ardından gelenim. Ben kıyamet gününde haşr i-çin insanları toplayıcıyım. Cihat etmekle gönderildim, ziraatle de-ğil.
۱۹۰۹ - أَنَا أَصُومُ وَافْطِرُ وَأَصَلَّى وَأَنَامُ وَلِكُلِّ عَمَلٍ شَرَةٌ وَلِكُلِّ شَرَهِ فَتْرَةٌ فَمَنْ تَكُنْ فَتْرَتُهُ إِلَى السُّنَّةِ فَقَدْ اِهْتَدَى وَمَنْ تَكُنْ فِتْرَتُهُ إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ فَقَدْ ضل طب وابو نعيم ض عن جعدة بن هبيرة وهو ابن ام هاني بنت ابي طالب)
1909- Ben nafile orucu tutarım, bazen de tutmam, (na-file) namaz kılarım, uyurum. Her işin bir hırs tarafı vardır ve her hırsın sakin olduğu bir devre vardır, bu geçiş dönemi sünnete doğru olursa kişi hidayete ermiş demektir. Fakat bu dönem bu-nun dışında bir yol alırsa o kimse sapmış demektir.
۱۹۱۰ - اَنْتُمُ الْيَوْمَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُجَاهِدُونَ فِي اللهِ ثُمَّ تَظْهَرُ فِيكُمُ السَّكْرَتَانِ سَكَرَةُ الْجَهْلِ وَسَكْرَةُ حُبِّ الْعَيْشِ وَسَتُحَوَّلُونَ عَنْ ذَلِكَ فَلاَ تَأْمُرُونَ بِمَعْرُوفٍ وَلَا تَنْهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ وَلَا تُجَاهِدُونَ فِي اللَّهِ الْقَائِمُونَ يَوْمَئِذٍ بِالْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ لَهُمْ أَجْرُ خَمْسِينَ صِدِّيقًا قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مِنَّا أَوْ مِنْهُمْ قَالَ لا بَلْ مِنْكُمْ (حل عن انس حل عن معاذ)
1910- Şimdi siz size Rabbinizden gelen apaçık bir yolda-sınız. İyiyi emredip kötüden nehy ediyorsunuz. Allah yolunda sa-vaşıyorsunuz, sonra size iki baş döndürcü şey verilecek. Cehalet
480
bir de yaşama aşkı. Ondan sonra değişeceksiniz, ne iyiyi emre-deceksiniz, ne de kötüden nehy edeceksiniz. Allah yolunda da savaşmayacaksınız. İşte o gün kitap ve sünneti elden bırakma-yanlar elli Sıddık ecri alacaklar. Söyle dediler: "Ey Allah'ın Rasu-Jül Bizden mi onlardan mı?" Cevap verdiler: "Hayır, bilakis siz-den."
YanıtlaSil۱۹۱۱ - اهْتَزَ عَرْشُ الرَّحْمَن لِمَوْتِ سَعْدِ بن مُعَاذِ (حم) م حب طب ك عن الس الحكيم عن ابن عمر طب عن معيقيب ك والحكيم عن اسيد بن حضير حم خ م ن ه حب ك عن جابر حم وابن سعد طب والياوردى عن عادم بن عمر بن قتادة عن جدته رميئة حم ع والبغوى وابن قانع ك ض عن الس)
1911- Sa'd b. Muaz'ın ölümünden dolayı Rahman'ın
Arş'ı sallandı.
۱۹۱۲ - اهْجُ الْمُشْرِكِينَ فَإِنَّ رُوحَ الْقُدُسِ مَعَكَ قَالَهُ لِحَسَّانَ (ط حم خ م ن والروياني ع عن عدي بن ثابت عن البراء)
1912- Müşrikleri şiirle kötüle. Çünkü Ruhu'l-Kudüs (Ceb-rail) seninledir. (Bunu Hassan'a söylediler.)
۱۹۱۳ - اُهْجُرِى الْمَعَاصِيَ فَإِنَّهَا أَفْضَلُ الْهِجْرَةِ وَحَافِظِي عَلَى الْفَرَائِضِ فَإِنَّهَا أَفْضَلُ الْجِهَادِ وَأَكْثِرِى مِنْ ذِكْرِ اللهِ فَإِنَّكِ لَا تَأْتِي اللَّهَ بِشَيْءٍ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ كَثْرَةِ ذِكْرِهِ (طب عن ام انس)
1913- Masiyetlerden vazgeç, bu en iyi vazgeçme şeklidir.
Farzlara devam et, cihadların en efdali budur. Allah'ı çok zikret. Allah'ın en çok hoşlandığı şey onu çok zikretmektir. Sen bundan daha iyi bir amel ile Allah'ın huzuruna gidemezsin.
١٩١٤ - أَهْرُبُوا مِنَ النَّارِ وَاطْلُبُوا الْجَنَّةَ جُهْدَكُمْ فَإِنَّ الْجَنَّةَ لَا يَنَامُ طَالِبُهَا وَإِنَّ النَّارَ لَا يَنَامُ هَارِبُهَا وَإِنَّ الْآخِرَةَ مَحْفُوفَةٌ بِالْمَكَارِهِ وَإِنَّ الدُّنْيَا مَحْفُوفَةٌ بِالشَّهَوَاتِ وَاللَّذَّاتِ فَلَا يُلْهِيَنَّكُمْ عَنِ الْآخِرَةِ لَذَّاتِهَا وَشَهَوَاتِهَا (ابن مندة عن يعلى بن
الاشدق عن كليب بن جرى بن معوية بن خفاجة وقال غريب
1914- Cehennemden kaçının. Cenneti de olanca gücü-
481
DELAIL 1 HAYRAT SERHI
YanıtlaSilBu cümlede geçen:
- MEZID
Lafından anlatılmak istenen mana iki türlüdür. Şöyleki
a) Daima artan cennet nimetleri, türlü türlü ikramlar
b) Cuma günüdür, Cuma gunünün kerameti: Yüce Hakkın cemalt ile müşerref olmak, böyle büyük bir nimete ermek...
CUMA GUNUNUN FAZILETİ
YÜCE ALLAH'IN VE PEYGAMBERLERİN ZİYAFETİ
Bu ikinci manada gelen bir rivayet şöyledir: Müminler, cennete cuma günü gireceklerdir.
Cumartesi günü olunca, babaları Adem a.s. onları kendi köşküne ve makamına davet eder; böylece, çocuklarına ziyafet çeker.
Pazar günü oldukta; ikinci babaları Nuh a.s. onları makamına davet edip siyafet çekecektir.
Pazartesi günü oldukta, İbrahim Halilüllah a.s. onları makamına davet eder; kendilerine ziyafet verir.
Salı günü oldukta, Musa Kelimüllah a.s, onları makamına davet edip ziyafet verir. Çarşamba günü, İsa as. onları makamına davet edip kendilerine
ziyafet verir. Perşembe günü olunca, Sultan-ı Enbiya Nur-u Çeşm-i Asfiya Ha bib-i Huda Şefi-i Ruz-ü Ceza Hazret-i Muhammed Mustafa S.A. onları, makamların en yücesi olan Vesile'ye davet eder. Onlara türlü türlü ikramlar ve in'amlarla ziyafet verir.
Herkes, bu ziyafetten dönüp makamına geldiği zaman, celăl ve ikram sahibi Yüce Allah, onların her birine tek tek melekler gönde rir, özel olarak davet eder. Cuma günü olduğu zaman, cümlesi Hazi-ret il-Kuds'te toplanırlar.
Orada, nebiler ve resuller minberler üzerinde otururlar. Ashab-1 kiram, zürriyet-i izam, (Resulüllah S.A, efendimizin soyu) namlı âlim-ler kürsüler üzerinde otururlar. Veliler, şehidler, salihler de sandal yalar üzerinde otururlar. Sair cennet ehli ise minderlere otururlar.
Ve.. Resulüllah S.A. efendimiz de oradan Kur'an okuyacaktır. Mü-harek seslerinin letafet, halavet ve taravetinden ağaçların yaprakları hareket eder. Köşklerin, sarayların pencere kanatları harekete geçer. Her birinden bir başka latif ses çıkar. Kuşlar da terennüm ederler. Bütün bunlardan dolayı türlü sedalarla büyük bir zevk olacaktır; ki onu: Tabir edip anlatmak mümkün değildir.
Nebilerin hatibi Davud a.s. orada hutbe okuyacaktır ki; bundan Türlü safalar olacaktır.
Bütün bu olanlardan sonra, ateş değmemiş; sırf Allah'ın kudreti ile zuhura gelip hâsıl olan nefis yemeklerle ziyafet olunur. Türlü ka seler içinde şerbetler verilir; ki bunların sakileri görünmez. Dil, bun ları anlatmaktan acizdir. Akıllar, onları idrak edip kavramaktan Acizdir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil635
Bu şekilde, türlü nimet, Ikramdan sonra.. mekândan münezzeh; şekil, aza, cisim ve cismaniyetten müberra olan Yüce Hak, onları ce mall ile müşerref eyler.
selam.) Səlümün kavlen min Rabbin Rahim. (Esirgeyen Rablarından
Manasında selâm verir. Onlar da, Yüce Hakkı, baş gözü ile cihet ve mekândan münezzeh, şekilsiz görürler. Bu büyük ihsan, büyük sandet ile lezzet ve nimete dalarlar.
Daha sonra, Yüce Hak, onlara hitab eder:
-Benden murad isteyin.
Bunun üzerine, onlar şöyle derler: -Senden rızanı isteriz ya Rabbl.
Onların bu isteğine karşılık Yüce Hak şöyle buyurur:
Kullarım, sizlerden razı oldum..
Böylece onları en büyük rızasına nail eder.
YETMİŞ ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e ve efendimizin Muhammed'in Aline salát selâm eyle bereket ihsan eyle. Onun makamı yücedir; ona tazim etmek, ona saygı göstermek vaciptir.
Bilhassa Resulüllah S.A. efendimizin makamı: Dünyada ve Ahi-rette cümle mahlukun makamından yüce ve üstündür.
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZE SAYGI
Resulüllah S.A. efendimiz, tam bir peygamberlik, umumi bir ri-saletle cümle insanlara, cinlere, hatta bütün yaratılmışlara peygam-ber gönderilmiştir. Bunun için, o keremli resule hayatında ve vefa-tından sonra, tazim edip saygı göstermek vaciptir.
Nitekiı, sahabe-i kiram, Resulüllah S.A. efendimize hayatında o kadar saygı gösterirlerdi ki, mübarek boğazını ayıklayıp bir şey çıka racağı zaman, avuçlarını tutarlardı. stern
Keşke, onun ağzından ve boğazından çıkan şey, avucumuza düşeydi; onu avucumuza alıp teberrüken, vücudumuza ve yüzümüze sürseydik.
Derlerdi. Böyle bir temenni ve arzu gösterirlerdi.
Resulüllah S.A. efendimiz vacib olan veya olmayan bir amel işle diği zaman, cümlesi pür dikkat ona bakarlardı:
Biz de işlerimizi onun gibi yapalım.
Derlerdi. Resulüllah S.A. efendimiz, bir kelâm ettiği zaman, cüm lesi susar, ihtimamla onu dinlerlerdi:
Onun hadis-i şerifini, hoşça ezberleyip gereği ile amel edelim, sonra gelen ümmetlere de haber verelim
636
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHI
Derlerdi. Sonra:
Edebe aykırıdır.
Diyerek, Resulüllah S.A. efendimizin yüzüne dik dik bakmazlardı. Böyle bir şeyden kaçınırlar, sakınırlardı.
Resulüllah. S.A. efendimiz, saadetle dar-1 ukbaya teşrif buyurduk-tan sonra, pak ismini isittikleri veva söyledikleri zaman, salat ve se-lamla taxim ederlerdi. Yüce emirlerine ve üstün sünnetlerine tam ka-yıtlı kalır; ihtimamla ona bağlanırlardı.
Durum anlatıldığı gibi olunca, herkese ve bize gerekir ki: O mu-avram Resul'e ve muhterem Nebi'ye tam tazim edip saygı gösterelim. Meselà: Onun sünnet-i seniyesini ihya edelim. Onun Al, ashab ve ehl-1 beytini sevip sayalım. Onun güzel edepleri ile edeplenelim. Onun mü-barek isimleri anıldığı zaman, tazimle salât ve selâm okuyalım. Onun zürriyeti olan sadat-ı kiramı gördüğümüz zaman, tazim edelim. İlmi ile Amil Alimleri gördüğümüz zaman, kendilerine ikram edelim. İlim taliplerine, Kur'an ehline de saygı gösterelim.
Hâsılı: Yukarıda anlatılanların benzeri zatlara tazim etmek üze rimize vaciptir.
Cenab-ı Hak, cümlemize hayırlı işlerde başarı ihsan eylesin. Resulüllah S.A. efendimize ihsan edeceğin bu salât:
Öyle bir salât olsun ki, hiç kesilmeye..
Ömrümüz bitse dahi, bu salâtın sonu gelmeye..
Daima sürüp gide.. Sayılara dahi sığmaya..
YETMİŞ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle. Na-sıl ki, İbrahim'e ve İbrahim'in âline âlemlerde salât eylemiştin.
Resulüllah S.A. efendimizin âli, kendisine tabi olan ashabı ve tüm ümmetidir.
Hazret-i İbrahim, Resulüllah S.A. efendimizin büyük ceddidir.
Devam edelim:
Çünkü sen, Hamid'sin: Mecid'sin.
Yani: Yüce zatında kemalât ile övülmektesin. Yarattıklarına çe-şitli rızıklar ihsan etmektesin.
YETMİŞ SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Muhammed'in âline.. Salât eyle Allahım, Muhammed'e ve Hem de, onu ananlar her andıkça, onu anmaktan gafil olanlar gafil oldukca..
KARA DAVUD
YanıtlaSilعددا .. اللهمَّ صَلِّ عَلَى محمد و على الحمد كما صلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ في العالمين انك حمد مجد وصل اللهم على محمد وعلى الحمد كما ذكره الذاكرُونَ وَغَفَلَ عَنْ ذِكره الْغَافِلُونَ ١٩ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى اب د وَارْحَمْ عمدًا وَالمُهْدِ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى الحمد كَمَا صَلَّيْتَ وَرَحِمْتَ وَبَارَكَ عَلَى إِبْراهيم وَعَلَى الإِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمد مجد . اللهم صَلِّ عَلَى سَيِّدِنا محمد النبي الأمي العام المطهر وَعَلَى الهُ وَسَا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ خَيْتَ بد الرسالَةَ وَأَيَّدَتَهُ بِالنَّصْرُ والكوثر والشفاء اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَيْنَا مُحَمد بي الحكم والحكمة السراج الوهاج المخصوص Ar
adeden.
637
77. Allahümme salli alâ Muharn-medin ve alâ âli Muhammedin kema salleyte ala İbrahime ve ala Ali İbrahi me fil-Alemine inneke Hamidün Me-cidün.
78. Ve sallillahümme alá Mu-hammedin ve alâ âli Muhammedin küllema zekerehüz-zakirune ve gafele an zikrihil-gafilune.
79. Allahümme salli alâ Muham medin ve alâ âli Muhammedin verharn Muhammeden ve Ale Muhammedin ve barik alâ Muhammedin ve alâ âli Mu-hammedin kema salleyte ve rahimte ve barekte ala İbrahime ve alá ali İbra-hime inneke Hamidün Mecidün.
80. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin'in-nebiyy'il-ümmiyy'it-tahir'il-mutahhari ve alâ âlihi ve sel-lim.
81. Allahümme salli alâ men ha-temte bihirrisalete ve eyyedtehu bin-nasri vel-kevseri veş-şefaati.
82. Allahümme salli alâ seyyidi-na ve mevlâna Muhammedin nebiyy'il-hükmi mahsusi.. vel-hikmet'is-sirac'il-vehhac'il-
77, Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salát eyle. Nasıl ki, İbra-him'e ve İbrahim'in åline âlemlerde salât eylemiştin. Çünkü sen, Hamid'sin; Me-cid'sin.
78. Salât eyle Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline.. Hem de, onu ananlar her andıkça, onu anmaktan gafil olanlar gafil oldukça..
79. Allahım, Muhammed'e salát eyle; keza Muhammed'in ållne de.. Mu-hammed'e ve Muharumed'in Aline merhamet eyle. Muhammed'e ve Muhammed'in åline bereket ihsan eyle. Nasıl ki, İbrahim'e ve İbrahim'in åline salát, merhamet ve bereket ihsan eylemiştin. Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.
80. Allalım, tahir, mutahhar, ümmi nebi efendimiz Muhammed'e ve onun Aline salât eyle; selam eyle..
81. Allahım, şu zata salát eyle ki: Risaleti kendisi ile sona erdirdin; ona yardım edip kevser ve şefaat hakkı vermekle güçlendirdin.
82. Allahım, hüküm, hikmet sirac-ı vehhac, en üstün huy kendisine mahsus..
**
(Devamı: 641. Sayfada)
kehreba
YanıtlaSil506
kelimat-ı haliye
keheba cam gibi saydam (ışık geçi ren) bir tür zamk
kehrebal 1 : کهربای.saydam, cam gibi ışık geçi ren ve bakınca varlığı fark edilmeyen 2.mık natıslı
kehreba كهرباء : bk. kehribar, kehreba( kehribar کهربار : sus eşyası yapımında kullanı
lan, çeşitli renkte olabilen, yarı saydam, bir
kehriba1 : كهر. keheba 2.kehribar (bk. keh-simleri çeken, taşlaşmış reçine rebal, kehribar) 3.mıknatıs özeldeki madde
keji کڑی : sakat
keko که قو : )Kürtçe) ey ağabey
kelam 1.5 : كلامoz 2.konuşma 3 ifade 4.İslam dininin temel inançlarını açıklayan ve doğ-ruluğunu ispat eden ilim dalı 5.Allah'ın (c.c.) konuşur, söz söyler olması sıfatı, kelâm sıfatı
kelam-akdes کلام اقدس en kutsal söz, en mü-
barek söz
kelam - ali کلام عالی : yüce ve mübarek söz
kelam-belig كلام بليغ : belägatlı söz konusuna ve dinleyenlerin durumuna en uygun, doğru, etkili ve güzel söylenmiş söz
kelam-ı beşer كلام بشر : insan sözü insanın aklı ve konuşma yeteneğinin eseri olan konuşma
Kelam - Ezeli کلام ازلی : ezeli söz, Allah'ın (c.c.) ezeli olan sözu (Kur'an)
Kelam- Ilahi كلام إلهى : Allah (c.c.) kelamı, Al-
lah (c.c.) sözü
Kelam - Kadim كلام قديم : ezeli söz Allah'ın (c.c.) ezeli olan sözü, Kur'an
kelam-ı kudsi کلام قدسی: kusal soz mübarek SÖZ
kelam-ı Layezali كلام لایزالی : ölümsüz ve ebedi olanın sözü, Allah'ın (c.c.) sözü (Kur'an)
kelam-ı mahsus كلام مخصوص : özel söz özel ifade
kelâm - Mudari كلام مضری : Asab kabilelerin -den Mudar kabilesinin konuştuğu dil, en gü-
zel Arabça
kelam-ı nefsi کلام نفسی : )Allah'a (c.c.) mah-sus) konuşmanın kendisi; harf, hece, söz, ses gibi vasıtalara muhtaç olmayan Allah'ın (c.c.) sözü, vahy, ilham
kelâm- nutk (nutuk( كلام نطق : konuşmadaki söz
keläm-ı pür-meal کلام پر مال comanalı söz (mec.)cok mana ifade eden Allah'ın(c.c.) her eseri)
keläm-ı Rabbani کلام ربانی Rabb'in sözu, Al.
lah'ın (c.c.) sözü
kelam-ı Rahmani کلام رحمانی merhameti her şeyi kuşatanın (Allah'ın) sözü
kelâm-i tevhid)1( کلام توحیدی tevhidait soz; (c.c.) birliğini ifade eden söz
kelâm-ı tevhidiye-i kudsiye كلام توحيدية قدسيه tevhide ait mübarek söz, Allah'ın (c.c.) birli ğini ifade eden kutsal ve mübarek söz
kelam-i vahid كلام واحد : tek söz tek ifade
kelamen كلاما : sözle, söz söyleme yolu ile
kelami (ye( 1 : كلاميه.sozle ilgili sözle yapılan 2.kelâm ilmiyle ilgili, kelâm ilminin konusu-
na giren (bk. kelâm, md 4)
kelamullah كلام الله : Allah (c.c.) kelamı, Allah'ın
(c.c.) sözü; Kur'an
kelamullah-i natik كلام الله ناطق : Allah'ın (c.c.(, gerçekleri bildirip açıklayan sözü (Kur'an)
kelāmullah-il Aziz-il Mennan كلام الله العزيز المنان
sonsuz güç ve üstünlük sahibi (Aziz) ve çok iyilik edici ve nimet verici (Mennan) olanın sözü, Allah'ın (c.c.)sözü
kelb كلب : köpek
kelb-i Ashab-ı Kehf كلب اصحاب کهف : Ashab-ı Kehfin köpeği (bk. Ashab-ı Kehf)
kelb-i mütemellik كلب متملق : ev köpeği, sahipli
köpek, ev bekçisi köpek
kelibiyet köpeklik
kelepçe کلیچه : suclu veya sanıkların kaçması-nı önlemek için ellerine takılan demir halka
kelepçeli کلیچه لی : kelepçelenmiş, elleri kelep-
çe ile bağlanmış
tenkele keler کلر : sürüngen türünden hayvan, ker-
kelim kelimeler 2.sözler
Kelim 1 : كليم.kendisi ile konuşulan, hitap edi-len 2.konuşan, söz söylenen 3.Allah'ın (c.c.), Mûsa (a.s.( aracısız kendisi ile konuştuğu kimse, Hz.
kelimat 1 : كلمات.kelimeler 2.sözler
kelimat-i cemile كلمات جميله : güzel ve muba-
rek) kelimeler, sözler
kelimat-ı haliye كلمات حاليه : )mec.) hal diline ait kelimeler, hal ve durumları bir çok mână-
kelimat hikmet
YanıtlaSil507
lar ifade eden eserler, varlıklar ve olaylar
kellimat hikmet كلمات حکمت : Allah'n(c.c.) hikmetini dile getiren (ifade eden) kelimeler, Allahin(cc) yarattığ eserler, (eserler); Al-lah'in (cc.), her şeyi hikmetli, yani sebeplere bağlı olarak, gayeli, faydalt, işe yararlı, ölçulü, yerinde ve en uygun şekilde yaptığını ifade eden eserler, varlıklar
kelimat Bahiye كلمات إلهية : Allah'ın (c.c.) söz-leri, vahiy ve ilhamları
kelimat imaniye کلمات ایمانيه : Amentu'da gecen) müslümanın imanını belirten sözler, Imanın şartlarını (esaslarını) belirten sözler, kelimeler
kelimat kitab-i kainat کلمات کتاب کاهنات : kai nat kitabındaki sözler,(mec.) Allah'ın (c.c.), her harfi, her kelimesi månalı ve tertipli gü zel bir kitaba benzer şekilde yarattığı kâina-tın içinde yer alan ve hepsi mânalı olan var-hklar ve olaylar,
kellmat kudret کلمات قدرت : )mec.) (Allah'a (c.c.) ait) sonsuz güç ve kuvvet eseri olan ve hepsi mânalı kelimeler gibi bir çok mânalara sahip olan eserler, olaylar ve varlıklar
kelimat- Kur'aniye کلمات قرآنیه : Kur'an kelime leri, Kur'an'daki sözler
klimat latife كلمات الطبقة : güzel ve hoş sözler kelimat-ı mahsusa کلمات مخصوصه : özel dil, özel sözler (mec.)hal, hareket, iş, davranış, ihtiyaç gibi yollarla dile getirilen, ifade edilen måna-lar
kelimat- mektube كلمات مكتوبه : yazı şekline girmiş sözler, yazılı kelimeler
kelimat-ı mukaddese كلمات مقدسه : kudsal ve mübarek söz ve kelimeler
kelimat-ı mübareke کلمات مبارکه mübarek ke
limeler ve sözler
kelimat-ı niyaziye كلمات نیازیه : Allah'a (c.c.) dua ve yalvarış sözleri
kelimat-ı Rabbaniye كلمات ربانيه : Rabbimizin sözleri; yani her şeyin sahibi, ihtiyaçlarını karşılayacak imkânların yaratıcısı ve terbiye edicisi (Rabb'i) olan Allah'ın (c.c.) sözleri; va-hiy ve ilhamları
kelimat-i tayyibe 1 : كلمات طيبه güzel ve iyi söz ler; okunan Kur'an ve hadis, zikir, dua, tesbih gibi ibadet olan sözler 2.iyilikler, sevaplı işler, davranışlar ve bunların öğretilmesi, yapılma-a ile ilgili sözler
kelimat tercümiye کلمات ترجمه : tercumede
kullanılan kelime ve sözler
kelime-i maneviye
kelimat-i tesbihiye 1: كلمات تسبيحيه.Allah'ın (c.c.) kusursuzluğunu, emir ve işlerinin mü-kemmelliğini belirten sözler, ifadeler, mana-lar, 2.(mec.) bu vasıftaki eserler, varlıklar ve olaylar
kelimat-ı tesbihiye ve zikriye کلمات تسبیحیه و ذكريه : Allah's (c.c.) tesbih ve zikir için söyle nen sözler, ifadeler
kelime کلمه : söz
kelime-i aliye كلمة عاليه : yüce ve mübarek söz)-
ler) ve kelime(ler)
kelime-i beyza كلمة بيضاء : parlak güzel, önem-
li ve dikkat çekici söz
kelime-i gaddare كلمة غذاره : merhametsizlik ve haksızlığı belirten yıkıcı ve kahredici söz
kelime-i hallye كلمة حاليه : )mec.) hal diline ait kelime, hal ve durumu ile bir çok mânalar ifa-de eden eser, varlık veya olay
kelime-i hamka كلمة حمقاء : akılsızca ve buda-
laca söz
kelime-i hikmet کلمه حکمت: Allah'ın (c.c.( hikmetini dile getiren (ifade eden) kelime; (mec.)Allah'ın (c.c.) her şeyi hikmetli, yani sebeplere bağlı olarak, gayeli, faydalı, işe ya-rarlı, ölçülü, yerinde ve en uygun şekilde yap-tığını ifade eden eser, varlık veya olay
kelime-i hikmet-eda كلمة حكمت ادا : hikmetli kelime, (mec.) Allah'ın (c.c.) hikmetini gös-teren eser, varlık veya olay (bk. kelime-i hik-met(
kelime-i hikmet numa كلمة حكمت نما : hikmet belirten kelime, (mec.) Allah'ın (c.c.) hikmeti-ni gösteren eser, varlık (bk. kelime-i hikmet)
kelime-i kudret کلمه قدرت : Allah'ın (c.c.) güç ve kuvvetinin ifadesi olan eserleri, (mec.) bu mânâyı ifade eden yaratılmış varlıklar eseri
kelime-i kudsiye كلمة قدسيه : kutsal ve mübarek söz, kelime
kelime-i kudsiye-i tevhidiye كلمة قدسية توحيديه : Allah'ın (c.c.) birliğini belirten kutsal ve mü-barek söz ve kelime
kelime-i Kur'aniye کلمه قرآنيه : Kur'an'da bulu
nan kelime
kelime-i maneviye كلمة معنويه : manevi keli me;(mec.) Allah'ı (c.c.) isim ve sıfatlarıyla tanıtan mânâsıyla Allah'ın(c.c.) her bir iş ve eseri
Pek Yaş Olma Sıkılırsın; Pek de Kuru Olma
YanıtlaSilKırılırsın
"Kişinin girdiği ortamlarda yumuşak ve uysal olursa ezile-ceğini, sert ve dik kafalı olursa da" herkesi karşısına alacağını anlatmak için "Pek yaş olma sıkılırsın; pek de kuru olma kın-lırsın." deriz. Çoğunlukla bu atasözünü, söz ve davranışların yerine göre yumuşak, yerine göre de sert olması gerektiğini belirtmek için kullanırız. "Yerine göre" davranmak ise nerede, nasıl hareket edeceğini ve ne diyeceğini bilmekten geçer. O sebeple denir ki:
"Ne söyleyeceğini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz."
Yine bir mecliste nasıl konuşacağını bilen kimsenin de ağzından çıkan sözler insanların gönlüne değer. Örneğin, çok bilgili olmasına rağmen insanların bilgi ve anlayış seviyesine göre konuşmayan bir hatip, maksadına ulaşamaz. Onun ka-dar bilgili olmadığı hâlde insanların bilgi ve anlayış seviyesine göre konuşan başka bir hatip ise kalplere inmeyi başarabilir. Böylelikle maksadına da ulaşmış olur.
-147-
Unutmayalım ki insanlar kısım kısımdır. Bazıları fıtri olarak yumuşak huyludur, bazılarının anlayışı kıttır, bazıları cokbilmiştir, bazıları da alabildiğine sert mizaçlıdır. En iyisi orta yolu tutturmaktır. Bunun için de insanın zayıl yönlerini güçlendirmesi gerekir. İyi de zayıf yönlerimizi güçlendirmek nasıl olur? Biraz da bunun hakkında konuşalım...
YanıtlaSilHerkes şu hayatta nereden yara alacağını gayet iyi bilir. Özellikle yumuşak huylu insanların genel derdi, iyi niyetle-rinin başkaları tarafından sömürülmesidir. Belki de onların önündeki en büyük bariyer budur. Bu arada sert mizaçlılar da dostlarının sayısını azaltmakla meşguldür. Sizin anlayacağınız, zayıf yönlerimizi güçlendirip orta yolu tutturmak için iyi bir eğitim almalıyız.
Peki, bu eğitimin bir merkezi var mıdır?
Elbette vardır. Hatta o merkezin adı, yaşadığımız hayattır. Nasıl ki düşe kalka yürümeyi şu hayatın içindeyken öğrendiy-sek, zayıf yönlerimizi güçlendirmeyi de orta yolu tutturmanın usulünü de aynı merkezin kalbinden öğreneceğiz.
Bu merkezin kalbinde ise tecrübe vardır. "Tecrübenin" de "en büyük gayesi, bize vazifelerimizi öğretmektir."
Peki, bizim en temel vazifemiz neydi?
Kesinlikle haram ve şüpheli şeylerden kaçınıp ölüme ha-zırlanmaktı. "Konu, hangi ara ölüme geldi?" diye şaşırmış ola-bilirsiz. Sahi, ölümün açmadığı kapı var mı ki, girmediği konu olsun! Nihayetinde her canlı ölümü tadacak (tır). "13
İşte bizi asıl vazifemizi yapmaktan alıkoyan her yumuşak ve uysallık ya da sert ve dik başlılık, orta yoldan uzaklaşma-mıza sebep olmaktadır. Bundan kurtulmanın yolu da gerek-tiğinde "hayır" veya "evet!" demesini bilmekten geçer. Dikkat ettiyseniz "gerektiğinde" diyoruz, yoksa aklımız estiğinde bir
13 Ankebut Suresi 57. Ayet Tefsiri
-148-
şeyi onaylayıp "evet" ya da "hayır" demek, görgü kurallarına da ters düşen bir durumdur.
YanıtlaSilHer durumda orta yolu tutanlardan olasınız.
Yolun sonuna geldiğinizde, asla pişmanlık duymayasınız...
-HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشوره شیلی
الذين يأكلون الزلوا لا يقومون أدى لو تتخيطة الشيطان من النش ذلك بالهم الأول) مثل الربوا وأحل الله البيع وحرم الربوا المر موعظة من ربه فانتفى قلة ما سلف ومال ومَنْ عاد فأولئك أصحاب النار هم فيها خالي يسحق الله الربوا ويربي الصدقات والابن كفار أثير إن الذين أمنوا وعملوا الصالحات والد الصلوة وأتوا الركوة لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِند ربيه ولامن عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ * يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا المور وَذَرُوا مَا بَقِي مِنَ الرَّبُوا إِن كُنتُمْ مُؤْمِين .. تفْعَلُوا فَأذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ ليتم العلي رُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ وَإِنكا دو عشرة فنظرة إلى ميسرة وأن تصدقوا خير العلم إن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فيه الى ثم تولى كل نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ .
يَمْحَقُ اللهُ الرَّبُوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
"Allah faiz malını mahveder, sadakaları ise arttırır ve Allah hiçbir inkârcı günahkârı sevmez. 99 (Bakara, 2/276)
shaf sayfa no: 46
Kalalik sayfa no: 3. cüz/15, sayfa
MALIN BEREKETİ
Birçok insan sadakanın serveti azalttığını, faizin ise servete servet kattığını düşünür ve buna inanır. Ayet, sadakası verilen malın azalacağı, faiz sayesinde ise zenginliğe ulaşılacağı şeklindeki bu düşüncenin doğru olmadığını ifade etmektedir. Faiz rakam ve hacim olarak serveti çoğaltıyor görülse bile ger-çekte malın bereketini yok eder, kişinin günahını artırarak manevi bakımdan da iflasını hazırlar. Sadaka veren kişinin ise serveti bereketlenir, amel defteri sevapla dolar.
MESAJ:
Faizli işlemler yapmak büyük günahlardandır. Sadaka ve infak ise teşvik edilmiştir. Allah'ın sevgisini kazanmak için faizden uzak durmak ve sadaka vermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ribȧ: Faiz, ödünç işlemlerinde ve alışverişte karşılığı bulunmayan hakiki veya hükmi fazlalık.
46
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجراء الامل
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا تَدَايَئْتُمْ بِدَيْنِ إِلَى
أَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ
66 Ey iman edenler! Belirlenmiş bir zamana kadar bir borç ilişkisi kurduğunuzda bunu yazın. 99 (Bakara, 2/282)
اليها الذينَ آمَنُوا إِذَا تَمَايَتُكُمْ يدبِّي إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى تاكتبوة وليكتب بيتكم كاتب بالعمل ولايات كاتب أن يكتب كما علمه الله فليكتب ولملل لدى عليه الحق وليثق الله ربة ولا يبخس منه شيئا وإن كان الذي عَلَيْهِ الحَتَّى سَفِيهَا أَوْضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ ان يُبَل هُوَ فَلْيُسْلِلُ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ من والسلم فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ من ترضون من الشهداء أن تصل احديهما فتذكر الحديهما الأخرى وَلَا يَأْتِ الشُّهَدَاءُ إِذَا مَادْعُوا ولا لمنظموا أنْ تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ القسط عند الله وأقومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلَّا تَرْتَابُوا إِلَّا أن تكون تجارة حاضرة تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عليكم جناح أَلَّا تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوا إِذَا تَبَايَعْتُمْ ولا يشار كاتب وَلَا شَهِيدٌ وَإِنْ تَفْعَلُوا فَإِنَّهُ فُسُوقُ بِكُمْ واتَّقُوا اللَّه وَيُعَلَيْكُمُ اللَّهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ .
Mushaf sayfa no: 47
Hafızlık sayfa no: 3. cûz/14. sayfa
BORÇ İLİŞKİLERİNİ KAYDA GEÇİRMEK
BİLGİ:
Faizi haram kılan Kur'an, gerek ödünç almak ve gerekse diğer meşru akitleri yapmak suretiyle borçlanmayı helal kılmış, bu hükmü de hemen faiz yasağının arkasından beyan etmiştir. Borç ilişkisinde en önemli mesele borcun zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesidir. Bunun sağlanabilmesi için de hem unutmayı hem de inkârı önleyecek yazılı vesika ve şahit tutma gibi ek tedbirlere ihtiyaç vardır. Yazılı belgeler birer ispat vasıtasıdır. Yazma, şahit tutma ve teminat alma gibi işlemler, insanlarda emanet, sorumluluk ve güven duygusunu geliştirir.
MESAJ
Borç ilişkilerinin yazılı belge veya şahitler marifetiyle güvence altına alınması daha uygundur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Deyn: Borç, kişileri birbirlerine karşı bir şey yapmak yahut vermekle yükümlü kılan hukuki ilişki.
47
1892 - Darülaceze'nin
YanıtlaSilTARINTE BUGUN
1657-Kätip Çelebi vefat etti.
1889-Thomas Edison, ilk hareketli resim gösterimini gerçekleştirdi.
temeli atıldı.
1923 - İstanbul'un
Kurtuluşu
1973 - Arap ülkeleri ile İsrail arasında, Yom Kippur Savaşı başladı.
EKİM
06
PAZARTESİ
141447
RUMI: 23 EYLÜL 1441 HIZIR: 154
BIR AYET
Rablerinin davetine
uyanlara yaptıklarının daha güzeliyle mükâfat vardır.
Ra'd Suresi: 18
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, ağzı iyi laf yapan münafıktır.
İbni Adiyy
Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.
Sözler
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1556-Tarihin en yüksek ölü sayısına sahip depremi, Çin'in Shaanxi eyaletinde meydana geldi: Yaklaşık 830.000 kişi öldü.
OCAK
23
CUMA
4 1447 ŞABAN
RUMI: 10 K. SANİ 1441
KASIM: 77
Mevt (ölüm) ile cesed dağılır, ruh bâkî kalır.
İşaratü'l-İcaz
Cünge
BİR AYET
Ey Rabbimiz! Bizim dostu-muz ve yardımcımız Sensin.
Bakara Suresi: 286
BİR HADİS
İnsanların kusurlarıyla uğraşmayın ki, şerlerinden emin kalasınız.
Dala İkindi Akram Yatsı
109
YanıtlaSilATASÖZLERİ
Numurtadan çıkan yine yumurta çıkarır: Bütün canlılar, kendi türle-inin devamını sağlamak için doğurarak veya yumurtlayarak kendileri-ne benzeyen yavrular dünyaya getirirler.
Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir: Bağımsız bir ülkede özgürce yaşamak, bağımlı ama zengin bir ülkede yarı özgür yaşamaktan çok daha iyidir.
Yumurtlayan tavuk bağırgan olur: Çalışan ve başarılı olan kişi, bu-nun bilinmesini ister ve bir şekilde çevresine duyurur.
Yuvayı yapan dişi kuştur: Evin kadını anlayışlı, çalışkan ve tutumlu olursa, o evde düzen ve huzur olur.
Yük altında eşek kalır: Gördüğü iyilikleri unutan, karşılığını verme-yen eziktir.
Yürük ata kamçı olmaz: İyi yürüyen ata kamçı vurmaya gerek olma-dığı gibi, ne yapması gerektiğini bilen kişiye de uyarıda bulunmaya gerek yoktur.
Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur: İnsanın içinin dışına yan-sıdığı düşünülür. Gerçekten de böyledir. İçinde kötülük olan kişinin durumu yüzüne yansıdığı için çirkin görünür. İçinde iyilik olanın yüzü güleç ve sevimli olur, bu yüzden de güzel görünür.
Yüz yüzden utanır: Ortada hålledilmesi gereken bir sorun olduğunda İlgili kişiyle yüz yüze görüşmek gerekir. Böyle yapmak, haber yolla-mak ya da arabulucu kullanmaktan çok daha iyi sonuç verir.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil108
Yiğidin malı meydandadır: Yiğit kişi, gizli saklı bilmez. Her şeyi tadadır. Yedirmekten içirmekten çekinmez. Yardımseverdir, ihtiyaa olana yardım eder.
Yiğit yiğide at bağışlar: Yiğit kişi için at çok önemlidir. Bu yüzden at nı kimseye vermez. Bir yiğit, atını ancak başka bir yiğide verir.
Yoğurdum ekşidir diyen olmaz: bk. Kimse ayranım ekşi demez.
Yoksul ala ata binse, selam almaz: Kendini bilmez kişi, iyi bir ala
binse ya da beklemediği bir göreve getirilse, o süre için kendini bey oldum sanır ve herkese tepeden bakmaya başlar.
Yol bilen kervana katılmaz: İşini iyi bilen bir kişi, bu konuda başkala nının yardımına ihtiyaç duymaz.
Yol sormakla bulunur. Bir yere nasıl gidileceği, yolu sora sora bu lunur. Bunun gibi, bir işe başlarken bilenlere sorup danışarak hareket eden, olumlu sonuca ulaşır.
Yolcu yolunda gerek: Yola çıkacak kimsenin, erken davranıp bir an önce yola çıkması gerekir. Çünkü yollarda ne gibi güçlüklerle karşıla şacağı önceden bilinemez.
Yolu ile giden yorulmaz: Her işin kendine göre bir usulü (yolu vorda-mi) vardır. Bu yüzden bir iş ancak usulü ile yapılırsa insanı yormaz.
Yol yürümekle, borç ödemekle bitar: Yürümedikçe yol, ödemedikçe de borç bitmez. Bunun gibi, yeterince ve usulünce çalışılmazsa hiçbir is bitmez. Bir işi başarabilmek için gerektiği şekilde çalışmak gerekir.
Yorgun eşeğin çuş canina minnet: Yorulan kişi, dinlenmeve firsat veya bahane bulduğunda çok sevinir
Yularsız ata binilmez: Kumanda etmek zor olduğu için ata vularsiz binilmez. Bunun gibi, nasıl sonuçlanacağı belirsiz işlere de bulasmak doğru olmaz.
Yumurtada kal bitmez: Doğa yasalarına aykın bir işin gerçekleşme-sine olanak yoktur. Bu yüzden olmayacak işlerin peşinden kosarak vakit kaybetmemek gerekir
317
YanıtlaSilDEYİMLER
yüzüne bakılacak gibi: Çirkin sayılmaz, güzelce.
yüzüne bakılmaz: Çok çirkin.
yüzüne bakmamak: Önem vermemek, ilgilenmemek.
yüzüne bakmaya kıyamamak (veya yüzüne bakmaya kıyılmaz) bin): Çok güzel olmak.
jüzüne bir daha bakmamak: Darılıp konuşmamak.
yüzüne duramamak: Dayanamamak, bir isteğe hayır diyememek, kramamak.
yüzüne gözüne bulaştırmak: Bir işi becerememek, bozmak.
yüzüne gülmek: 1) Dostmuş gibi görünmek. 2) Dostluk göstermek, İlgi göstermek, alakalanmak.
yüzüne hasret kalmak: O şeyden yoksun kalmak, hasret kalmak.
yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır: Çok arsız ve onursuz kimseler için kullanılır.
yüzüne vurmak: Ayıplayarak kusurunu yüzüne söylemek.
yüzünü ağartmak: Beğenilir iş yapmak, iş ve davranışlarıyla yakınla-nının övünmesine sebep olmak.
yüzünü buruşturmak (veya ekşitmek): Yüzüne öfke ve hoşnutsuz-luk gösteren bir biçim vermek.
yüzünü gören cennetlik: Uzun bir süre görünmeyen kimseler için söylenir.
yüzünü görmemek: İhtiyaç duyulan bir şeyi özlemek, ona hasret kal-mak.
yüzünü güldürmek: Birini mutlu etmek, birine iyilik etmek.
yüzünü kara çıkarmak: Utandırmak.
yüzünü kızartmak: Bir kimsenin utanmasına sebep olmak, birini uta-nacak duruma düşürmek.
yüzünü kızartmak (veya yüzünü kızdırmak): Onuruna, gururuna önem vermeden bir şey istemek, utançla, utanarak istenek.
DEYİMLER
YanıtlaSil316
yüz vermemek: İlgi ve yakınlık göstermemek.
yüz yazmak: 1) Makyaj yapmak. 2) Belli olmak, açığa çıkmak.
yüze duramamak: Birinin hatırından çıkmamak, birinin hatırını kıra-mamak. yüze gülmek: 1) Yalandan dost görünmek. 2) Sevimli, alımlı görün-
mek.
yüzü açılmak: Güzelliği, parlaklığı ortaya çıkmak.
yüzü gözü açılmak: 1) Sıkılmaz, utanmaz bir duruma gelmek.
2) Top-
lumsal ilişkiler kurmaya, çevresini, dünyayı tanımaya başlamak.
yüzü gülmek: 1) Feraha kavuşmak. 2) Temiz, tertipli duruma gelmek.
yüzü kalmamak: Bir kimseden daha önce bir çok ricada bulunduğu
için yeni bir şey istemeye sıkılmak.
yüzü karışmak: Can sıkıcı bir durum da olduğu, yüzünden belli ol-mak.
yüzü kasap süngeriyle silinmiş: Hiç utanması olmayan.
yüzü kızarmak: Utanmak.
yüzü tutmamak (bir şey yapmaya): Haklı da olsa, karşısındakini kı-racak bir davranışta bulunmaktan çekinmek.
yüzü yerde: Alçak gönüllü.
yüzü yere gelmek (geçmek veya yüzünün derisi yere geçmek): Çok utanmak.
yüzünden akmak: Durumu yüzünden çok belli olmak.
yüzünden düşen bin parça olmak: Öfke veya küskünlükten ileri ge-len can sıkıntısıyla suratı asık olmak.
yüzünden kan damlamak: Çok sağlıklı olmak, sağlığı yüzünün ren-ginden belli olmak.
yüzünden okunmak: Herhangi bir durumu yüzünden anlamak.
yüzüne bakamaz olmak: Utanç, yüreksizlik gibi sebeplerle bir kimse-
nin karşısına çıkamamak.
5587- Kim güç durumda olana kolaylık gösterirse, Allah ona hem dünyada hem ahirette kolaylık gösterir.
YanıtlaSil-٥٥٨٨ مَنْ يَكُن الْمَسْجِدُ بَيْتَهُ ضَمِنَ اللهُ لَهُ الرُّوحَ وَالرَّحْمَةَ وَالْجَوَازَ عَلَى الصراط إلى الجنَّة طس) خط عن أبي الدرداء
5588- Kimin evi mescit olursa (yani cemaate devam e derse) Allah ona gönül rahatlığı verir. Sırat köprüsünden geçip doğru cennete girmesini garanti eder.
٥٥٨٩ - مَنِ الْمُتَكَلِّمُ آنِفًا لَقَدْ رَأَيْتُ بِضْعَةٌ وَثَلَاثِينَ مَلَكًا يَبْتَدِرُونَهَا أَيُّهُمْ بكتبها أول (حم خ ن حب عن رفاعة بن رافع ان رجلا قال ربنا ولك الحمد حمدا كثيرا طيبا مباركا فيه فلما انصرف رسول الله ﷺ قال فذكره)
5589- Biraz önce konuşan kimdir? Otuz üç melek gör düm. Konuştuğunu hangisi daha önce yazacak diye acele edi-yorlardı. (Bir zat namazda "Rabbenâ ve lekel hamd Hamden ke-sîran tayyiben mübâraken fîh" deyince Resulüllah namazını biti-rince yukarıdaki hadisi buyurmuştur.)
٥٥٩٠ - مِنَ التَّوَاضُع أَنْ يَشْرَبَ الرَّجُلُ مِنْ سُفْرِ أَخِيهِ وَمَنْ شَرِبَ مِنْ سُفْرِ أَخِيهِ رُفِعَتْ لَهُ سَبْعُونَ دَرَجَةً وَمُحِيَتْ عَنْهُ سَبْعُونَ خَطِيئَةً وَكُتِبَتْ لَهُ سَبْعُونَ
حسَنَةً" (خط عن ابن عباس وفيه نوح بن ابى مريم وقال ابن الجوزى موضوع)
5590- Kişinin kardeşinin artığını içmesi tevazudandır. Kim kardeşinin artığını içerse, yetmiş derecesi yükselir, yetmiş gü-nahı düşürülür. Kendisi için ayrıca yetmiş de sevap yazılır.
٥٥٩١ - مِنَ الْجَفَاءِ أَنْ يَدْخُلَ الرَّجُلُ مَنْزِلَ أَخِيهِ فَيُقَدِّمُ إِلَيْهِ الشَّيْئَ لِيَأْكُلَهُ فَلَا يَأْكُلُهُ وَالرَّجُلُ يَصْحَبُ الرَّجُلَ فِي الطَّرِيقِ فَلَا يَسْأَلُهُ عَنْ اسْمِهِ وَاسْمِ أَبِيهِ وَالرَّجُلُ يُجَامِعُ أَهْلَهُ لا يُلاعِبُهَا قَبْلَ الْجَمَاعِ (الديلمي عن على)
5591- Su hususlar cefadandır: Müslüman kardeşinin evi-ne girip de kendisine ikram edilen şeyi yememesi. Yolda arkadaş olduğu kimseye, adını ve babasının adını sormaması. Cimadan
-1300
YanıtlaSil
Yuksel26 Ocak 2026 01:03
once hanımı ile oynaşmadan hemen onunla cinsi münasebet kur-ması.
٥٥٩٢- مِنَ المُروَة اَنْ يَنْصِتَ الرَّجُلُ لأخيه إذَا حَدَّثَهُ وَمِنْ حُسن الْمُمَاشَاة اَنْ يقف الأخ لأخيه إذا انقطعَ شِسْعُ نعله خط عن انس)
5592- Kişinin, kardeşini konuştuğu zaman sükut edip dinlemesi bir şahsiyet ifadesidir. Beraber yürüdüğü müslüman kardeşinin pabucunun bağı koptuğu zaman onu beklemesi yürü-me adabındandır.
٥٥٩٣ - مِنْ أَحَبِّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى إِدْخَالُ السُّرُورِ عَلَى الْمُسْلِمِ أَوْ أَنْ تُفَرِّجَ عَنْهُ عَمَّا أَوْ تَقْضِيَ عَنْهُ دَيْنَا أَوْ تُطْعِمَهُ مِنْ جُوعٍ (ابن المبارك عن أبي شريك مرسلا)
5593- Allah'ın en çok sevdiği ameller, müslümanın kal-bine sevinç koyman, üzüntüsünü gidermen, borcunu ödemen, açlıktan doyurmandır.
٥٥٩٤ - مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ هَلاَكُ الْعَرَبِ (ت غريب طب عن طلحة بن مالك)
masıdır. 5594- Kıyamet alametlerinden birisi de Arabın helâk ol-
٥٥٩٥ - مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يَمُرَّ الرَّجُلُ فِي الْمَسْجِدِ لَا يُصَلَّى فِيهِ رَكْعَتَيْنِ وَأَنْ لَا يُسَلِّمَ إِلَّا عَلَى مَنْ يَعْرِفَ وَأَنْ يُبْرِدَ الصَّبِيُّ (الشيخ طب عن ابن مسعود)
5595- Kişinin mescidin yanından geçtiği halde içinde iki rekât namaz kılmaması, tanıdıklarından başkasına selam verme-mesi ve çocuğun yaşlıyı işlerinde koşturması kıyamet alametle-rindendir.
٥٥٩٦ - مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُؤْتَمَنَ الْخَائِنُ وَيُخَوَّنَ الأَمِينُ (الخرائطي عن ابن عمرو)
5596- Haine güvenilip doğruya ihanet edilmesi de kıya-met alametindendir.
1301
-٥٥٩٧ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ سُوء الجوار وقطيعة الأرحام وتعطيل السيوف عن الجهاد وأن يختل الدُّنْيا بالدين الديلمي عن أبى هريرة
YanıtlaSil5597- Kötü komşuluk, arkabadan alakayı kesmek, cihat etmemek, dinle dünyalık edinmek, kıyamet alametlerindendir.
-٥٥٩٨ مِنْ اَعْلام السَّاعَة أَنْ يَكُونَ الْوَلَدُ غَيْظًا وَالْمَطَرُ قَيْظًا وَتَفِيض الْأَشْرَارُ فَيْضًا وَيُصَدَّقَ الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبَ الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ الْأَمِينُ وَيُسَوَّدُ كُلَّ قَبِيلَةٍ مُنَافِقُوهَا وَكُلَّ سُوقٍ فُجَّارُهَا وَتُزَخْرِفُ الْمَحَارِيبُ وَتُخْرَبُ الْقُلُوبُ وَيَكْتَفِي الرِّجَالُ بِالرِّجَالِ وَالنِّسَاءُ بِالنِّسَاءِ تُخْرَبُ عِمَارَةُ الدُّنْيَا وَيُعْمَرُ خَرَابُهَا وَتَظْهَرُ الرَّيْبَةُ وَاكِلُ الرِّبَا وَتُظْهَرُ الْمَعَازِفُ وَالْكَبُولُ وَيُشْرَبُ الْخَمْرُ وَتُكْثَرُ الشَّرْطَةُ وَالْعَمَّازُونَ وَالْهَمَّازُونَ (في وابن النجار عن ابن مسعود قال في استاده لاه)
5598- Çocuğun öfkeli olması, yağmurun az yağması, kötülerin çoğalması, yalancının doğrulanması, doğrunun yalan-lanması, haine güvenilmesi, doğrunun hain tanınması, her kabi-lede münafıkların başa geçmesi, her çarşıda facirlerin söz sahibi olması, mihrapların süslenmesi, kalplerin harap olması, erkekle-rin erkeklerle, kadınların da kadınlarla yetinmesi, dünyanın ma-mur olan yerlerinin harap edilmesi, harap olan yerlerin de imar edilmesi, din işlerinde zan ve şüphelerin zahir olması, ribanın ve yiyicisinin su yüzüne çıkması, çalgı ve eğlence aletlerinin zâhir ol-ması, içkinin içilmesi, şurtanın, gammazların, hemmazların ço-ğalması, işte bunlar hep kıyamet alametlerindendir.
٥٥٩٩ - مِنْ أَفْضَل مَا أُعْطِيَ الْعَبْدُ فِي الدُّنْيَا الْعَافِيَةُ وَمِنْ أَفْضَلِ مَا أُعْطِيَ فِي الْآخِرَةِ الْمَغْفِرَةُ وَمِنْ أَفْضَلِ مَا أُعْطِيَ الْعَبْدُ مِنْ نَفْسِهِ مَوْعِظَةً حَسَنَةً صَدَرَ بمَا قَوْمٌ مِنْ خَيْرٍ (الحكيم عن ابي هريرة)
5599- Dünyada kula verilen en güzel şey afiyettir. Ahiret-te kula verilen en güzel şey mağfirettir. Kulun kendisine verilen en güzel şey de güzel bir öğüttür ki, cemaat onun sayesinde hayırlı işlerde bulunur.
1302
٥٦٠٠ - مِنْ اقتراب السَّاعَة إِذا كَثُرَ خُطبَاءُ مَنَابِركُمْ وَرَكن عُلماءكم إلى ولاتِكُمْ فَأَحَلُّوا لَهُمُ الْحَرَامَ وَحَرَّمُوا عَلَيْهِمُ الْحَلالَ فَافْتُوهُمْ بِمَا يَشْتَهُونَ ويُعلم عُلَمَائكُمْ لِيُحِلُّوا بِهِ دَنَانِيرَكُمْ وَدَرَاهِمَكُمْ وَاتَّخَذْتُمُ الْقُرْآنَ تِجَارَةً الديلمى عن على)
YanıtlaSil5600- Minberlerinizin hatipleri çoğaldığı, âlimleriniz ida-recilere meylettikleri, haram olan şeyleri onlara helal, helal olan-âlimleriniz sırf dinar ve dirhemleriniz için öğrettikleri zaman, bir lan da haram ederek arzularına göre fetva verdikleri zaman, yine de Kur'an'ı ticaret vesilesi edindiğiniz zaman, bilin ki kıyamet yak-laşmıştır.
٥٦٠١ - مِنْ اِقْتِرَابِ السَّاعَةِ كَثْرَةُ الْقَطْرِ وَقِلَّةُ النَّبَاتِ وَكَثْرَةُ الْقُرَّاءِ وَقِلَّهُ الْفُقَهَاءِ وَكَثْرَةُ الأَمَرَاءِ وَقِلَّةُ الأَمَنَاءِ (طب عن عبد الرحمان بن عمرو)
5601- Yağmurun çok, bitkinin az, okuyucuların çok, fa-kihlerin az, emirlerin çok, eminlerin az olması da kıyamet alamet-lerindendir.
٥٦٠٢ - مِنْ أَكْمَلِ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا وَالْطَفُهُمْ بِأَهْلِهِ (ك عن
عائشة)
5602- İman cihetinden mü'minlerin en mükemmel olan-
lan, ahlaken en güzel ve çoluk çocuklarına en lütufkâr olanları-dır.
٥٦٠٣ - مِنْ أَفْضَلِ الشَّفَاعَةِ أَنْ تَشْفَعَ بَيْنَ الإِثْنَيْنِ فِي النِّكَاحِ (هم عن أبي دهم)
5603- En iyi şefaat, nikahta iki kişi arasında şefaat et-
mendir.
٥٦٠٤ - مِنْ تِسْعِ وَتِسْعِينَ اِمْرَأَةً وَاحِدَةٌ فِي الْجَنَّةِ وَبَقِيَّتُهُنَّ فِي النَّارِ إِنَّ الْمَرْأَةَ الْمُسْلِمَةَ إِذَا حَمَلَتْ أَنَّ لَهَا أَجْرَ الصَّائِمِ الْقَائِمِ الْمُحْرِمِ الْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
حَتَّى وَضَعَتْ وَإِنَّ لَهَا فِي أَوَّلِ رَضْعَةٍ تُرْضِعُهُ أَجْرَ حَيَاةٍ نَسَمَةٍ (ابو الشيخ عن ابن
عباس)
1303
638
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Resulüllah S.A. efendimizi ananlar, ister işaretle, isterse, açıktan sarih olarak ansınlar...
ஃ
YETMİŞ DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
de.. Allahım, Muhammed'e salât cyle; keza Muhammed'in Aline
Muhammed'e ve Muhammed'in âline merhamet eyle.. Muham med'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle..
Nasılki, İbrahim'e ve İbrahim'in Aline salât eylemiş, merhamet etmiş, bereket ihsan eylemiştin.
Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.
Bu salavat-ı şerifede geçen, Resulüllah S.A. efendimizin ali, ashabı ve onun, tabi olan ümmetidir.
Bu salavat-ı şerifede geçen bereket dileği: Onlara verilen nimetin ve ihsanın devamı dileğidir.
Allah-ü Taala'nın Hamid, ismi: Onun zatında daima övgüye lâyık oluşudur. Onun Mecid ismi ise: Kullarına karşılıksız ihsanı dır.
SEKSENİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, TAHİR, MUTAHHAR, UMMI, NEBİ efendi-miz Muhammed'e ve onun âline salât eyle. Ve selâm eyle..
Bu salavat-ı şerifede geçen:
TAHİR.
Lafzı, şu manaya gelir: Resulüllah S.A. efendimizin latif cismi, hatta dışarı attıklarına kadar; tüm vasıfları, huyları zahir, bâtın, maddi ve manevi tamamen temizdir. Bütün ayıplardan ve kirden påk-tır
- MUTAHHAR.
Lafzının ifade ettiği mana ise, şu demeğe gelir: Sübhan olan Yü-ce Hak onu, zahir ve batın bütün kirlerden Resulüllah S.A. efendimizi temizlemiştir. Hatta, mübarek sinelerini yarıp içinde bulunan şeyta-nın hazzı olan siyah pıhtı kanı çıkarmıştır. Onun yerini yıkayıp, içine ilim ve hikmetle doldurmuştur.
O mübarek kalbi yerine koyarken, onu şeytanın vesveselerinden ve onun tesirinden tanzif ve tathir etmiştir.
Devam edelim
Ve selâm eyle.
KARA DAVUD
YanıtlaSil639
Bu cümledeki selam dileğinin daha açık manası şu demeğe gelir: Resulüllah S.A. efendimize, onun Aline ve ashabına, kendisine tabi olan tüm ümmetine: İki cihanda bütün keder, zorluk, Afet, tabl-atlarına aykırı olan kötülüklerden selamet ihsan eyle.
SEKSEN BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, şu zata salât eyle ki: RISALETI kendisi ile sona er-dirdin. Ona yardım edip KEVSER ve ŞEFAAT HAKKI vermekle güç-
Jendirdin. Bu cümleyi şöyle şerh mümkündür:
RISALET.
Yeni bir şeriatla peygamberlik verilmesi manasını ifade eder. Re-sulüllah S.A. efendimizden sonra, hiç kimseye, artık bu risalet veril-mez.
Allah-ü Taala, Resulüllah S.A. efendimizi, peygamberlerin sonun-cusu kılmıştır. Onun mübarek zatına ve ümmetine kuvvet verip kıya-mete kadar, Resulüllah S.A. efendimizin şerlatını ve ümmetini daim ve sabit eylemiştir.
Allah-ü Talla, zahir ve batın bütün düşmanları üzerine yardım etmiştir.
KEVSER ÜZERİNE
Bu salavat-ı şerifede geçen:
KEVSER.
Lafzı için, yirmi dört kadar mana vermişlerdir. Bu manalardan biri, KEVSER IRMAĞI'dır. Ki bu: Cennetin kapısı önünde akar. Cen-net eili, cennete girerken, orada yıkanırlar.
Orada yıkandıkları zaman, erkekler otuz üçer yaşında, babaları Ådem'in a.s. cüssesinde olacaklardır. Kadınlar ise, on sekiz yaşında ve bakire olacaklardır. Bundan sonra, kocamak ve ihiyarlamak yoktur. Vücutlarına bir illet ve maraz gelmez. Her an, kuvvetleri biraz daha artar; güzellikleri biraz daha ziyadeleşir.
Bundan başka bir KEVSER HAVZI olup, bu da mahşer yerinde-dir. Bu KEVSER HAVZI'nın dört köşesi bir aylık yoldur.
Bu nehre KEVSER'den iki altın olukla daima içine su akar.. Bu-nun etrafındaki bardaklar, yıldızlardan daha çoktur. Buradan bir de-fa içen, bir daha susamaz; cehennem azabı görmez.
Meşhur olan mana da budur.
Yüce Hak, cümlemize Resul-ü Ekrem hürmetine, oradan içmeyi
nasib eylesin. Amin!.
Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:
Allahım, cümleye rahmet sebebi olan Resulüllah S.A. efendi-mizin zürriyetini sadat-ı kiramını taa, kıyamete'kadar ümmeti için-de sabit ve devamlı kılarak kendisine güç verdin.
640
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Kitabını, yüce emirlerini, ser'i hükümlerini, taa, kıyamete ka-dar tebliğ için: kullarını irsad ve ümmeti icinde din alimleri ve fazıl kamil zatlar göndermek sureti ile, Resulüllah S.A. efendimizi güçlen-dirdin.
berzahta, ruz-ü cezada çeşitli şefaatın cümlesi ile o zat-1 latifini tevid Bütün bunlardan başka, Resulüllah S.A. efendimize: dünyada. eyledin.
SEKSEN İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, HÜKÜM...
Bu cümlede geçen:
HÜKÜM.
Lafzı ile anlatılmak istenen mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz kullar arasında olan vakalarında, husu-si işlerinde İlâhî hüküm icabı fasl-ı kaza eder.
Burada şu manaya işaret vardır:
Resulüllah S.A. efendimiz, risaletle saltanatı cem etmiştir. Nite-kim, bu mana, Resulüllah S.A. efendimizin hususiyetleri arasında an-
latılmıştır. Bir başka manada ise şu demeğe gelir:
Resulüllah S.A. efendimiz, cümle âleme hüküm ve hükümet işinde adl ve adalet, savab üzere hükmünü geçirir.
- HIKMET..
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, bütün eşyayı hakikatı ve künhü ile bilir..
Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, tüm ilâhî isimlerin mazharları-nı, rabbani sıfatların cümlesini bilir.
Burada şerhi yapılan:
HİKMET..
Lafzı, iki manaya gelir. Şöyleki:
a) şer'i hükümler ve tarikat-ı aliyye..
b) Ulum-ü esrariye.. Yani: Ledünnî ilim..
Resulüllah S.A. efendimizde her iki mana cem olmuştur. Bu du-rum, Resulüllah S.A. efendimize mahsus olan özelliklerdendir. Çünkü: Şer'i hükümleri, ilâhî emirlerin cümlesini, pâk şeriatı ve doğru yolu
ancak, Resulüllah S.A. efendimiz beyan edip açıklamıştır. Ledün ilmine gelince.. ilâhî sırlardan olduğu için, onları açıkla-
mamıştır.
Devam edelim:
- SİRAC-I VEHHAC.
Bunun açık manası şudur: Cümle âlemden zulmetleri, küfrü, tuğ-yanı, cehalet ve ısyanı gidermiştir. İman nuru, irfanın hakikatı, ilim, taat ile aydınlatan ve ziya veren..
KARA DAVUD
YanıtlaSil641
بالخالق العظيم وَخَتْ الرسل في المعراج وعلى اللهُ وَامِهَا بِهِ وَاتَّبَاعِهِ السَّالِكَينَ عَلَى مِنْهُ القَومِ فَاعْظِ اللَّهُمَّ بِهِ مِنْهَاجَ بِجُوم الإِسْلامِ وَمَصابيح الظلام المهدي بهم في ظُلْمَةِ لَيلِ الشَّاكِ النَّاحِ صَلوةَ دَائِم مستمرة ما تلاطمت في الانجر الأمواج وَطَافَ بِالْبَيْتِ العشيق من كل فج عميق الحجاج ٨٢ وَافْضَلُ الصَّلَوَةِ وَالتَّسْلِيم عَلَى مُحَمدِ رَسُولِهِ الكَرِيمِ وَصَفُوتُهُ مِنَ الْعِبَادِ وَشَفيع الخلاين في المعاد صَاحِ الْمَقَامِ المحمودِ وَالْحَوْضِ الْمَوْرُودِ النَّاهِضِ يَا بَاءِ الريالَةِ وَالتَّليغ الاعم والمخصوص لشرف السعاية فِي الصَّلاحِ الأَعْظَمِ صَلى الله
bil-lhuluk'ıl-azimi ve hatm'ir-rüsüli zil-mi'raci ve alâ âlihi ve ashabihi ve et-baihis-salikine alâ menhecihil-kavimi. Fea'zimillahümme bihi minhace nü-curn'il-islâmi ve mesabih'iz-zalarni el mühteda bihim fi zulmeti leyl'iş şek-k'id-daci.
Salâten daimeten müstemirreten ma telatamet fil-ebhur'il-emvacü ve tafe bil-beyt'il-atikı min külli feccin amikın'il-hucсасü.
83. Ve efdal'üs-salāti vet-teslimi alå Muhammedin resulihil-kerimi ve safvetihi minel-ibadi ve şefiil-halaikı fil-miadi sahib'il-makam'il-mahmudi vel-havz'ıl-mevrudi en-nahidı bia'bair-risaleti vet-tebliğ'il-eammi vel-mahsusi bişeref'is-siayeti fis-salah'il-a'zami sal-lallâhü...
**
resullerin sonuncusu mirac sahibi olan efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e sa-låt eyle.. Keza onun âline, ashabına ve sağlam yolumda kaim durup giden tabi-lerine salât eyle.
Allahım, onunla İslâm yıldızlarının yollarını azametli kıl. Onlar karanlığın kandilleri gibidir. Karanlığı şiddetli, korkulu gecelerde onlarla yol bulunur.
Öyle bir salât olsun ki; denizde dalgalar coştukça, uzak yollardan gelen ha-cılar Kabe-i Muazzama'yı tavaf ettikçe ardı arası gelmeden devam etsin.
83. Salavat-ı şerifelerin ve selâmın en faziletlisi kerim resulü, kulları ara-sından seçtiği miadda yaratılmışların şefaatçısı. Makam-ı Mahmud ve Havz-1 Mevrud sahibi, risaletin ve umumi tebliğin ağırlığını alan, en büyük salahta sia-yet kendisine verilen Muhammed'e..
Allah-ü Teâlâ ona ve onun âline salât eylesin.
**
(Devamı: 645. Sayfada)
F.
kelmemektube
YanıtlaSil508
peygamberidir(
kemal-i alka
kallime mektube كلمة حكتيه okunur vegi nase anlaske sekle girmis 4. svatatlarla tamtam Alah
Allah) kelime tevhidiye مه توحيديةAllah (cc( miligini tade eden sor (bk kelime tevhid
kolme mektube ve hem mesmaكلمه تكت وهو نمونه e de duyulur şekle girmiş sttimec) (Allahc.c.) isim ve sufatlarla mitan Allah (cc) her bir is ve eseri)
me3 (mee) Allahm (c) yarattigi ve Allah( (cc.) tanıtan bir varlık
kelime-i mesmo كلية صحوت sekle girmiş ste (Allah'ın (cc.) esern)
kellme-i miracle كلمة معراجية gam ber'in (asm) Miraç'ta Cenab Hakkin bu nurunda söylediği she
kellme-i mukaddes usalem barek shu ve kelime
kelime-i mübareke mubarek shave kelime
elle Rabbaniye کلت باب : Rabbi mine ait sou, (mec.) Allah (cc) Rab se fatıyla tanıtan yani ber şeyin sahibi, ihtiyaçlarını karşılayacak imkanların ya raticisi ve terbiye edicisi sıfatıyla tanıtan Allah'ım (c.c.) her bir iş ve eseri
kelime-i Sübhani كلمة مجانية Subhan (her türli kusurdan uzak) olan Allah'a (c.c.) ait sör, (mec.)yani, isim ve sıfatlarıyla kusursuz olan Allah's (c.c.) tanıtan her bir eseri
kelime-i şehadetshedú ellaila-he illallah ve eşhedi enne Muhammeden ab duhu ve rasuluhu sözü (kısaca manası ben kesinlikle inanıyorum ki Allah'tan başka ilah )tanrı) yoktur ve yine kesinlikle inanıyorum ki Hz. Muhammed (asm) O'nun kulu ve gönderdiği Peygamberidir)
kelime-i tahkir ve eziyet کلمه تحقیر و اذیت ret etmek ve incitmek için söylenen söz
kelime-i tayyibe 1 : كلمة حيه güzel ve mübarek söz 2.okunan Kur'an ve hadis, zikir, tesbih, dua gibi ibadet olan sözler 3.iyilik, sevaplı iş ve hareket veya bunların öğretilmesi ve yapıl ması ile ilgili söz 4. "ettayyibatu" sözü
kellime-i tesbih-fesan كلمة تسبيح فشان : Allah larıyla Allah'ın (c.c.) kusursuzluğunu herkese duyurup yayan, ilän eden Allah'ın (c.c.) yarat-tığı her bir eser, varlık veya olay (c.c.) tesbihle tanıtıcı söz; (mec.) isim ve sıfat-
kelime-i tevhid كلمة توحيد : "la ilaheillah, Mu-hammedür-rasulullah" sözü (kısaca mánası: Allah'tan (cc.) başka ilah (tanrı) yoktur, Hz. Muhammed (as.m.) Allah'ın (c.c.) gönderdi
kelime-hayat كلمة ذيحيات canh so canh kelime(mec.) canh ve ruhlu bir varlik gib Allahm (c.c.) taniyap tanıtan, Allah'in (c.c.( eseri olan her bir varlık
kelime-l zikriveكلمة ذكرية : zikirde söylenen see, kelime
kelimetullah كلمة الله
1.Allah (cc.) kelamı, Allah'n (c.c.) sözü, Allah'in (c.c.) vahvi. 2.Al lah'm (cc.), sörü ve vahvi olan Kur'an 3.Allah (cc.) tarafından gönderilen ve borulmamis gerçek din (hak dini) olan İslam dini
kella کلا : )A)asla, kesinlikle, kesinlikle öyle
değil
kema كما : )Ar) gibi (ev kema kal: veya nasıl söylemişse öyle, söylediği gibi)
kemas sabik كما في السائق : )Ar) önceki gibi
kemal 1 : کمال mükemmellik 2 kusursuzluk 3.olgunluk 4.üstünlük, ustün vasıf (nitelik) 5.tamlık, tam, eksiksizlik 6. büyük, çok, ga yet, son derece, sonsuz
kemal-i acz کمال عجر : son derece güçsuzlük ve çaresizlik
kemal-i acz ve fakr كمال عجز و فقر : son derece güçsüzlük, çaresizlik ve fakirlik
kemal-i acz ve fakt ve sevk کمال عجر و فقر و شوق son derece güçsüzlük, çaresizlik (acz) ve çoş ku (şevk)
hakkemal-i acz ve inkiyad کمال عجز و انقیاد : son itaat, boyun eğip emirlere uyma(inkıyad( derece güçsüzlük, çaresizlik (acz) ve tam bir
kemal-i acz ve zaaf کمال عجز و ضعف : son derece güçsüzlük, çaresizlik(acz) ve zayıflık(zaaf)
kemal-i adalet كمال عدالت : tam ve kusursuz adalet 2.tam doğruluk, tam gerçeğe uygunluk
kemali afiyet كمال عافیت : tam saglik 2 tam sağlık ve ağız tadı(huzur ve rahatlık)
kemal-i afv كمال عفو : tam bağışlama, tam ola
rak af
kemal-i alkol كمال عقل : tam akıl olgunluğu, akıl-ca mükemmellik, son derece akıllılık
kemali alaka کمال علاقه : derin bir sevgi büyük ilgi ve sevgi
kemal-i aşk
YanıtlaSil509
malak مال:derin bir sevgi büyük stek ve copku
kemal-i gayret
temali ask ve ihlas کمال عشق و اخلاص : derin bir sevgi büyük istek, coşku ve Allah (c.c.) rızası kazanma isteği (ihlås)
Amaliasku sevk كمال buyuk istek ve coşku(sevk)
mal-azamet sonsuz büyüklük
mal-belägat کمال بلاغت mükemmel ve son derece üstün belägat, konusuna, dinleyicile in durumuna tam uygun, yerinde, doğru, et-kali ve güzel ifade tarzının en üstün derecesi
bemall besert کمال بشری : insanın manevi ge-lişme ve olgunluğunun çok yüksek derecesi kemal bizeval کمال بی زوال : devamlı ve ebedi olan (bizeval) eksiksiz vasıflara sahiplik, de vamlı ve ebedi mükemmellik
aemal-i cemal كمال جمال : kusursuz güzellik
kemal-i cemal-l Samedani کمال جمال صمدانی Samed olan (yani, hiçbir şeye muhtaç olma-yan ve her şey her an kendisine muhtaç olan) Allah'a (c.c.) ait kusursuz güzellik
kemali ciddiyet كمال جدیت : son derece ciddi-lik, son derece gerçek ve içtenlikli tavır
kemal-i ciddiyet ve emniyet کمال جدیت و امنیت son derece ciddilik ve kendine güven
kemal-i ciddiyet ve hürmet کمال جدیت و حرمت son derece ciddilik ve saygı
kemal-i ciddiyet ve metanet کمال جدیت و متانت : son derece ciddilik ve sarsılmazlık (kendine güvenirlik)
kemal-i ciddiyet ve sadakat کمال جدیت و صداقت son derece ciddiyet ve içten bağlılık
kemal-i ciddiyet ve vüsuk كمال جدیت و وثوق son derece ciddilik ve sarsılmaz inanç
kemal-i deymûmi کمال دیمو می : )Allah'a cc.ait( devamlı olan sonsuz mükemmellik, devamlı ve ebedi olan eksiksiz üstün vasıflara sahip-lik (bk. Kemal-i Bizeval)
büyük dikkat kemali dikkat کمال دقت : son derece dikkat
kemal-i dikkat ve intizam کمال دقت و انتظام : son derece dikkat ve son derece tertip ve düzenli
kemali edep 1 : كمال ادب.sonsuz ve derin say gı 2. ahlak ve terbiyenin çok üstün derecesi
kemali efal كمال افعال : yapılan işlerin kemmelliği, kusursuzluğu
kemal-i ehemiyet كمال اهمیت :byük önem, son derece önem
kemal-i emniyet کمال امنیت son derece güven ve korkusuzluk, tam kendine güven
kemal-i emniyet ve samimiyet کمال امنیت و son derece kendine güven ve sami-milik, içtenlik
derece güçlü güven duygusu(kemal-i emni-kemal-i emniyet ve sürur کمال امنیت و سرور son yet) ve büyük sevinç(kemal-i sürur)
kemal-i esma کمال اسماء : )Allah'a c.c. ait) son-suz mükemmellik, kusursuzluk ve üstünlüğü ifade eden isimler (cemal ve kemal-i esma: Allah'a (c.c.) ait sonsuz güzellik ve mükem-melliği ifade eden isimler)
lik, hiç kusur ve noksanlığa yer bırakmayan kemali etem كمال اتم : en üstün mükemmel-üstünlüklere sahiplik
kemal-i evsaf كمال اوصاف : vasıfların ve sıfatla-rın mükemmelliği, son derece üstünlüğü
kemali faaliyet کمال فعالیت : kusursuz çalış-malar, kusursuz işleyişler,yapılan işlerdeki kusursuzlık
kemal-i fahir (fahr کمال فخر son derece övünç
kemal-i fahr ü sürur کمال فخر و سرور : son derece övünç ve sevinç
kemal-i fazl كمال فضل : iyilik, yardım ve lütfun en üstün derecesi
kemali ferah كمال فرح : tam gönül rahatlığı, tam iç huzuru
kemal-i ferah ve istirahat کمال فرح و استراحت tam gönül huzuru ve rahatlık
kemal-i ferah ve saadet کمال فرح و سعادت tam gönül huzuru ve büyük mutluluk
kemal-i ferah u sevinç كمال فرح و سوینج : derin gönül huzuru ve büyük sevinç
kemal-i ferah ve sürur كمال فرح و سرور : derin gönül rahatlığı ve büyük tam hoşnutluk ve sevinç
kemal-i ferah ve sürur ve itminan کمال فرح و سرور و اطمانان : tam gönül rahatlığı, büyük se-vinç ve derin güven duygusu
kemal-i fitrat کمال فطرت : kusursuz ve noksan-sız (sağlıklı) yaradılış
münü kesme ve iyileri koruma ve kayırmanın kemali gayret کمال غیرت : )Allahc.c.) tarafın-dan) kötülük ve haksızlığın tam olarak önü-kusursuz şekli
107
YanıtlaSilATASÖZLERİ
meyenin malını yerler: Yemeyenin malını ya başkası ya da mi-plan yer.
