Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
66 Insanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları hâlde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler. 99 (Bakara, 2/8)
Mushaf sayfa no: 2
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/19, sayfa
SÖZDE KALAN İMAN, MÜNAFIKLARIN ÖZELLİĞİDİR.
BİLGİ:
Bakara süresinin ilk ayetlerinde, inanç gruplarından birincisi olan müminlerin özellikleri anlatılmıştı. Bu sayfanın ilk ayetlerinde ise käfirlerin bazı özellikleri anlatılmıştır. Konumuz olan ayetten itibaren de üçüncü bir inanç grubu olan mü-nafıkların özellikleri sayılmaktadır. Münafıklar gerçekte Allah'a iman etmedikleri hålde mümin gibi görünürler. Sözlerinde iman olduğu hålde kalplerinde iman yoktur. Sürekli ikiyüzlü davranan münafıklar, görünüşte toplumun iyiliği için çalışırlar fakat gerçekte gizli gizli kargaşa çıkarırlar. Yüce Allah, münafıkların yaptıklarının içyüzünü bildiğini haber vermektedir. Onların imanı geçersizdir.
MESAJ:
"İnandım" diyen kişi kalbini de sağlam bir iman ile doldurur.
öncekileri yaratan rabbinize kulluk edin ki takvāya eresiniz.99
(Bakara, 2/21)
نفره الأول
مثلهم كمثل الذي استوقدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبْ الله بلورهم وتركهمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ ضَمُّ يُكُمُ عنى فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ أَوْ كَصَيْبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلْمَاتُ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي أَذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حذر الموت والله محيط بِالْكَافِرِينَ يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلنا أضاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قاموا ولو شاء الله الذهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ الله على كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خلقكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ الَّذِي جعل لكم الأرض فراشا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ ماء فاخرج به من الامراتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ الدَانًا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ وَإِنْ كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فاتوا بسورة مِن مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ الله إن كُنتُمْ صَادِقِينَ فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النار التي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ .
Mushaf sayfa no: 3
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/18. sayfa
KULLUK YALNIZCA YARADAN'A YAPILIR.
BİLGİ
Yeryüzündeki insanlar, dini inançları bakımından çeşit çeşittir. Bir kısmı Ya-ratıcı'nın varlığını inkar ederken, bir kısmı O'nunla birlikte başka varlıklara ibadet ederek şirk koşmaktadırlar. Bir kısım insanlar da görünüşte Müslüman gözüküp gerçekte iman etmeyenlerdir. Rabbimiz bu tür insanların sapkın yollarının bizi aldatmaması gerektiğini bildirmektedir. İbadet edilmeye layık olan tek varlık, bizi ve bizden önceki insanları yaratan Yüce Allah'tır. Aklıyla bu inanca ulaşabilen kişi, doğru bir düşünce ve kararlı bir irade ile hareket edebilen kişidir.
MESAJ:
1. İbadet, yaratılmış bir varlığa değil her şeyi yaratan Allah'a yapılır.
2. Allah'a iman ve ibadet, mümini takvalı olmaya götürür.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ya eyyūhe'n-nås: Ey İnsanlar!
Takva: Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmektir.
Son birkaç asırdan beri, İslâmi İlimlerin duraklama ve gerl-leme devrine girdiği bir gerçektir. Bunun doğurduğu cehalet ve taassub, bir de hased, menfaat, mânevî nüfuz ve ikbal arzusu olacaktır ki bazı gurup ve kişileri, diğer müslüman guruplarını küfürle Itham etmeye sevketmiştir. Bunu yaparken dillerine dola-dıkları, küfür ve sapıklıkla vasıflandırdıkları fikirlerin aynı veya benzeri, lyl incelendiği takdirde, bizzat kendilerinde de mevcud olduğu görülür.
İşte İMAN-KÜFÜR SINIRI, bu önemli konuyu ele almak-ta, konu ile ilgili İslâmi nasslara dair yorumların tahlilinden ne-ticeye ulaşmaya çalışmaktadır. Üç bölümden meydana gelen araş-tırmada tekfir hakkındaki kısa bir girişten sonra :
Birinci bölümde İman Küfür başlığı altında imanın tarif ve mahiyeti, küfrün tarif ve mahiyeti,
İkinci bölümde: Tekfirin ölçüsü ve sınırı başlığı altın-da ehl-i bid'atde ve ehl-i sünnetde tekfir,
Üçüncü bölümde: Tekfirin neticeleri başlığı altında ye-rinde tekfirin lüzûmu, yersiz tekfirin tehlikeleri, zararları ve sebebleri, dünya ahkamı bakımından tekfir edilenin durumu ve tekfir edilenin âhiretteki durumu gibi konulara yer verilmiştir.
Birbirlerine häin nazarlarla bakmayan, itham okları yağdır-mayan, Allah ve Resülünün aşkıyla, iman ve İslâm sevgisiyle kaynaşan ve bütünleşen bir İslâm cemaatine, bir İslâm dünya-sına doğru...
İman ile Küfür Arasındaki Sınır ismini verdiğimiz kitabımızın birinci bölümünde imanın muhtevasına dair ileri sürülen farklı gö-rüşleri ve delillerini sıralarken varmış olduğumuz netice; Eş'arî ve Maturidi kelamcılarının söyledikleri doğrultusundadır. Onlar ima-m; Peygamber Efendimizin, Alah Taala'dan getirmiş olduğu şey-leri, kalbin tasdik etmesidir. şeklinde tarif etmişlerdir. Kur'ân-ı Ke-rim'in pek çok âyeti ve bir kısım hadis-i şerifler bu tarifi destekler mahiyettedir. (bk. s. 25 vdd.). Bu arada Hanefi fıkıhçılarının ter-cih ettiği ve kavl-i meşhûr diye bilinen, imanın kalbin tasdiki ve dilin ikrarı gibi iki rükünden ibaret olduğu şeklindeki tarif ile; Se-lefin, Mu'tezilenin ve Hâricîlerin tercih ettiği, İman, kalbin tasdi-ki, dilin ikrarı ve rükünleri işlemektir.» şeklindeki tarifler tenkide tabi tutulmuştur. Bilindiği gibi kavl-i meşhur taraftarları, ikrarı imanın asli bir cüzü saymışlar, bu sebeple de sebepsiz yere ikrarı terkedenin dünyada kâfir sayıldığı gibi âhirette de ebedî cehen-nemlik olacağını söylemişlerdir. Bu görüş âhirette kalbteki tasdi-kin bulunup bulunmayışına göre hükmedileceği şeklindeki görüş ile bağdaşmamaktadır.
Hâriciler ise bilindiği kadarıyla İslâm'da tekfîr hareketini ilk başlatan gruptur. Onlar imanın muhtevasına dair ileri sürdükleri görüşlerinin sonucu olarak, büyük olsun küçük olsun, günah işle-yen kimseyi kalbinde tasdiki bulunsa dahi tekfir etmişlerdir.
Mu'tezile ise, büyük günah işleyenin tevbe etmeden ölürse ebe-di cehennemde kalacağını söylemiştir.
Selef de her ne kadar imanı tarif ederken hâricîler ve Mu'te-zile ile aynı fikre sahipse de, onlar gibi büyük günah işleyeni tek-fir etmemiş, öldükten sonra cenaze namazlarının kılınacağını, müs-
Kendi inanç, düşünüş ve anlayışına muhalif olanı tekfir etmek, hakikate ve kurtuluşa ermenin ancak kendi yollarına uymakla müm-kün olduğunu söylemek ehl-i bid'atın belli başlı özelliğidir. Onla rın bu özelliğini kelâmcı ve mezhepler tarihçisi 'Abdulkâhir el-Bağ-dâdî (v. 429/1037) şu şekilde dile getirmektedir: «Ehl-i sünnetin muhalifleri (ehl-i bid'at) tekfir belâsına giriftar olmuşlar, birbir-lerini tekfir etmişlerdir. Bu sebeple onlar birbirlerini tekfir eden hi-ristiyan ve yahûdilere benzerler. İmam Ebû Hanife'nin (v. 150/767) el-Fikhu'l-Ekber isimli akâid risalesini şerheden 'Ali el-Kári (v. 1014/1606) de ehl-i sünnet ve ehl-i bid'atın tekfir hakkında gö rüşünü şu veciz ifade ile özetler: «Birbirlerine kâfir demek ehl-i bid'atın ayıplarındandır. Ehl-i sünnetin güzel taraflarından biri de birbirlerini tekfir etmeyip, olsa olsa hataya nisbet etmeleridir. Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi muhatabın inanış, söz veya fiil-leri hakkında derinlemesine araştırma yapmadan, delillerini incele meden, sırf kendinden değişik düşünüyor diye tekfir edilmesi ehl-i bid'atta sık rastlanan bir davranıştır.
Küfür ile iman arasındaki sınırı tesbit etmek kolay bir şey de-ğildir. Bu zorluk sebebiyledir ki, bir kısım insanlar muhalifini he men tekfir yolunu tutarken; bir kısım insaflı, mûtedil ve akl-i se-lim sahibi şahıslar da hemen tekfir yolunu tutmamışlardır. Hemen tekfire yönelen mutaassıp ve taklidçi kişilerin bu işe yeltenmeleri. nin sebeplerinden biri, başta kelâm ve fıkıh olmak üzere İslâmi ilimlerden haberdar olmamaları yani bilgisizlikleridir. Bir başka se-bep de bilgisizliğin doğurduğu taassuptur. Taassup ve taklid zinci. rini kıramayan şahıslar müsamahadan uzaklaşmış ve tekfir yolunu tutmuşlardır. Ayrıca hased ve menfaat gibi İslâmın kötü gördüğü ve yasakladığı iki husus da kişileri tekfire yönelten sebeplerdendir. Zira maddi servet, manevi nüfûz ve şöhret peşinde koşan, fakat yükselmek için kendini yeter görmeyen kişiler, muarızlarını tek-fir etmektedirler. Böyle şahıslar meşrû yoldan muarızından üstün olmaya çalışacağı yerde, yükselmek için onu basamak yapmakta-dırlar.
(1) el-Bağdadi, el-Fark, s. 361 vd.
(2) 'Ali el-Kâri, el-Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, s. 147.
Iman ile Küfür Arasındaki Sınır ismini verdiğimiz kitabımızın sonunda müslümanlara şunları tavsiye ederiz:
1- İslâm Tarihi boyunca çeşitli grupların elinde, karşı grup-ları mahkûm etmek için kullanılan tekfir işlemi oldukça ehemmi-yetli, neticesinde kişilerin öldürülmesi, cenaze namazının kılınma-ması, müslüman kabristanına gömülmemesi, âhirette ebedi cehen-nemde kalacağına hükmedilmesi gibi ağır sonuçlar doğuran bir is-lemdir. Bu sebeple tekfire karar verecek kişi, iman ve küfrün sınır-larının, muhtevasının neler olduğunu, yerinde yapılan tekfirin müs-lümanlara getireceği faydaları, buna karşılık lüzumsuz ve yersiz tekfirin müslümanlara ne gibi zararlar vereceğini bilmek zorunda-dır. Bu mecburiyeti vicdanında duymayan mutaassıp kişiler belki far-kında olmadan haksız yere bir müslümanın küfrüne karar verecek-ler, Hz. Peygamberin kitleleri İslâmlaştırma siyasetinden ve mü-samaha anlayışından uzaklaşacaklardır.
2 Tekfir; ucuz, hafif, arzu edildi mi hemen kullanılabilecek bir nesne sanılmamalıdır. Tekfirin tehlike ve zararları gözden uzak tutulmamalıdır.
3 Bilgili, geniş görüşlü, insaf sahibi müslüman; âlimlerin kelime-i şehadet getirip ben müslümanım diyen insanı tekfir et. mezlerken, kendilerine örnek aldıkları kâinatın efendisinin, tekfirin tehlikelerine ve zararlarına dair tavsiyelerine uyduklarının, gerçek kurtuluşun Rasûl-i Ekrem'in bu tavsiyelerine göre hareket etmekle mümkün olabileceğinin suurunda olmalıdır. Bu suurda olan müslü-manların meydana getireceği bir toplumda fitneden bahsedileme-görüye, rahat ve huzur içinde düzenli bir hayata terkedecektir.
13 el-Bakıllani, Ebû Bekr Muhammed b. et-Tayyib b. el-Bakılläni (v. 403/1013), el-Insāt fi ma Yecib İ'tikâduh ve là Yecūzu'l-Cehl bih, nşr. Muhammed Zahid el-Kevseri, Mısır, 1382/1963.
14 el-Bakıllāni, et-Temhid, nşr. J. Mc. Carthy S. J., Beyrût, 1957 m.
15 16 Bedevi 'Abdurrahmân, min Târihi'l - İlhâd fi'l - İslâm, Mısır, 1945 m. Bedrurreşîd, Muhammed b. İsma'il b. Mahmûd (v. 768/1366), r. fl Elfāzı'ı -Küfr, Kasidecizâde ktp. (Süleymaniye), nr. 677/86.
17 Bedrurreşid, I-Kelimatu'l- Küfriyye bi'l-İşārāti'l - İmâiyye, Na-fiz Paşa ktp. (Süleymaniye), nr. 265.
18 el-Beyâdî, Kemâluddin Ahmed b. Hasan b. Sinâneddin (v. 1098/1687), İşârâtu'l- Merâm min 'İbârâti'l - İmâm, nşr. Yūsuf 'Abdurrezzāk, Mı-sır, 1367/1949.
28 ed-Dârimi, Ebû Muhammed 'Abdullah b. 'Abdirrahman (v. 255/869), es-Sünen, 2 cild, Beyrût, ts.
29
ed-Devvaní, Celaluddin Muhammed b. Es'ad es-Siddiki ed-Devväni (v. 908/1502), Şerhu'l-'Akaidi'l-'Adudiyye, 2 cild, Istanbul, 1317 h. ed-Deylemi, Muhammed b. el-Hasan ed-Daylemi (v. 711/1311), Be-
30 yênu Mezhobi'l Bâtınıyye ve Butlänih, nşr. R. Strothmann, İstanbul, 1938 m.
31
ed-Dineveri, Ebû Muhammed 'Abdullah b. Müslim b. Kuteybe (v. 276/889), Te'vilu Muhtelifi'l-Hadis, Beyrût, 1393/1972.
32 Ebû Dâvûd, Süleyman b. el-Eş'as es-Sicistäni (v. 275/889), es-Sü-nen, nşr. Muhammed Muhyiddin 'Abdulhamid, 4 cild, Beyrût, ts.
33 Ebû Dâvûd,... min Kitäbi Mesäili'l-Imam Ahmed b. Hanbel, nşr. 'Ali Sami en-Neşşar ve 'Ammar Cem'l et-Tallbi (fi 'Akäidi's- Selef), İskenderlye, 1971 m.
34 Ebû Ya'la, Muhammed b. el-Huseyn el-Ferra' el-Hanbeli (v. 458/1066), el-Ahkamu's Sultanlye, nşr. Muhammed Hamid el-Faki, Mi-sır, 1386/1966.
35 Ebû Zehra, Ahmed Muhammed, Islâm Hukuku Metodolojisi, trc. Ab-dulkadir Şener, Ankara, 1973 m.
36 Ebû Zehra, İslâm'da Siyasi ve İtikādi Mezhepler Tarihi, trc. E. Rühi Fığlalı ve Osman Eskicioğlu, İstanbul, 1970 m.
37 el-Eş'ari, Ebu'l-Hasan Ali b. Isma'il (v. 324/936), K. el-Luma' fi'r -
Red'alā Ehli'z-Zeyğ ve'l Bida', nşr. Richard J. Mc. Carthy, S. J., Beyrût, 1952 m.
37a-el-Eş'ari,... r. fi İstihsani'l-Havd fi 'llmi'l-Kelâm, nşr. Richard J. Mc. Carthy S. J. Beyrût, 1952-1953 m.
47 el-Gazzāli, re, 1383/1964. Fedäihu'l- Bâtıniyye, nşr. 'Abdurrahman Bedevi, Kâhi-
48 el-Gazzāli, el-Kanûnu'l - Külli fi't-Te'vil, Cârullah Veliyyüddin Efendi ktp., nr. 1075. (Eser Gazzâli'nin Te'vil hakkında Basılmamış Bir Eseri ismiyle M. Şerefeddin Yaltkaya tarafından Dâru'l - Fünün İlahiyat Fakültesi Mecmuasında basılmıştır. Sayı: 16, İstanbul, 1930 m.).
Geylani, Muhammed Seyyid, Zeylü'l- Milel ve'n Nihal, Beyrût, 1395/1975. 49
50 Gölcük, Şerafettin, İsimler ve Hükümler Yönünden Iman ve İslâm Kavramları, Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 2, Ankara, 1977 m.
51
Gölpınarlı, Abdulbakıy, Tarih Boyunca İslâm Mezhepleri ve Şiilik, İstanbul, 1979 m.
52 Hamidullah, Muhammed, İslâmda Devlet İdaresi, trc. Kemal Kuşçu, İstanbul, 1963 m.
53 Harpūti, 'Abdullatif, Tenkihu'l-Keläm fi 'Akäidi Ehli'l-İslâm, İstan-bul, 1330 h.
54 el-Heytemi, Ebu'l-'Abbas Ahmed b. Muhammed b. 'Ali b. Hacer el-Mekki (v. 974/1566), ez-Zevācir'an İktiräfi'l-Kebair, 2 cild, Mısır, 1970 m.
el-l'lâm bi Kavatı'ı'l-İslâm, Mısır, 1970 m. (ez-Ze-55 el-Heytemi, vâcir'in sonunda).
59 Ibn 'Abidin, ... 'Uküdu Resmi'l-Müfti, (li Mecmü'ati'r-Resäil), Is-tanbul, 1325 h.
60 Ibnu'l-Esir, Ebu'l-Hasan 'Izzuddin b. el-Esir el-Cezeri (v. 630/1233), Üsdü'l-Gabe fi Ma'rifeti's Sahabe, 7 cild, Kähire, 1970 m.
61 İbn Hazm, Ebů Muhammed 'Ali b. Ahmed (v. 456/1064), el-Fasl fi'l-Milel ve'l-Ehva' ve'n Nihal, 5 cild, Beyrût, 1395/1975.
62 Ibn Hişâm, Ebû Muhammed 'Abdulmelik b. Hişâm (v. 218/833), es Siratu'n-Nebeviyye, 4 cild, nşr. Mustafa es-Sekä - İbrahim el-Ebyâri ve 'Abdulhafiz Şelebi, Beyrût, 1391/1971.
63 Ibn Kudâme, Muvaffakuddin Ebû Muhammed 'Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd b. Kudame (v. 620/1223), el-Muğni, 12 cild, Beyrût, 1392/1972. (maa'ş-Şerhı'l - Kebir).
63a İbn Kudame, Lum'atü'l-İ'tikäd, İzmir, 1401/1981. Nşr. Bekir To-paloğlu. (Kelâm'a Giriş ile beraber, Bekir Topaloğlu, İst. 1981, Dam-la Yayınevi).
64 Ibn Mace, Ebû 'Abdillah Muhammed b. Yezid el-Kazvini (v. 275/888), es-Sünen, 2 cild, nşr. Muhammed Fuåd 'Abdulbāki, Mısır, 1373/1954.
65 Ibn Manzür, Ebu'l-Fadl Cemâluddin Muhammed b. Mükerrem (v. 711/1311), Lisanu'l-'Arab, 15 cild, Beyrût, ts.
66 Ibn Teymiyye, Şeyhullslâm Ahmed b. 'Abdulhalim (v. 728/1328), Mecmü'atu'r-Resäili'l-Kübra, 2 cild, Mısır, 1323 h.
67 Ibn Teymlyye, İktidau's - Sıratı'l-Müstakim Muhalefetu Ashābi'l-Cahim, nşr. Muhammed Hamid el-Fäki, Mısır, 1369/1950.
68 69 Ibn Teymiyye, Mecmû'u'l - Fetävä, 37 cild, Riyad, 1381-1386 h. Ibn Teymiyye, es-Sârimu'l-Meslül'ala Şatımi'r Rasûl, nsr. Mu-hammed Muhyiddin 'Abdulhamid, Mısır. 1379/1960.
70 Ibnu'l-Vezir, Ebû 'Abdillah Muhammed b. İbrahim b. 'Ali el-Murta-dâ (v. 840/1436), İsaru'l-Hak 'ala'l - Halk, Mısır, 1318 h.
71 Imam er-Rabbani, Ahmed b. 'Abdilahad es-Serhendi (v. 1034/1625), min Mu'arrabi'l-Mektübāti'ş-Şerife el-Mevsüm bi'd Düreri'l - Mek-nûäti'n- Nefise, 3 cild, İstanbul, 1963 m.
71a-Irfan 'Abdulhamid, Diräsât fi'l-Fırak ve'l 'Akaid, (İslâmda İtikādi Mezhepler ve Akäid Esasları, terc., M. Saim Yeprem), İstanbul, 1981 m.
72 'Isa b. Yakûb, Ebû Zeyyini el-Harrāni el-İmâdi (v. 10. asır/16. asır). Rasdu'l-Ma'arif li Ma'rifeti'l-'Avärif, Murat Buhâri ktp. (Süleymä-niye), nr. 171.
73-el-lsferāyini, Ebu'l-Muzaffer Şahfür b. Tahir b. Muhammed (v. 471/1078), et-Tebsir fi'd-Din, nşr. Muhammed Zahid el-Kevseri, Mısır, 1359/1940.
74 İskilipli, Atıf Efendi, (v. 1875-1926 m.), Frenk Mukallidliği ve Şap-ka, Istanbul, 1340 h.
75 İslâm Ansiklopedisi (l. A.), Istanbul, 1964.
76 İzmirli, İsmail Hakkı (1869-1946 m.), Yeni Ilm-i Kelâm, 2 cild, 1'nci cild Istanbul, 1339 h./1341 Rûmî, 2'nci cild 1340 h./1343 rûmi.
77 Kādi 'Abdulcebbâr, 'Abdullah b. Ahmed el-Mu'tezili (v. 415/1025), Şerhu'l-Usûli'l-Hamse, nşr. 'Abdülkerim 'Osman, Kähire, 1384/1965.
80 Kemal b. Ebi Şerif, Muhammed b. Muhammed Ebu'l-Ma'äli (v. 906/1501), el-Müsämere bi Şerhi'l-Müsäyere, Bülāk, 1317 h.
81 Kemal Paşa Záde, Şemsuddin Ahmed b. Süleyman (v. 940/1534), г. fi ma Yete'allaku bi Lafzı'z Zındik (fi Resäili İbn Kemål), 2 cild, İstanbul, 1316 h.
82 el-Kesteli, Mevlä Muslihuddin Mustafa el-Kesteli (v. 901/1495), Ha-şiyetu Şerhi'l-'Akäid li't-Teftāzāni, İstanbul, 1326 h. (Şerhu'l-Aka-Id hâmişinde).
83 el-Kevseri, Muhammed Zahid b. el-Hasan (v. 1371/1951), Mukaddi. metu Keşfi Esrari'l - Bâtıniyye ve Ahbari'l-Karamita li Muhammed b. Malik el-Hammādi, nşr. İzzet 'Attår, Mısır, 1357/1939.
84 el-Malati, Ebu'l-Huseyn Muhammed b. Ahmed (v. 377/987), et-Ten-bih ve'r-Red'ala Ehli'l-Ehva ve'l-Bida', nşr. M. Zahid el-Kevseri, Beyrût, 1388/1968.
85 Malik b. Enes (v. 179/795), el-Muvatta', Mısır, ts.
86 el-Maturidi, Ebû Mansür Muhammed b. Muhammed (v. 333/944).
K. et-Tevhid, nşr. Fethullah Huleyf, Beyrüt, 1970 m. 87 el-Måverdi. Ebu'l-Hasan 'Ali b. Muhammed (v. 450/1058), el-Ah-
kāmu's - Sultaniye ve'l Velāyātu'd - Diniyye, Mısır, 1380/1960. 88 el-Mekki, Ebû Tâlib Muhammed b. 'Ali b. 'Atıyye (v. 386/996), Kü-tu'l-Kulüb fi Mu'âmeleti'l-Mahbüb, 2 cild, Mısır, 1310 h.
90 Muhammed Kafafi, el-Kalhatiye Göre Häriciliğin Doğuşu, trc. E. Rühi Fığlalı, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XVIII, Ankara, 1970 m.
91 Muhsin 'Abdulhamid, Islāma Yönelen Yıkıcı Hareketler (Bābīliğin ve Bahäiliğin İçyüzü), trc. M. Saim Yeprem ve Hasan Güleç, İstan-bul, 1971 m.
92 Müslim, Ebu'l-Huseyn Müslim el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyri (v. 261/875), Sahihu Müslim, 5 cild, nşr. M. Fuâd 'Abdulbāki, Mısır, 1374-1375/1955-1956.
93 en-Nesai, Ebû 'Abdirrahman Ahmed b. Şu'ayb (v. 303/915), es-Sü-
nen, 8 cild, Mısır, 1383/1964. 94 en-Nesefi, Ebu'l-Ma'in Meymûn b. Muhammed (v. 508/1115), Teb-
sıratu'l-Edille, Fâtih ktp. (Süleymaniye), nr. 2907. 95 es-Sabûnî, Nûreddin Ahmed b. Mahmûd b. Ebi Bekr (v. 580/1184), el-Kifaye fi'i-Hidâye, Laleli ktp. nr. 2271.
96 es-Sabûnî, el-Bidâye fi Usûli'd-Din (Mâturidiye Akaidi), nşr. ve trc. Bekir Topaloğlu, Ankara, 1979 m.
108 et-Tirmizi, Ebû 'Iså Muhammed b. 'Iså b. Sevre (v. 279/892), es-Sünen, 5 cild, nşr. İbrahim 'Atve 'Avd, Kâhire, 1381/1962.
109 Topaloğlu, Bekir, Kelām İlmi (Giriş), İstanbul, 1981 m. Damla Ya-yınevi.
110 Topaloğlu, İman ile Küfür Arasındaki Sınır, Diyanet Gazetesi, Sayı: 80, 81, 83, Ankara, 1973-1974 m.
111 Uludağ, Süleyman ve Kavukçu, Fuat, Kelām Dersleri, İstanbul, 1977 m.
112 Uludağ, Süleyman, İslamda Müsamaha, İstanbul, 1972. (Faysalu't-Tefrika trc.).
113 Wensinck, el-Mu'cemu'l-Müfehres li Elfāzı'l-Hadisi'n-Nebevi, 7 cild, Leyden, 1936-1969 m.
114 115 Yahya b. Ebi Bekr el-Hanefi (v. 11. asır/17, asır), r. fi'l 'Akäid ve Elfäzı'l-Küfr el-Müsemmät bi Esiri'l - Melähide, Bekir Topaloğlu ktp. Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, (v. 1358/1942), Hak Dini Kur'ân
116
117
118
ez-Zebidi, Murtedâ Muhammed b. Muhammed b. 'Abdirrezzák (v. 1205/1791), İthafu Sädeti'l-Müttekin bi Şerhi Esrarı İhyāi 'Ulûmi'd -Din, 10 cild, Mısır, ts.
ez-Zehebi, Şemsuddin Ebû 'Abdillah Muhammed b. Ahmed b. 'Os-mân (v. 748/1347), K. el-Kebair, Beyrût, 1355 h.
ez-Zehebl,
1963. Mizānu'l-İ'tidal fi Nakdi'r Rical, 4 cild, Beyrût, 1382/
Lafının, AZİZ GAFFAR ismine izafe edilerek gelmesindeki
remz ve işaret şu manayadır:
İzzet, kudret, kahır, galebe ve intikam almakta tam olup şamil kuvveti varken; tam manası ile kulların günahlarını affedip bağışla yan, lütuf ve ihsan eden şanı büyük Allah'ın umumi rahmetine nail olup necat bulmanın kuvvetli sebebi: Resulüllah S.A. efendimize sa-låvat-ı şerife getirmeğe devamdır.
*
KIRK SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, MANSUR MÜEYYED zata salát eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
MANSUR.
Lafm, yardım olunmuş manasınadır. Resulüllah S.A. efendimiz, bir aylık yolda iken, düşmanların kalbine korku salınmakla kendisine yardım olunmuştur,
MÜEYYED.
Lafzının ifade ettiği mana ise:
Güçlendirilmiş.
Demeğe gelir. Yani: Resulüllah S.A. efendimizin şeriatını ve üm-metini cümle dinlerin üzerine galip etmek sureti ile kendisine yardım olunmuştur.
Allahım, MUHTAR MÜMECCED zata salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
MUHTAR.
Sıfatı şu manayadır: Yüksek makam, yüce mansıp sahibi olmakla cümle mahluktan ayrı bir durum kazanan..
MÜMECCED.
İsminin ifade ettiği mana ise, şudur: Tüm güzel huylarla, tüm ke-rim sıfatla, efendilik, yüce makam sahibi olmakla cümleden büyük bir zat.. Yaratılmışlardan hiç biri, onun üstün derecesine erişemez.
Allahım, efendimiz ve yardımcımız Muhammed'e salát eyle.
Bu salavat-ı şerife için verilen daha açık mana şudur:
- İnzal buyurulan bütün kitaplar içinde; meleklerin, nebilerin, resullerin, sıddıkların, şehidlerin, salihlerin dillerinde; daha vücuda gelmeden, çok çok türlü türlü üstün vasıflarla latif sıfatlarla övülen zat-ı şerif, resul-ü zarif üzerine, şanının yüceliğine lâyık, sair tazimat ve tekrimattan üstün salât ve tazim eyle.
Allahım, şu zata salât eyle ki: Boş sahralarda yürüdüğü za man, vahşi hayvanat onun påk eteğine yapışırdı.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
Vahşi hayvanat.
Sıfatlamasına, cümle uçan kuşlar ve hayvanlar dahildir.
Resul-ü Ekrem S.A. efendimizin açık mucizelerindendir: Vahşi hayvanat ve vahşi kuşlar, ehli hayvanat ve yer haşereleri, korkunç olanları ile; hatta hayatı olmayan cemadat bile onunla ünsiyet ederdi. İhtiyçlarını ona arz eder yardım isterlerdi. Onların dertlerine, Resu Jüllah S.A. efendimizden derman gelmiştir. Mesela: Daha önce geçen vahşi geyik hikâyesi.. İki vahşi güvercinin gelip mağaranın ağzında yuva yapıp yumurtlaması söylenebilir. Örümceğin oraya ağ germesini sayabiliriz. Mağara içinde, yılanın yumuşak hareket edip Resulüllah 8.A. efendimize uysallık göstermesi de bu meyanda sayılır.
Bunlardan başka, Resulüllah S.A. efendimizin, hayvanatlarla gös-terdiği mucize ve harika işler bu salavat-ı şerifenin şerhi meyanında-dır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
- Allahım, ona salât eyle. Keza onun âline ve ashabına da.. Tam manası ile ona selâmet ihsan eyle.
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Bu salavat-ı şerifede:
-Ona.
Demekle Resulüllah S.A. efendimiz kasd edilmektedir. Yani:
Yukarıda anlatılan bu kadar mucizelerin sahibi, yüksek ala-metlerin sahibi olan Resul-ü Ekrem ve Neblyy-i Muhterem üzerine sa-(ût eyle.. Hem de şanına layık bir şekilde.
Demeğe gelir.
Burada:
Allah'a hamd olsun.
Derken, şu manada Allah'a hamd edilmektedir:
- Bize şanlı bir peygamber yolladı. Bizi hidayete irşad edip üm-metliğine kabul buyurdu. Resulüllah S.A. efendimize salavat-ı şerife okumakta başarı ihsan buyurarak ona intisaba koşma yolunu göster-dl. Bunun için, Allah'a hamd olsun.
Cenab-ı Hak'tan ümit ve niyazımız odur ki: Son nefesimizi iman-la vermeyi bize nasib eyleye.. Resulüllah S.A. efendimizin sancağı al-inda toplanmayı, onun refakati ile üstün cennetleri ihsan eyleye.. Amin!.
Çünkü o: Alemlerin Rabbıdır. Celal ve ikram sahibidir. Cümle Alemleri yoktan var etmiştir. Onları kemale eriştirip irşad etmiştir.
bitirdi. Müellif merhum, burada salavat-ı şerifeyi Allah'a hamd ederek
netlere girmeğe ve Rsulüllah S.A. efendimize intisap etmeye bir se-Çünki, Resulüllah S.A. efendimize salavat-i şerife okumak, cen-beptir. Sonra, cennet ehlinin son kelâmı da, Allah'a hamddir.
Üstte anlatılan sebepten ötürü, Müellif merhum bu kitabın BI-RİNCİ DÖRTTE BİRİNİ. bir hayır falı olarak Allah'a hamd ile ta-
mamladı. mladavat-i şerifenin bundan sonraki kısmı, İKİNCİ DÖRTTE BİR-DİR..
İKİNCİ DÖRTTE BİRE BAŞLARKEN:
Hilmi üzerine, Allah'a hand olsun; hem de ilminden sonra..
Bu cümlenin daha açık manası şöyledir:
Hamidiyet, mahmudiyet ancak pek şanlı ve pek yüce zatına has olan, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Al-lah'a hamd olsun.
Bazı nüshada:
-Allah'a hamd olsun.
Cümlesinden evvel şöyle gelmiştir:
-Rahman Rahim Allah'ın adı ile.. Allah-ü Taâlâ, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e ve onun âline ashabına salât eylesin.. Tam manası ile selåm eylesin. Allah'a hamd olsun. (1)
Hilmi üzerine.
Cümlesinin şerhi şöyledir:
Yüce Allahın, asi olan kullarına hilimle muamele etmesine..
İlminden sonra..
Cümlesinin şerhi de şöyledir:
Gizli, aşikâr, bilerek, bilmeyerek, sehven, hata olarak, unutarak İşlenen büyük küçük ayıpları ve günahları bilir. Bütün bunlar, Yüce Allah'ın ilmi kapsamındadır.
Sonra..
Kudreti olduğu halde affettiği için, tekrar Allah'a hamd olsun.
Yani: İrtikap ettiğimiz günahlarımızla bizi muaheze edip tez ce-zaya çarpmaya tam kudreti olduğu halde affedip bağışladığı için Al-lah'a hamd olsun.
Allahım, ben...
Yani: Aciz, kimsesiz, günahlarını ikrar eden kulun...
-Fakirlikten ancak sana sığınırımı.
Daha açık manası ile, şu demeğe gelir:
Allahın, zatından başkası için dünyada ve âhirette, bilhassa
(1) Bu cümlenin Arapça okunuşu şöyledir:
medin ve alå alihi ve sahbihi ve sellense teslimen elhamdü liilah.> Bismillahirrahmanirrahim. Ve sallallahü alâ seyyidina ve mevlâna Muham
Elhamdü lillahi ala hilmihi ba'de ilmihi ve alå afvihi ba'de kudretihi. Allahümme inni euzü bike mincl-fakri illå ileyke ve minez-zülli lå leke ve minel-havfi illä minke ve euzü bike en ekule zuren ev ağza fücuren ev ekúne bike mağruren ve euzü bike min se matet'il-a'dar ve udal'id-dai ve hay-bet'ir-recal ve zeval'in-ni'meti ve fü caet'in nikmeti.
49. Allahümme salli alâ seyyidi. na Muhammedin ve sellim aleyhi vec-zihi anna ma hüve ehlühu habibüke (selåsen) Allahümme salli alâ seyyidi-na İbrahime ve sellim aleyhi veczihi anna ma hüve ehlühu halilüke..
İKİNCİ DÖRTTE BİRE BAŞLARKEN
Hilmi üzerine Allah'a hamd olsun; hem de ilminden sonra. Kudreti olduğu halde affettiği için tekrar Allah'a hamd olsun.
Allahım, ben, fakirlikten ancak sana sığınırım. Zatından başka birine karşı zelil olmaktan sana sığınırım. Zatından başka birinden korkmaktan da sana si-ğımırım. Yalan söylemekten sana sığınırım. Keza fücur işlemekten, seninle mağ rur olmaktan da sana sığınırım. Şunlardan sana sığınırım; düşmanın şamatasın-dan, udal dertten, ümidin boşa gitmesinden, nimetin zevalinden, belánın ansızın gelmesinden..
49. Allahım, efendimiz Muhammed'e salåt eyle. Ona selámet ihsan eyle. Eh-Il olduğu şekilde bizden yana onu mükafatlandır; Habibindir. (Üç kere okunacaktır).
Allahım, efendimiz İbrahim'e salât eyle; ona selåmet Ihsan buyur. Bizden yana onu layık olduğu şekilde mükafatlandır; Halilindir. (Üç kere okunacaktır.)
1771- Ben bir nikâh mahsulüyüm, Sifah (zina) mahsulū hindan (zinasından) hiçbir şey görülmemiştir. Onun için ben ter-değil. Adem Aleyhisselam'dan beri neslimde cahiliyet ehlinin sifa-temiz bir soydan gelmeyim.
۱۷۷۲ - إِنَّمَا ذَلِكَ جِبْرِيلُ مَا رَأَيْتُهُ فِي الصُّورَةِ الَّتِي خُلِقَ فيها غير هاتين الْمَرَّتَيْنِ رَأَيْتُهُ مُنْهَبِطًا مِنَ السَّمَاءِ سَاذَا عِظَمُ خَلْقِهِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ ت حسن صحيح عن عائشة بألت رسول الله ﷺ عن قوله ولقد رآه نزلة اخرى ولقد رآه
بالافق المبين قال فذكره
1772- O Cibril'dir. Onu yaratılmış olduğu şekilde, sade-ce iki kere gördüm. Onu gökten inerken gördüm, vücudunun bü-yüklüğü yerle göğün arasını kapatıyordu.
۱۷۷۳ - إِنَّمَا أَخَافُ عَلَى أُمَّى الأَئِمَّةَ المُضَلِّينَ (ت صحيح عن ثوبان)
1773- Ümmetim hakkında saptırıcı liderlerden korkarım.
بشيئ من رأى فانما أنا بشر (م) حب طب عن رافع بن خديج
1766- Ben ancak bir insanım. Size dininize ait bir şeyi emrettim mi hemen onu alın. Size kendi reyimle dünya işlerine ait bir şeye emrettim mi, (bilin ki hata edebilir, isabet de edebilirim) ben ancak bir insanım.
١٧٦٧ - إنما أنا بَشَرٌ مِثْلَكُمْ وَإِنَّ الظَّنَّ يُخطئ ويُصيب ولكن ما قُلْتُ لَكُمْ قَالَ اللَّهُ فَلَنْ أَكْذِبَ عَلَى اللهِ" (حم هـ عن طلحة)
1767- Ben ancak sizin gibi insanım. (Şeri delil olmadan)
zan ile amel eden, hata da isabet de eder. Ne var ki benim size dediğimi Allah buyurmuştur. Ben Allah'a asla iftira etmem.
"Cansız nesneler iken size O hayat verdiği halde Allah'ı nasıl inkâr edebiliyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, sonra diriltecek, sonra O'na götürüleceksiniz.99
Käinattaki her varlık, Allah'ın varlığına bir işarettir. Buna rağmen bazı insanlar çevrelerindeki işaret ve delillerden ders çıkarmamaktadırlar. Onlar, Yüce Yara-dan'ın varlığını ve kıyamet günü yeniden dirileceklerini inkår edebilmektedirler. Rabbimiz ise bu insanlara, önce kendi yaratılışlarına bakmalarını söylemektedir. İnsan önceleri canlı bir varlık değilken, Allah onu bir damla sudan yaratmıştır. Yaratılışın aşamalarından her biri muntazam bir planı göstermektedir. Öyleyse Allah (c.c.), öldürdükten sonra tekrar diriltmeye de kådirdir.
MESAJ:
Käinattaki yaratılışa bakan insan, Allah'ın varlığına ve öldükten sonra diriltilip hesap vereceğine inanır.
واد قال ذلك الملكة إلي جاعل في الأرض خليفة قالوا الحمل فيها من يُفْسِدُ فِيهَا وَيُسْفِكُ النِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ خشب وتقيس لك قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ وَعَلَّمْ آدَمَ الأسماء كلها ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَئِكَةِ فَقَالَ انبونِي بِأَسْمَاء هؤلاء إن كنتم صادقينَ قَالُوا سُبْحَانَكَ لا علم لنا إلا
ادم من أنه كلماتٍ فَتابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ .
6" Melekler, "Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kamil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin" cevabını verdiler.99
(Bakara, 2/32)
ما علمتنا إنك أنت العليم الحكيم قال يا ادم البتهم بالشتائهم فلنا الباهُم بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلم أقل لكم إلى اعْلَمُ غَيْبَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تكلمون واد قُلْنَا لِلْمَلَئِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إلا إبليس إلى واستكبر وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ وَقُلْنَا يَا آدَمُ السكن انت وزوجك الجنة وَكُلَا مِنْهَا زَعْنَا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا القرنا هذه الشجرة فتكونا من الظَّالِمِينَ فَأَزَلَهُمَا الشَّيْطَانُ عنها فَأَخْرَجَهنَا مِمَّا كانا فيه وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُستقر ومتاع إلى حين تتلقى
Mushaf sayfa no: 5
Hafızlık sayfa no: 1. cúz/16. sayfa
İLİM, ALLAH'IN VERDİĞİ KABİLİYETLERLE SINIRLIDIR.
BİLGİ:
Allah, insanı yaratacağını bildirdiğinde melekler buna şaşırmıştı. Yüce Rab-bimiz ise Hz. Adem'i yarattı ve ona eşyanın isimlerini öğretti. Ardından da meleklerden, bu eşyanın isimlerini söylemelerini istedi. Melekler bu konuda bilgilerinin olmadığını söyleyip, her şeyi bilenin sadece Allah (c.c.) olduğunu ikrar ettiler. Hz. Adem ise eşyanın isimlerini bir bir saydı. Böylece insanın meleklerden farklı bazı özelliklerinin bulunduğu ortaya çıktı. Melekler de Yüce Yaradan'ın hiçbir şeyi hikmetsiz yaratmadığını, insanı yaratmasında özel bazı hikmetler bulunduğunu kavramış oldular.
MESAJ:
1. Allah'ın her yaratmasında bir hikmet vardır.
2. Allah'a karşı aczini itiraf etmek bir fazilettir.
قالها حين يمسى كان بتلك المنزلة طب هب حمت حسن غريب وابن السنى عن
معقل بن يسار)
5422- Kim sabahleyin üç kere: "Eûzü billâhis semiyil alimi mineş şeytânir raciym" deyip, Haşr Suresi'nin sonundan ϋς kadar onun için Allah'tan mağfiret dilerler. Şayet o gün ölürse, ayet okursa, Allah ona yetmiş bin melek vekil eder. Akşama şehit olarak ölür. Kim bunu akşamleyin okursa, aynı durum ve mertebede olur.
5423- Kim sabahleyin veya akşamleyin: "Allâhümme en-te rabbî lê ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ah-dike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebüü leke bi nı'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fağfir lî fe innehû lá yağfiruz zünûbe illa ente" derse, o gün veya o gece ölürse cen-nete girer.
لَهُ الْفَى أَلْفَ دَرَجَةٍ (خط) عن موسى بن جعفر عن ابيه عن جده)
5426- Kim ezan okunurken: "Doğru söyleyenlere mer-haba, namaza merhaba!" derse, Allah ona binlerce sevap yazar. Binlerce günahını affeder, binlerce de derecesini ali kılar.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kabul ettiği ilk ana-yasa
10 Mayıs 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Anadolu ve Rume-li Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kuruluşu 5 Ağustos 1921 üç ay süreyle başkomutanlığı üstlenmesi
7-10 Ağustos 1921
Tekâlif-i Milliyye emirlerini yayımlaması
12-13 Eylül 1921
Sakarya Muharebesi'nin sonuçlanması
19 Eylül 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kendisine mareşal-lik rütbesi ve gazi unvanının verilmesi
21 Ocak 1922
Izmit'te Claude Farrer'le görüşmesi 6 Mayıs 1922 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde başkomutanlık so-runu tartışmaları
4 Temmuz 1922
Ankara'daki Fransız Temsilciliği'nde konuşması
26 Temmuz 1922
Konya'da General Townshend'le görüşmesi
26 Ağustos 1922
Büyük Taarruz'un başlaması
30 Ağustos 1922
Başkomutanlık savaşı
1 Eylül 1922
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" emrini ver-mesi
10 Eylül 1922
Muzaffer olarak İzmir'e girmesi
18 Ekim 1922
Barış konferansına birlikte gidilmesini isteyen Sad-razam Tevfik Paşa'ya, "Türkiye'yi ancak Türkiye Bü-yük Millet Meclisi hükümeti temsil eder' cevabını vermesi
1 Kasım 1922
Mecliste saltanatın kaldırılmasına ilişkin konuşması
20 Kasım 1922-
24 Temmuz 1923
Lozan Konferansı
14 Ocak 1923
Annesi Zübeyde Hanım'ın İzmir'de ölmesi
29 Ocak 1923
İzmir'de Latife Uşaklıgil ile evlenmesi
17 Şubat 1923
İzmir'de toplanan Türkiye İktisat Kongresi'ni açışı
8 Nisan 1923
"Dokuz umde" programını ilan etmesi
13 Ağustos 1923
İkinci defa Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı se-çilmesi
Ahirette fakirlik ve ihtiyaç çok zararlı ve tehlikelidir. Dünyanın fakir-liğine ve ihtiyacına tahammül mümkündür. Ama, âhiretin fakri ve Ihtiyacı zordur. Onun için sana sığınırım.
Yüce Hak, cümlemizi iki cihanda kendisinden başkasına muhtac olmaktan emin eylesin.
Amin!. Muhammed'ül-Emin S.A. efendimiz hürmetine
.. Zatından başka birine karşı zelil olmaktan sana sığınırım. Zatından başka birinden korkmaktan da sana sığınırım.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Allahım, razı olduğun amelleri yapmam için bana başarı ihsan eyle. Mübarek rızana aykırı olan islerden beni koru. Böyle yap ki, sen-den başka birinden korkmayayım. Çünkü: Bir kimse, celâl ve ikram sahibi Yüce Allah'tan korkarsa.. onun emrine fermanına muti olursa.. her şey ondan korkar. Yine, bir kimse, Allah'tan korkmazsa.. o kimse, her şeyden korkar. Durum böyle olunca, korkum ve haşyetim, ancak senin gazabındır; hışmındır. Cezandır, azabındır. Ümidim ve dileğim ise.. senin üstün sevaplarındır. Affin, mağfiretin, rahmetin, keremin ve ihsanındır. Zatından başka birinden korkmam ve bir temennide bulunmam.
- Yalan söylemekten sana sığınırım.
Çünkü: Büyük günahların en büyüğü yalandır. Zararı da büyük-tür. O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimiz, bir kimsenin yalan söyle-diğine vakıf olunca, ondan yüz çevirirdi. Taa, onun tevbe ettiğine vå-kıf oluncaya kadar.
Keza, FÜCUR işlemekten, seninle MAGRUR olmaktan da sana sığınırım.
Bu cümlede geçen:
FÜCUR.
Lafzının ifade ettiği mana şudur: Beden ve tüm duygularla işle-
nen fisk, masiyet ve günah çeşitleri..
MAĞRUR olmaktan.
Lafzı ile anlatılan mana ise, şu demeğe gelir. Yüce Hakkın affı-na ve mağfiretine güvenip günah işlemek.. Daha açık mana ile şu de-meğe gelir:
Senin affına aldanıp azabından ve ikabından emin olmak, hüsran alâmetidir. Böyle bir iş, şeytanın amelleri arasında sayılır.
Burada anlatılan:
MAGRUR.
Lafza, GURUR kökünden gelir. Gururun manası ise, şudur:
Şeytan insana gelir:
Yüce Hak, gafurdur, rahimdir. Günahları affeder.
dırır. Af ve mağfiret ümidi ile o kimse, günah işler. Böylece, şeytan Diyerek azdırır. Günahları süslü gösterir. Günah işlemeğe kan-da o kimseyi aldatıp gurura kaptırmış olur.
«Kim bir kötülük yapıp veya nefsine zulmettikten sonra, Al-Jah'tan bağışlanmasını dilerse.. Allah-ü Taala'yı çok bağışlayıcı ve merhametli bulur.» (4/110)
Manasındaki âyet-i kerime nazil olduğu zaman, şeytan, korkunç bir seda lle feryad eyledi. O kadar ki, yeryüzünün her yanından asker-leri ve aveneleri, onun sesini işitip geldiler; etrafına toplandılar. Sor-
dular:
Nedir bu halin?. Bu şiddetli feryadın sebebi nedir?.
Şeytan şöyle dedi:
Benim hile ile, türlü iğva ile zahmet çekip bu ümmete işletti-ğim günahların af ve mağfireti hakkında Muhammed üzerine bir Ayet-i kerime nazil oldu. Bu ana kadar ondan büyük âyet nazil olma-d1.
Onun askerleri:
- O âyet nedir?.
Dediklerinde şeytan üstte meâlini aldığımız âyet-i kerimeyi on-lara okudu. Sonra, şöyle anlattı:
Bu âyet-i kerimede, Allah-ü Taâlâ istiğfar edenlere af ve mağ-firetini tekidli vaadle anlattı. Yüce Hakkın vaadinde dönmek yoktur.
Daha sonra, şöyle dedi:
Düşünün. Acaba buna bir hile yolu bulabilir misiniz?.
Hayır, böyle bir hile yolu bilmiyoruz.
Dedikleri zaman, şeytan şöyle dedi:
Hele gidin, biraz daha düşünün. Buna bir hile yolu bulabilir-siniz. Ben de düşünüp hile yolu arayacağım.
Bundan sonra dağıldılar. Allah'ın dilediği kadar eğlendiler. Son-ra, şeytan yine büyük bir feryad etti; yine aveneleri toplanıp geldiler.
Şeytan onlara sordu:
Bir hile yolu bulablidiniz mi?.
Bulamadık.
Dediler; şeytan onlara şöyle dedi.
Ben bir hile yolu buldum.
Nedir o hile yolu?.
Diye sordukları zaman, şeytan şöyle anlattı:
O şanlı peygamber dar-ı ukbaya teşrif buyurduktan sonra, bunlara, güzel amel suretinde; çeşitli bid'atları işletelim. Ki o amelle-rl, ne onların peygamberi, ne de halifeler, ne de Resulüllah'ın ashabı
yapmıştır. Bu gibi amelleri, onlara süsleyip güzel gösterin. Böylece onlar o bid'at amelleri sünnetten sanıp ısrarla üzerine düşer yaparlar. O işten de, tevbe istiğfar etmezler. Bu işledikleri bid'atlarla, onları cehennem azabına giriftar eder, muradınıza erersiniz.
Ancak, tam manası ile, korkudan nasi, Yüce Hakkın af ve mag-firetinden ümit kesmek doğru değildir. Çünkü Ömer Nesefi Akaid'in-eylesin. Amin!.
de: Celâl ve ikram sahibi Allah'ın rahmetinden ümit kesmek kü-fürdür; onu nazabından korkmayıp emin olmak küfürdür.
Diye anlattı.
Bu duruma göre, kula lazım olan odur ki: Yüce Hakka karşı, kor-ku ile ümid arası buluna. Daima, azabından korka, bağışlamasını ve sevabını da uma. Yüce Allah'ın emri ile âmil olmak, yasak ettiği şey-lerden de çekinmek gerekir.
Korkuyu giderip Yüce Allah'ın lütuflarına mağrur olmak, doğru yoldan sapmak sayılır. Bilkülliye korkuyu kalbe yerleştirmek ise.. af ve gufrandan ümit kesmek ise, sırat-ı müstakimden sapmaktır. Asıl sırat-ı müstakimde olmak, korku ile ümit arası bulunmaktır. Sağlam yola girmektir.
HASAN-I BASRI
Üstte anlatılan manada, tabiinden Hasan-1 Basri r.a. şöyle dedi:
Yüce Hakka karşı korkum o kadardır ki: Şayet muhbir-i sadık haber verip dese ki:
- Yüce Hak, müminlerin cümle asilerini af ve mağfiret edecek, ancak birini cehenneme koyacak.
Bu cehenneme girecek kimsenin ben olacağımdan korkarım. Yüce Hakka karşı ümidim o kadar çoktur ki; muhbir-i sadık haber verip dese:
Yüce Hak cümle asileri cehenneme koyacak. Ancak onlardan bir tanesini affedecek.
Bu affolunup bağışlanacak asi kulun ben olacağıma dair ümid ederim.
Duaya devam edelim:
Allahım, şunlardan sana sığınırım:
a) Düşmanın ŞAMATA'sından..
Bu cümlede anlatılan:
ŞAMATA.
Tabiri, sevinmek (!), manasınadır. Bu manaya göre, yapılan duâ şu demeğe gelir:
- Din ve dünya düşmanları olan insan ve cin şeytanlarından, kâfirlerin, münafıkların, hasetçilerin ve kalblerinde kin tutanların ŞAMATASINDAN.. Yani: Masiyetime ve başıma gelen belâlara ferah-lık duyup sevinenlerin mesrur olmalarından sana sığınırım.
Beni, isyan, belâ ve musibetlerden koru ki, onlar benim isyan, bellyye ve musibetime sevinip alaya ve maskaralığa almasınlar. On-lardan gelecek böyle bir şey için sana sığınırım.
İmam-ı Deylemi Rh. Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğini çıkara-rak, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:
«Mümin için, dört düşman vardır:
a) Mümindir; nimetlerine hased eder.
b) Münafıktır; kendisine buğuz eder.
c) Şeytandır; delâlete, azgınlığa doğru vesvese verip iter.
d) Kåfirdir; muharebe ve mukatele eder.»
Resulüllah S.A. efendimiz, bir başka hadis-i şerifindeyse, şöyle bu-
yurdu: dir.» «Düşmanların en kavisi, iki yanın ortasında bulunan nefsin-
Bu durumda, üstteki duâya şöyle bir mana vermek mümkündür: Bu düşmanların şerrinden gelecek zarardan, dinime keder. ayıp getirmekle sevinmelerinden sana sığınırım.
b) UDAL dertten.
Bu cümlede geçen:
UDAL.
Lafzı, tabiplerin ilâçtan aciz kaldığı zorlu, şiddetli, dermansız dert manasınadır. Kısaca mana şudur:
Bedeníme, arız olan marazlardan, dinime zahir ve batın keder ve zarar veren şeylerin cümlesinden sana sığınırım.
c) Ümidin boşa gitmesinden.
Yani: Ümidimin boşa gidip hüsrana uğramasından, iyi amelleri-min ve duâmın makbul olmamasından sana sığınırım.
d) Nimetin zevalinden.
Yani: Din, dünya ve âhiret nimetlerinin gitmesinden.. Bilhassa iman nimetinin zevalinden sana sığınırım.
e) Belânın ansızın gelmesinden.
Burada şu manaya işaret vardır:
Yüce Hak, bir kulunu sevip kendisinden razı olursa.. onu dünya ile meşgul etmez. Daima onu ayık kılar. Dünya mihnet yeri olduğu İçin, daima onu, mihnet, belâ ve musibetlerin vukuuna gözetleyici kı-lar. Şayet vuku bulan bir şey olursa.. kendisine sabır ihsan eder. Do-layısı ile bol ecir verir.
Şayet bir kuluna da gazap ederse.. onu gafil kılar. Dalma dünya sevgisine, lezzet ve oyalamalarına haris kılar. Aniden bir musibet ve beliyye isabet ettiği zaman, alacağı ecir ve sevaptan olur.
Üstte anlatılan duruma göre bu duânın manası şudur:
Gafletle dünya lezzetine aldanıp, haris bir şekilde ilde sevaptan mahrum kalarak Allah'ın gazabına uğramaktan sana sığınırım.
ملنا القبطوا منها جميعاً فإما بأن يتهم على هذى قبل البع هداى فلا خوف عليهم ولا هم يقولون والدين مظفروا وكذبوا بابابنا أولئك أصحاب النار هم فيها خالدون . يابني اسرائل الذكروا نعمى التي العمل عليكم واللوا بعهدي أوف يعهدكم وانهای فازمتون وأبلوا بما انزلك مسبقا لنا معكم ولا تكولوا أول كافر به ولا الماروا باياني لننا قليلا والياني فاللون ولا تلبسوا الحل بالباطل وتكموا الحمل وانتم تعلمون والقيموا الصلوا وألوا الركوة واركعوا مع الراكبين الأمزون الناس بالبر واللون الفسكم واللم اللون الكتاب اللا العدلون . واستعينوا بالصبر والصلوة والها لكبيرة إلا على الخادمين . الذين يظنون انهم مُلاقُوا رَبِّهِمْ وَالنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعونَ يَا بَنِي اسرائل الكروا يعمني التي العمل عليكم والي فضلكم على العالمين والقواية ما لا أجرى المس عن الطين لينا ولا يُقتل منها شفاعة ولا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ .
66 Sizler kitabı okuduğunuz hâlde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?99
(Bakara, 2/44)
Mushaf sayfa no: 6
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/15. sayfa
BAŞKASINA ÖĞÜT VERİRKEN KENDİNİ UNUTMAMAK
BİLGİ
İsrailoğulları içinde, kutsal kitapları olan Tevrat'ı okumayı bilenler vardı. Bu kişiler başka insanlara telkinlerde bulunur ve onları Tevrat'ın hükümlerine uymaya çağırırlardı. Diğer yandan bu kişilerin kendi yaşantılarında birçok yanlışlıklar ve din ile uyuşmayan davranışlar bulunmaktaydı. Başkalarına öğüt verenlerin kendi yaşantılarına bakmamaları, konuştukları ile yaptıklarının birbiriyle çelişmesi demekti. Halbuki akıllı insan, başkasına söylediği iyiliği önce kendisi uygulayan ve tutarlı bir hayat süren kişidir.
MESAJ
İnsanlara öğüt veren kişinin, bu öğütleri önce kendisinin uygulaması gerekir.
والا عيناكم من آل فرعون يَسُومُونَكُمْ سوء العذاب يدعون الناء كم ويستحبون بناء كم وفي ذلكم بلا: من ربكم عظيم وَإِذْ فرقنا بكم البحر الميناكم والحرف ال فرعون والنكم النظرُونَ وَاذْ وَعَدْنَا مُوسى اربعين ليلة ثم المحدكم العجل مِنْ بَعْدِهِ وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ . لم عفونا عنكم من بعد ذلك لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ . واد الينا موسى الكتاب والمُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ . واد قال موسى لقومه يا قوم انكم ظلمتم اللكم بالخارككم العمل فتوبوا إلى بارتكم فاقتلوا المسكة الكم خير لكم عند بارِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرحيم واد قلكم يا مُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لك على مرى الله جهزة فاخذ لكم الصاعقة وَأَنتُمْ تَنْظُرُونَ ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ من بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمْ العمام والركن عَلَيْكُمُ الْمَنْ وَالسُّلْوَى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ ما رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوا الْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ .
" "Verdiğimiz güzel nimetlerden yiyin' (dedik). Gerçekte onlar bize değil, kendilerine kötülük ediyorlardı.99
(Bakara, 2/57)
Mushaf sayfa no: 7
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/14. sayfa
GÜNAH İŞLEYEN KİŞİ, KÖTÜLÜĞÜ KENDİSİNE YAPMIŞTIR.
BİLGİ Yüce Allah İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden kurtarmış ve onlara çeşitli nimetler vermişti. Kudret helvası ve bıldırcın eti bunlardandı. İsrailoğulları'na bu güzel nimetlerden yemeleri ve şükretmeleri emredildi. Şükür, nimetleri verenin emirlerine uygun yaşamayı gerektiriyordu. Ancak onlar Yüce Allah'ın emirlerini uygulamakta gevşek davrandılar hatta isyana varan hareketlerde bulundular. Bir buzağıyı tanrı edindiler ve kendi peygamberlerine "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe artık sana inanmayacağız" dediler. Bu ve buna benzer tavırları onların ahirette azap çekmelerine neden olacaktır.
MESAJ
Allah'ın emirlerine uymaması, kişinin kendisine zarar verir ve ahirette kötü bir sonuca sebep olur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Zulüm: Adaletsizlik, kötülük; belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan batıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma.
bindir. (Üç defa.) Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle; ona selâmet ih-san eyle. Onu, bizden yana ehli olduğu sekilde mükafatlandır: Habi.
Çünkü: Resulüllah S.A. efendimiz, biz ümmetinin iman hidayeti-ne ermesine, taat ve ibadette başarılı olmamıza sebeb olmuştur.
Bunun için, şanına layık bir sekilde ona mükafat ihsan eyle..
Bu salavat-ı şerife, üç defa okunacaktır.
Allahım, efendimiz, İbrahim'e salât eyle. Ona selâmet ihsan buyur. Bizden yana onu layık olduğu şekilde mükafatlandır. Halil indir. (Üç defa.)
İki cihanda, ona selåmet ihsan eyle. Çünkü o: Resulüllah S.A. efendimizin babasıdır; onun yoluna tabi olmuştur.
Bu salavat-ı şerife de üç kere okunacaktır.
ELLİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle. Keza, efendimiz Muhammed'in Å L'ine de salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede anlatılan Resulüllah S.A. efendimizin A L'I
şunlardır: Tabileri, zürriyeti, akrabaları ve bütün kendisine bağlı olan-
lar. Cümle müminler, müttekiler... Yani: Allahım, bütün bu sayılanlara nimetlerini, iclâl ve ikramını, merhametlerini, sevaplarını, bereketlerini, ihsanını, inzal eyleyip on-ları kereme nail eyle.
Demeğe gelir..
Tıpkı, âlemlerde İbrahim'e salât eyleyip merhametle bereket ibsan eylediğin gibi..
Çünkü sen: Hamid'sin; Mecid'sin.
Yani: Zatında, cümle kemalât ile övülmektesin; yaratılmışlar üze-rine türlü türlü in'am ve ihsan edicisin.
- Ey âlemlerin ilâhı, yarattıkların sayısı kadar olsun.
Yani: Resulillah S.A. efendimize, onun âline edeceğin bu iclâl, ta-zimler, salāvat, tekrimat, tahiyyet, bereketler dünyanın evvelinden Abirine varıncaya kadar cevher, araz, canlı canrısız yarattığın cümle mahlukatın sayısı kadar olsun. Keza, ona olan salât:
- Nefsinden rızan, arşın ağırlığı, kelimelerin sayısı kadar olsun.
Allah-ü Taala'nın kelimelerine bir son yoktur. Bu manadan ola-J rak, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline nihayetsiz ve tükenmez salât ve tazimler eyle. Bol bol bereketler ihsan eyle..
ثلاثا . اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنا محمد وعلى ال يدِنَا مُحَمد كَمَا صَلتَ وَرَحمَ وَ بَارَكْ لي إبراهيم في العالمين انك حميد مجيد عدد خَلْقِكَ وَرِضَاءَ نَفْكَ وَزِنَة عَرَيكَ وَمَنَا كلماتك .. اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُعمار عددَ مَنْ صَلَّى عَلَيْهُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَايَا محمد عَدَدَ مَنْ لَمْ يُصْلِ عَلَيْهِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى يدِنَا مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَا صَلَّى عَلَيْهِ اللَّهُمَّ صَل عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدَ اصْعَافَ مَا صَلَّى عَلَيْهِ الله صل على سيدنا محمدكَمَا هُوَ اهْلُهُ اللهم صلِّ عَلَى سَيْدِنَا عُدِكُمَا تُحِبُّ وَتَرْحَ لَهُ
الخمر الثالث في الاربعاء
selasen.
50. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin ve ala Ali seyyidina Muhammedin kema salleyte ve rahim te ve barekte ala İbrahime fil-Alemi-ne Inneke Hamidin Mecidün. Adede halkıke ve rizae nefsike ve zinete ar şike ve midade kelimatike.
51. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin adede men salla aley-hi. Allahümme salli alâ seyyidina Mu-hammedin adede men lem yusalt aley-hl. Allahümme salli alâ seyyidina Mu-hammedin adede ma sulliye aleyhi. Al-lahümme salli alâ seyyidina Muham medin ad'afe ma sulliye aleyhi. Alla-hümme salli alâ seyyidina Muhamme din kema hüve chlühu. Allahümme sal-li alâ seyyidina Muhammedin kema tuhibbü ve terda lehu.
EL-HIZB'ÜS-SALISO
FİYEVM'İL-ERBAAI
50. Allalım, efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in aline sa-låt eyle. Tıpkı şlemlerde İbrahim'e salát eyleyip merhametle bereket Ihsan eyle diğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin. Yarattıklarının sayısı nefsinden ri-san, arşın ağırlığı, kelimelerin sayısı kadar olsun.
51. Allahım, Muhammed'in kendisine salavat getirenlerin sayısı kadar ona salât eyle. Allahım, Muhammed'in kendisine salåvat qkumayanların sayısı kadar ona salát eyle. Allahım, kendisine okunan salavatın sayısı kadar efendimiz Mu-hammed'e salât eyle. Allahım, kendisine getirilen salåvatın kat katı kadar, Ma-hammed efendimize salát eyle. Allahım, lâyıkı olduğu biçimde Muhammed efen-dimize salár eyle. Allahım, kendisi için sevip razı olduğun şekilde efendimiz Mu-hammed'e salát eyle.
ÖLÜM MESELESİ, PEYGAMBERLERİN İRŞADLARINA RAĞMEN ÖTEDEN BERİ İNSANLIĞI ÇOK MEŞGUL ETMİŞTİR. ZİHİNLERDE ZEHİRLİ BİR YILAN GİBİ ÇÖREKLENEN, ZAMAN ZAMAN İZ'AÇ HALKALARI İLE KIMILDANAN BU DEHŞETLİ SUAL, GÂFİLLER TARAFINDAN TÜRLÜ NEFSÂNÎ İFADELERLE SUSTURULMAK İSTENMİŞTİR.
HAYAT MEVZUUNDA HERKESİ ATEŞLİ BİR GİRDAP HALİNDE SARAN ÖLÜM HAKİKATİ, İSTİSNASIZ BÜTÜN BAŞLARA ÇÖKEN ÇETİN BİR İSTİKBAL ENDİŞESİDİR. GAFİLLER İÇİN ACIKLI BİR MUSÎBET, BUNA MUKÂBİL HAK DOSTLARI VE SALİH KULLAR İÇİN EBEDİ
"HAYAT NEDİR?" SUALINE, SADECE TOPRAĞIN RUTUBETİ VE MEZAR TAŞLARININ KATI SESSİZLİĞİ CEVAP OLARAK YÜKSELECEKSE, BÖYLE BİR GAFLETLE ZİYAN EDİLMİŞ FÂNT BİR HAYATTAN DAHA ACI NE OLABİLİR?..
FÂNÎ HAYAT ÇARŞISININ EN SON GİYSİSİ OLAN KEFEN, BİR GÜN MUTLAKA HERKESİ SARACAK VE ÖLÜM VAKIASI, BÜTÜN FÂNÎ ALIŞVERİŞLERE, ZEVKLERE, CAZİBELERE VE ALDATICI YALDIZLARA İPTAL MÜHRÜNÜ VURACAKTIR!
TARİHTEKİ BÜYÜK ZÂLİMLERDEN FİRAVUN, NEMRUT, EBREHE, HÜLAGU VE GÜNÜMÜZE KADAR GELEN BÜTÜN BENZERLERİ, İNSANLIĞIN DÜŞMANI VE YÜZ KARASI OLDULAR. HİÇ SEVİLMEDİKLERİ GİBİ, HATIRLARDA ZULÜM SEMBOLÜ OLARAK KALDILAR, DAİMA
NEFRET VE LÂNETLE YAD EDİLDİLER.
MUHABBET VE DOSTLUĞUN İLAHÎ MENBAINA ULAŞAN ŞAH-I NAKŞİBEND, ABDÜLKADİR GEYLÂNÎ, MEVLANA, YUNUS EMRE, HÜDÂYÎ VE EMSÂLİ HAK DOSTLARI İSE, EBEDİYYEN BÜTÜN İNSANLIĞIN DOSTU OLDULAR. SEVDİLER, SEVİLDİLER. DÜNYA HAYATLARINDAN SONRA DA DOSTLUK VE MUHABBETTE EBEDİLEŞTİLER, FÂNÎ GÖK KUBBEDE HOŞ BİR
Îmân ile küfrün savaşı o gün böyle başlamıştı. Belli ki, kıyâmete kadar da böyle gidecektir. Bu durumda; Allâh'ın yardımını isteyen birer müslüman olarak her birimiz, ciddî bir şekilde Allah ve Rasûlü'ne itaat edecek, Kur'ân ve Sünnet çerçevesinde yaşayacağız. İzzet ve şeref sadece bundadır çünkü!
Allahım, Rsulüllah S.A. efendimize. kendisine salavat geti. renlerin sayısı kadar salát eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize salavat-1 serife okuyan tüm me-lek, insan, cin müminlerin sayısı kadar salât eyle..
Allahım, ona salavat okumayanların sayısı kadar salât eyle... Resulüllah S.A. efendimize salåvat-ı şerife okumayanlar şunlar-dır: İnsanların ve cinlerin inadları, küffar, asiler, mürtedler..
Allahım, bu sayılanların adedi kadar, Resulüllah S.A. efendimize salât eyle. Keza, Resulüllah S.A. efendimize, salāvat okumaktan ya-na aciz olan hayvanatın ve cemadatın sayısı kadar salåt eyle.
Allahım, kendisine okunan salavatın sayısı kadar efendimiz Muhammed'e salât eyle.
Yani: Melek, insan, cinlerin müminlerinden gelen salåvat-ı şeri-felerin sayısı kadar salât eyle.
Allahım, kendisine getirilen salavatın kat katı kadar Muham-med efendimize salât eyle.
lât eyle. Allahım, lâyıkı olduğu biçimde Resulüllah S.A. efendimize sa-
Bu salavat-ı şerife için, iki şerhli mana verilebilir.
İlki şudur:
Ey âlemlerin Rabbı, Resulüllah S.A. efendimize öyle bir salât ey-le ki, onun yüce şanına layık, yüce mansıbına şayeste, yüksek derece-sine uygun olan salavata mümasil ve müşabih olsun.
İkinci mana şudur:
Ya ilȧhelâlemin, Resulüllah S.A. efendimize, şanına lâyık, salāva-ta ehil ve hak ettiği için salât eyle.. Hem de ona münasib bir salât ile salât eyle.
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize, kendisi için sevdiğin ve razı olduğun şekilde salât cyle.
İkinci hizip (bölüm) burada tamam oldu; bundan sonra üçüncü hizip (bölüm) başlayacaktır.
**
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Çarşamba günleri başlanır.
Müellif merhum, buradan itibaren, ÜÇÜNCÜ BÖLÜM'e başlıyor.
ELİ İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, ruhlar arasında efendimiz Muhammed'in ruhuna, ce-sedler arasında cesedine, kabirler arasında kabrine salât eyle.. Keza, onun âline ve ashabına da salât eyle.. Selâm eyle.
52. Allahümme salli alâ ruhi Ve seyyidina Muhammedin fil-ervahi ală cesedihi fil-ecsadi ve ala kabrihi fil-kuburi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.
53. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin küllema zekerehüz zakiruna Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin küllema gafele an-zikrihil gafilun.
54. Allahümme salli ve sellin alâ seyyidina Muhammed'in-nebiyyil-ümmiyyi ve ezvacihi ümmehat'it-mü'-minine ve zürriyyetihi ve ehli beytihi salåten ve selâmen lâyuhsa adeddühü-ma ve layuktau mededühüma.
55. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin adede maahata bi-hi ilmüke ve ahsahü kitabüke salåten tekünü leke rızaen ve lihakkıhı edaen ve a'tihil-vesilete vel-fazilete ved-de recet'er-refiate veb'ashü Allahümm'el makam'el-inahmudellezi vaadtehu..........
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Çarşamba günleri başlanır.
52. Allahım, ruhlar arasında efendimiz Muhammed'in ruhuna, cesetler ara-sında cesedine, kabirler arasında kabrine salât eyle. Keza onun âline ve ashabına da salát eyle.. Selam eyle.
53. Allahım, efendimiz Muhammed'e salåt eyle. Onu ananlar andığı kadar. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Hem de, onu anmaktan yana gafil olanların sayısı kadar olsun.
54. Allahım, efendimiz Nebiyy-i Ümmi Muhammed'e, müminlerin anaları zevcelerine, zürriyetine, ehl-i beytine salât ve selâm eyle. Öyle bir salât ve se-Jám eyle ki, onların sayıları yapılamasın; artmaları kesilmesin.
55. Allahım, efendimiz Muhammed'e ilminin kavradığı, kitabın saydığı şeyler kadar salât eyle. Öyle bir salatla ki: Senin İçın rıza, onun hakkını éda ol-sun. Ona vesile, fazilet, yüksek derece ihsan eyle. Allahım, onu, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'a çıkar.
ذلك بالهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللهِ وَيَقْتُلُونَ
الثمين بغير الحق ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ .
Mushaf sayfa no: 8
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/13, sayfa
NİMETİN KADRİNİ BİLMEK
BİLGİ
İsrailoğulları Firavun'un zulmünden kurtulduktan sonra çeşitli nimetlere ka-vuştular. Bir defasında çölde susuzluk çektikleri esnada Hz. Mûsá su için dua etmiş. Yüce Allah da ona elindeki åså ile bir taşa vurmasını emretmişti. Taşa vurunca tam on iki pınar fışkırdı ve İsrailoğulları bol suya kavuştular. Böylece içlerindeki on iki oymaktan her birinin bir su kaynağı oldu. Sonra Rabbimiz İsrailoğulları'na, bu nimetlerden usulüne göre yararlanmalarını, şükretmelerini ve yeryüzünde fesat çıkarmamalarını emretti.
MESAJ:
Allah'ın büyüklüğünü idrak edip O'nun verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirebilenler, yeryüzünde huzur ve barışa katkıda bulunurlar, bozgunculuk çıkarmazlar.
66 Bir zaman Müså kavmine, "Allah size bir inek kesmenizi emrediyor" demiş, onlar da "Bizimle alay mı ediyorsun demişlerdi. Mūsa da, "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım", dedi.99
İsrailoğulları arasında aydınlatılamayan bir cinayet olayı vardı. Hz. Mūsâ onlara bir inek kesmelerini ve bir parçasıyla öldürülen kişinin cesedine vurmalarını, böylece maktulün konuşup katili açıklayacağını söyledi. Fakat onlar Allah'tan gelen bu buyruğu garipsediler, emri yerine getirmemek için direndiler, kesilecek hayvanın yaşı, rengi ve büyüklüğü gibi nitelikleri hakkında art arda lüzumsuz sorular sormaya başladılar. Peygamberimizin şu hadisi, bu tür olaylar hakkın-dadır: "Sizden öncekiler, peygamberleriyle münakaşa etmeleri ve çok soru sormaları sebebiyle helak oldular." (Buhari, "İtisâm", 2).
MESAJ
Allah'tan geldiği kesin olan emirlere itaat etmek esastır.
Bu salavat-ı şerifenin biraz daha açık şerhli manası şudur:
Ey kendisinden başka ilah olmayan, nimeti her şeye şamil, şanı büyük Allah.
Seyyidimiz ve efendimiz Hazret-i Muhammed üzerine şanına layık bir şekilde salát ü selâm, tazim, tekrim ile in'am ve ihsan eyle.. Hem de kendilerine çeşitli salavat, tekrimat ile muamele eylediğin melekler, begere alt ruhlar arasında.. Özel olarak onun şanına layık bir salát ve selam olsun.
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizin latif cesedine, nazif cismine de salát eyle. Hem de cesetler arasında..
Öyle cesetler ki, baki kılıp toprağın çürütmesini haram kıldı-ğın nebilerin, resullerin mukarreb velilerindir. Onlar arasında Resu-Jüllah S.A. efendimizin cesedini mazzam ve mükerrem eyle.
Sonra.. Resulüllah S.A. efendimizin, her gün ve her gece yetmiş bin meleğin koruduğu ve etrafında çeşitli salavat-ı şerifelerle iclål ve izaz ederek uçtuğu, böylelikle ona tazim tevkir eylediği mükerrem olan, fazilet itibarı ile arştan daha faziletli bulunan påk kabirlerine de her türlü iclâlini ve çeşitli ikramını inzal eyle.
Hem de sair nebilerin, resullerin, sıddıkların, şehitlerin ve salih-lerin kabirleri arasında..
Aynı ikramı, Resulüllah S.A. efendimizin åll üzerine de ihsan ey-le. Çeşitli ikramınla onlara ikramlar eyle..
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimiz üzerine, onun âli ve ashabı üze-
rine, tabileri üzerine selâm eyle.
Bazı nüshada, bu salavat-ı şerifenin sonunda:
Teslimen.
Laízı vaki olmuştur. Bunun manası şu demeğe gelir:
Onları en büyük rızana mazhar eyle..
Teslim, lafzının rıza manasına olduğu Kamus'ta anlatılmıştır.
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİ RÜYADA GÖRMEK
Muhaddislerden Hafız Süyuti Rh. AMEL'IL-YEVMİ VEL-LEYLE adlı kitabında bu salāvata benzeyen bir salavat-ı şerifeyi Resulüllah S.A. efendimizden anlattı.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur:
rür: «Bir kimse, aşağıdaki salavat-ı şerifeyi okursa, beni rüyada gö-
Allahım, ruhlar arasında Muhammed'in ruhuna salât eyle. Ceset-ler arasında Muhammed'in cesedine salât eyle. Kabirler arasında Mu-hammed'in kabrine salât eyle.
(1) Bu salavat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir:
Allahümme salli alâ ruhi Muhammedin fil-ervahi ve salli alâ cesedi Muham medin fil-ecsadi ve salli alâ kabri Muhammedin fil-kuburi allahümme belliğ ruhe Mu-hammedin minni tahlyyeten ve selamen.>
509 Bu salavat setifeyi, Fakihani ve İbn-i Vedaa dahi anlattı Paki hani söyle dedi
Her kim, günde yetmiş kere bu salāvat-i şerifeyi okumaya de vam ederse Resulüllah B.A. efendimizi rüyasında görür.
Ayrıca, Resulüllah B.A. efendimiz, şöyle buyurdu
Beni rüyasında gören, kıyamette de görür. Kendisine gefast ederim Havzımdan ona içiririm. Barı büyük Allah, onun cesedini ce-henneme haram kılar..
Bu hadis-i şerifi, Cübür, Kurba nam kitabında anlattı.
ELLI ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle.
Yani: Nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan ş ni büyük Allah, seyyidimiz, ulumuz, efendimiz Muhammed aleyhisse lám üzerine salát eyle.. Hem de:
Onu ananların andığı kadar..
Bu salavat-ı şerifede geçen:
ONU.
Zamiri ile, Allah-ü Tallá murad edilmiş olacağı gibi, Resulüliah S.A. efendimiz de murad edilmiş olabilir. Bu durumda mana şöyle olur:
Allah-ü Taala'yı ananlar andığı kadar.. Yahut, Resulüllah S. A efendimizi ananlar andığı kadar..
Bu anma durumu, ister kalb dili ile, isterse, açıktan, yahut rema ve işaretle olsun..
Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Hem de, onu an-maktan yana gafil olanların sayısı kadar olsun...
Burada da, üstte olduğu gibi, ya Allah-ü Taálá'yı anmaktan yana gafil olanlar murad edilmektedir; yahut Resulüllah S.A. efendimizi
Tabiri ile, Resulüllah B.A. efendimizin şu durumu anlatılmakta-dır: Hiç kimseden bir şey okumamıştır. Herhengi bir kitap da müta-láa etmemiştir. Anasından doğduğu hal üzere kalmıştır.
Bu salavat-ı şerifeyi, Faklhani ve İbn-i Vedaa dahi anlattı. Faki-hani şöyle dedi:
Her kim, günde yetmiş kere bu salavat-ı şerifeyi okumaya de-vam ederse.. Resulüllah S.A. efendimizi rüyasında görür.
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurdu:
Beni rüyasında gören, kıyamette de görür. Kendisine şefaat ederim. Havzımdan ona içiririm. Şanı büyük Allah, onun cesedini ce-henneme haram kılar.»
Bu hadis-i şerifi, Cübür, Kurba nam kitabında anlattı.
ELLİ ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle.
Yani: Nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şa-nı büyük Allah, seyyidimiz, ulumuz, efendimiz Muhammed aleyhisse-lam üzerine salât eyle.. Hem de:
Onu ananların andığı kadar..
Bu salavat-ı şerifede geçen:
ONU.
Zamiri ile, Allah-ü Taâlâ murad edilmiş olacağı gibi, Resulüllah S.A. efendimiz de murad edilmiş olabilir. Bu durumda mana şöyle olur:
Allah-ü Taâlâ'yı ananlar andığı kadar.. Yahut, Resulüllah S. A. efendimizi ananlar andığı kadar..
