Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.
Allah (z.c.hz.) Adem'in Hamurunu kırk gün, kırk gece yoğurdu. Aldı, ikiye kesti. Sağ tarafa iyiler, sol tarafa habisler ayrıldı. Sonra tekrar yoğurdu. Onun içindir ki iyilerden kötü, kötülerden iyiler çıkabilir. Ravi: Hz. İbni Me'sud (r.a.) Sayfa: 88 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesve-secinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik'ine, insanların ilahına sığınırım. (Nás, 114/1-6)
ŞEYTAN: İNSANIN EZELİ DÜŞMANI
Insan ile şeytanın serüveni kadim bir hadiseyle başlamıştır. Allah Teâlâ, Hz. Adem'i yaratmış, sonra ona biçim vererek ruhundan üflemiş ve melek-lere onun önünde saygıyla eğilmelerini emretmiştir. Bu emre melekler itaat etmiş, ancak İblis karşı çıkmış "Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan!" karşılığını vermiştir ve bu itaatsizliğinin cezası olarak bulunduğu makam-dan kovulmuştur. (A'raf, 7/12-13) İnsana karşı haset ve kıskançlığından dolayı kıyamete kadar mühlet istemiş ve bu süre içerisinde insanoğlunun çoğunu yoldan saptıracağına dair yemin etmiştir. Allah (cc) da "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin." buyurdu ve böylece insanoğlu ile şeytanın mücadelesi başlamış oldu. Onun bu dileğinin kabul edilmesi, insanoğlu için dünya ha-yatının bir imtihan süresi olması yönündeki ilahi takdirin de bir sonucudur. Onun insan üzerinde gerçek bir gücü yoktur. O, ancak kendisine yönelenler üzerinde etkili olabilir; onları haktan, doğruluktan uzaklaştırabilir. (Нас, 22/4)
üstün kıl. Taa, kıyamete kadar, şerefini, keremini, çeşitli tazimle zi. yaret edilmesini daim ve baki kıl.
Burada, dünya için anlatılan mana daha uygundur.
Salavat-i şerifeye devam edelim:
«Resulüllah S.A. efendimize has olan katındaki makamını ke remli kıl, keza onun NÜZÜL'ünü de.»
Bu cümlede geçen:
«NUZUL.»
Lafzını açıklayalım. Şu manada kullanılır:
Davet edilen kimse, gelip oturduğu zaman, ona ikram için önü ne bir şey getirilir. İşbu getirilen şeye:
«NÜZÜL
Tabiri kullanılır.
«Onun nurunu da tamamla.»
Bu cümlenin açıklaması şöyledir:
Resulullah S.A. efendimizin mübarek nurunu izhar ederek, sirat üstünde iken, önünden ve ardından nurunu çoğalt: izhar eyle. Böy-lece, bütün ummeti ile sıratı geçip sonra nur evi olan cennete ulas-tır; içeri girmeyi nasib eyle. Mübarek cemalin müşahedesini de tam olarak onlara ver.
Bu cümlede geçen NU R'dan murad, iman nuru da olabilir. Bu-na göre, mana şöyle olur:
Ya Rabbi, Resulüllah S.A. efendimizin şeriatını ibka eyle. Bü-tün ümmetini, kıyamet gününe kadar iman ve İslâm'da devam ettir. Din nurunu daima üstün ve mansur eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Kendisine verdiğin peygamberlikten ötürü, bol bol mükâfata nail eyle.»
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizi, bu dünya âleminde bütün insanla-ra Resul olarak gönderdiğin için, azamet ve celâline lâyık olan şekilde kendisine bol lütuf ve ihsanlar eyle.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Kıyamet günü, Resulüllah S.A. efendimiz, pek nurlu kabrin-den kalktığı zaman; kendisine bol lütuf, ihsan ve her çeşit rahmetini, keremini ihsan eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Şehadeti makbul, sözü rızaya uygun, adil sözlü, konuşması açık ve büyük bir BÜRHAN sahibi olsun.>>>
BÜRHAN.
Lafzı, Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risaletine dela-let eden büyük bir şahittir ki, onun çürütülmesine imkân yoktur. Bu da, Kur'ân-ı Kerim'dir.
تجميل مكانات المولد اللهم اصل الباء وايْمَ لَهُ نُورَهُ وَأَجْرَهُ مِنَ اشْمَائِكَ لَهُ مقبول الشَّهَادَةِ وَمَرْضها المقالة نا مطلق قال وخطة فصل وَمَانِ عظيم الله ومليكتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّتِي يَا أَيُّهَا الدير اموا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلَّمُوا تَسْلِيمَا لَيْكَ اللَّهُمَّ بي وَسَعْدَيْكَ صَلَوات الله البر الرَّحيم والملكة المغربان والنبيين والصديقين وَالنَّبِيِّينَ والشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَمَا يَمَ لَكَ من شَيْءٍ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ عَلَى سَيِّدِنَا عَهْدِ بْنِ عبْدِ اللَّهِ مَا تَوَ النَّبِيِّينَ وَسَيْدِ الْمُرْسَلِينَ وَأَمَا مِ الْمُتَّقِينَ وَرَسُولِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
t ve ceaili ataik'el ma'luli Allahümme a'l ala binain-nasi binachu ve ekrim mesvahil ledeyke ve nüsülehu ve mim lehu nurehu vecsihi min'ibtiasike lehu makbul'eş şehadeti ve mardiyy'. el mekaleti za mantıkın adlin ve hut tatin faslin ve bürhanin, asim.
11. Innellahe ve meldiketehu yu sallune alen-nebiyyi ya eşyühellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslimen lebbeykellahümme Rabbi ve sa'dyeke salavatüllah'il berr'ir rahimi vel-mela iket'il mukarrebine ven nebiyyine ves-siddikine veş şehedai ves salihine ve ma sebbeha leke min şey'in ya Rab bel'âlemine alâ seyyidina Muhamme dibn-i Abdillahi hatem'in nebiyyine ve seyyid'il-mürseline ve imam'il müttakine ve Resuli Rabbilalemine...
Allahım, onun binasını insanların binasından yüce kıl. Katında ona has olan ma-kamım ve nüzülünü ikram eyle; onun nurunu tamamla. Peygamber kıldığından bol bol mükafata nail eyle. Şehadeti makbul, sözü rızaya uygun, adil sözlü, ke-nuşması açık ve büyük bir bürhan sahibi eyle...
11. Şüphesiz, Allah ve melekleri o Peygambere çok salát (ve tekrim) eder. ler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin, tam bir teslimiyetle selâm verin.
Lebbeyk, Allahım, Rabbım ve sa'deyk.. Pek merhametli ve İyilik ihsan sahibi Allah'ın, mukarreb meleklerin, peygamberlerin, sıddıkların, şehidleriü, sa-lihlerin ey Alemlerin Rabbi seni tesbih eden her şeyin salavatı nebileri hatemi, efendimiz Abdüllahın oğlu Muhammed'e olsun; resullerin efendisi, müttakilerin Imamı, Alemlerin Rabbının Resulüdür. Şahid, müjdeci, izninle sana davetçidir.. Aydın bir kandildir. Ona selâm.
Allah'a Çokca Tevbe ve İstiğfar Etmenin Gerekliliği:
Peygamberimizin bildirdiğine göre Yüce Allah «Ey kullarım! Be-nim afvetiğim kimseden başka hepiniz günahkarsınızı Öyle ise, benden mağfiret dileyiniz de, sizi mağfiret edeyimi bu-
yurmuştur. (151) Peygamberimiz de «Ey insanlar! Rabbınıza tevbe ediniz! Ben de, Ona, günde yüz kerre tevbe ve istiğfar ediyorumdur.
(152) 184) «Demirin pası gibi, kalblerin de, pası vardır, Kalblerin cılâsı, istiğfardır.» (Taberâni-Mücemüssagir c. I, a,
«Amel defterinde çok istiğfarı bulunan kimseye ne mutlu!» (153) «Her gün, yetmiş kerre istiğfar eden kimse, gafiller zümresinden yazılmaz!
Her gece, yetmiş kerre istiğfar eden kimse de, o gecesinde gafil-ler zümresinden yazılmaz!» buyurmuştur. (154)
Abdullah b. Ömer «Hiç bir şey konuşmadan önce (155), bir mec-liste Resûlullah Aleyhisselâmın yüz kerre (Rabbiğfirli ve tüb aleyye inneke Entettevvâbürrahîm!) dediğini sayardık.» demiştir. (156)
Peygamberimiz, Nasr sûresinin nüzülünden ve Mekke'nin fethin-den sonra (Sübhanallahi ve bihamdihî Estağfirullâhe ve etûbü iley-hi) diyerek tevbe ve istiğfarda bulunmayı daha da, çoğaltmıştı. (157)
Peygamberimiz, her Farz namazından çıktığı zaman da, üç ker-re istiğfar ederdi.
İmam Evzâî'ye, bu istiğfarin nasıl yapılacağı sorulunca (Estağ-firullah! Estağfirullâh) dersin.» demiştir. (158)
Huzeyfetülyeman der ki «Dilimin çirkin ve acı sözlülüğünden, Re-sûlullâh Aleyhisselâma şikâyetlendim. (159)
(152) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 211, Müslim Sahih c. 4, s. 2075-76
(153) İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1254
Amelülyevm velleyle s. 142 (154) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed
Amelülyevm velleyle s. 144 (155) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed
(156) Buhari Edebülmüfred s. 162, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 85, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1253 (157) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 192-193, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 35, Müslim Sahih c. 1, s. 351
(158) Müslim Sahih c. 1, s. 414-415, Nevevi Kitabülezkår s. 90
(159) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 402, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 141
Resûlullah Aleyhisselâm (İstiğfardan yararlanılırken, sen, ner-deydin?1
Ben, günde yüce Allah'a yüz kerre istiğfar (161) ve O'na tevbe ediyorumdur!) buyurdus (162)
Meclisin Keffåreti:
Rafi b. Hadic Peygamber Aleyhisselâm, hiç bir meclisten (Süb-hånekållahümme ve bihamdike estağfirüke ve etübü ileykel) diye Istiğfar etmeden kalkmaz, sonra da (Bu, mecliste olan biten şeyler için keffårettir!) buyururdu. demiştir. (163)
Peygamberimizin Habbab b. Erett'e Öğrettiği İstiğfar:
Habbab b. Erett (YA Resûlallah! Nasıl istiğfar edeyim?) diye sordum.
(Allâhümmağfirlenů verhamná vetüb aleynå inneke entettevva-bürrahim) del buyurdu. demiştir. (164)
Peygamberimizin Şeddad b. Evs'e Öğrettiği Seyyidülistiğfar:
Şeddad b. Evs der ki «Peygamber Aleyhisselâm (Sana, Seyyidül-istiğfar'ı göstereyim mi? (165)
Seyyidülistiğfar, dedi, kulun, şöyle söylemesidir (166): (Allâhümme Ente Rabbi Là llâhe Ente halakteni ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vådike mestata'tü (167)
Eûzü bike min şerri må sana'tü (168) ve ebüü ileyke bi nimetike aleyye, ve a'terifü bizünübi
Fa'firli zünübi innehû là yağfiruzzünûbe illâ Ente = Allah'ım! Sen, benim Rabbımsın! Senden başka ilah yoktur.
Beni, Sen yarattın. Ben, Senin kulun'um.
Ben, gücüm yettiği kadar Senin ahdin ve va'din üzereyim.
(161) Hârisülmuhasibi Erriâye s. 57, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelül-yevm velleyle c. 141, Taberáni Mücemüssagir c. 1, s. 109
(162) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 402, Hârisülmuhasibi Erriâye s. 57, Tabe-rânt Mücemüssagir c. 1, в. 109
(163) Taberânt Mücemüssagir c. 1, s. 222
(164) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 144
(165) Tirmizi Sünen c. 5, в. 467
(166) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 122
(167) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 122, Buhari Edebülmüfred s. 162, Tir-mizi Sünen c. 5, s. 467-468
(168) Buhari Edebülmüfred s. 162, Tirmizi Sünen c. 5, s. 468
سیبیت و منفعتم دلالت بدن ( فتاة كهف)دہ کی (1) حرفند نہ آجاو شار که با سلا می اورده اولان به معینزده نفسه عائد شيار من ما عدا هم سینی دو شوغی حتی قدرت اله على مطار له حكمت ار ايكون كشانده نشر انند يكى فيداتك منفعتى، تماماً كند سنه عائد اولد يعنى و كنديس
ایچونه کوندر یا دیگنی ظن ایدر
ضيدانك عدم دومى بوزندن سرعتی بر یورولوس الله بولارين دوم استمراری مقتضای هار و مقام الله سرعت عادی بر یوروپوشی افاده الدن (منوا) تفری، مصيبتك شدند.
سرعت سیره قادر اولا مد قارينه اشار تدر. نشئت ايدن ضعفیت بوزندن سرعت سیده در
[سوال] از انار برده بورود کاری کی اوز ارن ده یورو مه لری پرده اوله ليدر. والبوكر (فيه ) ده کی ضميرك خیرایه راجع اولسی جهتیار او نارك یورو مه لری خیداده اولا یفی آنگلا شیدایی؟
الجواب ] او نارك خيرا خار جنده يورومه الری ممکن اولمادیفی اینجون، مانکه مسافر لری و مدار حرکتاری بالکن خدایه منحصر در.
(و اذا) ده کی (و) يولجي ارك او له کورده کاری ظلمت مصيبتني تازه له ملك ايچون اینجی به ظلمت داها عطف و علاوه ايد يلد يكنه اشار تدر. (إذا ) نك افاده ایتدیگی جزئیت و قالت ایسی يولجيارك ظلمته قارشو به دکتری نفرت و کوستر د کاری کورلك شدتندن، فكراً ظلمتی دو شو د کارين، آنجه على الدوام فيها الجون به فرصت بطر لركن، بردنبره ظلمتك هجومنه معروض خالد قلرينه اشار تدر.
( أظله) نك برقه اولانه اسنادی، بر قبل خیر اسند در موکره هجوم اید به ظاعتها، باشقه ظالمه کردند شديد اولديفنه اشارتد.. وكذا، مصيبت زده اولان يولجيارك تخيل الدين كوره، كويا برقك خیر اسند به صوكره تو بو شلفي طولد يران ظلمتار، هب برمه آتشند سوغه سندن میدانه کان دوما نار اولدیفنه ده خیالی بر ایمادر.
خور الجون قول نيلان (عَلَيْهِمْ) ده کی (علی) کلمه سی، ظلمت مصيبتك تعداد في اولما يجب، تحق او زارك جزاى عملهرى اولدیفنه اشار تدر و معتزده اولان بوالمبارك، تو بوشلفى
Sebebiyet ve menfaate delalet edendeki (J) harfinden anlaşılır ki, bayılmak üzere olan bir musibetzede, nefsine ait şeylerden måada binlerle hikmetler için käinátta neşrettiği ziyanın hiçbir şeyi düşünmez. Hatta kudret-i İlahiyenin menfaati, tamamen kendisine ait olduğunu ve kendisi için gönderildiğini zanneder.
Ziyanın adem-i devamı yüzünden sür'atli bir yürüyüş ile yollarına devam etmeleri muktezâ-yı häl ve makam iken, sür'atsiz, adi bir yürüyüşü ifade eden ta'biri, musibetin şiddetinden neş'et eden za'fiyet yüzünden, sür'at-i seyre kädir olamadıklarına işarettir.
Suâl: İnsanlar yerde yürüdükleri gibi, onların da yürümeleri yerde olmalıdır. Halbuki فيه 'deki zamirin ziyaya ráci olması cihetiyle onların yürümeleri ziyada olduğu anlaşılır?
Elcevab: Onların ziyâ haricinde yürümeleri mümkün olmadığı için, sanki mesafeleri ve medâr-1 hareketleri yalnız ziyaya münhasırdır.
'daki (1) yolcuların evvelce gördükleri zulmet musibetini tazelemek için ikinci bir zulmet daha atıf ve ilave edildiğine işarettir.
()'nın ifade ettiği cüz'iyet ve kıllet ise, yolcuların zulmete karşı besledikleri nefret ve gösterdikleri körlük şiddetinden, fikren zulmeti düşünmediklerine, ancak aleddevâm ziyâ için bir fırsat beklerlerken, birden bire zulmetin hücumuna ma'růz kaldıklarına işarettir.
'nin berke olan isnâdı, berkin ziyâsından sonra hücum eden zulmetin, başka zulmetlerden şedid olduğuna işarettir. Ve keză, musibetzede olan yolcuların tahayyüllerine göre, güya berkin ziyâsından sonra şu boşluğu dolduran zulmetler, hep berk ateşinin sönmesinden meydana gelen dumanlar olduğuna da hayâlî bir îmâdır.
Zarar için kullanılan عَلَيْهِمْ 'deki ) على ( kelimesi, zulmet musibetinin tesadüfi olmayıp, ancak onların ceză-yı amelleri olduğuna işarettir. Ve musibetzede olan yolcuların, şu boşluğu
60. Çok naz, aşık usandırır. (Une minauderie excessive ennuit et dégoûte un amant.) Çok seven, sevdiğini cezalandırmada şiddet gösterir. (Çok seven, çok darılır.) (Our aime bien, chatie bien.)
CN3 Cok sokağa çıkan, çok para harcar. (Qui sort souvent dépense beaucoup.)
639 Cok tavşan kovalayan, hiçbirini yakalayamaz. cl Cok yaşayan, çok bilir. (Qui vivra verra. )
5791 Çok yaşayan çok bilmez, çok gezen çok bilir. (Qui a beaucoup vécu en sait moins que celui qui a becaucoup vu.)
6792 Dal eşeği şarap taşır, su içer.
1793. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur. (Il n'y a que les montagnes qui ne se rencontrent pas.)
5794. Dağ fare doğurdu. (De beau raisin parfois pauvre vin.)
1795. Daha iyisi olmayınca, elde olanla yetinilir. (Faute de mieux on se contente de ce que l'on a.)
5796. Daha uzun atlamak için, gerileme yapılır.
5797. Daima çoğunluğa uymalıdır. (Toujours au plus grand nombre on doit s'accommoder.)
5798, Daima "hayır" derseniz, hiçbir zaman evlenemezsiniz.
5799. Daima kendisinden cılız olana vururlar.
5800. Dakik olmak, kralların ayrıcalığıdır.
5801. Damdan düşen, damdan düşenin halini bilir. (Yani: Başa gelmeyince bilinmez.) (Celui qui est també du toit connaît la situation de celui qui en est tombé. -C'est à dire: Il en sait quelque chose.)
5802. Damla damla deniz tükenir. (Goutte à goutte la mer s'égoutte.)
5803. Damlalarla fıçıyı doldururlar. (Goutte à gautte on emplit la cuve.)
5804. Damlaya damlaya göl olur. (Gautte à goutte se forme un lac.)
5805. Davul bile, dengi dengine vurur. (Qui se ressemble s'assemble.)
5806. Davulun sesi, uzaktan hoş gelir. (A beau mentir qui vient de loin.)
5807. Dediyle demişe bakarsan, rahat yoktur. (Aux paroles lourdes, les oreilles sourdes.)
5808. Deha, bir sabır işidir.
5809. Delikli taş, yerde durmaz. (Pierre qui a un trau ne reste pas longtemps par terre.)
5810. Delinin başı ağrımaz.
5811. Deliye taşı anımsatma. (Ne rappelle pas la pierre à un fou.)
5812. Demir döve döve demirci olunur. (C'est en forgeant qu'on devient forgeron.)
5813. Demir tavında dövülür. (İl faut battre le fer quand il est chaud.)
5814. Demire demir, hamura hamur. (Apelle un chat et rollet un frigon.)
5815. Denize düşen, yılana sarılır. (On se jette dans l'eau, de peur de la pluie.)
himmet-i feyyazāne همت قیامانه : verimli yar dım, manevi faydalandıran yardım
himmet-i itab همت عتاب : azarlama ve uyarma ile yapılan iyilik ve yardım
himmet-i maneviye همت معنویه : manevi yar-dim
himmet-i merdane هفت مردانه : mertçe ve cesa-retle yapılan yardım ve gösterilen gayret
himmet-i Peygamber هفت پیعمر : Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) månevi yardımı
himmetperver هم تیرور : iyilik yolunda çalışma-yı ve yardımı seven
himmetsiz همسر : iyilik yolında çalışmayan
himmetsizlik همتزلك : iyilik yolunda çalışma-mak
hinan zaman, sıra
hina حينا : ne zaman, ne zaman ki
hinaki ناکه : ne zaman ki
Hind هند : Hindistan
Hind'li هندلی : Hindistanlı
Hin-Pak هند باك : Hindistan - Pakistan
Hindçe هندجه : Hindistanlıların dili
Hindenburg )1847-1934( هندنبورغ : Paul Von Hindenburg Almanların meşhur generali, siyaset ve devlet adamıdır. Birinci Dünya Sa-vaşı başladıktan bir süre sonra genel komu-tan olmuş ve özellikle Fransızların mağlup edilmesinde önemli etkisi olmuştur. Savaşın sonunda Almanya'da imparatorluk rejiminin yıkılması ve cumhuriyetin ilanından sonra si-yasi faaliyetleri devam etmiştir. 1925 yılında Almanya'nın cumhurbaşkanlığına getirilen ikinci kişidir. Devletin en kritik döneminde ve istikrarsızlığın en yoğun yaşandığı yıllarda cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Risale-i Nur'da Hindenburg dan, Osmanlı Devletinin Bi-rinci Dünya Savaşına girişinin sorgulanması bağlamında bahsedilmiştir
Hindenburg, 1847 yılında Poznan da doğdu. Harp okulunu bitirip mezun oldu. Bu yıllar-
da Alman birliğinin temelleri atılmakta ve seri savaşlar yapılmaktaydı. O da yapılan sa-vaşlara katıldı. Önce Önce 1866 yılında Avusturya ile yapılan savaşa, daha sonra da 1870-1871 yıllarında Fransızlarla yapılan savaşa piyade olarak katıldı. Moltke ve Schlieffen dönemin-de genelkurmay heyetinde yer aldı. Bir ara
bakanlık görevinde de bulundu. Magdeburg-da bulunan 4. Kolordu komutanlığı görevin-
paylaşım mücadelesi yüzünden yavaş yavaş Dünya, meydana gelen bloklaşma ve sömürge aktif rol oynayan ülkelerden birisi de Almanya sıcak savaşa doğru sürüklenmekteydi. Bunda idi. Birinci Dünya Savaşı ittifak ve itilaf dev-letleri arasında başladı. Savaş sırasında Doğu bulunmaktaydı. Bunun Rusları Doğu Prus-Prusya'da bulunan orduların başında Prittwitz ya'da durduramayacağı anlaşıldıktan sonra yerine Hindenburg göreve çağrıldı. Böylece, emekli olduğu halde tekrar askeri göreve dön-müş oldu
Hindenburg, 8. Ordunun başına geçti. Tan-nenberg'te ve Mazurya Gölünde Rusları yen-di. Başkomutan Falkenhaynın ısrarlarıyla Varşova saldırısını gerçekleştirdi. Kasım 1914 tarihinde Doğu Kuvvetleri Komutanlığına atandı. Mazurya'da ikinci kez Ruslarla savaş-tı ve bir kez daha onları yendi. 1915 yılında gerçekleştirilen Polonya seferi sırasında, Rus-ların geri kuvvetlerini vurma ve sağ kanatla-rını yarma görevini üstlendi, ancak başarılı olamadı. Bu başarısızlıkta takviye alamaması ve Rusların saldırıları etkili oldu.
Hindenburg, 1916 Ağustosunda Falkenhay-nın yerine başkomutanlığa getirildi. Bu gö-revi sırasında Ludendorff ile başarılı bir bir-liktelik ve işbirliği oluşturdu. Bu birliktelikte daha çok sorumluluk kendi omuzlarındaydı. 1916 Ekiminde Romanyayı yendi. Avustur-yaya yardım götürmek maksadıyla Batı cep-hesine ağırlık verdi. Bu arada Romanya ve Rusya'yı ateşkes yapmaya zorladı. Daha son-ra tüm birliklerini Fransa üzerine göndererek büyük bir saldırıya geçti. Ancak, müttefikle-rin cephesini bozmayı ve dağıtmayı başara-madı. Savaş Almanyanın aleyhine dönmeye başladıktan sonra, hanedanın kurtarılması için İmparatora tahttan çekilme tavsiyesinde bulundu. Savaşın sona ermesi ve 1919'da Ver-sailles Anlaşmasının imzalanmasından sonra Hannoverse gidip yerleşti
Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya'da imparatorluk rejimi sona erdi. 6 Ocak 1919 tarihinde Weimar'da toplanan Milli Meclis Friedrich Ebert'i cumhurbaşkanı olarak seç-ti. Bu meclis Versailles Barış Antlaşmasını da onayladı. Mecliste çoğunluğu sosyal de-mokratlar teşkil etmekteydi. Birinci Dünya Savaşının mağluplarına ödetilen fatura çok ağırdı. Almanya da bu ağırlığın etkisiyle çok
ancak 1934 yılına kadar devam edebildi 36 sıkıntılar karışıkıkların giderek artmasına büyük sıkıntılar yaşadı. Ülkedeki ekonomik almasına sebep oldu. Weimar Cumhuriyeti ve aşırı uçların güçlenerek iktidarı etki altına
Hindenburg, Birinci Dünya Savaşından son ra da ülke siyasetinde etkisini devam ettir-cumhurbaşkanlığına seçildi. Ölümüne kadar di Ebert'in ölümünden sonra 1925 yılında sürdürdüğü bu görevi sırasında ülkede çok büyük çalkantılar yaşandı. Ekonomik sıkıntı, mecliste çoğunluğu teskil edecek ve hükü-met çoğunluğunu oluşturacak siyasi irade-nin oluşmaması gibi sebeplerden ötürü barış antlaşmasını onaylayan ve iktidarı devam
ettirenlere karşı hoşnutsuzluk giderek arttı. 1929 dünya ekonomik krizi Almanya'nın sı kıntılarını daha da arttırdı. Bu kriz ortamını en çok kullanan ve en çok istifade eden aşırı sağı ve solcu guruplar oldu
Hindenburg, anayasaya sıkı bir sekilde bag-alık göstermesine rağmen Weimar Cumhuri yetinin çöküşünü engelleyemedi. 1920 yılında kurulan ve giderek güçlenen Adolf Hitlerin partisi ülkenin hakimiyetini ele geçirmeye ve etkisini arttırmaya basladı. 1930-dan son-ra hızla güçlendi. 1932 yılında en güçlü parti oldu. 30 Ocak 1933'te başbakan olan Adolf Hitler, yetkilerini giderek arttırdı. Hinden-burg, yetkilerinin azaltılmasına ve Hitlerin güçlenmesine engel olamadı. Zamanla etki-sini yitiren Hindenburg 2 Ağustos 1934-te Almanya da Neudeck'te öldü.
Hindi هندی : .hindi, Hindistanlı 2. Hindistana
ait
Hindistan هندیستان : Tarih boyunca Hind Diyarı olarak bilinen ve tanınan topraklar, çok sayı-da devlet ve medeniyetin beşiği oldu. Baharat ve ipek yolları üzerinde kıymetli taş, kereste ve madenlere sahip olması sebebiyle, tüccar ve kaşiflerin ulaşmak için yollar aradığı es-rarlı ve zengin masallar diyarı olarak bilinir. Günümüzde bu bölge üzerinde Hindistan'ın yanı sıra Pakistan, Bengladeş, Myanmar ve Sri Lanka bulunur.
İslâmiyet Hindistan'a milâdî 710-711 yılların-da Muhammed bin Kâzım es-Sakafi kuman-
dasındaki Arap kuvvetleri tarafından Sind bölgesinin fethiyle girdi ve İndus vadisindeki Multan'a kadar ulaştı. Onuncu yüzyılın son-larına doğru başlayan Gazneli akınları Hin-distan'daki İslâm fetihleri açısından yeni bir
dönemin başlangıcı oldu. On birinci yuzyıl boyunca bu bölgeye Orta Asya ve İran'dan çok sayıda ilim adamı ve mutasavvıf gelerek yerleşti. İmam-ı Rabbani burada yetişen en büyük mutasavvıflardan birisidir.
Batılıların bu bölgeye ulaşması on birinci yüzyılda Portekizlilerce gerçekleşti. Sonraki yıllarda ise Hollandalılar, Fransızlar ve İngi-lizler bu bölgenin zenginliklerini ele geçirme gayreti içine girdiler. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru İngilizler bu bölgede tam hakimiyet kurdu.
Bölgedeki son İngiliz valisi Lord Mountbat-ten 3 Haziran 1947'de İngiltere'nin bu bölge-den çekilmesi, bölgenin bölünmesi ve Hin-distan Devletinin doğusunda ve batısında yer alan topraklar üzerinde iki bölgeli Pakis-tan'ın kurulmasını öngören plânını açıkladı. Bu plån Hindûlar ve Müslümanlar tarafın-dan kabul edildi. 18 Temmuz 1947'de İngiliz Parlamentosunca onaylanan plån 14 Ağus-tos 1947'de uygulamaya konuldu. Böylece Pencap, Afgan, Keşmir, Sin kelimelerinin ilk harfleri ile Belücistan'ın son ekinden meyda-na getirilen Pakistan ismi, iki ayrı bölgeden oluşan bir devletin adı olarak Muhammed Ali Cinnah başkanlığında kuruldu. 1971 yılında ise Doğu Pakistan, kanlı bir iç savaşın ardın-dan, Bengladeş ismiyle Pakistan'dan ayrıla-rak bağımsızlığını ilân etti.
Risale-i Nur Külliyatının çeşitli yerlerin-de Hindistan'dan bahsedilir. Ancak 1947'ye kadar yazılan risalelerde bu isim günümüz Hindistan Devletini değil, Pakistan ve Beng-ladeş'in bağımsızlığını ilan etmeden önceki Hindistan'ı ifade eder. Çünkü Hindistan, o dönemde tamamıyla İngiliz hakimiyeti altın-daydı ve bu bölgede yaşayan Müslüman sayı-sı çok yüksek oranlardaydı.
Günümüzdeki Hindistan Devleti hakkında da kısaca şu bilgiyi verebiliriz:
Resmi adı Hindistan Cumhuriyeti olan ülke, Uman Deniziyle Bengal Körfezi arasında, kuzeyde Himalaya Sıradağlarından, güneyde Hint Okyanusu'na giderek daralan bir üçgen biçiminde uzanır. Yönetim biçimi birlik top-rağı statüsünde dokuz bölgenin birleşmesin-den meydana gelen Federal Cumhuriyettir. Yüzölçümü 3.287.363 km2'dir. Komşuları Pakistan, Çin, Tibet, Nepal ve Bengladeş'tir. Bu ülke aynı zamanda bütün dünya ülkele-ri arasında toprakları en geniş olan yedinci,
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kim 'Kul hüvellahü ehad'ı (İhlas Süresi'ni) her gün iki yüz defa okursa -üzerinde borç (yani kul hakkı) olmadıkça- elli senelik (küçük) günahları silinir." (Sünen-i Tirmizî)
Resûlullah Efendimizin, İhlas Süresi'ni okumasından sonra Amir, "Eğer Müslüman olursam, benim için imtiyaz olarak ne var?" diye sordu, "Müslümanlar için ne varsa senin için de aynısı vardır." buyurdular. "Peki, vefatından sonra yerine beni tayin eder misin?" diye sordu, Peygamberimiz (s.a.v.), "Ne senin ne de kavmin için, böyle bir imtiyaz olabilir. Bu iş ancak Allah'a aittir; o, dilediğini ve seçtiğini, Müslümanlara halife kılar." buyurdular. Amir, "En azından çöl ve kırlara beni emîr tayin etsen, şehirler senin idarende olsa." deyince "Bu da olmaz" buyurdular. Amir, tekrar "Peki, benim için imtiyaz olarak ne var?" diye sordu, Efendimiz (s.a.v.), "Sana, binek husûsunda yardım ederim, onun üzerinde, Allah yolunda gazâ edersin." buyurdular. Amir, "Benim zaten üzerinde savaştığım bineklerim vardır." deyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Hayır, bu, ancak Allah yolunda ve İslâm uğrunda olmalıdır." buyurdular.
İstediği hiçbir şeye nail olamayan Âmir, bu defa Peygamber Efendimize, "Benimle biraz yürüseniz, husûsî arz edeceklerim var." dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de onunla birlikte yürümeye başladılar. Amir, önceden anlaştığı Erbed bin Kays'a, "Onunla konuşurken elimi omuzuna koyduğumu gördüğün an, arkasından kılıçla hücum et" diyerek bir suikast tertip etmişti. Biraz yürüdükten sonra Efendimizle konuşurken, elini mübarek omuzuna koydu, bir taraftan da Erbed'e hücum etmesi için işaret ediyordu. Erbed ise kılıcını çekmeye davrandığında Cenâb-ı Hak ona mâni oldu, bir türlü kınından çıkaramadı. Amir İşaret etmeye devam ediyor, o ise kılıcını sıyırmaktan âciz kalıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise ardındaki Erbed'i görmüşlerdi. Zira önünü gördüğü gibi ardını da görmek, onun husûsiyetlerindendi. Resûlullah Efendimiz, "Allah'ım, bu ikisinin hakkından dilediğin gibi geliver." diye dua ettiler. Âmir ve Erbed, korkuya kapılarak kaçtılar.
Amir, daha sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından kavmine gönderilen irşåd heyetini, Bi'r-i Maûne'de pusuya düşürüp şehit eden eşkıyanın da başı olmuştur. Allâhü Teâlâ, Erbed'i, bulutsuz bir havada gökyüzünden indirdiği bir yıldırım ile helâk etti. Amir'in ise boynunda, yumrucak denilen habis bir hastalık çıktı. Şiddetli acılar içinde öldü.
1869 - Akdeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Süveyş Kanalı açıldı.
1907 - Vali Tahir Paşa'nın, İstanbul'a gidecek olan Bediüzzaman hakkında İkinci Abdülhamid'e bir mektup yazması.
1945 - UNESCO kuruldu.
16
CUMARTESİ
SATURDAY
KASIM
NOVEMBER
BIR AYET
Allah'ın va'di haktır. O üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir.
Lokman Suresi: 9
BİR HADİS
Kıyamet Günü şefaatimle en çok mutlu olacak kişi, gönülden hâlis ve samimî olarak "Lâ ilâhe illâllah"
diyendir.
Müsned, 2: 7
Hayat veren yalnız O'dur. Öyleyse, her şeyin Hâlıkı dahi yalnız O'dur. Çünkü, kâinatın ruhu, nuru, mayası, esası, neticesi, hülâsası hayattır. Hayatı veren kim ise, bütün kâinatın Hâlıkı da Odur.
. Salavat-1 serife icin, Abdüllah b. Mes'ud'dan r.a. bir dilekte bu-luridular: kendilerine bir salavat-ı şerife belletmesini istediler. Abdül-lah b. Mes'ud da Hz. Ali'den r.a. bu hususta bir ricada bulundu. Bu-nun üzerine Hz. Ali r.a. aşağıdaki salavat-ı şerifeyi talim buyurdu
. Ancak, bu salavat-ı şerifenin başında âyet-i kerime ile başladı. Bunu teberrüken böyle okudu.
Bir, başka manada ise.. bu âyet-i kerimeyi başta okumak sureti lle, Resulüllah S.A. efendimize salavat okumanın ilahi emre imtisal olduğunu beyan etmek istedi.
Kaldı ki, İlâhi emre uyarak salåvat okumakta büyük sevap almak vardır; büyük ecirleri dilemek vardır.
Bütün bunlardan başka, Resulüllah S.A. efendimize tazim ederek, tekrim ederek, memur olduğu salavat-ı şerifeyi gücü yettiği kadar okuyarak, onun hakkını eda etmek manası vardır.
Bütün bu manalara işaret bulunduğundandır ki, âyet-i kerimenin sonunda:
- LEBBEΕΥΚ.
Lafzı ile salavat-ı şerifeye başlandı.
Meâlen âyet-i kerime şöyledir:
«Şüphesiz, Allah ve melekleri o peygambere çok salât (ve tek-rim) ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin, tam bir tesliml-yetle de selâm verin.» (33/56)
Bu âyet-1 kerimenin ifade ettiği kısa mana şudur:
Şanı Yüce Allah, bizzat Neblyy-i Mükerrem Resulüllah S.A. efen-dimize, devamlı olarak ihsanını ve bütün ikramlarını ona yağdırmak-la şanını yüce eder ve kadrini üstün kılar.
Keza Yüce Allah'ın melekleri de onun şanında salât okurlar.
Şimdi salavat-ı şerife:
-Lebbeyk.. Ya Allah, Ya Rabbi.
Bu lafzın ifade ettiği mana şudur:
Ey benim Rabbım, halikım ve mabudum, an an daima türlü türlü nimet, fazilet ve kerem ü ihsanla terbiye edip nimetini ihsan den nimeti herşeye şamil şanı yüce Allah. Daima emrine imtisal ede-m.
Ya Rabbi, senin hizmetinde, yüce emirlerini yerine getirmek-te sonsunlara kadar itaat üzere olacağım.
Devam edelim:
Pek merhametli ve iyilik ihsan sahibi Yüce Allah'ın MUKAR-salavatı..» REB MELEKLERİN, peygamberlerin, SIDDIKLARIN, ŞEHİDLERIN
Bu cümlede geçen bazı lafızların manasını açıkladıktan sonra, salavat-1 serifenin devamına geçelim Önce MUKARREB MELEKLER lafzını açıklayalım.
Anlatılan lafzı, melekler için:
Sıfat-ı kaşife.
Kabul ederler. Çünkü, meleklerin cümlesi, ilahi emre itaate de-vamlı ve sebatlıdır. Hiç bir şekilde, ilâhî emre muhalefet ve o emrin icrasında tenbellik, vaktinden sonraya ertelemek, gaflet gibi şeyler on-Jardan gelmez. Bu manaya göre meleklerin cümlesi için:
MUKARREB.
Tabiri kullanılır. Bunu biraz daha açalım; şöyle bir mana vere-
lim:
Onlar, öyle meleklerdir ki, daima Yüce Hakka itaat ettikleri için yakınlık bulurlar.
Anlatılandan başka, MUKARREB lafzı melekler için, bir özel-lik sıfatı da olabilir. Çünkü, meleklerin, birbirine nisbetle mertebe itibarı ile değişik durumları, yakınlık babında üstünlükleri vardır. Bu durumda şöyle bir mana verebiliriz:
Arşın çevresini saran kerrubiyyin, rahaniyyin, arşiyyin, ulviy-yin meleklerin çeşitli tekrim tazim ve selâmları..
Biraz da:
- SIDDIKLAR.
Lafzı üzerinde duralım. Görüldüğü gibi, bu lafız, SIDDIK kelimesinin cem'idir.
SIDDIKIYET öyle bir mertebedir ki, peygamberlikten sonra, on-dan daha üstün bir derece yoktur. Bu mana icabıdır ki, peygamberler-den sonra, insanların en faziletlisi, Hazret-i Ebu Bekir r.a. bu sıfatla sıfatlanmıştır. Kendisine:
SIDDIK
Denilmiştir. Bunun daha açık manası şudur:
Kendisine gönderilen peygamberi tasdik eder. O peygamberin ge-tirdiği emirleri ve yasakları kabul edip gereği ile amel eder. Verdiği nekadar emir varsa, hepsini yerine getirir; nekadar yasakları varsa, hepsinden de geri durur. Hâsılı: Her manada, peygamberine tam ita-at edip boyun eğer.
Rızkı, geciken kimse de Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh sözünü söylemeyi çoğaltsın!» (170)
Cennet'e, ilk dåvet edilecek kimseler, genişlikte ve darlıkta, Al-lah'a hamd edip durmuş olan hamd edicilerdir!» buyurmuştur. (171)
Yüce Allah'ın Kuluna En Yakın Olduğu Zamanda Zâkirlerden Olmağa Çalışılması:
Amr b. Abse, Peygamberimizin «Rabb'ın, kuluna, gecenin son ya-rısındakinden daha yakın olduğu bir zaman, yoktur.
Eğer, o saatte Allah'ı zikr edicilerden olmağa gücün yeterse, ol!» buyurduğunu işitmiştir. (172)
Peygamberimizin Sabah Namazından Güneş Doğuncaya ve Güneş Batıncaya Kadar Allah'ı Zikr Edişi:
Simåk b. Harb der ki «Cabir b. Semûre'ye (Peygamber Aleyhis-selâm, sabah namazını kılınca, ne yapardı?) diye sordum. (173)
Câbir b. Semüre (Resûlullah Aleyhisselâm, sabah namazını kıl-dığı zaman, güneş, iyice doğuncaya (174), yükselinceye kadar (175)
(169) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 122, Buhari Edebülmüfred s. 162, Tir-mizi Sünen c. 5, s. 468, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 514-515
(170) Taberânî Mûcemüssagir c. 2, s. 72
(171) Taberânî Mûcemüssagir c. 1, s. 103
(172) Tirmizi Sünen c. 5, s. 569-570
(173) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 101
(174) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 101, Müslim Sahih c. 1, s. 464, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29, Nesai Sünen c. 3, s. 80, Taberáni - Mûcemüssagir c- 2, s. 150
musallasında (Namazgahında) (176) oturur (177), evine dönmez (178) zikrullah ederdi.) dedi.» (179) Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, Kuşluk namazını kıl-
dıktan sonra yüz kerre (Allâhümmağfirli ve tüb aleyye inneke Entet tevvåburrahim Allah'ım! Beni, yarlığa ve tevbemi kabul buyur. Çünki, tevbeleri çok çok kabul eden rahmet såhibi Sensin Sent) dedi.» (180)
Peygamberimiz de «İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar Allah'ı zikr eden cemâatla birlikte oturmam, bana, her biri için on iki bin dirhem vererek İsmail Aleyhisselâm evlådından dört köleyi ázad etmemden daha sevgilidir!» buyurmuştur. (181)
Peygamberimizin Her Vakit Allah'ı Zikr Edişi:
Peygamberimizin Allah'ı zikri, ne sabah namazından güneş do-ğuncaya, ne de, güneş batıncaya kadar olan müddete munhasırdı.
Hz. Aişe «Resûlullah Aleyhisselâm, her vaktinde yüce Allah'ı zikr ederdi. dediği gibi (182), Rebía b. Ka'b'ül'eslemi de Resûlul-lâh Aleyhisselâmın, gündüzün hizmetinde bulunur, hâcetlerini görür gözetir, derler toparlardım.
Resûlullah Aleyhisselâm, yatsı namazını kılınca, evine girer, ben de, kapısının önüne otururdum. (Belki, Resûlullah Aleyhisselâmın hå-cetine aid bir buyruğu olur) derdim.
Resûlullah Aleyhisselâmın (Sübhanallah! Sübhanallah! Sübha-nallahi ve bihamdihi) diyerek tesbih edişini dinleye dinleye gözlerimi uyku bürür ve uyuya kalırdım! demiştir. (183)
(176) Ahmed b. Hanbel
Sünen c. 3, s. 80 Müsned c. 5, s. 107, Müslim Sahih c. 1, s. 464, Nesal-
(177) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 107, Müslim Sahih c. 1, s. 464, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29, Tirmizi Sünen c. 2, 480, Nesai Sünen c. 3, s. 80, Taberânî Mûcemüssagir c. 2, 8. 150
(178) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 100
(179) Taberânî Mücemüssagir c. 2, s. 150
(180) Buhâri Edebülmüfred s. 162
(181) Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 105, Ibn-i Hacer Metalibül'äliye c. 3, s. 245
(182) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 70, Müslim Sahih c. 1, s. 282, Ebû Da-vud Sünen c. 1, s. 5, Tirmizi Sünen c. 5, s. 463, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 110
طولد وان طاعناء شون السائل الجريدن اوناری قصد و او ناره ضرر وبرمك كون كومباس اولد قارین تخیل ایتد قرینه به رمز در.
ظلمت جو کہ بالی وقت سکونہ طورو ترشمه مه لدى ايجاب ابد رله (اناغه قا لقد بلی) معلم افاده بدن (قاموا) تعمیری محسته شدننده و مصيبتها جوق او غرائد فارندن اور وضعیتی الدبران بالزنده بر تقوس پیدا اولديفه وظلمتك أني هو مندي تكسية رك آباء قالقوب فامان لركبي، بالترين طوغر والتد قلمدينه اشار تدر.
( وَلَوْ شَاءَ اللهُ لَذَهَبَ سمعهم وانصار هذ) بو جملہ دہ کی کلمه لون اثار تاریه کانی اور کی حمله کرده گوزلرینی کور، قولا قارین ها غیر ایمان شاننده اولان اسباب ذكر ايد بلد کو نر موکره بو جمله ده میراتی مشیت الهیه ابله با الا صوره، اولکی جمله اره عطف این دو حرفی اسبابك پرده می آکننده تعرف ايدن و بتون اسباب و عليهم اوزرنده مراقبه ايدن بو قدرتك آنجمه نظر حکمت اولدیفنه اشار تدر.
اولمامی (لو) بوقلمونك تضمن ایندیگی قياس استثنائي شويل تصوير الديله بيدلي مشيئة الرهينك ا ذهاب، سمع وبعرك او لملمن علقدر. ذهاب، سمع وبصرك او لما مسماده مشيئتك او لاريفني بهادير مگه به دلیل و بر علندر. وكذا، مشيئت الهية من ما عدا بتون اسباب تكمل انجمن ده اوله أنجم مشيئت الهيه نك تعلقي له كوز و قولا قاد ينك ايشي بيتمن اولا هفه
اشار تدر.
( شاء ) تعبیری، مسباتي اسبابله با غلايان مشيئت و اراده الهية او لدیفنه دلالت الدر اويله ايمه تأثير قدر تكدر اسباب ايسه، قدرتك نظر ظاهريده امور خسيسه الله مباشرني کو روغه می ایچون وضع ابردیا مه پرده کرد.
(الله) لفظه جلالهاك صراحت له ذکری، خلاقی فضا به جد اسبا به اهمیت ویر مکردنه زری و من این کاره
اسبابك پرده می آکننده تعرف ايدن به قدرتی کو ر مگر فکر لری دعوت الیدر (شاء
) فعلنك به مفصول الله تقييد الديلم بورن مطالعه بر اقدامی، مشیئت و اراده الهیه نان
dolduran zulmetler, bütün insanlar içerisinden onları kasıd ve onlara zarar vermek için gönderilmiş olduklarını tahayyül ettiklerine bir remizdir.
Zulmet çöktüğü vakit sükûnetle durup depres memeleri icåb ederken, "ayağa kalktılar" ma'nasını ifade eden قاموا ta'biri, musibetin şiddetinden ve musibetle çok uğraştıklarından, rükü vaz'iyetini andıran bellerinde bir tekavvüs peydá olduğuna; ve zulmetin äni hücumundan tiksinerek ayağa kalkıp kaçanlar gibi, bellerini doğrulttuklarına işarettir.
B ولو شاء الله الله سميعة وانسارها
cumledeki kelimelerin işaretlerine gelince:
Evvelki cümlelerde gözlerini kör, kulaklarını sağır etmek şanında olan esbâb zikredildikten sonra, bu cümlede müsebbebâtı meşîet-i İlâhiye ile bağlar.
Sonra, evvelki cümlelere atfeden (+) harfi, esbabın perdesi altında tasarruf eden ve bütün esbáb ve illetler üzerinde muråkabe eden bu kudretin, ancak nazar-ı hikmet olduğuna işarettir.
() Bu kelimenin tazammun ettiği kıyas-1
istisnåî şöyle tasvir edilebilir: Meşiet-i İlâhiyenin olmaması zehab, sem' ve basarın olmamasına illettir. Zehab, sem' ve basarın olmaması da meşietin olmadığını bildirmeye bir delil ve bir illettir. Ve keză, meşîiet-i İlâhiyeden måada bütün esbåb tekemmül etmiş de olsa, ancak meşîet-i İlâhiyenin taallukuyla göz ve kulaklarının işi bitmiş olacağına işarettir.
ta'biri, müsebbebâtı esbábla bağlayan meşiet ve iråde-i İlahiye olduğuna delalet eder. Öyle ise te'sir kudretindir. Esbâb ise, kudretin nazar-ı záhiride umûr-u hasise ile mübâşereti görünmemesi için vaz edilmiş perdelerdir.
الله Lafza-i Celalinin sarâhatle zikri, halkı fazlaca esbaba ehemmiyet vermekten zecir ve men' etmekle, esbâbın perdesi altında tasarruf eden yed-i kudreti görmeye fikirleri da'vet eder.
عا fiilinin bir mefül ile takyîd edilmeyerek mutlak bırakılması, meşîet ve irade-i İlâhiyenin
M Buyruklar tartışılmaz. 4723 Bunca kusur, kadı kızında da bulunur. (11 n'est si bon cheval qui ne bronche.)
25 Bülbale kafes zindandır. (La cage est un cachot pour le rossignol.)
026 Bulbülu altın kafese koymuşlar, "ille vatanım" demiş. (Chaque oiseau trouve son nid beau.)
4777 Bülbulün çektiği dili belasıdır. (Brebis qui bêle perd sa goulée. )
4728 Bütün kadınlar oyuncudur.
$729 Bütun malını denize emanet etme! (Ne confie pas
tous tes biens à la mer.) Bütün tilkiler, kürkçü dükkânında buluşur. (Tous les renards se retrouvent chez le pelletier.)
673) Bütun zevkler, doğa içindedir. (Tous les goûts sont dans la nature.)
5732. Büyük acılara büyük çareler (gerekir). (Aux grands maux les grands remèdes. "Ağır ve tehlikeli engellere, güçlüce, yüreklice karşı koymalı" anlamında
kullanılır.) 5733. Büyük adamların dostluğundan zarar gelir. (Grand clocher, mauvais voisin.)
5734, Büyük balık, küçük balığı yutar. (Les gros poissons mangent les petits: Büyük balıklar, küçük balıkları yer.)
5735. Büyük başın ağrısı büyük olur. (Le mal d'une grande tête est aussi grand.)
5736. Büyük bir mevki sahibi olmak, her zaman için iyi bir şey değildir.
Il n'est pas toujours bon d'avoir un haut emploi.)
5737. Büyük bir teşekkür, keseyi doldurmaz. (Un grand merci ne remplit pas la bourse.)
$738. Büyük düşünceler, yürekten gelir. (Les grandes pensées viennent du coeur.)
5739. Büyük gemiye, büyük deniz ister.
5740. Büyük lokma ye de büyük söz söyleme. (Il ne faut jurer de rien.)
5741. Büyük zekâlar, hep birlikte düşünür.
5742. Büyüklere ne yakın, ne de uzak bulunmalı. (Il ne faut être ni trop loin, ni trop près des grands.)
nüfus olarak da Çin'den sonra ikinci kala-balık ülkedir. Son sayımlara göre nüfusu 1.029.99 1.145'tir.
Başkenti Yeni Delhi'dir. Ülkede kullanılan dillerin sayısı 1600 civarındadır. Hintçe, Ben-galce, Telugça, Marathice, Tamilce, Urduca, Gujaratça, Malayalamca, Kannadaca, Oriya-ca, Punjabça, Assamizce, Keşmirce, Sindçe ve Sanskritçe dilleri en yaygın olanlarıdır. Ülkedeki Müslüman nüfus ise ağırlıklı olarak Urducayı kullanır. Aynı çeşitlilik dinler açı-sından da geçerlidir. Hindu dinine mensup olanlar yüzde 83'lük bir çoğunluğa sahiptir. Müslümanlar yüzde 13, Hıristiyanlar yüz-de 7'lik bir orana sahip iken, kalan kısmını ise diğer dinlere mensup olanlar oluşturur. (s.r.n.)
H
Hindli هندلی : Hindistanlı
Hindu هندو : Brahmanizm dinine bağlı olan
hindli
Hira حراء : Mekke yakınlarında bulunan müba-rek bir dağ. Hz. Peygamber (a.s.m.) o dağdaki mağarada bulunurken vahiy meleği Cebrail (a.s.) gelerek Kur'andaki İkra' Suresinin ilk ayetlerini getirdi ve kendisini peygamberlikle müjdeledi
Hiraki : Miladi 575'te doğdu. Kartaca Va-lisi Heraklios'un oğludur, babasıyla aynı adı taşır. 610 yılında patrik tarafından Bizans İmparatoru olarak ilan edildi. Başarılı bir idare ortaya koyan Herakl askeri, ekonomik ve kültürel alanlarda birçok reformlar yaptı. Yaklaşık 850 yıllık İslâm-Bizans ilişkilerinin temeli Hirakl döneminde atılmıştır.
İslâmiyetin ilk yıllarında devam etmekte olan Bizans-Sāsānī savaşları Müslümanlar tarafından ilgiyle takip edilmekteydi. Bu de-virde Müslümanlar Ehl-i Kitap olan Bizanslı-ların, müşrikler ise ateşperest olan İranlıların (Sâsânî) tarafını tutuyorlardı. Bizanslıların Sâsânî orduları karşısında üstüste yenilgiye uğraması müşrikleri sevindirirken, Müslü-manları üzüyordu. Bunun üzerine nâzil olan Rûm Süresinin ilk âyetinde Bizanslıların galip gelecekleri ve Müslümanların bundan sevinç duyacakları belirtilmişti. Bir müddet sonra Herakl, Sâsânîleri yenilgiye uğratmış ve Müslümanlar buna çok sevinmişlerdi.
Mekkeliler ile imzalanan Hudeybiye Antlaş-masından sonra dönemin ileri gelen devlet başkanlarını İslâma davet amacıyla mektup-
368 lar gönderen Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Dihye Bin Halife vasıtasıyla dindar bir Hiris Dihye'yi kabul eden imparator, Hz. Muham tiyan olan Herakl'a da mektup göndermiştir peygamberlik vasıflarına uygun olduğunu med (a.s.m.) hakkında elde ettiği bilgilerin ifade etmiş ve ona güzel muamelelerde bulu-narak hediyelerle uğurlamıştır.
hirkat حرفت : )bak. hırkat(
hirkatli حرقتلی : )hirkath) yakıcı
duygu 2.duyum, duyu (duygu) or ganından gelen uyarımları duymak, farket-mek 3.anlama, idrak etme (kavrama)
yöneltici altıncı duygu, yani, säika denen ve Allah (c.c.) tarafından doğuştan verilen (son-radan öğrenilmemiş olan), belli hareket ve davranışları belli hedef ve gayeye yönlendiri ci olan duygu (buna 'içgüdü' demek, bu duy-gunun Allah (c.c.) lütfu olduğunu görmezden gelmek olur)
hiss-i saika حش سائقه : sevkedici (götürücü( duygu, Allah (c.c.) tarafından doğuştan veri-len (sonradan öğrenilmemiş), belli hareket ve davranışları belli hedefe ve gayeye yönlendi-rici olan duygu (buna 'içgüdü' demek bu duy gunun Allah'ın (c.c.) lutfu olduğunu görmez den gelmektir)
Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular: "Insanlardan ilk alınıp kaldırılacak olan şey, emanete riayettir. En sona bırakılacak olan da namazdır. Nice namaz kılanlar da vardır ki kendinde hiçbir hayır yoktur."
Receb-i şerifin 1'i ile 10'u arasında 10 rekât, 11'i ile 20'si arasında 10 rekât ve 21'i ile 30'u arasında 10 rekât kılınacak hâcet namazı vardır. Bunların üçünün de kılınış şekli aynıdır. Yalnızca namazların sonlarında okunacak dualarda fark vardır. Bu 30 rekât namazı kılanlar, hidâyete ererler. Bu namazı kılanın kalbi ölmez. Bu 30 rekât namaz, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) berberi Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir. Bu namazlar, akşam namazından sonra da, yatsı namazından sonra da kılınabilir. Fakat, cuma ve pazartesi gecelerinde ve bilhâssa teheccüd vaktinde kılınması daha faziletlidir.
Her rekâtte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn, 3 İhlas-ı şerîf okuyup 2 rekâtte bir selâm verilir. Böylece 10 rekât tamamlanır.
İlk on gün içinde kılınan namazdan sonra, 11 defa "Lâ ilahe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve Hayyün lâ yemût, biyedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr" okunup dua edilir.
İkinci on gün içinde yani Receb-i şerîfin 11'i ile 20'si arasında kılınan 10 rekâtten sonra, 11 defa: "İlâhen Vâhiden Ehaden Sameden Ferden Vitran Hayyen Kayyûmen Dâimen Ebeda" okunup dua edilir.
Üçüncü on gün içinde, yani Receb-i şerîfin 21'i ile 30'u arasında kılınan 10 rekâtten sonra da 11 defa: "Allâhümme là mânia limâ a'tayte, velâ mu'tiye limâ mena'te, velâ râdde limâ kadayte, velâ mübeddile lima hakemte, velâ yenfeu ze'l-ceddi minkel-ceddü. Sübhâne Rabbiye'l-Aliyyi'l-a'le'l-Vehhab, Sübhane Rabbiye'l-Aliyyi'l-a'le'l-Vehhab, Sübhâne Rabbiye'l-Aliyyi'l-a'le'l-Kerîmi'l-Vehhab, yâ Vehhâbü yâ Vehhabü yå Vehhab" okunur ve dua edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
tasdik ettiren ve âlemi celb ve cezbettir tin (asm) tam kırk yaşının başında iken yaptığı o inkılâb-ı azîmi alen olsun, rüsuh peyda eder, meleke haline gelir; daha terki mümkün olmaz. Bu za-ve keza, yaş kirka balig olduğunda, iyi olsun, kötü olsun ve nasıl bir ahlak olursa
TARİHTE BUGÜN
1459-Akşemseddin Hazretlerinin vefatı.
1916-Ruslar, Erzurum'u işgal etti.
malum olan sidle
2022 BEDIUZZAMAN TAKIN
16
BİR AYET
Allah iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır...
Bakara Suresi: 257
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ŞUBAT
BİR HADİS
Kulun ilk hesap vereceği şey, namazdır.
FEBRUARY
C
Dünya, bütün şaşaasıyla ahirete nispeten bir zindan hükmündedir.
1938-TBMM İsmet İnönü'yü oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçti.
2004 - Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat hayatını kaybetti.
KASIM
11
SALI
20 1447
C.EVVEL
RUMI: 29 T.EVVEL 1441 KASIM: 4
BIR AYET
Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur.
Bakara Suresi: 255
BİR HADİS
Allah'a en sevimli gelen amel, vaktinde kılınan namaz, sonra ana babaya iyilik, sonra da Allah yolunda cihaddır.
Buharî, Mevâkiti's-
Salât: 5
Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, "Benden ders alıp sevap kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enâniyetin
Ermenistan kaybetti ve Dağlık Karabağ Cumhuriyeti yıkıldı. Dağlık Karabağ tekrar Azerbaycan'a bağlandı.
KASIM
10 PAZARTESİ
19 1447 C.EVVEL
RUMI: 28 T.EVVEL 1441 KASIM: 3
BIR AYET Aranızda fazileti ihmal etmeyin. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür.
Bakara Suresi: 237
BİR HADİS İnsanların en açı ilim isteklisidir, en tok olanı da ona istek duymayandır.
Ebu Nuaym
Cennet ve Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehasındadır. Hem şu silsile-i kâinatın iki neticesidir.
أجْمَعِينَ لا يُقْبَلُ مِنْهُ يَوْمَ الْقِيَمَة عَدْلٌ وَلا صَرْف (م) د عن أبي هريرة عب عن ابن
المسبب مرسلا)
5155- Kim ileri gelenlerin izni olmadan bir kavmin ba-şına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üze-rine olur. Ayrıca kıyamette de hiçbir şeyi kabul edilmez.
5156- Kim izinlerini almadan bir kavmin azatlı kölesini dost edinirse, yahut bir caniyi barındırırsa, Allah'ın gazabı onun üzerine olur. Ayrıca kıyamette Allah onun hiçbir şeyini kabul et-mez.
5157- Kim kıyamette şu beşle gelirse, yüzü cennetten çevrilmez: Allah için, Dini için, Kitabı için, Rasulü için ve bütün müslüman cemaat için nasihatte bulunmak.
1520- Allah'ın en çok sevdiği söz: "Sübhänekellâhümme ve bi hamdike ve tebârakesmüke ve teâlâ ceddüke ve lô ilõhe ğayruk" sözüdür. En sevmediği söz de kendisine: "Allah'tan kork" diye hitap edilen şahsın: "Sen kendine bak, bana karışma." de-mesidir.
١٥٢١ - إِنَّ أَحَبَّ مَا زُرْتُمُ اللهَ فِي مَسَاجِدِكُمْ وَقُبُورِكُمْ الْبَيَاضُ (كر عن عمران بن حصين وسمرة بن جندب)
1521- Mescitlerinizde ve mezarlarınızda (Allah'a gidişi-nizde) Allah'ın en sevdiği renk beyazdır.
1522- Benim için en sevgili olanınız ve bana kıyamette en yakın olacak olanınız, ahlaken en güzel olanınızdır. Hiç hoş-lanmadığım, kıyamette benden en uzak duracak olanınız da ah-laken en kötü olanınızdır. Bunların da en fenası çok konuşan, sözü tavır ve eda ile söyleyip her şeyin dibini kurcalayanlar ve ki-birlilerdir.
tecelli eder. Bu sebeple kibleye karşı katiyyen tükürmesin (mutla-ka tükürmesi gerekiyorsa) sol tarafına yahut sol ayağının altına tükürsün.
١٥٢٤ - إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا كَانَ فِي الصَّلَوةِ فَإِنَّ اللَّهَ قِبَلَ وَجْهِهِ فَلَا يَتَنَخَّمَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ قِبَلَ وَجْهِهِ فِي الصَّلَوةِ " (ط حم خ د هـ عن ابن عمر)
1524- Biriniz namazda olduğu zaman Allah yüzü tara-fında tecelli eder. Onun için içinizden biri namazda katiyyen yü-zünün yönüne tükürmesin.
١٥٢٥ - إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا مَاتَ عُرِضَ عَلَيْهِ مَقْعَدُهُ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ إِنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَمِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَإِنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ فَمِنْ أَهْلِ النَّارِ يُقَالُ هَذَا مَقْعَدُكَ حَتَّى يَبْعَثَكَ اللهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَمَةِ " ( مالك ط حم خ م ت ن هـ عن ابن عمر)
1525- Sizlerden biri öldüğünde, kendisine akşam sabah makamı gösterilir. Eğer o cennet ehlinden ise cennet ehlindendir. Eğer cehennem ehlinden ise cehennem ehlindendir. Denir ki: "İş-te burası, Allah kıyamette diriltinceye kadar, senin yerindir."
1526- Biriniz namaza durduğu zaman, şüphe yok ki, o Rabbine münacaat etmektedir. Bu sebeple biriniz Rabbine ne ile münacaat ettiğini bilsin ve namazda Kur'an'ı birbirinize karşı yük-sek sesle okumayınız.
أجْمَعِينَ لا يُقْبَلُ مِنْهُ يَوْمَ الْقِيَمَة عَدْلٌ وَلا صَرْف (م) د عن أبي هريرة عب عن ابن
المسبب مرسلا)
5155- Kim ileri gelenlerin izni olmadan bir kavmin ba-şına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üze-rine olur. Ayrıca kıyamette de hiçbir şeyi kabul edilmez.
Kim, ileri gelenlerin izni olmaksızın bir kavmin başına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olur. Kıyamet gününde de onun ne farzı, ne de nafilesi kabul olunur. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 415 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Resim 89 (sas) Mehmed Şevki Efendi'nin (1829-1887), Peygamber Efendimizin üs ve nesih hatlan ile yazdığı bir levha. (OK) "On Mücizesine dair
Onun içio, valuz harflerin bubirine bir benzerik arz etmesi, tekniğinin husů siyetini anlamaya kilayet etmez. Ka lemin ve yazımın hareket hattına, yani respit edilen formüle intibak derecesini sakından bilmek ve anlamak gerekir. Bu kalemlerin, bu gibi esaslı rollerini ve derecelerini ve nazari hat ilmi bakı mından aralanndaki munäsebetleri ve farklan bilmeyenler, bunların yazmada ne için kök sayılmış olduklarını izah edemeyerek, sağa sola kaymışlardır. Kalb ve încă kanunu ile çıkarma ve kat manın hareket seyri içindeki rollerini ve tesirlerini sanat şevkiyle ve zevkiyle sezenlerden bazısı, şu kalemi şu kale me, bazısı diğer bir kaleme ircă veya kalb etmekle yetinmişler, fakat ilmi hiçbir izahta bulunmamışlardır. Bun-ların yalnız tarihiyle meşgul olanlar da, yukanda belirtildiği gibi, hiç bu tarafla ra iltifat etmeksizin; yalnız ilmi haysi-yete takılarak, doğru yanlış demeyerek satırlara dökmüşlerdir. Kalemlerin bu esrar dolu rollerini izah edebilmek için, seleften halefe nakledilegelen tarifleri-ni ve noktalarıyla harflerin bu tariflere göre tatbik şekillerini görmek, artistik yazmanın teknik inceliklerine vakıf ol-mak, yazı güzelliğinin tutunduğu esas-ları bilmek, yani noktadan şu veya bu kaleme göre yazıyı kurup ortaya koy-mak icap eder. Bunlar bilinmeden yazı estetiğinin derinliğine varmaya imkân yoktur. Onun için, artistik yazma bah-sinde bunlara ayrıca temas olunacaktır. Şimdi, Yedi Kalem'in tarifleriyle väzı'la-rını ve tarihlerini tespit edelim.
d-Yedi kalemin tarifleri 1-Sülüs Kalemi: "Dört behresi ma
sattah, iki behresi müdevverdit." diye tarif olunmuştur. Buna göre, sülüsta her harfin altıda dört parçan dürüm su, altıda ikisi de yuvarlağımsı olacak tir. Kalem kalınlığı ortalama dr. Tuhfe-i Hattatir'de söyle deniliyor "Tomar ile Gubaril Hilye nev'i yazılans karışımından hasıl olan kalınlığın rülürs ne, yani uçte birine, Sülüs ismi verilir. Tomar denilen yazının kalem genişliği yirmi dört sa'r (kil) kadardır. Ve sülüsü (üçte biri) se kiz kıl miktarı olur, diye Risale-i Avfiye'de zikredilmiştir." Resim 89'da mütekämil bir Sülüs yazı örneği veriyoruz. Sülis kalemini burada birinci derecede gör termemiz, hat üstatlarının umûmi ka naatlerine uymuş olmak içindir. Çün kü bu kalem hat sanatında Küfi'den sonra başlıbaşına bir mebde' ve hat tå liminde bir esas ve mikyastır. Nitekim Tuhfe-i Mahmûdî de de bu cihet belirtil miştir.
11 Nesih Kalemi: Sülüs'e täbi olup, kalınlığı onun üçte biri kadar dır. (Resim 89'a bakınız.) Bu yazı, teknik bakımından Sülüs'ün üçte ikisini neshetmiş ve üçte biriyle de ona tabi' olmuştur. Bu sebeple, Nesih yazıda Sülüs harfleri üçte bir nisbe tinde ufalmış olmakla beraber, tam Sülüs değil, onu andıran bir husüsi yeti haizdir. Bu sebeple, Nesih adı gelişi güzel konuvermiş olmayıp, ya-zının tarifini veren bir mâhiyet taşır. İsimlendirilmesi hususunda şu üç sebep söylenebilir:
1 Hat ve Hattátán, s. 21.
2 Eserin 618. sayfasından sadeleştirilerek alınmıştır.
3 Tabfe Hartarin, s. 622.
]4[ Kelimenin aslı نسخ )Nesh) olmakla beraber عکس )Aks) kelimesinin Akis'e dönüşü gibi, Türkçeminde Nesih
عدة مرات التي صل الله عالَى عَلَيْهِ وَمَا رُوي عن الخارى رحمة الله ايه الله وَلَمَا لَا يَهُمْ ظَلْهُ عَلَى الْأَرْضِ فَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى نَنَا وَبَيْنَا وَ مَعينَا وَمَوْلانا عمان
محمد الله وثانيها المنظم بوله على الارض قط
اللهم صل على سيدنا وَمَا وَسَمِيعًا وَمَوْلانا عد الذى والها لم خوب قل اللهم مثل على سيدنا وسينا وشعبًا وَمَوْلَانَا ع الذى وراهام يحاوف التصل على سيدنا
وعينا وشفيعًا وَمَوْلَانَا مُحَمي الذي وَعَامِهَا لَوْ جَمَعَ عَلَيْهِ الذُّبابُ قبل الله مل
على سيدنا ونبينا وشفيعنا ومولانا محمد الذي
ويان يهانا وعَاهُ وَلَا يَنَامُ عَليه اللهم صل على سيدنا وَحَيْنَا وَتَعيينا ومولانا عنا الدى وسالها يرى من خَلْفَهُ كَا يَرَى مَنْ مَامَهُ ان الله مِل عَلَى سَدِنَا وَنَنَا وَشَعِينَا وَمَوْلَانَا هُما لدى وكانها لم تشرب مِنْهُ الدَّوابَ إِذَا رَكِبَ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَتَنَا وَسَعِيقِنَا وَمَوْلَانَا مُحَمَّدٍ
الله واسعها ولد محتونا اللهم صل على
وَبَيْنَا وَشَفيعنا وَمَوْلَانَا عَمَّا الَّذى وَعَاشِرُهَا إِذَا جَلَسَ بَينَ قَوْم كَانَ كَنَاهُ أَفَلَا هُم المصل وسلم وبارك على سيدنا محمد و الرحمة وشفيع الأمر الصفيفَةِ وَاله الطين الطاهر من المن وضع فن حية لاعرف النَّارِ وَمَن وَضَعَهَا بِالنَّارِ عُدَتْ بِإِذْنِ اللَّهِ قَالَ كَتَهُ اخْتَمَ الْكَان شوق
sattah, iki behresi müdevverdir." diye târif olunmuştur. Buna göre, sülüste her harfin altıda dört parçası düzüm. sü, altıda ikisi de yuvarlağımsı olacak-tır. Kalem kalınlığı ortalama dar. Tuhfe-i Hattâtin'de şöyle deniliyor: "Tomar ile Gubârü'l-Hilye nev'i yazıların karışımından hasıl olan kalınlığın sülüsü ne, yani üçte birine. Sülüs ismi verilir. Tomar denilen yazının kalem genişliği yirmi dört şa'r (kıl) kadardır. Ve sülüsü (üçte biri) se kiz kıl miktarı olur, diye Risale-i Avfiye'de zikredilmiştir." Resim 89'da mütekâmil bir Sülüs yazı örneği veriyoruz. Sülüs kalemini burada birinci derecede gös-termemiz, hat üstatlarının umûmî ka-naatlerine uymuş olmak içindir. Çün-kü bu kalem hat sanatında Küfi'den sonra başlıbaşına bir mebde' ve hat tâ-liminde bir esas ve mikyastır. Nitekim Tuhfe-i Mahmûdî de de bu cihet belirtil-miştir.
II Nesih Kalemi: Sülüs'e tâbi' olup, kalınlığı onun üçte biri kadar-dır. (Resim 89'a bakınız.) Bu yazı, teknik bakımından Sülüs'ün üçte ikisini neshetmiş ve üçte biriyle de ona tâbi' olmuştur. Bu sebeple, Nesih yazıda Sülüs harfleri üçte bir nisbe-tinde ufalmış olmakla beraber, tam Sülüs değil, onu andıran bir husûsi-yeti haizdir. Bu sebeple, Nesih adı gelişi güzel konuvermiş olmayıp, ya-zının tarifini veren bir mâhiyet taşır. İsimlendirilmesi hususunda şu üç sebep söylenebilir:
iştir.
عك )Aks) kelimesinin Akis'e dönüşü gibi, Türkçemizde Nesih
112 MEDENİYET ALEMINDE YAZI VE ISLAM MEDENİYETİNDE KALEM GÜZELI
"Nesih, yani "Bir şeyi kaldırıp onun yerine başka bir şey koymak." mânâsından "Nâsih" yerinde kulla-nılmış olmasıdır ki, Küfi'yi Kur'ân yazılmak mevkiinden resmen kaldı-rip onun yerine geçmiş olmasıdır.
**"Nüsha çıkarmak." mânâsından Mushaf nüshalarını teksir etmekte veya bu gibi kitap istinsah etmekte kullanılmak üzere ortaya konulduğu-nu ifâde için Nesih denilmiş olması da uygundur.
***Yazının sanat bakımından tek-nik husūsiyetini ifade etmektir ki, bu da Sülüs'ün üçte ikisini nesh ve tay (kaldırma ve çıkarma) ve üçte birini ibka etme (bırakma) ve bu üçte bir nisbetle Sülüs'ün yukarıdaki tarifine tâbi' olmasıdır ki, bunun ne demek olduğu, yazıların sanat bakımından îzahı bölümünde, Nesih kalemi bah-sinde tebârüz ettirilecektir.
Bu üç ihtimal, Nesih yazı hak-kında sahih ve biribirini tamamlar mâhiyette olup, ilk ikisi ilmî hay-siyet, üçüncüsü de sanat haysiyeti bakımından birer isimlendirmedir. Bununla beraber, ilk ikisi daha ziya-de tarihî bir adlandırma olabildiği halde; üçüncü, yazının esasını ve tekniğini ifade etmesi itibariyle hep-sinden kuvvetlidir. Bu karakter ve kuvvet, İbn-i Mukle'nin Nesih adını verdiği yazıdan evvelki yazıda, papi-rüslere kadar da gidilse, yoktur. Do-layısıyla, Sülüs'le Nesh'in vâzını ta-rihçiler arasında meşhur olduğu gibi,
Resim 90
Ahmed Karahisari'nin muhakkak nesih hattıyla yazdığı, Topkapı Sarayı'ndaki mushaftan
sayfa. (TSMK H.S. 5, 2976)
1 Tuhfe-i Hattatin'e göre lakabı: Ebû Ali'dir. Hat ve Hattat
Hans Jensen'in ve Corci Zeydan'in kanaatlerinin aksine, Ibn-i Mukle olarak kabul etmek, hadiselerin sey-rine daha uygundur.
ve İbn-i Mukle, Hicri IV. (Miladi X asırda yetişen İmâmü'l-Hattatin diye şöhret bulmuş olan Bağdatlı Ebû Abdullah Muhammed İbn-i Hüseyin İbn-i Mukle'dir'. Hocası Ahvel imiş. Tuhfe-i Hattatin'de kaydedildiğine göre (sayfa 429), İbn-i Mukle, Ab basi halifelerinden Muktedir-Billah, Kaadir-Billâh ve Râzî-Billah'a vezir olmuş, üç defa gazâ etmiş, üç defa ga-zaba uğramış, malı müsadere, kendisi hapsedilmiş ve evi yakılmıştır. Niha-yet dili ve sağ eli kesilmiş ve Hicri 328 (Milâdî 940)'de vefât etmiş, eli kesil-dikten sonra sol eliyle de yazı yazmış olduğu rivayet olunurmuş.
IV - Reyhânî Kalemi: "Muhakkak kalemine tâbidir". Bu tâbiiyyetin ne demek olduğu, Muhakkak'tan farkı ve husûsiyetleri sanat bakımından îzahlar kısmında beyan edilecektir. Kalem kalınlığı Nesih kadardır. (Re-sim 91.) Bu iki yazıyı bulup ortaya ko-ran hattat, Hicri V. (Miladi XI.) asır-la yetişen ve İbn-i Bevvâb lakabıyla anınan Bağdatı Ali İbn-i Hilal'dir. ünyesi Ebü'l-Hasen'dir. Alaeddin n-i Bevvâb diye de anılır. Baba-Büveyhiye Devleti'nde padişaha
Bu sınıfa dahil olan şehidler, din düşmanları ile ganimet malı kasd edip kıtal eder; sonunda şehid olup ölür.
b) Ahiret şehidleridir.
Bunlar ateşte yananlar, denizde boğulanlar, üzerlerine ev yıkılan-lar, yüksek yerden düşüp ölenlerdir. Ayrıca, yılan, akrep ve sair ze-hirli hayvanların sokması sonunda ölenler; arslan, kaplan, diğer yır-tıcı hayvanların parçalaması sonunda ölenler; taun marazından, hum-ma ve karınla ilgili hastalıklardan isal, istiska, zatülcenb hastalığın-dan ölenler; ilim talebinde tahsil yaparken ölenler; sabah akşam üç
kere: Rcim şeytanın şerrinden, duyan ve bilen Allah'a sığınırım. (1) Cümlesini Arapça aslına göre) okuduktan sonra, Haşr suresinin sonundaki (22. 23. 24. åyetler.) üç âyeti okuyanlar; ki bu âyetleri okumayı belli zamanda okuyanlar hangi hastalıkla ölürlerse ölsünler, âhirette diğer anlatılanlar gibi şehadet mertebesine erip kereme nail olurlar. Hasılı: Böyle şehid olmanın çeşitleri çoktur.
c) Dünya ve âhiret şehitleridir.
Bu zümre, din düşmanları ile kelimetullahı f'la İslâm dinine yar-dım, düşmanlarından intikam almak kasdı ile kıtal edip öldürülenler-dir.
Şehid çeşitlerinin bu sonuncusu, cümlesinden faziletlidir.
İşte.. bütün bu anlatılanlara:
ŞEHİD.
Denildi. Bu ismi iki manada almak mümkündür: Fail ve mef'ul. Mef'ul, manasına aldığımız zaman, şu demeğe gelir:
Kendilerinin cennete gireceklerine şehadet edilmiştir.
Bir başka mana: Meleklerin dili ile onların lehinde şehadet edil-miştir.
Bir başka mana: Kıyamet günü, düşman tarafından öldürülmele-ri, ölümlerine sebeb olan hastalıkları kendilerine şehadet eder.
İşbu manalar için, kendilerine:
- ŞEHİD.
İsmi verildi. Bunlardan başka ŞEHİD lafzını ism-i fail manası-na almak vardır. Bu manada, onlara:
455 Onlar, dünyadan ayrıldıkları zaman, bir başka hayatla diri olur-lar. Rab'larının katında rızıklarını alırlar. Allah-u Taala onlar için, Kur'an-ı Keriminde şöyle buyurdu:
«Allah yolunda öldürülenleri ölülere benzetmeyin: onlar diri-dirler. Rab'larının katında rızıklanırlar. (3/169)
Biraz da, SALİHLER lafzı üzerinde duralım. SALIH, O kimseye derler ki: Fiillerinde, hallerinde istikamet sahibidir. Bunun daha açık manası şudur:
SALİH olan, üzerinde bulunan Yüce Hakkın cümle emirlerini verine getirip hakkını öder. Mahlukun da hakkını yerine getirir. Al-jah'ın kullarına ait hakların hiç birinde kusur etmez.
Bir başka manaya göre de, şöyledir:
SALİH, işlenmesi uygun olan işlerin cümlesini işler. İşlenmesi uygun olmayanların hiç birini yapmaz; sakınır.
Burada verilen mana, her üçüne de yani: SALİH, SIDDIK ve ŞEHİD lafızları ile anlatılanların hepsine de uygundur. Ne var ki, her biri, ayrı ayrı anlatıldı. Ancak burada SALİH İçin uygun ma-na şudur:
ren.. İnsan ve cin tayfasından ibadet ve taat vazifelerini yerine geti-
- SALIH.
Lafzından, Muhammed S.A. ümmeti de murad edilmiş olabilir.
Nitekim teşehhütte:
Salih kulların üzerine de..
Diye geçmektedir. Bu manaya göre, bu salâvât-ı şerifede şu de-meğe gelir:
İnsandan ve cinden, Resulellah S.A. efendimizin peygamberli-ğini tasdik edenlerin cümlesinin salavatı Resulüllah S.A. efendimizin üzerine olsun.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Ey Álemlerin Rabbı, seni TESBİH eden her ŞEYİN salátı da..
Bu cümlenin biraz daha açık manası şudur:
Gerek hal, gerekse kal dili ile seni şanına layık olmayan şeylerden tenzih eden.. Varlığını ikrar edip tevhid eden..
Bu cümlede geçen:
ŞEY.
Lafzının manasına canlı ve cansız her şey dahildir. Daha açık manası ile şu demeğe gelir:
Bu vücuda gelenlerden, canlı ve cansız.. hemen hepsi.. tüm-den eşya.. sözle ve işle, Yüce Hakkın varlığına, kudretinin tam oldu-ğuna delalet eder. Onu, acizlikten ve kusurdan tenzih eder..
Eshabdan Şeddad b. Evs ile Ubåde b. Såmit der ki «Peygamber Aleyhisselâmın yanında bulunuyorduk.
Peygamber Aleyhisselâm (İçinizde Garib, yani Ehl-i kitap var mı diye sordu.
(Hayır! Yâ Resûlallah!) dedik.
Bunun üzerine, kapının kapatılmasını emr etti.
(Ellerinizi kaldırınız ve «La ilahe illallah!» deyiniz!) buyurdu, Bir saat, ellerimizi kaldırdık (ve birlikte lå ilahe illallah! dedik)
Resûlullah Aleyhisselâm, elini indirdi. Sonra da (Allah'a hamd olsun.
Allah'ım! Sen, beni bu Kelime-i tevhidle gönderdin ve benl, bu-nunla memur kıldın.
Cenneti de, bana, bunun üzerine va'd ettin.
Şüphe yok ki, Sen, asla va'd'inden dönmezsin!) diyerek düa etti. Sonra da (Sevininiz! Hiç şüphesiz, Aziz ve Celil olan Allah, si-zi yarlıgadı!) buyurdu.» (185)
Peygamberimizin Bizzat Çektikleri ve Çekmelerini
Müslümanlara da Emir ve Tavsiye Buyurdukları Zikir
Evrådından Başlıcaları:
Peygamberimizin çektikleri ve çekilmesini tavsiye buyurdukları Zikir Evrådından başlıcaları şöyle sıralanabilir:
1) La ilahe illallah! (Sayısız olarak) (186)
2) Yüce Allah'ın doksan dokuz Esmây-ı hüsnâsını zikir (Bir ker-
re) (187)
3) (Allah'ü ekber!) (Sübhanallah!) (La ilahe illallah!) (Sayı-sız olarak) (188)
(184) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizł Sünen c. 5, s. 521, Nesal Sünen c. 3, s. 79
(185) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 124, Taberânî ve Bezzardan naklen Hey-
semi. Mecmauzzevaid c. 1, s. 19, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 501 (186) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhârî Sahih c. 8, s. 169, Müslim
Sahih c. 4, 8.2062, Tirmizi Sünen c. 5, s. 530-531, İbn-i Mâce c. 2, s. 1269 Sünen
(187) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 255
(188) Müslim Sahih c. 4, s. 2072, Tirmizi Sünen c. 5, s. 518
5) (Sübhanallah! Sübhanallah! Sübhanallahi ve bihamdihi) (Sayısız olarak) (190)
6) (Sübhanallahi ve bihamdihi) (Yüz kerre) (191)
7) (Sübhanallahi adede
halkıhi
Sübhanallahı
rıza
Nefsihi
Sübhanallahi
zinete
Arşıhi
Sübhanallahi midåde Kelimâtihi
) (192)
8) (La ilahe illallahü vahdehú là şerike leh lehülmülkü ve lehül-hamdü yuhyi ve yümît ve Hüve alå külli şey'in kadir.) (Yüz kerre) (193)'
9) (Sübhanallahi adede må halaka
fissemål
α
fil'arzı
beyne zâlike
Må hüve hålıkun
30
Elhamdü lillahi adede må halaka fissemâi
halaka fil'arzı
>> halaka bevne zâlike
» hüve hålıkun
Lâ ilâhe illâllâhü adede må halaka fissemai
må halaka fil'arzı
mâ halaka beyne zálike
mâ hüve hâlıkun
(189) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 59
(190) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 371, Müslim Sahih c. 4, s. 2071, Tir mizi Sünen c. 5, s. 513.
(191) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 371, Müslim Sahih c. 4, n. 2071, Tir mizi Sünen c. 5, s. 513
Müsned c. 6, s. 430, (192) İbn-i Sa'd Tabakat c. 8, s. 119, Ahmed b. Hanbel Müslim Sahih c. 4, s. 2090, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1251-1252
(193) Mâlik Muvatta c. 1, s. 209, Buhari Sahih c. 4, s. 95, c. 7, s. 167, Müslim -Sahih c. 4, s. 2071, Tirmizi Sünen c. 5, s. 512
كائناتك هو الندن متأثر او لما يقه وموجوداتك صفات الهي تأثراری بولو عادیقہ کے بعد يعني بشرك إراده ى وسائر صفتاری موجوداتك حسن وحسم سوكلك ولو جعلك كي هو السم
متاثر اولدینی کی صفات اللہ متاثر اولمان صفات الهه ن كوره هبي مساويد
كوتورمك معنا سنی افاده ابدن (ذهت من أفلام سور که اسباب، مستان اور وہ مسلط و مستولی دیگر یعنی اسرائك ارتفاعی زماننده اسمایله با علی و قائم ولدن مسائك عدم دریاسته دو شهری احتمالی بوقدر آنی اسمایل آفرمنده حاضر بولونان بد قدرت او مسيراتي حفظ الدر. و حکمت الهیه موازنه و نظام قانونی موچینجه با شقه مو قطاره کوندرد اهمال التمز اوت، حرارت، صوبي قاينا عقله صوبك بغیر سنی تخریب ایتدیگی زمان و تخریب نتیجه ی وجوده كلن بخار عدم کنیم. بلکه نظامات هوائيه موهنجه معین بر محرابه سوقه الدار و
معین به موقعه چیقار امر الهی به انتظاراً او راده طور ور
و كذا (ذهب) تغییرند نه آهلا شد ایر که حواس خمسه دینیا له دویفولر صدا غیر، کور، جامد طبيعتد نه نشست ایمن د درلر آنجمه او د ويغولي، جذاب حقدن احسان ايديليه هديه الدور
بالكزكون، قولاق تعبیر لری عادی بررا سمد ولی
وكذا (ذهب ) نك حرف جر اولان (ب) ايله برابری کلمه سند نه آهلا شی الیور که میدان اسبا بدنه ایر بلدیغی زوانه باشی بوسه بر اقبال از بینه بر نظام الته البنير. چونکه (ذهب به ) برا برجه كوتور من معنها سنیا افاده ایدر برابر کوتور وله برشی، صدا حسن، باشی بوسه
برا فيلم از
[ اخطار ) سمعك مفرد اولارق، بصرك جمع اولارق ذكر لری، ایشیقیان بی، کورونن چومه او لدیفنه اشار تدر. اون سويانيان سوزلر برد برد قولاغه کیرر، او بله ایشته اید. فقط جومه شیار به دفعه با تحصله کوزه کورونور.
(إِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَى قَدِيرٌ) بو جمله ده کی نکتہ لر واشار تار: اولا بو جمله، منا فقاري و يولي السري استيلا ايدن دهشته حقیقت اولديغنه بر فذلك. و بر خلاصه در و بو خلاصه دن
kainatın ahvälinden muteessir olmadığına; ve mevcûdatin safari İlahiyeve te'sirleri bulunmadığına işarettir. Yani beserin iradesi ve siir sıfatları, mevcûdâtın hüsün ve kubuh, büyüklük ve küçüklük gibi ahvälinden muteessir olduğu gibi sıfatı İlähive müteessir olmaz, Sıfat-ı İlahiyeye göre hepsi müsåvidir.
Goturmek ma'nasım ifade eden den anlaşılıyor ki, esbib, müsebbebåt üzere musallat ve müstevli değildir. Yani esbabın irtifaı zamanında esbäbla bağlı ve käim olan müsebbebåtın adem deryasına düşmesi ihtimali yoktur. Ancak esbabın arkasında hazır bulunan yed-i kudret o müsebbebatı hifz eder. Ve hikmet-i llâhive muväzene ve nizam kanunu mücibince baska mevki'lere gönderir. ihmål etmez. Evet, haråret, suyu kaynatmakla suyun bünyesini tahrib ettiği zaman, o tahrib neticesi vücuda gelen buhar ademe gitmez. Belki nizámát-havaiye mücibince muayyen bir mecrâya sevk edilir.
Ve muayyen bir mevkie çıkar. Emr-i İlâhî'ye
intizăren orada durur.
Ve keza ta'birinden anlaşılır ki, havåss-1 hamse denilen duygular sağır, kör, câmid tabiattan neş'et etmiş değildirler. Ancak o duygular, Cenab-ı Hakk'tan ihsân edilen hediyelerdir. Yalnız göz, kulak ta'birleri adi birer isimdirler.
Ve kezá a 'nin harf-i cer olan (4) ile beraber gelmesinden anlaşılıyor ki, müsebbebåt, esbabdan ayrıldığı zaman başıboş bırakılmaz. Yine bir nizâm altına alınır. Çünki أهب بن beraberce götürmek ma'nâsını ifade eder. Beraber götürülen bir şey, sâhibsiz, başıboş bırakılmaz.
İhtâr: Sem'in müfred olarak, basarın cem' olarak zikirleri, işitilen bir, görünen çok olduğuna işarettir. Evet, söylenilen sözler birer birer kulağa girer, öyle işitilir. Fakat çok şeyler bir def'a bakmakla göze görünür.
إِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَوْدُ قَدِيرٌ Bu cümledeki nükteler ve işaretler: Evvelen bu cümle, münafıkları ve yolcuları istilä eden dehşetin hakikat olduğuna bir fezleke ve bir hulâsadır. Ve bu hulásadan
hitabi (ye( خطابی : hitapla ilgili, (birilerine yö -nelik) söz söylemekle ilgili
hitabiyat خطابيات : hitap ederek söylenen söz ler, birilerine yönelik konuşmalar
hitabla خطابله : konuşma ile, (birilerine yöne lik) sözlerle
hitam 1 : ختام.son, sona erme 2.sonu mühür lemek
hitam-ı ömür ختام عمر : ömrün sona ermesi
hiza 1 : هيذاء.sıra 2.doğru çizgi üzerinde bulun-ma 3.düzgün sıra olma 4. aynı seviyede olma
Hizan خیزان : Doğu Anadolu Bölgesinde, Bit-lis iline bağlı bir ilçedir. Yüzölçümü 917 km2
hizb-ül ekber-i Kur'an (1)
hi olan Hizan ilcest doğuda Van, guney ve ba Alzeyde de Tatvan ilçesiyle çevrilidir. tıda Siirt illeri, kuzeybatıda Merkez ilçe, ku
Hizan ilçesi, ilin güneydoğusundaki çok en gebeli topraklar üzerinde yer alır. Doğal ya pısı sebebiyle ilçedeki başlıca gelir kaynağı hayvancılıktır.
Ostad Bediüzzaman, o dönemde bir kază olan Hizan'a bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğmuştur.
hizb حزب : topluluk 2 takım, kısım, bölum 3 parti 4 bir önder etrafında toplanan grup 5. Kur'an'dan seçilen âyetler ve sözlerle düzen lenmiş dua ve zikir
hizb-i azam حزب اعظم : Kur'an ayetlerinden derlenip düzenlenmiş uzun dua ve zikir
hizb-i azam-ı Kur'an )1( حزب اعظم قرآن : Kur'an ayetlerinden hazırlanmış uzun bir dua ve zi-kir (bak, hizb-i azam(
hizb-i azam-ı Nur (ive(( حزب اعظم نوريه : Risale-i Nur'u okuyanlar için Kur'an ayetlerinden derlenip hazırlanmış uzun dua ve zikir
hizb-lekber حزب اكبر : Kur'an ayetlerinden derlenip hazırlanmış uzun dua ve zikir (bak: hizb-i azam(
hizb- Kur'an (1) (y( حزب قرآنی : Kur'an ayet lerinden derlenip hazırlanmış uzun dua ve zikir
hizb-i mahsus حزب مخصوص : Kur'an ayetlerin-den derlenip hazırlanmış özel dua ve zikir
hizb-i mahsusu Kur'ani حزب مخصوص قرآنی
Kur'an ayetlerinden derlenip hazırlanmış özel dua ve zikir
hizb-i makbul حزب مقبول : makbul topluluk, Al-lah (c.c.) tarafından iyi kabul edilen topluluk
hizb-i nur (i) (ye( حزب توریه : )bak. Hizb-i Azam-1 Nuriye)
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kim dinen güzel görülen bir şeyi (hayır ve ibadeti) Işlemeye niyet eder, fakat işleyemezse o kimse için bir hasene (sevap) yazılır." (Sahih-i Müslim)
Hadis Şerhi)" eserinde niyete dair şöyle yazmıştır: "Niyet, bir kimsenin, amelini, Cenâb-ı Hakk'ın rızasına uygun olarak yapmak için bütün gayretini toplaması ve o amele, gizli veya âşikâr başka bir maksat karıştırmamasıdır."
İbadet ve tâatlerin mûteber olması ve sevaplarının kat kat verilmesi, niyetin sahih ve ihlâslı olmasına bağlıdır. İşlenen ameller, Allâhü Teâlâ'nın huzuruna, kulun niyetine göre yükseltilir. Öyleyse en mühim iş, niyeti tashih etmektir. Zira niyet, amelin temeli gibidir; sağlam bir bina, ancak sağlam temel üzerine inşa olunabilir.
Kalp, Cenâb-ı Hakk'ın nazargâhı, Cenâb-ı Hakk'ın feyiz ve nurlarının indiği yerdir. Hadis-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Kıyamet günü olduğunda Allâhü Teâlâ, -kulların amellerini yazan- Hafaza meleklerine buyurur ki 'Falan kulumun amel defterine şöyle şöyle sevaplar yazınız. Melekler 'Ya Rabbi! Biz, onun, bu ameli İşlediğine şahit olmadık, bundan dolayı da defterine yazmadık. derler. Cenâb-ı Hak, 'Her ne kadar o ameli İşleyemese de onu işlemeye niyet etmişti." buyurur.
İmâm Kuşeyrî (rah.) anlattı: Hârûn Reşîd'in hanımını vefatından sonra rüyada gördüler. "Cenâb-ı Hak sana nasıl muamele buyurdu?" diye sordular, "Beni bağışladı" dedi. "Mekke-i Mükerreme'ye açtırdığın o büyük su kanalları, kuyular ve bu uğurda yaptığın infâklar sebebiyle mi?" diye sordular, "Heyhât, Cenâb-ı Hak, onların sevabını, çalışanlara ihsân eyledi. Ancak ben, bu husūsta Müslümanların su ihtiyacını gidermekteki halis niyetimden dolayı fayda gördüm, niyetimden dolayı Rabb'im, beni bağışladı." cevabını verdi.
İnsanların niyetleri kısım kısımdır: Avâmın niyeti, işlediği amele karşılık bir fazilet beklemek yerine sırf bir menfaat için olur. Cahil kimsenin niyeti ise sırf kötülenmernek içindir. Alimlerin niyeti, täatleri, sırf onu emredenin hürmetine işlemek içindir. Tasavvuf ehlinin niyeti ise işlediği hiçbir amele güvenmemek, onu, mahza Cenab-ı Hakk'ın ihsanı görmektir.
- 1900 - Dr. Karl Land Steiner, 3 ayrı kan grubunu belirledi.
1908 - Einstein, Kuantum Teorisinin sunumunu yaptı.
1925 - Sivas'ta bazı
kişiler şapka inkılabına karşı duvarlara yazılar astı. İmamzade Mehmet Necati, bu nedenle idama mahkûm oldu.
CL
BİR AYET
14
PERŞEMBE
THURSDAY
KASIM
NOVEMBER
C
0, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden
haberdardır.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
Cezası en çabuk görülen kötülük, zulüm ve akrabalarla ilişkiyi kesmektir.
İbni Mâce, Zühd: 23
Bir insan, en evvel, muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla, Allah'ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlûkâta taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini, tenkîs değil, tezyid eder. Tarihçe-i Hayat
Said Nursî, hükümet ileri gelenlerinin daveti üzerine gittiği Ankara'daki Millet Meclisinde resmî merasimle karşılandı.
KASIM
09
PAZAR
BIR AYET
Eğer Allah dileseydi sizi zorluklara uğratırdı.
Bakara Suresi: 220
BİR HADİS
Dünya için çalışmakta hırs göstermeyin. Çünkü herkes dünyada kendisi için ne tak-dir edilmişse ona kavuşur.
İbni Mâce, Ticâret: 3
18 1447EL C.EVVEL
RUMI: 27 T.EVVEL 1441 KASIM: 2
İnsan fitraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazen bâtıl eline gelir; hak zannederek koynunda saklar. Hakikati kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına
2- Denilmiştir ki bunda i'ta (verme)nın büyüklüğüne ve icrası geri bırakıl-mayıp yürürlükte olan emir olduğuna işaret edilmiştir. Bunu şu iki vecih izah eder.
3- Zaman mânâsı kastedilmeyerek bu i'tânın ezelde takdir edilmiş bir ilâhî hüküm olduğunu ve Allah Teâlâ'nın zenginleştirme ve başarıya ulaştırma yahut fakirleştirme ve güçlüğe düşürme ile hüküm ve takdiri sonradan olmayıp ezeli bulunduğuna işarettir.
4- Bir şeyin aslını, kaynağını, sebeplerini ve illetini vermek ve onun bütün gelecekteki füru ve neticeleri, fazlalıkları ve meyveleri ile tamamını vermektir. Nitekim bir bahçeyi hibe ve teslim onun senelerce meydana gelecek hasılatının da temlikini tamam etmiş olacağı gibi, bir evin anahtarını teslim de o evi tes-lim demektir. Bu vechile dünyevî hayırların sebeplerini bahşetmek, dünya hayırlarını bahşetmek olacağı gibi, dünyada ahirete ait hayırların sebeplerini bahşetmek de ahiret hayırlarını bahşetmek olur. İşte Kevser'i bahşetmek böyle önce ve sonra sır ve gayb âleminde bulunan çok hayrı bütün kaynakları ile bahşetmektir. O, Muhammedî hakikatı ezelde takdir olunarak ihsan emri ile ve-rilmiş, bu sürenin nüzulü esnasında bilfiil verilmiş bulunan Rabbanî mevhibeleri ile de ilerde ona terettübü takdir edilmiş olan ilâhî feyizlerin sebeplerinin veril-miş olması bakımından gelecekte cereyan edecek olanların hepsi de halde temsil ettirilerek verilmiş, ezeli takdir hükmünce ilerisinin kesilmeyeceği de taahhüt olunmuştur. Kevser'i cennet nehirlerinin kaynağı olan bir nehir diye tarif de bunu anlatır. Çünkü Kur'ân'da cennetin nimetlerinin cereyani لهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرى من تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا Onlar için alılarından ırmaklar akan, içinde ehedi kala-cakları cennetler var." (Maide, 5/119) diye nehirlerle anlatıldığı gibi, Mu-hammed Sûresi'nde de müttakilere vaad olunan cennet naiminin cereyanları ve مثل الجنة التي وعد المُتَّقُونَ فِيهَا أَنْهَارُ مِنْ مَاء غَيْرِ أس وَأَنْهَارُ من لبن لم يتغير طعمه zevk-u lezzetleri
.. وأَنْهَارُ مِنْ خَمْرٍ لذة للشاربين "Muttakilere vaad olunan cennetin durumu şudur: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır..." (Muhammed, 47/15) âyetinde bozulmaz su nehirleri, tadı değişmez süt nehirleri, içenlere lezzet veren şarap nehirleri, süzme bal nehirleri ile temsil olunduğu malumdur. Onun için Kevser'in cennette Peygamber'e verilmiş bir nehir olarak kendisine Mi-rac'da gösterildiğinin beyan olunması ve sütten daha beyaz, baldan daha tatlı ve tiynetinden ezher miski (kokusu) çıkar... gibi vasıflarla tarif ve vasfedilmesi ve ümmetinin kıyamet günü ona çıkıp içeçeklerinin haber verilmesi de gösterir ki,
Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risaletine de şehadet eder ve vahdaniyetine de sehadet eder. Aynı tenzihi ve şehadeti yapan sey, Bir şey ki. Yüce Hakkı tesbih ve tenzih eder.. o sey, Yüce Hakkın kendisine salát eyler.
Ey âlemlerin Rabbı.
Cümlesinden murad ise şudur:
Vücuduna ve birliğine delil olan ulvi, süfli, canlı ve cansızların tümünü terbiye ile kemale eriştiren Alemlerin Rabbı.
Cümle âlem katında olan tazim, tevkir ve tebcili; onların her bi rinden gelmesi ve Resulüllah S.A. efendimize ulaşması için senin Ya ce Zatına tazarru ve niyazlarımızı arz ederiz.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Nebilerin Hatemi, efendimiz Abdüllah oğlu Muhammed'e ol. sun.. Ki o: Resullerin efendisi, müttakilerin imamı, Alemlerin Rabbi Allah'ın resulüdür.
Bu cümlenin şerhi şöyle yapılmıştır:
Biz, ümmet-i merhumenin muktedası ve efendisi üzerine anlatı-lanlardan cümlesinin salavatını dileriz.
Biraz daha açalım:
Resulüllah S.A. efendimizi, kendi tazim ve teşrifatına mazhar kıl-dıktan başka, zübde-i âlem olan melekler, nebiler, resuller, sıddıklar, şehidler, salihlerin de tazim ve tekrimleri; âlem zerrelerinin iclâl ve tazimleri efendimiz Resulüllah S.A. üzerine olsun.
Onun adı Muhammed olup babasının adı Abdüllah'tır.
O: Peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra kimseye, yeniden bir peygamberlik verilmez.
O: Aynı zamanda Resullerin de efendisidir. Allah-ü Taâlâ, onla-rın hepsine salât ve selâm eylesin.
O: Takva ve vera' ile sıfat alan, Yüce Hakkın rızasına vâsıl olan zatların, Mevlâ taatında kemal bulan mümin ve müminelerin önderi-
dir. Yani: Allah'a iman eden kadın ve erkek müminlerin..
O: Alemlerin Rabbı Yüce Allah tarafından resul gönderilmiştir.
Resulüllah S.A. efendimizin risaleti, yalnız insan nev'ine has de-ğildir. Onun risaleti, cümle âlemlere şamildir. Nitekim, bu manada, Sahih-i Müslim'de şöyle bir hadis-i şerif gelmiştir:
«Ben, halkın tümüne Resul olarak gönderildim.>>>
İmam-ı Sebki Rh. ise şöyle anlattı:
Hazret-i Adem'den a.s. itibaren, Resulüllah S.A. efendimizin kendisine gelinceye kadar; teşrif eden nebiler, resuller ve bunların ümmetleri de dahil olmak üzere, Resulüllah S.A. efndimiz, onların tü-müne peygamber olarak gönderilmiştir. Çünkü, halkın tümüne pey-gamber olmak, bu manayadır.
Resulüllah S.A. efendimizin risaleti, cemadata bile şamildir. Nitekim, dağlar ve taşlar Resulüllah S.A. efendimizin peygamber-liğine şehadet ettiler.
Bu manada, İmam-ı Süyuti Rh. şöyle anlattı:
Resulüllah S.A. efendimizin risaleti, melåikenin cümlesine, in-san, cin, vahşi hayvanlar, kuşlar, canlı ve cansız her şeye şamildir. Hatta, Resulüllah S.A. efendimizin risaleti, kendi mübarek zatına da-hi şamildir. Nitekim, Resulüllah S.A. efendimiz:
Şehadet ederim ki, ben Allah'ın resulüyüm.»
Buyurmak sureti ile, kendi risaletlerine şehadet etmişlerdir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
-Şahiddir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü; nübüvvetini ka-bul edenlere ve etmeyenlere, yararlılara ve zararlılara şehadet ede-cekir. Hayır ve şer cihetinden neye şehadet ederse, o şehadeti makbul olur.
Müjdecidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, nübüvvetini tasdik edip kendisine tabl olanlar için, af ve mağfiretle iki cihan saadeti için müjde verir.
İzninle sana davetçidir.
Bu cümlenin kısa şerhi şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, insanları ve cinni, seni tevhid etmeye, üstün emirlerini tutup İslâm yolunda amel etmeye, kullarını küfür-den, şirkten, isyan ve tuğyandan alıp hidayete davet etmektedir.
Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz:
Aydın bir kandildir.
Onun nuru ve aydınlığı ile kullar taa, kıyamete kadar doğru yo-la hidayet bulacaklardır; bu şekilde esas gaye olan menzillerine kavu-şacaklardır.
Ona selâm..
Bazı mutemet nüshalarda, bu cümlenin başına:
Ve.
Edatı gelmiş:
-Ve.. ona selâm.
Olmuştur. Bazıları:
Ve.
Edatının olmayışı şeklinde yazılan nüshalarda, bu edatın sehven yazılmadığını.. anlatmışlardır.
Baştan itibaren, bu salāvat-ı şerifeye toplu olarak şöyle bir mana
verebiliriz:
Kendisinden başka ilah olmayan nimeti her şeye şamil şanı yüce Hazret-i Allahın selâmı, meläike-i mukarrebin, nebiler, resuller.
Yüce Allah, güzel ve temiz yerlerden başkasında zikr edilmez.
Zikrin, Mescid vesair şerefli yerlerde yapılması tercih edilir.
3. Zikir; hutbe, Namaz kıyamı ve uyuklama halleri dışında her zaman yapıla bilir,
Yolda ve hamamda zikr etmek, mekruh değildir.
4. Abdestli olmayanın, cünübün, hayızlı ve nifaslıların, kalb ve-ya dil ile Tesbih, Tehlil, Tahmid, Tekbir ve Salevât okumak süretile zikr ve düa etmeleri câizdir.
Cünüplerin, hayızlı ve nifasıların az veya çok Kur'ân okumaları haramdır.
Ancak, (Rabbenâ âtină fiddünya haseneten ve fil'âhireti hase-neten vekına azâbennår) gibi düa mâhiyetindeki bazı âyetleri, Kur'-ân okumuş olmak için değil, düa olarak okumaları ve yine düa olarak Bismillah ve Elhamdü lillâh demeleri de, câizdir.
5. Zikr edecek olanın, en mükemmel bir sıfatta bulunması uy-gun olacağı için, zikri, oturarak yapacaksa, yönü, Kıbleye karşı ol-mak üzre oturur.
Başını, huşů ve tezellülle eğer.
6. Zikirde kalbin huzurlu bulunması gerektiğinden, dil, kalb ile birleştirilir.
7. Zikirde Kelime-1 tevhid'in medd ile okunması, müstahabdır.
8. Zikrin, gece veya gündüz belli vakitlerde yapılması ve her hangi bir mâzeretle yapılamaması halinde de, fırsat bulununca, son-radan onun yapılması uygun olur. (201)
Peygamberimiz «Bir kimse, Hizbinį veya onun bir cüzünü oku-madan uyur da, onu, sabah namazı ile öğle namazı arasında okur-sa, kendisine, onu gece okumuş gibi sevab yazılır.» buyurmuştur. (202)
9. Zikr arasında verilen selama mukabele ve okunmağa başla-nan ezana icåbet etmek, görülen kötülüğü gidermek, sorana doğru yol gösterilmek, irşad edileceği irşad etmek, uyku basmak gibi zik-rin kesilmesini gerektiren bir hal ile karşılaşılınca, tekrar zikre dö-nülmek üzre zikrin kesilmesi müstahabdır. (203)
اخلات ارکي بولي اوك احوالى منافقارك احوالی تامیله عمیل اندهای و هر حالاری بوط باری مالکننده کوروندهای کی هر بر دروده و هر حالده قدرت الربية نك ده نصر في كورونور تحقیقی افاده بدن (ان) داخل اولد يغى ماعك ثابت و مدار مسلمان حققنا من اولدامر دلالت ایندهای کی، مانك عانى و وسعتی و رفتی و نوع بشرك بولی مال الرده عامر ضعیف و قاهر اولد يعني مزا لوستر سور چونکہ بولی یقینی مام کرده بودی تاج بر آنجی و هماه در و هماری تولید بدن ضعفت عجز قصور در بونارامه انسانك طبيتار
بوغور ولمن صفتار در
الله لفظه جانان بوده را زیبا و جاده ای امی ابا در ایرانماند ھونکہ ہونہ موجودات تحت تصرفنده و دائرة شمولنده بولونان قدرت سائر صفار كى الوهنيك
لازم سيده.
(غانی) کلمه سندن اقلا شاركي عدمدن شيالي جيفاران قدرت او اسامی همل و باشی بوسه برافماز آنجمه حکمتان مراقبه ی و نظارتی استنده تربیه ایدر و ایتدیرد.
) راننده آقا یابد که اسبابك بونه تزاري و حاصل بالمصدر دين الهم افعال اختبارية ترتب اليدنه اللى تماماً قدرته با غليدر. موجوده و موجوداته شما و اشياء بنيامي، مشيئت الهبة تلك تعلقندن نشئت ایندیگنه نظراً (شی) تغییرند نه آهلا شیا ایر که امیرا وجوده کلد کدن موکره ده مدا نعد به علاقه ی کسرا عن وجودك تكررندن عبارت اولان بقالرى الجون
دائما مصانعة محتا جد ولى.
(قادر) کلمه سنه بدل، ثبوت و دوا می افاده ایدن ( قدیر ) صیغه سند به آخلا ابر کره قدرت، مقدورات نسبتنده او لما يوب، قدرتك دائرة تصر في بك كنيشدر هم قدرت، دانتبه دهد. تغيري قبول ايتميز هم عين زمانده قدرت، لازم در زیاده و نقصان اولماز هم قدرت رزامه، غفار ، محبی، محبت کی صفات فعليه نك مرجعی و میزانید.
arılaşılır ki, yolcuların aliväli münafıkların alválas hällerinde göründüğu gibi, her bir zerrede ve her bir tamamıyla temsil ettiği ve her bir hålleri yolculann
halde kudret-i lähiyenin de tasarrufu gorunür Tahkiki ifade eden (2) dahil olduğu hukmün
säbit ve sarsılmaz hakikatlerden olduğuna delalet ettiği gibi, meselenin azametini ve vus'atini ve
dikkatini ve nev-1 beserin bu gibi meselelerde aca. zayıf ve kasır olduğunu remzen gösteriyor. Çünki bu gibi yakini meselelerde tereddüdü intác eden, ancak vehimlerdir. Vehimleri tevlid eden za'fiyet, acz, kusurdur. Bunlar ise insanın tıynetiyle yoğrulmuş sıfatlardır.
Lafza-i Celalinin burada sarahaten zikredilmesi, bu cümledeki hükmü isbat eden delile işarettir.
Çünki bütün mevcûdát, taht-ı tasarrufunda ve daire-1 sumülünde bulunan kudret, såir sıfatlar gibi ulûhiyetin lâzımesidir.
(a) kelimesinden anlaşılır ki, ademden eşyayı çıkaran kudret, o eşyayı mühmel ve başıboş bırakmaz. Ancak hikmetin murâkabesi ve nezáreti altında terbiye eder ve ettirir.
(j) edâtından anlaşılır ki, esbabın bütün eserleri
ve håsıl-ı bilmasdar denilen ef'ål-i ihtiyâriyeye terettüb eden eserler, tamamen kudrete bağlıdır. Mevcůda ve mevcůdâta 'sey ve eşyă denilmesi, meşiet-i İlâhiyenin taallukundan neş'et ettiğine nazaran, ()
ta'birinden anlaşılır ki, eşya vücüda geldikten sonra da Sani'den alakası kesilmez. Vücüdun tekerrüründen ibaret olan bekäları için dăimâ Sani'e muhtaçtırlar.
تایر kelimesine bedel, sübût ve devamı ifade eden قدير sigasından anlaşılır ki,
kudret, makdûrât nisbetinde olmayıp, kudretin däire-i tasarrufu pek geniştir. Hem kudret, zâtiyedir, tagayyürü kabul etmez. Hem aynı zamanda kudret, lâzımedir. Ziyade ve noksån olmaz. Hem kudret Rezzák, Gaffâr, Muhyi, Mümit gibi sıfåt-1 fiiliyenin mercii ve mîzânıdır.
5667. Bir kapi ya açık durmalı, ya da kapalı (11 faut qu'une porte soit ouverte ou fermée.)
5608. Bir kez içki içen, hep içer. (Qui bu, boira. )
5669. Bir kezle insan gavur olmaz. (Une fois n'est pas coutume.)
5670. Bir kırlangıçla bahar olmaz. (Une hirodelle ne fait pas le printemps.)
5671. Bir kimse aynı zamanda hem fırında, hem değirmende bulunamaz. (On ne peut être au four et au moulin.)
5672. Bir kimse beni bir kez aldatırsa, ona yazıklar olsun: iki kez aldatırsa, bana yazıklar olsun! (Si un homme me déçoit une fois que la honte soit sur lui, deux fois que la honte soit sur moi.)
5673. Bir kimse, herkesi kendi ölçüsüne göre ölçmemeli. (Il ne faut pas mesurer tout le monde à son aune.)
5674. Bir kimse köpeğini suda boğmak isterse, "kudurmuş" der. Quand on veut noyer son chien, on l'accuse de la rage.)
5675. Bir kimsenin cezalandırırken şiddet göstermesi gerektiği gibi, ödüllendirirken de bağış ve iyiliği tamam olmalı. (Châtier bien, récompenser de même.)
5676. Bir kimsenin değer kazanması, yaşının ilerlemesini beklemez. (La valeur n'attend pas le nombre des années.)
5677. Bir kişinin eksilmesiyle dünya batmaz. (Pour un moine l'abbaye ne se perd pas.)
5678. Bir kötüden korku, bizi bir betere sürükler. (La peur d'un mal, nous conduit dans un pire.)
5679. Bir kötünün yedi mahalleye zararı var. (Un méchant nuit à sept quartiers.)
5680. Bir kuraldışılık, kural oluşturmaz.
5681. Bir mert kişi, geri bırakmaz işi.
5682. Bir musibet, bin nasihattan yeğdir. (Un malheur enseigne plus que mille conseils.)
5683. Bir söyle, bin işit. (Dis un, écoute mille.)
5684. Bir sürü engel aşılarak utkuya varılır. (On n'arrive au triomphe qu'en surmontant maintes diffucultés.)
5685. Bir şeyin sonu, başıyla ilintilidir. (La fin d'une chose est en rapport avec le commencement.)
5686. Bir şeyler öğren ki, bir şeyler becerebilesin.
5687. Bir taşla iki kuş vurulmaz. (Il ne faut pas courir deux lièvres à la fois.)
5688. Bir uyuz koyun, bütün sürüyü hasta edebilir. (Il ne faut qu'une brekis galeuse pour infester un troupeau.)
5689. Bir yazıyı yüz kişi okursa, tekzibiyle birlikte bin kişi okur.
5690. Bir zencinin başını yıkayacağım, diye çalışan, sabununu gereksiz yere tüketmiş olur. (A laver la tête d'un nègre on perd son savon.)
5691. Birbirine benzeyenler birleşirler. (Qui se ressemble s'assemble.)
hizbülekber-ül Kur'an حرب الأكبر القرآن hizb- ekber il Kur'an)
Hizb-ül Ekber of Azam حرب الأكبر الأعظم Hizb al Ekber i Nuriye
hizb-ol Kur'an )1( حزب القرآن Kur'ana ciddi bağ lı mücahid cemaat (bak. hieb i Kur'an)
hizb-ül Kur'an-ül muazzam حزب القرآن المعظم (bak, hizb-i azam-ı Kur'ani ve hizbi azam nuriye)
hizb-ul masun حزب المصرت : Imam : Gazali'nin, Kur'an ayetlerinden seçerek hazırladığı uzun dua ve zikir
hizbün nuri (ye( حزب النورية : )bak hizb-i nu riye)
hizbüs şeytan حرب الشيطان : seytana uyan ve şeytana yardım eden insanlardan meydana gelen topluluk, grup, parti veya bunları tem sil eden akım
hizbullah حزب الله : Allah (cc) yolunda bü tün imkânlarıyla çalışan, bu yolda her türlü zorluk ve düşmanlara karşı mücadele veren, sağlam ve sarsılmaz iman sahibi topluluk, cemaat
hizbüşşeytan حزب الشيطان : )bak hizb-uş şey tan)
hizlan خذلان : )bak. hızlan(
hizmet 1 : خدمت.bir işin yapılması için çalış ma 2.birinin işini görme 3 görev 4.memurluk 5.kulluk
hizmet-i askeriye خدمت عسکریه : askerlik görevi
hizmet-i bendegane خدمت بنده گانه : kula yaraşır hizmet, görev
372
hizmet-i cihadiye خدمت جهادبی : cihad hizmeti, Allah (c.c.) yolunda gayret veya savaş görevi
hizmet-i diniye خدمت دینیه : din için çalışma gö revi
hizmet-i diniye ve imaniye خدمت دینیه و ایمانيه : din ve iman hizmeti (bak. hizmet-i diniye, hizmet-i imaniye)
hizmet-i esasiye خدمت اساسیه : esas hizmet, te-mel görev, en başta gelen hizmet ve görev
hizmet-i esrår-ı Kur'anive خدمت أسرار قرآنیه Kur'an'ın sırlarını (gizli kalmış gerçeklerini) açıklama, tanıtma, anlatma yolunda hizmet
hizmet-i fitriye خدمت فطریه : fitri hizmet, yara dılış özelliği sonucu yapılan görev ve kulluk
hizmet-i hayatiye خدمت حياتيه : hayatı koruma
hizmet i külliye
hizmeti, görevi
hlanet-i ilmiye خدمت علمیه ilim Inunda yapılan çalışma ve görev
hizmet-i ilmiye ve diniye خدمت علمیه و دینیه lim ve din hizmeti, ilim ve din alanında yapılan hizmet ve görev
hizmet-i iman (lye( خدمت ایمانیه : iman hizmeti islam dinindeki temel inançları açıklamak, is pat etmek, anlatmak ve ders vermek yolu ile yapılan hizmet ve görev
hizmet-i Imaniye ve Kur'aniye خدمت ایمانیه قرآنیه iman ve Kur'an hizmeti (bak. hizmet-i ima niye, hizmet-i Kur'aniye)
hizmet-i imaniye ve nuriye خدمت ایمانیه و توریه iman ve nur hizmeti (bak. hizmet-i imaniye; hizmet-i nuriye)
hizmet-i İslamiye (t( خدمت إسلاميت : Islama hiz met; İslam dininin korunması, savunulması, tanıtılıp yayılması için yapılan çalışma, görev, hizmet
hizmet-i İslâmlye ve vataniye خدمت إسلاميه و وطنيه : Islam ve vatan hizmeti (hizmet-i İsla miye, hizmet-i vataniye)
hizmet-i kudsiye خدمت قدسیه : kutsal hizmet, Kur'an ve iman yolunda yapılan hizmet ve görev
hizmet-i kudsiye-i Kur'aniye خدمت قدسية قرآنيه
kutsal Kur'an hizmeti, Kur'an hakikatlerinin açıklanması, ispatı, savunulması, tanıtılması ve ders verilmesi yolu ile yapılan kutsal hiz-met ve görev
hizmet-i kudsiye-i imaniye خدمت قدسية ايمانية kutsal iman hizmeti (bak. hizmet-i imaniye)
hizmet-i Kur'an (lve( خدمنت قرآنیه : Kur'ana hiz met, Kur'an hakikatlerinin açıklanması, ispa-tı, savunulması, tanıtılması ve ders verilmesi yolu ile yapılan çalışma, görev, hizmet
hizmet-i Kur'an ve iman خدمت قرآن و ایمان Kur'an ve iman hizmeti (bak. hizmet-i Kur'a-niye, hizmet- imaniye)
hizmet-i Kur'aniye ve imaniye خدمتی قوران و ايمان : Kur'an ve iman hizmeti (bak. hizmet-i Kur'aniye, hizmet-i imaniye)
Kur'an ve nur hizmeti (bak. hizmet-i Kur'ani-hizmet-i Kur'aniye ve nuriye خدمتی قرآنیه و توریه ye, hizmet-i nuriye)
hizmeti külliye خدمت کلیه : külli hizmet. 1.Al-lah'ı (c.c.) isim ve sıfatlarıyla zikredip tanit-mak gibi geniş månada ibadet görevi 2.herke-
373 se faydası dokunacak özelikte yapılan çalışma ve görev
hokkabazlık
hizmet-i Mevla خدمت مولا Allah'a (c.c.) kulluk görevi
hizmet-i millive دمت له millete hizmet, millete faydalı olmak
hizmet-i neşrive خدمت نشریه yayın hizmeti, dini eserleri yayınlama ve tanıtma çalışmala rn ve görevi
hizmet-i nuriye خدمت توریه : nur hizmeti, Risa le-i Nur vasıtasiyle Kur'an ve iman yolunda yapılan görev ve hizmet; Kur'an âyetlerinin tefsiri olan Nur risalelerini okumak, anla mak, tanıtmak, ders vermek ve gereğine uy-gun yaşamakla yapılan hizmet
hizmet-i nuriye-i kudsiye خدمت نوريه قدسیه : kut sal nur hizmeti (bak. hizmet-i nuriye)
hizmet-i nuriye imaniye خدمت نوریه ایمانیه : nur ve iman hizmeti (bak. hizmet-i imaniye, hiz met-i nuriye)
hizmet-i Sübhaniye خدمت سبحانیه : suphan )yani her türlü kusurdan uzak) olan Allah'a (c.c.) kulluk görevi
hizmet-i ubudiyet خدمت عبودیت : kulluk görevi
hizmeti ukba خدمت عقب : ahiret için yapılan çalışma,
hizmet-i ukba, dünya خدمت عقبا، دنیا : Dünya ve Ahiret için çalışma
hizmet-i vataniye 1 : خدمت وطنیه.vatana hizmet, vataın iyiliği için çalışma 2.askerlik görevi
hizmet-i vataniye ve milliye خدمت وطنیه و ملیه vatana ve millete hizmet, vatan ve milletin iyiliği için çalışma
hizmetçi 1 : خدمتجی.temizlik, bakım gibi işleri sürekli yapmak için tutulan kimse 2.yüksek yetenek ve beceri gerektirmeyen iş ve hiz metler için ücretle tutulan kimse
hizmetçilik حد متجيلك : hizmetçinin işi
hizmetkar خدمتکار : hizmet gören kimse, hiz metçi
hizmetkâr-ı emirber خدمتکار آمریر : hizmet işleri yapan er (rütbesiz asker)
hoca 1: خواجه.imam, namaz kıldıran kimse 2. müslüman din alimi 3.din ilimleri öğretme-ni 4.öğretmen, muallim, profesör 5.efendi, itibarlı büyük zat 6. usta, Üstad
hoca-i dana خواجه دانا : alimlerin hocası, hoca-ların hocası, çok büyük âlim
hocai kainat خواجة كائنات : käinatın efendisi (Hz. Muhammed a.s.m.)
hocalik خواجه : hoca olma durumu 2 hoca-
nın yaptığı iş
kendi
hodbin 1: خودبین.bencil, hep kendi çıkarını düşünen 2 kendini beğenmiş, kendini büyük gören, kibirli
hodbinane خودبینانه : hodbince, kendini beğen-mişcesine; bencilce
hodbinlik خودبينلك : .bencillik 2 kendini be
ğenmişlik
hodendis خود انديش : yalnız kendini düşünen, yalnız kendisi için kaygı duyan
hodendişlik خود انديشلك : hep kendini düşün-me, yalnız kendisi için kaygı duyma
hodfikirlik خود فكرلك : hep kendi fikrini (dü-
şüncesini) one alan
hodfürus خود فروش : kendi beğendirmeye çalı şan, kendini öven, övüngen
hodfüruşane خودفروشانه : kendini begendirme-ye çalışırcasına, kendini ön plana çıkararak
hodfüruşluk خود فرو شلق : hodfuruş gibi hareket, kendini beğendirmeye çalışma, övüngenlik
buyurdular: "Cennet'te yüz derece vardır ki, Allahu Teâlá, onları, Allah yolunda cihad eden mücahidler için hazırlamıştır. İki derece arasındaki mesafe, gökle yer arasındaki mesafe gibidir. (Sahih-i Buhari)
Muhacirlerden ve Beni Abdişems bin Abdimenäf kabîlesindendir. Kısa boylu ve geniş yapılı bir zat idi. Künyesi Ebû Yezîd olan Rebía Hazretleri, Bedir, Uhud, Hendek ve Hudeybiye'de bulunmuş, Hayber Gazâsı'nda 30 yaşında iken şehit olmuştur.
Rebîa Hazretlerinin mensubu olduğu Ganem bin Dûdân sülâlesinin tamamı, evlerinin kapılarını kilitleyip kadın, erkek ve köle bütün aile efrâdıyla Mekke-i Mükerreme'den ayrılarak Medîne-i Münevvere'ye hicret etmişlerdir.
Kendisinden şu hadis-i şerîf rivâyet olunmuştur:
"Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, enlemesine (yani sağa ve sola doğru) misvaklanır ve suyu, yudum yudum içerdi ve 'Böyle daha faydalı ve daha kandırıcıdır, hazmı da daha kolaydır' buyururlardı."
AY'IN FARKLI BÜYÜKLÜKLERDE VE FARKLI RENKTE GÖRÜNMESİNİN SEBEBİ NEDİR?
Ay'ın, Dünya etrafındaki yörüngesi elips şeklinde olduğu için Dünya'ya olan uzaklığı dâima değişir. Bu vaziyet Ay'ın en parlak safhası olan dolunayı, farklı büyüklüklerde görmemize sebep olur.
Ay'ın farklı renklerde görülmesinin sebebi de şudur: Ay'dan akseden ışık, gözümüze ulaşmadan önce atmosferdeki parçacıklar tarafından yayılır. Muhtelif dalga boylarındaki şuaların (ışınların) farklı miktarlarda kırılması, Ay'ın farklı renklerde görülmesine sebep olur.
Ay, gündüz saatlerinde, mavi gökyüzünde soluk beyaz görünürken, geceleri parlak sarı, bazen de turuncu-kırmızı renktedir. Uzaydan çekilen fotoğraflarda görüldüğü üzere Ay'ın hakiki rengi gridir. Ekseriyetle oksijen, silisyum, magnezyum, demir, kalsiyum ve alüminyumdan teşekkül eden sathı (yüzeyi), Ay'ın gri görünmesine sebep olur.
- 1918-Itilåf Devletleri'ne ait savaş gemileri İstanbul Limanı'na girdiler.
1946 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Hasan Feyzi Yüreğil vefat etti.
13
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
İşittik ve emrine uyduk. Affinı ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
Bakara Suresi: 285
BİR HADİS
Sevabı en çabuk görülen davranış, iyilik yapmak ve akrabalarla iyi ilişkileri
sürdürmektir.
İbni Mâce, Zühd: 23
Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bâhusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden mutilere mükafatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Sözler
sıddıklar, şehidler, salihler ve ya Rabbi, seni tesbih ve takdis edenle. rin cümlesinin selamları Resulüllah S.A. efendimizin üzerine nazil olsun.
Burada geçen salavat-ı şerifeye benzeyen, çok faydalı kısa bir sa-lavat-i şerife vardır. Bu salavat-ı şerife: RİYAZ'ÜZ-ZAKİRİN adlı eserde anlatılmıştır. Bu salåvat-ı şerife dahi, öbürü gibi, Hz. All ra, tarafından rivayet edilmiştir.
O salavat-ı şerife şöyledir:
Yüce Allah'ın, meleklerinin, nebilerinin, resullerinin, tümden halkının salavatı Muhammed'e ve Muhammed'in âline olsun. Onla rın hepsine selâm.. Allah'ın rahmeti ve bereketleri de.. (1)
Her kim, bu salavat-ı şerifeyi her gün üç defa, cuma günleri de yüz defa okumaya devam ederse.. o kimseye, cümle halkın getirdik-Jeri salavat sevabının mikdarınca sevap hâsıl olur. Kıyamet günü de, iki cihanın sultanı insin ve cinnin peygamberi Resulüllah S.A. efen-dimizle beraber dirilir. Resulüllah S.A. efendimiz, o kimsenin elinden tutup cennete götürür.
Müellif merhum, rivayet ederek anlattığı salåvat-ı şerifelerin için-de bunların hemen hepsi vardır. Hem tafsilâtı ile, hem de fazlası ile.. Eüyük faydaları ve çok menfaatı daha fazla olduğu için, onlarla ye-tinmiş bu salāvat-ı şerifeyi almamıştır.
Ancak, burada anlatılan salåvat-ı şerifeye her gün ve cuma gün-leri devam edip okumak münasiptir. Onun için, bu şerhte anlatıldı.
ON İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Bu salavat-ı şerifeyi, hadis çıkarıp rivayet eden imamlardan İbn-i Mace, Şuab-ı İman bahsinde, Beyhaki, Darekutni ve daha başkaları anlatmışlardır. Allah onlara rahmet eylesin.
Bunların hemen hepsi, Abdüllah b. Mes'ud'dan r.a. rivayet edildi-
ğini çıkarıp anlatmışlardır.
O salavat-ı şerife şöyle başlar:
Allahım. (Ya Allah.)
Ey celâl ve ikram sahibi, şanı yüce Allah..
Salâtlarını, bereketlerini ve rahmetini..
Yani: Keremini, tazimini gün gün artan bereketlerini..
Resullerin efendisi, müttakilerin imamı, nebilerin sonuncusu Muhammed üzerine ihsan eyle.
(1) Bu salāvat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir:
Salavatüllahi ve meläiketihi ve enbiyaihi ve rüsülihi ve cemii halkıhi alâ Mu-hammedin ve alá alá alí Muhammedin ve aleyhimüsselâm ve rahmetüllahi ve berekå tübu
12. Allahümmer'al salavatike ve berekatike ve rahmetike slå seyyid' mürseline ve imam'il müttakine ve ha tem'in nebiyyine Muhammedin abdike ve resulike imam'il hayri ve kaid'll hayri ve resul'ir-ralsmati Allahüm meb'ashü makamen mahmuden yağbi Juhu fihil evvelune vel áhirune Alla hümme salli alâ Muhammedin ve alå All Muhammedin kena salleyte alå Ib rahime inneke Hamidün Mecid. Alla hlimme barik alá Muhammedin ve alå Ali Muhammedin kema barekte ala Ibrahime inneke Hamidün Mecid.
13. Allahümme salli alâ Muham medin ve alá alihi ve ashabihi ve ev ládihi ve ezvacihi ve zürriyetihi ve chli beytihi ve asharihi ve ansarihi ve eşyaihi ve muhibbihi
12. Allahım, salatlarını, bereketlerini, rahınetini resullerin efendisi, mütta-kilerin imamı, nebilerin sonuncusu, rahmet Resulü, hayrın önderi, hayrın İmamı kulun ve Resulün Muhammed'e eyle. Allahım, onu evvellerin ve âhirlerin gipta edeceği makam-ı mahmuda ulaştır. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in ali-ne salát eyle; Ibrahim'e salåt eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin. Allahun, Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle; Ibrahim'e be-reket ihsan eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
13. Allahını, Muhammed'e, Aline, ashabına, çocuklarına, zevcelerine, zür-riyetine, ehl-i beytine, asharına, ansarına, eşyaına, sevenlerine, ümmetine ve on-larla beraber hepimize salát eyle. Ey merhametliler merhametlisi..
Türkçe Oruç demek olan Savm, aslında mutlak İmsak, yani tut-mak alıkoymak demektir. (1)
Savm, sözden veya yürümekten tutmak yerinde de, kullanılır. (2)
Savm'ın Şeriat Dilindeki Manası:
Şeriat dilinde Savm, Mükellef olan kimsenin, sabahtan, yanı batıncaya, akşam oluncaya ka-içmekten ve cinsi ilişkilerden tanyeri ağarmağa başladıktan güneş dar nefsi, îbådet niyetile, yemekten, tutması, alıkoyması demektir. (3)
Orucun Çeşidleri ve Teşriindeki Hikmet:
Oruç: Farz, Vacib ve Nâfile olmak üzre üçe ayrılır.
Orucun teşriinde bir çok hikmetler vardır.
Bu cümleden olarak:
1. Oruç, nimete şükür vesilesidir.
Nefs; yemekten, içmekten ve cinsi ilişkilerden, nimete şükr için bir müddet alıkonulur.
Nitekim, Rabbül'ålemin olan yüce Allâh, oruç âyetinde «...Olur ki, şükr edersiniz. (Bakare: 185)» diyerek buna işaret buyurmuştur.
2. Neſs, oruç sâyesinde Takvâ mertebesine erer.
Yâni, yüce Allah'ın haram kıldığı şeylerden oruçla korunulur. Nitekim, oruç hakkındaki «Ey imân edenler! Sizden öncekilere
yazıldığı, farz kılındığı gibi, size de, oruç, yazıldı, farz kılındı.
Olur ki, korunursunuz. (Bakare: 183)» âyetinin sonundaki (Le-alleküm tettekun) ile buna işaret buyrulmuştur.
3. Oruç sâyesinde mizaca, tabiata galebe çalınıp hâkim olunur,
Hildirildiğine göre: Peygamberimis «Kimin evlenmek külfetine gücü yeterse, evlensin.
Çünki, evlenmek, gözü haramdan son derecede men eder, Iffeti ni de, o nisbette korur.
Evlenmek masrafına gücü yetmeyen kimse de, oruç tutsun. Çünki, oruç, sahibi için şehveti keser.» (5)
Oruç, bir kalkandır!» (6)
«Oruç, ateşten koruyan bir kalkandır. (7) Her hangi birinizi, savaşta koruyan kalkan gibils (8)
«Oruç, nefsi, yalnız yemek, İçmek gibi şeylerden alıkoymaktan ibåret değildir.
Fakat, måsiyetlerden de alıkoymaktır!» buyurmuştur. (İbn-1 Ha-cor-Metalibül'aliye c. I, s. 276)
4. Oruç, insanı sabr ve tehammüle alıştırır, Peygamberimiz Oruç, sabrın yarısıdır. buyurmuştur. (9)
Orucun ve Oruç Tutanların Fazileti:
Peygamberimiz, buyururlar ki:
«İzzet ve Celâl sahibi olan Allah (Ådem oğlunun her ameli kendi-si içindir.
Yalnız, oruç, müstesnadır! (10)
Oruçlu kimse; yemesini, İçmesini, cinsi arzusunu benim için bi-
rakmıştır. (11)
Oruç, benim içindiri
Onun mükafatını da, ben, veririmdir!» buyurmuştur. (12)
«Muhammed'in varlığı, Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin
(5) Buhari Sahih c. 2, s. 228-229, Nesal Sünen e. 4, s. 100-170
(6) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 195, Buhari Sahih c, 2, s. 226, Müslim Sahih c. 2, s. 806, Nesal Sünen c. 4, s. 163, 166
(7) Tirmizi Sünen c. 3, s. 136, Nesai Sünen c. 4, s. 167-168
(8) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 307, Nesal Sünen c. 4, s. 167, İbn-i Mice Sünen c. 1, s. 525
(9) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 260, Ibn-i Mâce Sünen c. 1, s. 555
(10) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 306, Müslim Sahih c. 2, s. 806, Nesal Sünen c. 4, s. 162, 164 (11) Malik Muvatta' c. 1, s. 310, Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 306, Ahmed b.
Hanbel Müsned c. 2, s. 40, Buhari Sahih c. 2, s. 226, Müslim Sahih e. 2, s. 807, Nesaî Sünen c. 4, s. 163, Dârimi Sünen c. 1, в. 356
(12) Malik Muvatta' c. 1, s. 310, Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 306, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 234, Buhari Sahih e. 2, s. 226, Müslim Sahih c. 2, s. 806-807, Tirmizi Sünen c. 3, s. 136, Nesai Sünen c. 4, a. 159-160
یعنی ای انسانرا سرى و سزدن اولكيارى يا رادان وبكره عبادت ،امریکی کہ تقوی میرے واصل اول کن و من ويكره عبادت ابر للذكي ارضى سره دوشك دابدي سمالی او سکی نا ابتدى وسمادن صولری ایندیردی و اونکه سزاره رزقه اولی اوزره بردن میوه لری و ساز غد الرى حيفا رندی او با ابعد الله مثل وشريك باعاسكن سر سکن کو الله باتر معبود و خالف اكز يوقدر.
[ مقدمه ) عقائدي و ايماني حکماری قوی و ثابت قیلا تظله مگه حالنه کنیم، آنچه عبدادند. اوت، الأهل المريريني با عقدن و نهيارندن ما في مقدن عبارت اولان عباد تاله، وجداني و عقابی اولان ایمانی حکماء تربیه و تقویه اید یا مزنه، انزالری و تأثريري ضعيف قالي بو مالو عالم اسلامك حال حاضر ده کی وضعیتی شاهد در.
وكذا عبادت، دنیا و آخرت سعاد نارینه و سیاه اولدیغی کبی، معراسه و معاده، یعنی دنیا و آخرت ابشار بنى تنظيمه سبيدر. و شخصی و نوعی کمالاته واسطه در و خاله ایله عبد آراسنده يك بوكسن به نسبت و شرفی به رابطه در.
بریسی ) انساید، بتون حیواناندن ممتاز و مستثنا اولارمه، عجیب و لطيف بر مزاج باله یا راد با شد. او فراج بوزندن انسانده چشید چشید مدلهای آرزولی انسان ایست دیگری وقت، ان منتخب شیاری ایستی میل ایتدیگی وقت، آن گوزل شیاره میل ایدر. آرزو ایتدیگی وقت، ان زینتهای شیاری آرزو ایدر با شامع خصوصنده، انسانيته میدانه کشور مثلا لايم ان كوزل به معیشت و بر شر فله با شامع ایستر.
Yani, "Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkilen yaratan Rabbuire ibådet edmız ki, takvá mertebesine vásul olasınız. Ve yine Rabbimize ibådet ediniz ki, arzt size dosek yaptı. Semayı üstünüze buna etti. Ve semådan suları indirdi. Ve onunla sizlere tızık olmak üzere yerden meyveleri ve såir gıdaları çıkarttı. Öyle ise, Allah'a misil ve şerik vapmayımız. Bilirsiniz ki, Allah'dan başka ma'bůd ve hålikınız yoktur."
Mukaddeme: Akäidi ve imäni hükümleri kavi ve
sabit kılmakla meleke håline getiren, ancak ibådettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehtylerinden sakınmaktan ibaret olan ibådetle, vicdânî ve akli olan îmâni hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır. Bu håle ålem-i İslamın hål-i házırdaki vaziyeti şâhiddir.
Ve keza ibadet, dünya ve ahiret saadetlerine vesile olduğu gibi, maaş ve meâda, yani dünya ve ähiret işlerini tanzime sebebdir. Ve şahsi ve nev'i kemåláta vasıtadır. Ve Hålık ile abd arasında pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir råbıtadır.
İbadetin dünya saadetine vesile olduğunu îzah eden cihetlerden
Birisi: İnsan, bütün hayvanáttan mümtaz ve müstesná olarak, acib ve latif bir mizāç ile yaratılmıştır. O mizāç yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. Meselâ, insan istediği vakit, en müntehab şeyleri ister.
Meylettiği vakit, en güzel şeylere meyleder. Arzu ettiği vakit, en ziynetli şeyleri arzu eder. Yaşamak hususunda, insaniyete layık en güzel bir maîşet ve bir şerefle yaşamak ister.
375 Huda-i Müstean حداء مستعات : kendisinden yarlar 3 bu düzen ve kuralları inceleyen dum beklenen Allah (c.c.)
hukukçu
Huda-yı Müteal خدای متعال: yuce Rabb, yüce Allah (c.c.)
huda hile, oyun, düzen, aldatmaca hudabin Allah (cc.) tanıyan, Allah'ın (cc.) emirlerini ve yasaklarını gözeten
hudapesendane حدا پسندانه : Allah'ın (c.c.) be geneceği tarzda (himmet-i hudapesendanele riyle: Allah'ın (c.c.) beğeneceği tarzda çalış-ma ve gayretleriyle..)
huddam حدام : hizmetçiler, görev yapanlar, görevliler
Hudeybiye حدبيه : )bak. Gazve-i Hudeybiye(
hudr حضر : yeşillik
hudrun: yeşil
hudud حدود : sınırlar, hudutlar, kapsama alanı
hudud-u azamet-i Rubublyet حدود عظمت ربوبیت Rububiyetin azamet hudutları; Allah'ın )c.c.) herşeyin yaratıcısı, sahibi ve yetiştiricisi sıfatının büyuklük sınırları ve kapsama alanı
hudud-u cünun حدود جنون : aklını yitirme sınır-ları
hudud-u hürriyet ve medeniyet حدود حزبت و مدنيت : hurriyet ve medeniyetin sınırları
hudud-u icraat حدود اجراآت : icraat hududu, ya-pılan ve yürütülen işlerin sınırları ve kapsa-ma alanı
hudud-u kibriya حدود كبرياء : büyüklük sınırları
hudud-u maddiyat حدود ماديات : madde dünya sının sınırları ve alanı
hudud-u maziye ve müstakbele حدود ماضیه و مستقبله : geçmiş ve gelecek zamanın sınırları
hudud-u mülk حدود ملك : mülk sınırları, mülk sahası
hududu tasavvuf حدود تصرف : tasavvuf hudu du, işlerin yapılıp yürütülmesinin sınırları ve alanı
hududsuz حدودسز : sinirsiz, sonsuz
hududsuzluk حدود سزلك : sınırsızlık, sonsuzluk
hudus حدوث : meydana gelme, yok iken sonra-dan oluş, sonradan var olma
huduslu حدوثی : sonradan meydana gelmiş
huffas 1 : حفاش.yarasa 2.gece kuşu
hukuk 1 : حقوق haklar 2 kanun düzeni, devlet ve toplum düzenini sağlayan kanun ve kural
ilim dalh hukuku amme حقوق عامه : toplumda yer alan insanların sahip olduğu haklar, insan hakları. kamu hukuku
hukuku diniye حقوق دينيه : dini haklar (inan ma, dinini öğrenme, öğretme, yayma, inancı-na uygun yaşama, dinini koruma vb. haklar)
hukuk-u diniye ve dünyeviye حقوق دینیه و دنیویه din ve dünya hayatıyla ilgili haklar (bak. hu kuk-u diniye)
hukuk-u dünyeviye حقوق دنیویه insanın dunya hayatına ait butün haklar
hukuk-u hayat(ly( 1 : حقوق حیاتیه yaşamak için gerekli haklar, yapma şartlarına sahip olma hakları 2 hayatın yaradılış gayeleri ve görev leri
H
hukuk-u hürmet حقوق حرمت : dokunulazlık ve saygı görme hakları
hukuku hürriyet حقوق حریت : hurriyet hakları, insan hak ve hürriyetlerini kullanma hakları
hukuku ibad حقوق عباد : Allah'ın (cc) kulları-nın hakları; insan hakları
hukuk-u insaniye حقوق إنسانيه : insan hakları, insanın sahip olduğu haklar
hukuk-u kemälat حقوق کمالات mükemmellik ve üstün görev ve vasıflara (niteliklere) sahip olma hakları
hukuk-u medeniye (t( 1 : حقوق مدنية.medeni hu-kuk, toplum hayatını düzenliyen çağımızın
läik hukuku, läik kanunlar 2 medeni haklar, toplum hayatı yaşayan insanların sahip oldu ğu haklar
hukuk-u müdafaa حقوق مدافعه : )mahkeme kar-
isında) savunma hakları
hukuk-u şahsiye حقوق شخصيه :sahsi hukuk, ki-şilerin hakları
hukuku seri حقوق شرعی : şeriat hukuku, din-deki emirler ve yasaklar
hukuk-u umumiye 1: حقوق عموميه.umumi hu-kuk, toplumun hayatını düzenleyen genel hukuk 2.toplumda yaşayanların eşit olarak sahip oldukları haklar, herkesin hakları
hukuk-u umumiye-i kainat حقوق عمومية كائنات
käinat içindeki bütün varlıkların sahip olduk
ları hakları
hukuku ümmet حقوق أنت : ümmetin (bütün müslümanların) hakları
buyurdular: "Çok ayıplayıcı, çok methedici, çok zemmedici (kötüleyici) ve (riya ile ibadet etmekten bitkin düşerek) kendini ölü gibi gösterenlerden olmayınız." (Kuzal, Müsnedü'ş-Şihab)
Riya, bir vazifeyi, yalnız gösteriş için veya maddi bir menfaat için yapmaktır. Riyanın zıddı, ihlastır. Ebülleys es-Semerkandî Hazretleri şöyle buyurdu:
Dünyada işlediği amellerinin sevabını âhirette görmek isteyen kimse, amellerini ihlâs ile ve hiç riyâ karıştırmadan yapmalı, sonra da kibir ve gurura kapılıp sevaplarını kaybetmemek için bu yaptıklarını unutmalıdır.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
"Kim, riyâ ile namaz kılarsa muhakkak (Rabb'ine) şirk koşmuştur. Kim riyâ ile oruç tutarsa muhakkak (Rabb'ine) şirk koşmuştur. Kim de riyâ ile (zekât ve) sadaka verirse muhakkak (Rabb'ine) şirk koşmuştur."
Yine Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Allâh Azze ve Celle şöyle buyurur: ... Her kim bana bir şeyde şirk koşarsa az veya çok yapıp biriktirdiği bütün ameller, o, bana şirk koştuğu kimse içindir. Benim, onun ameline ihtiyacım yoktur."
Ebû Bekir el-Vasıtî rahimehullah demiştir ki: İbadetlerin sevabını muhafaza etmek, yapmaktan daha zordur. Zira ameller, hemen kırılan cam gibidir. Zorlamaya gelmez. Aynı bunun gibi yapılan amele, bir riyâ veya kibir bulaşsa o da hemen kırılır; amelin sevabı zâyi olur.
Bir kimse bir amel işlemek istese fakat bu ameline riyâ karıştırmaktan korksa, o zaman evvela kalbinden o riyâyı atmaya çalışmalıdır. Şâyet bu mümkün olmazsa o ameli terk etmeyip işlemeli, fakat kalbinde olan riyâdan dolayı da istiğfarda bulunmalıdır. Böylece Allâhü Teâlâ'nın, onu, başka amellerini ihlâsla yapmaya muvaffak kılması umulur.
Geçmiş zamanda bir kimse bir hayır müessesesi yaptırmıştı. Fakat kendi kendine, "Ben, bunu yaptırdım, ama bu amelimin Allah için olup olmadığını bilmiyorum" diyordu. Bir gece rüyasında ona, "Senin bu amelin, velev ki, Allah için olmasa bile sana dua eden Müslümanların duaları, Allah içindir" denildi.
ve Kaynaşlı'da, 7,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi: 894 kişi öldü, 4 bin 948 kişi yaralandı.
12
SALI
TUESDAY
KASIM
NOVEMBER
C
BİR AYET
Onun (Allah'ın) her işi hikmet iledir.
Bakara Suresi: 260
BİR HADİS
Kadınlar hakkında hayır ve iyilik tavsiyesinde bulunurum.
Buharî, Enbiya: 1
İmansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fiskta, kebâirde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, azap içinde azaptır.
Resulüllah SA efendimiz hayrın İmamıdır. Çünkü: Amellerin ha-yırlı olması, fiillerin faziletli olması, ancak, Resulüllah S.A. efendimi-se tabi olmak sureti iledir. Bu mana icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimize:
«Hayrın imamı.
Sıfatı verildi. Sonra Resulüllah S.A. efendimiz:
Hayrım önderidir.
Çünkü o: Hayırları bize celb edip çeker. Zira, dünya ve âhiret ha-yırlarının tüm ipleri onun elindedir. Kendisine uyup, güzel fiillerine göre amel edenleri, sözle ve fiille hayırlara ulaştırmış olur. Sonunda da onları mübarek şefaatları ile cennete ulaştırır. Fevz ü felâha ka-vuşturur.
Ve.. o:
Rahmet Resulüdür.
Resulüllah S.A. efendimiz, toptan her şeye şamil olmak üzere, rahmetlerin Resulüdür. Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizin rah met şanında şöyle buyurdu:
Seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)
N'olurdu, keşke benim de böyle bir nimete ermem olaydı.
Diyerek, imreneceği Rahman Allah'ın büyük nimeti için yapı-lan temennidir. Bu çeşit gıpta dünya nimetleri için de olabilir.
Bu çeşit bir temenni mubahtır. Hatta, o nimet şer'i yönden iyl ise.. ona gipta etmek müstahaptır.
Bazan da gipta:
Rahman Allah'ın büyük bir nimetini bir başkasında görüp ko rumaya ve onda bulunan bu nimete sevinmeye.. söylenen bir tabirdir.
Dedikleri dahi vakidir. Bu yerde, bu mana daha uygundur.
Resulüllah S.A. efendimiz:
ler. Bu niakama ulaştığı için, evveller de âhirler de ona imrenir-
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, Makam-ı Mahmud'a ulaştıktan sonra, öncekilere de, sonrakilere de şefaat-i uzma ile şefaat ettiği için 'arın hepsi de sevinirler.
Muhammed'e salât eyle.. Muhammed'in âline de salât eyle..
Yani: Onun ashabına, tabilerine ve tüm ümmetine..
Tıpkı, brahim'e salât eylediğin gibi..
Bazı nüshada şöyle gelmiştir:
İbrahim'in åline salât eylediğin gibi..
Görüldüğü gibi Al al lafzı eklenmiştir.
Çünkü sen Hamid'sin, Mecid'sin..
Cümle kullarına nimet ihsan ettiğin için hamd edilmektesin. Kullarına, garazsız, ivazsız ihsanlar ettiğin için ulusun.
Allahım.
Ey cümleye, garazsız ivazsız meccanen bereket ihsan eden şanı yüce, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah..
Muhammed'e bereket ihsan eyle.
Ona verdiğin nimeti baki ve daim eyle.
Keza onun âline de bereket ihsan eyle.
Onun ashabına ve tüm ümmetine nimetlerini, ihsanlarını daim ve baki kıl.
Tıpkı İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi..
Bazı nüshada, bu cümleye; AL, lafzı eklenerek:
İbrahim'in âline bereket ihsan eylediğin gibi..
Manasında gelmiştir.
Çünkü sen Hamid'sin..
Yüce zatında, cümle kemalât ile övülmektesin.
Mecid'sin.
Cümle mahlukuna çeşit çeşit nimetleri ihsan edensin..
ON ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Bu salavat-ı şerife, Şifa-i Şerif kitabından alınan salavat-ı şeri-felerin sonuncusudur.
Bu salavat-ı şerife için, Hasan-ı Basri Rh. şöyle anlattı:
Her kim, Resulüllah S.A. efendimizin Kevser Havz'ından bol bol içmek isterse.. o kimse, Resulüllah S.A. efendimize bu salavat-1 şerife ile salavat okusun.
Ebû Bekir (RA); (Babam, Anam, Sana fedâ olsun ya Resülallah!
Bir kimse için, bu kapıların hepsinden çağırılmak, mümkinmidir? Bir kimsenin, bu kapıların hepsinden çağırıldığı olabilir mi?) diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm (Evet! Hepsinden çağırıla bilir.
Senin de, onlardan olmanı umarım!) buyurdu. (25)
Yine, Peygamberimiz «Kıyamet günü, oruç ve Kur'ân, kullar için Şefaatci olacaklardır.
Oruç (Ya Rabi Ben, bunu, gündüzün yemekten ve şehvetlerden men ettim. Bunun hakkında, oeni, Şefâatcı kıll) diyecek.
Kur'ân da (Bunu, geceleyin uykudan men ettim. Bunun hakkın-da, beni, Şefâatcı kıll) diyecek.
Her ikisi de, şefåat edeceklerdir. buyurmuştur. (26)
Peygamberimizin İftar Düaları:
Peygamberimiz, iftar edeceği, orucunu açacağı zaman (Allâhüm-me leke sumtü ve alá rızkuke eftartü Allah'ım! Senin için oruç tut-tum ve Senin verdiğin rızıkla da, iftar ettim, orucumu açtım.) (27)
(Elhamdü lillâhillezi eâneni fesumtü ve rezakani fe eftartü Hamd, Allah'a mahsustur ki, O, bana yardım etti de, oruç tuttum. Ba-na rızık verdi de, iftar ettim, orucunu açtım.)
(Allahümme leke sumnâ ve alá rızkıke eftarnå fe tekabbelhü min-nå inneke entessemiül'alim Allah'ım! Senin için oruç tuttuk ve Se-nin verdiğin rızıkla da, iftar ettik, orucumuzu açtık.
Sen, oruçlarımızı kabul buyur!
Çünki, yapılan düaları işiten ve tutulan oruçları bilen Sensin Sen!) diyerek düa ederdi. (Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed-Amelül-yevm velleyle s. 179-180)
Peygamberimiz, Hz. Ali'ye de «Ey Ali! Ramazan ayında oruç tut-tuğunda, orucunu açtıktan sonra (Allâhümme leke sumtü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü Allah'ım! Senin için oruç tuttum. Sana tevekkül ettim. Senin verdiğin rızıkla da, iftar ettim, orucumu açtım.) de!» buyurmuştur. (İbn-i Hacer-Metalibül'âliye c. I, s. 290-291)
(25) Buhari Sahih c. 2, s. 227, Tirmizi Sünen c. 5, s. 614, Nesal Sünen c. 4. 169
تو مبارك اقتصای اورجو سرمك وكسبك و ساز واختاری استودیگی کی کو انتقاده تدارك امك كون انسابك فوق صنعتاده احساجی واردر و او صنعتا ولو ولار بعدی آمای سیاه تشریک مساعی اینگه مجبور در و هر ریسی کا مسلہ انقد اشد مادر
صور بار بار و بمده بولودونکی و ساده اعتاداری سویه ایده بسیار
فقط انسان کی خوشہور قول عضمیر فو عقله صانع فرحون تحدید و یا میکند اسالك مرة اختار له رفی نامه انك تكون بو قوتار باشی توسی مراقبلو بعد معاملات علم و تحاولر وقوعہ کار کو تجاوزلری او کله من كون جماعت اسامی جامہ پر ہی کرداری مبادلہ انکده عبدالله محامد لكن هو فروك عقلى عدالتى اور الدن عامر اولد يعتدين على ظه احتجاج وار در که فردای او قامی عقیدن استفاده این بیدار اویله کلی بر قل آنجمی خانوده
نکالنده اولور اویله بر قانون، آنجه شریعتدر
موكره او شريعتك تأثرين، اجراسی تطبیقی تأمین ایده جاك بر مرجع و بر صاحب الا زمور
او مرجع و او صاحب ده، آنجه تعمیر در
معمر اولان دانك ده، ظاهراً وباطناً خلقه اولان حاكميتني دوام ابتدير من الجون، مادی و معنوی بر علوینه و بر امتیازه احتیاجی اولدیقی کی، خالصه ایله اولان درجه مناسبت و علاقه سنی کو شرمان ایچونه ده بر دلیله احتیاجی وار در بویله بر دلیل ده، آنجه معجز پر در
مواره، جذاب حقك امراورين و نمیادین اطلاعت و انقيادي تأسيس و تأمين ايمان الجون مدافعك عظمتی ذهن ارده تثبیت اینجرگه احتیاج دار در بو تثبیت ده آنجه عقائد ابله یعنی اعلام ايمانيه نك تجليسيله اولور حكم ايمانيه نك تقويه و انکشاف ایتدیر با مسی ده.
آنجه تکرر ایله تجدد ايدن عباد قله اولور
ای کیسی عبادت، فکری صاع که چیرمین ایچوند. عبده صاف علیه اولان توجهی انتاج ايدر اطاعت و انقیاد این عبدی انتظا اطاعت و انقيادين انتاج . انتظام المل الفته ادخال ابدر عبدك انتظام الله كير مياه و نظامه اتباع ایمیله المياه، حكمتك سرى تحقق ایدر حکمت ابه کائنات صحیفه برنده پارلا بان صنعت نقشار ندن تبارز ایده.
Su meyillerin iktizası üzerine, yiyecek ve giyecek ve sair hacetlerini, istediği gibi güzel bir sekilde tedarik etmek için, insanın çok san'atlara ihtiyacı vardır. Ve o san'atlara vuküfu olmadığından, ebná-yı cinsiyle tesrik-1 mesål etmeye mer. bündur. Ve her birisi, semere-i sa'yiyle arkadaşına mübadele suretiyle yardımda bulunsun ki, bu sayede ihtiyaçlarını tesviye edebilsinler.
Fakat insandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gazabiye, kuvve-i akliye Sani tarafından tahdid edilmediğinden ve insanin cuz-i ihtiyarisiyle terakkisini te'min etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, muamelätta zulum ve tecavüzler vukúa gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-i insaniye, çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. Lakin her ferdin aklı, adaleti idräkten aciz olduğundan, külli bir akla ihtiyaç vardır ki, ferdler, o külli akıldan istifade etsinler. Öyle külli bir akıl, ancak kanun seklinde olur. Öyle bir kanun, ancak şeriattır.
Sonra, o şeriatın te'sirini, icrâsını, tatbikini te'min edecek bir merci' ve bir sahib lâzımdır. O merci' ve o sahib de, ancak peygamberdir.
Peygamber olan zâtın da, zähiren ve bâtınen halka olan häkimiyetini devam ettirmek için, maddi ve manevi
bir ulviyete ve bir imtiyaza ihtiyacı olduğu gibi, Hålık ile olan derece-i münasebet ve alakasını göstermek için de bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de, ancak mucizelerdir.
Sonra, Cenab-ı Hakk'ın emirlerine ve nehiylerine itäat ve inkıyâdı te'sis ve te'min etmek için, Sáni in azametini zihinlerde tesbit etmeye
ihtiyaç vardır. Bu tesbit de, ancak akäid ile, yani ahkâm-ı îmâniyenin tecellisiyle olur. Ahkam-1 îmâniyenin takviye ve inkişaf ettirilmesi de, ancak tekerrür ile teceddüd eden ibadetle olur.
İkincisi: İbadet, fikirleri Sani'-i Hakîm'e çevirtmek içindir. Abdin Sani'-i Hakîm'e olan teveccühü, itäat ve inkıyâdını intåc eder. Itaat ve inkıyâd ise, abdi intizam-ı ekmel altına idhål eder.
Abdin intizăm altına girmesiyle ve nizama ittibâ etmesiyle, hikmetin sırrı tahakkuk eder. Hikmet ise, käinât sahifelerinde parlayan san'at nakışlarından tebárüz eder.
5581 Avinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. (A l'oeuvre on connait l'artisan.)
5582. Aynalar, yalnızca gerçeklerden korkmayanların dostudur.
baigne pas deux fois dans le même fleuve.) 5583. Avm irmakta iki kez yıkanılmaz. (Talih her zaman insana gülmez. On ne se
5584. Aym oyun sürüp giderse, en sonunda usang verir. (Jeu qui dure, finit par déplaire)
5585. Aym zamanda iki iş birden yapılamaz. (On ne peut faire deux choses à la fois)
5586. Ayranı yok içmeye, atla gider biçmeye. (Ventre de son robe (habit) de velours)
5587. Ayrılık, sıkıntıların en acısıdır.
5588. Ayvaz kasap, hep bir hesap. (C'est bonnet blanc et blanc bonnet.)
5589. Az olsun da bizim olsun. (Un tiens vaut mieux que deux tu l'auras.)
5590. Az söyle, çok dinle. (Parle peu, écoute beacoup.)
5591. Az tamah, çok zarar getirir. (Peu d'avarice amène grande perte.)
5592. Aza kanmayan, çoğu bulamaz. (Qui méprise le peu, n'amasse jamais beaucoup)
5593. Azgın köpeğin kulağı yırtık olur. (Chien hargneux a toujours l'oreille déchirée)
5594. Azgın köpeğin zinciri kısa olur. (A méchant chien, court lien.)
5595. Azı çalan, çoğu da çalar. (Hırsızlığın azı çoğu olmaz. Qui vole un oeuf, vole un boeuf.)
5596. Azıcık aşım, kaygısız başım. (A petit trou, petite cheville.)
5597. Azim, her şeye üstün gelir. (Persévérance vainc tout.)
5598. Azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz. (Rien n'échappe à la persévérance.)
5599. Baba neyse, oğlu da odur. (Tel père, tel fils.)
5600. Babalar, doğanın yarattığı bankerlerdir.
5601. Babanın geçtiği yollardan, çocuk daha kolay geçer.
5602. Bağ bozumuna sepetsiz gidilmez.
5603. Bağ dua değil, çapa ister. (Le vignoble ne demande pas de prière, mais il veut être béché.)
5604. Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır. (A tout péché miséricorde.)
5605. Bahşiş atın dişine bakılmaz. (A cheval donné on ne regarde pas à la dent (à la bride).)
5606. Baht olmayınca başta, ne kuruda biter, ne yaşta. (Tant qu'on n'a pas de chance. rien ne pousse ni sur la branche sèche, ni sur la branche verte.)
5607. Bahtsızların akrabası olmaz. (Les malheureux n'ont point de parents.)
5608. Bakılırsa bağ olur, bakılmazsa dağ olur.
5609. Bakla verene, nohut iade olunabilir. (A qui donne des feves, on peu rendre des pois.)
5610. Bal fıçısından sirke çıkmaz. (D'un sac à charbon, il ne saurait sortir blanche farine.)
XXL Apsal alhot olmazsa, thecar ekmeği nerden vesin? (Il y a plus de fous acheteurs que de fowy vendeurs
SX4 Araba devrildikten sonra, yol gösteren çok olur. (On devine les fêtes quand elles sont axeex. Ouand la fille est mariée, on trouve toujours des gendres.)
2 hukuk işlerini meslek edinenler (hakimler, avukatlar, savcılar)
376
hukuki hukukla ilgili 2 hukuka uygun hukukiyun حلو فيرت : hukukçular (bak, hukuk çu)
hukukullah 1 : حقوق الله kamu hukuku, toplum duzenini sağlayan hukuk 2 temel insan ları 3.Allah'ın (cc) gönderdiği emir ve ku ağrısı rallar
huleta خلفاء halifeler (bak. halife(
Hulefa-i Rasidin خلفاء راشدین : Raşid halifeler, akıllı ve olgun büyuk halifeler, ilk dört İslam halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Os-man, Hz. Ali ra.)
hulefa-i erbaa خلفاء أربعة : ilk dört İslam halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ra.)
hulefa-i mehdiyyin خلفاء مهدی : mehdilik sıfa-tına sahip olan halifeler, ähirzamanda gelece ği Hz. Peygamber tarafından bildirilen büyük mehdinin bazı görevlerini yapan halifeleri
hulefa-yi rasidin خلفاء راشدین : )bak hulefa-i ra şidin)
hulefa-i selase خلفاء ثلاثه : ilk u Islam halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman)
Hun Kabilesi هون قبيله می : Hun kavmi; Hunlar veya Avrupa Hunları, Roma İmparatorlu-ğu'nu istila etmesiyle bilinen Göçebelik ka-vimi. Attila önderliğinde Hun İmparatorluğu kurmuştur.
375'te Hunların Ostrogotlar'ı (Doğu Got lar) içine alıp Vizigotlar (Batı Gotlar)ı kov-ması Kavimler Göçü'nün sebebi olmuştur. Hunlar Pannonia (bugünkü Macaristan)'ya yerleştikten sonra 433'te Batı Roma Impa-ratorluğu'nun bir generali Flavius Aetius ile anlaşarak Pannonia ve Illyricum (bugünkü Slovenya, Hırvatistan ve Bosna-Hersek)'un bir kısmının hükümdarlığını Batı Roma Im-paratorluğuna kabul ettirmişlerdir. 441'de Attila önderliğinde Doğu Roma İmparator-kurmuşlardır. luğu'nı istila etmiş ve Hun İmparatorluğu'nu
Huneyn حنين : )bak. Gazve-i Huneyn(
hunhar خونخار : kan içici, kan dökücü, zalim,
acımasız
hunharane خونخارانه : acımasızca, zalimce, kan
içici gibi, acımasızca
hunharlık خونخارق : kan içicilik, kan dökücü-lük, acımasızlık, zalimlik
lar( Hunnes خنس : gizlenen ve tekrar çıkan (yıldız-
siyah ve güzel gözlüler marilin حور العين : )bak hari'l-in(
Cennet Cennet hürileri, Cen-net kızları
hulle sanat-numa حلة صنعت نما: esitli susle-me sanatlarıru bir arada gösteren elbise
377
hüri
hulle san'at حلة صنعت sanat elbisesi, çeşitli sanatları bir arada gösteren elbise
hulle vücud حل وجود mec.) vücud denilen ve ruha giydirilmiş olan elbise
huld bedilik, süreklilik, devamlılık. bitimsizlik
hulk 1 : حقوق huy 2 yaradılış 3.ahlak,
hulüku-hul Kur'an خلق القرآن Hz. Mu-hammed'in) ahlakı Kur'an ahlakı olan
hulül 1 : حلول içine girme 2 sızma, çözünme Serişme, gelip çatma 5 bir topluluğun içi ne casusluk veya gizlice bilgi toplama yahut yanlış yönlendirmelerde bulunma niyetiyle sizma
hulüli ecel حلول أجل : ecelin (ölümün) gelip
çatması
hulos خلوص : halislik, samimilik, içten davra-nış, Allah (c.c.) rızasından başka bir beklen-tisi olmamak
Hulusi Bey (Yahyagil, İbrahim (Hulusi خلوصى بك
Risale-i Nur'un birinci talebesi Hulûsi Bey, 1896 senesinin Elazığ'da dünyaya geldi. Baba-sı Yahyazadelerden Mehmet Efendi, alaylı bir zabit idi.
Elazığ ve Erzincan'da başladığı askeri eği timine Kuleli Askeri Okulunda devam etti. Daha sonra Harbiye Mektebine geçti. Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla birlikte eğiti mini yarıda bıraktı. Bir süre talim ve terbi ye gördükten sonra 1915'de Çanakkale'deki 3. Kolorduda görev aldı. 1925'de öğrenimini tamamlamak üzere tekrar okula başladı ve Harbiye'den mezun oldu. 1944 yılında Albay lığa terfi etti ve 1950'de Denizli Askerlik Dai-resi'nden emekli oldu.
Hulūsi Yahyagil 1929'da bir kaç arkadaşıyla birlikte Barla'ya giderek adını daha önce den duyduğu Üstad Bediüzzaman'ı ziyaret etti. Daha sonraki ziyaretlerinden birisinde, Bediüzzaman ona; "Uzaklığın alåmeti olan mektuplaşmak ȧdetim değildir. Fakat sen yaz" dedi. Mektubat'ın çoğu bu mektuplaş maların sonunda telif edilmiştir.
Hulüsi Bey, 1930'daki görüşmelerinin üstün-den yirmi yıl geçtikten sonra, Bediüzzaman'ı 1950'de Emirdağ'da ziyaret etti. Üstadı en son 1957 de Emirdağ'da ziyaret etti.
Hulüsi Yahyagil ömrünün büyük kısmını, doğduğu yer olan Elazığ'da geçirdi. Hayatını Risale-i Nur hizmetine adadı. Hizmetle dolu uzun bir ömür geçirdi ve 26 Temmuz 1986 ta rihinde bir ders sonrası rahatsızlanarak vefat etti. Harput'taki aile mezarlığına defnedildi. (Rahmetullahi Aleyh)
Hulusi salisخلوص ثالث :üncü Hulusi
Hulusi-i sani خلوصی ثانی : ikinci Hulusi
hulus-u kalb خلوص قلب : gönül temizliği, iyi ni-yet, samimi davranış
hulas-uniyet خلوص نیت : iyi niyet
hulusiyet خلوصیت : halislik samimilik, Allah (c.c.)rızasından başkabir niyet taşımamak
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Mirac gecesi, Cennet içerisinde aynı seviyede yükseltilmiş birtakım köşkler gördüm. 'Ya Cebrâîl! Bunlar kim içindir?' diye sordum. Dedi ki: 'Kızdıklarında öfkelerine hâkim olanlar ve insanları(n kusur ve kötülüklerini) affedenler içindir." (Kenzü'l-Ummål)
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Mîrac Gecesi, Cebrâîl aleyhisselâm ile birlikte bir kavmin yanından geçtiler. Onların dilleri ve dudakları, demirden makaslarla kesiliyordu. Kesildikçe tekrar eski hâline dönüyordu. Onlardan bu azâp hiç hafifletilmiyordu. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, "Bunlar kimlerdir, ey Cebrâîl?" diye sual ettiler. O da "Bunlar (ümmetin arasında) fitne ve fesat yayan hatiplerdir." dedi.
Sonra küçük bir taşın yanından geçiyorlardı. O küçük taştan, büyük bir sığır çıkıyor, sonra çıktığı yerden tekrar geri girmek istiyor, fakat buna güç yetiremiyordu. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, "Bu nedir, ey Cebraîl?" diye suâl ettiler. O da "Bu, büyük bir söz söyleyip sonra söylediğine pişman olan, fakat söylediğini aslâ geri alamayan kimselerdir." dedi.
Sonra bir vadiye geldiler; orada serin bir rüzgâr, güzel bir koku hissettiler ve bir ses işittiler. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, bunların ne olduğunu suâl ettiler; Cebrâîl (a.s.) dedi ki:
"Bu ses, Cennet'in sesidir. Şöyle der: Ey Rabb'im, vadettiklerini bana gönderiver. Zira odalarım, ince ve kalın ipek kumaşlardan elbiselerim, güzel döşeklerim, mercanlarım, gümüşlerim, altınlarım, bardaklarım, tepsilerim, ibriklerim, ballarım, şerbetlerim, sütlerim arttıkça arttı. Vadettiklerini bana getir yâ Rab!" Cenâb-ı Hak da ona şöyle cevap buyurur:
"Bana ve peygamberlerime iman edip sâlih amel işleyen, bana şirk koşmayan, benden başkasını ilah edinmeyen bütün mümin ve Müslüman erkek ve hanımlar, sana vadettiğim (sana getireceğim kimseler) dir. Benden (bana âsî olmaktan) korkanlar, azabımdan emîn olurlar. Benden isteyenlerin istediklerini ihsân ederim. Bana (güzel ödünçle) ödünçte bulunanların (yani malını benim yoluma sarf edenlerin) mükâfâtlarını veririm. Bana tevekkülde bulunanı muhafaza ederim..."
"Sen buralarda yokken Müşrikler, Hz. Ebu Bekir'e hitaben:
Peygamberimizin (asm) Hayatı
10 KASIM 2024
BİR AYET Onun hakimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
TARİHTE BUGÜN
1918-1. Dünya Savaşı
sona erdi.
11
PAZARTESİ
-1938-TBMM İsmet İnönü'yü oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçti.
MONDAY
BİR HADİS
2004 - Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat hayatını kaybetti.
KASIM
NOVEMBER
Dinini, emanetini ve amelinin neticesini Allah'a havale et.
Ebu Davud, Cihad: 73
Atılmış pamuk gibi bu camid, şuursuz bulut elbette bizleri bilmez ve bize acıyıp imdadımıza kendi kendine koşmaz ve emirsiz meydana çıkmaz ve gizlenmez. Şualar
Ermenistan kaybetti ve Dağlık Karabağ Cumhuriyeti yıkıldı. Dağlık Karabağ tekrar Azerbaycan'a bağlandı.
10
PAZAR
SUNDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 224
BİR HADİS
Salih mü'minlerden dostla-rınızı çoğaltınız. Çünkü Kı-yamet Günü her bir mü'min için şefaat hakkı vardır.
İbnünneccar
İnsan bir yolcudur; sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levâzımatı, Mâlikü'l-Mülk tarafından
الَّذِينَ إِذَا غَابُوا لَمْ يُفْتَقَدُوا وَإِذَا شَهِدُوا لَمْ يُعْرَفُوا أُولَئِكَ أَئِمَّةُ الْهُدَى وَمَصَابِيحُ العلم طب حل ك عن ابن عمر ومعاذ معا)
1541- En ufak riya bile şirktir (şirk-i hafi cinsinden). Al-lah'ın en çok sevdiği kullar muttaki olanlarla gösterişsiz olanlar-dır. Öylesine kişilerdir ki, onlar kayboldukları zaman kimse onla-rı aramaz. Mecliste bulundukları zaman tevazularından tanınmaz halde olurlar. İşte hidayet imamları, ilim meşaleleri bunlardır.