"Niçin yan gidersin?" demişler; "Serde kabadaydık
de-un-
de ok
demiş: Erdemli insanlar dışında kimse kusurunu kolay kolay bul etmez. Hele bazı insanlar kusurlarını sanki bir meziyetmiş gibi savunurlar.
a-ar, al e
Z
kulağı vardır: Gizli de yapılsa bir konuşma, beklenmedik bir oidan ve herhangi bir şekilde başkaları tarafından duyulabilir.
Wan yumuşak diye el sunma: Hain haindir. Hain bir kişinin yumu-şak başlılığına, güler yüzlülüğüne aldanmamak ve ondan uzak dur-mak gerekir.
Vianın başı küçükken ezilir: Büyüdüğünde ya da çoğaldığında za-
olacak şeyi, zarar verecek duruma gelmeden önce yok etmek gerekir.
Yilan sokan uyumuş, aç kalan uyumamış: Dünyada, açlıktan daha or katlanılan bir durum yoktur. İnsan pek çok şeye katlanır ama açlı-ja uzun süre katlanamaz.
Yırtıcı kuşun ömrü az olur: 1) Çok mücadele eden çok yorulur, bu yüzden de ömrü kısa olur. 2) Saldırgan kişi, saldırdığı biri tarafından her an öldürülebilir.
Yiğit arkasından vurulmaz: Orada bulunmadığı için kendisi savuna-mayacak bir kişinin arkasından atıp tutmak doğru olmaz. Böyle yap-mak yiğitliğe yakışmaz.
Yiğit lakabıyla anılır: Yiğit kişi, lakabını davranışları ve karıştığı olay-lardaki tutumuyla hak etmiştir. Bunun için her yerde her zaman bu lakabı ile anılır.
Yiğit meydanda belli olur: Yiğit kişi, gözünü budaktan, sözünü bey-
den paşadan esirgemez. Gerçek neyse ve ne düşünüyorsa onu söy-ler. Bir kişinin yiğit olup olmadığı, olaylar karşısındaki bu tavırlarından belli olur.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil106
Yaş yetmiş iş bitmiş: Yetmiş yaş, ortalama insan ömrünün üzerinde-dir. Bu yaşa gelmiş bir kişi, pek çok şeyi yapamaz durumda olduğun dan işi bitmiş sayılır.
Yatan aslandan gezen tilki yeğdir: Çalışan bir insan, beceriksiz de
olsa, becerikli ama tembel bir insandan daha üstündür ve daha çok işe yarar.
Yatanın yürüyene borcu vardır: Her toplum, çalışkan insanların sa-
yesinde yükselir. Hayatları boyunca hiçbir değer üretmemiş insanlar, çalışan insanların sağladığı olanaklardan (kamusal alan ve kamusal etkinliklerden) yararlanırlar. Bu yüzden tembeller, çalışan insanlara çok şey borçludurlar.
Yavaş huylu atın çiftesi pek olur: Ağır başlı, uysal kişi olur olmaz her şeye tepki vermez. Ancak bir de kızdı mı, tepkisi korkunç olur.
Yavaş tükürüğün sakala zararı var: Hoşgörünün de tahammül et-menin de bir sınırı vardır. Uğranılan haksızlığa ya da yapılan yakışık-sız bir davranışa karşı sessiz kalmamak ve karşı tarafın anlayacağı bir şekilde tepki vermek gerekir. Böyle yapılmazsa zarar görülür.
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır: Suçlu kişi, suçu, zarar verdiği kişi-ye yüklemeye çalışır.
Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı: Evlat, karşılık beklen-meksizin bin bir zahmetle büyütülür. Evlat bunları unutur, anayı baba-yı beğenmez olur.
Yazın başı pişenin kışın aşı pişer: bk. Ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar.
Yazın gölge hoş, kışın çuval bos: 1) Yazın sıcağını bahane edip
Gençliğinde kazandığını harcayıp yaşlılığı için para ayırmayanın son çalışmayan (gölgede yan gelip yatan), kış geldiğinde zorda kalır. 2) günleri sıkıntı içinde geçer.
Yel gibi gelen, sel gibi gider: Çalışıp çabalamadan kolayca ve emeksiz ele geçen şey, geldiği gibi çabucak elden gider. Yel kayadan ne koparır? Donanımlı, kendine güvenen kişiler, değer-siz kişilerden etkilenmezler.
315
YanıtlaSilDEYİMLER
yüreğine saplanmak: mec. Aşırı derecede acı duymak, içine otur-mak.
yüreğine su serpmek (birini): Karşısındakini kaygı sebebinin orta-dan kalktığını veya umut verici bir haberle ferahlatmak.
yüreğini ateş almak: Fazla üzüntüden içi yanmak.
yüreğini eritmek (veya sızlatmak): Çok üzmek.
yüreğini dağlamak: Acıyla ve özlemle içi yanmak, acıyla kıvranmak.
yüreğini kemirmek: İçini kemirmek, tedirgin olmak.
yüreğini serinletmek: Üzüntüsünü azaltmak.
yüreğinin başı sızlamak: Yüreği sızlamak.
yüreğinin yağı (veya yağları) erimek: Çok üzülmek.
yüz akı ile çıkmak: Bir işi kendi saygınlığını yitirmeden, eksiksiz ve başarılı olarak yapıp bitirmek.
yüz aklığı göstermek: Bir işte başarıya ulaşmak.
yüz bulmak: İlgi ve yakınlık görmek.
yüz bulunca astar istemek: bk. Yüz verince astar istemek.
yüz çevirmek: Gösterdiği ilgiyi kesmek, ilgi yakınlık göstermemek.
yüz kızartmak: Sıkılarak yalvarmak.
yüz kızdırmak: Utanmayı göze almak.
yüz surat davul derisi (yüz surat hak getirə veya yüz surat mahke-me duvan): tkz. Hiç utanması olmayanlara söylenir.
yüz sürmek: Aşırı sevgi göstermek için yere eğilmek.
yüz tutmak: Yönelmek.
yüz tutmak: Bir şey olmak üzere bulunmak.
yüz verince astar istemek: Kendisine gösterilen küçük bir ilgiden Şımararak geniş yetki elde etmeye, daha çok yarar sağlamaya ça-lışmak.
yüz vermek: İlgi, yakınlık göstermek, hoşgörülü davranmak şımart-mak, itibar etmek.
DEYİMLER
YanıtlaSil314
yüreği ferahlamak (veya hafiflemek): Kaygıdan kurtulmak.
yüreği götürmemek: Dayanmamak, katlanamamak.
yüreği göz göz olmak: Dert acı ve sıkıntıdan içi kabarmak, aşırı dert-lenmek.
yüreği hop etmek (veya hoplamak): Birdenbire korkup heyecan-lanmak.
yüreği kabarmak: 1) İçi sıkıntı ile dolup derin soluk almak gereğini duymak. 2) Midesi bulanmak.
yüreği kaldırmamak: Dayanamamak, katlanamamak.
yüreği kalkmak: Heyecanlanmak.
yüreği kan ağlamak: Aşırı üzüntüden sarsılmak.
yüreği kararmak: İçine karamsarlık ve sıkıntı çökmek.
yüreği katılmak: Ağlamaktan veya soğuktan nefesi tutulmak.
yüreği kaynamak: İçinde birtakım şüphe ve endişe uyanmak.
yüreği parçalanmak: Çok acımak.
yüreği parça parça olmak: Pek çok acımak.
yüreği serinlemek: Üzüntüsü bir dereceye kadar azalmak.
yüreği soğumak: Düşmanın bir felakete uğramasına sevinmek.
yüreği şişmek: Can sıkıcı şeyler dinlemekten bunalmak.
yüreği tükenmek (veya yürek tüketmek): Bir şeyi anlatmak için çok yorulmak.
yüreği yağ bağlamak: İstenilen bir şeyin olmasından ferahlık duy-mak.
yüreği yarılmak: Çok korkmak.
mak. yüreği yerinden oynamak: Birdenbire heyecanlanmak veya kork-
yüreğine (bir şey) çökmek: Derinden ıstırap duymak.
yüreğine kar yağmak: Kıskançlık duyarak üzülmek.
yüreğine kurt düşmek: Şüphelenmek, içine kurt düşmek.
Nikâhta Keramet Vardır
YanıtlaSilNikâhın, evlenenleri sevgi bağıyla bağladığını ifade etmek için "Nikahta keramet vardır." deriz. Bu atasözünü, evlilik şartlarını üzerinde taşıyan kimselerin bekår durmaktansa ev-lenmelerinin daha uygun olacağını belirtmek için kullanınz.
Gerçekten de birbirini yeterince tanımayan kimselerin, nişanlılık süresini tamamlayıp evlendikten sonra aralarında bir sevgi ve muhabbet bağı oluştuğu görülmüştür. Tabii bunun için evlilik şartlarını yerine getirmek lazımdır.
Evliliğin olmazsa olmaz şartlarından biri de sorumluluk sahibi olmaktır. Sorumluluk, "kişinin kendi davranışlarını veya yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi" demektir.
Böyle bir mesuliyet bilincinden yoksun olan kişi evlendi-ğinde çoluk çocuğunun hayatını zindana çevirebilir. Bu gerçeği göz önünde bulundurduğumuz sürece insanların evlenmesine vesile olmamızda bir sakınca yoktur. Hele evlenmeye istekli olan ve birbirini seven nitelikli gençlerin işini kolaylaştırmak
-144-
elzemdir. Yani bu hususta onların önünü açmak lazımdır. Ni-tekim " "En hayırlı nikah en kolay olanıdır.' Hadisi hem evle-necek çiftlere hem de ailelerine rehber olmalıdır. Aksi takdir-de evlilik yolu tıkanır, toplumda bozulma ve ahlaki çöküntü başlar. "12
YanıtlaSilBundan sonraki sözlerimiz, yeni evlenen çiftler ve yıllardır evli olup da aralarındaki sevgi bağını kuvvetlendirmek isteyen eşler için olacaktır.
"Iffetli bir toplum oluşturmanın" ve mutlu bir evliliği de-vam ettirmenin önündeki en büyük engellerden biri de bencil-lik duygusudur. Pek çok yuvanın yıkılmasına sebep olan asıl şey, "Hep benim dediğim olsun." çılgınlığıdır. Evet, bunun adı düpedüz çılgınlıktır, yani aşırı ve ölçüsüz davranmaktır. Oysa anlaşmazlıkları giderip sevgi bağını kuvvetlendirmek isteyen kişi "Biz" dilini kullanmaya özen göstermelidir. İşte bu güzel bir tercihtir.
Tercihi güzel olanın aile geçimi de güzel olur.
Doğrusu bu tür güzelliklerin yaygınlaşmasına çok ihti-yacımız vardır. Unutmayalım ki "Ben" dilini kullanan kim-seler zamanla nefret diline geçer. Bu dili benimseyenler de her istediğini kaba kuvvetle elde etmeye çalışır. Son yıllarda yaşanan aile içi şiddet olayları bütün toplumu germektedir ve iyi dilekler ile başlayan ancak birkaç yıl içinde dağılan yuvalar bizi derinden sarsmaktadır. Ortada ters giden bir şeyler vardır. Bunu hepimiz hissediyoruz değil mi?
Biz, bunun adına "bencillik" demiştik. Bir başkası "şükür-süzlük" ya da "kanaatsizlik" de diyebilir. Şıkları dilediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz lakin bu bizi istediğimiz sonuca ulaş-tırmaz.
Sahi, bizim istediğimiz sonuç nedir?
12 Hadislerle İslam Cilt-4, s. 39
-145-
Kesinlikle eşlerin bir yastıkta kocamasıdır, çocukların anne ve babadan ayrı düşmeden büyümesidir. Ayrıca toplumun çekirdeğini oluşturan aile yapısının gençlere güzel örnek ol-masıdır. Bunun için hepimize görev düşmektedir. Görevimiz; üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirip iyi bir eş, iyi bir anne veya baba olmaktır. Kısacası, "Nikâhta keramet vardır" sözünü özümseyip, öncelikle kendi yuvamızı bir cennet bah-çesine çevirmektir.
YanıtlaSilAilenizden huzur, dilinizden şükür eksik olmasın.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilمان أمن بعضُكُم بَعْضًا لليان الذي الامر وليتق الله انه ولا تكلموا الشهادة ومن باور انم قَلْبُهُ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ ما في السير وما فى الأرض وإن تبدوا ما في الفكم الله يُحاسِبُكُمْ بِهِ اللهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَلت من والله على كُلِّ شَي مدير أمن الرسول بنا اقول الان مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلِّ أَمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَيْكَ إِلى ورسله لا لفرق بين أحدٍ مِنْ رُسله وقالوا سم واطعنا غفرانك ربنا واليك التعبير لا يطير الله نفسًا إلا وسعها لها ما كتبت وعليها ما كن ربَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إن نبينا أو أخطانا ربنا ولا حيل عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قبلنا .
ولا تحملنا ما لا طاقة لنا بِهِ وَاعْفُ عَلا والفرن وَارْحَمْنَا أَنتَ مولينا فَانْصُرْنَا عَلَى القَوم الكافرين .
وَلَا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةً وَمَنْ يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ أَثِمٌ قَلْبُهُ
66 Tanıklığı gizlemeyiniz. Kim onu gizlerse şüphesiz onun kalbi günahkardır. (Bakara, 2/283)
وإن كنتم على سفر ولم تجدوا كانا فرمان
سوراني من
Mahaf sayfa no: 48
Halitik sayfa no: 3. cüz/13. sayfa
DOĞRU TANIKLIK
BİLGİ
İslam her durumda hak ve hakikatin ortaya çıkmasını, kimsenin zulme uğra-mamasını ister. Bu bakımdan borç ilişkilerinde tarafların haksızlığa uğramaması için yazılı teminat alınması, şahit tutulması veya rehin alınması gibi tedbirleri önerir. Bu tedbirler alınsa bile eğer kişilerde emanet duygusu ve sorumluluk yeterince gelişmemişse borcun tarafları birbirlerine karşı haksızlık yapabilirler. Ayet, bunu yapmamalarını emretmektedir.
MESAJ
1. Ilgili merciler önünde hak ve adaleti gözeterek tanıklık yapmak insanî ve İslami bir görevdir.
2. Tanıklığı gizlemek ve yalancı şahitlik yapmak günahtır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Şahit: Bir olaya veya duruma tanık olan veya tanıklık eden kişi.
48
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilنورا ال عمرة مدنية وهي مالك الية
سم الله الرحمن الرحيم
إِنَّ اللهَ لَا يَخْفَى عَلَيْهِ شَكٍّ فِي الْأَرْضِ وَلَا
في السَّمَاءِ
66 Kuşkusuz yerde olsun gökte olsun hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.99
(At-i Imran, 3/5)
الله لا اله الا هو الحي القيوم نزل عليك الكتاب بالحمل مصدقا لما بين يديه والزل اللوزية والانجيل من قبل هدى الناس وانزل الفرْقَانَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شديد والله عزير ذو التقاء إِنَّ اللَّهَ لَا يَعْلَى عَلَيْهِ شَيْ فِي الْأَرْضِ ولا في الشتاء هُوَ الَّذِي يُصَوَرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لا إله إلا هو العزيز الحكيم هُوَ الَّذِي الزَلَ عَلَيْكَ الكِتاب منه آيات محكمات من أمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ ي قلوبهم ربع فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهُ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وما يعلم تأويلة إلا الله وَالرَّاسِحُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ أَمَنَا بِه كل من عند ربا وَمَا يَذْكُرُ إِلَّا أُولُوا الْأَلْبَابِ رَبَّنَا لَا تُزِعُ قلوبنا بعد إِذْ هَدَيْنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ رَبَّنَا لك جامع الناس اليوم لا رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادُ .
Mushaf sayfa no: 49
Hafızlık sayfa no: 3. cûz/12. sayfa
ALLAH'IN BİLGİSİ
BİLGİ
Ayette, evrendeki hiçbir bilginin Yüce Allah'a gizli kalmayacağı belirtilerek bu sürenin 2. ayetinde geçen "Hay" ismi şerifine açıklama getirilmektedir. Zira böyle bir ilmin varlığı ve bu derece kapsamlı olması, daima diri ve ölümsüz olmakla mümkündür. Diğer taraftan bu açıklama yine aynı ayette yer alan "Kayyûm" ismi ile de bağlantılıdır. Çünkü kayyům, "bütün varlıkları yaratan, varlıklarını sürdürmelerini sağlayan, denetleyen ve görüp gözeten" anlamına geldiğine göre, bu ismin tecellisi, bütün yaratıkların ihtiyaçlarını bilmeye bağlıdır.
MESAJ:
Allah, her şeyi görür ve bilir. Hiçbir şey O'na gizli değildir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ard/Arz: Yer, yeryüzü, dünya.
Semå: Gök.
49
FARSHTE BOGUN
YanıtlaSil1908-Avusturya Bosna
Hersek i topraklarına kattığını ilan etti.
1908 - Bulgaristan, Osmanlı Devletinden bağımsızlığını ilân etti.
EKİM
05
PAZAR
13 1447
RUMÎ: 22 EYLÜL 1441
HIZIR: 153
BIR AYET
Bilin ki onlar Rablerine
kavuşmaktan şüphe içindedirler. Bilin ki o her şeyi ilim ve kudretiyle kuşatmıştır.
Fussilet Suresi: 54
BİR HADİS
Yaptığınız amelleri sırf Allah rızası için işleyiniz. Çünkü Allah sadece kendisi için yapılan amelleri kabul eder.
Dârekutnî
(İnsan) eğer sabretse, musibetin mükafatını düşünse, şükretse, o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Sözler
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
05.33
12.58
18 47
20.06
ISPARTA
05 30 06 50 12 51 16 09 18 42
Akşam
Yatsı
10 68
İSTANBUL
06.58
16.11
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1984-Macintosh
bilgisayarlar piyasaya sürüldü.
1994 - Türkiye'nin ilk haberleşme uydusu TÜRKSAT-1, fırlatıldıktan 12 dakika 12 saniye sonra okyanusa düştü.
OCAK
24
CUMARTESİ
5 1447 ŞABAN
RUMI: 11 K. SANİ 1441 KASIM: 78
BİR AYET
Allah, düşünüp ibret almanız için size böyle öğütler verir.
Nahl Suresi: 90
BİR HADİS
İyiliklerin seni sevindirir, kötülüklerin üzerse, sen
olgun mü'minsin.
Şükür, nimette in'amı görmek demektir.
Mesnevî-i Nuriye
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة في عمرن
إن الذين كفروا لن تغنى عنهم أموالهم والا درد من الله شيئاً وأولئك هم وقود النار كتاب فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنا قاصر الله بذنوبهم والله شديد العقاب . قل سير كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إلى جهنم وبل الْمِهَادُ قَدْ كَانَ لَكُمْ أَيَّةٌ فِي تَتَي العنابي تقاتل في سبيل الله وأُخْرَى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ ملي رَأَى الْعَيْنِ وَاللهُ يُؤْتِدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ إِنَّ في دين العبرة لأولي الْأَبْصَارِ زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَانِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ اللعب وَالْفِضَّةِ وَالخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ والحزب الله متاع الخيوةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْتَابِ لل أو نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِندَ الي جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاحُ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللهِ وَاللهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ .
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِ
66 Inkår edenlerin malları da evlatları da Allah'ın azabına karşı onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.99
(Al-i Imran, 3/10)
Mushaf sayfa no: 50
Hafızlık sayfa no: 3. cüz/11. sayfa
AHİRET GÜVENCESİ
BİLGİ
Önceki âyetlerde müminlerin dua ve yakarışlarına değinilmiş, burada da inkâr edenlerin durumu ve karşılaşacakları azabın ne kadar şiddetli olacağı açık-lanmıştır. Burada psikolojik tahlile dayalı bir uyarının bulunduğu görülmek-tedir. Şöyle ki: Mal ve çocuklar, insanoğlunun daraldığında destek almak için genellikle başvurduğu dayanaklardır. Ayette, dünya hayatında kişiye güvence sağlayabilen malların ve çocukların kıyamet gününde bir yarar sağlayamaya-cağı ifade edilmektedir.
MESAJ:
1. Kıyamet gününde dünyadaki hiçbir güvence kişiye bir yarar sağlamayacak, orada herkes tek başına yaptıklarının hesabını verecektir.
2. Ahirette sadece iman dolu bir kalple ve salih amellerle Allah'ın huzuruna gelmiş olmak bir değer ifade edecektir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Når: Cehennem ateşi.
50
HARIE LAFZI HAMILI MARA AMIL
YanıtlaSilإِنَّ الَّذِينَ عِندَ اللهِ الْإِسْلَامُ
"Allah nezdinde hak din Islamidir. 99
Al-Im1/19)
عذاب الكثر الصابرين والمصاريين والدارين اكلين والمشاهير مين بالأسعار العمود اللة ال الأمن والسلم كال وأولوا التعليم قالت والقسط البلد الأمن العزيز الحكيم إلى الذين على الله الات والم ومن الطائف الذين أولوا الكتاب الا من نعم العالم العلم معنا منهم ومن يسلم باران له وان الله مشروع الحساب قران خالونة فال تك وعلى اله ومن النامي وقال الذين أولوا الكتاب والأمين السلام فإن السلموا على الحالة وا وان تولوا فإنما عليك الملاح واحدة تعبير بالعبادة إن الذين استمرون بالذات الله وياكلون الليبين ومتر على ويعانون الذين يأمرون بالقسوة من الثاني مارهم بعذاب اليوم أوليك الذين سيطك المالكة في الدنيا والآخرة وما لهم من الصرين .
Mashal seyle no 51
Hatz sayta no 1 coz/10 sayla
TEK HAK DİN: ISLAM
Insanların bir kısmı, kendi istek ve arzularına dayanarak hak dinden başka dinler icat etmişlerdir. Bazıları da hak dini değiştirmeye kalkışmışlardır. Böy lece yeryüzünde birbirinden farklı dini topluluklar oluşmuştur. Yüce Allah Ise, insanlara gönderdiği dinin aslında tek olduğunu haber vermektedir. Pey-gamberlerin getirdikleri arasında, zamana ve şartlara bağlı olarak bazı farklı hükümler bulunsa da, esas bakımından hepsi birdir.
MESAJ
1. Islam. Hz. Adem'den beri gelen bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tevhid davasının ortak adıdır.
2. Allah'tan başkasını tanrı ilan eden bir din, hak değildir.
KELİME BAGARCICI
Din: İrade ve akıl sahibi varlıkları, kendi tercihleriyle dünya ve ahiret saadetine ulaştıran ilahi kanun.
Islam: Yüce Allah'ın bütün peygamberlere gönderdiği tevhid odaklı dinin adı olup "barış anlamına gelen bir kelimeden türemiştir.
51
5604- Doksan dokuz kadından biri cennette, diğerleri cehennemdedir. Müslüman kadın hamile kaldığı zaman, gündüz cihad eden kimselerin sevabını çocuğunu doğuruncaya kadar a-oruç tutan, gece ibadet eden, ihrama bürünen ve Allah yolunda lır. İlk emzirmesinde bir kişiyi hayata kavuşturmak kadar büyük e. cir alır.
YanıtlaSil-٥٦٠٥ - مِنْ تمام صَلَوةِ أَحَدِكُمْ إِذَا لَمْ يَكُنْ نَعْلاهُ فى رَجُلَيْهِ أَنْ يَضَعَهُمَا بَيْنَ يَدَيْهِ (الديلمي عن ابي هريرة)
5605- Sizden birinin mescitte ayakkabısını önüne koyma. sı namazın tamamındandır.
٥٦٠٦ - مِنْ تَمَامِ النِّعْمَةِ دُخُولُ الْجَنَّةَ وَالْفَوْزُ مِنَ النَّارِ (ت حسن عن معاذ)
5606- Cennete girmek, cehennemden kurtulmak nimetin tamamındandır.
٥٦٠٧ - مِنْ حِينٍ يَخْرُجُ أَحَدُكُمْ مِنْ مَنْزِلِهِ إِلَى مَسْجِدِهِ فَرَجُلٌ تُكْتَبُ لَهُ حَسَنَةٌ وَالأُخْرَى تَمْحُو عَنْهُ سَيِّئَةٌ (ش حب ك هب عن ابي هريرة)
5607- Birinizin evinden çıkıp camiye kadar gitmesi sıra-sında bir ayak sevap yazılmasına, diğeri de bir günahın silinme-sine sebep olur.
٥٦٠٨ - مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ فِي الدُّنْيَا الْجَارُ الصَّالِحُ وَالْمَنْزِلُ الْوَاسِعُ وَالْمَرْكَبُ الهني" (حم حب هب ك عن نافع ك عن عبد الله بن الحرث)
5608- İyi bir komşu, geniş bir ev, iyi bir binek müslüman olan kişinin mutluluğundandır.
٥٦٠٩ - مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْإِ خِفَّةُ لِحْيَتِهِ (طب عد خط عن ابن عباس وسعد)
5609- Kişinin sakalının hafif olması saadetindendir.
٥٦١٠ - مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْءِ حُسْنُ الْخُلُقِ وَمِنْ شَقَاوَتِهِ سُوءُ الْخُلُقِ" (الخرائطى هب عن جابر)
-1304
5610- İyi ahlak kişinin saadetindendir. Kötü ahlak da al-çaklığındandır.
YanıtlaSil٥٦١١ - مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْءِ أَنْ يَطُولُ عُمْرُهُ وَيَرْزُقَهُ اللهُ الانابة ابو الشيخ عن
جابر)
5611- Ömrünün uzunluğu, Allah tarafından kendisine çok ibadet etme istidadı verilmesi, kişinin mutluluğuna işarettir.
٥٦١٢ - من حُسن إسلام المرء تركه ما لا تعنيه (هـ) هبت غريب عن أبي هريرة
ت هب عن على بن الحسين مرسلاكر عن الحرث الحاكم عن أبي بكر وسبع عن ثلاث
dendir. 5612- Mâlâyaniyi terk etmesi, kişinin İslami güzelliklerin-
٥٦ ١٣ - مِنْ سُنَنِ الْمُرْسَلِينَ الْحَيَاءُ وَالْحِلْمُ وَالْحِجَامَةُ وَالسَّوَاكُ وَالتَّعَطَّرِ وَكَثْرَةُ الأَزْوَاج" (عق هب عن ابن عباس)
5613- Şunlar peygamberlerin sünnetlerindendir: Haya, hilm, hacamat, misvak, koku sürünmek, çok evlenmek.
٥٦١٤ - مِنْ عَلَامَةِ حُبِّ اللَّهِ ذِكْرُ اللهِ وَمِنْ عَلَامَةِ بُغْضِ اللَّهِ بُغْضُ ذِكْرِ اللَّهِ ابن شاهين في الذكر عن انس (ضعيف)
5614- Allah'ı zikretmek, Allah'a sevginin belirtisidir. Al-lah'ın zikrinden hoşlanmamak, Allah'ı sevmemekten ileri gelir.
٥٦١٥ - مِنْ فِطْرَةِ الإِسْلَامِ الْغَسْلُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَالْإِسْتِنَانُ وَاخْذُ الشَّارِبِ
وَاعْفَاءُ اللَّحْيَ فَإِنَّ الْمَجُوسَ تُعْفِى شَوَارِبَهَا وَتُخْفِي حَاهَا فَخَالِفُوهُمْ خُذُوا شَوَارِبَكُمْ وَاعْفُوا لَحَاكُمْ (حب عن ابي هريرة)
5615- Cuma günü yıkanmak, sünnet olmak, bıyıkları al-mak, sakal bırakmak İslam'ın fıtratındandır. Çünkü mecusiler bi-yıklarını inadına salıverip sakallarını iyice tıraş ederler. Şu halde siz onlara muhalefet edin. Bıyıklarınızı (altlarından) alın, sakalla-rınızı bırakın.
642
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
En üstün huy kendisine mahsus..
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Nebilerde ve resullerde bulunan güzel huyların, üstün vasıfların
cümlesini; ilähi kitapların cümlesinde beyan olunan edepler ve edep edinilmesi gereken şeyler ve beğenilen vasıflarla en güzel şekilde ta halluk eden Resulüllah S.A. efendimizdir. Bu da, ancak Resulüllah S.A. efendimize mahsustur. Bu manada, Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A.
elendimizi şöyle övmüştür: Sen en büyük ahlâk üzeresin.» (68/4)
Boylece, Resulüllah S.A. efendimize ihsanını anlatmıştır.
Devam edelim:
Resullerin sonuncusu...
Resulüllah S.A. efendimiz cümle resullerin sonuncusu olup bu va-sıf da kendisine mahsustur.
eyle.. Mirac sahibi olan efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e salât
Resulüllah S.A. efendimizin Mirac'ı, yerinde geniş bir şekilde izah edilmiştir. (Bak: İsim 178)
Devam edelim:
Keza; onun âline, ashabına ve sağlam yolunda kaim durup giden tabilerine salât eyle..
Bu cümlede geçen:
Sağlam yol.
Tabirinden murad: Resulüllah S.A. efendimizin tarik-ı müstaki-ml, din-i kavimi, güzel siretidir: Ona tabi olanlar ise.. itikatta, fillerde bid'atlardan tam kaçınan ve onun sünnet-i seniyesine göre amel eden-dir.
Devam edelim:
Allahım, onunla..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin sağlam yolu ile..
İslâm yıldızlarının yollarını azametli kıl.
Bu cümlede geçen:
İslâm yıldızları.
Tabirinden murad, Resulüllah S.A. efendimizin ashabıdır.
Bu cümle ile anlatılan mana şudur:
Allahım, böylece nurlandır ki, onların yoluna sülük eden üm-metler doğru yolda sabit duralar. Bid'at ehline, nefislerine uyanlara meyledip şaşmayalar.
Nitekim, Resulüllah S.A. efendimiz, uğur ve ikballe ashabı için şöyle buyurdu:
hangisine tabi olsanız, hidayeti bulursunuz.>>> Benim ashabım yıldızlara benzerler. Ey ümmetim, onların
Sonra o sahabe:
lerde onlarla yol bulunur. Karanlığın kandilleri gibidir. Karanlığı şiddetli korkulu gece-
KARA DAVUD
YanıtlaSilBu cümlenin ifade ettiği açık mana şudur:
643
Gecelerin karanlığına benzeyen şek, şüphe, cehalet karanlıkların-dan necat bulup hidayete mazhar olanlar, o ashabı izleyerek kurtulup
halás olmuşlardır. Devam edelim:
Öyle bir salât olsun ki, denizde dalgalar coştukça; uzak yol-lardan gelen hacılar Kabe-i Muazzama'yı tavaf ettikçe ardı arası gel-meden devam etsin.
SEKSEN ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Salavat-ı şerifelerin ve selâmın en faziletlisi; Kerim Resul'ü..
Yani: Yüce Hakkın Kerim Resul'ü..
Kulları arasından seçtiği. MİAD'da yaratılımışların şefaatçısı..
Bu cümlede geçen:
MIAD.
Lafzının manası şudur: Cümle hayırların, şerlerin, vaadlerin ve tehdidlerin karşılığı verildiği gün..
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Dünya Aleminde bulunan tenlerin çürüdüğü, sonra da eski halini alıp kalktığı gün..
Ki o gün: Resulüllah S.A. efendimiz halka şefaat edecektir.
Devam edelim:
Makam-ı Mahmud ve Havz-ı Mevrud sahibi, risaletin ve umu-mi tebliğin ağırlığını alan, en büyük salahta, SIAYET şerefi kendisine verilen Muhammed'e..
Bu cümlede geçen:
SIAYET..
Lafm, şu manayadır: Ciddi çalışıp ihtimam göstermek..
Buna göre, cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, herkesin, en çok yararına olan şeylere; ki bunlar din, dünya ve ukba işleridir; bunlar için en çok gayret gös-terip çalışan Resulüllah S.A. efendimizdir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allah-ü Taâlâ ona salât eylesin. Keza onun âline de..
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve Resulüllah S.A. efendimizin ümmetine.. kendisine tabi olanlara..
Öyle bir salåt olsun ki, devam etsin. Hem de, gecelerin ve gün-düzlerin devam edip durduğu süre..
DELAIL I HAYRAT BERHI
YanıtlaSil644
BEKBEN DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
0..
Yukarıda güzel vasıfları anlatılan Resulüllah B.A. efendimiz..
- Evvellerin ve Ahirlerin efendisidir, evvellerin ve âhirlerin en faziletlisidir.
Yani: Insan ve cin tayfasından; Resulüllah S.A. efendimizin dün-ya hayatında iken vücuda gelenlerle bu vücud Aleminden göç ettikten sonra gelenlerin efendisi ve büyüğü...
Onun üzerine bisun: Salavat okuyanların en faziletli salatı, selâm verenlerin verdiği selâmın en faydalısı, zikredenlerin en güzel zikri...
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi övüp sena edenlerin övgü ve se-nasının; yahut, hamd, şükür, salât, selâm lle ananların medih ve te-nalarının hamd ve şükürlerinin en güzeli...
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en faziletlisi..
Allah-ü Talla'nın salâtı: Daha önce de anlatıldığı gibi, ihsanı, İyiliği, keremi, rahmeti ve lütfudur.
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en güzeli, Allah'ın salâtlarının en CE-
LILI..
Burada geçen:
CELIL,
Lafzı, ululuk ve büyüklük manasınadır.
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en CEMİLI..
Bu cümlede geçen:
CEMİL.
Lafzı, lyl hoş, güzel manalarına gelir.
Devam edelim:
Allah'm salatlarının EKME L'I..
Burada geçen:
-EKMEL.
tam manası ile.. Lafzının ifade ettiği mana şudur: Eksiksiz ve noksansız.. hem de
Devam edelim:
-Allah'ın salatlarının şümullüsü, Allah'ın salatlarımın en tama-mi, Allah'ın salatlarının en ZAHIRI..