Bu anma durumu, ister kalb dili ile, isterse, açıktan, yahut remz ve işaretle olsun..
Allalum, efendimiz Muhammed'e salât eyle. Hem de, onu an-maktan yana gafil olanların sayısı kadar olsun..
Burada da, üstte olduğu gibi, ya Allah-ü Taâlâ'yı anmaktan yana gafil olanlar murad edilmektedir; yahut Resulüllah S.A. efendimizi.
Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimizin şu durumu anlatılmakta-dır: Hiç kimseden bir şey okumamıştır. Herhengi bir kitap da müta-láa etmemiştir. Anasından doğduğu hal üzere kalmıştır.
66 Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. Taşın öylesi var ki ondan ırmaklar kaynar; öylesi de var ki çatlayıp bağrından su fışkırır; bazı taşlar da var ki Allah korkusuyla yuvarlanıp düşer. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
(Bakara, 2/74)
أولا يعلمون
Mushaf sayfa no: 10
Hafızlık sayfa no: 1. cûz/11. sayfa
TAŞTAN DAHA KATI KALPLER
BİLGİ:
İsrailoğulları nice ibretlik olayların ardından ısrarla yine düşüncesiz, anlayış-sız, bencil ve hoyrat tavırlarına devam etmişler, Allah'tan korkmaz olmuşlardı. Onların bu hålleri taşlardan daha kötüydü. Taşlar bile genel planda Allah'ın kanunlarına uyup bereketli ve yararlı olabilirdi. Ancak İsrailoğullarının bu tavırlarının ne kendilerine ne başkalarına yararı vardı. Ayette, Allah korkusuna sahip olmayan bir insanın katı kalbi taşa benzetilmiş, hatta taştan daha katı olarak nitelendirilmiştir.
MESAJ
1. Müminin kalbi Allah'a karşı saygıyla doludur.
2. Kalpteki iman, kişiyi iyiye yönlendirmelidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Kalp: İnsanın iyi ve kötüyü birbirinden ayırma melekesi, akıl, vicdan.
gizlediklerini de açığa vurduklarını da Allah bilmektedirl
(Bakara, 2/77)
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِلَ لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا الله وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَأَقِيمُوا الصَّلوةَ وَأتُوا الزكوة تم توليتُم إلا قليلاً مِنْكُمْ وَأَنْتُمْ مُعْرِضُونَ .
Mushaf sayfa no: 11
Hafızlık sayfa no. 1. Cüz/10. Sayfa
HİÇBİR ŞEY ALLAH'A GİZLİ DEĞİLDİR.
BİLGİ
Allah (c.c.), geçmiş ümmetlere gönderdiği kitaplarda Hz. Peygamber'i göndere-ceği müjdesini vermişti. Ancak Yahudiler ve Hristiyanlar bu gerçeği gizlemeye çalıştılar. Zannettiler ki onlar ifşa etmezlerse bu bilgiler gizli kalır. Oysaki Allah için gizli yoktur. O'nun görmesinin ve duymasının bir eşiği olmadığı gibi bilgisinin de bir sınırı yoktur. Gaybın anahtarları elinde olan Allah için açık olan da gizli olan da birdir. Allah'ı ve Peygamber'i kandırmaya çalışan ancak kendini kandırır.
MESAJ:
Allah'ın açık ve gizli her şeyi bilmesi iyilik yapanlar için bir müjde, kötülük yapanlar içinse bir tehdittir. Açık ve gizli yapılan her iyiliğin mükafatı her kötülüğün de bir cezası vardır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sır: Gizlenen, saklı tutulan, başkalarınca öğrenilmesi istenmeyen bilgi. İlim: Allah'ın sıfatlarından biri olup O'nun her şeyi bilmesini ifade eder.
Istihsance إستحسانجي : begenen, çok güzel bu lan, takdir eden, takdir edici
464
istihsankar استحسانکار : istihsancı, beğenen, çok güzel bulan, takdir edici, (bir şeyin) değer ve önemini anlayan
istian إستمارة : begenerek, çok güzel bulmak
istihya إستحياء : utanma, haya etme
istihza إستهزاء : ostu kapalı alaya alma, alay istihzaen استهزاء : inceden inceye alaya alarak
istikball (ye( 1 : استقباليه geleceğe ait, gelecekle ilgili 2. (birini) karşılamakla ilgili
Istikbaliyat استقبالیات : gelecek zamanlar
Istiklal 1 : استقلال bağımsızlık 2.kimseye bağ lı olmama, kendi başına olma 3.az bulma, azımsama
Istiklal-i Islam استقلال إسلام : Islamın (İslam dünyasının) bağımsızlığı
Istiklaldarane استقلال دارانه : serbeste, bir şeye bağlı kalmadan
Istiklaliyet إستقلاليت : bağımsızlık, bağlı olma-ma
istiklaliyeti-i mutlaka إستقلاليت مطلقه : hiçbir şeye bağlı olmama
Istikmal إستكمال : tekamül etme, gelişme, ol gunlaşma
istikra 1 : استقراع.)man.) tek tek olay veya var lıklarla ilgili hükümlerden hareketle genel sonuçlar çıkarma; genellene yapma, olayları açıklayıcı kanun, kural veya prensipler orta ya koyma; sonuçları inceleyerek sebebi bul ma; eserden (sonuçtan) müessire (sebebe) varmak için yapılan istidlal (akıl yürütme), çıkarım, (fr.) endüksiyon (bk. bürhan-1 inni,
istidlal) 2 geniş ve etraflı inceleme ve araştır ma
istikrai tam (tamme( استقراء نامه : tam ve yeterli delillere dayanan istikra; yeterli gözlem de ney ve incelemelere dayanarak çıkarılan sağ lam ve geçerli sonuç
istikraen استقراء : gözlem, deney ve incelemele re dayanarak güvenilebilir genel sonuç çıkar ma yolu ile
istikrah استكراه : zorlandığı için bir şeyi mak zorunda kalma, zorlanma 2. tiksinme, nefret etme, ikrah etme
Istikrai استقرائی : istikra yolu ile, istikraya ait;
istimdad- nur
gözlem, deney ve incelemelere dayanarait ge nel ve sağlam sonuçlar çıkarma yoluna uygun
istikrar 1 : استقرار bozulmadan ve değişmeden
te) kalma, kararlılık 3 dengede kalma 4 otur muşluk, yerleşmişlik, duraganlık, sabit kalma
istikrar-i manzume استقرار منظومه : düzen ve sis-temin korunması ve dengede kalması
istikrar- tam إستقرار نام : bozulmadan ve değiş meden durumunu ve konumunu tam olarak koruma, tam kararlılık, tam dengesini koru-
ma istikzar استدار : pis görme, çirkin ve kötü bul ma
istila 1 : إستيلاء yayılma 2.kaplama 3 zaptetme, ele geçirme, işgal etme 4 üstünlük sağlama
istila-yi ecanib إستيلاى أجانب : ecnebilerin isti lası, yabancıların ele geçirmesi, işgal altına alması
istila-yi tam استیلای تام : tam yayılış, tam üstün lük sağlama
istilakarane إستيلا کارانه : istila edici tarzda, ya yılıp ele geçirir şekilde; işgalci şekilde
istilhak إسحاق : kendine katmak, kendine ka
tıştırmak ("hariç olanları istilhak (etsin) ve neseblerini inkar etmesin" dış dunyaya on ları (akıldaki tasavvurları, tasarımları) ken-dine katsın, kendinden saysın ve aslını(aslı kaynağı olan dış dünyayı) inkar etmesin)
istilzam 1: إستقرام gerektirme, icab ettirme 2 gerekli görme, gerekli bulma 3 gerekme, icab etme
istilzaz إسلاة : zevk alma, hoşlanma
istima 1 : إستماع dinleme 2. işitme
istima nas إستماع ناس : insanların dinlemesi
istimal 1 : استعمال kullanma 2 faydalanma
istimali silah استعمال سلاح : silah kullanma
istimal etmek إستعمال إيتمك : kullanmak
istimal edilmek إستعمال إيدامك : kullanılmak
isti malat إستعمالات : kullanışlar, kullanmalar
isti malce استعمالجه : kullanma bakımından
yapistimdad استمداد : yardım isteği, yardıma çağır ma, yardım isteme, imdat isteme
istimrarlı إستمرارلى : sürekli, kesintisiz, devamlı Istimzac (Istimzac( 1 : استمزاج.sorup ögren-me, yoklama 2.anlama 3.(karşılıklı) uyuşma, uyma, uyum sağlama
istinabe استنابه : dava görülen mahkemenin yazılı isteğiyle, başka bir yerde bulunan sanık veya şahidin (tanığın) bulunduğu yerin mah kemesi tarafından, davanın açıldığı, mahke meye gönderilmek üzere, sanık ve ya tanığın ifadesinin alınması
istinad 1 : إستناد.dayanma 2.güvenme 3.daya nak, delil
Istinaden 1 : إستناداً.dayanarak 2.güvenerek
istinadgah 1 : إستنادگاه. dayanıp güvenilecek yer 2. dayanak
istinbat 1 : إستنباط.ıkarma 2.sonuç çıkarma;çı-karılan sonuç 3.bir söz veya bir işten kapalı ve gizli manayı bulup çıkarma 4.bazı Kur'an ayetlerinin veya hadislerin kapalı kalan ma-nalarını bulup ortaya çıkarma (bk. istihraç) 5.üretme
istinbat ahkam استنباط أحكام : bazı Kur'an ayetlerinin veya hadislerin gizli ve kapalı ka-lan manalarını bulup buna uygun kurallar ve hükümler çıkarma (bk. içtihad)
istinbatı استنباطلى : düşünüp sonuç olarak çı
karılmıs (bulunmus) olan
istinca إستنجاء : )din.) temizlenme, abdesti bo zan maddelerden arınma ve çıkış yerlerinin temizlenmesi
istinkaf 1 : إستنكاف çekinme, sakınma, geri durma 2 çekimser kalma 3 kabul etmeme, red etme
davranış olarak çekinme ve geri durma, ma nalı çekimserlik istinkaf-i manidar استاندار : manah bit
Allah'ın rızasını, sadece tesbih ta-nelerinde veya savaş meydanların-da aramak doğru değildir. Bugün Müslümanlar Allah'ın rızasını kü-tüphanelerde, laboratuvarlarda ara-malıdır. Cihad, cehaletle savaştır. Bu millet ayağa kalkmadan, İslam âlemi ayağa kalkamaz. İslam âlemi ayağa kalkmadan da insanlığın ve kâinatın ayağa kalkması mümkün değildir.
-
Bu güzel mesajlarınız ve vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz hocam.
-Ben teşekkür ederim. İlmin ve hik-metin peşinde olan herkese selam olsun.
Hz. Peygamber ya da Imam-ı Azam, İmam Taberi gibi büyük alimler bu gruba girer. Onlar, bu âleme damga-larını vurmuş ve varlıklarını ebedi-yen sürdürmüşlerdir.
Hocam, son olarak okuyucularımıza ne mesaj vermek istersiniz?
Hayatın beş temel şartı vardır: te-zekkür, tedebbür, taakkul, tefekkuh, tefekkür.
Tezekkür: Geçmişi dikkate almaktır.
Tedebbür: Geleceği şekillendirmek-tir. Ütopya sahibi olmaktır.
Taakkul: Geçmiş ile gelecek arasında bağ kurmaktır.
Allah'ın rızasını, sadece tesbih ta-nelerinde veya savaş meydanların-da aramak doğru değildir. Bugün Müslümanlar Allah'ın rızasını kü-tüphanelerde, laboratuvarlarda ara-malıdır Cil
"-Yâ Ebâ Ümeyye! Bu kadını mazlûm olduğu-nu zannediyorum. Görmüyor musun ki ağlıyor!"
Bunun üzerine Kadı Şüreyh dedi ki:
"-Ey Şâ'bî, Yûsuf'un kardeşleri de zâlim olduk-ları halde ağlayarak babalarının yanına gelmişler-di!.. Bu ağlamalara bakarak hüküm vermek doğ-ru olmaz! Ancak meydana gelen hâdisenin açık hakîkatine bakarak hükmetmek gerekir."
stairsanz dia Allah dilediğinizi kabul ediverir,” mại các
DOĞRU HÜKÜM İÇİN
K ocasıyla kavga eden bir kadın ağlayarak gelip Kadı Şüreyh'e müracaat etmişti. Bu
esnāda orada bulunan Şâ'bî ona dedi ki:
"-Yâ Ebâ Ümeyye! Bu kadını mazlûm olduğu-nu zannediyorum. Görmüyor musun ki ağlıyor!"
Bunun üzerine Kadı Şüreyh dedi ki:
"-Ey Şâ'bî, Yûsuf'un kardeşleri de zâlim olduk-ları halde ağlayarak babalarının yanına gelmişler-di!.. Bu ağlamalara bakarak hüküm vermek doğ-ru olmaz! Ancak meydana gelen hâdisenin açık hakîkatine bakarak hükmetmek gerekir."
Ahirlerin ilimlerini, bilmektedir. Geçmiştekilerin doğru haberini ver-Resulüllah S.A. efendimizin mübarek halleri böyle iken; evvellerin, mesi, gelecektekilerin dahi haber verdiği şekilde zuhur etmesi Resu-lüllah S.A. efendimizin nübüvvetine delalet eden mucizeleri arasında-dır. Aynı şekilde:
Onun, müminlerin anaları zevcelerine de salât ve selam eyle. Resulüllah S.A. etendimizin zevceleri, müminlerin anaları hük-
mündedir. Resulüllah S.A. efendimizden sonra, onları nikâhla almak haramdır. Onlara tam manası ile tazim, saygı, haklarına riayet lazım-dır. Ne şekilde olursa olsun; onlara eza ve cefa etmek haramdır. Bü tün bu işlerde onlar, müminlerin anaları hükmündedir.
Aynı şekilde:
Onun zürriyetine de salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetleri, kendi çocuklarıdır; ço-cuklarının çocukları ve bunların da taa, kıyamete kadar gelecek olan çocuklarıdır.
Aynı şekilde:
Onun ehl-i beytine de salât ve selam eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin ehl-i beyti şunlardır: Hazret-1 All, Hazret-i Fatıma ve bunların çocukları Hazret-i Hsan ve Haazret-i Hü-seyin.. Allah, bunların hepsinden razı olsun.
Bu anlatılanlara; yani: Resulüllah S.A. efendimize, zevcelerine, zürriyetine, ehl-i beytine:
- Öyle salât ve selâm eyle ki, onların sayıları yapılamasın: artması kesilmesin..
ஃ
ELLİ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allalum, efendimiz Muhammed'e ilminin kavradığı, kitabının saydığı şeyler kadar salât eyle..
Bu cümlelerle Resulüllah S.A. efendimize getirilen salavat-ı şeri-felerin sonsuzluğu ifade edilmektedir. Zira ne Yüce Allah'ın ilmine ni-hayet vardır; ne de onun kitabında sayılanlara.. Kısaca şerhli mana sudur:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize hadde hesaba gelmeyecek kadar çok salāt, teşrifat ve tekrimat ile selâm eyle. Onun şanını iclâl eyle. Hem de:
Öyle bir salatla ki: Senin için rıza, onun hakkını eda olsun.
Yani: Bu salāvat-ı şerife, bizden yana zat-ı şerifin için halis, yü-ce emrine imtisal için olsun. Böylelikle, o okuduğumuz salât, yüce za-tını bizden razı etmeli; bizi mübarek rızana nall ve mazhar kılmalı.
Sonra, bu salavat-ı şerife ile, üzerimize vacib olan hakkı da öde-miş oluruz. Sonra:
Vesile cennet derecelerin en yücesidir; en şereflisidir. Sonra:
Fazilet ihsan eyle. Yüksek derece Ihsan eyle.
Onu Makam-ı Mahmud'a çıkar Allahım.
Bu cümlede geçen:
Makam-ı Mahmud.
501
Rsulüllah S.A. efendimiz için, büyük şefaat makamıdır. Şöyleki:
Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü, evvellerin ve âhirlerin hesapları görülmesi için, büyük şefaat eder. Bunun için, tüm mahşer halkı, Resulüllah S.A. efendimizi övüp sena edeceklerdir. İşbu mana Habı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin o makamının adına:
Makam-ı Mahmud.
Denildi. Sonra:
Orası öyle bir Makam-ı Mahmud'dur ki, onu kendisine vaad
ettin.
Demek olur ki:
Ümid edebilirsin; Rabbın seni MAKAM-I MAHMUD'a çıkara-caktır. (17/79)
Onu bizden yana, lâyık olduğu şekilde mükafatlandır.
Bu mükafat, onun şanına ve yüce makamına yüksek derecesine şayeste ve kendisine layık olsun.
Ya Rabbi, ona böyle bir mükafat vermekle, üzerimizde olan hak-kını eda, lâyık olduğu bol mükafat, sayısız ecir ihsan etmekle de ken-disini bizden razı ve hoşnud eyle. Aynı şekilde:
Nebilerden, sıddıklardan, şehidlerden ve salihlerden KARDEŞ-LERINE de salât eyle.
Burada geçen:
Nebiler..
Lafzına, Resuller de dahildir.
Sıddıklar..
Lafzındaki mana ise şudur: Onun nübüvvetini tasdik edip sohbe-ti ile şerefyab olan sahabeleridir. Alıah onlardan razı olsun.
Yahut, kıyamete kadar kendisini tasdik eden ümmetleridir. Şöy-leki:
Resulüllah S.A. efendimiz, son demlerinde vasiyetini yaparken, yanında hazır bulunan ashabına şöyle buyurdu:
Benim kardeşlerime selâmımı tebliğ edin.
Ashab sordu:
Ya Resulellah, selâmınızı tebliğle emir buyurduğunuz kardeş-lerden muradınız, burada bulunmayan ashabınız mıdır?.
Bunun üzerine. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Istediğim sunlardır kl: Onlar, benden sonra kıyamete kadar gelen, be - Bu dedikleriniz benim ashabımdır. Selamımı tebliğ etmenizi ni görmeden tasdik eden ümmetimdir. Benim kardeşim bunlardır.
Yine bu salavat-ı şerifede geçen:
-Şehidler.
Lafmna ise.. bütün şehitler dahildir.. ister hükmi olsun; isterse hakiki..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi, yakın bir mekana nüzul ettir. Çünkü o, Makam-ı Mahmud gibi bir mekânın sahibidir.
Burada, işi mekâna bağlamak, mecazidir.
Sehliye nüshasında, Arapça metin:
- Mukarreb.
Şeklinde olup üstte anlattığımız manayadır. Bazı nüshalarda ise:
Senden.
Metni fazladan gelmiştir. Yani:
-Sana yakın menzile kondur..
Manasınadır. Bazı nüshalarda ise;
Mukarrib.
Olarak gelmiştir ki:
- Yaklaştırıcı.
Demeğe gelir. Bazı nüshada ise, metin şu manayadır:
-Onu, zatına yakın bir kata konuk eylę..
Kıyamet günü, Resulüllah S.A. efendimizi, ilahi yakınlık nurla-n, müşaliede sırları, zati tecellilerinle yaklaştırıcı mekâna konuk ey-lemek sureti ile onu mesrur eyle..
RESULULLAH SA. EFENDİMİZİN ŞEFAAT VAADİ
Bu salavat-ı şerifeyi, Taberani Mucem-i Kebir adlı eserinde, Imam-ı Ahmed ve Bezzaz ve İbn-i Ebi Åsım Sünen'inde Ruveyfi b. Sa-bit Ansari'den rivayet edildiğini çıkarıp anlattılar.
Bunlar, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı: «Bir kimse aşağıdaki salavatı okursa, kıyamet günü sefaatım ona vacib olur.
Allahım, Muhammed'e salat eyle. Ve onu, Katına yaklaşan menzile kıyamet günü konuk eyle.» (1)
(1) Bu salavat-ı şerifenın Arapça okunuşu şöyledir:
Allahümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül-münzel'el-mukarrebe minke yevm'el-kıyameti.>
veczihi anna mahüve ehlühu ve ală ce-mii ihvanihi minen-nebiyyine ves-sıd-dıkiyne veş-şühedai ves-salihin.
56. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin ve enzilhül-münzel'el-mukarrebe yevm'el-kıyameti.
57. Allahümme salli alâ seyyi-dina Muhammedin'illahümme tevvic-hü bitac'il-izzi ver-rızai, vel-kerameti. Allahümme a'tı liseyyidina Muhamme din efdale maseeleke linefsihi ve a'tı liseyyidina Muhammedin efdale ma-seeleke lehu ehadün min halkıke ve a'tı liseyyidina Muhammedin efdale ma-ente mes'ulün lehu ila yevm'il-kıya-meti.
58. Allahümme salli alâ seyyi-dina Muhammedin ve Aderme ve Nuhin ve İbrahime ve Musa ve İsa ve mabey-nehüm minen-nebiyyine vel-mürseline salavatüllahi ve selâmühu aleyhim ecmain.
59. Allahümme salli alâ ebina Aderne ve ümmina Havvae...........
**
Onu bizden yana, lâyık olduğu şekilde mükafatlandır. Nebilerden, sıddıklar-dan, sehidlerden, salihlerden kardeşlerine dahi salát eyle.
57. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Allahım, ona izzet, rıza ke-ramet tacı giydir. Allahım, efendimiz Muhammed'e, senden özü için istediği şey-lerin en faziletlisini ihsan eyle. Halkından herhangi birinin, efendimiz Muhammed için senden istediği şeylerin en fazletlisini kendisine ihsan eyle. Aynı şekilde efen-dimiz Muhammed için; taa, kıyamete kadar senden istenilmiş şeylerin en fazilet-lisini kendisine ihsan eyle.
58. Allahım, efendimiz Muhammed'e, Adem'e, Nüh'a, İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya ve bunlar arasında geçen nebilere, resullere salåt eyle. Allah-ü Taåla'nın salavatı ve selâmı onların hepsinin üzerine olsun.
istishad 1 : إستشهاد gehadet getirme: "eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhamme
den abduhu ve rasuluhu yani "Allah'tan (c.c.) başka tanı yoktur ve Muhammed (a.s.m.) O'nun kulu ve elçisidir" demek 2 şahit olma me 5 şehit olma 3. sahit gösterme, şahit tutma 4.delil göster
istitafkarane استعطاف كارانه: sefkat ve yardım ister tarzda
star1 gizli kalma 2. örtünme, kapan ma
Istitraded bir konudan söz açmış ken, söz gelisi, baska bir konuyu ve sözu ara-ya sıkıştırıp anlatıvermek
istitraden إستطراد : )ed.) bir konudan soz aç mışken, başka bir konuyu ve sözü araya sıkış tırıp anlativererek
dışı olduğu halde başka bir konuyu ve sözu araya sıkıştırma türünden
istiva 1 : إستواء.düzenleme, düzene koyma, düzenli ve tertipli hale getirme 2.(bir şeye) yönelme 3istila etme, yerleşme 4.eşitleme, hale gelme 5.ortalama, ortada olma (hatt-1 istiva: dünya'nın iki kutbu arasındaki orta çizgi, ekvator)
istizae 1 : إستضاله.ışık alma, aydınlanma 2.(mec.) doğru yolu gösteren aydınlatıcı bilgi ve hakikatleri alma
istizhar 1 : إستشهار.yardım alma, destek alma, yardım ve destek isteme 2 açıklama isteme
İsveç إبرج : skandinavya denilen ve kuzey denizi ile Baltık Denizi arasında yer alan ya-rım ada içinde yer alan Kuzey Avrupa ülkesi; Norveç, Finlandiya ve Danimarka ile komşu; dini protestan Hıristiyanlık
isyan 1 : عصیان.itaatsizlik, karşı gelme 2.gü-nahkarlık, Allah'ın (c.c.) emirlerine uymama 3.ayaklanma
isyankar : 1.itaatisiz, emre karşı gelen 2.Allah'ın (c.c.) emirlerine karşı gelen, günah-hazırlayan veya ona katılan kar, günah işleyen 3.isyancı, bir ayaklanmayı
isyankarane عصیانگارانه : isyan edercesine, Al-lah'ın (c.c.) emirlerine karşı gelir tarzda
isyansız عصيانز : emir dinlemezliği, emre uy-mamazlığı, isyanı olmayan
1 : عيش yaşayış 2.yaşamak için gerekli şeyler 3.yiyecek, içecek, besin
isa (lisa( 1 : عشاء.yatsı namazı vakti 2.akşamla tışından gün ağarmasına kadar süren zaman; yatsı namazı arasındaki zaman 3.güneşin ba-
شاعة (من) موزkese duyurma المال yakma, tutuşturma, alevlendir me 2 (mec.) siddetlendirme
467
gar 1 : اشعار bildirme, haber verme 2 yazı ile bildirme
sara fazilaneleri اشعار فاضلانه لری üstün vasif lara(niteliklere) sahip siz büyüğümüz tara fından bildirilmesi
Iyar Samedani اشعار صمدانی : Samed olan (yani, hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şey. her an kendisine muhtaç olan) Allah'ın (c.c.) kitap gönderip dilediklerine bildirmesi
isarat (isarat, işarat( إشارات : işaretler izler, manaları kapalı tarzda belirten şeyler
iyarat-i cemal إشارات جمال : Allah'ın sonsuz zelliklerinin işaretleri
garati gaybiye إشارات غيبيه : gaybe ait (yani, in-sanlarca bilinmeyen gelecekteki olaylara ait) işaretler
İşarat-ı gaybiye-i Gavsiye إشارات غايبية غوليه Gavs (ermişlerin büyüğü) olan Abdulkadir Geylani'nin (k. s) gelecekteki olaylara ait işa retleri
isarat-ı hadisiye إشارات حديثيه : hadiste var olan işaretler (bk. hadis)
Isarat-ı harfiye إشارات حرفيه : harflerle verilen işaretler, (ebced veya cifir hesabında) bir söz-de geçen kelimelerdeki harflerin, (çeşitleri ve sayıları veya sayısal değerleri bakımından te-sadüfle açıklanamayan bir durum gösterecek bir çok mana ve gerçeklere yaptıkları işaretler (bk. ebced, cifir)
işarat-ı harika-i Aleviye إشارات خارقة عليه: H Ali'nin sözünde gizli harika işaretlerini, ha-berlerini gösteren şeyler
isarat-i hasriye إشارات حشر به :hasre (yani ölüm-den sonra kıyamette tekrar dirilişin gerçekliği-ne) dair işaretler (emarat ve işarat-ı haşriye: haşrin gerçekliğine dair belirtiler ve işaretler)
İşarat-ı huruf-u Kur'anlye إشارات حروف قرآنیه
"Kur'an harflerinin bir takım gizli mana ve gerçeklere yaptığı işaretler manasına gelen (Ustad Bediüzzaman'a ait) risalenin adı
Isarat i'caziye إشارات إعجازيه : icazla ilgili işa retler, deliller; insanların söyleyebileceği bir söz olmayıp Allah'tan (c.c.) gelen mucizeli
söz olduğuna dair deliller, işaretler
işareti amme
isarat kesire إشارات كثيره cokeşitli işaretler (emarat ve işarat-kestre çok çeşitli belirtiler ve işaretler)
işarat-ı Kur'anive إشارات قرآنية : Kur'an'daki bir çok derin ve geniş, kapalı mana ve gerçekleri ifade eden işaretler
Isarat : Rabbaniye إشارات ربانية : her şeyin Rabbi (yani sahibi ve terbiyecisi) olan Allah (c.c.) ta rafından gelen uyarıcı işaretler
isarat riyaziye إشارات رياضية : )Kur'an ayetle rinde geçen) kelimeler ve harflerin, çeşitleri ve sayıları veya sayısal değerleri bakımından tesadüfler açıklanamayan bir durum göstere rek bir çok mana ve gerçeklere yaptıkları işa guretler (bk. ebced, cifir(
Isarati Seba إشارات سبعه : "yedi işaret" mana-sındaki Üstad Bediüzzaman'a ait risalenin adı sarat : Selase إشارات ثلاثة : "ü işaret" manasın-daki risalenin adı
İşarat-ı tevafukiye إشارات توافقية: Risale-i Nur'daki yazılarda görülen) tevafuklar yolu ile beliren işaretler; kelime ve harflerin sahi-felerdeki yerleri, sayıları, sayı değerleri gibi tesadüfle açıklanamayan hal ve durumların, bir takım manalara ve gerçeklere yaptıkları
işaretler
Isarat-ül caz إشارات الإعجاز : "icaz işaretleri; Kur'an'ın insan sözü olmayıp Allah'tan gelen mucizeli sözler olduğunu ispat eden işaret-ler, deliller" manasında ki Bediüzzaman Said Nursi'ye (r.a.) ait tefsir kitabının adı
İşaret إشارت :iz, belirti 2.bir manayı kapalı şekilde gösteren ifade 3.(el, parmak vs. ile) gösterme 4.sembol, manası önceden belirli şekil
İşaret-i Ahmediye إشارت احمديه : Hz. Muham-med'in (parmakla ay'a) (a.s.m.) yaptığı işaret
işareti akliye إشارت عقلية : akla hitap eden işa-ret, akılla anlaşılacak işaret
İşaret-i Aleviye إشارت علويه : H. Ali'nin sözle-rinde bulunan işaret
Işaret-i amme إشارت عامه : genel işaret; özel bir kişi, durum, olay ve mana ile ilgili olmayan, belli bir zaman ve yer belirtmeden bir çok gerçeklere ve manalara toplu olarak yapılan
واد أخذنا ميثاقكم لا تسفكون بما معمولا افري الفكم من دِيَارِكُمْ ثُمَّ المرزكم وانتم للهلون . لم الكم هؤلاء تقتلون المسكم واتفرجون فريد ملكم من ديَارِهِمْ تَظَاهِرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْالم والعنوان فإن يألوكم أسارى لقَادُوهُمْ وَهُوَ مُحرم عليها الخراجهم التؤمنون ببعض الكتاب وتحفزون يحيى فما جزاء من يفعل ذلك منكم إلا جرى في الحين الدنيا ويوم القيمة يُرَدُّونَ إِلَى أَشَةِ الْعَذَابِ وَمَا الله يعاني عما تعملون أولئك الذين اشتروا الحيوة الذاتي بالأجرة فلا يخطفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ . ولقد أتينا موسى الكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِمِ بِالرُّسُلِ واليا عيسى ابن مريم البينات وايدناه بروج المدن الكل جاءَكم رسول بنا لا تهوى القسم استكبرت لفريقا كذبتم وفَرِيقًا تَقْتُلُونَ . وَقَالُوا قُلُوبُنَا على قل لعنهم الله بكفرهم فقليلا ما يُؤْمِنُونَ .
" Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvå olmaktır, kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah, sizin yapmakta olduğunuzdan
habersiz değildir.99
(Bakara, 2/85)
ون
Mushaf sayfa no: 12
Hafızlık sayfa no: 1. Cüz/9. Sayfa
İMAN BÜTÜNDÜR, BÖLÜNME KABUL ETMEZ.
BİLGİ
İsrailoğullarından bir kısım insanlar, kendilerine gelen Kitab'ın bazı hükümlerini görmezden gelmişlerdi. Halbuki "iman ettim." sözünün geçerliliği, iman esas-larının istisnasız kabulüne bağlıdır. Peygamberin Yüce Allah'tan getirip tebliğ ettiği şeylerde seçim yapmak, istediğini kabul edip istemediğini reddetmek de bir tür imansızlıktır. Kitabın tamamına inanmayan, onu kendisine uydurmuş olur. Aslında böyle yapanlar Allah'ı değil, kendi heva ve heveslerini ilah edin-miş olurlar. Hevasını ilah edinenin Allah katında kazanacağı hiçbir şey yoktur.
MESAJ
1. Allah'ın kitabı, dünya ve ahiret saadetinin garantisidir. Ondan yüz çevirmek
ise dünya ve ahirette mahrumiyettir.
2. Mü'mine yakışan Allah'tan gelen her emre memnuniyetle teslim olmak ve o emri hakkıyla yerine getirmek için çaba sarf etmektir.
KELİME DAĞARCIĞI
Imån: İnanmak, din adına tebliğ ettiği konularda Peygamber'i tasdik etmek.
ون ساعة جاك من عند الله مصدقى لنا معهم رسة الوا من قبل يَسْتَقيمُونَ على الذين كفروا ذلك حملة اعرفوا سفر و به فلمات على الكافرين . الرواية الفُسهمْ أَن يَنظُرُوا بنا أنزل الله أن ينزل الله مِنْ فَضْلِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِ تار يغلب على غضب والكابرين عذاب مهين . وان قيل لهم أينُوا بِمَا أنزل اللهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِنا أُنزِل عب ويرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقِّ مُصَدِّقًا ن معهم قل فلم تَقْتُلُونَ البياء الله من قبل ن كنتم مؤمنين وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ كم المحلكم العجل من تقدم وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ .
ولا أخذنا في الكُم وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّور لدوا ناكم بقوة وَاسْتَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا واشربوا في قلوبهم الْعِجْلَ بِكُفْرِهِم قُلْ بِشستا بشركم به ايتالكُمْ إِن كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ .
Mushaf sayfa no. 13
Hafızlık sayfa no 1. Cuz/8 Sayfa
NASIL İNANIYORSANIZ ÖYLE YAŞARSINIZ.
BİLGİ
Yahudiler, Peygamberimiz onları İslam'a çağırdığında O'nu ve Kur'an'ı inkar ettiler ve yalnızca kendilerine indirilen Tevrat'a inanacaklarını söylediler. As-lında onlar Tevrat'a da gereği gibi iman etmiyor, ona aykırı davranıyorlardı. Çünkü Tevrat'ta cinayet yasaklandığı hâlde onlar geçmişte bazı peygamberleri öldürmüşlerdi. Yine o kutsal kitap Hz. Peygamber'i müjdelediği halde onlar buna inanmamışlardı. Aslında onların iman dediği şey, kendi arzularını Tevrat'ın hükmü yerine koymaktan ibaretti. Bu ise gerçek bir iman değildi.
Tufanda, cümle insanlar helåk oldu. Yalnız, Nuh'un gemisinde bu-Jünanlar kurtuldular. Bunların da, Nuh a.s. hariç; hiç birinin nesli suhur etmedi. Nuh'un a.s. çocukları da Ham, Sam, Yafes'tir. Bunların nesillerinden Yüce Hak, dünyayı insanla doldurdu.
Yer ehlinin ilk defa, iman daveti için peygamber olarak gönderile-ni Nuh a.s. peygamberdir.
Nuh a.s. peygamberden evvel gelen peygamberlerin ümmetleri mümin idi. Onlar, ancak kavimlerine şer'i hükümleri bildirmek için gönderilmişlerdi.
Nuh'un a.s. kavmi kâfirdi. Onları imana davet için, ilk defa gön-derilen kendisidir.
İbrahim'e..
Yani İbrahim'e de salât eyle.. Çünkü: Arap kavmi ve ehl-i kitap onun neslinden gelmiştir. Özellikle, Resulüllah S.A. efendimizin en büyük ceddidir.
Musa'ya..
Yani: Musa'ya da salât eyle..
Çünkü, Musa a.s. kelimullahtır. İsrailoğullarının tümüne pey-gamber olarak gönderilmiştir. Tevrat-ı şerif kitabı ona indirilmiştir. Kıyamet günü, Resulüllah S.A. efendimizin şanlı ümmetinden sonra, onun ümmeti, sair nebilerin ve resullerin ümmetlerinden çoktur.
İsa'ya..
Çünkü, İsa a.s. peygamberin yaratılma durumu, Adem'in a.s. ya-ratılmasına benzer. Ådem a.s. balçıktan yaratıldı. İsa a.s. ise, babasız yaratıldı. İncil kitabının sahibidir. Yüce Hak, onu diri olarak semaya yükseltti. Kıyamete yakın, deccalin çıktığı zaman, yere inecektir. Dec-cali öldürecek, Resulüllah S.A. efendimizin şeriatı ile amel edecektir.
Görüldüğü gibi, bu salavat-ı şerifede, meşhurlardan beş peygam-berin özel olarak ismi anlatıldı. Sebebi şudur: Hazret-i Adem cümlenin aslıdır. Kalan dört peygamber ise, Nuh, İbrahim, Musa ve İsa'dır; Ah-kaf suresinde:
«..Peygamberlerden azim sahipleri..» (46/35)
Buyurulmuştur. Mücahid'in Rh. rivayetine göre, bu azim sahiple-ri anlatılan peygamberlerdir.
Keza, bunlar arasında geçen nebilere ve resullere de salât eyle..
Nebilerin ve resullerin sayısında ihtilaf vuku bulmuştur.
pareti gayblye إشارت غیبیه gaybe alt iparet, 1 insanlarca bilinmeyen gelecekteki olaylarla ilgili olan işaret 2.Allah (cc) tarafından bazı gerçeklerin bilinmesi için gelen işaret
isaret i hadisiye إشارت حديثية : hadiste var olan işaret (bk. hadis)
Isaret-i harfiye إشارت حرقبه : bir sözde geçen ke limelerdeki harflerin, (çeşitleri, sayıları veya sayısal değerleri bakımından tesadüfle açık lanamayan durumları ile) bir çok mana ve gerçeklere yaptıkları işaret (bk, ebced, cifir)
Igaret-i hassa إشارت خاضه : hususi (özel işaret, ozel bir kişi, durum, olay, mana veya belli bir zaman ve yerle ilgisi bulunan işaret
Isarat-i hissiye إشارت حسيه : duyu organlarıyla algılanabilen gerçekler ile ilgili işaret
isaret-i 'caziye إشارت إعجازيه : i'cazla ilgili işaret delil, Kur'an'ın insanların söyleyebileceği bir söz olmayıp Allah'tan(c.c.) gelen mucizeli söz olduğuna dair işaret, delil
isaret-i ilahi (ye( إشارت إلهيه : Allah'tan (c.c.) ge-len işaret
işlemek 1 : إيشله مك.iş görmek 2.çalışmak, ça lışır durumda olmak 3.nakış yapmak 4.yap-mak, imal etmek
ismam إشمام : hissettirme 2.işaret verme
3.koku yayma, koklatma
israk 1.1 : إشراقşıklandırma 2.(tas.) hakikat ışı-ğının kalbe doğuşu, keşf, ilham, manevi kalb gözü ile gerçeği görüp aydınlanma
İşrakiyyun ابشراقيون : İslam dünyasında ortaya
çıkan felsefe akımlarından "İşrakiye" felsefe-sinin savunucuları. Bunların başında İşrakiy-ye Felsefesinin kurucusu Şehabeddin Sühre-verdi (mi. 1153-1191) gelir. Onun izleyicileri arasında Şehrizuri, ibn-i Kemmune (öl. mi. 13.yy) sayılabilir. bilir. Sühr Sühreverdi, insanın hakika-ti bulma imkanı ve kaynağı konusunda filo-zofları üç guruba ayırır:
1.gizli ve metafizik gerçeklerin kalb ve sez-gi yolu ile; manevi aşk ve zevk yolu ile keşfe uğraşanlar: bunlar akıl yolu ile gerçeklerin bulunabileceğini kabul etmezler. Beyazıd-1 Bestami, Mansur gibi
2.akıl, muhakeme ve istidlal (bk. istidlal) yo-lunu seçenler: bunlar sırların, kalb ve sezgi, manevi aşk ve zevk yoluyla keşfine önem ver-mezler. Aristocu, akılcı bir felsefe akımı olan Meşaiyyun (Aristocu'lar) gibi.. (bk. Aristo)
3.manevi keşf, müşahede, manevi aşk ve zevk yolundan gitmekle birlikte, kalbe açılan hakikatlerin tespit ve açıklamasında akıl ve muhakeme yolunu da beraber kullananlar.
gret Sahreverdi kendini bunlardan sayar ve der me, istidlal yolu ile değil, büsbütün baska k bana her şey akılla, düşünme, muhake-bir tarzda gelmiştir. Ben sonra, bu keşfedil-Sahreverdi, "Eflatun ve Eflatuncu filozofları miş şeylerin akıl yolu ile delillerini aradım" dust'a, Israki felsefenin temsilcileri olarak ve eski Iran Zerdüslük dininin kurucusu Zer-görür Schreverdi. Aristocu ve akılcı filozof. lardan Farabi ve İbn-i Sina gibi, kainatın ya-ratılması konusunda ilk sebeb olarak Allah's (cc.) kabul eder ve bu ilk sebepten çıkan var-bakları da yaratıcı sebebi gibi görüp sebepleri, bir çeşit Allah'ın (c.c.) ortaklar zinciri seklin-birbirlerine vasıtalı yansıması şeklinde açık-de gösterip bunları ilahi nurun varlıklarda lar. doğu ve Yunan düşüncesini uzlaştırmaya çalışan bu göruş, Allah'ın (c.c.) her şeyin doğ-rudan tek yaratıcısı olduğu inancına dayanan tevhid inancı ile bağdaşamaz
isret 1 : عشرت.içki içki içme
iştahsızlık اشتاهز لك : yemek yeme isteksizliği
stial إشتغال: yanma, alevlenme 2. (mec.) kuv-vet ve şiddet kazanma
istibah 1 : اشتباه.)tas.) Allah (c.c.) sevgisiyle kendinden geçmiş haldeyken, gerçek dünya ile manevi gerçekler arasındaki farklılıkları ayırt edememe 2.şüphelenme 3.şüphe
istibak إشتباك : birbirine karışma; iç içe geçme,
geçişme
iştibak-ı tesanüd-u nazm إشتباك تساند نظم : keli
me ve cümlelerin kuruluşunda tertip ve dü-zen bakımından birbirine dayanmada iç içe
iştigal إشتغال : çalışma, uğraşma, meşgul olma
istigalat إشتغالات: meşguliyetler, çalışmalar,
uğraşmalar
istiha 1 : إشتهاء.istek, arzu 2.yiyecek isteği
istiha-yı hakiki إشتهاى حقیقی : gerçekiştah, acık-ma ve besin ihtiyacından ileri gelen yiyecek
isteği
istiha-yi kazib (e( إشتهاى كاذبه : yalancı iştah, acıkma ve besin ihtiyacı dışında nefsin yiye-ceklerden zevk alma amaçlı yeme isteği
istihar 1 : إشتهار.tanınma, meşhur olma, şöhret kazanma, ün kazanma 2.şöhret, ün
istikak 1 : اشتقاق.kış, çıkma, kaynaklanma 2.(gr.) kelimelerin kök kelimeden türemesi 3.(ed.) aynı kökten gelen ve ses benzerlikleri bulunan kelimeleri aynı cümlede kullanma
iştirak اشتراك : ortaklık, ortak alma, pay sahi-bi olma 2.katılma
iştiraki amal اشتراك اعمال : is bölümü, birlikte çalışma
iştirak-ı a'mal-ı uhrevi (y( اشتراك اعمال اخرویه ahiret işlerinde ve dini hizmette mü'minler arasında, birbirleriyle yardımlaşmaya daya-nan iş bölümü
ما تنسخ من أية أو النبها نأْتِ بخير منها أو مثلها الم تعلم أن الله عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ أَلم تَعلم الى الله له ملك السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ الله من ولي ولا تصبير أم تُرِيدُونَ أَن تَسْتَلُوا رسولكم كما سجل مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الكفر بالإيمان فقد ضل سواء السبيل - ود كثير من أهل الكتاب لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كَفَّارًا حَسَنًا مِنْ عِنه انفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الحَى فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتَّى يَأْتي الله بأمره إنَّ الله عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ . وأقيموا الصلوة وأتُوا الزكوة وما تقدموا لأنفسك منْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ . وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا أَوْنَصَارَى تِلْكَ أمَانِيُّهُم قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهُهُ اللهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فله أجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَلُونَ .
66 Namazı kılın, zekâtı verin. Önceden kendiniz için ne hayır yaparsanız onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızı eksiksiz görür.9, (Bakara, 2/110)
وقالت
Mushaf sayfa no: 16
Hafızlık sayfa no: 1. Cüz/5. sayfa
EN GÜZEL YATIRIM, ALLAH İÇİN İBADETTİR.
BİLGİ
Yapılan hiçbir amel zayi olmayacak, dünyada eken meyvesini ahirette alacak-tır. Dünyanın ekini namaz, oruç ve zekât gibi ibadetler; ahiretin meyvesi de Allah'ın rızası ve kulunu razı edecek sonsuz nimetleridir. Dünyada ahiret için çalışıp gayret eden, hastalık, yoksulluk ve yaşlılık zamanları için biriktiren gibidir. Dünyayı ticarete elverişli bir mevsim gibi görüp yatırımını yapmayan, ahiretini yokluk içinde, zemheri soğuğunda yaşar.
MESAJ:
1. Dünyada ahiret için yapılan yatırım asla zarar ettirmez.
2. Ahiret için yapılacak yatırımların başında bedenin şükrü anlamındaki namaz ile malın şükrü anlamındaki zekât gelir.
KELİME DAĞARCIĞI:
İkametü's-salât: Namazın vaktinde, eksiksiz bir biçimde, erkânına riayet edi-lerek ve devamlı olarak kılınması.
66 Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve
onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik var, ahirette de onlar için büyük azap vardır.99
(Bakara, 2/114)
وقالت اليهود ليست النصارى على شي وقالت النصارى ليست النهودُ عَلَى شَيْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَاب كذلك قال الذين لا يَعْلَمُونَ مِثل قولهم قالله يحكم بينهم يوم القيمة فيما كانوا فيه يختلفون .
Ibadet, Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, kulların da Rablerine karşı görevidir. Bu görevi yerine getirmek için özel olarak yapılmış mekânları maddi veya manevî olarak tahrip etmek en büyük zulüm, bunu yapan da en azılı zalimdir. Zulmün cezası ise hem dünyada hem ahirette rezil ve rüsvá olmaktır. Başta müminlerin Mescid-i Haram'a girmelerine engel olan müşrikler olmak üzere Müslümanları mescitlerden alıkoyan ve daha sonra yaptıklarından pişmanlık duymayanlar dünyada bu zillete maruz kalmışlardır. Onların asıl cezası ise ahirettedir.
MESAJ:
1. Mescitleri tahrip edenler hem Allah'a karşı gelmiş hem de bir hakkın ifasını engellemiş olurlar.
2. Mescitleri inşa etmek yoluyla maddeten, içinde ibadet etmek suretiyle de manen imar etmek imanın göstergesidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Zulüm: Belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan batıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma.
Bu eser Osmanlı Devlet Arşiv lerinde Yokolmağa Terkedilen Bel gelerden Oluşmaktadır.
Ali Suaviye yardım eden yaban-cılar kimlerdi. Mısır. Kıbrıs, Yunan ve Ermeni meselesinin belgeler-deki gerçek görüntüsü. Birinci meşrutiyet meclisi neden kapa-tildi. İngiltereye çalışan devlet adamları kimlerdi.
Sultan Abdülhamid Hânın son senesinde İttihad ve Terakki Partisi iktidarı ele geçirince, halkı padişah aley-hine çevirmek ve kendi par-tilerine üye yapmak için çalışmalara başlarlar... Bun-lardan Dr. Nazım Bey, Ay-dın'a giderek, tütün tüccarı sıfatıyla şehrin ileri gelen-leriyle görüşür. Bu arada meşhur Çakıcı Mehmet Efe'nin yanına da gider... Sohbet esnasında Efe'ye der ki:
"Sultan Abdülhamid dev-lete hâinlik ediyor. Bilhassa ortalığı hâfiyelerle doldurdu. Bunların hemen dağıtılması lâzım..."
Çakıcı Efe, Nazım Beye dönerek şöyle konuşur:
"Padişah memlekete hain-lik etmez... Hâfiye işine gelince, ben bir eşkıyayım. Dağda gezebilmem için jan-darmaların hareketlerinden haberdar olmam lâzım. Bu köylerde benim 20'den fazla hafiyem var. Onlar bana za-manında haber iletmeseler, bir gün bile bu dağlarda dolaşamam. Benim gibi bir eşkıyanın hâfiyeye ihtiyacı
oluyor da bu devletin padi-şahının niçin olmasın? Böyle münasebetsiz laflar etmeyin ve derhal burayı terkedin!.."
Häfiyelik dedikleri mese-lenin aslı şöyledir: Osmanlı Devleti'ne "Hasta adam" gözü ile bakıldığı ve pay-laşma hesapları yapıldığı bir devrede başa geçen Sultan II. Abdülhamid Hân, dün-yadaki politik gelişmeleri yakından takip etmek üzere sarayda bir çeşit "Bilgi merkezi" kurdurdu. Buraya bilgi akışını sağlayan "Özel görevliler" vardı... Osmanlı ülkesiyle ilgili bütün dünyada çıkan yazılar ve dış temsil-ciliklerden gelen raporlar bu-rada toplanır ve değer-lendirilirdi... İşte "hafiyelik" dedikleri budur.
ZEKA BULMACASI
CARPIM
X
Y
pımı bulabilir misiniz? X ve Y birbirinden farklı iki sayıdır. Üstteki sayıda bulunan 6 nokta birbirinden farklı 6 ra-kamı göstermektedir. Bu çar-
İslâm düşmanları, geçmişte kaba kuvvetle, sinsi planlarla is lâmiyeti ortadan kaldırmak için çok çalıştılar. Bunda tam bir başarı sağlayamayınca bu defa açıkça dine saldırmaya baş-ladılar. İslâm kitapları hatta, Kur'ân-ı kerimler bile yasak edil-di. Bu İslâm âlimlerinin yerine, kendileri tarafından yetiştirilen din câhili kimseleri getirdiler...
Sonradan gelen İslâm düş manlan da; din adamları fen bilmez, din adamları câhildir, gericidir." diyerek Müslüman yavrularını İslâmiyetten uzak-laştırmaya çalıştılar. İslâmiyete ve Müslümanlara zararlı olan şeylere asrilik, ilericilik dediler.
Bu vatan hainleri ile en büyük mücadeleyi yapan Cennet mekân Sultan II. Abdülhamid Hân oldu. Bunun için "Kızıl Sul-tan" ilan edildi. Abdülhamid Hän, Avrupalı profesörler ve fen adamlarını, çok yüksek maaş vererek Istanbul'a getirtti. Vatanına, milletine, dinine bağlı ilim ve fen adamları yetiştirdi. Kıymetli subaylar yetiştirdi. Fakat, Balkan, Çanakkale, Rus ve Filistin cephelerinde, sinsice hazırlanmış Ingiliz plânları ile, Abdülhamid Han'ın yetiştirmiş olduğu, dünyanın birinci kara ordusu yok edildi. Yüz binlerce vatan evladı şehid edildi. Os-
manlıyı arkadan vuranlar, hic rahat yüzü görmediler. Iste Orfa Doğu'nun hali meydandadır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki:
"İslam'ın en büyük düşmanı Ingilizlerdir. İslamiyet'i bir ağaca benzetirsek, başka käfirler, fırsat bulunca, bu ağacı dibinden keser. Müslümanlar da, bunlara düşman olur. Fakat, bu ağaç bir gün filiz verebilir.
Ingiliz böyle değildir. Bu ağaca hizmet eder; besler. Müslüman-lar da, onu sever. Fakat, gece kimse anlamadan köküne zehir döker. Ağaç kurur. "Vah vah çok üzüldüm, diyerek Müslümanlan aldatır... Ingiliz in, Islam'a böyle zehir salması demek, para, mev ki ve kadın gibi, nefsani arzular karşılığında satın aldığı yerli münafıklanı, soysuzlanın elleri ile, Islam alimlerini, Islam kitap-lannı, bilgilerini ortadan kaldır-masıdır...
ZEKA BULMACASI
İNATCI KURBAĞA Bir kurbağa 30 metre derin-
liğinde bir kuyuya düşer. Gündüz 3 metre timanip gece de 2 metre aşağı kayar. Kur-bağa kuyudan kaç günde pikar? (Cevabı yarın)
Ancak, bu rivayet, haber-i vahid olduğu için zan ifade eder. Astl tercihli durum, adedi tayin etmemektir. Şöyleki:
Bunların evveli Hazret-i Adem'dir: Ahiri ise, Resulüllah S.A. efen-dimidir. Bu ikisinin arasında teşrif eden nebiler ve resullerin hepal haktır.
Anlatılan şekilde inandım. Diyerek tasdik etmek gerekir.
olsun. Allah-ü Taâlânın salavatı ve selamı onların hepsinin üzerine
Bu salāvat-ı şerifenin üç kere okunması gerekir. Ancak bazı nüs halarda, üç defa okunacağına dair bir kayıt yoktur. (Bizim bu esere aldığımız metinde de yoktur.)
ELLİ DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
-Allahım, babamız Adem'e ve anamız Havva'ya, meleklerin sa-lâtı gibi salât eyle.
Bu cümleye iki mana verilebilir. Şöyleki:
Allahım, sen, meleklerinin üzerine inzal buyurduğun salât gi-bi salat eyle.
-Allahım, meleklerinin getirdikleri salavat-ı şerifelerin sayısı kadar Adem ve Havva üzerine salát eyle.
Keza, onlara RIDVAN ihsan eyle: taa, kendilerini razı edince-ye kadar.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
RIDVAN.
Tabiri, Yüce Allah'ın en büyük rızası, bol rahmeti, keremi ve ih-sanıdır. Allahım, Adem ve Havva'yı, en yüce firdevs cennetine koy-makla ve onları üstün nimetlerinle razı edinceye kadar ihsanını yağ-dır.
Allahını, onları mükafatlandır. Babayı ve anayı çocukları do-layısı ile mükafatlandırdığın şeylerin en faziletlisi ile..
Bir ana çocuğunu dokuz ay karnında taşır. Doğurduktan sonra da, onu emzirir. Bu sıralarda, çeşitli eza ve meşakkat çeker. Onlar, ke-male erdikten sonra da, türlü türlü zorlukları ve zahmetleri görür.
Babaya gelince, çocuklarını geçindirmek için, onları İyi terblye ederek búluğa erinceye kadar onlara hizmette bulunmuştur.
Iste.. bu ana babanın ettikleri hizmet karşılığında, kendilerine yaptığın mükafatın daha faziletlisi ile, babamız Adem ve anamıs Hav-va'yı mükafatlandır.
صلوة ملكوك واعملها من العنوان مني ها وَأَجْرِهَا اللهم ما جاريت به ان والما عن ولدينها .. اللهم صل على جبريل ومتكامل واسرافيل ومن داخل وحملة العرش وعلى المليكة والمقربين و على جميع الابناء والمرسلين صلوات الله وَسَلَامُهُ عَلَيْهِ أَجْمَعِينَ " اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سيدنا ممَّا عَدَدَ مَا عَمِلْتَ وَمِلْ مَا عَلَيْتَ وَ رة ما قلت وَمِدَادَ كَلِمَاتِكَ .. اللهم صل عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمد صَاوَة موصولة بالمزيد اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمد صَلوهُ لَانتَظِمُ ابد الابد ولا بيا ١٣ اللهمَّ صَلِّ عَلَى شَيَادِ محمد صَلونَكَ الَى صَلَّيْتَ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى سَدْنَا
60
salavate moläiketike ve s'thime nd ner dulvani hatta turdiyetima veeri himallahümme ma caxeyte bibi chen ve Gmmen an valideyhima.
60. Allalitimme salli alâ seyyi dina Cibrile ve Mikaile ve İsrafile ve Azralic ve hamelet'il arşi ve alel me läiketi vel mukarrehine ve alá cemil enbiyai vel miracline salavatollahi ve selämühu aleyhim ecinain,
61. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin adede maalimte ve mil'e maalimte ve zinete maalimte ve midade kelimatike.
62. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin saláten mevsuleten bilmezidi. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin saláten la tanka thu ebed'el ebedi ve låtebidü.
63. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin salátekelleti salley-te aleyhi ve sellim alá seyyidina
Keza, onlara rıdvan ihsan eyle; taa, kendilerini razı edinceye kadar. Alla ham, onları mükafatlandır. Babayı ve anayı çocukları dolayısı ile mükafatlandır dığın şeylerin EN FAZİLETLİSİ ile. (1)
60. Allalum ulumuz Cebrail'e, Mikäll'e, İsrafil'e, Azrail'e, arşın hamilleri-ne, melekler ve makkarebine, bütün nebilere ve resullere salât eyle. Allah- Ta-ala'nın salatları ve selamı onların üzerine olsun.
61. Allalım, bildiklerinin sayısı kadar, bildiğin şeylerin aldığı kadar, bil-diklerinin ağırlığı kadar, kelimelerinin adedi kadar efendimiz Muhammed'e sa-lat eyle.
62. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle, Öyle bir salát olsun ki, me-zide ulaşsın. Allahım, efendimiz Muhammed'e salåt eyle. Öyle bir salát olsun ki, sensurun sonsuzluğuna kadar kesilmesin. Hem de kesilmenin hiç bir şekli ile.. 63. Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle; sevin, ona ettiğin salat gibi..
(Devamı: 603. Sayfada)
(1) Bu cümlede gegen: EN FAZİLETLİSİ tabiri, metinde yoktur. Şerhte ekluğu için buraya alındı.
itaat- askerive ع عسكريةaskerinitaatı, askerin verilen emre uyması
staatkar الاسكار : itaath, emre uyar, söz dinler, boyun eğer
itatsizlik اطاعت : itaatsızca hareket, emir ve söz dinlememe, kendi başına hareket etme, isyan
itab عناب : azarlama, sert uyarma, cezalandır ma, ceza
itale اطاله: uzatma
itale-i lisan إطالة لسان : dil uzatma, kötü sözler
söyleme
Italya ايتاليا : bir güney Avrupa ve Akdeniz ül-kesi dini, Hıristiyanlığın Katolik mezhebi Hristiyanlık dünyasının en büyük dini lideri Papa da İtalya'dadır
itfa 1 : إطفاء.söndurme 2.(mec.) dindirme, tes kin etme 3 borcu ödeyip kapatma
tham الهام : suçlama, suç yükleme
ithamkarane اتهام کارانه : suçlayıcı tarzda
Ithamname اتهام نامه : sanık hakkında yazılan suçlama yazısı; suç raporu
itibar 1: اعتبار.deger 2 önem, önemseme 3 say-gı, saygıya değer olma 4 göz önünde bulun-durma, dikkate alma, hesaba katma 5 var sa-
yılarak kabul edilen değer itibaren اعتباراً : ...den beriden başlayarak
itibariye( اعتبارية : kendi başına gerçek olma-yıp var sayılan, farazi, var sayıma dayanan, izafi 2 şartlara bağlı kalan
Itibariyle اعتباريله :... bakımından,... e göre
Itibarla اعتبار له ..... bakımından,.... e göre
itibarik اعتبارئق : var sayıma dayanma duru mu 2.şartlara bağlı kalma durumu
)tidal إعتدال : aşırılıktan uzaklık, ölçülülük 2.dengeli olma 3 yumuşaklık 4 soğuk kanlılık 5.uygunluk
tidal- dem إعتدال دم : soğukkanlılık
Itidal- mizac اعتدال مزاح : aşırılıktan uzak, den geli karakter yapısı, ölçülü ve dengeli huy ve yaradılış
itikad 1 : اعتقاد inang, man, inanma 2 bir din de inanılması şart olan temel inançlar, iman prensipleri 3.kanaat, kabul edilen düşünce
deki iman Itikadi kalbi اعتقاد قلبي : kalbdeki inanç, kalb
itikad kamil اعتقاد كامل : Jusursuz iman, tam iman, mükemmel inanç
inançsızlığı savunanlarca ileri sürülen du itikad küfri اعتقاد کفری : inancsak göruşu, şünceler
itikad- ummumi (y( اعتقاد عمومی : yaygın inanç
Itikadi yakin إعتقاد يقين : sağlam ve şüphe go türmez inanç
itikadı örfi اعتقاد عرفی : alışılagelen
itikaden اعتقادا : inanç bakımından
itikadi (ye( إعتقاديه : inançla ilgili
itikadsız إعتقادسر : inançsız, imansız
Itikadsızlık إعتقاد سزلق : inançsızlık
tila إعملاء : yükselme
tilaf التلاقجي : Osmanlı Devletinde II. Meş rutiyet'in ilanından sonra (1908'den sonra) kurulan "Hürriyet ve İtilaf Partisi taraftarla n. (O dönemde bu parti muhalefette, Ittihad ve Terakki Partisi iktidarda idi. (itilaf: uzlaş ma) 2. Birinci Dünya Savaşında savaşan üçlü itilaf devletlerinden her biri (Fransa, İngilte re ve Rusya) itilafçı devletlere karşı savaşan "ittifak devletleri" vardı: Almanya, Avustur-ya-Macaristan ve sonradan bunlara katılan
Bulgaristan ve Osmanlı devleti( Itimad 1 : اعتماد güven 1 güvenme, dayanma
itimad- nefs إعتماد نفس : kendine güvenme
Itimaden إعتمادا : güvenerek
itimadli 1 : إعتمادلي güvenli, kendinden emin, kendine güvenen 2. kendisine güvenilir
ولن ترضى عنك النهوا ولا النصاري على الله بان قل إلى هدى الله هو الهدى وابن البحث المرادهم بعد أن جامات من العلوما لك من الله من ولي ولا تغيره أن المناهم الكتاب بالمونة على الانية الراية تؤمنين وبير مسافر به قبوليك هم المديرين التي انسان های يعني التي العنت عليكم وإلى الكلام على العالمين. والقوايوما لا تخرى نقل عن المين شبكة ولا يقبل منها عمال ولا تنفعها القاعة ولا هم المرون و الان العامة اريبي قال لا ينال مهدي الطالبين يا ملا ان مكانة الناس وانا والجلوا من مقام الرهيم مصل وفيها الترهيم والتعيل أن ظهر الي في المطالبين والعالمين الركي السعود والا قال الرهيا رب اجعل هذا بك اما وان الى منا من الكمرات من أمن منهم بالله واليوم الأجر قال ومن ظفر لاميعة قليلا ثم اضطرة إلى عذاب النار وبلن التميز .
"Vaktiyle rabbi Ibrahim'i bazı sözlerle sınayıp da Ibrahim onları eksiksiz yerine getirince, "Ben seni insanlara önder yapacağım" buyurmuştu. Ibrahim, "soyumdan da" deyince rabbi, "Vaadim zalimleri kapsamaz" buyurdu.99 (Bakara, 2/124)
Mahaf stylane 18
sayfa no: 1. Caz/3. Sayfa
EN AĞIR İMTİHANI PEYGAMBERLER YAŞAMIŞTIR.
Hz. İbrahim, Allah'ın emirlerini yerine getirmeye çalışırken birçok sıkıntılar yaşamış, babası tarafından dışlanmış hatta Nemrut tarafından ateşe atılmıştı. Ama o, bütün sıkıntıları, Allah'ın lütfu sayesinde başarıyla atlatmıştı. Allah da onu insanlara önder yaptı. Fakat onun soyundan gelenlerin hepsi önder yapılmadı. "Vaadim zalimleri kapsamaz" ilahi fermanı, zalimler için Allah'ın bir vaadi olmadığını ifade eder. Allah'ın hakkı olan kulluğu yerine getirmeyen kişi zalimdir. İyi bir Müslüman olmak kan bağına ve biyolojik sebeplere değil dini ve ahlâki liyakate bağlıdır.
MESAJ
Peygamber soyundan gelmek. Allah katında değerli olmaya yetmez. Kişiyi değerli kılan, imanı ve amelidir.
KELİME DAĞARCIĞI
Belä: Allah'ın insanları denemek için verdiği maddi ve manevi sıkıntı, dert, külfet.
"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.99
(Bakara, 2/129)
وإذ يرفع الرهيم القواعد من البيت واسمعيل ربنا المقبل ملا الك الى السبيعُ الْعَلِيمُ رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْن لك ومن ذريتنا أمة مُسْلِمَةٌ لَكَ وَأَرِنَا مُناسكنا ولبْ عَلَيْنَا الك انت التواب الرحيم . ربنا وابعث فيهم رَسُولاً منهم يتلوا عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الكتاب والحكمة ويركبهم الك انت الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِنْه الرهيم إلا من سبة نفسة ولقد اصطفيناه في الدنيا قاله في الأجرة لين الصالحين إذ قال له ربة أسلم قال أسلمت لرب العالمين . وَوَصَّى بِهَا ابْراهِيمُ بنيه وَيَعْقُوبَ يَا بَنِي إِنَّ اللهَ اصْطَفَى لَكُمُ الَّذِينَ فَلا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قال النبيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِى قَالُوا نَعْبُدُ الهك واله أناتك إبرهيم واسْتَعِيل واسحق إلها واحدا وَنَحْل لَهُ مُسْلِمُونَ وَتِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْتَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ .
Hz. Ibrahim ve Hz. İsmail Kâbe'yi inşa ederken bir taraftan da dua ediyor-lardı. Bu dualardan biri de kendi nesilleri içinden bir peygamberin gelmesini istemeleriydi ki, ayetteki dua budur. Aynı zamanda bu dua peygamberlerin görevlerini özetlemektedir. Peygamberler insanlara Allah'ın ayetlerini okur, ki-tabı ve hikmeti öğretir ve onları inançsızlığın kirlerinden arındıracak mesajlar getirirler. Ancak, her türlü kirden arınmak kulun kendi seçimiyle mümkündür. Kul tezkiye olmayı seçmezse Allah onu temize çıkarmaz.
MESAJ
Doğru yolda yürümek, Peygamber'in çağrısına uymakla mümkündür.
KELİME DAĞARCIĞI
Tezkiye: Nefis, kalp ve ruhu ibadet, itaat ve zikirle manevî kirlerden temizlemek.
kitabını ve itretimi bırakıyorum. 1842-Yakında çağrılacağım ve ben o çağrıyı (ahiret yol-Allah'ın kitabı gökten yere uzanan cuğuna çıkmayıl kabul edeceğim. Ey insü cin! Ben size Allah'in bir iptir. Itretim ise ehli beytimdir. Gerçekten güzel ve her şeyden havzın yanında bana gelinceye kadar ayrılmayacaklar. Bakınız, haberdar olan Rabbim bana bildirdi ki, onlar asla birbirinden, benden sonra bunlara nasıl sahip olacaksınız?
١٨٤٣ - إني لأعلمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ لَوْ قَالَ أَعُوذُ بالله من الشَّيْطَانِ الرَّحِيمِ ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ (حم) خ م ك حب عن سليمان بن صرد) قال استب رجلان فاحدهما احمر وجهه واستفخت اوداجه فقال النبي فذكره (ن ع عن عبد الرحمن بن ابى ليلى عن ابي د ت طب عن عبد الرحمن بن ابي ليلى عن معاذ)
1843- Ben gerçekten bir kelime öğretiyorum. Kim bunu derse kendinde bulduğu şey gider. "Eûzü billâhi mineş şeytânir rocîm" derse içinde hissettiği (vesvese ve benzeri sıkıntılar) gider, kalmaz.
١٨٤٤ - إني لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا هَذَا الْغَضْبَانُ لَأَذْهَبَتِ الَّذِي بِهِ مِنَ الْغَضَبِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّحِيم (حم طب عن معاذ ك عن سليمنا بن صرد
1844- Ben bir kelime öğretiyorum. Eğer bu öfkeli adam
onu söylerse bu kelime onun öfkesini bir anda giderir: Allâhüm-me innî eûzü bike mineş şeytânir racîm*
1846- Ben sizi havzın başında şevkle bekleyeceğim. Ya-nima gelen ondan icecek. Kim ondan icerse bir daha asla susa-mayacaktır. Yanıma kendilerini tanıdığım, beni tanıyan kimseler galecekler. Sonra aramızda bir perde çekilecektir. "Onlar ben-dendir." diye haykıracağım. Şöyle cevap verilecek: "Sen bilmiyor-sun, onların senden sonra neler yaptıklarını." "Benden sonra di-nini değiştirenler benden uzak dursun, benden uzak dursun." di-yeceğim.
1847- Ben, hakkınızda mutlaka vuku bulacak olan üç şeyden korkuyorum: Âlimin yanılması, münafığın Kur'an'ı alet e-derek mücadeleye girişmesi ve size açılacak olan dünya.
O gün insan kurtulmak için en yakınlarını feda etmek ister
Ο GÜN in-sanlar bir-birlerine gösterilir. Gü-nahkâr kişi, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisi-ni barındıran ailesini ve yeryüzündeki olarak vermek is-
Prof. Dr. Ahmet TEKİN
anadoluplatformu@hotmail.com herkesi fidye
ter." (Meâric 11-14)
Kur'an bu ayetle insanın en çıplak, en savunmasız halini anlatır. O gün insan tanımayacak değildir; aksine herkesi tanıyacaktır. Evladını da tanır, eşini de, kardeşini de... Fakat bu tanıma merhamet doğurmaz. Korku, bütün bağları ezer geçer. İnsan, kurtulmak için en yakınlarını feda etmeyi ister. Çünkü hesap günü, insanın bencilliğinin bütün maskeleri düşer.
Başka bir ayet bu tabloyu daha da sarsıcı biçimde tamamlar:
"O gün insan kardeşinden, annesin-den, babasından, eşinden ve çocuk-larından kaçar. Çünkü herkesin başını meşgul edecek yeterince derdi vardır." (Abese 34-37)
Dünyada akrabalıkla, cemaatle,
ideolojiyle, çıkarla örtülen zulümler...
"Bizdendir" denilerek görmezden geli-
nen haksızlıklar... "Şartlar böyle" denil-
erek meşrulaştırılan suskunluklar...
Hepsi o gün sahibinin önüne konacak-tır. Ne soy kurtarır, ne yakınlık, ne de kalabalıklar. Çünkü o gün yalnızca adalet konuşur:
"Kıyamet günü adalet terazileri ku-rulur. Kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz." (Enbiyâ 47)
Peygamberimiz bu gerçeği dünya-dayken acıkca uvarmıstır:
Dünyada akrabalıkla, cemaatle, ideolojiyle, çıkarla örtülen zulümler... "Bizdendir" denilerek görmezden geli-nen haksızlıklar... "Şartlar böyle" denil-erek meşrulaştırılan suskunluklar... Hepsi o gün sahibinin önüne konacak-tır. Ne soy kurtarır, ne yakınlık, ne de kalabalıklar. Çünkü o gün yalnızca adalet konuşur:
"Kıyamet günü adalet terazileri ku-rulur. Kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz." (Enbiyâ 47)
Peygamberimiz bu gerçeği dünya-dayken açıkça uyarmıştır:
"Kimin üzerinde kardeşinin hakkı varsa, altın ve gümüşün geçerli ol-madığı o gün gelmeden önce onunla helalleşsin." (Buhârî)
Bir başka uyarısı ise son derece net-tir: "Zulüm, kıyamet günü karanlıktır." (Müslim)
Bugün zulüm karşısında sessiz kalanlar, adaleti kimliğe göre tartanlar, mazlumun kimliğine bakıp tepki veren-ler şunu iyi bilmelidir: O gün kimse kimseyi kurtaramayacak. Fidye kabul edilmeyecek. En sevdiklerini vermeyi is-temek bile fayda etmeyecek.
Bu ayet bize şunu sordurur: Yarın kurtulmak için feda etmek isteyeceğimiz insanlarla, bugün hangi zulümlerde yan yana duruyoruz?
O gün insan kurtulmak için en yakınlarını feda etmek ister.
Ama kurtulanlar, dünyadayken kim-seyi feda etmeyenler olacaktır.
Ki o: Büyük meleklerin nebi ve safilerindendir. Bizim de dünya ve Ahiret işlerimize müekkel olan meleklerden olup Yüce Allah'ın vah-yi İçin emin Cebrail'e tezimat, tekrimat inzal eyle..
Mikail'e..
Bu melek de bizim rızkımıza müekkeldir.
İsrafil'e...
Bu ulu melek ise.. bizim dirilmemize müekkel olup Sur sahibidir: ona üfleyecek.. Onu izaz eyle.
Azrail'e...
Bu ulu melek dahi, ruhlarımızın kabzına müekkeldir.
Melekler arasından, bu dört tanesi özel olarak anlatıldı. Şöyleki:
Cebrall a.s. Resulüllah S.A. efendimize nübüvvet ve risalet getir-di. Kur'an-ı Kerim'i, Sübhan Hakkın yüce emirlerini, şer'i hükümleri getirdi. Onun sebebi ile, bizler Allah'ın hidayetine mazhar olduk. Cen-nete doğru yollandık. Türlü türlü sevaplara, ecirlere, Allah'ın rızası-na kavuştuk.
İşbu anlatılan manalardan ötürü, Cebrail'in a.s. ismi özel olarak anlatıldı; kendisine ikram olundu.
Sonra..
Semadan yağmurları indirmek, yerden bunca nebatat, hayvanat, meyveler, çiçekler, haddi hesabı olmayan nice menfaatlar Mikäil'in vasıtası ile geldi.
İşbù mana icabı olarak, özel bir surette, Mikail'in adı anıldı.
Sonra...
Kabirde çürüyüp toprak olduktan sonra, tekrar baas olunup iman hidayeti, rabbani inayet ile cennetlere girmek, İsrafil'in sura üfürme-si vasıtası ile olacaktır.
İşbu mana icabı olarak, İsrafil'in ismi anlatılmak sureti ile ken-disine saygı gösterildi.
Sonra..
Dünya zindanından, elem ve kederlerden, şeytanın vesveselerin-den halás olmamız, Azrail vasıtası ile olacaktır. Çünkü o: Ruhlarımı-zın kabzı dolayısı ile bizleri o sıkıntılardan kurtaracaktır.
İşbu olundu. mana icabı olarak, onun ismi anlatılıp kendisine tekrim
Arşın hamillerine...
Bu cümlede anlatılan arşın hamilleri dört melektir. Kıyamet gü nu, sekiz melek olacaktır. Çünkü bu manayı, Yüce Hak, Kur'an-ı Ke-rim'de şöyle anlattı:
O gün, Rabbın arşını, üstlerinde bulunan sekiz melek yükle
(LI/69)
ton-1 Cerir, Zeyd b. Ebi Zeyd'den ra. naklen merfu usulü ile ri-rayet edildiğini çıkarıp Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu nu anlattı:
Bugün, arşı taşıyan dört melektir. Kıyamet günü olduğu za man, şanı büyük Allah o dört meleği dört melekle güçlendirip sekiz melekle teyid edecek; böylece onu sekiz melek tutacaktır.»
Yine üstte geçen ayet-i kerimenin tefsirinde; İbn-i Cerir, İbn-1 Münsir ve İbn-i Ebi Hatem Rh. İbn-i Abbas'ın ra. şöyle dediğini an-Jattalar:
Kıyamet günü, arşı sekiz sať melek tutacaktır. O safların her birinde o kadar çok meläike vardır ki, onların sayısını ancak Allah bi-Mir.
Bazı nüshalarda, bundan sonra, şu cümle eklenmiştir: Keza Allah'ın salih kullarına da..
Allah-ü Taala'nım salatları ve selâmı onların üzerine olsun..
Yani: Salavat-ı şerifenin başından itibaren, Cebrail, İsrafil, Az-rail, Mikail, arşın hamilleri, tüm melekler, mukarrebler, bütün nebiler ve resuller üzerine olsun.
Ban nüshada, Du salavat-ı şerifenin üç defa okunması yazılıdır. (Şerhde böyle geçer; ancak metin olarak buraya aldığımız eserde böy-le bir cümle yoktur.)
ALTMIŞ BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
- Allahım, bildiklerinin sayısı kadar...
Yani: Ezelden ebede, külli ve cüz'ı mübarek ilminin kavradığı ka-
dar..
Sübhan olan Yüce Hakkın mübarek ilminin kavradığı şeylerin ni-hayeti yoktur.
Demek olur ki:
Ya Alim ya Allah, ilim sıfatının kavradığı bilgilerin nihayeti yoktur. Bu böyle olduğu gibi, seyyidimis, iki cihanın seyyidi, insin ve cinnin resulü, Resulüllah S.A. efendimise ninayetais tahiyyat, tekri-mat ederek sanını icial eyle..
406. Kadın, yorgan gibidir: örtündüğünde engel olur, attığında soğuk olur.
407. Kin ve nefrete karşı ilaç yoktur.
408. Otuz yıl eğri büyüyen ağaç, bir yılda doğrulamaz.
409. Paralar suyunu çekince, insanlar daha öngörülü olur.
1410. Ünlü bir ad, pişirilip yenilemez.
AVUSTRALYA ATASÖZLERİ
1411. Açlık, en iyi derstir.
1412. Çeliğe biçim vermek için, pamuk kullanamazsınız.
1413. İngiliz soyluluğunu da öğren, belki bir gün roman yazarsın.
1414. Kavgaların üstüne güneş batmasın!
1415. Sevgi ile öksürük, asla saklanamaz.
1416. Sevmek, keman çalmak gibidir; bilmeyen, kötü sesler çıkarır.
1417. Tavşanı, en öndeki köpek yakalar.
AVUSTURYA ATASÖZLERİ
1418. Acıyı bilmeyen, tatlıyı da bilmez.
1419. Alış-verişi pazar zamanı yap.
1420. Aptal olmasaydı, akıllı adam olmazdı.
1421. Az akıl ver, çok yardım et.
1422. Bütün dünyaya hükmetmek, Avusturya'ya düşer. (Latincesi: Austriae est imperare orbi universo. Almancası: Alles Erdreich ist Oesterreich unterthan. Avusturya sarayının dövizi idi.)
1423. Çok konuşan, yalan söyler.
1424. Çok şey yenidir, azı iyi.
1425. Değişmeyen şeyi unutan, mutlu olur.
1426. Düşüncenin gümrüğü yok.
1427. Gerçek, köşe ardına gizlenmez.
1428. İyi iş, ölümü aşar.
1429. İyi şarap, kendini satar.
1430. İyinin de çoğu, çoktur.