١٥٤٢ - إِنَّ أَدْنَى اَهْل الجَنَّة منزلةً ليَنْظُرُ في مُلْكه اَلْفَ سَنَةٍ يَرَى أقصاه كما يَرَى أَدْنَاهُ يَنْظُرُ أَزْوَاجَهُ وَخَدَمَهُ وَسُرُرَهُ وَإِنَّ أَفْضَلَهُمْ مَنْزلة لِمَنْ يَنْظُرُ فى وجه اللهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ يَوْمٍ مَرَّتَيْنِ (حم) وابو الشيخ في العظمة ك عن ابن عمر)
1542- Cennet ehlinin mertebe bakımından en düşük o-lanları bile, oturduğu köşkünden bin sene etrafı seyrederler. En yakın yeri gördükleri gibi en uzak yeri de görebilirler. Hanımları-na, hizmetçilerine ve yataklarına bakıp bakıp seyrederler. En üs-tün mertebeye sahip olanlar da günde iki kere Cemâlüllah'ı mü-şahede edenlerdir.
١٥٤٣ - إِنَّ أَدْنَى ذَرَعَاتِ الْمُجَاهِدِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عِدْلُ صِيَامَ سَنَةٍ وَقِيَامَهَا قِيلَ وَمَا أَدْنَى ذَرَعَاتِ الْمُجَاهِدِينَ قَالَ يَسْقُطُ سَوْطُهُ وَهُوَ نَاعِسٌ فَيَتْرُكُ فَيَأْخُذُهُ" (انب أبي عاصم في الصحابة وابو نعيم عن ثابت بن أبي عاصم)
1543- Allah yolunda savaşanların en az zahmetlisi, bir yıllık oruç ve bir yıllık gece namazına denktir. "Allah yolunda sa-vaşanların en az zahmetlisi ne demektir?" diye soruldu. Allah Ra-sulü dedi: "Yorgunluktan uyuklar vaziyette kamçısı elinden düşüp tekrar kaldırmak için alan kimsenin mücahedesidir bu."
1544- "Rütbe bakımından en aşağı olan cennetlik kimse,
bin yıllık yoldan, bahçelerini, hanımlarını, nimetlerini, hizmetçile-rini ve yataklarını görebilen kişidir. En üstün dereceli de sabah akşam Cemalüllah'ı müşahede edebilendir." buyurdu. Sonra Al-lah'ın Rasulü: "O gün yüzler sevinçlidir, Rablerine bakıcıdır." me-alindeki ayeti okudular.
Osmanlılar zamanında, çoğu Nizâmülmülk’ün Siyâsetnâme’sinin etkisinde kalınarak yazılmış nasihatnâme ve siyâsetnâme türündeki eserlerde casus kullanmanın önemi ısrarla vurgulanmıştır. Bu eserlerde ülke içinde olduğu gibi dış düşmanlara karşı da casus kullanılması öğütlenmiş, düşmanın durumunu bilmenin önemi ve ülkenin ancak bu sayede ayakta kalabileceği belirtilmiştir. Gerçekten Osmanlı Devleti’nin gerilemesinde, XVI. yüzyılın sonlarından itibaren istihbarata gereken önemin verilmeyişinin büyük rolü olduğu bilinmektedir. Nitekim dönemin siyaset bilimcileri de bu hususa dikkat çekmişlerdir (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 79).
II. Abdülhamid devrinde Osmanlı istihbarat teşkilâtı geliştirilmiş ve modernleştirilmiştir. Yine bu dönemde Midhat Paşa Tuna valiliği sırasında burada özellikle Bulgarlar’a karşı örnek bir gizli polis teşkilâtı kurmuştur. Makedonya’daki ayaklanmalar ve gizli teşkilât için Aynaroz’a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleştirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmıştır. II. Abdülhamid’in özel casusları hafiyelerdi. Bu hükümdar zamanında karşı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıllı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid’e karşı kurulan casusluk teşkilâtının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başarmıştır. II. Abdülhamid’i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin iktidarı zamanında kurulan Teşkîlât-ı Mahsûsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilâtıydı.
Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nitekim İstanbul’un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriâzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüzyıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. yüzyıl sonlarında ölümle cezalandırılmıştır (Özcan, s. 430).
BİBLİYOGRAFYA BA, MD, nr. 3, s. 49, 186, 384, 388, 435, 451, 509, 528; nr. 14, s. 960.
TSMA, nr. E. 866/5, 2434, 5116, 5801/3, 7252, 7662.
Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan (Polonya) Arasındaki Münasebetlerle İlgili Tarihi Belgeler (haz. Nigâr Anafarta), [baskı yeri ve tarihi yok], tür.yer.
Nizâmülmülk, Siyâsetnâme (Bayburtlugil), s. 110-126, 320.
Beyhakī, Târîḫ (nşr. Saîd-i Nefîsî), Tahran 1309, I, 27, 386.
Nizâmî-i Arûzî, Çehâr Maḳāle (nşr. Muhammed Kazvînî), Leyden-London 1910, s. 24.
Bündârî, Zübdetü’n-Nuṣra, s. 67.
Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân (nşr. Halil İnalcık – Mevlûd Oğuz), Ankara 1978, s. 3, 4, 5, 9.
Devletşah, Tezkire (trc. Necati Lugal), İstanbul 1977, I, 136-137.
Lutfi Paşa, Âsafnâme (nşr. Ahmet Uğur, AÜ İlâhiyat Fakültesi İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, sy. 4 [Ankara 1980] içinde), s. 249.
Âlî, Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis, İstanbul 1956, s. 37 vd.
Selânikî, Târih (İpşirli), I, 13, 22; II, 645, ayrıca bk. İndeks.
Celâlzâde Mustafa Çelebi, Selimnâme (nşr. Ahmet Uğur – Mustafa Çuhadar), Ankara 1990, s. 367.
Kitâbü Mesâlihi’l-müslimîn ve menâfii’l-mü’minîn (nşr. Yaşar Yücel), Ankara 1980, s. 59, 99.
Koçi Bey, Risâle (Aksüt), s. 25, 66.
Solakzâde, Târih, s. 361.
Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Devlet Adamlarına Öğütler: Nesâyihü’l-vüzerâ ve’l-ümerâ (haz. Hüseyin Ragıp Uğural), Ankara 1969, s. 43, 79.
L’Espion turc chez les princes chrétiens, La Haye 1734, tür.yer.
Baron de Tott, Türkler ve Tatarlara Dâir Hâtıralar (trc. Mehmet R. Uzmen), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), tür.yer.
III. Selim’in Hal‘ine Dair Risâle, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 333, vr. 9a-b.
Şânîzâde, Târih, IV, 33.
Atâ Bey, Târih, III, 132-134.
Cevdet, Târih, V, 63-64; XI, 166; XII, 179.
Hüseyin Namık Orkun, Türk İstilası Devrinde Macaristan’da ve Avusturya’da Casuslar, Ankara 1939.
Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye, s. 72.
Fr. Babinger, Mahomet II le Conquérant et son temps (1432-1481) (trc. H. E. Medico), Paris 1954, s. 609-612.
Orhan Koloğlu, Le Turc dans la Presse Française, Beyrouth 1971, s. 106-107.
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Sultan İkinci Abdülhamid ve Osmanlı İmparatorluğunda Komitacılar, İstanbul 1964, s. 45 vd.
Ercüment Kuran, Avrupa’da Osmanlı İkamet Elçiliklerinin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasi Faâliyetleri: 1793-1821, Ankara 1968, s. 9-12, 64-65.
Başlangıçtan Bugüne Kadar Dünya Casusluk Tarihi, İstanbul 1974, s. 3-17.
İsmet Miroğlu, XVI. Yüzyılda Bayburt Sancağı, İstanbul 1975, s. 149.
Abdülkadir Özcan, Defterdar Sarı Mehmed Paşa-Zübde-i Vekāyiât: Tahlil ve Metin (doktora tezi, 1979), İÜ Ed.Fak., Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 3276, s. 430.
1549- Ümmetimden en çok sevdiklerim o insanlardır ki,
benden sonra gelip, beni görmedikleri halde Allah'ın kitabındaki ahkâm ile amel ederler.
١٥٥٠ - إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَمَةِ أَشَدُّهُمْ عَذَابًا لِلنَّاسِ فِي الدُّنْيَا ط طب حب حم ض عن خالد بن حكيم بن حزام عن خالد بن حزام عن خالد بن الوليد طب ك في وابن عساكر عن هشام بن حكيم بن حزام وعياض بن غنم معا ابن سعد والباوردي والبغوى عن خالد بن حكيم بن حزام طب وابو نعيم عن خالد بن حكيم بن حزام وابي عبيدة بن جراح معا)
1550- Kıyamet günü en çetin azaba uğratılacaklar, dün-yada insanlara haksız olarak en çok işkence yapanlardır.
-١٥٥١ - إن أخذ الناس غنوا رجل ضرب غير ضاربه ورجل قتل غير فالله ورجل تولى غير اهل نِعْمَتِهِ فَمَنْ فعل ذلك فقد كفر بالله ورسوله لا يقبل ملة صرف ولا عدل (لد في عن عائشة)
1551. En zalim insan, kendisini dövmeyen kimseyi dö ven kendini öldürmeye teşebbus etmeyeni öldüren bir de nimet ehinden aynlip nimet ehli olmayan kimseye intisap eden (mesela ör babasını bırakıp başkasını baba edinen) kişidir. Kim bunları vaporsa Allah's ve Rasulü'nü inkar etmiş demektir. Onun hiçbir ameli kabul edilmez artık.
١٥٥٢ - إن أشدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيمَةِ عَالَم يَنْفَعُهُ اللهُ بعلمه (كر عن أبي هريرة)
1552- Kıyamet günü en çetin azaba düçar edilecek kişi, sahip olduğu ilimden, Allah'ın istifade nasip etmediği alimdir.
١٥٥٣ - إِنَّ أَصْحَابَ هذهِ الصُّورِ يُعَذِّبُونَ يَوْمَ الْقِيمَةِ فَيُقَالُ لَهُمَا أَحْيُوا ما خَلَقْتُمْ (مالك حم خ م هـ ن عن عائشة خ م ن عن ابن عمر حم عن أبي هريرة)
1553- Bu resimleri yapanlar kıyamet günü azaplandırıla-caklardır ve kendilerine (haydi bu yaptıklarınıza can verin baka-lim) denilecektir.
١٥٥٤ - إِنَّ أَطْوَلَكُمْ حُزْنًا فِي الدُّنْيَا أَطوَلَكُمْ فَرَحًا فِي الآخِرَةِ وَإِنَّ أَكْثَرَكُمْ شبعا في الدُّنْيَا لأكثرُكُمْ جُوعًا في الآخرة التمام وابن عساكر عن عامر بن عبد ليس من الصحابة مرفوعا:
1554- Dünyada en uzun hüzünlü olanınız, ahirette en u-zun sevineniniz olacaktır. Dünyada en çok doyanınız, ahirette en çok aç kalanınız olacaktır.
Ey cümle nimetlerini, kullarına meccanen veren Mün'im Vehhab şanı büyük nimeti herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yü. ce Allah.
-Muhammed'e salât eyle.. Onun âline de, ashabına da salât ey.
le.. Onun evladına da salât eyle..
Yani: Onun sulbü olan kız ve erkek çocuklarına..
Keza onun zevcelerine de salât eyle.
Bu zevcelerin tafsilatı ikinci salāvat-ı şerifede bütün ayrıntılar: ile anlatıldı.
Keza, onun zürriyetine salát eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti:
Çocukları, çocuklarının çocukları ve onların çocukları. Demektir. Bunun için şöyle bir mana vermek mümkündür:
Kıyamete kadar devam edip sabit kalacak bütün zürriyeti ve påk ırkı olan zürriyeti, sadat-ı kiramları üzerine salât eyle ya Rabbl. Burada biraz durmak icab edecek; bilinmesi gerekli hususlar
vardır.
HAZRET-İ KASIM:
Resulüllah S.A. efendimizin erkek çocukları üç tanedir. Bunlar-dan birincisinin adı: KASIM'dır. Allah ondan razı olsun.
Bu, Resulüllah S.A. efendimizin ilk çocuğudur. Bunun için, kendi-
sine:
Ebülkasım.
Künyesi verildi.
İki sene yaşadı; Resulüllah S.A. efendimize, peygamberlik gelme-den evvel vefat etti.
HAZRET-İ ABDÜLLAH
Resulüllah S.A. efendimizin ikinci çocuğu: ABDÜLLAH'tır. Al-lah ondan razı olsun. Bunun adına:
TAYYİB veya TAHİR.
Dahi demişlerdir. Resulüllah S.A. efendimize, peygamberlik gel-dikten sonra, dünyaya gelmiştir.
Bu ikisi, yani: KASIM ve ABDÜLLAH Hazret-i Hatice'den ra. dünyaya gelmiştir.
TAYYİB ve TAHİR.
Başkasından dünyaya gelmiştir.
Dediler. Buna göre: Resulüllah S.A. efendimizin erkek çocuğu dört tane olmuş olur.
Ve.. Hazret-1 Hatice'den r.a. üç erkek çocuğu olmuş olur. Resulüllah S.A. efendimizin üçüncü erkek çocuğu: İBRAHİM'-
dir. Allah ondan razı olsun. Medine-i Münevvere'de hicretin sekizinci senesi zilhicce ayında, Mariye adlı cariyeden dünyaya gelmiştir.
ve ümmetihi ve aleyna maahüm ecma in ya erhamerrahimin.
463
14. Allahümme salli alá Muham medin adede men salla aleyhi ve salli alâ Muhammedin adede men lem yu-salli aleyhi ve salli ala Muhammedin kema emertena bis-salāti aleyhi ve sal li aleyhi kema yuhibbu en yusalla aleyhi.
15. Allahümme salli alâ Muham medin ve alâ âli Muhanımedin kema emertena en nusaliye aleyhi Allahüm me salli alá Muhammedin ve alå åli Muhammedin kema hüve ehlühu. Al lahümme salli alâ Muhanumedin ve alå áli Muhammedin kena tuhibbü ve ter dahü lehu.
16. Allahümme ya Rabbe Mu hammedin ve âli Muhammedin salli alâ Muhammedin ve ali Muhammedin ve a'tı Muhammeden id-derecete vel vesilete fil-cenneti. Allahümme ya Rabbe Muhammedin ve âli Muham medin'iczi Muhammeden sallallahü a leyhi ve selleme ma hüve chlühu.
17. Allahümme salli alâ Mu-hammdein ve alâ âli......
**
14. Allahım, kendisine salât edenlerin sayısı kadar Muhammed'e salát ey le. Kendisine salát etmeyenlerin sayısı kadar Muhammed'e salát eyle. Kendisine salát okumamızı emrettiğin salát misali Muhammed'e salát eyle. Kendisine na-sıl salát edilmesini istiyorsa, ona öyle salåt eyle.
15. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salát eyle; ona nasıl salát okumamızı emreylediysen, öyle olsun. Allahım, Muhammed'e ve Muham-med'in áline ehli olduğu şekilde salát eyle. Allahım, Muhammed'e ve Muham med'in aline onun için sevip razı olduğun şekilde salát eyle.
16. Allahım, ey Muhammed'in ve Muhammed'in ål'inin Rabis, Muham-med'in aline salât eyle. Muhammed'e, cennette veslle ve derece ihsan eyle. Al-lahım. Muhammed'in ve Muhammed'in ali'nin Rabbı, Muhammed'e mükafat ey-le; layık olduğu şekilde.. Allah ona salát ve selâm eylesin.
17. Allahın, Muhammed'e, Muhammed'in åline, onun chl-i beytine salât eyle..
Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre: Aşürá günü orucunu, ötedenberi Kureyş müşrikleri de, Peygamberimiz de, tutardı. (28)
Aşüra günü, Kábe'ye müşrikler tarafından yeni örtü de, örtülürdü. Ramazan orucu, Medine'de Müslümanlara farz kılınınca, Peygam
berimiz: Aşüră günü orucunu, tutmak isteyen, tutsun, bırakmak isteyen de, bıraksın! (29)
Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah'ım ay'ı olan muhar-rem'de tutulan oruçtur.» (30)
«Allah'ın, Aşura günü orucunu, ondan önceki yılın günahlarına keffåret kılacağını umarım! buyurmuştur. (31)
Peygamberimizden, Åşür günü orucu soruldu.
Peygamberimiz «Bir yılın keffåretidir.!» buyurdular. (32)
Hz. Ali der ki «Peygamber Aleyhisselama bir adam gelip (Yå Re-sûlallah! Ramazan ayından sonra hangi ay oruç tutmamı bana emr edersin?) diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm (Ramazan ayından sonra oruç tutacak-san, muharrem ayını tut!
Çünki, o, Allah'ın ay'ıdır.
O ayda öyle bir gün vardır ki, Allah, o günde bir kavmın tevbele-rini kabul etmiştir ve o günde başka bir kavmın da, tevbelerini kabul edecektir!) buyurdu.» (33)
Muharrem Orucunun Hangi Gün Tutulacağı?
Ramazan ayı orucúnun farz kılınışından önce, Peygamberimiz, Müslümanlara Aşûrâ günü orucunu muharremin onuncu günü tutma
(28) Malik Muvatta' c. 1, s. 219, Buhari Sahih c. 2, s. 250, Müslim Sahih с. 2, в. 792
(29) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, a. 214, Buhari Sahih c. 2, s. 158-150, Müs lim Sahih c. 2, 8.793, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 326, Tirmizi Sünen с. 3, в. 127
(30) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 303, 535, Müslim Sahih c. 2, s. 821, Ebû Dâvud Sünen c. 2, s. 323, Tirmizi Sünen e. 3, s. 117, Nesal Sünen e. 3, s. 206-207, İbn-i Máce Sünen c. 1, s. 554
(31) Müslim Sahih c. 2, s. 819, Tirmizi Sünen c. 3, s. 126, İbn-i Mâce Sünen с. 1, п. 553
(32) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 285-286, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 295, Müslim Sahih c. 2, s. 819, Tirmizi Sünen c. 3, в. 126
( 33) Ahmed b. Hanbel Müned c. 1, s. 154-155, Tirmizi Sünen e. 3, s. 117-118
larını emr etmiş (34), ayrıca Ben, gelecek yıl sağ olursam, dokuzun-cu günü de, oruçlu geçireceğim. buyurmuştu. (35)
Hakem b. A'rec der ki Abdullah b. Abbas'a gittim. Kendisi, Mes-cid-i haramda Zemzem'in yanında idi. (36) Ridásını yasdık yapmış (37), ona dayanmış bulunuyordu. Yanına oturdum.
Kendisi, yanında oturulup durulacak ne güzel arkadaştı!
Ona (Aşürâ gününden bana haber ver?) dedim.
(Sen, onun nesinden soruyorsun?) dedi. (38)
(Sen, bana Aşûrâ gününden haber ver, o, hangi gündür ki, o gün, ben, oruç tutayım? (39) Aşûra günü orucundan haber ver?) dedim. (40)
İbn-i Abbas (Muharremin hilalini görünce, günlerı saymağa başla ve dokuzuncu günü oruçlu olarak sabahla!) dedi. (Muhammed Aleyhisselâm da, Āşûrâ orucunu böyle mi tutardı?)
diye sordum. (41)
İbn-i Abbas (Evet! (42) Muhammed Aleyhisselâm, Âşûrâ orucunu böyle tutardı.) dedi.» (43)
Yine İbn-i Abbas «Resûlullah Aleyhisselâm (Aşûrā günü oruç tu-tunuz ve bu hususta Yahudilere muhalefet ediniz: Aşūrā gününden bir gün önce ve ondan bir gün sonra da, oruç tutunuz!) buyurdu.» de-miştir. (44)
Eyyâm-ı Biz (Aydınlık Geceli Günler) ve Orucu:
Abdullah b. Abbas der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, hazerde ve se-ferde Eyyâmülbîz'da iftar etmez (Yâni, o günleri oruçsuz geçirmez)-di.» (45)
(34) Tirmizî Sünen c. 3, s. 128
(35) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 224-225, Müslim Sahih c. 2, s. 798, İbn-1 Mâce Sünen c. 1, s. 552-553
(35) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 239, Müslim Sahih c. 2, s. 797, Ebû Da-vud Sünen c. 2, s. 327, Tirmizi Sünen c. 3, s. 128
(37) Müslim Sahih c. 2, s. 797, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 327, Tirmizi - Sünen c. 2, s. 128
(38) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 239
(39) Tirmizî Sünen c. 3, s. 128
(40) Müslim Sahih c. 2, s. 797, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 327
(41) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 239, Müslim Sahih c. 2, s. 797, Ebû Da-vud Sünen c. 2, s. 327, Tirmizi Sünen c. 3, s. 128
(42) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 239, Müslim Sahih c. 2, s. 797, Tirmizi -Sünen c. 3, s. 128
و محبی انسان سانترال کی نون خلقتك نظا مارين وقطتك قانونا من و مانده نواميس الهبة لك شعا على بين مركز در مناء على انسانك او قانوناره انتساب و ارتباط نجی و آو ناموسادك انظر من دانشور نمشن اغمى لاز مدرکی عمومی جریانی تأمی انسين وصفات عاليه دوران ايدن طولا بارك حركتارين مخالفتهم، أو طول بارك جر خبرى الننده از نامه سین بوده امید اوامر ونواهيدن عبارت اولان عبادتله اولور.
درد کسی اوراری امتثال بهار دن اجتناب ایمل سایه سنده و فرد هیئت اجتماعیه ده جومه مرتبه لوله نسبت پیدا ایدر و علاقه دار اولور. بالخاصه احکام دینیه و مصالح عمومیه خصوصنده و فرد بر نوع حکمند کچی یعنی پل چومه حقوقی حيثيتاي، ارشادلی، تعلیمالی، اصلا ملر کی وظیفرار به شخصه بوطنیر اگر آوامری امتدال، نواهيدن اجتذاب ایدن او شخص اولماسه، أو وظيفه الر تماماً
پایمال اولور.
تنجیر انسان، اسلامیت سایه سنده عبادت سائق سيله بتون مسلم اناره قارشو ثابت کر مناسبت پیدا ایدر و قوی بر ارتباط و با غليان الده ايدر. بو دارایی، صار صدای از برا خوشی حقیقی بر محبته سبب اولور ذاتاً هيئت اجتماعيه نك كمالنه وترقيه مقدم وان برنجی با صدا ما قالي
اخوت الله محبتدر .
عبادتك شخص الحالاته سبب اولد يقتك ايضاحة كانيه )
انسان، جسماً كوچك و ضعيف، هم عاجز والمقام برای حیوانات به داید یلدیگی حالده، يك بوگن ؟ روحي اشبيور. ويك بوك بر استعداده والكدر. وحضر ايد با من درجه ده میلاری واردر وغير متناهي اعلام صاحبيدر. و عدايد يا مز فکرکری واردر وغير محدود شهویه و غضیه کی قوتاری واردر و او باله عجائب بر یاراد پلیشی وار در که خدانگه بتون انو اداره و الماره شهرسته او در مه یارا داشتند.
ایشته بویله بر انسانك او يوكن روحی انبساط ایتدیری عبادتدر استعداد لرینی انکشاف ایتدیری، عبدادند. ميلامرینی تمیز و تنزیه ایتدیرینه، عبداد تدر. اما تمرینی تحقه ابتدين، عباد تدر. فکر لرینی توسیع و انتظام الفتنه آلان عبادتدر شهریه و غضبية قوتكرينى حد الفتنه آلان، عداد تدر. ظاهری و باطنی
Üçüncüsü: Insan, santral gibi, bütün hilkatin nizamlarına ve fıtratın kanunlarına ve kamattaka nevamis-i İlahiyenin şua'larına bir merkezdir. Bindernadet insanın o kanunlara intisab ve irtibat etmesi ve nimusların eteklerine yapisip temessiük etmesi lazımde umümi cerevam temin etsin. Ve tabakat-ı âlemde deverán eden dolapların hareketlerine muhalefetle dolaplarin çarkları altında ezilmesin. Bu da ancak evamir ve nevähiden ibaret olan ibadetle olur
Dördüncüsü: Emirleri imtisal, nehiylerden ictinab etmek sayesinde, bir ferd, hey'et-i ictimaiyede çok mertebelerle nisbet peyda eder ve alakadar olur. Bill ahkam-ı diniye ve mesalih-i umumiye hususunda bir ferd bir nev' hükmüne geçer. Yani pek çok hukuklar, haysiyetler, irsadlar, ta'limler, ıslahlar gibi vazifeler bir şahsa yüklenir. Eğer evâmiri imtisal, nevähiden ictinab eden o sahis olmasa, o vazifeler tamamen pây-i mâl olur.
Beşincisi: İnsan, İslamiyet såyesinde, ibädet
säikasıyla bütün müslümanlara karşı sabit bir münasebet peydå eder. Ve kavi bir irtibåt ve bağlılık elde eder. Bunlar ise, sarsılmaz bir uhuvvete, hakiki bir muhabbete sebeb olur. Zaten hey'et-i ictimaiyenin kemåline ve terakkisine mukaddeme ve en birinci basamakle uhuvvet ile muhabbettir.
İnsan, cismen küçük ve zayıf, hem aciz olmakla beraber, hayvanåttan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor. Ve pek büyük bir isti'dåda måliktir. Ve hasredilmez derecede meyilleri vardır. Ve gayr-i mütenåli emeller såhibidir. Ve addedilmez fikirleri vardır. Ve gayrı mahdůd şeheviye ve gazabiye gibi kuvvetleri vardır. Ve öyle acãib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün envåʻlara
ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır. İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisät
ettiren, ibådettir. İsti'dâdlarını inkişaf ettiren, ibadetur Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ihådettir. Emeller tahakkuk ettiren, ibadettir. Fikirlerini teysi ve intizam altına alan, ibadettir. Şeheviye ve gazabiye kuvvetlerin had altına alan, ibadettir. Zahiri ve batini
181 5190 Akil, yaşta değil, baştadır. (L'intelligence n'est pas dans l'âge, mais elle est dans la tête
549/ Akıllı düşman, akılsız dosttan ividir. (Ennemi intelligent vaut mieux qu'un ami sot.) 4492 Akıllı insan, ekmeğini taştan çıkarır. (Qui a bonne tête, ne manque pas de
chapeau.) 5493 Akıllıların aklını başından alan aşk, akılsızları akıllı yapar.
494. Akılsız başın zahmetini, ayak çeker. (Les jambes portent les fautes de la tête..
A courte mémoire, longues jambes.)
5495. Akılsız dost, bir düşmandır. (Sot ami est un ennemi.)
5196. Akılsıza hayran olacak başka bir akılsız bulunur.
5497 Akrep etmez, akrabanın akrabaya ettiğini. (On n'est jamais trahi que par les siens.)
5498. Al borca, sat peşin; tıkır gider işin. (Achetez à credit et vendez compant.)
$499. Al gülüm, ver gülüm. (Donnant, donnant.)
5500. Alçak adam, tamahkâr olur.
5501. Aldatayım diyen aldanır. (Tel croit prendre qui est pris.)
5502 Aldığı aptes, ürtüttüğü kurbağaya değmez. (Le jeu n'en vaut pas la chandelle.)
5503. Åleme verir talkını, kendi yutar salkımı. (Les cordonniers sont toujours le plus mal chaussé.)
5504. Alemi nasıl bilirsin? kendin gibi. (Comment connaîs-tu les autres? comme toi.)
1505. Âlemin ağzı torba değil, ki büzesin. (La bouche des gens n'est pas un sac pour
que tu puisses la fermer.)
5506. Ålet işler, el öğünür. (Il y a plus d'outils que d'ouvriers.)
5507. Alışılan şeye, pek az değer biçilir. (Chose accoutumée, rarement prisée.)
5508. Alışmış, kudurmuştan beterdir. (Qui a bu boira.)
5509. Almağa şahin, vermeğe karga. (Faucon en recevant, corbeau en donnant.)
5510. Altın ağırına değer!
5511. Altın anahtar, kale kapılarını açar. (La clé d'or ouvre les portes des forteresses.)
5512. Altın eli, bıçak kesmez. (Le couteau ne coupe pas une main d'or.)
5513. Altın gümüşten değerli olsa da erdemin değeri altını kat kat geçer.
5514. Altın semer vursan, eşek yine eşektir. (L'habit ne fait pas le moine.)
5515. Amasya'nın bardağı, biri olmazsa, biri daha. (Pour un de perdu, deux de retrouvés.)
5516. Anasına bak, kızını al: kenarına bak, bezini al. (On ne saurait faire d'une buse un épervier.)
5517. Ancak aynı yaştakiler, aynı yaşamı kurabilir.
hurmet yasaklanma, yasak olma, do bushnashk, haram olma, haramik
hurmet i jedide حرمت شديدة piddetli haram (yasaklama)
hurde çıkay, dışarı çıkas 2 isyan, ayak
lanma
huruf harfler 2 isim ve fül dışında ka lan kelimeles
huruf a atif حرف عطف iki kelime veya cumle yi birbirine bağlayan harfler ve kelimeler (ve, fe, ev, hattå, em, là, bel, lakin, emma, sümme) hurufu sazime حروف عازمه )gt) Arapçada bir kelimenin başına geldiğinde o kelimenin son sesli harfini okutmayan kelimeler, cezmedici kelimeler (meselä, lem, lemma, emir belirten
(la), olumsuzluk belirten (lå), şart edatları gibi)
hurufu ecneblye حروف احسبه : yabancı alfabe
harfleri
hurufu hecaiye حروف فجائية Larapçadaki "elif ba sırasına göre sıralı harfler 2 arap çada sesli hart görevinde kullanılan harfler (elif, vav, he, ya)
huruf-u hecålye-i Kur'aniye حروف هجائية قرآنية : Kur'andaki heck harfleri (bak huruf u hecai ye)
hurufu kebire حروف كبره :tboyuk harfler, büyük kelimeler 2 (mec.) büyük ve açık ma nalar, büyük ayetler, büyük işaretler, buyük mucize olayları
huruf u Kur'anlye حروف قرآنیه : Kur'an harfleri
huruf-u mevcudat حروف موجودات : )mec.) Alle lah'ın eseri büyük kainat kitabının harfleri gibi olan varlıklar, varlıklar şeklinde harfler
huruf-u mukataa حروف مقاطعه : Kur'an'da bazı sure başlarında bulunan ve tek tek okunan harfler (elif, lâm, mim gibi)
hurufu nasibe حروف ناحیه : )gr.) geniş zaman fiilinin başına getirildiğinde son hecesini (e) diye okutan harfleri, kelimeleri (en, len, izen, key takıları gibi)
huruf-u Nuriye حروف نوریه : nur risalesinde
ten harfler ve kelimeler
378
huruf u nuriye حروقت دورهnurlu (kh) harfler
huruf u sartive حروف شرطيه art bildiren hart ler, kelimeler, edatlar (arapçada, in, lemem, ma, mehma, eyyu, metà, haysūna, keyfe må humeti i tha faizin yasaklanma gibi ek ve edatlar) türkcede se, ise, an-cak gibi eklerle ifade edilir
huruf حروف harfler 2 matbaadaki harf ka
hpları
hurufat Islamiye حروفات إسلامية : Islam alfabe
sindeki harfler
hurufat kudsiye حروفات قدسیه : kutsal harfler
hurufat- Kur'aniye حروقات قرآنیه : Kur'an hart
hurufiye حروفيه harflerle ilgili
hurufaaliyeحروف عربية atapadaki harfler leri
hurufiye حروفه hurufilik, harflerden kendi lerince mânalar çıkarıp İslamın doğru yolun
dan sapmış batıl bir mezhep veya tarikat hurus خروض : cosma, coşkunluk 2.gürültü,
harin-in حور میں iri siyah ve guzel gozlu cen net kızları, hüri kızları
hurive حوريه : hart gibi (kimse(
hurmet yasaklanma, yasak olma, do-kunulmazlık, haram olma, haramlık humeti i riba حرفت با : faizin yasaklanması,
fatzın haram oluşu
hurmet-i sedide حرمت شدیده : siddetli haram (yasaklama)
hure حروح :as: dışarı çıkış 2 isyan, ayak lanma
huruf حروف harfler 2 isim ve fiil dışında ka-lan kelimeler
(ve, hurufu arabiye حروف عربية : arapçadaki harfler huruf-u atif حروف عطف : iki kelime veya cümle yi birbirine bağlayan harfler ve kelimeler fe, ev, hattä, em, là, bel, läkin, emma, sümme)
huruf-u cazime حروف جازمه : )gr.) Arapçada bir kelimenin başına geldiğinde o kelimenin son sesli harfini okutmayan kelimeler, cezmedici kelimeler (meselä; lem, lemma, emir belirten (là), olumsuzluk belirten (lå), şart edatları gibi)
hurufu ecnebiye حروف اجنبيه : yabancı alfabe harfleri
hurufu hecalye حروف هجائيه : Larapçadaki "elif ba" sırasına göre sıralı harfler 2.arap-çada sesli harf görevinde kullanılan harfler (elif, vav, he, ya)
hurufu kebire 1: حروف كبيره.büyük harfler, büyük kelimeler 2.(mec.) büyük ve açık ma nalar, büyük âyetler, büyük işaretler, büyük mu'cize olayları
huruf-u Kur'aniye حروف قرآنیه : Kur'an harfleri
huruf-u mevcudat حروف موجودات : )mec.) Alle lah'ın eseri büyük käinat kitabının harfleri gibi olan varlıklar, varlıklar şeklinde harfler
huruf-u mukataa حروف مقاطعه : Kur'an'da bazı sure başlarında bulunan ve tek tek okunan harfler (elif, lâm, mim gibi)
huruf-u nasibe حروف ناصبه : )gr.) geniş zaman fiilinin başına getirildiğinde son hecesini (e) diye okutan harfleri, kelimeleri (en, len, izen, key takıları gibi)
huruf-u Nuriye حروف توریه : nur risalesinde ge-
çen harfler ve kelimeler
huruf-u nuriye حروف نوری nurlu (ışıklı) harfler
huruf-u şartive حروف شرطه sart bildiren harf-
ler, kelimeler, edatlar (arapçada, in, lemem, ma, mehma, eyyü, metá, haysüma, keyfe må gibi ek ve edatlar) türkçede... se, cak...., gibi eklerle ifade edilir ise, an-
huruf 1 : حروف harfler 2 matbaadaki harf ka-
lıpları
hurufat Islamiye حروفات إسلاميه : islam alfabe sindeki harfler
hurufat: kudsiye حروفات قدسه : kutsal harfler
hurufat-i Kur'aniye حروفات قرآنیه : Kur'an harf-
leri hurufiye حروفيه : harflerle ilgili
hurufiye حروفيه : hurufilik, harflerden kendi lerince mânalar çıkarıp İslamın doğru yolun-dan sapmış batıl bir mezhep veya tarikat
hususat sahsiye خصوصات شخصیه : pahsi (kişi sell ozellikler ve yönler, şahsi haller hususi خصوصی . ozel, ozel hal ve davranışlara ait
hususiyet 1 : خصوصیت özellik, özel hal ve du rum 2 dostluk, ahbablık, tanışlık, yakınlık, samimiyet
hususiyet-i mütenevvia خصوصیت متنوعه : mute nevvi hususlar, çeşitli özel haller ve davranış-lar, çeşitli özellikler
hususiye خصوصیه : )bak. hususi(
hususiyle خصوصیله : özellikle, bilhassa, özel şekilde
hususuyla خصوصیله : )bak hususiyle(
huse-cin خوشه چین : salkım veya başak topla yan
husu حضوع : hem korku hem saygı duyma hali (Allah'ın huzurunda) 2.kusurlarını gör me ve durumundan utanma hali 3.alçak gö-nüllulük
husunet حشونت : sertlik, sert ve katı davranış-lılık
hot حوت : balık büyuk balık 2 balık burcu
hutame حطمه : cehennemin beşincisi (inkârcı-lar için olan gayya kuyusu buradadır)
hutbe 1 : حطبه.Cuma veya Bayram Namazla-rında müslümanlara dinin emir ve yasaklarını ve onları ilgilendiren konularda bilgi ve gerek lerini hatırlatan hatibin konuşması (hatip bu konuşmayı halife veya İslâm devlet başkanı namına ve onun verdiği yetkisiyle yapar. bu sebeple bu hutbe devletin bağımsızlığını be lirtir.) 2.dinî emir ve yasakları ve temel dinî gerçekleri vermek için müslümanlara yönelik yapılan konuşma. 3.akıl sahiplerine yönelik konuşma
hutbe-i Arabiye خطبة عربيه : Arapça hutbe
hutbe-i ezeliye خطبة أزليه : ezeli hutbe, Allah'ın (c.c.) kullarına yönelik ezeli sözleri (Kur'an)
Hutbe-i samiye 1 : خطبة شابه.Suriyedeki Şam şehrinde (Emevi Camii isimli camide) Hz.
huzu
Bediüzzaman Said Nursi tarafından verilen hutbe 2 bu hutbenin yazılı haldeki kitabın adı
hutbe-i sirin حطبة شيرين : sirin konuşma, guzel ve tatlı konuşma
hutbe-yi Arabiye خطة عربية : )bak. hutbe-i Ara-biye)
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: "Mirac gecesinde İbrâhim (a.s.) lle karşılaştım. "Ya Muhammed! Ümmetine selam söyle. Cennet'in toprağının güzel, suyunun tatlı ve arazisinin de düz ve ağaçsız olduğunu, oraya dikilecek fidanın da 'Sübhânallâhi velhamdü lillâhi ve lå ilahe illallahü vallâhü ekber' (duası)
Mirac Gecesi'nde, yatsı namazından sonra 12 rekât hâcet namazı kılınır.
Her rekâtte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlas-ı şerîf okunur.
Namaza şöyle niyet edilir:
"Ya Rabbi! Rızâ-yı şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece, yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın Habîbin Resûl-i Zîşân Efendimiz hürmetine, ben âciz kulunu afv-ı İlâhî'ne, feyz-i İlâhî'ne ve rızâ-yı İlâhî'ne mazhar eyle." Allâhü Ekber.
Bu namaz, her rekâtte yüz İhlas-ı şerîf okunarak 10 rekât kılınır veya her rekâtte on İhlas-ı şerîf okunarak 100 rekât kılınırsa bunu yerine getiren mümin, bu namazın feyz ve bereketiyle huzûr-ı İlâhî'ye namaz borçlusu olarak çıkmaz (namaz borçlarını edâya muvaffak olur).
Hadis-i şerîfte, Receb-i şerîfin 27. gününde, yani kandil gecesini takip eden gündüzde oruç tutana, altmış ay oruç sevabı yazılacağı vaad edilmiştir.
Mirac Gecesi'ni takip eden gündüzde, öğle namazı ile ikindi namazı arasında 4 rekât namaz kılınır. Her rekâtte Fâtiha-i şerîfeden sonra;
5 Ayetü'l-Kürsî,
5 Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn,
5 İhlas-i şerîf,
5 Kul eûzü birabbi'l-felak,
5 Kul eûzü birabbi'n-nâs sûreleri okunur. (Duâ ve İbadetler, Fazilet Neşriyat)
Ali'nin (ra) Müslüman olması karşısında kocasına Fatma Hatunun, "Oğlunun dinini değiştirmesini onaylıyor musun?" diyerek Hz. pki göste
Peygamberimizin (asm) Hayatı
TARINTE BUGÜN
-1444-Varna Savaşı.
1922-Bediüzzaman Said Nursî, hükümet ileri gelenlerinin daveti üzerine gittiği Ankara'daki Millet Meclisinde resmî merasimle karşılandı.
9
BİR AYET
Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.
Bakara Suresi: 32
CUMARTESİ
SATURDAY
BİR HADİS Sübhanallah, Lâ ilähe illallah, Elhamdülillah, Allahuekber ve Lå havle velâ kuvvete illâ billah'ı çok
KASIM
NOVEMBER
söyleyiniz.
Müsned, 3: 75
Seni intizar etmekte ve senin de sür'atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın zinetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Mesnevî-i Nuriye
Hıristiyanlık-Yahudilik Çatışmasının Anlamı Nedir?
Son zamanlarda bir Hıristiyanlık-Yahudilik çatışması başla-dı. "Da Vinci'nin Şifresi" adlı kitapta Hz. İsa'nın evlendiği, çocuk sahibi olduğu, soyunun bu çocuktan devam ettiği, bu so-yun son temsilcisinin de hayatta olduğu iddia ediliyor. Kitap dünya kitap listelerinde en çok satanlar listesinin başında yer alıyor. Bu iddialar Hıristiyanlığın temel inanç sistemine bir sal-dırı anlamı taşıyor olmalı ki, "Hz. İsa'nın Çilesi" adlı bir film yapıldı ve şu günlerde tüm dünya sinemalarında gösterilmeye başlandı. Filmde Hz. İsa'yı Yahudilerin öldürdüğü konusu işle-niyor. Bu çekişmenin arkasında neler var?
M. K.: Evet son zamanlarda şunu görüyoruz, dünya üzerinde ki-taplar yayınlanıyor ve bu kitaplar dünyadaki temel çatışmanın di-ni olduğunu ifade ediyor. Mesela "Da Vinci'nin Şifresi" adlı kitap-ta İsa'nın soyundan gelen insanların hala bir takım yönlendirme-ler yaptığı iddia olunuyor. Ben 2000 sene sonra insanların soyun-dan gelenlerin, hala etkili olabileceğini bilmiyorum. Ona tıp adamları karar verirler. Ama şunu gözlüyoruz, bugünkü mücade-leler geçmişte Birinci Dünya Savaşı'na, İkinci Dünya Savaşı'na ya da soğuk savaşa yön veren temel çatışmalardan çok farklı değil.
Ama metot değişik. Bugünkü din çatışmasını aslında bu mücade lenin temeli değil, sadece bir aracı olarak görmek lazım. O bakım. dan yazılan bir sürü kitaplara bakılarak dünyada gerçekten dinsel bir çatışma olduğunu zannetmek hatadır. Ama bu kitaplar okuna-rak tarafların nasıl bir metot uyguladığı öğrenilebilir.
Soğuk savaş döneminde çatışma, sağ ile sol arasında idi veya NATO ile Varşova Paktı arasındaydı. Şu anda bakıyoruz ki, bü-tün bunlar hiç ortada yok. Sadece dünya üzerinde dinsel bir ça-tışma var gibi gözüküyor. Ama aslında o gün ne için çatışılıyor-sa, dünya üzerinde hegemonya kurmak, iktisadi çıkarlar, siyasi çı-karlar var ise, bugünde aynı çıkarlar için çatışılıyor. Dini çatış-maları, meselenin özü olarak görmek yerine, araçları olarak gör-mek lazım.
Bu açıdan şunu görüyoruz, mesela "Da Vinci'nin Şifresi" kita-bı, Hz. İsa'yı küçültücü bir tavır takınırken "İsa'nın Çilesi" filmi de Yahudileri itham eden bir tavır sergiliyor. Bu dinsel bir farklı-lıktan kaynaklanmıyor, siyasi ayrıştırmalardan kaynaklanıyor. Bu kitabı yazdırma gereği duymalarının sebebi, dünya üzerinde çatı-şan güçler, aslında bir kitap değil, çoktan beri "Tapınak Şövalye-leri" gibi, bir sürü yayınlar yapılıyor, savaş aracı olarak dini seçti-ler. Dini seçtiklerine göre halkı bu savaşa inandırmak ve bunun arkasında toplamak gerekiyordu. O yüzden de böyle kitap furya-sı ortaya çıktı. Dikkat ederseniz sadece Hıristiyanlığın içinde de-ğil, daha evvel Medeniyetler Çatışması'nda da temelde İslam olan bir düşünce ile Batıyı karşı karşıya getirmek gibi bir strateji izlendi. Bizim söylediğimiz, bunu önündeki bir perde olarak gö-rün fakat onun arkasındaki siyasi hesaplar değişmez. Geçmişte ne için savaşılıyorsa onun için savaşılıyor. Ve meseleyi din savaşı olarak görmeyiniz.
Eğer dünya üzerinde savaşmaya, mücadele etmeye karar veren kimseler, dini bir alet olarak kullanmaya başlamışlarsa bunun dı-şında Türkiye de kalamaz. İster istemez din çatışmasının ya ko-
nusu ya tarafı olacaktır. Bunda dikkatli olmak ve özellikle bu oyuna düşmemesi lazımdır. Dini çatışmaları tahrik edecek özel-likle, içerideki grupları birbirine düşürecek tavırlardan sakınma-ları gerekir. Türkiye içerisinde din ile laiklik arasındaki çatışma-lar, aslında onların projelerinin gerçekleştirilmesi anlamına gelir. Bizim yaptığımız şey şudur, kim ne istiyor ve burada Türkiye'den beklenen nedir, Türkiye'yi yönelttikleri yer neresidir, buna ras-yonel cevap vermektir.
Resulullah SA. efendimizin bu oğlu İbrahim, hicretin onuncu se-nesi rebiülevvel ayının onuncu gunü, on altı aylık iken dar-1 ukbaya teşrif eyledi. Bakia mezarlığına defnedilmiştir.
Yüce Hak, cümlesinin şefaatlerini bizlere nasib eylesin. Amin!. Resulüllah S.A. efendimizin kendi sulbünden gelen kızları dört tanedir.
HAZRET-1 ΖΕΥΝΕΡ
Birincisi: ZEYNEP'tir. Allah ondan razı olsun.
Resulüllah S.A. efendimiz, otuz yaşında iken Hazret-i Hatice'den dünyaya gelmiştir. Cümle kızlarının büyüğüdür. İlk çocukları da Ka-sım'dır.
Razıları şöyle dedi:
Zeynep, Kasım'dan büyüktür.
Allah onlardan razı olsun. Ancak, birinci kavil daha doğrudur.
Bu Zeyneb'l, Hazret-i Hatice'nin dayısı Ebülas Muksim b. Rebia nikâhla almıştır. Bundan bir erkek çocuğu olmuş; adını: ALİ ko-muşlardır. Allah ondan razı olsun. Bir de kızı olmuş; onun adını da: UMAME komuşlardır. Allah ondan razı olsun. Resulüllah S.A. efen-dimiz, Medine-i Münevvere'ye hicret buyurdukları zaman, zevci Ebül-as'la Mekke'de kalmıştır. Çünkü o zaman, Ebülas, iman şerefi ile mü-şerref olmamıştı.
Sonra esir oldu. Kendi nefsine fidye verip kurtulmasını istediği zaman; Resulüllah S.A. efendimiz, kızı Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile söz alıp onu bıraktı. Resulüllah S.A. efendimiz, Ebülas'ı sal-dığı zaman, kızı Zeyneb'i alıp getirmeleri için, yanına iki adam kattı. Onlar gibip Zeyneb'i alıp getirdiler. Daha sonra, Ebülas da İslâm şe-refi ile müşerref olup Medine-i Münevvere'ye hicret etti. Bunun üze-rine, Resulüllah S.A. efendimiz, yeni bir nikâhla kızı Zeyneb'i Ebülas'a verdi. Allah onlardan razı olsun.
Bazıları şöyle dedi:
Resulüllah S.A. efendimiz, yeniden nikâh kıymadı; eski nikâhı ile verdi.
Bu Zeynep r.a. hicretin sekizinci senesinde Medine-i Münevvere'-de dai 1 ukbaya teşrif buyurdu. Kendisini, Resulüllah S.A. efendimiz mübarek elleri ile, kabre indirmiştir. Hak Taâlâ şefaatlerini cümlemi-ze nasib eylesin. Amin!.
HAZRET-İ RUKİYE
Resulüllah S.A efendimizin ikincı kızı: RUKIYE'dir. Allah ondan razı olsun.
Resulüllah S.A. efendimiz, otuz üç yaşında iken, bu kızı RUKİ-YE Hazret-i Hatice'den dünyaya gelmiştir. Ebu Leheb'in oğlu Ate-be'ye nikahlamıştır. Ancak, güveği girmemiştir. Güveğı girmeyişinin sebebi: Ebu Leheb hakkında TEBBET suresinin nazil olmasıdır. O sure nazil olduktan sonra, Ebu Leheb işitti; öfkelendi. Oğlu Atebe'ye şöyle dedi:
Mekke-1 Mükerreme'de Hazret-1 Osman'a ra. nikahladı. O da Ru-kiye'yi alıp Habeşistan'a hicret eyledi.
Rukiye'nin Hazret-1 Osman ra. ile evliliğinden bir erkek çocuğu oldu; adını Abdüllah koydu. Daha sonra, Medine-1 Münevvere'ye hicret buyurdu. Allah ondan
razı olsun.
Resulüllah S.A. efendimiz, Bedir gazasına giderken, Hazret-i Ru-kiye hasta idi. Bunun için, Hazret-i Osman'ı ra. beraberinde götür-medi. Resulüllah S.A. efendimiz, Bedir gazasında iken Rukiye vefat etti. Allah rahmet eylesin. Hak Taâlâ, cülernize şefaatini nasib eyle-sin. Amin!.
HAZRET-1 ÜMMÜGÜLSÜM
Resulüllah S.A. efendimizin üçüncü kızı: Ümmügülsüm'dür. Al-lah ondan razı olsun. Bu da, Hazret-i Hatice'den r.a. dünyaya gel-miştir.
Resulüllah S.A. efendimiz, bunu da Ebu Leheb'in oğlu Utbe'ye nikâhla vermiştir. Ancak, bu da kardeşi Atebe gibi, güveği girmemiş-tir. Anlatılan sure nazil olduktan sonra, kardeşi Atebe, Hazret-i Ru-kiye'yi boşayınca bu da babasının izni ile, Ümmügülsüm'ü boşamıştır.
Hazret-1 Osman'ın r.a. zevce-i mükerremesi Rukiye vefat ettikten sonra, Resulüllah S.A. efendimiz bu kızı Ümmügülsüm'ü Hazret-i Os-man'a r.a. nikâhladı. Bu nikâh Medine-1 Münevvere'de oldu. Hicretin üçüncü senesi idi. Resulüllah S.A. efendimizin iki kızı ile evlendiği için kendisine:
Zinnureyn..
Denmiştir. Ümmügülsüm, hicretin dokuzuncu senesi dar-ı ukba-ya teşrif etmiştir. Allah ondan razı olsun. Bunun çocuğu olmamıştır.
HAZRET-1 FATIMA
Resulüllah S.A. efendimizin dördüncü kızı; FATIMAT'ÜZ-ZEHRA'-dır. Allah ondan razı olsun. Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik gelmeden beş sene evvel Hazret-i Hatice'den r.a. doğmuştur. Bazıları da:
doğmuştur. Resulüllah S.A. efendimiz kırk yaşında iken, Hazret-i Fatıma
Dediler. Bu, 'Resulüllah S.A. efendimizin kızlarının cümlesinin kü-çüğüdür. Dünya Alem kadınlarının hanımefendisidir. Resulüllah S.A. efendimizin sevgili kızıdır. Allah ondan razı olsun.
Çünkü: Hazret-i Fatıma pek gani gönüllü zahide bir hanımefen-di idi. Zahid ve âbid olan çocukları diğerlerinden daha fazla sevmek mübahtır.
Bunun, FATIMA ism-i şerifinden başka, dört ismi daha var-dır. Şunlardır: BETÜL, ZEHRA, TAHİRE, MUTAHHARE..
Eyyám-ı biz: ayın doğup sonuna kadar aydınlattığı geceler demek-tir ki, her ayım on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci geceleridir. (46)
Katade b. Milhan «Resûlullah Aleyhisselâm, bize ayın aydınlık ol-duğu on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci gecelerin orucu ile emr eder ve (O, yıl orucu gibidir!) buyururdu. (47)
Abdullah b. Minhal'in babası Minhal de «Resûlullah Aleyhisselâm, bize, üç aydınlık geceli günlerin orucunu tutmamızı emr eder (Onlar, yıl orucudur!) buyururdu. demiştir. (48)
Ebû Zerr'ülgıtári der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (İçinizden, her aydan üç oruç tutmak isteyen kimse, üç aydınlık geceli günlerin orucu-nu tutsun! (49)
Bana da (Ey Ehû Zer! (50) Her aydan üç oruç tutacağın zaman, on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günlerde oruç tut!) buyurdu.» (51)
Muâzetüladvlye, Hz. Ålse'ye «Resûlullah Aleyhisselâm, her aydan üç gün oruç tutarmı idi?» diye sordu.
Hz. Aişe «Evetla dedi.
Muȧze «Resûlullah Aleyhisselâm, ayın hangi günlerinde tutardı?»
diye sordu. Hz. Aişe «Orucu, ayın günlerinden her hangi birinde tutmağa pek özenmezdi. dedi. (52)
Abdullah b. Mes'ud da Resûlullah Aleyhisselâm, her ayın gurre-sinde üç gün oruç tutardı ve cuma günü oruçlu olmadığı pek az olur-du. demiştir. (53)
Aklık, beyazlık demek olan Gurre, oruçta, ayla aydınlanmış gece-ler, yani, her ayın on üç, on dört ve on beşinci geceleridir. (54)
Ebû Hüreyre «Resûlullâh Aleyhisselâm, bana üç şeyi:
1. Her aydan üç gün oruç tutmayı,
2. Kuşluk namazı kılmayı,
3. Vitr namazını kılmadıkça, uyumamamı emr ve tavsiye buyur-
du. demiştir. (55)
(46) İbn-i Esir Nihaye c. 1, s. 173.
(47) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 27, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 328
(48) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 28, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 544
(49) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 152, Tirmizi Sünen c. 3, s. 135
(50) Tirmizi Sünen c. 3, s. 134
(51) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 162, Tirmizi Sünen e. 3, s. 134
(52) Müslim Sahih c. 2, s. 818, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 328, Tirmizi c. 3, s. 135, İbn-i Mice Sünen c. 1, п. 545 Sünen
(53) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 406, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 328, Tir-mizi Sünen c. 3, s. 118
(34) Ibn-i Eslr Nihaye c. 3, s. 354
(55) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhari Sahih c. 2, s. 247-248, Tir-mizi Sünen c. 3, s. 133-134, Nesal Sünen c. 4, п. 204
Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, o derece oruç tutardı ki, biz (Artık, orucu hiç bırakmayacak!) derdik.
Bazan da, orucu, öyle bırakırdı ki (Artık, hiç oruç tutmayacak!) derdik. (56)
Ben, Resûlullah Aleyhisselâm'ın, ramazandan başka hiç bir ay'ı kâmilen oruçla geçirdiğini görmedim. (57)
Ben, Onun, şaban ayındakinden daha çok oruç tuttuğunu da, gör-medim. (58)
Şaban ayında, orucu, pek az bırakır (59), şaban ayını bütün tutar (60), ramazan'a ulardı. (61)
İnıran b. Husayn'ın bildirdiğine göre: Peygamberimiz Ey filan! Bu ay'ın (Şabanın) sonunda oruç tuttun mu?» diye sordu.
O da Hayır ya Resülallah!» dedi.
Peygamberimiz Öyle ise, ramazandan çıktıktan sonra iki gün oruç tut!» buyurdu. (62)
Şabanım İkinci Yarısından Sonra Nafile Oruç Tutulmaması ve
Ramazanın Oruçla Karşılanmaması:
Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz Şabanın yarısı kaldığı zaman, oruç tutmayınız! (63)
Sizden biriniz (64), bir gün veya iki gün oruçla (65), sakın, rama-zana tekaddüm etmesin, ramazanın önüne geçmesin! (66)
(56) Malik Muvatta' c. 1, s. 309, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 39, Buharat -Sahih c. 2, s. 244, Müslim Sahih c. 2, 8. 810, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 324, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 545-546
(57) Malik Muvatta' c. 1, s. 309, Buhari Sahih e. 2, s. 244, Müslim Sahih c. 2, s. 810, Ebu Davud Sünen c. 2, s. 324
(58) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 30, Buhari Sahih c. 2, s. 244, Müslim-Sahih c. 2, s. 810, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 324, Tirmizi Sünen c. 3, s. 114, Nesai Sünen c. 4, s. 200, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 546
(59) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 143, Müslim Sahih c. 2, s. 811, Tirmizi Sünen c. 3, s. 114, İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 546
(60) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 128, 143, Buhari Sahih c. 2, s. 244, Müs-lim Sahih c. 2, s. 811, Tirmizi Sünen c. 3, s. 114, Nesal Sünen c. 4, s. 201, İbn-i Máce Sünen c. 1, s. 528
(61) İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 528
(62) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 434, Buhari Sahih c. 2, s. 247-248, Mils-lim Sahih c. 2, 8.818-820, Dârimi Sünen c. 1, s. 350
( 63) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 301, Tirmizi Sünen c. 3, s. 115
(64) Bubari Sahih c. 2, s. 230, Tirmizi Sünen c. 3, s. 115, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s 528
(65) Buhari Sahih c. 2, s, 230, Müslim Şahih c. 2, s. 762, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 300, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 528
و محبی ) انسان سانترال کی نون خلقتك نظامرين وفطرتك قانو دارم و ما ملك توامس اللهم لك تعا على من مركز در ناءً عليه، انسانك او قانوناره انتساب و ارتباط انیسی و آر نامو بلدك انفارين با عشور غشك اغمى لاز مدرکی عمومی جریانی تأمین انين وطبقات عالميه دوران امدن طولا وارك حركتهاء من مخالفتهم او طولا بارك جرخارى التنده از کلمه سین بوده کن
اوامر ونواهيدن عبارت اولان عبادتله اولور.
دروکسی امرازی امتثال نمدار دن اجتناب ایمل سایه سنده و فرد هیئت اجتماعیر ده جون مرتبه لوله نسبت بيدا البدر و علاقه دار اولور بالخاصه احکام دینیه و مصالح کومه خصوصنده فرد ربوع حلمن كيى يعنى بك موم حقوقلى، حيثتلى ارشادلي تعاملی، اصلا حال کی وظیفہ به شخصه بوکانی اگر آواری امتثال نواهندن احتراب ايدن او شخص اولماس، او وصفه الرتماماً
پایمال اولور.
و تشخیی ) انسان، اسلامیت سایه سنده، عبادت سائقه سیاه بتونه مسلمانامه فارشو تابدار مناسبت پیدا ایدر و قوی بر ارتباط و با غليها الده ايدر بونا راید، مدار صیدالی از برا خونه حقیقی بر محبته سبب اولور. ذاتاً هيئت اجتماعيه نك كمالنه وترقينه مقدم وان برنجی با صدا ما قاله اخوت الله محبتدر .
عبادتك شخص كمالاته سبب اولد يقتك ايضا حة مانجر )
انسان، جسماً كوچك و ضعیف هم عاجز والمقام برای حیواناتد نه عداید یلدیگی حالده، په لوگان ؟ روحي ماشيو . و يك بيون بر استعداده مالكدر و هر اید یا من در جدوده میدالهاری واردر وغير متناهی امام صاحبيدر. وعداد يالغمز فکر کوی واردر و غیر محدود شهویه و غضبیه کی قورکری وار در و اوراله عجائب بر یارا د بلیشی وار در که، هد انکه بتون انوا عاره و عالماره فهرسته اولار مه باراد باشد.
ایشته بودیله بر انسان او يوكن روغنی انبساط ایتدیر، عبداد در استعداد لرینی انکشاف ایتدیرین، عبدادند. ميلامرینی تمیز و تنزیه ایتدیرن، عبداد تدر الطاهرینی تحقق ایتدیر، عبادتدر فکر لرینی توسیع و انتظام الفته آلام، عبداد تدر شهریه و غضبية قوتكريني حد التنه آلان، عباد تدر. ظاهری و باطنی
Üçüncüsü: Insan, santral gibi, bütün hilkatum mzamlarma ve fıtratın kanunlarına ve kainattaka nevamisi lähiyenin sua'larına bir merkezdır Bienaly insanin o kanunlara intisab ve irtibat etmesi ve o namusların eteklerine yapisip temessük etmesi lazımdır umumi cereyâm te'min etsin. Ve tabakát- alemde
deverán eden dolapların hareketlerine muhalefetle.o dolapların çarkları altında ezilmesin. Bu da ancak evamır ve nevähiden ibaret olan ibadetle olur
Dördüncüsü: Emirleri imtisal, nehiylerden ictinah
etmek sayesinde, bir ferd, heyet-i ictimaiyede çok mertebelerle nisbet peyda eder ve alakadar olur. Bilhassa ahkam-ı dinive ve mesalih-i umûmiye hususunda bir fend bir nev hükmüne geçer. Yani pek çok hukuklar. haysiyetler, irşådlar, ta'limler, ıslahlar gibi vazifeler bir şahsa yüklenir. Eğer evåmiri imtisål, nevähiden ictinåb eden o şahıs olmasa, o vazifeler tamamen påy-i mål olur.
Beşincisi: İnsan, İslâmiyet såyesinde, ibådet säikasıyla bütün müslümanlara karşı sabit bir münasebet peydå eder. Ve kavi bir irtibat ve bağlılık elde eder. Bunlar ise, sarsılmaz bir uhuvvete, hakiki bir muhabbete sebeb olur. Zaten hey'et-i ictimaiyenin kemåline ve terakkisine mukaddeme ve en birinci basamaklar uhuvvet ile muhabbettir.
İnsan, cismen küçük ve zayıf, hem aciz olmakla beraber, hayvanåttan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor. Ve pek büyük bir isti dâda måliktir. Ve
hasredilmez derecede meyilleri vardır. Ve gayr-i mütenâhi emeller såhibidir. Ve addedilmez fikirleri vardır. Ve gayr-i mahdúd şeheviye ve gazabiye gibi kuvvetleri vardır. Ve öyle
acaib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün enväʻlara ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır.
İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisât ettiren, ibâdettir. İsti'dâdlarını inkişaf ettiren, ibådettir.
Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir. Emellerini tahakkuk ettiren, ibadettir. Fikirlerini tevsi ve intizam altına alan, ibadettir. Şeheviye ve gazabiye kuvvetlerini
عصویر بنی تصویر البدن دونغول من تعالى المدير عداد ندر انساندن طبیعت با مهاری از ارایه عداد نور انسانی مقدّر أولان كما لاغر بتشدين عباد ندر عبد الله معبود اراسنده ان بوک وال لطيف اولان نسبت النجمه عداد تدر اوت، كمالات بشريه نك ان توکسکی تو نسبت و مناستور اخطار ) عدادتك روحي، اخلا صدر اخلاص ايد يا بيلان عبادتك بالكنز امراء للديكى جو با امید اگر با شقور حکمت و رفائده عبادت على كوستر بلس او عبادت باطلعه بالگر فائده لى، حكمتار مرجع اولا به ایرلری، علت اولا مازلي
اركهم، وتذكر ايا لها الناس اعبدوا الخير اعماله انساناری عبادت دعوت اند. ان که لاله های ایله، نه چونه عبادت یا بالم؟ علتی نه در دبیر صور ولانه سوالی قرآن کریم ا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ا جمل الديلم جوا بلا ندير معه اوزره، صدا عن وجود و وحدته دار برها ناری ذکر ایم که با شلادی.
مقدمه ] آنان دورانه اولان دلواتی کی، موثر من أثره يا بيلان استدلاله برهان اتمی دینیل دیگی کی دومانك آتشه اولان دلالتي كبي، أثر دن مؤثره اولان استدلاله ده [ برهان اني] دينير برهان إني، شبه الردن داها المدر.
بوابتك ، صانعك وجود و وحدتنه اشارت ايدن دلیه المهندم بری ده 1 عنایت دارای تا در بودليل، كاناتي و ماماتك اجزاستی و انواعنى اختلالدن، اختلافين، طاغية المقدم فور تارو بتون خصوص اتى انتظام التنه المقام وفاته حيات ويرن نظامدن عبارتدر بتون مصالحتارك حكمة الرك، فائده لرك، منفضت ترك منشى، بو نظا مدر. منفقة الردن، مصلحت لردن بحثا يدن بتونه آیات قرآنی، بو نظام اوزرینه یورویور و بو نظامك تجلينه مظهر در. بناء عليه بتون مصالحات، فوائده و مناقصات مرجعی اولان و لا فاته حيرات ويرنه بر نظام، البته والبته براجمان وجود نه دلالت ایتدیگی کی. او نامه قصد و حکمتنه ده دلالت این ماهی کور تعداد فان و مارینی
uzuvlarmi takviye eden duygularını teâli ettiren, ibadettir Insandan tabiat paslarını izåle eden, ibadettir, Insam mukadder olan kemâlâtına yetiştiren, ibädettir. Abd ile Ma'büd arasında en yüksek ve en latif olan msbet, ancak ibadettir. Evet, kemälät beseriyenin en yükseği su nisbet ve munasebettir İhtår: İbådetın ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetın yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir fäide ibådete illet gösterilse, o ibådet båtıldır. Yalnız fäideler, hikmetler müreccih olabilirler, illet olamazlar.
Kur'ân-ı Kerim, vakta ki: ان القاب البنوا -ilä ähirihi- emriyle insanları ibådete da'vet etti. Sanki lisân-ı hål ile, "Ne için ibadet yapalım? Illeti nedir?" diye sorulan suâli, Kur'ân-ı Kerim رقعة التي ستك cümleleriyle cevablandırmak üzere, Sani'in vücûd ve vahdetine dâir burhânları zikretmeye başladı.
Mukaddeme: Ateşin dumana olan delâleti gibi,
müessirden esere yapılan istidläle burhân-ı lümmi denildiği gibi; dumanın ateşe olan delâleti gibi, eserden müessire olan istidlåle de burhân-ı innî denir. Burhân-ı inni, şübhelerden daha sâlimdir.
Bu âyetin, Sâní'in vücûd ve vahdetine işaret eden delillerinden biri de inâyet delilidir. Bu delil, kâinâtı ve käinâtın eczásını ve enväını
ihtilälden, ihtiläftan, dağılmaktan kurtarıp, bütün hususatını intizâm altına almakla käinâta hayat veren nizâmdan ibarettir. Bütün maslahatların, hikmetlerin, fåidelerin, menfaatlerin menşei, bu nizămdır. Menfaatlerden, maslahatlardan bahseden bütün âyât-ı Kur'âniye, bu nizâm üzerine yürüyor. Ve bu nizâmın tecellisine mazhardır. Binâenaleyh bütün mesâlihin, feväidin ve menâfiin mercii olan ve kâinâta hayat veren bir nizam, elbette ve elbette bir nâzımın
vücûduna delålet ettiği gibi; o nâzımın kasıd ve hikmetine de delålet etmekle, kör tesadüfün vehimlerini nefyeder.
kuolookkii.) 177 $380 Eve gitmeye acelem yok, çok kişi evde ölür. (Ei on kiirettä kottii, sinne useemp
20, kuin
Jumines
aktos)
on
5381 Evlenmek isteyen, dış görünüşe bakmaz. (Ei se näkköö katto, joka naira meinaa.)
5382. Gencken öğrenen, yaşlılığında bilir. (Joka nuorena oppii, se vanhana taitaa.)
5383. Gereksinme, çıkış yolunu buldurur. (Kylla hätä keinot keksit.)
5384. Gömlek denli sıcak, ana denli iyi bir şey yoktur. (Ei mikkää o nii lämpönen kuu paeta, eikä mikkää o nii hyvä ku äet.)
5385. Gören, işitmiş olandan daha iyidir. (Nähnyt kuullutta parempi.)
5386. Hamut, tayı eğitir. (Länget ne un, jotka varsan neuvoo)
5387. Her, erkek, asker değildir. (Joka mies ei oo sotamies.)
5388. Herkes üstüne tükürürse, parlayarak yanan kömür ateşi bile söner.
5389. Hıç kimse ay ışığıyla yaşamaz. (Ei kukkaan kuunvalolla elä.)
5390. Islak olan, sudan korkmaz. (Ei märkä pelekee kastumistaan.)
5391. Islak yanmaz, su ekşimez. (Ei märkä pala, eikä vesi happane.)
5392. İki hırsız tartışırsa, çiftlik ineğine kavuşur.
5393. İki tavşanı birden kovalayan köpek, hiçbirini yakalayamaz. (Koire joka kahta jänistä ajjaa, jäep yhetä.)
5394. Ineği sağmak, onu öldürmekten daha iyi. (Parempi lehmä lypsää kuin tappaa.)
5395. Insan dünyayı dolaşmakla varıklı olmaz, ama bilgili olur. (Ei maailmalla rikastu, mutta siälä viisastuu.)
5396. Insan her şeyden pişman olur, ama genç evlenmekten, erken kalkmaktan asla. (Kaikkea ihminen katuu, vaan ei nuorena naimista ja varhain nousemista.)
5397. Insan makine değil ki, dinlenmeden çalışsın! (Ei immeinen kone ou, että se leppeemätä jaksaa.)
5398. İnsanın görünüşü Tanrı'dan, davranışları kendisindendir. (Näkö on niinkun Jumala luop, tavat on niinkun ihe tahtoo.)
5399. İsveçli gibi küfürbaz! (Kiroilee kuin ruotsalainen.)
5400. İsveçli gibi sarhoş! (Juovuksissa kuin ruotsalainen.)
5401. İş, yaparak öğrenilir. (Työ tekijäänsä opettaa.)
5402. İşler ustalıkla yapılır, halkın çokluğuyla değil. (Taidolla työ tehdään, ei väen paljoudella.)
5403. İvedilik, iyilik ve onur getirmez. (Ei hoppu hyväksi ola, eikä kiire kunniaksi.)
5404. İyi olan azlığından verir, kötü olan bolluğundan vermez. (Hyvä antaa vähästäänkin, huono ei anna paljostaankaan.)
5405. İyi vicdan, en pahalı altından değerlidir. (Prampi kuin kallis kuulta, ompi puhdas omatunto.)
5406, İyi zamanında uyuyan, zor zamanında çalışır. (Joka myötäsen makkaa, se vastasen soutaa.)
huzur لمسمط حضورma bulunma, mevcut ki gonul rahathğı 4yuksek bir zatın yakınlığı olma 2 sükünet, iç rahathğı ibadet halinde veya gözetim altında bulunma herşey surekli olarak Allah'm gözetiminde olduğu düşünce
huzuru aliniz حضور البكر yuksek satınız
huzuru All-Irfaniniحضور علی عارفا گ yak sek ilim ve irfan sahibi satınız
huzuru ali ve irfani حضور عالی و عرفانی : yuksek
ve irfan sahibi zatm makamı
huzuru daimi حضور دائمی : daimi huzur, her an Allah'in (c) yakınlığı ve olma suuru (bilinct) gözetimi altında
huzuru etemm حضور اتم : tam ve noksan ha huzur, tam manastyla her an Allah'ın (cc.) yakınlığı ve gözetimi altında olma şuuru (bi linci)
huzur-ullahi حضور الهي : Allah'ın (c.c.) bize her şeyden daha çok yakın oluşunun ve her an O'nun gözetiminde altında bulunuşumuzun şuuru (bilinci) 2 Allah'ın (c.c.) her an her yer de bulunuşu, manevi huzuru 3.Allah'ın (c.c.) ähirette herkese hesap soracağı zaman
huzur-u iman حضور ایمان : iman huzuru, ima nın verdiği gönül rahatlığı
huzuru irfanınız حضور عرفاگیگز : irfan (yani de rin anlayış ve ilim) sahibi zatınız
huzur-u kalb )1( حضور قلب : kalb huzuru, gönül rahatlığı
huzur-u Kibriya حضور كبرياء : sonsuz büyüklük sahibi Allah'ın (c.c.) manevi yakınlığı, huzuru
huzur-u lamekani حضور لامکانی : mekana muh taç olmayan Allah'ın (c.c.) månevi yakınlığı ve huzuru
huzur-u mehabetinde حضور مهابتکده : büyük ve saygıdeğer zâtın huzurunda, månevi varlığı önünde
huzur-u mehakim (mahakim( حضور محاكم mahkemelerin bulunduğu yer, mahkemele rin duruşma salonları
huzur-u Rab حضور رب : her şeyin sahibi ve ter-biyecisi olan Allah'ın (c.c.) yakınlık ve göze timi
huzur-u Muhammed(ly( حضور محمدیه : Hz
Muhammed'in (am.) hazır bulunduğu yet
huzur u tevhid
huzuru nebevi حضور شرى Hz. Peygamber' in (asm) hazır bulunduğu yer
hali
huzuru padişah حصر بادشاهpadişahın huzu ru, padişahın hazır bulunduğu yer
huzuru pakai حضور ياك إلهى her türlü ku surdan ve noksanıktan uzak olan Allah'ın (cc) huzuru (manevi yakınlığı)
huzur-u Peygamberi حضور پیغمري : Hz. Pey-gamber'in (as.m.) hazır bulunduğu yer
met sahibinin (Allah'ın c.c.) huzuru, yakınlığı
huzur-u Resul- Ekrem (as.m.( حضور رسول اکرم en buyük peygamberin (Hz. Muham med'in as m.) huzuru, bulunduğu yer
huzur-u Resulullah حضور رسول الله : Allah'ın (c.c.( elçisinin (Hz. Muhammed'in) huzuru, hazır bulunduğu yer
huzur-u saadetine حضور سعادته : mutluluk ve-rici huzuruna (månevi varlığı ve yakınlığına(
huzur-u sami حضور سامی : yüksek huzur, yüksek kişilik sahibinin huzuru, hazır bulunan yer
huzur-u sahane حضور شاهانه : padişahın huzu-ru, padişahın hazır bulunduğu yer
huzuru tam حضور نام : tam huzur, tam mână-siyle her an Allah'ın (c.c.) yakınlığı ve gözeti-mi altında olma şuuru (bilinci)
huzur-u Üstad حضور استاد : üstadın (Hz. Be-diüzzaman'ın) huzuru, Üstad'ın yanı
huzuran حضورا : her an hazır ve yakınlık ha-linde
huzuri (ye( حضوريه : huzur hali ile ilgili, Allah'ın (c.c.) her şeye her şeyden daha yakın olduğu ve her şeyi her an gözetimi altında bulundur-duğunu bilme hali ile ilgili
huzurlu 1 : حضورلی.huzur hali bulunan, Al-lah'ın (c.c.) her şeye her şeyden daha yakın olduğu ve her şeyi her an gözetimi altında bulundurduğu düşüncesine sahip 2.gönül ra-hatlığına ermiş 3.gönül rahatlığı veren
huzursuz حضورسز : huzuru olmayan
rahatsızlık, tedirginlik huzursuzluk حضور سزلك : huzurdan yoksunluk,
huzur u tevhid حضور و توحید : huzur ve tevhid, nu, yani her şeye her şeyden yakın bulundu-Allah'ın (c.c.) her an her yerde hazır olduğu-birliğine iman ğunu bilme şuuru (bilinci) ve Allah'ın (c.c.)
hüccet-i vahdaniyet حجت وحدانیت Allah'ın (c.c.) bir ve her şeyin o'nun eseri olduğuna delil, ispatlayıcı dayanak
hüccet-ül baliga حجة البالغة : mükemmel ve çok
kuvvetli delil
Hüccet-ül Baliğa حجة البالغة : Bediüzzaman haz-retlerinin iman hakikatlerini ispat eden bir eseri
Hüccet-ül Islam حجة الإسلام : Imam- Gazali'ye verilen bir ünvan olup İslam dinine ait haki-katleri delilleriyle ispat eden âlim, İslam'ın delil ve dayanağı manasına gelir
hüccet-ül Kur'an ala hizb-iş şeytan حجة القرآن على حزب الشيطان : seytan ve taraftarlarına kar
şı Kur'an'ın Allah (c.c.) kelâmı olduğunu ispat eden delil" mánasında Bediüzzaman Hazret-lerinin bir risalesi
hüccet-ül Kur'an aleşşeytan حجة القرآن على الشيطان : seytana karşı Kur'an'ın Allah (c.c.( kelämı olduğunu ispat eden delil
hüccet-ül Kübra حجة الكبرى : )bak. hüccet-i kübra(
hccetullah حجة الله : Allah'ın (c.c.) hacceti, Al-
lah'ı (c.c.) tanıtan, varlığını ve birliğini ispat-
layan delil ve dayanak
hüccetullahi alel'enam حجة الله على الأنام : butun varlıkları şahit göstererek Allah'ı (c.c.) tanı-tan, varlığını ve birliğini ispatlayan delil ve dayanak
hüccetüzzehra حجة الزهراء : parlak ve nurlu delil" månasında Bediüzzaman Hazretlerinin bir risalesi
hücciyet حجیت : hüccet olma, sağlam delil ka-
bul edilen
hüceyrat حجيرات : hücrecikler, küçük hücreler (bak. hücre)
hüceyrat-ı beden (iye حجيرات بدنيه : bedenin yapısında yer alan hücrecikler
hüceyre حجيره : hücrecik, küçük canlı, hücre (bak. hücre)
hüceyre-i beden حجيرة بدن : beden yapısında yer alan hücrecik (bak. hücre(
hüceyre-i insaniye حجيرة إنسانيه : insan bedeni nin yapısında yer alan hücre (bak. hücre)
Mü'minler, bu yaman çağda, nefsin ve şeytanın tu-zaklarına düşmemek için, İslâm'ın hangi hükmünün na-sıl anlaşılacağı ve hayata nasıl taşınacağı sâikiyle İslâm'ın ana kaynaklarına yöneliyor.
Ve İslâm'ın karşıtları... Onlar da bu çağda bir İslâm korkusu oluşturma çabasındalar. Bir tür yol kesicilik misyonunu üstlenmişler. İnsanoğlunun yolu üzerine duracaklar ve Hakk'a gidişi engelleyecekler. Onun için İslâm hakkında akla hayale sığmaz kötüleme kampan-yaları yürütüyorlar. Bir rahmet dinini, şiddetle yanyana göstermeye çabalıyor, Müslümanların zaaflarını, İslâm'a ödetmeye yöneliyorlar.
Bu durumlar karşısında ne yapmalı? İslâm'ı bir bütün halinde ve doğru anlatan yayınlar yapmalı... Kur'an'dan, Rasûlullah Efendimiz'in mübarek sözlerinden ve hayat-larından yola çıkarak, 14 asırlık zengin kültür birikimin-den de istifadeyle İslâm'ı anlatmalı...
Bu, acil bir ihtiyaçtır... Müslümanların İslâm'ı farklı toplum zeminlerine taşıma çabaları, bu ihtiyacı çok daha acil ve hayatî hâle getirmektedir.
Ve insanlığın, varoluşu anlamlandırma krizinden nasıl çıkacağına, insa-nın kendi krizini nasıl aşacağına kafa yoranlar da İslâm'ı konuşuyor.
Çünkü heva'nın putlaştırıldığı yaman bir çağda yaşıyoruz.
Mü'minler, bu yaman çağda, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düşmemek için, İslâm'ın hangi hükmünün nasıl anlaşılacağı ve hayata nasıl taşınacağı saikiyle İslam'ın ana kaynaklarına yöneliyor. Müslümanların, İslâm'a ilişkin, belki hiç olmadığı kadar büyük bir bilgi açlığı içinde olduğu söylenebilir. Bu açlık, bilgilenme arzusu halinde ortaya çıkıyor.
İnsanlık derin bir arayış seyri içinde. Varoluşun anlamını kaybetmenin getirdiği bir savruluş söz konusu ve insan bundan çıkmak istiyor. Bunun yolu vahiyle buluşmaktır. Ve vahyin son nüzulü, İslâm'ladır. İnsanın hem arayış içinde olup, hem de bu müthiş iletişim çağında yolunun İslâm'a düşmemesi büyük bahtsızlık olurdu. Yol, İslâm'a düşüyor. Hem çok büyük, çok derin bir merakla düşüyor.
Ve İslam'ın karşıtları... Onlar da bu çağda bir İslamofobi üretme çabasın-
dalar. Bir tür yol kesicilik misyonunu üstlenmişler. İnsanoğlunun yolu üzerine duracaklar ve Hakk'a gidişi engelleyecekler. Onun için İslâm hakkında akla hayale sığmaz kötüleme kampanyaları yürütüyorlar. Bir rahmet dinini, şid-detle ilişkilendirmeye çabalıyor, Müslümanların zaaflarını, İslâm'a ödetmeye yöneliyorlar. Üstelik küresel çapta, İslâm hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan toplulukların zihinlerini iğfal gibi bir fitneyi üretiyorlar.
İslam'ı bir bütün halinde ve doğru anlatan yayınlar yapmalı.
Kur'an'dan, Rasûlullah Efendimiz'in kutlu sözlerinden ve hayatlarından yola çıkarak, İslâm kültürünün 14 asırlık zengin birikimine uzanarak, Müslü-manların bilgilenme açlığını, arayış halindeki insanların soru ve meraklarını en doğru biçimde tatmini hedefleyerek ve İslâm karşıtlarının iğfale yönelik sorularına karşı kalpleri ve zihinleri tatmini gaye edinerek...... yeni yayınlar yapmalı...
Bu, acil bir ihtiyaçtı...
Müslümanların İslam'ı farklı toplum zeminlerine taşıma çabaları, bu ihtiyacı çok daha acil ve hayati hale getirdi.
İşte Dr. Murat Kaya'nın "Ebedi Yol Haritası İSLÂM" kitabı böyle bir ihtiyacın içinden doğdu.
Bu tür eserlerin çoğalması gerektiğini biliyoruz. Farklı toplumlar için, farklı yaş grupları için, farklı toplum kesimleri için, farklı cinsiyetler için, özetle tüm farklılıkların kalbinin alabileceği sesi bulmak gerekiyor. Bunun için kitap lazım, dergi lazım, sesli görüntülü yayınlar lazım...
Bu kitap, temenni ediyoruz ki, bir boşluğu dolduracak.
Türkiye içinde, Türkiye dışında okunacağını ümid ediyoruz.
Altınoluk dergisi, bu kitabı da, önce verdiği hediye kitaplar gibi, on bin-lerce insana ulaştıracaktır. Bu eserle 24 yıl içinde 27'inci cildimizi (İlk hediye kitabımız olan Veliler Ansiklopedisi 4 cilt halindeydi) vermiş olmaktayız. He-diye ettiğimiz eserlere bakıldığında, bunun İslâm'ın temel mevzularını ihtiva eden küçük bir kütüphane demek olduğu görülecektir.
Burada, daha önce iki ciltlik Üsve-i Hasene kitabı ile tanıdığımız ve bu güzel eseri bizlere kazandıran Dr. Murat Kaya'ya kalbi şükranlarımızı arzediyor, bu ilmi gayretlerinin ziyadeleşerek devamını ve bereketlenmesini niyaz ediyoruz.
İnsanı yokluktan varlık âlemine çıkaran, onu en güzel kıvamda yaratıp şu muhteşem kâinatın gözbebeği kılan ve ona bilmediği şeyleri öğreterek sayısız ikramlarda bulunan, keremi bol Rabbimize nihâyetsiz hamd ü senålar olsunl..
İlk günden beri insanlığa yol gösteren, yanlış yollara saparak şeref ve haysiyetini kaybedenlerin elinden tutup tekrar sırât-ı müstakim'e hidâyet eden bütün peygamberlere, bilhassa da son peygamber Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz'e sonsuz salât ü selâm olsun!..
İslâm, Allah Teâlâ'nın ilk peygamber Hz. Adem'den son peygamber Hz. Muhammed 'e kadar tüm peygamberlere gönderdiği tevhid dininin ortak adıdır. Cenâb-ı Hak kullarından bunun haricindeki bir dini kabul et-memiştir:
"Şüphesiz Allah katında hak din İslâm'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılıklar yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir." (Al-i İmrån, 19)
"Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, âhirette hüsrâna uğrayanlardan olacaktır." (Al-i Imrân, 85)
İslâm tek bir din olduğundan, onu tebliğ eden peygamberler arasında iman bakımından herhangi bir ayrım söz konusu olamaz.
Allâhü Teâlâ buyurdu -meålen-: "Kulunu (Muhammed Aleyhisselâm'ı) bir gece, Mescid-i Harâm'dan, o çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya -ona âyetlerimizden gösterelim diye- yürüten o (Allah, bütün noksan sıfatlardan) münezzehtir. Muhakkak her şeyi işiten ve gören O'dur." (İsrâ S., âyet 1)
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Hicret'ten bir buçuk sene evvel Receb-i şerif ayının 27. gecesi, Burak ismindeki binek ile Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürüldü. Sonra (bir nevi asansör olan) mîrac ile Sahre'den (Mescid-i Aksa'daki mübarek kayadan) semaya çıkarıldı. Sema katlarının her birinde peygamberlerden biriyle görüştü. Onlarla selamlaşıp konuştuktan sonra Sidre-i Münteha'ya ulaştı. Oradan da Refref'e bindi ve huzûr-ı İlâhî'ye vardı. Kendisine, Allâhü Teâlâ'nın melekûtünden, birçok acâyibât gösterildi.
Huzûr-ı İlâhî'ye varınca "Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât" diyerek Cenâb-ı Hakk'ı övdü. Allâhü Teâlâ tarafından kendisine ikrâmla "Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtühû" diye hitâb olundu. Ve bu selâmın şerefine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), ümmetini de dâhil edip "Esselâmü aleynâ ve alâ bâdillâhi's-sâlihîn" buyurdu. Ümmetine bir gece ve gündüzde elli vakit namaz emrolunmuşken Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin tekrar tekrar yalvarması ile beş vakte hafifletildi. Geri dönerken, bütün dereceleri ile Cennetleri ve bütün derekeleri ile Cehennem'i gördü.
Beytü'l-Makdis'e gelip Mekke-i Mükerreme'ye doğru yola çıkınca Kureyş kervanını gördü. Sabah olunca, yaşanan hadiseleri insanlara haber verdi. Peygamber Efendimize, Beytü'l-Makdis'ten ve Kureyş kervanının hâlinden suâl ettiler. Sordukları şeylerden birer birer açıkça haber verince, Allah'ın yardımına mazhar olanlar tasdik ettiler; imandan nasibi olmayanlar ise inkâr ettiler.
Sabah mescide çıkıp bu hadiseyi Kureyş'e haber verdiğinde, şaşkınlık ve inkârdan kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları, dinden döndüler. İçlerinden bir kısmı, Hazret-i Ebûbekir'e (r.a.) koştu. Hazret-i Ebûbekir, "Eğer bunu o söylediyse şüphesiz doğrudur." dedi. "Onu, bunda da mi tasdik ediyorsun?" dediler. "Ben, onu, bundan daha ötesinde -yani peygamberliğini- de tasdik ediyorum!" dedi. Bunun üzerine "Sıddik" diye isimlendirildi.
1895 - Alman fizikçi William Rontgen, kendi adıyla da anılan "X" ışınını keşfetti.
8
CUMA
FRIDAY
KASIM
NOVEMBER
BIR AYET
Ey insanlar! Rabbinize kulluk edin ki takvāya
erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
BİR HADİS
Kul kimin diliyle duasının kabul edileceğini ve merhamet göreceğini bilemez.