KARA DAVUD
YanıtlaSilعَلَيْهِ وَعَلَى لَهُ صَاوَةٌ كَائِمَةٌ مُستمرة الدوام على من الليالي والآيَامِ ، فَهُو سيد الاولين وَالْآخِرِينَ وَافْضَلُ الأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ عَلَيْهِ أَفْضَلُ صَلوةِ الْمُصَلِّينَ وَأَزَلَى سَلَامِ المسلمينَ وَأَطْيَبُ ذِكْرِ الفَاكِرِينَ وَافْضَلُ صلَوَاتِ اللَّهِ وَاحْسَنُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَاجَلٌ صَلَواتِ اللَّهِ وَاجْمَلُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَالْمَلُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَاسْبَغُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَاتَهُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَأَظْهَرُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَاعْظَمُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَاذْكَى صَلَوَاتِ اللَّهِ واطْيَبُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَابْرَكَ صَلَوَاتِ الله وان کی صَلَواتِ اللَّهِ وَاغْى صَلَوَاتِ اللهِ وَ. أو في صَلَوَاتِ اللَّهِ وَاسْنَى صَلَوَاتِ اللَّهِ وَاعْلَى
64
aleyhi ve alâ âlihi.. saláten daimeten müstenirret eddevami alâ merr'il-leya-li vel-eyyami.
seyyid'ülevveline 84. Fehūve vel-ähirine ve afdal'ül-evveline vel-ahi-rine aleyhi efdalü salât'il-musalline ve ezká selâm'il-müsellimine ve atyabü zikr'iz-zakirine ve afdalü salāvatillahi ve ahsenü salavatillahi ve ecellü sa-lâvatillahi ve ecmelü salāvatillahi ve ekmelü salāvatillahi ve esbağu sala-vatillahi ve etemmű salāvatillahi ve azharu salāvatillahi ve a'zamű sala-vatillahi ve ezkā salāvatillahi ve at-yabū salāvatillahi ve ebrekü salāva-tillahi ve ezká salāvatillahi ve enma salåvatillahi ve evía salavatillahi ve esna salavatillahi ve a'la.
Öyle bir salát olsun ki: Devam etsin; hem de gecelerin ve gündüzlerin de-vam edip durduğu süre..
84. O, evvellerin ve âhirlerin efendisidir, evvellerin ve âhirlerin en fazilet-lisidir.
Onun üzerine olsun: Salavat okuyanların en faziletli salāvatı, selâm verenle-rin verdiği selâmın en faydalısı, zikredenlerin en güzel zikri, Allah'ın salátlarının en faziletlisi, Allah'ın salatlarınım en güzeli, Allah'ın salatlarının en celili, Allah'ın, salatlarının en cemill, Allah'ın salatlarının ekmeli, Allah'ın salatlarının en şu-mullüsü, Allah'ın salatlarının en tamamı, Allah'ın salatlarının en zahiri, Allah'ın salatlarının en büyüğü, Allah'ın salátlarının en nazifi, Allah'ın salatlarınım en på ki, Allah'ın salatlarının en bereketlisi. Allah'ın salatlarının en faydalısı, Allah'ın salatlarının en nemalısı, Allah'ın salatlarının en yeterlisi, Allah'ın salatlarımın es-nası, Allah'ın salátlarının en yücesi
**
(Devamı: 647. Sayfada)
K
YanıtlaSil510
kemal-i gurur
kemali gurur کمال شحرور : tam kendini beğen
mişlik
kemal-i hafiziyet کمال حفیظ : )Allah (cc) ta rafindan) tam ve eksiksiz koruma, varlıkları yok olmaktan ve olup bitenleri unutulup git mekten noksansız şekilde koruma
kemali hähis کمال حراهش : çok büyûk istek kemal-i hakkaniyet کمال حقانیت : tam doğruluk
kemali hararet کمال حرارت : )mec.) büyük coş kunluk ve istek
kemall hasret كمال حسرت : büyuk istek ve öz
kemal hassasiyet کمال حساسیت : buyük titizlik ve duyarlılık
kemal-i hasmet کمال حشمت : son derece göz kamaştırıcı parlaklık ve ürpertici büyüklük
kemal-i hayret 1 : كمال حیرت.buyuk hayranlık 2.büyük şaşkınlık
kemal-i hayret ve hürmet کمال حیرت و حرمت: büyük hayranlık ve saygı
kemal-i hayret ve istihsan کمال حیرت و استحسان : büyük hayranlık ve çok güzel bulup beğenme
kemal-i hayret ve takdir کمال حیرت و تقدیر : büyük hayranlık ve çok fazla beğenip takdir etme
kemal-i hiddet ve gayz کمال حدت و غبط : buyük kızgınlık ve öfke
kemali hikmet 1 : کمال حکمت.her seyde en uygun gaye, en yüksek fayda ve tedbiri görüp gözeten ve her şeyi sebeplere bağlayan ku-sursuz (ilähi) ilim2.her şeyde en uygun gaye, en yüksek fayda ve tedbiri görüp gözetme 3.gözetilen en uygun gaye, en yüksek fayda ve tedbir
kemal-i hikmet ve inayet کمال حکمت و عنایت :
kusursuz hikmet (yani, gözetilen gaye, fayda ve kusursuz tedbir) ve kusursuz inayet (yapı lan yardım ve iyilik)
kemal-i hikmet ve intizam کمال حکمت و انتظام (Allah'a (c.c.) ait) kusursuz hikmet (yani gözetilen en uygun gaye, fayda ve kusursuz tedbir, her şeyi sebeplere bağlayan kusursuz ilim) ve tertipli şaşmaz düzen
kemali hillat کمال خلقت : kusursuz yaradılış
kemali hulus كمال خلوص : tam ihlas, son dere-cede içtenlik (samimilik)
kemal-i hulus ve istiyak کمال خلوص و اشتیاق : son derecede içtenlik(kemal-i hulus) ve kuvvetli istek(kemal-i iştiyak)
kemal-i ihtimam
kemal-i hürmet کمال حرمت derin saygı
kemal-i hürmet ve itaat کمال حرمت و اطاعت de rin saygı (kemal-i hürmet) ve tam itaat (yani, tam manasıyla söz dinleme, emre uyma, bo yun eğme)(kemal-i itaat)
kemal-i hürmet ve tazim كمال حرمت وعظم derin saygı(kemal-i hürmet). Büyüğe karşı
sevgiyle eğilme(kemal-i ta'zim( kemal-i hürriyet کمال حریت : tam serbestlik
tam hürriyet (özgürlük)
kemal-i hüsn (hüsün( کمال حسن : kusursuz gu zellik
kemal-i hüsnü sanat کمال حسن صنعت : kusur suz san'at güzelliği
isti : کمال اجتهاد و فضل kemal-i istihad ve fazl hadda ve fazilette tam olgunluk; Kur'an ve sünnete dayanarak yeni şartlara ve ihtiyaç lara cevap verecek hükümleri çıkarmada tam yeterlilik (kemal-i içtihad) ve ilim ve ahläkta tam olgunluk (kemal-i fazl(
kemal-i içtima ve Insicam کمال اجتماع و انسجام kusursuz beraberlik (kemal-i içtima) ve tutar lılık (kemal-i insicam)
kemali iffet son derece namusluluk ve ahláki temizlik
kemal-i iftihar كمال افتخار : buyuk iftihar ve
övünç
kemal-i iftihar ve sevinc کمال افتخار و سوینج : bu yük iftihar (övünç)(kemål-i iftihar) ve büyük
sevinç(kemål-i sevinç)
kemal-i iftikar كمال افتقار : )Allah'a (c.c.) karşı( son derecedeki fakirliğini, maddi ve manevi her çeşit ve ihtiyaçlarını karşılama imkânın-dan yoksunluğunu ifade etme
kemali ihlas كمال اخلاص : tam ihlas, yalnız Al-lah (c.c.) rızasını gaye edinme
kemal-i ihlas ve irtibat کمال اخلاص و ارتباط tam ihlas ve tam bağlılık, yalnız Allah (c.c.) rızası-gaye edinme (kemal-i ihlas) ve tam bağlılık (kemal-i irtibat)
kemal-i ihlas ve samimiyet کمال اخلاص و صمیمیت
tam ihlas ve tam samimiyet; yalnız Allah yet( (c.c.) rızasını gaye edinme(kemal-i ihlas) ve tam içtenlik, tam samimilik(kemal-i samimi-
karışmış halde olma ve iç içe girme kemal-i ihtilat کمال اختلاط : son derece birbirine
kemal-i ihtimam كمال اهتمام : son derece özen
ve titizlik
511
YanıtlaSilkumal-intimam ve muhafaza
small intimam ve muhafaza کمال اهتمام و
son derece özen gösterme (kemal-i ih timam) ve tam koruma altında bulundurma( kemål i muhafaza)
semalt ihtiram کمال احترام:derin saygı gös terme veya gösterilme 2.derin saygı
imal-i ihtişam کمال احتشام : kendini apacık ve parlak şekilde ortaya koyma
mali ihtiyar مل اختیارsonsuz irade, çeşitli kemali intizacكمال امتزاج :birbiriyle)tam ka-imkan ve ihtimallerden her dilediğini seçip yapabilme gücü
bemall iktidar كمال اقتدار : son derece guc ve kuvvet sahibi olma
kemali ilahiye( كمال الهيه : Allah'ın (c.c.) sonsuz üstün sıfatları (nitelikleri) (ce mal ve kemali ilahi: Allah'ın (c.c.) son-suz güzellik ve üstün sıfatları (nitelik leri) (cemal ve celal ve kemål-i llähtye: Allah'ın (c.c.) sonsuz güzellik, büyüklük ve üstün sıfatı (nitelikleri) (kudret ve kemal-i ilahi: Allah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kuvveti ve sonsuz üstünlük sıfatları (nitelikleri)
kemali ilim كمال علم : )Allah'a (c.c.) ait) sonsuz ve noksansız ilim
kemal-i ilim ve hikmet ve mizan ve muvazene ve intizam ve nizam كمال علم و حکمت و میزان و
موازنه و انتظام و نظام : )kemål-i ilim ve kemål-i hik-met ve kemål-i mizan ve kemål-i muvazene ve kemål-i intizam ve kemål-i nizam) ilim, hik met, mizan, muvazene, intizam ve nizamın en üstün derecesi; yani son derecede üstün ilim (kemål-i ilim) ve gözetilen en uygun gaye, fayda ve kusursuz tedbir (kemål-i hikmet) ve en mükemmel ve şaşmaz ölçü (kemål-i mizan) ve en kusursuz ve şaşmaz denge (kemål-i muvazene) ve en kusursuz düzen )kemal-i intizam) ve en kusursuz tertip ve dü zenlilik (kemal-i nizam)
kemalilimi كمال علمی : ilmi olgunluk, ilim ba-kımından tam olgunluk
kemali iman كمال ایمان : iman olgunluğu, ku sursuz ve tam sağlam iman
kemal-i imtisal 1: كمال امثال.tambenimseme 2.emre tam itaat
kemal-i imtiyaz کمال امتیاز : benzerlerinden apaçık olarak seçilip ayırt edilebilirlik
kemal-i imtiyaz ve intizam کمال امتیاز و انتظام benzerlerinden apaçık farklılaşma, ayırt edi-lebilir hale gelme (kemal-i imtiyaz)tam ve şaşmaz düzenlilik(kemal-i intizam)
kemal-i intizam ve itaat
kemal-i imtiyaz ve tefrik کمال امتیاز و تفریق ben zerlerinden apaçık olarak seçilip ayırt edile bilir hale gelme(kemal-i imtiyaz ve ayırma (ayrılma, farklılaşma) (kemal-i tefrik)
kemal-i imtiyaz ve teşhisکمال امتیاز وص benzerlerinden apaçık farklılaşma(kemal-i imtiyaz) ve tanıyıp ayırt etme (veya taninip ayırt edilme) (kemål-i tefrik)
rışma ve kaynaşma
kemal-i inayet کمال عنایت : kusursuz ihsan, lu-
tuf ve yardım
kemal-i inkita کمال انقطاع : tam kesinti
kemali inkita ve infisal کمال انقطاع و انفصال : tam kesinti(kemål-i inkıta) ve tam ayrılık(kemål-i infisal)
kemali inkiyad کمال انقاد tam teslim olma.
tam boyun eğme
kemali insicam کمال انسجام : son derece tertip, düzen ve tutarlılık
kemal-i intizam کمال انتظام : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik
kemal-i intizam ve hikmet کمال انتظام و حکمت
son derece tertip ve şaşmaz (kemal-i intizam) (kemal-i hikmet( düzenlilik ve en uygun gaye, fayda ve tedbir
kenal-i intizam ve ıttırad کمال انتظام و اطراد : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik(kemål-i intizam) ve tam uygun sıralanış ve ahenk. (uyum)
kemal-i intizam ve inayet کمال انتظام و عنایت
son derece düzenlilik (kemål-i intizam) ve kusursuz yardım ve iyilik (kemål-i intizam) (kemal-i inayet)
kemal-i intizam ve inayet ve hikmet کمال انتظام و عنایت و حکمت : son derece düzenlilik ve ku-sursuz yardım ve iyilik (kemal-i inayet) ve gözetilen en uygun gaye, fayda ve tedbir (ke-mal-i hikmet)
kemal-i intizam ve itina کمال انتظام و اعتنا : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik(kemal-i intizam) ve çok titizlik ve dikkat (kemål-i îtină)
kemal-i intizam ve mizan کمال انتظام و میزان : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik(kemål-i intizam) ve hiç şaşmaz ölçü (kemål-i mizan)
kemal-i intizam ve itaat کمال انتظام و اطاعت : son derece tertip ve şaşmaz düzenlilik(kemal-i intizam) ve tam itaat(kemal-i itaat)
Y
YanıtlaSilYabancı koyun kenarda yatar: Insan, yabancısı olduğu bir yere h men uyum sağlayamaz.
Yağına kıymayan çöreğini yoz yer: Yağsız çörek, yağlı çöreğe göre kuru ve tatsız tutsuz bir şey olur. Bunun gibi, uygun malzeme kullan mayan veya titizlikle yapılmayan işler sonuçlansa bile, ortaya iyi bir iş ya da ürün çıkmaz.
Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi hâlini bilse hoş değil mi? Kend sini olduğu gibi gösteren kişi, herkes tarafından sevilir ve sayılır.
Yağ yiyen köpek tüyünden belli olur: Yasa dışı iş yapan kişi, ça lışmadığı hâlde çalışandan üstün giyim kuşamı ve para harcayışıyla dikkat çeker ve kendini belli eder.
Yakın hayırlı dost hayırsız hısımdan yeğdir: bk. Sadık dost akra badan yeğidir.
Yalancı kim? İşittiğini söyleyen: Doğruluğundan kesinlikle emin olmadığı hâlde, duyduğu her şeyi sağda solda anlatan kişi, yalancı sayılır (yalancıdan farkı yoktur).
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar: Yalanın da yalancının da
hükmü bir yere kadardır. Gerçeğin ne olduğu ve kimin yalan söylediği, gün gelir, mutlaka ortaya çıkar.
Yalnız kalanı kurt yer: bk. Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar. Yalnızlık Allah'a mahsustur. İnsan, maddi ve manevi ihtiyaçlarını
tek başına karşılayamaz. Bu yüzden de tek başına yaşayamaz, ancak toplu olarak yaşar.
Yalnız öküz çifte koşulmaz: Tek öküzle çift sürülemeyeceği gibi, ba-zı işler de ancak ekip çalışması ile yapılabilir, tek başına yapılamaz. Yalnız taş duvar olmaz: Bir tek taşla duvar örülemeyeceği gibi, bir-çok malzeme kullanılarak yapılması gereken bir iş, tek bir malzeme ille yapılmaz. Bazı işleri yapmak için ekip gerekir, bu tür işleri bir k
tek başına yapamaz.
313
YanıtlaSilDEYİMLER
yük olmak (birine): 1) Bir kimse, sıkıntılı bir işini başkasına yaptır-mak. 2) Kendisi için başkasına para harcatmak, masraf yapmak.
yükünü çəkmək: Ağırlığını taşımak, her türlü eziyete katlanmak.
yükünü tutmak: Çok zengin olmak, zenginleşmek.
yüksek perdeden konuşmak: 1) Meydan okurcasına sert konuş-
mak. 2) Yapılması güç şeyleri gerçekleştirebilecek gibi abartmalı ko-nuşmak.
yükseklerde konuşmak: mec. Elde eldilmesi güç şeyler istemek.
yüksekten almak: Karşısındakilere olduğundan fazla böbürlenmek, abartılı davranmak.
yüksekten atmak: Yapamayacağı şeyleri yapabilirmiş gibi söyle-mek.
yüksekten bakmak: Kendini karşısındakinden üstün görmek.
yüksekten konuşmak: Kendini çevresindekilere kabul ettirebilmek İçin övünerek konuşmak.
yüksekten uçmak: 1) Yükseklerde dolaşmak. 2) argo. Palavra at-mak, çok abartmak.
yürek Selanik (birinde): şaka. Çok korkmuş ve heyacanlı.
yürek burkmak: İçine sızı vermek.
yüreği ağzına gelmek: Birdenbire çok korkmak, aşırı korku ve se-Vinçten ziyadesiyle heyecanlanmak, endişelenmek.
yüreği ağzında: Korku ve heyacan dolu bir durumda.
yüreği bayılmak: Kanı çok acıkmak.
yüreği boğazına tıkanmak: Sıkılmak, üzülmek, dertlenmek.
yüreği burkulmak: Çok üzülmek, çok acı duymak.
yüreği çarpmak: Merak, kaygı, korku, heyecan gibi duygularla tedir-gin olmak, huzursuz olmak.
yüreği daralmak: Sıkılmak, bunalmak, içi daralmak.
yüreği dayanmamak: Acısına katlanamamak, çok acı duymak.
DEYİMLER
YanıtlaSil312
yorgan gitti, kavga bitti: Anlaşılmazlık sebebi olan şey ortadan kal kınca anlaşmazlık da sona erdi.
yolunu yokuşa sürmek: Yapılması güç bir işin, büsbütün güç şartlar-da gerçekleştirilmesini istemek.
yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal: bk. aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık
yukarıdan almak: Yumuşaklık göstermemek, ağır önerilerde bulun mak, sert davranmak.
yukarıdan bakmak: Kendini karşısındakinden üstün görmek.
yuları birinin elinde olmak: Bir kimsenin davranışlarının birinin de-
netiminde ve yönetiminde olması.
yuları ele vermek: Birinin sözünden çıkmayacak duruma gelmek.
yuları takmak: Birini sözünden çıkamayacak duruma getirmek, ege menliği altına almak.
yumruk göstermek: Korkutmak gözdağı vermek.
yumruğuna güvenmek: İsteklerini yaptırmak için yalnızca kaba kuv-vete güvenmek.
yumurta kapıya dayanmak (veya gelmek): Yapılacak iş için zaman çok daralması.
yumurta küfesi yok yal (arkasında veya sırtında): Kendisine bir zarar getirmeyeceğini bildiği için, doğru sayılmayan bir davranışta bulunmaktan çekinmeyenler için söylenir.
yumurtadan daha dün çıkmış: Bilgiçlik taslayan toy kimse.
yumurtaya kulp takmak: Bahane bulmakta usta olmak.
yutkunmak (bir şey karşısında): O şeyin yokluğunu çekmek.
yuvasını yapmak: tkz. Birine gereken cezayı vermek, hakkından gel-mek.
yuvarlanıp gitmek: Eldeki imkânlarla geçinmek.
yük altına girmek: Ağır bir görevi üzerine almak.
Deli Deliyi Görünce Çomağını Saklar
YanıtlaSilSaklırgan kimsenin, kendisi gibi birine saldırmaktan çekindi-gini anlatmak için "Deli deliyi görünce çomağını (veya değneğini) saklar" deriz. Bu atasözünů, ayrı özellikte olan kimselerin olaylara benzer tepkiler verdiğini belirtmek için kullanırız.
Neredeyse her beldenin bir veya birkaç tane delisi vardır ama hepsinin de yeri, sınırı bellidir. Mesela bazı deliler kendi mahallesinden dışarı çıkmazken bazısı da sabah akşam aynı çarşı pazarda dolaşır. Onlar, hayatın her sahasında karşımıza çıkar. Cami önlerinde bile...
Özellikle namaz çıkışı caminin on kapısında durup insan-lardan yardım isteyen deliler vardır. Hiçbiri de diğerinin yerini işgal etmez, herkes nerede duracağını bilir. Deli, deliyken bile nerede duracağını biliyorsa aklı başında olan bir insanın da onlarla uğraşması uygun olmaz.
Maalesef kimileri delileri kızdırmaktan haz alır ve onlar la uğraşmayı adeta meslek haline getirir. Deli de olsa kim-senin ahına almamak lazımdır. Allah muhafaza, deli olarak
-142-
ile geleni Huer, her geceyi kadiy bilmekte yarar vardır. O se beple delilert, Allah'ın bir emaneti olarak görüp akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan böyle kimseleri gözetip kollayalım. Ola ki deli de olsa böyle birinden alacağımız bir hayır dua kurtuluş reçetemiz olabilir.
YanıtlaSilPeki, sadece akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan kimseler mi deli sınıfına girmektedir?
Tabit ki "delilik" bu tanımla sınırlı değildir. Ne oldum de-list, neme lazım delisi, havadis delisi, nasihat delisi, kuruntu delisi gibi çeşitli delilikler de vardır ama "Deli" denilince ak-hmuza deli dolu insanlar da gelmektedir. Genellikle gençlik çağının zirvesinde olan bu kişiler, ağızlarından çıkan bazı söz ve davranışlara dikkat etmezler. Onların sonunu düşünmeden yapmış oldukları hareketleri hoş görürüz çünkü içlerinde kö-tülük olmadığını biliriz.
"Gençlerin yoğun bir duygu değişimi yaşadıklarını bilen Sevgi-li Peygamberimiz de onlarla ilişkilerinde bu durumu dikkate alır; onlara karşı son derece makul ve mutedil davranırdı."
Peki, gençlik çağı geçtiği halde deli dolu konuşan ve hâlâ davranışlarına dikkat etmeyen kimseler ile nasıl geçiniriz?
Öncelikle onlarla aramıza iyi bir mesafe koymalıyız. Bun-dan sonra yapacağımız en akıllıca şey, o kimseler ile konuşur-ken damarlarına basmamak olmalıdır. Eee... Deli deliyi gö-rünce bile çomağını sakladığı bir dünyada, biz de delilik çağı geçtiği halde önünü sonunu düşünmeden konuşan birinin yanında, onun hassas olduğu şeyleri dile getirmeyelim. Hem böylelikle o kimsenin edebini muhafaza etmesine de yardım etmiş oluruz. İnanın, bunu düşünüp yapmak da edeptendir.
"En güzel edep ise güzel ahlaktır."
11 Hadislerle İslam Cilt-6, s.395
-143-
إن الذين كفروا أن لغنى عَنْهُمْ أَمْوَالَهُمْ ولا لولا تهم من الله شيئا وأوليك هم وقوة النار
YanıtlaSilSIRET GEVENCES
-Sankarderin dua ve yakanşlarına değinilmiş, burada da inkä shirts duruma ve kaylaşacakları stane kadar şiddetli olacağı açık magte Bucata poika uyarının bulunduğu görülmek bee Style ki Mal veckansangan darahıgında destek almak için praise taponhigu daynaklandı Ayette dünya hayatında kişiye güvence vkların kayamet gününde bir yarar sağlayamaya
Kyumen gioinde đưa hư günceye bir yatar sağlamayacak, mala bethan và topina yaptıkların hesab vect Altis sales man đầu hở kap ve sathelle Allah's hururuna printy snack the deeper taste brake
Nar Catenmeng
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشوران مدرن
ان الذين كفروا أن المين علهم المواليد والا من الله شيئاً وأولئك هم وقوة النار كتاب فرعون والذين من قبلهم كذبوا بآيات فاعلم الله بذلوبهم والله شديد العقاب . ال لي كفروا تغلبون والحشرون إلى جهلم ويلي المهاد . قد كان لكم ايه فى معالي الطامة تقابل في سبيل الله والخرى كافرا يرواهم ماليه رأى العين والله يُؤْبَدُ بنضره من قضاء إلى في الله العنزة الأولى الأبصار زين الناس حب الشهوان من النساء والبنين والقناطير المقنطرة من الذهب والفضة والخيلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ والحرث ذلك متاع الحيوة الدُّنْيا وَاللهُ عِندَهُ حُسْنُ التاب لا الو نبئكم بغير من ذلكم الَّذِين القوا عند رب جنات تجرى من تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خالدين فيها وازواج مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ الله والله بصير بالعباد .
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِ
" Inkår edenlerin malları da evlatları da Allah'ın azabına karşı onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.99 (Al-i Imran, 3/10)
Mushaf sayfa no: 50
Hafizhk sayfa no: 3. cüz/11. sayfa
AHİRET GÜVENCESİ
BİLGİ
Önceki âyetlerde müminlerin dua ve yakarışlarına değinilmiş, burada da inkâr edenlerin durumu ve karşılaşacakları azabın ne kadar şiddetli olacağı açık-lanmıştır. Burada psikolojik tahlile dayalı bir uyarının bulunduğu görülmek-tedir. Şöyle ki: Mal ve çocuklar, insanoğlunun daraldığında destek almak için genellikle başvurduğu dayanaklardır. Ayette, dünya hayatında kişiye güvence sağlayabilen malların ve çocukların kıyamet gününde bir yarar sağlayamaya-cağı ifade edilmektedir.
MESAJ:
1. Kıyamet gününde dünyadaki hiçbir güvence kişiye bir yarar sağlamayacak, orada herkes tek başına yaptıklarının hesabını verecektir.
2. Ahirette sadece iman dolu bir kalple ve salih amellerle Allah'ın huzuruna gelmiş olmak bir değer ifade edecektir.
KELİME DAĞARCIĞI
Når: Cehennem ateşi.
10
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالدين يقولون إننا أمنا فاغفر لنا ذنوبنا وقنا عذاب النار الصابرين والصَّادِقِين والقانتين والمقيل وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ • شهد الله الله لا اله الاهو والملكة وَأُولُوا الْعِلْمِ قاننا بالقسط ولة الأهو العزيز الحكيم إن الذين عند الله الإسلام وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ ما جاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ الله فإن الله سريع الحِسَابِ فَإِنْ حَاجُّوكَ فقل تسلمت وجعي الله وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُلْ لِلَّذِينَ أُوتُوا الكتاب والأمين أَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْا
إِنَّ الَّذِينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ
"Allah nezdinde hak din
Islam'dır. 99
(Al-i Imran, 3/19)
وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ إلى الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّن بغير حَق وَيَقْتُلُونَ الَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَذَرْهُمْ بِعَذَابٍ ألبير . أولئك الذين خبطت أعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ .
Mushaf sayfa no: 51 Hafızlık sayfa no: 3. cüz/10. sayfa
TEK HAK DİN: İSLAM
BİLGİ Insanların bir kısmı, kendi istek ve arzularına dayanarak hak dinden başka dinler icat etmişlerdir. Bazıları da hak dini değiştirmeye kalkışmışlardır. Böy-lece yeryüzünde birbirinden farklı dini topluluklar oluşmuştur. Yüce Allah ise, insanlara gönderdiği dinin aslında tek olduğunu haber vermektedir. Pey-gamberlerin getirdikleri arasında, zamana ve şartlara bağlı olarak bazı farklı hükümler bulunsa da, esas bakımından hepsi birdir.
MESAJ
1. Islam, Hz. Adem'den beri gelen bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tevhid davasının ortak adıdır.
2. Allah'tan başkasını tanrı ilan eden bir din, hak değildir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Din: Irade ve akıl sahibi varlıkları, kendi tercihleriyle dünya ve ahiret saadetine ulaştıran ilahi kanun.
Islam: Yüce Allah'ın bütün peygamberlere gönderdiği tevhid odaklı dinin adı olup "barış" anlamına gelen bir kelimeden türemiştir.
51
реш
YanıtlaSilTARINTE BUGON
1853-Kirim Savaşı başladı.
1926-Medeni Kanun
yürürlüğe girdi.
1992 - Kuzey Irak'taki Kürt Parlamentosu Federe Kürt Devleti kurulduğunu açıkladı.
EKİM
04
CUMARTESİ
12 1447
R.AHİR
RUMI: 21 EYLÜL 1441 HIZIR: 152
BİR AYET
Rabbine hamd ederek Onu tesbih et ve Ondan mağfiretini dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edicidir.
Nasr Suresi: 3
BİR HADİS
Dininde ihlâslı ol ki, az bir amel bile sana kâfi gelsin.
Hâkim
Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cenneti dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş.
Mektubat
Imsak Günes
Önle
İkindi
Aksam Yatsı
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1072 - Divan-ı Lügatit-
Türk: Türk dilinde yazılan ilk sözlük, Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmaya başlandı (10 Şubat 1074'te bitirildi).
OCAK 25 PAZAR
6 1447 ŞABAN
RUMI: 12 K. SANÍ 1441
KASIM: 79
BİR AYET
O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
Gönlünden Müslüman kardeşine faydalı bir nasihat geçiyorsa, söyle.
İmana gel, mükedder olma. (Allah) seni senden daha ziyade düşünür.
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Mesnevî-i Nuriye
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam Yatsı
646
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Bu cümlede geçen:
En ZAHİRİ. (Açığı, bellisi.)
Bazı nüshalarda:
En TAHİRİ. (Temizi, pâki..)
Olarak geçmiştir.
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en büyüğü, Allah'ın salatlarının en nazifi, Allah'ın salatlarının en påki, Allah'ın salatlarının en bereketlisi, Al-lah'ın salatlarının en faydalısı, Allah'ın salâtlarının en nemalısı, Al-lah'm salatlarının en yeterlisi, Allah'ın salatlarının ESNASI...
Bu cümlede geçen:
ESNA.
Lafzı, pek aydınlık ve nurlu, manalarını taşır.
Devam edelim:
Allah'ın salatlarının en yücesi, Allah'ın salatlarının en çoğu, Allah'ın salatlarının en toplusu, Allah'ın salatlarının en EAMMI..
EAMM.
Lafzı, salavat-ı şerife ile şu manayı ifade eder:
Resulüllah S.A. efendimizin latif ruhuna, cism-i şerifine, pek nurlu kabrine nimet çeşitlerinin tümünü içine alan Allah'ın salatları..
Devam edelim:
Allah'm salâtlarının en devamlısı, Allah'ın salâtlarının en çok kalanı, Allah'ım salatlarının en AZİZİ, Allah'ın salatlarının en rif'at-lısı..
Üstte geçen:
En AZİZİ.
Cümlesi ile, salavat-ı şerifenin manası şudur.
Allah-ü Taâlânın, salavat, tahiyyat ve bereketlerinin; idråk yönü ile aklın yetişemediği, acizlik yönü ile, vehmin ve hayalin kusur-lu olduğu salatların en azizi..
Devam edelim:
letlisi... Allah'ın salatlarının en azametlisi, Allah'ın halkının en fazi-
Cümlenin gelişinden anlaşılacağı gibi, burada, Resulüllah S.A. efendimiz murad edilmektedir; ayını mana, bundan sonra gelecek cümlelerde de vardır.
Devam edelim:
Allah'ın halkından en güzeli, Allah'ın halkından en değerlisi..
yarattıklarının cümlesinden güzeldir. Resulüllah S.A. efendimiz, zat, sıfat, kavl ve fill itibarı ile Allah'ın
sulüllah S.A. efendimizin güzelliğinden bir parçadır. Güzelliğin tama-Halk arasında meşhur olan Yusüf a.s. peygamberin güzelliği, Re-mu, Resulüllah S.A. efendimize mahsustur.
KARA DAVUD
YanıtlaSilصلَوَاتِ اللَّهِ وَاكْثَرَ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَاجْعَ صَادَاتِ اللَّهِ وَاعَةُ صَلَوَاتِ اللَّهِ وَادْ وَ مُصَلَوَاتِ اللَّهِ وَابْقَ صَاوَاتِ اللَّهِ وَاعَةُ صَاوَاتِ اللَّهِ وَارْفَعُ صَلَواتِ اللَّهِ وَاعْظَهُ صَلَوَاتِ اللَّهِ عَلَى افضل خَلِقَ اللَّهِ وَاحْسَنَ خَلْقَ اللَّهِ وَاجَلٌ خَلْقَ اللَّهِ وَاكْرَمَ خَلِقَ اللَّهِ وَاجْمَلَ خَلْقَ اللَّهِ وَأَكْلَ خَلْقَ اللَّهِ وَاتَ خَلْقَ اللَّهِ وَاعْظم خَلْقَ اللَّهِ عِندَ اللَّهِ رَسُولِ اللَّهِ وَبِرَ اللَّهُ وَجَبَ اللَّهِ وَصَى اللَّهِ وَنَبِيَّ اللَّهِ وَخَلِيل اللهِ وَوَلِى اللَّهِ وَامَيْنَ اللَّهِ وَخَيَّرَةِ اللَّهِ مِنْ خَلقَ اللَّهِ وَنَحْبَّةِ اللَّهِ مِنْ بَرِيَّةِ اللهِ وَصَفَوَةَ اللَّهِ مِنْ أَنْبِيَاءِ اللَّهِ وَغَزْوَةِ اللَّهِ وَعِصْمَةِ اللَّهِ وَنِعْمَةِ اللَّهِ وَمِفْتَاحِ رَحمَةِ اللَّهِ
647
salavatillahi ve ekserű salāvatillahi ve ecmau salavatillahi ve aammü salāva tillahi ve edvemü salāvatillahi ve eb ka salāvatillahi ve aazzü salavatillahi ve erfau salāvatillahi ve a'zamű sala-vatillahi âlâ efdali halkıllahi ve ahseni halkıllahi ve ecelli halkıllahi ve ekre mi halkıllahi ve ecmeli halkıllahi ve ekmeli halkıllahi ve etemmi halkıllahi ve a'zami halkıllahi indallahi Resulil-lahi ve nebiyyillahi ve habibillahi ve safiyyillahi ve neciyyillahi ve halilla-hi ve veliyyillahi ve eminillahi ve hıy retillahi min halkıllahi ve nuhbetil-lahi min beriyyetillahi ve safvetillahi min enbiyaillahi ve urvetillahi ve is-metillahi ve ni'metillahi ve miftahi rahmetillahi......
Allah'ın salatlarımın en çoğu, Allah'ın salatlarının en toplusu, Allah'ın salatlarının en eammı, Allah'ın salatlarının en devamlısı, Allah'ın salatlarının en çok kalanı, Allah'ın salatlarının en azizi Allah'ın salatlarının en rif'atlısı, Allah'ın salatları nın en azametlisi Allah'ın halkından en faziletlisi, Allah'ın halkından en güzeli, Allah'ın halkından en değerlisi, Allah'ın halkından en keremlisi, Allah'ın halkından en cemallisi, Allah'ın halkından en kemallisi, Allah'ın halkından en tamamı, Al-lah katında Allah'ın halkından en azametlisi üzerine olsun..