1431. Kendi kendinin öğretmeni olanın öğrencisi akılsızdır.
ittifakiyat إتفاقيات : )tesadüfle ve rast gele)bir arada olan şeyler
İttifakkarane إتفاق کارآنه : birlik halinde, hep birlikte;birlik oluşturarak
ittifakı إتفائلي : üzerine ittifak edilmiş, birlik sağlanmış
İttifaksızlık إتفاقزلق : birleşemezlik
Ittihad إتحاد : birleşme 2.birlik oluşturma 3.birlik, beraberlik 4.fikir birliği etme
İttihad-ı ehl-i iman إتحاد اهل إيمان: mü'minler birliği, inananlar birliği
Ittihad - hakiki إتحاد حقیقی : gerçek birlik ve be-raberlik
ittihad - Islam إتحاد إسلام : Islam birliği
ittihad - islamiye إتحاد إسلاميه : Islam birliği, İs-lamın emrine uygun birleşme
Ittihad kulub إتحاد قلوب : gönül birliği, ortak inanç ve duygularla kalplerin birleşmesi
ittihad - maksad إتحاد مقصد : gaye ve hedef bir-liği
ittihad - millet إتحاد ملت : milletin birlik ve be-raberliği
ittihad - milll إتحاد ملى : milli birlik, milletçe birlik ve beraberlik
Ittihad-ı Muhammedi إتحاد محمدى .. hammed'i (a.s.m.) peygamber olarak ina-nanların birliği, müslümanlar birliği, İslam Birliği 2.1909 tarihinde kurulan ittihad-1 Mu-hammedi Cemiyeti
İttihad-ı münevver-i İslam إتحاد منور إسلام : par lak ve nurlu İslam Birliği
ittihad sikke إلحاد سكه : damga ve mührün ay-nılığı, birliği
Ittihad ve Terakki ایتحاد و ترقی : Ittihad ve Terak-
ki Fırkası veya cemiyeti. Bu cemiyet anayasal bir idare kurmak gayesiyle önce gizli olarak 21 Mayıs 1889 tarihinde kuruldu. Kısa zamanda
türkler) bu cemiyet içinde masonlar ve mason yurt içinde ve dışında örgütünü genişletn Jöntürk'lerin Paris grubu ile birleşti. (bk. Jon Cemiyet üyeleri arasında cemiyetin gayesinin yahudiler de yer aldılar ve etkili rol oynadılar iyi olduğuna inanan iyi niyetli fakat aldanmış ve aldatılmış müslüman aydınlar da vardı. Ya yin ve propaganda faaliyetleriyle Sultan II. Ab-dulhamid aleyhinde çalıştılar. Ayrılıkçı Ermeni dernekleri de bu hareketleri hararetle destek ledi. Bu derneğe subaylar da katıldı. Balkan-larda bir çok kanun dışı eylemler, toplantıla düzenledi. Sultan II. Abdülhamid anarşiye yol açabilecek bu muhalefeti durdurmak için daha önce yürürlükten kaldırdığı kanun-u esasiyi (anayasayı) yürürlüğe koydu ve Meşrutiyeti ilan edip II. Meşrutiyet Meclisini topladı. (17 Aralık 1908) bu olay "Hürriyet", "Hürriyetin ilanı" şeklinde de ifade edilmiştir. Meşrutiye tin ilanından sonra Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Avusturya-Macaristan imparator-luğu, Bosna-Hersek'i kendi sınırlarına kattı. Girit Adası Yunanistan'la birleşti. Hükümetin icraat ve uygulamalarından halk memnun de ğildi. İstanbul'da 31 Mart vak'ası denilen bir ayaklanma meydana geldi, (13 Nisan 1909). İsyanın bastırılması bahanesi ile Selanik'ten hareket eden 3.Ordu İstanbul'a geldi. Padişah, kan dökülmemesi için bu ordunun müdahale-sine karşı çıkmadı. İstanbul'daki isyan bastırıl-dı. İsyanda padişahın rolü olduğu iddiası ile II. Abdülhamid tahttan indirildi. Yerine Mehmet Reşat getirildi. 31 Mart ayaklanmasında rolü olduğu iddiasıyla bir çok insan tutuklandı ve sılayönetim mahkemesinde yargılandı. Bir kısmı idam cezasına, bir kısmı da ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Bediüzzaman Said Nur-si Hazretleri de, idam isteğiyle mahkemeye verilenler arasında idi. Yaptığı cesur ve etkili savunmasından sonra beraat etti. Tarihte az örneği bulunan bu savunma, sonradan "İki Mekteb-i Musebetin Şahadetnamesi ve Di-van-1 Harb-i Örfi" adıyla neşredildi
Bu olaydan sonra İttihad ve Terakki, ülke idaresine hakim olmaya başladı. Dış politi-kada Almanya taraftarı oldu ve Almanya'nın etkisiyle ülke I. Dünya Savaşına sokuldu. Savaş yenilgiyle bitince, savaşın sorumlusu oldukları için İttihad ve Terakkinin ileri ge-lenleri yurt dışına kaçtı. İttihad ve Terakki Partisi, 1918 de kendisini feshetti. Bu siyasi partinin ileri gelenleri arasında Talat Paşa, Cemal Paşa, Envar Paşa, ülke idaresinde
anemli görevler almış ve çok tanınmış kişi Jedi Cumhuriyeti kuran kadro içinde yer alanların en önemli kısmi II. Meşrutiyet do neminde ittihatçılarla beraber çalışmışlardır
tihad الحاد: Ittihad ve Terakki Cemiye it mensuba veya taraftarı 2. (mec.) komitacı, gali örgüt kuran ve adam öldüren Jaiyasi birlik taraftarı
ittisafkarane الصفكارانه : vasıflı nitelikli) tarz da
Ittisak 1 : إنساق.tertip 2.ölçü ve sayıda birlik, sıralanış(namus-u hüsün ve ittisak: hüsün ve ittisak kanunu; güzellik kuralı ve ölçü ve sayıda birlik kanunu)
ittisal 1 : اتصال.bitişiklik bitişme 2.bağlılık, ayrılmazlık 3 birleşme 4.temas, dokunma 5.(geo.) kesişim (ortak nokta veya noktalara sahip olma)
ittisali mana اتصال معنا : mana bağlılığı
ittisali اتصالي : bitişiklik ve ayrılmazlıkla ilgili
ittisalkarane المالكارانه : birleşikçesine, birle
şikmiş gibi
ittizah الصاح : izah edilme, açıklanma
spatiin ileri sürü len) delilin açıklanması
ittizan إتزان : olçülu, ölçülu olma
lala, çok ince bir ölçülala İttizan mutlak إثران مطلق : tam manasıyla ölçü
Ittizan-ı sanat إثران صنعت : sanatta ölçülük
ityan إتيان : delil getirme
vaz عرض : bedel, karşılık, bir şeye verilen
karşılık
vazsız عرض : karşılıksız, beklenen bir karşı-
lığı bulunmayan
Ivicacat عوجاجات : çarpıklıklar, eğrilik büğrü-
lükler
Ivica عوجاج( : çarpıklık, eğrilik bügrülük
lyadet عبادت : hatır sorma, (birini) ziyarete gi-
dip görme
yadet-ül mariz عبادت المريض : hasta ziyareti, hastayı ziyaretle hatır sorma
saya bir kimsenin geçindirmekle yü kümlü olduğu kimseler 2.eş, hanım 3 çoluk
çocuk
yaziya( عياض : sağınma
yazıyaz( عياض : bk. kadı-yı iyaz(
izaa إضاعة : kaybetme, boşa harcama
Izaa-i vakt إضاعة وقت : vaktini bosa harcama
izae إصاله : ziyalandırma, ışıklandırma, aydın-
latma
izabe إذابه : eritme (ergitme), ateşle ısıtıp sıvı hale getirme (not: şeker suda çözünür (hal olur); yağ, sıcakta erir. birincisi çözündürme (hal etme, tahlil), ikincisi ergitme (izabe) ile ifade edilir. günlük dildeki "erime" veya "erit-me sözü her iki manada da kullanılır
bağlama, mal etme, yükleme 2.katma, ilave etme 3.(gr.) isim tamlaması (1.izafet-i beya-niye: إضافه belirtisiz isim veya sıfat tamlama-sı, misal: bahçe 2 izafet-i lamiye: belirtili isim tamlaması, misal bahçenin kapısı 3.izate-i sıfatiye: misal: mavi gök, gibi çeşitleri vardır(
izhar-i fazilet اظهار فضیلت faziletini gösterme üstün niteliklerini öne çıkarma
izhar fazl اظهار فضل : stünlüğünü gösterme
izhar- hacet اظهار حاجت : ihtiyacını belli etme
Izhar- hasmet اظهار حشمت : büyükluk ve guc
nü gösterme
izhari harika اظهار خارقه : harika bir durum (mucize) gösterme
izhar- hayret اظهار حیرت : hayret gösterme hayretini ve hayranlığını belli etme
izhar-i izzet اظهار عزت : guc ve yüceliğini gös
terme
izhar-mahmidet اظهار محمد : övgüsünu be
lirtme, övme
izhar-ı muhalefet اظهار مخالفت : muhalefetini gösterme, karşı olduğunu ortaya koyma
izhar- rubbiyet اظهار ربوبیت : Rabliğini göster me, her şeyin sahibi ve terbiye edicisi oldu-
ğunu gösterme
Izhar- sadumani اظهار شادمانی : memnunluğu-
nu, sevincini gösterme
izhar- ubudiyet اظهار عبودیت : kulluğunu gös
terme
izin : 1.bir işi yapabilmek için verilen mü-saade, serbestlik, ruhsat 2 tatil
izinname إذن نامه : musaade (izin) belgesi
İzinsiz 1 : إذنسر izin verilmemiş 2.izin almadan
3.çiğneyerek
izmihlal إضمحلال : yıkılma, yıkılış, çökme,
mahvolma, yok olma
Izmirli İsmail Hakkı إزميرلي إسماعيل حقى : )mi.
1868. 1946) medrese öğrenimi gördü. İstan bul üniversitesi (darülfünün) Edebiyat Fakül bul yüksek öğretmen okulu'nu bitirdi. İstan tesinde hocalık yaptı (1911). Aynı fakültenin ve İlahiyat ve Edebiyat Fakültelerinin dekan-lığını (yöneticiliğini) yaptı. Ankara'ya geldi ve
tetkikat-1 Islamiye (Islam araştırmaları) ku rulunun başkanığını yürüttü. İzmirli, cok çeşitli alanlarda hem ilmi çalışmalar hem yüksek okul ve fakültelerde yöneticilik (mu-darlük), hem çeşitli cemiyet ve komisyonlar-da oye ve müdür olarak görev yaptı. Çeşitli nişan ve madalyalar aldı. 1909 da başladığı da rülfünun(üniverste) hocalığına, bazı aralıklar dışında, 1935 yılına kadar devam etti ve bu yıl emekliye ayrıldı. basılmış ve basılmamış çok sayıda eser yazdı, bunlar İslami ilimler, tarih, İslam tarihi, felsefe ve mantık, İslam felsefesi konularını kapsar. Çok iyi arabça ve fransızca bilirdi. Türkçe, arabça ve fransızca kitaplarından oluşan 275 adet yazma ve 4110 basılı kitaptan oluşan kütüphanesini İstan bul'daki Süleymaniye kütüphanesine bağış-lamıştır. Mezarı Ankara'da, Cebeci mezarlı
ğı'ndadır Başlıca eserleri; 1.Anglikan Kilisesine cevap (Istanbul, 1919); Maani-i Kur'an (Kur'an meali; 1927), Yeni İlm-i Kelam (1931); Usul-u Fıkıh Dersleri (1930)
izn : (bk. izin)
izni Bari إذن بارئ : yaradan'ın (Allah'ın c. c.) iz
ni(bk. bari)
In-hak إذن حل : Cenab-ı Hak'ın (Allah'ın) izni izni ilahi إذن إلهى : Allah'ın (c.c.) izni
izni kerim إذن كريم : comertlik ve bağışlayıcılık
eseri olan izin
Izn-i manevi إذن معنوى : manevi izin
Izni peygamberi إذن پیغمبری : Hz. Peygam-
ber'in (a.s.m.) izni
Izn-1 Rabbani إذن ربانی : Rabbinizni, her şeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın (c.c.) izni
Jandarma 1 : ژاندارمه yurdun iç güvenliğini sağ lamakla görevli askeri teşkilať 2 bu teşkilatta görevli silahh kişi
japon ژابون : Japonya halkından olan 2.ja ponyaya ait
Japonya ابو : Asya kitasının doğusunda, Atlas Okyanusu ile Japon Denizi arasında yer alan, irili ufaklı 1042 adaya sahip bir Uzak Doğu ülkesi ve devleti. Başkenti Tokyo; dili japonca; dini eski batıl dinlerden olan: 1.Şin-toizim (Şintoculuk) 2. Konfuçyanizm (Kon-fuçyusçuluk) 3.Budizm (Buddhacılık). En yaygın oları Budirim'dir
jeoloji ژه اولوژی : yer kabuğunu meydana geti ren kaya ve tabakaların yapıları, özellikleri, meydana geliş ve değişmelerini ve neden lerini inceleyen ilim. Bu ilimin dallarından olan litoloji taş tabakalarını; paleontoloji, yer altında kalan eski canlıların artıklarını; yani fosillerini, dinamik jeoloji, yer kabuğunu de-ğiştiren olayları ve sebeblerini, tektonik ise, depremlere ve yer kabuğu değişikliklerine se-beb olan yer altındaki kuvvetleri ve olayları inceler. Bu ilimlerle uğraşanlara jeolog denir
Jimnastik ژیمناستی : beden eğitimi, spor
jiyan زبان : kükretmiş, kızgın
jönler ژولر : Jöntürkler (bk. Jöntürk(
Jon Türk (Jöntürk( زود تورك : "Yeni Osmanlılar" veya "Genç Osmanlılar" deyiminin Fransızca karşılığı yani, "Yeni Osmanlılar Derneği" üyesi, taraftarı (Bu dernek 1865 yılında İstan bul'da gizli olarak kuruldu. Amacı, anayasaya dayanan bir meşrutiyet idaresini kurmak ve
000
Batı tarzı yaşama biçimine geçmek için ge rekli görülen yenilikleri yapmaktı. Jöntürkler arasında Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa, Ali Suavi, Ebuziya Tevfik, Agåh Efendi, Mustafa Fazıl Paşa da vardı
Daha rahat çalışmak ve hükümetin takibatın-dan kurtulmak ve Avrupa'nın yakın desteğini
almak için Yeni Osmanlılar Derneği Paris'e taşındı ve orada bulunan elamanları yayın yolu ile düşüncelerini yaymaya başladılar. Zamanla bazı konularda aralarında anlaş mazlıklar ve ayrılıklar çıktı. Daha sonra, bir kısmı genel aftan yararlanarak, bir kısmı da kümetin çeşitli kademelerinde görev almaya hükümetle anlaşarak yurda döndüler ve hü-başladılar. Osmanlı devleti, Mithat Paşa ve arkadaşlarınca hazırlanan anayasayı kabul edip I. Meşrutiyet idaresini ilan etmekle Jön-türklerin bu konudaki gayeleri gerçekleşmiş oldu (23 Aralık 1876). Fakat Sultan Abdülha-mit, Osmanlı-Rus savaşının başlaması (1877) sebebini ileri sürerek, üç aylık bir süreden sonra meclisi kapattı ve meşrutiyet idaresine son verdi. Bunun asıl sebebi ise, müslüman olmayan halkı temsilen meclise giren millet vekillerinden ayrılıkçıların, azınlıkların muh-tariyet istemeleri; devletin bölünmesi yo-(bk. Ittihad ve Terakki( lunda ki siyasetleri ve meşrutiyeti bir vasıta olarak görmeleri ve bu uğurda çalışmalarıdır.
jurnal ژورنال : ihbar, hoş karşılanmayan veya istenmeyen yahut suç sayılan iş veya hareket içinde olanları, ilgili kimseye veya makama gizlice haber verme
ab )1(قاب : )kap içine eşya konulan torba, sepet, sandık vb, 2 içine yiyecek veya içecek konan ev eşyası
kab )2( قاب : )kap) yay denilen silahın tutulan yeri (kabzası) ile yayın köşesi arasındaki me-safe. Bir yay iki "kab" uzunluğundadır
Kab Kavseyn 1 : قاب قوسین.yayın iki ucu ara-sındaki uzunluk 2. (mec.)yaratılmış veya ya ratılabilir varlıklar dünyası ile bunun dışında veya ötesinde kalan älem arasındaki sınır veya makam
kab-ı kavseyn ev edna قاب قوسین او ادنی : Kur'an da geçen bir ayetten (53:9) alınmış bir deyim. Manası: "kab-ı kavseyn (yayın iki ucu arasın-daki uzaklık) veya daha yakın. (mec.) Bazı Kur'an yorumcularına (müfessirlere) göre bir ifade Hz. Peygamberin(a.s.m.) Miraç'ta", me-lekler dahil, hiç kimsenin erişemediği kadar månen Allah'a en yakın olan dereceye ve ma-kama erdiğini ifade eder
kaba 1 : قابا.biçimsiz, şekli bozuk, çirkin 2.gi-yinişi bozuk ve zevksiz 3.ham, işlenmemiş 4.cahil, eğitimsiz, incelikten anlamaz; anlayı şı kıt, duyarsız 5.iri, iri yapılı, büyük 6. basit, ádi, sıradan, vasıfsız (kalitesiz)
kabail : kabileler, soyca bir olan çeşitli topluluklar
kabail-i İslamiye قبائل اسلاميه : müsliman kabi-leler, soyca bir olan çeşitli müslüman gruplar
kabalık قابالق : incelik ve güzellikten yoksun luk, biçimsizlik
kabarcık بار : suda veya başka sıvılarda meydana gelen içi hava dolu kürecik
kabarmak.artmak 2.coşmak
kabartmak بارت : artırmak coşturmak 3.hacimce büyümek; şişmek, gururlanmak, iftihar etmek (göğsünü kabartmak: iftihar duymasına sebep olmak, övünç (kıvanç) duy-
masına yol açmak)
Kä'be (Kabe( كعب : ikisi de peygamber olan Hz. Ibrahim (as) ve oğlu Hz. Ismail (as.) tarafından yapılmış olan ve Mekke'de bulu-nan en kutsal ibadet yeri, mescit. Müslüman-lar, Kur'an'daki emir gereği, namaz kılarken Käbe'ye doğru yönelirler. Beyt-ul Haram (Kur'an; 5:97; 8:35 vs.) Käbe ismi yerine Beyt (Kur'an, 2:125, 127, 158, 3:97, 5:2, 97) Beytul-lah (Allah'ın evi), beyt-ül Ma'mur (boş kalma yan, her zaman ziyaretçisi olan ev), Beyt-ül Atik (Kur'an, 22:29) (en eski ibadet evi) isim-leri de kullanılır. Dört köşe bina şeklinde ya-pıldığı için "Kä"be" denmiştir. Hac ve umreye gidenler, saygı ifadesi olarak ve ibadet niye tiyle etrafında yedi defa dönerler. Buna "ta-vaf denir. Zamanımızda kalabalık sebebiyle Käbe'nin içinde namaz kılınamadığı için, müslümanlar namazlarını Käbe dışındaki sahada ve Kâbe'yi çevreleyen büyük mescid-de kılmaktadırlar. Bu mescid de çok kutsal-dır ve ikisinin ortak adı Mescid-i Haram'dır. Kur'an'da Käbe'nin adı çok yerde Mescid-i Haram olarak geçer (bak. Kur'an, 2:125, 127, 144, 149, 150, 191, 217; 5:2; 8/34, 9/7, 19, 28, 17/1, 22/25, 48/25, 27). Kutsal zemzem suyu, Käbe'nin altındaki kuyudan çıkmaktadır. (bk. zemzem)
وقالوا كولوا هودًا أو نصارى تهتدوا كل بل مله الرحم حنيفاً وما كان من المشركين قولوا املا الله وما أنزل البنا وما أنزل إلى الرهيم فاسمعيل واشغل ويَعْقُوبَ والأشباط وما أولى موسى وعيسى وما أولى النبيون من ربهم لا تفرق بين أحدٍ منهم ولحل له مُسْلِمُونَ فإن أمَنُوا بِكل ما أملكُم بِهِ فقد اهتدوا وال تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقاقي فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ العليم صبغة الله ومن أحسن من الله صبغة واحل له عابدون قل الحاجوتنا في الله وَهُوَ رَبُّنَا وربطه ولنا أعمالنا ولكمْ أَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ . أم تقولون إن إبراهيم واسمعيل واسحق ويعقوب والأسباط كانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ مَانَكُمْ أَعْلَمُ أم الله وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كُنمَ شَهَادَةٌ عِنْدَهُ مِنَ اللهِ وَمَا اللهُ بِغَافِل عمَّا تَعْمَلُونَ . تلك أُمَّهُ قَدْ خَلَتْ لها ما كتبت وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْتَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ .
"Allah'ın boyasıyla boyandık. Kim boyası bakımından Allah'tan daha güzeldir? Biz yalnız O'na kulluk ederiz' (deyin).99 (Bakara, 2/138)
Mushaf sayfa no: 20
Hafızlık sayfa no: 1. Cüz/1. Sayfa
ALLAH'IN BOYASIYLA BOYANANLAR
BİLGİ Hristiyanlar Allah'ın emirlerine uymazlar fakat bununla beraber kişiyi suya daldırıp çıkarma şeklinde icra edilen vaftiz ayininin gerçek bir manevi arınma olduğunu zannederlerdi. Ayette vaftizi arınma vesilesi sayanlara bir cevap vardır. Temiz fıtrat ve tevhid inancı üzere yaşamayan, yani Allah'ın boyasına boyan-mayan bir kimse böyle bir ayinle arınmış olmaz. Arınmanın ve günahlardar temizlenmenin yolu, Rab olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, peygamber olarak da Hz. Muhammed'i kabul edip İslam fıtratı üzere yaşamaktan geçmektedir. MESAJ
Allah, insanları tertemiz fıtrat üzere yaratmıştır. Peygamber'in davetine uyaral Allah'ın buyruğuna uygun yaşayanlar bu güzelliği devam ettirirler.
"Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram
tarafına çevir.99
(Bakara, 2/144)
سيقول السفهاء مِنَ النَّاسِ مَا وَلَيَهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كانوا عليها قبل بله الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إلى صراط مستقيم . وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّهُ وَسَط لتكونوا شهداء على الناس ويكونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شهيداً وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلَّا لِتَعْلَمَ مَنْ بليغ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنقَلِبُ عَلَى عَقِيهِ وَإِنْ كَانَتْ لكبيرة الا على الَّذِينَ هَدَى اللهِ وَمَا كَانَ اللهُ لِيُضِيعَ إِيمَالكم ان الله بالناس لرؤف رَحِيمٌ قَدْ نَرَى تقلب وجهك في الشتاء فلتوليلك قبلَةً تَرْضَيها قول وَجْهَكَ شَطْرَ المسجد الحرام وحَيْثُ مَا كُنتُمْ قَوْلُوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ وان الذين أوتوا الكتاب لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَتَّى مِنْ رَبِّهِمْ وما الله يعامل : عَمَّا يَعْمَلُونَ وَلَئِنْ أَتَيْتَ الَّذِينَ أُوتُوا الكتاب بكل أية ما تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا أَنتَ يتابع قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ يتابع قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ .
Mushaf sayfa no: 21
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/20, sayfa
KIBLENİN DEĞİŞMESİ
BİLGİ
Peygamberimiz (s.a.s), Medine'ye hicret ettikten sonra Müslümanlar on altı ay kadar Kudüs'e yönelerek namaz kıldılar. Bu durum Yahudilerin şımarmalarına neden oldu. Öyle ki, "Muhammed (s.a.s) ve ashabı kıblelerinin neresi olduğunu bilmiyorlardı, biz onlara yol gösterdik" gibi sözler söylemeye ve bunu çevre-lerinde yaymaya başladılar. Resûlullah (s.a.s) Allah'a yalvarıyor, içinde doğup büyüdüğü, Mekke'deki kutsal Kâbe'nin kıble olmasını diliyordu. Yüce Allah yukarıdaki ayeti indirmek suretiyle resulünün bu özlemini gerçekleştirdi.
MESAJ
Kıbleye yönelmek, namazın şartlarındandır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Kıble: Müslümanların başta namaz olmak üzere bazı ibadet ve davranışlarında yönelmiş oldukları yön, Mekke'de bulunan Kâbe'nin ciheti.
Mescid-i Haram: Kâbe'nin içinde yer aldığı mescid.
الرِّجَالَ سَقَطَتْ مُرُؤَتُهُ وَذَهَبَتْ كَرَامَتُهُ (ابو الحسن خط عن على)
5495- Hemmi (kederi) çok olanın bedeni hasta olur. Ah-lakı kötü olanın ruhu işkenceye tabi tutulur. İnsanları durmadan kötüleyen kişinin şahsiyeti düşer, şerefi gider.
sehâvetli, merhametli, herkesle geçimli, hulâsa tam ma-nası ile ahlâk-ı hamîde sahibi olmalarını arzu ederlerdi.
Sohbetlerinde, meclislerinde bulunanlar niyet, nasîb, kabili-yetlerine göre muhakkak ma'nen ve rûhen istifâdeli olarak ayrılırlardı. Evrådlarını ihlâs ve istikamet üzere tatbik eden-lerde âdetâ gözle görülür şekilde değişiklikler ve İnkişaflar o-lurdu.
Kibrin yerini tevazů ve vekar
sevgisi İmansızlığın yerini, derin Allah sevgisi, Peygamber
Bâtılın yerini Hak
Hasedliğin yerini merhamet
Cimriliğin yerini sehâvet
Anlayışsızlığın yerini fetânet
Tenbelliğin yerini dirâyet, gayret
Korkaklığın yerini cesâret
Kötü görüşün yerini müsâmahalı görüş
Kabalığın yerini nezâket
Dağınıklığın yerini tertiplilik ve nezâfet
Bilgisizliğin yerini edeb, irfân
Aceleciliğin yerini itidâl ve teennî, İddiacılığın yerini, yerinde uysallık, mahlükat düşmanlığının yerini herkesi hallerine göre sevmek, alırdı.
Gene Üstaz hakkında bir şair der ki:
O irfân diyârının tahtında hükümdardı. Onda Ebûbekr'in (radıyallahu anh) rikkat
ve hilmi vardı
Herhangi bir kimseye değse şefkat nazarı Artık o kutlu kişi olur bal yapan arı
Takriben 20-22 sene geçmişti. Birgün cesarete gelip:
-Efendim, hayli zamandan beri huzurunuzda bulun-maktayım. Buna rağmen herhangi bir şey sormağa cesaret edemedim. Halbuki bir çok kimseler sizinle hayli görüşmeler yapıyorlar ve fazlası ile istifade ediyorlar.Acaba fakirin hali ne ola ki? dedim. Cevaben buyurdular:
-"Teslim ehli için sorgu ve suale lüzum yoktur.Bu, Gavsu'l-azam Abdülkadir Geylânî hazretlerinin sözleri-dir."
Bu
Hicaz ve Anadolu yolculuklarında, günler ve haftalar geçerdi de, fem-i seâdetlerinden, ancak en zaruri söylen-mesi icab eden sekiz on kelime çıkardı. Sohbetlerdeki kalb ve gönül bahisleri müstesna... O zaman icab ederse büyük bir şevkle saatlerce konuşurlar, kendilerinde en ufak bir yor-gunluk hissetmezlerdi. Sözlerinde ne fazlalık ne de noksan-lık görülürdü.
Sükut ve edeb ehlini çok severler, yanlarına otur-turlar, iltifat ederlerdi. Onların terbiyelerine çok ihti-mam gösterirler ve kendileri gibi değerli vasıflarla zinet-lenmelerini arzu ederler, bu hususun tahakkuku için Al-lah Teâlâ ve tekaddes hazretlerine niyazda bulunurlar-dı.
Medine-i Münevvere'de, pek sevdikleri Mevlana Zi-yaeddin Kadirî hazretlerinin ziyaretlerine giderler ve bu kalbi mülakat yarım saat sürerdi. Bu müddet zarfında, bir, girişte "es-selâmü aleyküm" bir de ayrılırken "es-selâmű a-leyküm" denirdi. Hepsi bu kadar...
Az konuşmak hakkındaki Hâce-i Kâinat Efendimiz hazretlerinin, ashab-ı kiram hazeratının, meşayih-i zev'il-ihtiram hazeratının sözlerinden ancak bazılarını aşağıda dercediyoruz.
Eşref-i mahlükat - sallallahu aleyhi ve sellem - Efendi-miz buyuruyorlar:
Öfkesine kapılarak iş görenlerin sonunda güç duruma dü şeceğini anlatmak için "Öfkeyle kalkan ziyanla veya zararla oturur." deriz. Bu atasözünü genellikle öfkeyle hareket eden kimseleri uyarmak için kullanırız ve asında şöyle demek is-teriz:
Ortaya çıkarmamız gereken şey öfke değildir, sevgidir.
Mesela bir erkek baba olarak kızına "seni seviyorum" diye-bilmelidır. Yine aynı şekilde eşine, oğluna, anne veya babasına karşı da sevgi dolu duygularını aşıkär edebilmelidir.
Niçin erkeklerden misal veriyoruz?
Nedeni şu kı toplumda bazı yanlış kanılar vardır. "Erkek dediğin ağlamaz" ya da "Erkek dedığın ıçınden sever, sevdiğini belli etmez. gibi sözler birileri tarafından kabul görmektedir. Oysa erkek dediğin gerektiğinde ağlamasını da sevgisini belli etmesini de öfkesini yutmasını da bilmelidir
Kadın olsun erkek olsun, bir kişi öfkesini tutmadığı tak-dirde şeytanın oyuncağı haline gelmektedir. Şeytansa çoğu zaman gızlı vurmaktadır.
"Sevgili Peygamberimız, çeşitli vesilelerle ashabına da of-keli anlarında, hiddeti telkin eden şeytandan Allah'a sığınma-larını öğütlemiştir... Insan zaaflarıyla var olduğu müddetçe (ki her zaman öyle olacaktır) inanmış kişi, kendisinden daha guçlü olan Allah'a sığınmaya devam edecektir." 8
O halde biz de öfkeyle kalkıp zararla oturmak istemiyor-sak, Allah'a sığınalım ve böylelikle öfkenin yol açacağı türlū zararlardan korunmuş olalım.
Bu zararların en fenası nedir biliyor musunuz?
Tabii ki sırların ifşa edilmesidir.
İyi de bu nasıl olmaktadır?
Şöyle olmaktadır; bir insan en çok öfkeli anında hata yapmaya müsaittir. Bu yüzden bir kimse öfkeliyken sağlıklı düşünemez ve ağzından çıkan sözlerin hesabını da yapamaz. Sözgelişi vaktiyle iyi birer arkadaş olup da sonradan bu dost-luğu devam ettiremeyen bazı kişiler, öfkeli anlarında ve biraz da intikam hırsıyla hareket ettiklerinden, eski arkadaşlarının sırlarını ifşa ederler. Hatta işi daha da ileri götürüp aile içinde kalması gereken sırları bile başkalarına söyleyenler vardır.
dir. Bakınız, burası işin koptuğu yerdir, yani telafisi yok gibi-
"Allah Teâlâ eşlerin, birbirlerinin sırlarını ve kusurlarını örten ve koruyan birer elbise / örtü mesabesinde oldukların-dan bahisle, '...Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.' buyurmuştur. "9
8 Hadislerle Islam I İstiäze/Älemlerin Rabb'ine Sığınmak s. 165-166
9 Hadislerle Islam IV Aile Mahremiyeti / Ozel Alan s. 89
İçi güzelliklerle dolu olan şu âlemde edeple yaşamak var-ken, bizi edep dışı şeyler yapmaya yönlendiren durumlara fırsat vermeyelim. Yoksa akrebin zehriyle, daha doğrusu telki-niyle yönümüzü şaşırıp da çok güç duruma düşebiliriz. Fakat mesele vatan ve milletin menfaatini gözetmek olunca, aslan kesilmemizde bir sakınca yoktur. Bunu da Allah'ın izniyle ya-pıyoruz zaten.
Yani: Mübarek ilminin kavradığı muhakkakat ve mevhumat olar boşlukların dolusunca Resulüllah S.A. efendimize salat eyle..
Böyle bir dilek dahi, sonsuzluğu ifade eder..
Bildiklerinin ağırlığı kadar..
tartısı ve ağırlığı kadar Resulüllah S.A. efendimize salat eyle... Yani: İlim-i şerifin kavradığı cevher ve cisimlerden cümlesinin
Böyle bir dilek dahi, sonsuzluğu ifade eder..
Kelimelerinin adedi kadar efendimiz Muhammed'e salat eyle...
Sübhan olan Yüce Hakkın kelimelerinin de nihayeti yoktur.
Bu salavat-1 serifede anlatılan dört kelimenin kullanılmasından murad:
Sultanımız ve efendimiz Resulüllah S.A. üzerine: biz zaif tum-metlerinden, adedi ve hesabı bilinmeyen tükenmez salát evle Allahım. Dolayısı ile ondan hâsıl olacak sevaplarla, iyiliklerle dünya ve ahiret
menfaatleri ve faydaları ile bizleri de mesrur eyle Allahım.
Demektir.
ALTMIŞ İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Munhammed'e salât eyle. Öyle bir salåt ol sun ki, MEZİ D'e ulaşsın.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
MEZİD.
Tabiri, hiç eksilmek bilmeyen daima artmayı ifade eder. Mezid, olunca daima artar; eksilmez.
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle.. Oyle bir salât ol-sun ki, sonsuzun sonsuzluğuna kadar kesilmesin. Hem de, kesilmenin hiç bir şekli ile..
Yani: Zamanın bitmesi ile bitip tükenmeyen salât ile ona salât eyle.
Daha açık mana ile, bu salavat-ı şerifenin şerhi şöyledir:
Ey keremliler keremlisi, merhametliler merhametlisi.. sen, ulu-muz, seyyidimiz, evvellerin ve âhirlerin seyyidi olan Muhammd'e S.A üzerine biz fakir ümmetinden ömrümüzün nihayetine kadar tüken-mez salât ile salât eyle. Ömrümüz son bulup âhirete gittiğimizde de taa, kıyamete kadar biz zaiflerden Resulüllah S.A. efendimize tükeri-mez salât ile salât eyle. Kıyamet koptuktan sonra da, o günün taa sonuna kadar, biz zaif ümmetlerinden yana tükenmez salât ile salát
001 ayle, O gün nihavet bulup fazıl ve kereminle lütuf ve inayetinle mec-canen cennet nimetlerinle mükerrem ve türlü üstün nimetlerinle mü ebbed ve muhalled kereme nail olup çeşitli nimetlerin ve cümle lütur-ların en büyüğu olan cemal müsahedesi ve en büyük rızanla merama nail olduğumuzda yine biz zaiflerden Resulüllah S.A. efendimiz üze rine salât eyle.
ALTMIŞ ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle; senin ona ettiğin salât gibi..
Yani: Celâlli ve en yüce zatınla Resulüllah S.A. efendimize biz-zat onun yüce şanına layık, rif'at ve mansıbına uygun, Habib-i Ek-remliğine şayeste salât ile salât eyledin. Biz zaif ümmetlerinden da-hi, ulumuz efendimiz Hazret-i Muhammed'e onun gibi salât île salát eyle.
Ve.. efendimiz Muhammed'e selâm eyle.
Yanı: Bizden yana saygılar ve ikramlar, eyle.
Öyle bir selâmınla ki, daha önce kendisine selâm eyledin.
Yani: Ezelde, Ihsan eylediğin iclâl ikram benzeri bir selâmı biz za-If ümmetlerinden büyüğümüz ulumuz Resulüllah S.A. efendimize, lk-ram, tahiyyet, tekrim ve iclâl olarak ihsan eyle. Sonra:
Lâyıkı olduğu biçimde, onu bizden yana mükafatlandır.
Bu cümlenin daha açık şerhi şudur:
Ey keremliler kreemlisi, merhametliler merhametlisi, lütuf ve kereminle, fazlın ve ihsanınla Resulüllah S.A. efendimizi; bütün in-sanları tevhide davet ettiği, iman hidayetine çağırdığı, doğru yola ir-şad ettiği için bizden yana onu mükafatlandır.
Öyle bir mükafatla olsun ki, Resulüllah S.A. efendimiz o müka-fata, sevaba, ecirlere, nimetlere ve ihsanlara layık, yüce şanına şa-yeste ola..
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize öyle bir salât ile salát ey-le ki: Seni hoşnud etsin, onu da hoşnud eylesin. Dolayısı ile bizden razı olsun. Ve onu, bizden yana chli olduğu şekilde mükafatlandır. (1)
(1) Bu salavat-ı şerife. şerhe alınmamıştır. Ancak, metinde olduğu için, buraya alınmıştır.
ğundan, dalgalanıp çoşmasından, bütün yaratılmışlara isabet etme Resulullah S.A. efendimiz, latif nurlarının bolluğundan ve çoklu-ları küfür ve tuğyandan iman nuruna, cehalet ve isyandan ibadete ir-si ile de: türlü menfaatların gelmesine, taa, kıyamete kadar insan-sad ve hidayet sebebi olmakta denize benzetildi. Sonra o:
Senin sırların yatağıdır.
Bu cümlenin ifade ettiği mana şudur:
Ev Aiemlerin ilahı, su muazzam sırların var ya, onlara hic kim-seyi muttali kılmadın. Su muazzam sırların var ya, âlemin nizami ve Ademoğullarının yararı için faydalıdır. İşbu sırlara Habibini muttali kıldın. Ona, o sırlardan ahkam çıkarmak için emir verdin.
Sonra onlar, öyle sırlardır ki, akıllar onu idrakten acizdir. Onun için bu sırların ilmini, ancak Resulüllah S.A. efendimize verdin.
İşbu sırların yatağı ve hazinesi, Resulüllah S.A. efendimizdir. Bi-ze zahir olan sırlar ondan gelmiştir. Sonra o:
Senin lisanın hüccetidir.
Bu cümlenin ifade ettiği mana şudur:
Ey âlemlerin ilâhı, senin vahdaniyetine, kudretinin kemaline, za-tiye ve sebebiye sıfatlarının cümlesine, acizlikten ve noksandan, şebih ve nazirden münezzeh olduğunu gösteren delilleri açıklayan, kendisi-nin peygamberliğine gelen Kitab-ı Mecid'in hakikatını ve şer'i hüküm lerini, yüce emirlerini, bütün hüccetlerini beyan edip halka açıkla yandır.
Senin memleketin ARUS'udur.
Yani: Resuülllah S.A. efendimiz, senin mülk, melekût ve ceberul åleminin zinetidir. Cümle âlem, ona ikbal edip itaat eder. Hepsi, onun emrine boyun eğer.
Tıpkı: Bir damad, kavmi içinde muazzez, mükerrem ve muhterem olduğu gibi.. Kavmi içinde damadın bütün sözlerine itaat olunur. Ora-da yapılan bütün hizmet, onun içindir. İnsanlar ona itibar ederler.
Resulüllah S.A. efendimizin durumu da anlatılan damadın duru-muna teşbih edilmiştir.
Resulüllah S.A. efendimiz, yerde ve semada muazzez ve muhte remdir. Cümle âlem, onun fermanına itaat eder. Cümle mülkün ve melekûtun damadı gibi olmuştur.
Bir başka manada; bu salavat-ı şerifede SÜS olarak tabir edilen
ARUS.
Çadır direği manasınadır. Çünkü, çadırın ayakta durması ve ça dırdan faydalanmak, ancak direğinin kıyamı ile olur. Tıpkı bunun gibi; mülkün ve melekûtun kıyamı, onlarda bulunanların iki cihanın
Muhammedin selánekellezi sellemte aleyhi veczihi anna ma hüve ehlühu, Allahümme salli alâ seyyidina Mu hammedin salåten turdike ve turdihi ve terda biha anna veczihi anna mahüve chlühu.
64. Allahümme salli alâ seyyi dina Muharamedin bahri envarike ve madini esrarike ve lisani huccetike ve arusi memleketike ve imami hazre-tike ve tırazi mülkike ve hazaini rah metike ve tarikı şeriatikel mütellezzizi bitevhike insani ayn'il vücudi ves sebebi fikülli mevcudin aynı ayani hal-kıkei mütakaddıni min nuri ziyaike salåten tedumü bidevamike ve tebka bibekzike lámünteha leha dune ilmike salåter turdike ve urJ.hi ve terda bi-ha anna ya Rabbel âlemin.
**
Efendimiz Muhammed'e selam eyle; öyle bir selâmınla ki, daha önce ken-disine selam vermiştin. Layıkı olduğu biçimde, onu bizden yana mükafatlandır. Allahım, efendimiz Muhammed'e öyle bir salåt ile salât eyle ki; seni hosnud et-sin, onu da hoşnud eylesin. Dolayısı ile bizden razı olasın. Onu, bizden yana ehli olduğu şekilde mükafatlandır.
64. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Ki o: Senin nurların deni-zidir; senin sırların yatağıdır; senin lisanın hüccetidir; senin memleketinin aru-sndur; senin hazretin imamıdır; senin mülkün tırazıdır; senin rahmetinin hazaini-dir; senin şeriatının yoludur; senin tevhidinle lezzet alır; vücudun insana gözü zibidir; her mevcudun sebebidir; senin halkının gözlerinin gözüdür; senin nur ay-dınlığından takdim edilmiştir. Ona öyle bir salát eyle ki, devamınla devam etsin: bekanla baki kalsın.. Senin ilmin hariç, onun salatı için bir son olmasın. Öyle bir salát olsun ki, seni hoşnud eylesin; onu da hoşnud eylesin. Bizden hoşnud olmana o salát vesile olsun, ey âlemlerin Rabbı.
kabil-i te'lif (tell( قابل تالیف : uzlaştırılması mim
kün, uyuşması mümkün
kabil-telkih gebe bırakması, çocuğu olması, döllendirmesi mümkün
kabili temyiz قابل تميز ayırt edilmesi mümkün,
ayırt edilebilir
kabili tenkid قابل تنقید : tenkid edilmesi, eleştiril
mesi mümkün
kabili tercüme قابل ترجمه : başka dile tercüme
edilmesi, çevrilmesi mümkün
kabili teshir قابل تسخیر : emir altına alınması, söz
dinletilmesi mümkün
kabili tevfik قابل توفیق : uyuşulabilir, bağdaşabilir, bir arada olabilir, uyuşması mümkün
kabil-tevil قابل تأويل : )bir söz açık mänası dışın da, başka månalardan biri ile açıklanabilir
kabilden قبيلدن : gibi çeşit çeşidinden
kabile 1 : قبله.aynı soydan gelen, aynı dili konu raber aynı yerlerde yaşayan küçük insan toplulu şan, aynı maddi ve manevi kültürü paylaşan ve be ğu 2.aynı türden meydana gelen topluluk 3.grup,
topluluk
kabile-i Kureys قبيلة قريش : Kureyş kabilesi, köku
Hz. İbrahim'e (a.s.) kadar uzanan ve peygamberi miz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) de mensubu bu-rinin idaresi bu kabilenin elindeydi( lunduğu Arap kabilesi. İslam'dan önce Mekke şeh
kabilesinden قبيله سندن : )bk kabilinden(
kabil)( قابله : )a uzun okunur) (bk. kabil(
1.alıcı 2.kabul edici
kabilinden 1 : قبیلندن.türünden, çeşidinden 2 gibi
kabiliyet-i hay قابلیت خبر iyilik ve sevaplı işler yapma imkânı, güç ve yeteneği
kabl-el nübüvveteamberlikten önce
kabillyet-i hilafet قابلیت خلافت : halifelik güç ve yeteneği, yeryüzündekileri Allah'ın (c.c.) emir ve kanunlarına göre idare etme güç ve yeteneği
kabiliyet-/ ilim ve terkib قابلیت علم و ترکیب
bepler ve gerçekler arasındaki ilişkileri) karayıp bilme ve bu bilgileri kullanarak yeni şeyler bulup çıkarma yeteneği ve gücü
kabiliyet-i mahiyet قابلیت ماهیت : temel özellikte yer alan imkan ve olabilirlik
kabiliyet-i makam قابلیت مقام : ele alınan konu nun imkanı
kabiliyet-i nutk-u beyan قابلیت نطق و بیان : konuş ma ve bildiklerini anlatıp açıklama güç ve yeteneği
kabiliyet-i ruhiye قابلیت روحیه : ruh gücü ve yete neği
kabiliyet-i sanat قابلیت صنعت : sanat yeteneği
kabiliyet-i şerقابلیت شر : kötülük yapma gücü ve
imkanı
kabiliyet-i telkih (a( قابلیت تلقيحه : aşılama güc ve imkânı
kabiliyet-i tevessü قابلیت توضع genişleme imkânı
)şuun ve kabiliyet-i zătiye شون و قابلیت ذاتیه: kendi ne ait imkân, yeterlilik (şuun) ve kabiliyet)
kabiliyet-i zatiye قابلیت ذاتيه : zata ait kendisinde ki) her işi yapabilme güç ve imkânı)
kabiliyet-i zulüm قابلیت ظلم : kötülük ve haksızlık
yapabilme güç ve imkânı
kabiliyetçe قابليتجه : kabiliyet bakımından, yete nek ve imkânlar bakımından
kabiliyetince قابلیتنجه : güç yetenek ve imkânına göre
kabiliyetli قابلیتلی : yetenekli, gücü yeterli
kabiliyetsiz قابلیتز : yeteneksiz, gücü yetersiz
kabiliyetsizlik قابليتسزلك : yeteneksizlik güç ve im-
kändan yoksunluk
kabilse قابله : mümkünse
kabine قابينه : hükümet, bakanlar kurulu
kabir قبر : mezar
kable bülug قبل البلوغ : ergenlikten önce, çocuk luktan çıkıp ergenlik yaşına girmeden
kabl-el vuku' (kablelvuku( قبل الوقوع : meydana
kabul-ü Rabbani(ye)
kabl-el vücuda ortaya çıkmadan once, varlığı ortada yokken
kablo قابل : iletken tel
kabr قبر : )bk kabir(
kabr-i ekber قبر اكبر : en büyük mezar, çok büyük
mezarlık
kabr-i haps-i münferid قبر حبس منفرد : tek başina
hapis cezası çekilen mezar
kabri kalb قبر قلب : manevi diriliş yeri olan) kalb
mezarı
kabr-i Muhammedi قبر محمدی : peygamberimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mezarı
kabr-i Peygamberi قبر بیغمبری Hz. Peygamberi
mizin mezarı
kabr-i pürmünevver قبر پرمنور : nurlar (månevi
aydınlıklar) içinde olan mezar
kabr-i şerif قبر شریف : mübarek mezar
kabr-i vahşet ve istibdad قبر وحشت و استبداد yalnızlık, baskı ve eziyet mezarı, (mec.) birlikte hareket ve düşünceleri açıklama yasağı sebebiyle mezardaki gibi herkesin tek başına ve yalnız kal-dığı, baskıcı yönetimin uygulandığı 1. Meşrutiyet dönemi öncesi
kabri قبری : kabre ait, ölmüşlerin ruhlarının mezar hayatı ile ilgili
kabul قبول : almak 2.tasdik etmek, doğrulamak, doğru saymak, doğruluğuna inanmak 3.temel al-
mak, saymak 4.var saymak, varlığına inanmak 5.hakkı görmek, hak vermek 6. uygun bulmak, razı olmak, hoş karşılamak 7. yer vermek 8. be-nimsemek 9. geri çevirme 10. etkiye, fiile (eyleme) açık olmak, etki alıcı olmak, etkilenici olmak
kabulü adem قبول عدم : yoktur diye kabul etme,
yok iddiasında bulunma
kabul-ü amme قبول عامه : herkesin kabul etmesi,
herkes tarafından benimsenme
kabul-ü nasihat قبول نصیحت nasihat kabul etme,
öğüdü dinleme, öğüte uyma
kabulü Nebevi قبول نبوی : peygamberimiz (a.s.m.) tarafından kabul edilmesi, hoş karşılan-ması
kabulü Rabbani (ye( قبول رباني : Rabbimizce ka bul edilme
البين البناهم الكتاب يعرفونه كما يعرفون الناعم وان فريقا منهم ليكلسون الحل وهم يعلمون الحل من
فلا الكوني من التمارين ولكل وحما هو توان فاسليلوا الخيرات الين ما تكونوا بأت بحكم الله فيه إلى الله على كل شي قدير . ومن حيث خرجت من وجهان شطر المسجد الحرام واله للخلى من ريال وما نت يقابل عما العملون ومن حيث خرجت قول وجهان شطر المسجد الحرام وحيث ما كلكم قولوا وجوفان شطرة الملا يكون الثاني عليكم حجة إلا النبين عالمين منهم فلا تخشوهم والحشوبي ولأتم بعمني عليكم ولعلكم تهتدون . كما أرسلنا فيلم رسولا مامان يتلوا عليكم آياتنا وتركيكم ويُعلمكم الكتاب والحكمة ويعلمكم مَا لَمْ تَكولُوا العَلَمُونَ فَالكُرُونَ الذكرحم واشكروا لي ولا تكفرون . يا أيها النبي املوا استعينوا بالصبر والصلوة إن الله مع الصابرين .
"Artık siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin! Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz, Allah sabredenlerin yanındadır.99
Bakura, 2/152-153)
Mushaf sayfa no: 22
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/19. sayfa
ALLAH'I ZİKRETMEK
BİLGİ
Bize bilmediklerimizi öğreten, peygamberini gönderip ayetlerini bildiren Rabbi-miz, verdiği bu nimetlere şükretmemizi, O'nu zikretmemizi ve O'ndan yardım dilememizi istemektedir. Peygamberimiz (sa.s.) de şöyle buyurmuştur. "Allah Teálă şöyle buyuruyor. Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız ana-rım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım." (Buhart, "Tevhid", 15)
MESAJ
1. Kul Allah'ı daima zikreder, hatırında tutar ve bunun gereğini yaparsa Allah
da onun mükafatını verir.
2. Allah'ın yardımını sağlayacak olan iki yol, sabır ve namazdır
KELİME DAĞARCIĞI
Zikir: Allah'ı anmak, hatırlamak, onu unutmamak, tekbir ve tesbih cümlelerini tekrarlamak.
Şükür: Gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etmek, teşekkür
açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdelel
(Bakara. 2/155)
ولا تقولوا لمن يقتل في سبيل الله أموات بل احياء ولكن لا تشعرون ولسلولكم بني من الخوف والجوع ونقص من الأموال والانفس والثمرات ونشر الشاهرين الذين إذا أصابتهم مصيبة قالوا إنا لله وإلا اليه راجعون أولئك عَلَيْهِمْ صَلواتُ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْماً وأُولئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ الله فمن حج البيت أو اعتمر فلا جناح عليه أن يطوف بهما ومن تطوع خيراً فإن الله شَاكِرٌ عَلِيمٌ إلى الدين قلمون ما انزل من البَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيِّنَاة الثاني في الكتاب أولئِكَ يَلْعَلَهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَلَهُمُ اللَّاعِنُونَ إلا الذين كانوا وأصلحوا وبينوا فأوليك أتوب عَلَيْهِم وأنا القوات الرحيم إلى الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَالُوا وَهُمْ كَفَارُ أوليك عليهم لعنة الله والمليكة والناس اجمعين . خالدين فيها لا تخلف عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظرُونَ . والمسلم إله واحد لا إله إلا هو الرحمن الرحيم .
Mushaf sayfa no 23
Hafizlik sayfa no: 2. cüz/18 sayfa
BELALARA SABRETMEK
DİLGİ
Yüce Allah, sabredenleri ortaya çıkarmak için insanları çeşitli şekillerde imtihan eder ve imtihanı geçenlere mükafatlarını verir. Fakat sabır, nefse ağır ve zor gelir. Kendisine karşılık büyük sevap ve ecrin verildiği sabır ise musibetle-rin çöktüğü zamanlardaki sabırdır. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur. "Müminin durumu gibta ve hayranlığa değer. Çünkü her håli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece müminde vardır. Sevinecek olsa, şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir belá gelecek olsa, sabreder, bu da onun için hayır olur." (Müslim, "Zühd", 64)
Yüce Allah'ın yarattığı her canlının rızkını vereceğini be-lirtmek için "ağılda oğlak doğarsa ovada otu biter" deriz. Bu atasözünü, rızık endişesi taşıyan kimseye bu kaygısının yersiz olduğunu anlatmak için kullanırız. Bir şeyden kaygı duyacak-sak, iki günümüz birbirine eşit olduğu zaman kaygı duyma-lıyız.
Peki, iki günün birbirine eşit olması ne demektir?
Bize göre bu eşitlik, elimizdekiler ile yetinip tembellik et-mektir. Yani çalışmayı ve ilerlemeyi bıraktığımızda veya çok yavaşladığımızda yerimizde saymış oluruz. Yerinde saymak ise bizim yapacağımız şey değildir. Daha doğrusu olmamalıdır!
"Tamam, ben yerimde saymıyorum ve çok çalışıyorum fa-kat istediğim gibi bol bir kazanç da elde edemiyorum." diye düşünebilirsiniz. Olaya bir de hikmet penceresinden bakmak lazımdır.
"Şayet Allah kullarına rızkı bol bol verseydi yeryüzünde taşkınlık ederlerdi; ama O dilediği ölçüye göre vermektedir.
Çünkü O kullarının durumunu çok iyi bilmekte ve görmek-tedir. / Kul planında bu ölçüyü idrak mümkün değildir; ama kulun görevi, dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak imkân-ları elde etmek için elinden gelen bütün çabayı harcamaktır. "25
Bir de şöyle düşünelim; eğer herkesin zekâsı, becerisi ya da afiyeti birbirine denk olsaydı, acaba insan kendini gelişti-rebilir miydi? Ayrıca böyle bir dünyada yardımlaşmanın veya paylaşmanın adı geçer miydi?
Herhalde mesele anlaşılmıştır.
Rızık endişesine kapılmadan hayatın içinde yer alalım ama "Zaten Allah benim rızkımı veriyor" diyen, sonra da yan gelip yatan ve gücü yettiği halde başkalarına el açan kimseler gibi de olmayalım. Bu hâl, tefekkür ve teslimiyetin bir göstergesi değildir, tembelliğe kılıf uydurmaktır.
Son olarak bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyoruz.
Allah'ın bizim için ayırdığı rızkın, temiz ve helal olmasına özen gösterelim. Doğrusu mūmin "Bal arısı gibidir... Bal arısı nasıl ki ağaçların ve bitkilerin en güzel çiçeklerinden besleni-yorsa mümin de Allah'ın kendisine verdiği rızıkların temiz ve helal olanlarından gıdalanır. "26
Rızkı temiz ve helal olan kimsenin düşüncesi de güzel olur. Üstelik böyle biri hayırlı işler yapmaya, hikmetli sözler söylemeye veya dinlemeye de yatkın olur. Sükûtu da çevresine huzur verir.
Sizin de çevrenizden güzel düşünceli insanlar eksik ol-masın.
"Dünya - ahiret mutluluğunu sağlayacak imkânları elde etmek..." göreviniz ve önceliğiniz olsun.
"Kişi kendi işini kendi yapmalıdır." Anlamında kullandığı-mız söze, "sana vereyim bir öğüt, kendi ununu kendin öğüt" deriz. Bu atasözünü, başkasına bıraktığımız ve başında durma-dığımız işten istediğimiz verimi almanın mümkün olmadığını anlatmak için kullanırız. Zaten verimsiz işten de düzenli bir gelir elde edemeyiz. Bırakın düzenli gelir elde etmeyi, sonuç-ları kendimizi ilgilendiren önemli işleri başkasına havale ettiği-mizde, ödemekte zorlanacağımız borç yükünün altına gireriz.
Nasreddin Hoca'nın diliyle söylemek gerekirse: "El elin eşeğini türkü çağırarak arar." Yani bir başkası kendi işine ver-diği önemi sizin işinize göstermeyebilir. Gereği gibi ilgi gös-terilmeyen bir işin de tadı tuzu kalmaz. İşini severek yapan ve yaptığı iş ile mutlu olan kimseler bu duruma düşmekten sakınmalıdır. Ayrıca yeniden motive olmak için kendimizi din-lendirmek de lazımdır. Şayet bunu yapmazsak, işimizin ya da görevimizin başında istekli durmayız. Durduk diyelim, bu kez de verimli olamayız ve işleri bir başkasına yaptırmaya kalkarız
ki bu da zamanla kötü bir alışkanlığa dönüşür. Hem içinde kendi el emeğimizin olmadığı bir kazancı nasıl harcayabiliriz ki?
"İnsanın yediği şeylerin en güzeli, elinin emeğidir. "23
Emek verilerek yapılan her işin içinde alın teri ve bereket vardır. Kendi işini başkalarına yaptıran kimseler ise bu bere-ketten bihaberdir. Kaldı ki bu durumda mağdur olan yalnızca kişinin kendisi de değildir.
Peki, ya kimdir?
Elbette geçindirmekle yükümlü olduğu ailesidir. Çevrenize şöyle bir baktığınızda vaktiyle işine sahip çıkmadığı için yok-sul duruma düşen ve sırf bu yüzden ailesini de perişan eden kimseleri görebilirsiniz. Bunların içinde hatasını anlayıp da bütün gücüyle işe başlayanlar olduğu gibi sağlık ve benzeri sorunlardan dolayı insan içine çıkamayanlar da vardır. Bizim inancımızda ve kültürümüzde düşene tekme vurmak ya da bu tür kimseleri kınamak yoktur. Bunun aksine elimizden gelenin en iyisini yapıp dua etmek vardır.
Ayrıca "...Hangi ırktan veya sosyal katmandan olursa ol-sun... İnsanları, iradeleri dışındaki özelliklerinden dolayı kı-namak, ayıplamak, aşağılamak ya da tam tersi yüceltmek, hem insanlığa hem de Yüce Yaratıcı 'ya karşı saygısızlıktır. "24
Her halükarda saygımızı muhafaza edelim. Sonra işimi-ze dört elle sarılıp yaptığımız işin en iyisi olmak için an gibi çalışalım. Hem bu sayede boş işler ile meşgul olmaktan da kurtulmuş oluruz.
"Çok kötülüğe uğramış, desteği ve yardım edeni bulunma-yan kişinin içinde bulunduğu hazin durumu anlatmak için "ölmuş de ağlayanı yok" deriz. Genellikle bu atasözünü, ters giden işlerini bir türlü düzeltemeyen ve hayata tutunurken kimseden (yeterli) destek göremeyen kişilerden bahsederken kullanırız.
gelişi
Gerçekten de insanoğlu varlıklıyken bir tas çorbaya bile muhtaç olabilir veya işinde iyi bir konumdayken iflas edebilir ya da yüksek mevkilerden alınıp kıdemce kendinden daha dù-şük bir kimsenin emrine de girebilir. Ayrıca sağlıklıyken aman-sız bir hastalığa yakalanma ihtimali de vardır. Asıl mesele, bu gibi durumlara düşmeden önce "insan" biriktirebilmektir. Hiç şüphesiz insana yatırım yapan kişi ve kurumlar her zaman için kazanlı çıkmıştır.
mu az-
an
Peki, "insan" biriktirmek nasıl bir şeydir?
Kesinlikle çok iyi bir şeydir. Bu arada "insan" biriktirmek-ten kastımız, dost kazanmaktır, gönüllerde hatın sayılır bir yer
Dostluk kavramının üzerinde durup konuyu biraz daha açmak istiyoruz. Gerçek arkadaş, kazanılmış bir dosttur. Ger-çek dostu ya da dostluğu bir gölgeye de benzetebilirsiniz. Öyle ki gerçek dostlarınız, "Eğilseniz de doğrulsanız da düşseniz de asla peşinizi bırakmazlar." Kısacası yüzünüze karşı veya arkanızdan "ölmüş de ağlayanı yok" dedirtmezler. Bir de "In-san" biriktirmeyi asla düşünmeyen kimseler vardır. Onlar ki hayatlarında para, malmülk gibi geçici şeylere önem verdikle-rinden kimseye yardım elini uzatmazlar. Sonunda gelecekleri yer yalnızlıktır.
Şayet iç dünyamızı çöle döndürüp de seraplar görmek istemiyorsak dost kazanmaya devam edelim. Eğer, insanın da ötesinde bir dost arıyorsak, o zaman Allah'a yönelmeliyiz, Çünkü hakiki dost Yüce Allah'tır.
"...Aklımızdan geçirmediğimiz yerde ve zamanda O bi-zimledir. Gerçekten görmek için bakarsak, her güzelin, her doğrunun, her kemalin yanında O'nun izlerini bulmamız; dos-ta karşı dostumuz, külfete karşı yardımcımız olduğunu fark etmemiz mümkündür. "22 Bunu anlayan ve bütün varlığıyla özümseyen Derviş Yunus'un şu niyazı boşuna değildir:
"Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni.
Ben yanarım dünü günü, bana seni gerek seni.
Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim,
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni..."
Tabii ki bu hal, âşıkların həlidir, bu gönül âşıkların gön-lüdür, bu niyaz, âşıkların niyazıdır. Belli ki herkes gönlündeki sevdanın halini yaşıyor. O hâlde gönlümüze kimi aldığımıza, neye ve niçin değer verdiğimize dikkat edelim. Gönlümüze
dünya sevgisini doldurup da sonunda ahu figan edenlerden olmayalım. Ayrıca "Dosta karşı dostumuz, külfete karşı yar-dımcımız" olan hakiki dostu da unutmayalım.
O yüce dosta giden yollarınız açık olsun.
İç âlem serap görenler, O'nun sevgisi ile hayat bulsun.
1858. Ben istek ve korku namazı kıldım. Ümmetim için Allah Azze ve Celle'den üç şey istedim. İkisini verdi, birini geri çe virdi. Onlara kendilerinden başka bir düşmanın musallat olma masını diledim, verdi. Onların boğularak ölmemelerini istedim, bunu da verdi. Kendi aralarında sıkıntı (tefrika, ayrılık) olmaması-ni diledim, bunu geri çevirdi.
1859- Rabbimden müşriklerin çocuklarını istedim. Onları bana bağışladı ve onları cennet ehlinin hizmetçileri yaptı. Çünkü onlar babalarının şirklerine yetişmemişlerdir. Çünkü onlar ilk mi-sakları (Allahü Teala'ya verdikleri söz) üzeredirler.
1860- Ümmetim hakkında ne mü'minden ve ne de müş-rikten korkmam. Çünkü mü'mini imanı kurtaracaktır. Müşriği ise küfrü cehenneme sürükleyecektir. Benim asıl korktuğum laf etme-sini beceren münafıktır. Çünkü o sizin kabul edeceğiniz, hoşlana-cağınız şeyleri söyler, itiraz ettiğiniz şeyleri yapar.
1869- Dün gece acaip bir şeye şahit oldum. Ümmetim-den bir adamı gördüm ki, meleklerin hücumuna uğramış. Hemen abdesti gelip şefaat etti, onu ellerinden kurtardı. Ümmetimden bir adam daha gördüm, kabir azabı üzerine el atmıştı ki, namazı ge-lip onu ondan kurtardı. Ümmetimden bir adam daha gördüm, şeytanlar başına üşüşmüştü fakat zikrullah gelip kurtardı onu.
Ümmetimden bir adam da susuzluktan dilini çıkarmış, soluyordu. Hemen Ramazan orucu gelip ona su verdi. Ümmetimden bir a-dam daha gördüm, önü ve altı karanlıklar içindeydi. Haccı ve umresi gelip onu o karanlıktan çıkardı. Ümmetimden bir adam gördüm, mü'minlerle konuşmak istiyor fakat onlar onunla ko-nuşmuyorlardı. Hemen sıla-i rahim gelip şöyle dedi: "Bu adam akrabayı ziyaret ederdi." Bunun üzerine onlarla konuştu, onlar da onunla konuştular ve onlarla beraber oldu. Bir adamı da gör-düm, halka halka olmuş peygamberlere geliyor ve onlar tarafın-dan uğradıkça yanlarına kovuluyordu. Hemen cünüplükten yı-kanması geldi, elinden tutup yanıma oturttu. Bir adam da gör-düm, eli ile ateşin şiddetinden korunuyordu, hemen sadakası ge-lip başının üstüne bir gölge ve yüzünü de ateşten koruyan bir perde oluverdi. Ümmetimden bir adam daha gördüm, zebaniler gelip yakasından yakalamış götürüyorlardı. Emr-i bil ma'ruf ve
nehy-i anil münker gelip ondan onu kurtardı. Ümmetimden birini
de Cehenneme yuvarlanmış olarak gördüm. Dünyada Allah kor-
kusundan gözlerinden akıttığı yaşlar gelip onu oradan çıkardı.
Ümmetimden bir adamı da amel defteri soluna verilmiş olarak gördüm. Allah korkusu gelip hemen onu sağ tarafına koyuverdi. Bir adamın da mizanı hafif tartıyor gördüm, hemen kendisinden önce ölen çocukları gelip mizanı ağırlaştırdılar. Ümmetimden bi-rini de cehennemin tam kenarında gördüm. Allah'tan korkması gelip ondan kurtardı. Ümmetimden birinin de hurma dalı gibi tit-
reyip sallandığını gördüm. Allah'a karşı olan iyi zannı gelip onu sakinleştirdi. Birinin de Sırat köprüsünden düşe kalka yürüdüğunü gördüm. Hemen bana getirdiği salat ü selamı gelip elinden tuttu ve sırat köprüsünden ayağa kaldırıp geçirdi. Ummetimden birini de cennetin kapılarına kadar gelmiş vaziyette gördüm. Cennel kapılan yüzüne kapanmıştı. Hemen şehadet kelimesi: "La ilahe illellah" gelip elinden tuttu ve onu cennete koyuverdi.
۱۸۷۰ - إِنْ أَنْتُمْ اتَّبَعْتُمْ أَذْنَابَ الْبَقَرِ وَتَبَايَعْتُمْ بِالْعَيْنَةِ وَتَرَكْتُمُ الجهاد في سبيل الله لَيُلْزِمَنَّكُمُ اللهُ مَذَلَّةً فِي أَعْنَاقِكُمْ ثُمَّ لَا تُنْزَعُ مِنْكُمْ حَتَّى تَرْجِعُوا إِلَى مَا كُنْتُمْ عَلَيْهِ وَتَتُوبُوا إِلَى اللهِ تَعَالَى (حم عن ابن عمر)
1870- (Ey ümmetim!) Eğer siz sığırların kuyruklarının ar-dına düşerseniz (rençberlikle yetinirseniz), malı vade ile fazla pa-raya satar, alırken fazla alırsanız, Allah yolunda cihadı terk eder-seniz, Allah boynunuza zillet halkası vurur. Eski halinize dönüp Allah'a tevbe etmedikçe bu halka sizden çıkarılmaz.
1871- Eğer küçük çocuklarının nafakası için çıkmış çalı-şıyorsa, o Allah yolundadır. İki yaşlı ebeveyni için çalışıyorsa o da Allah yolundadır. Ailesi için çalışmaya çıkmışsa o da Allah yolun-dadır. Lakin kibirlenmek ve böbürlenmek için çıkıp çalışıyorsa bilin ki, o şeytanın yolundadır.
saadetine mazhar olmaları Resul 0 Ekrem ve Habib-i Muhterem SA. efendimizin mübarek varlığı ve onun yüce emirleri, sünnet-i senlyest ile olacaktu.
Üstte anlatılan mana leabı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin durumu bir manaya göre, çadırı ayakta tutan direğe berizetilmiştir Hunun için de kendisine:
ARUS.
Sıfatı verilmiştir. Sonra 0:
Senin HAZRETin imamıdır.
Eu salavat-ı şerifede geçen:
HAZRET.
Lafı, Yüce Hakkın tevhid makamıdır. Bu cümlenin ifade ettiği serhli mana şudur:
Yüce zatını tevhid ve fermanına itaat ederek, zatına yaklaş-mak isteyenlerin imamı ve muktedasıdır. Çünkü Yaklaşmak, ancak Resulüllah S.A. efendimize uymakla olur. Resulüllah S.A. efendimize uymayanlar, Hakka yakınlık bulup gaye olan menzile varamazlar
Sonra o:
Senin mülkün TIRAZ'ıdır.
Bu cümlede geçen:
TIRAZ.
Lafzı, güzel elbiselerde bulunan, ona güzellik veren, ona süs veren şeylerdir. Görenler sevka gelir; o elbiseye meyleder.
Anlatılan mana durumuna göre: Resulüllah S.A. efendimiz, lähl memleketlerin, dünyanın ve âhiretin tam manası ile süsüdür. Allah-Taâlá, onun varlığı ile, âlemleri süslemiştir.
Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimiz, cümle âlemin ruhudur, süru-rudur, nurudur; behcet ve zinetidir.
Sonra Resulüllah S.A. efendimiz:
Senin rahmetinin HAZAİN'idir.
Bu cümlede geçen:
HAZAIN.
Lafzı, hazine'nin çoğuludur Hazine şuna derler ki: İnsan, sahibi olduğu değerli eşyasını onda saklavıp korur. Bu manaya göre, üstte anlatılan cümle şu demeğe gelir:
Resulüllah S.A. efendimiz, senin mülk ve melekûtunda, sema larında ve arzında, dünya ve âhirette bulunan çeşitli rahmetinin, ce-şitli ihsanlarının hazinesidir.
Dünya ve âhirette, cümle varatılmışlara olan rahmet çeşitlerinin cümlesi, ancak Resulüllah S.A. efendimizin eli ile verilir; onlara nail olmak, Resulüllah S.A. efendimizin sebebi ile olur.
Sonra Resulüllah S.A. efendimia:
-Senin şerlatın yoludur.
Çünkü, Resulüllah S.A. efendimiz, senin şeriatının yolu, hakikatı nın köprüsüdür.
605 Bütün şer'i hükümlere, sübhan olan Yüce Hakkın yasaklarına, Rabbani sırlara onunla erilir.
Sonra o:
Senin tevhidinle lezzet alır.
Bu cümlenin manası şudur:
Senin tevhidin, ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR. (LA
ILÄHE ILLALLAH.)
Mübarek cümlesidir. Resulüllah S.A. efendimiz, tesbih, takdis, tahmid, temcid ve sair zikir çeşitleri ile lezzet alır, türlü nimetlerin-
le nimetlenir. Sonra o:
Vücudun, insan gözü gibidir.
Bu cümlede değer verilerek anlatılan göz, gözün karasıdır.
Bu gözün karası, mercimek tanesi kadardır. Gözün görmesi, an-cak onunla mümkün olur. Onun adına:
- Göz bebeği.
Derler. İnsanın bütün menfaatlarını celb etmesi, kendisine zarar veren şeyleri de def'etmesi ancak bu gözle olur. Gözün görmesi de, ancak onda anlatılan bebekle olur.
Üstte anlatılan açık manaya göre, cümlenin şerhli manası şudur:
Bütün insanların toptan kemalâta ermeleri, âhirete dair faydala-ı bulmaları, cümle zararlardan kurtulmaları ancak, peygamberlerin vsıtası ile olur. Erilmesi gereken şeylere onların sebebi ile erilir. O peygamberlerin nurları da, feyizleri de, Resulüllah S.A. efendimizden ektedir. Onlar, feyizlerini, Resulüllah S.A. efendimizden almışlar-dır.
Resulüllah S.A. efendimiz, insanoğlunun gözü mesabesinde olan tüm nebilerin ve resullerin göz bebeğidir. Ona salât ve selâm olsun. Diğer peygamberlere de salât ve selâm..
Bütün peygamberler, ümmetlerini, Resulüllah S.A. efendimizin
nuru ile irşad ederler.
Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz:
Her mevcudun sebebidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, tüm varlıkların vücuda gelmesi-ne bir sebeptir. Nitekim, bir hadis-i şerifte şöyle anlatıldı:
«Allah-ü Taâlâ Ådem'e a.s. şöyle buyurdu:
Eğer Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım. Gökleri ve yer-
leri yaratmazdım.»
Sübhan olan Yüce Hak, cümle mahluktan üç yüz altmış bin sene
evvel, Resulüllah S.A. efendimziin nurunu yarattı. Cümle mahluku da onun pek ziyade nurundan yarattı.
Mana üstte anlatıldığı gibi olunca, Resulüllah S.A. efendimiz, bü-tün mevcudatın yaratılmasına bir sebep ve onların aslı olmuş olur.
Bu mananın daha geniş tafsili Resulüllah S.A. efendimizin NUR ismi anlatılırken geçmiştir. (Bak: İsim 53)
kabul-ü seriye قبول شرعیه )icab ve kabul-i seriye) dine uygun şekilde satıcımın satış şartını söylemesi ve alıcının da bunu kabul ettiğini, uygun bulduğunu belirtmesi kuralı
kabul- teslim قبل تسلیم karşı gelmemek, karşı olmamak şeklinde kabul etme
kabul-ü umumi قبل عمومی halkın ve herkesin kabul etmesi, herkes tarafından benimsenmeye (bk kabul u ámme)
kabul- ummet قول امت : ammetin (butün Müslümanların) kabul etmesi
kabulü tasdik قبول تصديق kabul ve tasdik etme (doğrulama)
kabulü teslim قول تسليم : kabul ve teslim (ger çekliğini ifade etme)
kabuslu 1 : کابوسلی.bogucu, sıkıntılı, korkunç 2 käbus içinde geçen
kabzetmek قبض ايتمك : almak
kabzedilmek قبض ايدلمك : alınmak
kabz- ervah قبض ارواح : )Azrail(a.s.) tarafından) canların alınması, ruhların teslim alınması
kabaruh قبض روح : canın alınması, ruhun tes-lim alınması
kabza el 2 avuç
kabza-i adi قصة عدل : )mec.) her şeyde adaleti gözeten, her işi ve her şeyi tam adaletli yürü ten (Allah'a (c.c.) ait) güç ve kuvvet
kabza-i hikmet قبضه حکمت : )Allah'a (cc.) ait( hikmet eli, (mec.) hiçbir şeyi tesadüfe bırak mayıp her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şe-kilde yapan sınırsız ilim gücü
kabza-i ilim قبعة علم : )Allah'a (c.c.) ait) her şeyi kuşatan sonsuz ilim gücü
kabza-i ilim ve kudret قبعة علم و قدرت : )Allah'a (c.c.) ait) her şeyi kuşatan ilim ve kudret eli, (mec.) sonsuz ilim ve sonsuz güç ve kuvvet
kabza-i kudret قبعة قدرت : )Allah'a (cc.) ait) her şeyi kuşatan kudret eli, (mec.) her şeyi kusa tan sonsuz güç ve kuvvet
kabza-i kudret ve hikmet قبعة قدرت و حکمت (Allah'a (c.c.) ait) her şeyi kuşatan kudret ve hikmet eli, (mec.) sonsuz güç ve kuvvet; her şeyi gayeli, işe yararlı ve en uygun şekilde ya-pan ilim güců
kabza-i kudret ve illm قحه قدرت )Allah'a (c.c.) ait) her seyi kuşatan sonsuz guç, kuvvet ve ilim gücü
rablik sıfatının gücu kabza-i Rububiyet herseyin sahibi olan ve terbiye eden el (mec.) Allah'ın (c.c.(
kabza-l rububiyet ve icad ve tedvir ve terbi.
قصة ربوبیت و ایجاد و تدویر و تربیه : Rabbimizin her şeyi icad eden, idare eden ve terbiye eden sonsuz gucu
kabza-i rububiyet ve terbiye قطه ربوبیت و تربیه Rabbimizin her şeye sahiplik yapan ve her şeyi terbiyesi ve gözetimi altında tutan son-suz gücü
kabza-i mizan ve nizam قبضه میزان و نظام : )A lah'a (c.c.) ait) her şeyde mizan ve nizamı gözeten el, (mec.)her iş ve her şeyde ölçu ve
düzeni gözeten sonsuz güç
kabza-i nizam ve mizan قبضه نظام و میزان : )A lah'a (c.c.) ait) her şeyde nizam ve mizanı gö zeten el, (mec.)her iş ve her şeyde duzen ve ölçüyü gözeten sonsuz güç
kabza-i tasarruf قبضة تصرف : )Allah'a (c.c.) ait( her şeyi yapıp yürüten, idare eden el (sonsuz güç ve kuvvet(
kabza-i tasarruf ve ilim ve hüküm ve hikmet قبضه تصرف و علم و حکم و حکمت : )Allah'a (c.c.) ait( her işi idare eden ve yapan, her şeyi bilen, her şeyle ilgili karar ve emri veren, ve her şeyi hikmetle yapan yani, hiçbir şeyi tesadüfe bi-rakmayıp gayeli, işe yararlı, faydalı ve en uy-
gun şekilde yapan el (sonsuz güç ve kuvvet)
kabza-i tasarruf ve tedbir ve tedvir قبضة تصرف و تدبیر و تدویر : )Allah'a (c.c.) ait) her şeyi yapıp yürüten ve her şeyin tedbirini alan ve her işi yürüten el (güç ve kuvvet)
lah'a (c.c.) ait) her şeyin tedbirini alan ve ter-kabza-i tedbir ve terbiye قبضه تدبیر و تربیه : )Al biye eden el (güç ve kuvvet)
kader-i İlahi (y( قدر الهيه Allah'ın (c.c.) takdiri, Allah'ın (c.c.) ezelden belirlemesi (kaza ve ka deri Ilahi: Allah'ın (c.c.) kaza ve kaderi; tak-diri ve bunun yerine gelmesi, gerçekleşmesi (kaza))
kader-1 Kadir-i Hakim قدر قدیر حكيم : Kadir ve Hakim olan Allah'ın (c.c.) takdiri: her jeye gücü yeten (Kadir) ve her şeyi hik-metle yapan (yani hiçbir şeyi faydasız, boşuna yapmayan, her şeyi gayeli, işe ya-rarlı, faydalı ve en uygun şekilde yapan) Allah'ın (c.c.) takdiri, ezelden belirlemesi
kader- Rabbani قدر ربانی : Rabbimizin takdiri, ezelden karar verip belirlemesi
kader-i Sübhani قدر سبحانی : Subhan olan (yani, zátında, sıfatlarında ve hiç bir işinde kusur ve noksanı olmayan) Allah'ın (c.c.) takdiri, ezelden karar verip belirlemesi
kaderce قدرجه : kader tarafından
kaderi (ye( قدريه : kadere ait, kaderle ilgili
Kaderiye قدريه : insanın davranışları konusun da Allah'ın (c.c.) takdirine ve kadere inanma-yan, insanın her davranışının insanın kendi eseri olduğunu iddia eden görüş, Mu'tezi-le'nin bir kolu. (bak. Mu'tezile)
kadi قاضی : Islam devletinde mahkeme davala-rına bakan ve İslâm dininin hükümlerine ve kurallarına göre karar verme yetkisine sahip olan hakim (yargıç)
Kadilyaz (lyad( قاضی عیاض : )lyad bin Musa
Ebu-l Fadl el Yahsabi) (Sebte, mi 1083-Mara-keş 1149; hic 476-544) Maliki Mezhebinden, hadis älimi, İslâm hukukçusu, kadı, edebiyat-a ve şair. Otuz bir yaşında iken Endülüs şehri Kurtuba'ya giderek eğitimini tamamlamıştır. Kurtuba'da ve doğduğu şehir Sebte'de kadılık yaptı. Yirmi kadar eser yazdı. Bunlardan Ki-tab-üş-şifa bi Tarif-i Hukuk-il- Mustafa (Hz. Muhammed'in (a.s.m.) hayatını, adalet ve uygulamalarını, sünnetini anlatır), Kitab-ül ikmal, Kitab-ı Tertib-i Medarik, Ettenbihat, hadis ve İslâm hukuku ile ilgili eserlerdir
| قاضی : yaratılmışların ih قاضي الحاجات Kadi-ul hacat tiyaçlarını karşılayan (Allah c.c.)
Kadaقاض bak Kadı lyaz(
kadıyy-ül häcat قاضى الساحات:bakkad-ul ha-cat)
kadıasker (kazasker قاضی عسکر : askeri kadı İslam hukukunu uygulayan askeri hakim
kadim (e) (kadim( قديم : eski eski zaman, çok önceki zaman 3.ezeli, öncesiz, hep var olan
Kadim-i Baki قديم باقی : sonsuz olumsüz (Baki(
ve ezeli olan (Allah c.c.)
Kadim-i Ebedi قدیم ابدی : ebedi sonsuz, ölüm-suz) ve ezeli olan (Allah c.c.)
Kadim-i Lemyezel قديم لم يزل : olumsüz, sonsuz (lemyezel) ve ezeli olan (Allah c.c.)
Kadim-i Sermedi, ezeli ve ebedi قدیم سرمدی ازلی و ایدی : öncesiz, başlangıçsız olarak hep va-rolan (kadim), sonsuz ve ölümsüz olan (ser-medi), öncesiz (ezeli) ve sonsuz ve olumsüz ebedi) olan (Allah (c.c.(
Kadir 1 : قبر.gucü yeterli, güçlü 2.her şeye gücü yeten, güç ve kudreti sonsuz olan (Allah c.c.)
Kadir (Kadir( قبر : her şeye gucü yeten, güç ve kudreti sonsuz olan (Allah c.c.)
Kadir قدیر : her şeye gücü yeten, sonsuz güç ve
kuvvet sahibi(Allah cc)
Kadiri Alim قدير عليم : her şeyi bilen (Alim) ve her şeye gücü yeten(Kadir) (Allah c.c.)
Kadir-i Alim-i mutlak قدر علم مطلق : sonsuz ilim sahibi (her şeyi bilen) (Alim)ve her şeye gücü yeten(Kadir) (Allah c.c.)
Kadiri bimisal قدیر بی مثال : esi, benzeri bulun-mayan (bimisal) ve her şeye gücü yeten(Ka-
dir) (Allah c.c.)
Kadiri Cebbar قبر جبار : herseyi emirlerine
ister istemez itaat ettiren(Cebbar), her dile-diğini yaptırmaya gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir-i Ezeli قدیر ازلی : ezeli olan ve her şeye
gücü yeten (Allah c.c.)
Kadir-i Ezeli i Zülcelal قدیر ازلی ذوالجلال : sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi (Zülcelâl); ezeli ve her şeye gücü yeten, (Kadir) (Allah c.c.)
Kadîr-i Gani (Ganiyy( قدیر غنی : hiç bir şeye ih-
tiyacı olmayan ve zenginliği sonsuz olan (ga-niyy) ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
kadiri Hafizi Alim قدیر حفیظ عليم : her şeyi bi len (Alim) her şeyi yok olmaktan koruyan;
66 Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır.99
(Bakara, 2/168)
Mushal sayfa no: 24
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/17. sayfa
TEMİZ VE HELAL OLANDAN YEMEK
BİLGİ
Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Teālā temizdir; sadece temiz olanları kabul eder." Allah Teâlâ peygamberlerine neyi emrettiyse müminlere de onu emretmiştir. Cenâb-ı Hak peygamberlere, 'Ey peygamberler! Temiz ve helâl olan şeylerden yiyin, iyi ve faydalı işler yapın!' (Müminün, 23/51) buyurmuştur. Müminlere de, 'Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin' (Bakara 2/172) buyurmuştur." (Müslim, "Zekât", 65)
MESAJ
1. Müslüman'ın kazancı temiz olur, hem kendisini hem aile fertlerini helål
ve temiz gıda ile besler.
2. Şeytan insanı yasak ve yanlış işlere sürükler.
KELİME DAĞARCIĞI
Helal: Yapılması dinen serbest olan.
Tayyib: Temiz ve yararlı olduğu için insan tabiatına hoş gelen, aklın ve dinin benimsediği şey, iyi, güzel.