Hatib
Dernek, bu diyardan başka bir diyar vardır. Onda, bir mahkeme-i kübra, bir ma'dele-i ulya, bir mekreme-i uzmā vardır ki; tâ şu merhamet ve hikmet ve inâyet ve adâlet tamamen tezahür
'devletin kudsiyeti' olduğunu belirtti ve şunları söyledi: "Bu kutsama kesinlikle bir dayatma olmayıp tamamen su núm ve kabul ilişkisine dayanmakta dır. Yani ortada bir retorik ilişki ya da İletişimsel eylem veya iletişimsel ras yonalite söz konusudur. Eski Yu nandan itibaren ilk dönem filozofları sultanın hâkimiyetini meşrulaştırmal için başa geçen kişiye yönetme yetki sinin bizzat 'tanrı' tarafından verildiğ anlayışını gündeme getirdiler. Hatt Çin hanedanları, hükümdarları 'tar rının oğlu olarak görürken Anti İran'daki Elam Uygarlığında Hüküm dar-haşa- bizzat 'tanrı' kabul edild İslâm siyaset düşüncesinde de devle adamlarının hâkimiyetlerini meşru laştırmak için dinsel metaforlardar mottolardan ve sembollerden yola çı kıldığı görülmektedir. Örneğin Sıffiu Savaşı'nda Hazret-i Muaviye, askerle rinin mızraklarının ucuna Kur'ân ayetleri yazılı bez parçaları takmış v 'Bize vuran dine vurmuş olur diyere sultanı yani kendisini kutsamıştır."
CUMHURBAŞKANINI DA KUTSAYANLAR VAR
Tikici, konunun günümüzdel yansımalarına dikkat çekerek şöyl konuştu: "İbnü'l Arabî; 'Allah âlemi b düzen üzerine kurdu. Nizamda hil
PROF. DR. MEHMET TİKİCİ, "KURB-U SULTAN, ATEŞ-İ SUZAN" BAŞLIKLI SEMİNERİNDE, İKTİDAR MERKEZİNE YAKINLIĞIN TEHLİKELERİNİ VE AHLĀKI SORUMLULUKLARINI ANLATTI. "SULTANDAN UZAK DURMAK, KİŞİYE HÜRRİYETİNİ KAZANDIRIR" DİYEN TİKİCİ, BEDİÜZZAMAN'IN DEVLETTEN GELEN TEKLİFLERİ REDDEDİŞİNİ ÖRNEK GÖSTERDİ.
ANKARA
OSMANLI VE CUMHURİYET'İN
YanıtlaSil
Yuksel25 Kasım 2025 06:01 RAZANDIRIR" DIYEN TIKICI,
ANKARA
YASİR ÖZER
Y eni Asya Vakfı Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şube-si'nin iki haftada bir dü-zenlediği "Devlet ve De-mokrasi" termali akademik seminerlerinin geçen haftaki misafiri iletişim uzmanı ve emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Tikici oldu.
İKTİDARA YAKINLIK TEHLİKEDİR
Prof. Dr. Mehmet Tikici "Kurb-u Sultan, Ateş-i Suzan" başlıklı konuş masında şu ifadeleri kullandı: "Bir söz öbeği olarak 'Kurb-u Sultan Ateş-i Su-zan' aslında kültürümüzün derinlikle-rinden günümüze uzanan şu gerçeği özetliyor: İktidar merkezine yakınlık, 'tehlike' demektir. Bu tehlikeyi İbnü'l Arabi şu şekilde nazara veriyor: 'Allah'a yakın olan kimse, Sultania uzak olan-dır. Çünkü iki yakınlık bir arada bu-lunmaz Vecizeleşmiş olan bu söz öbe-ğindeki 'Sultan' kelimesi etimolojik olarak Aramiceden ve Süryaniceden Arapça'ya geçmiştir. Bu dillerdeki ke-lime manası; 'iktidar, egemenlik şek-lindedir. İbranicede de 'tutma, (bir ül-keye) sahip olma' anlamı taşır.
ATEŞTEN GÖMLEK
Edebi boyutta "kurb-u sultan in sev-giliye yakın olmanın ayrılık acısını an-latan bir metafor olduğunu belirten Ti-kici, siyasal anlarıda ise şöyle konuştu: "Siyasi boyutta ise sultana yakın olmak, bir yandan büyük imtiyazlar içermekte iken diğer yandan iktidarın kendisi biz-zat ateşten gömlektir. Bu açıdan ateş-i suzan; 'iktidar olmanın sorumluluğu-nu' da yansıtmaktadır. Nitekim bir grup sahabe Hz. Ömere; oğlunun ken-disinden sonra halife olması yönünde dileklerini ilettiklerinde Hz. Ömer, 'Bir aileden bir kurban yeter' cevabını verir. Dolaysıyla geçici olan bu imtiyaz aynı zamanda büyük tehlikeler de içerir, bir yanlış adım, 'sonu' getirebilir."
SULTANI KUTSAYAN MİTLER
Tikici, iktidara yakınlığı cazip kılan iki ana mitin 'sultanın kudsiyeti' ve
Berlin'de "M
ALMANYA'NIN başşehri Berlin'de Is lam Toplumu Milli Görüş Teşkilat (IGMG) tarafından "Maide-i Kuran Programı düzenlendi Timurten om
YanıtlaSil
Yuksel25 Kasım 2025 06:02 PROF DR MEHMET TIKICI
'devletin kudsiyeti' olduğunu belirtti ve şunları söyledi: "Bu kutsama kesinlikle bir dayatma olmayıp tamamen su núm ve kabul ilişkisine dayanmakta dır. Yani ortada bir retorik ilişki ya da İletişimsel eylem veya iletişimsel ras yonalite söz konusudur. Eski Yu nandan itibaren ilk dönem filozofları sultanın hâkimiyetini meşrulaştırmal için başa geçen kişiye yönetme yetki sinin bizzat 'tanrı' tarafından verildiğ anlayışını gündeme getirdiler. Hatt Çin hanedanları, hükümdarları 'tar rının oğlu olarak görürken Anti İran'daki Elam Uygarlığında Hüküm dar-haşa- bizzat 'tanrı' kabul edild İslâm siyaset düşüncesinde de devle adamlarının hâkimiyetlerini meşru laştırmak için dinsel metaforlardar mottolardan ve sembollerden yola çı kıldığı görülmektedir. Örneğin Sıffiu Savaşı'nda Hazret-i Muaviye, askerle rinin mızraklarının ucuna Kur'ân ayetleri yazılı bez parçaları takmış v 'Bize vuran dine vurmuş olur diyere sultanı yani kendisini kutsamıştır."
CUMHURBAŞKANINI DA KUTSAYANLAR VAR
Tikici, konunun günümüzdel yansımalarına dikkat çekerek şöyl konuştu: "İbnü'l Arabî; 'Allah âlemi b düzen üzerine kurdu. Nizamda hil
lunun günahıyla başkalarının cezalan dırılması gibi uygulamaların, dini ge reklerin önüne geçtiğini ve Üstadın
met vardır, ama hikmetin sureti kutsal e değildir diyor. Fakat zamanla toplu-mun bilinç altına yerleşen belki de za-ten genlerinde mevcut olan 'sultanı akutsama' mitinin günümüzde somut - bir şekilde tezahür ettiğine şahit olu-- yoruz. Örneğin; bir başdanışman, 'yargının tanrısı' diye tanımlanırken bir vekil, Cumhurbaşkanı denince bi-ze Allah gibi geliyor' diyebiliyor.
i a
BEDİÜZZAMAN IN DEVLET MESAJI
Tikici, "devletin kudsiyeti" mitine - dair değerlendirmesine şöyle devam etti: "Örtük ve muğlak bir yanılsama olan 'devletin kudsiyeti' mitinin İslâm -siyaset düşüncesinde iki tür görünür--lüğü dikkat çekmektedir: 'Devlet-i Ebed Müddet (Devletin Bekâsı)' ve 'hikmet-i hükümet. Devlet-i Ebed Müddet (Devletin Bekâsı) meselesi şöyle açıklanabilir: Bediüzzaman Said Nursî'nin 'Devletiniz ömr-ü ebediye mazhar olur' ifadesinde olduğu gibi bu kelime hem İslâmî geleneğin dua üs-lubunu, hem de edebî bir derinliği yansıtan son derece anlamlı bir söz öbeğidir. Ancak bu mecaz-ı mürsel zaman zaman etik ve hukuk kuralla-rının hatta dinî emirlerin ihlalini meş-rulaştıran tehlikeli bir araç olarak kul-lanılmaya başlanmıştır."
n Programı" düzenle
-lar'dan Kur'ân ziyafeti
YanıtlaSil
Yuksel25 Kasım 2025 06:04 KİŞİYE HÜRRİYETİNİ
e disa parayi Öğleve doğru van bo
DİŞİNİ ÖRNEK GÖSTERDİ.
OSMANLI VE CUMHURİYET'İN ORTAK HATASI
Osmanlı döneminde meşhur kar-deş katli uygulamalarını hatırlatan Ti-kici, bu uygulamaların devletin gerek-lerinin dinî gereklerin önünde tutul-duğunu, devlet ile din arasındaki ça-tışmalarda devletin tartışma dışı bıra-kıldığını ve dinî emirlerin devlet ge-reklerine göre yeniden yorumlandığı-nı söyledi. Cumhuriyet döneminde de benzer durumların yaşandığını belir-ten Tikici, 'Devletin bekâsı için bir suç-lunun günahıyla başkalarının cezalan-dırılması gibi uygulamaların, dinî ge-reklerin önüne geçtiğini ve Üstadın yaşadıklarından da bunun açıkça an-laşıldığını ifade etti.
HUKUK VE AHLÂK İHLALİ
Tikici, "hikmet-i hükümet" kavra-mını değerlendirerek şunları söyledi: "Bazı Emevî Hükümdarlarının pek çok usulsüzlüğü Müslüman dünyaya taşı-mak için uydurdukları bir kılıf olarak görülen hikmet-i hükümetin, özünde etik ve hukuk kurallarının ihlâlinden kaynaklı bir kirlenmeyi barındırdığı yaygın bir görüştür. Çünkü devleti sü-rekli günah işlemek zorunda bıraktığı düşünülen bu kavram için 'hukuku ve ahlâkı çiğneyebilmenin bilgisi ve uygu-lamasıdır tanımı yapılmaktadır."
HÜRRİYETİN ZAFERİ
Sonuç olarak Tikici, Sultandan uzak durmanın şahıslara hürriyetini kazan-dırdığını belirterek, Bediüzzaman Said
lette kendi kadr Peker, bu ikil ikiye değil üçe ve
YanıtlaSil
Yuksel25 Kasım 2025 06:05 Ayrıca Peker'e c
ALI Tikici, "hikmet-i hükümet" kavra-mını değerlendirerek şunları söyledi: "Bazı Emevi Hükümdarlarının pek çok usulsüzlüğü Müslüman dünyaya taşı-mak için uydurdukları bir kılıf olarak görülen hikmet-i hükümetin, özünde etik ve hukuk kurallarının ihlalinden kaynaklı bir kirlenmeyi barındırdığı yaygın bir görüştür. Çünkü 'devleti sü-rekli günah işlemek zorunda bıraktığı' düşünülen bu kavram için 'hukuku ve ahlâkı çiğneyebilmenin bilgisi ve uygu-lamasıdır tanımı yapılmaktadır."
HÜRRİYETİN ZAFERİ
Sonuç olarak Tikici, Sultan'dan uzak durmanın şahıslara hürriyetini kazan-dırdığını belirterek, Bediüzzaman Said Nursînin manevî bağımsızlığını örnek gösterdi. Bediüzzaman Said Nursînin, kendisine teklif edilen vaiz-i umumi-lik, Meb'usluk, Dârü'l-Hikmet azalığı ve Medresetüz-Zehrâ içi bütçelerini reddedişinin bu duruşun göstergesi olduğunu vurgulayan Tikici, Üstadın gerekçesini şöyle aktardı: Yirmişer, otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, her birisine mil-yonlar sene uhrevî hayatı kazandırma-ya vesile olan Risale-i Nur, o zâyiatın yerine binler derece iş görmüş" 1
dan ve çocuk doğurduktan sonra vaki olan nifas kanından yana temiz Bu isimleri almasının sebebi şudur: Hazret-i Fatıma hayz kanin. olup hiç kan görmemiştir. Hiç bir şekilde vakit namazını tehir etme-miştir. Namaz ve ibadet cihetinden tam kemal üzere olmuştur. Allah ondan razı olsun.
S.A. efendimiz, onun için: Hazret-i Fatıma r.a. büluğ çağına geldikten sonra, Resulüllah
me işini kim düzenleyecek?. Anası hayatta değil. Bunun çeyizini kim hazırlayacak? Evlen-
Diverek düşündü ve gamlandı. Bunun üzerine, Cebrail geldi: Re-sulüllah SA. efendimize şu haberi getirdi:
Celil Cebbar nimeti herşeye samil ve kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah size selâm eder ve şöyle buyurur:
Fatıma için gamlanmasın. Fatımayı ben çok severim. Böyle olunca, onun evlenme isini bana bıraksın. Şanı yüce ben, onu sevdi-ğim kulumla evlendiririm.
Cebrail bu haberi Resulüllah S.A. efendimize tebliğ edince, Resu-lüllah S.A. efendimiz Allah'a şükür babında secdeye kapandı.
HAZRET-İ FATIMA'NIN EVLENMESİ:
Sonra..
Ramazan-ı şerif içinde bir gün, Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail ellerinde üstü mendille örtülü tabaklarla geldiler. Her birinin yanında biner melek geldi. O tabakları getirip Resulüllah S.A. efendimizin önü ne koydular. Resulüllah S.A. efendimiz. onları görünce:
Bu nedir?.
Diye sordu. Bunun üzerine Cebrail şöyle anlattı:
Celâl ve ikram sahibi Yüce Allah şöyle buyurdu:
Ben, Fatıma'yı Ali b. Ebi Talib'e zevce eyledim. Bu tabaklar
içinde cennet libasları ve cennet yemişleri vardır. O libasları Fatıma'-ya giydirip yemişleri de başına saçın.
ti. Cebrail böyle deyince, Resulüllah S.A. efendimiz şükür secdesi et-
Sonra Cebrail'e şöyle dedi:
- Benim razı olduğum şeye, Fatıma da razı olur. Ben, şanı yüce Rabbımdan sevip isterim ki: Bu hediyeler ve ihsanlar dar-ı bekada (âhirette) Fatıma'ya verile. Burası dar-ı fenadır; burada verilmeye..
Daha sonra Cebrail'e şöyle sordu:
- Ya Cebaril, kızım Fatıma'nın tezvici ve nikâhı ne şekilde oldu?. Haber ver.
Bunu üzerine Cebrail şöyle anlattı:
Allah-ü Taâlâ cennet kapılarının açılmasına ferman buyurun-ca açıldı. Cehennem kapılarının kapanması için de emir verildi; onlar da kapandı. Bundan sonra, şanı büyük Allah Arşı, Kürsi'yi, Tuba Ağacı'nı Sidre-i Münteha'yı süsledi. Sonra, cennetin vildan ve ğılman-larına emir verdi. Ki: Cennetin köşklerinde, Fatıma'nın gelinliği için
457 rublyyin meleklerine emir verdi. Ki: Tuba Ağacı'nın altında toplana-miyafetler hazırlayalar. Göklerde olan mukarreb, ruhaniyyin ve ker-lar. Bunlar da gelip toplandılar.
Bundan sonra, müşire rüzgârına esmesi için emir verdi. O rüngår estikçe; ağaçlardan, orada toplanan meleklerin üzerine kafurlar, misk-ler, anberler saçıldı. Şanı büyük nimeti herşeye şamil kendisinden baş-
ka ilah olmayan Yüce Allah, cennet kuşlarina:
Terennüm edip teğanniler eyleyin.
Dive emir verdi. Onlar da türlü türlü teğanniler ve terennümler
ettiler. Cennetteki huriler dahi raks edip oynadılar. Cennet ağaçlarından,
o hurilerin üzerine türlü türlü cevherler ve hulleler saçılıp döküldü. Bundan sonra, Celil Cebbar olan şanı büyük Allah kendi zatı üze rine sena edip şöyle buyurdu:
Ben, kadınların hanımefendisi olan Fatıma'yı Ali b. Ebu Ta-lib'e tezviç edeceğim. Ey Cebrail, Ali tarafından sen vekil ol. Ben Re-sulüm Muhammed tarafından kızı Fatıma'yı Ali'ye tezvic ettim. (Ni-kâhladım.)
Bunun üzerine ben de Ali için Fatıma'yı tezviç edip kabul ettim.
İşte.. semada olan nikâhın keyfiyeti böyledir.
Bundan sonra şöyle dedi:
Ya Muhammed, kızın Fatıma'yı Ali'ye nikâh bağı ile ver.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, durumu önce Hazret-i
Ali'ye, ikinci olaraktan da kızı Fatıma'ya haber verdi. Daha sonra da,
ashabı mescide topladı. Bu sırada Cebrail geldi ve şöyle dedi:
Ya Muhammed, nikâh hutbesini Ali kendisi okusun.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz Hazret-i Ali'ye:
Nikah hutbesini sen oku.
Diye emretti. O da, uzun ve beliğ bir hutbe okudu. Hutbenin biti-minde, Resulüllah S.A. efendimize:
Kızın Fatıma'yı bana dört yüz dirheme tezviç ettin mi?.
Diye sordu. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Hak Taâlâ, senden razı olup tezvic eyledi; seni seçti. Ben de
tezvic eyledim.
Hazret-i Ali r.a. ise şöyle dedi:
Şanı büyük Allah'tan, Resulüllan'tan S.A. kabul edip tezevvüc
eyledim.
Bundan sonra; Hazret-i Fatıma, babası Resulüllah S.A. efendi-miz, kendisini Hazret-i Ali'ye r.a. tezvic edip nikâhını da derahim (al-tın gümüş) kıldığını işitince, şöyle dedi:
Ya Baba, sair insanların kızlarına altın ve gümüş üzerine ni-kâh akdi yapılır. Sen, Resullerin efendisisin; ben de senin kızınım. Hal böyle iken, altın gümüş üzerine nikâhlanırsam, sair insanların kızla-rından benim farkım n'oldu?. Şimdi senden rica ve niyaz ederim: Ke-
remliler keremlisi merhametiller merhametlisi Celâl sahibi Allah'a ta. zarru eyle, niyaz eyle: Benim mihriml, ümmetinin asilerine sefaat kil. sin.
Cebrail geldi. Bir İpekli getirdi: Resulüllah S.A. efendimize verip şöy-Hazret-i Fatıma, babasına bu niyazda bulunduğunun akabinde le dedi:
Bunu kızın Fatıma'ya ver.
O ipeklinin üzerine şunlar yazılmıştı:
lere şefaatı kıldı. büyük Allah, Muhammed'in kızı Fatıma'ya mihir olarak, asi ümmet-
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, o ipekliyi kızı Fatı-ma'ya verip müjdeledi.
Hazret-i Fatıma, dünyadan ayrılacağı zaman şöyle vasiyet etti: Vefat ettiğimde, bu ipekliyi kefenime benimle beraber koyun. Kıyamet günü, bu ipekli ile babamın asi ümmetlerine şefaat ederim.
Yüce Hak, Habib-i Ekrem'i hürmetine cümlemize onun şefaatını nasib ve müyesser eyleye. Amin!.
Hazret-i Ali r.a. zilhicce ayında güveyi girdi.
Hazret-i Fatıma'dan ra. Hasan, Hüseyin, Muhsin erkek; Zeynap, Ümmügülsüm, Rukiye kız çocukları oldu. Allah onlardan razı olsun.
Hazret-i Fatıma r.a. Resulüllah S.A. efendimizden altı ay sonra, Medine-i Münevvere'de dar-ı ukbaya teşrif eyledi.
Ancak bazıları:
- Üç ay sonra..
Vefat ettiğini, bazıları da:
Yetmiş beş gün sonra..
Vefat ettiğini söylediler. Ki, yirmi sekiz veya yirmi yedi yaşında idi. Allah ondan razı olsun.
Hazret-i Fatıma'yı, Hazret-i Ali r.a. yıkadı, namazını kıldı ve Ba-kia mezarlığına defneyledi. Allah ondan razı olsun.
Bazıları da, Hazret-i Fatıma'nın r.a. Resulüllah S.A. efendimizin yanına defnedildiğini söylemiştir. Allah ondan razı olsun.
Hazret-i Fatıma'nın r.a. faziletleri çoktur. Onlardan biri, şu ha-berdir:
Kıyamet günü, Sırat Köprüsünden cennete geçmeğe ferman olun-duğu zaman, Arş-1 Azim'den şöyle bir nida gelecektir:
Ey mahşer halkı, gözlerinizi yumun; çünkü, Hazret-i Muham-med'in S.A. kızı Hazret-i Fatıma Sırat Köprüsünü geçecektir.
Bütün mahşer halkı gözlerini yumar. Hazret-i Fatıma r.a. dahi, yetmiş bin hurî kızı ile, öylece bir izzet ikram, göz kamaştırıcı teş rifatla Sırat'ı geçecektir.
Hazret-i Fatıma'nın r.a. bütün faziletlerini yazıp anlatmaya bu yerin tahammülü yoktur.
O mübarek soydan şürriyetin varlıkları, bulundukları şehirlerde, mahallelerde ve evlerde o şehirlerin, mahallelerin ve evlerin içinde bu-lunanların hemen hepsi çeşitli dertlerden, kederlerden ve her cins afetten korunur ve emniyette olurlar. Böylece, llâhi kereme ve rabba-ni lütfa, resulüllah B.A. efendimizin zürriyeti hürmetine mazhar olur lar.
Ancak, bir kimse Adet edindiği orucunu tutuyorsa, varsin, onu tutsun! buyurmuştur. (68)
Şevval Orucu ve Şevval Orucunun Fazileti:
Ebû Eyyübül'Ensari der ki «Peygamber Aleyhisselâm (Her kim, ramazan orucunu tutar da, sonra, ona nåfile olarak şevval'den altı gün eklerse, bu, bütün yıl oruç tutmuş gibi olur!) buyurdu.» (69)
Cumartesi ve Pazar Günleri Orucu:
Peygamberimizin zevcesi Hz. Ümmü Seleme der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, cumartesi ve pazar günü oruç tutar, oruç tuttuğu gün-lerden çoğu, bu günler olur (Bunlar, müşriklerin bayram günleridir.
Ben, onlara muhalefet etmeyi severim!) buyururdu.» (70)
Abdullah b. Büsr'ün kız kardeşinin rivayetine göre: Peygamberi-miz Cumartesi günü oruç tutmayınız!
Ancak, üzerinize farz kılınan orucu tutunuz!» buyurmuştur. (71)
Cuma Günü Orucu:
Ebû Hüreyre'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz Geceler ara-sından cuma gecesini nâfile oruç için tahsis etmeyiniz!
Ancak, birinizin tutmakta olduğu orucuna tesadüf ederse, o, bas-kal» (72)
«Hiç biriniz, cuma günü oruç tutmasın!
Ancak, ondan önce, yahud sonra oruç tutarsa, o, başka!» buyur-muştur. (73)
(67) Müslim Sahih c. 2, s. 762, Ebû Dayud Sünen c. 2, s. 300, Tirmizi Sünen c. 3, s. 115, Ibn-i Mâce Sünen c. 1, s. 528
(68) Buhari Sahih c. 2, s. 230, Müslim Sahih c. 2, s. 762, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 300, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 528
(69) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 316, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 417, Müslim Sahih c. 2, s. 822, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 324, Tirmizi Sünen c. 3, s. 132, İbn-iMâce Sünen c. 1, s. 547, Darimi Sünen c. 1, s. 353
(70) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 324
(71) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 189, Ebû Davud Sürnen c. 2, s. 320, Tir-mizi Sünen c. 3, s. 120, Dârimi Sünen c. 1, s. 352
(72) Müslim Sahih c. 2, s. 801
(73) Müslim Sahih c. 2, s. 801, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 320, Tirmizi - Sünen c. 3, s. 119
Yine Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Resûlullah Aleyhisselân Ameller, pazartesi ve perşembe günleri, yüce Allah'a arz olunur.
Bunun için, ben de, amelimin, oruçlu bulunduğum sırada arz edil-mesini severim.s buyurmuştur. (74)
Hz. Aişe de «Peygamber Aleyhisselâm, pazartesi ve perşembe oru-cunu teharri ederdi. (75)
Resûlullah Aleyhisselâm, bir ayin cumartesi, pazar ve pazartesi günleri, o bir ayın da, salı, çarşamba ve perşembe günleri oruç tutardı» demiştir. (70)
(74) Tirmizi Sünen c. 3, s. 122
(75) Tirmizi Sünen c. 3, s. 121, Nesai Sünen c. 4, s. 202, İbn-i Mace Sünen
c. 1, s. 553
(76) Tirmizi Sünen c. 3, s. 122, Nesal Sünen c. 4, s. 203
hüceyre-i vahide حجيرة واحده : bir hacre (bak hücre)
hüceyrecik حجره جك : küçücük hücre (bak. hücre)
hücra هجرا : acra, çok uzak, kenarda kalmış, sapa, tenha
hücre 1 : حجرة.canlı varlıkların yapı taşları gibi olan, gözle görülmeyip mikroskopla görülebi lir ölçüde, küçük odacık görünümünde ve zar, plazma ve çekirdek gibi kısımlardan yapılmış canlının en küçük parçası 2.0da; bir odalı ev
hücrel insani حجرة إنساني : insan hacresi, in-san bedeninin yapısında yer alan hücre (bak. hücre)
hucre-i saadet حجرة سعادت : "mutluluk odası" anlamında Hz. Peygamber'in (as.m.) kaldığı oda
hücre-l talim ve hidayet حجرة تعلیم و هدایت : ta lim ve hidayet evi, dinin ve doğru yolun öğ
retildiği ev hücrecik حجر جك : küçücük hücre (bak. hücre)
hücum 1 : هجوم saldırı, saldırma, üstüne yü rüme, ileri atılma 2.(mec) sert sözlerle çatma hücumat هجمات : hücumlar, saldırılar
hücumat - sitte هجمات منه : )seytanın ve sözcü-leri olan insanların) "altı sinsi saldırı ve aldat-ma yolu" månasındaki Bediüzzaman Hazret-lerinin yazdığı bir risale. Bu risalede şeytan ve ondan ders alan taraftarlarının, din yo-lunda çalışanları aldatmak ve caydırmak için altı hile ve sinsi hücum (saldırı) yollarının ne olduğu belirtilir ve saldırılarını durdurma ça-releri gösterilir
Huda خدا : rabb, sahip, yaratıcı, Allah (c.c.(
hüda خدا : bak huda
hüda خدا : hidayet; 1.doğru yolu gösterme 2.doğru yolu bulma 3.doğru yol 4. doğruluk
hüda-yı furkani هدای فرقانی: doğru ile yanlışı ayırt edici kitabın (Kur'an'ın) gösterdiği doğ
ru yol (bak. hüda-yı Kur'ani)
hüda-yi Furkani هدای فرقانی : )bakhuda
Kur'ani
hüda-yı hidayet هدای هدایت : doğruluk yolu doğruluk yolu olan İslâmiyet'in doğruyu doğ-ru, yanlışı yanlış olarak gösterdiği kurtuluş yolu
hüda-yi Kur'an)1( هدای قرآنی : Kur'an'ın göster diği doğru yol
hükmü zihni حكم ذهنی : zihindeki (akıldaki( hüküm (bak. akli)
hükmü zimni حكم ضمنی : zimni hükum, açıkça değil de dolaylı ifade edilen hüküm, karar
hükmetmek 1 : حكم ايتمكhakum vermek, karar vermek 2.fikir ileri sürmek, kanaatını ortaya koymak 3.emir ve idaresi altında bu lundurmak 4.etkisi altına almak
hükmeylemek حكم ابله مك : )bak hükmetmek) hükmi حکمی : hükümle ilgili 2.bir karara, bir hükme dayanan. gizli ve kapalı mana taşıyan
hükümet-i meşruta-i meşrua
rarına varılmak, sonucuna varılmak hükmolunmak حكم الوصل : karar verilmek, ka-
hükmünde حکمنده : değerinde, manasında, yerinde gibi
hüküm 1 : حكم karar 2.emir 3 iktidar, emir ve
idare gücu, hakimiyet 4 yürürlük 5.(men.) bir konu hakkında ileri sürülen fikir, varılan so-nuç, önerme, yargı, doğru veya yanlış değer alan ifade veya cümle
hükümdar 1 : حكمدار.padişah, sultan, kral, hä kimiyet (egemenlik) gücünü elinde bulundu-ran, devlet başkanı
hükümdarı adil حكمدار عادل : adil hükümdar,
adaletli padişah
hükümdarane حكمدارانه : her yerde hükmünü
yürütür tarzda geçirir tarzda, gücünü ve emrini her yerde
hükümdarlık 1 : حكمدارلق hükümdar olma hali 2.hükümdarın işi ve yetkisi 3 hükümdarın yönetimindeki ülke
hükümet 1 : حکومت.kanunları uygulamak ve gereğini yerine getirmekle görevli ve yetkili olan devlet teşkilatı, yürütme organı, devlet idaresi 2.bakanlar kurulu
hükümeti arabiye حکومت عربيه : arab hüküme ti
hükümet-i cumhuriye حکومت جمهوربه : cumhu
riyet hükümeti
hükümet-i demokrasi حکومت ده موقرا سی : de mokrasi hükümeti, demokrat hükümet, hal-kın istek ve iradesine dayanan hükümet
hükümet-i hazıra حکومت حاضره : simdiki haků met
hükümeti hilkat حکومت خلقت : yaradılış dün-yasını emri altında bulunduran ilahi kudret
hükümet-i İslamiye حکومت إسلاميه : Islam hükü meti, müslüman halka dayanan hükümet
hükümet-i İslâmiyei Ömeriye حکومت إسلامية غمريه : Hz. Ömer'in başkanlığındaki İslâm hükümeti
hükümet-i İttihadiye حکومت إتحاديه : ittihad hükümeti, 2.meşrutiyet döneminde Osmanlı Devletini idare eden ittihad ve terakki partisi hükümeti
hükümet-i meşrua حکومت مشروعه : dine daya nan hükümet
hükümet-i mesruta حکومت مشروطه : meşrutiyet hükümeti (bak. meşrutiyet(
İman ile küfrün, fazilet ile denäetin yani alçaklığın mücadelesi tarih boyunca devam edegelmiştir. Lakin inkâr olunamaz bir hakikattir ki nihäl galebe hep peygamberler yolunun olmuştur. Sistemler gelip geçer, ömürler tükenir läkin peygamberler devam eder. Din ve peygamberliğin yolu dışın-da ve nefsin hoyratlığı içinde geçen dünya hayatının acı neticesi Kur'ân-ı Kerim'de şöyle ifade edilir:
"O gün gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır. Käfirler için ise o gün, pek çətin bir gün olur. O gün, yanlış yollarda ömrünü tüketen zälim kimse, (pişmanlık ve çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: "Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!"
(Furkan, 26-28)
Hz. Adem'den itibaren birçok peygamberle ümmet birlikleri hâlinde takip olunan din yolu, kemâlini Hz. Peygamber Efendimiz'de bulmuştur. Artık Allah'ın rızası üzere istikâmetlenen tek din, Kur'ân ve Sünnet'in ortaya koyduğu İslâm olmuştur. Peygamber Efendimiz'in son günlerinde Vedå Haccı'nda inen âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
"...Bugün kafirler, sizin dininizi (yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün size dininizi ikmäl ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı
seçtim..." (Mãide, 3)
Bundan sonra İslâm'dan başka din aramak, karanlık bir gaflet rehberli-ğinde hazin bir akıbete doğru yol almaktır.
İslâm, Allah tarafından gönderilen hak din olduğundan, ilâhî vaad gereği núrunu tamamlayıp geniş bir hâkimiyet alanına sahip olacağında şüphe yoktur. Bu nûru söndürmek isteyenlerin çabaları ise akîm yani neticesiz
kalmaya mahkûmdur.
Nitekim Kureyş müşrikleri bir gün Peygamber Efendimiz'e:
"-Sen bizi ve ilâhlarımızı yermeyi bırak, biz de seni ve ilâhını kendi hālinize bırakalım" demişlerdi.
Rasûlullah başını kaldırıp semâya baktı ve:
"-Şu Güneş'i görüyor musunuz?" diye sordu.
"-Evet, görüyoruz" dediler.
Allah Rasûlü:
"-Peki, ben sizin bu Güneş'in ışığından faydalanmanıza mânî olabilir miyim?" buyurdu. (İbn-i Kesir, el-Bidâye, III, 92; İbn-i İshak, 136)
Rasûlullah bir seferden döndüğünde kızı Fatıma'nın yanına uğra mıştı. Hz. Fâtıma (r.a) muhterem babasının yüzünü gözünü öptükten sonra ağlamaya başladı. Peygamber Efendimiz:
"-Neyin var, niye ağlıyorsun?" diye sordu. Hz. Fâtıma (r.a):
"-Ey Allah'ın Rasûülü, benzinizi sararmış, elbiselerinizi eskimiş, sizi de yorgun ve bitkin bir vaziyette görüyorum!" dedi.
Rasûlullah sevgili kızına şöyle buyurdu:
"-Fâtıma, Allah-azze ve celle- babanı öyle bir dinle gönderdi ki Allah bu dini yeryüzündeki bütün evlere ve çadırlara ulaştıracak, kabul edenlere izzet bahşedecek, onunla mücadele edenleri ise zillete sürükleyecektir! Öyle ki bu din, gecenin kapladığı bütün bölgelere ulaşıp yayılacaktır." (Hakim, 1, 664/1797; Heysemi, VIII, 263)
Bugün bazı insanlar, İslâm'ı karalamak isteyen kötü niyetli kişilerin tesirinde kalarak veya İslâm'ı tam olarak öğrenip hazmedememiş cahil insanların hâline bakarak menfi bir kanaate varmaktadır. Bu sebeple müs-lümanların en mühim vazifelerinden biri, İslâm hakkında doğru hüküm ve kanaatler håsıl edecek şekilde en sahih bilgileri insanlığın istifadesine sun-mak, İslâm'ın güleryüzünü, zerâfet ve nezaketini güzelce temsil edecek örnek bir şahsiyet sergilemek ve neticede tercihi insanların hür iradelerine bırakmaktır. Müslümanların en azından insanlığı İslâm aleyhtârı kasıtlı menfi propagandalardan kurtarması zaruridir. İslâm'ı doğru olarak anladıktan sonra tercih insanların kendilerine aittir. Zira Cenâb-ı Hak; akıl, idrak, tefekkür gibi kabiliyetlerle tezyin ederek imtihan için dünyaya gönderdiği insana böyle davranılmasını istemektedir.
İşte biz de bu yoldaki samimî gayret ve hizmetlere bir nebze de olsa katkıda bulunabilmek için elinizdeki eseri hazırladık.
Din, Allah'ın insanlara en büyük rahmet tecellîsidir. Efendimiz'in risale-tinin "Alemlere Rahmet" olarak vasfedilmesi¹ bunun açık bir delilidir. Dola-yısıyla en mühim hizmetlerden biri, bu ilâhî rahmetin kullara ulaştırılmasına vesile olmaktır.
Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:
"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk'ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için, en kıymetli dünya malı olan kırmızı develerden daha hayırlıdır." (Buhârî, Ashâbu'n-Nebi, 9; Müslim, Fedâilü's-Sahåbe, 34)
Resülullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en kötüsü; karnı büyük olmak (çok yemeye düşkün olmak), çok uyumak, tembellik ve yakin zayıflığıdır (yani gaflettir)."
İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri, Âl-i İmrân Süresi'nin 179. âyet-i kerîmesinin tefsîrinde şöyle nasihatte bulunmuştur:
"Ey kardeşim! Günlerini gafletle zâyi etme! Zira günlerin, senin âhiret sermayendir ve bu sermayeyi, kâr elde etmek için kullan. Bu sebeple, tâat ve ibadetleri yapmaya ve Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem'in sünnetlerini ihyâya ziyâde gayret ederek (dünya ve âhiret sermayesinde) kâr elde etmeye çalış. Çünkü kabirdeki ölüler, iki rekât namaz kılmak, bir defa olsun "lâ ilahe illallâh" diyebilmek veyahut bir kere Allâhü Teâlâ Hazretlerini tesbih edebilmek için kendilerine izin verilmesini temenni ederler. Fakat kendilerine izin verilmez.
Hâl böyle iken onlar, hayattakilerin günlerini gafletle geçirip zâyi etmelerine hayret ederler.
Eğer ölü, konuşabilseydi, feryâd ü figân ederek şöyle yalvarırdı: "Ey hayatta olan kişi! Senin imkânın vardır. Zikri terk edip de kendini ölü gibi kılma. Zaman, bizim üzerimizden gafletle gelip geçti. Senin ise zamanın var. Sen bari bu zamanı fırsat bil!"
Dünyada, ihlaslı mümini; sözleri, fiilleri ve diğer hållerindeki doğruluğu, münafıktan ayırt eder. Bunun gibi, âhirette de sâlih kimseler, diğerlerinden, yüzünün nurlu olması ile ayırt edilecektir. Bu sebeple akıllı olan kimse, Cenâb-ı Hak tarafından üzerine yüklenen mükellefiyetlerin, ibadetlerin ve İlâhî imtihanların meşakkatlerine tahammül etmelidir. Böylece bütün âsîlerin ve münafıkların zarar ve ziyanda olduğu günde o kimse, ebedî saadete nail olur.
Nitekim Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem: "Ömrün tamamını Allahü Teâlâ'ya itaat ile geçirmek tam bir saâdettir." buyurmuşlardır.
Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O Rahman'dır, Rahim'dir.
Bakara Suresi: 163
BİR HADİS
Müslüman kardeşinize bolluk ve berekete kavuşması için dua ederek
mükafatlandırınız.
Ebu Davud, Et'ime: 54
Bu kâinatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyor ki, bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kâinat, bütün mevcudatiyle ayinedarlık dilleriyle, o güzelin cemalini tavsif ve tarif
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.
YanıtlaSilAllah (z.c.hz.) Adem'in Hamurunu kırk gün, kırk gece yoğurdu. Aldı, ikiye kesti. Sağ tarafa iyiler, sol tarafa habisler ayrıldı. Sonra tekrar yoğurdu. Onun içindir ki iyilerden kötü, kötülerden iyiler çıkabilir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Me'sud (r.a.)
Sayfa: 88 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Buna; Resulüllah'ın (S.A.) bir hadis-i şerifi şahittir. Şöyle bu-
YanıtlaSil«Üç şey kurtarıcıdır. Üç şey de helâk edicidir.
Kurtarıcı üç şey şudur:
a) Gizlide, açıkta Allah için takva sahibi olmak.
b) Rıza ve öfke halinde hakkı söylemek.
c) Varlıkta, yoklukta iktisada riayet etmek.
Helâke götüren üç şey de şudur:
a) Tâbi olunup peşine düşülen hevaî arzular.
>
151
yurdu:
YANITLASİL
yuksel16 Mayıs 2024 05:46
b) Buyruğundan çıkılmayan kötü cimrilik.
c) İnsanın kendini beğenmesi.>>
BİR AYET
YanıtlaSilCinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesve-secinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik'ine, insanların ilahına sığınırım. (Nás, 114/1-6)
ŞEYTAN: İNSANIN EZELİ DÜŞMANI
Insan ile şeytanın serüveni kadim bir hadiseyle başlamıştır. Allah Teâlâ, Hz. Adem'i yaratmış, sonra ona biçim vererek ruhundan üflemiş ve melek-lere onun önünde saygıyla eğilmelerini emretmiştir. Bu emre melekler itaat etmiş, ancak İblis karşı çıkmış "Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan!" karşılığını vermiştir ve bu itaatsizliğinin cezası olarak bulunduğu makam-dan kovulmuştur. (A'raf, 7/12-13) İnsana karşı haset ve kıskançlığından dolayı kıyamete kadar mühlet istemiş ve bu süre içerisinde insanoğlunun çoğunu yoldan saptıracağına dair yemin etmiştir. Allah (cc) da "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin." buyurdu ve böylece insanoğlu ile şeytanın mücadelesi başlamış oldu. Onun bu dileğinin kabul edilmesi, insanoğlu için dünya ha-yatının bir imtihan süresi olması yönündeki ilahi takdirin de bir sonucudur. Onun insan üzerinde gerçek bir gücü yoktur. O, ancak kendisine yönelenler üzerinde etkili olabilir; onları haktan, doğruluktan uzaklaştırabilir. (Нас, 22/4)
450
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
üstün kıl. Taa, kıyamete kadar, şerefini, keremini, çeşitli tazimle zi. yaret edilmesini daim ve baki kıl.
Burada, dünya için anlatılan mana daha uygundur.
Salavat-i şerifeye devam edelim:
«Resulüllah S.A. efendimize has olan katındaki makamını ke remli kıl, keza onun NÜZÜL'ünü de.»
Bu cümlede geçen:
«NUZUL.»
Lafzını açıklayalım. Şu manada kullanılır:
Davet edilen kimse, gelip oturduğu zaman, ona ikram için önü ne bir şey getirilir. İşbu getirilen şeye:
«NÜZÜL
Tabiri kullanılır.
«Onun nurunu da tamamla.»
Bu cümlenin açıklaması şöyledir:
Resulullah S.A. efendimizin mübarek nurunu izhar ederek, sirat üstünde iken, önünden ve ardından nurunu çoğalt: izhar eyle. Böy-lece, bütün ummeti ile sıratı geçip sonra nur evi olan cennete ulas-tır; içeri girmeyi nasib eyle. Mübarek cemalin müşahedesini de tam olarak onlara ver.
Bu cümlede geçen NU R'dan murad, iman nuru da olabilir. Bu-na göre, mana şöyle olur:
Ya Rabbi, Resulüllah S.A. efendimizin şeriatını ibka eyle. Bü-tün ümmetini, kıyamet gününe kadar iman ve İslâm'da devam ettir. Din nurunu daima üstün ve mansur eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Kendisine verdiğin peygamberlikten ötürü, bol bol mükâfata nail eyle.»
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizi, bu dünya âleminde bütün insanla-ra Resul olarak gönderdiğin için, azamet ve celâline lâyık olan şekilde kendisine bol lütuf ve ihsanlar eyle.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Kıyamet günü, Resulüllah S.A. efendimiz, pek nurlu kabrin-den kalktığı zaman; kendisine bol lütuf, ihsan ve her çeşit rahmetini, keremini ihsan eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
«Şehadeti makbul, sözü rızaya uygun, adil sözlü, konuşması açık ve büyük bir BÜRHAN sahibi olsun.>>>
BÜRHAN.
Lafzı, Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risaletine dela-let eden büyük bir şahittir ki, onun çürütülmesine imkân yoktur. Bu da, Kur'ân-ı Kerim'dir.
**
KARA DAVUD
YanıtlaSil451
تجميل مكانات المولد اللهم اصل الباء وايْمَ لَهُ نُورَهُ وَأَجْرَهُ مِنَ اشْمَائِكَ لَهُ مقبول الشَّهَادَةِ وَمَرْضها المقالة نا مطلق قال وخطة فصل وَمَانِ عظيم الله ومليكتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّتِي يَا أَيُّهَا الدير اموا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلَّمُوا تَسْلِيمَا لَيْكَ اللَّهُمَّ بي وَسَعْدَيْكَ صَلَوات الله البر الرَّحيم والملكة المغربان والنبيين والصديقين وَالنَّبِيِّينَ والشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَمَا يَمَ لَكَ من شَيْءٍ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ عَلَى سَيِّدِنَا عَهْدِ بْنِ عبْدِ اللَّهِ مَا تَوَ النَّبِيِّينَ وَسَيْدِ الْمُرْسَلِينَ وَأَمَا مِ الْمُتَّقِينَ وَرَسُولِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
t ve ceaili ataik'el ma'luli Allahümme a'l ala binain-nasi binachu ve ekrim mesvahil ledeyke ve nüsülehu ve mim lehu nurehu vecsihi min'ibtiasike lehu makbul'eş şehadeti ve mardiyy'. el mekaleti za mantıkın adlin ve hut tatin faslin ve bürhanin, asim.
11. Innellahe ve meldiketehu yu sallune alen-nebiyyi ya eşyühellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslimen lebbeykellahümme Rabbi ve sa'dyeke salavatüllah'il berr'ir rahimi vel-mela iket'il mukarrebine ven nebiyyine ves-siddikine veş şehedai ves salihine ve ma sebbeha leke min şey'in ya Rab bel'âlemine alâ seyyidina Muhamme dibn-i Abdillahi hatem'in nebiyyine ve seyyid'il-mürseline ve imam'il müttakine ve Resuli Rabbilalemine...
Allahım, onun binasını insanların binasından yüce kıl. Katında ona has olan ma-kamım ve nüzülünü ikram eyle; onun nurunu tamamla. Peygamber kıldığından bol bol mükafata nail eyle. Şehadeti makbul, sözü rızaya uygun, adil sözlü, ke-nuşması açık ve büyük bir bürhan sahibi eyle...
11. Şüphesiz, Allah ve melekleri o Peygambere çok salát (ve tekrim) eder. ler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin, tam bir teslimiyetle selâm verin.
Lebbeyk, Allahım, Rabbım ve sa'deyk.. Pek merhametli ve İyilik ihsan sahibi Allah'ın, mukarreb meleklerin, peygamberlerin, sıddıkların, şehidleriü, sa-lihlerin ey Alemlerin Rabbi seni tesbih eden her şeyin salavatı nebileri hatemi, efendimiz Abdüllahın oğlu Muhammed'e olsun; resullerin efendisi, müttakilerin Imamı, Alemlerin Rabbının Resulüdür. Şahid, müjdeci, izninle sana davetçidir.. Aydın bir kandildir. Ona selâm.
* **
(Devamı: 459. Sayfada)
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil376
Allah'a Çokca Tevbe ve İstiğfar Etmenin Gerekliliği:
Peygamberimizin bildirdiğine göre Yüce Allah «Ey kullarım! Be-nim afvetiğim kimseden başka hepiniz günahkarsınızı Öyle ise, benden mağfiret dileyiniz de, sizi mağfiret edeyimi bu-
yurmuştur. (151) Peygamberimiz de «Ey insanlar! Rabbınıza tevbe ediniz! Ben de, Ona, günde yüz kerre tevbe ve istiğfar ediyorumdur.
(152) 184) «Demirin pası gibi, kalblerin de, pası vardır, Kalblerin cılâsı, istiğfardır.» (Taberâni-Mücemüssagir c. I, a,
«Amel defterinde çok istiğfarı bulunan kimseye ne mutlu!» (153) «Her gün, yetmiş kerre istiğfar eden kimse, gafiller zümresinden yazılmaz!
Her gece, yetmiş kerre istiğfar eden kimse de, o gecesinde gafil-ler zümresinden yazılmaz!» buyurmuştur. (154)
Abdullah b. Ömer «Hiç bir şey konuşmadan önce (155), bir mec-liste Resûlullah Aleyhisselâmın yüz kerre (Rabbiğfirli ve tüb aleyye inneke Entettevvâbürrahîm!) dediğini sayardık.» demiştir. (156)
Peygamberimiz, Nasr sûresinin nüzülünden ve Mekke'nin fethin-den sonra (Sübhanallahi ve bihamdihî Estağfirullâhe ve etûbü iley-hi) diyerek tevbe ve istiğfarda bulunmayı daha da, çoğaltmıştı. (157)
Peygamberimiz, her Farz namazından çıktığı zaman da, üç ker-re istiğfar ederdi.
İmam Evzâî'ye, bu istiğfarin nasıl yapılacağı sorulunca (Estağ-firullah! Estağfirullâh) dersin.» demiştir. (158)
Huzeyfetülyeman der ki «Dilimin çirkin ve acı sözlülüğünden, Re-sûlullâh Aleyhisselâma şikâyetlendim. (159)
(Yâ Resûlallah! Dilim, beni yakıyor!?) dedim. (160)
Müsned c. 5, s. 177 (151) Ahmed b. Hanbel
(152) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 211, Müslim Sahih c. 4, s. 2075-76
(153) İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1254
Amelülyevm velleyle s. 142 (154) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed
Amelülyevm velleyle s. 144 (155) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed
(156) Buhari Edebülmüfred s. 162, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 85, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1253 (157) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 192-193, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 35, Müslim Sahih c. 1, s. 351
(158) Müslim Sahih c. 1, s. 414-415, Nevevi Kitabülezkår s. 90
(159) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 402, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 141
(160) Taberânî Mûcemüssagîr c. 1, s. 109
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZIKR EDİŞİ
YanıtlaSilNIT
Resûlullah Aleyhisselâm (İstiğfardan yararlanılırken, sen, ner-deydin?1
Ben, günde yüce Allah'a yüz kerre istiğfar (161) ve O'na tevbe ediyorumdur!) buyurdus (162)
Meclisin Keffåreti:
Rafi b. Hadic Peygamber Aleyhisselâm, hiç bir meclisten (Süb-hånekållahümme ve bihamdike estağfirüke ve etübü ileykel) diye Istiğfar etmeden kalkmaz, sonra da (Bu, mecliste olan biten şeyler için keffårettir!) buyururdu. demiştir. (163)
Peygamberimizin Habbab b. Erett'e Öğrettiği İstiğfar:
Habbab b. Erett (YA Resûlallah! Nasıl istiğfar edeyim?) diye sordum.
(Allâhümmağfirlenů verhamná vetüb aleynå inneke entettevva-bürrahim) del buyurdu. demiştir. (164)
Peygamberimizin Şeddad b. Evs'e Öğrettiği Seyyidülistiğfar:
Şeddad b. Evs der ki «Peygamber Aleyhisselâm (Sana, Seyyidül-istiğfar'ı göstereyim mi? (165)
Seyyidülistiğfar, dedi, kulun, şöyle söylemesidir (166): (Allâhümme Ente Rabbi Là llâhe Ente halakteni ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vådike mestata'tü (167)
Eûzü bike min şerri må sana'tü (168) ve ebüü ileyke bi nimetike aleyye, ve a'terifü bizünübi
Fa'firli zünübi innehû là yağfiruzzünûbe illâ Ente = Allah'ım! Sen, benim Rabbımsın! Senden başka ilah yoktur.
Beni, Sen yarattın. Ben, Senin kulun'um.
Ben, gücüm yettiği kadar Senin ahdin ve va'din üzereyim.
(161) Hârisülmuhasibi Erriâye s. 57, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelül-yevm velleyle c. 141, Taberáni Mücemüssagir c. 1, s. 109
(162) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 402, Hârisülmuhasibi Erriâye s. 57, Tabe-rânt Mücemüssagir c. 1, в. 109
(163) Taberânt Mücemüssagir c. 1, s. 222
(164) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 144
(165) Tirmizi Sünen c. 5, в. 467
(166) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 122
(167) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 122, Buhari Edebülmüfred s. 162, Tir-mizi Sünen c. 5, s. 467-468
(168) Buhari Edebülmüfred s. 162, Tirmizi Sünen c. 5, s. 468
سورة نفره (۲۰۱۷)
YanıtlaSilانتخابات خواصی
سیبیت و منفعتم دلالت بدن ( فتاة كهف)دہ کی (1) حرفند نہ آجاو شار که با سلا می اورده اولان به معینزده نفسه عائد شيار من ما عدا هم سینی دو شوغی حتی قدرت اله على مطار له حكمت ار ايكون كشانده نشر انند يكى فيداتك منفعتى، تماماً كند سنه عائد اولد يعنى و كنديس
ایچونه کوندر یا دیگنی ظن ایدر
ضيدانك عدم دومى بوزندن سرعتی بر یورولوس الله بولارين دوم استمراری مقتضای هار و مقام الله سرعت عادی بر یوروپوشی افاده الدن (منوا) تفری، مصيبتك شدند.
سرعت سیره قادر اولا مد قارينه اشار تدر. نشئت ايدن ضعفیت بوزندن سرعت سیده در
[سوال] از انار برده بورود کاری کی اوز ارن ده یورو مه لری پرده اوله ليدر. والبوكر (فيه ) ده کی ضميرك خیرایه راجع اولسی جهتیار او نارك یورو مه لری خیداده اولا یفی آنگلا شیدایی؟
الجواب ] او نارك خيرا خار جنده يورومه الری ممکن اولمادیفی اینجون، مانکه مسافر لری و مدار حرکتاری بالکن خدایه منحصر در.
(و اذا) ده کی (و) يولجي ارك او له کورده کاری ظلمت مصيبتني تازه له ملك ايچون اینجی به ظلمت داها عطف و علاوه ايد يلد يكنه اشار تدر. (إذا ) نك افاده ایتدیگی جزئیت و قالت ایسی يولجيارك ظلمته قارشو به دکتری نفرت و کوستر د کاری کورلك شدتندن، فكراً ظلمتی دو شو د کارين، آنجه على الدوام فيها الجون به فرصت بطر لركن، بردنبره ظلمتك هجومنه معروض خالد قلرينه اشار تدر.
( أظله) نك برقه اولانه اسنادی، بر قبل خیر اسند در موکره هجوم اید به ظاعتها، باشقه ظالمه کردند شديد اولديفنه اشارتد.. وكذا، مصيبت زده اولان يولجيارك تخيل الدين كوره، كويا برقك خیر اسند به صوكره تو بو شلفي طولد يران ظلمتار، هب برمه آتشند سوغه سندن میدانه کان دوما نار اولدیفنه ده خیالی بر ایمادر.
خور الجون قول نيلان (عَلَيْهِمْ) ده کی (علی) کلمه سی، ظلمت مصيبتك تعداد في اولما يجب، تحق او زارك جزاى عملهرى اولدیفنه اشار تدر و معتزده اولان بوالمبارك، تو بوشلفى
بيت
YanıtlaSilعَدْمٍ دَوارٌ
Adem-i devam: Devam etmeme
على الدواء
Ale'd-devam: Devamı, sürekli
عطف
Anf: Dayandırma, yükleme
برق Berk: Şimşek
جراي عمل
Cezayı amel: Amelin karşılığı
جزئية Cüz'iyet: Hususilik
دلالت
Delalet: Delil olma
مفتت
Hikmet: Yaratılıştaki asıl maksad ve faide
استاذ
İsnad: Dayandırma
قادر
Kadir: Güç kudret sahibi
Keza: Bunun gibi
قِلَّتْ
Killet: Azlık
معروض Ma'ruz: Bir şeyin te'sîrinde kalan
ماعدا
Maada: Başka
مدار حركت
Medar-ı hareket: Hareket sebebi
مقتضاي حال
Mukteza-yı hâl ve makam:
ومقام
Halin ve makamın gereği
مخصر
Münhasır: Mahsús kılınmış
نَفْتَتْ
Neş'et: Ortaya çıkma
نشر
Neşir: Yayma
راجع
Raci: Geri dönen
سُرْعَتِ سَيْرٌ
Sürat-i seyr: Hızlı hareket
شديد
Şedid: Şiddetli
قيل
Tahayyül: Hayal etme
ضعفی
Zafiyet: Zayıflık
كبير
Zamir: İsmin yerini tutan kelime
عمار
YanıtlaSilکی
Sür Bakare, 17-20
Sebebiyet ve menfaate delalet edendeki (J) harfinden anlaşılır ki, bayılmak üzere olan bir musibetzede, nefsine ait şeylerden måada binlerle hikmetler için käinátta neşrettiği ziyanın hiçbir şeyi düşünmez. Hatta kudret-i İlahiyenin menfaati, tamamen kendisine ait olduğunu ve kendisi için gönderildiğini zanneder.
Ziyanın adem-i devamı yüzünden sür'atli bir yürüyüş ile yollarına devam etmeleri muktezâ-yı häl ve makam iken, sür'atsiz, adi bir yürüyüşü ifade eden ta'biri, musibetin şiddetinden neş'et eden za'fiyet yüzünden, sür'at-i seyre kädir olamadıklarına işarettir.
Suâl: İnsanlar yerde yürüdükleri gibi, onların da yürümeleri yerde olmalıdır. Halbuki فيه 'deki zamirin ziyaya ráci olması cihetiyle onların yürümeleri ziyada olduğu anlaşılır?
Elcevab: Onların ziyâ haricinde yürümeleri mümkün olmadığı için, sanki mesafeleri ve medâr-1 hareketleri yalnız ziyaya münhasırdır.
'daki (1) yolcuların evvelce gördükleri zulmet musibetini tazelemek için ikinci bir zulmet daha atıf ve ilave edildiğine işarettir.
()'nın ifade ettiği cüz'iyet ve kıllet ise, yolcuların zulmete karşı besledikleri nefret ve gösterdikleri körlük şiddetinden, fikren zulmeti düşünmediklerine, ancak aleddevâm ziyâ için bir fırsat beklerlerken, birden bire zulmetin hücumuna ma'růz kaldıklarına işarettir.
'nin berke olan isnâdı, berkin ziyâsından sonra hücum eden zulmetin, başka zulmetlerden şedid olduğuna işarettir. Ve keză, musibetzede olan yolcuların tahayyüllerine göre, güya berkin ziyâsından sonra şu boşluğu dolduran zulmetler, hep berk ateşinin sönmesinden meydana gelen dumanlar olduğuna da hayâlî bir îmâdır.
Zarar için kullanılan عَلَيْهِمْ 'deki ) على ( kelimesi, zulmet musibetinin tesadüfi olmayıp, ancak onların ceză-yı amelleri olduğuna işarettir. Ve musibetzede olan yolcuların, şu boşluğu
rera.)
YanıtlaSilavie.)
лие.)
ne
az
191
60. Çok naz, aşık usandırır. (Une minauderie excessive ennuit et dégoûte un amant.) Çok seven, sevdiğini cezalandırmada şiddet gösterir. (Çok seven, çok darılır.) (Our aime bien, chatie bien.)
CN3 Cok sokağa çıkan, çok para harcar. (Qui sort souvent dépense beaucoup.)
639 Cok tavşan kovalayan, hiçbirini yakalayamaz. cl Cok yaşayan, çok bilir. (Qui vivra verra. )
5791 Çok yaşayan çok bilmez, çok gezen çok bilir. (Qui a beaucoup vécu en sait moins que celui qui a becaucoup vu.)
6792 Dal eşeği şarap taşır, su içer.
1793. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur. (Il n'y a que les montagnes qui ne se rencontrent pas.)
5794. Dağ fare doğurdu. (De beau raisin parfois pauvre vin.)
1795. Daha iyisi olmayınca, elde olanla yetinilir. (Faute de mieux on se contente de ce que l'on a.)
5796. Daha uzun atlamak için, gerileme yapılır.
5797. Daima çoğunluğa uymalıdır. (Toujours au plus grand nombre on doit s'accommoder.)
5798, Daima "hayır" derseniz, hiçbir zaman evlenemezsiniz.
5799. Daima kendisinden cılız olana vururlar.
5800. Dakik olmak, kralların ayrıcalığıdır.
5801. Damdan düşen, damdan düşenin halini bilir. (Yani: Başa gelmeyince bilinmez.) (Celui qui est també du toit connaît la situation de celui qui en est tombé. -C'est à dire: Il en sait quelque chose.)
5802. Damla damla deniz tükenir. (Goutte à goutte la mer s'égoutte.)
5803. Damlalarla fıçıyı doldururlar. (Goutte à gautte on emplit la cuve.)
5804. Damlaya damlaya göl olur. (Gautte à goutte se forme un lac.)
5805. Davul bile, dengi dengine vurur. (Qui se ressemble s'assemble.)
5806. Davulun sesi, uzaktan hoş gelir. (A beau mentir qui vient de loin.)
5807. Dediyle demişe bakarsan, rahat yoktur. (Aux paroles lourdes, les oreilles sourdes.)
5808. Deha, bir sabır işidir.
5809. Delikli taş, yerde durmaz. (Pierre qui a un trau ne reste pas longtemps par terre.)
5810. Delinin başı ağrımaz.
5811. Deliye taşı anımsatma. (Ne rappelle pas la pierre à un fou.)
5812. Demir döve döve demirci olunur. (C'est en forgeant qu'on devient forgeron.)
5813. Demir tavında dövülür. (İl faut battre le fer quand il est chaud.)
5814. Demire demir, hamura hamur. (Apelle un chat et rollet un frigon.)
5815. Denize düşen, yılana sarılır. (On se jette dans l'eau, de peur de la pluie.)
190
YanıtlaSil5753. Cins köpek, boş yere havlamaz (Jamais bon chien n'abole à faux)
5754. Cinsi cinsine çeker. (Bon chien chasse de race.)
5755. Cuma günü gülen, pazar günü ağlar. (Tel qui rit vendredi, dimanche pleurero
5756. Çabuk giden, tez yorulur. (Hate toi tentement.)
5757 Çağrılmadığın yere gitme. (L'on ne doit jamais aller à noces sans y être convié
5758. Çalışanın Tanrı yardımcısıdır. (Aide-toi, le Ciel t'aidera.)
5759. Çay geçerken, at değiştirilmez. (On ne change pas d'attelage au millieu de vue)
5760. Çekiç ile örs arasındadır. (Il est entre le marteau et l'enclume.)
5761. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar; üçüncüsünde ele geçer. (La sauterelle saute une fois, deux fois, à la troisième elle est prise.)
5762. "Çeşme, senin suyundan içmeyeceğim" dememeli. (Il ne faut jurer de rien.)
5763. Çeşmeye gidenin testisi kırılır. (La cruche se casse sur le chemin de la fontaine
5764. Çeviriler kadınlara benzer, güzel olursa, sadık olmaz: sadık olursa, güzel olmaz.
5765. Çıplaktan çıplak doğar. (On ne fait rien de rien.)
5766. Çırak, zamanla usta olur. (Apprenti devient maître.)
5767. Çiçeği olmayan ağaç, yemiş vermez.
5768. Çiftçinin bakışı, gübreye yeğdir. (L'oeil du fermier vaut fumier.)
5769. Çivi, çiviyi söker. (Un clou chasse l'autre.)
5770. Çizmeden yukarı çıkma! (Cordonniers pas plus haut que la chaussure.)
5771. Çobanın gönlü olunca, tekeden teleme çalar. (Qui ne peut passer par la porte, sort par la fenêtre.)
5772. Çocuğun en önce öğrenmesi gereken, en çok gereksinim duyacağı şey; dayanmasını bilmektir.
5773. Çocuk sevgisi, sepette suya benzer.
5774. Çocuk, yalan bilmez. (L'enfant ne sait pas mentir.)
5775. Çocuktan al haberi. (La verité sort de la bouche des enfants.)
5776. Çoğu veren, azı da verir. (Qui peut le plus, peut le moins.)
5777. Çok açılma, soğuk alırsın. (Plus on se découvre, plus on a froid.)
5778. Çok çekmek, ipin kopmasıyla sonuçlanır. (Trop tirer rompt la corde.)
5779. Çok gezen, çok bilir. (Qui voyage apprend beaucoup.)
5780. Çok gören, çok anımsar. (Quiconque a beaucop vu, a beaucoup retenu.)
5781. Çok gülen, çok ağlar. (Qui rit beaucoup, pleurera beaucoup.)
5782. Çok ivedilik gösteren, yarı yolda kalır. (Qui trop se hâte reste en chemin.)
5783. Çok konuşan, çok yanılır. (Qui prouve trop, ne prouve rien.)
5784. Çok konuşan, tez yorulur. (Qui trop se hâte reste en chemin.)
5785. Çok konuşmak zarardır. (Trop parler nuit.)
himmet-i feyyazane
YanıtlaSilhimmet-i feyyazāne همت قیامانه : verimli yar dım, manevi faydalandıran yardım
himmet-i itab همت عتاب : azarlama ve uyarma ile yapılan iyilik ve yardım
himmet-i maneviye همت معنویه : manevi yar-dim
himmet-i merdane هفت مردانه : mertçe ve cesa-retle yapılan yardım ve gösterilen gayret
himmet-i Peygamber هفت پیعمر : Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) månevi yardımı
himmetperver هم تیرور : iyilik yolunda çalışma-yı ve yardımı seven
himmetsiz همسر : iyilik yolında çalışmayan
himmetsizlik همتزلك : iyilik yolunda çalışma-mak
hinan zaman, sıra
hina حينا : ne zaman, ne zaman ki
hinaki ناکه : ne zaman ki
Hind هند : Hindistan
Hind'li هندلی : Hindistanlı
Hin-Pak هند باك : Hindistan - Pakistan
Hindçe هندجه : Hindistanlıların dili
Hindenburg )1847-1934( هندنبورغ : Paul Von Hindenburg Almanların meşhur generali, siyaset ve devlet adamıdır. Birinci Dünya Sa-vaşı başladıktan bir süre sonra genel komu-tan olmuş ve özellikle Fransızların mağlup edilmesinde önemli etkisi olmuştur. Savaşın sonunda Almanya'da imparatorluk rejiminin yıkılması ve cumhuriyetin ilanından sonra si-yasi faaliyetleri devam etmiştir. 1925 yılında Almanya'nın cumhurbaşkanlığına getirilen ikinci kişidir. Devletin en kritik döneminde ve istikrarsızlığın en yoğun yaşandığı yıllarda cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Risale-i Nur'da Hindenburg dan, Osmanlı Devletinin Bi-rinci Dünya Savaşına girişinin sorgulanması bağlamında bahsedilmiştir
Hindenburg, 1847 yılında Poznan da doğdu. Harp okulunu bitirip mezun oldu. Bu yıllar-
da Alman birliğinin temelleri atılmakta ve seri savaşlar yapılmaktaydı. O da yapılan sa-vaşlara katıldı. Önce Önce 1866 yılında Avusturya ile yapılan savaşa, daha sonra da 1870-1871 yıllarında Fransızlarla yapılan savaşa piyade olarak katıldı. Moltke ve Schlieffen dönemin-de genelkurmay heyetinde yer aldı. Bir ara
bakanlık görevinde de bulundu. Magdeburg-da bulunan 4. Kolordu komutanlığı görevin-
31
himmet feyyazane
YanıtlaSil366
Hindenburg (1847-1934)
den sonra 1911 yılında emekli oldu
paylaşım mücadelesi yüzünden yavaş yavaş Dünya, meydana gelen bloklaşma ve sömürge aktif rol oynayan ülkelerden birisi de Almanya sıcak savaşa doğru sürüklenmekteydi. Bunda idi. Birinci Dünya Savaşı ittifak ve itilaf dev-letleri arasında başladı. Savaş sırasında Doğu bulunmaktaydı. Bunun Rusları Doğu Prus-Prusya'da bulunan orduların başında Prittwitz ya'da durduramayacağı anlaşıldıktan sonra yerine Hindenburg göreve çağrıldı. Böylece, emekli olduğu halde tekrar askeri göreve dön-müş oldu
Hindenburg, 8. Ordunun başına geçti. Tan-nenberg'te ve Mazurya Gölünde Rusları yen-di. Başkomutan Falkenhaynın ısrarlarıyla Varşova saldırısını gerçekleştirdi. Kasım 1914 tarihinde Doğu Kuvvetleri Komutanlığına atandı. Mazurya'da ikinci kez Ruslarla savaş-tı ve bir kez daha onları yendi. 1915 yılında gerçekleştirilen Polonya seferi sırasında, Rus-ların geri kuvvetlerini vurma ve sağ kanatla-rını yarma görevini üstlendi, ancak başarılı olamadı. Bu başarısızlıkta takviye alamaması ve Rusların saldırıları etkili oldu.
Hindenburg, 1916 Ağustosunda Falkenhay-nın yerine başkomutanlığa getirildi. Bu gö-revi sırasında Ludendorff ile başarılı bir bir-liktelik ve işbirliği oluşturdu. Bu birliktelikte daha çok sorumluluk kendi omuzlarındaydı. 1916 Ekiminde Romanyayı yendi. Avustur-yaya yardım götürmek maksadıyla Batı cep-hesine ağırlık verdi. Bu arada Romanya ve Rusya'yı ateşkes yapmaya zorladı. Daha son-ra tüm birliklerini Fransa üzerine göndererek büyük bir saldırıya geçti. Ancak, müttefikle-rin cephesini bozmayı ve dağıtmayı başara-madı. Savaş Almanyanın aleyhine dönmeye başladıktan sonra, hanedanın kurtarılması için İmparatora tahttan çekilme tavsiyesinde bulundu. Savaşın sona ermesi ve 1919'da Ver-sailles Anlaşmasının imzalanmasından sonra Hannoverse gidip yerleşti
Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya'da imparatorluk rejimi sona erdi. 6 Ocak 1919 tarihinde Weimar'da toplanan Milli Meclis Friedrich Ebert'i cumhurbaşkanı olarak seç-ti. Bu meclis Versailles Barış Antlaşmasını da onayladı. Mecliste çoğunluğu sosyal de-mokratlar teşkil etmekteydi. Birinci Dünya Savaşının mağluplarına ödetilen fatura çok ağırdı. Almanya da bu ağırlığın etkisiyle çok
Hindi
YanıtlaSilancak 1934 yılına kadar devam edebildi 36 sıkıntılar karışıkıkların giderek artmasına büyük sıkıntılar yaşadı. Ülkedeki ekonomik almasına sebep oldu. Weimar Cumhuriyeti ve aşırı uçların güçlenerek iktidarı etki altına
Hindenburg, Birinci Dünya Savaşından son ra da ülke siyasetinde etkisini devam ettir-cumhurbaşkanlığına seçildi. Ölümüne kadar di Ebert'in ölümünden sonra 1925 yılında sürdürdüğü bu görevi sırasında ülkede çok büyük çalkantılar yaşandı. Ekonomik sıkıntı, mecliste çoğunluğu teskil edecek ve hükü-met çoğunluğunu oluşturacak siyasi irade-nin oluşmaması gibi sebeplerden ötürü barış antlaşmasını onaylayan ve iktidarı devam
ettirenlere karşı hoşnutsuzluk giderek arttı. 1929 dünya ekonomik krizi Almanya'nın sı kıntılarını daha da arttırdı. Bu kriz ortamını en çok kullanan ve en çok istifade eden aşırı sağı ve solcu guruplar oldu
Hindenburg, anayasaya sıkı bir sekilde bag-alık göstermesine rağmen Weimar Cumhuri yetinin çöküşünü engelleyemedi. 1920 yılında kurulan ve giderek güçlenen Adolf Hitlerin partisi ülkenin hakimiyetini ele geçirmeye ve etkisini arttırmaya basladı. 1930-dan son-ra hızla güçlendi. 1932 yılında en güçlü parti oldu. 30 Ocak 1933'te başbakan olan Adolf Hitler, yetkilerini giderek arttırdı. Hinden-burg, yetkilerinin azaltılmasına ve Hitlerin güçlenmesine engel olamadı. Zamanla etki-sini yitiren Hindenburg 2 Ağustos 1934-te Almanya da Neudeck'te öldü.
Hindi هندی : .hindi, Hindistanlı 2. Hindistana
ait
Hindistan هندیستان : Tarih boyunca Hind Diyarı olarak bilinen ve tanınan topraklar, çok sayı-da devlet ve medeniyetin beşiği oldu. Baharat ve ipek yolları üzerinde kıymetli taş, kereste ve madenlere sahip olması sebebiyle, tüccar ve kaşiflerin ulaşmak için yollar aradığı es-rarlı ve zengin masallar diyarı olarak bilinir. Günümüzde bu bölge üzerinde Hindistan'ın yanı sıra Pakistan, Bengladeş, Myanmar ve Sri Lanka bulunur.
İslâmiyet Hindistan'a milâdî 710-711 yılların-da Muhammed bin Kâzım es-Sakafi kuman-
dasındaki Arap kuvvetleri tarafından Sind bölgesinin fethiyle girdi ve İndus vadisindeki Multan'a kadar ulaştı. Onuncu yüzyılın son-larına doğru başlayan Gazneli akınları Hin-distan'daki İslâm fetihleri açısından yeni bir
367
YanıtlaSilHindistan
dönemin başlangıcı oldu. On birinci yuzyıl boyunca bu bölgeye Orta Asya ve İran'dan çok sayıda ilim adamı ve mutasavvıf gelerek yerleşti. İmam-ı Rabbani burada yetişen en büyük mutasavvıflardan birisidir.
Batılıların bu bölgeye ulaşması on birinci yüzyılda Portekizlilerce gerçekleşti. Sonraki yıllarda ise Hollandalılar, Fransızlar ve İngi-lizler bu bölgenin zenginliklerini ele geçirme gayreti içine girdiler. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru İngilizler bu bölgede tam hakimiyet kurdu.
Bölgedeki son İngiliz valisi Lord Mountbat-ten 3 Haziran 1947'de İngiltere'nin bu bölge-den çekilmesi, bölgenin bölünmesi ve Hin-distan Devletinin doğusunda ve batısında yer alan topraklar üzerinde iki bölgeli Pakis-tan'ın kurulmasını öngören plânını açıkladı. Bu plån Hindûlar ve Müslümanlar tarafın-dan kabul edildi. 18 Temmuz 1947'de İngiliz Parlamentosunca onaylanan plån 14 Ağus-tos 1947'de uygulamaya konuldu. Böylece Pencap, Afgan, Keşmir, Sin kelimelerinin ilk harfleri ile Belücistan'ın son ekinden meyda-na getirilen Pakistan ismi, iki ayrı bölgeden oluşan bir devletin adı olarak Muhammed Ali Cinnah başkanlığında kuruldu. 1971 yılında ise Doğu Pakistan, kanlı bir iç savaşın ardın-dan, Bengladeş ismiyle Pakistan'dan ayrıla-rak bağımsızlığını ilân etti.
Risale-i Nur Külliyatının çeşitli yerlerin-de Hindistan'dan bahsedilir. Ancak 1947'ye kadar yazılan risalelerde bu isim günümüz Hindistan Devletini değil, Pakistan ve Beng-ladeş'in bağımsızlığını ilan etmeden önceki Hindistan'ı ifade eder. Çünkü Hindistan, o dönemde tamamıyla İngiliz hakimiyeti altın-daydı ve bu bölgede yaşayan Müslüman sayı-sı çok yüksek oranlardaydı.
Günümüzdeki Hindistan Devleti hakkında da kısaca şu bilgiyi verebiliriz:
Resmi adı Hindistan Cumhuriyeti olan ülke, Uman Deniziyle Bengal Körfezi arasında, kuzeyde Himalaya Sıradağlarından, güneyde Hint Okyanusu'na giderek daralan bir üçgen biçiminde uzanır. Yönetim biçimi birlik top-rağı statüsünde dokuz bölgenin birleşmesin-den meydana gelen Federal Cumhuriyettir. Yüzölçümü 3.287.363 km2'dir. Komşuları Pakistan, Çin, Tibet, Nepal ve Bengladeş'tir. Bu ülke aynı zamanda bütün dünya ülkele-ri arasında toprakları en geniş olan yedinci,
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kim 'Kul hüvellahü ehad'ı (İhlas Süresi'ni) her gün iki yüz defa okursa -üzerinde borç (yani kul hakkı) olmadıkça- elli senelik (küçük) günahları silinir." (Sünen-i Tirmizî)
YanıtlaSilHicri: 19 RECEB 1447 - Rûmi: 26 Kânûn-i Evvel 1441 - Kasım 62
İSTANBUL
İmsak........... 6.35
Sabah
..........
6.55
Güneş
8.20
Öğle.....
13.21
İkindi.
15.45
8
OCAK
2026
Akşam.......... 18.01
Yatsı............. 19.36
Kıble S.........
11.16
Perşembe
Ay Doğuş... 23.45
Ay Batış..... 11.28
İmsak
Sabah
Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı Kıble S
Bartın
Ankara
6.18
6.38
8.01
13.05
15.32
17.49 19.22
11.37
6.22
6.42
8.09
13.07
15.29
17.46 19.22
11.40
6.30 6.50 8.14 13.17
15.43
18.00
19.33
11.19
6.24
6.44
8.09
13.10
15.35
17.52
19.26
11.32
Bilecik
Bolu
Çankırı
6.16
6.36
8.01
13.02
15.27
17.44
19.18
11.45
Çorum 6.11
6.31
7.55
12.57
15.22
17.39
19.13
11.54
Düzce
6.26
6.46
8.12
13.12
15.36
17.53
19.27
11.29
Eskişehir
6.27
6.47
8.11
13.15
15.42
17.59
19.31
11.21
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.06
15.29
17.47
19.21
11.40
Kastamonu
6.16
6.36
8.02
13.02
15.24
17.41
19.16
11.48
Kırıkkale
6.16
6.36
7.59
13.03
15.30
17.46
19.19
11.42
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.10
15.32
17.49
19.24
11.36
(Kırşehir) Hirfanlı Barajı'nın hizmete girişi (1960)
Zemherîr fırtınası
Gün: 8 Hafta: 21. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 2 dk.
ZULU-2
YanıtlaSilResûlullah Efendimizin, İhlas Süresi'ni okumasından sonra Amir, "Eğer Müslüman olursam, benim için imtiyaz olarak ne var?" diye sordu, "Müslümanlar için ne varsa senin için de aynısı vardır." buyurdular. "Peki, vefatından sonra yerine beni tayin eder misin?" diye sordu, Peygamberimiz (s.a.v.), "Ne senin ne de kavmin için, böyle bir imtiyaz olabilir. Bu iş ancak Allah'a aittir; o, dilediğini ve seçtiğini, Müslümanlara halife kılar." buyurdular. Amir, "En azından çöl ve kırlara beni emîr tayin etsen, şehirler senin idarende olsa." deyince "Bu da olmaz" buyurdular. Amir, tekrar "Peki, benim için imtiyaz olarak ne var?" diye sordu, Efendimiz (s.a.v.), "Sana, binek husûsunda yardım ederim, onun üzerinde, Allah yolunda gazâ edersin." buyurdular. Amir, "Benim zaten üzerinde savaştığım bineklerim vardır." deyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Hayır, bu, ancak Allah yolunda ve İslâm uğrunda olmalıdır." buyurdular.
İstediği hiçbir şeye nail olamayan Âmir, bu defa Peygamber Efendimize, "Benimle biraz yürüseniz, husûsî arz edeceklerim var." dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de onunla birlikte yürümeye başladılar. Amir, önceden anlaştığı Erbed bin Kays'a, "Onunla konuşurken elimi omuzuna koyduğumu gördüğün an, arkasından kılıçla hücum et" diyerek bir suikast tertip etmişti. Biraz yürüdükten sonra Efendimizle konuşurken, elini mübarek omuzuna koydu, bir taraftan da Erbed'e hücum etmesi için işaret ediyordu. Erbed ise kılıcını çekmeye davrandığında Cenâb-ı Hak ona mâni oldu, bir türlü kınından çıkaramadı. Amir İşaret etmeye devam ediyor, o ise kılıcını sıyırmaktan âciz kalıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise ardındaki Erbed'i görmüşlerdi. Zira önünü gördüğü gibi ardını da görmek, onun husûsiyetlerindendi. Resûlullah Efendimiz, "Allah'ım, bu ikisinin hakkından dilediğin gibi geliver." diye dua ettiler. Âmir ve Erbed, korkuya kapılarak kaçtılar.
Amir, daha sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından kavmine gönderilen irşåd heyetini, Bi'r-i Maûne'de pusuya düşürüp şehit eden eşkıyanın da başı olmuştur. Allâhü Teâlâ, Erbed'i, bulutsuz bir havada gökyüzünden indirdiği bir yıldırım ile helâk etti. Amir'in ise boynunda, yumrucak denilen habis bir hastalık çıktı. Şiddetli acılar içinde öldü.
Яля пepulse uop (use) unez o
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
2022 BEDIUZZAMAI
1918-Gümüşhane ve Maçka'nın kurtuluşu.
1919-Cemiyet-i
Müderrisîn kuruldu.
Bediüzzaman 7 ay kadar âzâ olarak hizmet verdi.
1934-Bediüzzaman, talebesi Re'fet beye hitaben bir lâhika mektubu kaleme aldı. (Barla Lahikası, 263. mektup.)
15
SALI
TUESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Allah neyi murad ederse,
onu yapar...
Bakara Suresi: 253
BİR HADİS
Ben Cennette ilk şefaat edecek peygamberim.
Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrûr ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. Sen de yolcusun...
HİCRÍ: 14 RECEB 1443 - RUMI: 2
ŞUBAT 1437
Mesnevî-i Nûriye
KASIM: 100 - GÜN: 46 KALAN: 319 - GÜN UZA.: 4 DK
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1240-Muhyiddin-i Arabî'nin vefatı.
1869 - Akdeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Süveyş Kanalı açıldı.
1907 - Vali Tahir Paşa'nın, İstanbul'a gidecek olan Bediüzzaman hakkında İkinci Abdülhamid'e bir mektup yazması.
1945 - UNESCO kuruldu.
16
CUMARTESİ
SATURDAY
KASIM
NOVEMBER
BIR AYET
Allah'ın va'di haktır. O üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir.
Lokman Suresi: 9
BİR HADİS
Kıyamet Günü şefaatimle en çok mutlu olacak kişi, gönülden hâlis ve samimî olarak "Lâ ilâhe illâllah"
diyendir.
Müsned, 2: 7
Hayat veren yalnız O'dur. Öyleyse, her şeyin Hâlıkı dahi yalnız O'dur. Çünkü, kâinatın ruhu, nuru, mayası, esası, neticesi, hülâsası hayattır. Hayatı veren kim ise, bütün kâinatın Hâlıkı da Odur.
HİCRĪ: 14 C.EVVEL 1446 - RUMI: 3 T. SANİ 1440
Mektubat
KASIM: 9-GÜN: 321 KALAN: 45 - GÜN. KIS.:
2 DK
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1799-llk kez meteor yağmuru kaydedildi.
1999-Bolu, Düzce ve Kaynaşlı'da, 7,2
büyüklüğünde deprem meydana geldi: 894 kişi öldü, 4 bin 948 kişi yaralandı.
KASIM
12
ÇARŞAMBA
Ey iman edentert
Allah'tan korkun ve sözün
doğrusunu söyleyin.
Ahzab Suresi: 70
BİR HADİS
21
1447
Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.
Buhari, İman: 33
Kur'ân'ın tecellisiyle çok neviler silindi, hakikatler yıkıldı; onlara bedel, yeni yeni neviler, hakikatler teşekkül etti. İşârâtü'l-İcaz
RUMI: 30 T.EVVEL 1441
KASIM: 5
C.EVVEL
Imsak
Günes
Ogle
Akşam Yatsı
Imsak Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
22 17 56 19 14
İkindi
452
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
ON BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
onuncusudur. Bu salavat-i şerife, Şifa-i Şerif'den alınan salavat-i şerifelerin Bu salavat-i şerife, Hz. Ali r.a. tarafından rivayet edilmiştir.
Mevahib adlı eserde yazıldığına göre, Şeyh Zeynüddin b. Hüseyin Rh. yazdığı eserde şöyle anlatmıştır:
Sultan-1 Enbiya Serdar-1 Asfiva Habib-i Huda Sefi-i Ruz-ü Ce-ehl-i beyt ve ashab-ı kiram, Resulüllah S.A. efendimizden ayrılık hü-za Resulüllah S.A. efendimiz, beka âlemine teşrif buyurduktan sonra; zünlerini salavat-ı şerife okuyarak teskin etmeye çalışırlardı
. Salavat-1 serife icin, Abdüllah b. Mes'ud'dan r.a. bir dilekte bu-luridular: kendilerine bir salavat-ı şerife belletmesini istediler. Abdül-lah b. Mes'ud da Hz. Ali'den r.a. bu hususta bir ricada bulundu. Bu-nun üzerine Hz. Ali r.a. aşağıdaki salavat-ı şerifeyi talim buyurdu
. Ancak, bu salavat-ı şerifenin başında âyet-i kerime ile başladı. Bunu teberrüken böyle okudu.
Bir, başka manada ise.. bu âyet-i kerimeyi başta okumak sureti lle, Resulüllah S.A. efendimize salavat okumanın ilahi emre imtisal olduğunu beyan etmek istedi.
Kaldı ki, İlâhi emre uyarak salåvat okumakta büyük sevap almak vardır; büyük ecirleri dilemek vardır.
Bütün bunlardan başka, Resulüllah S.A. efendimize tazim ederek, tekrim ederek, memur olduğu salavat-ı şerifeyi gücü yettiği kadar okuyarak, onun hakkını eda etmek manası vardır.
Bütün bu manalara işaret bulunduğundandır ki, âyet-i kerimenin sonunda:
- LEBBEΕΥΚ.
Lafzı ile salavat-ı şerifeye başlandı.
Meâlen âyet-i kerime şöyledir:
«Şüphesiz, Allah ve melekleri o peygambere çok salât (ve tek-rim) ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin, tam bir tesliml-yetle de selâm verin.» (33/56)
Bu âyet-1 kerimenin ifade ettiği kısa mana şudur:
Şanı Yüce Allah, bizzat Neblyy-i Mükerrem Resulüllah S.A. efen-dimize, devamlı olarak ihsanını ve bütün ikramlarını ona yağdırmak-la şanını yüce eder ve kadrini üstün kılar.
Keza Yüce Allah'ın melekleri de onun şanında salât okurlar.
Şimdi salavat-ı şerife:
-Lebbeyk.. Ya Allah, Ya Rabbi.
Bu lafzın ifade ettiği mana şudur:
Ey benim Rabbım, halikım ve mabudum, an an daima türlü türlü nimet, fazilet ve kerem ü ihsanla terbiye edip nimetini ihsan den nimeti herşeye şamil şanı yüce Allah. Daima emrine imtisal ede-m.
KARA DAVUD
YanıtlaSilSa'deyke..
Bu lafzin manası sudur:
453
Ya Rabbi, senin hizmetinde, yüce emirlerini yerine getirmek-te sonsunlara kadar itaat üzere olacağım.
Devam edelim:
Pek merhametli ve iyilik ihsan sahibi Yüce Allah'ın MUKAR-salavatı..» REB MELEKLERİN, peygamberlerin, SIDDIKLARIN, ŞEHİDLERIN
Bu cümlede geçen bazı lafızların manasını açıkladıktan sonra, salavat-1 serifenin devamına geçelim Önce MUKARREB MELEKLER lafzını açıklayalım.
Anlatılan lafzı, melekler için:
Sıfat-ı kaşife.