Ki o: Allah'ın Resulü, Allah'ın Nebisi, Allah'ın Habibi, Allah'ın safiyyi, Al-lah'ın mehrem-i esrarı, Allah'ın Halili, Allah'ın vellyyi, Allah'ın emini, Allah'ın halkı içinden seçtiği, yaratılanlar arasında özenle çıkardığı, Allah'ın nebileri ara sından safi olarak çıkardığı, Allah'ın urvesi, Allah'ın ismeti, Allha'ın nimeti, Al-lah'ın rahmet anahtarı
**
(Devamı: 651. Sayfada
kemal-i intizam ve muvazene(t)
YanıtlaSilkemal
K
612 bayak istek ve coşku(kemal-i iştiyak) vetok tesekkür ve minnettarlikemal i sukran)
kemal-i Intizam ve muvazenet( كمال انتظام و on derece tertip ve düzenlilik (kemali intizam ve şaşmaz olcululuk ve dengelilik kemal-i muvazenet)
kemal-i intizam ve müvazene )1( کمال انتظام و موازنه : )bk. kemal-i intizam ve muvazene(t((
kemal-i intizam ve surat م و سرعت
kemal-i istiyak ve zevkکمال اشتیاق و ذ boyok کمال انتظام : istek (kemål-i iştiyak) ve manevi buyak zevk son derece tertip ve düzenlilik (kemal-i inti (kemål-i zevk)
zamiye son derece cabukluk, hızıhık(kemali kemal-i itaat كمال اطاعت taat, emre tam uyum, emri eksiksiz yerine getirme, emre bo
sür'at)
kemal-i istidat ve kabiliyet کمال استعداد و قابلیت : son derece üstün yetenek(kemål-i istidat) ve son derece üstün başarabilme gücükemål-i kabiliyet)
kemal-i istihsan کمال استحسان : çok beğenme ve güzel bulma, buyük takdir
kemal-i istikamet 1: کمال استقامت.son derece doğruluk 2. son derece ölçulülük, dengelilik
kemal-i istikamet ve metanet ve iffet کمال
son derece dogruluk ve : استقامت و متانت و عفت ölçülülük (kemål-i istikamet); son derece ka-lundan dönmezlik (kemål-i metanet); son de rarlılık, sabır ve sözünden, inancından, yo-rece namusluluk ve ahlaki temizlik (kemål-i iffer)
kemal-i İstikamet ve müvazenet ve nizam کمال استقامت و موازنت و نظام : son derece doğruluk )kemål-i istikamet), ve son derece ölçülük ve dengelilik (kemål-i muvazenet) ve son de rece tertip ve düzen (kemål-i nizam)
kemal-i istikamet ve nizam کمال استقامت و نظام : son derece doğruluk (kemål-i istikamet) ve son derece tertip ve düzen (kemal-i nizam)
kemal-i istirahat-ı kalb کمال استراحت قلب : son derece kalb rahatlığı ve huzur
kemal-i istiha كمال اشتهاء : büyük istek, açlığı gidermek için kuvvetli istek
kemal-i istiha ve istiyak کمال اشتهاء و اشتیاق : bu yük istek ve heves(kemål-i iştiha), büyük is-tek ve coşku(kemål-i İştiyak)
kemal-i istiyak كمال اشتیاق : büyük istek ve coş ku
kemal-i İştiyak ve ihtiyac کمال اشتیاق و احتیاج : büyük istek ve coşku(kemål-i iştiyak) ve bü-yük ihtiyaç
kemal-i istiyak ve merak کمال اشتیاق و عراق :: yük istek (kemål-i iştiyak) ve coşkulu öğren-me hevesi(kemål-i merak)
kemal-i iştiyak ve şükran کمال اشتیاق و شکران :
kenal-i istiyak ve takdirكمال اشتیاق و ت yük istek ve heves(kemål-i iştiyak) ve çok be genme (kemål i takdir(
kemal-litaat ve hürmet کمال اطاعت حرمت tan itaat ve kusursuz saygı
kenal-i itaat ve intizam کمال اطاعت و انتظام tam düzenlilik(kemäl i intizam
itaat ve şaşmaz kemal-i itikad كمال اعتقاد : son derece inang sağlamlığı, iman olgunluğu, tam inanç
kemal-litina كمال اعتنا : son derece özen ve dik kat
kemal-i itina ve ihtimam كمال اعتنا و اهتمام son derece dikkat ve özen
kernal-i ittifak كمال اتفاق : tam anlaşma 2 tam işbirliği, tam söz birliği, tam düşünce birliği
kemal-i ittifak ve intizam كمال اتفاق و انتظام : tam iş birliği, tam anlaşma (kemål-i ittifak) ve şaşmaz düzenlilik(kemål-i intizam(
kemali ittihad كمال إتحاد : tam birlik, tam bir
lik hali, tam birlik durumu
kemal-i ittikan 1: كمال اتقان.tam saglamlık ve duzgunlük 2.(mec.) pek büyük kolaylık 3.tam, sağlam ve şaşmaz şekilde bilme
kemal-i ittikan ve intizam کمال اتقان و انتظام tam güvenirlik ve sağlamlık ve (kernal-i ittikan) ve şaşmaz düzenlilik ve tertiplilik(kemål-i intizam(
da månåca)karşılıklı tam bağlık ve destekle kemal-i ittisal كمال اتصال )ed.) cumleler arasın-me
kemal-i ittisal ve ittihad كمال اتصال و اتحاد : )ed.(
cümleler arasında mānāca)karşılıklı tam bağ gayede ve månada tam bir birlik(kemal-i it-lılık ve destekleme(kemål-i ittisal) ve güdülen tihad)
çok iyi anlaşma ve gerçeği kabul edip boyun eğme kemal-i iz'an ve teslimiyet کمال اذعان و تسلیمیت
kemal lizzet كمال عزت : kendini kesinlikle hiç kemal-i izah كمال ايضاح : gayet güzel açıklama
kemali izzet ve secaat
YanıtlaSil513
küçük döşürmeme, başını hiç eğmemek, ba dimdik tutma, seref ve itibarını tam ko-rumak
komal-i izzet ve secaat كمال عزت و شجاعت bas nthic egmeme, seref ve itibarını koruma, ken-dini hiç küçük düşürmemek (izzet) ve büyuk cesaret (secaat)
kemal-i izzet ve seref کمال عزت و kendini hiçbir şekilde küçük düşürmemek (kemål-i net) ve seref ve saygınlığını tam korumak kemål-i şeref)
Aemal-i kat'iyyet tam kesinlik
kemal- kerem کمال کرم cok yardım severlik. iyilik severlik ve bağış severlik
kemali Kibriya کمال كبرياء : )Allah'a (c.c.) ait( sonsuz büyüklük
kemali kudret كمال قدرت : )Allah'a (c.c.) ait( sonsuz güç ve kuvvet
kemal-i kudret-i Ilahiye كمال قدرت الهيه : Allah'a (c.c.) ait)sonsuz kudreti (güç ve kuvveti)
kemal-i kudret ve adalet 1): كمال قدرت و عدالت lah'a (c.c.) ait) sonsuz güç ve kuvvet ve her şeye layık olduğunu veren kusursuz adalet
kemal-i kudret ve hikmet كمال قدرت و حکمت (Allah'a (c.c.) ait)sonsuz güç ve kuvvet(ke-mal-i kudret) ve her şeyde gözetilen en uy-gun gaye, en yüksek fayda ve tedbir(kemal-i hikmet)
kemal-i kudret ve san'at کمال قدرت و صنعت : )A( lah'a (c.c.) ait)sonsuz güç ve kuvvet(kemål-i kudret) ve kusursuz san'at (yaratıcılık)
kemal-i kudsi كمال قدسی : kusursuz iyi güzel ve
üstün sıfatlar (nitelikler)
kemali lezzet كمال لذت : büyük zevk
kemal-i liyakat کمال لیاقت : tam yaraşırlık ve ye
terlilik, tam lâyık olmak
kemal-i lütuf ve ihsan كمال لطف و احسان : tam ve yerinde bağış ve iyilik (kemål-i lütuf) ve tam yerinde iyilik ve yardım (kemål-i ihsân)
kemal-i mahcubiyet کمال محجوبیت : çok utanç duyma, çok utanır durumda olmak
kemal-i mahviyet کمال محبت : kendini kusurlu ve değersiz görüp son derece alçak gönüllü-lükle davranmak, kendini hiç beğenmemek
kemal-i mahviyet ve tevazu ve teslimiyet کمال
محویت و تواضع و تسلیمیت : kendini hiç beğenme-mek (kemål-i mahviyet) ve son derece alçak gönüllülük (kemål-i tevăzu) Allah'a (c.c.) tam
kemal-i müraat, mümaşat ve te'nis
teslim olmak (kemål-i teslimiyet)
kermal-i manevi کمال معنوی : manevi kusursuz-luk (cemal ve kemal-i mänevi: mänevi güzel lik ve manevi kusursuzluk(
kemal-i mehabet کمال مهاست : buyuk heybet,-hallan büyük saygı gösterisi
kemal-i memnuniyet کمال مسربیت : buyuk memnunluk, büyük sevinç ve hoşnutluk
kemal-i merak derece merak (bilme ve öğrenme isteği)
kemal-i merak ve hayret ve muhabbet کمال مراق و حیرت و محبت : son derece merak(kemal-i merak) ve çok hayret (kemal-i hayret) büyük ve derin sevgi (kemal-i muhabbet)
kemal-i merak ve dikkat کمال عراق و دقت : son derece merak(kemal-i merak) ve büyük dik-kat(kemal-i dikkat)
kemal-i merhamet کمال مرحمت : cok büyük ve geniş merhamet (acıma)
kemal-i merhamet ve şefkat کمال مرحمت و شفقت büyük merhamet(kemal-i merhamet) ve de-rin şefkat (acıyıp koruma) (kernal-i şefkat)
kemal-i metanet tam soğukkan-lılık ve sağlam duruş 2.hiç sarsılmamak ve çekinip korkmamak, kendine tam güvenme 3.tam kararlılık 4.büyük azim ve gayret; gev-şemezlik
kemal-i mevzuniyet کمال موزونیت : son derece ölçülülük ve biçimce düzgünlük, kusursuzluk
kemal-i me'yusiyet کمال مایوسیت : büyük üzün-tü ve çaresizlik (umutsuzluk)
kemal-i mizan 1 : کمال میزان.sasmaz ölçü, 2.ince hesap ve ölçü
kemal-i mizan ve hikmet کمال میزان و حکمت şaşmaz ölçü(kemal-i mizan) ve gözetilen son derece önemli gaye, fayda ve kusursuz ted-bir(kemal-i hikmet)
kemal-i mizan ve intizam کمال میزان و انتظام sas maz ölçü ve son derece düzenlilik ve tertip
kemal-i mizan ve nizam کمال میزان و نظام sas
maz ölçü (kemal-i mizan) ve kusursuz düzen ve tertip (kemal-i nizam)
kemal-i muhabbet کمال محبت : büyük sevgi
kemali muraat كمال مراعات : )bk. kemali mu raat(
kemal-i müraat, mümaşat ve tenis کمال مراعات و مماشات و تانیس : )kemål-i müraat, kemål-i mü-
311
YanıtlaSilDEYİMLER
yol aramak: Çare bulmaya çalışmak.
yol bulmak: Çare bulmak.
yol çizmek: Bir konuda plan yapmak.
yol gözlemek: Bir şeyin olmasını ummak, beklemek.
yol iz bilmek: 1) Gideceği yolu ve yeri bilmek. 2) Görgülü davranmak.
yol tepmek: Çok uzun bir süre yürümek.
yol tutmak: 1) Yaşayış ve davranışını kendine göre bir düzenle sür-dürmek. 2) İşten çıkarmak, işine son vermek.
yol yakınken: Sezilen veya beliren kötü duruma düşmeden.
yola düzülmek (düzülmek veya koyulmak): Gidilecek yere doğru yola çıkmak.
yola gelmek: İstenilen biçimde davranmak, kabullenmek.
yoldan çıkmak: mec. Doğru yoldan ayrılmak.
yoldan kalmak: Gidilmek istenen yere gidememek.
yollara (sokaklara) dökülmek: Kalabalık hålde yolda olmak.
yolları ayrılmak (İki kişi veya topluluk için): Görüş, düşünce ayrılığı ortaya çıkmak, ayrı görüş ve düşünceleri benimsemek.
yoluna bakmak: Birini beklemek.
yoluna baş koymak: Bir amaca, bir gayeye yönelmek, bütün varlı-ğıyla kendini vermek.
yoluna can vermek: Birinin uğruna ölmek.
yoluna girmek: İstenilen, gerekli olan biçimde gelişmek.
yoluna sapmak: Başvurmak.
yolunda gitmek: Olumlu gelişme göstermek; olumlu sonuçlanmak.
yolunu kesmek: Engel olmak, engellemek.
yolunu sapıtmak: Doğru yoldan ayrılmak, kötü yola sapmak,
yolunu yapmak (bir işin): Bir işi mümkün kılmak.
yorgan döşek yatmak: Ağır hasta olmak
DEYİMLER
YanıtlaSil310
yerlere geçmek: Çok utanıp sıkılmak veya kahrolmak.
yerlere kadar eğilmek: Aşırı saygı göstermek.
yerleri süpürmek (saç, etek, paça): Çok uzun olmak.
yeşil ışık yakmak: mec. Bir şeyin olmasına engel olmamak, hoş kar şılamak.
yıl on iki ay: Sürekli olarak, sürekli bir biçimde.
yılan gibi sokmak: Bir kimseye sinsice kötülük etmek.
yılanın kuyruğuna basmak: Kötü bir kimseye kötülük yapacak fırsatl vermek.
yıldırımla vurulmuşa dönmek: Apansız kötü bir durum karşısında kalıp, ne yapacağını bilememek.
yıldırımları üstüne çekmek: Bazı davranışlarıyla birçok kimseyi kız dırarak, saldırılarına, eleştirilerine yol açmak.
yıldızı (veya yıldızları) barışmak: Aralarında görüş, duygu ve düşür ce bakımından birbirleriyle anlaşmış, uyuşmuş olmak.
yıldızı parlamak: Başarı yönünden herkesin dikkatini çekecek bir du-ruma gelmek, ün kazanmak.
yıldızı sönmek: Ününü yitirmek.
yıldızları saymak: Geceleri uyku uyuyamamak.
yiğitlik sende kalsın: Özveri, hoşgörü ve ılımlılık öğütleyen söz.
yiğitlik taslamak: Yiğitmiş gibi davranmak.
yiğitliğe leke sürmemek: Mertliğe aykırı davranışta bulunmamak.
yok devenin başı: tkz. Çok abartılı bir söz karşısında kullanılır.
yok devenin pabucu: bk. Yok devenin başı.
yok oğlu yok: Ortalıkta yok, hiç yok.
yok pahasına (satmak, almak veya gitmek): Son derece ucuz. yok satmak: Bir malı yokluğu yüzünden satamamak.
yol açmak: mec. 1) Bir olayın sebebi olmak. 2) Davranışlarıyla ömek olmak.
103
YanıtlaSilATASÖZLERİ
Veren ell herkes öper: Eli açık, yardımsever kimse çevresinde sayılır ve takdir edilir.
Veren ell kimse kesmez: Yardımsever kimsenin iyilik yapmasına hiç kimse karşı çıkmaz.
Veresiye şarap İçen iki kez sarhoş olur: Veresiye alışveriş eden biri hem alırken hem de öderken üzülür.
Verirsen doyur, vurursan duyur: Yapılan yardımın yeterli ölçüde, en
azından karşı tarafın bir eksiğini giderecek düzeyde olması gerekir. Doğru olan, olabildiğince kavgadan uzak durmaktır. Ama istemeden de olsa kavgaya girilmişse, acımasızca vurmak ve bunu duyurmak gerekir.
Verirsen veresiye, batarsın kara suya: bk. Verme malını veresiye, akar gider kara suya.
Vermeyince Mabut, ne yapsın Mahmut? Başımıza gelen ve sahip
olduğumuz her şeyin Allah'ın takdiriyle olduğuna inanılır. Buna göre kişi, alnında ne yazıyorsa onları yaşar, onlara sahip olur. Bu söz, ça-lışan ama kazanamayan, yoksulluktan bir türlü kurtulamayan kişiler İçin söylenir.
Vücut kocar gönül kocamaz: Kişi yaşlandıkça gücü azalır, meleke-leri zayıflar, gençliğinde yapabildiği pek çok şeyi yapamaz olur. Ama gönlü yaşlanmaz. Hoşlandığı şeylerden yine hoşlanır. Yapamayacak olsa da birçok şeyi hayal eder.
Verme malını veresiye, akar gider kara suya: Veresiye satış yapan kişi, alacaklarını tahsil edemezse iflas eder. Bu yüzden veresiye ver-mekten olabildiğince kaçınmak gerekir.
V
YanıtlaSilit nakittir: Dünyada zamandan daha değerli hiçbir şey yok nkü giden zaman bir daha geri gelmez. Yapılacak işler ve yaşa tüm güzellikler için zamana ihtiyaç vardır.
kitsiz öten horozun başını keserler: Yapılacak bir açıklama vej
arının, uygun bir zamanda yapılması gerekir. Bu iş zamansız yap sa, yapanın başı derde girer.
ardığın yer körse gözünü kapa: Gittiğimiz yerde eş, dost bulabi ek, yani yalnız kalmamak ve yadırganmamak için oradaki yaşar çimine ve anlayışına uygun davranmak gerekir.
ar evi kerem evi, yok evi verem evi: Varlıklı kişinin geleni giden ksik olmaz, birlikte yenilir içilir. Bu yüzden de ev pek şenlikli olur (oksulun evinde aranan bulunmaz, günler bin bir sıkıntı içinde geçer
Varısına gelişim, tarhana aşına bulgur aşım: Sevgi ve saygı kat şılıklı olur. Gidene gelinir, verene verilir, yedirene yedirilir. Konuğunu olanakları ölçüsünde ağırlayan, yapabileceği her şeyi yapan bir kim se, karşı tarafa konuk
olduğunda çok iyi bir şekilde ağırlanır. Varlığa güvenilmez: Sahip olunan (para-pul, mal-mülk vb.) şeylere güvenip har vurup harman savurmak doğru değildir.
Varını veren utanmamış: Muhtaç kişiye iyi niyetle, olanakları ölçü sünde yardım etmeye çalışan kimsenin utanması için hiçbir sebep yoktur.
Varsa hünerin, her yerde vardır yerin: Elinden birçok iş gelen hü nerli kişi, gittiği her her yerde rahat eder, itibar görür. Varsa pulun herkes kulun, yoksa
pulun dardır yolun: Parası pulu olan, parasını vererek her türlü işini yaptırır. Parası olmayanın böyle bir şansı yoktur. O, kendi işini kendi yapmak zorundadır. Var varlatır yok söyletir: Varlıklı kişi
, parasını çalıştırarak varlığına varlik katar ve bununla övünür. Yoksul kişi, çektiği sıkıntıları ve çare-sizliğini anlatır.
V
YanıtlaSilVakit nakittir: Dünyada zamandan daha değerli hiçbir şey Çünkü giden zaman bir daha geri gelmez. Yapılacak işler ve yag cak tüm güzellikler için zamana ihtiyaç vardır.
Vakitsiz öten horozun başını keserler: Yapılacak bir açıklama
uyarının, uygun bir zamanda yapılması gerekir. Bu iş zamansız y lırsa, yapanın başı derde girer.
Vardığın yer körsə gözünü kapa: Gittiğimiz yerde eş, dost bulam mek, yani yalnız kalmamak ve yadırganmamak için oradaki yaşa biçimine ve anlayışına uygun davranmak gerekir.
Var evi kerem evi, yok evi verem evi: Varlıklı kişinin geleni gidem eksik olmaz, birlikte yenilir İçilir. Bu yüzden de ev pek şenlikli olum Yoksulun evinde aranan bulunmaz, günler bin bir sıkıntı içinde geçer
Varışına gelişim, tarhana aşına bulgur aşım: Sevgi ve saygı kar şılıklı olur. Gidene gelinir, verene verilir, yedirene yedirilir. Konuğunu olanakları ölçüsündə ağırlayan, yapabileceği her şeyi yapan bir kim se, karşı tarafa konuk olduğunda çok iyi bir şekilde ağırlanır.
Varlığa güvenilmez: Sahip olunan (para-pul, mal-mülk vb.) şeylere güvenip har vurup harman savurmak doğru de değildir.
Varını veren utanmamış: Muhtaç kişiye iyi niyetle, olanakları ölçü sünde yardım etmeye çalışan kimsenin utanması için hiçbir sebep yoktur.
Varsa hünerin, her yerde vardır yerin: Elinden birçok iş gelen hữ nerli kişi, gittiği her yerde rahat eder, İtibar görür.
Varsa pulun herkes kulun, yoksa pulun därdır yolun: Parası pulu olan, parasını vererek her türlü işini yaptırır. Parası olmayanın böyle bir şansı yoktur. O, kendi işini kendi yapmak zorundadır.
Var varlatır yok söyletir: Varlıklı kişi, parasını çalıştırarak varlığına varık katar ve bununla övünür. Yoksul kişi, çektiği sıkıntıları ve çare sizliğini anlatır.
Mayasız Yoğurt Tutmaz
YanıtlaSil"Çok para kazanmak için az da olsa elde bir sermaye ol-ması..." gerektiğini anlatmak için "mayasız yoğurt tutmaz" deriz. Bu atasözünü, bir işe girişirken sermayenin şart oldu-ğunu, aksi hâlde beklentilerin suya düşeceğini belirtmek için kullanırız. Bir işten en büyük beklentimiz ise düzenli kazanç sağlamaktır. Nasıl ki sütü mayalamak için bir miktar yoğurda ihtiyacımız varsa en küçük bir işletmeyi açmak veya yürütmek için de mayaya, daha doğrusu sermayeye gereksinim duyarız.
"Sermaye" deyip de geçmeyelim lütfen!
Eğer temiz bir başlangıç yapmak istiyorsak, kazancımı-za haram bulaştırmayalım. Siz de takdir edersiniz ki haramla başlanan işlerin içinde bet bereket olmaz. Halbuki helal ama az olan bir sermayenin bereketi içinde olur ve o bereket size mutluluk getirir. Önemli olan bu mutluluğu bir ömür boyu devam ettirebilmektir.
Peki, bunun için ne yapmak gerekir?
Kesinlikle dürüst olmak gerekir.
-139-
Dürüstlük de bir sermaye olup onu yalanla dolanla kirler. şey bir kez zedelenmeye görsun, binbir emekle ve hevesle ya-meyelim lütfen. Yoksa itimadımız zedelenir. "Itimat" dediğimiz pilan nice güzel başlangıçlar sıfırın altına iner ve ne yazık ki bu durumda en hatırlı insanlar bile acınacak hâle düşebilir.
YanıtlaSilDaha başka sermaye çeşitleri de vardır.
Sözgelişi, zanaatkârın en büyük sermayesi sabrıdır. Bir mucidin en büyük sermayesi, sınır çizemediği hayalleri ile azmidir. Bir çocuğun en büyük sermayesi, aldığı güzel terbi-yedir. Bir gencin en büyük sermayesi, gúcunü doğru biçimde kullanmasıdır. Hatta kozanın içinde kelebek olmayı bekleyen bir urtılın bile sermayesi vardır, dersek abartmış olmayız.
Kim bilir, tırtılın en büyük sermayesi de rüyasıdır.
Esasında bu dünya bizim kozamızdır, şu yaşadıklarımız da birer rüyadan ibarettir. Bizim gerçek ve en büyük serma-yemiz ise iman ve salih amellerimizdir. Zaten bir "Müminin, ahirete dair kaygılarını azaltacak ve ebedi kurtuluş için bir umut kaynağı olacak iman ve salih amelden başka sermayesi de yoktur."10 Öbür tarafa sermayesiz gittiğinizi veya iyi bir sermayeniz olduğu halde üzerinizdeki kul haklarından dolayı salih amellerinizin alacaklılara verildiğini ve sırf bu yüzden iflas ettiğinizi düşünsenize!
Ne ürpertici bir son değil mi?
İşte bu hal, dünyada hatırlı bir insan iken acınacak hale düşmekten daha da beter bir durumdur. Dünyada kaybettiği-niz şeyleri bir şekilde telafi edebilirsiniz lakin ahirette bunun için zaman bulamazsınız.
O hâlde zaman sermayesini de bir ganimet ve fırsat bi-lip umut kaynağımız olan iman ve salih amelleri artırmanın
10 Hadislerle İslam Cilt-3, s. 40
-140-
yoluna bakalım. Ayrıca kul hakkı yemekten de sakınalım ki elimizdeki sermayeden olmayalım.
YanıtlaSilBu hususta alacağınız her önlem yerinde, gerçek ve en büyük sermayeniz ise güvende olsun.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilت الرمد
مل الكام
الم تر إلى الذين أوتوا الصبينا من الكتاب ياس كتاب الله ليحكم بينهم لم ينزل فريق في معرضون ذلك بالهم قالوا لن تمسك العراق معدودات وغرهم في دينهم ما كانوا يفترون بكي جمعناهم ليوم لا ريب فيه ووقيت كل نفس مال وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْكِتَابِ الوان الا من تشاء وتنزع الملك ممن تشاء وتعز من الشادي مَنْ نَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ الكَ عَلَى كُلِّ شَيْ مدير الوان ال في النهار وتولج النهار في اليْلِ وَتُخْرِجُ التي من السير وتُخْرِجُ الْمَيْتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ لا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ التواري وَمَنْ يَفْعَلُ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ الله في شَيْءٍ إلا أن علي مِنْهُمْ ثقيةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللهُ نَفْسَهُ وَإِلَى الله التمير قل إن تخلوا ما في صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمُهُ الله وَيَعْلم ما في السمواتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِير
قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْ قَدِيرٌ
66 De ki: 'Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin'
(Al-i Imran, 3/26)
Mushaf sayfa no: 52
Halizlik sayfa no: 3. cûz/9. sayfa.
MÜLKÜN SAHİBİ ALLAH'TIR.
BİLGİ Rabbimiz, dünya hayatında bize birtakım imkânlar ve kendi tercihlerimizle bazı işleri yapabilme yeteneği vermiştir. Fakat kabiliyetlerimize ve gücümüze aldandığımızda, bunların asıl sahibini unutma tehlikesi ortaya çıkabilmektedir. Yüce Allah, bu aldanmaya karşı bizi uyarmakta ve istediği zaman istediğini yapmaya kadir olduğunu bildirmektedir. Ayrıca O, kudretini ikrar etmenin bir dua mahiyetinde olduğunu da bize öğretmektedir.
MESAJ
1. Mümin, gücünün sınırlı olduğunu bilir ve dualarında Allah'ın sonsuz kud-
retini ikrar eder.
2. Mal sahibi, mülk sahibi/Hani bunun ilk sahibi? (Yunus Emre)
KELİME DAĞARCIĞI
Mülk: Her türlü maddi ve manevi imkân, mal, yönetme yetkisi.
Allahümme: Ey Allah'ım!
52
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilقُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحببكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ
وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.'
(Al-i Imrin, 3/31)
يوم الجد كل نفيس ماغيلك من خير الخطراً وما عملك می شود کود از آن بينها وبينة أنها بعيدا ويخبركم علية وسيلة راف بالعباد ، قل إن كنتم تحبون الله المعرفي القيتكم الله ويغفر لكم الويكم والله عطور رجم عمل أطيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَإِنْ لَوْ لَّوْا فَإِنَّ اللهَ لَا يُحِبُّ الكافرين إنَّ اللهَ اصْطَفَى آدَمَ وَنُوحًا وَآلَ الرَّهِيمَ وَآل عمون على العالمين اريَّة بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللهُ سَمِيع عليم القالب امرات عمون رب إلى تذرت للاما في بطني المرر الاتقبل على الك انت السَّمِيعُ الْعَلِيمُ فَلَمَّا وَضَعَتها الكرب إلى وضعلها ألقى وَاللهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذكر كالأنفى وإلى سَمَّيْلَهَا مَرْيَمَ وَإِلَى أُعِيدُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتها من الشيطان الرجيم فتقبلها ربها يقبول حسين وانينها نيالا حسنا وكملها زكريا كلما دخل عَلَيْهَا زَكريا المحراب وجد عندها رِزْقًا قَالَ يَا مَرْيَمُ إِلى لكِ هذا قالت هُوَ مِنْ على الله إِنَّ اللهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ .
Mushaf sayfa no: 53
Hafızlık sayfa no: 3. cúz/8. sayfa
ALLAH'I SEVEN, PEYGAMBERE İTAAT EDER.
BİLGİ
İnsanların bir kısmı, kendileri gibi bir insan gördükleri Hz. Muhammed'e (s.a.s) tabi olmaktan geri durmuşlar, hatta onu alaya almışlardı. Halbuki Hz. Peygamber Allah'ın (c.c.) elçisiydi ve Allah'ı sevenlerin O'nun elçisini de sevmeleri bekle-nirdi. Peygamber, Allah için sevilir. Ayrıca, sevginin sadece sözde kalmaması, gereğinin yapılması gerekir. Seven, sevdiğinin emrini yerine getirir.
MESAJ
1. Hz. Muhammed'in yoluna tabi olmamız, Allah'ı sevmemizin bir gereğidir. 2. Allah'ın sevgisini ve affını kazanmanın yolu, insanların uydurduklarını bırakıp Peygamber'in öğrettiklerini uygulamaktan geçer.
KELİME DAĞARCIĞI:
İttiba: Uymak, yolundan gitmek, tabi olmak.
Zenb (çoğul: zünûb): Günah, suç.
53
Hudai Hazretleri'nin vefatı.
YanıtlaSil-1931-Türkiye Cumhuriye-ti Merkez Bankası kuruldu.
1990 - Doğu ve Batı Almanya birleşti.
2005 - Avrupa Birliği ile Türkiye arasında üyelik müzakereleri başladı.
2020 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Fırıncı vefat etti.
EKİM
03
CUMA
11 1447 R.AHİR
SIR AYY Muhakkak ki Allah mutlak kuvvet sahibidir ve Onun kudreti her şeye galiptir.
Alahmud
Mücadele Suresi: 21
BİR HADİS Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı.
RUMÎ: 20 EYLÜL 1441 HIZIR: 151
Darekutnî
İnsan, ibadetine itimad etmemelidir ve daima ibadetinin artmasına çalışmalıdır.
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İSTANBUL
İşaratü'l-İcaz
İmsak Günes
Öğle
İkindi
05.31
06.56
12.58
16.14
18.51
20.10
ISPARTA
05.28
06.48
12.52
16.10
Akşam
Yatsı
4400
18
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1628-Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri'nin vefatı.
1931 - Türkiye Cumhuriye-ti Merkez Bankası kuruldu.
1990 - Doğu ve Batı Almanya birleşti.
2005 - Avrupa Birliği ile Türkiye arasında üyelik müzakereleri başladı. - 2020 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Fırıncı vefat etti.
ISTANBUL
05.31
06.40
06.56
12.43
Ogle
12.58
16.14
15.59
15.51
Ikindi
Akşam
18.51
18.27
EKİM
03
CUMA
11
R.AHİR
RUMI: 20 EYLÜL 1441
HIZIR: 151
Yatsı
05.17
18.36
18.59
19.41
20.10
19.53
20.15
KARAMAN
KASTAMONU
KIRIKKALE ON 14 08. 37
18:35
1940
05.18
05 17 08.37
06:41
06:37
16.00
17:39 12 40 13
12:44 12:41
15:54 37
18.32
18.30 je
IZMIR
Imsak Günes
05.41
06 79 17:33
13.06
16.23
45 20.02
ISPARTA
05.28
06.48
12 52 16. 10 18 46
20:01
05.17
15.58
18.38
18.SE
KARABÜK
18.5t
BİR AYET
Muhakkak ki Allah mutlak kuvvet sahibidir ve Onun kudreti her şeye galiptir.
Mücadele Suresi: 21
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı.
Darekutni
Imsak Gunes
Oglekin Ak
Insan, ibadetine itimad etmemelidir ve daima ibadetinin artmasına çalışmalıdır. İşaratü'l-İcaz
ANKARA
07.02
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1699 - Osmanlı devleti
Karlofça Antlaşmasını imzaladı.
OCAK
26 PAZARTESİ
BİR AYET
Rızkı kısan da, bollaştıran da Allah'tır. Dönüşünüz Onadır.
Bakara Suresi: 245
BİR HADİS
Allah yakınlarını, nâmahremlerden kıskanan kullarını sever.
RUMI: 13 K. SANİ 1441
KASIM: 80
7 1447 ŞABAN
Amelinizde rıza-yı ilahi olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.
Lem'alar
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam
Yatsı
06 07 07 26 12 44 15 19 17 42 19.05
648
YanıtlaSilDELAIL. I HAYRAT ŞERHI
Salavat-i şerifeye devam edelim:
Allah'm halkından en keremlisi, Allah'ın halkından en cemal-Allah katında Allah'ın halkından en azametlisi, üzerine olsun. Ki 0: lisi, Allah'ın halkından en keremlisi, Allah'ın halkından en tamami ALLAHIN RESULÜ...
Bu cümlede geçen:
ALLAH'IN RESULÜ..
Cümlesinden evvel, bazı nüshalara göre, önceki cümleler bitmek-tedir. Yani:
Allah'ın salatı, halkından en azametlisi üzerine olsun.....
Manası ile, üstte geçen cümlenin sonu tamamlanmış olur. Bundan
sonra, gelen cümle ise:
O, Allah'ın Resulüdür..
Şeklinde olur. Bundan sonrası da aynı usülde devam eder.
Ban nüshalarda ise:
ALLAH'IN RESULÜ..
Cümlesi, üstteki cümlenin devamıdır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allah'm NEBİSİ.
Bu cümlede geçen:
NEBI..
Lafzı, şu manayadır: Celal sahibi Allah'ın emirlerini ve yasakları-nı, şer'i hükümlerini Allah'ın kullarına haber veren..
21.
Devam edelim:
Allah'ın HABİBİ, Allah'ın SAFIYY'İ, Allah'ın mahrem-i esra-
Bu cümlede geçen:
-HABIB ve SAFİYY.
Tabirleri, Resulüllah S.A. efendimizin en şerefli sıfatlarındandır.
Devam edelim:
Allah'ın HALIL'I..
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, her zaman, bütün maksatlarını ve taleplerini, tüm emellerini ancak Cenab-ı Hakka arz eder. Başka-sından tam olarak, iraz eder. Böylece, Yüce Hakkın has sıddıkıdır. ki.
HALIL
Lafzanın ifade ettiği mana da budur.
Devam edelim:
Allah'ın VELİ Y Y'I...
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana şudur:
daima taat, Ibadet ve Mevla'nın hizmetinde bulunur. Bu vazifelerine Resulüllah S.A. efendimiz, Allah'ın öyle büyük bir kuludur ki, hiç bir şekilde ara vermemiştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil640
Cstteki mana:
VELIYY.
Lafuni, Jam i fall olarak almamına görədir.
Bir başka manaya göre de, cümlenin manası şudur:
Resulüllah &.A. efendimis, Allah'ın yarattığı halkın öyle aga motihtir ki, onun deerine, icial, in'Am, thaan ve ikram dalma ard ar-
da gelir. Hu mana lase: VELIYY.
Labani, iam-1 mef'ul olarak almamıza göredir.
Bir başka mana da şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Allah'ın öyle azametli bir ku hadur ki, ona taat işinde doğrudur; syandan beridir. Yüce Hakkın, üstün lütufları, büyük nimetleri dalma kendisine gelmektedir.
Işbu son anlatılan mana, üstte anlatılan iki manayı da özünde
toplar
Devam edelim:
Allah'ın ermful..
Bu cümlenin ifade ettiği açık mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, Allah'ın halkının öyle büyüğüdür st; onun rahmetinin, ilahi sırlarının, rahmant ilhamlarının, rabbani hükümlerinin, şeriat, tarikat hazinelerinin cümlesi için emindir. On-ların hepsini, olduğu gibi Allah'ın kullarına tebliğ edip haklarını vefa lle yerine getirir.
Devam edelim:
Allah'ın halkı içinden seçtiği, yaratılanlar arasından özenle çı-kardığı, Allah'ın nebileri arasından safi olarak çıkardığı, Allah'ın UR-VE'sl..
Bu cümlede, Resulüllah S.A. efendimizin:
- URVE
Sıfatı ile anlatılması şu manaya gelir:
-Allah'ın en azametli kulu olan Resulüllah S.A. efendimiz; Al-lah'ın kullarının, bütün korkulu tehlikelerden necat bulup muratları-na ve önemli işlerine ermeleri için, en kuvvetli sebep ve sağlam bir bağdır. Ona tam yapışan, necat bulur, umduğuna nail olur. Bu cüm-Jenin geniş manası: ÜRVE-İ VUSKA, Ismi anlatılırken geçti. (Bak: 92. isim)
Allah'ın İSMETI.
Bu cümle içinde geçen:
ISMET..
Lafm, manayadır:
Resulüllah S.A. efendimis, Allah'ın kulları İçin, bir koruyucu ve bir sığınaktır.
Resulüllah S.A. efendimize sığınan, Yüce Hakka sığınmış gibi olur. Yüce Hakka sığınanı ise.. Allah korur. Doğru yola hidayet nasib eder. Cennet nimetlerine ulaştırır, cehennem azabınd esirger.
650
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Salavat-i şerifeye devam edellm:
Allah'ın nimeti..
Bu cümlenin daha geniş manası şudur:
Hakiki nimeti ihsan eden Yüce Hakkın kullarına fazlı, keremi, thsanıdır kl: o şanlı Peygamberi S.A. bütün mevcudata ihsan eylemis-
tir. Bunun daha geniş manası, Resulüllah S.A. efendimizin: Allah'ın Nimeti, ismi anlatılırken geçmiştir. (Bak: İsim 90)
Devam edellm:
-Allah'm rahmet anahtarı..
Resulullah SA. efendimiz, dünyada ve âhirette tüm rahmet çe-
şitlerinin anahtarıdır. Daha açık manada şu demeğe gelir:
Sırf Allah'ın rahmeti olan üstün cennetlerin kapılarının açıl-ması ve onlara girmek, Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetini tas-dik, onun risaletine iman etmekle mümkündür.
Allah'ın kullarının kalbine üstün feyizler, rabbani feyizter ancak, Resulüllah S.A. efendimizin sünnetine tabi olmakla gelir.
Rahman Allah'ın büyük nimetlerine, onun lütuflarına ancak Re-sulüllah S.A. efendimize salât ve selâmla kavuşulur.
Üstte anlatılan mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimizin du-rumu, açıcı bir hal aldı; dolayısı ile:
Allah'ın rahmet anahtarı.
Denildi. Çünkü bu rahmet: Ona tabi olmak, ona tazim etmek su-reti ile elde edilir. Kaldı kl: Hazineler içindeki nimetlere, ancak anah-tar vasıtası ile erilir.
Devam edelim:
Allah'ın resulleri arasından seçilmiş.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Anlatılan kadar vasıfların sahibi Resulüllah S.A. efendimiz, bütün resuller arasından seçilerek çıkarılmıştır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allah'ın halkı arasından intihab olunan ve istenen istenme-yen hususlarda matlubuna nail olan.
Bu cümle için verilecek iki mana vardır, birincisi şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, Hak Taâlâ'dan havf ve haşyetlerinde, matlupları olan necata ve rica hallerinde cümle muratlarına nail ve vasıl olmuştur.
İkinci mana da şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakka karşı havf ve haşyetinde, matlup ve maksuduna nail olmuş; en üstün talebini bulmuştur. Devam edelim:
Kendisine verilen hibede halis..
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Hibeleri ve ikramları yapan Yüce Allah tarafından kendisine hi-be ve ihsan edilen yüce rahmani mevhibeler, ledünni rabbani ilim,
KARA DAVUD
YanıtlaSil651
المُخَارِ مِنْ رُسُلِ اللهِ المني من على الله الفائز بالمطلب في المرهب والحرب العامر فيما وهب اكرم معويا صديقابل الحمام أَفَضْلُ مُشَفَعَ الامينِ فَمَا اسْتَودِع الصادق فما بلغ الصادع با مربية المعطيم مَا حَمَلَ اقْرَبَ رُسُل الله الى الله وسيلة واعْظَمِهِمْ عَذَا عِندَ اللَّهِ مُنزَلَةً وَفَضْلَةٌ وَاكْرَمَ انْبِيَاءِ اللَّهِ الكِرامِ الصَّفُوةِ عَلَى اللهِ وَاجَهُ إِلَى اللَّهِ وَأَقْرَبِهِمْ ذُلْ لَدَى اللَّهِ وَاكْرَمِ الْخَلْقَ عَلَى اللَّهِ وَاحْظَاهُمْ وَارْضَاهُ الديك اللهِ وَاعْلَى النَّاسِ قَدْرًا وَأَعْظِيهِمْ محلاً وَأَكْلِهِمْ مَحَاسِنَا وَفَضْلًا وَأَفْضَل الأَنْبِيَاءِ دَرَجَةً وَأَجَلِهِم شَرِيعَةً وَأَشْرَفِ
el muhtari min rüsülillahi el-müntaha-bi min halkıllahi el-faizi bil-matlabi til-merhebi vel merğab'il-muhlasi fima vühibe ekremi meb'usin esdaki kailin encahi safiin efdali müşaffain'ilemini Fimestudias-sadıkı fima bellağa es sa du biemri rabbihi el-muztalii bima hummile akrebi rüsülillahi illallahi ve sileten ve a'zamıhim gaden indallahi menzileten ve fazileten ve ekremi en-biyaillahil-kiramis safveti alellahi ve ahabbihim illallahi ve akrabihim zülfa ledellahi ve ekrem'il-halkı alellahi ve ahzahüm ve erdahüm ledellahi ve a'lennasi kadren ve a'zamihim mahal-len ve ekmelihim mehasinen ve fazlen ve efdal'il-enbiyai dereceten ve ekme-lihim şeriaten ve eşref.........