"Allah size yalnızca murdar eti, kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkasının adına kesilmiş olanı haram kıldı. Ama biri zorda kalırsa, haksızlığa sapmadıkça, sınırı aşmadıkça kendisine günah yoktur. Biliniz ki Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.99
(Bakara, 2/173)
ماذا قبل لهم البعوا ما انزل اللهُ قَالُوا بَلْ تَتَّبِعُ ما الفينا عليه الامناً أولو كان أباؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلا تقلدون ومثل الَّذِينَ كَفَرُوا كمثل الذي يتعل ن لا يسمع إِلَّا دُعَاء وَبَدَاء ضم يُكُمُ عَلَى فَهُمْ لا يَعْدِلُونَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رف اسلام وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ إِنَّمَا حرام عليكم النيئة والدم ولحم الخنزير وما أهل به الغير الله فمن اصْطَرُ غَيْرَ بَاب وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إلى الله غَفُورٌ رَحِيمٌ إِنَّ الَّذِينَ يَعْلَمُونَ مَا الال الله من الكتاب ويشترون به ثمنا قليلا أوليك ما يأملون في بطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ الله يوم القيمة ولا يُركيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ أُولئِك الذين اشتروا الصلالة بِالْهُدَى وَالْعَذَابُ بِالْمَغْفِرَة فنا استرهم على النار ذلك بأن الله نزل الكتاب بالحق وإن البين المختلفوا في الكتاب لفي شقاقي تعبيد .
Mushaf sayfa no: 25 Hafızlık sayfa no 2. cüz/16 sayfa
İSLAM'DA ZORLUK YOKTUR.
BİLGİ
İslam, kolaylık ve rahmet dinidir. Bu nedenle zaruret ve ihtiyaç hällerinde sıkıntının derecesine göre hükümlerde esneklik sağlanarak bazı istisnalar getirilmiştir. Örneğin namazlarda ayakta durmaya güç yetiremeyen oturdu-ğu yerde namaz kılabilir. Hasta veya yolcu Ramazan'da oruç tutmayıp daha sonra kaza edebilir. Domuz etinin yenmesi, şarabın içilmesi haramdır. Ancak susuzluktan veya açlıktan ölme tehlikesiyle karşılaşan kimse, hayati tehlikeyi atlatacak miktarda bunlardan faydalanabilir.
MESAJ
1. Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz.
2. Zaruretler, haram olan şeyleri mübah kılar.
KELİME DAĞARCIĞI:
Haram: Yapılması din tarafından yasaklanan fiil
. Meyte: Etinin yenmesi helal olduğu hâlde dini usullere göre boğazlanmamış
" Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri, umulur ki sakınırsınız.99
(Bakara, 2/179)
Mushaf sayfa no: 26
Hafizhk sayfa no: 2. cûz/15. sayfa
KISASTA HAYAT VAR.
DİLGİ
Kåtile hangi cezanın verileceği konusunda çeşitli milletlerin farklı uygula-maları vardır. Tarihte Yahudilerde kısas, Hristiyanlarda diyet, cahiliye dönemi Araplarında ise intikam uygulamaları vardı. Örneğin cahiliye döneminde bazen bir kişiye karşılık on kişi öldürülebiliyordu. Bazı milletlerde ise kâtil sadece hapsedilirdi. İslam, adalet ve eşitlik ilkesini esas alarak kısas cezasını öngördü. Bununla birlikte ölenin yakınlarına katili affedip diyet isteme hakkını da verdi.
MESAJ:
Kısas, toplumdaki herkesin yaşama hakkını güvence altına alır. Kısas olmazsa haksızlıklar artar, fitneler ve daha büyük çatışmalar ortaya çıkabilir.
KELİME DAĞARCIĞI
Kısas: Kasten adam öldürme ve yaralama suçlarında suçlunun, yetkililer tara-fından, işlediği fiile denk bir ceza ile cezalandırılması.
Hicretin ikinci yılında farz kılınan oruç, geçmiş ümmetlerde de bilinen ve çeşitli şekillerde uygulanan bir ibadetti. Yüce Allah, bize orucu Ramazan ayında tutmayı farz kıldı ve nasıl tutacağımızı öğretti. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur. "İslam beş temel üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek, namazı dos-doğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah'ın evi Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak." (Buhari, "Imân", 1, 2)
MESAJ
1. Oruç, şartlarını taşıyanlar için yerine getirilmesi zorunlu olan bir ibadettir. 2. Oruç önceki ümmetlere de farz kılınmıştır.
KELİME DAĞARCIČI
Sıyam/Savm: Bir şeye karşı kendini tutmak, oruç.
Takva: Allah'ın emirlerine uymak ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmak.
Akılsız Başın Cezasını (veya Zahmetini) Ayaklar Çeker
"Bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır." Anlamında kullandığımız söze, "Akılsız ba-şın cezasını (veya zahmetini) ayaklar çeker." deriz. Genellikle bu atasözünü, sonucunu düşünmeden verdiğimiz her kararın bedelini ayaklarımızın ödeyeceğini ifade etmek için kullanırız.
Esasında yanlış verilen bir kararın zahmetini bütün vücut çekmektedir çünkü azalar birbiriyle irtibat hâlindedir. Mesela bir şeye üzüldüğünüzde başınız ya da mideniz ağrımaya baş-lar. Hatta kiminin ağrısı gözlerine bile vurur.
Tıpkı bu misalde olduğu gibi şirket ve kurumlarda çalışan kimseler de birbirleriyle irtibatlıdır. Bu gibi yerlerde düşünce-sizce alınan bir kararın ya da hareketin bedeli çok daha ağır olabilir. Haksız yere birinin işten çıkarılması veya bir kimsenin iş arkadaşlarının içinde küçük düşürülmesi, düşüncesizce alın-mış bir karar ve harekettir. Özellikle karar yetkisine sahip olan kimseler altındakileri yok saymadan ve düşüncelerini zorla kabul ettirmeden yönetmesini bilmelidir. Ayrıca istişarenin
önemine de inanmalıdır. Başkalarının fikrine saygı duyan böy-lesi güzel düşünceli bir yönetici ile çalışmak, insanın gönlüne huzur verir. Huzurla çalışılan bir yerden ise güven ve bereket eksik olmaz. Hiç şüphesiz bu huzur kişinin evine, alışveriş yaptığı esnafa, yürüdüğü kaldırıma, hatta yanından geçtiği sokak köpeğine bile yansır.
Şimdi de bunun zıddını düşünelim...
Akılsızca hareket eden kimse de az önce söylediklerimi-zin tam tersini yapar ve birlikte çalıştığı insanların huzurunu kaçırırsa başkalarını tedirgin ederse, insanların kendisinden nefret etmesine sebep olur. Nefret ise gönle ağır gelen büyük bir yüktür. Oysa bizden istenen ve beklenen şey bu değildir. Peki, ya nedir?
Allah'ın kullarına kolaylık sağlamaktır. Siz, siz olun, "Ko-laylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve hüküm verirken birbirinizle uyum içinde olun. "21
Peki, bu şekilde hareket etmek yalnızca yöneticilere has bir durum mudur?
Elbette değildir!
Bu durum aklı başında olan herkes için geçerlidir. Sözgelişi sürüsünü otlatan çoban tedbirli olmak zorundadır, ailesinin geçi-minden sorumlu olan kimse kişisel harcamalarına dikkat etmelidir, sokakları süpüren temizlik görevlisi işine özen göstermelidir ve hedefini belirleyen bir öğrenci de çok çalışmalıdır. Sözü uzatmadan söylemek gerekirse herkes verilen görevi layıkıyla yerine getirmeli-dir. Yerine getirilmiş her görev, bizi ve içinde yaşadığımız toplumu daha güçlü kılar. Üstelik bu güce sadece bizim değil, bütün maz-lum coğrafyaların da ihtiyacı vardır.
O sebeple aklınız başınızda, gücünüz, adaletin ve haklının yanında olsun.
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilنوافلي
إنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ وَالدَّرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لا يُؤْمِنُونَ . ختم اللهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أبصارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ وَمِنَ النَّاسِ من يقول أمنا بالله وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ . يُخادِعُونَ الله وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا الْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ الله مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ إِلَّا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلكِن لَا يَشْعُرُونَ . وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أمِنُوا كما أمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا أَمَنَ السُّفَهَاءُ إِلَّا إِنَّهُمْ هم السفهاء ولكِنْ لَا يَعْلَمُونَ . وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ امَنُوا قَالُوا أَمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ اللهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ في طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بالْهُدَى فَما ربحت تجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ .
مثلهم
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ أَمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَاهُمْ بِمُؤْمِنِينَ
66 Insanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları hâlde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler. 99 (Bakara, 2/8)
Mushaf sayfa no: 2
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/19, sayfa
SÖZDE KALAN İMAN, MÜNAFIKLARIN ÖZELLİĞİDİR.
BİLGİ:
Bakara süresinin ilk ayetlerinde, inanç gruplarından birincisi olan müminlerin özellikleri anlatılmıştı. Bu sayfanın ilk ayetlerinde ise käfirlerin bazı özellikleri anlatılmıştır. Konumuz olan ayetten itibaren de üçüncü bir inanç grubu olan mü-nafıkların özellikleri sayılmaktadır. Münafıklar gerçekte Allah'a iman etmedikleri hålde mümin gibi görünürler. Sözlerinde iman olduğu hålde kalplerinde iman yoktur. Sürekli ikiyüzlü davranan münafıklar, görünüşte toplumun iyiliği için çalışırlar fakat gerçekte gizli gizli kargaşa çıkarırlar. Yüce Allah, münafıkların yaptıklarının içyüzünü bildiğini haber vermektedir. Onların imanı geçersizdir.
MESAJ:
"İnandım" diyen kişi kalbini de sağlam bir iman ile doldurur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Amennå: İnandık, kabul ettik.
Yevm: Gün.
2
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilيا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ .
66 Ey insanlar! Sizi ve sizden
öncekileri yaratan rabbinize kulluk edin ki takvāya eresiniz.99
(Bakara, 2/21)
نفره الأول
مثلهم كمثل الذي استوقدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبْ الله بلورهم وتركهمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ ضَمُّ يُكُمُ عنى فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ أَوْ كَصَيْبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلْمَاتُ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي أَذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حذر الموت والله محيط بِالْكَافِرِينَ يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلنا أضاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قاموا ولو شاء الله الذهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ الله على كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خلقكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ الَّذِي جعل لكم الأرض فراشا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ ماء فاخرج به من الامراتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ الدَانًا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ وَإِنْ كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فاتوا بسورة مِن مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ الله إن كُنتُمْ صَادِقِينَ فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النار التي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ .
Mushaf sayfa no: 3
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/18. sayfa
KULLUK YALNIZCA YARADAN'A YAPILIR.
BİLGİ
Yeryüzündeki insanlar, dini inançları bakımından çeşit çeşittir. Bir kısmı Ya-ratıcı'nın varlığını inkar ederken, bir kısmı O'nunla birlikte başka varlıklara ibadet ederek şirk koşmaktadırlar. Bir kısım insanlar da görünüşte Müslüman gözüküp gerçekte iman etmeyenlerdir. Rabbimiz bu tür insanların sapkın yollarının bizi aldatmaması gerektiğini bildirmektedir. İbadet edilmeye layık olan tek varlık, bizi ve bizden önceki insanları yaratan Yüce Allah'tır. Aklıyla bu inanca ulaşabilen kişi, doğru bir düşünce ve kararlı bir irade ile hareket edebilen kişidir.
MESAJ:
1. İbadet, yaratılmış bir varlığa değil her şeyi yaratan Allah'a yapılır.
2. Allah'a iman ve ibadet, mümini takvalı olmaya götürür.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ya eyyūhe'n-nås: Ey İnsanlar!
Takva: Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmektir.
3
¡MAN-KÜFÜR SINIRI
YanıtlaSilTekfir Mes'elesi
Ahmed Saim KILAVUZ
Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü
Öğretim Üyesi
MARİFET YAYINLARI
Çatalçeşme Sokak Defne Han
No: 27 Kat: 4
Cağaloğlu - İstanbul
Tel.: 26 22 70
Son birkaç asırdan beri, İslâmi İlimlerin duraklama ve gerl-leme devrine girdiği bir gerçektir. Bunun doğurduğu cehalet ve taassub, bir de hased, menfaat, mânevî nüfuz ve ikbal arzusu olacaktır ki bazı gurup ve kişileri, diğer müslüman guruplarını küfürle Itham etmeye sevketmiştir. Bunu yaparken dillerine dola-dıkları, küfür ve sapıklıkla vasıflandırdıkları fikirlerin aynı veya benzeri, lyl incelendiği takdirde, bizzat kendilerinde de mevcud olduğu görülür.
YanıtlaSilİşte İMAN-KÜFÜR SINIRI, bu önemli konuyu ele almak-ta, konu ile ilgili İslâmi nasslara dair yorumların tahlilinden ne-ticeye ulaşmaya çalışmaktadır. Üç bölümden meydana gelen araş-tırmada tekfir hakkındaki kısa bir girişten sonra :
Birinci bölümde İman Küfür başlığı altında imanın tarif ve mahiyeti, küfrün tarif ve mahiyeti,
İkinci bölümde: Tekfirin ölçüsü ve sınırı başlığı altın-da ehl-i bid'atde ve ehl-i sünnetde tekfir,
Üçüncü bölümde: Tekfirin neticeleri başlığı altında ye-rinde tekfirin lüzûmu, yersiz tekfirin tehlikeleri, zararları ve sebebleri, dünya ahkamı bakımından tekfir edilenin durumu ve tekfir edilenin âhiretteki durumu gibi konulara yer verilmiştir.
Birbirlerine häin nazarlarla bakmayan, itham okları yağdır-mayan, Allah ve Resülünün aşkıyla, iman ve İslâm sevgisiyle kaynaşan ve bütünleşen bir İslâm cemaatine, bir İslâm dünya-sına doğru...
300
NETICE
YanıtlaSilİman ile Küfür Arasındaki Sınır ismini verdiğimiz kitabımızın birinci bölümünde imanın muhtevasına dair ileri sürülen farklı gö-rüşleri ve delillerini sıralarken varmış olduğumuz netice; Eş'arî ve Maturidi kelamcılarının söyledikleri doğrultusundadır. Onlar ima-m; Peygamber Efendimizin, Alah Taala'dan getirmiş olduğu şey-leri, kalbin tasdik etmesidir. şeklinde tarif etmişlerdir. Kur'ân-ı Ke-rim'in pek çok âyeti ve bir kısım hadis-i şerifler bu tarifi destekler mahiyettedir. (bk. s. 25 vdd.). Bu arada Hanefi fıkıhçılarının ter-cih ettiği ve kavl-i meşhûr diye bilinen, imanın kalbin tasdiki ve dilin ikrarı gibi iki rükünden ibaret olduğu şeklindeki tarif ile; Se-lefin, Mu'tezilenin ve Hâricîlerin tercih ettiği, İman, kalbin tasdi-ki, dilin ikrarı ve rükünleri işlemektir.» şeklindeki tarifler tenkide tabi tutulmuştur. Bilindiği gibi kavl-i meşhur taraftarları, ikrarı imanın asli bir cüzü saymışlar, bu sebeple de sebepsiz yere ikrarı terkedenin dünyada kâfir sayıldığı gibi âhirette de ebedî cehen-nemlik olacağını söylemişlerdir. Bu görüş âhirette kalbteki tasdi-kin bulunup bulunmayışına göre hükmedileceği şeklindeki görüş ile bağdaşmamaktadır.
Hâriciler ise bilindiği kadarıyla İslâm'da tekfîr hareketini ilk başlatan gruptur. Onlar imanın muhtevasına dair ileri sürdükleri görüşlerinin sonucu olarak, büyük olsun küçük olsun, günah işle-yen kimseyi kalbinde tasdiki bulunsa dahi tekfir etmişlerdir.
Mu'tezile ise, büyük günah işleyenin tevbe etmeden ölürse ebe-di cehennemde kalacağını söylemiştir.
Selef de her ne kadar imanı tarif ederken hâricîler ve Mu'te-zile ile aynı fikre sahipse de, onlar gibi büyük günah işleyeni tek-fir etmemiş, öldükten sonra cenaze namazlarının kılınacağını, müs-
244/Iman Küfür Sınırı
YanıtlaSillüman kabristanına gömüleceğini, mirasının dağıtılacağını söyle-miştir.
Kendi inanç, düşünüş ve anlayışına muhalif olanı tekfir etmek, hakikate ve kurtuluşa ermenin ancak kendi yollarına uymakla müm-kün olduğunu söylemek ehl-i bid'atın belli başlı özelliğidir. Onla rın bu özelliğini kelâmcı ve mezhepler tarihçisi 'Abdulkâhir el-Bağ-dâdî (v. 429/1037) şu şekilde dile getirmektedir: «Ehl-i sünnetin muhalifleri (ehl-i bid'at) tekfir belâsına giriftar olmuşlar, birbir-lerini tekfir etmişlerdir. Bu sebeple onlar birbirlerini tekfir eden hi-ristiyan ve yahûdilere benzerler. İmam Ebû Hanife'nin (v. 150/767) el-Fikhu'l-Ekber isimli akâid risalesini şerheden 'Ali el-Kári (v. 1014/1606) de ehl-i sünnet ve ehl-i bid'atın tekfir hakkında gö rüşünü şu veciz ifade ile özetler: «Birbirlerine kâfir demek ehl-i bid'atın ayıplarındandır. Ehl-i sünnetin güzel taraflarından biri de birbirlerini tekfir etmeyip, olsa olsa hataya nisbet etmeleridir. Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi muhatabın inanış, söz veya fiil-leri hakkında derinlemesine araştırma yapmadan, delillerini incele meden, sırf kendinden değişik düşünüyor diye tekfir edilmesi ehl-i bid'atta sık rastlanan bir davranıştır.
Küfür ile iman arasındaki sınırı tesbit etmek kolay bir şey de-ğildir. Bu zorluk sebebiyledir ki, bir kısım insanlar muhalifini he men tekfir yolunu tutarken; bir kısım insaflı, mûtedil ve akl-i se-lim sahibi şahıslar da hemen tekfir yolunu tutmamışlardır. Hemen tekfire yönelen mutaassıp ve taklidçi kişilerin bu işe yeltenmeleri. nin sebeplerinden biri, başta kelâm ve fıkıh olmak üzere İslâmi ilimlerden haberdar olmamaları yani bilgisizlikleridir. Bir başka se-bep de bilgisizliğin doğurduğu taassuptur. Taassup ve taklid zinci. rini kıramayan şahıslar müsamahadan uzaklaşmış ve tekfir yolunu tutmuşlardır. Ayrıca hased ve menfaat gibi İslâmın kötü gördüğü ve yasakladığı iki husus da kişileri tekfire yönelten sebeplerdendir. Zira maddi servet, manevi nüfûz ve şöhret peşinde koşan, fakat yükselmek için kendini yeter görmeyen kişiler, muarızlarını tek-fir etmektedirler. Böyle şahıslar meşrû yoldan muarızından üstün olmaya çalışacağı yerde, yükselmek için onu basamak yapmakta-dırlar.
(1) el-Bağdadi, el-Fark, s. 361 vd.
(2) 'Ali el-Kâri, el-Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, s. 147.
TAVSİYELER
YanıtlaSilIman ile Küfür Arasındaki Sınır ismini verdiğimiz kitabımızın sonunda müslümanlara şunları tavsiye ederiz:
1- İslâm Tarihi boyunca çeşitli grupların elinde, karşı grup-ları mahkûm etmek için kullanılan tekfir işlemi oldukça ehemmi-yetli, neticesinde kişilerin öldürülmesi, cenaze namazının kılınma-ması, müslüman kabristanına gömülmemesi, âhirette ebedi cehen-nemde kalacağına hükmedilmesi gibi ağır sonuçlar doğuran bir is-lemdir. Bu sebeple tekfire karar verecek kişi, iman ve küfrün sınır-larının, muhtevasının neler olduğunu, yerinde yapılan tekfirin müs-lümanlara getireceği faydaları, buna karşılık lüzumsuz ve yersiz tekfirin müslümanlara ne gibi zararlar vereceğini bilmek zorunda-dır. Bu mecburiyeti vicdanında duymayan mutaassıp kişiler belki far-kında olmadan haksız yere bir müslümanın küfrüne karar verecek-ler, Hz. Peygamberin kitleleri İslâmlaştırma siyasetinden ve mü-samaha anlayışından uzaklaşacaklardır.
2 Tekfir; ucuz, hafif, arzu edildi mi hemen kullanılabilecek bir nesne sanılmamalıdır. Tekfirin tehlike ve zararları gözden uzak tutulmamalıdır.
3 Bilgili, geniş görüşlü, insaf sahibi müslüman; âlimlerin kelime-i şehadet getirip ben müslümanım diyen insanı tekfir et. mezlerken, kendilerine örnek aldıkları kâinatın efendisinin, tekfirin tehlikelerine ve zararlarına dair tavsiyelerine uyduklarının, gerçek kurtuluşun Rasûl-i Ekrem'in bu tavsiyelerine göre hareket etmekle mümkün olabileceğinin suurunda olmalıdır. Bu suurda olan müslü-manların meydana getireceği bir toplumda fitneden bahsedileme-görüye, rahat ve huzur içinde düzenli bir hayata terkedecektir.
BİBLİYOGRAFYA
YanıtlaSil1 'Abdulbāki, Muhammed Fuâd, el-Mu'cemu'l-Müfehres li Elfāzı'l. Kur'ân, Beyrüt, 1945 m.
2 el-'Aclūni, İsma'il b. Muhammed (v. 1162/1749), Keşfu'l- Hafa' ve Müzilü'l- İlbās'amma İştehera mine'l Ahadis'alā Elsineti'n - Nās, 2 cild, Beyrût, 1352 h.
3 Ahmed b. Hanbel, Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (v. 241/855), el-Müsned, 6 cild, Beyrût, ts.
4 el-'Alemgiriyye, es-Sultan Muhammed Evreng-zib Bahadır el-'Alem-gir ve'l-'Ulemâu mine'l-Hind (v. 1118/1706), el-Fetāva'l-'Alemgi-riyye el-Ma'rüfe bi'l-Fetava'l - Hindiyye fi Mezhebi'l - İmami'l - A'zam Ebi Hanife, 6 cild, Būlāk, 1310 h.
5-'Ali el-Kārī, 'Ali b. Muhammed el-Kāri (v. 1014/1606), Şerhu'l - Fık-hi'l-Ekber, Mısır, 1323 h.
6 'Ali el-Kârî, Şerhu'ş-Şifa', 2 cild, İstanbul, 1309 h.
7- 'Alî el-Kâri, Dav'u'l-Ma'ali li Bed'i'l-Emali (Şerhu'l-Emāli), Is-tanbul, 1302 h.
8 el-Amidi, Seyfuddin Ebu'l-Hasan 'Ali b. Muhammed (v. 631/1233), Ebkāru'l - Efkar, Dâmat İbrahim Paşa ktp. (Süleymaniye), nr. 807.
9- Atay, Hüseyin, Kur'ân'a Göre İman Esasları, Ankara, 1961 m.
10 Aydın, Ali Arslan, İslâm İnançları ve Felsefesi, Ankara, 1973 m.
11 el-Bağdadi, Ebû Mansür 'Abdulkāhir b. Tâhir et-Temîmi (v. 429/1038), Usûlu'd-Din, İstanbul, 1346/1928.
12 el-Bağdadi, el-Fark beyne'l Fırak, nşr. Muhammed Muhyiddin 'Abdulhamid, Kâhire, ts.
13 el-Bakıllani, Ebû Bekr Muhammed b. et-Tayyib b. el-Bakılläni (v. 403/1013), el-Insāt fi ma Yecib İ'tikâduh ve là Yecūzu'l-Cehl bih, nşr. Muhammed Zahid el-Kevseri, Mısır, 1382/1963.
14 el-Bakıllāni, et-Temhid, nşr. J. Mc. Carthy S. J., Beyrût, 1957 m.
15 16 Bedevi 'Abdurrahmân, min Târihi'l - İlhâd fi'l - İslâm, Mısır, 1945 m. Bedrurreşîd, Muhammed b. İsma'il b. Mahmûd (v. 768/1366), r. fl Elfāzı'ı -Küfr, Kasidecizâde ktp. (Süleymaniye), nr. 677/86.
17 Bedrurreşid, I-Kelimatu'l- Küfriyye bi'l-İşārāti'l - İmâiyye, Na-fiz Paşa ktp. (Süleymaniye), nr. 265.
18 el-Beyâdî, Kemâluddin Ahmed b. Hasan b. Sinâneddin (v. 1098/1687), İşârâtu'l- Merâm min 'İbârâti'l - İmâm, nşr. Yūsuf 'Abdurrezzāk, Mı-sır, 1367/1949.
Bibliyografya/247
YanıtlaSil19-Bilmen, Omer Nasühl (1884-1971 m.). Muvazzah İlmi Kelām, la tanbul, 1959 m.
20 Bilmen. Hukükı İslamiyye ve latılähätı Fıkhiyye Kâmūsu, 8 cild, Istanbul, 1969 m.
21 el-Buhari, Ebů Abdillah Muhammed b. lama'll (v. 256/870), el-Ca-miu'a Sahih, 4 cild, Mısır, 1328 h.
21 a-el-Buhari,... Halku Ef'all'i'lbåd, ('Akaldü's-Selef içinde, Iskende-riyye, 1971 m. nar. "All Sami en-Neşşar ve 'Ammar Cem'l et-Talibi).
22 el-Cürcani, es-Seyyid es-Serif 'All b' Muhammed el-Cürcani (v. 816/1413), Şerhu'l-Mevakıf, 3 cild, Istanbul, 1311 h.
el-Cürcani... r. fi Beyanı Envä'i'l-Küfr, Kasidecizāde ktp. (Süley-manlye), nr. 677/55. 23
24 el-Cüveyni, Imamu'l-Harameyn 'Abdulmelik b. 'Abdillah (v. 478/1085), el-İrşad ilä Kavat'ı'l Edille fi Usüli'l-İ'tikad, nar. M. Yüsuf Müsä ve 'All 'Abdulmün'im 'Abdulhamid, Mısır, 1369/1950.
25 Çağatay N., Çubukçu 1. A., Islām Mezhepleri Tarihi, Ankara, 1976.
25a-Çantay, Hasan Basri (1887-1964 m.), Kur'ân-ı Hakim ve Meål-i Ke-rim, 3 cild, Istanbul, 1396/1976.
26 Çubukçu, İbrahim Agah, Nuseyriler, Ankara Üniversitesi İlähiyat Fakültesi Dergisi, c. XVII, Ankara, 1971 m.
27- Dairatu'l-Ma'arifi'l-İslamiyye, 15 cild, Tahrân, 1352/1933.
28 ed-Dârimi, Ebû Muhammed 'Abdullah b. 'Abdirrahman (v. 255/869), es-Sünen, 2 cild, Beyrût, ts.
29
ed-Devvaní, Celaluddin Muhammed b. Es'ad es-Siddiki ed-Devväni (v. 908/1502), Şerhu'l-'Akaidi'l-'Adudiyye, 2 cild, Istanbul, 1317 h. ed-Deylemi, Muhammed b. el-Hasan ed-Daylemi (v. 711/1311), Be-
30 yênu Mezhobi'l Bâtınıyye ve Butlänih, nşr. R. Strothmann, İstanbul, 1938 m.
31
ed-Dineveri, Ebû Muhammed 'Abdullah b. Müslim b. Kuteybe (v. 276/889), Te'vilu Muhtelifi'l-Hadis, Beyrût, 1393/1972.
32 Ebû Dâvûd, Süleyman b. el-Eş'as es-Sicistäni (v. 275/889), es-Sü-nen, nşr. Muhammed Muhyiddin 'Abdulhamid, 4 cild, Beyrût, ts.
33 Ebû Dâvûd,... min Kitäbi Mesäili'l-Imam Ahmed b. Hanbel, nşr. 'Ali Sami en-Neşşar ve 'Ammar Cem'l et-Tallbi (fi 'Akäidi's- Selef), İskenderlye, 1971 m.
34 Ebû Ya'la, Muhammed b. el-Huseyn el-Ferra' el-Hanbeli (v. 458/1066), el-Ahkamu's Sultanlye, nşr. Muhammed Hamid el-Faki, Mi-sır, 1386/1966.
35 Ebû Zehra, Ahmed Muhammed, Islâm Hukuku Metodolojisi, trc. Ab-dulkadir Şener, Ankara, 1973 m.
36 Ebû Zehra, İslâm'da Siyasi ve İtikādi Mezhepler Tarihi, trc. E. Rühi Fığlalı ve Osman Eskicioğlu, İstanbul, 1970 m.
37 el-Eş'ari, Ebu'l-Hasan Ali b. Isma'il (v. 324/936), K. el-Luma' fi'r -
Red'alā Ehli'z-Zeyğ ve'l Bida', nşr. Richard J. Mc. Carthy, S. J., Beyrût, 1952 m.
37a-el-Eş'ari,... r. fi İstihsani'l-Havd fi 'llmi'l-Kelâm, nşr. Richard J. Mc. Carthy S. J. Beyrût, 1952-1953 m.
248/Iman Küfür Sınırı
YanıtlaSil38 el-Eş'ari.... Makālātu'l-İslamiyyin, nşr. Helmut Ritter, 2 cild, Is.
tanbul, 1929-1930 m. el-Es'ari, el-lbane 'an Usûli'd - Diyane, Medine, 1975 m.
39 Etik, Arif, Farsça - Türkçe Lugāt, İstanbul, 1968 m.
Fığlalı, Etem Rühi, Hariciliğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XXII, Ankara, 1978 m. 40 41
Fığlalı, İbadiyye'nin Siyasi ve İtikādi Görüşleri, Ankara Üniversi 42 tesi İlähiyat Fakültesi Dergisi, c. XXI, Ankara, 1976 m.
43 el-Fizüzābādi, Mecdüddin Ebû Tahir Muhammed b. Ya'küb (v. 817/1414), el-Kämūsu'l-Muhit, trc. Asım Efendi, 4 cild, İstanbul, 1305 h.
44 el-Gazzāli, Ebû Hamid Muhammed b. Muhammed Huccetu'l-Islām (v. 505/1111), el-İktisad fi'l-İ'tikåd, Mısır, ts.
45 el-Gazzāli, Tehäfütü'l-Felāsife, nşr. Süleyman Dünya, Kāhire, 1374/1955.
46 el-Gazzāli, Faysalu't-Tefrika beyne'l - İslâm ve'z - Zındıka, nşr. Mustafâ el-Kabbani ed-Dimeşki, Mısır, 1319/1901.
47 el-Gazzāli, re, 1383/1964. Fedäihu'l- Bâtıniyye, nşr. 'Abdurrahman Bedevi, Kâhi-
48 el-Gazzāli, el-Kanûnu'l - Külli fi't-Te'vil, Cârullah Veliyyüddin Efendi ktp., nr. 1075. (Eser Gazzâli'nin Te'vil hakkında Basılmamış Bir Eseri ismiyle M. Şerefeddin Yaltkaya tarafından Dâru'l - Fünün İlahiyat Fakültesi Mecmuasında basılmıştır. Sayı: 16, İstanbul, 1930 m.).
Geylani, Muhammed Seyyid, Zeylü'l- Milel ve'n Nihal, Beyrût, 1395/1975. 49
50 Gölcük, Şerafettin, İsimler ve Hükümler Yönünden Iman ve İslâm Kavramları, Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 2, Ankara, 1977 m.
51
Gölpınarlı, Abdulbakıy, Tarih Boyunca İslâm Mezhepleri ve Şiilik, İstanbul, 1979 m.
52 Hamidullah, Muhammed, İslâmda Devlet İdaresi, trc. Kemal Kuşçu, İstanbul, 1963 m.
53 Harpūti, 'Abdullatif, Tenkihu'l-Keläm fi 'Akäidi Ehli'l-İslâm, İstan-bul, 1330 h.
54 el-Heytemi, Ebu'l-'Abbas Ahmed b. Muhammed b. 'Ali b. Hacer el-Mekki (v. 974/1566), ez-Zevācir'an İktiräfi'l-Kebair, 2 cild, Mısır, 1970 m.
el-l'lâm bi Kavatı'ı'l-İslâm, Mısır, 1970 m. (ez-Ze-55 el-Heytemi, vâcir'in sonunda).
56 el-Hudari, Muhammed, (v. 1345/1926), Usûlu'l-Fıkh, Mısır, 1389/1969.
57 Ibn 'Abidin, Muhammed Emin b. 'Ömer (v. 1252/1836), Raddu'l-Muhtar 'ala'd - Dürri'l-Muhtar 'ala Metni Tenviri'l-Ebsår, 5 cild, Beyrût, ts.
58 Ibn 'Abidin, ... Kitâbu Tenbihi'l - Vülât ve'l - Hukkâm 'ala Şâtimi Hay-ri'l-Enām, (fî Mecmû'ati'r - Resail), İstanbul, 1325 h.
Bibliyografya/249
YanıtlaSil59 Ibn 'Abidin, ... 'Uküdu Resmi'l-Müfti, (li Mecmü'ati'r-Resäil), Is-tanbul, 1325 h.
60 Ibnu'l-Esir, Ebu'l-Hasan 'Izzuddin b. el-Esir el-Cezeri (v. 630/1233), Üsdü'l-Gabe fi Ma'rifeti's Sahabe, 7 cild, Kähire, 1970 m.
61 İbn Hazm, Ebů Muhammed 'Ali b. Ahmed (v. 456/1064), el-Fasl fi'l-Milel ve'l-Ehva' ve'n Nihal, 5 cild, Beyrût, 1395/1975.
62 Ibn Hişâm, Ebû Muhammed 'Abdulmelik b. Hişâm (v. 218/833), es Siratu'n-Nebeviyye, 4 cild, nşr. Mustafa es-Sekä - İbrahim el-Ebyâri ve 'Abdulhafiz Şelebi, Beyrût, 1391/1971.
63 Ibn Kudâme, Muvaffakuddin Ebû Muhammed 'Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd b. Kudame (v. 620/1223), el-Muğni, 12 cild, Beyrût, 1392/1972. (maa'ş-Şerhı'l - Kebir).
63a İbn Kudame, Lum'atü'l-İ'tikäd, İzmir, 1401/1981. Nşr. Bekir To-paloğlu. (Kelâm'a Giriş ile beraber, Bekir Topaloğlu, İst. 1981, Dam-la Yayınevi).
64 Ibn Mace, Ebû 'Abdillah Muhammed b. Yezid el-Kazvini (v. 275/888), es-Sünen, 2 cild, nşr. Muhammed Fuåd 'Abdulbāki, Mısır, 1373/1954.
65 Ibn Manzür, Ebu'l-Fadl Cemâluddin Muhammed b. Mükerrem (v. 711/1311), Lisanu'l-'Arab, 15 cild, Beyrût, ts.
66 Ibn Teymiyye, Şeyhullslâm Ahmed b. 'Abdulhalim (v. 728/1328), Mecmü'atu'r-Resäili'l-Kübra, 2 cild, Mısır, 1323 h.
67 Ibn Teymlyye, İktidau's - Sıratı'l-Müstakim Muhalefetu Ashābi'l-Cahim, nşr. Muhammed Hamid el-Fäki, Mısır, 1369/1950.
68 69 Ibn Teymiyye, Mecmû'u'l - Fetävä, 37 cild, Riyad, 1381-1386 h. Ibn Teymiyye, es-Sârimu'l-Meslül'ala Şatımi'r Rasûl, nsr. Mu-hammed Muhyiddin 'Abdulhamid, Mısır. 1379/1960.
70 Ibnu'l-Vezir, Ebû 'Abdillah Muhammed b. İbrahim b. 'Ali el-Murta-dâ (v. 840/1436), İsaru'l-Hak 'ala'l - Halk, Mısır, 1318 h.
71 Imam er-Rabbani, Ahmed b. 'Abdilahad es-Serhendi (v. 1034/1625), min Mu'arrabi'l-Mektübāti'ş-Şerife el-Mevsüm bi'd Düreri'l - Mek-nûäti'n- Nefise, 3 cild, İstanbul, 1963 m.
71a-Irfan 'Abdulhamid, Diräsât fi'l-Fırak ve'l 'Akaid, (İslâmda İtikādi Mezhepler ve Akäid Esasları, terc., M. Saim Yeprem), İstanbul, 1981 m.
72 'Isa b. Yakûb, Ebû Zeyyini el-Harrāni el-İmâdi (v. 10. asır/16. asır). Rasdu'l-Ma'arif li Ma'rifeti'l-'Avärif, Murat Buhâri ktp. (Süleymä-niye), nr. 171.
73-el-lsferāyini, Ebu'l-Muzaffer Şahfür b. Tahir b. Muhammed (v. 471/1078), et-Tebsir fi'd-Din, nşr. Muhammed Zahid el-Kevseri, Mısır, 1359/1940.
74 İskilipli, Atıf Efendi, (v. 1875-1926 m.), Frenk Mukallidliği ve Şap-ka, Istanbul, 1340 h.
75 İslâm Ansiklopedisi (l. A.), Istanbul, 1964.
76 İzmirli, İsmail Hakkı (1869-1946 m.), Yeni Ilm-i Kelâm, 2 cild, 1'nci cild Istanbul, 1339 h./1341 Rûmî, 2'nci cild 1340 h./1343 rûmi.
77 Kādi 'Abdulcebbâr, 'Abdullah b. Ahmed el-Mu'tezili (v. 415/1025), Şerhu'l-Usûli'l-Hamse, nşr. 'Abdülkerim 'Osman, Kähire, 1384/1965.
250/Iman Küfür Sınırı
YanıtlaSil78 el-Käsâni, 'Alauddin Ebû Bekr b. Mes'üd el-Hanefi (v. 587/1191), Be-da'u's-Sanai fi Tertibi'ş-Şera, 7 cild, Beyrût, 1394/1974.
Kehhale, 'Omer Rida, Mu'cemu'l-Müellifin, 15 cild, Beyrût, 1376/1957. 79
80 Kemal b. Ebi Şerif, Muhammed b. Muhammed Ebu'l-Ma'äli (v. 906/1501), el-Müsämere bi Şerhi'l-Müsäyere, Bülāk, 1317 h.
81 Kemal Paşa Záde, Şemsuddin Ahmed b. Süleyman (v. 940/1534), г. fi ma Yete'allaku bi Lafzı'z Zındik (fi Resäili İbn Kemål), 2 cild, İstanbul, 1316 h.
82 el-Kesteli, Mevlä Muslihuddin Mustafa el-Kesteli (v. 901/1495), Ha-şiyetu Şerhi'l-'Akäid li't-Teftāzāni, İstanbul, 1326 h. (Şerhu'l-Aka-Id hâmişinde).
83 el-Kevseri, Muhammed Zahid b. el-Hasan (v. 1371/1951), Mukaddi. metu Keşfi Esrari'l - Bâtıniyye ve Ahbari'l-Karamita li Muhammed b. Malik el-Hammādi, nşr. İzzet 'Attår, Mısır, 1357/1939.
84 el-Malati, Ebu'l-Huseyn Muhammed b. Ahmed (v. 377/987), et-Ten-bih ve'r-Red'ala Ehli'l-Ehva ve'l-Bida', nşr. M. Zahid el-Kevseri, Beyrût, 1388/1968.
85 Malik b. Enes (v. 179/795), el-Muvatta', Mısır, ts.
86 el-Maturidi, Ebû Mansür Muhammed b. Muhammed (v. 333/944).
K. et-Tevhid, nşr. Fethullah Huleyf, Beyrüt, 1970 m. 87 el-Måverdi. Ebu'l-Hasan 'Ali b. Muhammed (v. 450/1058), el-Ah-
kāmu's - Sultaniye ve'l Velāyātu'd - Diniyye, Mısır, 1380/1960. 88 el-Mekki, Ebû Tâlib Muhammed b. 'Ali b. 'Atıyye (v. 386/996), Kü-tu'l-Kulüb fi Mu'âmeleti'l-Mahbüb, 2 cild, Mısır, 1310 h.
89 el-Mevdûdi, Ebu'l-A'lā, Kadıyānilik Nedir?, trc. Ahsen Batur, Is-tanbul, 1975 m.
90 Muhammed Kafafi, el-Kalhatiye Göre Häriciliğin Doğuşu, trc. E. Rühi Fığlalı, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XVIII, Ankara, 1970 m.
91 Muhsin 'Abdulhamid, Islāma Yönelen Yıkıcı Hareketler (Bābīliğin ve Bahäiliğin İçyüzü), trc. M. Saim Yeprem ve Hasan Güleç, İstan-bul, 1971 m.
92 Müslim, Ebu'l-Huseyn Müslim el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyri (v. 261/875), Sahihu Müslim, 5 cild, nşr. M. Fuâd 'Abdulbāki, Mısır, 1374-1375/1955-1956.
93 en-Nesai, Ebû 'Abdirrahman Ahmed b. Şu'ayb (v. 303/915), es-Sü-
nen, 8 cild, Mısır, 1383/1964. 94 en-Nesefi, Ebu'l-Ma'in Meymûn b. Muhammed (v. 508/1115), Teb-
sıratu'l-Edille, Fâtih ktp. (Süleymaniye), nr. 2907. 95 es-Sabûnî, Nûreddin Ahmed b. Mahmûd b. Ebi Bekr (v. 580/1184), el-Kifaye fi'i-Hidâye, Laleli ktp. nr. 2271.
96 es-Sabûnî, el-Bidâye fi Usûli'd-Din (Mâturidiye Akaidi), nşr. ve trc. Bekir Topaloğlu, Ankara, 1979 m.
97 es-Sâmerrâî, Nu'mân 'Abdurrezzāk es-Sāmerrâãi, Ahkāmu'l-Mürted fi'ş-Şeri'ati'l - İslamiyye, Beyrût, 1387/1968.
Bibliyografya/251
YanıtlaSil98 es-Serahsi, Muhammed b. Ahmed b. Ebi Sehl (v. 490/1097), el-Meb-sût, 30 cild, Beyrût, ta.
99 es-Süyüti, Celaluddin 'Abdurrahman b. Ebi Bekr (v. 911/1505), el-Leäli'l-Masnü'a fi'l-Ahadisi'l-Mevdü'a, 2 cild, Beyrüt, 1395/1975.
100 es-Süyüti, el-Fethu'l-Kebir fi Dammi'z-Ziyade ile'l Cami'u's-Sağir, 3 cild, Beyrût, ts.
101 eş-Şafi'i, Muhammed b. Idris (v. 204/819), er-Risale, tahkik ve şer-heden: Ahmed Muhammed Şakir, Mısır, 1358/1940.
102 Şakir el-Hanbeli, Usülü'l-Fıkhıl İslâmi, Süriye, 1368/1948.
103 eş-Şatıbi, Ebü İshak İbrahim b. Müså el-Lahmi el-Gırnāti (v. 790/1388), el-l'tisām, 2 cild, nsr. M. Reşid Rida, Beyrût, 1332.
104 eş-Şehristani, Ebu'l-Feth Muhammed b. 'Abdilkerim (v. 548/1153). Nihayetu'l-İkdâm fi 'İlmi'l-Kelâm, nşr. Alfred Guillaume, Bağdat, ts.
105 eş-Şehristani,... el-Milel ve'n-Nihal, 2 cild, nşr. M. Seyyid Geylä-ni, Beyrût, 1395/1975.
106 et-Teftâzâni, Sa'duddin Mes'üd b. Ömer (v. 793/1390), Şerhu'l-'Akäid, İstanbul, 1326 h.
107 et-Teftâzâni,... Şerhu'l-Makasıd, 2 cild, Istanbul, ts.
108 et-Tirmizi, Ebû 'Iså Muhammed b. 'Iså b. Sevre (v. 279/892), es-Sünen, 5 cild, nşr. İbrahim 'Atve 'Avd, Kâhire, 1381/1962.
109 Topaloğlu, Bekir, Kelām İlmi (Giriş), İstanbul, 1981 m. Damla Ya-yınevi.
110 Topaloğlu, İman ile Küfür Arasındaki Sınır, Diyanet Gazetesi, Sayı: 80, 81, 83, Ankara, 1973-1974 m.
111 Uludağ, Süleyman ve Kavukçu, Fuat, Kelām Dersleri, İstanbul, 1977 m.
112 Uludağ, Süleyman, İslamda Müsamaha, İstanbul, 1972. (Faysalu't-Tefrika trc.).
113 Wensinck, el-Mu'cemu'l-Müfehres li Elfāzı'l-Hadisi'n-Nebevi, 7 cild, Leyden, 1936-1969 m.
114 115 Yahya b. Ebi Bekr el-Hanefi (v. 11. asır/17, asır), r. fi'l 'Akäid ve Elfäzı'l-Küfr el-Müsemmät bi Esiri'l - Melähide, Bekir Topaloğlu ktp. Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, (v. 1358/1942), Hak Dini Kur'ân
116
117
118
ez-Zebidi, Murtedâ Muhammed b. Muhammed b. 'Abdirrezzák (v. 1205/1791), İthafu Sädeti'l-Müttekin bi Şerhi Esrarı İhyāi 'Ulûmi'd -Din, 10 cild, Mısır, ts.
ez-Zehebi, Şemsuddin Ebû 'Abdillah Muhammed b. Ahmed b. 'Os-mân (v. 748/1347), K. el-Kebair, Beyrût, 1355 h.
ez-Zehebl,
1963. Mizānu'l-İ'tidal fi Nakdi'r Rical, 4 cild, Beyrût, 1382/
119 ez-Zirikli, Hayruddin ez-Zirikli, el-A'lâm, 10 cild, Beyrût, 1389/1969.
Dili, İstanbul, 1936 m.
576
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Bu salavat-ı şerifede geçen:
Rahmet.
Lafının, AZİZ GAFFAR ismine izafe edilerek gelmesindeki
remz ve işaret şu manayadır:
İzzet, kudret, kahır, galebe ve intikam almakta tam olup şamil kuvveti varken; tam manası ile kulların günahlarını affedip bağışla yan, lütuf ve ihsan eden şanı büyük Allah'ın umumi rahmetine nail olup necat bulmanın kuvvetli sebebi: Resulüllah S.A. efendimize sa-låvat-ı şerife getirmeğe devamdır.
*
KIRK SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, MANSUR MÜEYYED zata salát eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
MANSUR.
Lafm, yardım olunmuş manasınadır. Resulüllah S.A. efendimiz, bir aylık yolda iken, düşmanların kalbine korku salınmakla kendisine yardım olunmuştur,
MÜEYYED.
Lafzının ifade ettiği mana ise:
Güçlendirilmiş.
Demeğe gelir. Yani: Resulüllah S.A. efendimizin şeriatını ve üm-metini cümle dinlerin üzerine galip etmek sureti ile kendisine yardım olunmuştur.
Allahım, MUHTAR MÜMECCED zata salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
MUHTAR.
Sıfatı şu manayadır: Yüksek makam, yüce mansıp sahibi olmakla cümle mahluktan ayrı bir durum kazanan..
MÜMECCED.
İsminin ifade ettiği mana ise, şudur: Tüm güzel huylarla, tüm ke-rim sıfatla, efendilik, yüce makam sahibi olmakla cümleden büyük bir zat.. Yaratılmışlardan hiç biri, onun üstün derecesine erişemez.
Allahım, efendimiz ve yardımcımız Muhammed'e salát eyle.
Bu salavat-ı şerife için verilen daha açık mana şudur:
- İnzal buyurulan bütün kitaplar içinde; meleklerin, nebilerin, resullerin, sıddıkların, şehidlerin, salihlerin dillerinde; daha vücuda gelmeden, çok çok türlü türlü üstün vasıflarla latif sıfatlarla övülen zat-ı şerif, resul-ü zarif üzerine, şanının yüceliğine lâyık, sair tazimat ve tekrimattan üstün salât ve tazim eyle.
Bazı nüshada:
Onun áline de..
Diye gelmiştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil577
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım, şu zata salât eyle ki: Boş sahralarda yürüdüğü za man, vahşi hayvanat onun påk eteğine yapışırdı.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
Vahşi hayvanat.
Sıfatlamasına, cümle uçan kuşlar ve hayvanlar dahildir.
Resul-ü Ekrem S.A. efendimizin açık mucizelerindendir: Vahşi hayvanat ve vahşi kuşlar, ehli hayvanat ve yer haşereleri, korkunç olanları ile; hatta hayatı olmayan cemadat bile onunla ünsiyet ederdi. İhtiyçlarını ona arz eder yardım isterlerdi. Onların dertlerine, Resu Jüllah S.A. efendimizden derman gelmiştir. Mesela: Daha önce geçen vahşi geyik hikâyesi.. İki vahşi güvercinin gelip mağaranın ağzında yuva yapıp yumurtlaması söylenebilir. Örümceğin oraya ağ germesini sayabiliriz. Mağara içinde, yılanın yumuşak hareket edip Resulüllah 8.A. efendimize uysallık göstermesi de bu meyanda sayılır.
Bunlardan başka, Resulüllah S.A. efendimizin, hayvanatlarla gös-terdiği mucize ve harika işler bu salavat-ı şerifenin şerhi meyanında-dır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
- Allahım, ona salât eyle. Keza onun âline ve ashabına da.. Tam manası ile ona selâmet ihsan eyle.
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Bu salavat-ı şerifede:
-Ona.
Demekle Resulüllah S.A. efendimiz kasd edilmektedir. Yani:
Yukarıda anlatılan bu kadar mucizelerin sahibi, yüksek ala-metlerin sahibi olan Resul-ü Ekrem ve Neblyy-i Muhterem üzerine sa-(ût eyle.. Hem de şanına layık bir şekilde.
Demeğe gelir.
Burada:
Allah'a hamd olsun.
Derken, şu manada Allah'a hamd edilmektedir:
- Bize şanlı bir peygamber yolladı. Bizi hidayete irşad edip üm-metliğine kabul buyurdu. Resulüllah S.A. efendimize salavat-ı şerife okumakta başarı ihsan buyurarak ona intisaba koşma yolunu göster-dl. Bunun için, Allah'a hamd olsun.
Cenab-ı Hak'tan ümit ve niyazımız odur ki: Son nefesimizi iman-la vermeyi bize nasib eyleye.. Resulüllah S.A. efendimizin sancağı al-inda toplanmayı, onun refakati ile üstün cennetleri ihsan eyleye.. Amin!.
Çünkü o: Alemlerin Rabbıdır. Celal ve ikram sahibidir. Cümle Alemleri yoktan var etmiştir. Onları kemale eriştirip irşad etmiştir.
F. 37
578
YanıtlaSilDELALL-I HAYRAT SERHI
bitirdi. Müellif merhum, burada salavat-ı şerifeyi Allah'a hamd ederek
netlere girmeğe ve Rsulüllah S.A. efendimize intisap etmeye bir se-Çünki, Resulüllah S.A. efendimize salavat-i şerife okumak, cen-beptir. Sonra, cennet ehlinin son kelâmı da, Allah'a hamddir.
Üstte anlatılan sebepten ötürü, Müellif merhum bu kitabın BI-RİNCİ DÖRTTE BİRİNİ. bir hayır falı olarak Allah'a hamd ile ta-
mamladı. mladavat-i şerifenin bundan sonraki kısmı, İKİNCİ DÖRTTE BİR-DİR..
İKİNCİ DÖRTTE BİRE BAŞLARKEN:
Hilmi üzerine, Allah'a hand olsun; hem de ilminden sonra..
Bu cümlenin daha açık manası şöyledir:
Hamidiyet, mahmudiyet ancak pek şanlı ve pek yüce zatına has olan, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Al-lah'a hamd olsun.
Bazı nüshada:
-Allah'a hamd olsun.
Cümlesinden evvel şöyle gelmiştir:
-Rahman Rahim Allah'ın adı ile.. Allah-ü Taâlâ, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e ve onun âline ashabına salât eylesin.. Tam manası ile selåm eylesin. Allah'a hamd olsun. (1)
Hilmi üzerine.
Cümlesinin şerhi şöyledir:
Yüce Allahın, asi olan kullarına hilimle muamele etmesine..
İlminden sonra..
Cümlesinin şerhi de şöyledir:
Gizli, aşikâr, bilerek, bilmeyerek, sehven, hata olarak, unutarak İşlenen büyük küçük ayıpları ve günahları bilir. Bütün bunlar, Yüce Allah'ın ilmi kapsamındadır.
Sonra..
Kudreti olduğu halde affettiği için, tekrar Allah'a hamd olsun.
Yani: İrtikap ettiğimiz günahlarımızla bizi muaheze edip tez ce-zaya çarpmaya tam kudreti olduğu halde affedip bağışladığı için Al-lah'a hamd olsun.
Allahım, ben...
Yani: Aciz, kimsesiz, günahlarını ikrar eden kulun...
-Fakirlikten ancak sana sığınırımı.
Daha açık manası ile, şu demeğe gelir:
Allahın, zatından başkası için dünyada ve âhirette, bilhassa
(1) Bu cümlenin Arapça okunuşu şöyledir:
medin ve alå alihi ve sahbihi ve sellense teslimen elhamdü liilah.> Bismillahirrahmanirrahim. Ve sallallahü alâ seyyidina ve mevlâna Muham
KARA DAVUD
YanıtlaSil579
اليد الربع الثاني
الحَمدُ لِلَّهِ عَلَى جَلَهُ بَعْدَ عَلَيهِ وَعَلَى عَمُوهُ بَعْدَ قُدْرَتِهُ اللهُمَّ الجَاعُوذُ بِكَ مِنَ الْفَق الا إلَيْكَ وَمِنَ الدِّلِ الأَلَكَ وَمِنَ الْخَوْفِ الأَمكَ وَاعْوذُ بِكَ أَنْ أَقُولَ زُورًا أَوْ اعى جوراً أَوْا كُونَ بِكَ مَغْرُورًا وَ اعوذُ بِكَ مِنْ شَمَائَةِ الأَعْدَاءِ وَعَضَالِ النَّاءِ وَخَيَّةِ الرَّجَاءِ وَزَوال النعمة وجَاءَةِ النَّعْمَةِ ، اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيْدِنَا محمد وَسَلَّمَ عَلَيْهِ وَاجْزَهُ عَنَّا مَا هُوَ اهْلُهُ جَيْبُكَ ثلاثا اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا ابراهيم وَسَلَّمَ عَلَيْهِ وَاجْرَهُ عَنَّا مَا هُوَ اهْلُهُ خَلِيلُكَ
İPTİDAİR RUBUSSANİ
Elhamdü lillahi ala hilmihi ba'de ilmihi ve alå afvihi ba'de kudretihi. Allahümme inni euzü bike mincl-fakri illå ileyke ve minez-zülli lå leke ve minel-havfi illä minke ve euzü bike en ekule zuren ev ağza fücuren ev ekúne bike mağruren ve euzü bike min se matet'il-a'dar ve udal'id-dai ve hay-bet'ir-recal ve zeval'in-ni'meti ve fü caet'in nikmeti.
49. Allahümme salli alâ seyyidi. na Muhammedin ve sellim aleyhi vec-zihi anna ma hüve ehlühu habibüke (selåsen) Allahümme salli alâ seyyidi-na İbrahime ve sellim aleyhi veczihi anna ma hüve ehlühu halilüke..
İKİNCİ DÖRTTE BİRE BAŞLARKEN
Hilmi üzerine Allah'a hamd olsun; hem de ilminden sonra. Kudreti olduğu halde affettiği için tekrar Allah'a hamd olsun.
Allahım, ben, fakirlikten ancak sana sığınırım. Zatından başka birine karşı zelil olmaktan sana sığınırım. Zatından başka birinden korkmaktan da sana si-ğımırım. Yalan söylemekten sana sığınırım. Keza fücur işlemekten, seninle mağ rur olmaktan da sana sığınırım. Şunlardan sana sığınırım; düşmanın şamatasın-dan, udal dertten, ümidin boşa gitmesinden, nimetin zevalinden, belánın ansızın gelmesinden..
49. Allahım, efendimiz Muhammed'e salåt eyle. Ona selámet ihsan eyle. Eh-Il olduğu şekilde bizden yana onu mükafatlandır; Habibindir. (Üç kere okunacaktır).
Allahım, efendimiz İbrahim'e salât eyle; ona selåmet Ihsan buyur. Bizden yana onu layık olduğu şekilde mükafatlandır; Halilindir. (Üç kere okunacaktır.)
(Devamı: 585. Sayfada)
60
YanıtlaSil1996. Eşek anırırken, bülbul susar
1997. Et kafalı, kalın bıyıklı olur.
1998. Et, sümüksüz (kemiksiz) olmaz.
1999. Et yiyen kuş, gagasından belli olur.
2000. Ete para vermez, köftenin büyüğünden yapıqu (viyende en yağlı parçasını seçer). 2001. Ev iti boğaz olanda, tavşan samanlıkta yavrular.
2002. Ev yıkanın Allah evini yıkar.
2003. Evinde yok urvalık (un), gönlünden geçer darğalık (bölge yöneticilligi).
2004. Evvel arkı sıçra, sonra "mübarek ola" de.
2005. Evvel mescidin içi, sonra dışı.
2006. Fasulyenin suyu çok olsun!
2007. Feleğe küskünlüğü var.
2008. Felek, adama her zaman yar olmaz.
2009. Felek Mustafa'ya yar olursa, neler olur!
2010. Felekle döğüşen, akıbet yenilir.
2011. Geçen gün yerine gelmez, beklesen de günü gününe.
2012. Geçene güzeşt (Farsça; geçmiş) derler.
2013. Geçme namert köprüsünden, koy aparsın sel seni.
2014. Gelinin dili yok, kaynananın insafı
2015. Gelinin işi kötüdür, yüzünü ağardan ütüdür.
2016. Gemide oturup gemici ile savaşır.
2017. Gençlikte çek cefa, kocayınca sür sefa.
2018. Geniş kaz, derin kaz, özün düşersin, dümbelek baz. (doğan kuşu).
2019. Gerçek çekip gitsin, yalan gelmesin.
2020. Gölde tavuk, evde horoz.
2021. Gölgesiz ağacın ömrü olmaz.
2022. Gönül bir saraya benzer, dikmesi (yapması) zor, sökmesi kolay.
2023. Gönül, dostunu bulur.
2024. Gönül kocamaz.
2025. Gönül ne mey ister, ne meyhane; gönül dost ister, mey bahane.
2026. Gönül seven güzel olur.
2027. Gönülsüz köpeğin sürüye hayrı olmaz.
2028. Görmemiş görmüş, akıldan çıkmış (olmuş).
2029. Göster yoldaşını, söyliyeyim geleceğini.
2030. Gösterişsiz eşeğe iki adam biner.
2031, Göz, düşmanını tanır.
1961. Dihanan göy eyleyende kaçmak, ont de bir hümerdir.
YanıtlaSil1962. Daşnan karaca da olsa, sen one il say
1963. Dayman seni uyile son de ce
1962. Duşmanın ekmeğinden, Jostun şamanı yedir.
1968. Dia yol ile giden yorulmaz
1986. Duzekli ber silähimin, kakhbir sakal tarağımız.
1967. Ebil-Besen ballam, seni kondesen, hiç yokelmeyesen (Ebul-Hasan ketten ymeyusin
1968. Ecel gelmense, adama hiç bir şey olmaz.
1969. Edene ederler.
1970. Edepiliye dechiler: "Edebi kinden öğrendin?", dedi, "Edepsizden",
1971. Eğilen boyma burmazlar. Bizdeki karşılığı: Exilen baş kesilmez.)
1972. Egi oturulm, düz konuşalım.
1973. Ekende yok, biçende yok, yiyende ortak karılaş
1974. El ağas, fol (pwval) ağm
1975. El ariftir, tez duyar.
1976. El eli yıkar, el de yüzil.
1977. El gücü, sel gücl
1978. Elde bulunan, beyde bulunmaz.
1979. Ele (Jyle) atadan, bele (böyle) ogul (oğul).
1980. Ele (Jyle) bagm (bağın) bele (böyle) meyvesi olar (olur).
1981. Eli boş olanın yüzü kara olur.
1982. Eli ile hamur ovalar, gözü ile dana kovalar.
1983. Eli işte, gözlü oynaşta
1984. Elinde de var, dilinde de.
1985. Elinden gelen iyiliği, dirig etme (esirgeme).
1986. Elisıkı varlıklının konuğu olmaktansa, eliaçık yoksulun konuğu olmak yeğdir.
1987. Ere gidende büyük kız olur, iş görende küçük kız.
1988. Erkeğin mertliği, sabırlı olmasındadır.
1989. Ersiz avrat, dizginsiz at gibidir.
1990. Esnek esnek getirir, esnek uyku getirir, neolduysa, samanlıktaki kocakarıya oldu.
1991. Eşeğe, at buluncaya kadar binerler.
1992. Eşeğe binmek bir ayıp, düşmek iki ayıр.
1993. Eşeğe gücü yetmez, palanı döğer.
1994. Eşeği palan saklar, orduyu yalan saklar.
1995. Eşek anırır, tayını bulur.
68
YanıtlaSil1961. Düşman güç eyleyende kaçmak, özü de bir hünerdir.
1962. Düşman karınca da olsa, sen onu fil say.
1963. Düşman seni taş ile, sen de onu aş ile.
1964. Düşmanın ekmeğinden, dostun şamarı yeğdir.
1965. Düz yol ile giden yorulmaz.
1966. Düzeldi her silahımız, kaldı bir sakal tarağımız.
1967. Ebil-Hesen balam, seni ki, o niyetdesen, hiç yekelmeyesen. (Ebul-Hasan yavrum, sen ki, o niyettesin, hiç büyümeyesin.)
1968. Ecel gelmezse, adama hiç bir şey olmaz.
1969. Edene ederler.
1970. Edepliye dediler: "Edebi kimden öğrendin?", dedi; "Edepsizden".
1971. Eğilen boynu burmazlar. (Bizdeki karşılığı: Eğilen baş kesilmez.)
1972. Eğri oturalım, düz konuşalım.
1973. Ekende yok, biçende yok, yiyende ortak kardaş.
1974. El ağzı, fol (çuval) ağzı.
1975. El ariftir, tez duyar.
1976. El eli yıkar, el de yüzü,
1977. El gücü, sel gücü.
1978. Elde bulunan, beyde bulunmaz.
1979. Ele (öyle) atadan, bele (böyle) ogul (oğul).
1980. Ele (öyle) bagın (bağın) bele (böyle) meyvesi olar (olur).
1981. Eli boş olanın yüzü kara olur.
1982. Eli ile hamur ovalar, gözü ile dana kovalar.
1983. Eli işte, gözü oynaşta.
1984. Elinde de var, dilinde de.
1985. Elinden gelen iyiliği, dirig etme (esirgeme).
1986. Elisıkı varlıklının konuğu olmaktansa, eliaçık yoksulun konuğu olmak yeğdir.
1987. Ere gidende büyük kız olur, iş görende küçük kız.
1988. Erkeğin mertliği, sabırlı olmasındadır.
1989. Ersiz avrat, dizginsiz at gibidir.
1990. Esnek esnek getirir, esnek uyku getirir, neolduysa, samanlıktaki kocakarıya oldu.
1991. Eşeğe, at buluncaya kadar binerler.
1992. Eşeğe binmek bir ayıp, düşmek iki ayıp.
1993. Eşeğe gücü yetmez, palanı döğer.
1994. Eşeği palan saklar, orduyu yalan saklar.
1995. Eşek anırır, tayını bulur.
67
YanıtlaSil1926. Dini Muhamemet dini, günü itin günu
1927. Dinsizin hakkından imansız gelir
1928. Diriye hay vermez, ölüye pay.
1929. Dişin ağrıyor, çek kurtul, komşun kötüdür, göç kurtul
1930. Doğru söz, acı olur.
1931. Dolu tüfenk bir adam korkutur, boş tüfenk iki adam.
1932. Domuzdan bir tüy çeksen, o da ganimettir
1933. Dost ağlar, düşman güler.
1934. Dost başa bakar, düşman ayağa
1935, Dost beni ansın da bir çürük ceviz ile.
1936. Dost bir, düşman bir.
1937. Dost dosta arka olur.
1938. Dost dostla denk gerek, denk olmasa geniş gerek.
1939. Dost dostun eyibini (ayıbım) yüzüne söyler.
1940. Dost-düşman kara günde melům (malum, belli) olur.
1941. Dost ile ye-iç, alış-veriş etme, eyleme.
1942. Dostun bin ise az, düşmanın bir ise çok.
1943. Dostun sözü, acı olur.
1944. Dört göz, bir evlât içindir.
1945. Duvarı nem yıkar, insanı gam.
1946. Duvarın kulağı var.
1947. Duğün pilavı ile dost gönüller.
1948. Düğünde zurnaya, hamamda kurnaya mail olur. (Gagauz Türklerinde benzeri Zurnayı görür, mayıl (mail) olur, çeşmeye gider, kurnaya mayıl olur.)
1949. Düğünü okuyucu boklar.
1950. Dün cin olup bu gün adam çarpıyor.
1951. Dün öleni, dün gömdüler.
1952. Dünkünden bu gün güzelsin.
1953. Dünya, bir değirmendir: bizi de öğütme sırası gelecek.
1954, Dünya bir gemi, akıl yelkeni, fikir dümeni, kullan kendini, göreyim seni.
1955. Dünya bir kararda durmaz.
1956. Dünya bir yağlı kuyruktur, yiyebilene aşk olsun!
1957. Dünya malı, dünyada kalır.
1958. Dünyada Şeytan olmasa, kurt koyunla otlar.
1959. Düşman, düşmana gazel okumaz.
1960. Düşman, etek altından çıkar.
1890. Değirmenin ününde değil, unundadır.
YanıtlaSil1891. Deliden (al) doğru (uslu) haber(i).
1892. Delinin efendisi olmaktansa, akıllının uşağı olmak yeğdir.
1893. Delinin kuyuya attığı taşı, yüz akıllı çıkartabilmez.
1894. Deliye el ver, eline bel ver.
1895. Deliye her gün bayramdır.
1896 Dem dem getirir. gam gam.
1897. Dengi dengini bulmazsa, günü ah-vahla geçer.
1898. Derdini gizleyen, derman bulmaz.
1899. Dere halvet, tilki bey.
1900. Deryaya taş atmakla su bulanmaz.
1901. Deve durdu, dam yıktı.
1902. Deve oyanayanda, kar yağar.
1903. Deveci ile dost olanın kapısı geniş gerek.
1904. Deveye dediler. "Boynun niye eğridir?", dedi: "Nerem düzdür ki?"
1905. Deveye kalburla su vermezler.
1906. Dibi görünmeyen kuyudan su içme!
1907. Dikensiz gül ile nazsız güzel olmaz.
1908. Dil, adamın düşmanıdır.
1909. Dil, başa belâdır.
1910. Dil ebesi, tandır kebesi.
1911. Dil kemiksizdir, ama kemiği kırar.
1912. Dil, kılınçtan keskindir.
1913. Dil ki var, ettendir, nereye döndersen (döndürsen) döner.
1914. Dil selâmet, baş selâmet.
1915. Dil, yüreğin açarıdır (anahtarıdır).
1916. Dilden gelen elden gelse, her yoksul padişah olur.
1917. Dilenci torbasından ekmek yemiş.
1918. Dilenciden ağa olmaz, gölden de dağ.
1919. Dilenciye bir hıyar vermişler, "eğri" diye beğenmemiş.
1920. Dili varsa, dilçeyi (küçük dili) de var.
1921. Dilinde tüy bitti, söyleyi söyleyi.
1922. Diliyle düştü tuzağa.
1923. Dilsiz de olsa, kâmil bellidir.
1924. Dilsizin dilini anası bilir.
Pey yet On ler Pey
Bir ret-maa sal aler lerir Kud gon
Hel Ilahi tarif
Kö Ay ba der hip Kur fizy yap
ikin (Ko
66
1925. Dini, dinara satmak olmaz.
1771- Ben bir nikâh mahsulüyüm, Sifah (zina) mahsulū hindan (zinasından) hiçbir şey görülmemiştir. Onun için ben ter-değil. Adem Aleyhisselam'dan beri neslimde cahiliyet ehlinin sifa-temiz bir soydan gelmeyim.
YanıtlaSil۱۷۷۲ - إِنَّمَا ذَلِكَ جِبْرِيلُ مَا رَأَيْتُهُ فِي الصُّورَةِ الَّتِي خُلِقَ فيها غير هاتين الْمَرَّتَيْنِ رَأَيْتُهُ مُنْهَبِطًا مِنَ السَّمَاءِ سَاذَا عِظَمُ خَلْقِهِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ ت حسن صحيح عن عائشة بألت رسول الله ﷺ عن قوله ولقد رآه نزلة اخرى ولقد رآه
بالافق المبين قال فذكره
1772- O Cibril'dir. Onu yaratılmış olduğu şekilde, sade-ce iki kere gördüm. Onu gökten inerken gördüm, vücudunun bü-yüklüğü yerle göğün arasını kapatıyordu.
۱۷۷۳ - إِنَّمَا أَخَافُ عَلَى أُمَّى الأَئِمَّةَ المُضَلِّينَ (ت صحيح عن ثوبان)
1773- Ümmetim hakkında saptırıcı liderlerden korkarım.
١٧٧٤ - إِنَّمَا يَكْفِيكَ مِنْ جَمْعِ الْمَالِ خَادِمٌ وَمَرْكَبُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ (ت نهـ
هب عن ابي هاشم بن عتبة
1774- Sana mal biriktirmek (babında) bir hizmetçi, bir de Allah yolunda binebileceğin bir hayvan yeter.
١٧٧٥ - إِنَّمَا هُوَ فِرَاسٌ لِلزَّوْجِ وَفِرَاسٌ لِلْمَرْأَةِ وَفِرَاشُ لِلضَّيْفِ وَفِرَاشِ
لِلشَّيْطَانِ الهيثم بن كليب ض عن ثوبان)
1775- Koca için, kadın için, misafir için birer (kat) yatak kâfidir. Dördüncüsü ise ancak şeytanın döşeğidir.
١٧٧٦ - إِنَّمَا الشَّوْمُ فِي ثَلَاثَةٍ فِي الْفَرَسِ وَالْمَرْأَةِ وَالدَّارِ (ط خ د ه وابن جرير
عن ابن عمر)
1776- Uğursuzluk (bazen) şu üçte (zâhir olur). At, kadın,
ev.
143
بشيئ من رأى فانما أنا بشر (م) حب طب عن رافع بن خديج
YanıtlaSil1766- Ben ancak bir insanım. Size dininize ait bir şeyi emrettim mi hemen onu alın. Size kendi reyimle dünya işlerine ait bir şeye emrettim mi, (bilin ki hata edebilir, isabet de edebilirim) ben ancak bir insanım.
١٧٦٧ - إنما أنا بَشَرٌ مِثْلَكُمْ وَإِنَّ الظَّنَّ يُخطئ ويُصيب ولكن ما قُلْتُ لَكُمْ قَالَ اللَّهُ فَلَنْ أَكْذِبَ عَلَى اللهِ" (حم هـ عن طلحة)
1767- Ben ancak sizin gibi insanım. (Şeri delil olmadan)
zan ile amel eden, hata da isabet de eder. Ne var ki benim size dediğimi Allah buyurmuştur. Ben Allah'a asla iftira etmem.
١٧٦٨ - إِنَّمَا الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ تَنْفِى خُبُثَهَا وَتَنْصَعُ طِيبَهَا (ط شحم خ م ت
ن حب عن جابر)
1768- Medine bir körük gibidir. Kötülerini yok eder, iyi-lerini bırakır.
١٧٦٩ - إِنَّمَا بُعِثْتُمْ مُيَسِّرِينَ وَلَمْ تُبْعَثُوا مُعَسَرِينَ (ت ن عن ابي هيرية م عن انس)
1769- Siz kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırı-cılar olarak değil.
۱۷۷۰ - إِنَّمَا يَكْفِي أَحَدَكُمْ مَا كَانَ فِي الدُّنْيَا مِثْلَ زَادِ الرَّاكِبُ (ع) طب والباوردى هب حل ض عن خباب
1770- Birinize dünyadan hayvanına binen kimsenin azığı kadar olan şey yeter.
۱۷۷۱ - إِنَّمَا خَرَجْتُ مِنْ نِكَاحٍ وَلَمْ اَخْرُجْ مِنْ سِفَاحٍ مِنْ لَدُنْ آدَمَ لَمْ يُصِبْنِي
مِنْ سِفَاحِ أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ شَيْءٌ لَمْ اَخْرُجْ إِلاَّ مِنْ طُهْرَةٍ" (ابن سعد عن محمد بن على
بن حسين مرسلا)
442
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا النافع
و بقر الذين أمنوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تجرى من تحتِهَا الْأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ أَمْرًا رزْقاً قَالُوا هذا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأَتُوا بِهِ مُتَشَابِهَا وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ إِنَّ الله لا يستحي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فأما الذينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا يُضل به كثيرًا وَيَهْدِي بِهِ كَثِيرًا وَمَا يُضِلُّ بِه إلا القايقين الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمْرَ اللهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ في الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ كَيْفَ تَكْفُرُونَ بالله وكُنتُمْ أَمْوَانًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُبيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ . هُوَ الَّذِي خلق لكم ما فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوبَهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ .
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ .
"Cansız nesneler iken size O hayat verdiği halde Allah'ı nasıl inkâr edebiliyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, sonra diriltecek, sonra O'na götürüleceksiniz.99
(Bakara, 2/28)
فالا قال
Mushaf sayfa no: 4
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/17. sayfa
KENDİ YARATILIŞINA BAKAN, ALLAH'IN VARLIĞINA İNANIR.
BİLGİ
Käinattaki her varlık, Allah'ın varlığına bir işarettir. Buna rağmen bazı insanlar çevrelerindeki işaret ve delillerden ders çıkarmamaktadırlar. Onlar, Yüce Yara-dan'ın varlığını ve kıyamet günü yeniden dirileceklerini inkår edebilmektedirler. Rabbimiz ise bu insanlara, önce kendi yaratılışlarına bakmalarını söylemektedir. İnsan önceleri canlı bir varlık değilken, Allah onu bir damla sudan yaratmıştır. Yaratılışın aşamalarından her biri muntazam bir planı göstermektedir. Öyleyse Allah (c.c.), öldürdükten sonra tekrar diriltmeye de kådirdir.
MESAJ:
Käinattaki yaratılışa bakan insan, Allah'ın varlığına ve öldükten sonra diriltilip hesap vereceğine inanır.
KELİME DAĞARCIĞI
Emvât: Ölüler.
İnkår: Küfür.
Ba's: Yeniden dirilme.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الأول
واد قال ذلك الملكة إلي جاعل في الأرض خليفة قالوا الحمل فيها من يُفْسِدُ فِيهَا وَيُسْفِكُ النِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ خشب وتقيس لك قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ وَعَلَّمْ آدَمَ الأسماء كلها ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَئِكَةِ فَقَالَ انبونِي بِأَسْمَاء هؤلاء إن كنتم صادقينَ قَالُوا سُبْحَانَكَ لا علم لنا إلا
قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ .
ادم من أنه كلماتٍ فَتابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ .
6" Melekler, "Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kamil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin" cevabını verdiler.99
(Bakara, 2/32)
ما علمتنا إنك أنت العليم الحكيم قال يا ادم البتهم بالشتائهم فلنا الباهُم بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلم أقل لكم إلى اعْلَمُ غَيْبَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تكلمون واد قُلْنَا لِلْمَلَئِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إلا إبليس إلى واستكبر وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ وَقُلْنَا يَا آدَمُ السكن انت وزوجك الجنة وَكُلَا مِنْهَا زَعْنَا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا القرنا هذه الشجرة فتكونا من الظَّالِمِينَ فَأَزَلَهُمَا الشَّيْطَانُ عنها فَأَخْرَجَهنَا مِمَّا كانا فيه وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُستقر ومتاع إلى حين تتلقى
Mushaf sayfa no: 5
Hafızlık sayfa no: 1. cúz/16. sayfa
İLİM, ALLAH'IN VERDİĞİ KABİLİYETLERLE SINIRLIDIR.
BİLGİ:
Allah, insanı yaratacağını bildirdiğinde melekler buna şaşırmıştı. Yüce Rab-bimiz ise Hz. Adem'i yarattı ve ona eşyanın isimlerini öğretti. Ardından da meleklerden, bu eşyanın isimlerini söylemelerini istedi. Melekler bu konuda bilgilerinin olmadığını söyleyip, her şeyi bilenin sadece Allah (c.c.) olduğunu ikrar ettiler. Hz. Adem ise eşyanın isimlerini bir bir saydı. Böylece insanın meleklerden farklı bazı özelliklerinin bulunduğu ortaya çıktı. Melekler de Yüce Yaradan'ın hiçbir şeyi hikmetsiz yaratmadığını, insanı yaratmasında özel bazı hikmetler bulunduğunu kavramış oldular.
MESAJ:
1. Allah'ın her yaratmasında bir hikmet vardır.
2. Allah'a karşı aczini itiraf etmek bir fazilettir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sübhaneke: Seni her türlü kusurdan tenzih ederiz.
5
قالها حين يمسى كان بتلك المنزلة طب هب حمت حسن غريب وابن السنى عن
YanıtlaSilمعقل بن يسار)
5422- Kim sabahleyin üç kere: "Eûzü billâhis semiyil alimi mineş şeytânir raciym" deyip, Haşr Suresi'nin sonundan ϋς kadar onun için Allah'tan mağfiret dilerler. Şayet o gün ölürse, ayet okursa, Allah ona yetmiş bin melek vekil eder. Akşama şehit olarak ölür. Kim bunu akşamleyin okursa, aynı durum ve mertebede olur.
٥٤٢٣ - مَنْ قَالَ حِينَ يُصْبِحُ أَوْ حِينَ يُمْسِي اَللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ خَلَقْتَني وَأَنَا عَبْدُكَ وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ أَبُوءُ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ وَأَبُوءُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ فَمَاتَ مِنْ يَوْمِهِ أَوْ مِنْ لَيْلَتِهِ دَخَلَ الجنَّةَ" (حم د ت ن ه ع حب ك ض عن عبد الله بن بريدة عن ابيه)
5423- Kim sabahleyin veya akşamleyin: "Allâhümme en-te rabbî lê ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ah-dike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebüü leke bi nı'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fağfir lî fe innehû lá yağfiruz zünûbe illa ente" derse, o gün veya o gece ölürse cen-nete girer.
٥٤٢٤ - مَنْ قَالَ حِينَ يُمْسِي صَلَّى اللَّهُ عَلَى نُوحٍ وَعَلَى نُوحٍ السَّلَامُ لَمْ تَلْدَغْهُ عَقْرَبُ تِلْكَ اللَّيْلَةِ (كر عن ابي امامة)
5424- Kim akşamleyin: "Sallellâhü alâ nûhın ve alâ nu-hines selâm" derse o gecenin akrebi onu katiyyen sokmaz.
٥٤٢٥ - مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلَّا اللهُ مُخْلِصًا دَخَلَ الْجَنَّةَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا اخْلَاصُهَا قَالَ إِنْ تَحْجُزَكُمْ عَنْ كُلِّ مَا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ (خط عن انس)
5425- Kim ihlas içinde: "Lâ ilâhe illellâh" derse cennete girer. "Ey Allah'ın Rasulü! Nedir bunun ihlası?" diye sordular.
1266
yurdu. "Bunun ihlası, sizi her türlü menhiyattan uzaklaştırmasıdır." bu-
YanıtlaSil٥٤٢٦ - مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ الْمُؤَذِّنُ يُؤَذِّنُ مَرْحَبًا بالقَائِلِينَ عَدْلاً مرحبا بالصَّلَوةِ وَاَهْلاً كَتَبَ اللهُ لَهُ الْفَى اَلْفَ حَسَنَةٍ وَمَحَا عَنْهُ الْفَى اَلْفَ سَيِّئَةٍ ورفع
لَهُ الْفَى أَلْفَ دَرَجَةٍ (خط) عن موسى بن جعفر عن ابيه عن جده)
5426- Kim ezan okunurken: "Doğru söyleyenlere mer-haba, namaza merhaba!" derse, Allah ona binlerce sevap yazar. Binlerce günahını affeder, binlerce de derecesini ali kılar.
٥٤٢٧ - مَنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ قَبْلَ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ بَعْدَ كُلِّ شَيْ وَلَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَبْقَى رَبُّنَا وَيَفْنِي كُلُّ شَيْءٍ عُونِي مِنَ الْهُمَ وَالْحَزَنِ طب عن ابن عباس)
5427- Kim: "Lô ilâhe illellâhü kable külli şey'* Lô ilâhe illellâhü ba'de külli şey' Lô ilâhe illellâhü yebkâ rabbünâ ve yefnî küllü şey*" derse, her türlü keder ve üzüntüden kurtulur.