Kabul ederler. Çünkü, meleklerin cümlesi, ilahi emre itaate de-vamlı ve sebatlıdır. Hiç bir şekilde, ilâhî emre muhalefet ve o emrin icrasında tenbellik, vaktinden sonraya ertelemek, gaflet gibi şeyler on-Jardan gelmez. Bu manaya göre meleklerin cümlesi için:
MUKARREB.
Tabiri kullanılır. Bunu biraz daha açalım; şöyle bir mana vere-
lim:
Onlar, öyle meleklerdir ki, daima Yüce Hakka itaat ettikleri için yakınlık bulurlar.
Anlatılandan başka, MUKARREB lafzı melekler için, bir özel-lik sıfatı da olabilir. Çünkü, meleklerin, birbirine nisbetle mertebe itibarı ile değişik durumları, yakınlık babında üstünlükleri vardır. Bu durumda şöyle bir mana verebiliriz:
Arşın çevresini saran kerrubiyyin, rahaniyyin, arşiyyin, ulviy-yin meleklerin çeşitli tekrim tazim ve selâmları..
Biraz da:
- SIDDIKLAR.
Lafzı üzerinde duralım. Görüldüğü gibi, bu lafız, SIDDIK kelimesinin cem'idir.
SIDDIKIYET öyle bir mertebedir ki, peygamberlikten sonra, on-dan daha üstün bir derece yoktur. Bu mana icabıdır ki, peygamberler-den sonra, insanların en faziletlisi, Hazret-i Ebu Bekir r.a. bu sıfatla sıfatlanmıştır. Kendisine:
SIDDIK
Denilmiştir. Bunun daha açık manası şudur:
Kendisine gönderilen peygamberi tasdik eder. O peygamberin ge-tirdiği emirleri ve yasakları kabul edip gereği ile amel eder. Verdiği nekadar emir varsa, hepsini yerine getirir; nekadar yasakları varsa, hepsinden de geri durur. Hâsılı: Her manada, peygamberine tam ita-at edip boyun eğer.
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil378
Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım.
Sana, üzerimdeki nimetini ikrar ve günahlarımı da, itiraf edi-
yorum. Günahlarımı bağışla. Çünki, günahları, ancak, Sen bağışlarsın!)» (169)
Eshabun Scherlerde İstiğfara Koyuluşu:
Eshab-ı kiram, seherlerde istiğfara öyle koyulmuşlardır ki, yüce Allah, Kur'ân-ı Keriminde, onları «... Seherlerde istiğfar edenlerdir.. diyerek övmüştür. (Al-i İmran: 17)
Nimete Erene, Günahı Çoğalana ve Rızkı Gecikene Tavsiye:
Peygamberimiz «Allah'ın, nimete bürüdüğü kimse, Allah'a hamd etmeyi çoğaltsın!
Günahı çoğalan kimse, Allah'a istiğfarı çoğaltsın!
Rızkı, geciken kimse de Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh sözünü söylemeyi çoğaltsın!» (170)
Cennet'e, ilk dåvet edilecek kimseler, genişlikte ve darlıkta, Al-lah'a hamd edip durmuş olan hamd edicilerdir!» buyurmuştur. (171)
Yüce Allah'ın Kuluna En Yakın Olduğu Zamanda Zâkirlerden Olmağa Çalışılması:
Amr b. Abse, Peygamberimizin «Rabb'ın, kuluna, gecenin son ya-rısındakinden daha yakın olduğu bir zaman, yoktur.
Eğer, o saatte Allah'ı zikr edicilerden olmağa gücün yeterse, ol!» buyurduğunu işitmiştir. (172)
Peygamberimizin Sabah Namazından Güneş Doğuncaya ve Güneş Batıncaya Kadar Allah'ı Zikr Edişi:
Simåk b. Harb der ki «Cabir b. Semûre'ye (Peygamber Aleyhis-selâm, sabah namazını kılınca, ne yapardı?) diye sordum. (173)
Câbir b. Semüre (Resûlullah Aleyhisselâm, sabah namazını kıl-dığı zaman, güneş, iyice doğuncaya (174), yükselinceye kadar (175)
(169) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 122, Buhari Edebülmüfred s. 162, Tir-mizi Sünen c. 5, s. 468, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 514-515
(170) Taberânî Mûcemüssagir c. 2, s. 72
(171) Taberânî Mûcemüssagir c. 1, s. 103
(172) Tirmizi Sünen c. 5, s. 569-570
(173) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 101
(174) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 101, Müslim Sahih c. 1, s. 464, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29, Nesai Sünen c. 3, s. 80, Taberáni - Mûcemüssagir c- 2, s. 150
(175) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 107
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZIKA EDİŞİ
YanıtlaSil379
musallasında (Namazgahında) (176) oturur (177), evine dönmez (178) zikrullah ederdi.) dedi.» (179) Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, Kuşluk namazını kıl-
dıktan sonra yüz kerre (Allâhümmağfirli ve tüb aleyye inneke Entet tevvåburrahim Allah'ım! Beni, yarlığa ve tevbemi kabul buyur. Çünki, tevbeleri çok çok kabul eden rahmet såhibi Sensin Sent) dedi.» (180)
Peygamberimiz de «İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar Allah'ı zikr eden cemâatla birlikte oturmam, bana, her biri için on iki bin dirhem vererek İsmail Aleyhisselâm evlådından dört köleyi ázad etmemden daha sevgilidir!» buyurmuştur. (181)
Peygamberimizin Her Vakit Allah'ı Zikr Edişi:
Peygamberimizin Allah'ı zikri, ne sabah namazından güneş do-ğuncaya, ne de, güneş batıncaya kadar olan müddete munhasırdı.
Hz. Aişe «Resûlullah Aleyhisselâm, her vaktinde yüce Allah'ı zikr ederdi. dediği gibi (182), Rebía b. Ka'b'ül'eslemi de Resûlul-lâh Aleyhisselâmın, gündüzün hizmetinde bulunur, hâcetlerini görür gözetir, derler toparlardım.
Resûlullah Aleyhisselâm, yatsı namazını kılınca, evine girer, ben de, kapısının önüne otururdum. (Belki, Resûlullah Aleyhisselâmın hå-cetine aid bir buyruğu olur) derdim.
Resûlullah Aleyhisselâmın (Sübhanallah! Sübhanallah! Sübha-nallahi ve bihamdihi) diyerek tesbih edişini dinleye dinleye gözlerimi uyku bürür ve uyuya kalırdım! demiştir. (183)
(176) Ahmed b. Hanbel
Sünen c. 3, s. 80 Müsned c. 5, s. 107, Müslim Sahih c. 1, s. 464, Nesal-
(177) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 107, Müslim Sahih c. 1, s. 464, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29, Tirmizi Sünen c. 2, 480, Nesai Sünen c. 3, s. 80, Taberânî Mûcemüssagir c. 2, 8. 150
(178) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 100
(179) Taberânî Mücemüssagir c. 2, s. 150
(180) Buhâri Edebülmüfred s. 162
(181) Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 105, Ibn-i Hacer Metalibül'äliye c. 3, s. 245
(182) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 70, Müslim Sahih c. 1, s. 282, Ebû Da-vud Sünen c. 1, s. 5, Tirmizi Sünen c. 5, s. 463, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 110
(183) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 59
طولد وان طاعناء شون السائل الجريدن اوناری قصد و او ناره ضرر وبرمك كون كومباس اولد قارین تخیل ایتد قرینه به رمز در.
YanıtlaSilظلمت جو کہ بالی وقت سکونہ طورو ترشمه مه لدى ايجاب ابد رله (اناغه قا لقد بلی) معلم افاده بدن (قاموا) تعمیری محسته شدننده و مصيبتها جوق او غرائد فارندن اور وضعیتی الدبران بالزنده بر تقوس پیدا اولديفه وظلمتك أني هو مندي تكسية رك آباء قالقوب فامان لركبي، بالترين طوغر والتد قلمدينه اشار تدر.
( وَلَوْ شَاءَ اللهُ لَذَهَبَ سمعهم وانصار هذ) بو جملہ دہ کی کلمه لون اثار تاریه کانی اور کی حمله کرده گوزلرینی کور، قولا قارین ها غیر ایمان شاننده اولان اسباب ذكر ايد بلد کو نر موکره بو جمله ده میراتی مشیت الهیه ابله با الا صوره، اولکی جمله اره عطف این دو حرفی اسبابك پرده می آکننده تعرف ايدن و بتون اسباب و عليهم اوزرنده مراقبه ايدن بو قدرتك آنجمه نظر حکمت اولدیفنه اشار تدر.
اولمامی (لو) بوقلمونك تضمن ایندیگی قياس استثنائي شويل تصوير الديله بيدلي مشيئة الرهينك ا ذهاب، سمع وبعرك او لملمن علقدر. ذهاب، سمع وبصرك او لما مسماده مشيئتك او لاريفني بهادير مگه به دلیل و بر علندر. وكذا، مشيئت الهية من ما عدا بتون اسباب تكمل انجمن ده اوله أنجم مشيئت الهيه نك تعلقي له كوز و قولا قاد ينك ايشي بيتمن اولا هفه
اشار تدر.
( شاء ) تعبیری، مسباتي اسبابله با غلايان مشيئت و اراده الهية او لدیفنه دلالت الدر اويله ايمه تأثير قدر تكدر اسباب ايسه، قدرتك نظر ظاهريده امور خسيسه الله مباشرني کو روغه می ایچون وضع ابردیا مه پرده کرد.
(الله) لفظه جلالهاك صراحت له ذکری، خلاقی فضا به جد اسبا به اهمیت ویر مکردنه زری و من این کاره
اسبابك پرده می آکننده تعرف ايدن به قدرتی کو ر مگر فکر لری دعوت الیدر (شاء
) فعلنك به مفصول الله تقييد الديلم بورن مطالعه بر اقدامی، مشیئت و اراده الهیه نان
بيت
YanıtlaSilيصر Basar: Gonne
آشیان
Esbab: Sebebler
ملك
illet: Sebeb
قياسي استثنائي
Kiyası istisnal: Neticesi mukaddimesinde zikredilen kıyás
مفعول
Mefal: Filden etkilenen şalis veya nesue
مَشيئَتِ الهيه
Mesiet-i İlahiye: Allah'ın dilemesi
مراقية
Murakabe: Teftis ve kontrol etme
مطلق
Mutlak: Sınırsız
مباشرة
Mübaseret: Temás etme
مكتبات
Müsebbebat: Sebeble meyda-na gelenler
نَظَرِ حِكْمَتْ
Nazarı hikmet: Hikmet bakışı
نظر ظاهری
Nazarı zahiri: Yüzeysel bakış
ریز
Remiz İnce işaret
صراحت
Sarahat: Açık ifade
سمع
Sem: İşitme
سكونت
Sükanet: Sakinlik
تعلق
Taluk: Alakalı olma
تقوش
Takarvis: Yay gibi bükülme
تقييد
Takyid: Sınırlama, bağlı kılma
تصرف
Tasarruf: İdare etme
تصوير
Tasvir: Resmederek ta'rif etme
تصفن
Tazammun: İçine alma
تكتل
Tekemmül: Mükemmelleşme
الموز حادثه
Umur-u hasise: Değersiz işler
وضع
Vaz: Koyma
يَدِ قَدْرَتْ
Yed-i kudret: Kudret eli
زيز
Zecir: Yasaklama, zorlama
ذهاب
Zehab: Gitme, bir fikirde olma
dolduran zulmetler, bütün insanlar içerisinden onları kasıd ve onlara zarar vermek için gönderilmiş olduklarını tahayyül ettiklerine bir remizdir.
YanıtlaSilZulmet çöktüğü vakit sükûnetle durup depres memeleri icåb ederken, "ayağa kalktılar" ma'nasını ifade eden قاموا ta'biri, musibetin şiddetinden ve musibetle çok uğraştıklarından, rükü vaz'iyetini andıran bellerinde bir tekavvüs peydá olduğuna; ve zulmetin äni hücumundan tiksinerek ayağa kalkıp kaçanlar gibi, bellerini doğrulttuklarına işarettir.
B ولو شاء الله الله سميعة وانسارها
cumledeki kelimelerin işaretlerine gelince:
Evvelki cümlelerde gözlerini kör, kulaklarını sağır etmek şanında olan esbâb zikredildikten sonra, bu cümlede müsebbebâtı meşîet-i İlâhiye ile bağlar.
Sonra, evvelki cümlelere atfeden (+) harfi, esbabın perdesi altında tasarruf eden ve bütün esbáb ve illetler üzerinde muråkabe eden bu kudretin, ancak nazar-ı hikmet olduğuna işarettir.
() Bu kelimenin tazammun ettiği kıyas-1
istisnåî şöyle tasvir edilebilir: Meşiet-i İlâhiyenin olmaması zehab, sem' ve basarın olmamasına illettir. Zehab, sem' ve basarın olmaması da meşietin olmadığını bildirmeye bir delil ve bir illettir. Ve keză, meşîiet-i İlâhiyeden måada bütün esbåb tekemmül etmiş de olsa, ancak meşîet-i İlâhiyenin taallukuyla göz ve kulaklarının işi bitmiş olacağına işarettir.
ta'biri, müsebbebâtı esbábla bağlayan meşiet ve iråde-i İlahiye olduğuna delalet eder. Öyle ise te'sir kudretindir. Esbâb ise, kudretin nazar-ı záhiride umûr-u hasise ile mübâşereti görünmemesi için vaz edilmiş perdelerdir.
الله Lafza-i Celalinin sarâhatle zikri, halkı fazlaca esbaba ehemmiyet vermekten zecir ve men' etmekle, esbâbın perdesi altında tasarruf eden yed-i kudreti görmeye fikirleri da'vet eder.
عا fiilinin bir mefül ile takyîd edilmeyerek mutlak bırakılması, meşîet ve irade-i İlâhiyenin
189
YanıtlaSilM Buyruklar tartışılmaz. 4723 Bunca kusur, kadı kızında da bulunur. (11 n'est si bon cheval qui ne bronche.)
25 Bülbale kafes zindandır. (La cage est un cachot pour le rossignol.)
026 Bulbülu altın kafese koymuşlar, "ille vatanım" demiş. (Chaque oiseau trouve son nid beau.)
4777 Bülbulün çektiği dili belasıdır. (Brebis qui bêle perd sa goulée. )
4728 Bütün kadınlar oyuncudur.
$729 Bütun malını denize emanet etme! (Ne confie pas
tous tes biens à la mer.) Bütün tilkiler, kürkçü dükkânında buluşur. (Tous les renards se retrouvent chez le pelletier.)
673) Bütun zevkler, doğa içindedir. (Tous les goûts sont dans la nature.)
5732. Büyük acılara büyük çareler (gerekir). (Aux grands maux les grands remèdes. "Ağır ve tehlikeli engellere, güçlüce, yüreklice karşı koymalı" anlamında
kullanılır.) 5733. Büyük adamların dostluğundan zarar gelir. (Grand clocher, mauvais voisin.)
5734, Büyük balık, küçük balığı yutar. (Les gros poissons mangent les petits: Büyük balıklar, küçük balıkları yer.)
5735. Büyük başın ağrısı büyük olur. (Le mal d'une grande tête est aussi grand.)
5736. Büyük bir mevki sahibi olmak, her zaman için iyi bir şey değildir.
Il n'est pas toujours bon d'avoir un haut emploi.)
5737. Büyük bir teşekkür, keseyi doldurmaz. (Un grand merci ne remplit pas la bourse.)
$738. Büyük düşünceler, yürekten gelir. (Les grandes pensées viennent du coeur.)
5739. Büyük gemiye, büyük deniz ister.
5740. Büyük lokma ye de büyük söz söyleme. (Il ne faut jurer de rien.)
5741. Büyük zekâlar, hep birlikte düşünür.
5742. Büyüklere ne yakın, ne de uzak bulunmalı. (Il ne faut être ni trop loin, ni trop près des grands.)
5743. Büyüklerin dizgini, küçüklerin elinde. (Les oisons mènent paître les oies.)
5744, Can, boğazdan gelir. (Les poules pondent par le bec.)
5745. Can çıkmayınca, huy çıkmaz. (Le loup mourra dans sa peau.)
5746. Canıma gelmesin de malıma gelsin.
5747. Cehenneme giden yollar, iyiniyet taşlarıyla döşenmiştir.
5748. Cellat bir kişiyi öldürür, bürokrasi ise koca bir ülkeyi.
5749. Cesaret para ile satın alınmaz.
5750. Cılız ata sinekler biner.
5751. Cimri babaya, savurgan evlât!
5752. Cins ata mahmuz gerekmez.
188
YanıtlaSil5692. Birbirine kavuşmayacak dağ yoktur.
5693. Birliği doğuran güçtür. (Toute puissance est faible à moins que d'être unie. )
5694. Birlik güçtür. (L'union, c'est la force.)
5695. Birlikten güç doğar. (De l'union naît la force.)
5696. Bitmeyen servet yoktur. (Il n'est fortune qui ne passe.)
5697. Biz çektik cefayı, eller sürdü safayı.
5698. Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz. (Le loup connait le loup, le voleur le voleur.)
5699. Bizi beğenenleri severiz , ama beğendiklerimizi değil.
5700. Bizim kız bizden kaçar, başını örter, kıçını açar., (On déshabille Saint-Pierre pour habiller Saint-Paul.)
5701. Boğa, boynuzlarından yakalanır.
5702. Borcu alırken dost, verirken düşman. (Ami au prêter, ennemi à rendre.)
5703. Borcu olmayan, kendini varlıklı saymalı. (Qui paise ses dettes s'enrichit.)
5704. Borcunu verip de azla yetinmek, varsıl olup da herkese borçlu olmaya yeğdir. (Mieux vaut payer et peu avoir que d'être riche et tout devoir.)
5705. Borç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir. (La dette va en riant et retourne en pleurant.)
5706. Borç para, ele zor girer.
5707. Boş atıp dolu tutuyor. (Il lance vide pour le rattraper plein.)
5708. Boş fıçıdan, daha çok ses çıkar. (Beaucoup de bruits, peu de fruit.)
5709. Boş gezenin boş kalfası!
5710. Böyle efendinin uşağı, böyle olur. (Tel maître, tel valet.)
5711. Böyle yaşam, böyle son. (Telle vie, telle fin.)
5712. Bu bir yılandır, ki göğsümde ısıttım. (C'est un serpent que j'ai réchauffé dans mon sein.)
5713. Bu sıcağa kar mı dayanır! (Quelle neige peut résister à cette chaleur!)
5714. Budala, kalabalık arasında tek başına gülendir.
5715. Budalaca soru yanıtlanmaz. (A sotte demande, point de réponse.)
5716. Bugün gülen, yarın ağlar. (Tel qui rit vendredi, dimanche pleurera.)
5717. Bugün, yarına benzemez. (Les jours se suivent et ne se ressemblent pas.)
5718. Bugünün işini yarına bırakma. (Chaque chose en son temps.)
5719. Bugünün tavuğu, yarının kazından iyidir. (Un bon tiens vaut mieux que deux tu l'auras.)
5720. Bulanık suda balık avlamayı umar. (Il espère pécher en eau trouble.)
5721. Buldukça bunar. (Qui plus a, plus convoite.)
5722. Bulunmaz Hint kumaşı. (Oiseau rare sur la terre.)
Hindli
YanıtlaSil368
nüfus olarak da Çin'den sonra ikinci kala-balık ülkedir. Son sayımlara göre nüfusu 1.029.99 1.145'tir.
Başkenti Yeni Delhi'dir. Ülkede kullanılan dillerin sayısı 1600 civarındadır. Hintçe, Ben-galce, Telugça, Marathice, Tamilce, Urduca, Gujaratça, Malayalamca, Kannadaca, Oriya-ca, Punjabça, Assamizce, Keşmirce, Sindçe ve Sanskritçe dilleri en yaygın olanlarıdır. Ülkedeki Müslüman nüfus ise ağırlıklı olarak Urducayı kullanır. Aynı çeşitlilik dinler açı-sından da geçerlidir. Hindu dinine mensup olanlar yüzde 83'lük bir çoğunluğa sahiptir. Müslümanlar yüzde 13, Hıristiyanlar yüz-de 7'lik bir orana sahip iken, kalan kısmını ise diğer dinlere mensup olanlar oluşturur. (s.r.n.)
H
Hindli هندلی : Hindistanlı
Hindu هندو : Brahmanizm dinine bağlı olan
hindli
Hira حراء : Mekke yakınlarında bulunan müba-rek bir dağ. Hz. Peygamber (a.s.m.) o dağdaki mağarada bulunurken vahiy meleği Cebrail (a.s.) gelerek Kur'andaki İkra' Suresinin ilk ayetlerini getirdi ve kendisini peygamberlikle müjdeledi
Hiraki : Miladi 575'te doğdu. Kartaca Va-lisi Heraklios'un oğludur, babasıyla aynı adı taşır. 610 yılında patrik tarafından Bizans İmparatoru olarak ilan edildi. Başarılı bir idare ortaya koyan Herakl askeri, ekonomik ve kültürel alanlarda birçok reformlar yaptı. Yaklaşık 850 yıllık İslâm-Bizans ilişkilerinin temeli Hirakl döneminde atılmıştır.
İslâmiyetin ilk yıllarında devam etmekte olan Bizans-Sāsānī savaşları Müslümanlar tarafından ilgiyle takip edilmekteydi. Bu de-virde Müslümanlar Ehl-i Kitap olan Bizanslı-ların, müşrikler ise ateşperest olan İranlıların (Sâsânî) tarafını tutuyorlardı. Bizanslıların Sâsânî orduları karşısında üstüste yenilgiye uğraması müşrikleri sevindirirken, Müslü-manları üzüyordu. Bunun üzerine nâzil olan Rûm Süresinin ilk âyetinde Bizanslıların galip gelecekleri ve Müslümanların bundan sevinç duyacakları belirtilmişti. Bir müddet sonra Herakl, Sâsânîleri yenilgiye uğratmış ve Müslümanlar buna çok sevinmişlerdi.
Mekkeliler ile imzalanan Hudeybiye Antlaş-masından sonra dönemin ileri gelen devlet başkanlarını İslâma davet amacıyla mektup-
Hindli
YanıtlaSilhiss-i inkän
368 lar gönderen Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Dihye Bin Halife vasıtasıyla dindar bir Hiris Dihye'yi kabul eden imparator, Hz. Muham tiyan olan Herakl'a da mektup göndermiştir peygamberlik vasıflarına uygun olduğunu med (a.s.m.) hakkında elde ettiği bilgilerin ifade etmiş ve ona güzel muamelelerde bulu-narak hediyelerle uğurlamıştır.
hirkat حرفت : )bak. hırkat(
hirkatli حرقتلی : )hirkath) yakıcı
duygu 2.duyum, duyu (duygu) or ganından gelen uyarımları duymak, farket-mek 3.anlama, idrak etme (kavrama)
hisab hesap (bigayri hisab بغير حاب hesapsız, sayısız şekilde)
özellikler, huylar 2.güzel huylar 3.yüksek ve hisal خصال : hasletler: yaradılıştan gelen güzel özellikler
hisal-i hamide خصال حمیده : övgüye değer yük sek ve güzel özellikler
hisce حجه : duyguca, duygu bakımından
hiss : (bak his)
hiss-i adalet حس عدالت : adalet duygusu
hiss-i aher حس آخر : başka duygu, diğer duygu
hiss-i amme حس عامه : halkın duygusu, toplu-mun ortak duygusu
hiss-i dini حس دینی : din duygusu
hiss-i diyanet حسن ديانت : dindarlık duygusu, dine bağlılık duygusu
hissi elim حس أليم : acıklı duygu, acı verici duygu
hiss-i fedakârî حس فداکاری : fedakarlık duygusu
hissi gurur حس غرور : büyüklenme ve övünme duygusu
hissi havf حس خوف : korku duygusu
hissi hayvani حس حیوانی : hayvanlardaki duygu
hissi heves 1 : حس هوس.istek ve merak duygu-su 2.zevk ve eğlence duygusu
hiss-i hürriyet حس حریت : hürriyet duygusu,
hür olma istek ve duygusu
hiss-i hürriyet ve hamiyet ve muhabbet
حریت و حمیت و محبت : sevgi, millet ve dini koru-ma ve hürriyet duygusu (duyguları)
hiss-i hüznü gamdar حس حزن مدار :asalı, kay-
gılı üzüntü duygusu
hissi inkari حس إنكارى : inkar inanmazlık( duygusu
hissi intikam
YanıtlaSilhissintikam حس إنتقام: alma duygusu
hissi kablelvuku حسن قبل الوقوع : bir peyi mey dana gelmeden hissetmek, bir şeyi önceden hissetmek, önsezi, kalbe doğma
hissi kalb حسن قلب : kalbdeki duygu, kalb yolu ile alınan duygu
360
soyca yakınlara karşı duyulan yakınlık ve bag hissi karabet lhhk duygusu قرابت akrabalık duygusu,
hiss-i milli حس ملی : millt his, bir milletin ortak duygusu, millete bağlılık duygusu
hissi milli ve dini حسش ملی و دینی : milli ve dint duygu, bir millete ve bir dine mensup olan ların duydukları millete ve dinlerine bağlılık duygusu
hiss-i muhabbet حس محبت : sevgi duygusu
hiss-i mücerred حس مجرد : manevi duygu
hiss-i naim حس نائم : uyuyan (gelişmemiş, ha rekete geçmemiş) duygu
hiss-i nefis حس نفس : bedene ait ihtiyaçları gi derme duygusu
hiss-i nefs-i cisim حس نفس جسم : bedene ait ih-tiyaçları giderme ve tehlikelerden sakınma duygusu
hiss-i sábia-i bârika حس سابعة بارقه : bårika (yani iş ve hareket istek ve zevkini veren itici kuv vet, şäika, motivasyon) denen yedinci duygu
hiss-i sadis حسن سادس : altıncı duygu (iman duy gusu, inanma ihtiyacı, inanma iletici güç)
hiss-i sadise-i sadika حسش سادسة صادقة : doğruya
yöneltici altıncı duygu, yani, säika denen ve Allah (c.c.) tarafından doğuştan verilen (son-radan öğrenilmemiş olan), belli hareket ve davranışları belli hedef ve gayeye yönlendiri ci olan duygu (buna 'içgüdü' demek, bu duy-gunun Allah (c.c.) lütfu olduğunu görmezden gelmek olur)
hiss-i saika حش سائقه : sevkedici (götürücü( duygu, Allah (c.c.) tarafından doğuştan veri-len (sonradan öğrenilmemiş), belli hareket ve davranışları belli hedefe ve gayeye yönlendi-rici olan duygu (buna 'içgüdü' demek bu duy gunun Allah'ın (c.c.) lutfu olduğunu görmez den gelmektir)
hiss-i samia حس سامعه : işitme duygusu (duyu-mu)
hiss-i sâmia, bâsıra, zaika حس سامعه، باصره، ذائقه : işitme, görme, tatma duygusu (duyusu)
hiss-i salka حس شائقه : sevk verici (istek uyan-
dırıcı) duygu
hisse-i iştirak
hissi gedid حتى شديد : piddetli his, kuvvetli duygu
hiss-l gefkat عن شفقت : pefkat hissi, acıyıp sev me ve koruma duygusu
hiss-i şefkat ve himaye حش شفقت و حمایه of kat ve himaye hissi, sevip acıma ve koruma duygusu
hissi şükran حس شكران : sukretme duygusu, şükür veya teşekkür etme gereğini duyma
hiss-i şükran ve memnuniyet حش شکران و ممنونیت : pükör veya teşekkür etme ve mem nun olma duygusu
hissi tahkir حس تحقیر : aşağılama duygusu
hissi taklid حس تقليد : taklid duygusu, beğen-
diği şeyin benzerini yapmaya iten duygu
hiss-i tarafdarlık حس طرفداراق : taraf tutma duy
gusu
hissi to'lif حى تأليف : birleştirme hissi, farklı şeyleri birleştirme ve bir bütün yapma isteği ve duygusu
hiss-i tenkid ve muaraza حس تنقید و معارضه : ten kid etme ve karşı koyma isteği ve duygusu
hiss-i uhuvvet حسن اخوت : kardeşlik duygusu
hiss-i ulvi حس علوی : yüksek duygu
hiss-i umumi حس عمومی : insanların ortak duy gusu, halkın ve insanların ortak anlayışı
hiss-i zahir )1( حس ظاهر : diş duyum veya duygu;
dış dünyadan gelen uyarım ve etkileri olan
duyum (görme, işitme gibi(
hiss ü intikal etmek حس و إنتقال ايتمك : hisset
mek ve anlamak
hisse : pay 2. (mec.) ders, ibret, öğüt
hisse-i azime حضة عظيمه : büyük pay
hisse-i ders حصة درس : dersteki pay, dersten alı
nan öğüt ve ibret
hisse-l erzak حضة أرزاق : erzak hissesi, yiyecek
içecek için verilen pay (ücret)
hisse-i fehm حقة فهم : anlama payı anlama miktarı, anlama derecesi
hisse-i gurur حضة غرور : gurur (övünme) payı
hisse- l'caziye حصة إعجازيه : cazi anlama payı, Kur'an'ın ifadesindeki mucizeliğini anlama payı
hisse-i icad حصة ايجاد : yaratmada pay, yaratıcı likta pay ve ortaklık
hisse-i iştirak حصة إشتراك : katılma payı, ortak-
lık payı
Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular: "Insanlardan ilk alınıp kaldırılacak olan şey, emanete riayettir. En sona bırakılacak olan da namazdır. Nice namaz kılanlar da vardır ki kendinde hiçbir hayır yoktur."
YanıtlaSil(Taberant, el-Mu'cemü's-Sagir)
Hieri: 20 RECEB 1447 - Rúml: 27 Kanün i Evvel 1441-Kasım 63
İSTANBUL
Imsak
6.35
Sabah
6.55
Güneş
8.20
Öğle
13.21
Ikindi....
15.46
Akşam...
18.02
Yatsı....
19.37
Kıble S......... 11.17
Bartın
9
OCAK
2026
Cuma
Ay Doğuş
Ay Batıg
11.48
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.18
6.38
8.01
13.06
15.33
17.50
19.23
11.38
6.22
6.42
8.09
13.08
15.30
17.47
19.22
11.40
15.44
18.01
19.34
11.20
15.36
17.53
19.27
11.33
15.28
17.45
19.18
11.45
Bilecik
6.30
6.50
8.13
13.17
Bolu
6.24
6.44
8.09
13.11
Çankırı
6.16
6.36
8.01
13.03
Çorum
6.11
6.31
7.55
12.57
15.23
17.40
19.13
11.54
Düzce
6.26
6.46
8.11
13.12
15.37
17.54
19.28
11.30
Eskişehir
6.27
6.47
8.11
13.15
15.43
18.00
19.32
11.21
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.07
15.30
17.48
19.22
11.41
Kastamonu
6.16
6.36
8.02
13.02
15.25
17.42
19.17
11.48
Kırıkkale
6.16
6.36
7.59
13.03
15.31
17.47
19.20
11.43
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.10
15.33
17.50
19.25
11.36
Düşman, Çanakkale'den çekildi (1916) - Osmanlı Devleti ve Rusya arasında "Yaş" Antlaşması (1792) - Fırtına
Gün: 9 Hafta: 21. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
KILINACAK NAMAZ
YanıtlaSilReceb-i şerifin 1'i ile 10'u arasında 10 rekât, 11'i ile 20'si arasında 10 rekât ve 21'i ile 30'u arasında 10 rekât kılınacak hâcet namazı vardır. Bunların üçünün de kılınış şekli aynıdır. Yalnızca namazların sonlarında okunacak dualarda fark vardır. Bu 30 rekât namazı kılanlar, hidâyete ererler. Bu namazı kılanın kalbi ölmez. Bu 30 rekât namaz, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) berberi Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir. Bu namazlar, akşam namazından sonra da, yatsı namazından sonra da kılınabilir. Fakat, cuma ve pazartesi gecelerinde ve bilhâssa teheccüd vaktinde kılınması daha faziletlidir.
Kılınışı: Hâcet namazına şu niyetle başlanır: "Yâ Rabbi, teşrifleriyle dünyayı nûra gark ettiğin Efendimiz hürmetine, sevgili ayın Receb-i şerîf hürmetine, beni feyz-i İlâhî'ne, afv-ı İlâhîne, rızâ-yı İlâhî'ne nâil eyle, âbid, zâhid kullarının arasına kaydeyle, dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyle, rızâ-yı şerîfin için" Allâhü Ekber.
Her rekâtte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn, 3 İhlas-ı şerîf okuyup 2 rekâtte bir selâm verilir. Böylece 10 rekât tamamlanır.
İlk on gün içinde kılınan namazdan sonra, 11 defa "Lâ ilahe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve Hayyün lâ yemût, biyedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr" okunup dua edilir.
İkinci on gün içinde yani Receb-i şerîfin 11'i ile 20'si arasında kılınan 10 rekâtten sonra, 11 defa: "İlâhen Vâhiden Ehaden Sameden Ferden Vitran Hayyen Kayyûmen Dâimen Ebeda" okunup dua edilir.
Üçüncü on gün içinde, yani Receb-i şerîfin 21'i ile 30'u arasında kılınan 10 rekâtten sonra da 11 defa: "Allâhümme là mânia limâ a'tayte, velâ mu'tiye limâ mena'te, velâ râdde limâ kadayte, velâ mübeddile lima hakemte, velâ yenfeu ze'l-ceddi minkel-ceddü. Sübhâne Rabbiye'l-Aliyyi'l-a'le'l-Vehhab, Sübhane Rabbiye'l-Aliyyi'l-a'le'l-Vehhab, Sübhâne Rabbiye'l-Aliyyi'l-a'le'l-Kerîmi'l-Vehhab, yâ Vehhâbü yâ Vehhabü yå Vehhab" okunur ve dua edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
tasdik ettiren ve âlemi celb ve cezbettir tin (asm) tam kırk yaşının başında iken yaptığı o inkılâb-ı azîmi alen olsun, rüsuh peyda eder, meleke haline gelir; daha terki mümkün olmaz. Bu za-ve keza, yaş kirka balig olduğunda, iyi olsun, kötü olsun ve nasıl bir ahlak olursa
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1459-Akşemseddin Hazretlerinin vefatı.
1916-Ruslar, Erzurum'u işgal etti.
malum olan sidle
2022 BEDIUZZAMAN TAKIN
16
BİR AYET
Allah iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır...
Bakara Suresi: 257
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ŞUBAT
BİR HADİS
Kulun ilk hesap vereceği şey, namazdır.
FEBRUARY
C
Dünya, bütün şaşaasıyla ahirete nispeten bir zindan hükmündedir.
Sözler
HİCRİ: 15 RECEB 1443 - RUMI: 3
ŞUBAT 1437
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
GÜN UZA.: 2 DK
KASIM: 101-GUN: 47 KALAN: 318 -
İkindi
Akşam Yatsı
пелен (use) unique d
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1956 - Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Kuruluşu.
1983 - KKTC'nin resmen
ilânı.
1988 - Başbakan Turgut Özal, Türkiye'nin Filistin Devleti'ni tanıdığını açıkladı.
Filistin - Bağımsızlık Günü (1988'de ilan edildi).
HİCRĪ: 13 C.EVVEL 1446 - RUMI: 2 T. SANİ 1440
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
L
15
CUMA
FRIDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme!
Bakara Suresi: 286
BİR HADİS
Yedi kat gök ve yedi kat yer, İhlâs Suresi üzerine kurulmuştur.
Temmam
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme. Mesnevî-i Nûriye
KASIM: 8-GÜN: 320 KALAN: 46 - GÜN. KIS.: 1 DK
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
-aq 'z!
YanıtlaSilliğle
лен
TARİHTE BUGÜN
- 1918-1. Dünya Savaşı sona erdi.
1938-TBMM İsmet İnönü'yü oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçti.
2004 - Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat hayatını kaybetti.
KASIM
11
SALI
20 1447
C.EVVEL
RUMI: 29 T.EVVEL 1441 KASIM: 4
BIR AYET
Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur.
Bakara Suresi: 255
BİR HADİS
Allah'a en sevimli gelen amel, vaktinde kılınan namaz, sonra ana babaya iyilik, sonra da Allah yolunda cihaddır.
Buharî, Mevâkiti's-
Salât: 5
Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, "Benden ders alıp sevap kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enâniyetin
Imsak Günes Öğle
İkindi Akşam Yatsı
bir hilesidir. Lem'alar
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
TARIHTE BUGÜN
YanıtlaSil-1922-Kırklareli'nin kurtuluşu.
1983-Osman Yüksel Serdengeçti'nin vefatı.
2020 - Dağlık Karabağ Savaşı sonuçlandı:
Ermenistan kaybetti ve Dağlık Karabağ Cumhuriyeti yıkıldı. Dağlık Karabağ tekrar Azerbaycan'a bağlandı.
KASIM
10 PAZARTESİ
19 1447 C.EVVEL
RUMI: 28 T.EVVEL 1441 KASIM: 3
BIR AYET Aranızda fazileti ihmal etmeyin. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür.
Bakara Suresi: 237
BİR HADİS İnsanların en açı ilim isteklisidir, en tok olanı da ona istek duymayandır.
Ebu Nuaym
Cennet ve Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehasındadır. Hem şu silsile-i kâinatın iki neticesidir.
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Mektubat
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
06.03.07 25
04 11 07 29 12 52 15 22 17 58 19 20 ISPARTA
12:47 15 33 17 58
19 16
İSTANBUL
أجْمَعِينَ لا يُقْبَلُ مِنْهُ يَوْمَ الْقِيَمَة عَدْلٌ وَلا صَرْف (م) د عن أبي هريرة عب عن ابن
YanıtlaSilالمسبب مرسلا)
5155- Kim ileri gelenlerin izni olmadan bir kavmin ba-şına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üze-rine olur. Ayrıca kıyamette de hiçbir şeyi kabul edilmez.
٥١٥٦ - مَنْ تَوَلَّى مَوْلَى قَوْمٍ بِغَيْرِ إِذْنِهِمْ أَوْ آوَى مُحْدِثًا فَعَلَيْهِ غَضَبُ اللَّهِ لَا يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفًا وَلَا عَدْلاً (ابن جرير عن جابر)
5156- Kim izinlerini almadan bir kavmin azatlı kölesini dost edinirse, yahut bir caniyi barındırırsa, Allah'ın gazabı onun üzerine olur. Ayrıca kıyamette Allah onun hiçbir şeyini kabul et-mez.
٥١٥٧ - مَنْ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ بِخَمْسٍ لَمْ يُصَدَّ وَجْهُهُ عَنِ الْجَنَّةِ النُّصْحَ لِلَّهِ وَلِدِينِهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِجَمَاعَةِ الْمُسْلِمِينَ (ابن النجار عن تميم)
5157- Kim kıyamette şu beşle gelirse, yüzü cennetten çevrilmez: Allah için, Dini için, Kitabı için, Rasulü için ve bütün müslüman cemaat için nasihatte bulunmak.
٥١٥٨ - مَنْ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ بَرِيئًا مِنْ ثَلاثٍ دَخَلَ الْجَنَّةَ الْكِبْرُ وَالْغُلُولُ وَالدَّيْنُ (حب عن ثوبان)
5158- Kim kıyamet günü şu üçten beri (uzak) olarak ge-lirse cennete girer: Kibir, hıyanet ve borç.
٥١٥٩ - مَنْ جَانَّنِي زَائِرًا لا يَعْلَمُهُ حَاجَةً إِلا زِيَارَتِي كَانَ حَقًّا عَلَى أَنْ أَكُونَ لَهُ شَفِيعًا يَوْمَ الْقِيَمَةِ (طق عن ابن عمر)
5159- Yegane gayesi beni ziyaret etmek olup ta bu ni-yetle gelip beni ziyaret eden kimseye kıyamet gününde mutlaka şefaatçı olurum.
٥١٦٠ - مَنْ جَائَهُ الْمَوْتُ وَهُوَ يَطْلُبُ الْعِلْمَ يُحْيِي بِهِ الْإِسْلَامَ لَمْ يَكُنْ بَيْنَهُ
1210
وَبَيْنَ الأَنْبِيَاءِ إِلا دَرَجَةً وَاحِدَةً فى الجنة كر) والدارمى عن الحسن (مرسلا)
YanıtlaSil5160- İslam'a hizmet amacıyla ilim tahsil ederken ölen kimse ile peygamberler arasında cennette sadece bir derece var-dir.
٥١٦١ - مَنْ جَانَهُ أَجَلُهُ وَهُوَ يَطْلُبُ العلم لِيُحْيِيى به الإسلام لم يفضله
النَّبِيُّونَ إِلَّا بِدَرَجَةٍ" (الخطيب عن سعيد عن ابن عباس) 5161- İslam'ı ihya etmek için ilim tahsil ederken eceli
gelen kimseye, peygamberler sadece bir derece üstün olurlar.
٥١٦٢ - مَنْ جَادَلَ فِى خُصُومَةٍ بِغَيْرِ عِلم لمْ يَزَل في سخط الله حَتَّى ينزع
ابن ابي الدنيا في ذم الغيبنة عن ابي هريرة)
5162- Kim bilmeden anlamadan bir davada mücadele ederse, bu huyundan vazgeçinceye kadar Allah'ın gazabında o-lur.
٥١٦٣ - مَنْ جَامَعَ الْمُشْرِكَ وَسَكَنَ مَعَهُ فَإِنَّهُ مِثْلُهُ (د عن سمرة)
5163- Kim müşrikle mücâmaat eder ve onunla beraber sakin olursa, o da onun gibidir.
٥١٦٤ - مَنْ جَاعَ أَوْ احْتَاجَ فَكَتَمَهُ النَّاسَ حَتَّى أَفْضَى بِهِ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ
فَتَحَ اللَّهُ لَهُ رِزْقَ سَنَةٍ مِنْ حَلالٍ (عق طس هب عن ابي هريرة)
5164- Muhtaç olduğu halde açlığını ve ihtiyacını insan-
lardan gizleyip, halini sadece Allah'a arz eden kimseye Allah bir senelik helalinden rızık kapısı açar.
٥١٦٥ - مَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَانَ ضَامِنًا عَلَى اللَّهِ وَمَنْ عَادَ مَرِيضًا كَانَ ضَامِنًا عَلَى اللهِ وَمَنْ غَدَا إِلَى الْمَسْجِدِ أَوْ رَاحَ كَانَ ضَامِنًا عَلَى اللَّهِ وَمَنْ جَلَسَ فِي بَيْتِهِ لَمْ يَغْتَبْ أَحَدًا بِسُوءٍ كَانَ ضَامِنًا عَلَى اللَّهِ وَمَنْ دَخَلَ عَلَى إِمَامٍ -يَعْزِرُهُ كَانَ ضَامِنًا عَلَى الله (طب حب ك ق عن معاذ)
1211
وَتَعَالَى جَدُّكَ وَلَا إِلَهَ غَيْرُكَ وَإِنَّ أَبْغَضَ الْكَلَامِ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ يَقُولَ الرَّجُلُ لِلرَّجُلِ اتَّقِ اللَّهَ فَيَقُولُ عَلَيْكَ بِنَفْسِكَ (هب عن ابن مسعود)
YanıtlaSil1520- Allah'ın en çok sevdiği söz: "Sübhänekellâhümme ve bi hamdike ve tebârakesmüke ve teâlâ ceddüke ve lô ilõhe ğayruk" sözüdür. En sevmediği söz de kendisine: "Allah'tan kork" diye hitap edilen şahsın: "Sen kendine bak, bana karışma." de-mesidir.
١٥٢١ - إِنَّ أَحَبَّ مَا زُرْتُمُ اللهَ فِي مَسَاجِدِكُمْ وَقُبُورِكُمْ الْبَيَاضُ (كر عن عمران بن حصين وسمرة بن جندب)
1521- Mescitlerinizde ve mezarlarınızda (Allah'a gidişi-nizde) Allah'ın en sevdiği renk beyazdır.
١٥٢٢ - إِنَّ أَحَبَّكُمْ إِلَى وَأَقْرَبَكُمْ مِنَى مَجْلِسًا يَوْمَ الْقِيَمَةِ أَحَاسِنُكُمْ أَخْلَاقًا وَإِنَّ أَبْغَضَكُمْ إِلَى وَابْعَدَكُمْ مِنَى مَجْلِسًا يَوْمَ الْقِيَمَةِ مَسَاوِيكُمْ أَخْلَاقًا التَّرْثَارُونَ الْمُتَشَدِّقُونَ الْمُتَفَيْهِقُونَ (الخرائطى فى مكارم الاخلاق والخطيب وابن عساكر ض عن جابر)
1522- Benim için en sevgili olanınız ve bana kıyamette en yakın olacak olanınız, ahlaken en güzel olanınızdır. Hiç hoş-lanmadığım, kıyamette benden en uzak duracak olanınız da ah-laken en kötü olanınızdır. Bunların da en fenası çok konuşan, sözü tavır ve eda ile söyleyip her şeyin dibini kurcalayanlar ve ki-birlilerdir.
١٥٢٣ - إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا قَامَ فِي صَلَاتِهِ فَإِنَّهُ يُنَاجِي رَبَّهُ وَإِنَّ رَبَّهُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ فَلَا يَبْزُقَنَّ أَحَدُكُمْ قِبَلَ قِبْلَتِهِ وَلَكِنْ عَنْ يَسَارِهِ أَوْ تَحْتَ قَدَمَيْهِ (خ م
عن انس)
1523- Biriniz namazda durduğu zaman muhakkak o Rabbine münacaat etmektedir ve Rabbi kendisi ile kıble arasında
380
tecelli eder. Bu sebeple kibleye karşı katiyyen tükürmesin (mutla-ka tükürmesi gerekiyorsa) sol tarafına yahut sol ayağının altına tükürsün.
YanıtlaSil١٥٢٤ - إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا كَانَ فِي الصَّلَوةِ فَإِنَّ اللَّهَ قِبَلَ وَجْهِهِ فَلَا يَتَنَخَّمَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ قِبَلَ وَجْهِهِ فِي الصَّلَوةِ " (ط حم خ د هـ عن ابن عمر)
1524- Biriniz namazda olduğu zaman Allah yüzü tara-fında tecelli eder. Onun için içinizden biri namazda katiyyen yü-zünün yönüne tükürmesin.
١٥٢٥ - إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا مَاتَ عُرِضَ عَلَيْهِ مَقْعَدُهُ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ إِنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَمِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَإِنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ فَمِنْ أَهْلِ النَّارِ يُقَالُ هَذَا مَقْعَدُكَ حَتَّى يَبْعَثَكَ اللهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَمَةِ " ( مالك ط حم خ م ت ن هـ عن ابن عمر)
1525- Sizlerden biri öldüğünde, kendisine akşam sabah makamı gösterilir. Eğer o cennet ehlinden ise cennet ehlindendir. Eğer cehennem ehlinden ise cehennem ehlindendir. Denir ki: "İş-te burası, Allah kıyamette diriltinceye kadar, senin yerindir."
١٥٢٦ - إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا قَامَ فِي الصَّلَوةِ فَإِنَّهُ يُنَاجِي رَبَّهُ فَلْيَعْلَمْ أَحَدُكُمْ بِمَا يُنَاجِي رَبَّهُ وَلَا يَجْهَرْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ بِالْقُرْآنِ فِي الصَّلَوةِ (طب عن ابن
عمر)
1526- Biriniz namaza durduğu zaman, şüphe yok ki, o Rabbine münacaat etmektedir. Bu sebeple biriniz Rabbine ne ile münacaat ettiğini bilsin ve namazda Kur'an'ı birbirinize karşı yük-sek sesle okumayınız.
١٥٢٧ - إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا كَانَ فِي الْمَسْجِدِ جَاءَ الشَّيْطَانُ فَأَبَسَ بِهِ كَمَا يَنْبَسُ الرَّجُلُ بِدَابَّتِهِ فَإِذَا سَكَنَ زَنَقَهُ اَوْ اَلْجَمَهُ (حم وابو الشيخ عن ابي هريرة)
381
أجْمَعِينَ لا يُقْبَلُ مِنْهُ يَوْمَ الْقِيَمَة عَدْلٌ وَلا صَرْف (م) د عن أبي هريرة عب عن ابن
YanıtlaSilالمسبب مرسلا)
5155- Kim ileri gelenlerin izni olmadan bir kavmin ba-şına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üze-rine olur. Ayrıca kıyamette de hiçbir şeyi kabul edilmez.
Kim, ileri gelenlerin izni olmaksızın bir kavmin başına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olur. Kıyamet gününde de onun ne farzı, ne de nafilesi kabul olunur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 415 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Resim 89 (sas) Mehmed Şevki Efendi'nin (1829-1887), Peygamber Efendimizin üs ve nesih hatlan ile yazdığı bir levha. (OK) "On Mücizesine dair
YanıtlaSilOnun içio, valuz harflerin bubirine bir benzerik arz etmesi, tekniğinin husů siyetini anlamaya kilayet etmez. Ka lemin ve yazımın hareket hattına, yani respit edilen formüle intibak derecesini sakından bilmek ve anlamak gerekir. Bu kalemlerin, bu gibi esaslı rollerini ve derecelerini ve nazari hat ilmi bakı mından aralanndaki munäsebetleri ve farklan bilmeyenler, bunların yazmada ne için kök sayılmış olduklarını izah edemeyerek, sağa sola kaymışlardır. Kalb ve încă kanunu ile çıkarma ve kat manın hareket seyri içindeki rollerini ve tesirlerini sanat şevkiyle ve zevkiyle sezenlerden bazısı, şu kalemi şu kale me, bazısı diğer bir kaleme ircă veya kalb etmekle yetinmişler, fakat ilmi hiçbir izahta bulunmamışlardır. Bun-ların yalnız tarihiyle meşgul olanlar da, yukanda belirtildiği gibi, hiç bu tarafla ra iltifat etmeksizin; yalnız ilmi haysi-yete takılarak, doğru yanlış demeyerek satırlara dökmüşlerdir. Kalemlerin bu esrar dolu rollerini izah edebilmek için, seleften halefe nakledilegelen tarifleri-ni ve noktalarıyla harflerin bu tariflere göre tatbik şekillerini görmek, artistik yazmanın teknik inceliklerine vakıf ol-mak, yazı güzelliğinin tutunduğu esas-ları bilmek, yani noktadan şu veya bu kaleme göre yazıyı kurup ortaya koy-mak icap eder. Bunlar bilinmeden yazı estetiğinin derinliğine varmaya imkân yoktur. Onun için, artistik yazma bah-sinde bunlara ayrıca temas olunacaktır. Şimdi, Yedi Kalem'in tarifleriyle väzı'la-rını ve tarihlerini tespit edelim.
d-Yedi kalemin tarifleri 1-Sülüs Kalemi: "Dört behresi ma
sattah, iki behresi müdevverdit." diye tarif olunmuştur. Buna göre, sülüsta her harfin altıda dört parçan dürüm su, altıda ikisi de yuvarlağımsı olacak tir. Kalem kalınlığı ortalama dr. Tuhfe-i Hattatir'de söyle deniliyor "Tomar ile Gubaril Hilye nev'i yazılans karışımından hasıl olan kalınlığın rülürs ne, yani uçte birine, Sülüs ismi verilir. Tomar denilen yazının kalem genişliği yirmi dört sa'r (kil) kadardır. Ve sülüsü (üçte biri) se kiz kıl miktarı olur, diye Risale-i Avfiye'de zikredilmiştir." Resim 89'da mütekämil bir Sülüs yazı örneği veriyoruz. Sülis kalemini burada birinci derecede gör termemiz, hat üstatlarının umûmi ka naatlerine uymuş olmak içindir. Çün kü bu kalem hat sanatında Küfi'den sonra başlıbaşına bir mebde' ve hat tå liminde bir esas ve mikyastır. Nitekim Tuhfe-i Mahmûdî de de bu cihet belirtil miştir.
11 Nesih Kalemi: Sülüs'e täbi olup, kalınlığı onun üçte biri kadar dır. (Resim 89'a bakınız.) Bu yazı, teknik bakımından Sülüs'ün üçte ikisini neshetmiş ve üçte biriyle de ona tabi' olmuştur. Bu sebeple, Nesih yazıda Sülüs harfleri üçte bir nisbe tinde ufalmış olmakla beraber, tam Sülüs değil, onu andıran bir husüsi yeti haizdir. Bu sebeple, Nesih adı gelişi güzel konuvermiş olmayıp, ya-zının tarifini veren bir mâhiyet taşır. İsimlendirilmesi hususunda şu üç sebep söylenebilir:
1 Hat ve Hattátán, s. 21.
2 Eserin 618. sayfasından sadeleştirilerek alınmıştır.
3 Tabfe Hartarin, s. 622.
]4[ Kelimenin aslı نسخ )Nesh) olmakla beraber عکس )Aks) kelimesinin Akis'e dönüşü gibi, Türkçeminde Nesih
şeklinde söylenip yazılmaktadır.
الى المد وحده
YanıtlaSilعدة مرات التي صل الله عالَى عَلَيْهِ وَمَا رُوي عن الخارى رحمة الله ايه الله وَلَمَا لَا يَهُمْ ظَلْهُ عَلَى الْأَرْضِ فَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى نَنَا وَبَيْنَا وَ مَعينَا وَمَوْلانا عمان
محمد الله وثانيها المنظم بوله على الارض قط
اللهم صل على سيدنا وَمَا وَسَمِيعًا وَمَوْلانا عد الذى والها لم خوب قل اللهم مثل على سيدنا وسينا وشعبًا وَمَوْلَانَا ع الذى وراهام يحاوف التصل على سيدنا
وعينا وشفيعًا وَمَوْلَانَا مُحَمي الذي وَعَامِهَا لَوْ جَمَعَ عَلَيْهِ الذُّبابُ قبل الله مل
على سيدنا ونبينا وشفيعنا ومولانا محمد الذي
ويان يهانا وعَاهُ وَلَا يَنَامُ عَليه اللهم صل على سيدنا وَحَيْنَا وَتَعيينا ومولانا عنا الدى وسالها يرى من خَلْفَهُ كَا يَرَى مَنْ مَامَهُ ان الله مِل عَلَى سَدِنَا وَنَنَا وَشَعِينَا وَمَوْلَانَا هُما لدى وكانها لم تشرب مِنْهُ الدَّوابَ إِذَا رَكِبَ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَتَنَا وَسَعِيقِنَا وَمَوْلَانَا مُحَمَّدٍ
الله واسعها ولد محتونا اللهم صل على
وَبَيْنَا وَشَفيعنا وَمَوْلَانَا عَمَّا الَّذى وَعَاشِرُهَا إِذَا جَلَسَ بَينَ قَوْم كَانَ كَنَاهُ أَفَلَا هُم المصل وسلم وبارك على سيدنا محمد و الرحمة وشفيع الأمر الصفيفَةِ وَاله الطين الطاهر من المن وضع فن حية لاعرف النَّارِ وَمَن وَضَعَهَا بِالنَّارِ عُدَتْ بِإِذْنِ اللَّهِ قَالَ كَتَهُ اخْتَمَ الْكَان شوق
d-Yedi kalemin tarifleri 1- Sülüs Kalemi: "Dört behresi mu-
YanıtlaSilsattah, iki behresi müdevverdir." diye târif olunmuştur. Buna göre, sülüste her harfin altıda dört parçası düzüm. sü, altıda ikisi de yuvarlağımsı olacak-tır. Kalem kalınlığı ortalama dar. Tuhfe-i Hattâtin'de şöyle deniliyor: "Tomar ile Gubârü'l-Hilye nev'i yazıların karışımından hasıl olan kalınlığın sülüsü ne, yani üçte birine. Sülüs ismi verilir. Tomar denilen yazının kalem genişliği yirmi dört şa'r (kıl) kadardır. Ve sülüsü (üçte biri) se kiz kıl miktarı olur, diye Risale-i Avfiye'de zikredilmiştir." Resim 89'da mütekâmil bir Sülüs yazı örneği veriyoruz. Sülüs kalemini burada birinci derecede gös-termemiz, hat üstatlarının umûmî ka-naatlerine uymuş olmak içindir. Çün-kü bu kalem hat sanatında Küfi'den sonra başlıbaşına bir mebde' ve hat tâ-liminde bir esas ve mikyastır. Nitekim Tuhfe-i Mahmûdî de de bu cihet belirtil-miştir.
II Nesih Kalemi: Sülüs'e tâbi' olup, kalınlığı onun üçte biri kadar-dır. (Resim 89'a bakınız.) Bu yazı, teknik bakımından Sülüs'ün üçte ikisini neshetmiş ve üçte biriyle de ona tâbi' olmuştur. Bu sebeple, Nesih yazıda Sülüs harfleri üçte bir nisbe-tinde ufalmış olmakla beraber, tam Sülüs değil, onu andıran bir husûsi-yeti haizdir. Bu sebeple, Nesih adı gelişi güzel konuvermiş olmayıp, ya-zının tarifini veren bir mâhiyet taşır. İsimlendirilmesi hususunda şu üç sebep söylenebilir:
iştir.
عك )Aks) kelimesinin Akis'e dönüşü gibi, Türkçemizde Nesih
112 MEDENİYET ALEMINDE YAZI VE ISLAM MEDENİYETİNDE KALEM GÜZELI
YanıtlaSil"Nesih, yani "Bir şeyi kaldırıp onun yerine başka bir şey koymak." mânâsından "Nâsih" yerinde kulla-nılmış olmasıdır ki, Küfi'yi Kur'ân yazılmak mevkiinden resmen kaldı-rip onun yerine geçmiş olmasıdır.
**"Nüsha çıkarmak." mânâsından Mushaf nüshalarını teksir etmekte veya bu gibi kitap istinsah etmekte kullanılmak üzere ortaya konulduğu-nu ifâde için Nesih denilmiş olması da uygundur.
***Yazının sanat bakımından tek-nik husūsiyetini ifade etmektir ki, bu da Sülüs'ün üçte ikisini nesh ve tay (kaldırma ve çıkarma) ve üçte birini ibka etme (bırakma) ve bu üçte bir nisbetle Sülüs'ün yukarıdaki tarifine tâbi' olmasıdır ki, bunun ne demek olduğu, yazıların sanat bakımından îzahı bölümünde, Nesih kalemi bah-sinde tebârüz ettirilecektir.
Bu üç ihtimal, Nesih yazı hak-kında sahih ve biribirini tamamlar mâhiyette olup, ilk ikisi ilmî hay-siyet, üçüncüsü de sanat haysiyeti bakımından birer isimlendirmedir. Bununla beraber, ilk ikisi daha ziya-de tarihî bir adlandırma olabildiği halde; üçüncü, yazının esasını ve tekniğini ifade etmesi itibariyle hep-sinden kuvvetlidir. Bu karakter ve kuvvet, İbn-i Mukle'nin Nesih adını verdiği yazıdan evvelki yazıda, papi-rüslere kadar da gidilse, yoktur. Do-layısıyla, Sülüs'le Nesh'in vâzını ta-rihçiler arasında meşhur olduğu gibi,
Resim 90
Ahmed Karahisari'nin muhakkak nesih hattıyla yazdığı, Topkapı Sarayı'ndaki mushaftan
sayfa. (TSMK H.S. 5, 2976)
1 Tuhfe-i Hattatin'e göre lakabı: Ebû Ali'dir. Hat ve Hattat
2 Hat ve Hattâtân, s. 38.
3 Hat ve Hattâtân, s. 21.
4 Hat ve Hattâtân, s. 21.
5 Hat ve Hattatân, s. 21.
GÜZELI
YanıtlaSilHans Jensen'in ve Corci Zeydan'in kanaatlerinin aksine, Ibn-i Mukle olarak kabul etmek, hadiselerin sey-rine daha uygundur.
ve İbn-i Mukle, Hicri IV. (Miladi X asırda yetişen İmâmü'l-Hattatin diye şöhret bulmuş olan Bağdatlı Ebû Abdullah Muhammed İbn-i Hüseyin İbn-i Mukle'dir'. Hocası Ahvel imiş. Tuhfe-i Hattatin'de kaydedildiğine göre (sayfa 429), İbn-i Mukle, Ab basi halifelerinden Muktedir-Billah, Kaadir-Billâh ve Râzî-Billah'a vezir olmuş, üç defa gazâ etmiş, üç defa ga-zaba uğramış, malı müsadere, kendisi hapsedilmiş ve evi yakılmıştır. Niha-yet dili ve sağ eli kesilmiş ve Hicri 328 (Milâdî 940)'de vefât etmiş, eli kesil-dikten sonra sol eliyle de yazı yazmış olduğu rivayet olunurmuş.
III- Muhakkak Kalemi: "Bir bu-çuk hissesi düz, bâkîsi müdevver-dir.", kalınlığı Sülüs kalemi kadardır. (Resim 93 Muhakkak satırlar.)
IV - Reyhânî Kalemi: "Muhakkak kalemine tâbidir". Bu tâbiiyyetin ne demek olduğu, Muhakkak'tan farkı ve husûsiyetleri sanat bakımından îzahlar kısmında beyan edilecektir. Kalem kalınlığı Nesih kadardır. (Re-sim 91.) Bu iki yazıyı bulup ortaya ko-ran hattat, Hicri V. (Miladi XI.) asır-la yetişen ve İbn-i Bevvâb lakabıyla anınan Bağdatı Ali İbn-i Hilal'dir. ünyesi Ebü'l-Hasen'dir. Alaeddin n-i Bevvâb diye de anılır. Baba-Büveyhiye Devleti'nde padişaha
Ebû Abdullah olarak zikretmektedir.
MEDENİYET
YanıtlaSilÂLEMİNDE
YAZI VE
İSLÂM
MEDENİYETİNDE
KALEM GÜZELİ
-1-
Yayına Yeniden Hazırlayanlar
Dr. Hüseyin Gündüz
Prof. Dr. Faruk Taşkale
454
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
Biraz da:
ŞEHİDLER.
Lafzı üzerinde duralım. Bu şehidler üç türlüdür:
a) Dünya şehididir.
Bu sınıfa dahil olan şehidler, din düşmanları ile ganimet malı kasd edip kıtal eder; sonunda şehid olup ölür.
b) Ahiret şehidleridir.
Bunlar ateşte yananlar, denizde boğulanlar, üzerlerine ev yıkılan-lar, yüksek yerden düşüp ölenlerdir. Ayrıca, yılan, akrep ve sair ze-hirli hayvanların sokması sonunda ölenler; arslan, kaplan, diğer yır-tıcı hayvanların parçalaması sonunda ölenler; taun marazından, hum-ma ve karınla ilgili hastalıklardan isal, istiska, zatülcenb hastalığın-dan ölenler; ilim talebinde tahsil yaparken ölenler; sabah akşam üç
kere: Rcim şeytanın şerrinden, duyan ve bilen Allah'a sığınırım. (1) Cümlesini Arapça aslına göre) okuduktan sonra, Haşr suresinin sonundaki (22. 23. 24. åyetler.) üç âyeti okuyanlar; ki bu âyetleri okumayı belli zamanda okuyanlar hangi hastalıkla ölürlerse ölsünler, âhirette diğer anlatılanlar gibi şehadet mertebesine erip kereme nail olurlar. Hasılı: Böyle şehid olmanın çeşitleri çoktur.
c) Dünya ve âhiret şehitleridir.
Bu zümre, din düşmanları ile kelimetullahı f'la İslâm dinine yar-dım, düşmanlarından intikam almak kasdı ile kıtal edip öldürülenler-dir.
Şehid çeşitlerinin bu sonuncusu, cümlesinden faziletlidir.
İşte.. bütün bu anlatılanlara:
ŞEHİD.
Denildi. Bu ismi iki manada almak mümkündür: Fail ve mef'ul. Mef'ul, manasına aldığımız zaman, şu demeğe gelir:
Kendilerinin cennete gireceklerine şehadet edilmiştir.
Bir başka mana: Meleklerin dili ile onların lehinde şehadet edil-miştir.
Bir başka mana: Kıyamet günü, düşman tarafından öldürülmele-ri, ölümlerine sebeb olan hastalıkları kendilerine şehadet eder.
İşbu manalar için, kendilerine:
- ŞEHİD.
İsmi verildi. Bunlardan başka ŞEHİD lafzını ism-i fail manası-na almak vardır. Bu manada, onlara:
-HAZIR.
Manasında, ŞEHİD ismi verilmiş olur. Şöyleki:
(1) Bu cümlenin Arapça okunuşu şöyledir:
>
KARA DAVUD
YanıtlaSil455 Onlar, dünyadan ayrıldıkları zaman, bir başka hayatla diri olur-lar. Rab'larının katında rızıklarını alırlar. Allah-u Taala onlar için, Kur'an-ı Keriminde şöyle buyurdu:
«Allah yolunda öldürülenleri ölülere benzetmeyin: onlar diri-dirler. Rab'larının katında rızıklanırlar. (3/169)
Biraz da, SALİHLER lafzı üzerinde duralım. SALIH, O kimseye derler ki: Fiillerinde, hallerinde istikamet sahibidir. Bunun daha açık manası şudur:
SALİH olan, üzerinde bulunan Yüce Hakkın cümle emirlerini verine getirip hakkını öder. Mahlukun da hakkını yerine getirir. Al-jah'ın kullarına ait hakların hiç birinde kusur etmez.
Bir başka manaya göre de, şöyledir:
SALİH, işlenmesi uygun olan işlerin cümlesini işler. İşlenmesi uygun olmayanların hiç birini yapmaz; sakınır.
Burada verilen mana, her üçüne de yani: SALİH, SIDDIK ve ŞEHİD lafızları ile anlatılanların hepsine de uygundur. Ne var ki, her biri, ayrı ayrı anlatıldı. Ancak burada SALİH İçin uygun ma-na şudur:
ren.. İnsan ve cin tayfasından ibadet ve taat vazifelerini yerine geti-
- SALIH.
Lafzından, Muhammed S.A. ümmeti de murad edilmiş olabilir.
Nitekim teşehhütte:
Salih kulların üzerine de..
Diye geçmektedir. Bu manaya göre, bu salâvât-ı şerifede şu de-meğe gelir:
İnsandan ve cinden, Resulellah S.A. efendimizin peygamberli-ğini tasdik edenlerin cümlesinin salavatı Resulüllah S.A. efendimizin üzerine olsun.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Ey Álemlerin Rabbı, seni TESBİH eden her ŞEYİN salátı da..
Bu cümlenin biraz daha açık manası şudur:
Gerek hal, gerekse kal dili ile seni şanına layık olmayan şeylerden tenzih eden.. Varlığını ikrar edip tevhid eden..
Bu cümlede geçen:
ŞEY.
Lafzının manasına canlı ve cansız her şey dahildir. Daha açık manası ile şu demeğe gelir:
Bu vücuda gelenlerden, canlı ve cansız.. hemen hepsi.. tüm-den eşya.. sözle ve işle, Yüce Hakkın varlığına, kudretinin tam oldu-ğuna delalet eder. Onu, acizlikten ve kusurdan tenzih eder..
Nitekim, bu mana Kur'an-ı Kerimde şöyle geldi:
«Hemen her şey, onu hamdle tesbih eder.» (17/44)
340
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Peygamberimizin Tesbih Çekerken Parmak Uclarından Yararlanışı:
Abdullah b. Amr'ın «Resûlullah Aleyhisselâmı, tesbih çekerken sağ elinin parmak uclarını saydığını gördüm. dediği rivayet edilir. (184)
Peygamberimizin Eshabına Kelime-i Tevhid Çektirişi:
Eshabdan Şeddad b. Evs ile Ubåde b. Såmit der ki «Peygamber Aleyhisselâmın yanında bulunuyorduk.
Peygamber Aleyhisselâm (İçinizde Garib, yani Ehl-i kitap var mı diye sordu.
(Hayır! Yâ Resûlallah!) dedik.
Bunun üzerine, kapının kapatılmasını emr etti.
(Ellerinizi kaldırınız ve «La ilahe illallah!» deyiniz!) buyurdu, Bir saat, ellerimizi kaldırdık (ve birlikte lå ilahe illallah! dedik)
Resûlullah Aleyhisselâm, elini indirdi. Sonra da (Allah'a hamd olsun.
Allah'ım! Sen, beni bu Kelime-i tevhidle gönderdin ve benl, bu-nunla memur kıldın.
Cenneti de, bana, bunun üzerine va'd ettin.
Şüphe yok ki, Sen, asla va'd'inden dönmezsin!) diyerek düa etti. Sonra da (Sevininiz! Hiç şüphesiz, Aziz ve Celil olan Allah, si-zi yarlıgadı!) buyurdu.» (185)
Peygamberimizin Bizzat Çektikleri ve Çekmelerini
Müslümanlara da Emir ve Tavsiye Buyurdukları Zikir
Evrådından Başlıcaları:
Peygamberimizin çektikleri ve çekilmesini tavsiye buyurdukları Zikir Evrådından başlıcaları şöyle sıralanabilir:
1) La ilahe illallah! (Sayısız olarak) (186)
2) Yüce Allah'ın doksan dokuz Esmây-ı hüsnâsını zikir (Bir ker-
re) (187)
3) (Allah'ü ekber!) (Sübhanallah!) (La ilahe illallah!) (Sayı-sız olarak) (188)
(184) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizł Sünen c. 5, s. 521, Nesal Sünen c. 3, s. 79
(185) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 124, Taberânî ve Bezzardan naklen Hey-
semi. Mecmauzzevaid c. 1, s. 19, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 501 (186) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhârî Sahih c. 8, s. 169, Müslim
Sahih c. 4, 8.2062, Tirmizi Sünen c. 5, s. 530-531, İbn-i Mâce c. 2, s. 1269 Sünen
(187) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 255
(188) Müslim Sahih c. 4, s. 2072, Tirmizi Sünen c. 5, s. 518
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAH'I ZİKR EDİŞİ
YanıtlaSil541
4) (Sübhanallahi velhamdü illahi vela ilahe illallahü vallähä ekber!) (Sayısız olarak) (189)
5) (Sübhanallah! Sübhanallah! Sübhanallahi ve bihamdihi) (Sayısız olarak) (190)
6) (Sübhanallahi ve bihamdihi) (Yüz kerre) (191)
7) (Sübhanallahi adede
halkıhi
Sübhanallahı
rıza
Nefsihi
Sübhanallahi
zinete
Arşıhi
Sübhanallahi midåde Kelimâtihi
) (192)
8) (La ilahe illallahü vahdehú là şerike leh lehülmülkü ve lehül-hamdü yuhyi ve yümît ve Hüve alå külli şey'in kadir.) (Yüz kerre) (193)'
9) (Sübhanallahi adede må halaka
fissemål
α
fil'arzı
beyne zâlike
Må hüve hålıkun
30
Elhamdü lillahi adede må halaka fissemâi
halaka fil'arzı
>> halaka bevne zâlike
» hüve hålıkun
Lâ ilâhe illâllâhü adede må halaka fissemai
må halaka fil'arzı
mâ halaka beyne zálike
mâ hüve hâlıkun
(189) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 59
(190) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 371, Müslim Sahih c. 4, s. 2071, Tir mizi Sünen c. 5, s. 513.
(191) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 371, Müslim Sahih c. 4, n. 2071, Tir mizi Sünen c. 5, s. 513
Müsned c. 6, s. 430, (192) İbn-i Sa'd Tabakat c. 8, s. 119, Ahmed b. Hanbel Müslim Sahih c. 4, s. 2090, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 556, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1251-1252
(193) Mâlik Muvatta c. 1, s. 209, Buhari Sahih c. 4, s. 95, c. 7, s. 167, Müslim -Sahih c. 4, s. 2071, Tirmizi Sünen c. 5, s. 512
سورة القره (۲۰۱۷)
YanıtlaSilكائناتك هو الندن متأثر او لما يقه وموجوداتك صفات الهي تأثراری بولو عادیقہ کے بعد يعني بشرك إراده ى وسائر صفتاری موجوداتك حسن وحسم سوكلك ولو جعلك كي هو السم
متاثر اولدینی کی صفات اللہ متاثر اولمان صفات الهه ن كوره هبي مساويد
كوتورمك معنا سنی افاده ابدن (ذهت من أفلام سور که اسباب، مستان اور وہ مسلط و مستولی دیگر یعنی اسرائك ارتفاعی زماننده اسمایله با علی و قائم ولدن مسائك عدم دریاسته دو شهری احتمالی بوقدر آنی اسمایل آفرمنده حاضر بولونان بد قدرت او مسيراتي حفظ الدر. و حکمت الهیه موازنه و نظام قانونی موچینجه با شقه مو قطاره کوندرد اهمال التمز اوت، حرارت، صوبي قاينا عقله صوبك بغیر سنی تخریب ایتدیگی زمان و تخریب نتیجه ی وجوده كلن بخار عدم کنیم. بلکه نظامات هوائيه موهنجه معین بر محرابه سوقه الدار و
معین به موقعه چیقار امر الهی به انتظاراً او راده طور ور
و كذا (ذهب) تغییرند نه آهلا شد ایر که حواس خمسه دینیا له دویفولر صدا غیر، کور، جامد طبيعتد نه نشست ایمن د درلر آنجمه او د ويغولي، جذاب حقدن احسان ايديليه هديه الدور
بالكزكون، قولاق تعبیر لری عادی بررا سمد ولی
وكذا (ذهب ) نك حرف جر اولان (ب) ايله برابری کلمه سند نه آهلا شی الیور که میدان اسبا بدنه ایر بلدیغی زوانه باشی بوسه بر اقبال از بینه بر نظام الته البنير. چونکه (ذهب به ) برا برجه كوتور من معنها سنیا افاده ایدر برابر کوتور وله برشی، صدا حسن، باشی بوسه
برا فيلم از
[ اخطار ) سمعك مفرد اولارق، بصرك جمع اولارق ذكر لری، ایشیقیان بی، کورونن چومه او لدیفنه اشار تدر. اون سويانيان سوزلر برد برد قولاغه کیرر، او بله ایشته اید. فقط جومه شیار به دفعه با تحصله کوزه کورونور.
(إِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَى قَدِيرٌ) بو جمله ده کی نکتہ لر واشار تار: اولا بو جمله، منا فقاري و يولي السري استيلا ايدن دهشته حقیقت اولديغنه بر فذلك. و بر خلاصه در و بو خلاصه دن
ايه
YanıtlaSilعدم
Adem: Yokluk
احوال
Ahval: Haller
جايد
Camid: (Cansız gibi görü-nen) donuk şey
فذلك
Fezleke: Özet
حرارت
Hararet: Sıcaklık
حرف جر
Harf-i cerr: Başına geldiği kelimeleri esreyle okutan harf
حواني نفسه
Harass- hamse: Beş duyu
حفظ Hifz: Koruma
خلاصه
Hulasa: Öz
حسن
Hüsün Güzellik
اخطار
İntar: Hatırlatma
انتظاراً
İntizaren: Bekleyerek
ارتفاع
irtifa: Ortadan kalkma
قائد
Kaim: Ayakta duran,
vücudda kalan
Kubuh: Çirkinlik
مجرا
Mecra: Akış yolu
معين
Muayyen: Belirli
موجب
Mucib: Gerektiren
مُسَلَّ
Musallat: Başa belâ olan
مفرد
Müfred: Tekil
مساوى
Müsavi: Eşit
مُسْتَولى
Müstevlî: Her tarafı kaplayan
موازنه
Müvazene: Ölçme
نِظَامَاتِ هَوَائِيَّة
Nizamât-ı havaiye: Atmos-ferin düzenleri
نته
Nükte: İnce ma'na
تخريب
Tahrib: Yıkma
129
YanıtlaSilkainatın ahvälinden muteessir olmadığına; ve mevcûdatin safari İlahiyeve te'sirleri bulunmadığına işarettir. Yani beserin iradesi ve siir sıfatları, mevcûdâtın hüsün ve kubuh, büyüklük ve küçüklük gibi ahvälinden muteessir olduğu gibi sıfatı İlähive müteessir olmaz, Sıfat-ı İlahiyeye göre hepsi müsåvidir.
Goturmek ma'nasım ifade eden den anlaşılıyor ki, esbib, müsebbebåt üzere musallat ve müstevli değildir. Yani esbabın irtifaı zamanında esbäbla bağlı ve käim olan müsebbebåtın adem deryasına düşmesi ihtimali yoktur. Ancak esbabın arkasında hazır bulunan yed-i kudret o müsebbebatı hifz eder. Ve hikmet-i llâhive muväzene ve nizam kanunu mücibince baska mevki'lere gönderir. ihmål etmez. Evet, haråret, suyu kaynatmakla suyun bünyesini tahrib ettiği zaman, o tahrib neticesi vücuda gelen buhar ademe gitmez. Belki nizámát-havaiye mücibince muayyen bir mecrâya sevk edilir.
Ve muayyen bir mevkie çıkar. Emr-i İlâhî'ye
intizăren orada durur.
Ve keza ta'birinden anlaşılır ki, havåss-1 hamse denilen duygular sağır, kör, câmid tabiattan neş'et etmiş değildirler. Ancak o duygular, Cenab-ı Hakk'tan ihsân edilen hediyelerdir. Yalnız göz, kulak ta'birleri adi birer isimdirler.
Ve kezá a 'nin harf-i cer olan (4) ile beraber gelmesinden anlaşılıyor ki, müsebbebåt, esbabdan ayrıldığı zaman başıboş bırakılmaz. Yine bir nizâm altına alınır. Çünki أهب بن beraberce götürmek ma'nâsını ifade eder. Beraber götürülen bir şey, sâhibsiz, başıboş bırakılmaz.
İhtâr: Sem'in müfred olarak, basarın cem' olarak zikirleri, işitilen bir, görünen çok olduğuna işarettir. Evet, söylenilen sözler birer birer kulağa girer, öyle işitilir. Fakat çok şeyler bir def'a bakmakla göze görünür.
إِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَوْدُ قَدِيرٌ Bu cümledeki nükteler ve işaretler: Evvelen bu cümle, münafıkları ve yolcuları istilä eden dehşetin hakikat olduğuna bir fezleke ve bir hulâsadır. Ve bu hulásadan
hisse-i şeref
YanıtlaSilhisse-i seref حصة شرف peref payt
hisse-l taallum حصة تعلم : öğrenme pay
370
hitab-1 Izzet
hissei zevk حصة zevk alma payı, zevk payı
hissedar حقه دار : hisse sahibi, pay sahibi, or tak
hissedarlik حصه دارلق : ortaklık, pay sahipliği hisset حست : )bak hisset(
hissetmek حس اينمك : duymak, farketmek; sez mek
hisseyab حضه باب : hisse alan, hissesi olan, pay alan, faydalanan
hissiye): 1.duygu ile ilgili 2 duygulu, duygusal 3.akla değil de duygudan gelen, duygudan kaynaklanan
hissiyat حنيات : duygular, hisler; yaşanan duy gular, etkileyen duygular
hissiyati aliye حشيات عاليه : yüksek duygular
hissiyat- amme حسیات عامه : herkese benim-senmiş duygular ve düşünceler
hissiyat- askeriye حسیات عسكريه :askerlerin ta-
şıdığı duygular ve düşünceler
hissiyatı aşıkane حسیات عاشقانه : aşıklara mah-
sus duygular. aşk derecesinde sevme duygusu hissiyatı bakiye حسبات باقيه : ebedilik istekleri
ve duyguları
hissiyatı beşeriye حسیات بشريه insandaki duygular (yüzer cihazat ve hissiyat-ı beşeriye insandaki yüzlerce donanımlar, yetenekler ve duygular)
hissiyat-i cumhur حنيات جمهور : halkın benim sediği duygu ve düşünceler
hissiyat dakika حنيات دقيقه : derin ve ince
duygular
hissiyatı diniye حسیات دبنيه : dini duygular dine bağlayıcı duygular
hissiyatı hayatiye حنيات حياتيه : dunya hayatı na bağlayıcı duygular
hissiyatı hayvaniye حسیات حيوانيه : hayvanlar-daki duygular
hissiyat-i imaniye حسیات ایمانیه : imanla ilgili duygular, imana bağlayan duygular
hissiyatı insaniye حسيات إنسانيه : insandaki
duygular
hissiyatı İslamiye حسبات إسلاميه : İslam dini ile ilgili duyarlılıklar, islam'dan gelen duygular
hissiyatı kalbiye حسیات قلبيه : kalbdeki duygu lar
hissiyat-r mütevarise حنات متوارثهtevar eden hisler, dededen, babadan gelen ve yer leşik hale gelen duygular
hissiyat- nefsaniye حات نفسانیfisten gelen duygular, dünyaya yönelik istek ve ih. tiyaçlarla ilgili duygular
hissiyat-i nesive se ait duy gular, benlik ve kişisel menfaat ve istekler iligili duygular
hissiyat-i sefiheحات سف: aşağılık duygular
hissiyatı süflive حیاتی مغليه sufli hisler, aşa-
ğılık duygular
hissiyat-sedide حنيات شدیدsiddetli hisler.
kuvvetli duygular hissiyat-i ulvive حسبات علویه : yüksek ve manevi
değeri olan duygular
hissiyat-i ulviye-i diniye حسیات علوية دينيه : yuk sek dini duygular, dine bağlayıcı yüksek duy-
gular
hissiyat-ı ulviye-i insaniye حسيات علوية إنسانيه :
insandaki yüksek duygular
hissiyat-ı ulviye-i rakika حسیات علوية رقيقه : yuk-sek ve ince duygular
hissiyat-ı umumiye حسیات عموميه : toplumdaki
ortak duygular
hissiyat-ı Yakubiye حسيات يعقوبيه: Yakub (a.s.)'ın (oğlu Yusuf (a.s.)'a karşı) duyguları (yüksek şefkat duyguları)
hissiyatsız 1 : حنياتز.duygulara kapılmadan, duygulara yer vermeden 2.duygulara karşı
kapalı hissiz حز : duygusuz
hissizlik حزلك : duygusuzluk
hitab خطاب : birilerine karşı konuşma, söz
söyleme
hitab-ı Abdülkadir خطاب عبد القادر : Abdülkadir Geylani Hz. nin hitabı, birine karşı konuşma
hitab - mm خطاب عام : umuma hitab, herkese
yönelik söylenen söz
hitab ezeli (ye( خطاب از لبه : ezeli hitap, zama-
na bağlı olmayan ve ezelde söylenmiş olan Allah'a (c.c.) ait sözler
hitab - ilahi (ye خطاب إلهيه : Allah'ın (c.c.) hita-
bı, Allah'ın söylediği sözler
hitab-i 'iyyakena budu خطاب إياك نعبد : "ancak Sana kulluk ederiz" mânasındaki hitabı
hitab - izzet خطاب عزت : sonsuz güç ve yücelik sahibinden gelen hitap (söz, konuşma)
hitab mürşidane
YanıtlaSil371
hitab mürşidane خطاب مردانه mirsidane tap, doğru yolu gösterir şekilde hitap
hitab-i semavi خطاب سماوی: semavi hitap, lah (cc)tan gelen hitap
hitab- umumi خطاب عمومی : umumi hitap, her kese yönelik söz
hitab-i Yezdani خطاب بزدانی iläht hitap, Al lah'ın (c.c.) hitabı
hitap etmek خطاب ايتمك : birilerine yönelik ko nuşmak, söz söylemek
hitabat خطابت : hitaplar, birilerine yönelik ko-nuşmalar ve sözler
hitab-i ezeliye خطاب أزليه : ezeli hitaplar, ezeli sözler
hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniye خطابات أزلية سبحانيه suphan (yani her bakımdan kusursuz) olan Allah'ın (c.c.) ezeli hitapları, sözleri
hitabat ilahiye خطابات إلهيه : Allah'ın (c.c.) hi tapları, sözleri
hitabat - Kur'aniye خطابات قرآنیه : Kur'an'ın hi tapları, sözleri
hitabat- Nebeviye خطابات تبریه : Hz. Peygam ber'in (a.s.m.) hitapları, sözleri
hitabat-ı Sübhaniye خطابات سبحانیه : suphan )yani her bakımdan kusursuz) olan Allah'ın (c.c.) hitapları, sözleri
hitabe 1: خطابه.)birilerine yönelik) konuşma, nutuk, söylenmiş sözler 2.hutbe okuma, oku nan hutbe
hitaben خطابا : hitap ederek, (birilerine yöne lik) konuşarak, söz söylemek
hitabet خطابت : güzel konuşma sanatı
hitabet-i umumiye خطابت عموميه : herkese nelik konuşmalarda bulunmak
hitabi (ye( خطابی : hitapla ilgili, (birilerine yö -nelik) söz söylemekle ilgili
hitabiyat خطابيات : hitap ederek söylenen söz ler, birilerine yönelik konuşmalar
hitabla خطابله : konuşma ile, (birilerine yöne lik) sözlerle
hitam 1 : ختام.son, sona erme 2.sonu mühür lemek
hitam-ı ömür ختام عمر : ömrün sona ermesi
hiza 1 : هيذاء.sıra 2.doğru çizgi üzerinde bulun-ma 3.düzgün sıra olma 4. aynı seviyede olma
Hizan خیزان : Doğu Anadolu Bölgesinde, Bit-lis iline bağlı bir ilçedir. Yüzölçümü 917 km2
hizb-ül ekber-i Kur'an (1)
hi olan Hizan ilcest doğuda Van, guney ve ba Alzeyde de Tatvan ilçesiyle çevrilidir. tıda Siirt illeri, kuzeybatıda Merkez ilçe, ku
Hizan ilçesi, ilin güneydoğusundaki çok en gebeli topraklar üzerinde yer alır. Doğal ya pısı sebebiyle ilçedeki başlıca gelir kaynağı hayvancılıktır.