Allah'm resulleri arasından seçilmiş, Allah'ın halkı arasından intihap olunan ve is-tenen istenmeyen hususlarda matlubuna nail olan, kendisine verilen hibede halis, en keremli meb'us, en doğru sözlü, şefaatçı olmaya en çok arzulu, şefaatı makbul elmakta en faziletli, kendisine bırakılan emanette emin, tebliğ ettiği şeylerde doğ ru. Rabbının emrini açıklayan, verilen ağır vazifeyi alan, Allah'a vesile olmakta resullerin Allh'a en yakım, yarın menzilet ve fazilet itibarı ile en büyükleri, Al-lah'ın peygamberlerinin en keremlisi, Allah'a göre en temiz, onlar içinde Allah'a en sevgili, derece itibarı ile Allah katında en yakınları, Allah katında halkım en kerem-lisi ve onların en çok haz alanları, Allah katında en çok rızaya nail olan, kadr yö-uü ile insanlarım en yücesi, mahal yönü ile onların en büyüğü, güzellik ve fazi-let yönü ile insanların en kamili, derece itibarı ile nebilerin en faziletlisi, şeriat cibetinden en kamili, nisab ciheti ile nebilerin en şereflisi
(Deavımı: 655. Sayfada)
kemal-i mutlak
YanıtlaSil514
masat ve kemal-i te'nis) tam uyum sağlama (kemali mürast), tam ayak uydurma (ke mal-i mümaşat), iyice araştırıp ısındırma, yadırgatmama(kemal-i te'nia)
kamal-i mutlak sonsuz mükemmel bik, son derece kusursuzluk hiçbir kusur ve noksanı bulunmazlık Kemal-i Mutlak: son suz mukemmelliklerin sahibi, sonsuz üstün ve kusursuz sıfatların (niteliklerin) sahibi (Allah c.c.)
kemal-i muvafakat کمال موافقت tam uygunluk kemal-i muvazenet( موازنت son derece ölçülülük ve dengelilik
kemal-i muvazene(t) ve nizam موازنت و نظام mal-i muvaxenet) ve kusursuz düzen ve ter tip (kemal-i nizam)
kemal-i münasebet münase bet, sıkı bag, sıkı ilgi
kemal-i müraat کمال مراعات : cok iyi uyum sağ lama, çok iyi riayet etme
kemal-i musahhariyet کمال مسخريت : )bak ke mal-i müsahhariyet)
kemal-i müsahhariyet کمال مسخریت : tam ola rak boyun eğip görev ve hizmete hazır duru-ma getirme
kemal - müvazene(t( مالموازنت : bkkmal muvazene(t))
kemal-i müvazene (muvazene) ve Intizam کمال موازنه و انتظام : tam denge(kernal-i muvaze ne) ve şaşmaz düzenlilik(kemal-i intizam)
kemal-i müvazene ve nizam کمال موازنه و نظام (bk. kemal-i muvazene(t) ve nizam)
kemal-i nämütenahi کمال نامتناهی : sairatz tüs-tün ve güzel vasıflar(nitelikler)
kermal-i nefret کمال نفرت : buyuk nefret
kernal-i neste کمال نشته : büyük keyif, içten
len büyük sevinç
kamal-i neye ve sürur کمال نشته و سرور bayuk keyif, içten gelen büyük sevinç ve büyük coş ku (coşkulu sevinç) (kemål-i sürur)
nimet (@hsan, lütuf, rızk)
kamal-i nizam کمال نظام : kusursuz ve şaşmaz duzen ve tertip kemali nizam) ve son derece
derece düzen amaliam veintip کمال نظام و استقام on
kemal-raa
kemal-i nisam ve mizan کمال نظام و su tertip ve şaşmaz düzen, son dereck loce ölçu ve denge
kemal-i nizam ve mizan ve rahmet ve hikmet کمال نظام و میزان ورحمت و حکمت kusursuz tertip ve düzen(kemal-i mizam)ve son derece inte ölçü (kemål-i mizan) ve Allah'ın (c.c.) goster ve gözetilen tam yerinde gaye, fayda ve ku-diği sınırsız merhamet (kemali merhameti sursuz tedbir(kernal-i hikmet)
kemali nizam ve şeffafiyet ve isicam نظام و شفافیت و انسجام: kemali nizam ve ke mal-i seffafiyet ve kemali insicam) kusursuz trti ve düzen(kemal i nizam) ve son derece aydınlık ve parlaklık (kemal-i son derece tertip, tutarlılık ve uyum (kemal insicam)
kemal-i Rabbani کمال ربانی : Rabbimizin son-suz üstün ve kusursuz sıfatları(nitelikleri) her şeyin sahibi, terbiye edicisi, yetiştiricia ve onların maddi veya marievi ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânların yaratıcısına ait Rabbimize ait) sonsuz üstün özellikler(vasıf lar)
kemalirahat کمال راحت tam rahatlık
kemal-i rahat-ı kalb کمال راحت قلب : son derece kalb rahatlığı, son derece iç rahatlığı, gönül huzuru
kemal-i rahmaniyet ve rahimiyet کمال رحمانی و رحیمیت : sonsuz merhametlilik (kemal-i ra himiyet) ve son derece acıyıcılık(kemal-i ra himiyet)
kemali rahmet کمال رحمت : sonsuz merha met (acıma) 2.kusursuz ve üstün merhamet
kemal-i rahmet ve hikmet کمال رحمت حکمت geda ve kusursuz tedbir (kemal-i hikmet( tam ve yerinde büyük merhamet(kemali merhamet) ve gözetilen en yüksek gaye, fay-
kemal-i rahmet ve kerem کمال رحمت و کرم
tam yerinde merhamet(kemal-i merhamet( ve son derece cömertlik, iyilikseverlik ve yardımseverlik (kernal-i kerem)
kamali rahmet ve merhamet کمال رحمت و ve üstün şefkat ve acıma(kemal-i merhamet( tam yerinde merhamet ve kusursuz
kermal refert کمال رافت : kusursuz şefkat ve merhamet (acıma, esirgeme)
omal nos کمال رضاء tam olarak razı olu son derece hoynutluk
mana-yn kalb
YanıtlaSil515
kemal-i san'at, nizam, mizan, temyiz, kesret
na-kath های قلب derece bomutluğu
manelis کمال رضای tamamen den gelen istek ve hoşnutluk
kmer Mertip Inca Oster met) k
mali rubublyet كمال مومیت Allah'in c.c.) bar perin sahibi, terbiye edicisi, yetistiricisi nirlerminalicasa ve onların maddi veya met) nevi ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkan lans parabon olma ofatındaki kusursuzluk mükemmellik
kamal- Rububiyet ve hakimiyet ve hikmet kemal-کمال ربوبیت و حاکمیت و حکمت : )Allah'in cc.) her
كمان ke RECE al
Rabbi olma sıfatındaki kusursuzluğu, onur hakimiyet (yani, her şeyi yalnız kendi emri altında bulundurma gücünün sınırsızı ve kusursuzluk) (kemal-i Rububiyet ve her resi gaveli, Laydalı ve tedbirli olarak yapma ve duzenlemedeki kusursuzluk (bak, kemal-i
hikmet) kemal Rububiyet ve merhamet کمال ربوبیت و
مرحمت )Allah'in cc) her şeyin Rabbi olma nfatındaki kusursuzluk ve sonsuz mükem-mellik(kemal-i Rububiyet) ve son derece ge-niş ve tam yerinde merhamet(kemal-i mer-hamet)
kemal-i Rubublyet ve Rahmaniyet ve Rahi-
miyet کمال ربوبیت و رحمانیت و رحیمیت : kemali Rububiyet ve kemal-i Rahmaniyet ve kemal-i Rahimiyet) (Allah'ın (c.c.))her şeyin Rabb olma sıfatındaki son derece mükemmellik ve kusursuzluk(kemal-i Rububiyet) ve her şeyi kuşatan merhametlilik (kemal-i Rahmani-yet) ve sevdiklerine karşı son derece şefkat, acıyıcılık ve kayırıcılık(kemal-i Rahimiyet)
kamali saadet کمال سعادت tam kusursuz mutluluk
kemal-i sabir کمال صبر : son derece sabır
kamal-l sabır ve metanet کمال صبر و مثانت : son derece sabır ve dayanıklılık
kermal-i sadakat کمال صداقت : tam bağlılık
kemal-i sadakat ve alaka کمال صداقت و علاقه tam bağlılık ve büyük ilgi
kemali sadakat ve ihlas كمال صداقت و اخلاص tam bağlılık ve Allah (c.c.) rızasından (hoş nutluğundan) başka bir karşılık beklememe, yalnız Allah (c.c.) rızasını gaye edinme
kemal-i sadakat ve sebat کمال صداقت و ثبات tam bağlılık ve hiç gevşemeden ve aksatma-dan iman ve İslâm hizmetinde çalışma
kemal safaكمال صفاء son derece gönül ra hatlığı ve huzur
kemal-i sefahet کمال سفاهت : son derece aşağı lik zevk ve eğlence düşkunlügu
kemal-i selamet کمال سلامت tam güvenlik, her türlü korku ve tehlikeden uzak esenlik (sela-
kemal-i seläset ve cezalet کمال سلامت و حالت ifadede son derece alıcılık (seläset) ve son derce düzgün ve uyumlu ifade (cezalet)
l serbesti سیستی serbestlik. hicbir engellemeye uğramama, tamamen ra-hat hareket etme
kemal-i serbestiyet کمال سربست : tam ser-bestlik (bk. kemal-i serbesti)
kemal-i saffet ve samimiyet كمال صفوت و صمیمیت gayet iyi niyet ve tam samimilik Gc-tenlik)
kemal-i salahat کمال صلاح tam dindarlık son derece dine bağlılık
kemali saltanat كمال سلطنت : sonsuz hakimi-yet, her şeyi yalnız kendi emri altında bulun-durma gücünün sonsuzluğu ve kusursuzluğu kemal-i samimiyet کمال صمیمیت : son derece samimilik, son derece kalpden bağlılık ve sevgi
kemali samimiyet ve ihlas کمال صمیمیت و اخلاص : son derece samimilik (içtenlik) ve yalnız Al-lah (c.c.) rızasını gözetme
kemal-i samimiyet ve safvet کمال صمیمیت و صفرت : tam samimilik (içtenlik) ve son derece dürüstlük ve temiz niyetlilik (kemal-i sami-miyet), temiz kalblilik
kemal-i samimiyet ve sürur ve ferah
صمیمیت و سرور و فرح : tam samimilik içtenlik( (kemal-i samimiyet), büyük sevinç (kemal-i sürur) ve gönül rahatlığı
kemali san'at کمال صنعت : mükemmel (kusur-suz) sanat (itkan ve kemal-i san'at: gayet sağ lam, pürüzsüz ve mükemmel(san'at)
kemal-i san'at ve intizam کمال صنعت و انتظام mükemmel (kusursuz) san'at ve son derece düzenlilik
kemal-i san'at ve ittikan کمال صنعت و اتقان : mu kemmel san'at(kemal-i san'at) ve gayet sağ-lam ve pürüzsüz yapılış(kemal-i ittikan)
kemal-i san'at ve sıfat کمال صنعت و صفت : kemmel san'at ve kusursuz sanatkarlık sıfatı
kemal-Isan'at, nizam, mizan, temyiz, kesret کمال
300
YanıtlaSilDEYİMLER
yen vurmak: Kötü bir duruma sokmak, yenmek
yeri göğü ben yarattım demek: Cok gururlu olmak.
yeri göğü birbirine katmak: Aşırı telas yaratmak.
yeri göğü inletmek: Yüksek sesle ve olanca güçle bağırmak.
yeri göğü tırmalamak: Cok sancı, acı çekmek.
yeri göğü tutmak: Her tarafı ele geçirmek denetim altında bulundur-mak.
yeri öpmek: alay. Yere düşmek, yere serilmek.
yeri soğumadan: Ayrılan bir kimsenin ardından çok zaman geçme-den
yerin dibine geçmek (batmak veya girmek): Çok utanıp sıkılmak.
yerin kulağı var: Gizli konuşulan bir şeyin umulmadık bir yoldan baş-kalarınca duyulabileceği anlatılır.
yerinde saymak: mec. Hiç ilerlememek, gelişmemek, değişmemek.
yerinde su çıkmak: Haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenir.
yerinde yeller esmek: Artık bulunmamak, yok olmak.
yerinden oynamak: Coşkulu, gürültülü, karışık bir zaman yaşamak.
yerine gelmek: 1) Yapılmak, olmak. 2) Eski duruma dönmek.
yerine getirmek: İstenileni, gerekeni yapmak.
yerine oturtmak: Bir durum, bir düşünce vb. benimsenmek, yaygın
duruma gelmek yerleşmek.
yerini doldurmak: 1) Görevini başarı ile yapar olmak. 2) Görevinden ayrılan birinin yerine gelen kişi, önceki görevli kadar başarılı olmak.
yerini ısıtmak: Bir yerde uzun süre kalmak
yerini yapmak: Bir şey elde etmek amacıyla girişimde bulunmak.
yerle bir (veya yeksan) etmek: Temeline kadar yok etmek.
yerle gök bir olsa: Sonu ne olursa olsun
yerlerde sürünmek: Cok perisan, acınacak bir durumda bulunmak
DEYİMLER
YanıtlaSil300
yer bakır gökdemir Sartininkam larda söylenir
yer bakır gökdemir kesilmek: Tamamen kenmek bilmek yoka daruma düşmek
yer demir gök bakır: 1) Corak ve sıcak bir yeri niteler.
2) mec Hicle
yardım ve umut olmadığında kullanılı
yer kabul etmez: Çok günahkar.
yor öpmek: esk. Bir büyüğün önüne eğilmek.
yer yanıp içine girmek (veya yerin dibine girmek veya geçmel
1) Yitirilip bir türlü bulamamak. 2) Çok utanmak
yer yerinden oynamak: 1) Bir iş çok gürültü ve telaşla yapılmak, 2)
Bir olay toplumda büyük tedirginlik yaratmak
yerde kalmak: Saygı görmemek, yüzüne bakılmamak
yerden göğe kadar: Pek çok.
yerden yere çalmak: Çok hırpalamak
yerden yere vurmak: Birine türlü yönlerden saldırarak onu çok aşa ğılayıcı bir duruma düşürmek
yers bakan yürek yakan: Uysal ve uslu göründüğü häide sinsice k tülük yapan.
yers bakmak (lhtlyarlar için): Ölümü yakın olmak
yere baktırmak: Utandırmak, mahcup etmek
yere batasica (veya yere batsin): "Yok olsun", anlamında bir lenç
yere batmak: 1) Yok olmak. 2) Çok utanmak, mahqup olmak.
yere geçmek: Çok utanmak
yere göğe koymamak (veya koyamamak): Nasıl ağırlayacağını, na sil memnun edeceğini bilememek, çok önem vermek.
yere sağlam basmak: Titiz ve dikkatli davranmak
yere sermek: 1) Kötü bir duruma sokmak, yennek. 2) Vurup öldür mek.
ü göç bir yangın yerini tutar: Birkaç kez taşınmak zorunda kalanın aşyaları yangın görmüşçesine zarara uğrar.
YanıtlaSilÜç kuruşluk eşeğin, beş paralık sipası olur: Değersiz bir kimsenin veya makinenin verimi de buna göre olur.
Üçlenmemiş eken, olmamış biçer: Bir işin gerçekleşmesinin belirli koşulları vardır. Bunlar yerine getirilmeden, o işe başlanırsa olumlu sonuca ulaşılamaz.
Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir: 1) Beceriksiz kişi,
Jyilik yapayım derken zarara yol açar (kaş yapayım derken göz çıka-nir). 2) Konuşmasını bilmeyen kişi hem kendinin hem de çevresinin başını derde sokar (başına bela getirir).
Ürüyen köpek ısırmaz: Bağırıp çağırarak çevresini korkutmaya çalı-şan kimse saldırganlık yapmaz.
Üşüntü köpekler mandayı paralar: Tek bir köpek mandaya bir şey
yapamaz. Ama birkaç köpek mandayı devirebilir. Yani birlikten kuvvet doğar.
Üveye etme özünde bulursun, geline etme kızında bulursun: Her-kes ettiğini bulur. Üvey çocuğuna iyi davranmayan bir kimsenin, öz çocuğu aynı acılara maruz kalabilir. Gelinine iyi davranmayan bir kim-senin kızı gelin olduğunda aynı sıkıntıları yaşamak zorunda kalabilir.
Üvey öz olmaz kemha bez olmaz: İpek kumaştan bez olmaz. Üvey evlat ne kadar iyi olursa olsun, özün yerini tutmaz.
Üzümü ve de bağını sorma: Yararlanılan şeyin nereden geldiğinin Önemi yoktur, "boş ver, yararlanmaya devam et" anlamında söylenir.
Üzlüm üzüme baka baka kararır: Her zaman bir arada bulunan veya
arkadaşlık eden kimseler, birbirlerinden huy kaparlar, böylece de bir-birlerine benzemeye başlarlar.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil100
Utananın (üşenenin) oğlu kızı olmamış: Utanan ya da üşenen ki-şinin çoluğu çocuğu olmayacağı gibi, herhangi bir konuda başarılı ol ması da beklenemez.
Utanma pazar, dostluğu bozar: Dostlar ya alışveriş etmemeli ya da
utanıp sıkılmadan, her şeyi açık seçik konuşarak bu alışverişi gerçek-leştirmelidirler. Böyle yapılmazsa dostların arası bozulur.
Uyku ölümün kardeşidir: Uyuyan kişinin çevresi ile ilgisi kesildiğin-den, olup bitenden haberi olmaz. Bu yüzden uyku ölümün kardeşi sayılır.
80
YanıtlaSilah-ani en 1-
Sabreden Derviş Muradına Ermiş
Beklemesini bilen bir kimsenin sonunda amacına ulaşaca-mı belirtmek için "Sabreden derviş muradına ermiş." deriz. Bo atasözünü, kendimiz veya bir başkası güç bir duruma düş-nüğünde ya da sabırsızlık emaresi gördüğümüzde kullanırız.
Her ne kadar sabır güzelliklere açılan kapı olsa da sebat etmeyi zamanla öğreniriz. Sebat ettikçe de sabrın meyvesinin muradımıza ermek, yani amacımıza ulaşmak olduğunu anla-nz. Aynca isyan bataklığına saplanıp kalmayız ve başarıya olan inancımızı da kaybetmemiş oluruz.
"En çok kim sabırlıdır?" diye sorarsanız, hiç düşünmeden "Allah!" deriz.
"Karşılaştığı veya işittiği bir eziyete karşı Allah kadar sabır gösteren bir başkası yoktur. Çünkü O, kendisinin oğlu ol-duğunu iddia edenlere bile afiyet verip onlan rızıklandırır. "9 Yine o Allah ki kendi tayin ettiği bir vakitte de haddini aşan kullarının cezasını verir.
9
Hadislerle Islam Cilt-1. s. 224
-137-
Biz, haddini bilen, sabırlı kullardan olalım inşallah
YanıtlaSilSebat etmeyi başkalarına boyun eğmek olarak düşünme-yelim. "Asıl hüner, afiyet ve bollukta sabretmesini bilmektir." Sabrın bu hikmetli yönünü en çok da Ramazan ayında teneffus ederiz. Bu ayda sahura kalkarız, sonra iftar saatini bekleriz ve olabildiğince günah işlemekten uzak dururuz. Her ne kadar Ramazan ayı senede bir kez gelmiş olsa da Ramazan ahlakı bir ömür boyu sürmektedir. Bu güzel ahlakı yaşayan sabırlı bir Müslümanın, atasözünde geçen o derviş gibi muradına ermesi umut edilir.
Sabırsızlığı mesken edinen ve Ramazan ahlakını yaşama-yan kişinin durumu bu kadar iç açıcı değildir. Öncelikle sa-bırsız biri kaybetmeye yatkın olur. Çünkü sabırsızlık, insanı kararsızlığa, karamsarlığa ve isyana sürükler. O isyan ki "Söz dinlemeyen kimselerin dilidir." Oysa sabredenlerin ve her şey-de bir hayır arayanların kullandığı dil bu değildir. Onlar, hamd ve şükür dilini kullanır.
Sabırlı kimse, sıkıntılı bir durumla karşılaştığında Allah'a hamd eder, o sıkıntılı hâl geçtiğinde ise şükür eder. O, "çok şükür" dedikçe, sizin de şükür edesiniz gelir. Şükür ise bize nimetlerin kadrini bildirir.
Velhasılıkelam, hayatın her safhasında bize sabırlı olmak düşer.
İbadetlere devamlılık noktasında sabırlı olmak lazımdır, günahlardan sakınmak için sabırlı olmak lazımdır, kalp kır-mamak için sabırlı olmak lazımdır ve yine elimizdeki nimetler ile yetinmek için de sabırlı olmak lazımdır.
Sağlık, mutluluk hazineniz şükür ile dolsun ve özünü kay-bedenler, sizde kendini bulsun.
-138-
BAFIZ LAFZIN HAMILJ MANANIN AMILI
YanıtlaSilلك سمية الدعاء في المحراب أن الله يشرك يعني احنا من من الله وسينا وحضورا وليها من الصاعين و إلى يكون فى علام وقد بلغى الكبر اللي علي كذلك الله يفعل ما يشاء كل الاحمر ايلك ألا تعليم الثاني فلكة اليام الأرمران ال كثيرا وسيخ بالعين والانكار را فالماني يا مريم إلى الله اصطفيك وظهرك واصطفان فون العالمين يا مريم التي برید و نخی و گرد الراكعين ذلك من البناء العيب الوجه البالسودان لنيهم إذ يلقون اقلامهم أنهم يحمل مرهم وما كن لديهم إلا مختصشون . إذ قالت المليكة بمرين الله ينشرك بكلمة منة الله الشيخ على ان مريم وجبها في الدنيا والأخرة ومن التقرين .
يَا مَرْيَمُ اقْتُتِى لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ
"Ey Meryeml Rabbine ibadet et, secdeye kapan ve rükü edenlerle beraber rükü etl (Al-i Imran, 3/43)
utal sayfa ner 54
saya mm 1 cúz/7. sayfa
BÜKÜ EDENLERLE BERABER RÜKÜ ETMЕК
Hz. Meryem, Yüce Allah tarafından seçilmiş ve bir erkekle birlikte olmadığı hâlde Hz. İsa'yı dünyaya getirmek üzere görevlendirilmişti. Bu, büyük bir şeref olduğu gibi bazı zorlukları da vardı. Hz. Meryem'in hem hamileliğin sıkıntılarına hem de insanların dedikodularına katlanması gerekecekti. Onun bir çocuk doğuracağını müjdelemek üzere yanına gelen melekler, ibadete sarılmasını ve ibadet eden diğer müminlere katılmasını öğütlediler. Ayette meleklerin bir sözü aktarılmaktadır.
MESAJ
1. Seçkin insanlar da dâhil olmak üzere bütün kulların vazifesi, Allah'a ibadet etmektir.
2. İbadet, insanı sıkıntılarından kurtaran, onu huzura kavuşturan sakin bir liman gibidir. Nitekim secde kulun rabbine en yakın olduğu andır.
KELİME DAĞARCIĞI
Rüků: Eğilmek, Allah'ın yüceliği karşısında eğilerek acziyetini ve tevazuunu ortaya koymak.
Räkiin: Rükü yapanlar.
54
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالحرة عالية
ويكيلة الناس فى المهد وكهلا ومن الصالحين . انت رب إلى يكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كتاب من يخلق ما يشاء إذا قضى أمرًا فإنما يقول له كن فيكون . ويُعلمه الكتاب والحكمة والثورية والانجيل وَرَسُولًا إِلَى بَنِي إِسْرَائِلُ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ ة من ربِّكُمْ أَنِّي اخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطير فالفح فيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللهِ وَأُبْرِئُ الْأَكمة والا مرض وأحْيِي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ ومَا تَدْخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةٌ لَكُمْ ن كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَى مِنَ التَّوْرَيةِ ولأجل لكم بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِآيَةٍ من ربكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ نا عبدوا هذا صِرَاطٍ مُسْتَقِيمُ ، فَلَمَّا أَحْسُّ عِيسَى منهم الكفر قال مَنْ أَنْصَارَى إِلَى اللهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ من انصار الله أمَنَّا بِاللَّهِ وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ .
إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هُذَا
صِرَاطٌ مُسْتَقِيمُ
66 Kuşkusuz ki Allah benim de
rabbimdir, sizin de rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin, işte doğru olan yol
budur.99
(Al-i Imran, 3/51)
Mushaf sayfa no: 55
Hafızlık sayfa no: 3. cüz/6. sayfa
DOĞRU YOL: ALLAH'A KULLUK
BİLGİ:
Bu ayet, Hz. İsa'nın sözlerinden birini nakletmektedir. Hz. İså tebliğe başladı-ğında, bazı mucizeler göstermiş ve Yüce Allah'tan aldığı ayetleri açıklamıştı. O ayetler, daha önce Hz. Músa'ya gönderilen Tevrat'ı onaylıyor ve peygambere itaati öğütlüyordu. Ancak peygambere itaat etmek, ona kulluk etmek anlamına gelmiyordu. Bu sebeple Hz. İså, kulluğun yalnızca Allah'a yapılması gerektiğini söyledi. Peygamber bir tanrı olmadığı gibi tanrının oğlu da değildir. O da bir kuldur.
MESAJ:
1. İnanmayanlar da dahil olmak üzere, bütün insanların Rabbi, Allah'tır.
2. Kulluk yalnızca Allah'a yapılır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rabb: Terbiye eden, büyüten, gözetip koruyan, kendisine ibadet edilen mabud. Sırat-ı Müstakim: Doğru, dosdoğru, doğruyu gösteren yol.
55
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا الي هنري
رنا أننا بنا الزلت والبعنا الرسول فاط الشاهدين وَمَكَرُوا وَمَكر الله والله خير الساكن . إذ قال الله يا عيسى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعال إلى وعي مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعل الذين البعوك قول الي كفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيمَةِ ثُمَّ إِلَى مَرْجِعُكُمْ فَان بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ فَأَمَّا الَّذِينَ معمر فَأَعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا الهم من ناصرين وَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ليوني أجُورَهُمْ وَاللهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ ذَلِكَ تَتْلُوهُ عَين من الآيات والذكر الحكيم إن مثل عيسى عند كمْثل أدم خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُون . الحق مِنْ رَبِّكَ فَلا تَكُنْ مِنَ الْمُسْتَرِينَ فَمَنْ حَاجَّكَ فِيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ أَبْنَاءَ وَأَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَأَنْفُسَنَا وَانْفُسَك ثم نبتهل فتجعل لعنت الله على الكاذبين .
الأمل
رَبَّنَا أَمَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
"Rabbimizi İndirdiğine inandık ve peygambere tabi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz.99
(Al-i Imran, 3/53)
Mushaf sayfa no: 56
Hafızlık sayfa no: 3. cúz/5. sayfa
RABBİMİZ! BİZİ ŞAHİTLERLE BERABER YAZI
BİLGİ
Hz. İså insanlara tebliğde bulunduğunda kavminin çoğu bundan hoşlanmamış ve hatta onu öldürmek istemişlerdi. Bunu anlayan Hz. İsá, Allah'a giden yolda kimlerin kendisine yardımcı olabileceğini sordu. Sayıca az olan müminler ortaya çıkıp "Allah'ın yardımcıları biziz" cevabını verdiler ve Allah'ın birliğine, Hz. İsa'nın doğruluğuna şahitlik yaptılar. Bu müminlere "havariler" denir. Yuka-rıdaki ayet, havarilerin dualarından biri olup ülkemizde müezzinlerin birçoğu teravih namazından sonraki duadan önce bunu okumaktadır.
MESAJ
1. Allah'a iman etmek, gönderdiği peygamberlere tabi olmayı gerektirir.
2. Mümin inandığı şeylere gözüyle şahit olmuş, görmüş gibi kesin olarak inanır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Åmenna: Biz inandık, biz iman ettik. Şahidin: Gerçeğe tanıklık edenler, şahitler.
56
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالحرة الالك
ان هذا لهو القصص الحمل وما من إله إلا الله وإن الله لهم العزيز الحكيم فإن تولوا فإن الله عَلِيمٌ بِالْمُفْسِدِينَ .
قل يا أهل الكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ الا نعبد إلا الله ولا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلَا يَتَّخِدُ بَعْضُنَا بعضًا أَرْبَابًا مِن دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَا مسْلِمُونَ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَاجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا الراب الكورية وَالْانْجِيلُ إِلَّا مِنْ بَعْدِهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ . ما أنتم هؤلاء حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُمْ بِهِ عِلْمُ فَلِمَ المحامون فيما ليسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لا تَعْلَمُونَ مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَكِنْ كان حبيفًا مُسْلِماً وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ أَوْلَى الناس بإبرهيم للذينَ اتَّبَعُوهُ وَهُذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ آمَنُوا واللهُ وَإِنَّ الْمُؤْمِنِينَ وَدَّتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُصِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ . يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ )
إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ وَمَا مِنْ إِلَّهِ إِلَّا اللَّهُ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
66 İşte bunlar gerçek haberlerdir. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Muhakkak ki Allah, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.99
(A1-1 Imran, 3/62)
Mushaf sayfa no: 57
Hafızlık sayfa no: 3. cüz/4. sayfa
ALLAH'IN VERDİĞİ HABER, GERÇEKTİR.
BİLGİ
Hz. İsa'nın yolundan gittiğini söyleyen bazı kimseler, o ve annesi Hz. Meryem hakkında birtakım hatalı bilgiler anlatıyorlardı. Hz. İsa'yı ilah sayanlar bile vardı. Yüce Allah, önceki sayfalardan itibaren onlar hakkındaki gerçekleri açıklamıştır. Buna göre Hz. İså ile Hz. Muhammed'in yolu aynıdır. Sonra Yüce Allah Peygamberimize, Hristiyanlara şu çağrıda bulunmasını emretmiştir: "Gelin: Yalnız Allah'a ibadet edelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve içimizden bazıları Allah'ı bırakıp da diğer bazılarını rab edinmesin." (Al-i Imrån, 3/64)
MESAJ
1. Tarihi olaylar hakkındaki mutlak doğruyu ifade eden bilgiler, Allah'ın haber verdikleridir.
2. Hiçbir Peygamber Allah'tan başka tanrı bulunduğunu söylememiştir.
KELİME DAĞARCIĞI
Kasas: Kıssalar, haberler.
Hak: Gerçek, gerçeğe uygun, doğru.
57
(use) sipǝy W
YanıtlaSil1187-Selahaddin Eyyubi,
Kudüs'ü zapt ederek 88 yıllık Frank işgaline son verdi.
1908 - Bediüzzaman'ın
'Hürriyet' nutku Misbah gazetesinde yer aldı.
1923 - İngiliz birliklerinin İstanbul'dan ayrılışı.
1964 - Nur Talebeleri Uhuvvet isimli gazeteyi çıkarmaya başladılar.
EKİM
02
PERŞEMBE
10 1447
RUMI: 19 EYLÜL 1441 HIZIR: 150
Suphesiz ki beriετι Rabbim hak ve adalet
üzeredir
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Baba dostunu gözet; onunla ilişkiyi kesme ki, Allah, senin nurunu söndürmesin.
Buharî
Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.
Mektubat
İSTANBUL
05.30
Imsak Günes
Öğle
06.55
12.59
İkindi
Akşam
16.15
16.00
18.52
Yatsı
20.11
ANKARA
19.55
KARABÜK
Imsak
05.27
06.47
Güneş
Öğle
12.52
İkindi
16.11
Akşam
Yatsı
18.47
20.02
05.16
06.39
12.43
18.37
ISPARTA
05.15
06.40
12.44
16.00
18.38
19.57
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1299-Osmanlı devleti
kuruldu.
1948- İlk teyp satışa çıktı.
OCAK
27
SALI
BİR AYET
Muhakkak ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bakara Suresi: 227
1447
BİR HADİS
Kocana hizmetin, sadakadır.
ŞABAN
RUMÎ: 14 K. SANİ 1441
KASIM: 81
Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız.
YanıtlaSil9
2. el-BAKARA 49-57
Medeni
pula değişmeyin. Bana, yalnız bana sığının, benim emirlerime yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.
42 Gerekçeli, hikmete dayalı gelen hak kitaba, hak düzene, bâtıl karıştırmayın. Bile bile haki-kati, Muhammed'in hak peygamber olduğunu, ilâhî hükümleri gizlemeyin.
43 Namazları erkânına, şartlarına, vaktine riayet ederek, aksatmadan kılın. Vicdanınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. Rükû ederek namaz kı-lanlarla birlikte siz de rükûa vararak, namazları-nızı cemaatle kılın, saygıyla Allah'ın emirlerine itaat ederek İslâmî faaliyetlere katılanlarla birlik-te siz de saygıyla canla başla İslâmî sorumluluk-lara, ibadetlere, cemaate, faaliyetlere katılın.
44 Kitabı, Tevrat'ı okuduğunuz halde, içindeki ilâhî hükümleri şahsen uygulamayı bir kenara bırakıp unutarak, insanlara Allah'a itaati, iyiliği, insanlığı ve hayra vesile olacak şeyleri mi emre-derek önderlik ediyorsunuz? Hâlâ aklınızı başı-nıza almayacak mısınız?
45 Sabredip, mücadeleye devam ederek, kendinizi eğitip sıkıntılara katlanarak, kötülü-ğe engel olup iyilik yaparak, namazları kılarak Allah'tan medet umun, size arka çıkmasını iste-yin. Bunlar, tam bir teslimiyetle Allah'a imanın, kulluk ve itaatin şuuruna erip saygılı davranan-ların; hakkaniyete riayet duygusu yaşayanların Jurilere ağır gelen kulluk görevleridir.
C
tocıyanlar.
YanıtlaSil
Yuksel30 Ocak 2026 05:48
الكريم
Kur'ân'ın
Anlaşılmasına Doğru
Tefsîrî Meal
Ahmet Tekin
KELÂM YAYINLARI
İstanbul 2016
-٥٦٢٥ مهلاً يا قوم هذا هلكت الأمم من قبلكم باختلافهم على البياتهم وضرهم الكتب بعضها ببعض إن القرآن لم ينزل يُكَذِّبُ بَعْضُهُ بَعْضًا بل يصدق بعضه بعضا فما عرفتُمْ مِنْهُ فَاعْمَلُوا به وما جهلتُم مِنْهُ فَرُدُّوهُ إلى عالمه (حم عن ابن عمرو)
YanıtlaSil5625- Ey kavim! Buna dikkat edin. Sizden önceki millet. ler peygamberlerine karşı geldikleri, kitaplarının bir kısmı ile amel edip diğer kısmını bıraktıkları için helâk olmuşlardır. Kur'an'ın is çindekiler birbirlerini yalanlamak için inmemiştir. Bilakis içindeki ler birbirini doğrulamaktadır. Ondan bilip anladıklarınızla amel edin. Bilmediklerinizi onu bilene havale edin.
حرف النون
٥٦٢٦ - ناداني جِبْرِيلُ مِنْ تِلْقَاءِ الْعَرْشِ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ يَقُولُ لَكَ الرَّحْمَنُ عَزَّ وجل من ذكرْتَ بَيْنَ يَدَيْهِ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيْكَ دَخَلَ النَّارِ الديلمي عن عبد الله بن جراد)
5626- Arş tarafından Cebrail bana seslendi: "Ya Mu-hammed! Sana Rahmân Azze ve Celle diyor ki: "Yanında anıldı-ğın zaman kim sana salatü selam getirmezse cehenneme girer."
٥٦٢٧ - نَارُكُمْ هَذِهِ الَّتِي يُوقِدُ بَنُو آدَمَ جُزْءً مِنْ سَبْعِينَ جُزْءٍ مِنْ نَارِ جَهَنَّمَ قبل يَا رَسُولَ اللهِ إِنْ كَانَتْ لِكَافِيَةَ قَالَ فَإِنَّهَا فَضْلَتْ عَلَيْهَا بِتِسْعَةِ وَسِتِّينَ جُزْء كُلُّهُمْ مِثْلُ حَرهَا (مالك حم خ م ت عن ابي هريرة )
nem ateşinin yetmiş parçasından bir parçasıdır. "Ey Allah'ın Ra-5627- Bu Ademoğlunun yaktığı ateş var ya, işte o cehen-sulü! Bu kadar kâfi olsaydı." dediler. "(Ne gezer.) Ona altmiş dokuz parça daha ilave edilmiştir. Hepsi onun sıcaklığındadır. buyurdu.