٥٤٢٨ - مَنْ قَالَ كُلَّ يَوْمٍ اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ الْحِقَ بِهِ مِنْ كُلِّ مُؤْمِنٍ حَسَنَةٌ (طب عن ام سلمة)
5428- Kim her gün: "Allâhümmağfirlî ve lil mü'minîne vel mü'minât" derse, her mü'mine karşılık bir sevap alır.
٥٤٢٩ - مَنْ قَالَ حِينَ يُمْسِي رَضِيتُ بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولاً فَقَدْ أَصَابَ حَقِيقَةَ الإِيمَانِ ش عن عطاء بن يسار مرسلا)
5429- Akşamleyin her kim, "Allah'ı Rab, İslam'ı din, Mu-
hammed'i peygamber olarak kabul edip hoşnut oldum." derse, i-manın hakikatına ermiş olur.
٥٤٣٠ - مَنْ قَالَ سُبْحَانَ اللهِ وَبِمُحَمَّدٍ وَاسْتَغْفِرُ اللَّهُ وَاتُوبُ إِلَيْهِ كُتِبَتْ كَمَا قَالَهَا ثُمَّ عُلِقَتْ بِالْعَرْشِ لَا يَمْحُوهَا ذَنْبٌ عَمِلَهُ صَاحِبُهَا حَتَّى يَلْقَى اللَّهَ وَهِيَ
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
YanıtlaSilVI. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK KRONOLOJİSİ
1001
Selanik'te doğurmu
1886
Öğrenime başlaması
1093
Babası Ali Rıza'nın ölümü, Selanik Askeri Rüşdiye-
si'ne girmesi
Ocak 1896 (1895)
Rüşdiyeyi bitirmesi
Kasım 1898
Manastır İdadisi'ni bitirmesi
13 Mart 1899
Harbiye Mektebi'ne kaydolması
10 Şubat 1902
Teğmen rütbesiyle Harbiye Mektebi'nden mezun
olması
1903
Üsteğmenliğe yükselmesi
21 Eklm 1904
Kurmay yüzbaşı olması
11 Ocak 1905
Beşinci Ordu'ya atanması
Nisan-Mayıs 1906
Selanik'te arkadaşlarıyla Vatan ve Hürriyet Cemiye-
ti'ni kurması
30 Eylül 1907
Selanik'te Üçüncü Ordu Karargâhı'na atanması
Eylül-Ekim 1908
Görevle Trablusgarp'a gönderilmesi
Kasım 1908
Bosna'da inceleme ile görevlendirilmesi
24 Nisan 1909
Hareket Ordusu ile birlikte İstanbul'a girmesi
22 Eylül 1909
Ittihat ve Terakki'nin ikinci kongresinde ordunun si-yaset dışı kalmasını savunması
6 Haziran 1910
Selanik'te Üçüncü Ordu Tâlirngâh Komutanlığı
Eylül 1910
Picardie manevralarına gönderilmesi
15 Ocak 1911
5. Kolordu Karargâhı'na atanması
27 Eylül 1911
Istanbul'da Genelkurmay Karargahı'na alınması
15 Ekim 1911
Trablusgarp'a gitmek için İstanbul'dan hareketi
27 Kasım 1911
Binbaşılığa terfil
9 Aralık 1911
Bingazi'ye ulaşması
24 Ekim 1912
Derne'den ayrılması
21 Kasım 1912
Akdeniz Boğazı Kuva-yi Mürettebesi Harekât Şube-si müdürlüğüne getirilmesi
27 Ekim 1913
Sofya Ataşemiliterliği'ne atanması
1 Mart 1914
Yarbaylığa yükseltilmesi
20 Ocak 1915
19. Tümen komutanlığına atanması
m 1911
YanıtlaSilTrablusgarp'a gitmek için İstanbul'dan hareketi
27 Kasım 1911
Binbaşılığa terfii
9 Aralık 1911
Bingazi'ye ulaşması
24 Ekim 1912
Derne'den ayrılması
21 Kasım 1912
Akdeniz Boğazı Kuva-yi Mürettebesi Harekât Şube-si müdürlüğüne getirilmesi
27 Ekim 1913
Sofya Ataşemiliterliği'ne atanması
1 Mart 1914
Yarbaylığa yükseltilmesi
20 Ocak 1915
19. Tümen komutanlığına atanması
25 Nisan 1915
Arıburnu savaşı
8 Mayıs 1915
Günlük emri: "Size ölmeyi emrediyorum"
1 Haziran 1915
Albaylığa yükseltilmesi
8-9 Ağustos 1915
Anafartalar Grubu komutanlığı
10 Ağustos 1915
Conkbayırı savaşı
19 Ağustos 1915
16. Kolordu komutanlığına atanması
27 Eylül 1915
Grup komutanlığından istifası
10 Aralık 1915
İstanbul'a dönmesi
11 Mart 1916
16. Kolordu doğu cephesinde görevlendirilince Edirne'den hareketi (Diyarbakır'a varışı: 27 Mart)
1 Nisan 1916
General (mirliva) oluşu
25 Kasım 1916
İkinci Ordu komutan vekilliği
7 Mart 1917
İkinci Ordu komutanlığına atanması
340
5 Temmuz 1917
YanıtlaSilYedinci Ordu komutanlığına nakli
4 Ekim 1917
İstifa edip İstanbul'a dönmesi
15 Aralık 1917-
4 Ocak 1918
Veliaht Vahdeddin'in Almanya ziyaretine katılması
1-27 Temmuz 1918
Karlsbad'da kaplica tedavisi
4 Ağustos 1918
Istanbul'a dönmesi
7 Ağustos 1918
İkinci defa Yedinci Ordu komutanlığına atanması
16 Ağustos, 15 Kasım,
22 Kasım,
20 Aralık 1918
Padişah Vahdeddin'le görüşmeleri
23 Eylül 1918
Fahri padişah yaverliği verilmesi
Ekim 1918
Kabinede görev almak istemesi
31 Ekim 1918
Yıldırım Orduları grup komutanlığına getirilmesi
10 Kasım 1918
Harbiye Nezareti emrine verilmesi
13 Kasım 1918
İstanbul'a dönüşü
30 Nisan 1919
Dokuzuncu Ordu müfettişliğine atanması
15 Mayıs 1919
Padişah Vahdeddin'le görüşmesi
16 Mayıs 1919
Istanbul'dan Anadolu'ya hareketi
19 Mayıs 1919
Samsun'a varışı
20-22 Mayıs 1919
Bölgenin durumu hakkında sadårete ve genelkur-maya telgrafla bilgi vermesi
24 Mayıs 1919
Havza'ya geçişi, halkla konuşması: 26 Mayıs
6 Haziran 1919
General Milne'nin Mustafa Kemal'in geri çağrılması-ni istemesi
8 Haziran 1919
Calthorpe'un aynı yoldaki isteği ve Harbiye Nezåre-ti'nce geri çağrılması
13 Haziran 1919
Amasya'ya geçmesi
19-22 Haziran 1919
Ali Fuat Cebesoy ve Rauf Orbay ile buluşması ve Amasya Genelgesi
23 Haziran 1919
İstanbul hükümetince görevden alınması
25 Haziran 1919
Erzurum'a gitmek için Sivas'a hareketi
2 Temmuz 1919
Hava değişikliği alıp İstanbul'a dönmesinin isten-mesi
3 Temmuz 1919
Erzurum'a varması
8 Temmuz 1919
Iråde-l seniyye ile görevden alınması üzerine resmi görevle birlikte askerlikten istifa etmesi
23 Temmuz -
7 Ağustos 1919
Erzurum Kongresi, kongre başkanı ve Heyet-l Temsiliyye üyesi seçilmesi
29 Temmuz 1919
İstanbul hükümetince tutuklanmasına karar veril-mesi
tararladığı dönüşümleri Mazhar Müfit
13 Haziran 1919
YanıtlaSilCalthorpe'un aynı yoldaki isteği ve Harbiye Nezáre-
ti'nce geri çağrılması
Amasya'ya gecmesi
19-22 Haziran 1919
Ali Fuat Cebesoy ve Rauf Orbay ile buluşması ve Amasya Genelgesi
23 Haziran 1919
İstanbul hükümetince görevden alınması
25 Haziran 1919
Erzurum'a gitmek için Sivas'a hareketi
2 Temmuz 1919
Hava değişikliği alıp İstanbul'a dönmesinin isten-mesi
3 Temmuz 1919
Erzurum'a varması
8 Temmuz 1919
Iråde-i seniyye ile görevden alınması üzerine resmi görevle birlikte askerlikten istifa etmesi
23 Temmuz -7 Ağustos 1919
Erzurum Kongresi; kongre başkanı ve Hey'et-l Temsiliyye üyesi seçilmesi
29 Temmuz 1919
İstanbul hükümetince tutuklanmasına karar veril-mesi
7/8 Ağustos 1919
Gelecekte tasarladığı dönüşümleri Mazhar Müfit Kansu'ya not ettirmesi
9 Ağustos 1919
Nişanlarının geri alınması, fahrî yaverliğinin kaldırıl-masi
29 Ağustos 1919
Bazı Hey'et-i Temsiliyye üyeleriyle birlikte Erzu-rum'dan Sivas'a hareketi
2 Eylül 1919
Sivas'a varışı
4-11 Eylül 1919
Sivas Kongresi başkanlığı
20-22 Ekim 1919
YanıtlaSilSalih Paşa ile Amasya görüşmeleri ve protokolleri
16-28 Kasım 1919
Hey'et-1 Temsiliyye - Komutanlar toplantısı
18 Aralık 1919
Hey'et-i Temsiliyye üyeleriyle birlikte Sivas'tan An-kara'ya hareketi
27 Aralık 1919
Ankara'ya varması
28 Aralık 1919
Ankara halkıyla konuşması
29 Aralık 1919
İstanbul hükümetinin askerî nişanlarla fahrî yaverli-ğinin iadesine karar vermesi (padişahın iradesi: 3 Şubat 1920)
12 Ocak 1920
Meclis-i Meb'ûsan'ın açılması
28 Ocak 1920
Meclis-i Meb'ûsan'da Misak-ı Milli metninin kabulü
17 Mart 1920
İstanbul'un işgali üzerine Ankara'da olağan üstü bir meclis toplanması yolundaki çağrısı
23 Nisan 1920
Büyük Millet Meclisi'nin açılması
24 Nisan 1920
Meclis başkanlığına seçilmesi
1 Mayıs 1920
İstanbul Askeri Mahkemesi'nce idama mahkûm edilmesi
24 Mayıs 1920
Idam kararının Vahdeddin tarafından onaylanması
13 Eylül 1920
Meclise halkçılık programını sunması
20 Ocak 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kabul ettiği ilk ana-yasa
10 Mayıs 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Anadolu ve Rume-li Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kuruluşu 5 Ağustos 1921 üç ay süreyle başkomutanlığı üstlenmesi
7-10 Ağustos 1921
Tekâlîf-i Milliyye emirlerini yayımlaması
12-13 Eylül 1921
Sakarya Muharebesi'nin sonuçlanması
19 Eylül 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kendisine mareşal-lik rütbesi ve gazi unvanının verilmesi
21 Ocak 1922
Izmit'te Claude Farrer'le görüşmesi 6 Mayıs 1922 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde başkomutanlık so-runu tartışmaları
4 Temmuz 1922
Ankara'daki Fransız Temsilciliği'nde konuşması
26 Temmuz 1922
Konya'da General Townshend'le görüşmesi
26 Ağustos 1922
Büyük Taarruz'un başlaması
30 Ağustos 1922
Başkomutanlık savaşı
1 Eylül 1922
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileril" emrini ver-
20 Ocak 1921
YanıtlaSilTürkiye Büyük Millet Meclisi'nin kabul ettiği ilk ana-yasa
10 Mayıs 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Anadolu ve Rume-li Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kuruluşu 5 Ağustos 1921 üç ay süreyle başkomutanlığı üstlenmesi
7-10 Ağustos 1921
Tekâlif-i Milliyye emirlerini yayımlaması
12-13 Eylül 1921
Sakarya Muharebesi'nin sonuçlanması
19 Eylül 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kendisine mareşal-lik rütbesi ve gazi unvanının verilmesi
21 Ocak 1922
Izmit'te Claude Farrer'le görüşmesi 6 Mayıs 1922 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde başkomutanlık so-runu tartışmaları
4 Temmuz 1922
Ankara'daki Fransız Temsilciliği'nde konuşması
26 Temmuz 1922
Konya'da General Townshend'le görüşmesi
26 Ağustos 1922
Büyük Taarruz'un başlaması
30 Ağustos 1922
Başkomutanlık savaşı
1 Eylül 1922
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" emrini ver-mesi
10 Eylül 1922
Muzaffer olarak İzmir'e girmesi
18 Ekim 1922
Barış konferansına birlikte gidilmesini isteyen Sad-razam Tevfik Paşa'ya, "Türkiye'yi ancak Türkiye Bü-yük Millet Meclisi hükümeti temsil eder' cevabını vermesi
1 Kasım 1922
Mecliste saltanatın kaldırılmasına ilişkin konuşması
20 Kasım 1922-
24 Temmuz 1923
Lozan Konferansı
14 Ocak 1923
Annesi Zübeyde Hanım'ın İzmir'de ölmesi
29 Ocak 1923
İzmir'de Latife Uşaklıgil ile evlenmesi
17 Şubat 1923
İzmir'de toplanan Türkiye İktisat Kongresi'ni açışı
8 Nisan 1923
"Dokuz umde" programını ilan etmesi
13 Ağustos 1923
İkinci defa Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı se-çilmesi
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
YanıtlaSil11 Eylül 1923
Halk Fırkası'nın kuruluşu
29 Ekim 1923
Cumhuriyet'in İlanı üzerine cumhurbaşkanı seçil-mesi (Sonraki cumhurbaşkanlıkları: 1 Kasım 1927 4 Mayıs 1931 ve 1 Mart 1935)
3 Mart 1924
Laiklik yasaları (halifeliğin kaldırılması, öğretimin birleştirilmesi, Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırıl-ması)
20 Nisan 1924
Cumhuriyet anayasasının kabulü
26 Ağustos 1924
Sermayesini verdiği Türkiye İş Bankası'nın kurulma-SI
17 Kasım 1924
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması
16 Şubat 1925
Türk Tayyare Cemiyeti'ni (Türk Hava Kurumu) kur-durması
3 Haziran 1925
Terakkîperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılması
5 Ağustos 1925
Latife Hanım'dan boşanması
13 Temmuz 1926
İzmir suikasti davasının sonuçlanması
15-20 Ekim 1927
Cumhuriyet Halk Fırkası Kurultayı'nda Nutuk'unu okuması
1 Kasım 1928
Mecliste Latin alfabesinin kabulü
12 Ağustos 1930
Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması (dağılma kararı alması: 16 Kasım 1930)
15 Nisan 1931
Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşu
10 Mayıs 1931
Cumhuriyet Halk Fırkası üçüncü kurultayı ve Kerma-lizm denilen altı ilkenin programa alınması
19 Şubat 1932
Halkevlerinin açılışı
12 Temmuz 1932
Türk Dil Kurumu'nun kuruluşu
9 Şubat 1934
Balkan Antantı
24 Kasım 1934
Atatürk soyadını alması
5 Aralık 1934
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi
9 Ocak 1936
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin kuruluşu
20 Temmuz 1936
Montrö Boğazlar Sözleşmesi
5 Şubat 1937
"Altı ilke nin anayasa maddeleri arasına girmesi
11 Haziran 1937
Taşınmaz mallarını hazineye bağışlaması
1 Kasım 1928
YanıtlaSilMecliste Latin alfabesinin kabulu
12 Ağustos 1930
Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması (dağılma
15 Nisan 1931
kararı alması 16 Kasım 1930)
10 Mayıs 1931
Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşu
Cumhuriyet Halk Fırkası üçüncü kurultayı ve Kema-
lizm denilen altı ilkenin programa alınması
19 Şubat 1932
Halkevlerinin açılışı
12 Temmuz 1932
Türk Dil Kurumu'nun kuruluşu
9 Şubat 1934
Balkan Antantı
24 Kasım 1934
Atatürk soyadını alması
5 Aralık 1934
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi
9 Ocak 1936
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin kuruluşu
20 Temmuz 1936
Montrö Boğazlar Sözleşmesi
5 Şubat 1937
"Altı ilke"nin anayasa maddeleri arasına girmesi
11 Haziran 1937
Taşınmaz mallarını hazineye bağışlaması
8 Temmuz 1937
Sådâbâd Paktı
26 Mayıs 1938
Ankara'dan son ayrılışı
1 Haziran 1938
Hastalığı sebebiyle Savarona yatına geçmesi
29 Haziran 1938
Genel af yasasının kabulü
25 Temmuz 1938
Savarona'dan Dolmabahçe Sarayı'na alınması
5 Eylül 1938
Kendi el yazısı ile vasiyetnamesini düzenlemesi
17 Ekim 1938
İki gün sürecek bir komaya girmesi
8 Kasım 1938
İkinci koma
10 Kasım 1938
Perşembe saat 9.05: Hayata gözlerini kapaması
19 Kasım 1938
Dolmabahçe'de cenaze namazının kılınması
21 Kasım 1938
Tabutunun Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçic
kabrine konulması
10 Kasım 1953
Naaşının Etnografya Müzesi'nden Anıtkabir'e nakli
34
ES TV.
YanıtlaSilESKİŞEHİR E SİLİKON VADİSİ KURULMASI İÇİN TEŞEBBÜS TE BULUNAN VALİ GÖREVDEN ALINDI.
NOT. AZ GOREV YAPAN VALI.
580
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Ahirette fakirlik ve ihtiyaç çok zararlı ve tehlikelidir. Dünyanın fakir-liğine ve ihtiyacına tahammül mümkündür. Ama, âhiretin fakri ve Ihtiyacı zordur. Onun için sana sığınırım.
Yüce Hak, cümlemizi iki cihanda kendisinden başkasına muhtac olmaktan emin eylesin.
Amin!. Muhammed'ül-Emin S.A. efendimiz hürmetine
.. Zatından başka birine karşı zelil olmaktan sana sığınırım. Zatından başka birinden korkmaktan da sana sığınırım.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Allahım, razı olduğun amelleri yapmam için bana başarı ihsan eyle. Mübarek rızana aykırı olan islerden beni koru. Böyle yap ki, sen-den başka birinden korkmayayım. Çünkü: Bir kimse, celâl ve ikram sahibi Yüce Allah'tan korkarsa.. onun emrine fermanına muti olursa.. her şey ondan korkar. Yine, bir kimse, Allah'tan korkmazsa.. o kimse, her şeyden korkar. Durum böyle olunca, korkum ve haşyetim, ancak senin gazabındır; hışmındır. Cezandır, azabındır. Ümidim ve dileğim ise.. senin üstün sevaplarındır. Affin, mağfiretin, rahmetin, keremin ve ihsanındır. Zatından başka birinden korkmam ve bir temennide bulunmam.
- Yalan söylemekten sana sığınırım.
Çünkü: Büyük günahların en büyüğü yalandır. Zararı da büyük-tür. O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimiz, bir kimsenin yalan söyle-diğine vakıf olunca, ondan yüz çevirirdi. Taa, onun tevbe ettiğine vå-kıf oluncaya kadar.
Keza, FÜCUR işlemekten, seninle MAGRUR olmaktan da sana sığınırım.
Bu cümlede geçen:
FÜCUR.
Lafzının ifade ettiği mana şudur: Beden ve tüm duygularla işle-
nen fisk, masiyet ve günah çeşitleri..
MAĞRUR olmaktan.
Lafzı ile anlatılan mana ise, şu demeğe gelir. Yüce Hakkın affı-na ve mağfiretine güvenip günah işlemek.. Daha açık mana ile şu de-meğe gelir:
Senin affına aldanıp azabından ve ikabından emin olmak, hüsran alâmetidir. Böyle bir iş, şeytanın amelleri arasında sayılır.
Burada anlatılan:
MAGRUR.
Lafza, GURUR kökünden gelir. Gururun manası ise, şudur:
Şeytan insana gelir:
Yüce Hak, gafurdur, rahimdir. Günahları affeder.
dırır. Af ve mağfiret ümidi ile o kimse, günah işler. Böylece, şeytan Diyerek azdırır. Günahları süslü gösterir. Günah işlemeğe kan-da o kimseyi aldatıp gurura kaptırmış olur.
KARA DAVUD
YanıtlaSil581
Bu manada Kur'an-ı Kerim'de Yüce Hak şöyle buyurdu:
Sizi, dünya hayatı aldatmasın. Aldatıcı şeytan sizi, Allah'ın hilmine ihmaline güvendirmesin.» (31/33)
Böylece, anlatıldığı manada mağrur olmaktan nehyetti.
ŞEYTAN VE BİD'AT
Müfessirlerden Ata-f Horasani şöyle anlattı:
«Kim bir kötülük yapıp veya nefsine zulmettikten sonra, Al-Jah'tan bağışlanmasını dilerse.. Allah-ü Taala'yı çok bağışlayıcı ve merhametli bulur.» (4/110)
Manasındaki âyet-i kerime nazil olduğu zaman, şeytan, korkunç bir seda lle feryad eyledi. O kadar ki, yeryüzünün her yanından asker-leri ve aveneleri, onun sesini işitip geldiler; etrafına toplandılar. Sor-
dular:
Nedir bu halin?. Bu şiddetli feryadın sebebi nedir?.
Şeytan şöyle dedi:
Benim hile ile, türlü iğva ile zahmet çekip bu ümmete işletti-ğim günahların af ve mağfireti hakkında Muhammed üzerine bir Ayet-i kerime nazil oldu. Bu ana kadar ondan büyük âyet nazil olma-d1.
Onun askerleri:
- O âyet nedir?.
Dediklerinde şeytan üstte meâlini aldığımız âyet-i kerimeyi on-lara okudu. Sonra, şöyle anlattı:
Bu âyet-i kerimede, Allah-ü Taâlâ istiğfar edenlere af ve mağ-firetini tekidli vaadle anlattı. Yüce Hakkın vaadinde dönmek yoktur.
Daha sonra, şöyle dedi:
Düşünün. Acaba buna bir hile yolu bulabilir misiniz?.
Hayır, böyle bir hile yolu bilmiyoruz.
Dedikleri zaman, şeytan şöyle dedi:
Hele gidin, biraz daha düşünün. Buna bir hile yolu bulabilir-siniz. Ben de düşünüp hile yolu arayacağım.
Bundan sonra dağıldılar. Allah'ın dilediği kadar eğlendiler. Son-ra, şeytan yine büyük bir feryad etti; yine aveneleri toplanıp geldiler.
Şeytan onlara sordu:
Bir hile yolu bulablidiniz mi?.
Bulamadık.
Dediler; şeytan onlara şöyle dedi.
Ben bir hile yolu buldum.
Nedir o hile yolu?.
Diye sordukları zaman, şeytan şöyle anlattı:
O şanlı peygamber dar-ı ukbaya teşrif buyurduktan sonra, bunlara, güzel amel suretinde; çeşitli bid'atları işletelim. Ki o amelle-rl, ne onların peygamberi, ne de halifeler, ne de Resulüllah'ın ashabı
65
YanıtlaSil1855. Cefa çekmesen, sefa görmezsin. (Bizde: Cefayı çekmeyen, safanın kadrini bilmez.)
1856. Cidanı (kamış kalemi) çuvalda gizlemek olmaz.
1857. Çalışmak, ibadetin yarısıdır.
1858. Çalışmayan aç kalır.
1859. Çalma kapımı, çalmayım kapını.
1860. Çıkan kan, damarda kalmaz.
1861. Çıra, öz (kendi) yanına ışık salmaz.
1862. Çingene kızından gelin olmaz.
1863. Çirkinsen burda dur, ben güzel arayayım.
1864. Çobana çoban çöreği (ekmeği) hoş gelir.
1865. Çobanın gönlü olsa, tekeden peynir tutar.
1866. Çocuk dolu eve, şeytan pek az girer.
1867. Çocuklar uyuya uyuya büyür, yaşlılar uyuya uyuya ölür.
1868. Çocuklu kadın, kargalı çınar, civcivli tavuk.
1869. Çok açılma, üşürsün!
1870. Çok ant içen, çok da yalan söyler.
1871. Çok bilen. çok çeker.
1872. Çok bilip az konuşmak, yiğidin onurudur.
1873. Çok bilirsen, az konuş.
1874. Çok çabalayan, çok yorulur.
1875. Çok dertli, çok konuşur.
1876. Çok gülen, çok da ağlar.
1877. Çok kaçan, tez yorulur.
1878. Çok naz, âşık usandırır.
1879. Çok söyleme, tel kırarsın.
1880. Çok yaşayan çok bilmez, çok gezen çok bilir.
1881. Çok yemek, adamı az yemekten koyar.
1882. Dağ dağa kavuşmaz, adam adama kavuşur.
1883. Damara bak, kan al. (Kerkük Türkmenlerinde: Surete (yüze) göre, sille çal (vur).
1884. Damlaya damlaya göl (sel) olur, tada tada hiç.
1885. Danışmak (konuşmak) gümüş olsa, danışmamak kızıldır (altındır).
1886. Değirmen bildiğini eyler, şakıldak baş ağrıtır. (Bu sözü, Kerkük Türkmenleri de kullanır.)
1887. Değirmenci çok kazanır, ama kefen bulmaz.
1888. Değirmenci ne derse desin, şakıldak bildiğini öğütür.
1889. Değirmenden gelenden, poğaça umarlar.
64
YanıtlaSil1820. Bire de ha (evet), mine (bine) de ha (ever).
1821. Biri ölmese, biri dirilmez.
1822. Birlik nerdeyse, dirlik ordadır.
1823. Bitmeyen yere ekilmez.
1824. Bitmiş işten gül iyi gelir.
1825. Biz uğru (hırsız) olduk, aydınlık başladı.
1826. Bizde sabah geç olur.
1827. Bizim çarık sizin çorba içinde, sizin tavuk bizim torba içinde
1828. Bok yiyen itin kaşığı, belinde olur.
1829 Borçlu, borçlunun sağlığını ister.
1830. Boş ambar, boş çuval ölç, ne kadar ölçersen.
1831. Boş eşek yorga gider (iyi yürür).
1832. Boş torbaya, eşek bile gelmez.
1833. Boşan da semerini ye!
1834. Boşuna çalışmak, akıntıya kürek çekmek olur.
1835. Boyu boyuma, huyu huyuma uymalı.
1836. Boyuma göre boy buldum, huyuma göre huy bulamadım.
1837. Boz atın yanında duran, ya tüyüne çeker, ya huyuna.
1838. Böyle duanın böyle olur âmini.
1839. Bu gün buldum, bu gün yerim, yarın Allah kerim, derim.
1840. Bu günün işini sabaha koyma.
1841. Bu yılki serçe, bıldırki (geçen yılki) serçeye cik cik öğretir. (Bu atasözünü, Kerkük Türkmenleri de söyler.)
1842. Buğday gösterip arpa satar.
1843. Bulak (pınar), başından bulanır.
1844. Bulunan bulanın olsaydı, çoban bey olurdu.
1845. Bulut arasında ay doğdu.
1846. Büyüğünü tanımayan, Allah'ını da tanımaz.
1847. Büyük başın büyük de ağrısı olur.
1848. Büyük olmayan yerde, hayır-bereket de olmaz.
1849. Can baldan tatlıdır.
1850. Can boğazdan gelir.
1851. Can bostanda bitmez.
1852. Can yanmasa, gözden yaş çıkmaz.
1853. Canı yanan eşek, attan hızlı gider.
1854, Canlılara gülümsemeyen, ölülere hiç ağlamaz.
582
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
yapmıştır. Bu gibi amelleri, onlara süsleyip güzel gösterin. Böylece onlar o bid'at amelleri sünnetten sanıp ısrarla üzerine düşer yaparlar. O işten de, tevbe istiğfar etmezler. Bu işledikleri bid'atlarla, onları cehennem azabına giriftar eder, muradınıza erersiniz.
Cenab-ı Hak, cümlemizi, şeytanın aldatmasından korusun; emin
Ancak, tam manası ile, korkudan nasi, Yüce Hakkın af ve mag-firetinden ümit kesmek doğru değildir. Çünkü Ömer Nesefi Akaid'in-eylesin. Amin!.
de: Celâl ve ikram sahibi Allah'ın rahmetinden ümit kesmek kü-fürdür; onu nazabından korkmayıp emin olmak küfürdür.
Diye anlattı.
Bu duruma göre, kula lazım olan odur ki: Yüce Hakka karşı, kor-ku ile ümid arası buluna. Daima, azabından korka, bağışlamasını ve sevabını da uma. Yüce Allah'ın emri ile âmil olmak, yasak ettiği şey-lerden de çekinmek gerekir.
Korkuyu giderip Yüce Allah'ın lütuflarına mağrur olmak, doğru yoldan sapmak sayılır. Bilkülliye korkuyu kalbe yerleştirmek ise.. af ve gufrandan ümit kesmek ise, sırat-ı müstakimden sapmaktır. Asıl sırat-ı müstakimde olmak, korku ile ümit arası bulunmaktır. Sağlam yola girmektir.
HASAN-I BASRI
Üstte anlatılan manada, tabiinden Hasan-1 Basri r.a. şöyle dedi:
Yüce Hakka karşı korkum o kadardır ki: Şayet muhbir-i sadık haber verip dese ki:
- Yüce Hak, müminlerin cümle asilerini af ve mağfiret edecek, ancak birini cehenneme koyacak.
Bu cehenneme girecek kimsenin ben olacağımdan korkarım. Yüce Hakka karşı ümidim o kadar çoktur ki; muhbir-i sadık haber verip dese:
Yüce Hak cümle asileri cehenneme koyacak. Ancak onlardan bir tanesini affedecek.
Bu affolunup bağışlanacak asi kulun ben olacağıma dair ümid ederim.
Duaya devam edelim:
Allahım, şunlardan sana sığınırım:
a) Düşmanın ŞAMATA'sından..
Bu cümlede anlatılan:
ŞAMATA.
Tabiri, sevinmek (!), manasınadır. Bu manaya göre, yapılan duâ şu demeğe gelir:
- Din ve dünya düşmanları olan insan ve cin şeytanlarından, kâfirlerin, münafıkların, hasetçilerin ve kalblerinde kin tutanların ŞAMATASINDAN.. Yani: Masiyetime ve başıma gelen belâlara ferah-lık duyup sevinenlerin mesrur olmalarından sana sığınırım.
KARA DAVUD
YanıtlaSilDaha açık manası ile şu demeğe gelebilir:
583
Beni, isyan, belâ ve musibetlerden koru ki, onlar benim isyan, bellyye ve musibetime sevinip alaya ve maskaralığa almasınlar. On-lardan gelecek böyle bir şey için sana sığınırım.
İmam-ı Deylemi Rh. Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğini çıkara-rak, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:
«Mümin için, dört düşman vardır:
a) Mümindir; nimetlerine hased eder.
b) Münafıktır; kendisine buğuz eder.
c) Şeytandır; delâlete, azgınlığa doğru vesvese verip iter.
d) Kåfirdir; muharebe ve mukatele eder.»
Resulüllah S.A. efendimiz, bir başka hadis-i şerifindeyse, şöyle bu-
yurdu: dir.» «Düşmanların en kavisi, iki yanın ortasında bulunan nefsin-
Bu durumda, üstteki duâya şöyle bir mana vermek mümkündür: Bu düşmanların şerrinden gelecek zarardan, dinime keder. ayıp getirmekle sevinmelerinden sana sığınırım.
b) UDAL dertten.
Bu cümlede geçen:
UDAL.
Lafzı, tabiplerin ilâçtan aciz kaldığı zorlu, şiddetli, dermansız dert manasınadır. Kısaca mana şudur:
Bedeníme, arız olan marazlardan, dinime zahir ve batın keder ve zarar veren şeylerin cümlesinden sana sığınırım.
c) Ümidin boşa gitmesinden.
Yani: Ümidimin boşa gidip hüsrana uğramasından, iyi amelleri-min ve duâmın makbul olmamasından sana sığınırım.
d) Nimetin zevalinden.
Yani: Din, dünya ve âhiret nimetlerinin gitmesinden.. Bilhassa iman nimetinin zevalinden sana sığınırım.
e) Belânın ansızın gelmesinden.
Burada şu manaya işaret vardır:
Yüce Hak, bir kulunu sevip kendisinden razı olursa.. onu dünya ile meşgul etmez. Daima onu ayık kılar. Dünya mihnet yeri olduğu İçin, daima onu, mihnet, belâ ve musibetlerin vukuuna gözetleyici kı-lar. Şayet vuku bulan bir şey olursa.. kendisine sabır ihsan eder. Do-layısı ile bol ecir verir.
Şayet bir kuluna da gazap ederse.. onu gafil kılar. Dalma dünya sevgisine, lezzet ve oyalamalarına haris kılar. Aniden bir musibet ve beliyye isabet ettiği zaman, alacağı ecir ve sevaptan olur.
Üstte anlatılan duruma göre bu duânın manası şudur:
Gafletle dünya lezzetine aldanıp, haris bir şekilde ilde sevaptan mahrum kalarak Allah'ın gazabına uğramaktan sana sığınırım.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilلوم الان
ملنا القبطوا منها جميعاً فإما بأن يتهم على هذى قبل البع هداى فلا خوف عليهم ولا هم يقولون والدين مظفروا وكذبوا بابابنا أولئك أصحاب النار هم فيها خالدون . يابني اسرائل الذكروا نعمى التي العمل عليكم واللوا بعهدي أوف يعهدكم وانهای فازمتون وأبلوا بما انزلك مسبقا لنا معكم ولا تكولوا أول كافر به ولا الماروا باياني لننا قليلا والياني فاللون ولا تلبسوا الحل بالباطل وتكموا الحمل وانتم تعلمون والقيموا الصلوا وألوا الركوة واركعوا مع الراكبين الأمزون الناس بالبر واللون الفسكم واللم اللون الكتاب اللا العدلون . واستعينوا بالصبر والصلوة والها لكبيرة إلا على الخادمين . الذين يظنون انهم مُلاقُوا رَبِّهِمْ وَالنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعونَ يَا بَنِي اسرائل الكروا يعمني التي العمل عليكم والي فضلكم على العالمين والقواية ما لا أجرى المس عن الطين لينا ولا يُقتل منها شفاعة ولا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ .
أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ أَنْفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
66 Sizler kitabı okuduğunuz hâlde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?99
(Bakara, 2/44)
Mushaf sayfa no: 6
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/15. sayfa
BAŞKASINA ÖĞÜT VERİRKEN KENDİNİ UNUTMAMAK
BİLGİ
İsrailoğulları içinde, kutsal kitapları olan Tevrat'ı okumayı bilenler vardı. Bu kişiler başka insanlara telkinlerde bulunur ve onları Tevrat'ın hükümlerine uymaya çağırırlardı. Diğer yandan bu kişilerin kendi yaşantılarında birçok yanlışlıklar ve din ile uyuşmayan davranışlar bulunmaktaydı. Başkalarına öğüt verenlerin kendi yaşantılarına bakmamaları, konuştukları ile yaptıklarının birbiriyle çelişmesi demekti. Halbuki akıllı insan, başkasına söylediği iyiliği önce kendisi uygulayan ve tutarlı bir hayat süren kişidir.
MESAJ
İnsanlara öğüt veren kişinin, bu öğütleri önce kendisinin uygulaması gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI
Birr: İyilik, doğruluk, itaat.
6
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الأول
كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا ووَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
والا عيناكم من آل فرعون يَسُومُونَكُمْ سوء العذاب يدعون الناء كم ويستحبون بناء كم وفي ذلكم بلا: من ربكم عظيم وَإِذْ فرقنا بكم البحر الميناكم والحرف ال فرعون والنكم النظرُونَ وَاذْ وَعَدْنَا مُوسى اربعين ليلة ثم المحدكم العجل مِنْ بَعْدِهِ وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ . لم عفونا عنكم من بعد ذلك لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ . واد الينا موسى الكتاب والمُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ . واد قال موسى لقومه يا قوم انكم ظلمتم اللكم بالخارككم العمل فتوبوا إلى بارتكم فاقتلوا المسكة الكم خير لكم عند بارِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرحيم واد قلكم يا مُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لك على مرى الله جهزة فاخذ لكم الصاعقة وَأَنتُمْ تَنْظُرُونَ ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ من بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمْ العمام والركن عَلَيْكُمُ الْمَنْ وَالسُّلْوَى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ ما رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوا الْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ .
" "Verdiğimiz güzel nimetlerden yiyin' (dedik). Gerçekte onlar bize değil, kendilerine kötülük ediyorlardı.99
(Bakara, 2/57)
Mushaf sayfa no: 7
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/14. sayfa
GÜNAH İŞLEYEN KİŞİ, KÖTÜLÜĞÜ KENDİSİNE YAPMIŞTIR.
BİLGİ Yüce Allah İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden kurtarmış ve onlara çeşitli nimetler vermişti. Kudret helvası ve bıldırcın eti bunlardandı. İsrailoğulları'na bu güzel nimetlerden yemeleri ve şükretmeleri emredildi. Şükür, nimetleri verenin emirlerine uygun yaşamayı gerektiriyordu. Ancak onlar Yüce Allah'ın emirlerini uygulamakta gevşek davrandılar hatta isyana varan hareketlerde bulundular. Bir buzağıyı tanrı edindiler ve kendi peygamberlerine "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe artık sana inanmayacağız" dediler. Bu ve buna benzer tavırları onların ahirette azap çekmelerine neden olacaktır.
MESAJ
Allah'ın emirlerine uymaması, kişinin kendisine zarar verir ve ahirette kötü bir sonuca sebep olur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Zulüm: Adaletsizlik, kötülük; belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan batıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma.
74
584
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHI
KIRK DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
bindir. (Üç defa.) Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle; ona selâmet ih-san eyle. Onu, bizden yana ehli olduğu sekilde mükafatlandır: Habi.
Çünkü: Resulüllah S.A. efendimiz, biz ümmetinin iman hidayeti-ne ermesine, taat ve ibadette başarılı olmamıza sebeb olmuştur.
Bunun için, şanına layık bir sekilde ona mükafat ihsan eyle..
Bu salavat-ı şerife, üç defa okunacaktır.
Allahım, efendimiz, İbrahim'e salât eyle. Ona selâmet ihsan buyur. Bizden yana onu layık olduğu şekilde mükafatlandır. Halil indir. (Üç defa.)
İki cihanda, ona selåmet ihsan eyle. Çünkü o: Resulüllah S.A. efendimizin babasıdır; onun yoluna tabi olmuştur.
Bu salavat-ı şerife de üç kere okunacaktır.
ELLİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle. Keza, efendimiz Muhammed'in Å L'ine de salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede anlatılan Resulüllah S.A. efendimizin A L'I
şunlardır: Tabileri, zürriyeti, akrabaları ve bütün kendisine bağlı olan-
lar. Cümle müminler, müttekiler... Yani: Allahım, bütün bu sayılanlara nimetlerini, iclâl ve ikramını, merhametlerini, sevaplarını, bereketlerini, ihsanını, inzal eyleyip on-ları kereme nail eyle.
Demeğe gelir..
Tıpkı, âlemlerde İbrahim'e salât eyleyip merhametle bereket ibsan eylediğin gibi..
Çünkü sen: Hamid'sin; Mecid'sin.
Yani: Zatında, cümle kemalât ile övülmektesin; yaratılmışlar üze-rine türlü türlü in'am ve ihsan edicisin.
- Ey âlemlerin ilâhı, yarattıkların sayısı kadar olsun.
Yani: Resulillah S.A. efendimize, onun âline edeceğin bu iclâl, ta-zimler, salāvat, tekrimat, tahiyyet, bereketler dünyanın evvelinden Abirine varıncaya kadar cevher, araz, canlı canrısız yarattığın cümle mahlukatın sayısı kadar olsun. Keza, ona olan salât:
- Nefsinden rızan, arşın ağırlığı, kelimelerin sayısı kadar olsun.
Allah-ü Taala'nın kelimelerine bir son yoktur. Bu manadan ola-J rak, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline nihayetsiz ve tükenmez salât ve tazimler eyle. Bol bol bereketler ihsan eyle..
KARA DAVUD
YanıtlaSil565
ثلاثا . اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنا محمد وعلى ال يدِنَا مُحَمد كَمَا صَلتَ وَرَحمَ وَ بَارَكْ لي إبراهيم في العالمين انك حميد مجيد عدد خَلْقِكَ وَرِضَاءَ نَفْكَ وَزِنَة عَرَيكَ وَمَنَا كلماتك .. اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُعمار عددَ مَنْ صَلَّى عَلَيْهُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَايَا محمد عَدَدَ مَنْ لَمْ يُصْلِ عَلَيْهِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى يدِنَا مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَا صَلَّى عَلَيْهِ اللَّهُمَّ صَل عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدَ اصْعَافَ مَا صَلَّى عَلَيْهِ الله صل على سيدنا محمدكَمَا هُوَ اهْلُهُ اللهم صلِّ عَلَى سَيْدِنَا عُدِكُمَا تُحِبُّ وَتَرْحَ لَهُ
الخمر الثالث في الاربعاء
selasen.
50. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin ve ala Ali seyyidina Muhammedin kema salleyte ve rahim te ve barekte ala İbrahime fil-Alemi-ne Inneke Hamidin Mecidün. Adede halkıke ve rizae nefsike ve zinete ar şike ve midade kelimatike.
51. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin adede men salla aley-hi. Allahümme salli alâ seyyidina Mu-hammedin adede men lem yusalt aley-hl. Allahümme salli alâ seyyidina Mu-hammedin adede ma sulliye aleyhi. Al-lahümme salli alâ seyyidina Muham medin ad'afe ma sulliye aleyhi. Alla-hümme salli alâ seyyidina Muhamme din kema hüve chlühu. Allahümme sal-li alâ seyyidina Muhammedin kema tuhibbü ve terda lehu.
EL-HIZB'ÜS-SALISO
FİYEVM'İL-ERBAAI
50. Allalım, efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in aline sa-låt eyle. Tıpkı şlemlerde İbrahim'e salát eyleyip merhametle bereket Ihsan eyle diğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin. Yarattıklarının sayısı nefsinden ri-san, arşın ağırlığı, kelimelerin sayısı kadar olsun.
51. Allahım, Muhammed'in kendisine salavat getirenlerin sayısı kadar ona salât eyle. Allahım, Muhammed'in kendisine salåvat qkumayanların sayısı kadar ona salát eyle. Allahım, kendisine okunan salavatın sayısı kadar efendimiz Mu-hammed'e salât eyle. Allahım, kendisine getirilen salåvatın kat katı kadar, Ma-hammed efendimize salát eyle. Allahım, lâyıkı olduğu biçimde Muhammed efen-dimize salár eyle. Allahım, kendisi için sevip razı olduğun şekilde efendimiz Mu-hammed'e salát eyle.
(Devamı: 587. Sayfada)
ÖLÜM MESELESİ, PEYGAMBERLERİN İRŞADLARINA RAĞMEN ÖTEDEN BERİ İNSANLIĞI ÇOK MEŞGUL ETMİŞTİR. ZİHİNLERDE ZEHİRLİ BİR YILAN GİBİ ÇÖREKLENEN, ZAMAN ZAMAN İZ'AÇ HALKALARI İLE KIMILDANAN BU DEHŞETLİ SUAL, GÂFİLLER TARAFINDAN TÜRLÜ NEFSÂNÎ İFADELERLE SUSTURULMAK İSTENMİŞTİR.
YanıtlaSilHAYAT MEVZUUNDA HERKESİ ATEŞLİ BİR GİRDAP HALİNDE SARAN ÖLÜM HAKİKATİ, İSTİSNASIZ BÜTÜN BAŞLARA ÇÖKEN ÇETİN BİR İSTİKBAL ENDİŞESİDİR. GAFİLLER İÇİN ACIKLI BİR MUSÎBET, BUNA MUKÂBİL HAK DOSTLARI VE SALİH KULLAR İÇİN EBEDİ
SAADET VE RAHMETTİR.
BEŞER TEFEKKÜRÜ İLE KAVRANMASINA İMKÂN BULUNMAYAN BU İSTİKBAL DÜĞÜMÜNÜ ÇÖZEBİLMEK; NEFS ENGELİNİ AŞIP, VAHYİN SESİNE KULAK VEREREK, PEYGAMBERLER VE EVLİYÂULLÂHIN GÖNÜL DOKUSUNDAN HİSSELER
ALABİLMEKLE MÜMKÜNDÜR...
41
"HAYAT NEDİR?" SUALINE, SADECE TOPRAĞIN RUTUBETİ VE MEZAR TAŞLARININ KATI SESSİZLİĞİ CEVAP OLARAK YÜKSELECEKSE, BÖYLE BİR GAFLETLE ZİYAN EDİLMİŞ FÂNT BİR HAYATTAN DAHA ACI NE OLABİLİR?..
YanıtlaSilFÂNÎ HAYAT ÇARŞISININ EN SON GİYSİSİ OLAN KEFEN, BİR GÜN MUTLAKA HERKESİ SARACAK VE ÖLÜM VAKIASI, BÜTÜN FÂNÎ ALIŞVERİŞLERE, ZEVKLERE, CAZİBELERE VE ALDATICI YALDIZLARA İPTAL MÜHRÜNÜ VURACAKTIR!
DOLAYISIYLA BİZİ MAHŞER GÜNÜNDE KURTULUŞA ERDİRECEK BİR HESABA HAZIRLIK İÇİN GÜN, BUGÜNDÜR...
ALTINOLUBS
TARİHTEKİ BÜYÜK ZÂLİMLERDEN FİRAVUN, NEMRUT, EBREHE, HÜLAGU VE GÜNÜMÜZE KADAR GELEN BÜTÜN BENZERLERİ, İNSANLIĞIN DÜŞMANI VE YÜZ KARASI OLDULAR. HİÇ SEVİLMEDİKLERİ GİBİ, HATIRLARDA ZULÜM SEMBOLÜ OLARAK KALDILAR, DAİMA
YanıtlaSilNEFRET VE LÂNETLE YAD EDİLDİLER.
MUHABBET VE DOSTLUĞUN İLAHÎ MENBAINA ULAŞAN ŞAH-I NAKŞİBEND, ABDÜLKADİR GEYLÂNÎ, MEVLANA, YUNUS EMRE, HÜDÂYÎ VE EMSÂLİ HAK DOSTLARI İSE, EBEDİYYEN BÜTÜN İNSANLIĞIN DOSTU OLDULAR. SEVDİLER, SEVİLDİLER. DÜNYA HAYATLARINDAN SONRA DA DOSTLUK VE MUHABBETTE EBEDİLEŞTİLER, FÂNÎ GÖK KUBBEDE HOŞ BİR
SADA BIRAKTILAR.
ALTINOLUN
SAYI: 479. OCAK 2026. RECEB 1447. www.altinoluk.com.
YanıtlaSil220.00€
Îmân ile küfrün savaşı o gün böyle başlamıştı. Belli ki, kıyâmete kadar da böyle gidecektir. Bu durumda; Allâh'ın yardımını isteyen birer müslüman olarak her birimiz, ciddî bir şekilde Allah ve Rasûlü'ne itaat edecek, Kur'ân ve Sünnet çerçevesinde yaşayacağız. İzzet ve şeref sadece bundadır çünkü!
YanıtlaSil"Evet (yeter elbet); eğer siz sa
Muhtesem Bür Mäziden Patisamı
YanıtlaSilYaruntant....
YIL 21 OCAK 2076
YUZAKI
AYLIK
YAT, KULTUR SANAT. TARİH ve TOPLUM DERGİSİ
ففروا الى الله
Muhtesem Bir Máziden Ihtişamle
YanıtlaSilYounkara...
YUZAKI
YIL 21 OCAK 2026
AYLIK EDEBIYAT, KULTUR SANAT, TARİH ve
Fecre andolsun!
TOPLUM DERGİSİ
ففروا الى الله
586
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
ELLİ BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, Rsulüllah S.A. efendimize. kendisine salavat geti. renlerin sayısı kadar salát eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize salavat-1 serife okuyan tüm me-lek, insan, cin müminlerin sayısı kadar salât eyle..
Allahım, ona salavat okumayanların sayısı kadar salât eyle... Resulüllah S.A. efendimize salåvat-ı şerife okumayanlar şunlar-dır: İnsanların ve cinlerin inadları, küffar, asiler, mürtedler..
Allahım, bu sayılanların adedi kadar, Resulüllah S.A. efendimize salât eyle. Keza, Resulüllah S.A. efendimize, salāvat okumaktan ya-na aciz olan hayvanatın ve cemadatın sayısı kadar salåt eyle.
Allahım, kendisine okunan salavatın sayısı kadar efendimiz Muhammed'e salât eyle.
Yani: Melek, insan, cinlerin müminlerinden gelen salåvat-ı şeri-felerin sayısı kadar salât eyle.
Allahım, kendisine getirilen salavatın kat katı kadar Muham-med efendimize salât eyle.
lât eyle. Allahım, lâyıkı olduğu biçimde Resulüllah S.A. efendimize sa-
Bu salavat-ı şerife için, iki şerhli mana verilebilir.
İlki şudur:
Ey âlemlerin Rabbı, Resulüllah S.A. efendimize öyle bir salât ey-le ki, onun yüce şanına layık, yüce mansıbına şayeste, yüksek derece-sine uygun olan salavata mümasil ve müşabih olsun.
İkinci mana şudur:
Ya ilȧhelâlemin, Resulüllah S.A. efendimize, şanına lâyık, salāva-ta ehil ve hak ettiği için salât eyle.. Hem de ona münasib bir salât ile salât eyle.
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize, kendisi için sevdiğin ve razı olduğun şekilde salât cyle.
İkinci hizip (bölüm) burada tamam oldu; bundan sonra üçüncü hizip (bölüm) başlayacaktır.
**
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Çarşamba günleri başlanır.
Müellif merhum, buradan itibaren, ÜÇÜNCÜ BÖLÜM'e başlıyor.
ELİ İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, ruhlar arasında efendimiz Muhammed'in ruhuna, ce-sedler arasında cesedine, kabirler arasında kabrine salât eyle.. Keza, onun âline ve ashabına da salât eyle.. Selâm eyle.
KARA DAVUD
YanıtlaSil.. اللهُمَّ صَلِّ عَلَى رُوح سيدنا محمد في الأراج وَعَلَى حَدِهُ فِي الأَحْيَادِ وَ عَلَى قَبْرِهِ فِي الْقُبُور وَعَلَى آلِهِ وَمَجْهُ وَسَلَّم .. اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سيْدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا ذَكَرُهُ النَّاكِرُونَ اللهُوَ صَل عَلَى شَيْدِنَا مُحَمَّدِ كُلَّمَا غَفَلَ عَنْ ذِكْرِهُ الْغَافِلُونَ ه اللهُمَّ صَلِّ وَسَلَّمَ عَلَى سَيْدِنا محمد النبي الامي وَازْوَاجِهِ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ وَذُرِّيَّهِ وَاهْلِ بَيْهِ صَلَوَةً وَسَلَامًا لَا يُحْصَى عَدَدُهما وَلَا يَقْطَعُ مَدَدُهُما .. اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِ محمد عَدَدَ مَا أَحَاطَ بِهِ عِلْمِكَ وَاحْصَاهُ كِتَابَكَ صلوة تَكُونُ لَكَ رِضَاءُ وَلِحَقِّهِ إِدَاء وَ اعطه الوَسيلَةَ وَالْفَضْلَة والدرجة الرفعة وَابْعَثْهُ اللهُمَّ المَقَامَ الحمود الذي وَعَدة
587
52. Allahümme salli alâ ruhi Ve seyyidina Muhammedin fil-ervahi ală cesedihi fil-ecsadi ve ala kabrihi fil-kuburi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.
53. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin küllema zekerehüz zakiruna Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin küllema gafele an-zikrihil gafilun.
54. Allahümme salli ve sellin alâ seyyidina Muhammed'in-nebiyyil-ümmiyyi ve ezvacihi ümmehat'it-mü'-minine ve zürriyyetihi ve ehli beytihi salåten ve selâmen lâyuhsa adeddühü-ma ve layuktau mededühüma.
55. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin adede maahata bi-hi ilmüke ve ahsahü kitabüke salåten tekünü leke rızaen ve lihakkıhı edaen ve a'tihil-vesilete vel-fazilete ved-de recet'er-refiate veb'ashü Allahümm'el makam'el-inahmudellezi vaadtehu..........
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Çarşamba günleri başlanır.
52. Allahım, ruhlar arasında efendimiz Muhammed'in ruhuna, cesetler ara-sında cesedine, kabirler arasında kabrine salât eyle. Keza onun âline ve ashabına da salát eyle.. Selam eyle.
53. Allahım, efendimiz Muhammed'e salåt eyle. Onu ananlar andığı kadar. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Hem de, onu anmaktan yana gafil olanların sayısı kadar olsun.
54. Allahım, efendimiz Nebiyy-i Ümmi Muhammed'e, müminlerin anaları zevcelerine, zürriyetine, ehl-i beytine salât ve selâm eyle. Öyle bir salât ve se-Jám eyle ki, onların sayıları yapılamasın; artmaları kesilmesin.
55. Allahım, efendimiz Muhammed'e ilminin kavradığı, kitabın saydığı şeyler kadar salât eyle. Öyle bir salatla ki: Senin İçın rıza, onun hakkını éda ol-sun. Ona vesile, fazilet, yüksek derece ihsan eyle. Allahım, onu, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'a çıkar.
**
(Devamı: 593. Sayfada)
62
YanıtlaSil1748. Başına gelen, başmakçı (ayakkabıcı) olur.
1749. Başkalarına yardım edenin mutsuzluğu geçip gider.
1750. Başkasının felaketine sevinen, kendi felaketine ağlar.
1751. Başmak (ayakkabı) balçıksız olmaz.
1752. Başmakçının başmağı olmaz.
1753. Baykuşun kısmeti ayağına gelir.
1754. Bayram geçtikten sonra, kınayı başına çal.
1755. Bayram istemeyen, bayrama ermesin!
1756. Baz (doğan kuşu) bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla.
1757. Bazı kere biniş olur, karının feracesi.
1758. Bedava ararsan, başka kapıya yanaş!
1759. Bedavadan gelen, bedavaya gider.
1760. Bee dediğin hep keçi olsa, dağ-taş sürü kesilirdi.
1761. Beğendiğin dağın odununu kes!
1762. Bekâr gözüyle kız alınmaz.
1763. Bekârın ahmağı, toyda (düğünde) kız beğenir.
1764. Bekârın parasını it yer, yakasını bit.
1765. Bekle, gözlerim, bekle; ne gelir var, ne gider!
1766. Bekleye bekleye yaz olur.
1767. Belinde bir tek tabancası var, boynu kayıştan görünmez.
1768. Ben, ağamı gelişinden bilirim.
1769. Ben diyorum hadımım, o diyor: "Oğuldan, kızdan neyin var?"
1770. Ben şahımı bu kadar severim.
1771. Benim adım Hıdır, elimden gelen budur.
1772. Benim için han da bir, külhan da bir.
1773. Beş gün silâh, bir gün gerek.
1774. Beş parmağın beşi de bir değil.
1775. Beyin verdiği atın dişine bakılmaz.
1776. Beylere inanma, suya dayanma!
1777. Beylere ve avrada inanma, akarsuya dayanma!
1778. Bezi daha kozada iken, kızına koca arar.
1779. Bezirgânı bit yer, kazandığını at.
1780. Bıldırcının beyliği, darı savrulana kadardır.
1781. Bileği güçlü olan birini yıkar, bilgisi güçlü olan herkesi yıkar.
1782. Bilgi, aklın ışık kaynağıdır.
1783. Bilginin kölesi, bilgisizin efendisiyim.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilواد قلنا ادْخُلُوا هذه القرية فكلوا منها حيك بالك رعْنا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حطة المير العلم لخطاياكم وَسَارِيدُ المُحبينين قبل الذين ظلم قولا غير الذي قيل لهم فالزلت على الذين ظلموا رجرا من السماء بنا كانُوا يَفْسُقُونَ . وإذ التشفى موسى القومه فقلنا اطرب بعضاك الحجر والفجرت مِنْهُ اللنَا عَشْرَا عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُناسٍ مَشْرَبَهُمْ كُلوا واشْرَبُوا مِنْ رِزْق الله وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدين . وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَنْ تَصْبِرَ عَلَى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لنا رَبَّكَ يُخْرِجُ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْأَرْضُ مِنْ نَقلِهَا وَقَائِها وَقُومِها وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ ادل بالذي هُوَ خَيْر اهْبِطُوا مِصْرًا فَإِنَّ لَكُمْ مَا سالم وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الدِّلهُ وَالْمُسْكَنَةُ وَبَاقُ بِغَضَبٍ مِنَ الله
كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
6" Allah'ın rızkından yiyin için; yeryüzünde fitne fesat çıkarmayın' (dedik). (Bakara, 2/60)
ذلك بالهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللهِ وَيَقْتُلُونَ
الثمين بغير الحق ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ .
Mushaf sayfa no: 8
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/13, sayfa
NİMETİN KADRİNİ BİLMEK
BİLGİ
İsrailoğulları Firavun'un zulmünden kurtulduktan sonra çeşitli nimetlere ka-vuştular. Bir defasında çölde susuzluk çektikleri esnada Hz. Mûsá su için dua etmiş. Yüce Allah da ona elindeki åså ile bir taşa vurmasını emretmişti. Taşa vurunca tam on iki pınar fışkırdı ve İsrailoğulları bol suya kavuştular. Böylece içlerindeki on iki oymaktan her birinin bir su kaynağı oldu. Sonra Rabbimiz İsrailoğulları'na, bu nimetlerden usulüne göre yararlanmalarını, şükretmelerini ve yeryüzünde fesat çıkarmamalarını emretti.
MESAJ:
Allah'ın büyüklüğünü idrak edip O'nun verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirebilenler, yeryüzünde huzur ve barışa katkıda bulunurlar, bozgunculuk çıkarmazlar.
KELİME DAĞARCIĞI:
Müfsid: Bozgunculuk yapan, ifsat eden, karışıklık çıkaran.
Ard/Arz: Yer, toprak, yeryüzü, dünya.
8
HAFIZ LAPZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُوا قَالَ أَعُوذُ باللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
66 Bir zaman Müså kavmine, "Allah size bir inek kesmenizi emrediyor" demiş, onlar da "Bizimle alay mı ediyorsun demişlerdi. Mūsa da, "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım", dedi.99
(Bakara, 2/67)
الجزء الأول
إن الذين أمنوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارَى وَالصَّابِينَ من أمن بالله وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عند ربهم ولا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ وَإِذَا خَذْنَا مناقكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّور خُذُوا مَا أَتَيْنَاكُمْ بقوة وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ . ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِن بَعْدِ ذلِكَ فَلَوْلا فَضْلُ اللهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنتُمْ من الخاسرين وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ في السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً حَاسِيْنَ فَجَعَلْنَاهَا نكالا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ . وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِةِ إنَّ اللهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا اتَتَّخِذْنَا هُزُوا قَالَ أَعُوذُ بِاللهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ . قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنُ لَنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا نقرة لا فارض وَلَا بِكْر عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنَ لَنَا مَا لَوْنَهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعُ لَوْنَهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ .
Mushaf sayfa no: 9
Hafızlık sayfa no: 1. cüz/12. sayfa
ALLAH'IN EMİRLERİNİ BİLGİSİZCE SORGULAMAK
BİLGİ
İsrailoğulları arasında aydınlatılamayan bir cinayet olayı vardı. Hz. Mūsâ onlara bir inek kesmelerini ve bir parçasıyla öldürülen kişinin cesedine vurmalarını, böylece maktulün konuşup katili açıklayacağını söyledi. Fakat onlar Allah'tan gelen bu buyruğu garipsediler, emri yerine getirmemek için direndiler, kesilecek hayvanın yaşı, rengi ve büyüklüğü gibi nitelikleri hakkında art arda lüzumsuz sorular sormaya başladılar. Peygamberimizin şu hadisi, bu tür olaylar hakkın-dadır: "Sizden öncekiler, peygamberleriyle münakaşa etmeleri ve çok soru sormaları sebebiyle helak oldular." (Buhari, "İtisâm", 2).
MESAJ
Allah'tan geldiği kesin olan emirlere itaat etmek esastır.
KELİME DAĞARCIĞI
Bakara: İnek, sığır.
Eûzü billah: Allah'a sığınırım.
9
588
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHİ
Bu salavat-ı şerifenin biraz daha açık şerhli manası şudur:
Ey kendisinden başka ilah olmayan, nimeti her şeye şamil, şanı büyük Allah.
Seyyidimiz ve efendimiz Hazret-i Muhammed üzerine şanına layık bir şekilde salát ü selâm, tazim, tekrim ile in'am ve ihsan eyle.. Hem de kendilerine çeşitli salavat, tekrimat ile muamele eylediğin melekler, begere alt ruhlar arasında.. Özel olarak onun şanına layık bir salát ve selam olsun.
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizin latif cesedine, nazif cismine de salát eyle. Hem de cesetler arasında..
Öyle cesetler ki, baki kılıp toprağın çürütmesini haram kıldı-ğın nebilerin, resullerin mukarreb velilerindir. Onlar arasında Resu-Jüllah S.A. efendimizin cesedini mazzam ve mükerrem eyle.
Sonra.. Resulüllah S.A. efendimizin, her gün ve her gece yetmiş bin meleğin koruduğu ve etrafında çeşitli salavat-ı şerifelerle iclål ve izaz ederek uçtuğu, böylelikle ona tazim tevkir eylediği mükerrem olan, fazilet itibarı ile arştan daha faziletli bulunan påk kabirlerine de her türlü iclâlini ve çeşitli ikramını inzal eyle.
Hem de sair nebilerin, resullerin, sıddıkların, şehitlerin ve salih-lerin kabirleri arasında..
Aynı ikramı, Resulüllah S.A. efendimizin åll üzerine de ihsan ey-le. Çeşitli ikramınla onlara ikramlar eyle..
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimiz üzerine, onun âli ve ashabı üze-
rine, tabileri üzerine selâm eyle.
Bazı nüshada, bu salavat-ı şerifenin sonunda:
Teslimen.
Laízı vaki olmuştur. Bunun manası şu demeğe gelir:
Onları en büyük rızana mazhar eyle..
Teslim, lafzının rıza manasına olduğu Kamus'ta anlatılmıştır.
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİ RÜYADA GÖRMEK
Muhaddislerden Hafız Süyuti Rh. AMEL'IL-YEVMİ VEL-LEYLE adlı kitabında bu salāvata benzeyen bir salavat-ı şerifeyi Resulüllah S.A. efendimizden anlattı.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur:
rür: «Bir kimse, aşağıdaki salavat-ı şerifeyi okursa, beni rüyada gö-
Allahım, ruhlar arasında Muhammed'in ruhuna salât eyle. Ceset-ler arasında Muhammed'in cesedine salât eyle. Kabirler arasında Mu-hammed'in kabrine salât eyle.
(1) Allahım, Muhammed'in ruhuna bizden tahiyyet, selâm ulaştır.»
(1) Bu salavat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir:
Allahümme salli alâ ruhi Muhammedin fil-ervahi ve salli alâ cesedi Muham medin fil-ecsadi ve salli alâ kabri Muhammedin fil-kuburi allahümme belliğ ruhe Mu-hammedin minni tahlyyeten ve selamen.>
KARA DAVUD
YanıtlaSil509 Bu salavat setifeyi, Fakihani ve İbn-i Vedaa dahi anlattı Paki hani söyle dedi
Her kim, günde yetmiş kere bu salāvat-i şerifeyi okumaya de vam ederse Resulüllah B.A. efendimizi rüyasında görür.
Ayrıca, Resulüllah B.A. efendimiz, şöyle buyurdu
Beni rüyasında gören, kıyamette de görür. Kendisine gefast ederim Havzımdan ona içiririm. Barı büyük Allah, onun cesedini ce-henneme haram kılar..
Bu hadis-i şerifi, Cübür, Kurba nam kitabında anlattı.
ELLI ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle.
Yani: Nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan ş ni büyük Allah, seyyidimiz, ulumuz, efendimiz Muhammed aleyhisse lám üzerine salát eyle.. Hem de:
Onu ananların andığı kadar..
Bu salavat-ı şerifede geçen:
ONU.
Zamiri ile, Allah-ü Tallá murad edilmiş olacağı gibi, Resulüliah S.A. efendimiz de murad edilmiş olabilir. Bu durumda mana şöyle olur:
Allah-ü Taala'yı ananlar andığı kadar.. Yahut, Resulüllah S. A efendimizi ananlar andığı kadar..
Bu anma durumu, ister kalb dili ile, isterse, açıktan, yahut rema ve işaretle olsun..
Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Hem de, onu an-maktan yana gafil olanların sayısı kadar olsun...
Burada da, üstte olduğu gibi, ya Allah-ü Taálá'yı anmaktan yana gafil olanlar murad edilmektedir; yahut Resulüllah S.A. efendimizi
ஃ
ELLİ DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahın, efendimiz Muhammed'e salât eyle, selâm eyle. Ki : MM1 nebidir.
Bu cumlede geçen:
CMM1.
Tabiri ile, Resulüllah B.A. efendimizin şu durumu anlatılmakta-dır: Hiç kimseden bir şey okumamıştır. Herhengi bir kitap da müta-láa etmemiştir. Anasından doğduğu hal üzere kalmıştır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil589
Bu salavat-ı şerifeyi, Faklhani ve İbn-i Vedaa dahi anlattı. Faki-hani şöyle dedi:
Her kim, günde yetmiş kere bu salavat-ı şerifeyi okumaya de-vam ederse.. Resulüllah S.A. efendimizi rüyasında görür.
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurdu:
Beni rüyasında gören, kıyamette de görür. Kendisine şefaat ederim. Havzımdan ona içiririm. Şanı büyük Allah, onun cesedini ce-henneme haram kılar.»
Bu hadis-i şerifi, Cübür, Kurba nam kitabında anlattı.
ELLİ ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle.
Yani: Nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şa-nı büyük Allah, seyyidimiz, ulumuz, efendimiz Muhammed aleyhisse-lam üzerine salât eyle.. Hem de:
Onu ananların andığı kadar..
Bu salavat-ı şerifede geçen:
ONU.
Zamiri ile, Allah-ü Taâlâ murad edilmiş olacağı gibi, Resulüllah S.A. efendimiz de murad edilmiş olabilir. Bu durumda mana şöyle olur:
Allah-ü Taâlâ'yı ananlar andığı kadar.. Yahut, Resulüllah S. A. efendimizi ananlar andığı kadar..
Bu anma durumu, ister kalb dili ile, isterse, açıktan, yahut remz ve işaretle olsun..
Allalum, efendimiz Muhammed'e salât eyle. Hem de, onu an-maktan yana gafil olanların sayısı kadar olsun..
Burada da, üstte olduğu gibi, ya Allah-ü Taâlâ'yı anmaktan yana gafil olanlar murad edilmektedir; yahut Resulüllah S.A. efendimizi.
ELLİ DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle, selâm eyle. Ki o: ÜMMI nebidir.
Bu cümlede geçen:
ÜMMI.
Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimizin şu durumu anlatılmakta-dır: Hiç kimseden bir şey okumamıştır. Herhengi bir kitap da müta-láa etmemiştir. Anasından doğduğu hal üzere kalmıştır.
61
YanıtlaSil1712. Az bil, öz bil.
1713. Az eli aşta gör, çoh eli işte gör.
1714. Az olur küsur, çok olur kusur.
1715. Az var idi, aç adam, biri de düştü bacadan
1716. Az veren candan, çoh veren maldan.
1717. Az yaşa, azad yaşa.
1718. Az yaşa, çoh yaşa, akıbet gelir başa,
1719. Azacık aşım, ağrımaz başım.
1720. Azdan az demişler, çoktan çok.
1721. Baban soğan, anan sarımsak, sen hardan (nerden) oldun böyle gül tatlısı?
1722. Bağa bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ.
1723. Bağda erik vardı, "selâm, ağa" vardı; bağda erik bitti, "selām, ağa" bitti.
1724. Bahşiş var tümen tümen, hesap var kapik kapik.
1725. Bak bana bir gözle, bakayım sana iki gözle.
1726. Bakarak öğrenilseydi, köpek kasap olurdu.
1727. Bal bal demekle, ağız şirin olmaz.
1728. Bal tutan parmağını yalar.
1729. Bala (yavru), baldan şirindir.
1730. Balcıya pekmez satılmaz.
1731. Balı dibinden, yağı yüzünden.
1732. Balı, parmağı uzun olan yememiş, kısmeti olan yemiş.
1733. Balık, başından kokar.
1734. Balık kavağa çıktığında, kösenin de sakalı biter.
1735. Balık tavada, tavşan ovada.
1736. Balım olsun, sinek Bağdat'tan gelir.
1737. Balın âlâsı, oğulun tazesinden.
1738. Balını ye, arısını soruşma (soruşturma).
1739. Balsız kovanda, arı durmaz.
1740. Baltayı taşa vurdu.
1741. Bana bak, ne haldayım; yara bak, ne sallanır (boş vakit geçirip iş görmez).
1742. Bana göre, hava hoş!
1743. Barut ile odun (ateşin) dostluğu olmaz.
1744. Baş eğmekle baş ağrımaz.
1745. Baş gidince, ayak payidar olmaz.
1746. Başa gelmeyince bilinmez.
1747. Başı mollanın, leşi mollanın; altıdan da beşi mollanın.
60
YanıtlaSil1679. Atı atın yanına bağlasan, ya huyunu götürür, ya haysiyetini.
1681. Atin delisi adam öldürür, camusun delisi merek doldurur, oğlun delisi eli güldürür
1680. Atılan ok geri kayıtmaz.
1682. Atın iyisi, yolu kısaltır.
1683. Atım kulağını kes, yine attır; domuzun kuyruğunu kes, yine domuzdur.
1684. Atına bakan, ardına bakmaz.
1685. Atlar anası, devlet babası.
1686. Atlı ile yaya bir değildir.
1687. Atsan atılmaz, satsan satılmaz.
1688. Attan düşene tumar, deveden düşene mezar.
1689. Attan indi, eşeğe bindi.
1690. Attığını vurur, tuttuğunu koparır.
1691. Av köpeği, avdan kalmaz.
1692. Avare gezmekten, aylağa işlemek yeğdir.
1693. Avcı avda, yolcu yolda gerek.
1694. Avcı ne kadar al (hile) bilse, ayı o kadar yol bilir.
1695. Avcı tavşana bir kürk vereyim, demiş. "Postumu soyma da senin kürkünden vazgeçtim."
1696. Avcıya dağı nişan verirler, avı nişan vermezler.
1697. Avradı güzel, atı yorga ile yoldaş olma!
1698. Avrat dağıtmayan ev, bin yıl dikili kalır.
1699. Avrat var, ki arpa ununu aş eyler; avrat var, ki keklik başını yaş eyler.
1700. Avratla atı emanet verme.
1701. Avucumu koklamıştım.
1702. Ay ışığında ceviz silkilmez.
1703. Aya taş atan bahtiyar, taşın da bir vakti var.
1704. Ayağını yorganına göre uzat.
1705. Ayak değmeyen taş olmaz, belâ görmeyen baş (olmaz).
1706. Aydan, yıldan bir namaz, onu da şeytan koymaz.
1707. Ayı meşeye küsmüş, meşenin haberi yok. (Bizdeki benzeri: Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok.)
1708. Ayının yetmiş iki oyunu, bir armudun başındadır. (Ayının bin bir oyunu varsa, bir armudun üstündedir.)
1709. Ayıya dayı de, işinden ötürü.
1710. Ayrana giden, çömleğin arkasından tutmaz.
1711. Ayrı kardaş, yad akrabamdır.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilن افق
قَالُوا ادع لنا ربك يبين لنا ما هي إن النظر الشابة عليه وإِنَّا إِن شَاءَ اللهُ المُهْتَدُونَ . قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا نقرا لا ذلول تشير الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الحَرْثَ مُسلمةٌ لا شيا بيها قالوا الفن جنت بالحقي قد يحوها وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ . وإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا قادرة تم فيها والله مخرج ما كان تَكْتُمُونَ . فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذلك يحي الله الْمَوْلى وَيُرِيكُمْ أَيَّاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ . ثُمَّ نسك قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذلِكَ فَعِي كَالحِجَارَة أو أشد قسوا وَإِنَّ مِنَ الحِجَارَةِ لمَّا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَنا يَشقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءَ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَّا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ الله وَمَا الله بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ أَفَتَطْمَعُونَ أَنْ يُؤْمِنُوا لكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ آمَنُوا قَالُوا امَنَّا وَإِذَا خَلا بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ قَالُوا الْحَدِثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ .
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
66 Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. Taşın öylesi var ki ondan ırmaklar kaynar; öylesi de var ki çatlayıp bağrından su fışkırır; bazı taşlar da var ki Allah korkusuyla yuvarlanıp düşer. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
(Bakara, 2/74)
أولا يعلمون
Mushaf sayfa no: 10
Hafızlık sayfa no: 1. cûz/11. sayfa
TAŞTAN DAHA KATI KALPLER
BİLGİ:
İsrailoğulları nice ibretlik olayların ardından ısrarla yine düşüncesiz, anlayış-sız, bencil ve hoyrat tavırlarına devam etmişler, Allah'tan korkmaz olmuşlardı. Onların bu hålleri taşlardan daha kötüydü. Taşlar bile genel planda Allah'ın kanunlarına uyup bereketli ve yararlı olabilirdi. Ancak İsrailoğullarının bu tavırlarının ne kendilerine ne başkalarına yararı vardı. Ayette, Allah korkusuna sahip olmayan bir insanın katı kalbi taşa benzetilmiş, hatta taştan daha katı olarak nitelendirilmiştir.
MESAJ
1. Müminin kalbi Allah'a karşı saygıyla doludur.
2. Kalpteki iman, kişiyi iyiye yönlendirmelidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Kalp: İnsanın iyi ve kötüyü birbirinden ayırma melekesi, akıl, vicdan.
Haşyet: Allah'tan korkmak ve sakınmak.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الأول
أولَا يَعْلَمُونَ أَنَّ اللهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ . وَمِنْهُمْ أُمِّنُونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ إِلَّا أَمَانِي وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ فَوَيْلُ الَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هذا مِنْ عِندِ اللَّهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَليلاً مويل لهم منا كتبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَةً قل الخدم عند اللهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ بَلَى مَنْ كَسَبَ سبتة وأحاطت به خطيتُهُ فَأُولَئِكَ أَصْحَاب النار هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أولئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ .
أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا
يُعْلِنُونَ
"Onlar bilmezler mi ki,
gizlediklerini de açığa vurduklarını da Allah bilmektedirl
(Bakara, 2/77)
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِلَ لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا الله وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَأَقِيمُوا الصَّلوةَ وَأتُوا الزكوة تم توليتُم إلا قليلاً مِنْكُمْ وَأَنْتُمْ مُعْرِضُونَ .
Mushaf sayfa no: 11
Hafızlık sayfa no. 1. Cüz/10. Sayfa
HİÇBİR ŞEY ALLAH'A GİZLİ DEĞİLDİR.
BİLGİ
Allah (c.c.), geçmiş ümmetlere gönderdiği kitaplarda Hz. Peygamber'i göndere-ceği müjdesini vermişti. Ancak Yahudiler ve Hristiyanlar bu gerçeği gizlemeye çalıştılar. Zannettiler ki onlar ifşa etmezlerse bu bilgiler gizli kalır. Oysaki Allah için gizli yoktur. O'nun görmesinin ve duymasının bir eşiği olmadığı gibi bilgisinin de bir sınırı yoktur. Gaybın anahtarları elinde olan Allah için açık olan da gizli olan da birdir. Allah'ı ve Peygamber'i kandırmaya çalışan ancak kendini kandırır.
MESAJ:
Allah'ın açık ve gizli her şeyi bilmesi iyilik yapanlar için bir müjde, kötülük yapanlar içinse bir tehdittir. Açık ve gizli yapılan her iyiliğin mükafatı her kötülüğün de bir cezası vardır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sır: Gizlenen, saklı tutulan, başkalarınca öğrenilmesi istenmeyen bilgi. İlim: Allah'ın sıfatlarından biri olup O'nun her şeyi bilmesini ifade eder.