Ostad Bediüzzaman, o dönemde bir kază olan Hizan'a bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğmuştur.
hizb حزب : topluluk 2 takım, kısım, bölum 3 parti 4 bir önder etrafında toplanan grup 5. Kur'an'dan seçilen âyetler ve sözlerle düzen lenmiş dua ve zikir
hizb-i azam حزب اعظم : Kur'an ayetlerinden derlenip düzenlenmiş uzun dua ve zikir
hizb-i azam-ı Kur'an )1( حزب اعظم قرآن : Kur'an ayetlerinden hazırlanmış uzun bir dua ve zi-kir (bak, hizb-i azam(
hizb-i azam-ı Nur (ive(( حزب اعظم نوريه : Risale-i Nur'u okuyanlar için Kur'an ayetlerinden derlenip hazırlanmış uzun dua ve zikir
hizb-lekber حزب اكبر : Kur'an ayetlerinden derlenip hazırlanmış uzun dua ve zikir (bak: hizb-i azam(
hizb- Kur'an (1) (y( حزب قرآنی : Kur'an ayet lerinden derlenip hazırlanmış uzun dua ve zikir
hizb-i mahsus حزب مخصوص : Kur'an ayetlerin-den derlenip hazırlanmış özel dua ve zikir
hizb-i mahsusu Kur'ani حزب مخصوص قرآنی
Kur'an ayetlerinden derlenip hazırlanmış özel dua ve zikir
hizb-i makbul حزب مقبول : makbul topluluk, Al-lah (c.c.) tarafından iyi kabul edilen topluluk
hizb-i nur (i) (ye( حزب توریه : )bak. Hizb-i Azam-1 Nuriye)
hizb-is şeytan حزب الشيطان : )bak hizbüs şey tan)
hizbül azami Kur'ani حزب الأعظم قرآني : )bak hizb-i azam-ı Kur'ani)
hizbül ekber حزب الأكبر : )bak hizb-i ekber(
hizb-ül ekber-i Kur'aniye حزب الأكبر قرآنيه : )bak hizb-i azam-ı Kur'ani)
hizb-ül ekber-i nur (ive( حزب الأكبر نوريه : )bak hizb-i azam-ı nuriye)
hizb-ül ekber-i Kur'an( )1( حزب الأكبر قرآنى : )bak hizb-i azam-ı Kur'ani)
H
Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kim dinen güzel görülen bir şeyi (hayır ve ibadeti) Işlemeye niyet eder, fakat işleyemezse o kimse için bir hasene (sevap) yazılır." (Sahih-i Müslim)
YanıtlaSilHicri: 21 RECEB 1447-Rûmi: 28 Kânûn-i Evvel 1441 - Kasım 64
İSTANBUL
Imsak.
6.35
Sabah
6.55
Güneş
8.20
Öğle.....
13.22
İkindi
15.47
Yatsı.......
19.38
Kible S.........
11.18
Akşam
..........
18.03
10
OCAK
2026
Cumartesi
Ay Doğuş... 0.48
Ay Batış..... 12.08
İmsak
Sabah Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.18
6.38
8.01
13.06
15.34
17.51
19.24
11.39
Bartın
6.22
6.42
8.08
13.08
15.31
17.48
19.23
11.41
Bilecik
6.30
6.50
8.13
13.18
15.45
18.02
19.35
11.20
Bolu
6.24 6.44
8.08
13.11
15.37
17.54
19.28
11.33
Çankırı
6.16
6.36
8.01
13.03
15.29
17.46
19.19
11.46
Çorum
6.10
6.30
7.55
12.58
15.24
17.41
19.14
11.55
Düzce
6.26
6.46
8.11
13.13
15.38
17.55
19.29
11.31
Eskişehir
6.27
6.47
8.10
13.15
15.44
18.01
19.33
11.22
Karabük
6.20
6.40
8.06
13.07
15.31
17.49
19.23
11.41
Kastamonu
6.16
6.36
8.01
13.02
15.26
17.43
19.18
11.49
Kırıkkale
6.16
6.36
7.59
13.03
15.32
17.48
19.21
11.43
Zonguldak
6.24
6.44
8.10
13.10
15.34
17.51
19.26
11.37
Allâme Teftâzânî Hz.'nin vefatı (1390) - Teşrînievvel, Teşrînisânî, Kânûnievvel ve Kânûnisânî aylarının; Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak'a çevrilmesi (1945)
Gün: 10 Hafta: 2-1. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
me Tertazanı rahimehullah, "Şerhu'l-Erbain (40
YanıtlaSilHadis Şerhi)" eserinde niyete dair şöyle yazmıştır: "Niyet, bir kimsenin, amelini, Cenâb-ı Hakk'ın rızasına uygun olarak yapmak için bütün gayretini toplaması ve o amele, gizli veya âşikâr başka bir maksat karıştırmamasıdır."
İbadet ve tâatlerin mûteber olması ve sevaplarının kat kat verilmesi, niyetin sahih ve ihlâslı olmasına bağlıdır. İşlenen ameller, Allâhü Teâlâ'nın huzuruna, kulun niyetine göre yükseltilir. Öyleyse en mühim iş, niyeti tashih etmektir. Zira niyet, amelin temeli gibidir; sağlam bir bina, ancak sağlam temel üzerine inşa olunabilir.
Kalp, Cenâb-ı Hakk'ın nazargâhı, Cenâb-ı Hakk'ın feyiz ve nurlarının indiği yerdir. Hadis-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Kıyamet günü olduğunda Allâhü Teâlâ, -kulların amellerini yazan- Hafaza meleklerine buyurur ki 'Falan kulumun amel defterine şöyle şöyle sevaplar yazınız. Melekler 'Ya Rabbi! Biz, onun, bu ameli İşlediğine şahit olmadık, bundan dolayı da defterine yazmadık. derler. Cenâb-ı Hak, 'Her ne kadar o ameli İşleyemese de onu işlemeye niyet etmişti." buyurur.
İmâm Kuşeyrî (rah.) anlattı: Hârûn Reşîd'in hanımını vefatından sonra rüyada gördüler. "Cenâb-ı Hak sana nasıl muamele buyurdu?" diye sordular, "Beni bağışladı" dedi. "Mekke-i Mükerreme'ye açtırdığın o büyük su kanalları, kuyular ve bu uğurda yaptığın infâklar sebebiyle mi?" diye sordular, "Heyhât, Cenâb-ı Hak, onların sevabını, çalışanlara ihsân eyledi. Ancak ben, bu husūsta Müslümanların su ihtiyacını gidermekteki halis niyetimden dolayı fayda gördüm, niyetimden dolayı Rabb'im, beni bağışladı." cevabını verdi.
İnsanların niyetleri kısım kısımdır: Avâmın niyeti, işlediği amele karşılık bir fazilet beklemek yerine sırf bir menfaat için olur. Cahil kimsenin niyeti ise sırf kötülenmernek içindir. Alimlerin niyeti, täatleri, sırf onu emredenin hürmetine işlemek içindir. Tasavvuf ehlinin niyeti ise işlediği hiçbir amele güvenmemek, onu, mahza Cenab-ı Hakk'ın ihsanı görmektir.
esjo
YanıtlaSil2022 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
TARİHTE BUGÜN
1867 - Süveyş Kanalı'ndan ilk gemi geçti.
1923 - Bediüzzaman'ın
Medresetüzzehra projesiyle ile ilgili bir kanun teklifi TBMM'ye verildi.
1926 - Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
17
PERŞEMBE
THURSDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kafi gelir.
Sözler
HİCRÍ: 16 RECEB 1443 - RUMI: 4 ŞUBAT 1437
Vale
İmsak Günes
BİR AYET
Sizin hayır olarak harcadığınız her şey kendiniz içindir.
Bakara Suresi: 272
BİR HADİS İzinleri olmadan iki kişi arasında oturma!
KASIM: 102 - GÜN: 48 KALAN: 317 - GÜN UZA.: 2 DK
Öğle
İkindi
Yatsı
Aksam
HPAPEI (ISP) urztu
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1900 - Dr. Karl Land Steiner, 3 ayrı kan grubunu belirledi.
1908 - Einstein, Kuantum Teorisinin sunumunu yaptı.
1925 - Sivas'ta bazı
kişiler şapka inkılabına karşı duvarlara yazılar astı. İmamzade Mehmet Necati, bu nedenle idama mahkûm oldu.
CL
BİR AYET
14
PERŞEMBE
THURSDAY
KASIM
NOVEMBER
C
0, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden
haberdardır.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
Cezası en çabuk görülen kötülük, zulüm ve akrabalarla ilişkiyi kesmektir.
İbni Mâce, Zühd: 23
Bir insan, en evvel, muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla, Allah'ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlûkâta taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini, tenkîs değil, tezyid eder. Tarihçe-i Hayat
HİCRİ: 12 C.EVVEL 1446 - RUMI: 1 T. SANI 1440
Imsak
Günes
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
KASIM: 7-GÜN: 319 KALAN: 47 - GÜN. KIS.: 2
DK
İkindi
Akşam
Yatsı
4 10 14
ESKİŞEHİR
06.08
07 35
12.47
15.26
17.50
19.11
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil1444-Varna Savaşı.
1922 - Bediüzzaman
Said Nursî, hükümet ileri gelenlerinin daveti üzerine gittiği Ankara'daki Millet Meclisinde resmî merasimle karşılandı.
KASIM
09
PAZAR
BIR AYET
Eğer Allah dileseydi sizi zorluklara uğratırdı.
Bakara Suresi: 220
BİR HADİS
Dünya için çalışmakta hırs göstermeyin. Çünkü herkes dünyada kendisi için ne tak-dir edilmişse ona kavuşur.
İbni Mâce, Ticâret: 3
18 1447EL C.EVVEL
RUMI: 27 T.EVVEL 1441 KASIM: 2
İnsan fitraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazen bâtıl eline gelir; hak zannederek koynunda saklar. Hakikati kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına
giydiriyor. Lem'alar
Imsak Günes
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
Imsak Güneş
Ögle
İkindi
Aksam
Yatsı
522
YanıtlaSil108- KEVSER SÜRESİ: 1
Cüz: 30
2- Denilmiştir ki bunda i'ta (verme)nın büyüklüğüne ve icrası geri bırakıl-mayıp yürürlükte olan emir olduğuna işaret edilmiştir. Bunu şu iki vecih izah eder.
3- Zaman mânâsı kastedilmeyerek bu i'tânın ezelde takdir edilmiş bir ilâhî hüküm olduğunu ve Allah Teâlâ'nın zenginleştirme ve başarıya ulaştırma yahut fakirleştirme ve güçlüğe düşürme ile hüküm ve takdiri sonradan olmayıp ezeli bulunduğuna işarettir.
4- Bir şeyin aslını, kaynağını, sebeplerini ve illetini vermek ve onun bütün gelecekteki füru ve neticeleri, fazlalıkları ve meyveleri ile tamamını vermektir. Nitekim bir bahçeyi hibe ve teslim onun senelerce meydana gelecek hasılatının da temlikini tamam etmiş olacağı gibi, bir evin anahtarını teslim de o evi tes-lim demektir. Bu vechile dünyevî hayırların sebeplerini bahşetmek, dünya hayırlarını bahşetmek olacağı gibi, dünyada ahirete ait hayırların sebeplerini bahşetmek de ahiret hayırlarını bahşetmek olur. İşte Kevser'i bahşetmek böyle önce ve sonra sır ve gayb âleminde bulunan çok hayrı bütün kaynakları ile bahşetmektir. O, Muhammedî hakikatı ezelde takdir olunarak ihsan emri ile ve-rilmiş, bu sürenin nüzulü esnasında bilfiil verilmiş bulunan Rabbanî mevhibeleri ile de ilerde ona terettübü takdir edilmiş olan ilâhî feyizlerin sebeplerinin veril-miş olması bakımından gelecekte cereyan edecek olanların hepsi de halde temsil ettirilerek verilmiş, ezeli takdir hükmünce ilerisinin kesilmeyeceği de taahhüt olunmuştur. Kevser'i cennet nehirlerinin kaynağı olan bir nehir diye tarif de bunu anlatır. Çünkü Kur'ân'da cennetin nimetlerinin cereyani لهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرى من تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا Onlar için alılarından ırmaklar akan, içinde ehedi kala-cakları cennetler var." (Maide, 5/119) diye nehirlerle anlatıldığı gibi, Mu-hammed Sûresi'nde de müttakilere vaad olunan cennet naiminin cereyanları ve مثل الجنة التي وعد المُتَّقُونَ فِيهَا أَنْهَارُ مِنْ مَاء غَيْرِ أس وَأَنْهَارُ من لبن لم يتغير طعمه zevk-u lezzetleri
.. وأَنْهَارُ مِنْ خَمْرٍ لذة للشاربين "Muttakilere vaad olunan cennetin durumu şudur: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır..." (Muhammed, 47/15) âyetinde bozulmaz su nehirleri, tadı değişmez süt nehirleri, içenlere lezzet veren şarap nehirleri, süzme bal nehirleri ile temsil olunduğu malumdur. Onun için Kevser'in cennette Peygamber'e verilmiş bir nehir olarak kendisine Mi-rac'da gösterildiğinin beyan olunması ve sütten daha beyaz, baldan daha tatlı ve tiynetinden ezher miski (kokusu) çıkar... gibi vasıflarla tarif ve vasfedilmesi ve ümmetinin kıyamet günü ona çıkıp içeçeklerinin haber verilmesi de gösterir ki,
الله الرحم الرحيم
YanıtlaSilElmalılı M. Hamdi Yazır
HAK DİNİ
KUR'AN DİLİ
9
456
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risaletine de şehadet eder ve vahdaniyetine de sehadet eder. Aynı tenzihi ve şehadeti yapan sey, Bir şey ki. Yüce Hakkı tesbih ve tenzih eder.. o sey, Yüce Hakkın kendisine salát eyler.
Ey âlemlerin Rabbı.
Cümlesinden murad ise şudur:
Vücuduna ve birliğine delil olan ulvi, süfli, canlı ve cansızların tümünü terbiye ile kemale eriştiren Alemlerin Rabbı.
Cümle âlem katında olan tazim, tevkir ve tebcili; onların her bi rinden gelmesi ve Resulüllah S.A. efendimize ulaşması için senin Ya ce Zatına tazarru ve niyazlarımızı arz ederiz.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Nebilerin Hatemi, efendimiz Abdüllah oğlu Muhammed'e ol. sun.. Ki o: Resullerin efendisi, müttakilerin imamı, Alemlerin Rabbi Allah'ın resulüdür.
Bu cümlenin şerhi şöyle yapılmıştır:
Biz, ümmet-i merhumenin muktedası ve efendisi üzerine anlatı-lanlardan cümlesinin salavatını dileriz.
Biraz daha açalım:
Resulüllah S.A. efendimizi, kendi tazim ve teşrifatına mazhar kıl-dıktan başka, zübde-i âlem olan melekler, nebiler, resuller, sıddıklar, şehidler, salihlerin de tazim ve tekrimleri; âlem zerrelerinin iclâl ve tazimleri efendimiz Resulüllah S.A. üzerine olsun.
Onun adı Muhammed olup babasının adı Abdüllah'tır.
O: Peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra kimseye, yeniden bir peygamberlik verilmez.
O: Aynı zamanda Resullerin de efendisidir. Allah-ü Taâlâ, onla-rın hepsine salât ve selâm eylesin.
O: Takva ve vera' ile sıfat alan, Yüce Hakkın rızasına vâsıl olan zatların, Mevlâ taatında kemal bulan mümin ve müminelerin önderi-
dir. Yani: Allah'a iman eden kadın ve erkek müminlerin..
O: Alemlerin Rabbı Yüce Allah tarafından resul gönderilmiştir.
Resulüllah S.A. efendimizin risaleti, yalnız insan nev'ine has de-ğildir. Onun risaleti, cümle âlemlere şamildir. Nitekim, bu manada, Sahih-i Müslim'de şöyle bir hadis-i şerif gelmiştir:
«Ben, halkın tümüne Resul olarak gönderildim.>>>
İmam-ı Sebki Rh. ise şöyle anlattı:
Hazret-i Adem'den a.s. itibaren, Resulüllah S.A. efendimizin kendisine gelinceye kadar; teşrif eden nebiler, resuller ve bunların ümmetleri de dahil olmak üzere, Resulüllah S.A. efndimiz, onların tü-müne peygamber olarak gönderilmiştir. Çünkü, halkın tümüne pey-gamber olmak, bu manayadır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil457
kkın
ve
in
Bu manada bazıları şöyle dedi:
Resulüllah S.A. efendimizin risaleti, cemadata bile şamildir. Nitekim, dağlar ve taşlar Resulüllah S.A. efendimizin peygamber-liğine şehadet ettiler.
Bu manada, İmam-ı Süyuti Rh. şöyle anlattı:
Resulüllah S.A. efendimizin risaleti, melåikenin cümlesine, in-san, cin, vahşi hayvanlar, kuşlar, canlı ve cansız her şeye şamildir. Hatta, Resulüllah S.A. efendimizin risaleti, kendi mübarek zatına da-hi şamildir. Nitekim, Resulüllah S.A. efendimiz:
Şehadet ederim ki, ben Allah'ın resulüyüm.»
Buyurmak sureti ile, kendi risaletlerine şehadet etmişlerdir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
-Şahiddir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü; nübüvvetini ka-bul edenlere ve etmeyenlere, yararlılara ve zararlılara şehadet ede-cekir. Hayır ve şer cihetinden neye şehadet ederse, o şehadeti makbul olur.
Müjdecidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, nübüvvetini tasdik edip kendisine tabl olanlar için, af ve mağfiretle iki cihan saadeti için müjde verir.
İzninle sana davetçidir.
Bu cümlenin kısa şerhi şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, insanları ve cinni, seni tevhid etmeye, üstün emirlerini tutup İslâm yolunda amel etmeye, kullarını küfür-den, şirkten, isyan ve tuğyandan alıp hidayete davet etmektedir.
Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz:
Aydın bir kandildir.
Onun nuru ve aydınlığı ile kullar taa, kıyamete kadar doğru yo-la hidayet bulacaklardır; bu şekilde esas gaye olan menzillerine kavu-şacaklardır.
Ona selâm..
Bazı mutemet nüshalarda, bu cümlenin başına:
Ve.
Edatı gelmiş:
-Ve.. ona selâm.
Olmuştur. Bazıları:
Ve.
Edatının olmayışı şeklinde yazılan nüshalarda, bu edatın sehven yazılmadığını.. anlatmışlardır.
Baştan itibaren, bu salāvat-ı şerifeye toplu olarak şöyle bir mana
verebiliriz:
Kendisinden başka ilah olmayan nimeti her şeye şamil şanı yüce Hazret-i Allahın selâmı, meläike-i mukarrebin, nebiler, resuller.
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilLå havle vela kuvvete lå billahi adede må halaka fissemät
fil'aram
beyne sålike
mà hüve hålikun.) (104)
10) (Sübhanallah) (Yüs kerre)
(Elhamdu lillah!) (Yüs kerre)
(La lahe illallahu vahdehů là şerike leh lehülmülkü ve le hül hamdü ve Hüve ala külli şey'in kadir) (Xüs kerre) (195)
11) (La ilahe illallah!) (Sayısız olarak)
(Sübhanallah!) (Sayısıa olarak)
(Sübhanel melikülkuddüs!) (Sayısız olarak) (106)
12)
(Sübhanallah!) (Farz namazların sonunda otuz üç kerre)
(Elhamdü lillah!) (Farz namazların sonunda otus üç kerre) (Allah'ü ekberl) (Farz namazların sonunda otuz üç kerre)
(La ilahe illallahü vehdehů lâşerike leh lehülmülkü velehül hamdü ve Hüve ala külli şey'in kadir.) (Bir kerre) (197)
13) (Allahümmağfirli vetüb aleyye inneke Entettevvåbürrahim); (Yüz kerre) (198)
14) (Allahümme Ente Rabbi là ilahe illa Ente halakteni ve ene abdüke ve ene alå ahdike va'dike mestata'tü
Eüzü bike min şerri māsana'tü ve ebüü ileyke bi nimetike aleyye va'terifü bi zünübi
Fa'firli zünübi innehů là yağfirüzzünûbe illa Entel (Bir kerre) (199)
15) Peygamberimize Salátüselâm. (200)
Zikir Adabı Hakkında Açıklama:
1. Zikr yapılacağı zaman, ağız kirli ise, su ile yıkanır veya Mis-våklenir, temizlenir.
Kirli ağızla zikr edilmesi mekruhdur. Fakat, haram değildir.
(194) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 80-81, Hakim Müstedrek e. 1, 8. 547-548
(195) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 295, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 344, Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 92
(196) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 370-371, Ebû Davud Sünen c. 2, в. 81, Tirmizi Sünen c. 5, s. 571
(197) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 107, Müslim Sahih e. 4, s. 2001-2002, Tirmizi Sünen c. 5, s. 477
(193) Buhari Edebülmüfred s. 162, Ebû Davud Silnen c. 2, s. 85, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1253
(199) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 122, Buhari Edebülmüfred s. 162, Tir-mizi Sünen c. 5, s. 468, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 514-515
(200) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 446, Tirmizi Sünen c. 5, s. 461, Tabe-râni Mücemüssagir c. 2, s. 121, Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 70
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAH'I ZİKR EDİŞİ
YanıtlaSil2. Zikir, tenhů ve temiz bir yerde yapılır.
383
Yüce Allah, güzel ve temiz yerlerden başkasında zikr edilmez.
Zikrin, Mescid vesair şerefli yerlerde yapılması tercih edilir.
3. Zikir; hutbe, Namaz kıyamı ve uyuklama halleri dışında her zaman yapıla bilir,
Yolda ve hamamda zikr etmek, mekruh değildir.
4. Abdestli olmayanın, cünübün, hayızlı ve nifaslıların, kalb ve-ya dil ile Tesbih, Tehlil, Tahmid, Tekbir ve Salevât okumak süretile zikr ve düa etmeleri câizdir.
Cünüplerin, hayızlı ve nifasıların az veya çok Kur'ân okumaları haramdır.
Ancak, (Rabbenâ âtină fiddünya haseneten ve fil'âhireti hase-neten vekına azâbennår) gibi düa mâhiyetindeki bazı âyetleri, Kur'-ân okumuş olmak için değil, düa olarak okumaları ve yine düa olarak Bismillah ve Elhamdü lillâh demeleri de, câizdir.
5. Zikr edecek olanın, en mükemmel bir sıfatta bulunması uy-gun olacağı için, zikri, oturarak yapacaksa, yönü, Kıbleye karşı ol-mak üzre oturur.
Başını, huşů ve tezellülle eğer.
6. Zikirde kalbin huzurlu bulunması gerektiğinden, dil, kalb ile birleştirilir.
7. Zikirde Kelime-1 tevhid'in medd ile okunması, müstahabdır.
8. Zikrin, gece veya gündüz belli vakitlerde yapılması ve her hangi bir mâzeretle yapılamaması halinde de, fırsat bulununca, son-radan onun yapılması uygun olur. (201)
Peygamberimiz «Bir kimse, Hizbinį veya onun bir cüzünü oku-madan uyur da, onu, sabah namazı ile öğle namazı arasında okur-sa, kendisine, onu gece okumuş gibi sevab yazılır.» buyurmuştur. (202)
9. Zikr arasında verilen selama mukabele ve okunmağa başla-nan ezana icåbet etmek, görülen kötülüğü gidermek, sorana doğru yol gösterilmek, irşad edileceği irşad etmek, uyku basmak gibi zik-rin kesilmesini gerektiren bir hal ile karşılaşılınca, tekrar zikre dö-nülmek üzre zikrin kesilmesi müstahabdır. (203)
(201) Nevevi Kitabülezkár s. 11-15
(202) Müslim Sahih c. 1, s. 515
(203) Nevevi Kitabülezkâr s. 15
اخلات ارکي بولي اوك احوالى منافقارك احوالی تامیله عمیل اندهای و هر حالاری بوط باری مالکننده کوروندهای کی هر بر دروده و هر حالده قدرت الربية نك ده نصر في كورونور تحقیقی افاده بدن (ان) داخل اولد يغى ماعك ثابت و مدار مسلمان حققنا من اولدامر دلالت ایندهای کی، مانك عانى و وسعتی و رفتی و نوع بشرك بولی مال الرده عامر ضعیف و قاهر اولد يعني مزا لوستر سور چونکہ بولی یقینی مام کرده بودی تاج بر آنجی و هماه در و هماری تولید بدن ضعفت عجز قصور در بونارامه انسانك طبيتار
YanıtlaSilبوغور ولمن صفتار در
الله لفظه جانان بوده را زیبا و جاده ای امی ابا در ایرانماند ھونکہ ہونہ موجودات تحت تصرفنده و دائرة شمولنده بولونان قدرت سائر صفار كى الوهنيك
لازم سيده.
(غانی) کلمه سندن اقلا شاركي عدمدن شيالي جيفاران قدرت او اسامی همل و باشی بوسه برافماز آنجمه حکمتان مراقبه ی و نظارتی استنده تربیه ایدر و ایتدیرد.
) راننده آقا یابد که اسبابك بونه تزاري و حاصل بالمصدر دين الهم افعال اختبارية ترتب اليدنه اللى تماماً قدرته با غليدر. موجوده و موجوداته شما و اشياء بنيامي، مشيئت الهبة تلك تعلقندن نشئت ایندیگنه نظراً (شی) تغییرند نه آهلا شیا ایر که امیرا وجوده کلد کدن موکره ده مدا نعد به علاقه ی کسرا عن وجودك تكررندن عبارت اولان بقالرى الجون
دائما مصانعة محتا جد ولى.
(قادر) کلمه سنه بدل، ثبوت و دوا می افاده ایدن ( قدیر ) صیغه سند به آخلا ابر کره قدرت، مقدورات نسبتنده او لما يوب، قدرتك دائرة تصر في بك كنيشدر هم قدرت، دانتبه دهد. تغيري قبول ايتميز هم عين زمانده قدرت، لازم در زیاده و نقصان اولماز هم قدرت رزامه، غفار ، محبی، محبت کی صفات فعليه نك مرجعی و میزانید.
أفعال المشارية
YanıtlaSil- tipăriye İsteğe bagh füller
نقاز
Gaffar: Çok bağışlayan (Allah)
حكيل بالمصدر
Hint- bilmasdar: Masdar-dan meydana gelen
انتاج
Intac: Netice verme
تايز
Kaar: Kisa
آزمه
Lazime: (Zatian) gereği
متذورات
Makdarat: Allah'ın kudre-tiyle yaratılan her sey
تزيغ
Merci : Müracaat makam
میزان
Mizan: Oli
مخمل
Mühmel: İhmål edilen
رون Rezzak: Çokça rızık veren (Allah)
صفات فعليه
Sifat fiiliye: Fill sıfatlar
صيقه
Siga: Kip
فنول
Sumal: İçine alma
تغير Tagayyür: Başkalaşma
تحقيق
Tahkik: Kesinlik, doğnılama
تحت تصرفى
Taht tasarruf: İdare altında olma
تسكزز
Tekerrür: Tekrarlanma
تنبل
Temsil: Misalgetinne
ترفن
Terettüb: Netice olarak gelme
توليد
Tevlid: Doğurma
طين
Tiynet: Yaratilis
الوحيت
Ulahiyet: lahlık
وهة
Vehim: Kuruntu
وسعت
Vis'at: Genişlik
يقيف
Yakini: Salam ve kesin bilgi ile
دانيه
Zatiye: Záta dit, kendisinden olup başkasından olmayan
arılaşılır ki, yolcuların aliväli münafıkların alválas hällerinde göründüğu gibi, her bir zerrede ve her bir tamamıyla temsil ettiği ve her bir hålleri yolculann
YanıtlaSilhalde kudret-i lähiyenin de tasarrufu gorunür Tahkiki ifade eden (2) dahil olduğu hukmün
säbit ve sarsılmaz hakikatlerden olduğuna delalet ettiği gibi, meselenin azametini ve vus'atini ve
dikkatini ve nev-1 beserin bu gibi meselelerde aca. zayıf ve kasır olduğunu remzen gösteriyor. Çünki bu gibi yakini meselelerde tereddüdü intác eden, ancak vehimlerdir. Vehimleri tevlid eden za'fiyet, acz, kusurdur. Bunlar ise insanın tıynetiyle yoğrulmuş sıfatlardır.
Lafza-i Celalinin burada sarahaten zikredilmesi, bu cümledeki hükmü isbat eden delile işarettir.
Çünki bütün mevcûdát, taht-ı tasarrufunda ve daire-1 sumülünde bulunan kudret, såir sıfatlar gibi ulûhiyetin lâzımesidir.
(a) kelimesinden anlaşılır ki, ademden eşyayı çıkaran kudret, o eşyayı mühmel ve başıboş bırakmaz. Ancak hikmetin murâkabesi ve nezáreti altında terbiye eder ve ettirir.
(j) edâtından anlaşılır ki, esbabın bütün eserleri
ve håsıl-ı bilmasdar denilen ef'ål-i ihtiyâriyeye terettüb eden eserler, tamamen kudrete bağlıdır. Mevcůda ve mevcůdâta 'sey ve eşyă denilmesi, meşiet-i İlâhiyenin taallukundan neş'et ettiğine nazaran, ()
ta'birinden anlaşılır ki, eşya vücüda geldikten sonra da Sani'den alakası kesilmez. Vücüdun tekerrüründen ibaret olan bekäları için dăimâ Sani'e muhtaçtırlar.
تایر kelimesine bedel, sübût ve devamı ifade eden قدير sigasından anlaşılır ki,
kudret, makdûrât nisbetinde olmayıp, kudretin däire-i tasarrufu pek geniştir. Hem kudret, zâtiyedir, tagayyürü kabul etmez. Hem aynı zamanda kudret, lâzımedir. Ziyade ve noksån olmaz. Hem kudret Rezzák, Gaffâr, Muhyi, Mümit gibi sıfåt-1 fiiliyenin mercii ve mîzânıdır.
187
YanıtlaSil5667. Bir kapi ya açık durmalı, ya da kapalı (11 faut qu'une porte soit ouverte ou fermée.)
5608. Bir kez içki içen, hep içer. (Qui bu, boira. )
5669. Bir kezle insan gavur olmaz. (Une fois n'est pas coutume.)
5670. Bir kırlangıçla bahar olmaz. (Une hirodelle ne fait pas le printemps.)
5671. Bir kimse aynı zamanda hem fırında, hem değirmende bulunamaz. (On ne peut être au four et au moulin.)
5672. Bir kimse beni bir kez aldatırsa, ona yazıklar olsun: iki kez aldatırsa, bana yazıklar olsun! (Si un homme me déçoit une fois que la honte soit sur lui, deux fois que la honte soit sur moi.)
5673. Bir kimse, herkesi kendi ölçüsüne göre ölçmemeli. (Il ne faut pas mesurer tout le monde à son aune.)
5674. Bir kimse köpeğini suda boğmak isterse, "kudurmuş" der. Quand on veut noyer son chien, on l'accuse de la rage.)
5675. Bir kimsenin cezalandırırken şiddet göstermesi gerektiği gibi, ödüllendirirken de bağış ve iyiliği tamam olmalı. (Châtier bien, récompenser de même.)
5676. Bir kimsenin değer kazanması, yaşının ilerlemesini beklemez. (La valeur n'attend pas le nombre des années.)
5677. Bir kişinin eksilmesiyle dünya batmaz. (Pour un moine l'abbaye ne se perd pas.)
5678. Bir kötüden korku, bizi bir betere sürükler. (La peur d'un mal, nous conduit dans un pire.)
5679. Bir kötünün yedi mahalleye zararı var. (Un méchant nuit à sept quartiers.)
5680. Bir kuraldışılık, kural oluşturmaz.
5681. Bir mert kişi, geri bırakmaz işi.
5682. Bir musibet, bin nasihattan yeğdir. (Un malheur enseigne plus que mille conseils.)
5683. Bir söyle, bin işit. (Dis un, écoute mille.)
5684. Bir sürü engel aşılarak utkuya varılır. (On n'arrive au triomphe qu'en surmontant maintes diffucultés.)
5685. Bir şeyin sonu, başıyla ilintilidir. (La fin d'une chose est en rapport avec le commencement.)
5686. Bir şeyler öğren ki, bir şeyler becerebilesin.
5687. Bir taşla iki kuş vurulmaz. (Il ne faut pas courir deux lièvres à la fois.)
5688. Bir uyuz koyun, bütün sürüyü hasta edebilir. (Il ne faut qu'une brekis galeuse pour infester un troupeau.)
5689. Bir yazıyı yüz kişi okursa, tekzibiyle birlikte bin kişi okur.
5690. Bir zencinin başını yıkayacağım, diye çalışan, sabununu gereksiz yere tüketmiş olur. (A laver la tête d'un nègre on perd son savon.)
5691. Birbirine benzeyenler birleşirler. (Qui se ressemble s'assemble.)
186
YanıtlaSil5640. Biçmek için ekmek gerek. (Il faut semer pour récolter.)
5641. Bilgisiz, görgüsüz dosttan daha tehlikeli bir şey olamaz. (Rien n'est dangereux qu'un ami ignorant.)
5642. Bilmediğin işe, burnunu sokma. (Il ne faut pas parler latin devant les cordeliers)
5643 Bilmek için öğrenmek gerek. (Il faut apperendre pour savoir.)
5644. Bin düşün, bir söyle. (Il faut tourner sept fois la langue avant de parler.)
5645. Bin ölçüp bir biçmeli. (Il faut prendre mesure mille fois et couper
une seule fois) 5646. Bina yaptırmak ne ise, ama bu yaşta bir sey dikmek! (Passe encore de bätir. mais planter à cet age!)
5647. Binek hayvanına koşumuna göre değer biçmemeli. (Ne juge pas la monture d'après le harnais.)
5648. Bir adamın büyüklüğü, ona hizmet edenlerin sayısıyla değil, hizmet ettiklerinin sayısıyla ölçülür.
5649. Bir bardak suda firtina! (Aslt Latincedir: "Çorba dağıtım kepçesinde firtina kopardı" atasözünden gelir.)
5650. Bir bardak suyu içmek denli kolay!
5651. Bir bilen, iki bilmeyenden yeğdir. (Un homme averti en vaut deux.)
5652. Bir canlı cenaze!
5653. Bir çiçekle yaz olmaz. (Une seule fleur ne fait pas l'été.)
5654. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. (Quand les boeufs vont à deux, le labourage en va mieux.)
5655. Bir eşek öbürüne: "Hay koca eşek, hay budala!" der.
5656. Bir Fransız, coğrafyasını bilmeyen bir baydır.
5657. Bir genç kız, nesi varsa, ancak onu verebilir.
5658. Bir gram et, bin ayıp örter. (Il n'y a point de belle chair près dès os.)
5659. Bir gram övünme, bir kental onuru bozmaya yeterlidir.
5660. Bir gül ile bahar olmaz. (Tek kırlangıçla bahar gelmez. Une hirondelle ne fait pas le printemps.)
5661. Bir hatır, iki hatır, üçüncüsünde vur, yatır. (Première fois passe, deuxième fois lasse, troisième fois casse.)
5662. Bir iş yapan, yararını görür. (Qui entreprend une affaire en tire profit.)
5663. Bir işe girişmeden önce, iyice düşünmeli. (Il faut réfléchir avant d'agir.- Cent fois sur le métier remettez votre ouvrage.)
5664. Bir işi iyi yapmalı, sonra halkın ne söyleyeceğine önem vermemeli. (Bien faire et laisser dire.)
5665. Bir iyilik yap da duvar deliğine sok. (Un bien fait n'est jamis perdu.)
5666. Bir kadeh içki, kişinin tüm utancını götürür. (Un verre de vin emporte toute la politesse d'une personne.)
hizb-ül ekber-ül Kur'an
YanıtlaSilhizbülekber-ül Kur'an حرب الأكبر القرآن hizb- ekber il Kur'an)
Hizb-ül Ekber of Azam حرب الأكبر الأعظم Hizb al Ekber i Nuriye
hizb-ol Kur'an )1( حزب القرآن Kur'ana ciddi bağ lı mücahid cemaat (bak. hieb i Kur'an)
hizb-ül Kur'an-ül muazzam حزب القرآن المعظم (bak, hizb-i azam-ı Kur'ani ve hizbi azam nuriye)
hizb-ul masun حزب المصرت : Imam : Gazali'nin, Kur'an ayetlerinden seçerek hazırladığı uzun dua ve zikir
hizbün nuri (ye( حزب النورية : )bak hizb-i nu riye)
hizbüs şeytan حرب الشيطان : seytana uyan ve şeytana yardım eden insanlardan meydana gelen topluluk, grup, parti veya bunları tem sil eden akım
hizbullah حزب الله : Allah (cc) yolunda bü tün imkânlarıyla çalışan, bu yolda her türlü zorluk ve düşmanlara karşı mücadele veren, sağlam ve sarsılmaz iman sahibi topluluk, cemaat
hizbüşşeytan حزب الشيطان : )bak hizb-uş şey tan)
hizlan خذلان : )bak. hızlan(
hizmet 1 : خدمت.bir işin yapılması için çalış ma 2.birinin işini görme 3 görev 4.memurluk 5.kulluk
hizmet-i askeriye خدمت عسکریه : askerlik görevi
hizmet-i bendegane خدمت بنده گانه : kula yaraşır hizmet, görev
372
hizmet-i cihadiye خدمت جهادبی : cihad hizmeti, Allah (c.c.) yolunda gayret veya savaş görevi
hizmet-i diniye خدمت دینیه : din için çalışma gö revi
hizmet-i diniye ve imaniye خدمت دینیه و ایمانيه : din ve iman hizmeti (bak. hizmet-i diniye, hizmet-i imaniye)
hizmet-i esasiye خدمت اساسیه : esas hizmet, te-mel görev, en başta gelen hizmet ve görev
hizmet-i esrår-ı Kur'anive خدمت أسرار قرآنیه Kur'an'ın sırlarını (gizli kalmış gerçeklerini) açıklama, tanıtma, anlatma yolunda hizmet
hizmet-i fitriye خدمت فطریه : fitri hizmet, yara dılış özelliği sonucu yapılan görev ve kulluk
hizmet-i hayatiye خدمت حياتيه : hayatı koruma
hizmet i külliye
hizmeti, görevi
hlanet-i ilmiye خدمت علمیه ilim Inunda yapılan çalışma ve görev
hizmet-i ilmiye ve diniye خدمت علمیه و دینیه lim ve din hizmeti, ilim ve din alanında yapılan hizmet ve görev
hizmet-i iman (lye( خدمت ایمانیه : iman hizmeti islam dinindeki temel inançları açıklamak, is pat etmek, anlatmak ve ders vermek yolu ile yapılan hizmet ve görev
hizmet-i Imaniye ve Kur'aniye خدمت ایمانیه قرآنیه iman ve Kur'an hizmeti (bak. hizmet-i ima niye, hizmet-i Kur'aniye)
hizmet-i imaniye ve nuriye خدمت ایمانیه و توریه iman ve nur hizmeti (bak. hizmet-i imaniye; hizmet-i nuriye)
hizmet-i İslamiye (t( خدمت إسلاميت : Islama hiz met; İslam dininin korunması, savunulması, tanıtılıp yayılması için yapılan çalışma, görev, hizmet
hizmet-i İslâmlye ve vataniye خدمت إسلاميه و وطنيه : Islam ve vatan hizmeti (hizmet-i İsla miye, hizmet-i vataniye)
hizmet-i kudsiye خدمت قدسیه : kutsal hizmet, Kur'an ve iman yolunda yapılan hizmet ve görev
hizmet-i kudsiye-i Kur'aniye خدمت قدسية قرآنيه
kutsal Kur'an hizmeti, Kur'an hakikatlerinin açıklanması, ispatı, savunulması, tanıtılması ve ders verilmesi yolu ile yapılan kutsal hiz-met ve görev
hizmet-i kudsiye-i imaniye خدمت قدسية ايمانية kutsal iman hizmeti (bak. hizmet-i imaniye)
hizmet-i Kur'an (lve( خدمنت قرآنیه : Kur'ana hiz met, Kur'an hakikatlerinin açıklanması, ispa-tı, savunulması, tanıtılması ve ders verilmesi yolu ile yapılan çalışma, görev, hizmet
hizmet-i Kur'an ve iman خدمت قرآن و ایمان Kur'an ve iman hizmeti (bak. hizmet-i Kur'a-niye, hizmet- imaniye)
hizmet-i Kur'aniye ve imaniye خدمتی قوران و ايمان : Kur'an ve iman hizmeti (bak. hizmet-i Kur'aniye, hizmet-i imaniye)
Kur'an ve nur hizmeti (bak. hizmet-i Kur'ani-hizmet-i Kur'aniye ve nuriye خدمتی قرآنیه و توریه ye, hizmet-i nuriye)
hizmeti külliye خدمت کلیه : külli hizmet. 1.Al-lah'ı (c.c.) isim ve sıfatlarıyla zikredip tanit-mak gibi geniş månada ibadet görevi 2.herke-
hizmet-i Mevla
YanıtlaSil373 se faydası dokunacak özelikte yapılan çalışma ve görev
hokkabazlık
hizmet-i Mevla خدمت مولا Allah'a (c.c.) kulluk görevi
hizmet-i millive دمت له millete hizmet, millete faydalı olmak
hizmet-i neşrive خدمت نشریه yayın hizmeti, dini eserleri yayınlama ve tanıtma çalışmala rn ve görevi
hizmet-i nuriye خدمت توریه : nur hizmeti, Risa le-i Nur vasıtasiyle Kur'an ve iman yolunda yapılan görev ve hizmet; Kur'an âyetlerinin tefsiri olan Nur risalelerini okumak, anla mak, tanıtmak, ders vermek ve gereğine uy-gun yaşamakla yapılan hizmet
hizmet-i nuriye-i kudsiye خدمت نوريه قدسیه : kut sal nur hizmeti (bak. hizmet-i nuriye)
hizmet-i nuriye imaniye خدمت نوریه ایمانیه : nur ve iman hizmeti (bak. hizmet-i imaniye, hiz met-i nuriye)
hizmet-i Sübhaniye خدمت سبحانیه : suphan )yani her türlü kusurdan uzak) olan Allah'a (c.c.) kulluk görevi
hizmet-i ubudiyet خدمت عبودیت : kulluk görevi
hizmeti ukba خدمت عقب : ahiret için yapılan çalışma,
hizmet-i ukba, dünya خدمت عقبا، دنیا : Dünya ve Ahiret için çalışma
hizmet-i vataniye 1 : خدمت وطنیه.vatana hizmet, vataın iyiliği için çalışma 2.askerlik görevi
hizmet-i vataniye ve milliye خدمت وطنیه و ملیه vatana ve millete hizmet, vatan ve milletin iyiliği için çalışma
hizmetçi 1 : خدمتجی.temizlik, bakım gibi işleri sürekli yapmak için tutulan kimse 2.yüksek yetenek ve beceri gerektirmeyen iş ve hiz metler için ücretle tutulan kimse
hizmetçilik حد متجيلك : hizmetçinin işi
hizmetkar خدمتکار : hizmet gören kimse, hiz metçi
hizmetkâr-ı emirber خدمتکار آمریر : hizmet işleri yapan er (rütbesiz asker)
hoca 1: خواجه.imam, namaz kıldıran kimse 2. müslüman din alimi 3.din ilimleri öğretme-ni 4.öğretmen, muallim, profesör 5.efendi, itibarlı büyük zat 6. usta, Üstad
hoca-i dana خواجه دانا : alimlerin hocası, hoca-ların hocası, çok büyük âlim
hocai kainat خواجة كائنات : käinatın efendisi (Hz. Muhammed a.s.m.)
hocalik خواجه : hoca olma durumu 2 hoca-
nın yaptığı iş
kendi
hodbin 1: خودبین.bencil, hep kendi çıkarını düşünen 2 kendini beğenmiş, kendini büyük gören, kibirli
hodbinane خودبینانه : hodbince, kendini beğen-mişcesine; bencilce
hodbinlik خودبينلك : .bencillik 2 kendini be
ğenmişlik
hodendis خود انديش : yalnız kendini düşünen, yalnız kendisi için kaygı duyan
hodendişlik خود انديشلك : hep kendini düşün-me, yalnız kendisi için kaygı duyma
hodfikirlik خود فكرلك : hep kendi fikrini (dü-
şüncesini) one alan
hodfürus خود فروش : kendi beğendirmeye çalı şan, kendini öven, övüngen
hodfüruşane خودفروشانه : kendini begendirme-ye çalışırcasına, kendini ön plana çıkararak
hodfüruşluk خود فرو شلق : hodfuruş gibi hareket, kendini beğendirmeye çalışma, övüngenlik
hodgâm (hodkâm( خود گام : kendini, keyfini, zevkini düşünen, bencil 2.kendini beğenmiş
hodgami 1 : خودگامی.hodgamlığı olan, yalnız keyfini düşünen, bencil 2.kendini beğenmiş-lik huyunda olan
hodgamlik 1 : خود گاملق.kendi keyfini düşün-mek, bencillik 2.kendini beğenmişlik
hodperest خودپرست : kendini çok beğenmiş, kendini çok seven, kendini çok büyük gören
hodpesend خودپسند : kendini begenmiş, bencil
hodpesendane خودپسندانه : kendini beğenmiş-cesine
hodpesent خودپسند : )bakhodpesend(
hodser خودسر : dikbaşlı, kimseyi dinlemeyen, asi
hodserane خودسرانه: dikbaşlılıkla, kimseyi dinlemeden
hokka حفه : mürekkep, macun, boya gibi mad-deler konan cam veya maden yahut seramik-
ten yapılmış küçük kap
hokkabazlık حقه بازلق : el çabukluğu ile şaşırtıcı oyunlar yapma, gözboyacılığı; hilecilik, aldat-macalık
3-рашшечни
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
2022 BEDIUZZAMAN TARVIMY
- 1451-Fatih Sultan
Mehmet ikinci kez tahta çıktı.
1856-Islahat Fermanı yayınlandı.
M
18
CUMA
FRIDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BIR AYET Kim Allah'ın çizdiği sınırları aşarsa, zalimlerin ta
kendisidir.
Bakara Suresi: 229
BİR HADİS
Biriniz esnerken elini ağzına getirsin.
Paslanmış bihemta bir elmas, daima mücella cama müreccahtır.
Mektubat
HICRÍ: 17 RECEB 1443 - RUMI: 5 SUBAT 1437
KASIM 103. GÜN-49 KALAN 316 GÜN UZADK
İSTANBUL
YanıtlaSilImsak
6.35
Sabah
6.55
Güneş
8.20
Oğle
13.22
Ikindi
15.48
Akşam...
18.05
19.39
Kible S
11.18
Resülullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdular: "Cennet'te yüz derece vardır ki, Allahu Teâlá, onları, Allah yolunda cihad eden mücahidler için hazırlamıştır. İki derece arasındaki mesafe, gökle yer arasındaki mesafe gibidir. (Sahih-i Buhari)
Hiert: 22 RECEB 1447-Rùmi: 29 Kanün-i Evvel 1441-Kasım 65
11
OCAK
2026
Pazar
Ay Doğuş...
1.51
Ay Batış..... 12.30
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
Bartın
6.18
6.38
8.01
13.07
15.35
17.52
19.25
11.39
6.22
6.42
8.08
13.09
15.32
17.49
19.24
11.41
Bilecik
6.30
6.50 8.13
13.18
15.46
18.03
19.36
11.21
Bolu
6.24
6.44
8.08
13.11
15.38
17.55
19.29
11.34
Çankırı
6.16 6.36
8.00
13.03
15.30
17.47
19.20
11.47
Çorum
6.10
6.30
7.55
12.58
Düzce
6.26 6.46 8.11 13.13
Eskişehir
6.27
6.47
8.10
13.16
Karabük
6.20
6.40
8.05
13.07
Kastamonu
6.16
6.36
8.01
13.03
Kırıkkale
6.16
6.36
7.59 13.04
Zonguldak
6.24
6.44
8.09
13.11
15.35
17.52
19.27
11.37
Haliç'in donması (1755) - Şiddetli soğuklar - Diyabet (şeker)
hastalığı için insülinin bir insanda kullanılması (1922)
Gün: 11 Hafta: 21. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 2 dk.
15.25
17.42
19.15
11.55
15.39
17.56
19.30
11.31
15.45
18.02
19.34
11.23
15.32
17.50
19.24
11.42
15.27
17.45
19.19
11.50
15.33
17.49
19.22
11.44
HADIYALLAHU ANH
YanıtlaSilMuhacirlerden ve Beni Abdişems bin Abdimenäf kabîlesindendir. Kısa boylu ve geniş yapılı bir zat idi. Künyesi Ebû Yezîd olan Rebía Hazretleri, Bedir, Uhud, Hendek ve Hudeybiye'de bulunmuş, Hayber Gazâsı'nda 30 yaşında iken şehit olmuştur.
Rebîa Hazretlerinin mensubu olduğu Ganem bin Dûdân sülâlesinin tamamı, evlerinin kapılarını kilitleyip kadın, erkek ve köle bütün aile efrâdıyla Mekke-i Mükerreme'den ayrılarak Medîne-i Münevvere'ye hicret etmişlerdir.
Kendisinden şu hadis-i şerîf rivâyet olunmuştur:
"Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, enlemesine (yani sağa ve sola doğru) misvaklanır ve suyu, yudum yudum içerdi ve 'Böyle daha faydalı ve daha kandırıcıdır, hazmı da daha kolaydır' buyururlardı."
AY'IN FARKLI BÜYÜKLÜKLERDE VE FARKLI RENKTE GÖRÜNMESİNİN SEBEBİ NEDİR?
Ay'ın, Dünya etrafındaki yörüngesi elips şeklinde olduğu için Dünya'ya olan uzaklığı dâima değişir. Bu vaziyet Ay'ın en parlak safhası olan dolunayı, farklı büyüklüklerde görmemize sebep olur.
Ay'ın farklı renklerde görülmesinin sebebi de şudur: Ay'dan akseden ışık, gözümüze ulaşmadan önce atmosferdeki parçacıklar tarafından yayılır. Muhtelif dalga boylarındaki şuaların (ışınların) farklı miktarlarda kırılması, Ay'ın farklı renklerde görülmesine sebep olur.
Ay, gündüz saatlerinde, mavi gökyüzünde soluk beyaz görünürken, geceleri parlak sarı, bazen de turuncu-kırmızı renktedir. Uzaydan çekilen fotoğraflarda görüldüğü üzere Ay'ın hakiki rengi gridir. Ekseriyetle oksijen, silisyum, magnezyum, demir, kalsiyum ve alüminyumdan teşekkül eden sathı (yüzeyi), Ay'ın gri görünmesine sebep olur.
İSİMLERİMİZ: Erkek: Abdülhamid, Kız: Müşfika
целен (use) uzturuaquest
YanıtlaSil臼
TARINTE BUGUN
- 1918-Itilåf Devletleri'ne ait savaş gemileri İstanbul Limanı'na girdiler.
1946 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Hasan Feyzi Yüreğil vefat etti.
13
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
İşittik ve emrine uyduk. Affinı ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
Bakara Suresi: 285
BİR HADİS
Sevabı en çabuk görülen davranış, iyilik yapmak ve akrabalarla iyi ilişkileri
sürdürmektir.
İbni Mâce, Zühd: 23
Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bâhusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden mutilere mükafatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Sözler
HICRI: 11 CEVVEL 1446 - RUMI: 31 T.
EVVEL 1440
KASIM: 6-GÜN: 318 KALAN: 48 - GÜN. KIS.: 2 DK
1829-Uzun Mehmed
YanıtlaSilZonguldak Ereğlisi Kestenli
köyünde ilk maden
kömürünü buldu.
1895 - Alman fizikçi William Rontgen, kendi adıyla da anılan "X" ışınını keşfetti.
KASIM
08
CUMARTESİ
17 1447 C.EVVEL
RUMI: 26 T.EVVEL 1441 KASIM: 1
Stzi dogru you
iletmesinden dolayı Allah'ı tekbir ve tâzim edin.
Bakara Suresi: 185
BİR HADİS
Allah'ı büyük tanıyıp dilinizle de bunu ifade ediniz ki Allah da günahlarınızı bağışlasın.
Müsned, 5: 199
Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis, nimetin lezzetini arttırır.
Mesnevî-i Nuriye
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
ISPARTA
06.01
Imsak Güneş
Öğle
15.35
İkindi Aksam
Yatsı
İSTANBUL
06.09
07.36
12.53
15.34
19.21
18.00
07.23
12.47
18.00
19.17
458
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
sıddıklar, şehidler, salihler ve ya Rabbi, seni tesbih ve takdis edenle. rin cümlesinin selamları Resulüllah S.A. efendimizin üzerine nazil olsun.
Burada geçen salavat-ı şerifeye benzeyen, çok faydalı kısa bir sa-lavat-i şerife vardır. Bu salavat-ı şerife: RİYAZ'ÜZ-ZAKİRİN adlı eserde anlatılmıştır. Bu salåvat-ı şerife dahi, öbürü gibi, Hz. All ra, tarafından rivayet edilmiştir.
O salavat-ı şerife şöyledir:
Yüce Allah'ın, meleklerinin, nebilerinin, resullerinin, tümden halkının salavatı Muhammed'e ve Muhammed'in âline olsun. Onla rın hepsine selâm.. Allah'ın rahmeti ve bereketleri de.. (1)
Her kim, bu salavat-ı şerifeyi her gün üç defa, cuma günleri de yüz defa okumaya devam ederse.. o kimseye, cümle halkın getirdik-Jeri salavat sevabının mikdarınca sevap hâsıl olur. Kıyamet günü de, iki cihanın sultanı insin ve cinnin peygamberi Resulüllah S.A. efen-dimizle beraber dirilir. Resulüllah S.A. efendimiz, o kimsenin elinden tutup cennete götürür.
Müellif merhum, rivayet ederek anlattığı salåvat-ı şerifelerin için-de bunların hemen hepsi vardır. Hem tafsilâtı ile, hem de fazlası ile.. Eüyük faydaları ve çok menfaatı daha fazla olduğu için, onlarla ye-tinmiş bu salāvat-ı şerifeyi almamıştır.
Ancak, burada anlatılan salåvat-ı şerifeye her gün ve cuma gün-leri devam edip okumak münasiptir. Onun için, bu şerhte anlatıldı.
ON İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Bu salavat-ı şerifeyi, hadis çıkarıp rivayet eden imamlardan İbn-i Mace, Şuab-ı İman bahsinde, Beyhaki, Darekutni ve daha başkaları anlatmışlardır. Allah onlara rahmet eylesin.
Bunların hemen hepsi, Abdüllah b. Mes'ud'dan r.a. rivayet edildi-
ğini çıkarıp anlatmışlardır.
O salavat-ı şerife şöyle başlar:
Allahım. (Ya Allah.)
Ey celâl ve ikram sahibi, şanı yüce Allah..
Salâtlarını, bereketlerini ve rahmetini..
Yani: Keremini, tazimini gün gün artan bereketlerini..
Resullerin efendisi, müttakilerin imamı, nebilerin sonuncusu Muhammed üzerine ihsan eyle.
(1) Bu salāvat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir:
Salavatüllahi ve meläiketihi ve enbiyaihi ve rüsülihi ve cemii halkıhi alâ Mu-hammedin ve alá alá alí Muhammedin ve aleyhimüsselâm ve rahmetüllahi ve berekå tübu
KARA DAVUD
YanıtlaSilالشاهد البشير الناعي اليك باذيك السراج البيرِ عَلَيْهِ السَّلَامُ اللهُمَّ اسْعَلْ صَلَوَاتِكَ وبركاتِكَ وَرَحْيَكَ عَلَى سيد المرسلين وَايَامِهِ الْمُتَّقِينَ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ محمد عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ إِمَامِ الخَيْرُ وَقَائِد الخير ورسولِ الرَّحْمَةِ اللَّهُمَّ ابْعَثَهُ مَقاما محمود يَخطُهُ فِيهِ الأَوَّلُونَ وَالْآخِرُونَ الله صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ محمد كما صَلَتْ عَلَى إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ جَيْدُ بيد اللهم بارك على محمول ال مد كما باركت على ابراهيم انك حميد مجيد اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَاصْحَابُهُ وَأَوْلَادِهُ وَازْوَاجِهُ وَذُرِّيَّتِهِ وَاهْلِ بَيْتِ وامِهَارَهُ وَانصَارَهُ وَأَشْيَاعِهُ وَيُجَهُ
459
suhid'll besir'id-dai lleyke bliznikes sirat'll müniri aleyhisselân
12. Allahümmer'al salavatike ve berekatike ve rahmetike slå seyyid' mürseline ve imam'il müttakine ve ha tem'in nebiyyine Muhammedin abdike ve resulike imam'il hayri ve kaid'll hayri ve resul'ir-ralsmati Allahüm meb'ashü makamen mahmuden yağbi Juhu fihil evvelune vel áhirune Alla hümme salli alâ Muhammedin ve alå All Muhammedin kena salleyte alå Ib rahime inneke Hamidün Mecid. Alla hlimme barik alá Muhammedin ve alå Ali Muhammedin kema barekte ala Ibrahime inneke Hamidün Mecid.
13. Allahümme salli alâ Muham medin ve alá alihi ve ashabihi ve ev ládihi ve ezvacihi ve zürriyetihi ve chli beytihi ve asharihi ve ansarihi ve eşyaihi ve muhibbihi
12. Allahım, salatlarını, bereketlerini, rahınetini resullerin efendisi, mütta-kilerin imamı, nebilerin sonuncusu, rahmet Resulü, hayrın önderi, hayrın İmamı kulun ve Resulün Muhammed'e eyle. Allahım, onu evvellerin ve âhirlerin gipta edeceği makam-ı mahmuda ulaştır. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in ali-ne salát eyle; Ibrahim'e salåt eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin. Allahun, Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle; Ibrahim'e be-reket ihsan eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
13. Allahını, Muhammed'e, Aline, ashabına, çocuklarına, zevcelerine, zür-riyetine, ehl-i beytine, asharına, ansarına, eşyaına, sevenlerine, ümmetine ve on-larla beraber hepimize salát eyle. Ey merhametliler merhametlisi..
(Devamı: 463. Sayfada)
SAVM (ORUÇ) ve PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE ORUÇ TUTUŞU
YanıtlaSilSavm'ın Lügat Manası:
Türkçe Oruç demek olan Savm, aslında mutlak İmsak, yani tut-mak alıkoymak demektir. (1)
Savm, sözden veya yürümekten tutmak yerinde de, kullanılır. (2)
Savm'ın Şeriat Dilindeki Manası:
Şeriat dilinde Savm, Mükellef olan kimsenin, sabahtan, yanı batıncaya, akşam oluncaya ka-içmekten ve cinsi ilişkilerden tanyeri ağarmağa başladıktan güneş dar nefsi, îbådet niyetile, yemekten, tutması, alıkoyması demektir. (3)
Orucun Çeşidleri ve Teşriindeki Hikmet:
Oruç: Farz, Vacib ve Nâfile olmak üzre üçe ayrılır.
Orucun teşriinde bir çok hikmetler vardır.
Bu cümleden olarak:
1. Oruç, nimete şükür vesilesidir.
Nefs; yemekten, içmekten ve cinsi ilişkilerden, nimete şükr için bir müddet alıkonulur.
Nitekim, Rabbül'ålemin olan yüce Allâh, oruç âyetinde «...Olur ki, şükr edersiniz. (Bakare: 185)» diyerek buna işaret buyurmuştur.
2. Neſs, oruç sâyesinde Takvâ mertebesine erer.
Yâni, yüce Allah'ın haram kıldığı şeylerden oruçla korunulur. Nitekim, oruç hakkındaki «Ey imân edenler! Sizden öncekilere
yazıldığı, farz kılındığı gibi, size de, oruç, yazıldı, farz kılındı.
Olur ki, korunursunuz. (Bakare: 183)» âyetinin sonundaki (Le-alleküm tettekun) ile buna işaret buyrulmuştur.
3. Oruç sâyesinde mizaca, tabiata galebe çalınıp hâkim olunur,
şehvet kırılır.
Çünki, nefs, doyduğu zaman, şehvet arzuları artar, çoğalır.
Fakat, acıktığı zaman, nefsin bu arzularından korunulur.
Oruç, mâsiyetlerden korunmağa bir vesiledir. (4)
(1) Ragıb Müfredätülkur'an s. 291, Seyyid Şerif Târifât s. 91
(2) Rågb Müfredätülkur'an s. 291
(3) Rågıb Müfredatülkur'an s. 291, Seyyid Şerif Tarifat s. 91
(4) Kåsåni Bedâyiussanayi c. 2, s. 75-76
SAVM (ORUÇ) VE PEYGAMBERİMİZİN ORUÇ TUTUŞU
YanıtlaSilHildirildiğine göre: Peygamberimis «Kimin evlenmek külfetine gücü yeterse, evlensin.
Çünki, evlenmek, gözü haramdan son derecede men eder, Iffeti ni de, o nisbette korur.
Evlenmek masrafına gücü yetmeyen kimse de, oruç tutsun. Çünki, oruç, sahibi için şehveti keser.» (5)
Oruç, bir kalkandır!» (6)
«Oruç, ateşten koruyan bir kalkandır. (7) Her hangi birinizi, savaşta koruyan kalkan gibils (8)
«Oruç, nefsi, yalnız yemek, İçmek gibi şeylerden alıkoymaktan ibåret değildir.
Fakat, måsiyetlerden de alıkoymaktır!» buyurmuştur. (İbn-1 Ha-cor-Metalibül'aliye c. I, s. 276)
4. Oruç, insanı sabr ve tehammüle alıştırır, Peygamberimiz Oruç, sabrın yarısıdır. buyurmuştur. (9)
Orucun ve Oruç Tutanların Fazileti:
Peygamberimiz, buyururlar ki:
«İzzet ve Celâl sahibi olan Allah (Ådem oğlunun her ameli kendi-si içindir.
Yalnız, oruç, müstesnadır! (10)
Oruçlu kimse; yemesini, İçmesini, cinsi arzusunu benim için bi-
rakmıştır. (11)
Oruç, benim içindiri
Onun mükafatını da, ben, veririmdir!» buyurmuştur. (12)
«Muhammed'in varlığı, Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin
(5) Buhari Sahih c. 2, s. 228-229, Nesal Sünen e. 4, s. 100-170
(6) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 195, Buhari Sahih c, 2, s. 226, Müslim Sahih c. 2, s. 806, Nesal Sünen c. 4, s. 163, 166
(7) Tirmizi Sünen c. 3, s. 136, Nesai Sünen c. 4, s. 167-168
(8) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 307, Nesal Sünen c. 4, s. 167, İbn-i Mice Sünen c. 1, s. 525
(9) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 260, Ibn-i Mâce Sünen c. 1, s. 555
(10) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 306, Müslim Sahih c. 2, s. 806, Nesal Sünen c. 4, s. 162, 164 (11) Malik Muvatta' c. 1, s. 310, Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 306, Ahmed b.
Hanbel Müsned c. 2, s. 40, Buhari Sahih c. 2, s. 226, Müslim Sahih e. 2, s. 807, Nesaî Sünen c. 4, s. 163, Dârimi Sünen c. 1, в. 356
(12) Malik Muvatta' c. 1, s. 310, Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 306, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 234, Buhari Sahih e. 2, s. 226, Müslim Sahih c. 2, s. 806-807, Tirmizi Sünen c. 3, s. 136, Nesai Sünen c. 4, a. 159-160
1. T. Medine Devri XI/F: 25
ور اعلی (۲۲۰۲۱)
YanıtlaSilرَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ والدين جَعَلَ لَكُم الْأَرْض فراناً والسماء بناء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزقان فلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ]
یعنی ای انسانرا سرى و سزدن اولكيارى يا رادان وبكره عبادت ،امریکی کہ تقوی میرے واصل اول کن و من ويكره عبادت ابر للذكي ارضى سره دوشك دابدي سمالی او سکی نا ابتدى وسمادن صولری ایندیردی و اونکه سزاره رزقه اولی اوزره بردن میوه لری و ساز غد الرى حيفا رندی او با ابعد الله مثل وشريك باعاسكن سر سکن کو الله باتر معبود و خالف اكز يوقدر.
[ مقدمه ) عقائدي و ايماني حکماری قوی و ثابت قیلا تظله مگه حالنه کنیم، آنچه عبدادند. اوت، الأهل المريريني با عقدن و نهيارندن ما في مقدن عبارت اولان عباد تاله، وجداني و عقابی اولان ایمانی حکماء تربیه و تقویه اید یا مزنه، انزالری و تأثريري ضعيف قالي بو مالو عالم اسلامك حال حاضر ده کی وضعیتی شاهد در.
وكذا عبادت، دنیا و آخرت سعاد نارینه و سیاه اولدیغی کبی، معراسه و معاده، یعنی دنیا و آخرت ابشار بنى تنظيمه سبيدر. و شخصی و نوعی کمالاته واسطه در و خاله ایله عبد آراسنده يك بوكسن به نسبت و شرفی به رابطه در.
عبادتك دنيا سعادتنه وسيله اولديغنى ايضاح ايدن جهنلاردن )
بریسی ) انساید، بتون حیواناندن ممتاز و مستثنا اولارمه، عجیب و لطيف بر مزاج باله یا راد با شد. او فراج بوزندن انسانده چشید چشید مدلهای آرزولی انسان ایست دیگری وقت، ان منتخب شیاری ایستی میل ایتدیگی وقت، آن گوزل شیاره میل ایدر. آرزو ایتدیگی وقت، ان زینتهای شیاری آرزو ایدر با شامع خصوصنده، انسانيته میدانه کشور مثلا لايم ان كوزل به معیشت و بر شر فله با شامع ایستر.
Abd: Kul, kole
YanıtlaSilعقائد
Akaidi Inang esaslarına dair
حال حكيز
Hal-hazır: Şimdiki zaman ve hål
قوی
Kapi: Kuvvetli
كالات
Kemalar: Mükemmellikler
لطيف
Latif Hos
معبود
Ma'bad: Kendisine ibådet edilen
معاش Maas: Yaşayış, hayat
معيشة
Maiset: Geçim
معاذ Mead: Geri dönüş yeri, ahiret
ملكه Meleke: Beceri
مثل
Misil: Benzer, denk
مزاج
Mizar: Huy
مقدمه
Mukaddeme: One alınan, takdim edilen
منتاز
Mümtaz: Seçkin
منقب
Müntehab: Seçilmiş
نوی
Müstesna: Ayı tutulan
Nehiy: Yasaklama
توعى
Nev'i: Türe dit
نسبت
Nisbet: İlişki, oran
سائر
Sair: Diğer
Sema: Gök
شريك
Şerik: Ortak
تقوى
Takva: Gunahlardan sakınma
تنظية
Tanzim: Düzenleme
وأصيل
Vasıl: Ulasan
زينة
Ziynet: Sits
عبد
YanıtlaSilAbd: Kul, kole
عقائد
Akaid: Inan esaslarına dair
آرش
Arz: Yeryüzü
حال حاضير
Hal-hazır: Şimdiki zaman ve hål
قوی
Kavi: Kuvvetli
عمالة
Kemalt: Mükemmellikler
لطيف
Latif: Hos
معبود
Mabûd: Kendisine ibadet edilen
معاش Maas: Yaşayış, hayat
معیشت
Maiset: Geçim
معاذ
Mead: Geri dönüş yeri, âhiret
مكه
Meleke: Beceri
مثل
Misil: Benzer, denk
مُقَدَّمة
Mukaddeme: One alınan, takdim edilen
منتاز
Mümtaz: Seçkin
منتخب
Müntehab: Seçilmiş
مُسْتَفْنَا
Müstesna: Ayrı tutulan
نهی
Nehiy: Yasaklama
نوعى
Nevi: Türe dit
نِسْبَتْ
Nisbet: İlişki oran
سائر
Sair: Diğer
شريك
Sema: Gök
Şerik: Ortak
تقوى
Takva: Günahlardan sakınma
تنظية
Tanzim: Düzenleme
وكيل
asıl: Ulasan
زینت
Ziynet: Siis
عند Abd: Kul, köle
YanıtlaSilعقائد
Akaid: İnanç esaslarına dair
آرش
Arz: Yeryüzü
حال حاضير
Hal-hazır: Şimdiki zaman ve hål
خالق
Halık: Yaratıcı
قوی
Kavi: Kuvvetli
كالات Kemalt: Mükemmellikler
لطيف
Latif: Hos
معبود
Mabad: Kendisine ibådet edilen
معاش
Maaş: Yaşayış hayat
معیشت
Maiset: Geçim
معان
Mead: Geri dönüş yeri, âhiret
ملكه
Meleke: Beceri
ميل Misil: Benzer denk
مُقَدَّمه
Mukaddeme: Öne alınan, takdim edilen
منتان
Mümtaz: Seçkin
منقب
Müntehab: Seçilmiş
Müstesna: Ayı tutulan
نمی
Nehiy: Yasaklama
توجی
Nev'i: Türe ait
يَسْبَتْ
Nisbet: İlişki, oran
سائر
Sair: Diğer
شريك
Sema: Gök
Şerik: Ortak
تقوى
Takva: Günahlardan sakınma
تنظية
Tanzim: Düzenleme
واصل
Vasıt: Ulasan
زِينَتْ
Ziynet: Sils
Yani, "Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkilen yaratan Rabbuire ibådet edmız ki, takvá mertebesine vásul olasınız. Ve yine Rabbimize ibådet ediniz ki, arzt size dosek yaptı. Semayı üstünüze buna etti. Ve semådan suları indirdi. Ve onunla sizlere tızık olmak üzere yerden meyveleri ve såir gıdaları çıkarttı. Öyle ise, Allah'a misil ve şerik vapmayımız. Bilirsiniz ki, Allah'dan başka ma'bůd ve hålikınız yoktur."
YanıtlaSilMukaddeme: Akäidi ve imäni hükümleri kavi ve
sabit kılmakla meleke håline getiren, ancak ibådettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehtylerinden sakınmaktan ibaret olan ibådetle, vicdânî ve akli olan îmâni hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır. Bu håle ålem-i İslamın hål-i házırdaki vaziyeti şâhiddir.
Ve keza ibadet, dünya ve ahiret saadetlerine vesile olduğu gibi, maaş ve meâda, yani dünya ve ähiret işlerini tanzime sebebdir. Ve şahsi ve nev'i kemåláta vasıtadır. Ve Hålık ile abd arasında pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir råbıtadır.
İbadetin dünya saadetine vesile olduğunu îzah eden cihetlerden
Birisi: İnsan, bütün hayvanáttan mümtaz ve müstesná olarak, acib ve latif bir mizāç ile yaratılmıştır. O mizāç yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. Meselâ, insan istediği vakit, en müntehab şeyleri ister.
Meylettiği vakit, en güzel şeylere meyleder. Arzu ettiği vakit, en ziynetli şeyleri arzu eder. Yaşamak hususunda, insaniyete layık en güzel bir maîşet ve bir şerefle yaşamak ister.
hal
YanıtlaSilhol هول : evin girişindeki boş alan
Homa حومه : Denizli Vilayetine bağlı Çivril ka zasının bir nahiyesi
hor حور : küçuk, aşağı, önemsiz, değersiz hor bakmak بافق : değersiz saymak, değer vermemek, küçük ve aşağı görmek
hor görmek حور گورمک : )bak hor bakmak(
Horasan خراسان : Iran'ın doğusunda bir yerin adi
Horhor خورحور : Van Kalasının yanında bir yer olup orada Bediüzzaman Hz. nin medresesi
vardı
Hortlak خور طلاق : geceleri mezarından çıkıp in sanlara kötülük için dolaştığına inanılan ölü. H (aslı olmayıp halk dilinde veya mecaz mana-
da kullanılır.) hos-amedi خوش آمدی : hoş geldin' deyip kar
şılamak
hos-amedi etmek خوش آمدى اينمك : hoş geldin demek, karşılamak
hossohbet خوش صحبت : hoş sohbet eden, güzel konuşan, sohbeti dinleyicilerin hoşuna giden kimse
hosnud خوشنود : memnun, gönlü hoş edilmiş
2.razı
hosnudiyet 1 : خوشنودیت.hosnutluk, memnun-luk 2.rıza, razılık
hoşnudiyet-i Peygamberi خوشنودیت پیغمبری
Hz. Peygamber'in (a.s.m.) hoşnutluğu, mem-nun kalması (hoşnudiyet-i peygamberiyi celbetmek: Hz. Peygamber'in hoşnutluğunu kazanmak, Hz. Peygamberi bizden memnun etmek)
hoşnudsuzluk خوشنود سزلك : memnuniyetsiz lik, hoşnut olmama hali
hoto حوتو : ya eyyühel hoto: ey vahşi, kaba dağ
adamı!
Hristiyan خرمستیان : )bak. hırıstiyan(
Hristiyanlık خرستیانلق : )bak hıristiyanlık(
hu هو : o üçüncü tekil şahıs(
هو : )Allahc.c.(
hub حب : hoş, güzel, iyi
374
Huda
hubab 1 : حباب.su kabarcığı 2.sevgi 3.sevilen,
muhabbet edilen, mahbub
Hubab حباب : Bediüzzaman Hz'nin Mesnevi-i Nuriye adlı eserinin eserinin bölümlerinden birinin başlığı: Hubab Risalesi
hubb sevgi, muhabbet; bağlılık, dostluk
hubb-u ahiret حب آخرت : ahiret sevgisi, öbür dünyaya bağlılık
hubb-u ali beyt حب آل بيت : al-i beyt sevgisi Hz.Peygamber'in (a.s.m.) soyundan gelip onun yolunda olanlara duyulan sevgi ve bag lılık
hubb-u All حب على : Hz. Ali sevgisi Hz. Ali'ye duyulan sevgi ve bağlılık
hubb-u cah حب جاه : makam ve mevki sevgisi; şöhrete (ünlü olmaya) düşkünlük
hubb-u dünya حب دنیا : dunya sevgisi, dünya
hayatına bağlılık
hubb-u ehl-i beyt حب اهل بيت : ehlibeyt sev-gisi, Hz. Peygamberin soyundan olup onun yolunda olanları sevme
hubb-u faniyat حب فانيات : fani (ölümlü, geçici( şeyleri sevme, fani şeylere bağlılık
hubb-u fillah حب في الله : Allah'ın (c.c.) razı oldu-ġu sevgi ile sevmek. Allah (c.c.) için sevmek
hubb-u hayat حب حیات : hayata düşkünlük ve bağlılık; dünya hayatını sevme ve üstün tut-
ma (tercih etme)
hubbu maali حب معالی : yüce ve üstün olan şeylere karşı duyulan sevgi, yüce ve üstün olan şeylerin sevgisi
hubb-u mehasin حب محاسن : güzel ve iyi şeyle-re duyulan sevgi
hubb-u nefis حب نفس : insanın kendine karşı duyduğu sevgi, benlik sevgisi
hubb-uzat حب ذات : kişinin kendine karşı duy duğu sevgi, kendini beğenip sevme
hubb-üş şehvet حب الشهوت zevk ve haz düş-künlüğü, zevk ve maddi isteklere düşkünlük
putlarından birinin adı hubel : Mekke putperestlerinin büyük
hubub tohumlar, taneler
hububat حبوبات : tahıl, taneli bitkiler (buğday, arpa, çavdar, mısır vb); taneli bitki tohumla-rı, taneleri
hubur )1( حبور : sevinç
hubur )2(خور : haberler
huccac حجاج : hacılar
Hud (a.s.( . هود ع : eskiden Yemen'de Hadra-mut yöresinde yaşamış Ad Kavmine gönde-rilmiş peygamber
Huda 1 : خدا.rabb, Allah 2.sahip, efendi
Huda-Müstean
YanıtlaSil375 Huda-i Müstean حداء مستعات : kendisinden yarlar 3 bu düzen ve kuralları inceleyen dum beklenen Allah (c.c.)
hukukçu
Huda-yı Müteal خدای متعال: yuce Rabb, yüce Allah (c.c.)
huda hile, oyun, düzen, aldatmaca hudabin Allah (cc.) tanıyan, Allah'ın (cc.) emirlerini ve yasaklarını gözeten
hudapesendane حدا پسندانه : Allah'ın (c.c.) be geneceği tarzda (himmet-i hudapesendanele riyle: Allah'ın (c.c.) beğeneceği tarzda çalış-ma ve gayretleriyle..)
huddam حدام : hizmetçiler, görev yapanlar, görevliler
Hudeybiye حدبيه : )bak. Gazve-i Hudeybiye(
hudr حضر : yeşillik
hudrun: yeşil
hudud حدود : sınırlar, hudutlar, kapsama alanı
hudud-u azamet-i Rubublyet حدود عظمت ربوبیت Rububiyetin azamet hudutları; Allah'ın )c.c.) herşeyin yaratıcısı, sahibi ve yetiştiricisi sıfatının büyuklük sınırları ve kapsama alanı
hudud-u cünun حدود جنون : aklını yitirme sınır-ları
hudud-u hürriyet ve medeniyet حدود حزبت و مدنيت : hurriyet ve medeniyetin sınırları
hudud-u icraat حدود اجراآت : icraat hududu, ya-pılan ve yürütülen işlerin sınırları ve kapsa-ma alanı
hudud-u kibriya حدود كبرياء : büyüklük sınırları
hudud-u maddiyat حدود ماديات : madde dünya sının sınırları ve alanı
hudud-u maziye ve müstakbele حدود ماضیه و مستقبله : geçmiş ve gelecek zamanın sınırları
hudud-u mülk حدود ملك : mülk sınırları, mülk sahası
hududu tasavvuf حدود تصرف : tasavvuf hudu du, işlerin yapılıp yürütülmesinin sınırları ve alanı
hududsuz حدودسز : sinirsiz, sonsuz
hududsuzluk حدود سزلك : sınırsızlık, sonsuzluk
hudus حدوث : meydana gelme, yok iken sonra-dan oluş, sonradan var olma
huduslu حدوثی : sonradan meydana gelmiş
huffas 1 : حفاش.yarasa 2.gece kuşu
hukuk 1 : حقوق haklar 2 kanun düzeni, devlet ve toplum düzenini sağlayan kanun ve kural
ilim dalh hukuku amme حقوق عامه : toplumda yer alan insanların sahip olduğu haklar, insan hakları. kamu hukuku
hukuku diniye حقوق دينيه : dini haklar (inan ma, dinini öğrenme, öğretme, yayma, inancı-na uygun yaşama, dinini koruma vb. haklar)
hukuk-u diniye ve dünyeviye حقوق دینیه و دنیویه din ve dünya hayatıyla ilgili haklar (bak. hu kuk-u diniye)
hukuk-u dünyeviye حقوق دنیویه insanın dunya hayatına ait butün haklar
hukuk-u hayat(ly( 1 : حقوق حیاتیه yaşamak için gerekli haklar, yapma şartlarına sahip olma hakları 2 hayatın yaradılış gayeleri ve görev leri
H
hukuk-u hürmet حقوق حرمت : dokunulazlık ve saygı görme hakları
hukuku hürriyet حقوق حریت : hurriyet hakları, insan hak ve hürriyetlerini kullanma hakları
hukuku ibad حقوق عباد : Allah'ın (cc) kulları-nın hakları; insan hakları
hukuk-u insaniye حقوق إنسانيه : insan hakları, insanın sahip olduğu haklar
hukuk-u kemälat حقوق کمالات mükemmellik ve üstün görev ve vasıflara (niteliklere) sahip olma hakları
hukuk-u medeniye (t( 1 : حقوق مدنية.medeni hu-kuk, toplum hayatını düzenliyen çağımızın
läik hukuku, läik kanunlar 2 medeni haklar, toplum hayatı yaşayan insanların sahip oldu ğu haklar
hukuk-u müdafaa حقوق مدافعه : )mahkeme kar-
isında) savunma hakları
hukuk-u şahsiye حقوق شخصيه :sahsi hukuk, ki-şilerin hakları
hukuku seri حقوق شرعی : şeriat hukuku, din-deki emirler ve yasaklar
hukuk-u umumiye 1: حقوق عموميه.umumi hu-kuk, toplumun hayatını düzenleyen genel hukuk 2.toplumda yaşayanların eşit olarak sahip oldukları haklar, herkesin hakları
hukuk-u umumiye-i kainat حقوق عمومية كائنات
käinat içindeki bütün varlıkların sahip olduk
ları hakları
hukuku ümmet حقوق أنت : ümmetin (bütün müslümanların) hakları
hukuku vücud حقوق وجود : var olma hakları
hukukçu حقر فجر : hukuk ilmiyle uğraşanlar
Resülullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem
YanıtlaSilbuyurdular: "Çok ayıplayıcı, çok methedici, çok zemmedici (kötüleyici) ve (riya ile ibadet etmekten bitkin düşerek) kendini ölü gibi gösterenlerden olmayınız." (Kuzal, Müsnedü'ş-Şihab)
Hicri: 23 RECEB 1447-Rúmi: 30 Kânún-i Evvel 1441 - Kasım 66
İSTANBUL
Imsak
6.35
Sabah
6.55
Güneş
8.19
Öğle
13.22
İkindi.
15.48
Akşam...
18.06
Yatsı
19.40
Kıble S
.........
11.19
Ankara
Bartın
Bilecik
Bolu
Çankırı
Çorum
Düzce
12
OCAK
2026
Pazartesi
Ay Doğuş...
2.54
Ay Batış...... 12.54
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
6.18
6.38
8.01
13.07
15.36
17.53
19.26 11.40
6.22
6.42
8.08
13.09
15.33
17.50
19.25
11.42
6.29
6.49
8.13
13.18 15.47 18.04
19.37
11.22
6.23
6.43
8.08
13.12
15.39
17.56
19.29
11.35
6.16
6.36
8.00
13.04
15.31
17.48
19.21
11.47
6.10
6.30
7.54
12.58
15.26
17.43
19.16
11.56
6.26
6.46
8.11
13.14
15.40
17.57
19.31
11.32
Eskişehir
6.27
6.47
8.10
13.16
15.46
18.03
19.35
11.23
Karabük
6.20
6.40
8.05
13.08
15.33
17.51
19.25 11.42
Kastamonu
6.16
6.36
8.01
13.03
15.28
17.46
19.20
11.50
Kırıkkale
6.15
6.35
7.58
13.04
15.33
17.50
19.22
11.44
Zonguldak
6.24
6.44
8.09
13.11
15.36
17.53
19.28
11.38
Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nın İstanbul'daki son devre toplantılarının başlaması (1920) - Hac'da izdiham, 362 kişi vefat etti (2006)
Gün: 12. Hafta: 31. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 2 dk.
Riya, bir vazifeyi, yalnız gösteriş için veya maddi bir menfaat için yapmaktır. Riyanın zıddı, ihlastır. Ebülleys es-Semerkandî Hazretleri şöyle buyurdu:
YanıtlaSilDünyada işlediği amellerinin sevabını âhirette görmek isteyen kimse, amellerini ihlâs ile ve hiç riyâ karıştırmadan yapmalı, sonra da kibir ve gurura kapılıp sevaplarını kaybetmemek için bu yaptıklarını unutmalıdır.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
"Kim, riyâ ile namaz kılarsa muhakkak (Rabb'ine) şirk koşmuştur. Kim riyâ ile oruç tutarsa muhakkak (Rabb'ine) şirk koşmuştur. Kim de riyâ ile (zekât ve) sadaka verirse muhakkak (Rabb'ine) şirk koşmuştur."
Yine Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Allâh Azze ve Celle şöyle buyurur: ... Her kim bana bir şeyde şirk koşarsa az veya çok yapıp biriktirdiği bütün ameller, o, bana şirk koştuğu kimse içindir. Benim, onun ameline ihtiyacım yoktur."
Ebû Bekir el-Vasıtî rahimehullah demiştir ki: İbadetlerin sevabını muhafaza etmek, yapmaktan daha zordur. Zira ameller, hemen kırılan cam gibidir. Zorlamaya gelmez. Aynı bunun gibi yapılan amele, bir riyâ veya kibir bulaşsa o da hemen kırılır; amelin sevabı zâyi olur.
Bir kimse bir amel işlemek istese fakat bu ameline riyâ karıştırmaktan korksa, o zaman evvela kalbinden o riyâyı atmaya çalışmalıdır. Şâyet bu mümkün olmazsa o ameli terk etmeyip işlemeli, fakat kalbinde olan riyâdan dolayı da istiğfarda bulunmalıdır. Böylece Allâhü Teâlâ'nın, onu, başka amellerini ihlâsla yapmaya muvaffak kılması umulur.
Geçmiş zamanda bir kimse bir hayır müessesesi yaptırmıştı. Fakat kendi kendine, "Ben, bunu yaptırdım, ama bu amelimin Allah için olup olmadığını bilmiyorum" diyordu. Bir gece rüyasında ona, "Senin bu amelin, velev ki, Allah için olmasa bile sana dua eden Müslümanların duaları, Allah içindir" denildi.
(use) arpaury
YanıtlaSil2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
Timur öldü. - 1405 - Büyük Moğol İmparatorluğu hükümdarı
1923-Bediüzzaman'ın Medresetüzzehra projesiyle ile ilgili kanun teklifi Meclis Başkanlığına arz edildi.
1952 - Bediüzzaman, İstanbul Gençlik Rehberi Mahkemesi'nin ikinci celsesinde müdafaada bulundu.
19 CUMARTESİ
SATURDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Allah yolunda cihad edin...
Bakara Suresi: 244
BİR HADİS
İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a şükretmiş olmaz.
"Bu lâtif kıymetdar göz ve kulağı verecek ancak Rabbinizdir.
Sözler
HİCRI: 18 RECEB 1443 - RUMI: 6 ŞUBAT 1437
KASIM: 104-GUN: 50 KALAN: 315 - GÜN UZA: 2 DK
nedelj (ise) uzaques
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1799-İlk kez meteor yağmuru kaydedildi.
1999 - Bolu, Düzce
ve Kaynaşlı'da, 7,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi: 894 kişi öldü, 4 bin 948 kişi yaralandı.
12
SALI
TUESDAY
KASIM
NOVEMBER
C
BİR AYET
Onun (Allah'ın) her işi hikmet iledir.
Bakara Suresi: 260
BİR HADİS
Kadınlar hakkında hayır ve iyilik tavsiyesinde bulunurum.
Buharî, Enbiya: 1
İmansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fiskta, kebâirde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, azap içinde azaptır.
Şuâlar
KASIM: 5-GÜN: 317 KALAN: 49 - GÜN. KIS.: 3 DK
HİCRİ: 10 C.EVVEL 1446-RUMI: 30 T. EVVEL 1440
Lucak Günes
Dale
İkindi
Yatsı
Aksam
TARİHTE BUGUN
YanıtlaSil1600-Divan şiirinin ustalarından Baki öldü.
1910 - Rus yazar Tolstoy'un
ölümü.
1922 - Bediüzzaman
Ankara'ya geldi.