1308-
٥٦٢٨ - نجا أوَّل هذه الأمَّة بالبقين والزَّهْد وَيَهْلِكُ آخر هذه الأمة بالبخل
YanıtlaSilوالأمل (خط ابن أبي الدنيا عن شعيب عن ابيه عن جده)
5628- Bu ümmetimin ilki yakın ve züht ile kurtulmuştur. Sonu cimrilik ve bos ümitler yüzünden helâk olacaktır.
٥٦٢٩ - نَحْنُ الْآخِرُونَ وَالْأَوَّلُونَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَإِنَّ الْمُكْثِرِينَ هُمُ الْأَسْفَلُونَ الأقَلُّونَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ إِلَّا مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَمَا أُحِبُّ أَنَّ لِي مِثْلُ أَحَدٍ ذَهَبًا انْفِقُهُ فِي سَبِيلِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ (ابن النجار عن ابن مسعود)
5629- Biz son ümmetiz. Ama kıyamet gününde ahirette ilk ümmetiz. Dünya malını çoğaltanlar alçakların ta kendileridir. Onlar ahirette kıyamet gününde aşağı makamlarda kalacaklar-dır. Meğer ki malını şöyle şöyle taksim etmiş ola. "Uhud Dağı ka-dar altınım olsun hoşuma gitmezdi. Onu Allah yolunda taksim e-derdim."
٥٦٣٠ - نَخْلُ الْجَنَّةِ جُذُوعُهَا ذَهَبٌ أَحْمَرُ وَكَرَمُهَا زُمُرُّدٌ أَخْضَرُ وَسَعْفُهَا الْحَلَلْ وَثَمَرُهَا أَمْثَالُ الْقِلاَلِ وَالْيَنُ مِنَ الزُّبْدِ لَيْسَ لَهُ عَجَم الديلمي عن ابن عباس)
5630- Cennetin hurma ağaçları kırmızı altındandır. Sap-
ları yeşil zümrüttendir. Yaprakları ipek elbiseler gibidir. Meyveleri asma çardağı gibidir. Kaymaktan yumuşaktır, çekirdeği yoktur.
٥٦٣١ - نَزَعَ رَجُلٌ لَمْ يَعْمَلْ خَيْرًا قَطُّ غُصْنَ شَوْكَةٍ عَنِ الطَّرِيقِ إِمَّا كَانَ فِي شَجَرَةٍ فَقَطَعَهُ فَالْقَاهُ وَإِمَّا كَانَ مَوْضُوعًا فَأَمَاطَهُ فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ بِمَا فَادْخَلَهُ
الجنَّةَ (د حب عن ابي هريرة)
5631- Hiçbir hayır yapmayan adam yoldan bir diken dalı
kaldırdı. Ağaçtakini kesip attı. Yerdekini kaldırdı. Allah da ona ik-ramda bulunup cennetine koydu.
٥٦٣٢ - نَزَلَ آدَمُ بِالْهِنْدِ وَاسْتَوْحَشَ فَنَزَلَ جِبْرِيلُ فَنَادَى بِالْآذَانِ اللَّهُ أَكْبَرُ
1309
652
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT ŞERHI
şer'i hükümler, halka ve hulka dair kemalåt içinde tasfiye olunup ha-lis kılınmıştır.
Üstte verilen mana; cümleyi oluşturan kelimenin ism-i mef'ul oluşuna göredir. İsm-1 fail manasına aldığımız zaman ise, şu demeğe gelir:
Ancak, Allah'ın rızası için, amelinde ihlas sahibidir.
Bazı nüshada, bu cümlenin içinde geçen, HİBE lafzı meçhul-dur. Bazılarına góre malum sigası ile gelmiştir. O zaman, mana şöyle
olur: Resulüllah S.A. efendimiz, başkalarına verdiği hibelerde ga-razdan yana her hangi bir garaz karıştırmamış; bu babta işini halis
eylemiştir. Devam edelim:
En keremli MEB'US.
Bu cümlede geçen:
MEB'US.
Sıfatı, Resulüllah S.A. efendimizin peygamber olarak gönderil-mesi için kullanılan bir tabirdir. Buna göre mana şu olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, nebi ve resul olarak gönderilenlerin, Allah katında en çok kereme nail olanıdır.
Devam edelim:
- En doğru sözlü, şefaatçı olmaya en çok arzulu, şefaatı makbul olmakta en faziletli, kendisine bırakılan emanette emin, tebliğ ettiği şeylerde doğru..
Resulüllah S.A. efendimizin tebliğ ettiği şeyler şer'i hükümlerdir; ilahi emirlerdir, rabbani yasaklardır; bunların cümlesinin tebliğinde tam bir sadakata sahiptir.
Rabbının emrini açıklayan.
Bu cümle ile anlatılmak istenen daha açık mana şudur:
Rabbın emri, başta tevhiddir. Resulüllah S.A. efendimiz bu tev-hidle müminleri kafirlerden ayırd eder.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
eder. Hakkı ile hüküm vererek, iki hasım arasındaki meseleyi ayırd
Bir başka mana da sudur:
Rabbın emri ile, kendisine inzal olunan Kur'an-ı Azimüşşan, acısından hakla batılın arasını ayırd edicidir.
Dedelim:
Verilen ağır vazifeyi alan..
Resulüllah S.A. efendimize verilen vazife: Şer'i hükümlerin tebliği lle, Allahın kulları arasında kaza ve hüküm meşakkatidir. Resulüllah S.A. efendimiz, bu gibi vazifelerde güçlü, sabit ve kaimdir.
Devam edelim:
Allah'a vesile olmakta, resullerin Allah'a en yakını..
Yani: Allah'ın rahmetine vâsıl olmaya vesile olmakta, Resulüllah efendimiz, nebilerin ve resullerin en ileride olanıdır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil653
YARIN, menzilet (konak) ve fazilet itibarı ile en büyükleri.
Bu cümlede geçen:
YARIN.
Tabiri ile, KIYAMET günü anlatılmaktadır.
Devam edelim:
Enblya-i kiramın en keremlisi, Allah'a göre, en temiz, onlar Içinde Allah'a en sevgill, derece itibarı ile Allah katında en yakınları, en çok HAZ alanları, Allah katında halkın en keremlisi..
Bu cümlede geçen:
- HAZ..
Tabiri, Resulüllah efendimizin alacağı, bol ecre ve sevaba işaret-
tir. Devam edelim:
-Allah katında en çok rızaya nail olan.
Resulüllah S.A. efendimiz, cümle insanlardan çok rızaya nail ol-muştur. O derecede ki, o rütbeye kullardan hiç kimse nail olamaz.
Şöyleki:
KADR yönüyle însanların en yücesi, mahal yönü ile onların en büyüğü..
Bu cümlede geçen:
KADR.
Lafzı, şeref, derece ve makam manalarınadır.
Devam edelim
Güzellik ve fazilet yönü ile, insanların en kamili, derece itiba rı ile nebilerin en faziletlisi, şeriat cihetinden en kâmili, NISAB cl heti ile nebilerin en şereflisi..
Bu cümlede geçen:
NISAB.
Lafzı, haz ve nasib yahut, asl (soy) manasınadır. Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, ana ve baba clheti ile, taharet ve nezafeti hepsinden fleridir.
Devam edelim:
Beyan ve hitab cihetinden en iyi açıklayanları..
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, nekadar kısa konuşsa.. kendi sinin murad ettiği manayı anlamayan kimse kalmazdı. Orada bulu nanların hepsi, Resulüllah S.A. efendimizin muradını anlardı.
Bu cümlede geçen:
Hitab.
Lafzına gelince, bütün nebilerin ekremi ve azamıdır. Şöyleki: Şa nı büyük Allah, Kelam-ı Kadim'Inde, sair nebilere olan hitabı beya nımda, ancak isimleri ile buyurmuştur. Mesela: Ey Nuh, Ey İbrahim. Ama, Resulüllah S.A. efendimize:
Ya Muhammed.
Diye hitap buyurmamıştır.
- Ey Nebi, Ey Resul.
Şeklinde tazim hitabı eylemiştir. Böylece, Resulüllah S.A. efendi miz, hitap yönü ile, cümlesinin şereflisi ve keremlisi olmuş olur.
654
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
Devam edellm:
-Doğum ve HICRET yönü ile de, onların en faziletlisi..
Şöyleki:
Resulüllah S.A. efendimizin bu vücud âlemine teşrif buyurdukla-ri yer, yer mekânlarının en faziletlisi ve en sereflisi olan Mekke-i Mü-
kerreme'dir. Allah-ü Tallá, oranın şerefini artırsın; bizlere de oranını ziyareti-ni nasib eylesin.
Resulüllah S.A. efendimizin doğumu orada olduğu için, doğum cihetinden Resulüllah S.A. efendimiz tüm peygamberlerin en fazileti
si olmuş olur. Resulüllah S.A. efendimizin doğumunun tafsili, NUR ismi anla-tılırken geçmiştir. (Bak: İsim 53)
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİN HİCRETİ
Resulüllah S.A. efendimizin HİCRET bahsini şöyle anlatabiliriz:
Mekke-i Mükerreme'den sonra, yerlerin en şereflisi Medine-i Mü-nevvere'dir. Allah-ü Taâlâ, oranın şerefini artırsın; bizlere de orayı ziyaret etmek nasib eylesin.
Resulüllah S.A. efendimiz, öyle şerefli bir yere hicret buyurduğu İçin hicret yönü ile, bütün nebilerin faziletlisi olmuş olur.
Bunun daha tafsilli manası şöyledir:
Hatem'ül-Enbiya Seyyid'ül-Asfiya Sened-i Evliya İmam'ül-Etkıya Şefi-i Ruz-ü Ceza Habib-i Huda Resulümüz Hazret-i Muhammed Mus-tafa efendimizin S.A. mübarek ömürleri, kırk dokuz sene sekiz ay ol-duğunda amcası Ebu Talib vefat eyledi. Kâfirler bunu fırsat bilip Re-sulüllah S.A. efendimize ezaya başladılar.
Onların eziyetleri sıklaşınca, Resulüllah S.A. efendimiz, birkaç gün, hane-i saadetlerine kapandılar. Daha sonra, Zeyd b. Harise ile Taif'e gitti; orada iki ay kaldı.
Sonraları, Mut'im b. Adiy'nin kendisine yan çıkması üzerine, tek-rar Mekke'ye geldi; yine davete başladı.
BIATLAR..
Mübarek ömrünün elli birinci senesinin sonunda idi; hac mevsi-minde kåbe ziyareti için kabileler Mekke'ye geldiler. Onları da dine davet etti.
Gece vakti, Akabe-i Cemre'de, Beni Neccar kabilesinden on iki er-kek, Beni Hazrec'den de on iki erkek İslâm dinini kabul ettiler. Bunu, kabilelerine de tebliğ etmek sureti ile dine yardım etmek üzre biat et-tiler. Ki bu: Birinci blattır.
Erteal sene, Resulüllah S.A. efendimiz, elli iki yaşına girdi. Hac mevsimi olduğu zaman, Evs ve Hazrec kabilelerinden yetmiş bir kişi geldi; yine akabede blat eylediler. Bu biat: İkinci biattır.
Ertesi sene oldu; Resulüllah S.A. efendimiz elli üç yaşına girdi. Kureyş'ın ileri gelenleri, Evs ve Hazrec kabilelerinin imanı kabul edip yardım etmek için taahhüt ve blat ettiklerini işittiler. Kendi araların-da şöyle söyleştiler:
KARA DAVUD
YanıtlaSil655
الانبياء يصابًا وَابْنَهُم بَيَانًا وَخطَابًا وَافْضَلِهِم مَوْلِدًا وَمُهَا جَرَا وَعِشْرَةً وَأَنْهَابًا واكْرَمَ النَّاهْرَارُومَةً وَأَشْرَفِهِمْ جُربُومَةً وَخَيْرِ هِمْ نَا وَأَظْهَرَهُمْ قَلْبًا وَاصْدَقِهِ قَوْلاً وَازَكَاهُمْ فِعْلًا وَاثْبَتَهِمْ أَصَادُ وَأَوْفَاهُمْ عَهْدًا وَامْكَنَهُمْ مُجْنَا وَ اكرم طبعا وَاجْتَنِهُمْ مُنْها وَ اطيهِمْ فَرهَا وَاكْتَ طَاعَة وَسَمها وَأَعْلَا هُمْ مَقَامًا وَاحْلَا هُمْ كَلَاما واز کا هُمْ سَلَامًا وَأَجَلِهِ قَدْرًا وَ اعْظَهِمْ فَا وَاسْنَاهُمْ نَا وَارْفَعَهُم في الملاءِ الاعلى ذِكْرًا وَأَوْفَاهُمْ عَبْدًا وَاصَدَقَهُمْ وَعْدًا وَأَكْثَرَهُم شُكرا
ve il-enbiyai nisaben ve ebyenihim beya-nen ve hitaben ve efdalihim mevliden ve mühaceren ve itreten ve ashaben ve ekrem'in-nasi erumeten ve egrefi-him cürsumeten ve hayrihim nefsen ve atharihim kalben asdakı-him kavlen ve ezkâhüm fiilen ve esbetihim aslen ve evfahüm ahden ve emkenihim mecden ve ekremihim tab'an ve ahsenihim sun'an ve atyabi-him fer'an ve ekserihim taaten ve sem'an ve a'lahüm makanen ve ehla-hüm kelâmen ve ezkâhüni selâmen ve ecellihim kadren ve a'zamihim fahren ve esnahüm fahren ve erfaıhim fil-me-leil-ala zikren ve evfahüm ahden ve asdakıhim va'den ve ekserihim şükren.
Beyan ve hitap elhetinden en iyi açıklayanları, doğum ve hicret yönü ile de on-ların en faziletlisi, keza, itret ve ashap yönü ile de..
Hasep nesep itibarı ile insanların en keremlisi, kabile yönü ile onların en şereflisi, öz cihetinden hayırlıları, kalb itibarı ile en temizleri, söz itibarı ile en doğruları, fiilde en påkleri, asalet ciheti ile de, onların en sabiti, ahde vefa ba-bında en lleri, şeref ciheti ile en oturaklıları, tablat ciheti ile en keremlileri, ya-ratılış cihetinden en güzelleri, zürriyeti yönü ile en temizleri, dinleyip itaat etme bahında diğerlerinden daha çoğunluğa sahip, makam olarak onların en yücesi-ne sahip, kelâm yönünden onların en tatlı konuşanı, insanların en bol selâm ve-reni, değer yönü ile insanların en takdire lâyık olanı, üstün sıfatları ile insanların en çok övüleni, en güzel ahlâka sahip olmakla insanların en beğenileni, mele-1 aláda en çok zikri edilen, ahde veľada en ileri, vanda sadakatta en önde, Insan-ların en çok şükredeni,
(Devamı: 681. Sayfada)
kemal-i şevk ve lezzet
YanıtlaSilkemal كمال son derece cabuk
hak, büyük fue
الأوسكاتalanan kemalt kai kemali temeis, ke mals boural makeel sana kumi atemalove wit antihl benserlerin mereve ince ve papman el etter coklah
kemal saat مال صراحت son derece aokhk kesimet كمل حلاتtam govenhk ke
Remali selaset ve cezalet کمال سلامت و مرات fed hon derece açık, akce ve son dereve doa
komal serbest کمال رسمی: tam serbestlik, tam harryve ve engelsodik
hemalt serbestiyet کمال مریخیت : tam ser besthik, ve engehushk
kemali smell كمال سرمدی obedi ve sonsuz mikemallik, kurusaha
komal sermediyet کمال سرمدیت : Lebedi ve sosur mükemmellk ve kusursualık 2 ke mal-i rubublyet, yani her şeyin rabbi olma st fatoun kusursuthuğu ve sonsuz mükemmelli gi (bak kensali rububiyet)
kamali seving كمال سريج :bayak seving
kemali seving ve memnuniyet کمال سرنج و ریت: bayak sevinç ve büyük memnunluk
Rematisk ve hakkaniyet کمال عدل و حقانیت son derece doğruluk, doğru sözlülük ve ke-sinlikle doğruluktan ayrılmashk
kemal sat کمال صفت : afatça mükemmellik ve kusursuzluk; sahip olunan üstün sıfat (ni telik) bakımından kusursuzluk ve mükem mellik
komali shhat ve flyet کمال صحت و عافیت tam saghk ve äfiyet (esenik, dertsialik)
kemal sunalet کمال سهولت : son derece kolay
kemal sület ve intizam کمال سهولت و النظام : son derece kolayhk ve kusursuz tertip ve du zenlilik
kemal sület ve müsavat کمال سهولت و مسارات son derece kolayhk ve eşitlik
kamali sülhület ve sür'at کمال سهولت و سرعت : son derece kolayûk ve çok böyük haz
kemal sükün ve vakar کمال سکون و وقار : son derece rahathk, sakinlik ve tam ciddilik ve
kemal surat ve Raat كمال سرعته و اقامت o
yük hiz ve itaat
kemalt sürat ve süület كمال سرعت و سهرات bayak hus kemalt sürat) ve son derece ko layhkchemali suhület)
kemal surur کمال سرور büyük sevinç
kemali süni ferah کمال سرور و فرح boyok sevinç (kemalt sürur) ve iç huzuru (kemali
ferah(
kemalt sürur ve sevinç ر کمال سرور و سوينج yük memnunluk ve son derece sevinç
kemali sayan کمال شعشعه : son derece parlak hk, çok dikkat çekici görüntü
kemal sebabet کمال شبابت : son derece genç kalmak, hiç eskimemek
kemali sehat کمال شفقت : buyuk şefkat, son derece actyıp koruma
komal-i şefkat ve ehemmiyet کمال شفقت و اهمیت buyük şefkat (acıyıp esirgeme)(kemal-işef kat) ve buyük önem(kemal i ehemmiyet)
kemal-i şefkat ve merhamet کمال شفقت و مرحمت son derece şefkat (acıyıp esirgeme) (kemal-i şefkat) ve son derece merhamet(kemal-i merhamet(
kemal-i şefkat ve refet كمال شفقت و رافت : son derece pelkat (acıyıp esirgeme) (kemal-i şef kat) ve son derece acıma ve lütuf(kemal-refet)
kemal-i şefkat ve uhuvvet کمال شفقت و اخوت büyük bir şefkat (kemal-i şefkat) ve tam bir kardeşlik
kemali setaret كمال شطارة : son derece neşe ve sevinç
kemali sevk كمال شرق : büyük istek ve coşkun luk, büyük sevinç
istek, büyük sevinç ve coşkunluk(kemal-i komal-i sevk ve gayret کمال شرق و غیرت : buyük sevk) ve büyük gayret (çok çalışma, bıkma dan çalışma)(kemal-i gayret)
büyük heyecan (kemal-i heyecan( kemali sevk ve heyecan کمال شوق و هیجان bo yük istek, sevinç, coşkunluk (kemal-i şevk) ve
kemali sevk ve istiyak کمال شوق و اشتیاق : bu yük istek, büyük sevinç ve coşkunluk(kemal-i şevk) ve büyük istek(kemal-i iştiyak)
kemali sevk ve lezzet کمال شرق و لذت : buyuk
kemal-l şevk ve tahassür
YanıtlaSil517
bir istek, sevinç ve coşku(kemal-i sevk) ve bü yük bir zevk(kemal-i lezzet)
small sevk ve tahassûr کمال شوق و تحسر yuk istek, sevinç ve coşku(kemal-i sevk) ve derin özlem(kemal-i tahassür)
kemal-i siddet son derece kuvvet(
kemal-i suun sonsuz üstün yaratma re yapabilme gücü ve imkânı
Lemal-i sükran كمال شکران : çok teşekkür etme duygu ve isteği
kemali taaccüb كمال تعجب : son derece şaşkın lik ve hayret
kemali taaccüb ve hayret کمال تعجب و حیرت tam şaşkınlık (kemal-i taaccüb) ve büyük hayret (kemal-i hayret)
kemali tahkik کمال تحقيق : çok iyi inceleme bemal-i takdir كمال تقدير : çok büyük değer ver-me(kemal-i takdir)
kemal-i takdir ve istihsan کمال تقدیر و استحسان çok büyük değer verme (kemal-i takdir)ve çok güzel bulup beğenme(kemal-i istihsan)
kemal-i takdir ve tahsin كمال تقدیر و تحسین : çok büyük değer verme (kemal-i takdir) ve çok güzel bulup beğenme (kemal-i tahsin)
kemal-i tam کمال تام : tam olgunluk, tam yeter-
lilik, tam mükemmellik
kemal-i tazarru ve niyaz کمال تضرع و نیاز : kusur ve güçsüzlüğünü bilerek gereğince çok yal-varma (kemal-itazarru') ve gereğince çok dua etme (kemal-i niyaz)
kemal-i tazim (tazim tazim1: كمال تعظ.bi rini son derece büyük olarak tanıma ve emre bağlılık 2.son derece derin ve büyük saygı
kemal-i ta'zim ve hürmet کمال تعظیم و حرمت : son derece derin saygı ve hürmet
kemall teessür کمال تأثر : son derece büyük
üzüntü
kemal-l tefahur ve tehacum کمال تفاخر و تهاجم büyük övünç(kemal-i tefahur) ve büyük ve yoğun istek(kemal-i tehacüm)
kemali tekebbür كمال تكبر : kendini çok be ğenmişlik, kendini çok büyük görme, fazla büyüklenme
kemal-i telaş ve teessür کمال تلاش و تاثر büyük kaygı (kemal-i telaş) ve derin üzüntü(kemali teessür)
kemal-i temyiz کمال تمييز : benzerlerinden tam
olarak ayırt etme
kemal-i vüsük
kemal-i tenasüb کمال تاسب : )ed)ifadede tam batutarlılık ve manaca birbirini destekleyicilik, söz ve kelimelerde uyum ve uygunluk
kemal-i tesanud کمال اند birbirini tam des-
teklemek
kemali teslim کمال تسلیم tam teslim olma, (Allah'tan c.c. gelen her şeyi) tam kabullenip hoş karşılama; tam itaat ve bağlılık
kemal-i teslim ve inkiyad كمال تسليم وإنقاد : tam teslim olma(kemal-i teslim) ve benimseyip boyun eğme(kemal-i inkıyad)
kemal-i teslimiyet 1: کمال تسلیم.tamtes lim olma, karşı çıkmayıp tam kabul etme ve benimseme 2.Allah'a (c.c.) tam teslim olma, Allah'tan (c.c.) gelen her şeye tam razı olup kabul etme ve boyun eğme
kemal-i teslimiyet ve riza کمال تسلیمیت و رضاء Allah'a (c.c.) tam teslim olma(kemal-i resli-miyet) ve Allah'tan (c.c.) gelen her şeye tam razı olma, tam kabul etme ve benimseme (ke-mal-i rıza)
kemal-i tevazu كمال تواضع : son derece alçakgo-nüllülük
kemal-i tevekkül ve teslimiyet کمال توکل و تسلیمیت : tam tevekkül ve teslimiyet, tam ola-
rak Allah'a (c.c.) güvenip dayanma(kemal-i tevekkül) ve Allah'a (c.c.) tam teslim olma, yani, Allah'tan(c.c.) gelen her şeye tam razı olup kabul etme ve boyun eğme(kemal-i tes-
limiyet) kemal-i uluhiyet كمال الوهيت : Allah'a (c.c.)ait( İlahlık (tanrılık) sıfatının son derece kusur-suzluğu ve mükemmelliği
kemal-i ulviyet son derece üstün-lük
kemal-i ümid-i zafer کمال امید ظفر tam zafer ve başarma umudu
kemal-i vahdaniyet كمال وحدانیت : Allah'ın
: )c.c.) tam kesin olan birliği
kemali vecd كمال وجد : Allah (cc) sevgisiyle tamamen kendinden geçme hali
kemali vuzuh كمال وضوح : apaçıklık son dere-
ce açıklık
kemal-i vüs'at کمال وسعت : son derece genişlik,
sonsuz genişlik
kemali vüsük كمال وسوق : son derece sağlam ve sarsılmaz iman (inanç); son derece sağ-lamlık ve sarsılmazlık
kemali vüsük ve itminan
YanıtlaSil518
kemali vüzük ve itminan کمال رسول و اطمئنان son derece sağlam ve sarsılmaz iman(kemal-i visok) ve son derece kararlılık ve kendine gü ven(kemal i itminan)
kemali za'f veact كمال ضعف و فجر on derece güçsüzlük(kemali za'f) ve son derece acizlik ve çaresizlik(kemal-i acz)
Kemal-l at كمال ذات : zat'ın kendisinin) ku hiçbir kusur, eksiklik ve ihtiyacının bulun sursuzluğu, zat'in (Allah'ın (c.c.) kendisinin) kendisinin sonsuz güzellik ve kusursuzluğu) maması (cemal ve kemal-i zat: Alah'ın (c.c.)
derece üstün akıllılık(kemal-i zekâvetive cok kemal-i zekavet ve meharet کمل کارتson üstün beceriklilik(kemal-i meharet)
kemali zevk کمال خرق : büyük zevk
kamali zevku sevk کمال ذوق و شوق : buyuk zevk ve büyük coşku(şevk)
kemali zinet کمال زیست : kusursuz süs ve gü zellik
kemali zillet كمال ذلت : son derece aşağılan mışlık ve küçük düşmüşlük hali
kemalt zuhur كمال ظهور : son derece apaçık şekilde kendini gösterme, kendini belli etme
kemal-i zühd كمال زهد : her şeyin en azıyla ye tinme (az yeme, az uyku, az içme, az uyuma vb) ve dünya ile ilgisini en aza indirme
kemal-il Iman كمال الإيمان : bk kemali iman(
kemal ü celal ü cemal ve sıfat کمال جلال و جمال و صفات : )Allah'a (c.c.) ait) sonsuz mükemmellik ve kusursuzluk(kemal) büyüklük ve yücelik(-celâl) ve sonsuz güzellik(cemål) ve kusursuz ve sonsuz sıfatlar (sıfät nitelikler)
kemalat کمالات : kemaller 1.mükemmellikler 2.kusursuzluklar 3.üstünlükler, üstün va-sıflar (nitelikler) 4.olgunluklar 5.tamlıklar, eksiksizlikler 6. büyüklükler, sonsuzluklar, sınırsızlıklar, çokluklar, büyüklükler
kemalat - ahlakiye کمالات اخلاقیه : ahlaki ahlak la ilgili) üstünlük ve olgunluklar
kemalatı Ahmediye کمالات احمدیه : hammed'in (a.s.m.) üstün vasıfları
kemalat bakiye کمالات باقيه : geçici olmayan ve ebedi dünyaya(âhirete) ait olan üstün vasıf lar (nitelikler), üstünlükler
kemalat beşeriye کمالات بشربه : insanı insan yapan üstün ve olgun vasıfları (nitelikleri) ve üstün başarılar
kemaläts Rubbe
malati fenniyelim ve teknis ki üstünlükler ve başarılar
kemalat fevkalade کمالات فوق العادة olagani tü özellikler ve üstünlükler
luk ve üstün vasıflar (nitelikler) kemalatı hakikiye کمالات حقیقیه gerçekl
kemalatı harika کمالات خارقه benzersiz st özellikler ve üstünlükler
(c.c.) kusursuz sıfatları (nitelikleri) (em kemalat- lähiye كمال إلهية: Allahin kusursuz güzellikleri ve kusursuz sıfatla mal ve kemalats Ilahiye: Allah'm (cc) Allah'ın (c.c.) mubarek ve güzel isimleri ve (nitelikleri) (esma ve kemalat lahiye kusursuz sıfatları, nitelikleri)
kemalät-ı İlahiye ve insaniye ve kevniye کمالات Allah'ın (c.c.) kusursuz fatları (nitelikleri) ve insanı insan yapan üs tün ve olgun özellikler (kemalât-ı insaniye) ve yaratılmış varlıklar dünyasındaki (kevníüstün ve olumlu özellikler, vasıflar (kemal kevniye(
kemalatı ilmiye کمالات علميه : ilmi ilim bakı mından) olgunluk ve üstünlükler
kemalatı insaniye كمالات إنسانية : insanı insan yapan üstün ve olgun vasıflar (nitelikler, özellikler)
kemalat- kainat کمالات كائنات : yaratılmış var lıklar dünyasının olumlu ve üstün vasıflan nitelikleri, özellikleri(
kemalät-ı kibriya کمالات كبرياء : büyüklük ve yücelikle ilgili bütün yüce sıfatlar (nitelikler)
kemalatı kudsiye کمالات قدسيه : kutsal ve ku-sursuz sıfatlar (nitelikler)
kemalat- maneviye کمالات معنویه : manevi yük-sek vasıflar, sıfatlar (özellikler, nitelikler)
kemalat medeniyet کمالات مدنیت : medeniye tin üstünlükleri ve başarıları
ortulü(mesture) kusursuz sıfatlar (nitelikler( kemalat i mesture کمالات مستوره : gizli kapalı,
zel ve kusursuz üstünlükleri kemalät-ı muhabbet کمالات محبت sevginin gü
lilleri) kemalât-ı Muhammediye کمالات محمدیه : Muhammed'in (a.s.m.) üstün vasıfları (nite
kemalat - Rububiyet کمالات ربوبیت : Allah'a cc.
ait)bütün varlıkların Rabbi olma sıfatındaki sonsuz mükemmellik, kusursuzluk ve üstün-lülder(bk. Rab)
le
YanıtlaSilkemalt i ruhiye
manhlys کمالات روحیه ruhça olgunluk lar ve tünlukler
519
Somali samiye مالات سامیه Deton (sami) vanfiar ve güzellikler
tamalat san'at کمالات صنعت sanat ustunlük lent ve güzellikleri
Jumalle Sübhaniye کمالات سیمانیه Sübhan Dant, her bakımdan kusursuz ve noksansız) can Allah'm (cc) kusursuz üstün sifatları (nttelikleri)
malat şahsiye كمالات شخصی gasi sahsa ait) üstün vasıflar (Özellikler)
emalt velayet کمالات ولایت evliyalığın (er mişligin) üstünlukleri
Bemalat vicdaniye کمالات وحدانیه : vicdandaki yüksek duygular ve vasıflar (özellikler)
kemalle vücud کمالات وجود : yaratılmış varlı ğın olumlu ve üstün vasıfları(nitelikleri)
temalat Zative کمالات قالیه : Zat'a (Allah'ın (c)kendisine) ait sonsuz üstün vasıflar (ni telikler)
humalatça كما لاتجه : kemalat bakımından, yük sek vasıflar (özellikler) bakımından
kemall (yo( كماليه : stün sıfatlarla (vasıflarla, coelliklerle) ilgili Kamaliam کمالیزم : Atatürkculük, Mustafa Ke
Satıcılık, mal'in yaptığı devrimler, yenilik ve değişik lerden hareket ederek M.Kemal'in yolu diye ileri sürülen sürekli devrimcilik, Batıcılık, laikçilik (devletten başka toplum hayatında "kamusal alan" diye dine yer vermemek), pozitivizm (maddi olmayan hiçbir gerçeği ve deneye dayanmayan hiçbir düşünce ve inan a kabul etmemek) gibi ilke ve görüşlerin bütünü (Kemalistlerin bir kısmı bu hareketi, Mustafa Kemal'i ilahlaştırmaya ve Atatürk çülüğü, Türklerin yeni dini şeklinde saptır maya çalışırken, bir kısmı da "devrimcilik" ilkesine dayanarak Kemalizm'i, Sosyalizme ve komünizme geçiş yönünde bir merhale )basamak) şeklinde yorumlamaya, kimi de Batılı hayat tarzını kayıtsız şartsız benimse yip yaşama şeklinde körü körüne taklitçiliğe yönlendirmeye, kim de Türk toplumunu Batı toplumları seviyesine gelinceye gelinceye kadar tepe den inmeci; baskıcı (jakoben) bir rejim ve bir Ideoloji (idare şekli ve teorisi) olarak kabul ettirmeye çalışmış ve çalışmaktadırlar)
kemalli کماللی : kemale sahip, üstün vanflı (üstün nitelikli)
kenzi azam Kitabula
kemalsis كسائر olgunluk ve yüksek vandtan (özellikten, nitelikten) yoksun
kemalsizlik وان کمائر للهktan vettin va
sıflara (niteliklere) salup olmaktan yukaun luk, kemal iddiasında bulunmamak, yuksek vasıflara sahip olma iddiası ve düşüncesini taşımamak
kemer yarım daireye benzer mimarl şekil 2 hel kuşاژد
kemerbeste كمرسته Lhazor ol durema, du rumu verilecek emri yerine getirmeye hazir olma 2 eller ve kollar önden kavisşturulmuş durumda saygılı duruş hali
kemerbeste-i hizmeti Mevla کمر بسته خدمت مولی Allah'a (cc) hizmet ve kulluk için verilecek emri saygıyla yerine getirmeye hazır
kemerbeste-i ubudiyat كمريسة عرفیت ba det ve kulluk görevi için emre hazır 2 ibadet İçin (namaz için) elleri saygıyla önde kavuş turup kulluk görevini yapmaya hazır
kemmen كماً kemiyetçe, sayıca ve maddi ol
çüler bakımından
kemmi(ye( كميه : sayı ve ölçtiye ait
kemmiye-i kalile-i muzarra كمية قليلة مصرة sayıda zararlı mahluk
kemmiyet (kemiyet( 1: کمیت sayı adet, mik tar; sayıca çokluk 2 sayı ve ölçüye gelebilen maddi durum (nicelik)
1 sayıca, kemmiyetçe (kemiyetçe( مینه miktarca 2 ölçülebilir maddi durum bakımın dan
kemmiyeten (kemiyetlen
sayca, mik tarca, sayıca çokluk bakımından 2 maddi ol
çüler bakımından
kemter کمتر : aciz, fakir, değersiz, kusurlu
kemterane کمترانه kemterce, acizane, aciz, değersiz ve kusurlu kimseye yaraşır tarzda
Kenan کنان : Filistin, eski peygamberlerden Hz. Yakub'un (a.s.) memleketi
kentrilyon کمتریلیون : kentilyon, birin önüne on sekiz sıfır konularak elde edilen sayı, bin katrilyon veya 10 üstü 18 (1018) (not: milyon 1 milyar, 1 trilyon:, 1 katrilyon:, 1 kentrilyon veya kentliyon:)
kenz hazine define
kenzi azami Kitabullah کنز اعظم كتاب الله : lah'ın (c.c.) kitabındaki (Kur'an'daki) çok bü yük hazine, (mec.) çok zengin ve çok önemli Kur'an'daki gerçekler
semalt ruhiye
YanıtlaSil519
email-ruhle کمالات روحیه ruha olgunluk r ve dstünlükler
miye کمالات سامه stun (sami) vauflar ve güzellikler
masan'at کمالات صنعت san'at stünlük het ve güzellikleri
mailty Sübhaniye کمالات سحا Subhan her bakımdan kusursuz ve noksansız) dan Allah'ın (cc.) kusursuz üstün sıfatları ekleri)
lemalt sahsiye کمالات شخصیه pasi üstün vasıflar (özellikler)
kemallt velayet کمالات ولایت evliyalagin er mişlign) üstünlükleri
malle vicdaniye کمالات وجدانيه : vicdandaki rüksek duygular ve vasıflar (özellikler)
malt vocad کمالات وجود : yaratılmış varlı gin clumlu ve üstün vasıfları(nitelikleri)
malt Zative کمالات ذاتیه : Zata (Allah'ın kendisine) ait sonsuz üstün vasıflar (ni-telikler)
Hemalatça كمالاتجه kemalat bakımından, yük kvasıflar (özellikler) bakımından
mall (yo( كماليه : üstün sıfatlarla (vasıflarla, curlliklerle) ilgili
Kemalizm کمالیزم : Atatürkçülük; Mustafa Ke-mal'in yaptığı devrimler, yenilik ve değişik lerden hareket ederek M.Kemal'in yolu diye eri sürülen sürekli devrimcilik, Batıcılık, laikçilik (devletten başka toplum hayatında kamusal alan" diye dine yer vermemek), positivizm (maddi olmayan hiçbir gerçeği ve deneye dayanmayan hiçbir düşünce ve inan-a kabul etmemek) gibi ilke ve görüşlerin bütünü (Kemalistlerin bir kısmı bu hareketi, Mustafa Kemal'i ilahlaştırmaya ve Atatürk çüloğü, Türklerin yeni dini şeklinde saptır maya çalışırken, bir kısmı da "devrimcilik" kesine dayanarak Kemalizm'i, Sosyalizme ve komünizme geçiş yönünde bir merhale )basamak) şeklinde yorumlamaya, kimi de Batılı hayat tarzını kayıtsız şartsız benimse-yip yaşama şeklinde körü körüne taklitçiliğe yönlendirmeye, kim de Türk toplumunu Batı toplumları seviyesine gelinceye kadar tepe den inmeci, baskıcı (jakoben) bir rejim ve bir ideoloji (idare şekli ve teorisi) olarak kabul
ettirmeye çalışmış ve çalışmaktadırlar) bemalli کماللی : kemale sahip, üstün vasıflı (üstün nitelikli)
kenz-i a zam-Kitabullah
kemalszolgunluk ve yüksek vasıftan (özellikten, nitelikten) yoksun
kemahsizlik كمال لك : olgunluktan ve üstün va sıflara (niteliklere) sahip olmaktan yoksun-luk, kemal iddiasında bulunmamak, yüksek vasıflara sahip olma iddiası ve duşüncesini taşımamak
kemer كمر Lyarım daireye benzer mimari şekil 2.bel kuşağı
kemerbeste 1: کمر بسته hazır oldurumu, du pasarumu verilecek emri yerine getirmeye hazır olma 2 eller ve kollar önden kavuşturulmuş durumda saygılı duruş halı
kemerbeste-i hizmeti Mevla کمر بسته خدمت مولی Allah'a (c.c.) hizmet ve kulluk için verilecek
emri saygıyla yerine getirmeye hazır
kemerbeste i ubudiyet کمر بسته عبودیت : Liba det ve kulluk görevi için emre hazır 2 ibadet için (namaz için) elleri saygıyla önde kavuş turup kulluk görevini yapmaya hazır
kemmen كماً : kemiyetçe, sayıca ve maddi öl-
çüler bakımından
kemmi (y( كميه : sayı ve ölçüye ait
kemmiye-i kalile-i muzirra كمية قليلة مضرة : az sayıda zararlı mahluk
kemmiyet (kemiyet کمیت sayı, adet, mik-tar, sayıca çokluk 2.sayı ve ölçüye gelebilen maddi durum (nicelik)
kemmiyetçe (kemiyete کمیته : sayıca, miktarca 2. ölçülebilir maddi durum bakımın-dan
kemmiyeten (kemiyeten كمية : sayıca mik tarca; sayıca çokluk bakımından 2.maddi öl-
çüler bakımından
kemter کمتر : aciz fakir, değersiz, kusurlu
kemterane کمترانه : kemterce, acizane; aciz, değersiz ve kusurlu kimseye yaraşır tarzda
Kenan کنعان : Filistin, eski peygamberlerden Hz. Yakub'un (a.s.) memleketi
kentrilyon کنتریلیون : kentilyon, birin önüne on sekiz sıfır konularak elde edilen sayı, bin katrilyon veya 10 üstü 18 (1018) (not: milyon: 1 milyar, 1 trilyon:, 1 katrilyon:, 1 kentrilyon
veya kentliyon:) kenz کنز : hazine define
kenz-i a'zam-ı Kitabullah کبر اعظم كتاب الله : Al lah'ın (c.c.) kitabındaki (Kur'an'daki) çok bü-yük hazine, (mec.) çok zengin ve çok önemli Kur'an'daki gerçekler
309
YanıtlaSilDEYİMLE
yerə vurmak: Kötü bir duruma sokmak, yenmek
yeri göğü ben yarattım demek: Çok gururlu olmak.
yeri göğü birbirine katmak: Aşırı telaş yaratmak.
yeri göğü İnletmek: Yüksek sesle ve olanca güçle bağırmak.
yeri göğü tırmalamak: Çok sancı, acı çekmek.
yeri göğü tutmak: Her tarafı ele geçirmek denetim altında bulundur-mak.
yeri öpmek: alay. Yere düşmek, yere serilmek.
yeri soğumadan: Ayrılan bir kimsenin ardından çok zaman geçme-den.
yerin dibine geçmek (batmak veya girmek): Çok utanıp sıkılmak.
yerin kulağı var: Gizli konuşulan bir şeyin umulmadık bir yoldan baş-kalarınca duyulabileceği anlatılır.
yerinde saymak: mec. Hiç ilerlememek, gelişmemek, değişmemek.
yerinde su çıkmak: Haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenir.
yerinde yeller esmek: Artık bulunmamak, yok olmak.
yerinden oynamak: Coşkulu, gürültülü, karışık bir zaman yaşamak.
yerine gelmek: 1) Yapılmak, olmak. 2) Eski duruma dönmek.
yerine getirmek: İstenileni, gerekeni yapmak.
yerine oturtmak: Bir durum, bir düşünce vb. benimsenmek, yaygın duruma gelmek yerleşmek.
yerini doldurmak: 1) Görevini başarı ile yapar olmak. 2) Görevinden ayrılan birinin yerine gelen kişi, önceki görevli kadar başarılı olmak.
yerini ısıtmak: Bir yerde uzun süre kalmak.
yerini yapmak: Bir şey elde etmek amacıyla girişimde bulunmak.
yerle bir (veya yeksan) etmek: Temeline kadar yok etmek.
yerle gök bir olsa: Sonu ne olursa olsun.
yerlerde sürünmek: Çok perişan, acınacak bir durumda bulunmak.