11
istihsanc
YanıtlaSilIstihsance إستحسانجي : begenen, çok güzel bu lan, takdir eden, takdir edici
464
istihsankar استحسانکار : istihsancı, beğenen, çok güzel bulan, takdir edici, (bir şeyin) değer ve önemini anlayan
istian إستمارة : begenerek, çok güzel bulmak
istihya إستحياء : utanma, haya etme
istihza إستهزاء : ostu kapalı alaya alma, alay istihzaen استهزاء : inceden inceye alaya alarak
istikball (ye( 1 : استقباليه geleceğe ait, gelecekle ilgili 2. (birini) karşılamakla ilgili
Istikbaliyat استقبالیات : gelecek zamanlar
Istiklal 1 : استقلال bağımsızlık 2.kimseye bağ lı olmama, kendi başına olma 3.az bulma, azımsama
Istiklal-i Islam استقلال إسلام : Islamın (İslam dünyasının) bağımsızlığı
Istiklaldarane استقلال دارانه : serbeste, bir şeye bağlı kalmadan
Istiklaliyet إستقلاليت : bağımsızlık, bağlı olma-ma
istiklaliyeti-i mutlaka إستقلاليت مطلقه : hiçbir şeye bağlı olmama
Istikmal إستكمال : tekamül etme, gelişme, ol gunlaşma
istikra 1 : استقراع.)man.) tek tek olay veya var lıklarla ilgili hükümlerden hareketle genel sonuçlar çıkarma; genellene yapma, olayları açıklayıcı kanun, kural veya prensipler orta ya koyma; sonuçları inceleyerek sebebi bul ma; eserden (sonuçtan) müessire (sebebe) varmak için yapılan istidlal (akıl yürütme), çıkarım, (fr.) endüksiyon (bk. bürhan-1 inni,
istidlal) 2 geniş ve etraflı inceleme ve araştır ma
istikrai tam (tamme( استقراء نامه : tam ve yeterli delillere dayanan istikra; yeterli gözlem de ney ve incelemelere dayanarak çıkarılan sağ lam ve geçerli sonuç
istikraen استقراء : gözlem, deney ve incelemele re dayanarak güvenilebilir genel sonuç çıkar ma yolu ile
istikrah استكراه : zorlandığı için bir şeyi mak zorunda kalma, zorlanma 2. tiksinme, nefret etme, ikrah etme
Istikrai استقرائی : istikra yolu ile, istikraya ait;
istimdad- nur
gözlem, deney ve incelemelere dayanarait ge nel ve sağlam sonuçlar çıkarma yoluna uygun
istikrar 1 : استقرار bozulmadan ve değişmeden
te) kalma, kararlılık 3 dengede kalma 4 otur muşluk, yerleşmişlik, duraganlık, sabit kalma
istikrar-i manzume استقرار منظومه : düzen ve sis-temin korunması ve dengede kalması
istikrar- tam إستقرار نام : bozulmadan ve değiş meden durumunu ve konumunu tam olarak koruma, tam kararlılık, tam dengesini koru-
ma istikzar استدار : pis görme, çirkin ve kötü bul ma
istila 1 : إستيلاء yayılma 2.kaplama 3 zaptetme, ele geçirme, işgal etme 4 üstünlük sağlama
istila-yi ecanib إستيلاى أجانب : ecnebilerin isti lası, yabancıların ele geçirmesi, işgal altına alması
istila-yi tam استیلای تام : tam yayılış, tam üstün lük sağlama
istilaci 1 : استیلاجی yayılmacı, yayılgan 2 istila ci, zapt edici
istilakarane إستيلا کارانه : istila edici tarzda, ya yılıp ele geçirir şekilde; işgalci şekilde
istilhak إسحاق : kendine katmak, kendine ka
tıştırmak ("hariç olanları istilhak (etsin) ve neseblerini inkar etmesin" dış dunyaya on ları (akıldaki tasavvurları, tasarımları) ken-dine katsın, kendinden saysın ve aslını(aslı kaynağı olan dış dünyayı) inkar etmesin)
istilzam 1: إستقرام gerektirme, icab ettirme 2 gerekli görme, gerekli bulma 3 gerekme, icab etme
istilzaz إسلاة : zevk alma, hoşlanma
istima 1 : إستماع dinleme 2. işitme
istima nas إستماع ناس : insanların dinlemesi
istimal 1 : استعمال kullanma 2 faydalanma
istimali silah استعمال سلاح : silah kullanma
istimal etmek إستعمال إيتمك : kullanmak
istimal edilmek إستعمال إيدامك : kullanılmak
isti malat إستعمالات : kullanışlar, kullanmalar
isti malce استعمالجه : kullanma bakımından
yapistimdad استمداد : yardım isteği, yardıma çağır ma, yardım isteme, imdat isteme
istimdad- nur استمداد نور : isik ve aydınlık is
teme
istimdad- hayat
YanıtlaSil465
Istimdad-hayat استمداد حيات : hayatına yardım ve destek isteme
istimdat etmek استمداد اينمك : yardım istemek
Istiraki sem
istimdadgah استعدادگاه : yardım kapısı, yardım istenecek makam
istimdadi استمدادي : yardım istemeye ait, yar-dım istemeyle ilgili
istimdadkarane 1 : إستمدادكارانه.yalvarırcasına 2 yardım beklercesine, yardım istercesine
istimrar 1 : إستمرار devam, devam etme 2 de-vamlılık, süreklilik 3.sürme, sürüp gitme 4.kesintiye uğramama, kesintisizlik
istimar- ahlak استمرار اخلاق : ahlakın değişme -mesi, devamlılık kazanıması
istimrarlı إستمرارلى : sürekli, kesintisiz, devamlı Istimzac (Istimzac( 1 : استمزاج.sorup ögren-me, yoklama 2.anlama 3.(karşılıklı) uyuşma, uyma, uyum sağlama
istinabe استنابه : dava görülen mahkemenin yazılı isteğiyle, başka bir yerde bulunan sanık veya şahidin (tanığın) bulunduğu yerin mah kemesi tarafından, davanın açıldığı, mahke meye gönderilmek üzere, sanık ve ya tanığın ifadesinin alınması
istinad 1 : إستناد.dayanma 2.güvenme 3.daya nak, delil
Istinaden 1 : إستناداً.dayanarak 2.güvenerek
istinadgah 1 : إستنادگاه. dayanıp güvenilecek yer 2. dayanak
istinadgah-i manevi استنادگاه معنونم : manevi da-yanak
istinadi إستنادى : dayanmakla ilgi, dayanarak alınan
istinadsız 1 : إستنادسز.dayanaksız 2.(mec.) de-lilsiz
Istinas (istinas( إستيناس : yakınlaşma, yakınlı-lık, dostluk
istinbat 1 : إستنباط.ıkarma 2.sonuç çıkarma;çı-karılan sonuç 3.bir söz veya bir işten kapalı ve gizli manayı bulup çıkarma 4.bazı Kur'an ayetlerinin veya hadislerin kapalı kalan ma-nalarını bulup ortaya çıkarma (bk. istihraç) 5.üretme
istinbat ahkam استنباط أحكام : bazı Kur'an ayetlerinin veya hadislerin gizli ve kapalı ka-lan manalarını bulup buna uygun kurallar ve hükümler çıkarma (bk. içtihad)
istinbatı استنباطلى : düşünüp sonuç olarak çı
karılmıs (bulunmus) olan
istinca إستنجاء : )din.) temizlenme, abdesti bo zan maddelerden arınma ve çıkış yerlerinin temizlenmesi
istinkaf 1 : إستنكاف çekinme, sakınma, geri durma 2 çekimser kalma 3 kabul etmeme, red etme
davranış olarak çekinme ve geri durma, ma nalı çekimserlik istinkaf-i manidar استاندار : manah bit
istinkar إستكار : inkar etme, inkara girme
istinsah 1 : إستساح.örneğini yazıp çıkarma 2.kopya edip çoğaltma 3 yazıp çoğaltma
istinsahça استنساخجه : örneği yazıp çoğaltılma
sı bakımından
istintac إستنتاج : netice (sonuç) çıkarma
istintac olunmak استنتاج اولتمل : sonuç olarak(
çıkarılmak
istintak 1 : إستنطاق.sorgulama, sorguya çekme 2.söyletme, konuşturma
2.rahat etme istirahat 1 : إستراحت.dinlenme 3.rahatlık; huzur
istirahat - amme إستراحت عامه : herkesin rahat
lığı, halkın rahatlığı ve huzuru
istirahat-ı beşeriye استراحت بشريه : insanların rahatlığı ve huzuru
istirahat-ı hayat إستراحت حيات : hayatı rahat ge-çirme
istirahat-ı kalbiye( إستراحت قلبيه : gönül rahatlı-ğı, iç rahatlığı, kalb huzuru
istirahati nefs استراحت نفس : kendi rahatlığı,
şahsi rahatlık
Istirahat-ı ruh استراحت روح : ruh huzuru, ruhta duyulan güven ve rahatlık
istirahat-ı şahsiye استراحت شخصیه : kişinin hu zur ve rahatlığı, kişisel rahatlık
Istirahat-ı şahsiye ve ummiye استراحت شخصیه و عموميه : şahsın ve toplumun huzur ve rahatlığı
istirahat-i tamme استراحت نامه : tam rahatlık ve huzur
istirahat-ı umumiye( استراحت عموميه : toplu
mun huzuru ve rahatlığı
istirahatgah استراحتگاه : dinlenme yeri
istirahathane استراحت خانه : dinlenme evi
istirak إستراق : calma, hırsızlık, hırsızlık yapma
istiraki sem إستراق سمع : kulak hırsızlığı, giz-lice dinleme
-
YanıtlaSilbağ kurmaktır.
1
gelecek arasında
Tefekkuh: Güncel problemlere gün-cel çözümler bulmaktır.
-
Tefekkür: Proje üretmektir.
-
Allah'ın rızasını, sadece tesbih ta-nelerinde veya savaş meydanların-da aramak doğru değildir. Bugün Müslümanlar Allah'ın rızasını kü-tüphanelerde, laboratuvarlarda ara-malıdır. Cihad, cehaletle savaştır. Bu millet ayağa kalkmadan, İslam âlemi ayağa kalkamaz. İslam âlemi ayağa kalkmadan da insanlığın ve kâinatın ayağa kalkması mümkün değildir.
-
Bu güzel mesajlarınız ve vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz hocam.
-Ben teşekkür ederim. İlmin ve hik-metin peşinde olan herkese selam olsun.
Hz. Peygamber ya da Imam-ı Azam, İmam Taberi gibi büyük alimler bu gruba girer. Onlar, bu âleme damga-larını vurmuş ve varlıklarını ebedi-yen sürdürmüşlerdir.
YanıtlaSilHocam, son olarak okuyucularımıza ne mesaj vermek istersiniz?
Hayatın beş temel şartı vardır: te-zekkür, tedebbür, taakkul, tefekkuh, tefekkür.
Tezekkür: Geçmişi dikkate almaktır.
Tedebbür: Geleceği şekillendirmek-tir. Ütopya sahibi olmaktır.
Taakkul: Geçmiş ile gelecek arasında bağ kurmaktır.
Tefekkuh: Güncel problemlere gün-cel çözümler bulmaktır.
Tefekkür: Proje üretmektir.
Allah'ın rızasını, sadece tesbih ta-nelerinde veya savaş meydanların-da aramak doğru değildir. Bugün Müslümanlar Allah'ın rızasını kü-tüphanelerde, laboratuvarlarda ara-malıdır Cil
BİLGİ YETMEZ
YanıtlaSilİLGİ İLGİ
BÜYÜR İNSAN
SAYI: 476. EKİM 2025 REBİÜLAHİR 1447. www.altinoluk.com
. 200.00
61:90
YanıtlaSil91:50
2:50
90
70
:70
90
190
VSW
DOĞRU HÜKÜM İÇİN
ocasıyla kavga eden bir kadın ağlayarak
esnâda orada bulunan Şâ'bî ona dedi ki:
"-Yâ Ebâ Ümeyye! Bu kadını mazlûm olduğu-nu zannediyorum. Görmüyor musun ki ağlıyor!"
Bunun üzerine Kadı Şüreyh dedi ki:
"-Ey Şâ'bî, Yûsuf'un kardeşleri de zâlim olduk-ları halde ağlayarak babalarının yanına gelmişler-di!.. Bu ağlamalara bakarak hüküm vermek doğ-ru olmaz! Ancak meydana gelen hâdisenin açık hakîkatine bakarak hükmetmek gerekir."
nid
Kız: Havva
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
sing
YanıtlaSilnea
phy
ST
stairsanz dia Allah dilediğinizi kabul ediverir,” mại các
DOĞRU HÜKÜM İÇİN
K ocasıyla kavga eden bir kadın ağlayarak gelip Kadı Şüreyh'e müracaat etmişti. Bu
esnāda orada bulunan Şâ'bî ona dedi ki:
"-Yâ Ebâ Ümeyye! Bu kadını mazlûm olduğu-nu zannediyorum. Görmüyor musun ki ağlıyor!"
Bunun üzerine Kadı Şüreyh dedi ki:
"-Ey Şâ'bî, Yûsuf'un kardeşleri de zâlim olduk-ları halde ağlayarak babalarının yanına gelmişler-di!.. Bu ağlamalara bakarak hüküm vermek doğ-ru olmaz! Ancak meydana gelen hâdisenin açık hakîkatine bakarak hükmetmek gerekir."
âhid
Kız: Havva
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
590
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Ahirlerin ilimlerini, bilmektedir. Geçmiştekilerin doğru haberini ver-Resulüllah S.A. efendimizin mübarek halleri böyle iken; evvellerin, mesi, gelecektekilerin dahi haber verdiği şekilde zuhur etmesi Resu-lüllah S.A. efendimizin nübüvvetine delalet eden mucizeleri arasında-dır. Aynı şekilde:
Onun, müminlerin anaları zevcelerine de salât ve selam eyle. Resulüllah S.A. etendimizin zevceleri, müminlerin anaları hük-
mündedir. Resulüllah S.A. efendimizden sonra, onları nikâhla almak haramdır. Onlara tam manası ile tazim, saygı, haklarına riayet lazım-dır. Ne şekilde olursa olsun; onlara eza ve cefa etmek haramdır. Bü tün bu işlerde onlar, müminlerin anaları hükmündedir.
Aynı şekilde:
Onun zürriyetine de salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetleri, kendi çocuklarıdır; ço-cuklarının çocukları ve bunların da taa, kıyamete kadar gelecek olan çocuklarıdır.
Aynı şekilde:
Onun ehl-i beytine de salât ve selam eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin ehl-i beyti şunlardır: Hazret-1 All, Hazret-i Fatıma ve bunların çocukları Hazret-i Hsan ve Haazret-i Hü-seyin.. Allah, bunların hepsinden razı olsun.
Bu anlatılanlara; yani: Resulüllah S.A. efendimize, zevcelerine, zürriyetine, ehl-i beytine:
- Öyle salât ve selâm eyle ki, onların sayıları yapılamasın: artması kesilmesin..
ஃ
ELLİ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allalum, efendimiz Muhammed'e ilminin kavradığı, kitabının saydığı şeyler kadar salât eyle..
Bu cümlelerle Resulüllah S.A. efendimize getirilen salavat-ı şeri-felerin sonsuzluğu ifade edilmektedir. Zira ne Yüce Allah'ın ilmine ni-hayet vardır; ne de onun kitabında sayılanlara.. Kısaca şerhli mana sudur:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize hadde hesaba gelmeyecek kadar çok salāt, teşrifat ve tekrimat ile selâm eyle. Onun şanını iclâl eyle. Hem de:
Öyle bir salatla ki: Senin için rıza, onun hakkını eda olsun.
Yani: Bu salāvat-ı şerife, bizden yana zat-ı şerifin için halis, yü-ce emrine imtisal için olsun. Böylelikle, o okuduğumuz salât, yüce za-tını bizden razı etmeli; bizi mübarek rızana nall ve mazhar kılmalı.
Sonra, bu salavat-ı şerife ile, üzerimize vacib olan hakkı da öde-miş oluruz. Sonra:
KARA DAVUD
YanıtlaSilOna vesile thsan eyle.
Vesile cennet derecelerin en yücesidir; en şereflisidir. Sonra:
Fazilet ihsan eyle. Yüksek derece Ihsan eyle.
Onu Makam-ı Mahmud'a çıkar Allahım.
Bu cümlede geçen:
Makam-ı Mahmud.
501
Rsulüllah S.A. efendimiz için, büyük şefaat makamıdır. Şöyleki:
Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü, evvellerin ve âhirlerin hesapları görülmesi için, büyük şefaat eder. Bunun için, tüm mahşer halkı, Resulüllah S.A. efendimizi övüp sena edeceklerdir. İşbu mana Habı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin o makamının adına:
Makam-ı Mahmud.
Denildi. Sonra:
Orası öyle bir Makam-ı Mahmud'dur ki, onu kendisine vaad
ettin.
Demek olur ki:
Ümid edebilirsin; Rabbın seni MAKAM-I MAHMUD'a çıkara-caktır. (17/79)
Meâlindeki Ayetinle vaad buyurduğun makama ulaştır.
Ey âlemlerin ilâhı:
Onu bizden yana, lâyık olduğu şekilde mükafatlandır.
Bu mükafat, onun şanına ve yüce makamına yüksek derecesine şayeste ve kendisine layık olsun.
Ya Rabbi, ona böyle bir mükafat vermekle, üzerimizde olan hak-kını eda, lâyık olduğu bol mükafat, sayısız ecir ihsan etmekle de ken-disini bizden razı ve hoşnud eyle. Aynı şekilde:
Nebilerden, sıddıklardan, şehidlerden ve salihlerden KARDEŞ-LERINE de salât eyle.
Burada geçen:
Nebiler..
Lafzına, Resuller de dahildir.
Sıddıklar..
Lafzındaki mana ise şudur: Onun nübüvvetini tasdik edip sohbe-ti ile şerefyab olan sahabeleridir. Alıah onlardan razı olsun.
Yahut, kıyamete kadar kendisini tasdik eden ümmetleridir. Şöy-leki:
Resulüllah S.A. efendimiz, son demlerinde vasiyetini yaparken, yanında hazır bulunan ashabına şöyle buyurdu:
Benim kardeşlerime selâmımı tebliğ edin.
Ashab sordu:
Ya Resulellah, selâmınızı tebliğle emir buyurduğunuz kardeş-lerden muradınız, burada bulunmayan ashabınız mıdır?.
592
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Bunun üzerine. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Istediğim sunlardır kl: Onlar, benden sonra kıyamete kadar gelen, be - Bu dedikleriniz benim ashabımdır. Selamımı tebliğ etmenizi ni görmeden tasdik eden ümmetimdir. Benim kardeşim bunlardır.
Yine bu salavat-ı şerifede geçen:
-Şehidler.
Lafmna ise.. bütün şehitler dahildir.. ister hükmi olsun; isterse hakiki..
*
ELLİ ALTINCI SALAVAT-1 ŞERİFE.
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle. Onu, kıyamet gü nü, yakın menzile kondur.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi, yakın bir mekana nüzul ettir. Çünkü o, Makam-ı Mahmud gibi bir mekânın sahibidir.
Burada, işi mekâna bağlamak, mecazidir.
Sehliye nüshasında, Arapça metin:
- Mukarreb.
Şeklinde olup üstte anlattığımız manayadır. Bazı nüshalarda ise:
Senden.
Metni fazladan gelmiştir. Yani:
-Sana yakın menzile kondur..
Manasınadır. Bazı nüshalarda ise;
Mukarrib.
Olarak gelmiştir ki:
- Yaklaştırıcı.
Demeğe gelir. Bazı nüshada ise, metin şu manayadır:
-Onu, zatına yakın bir kata konuk eylę..
Kıyamet günü, Resulüllah S.A. efendimizi, ilahi yakınlık nurla-n, müşaliede sırları, zati tecellilerinle yaklaştırıcı mekâna konuk ey-lemek sureti ile onu mesrur eyle..
RESULULLAH SA. EFENDİMİZİN ŞEFAAT VAADİ
Bu salavat-ı şerifeyi, Taberani Mucem-i Kebir adlı eserinde, Imam-ı Ahmed ve Bezzaz ve İbn-i Ebi Åsım Sünen'inde Ruveyfi b. Sa-bit Ansari'den rivayet edildiğini çıkarıp anlattılar.
Bunlar, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı: «Bir kimse aşağıdaki salavatı okursa, kıyamet günü sefaatım ona vacib olur.
Allahım, Muhammed'e salat eyle. Ve onu, Katına yaklaşan menzile kıyamet günü konuk eyle.» (1)
(1) Bu salavat-ı şerifenın Arapça okunuşu şöyledir:
Allahümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül-münzel'el-mukarrebe minke yevm'el-kıyameti.>
KARA DAVUD
YanıtlaSil593
وَاجْرَهُ عَنَا مَا هُوَ اهْلُهُ وَعَلَى جَمِيعُ اخْوَانِهِ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّلين .. اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَانْزِلَهُ الْمُنزَلَ المقرب يوم القيمة .. اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سيدنا محمد اللهُمَّ تَوَجْهُ بِتَاجِ العِيرِ وَالرِّضَاءِ وَالكرامة اللهُمَّ اعْطِ لِسَيِّدِنَا مُحَمد أَفْضَلَ مَا سَأَلَكَ لنَفْسِهِ وَاعِطِ لِسَّيِّدِنَا مُحَمَّدٍ فَضَلَ مَا سَلَكَ لَهُ أَحَدٌ مِنْ خَلْقِكَ وَاعْطِ لِسَيْدِنَا مُحَمَّدٍ أفضل مَا أَنْتَ مَسْؤُلُ لَهُ إِلَى يَوْمِ العِيمَةِ . اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَادَمَ وَنُوحوابراهيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَمَا بَيْنَهُمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسِلِينَ صَلَوَاتُ اللَّهِ وَسَلَامُ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ .. اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى بَيْنَا آدَمَ وَأَمَنَا حَوَاءَ
veczihi anna mahüve ehlühu ve ală ce-mii ihvanihi minen-nebiyyine ves-sıd-dıkiyne veş-şühedai ves-salihin.
56. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin ve enzilhül-münzel'el-mukarrebe yevm'el-kıyameti.
57. Allahümme salli alâ seyyi-dina Muhammedin'illahümme tevvic-hü bitac'il-izzi ver-rızai, vel-kerameti. Allahümme a'tı liseyyidina Muhamme din efdale maseeleke linefsihi ve a'tı liseyyidina Muhammedin efdale ma-seeleke lehu ehadün min halkıke ve a'tı liseyyidina Muhammedin efdale ma-ente mes'ulün lehu ila yevm'il-kıya-meti.
58. Allahümme salli alâ seyyi-dina Muhammedin ve Aderme ve Nuhin ve İbrahime ve Musa ve İsa ve mabey-nehüm minen-nebiyyine vel-mürseline salavatüllahi ve selâmühu aleyhim ecmain.
59. Allahümme salli alâ ebina Aderne ve ümmina Havvae...........
**
Onu bizden yana, lâyık olduğu şekilde mükafatlandır. Nebilerden, sıddıklar-dan, sehidlerden, salihlerden kardeşlerine dahi salát eyle.
56. Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle. Onu, kıyamet günü, yakın menzile kondur.
57. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Allahım, ona izzet, rıza ke-ramet tacı giydir. Allahım, efendimiz Muhammed'e, senden özü için istediği şey-lerin en faziletlisini ihsan eyle. Halkından herhangi birinin, efendimiz Muhammed için senden istediği şeylerin en fazletlisini kendisine ihsan eyle. Aynı şekilde efen-dimiz Muhammed için; taa, kıyamete kadar senden istenilmiş şeylerin en fazilet-lisini kendisine ihsan eyle.
58. Allahım, efendimiz Muhammed'e, Adem'e, Nüh'a, İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya ve bunlar arasında geçen nebilere, resullere salåt eyle. Allah-ü Taåla'nın salavatı ve selâmı onların hepsinin üzerine olsun.
59. Allahım, babamız Adem'e ve anamız Havva'ya, meleklerinin salátı ka-dar salát eyle.
(Devamı: 597. Sayfada)
F. 38
1644. Aşık, gördüğünü çağırır.
YanıtlaSil1645. Aşık nazla, maşuk sözle teselli bulur.
1646. Aşık olan kördür.
1647. Aşıka Bağdat uzak değil.
1648. Aşın koyusunda, işin kıyısında.
1649. Aşına aşına, çıktı ocak başına,
1650. Aşikâr düşman, gizli dosttan yeğdir.
1651. Aşure yemeğe giden, kaşığını taşır.
1652. At, at olunca; sahibi mat olur.
1653. At atla savaşır, arada eşeğin kıçı sınar (kırılır, yıkılır).
1654. At beyin... beyin binip koşturmağa ne var?
1655. At binenindir, kılınç bağlayanın.
1656. At görende aksar, su görende susar.
1657. At ile yola giden eşeğin vay haline!
1658. At kaçtı, palan (yük, eşya) düştü.
1659. At meydanında, eşek anırmaz.
1660. At, olmadı sat.
1661. At ölür, itlere bayram olur. (Arın ölümü, itin bayramıdır.)
1662. At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, ad (san) kalır. (Kerkük Türkmenlerindeki benzeri: Yoğurt dökülür, yeri kalır; ayran dökülür, yeri kalmaz.)
1663. At ölür, nalı kalır; insan ölür, malı (namı) kalır.
1664. At özünden, kişi sözünden tanınar.
1665. At satıp eşek alınmaz.
1666. At tepiğini at götürür.
1667. At vurdu dizime, şimdi geldim özüme.
1668. At yiğidin yoldaşıdır, silah onun kardaşıdır.
1669. Ata (baba) ile ana, uşağın (çocuğun) küçük Allah'ıdır.
1670. Ata (baba) ile oğul dalaştı, ahmak ona inandı.
1671. Ata (baba) olmayan, ata kadrini bilmez.
1672. Ata dost gibi bak, düşman gibi bin.
1673. Ata evi, meydan evi; er evi, zindan evi.
1674. Ata evinde üvey ana, er evinde kaynana.
1675. Atalar alıp, oğullar satıp.
1676. Atalar sözü, aklın (sözlerin) gözü.
1677. Atası (babası) düz yerde gezemiyor, oğlu tarlada kuyruk savuruyor.
1678. Ateş ile su, hatıra bakmaz.
59
58
YanıtlaSil1609. Arı, üzüme gelir.
1610. Arığın ne işi var koruda, vurup bacağını kırarlar.
1611. Arkadan atılan taş, topuğa değer.
1612. Arkalı köpek, kurt basar.
1613. Arlı arından utanır, arsız neyinden utanır?
1614. Armudu say, ye; almanı soy, ye.
1615. Armut ağaçta sallanır, yere düşer, ballanır.
1616. Armut piş, ağzıma düş.
1617. Arpa eken, buğday biçmez. (Arpa ekip buğday bekleme.)
1618. Arpa ektim, darı çıktı.
1619. Arpa samanla, kömür dumanla.
1620. Arpa yemiş at, menzil keser.
1621. Arpasız at, kamçı ile yürümez.
1622. Arpayı, buğdayı biçtik; şimdi tarla sınırına (kerdiğara) düştük.
1623. Artık tamah, baş yarar.
1624. Arvadı sahlar eri, peyniri sahlar deri.
1625. Arvat ismeti, er izzeti.
1626. Arvat vardı(r), arpa unun aş eyler.
1627. Asil (soylu) olmak zordur, saklamak kolay.
1628. Aslan ağzından av alınmaz.
1629. Aslan gönül okşamaya bunca susamamış olsaydı, tilkiye ölmekten başka çıkar yol kalmazdı.
1630. Aslandan doğan aslandır.
1631. Aslanın erkeği, dişisi olmaz.
1632. Aslı neyse, nesli de odur. (Aslı hu, nesli hu.)
1633. Aslı olan, tırnağından belli olur.
1634. Aslını inkâr eden piçtir.
1635. Astarı yüzünden pahalı.
1636. Aş (yemek) taşınca, kefir (kepçe) pahalı olur.
1637. Aş (yemek) tuz ile, tuz oran ile.
1638. Aşağı bahsam özüm, yuharı bahsam gözüm.
1639. Aşağı mahalle, sen misin? Yukarı mahalle, şen misin? diye gezer.
1640. Aşağıda oturmazsan, yukarıda da yerin yoktur.
1641. Aşı pişiren yağ olur, gelinin yüzü ağ (ak) olur.
1642. Āşığınki hay'ladır, mollanınki vay'la.
1643. Aşık älemi kendi gibi kör, dört yanını duvar sanır.
işa (ja)
YanıtlaSilistirdad
466
stindad geri alma, kurtarma, elden çıkmış elan yenide ele geçirme
stirdadi hürriyet استرداد حریت : hurriyeti geri alma
Istirham 1 : إسترحام dilek 2 dileme 3 rica 4.rica etme 5 yalvarma 6. merhamet dileme
Istirhamkarane إسترحامکارانه : yalvarıp yakarır pekilde
istirhamname إسترخام نامه : rica mektubu 2.di-lekçe
Istis ab إستعاب : nor görme, anlamakta güçlük çekme, zor sayma
stisal 1 : إستعال. kökünden koparma 2 kökün den kurutma 3 sökme, çıkarma
litisgar استعمار : küçümseme, küçük görme
Istiska استسقاء : Allah'tan (c.c.) yağmur dile me 2.su isteme
istiskal استقال : soğuk davranma, hoşlanma-ma, soğuk davranarak hoşlanmadığını ve sevmediğini belli etme
Istismar استثمار : sömürme, menfaatine alet etme
istisna 1 : إستثناء kural dışı, genelden farklı 2.ayırma, ayrı tutma, dışta tutma 3 ayrı tut-ma
istisnaat إستناءات : istisnalar, kural dışı kalan lar, ayrı tutulanlar, ayı kalanlar
istisnal (y( استشاليه : istisna ile ilgili, kural dışı, genel kural dışında kalan
istisnasız إستناسز : istisnası olmadan, tamamı, bütünü, hepsi
istişare إستشاره : danışma, fikir ve görüş isteme
Istigfa )1( استشفاع( : yardım ve şefaat dileme
Istigfa )2( استشفاء( : pifa isteme, hastalıktan kurtulup iyileşmeyi dileme, derdine derman arama
istishad 1 : إستشهاد gehadet getirme: "eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhamme
den abduhu ve rasuluhu yani "Allah'tan (c.c.) başka tanı yoktur ve Muhammed (a.s.m.) O'nun kulu ve elçisidir" demek 2 şahit olma me 5 şehit olma 3. sahit gösterme, şahit tutma 4.delil göster
me, sezme stimam 1 : استشمام koklama 2 (mec.) hisset
Istitan )1( مستطاعة( : güc yetme, gücü yetişme
istita sefkat ve yardım isteme
istitafkarane استعطاف كارانه: sefkat ve yardım ister tarzda
star1 gizli kalma 2. örtünme, kapan ma
Istitraded bir konudan söz açmış ken, söz gelisi, baska bir konuyu ve sözu ara-ya sıkıştırıp anlatıvermek
istitraden إستطراد : )ed.) bir konudan soz aç mışken, başka bir konuyu ve sözü araya sıkış tırıp anlativererek
dışı olduğu halde başka bir konuyu ve sözu araya sıkıştırma türünden
istiva 1 : إستواء.düzenleme, düzene koyma, düzenli ve tertipli hale getirme 2.(bir şeye) yönelme 3istila etme, yerleşme 4.eşitleme, hale gelme 5.ortalama, ortada olma (hatt-1 istiva: dünya'nın iki kutbu arasındaki orta çizgi, ekvator)
istizae 1 : إستضاله.ışık alma, aydınlanma 2.(mec.) doğru yolu gösteren aydınlatıcı bilgi ve hakikatleri alma
Istizah 1 : إستيضاح.izah (açıklama) isteme, açık-layıcı bilgi isteme 2.izah etme, açıklamada bulunma
istizhar 1 : إستشهار.yardım alma, destek alma, yardım ve destek isteme 2 açıklama isteme
İsveç إبرج : skandinavya denilen ve kuzey denizi ile Baltık Denizi arasında yer alan ya-rım ada içinde yer alan Kuzey Avrupa ülkesi; Norveç, Finlandiya ve Danimarka ile komşu; dini protestan Hıristiyanlık
isyan 1 : عصیان.itaatsizlik, karşı gelme 2.gü-nahkarlık, Allah'ın (c.c.) emirlerine uymama 3.ayaklanma
isyankar : 1.itaatisiz, emre karşı gelen 2.Allah'ın (c.c.) emirlerine karşı gelen, günah-hazırlayan veya ona katılan kar, günah işleyen 3.isyancı, bir ayaklanmayı
isyankarane عصیانگارانه : isyan edercesine, Al-lah'ın (c.c.) emirlerine karşı gelir tarzda
isyansız عصيانز : emir dinlemezliği, emre uy-mamazlığı, isyanı olmayan
1 : عيش yaşayış 2.yaşamak için gerekli şeyler 3.yiyecek, içecek, besin
isa (lisa( 1 : عشاء.yatsı namazı vakti 2.akşamla tışından gün ağarmasına kadar süren zaman; yatsı namazı arasındaki zaman 3.güneşin ba-
(a)
YanıtlaSilrdim
pan
ara-
gece vakti
شاعة (من) موزkese duyurma المال yakma, tutuşturma, alevlendir me 2 (mec.) siddetlendirme
467
gar 1 : اشعار bildirme, haber verme 2 yazı ile bildirme
sara fazilaneleri اشعار فاضلانه لری üstün vasif lara(niteliklere) sahip siz büyüğümüz tara fından bildirilmesi
Iyar Samedani اشعار صمدانی : Samed olan (yani, hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şey. her an kendisine muhtaç olan) Allah'ın (c.c.) kitap gönderip dilediklerine bildirmesi
isarat (isarat, işarat( إشارات : işaretler izler, manaları kapalı tarzda belirten şeyler
isarat cellle إشارات جليله : )Cenab- Hakkın ayetindeki) yüce işaretler
iyarat-i cemal إشارات جمال : Allah'ın sonsuz zelliklerinin işaretleri
garati gaybiye إشارات غيبيه : gaybe ait (yani, in-sanlarca bilinmeyen gelecekteki olaylara ait) işaretler
İşarat-ı gaybiye-i Gavsiye إشارات غايبية غوليه Gavs (ermişlerin büyüğü) olan Abdulkadir Geylani'nin (k. s) gelecekteki olaylara ait işa retleri
isarat-ı hadisiye إشارات حديثيه : hadiste var olan işaretler (bk. hadis)
Isarat-ı harfiye إشارات حرفيه : harflerle verilen işaretler, (ebced veya cifir hesabında) bir söz-de geçen kelimelerdeki harflerin, (çeşitleri ve sayıları veya sayısal değerleri bakımından te-sadüfle açıklanamayan bir durum gösterecek bir çok mana ve gerçeklere yaptıkları işaretler (bk. ebced, cifir)
işarat-ı harika-i Aleviye إشارات خارقة عليه: H Ali'nin sözünde gizli harika işaretlerini, ha-berlerini gösteren şeyler
isarat-i hasriye إشارات حشر به :hasre (yani ölüm-den sonra kıyamette tekrar dirilişin gerçekliği-ne) dair işaretler (emarat ve işarat-ı haşriye: haşrin gerçekliğine dair belirtiler ve işaretler)
İşarat-ı huruf-u Kur'anlye إشارات حروف قرآنیه
"Kur'an harflerinin bir takım gizli mana ve gerçeklere yaptığı işaretler manasına gelen (Ustad Bediüzzaman'a ait) risalenin adı
Isarat i'caziye إشارات إعجازيه : icazla ilgili işa retler, deliller; insanların söyleyebileceği bir söz olmayıp Allah'tan (c.c.) gelen mucizeli
söz olduğuna dair deliller, işaretler
işareti amme
isarat kesire إشارات كثيره cokeşitli işaretler (emarat ve işarat-kestre çok çeşitli belirtiler ve işaretler)
Isarat: Kur'aniye إشارات قرآنية : "Kur'an'daki işa retler manasındaki (Ustad Bediüzzaman'a ait) risalenin adı
işarat-ı Kur'anive إشارات قرآنية : Kur'an'daki bir çok derin ve geniş, kapalı mana ve gerçekleri ifade eden işaretler
Isarat : Rabbaniye إشارات ربانية : her şeyin Rabbi (yani sahibi ve terbiyecisi) olan Allah (c.c.) ta rafından gelen uyarıcı işaretler
isarat riyaziye إشارات رياضية : )Kur'an ayetle rinde geçen) kelimeler ve harflerin, çeşitleri ve sayıları veya sayısal değerleri bakımından tesadüfler açıklanamayan bir durum göstere rek bir çok mana ve gerçeklere yaptıkları işa guretler (bk. ebced, cifir(
Isarati Seba إشارات سبعه : "yedi işaret" mana-sındaki Üstad Bediüzzaman'a ait risalenin adı sarat : Selase إشارات ثلاثة : "ü işaret" manasın-daki risalenin adı
İşarat-ı tevafukiye إشارات توافقية: Risale-i Nur'daki yazılarda görülen) tevafuklar yolu ile beliren işaretler; kelime ve harflerin sahi-felerdeki yerleri, sayıları, sayı değerleri gibi tesadüfle açıklanamayan hal ve durumların, bir takım manalara ve gerçeklere yaptıkları
işaretler
Isarat-ül caz إشارات الإعجاز : "icaz işaretleri; Kur'an'ın insan sözü olmayıp Allah'tan gelen mucizeli sözler olduğunu ispat eden işaret-ler, deliller" manasında ki Bediüzzaman Said Nursi'ye (r.a.) ait tefsir kitabının adı
İşaret إشارت :iz, belirti 2.bir manayı kapalı şekilde gösteren ifade 3.(el, parmak vs. ile) gösterme 4.sembol, manası önceden belirli şekil
İşaret-i Ahmediye إشارت احمديه : Hz. Muham-med'in (parmakla ay'a) (a.s.m.) yaptığı işaret
işareti akliye إشارت عقلية : akla hitap eden işa-ret, akılla anlaşılacak işaret
İşaret-i Aleviye إشارت علويه : H. Ali'nin sözle-rinde bulunan işaret
Işaret-i amme إشارت عامه : genel işaret; özel bir kişi, durum, olay ve mana ile ilgili olmayan, belli bir zaman ve yer belirtmeden bir çok gerçeklere ve manalara toplu olarak yapılan
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilواد أخذنا ميثاقكم لا تسفكون بما معمولا افري الفكم من دِيَارِكُمْ ثُمَّ المرزكم وانتم للهلون . لم الكم هؤلاء تقتلون المسكم واتفرجون فريد ملكم من ديَارِهِمْ تَظَاهِرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْالم والعنوان فإن يألوكم أسارى لقَادُوهُمْ وَهُوَ مُحرم عليها الخراجهم التؤمنون ببعض الكتاب وتحفزون يحيى فما جزاء من يفعل ذلك منكم إلا جرى في الحين الدنيا ويوم القيمة يُرَدُّونَ إِلَى أَشَةِ الْعَذَابِ وَمَا الله يعاني عما تعملون أولئك الذين اشتروا الحيوة الذاتي بالأجرة فلا يخطفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ . ولقد أتينا موسى الكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِمِ بِالرُّسُلِ واليا عيسى ابن مريم البينات وايدناه بروج المدن الكل جاءَكم رسول بنا لا تهوى القسم استكبرت لفريقا كذبتم وفَرِيقًا تَقْتُلُونَ . وَقَالُوا قُلُوبُنَا على قل لعنهم الله بكفرهم فقليلا ما يُؤْمِنُونَ .
افَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنْكُمْ إِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيُوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيمَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِ الْعَذَابِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ
عَمَّا تَعْمَلُونَ
" Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvå olmaktır, kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah, sizin yapmakta olduğunuzdan
habersiz değildir.99
(Bakara, 2/85)
ون
Mushaf sayfa no: 12
Hafızlık sayfa no: 1. Cüz/9. Sayfa
İMAN BÜTÜNDÜR, BÖLÜNME KABUL ETMEZ.
BİLGİ
İsrailoğullarından bir kısım insanlar, kendilerine gelen Kitab'ın bazı hükümlerini görmezden gelmişlerdi. Halbuki "iman ettim." sözünün geçerliliği, iman esas-larının istisnasız kabulüne bağlıdır. Peygamberin Yüce Allah'tan getirip tebliğ ettiği şeylerde seçim yapmak, istediğini kabul edip istemediğini reddetmek de bir tür imansızlıktır. Kitabın tamamına inanmayan, onu kendisine uydurmuş olur. Aslında böyle yapanlar Allah'ı değil, kendi heva ve heveslerini ilah edin-miş olurlar. Hevasını ilah edinenin Allah katında kazanacağı hiçbir şey yoktur.
MESAJ
1. Allah'ın kitabı, dünya ve ahiret saadetinin garantisidir. Ondan yüz çevirmek
ise dünya ve ahirette mahrumiyettir.
2. Mü'mine yakışan Allah'tan gelen her emre memnuniyetle teslim olmak ve o emri hakkıyla yerine getirmek için çaba sarf etmektir.
KELİME DAĞARCIĞI
Imån: İnanmak, din adına tebliğ ettiği konularda Peygamber'i tasdik etmek.
12-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilقُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ
66 De ki: 'Eğer inanıyorsanız,
imanınız size ne kötü şeyler
emrediyor!
(Bakara, 2/93)
ون ساعة جاك من عند الله مصدقى لنا معهم رسة الوا من قبل يَسْتَقيمُونَ على الذين كفروا ذلك حملة اعرفوا سفر و به فلمات على الكافرين . الرواية الفُسهمْ أَن يَنظُرُوا بنا أنزل الله أن ينزل الله مِنْ فَضْلِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِ تار يغلب على غضب والكابرين عذاب مهين . وان قيل لهم أينُوا بِمَا أنزل اللهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِنا أُنزِل عب ويرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقِّ مُصَدِّقًا ن معهم قل فلم تَقْتُلُونَ البياء الله من قبل ن كنتم مؤمنين وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ كم المحلكم العجل من تقدم وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ .
ولا أخذنا في الكُم وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّور لدوا ناكم بقوة وَاسْتَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا واشربوا في قلوبهم الْعِجْلَ بِكُفْرِهِم قُلْ بِشستا بشركم به ايتالكُمْ إِن كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ .
Mushaf sayfa no. 13
Hafızlık sayfa no 1. Cuz/8 Sayfa
NASIL İNANIYORSANIZ ÖYLE YAŞARSINIZ.
BİLGİ
Yahudiler, Peygamberimiz onları İslam'a çağırdığında O'nu ve Kur'an'ı inkar ettiler ve yalnızca kendilerine indirilen Tevrat'a inanacaklarını söylediler. As-lında onlar Tevrat'a da gereği gibi iman etmiyor, ona aykırı davranıyorlardı. Çünkü Tevrat'ta cinayet yasaklandığı hâlde onlar geçmişte bazı peygamberleri öldürmüşlerdi. Yine o kutsal kitap Hz. Peygamber'i müjdelediği halde onlar buna inanmamışlardı. Aslında onların iman dediği şey, kendi arzularını Tevrat'ın hükmü yerine koymaktan ibaretti. Bu ise gerçek bir iman değildi.
MESAJ:
1. Mümin, imanın gereğini yerine getirir.
2. lyilik, Allah'ın peygamberler vasıtasıyla emrettiği; kötülük de peygamberler vasıtasıyla sakındırdığı şeylerdir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Mümin: İnanan, din adına tebliğ ettiği konularda Peygamber'i tasdik eden.
13-
594
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Bir başka rivayette ise, bu salavat-ı şerifeyi Resulüllah S.A. efen-dimiz şöyle anlatmıştır:
«Allahım, Muhammed'e salât eyle. Ve onu, kıyamet gunü, ka. tında yakın bir makama kondur.» (1)
Bu salavat-1 serife, Resulüllah S.A. efendimizin tekidli sefaat vaa-dini bize bildirmektedir.
ELLİ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahın.
Ey şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan, nimeti her şeye samil Allahım.
Efendimiz Muhammed'e salât eyle. Allahım, ona izzet, rıza, ke-ramet tacı giydir.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
İzzet.
Lafzı, zilletin zıddıdır. Yani: Onu, aziz ve muhterem olduğunu anlatmak için taçlandır.
Bazı nüshada, burada geçen:
İzzet.
Tabiri yoktur. Yine burada geçen:
Rıza.
Lafzının ifade ettiği mana şudur: Hoşnutluk ve mahabbet. Bu durumda mana şöyle olur:
Onu, öyle bir taçla taçlandır ki, sevdiğin ve ondan hoşnut ol-duğun belli olsun.
Allahım.
Ey şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah ol-mayan Yüce Allah.
Efendimiz Muhammed'e, senden özü için istediği şeylerin en faziletlisini ihsan eyle.
Halkından her hangi biri, efendimiz Muhammed için senden is-tediği şeylerin en faziletlisini efendimiz Muhammed'e ihsan eyle.
Aynı şekilde, efendimiz Muhammed için; taa kıyamete kadar senden istenilmiş şeylerin en faziletlisini kendisine ihsan eyle.
(1) Bu salavat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir:
<Allahümme salli als Muhammedin ve enzilhül-mak'ad'el-mukarribe indeke yevm'el-kıyametis
KARA DAVUD
YanıtlaSilELLİ SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e, Adem'e, Nuh'a..
Biraz duralım:
595
Tufanda, cümle insanlar helåk oldu. Yalnız, Nuh'un gemisinde bu-Jünanlar kurtuldular. Bunların da, Nuh a.s. hariç; hiç birinin nesli suhur etmedi. Nuh'un a.s. çocukları da Ham, Sam, Yafes'tir. Bunların nesillerinden Yüce Hak, dünyayı insanla doldurdu.
Yer ehlinin ilk defa, iman daveti için peygamber olarak gönderile-ni Nuh a.s. peygamberdir.
Nuh a.s. peygamberden evvel gelen peygamberlerin ümmetleri mümin idi. Onlar, ancak kavimlerine şer'i hükümleri bildirmek için gönderilmişlerdi.
Nuh'un a.s. kavmi kâfirdi. Onları imana davet için, ilk defa gön-derilen kendisidir.
İbrahim'e..
Yani İbrahim'e de salât eyle.. Çünkü: Arap kavmi ve ehl-i kitap onun neslinden gelmiştir. Özellikle, Resulüllah S.A. efendimizin en büyük ceddidir.
Musa'ya..
Yani: Musa'ya da salât eyle..
Çünkü, Musa a.s. kelimullahtır. İsrailoğullarının tümüne pey-gamber olarak gönderilmiştir. Tevrat-ı şerif kitabı ona indirilmiştir. Kıyamet günü, Resulüllah S.A. efendimizin şanlı ümmetinden sonra, onun ümmeti, sair nebilerin ve resullerin ümmetlerinden çoktur.
İsa'ya..
Çünkü, İsa a.s. peygamberin yaratılma durumu, Adem'in a.s. ya-ratılmasına benzer. Ådem a.s. balçıktan yaratıldı. İsa a.s. ise, babasız yaratıldı. İncil kitabının sahibidir. Yüce Hak, onu diri olarak semaya yükseltti. Kıyamete yakın, deccalin çıktığı zaman, yere inecektir. Dec-cali öldürecek, Resulüllah S.A. efendimizin şeriatı ile amel edecektir.
Görüldüğü gibi, bu salavat-ı şerifede, meşhurlardan beş peygam-berin özel olarak ismi anlatıldı. Sebebi şudur: Hazret-i Adem cümlenin aslıdır. Kalan dört peygamber ise, Nuh, İbrahim, Musa ve İsa'dır; Ah-kaf suresinde:
«..Peygamberlerden azim sahipleri..» (46/35)
Buyurulmuştur. Mücahid'in Rh. rivayetine göre, bu azim sahiple-ri anlatılan peygamberlerdir.
Keza, bunlar arasında geçen nebilere ve resullere de salât eyle..
Nebilerin ve resullerin sayısında ihtilaf vuku bulmuştur.
Ebu Zer r.a. rivayetinde şöyle anlattı:
Yüz yirmi dört bin tanedir.
Bunların içinde, üç yüz on üçü resuldür.
56
YanıtlaSil1537. Aheste (yavaş) giden yorulmaz.
1538. Ahmak sürer devranı, akil onun hayranı.
1539. Aile, mutluluğa doğru bir anahtardır.
1540. Ak gün ağardır, kara gün karaldır.
1541. Ak pul (para), kara gün için lâzım olur.
1542. Akan su, yolunu bulur.
1543. Akıl, akıldan üstün olur. (Akıl, akıldan keskindir.)
1544. Akıl, gözellikte değil.
1545. Akıl için yol birdir.
1546. Akıl, pazarda satılmıyor.
1547. Akıl yaşta olmaz, başta olur.
1548. Akıllı bildiğini söylemez, deli söylediğini bilmez.
1549. Akıllı, bir kere aldanır.
1550. Akıllı düşman, deli dosttan iyidir.
1551. Akıllı düşününceye (değin), deli çaydan geçer.
1552. Akıllı fikir eyleyince; deli vurdu, çayı geçti (deli oğlunu evlendirir).
1553. Akıllı sözünü, akılsıza söyletir.
1554. Akıllınız kimdir? "Öndeki zincirli".
1555. Aklı başında olan, kuru kavgaya düşmez.
1556. Aklınla gör, kalbinle işit.
1557. Akraba gelmeye gelmeye yâd olur, yâd gele gele akraba.
1558. Akraban gibidir, yakın komşu.
1559. Aksak it ava gitmez, tutsa da bırakmaz.
1560. Akşamdan oduna giden çok olur.
1561. Aktı kan, çıktı can.
1562. Al da giyer, yaraşır; şal da giyer, yaraşır.
1563. Al giyen alınır, mor giyen salınır.
1564. Al (hile) aslan tutar, güç sıçan tutmaz.
1565. Al kapıda, sat kapıda.
1566. Al takke, ver külah.
1567. Ala it, çakalın dayısıdır.
1568. Ala itten meşhurdur.
1569. Ala karga olması yeter değil, hekimlik de eyleyor.
1570. Alacağın bir fitil pamuğun öğgesini sararsın.
1571. Alacağın olsun, vereceğin olmasın.
1572. Alacak geç kalırsa, ayaklanır.
461
YanıtlaSilIşaret i gaybiye
iparet
pareti gayblye إشارت غیبیه gaybe alt iparet, 1 insanlarca bilinmeyen gelecekteki olaylarla ilgili olan işaret 2.Allah (cc) tarafından bazı gerçeklerin bilinmesi için gelen işaret
isaret i hadisiye إشارت حديثية : hadiste var olan işaret (bk. hadis)
Isaret-i harfiye إشارت حرقبه : bir sözde geçen ke limelerdeki harflerin, (çeşitleri, sayıları veya sayısal değerleri bakımından tesadüfle açık lanamayan durumları ile) bir çok mana ve gerçeklere yaptıkları işaret (bk, ebced, cifir)
Igaret-i hassa إشارت خاضه : hususi (özel işaret, ozel bir kişi, durum, olay, mana veya belli bir zaman ve yerle ilgisi bulunan işaret
Isarat-i hissiye إشارت حسيه : duyu organlarıyla algılanabilen gerçekler ile ilgili işaret
isaret-i 'caziye إشارت إعجازيه : i'cazla ilgili işaret delil, Kur'an'ın insanların söyleyebileceği bir söz olmayıp Allah'tan(c.c.) gelen mucizeli söz olduğuna dair işaret, delil
isaret-i ilahi (ye( إشارت إلهيه : Allah'tan (c.c.) ge-len işaret
Isaret-i inayet إشارت عنایت : Allah'ın (cc) lutuf ve yardımda bulunduğunun işareti
Işareti Kur'aniye إشارت قرآنيه : Kur'an'ın işareti
işareti latife إشارت لطيفه : güzel ve hoş olan işa-ret
Işaret-i manevi إشارت معنوی : mana bakımından işaret ve ders
işaret-i Mi'raciye إشارت معراجيه : Mirac gecesi-nin kutsalığı ve bereketiyle gelen işaret
işaret-i Nebeviye إشارت نبویه : Hz. peygamber'in sözündeki işaret, Hz. peygamber'in (a.s.m.) verdiği haber
isarat-i Rabbaniye إشارت رئانيه : her şeyin sahibi (Rabbi) olan Allah'tan gelen işaret
işaret-i semaviye إشارت سماويه : semavi işaret;
1.Allah (c.c.) tarafından gelen işaret 2.gökteki işaret
İşareten إشارة : işaret ederek; işaret şeklinde
isari (ye( إشاريه : işaretle ilgili; işaret şeklinde
isba (isba( 1: إشباع.doyma 2. doyurma 3.(mec.( İhtiyacı yeterince karşılama
işbu : bu işte bu
isgal إشغال : meşgul etme, uğraştırma 2.iş-ten alıkoyma 3.zapt etme, ele geçirme, istila
468
YanıtlaSilIsaret-i eavbive
İşrakiyyun
4 elinde bulundurma, elinde tutma 5 doldur ma; yer alma; yer tutma; tutma
isgüzar إشكزار : becerikli çalışkan 2 kendi sini göstermek ve beğendirmek için çalışan, gereksiz yere işe karışan
shad1.sahit gösterme 2 şahitlik yap tırma 3.delil getirmek, delil olarak
gösterme kaorlaştırma, güçleştirme, müş külleştirme
iskal-i mantikiveإشكال منطق: mantık bakı mından çözümü zor olan problem
iskalat : iskaller zorlaştırmalar, mana-yı anlatmada zorlaştırmalar
ikembe gevis getiren hayvanların
midesi
işkence إشكنجه :
aşırı eziyet, azap
islek 1 : إيشلك.çok işleyen, hareketli, canh 2.çok kullanılan 3.eşek, merkep
işlemek 1 : إيشله مك.iş görmek 2.çalışmak, ça lışır durumda olmak 3.nakış yapmak 4.yap-mak, imal etmek
ismam إشمام : hissettirme 2.işaret verme
3.koku yayma, koklatma
israk 1.1 : إشراقşıklandırma 2.(tas.) hakikat ışı-ğının kalbe doğuşu, keşf, ilham, manevi kalb gözü ile gerçeği görüp aydınlanma
İşrakiyyun ابشراقيون : İslam dünyasında ortaya
çıkan felsefe akımlarından "İşrakiye" felsefe-sinin savunucuları. Bunların başında İşrakiy-ye Felsefesinin kurucusu Şehabeddin Sühre-verdi (mi. 1153-1191) gelir. Onun izleyicileri arasında Şehrizuri, ibn-i Kemmune (öl. mi. 13.yy) sayılabilir. bilir. Sühr Sühreverdi, insanın hakika-ti bulma imkanı ve kaynağı konusunda filo-zofları üç guruba ayırır:
1.gizli ve metafizik gerçeklerin kalb ve sez-gi yolu ile; manevi aşk ve zevk yolu ile keşfe uğraşanlar: bunlar akıl yolu ile gerçeklerin bulunabileceğini kabul etmezler. Beyazıd-1 Bestami, Mansur gibi
2.akıl, muhakeme ve istidlal (bk. istidlal) yo-lunu seçenler: bunlar sırların, kalb ve sezgi, manevi aşk ve zevk yoluyla keşfine önem ver-mezler. Aristocu, akılcı bir felsefe akımı olan Meşaiyyun (Aristocu'lar) gibi.. (bk. Aristo)
3.manevi keşf, müşahede, manevi aşk ve zevk yolundan gitmekle birlikte, kalbe açılan hakikatlerin tespit ve açıklamasında akıl ve muhakeme yolunu da beraber kullananlar.
IS
S b S V d
469
YanıtlaSilgret Sahreverdi kendini bunlardan sayar ve der me, istidlal yolu ile değil, büsbütün baska k bana her şey akılla, düşünme, muhake-bir tarzda gelmiştir. Ben sonra, bu keşfedil-Sahreverdi, "Eflatun ve Eflatuncu filozofları miş şeylerin akıl yolu ile delillerini aradım" dust'a, Israki felsefenin temsilcileri olarak ve eski Iran Zerdüslük dininin kurucusu Zer-görür Schreverdi. Aristocu ve akılcı filozof. lardan Farabi ve İbn-i Sina gibi, kainatın ya-ratılması konusunda ilk sebeb olarak Allah's (cc.) kabul eder ve bu ilk sebepten çıkan var-bakları da yaratıcı sebebi gibi görüp sebepleri, bir çeşit Allah'ın (c.c.) ortaklar zinciri seklin-birbirlerine vasıtalı yansıması şeklinde açık-de gösterip bunları ilahi nurun varlıklarda lar. doğu ve Yunan düşüncesini uzlaştırmaya çalışan bu göruş, Allah'ın (c.c.) her şeyin doğ-rudan tek yaratıcısı olduğu inancına dayanan tevhid inancı ile bağdaşamaz
isret 1 : عشرت.içki içki içme
iştahsızlık اشتاهز لك : yemek yeme isteksizliği
stial إشتغال: yanma, alevlenme 2. (mec.) kuv-vet ve şiddet kazanma
istibah 1 : اشتباه.)tas.) Allah (c.c.) sevgisiyle kendinden geçmiş haldeyken, gerçek dünya ile manevi gerçekler arasındaki farklılıkları ayırt edememe 2.şüphelenme 3.şüphe
istibak إشتباك : birbirine karışma; iç içe geçme,
geçişme
iştibak-ı tesanüd-u nazm إشتباك تساند نظم : keli
me ve cümlelerin kuruluşunda tertip ve dü-zen bakımından birbirine dayanmada iç içe
iştigal إشتغال : çalışma, uğraşma, meşgul olma
istigalat إشتغالات: meşguliyetler, çalışmalar,
uğraşmalar
istiha 1 : إشتهاء.istek, arzu 2.yiyecek isteği
istiha-yı hakiki إشتهاى حقیقی : gerçekiştah, acık-ma ve besin ihtiyacından ileri gelen yiyecek
isteği
istiha-yi kazib (e( إشتهاى كاذبه : yalancı iştah, acıkma ve besin ihtiyacı dışında nefsin yiye-ceklerden zevk alma amaçlı yeme isteği
İştiha-i lezzet-i nimet-i bigaye (bi-gaye(t( إشتهاء لذت نعمت بغایت : sonsuz (bigaye) nimetlerin lezzetini alma isteği, cennet nimetlerine ka-
vuşma isteği
Istihaca إشتهاجه : )mec.) istek bakımından
stihalı 1 : إشتهالى.istekli 2.yiyecek isteği çok
469
YanıtlaSilitaat
olan
istihar 1 : إشتهار.tanınma, meşhur olma, şöhret kazanma, ün kazanma 2.şöhret, ün
istikak 1 : اشتقاق.kış, çıkma, kaynaklanma 2.(gr.) kelimelerin kök kelimeden türemesi 3.(ed.) aynı kökten gelen ve ses benzerlikleri bulunan kelimeleri aynı cümlede kullanma
iştirak اشتراك : ortaklık, ortak alma, pay sahi-bi olma 2.katılma
iştiraki amal اشتراك اعمال : is bölümü, birlikte çalışma
iştirak-ı a'mal-ı uhrevi (y( اشتراك اعمال اخرویه ahiret işlerinde ve dini hizmette mü'minler arasında, birbirleriyle yardımlaşmaya daya-nan iş bölümü
iştirak - emval اشتراك أموال : malve mülk ortak-lığı, sermaye ortaklığı
iştirak-ı san'at اشتراك صنعت : sanatta (üretimde( iş bölümü
iştirakı umumi اشتراك عمومی: genel katılım, herkesin katılımı
istiyak 1: إشتياق.kuvvetli istek, büyük arzu 2.özlem(biliştiyak: iştiyakla, kuvvetli istekle; pür-iştiyak: güçlü ve coşkulu bir istek içinde)
iştiyak-ı hayat إشتياق حيات: yaşama arzusu, ölümsüzlük isteği
iştiyak-ı uhreviye إشتياق اخروية : ahiret için ça-lışma isteği 2.ahiret özlemi
iştiyak-ı vatan إشتياق وطن : vatan özlemi
iştiyakan إشتياقا : istek duyarak, özlem duyarak
iştiyak-aver إشتياق آور : istiyak verici, iştiyak ve coşku uyandırıca
iştiyakat إشتياقت : iştiyaklar, özlemeler, özlem-ler
istiyak-engiz إشتياق انگیز : istiyak verici çok is-tek uyandırıcı
iştiyaklı إشتياقلى : özlemli, kuvvetli istek taşı-yan
it إيت : köpek
ita 1 : إعطاء.verme, veriş 2.ihsan, bağış
ita-i hayat إعطاء حيات : hayat verme, diriltme
i'ta-i malumat إعطاء معلومات : bilgi verme
ita-i vücud إعطاء وجود : var etme yoktan yarat-ma
itaat إطاعت : emre uyma, söz dinleme, boyun eğme
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة البقرة
ما تنسخ من أية أو النبها نأْتِ بخير منها أو مثلها الم تعلم أن الله عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ أَلم تَعلم الى الله له ملك السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ الله من ولي ولا تصبير أم تُرِيدُونَ أَن تَسْتَلُوا رسولكم كما سجل مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الكفر بالإيمان فقد ضل سواء السبيل - ود كثير من أهل الكتاب لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كَفَّارًا حَسَنًا مِنْ عِنه انفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الحَى فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتَّى يَأْتي الله بأمره إنَّ الله عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ . وأقيموا الصلوة وأتُوا الزكوة وما تقدموا لأنفسك منْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ . وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا أَوْنَصَارَى تِلْكَ أمَانِيُّهُم قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهُهُ اللهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فله أجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَلُونَ .
وَأَقِيمُوا الصَّلُوةَ وَأَتُوا الزَّكُوةً وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
66 Namazı kılın, zekâtı verin. Önceden kendiniz için ne hayır yaparsanız onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızı eksiksiz görür.9, (Bakara, 2/110)
وقالت
Mushaf sayfa no: 16
Hafızlık sayfa no: 1. Cüz/5. sayfa
EN GÜZEL YATIRIM, ALLAH İÇİN İBADETTİR.
BİLGİ
Yapılan hiçbir amel zayi olmayacak, dünyada eken meyvesini ahirette alacak-tır. Dünyanın ekini namaz, oruç ve zekât gibi ibadetler; ahiretin meyvesi de Allah'ın rızası ve kulunu razı edecek sonsuz nimetleridir. Dünyada ahiret için çalışıp gayret eden, hastalık, yoksulluk ve yaşlılık zamanları için biriktiren gibidir. Dünyayı ticarete elverişli bir mevsim gibi görüp yatırımını yapmayan, ahiretini yokluk içinde, zemheri soğuğunda yaşar.
MESAJ:
1. Dünyada ahiret için yapılan yatırım asla zarar ettirmez.
2. Ahiret için yapılacak yatırımların başında bedenin şükrü anlamındaki namaz ile malın şükrü anlamındaki zekât gelir.
KELİME DAĞARCIĞI:
İkametü's-salât: Namazın vaktinde, eksiksiz bir biçimde, erkânına riayet edi-lerek ve devamlı olarak kılınması.
16
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا أُولَئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ عَظِيمٌ في الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ
66 Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve
onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik var, ahirette de onlar için büyük azap vardır.99
(Bakara, 2/114)
وقالت اليهود ليست النصارى على شي وقالت النصارى ليست النهودُ عَلَى شَيْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَاب كذلك قال الذين لا يَعْلَمُونَ مِثل قولهم قالله يحكم بينهم يوم القيمة فيما كانوا فيه يختلفون .
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنع مساجد الله أَن يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى في خرابها أولئك مَا كَانَ لَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لهم في الدُّنْيَا جَرى وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ . ولله المشرق والمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ إِنَّ الله وَاسِعٌ عَلِيمٌ ، وَقَالُوا الْحَدَ اللهُ وَلَمَّا سُبْحَانَهُ بَلْ لَهُ ما فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلُّ لَهُ قَانِتُونَ بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ . وقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللهُ أَوْ تَأْتِينَا اية كذلك قال الذين مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بالحق بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْأَلُ عَنْ أَصْحَابِ الجَحِيمِ .
Mushaf sayfa no: 17
Hafızlık sayfa no: 1. Cüz/4. Sayfa
MABEDE ZARAR VEREN, EN BÜYÜK ZALİMDİR.
BİLGİ
Ibadet, Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, kulların da Rablerine karşı görevidir. Bu görevi yerine getirmek için özel olarak yapılmış mekânları maddi veya manevî olarak tahrip etmek en büyük zulüm, bunu yapan da en azılı zalimdir. Zulmün cezası ise hem dünyada hem ahirette rezil ve rüsvá olmaktır. Başta müminlerin Mescid-i Haram'a girmelerine engel olan müşrikler olmak üzere Müslümanları mescitlerden alıkoyan ve daha sonra yaptıklarından pişmanlık duymayanlar dünyada bu zillete maruz kalmışlardır. Onların asıl cezası ise ahirettedir.
MESAJ:
1. Mescitleri tahrip edenler hem Allah'a karşı gelmiş hem de bir hakkın ifasını engellemiş olurlar.
2. Mescitleri inşa etmek yoluyla maddeten, içinde ibadet etmek suretiyle de manen imar etmek imanın göstergesidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Zulüm: Belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan batıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma.
17
Bu eser Osmanlı Devlet Arşiv lerinde Yokolmağa Terkedilen Bel gelerden Oluşmaktadır.
YanıtlaSilAli Suaviye yardım eden yaban-cılar kimlerdi. Mısır. Kıbrıs, Yunan ve Ermeni meselesinin belgeler-deki gerçek görüntüsü. Birinci meşrutiyet meclisi neden kapa-tildi. İngiltereye çalışan devlet adamları kimlerdi.
Abdülhamit Han'ın Muhtıraları
YanıtlaSil(Belgeler)
Mehmet Hocaoğlu
oymak yayınları
TARİH
YanıtlaSil...... HAFİYELİK
Sultan Abdülhamid Hânın son senesinde İttihad ve Terakki Partisi iktidarı ele geçirince, halkı padişah aley-hine çevirmek ve kendi par-tilerine üye yapmak için çalışmalara başlarlar... Bun-lardan Dr. Nazım Bey, Ay-dın'a giderek, tütün tüccarı sıfatıyla şehrin ileri gelen-leriyle görüşür. Bu arada meşhur Çakıcı Mehmet Efe'nin yanına da gider... Sohbet esnasında Efe'ye der ki:
"Sultan Abdülhamid dev-lete hâinlik ediyor. Bilhassa ortalığı hâfiyelerle doldurdu. Bunların hemen dağıtılması lâzım..."
Çakıcı Efe, Nazım Beye dönerek şöyle konuşur:
"Padişah memlekete hain-lik etmez... Hâfiye işine gelince, ben bir eşkıyayım. Dağda gezebilmem için jan-darmaların hareketlerinden haberdar olmam lâzım. Bu köylerde benim 20'den fazla hafiyem var. Onlar bana za-manında haber iletmeseler, bir gün bile bu dağlarda dolaşamam. Benim gibi bir eşkıyanın hâfiyeye ihtiyacı
oluyor da bu devletin padi-şahının niçin olmasın? Böyle münasebetsiz laflar etmeyin ve derhal burayı terkedin!.."
Häfiyelik dedikleri mese-lenin aslı şöyledir: Osmanlı Devleti'ne "Hasta adam" gözü ile bakıldığı ve pay-laşma hesapları yapıldığı bir devrede başa geçen Sultan II. Abdülhamid Hân, dün-yadaki politik gelişmeleri yakından takip etmek üzere sarayda bir çeşit "Bilgi merkezi" kurdurdu. Buraya bilgi akışını sağlayan "Özel görevliler" vardı... Osmanlı ülkesiyle ilgili bütün dünyada çıkan yazılar ve dış temsil-ciliklerden gelen raporlar bu-rada toplanır ve değer-lendirilirdi... İşte "hafiyelik" dedikleri budur.
ZEKA BULMACASI
CARPIM
X
Y
pımı bulabilir misiniz? X ve Y birbirinden farklı iki sayıdır. Üstteki sayıda bulunan 6 nokta birbirinden farklı 6 ra-kamı göstermektedir. Bu çar-
(Cevabı yarın)
Erkek: Barbaros - Kız: Buket - Yemek: Ezogelin çorbası, Omlet, Makama, Üzüm,
TARİH .....
YanıtlaSilIC VE DIS DUSMANLAR
İslâm düşmanları, geçmişte kaba kuvvetle, sinsi planlarla is lâmiyeti ortadan kaldırmak için çok çalıştılar. Bunda tam bir başarı sağlayamayınca bu defa açıkça dine saldırmaya baş-ladılar. İslâm kitapları hatta, Kur'ân-ı kerimler bile yasak edil-di. Bu İslâm âlimlerinin yerine, kendileri tarafından yetiştirilen din câhili kimseleri getirdiler...
Sonradan gelen İslâm düş manlan da; din adamları fen bilmez, din adamları câhildir, gericidir." diyerek Müslüman yavrularını İslâmiyetten uzak-laştırmaya çalıştılar. İslâmiyete ve Müslümanlara zararlı olan şeylere asrilik, ilericilik dediler.
Bu vatan hainleri ile en büyük mücadeleyi yapan Cennet mekân Sultan II. Abdülhamid Hân oldu. Bunun için "Kızıl Sul-tan" ilan edildi. Abdülhamid Hän, Avrupalı profesörler ve fen adamlarını, çok yüksek maaş vererek Istanbul'a getirtti. Vatanına, milletine, dinine bağlı ilim ve fen adamları yetiştirdi. Kıymetli subaylar yetiştirdi. Fakat, Balkan, Çanakkale, Rus ve Filistin cephelerinde, sinsice hazırlanmış Ingiliz plânları ile, Abdülhamid Han'ın yetiştirmiş olduğu, dünyanın birinci kara ordusu yok edildi. Yüz binlerce vatan evladı şehid edildi. Os-
manlıyı arkadan vuranlar, hic rahat yüzü görmediler. Iste Orfa Doğu'nun hali meydandadır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki:
"İslam'ın en büyük düşmanı Ingilizlerdir. İslamiyet'i bir ağaca benzetirsek, başka käfirler, fırsat bulunca, bu ağacı dibinden keser. Müslümanlar da, bunlara düşman olur. Fakat, bu ağaç bir gün filiz verebilir.
Ingiliz böyle değildir. Bu ağaca hizmet eder; besler. Müslüman-lar da, onu sever. Fakat, gece kimse anlamadan köküne zehir döker. Ağaç kurur. "Vah vah çok üzüldüm, diyerek Müslümanlan aldatır... Ingiliz in, Islam'a böyle zehir salması demek, para, mev ki ve kadın gibi, nefsani arzular karşılığında satın aldığı yerli münafıklanı, soysuzlanın elleri ile, Islam alimlerini, Islam kitap-lannı, bilgilerini ortadan kaldır-masıdır...
ZEKA BULMACASI
İNATCI KURBAĞA Bir kurbağa 30 metre derin-
liğinde bir kuyuya düşer. Gündüz 3 metre timanip gece de 2 metre aşağı kayar. Kur-bağa kuyudan kaç günde pikar? (Cevabı yarın)
Erkek: Hidayet - Kız: Hatice -
Yemek Pirinç çorbası, Biber doimas, Karpuz.
596
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHİ
Ancak, bu rivayet, haber-i vahid olduğu için zan ifade eder. Astl tercihli durum, adedi tayin etmemektir. Şöyleki:
Bunların evveli Hazret-i Adem'dir: Ahiri ise, Resulüllah S.A. efen-dimidir. Bu ikisinin arasında teşrif eden nebiler ve resullerin hepal haktır.
Anlatılan şekilde inandım. Diyerek tasdik etmek gerekir.
olsun. Allah-ü Taâlânın salavatı ve selamı onların hepsinin üzerine
Bu salāvat-ı şerifenin üç kere okunması gerekir. Ancak bazı nüs halarda, üç defa okunacağına dair bir kayıt yoktur. (Bizim bu esere aldığımız metinde de yoktur.)
ELLİ DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
-Allahım, babamız Adem'e ve anamız Havva'ya, meleklerin sa-lâtı gibi salât eyle.
Bu cümleye iki mana verilebilir. Şöyleki:
Allahım, sen, meleklerinin üzerine inzal buyurduğun salât gi-bi salat eyle.
-Allahım, meleklerinin getirdikleri salavat-ı şerifelerin sayısı kadar Adem ve Havva üzerine salát eyle.
Keza, onlara RIDVAN ihsan eyle: taa, kendilerini razı edince-ye kadar.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
RIDVAN.
Tabiri, Yüce Allah'ın en büyük rızası, bol rahmeti, keremi ve ih-sanıdır. Allahım, Adem ve Havva'yı, en yüce firdevs cennetine koy-makla ve onları üstün nimetlerinle razı edinceye kadar ihsanını yağ-dır.
Allahını, onları mükafatlandır. Babayı ve anayı çocukları do-layısı ile mükafatlandırdığın şeylerin en faziletlisi ile..
Bir ana çocuğunu dokuz ay karnında taşır. Doğurduktan sonra da, onu emzirir. Bu sıralarda, çeşitli eza ve meşakkat çeker. Onlar, ke-male erdikten sonra da, türlü türlü zorlukları ve zahmetleri görür.
Babaya gelince, çocuklarını geçindirmek için, onları İyi terblye ederek búluğa erinceye kadar onlara hizmette bulunmuştur.
Iste.. bu ana babanın ettikleri hizmet karşılığında, kendilerine yaptığın mükafatın daha faziletlisi ile, babamız Adem ve anamıs Hav-va'yı mükafatlandır.
KARA DAVUD
YanıtlaSilصلوة ملكوك واعملها من العنوان مني ها وَأَجْرِهَا اللهم ما جاريت به ان والما عن ولدينها .. اللهم صل على جبريل ومتكامل واسرافيل ومن داخل وحملة العرش وعلى المليكة والمقربين و على جميع الابناء والمرسلين صلوات الله وَسَلَامُهُ عَلَيْهِ أَجْمَعِينَ " اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سيدنا ممَّا عَدَدَ مَا عَمِلْتَ وَمِلْ مَا عَلَيْتَ وَ رة ما قلت وَمِدَادَ كَلِمَاتِكَ .. اللهم صل عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمد صَاوَة موصولة بالمزيد اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمد صَلوهُ لَانتَظِمُ ابد الابد ولا بيا ١٣ اللهمَّ صَلِّ عَلَى شَيَادِ محمد صَلونَكَ الَى صَلَّيْتَ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى سَدْنَا
60
salavate moläiketike ve s'thime nd ner dulvani hatta turdiyetima veeri himallahümme ma caxeyte bibi chen ve Gmmen an valideyhima.
60. Allalitimme salli alâ seyyi dina Cibrile ve Mikaile ve İsrafile ve Azralic ve hamelet'il arşi ve alel me läiketi vel mukarrehine ve alá cemil enbiyai vel miracline salavatollahi ve selämühu aleyhim ecinain,
61. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin adede maalimte ve mil'e maalimte ve zinete maalimte ve midade kelimatike.
62. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin saláten mevsuleten bilmezidi. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin saláten la tanka thu ebed'el ebedi ve låtebidü.
63. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin salátekelleti salley-te aleyhi ve sellim alá seyyidina
Keza, onlara rıdvan ihsan eyle; taa, kendilerini razı edinceye kadar. Alla ham, onları mükafatlandır. Babayı ve anayı çocukları dolayısı ile mükafatlandır dığın şeylerin EN FAZİLETLİSİ ile. (1)
60. Allalum ulumuz Cebrail'e, Mikäll'e, İsrafil'e, Azrail'e, arşın hamilleri-ne, melekler ve makkarebine, bütün nebilere ve resullere salât eyle. Allah- Ta-ala'nın salatları ve selamı onların üzerine olsun.
61. Allalım, bildiklerinin sayısı kadar, bildiğin şeylerin aldığı kadar, bil-diklerinin ağırlığı kadar, kelimelerinin adedi kadar efendimiz Muhammed'e sa-lat eyle.
62. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle, Öyle bir salát olsun ki, me-zide ulaşsın. Allahım, efendimiz Muhammed'e salåt eyle. Öyle bir salát olsun ki, sensurun sonsuzluğuna kadar kesilmesin. Hem de kesilmenin hiç bir şekli ile.. 63. Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle; sevin, ona ettiğin salat gibi..
(Devamı: 603. Sayfada)
(1) Bu cümlede gegen: EN FAZİLETLİSİ tabiri, metinde yoktur. Şerhte ekluğu için buraya alındı.
55
YanıtlaSil1501. Ağ (ak) üstünde karalar, birbirini kovalar.
1502. Ağa borç eyler, uşak harç eyler.
1503. Ağa eşikte, gelin beşikte.
1504. Ağa toktur. nökere (uşağa) bir çörek çoktur.
1505. Ağaca baltayla vurmuşlar, "sapı bendendir" demiş.
1506. Ağacı budağından, güzeli dudağından.
1507. Ağacı güzel gösteren yapraklarıdır.
1508. Ağacı kurt yir, insanı dert.
1509. Ağacın meyvesini ye, kabuğunu soyma.
1510. Ağaç ürün getirende, başını aşağı diker. (Ağaç ürün verdikçe, başını eğer.)
1511. Ağaçtan maşa, aptaldan paşa olmaz.
1512. Ağanın gözü, yiğidin sözü,
1513. Ağası Gülüm olanın, başına külüm olur.
1514. Ağır geden (giden) yol alır, hızlı geden yolda kalır.
1515. Ağır otur, batman gez.
1516. Ağız açtı, göher (elmas) saçtı.
1517. Ağız torba değil (ki) büzesin.
1518. Ağız yandıran aşı, kaşık tanır.
1519. Ağızdan burun yahın, kardaştan karın yahın (yakın).
1520. Ağızdan çıkan, başa değer.
1521. Ağızıma aş, karnıma daş (taş).
1522. Ağızın açar, gözün yumar.
1523. Ağladanın yanına git, güldürenin yanma gitme!
1524. Ağlamayan uşağa süt vermezler.
1525. Ağla(r)sa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.
1526. Ağlayanın bir derdi var, gülenin beş.
1527. Ağzı aşa yetişende, başı taşa yetişir.
1528. Ağzı eğri olanı arkadan tanımak olur.
1529. Ağzıma taş, toprak!
1530. Ağzına çullu tavşan sığışmıyor.
1531. Ağzına yoğurt sürttüler.
1532. Ağzını açtı, gözünü yumdu.
1533. Ağzını bıçak açmıyor.
1534. Ağzını tıkarsan, burnuyla konuşur.
1535. Ağzının suyu açıldı.
1536. Ah keçen ayyam olasın, (ş) indiler, (s) indikiler insan değil, cindi(r)ler.
470
YanıtlaSilitaat- askeriye
İtirazi (ye)
itaat- askerive ع عسكريةaskerinitaatı, askerin verilen emre uyması
staatkar الاسكار : itaath, emre uyar, söz dinler, boyun eğer
itatsizlik اطاعت : itaatsızca hareket, emir ve söz dinlememe, kendi başına hareket etme, isyan
itab عناب : azarlama, sert uyarma, cezalandır ma, ceza
itale اطاله: uzatma
itale-i lisan إطالة لسان : dil uzatma, kötü sözler
söyleme
Italya ايتاليا : bir güney Avrupa ve Akdeniz ül-kesi dini, Hıristiyanlığın Katolik mezhebi Hristiyanlık dünyasının en büyük dini lideri Papa da İtalya'dadır
itfa 1 : إطفاء.söndurme 2.(mec.) dindirme, tes kin etme 3 borcu ödeyip kapatma
tham الهام : suçlama, suç yükleme
ithamkarane اتهام کارانه : suçlayıcı tarzda
Ithamname اتهام نامه : sanık hakkında yazılan suçlama yazısı; suç raporu
itibar 1: اعتبار.deger 2 önem, önemseme 3 say-gı, saygıya değer olma 4 göz önünde bulun-durma, dikkate alma, hesaba katma 5 var sa-
yılarak kabul edilen değer itibaren اعتباراً : ...den beriden başlayarak
itibariye( اعتبارية : kendi başına gerçek olma-yıp var sayılan, farazi, var sayıma dayanan, izafi 2 şartlara bağlı kalan
Itibariyle اعتباريله :... bakımından,... e göre
Itibarla اعتبار له ..... bakımından,.... e göre
itibarik اعتبارئق : var sayıma dayanma duru mu 2.şartlara bağlı kalma durumu
)tidal إعتدال : aşırılıktan uzaklık, ölçülülük 2.dengeli olma 3 yumuşaklık 4 soğuk kanlılık 5.uygunluk
tidal- dem إعتدال دم : soğukkanlılık
Itidal- mizac اعتدال مزاح : aşırılıktan uzak, den geli karakter yapısı, ölçülü ve dengeli huy ve yaradılış
Itidalle إعتداله : aşırılıktan uzak, ölçülü, denge li, yumuşak, soğukkanlılık
itikad 1 : اعتقاد inang, man, inanma 2 bir din de inanılması şart olan temel inançlar, iman prensipleri 3.kanaat, kabul edilen düşünce
deki iman Itikadi kalbi اعتقاد قلبي : kalbdeki inanç, kalb
itikad kamil اعتقاد كامل : Jusursuz iman, tam iman, mükemmel inanç
inançsızlığı savunanlarca ileri sürülen du itikad küfri اعتقاد کفری : inancsak göruşu, şünceler
itikad- ummumi (y( اعتقاد عمومی : yaygın inanç
Itikadi yakin إعتقاد يقين : sağlam ve şüphe go türmez inanç
itikadı örfi اعتقاد عرفی : alışılagelen
itikaden اعتقادا : inanç bakımından
itikadi (ye( إعتقاديه : inançla ilgili
itikadsız إعتقادسر : inançsız, imansız
Itikadsızlık إعتقاد سزلق : inançsızlık
tila إعملاء : yükselme
tilaf التلاقجي : Osmanlı Devletinde II. Meş rutiyet'in ilanından sonra (1908'den sonra) kurulan "Hürriyet ve İtilaf Partisi taraftarla n. (O dönemde bu parti muhalefette, Ittihad ve Terakki Partisi iktidarda idi. (itilaf: uzlaş ma) 2. Birinci Dünya Savaşında savaşan üçlü itilaf devletlerinden her biri (Fransa, İngilte re ve Rusya) itilafçı devletlere karşı savaşan "ittifak devletleri" vardı: Almanya, Avustur-ya-Macaristan ve sonradan bunlara katılan
Bulgaristan ve Osmanlı devleti( Itimad 1 : اعتماد güven 1 güvenme, dayanma
itimad- nefs إعتماد نفس : kendine güvenme
Itimaden إعتمادا : güvenerek
itimadli 1 : إعتمادلي güvenli, kendinden emin, kendine güvenen 2. kendisine güvenilir
itimadsızlık إعتماد سائق : güvensizlik, guvene mezlik
itina إعا : özenme, özen, dikkat, titizlik
i'tinal 1 : إعالى itina edilmiş, özen gösteril
miş, özenli 2.özen göstererek yapan
(suçu, durumu) açıklama, söyleme tiraf إعتراف : bilinmesi istenmeyen gerçeği
itiraf kusur إعتراف قصور : kusurunu açıklayıp
söyleme
itiraz اعتراض : karşı çıkma, kabul etmeme
İtirazat اعتراضات : itirazlar, karşı çıkışlar
itirazat - muannidane إعتراضات معندانه : inatç şekilde yapılan itirazlar, karşı çıkışlar
layıcı veya açıklayıcı ek cümle veya cümlecik. itirazi (ye( اعتراضیه : gr: esas cümleyi tamam ara cümle
Hirazkarane
YanıtlaSil471
trakarane إعتراض كارانه: itiraz eder tarzda, karşı koyar şekilde
tiraname اعتراض نام mahkemeye verilen iti raz yazısı, İtiraz dilekçesi
tirasiz اعتراض itiraz etmeden, olduğu gibi kabul ederek
Pisa 1 : اعضا günahkarlık, zulum ve hak sızlık etme 2 doğru yoldan sapma
Riyad 1 : إعتياد alışkanlık; adet haline getirme
2 huy
teaإعترال أ : "ehl-i sünnet mezhebinden ayrılma 2.mutezile mezhebinin görüşünü benimseme (ehl-i i'tizal: ehl-i sünnet'ten ay rılıp bazı konularda farklı bir yol tutan görüş 3.bir mezhepten ayrılma 4. toplumdan ayrılıp yalnızlığı seçme 5 işten ayrılma (bk. ehl-i sünnet, ehl-i i'tizal, mu'tezile)
Ptizar 1 : إعتذار.özür dileme 2.bir sebeb göste-rerek affını rica etme
itkan القان : saglam, düzgün ve düzenli yap-ma; düzgünlük, düzenlilik ve sağlamlık
Itkan ekmel القان أكمل : son derece kusursuz( düzgünlük, düzenlilik ve sağlamlık
Itkan muhkem اتقان محكم : saglam ve sarsıl-maz düzgünlük ve düzenlilik
itkan mutlak اتقان مطلق : tam saglamlılık, dü-
zenlilik ve düzgünlük
Itkan mükemmel اتقان مكمل : kusursuz düz günlük, düzenlilik ve sağlamlık
Itkan san'at اتقان صنعت : san'atta sağlamlık, düzgünlük ve düzenlilik
Itkankarane القانکارانه : sağlamlık düzgünlük ve düzenliliği esas alır tarzda
itkanlı القائلي : saglam, düzgün ve düzenli ya pılı
itkanperverane اتقان پرورآنه : sağlamlık düz günlük ve düzenliliği çok sever tarzda
itmam إتمام : tamamlama, bitirme
itmam-ı hareket اتمام حرکت : hareketi tamam-lama
itmam-ı rüku اتمام رکوع : namazda rükua gitme ve rüku yapma, rükuu tamamlama
itminan 1 : اطمئنان.gönül rahatlığı 2. güven duyma 3 kesin şekilde bilip inanma 4 sağlam imanın verdiği güven
Itminan- kalb اطمئنان قلب : gönül huzuru ve ra-hatlığı, sağlam imanın verdiği gönül rahatlığı ve huzuru
ittifaki mutlak
itminan-snes اطمنان نفس: kendi içini rahatlat-ma, nefsin itirazlarına cevap verip rahatlama
itminan-vicdan اطمئنان وجدان vicdan rahatlığı, iç huzuru
itminanbahs اطمئنان بخش tatmin edici, güven verici
itminankarane امتنان کارانه : güven verici sekil de, iç rahatlatıcı tarzda
itminanla المسائله : sağlam imanın verdiği gü
venle
yen itminants المتسائلی : güven verici, güven ve hu-zur sağlayıcı, şüphe ve tereddüde yer verme
itminansızlık اطمئنانسرق : kendi inancına g vensizlik, inanamazlık
itnab (itnab( إطناب : )ed) sözü gereğinden fazla uzatma; fazla ayrıntıya girip sözü uzatma
itnabi إطنابلي : )ed) sözü gereğinden fazla uza-
tılarak söylenmiş olan
ittiba (ittiba( اتباع : tabi olma, uyma, itaat etme
ittiba - Kuran اتباع قرآن : Kur'an'a tabi olma, Kur'an'a uyma
ittiba-i sünnet اتبع سنت: sunnete tabi olma, sünnete uyma (bk. sunnet)
Ittiba-i sünnet-i Ahmediye اتباع سنت احمد به : Muhammed'in (a.s.m.) sünnetine (yani bize örnek olan davranış ve yaşayış tarzına) uyma
ittiba-i sünnet-i Muhammediye اشاع سنت محمد به
Hz. Muhammed'in (a.s.m.) sünnetine (yani, bize örnek olan davranış ve yaşayış tarzına) uyma
ittiba-tamme اتباع نامه : tam olarak uyma
Ittiba-i sünneti seniye اتباع سنت سنه : ) Pey gamber'e ait) yüce sünnete uyma
ittibaen uyarak tabi olarak
ittifak إنفاق: anlaşma; birleşme; uyuşma; or
tak hareket etme 2. düşünce birliği 3.oy birliği 4.karar birliği 5 ortaklaşa kabul 6. ortak tavır
alma 7. beraberlik oluşturma
ittifak-edyan إتفاق ادیان : )bir şeyi)dinlerin or taklaşa kabul etmesi, bir konuda birleşmeleri
İttifak-ı evham-saz إتفاق اوهام ساز : kuruntucula-
rın birleşmesi
Ittifak- sükuti إنفاق سكونی : ortaklaşa susma, susup karşı düşünce ileri sürmeme
İttifak mutlak إتفاق مطلق : tam birlik
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilولن ترضى عنك النهوا ولا النصاري على الله بان قل إلى هدى الله هو الهدى وابن البحث المرادهم بعد أن جامات من العلوما لك من الله من ولي ولا تغيره أن المناهم الكتاب بالمونة على الانية الراية تؤمنين وبير مسافر به قبوليك هم المديرين التي انسان های يعني التي العنت عليكم وإلى الكلام على العالمين. والقوايوما لا تخرى نقل عن المين شبكة ولا يقبل منها عمال ولا تنفعها القاعة ولا هم المرون و الان العامة اريبي قال لا ينال مهدي الطالبين يا ملا ان مكانة الناس وانا والجلوا من مقام الرهيم مصل وفيها الترهيم والتعيل أن ظهر الي في المطالبين والعالمين الركي السعود والا قال الرهيا رب اجعل هذا بك اما وان الى منا من الكمرات من أمن منهم بالله واليوم الأجر قال ومن ظفر لاميعة قليلا ثم اضطرة إلى عذاب النار وبلن التميز .
وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَهُنَّ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ
"Vaktiyle rabbi Ibrahim'i bazı sözlerle sınayıp da Ibrahim onları eksiksiz yerine getirince, "Ben seni insanlara önder yapacağım" buyurmuştu. Ibrahim, "soyumdan da" deyince rabbi, "Vaadim zalimleri kapsamaz" buyurdu.99 (Bakara, 2/124)
Mahaf stylane 18
sayfa no: 1. Caz/3. Sayfa
EN AĞIR İMTİHANI PEYGAMBERLER YAŞAMIŞTIR.
Hz. İbrahim, Allah'ın emirlerini yerine getirmeye çalışırken birçok sıkıntılar yaşamış, babası tarafından dışlanmış hatta Nemrut tarafından ateşe atılmıştı. Ama o, bütün sıkıntıları, Allah'ın lütfu sayesinde başarıyla atlatmıştı. Allah da onu insanlara önder yaptı. Fakat onun soyundan gelenlerin hepsi önder yapılmadı. "Vaadim zalimleri kapsamaz" ilahi fermanı, zalimler için Allah'ın bir vaadi olmadığını ifade eder. Allah'ın hakkı olan kulluğu yerine getirmeyen kişi zalimdir. İyi bir Müslüman olmak kan bağına ve biyolojik sebeplere değil dini ve ahlâki liyakate bağlıdır.
MESAJ
Peygamber soyundan gelmek. Allah katında değerli olmaya yetmez. Kişiyi değerli kılan, imanı ve amelidir.
KELİME DAĞARCIĞI
Belä: Allah'ın insanları denemek için verdiği maddi ve manevi sıkıntı, dert, külfet.
18-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilرَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.99
(Bakara, 2/129)
وإذ يرفع الرهيم القواعد من البيت واسمعيل ربنا المقبل ملا الك الى السبيعُ الْعَلِيمُ رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْن لك ومن ذريتنا أمة مُسْلِمَةٌ لَكَ وَأَرِنَا مُناسكنا ولبْ عَلَيْنَا الك انت التواب الرحيم . ربنا وابعث فيهم رَسُولاً منهم يتلوا عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الكتاب والحكمة ويركبهم الك انت الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِنْه الرهيم إلا من سبة نفسة ولقد اصطفيناه في الدنيا قاله في الأجرة لين الصالحين إذ قال له ربة أسلم قال أسلمت لرب العالمين . وَوَصَّى بِهَا ابْراهِيمُ بنيه وَيَعْقُوبَ يَا بَنِي إِنَّ اللهَ اصْطَفَى لَكُمُ الَّذِينَ فَلا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قال النبيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِى قَالُوا نَعْبُدُ الهك واله أناتك إبرهيم واسْتَعِيل واسحق إلها واحدا وَنَحْل لَهُ مُسْلِمُونَ وَتِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْتَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ .
Mushaf sayfa no: 19 Hafızlık sayfa no: 1. Cüz/2. Sayfa
İLAHİ MESAJLAR PEYGAMBER VASITASIYLA BİLDİRİLİR.
BILGI
Hz. Ibrahim ve Hz. İsmail Kâbe'yi inşa ederken bir taraftan da dua ediyor-lardı. Bu dualardan biri de kendi nesilleri içinden bir peygamberin gelmesini istemeleriydi ki, ayetteki dua budur. Aynı zamanda bu dua peygamberlerin görevlerini özetlemektedir. Peygamberler insanlara Allah'ın ayetlerini okur, ki-tabı ve hikmeti öğretir ve onları inançsızlığın kirlerinden arındıracak mesajlar getirirler. Ancak, her türlü kirden arınmak kulun kendi seçimiyle mümkündür. Kul tezkiye olmayı seçmezse Allah onu temize çıkarmaz.
MESAJ
Doğru yolda yürümek, Peygamber'in çağrısına uymakla mümkündür.
KELİME DAĞARCIĞI
Tezkiye: Nefis, kalp ve ruhu ibadet, itaat ve zikirle manevî kirlerden temizlemek.
19
kitabını ve itretimi bırakıyorum. 1842-Yakında çağrılacağım ve ben o çağrıyı (ahiret yol-Allah'ın kitabı gökten yere uzanan cuğuna çıkmayıl kabul edeceğim. Ey insü cin! Ben size Allah'in bir iptir. Itretim ise ehli beytimdir. Gerçekten güzel ve her şeyden havzın yanında bana gelinceye kadar ayrılmayacaklar. Bakınız, haberdar olan Rabbim bana bildirdi ki, onlar asla birbirinden, benden sonra bunlara nasıl sahip olacaksınız?
YanıtlaSil١٨٤٣ - إني لأعلمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ لَوْ قَالَ أَعُوذُ بالله من الشَّيْطَانِ الرَّحِيمِ ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ (حم) خ م ك حب عن سليمان بن صرد) قال استب رجلان فاحدهما احمر وجهه واستفخت اوداجه فقال النبي فذكره (ن ع عن عبد الرحمن بن ابى ليلى عن ابي د ت طب عن عبد الرحمن بن ابي ليلى عن معاذ)
1843- Ben gerçekten bir kelime öğretiyorum. Kim bunu derse kendinde bulduğu şey gider. "Eûzü billâhi mineş şeytânir rocîm" derse içinde hissettiği (vesvese ve benzeri sıkıntılar) gider, kalmaz.
١٨٤٤ - إني لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا هَذَا الْغَضْبَانُ لَأَذْهَبَتِ الَّذِي بِهِ مِنَ الْغَضَبِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّحِيم (حم طب عن معاذ ك عن سليمنا بن صرد
1844- Ben bir kelime öğretiyorum. Eğer bu öfkeli adam
onu söylerse bu kelime onun öfkesini bir anda giderir: Allâhüm-me innî eûzü bike mineş şeytânir racîm*
١٨٤٥ - إِنِّي كُنْتُ أَمَرْتُكُمْ أَنْ تُحْرِقُوا فَلَانًا وَفُلَانَا بِالنَّارِ وَإِنَّ النَّارَ لَا يُعَذِّبُ بِمَا إِلَّا اللَّهُ فَإِنْ أَخَذْتُمُوهُمَا فَاقْتُلُوهُمَا (حم خ ت عن ابي هريرة)
1845- Ben size falan ve falan kimseleri ateşle yakmanızı emretmiştim. Oysa ateşle ancak Allah cezalandırır. Bu sebeple onları yakalarsanız öldürün.
١٨٤٦ - إِنِّي فَرَطُكُمْ عَلَى الْحَوْضِ مَنْ مَرَّ عَلَيَّ شَرِبَ وَمَنْ شَرِبَ لَمْ يَظْمَأْ
460
اَبَدًا وَلَيَرْدَنَّ عَلَى أَقْوَامٌ اَعْرفُهُمْ وَيَعْرِفُونَى ثُمَّ يُحَالُ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَأَقُولُ الهُم مِنَى فَيُقَالُ إِنَّكَ لاَ تَدْرِى مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ فَأَقُولُ سُحْقًا سُحْقًا لِمَنْ بَدَّل
YanıtlaSilبَعْدِى (حم) خ م عن سهل بن سعد وابي سعيد معا)
1846- Ben sizi havzın başında şevkle bekleyeceğim. Ya-nima gelen ondan icecek. Kim ondan icerse bir daha asla susa-mayacaktır. Yanıma kendilerini tanıdığım, beni tanıyan kimseler galecekler. Sonra aramızda bir perde çekilecektir. "Onlar ben-dendir." diye haykıracağım. Şöyle cevap verilecek: "Sen bilmiyor-sun, onların senden sonra neler yaptıklarını." "Benden sonra di-nini değiştirenler benden uzak dursun, benden uzak dursun." di-yeceğim.
١٨٤٧ - إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ ثَلَاثًا وَهِيَ كَائِنَاتٌ زَلَّهُ عَالِمٍ وَجِدَالُ مُنَافِقِ بِالْقُرْآنِ وَدُنْيَا تُفْتَحُ عَلَيْكُمْ (طب عن معاذ)
1847- Ben, hakkınızda mutlaka vuku bulacak olan üç şeyden korkuyorum: Âlimin yanılması, münafığın Kur'an'ı alet e-derek mücadeleye girişmesi ve size açılacak olan dünya.
١٨٤٨ - إنّي لا أَصَافِحُ النِّسَاءَ وَلَكِنْ آخِذُ عَلَيْهِنَّ مَا أَخَذَ اللَّهُ عَلَيْهِنَّ (حم)
طب عن اسماء بنت يزيد
1848- Ben kadınlarla musafaha, tokalaşma yapmam. Lakin onların hakkında Allah'ın aldığı sözü ben de alırım.
١٨٤٩ - إلى لأَهَمُّ أَنْ أَجْعَلَ لِلنَّاسِ اِمَامًا ثُمَّ أَخْرُجَ فَلَا أَقْدُرُ عَلَى إِنْسَانٍ يَتَخَلَّفُ عَنِ الصَّلَوةِ فِي بَيْتِهِ إِلَّا أَحْرَقْتُهُ عَلَيْهِ (حم عن ابن ام مكتوم)
1849- Cemaate imam olacak birini dikip, mescitten çı-
kıp, namaza gelmeyen kimsenin evine gidip içimden evini üzerine yakasım geliyor.
١٨٥٠ - إِنِّي سَئَلْتُ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ الشَّفَاعَةَ لِأُمَّتِي فَأَعْطَانِيهَا وَهِيَ نَائِلَةٌ إِنْ
461
O gün insan kurtulmak için en yakınlarını feda etmek ister
YanıtlaSilΟ GÜN in-sanlar bir-birlerine gösterilir. Gü-nahkâr kişi, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisi-ni barındıran ailesini ve yeryüzündeki olarak vermek is-
Prof. Dr. Ahmet TEKİN
anadoluplatformu@hotmail.com herkesi fidye
ter." (Meâric 11-14)
Kur'an bu ayetle insanın en çıplak, en savunmasız halini anlatır. O gün insan tanımayacak değildir; aksine herkesi tanıyacaktır. Evladını da tanır, eşini de, kardeşini de... Fakat bu tanıma merhamet doğurmaz. Korku, bütün bağları ezer geçer. İnsan, kurtulmak için en yakınlarını feda etmeyi ister. Çünkü hesap günü, insanın bencilliğinin bütün maskeleri düşer.
Başka bir ayet bu tabloyu daha da sarsıcı biçimde tamamlar:
"O gün insan kardeşinden, annesin-den, babasından, eşinden ve çocuk-larından kaçar. Çünkü herkesin başını meşgul edecek yeterince derdi vardır." (Abese 34-37)
Dünyada akrabalıkla, cemaatle,
ideolojiyle, çıkarla örtülen zulümler...
"Bizdendir" denilerek görmezden geli-
nen haksızlıklar... "Şartlar böyle" denil-
erek meşrulaştırılan suskunluklar...
Hepsi o gün sahibinin önüne konacak-tır. Ne soy kurtarır, ne yakınlık, ne de kalabalıklar. Çünkü o gün yalnızca adalet konuşur:
"Kıyamet günü adalet terazileri ku-rulur. Kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz." (Enbiyâ 47)
Peygamberimiz bu gerçeği dünya-dayken acıkca uvarmıstır:
meşgul edecek yeteril
YanıtlaSil(Abese 34-37)
Dünyada akrabalıkla, cemaatle, ideolojiyle, çıkarla örtülen zulümler... "Bizdendir" denilerek görmezden geli-nen haksızlıklar... "Şartlar böyle" denil-erek meşrulaştırılan suskunluklar... Hepsi o gün sahibinin önüne konacak-tır. Ne soy kurtarır, ne yakınlık, ne de kalabalıklar. Çünkü o gün yalnızca adalet konuşur:
"Kıyamet günü adalet terazileri ku-rulur. Kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz." (Enbiyâ 47)
Peygamberimiz bu gerçeği dünya-dayken açıkça uyarmıştır:
"Kimin üzerinde kardeşinin hakkı varsa, altın ve gümüşün geçerli ol-madığı o gün gelmeden önce onunla helalleşsin." (Buhârî)
Bir başka uyarısı ise son derece net-tir: "Zulüm, kıyamet günü karanlıktır." (Müslim)
Bugün zulüm karşısında sessiz kalanlar, adaleti kimliğe göre tartanlar, mazlumun kimliğine bakıp tepki veren-ler şunu iyi bilmelidir: O gün kimse kimseyi kurtaramayacak. Fidye kabul edilmeyecek. En sevdiklerini vermeyi is-temek bile fayda etmeyecek.
Bu ayet bize şunu sordurur: Yarın kurtulmak için feda etmek isteyeceğimiz insanlarla, bugün hangi zulümlerde yan yana duruyoruz?
O gün insan kurtulmak için en yakınlarını feda etmek ister.
Ama kurtulanlar, dünyadayken kim-seyi feda etmeyenler olacaktır.
MEKSİKA LİDERİ SHEİNBAUM,
Onlar,
YanıtlaSilKendilerinden daha güçlü,
Diyar diyar dolaşanlardı.
(Lâkin onlar, âdeta ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar.)
-Kaçacak bir yer mi var? /(Allah'ın emânından başka) kur-tuluş var mı?" (Kāf, 36)
Nankörlere yok, sâdıklara var.
Münafıklara yok, müttakîlere var.
Yalancılara yok, doğrulara var.
Kâfirlere yok, mü'minlere var.
Dünyayı tercih edenlere yok, âhireti seçenlere var.
Şeytana koşanlara yok, Allâha koşanlara var.
Zâlimlere yok, mazlumlara var.
İdrâk eden bahtiyar gönüller, âyet âyet yüce Allah'ı dinlerler ve anlarlar:
"Yalan sözlerle Allâh'a iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan
Daha zâlim kimdir?
Süphe yok bri ki
Muhtesem Bir Maziden İhtişamı Yauntara...
YanıtlaSilYUZAKI
YIL 21 OCAK 2026
AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ
Fecre andolsun!.. (Fecr, 1)
97
YanıtlaSildir
Cüz 30, Sure 97
KADR SURESİ
23
iş
وكل الليالي ليلة القدر ان دنت كما كل ايام اللقايوم جمعة
"Nasıl ki buluşma günleri Cuma ise sevgilinin yaklaşması ile bütün geceler kadir gecesi olur"
uk
Şeyhin bu beytinde Cum'a gününün kadir gecesinden daha faziletli
olduğu görüşüne de işaret vardır. "Hadiyete erdiren Allah'tır. O'ndan başka maksud yoktur"
HAK DÎNİ KUR'AN DİLİ
YanıtlaSilElmalılı Hamdi Yazır
9. Cilt
Şura Yayınları
Beyazsaray No: 10 Beyazıt/ IST.
Tel: 518 26 85
Çelik Yayınevi
Beyazsaray No: 13 Beyazıt/ İST.
Tel: 518 43 98 Fax: 518 27 19
Bu bir Şura-Çelik ortak yapımıdır
598
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
ALTMIŞINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, ulumuz Cebrail'e..
Ki o: Büyük meleklerin nebi ve safilerindendir. Bizim de dünya ve Ahiret işlerimize müekkel olan meleklerden olup Yüce Allah'ın vah-yi İçin emin Cebrail'e tezimat, tekrimat inzal eyle..
Mikail'e..
Bu melek de bizim rızkımıza müekkeldir.
İsrafil'e...
Bu ulu melek ise.. bizim dirilmemize müekkel olup Sur sahibidir: ona üfleyecek.. Onu izaz eyle.
Azrail'e...
Bu ulu melek dahi, ruhlarımızın kabzına müekkeldir.
Melekler arasından, bu dört tanesi özel olarak anlatıldı. Şöyleki:
Cebrall a.s. Resulüllah S.A. efendimize nübüvvet ve risalet getir-di. Kur'an-ı Kerim'i, Sübhan Hakkın yüce emirlerini, şer'i hükümleri getirdi. Onun sebebi ile, bizler Allah'ın hidayetine mazhar olduk. Cen-nete doğru yollandık. Türlü türlü sevaplara, ecirlere, Allah'ın rızası-na kavuştuk.
İşbu anlatılan manalardan ötürü, Cebrail'in a.s. ismi özel olarak anlatıldı; kendisine ikram olundu.
Sonra..
Semadan yağmurları indirmek, yerden bunca nebatat, hayvanat, meyveler, çiçekler, haddi hesabı olmayan nice menfaatlar Mikäil'in vasıtası ile geldi.
İşbù mana icabı olarak, özel bir surette, Mikail'in adı anıldı.
Sonra...
Kabirde çürüyüp toprak olduktan sonra, tekrar baas olunup iman hidayeti, rabbani inayet ile cennetlere girmek, İsrafil'in sura üfürme-si vasıtası ile olacaktır.
İşbu mana icabı olarak, İsrafil'in ismi anlatılmak sureti ile ken-disine saygı gösterildi.
Sonra..
Dünya zindanından, elem ve kederlerden, şeytanın vesveselerin-den halás olmamız, Azrail vasıtası ile olacaktır. Çünkü o: Ruhlarımı-zın kabzı dolayısı ile bizleri o sıkıntılardan kurtaracaktır.
İşbu olundu. mana icabı olarak, onun ismi anlatılıp kendisine tekrim
Arşın hamillerine...
Bu cümlede anlatılan arşın hamilleri dört melektir. Kıyamet gü nu, sekiz melek olacaktır. Çünkü bu manayı, Yüce Hak, Kur'an-ı Ke-rim'de şöyle anlattı:
KARA DAVUD
YanıtlaSil599
O gün, Rabbın arşını, üstlerinde bulunan sekiz melek yükle
(LI/69)
ton-1 Cerir, Zeyd b. Ebi Zeyd'den ra. naklen merfu usulü ile ri-rayet edildiğini çıkarıp Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu nu anlattı:
Bugün, arşı taşıyan dört melektir. Kıyamet günü olduğu za man, şanı büyük Allah o dört meleği dört melekle güçlendirip sekiz melekle teyid edecek; böylece onu sekiz melek tutacaktır.»
Yine üstte geçen ayet-i kerimenin tefsirinde; İbn-i Cerir, İbn-1 Münsir ve İbn-i Ebi Hatem Rh. İbn-i Abbas'ın ra. şöyle dediğini an-Jattalar:
Kıyamet günü, arşı sekiz sať melek tutacaktır. O safların her birinde o kadar çok meläike vardır ki, onların sayısını ancak Allah bi-Mir.
Meleklere..
Buna meleklerin tümü dahildir.
Mukarrebine..
Buna, mukarreb melekler, ruhaniler, nuraniler dahildir.
Bütün nebilere ve resullere salât eyle..
Bazı nüshalarda, bundan sonra, şu cümle eklenmiştir: Keza Allah'ın salih kullarına da..
Allah-ü Taala'nım salatları ve selâmı onların üzerine olsun..
Yani: Salavat-ı şerifenin başından itibaren, Cebrail, İsrafil, Az-rail, Mikail, arşın hamilleri, tüm melekler, mukarrebler, bütün nebiler ve resuller üzerine olsun.
Ban nüshada, Du salavat-ı şerifenin üç defa okunması yazılıdır. (Şerhde böyle geçer; ancak metin olarak buraya aldığımız eserde böy-le bir cümle yoktur.)
ALTMIŞ BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
- Allahım, bildiklerinin sayısı kadar...
Yani: Ezelden ebede, külli ve cüz'ı mübarek ilminin kavradığı ka-
dar..
Sübhan olan Yüce Hakkın mübarek ilminin kavradığı şeylerin ni-hayeti yoktur.
Demek olur ki:
Ya Alim ya Allah, ilim sıfatının kavradığı bilgilerin nihayeti yoktur. Bu böyle olduğu gibi, seyyidimis, iki cihanın seyyidi, insin ve cinnin resulü, Resulüllah S.A. efendimise ninayetais tahiyyat, tekri-mat ederek sanını icial eyle..
1432. Köprüye geldikten sonra, geçmek için acele etmeye gerek yok!
YanıtlaSil1433. Kral çalarsa, uyruk oynar.
1434. Mutluluk, herkesin yaşamından bir kez geçer.
1435. Nişan almak yeterli değil, hedefi bulmalı.
1436. Olaydan sonra, herkes akıllanır.
1437. Sen bana, ben sana.
1438. Şen yol arkadaşı, yolu kısaltır.
1439. Tanrı, insanın yüküne göre omuz verir.
1440. Tanrı'nın değirmeni yavaş döner, ama iyi öğütür.
1441. Tilki, postunu değiştirse de tilkidir.
1442. Urba, insanın mimarıdır.
1443. Ya sessizliği koru, ya da ondan daha iyi bir şeyler söyle.
1444. Yanlış yolda kaçmanın yararı yok.
1445. Yiğitçe girişim, yarı başarıdır.
1446. Zaman, her şeyi geçirir.
1447. Zaman ile sel, kimseyi beklemez.
1448. Zaman paradır. (Vakit nakittir.)
000
AZERBAYCAN ATASÖZLERİ
1449. Abdalın karnı doyunca, gözü kapıda olur.
1450. Acemi nalbant, Kürt eşeğinden dener kendini.
1451. Acı sirkenin kâseye zararı var.
1452. Acın amanı yoh, tohun imanı.
1453. Acın karnı doyar, gözü doymaz.
1454. Acından ölen yoh, tonundan ölen çoh.
1455. Aç aman bilmez, toh (uşak) zaman.
1456. Aç at kişner, âşık sesler.
1457. Aç ayı oynamaz.
1458. Aç başım, dinç başım.
1459. Aç çoh, çörek yoh.
1460. Aç diyor "doymuyorum", tok diyor "acıkmıyorum".
1461. Aç eline geleni yiyir, toh ağzına geleni diyir.
1462. Aç esner, toh geğirir,
1463. Aç eşek, katırdan tez yürür.
1464. Aç karına bir nefer, nağme okuyar meğer?
AŞANTİ (AFRİKA) ATASÖZLERİ
YanıtlaSil405. Dilini emanetçiye verirsen, geri alamazsın.
406. Kadın, yorgan gibidir: örtündüğünde engel olur, attığında soğuk olur.
407. Kin ve nefrete karşı ilaç yoktur.
408. Otuz yıl eğri büyüyen ağaç, bir yılda doğrulamaz.
409. Paralar suyunu çekince, insanlar daha öngörülü olur.
1410. Ünlü bir ad, pişirilip yenilemez.
AVUSTRALYA ATASÖZLERİ
1411. Açlık, en iyi derstir.
1412. Çeliğe biçim vermek için, pamuk kullanamazsınız.
1413. İngiliz soyluluğunu da öğren, belki bir gün roman yazarsın.
1414. Kavgaların üstüne güneş batmasın!
1415. Sevgi ile öksürük, asla saklanamaz.
1416. Sevmek, keman çalmak gibidir; bilmeyen, kötü sesler çıkarır.
1417. Tavşanı, en öndeki köpek yakalar.
AVUSTURYA ATASÖZLERİ
1418. Acıyı bilmeyen, tatlıyı da bilmez.
1419. Alış-verişi pazar zamanı yap.
1420. Aptal olmasaydı, akıllı adam olmazdı.
1421. Az akıl ver, çok yardım et.
1422. Bütün dünyaya hükmetmek, Avusturya'ya düşer. (Latincesi: Austriae est imperare orbi universo. Almancası: Alles Erdreich ist Oesterreich unterthan. Avusturya sarayının dövizi idi.)
1423. Çok konuşan, yalan söyler.
1424. Çok şey yenidir, azı iyi.
1425. Değişmeyen şeyi unutan, mutlu olur.
1426. Düşüncenin gümrüğü yok.
1427. Gerçek, köşe ardına gizlenmez.
1428. İyi iş, ölümü aşar.
1429. İyi şarap, kendini satar.
1430. İyinin de çoğu, çoktur.
1431. Kendi kendinin öğretmeni olanın öğrencisi akılsızdır.
İttifakı vazife
YanıtlaSil470
Ittifaki vazife اتفاق وظيفه : görev birliği, görev beraberliği
İttifakiyet إتفاقيت : birleşme, beraberlik, birlik-telik
İttifakryet- avra إتفاقيت عوراء : körlerin birliği, beraberliği
İttifaken 1 : إنفاق.ittifak halinde, birlik halin-de, birlikte, beraber 2.oybirliği ile 3.paylaşılan düşünce olarak
ittifaki 1 : إتفاقي.birlik sağlanmış, konularla il-gili 2 gelişi güzel, rast gele
ittifakiyat إتفاقيات : )tesadüfle ve rast gele)bir arada olan şeyler
İttifakkarane إتفاق کارآنه : birlik halinde, hep birlikte;birlik oluşturarak
ittifakı إتفائلي : üzerine ittifak edilmiş, birlik sağlanmış
İttifaksızlık إتفاقزلق : birleşemezlik
Ittihad إتحاد : birleşme 2.birlik oluşturma 3.birlik, beraberlik 4.fikir birliği etme
İttihad-ı ehl-i iman إتحاد اهل إيمان: mü'minler birliği, inananlar birliği
Ittihad - hakiki إتحاد حقیقی : gerçek birlik ve be-raberlik
ittihad - Islam إتحاد إسلام : Islam birliği
ittihad - islamiye إتحاد إسلاميه : Islam birliği, İs-lamın emrine uygun birleşme
Ittihad kulub إتحاد قلوب : gönül birliği, ortak inanç ve duygularla kalplerin birleşmesi
ittihad - maksad إتحاد مقصد : gaye ve hedef bir-liği
ittihad - millet إتحاد ملت : milletin birlik ve be-raberliği
ittihad - milll إتحاد ملى : milli birlik, milletçe birlik ve beraberlik
Ittihad-ı Muhammedi إتحاد محمدى .. hammed'i (a.s.m.) peygamber olarak ina-nanların birliği, müslümanlar birliği, İslam Birliği 2.1909 tarihinde kurulan ittihad-1 Mu-hammedi Cemiyeti
İttihad-ı münevver-i İslam إتحاد منور إسلام : par lak ve nurlu İslam Birliği
ittihad sikke إلحاد سكه : damga ve mührün ay-nılığı, birliği
Ittihad ve Terakki ایتحاد و ترقی : Ittihad ve Terak-
ki Fırkası veya cemiyeti. Bu cemiyet anayasal bir idare kurmak gayesiyle önce gizli olarak 21 Mayıs 1889 tarihinde kuruldu. Kısa zamanda
72
YanıtlaSilIttihad ve Terakk
türkler) bu cemiyet içinde masonlar ve mason yurt içinde ve dışında örgütünü genişletn Jöntürk'lerin Paris grubu ile birleşti. (bk. Jon Cemiyet üyeleri arasında cemiyetin gayesinin yahudiler de yer aldılar ve etkili rol oynadılar iyi olduğuna inanan iyi niyetli fakat aldanmış ve aldatılmış müslüman aydınlar da vardı. Ya yin ve propaganda faaliyetleriyle Sultan II. Ab-dulhamid aleyhinde çalıştılar. Ayrılıkçı Ermeni dernekleri de bu hareketleri hararetle destek ledi. Bu derneğe subaylar da katıldı. Balkan-larda bir çok kanun dışı eylemler, toplantıla düzenledi. Sultan II. Abdülhamid anarşiye yol açabilecek bu muhalefeti durdurmak için daha önce yürürlükten kaldırdığı kanun-u esasiyi (anayasayı) yürürlüğe koydu ve Meşrutiyeti ilan edip II. Meşrutiyet Meclisini topladı. (17 Aralık 1908) bu olay "Hürriyet", "Hürriyetin ilanı" şeklinde de ifade edilmiştir. Meşrutiye tin ilanından sonra Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Avusturya-Macaristan imparator-luğu, Bosna-Hersek'i kendi sınırlarına kattı. Girit Adası Yunanistan'la birleşti. Hükümetin icraat ve uygulamalarından halk memnun de ğildi. İstanbul'da 31 Mart vak'ası denilen bir ayaklanma meydana geldi, (13 Nisan 1909). İsyanın bastırılması bahanesi ile Selanik'ten hareket eden 3.Ordu İstanbul'a geldi. Padişah, kan dökülmemesi için bu ordunun müdahale-sine karşı çıkmadı. İstanbul'daki isyan bastırıl-dı. İsyanda padişahın rolü olduğu iddiası ile II. Abdülhamid tahttan indirildi. Yerine Mehmet Reşat getirildi. 31 Mart ayaklanmasında rolü olduğu iddiasıyla bir çok insan tutuklandı ve sılayönetim mahkemesinde yargılandı. Bir kısmı idam cezasına, bir kısmı da ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Bediüzzaman Said Nur-si Hazretleri de, idam isteğiyle mahkemeye verilenler arasında idi. Yaptığı cesur ve etkili savunmasından sonra beraat etti. Tarihte az örneği bulunan bu savunma, sonradan "İki Mekteb-i Musebetin Şahadetnamesi ve Di-van-1 Harb-i Örfi" adıyla neşredildi
Bu olaydan sonra İttihad ve Terakki, ülke idaresine hakim olmaya başladı. Dış politi-kada Almanya taraftarı oldu ve Almanya'nın etkisiyle ülke I. Dünya Savaşına sokuldu. Savaş yenilgiyle bitince, savaşın sorumlusu oldukları için İttihad ve Terakkinin ileri ge-lenleri yurt dışına kaçtı. İttihad ve Terakki Partisi, 1918 de kendisini feshetti. Bu siyasi partinin ileri gelenleri arasında Talat Paşa, Cemal Paşa, Envar Paşa, ülke idaresinde
tihadçı
YanıtlaSil473
Izafe(t)
anemli görevler almış ve çok tanınmış kişi Jedi Cumhuriyeti kuran kadro içinde yer alanların en önemli kısmi II. Meşrutiyet do neminde ittihatçılarla beraber çalışmışlardır
tihad الحاد: Ittihad ve Terakki Cemiye it mensuba veya taraftarı 2. (mec.) komitacı, gali örgüt kuran ve adam öldüren Jaiyasi birlik taraftarı
ittiham إلهام : suçlanma 2 suçlama
ittihamkarane إتهام كارانه suçlayıcı tarzda
ittihamname إلهام نامه : suçlama yazısı, (mah kemede)iddianame
thamsız 1 : إلهامسز suçlamadan 2 suçlanma dan
ittihar edinme 2. kabul etme, sayma
ittika 1 :إلقاء sakınma, çekinme 2 günahlar dan sakınma ve korunma; Allah'ın (c.c.) ceza ından sakınma, günahlardan korunma
ittikan 1 : إنقان.emin olma, kesinlikle bilme 2.kesinlik, şüphesizlik 3.sağlamlık ve düzgün lük 4 sağlam ve düzgün yapılma veya yapılış
ittikan ekmel إتقان اكمل : son derecede
lamlık ve düzgünlük
ittikan-ı mutlak إنقان مطلق : son derece sağlam
lık ve düzgünlük
Ittikan-i san'at إتقان صنعت : san'atın sağlam ve
düzgünluğu
ittikanlı القائلي : saglam ve düzgün
ittirad (ittirad( 1 : اطراد.düzenli 2.kurallı şekil-de ard arda gelme, peş peşe birbirini izleme 3.yeknesaklık, tek biçimli, hep aynı şekilde oluş
ittisaf 1 : إنصاف.vasıflanma (nitelenme), vasıf (nitelik) edinme 2.vasıflandırılma (nitelendi
rilme)
ittisafkarane الصفكارانه : vasıflı nitelikli) tarz da
Ittisak 1 : إنساق.tertip 2.ölçü ve sayıda birlik, sıralanış(namus-u hüsün ve ittisak: hüsün ve ittisak kanunu; güzellik kuralı ve ölçü ve sayıda birlik kanunu)
ittisal 1 : اتصال.bitişiklik bitişme 2.bağlılık, ayrılmazlık 3 birleşme 4.temas, dokunma 5.(geo.) kesişim (ortak nokta veya noktalara sahip olma)
ittisali mana اتصال معنا : mana bağlılığı
ittisali اتصالي : bitişiklik ve ayrılmazlıkla ilgili
ittisalkarane المالكارانه : birleşikçesine, birle
şikmiş gibi
ittizah الصاح : izah edilme, açıklanma
spatiin ileri sürü len) delilin açıklanması
ittizan إتزان : olçülu, ölçülu olma
lala, çok ince bir ölçülala İttizan mutlak إثران مطلق : tam manasıyla ölçü
Ittizan-ı sanat إثران صنعت : sanatta ölçülük
ityan إتيان : delil getirme
vaz عرض : bedel, karşılık, bir şeye verilen
karşılık
vazsız عرض : karşılıksız, beklenen bir karşı-
lığı bulunmayan
Ivicacat عوجاجات : çarpıklıklar, eğrilik büğrü-
lükler
Ivica عوجاج( : çarpıklık, eğrilik bügrülük
lyadet عبادت : hatır sorma, (birini) ziyarete gi-
dip görme
yadet-ül mariz عبادت المريض : hasta ziyareti, hastayı ziyaretle hatır sorma
saya bir kimsenin geçindirmekle yü kümlü olduğu kimseler 2.eş, hanım 3 çoluk
çocuk
yaziya( عياض : sağınma
yazıyaz( عياض : bk. kadı-yı iyaz(
izaa إضاعة : kaybetme, boşa harcama
Izaa-i vakt إضاعة وقت : vaktini bosa harcama
izae إصاله : ziyalandırma, ışıklandırma, aydın-
latma
izabe إذابه : eritme (ergitme), ateşle ısıtıp sıvı hale getirme (not: şeker suda çözünür (hal olur); yağ, sıcakta erir. birincisi çözündürme (hal etme, tahlil), ikincisi ergitme (izabe) ile ifade edilir. günlük dildeki "erime" veya "erit-me sözü her iki manada da kullanılır
Izaberi nühas إذابة نحاس : bakır eritme
: rahatsız etme 2.sıkıntı ver
me, can sıkma 3.bunaltma
Izacat إزعاجات : iz'açlar, rahatsız edişler, bu-naltmalar, sıkıntı verişler
I'zafe(t( 1 : إضاف.)bu şeye veya bir kimseye(
bağlama, mal etme, yükleme 2.katma, ilave etme 3.(gr.) isim tamlaması (1.izafet-i beya-niye: إضافه belirtisiz isim veya sıfat tamlama-sı, misal: bahçe 2 izafet-i lamiye: belirtili isim tamlaması, misal bahçenin kapısı 3.izate-i sıfatiye: misal: mavi gök, gibi çeşitleri vardır(
Izafesio
YanıtlaSil474
İzmirli Ismail Hakk
Izafesit إضافةme veya neye ait olduğu
belirtilmemiş
zafive(احالğu şeye göre deği pen (rolatif, göreceli) 2 bağlantılı, bağlı
lah ابصاح : apklama
leah hacet ايضاح حاجت : ihtiyaç duyulan şeyi
apklama
lzahat ایضاحات : apklamalar
izahat kafiye ایضاحات کافیه yeterli açıklama lar
zahen ايضاح : acıklayarak
zahl ايضاحلى : apklamalı
Izahsız ايضاحر : aıklamasız
zahsiahk ايضاحراق : izahsz kalma, açıklanma
maşık
Izaka إذاقه: tattırma(duyu organları aracılığı ile) tat ve zevk verme
izale 1 : راه giderme 2. yok etme, ortadan kal-dırma
zam اعطام : buyuk görme, büyük olarak bil-me 2 büyütme, abartma, olduğundan fazla büyük gösterme
zam )2( عظام : büyükler
zam )3( عظام : kemikler
izan إدمان : anlama, anlayış; kavrama, kav rayış, akıl erdirme 2.akıl, zeka 3.teslim olup itaat etme, emre uyma, söz dinleme
irani إذعاني : esasını kavramış, iz'anlı, kavra-yışlı
Izan rüba اذعان را : akıllar hayrete düşüren
iz'an ruba-yı kainat إذعان رباى كائنات : akılları hayretlere ve şaşkınlığa düşüren kainat (var lıklar dünyası)
zaz اعزاز : Lağırlama, ikramda bulunma 2.saygı gösterme
izbe 1 : ازبه kuytu, boş ve nemli yer 2 ağaç, kü-tük ve dallardan yapılmış kulübe
izdiham إزدحام : aşırı kalabalık, sıkışıklık
lzdivac (izdivac( از دراج : evlenme 2 eşleşme
linde
izdivaci ازدواجی : izdivaca benzer; eşleşme şek
ladiyad 1 : ازدیاد ziyadeleşme, çoğalma, artma 2 arttırmak(bir ilacı istihsan edip izdiyad et-mek, devayı da'e inkalab etmektir. Bir ilacı iyi bulup dozajını arttırmak devayı (iyileştirici etkisini) hastalığa çevirmek demektir.
izhar gösterme, belirtme, ortaya koy ma, açığa vurma, öne çıkarma
izharacاخر : gucsüzluğünü gösterme aczını belirtme
Izhar-t azamet büyükigungs
terme
izhar endam اظهار اندام boy gösterme, ortaya
çıkma
izhar-esrar اظهار أسرار:)gizlilikleri) ach lama
izhar-i fazilet اظهار فضیلت faziletini gösterme üstün niteliklerini öne çıkarma
izhar fazl اظهار فضل : stünlüğünü gösterme
izhar- hacet اظهار حاجت : ihtiyacını belli etme
Izhar- hasmet اظهار حشمت : büyükluk ve guc
nü gösterme
izhari harika اظهار خارقه : harika bir durum (mucize) gösterme
izhar- hayret اظهار حیرت : hayret gösterme hayretini ve hayranlığını belli etme
izhar-i izzet اظهار عزت : guc ve yüceliğini gös
terme
izhar-mahmidet اظهار محمد : övgüsünu be
lirtme, övme
izhar-ı muhalefet اظهار مخالفت : muhalefetini gösterme, karşı olduğunu ortaya koyma
izhar- rubbiyet اظهار ربوبیت : Rabliğini göster me, her şeyin sahibi ve terbiye edicisi oldu-
ğunu gösterme
Izhar- sadumani اظهار شادمانی : memnunluğu-
nu, sevincini gösterme
izhar- ubudiyet اظهار عبودیت : kulluğunu gös
terme
izin : 1.bir işi yapabilmek için verilen mü-saade, serbestlik, ruhsat 2 tatil
izinname إذن نامه : musaade (izin) belgesi
İzinsiz 1 : إذنسر izin verilmemiş 2.izin almadan
3.çiğneyerek
izmihlal إضمحلال : yıkılma, yıkılış, çökme,
mahvolma, yok olma
Izmirli İsmail Hakkı إزميرلي إسماعيل حقى : )mi.
1868. 1946) medrese öğrenimi gördü. İstan bul üniversitesi (darülfünün) Edebiyat Fakül bul yüksek öğretmen okulu'nu bitirdi. İstan tesinde hocalık yaptı (1911). Aynı fakültenin ve İlahiyat ve Edebiyat Fakültelerinin dekan-lığını (yöneticiliğini) yaptı. Ankara'ya geldi ve
izzet ü vakar
YanıtlaSillan
475
tetkikat-1 Islamiye (Islam araştırmaları) ku rulunun başkanığını yürüttü. İzmirli, cok çeşitli alanlarda hem ilmi çalışmalar hem yüksek okul ve fakültelerde yöneticilik (mu-darlük), hem çeşitli cemiyet ve komisyonlar-da oye ve müdür olarak görev yaptı. Çeşitli nişan ve madalyalar aldı. 1909 da başladığı da rülfünun(üniverste) hocalığına, bazı aralıklar dışında, 1935 yılına kadar devam etti ve bu yıl emekliye ayrıldı. basılmış ve basılmamış çok sayıda eser yazdı, bunlar İslami ilimler, tarih, İslam tarihi, felsefe ve mantık, İslam felsefesi konularını kapsar. Çok iyi arabça ve fransızca bilirdi. Türkçe, arabça ve fransızca kitaplarından oluşan 275 adet yazma ve 4110 basılı kitaptan oluşan kütüphanesini İstan bul'daki Süleymaniye kütüphanesine bağış-lamıştır. Mezarı Ankara'da, Cebeci mezarlı
ğı'ndadır Başlıca eserleri; 1.Anglikan Kilisesine cevap (Istanbul, 1919); Maani-i Kur'an (Kur'an meali; 1927), Yeni İlm-i Kelam (1931); Usul-u Fıkıh Dersleri (1930)
izn : (bk. izin)
izni Bari إذن بارئ : yaradan'ın (Allah'ın c. c.) iz
ni(bk. bari)
In-hak إذن حل : Cenab-ı Hak'ın (Allah'ın) izni izni ilahi إذن إلهى : Allah'ın (c.c.) izni
izni kerim إذن كريم : comertlik ve bağışlayıcılık
eseri olan izin
Izn-i manevi إذن معنوى : manevi izin
Izni peygamberi إذن پیغمبری : Hz. Peygam-
ber'in (a.s.m.) izni
Izn-1 Rabbani إذن ربانی : Rabbinizni, her şeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın (c.c.) izni
lan-i şeri إذن شرعى : şeriatın (İslam dinini) izni
anen a: (dindeki) izne göre
İzzet 1 : عزتüstünlük yücelik 2 güçlülük, kuvvetlilik 3.şeref, itibar, değer, saygınlık
عزت c.c. ait) bu-yüklüğün akılları aşan yüceliği ve şerefi
izzet celalعزت ج Allah'a c.c. ait) sonsuz yüceliğin akılları aşan üstünlüğü ve şerefi
saygınlık
izzet-i diniye عزت دينيه : dinin ustünlüğü ve
izzet-i iktidar عزت إقتدار : )Allah'a (c.c.) ait) son suz güç ve kuvvetin üstünlüğü ve şerefi
güç ve yüceliği
izzet-i İlahiye عزت إلهيه : Allahin (cc.) sonsuz
ve saygınlık
izzet-i ilm (ilim( عزت علم : ilimdeki itibar, şeref
Izzet-i ilmiye عزت علمیه : ilim adamı olmanın
şeref ve saygınlığı
izzet-i iman عزت إيمان : imadaki yücelik, şeref
ve saygınlık
izzet-i imaniye عزت إيمانيه : iman sahibi olma-
nın şeref ve saygınlığı
izzet-l İslamiye عزت إسلامه : Islam dinin üstün-lük, şeref ve saygınlığı 2.müslümanlığın üs-
tünlük, şeref ve saygınlığı
Izzet-i kudret عزت قدرت Allaha (c.c.) ait)güç ve kuvvetteki üstünlük ve şeref
izzeti kudsiyet عزت قدسبت : kutsallık gereği
olan şeref ve saygınlık
İzzet-i məğrurane عزت مغرورآنه: kendisini be ğenmişlik tarzında şeref ve saygınlık
izzeti milliye عزت مليه : milli milletçe sahip
olunan) şeref ve saygınlık
Izzet-i nefis عزت نفس :seref, onur, insanın ken-
dine ait şerefi
izzet-i Rabbaniye عزت رانيه : her şeyin sahibi ve terbiye edicisinin (Allah'ın c.c) sonsuz güç ve yüceliği
İzzeti Rubublyet عزت ربوبیت : )Allah'in c.cher şeyin sahipliği ve terbiye ediciliği sıfatının
yücelik ve şerefi
İzzet vakar عزت و وقار : izzet ve vakar, itibar, şeref, saygınlık ve ciddilik
476
YanıtlaSilJ
Jandarma 1 : ژاندارمه yurdun iç güvenliğini sağ lamakla görevli askeri teşkilať 2 bu teşkilatta görevli silahh kişi
japon ژابون : Japonya halkından olan 2.ja ponyaya ait
Japonya ابو : Asya kitasının doğusunda, Atlas Okyanusu ile Japon Denizi arasında yer alan, irili ufaklı 1042 adaya sahip bir Uzak Doğu ülkesi ve devleti. Başkenti Tokyo; dili japonca; dini eski batıl dinlerden olan: 1.Şin-toizim (Şintoculuk) 2. Konfuçyanizm (Kon-fuçyusçuluk) 3.Budizm (Buddhacılık). En yaygın oları Budirim'dir
jeoloji ژه اولوژی : yer kabuğunu meydana geti ren kaya ve tabakaların yapıları, özellikleri, meydana geliş ve değişmelerini ve neden lerini inceleyen ilim. Bu ilimin dallarından olan litoloji taş tabakalarını; paleontoloji, yer altında kalan eski canlıların artıklarını; yani fosillerini, dinamik jeoloji, yer kabuğunu de-ğiştiren olayları ve sebeblerini, tektonik ise, depremlere ve yer kabuğu değişikliklerine se-beb olan yer altındaki kuvvetleri ve olayları inceler. Bu ilimlerle uğraşanlara jeolog denir
Jimnastik ژیمناستی : beden eğitimi, spor
jiyan زبان : kükretmiş, kızgın
jönler ژولر : Jöntürkler (bk. Jöntürk(
Jon Türk (Jöntürk( زود تورك : "Yeni Osmanlılar" veya "Genç Osmanlılar" deyiminin Fransızca karşılığı yani, "Yeni Osmanlılar Derneği" üyesi, taraftarı (Bu dernek 1865 yılında İstan bul'da gizli olarak kuruldu. Amacı, anayasaya dayanan bir meşrutiyet idaresini kurmak ve
000
Batı tarzı yaşama biçimine geçmek için ge rekli görülen yenilikleri yapmaktı. Jöntürkler arasında Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa, Ali Suavi, Ebuziya Tevfik, Agåh Efendi, Mustafa Fazıl Paşa da vardı
Daha rahat çalışmak ve hükümetin takibatın-dan kurtulmak ve Avrupa'nın yakın desteğini
almak için Yeni Osmanlılar Derneği Paris'e taşındı ve orada bulunan elamanları yayın yolu ile düşüncelerini yaymaya başladılar. Zamanla bazı konularda aralarında anlaş mazlıklar ve ayrılıklar çıktı. Daha sonra, bir kısmı genel aftan yararlanarak, bir kısmı da kümetin çeşitli kademelerinde görev almaya hükümetle anlaşarak yurda döndüler ve hü-başladılar. Osmanlı devleti, Mithat Paşa ve arkadaşlarınca hazırlanan anayasayı kabul edip I. Meşrutiyet idaresini ilan etmekle Jön-türklerin bu konudaki gayeleri gerçekleşmiş oldu (23 Aralık 1876). Fakat Sultan Abdülha-mit, Osmanlı-Rus savaşının başlaması (1877) sebebini ileri sürerek, üç aylık bir süreden sonra meclisi kapattı ve meşrutiyet idaresine son verdi. Bunun asıl sebebi ise, müslüman olmayan halkı temsilen meclise giren millet vekillerinden ayrılıkçıların, azınlıkların muh-tariyet istemeleri; devletin bölünmesi yo-(bk. Ittihad ve Terakki( lunda ki siyasetleri ve meşrutiyeti bir vasıta olarak görmeleri ve bu uğurda çalışmalarıdır.
jurnal ژورنال : ihbar, hoş karşılanmayan veya istenmeyen yahut suç sayılan iş veya hareket içinde olanları, ilgili kimseye veya makama gizlice haber verme
jurnals ژورنالجی : ihbarca (bk. jurnal(
477
YanıtlaSilK
ab )1(قاب : )kap içine eşya konulan torba, sepet, sandık vb, 2 içine yiyecek veya içecek konan ev eşyası
kab )2( قاب : )kap) yay denilen silahın tutulan yeri (kabzası) ile yayın köşesi arasındaki me-safe. Bir yay iki "kab" uzunluğundadır
Kab Kavseyn 1 : قاب قوسین.yayın iki ucu ara-sındaki uzunluk 2. (mec.)yaratılmış veya ya ratılabilir varlıklar dünyası ile bunun dışında veya ötesinde kalan älem arasındaki sınır veya makam
kab-ı kavseyn ev edna قاب قوسین او ادنی : Kur'an da geçen bir ayetten (53:9) alınmış bir deyim. Manası: "kab-ı kavseyn (yayın iki ucu arasın-daki uzaklık) veya daha yakın. (mec.) Bazı Kur'an yorumcularına (müfessirlere) göre bir ifade Hz. Peygamberin(a.s.m.) Miraç'ta", me-lekler dahil, hiç kimsenin erişemediği kadar månen Allah'a en yakın olan dereceye ve ma-kama erdiğini ifade eder
kaba 1 : قابا.biçimsiz, şekli bozuk, çirkin 2.gi-yinişi bozuk ve zevksiz 3.ham, işlenmemiş 4.cahil, eğitimsiz, incelikten anlamaz; anlayı şı kıt, duyarsız 5.iri, iri yapılı, büyük 6. basit, ádi, sıradan, vasıfsız (kalitesiz)
kabail : kabileler, soyca bir olan çeşitli topluluklar
kabail-i İslamiye قبائل اسلاميه : müsliman kabi-leler, soyca bir olan çeşitli müslüman gruplar
ve kabileler
kabalaşmak قابلا شمل : )mec.) duyarsızlaş mak, duyarlık ve anlayışça körleşmek, 2.bü-yümek, irileşmek
kabalık قابالق : incelik ve güzellikten yoksun luk, biçimsizlik
kabarcık بار : suda veya başka sıvılarda meydana gelen içi hava dolu kürecik
kabarmak.artmak 2.coşmak
kabartmak بارت : artırmak coşturmak 3.hacimce büyümek; şişmek, gururlanmak, iftihar etmek (göğsünü kabartmak: iftihar duymasına sebep olmak, övünç (kıvanç) duy-
masına yol açmak)
Kä'be (Kabe( كعب : ikisi de peygamber olan Hz. Ibrahim (as) ve oğlu Hz. Ismail (as.) tarafından yapılmış olan ve Mekke'de bulu-nan en kutsal ibadet yeri, mescit. Müslüman-lar, Kur'an'daki emir gereği, namaz kılarken Käbe'ye doğru yönelirler. Beyt-ul Haram (Kur'an; 5:97; 8:35 vs.) Käbe ismi yerine Beyt (Kur'an, 2:125, 127, 158, 3:97, 5:2, 97) Beytul-lah (Allah'ın evi), beyt-ül Ma'mur (boş kalma yan, her zaman ziyaretçisi olan ev), Beyt-ül Atik (Kur'an, 22:29) (en eski ibadet evi) isim-leri de kullanılır. Dört köşe bina şeklinde ya-pıldığı için "Kä"be" denmiştir. Hac ve umreye gidenler, saygı ifadesi olarak ve ibadet niye tiyle etrafında yedi defa dönerler. Buna "ta-vaf denir. Zamanımızda kalabalık sebebiyle Käbe'nin içinde namaz kılınamadığı için, müslümanlar namazlarını Käbe dışındaki sahada ve Kâbe'yi çevreleyen büyük mescid-de kılmaktadırlar. Bu mescid de çok kutsal-dır ve ikisinin ortak adı Mescid-i Haram'dır. Kur'an'da Käbe'nin adı çok yerde Mescid-i Haram olarak geçer (bak. Kur'an, 2:125, 127, 144, 149, 150, 191, 217; 5:2; 8/34, 9/7, 19, 28, 17/1, 22/25, 48/25, 27). Kutsal zemzem suyu, Käbe'nin altındaki kuyudan çıkmaktadır. (bk. zemzem)
kabe-i irfan كعب عرفان : )meckutlu irfan mer-kezi, irfan kaynağı (bk. irfan)
kabe-i kemalat كعب مالات yüksek me-ziyetlere, yüksek vasıflara (niteliklere) eriş-me gayesi ve hedefi
Kabe-i Muazzama كعبة معظمه : kutsal ve büyük saygıya layık Kabe
Kabe-i Mükerreme كعبه مكرمه : kutsal ve saygı-
ya lâyık Kâbe
kabe-i saadet كعبة سعادت : )me) en kutsal ve yüce mutluluk hedefi, mutluluk kaynağı
kabe-i ulya كعبة عليا : )bksaray - Kabe-i ulya(
kabih (a( 1 : قبيحه.kotu 2.fena 3.pis 4.çirkin
türürlü, gibi, benzer(bk. ka-kabi (1)
bilinden)
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشرافان
وقالوا كولوا هودًا أو نصارى تهتدوا كل بل مله الرحم حنيفاً وما كان من المشركين قولوا املا الله وما أنزل البنا وما أنزل إلى الرهيم فاسمعيل واشغل ويَعْقُوبَ والأشباط وما أولى موسى وعيسى وما أولى النبيون من ربهم لا تفرق بين أحدٍ منهم ولحل له مُسْلِمُونَ فإن أمَنُوا بِكل ما أملكُم بِهِ فقد اهتدوا وال تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقاقي فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ العليم صبغة الله ومن أحسن من الله صبغة واحل له عابدون قل الحاجوتنا في الله وَهُوَ رَبُّنَا وربطه ولنا أعمالنا ولكمْ أَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ . أم تقولون إن إبراهيم واسمعيل واسحق ويعقوب والأسباط كانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ مَانَكُمْ أَعْلَمُ أم الله وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كُنمَ شَهَادَةٌ عِنْدَهُ مِنَ اللهِ وَمَا اللهُ بِغَافِل عمَّا تَعْمَلُونَ . تلك أُمَّهُ قَدْ خَلَتْ لها ما كتبت وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْتَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ .
سلول
صِبْغَةَ اللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ
"Allah'ın boyasıyla boyandık. Kim boyası bakımından Allah'tan daha güzeldir? Biz yalnız O'na kulluk ederiz' (deyin).99 (Bakara, 2/138)
Mushaf sayfa no: 20
Hafızlık sayfa no: 1. Cüz/1. Sayfa
ALLAH'IN BOYASIYLA BOYANANLAR
BİLGİ Hristiyanlar Allah'ın emirlerine uymazlar fakat bununla beraber kişiyi suya daldırıp çıkarma şeklinde icra edilen vaftiz ayininin gerçek bir manevi arınma olduğunu zannederlerdi. Ayette vaftizi arınma vesilesi sayanlara bir cevap vardır. Temiz fıtrat ve tevhid inancı üzere yaşamayan, yani Allah'ın boyasına boyan-mayan bir kimse böyle bir ayinle arınmış olmaz. Arınmanın ve günahlardar temizlenmenin yolu, Rab olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, peygamber olarak da Hz. Muhammed'i kabul edip İslam fıtratı üzere yaşamaktan geçmektedir. MESAJ
Allah, insanları tertemiz fıtrat üzere yaratmıştır. Peygamber'in davetine uyaral Allah'ın buyruğuna uygun yaşayanlar bu güzelliği devam ettirirler.
KELİME DAĞARCIĞI
Sibğa: Boya, renk.
Abid: Kendisini ibadete veren samimi dindar kişi.
20
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثاني
قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهَكَ فِي السَّمَاءِ فَلَنُوَلِيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَيهَا فَوَلِ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ
"Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram
tarafına çevir.99
(Bakara, 2/144)
سيقول السفهاء مِنَ النَّاسِ مَا وَلَيَهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كانوا عليها قبل بله الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إلى صراط مستقيم . وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّهُ وَسَط لتكونوا شهداء على الناس ويكونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شهيداً وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلَّا لِتَعْلَمَ مَنْ بليغ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنقَلِبُ عَلَى عَقِيهِ وَإِنْ كَانَتْ لكبيرة الا على الَّذِينَ هَدَى اللهِ وَمَا كَانَ اللهُ لِيُضِيعَ إِيمَالكم ان الله بالناس لرؤف رَحِيمٌ قَدْ نَرَى تقلب وجهك في الشتاء فلتوليلك قبلَةً تَرْضَيها قول وَجْهَكَ شَطْرَ المسجد الحرام وحَيْثُ مَا كُنتُمْ قَوْلُوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ وان الذين أوتوا الكتاب لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَتَّى مِنْ رَبِّهِمْ وما الله يعامل : عَمَّا يَعْمَلُونَ وَلَئِنْ أَتَيْتَ الَّذِينَ أُوتُوا الكتاب بكل أية ما تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا أَنتَ يتابع قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ يتابع قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ .
Mushaf sayfa no: 21
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/20, sayfa
KIBLENİN DEĞİŞMESİ
BİLGİ
Peygamberimiz (s.a.s), Medine'ye hicret ettikten sonra Müslümanlar on altı ay kadar Kudüs'e yönelerek namaz kıldılar. Bu durum Yahudilerin şımarmalarına neden oldu. Öyle ki, "Muhammed (s.a.s) ve ashabı kıblelerinin neresi olduğunu bilmiyorlardı, biz onlara yol gösterdik" gibi sözler söylemeye ve bunu çevre-lerinde yaymaya başladılar. Resûlullah (s.a.s) Allah'a yalvarıyor, içinde doğup büyüdüğü, Mekke'deki kutsal Kâbe'nin kıble olmasını diliyordu. Yüce Allah yukarıdaki ayeti indirmek suretiyle resulünün bu özlemini gerçekleştirdi.
MESAJ
Kıbleye yönelmek, namazın şartlarındandır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Kıble: Müslümanların başta namaz olmak üzere bazı ibadet ve davranışlarında yönelmiş oldukları yön, Mekke'de bulunan Kâbe'nin ciheti.
Mescid-i Haram: Kâbe'nin içinde yer aldığı mescid.
21
bin nur, bin rahmet, bin bereket, bin deva girip, ondan bin has-talık çıkar.
YanıtlaSil٥٤٩٠ - مَنْ كَتَبَ اللهُ عَلَيْهِ الخُلُودَ لَمْ يَخْرُجُ مِنْهَا اَبَدًا (خط) عن ابي سعيد)
5490- Kime Allah (cehennemde kalması için) ebediliği Levh-i Mahfuz'da yazmışsa ondan katiyyen çıkamaz.
٥٤٩۱ - مَنْ كَتَبَ عَلَى أَرْبَعِينَ حَدِيثًا رَجَاء أَنْ يَغْفِرَ اللهُ لَهُ غَفَرَ لَهُ وَاعْطَاهُ ثَوَابَ الشُّهَدَاءِ (ابن الجوزي في العلل عن ابن عمرو)
5491- Kim benden, Allah'ın kendisini bağışlamasını ümit ederek kırk hadis yazarsa, Allah onu bağışlayıp şehitler gibi ecrini verir.
٥٤٩٢ - مَنْ كَتَبَ عَنّى عِلْمًا أَوْ حَدِيثًا لَمْ يَزَلْ يُكْتَبُ لَهُ الْأَجْرُ مَا بَقِيَ ذَلِكَ الْعِلْمُ وَالْحَدِيثُ (ك في تاريخه عن ابى بكر)
5492- Kim benden bir ilim veya hadis yazarsa, o ilim ve hadis yeryüzünde kaldığı müddetçe ona sevap yazılır.
٥٤٩٣ - مَنْ كَتَمَ غَالاً فَهُوَ مِثْلُهُ وَمَنْ جَامَعَ الْمُشْرِكَ وَسَكَنَ مَعَهُ فَإِنَّهُ مِثْلُهُ طب ض عن سمرة)
5493- Kim bir haini gizlerse, onun gibidir. Kim bir müş-rikle yaşarsa, o onun gibi olur.
٥٤٩٤ - مَنْ كَتَمَ عِلْمًا يَعْلَمُهُ الْجِمَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ بِلِجَامٍ مِنَ النَّارِ (طب هـ حبك
دت حسن صحيح عن ابي هريرة طب عن ابن عباس)
5494- Kim öğrendiği bir ilmi gizlerse kıyamette ateşten geme vurulur.
٥٤٩٥ - مَنْ كَثُرَ هَمُّهُ سَقِمَ بَدَنُهُ وَمَنْ سَاءَ خُلُقُهُ عُذِّبَ نَفْسُهُ وَمَنْ لَأَحَى
الرِّجَالَ سَقَطَتْ مُرُؤَتُهُ وَذَهَبَتْ كَرَامَتُهُ (ابو الحسن خط عن على)
5495- Hemmi (kederi) çok olanın bedeni hasta olur. Ah-lakı kötü olanın ruhu işkenceye tabi tutulur. İnsanları durmadan kötüleyen kişinin şahsiyeti düşer, şerefi gider.
٥٤٨٤ - مَنْ كَانَ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعُهَا فَانْ لَمْ يَسْتَطِعْ أن يزرعها وعجز عنها فَلْيُمنحها أخاهُ المُسْلِمَ وَلا يُوَاجِرُهَا فَانْ لَمْ يَفْعَلْ فَلْيُمْسكُ أَرْضَهُ (حم) خم)
YanıtlaSilن هـ حب عن جابر خ م هـ عن ابى هريرة
5484- Toprağı olan eksin. Ekemezse onu müslüman kar-desine kira aramadan versin. Şayet müslüman kardeşine vermez-se yerini tutsun (korusun).
٥٤٨٥ - مَنْ كَانَتْ لَهُ امْرَنَتَانِ فَمَالَ إلى أَحَدِهِمَا جَاءَ يَوْمَ القيمة وَشَقَّهُ
مائل ط حم ن د هـ ق عن أبى هريرة
5485- İki hanımı olan kişi birine fazla meylederse, ki. yamet gününde bir tarafı çökmüş bir halde gelir.
-٥٤٨٦ - مَنْ كَانَتْ لَهُ اَمَةٌ يُصِيبُهَا فَلَمْ يَطَاهَا في أَرْبَعِينَ لَيْلَةً مَرَّةً فَهُوَ عَاص اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ الديلمي عن ابن عمرو)
5486- Kim cariyesi ile kırk gece cinsi temasta bulunmaz. sa, o Allah Azze ve Celle'ye asi olmuş olur.
٥٤٨٧ - مَنْ كَانَتِ الدُّنْيَا نِعَتَهُ حَرَّمَ اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ جِوَارِي فَإِنِّي بُعِثْتُ بِخَرَابِ الدُّنْيَا وَلَمْ أَبْعَثْ بِعُمْرَائِهَا (ابو نعيم عن ابى الوضاح)
5487- Kimin bütün gayesi dünya olursa Allah bana kom-
şu olmasını yasak eder. Çünkü ben dünyayı imar etmekte değil, harap etmekle gönderildim.
٥٤٨٨ - مَنْ كَانَتْ تِجَارَتُهُ الطَّعَامُ بَاتَ وَفِي صَدْرِهِ بَخْلٌ لِلْمُسْلِمِينَ (ابو نعيم
عن ابن عمرو)
5488- Ticareti yemek olan kişi, koynunda müslümanlara karşı bir cimrilik bulunduğu halde geceler.
٥٤٨٩ - مَنْ كَتَبَ يس ثُمَّ شَرِبَهَا دَخَلَ جَوْفَهُ أَلْفَ نُورٍ وَأَلْفَ رَحْمَةٍ وَالْفَ بَرَكَةٍ وَالْفَ دَوَاءٍ وَخَرَجَ مِنْهُ أَلْفَ دَاءٍ (الرافعي عن على)
5489- Kim Yasin Suresi'ni yazıp suyunu içerse, midesine
1280
sehâvetli, merhametli, herkesle geçimli, hulâsa tam ma-nası ile ahlâk-ı hamîde sahibi olmalarını arzu ederlerdi.
YanıtlaSilSohbetlerinde, meclislerinde bulunanlar niyet, nasîb, kabili-yetlerine göre muhakkak ma'nen ve rûhen istifâdeli olarak ayrılırlardı. Evrådlarını ihlâs ve istikamet üzere tatbik eden-lerde âdetâ gözle görülür şekilde değişiklikler ve İnkişaflar o-lurdu.
Kibrin yerini tevazů ve vekar
sevgisi İmansızlığın yerini, derin Allah sevgisi, Peygamber
Bâtılın yerini Hak
Hasedliğin yerini merhamet
Cimriliğin yerini sehâvet
Anlayışsızlığın yerini fetânet
Tenbelliğin yerini dirâyet, gayret
Korkaklığın yerini cesâret
Kötü görüşün yerini müsâmahalı görüş
Kabalığın yerini nezâket
Dağınıklığın yerini tertiplilik ve nezâfet
Bilgisizliğin yerini edeb, irfân
Aceleciliğin yerini itidâl ve teennî, İddiacılığın yerini, yerinde uysallık, mahlükat düşmanlığının yerini herkesi hallerine göre sevmek, alırdı.
Gene Üstaz hakkında bir şair der ki:
O irfân diyârının tahtında hükümdardı. Onda Ebûbekr'in (radıyallahu anh) rikkat
ve hilmi vardı
Herhangi bir kimseye değse şefkat nazarı Artık o kutlu kişi olur bal yapan arı
13
Takriben 20-22 sene geçmişti. Birgün cesarete gelip:
YanıtlaSil-Efendim, hayli zamandan beri huzurunuzda bulun-maktayım. Buna rağmen herhangi bir şey sormağa cesaret edemedim. Halbuki bir çok kimseler sizinle hayli görüşmeler yapıyorlar ve fazlası ile istifade ediyorlar.Acaba fakirin hali ne ola ki? dedim. Cevaben buyurdular:
-"Teslim ehli için sorgu ve suale lüzum yoktur.Bu, Gavsu'l-azam Abdülkadir Geylânî hazretlerinin sözleri-dir."
Bu
Hicaz ve Anadolu yolculuklarında, günler ve haftalar geçerdi de, fem-i seâdetlerinden, ancak en zaruri söylen-mesi icab eden sekiz on kelime çıkardı. Sohbetlerdeki kalb ve gönül bahisleri müstesna... O zaman icab ederse büyük bir şevkle saatlerce konuşurlar, kendilerinde en ufak bir yor-gunluk hissetmezlerdi. Sözlerinde ne fazlalık ne de noksan-lık görülürdü.
Sükut ve edeb ehlini çok severler, yanlarına otur-turlar, iltifat ederlerdi. Onların terbiyelerine çok ihti-mam gösterirler ve kendileri gibi değerli vasıflarla zinet-lenmelerini arzu ederler, bu hususun tahakkuku için Al-lah Teâlâ ve tekaddes hazretlerine niyazda bulunurlar-dı.
Medine-i Münevvere'de, pek sevdikleri Mevlana Zi-yaeddin Kadirî hazretlerinin ziyaretlerine giderler ve bu kalbi mülakat yarım saat sürerdi. Bu müddet zarfında, bir, girişte "es-selâmü aleyküm" bir de ayrılırken "es-selâmű a-leyküm" denirdi. Hepsi bu kadar...
Az konuşmak hakkındaki Hâce-i Kâinat Efendimiz hazretlerinin, ashab-ı kiram hazeratının, meşayih-i zev'il-ihtiram hazeratının sözlerinden ancak bazılarını aşağıda dercediyoruz.
Eşref-i mahlükat - sallallahu aleyhi ve sellem - Efendi-miz buyuruyorlar:
Cenab-ı Hakkın ziyade sevdiği amel, lisanı
57
mâlâyaniden ve menahiden (yasaklardan) muhafaza etmektir.
YanıtlaSilSadakanın efdali, haram olan sözlerden lisanı mu-hafaza etmektir.
Sükût, güzel ahlâkın başıdır, seyyididir.
Mâlâyaniden sükût eden, dünya ve ahiret tehlikele-rinden kurtuldu.
Lüzumsuz şeylerden sükût, ibadetlerin başıdır.
Sükūtu tefekkür, bakışı ibret ve defterinde çok istiğfar bulunan kimse iflâh oldu.
Bir kimseye dünyada, zühd ve az konuşma verildiğini gördüğünüzde ona yakın olunuz. Zira o kimse hikme-te ulaşmıştır.
Sükût hikmettir ve yapanı da azdır. Malayani şeylerde çok konuşanın hatası da çok olur.
İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilindendir.
Kıyamet gününde günahı en çok olan kimse, ma'nasız sözü çok olandır.
Yine Kainatın Efendisi -sallallahu aleyhi ve sellem-buyuruyor:
Füzûlî, lüzumsuz sözlerden kaçınmak kişinin ahlâkının güzel oluşundandır.
Diline hakim olan, evi kendisine geniş gelen ve kusur-larına gözyaşı döken kimseye ne mutlu.
Akıllı insana yaraşan, geçim hususlarının, âhıreti ilgi-lendiren hallerin ve ailevî mes'elelerin dışında konuş-mamaktır.
Muaz ibni Cebel - radıyallahu anh-'den:
-Ya Rasûlallah; Bana nasihat et... Rasûl-i Ekrem Efendimiz dilini işaret ederek buyurdular:
58
a
YanıtlaSilladi Diline sahip ol... Muaz radıyallahu anh-yine tekrar-
dinla Ya Rasulallah; Bana nasihat et... Peygamber Efen
Anan seni kaybetsin Ya Muaz!.. İnsanların yüzüstü cehenneme düşmelerine sebep,dillerinden başkası değil-dir
İsa aleyhisselamın şöyle dediği rivayet edilir:
Allah'ın zikri dışında çok konuşmayınız ki, kalbi-niz kararmasın.
Sahabeden birisi der ki:
Kalbinde kasavet, bedeninde bir gevşeklik, rızkında bir kıtlık görürsen bil ki sen mutlaka lüzumsuz fuzuli şeyler konuşmuşsundur.
Fudayl bin İyad -Kuddise sirruh- buyurur:
Bizzat halinden bahsedenin sözü az olur. (Sözü ame-linden sayan az konuşur) Zira böyle birisi sadece kendine fa-Ideli olan şeyleri söyler..
Ulu ve Yüce Allah'tan korkanın dili lâl olur.
Hasan Basri -kuddise sirruh-
Gönül ehli olanlar, sürekli susmayı itiyat edenler-dir. Gönülleri dile gelip, söz lisana sirayet etmedikçe ko-nuşmazlar.
Zünnun Mısrî'ye :
-Kendini en ziyade koruyan kimdir? dediklerinde: -Dilini muhafaza eden, demiştir.
Süleyman Daranî -kuddise sirruh-:
Marifet sözden çok sükuta yakındır.
Ebu Osman Nuri-kuddise sirruh-:
59
Öfkeyle Kalkan Zararla Oturur
YanıtlaSilÖfkesine kapılarak iş görenlerin sonunda güç duruma dü şeceğini anlatmak için "Öfkeyle kalkan ziyanla veya zararla oturur." deriz. Bu atasözünü genellikle öfkeyle hareket eden kimseleri uyarmak için kullanırız ve asında şöyle demek is-teriz:
Ortaya çıkarmamız gereken şey öfke değildir, sevgidir.
Mesela bir erkek baba olarak kızına "seni seviyorum" diye-bilmelidır. Yine aynı şekilde eşine, oğluna, anne veya babasına karşı da sevgi dolu duygularını aşıkär edebilmelidir.
Niçin erkeklerden misal veriyoruz?
Nedeni şu kı toplumda bazı yanlış kanılar vardır. "Erkek dediğin ağlamaz" ya da "Erkek dedığın ıçınden sever, sevdiğini belli etmez. gibi sözler birileri tarafından kabul görmektedir. Oysa erkek dediğin gerektiğinde ağlamasını da sevgisini belli etmesini de öfkesini yutmasını da bilmelidir
-20-
Kadın olsun erkek olsun, bir kişi öfkesini tutmadığı tak-dirde şeytanın oyuncağı haline gelmektedir. Şeytansa çoğu zaman gızlı vurmaktadır.
YanıtlaSil"Sevgili Peygamberimız, çeşitli vesilelerle ashabına da of-keli anlarında, hiddeti telkin eden şeytandan Allah'a sığınma-larını öğütlemiştir... Insan zaaflarıyla var olduğu müddetçe (ki her zaman öyle olacaktır) inanmış kişi, kendisinden daha guçlü olan Allah'a sığınmaya devam edecektir." 8
O halde biz de öfkeyle kalkıp zararla oturmak istemiyor-sak, Allah'a sığınalım ve böylelikle öfkenin yol açacağı türlū zararlardan korunmuş olalım.
Bu zararların en fenası nedir biliyor musunuz?
Tabii ki sırların ifşa edilmesidir.
İyi de bu nasıl olmaktadır?
Şöyle olmaktadır; bir insan en çok öfkeli anında hata yapmaya müsaittir. Bu yüzden bir kimse öfkeliyken sağlıklı düşünemez ve ağzından çıkan sözlerin hesabını da yapamaz. Sözgelişi vaktiyle iyi birer arkadaş olup da sonradan bu dost-luğu devam ettiremeyen bazı kişiler, öfkeli anlarında ve biraz da intikam hırsıyla hareket ettiklerinden, eski arkadaşlarının sırlarını ifşa ederler. Hatta işi daha da ileri götürüp aile içinde kalması gereken sırları bile başkalarına söyleyenler vardır.
dir. Bakınız, burası işin koptuğu yerdir, yani telafisi yok gibi-
"Allah Teâlâ eşlerin, birbirlerinin sırlarını ve kusurlarını örten ve koruyan birer elbise / örtü mesabesinde oldukların-dan bahisle, '...Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.' buyurmuştur. "9
8 Hadislerle Islam I İstiäze/Älemlerin Rabb'ine Sığınmak s. 165-166
9 Hadislerle Islam IV Aile Mahremiyeti / Ozel Alan s. 89
-21-
İçi güzelliklerle dolu olan şu âlemde edeple yaşamak var-ken, bizi edep dışı şeyler yapmaya yönlendiren durumlara fırsat vermeyelim. Yoksa akrebin zehriyle, daha doğrusu telki-niyle yönümüzü şaşırıp da çok güç duruma düşebiliriz. Fakat mesele vatan ve milletin menfaatini gözetmek olunca, aslan kesilmemizde bir sakınca yoktur. Bunu da Allah'ın izniyle ya-pıyoruz zaten.
YanıtlaSilÖfkeniz kıvamında, sevginiz kararında olsun.
Darb-ı Mesel
YanıtlaSilYaşar KOCA
Sultanü'l-Arifin eş-Şeyh
YanıtlaSilMAHMUD SÂMÎ
RAMAZANOĞLU
Sâdık DÂNÂ
ERKAM YAYINLARI
600
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHI
Bildiğin şeylerin aldığı kadar..
Yani: Mübarek ilminin kavradığı muhakkakat ve mevhumat olar boşlukların dolusunca Resulüllah S.A. efendimize salat eyle..
Böyle bir dilek dahi, sonsuzluğu ifade eder..
Bildiklerinin ağırlığı kadar..
tartısı ve ağırlığı kadar Resulüllah S.A. efendimize salat eyle... Yani: İlim-i şerifin kavradığı cevher ve cisimlerden cümlesinin
Böyle bir dilek dahi, sonsuzluğu ifade eder..
Kelimelerinin adedi kadar efendimiz Muhammed'e salat eyle...
Sübhan olan Yüce Hakkın kelimelerinin de nihayeti yoktur.
Bu salavat-1 serifede anlatılan dört kelimenin kullanılmasından murad:
Sultanımız ve efendimiz Resulüllah S.A. üzerine: biz zaif tum-metlerinden, adedi ve hesabı bilinmeyen tükenmez salát evle Allahım. Dolayısı ile ondan hâsıl olacak sevaplarla, iyiliklerle dünya ve ahiret
menfaatleri ve faydaları ile bizleri de mesrur eyle Allahım.
Demektir.
ALTMIŞ İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Munhammed'e salât eyle. Öyle bir salåt ol sun ki, MEZİ D'e ulaşsın.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
MEZİD.
Tabiri, hiç eksilmek bilmeyen daima artmayı ifade eder. Mezid, olunca daima artar; eksilmez.
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle.. Oyle bir salât ol-sun ki, sonsuzun sonsuzluğuna kadar kesilmesin. Hem de, kesilmenin hiç bir şekli ile..
Yani: Zamanın bitmesi ile bitip tükenmeyen salât ile ona salât eyle.
Daha açık mana ile, bu salavat-ı şerifenin şerhi şöyledir:
Ey keremliler keremlisi, merhametliler merhametlisi.. sen, ulu-muz, seyyidimiz, evvellerin ve âhirlerin seyyidi olan Muhammd'e S.A üzerine biz fakir ümmetinden ömrümüzün nihayetine kadar tüken-mez salât ile salât eyle. Ömrümüz son bulup âhirete gittiğimizde de taa, kıyamete kadar biz zaiflerden Resulüllah S.A. efendimize tükeri-mez salât ile salât eyle. Kıyamet koptuktan sonra da, o günün taa sonuna kadar, biz zaif ümmetlerinden yana tükenmez salât ile salát
KARA DAVUD
YanıtlaSil001 ayle, O gün nihavet bulup fazıl ve kereminle lütuf ve inayetinle mec-canen cennet nimetlerinle mükerrem ve türlü üstün nimetlerinle mü ebbed ve muhalled kereme nail olup çeşitli nimetlerin ve cümle lütur-ların en büyüğu olan cemal müsahedesi ve en büyük rızanla merama nail olduğumuzda yine biz zaiflerden Resulüllah S.A. efendimiz üze rine salât eyle.