KASIM
07
CUMA
Onun hakimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri
kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
BİR HADİS
Haramla kendi aranıza
16 1447
C.EVVEL
RUMI: 25 T.EVVEL 1441
HIZIR: 186
helâlden bir engel koyunuz. Kim böyle davranırsa, ırzını ve dinini korumuş olur.
Taberanî
Kabrin öbür tarafındaki endişe-i istikbal her ferdin en mühim meselesidir.
Lem'alar
Imsak Güneş Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Günes
1801
19.22
ISPARTA
06.00
07.22
12.46
15.36
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
18.01
19.18
010 52 15 25
10.00
28
460
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHI
O, senin kulundur, resulündür, hayrın imamıdır.
Resulüllah SA efendimiz hayrın İmamıdır. Çünkü: Amellerin ha-yırlı olması, fiillerin faziletli olması, ancak, Resulüllah S.A. efendimi-se tabi olmak sureti iledir. Bu mana icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimize:
«Hayrın imamı.
Sıfatı verildi. Sonra Resulüllah S.A. efendimiz:
Hayrım önderidir.
Çünkü o: Hayırları bize celb edip çeker. Zira, dünya ve âhiret ha-yırlarının tüm ipleri onun elindedir. Kendisine uyup, güzel fiillerine göre amel edenleri, sözle ve fiille hayırlara ulaştırmış olur. Sonunda da onları mübarek şefaatları ile cennete ulaştırır. Fevz ü felâha ka-vuşturur.
Ve.. o:
Rahmet Resulüdür.
Resulüllah S.A. efendimiz, toptan her şeye şamil olmak üzere, rahmetlerin Resulüdür. Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizin rah met şanında şöyle buyurdu:
Seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey ferd, samed, şanı yüce Allah. Fazlınla, kereminle, Resulüllah S.A. efendimizi, kıyamet günü:
Herkesin gıpta edeceği Makam-ı Mahmud'a ulaştır.
Burada izaha muhtaç bir kelime de:
Gipta.
Lafzıdır. Gıpta herkesin:
N'olurdu, keşke benim de böyle bir nimete ermem olaydı.
Diyerek, imreneceği Rahman Allah'ın büyük nimeti için yapı-lan temennidir. Bu çeşit gıpta dünya nimetleri için de olabilir.
Bu çeşit bir temenni mubahtır. Hatta, o nimet şer'i yönden iyl ise.. ona gipta etmek müstahaptır.
Bazan da gipta:
Rahman Allah'ın büyük bir nimetini bir başkasında görüp ko rumaya ve onda bulunan bu nimete sevinmeye.. söylenen bir tabirdir.
Dedikleri dahi vakidir. Bu yerde, bu mana daha uygundur.
Resulüllah S.A. efendimiz:
ler. Bu niakama ulaştığı için, evveller de âhirler de ona imrenir-
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, Makam-ı Mahmud'a ulaştıktan sonra, öncekilere de, sonrakilere de şefaat-i uzma ile şefaat ettiği için 'arın hepsi de sevinirler.
KARA DAVUD
YanıtlaSilDevam edelim:
Allahım.
Ey Gani Kerim Rauf Rahim olan Yüce Allah..
461
Muhammed'e salât eyle.. Muhammed'in âline de salât eyle..
Yani: Onun ashabına, tabilerine ve tüm ümmetine..
Tıpkı, brahim'e salât eylediğin gibi..
Bazı nüshada şöyle gelmiştir:
İbrahim'in åline salât eylediğin gibi..
Görüldüğü gibi Al al lafzı eklenmiştir.
Çünkü sen Hamid'sin, Mecid'sin..
Cümle kullarına nimet ihsan ettiğin için hamd edilmektesin. Kullarına, garazsız, ivazsız ihsanlar ettiğin için ulusun.
Allahım.
Ey cümleye, garazsız ivazsız meccanen bereket ihsan eden şanı yüce, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah..
Muhammed'e bereket ihsan eyle.
Ona verdiğin nimeti baki ve daim eyle.
Keza onun âline de bereket ihsan eyle.
Onun ashabına ve tüm ümmetine nimetlerini, ihsanlarını daim ve baki kıl.
Tıpkı İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi..
Bazı nüshada, bu cümleye; AL, lafzı eklenerek:
İbrahim'in âline bereket ihsan eylediğin gibi..
Manasında gelmiştir.
Çünkü sen Hamid'sin..
Yüce zatında, cümle kemalât ile övülmektesin.
Mecid'sin.
Cümle mahlukuna çeşit çeşit nimetleri ihsan edensin..
ON ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Bu salavat-ı şerife, Şifa-i Şerif kitabından alınan salavat-ı şeri-felerin sonuncusudur.
Bu salavat-ı şerife için, Hasan-ı Basri Rh. şöyle anlattı:
Her kim, Resulüllah S.A. efendimizin Kevser Havz'ından bol bol içmek isterse.. o kimse, Resulüllah S.A. efendimize bu salavat-1 şerife ile salavat okusun.
O salavat-ı şerife şöyle başlar:
Allahım.
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilederim ki: Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında Misk kokusundan daha hoştur! (13)
Oruçlunun sevineceği, iki sevinci vardır:
1. Oruçlu, iftar ettiği zaman, iftarına sevinir,
2. Rabbına kavuştuğu ve Allah, orucunun mükafatını, kendisi-ne verdiği zaman, seviniris (14)
Ebû Ümâme der ki Resûlullah Aleyhisselâma gidip (15) (Yâ Re
sûlallah! Bana, bir amel emr et te, İşleyeyim?) dedim.
Resülulullah Aleyhisselâm (Sen, oruca devam et! Çünki, ona eşid ve denk bir amel yoktur!) buyurdu. (16)
Resûlullah Aleyhisselâma tekrar gittim. (17)
(Ya Resülallah! Bana, bir amel emr et (18) işleyeyim de, beni,
Cennet'e girdirsin?) dedim. (19) Resûlullah Aleyhisselâm (Sen, oruca devam et! (20)
Çünki, ona eşid ve denk amel yoktur!) buyurdu.» (21)
Sehl b. Sa'd'in bildirdiğine göre: Peygamberimiz «Cennet'te Rey-yan diye arulan bir kapı vardır ki, Kıyamet gününde bu kapıdan Cen-
net'e ancak oruçlular girerler.
Onlardan başka hiç kimse giremezdir.
(Oruçlular, nerededir?) diye seslenilir.
Oruçlular, kalkıp oradan içeri girerler.
Oruçluların sonu girdikten sonra, kapı, kapanır.
Artık, o kapıdan Cennet'e hiç kimse giremezdir. (22)
Kim, o kapıdan girerse, Cennet içkisini içer. (23)
Kendisi, Cennette hiç zir zaman, susamazdır. (24)
Kim, Allâh rızası için çift sadaka verirse, Cennet kapılarından
(Ey Allah'ın kulu! Buraya gell
Bu kapida büyük hayr ve bereket vardır!) diye seslenilir.
Namaz kılanlar, Cennet'in Namaz kapısından çağırılırlar.
(13) Abdurrezzak Musannef c. 1, s. 310, с. 4, s. 306, Ahmed b. Hanbel - Müsmed, c. 2, a. 332, Buhâri Sahih c. 2, s. 226, Nesai Sünen c. 4, s. 164
(14) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 308, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, a. 446, Buhari Sahih c. 2, s. 228, Müslim Sahih c. 2, s. 807
(15) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249
(16) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249, Nesai Sünen c. 4, s. 166
(17) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249
(18) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249, Nesal Sünen c. 4, s. 166
(19) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249
(20) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249
(21) Nesal Sünen c. 4, s. 166
(22) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 333, 335, Buhari Sahih c. 2, s. 225-227, Nesal Sünen c. 4, s. 168
(23) Nesal Sünen c. 4, s. 168
(24) Tirmizi Sünen c. 3, s. 137, Nesal Sünen c. 4, s. 168
SAVM (ORUÇ) VE PEYGAMBERİMİZİN ORUÇ TUTUŞU
YanıtlaSilMücahidler, Cihad kapısından, oruçlular, Reyyan kapısından, Badaka sahipleri de, Sadaka (Zekât) kapısından çağırılırlar. bu-yurdu.
Ebû Bekir (RA); (Babam, Anam, Sana fedâ olsun ya Resülallah!
Bir kimse için, bu kapıların hepsinden çağırılmak, mümkinmidir? Bir kimsenin, bu kapıların hepsinden çağırıldığı olabilir mi?) diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm (Evet! Hepsinden çağırıla bilir.
Senin de, onlardan olmanı umarım!) buyurdu. (25)
Yine, Peygamberimiz «Kıyamet günü, oruç ve Kur'ân, kullar için Şefaatci olacaklardır.
Oruç (Ya Rabi Ben, bunu, gündüzün yemekten ve şehvetlerden men ettim. Bunun hakkında, oeni, Şefâatcı kıll) diyecek.
Kur'ân da (Bunu, geceleyin uykudan men ettim. Bunun hakkın-da, beni, Şefâatcı kıll) diyecek.
Her ikisi de, şefåat edeceklerdir. buyurmuştur. (26)
Peygamberimizin İftar Düaları:
Peygamberimiz, iftar edeceği, orucunu açacağı zaman (Allâhüm-me leke sumtü ve alá rızkuke eftartü Allah'ım! Senin için oruç tut-tum ve Senin verdiğin rızıkla da, iftar ettim, orucumu açtım.) (27)
(Elhamdü lillâhillezi eâneni fesumtü ve rezakani fe eftartü Hamd, Allah'a mahsustur ki, O, bana yardım etti de, oruç tuttum. Ba-na rızık verdi de, iftar ettim, orucunu açtım.)
(Allahümme leke sumnâ ve alá rızkıke eftarnå fe tekabbelhü min-nå inneke entessemiül'alim Allah'ım! Senin için oruç tuttuk ve Se-nin verdiğin rızıkla da, iftar ettik, orucumuzu açtık.
Sen, oruçlarımızı kabul buyur!
Çünki, yapılan düaları işiten ve tutulan oruçları bilen Sensin Sen!) diyerek düa ederdi. (Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed-Amelül-yevm velleyle s. 179-180)
Peygamberimiz, Hz. Ali'ye de «Ey Ali! Ramazan ayında oruç tut-tuğunda, orucunu açtıktan sonra (Allâhümme leke sumtü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü Allah'ım! Senin için oruç tuttum. Sana tevekkül ettim. Senin verdiğin rızıkla da, iftar ettim, orucumu açtım.) de!» buyurmuştur. (İbn-i Hacer-Metalibül'âliye c. I, s. 290-291)
(25) Buhari Sahih c. 2, s. 227, Tirmizi Sünen c. 5, s. 614, Nesal Sünen c. 4. 169
(26) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 174
(27) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 306
تو مبارك اقتصای اورجو سرمك وكسبك و ساز واختاری استودیگی کی کو انتقاده تدارك امك كون انسابك فوق صنعتاده احساجی واردر و او صنعتا ولو ولار بعدی آمای سیاه تشریک مساعی اینگه مجبور در و هر ریسی کا مسلہ انقد اشد مادر
YanıtlaSilصور بار بار و بمده بولودونکی و ساده اعتاداری سویه ایده بسیار
فقط انسان کی خوشہور قول عضمیر فو عقله صانع فرحون تحدید و یا میکند اسالك مرة اختار له رفی نامه انك تكون بو قوتار باشی توسی مراقبلو بعد معاملات علم و تحاولر وقوعہ کار کو تجاوزلری او کله من كون جماعت اسامی جامہ پر ہی کرداری مبادلہ انکده عبدالله محامد لكن هو فروك عقلى عدالتى اور الدن عامر اولد يعتدين على ظه احتجاج وار در که فردای او قامی عقیدن استفاده این بیدار اویله کلی بر قل آنجمی خانوده
نکالنده اولور اویله بر قانون، آنجه شریعتدر
موكره او شريعتك تأثرين، اجراسی تطبیقی تأمین ایده جاك بر مرجع و بر صاحب الا زمور
او مرجع و او صاحب ده، آنجه تعمیر در
معمر اولان دانك ده، ظاهراً وباطناً خلقه اولان حاكميتني دوام ابتدير من الجون، مادی و معنوی بر علوینه و بر امتیازه احتیاجی اولدیقی کی، خالصه ایله اولان درجه مناسبت و علاقه سنی کو شرمان ایچونه ده بر دلیله احتیاجی وار در بویله بر دلیل ده، آنجه معجز پر در
مواره، جذاب حقك امراورين و نمیادین اطلاعت و انقيادي تأسيس و تأمين ايمان الجون مدافعك عظمتی ذهن ارده تثبیت اینجرگه احتیاج دار در بو تثبیت ده آنجه عقائد ابله یعنی اعلام ايمانيه نك تجليسيله اولور حكم ايمانيه نك تقويه و انکشاف ایتدیر با مسی ده.
آنجه تکرر ایله تجدد ايدن عباد قله اولور
ای کیسی عبادت، فکری صاع که چیرمین ایچوند. عبده صاف علیه اولان توجهی انتاج ايدر اطاعت و انقیاد این عبدی انتظا اطاعت و انقيادين انتاج . انتظام المل الفته ادخال ابدر عبدك انتظام الله كير مياه و نظامه اتباع ایمیله المياه، حكمتك سرى تحقق ایدر حکمت ابه کائنات صحیفه برنده پارلا بان صنعت نقشار ندن تبارز ایده.
مايه
YanıtlaSil31
J
Ahkam- imaniyer İmâna dit hukumler
Bătinenz İç yuzu cihetiyle
جو المشاري
Cazi ihtiyari: Kulun
آناي چنش
tercihi
End-ya cins: Aynı cinsten
olanlar
İktiză: Gerekme
امتياز
İmtiyaz: Ayrıcalıklı olma
الان
İnkıyad: Boyun eğme
انتاج
Intac: Netice verme
انتظام أكمل
İntizam - ekmel: En mit-kemmel düzen, düzgünlük
فوة عقلية
Kurve-i akliye: Akıl duy-
gusu
Kuvve-i gazabiye: Zararları def etme duygusu
فوة عصبية
Kuvve-i seheviye: Arzulama
يت
قُوَّةٍ شَهْوِيهِ
duygusu
على
Külli: Büyük
وهيت
لي
لية
انعام ايمانية
معاملات Muamelat: İşler, davranışlar
مبادله
Mübadele: Değişme
ثمرة سعى
Semere-i sa'y: Çalışmanın meyvesi, sonucu
شريعة
Şeriat: İslam kanunu
عديد
Tahdid: Sınırlama
کارت Tebarüz: Belli olma
Teceddüd: Yenilenme
تكون
Tedarik: Temin etme
تكون
Tekerrür: Tekrarlanma
ترف
Terakki: Yükselme
تشويه
Tesviye: Bir seviyeye getirme, düzeltme
تشريك
Tesrik-i mesai: Ortak
علويت
Ulviyet: Yücelik
ظاهراً
Zahiren: Görünüşe göre
Su meyillerin iktizası üzerine, yiyecek ve giyecek ve sair hacetlerini, istediği gibi güzel bir sekilde tedarik etmek için, insanın çok san'atlara ihtiyacı vardır. Ve o san'atlara vuküfu olmadığından, ebná-yı cinsiyle tesrik-1 mesål etmeye mer. bündur. Ve her birisi, semere-i sa'yiyle arkadaşına mübadele suretiyle yardımda bulunsun ki, bu sayede ihtiyaçlarını tesviye edebilsinler.
YanıtlaSilFakat insandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gazabiye, kuvve-i akliye Sani tarafından tahdid edilmediğinden ve insanin cuz-i ihtiyarisiyle terakkisini te'min etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, muamelätta zulum ve tecavüzler vukúa gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-i insaniye, çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. Lakin her ferdin aklı, adaleti idräkten aciz olduğundan, külli bir akla ihtiyaç vardır ki, ferdler, o külli akıldan istifade etsinler. Öyle külli bir akıl, ancak kanun seklinde olur. Öyle bir kanun, ancak şeriattır.
Sonra, o şeriatın te'sirini, icrâsını, tatbikini te'min edecek bir merci' ve bir sahib lâzımdır. O merci' ve o sahib de, ancak peygamberdir.
Peygamber olan zâtın da, zähiren ve bâtınen halka olan häkimiyetini devam ettirmek için, maddi ve manevi
bir ulviyete ve bir imtiyaza ihtiyacı olduğu gibi, Hålık ile olan derece-i münasebet ve alakasını göstermek için de bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de, ancak mucizelerdir.
Sonra, Cenab-ı Hakk'ın emirlerine ve nehiylerine itäat ve inkıyâdı te'sis ve te'min etmek için, Sáni in azametini zihinlerde tesbit etmeye
ihtiyaç vardır. Bu tesbit de, ancak akäid ile, yani ahkâm-ı îmâniyenin tecellisiyle olur. Ahkam-1 îmâniyenin takviye ve inkişaf ettirilmesi de, ancak tekerrür ile teceddüd eden ibadetle olur.
İkincisi: İbadet, fikirleri Sani'-i Hakîm'e çevirtmek içindir. Abdin Sani'-i Hakîm'e olan teveccühü, itäat ve inkıyâdını intåc eder. Itaat ve inkıyâd ise, abdi intizam-ı ekmel altına idhål eder.
Abdin intizăm altına girmesiyle ve nizama ittibâ etmesiyle, hikmetin sırrı tahakkuk eder. Hikmet ise, käinât sahifelerinde parlayan san'at nakışlarından tebárüz eder.
185
YanıtlaSil5611. Bal tutan, parmağını yalar. (Qui mesure l'huile engraisse ses doigts.)
5612 Balık, baştan kokar. (A mot enfourner, on fait des pains cornus.)
5613. Bana dostlarım söyle, ben de senin kim olduğunu söyleyeyim.
5614. Barış, umulan utkudan daha iyidir.
5615. Baş ol da soğan başı ol. (Mieux vaut être cheval que charette.)
5616. Başa gelen çekilir. (Il faut en passer par là.)
5617. Başı biçimli olan için, şapka eksik olmaz. (Il ne manque pas de chapeau à qui a bonne tête.)
5618. Başka zaman, başka töre. (Autres temps, autres moeurs.)
5619. Başkalarının isteğine göre değil, yalnızca kendiniz için düşünün!
5620. Başkasına edilen kötülük, edene ait olur. (Le mal que l'on fait à autrui retombe sur soi.)
5621. Başkasına kuyu kazan, ilkin kendi düşer içine. (Qui creuse un puits pour son prochain, y tombe le premier.)
5622. Başlamak, bitirmenin yarısıdır. (Un bon début est la moitié de l'oeuvre.)
5623. Batan gemiye elverişli yel yoktur.
5624. Batan günden çok, doğan güne tapılır. (On adore plutôt le soleil couchant que le soleil levant.)
5625. Bayram gelmeden, göklere çıkarmamalıdır. (Il ne faut pas pröner les fêtes avant qu'elles ne soient arrivées.)
5626. Bayramdan sonra, yüzün ak olsun. (On devine les fêtes quand elles sont passées.)
5627. Bebek, kanatları kısalan, bacakları uzayan bir melektir.
5628. Beceri sahibi, beceriyi tanır.
5629. Bedava sirke, baldan tatlıdır. (Ne choisit pas celui qui emprunte.)
5630. Bekâra karı boşamak kolay gelir. (Une vache ne sait ce que vaut sa queue.)
5631. Beklemeyi bilmek, başarının gizlidir.
5632. Bekliyor, ki tarla kuşları kebap olup ağzına düşsün. (Il attend que les alouettes lui tombent toutes rôties dans la bouche.)
5633. Belâ belâyı çeker. (L'abîme appelle L'abîme.)
5634. Ben öldükten sonra, taş taş üstünde kalmasın. (Qu'il ne reste pierre sur pierre après ma mort.)
5635. Benden sonra tufan! (Après moi, le déluge! Aslında, XIV. Louis'nin (1638-1715) bir sözüdür.)
5636. Beni karaağacın altında bekleyiniz! (Attendez-moi sous l'orme!)
5637. Besle kargayı, oysun gözünü. (Nourris le corbeau, il te crevera les yeux.)
5638. Beş parmağın beşi de bir değil. (Un homme en vaut cent et cent n'en valent pas un.)
5639. Beylik bir sarhoş: "Bekri Mustafa"!
184
YanıtlaSil5581 Avinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. (A l'oeuvre on connait l'artisan.)
5582. Aynalar, yalnızca gerçeklerden korkmayanların dostudur.
baigne pas deux fois dans le même fleuve.) 5583. Avm irmakta iki kez yıkanılmaz. (Talih her zaman insana gülmez. On ne se
5584. Aym oyun sürüp giderse, en sonunda usang verir. (Jeu qui dure, finit par déplaire)
5585. Aym zamanda iki iş birden yapılamaz. (On ne peut faire deux choses à la fois)
5586. Ayranı yok içmeye, atla gider biçmeye. (Ventre de son robe (habit) de velours)
5587. Ayrılık, sıkıntıların en acısıdır.
5588. Ayvaz kasap, hep bir hesap. (C'est bonnet blanc et blanc bonnet.)
5589. Az olsun da bizim olsun. (Un tiens vaut mieux que deux tu l'auras.)
5590. Az söyle, çok dinle. (Parle peu, écoute beacoup.)
5591. Az tamah, çok zarar getirir. (Peu d'avarice amène grande perte.)
5592. Aza kanmayan, çoğu bulamaz. (Qui méprise le peu, n'amasse jamais beaucoup)
5593. Azgın köpeğin kulağı yırtık olur. (Chien hargneux a toujours l'oreille déchirée)
5594. Azgın köpeğin zinciri kısa olur. (A méchant chien, court lien.)
5595. Azı çalan, çoğu da çalar. (Hırsızlığın azı çoğu olmaz. Qui vole un oeuf, vole un boeuf.)
5596. Azıcık aşım, kaygısız başım. (A petit trou, petite cheville.)
5597. Azim, her şeye üstün gelir. (Persévérance vainc tout.)
5598. Azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz. (Rien n'échappe à la persévérance.)
5599. Baba neyse, oğlu da odur. (Tel père, tel fils.)
5600. Babalar, doğanın yarattığı bankerlerdir.
5601. Babanın geçtiği yollardan, çocuk daha kolay geçer.
5602. Bağ bozumuna sepetsiz gidilmez.
5603. Bağ dua değil, çapa ister. (Le vignoble ne demande pas de prière, mais il veut être béché.)
5604. Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır. (A tout péché miséricorde.)
5605. Bahşiş atın dişine bakılmaz. (A cheval donné on ne regarde pas à la dent (à la bride).)
5606. Baht olmayınca başta, ne kuruda biter, ne yaşta. (Tant qu'on n'a pas de chance. rien ne pousse ni sur la branche sèche, ni sur la branche verte.)
5607. Bahtsızların akrabası olmaz. (Les malheureux n'ont point de parents.)
5608. Bakılırsa bağ olur, bakılmazsa dağ olur.
5609. Bakla verene, nohut iade olunabilir. (A qui donne des feves, on peu rendre des pois.)
5610. Bal fıçısından sirke çıkmaz. (D'un sac à charbon, il ne saurait sortir blanche farine.)
(0) Ask, nasıl gelip nice yittiği çokluk bilinmeyen bir düşkünlüktür.
YanıtlaSil1651 Aşk öksürük, duman gizli kalamaz Aşk söyletir,
dert ağlatır. (L'amour fait parler et la peine pleurer.) sst Aşkım bayuğu, en az başarılanıdır.
sa Aşkın gözü kör, kulağı sağırdır. (L'amour est aveugle.)
1995 Askla oyun oynanmaz. (On ne badine pas avec l'amour.)
Aşkta bir susma, bir sözden daha değerlidir. (En amour, un silence vaut mieux qu'un langage.)
4857 At aftan üstündür.
SSS At bmenin, kılıç kuşananın. (Bon cavalier monte à toute main.)
1959 At olur, itlere bayram olur. (Voyage de maîtres, noces de valets.)
183
4550 At teper, katır teper, arada eşek gider. (Quand il neige sur les hauteurs, il faut froid dans les valées.
556/. Ar volda, atli handa belli olur.
5862 Atalar sanatı, oğlana kalıttır. (Le fils hérite du métier de son père.)
1563. Atalarıyla övünen insan, patates fidannia benzer, en iyi yanı, toprak altında kalmıştır.
1564. Atatürk işi. (C'est un travail d'Atatürk.)
565. Ateş, kış gününün meyvesidir. (Le bord du brasero est le jardin de tulipes de T'hiver.)
566. Ateş olmadan, duman çıkmaz. (Il n'y a pas de fume sans feu.)
5567. Ateşe zeytinyağı atıyor. (Il jette de l'huile sur le feu.)
5568. Ateşle oynanmaz.
5569. Atı alan, Üsküdar'ı geçti. (C'est de la moutarde après diner.)
5570. Atılan ok, geri dönmez. (Le trait lancé ne retourne pas.)
5571. Atın uzun uzun duraklaması, uzun uzun gitmesinden daha zararlıdır.
5572. Atla eşek bir arada koşulmaz.
5573. Attan indi, eşeğe bindi. (Descundu du cheval, il monta sur un åne.)
5574. Ava giden avlanır. (Qui va à la chasse, perd sa place.)
5575. Avcı kediye kurnaz sıçan. (A bon chat, bon rat.)
5576. Avrat ev yapar, avrat ev yıkar. (Les femmes font et défont les maisons.)
5577. Ayağında donu yok, başına fesleğen takar. (Il n'a pas de caleçon et il s'orne la tête avec le basilic.)
5578. Ayağını yorganına göre uzat. (Il faut mesurer son vol à ses ailes.)
5579. Ayaklı bir kitaplık: "allâme!"
5580. Ayı vurulmadan, postu satılmaz. (Il ne faut jamais vendre la peau de l'ours qu'on ne l'ait mis par terre.)
182
YanıtlaSilXXIO Anlatiha gove verirler vargavi (On Auge d'après ce qu'on entend.)
NO1 Anlayana selam olsun!
XX22 Anlavana sivrisinek saz, anlamayana davul-zurna az. (A bon entendeur salut
XXL Apsal alhot olmazsa, thecar ekmeği nerden vesin? (Il y a plus de fous acheteurs que de fowy vendeurs
SX4 Araba devrildikten sonra, yol gösteren çok olur. (On devine les fêtes quand elles sont axeex. Ouand la fille est mariée, on trouve toujours des gendres.)
xes Arahkh ziyaretler, dostluğu pekiştirir. (Visites rares, augment amitié)
5526. Arayan bulur. (Qui cherche trouveJ
5527. Arife bir işaret yeter. (A l'homone intelligent un seul signe suffit.)
5528. Arite yarım kelime (A bon entendeur demit mot (salut).)
5529. Arkadaşım söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.
5530. Armağan veren, karşılığında armağan en recevoird bekler. (Qui fait des cadeaux, c'est pour
5531. Armut, ağacından ırak düşmez. (La pomme ne tombe pas loin du trone.)
5532. Armat piş, ağzına duş. (O poire! mûris et tombe dans ma bouche.)
5533. Artık alınmış olan karara öğüt olmaz.
5534. Artık mal, göz çıkarmaz. (Abondance de bien ne nuit pas)
5535. Arzu olunan şey, daima umut edilir. (On espère toujours ce qu'on désire.)
5536. Asalet, mecbur eder. (Soylunun yükü ağırdır, anlamında. Noblesse oblige.)
5537. Asıl sağır, kendi bildiğine gidendir. (Il n'y a de pires sourds que ceux qui ne veulent pas entendre.)
5538. Asılmışın evinde, ip lakırdısı edilmez. (Il ne faut pas parler de corde dans la maison d'un penda)
5539. Asını inkâr eden haramzade. (Vilain oiseau que celui qui salit son nid.)
5540. Aslan payı. (La part du lion)
5541. Aslan, pençesinden bellidir. (Aux griffes, on connaît le lion.)
5542. Astarı yüzünden pahali. (L'envers en est plus cher que l'endroit.)
5543. Aşağılanmasına göz yuman, ona değer.
5544. Aşık olmak, sevgilinin kişiliğinde arzu edileni görmektir.
5545. Aşk, bakışla doğar.
5546. Aşk çok şeye, para her şeye kadirdir. (Amour peut moult, argent peut tout.)
5547. Aşk, engel ve yasa tanımaz.
5548. Aşk, eşeğe bile dans ettirir.
5549. Aşk ile yoksulluk asla uyuşamaz.
hukuki
YanıtlaSil2 hukuk işlerini meslek edinenler (hakimler, avukatlar, savcılar)
376
hukuki hukukla ilgili 2 hukuka uygun hukukiyun حلو فيرت : hukukçular (bak, hukuk çu)
hukukullah 1 : حقوق الله kamu hukuku, toplum duzenini sağlayan hukuk 2 temel insan ları 3.Allah'ın (cc) gönderdiği emir ve ku ağrısı rallar
huleta خلفاء halifeler (bak. halife(
Hulefa-i Rasidin خلفاء راشدین : Raşid halifeler, akıllı ve olgun büyuk halifeler, ilk dört İslam halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Os-man, Hz. Ali ra.)
hulefa-i erbaa خلفاء أربعة : ilk dört İslam halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ra.)
hulefa-i mehdiyyin خلفاء مهدی : mehdilik sıfa-tına sahip olan halifeler, ähirzamanda gelece ği Hz. Peygamber tarafından bildirilen büyük mehdinin bazı görevlerini yapan halifeleri
hulefa-yi rasidin خلفاء راشدین : )bak hulefa-i ra şidin)
hulefa-i selase خلفاء ثلاثه : ilk u Islam halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman)
hull : hulleler, elbiseler
huleli fahire خلل فاخره : gösterişli elbiseler
mama 2 bozmak, yıkma, çözme, kırma hulf 1 : خلف.sözünde durmama, sözünü tut-
hulful vad خلف الوعد : vadinden (sözünden(
dönme, sözünü tutmama
hulf-ul vaid خلف الوعيد : vaadedilen cezayı yeri
ne getirmeme, ceza sözünü tutmama
hulfül vaad خلف الرعد : )bak hulful va'd(
hulfü vard خلف الرعد : )bak hulf-ul va'd(
hulfül vaid خلف الوعيد : )bak hulf-ul vaid(
hulfetmek خلف ايتمك : sözünü ve va'dini tut-mama
hulk خلق : huy 2.ahlak 3.yaradılıştan olan özellik, karakter, mizaç
hulki خلقی : huy ve yaradılıştaki özellikle ilgili
hulle : 1.elbise 2.cennet elbisesi
hulle-l Icadat حلة ايجادات : icatlarla süslenmiş elbise
hulle-l inayet حلة عنابت : inayet elbisesi Al-lah'ın (c.c.) yardımını ve merhametini göste-ren nimetler, san'atlar, iyilikler, lütuflar
hulle-i kainat حلة كائنات : kainatın elbisesi; käi-
natla görunen san'atlar ve güzellikler
Hunnes
hulle-i rahmet رحمت rahmet elbisesi, Al lah'm (c.c.) geniş rahmetini gösteren nimet-ler, iyilikler, lutuflar, yardımlar
humaka maklık 2.ahmaklar, alol.
sızlar hakhumarersemlik 2. içkinin verdiği baş
humma Latesli, hastalık 2.hastalık ateşi
3.sıtma
hummalt 1 : حمالی ateşli sicak 2. (mec.) ateşli, çoşkun, hareketli, sürekli
humret save temiz sefkat, merhamet
hums خمس : beste bir
hums-i ögr خمس عشر : onda birin beşte biri.
yani ellide biri
hums-u beser خمس بشر : dünya nüfusunun
beşte biri
humüd 1 : حمود karşı cinse ilgisizlik 2 soğuma
humuz حموض : oksit, oksijen bileşiği
humuza 1 : حموضه ekşilik asit
Hun Kabilesi هون قبيله می : Hun kavmi; Hunlar veya Avrupa Hunları, Roma İmparatorlu-ğu'nu istila etmesiyle bilinen Göçebelik ka-vimi. Attila önderliğinde Hun İmparatorluğu kurmuştur.
375'te Hunların Ostrogotlar'ı (Doğu Got lar) içine alıp Vizigotlar (Batı Gotlar)ı kov-ması Kavimler Göçü'nün sebebi olmuştur. Hunlar Pannonia (bugünkü Macaristan)'ya yerleştikten sonra 433'te Batı Roma Impa-ratorluğu'nun bir generali Flavius Aetius ile anlaşarak Pannonia ve Illyricum (bugünkü Slovenya, Hırvatistan ve Bosna-Hersek)'un bir kısmının hükümdarlığını Batı Roma Im-paratorluğuna kabul ettirmişlerdir. 441'de Attila önderliğinde Doğu Roma İmparator-kurmuşlardır. luğu'nı istila etmiş ve Hun İmparatorluğu'nu
Huneyn حنين : )bak. Gazve-i Huneyn(
hunhar خونخار : kan içici, kan dökücü, zalim,
acımasız
hunharane خونخارانه : acımasızca, zalimce, kan
içici gibi, acımasızca
hunharlık خونخارق : kan içicilik, kan dökücü-lük, acımasızlık, zalimlik
lar( Hunnes خنس : gizlenen ve tekrar çıkan (yıldız-
AL
YanıtlaSilnor
siyah ve güzel gözlüler marilin حور العين : )bak hari'l-in(
Cennet Cennet hürileri, Cen-net kızları
hulle sanat-numa حلة صنعت نما: esitli susle-me sanatlarıru bir arada gösteren elbise
377
hüri
hulle san'at حلة صنعت sanat elbisesi, çeşitli sanatları bir arada gösteren elbise
hulle vücud حل وجود mec.) vücud denilen ve ruha giydirilmiş olan elbise
huld bedilik, süreklilik, devamlılık. bitimsizlik
hulk 1 : حقوق huy 2 yaradılış 3.ahlak,
hulüku-hul Kur'an خلق القرآن Hz. Mu-hammed'in) ahlakı Kur'an ahlakı olan
hulül 1 : حلول içine girme 2 sızma, çözünme Serişme, gelip çatma 5 bir topluluğun içi ne casusluk veya gizlice bilgi toplama yahut yanlış yönlendirmelerde bulunma niyetiyle sizma
hulüli ecel حلول أجل : ecelin (ölümün) gelip
çatması
hulos خلوص : halislik, samimilik, içten davra-nış, Allah (c.c.) rızasından başka bir beklen-tisi olmamak
Hulusi Bey (Yahyagil, İbrahim (Hulusi خلوصى بك
Risale-i Nur'un birinci talebesi Hulûsi Bey, 1896 senesinin Elazığ'da dünyaya geldi. Baba-sı Yahyazadelerden Mehmet Efendi, alaylı bir zabit idi.
Elazığ ve Erzincan'da başladığı askeri eği timine Kuleli Askeri Okulunda devam etti. Daha sonra Harbiye Mektebine geçti. Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla birlikte eğiti mini yarıda bıraktı. Bir süre talim ve terbi ye gördükten sonra 1915'de Çanakkale'deki 3. Kolorduda görev aldı. 1925'de öğrenimini tamamlamak üzere tekrar okula başladı ve Harbiye'den mezun oldu. 1944 yılında Albay lığa terfi etti ve 1950'de Denizli Askerlik Dai-resi'nden emekli oldu.
Hulūsi Yahyagil 1929'da bir kaç arkadaşıyla birlikte Barla'ya giderek adını daha önce den duyduğu Üstad Bediüzzaman'ı ziyaret etti. Daha sonraki ziyaretlerinden birisinde, Bediüzzaman ona; "Uzaklığın alåmeti olan mektuplaşmak ȧdetim değildir. Fakat sen yaz" dedi. Mektubat'ın çoğu bu mektuplaş maların sonunda telif edilmiştir.
Hulüsi Bey, 1930'daki görüşmelerinin üstün-den yirmi yıl geçtikten sonra, Bediüzzaman'ı 1950'de Emirdağ'da ziyaret etti. Üstadı en son 1957 de Emirdağ'da ziyaret etti.
Hulüsi Yahyagil ömrünün büyük kısmını, doğduğu yer olan Elazığ'da geçirdi. Hayatını Risale-i Nur hizmetine adadı. Hizmetle dolu uzun bir ömür geçirdi ve 26 Temmuz 1986 ta rihinde bir ders sonrası rahatsızlanarak vefat etti. Harput'taki aile mezarlığına defnedildi. (Rahmetullahi Aleyh)
Hulusi salisخلوص ثالث :üncü Hulusi
Hulusi-i sani خلوصی ثانی : ikinci Hulusi
hulus-u kalb خلوص قلب : gönül temizliği, iyi ni-yet, samimi davranış
hulas-uniyet خلوص نیت : iyi niyet
hulusiyet خلوصیت : halislik samimilik, Allah (c.c.)rızasından başkabir niyet taşımamak
hulusta حوصله : samimilikle, gönülden, içten likles
hulüvv خلوز : boş olma. (adem-i hulūvu: boş
olmama(
hurafat خرافات : hurafeler, boş inançlar uydur-ma düşünceler; efsane uydurma hikâyeler
hurafatli خرافاتلی : hurafelerle dolu, boş ve uy-
durma düşünceler taşıyan
hurafe خرافه : .boş ve uydurma inanç ve du-
şünce 2.efsane, masal
hurafeci خرافه جی : boş ve uydurma düşünceler ileri süren masal ve efsane uyduranlar
hurafecilik خرافه جيلك : masal ve efsane uydur-
ma işi, boş ve uyduruk düşünceler ileri sürme
hurafell خرافه لى : hurafe dolu, boş ve uydurma
düşünce ve inançlar taşıyan
hurafet خرافت : )bak hurafa(
hurafetkarane خرافتکارانه : hurafe gibi boş ve
uydurma
hurafevari خرافه واری : hurafe biçiminde hurafe gibi boş ve uydurma
Huran حوران : yer adı
hurdahas خرده خاش : paramparça, kırık dökük
hurde خرده : cok küçük, çok küçük şey
hurde-bin خرده بین : gözle görülmez şeyleri
gösteren ålet, mikroskop
hurdebiniye خرده بینیه : gözle görülmeyecek de-
recede küçük, mikroskobik
hûrî حوری : Cennet kızları
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1622 - Genç Osman
olarak da bilinen II. Osman katledildi.
1954-Nur Talebelerinden
Santral Sabri Arseven vefat etti.
20
PAZAR
SUNDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET Allah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir.
Nahl Suresi: 19
BİR HADİS Allah katında en kıymetli olan, selâmı ilk verendir.
Başla yapılan secde Allah için olursa ibadettir, gayrısı için dalalettir.
HICRÍ: 19 RECEB 1443 - RUMI: 7 ŞUBAT 1437
Mesnevî-i Nuriye
KASIM: 105-GÜN: 51 KALAN: 314 - GÜN UZA.: 3 DK
Imsak
Öğle
Akşam
Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Güneş
İkindi
Jiq ippe
YanıtlaSilResûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Mirac gecesi, Cennet içerisinde aynı seviyede yükseltilmiş birtakım köşkler gördüm. 'Ya Cebrâîl! Bunlar kim içindir?' diye sordum. Dedi ki: 'Kızdıklarında öfkelerine hâkim olanlar ve insanları(n kusur ve kötülüklerini) affedenler içindir." (Kenzü'l-Ummål)
Hicrí: 24 RECEB 1447 - Rúmí: 31 Kānún-i Evvel 1441 - Kasım 67
İSTANBUL
6.35
6.55
Güneş..........
8.19
Imsak.
Sabah.
Öğle
13.23
İkindi.
15.49
Akşam
..........
18.07
Yatsı..... 19.40
Kıble S.........
11.20
13
OCAK
2026
Salı
Ay Doğuş... 3.57
Ay Batış..... 13.23
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.18
6.38
8.00
13.07
15.37
17.54
19.27
11.40
Bartın
6.22
6.42
8.08
13.09
15.34
17.51
19.26
11.42
Bilecik
6.29
6.49
8.13
13.19
15.48
18.05
19.38
11.22
Bolu
6.23
6.43
8.07
13.12
15.40
17.57
19.30
11.35
6.16
6.36
8.00
13.04
15.32
17.49
19.22
11.48
6.10
6.30
7.54
12.59
15.27 17.44
19.17
11.56
6.26
6.46
8.10
13.14
15.41
17.58
19.32
11.33
Çankırı
Çorum
Düzce
Eskişehir
6.27
6.47
8.10
13.17
Karabük
6.20
6.40
8.05
13.08
15.47
18.04
19.36
11.24
15.34
17.52
19.26
11.43
15.29
17.47
19.21
11.51
Kastamonu
6.15
6.35
8.01
13.04
Kırıkkale
6.15
6.35
7.58
13.05
15.34
17.51
19.23
11.45
Zonguldak
6.23
6.43
8.09
13.12
15.37
17.54
19.29
11.39
Medīne-i Münevvere Müdafii Fahreddin Paşa teslim oldu (1919) İstanbul'da Dârulfünün açıldı (1863)
Gün: 13. Hafta: 3-1. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
MIRAC HADİSESİNDEN BAZI SAFHALAR
YanıtlaSilResûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Mîrac Gecesi, Cebrâîl aleyhisselâm ile birlikte bir kavmin yanından geçtiler. Onların dilleri ve dudakları, demirden makaslarla kesiliyordu. Kesildikçe tekrar eski hâline dönüyordu. Onlardan bu azâp hiç hafifletilmiyordu. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, "Bunlar kimlerdir, ey Cebrâîl?" diye sual ettiler. O da "Bunlar (ümmetin arasında) fitne ve fesat yayan hatiplerdir." dedi.
Sonra küçük bir taşın yanından geçiyorlardı. O küçük taştan, büyük bir sığır çıkıyor, sonra çıktığı yerden tekrar geri girmek istiyor, fakat buna güç yetiremiyordu. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, "Bu nedir, ey Cebraîl?" diye suâl ettiler. O da "Bu, büyük bir söz söyleyip sonra söylediğine pişman olan, fakat söylediğini aslâ geri alamayan kimselerdir." dedi.
Sonra bir vadiye geldiler; orada serin bir rüzgâr, güzel bir koku hissettiler ve bir ses işittiler. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, bunların ne olduğunu suâl ettiler; Cebrâîl (a.s.) dedi ki:
"Bu ses, Cennet'in sesidir. Şöyle der: Ey Rabb'im, vadettiklerini bana gönderiver. Zira odalarım, ince ve kalın ipek kumaşlardan elbiselerim, güzel döşeklerim, mercanlarım, gümüşlerim, altınlarım, bardaklarım, tepsilerim, ibriklerim, ballarım, şerbetlerim, sütlerim arttıkça arttı. Vadettiklerini bana getir yâ Rab!" Cenâb-ı Hak da ona şöyle cevap buyurur:
"Bana ve peygamberlerime iman edip sâlih amel işleyen, bana şirk koşmayan, benden başkasını ilah edinmeyen bütün mümin ve Müslüman erkek ve hanımlar, sana vadettiğim (sana getireceğim kimseler) dir. Benden (bana âsî olmaktan) korkanlar, azabımdan emîn olurlar. Benden isteyenlerin istediklerini ihsân ederim. Bana (güzel ödünçle) ödünçte bulunanların (yani malını benim yoluma sarf edenlerin) mükâfâtlarını veririm. Bana tevekkülde bulunanı muhafaza ederim..."
Bunun üzerine Cennet, "Râzı oldum, yâ Rab!" der.
"Sen buralarda yokken Müşrikler, Hz. Ebu Bekir'e hitaben:
YanıtlaSilPeygamberimizin (asm) Hayatı
10 KASIM 2024
BİR AYET Onun hakimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
TARİHTE BUGÜN
1918-1. Dünya Savaşı
sona erdi.
11
PAZARTESİ
-1938-TBMM İsmet İnönü'yü oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçti.
MONDAY
BİR HADİS
2004 - Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat hayatını kaybetti.
KASIM
NOVEMBER
Dinini, emanetini ve amelinin neticesini Allah'a havale et.
Ebu Davud, Cihad: 73
Atılmış pamuk gibi bu camid, şuursuz bulut elbette bizleri bilmez ve bize acıyıp imdadımıza kendi kendine koşmaz ve emirsiz meydana çıkmaz ve gizlenmez. Şualar
HİCRİ: 9 C.EVVEL 1446-RUMI: 29 T. EVVEL 1440
KASIM: 4-GÜN: 316 KALAN: 50 - GÜN. KIS.: 2 DK
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
Imsak Günes
Õale
Ikindi Aks
klos
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1918-Çanakkale Boğazı, Ingiliz ve Fransızlarca işgal edildi.
1981 - YÖK'ün kuruluşu.
1983 - İhtilalden sonra ilk genel seçimler yapıldı.
KASIM
06
PERŞEMBE
15 1447
C.EVVEL
RUMI: 24 T.EVVEL 1441 HIZIR: 185
Senin şu fânî dünyana bedel, bâkî bir cennet seni bekler.
İmsak
Günes
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
15.36
19.23
ISPARTA
05.59
07.21
Kim Allah'ın çizdiği
sınırları aşarsa, zalimlerin ta kendisidir.
Bakara Suresi: 229
BİR HADİS
Bazı nafile namazlarınızı evde kılın. Evlerinizi kabirlere çevirmeyin.
Buharî, Salât: 52
Asa-yı Musa
Güneş
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsi
İSTANBUL
06.07
07.34
12.53
18.02
Imsak
12.46
15.36
18.02
19.19
nekelt (use) uzaquresked
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
VODE WISVX 60
1922 - Kırklareli'nin kurtuluşu.
1983-Osman Yüksel Serdengeçti'nin vefatı.
2020 - Dağlık Karabağ Savaşı sonuçlandı:
Ermenistan kaybetti ve Dağlık Karabağ Cumhuriyeti yıkıldı. Dağlık Karabağ tekrar Azerbaycan'a bağlandı.
10
PAZAR
SUNDAY
KASIM
NOVEMBER
BİR AYET
Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 224
BİR HADİS
Salih mü'minlerden dostla-rınızı çoğaltınız. Çünkü Kı-yamet Günü her bir mü'min için şefaat hakkı vardır.
İbnünneccar
İnsan bir yolcudur; sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levâzımatı, Mâlikü'l-Mülk tarafından
HİCRİ: 8 C.EVVEL 1446 - RUMI: 28 T.
EVVEL 1440
verilmiştir. Mesnevî-i Nuriye
KASIM: 3-GÜN: 315 KALAN: 51 - GÜN. KIS.: 2 DK
-١٥٣٧ - إِنَّ اَخْوَفَ مَا أَخَافُ على أمتى تأخيرُهُمُ الصَّلوة عن وقتها وَتَعْجِيلَهُمُ الصَّلوةَ عَنْ وَقتها (خ) في تاريخه في عن انس)
YanıtlaSil1537- Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey nama-zin vaktini geçirmek, ya da namazı vaktinden evvel kılmaktır.
١٥٣٨ - إِنَّ اَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي الأَئِمَّةُ الْمُضِلُّونَ" (حم طب وابن عساكر عن أبي الدرداء)
1538- Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey saph-rıcı hükümdarlardır.
١٥٣٩ - إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي عَمَلُ قَوْمِ لُوطٍ (حم ت حسن غريب وابن منيع ع ك هب ض عن جابر)
1539- Ümmetim hakkında en çok korktuğum, Lut kavmi-nin amelidir.
١٥٤٠ - إِنَّ اَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي فِي آخِرِ زَمَانِهَا النُّجُومُ وَتَكْذِيبٌ بِالْقَدَرِ وَحِيفُ السُّلْطَانِ (طب عن ابي امامة)
1540- Ahir zamanda ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum şeyler şunlardır: Yıldızlara inanmaları, kaderi yalanla-maları ve hükümdarın zulmüdür.
١٥٤١ - إِنَّ أَوْفَى الرِّيَا شِرْكٌ وَأَحَبُّ الْعَبِيدِ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى الْأَتَّقِيَاءُ الْأَخْفِيَاءُ
الَّذِينَ إِذَا غَابُوا لَمْ يُفْتَقَدُوا وَإِذَا شَهِدُوا لَمْ يُعْرَفُوا أُولَئِكَ أَئِمَّةُ الْهُدَى وَمَصَابِيحُ العلم طب حل ك عن ابن عمر ومعاذ معا)
1541- En ufak riya bile şirktir (şirk-i hafi cinsinden). Al-lah'ın en çok sevdiği kullar muttaki olanlarla gösterişsiz olanlar-dır. Öylesine kişilerdir ki, onlar kayboldukları zaman kimse onla-rı aramaz. Mecliste bulundukları zaman tevazularından tanınmaz halde olurlar. İşte hidayet imamları, ilim meşaleleri bunlardır.
384
١٥٤٢ - إِنَّ أَدْنَى اَهْل الجَنَّة منزلةً ليَنْظُرُ في مُلْكه اَلْفَ سَنَةٍ يَرَى أقصاه كما يَرَى أَدْنَاهُ يَنْظُرُ أَزْوَاجَهُ وَخَدَمَهُ وَسُرُرَهُ وَإِنَّ أَفْضَلَهُمْ مَنْزلة لِمَنْ يَنْظُرُ فى وجه اللهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ يَوْمٍ مَرَّتَيْنِ (حم) وابو الشيخ في العظمة ك عن ابن عمر)
YanıtlaSil1542- Cennet ehlinin mertebe bakımından en düşük o-lanları bile, oturduğu köşkünden bin sene etrafı seyrederler. En yakın yeri gördükleri gibi en uzak yeri de görebilirler. Hanımları-na, hizmetçilerine ve yataklarına bakıp bakıp seyrederler. En üs-tün mertebeye sahip olanlar da günde iki kere Cemâlüllah'ı mü-şahede edenlerdir.
١٥٤٣ - إِنَّ أَدْنَى ذَرَعَاتِ الْمُجَاهِدِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عِدْلُ صِيَامَ سَنَةٍ وَقِيَامَهَا قِيلَ وَمَا أَدْنَى ذَرَعَاتِ الْمُجَاهِدِينَ قَالَ يَسْقُطُ سَوْطُهُ وَهُوَ نَاعِسٌ فَيَتْرُكُ فَيَأْخُذُهُ" (انب أبي عاصم في الصحابة وابو نعيم عن ثابت بن أبي عاصم)
1543- Allah yolunda savaşanların en az zahmetlisi, bir yıllık oruç ve bir yıllık gece namazına denktir. "Allah yolunda sa-vaşanların en az zahmetlisi ne demektir?" diye soruldu. Allah Ra-sulü dedi: "Yorgunluktan uyuklar vaziyette kamçısı elinden düşüp tekrar kaldırmak için alan kimsenin mücahedesidir bu."
١٥٤٤ - إِنَّ أَدْنَى أَهْلِ الْجَنَّةِ مَنْزِلَةً لِمَنْ يَنْظُرُ إِلَى جَنَانِهِ وَأَزْوَاجِهِ وَنَعِيمِهِ وَخِدَمِهِ وَسُرُرِهِ مَسِيرَةَ الْفِ سَنَةٍ وَأَكْرَمَهُمْ عَلَى اللَّهِ مَنْ يَنْظُرُ إِلَى وَجْهِهِ غَدْوَةً وَعَشِيَّةً ثُمَّ قَرَأَ وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ (ت طب عن ابن عمر)
1544- "Rütbe bakımından en aşağı olan cennetlik kimse,
bin yıllık yoldan, bahçelerini, hanımlarını, nimetlerini, hizmetçile-rini ve yataklarını görebilen kişidir. En üstün dereceli de sabah akşam Cemalüllah'ı müşahede edebilendir." buyurdu. Sonra Al-lah'ın Rasulü: "O gün yüzler sevinçlidir, Rablerine bakıcıdır." me-alindeki ayeti okudular.
١٥٤٥ - إِنَّ أَرْوَاحَ الْمُؤْمِنِينَ فِي السَّمَاءِ السَّابِعَةِ يَنْظُرُونَ إِلَى مَنَازِهِمُ الْجَنَّةَ الديلمي عن ابي هريرة
385
Osmanlılar zamanında, çoğu Nizâmülmülk’ün Siyâsetnâme’sinin etkisinde kalınarak yazılmış nasihatnâme ve siyâsetnâme türündeki eserlerde casus kullanmanın önemi ısrarla vurgulanmıştır. Bu eserlerde ülke içinde olduğu gibi dış düşmanlara karşı da casus kullanılması öğütlenmiş, düşmanın durumunu bilmenin önemi ve ülkenin ancak bu sayede ayakta kalabileceği belirtilmiştir. Gerçekten Osmanlı Devleti’nin gerilemesinde, XVI. yüzyılın sonlarından itibaren istihbarata gereken önemin verilmeyişinin büyük rolü olduğu bilinmektedir. Nitekim dönemin siyaset bilimcileri de bu hususa dikkat çekmişlerdir (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 79).
YanıtlaSilII. Abdülhamid devrinde Osmanlı istihbarat teşkilâtı geliştirilmiş ve modernleştirilmiştir. Yine bu dönemde Midhat Paşa Tuna valiliği sırasında burada özellikle Bulgarlar’a karşı örnek bir gizli polis teşkilâtı kurmuştur. Makedonya’daki ayaklanmalar ve gizli teşkilât için Aynaroz’a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleştirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmıştır. II. Abdülhamid’in özel casusları hafiyelerdi. Bu hükümdar zamanında karşı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıllı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid’e karşı kurulan casusluk teşkilâtının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başarmıştır. II. Abdülhamid’i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin iktidarı zamanında kurulan Teşkîlât-ı Mahsûsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilâtıydı.
YanıtlaSilDevlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nitekim İstanbul’un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriâzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüzyıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. yüzyıl sonlarında ölümle cezalandırılmıştır (Özcan, s. 430).
BİBLİYOGRAFYA
YanıtlaSilBA, MD, nr. 3, s. 49, 186, 384, 388, 435, 451, 509, 528; nr. 14, s. 960.
TSMA, nr. E. 866/5, 2434, 5116, 5801/3, 7252, 7662.
Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan (Polonya) Arasındaki Münasebetlerle İlgili Tarihi Belgeler (haz. Nigâr Anafarta), [baskı yeri ve tarihi yok], tür.yer.
Nizâmülmülk, Siyâsetnâme (Bayburtlugil), s. 110-126, 320.
Beyhakī, Târîḫ (nşr. Saîd-i Nefîsî), Tahran 1309, I, 27, 386.
Nizâmî-i Arûzî, Çehâr Maḳāle (nşr. Muhammed Kazvînî), Leyden-London 1910, s. 24.
Bündârî, Zübdetü’n-Nuṣra, s. 67.
Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân (nşr. Halil İnalcık – Mevlûd Oğuz), Ankara 1978, s. 3, 4, 5, 9.
Devletşah, Tezkire (trc. Necati Lugal), İstanbul 1977, I, 136-137.
Âşıkpaşazâde, Târih, s. 134.
Neşrî, Cihannümâ (Taeschner), I, 25, 51, 174.
Hadîdî, Tevârîh-i Âl-i Osman: 1299-1523 (haz. Necdet Öztürk), İstanbul 1991, tür.yer.
Lutfi Paşa, Âsafnâme (nşr. Ahmet Uğur, AÜ İlâhiyat Fakültesi İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, sy. 4 [Ankara 1980] içinde), s. 249.
Âlî, Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis, İstanbul 1956, s. 37 vd.
Selânikî, Târih (İpşirli), I, 13, 22; II, 645, ayrıca bk. İndeks.
Celâlzâde Mustafa Çelebi, Selimnâme (nşr. Ahmet Uğur – Mustafa Çuhadar), Ankara 1990, s. 367.
Kitâbü Mesâlihi’l-müslimîn ve menâfii’l-mü’minîn (nşr. Yaşar Yücel), Ankara 1980, s. 59, 99.
Koçi Bey, Risâle (Aksüt), s. 25, 66.
Solakzâde, Târih, s. 361.
Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Devlet Adamlarına Öğütler: Nesâyihü’l-vüzerâ ve’l-ümerâ (haz. Hüseyin Ragıp Uğural), Ankara 1969, s. 43, 79.
L’Espion turc chez les princes chrétiens, La Haye 1734, tür.yer.
Baron de Tott, Türkler ve Tatarlara Dâir Hâtıralar (trc. Mehmet R. Uzmen), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), tür.yer.
III. Selim’in Hal‘ine Dair Risâle, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 333, vr. 9a-b.
Şânîzâde, Târih, IV, 33.
Atâ Bey, Târih, III, 132-134.
Cevdet, Târih, V, 63-64; XI, 166; XII, 179.
Hüseyin Namık Orkun, Türk İstilası Devrinde Macaristan’da ve Avusturya’da Casuslar, Ankara 1939.
Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye, s. 72.
Fr. Babinger, Mahomet II le Conquérant et son temps (1432-1481) (trc. H. E. Medico), Paris 1954, s. 609-612.
Orhan Koloğlu, Le Turc dans la Presse Française, Beyrouth 1971, s. 106-107.
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Sultan İkinci Abdülhamid ve Osmanlı İmparatorluğunda Komitacılar, İstanbul 1964, s. 45 vd.
Ercüment Kuran, Avrupa’da Osmanlı İkamet Elçiliklerinin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasi Faâliyetleri: 1793-1821, Ankara 1968, s. 9-12, 64-65.
Başlangıçtan Bugüne Kadar Dünya Casusluk Tarihi, İstanbul 1974, s. 3-17.
İsmet Miroğlu, XVI. Yüzyılda Bayburt Sancağı, İstanbul 1975, s. 149.
Abdülkadir Özcan, Defterdar Sarı Mehmed Paşa-Zübde-i Vekāyiât: Tahlil ve Metin (doktora tezi, 1979), İÜ Ed.Fak., Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 3276, s. 430.
1545. Mü'minlerin ruhları yedinci kat gökte bulunmak tadır ve hem onlar aradan cennetteki yerlerini seyrederler.
YanıtlaSil١٥٤٦ - إِنَّ أَرْوَاحَ الْمُؤْمِنِينَ في طير الحضر تغلق بشجرة الجنة (هـ وابن سعد عن ام بشر بن البراء بن معرور وكعب بن مالك)
1546- Mü'minlerin ruhu, cennet ağacına konan yeşil bir kuşun içindedir.
١٥٤٧ - إِنْ أَسْرَعَ صَدَقَةٍ إِلَى السَّمَاءِ أَن يضع الرَّجُلُ طَعَامًا طَيِّبًا ثُمَّ يَدْعُو عَلَيْهِ نَاسًا مِنْ إِخْوَانِهِ (ابن ابى الدنيا في كتاب الاخوان عن خباب بن ابي جبلة)
1547- Semaya en hızlı çıkan sadaka, kişinin güzel yemek sofrasını kurup da sonra dostlarından bir kaçını o sofraya davet etmesidir.
١٥٤٨ - إِنَّ أَسْوَءَ النَّاسِ سِرْقَةَ الَّذِي يَسْرِقُ من صلاته لا يتم ركوعها ولا
سُجُودَها (ش) عن ابي سعيد طس عن ابى هريرة ش عن الحسن مرسلا)
1548- En kötü hırsız, rükü ve secdesini tam yapmayarak namazından çalan insandır.
١٥٤٩ - إِنَّ أَشَدَّ اُمَّتى حُبًّا لِى قَوْمٌ يَأْتُونَ مِنْ بَعْدِي يُؤْمِنُونَ بِي وَلَمْ يَرَوْني يَعْمَلُونَ بِمَا فِي الْوَرَقِ الْمُعَلَّقِ" (الخطيب وابن عساكر عن ابي هريرة)
1549- Ümmetimden en çok sevdiklerim o insanlardır ki,
benden sonra gelip, beni görmedikleri halde Allah'ın kitabındaki ahkâm ile amel ederler.
١٥٥٠ - إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَمَةِ أَشَدُّهُمْ عَذَابًا لِلنَّاسِ فِي الدُّنْيَا ط طب حب حم ض عن خالد بن حكيم بن حزام عن خالد بن حزام عن خالد بن الوليد طب ك في وابن عساكر عن هشام بن حكيم بن حزام وعياض بن غنم معا ابن سعد والباوردي والبغوى عن خالد بن حكيم بن حزام طب وابو نعيم عن خالد بن حكيم بن حزام وابي عبيدة بن جراح معا)
1550- Kıyamet günü en çetin azaba uğratılacaklar, dün-yada insanlara haksız olarak en çok işkence yapanlardır.
386
-١٥٥١ - إن أخذ الناس غنوا رجل ضرب غير ضاربه ورجل قتل غير فالله ورجل تولى غير اهل نِعْمَتِهِ فَمَنْ فعل ذلك فقد كفر بالله ورسوله لا يقبل ملة صرف ولا عدل (لد في عن عائشة)
YanıtlaSil1551. En zalim insan, kendisini dövmeyen kimseyi dö ven kendini öldürmeye teşebbus etmeyeni öldüren bir de nimet ehinden aynlip nimet ehli olmayan kimseye intisap eden (mesela ör babasını bırakıp başkasını baba edinen) kişidir. Kim bunları vaporsa Allah's ve Rasulü'nü inkar etmiş demektir. Onun hiçbir ameli kabul edilmez artık.
١٥٥٢ - إن أشدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيمَةِ عَالَم يَنْفَعُهُ اللهُ بعلمه (كر عن أبي هريرة)
1552- Kıyamet günü en çetin azaba düçar edilecek kişi, sahip olduğu ilimden, Allah'ın istifade nasip etmediği alimdir.
١٥٥٣ - إِنَّ أَصْحَابَ هذهِ الصُّورِ يُعَذِّبُونَ يَوْمَ الْقِيمَةِ فَيُقَالُ لَهُمَا أَحْيُوا ما خَلَقْتُمْ (مالك حم خ م هـ ن عن عائشة خ م ن عن ابن عمر حم عن أبي هريرة)
1553- Bu resimleri yapanlar kıyamet günü azaplandırıla-caklardır ve kendilerine (haydi bu yaptıklarınıza can verin baka-lim) denilecektir.
١٥٥٤ - إِنَّ أَطْوَلَكُمْ حُزْنًا فِي الدُّنْيَا أَطوَلَكُمْ فَرَحًا فِي الآخِرَةِ وَإِنَّ أَكْثَرَكُمْ شبعا في الدُّنْيَا لأكثرُكُمْ جُوعًا في الآخرة التمام وابن عساكر عن عامر بن عبد ليس من الصحابة مرفوعا:
1554- Dünyada en uzun hüzünlü olanınız, ahirette en u-zun sevineniniz olacaktır. Dünyada en çok doyanınız, ahirette en çok aç kalanınız olacaktır.
١٥٥٥ - إِنَّ أَطْيَبَ الْكَسْبِ كَسْبُ التَّجَّارِ الَّذِينَ إِذَا حَدَّثُوا لَمْ يَكْذِبُوا وَإِذَا الْتُمِنُوا لَمْ يَكُونُوا وَإِذَا وَعَدُوا لَمْ يُخْلِفُوا وَإِذَا كَانَ عَلَيْهِمْ دَيْنٌ لَمْ يَمْطُلُوا وَإِذَا كَانَ
387
462
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Ey cümle nimetlerini, kullarına meccanen veren Mün'im Vehhab şanı büyük nimeti herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yü. ce Allah.
-Muhammed'e salât eyle.. Onun âline de, ashabına da salât ey.
le.. Onun evladına da salât eyle..
Yani: Onun sulbü olan kız ve erkek çocuklarına..
Keza onun zevcelerine de salât eyle.
Bu zevcelerin tafsilatı ikinci salāvat-ı şerifede bütün ayrıntılar: ile anlatıldı.
Keza, onun zürriyetine salát eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti:
Çocukları, çocuklarının çocukları ve onların çocukları. Demektir. Bunun için şöyle bir mana vermek mümkündür:
Kıyamete kadar devam edip sabit kalacak bütün zürriyeti ve påk ırkı olan zürriyeti, sadat-ı kiramları üzerine salât eyle ya Rabbl. Burada biraz durmak icab edecek; bilinmesi gerekli hususlar
vardır.
HAZRET-İ KASIM:
Resulüllah S.A. efendimizin erkek çocukları üç tanedir. Bunlar-dan birincisinin adı: KASIM'dır. Allah ondan razı olsun.
Bu, Resulüllah S.A. efendimizin ilk çocuğudur. Bunun için, kendi-
sine:
Ebülkasım.
Künyesi verildi.
İki sene yaşadı; Resulüllah S.A. efendimize, peygamberlik gelme-den evvel vefat etti.
HAZRET-İ ABDÜLLAH
Resulüllah S.A. efendimizin ikinci çocuğu: ABDÜLLAH'tır. Al-lah ondan razı olsun. Bunun adına:
TAYYİB veya TAHİR.
Dahi demişlerdir. Resulüllah S.A. efendimize, peygamberlik gel-dikten sonra, dünyaya gelmiştir.
Bu ikisi, yani: KASIM ve ABDÜLLAH Hazret-i Hatice'den ra. dünyaya gelmiştir.
TAYYİB ve TAHİR.
Başkasından dünyaya gelmiştir.
Dediler. Buna göre: Resulüllah S.A. efendimizin erkek çocuğu dört tane olmuş olur.
Ve.. Hazret-1 Hatice'den r.a. üç erkek çocuğu olmuş olur. Resulüllah S.A. efendimizin üçüncü erkek çocuğu: İBRAHİM'-
dir. Allah ondan razı olsun. Medine-i Münevvere'de hicretin sekizinci senesi zilhicce ayında, Mariye adlı cariyeden dünyaya gelmiştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSilوَأُمَّتَهُ وَعَلَيْنَا مَعَهُمْ أَجْمَعِينَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ . اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَنْ صلَّى عَلَيْهِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَنْ لَمْ يُصِلْ عَلَيْهِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمد كَمَا أَمْرَتِنَا بِالصَّلوةِ عَلَيْهِ وَصَلِّ عَلَيْهِ كَمَا يُحِبُّ انَ يُصَلَّى عَلَيْهِ . الله صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمد كَمَا امْرَيَنَا أَنْ تَصَلَّى احمد عَلَيْهِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى احدكما هَوَاهْلُهُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى الِ مُحَمَّدِ كما تُحِبُّ وَتَرْضَاهُ لَهُ : اللَّهُمَّ يَارَبَ محمد وَالِ مُحَمَّدٍ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَاعْطِ محمد الدَّرَجَةَ وَالْوَسيلَةَ فِي الْجَنَّةِ الهُم يَارَبَّ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ اجْرِ مُحَمَّدًا صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا هُوَا هْلُهُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى ال
ve ümmetihi ve aleyna maahüm ecma in ya erhamerrahimin.
463
14. Allahümme salli alá Muham medin adede men salla aleyhi ve salli alâ Muhammedin adede men lem yu-salli aleyhi ve salli ala Muhammedin kema emertena bis-salāti aleyhi ve sal li aleyhi kema yuhibbu en yusalla aleyhi.
15. Allahümme salli alâ Muham medin ve alâ âli Muhanımedin kema emertena en nusaliye aleyhi Allahüm me salli alá Muhammedin ve alå åli Muhammedin kema hüve ehlühu. Al lahümme salli alâ Muhanumedin ve alå áli Muhammedin kena tuhibbü ve ter dahü lehu.
16. Allahümme ya Rabbe Mu hammedin ve âli Muhammedin salli alâ Muhammedin ve ali Muhammedin ve a'tı Muhammeden id-derecete vel vesilete fil-cenneti. Allahümme ya Rabbe Muhammedin ve âli Muham medin'iczi Muhammeden sallallahü a leyhi ve selleme ma hüve chlühu.
17. Allahümme salli alâ Mu-hammdein ve alâ âli......
**
14. Allahım, kendisine salât edenlerin sayısı kadar Muhammed'e salát ey le. Kendisine salát etmeyenlerin sayısı kadar Muhammed'e salát eyle. Kendisine salát okumamızı emrettiğin salát misali Muhammed'e salát eyle. Kendisine na-sıl salát edilmesini istiyorsa, ona öyle salåt eyle.
15. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salát eyle; ona nasıl salát okumamızı emreylediysen, öyle olsun. Allahım, Muhammed'e ve Muham-med'in áline ehli olduğu şekilde salát eyle. Allahım, Muhammed'e ve Muham med'in aline onun için sevip razı olduğun şekilde salát eyle.
16. Allahım, ey Muhammed'in ve Muhammed'in ål'inin Rabis, Muham-med'in aline salât eyle. Muhammed'e, cennette veslle ve derece ihsan eyle. Al-lahım. Muhammed'in ve Muhammed'in ali'nin Rabbı, Muhammed'e mükafat ey-le; layık olduğu şekilde.. Allah ona salát ve selâm eylesin.
17. Allahın, Muhammed'e, Muhammed'in åline, onun chl-i beytine salât eyle..
(Devamı: 479. Sayfada)
383
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVII XI
Muharrem Aşüra Günü Orucu ve Fazileti:
Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre: Aşürá günü orucunu, ötedenberi Kureyş müşrikleri de, Peygamberimiz de, tutardı. (28)
Aşüra günü, Kábe'ye müşrikler tarafından yeni örtü de, örtülürdü. Ramazan orucu, Medine'de Müslümanlara farz kılınınca, Peygam
berimiz: Aşüră günü orucunu, tutmak isteyen, tutsun, bırakmak isteyen de, bıraksın! (29)
Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah'ım ay'ı olan muhar-rem'de tutulan oruçtur.» (30)
«Allah'ın, Aşura günü orucunu, ondan önceki yılın günahlarına keffåret kılacağını umarım! buyurmuştur. (31)
Peygamberimizden, Åşür günü orucu soruldu.
Peygamberimiz «Bir yılın keffåretidir.!» buyurdular. (32)
Hz. Ali der ki «Peygamber Aleyhisselama bir adam gelip (Yå Re-sûlallah! Ramazan ayından sonra hangi ay oruç tutmamı bana emr edersin?) diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm (Ramazan ayından sonra oruç tutacak-san, muharrem ayını tut!
Çünki, o, Allah'ın ay'ıdır.
O ayda öyle bir gün vardır ki, Allah, o günde bir kavmın tevbele-rini kabul etmiştir ve o günde başka bir kavmın da, tevbelerini kabul edecektir!) buyurdu.» (33)
Muharrem Orucunun Hangi Gün Tutulacağı?
Ramazan ayı orucúnun farz kılınışından önce, Peygamberimiz, Müslümanlara Aşûrâ günü orucunu muharremin onuncu günü tutma
(28) Malik Muvatta' c. 1, s. 219, Buhari Sahih c. 2, s. 250, Müslim Sahih с. 2, в. 792
(29) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, a. 214, Buhari Sahih c. 2, s. 158-150, Müs lim Sahih c. 2, 8.793, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 326, Tirmizi Sünen с. 3, в. 127
(30) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 303, 535, Müslim Sahih c. 2, s. 821, Ebû Dâvud Sünen c. 2, s. 323, Tirmizi Sünen e. 3, s. 117, Nesal Sünen e. 3, s. 206-207, İbn-i Máce Sünen c. 1, s. 554
(31) Müslim Sahih c. 2, s. 819, Tirmizi Sünen c. 3, s. 126, İbn-i Mâce Sünen с. 1, п. 553
(32) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 285-286, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 295, Müslim Sahih c. 2, s. 819, Tirmizi Sünen c. 3, в. 126
( 33) Ahmed b. Hanbel Müned c. 1, s. 154-155, Tirmizi Sünen e. 3, s. 117-118
SAVM (ORUÇ) VE PEYGAMBERİMİZİN ORUÇ TUTUŞU
YanıtlaSil383
larını emr etmiş (34), ayrıca Ben, gelecek yıl sağ olursam, dokuzun-cu günü de, oruçlu geçireceğim. buyurmuştu. (35)
Hakem b. A'rec der ki Abdullah b. Abbas'a gittim. Kendisi, Mes-cid-i haramda Zemzem'in yanında idi. (36) Ridásını yasdık yapmış (37), ona dayanmış bulunuyordu. Yanına oturdum.
Kendisi, yanında oturulup durulacak ne güzel arkadaştı!
Ona (Aşürâ gününden bana haber ver?) dedim.
(Sen, onun nesinden soruyorsun?) dedi. (38)
(Sen, bana Aşûrâ gününden haber ver, o, hangi gündür ki, o gün, ben, oruç tutayım? (39) Aşûra günü orucundan haber ver?) dedim. (40)
İbn-i Abbas (Muharremin hilalini görünce, günlerı saymağa başla ve dokuzuncu günü oruçlu olarak sabahla!) dedi. (Muhammed Aleyhisselâm da, Āşûrâ orucunu böyle mi tutardı?)
diye sordum. (41)
İbn-i Abbas (Evet! (42) Muhammed Aleyhisselâm, Âşûrâ orucunu böyle tutardı.) dedi.» (43)
Yine İbn-i Abbas «Resûlullah Aleyhisselâm (Aşûrā günü oruç tu-tunuz ve bu hususta Yahudilere muhalefet ediniz: Aşūrā gününden bir gün önce ve ondan bir gün sonra da, oruç tutunuz!) buyurdu.» de-miştir. (44)
Eyyâm-ı Biz (Aydınlık Geceli Günler) ve Orucu:
Abdullah b. Abbas der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, hazerde ve se-ferde Eyyâmülbîz'da iftar etmez (Yâni, o günleri oruçsuz geçirmez)-di.» (45)
(34) Tirmizî Sünen c. 3, s. 128
(35) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 224-225, Müslim Sahih c. 2, s. 798, İbn-1 Mâce Sünen c. 1, s. 552-553
(35) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 239, Müslim Sahih c. 2, s. 797, Ebû Da-vud Sünen c. 2, s. 327, Tirmizi Sünen c. 3, s. 128
(37) Müslim Sahih c. 2, s. 797, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 327, Tirmizi - Sünen c. 2, s. 128
(38) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 239
(39) Tirmizî Sünen c. 3, s. 128
(40) Müslim Sahih c. 2, s. 797, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 327
(41) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 239, Müslim Sahih c. 2, s. 797, Ebû Da-vud Sünen c. 2, s. 327, Tirmizi Sünen c. 3, s. 128
(42) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 239, Müslim Sahih c. 2, s. 797, Tirmizi -Sünen c. 3, s. 128
(43) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 327
(44) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 241
(45) Nesai Sünen c. 4, s. 198
سورة القره (۲۱-۲۲)
YanıtlaSilالشالات خواص
و محبی انسان سانترال کی نون خلقتك نظا مارين وقطتك قانونا من و مانده نواميس الهبة لك شعا على بين مركز در مناء على انسانك او قانوناره انتساب و ارتباط نجی و آو ناموسادك انظر من دانشور نمشن اغمى لاز مدرکی عمومی جریانی تأمی انسين وصفات عاليه دوران ايدن طولا بارك حركتارين مخالفتهم، أو طول بارك جر خبرى الننده از نامه سین بوده امید اوامر ونواهيدن عبارت اولان عبادتله اولور.
درد کسی اوراری امتثال بهار دن اجتناب ایمل سایه سنده و فرد هیئت اجتماعیه ده جومه مرتبه لوله نسبت پیدا ایدر و علاقه دار اولور. بالخاصه احکام دینیه و مصالح عمومیه خصوصنده و فرد بر نوع حکمند کچی یعنی پل چومه حقوقی حيثيتاي، ارشادلی، تعلیمالی، اصلا ملر کی وظیفرار به شخصه بوطنیر اگر آوامری امتدال، نواهيدن اجتذاب ایدن او شخص اولماسه، أو وظيفه الر تماماً
پایمال اولور.
تنجیر انسان، اسلامیت سایه سنده عبادت سائق سيله بتون مسلم اناره قارشو ثابت کر مناسبت پیدا ایدر و قوی بر ارتباط و با غليان الده ايدر. بو دارایی، صار صدای از برا خوشی حقیقی بر محبته سبب اولور ذاتاً هيئت اجتماعيه نك كمالنه وترقيه مقدم وان برنجی با صدا ما قالي
اخوت الله محبتدر .
عبادتك شخص الحالاته سبب اولد يقتك ايضاحة كانيه )
انسان، جسماً كوچك و ضعيف، هم عاجز والمقام برای حیوانات به داید یلدیگی حالده، يك بوگن ؟ روحي اشبيور. ويك بوك بر استعداده والكدر. وحضر ايد با من درجه ده میلاری واردر وغير متناهي اعلام صاحبيدر. و عدايد يا مز فکرکری واردر وغير محدود شهویه و غضیه کی قوتاری واردر و او باله عجائب بر یاراد پلیشی وار در که خدانگه بتون انو اداره و الماره شهرسته او در مه یارا داشتند.
ایشته بویله بر انسانك او يوكن روحی انبساط ایتدیری عبادتدر استعداد لرینی انکشاف ایتدیری، عبدادند. ميلامرینی تمیز و تنزیه ایتدیرینه، عبداد تدر. اما تمرینی تحقه ابتدين، عباد تدر. فکر لرینی توسیع و انتظام الفتنه آلان عبادتدر شهریه و غضبية قوتكرينى حد الفتنه آلان، عداد تدر. ظاهری و باطنی
یت
YanıtlaSilجريان
Add: Sayma
Cereyan: Bir süreç içinde gerçekleşme
انواع Enva: Turler, eşitler
آوامن Evamir: Emirler
غير محدود
Gayr-i mahdûd: Sınırsız
غير متناهي
Gayr-i mütenahi: Nihayetsiz
Hasr: Mahsús kılma
حیوانات Hayvanat: Hayvanlar
هَيْئَتِ
Heyet-i ictimaiye: Toplu-
mun umuni اجتماعية
اضلاخ
Islah: İyileştirme
امتنان İctinab: Çekinme
امتثال
İmtisal: Uyma
إنكم
İnbisat: Yayılma
انتاب
İntisab: Bağlanma
ازشان
İrşad: Doğru yolu gösterme
مصالح
Mesalih-i umumiye: Umúmi
عمومية
faydalar
مقدمه
Mukaddeme: One alınan, takdim edilen
نواهی
Nevahi: Yasaklananlar
توابيس العيه
Nevamis-i İlahiye: İlâhi kanunlar
سائقه
Saika: Sevk eden
تحقق
Tahakkuk: Gerçekleşme
تتك
Temessük Sıkıca tutunma
تمييز
Temyiz: Ayırt etme
تنزية
Tenzih: Kusurdan uzak tutma
ترق
Terakki: Yükselme
توبيع
Tevst: Genişletme
الحوث
Uhuvvet: Kardeşlik
Üçüncüsü: Insan, santral gibi, bütün hilkatin nizamlarına ve fıtratın kanunlarına ve kamattaka nevamis-i İlahiyenin şua'larına bir merkezdir. Bindernadet insanın o kanunlara intisab ve irtibat etmesi ve nimusların eteklerine yapisip temessiük etmesi lazımde umümi cerevam temin etsin. Ve tabakat-ı âlemde deverán eden dolapların hareketlerine muhalefetle dolaplarin çarkları altında ezilmesin. Bu da ancak evamir ve nevähiden ibaret olan ibadetle olur
YanıtlaSilDördüncüsü: Emirleri imtisal, nehiylerden ictinab etmek sayesinde, bir ferd, hey'et-i ictimaiyede çok mertebelerle nisbet peyda eder ve alakadar olur. Bill ahkam-ı diniye ve mesalih-i umumiye hususunda bir ferd bir nev' hükmüne geçer. Yani pek çok hukuklar, haysiyetler, irsadlar, ta'limler, ıslahlar gibi vazifeler bir şahsa yüklenir. Eğer evâmiri imtisal, nevähiden ictinab eden o sahis olmasa, o vazifeler tamamen pây-i mâl olur.
Beşincisi: İnsan, İslamiyet såyesinde, ibädet
säikasıyla bütün müslümanlara karşı sabit bir münasebet peydå eder. Ve kavi bir irtibåt ve bağlılık elde eder. Bunlar ise, sarsılmaz bir uhuvvete, hakiki bir muhabbete sebeb olur. Zaten hey'et-i ictimaiyenin kemåline ve terakkisine mukaddeme ve en birinci basamakle uhuvvet ile muhabbettir.
İbadetin şahsi kemålåta sebeb olduğunun izahına gelince:
İnsan, cismen küçük ve zayıf, hem aciz olmakla beraber, hayvanåttan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor. Ve pek büyük bir isti'dåda måliktir. Ve hasredilmez derecede meyilleri vardır. Ve gayr-i mütenåli emeller såhibidir. Ve addedilmez fikirleri vardır. Ve gayrı mahdůd şeheviye ve gazabiye gibi kuvvetleri vardır. Ve öyle acãib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün envåʻlara
ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır. İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisät
ettiren, ibådettir. İsti'dâdlarını inkişaf ettiren, ibadetur Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ihådettir. Emeller tahakkuk ettiren, ibadettir. Fikirlerini teysi ve intizam altına alan, ibadettir. Şeheviye ve gazabiye kuvvetlerin had altına alan, ibadettir. Zahiri ve batini
181 5190 Akil, yaşta değil, baştadır. (L'intelligence n'est pas dans l'âge, mais elle est dans la tête
YanıtlaSil549/ Akıllı düşman, akılsız dosttan ividir. (Ennemi intelligent vaut mieux qu'un ami sot.) 4492 Akıllı insan, ekmeğini taştan çıkarır. (Qui a bonne tête, ne manque pas de
chapeau.) 5493 Akıllıların aklını başından alan aşk, akılsızları akıllı yapar.
494. Akılsız başın zahmetini, ayak çeker. (Les jambes portent les fautes de la tête..
A courte mémoire, longues jambes.)
5495. Akılsız dost, bir düşmandır. (Sot ami est un ennemi.)
5196. Akılsıza hayran olacak başka bir akılsız bulunur.
5497 Akrep etmez, akrabanın akrabaya ettiğini. (On n'est jamais trahi que par les siens.)
5498. Al borca, sat peşin; tıkır gider işin. (Achetez à credit et vendez compant.)
$499. Al gülüm, ver gülüm. (Donnant, donnant.)
5500. Alçak adam, tamahkâr olur.
5501. Aldatayım diyen aldanır. (Tel croit prendre qui est pris.)
5502 Aldığı aptes, ürtüttüğü kurbağaya değmez. (Le jeu n'en vaut pas la chandelle.)
5503. Åleme verir talkını, kendi yutar salkımı. (Les cordonniers sont toujours le plus mal chaussé.)
5504. Alemi nasıl bilirsin? kendin gibi. (Comment connaîs-tu les autres? comme toi.)
1505. Âlemin ağzı torba değil, ki büzesin. (La bouche des gens n'est pas un sac pour
que tu puisses la fermer.)
5506. Ålet işler, el öğünür. (Il y a plus d'outils que d'ouvriers.)
5507. Alışılan şeye, pek az değer biçilir. (Chose accoutumée, rarement prisée.)
5508. Alışmış, kudurmuştan beterdir. (Qui a bu boira.)
5509. Almağa şahin, vermeğe karga. (Faucon en recevant, corbeau en donnant.)
5510. Altın ağırına değer!
5511. Altın anahtar, kale kapılarını açar. (La clé d'or ouvre les portes des forteresses.)
5512. Altın eli, bıçak kesmez. (Le couteau ne coupe pas une main d'or.)
5513. Altın gümüşten değerli olsa da erdemin değeri altını kat kat geçer.
5514. Altın semer vursan, eşek yine eşektir. (L'habit ne fait pas le moine.)
5515. Amasya'nın bardağı, biri olmazsa, biri daha. (Pour un de perdu, deux de retrouvés.)
5516. Anasına bak, kızını al: kenarına bak, bezini al. (On ne saurait faire d'une buse un épervier.)
5517. Ancak aynı yaştakiler, aynı yaşamı kurabilir.
5518. Anlamadığın şeyde yanlış bulma.
5519. Anlaşılmak sevilmektir.
180
YanıtlaSil5400 Av. Anninle olsa savaşir (Un homme affamé attaque qui que ce soit)
3461. Ar kopek, firin deler (Vestre affione n'a pas d'oreilles)
542 Ac kopek, sopadan korkmaz (Chien affamé ne craint pas le bâton.)
5463. Açık ağız, aç kalmaz
5464. Açın uykusu gelmes (Ventre alfame, n'a pas (point) d'oreilles.)
5465. Açık ferman dinlemez. (Ventre affamé n'a pas d'oreilles.)
S406. Açlık insana her şeyi yaptırır. (La faim fait sortir le loup du bois)
5457 Açık, kurdu ormandan çıkarır. (La faim chasse le loup du bois.)
5468. Achktan karnı gurlar, başında püskülü fırlar. (C'est la pelle qui se moque du fourgon.)
5469. Ada bana, adayım sana (Fais des voeux pour moi, afin que j'en fasse pour toi.
$470. Adalet korkusu, usluluğun başlangıcıdır.
5471. Adalet topaldır
5472. Adaletin pençesinden hiç kimse yakasını kurtaramaz.
5473. Adam odur, ki sözünden (kararından) dönmez, tükürdüğünü yalamaz. (Un homme honnête est celui qui ne revient pas sur sa parole.)
5474. Adam var, adamcık var. (Il y a fagot et fagot.)
5475. Adamakla mal tükenmez. Hak saklasın vermekten. (Promettre et tenir sont deux.)
5476. Adamı adam eden paradır, parasız adamın yüzü karadır. (Un homme sans argent est un loup sans dent.)
5477. Adamın değerini, adam bilir. (L'homme de mérite connaît le mérite.)
5478. Adamın özyapısını anlamak için, dostuna bakmalı. (Pour bien reconnaître le caractère d'un homme, il faut regarder son ami.)
5479. Ağaç, bir vuruşta devrilmez.
5480. Ağaç ile kabuk arasına parmak sokmamalı. (Entre l'arbre el l'écorce il ne faut pas mettre le doigt.)
5481. Ağaç, yaşken eğilir. (Il faut courber L'arbre quand il est jeune.)
5482. Ağır git. ki yol alasın. (Qui va piano, va sano.)
5483. Ağır söze, sağır kulak.
5484. Ağızdan çıkan söz ile atılan taş, geri dönmez. (Une fois lancés, le mot et la pierre ne reviennent plus.)
5485. Ağlamayana meme vermezler. (Qui ne prie, ne prend. - Qui ne demande rien n'a rien.)
5486. Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar. (Mal d'autrui n'est que songe.)
5487. Ahmakça sorunun yanıtı yoktur.
5488. Akacak kan, damarda durmaz. (Advienne que pourra.)
5489. Akan sudan korkma, durgun sudan kork. (Il n'est pire eau que l'eau qui dort.)
179 5435. Tekint veren, yuz kat geri alır. (Kun ainoansa antaa, niin satakertaisesti saa.)