DEYİMLER
YanıtlaSil308
yer bakır gök demir: Şartların zor, imkânların kısıtlı olduğu durum larda söylenir.
yer bakır gök demir kesilmek: Tamamen tükenmek, bitmek, yoksul duruma düşmek.
yer demir gök bakır: 1) Corak ve sıcak bir yeri niteler. 2) mec. Hiçbir yardım ve umut olmadığında kullanılır.
yer kabul etmez: Çok günahkar.
yer öpmek: esk. Bir büyüğün önüne eğilmek.
yer yarılıp içine girmek (veya yerin dibine girmek veya geçmek): 1) Yitirilip bir türlü bulamamak: 2) Çok utanmak.
yer yerinden oynamak: 1) Bir iş çok gürültü ve telaşla yapılmak. 2) Bir olay toplumda büyük tedirginlik yaratmak.
yerde kalmak: Saygı görmemek, yüzüne bakılmamak.
yerden göğe kadar: Pek çok.
yerden yere çalmak: Çok hırpalamak.
yerden yere vurmak: Birine türlü yönlerden saldırarak onu çok aşa-ğılayıcı bir duruma düşürmek.
yere bakan yürek yakan: Uysal ve uslu göründüğü hâlde sinsice kő-tülük yapan.
yere bakmak (ihtiyarlar için): Ölümü yakın olmak.
yere baktırmak: Utandırmak, mahcup etmek.
yere batasica (veya yere batsın): "Yok olsun", anlamında bir ilenç.
yere batmak: 1) Yok olmak. 2) Çok utanmak, mahçup olmak.
yere geçmek: Çok utanmak.
yere göğe koymamak (veya koyamamak): Nasıl ağırlayacağını, na-sıl memnun edeceğini bilememek, çok önem vermek.
yere sağlam basmak: Titiz ve dikkatli davranmak.
yere sermek: 1) Kötü bir duruma sokmak, yenmek. 2) Vurup öldür mek.
U
YanıtlaSilan do-
y
alan pahalı alır. Herhangi bir mali, ucuz diye alan, aslında pa-ya almış olur. Çünkü ucuz mal ya defolu ya da kalitesizdir. Bu ünden de kısa sürede yıpranır ve kullanılmaz hale gelir.
de
urdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti: Pahalı mal kaliteli
duğundan uzun süre dayanır. Ucuz mal kalitesiz olacağından, kısa rede kullanılamaz hale gelir. Bu yüzden, ucuzluğuna aldanıp bir şey amak yanlıştır. Bir şey alınacaksa iyisini almak gerekir.
Jouz elin yahnisi tatsız olur: Her etten, hele ucuz etten yahni yapıl-
maz. Yapılırsa da tatsız tuzsuz bir şey olur. Ucuz olan her şey böyle-dir ya işe yaramaz ya da uzun süre kullanılamaz.
Ular köprü olsa basıp geçme: Değerli ve bilge kişilere saygıda ku-
sur eden ve onlara yeterince önem vermeyen toplumlar, kısa sürede yozlaşmaya mahkûmdurlar. Kadir kıymet bilmeyen cahil kimse, kaba davranışlarıyla yüce kişileri kırıp incitebilir. Böyle yapılmasına yüce Kişiler seslerini çıkarmasalar bile, biz buna izin vermemeliyiz.
Ulu sözü dinlemeyen uluyakalır: Yaşlı ve deneyimli kişilerin söz-
lerini dinlemekte fayda vardır. Büyük sözü dinlemeyen, çoğu zaman yanlış yapar.
Ummadığın taş baş yarar: Görüntü aldatıcıdır. Kimin ne zaman, ne-rade, ne yapacağı; ne kadar başarılı olacağı bilinemez. Beklenmedik bir kişi, harika işler yapabilir.
Umut fakirin ekmeğidir: Yoksul kişiler, bir gün durumlarının düzele-
değine dair hayaller kurarak avunurlar..
Ustanın çekici bin altın: Usta kişi, kimsenin yapamadığı bir işi, tec-rübesi sayesinde bir çırpıda yapabilir. Bu yüzden usta kişinin emeği ve bilgisi altın değerindedir.
Uşağı işe koş sen de ardına düş: bk. Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil98
Tilkinin dönüp geleceği yer kürkçü dükkânıdır: Kişi, işi ve alışkan lıkları gereği, bulunması gereken yerlerden uzak kalamaz. Dönüp do-laşıp oralara yine gelir.
Tilki tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider: Bazen gerçeğin ne olduğu anlaşılıncaya kadar, çok çile çekilir ve başa gelmedik şey kalmaz.
Tok açın hâlinden anlamaz: Varlık içinde yaşayan, yoksulluk içinde zar zor geçinenin hâlinden anlamaz.
Tok ağırlaması güçtür: Aç kişi, önüne konulan yemeği iştahla yer. Ama tok kişiye yemek beğendirmek zordur. Bu yüzden ağırlanması da zor olur.
Tok iken yemek yiyen mezarını dişi ile kazar: Fazladan (tokken) yenen yemeğin hazmı (sindirimi) zordur ve insanı rahatsız eder. Bu rahatsızlık ölümcül de olabilir. Fazla yemek yemek alışkanlık hâline getirilirse şişmanlık yapar. Şişmanlık, birçok hastalığa zemin hazırla-yan bir hastalıktır. Bu nedenle fazla yemek yiyen kişi için, "mezarını kazıyor" (ölümüne davetiye çıkarıyor) denir.
ge-
YanıtlaSilah-sini gern en, du-üz
Sabreden Derviş Muradına Ermiş
Beklemesini bilen bir kimsenin sonunda amacına ulaşaca-ğını belirtmek için "Sabreden derviş muradına ermiş." deriz. Bu atasözünü, kendimiz veya bir başkası güç bir duruma düş-rüğünde ya da sabırsızlık emaresi gördüğümüzde kullanırız.
Her ne kadar sabır güzelliklere açılan kapı olsa da sebat etmeyi zamanla öğreniriz. Sebat ettikçe de sabrın meyvesinin muradımıza ermek, yani amacımıza ulaşmak olduğunu anla-nz. Ayrıca isyan bataklığına saplanıp kalmayız ve başarıya olan inancımızı da kaybetmemiş oluruz.
"En çok kim sabırlıdır?" diye sorarsanız, hiç düşünmeden "Allah!" deriz.
"Karşılaştığı veya işittiği bir eziyete karşı Allah kadar sabır gösteren bir başkası yoktur. Çünkü O, kendisinin oğlu ol-duğunu iddia edenlere bile afiyet verip onları rızıklandırır." Yine o Allah ki kendi tayin ettiği bir vakitte de haddini aşan kullarının cezasını verir.
9
Hadislerle Islam Cilt-1. s. 224
-137-
Biz, haddini bilen, sabırlı kullardan olalım inşallah.
YanıtlaSilSebat etmeyi başkalarına boyun eğmek olarak düşünme-yelim. "Asıl hüner, afiyet ve bollukta sabretmesini bilmektir." Sabrın bu hikmetli yönünü en çok da Ramazan ayında teneffus ederiz. Bu ayda sahura kalkarız, sonra iftar saatini bekleriz ve olabildiğince günah işlemekten uzak dururuz. Her ne kadar Ramazan ayı senede bir kez gelmiş olsa da Ramazan ahlakı bir ömür boyu sürmektedir. Bu güzel ahlakı yaşayan sabırlı bir Müslümanın, atasözünde geçen o derviş gibi muradına ermesi umut edilir.
Sabırsızlığı mesken edinen ve Ramazan ahlakını yaşama-yan kişinin durumu bu kadar iç açıcı değildir. Öncelikle sa-bırsız biri kaybetmeye yatkın olur. Çünkü sabırsızlık, insanı kararsızlığa, karamsarlığa ve isyana sürükler. O isyan ki "Söz dinlemeyen kimselerin dilidir." Oysa sabredenlerin ve her şey-de bir hayır arayanların kullandığı dil bu değildir. Onlar, hamd ve şükür dilini kullanır.
Sabırlı kimse, sıkıntılı bir durumla karşılaştığında Allah'a hamd eder, o sıkıntılı hâl geçtiğinde ise şükür eder. O, "çok şükür" dedikçe, sizin de şükür edesiniz gelir. Şükür ise bize nimetlerin kadrini bildirir.
Velhasılıkelam, hayatın her safhasında bize sabırlı olmak düşer.
İbadetlere devamlılık noktasında sabırlı olmak lazımdır, günahlardan sakınmak için sabırlı olmak lazımdır, kalp kır-mamak için sabırlı olmak lazımdır ve yine elimizdeki nimetler ile yetinmek için de sabırlı olmak lazımdır.
Sağlık, mutluluk hazineniz şükür ile dolsun ve özünü kay-bedenler, sizde kendini bulsun.
-138-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشرار من
نا أهل الكتاب لم تلبسون الحل بان البلد الحمل وانتم تعلمون . وقالك طابعة من امر الله أملوا بالذي أنزل على الذين أمنوا وجه الانهار است أجرة لعلهم يرجعون ولا المؤمنوا الا العلاج قل إن الهدى هدى الله ان ثانى أحد مل مال ان بحاجوكم عندي كل إن الفضل بهم الله كري يَشَاءُ وَاللهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ يختص برحمته من يدا دو الفضل العظيم . ومن أهل الكتاب من الالم بقنطار يؤة إِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ إن ثامنة بمينا لاتون إلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَيس عليا الأمين سبيل وَيَقُولُونَ على الله الكَذِبَ وَهُم يعلمون قل من أولى بعهدم واللى فإن الله يحب المدير . الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللهِ وَأَيْسَانِهِمْ لَمنا قليلا أوليان الاخلاق لهم في الأجرة ولا يُكَلِّمُهُمُ الله ولا ينفر اليهم يوم القيمة وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ .
قاله
بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
66 Hayır, öyle değill Her kim ahdine vefa gösterir ve günah işlemekten sakınırsa, bilsin ki Allah o sakınanları sever. 99
(Al-i Imran, 3/76)
Mushaf sayfa no: 58
Halalik sayfa no. 3. cüz/3. sayfa
AHDE VEFA GÖSTERMEK
BİLGİ
Sözünde durmak ve emaneti korumak her insanın ahlaki bir görevidir. Bu-nunla birlikte, tarihte Yahudilerden birtakım insanlar kendi aralarında sözlerini tuttukları hâlde, başka topluluklara verdikleri sözlerinde durmuyorlardı. Bu kimseler, başka milletten olanları küçümseyip onların emanetlerine hıyanet ediyorlardı. Ahlaki değerleri kendi keyiflerine göre değiştirmeye çalışan bu insanların yaptığı, Allah adına yalan söylemekten ibaretti. Yüce Allah, onların bu davranışlarının yanlış olduğunu açıklamıştır.
MESAJ:
1. Ahlaki değerlere uymamız, Allah'ı sevmemizin bir gereğidir. Bu değerlere uyduğumuzda Allah da bizi sever.
2. Kişisel menfaatler uğruna, ahde vefadan vazgeçilemez.
KELİME DAĞARCIGL
Ahd: Söz, sözleşme, anlaşma.
Ahde vefä: Sözünde durmak, anlaşmaya bağlı kalmak, emaneti korumak.
58-
RAPIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالغيرَ دِينِ اللهِ يَبْغُونَ وَلَا أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُول
"Onlar Allah'ın dininden başkasını ma arıyorlar! Oysa göklerde olanlar da yende olanlar da isteyerek veya istemeyerek hep O'na boyun eğmişlerdir ve O'na döndürüleceklerdir
(Α- 3/83
وان منهم الفريق بلون السنتهم بالكتاب الحلوة من الكتاب وما هو مِنَ الكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِندِ الله وما هو من عند الله ويقولون على الله الكذب وَهُمْ يَعْلَمُونَ ما كان لنشر أن يؤتيه الله الكتاب والحكم واللبوة ثم يقول المناسي كونوا عبادا لي من دون الله ولكن كُونُوا رَبَّانِينَ بِمَا كُنتُمْ تَعْلَمُونَ الكتاب وبما كنتم المُرْسُونَ وَلَا يَأْمُرُكُمْ أن الجلوا المليكة واللبين أرباباً أَيامُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذ التم مسْلِمُونَ واد الحمد الله ميثاق اللبين لما البلكم من كتاب وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَبَقُ لِمَا مَعْكُمْ التؤمال به وانتصرته قال المرركُمْ وَأَحَدُكُمْ على لكم إصرى قَالُوا أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَأَنَا مَعَكُمْ من الشاهدين . فَمَنْ تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الفاسقون الغير بين اللهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ في السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ .
Mushaf sayfa no: 59 Hafızlık sayfa no: 3. cûz/2. sayfa
GÖNÜLLÜ KULLUK
Allah, bütün peygamberleri tek bir dini tebliğ etmekle görevlendirmişti. Bu sebeple, tarihteki her bir peygamber diğerini tasdik etmiş ve onu destekle-yeceğine dair Allah'a söz vermişti. Peygamberler böyle yaptığına göre, onlara inananların da bütün peygamberleri tasdik etmesi gerekirdi. Yeni bir peygamber geldiğinde önceki peygambere bağlı olanlar da ona iman etmeliydiler. Fakat Yahudi ve Hristiyanlar bundan kaçınıp yanlış yollara saptılar. Halbuki Allah'a boyun eğip teslim olmaktan başka çare bulunamazdı. Her varlık Allah'ın kar-şısında güçsüzdüz
MESAJ
1. Kurtuluş arayan kişi, Allah'ın dininden başka bir din aramaz.
2. İnsan için makbul olan kulluk, gönüllü kulluktur.
KELİME DAĞARCICI
Tavan İsteyerek, gönüllü olarak Kerhen: İstemeyerek, gönülsüz olarak.
59
TARINTE BUGUN 1-7 Ekim-Camiler ve Din Görevlileri Haftası.
YanıtlaSil1880-İlk elektrikli ampul
fabrikası açıldı.
1951- Hava Harp
- 1958 - NASA kuruldu.
Okulu'nun açılışı.
EKİM
01
ÇARŞAMBA
9 1447 R.AHİR
RUMI: 18 EYLÜL 1441
HIZIR: 149
Eğer şu fânî dünyada beka istiyorsan, beka fenadan çıkıyor, nefs-i emmare cihetiyle fena bul ki, bâkî olasın.
Sözler
Imsak
Gunes
Ogle
Ikindi
Aksam
Yatsı
20.13
ISPARTA
05.26
06.46
Günes
12.53
ISTANBUL
05.29
06.54
12.59
16.16
18.54
Imsak
Ögle
Ikindi
Aksam Yatsı
16.12 18.49
20.04
BİR AYET
Birbirinizle hayırda yarışın.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Seslerinizi Kur'ânla
süsleyiniz.
Taberanî
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1948-Bediüzzaman Said Nursi, talebeleri ile Afyon Ağır Ceza Mahkemesine
sevk edildi.
- 2004 - Türk Lirasından altı sıfır atılarak Yeni Türk Lirası olmasını öngören kanun tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
OCAK
28
ÇARŞAMBA
9 1447 ŞABAN
RUMI: 15 K. SANİ 1441 KASIM: 82
BİR AYET
Allah, iyilik yapanın mükafa-tını daha güzeliyle verir.
Bakara Suresi: 267
BİR HADİS
Dedikoduyu ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Kendini başıboş zannetme. Zira, şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin.
Sözler
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
06.44
08.12
13.22
18.22
19.45
GİRESUN
06.06 07.34
12.44
15.21
17.45
İmsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsı
19.07
İSTANBUL
15.58
50 1016 15:50 18 23
19 41
306
YanıtlaSilYUNUS EMRE
Dutsak: Esir.
Dutuşmak: Alev almak, tutuşmak.
Duvacık kapısı: Duâ edilen yer.
Dúzah (1): Cehennem.
Dükell: Bütün, hep, cümle; hepsi, herkes.
Dükkandar (a.f.): Dükkancı, dükkân sahibi.
Dün: Gece, tün.
Diin-gün: Gece gündüz.
Dün ü gün: Gece ve gündüz.
Düpdüz: Dümdüz, baştanbaşa, tamamiyle.
Dürimek (dörimek): Bir araya getirmek, meydana getirmek, türetmek, türemek, meydana gelmek.
Düritmek (döritmek): Yaratmak, meydana getirmek, türetmek.
Dürişmek: Çalışmak, sebat etmek, gayret etmek.
Dürr (a): Înci.
Dürr-i yetim (f.a.): Tek, iri, baha biçilmez, eşsiz inci. Hz. Muhammed.
Düşvår (f): Güç, zor.
Dütün: Duman.
Düzmek: Tertib ve tanzim etmek, düzen vermek, sıralamak, düzenlemek, hazırlamak.
Düzenmek (düzünmek): Kendini düzeltmek, düzene sokmak, süslemek.
E
Ebed (a): Sonsuz gelecek, sonu olmayan gelecek zaman.
Ebedi (a): Sonsuz, sonu olmayan.
Ebleh (a): Pek, akılsız, ahmak, bön.
Ebsem, epsem: Söz söylemeyen, susan.
Epsem olmak: Susmak.
Ebû Bekör (Sıddık): İlk halife, «Çok doğru, sözünün eris mânâsına gelen Sıddık kelimesi lakabıdır.
Edeb (a): İyi terbiye.
Efgan (1): Feryad, üzüntüyle bağırma, çığlık, figan.
Efreng (1): Frenk, Avrupalı.
Egerçi (1): Her ne kadar, ise de.
Eğin: Sırt, omuz.
Eğlenmek: Geciktirmek, vakit geçirtmek; oyalamak, avutmak.
Ehl, chil (a): Kabiliyetli, usta, becerikli, mahåretli.
Eksümek: Eksilmek, azalmak; azaltmak, eksiltmek.
Elest (a): Arapça «değil miyimə mânâsına gelen bir söz. Allah'ın ruhla-yarattığı zaman Elestü birabbiküm: Ben Rabbiniz değil miyimə hitabına işarettir. Adem oğulları da bu soruya sevet, Rabbimizains
Dördüncü Bölüm: - LÚGATÇE
YanıtlaSil307
diye karşılık vermişler. Bu türlü şahadette bulunanlar mü'min, <lā»
yani «değilsin diyenler kâfir olmuşlardır. Chandi lillah (a): Allah'a hamd olsun.
Eski yazımızın ilk harfi.
akk (a): Doğrusu, hakikaten.
mim, dal: Eski harflerle «emed kelimesini teskil eden harflerdir.
son, nihayet, encâm mânâsına gelir.
@kalbu mine'l-kalbi (a): Kalbden kalbe, gönülden gönüle.
Em: Maç, çare, devå.
Emin (a): Emniyet, korkusuzluk; yardım, imkân verme.
Eurek: Meme.
Emek yimek: Gayret sarfetmck.
Emr-i ma'ruf (a): Aklın ve dinin (Seriatin) câiz ve güzel gördüğü şey, buyruk.
Ene'l-Hak (a): Ben Hakkım. Hallåc-ı Mansür'un asılmasına sebep olan söz.
Endişe (f): Düşünce; şüphe, kuşku, vesvese; kaygı, fikir, hayal, merak.
Epsem (ebsem) olmak: Susmak.
Eren: Ermiş, evliyâ.
Erişgen: Ulaşan, yetişen, devamlı erişen (erişmeği iş edinen)
Erkan (a): Rükünler, direkler, esaslar, ådet, töre.
Erie, irte: Yarın, sabah.
Erte (irte) gice: Sabah akşam, gece gündüz.
Esen: Sağ, sâlim, rahat, mes'ûd.
Esenlemek: Vedâ etmek, vedalaşmak, esenlik dilemek.
Esfel (a): En aşağı, en alçak, en sefil.
Esilmek: Dökülmek.
Eslemek: Dinlemek, kulak asmak.
Eslenmek: Kulak asılmak, dinlenilmek.
Esrår (a): Bilinmeyen şeyler, sırlar.
Esrimek, esirmek: Mest olmak, sarhoş olmak, kenaınden geçmek.
Esritmek: Sarhoş etmek.
Esrük, esrik: Sarhoş, mest, coşkun, kendinden geçmiş.
Esrüklük: Sarhoşluk.
Eşker, eşkere: Aşikâr, açık, meydanda.
Eşmek: Yürümek, yol almak, atı eşkin sürmek.
Evgår (f): Davar sırtındaki yara; kötürüm, yatalak, yaralı.
Evliyâ (a): Kerâmet sahibi olanlar, erenler, ermişler.
Evren: Büyük yılan, ejderha.
Eya (f.a.): Ey, hey.
Eyitmek: Söylemek, demek, anlatmak; söyletmek.
Eyle: Öyle, o şekilde, o tarzda.
A
473
YanıtlaSilMustafa Ne
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Fakat, ben, onu, sana açıklamağa Haya ettim.
Haydi, git artık, ben, seni mağfiret ettim, bağışladım! (258)
Hayanım Dindeki Yeri ve Değeri:
Peygamberimiz, buyurur ki:
Her Din için bir ahlâk vardır.
İslâm ahlâkı da, Haya'dan ibarettir!» (259)
İmân, altmış (veya yetmiş) küsûr şûbedir.
Onların en üstünü Là ilahe illallah'dır.
En aşağısı da, yoldan, halkı rahatsız eden şeyi gidermektir.
Haya da, İmândan bir şûbedir!» (260)
«Hayå, ancak, hayr getirir.» (261)
«Haya, İmândandır.
İman, ise, Cennettedir.
Yüzsüzlük, cefâdandır.
Cefa, ise, Cehennemdedir!» (262)
«Haya, bir şeyde bulunursa, onu, ancak süsler.
Hayâsızlık ta, bir şeyde bulunursa, onu, ancak lekeler!» (263)
«Şu dört şey, insanlara gönderilmiş bulunan Peygamberlerin
Sünnetlerindendir:
1. Güzel koku sürünmek,
2. Evlenmek,
3. Misvåk tutunmak,
4. Haya.» (264)
«İlk Peygamberlik sözlerinden, insanların idråk ve tevârüs ettiği
şey:
(Utanmayınca, istediğini yap!) sözüdür.» (265)
(258) İmam Kuşeyri Risâletülkuşeyriye c. 2, s. 457-458
(259) Målilk Muvatta' c. 2, s. 905, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1399, Hakimüttir-mizł Novadirülusul c. 1, s. 360
(260) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 414, Buhari Edebülmüfred s. 156, Müs lim Sahih c. 1, s. 63, Nesal Sünen c. 8, s. 110, İbn-i Mace Sünen c. 1, 8. 22 (261) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 427, Buhari Sahih c. 7, a. 100, Edebül-
müfred s. 335, Müslim Sahih c. 1, s. 64, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 252 (262) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 501, Buhari Edebülmüfred s. 335, Tir-mizi Sünen c. 4, s. 355, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1400, Taberânt - Muce müssagir c. 2, s. 115
(253) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 165, Buhari Edebülmüfred s. 157, Tir-mizi Sünen c. 4, s. 349, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1400
(264) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 421
(265) Malik Muvatta' c. 1, s. 158, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 121, Bu-hari Sahih c. 7, s. 100, Edebülmüfred s. 336, Ebû Davud Sünen c. 4, п. 252, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1400
AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI
YanıtlaSil473
Abdullah b. Ömerden rivayet edildiğine göre: Hayâ ile İmân, dâimâ bir arada bulunurlar.
Onlardan biri kaldırılınca, diğeri de, kalkar!» (266) Hakimüttirmizi'ye göre: Haya, Takvånın kardeşidir.
Kul, Haya etmedikçe, hiç bir zaman Takva sahibi olamaz! (267)
Yüce Allah'ın Kullarını Kendisinden Haya Etmeğe Çağırışı:
Ebû Süleymânüddârânî'ye göre Yüce Allah «Ey kulum! Ben, senin ayıplarını, insanlara unutturdum.
Günahlarını, üzerinde işlediğin yerlere unutturdum.
Kabahatlarını, Ana Kitab'dan sildim.
Kıyamet günü de, hisabının üzerinde durmayacağım!
Sen, benden, ne diye Hayâ etmeyor, utanmayorsun?!» buyurur.
(268)
Hakkıyle Hayânın Nasıl Yapılacağı?:
Abdullah b. Mes'ud der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bir gün, (Yüce Allah'dan hakkıyle, gerçek Hayâ ile Hayâ ediniz!) buyurdu.
(Yâ Resûlallah! Allâh'a hamd olsun ki, biz, Allâh'dan Hayâ edi-yoruz!) dedik.
Resûlullâh Aleyhisselâm (Hayâ etmek, böyle değildir.
Fakat, Allah'dan hakkıyle Haya etmek başı ve başın taşıdığı uzuvları, karnı ve karnın içine doldurduğu uzuvları haramdan koru-mak, ölümü ve toprak altında çürümeyi hâtırda tutmaktır.
Ahireti dileyen kişi de, dünya hayatının zînetini bırakır.
İşte, kim, böyle yaparsa, yüce Allah'dan hakkıyle, gerçek Haya ile Hayâ etnaiş olur!) buyurdu.» (269)
Hayâsızlığın Korkunç Akıbeti:
Abdullah b. Ömer'in rivayetine göre Peygamberimiz, buyurmuş-tur ki: «Hiç şüphesiz, Aziz ve Celil olan Allâh, bir kulu, helåk etmek istediği zaman, ondan, Hayâyı çeker alır.
Hayâyı çekip alınca, o kul, ancak Hayâsız ve menfür olur.
Menfür olduğu zaman, kendisinden, emniyet kaldırılır.
(306) Buhari Edebülmüfred s. 335
(267) Hakimüttirmizi Nevadirülusul c. 1, s. 361
(268) İmam Kuşeyri Risaletülkuşeyriye c. 2, s. 456
(269) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 387, Tirmizi Kuşeyri Risåletülkuşeyriye c. 2, s. 454, Taberâni Sünen c. 4, s. 637, İmam Mûcemüasagir c. 1, s. 177
١٦٦
YanıtlaSilسورة القره (٢٢-٢٤)
عزیز فردا تم ابو قاعده لری بدر بدر صالح فضا کہ قوید قد مولی زمانک خیال و مارا ومحيطك وهام و خراف الرندن تجرديت روحاً وفكراً تصفی است. بو عصرك اولس جزءة العرب يارع طريفه حین و بارع اطرفك محصولا تندن اولان انسانلرك فکر کرنی داشكه طاقه. بك لنين اولان او صحران نامه کوره مکتکه تک باشنه برار نه معینی وارو نه داردم بدنی وار نه سلطنتی دارو نه دفینه ی وار میدانہ فیض
دنيايه قارشو مبارزه الدسور. وعموم ان اناره محوم المله حاضر لاغن. و او موزلر بن کر کار داها بيون به حقیقت آلمن . النده ده انا نارك سعادتني تأميم ايدن بر شریعت
طوعه
او شریعت لباس بكره میور انسانك جلدی و درسی کمی یا بعشیق اولوب استعداد کرد انکشا في نسبتنده توسع و انكشاف ايمقاله سعادت دارینی انتاج و نوع بشرك احوالتي تقار
ایدر
او شريعتك قانوناری و قاعده لری نره دن کلمه و نره به قدر دوام ایدر کیدر؟ دیده صور ولد یفی زمانه، بینه او شریعت، لسانه اعجازیله جواباً دییه چکدر که:
بی کلام از ليدن اير يلدم. نوع بشرن فکر دلم برابر ابده قدر دوام ایدوب کیده جگر فقط نوع بشر دنیا دن قطع علاقه ایتد کد نه موکره، بزده صورتا تکلیف جهتیرا ان انار دن آبر بالا جفن فقط معنويا تمن و اسرار مزله نوع بشرك أرقد ا تلفنه دوام ایده جگر و ابديا او نارك رومارین
غد الاندير ارم، اوزاره دليل او لمقدن أبريلما يا جغر.
ای آر قداسه بو کور دیگه عجیب و غریب صحیفه نك باشد نه نهایته قدر احتوا ایندیگی حاللی انقلابار و وضعيتها [ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ تا ده کی امر تعجيزی بی، نوع بشره تکرار بتکرار
اعلان ايدييورلي.
عزیز قرداشم، شیدی بر قابو داها چهلدی، او رابه ده با الم. ( وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَلْنَا) الحرم اولان آيت كريمه ذلك اشارت ایتدیگی کی جماعتك استعدادینه کوره ارشادن با پیامی لزومند به
اشوال
YanıtlaSilAhwal Haller
جزيرة العرب
Centretil-Arab: Arab yan madası
آثر تغییری
Emri ta'dat (Kur'an'm mislini getirmede) Aciz bırak ma emri
اشتراز
Esrar: Sırlar
أوهام
Erham: Kuruntular
فراقه
Hurafe: Uydurma hikâye
انيتان
İnkişaf: Açılıma, açığa çıkma
إنتاج
Intac: Netice verme
إنشاء
İrşad: Doğru yolu gösterme
اسْتِعْدَادٍ بَشَرْ
İstidad -ı beşer: İnsan isti'dadı, kabiliyeti
قطع علاقه
Katalaka: Alákayı kesme
كلام أزلي
Kelam-1 ezeli: Allah'ım ezeli kelamı olan Kur'an
كرة أرض
Küre-i arz: Yerküre
ليكس
Libas: Elbise
لسان اعجاز
Lisan-ı icaz: Mucize olma
dili
معين
Muin: Yardıma
مبارزه
Mübareze: Meydana çıkma
نَوْعٍ بَشَرْ
Nev-i beşer: İnsan nevi'
سعادت دارين
Saadet-i dâreyn: Dünya ve ahiret saadeti
شَرِيعَتْ
Şeriat: İslam kanunu
تنظية
Tanzim: Düzenleme
Tecerriid: Stynima, soyut-lanma
تكليف
Teklif: Yükümlü kılma
توشع
Tevessi : Genişleme
Aziz kardeşim! Bu kaidelen birer birer sayıp kafana koyduktan sonra, zamanın hayal ve hülyalarından ve muhitin eyham ve hurafelerinden tecerrüd et Ruhen ve fikren tasaffi et. Bu asrın sahilinden daj, Ceziretu'l-Arab yarımadasına çık. O yarımadanın mahsúlatından olan insanların kılık ve kivafetlerine yar Fikirlerini basına tak. Pek geniş olan o sahraya bak. Göreceksin ki. Tek başına bir insan!
YanıtlaSilNe muini var ve ne vardım edeni var. Ne saltanaty var ve ne definesi var. Meydana çıkmış, bütün dunyaya karşı mübareze ediyor. Ve umum insanlara hucum etmeye hazırlanmis. Ve omuzlarına küre-i arzdan daha büyük bir hakikat almış. Elinde de insanların saadetini te'min eden bir şeriat tutmuş.
O şeriat, libāsa benzemiyor. İnsanın cildi ve derisi gibi yapışık olup, isti'dåd-1 beserin inkişafı nisbetinde tevessü ve inkişaf etmekle saadet-i dâreyni intâc ve nev'-i beşerin ahvälini tanzim eder.
"O şeriatın kanunları ve kaideleri nereden gelmiş ve nereye kadar devam eder gider?" diye sorulduğu zaman, yine o seriat, lisan-1 i'câzıyla cevåben diyecektir ki:
"Biz, Kelâm-1 Ezeli'den ayrıldık. Nev'-i beşerin fikriyle beraber ebede kadar devam edip gideceğiz. Fakat nev'-i beşer dünyadan kat'-ı aläka ettikten sonra,
biz de sureten teklif cihetiyle insanlardan ayrılacağız. Fakat ma'neviyatımız ve esrárımızla nev-i beşerin
arkadaşlığına devam edeceğiz. Ve ebediyen onların ruhlarını
gıdalandırarak, onlara delil olmaktan ayrılmayacağız."
Ey arkadaş! Bu gördüğün acib ve garib sahifenin baştan nihayete kadar ihtivä ettiği håller,
inkılâblar ve vaz'iyetler فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ 'deki emr-i ta'ciziyi, nev'-i beşere tekrar betekrar i'lân ediyorlar.
Aziz kardeşim, şimdi bir kapı daha açıldı. Oraya da bakalım. وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا تَن ila ahirihi-olan âyet-i kerimenin işaret ettiği gibi, cemaatin isti'dâdına göre irşâdın yapılması lüzûmundan
Duâlarımızın Kabûülü İçin
YanıtlaSilBeş Önemli Düstür
B üyük veli Hasan-ı Basri -rahimehullâh- öyle buyu-ruyorlar:
Gönlün huzūrlu, duāların makbul olsun istersen beş şeyi terk etme!
1. Dünyaya harîs olmayan, tüm işlerini Allah rızası için yapan âlimlerle beraber ol!
2. Gece namazı kıl, kazâya kalmış namazların varsa, geceleri de kazâ ederek bir an önce öde!
3. Tegannî etmeden -tertil ile- Kur'ân-ı Kerîm oku!
4. Namazlarını tam olarak, vaktinde, huzûr hâli ile kıl.
5. Helâl ye, helâl yiyenin duâsı makbüldür. Hasan-ı Basrî hazretleri, helali ve harâmı öğrenmek gerektiğini haber verirlerdi.
Hasan-ı Basrî -rahimehullah- maaşını alır almaz fakir-lere dağıtırdı. Cimriliğin kötülüklerinden uzun uzun anla-tırlardı. Bir gün, cimri birisinin cenazesi başında durdu da şöyle dedi: "O para ve malları sana teşekkür etmeyecek-lere bıraktın, şimdi özrünü kabul etmeyecek olan Allah Teâlâ'ya gidiyorsun!"
O israf konusunda da şöyle buyurdular: "Bir insanın malını nereden kazandığını öğrenmek istediğiniz zaman, onu nerede harcadığına bakınız! Çünkü helâl olmayan ka-zanç, israfa harcanır."