ALTMIŞ ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle; senin ona ettiğin salât gibi..
Yani: Celâlli ve en yüce zatınla Resulüllah S.A. efendimize biz-zat onun yüce şanına layık, rif'at ve mansıbına uygun, Habib-i Ek-remliğine şayeste salât ile salât eyledin. Biz zaif ümmetlerinden da-hi, ulumuz efendimiz Hazret-i Muhammed'e onun gibi salât île salát eyle.
Ve.. efendimiz Muhammed'e selâm eyle.
Yanı: Bizden yana saygılar ve ikramlar, eyle.
Öyle bir selâmınla ki, daha önce kendisine selâm eyledin.
Yani: Ezelde, Ihsan eylediğin iclâl ikram benzeri bir selâmı biz za-If ümmetlerinden büyüğümüz ulumuz Resulüllah S.A. efendimize, lk-ram, tahiyyet, tekrim ve iclâl olarak ihsan eyle. Sonra:
Lâyıkı olduğu biçimde, onu bizden yana mükafatlandır.
Bu cümlenin daha açık şerhi şudur:
Ey keremliler kreemlisi, merhametliler merhametlisi, lütuf ve kereminle, fazlın ve ihsanınla Resulüllah S.A. efendimizi; bütün in-sanları tevhide davet ettiği, iman hidayetine çağırdığı, doğru yola ir-şad ettiği için bizden yana onu mükafatlandır.
Öyle bir mükafatla olsun ki, Resulüllah S.A. efendimiz o müka-fata, sevaba, ecirlere, nimetlere ve ihsanlara layık, yüce şanına şa-yeste ola..
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize öyle bir salât ile salát ey-le ki: Seni hoşnud etsin, onu da hoşnud eylesin. Dolayısı ile bizden razı olsun. Ve onu, bizden yana chli olduğu şekilde mükafatlandır. (1)
(1) Bu salavat-ı şerife. şerhe alınmamıştır. Ancak, metinde olduğu için, buraya alınmıştır.
602
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
ALTMIŞ DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salat eyle. Ki 0:
Senin nurların denizidir.
ğundan, dalgalanıp çoşmasından, bütün yaratılmışlara isabet etme Resulullah S.A. efendimiz, latif nurlarının bolluğundan ve çoklu-ları küfür ve tuğyandan iman nuruna, cehalet ve isyandan ibadete ir-si ile de: türlü menfaatların gelmesine, taa, kıyamete kadar insan-sad ve hidayet sebebi olmakta denize benzetildi. Sonra o:
Senin sırların yatağıdır.
Bu cümlenin ifade ettiği mana şudur:
Ev Aiemlerin ilahı, su muazzam sırların var ya, onlara hic kim-seyi muttali kılmadın. Su muazzam sırların var ya, âlemin nizami ve Ademoğullarının yararı için faydalıdır. İşbu sırlara Habibini muttali kıldın. Ona, o sırlardan ahkam çıkarmak için emir verdin.
Sonra onlar, öyle sırlardır ki, akıllar onu idrakten acizdir. Onun için bu sırların ilmini, ancak Resulüllah S.A. efendimize verdin.
İşbu sırların yatağı ve hazinesi, Resulüllah S.A. efendimizdir. Bi-ze zahir olan sırlar ondan gelmiştir. Sonra o:
Senin lisanın hüccetidir.
Bu cümlenin ifade ettiği mana şudur:
Ey âlemlerin ilâhı, senin vahdaniyetine, kudretinin kemaline, za-tiye ve sebebiye sıfatlarının cümlesine, acizlikten ve noksandan, şebih ve nazirden münezzeh olduğunu gösteren delilleri açıklayan, kendisi-nin peygamberliğine gelen Kitab-ı Mecid'in hakikatını ve şer'i hüküm lerini, yüce emirlerini, bütün hüccetlerini beyan edip halka açıkla yandır.
Senin memleketin ARUS'udur.
Yani: Resuülllah S.A. efendimiz, senin mülk, melekût ve ceberul åleminin zinetidir. Cümle âlem, ona ikbal edip itaat eder. Hepsi, onun emrine boyun eğer.
Tıpkı: Bir damad, kavmi içinde muazzez, mükerrem ve muhterem olduğu gibi.. Kavmi içinde damadın bütün sözlerine itaat olunur. Ora-da yapılan bütün hizmet, onun içindir. İnsanlar ona itibar ederler.
Resulüllah S.A. efendimizin durumu da anlatılan damadın duru-muna teşbih edilmiştir.
Resulüllah S.A. efendimiz, yerde ve semada muazzez ve muhte remdir. Cümle âlem, onun fermanına itaat eder. Cümle mülkün ve melekûtun damadı gibi olmuştur.
Bir başka manada; bu salavat-ı şerifede SÜS olarak tabir edilen
ARUS.
Çadır direği manasınadır. Çünkü, çadırın ayakta durması ve ça dırdan faydalanmak, ancak direğinin kıyamı ile olur. Tıpkı bunun gibi; mülkün ve melekûtun kıyamı, onlarda bulunanların iki cihanın
KARA DAVUD
YanıtlaSilمحمد سَلَامَكَ الَّذِي سَلْتَ عَلَيْهِ وَاجْزَهُ عَنَّا مَا هُوَ اهْلُهُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مَا صَاوَةً رضِكَ وَتُرْضِهِ وَ تَرْضَيهَا عَنَا وَاجْزَهُ عَنَا مَا هُوَ اهْلُهُ : اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا عماد بجر انوارِكَ وَمَعْدِنِ اسْرَائِكَ وَلِسَانِ حجيكَ وَعَروسِ مَمْلَكَتِكَ وَأَمَا مِ حَضَرَتَكَ وطي از مُلَيْنَاكَ وَخَذَ ابْنَ رَحْمَتِكَ وَطَرِيق شريعيكَ الْمُتَلَدِّدِ بِتَوْجِيدِكَ انْسَانِ عَيْنِ الوُجُودِ وَالسَّبَبِ فِي كُلِّ مَوْجُورٍ عَيْنِ اعْيَانِ خَلْقِكَ الْمُتَقَدِّمِ مِنْ نُورِضَاتِكَ صَلوةَ تَدُومُ يدَوامِكَ وَتَبقَ بِقَائِكَ لا منت في الهَا دُونَ عِلْمِكَ صَلوةٌ تُرْضِيكَ وتربيهِ وَتَرْضَى بِهَا عَنَا يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ
603
Muhammedin selánekellezi sellemte aleyhi veczihi anna ma hüve ehlühu, Allahümme salli alâ seyyidina Mu hammedin salåten turdike ve turdihi ve terda biha anna veczihi anna mahüve chlühu.
64. Allahümme salli alâ seyyi dina Muharamedin bahri envarike ve madini esrarike ve lisani huccetike ve arusi memleketike ve imami hazre-tike ve tırazi mülkike ve hazaini rah metike ve tarikı şeriatikel mütellezzizi bitevhike insani ayn'il vücudi ves sebebi fikülli mevcudin aynı ayani hal-kıkei mütakaddıni min nuri ziyaike salåten tedumü bidevamike ve tebka bibekzike lámünteha leha dune ilmike salåter turdike ve urJ.hi ve terda bi-ha anna ya Rabbel âlemin.
**
Efendimiz Muhammed'e selam eyle; öyle bir selâmınla ki, daha önce ken-disine selam vermiştin. Layıkı olduğu biçimde, onu bizden yana mükafatlandır. Allahım, efendimiz Muhammed'e öyle bir salåt ile salât eyle ki; seni hosnud et-sin, onu da hoşnud eylesin. Dolayısı ile bizden razı olasın. Onu, bizden yana ehli olduğu şekilde mükafatlandır.
64. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Ki o: Senin nurların deni-zidir; senin sırların yatağıdır; senin lisanın hüccetidir; senin memleketinin aru-sndur; senin hazretin imamıdır; senin mülkün tırazıdır; senin rahmetinin hazaini-dir; senin şeriatının yoludur; senin tevhidinle lezzet alır; vücudun insana gözü zibidir; her mevcudun sebebidir; senin halkının gözlerinin gözüdür; senin nur ay-dınlığından takdim edilmiştir. Ona öyle bir salát eyle ki, devamınla devam etsin: bekanla baki kalsın.. Senin ilmin hariç, onun salatı için bir son olmasın. Öyle bir salát olsun ki, seni hoşnud eylesin; onu da hoşnud eylesin. Bizden hoşnud olmana o salát vesile olsun, ey âlemlerin Rabbı.
*
(Devamı: 609. Sayfada)
det
YanıtlaSil1374. Oğluna bak. malına bakma.
1375. Otur oturduğun yerde, çünkü sen kavalın en son deliğisin.
1376. Sabr u selamet. (Türkçe olarak söylenir.)
1377. Selam verdim. bela buldum. (Türkçe olarak söylenir.)
1378. Sert kadın, kocasını yaşlandırır.
1379. Sıçana göre kedi aslandır.
1380. Sigarasız kahve, imansız Türke benzer.
1381. Söz insanlar için, dayaksa hayvanlar içindir.
51
1382. Su (yılan) uyur, düşman (hasım) uyumaz. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var.) (Lumi fle, hasmi s'fie.)
1383. Şeytana da bir muin dik ki, sana zarar vermesin.
1384. Tanrı'dan fukaralık, insandan maskaralık gelir.
1385. Tanrı'nın büyük gücü var.
1386. Taş taş üstüne, kale olur; söz söz üstüne, dünya yıkılır.
1387. Tencere yuvarlandı, kapağını buldu.
1388. Teyzenin kızı, cezvenin sapını oynatır.
1389. Ucuz çorba, dilini yakar. (Türkçeden geçmiş.)
1390. Varsılın gönlü olana dek, yoksulun canı çıkar.
1391. Yalancının unutmasını bekleyin, sonra ona sorun.
1392. Yavaş yavaş kuzu koç olur.
1393. Yeni gün, yeni nafaka. (Dita e re nafaka e re.)
1394. Yumruk yemeden, kafanın içine bir şey girmez.
1395. Yumuşak yastığa herkes başını kor.
1396. Yüz laf, hiç bir kahve.
1397. Zanaat, kanaat! (Türkçe olarak kullanılır.)
ASUR ATASÖZLERİ
1398. Başkasının işine karışan, kuduz bir köpeği kulaklarından yakalamış gibi olur.
1399. El eli yıkar, eller de yüzü.
1400. Erkek iki kez sevinir: ilkin evlendiğinde, ikincisi karısız kaldığında.
1401. Giysi insanı güzelleştirir, süpürge de evi.
1402. İlkin düşmanını yere ser, sonra kaldırıp dost ol.
1403. Kadının kılıcı, hiç bir zaman paslanmaz.
1404. Sen gerçeği söyle de, isterse, gökyüzü delinsin.
50
YanıtlaSil1341. Hoca, parasız, minareye çıkmaz.
1342. Hocaların olmadığı yerde hoca olmak kolaydır.
1343. Hükümetin eli uzundur.
1344. İki karpuz, bir koltuğa sığmaz. (Dy bostana ne nji dore nuk mbahen)
1345. İki topal, bir şeytan.
1346. Inattan ağız kuru kalır.
1347. İnsan sıkıntıya düşünce, domuza bile amca der.
1348. Ivilik et de denize at, balık bilmezse Halik bilir. (Bane ni te mire e xite ne det. po s'e dijti peshku do ta dije zoti vete.)
1349. Kadıya gitmektense, razı olmak yeğdir.
1350. Kantarda kazanmayı düşünen, tarlada ve ambarda yitirir.
1351. Kasabı sormadan hesabı yapma.
1352. Katıra "Baban kim?" demişler. -Dayım attır, demiş. (Türkçede de var.)
1353. Katilliği yaşatırken, rahmetliliği yitirdik.
1354. Kendi evine gerekli olan mum yoksa, camiye mum götürme!
1355. Kimileri merhem, kimileri de veremdir.
1356. Kimine kaymak, kimine dayak.
1357. Komşuluk zorla olmaz.
1358. Köpekler yal yerken, kurt sürüye mertçe saldırır.
1359. Kötü komşudan, bir şeytan daha iyidir.
1360. Kötü söz, leke (damga) bırakır.
1361. Kötü sözün anlamı var.
1362. Kötü ustada kalfa yarım kalır.
1363. Kuran'a inanmayan, imandan çıkar.
1364. Kurdu çağırmış, koyunlarına baksın, diye. (Bulgarcada da var.)
1365. Kurt, dumanlı havayı sever. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var.) (Ujku mjergull kerkon.)
1366. Kurunun yanında yaş da yanar. (Türkçeden geçmiş.)
1367. Lafazan adamın herkese söylenecek sözü vardır.
1368. Lira (Türk lirası) küçüktür, ama değeri büyüktür.
1369. Mabût istemeyince, neylesin Mahmut?
1370. Merakım var, ama olanaklarım yok.
1371. Misafir, konağa kendi nafakasıyla gelir.
1372. Misafir misafiri, ev sahibi hiç birini sevmez.
1373. Ne ekersen, onu biçersin. (Çka mbjell, ate e koore.)
K
YanıtlaSilkabilgoo (2)
kabilgoo )2( 1 قابل olabilir 2 mumkün 3 etki al
maya açık olan
kabili af قابل حفر al edilebilir, affi mümkün
kabili cer قابل جرح surutalebilir, red edilebilir
kabili feyisقابل قبض feyte alabilis, iyiliğe ve ni mete açık olabilir
kabili hata قابل خطاء hatah olmasi mümkün, yanlış olabilir
canlı kalma imkam, ha kabll hayat قابل حيات yatta kalma imkanı, yaşama imkânı
kabil- hazm (hazım قابل هضم : ham edilebilir, (mec) katlanılabilir
kabili hitab قابل خطاب kendisiyle veya kendile style) konuşulması mümkün, konuşulabilir
kabili islah قابل اصلاح daseltilmesi mümkün, dü neltilebilir
kabili iltiyam قابل النيام : )mec) düzeltilmesi, ona-rılması mümkün, telafisi (giderilmesi) mümkün
kabil-i imtizaç (imtizac( قابل امتزاج : birleşmesi ve birbiriyle kaynaşması mümkün
kabili inkar قابل انکار : inkarı mümkün, inanılma
ması mümkün
kabili inkâr ve İtiraz قابل انکار و اعتراض inkarı ve itirazı mümkün, inanılmaması ve karşı çıkılması mümkün
kabili inkisam قابل انقسام : bolanebilir, daha küçük parçalara ayrılabilir 2 birbirinden ayrılması mümkün
kabili istifade قابل استفاده : istifadesi mümkün, ya rarlanılması mümkün, faydalanılabilir
kabili kıyas قابل قياس : karşılaştırılması mümkün
kabili nesh قابل نسخ : yürürlükten kaldırılabilir, geçerliliğin kaldırılması mümkün
kabili sukut قابل سقوط : düşebilir, yıkılabilir
kabil-i sükna قابل سکنی : oturulması, yerleşilmesi mümkün, üzerinde yaşanması mümkün
mesi mümkün
kabil-i süluk قابل سلوك : girilmesi ve o yolda yürün
kabili tabir قابل تعبير : ifade edilmesi ve anlatıl-ması mümkün
478
kabili tahammül قابل تحمل : dayanılması, katla
nılması mümkün
kabili taklid قابل تقليد : taklid edilmesi mümkün benzerinin yapılması mümkün
sımlara ayrılması mümkün kabili taksim قابل تقسیم : bölünmesi mümkün a
kabiliyet-i cami
kabili tarif ve tavsif قابل تعریف و توصیف all lip nasıl olduğunun anlatılması mümkun
kabili tatbik قابل تطبيق uygulanması mümkon uygulanabilir
kabil-ebdقابل ت degiştirilmesi mümkün kabili tefrik1 :قابل تفريق.birbirinden ayrılması mümkün 2 birbirinden ayırt edilmesi mümkün
kabil-i telakkuقلتلق gebe kalması mümkün. döllenebilir
kabil-i te'lif (tell( قابل تالیف : uzlaştırılması mim
kün, uyuşması mümkün
kabil-telkih gebe bırakması, çocuğu olması, döllendirmesi mümkün
kabili temyiz قابل تميز ayırt edilmesi mümkün,
ayırt edilebilir
kabili tenkid قابل تنقید : tenkid edilmesi, eleştiril
mesi mümkün
kabili tercüme قابل ترجمه : başka dile tercüme
edilmesi, çevrilmesi mümkün
kabili teshir قابل تسخیر : emir altına alınması, söz
dinletilmesi mümkün
kabili tevfik قابل توفیق : uyuşulabilir, bağdaşabilir, bir arada olabilir, uyuşması mümkün
kabil-tevil قابل تأويل : )bir söz açık mänası dışın da, başka månalardan biri ile açıklanabilir
kabilden قبيلدن : gibi çeşit çeşidinden
kabile 1 : قبله.aynı soydan gelen, aynı dili konu raber aynı yerlerde yaşayan küçük insan toplulu şan, aynı maddi ve manevi kültürü paylaşan ve be ğu 2.aynı türden meydana gelen topluluk 3.grup,
topluluk
kabile-i Kureys قبيلة قريش : Kureyş kabilesi, köku
Hz. İbrahim'e (a.s.) kadar uzanan ve peygamberi miz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) de mensubu bu-rinin idaresi bu kabilenin elindeydi( lunduğu Arap kabilesi. İslam'dan önce Mekke şeh
kabilesinden قبيله سندن : )bk kabilinden(
kabil)( قابله : )a uzun okunur) (bk. kabil(
1.alıcı 2.kabul edici
kabilinden 1 : قبیلندن.türünden, çeşidinden 2 gibi
lerinden, gibi, benzeri
kabiliyat قابلیات : kabiliyetler, yetenekler, güçler
kabiliyet قابلیت : yetenek, ç 2.imkân
kabiliyet-i camia قابلیت جامعه : çok çeşitli yete dinde toplamış(insandaki) yetenek ve güç nekleri ve her çeşidin de farklı derecelerini ken-
mia
YanıtlaSildj
kabillyet-i härika
479
kabiliyet-i harika قابلیت حرفه: harika kabiliyet, olağanüstü yetenek
kabiliyet-i hay قابلیت خبر iyilik ve sevaplı işler yapma imkânı, güç ve yeteneği
kabl-el nübüvveteamberlikten önce
kabillyet-i hilafet قابلیت خلافت : halifelik güç ve yeteneği, yeryüzündekileri Allah'ın (c.c.) emir ve kanunlarına göre idare etme güç ve yeteneği
kabiliyet-/ ilim ve terkib قابلیت علم و ترکیب
bepler ve gerçekler arasındaki ilişkileri) karayıp bilme ve bu bilgileri kullanarak yeni şeyler bulup çıkarma yeteneği ve gücü
kabiliyet-i mahiyet قابلیت ماهیت : temel özellikte yer alan imkan ve olabilirlik
kabiliyet-i makam قابلیت مقام : ele alınan konu nun imkanı
kabiliyet-i nutk-u beyan قابلیت نطق و بیان : konuş ma ve bildiklerini anlatıp açıklama güç ve yeteneği
kabiliyet-i ruhiye قابلیت روحیه : ruh gücü ve yete neği
kabiliyet-i sanat قابلیت صنعت : sanat yeteneği
kabiliyet-i şerقابلیت شر : kötülük yapma gücü ve
imkanı
kabiliyet-i telkih (a( قابلیت تلقيحه : aşılama güc ve imkânı
kabiliyet-i tevessü قابلیت توضع genişleme imkânı
)şuun ve kabiliyet-i zătiye شون و قابلیت ذاتیه: kendi ne ait imkân, yeterlilik (şuun) ve kabiliyet)
kabiliyet-i zatiye قابلیت ذاتيه : zata ait kendisinde ki) her işi yapabilme güç ve imkânı)
kabiliyet-i zulüm قابلیت ظلم : kötülük ve haksızlık
yapabilme güç ve imkânı
kabiliyetçe قابليتجه : kabiliyet bakımından, yete nek ve imkânlar bakımından
kabiliyetince قابلیتنجه : güç yetenek ve imkânına göre
kabiliyetli قابلیتلی : yetenekli, gücü yeterli
kabiliyetsiz قابلیتز : yeteneksiz, gücü yetersiz
kabiliyetsizlik قابليتسزلك : yeteneksizlik güç ve im-
kändan yoksunluk
kabilse قابله : mümkünse
kabine قابينه : hükümet, bakanlar kurulu
kabir قبر : mezar
kable bülug قبل البلوغ : ergenlikten önce, çocuk luktan çıkıp ergenlik yaşına girmeden
kabl-el vuku' (kablelvuku( قبل الوقوع : meydana
kabul-ü Rabbani(ye)
kabl-el vücuda ortaya çıkmadan once, varlığı ortada yokken
kablo قابل : iletken tel
kabr قبر : )bk kabir(
kabr-i ekber قبر اكبر : en büyük mezar, çok büyük
mezarlık
kabr-i haps-i münferid قبر حبس منفرد : tek başina
hapis cezası çekilen mezar
kabri kalb قبر قلب : manevi diriliş yeri olan) kalb
mezarı
kabr-i Muhammedi قبر محمدی : peygamberimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mezarı
kabr-i Peygamberi قبر بیغمبری Hz. Peygamberi
mizin mezarı
kabr-i pürmünevver قبر پرمنور : nurlar (månevi
aydınlıklar) içinde olan mezar
kabr-i şerif قبر شریف : mübarek mezar
kabr-i vahşet ve istibdad قبر وحشت و استبداد yalnızlık, baskı ve eziyet mezarı, (mec.) birlikte hareket ve düşünceleri açıklama yasağı sebebiyle mezardaki gibi herkesin tek başına ve yalnız kal-dığı, baskıcı yönetimin uygulandığı 1. Meşrutiyet dönemi öncesi
kabri قبری : kabre ait, ölmüşlerin ruhlarının mezar hayatı ile ilgili
kabristan قبرستان : mezarlık
kabristan-ı fena قبرستان فناء : ölümlülerin mezarlı-
ğı, ölümlü dünya mezarlığı
kabul قبول : almak 2.tasdik etmek, doğrulamak, doğru saymak, doğruluğuna inanmak 3.temel al-
mak, saymak 4.var saymak, varlığına inanmak 5.hakkı görmek, hak vermek 6. uygun bulmak, razı olmak, hoş karşılamak 7. yer vermek 8. be-nimsemek 9. geri çevirme 10. etkiye, fiile (eyleme) açık olmak, etki alıcı olmak, etkilenici olmak
kabulü adem قبول عدم : yoktur diye kabul etme,
yok iddiasında bulunma
kabul-ü amme قبول عامه : herkesin kabul etmesi,
herkes tarafından benimsenme
kabul-ü nasihat قبول نصیحت nasihat kabul etme,
öğüdü dinleme, öğüte uyma
kabulü Nebevi قبول نبوی : peygamberimiz (a.s.m.) tarafından kabul edilmesi, hoş karşılan-ması
kabulü Rabbani (ye( قبول رباني : Rabbimizce ka bul edilme
gelmeden önce, önceden
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالبين البناهم الكتاب يعرفونه كما يعرفون الناعم وان فريقا منهم ليكلسون الحل وهم يعلمون الحل من
فلا الكوني من التمارين ولكل وحما هو توان فاسليلوا الخيرات الين ما تكونوا بأت بحكم الله فيه إلى الله على كل شي قدير . ومن حيث خرجت من وجهان شطر المسجد الحرام واله للخلى من ريال وما نت يقابل عما العملون ومن حيث خرجت قول وجهان شطر المسجد الحرام وحيث ما كلكم قولوا وجوفان شطرة الملا يكون الثاني عليكم حجة إلا النبين عالمين منهم فلا تخشوهم والحشوبي ولأتم بعمني عليكم ولعلكم تهتدون . كما أرسلنا فيلم رسولا مامان يتلوا عليكم آياتنا وتركيكم ويُعلمكم الكتاب والحكمة ويعلمكم مَا لَمْ تَكولُوا العَلَمُونَ فَالكُرُونَ الذكرحم واشكروا لي ولا تكفرون . يا أيها النبي املوا استعينوا بالصبر والصلوة إن الله مع الصابرين .
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا بالصَّبْرِ وَالصَّلُوةَ إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ تَكْفُرُونَ . يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَعِينُوا
"Artık siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin! Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz, Allah sabredenlerin yanındadır.99
Bakura, 2/152-153)
Mushaf sayfa no: 22
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/19. sayfa
ALLAH'I ZİKRETMEK
BİLGİ
Bize bilmediklerimizi öğreten, peygamberini gönderip ayetlerini bildiren Rabbi-miz, verdiği bu nimetlere şükretmemizi, O'nu zikretmemizi ve O'ndan yardım dilememizi istemektedir. Peygamberimiz (sa.s.) de şöyle buyurmuştur. "Allah Teálă şöyle buyuruyor. Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız ana-rım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım." (Buhart, "Tevhid", 15)
MESAJ
1. Kul Allah'ı daima zikreder, hatırında tutar ve bunun gereğini yaparsa Allah
da onun mükafatını verir.
2. Allah'ın yardımını sağlayacak olan iki yol, sabır ve namazdır
KELİME DAĞARCIĞI
Zikir: Allah'ı anmak, hatırlamak, onu unutmamak, tekbir ve tesbih cümlelerini tekrarlamak.
Şükür: Gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etmek, teşekkür
22
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوَلَتَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
"Andolsun ki sizi biraz korku ve
açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdelel
(Bakara. 2/155)
ولا تقولوا لمن يقتل في سبيل الله أموات بل احياء ولكن لا تشعرون ولسلولكم بني من الخوف والجوع ونقص من الأموال والانفس والثمرات ونشر الشاهرين الذين إذا أصابتهم مصيبة قالوا إنا لله وإلا اليه راجعون أولئك عَلَيْهِمْ صَلواتُ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْماً وأُولئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ الله فمن حج البيت أو اعتمر فلا جناح عليه أن يطوف بهما ومن تطوع خيراً فإن الله شَاكِرٌ عَلِيمٌ إلى الدين قلمون ما انزل من البَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيِّنَاة الثاني في الكتاب أولئِكَ يَلْعَلَهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَلَهُمُ اللَّاعِنُونَ إلا الذين كانوا وأصلحوا وبينوا فأوليك أتوب عَلَيْهِم وأنا القوات الرحيم إلى الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَالُوا وَهُمْ كَفَارُ أوليك عليهم لعنة الله والمليكة والناس اجمعين . خالدين فيها لا تخلف عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظرُونَ . والمسلم إله واحد لا إله إلا هو الرحمن الرحيم .
Mushaf sayfa no 23
Hafizlik sayfa no: 2. cüz/18 sayfa
BELALARA SABRETMEK
DİLGİ
Yüce Allah, sabredenleri ortaya çıkarmak için insanları çeşitli şekillerde imtihan eder ve imtihanı geçenlere mükafatlarını verir. Fakat sabır, nefse ağır ve zor gelir. Kendisine karşılık büyük sevap ve ecrin verildiği sabır ise musibetle-rin çöktüğü zamanlardaki sabırdır. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur. "Müminin durumu gibta ve hayranlığa değer. Çünkü her håli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece müminde vardır. Sevinecek olsa, şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir belá gelecek olsa, sabreder, bu da onun için hayır olur." (Müslim, "Zühd", 64)
MESAJ
Sabredenlere, felaketlere göğüs gerenlere, mükafatları hesapsız ödenecektit (bk. Zümer, 39/10).
KELİME DAĞARCIĞI
Havf: Korku.
Enfüs: Nefisler, canlar.
23
Ağılda Oğlak Doğarsa Ovada Otu Biter
YanıtlaSilYüce Allah'ın yarattığı her canlının rızkını vereceğini be-lirtmek için "ağılda oğlak doğarsa ovada otu biter" deriz. Bu atasözünü, rızık endişesi taşıyan kimseye bu kaygısının yersiz olduğunu anlatmak için kullanırız. Bir şeyden kaygı duyacak-sak, iki günümüz birbirine eşit olduğu zaman kaygı duyma-lıyız.
Peki, iki günün birbirine eşit olması ne demektir?
Bize göre bu eşitlik, elimizdekiler ile yetinip tembellik et-mektir. Yani çalışmayı ve ilerlemeyi bıraktığımızda veya çok yavaşladığımızda yerimizde saymış oluruz. Yerinde saymak ise bizim yapacağımız şey değildir. Daha doğrusu olmamalıdır!
"Tamam, ben yerimde saymıyorum ve çok çalışıyorum fa-kat istediğim gibi bol bir kazanç da elde edemiyorum." diye düşünebilirsiniz. Olaya bir de hikmet penceresinden bakmak lazımdır.
"Şayet Allah kullarına rızkı bol bol verseydi yeryüzünde taşkınlık ederlerdi; ama O dilediği ölçüye göre vermektedir.
-172-
Çünkü O kullarının durumunu çok iyi bilmekte ve görmek-tedir. / Kul planında bu ölçüyü idrak mümkün değildir; ama kulun görevi, dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak imkân-ları elde etmek için elinden gelen bütün çabayı harcamaktır. "25
YanıtlaSilBir de şöyle düşünelim; eğer herkesin zekâsı, becerisi ya da afiyeti birbirine denk olsaydı, acaba insan kendini gelişti-rebilir miydi? Ayrıca böyle bir dünyada yardımlaşmanın veya paylaşmanın adı geçer miydi?
Herhalde mesele anlaşılmıştır.
Rızık endişesine kapılmadan hayatın içinde yer alalım ama "Zaten Allah benim rızkımı veriyor" diyen, sonra da yan gelip yatan ve gücü yettiği halde başkalarına el açan kimseler gibi de olmayalım. Bu hâl, tefekkür ve teslimiyetin bir göstergesi değildir, tembelliğe kılıf uydurmaktır.
Son olarak bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyoruz.
Allah'ın bizim için ayırdığı rızkın, temiz ve helal olmasına özen gösterelim. Doğrusu mūmin "Bal arısı gibidir... Bal arısı nasıl ki ağaçların ve bitkilerin en güzel çiçeklerinden besleni-yorsa mümin de Allah'ın kendisine verdiği rızıkların temiz ve helal olanlarından gıdalanır. "26
Rızkı temiz ve helal olan kimsenin düşüncesi de güzel olur. Üstelik böyle biri hayırlı işler yapmaya, hikmetli sözler söylemeye veya dinlemeye de yatkın olur. Sükûtu da çevresine huzur verir.
Sizin de çevrenizden güzel düşünceli insanlar eksik ol-masın.
"Dünya - ahiret mutluluğunu sağlayacak imkânları elde etmek..." göreviniz ve önceliğiniz olsun.
25 Şûră Suresi-27. Ayet Tefsiri
26 Hadislerle İslam Cilt-1, s. 617
-173-
Sana Vereyim Bir Öğüt, Kendi Ununu Kendin Öğüt
YanıtlaSil"Kişi kendi işini kendi yapmalıdır." Anlamında kullandığı-mız söze, "sana vereyim bir öğüt, kendi ununu kendin öğüt" deriz. Bu atasözünü, başkasına bıraktığımız ve başında durma-dığımız işten istediğimiz verimi almanın mümkün olmadığını anlatmak için kullanırız. Zaten verimsiz işten de düzenli bir gelir elde edemeyiz. Bırakın düzenli gelir elde etmeyi, sonuç-ları kendimizi ilgilendiren önemli işleri başkasına havale ettiği-mizde, ödemekte zorlanacağımız borç yükünün altına gireriz.
Nasreddin Hoca'nın diliyle söylemek gerekirse: "El elin eşeğini türkü çağırarak arar." Yani bir başkası kendi işine ver-diği önemi sizin işinize göstermeyebilir. Gereği gibi ilgi gös-terilmeyen bir işin de tadı tuzu kalmaz. İşini severek yapan ve yaptığı iş ile mutlu olan kimseler bu duruma düşmekten sakınmalıdır. Ayrıca yeniden motive olmak için kendimizi din-lendirmek de lazımdır. Şayet bunu yapmazsak, işimizin ya da görevimizin başında istekli durmayız. Durduk diyelim, bu kez de verimli olamayız ve işleri bir başkasına yaptırmaya kalkarız
-170-
ki bu da zamanla kötü bir alışkanlığa dönüşür. Hem içinde kendi el emeğimizin olmadığı bir kazancı nasıl harcayabiliriz ki?
YanıtlaSil"İnsanın yediği şeylerin en güzeli, elinin emeğidir. "23
Emek verilerek yapılan her işin içinde alın teri ve bereket vardır. Kendi işini başkalarına yaptıran kimseler ise bu bere-ketten bihaberdir. Kaldı ki bu durumda mağdur olan yalnızca kişinin kendisi de değildir.
Peki, ya kimdir?
Elbette geçindirmekle yükümlü olduğu ailesidir. Çevrenize şöyle bir baktığınızda vaktiyle işine sahip çıkmadığı için yok-sul duruma düşen ve sırf bu yüzden ailesini de perişan eden kimseleri görebilirsiniz. Bunların içinde hatasını anlayıp da bütün gücüyle işe başlayanlar olduğu gibi sağlık ve benzeri sorunlardan dolayı insan içine çıkamayanlar da vardır. Bizim inancımızda ve kültürümüzde düşene tekme vurmak ya da bu tür kimseleri kınamak yoktur. Bunun aksine elimizden gelenin en iyisini yapıp dua etmek vardır.
Ayrıca "...Hangi ırktan veya sosyal katmandan olursa ol-sun... İnsanları, iradeleri dışındaki özelliklerinden dolayı kı-namak, ayıplamak, aşağılamak ya da tam tersi yüceltmek, hem insanlığa hem de Yüce Yaratıcı 'ya karşı saygısızlıktır. "24
Her halükarda saygımızı muhafaza edelim. Sonra işimi-ze dört elle sarılıp yaptığımız işin en iyisi olmak için an gibi çalışalım. Hem bu sayede boş işler ile meşgul olmaktan da kurtulmuş oluruz.
Her anınız ve kazanç peteğiniz dolu olsun.
23 Hadislerle İslam Cilt-1, s. 618
24 Hadislerle İslam Cilt-5, s. 395
-171-
du
YanıtlaSilÖlmüş de Ağlayanı Yok
Ko-
yin ve
e has
"Çok kötülüğe uğramış, desteği ve yardım edeni bulunma-yan kişinin içinde bulunduğu hazin durumu anlatmak için "ölmuş de ağlayanı yok" deriz. Genellikle bu atasözünü, ters giden işlerini bir türlü düzeltemeyen ve hayata tutunurken kimseden (yeterli) destek göremeyen kişilerden bahsederken kullanırız.
gelişi
Gerçekten de insanoğlu varlıklıyken bir tas çorbaya bile muhtaç olabilir veya işinde iyi bir konumdayken iflas edebilir ya da yüksek mevkilerden alınıp kıdemce kendinden daha dù-şük bir kimsenin emrine de girebilir. Ayrıca sağlıklıyken aman-sız bir hastalığa yakalanma ihtimali de vardır. Asıl mesele, bu gibi durumlara düşmeden önce "insan" biriktirebilmektir. Hiç şüphesiz insana yatırım yapan kişi ve kurumlar her zaman için kazanlı çıkmıştır.
mu az-
an
Peki, "insan" biriktirmek nasıl bir şeydir?
Kesinlikle çok iyi bir şeydir. Bu arada "insan" biriktirmek-ten kastımız, dost kazanmaktır, gönüllerde hatın sayılır bir yer
-167-
edinmektir, dahası Allah'ın kulları arasında ayırım yapmadan herkese iyilikle muamele edebilmektir.
YanıtlaSilDostluk kavramının üzerinde durup konuyu biraz daha açmak istiyoruz. Gerçek arkadaş, kazanılmış bir dosttur. Ger-çek dostu ya da dostluğu bir gölgeye de benzetebilirsiniz. Öyle ki gerçek dostlarınız, "Eğilseniz de doğrulsanız da düşseniz de asla peşinizi bırakmazlar." Kısacası yüzünüze karşı veya arkanızdan "ölmüş de ağlayanı yok" dedirtmezler. Bir de "In-san" biriktirmeyi asla düşünmeyen kimseler vardır. Onlar ki hayatlarında para, malmülk gibi geçici şeylere önem verdikle-rinden kimseye yardım elini uzatmazlar. Sonunda gelecekleri yer yalnızlıktır.
Şayet iç dünyamızı çöle döndürüp de seraplar görmek istemiyorsak dost kazanmaya devam edelim. Eğer, insanın da ötesinde bir dost arıyorsak, o zaman Allah'a yönelmeliyiz, Çünkü hakiki dost Yüce Allah'tır.
"...Aklımızdan geçirmediğimiz yerde ve zamanda O bi-zimledir. Gerçekten görmek için bakarsak, her güzelin, her doğrunun, her kemalin yanında O'nun izlerini bulmamız; dos-ta karşı dostumuz, külfete karşı yardımcımız olduğunu fark etmemiz mümkündür. "22 Bunu anlayan ve bütün varlığıyla özümseyen Derviş Yunus'un şu niyazı boşuna değildir:
"Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni.
Ben yanarım dünü günü, bana seni gerek seni.
Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim,
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni..."
Tabii ki bu hal, âşıkların həlidir, bu gönül âşıkların gön-lüdür, bu niyaz, âşıkların niyazıdır. Belli ki herkes gönlündeki sevdanın halini yaşıyor. O hâlde gönlümüze kimi aldığımıza, neye ve niçin değer verdiğimize dikkat edelim. Gönlümüze
22 Hadislerle İslam Cilt-1, s. 225-226
-168-
dünya sevgisini doldurup da sonunda ahu figan edenlerden olmayalım. Ayrıca "Dosta karşı dostumuz, külfete karşı yar-dımcımız" olan hakiki dostu da unutmayalım.
YanıtlaSilO yüce dosta giden yollarınız açık olsun.
İç âlem serap görenler, O'nun sevgisi ile hayat bulsun.
فَأَعْطَانِي اثْنَتَيْنِ وَرَدَّ عَلَى وَاحِدَةً سَئَلْتُهُ أَنْ لَا يُسَلِّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ غَيْرِهِمْ فَأَعْطَانِيهَا وَسَتَلْتُهُ أَنْ لَا يُهْلِكَهُمْ غَرَقًا فَأَعْطَانِيهَا وَسَتَلْتُهُ أَنْ لَا يَجْعَلَ بَأْسَهُمْ بَيْنَهُمْ فَرَدَّهَا عَلَى (حم ش هـ طب عن معاذ)
YanıtlaSil1858. Ben istek ve korku namazı kıldım. Ümmetim için Allah Azze ve Celle'den üç şey istedim. İkisini verdi, birini geri çe virdi. Onlara kendilerinden başka bir düşmanın musallat olma masını diledim, verdi. Onların boğularak ölmemelerini istedim, bunu da verdi. Kendi aralarında sıkıntı (tefrika, ayrılık) olmaması-ni diledim, bunu geri çevirdi.
١٨٥٩ - إِنِّى سَئَلْتُ رَبِّى أَوْلَادَ الْمُشْرِكِينَ فَأَعْطَانِيهِمْ خَدَمًا لأَهْلِ الْجَنَّةِ لأَنَّهُمْ لَمْ يُدْرِكُوا مَا أَدْرَكَ آبَانُهُمْ مِنَ الشَّرْكِ وَلَأَنَّهُمْ فِي الْمِيثَاقِ الأَوَّلِ (الحكيم عن انس)
1859- Rabbimden müşriklerin çocuklarını istedim. Onları bana bağışladı ve onları cennet ehlinin hizmetçileri yaptı. Çünkü onlar babalarının şirklerine yetişmemişlerdir. Çünkü onlar ilk mi-sakları (Allahü Teala'ya verdikleri söz) üzeredirler.
١٨٦٠ - إني لاَ اَتَخَوَّفُ عَلَى أُمَّتِي مُؤْمِنًا وَلَا مُشْرِكًا أَمَّا الْمُؤْمِنُ فَيَحْجُزُهُ إِيمَانُهُ وَأَمَّا الْمُشْرِكُ فَيَقْمَعَهُ كُفْرُهُ وَلَكِنْ اتَّخَوْفُ عَلَيْكُمْ مُنَافِقًا عَالِمِ اللِّسَانِ يَقُولُ مَا تَعْرِفُونَ وَيَعْمَلُ مَا تُنْكِرُونَ (طس عن على)
1860- Ümmetim hakkında ne mü'minden ve ne de müş-rikten korkmam. Çünkü mü'mini imanı kurtaracaktır. Müşriği ise küfrü cehenneme sürükleyecektir. Benim asıl korktuğum laf etme-sini beceren münafıktır. Çünkü o sizin kabul edeceğiniz, hoşlana-cağınız şeyleri söyler, itiraz ettiğiniz şeyleri yapar.
١٨٦١ - إِنِّي لَأَعْرِفُ نَاسًا مَا هُمْ أَنْبِيَاءٌ وَلَا شُهَدَاءُ يَغْبِطُهُمُ الْأَنْبِيَاءُ وَالشُّهَدَاءُ بِمَنْزِلَتِهِمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ الَّذِينَ يُحِبُّونَ اللَّهَ وَيُحَذِّبُونَهُ إِلَى خَلْقِهِ يَأْمُرُونَهُمْ
464
مَرَّةً وَيَحْبُوا مَرَّةً وَيَتَعَلَّقُ مَرَّةً فَجَانَتْهُ صَلَوتُهُ عَلَى فَأَخَذَتْ بِيَدِهِ فَأَقَامَتْهُ عَلَى الصِّرَاطِ حَتَّى جَازَ وَرَأَيْتُ رَجُلاً مِنْ أُمَّتِي انْتَهَى إِلَى أَبْوَابِ الْجَنَّةِ فَخُلَقَتِ الأَبْوَابُ دُونَهُ فَجَانَتْهُ شَهَادَةُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ فَأَخَذَتْ بِيَدِهِ وَأَدْخَلَتْهُ الْجَنَّةَ الحكيم طب عن عبد الرحمن بن سمرة)
YanıtlaSil1869- Dün gece acaip bir şeye şahit oldum. Ümmetim-den bir adamı gördüm ki, meleklerin hücumuna uğramış. Hemen abdesti gelip şefaat etti, onu ellerinden kurtardı. Ümmetimden bir adam daha gördüm, kabir azabı üzerine el atmıştı ki, namazı ge-lip onu ondan kurtardı. Ümmetimden bir adam daha gördüm, şeytanlar başına üşüşmüştü fakat zikrullah gelip kurtardı onu.
Ümmetimden bir adam da susuzluktan dilini çıkarmış, soluyordu. Hemen Ramazan orucu gelip ona su verdi. Ümmetimden bir a-dam daha gördüm, önü ve altı karanlıklar içindeydi. Haccı ve umresi gelip onu o karanlıktan çıkardı. Ümmetimden bir adam gördüm, mü'minlerle konuşmak istiyor fakat onlar onunla ko-nuşmuyorlardı. Hemen sıla-i rahim gelip şöyle dedi: "Bu adam akrabayı ziyaret ederdi." Bunun üzerine onlarla konuştu, onlar da onunla konuştular ve onlarla beraber oldu. Bir adamı da gör-düm, halka halka olmuş peygamberlere geliyor ve onlar tarafın-dan uğradıkça yanlarına kovuluyordu. Hemen cünüplükten yı-kanması geldi, elinden tutup yanıma oturttu. Bir adam da gör-düm, eli ile ateşin şiddetinden korunuyordu, hemen sadakası ge-lip başının üstüne bir gölge ve yüzünü de ateşten koruyan bir perde oluverdi. Ümmetimden bir adam daha gördüm, zebaniler gelip yakasından yakalamış götürüyorlardı. Emr-i bil ma'ruf ve
nehy-i anil münker gelip ondan onu kurtardı. Ümmetimden birini
de Cehenneme yuvarlanmış olarak gördüm. Dünyada Allah kor-
kusundan gözlerinden akıttığı yaşlar gelip onu oradan çıkardı.
Ümmetimden bir adamı da amel defteri soluna verilmiş olarak gördüm. Allah korkusu gelip hemen onu sağ tarafına koyuverdi. Bir adamın da mizanı hafif tartıyor gördüm, hemen kendisinden önce ölen çocukları gelip mizanı ağırlaştırdılar. Ümmetimden bi-rini de cehennemin tam kenarında gördüm. Allah'tan korkması gelip ondan kurtardı. Ümmetimden birinin de hurma dalı gibi tit-
468
reyip sallandığını gördüm. Allah'a karşı olan iyi zannı gelip onu sakinleştirdi. Birinin de Sırat köprüsünden düşe kalka yürüdüğunü gördüm. Hemen bana getirdiği salat ü selamı gelip elinden tuttu ve sırat köprüsünden ayağa kaldırıp geçirdi. Ummetimden birini de cennetin kapılarına kadar gelmiş vaziyette gördüm. Cennel kapılan yüzüne kapanmıştı. Hemen şehadet kelimesi: "La ilahe illellah" gelip elinden tuttu ve onu cennete koyuverdi.
YanıtlaSil۱۸۷۰ - إِنْ أَنْتُمْ اتَّبَعْتُمْ أَذْنَابَ الْبَقَرِ وَتَبَايَعْتُمْ بِالْعَيْنَةِ وَتَرَكْتُمُ الجهاد في سبيل الله لَيُلْزِمَنَّكُمُ اللهُ مَذَلَّةً فِي أَعْنَاقِكُمْ ثُمَّ لَا تُنْزَعُ مِنْكُمْ حَتَّى تَرْجِعُوا إِلَى مَا كُنْتُمْ عَلَيْهِ وَتَتُوبُوا إِلَى اللهِ تَعَالَى (حم عن ابن عمر)
1870- (Ey ümmetim!) Eğer siz sığırların kuyruklarının ar-dına düşerseniz (rençberlikle yetinirseniz), malı vade ile fazla pa-raya satar, alırken fazla alırsanız, Allah yolunda cihadı terk eder-seniz, Allah boynunuza zillet halkası vurur. Eski halinize dönüp Allah'a tevbe etmedikçe bu halka sizden çıkarılmaz.
۱۸۷۱ - إِنْ كَانَ خَرَجَ يَسْعَى عَلَى وُلْدُهُ صِغَارٍ فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَإِنْ كَانَ خَرَجَ يَسْعَى عَلَى ابَوَيْنِ شَيْخَيْنِ كَبِيرَيْنِ فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَإِنْ كَانَ خَرَجَ يَسْعَى عَلَى أَهْلِهِ فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَإِنْ كَانَ خَرَجَ يَسْعَى تَفَاخُرًا وَتَكَبَّرَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ الشَّيْطَانِ (طس عن كعب بن عجرة)
1871- Eğer küçük çocuklarının nafakası için çıkmış çalı-şıyorsa, o Allah yolundadır. İki yaşlı ebeveyni için çalışıyorsa o da Allah yolundadır. Ailesi için çalışmaya çıkmışsa o da Allah yolun-dadır. Lakin kibirlenmek ve böbürlenmek için çıkıp çalışıyorsa bilin ki, o şeytanın yolundadır.
۱۸۷۲ - إِنْ أَتَّخِذْ مِنْبَرًا فَقَدْ اِتَّخَذَهُ أَبِي إِبْرَاهِيمُ وَإِنْ أَتَّخِذِ الْعَصَا فَقَدْ إِتَّخَذَهَا أَبِي إِبْرَاهِيمُ (طب عن معاذ)
469
604
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT SERHI
saadetine mazhar olmaları Resul 0 Ekrem ve Habib-i Muhterem SA. efendimizin mübarek varlığı ve onun yüce emirleri, sünnet-i senlyest ile olacaktu.
Üstte anlatılan mana leabı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin durumu bir manaya göre, çadırı ayakta tutan direğe berizetilmiştir Hunun için de kendisine:
ARUS.
Sıfatı verilmiştir. Sonra 0:
Senin HAZRETin imamıdır.
Eu salavat-ı şerifede geçen:
HAZRET.
Lafı, Yüce Hakkın tevhid makamıdır. Bu cümlenin ifade ettiği serhli mana şudur:
Yüce zatını tevhid ve fermanına itaat ederek, zatına yaklaş-mak isteyenlerin imamı ve muktedasıdır. Çünkü Yaklaşmak, ancak Resulüllah S.A. efendimize uymakla olur. Resulüllah S.A. efendimize uymayanlar, Hakka yakınlık bulup gaye olan menzile varamazlar
Sonra o:
Senin mülkün TIRAZ'ıdır.
Bu cümlede geçen:
TIRAZ.
Lafzı, güzel elbiselerde bulunan, ona güzellik veren, ona süs veren şeylerdir. Görenler sevka gelir; o elbiseye meyleder.
Anlatılan mana durumuna göre: Resulüllah S.A. efendimiz, lähl memleketlerin, dünyanın ve âhiretin tam manası ile süsüdür. Allah-Taâlá, onun varlığı ile, âlemleri süslemiştir.
Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimiz, cümle âlemin ruhudur, süru-rudur, nurudur; behcet ve zinetidir.
Sonra Resulüllah S.A. efendimiz:
Senin rahmetinin HAZAİN'idir.
Bu cümlede geçen:
HAZAIN.
Lafzı, hazine'nin çoğuludur Hazine şuna derler ki: İnsan, sahibi olduğu değerli eşyasını onda saklavıp korur. Bu manaya göre, üstte anlatılan cümle şu demeğe gelir:
Resulüllah S.A. efendimiz, senin mülk ve melekûtunda, sema larında ve arzında, dünya ve âhirette bulunan çeşitli rahmetinin, ce-şitli ihsanlarının hazinesidir.
Dünya ve âhirette, cümle varatılmışlara olan rahmet çeşitlerinin cümlesi, ancak Resulüllah S.A. efendimizin eli ile verilir; onlara nail olmak, Resulüllah S.A. efendimizin sebebi ile olur.
Sonra Resulüllah S.A. efendimia:
-Senin şerlatın yoludur.
Çünkü, Resulüllah S.A. efendimiz, senin şeriatının yolu, hakikatı nın köprüsüdür.
KARA DAVUD
YanıtlaSil605 Bütün şer'i hükümlere, sübhan olan Yüce Hakkın yasaklarına, Rabbani sırlara onunla erilir.
Sonra o:
Senin tevhidinle lezzet alır.
Bu cümlenin manası şudur:
Senin tevhidin, ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR. (LA
ILÄHE ILLALLAH.)
Mübarek cümlesidir. Resulüllah S.A. efendimiz, tesbih, takdis, tahmid, temcid ve sair zikir çeşitleri ile lezzet alır, türlü nimetlerin-
le nimetlenir. Sonra o:
Vücudun, insan gözü gibidir.
Bu cümlede değer verilerek anlatılan göz, gözün karasıdır.
Bu gözün karası, mercimek tanesi kadardır. Gözün görmesi, an-cak onunla mümkün olur. Onun adına:
- Göz bebeği.
Derler. İnsanın bütün menfaatlarını celb etmesi, kendisine zarar veren şeyleri de def'etmesi ancak bu gözle olur. Gözün görmesi de, ancak onda anlatılan bebekle olur.
Üstte anlatılan açık manaya göre, cümlenin şerhli manası şudur:
Bütün insanların toptan kemalâta ermeleri, âhirete dair faydala-ı bulmaları, cümle zararlardan kurtulmaları ancak, peygamberlerin vsıtası ile olur. Erilmesi gereken şeylere onların sebebi ile erilir. O peygamberlerin nurları da, feyizleri de, Resulüllah S.A. efendimizden ektedir. Onlar, feyizlerini, Resulüllah S.A. efendimizden almışlar-dır.
Resulüllah S.A. efendimiz, insanoğlunun gözü mesabesinde olan tüm nebilerin ve resullerin göz bebeğidir. Ona salât ve selâm olsun. Diğer peygamberlere de salât ve selâm..
Bütün peygamberler, ümmetlerini, Resulüllah S.A. efendimizin
nuru ile irşad ederler.
Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz:
Her mevcudun sebebidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, tüm varlıkların vücuda gelmesi-ne bir sebeptir. Nitekim, bir hadis-i şerifte şöyle anlatıldı:
«Allah-ü Taâlâ Ådem'e a.s. şöyle buyurdu:
Eğer Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım. Gökleri ve yer-
leri yaratmazdım.»
Sübhan olan Yüce Hak, cümle mahluktan üç yüz altmış bin sene
evvel, Resulüllah S.A. efendimziin nurunu yarattı. Cümle mahluku da onun pek ziyade nurundan yarattı.
Mana üstte anlatıldığı gibi olunca, Resulüllah S.A. efendimiz, bü-tün mevcudatın yaratılmasına bir sebep ve onların aslı olmuş olur.
Bu mananın daha geniş tafsili Resulüllah S.A. efendimizin NUR ismi anlatılırken geçmiştir. (Bak: İsim 53)
1307. Bugünün işini yarına bırakma. (Türkçeden geçmiş.)
YanıtlaSil1308. Burada melek gibi görünür, ötede şeytan olur.
1309. Çabuk gelen kötü talih, geç gelen iyi talihten yeğdir.
1310. Çalış, işine alış, rızkın dişine kendi gelir.
1311. Çervişin (yemek suyunun) bahanesi, bir kaşık yağ.
1312. Çok yaşa, padişahım! (Alay olarak, Türkçe söylenir.)
49
1313. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur. (Mali me malin s piqet, njeriu me njerin piqet.)
1314. Dayak atmak gerek, bildiğim bu.
1315. Dayısından miras, Tanrı'dan maraz aldı.
1316. Dilinden bülbül, kalbinden katil.
1317. Dost, kara günde belli olur.
1318. Düşüncelerini değiştirenler, düşüncesiz kalır.
1319. En güzel armudu domuzlar yer. (Türkçeden geçmiş.)
1320. Eski kusur, yeni taksirat.
1321. Eski tas, eski hamam! (Türkçe olarak kullanılır.)
1322. Evdeki pazar, çarşıya uymaz.
1323. Evin ilacı merhamettir.
1324. Evladın evlâdı, balın balıdır.
1325. Fukara, evsiz olmak; ev sahibi, ama dilenci olmaktan yeğdir.
1326. Fukara iki evi besler.
1327. Fukara ve tiryaki, dilenci ve kıskanç olmamalı.
1328. Görünen yer, kılavuz istemez.
1329. Gün, sabahtan belli olur. (Dita duket prej mengjezit.)
1330. Güzel sözlerle bütün dünya elde edilir.
1331. Halkın sözleri ile çitin delikleri kapanmaz.
1332. Hani Şam, hani Bağdat! (Türkçe olarak kullanılır.)
1333. Hastalık dağda gezmez, insanlar arasında dolaşır. (Bulgarcada da var.) (Smundja u bé pér njeriné.)
1334. Hayrı lüle kadar, şerri kule kadar.
1335. Hem kocayla zor, hem kocasız zor.
1336. Her şey incelince, zulüm ise kalınlaşınca kopar.
1337. Her yokuşun bir inişi vardır. (Çdo perpjetze e ka teposhten.)
1338. Her zaman gülen budaladır, hiç gülmeyense mutsuz.
1339. Hızlı yapılan iş, iki kez yapılır. (Bulgarcada da var.)
1340. Hiç bir bela maşallahlık değildir.
1336. Her şey incelince, zulüm ise kalınlaşınca kopar.
YanıtlaSil48
YanıtlaSil1274. Ekmek ekmek, şarap da şaraptır.
1275. Eldeki bir kuş, uçan yüz kuşa yeğdir.
1276. Erken kalkana, Tanrı yardımcı olur.
1277. İçilemeyen su, akıp gitmeli.
1278. Kapalı ağza, sinek girmez.
1279. Kocaman bir göbekle doğan, kuşağa sarılan bir çıplaktır.
1280. Köpek ölürse, kuduz da biter.
1281. Tilki, tilki olduğu için kurnaz, yaşlıysa daha da kurnaz olur.
1282. Yalnızlık, kötü bir eşten daha iyidir.
ARNAVUT ATASÖZLERİ
1283. Ağza kapak konunca, vücut rahat eder.
1284. Ahmağın kafasına akıl sokuncaya dek, Karadağ yaylasını daha tez delersin.
1285. Akıl dayağın önüne geçer, ama yüreklilik yüreklilikse, aklın önünde gitmeli.
1286. Akıl, insanın külahında bir çividir; yumruk yemeden kafanın içine girmez.
1287. Akıl, yolun en yeğnil yüküdür.
1288. Akıllı başta aptal (sersem) saçın işi ne? (Dökülen saç için kullanılır.)
1289. Aletsiz marifet olmaz.
1290. Ana ile kız, tepside şeker gibidir.
1291. Araba kırılınca, yol gösteren çok olur. (Kur thehet kerri udhé gjen boll.)
1292. Armut, armut altına düşer. (Türkçeden geçmiş.)
1293. Atın tüyü, yemden olduğu kadar da kaşağıdan parıldar.
1294. Az konuş, çok çalış!
1295. Az ve doğru konuşursan, kapak atmış olursun.
1296. Baht; kısmet ve sebebe bağlıdır.
1297. Balık, baştan kokar. (Peshku qelbet prej kres.)
1298. Başkasının kuyusunu kazma, kendin düşersin. (Türkçeden geçmiş.)
1299. Beceriksizsen, meydana çıkma.
1300. Binince vezir, inince rezil.
1301. Bir adam, geride küçük çocuklar bırakırsa, ölmemiş gibi olur.
1302. Bir düğünün masrafı, bir kışın harcına bedeldir.
1303. Bir telden makam çıkmaz, yalnız ses çıkar.
1304. Birisi var ki, onunla tokalaştıktan sonra, kendi parmaklarını say.
1305. Borç verirsen ya paranı, ya dostunu yitirirsin.
1306. Bu işi kalem almaz, kâğıt sığmaz.
1297. Balık, baştan kokar. (Peshku qelbet prej kres.)
YanıtlaSilkabul-ü şer'iye
YanıtlaSil480
kadem-nihade-i saha-i vücud olmak
kabul-ü seriye قبول شرعیه )icab ve kabul-i seriye) dine uygun şekilde satıcımın satış şartını söylemesi ve alıcının da bunu kabul ettiğini, uygun bulduğunu belirtmesi kuralı
kabul- teslim قبل تسلیم karşı gelmemek, karşı olmamak şeklinde kabul etme
kabul-ü umumi قبل عمومی halkın ve herkesin kabul etmesi, herkes tarafından benimsenmeye (bk kabul u ámme)
kabul- ummet قول امت : ammetin (butün Müslümanların) kabul etmesi
kabulü tasdik قبول تصديق kabul ve tasdik etme (doğrulama)
kabulü teslim قول تسليم : kabul ve teslim (ger çekliğini ifade etme)
kabus 1 : كابوس.)mec.) korkunç ve boğucu (hal) 2. korkulu, sıkıntılı, boğucu rüya, kara-basan
kabuslu 1 : کابوسلی.bogucu, sıkıntılı, korkunç 2 käbus içinde geçen
kabzetmek قبض ايتمك : almak
kabzedilmek قبض ايدلمك : alınmak
kabz- ervah قبض ارواح : )Azrail(a.s.) tarafından) canların alınması, ruhların teslim alınması
kabaruh قبض روح : canın alınması, ruhun tes-lim alınması
kabza el 2 avuç
kabza-i adi قصة عدل : )mec.) her şeyde adaleti gözeten, her işi ve her şeyi tam adaletli yürü ten (Allah'a (c.c.) ait) güç ve kuvvet
kabza-i hikmet قبضه حکمت : )Allah'a (cc.) ait( hikmet eli, (mec.) hiçbir şeyi tesadüfe bırak mayıp her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şe-kilde yapan sınırsız ilim gücü
kabza-i ilim قبعة علم : )Allah'a (c.c.) ait) her şeyi kuşatan sonsuz ilim gücü
kabza-i ilim ve kudret قبعة علم و قدرت : )Allah'a (c.c.) ait) her şeyi kuşatan ilim ve kudret eli, (mec.) sonsuz ilim ve sonsuz güç ve kuvvet
kabza-i kudret قبعة قدرت : )Allah'a (cc.) ait) her şeyi kuşatan kudret eli, (mec.) her şeyi kusa tan sonsuz güç ve kuvvet
kabza-i kudret ve hikmet قبعة قدرت و حکمت (Allah'a (c.c.) ait) her şeyi kuşatan kudret ve hikmet eli, (mec.) sonsuz güç ve kuvvet; her şeyi gayeli, işe yararlı ve en uygun şekilde ya-pan ilim güců
kabza-i kudret ve illm قحه قدرت )Allah'a (c.c.) ait) her seyi kuşatan sonsuz guç, kuvvet ve ilim gücü
rablik sıfatının gücu kabza-i Rububiyet herseyin sahibi olan ve terbiye eden el (mec.) Allah'ın (c.c.(
kabza-l rububiyet ve icad ve tedvir ve terbi.
قصة ربوبیت و ایجاد و تدویر و تربیه : Rabbimizin her şeyi icad eden, idare eden ve terbiye eden sonsuz gucu
kabza-i rububiyet ve terbiye قطه ربوبیت و تربیه Rabbimizin her şeye sahiplik yapan ve her şeyi terbiyesi ve gözetimi altında tutan son-suz gücü
kabza-i mizan ve nizam قبضه میزان و نظام : )A lah'a (c.c.) ait) her şeyde mizan ve nizamı gözeten el, (mec.)her iş ve her şeyde ölçu ve
düzeni gözeten sonsuz güç
kabza-i nizam ve mizan قبضه نظام و میزان : )A lah'a (c.c.) ait) her şeyde nizam ve mizanı gö zeten el, (mec.)her iş ve her şeyde duzen ve ölçüyü gözeten sonsuz güç
kabza-i tasarruf قبضة تصرف : )Allah'a (c.c.) ait( her şeyi yapıp yürüten, idare eden el (sonsuz güç ve kuvvet(
kabza-i tasarruf ve ilim ve hüküm ve hikmet قبضه تصرف و علم و حکم و حکمت : )Allah'a (c.c.) ait( her işi idare eden ve yapan, her şeyi bilen, her şeyle ilgili karar ve emri veren, ve her şeyi hikmetle yapan yani, hiçbir şeyi tesadüfe bi-rakmayıp gayeli, işe yararlı, faydalı ve en uy-
gun şekilde yapan el (sonsuz güç ve kuvvet)
kabza-i tasarruf ve tedbir ve tedvir قبضة تصرف و تدبیر و تدویر : )Allah'a (c.c.) ait) her şeyi yapıp yürüten ve her şeyin tedbirini alan ve her işi yürüten el (güç ve kuvvet)
lah'a (c.c.) ait) her şeyin tedbirini alan ve ter-kabza-i tedbir ve terbiye قبضه تدبیر و تربیه : )Al biye eden el (güç ve kuvvet)
kabz-bast 1 : قبض بسط.darlık-genişlik 2.sıkın-ti-ferahlık
sin, Allah (c.c.) kutsasın kaddesallahu قدس الله : Allah (cc.) mübarek et-
kadem قدم : ayak adım (mec.) az zaman
kadem-i manevi قدم معنوی : manevi ayak, må-nevi basamak
kadem-i mübarek قدم مبارك : mübarek ayak
kadem-nihade-i saha-i vücud olmak قدم نهادة ساحة وجود اولمق : varlık dünyasına ilk ayak ba-samak, doğmak
mak
YanıtlaSilvet
Lader
481
kadir-i Hafiz-i Alim
b
ader: Allah'ın (c.c.) ezelden sonsuz miyle her şeyin ölçülerini, vasıflarını, geçi receği hal ve değişikleri belirlemesi, bilmesi, Allah'ın takdiri 2.talih
adriezeliezel kader, Allah'ın ezeli takdiri, ezelden belirlemesi
kader-i İlahi (y( قدر الهيه Allah'ın (c.c.) takdiri, Allah'ın (c.c.) ezelden belirlemesi (kaza ve ka deri Ilahi: Allah'ın (c.c.) kaza ve kaderi; tak-diri ve bunun yerine gelmesi, gerçekleşmesi (kaza))
kader-1 Kadir-i Hakim قدر قدیر حكيم : Kadir ve Hakim olan Allah'ın (c.c.) takdiri: her jeye gücü yeten (Kadir) ve her şeyi hik-metle yapan (yani hiçbir şeyi faydasız, boşuna yapmayan, her şeyi gayeli, işe ya-rarlı, faydalı ve en uygun şekilde yapan) Allah'ın (c.c.) takdiri, ezelden belirlemesi
kader- Rabbani قدر ربانی : Rabbimizin takdiri, ezelden karar verip belirlemesi
kader-i Sübhani قدر سبحانی : Subhan olan (yani, zátında, sıfatlarında ve hiç bir işinde kusur ve noksanı olmayan) Allah'ın (c.c.) takdiri, ezelden karar verip belirlemesi
kaderce قدرجه : kader tarafından
kaderi (ye( قدريه : kadere ait, kaderle ilgili
Kaderiye قدريه : insanın davranışları konusun da Allah'ın (c.c.) takdirine ve kadere inanma-yan, insanın her davranışının insanın kendi eseri olduğunu iddia eden görüş, Mu'tezi-le'nin bir kolu. (bak. Mu'tezile)
kadi قاضی : Islam devletinde mahkeme davala-rına bakan ve İslâm dininin hükümlerine ve kurallarına göre karar verme yetkisine sahip olan hakim (yargıç)
Kadilyaz (lyad( قاضی عیاض : )lyad bin Musa
Ebu-l Fadl el Yahsabi) (Sebte, mi 1083-Mara-keş 1149; hic 476-544) Maliki Mezhebinden, hadis älimi, İslâm hukukçusu, kadı, edebiyat-a ve şair. Otuz bir yaşında iken Endülüs şehri Kurtuba'ya giderek eğitimini tamamlamıştır. Kurtuba'da ve doğduğu şehir Sebte'de kadılık yaptı. Yirmi kadar eser yazdı. Bunlardan Ki-tab-üş-şifa bi Tarif-i Hukuk-il- Mustafa (Hz. Muhammed'in (a.s.m.) hayatını, adalet ve uygulamalarını, sünnetini anlatır), Kitab-ül ikmal, Kitab-ı Tertib-i Medarik, Ettenbihat, hadis ve İslâm hukuku ile ilgili eserlerdir
| قاضی : yaratılmışların ih قاضي الحاجات Kadi-ul hacat tiyaçlarını karşılayan (Allah c.c.)
Kadaقاض bak Kadı lyaz(
kadıyy-ül häcat قاضى الساحات:bakkad-ul ha-cat)
kadıasker (kazasker قاضی عسکر : askeri kadı İslam hukukunu uygulayan askeri hakim
kadim (e) (kadim( قديم : eski eski zaman, çok önceki zaman 3.ezeli, öncesiz, hep var olan
Kadim-i Baki قديم باقی : sonsuz olumsüz (Baki(
ve ezeli olan (Allah c.c.)
Kadim-i Ebedi قدیم ابدی : ebedi sonsuz, ölüm-suz) ve ezeli olan (Allah c.c.)
Kadim-i Lemyezel قديم لم يزل : olumsüz, sonsuz (lemyezel) ve ezeli olan (Allah c.c.)
Kadim-i Sermedi, ezeli ve ebedi قدیم سرمدی ازلی و ایدی : öncesiz, başlangıçsız olarak hep va-rolan (kadim), sonsuz ve ölümsüz olan (ser-medi), öncesiz (ezeli) ve sonsuz ve olumsüz ebedi) olan (Allah (c.c.(
Kadir 1 : قبر.gucü yeterli, güçlü 2.her şeye gücü yeten, güç ve kudreti sonsuz olan (Allah c.c.)
Kadir (Kadir( قبر : her şeye gucü yeten, güç ve kudreti sonsuz olan (Allah c.c.)
Kadir قدیر : her şeye gücü yeten, sonsuz güç ve
kuvvet sahibi(Allah cc)
Kadiri Alim قدير عليم : her şeyi bilen (Alim) ve her şeye gücü yeten(Kadir) (Allah c.c.)
Kadir-i Alim-i mutlak قدر علم مطلق : sonsuz ilim sahibi (her şeyi bilen) (Alim)ve her şeye gücü yeten(Kadir) (Allah c.c.)
Kadiri bimisal قدیر بی مثال : esi, benzeri bulun-mayan (bimisal) ve her şeye gücü yeten(Ka-
dir) (Allah c.c.)
Kadiri Cebbar قبر جبار : herseyi emirlerine
ister istemez itaat ettiren(Cebbar), her dile-diğini yaptırmaya gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir-i Ezeli قدیر ازلی : ezeli olan ve her şeye
gücü yeten (Allah c.c.)
Kadir-i Ezeli i Zülcelal قدیر ازلی ذوالجلال : sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi (Zülcelâl); ezeli ve her şeye gücü yeten, (Kadir) (Allah c.c.)
Kadîr-i Gani (Ganiyy( قدیر غنی : hiç bir şeye ih-
tiyacı olmayan ve zenginliği sonsuz olan (ga-niyy) ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
kadiri Hafizi Alim قدیر حفیظ عليم : her şeyi bi len (Alim) her şeyi yok olmaktan koruyan;
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilتوافقي
إن في خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالختلاف التيل راسي والملك التي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا ينفع الناس وذال الله مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضِ بَعْدَ مَوْن وبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وتصريف الزياج والشعير الْمُسَخَّرِ بَينَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ . وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْدَادًا يُحبونه كحب اللهِ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبًّا اللَّهِ وَلَوْ يَرَى البير ظلَمُوا إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ اللَّه جَمِيعًا وَأَنَّ الله شديد العذاب إذْ تَبَرأَ الَّذِينَ اتَّبِعُوا مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا ورا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْأَسْبَابُ وقال الدين البقر لَوْ أَنَّ لَنا كرة فَتَتَبَراً مِنْهُمْ كَمَا تَبَرُّوا مِنَّا كَذلِكَ يُرِيهِمْ . أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُمْ يُخارجين من النار . يا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلالا طيبا ولا تشعر الخطواتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ إِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بالسُّوءِ وَالْفَحْشَاءِ وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ .
فلا هل
يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
66 Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır.99
(Bakara, 2/168)
Mushal sayfa no: 24
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/17. sayfa
TEMİZ VE HELAL OLANDAN YEMEK
BİLGİ
Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Teālā temizdir; sadece temiz olanları kabul eder." Allah Teâlâ peygamberlerine neyi emrettiyse müminlere de onu emretmiştir. Cenâb-ı Hak peygamberlere, 'Ey peygamberler! Temiz ve helâl olan şeylerden yiyin, iyi ve faydalı işler yapın!' (Müminün, 23/51) buyurmuştur. Müminlere de, 'Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin' (Bakara 2/172) buyurmuştur." (Müslim, "Zekât", 65)
MESAJ
1. Müslüman'ın kazancı temiz olur, hem kendisini hem aile fertlerini helål
ve temiz gıda ile besler.
2. Şeytan insanı yasak ve yanlış işlere sürükler.
KELİME DAĞARCIĞI
Helal: Yapılması dinen serbest olan.
Tayyib: Temiz ve yararlı olduğu için insan tabiatına hoş gelen, aklın ve dinin benimsediği şey, iyi, güzel.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilإِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغِ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
"Allah size yalnızca murdar eti, kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkasının adına kesilmiş olanı haram kıldı. Ama biri zorda kalırsa, haksızlığa sapmadıkça, sınırı aşmadıkça kendisine günah yoktur. Biliniz ki Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.99
(Bakara, 2/173)
ماذا قبل لهم البعوا ما انزل اللهُ قَالُوا بَلْ تَتَّبِعُ ما الفينا عليه الامناً أولو كان أباؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلا تقلدون ومثل الَّذِينَ كَفَرُوا كمثل الذي يتعل ن لا يسمع إِلَّا دُعَاء وَبَدَاء ضم يُكُمُ عَلَى فَهُمْ لا يَعْدِلُونَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رف اسلام وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ إِنَّمَا حرام عليكم النيئة والدم ولحم الخنزير وما أهل به الغير الله فمن اصْطَرُ غَيْرَ بَاب وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إلى الله غَفُورٌ رَحِيمٌ إِنَّ الَّذِينَ يَعْلَمُونَ مَا الال الله من الكتاب ويشترون به ثمنا قليلا أوليك ما يأملون في بطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ الله يوم القيمة ولا يُركيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ أُولئِك الذين اشتروا الصلالة بِالْهُدَى وَالْعَذَابُ بِالْمَغْفِرَة فنا استرهم على النار ذلك بأن الله نزل الكتاب بالحق وإن البين المختلفوا في الكتاب لفي شقاقي تعبيد .
Mushaf sayfa no: 25 Hafızlık sayfa no 2. cüz/16 sayfa
İSLAM'DA ZORLUK YOKTUR.
BİLGİ
İslam, kolaylık ve rahmet dinidir. Bu nedenle zaruret ve ihtiyaç hällerinde sıkıntının derecesine göre hükümlerde esneklik sağlanarak bazı istisnalar getirilmiştir. Örneğin namazlarda ayakta durmaya güç yetiremeyen oturdu-ğu yerde namaz kılabilir. Hasta veya yolcu Ramazan'da oruç tutmayıp daha sonra kaza edebilir. Domuz etinin yenmesi, şarabın içilmesi haramdır. Ancak susuzluktan veya açlıktan ölme tehlikesiyle karşılaşan kimse, hayati tehlikeyi atlatacak miktarda bunlardan faydalanabilir.
MESAJ
1. Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz.
2. Zaruretler, haram olan şeyleri mübah kılar.
KELİME DAĞARCIĞI:
Haram: Yapılması din tarafından yasaklanan fiil
. Meyte: Etinin yenmesi helal olduğu hâlde dini usullere göre boğazlanmamış
olan ölü hayvan.
25
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilنور الفن
ليْسَ الْبَرْآنَ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَاعرب را الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَان والى المال على حبه ذوى القربى واليتامى والمساكين السبيل والسائلين وفي الرقاب وأقام الصلوة وإلى الركي وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا والصابرين في الله والضراءِ وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ من الْمُتَّقُونَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَانِ في القتلى آخر بِالخَرِ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالألتى بالألى من عفِى لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْ فَانْبَاعُ بِالْمَعْرُوفِ وَآتَاهُ إِلَيْهِ بِاحْسانِ ذلك لتخفيف مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْد داد فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ * وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حيرا باور
الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ . كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا خَطر أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَ مَا سَبِعًا فَإِنَّمَا إِثْمُهُ عَلَى الَّذِينَ يُبْدِلُونَهُ إِنَّ اللهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ .
فتن عالی
وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيُوةٌ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
" Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri, umulur ki sakınırsınız.99
(Bakara, 2/179)
Mushaf sayfa no: 26
Hafizhk sayfa no: 2. cûz/15. sayfa
KISASTA HAYAT VAR.
DİLGİ
Kåtile hangi cezanın verileceği konusunda çeşitli milletlerin farklı uygula-maları vardır. Tarihte Yahudilerde kısas, Hristiyanlarda diyet, cahiliye dönemi Araplarında ise intikam uygulamaları vardı. Örneğin cahiliye döneminde bazen bir kişiye karşılık on kişi öldürülebiliyordu. Bazı milletlerde ise kâtil sadece hapsedilirdi. İslam, adalet ve eşitlik ilkesini esas alarak kısas cezasını öngördü. Bununla birlikte ölenin yakınlarına katili affedip diyet isteme hakkını da verdi.
MESAJ:
Kısas, toplumdaki herkesin yaşama hakkını güvence altına alır. Kısas olmazsa haksızlıklar artar, fitneler ve daha büyük çatışmalar ortaya çıkabilir.
KELİME DAĞARCIĞI
Kısas: Kasten adam öldürme ve yaralama suçlarında suçlunun, yetkililer tara-fından, işlediği fiile denk bir ceza ile cezalandırılması.
26-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilيا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
66 Ey iman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakanasınız diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.99
(Bakura, 2/183)
لمن خاف من موصٍ جَنَفًا أَوْ إِثْمًا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ ملا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمُ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ امَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ ممن كان مِنكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ آخر وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَنْ تطوع خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَأَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ القرآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا أو على سفرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أَخَرَ يُرِيدُ اللهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكْبَرُوا الله عَلى مَا هَدَيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ وَإِذَا سَأَلَكَ عبادي على فالي قريبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فليستجيبوا لي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ .
Mushaf sayfa no: 27
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/14, sayfa
RAMAZAN ORUCUNU TUTMAK FARZDIR.
BİLGİ
Hicretin ikinci yılında farz kılınan oruç, geçmiş ümmetlerde de bilinen ve çeşitli şekillerde uygulanan bir ibadetti. Yüce Allah, bize orucu Ramazan ayında tutmayı farz kıldı ve nasıl tutacağımızı öğretti. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur. "İslam beş temel üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek, namazı dos-doğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah'ın evi Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak." (Buhari, "Imân", 1, 2)
MESAJ
1. Oruç, şartlarını taşıyanlar için yerine getirilmesi zorunlu olan bir ibadettir. 2. Oruç önceki ümmetlere de farz kılınmıştır.
KELİME DAĞARCIČI
Sıyam/Savm: Bir şeye karşı kendini tutmak, oruç.
Takva: Allah'ın emirlerine uymak ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmak.
27
Akılsız Başın Cezasını (veya Zahmetini) Ayaklar Çeker
YanıtlaSil"Bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır." Anlamında kullandığımız söze, "Akılsız ba-şın cezasını (veya zahmetini) ayaklar çeker." deriz. Genellikle bu atasözünü, sonucunu düşünmeden verdiğimiz her kararın bedelini ayaklarımızın ödeyeceğini ifade etmek için kullanırız.
Esasında yanlış verilen bir kararın zahmetini bütün vücut çekmektedir çünkü azalar birbiriyle irtibat hâlindedir. Mesela bir şeye üzüldüğünüzde başınız ya da mideniz ağrımaya baş-lar. Hatta kiminin ağrısı gözlerine bile vurur.
Tıpkı bu misalde olduğu gibi şirket ve kurumlarda çalışan kimseler de birbirleriyle irtibatlıdır. Bu gibi yerlerde düşünce-sizce alınan bir kararın ya da hareketin bedeli çok daha ağır olabilir. Haksız yere birinin işten çıkarılması veya bir kimsenin iş arkadaşlarının içinde küçük düşürülmesi, düşüncesizce alın-mış bir karar ve harekettir. Özellikle karar yetkisine sahip olan kimseler altındakileri yok saymadan ve düşüncelerini zorla kabul ettirmeden yönetmesini bilmelidir. Ayrıca istişarenin
-165-
önemine de inanmalıdır. Başkalarının fikrine saygı duyan böy-lesi güzel düşünceli bir yönetici ile çalışmak, insanın gönlüne huzur verir. Huzurla çalışılan bir yerden ise güven ve bereket eksik olmaz. Hiç şüphesiz bu huzur kişinin evine, alışveriş yaptığı esnafa, yürüdüğü kaldırıma, hatta yanından geçtiği sokak köpeğine bile yansır.
YanıtlaSilŞimdi de bunun zıddını düşünelim...
Akılsızca hareket eden kimse de az önce söylediklerimi-zin tam tersini yapar ve birlikte çalıştığı insanların huzurunu kaçırırsa başkalarını tedirgin ederse, insanların kendisinden nefret etmesine sebep olur. Nefret ise gönle ağır gelen büyük bir yüktür. Oysa bizden istenen ve beklenen şey bu değildir. Peki, ya nedir?
Allah'ın kullarına kolaylık sağlamaktır. Siz, siz olun, "Ko-laylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve hüküm verirken birbirinizle uyum içinde olun. "21
Peki, bu şekilde hareket etmek yalnızca yöneticilere has bir durum mudur?
Elbette değildir!
Bu durum aklı başında olan herkes için geçerlidir. Sözgelişi sürüsünü otlatan çoban tedbirli olmak zorundadır, ailesinin geçi-minden sorumlu olan kimse kişisel harcamalarına dikkat etmelidir, sokakları süpüren temizlik görevlisi işine özen göstermelidir ve hedefini belirleyen bir öğrenci de çok çalışmalıdır. Sözü uzatmadan söylemek gerekirse herkes verilen görevi layıkıyla yerine getirmeli-dir. Yerine getirilmiş her görev, bizi ve içinde yaşadığımız toplumu daha güçlü kılar. Üstelik bu güce sadece bizim değil, bütün maz-lum coğrafyaların da ihtiyacı vardır.
O sebeple aklınız başınızda, gücünüz, adaletin ve haklının yanında olsun.
21 Hadislerle Islam Cilt-1, s. 429
-166-