YanıtlaSil5436 Tembel adam yemek verken terler, çalışırken üşür. (Hiki laiskan syödessä, vilu tä tehdessä)
5437 Tembel avrat, erkeğe ağır bir vüktür. (Se on miehen tavsi takka, jos on hälla laiskaakka.J
5438. Tembelin tarlası, ürün vermez. (Ei laiskan touko kasva.)
5439. Teşekkür etmek, torbayı doldurmaz. (Ei kiitos säkkiä täytä. )
5440. Uzun gülmekten, ağlama gelir. (Itku pitkästä ilosta.)
sul. Varsılın hastalığından söz edilir, yoksulun ölümünden asla. (Kuuluisa rikkaan kipu, vaikkei köyhän kuolema.)
5442 Yağmurda ekilen, güneşte biçilir. (Kun märällä kylvetään, niin kuivvalla korjataan.)
5443. Yakalanan bir kuş, daldaki on kuştan daha iyi. (Parempi pyy pivossa, kun kymmenen oksalla.)
5444. Yalanın izleri kısadır. (Valheen jäljet ovat lyhyet.)
5445. Yaptıklarından pişman olan, erkek değildir. (Se ei oo mies, joka tekojaan kattuu.)
5446. Yavaş yapılan, iyi olur. (Hiljaa hyvä tulee.)
5447. Yoksulun yaşamı nasıl ise, ıslağın yanması da öyledir. (Märkä palaa niinkuin köyhä alää.)
5448. Yokuşlarda yavaş gidilir. (Hiljaa mäkilöissä.)
5449. Yumrukları güçlü olmayanın, geniş sırtı olmalı. (Kell ei oo vanvoja nyrkkejä, hänel taytyy olla leveä selkä.)
FRANSIZ ATASÖZLERİ
5450. Acele işe şeytan karışır. (Le diable, semele et gâte ce que L'on veut faire à la hate.)
5451. Acele yürüyen, yolda kalır. (Qui trop se hâte reste en chemin: Çok acele eden, yolda kalır.)
5452. Acemi nalbant, kürt eşeğinde dener kendini. (À barbe de fol, on apprend à rairel à raser.)
5453. Acı duyulmadıkça yakınılmaz. (On ne plaint le mal que lorsqu'on l'a senti.)
5454. Acı olmadan, mutluluk da olmaz.
5455. Acı patlıcanı kırağı çalmaz. (Mauvaise herbe, ne meurt pas.)
5456. Acıkmış karnın kulağı olmaz. (Ventre affamé n'a point d'oreilles.)
5457. Acının ne olduğunu anlamak için, acı çekmiş olmak gerek. (Il faut avoir souffert pour savoir compâtir.)
5458. Aç karna, kötü ekmek yoktur.
5459. Aç, kılıca sarılır.
178
YanıtlaSil5407. Kasıntı, düşmeden önce gelir. (Ylpeys köy lankeemuksen edellä.)
5408. Kedi yokken, siçanlar masada oynaşır. (Kun kissa on poissa, niin hiiret hyppiu pöydällä.)
5409. Kendi evin, altın gibidir. (Oma koti kullan kallis.)
5410. Kendine yardım, en iyi yardımdır. (Oma apu paras apu.)
5411. Kimse et yerken, domuzun nerede yattığını sormaz. (Ei kukaan kysyn fläskii syödes, kussas porsas pongertel.)
5412. Konuklukta iyi, evde en iyi. (Hyvä kylässä, kotona paras.)
5413. Köpeği boğulmaktan kurtar, ayağını ısırır. (Auta koiroo avannosta, sidrees se tarttuu.)
5414. Köpek az övülür, gelin hiç. (Harvoin koiraa kiitetään, miniää ei milloinkaan.)
5415. Köpek de işittiklerini havlar. (Haukkuuh koiraki korvakuuloa.)
5416. Köpek, yaralarını yalar. (Kyl koira haavvah nualee.)
5417. Köpekler ve efendiler, kapıları açık bırakırlar. (Koirat ja herrat jätää oven auki.)
5418. Kötü şeyler çabuk olur, yaraları uzun süre acı verir. (Pian paha tapahtuupi, kauan haava kirveleepi.)
5419. Kumaşçı karısının başörtüsü yırtık, çilingir evinin kilidi tahtadan olur.
5420. Kuşlar, tüyleri için avlanmaz. (Ei lintuja hayhenien tähden metsästetä.)
5421. Ne denli çok yatarsan, o denli çok uykun gelir. (Minkä enemän makkaat, sen enemän nukuttaa.)
5422. Ne denli ıslak odun, o denli yoğun duman. (Nimkä märemmät puut, sen sakijampi savu.)
5423. Ne yenilmeyecek denli güçlü, ne de kandırılamayacak denli akıllı var. (Ei nii vahvoo, jota ei voiteto, eikä nii viisasta, jota ei petetä.)
5424. Nedensiz kızan, armağansız oturur. (Joka syyttä suuttuu, se lahjatta leppyy.)
5425. Ormana nasıl haykırırsan, öyle yanıt verir. (Niin metsä vastaa kuin sille huudetaan.)
5426. Önceden bakmak, pişman olmaktan daha iyidir. (Parempi kotsou kuin katua.)
5427. Övgü isteyen ölsün, azarlanma isteyen evlensin. (See kun tahto kiitost nin kuolkko, see kun tahto laitost nin naikko.)
5428. Para, her kapıyı açar, ama kilitleyemez.
5429. Para ile alınır, at ile gidilir. (Rahalla saa, havosella pääsee.)
5430. Soğuğu tutan, sıcağı da tutar. (Se pitää kuuman mikä kylymänniik.)
5431. Sözünü tutmayan erkek, erkek değildir. (Ei se ol miäs eikä mikkää, joka sanas syä.)
5432. Şapkalı olanların hepsi erkek değildir. (Ei ne kaik uo miehii, mitkä on hattu piäs.)
5433. Şapkasıyla değil, adamla alay et.
5434. Tek taşla un öğütülmez. (Ei jauhoja yhdellä kivellä jauheta.)
harin in
YanıtlaSilatyah ve güzel gaelu cen viet hanları, hart bulan
husus
hurtye hart gibi (kimse)
fatzin haram oluşu
hurmet yasaklanma, yasak olma, do bushnashk, haram olma, haramik
hurmet i jedide حرمت شديدة piddetli haram (yasaklama)
hurde çıkay, dışarı çıkas 2 isyan, ayak
lanma
huruf harfler 2 isim ve fül dışında ka lan kelimeles
huruf a atif حرف عطف iki kelime veya cumle yi birbirine bağlayan harfler ve kelimeler (ve, fe, ev, hattå, em, là, bel, lakin, emma, sümme) hurufu sazime حروف عازمه )gt) Arapçada bir kelimenin başına geldiğinde o kelimenin son sesli harfini okutmayan kelimeler, cezmedici kelimeler (meselä, lem, lemma, emir belirten
(la), olumsuzluk belirten (lå), şart edatları gibi)
hurufu ecneblye حروف احسبه : yabancı alfabe
harfleri
hurufu hecaiye حروف فجائية Larapçadaki "elif ba sırasına göre sıralı harfler 2 arap çada sesli hart görevinde kullanılan harfler (elif, vav, he, ya)
huruf-u hecålye-i Kur'aniye حروف هجائية قرآنية : Kur'andaki heck harfleri (bak huruf u hecai ye)
hurufu kebire حروف كبره :tboyuk harfler, büyük kelimeler 2 (mec.) büyük ve açık ma nalar, büyük ayetler, büyük işaretler, buyük mucize olayları
huruf u Kur'anlye حروف قرآنیه : Kur'an harfleri
huruf-u mevcudat حروف موجودات : )mec.) Alle lah'ın eseri büyük kainat kitabının harfleri gibi olan varlıklar, varlıklar şeklinde harfler
huruf-u mukataa حروف مقاطعه : Kur'an'da bazı sure başlarında bulunan ve tek tek okunan harfler (elif, lâm, mim gibi)
hurufu nasibe حروف ناحیه : )gr.) geniş zaman fiilinin başına getirildiğinde son hecesini (e) diye okutan harfleri, kelimeleri (en, len, izen, key takıları gibi)
huruf-u Nuriye حروف نوریه : nur risalesinde
ten harfler ve kelimeler
378
huruf u nuriye حروقت دورهnurlu (kh) harfler
huruf u sartive حروف شرطيه art bildiren hart ler, kelimeler, edatlar (arapçada, in, lemem, ma, mehma, eyyu, metà, haysūna, keyfe må humeti i tha faizin yasaklanma gibi ek ve edatlar) türkcede se, ise, an-cak gibi eklerle ifade edilir
huruf حروف harfler 2 matbaadaki harf ka
hpları
hurufat Islamiye حروفات إسلامية : Islam alfabe
sindeki harfler
hurufat kudsiye حروفات قدسیه : kutsal harfler
hurufat- Kur'aniye حروقات قرآنیه : Kur'an hart
hurufiye حروفيه harflerle ilgili
hurufaaliyeحروف عربية atapadaki harfler leri
hurufiye حروفه hurufilik, harflerden kendi lerince mânalar çıkarıp İslamın doğru yolun
dan sapmış batıl bir mezhep veya tarikat hurus خروض : cosma, coşkunluk 2.gürültü,
telaş, çoğaltı
hursan خروشان : cosan, çağıldayan, gürültüla
sesler çıkaran
husuf خوف : Lay tutulması 2.perdelenme 3 birşeyin ışığı veya aydınlığının gitmesi
husufat حسوقات : husuflar, ay tutulmaları; gök cisimlerinin ışık veya aydınlıklarının gitmesi
husül 1 : حصول meydana gelme, olma, orataya çıkma 2 türeme, üreme
husûle gelmek حصوله كلمك : meydana çıkmak,
olmak
husülmaks حصول مقصود : istenenin olma sı, istenen şeyin gerçekleşmesi
husülü nesil حصول نسل : neslin meydana gel-
mesi, gerçekleşmesi
husullyle حصوله : gerçekleşmekle, olmakla
husul-pezir حصول پذیر : meydana gelmiş, husu-
gelmiş
husumet خصومت : .hasımlık, düşmanlık 2.zıt-
lık, karşıtlık
husumet-i gayr خصومت غیر başkasına düş
manlık
husumet-i hariciye خصومت خارجیه : diştaki düş-manlık, yabancıların düşmanlığı
husumet-i kafirane خصومت کافرانه : kafirce düş-manlık, inkârcılara yaraşır düşmanlık
husumetkärane حصو متکارانه : dusmanca
gehusus خصوص : konu 2.iş 3.yol, usul, tarz
hürin-in
YanıtlaSilhusus
378
harin-in حور میں iri siyah ve guzel gozlu cen net kızları, hüri kızları
hurive حوريه : hart gibi (kimse(
hurmet yasaklanma, yasak olma, do-kunulmazlık, haram olma, haramlık humeti i riba حرفت با : faizin yasaklanması,
fatzın haram oluşu
hurmet-i sedide حرمت شدیده : siddetli haram (yasaklama)
hure حروح :as: dışarı çıkış 2 isyan, ayak lanma
huruf حروف harfler 2 isim ve fiil dışında ka-lan kelimeler
(ve, hurufu arabiye حروف عربية : arapçadaki harfler huruf-u atif حروف عطف : iki kelime veya cümle yi birbirine bağlayan harfler ve kelimeler fe, ev, hattä, em, là, bel, läkin, emma, sümme)
huruf-u cazime حروف جازمه : )gr.) Arapçada bir kelimenin başına geldiğinde o kelimenin son sesli harfini okutmayan kelimeler, cezmedici kelimeler (meselä; lem, lemma, emir belirten (là), olumsuzluk belirten (lå), şart edatları gibi)
hurufu ecnebiye حروف اجنبيه : yabancı alfabe harfleri
hurufu hecalye حروف هجائيه : Larapçadaki "elif ba" sırasına göre sıralı harfler 2.arap-çada sesli harf görevinde kullanılan harfler (elif, vav, he, ya)
huruf-u hecälye-i Kur'aniye حروف هجائیه قرآنیه : Kur'andaki hecå harfleri (bak huruf-u hecai-ye)
hurufu kebire 1: حروف كبيره.büyük harfler, büyük kelimeler 2.(mec.) büyük ve açık ma nalar, büyük âyetler, büyük işaretler, büyük mu'cize olayları
huruf-u Kur'aniye حروف قرآنیه : Kur'an harfleri
huruf-u mevcudat حروف موجودات : )mec.) Alle lah'ın eseri büyük käinat kitabının harfleri gibi olan varlıklar, varlıklar şeklinde harfler
huruf-u mukataa حروف مقاطعه : Kur'an'da bazı sure başlarında bulunan ve tek tek okunan harfler (elif, lâm, mim gibi)
huruf-u nasibe حروف ناصبه : )gr.) geniş zaman fiilinin başına getirildiğinde son hecesini (e) diye okutan harfleri, kelimeleri (en, len, izen, key takıları gibi)
huruf-u Nuriye حروف توریه : nur risalesinde ge-
çen harfler ve kelimeler
huruf-u nuriye حروف نوری nurlu (ışıklı) harfler
huruf-u şartive حروف شرطه sart bildiren harf-
ler, kelimeler, edatlar (arapçada, in, lemem, ma, mehma, eyyü, metá, haysüma, keyfe må gibi ek ve edatlar) türkçede... se, cak...., gibi eklerle ifade edilir ise, an-
huruf 1 : حروف harfler 2 matbaadaki harf ka-
lıpları
hurufat Islamiye حروفات إسلاميه : islam alfabe sindeki harfler
hurufat: kudsiye حروفات قدسه : kutsal harfler
hurufat-i Kur'aniye حروفات قرآنیه : Kur'an harf-
leri hurufiye حروفيه : harflerle ilgili
hurufiye حروفيه : hurufilik, harflerden kendi lerince mânalar çıkarıp İslamın doğru yolun-dan sapmış batıl bir mezhep veya tarikat
hurüş 1 : حروض.cosma, coşkunluk 2.gürültü,
telaş, çoğaltı
hurusan خروشان : coşan, çağıldayan, gürültülü sesler çıkaran
husuf حرف : ay tutulması 2.perdelenme 3.birşeyin ışığı veya aydınlığının gitmesi
husufat حسرقات : husuflar, ay tutulmaları; gök cisimlerinin ışık veya aydınlıklarının gitmesi
husûl 1 : حصول meydana gelme, olma, orataya çıkma 2.türeme, üreme
olmak husûle gelmek حصوله كلمك : meydana çıkmak,
husûlü maksûd حصول مقصود : istenenin olma-sı, istenen şeyin gerçekleşmesi
husûlü nesil حصول نسل : neslin meydana gel-mesi, gerçekleşmesi
husuallyle حصليه : gerçekleşmekle, olmakla
husul-pezir حصول پذیر : meydana gelmiş, husu-gelmiş
husumet خصومت : .hasımlık, düşmanlık 2.zıt-
lık, karşıtlık
husumeti gayr خصومت غیر : başkasına düş-manlık
husumet-i hariciye خصومت خارجیه : diştaki düş-manlık, yabancıların düşmanlığı
husumet-i kafirane خصومت کافرانه : kafirce duş-manlık, inkârcılara yaraşır düşmanlık
husumetkarane خصر متکارانه : düşmanca
husus 1 : خصوص.konu.iş 3.yol, usul, tarz
hususan
YanıtlaSil4 hal, keyfiyet, durum, ayırıcı özellik 6. ba kum, yon
hususan حصوصا ozellikle, ayrıca
hususen خصوصا bak hususan(
379
hususat حصوصات : hususlar, bakımlar, yönler, siem, tarzlar, maddeler, özellikler, haller, du rumlar
hususat sahsiye خصوصات شخصیه : pahsi (kişi sell ozellikler ve yönler, şahsi haller hususi خصوصی . ozel, ozel hal ve davranışlara ait
hususiyet 1 : خصوصیت özellik, özel hal ve du rum 2 dostluk, ahbablık, tanışlık, yakınlık, samimiyet
hususiyet-i mütenevvia خصوصیت متنوعه : mute nevvi hususlar, çeşitli özel haller ve davranış-lar, çeşitli özellikler
hususiye خصوصیه : )bak. hususi(
hususiyle خصوصیله : özellikle, bilhassa, özel şekilde
hususuyla خصوصیله : )bak hususiyle(
huse-cin خوشه چین : salkım veya başak topla yan
husu حضوع : hem korku hem saygı duyma hali (Allah'ın huzurunda) 2.kusurlarını gör me ve durumundan utanma hali 3.alçak gö-nüllulük
husunet حشونت : sertlik, sert ve katı davranış-lılık
hot حوت : balık büyuk balık 2 balık burcu
hutame حطمه : cehennemin beşincisi (inkârcı-lar için olan gayya kuyusu buradadır)
hutbe 1 : حطبه.Cuma veya Bayram Namazla-rında müslümanlara dinin emir ve yasaklarını ve onları ilgilendiren konularda bilgi ve gerek lerini hatırlatan hatibin konuşması (hatip bu konuşmayı halife veya İslâm devlet başkanı namına ve onun verdiği yetkisiyle yapar. bu sebeple bu hutbe devletin bağımsızlığını be lirtir.) 2.dinî emir ve yasakları ve temel dinî gerçekleri vermek için müslümanlara yönelik yapılan konuşma. 3.akıl sahiplerine yönelik konuşma
hutbe-i Arabiye خطبة عربيه : Arapça hutbe
hutbe-i ezeliye خطبة أزليه : ezeli hutbe, Allah'ın (c.c.) kullarına yönelik ezeli sözleri (Kur'an)
Hutbe-i samiye 1 : خطبة شابه.Suriyedeki Şam şehrinde (Emevi Camii isimli camide) Hz.
huzu
Bediüzzaman Said Nursi tarafından verilen hutbe 2 bu hutbenin yazılı haldeki kitabın adı
hutbe-i sirin حطبة شيرين : sirin konuşma, guzel ve tatlı konuşma
hutbe-yi Arabiye خطة عربية : )bak. hutbe-i Ara-biye)
Hutbet-üş Şamiye خطبة الشامية : )bak. Hutbe-i Şamiye(
huteba حطاء : hatipler, hutbe okuyanlar
huteba-i umumi حطباء عمومی : herkese hitap eden hatipler (konuşmacılar)
hutur حطور : akla gelme, hatırlama
hutur etmek 1 : خطور ايتمك akla gelmek, hatıra gelmek, hatırlanmak 2. (kalbe) doğmak
hutut خطوط : hatlar: 1.yazılar 2.çizgiler 3 yol-
lar 4 izler
hututu cevher خطوط جوهر : )mec.) cevher gibi değer taşıyan zaferlerle yazılan tarih sayfaları
hutut-u maneviye خطوط معنویه : manevi hatlar,
mânevi birleştirici çizgiler
hutut-u nuraniye خطوط تورانیه : nurlu hatlar, nurlu izler ve yollar
hutut-u tesbihiyye خطوط تسبیحیه : tesbih yazıla-rn, Allah (c.c.) her bakımdan kusursuzluğunu belirtir zikir yazıları (månaları)
hutuvat خطوات : Ladımlar izler 3.yollar 4.esaslar 5.şeytanın aldatmaları, desiseler
hutavat sitte خطوات سه : seytanın (ve ondan ders alanların altı aldatma yolu) 2.Bediüzza-man'ın bu adı taşıyan risalesi
huveyne خوبه : hayvancık 2.çok küçük canlı, mikrop, bakteri, v. b
huveynat 1 : حربنات hayvancılıklar 2.çok kü-çük canlılar, mikroplar, bakteriler, v. b
huy 1 : خویmizaç, tabiat, karakter 2.ahlak, davranış tarzı 3.alışkanlık, ädet
huyût : baglar; ipler, teller
huz خذ : al (almak fiilinin emir şekli(
huz beyedi خذ بيدى : elimden al, elimden tut
huz må safa خذ ماء صفاء : temiz ve gönlü rahat-lardan herşeyi al, herşeyin güzel tarafına bak, iyi ve güzeli al
huzme 1 : خذ مه.demet, deste 2.1şık demeti
huzu 1 : خضوع.Allah (c.c.) büyüklüğünü ve kendi kusurunu düşünüp hem saygı ve hem korku duyma hali 2.alçakgönüllülük, tevazu
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: "Mirac gecesinde İbrâhim (a.s.) lle karşılaştım. "Ya Muhammed! Ümmetine selam söyle. Cennet'in toprağının güzel, suyunun tatlı ve arazisinin de düz ve ağaçsız olduğunu, oraya dikilecek fidanın da 'Sübhânallâhi velhamdü lillâhi ve lå ilahe illallahü vallâhü ekber' (duası)
YanıtlaSilolduğunu haber ver." buyurdu. (S. Tirmizî)
Hicri: 25 RECEB 1447 - Rûmi: 1 Kânûn-1 Sânî 1441 - Kasım 68
İSTANBUL
Imsak
...........
6.34
Sabah...
6.54
Güneş.......
8.19
Öğle..........
13.23
İkindi
Yatsı.
15.50
Akşam..........
18.08
19.41
Kıble S......... 11.20
14
OCAK
2026
Çarşamba
Ay Doğuş... 4.59
Ay Batış..... 13.57
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.17
6.37
8.00
13.08
15.38
17.56
19.28
11.41
Bartın
6.22 6.42 8.07 13.10 15.35 17.53 19.27 11.43
Bilecik
6.29
6.49
8.12
13.19
15.49
18.06 19.39
11.23
Bolu
6.23
6.43
8.07
13.12
15.40
17.58
19.31
11.36
Çankırı
6.16
6.36
7.59
13.05
15.33
17.50
19.23
11.48
Çorum
6.10
6.30
7.54 12.59
15.28
17.45
19.18
11.57
Düzce
6.26
6.46
8.10
13.14
15.42
17.59
19.33
11.33
Eskişehir
6.27
6.47
8.09
13.17
15.48
18.05
19.37
11.25
Karabük
6.20
6.40
8.04
13.08
15.35
17.53
19.27
11.44
Kastamonu
6.15
6.35
8.00
13.04
15.30
17.48
19.22
11.51
Kırıkkale
6.15
6.35
7.58
13.05
15.35
17.52
19.24
11.46
Zonguldak
6.23
6.43
8.08
13.12
15.38
17.56
19.30
11.39
Yarın akşam Mîrac Gecesi'dir
Aksaray-Topkapı tramvay hattı (2.600 m) hizmete girdi (1873)
Gün: 14. Hafta: 3.1. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
MIRAC GECESİ'NDE VE GUNDUZUNDE YAPILACAK IBADETLER
YanıtlaSilReceb-i şerîfin 27. gecesi (yarın akşam) Mirac Gecesi'dir.
Mirac Gecesi'nde, yatsı namazından sonra 12 rekât hâcet namazı kılınır.
Her rekâtte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlas-ı şerîf okunur.
Namaza şöyle niyet edilir:
"Ya Rabbi! Rızâ-yı şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece, yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın Habîbin Resûl-i Zîşân Efendimiz hürmetine, ben âciz kulunu afv-ı İlâhî'ne, feyz-i İlâhî'ne ve rızâ-yı İlâhî'ne mazhar eyle." Allâhü Ekber.
Namazdan sonra;
4 Fâtiha-i şerîfe,
100 defa, "Sübhanallahi ve'l-hamdü lillahi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-Aliyyi'l-Azîm."
100 istiğfâr-ı şerîf,
100 salevât-ı şerîfe okunup dua edilir.
Bu namaz, her rekâtte yüz İhlas-ı şerîf okunarak 10 rekât kılınır veya her rekâtte on İhlas-ı şerîf okunarak 100 rekât kılınırsa bunu yerine getiren mümin, bu namazın feyz ve bereketiyle huzûr-ı İlâhî'ye namaz borçlusu olarak çıkmaz (namaz borçlarını edâya muvaffak olur).
Hadis-i şerîfte, Receb-i şerîfin 27. gününde, yani kandil gecesini takip eden gündüzde oruç tutana, altmış ay oruç sevabı yazılacağı vaad edilmiştir.
Mirac Gecesi'ni takip eden gündüzde, öğle namazı ile ikindi namazı arasında 4 rekât namaz kılınır. Her rekâtte Fâtiha-i şerîfeden sonra;
5 Ayetü'l-Kürsî,
5 Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn,
5 İhlas-i şerîf,
5 Kul eûzü birabbi'l-felak,
5 Kul eûzü birabbi'n-nâs sûreleri okunur. (Duâ ve İbadetler, Fazilet Neşriyat)
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil2022 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
1965-Malcolm X (Malik El Şahbaz), New York'ta uğradığı bir suikast sonucu öldürüldü.
1923 - Medresetüzzehra projesi Meclis'te görüşülerek Lâyiha (Kānun Teklifleri) Encümenine havâle edildi.
1970 - Nur Talebeleri
günlük Yeni Asya gazetesini çıkarmaya başladı.
21
PAZARTESİ
MONDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Allah düşmanlarınızı sizden
daha iyi bilir.
Nisa Suresi: 45
BİR HADİS
Kişi, bir adamla oğlu arasında oturmasın.
Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş'i dahi o halketmiştir.
HICRÎ: 20 RECEB 1443 - RUMI: 8 ŞUBAT 1437
Mektubat
KASIM: 106- GÜN: 52 KALAN: 313 -
GÜN UZA.: 3 DK
Ali'nin (ra) Müslüman olması karşısında kocasına Fatma Hatunun, "Oğlunun dinini değiştirmesini onaylıyor musun?" diyerek Hz. pki göste
YanıtlaSilPeygamberimizin (asm) Hayatı
TARINTE BUGÜN
-1444-Varna Savaşı.
1922-Bediüzzaman Said Nursî, hükümet ileri gelenlerinin daveti üzerine gittiği Ankara'daki Millet Meclisinde resmî merasimle karşılandı.
9
BİR AYET
Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.
Bakara Suresi: 32
CUMARTESİ
SATURDAY
BİR HADİS Sübhanallah, Lâ ilähe illallah, Elhamdülillah, Allahuekber ve Lå havle velâ kuvvete illâ billah'ı çok
KASIM
NOVEMBER
söyleyiniz.
Müsned, 3: 75
Seni intizar etmekte ve senin de sür'atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın zinetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Mesnevî-i Nuriye
HİCRI: 7 C.EVVEL 1446 - RUMI: 27 T. EVVEL 1440
KASIM: 2-GÜN: 314 KALAN: 52-GÜN. KIS.: 2 DK
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil-1092-Melikşahın vefatı.
1638-IV. Murat
komutasındaki Osmanlı
ordusu Musul'a girdi.
KASIM
05
ÇARŞAMBA
14 1447
C.EVVEL
RUMI: 23 T.EVVEL 1441 HIZIR: 184
Hutbe-i Şamiye
BİR AYET
Bazen de sevdiğiniz bir şey sizin için şer olur.
Bakara Suresi: 216
BİR HADİS Sarhoşluk veren her şeyden sakınınız.
Taberanî
Azametli bahtsız bir kıt'anın, şanlı tali'siz bir devletin, değerli sahipsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.
Hıristiyanlık-Yahudilik Çatışmasının Anlamı Nedir?
YanıtlaSilSon zamanlarda bir Hıristiyanlık-Yahudilik çatışması başla-dı. "Da Vinci'nin Şifresi" adlı kitapta Hz. İsa'nın evlendiği, çocuk sahibi olduğu, soyunun bu çocuktan devam ettiği, bu so-yun son temsilcisinin de hayatta olduğu iddia ediliyor. Kitap dünya kitap listelerinde en çok satanlar listesinin başında yer alıyor. Bu iddialar Hıristiyanlığın temel inanç sistemine bir sal-dırı anlamı taşıyor olmalı ki, "Hz. İsa'nın Çilesi" adlı bir film yapıldı ve şu günlerde tüm dünya sinemalarında gösterilmeye başlandı. Filmde Hz. İsa'yı Yahudilerin öldürdüğü konusu işle-niyor. Bu çekişmenin arkasında neler var?
M. K.: Evet son zamanlarda şunu görüyoruz, dünya üzerinde ki-taplar yayınlanıyor ve bu kitaplar dünyadaki temel çatışmanın di-ni olduğunu ifade ediyor. Mesela "Da Vinci'nin Şifresi" adlı kitap-ta İsa'nın soyundan gelen insanların hala bir takım yönlendirme-ler yaptığı iddia olunuyor. Ben 2000 sene sonra insanların soyun-dan gelenlerin, hala etkili olabileceğini bilmiyorum. Ona tıp adamları karar verirler. Ama şunu gözlüyoruz, bugünkü mücade-leler geçmişte Birinci Dünya Savaşı'na, İkinci Dünya Savaşı'na ya da soğuk savaşa yön veren temel çatışmalardan çok farklı değil.
38
YanıtlaSilBÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ
Ama metot değişik. Bugünkü din çatışmasını aslında bu mücade lenin temeli değil, sadece bir aracı olarak görmek lazım. O bakım. dan yazılan bir sürü kitaplara bakılarak dünyada gerçekten dinsel bir çatışma olduğunu zannetmek hatadır. Ama bu kitaplar okuna-rak tarafların nasıl bir metot uyguladığı öğrenilebilir.
Soğuk savaş döneminde çatışma, sağ ile sol arasında idi veya NATO ile Varşova Paktı arasındaydı. Şu anda bakıyoruz ki, bü-tün bunlar hiç ortada yok. Sadece dünya üzerinde dinsel bir ça-tışma var gibi gözüküyor. Ama aslında o gün ne için çatışılıyor-sa, dünya üzerinde hegemonya kurmak, iktisadi çıkarlar, siyasi çı-karlar var ise, bugünde aynı çıkarlar için çatışılıyor. Dini çatış-maları, meselenin özü olarak görmek yerine, araçları olarak gör-mek lazım.
Bu açıdan şunu görüyoruz, mesela "Da Vinci'nin Şifresi" kita-bı, Hz. İsa'yı küçültücü bir tavır takınırken "İsa'nın Çilesi" filmi de Yahudileri itham eden bir tavır sergiliyor. Bu dinsel bir farklı-lıktan kaynaklanmıyor, siyasi ayrıştırmalardan kaynaklanıyor. Bu kitabı yazdırma gereği duymalarının sebebi, dünya üzerinde çatı-şan güçler, aslında bir kitap değil, çoktan beri "Tapınak Şövalye-leri" gibi, bir sürü yayınlar yapılıyor, savaş aracı olarak dini seçti-ler. Dini seçtiklerine göre halkı bu savaşa inandırmak ve bunun arkasında toplamak gerekiyordu. O yüzden de böyle kitap furya-sı ortaya çıktı. Dikkat ederseniz sadece Hıristiyanlığın içinde de-ğil, daha evvel Medeniyetler Çatışması'nda da temelde İslam olan bir düşünce ile Batıyı karşı karşıya getirmek gibi bir strateji izlendi. Bizim söylediğimiz, bunu önündeki bir perde olarak gö-rün fakat onun arkasındaki siyasi hesaplar değişmez. Geçmişte ne için savaşılıyorsa onun için savaşılıyor. Ve meseleyi din savaşı olarak görmeyiniz.
Eğer dünya üzerinde savaşmaya, mücadele etmeye karar veren kimseler, dini bir alet olarak kullanmaya başlamışlarsa bunun dı-şında Türkiye de kalamaz. İster istemez din çatışmasının ya ko-
HIRİSTİYANLIK-YAHUDİLİK ÇATIŞMASI
YanıtlaSil39
nusu ya tarafı olacaktır. Bunda dikkatli olmak ve özellikle bu oyuna düşmemesi lazımdır. Dini çatışmaları tahrik edecek özel-likle, içerideki grupları birbirine düşürecek tavırlardan sakınma-ları gerekir. Türkiye içerisinde din ile laiklik arasındaki çatışma-lar, aslında onların projelerinin gerçekleştirilmesi anlamına gelir. Bizim yaptığımız şey şudur, kim ne istiyor ve burada Türkiye'den beklenen nedir, Türkiye'yi yönelttikleri yer neresidir, buna ras-yonel cevap vermektir.
464
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT SERHI
Resulullah SA. efendimizin bu oğlu İbrahim, hicretin onuncu se-nesi rebiülevvel ayının onuncu gunü, on altı aylık iken dar-1 ukbaya teşrif eyledi. Bakia mezarlığına defnedilmiştir.
Yüce Hak, cümlesinin şefaatlerini bizlere nasib eylesin. Amin!. Resulüllah S.A. efendimizin kendi sulbünden gelen kızları dört tanedir.
HAZRET-1 ΖΕΥΝΕΡ
Birincisi: ZEYNEP'tir. Allah ondan razı olsun.
Resulüllah S.A. efendimiz, otuz yaşında iken Hazret-i Hatice'den dünyaya gelmiştir. Cümle kızlarının büyüğüdür. İlk çocukları da Ka-sım'dır.
Razıları şöyle dedi:
Zeynep, Kasım'dan büyüktür.
Allah onlardan razı olsun. Ancak, birinci kavil daha doğrudur.
Bu Zeyneb'l, Hazret-i Hatice'nin dayısı Ebülas Muksim b. Rebia nikâhla almıştır. Bundan bir erkek çocuğu olmuş; adını: ALİ ko-muşlardır. Allah ondan razı olsun. Bir de kızı olmuş; onun adını da: UMAME komuşlardır. Allah ondan razı olsun. Resulüllah S.A. efen-dimiz, Medine-i Münevvere'ye hicret buyurdukları zaman, zevci Ebül-as'la Mekke'de kalmıştır. Çünkü o zaman, Ebülas, iman şerefi ile mü-şerref olmamıştı.
Sonra esir oldu. Kendi nefsine fidye verip kurtulmasını istediği zaman; Resulüllah S.A. efendimiz, kızı Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile söz alıp onu bıraktı. Resulüllah S.A. efendimiz, Ebülas'ı sal-dığı zaman, kızı Zeyneb'i alıp getirmeleri için, yanına iki adam kattı. Onlar gibip Zeyneb'i alıp getirdiler. Daha sonra, Ebülas da İslâm şe-refi ile müşerref olup Medine-i Münevvere'ye hicret etti. Bunun üze-rine, Resulüllah S.A. efendimiz, yeni bir nikâhla kızı Zeyneb'i Ebülas'a verdi. Allah onlardan razı olsun.
Bazıları şöyle dedi:
Resulüllah S.A. efendimiz, yeniden nikâh kıymadı; eski nikâhı ile verdi.
Bu Zeynep r.a. hicretin sekizinci senesinde Medine-i Münevvere'-de dai 1 ukbaya teşrif buyurdu. Kendisini, Resulüllah S.A. efendimiz mübarek elleri ile, kabre indirmiştir. Hak Taâlâ şefaatlerini cümlemi-ze nasib eylesin. Amin!.
HAZRET-İ RUKİYE
Resulüllah S.A efendimizin ikincı kızı: RUKIYE'dir. Allah ondan razı olsun.
Resulüllah S.A. efendimiz, otuz üç yaşında iken, bu kızı RUKİ-YE Hazret-i Hatice'den dünyaya gelmiştir. Ebu Leheb'in oğlu Ate-be'ye nikahlamıştır. Ancak, güveği girmemiştir. Güveğı girmeyişinin sebebi: Ebu Leheb hakkında TEBBET suresinin nazil olmasıdır. O sure nazil olduktan sonra, Ebu Leheb işitti; öfkelendi. Oğlu Atebe'ye şöyle dedi:
KARA DAVUD
YanıtlaSilMuhammed'in kızını boşa,
465
Ve oğluna and verdi. Oğlu da, Rukiye'yi boşadı.
Mekke-1 Mükerreme'de Hazret-1 Osman'a ra. nikahladı. O da Ru-kiye'yi alıp Habeşistan'a hicret eyledi.
Rukiye'nin Hazret-1 Osman ra. ile evliliğinden bir erkek çocuğu oldu; adını Abdüllah koydu. Daha sonra, Medine-1 Münevvere'ye hicret buyurdu. Allah ondan
razı olsun.
Resulüllah S.A. efendimiz, Bedir gazasına giderken, Hazret-i Ru-kiye hasta idi. Bunun için, Hazret-i Osman'ı ra. beraberinde götür-medi. Resulüllah S.A. efendimiz, Bedir gazasında iken Rukiye vefat etti. Allah rahmet eylesin. Hak Taâlâ, cülernize şefaatini nasib eyle-sin. Amin!.
HAZRET-1 ÜMMÜGÜLSÜM
Resulüllah S.A. efendimizin üçüncü kızı: Ümmügülsüm'dür. Al-lah ondan razı olsun. Bu da, Hazret-i Hatice'den r.a. dünyaya gel-miştir.
Resulüllah S.A. efendimiz, bunu da Ebu Leheb'in oğlu Utbe'ye nikâhla vermiştir. Ancak, bu da kardeşi Atebe gibi, güveği girmemiş-tir. Anlatılan sure nazil olduktan sonra, kardeşi Atebe, Hazret-i Ru-kiye'yi boşayınca bu da babasının izni ile, Ümmügülsüm'ü boşamıştır.
Hazret-1 Osman'ın r.a. zevce-i mükerremesi Rukiye vefat ettikten sonra, Resulüllah S.A. efendimiz bu kızı Ümmügülsüm'ü Hazret-i Os-man'a r.a. nikâhladı. Bu nikâh Medine-1 Münevvere'de oldu. Hicretin üçüncü senesi idi. Resulüllah S.A. efendimizin iki kızı ile evlendiği için kendisine:
Zinnureyn..
Denmiştir. Ümmügülsüm, hicretin dokuzuncu senesi dar-ı ukba-ya teşrif etmiştir. Allah ondan razı olsun. Bunun çocuğu olmamıştır.
HAZRET-1 FATIMA
Resulüllah S.A. efendimizin dördüncü kızı; FATIMAT'ÜZ-ZEHRA'-dır. Allah ondan razı olsun. Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik gelmeden beş sene evvel Hazret-i Hatice'den r.a. doğmuştur. Bazıları da:
doğmuştur. Resulüllah S.A. efendimiz kırk yaşında iken, Hazret-i Fatıma
Dediler. Bu, 'Resulüllah S.A. efendimizin kızlarının cümlesinin kü-çüğüdür. Dünya Alem kadınlarının hanımefendisidir. Resulüllah S.A. efendimizin sevgili kızıdır. Allah ondan razı olsun.
Çünkü: Hazret-i Fatıma pek gani gönüllü zahide bir hanımefen-di idi. Zahid ve âbid olan çocukları diğerlerinden daha fazla sevmek mübahtır.
Bunun, FATIMA ism-i şerifinden başka, dört ismi daha var-dır. Şunlardır: BETÜL, ZEHRA, TAHİRE, MUTAHHARE..
F. 30
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilEyyám-ı biz: ayın doğup sonuna kadar aydınlattığı geceler demek-tir ki, her ayım on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci geceleridir. (46)
Katade b. Milhan «Resûlullah Aleyhisselâm, bize ayın aydınlık ol-duğu on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci gecelerin orucu ile emr eder ve (O, yıl orucu gibidir!) buyururdu. (47)
Abdullah b. Minhal'in babası Minhal de «Resûlullah Aleyhisselâm, bize, üç aydınlık geceli günlerin orucunu tutmamızı emr eder (Onlar, yıl orucudur!) buyururdu. demiştir. (48)
Ebû Zerr'ülgıtári der ki «Resûlullah Aleyhisselâm (İçinizden, her aydan üç oruç tutmak isteyen kimse, üç aydınlık geceli günlerin orucu-nu tutsun! (49)
Bana da (Ey Ehû Zer! (50) Her aydan üç oruç tutacağın zaman, on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günlerde oruç tut!) buyurdu.» (51)
Muâzetüladvlye, Hz. Ålse'ye «Resûlullah Aleyhisselâm, her aydan üç gün oruç tutarmı idi?» diye sordu.
Hz. Aişe «Evetla dedi.
Muȧze «Resûlullah Aleyhisselâm, ayın hangi günlerinde tutardı?»
diye sordu. Hz. Aişe «Orucu, ayın günlerinden her hangi birinde tutmağa pek özenmezdi. dedi. (52)
Abdullah b. Mes'ud da Resûlullah Aleyhisselâm, her ayın gurre-sinde üç gün oruç tutardı ve cuma günü oruçlu olmadığı pek az olur-du. demiştir. (53)
Aklık, beyazlık demek olan Gurre, oruçta, ayla aydınlanmış gece-ler, yani, her ayın on üç, on dört ve on beşinci geceleridir. (54)
Ebû Hüreyre «Resûlullâh Aleyhisselâm, bana üç şeyi:
1. Her aydan üç gün oruç tutmayı,
2. Kuşluk namazı kılmayı,
3. Vitr namazını kılmadıkça, uyumamamı emr ve tavsiye buyur-
du. demiştir. (55)
(46) İbn-i Esir Nihaye c. 1, s. 173.
(47) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 27, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 328
(48) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 28, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 544
(49) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 152, Tirmizi Sünen c. 3, s. 135
(50) Tirmizi Sünen c. 3, s. 134
(51) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 162, Tirmizi Sünen e. 3, s. 134
(52) Müslim Sahih c. 2, s. 818, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 328, Tirmizi c. 3, s. 135, İbn-i Mice Sünen c. 1, п. 545 Sünen
(53) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 406, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 328, Tir-mizi Sünen c. 3, s. 118
(34) Ibn-i Eslr Nihaye c. 3, s. 354
(55) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 258, Buhari Sahih c. 2, s. 247-248, Tir-mizi Sünen c. 3, s. 133-134, Nesal Sünen c. 4, п. 204
SAVM (ORUÇ) VE PEYGAMBERİMİZİN ORUÇ TUTUŞU
YanıtlaSilŞaban Ayı Orucu ve Fazileti:
201
Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, o derece oruç tutardı ki, biz (Artık, orucu hiç bırakmayacak!) derdik.
Bazan da, orucu, öyle bırakırdı ki (Artık, hiç oruç tutmayacak!) derdik. (56)
Ben, Resûlullah Aleyhisselâm'ın, ramazandan başka hiç bir ay'ı kâmilen oruçla geçirdiğini görmedim. (57)
Ben, Onun, şaban ayındakinden daha çok oruç tuttuğunu da, gör-medim. (58)
Şaban ayında, orucu, pek az bırakır (59), şaban ayını bütün tutar (60), ramazan'a ulardı. (61)
İnıran b. Husayn'ın bildirdiğine göre: Peygamberimiz Ey filan! Bu ay'ın (Şabanın) sonunda oruç tuttun mu?» diye sordu.
O da Hayır ya Resülallah!» dedi.
Peygamberimiz Öyle ise, ramazandan çıktıktan sonra iki gün oruç tut!» buyurdu. (62)
Şabanım İkinci Yarısından Sonra Nafile Oruç Tutulmaması ve
Ramazanın Oruçla Karşılanmaması:
Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz Şabanın yarısı kaldığı zaman, oruç tutmayınız! (63)
Sizden biriniz (64), bir gün veya iki gün oruçla (65), sakın, rama-zana tekaddüm etmesin, ramazanın önüne geçmesin! (66)
(56) Malik Muvatta' c. 1, s. 309, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 39, Buharat -Sahih c. 2, s. 244, Müslim Sahih c. 2, 8. 810, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 324, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 545-546
(57) Malik Muvatta' c. 1, s. 309, Buhari Sahih e. 2, s. 244, Müslim Sahih c. 2, s. 810, Ebu Davud Sünen c. 2, s. 324
(58) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 30, Buhari Sahih c. 2, s. 244, Müslim-Sahih c. 2, s. 810, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 324, Tirmizi Sünen c. 3, s. 114, Nesai Sünen c. 4, s. 200, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 546
(59) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 143, Müslim Sahih c. 2, s. 811, Tirmizi Sünen c. 3, s. 114, İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 546
(60) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 128, 143, Buhari Sahih c. 2, s. 244, Müs-lim Sahih c. 2, s. 811, Tirmizi Sünen c. 3, s. 114, Nesal Sünen c. 4, s. 201, İbn-i Máce Sünen c. 1, s. 528
(61) İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 528
(62) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 434, Buhari Sahih c. 2, s. 247-248, Mils-lim Sahih c. 2, 8.818-820, Dârimi Sünen c. 1, s. 350
( 63) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 301, Tirmizi Sünen c. 3, s. 115
(64) Bubari Sahih c. 2, s. 230, Tirmizi Sünen c. 3, s. 115, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s 528
(65) Buhari Sahih c. 2, s, 230, Müslim Şahih c. 2, s. 762, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 300, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 528
(66) Buhari Sahih c. 2, s. 230
سورة البقره (۲۱-۲۲)
YanıtlaSilو محبی ) انسان سانترال کی نون خلقتك نظامرين وفطرتك قانو دارم و ما ملك توامس اللهم لك تعا على من مركز در ناءً عليه، انسانك او قانوناره انتساب و ارتباط انیسی و آر نامو بلدك انفارين با عشور غشك اغمى لاز مدرکی عمومی جریانی تأمین انين وطبقات عالميه دوران امدن طولا وارك حركتهاء من مخالفتهم او طولا بارك جرخارى التنده از کلمه سین بوده کن
اوامر ونواهيدن عبارت اولان عبادتله اولور.
دروکسی امرازی امتثال نمدار دن اجتناب ایمل سایه سنده و فرد هیئت اجتماعیر ده جون مرتبه لوله نسبت بيدا البدر و علاقه دار اولور بالخاصه احکام دینیه و مصالح کومه خصوصنده فرد ربوع حلمن كيى يعنى بك موم حقوقلى، حيثتلى ارشادلي تعاملی، اصلا حال کی وظیفہ به شخصه بوکانی اگر آواری امتثال نواهندن احتراب ايدن او شخص اولماس، او وصفه الرتماماً
پایمال اولور.
و تشخیی ) انسان، اسلامیت سایه سنده، عبادت سائقه سیاه بتونه مسلمانامه فارشو تابدار مناسبت پیدا ایدر و قوی بر ارتباط و با غليها الده ايدر بونا راید، مدار صیدالی از برا خونه حقیقی بر محبته سبب اولور. ذاتاً هيئت اجتماعيه نك كمالنه وترقينه مقدم وان برنجی با صدا ما قاله اخوت الله محبتدر .
عبادتك شخص كمالاته سبب اولد يقتك ايضا حة مانجر )
انسان، جسماً كوچك و ضعیف هم عاجز والمقام برای حیواناتد نه عداید یلدیگی حالده، په لوگان ؟ روحي ماشيو . و يك بيون بر استعداده مالكدر و هر اید یا من در جدوده میدالهاری واردر وغير متناهی امام صاحبيدر. وعداد يالغمز فکر کوی واردر و غیر محدود شهویه و غضبیه کی قورکری وار در و اوراله عجائب بر یارا د بلیشی وار در که، هد انکه بتون انوا عاره و عالماره فهرسته اولار مه باراد باشد.
ایشته بودیله بر انسان او يوكن روغنی انبساط ایتدیر، عبداد در استعداد لرینی انکشاف ایتدیرین، عبدادند. ميلامرینی تمیز و تنزیه ایتدیرن، عبداد تدر الطاهرینی تحقق ایتدیر، عبادتدر فکر لرینی توسیع و انتظام الفته آلام، عبداد تدر شهریه و غضبية قوتكريني حد التنه آلان، عباد تدر. ظاهری و باطنی
Add: Sayma
YanıtlaSilجريان Cereyan: Bir süreç içinde gerçekleşme
آنراغ
Enva: Türler, çeşitler
آواز
Evamir: Emirler
غير محدود
Gayr-i mahdûd: Sınırsız
غَيْرِ متناهي
Gayr-i mütenahi: Nihayetsiz
حضر
Hasr: Mahsús kılma
حيوانات Hayvanat: Hayvanlar
Heyet-i ictimaiye: Toplu-
هَيْئَتِ
mn unmanne
اجتماعية
Islah: İyileştinne
إصلاح
İctinab: Cekinme
اجتناب
İmtisal: Uyma
انتقال
İnbisat: Yayılma
إنياط
İntisab: Bağlanma
انتاب
İrşad: Doğru yolu gösterme
ازشان
Mesalih-i umumiye: Umúmi
مصالح
faydalar
عمومية
Mukaddeme: One alınan, takdim edilen
مقدمه
Nevahi: Yasaklananlar
نواهی
Nevamis-i İlahiye: İlâhi kanunlar
توابيس الحية
Saika: Sevk eden
سائقه
Tahakkuk: Gerçekleşme
عشق
Temessiük: Sıkıca tutunma
تتنك
Temyiz: Ayırt etme
تمييز
Tenzih: Kusurdan uzak tutma
تنزية
Terakki: Yükselme
ترق
Tevsi : Genişletme
توسیع
الغوث Uhuvvet: Kardeşlik
Üçüncüsü: Insan, santral gibi, bütün hilkatum mzamlarma ve fıtratın kanunlarına ve kainattaka nevamisi lähiyenin sua'larına bir merkezdır Bienaly insanin o kanunlara intisab ve irtibat etmesi ve o namusların eteklerine yapisip temessük etmesi lazımdır umumi cereyâm te'min etsin. Ve tabakát- alemde
YanıtlaSildeverán eden dolapların hareketlerine muhalefetle.o dolapların çarkları altında ezilmesin. Bu da ancak evamır ve nevähiden ibaret olan ibadetle olur
Dördüncüsü: Emirleri imtisal, nehiylerden ictinah
etmek sayesinde, bir ferd, heyet-i ictimaiyede çok mertebelerle nisbet peyda eder ve alakadar olur. Bilhassa ahkam-ı dinive ve mesalih-i umûmiye hususunda bir fend bir nev hükmüne geçer. Yani pek çok hukuklar. haysiyetler, irşådlar, ta'limler, ıslahlar gibi vazifeler bir şahsa yüklenir. Eğer evåmiri imtisål, nevähiden ictinåb eden o şahıs olmasa, o vazifeler tamamen påy-i mål olur.
Beşincisi: İnsan, İslâmiyet såyesinde, ibådet säikasıyla bütün müslümanlara karşı sabit bir münasebet peydå eder. Ve kavi bir irtibat ve bağlılık elde eder. Bunlar ise, sarsılmaz bir uhuvvete, hakiki bir muhabbete sebeb olur. Zaten hey'et-i ictimaiyenin kemåline ve terakkisine mukaddeme ve en birinci basamaklar uhuvvet ile muhabbettir.
İbadetin şahsi kemâlâta sebeb olduğunun îzâhına gelince:
İnsan, cismen küçük ve zayıf, hem aciz olmakla beraber, hayvanåttan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor. Ve pek büyük bir isti dâda måliktir. Ve
hasredilmez derecede meyilleri vardır. Ve gayr-i mütenâhi emeller såhibidir. Ve addedilmez fikirleri vardır. Ve gayr-i mahdúd şeheviye ve gazabiye gibi kuvvetleri vardır. Ve öyle
acaib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün enväʻlara ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır.
İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisât ettiren, ibâdettir. İsti'dâdlarını inkişaf ettiren, ibådettir.
Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir. Emellerini tahakkuk ettiren, ibadettir. Fikirlerini tevsi ve intizam altına alan, ibadettir. Şeheviye ve gazabiye kuvvetlerini
had altına alan, ibâdettir. Zahiri ve bâtıni
سوره بقره (۳۳۲۱)
YanıtlaSilعصویر بنی تصویر البدن دونغول من تعالى المدير عداد ندر انساندن طبیعت با مهاری از ارایه عداد نور انسانی مقدّر أولان كما لاغر بتشدين عباد ندر عبد الله معبود اراسنده ان بوک وال لطيف اولان نسبت النجمه عداد تدر اوت، كمالات بشريه نك ان توکسکی تو نسبت و مناستور اخطار ) عدادتك روحي، اخلا صدر اخلاص ايد يا بيلان عبادتك بالكنز امراء للديكى جو با امید اگر با شقور حکمت و رفائده عبادت على كوستر بلس او عبادت باطلعه بالگر فائده لى، حكمتار مرجع اولا به ایرلری، علت اولا مازلي
اركهم، وتذكر ايا لها الناس اعبدوا الخير اعماله انساناری عبادت دعوت اند. ان که لاله های ایله، نه چونه عبادت یا بالم؟ علتی نه در دبیر صور ولانه سوالی قرآن کریم ا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ا جمل الديلم جوا بلا ندير معه اوزره، صدا عن وجود و وحدته دار برها ناری ذکر ایم که با شلادی.
مقدمه ] آنان دورانه اولان دلواتی کی، موثر من أثره يا بيلان استدلاله برهان اتمی دینیل دیگی کی دومانك آتشه اولان دلالتي كبي، أثر دن مؤثره اولان استدلاله ده [ برهان اني] دينير برهان إني، شبه الردن داها المدر.
بوابتك ، صانعك وجود و وحدتنه اشارت ايدن دلیه المهندم بری ده 1 عنایت دارای تا در بودليل، كاناتي و ماماتك اجزاستی و انواعنى اختلالدن، اختلافين، طاغية المقدم فور تارو بتون خصوص اتى انتظام التنه المقام وفاته حيات ويرن نظامدن عبارتدر بتون مصالحتارك حكمة الرك، فائده لرك، منفضت ترك منشى، بو نظا مدر. منفقة الردن، مصلحت لردن بحثا يدن بتونه آیات قرآنی، بو نظام اوزرینه یورویور و بو نظامك تجلينه مظهر در. بناء عليه بتون مصالحات، فوائده و مناقصات مرجعی اولان و لا فاته حيرات ويرنه بر نظام، البته والبته براجمان وجود نه دلالت ایتدیگی کی. او نامه قصد و حکمتنه ده دلالت این ماهی کور تعداد فان و مارینی
نفی ایدر
Abd: Kul
YanıtlaSilآشور
Ecza: Parçalar
فوائد
Fevaid: Faydalar
خصوصات
Hussat: Özellikler, håller
الخلاص
ihlas: Allah nzásını esas tutma, samimiyet
الخطار
İntar: Hatırlatma
اختلاف
İhtilaf: Farklı olma, anlaşa-
mama
المتلال
İhtilal: Kanşıklık, ayaklanma
على
İllet: Sebeb
استدلال
İstidtal: Delil getirme
إزاله
izate: Giderime
كالات Kemalat - besşeriye: İnsana
بشرية
ait mükemmellikler
لسان حال
Lisan - hal: Hâl dili
معبود
Ma'bud: Kendisine ibådet
edilen
منافع
Menafi : Menfaatler
منا
Menşe': Kaynak
مريع
Merci : Müracaat makamı
مصالح
Mesalih: Faydalar
موثر
Müessir: Te'sir eden, yapan
Müreccih: Tercihe sebeb olan
ناظة
Nâzım: Düzenleyen
نسبت
Nisbet: İlişki, oran
نظام
Nizam: Düzen
صانع
Sani: San'atla yaratan (Allah)
تعالى
Teali: Yükselme
وحدث
Vahdet: Bir olma
وهن
Vehim: Kuruntu
وجود
Vücud: Var olma, varlık
uzuvlarmi takviye eden duygularını teâli ettiren, ibadettir Insandan tabiat paslarını izåle eden, ibadettir, Insam mukadder olan kemâlâtına yetiştiren, ibädettir. Abd ile Ma'büd arasında en yüksek ve en latif olan msbet, ancak ibadettir. Evet, kemälät beseriyenin en yükseği su nisbet ve munasebettir İhtår: İbådetın ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetın yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir fäide ibådete illet gösterilse, o ibådet båtıldır. Yalnız fäideler, hikmetler müreccih olabilirler, illet olamazlar.
YanıtlaSilKur'ân-ı Kerim, vakta ki: ان القاب البنوا -ilä ähirihi- emriyle insanları ibådete da'vet etti. Sanki lisân-ı hål ile, "Ne için ibadet yapalım? Illeti nedir?" diye sorulan suâli, Kur'ân-ı Kerim رقعة التي ستك cümleleriyle cevablandırmak üzere, Sani'in vücûd ve vahdetine dâir burhânları zikretmeye başladı.
Mukaddeme: Ateşin dumana olan delâleti gibi,
müessirden esere yapılan istidläle burhân-ı lümmi denildiği gibi; dumanın ateşe olan delâleti gibi, eserden müessire olan istidlåle de burhân-ı innî denir. Burhân-ı inni, şübhelerden daha sâlimdir.
Bu âyetin, Sâní'in vücûd ve vahdetine işaret eden delillerinden biri de inâyet delilidir. Bu delil, kâinâtı ve käinâtın eczásını ve enväını
ihtilälden, ihtiläftan, dağılmaktan kurtarıp, bütün hususatını intizâm altına almakla käinâta hayat veren nizâmdan ibarettir. Bütün maslahatların, hikmetlerin, fåidelerin, menfaatlerin menşei, bu nizămdır. Menfaatlerden, maslahatlardan bahseden bütün âyât-ı Kur'âniye, bu nizâm üzerine yürüyor. Ve bu nizâmın tecellisine mazhardır. Binâenaleyh bütün mesâlihin, feväidin ve menâfiin mercii olan ve kâinâta hayat veren bir nizam, elbette ve elbette bir nâzımın
vücûduna delålet ettiği gibi; o nâzımın kasıd ve hikmetine de delålet etmekle, kör tesadüfün vehimlerini nefyeder.
a)
YanıtlaSilkuolookkii.) 177 $380 Eve gitmeye acelem yok, çok kişi evde ölür. (Ei on kiirettä kottii, sinne useemp
20, kuin
Jumines
aktos)
on
5381 Evlenmek isteyen, dış görünüşe bakmaz. (Ei se näkköö katto, joka naira meinaa.)
5382. Gencken öğrenen, yaşlılığında bilir. (Joka nuorena oppii, se vanhana taitaa.)
5383. Gereksinme, çıkış yolunu buldurur. (Kylla hätä keinot keksit.)
5384. Gömlek denli sıcak, ana denli iyi bir şey yoktur. (Ei mikkää o nii lämpönen kuu paeta, eikä mikkää o nii hyvä ku äet.)
5385. Gören, işitmiş olandan daha iyidir. (Nähnyt kuullutta parempi.)
5386. Hamut, tayı eğitir. (Länget ne un, jotka varsan neuvoo)
5387. Her, erkek, asker değildir. (Joka mies ei oo sotamies.)
5388. Herkes üstüne tükürürse, parlayarak yanan kömür ateşi bile söner.
5389. Hıç kimse ay ışığıyla yaşamaz. (Ei kukkaan kuunvalolla elä.)
5390. Islak olan, sudan korkmaz. (Ei märkä pelekee kastumistaan.)
5391. Islak yanmaz, su ekşimez. (Ei märkä pala, eikä vesi happane.)
5392. İki hırsız tartışırsa, çiftlik ineğine kavuşur.
5393. İki tavşanı birden kovalayan köpek, hiçbirini yakalayamaz. (Koire joka kahta jänistä ajjaa, jäep yhetä.)
5394. Ineği sağmak, onu öldürmekten daha iyi. (Parempi lehmä lypsää kuin tappaa.)
5395. Insan dünyayı dolaşmakla varıklı olmaz, ama bilgili olur. (Ei maailmalla rikastu, mutta siälä viisastuu.)
5396. Insan her şeyden pişman olur, ama genç evlenmekten, erken kalkmaktan asla. (Kaikkea ihminen katuu, vaan ei nuorena naimista ja varhain nousemista.)
5397. Insan makine değil ki, dinlenmeden çalışsın! (Ei immeinen kone ou, että se leppeemätä jaksaa.)
5398. İnsanın görünüşü Tanrı'dan, davranışları kendisindendir. (Näkö on niinkun Jumala luop, tavat on niinkun ihe tahtoo.)
5399. İsveçli gibi küfürbaz! (Kiroilee kuin ruotsalainen.)
5400. İsveçli gibi sarhoş! (Juovuksissa kuin ruotsalainen.)
5401. İş, yaparak öğrenilir. (Työ tekijäänsä opettaa.)
5402. İşler ustalıkla yapılır, halkın çokluğuyla değil. (Taidolla työ tehdään, ei väen paljoudella.)
5403. İvedilik, iyilik ve onur getirmez. (Ei hoppu hyväksi ola, eikä kiire kunniaksi.)
5404. İyi olan azlığından verir, kötü olan bolluğundan vermez. (Hyvä antaa vähästäänkin, huono ei anna paljostaankaan.)
5405. İyi vicdan, en pahalı altından değerlidir. (Prampi kuin kallis kuulta, ompi puhdas omatunto.)
5406, İyi zamanında uyuyan, zor zamanında çalışır. (Joka myötäsen makkaa, se vastasen soutaa.)
170
YanıtlaSilNANA Ha günki sexy kutusunden daha N. (Parempi lain
NINA HO Man Ko tay kaamuak büyük bu zatendu, ama onu atabilmek de yücelt
vans Ba iş başarmak, üzerinde konuşmaktan zordur.
x158. Bu Aulangıçla yaz gelmesi yksi patsky kesihd tee)
NANT Ba koşum sinnlenmesi, dünyayı değiştirmez (Viden (Amisen vihashomines
Kiss Bo kuruş, bu luamn başlangıcıdır. (Penni on markun alku)
3452 Boynunda para curdam bulunan keçi bale evlenebilir. (Aylla kuttukin rahapasi
$360 Bulutlara bakan adam, ot bigemez. (Se miis ei heinija tie, joka pilvijä kahtoo)
5.361. Bütün bir hafta boş yere çabalamaktansa, tam bir gün düşünmek yeğdir.
1362. Cadde geniş, dulun papocu da hafiftir. (Maantie on leviyä ja lesken kenka on Revi
536.3. Çalışan, tersliklerini de yener. (Ahkera voittaa vastukset.)
536-4. Çama uzanan, ardıca düşer. (Joka kuuseen kurkottaa, se katajaan kapsahtaa
5365. Çukin erkek de erkektir. (Mies se on rumeinkin mies.)
5366. Çok yaşayan, neler işitir! (Kaikkia sinä kuuloo, kun kauan elää)
5367. Değirmenci açıktan ölmez. (Ei mylläri nälkään kuole)
5368. Değirmene giren tozlanır. (Kun myllyyn menee, niin tomuun tulee.)
5369. Demir, kızgınken dövülür. (Kuumana on rauta taottava.)
5370. Dünya öğretir. (Kyllä maailma opettaa.)
5371. Dünyanın işleri, yapmakla bitmez. (Ei ne mailman työt tekemäl lopu.)
5372. Dürüstlük, dünyayı miras alacaktır. (Rehellisyys maan perii.)
5373. Efendisi evde yokken, hizmetçinin hiç acelesi yoktur. (Mikä kiire trenkillä on, kun ei isäntäkä kotona ole.)
5374. Elma, ağacından ırak düşmez. (Ei omena kauas puusta putoa.)
5375. En kötü adam, öfkeli olandır. (Suuttuiltaan mies pahin.)
5376. En son gülen, en iyi güler. (Joka viimeeksi nauraa, se parhaiten nauraa.)
5377. Erkeğin sözü, erkeğin onurudur. (Miähen sana on miähen kunnia.)
5378. Erkek ne derse, onu yapar. (Miäs o sanas väärt.)
5379. Erkek olan, evi alan değil, onu yaşatandır. (Ei oo mies joka talon saa, vaan joka sen pitää.)
175
YanıtlaSilFARS ATASÖZLERİ. Bak: İRAN ATASÖZLERİ
FİLİPİN ATASÖZÜ
1077 Anneni yitirirsen, her şeyini yitirmiş olursun
FİN ATASÖZLERİ
$128. Acele ederek işi bozma. (Ei kiireellä saa asiata pilata.)
1129. Aç olan biri iki köyün arasını yürür, çıplak asla. (Nälässä menee kylänvälin, vaan ei alasti.)
5130. Aç olana, tavşan kellesi de iyidir. (Nälässä kelepoova jäniksenkin piä.)
5131. Açık, iyi bir aşçıdır. (Nälkä on hyvä kokki.)
5132 Adam o, her şeye katlan. (Oo mies ja kärsi kaik.)
5113. Ağaca dibinden çıkılır, tepesinden değil. (Yyvestä puuhun noustaan.)
1134. Ağaç, meyvasından tanınır. (Hedelmistään puu tunnetaan.)
5135. Almyazısı, kendisine boyun eğenlere, sürgit yol gösterir.
5136. Alış-verişte dikkat etmeyen, kesesine baksın. (Joka ei katso kaupassaan niin katsokoon kukkarossaan)
5337. Almadan, teşekkür etme. (Alä kiitä ennenkuin saat.)
5338. Ara-sıra yemek yiyen kolay acıkmaz. (Ei hetikään tuu niin nälkä, kun aina vähän haukkoo.)
5339. Arkadaş, tehlikede tanınır. (Hädässä ystävä tunnetann.)
5340. Armağan alınan atın, ağzına bakılmaz. (Ei lahjahevost suuhun katota.)
5341. Ateş, gerçeği yok edemez.
5342. Ateş iyi bir köle, kötü bir efendidir. (Tuli on hyvä palvelija, mutta huono isäntä.)
5343. Avratlar çalarsa suç erkeklerindir. (Se on miesten syy, jos akat varastavat.)
5344. Ay, yoksulun lambasıdır. (Kuu on köyhän lamppu.)
5345. Baş uçtuktan sonra ağlamak geçtir. (Se on myöhäistä hutaa, kun on kurkut poikki.)
5346. Başkasına çukur kazan, kendisi düşer içine. (Joka toiselle kuoppaa kaivaa, itse siihen lankeaa.)
5347. Başkasına yardım eden yücelir. (Joka toista auttaa, se itseään kohottaa.)
5348. Başlangıç, bütünün yarısıdır. (Alku on puoli voittaa.)
5349. Batı aniden durulaşırsa, şemsiyeni hazırla. (Ko läns äkkin klaara, nin kato ittelles sattevari reera.)
5350. Bilgi teraziyle tartılmaz, akıl kepçe ile toplanmaz. (Mieltä ei panna puntarilla, koota ei kauhalla älyä.)
174
YanıtlaSil5295. Once naz, sonra kaz.
5296. Papaz, her gün pilav yemez.
5297. Rüzgâr eken, fırtına biçer.
5298. Sağ olsun borçlu, ne borcunu öder, ne de yadsır.
$299. Sana söylüyorum, kızım; sen anla, gelinim.
5300. Tabağına ne doğrarsan, kaşığına o gelir.
5301. Tanrı'nın günü bitmez. Asadur'un günü biter.
5302. Taş, yerinde ağırdır.
5303. Tembel, dilencinin kardeşidir.
5304. "Tuzumu al" de. "kızımı al" deme.
5305. Üşenen yeşermez.
5306. Yağmurlu havada tavuklara su veren çok olur.
5307. Yap iyiliği, at denize; halk bilmezse, balık bilir.
5308. Yararsız bilim, tedavi etmeyen ilaca benzer.
5309. Yazın dikeni, kışın bademidir.
5310. Yazın yağmuruna, kışın güneşine inanma.
5311. Yoksul olan çok şeyden, elisıkı olan her şeyden yoksundur.
5312. Yumuk elle sinek tutulmaz.
5313. Yüz hırsız, bir çıplağı soyamaz.
...
ESKİMO ATASÖZÜ
5314. Boşuna öldürürsen darlık olur, yaşayacağı kadar beslersen bolluk olur.
...
ETİYOPYA (HABEŞ) ATASÖZLERİ
5315. Ahmak konuşurken, akıllı susar.
5316. Bağışlamak, ders ve ibret vermek, demektir.
5317. Çıkış yerini görmedikçe, içeri girme.
5318. Düşmanlarını seven, seni sevmez.
5319. Gönül her şeyden daha çabuk tutuşur, her şeyden daha hızlı söner.
5320. Güçlü bir dost, güçlü bir düşman olur.
5321. Karanlıkta ışığa gerek var, belada ise akla.
5322. Kimden mutluluk yüz çevirmişse, insanlar da ondan yüz çevirir.
5323. Müdürün dileği bir buyruktur!
5324. Sıçanlar birleşince, bir aslanı bile yakalayabilir.
5325. Susan adamın ağzına sinek kaçmaz.
5326. Yaşamak, savaşmak demektir.
...
hurut
YanıtlaSil300
huzur لمسمط حضورma bulunma, mevcut ki gonul rahathğı 4yuksek bir zatın yakınlığı olma 2 sükünet, iç rahathğı ibadet halinde veya gözetim altında bulunma herşey surekli olarak Allah'm gözetiminde olduğu düşünce
huzuru aliniz حضور البكر yuksek satınız
huzuru All-Irfaniniحضور علی عارفا گ yak sek ilim ve irfan sahibi satınız
huzuru ali ve irfani حضور عالی و عرفانی : yuksek
ve irfan sahibi zatm makamı
huzuru daimi حضور دائمی : daimi huzur, her an Allah'in (c) yakınlığı ve olma suuru (bilinct) gözetimi altında
huzuru etemm حضور اتم : tam ve noksan ha huzur, tam manastyla her an Allah'ın (cc.) yakınlığı ve gözetimi altında olma şuuru (bi linci)
huzur-ullahi حضور الهي : Allah'ın (c.c.) bize her şeyden daha çok yakın oluşunun ve her an O'nun gözetiminde altında bulunuşumuzun şuuru (bilinci) 2 Allah'ın (c.c.) her an her yer de bulunuşu, manevi huzuru 3.Allah'ın (c.c.) ähirette herkese hesap soracağı zaman
huzur-u iman حضور ایمان : iman huzuru, ima nın verdiği gönül rahatlığı
huzuru irfanınız حضور عرفاگیگز : irfan (yani de rin anlayış ve ilim) sahibi zatınız
huzur-u kalb )1( حضور قلب : kalb huzuru, gönül rahatlığı
huzur-u Kibriya حضور كبرياء : sonsuz büyüklük sahibi Allah'ın (c.c.) manevi yakınlığı, huzuru
huzur-u lamekani حضور لامکانی : mekana muh taç olmayan Allah'ın (c.c.) månevi yakınlığı ve huzuru
huzur-u manevi حضور معنوی : manevi yakınlık, (birinin) månevi varlığı, manevi huzur
huzur-u mehabetinde حضور مهابتکده : büyük ve saygıdeğer zâtın huzurunda, månevi varlığı önünde
huzur-u mehakim (mahakim( حضور محاكم mahkemelerin bulunduğu yer, mahkemele rin duruşma salonları
huzur-u Rab حضور رب : her şeyin sahibi ve ter-biyecisi olan Allah'ın (c.c.) yakınlık ve göze timi
huzur-u Muhammed(ly( حضور محمدیه : Hz
Muhammed'in (am.) hazır bulunduğu yet
huzur u tevhid
huzuru nebevi حضور شرى Hz. Peygamber' in (asm) hazır bulunduğu yer
hali
huzuru padişah حصر بادشاهpadişahın huzu ru, padişahın hazır bulunduğu yer
huzuru pakai حضور ياك إلهى her türlü ku surdan ve noksanıktan uzak olan Allah'ın (cc) huzuru (manevi yakınlığı)
huzur-u Peygamberi حضور پیغمري : Hz. Pey-gamber'in (as.m.) hazır bulunduğu yer
met sahibinin (Allah'ın c.c.) huzuru, yakınlığı
huzur-u Resul- Ekrem (as.m.( حضور رسول اکرم en buyük peygamberin (Hz. Muham med'in as m.) huzuru, bulunduğu yer
huzur-u Resulullah حضور رسول الله : Allah'ın (c.c.( elçisinin (Hz. Muhammed'in) huzuru, hazır bulunduğu yer
huzur-u saadetine حضور سعادته : mutluluk ve-rici huzuruna (månevi varlığı ve yakınlığına(
huzur-u sami حضور سامی : yüksek huzur, yüksek kişilik sahibinin huzuru, hazır bulunan yer
huzur-u sahane حضور شاهانه : padişahın huzu-ru, padişahın hazır bulunduğu yer
huzuru tam حضور نام : tam huzur, tam mână-siyle her an Allah'ın (c.c.) yakınlığı ve gözeti-mi altında olma şuuru (bilinci)
huzur-u Üstad حضور استاد : üstadın (Hz. Be-diüzzaman'ın) huzuru, Üstad'ın yanı
huzuran حضورا : her an hazır ve yakınlık ha-linde
huzuri (ye( حضوريه : huzur hali ile ilgili, Allah'ın (c.c.) her şeye her şeyden daha yakın olduğu ve her şeyi her an gözetimi altında bulundur-duğunu bilme hali ile ilgili
huzurlu 1 : حضورلی.huzur hali bulunan, Al-lah'ın (c.c.) her şeye her şeyden daha yakın olduğu ve her şeyi her an gözetimi altında bulundurduğu düşüncesine sahip 2.gönül ra-hatlığına ermiş 3.gönül rahatlığı veren
huzursuz حضورسز : huzuru olmayan
rahatsızlık, tedirginlik huzursuzluk حضور سزلك : huzurdan yoksunluk,
huzur u tevhid حضور و توحید : huzur ve tevhid, nu, yani her şeye her şeyden yakın bulundu-Allah'ın (c.c.) her an her yerde hazır olduğu-birliğine iman ğunu bilme şuuru (bilinci) ve Allah'ın (c.c.)
birliğine iman
YanıtlaSilhuzuzat
YanıtlaSilhuzurat حظوظات : hazlar, zevkler
381
huzuzat-i nefsaniye حظات نفسانهnesin zevkleri, gunaha itici isteklere sahip insan benliğinin haz ve zevkleri
habub هبوب : esme, rüzgârın hafif esmesi huccac حجاج : )bak huccac(
hüccet 1 : حجت belge, delil, ispat için çok bü yuk belge ve dayanak 2 şahit
hüccet-i a'zam حجت اعظم : çok buyük delil, is-pat için çok büyük belge ve dayanak
hüccet-i bahire حجت باهره : apaçık delil, apaçık belge ve dayanak
hüccet-l Ehadiyet حجت احدیث : her varlığın ya ratıcısının bir olduğunu gösteren delil
hüccet-i hasriye حجت حشریه : haşre ait delil, o müşlerin kıyametten sonra tekrar dirilecek-lerine dair delil ve ispat için dayanak
hüccet-i imaniye حجت ایمان : imanla ilgili de-lil, amentü ile ifade edilen temel inançların ispatı için delil ve dayanak
hüccet-i kati حجت قاطع : kesin delil, kökünden kesip durduran delil ve ispatlayıcı dayanak
hüccet-i katia حجت قاطعه : kesin delil, inkârı kökünden kesen delil, inkârı durdurucu da yanak ve belge
hüccet-i Kur'aniye حجت قرآنیه : Kur'ana ait delil, Kur'an'ın Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş kitap olduğunu ispatlayan delil, belge
hüccet-i Kübra حجت کبری : çok büyük delil, is-patlayıcı çok büyük belge ve dayanak
hüccet-i külliye حجت کلیه : kulli hüccet, kapsa-mı geniş olan ispatlayıcı delil ve dayanak
hüccet-i natika حجت ناطقه : konuşan delil, ko-
nuşma yeteneğine sahip delil
hüccet-i rahmet-i âlem حجت رحمت عالم :-lah'ın (c.c.) dünyadaki merhametinin şahidi ve delili
hüccet-i risalet حجت رسالت : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğine delil
hüccet-i risålet ve sadikiyet حجت رسالت و صادقیت : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygemberliğine ve davasında doğruluğuna delil ve dayanak
hüccet-i rubublyet حجت ربوبیت : Rububiyetin delili, Allah'ın (c.c.) her şeyin sahibi ve yetiş tiricisi, terbiyecisi olduğunun delili, dayanağı
hüccet-i sermediyet حجت سرمدیت : Allah'ın ebediliğinin delili
hüceyre-i Kübra
hüccet-i tevhid حجت توحید : Allahin (cc.) birli gine iman etmenin delili
hüccet-i vahdaniyet حجت وحدانیت Allah'ın (c.c.) bir ve her şeyin o'nun eseri olduğuna delil, ispatlayıcı dayanak
hüccet-ül baliga حجة البالغة : mükemmel ve çok
kuvvetli delil
Hüccet-ül Baliğa حجة البالغة : Bediüzzaman haz-retlerinin iman hakikatlerini ispat eden bir eseri
Hüccet-ül Islam حجة الإسلام : Imam- Gazali'ye verilen bir ünvan olup İslam dinine ait haki-katleri delilleriyle ispat eden âlim, İslam'ın delil ve dayanağı manasına gelir
hüccet-ül Kur'an ala hizb-iş şeytan حجة القرآن على حزب الشيطان : seytan ve taraftarlarına kar
şı Kur'an'ın Allah (c.c.) kelâmı olduğunu ispat eden delil" mánasında Bediüzzaman Hazret-lerinin bir risalesi
hüccet-ül Kur'an aleşşeytan حجة القرآن على الشيطان : seytana karşı Kur'an'ın Allah (c.c.( kelämı olduğunu ispat eden delil
hüccet-ül Kübra حجة الكبرى : )bak. hüccet-i kübra(
hccetullah حجة الله : Allah'ın (c.c.) hacceti, Al-
lah'ı (c.c.) tanıtan, varlığını ve birliğini ispat-
layan delil ve dayanak
hüccetullahi alel'enam حجة الله على الأنام : butun varlıkları şahit göstererek Allah'ı (c.c.) tanı-tan, varlığını ve birliğini ispatlayan delil ve dayanak
hüccetüzzehra حجة الزهراء : parlak ve nurlu delil" månasında Bediüzzaman Hazretlerinin bir risalesi
hücciyet حجیت : hüccet olma, sağlam delil ka-
bul edilen
hüceyrat حجيرات : hücrecikler, küçük hücreler (bak. hücre)
hüceyrat-ı beden (iye حجيرات بدنيه : bedenin yapısında yer alan hücrecikler
hüceyre حجيره : hücrecik, küçük canlı, hücre (bak. hücre)
hüceyre-i beden حجيرة بدن : beden yapısında yer alan hücrecik (bak. hücre(
hüceyre-i insaniye حجيرة إنسانيه : insan bedeni nin yapısında yer alan hücre (bak. hücre)
hüceyre-i Kübra حجرة كبرى : büyük hücre gibi
olan canlı (insan)
Çağ, İslam'ı konuşuyor.
YanıtlaSilBütün dünyada İslâm gündemde.
Mü'minler, bu yaman çağda, nefsin ve şeytanın tu-zaklarına düşmemek için, İslâm'ın hangi hükmünün na-sıl anlaşılacağı ve hayata nasıl taşınacağı sâikiyle İslâm'ın ana kaynaklarına yöneliyor.
Ve İslâm'ın karşıtları... Onlar da bu çağda bir İslâm korkusu oluşturma çabasındalar. Bir tür yol kesicilik misyonunu üstlenmişler. İnsanoğlunun yolu üzerine duracaklar ve Hakk'a gidişi engelleyecekler. Onun için İslâm hakkında akla hayale sığmaz kötüleme kampan-yaları yürütüyorlar. Bir rahmet dinini, şiddetle yanyana göstermeye çabalıyor, Müslümanların zaaflarını, İslâm'a ödetmeye yöneliyorlar.
Bu durumlar karşısında ne yapmalı? İslâm'ı bir bütün halinde ve doğru anlatan yayınlar yapmalı... Kur'an'dan, Rasûlullah Efendimiz'in mübarek sözlerinden ve hayat-larından yola çıkarak, 14 asırlık zengin kültür birikimin-den de istifadeyle İslâm'ı anlatmalı...
Bu, acil bir ihtiyaçtır... Müslümanların İslâm'ı farklı toplum zeminlerine taşıma çabaları, bu ihtiyacı çok daha acil ve hayatî hâle getirmektedir.
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilSunuş 9
Kısaltmalar.
11
Önsöz
13
Takriz
17
GİRİŞ
1. İnsan ve Kâinat 89
2. Insan ve Yaratıcı
95
3. Yaratıcı'nın Vasıfları
101
4. İnsan ve Din.....
104
5. Dînî İnancın Sağladığı Faydalar 106
6. Peygamberler Birbirlerini Tasdik Ederek ve Müjdeleyerek Gelirler...108
7. İlâhî Dinlerin Son Halkası: İSLÂM
115
İSLÂM'IN BAŞLICA HUSÜSİYETLERİ
1. Tevhîdi Esas Alır .....
118
2. Ålemşümül Yani Evrensel Bir Dindir 124
3. İnsanlığın Bütün İhtiyaçlarına Cevap Verir 126
4. Fitri Bir Dindir, Akla ve İlme Ters Düşmez
129
5. Dünya-Ahiret, Madde-Mânâ Dengesini Sağlamıştır 133
6. Hak ve Adâlet Dinidir
137
7. İnsanların Birbirine Üstünlüğü Takva İledir. 143
8. Din ve Vicdan Hürriyetine Sahiptir. 146
9. Allah ile Kul Arasına Kimse Girenez Yani Ruhban Sınıfı Yoktur... 153
10. Kolaylığı Prensip Edinir..
155
11. İyimserliği Ön Plana Çıkarır 162
12. İçtimaîliğe ve Dinamizme Önem Verir 166
13. İslâm İnsanın İhyâsıdır... 171
14. İslâm'ın İnsanlığa Kazandırdığı Değerler. 177
a. Gerileme ve Sebepleri
184
185
G
b. Tekrar Yükselmenin Yolları.
Ebedi Yol Haritası İSLÂM
YanıtlaSilİSLÂM AKÂİDİ
1. Allah Inanci
189
a. Allah'ın Sıfatları
190
2. Melekler
195
a. Cinler Alemi..
198
b. İnsanın Baş Düşmanı: Şeytan
199
c. Cinlerin ve Şeytanların Yaratılış Hikmetleri
204
d. Şeytanlardan Korunma Yolları
205
3. Kitaplar
209
a. Önceki Kitaplar
210
b. Tevrat
...211
c. Zebur
212
d. Inciller.....
219
214
e. Barnaba Incili
222
4. Kur'ân-ı Kerim
a. Nüzülü ve Kaydedilmesi
222
b. Korunması ve Kitap Häline Getirilmesi
225
c. Ashab-ı Kiram'ın Kur'ân Öğrenme ve Öğretme Seferberliği
.....
228
d. Kur'ân-ı Kerim'in Mücize Oluşu
232
e. Mucizevi Yönleri
233
234
1) Fesâhatı, Belāğatı ve Nazmı
235
2) Gaybden Haber Vermesi
240
3) İlmi Keşiflere Işık Tutması
237
4) Mucizevi Hukuk Nizamı
f. Batılıların Kur'ân Hakkındaki Hissiyatı
240
g. Kur'ân Niçin Arapça İndirilmiştir?
242
244
5. Peygamberler
246
a. Peygamberlerin Sıfatları
b. Peygamberlerin Gönderiliş Hikmetleri
248
252
c. Hz. Musa ve Hz. Harun.........
257
b. Cehennem
d. Hz. İsa ve Hz. Meryem
249
267
6 Ahiret İnancı
269
a. Cennet
c. Tenâsuh ve Ruh Çağırma İddialarının Yanlışlığı
271
7. Kader İnancı...
6
273
8. Sihir ve Büyü
277
9. Günah ve Sevap
282
10. Tevbe ve Af
11. Dua
290
296
12. İslâm'a Yeni Girenlerin Durumu
303
13. İslâm'ın Belâ ve Musibetlere Bakışı
312
İçindekiler
YanıtlaSilİBADETLER ve HİKMETLERİ
1. İbadetin Ehemmiyeti
323
2. Abdest, Gusül ve Hikmetleri
325
3. Namaz ve Hikmetleri..
a. Namazın Beş Vakit Olmasındaki Hikmetler
333
328
b. Cemaatle Namazın Hikmeti ve Faydaları
334
c. Namaz Duaları Neden Arapça Okunmalıdır?
335
4. Oruç ve Hikmetleri
338
5. Zekât, Sadaka ve Hikmetleri......
341
345
6. Hac ve Hikmetleri.
7. Kurban ve Hikmetleri
347
8. Kur'ân-ı Kerîm Tiläveti, Dua ve Zikirlerdeki Hikmetler
350
9. Hayatı İbadet Hâline Getirmek..
355
AHLÂK
1. Merhamet.
362
2. Affedebilmek
367
3. Doğruluk ve Güvenilirlik
375
4. Cömertlik ve Diğergamlık.
381
388
5. İsraftan Sakınmak.......
393
6. Din Kardeşliği, Muhabbet ve Ziyaretleşme
399
7. İffet ve Hayâ...........
MUÂMELÂT
1. Kul Hakkı..
410
2. Helâl Gıda
419
425
3. Şüpheli Şeylerden Sakınmak....
428
4. Gayr-i Müslimlerle Münasebetler
436
5. İslâm ve Kadın
437
a. İslâm Öncesi Kadın.
440
448
b. İslâm'ın Kadına Verdiği Kıymet ve Kazandırdığı Haklar.
452
c. İçtimâî Hayatta Kadın...
d. Kadın ve Eğitim..
456
461
e . Kadın ve Tesettür.
f. Kadının Şahitliği ve Boşanma Hakkı.
463
g. Kadının Mirastaki Payı.
465
h. Kadın-Erkek Münasebetlerindeki Hudutlar
469
1. İslâm'ın Birden Fazla Evliliğe Ruhsat Vermesi
i. Peygamberimiz'in Birden Fazla Evlenme Sebepleri.
472
6. Aile Hayatı.....
481
7. Anne Baba Hakkı.
487
8
YanıtlaSilEbedi Yol Haritası İSLÂM
8. İslâm ve Cihad....
493
a. Cihâd'ın Mânâsı ve Çeşitleri.. 493
b. İlk Tercih: Sulh..........
495
c. İslâm Harp Hukuku
499
d. Esirlere Muamele
504
9. İslam'ın Kölelik Sistemine Bakışı
511
10. İslâm Terörü Kaldırmak İçin gelmiştir. 524
11. İslâm'da Çevre, Temizlik ve Su... 532
a. Çevre
532
b. Temizlik
535
c. Su....
539
12. İslâm'da Bir Kısım Yasaklar ve Zararları
543
a . Faiz
544
b. İçki ve Uyuşturucu.
546
c. Zina
549
553
İSLÂM ve İLİM
1. İslâm İlmi Teşvik Eder.
556
560
2. Müslümanların İlim Aşkı
3. Müslümanların İlme Hizmetleri
4. Müslümanların İlimde Geri Kalmasının Sebepleri 563
Rahmet Peygamberi: Hz. MUHAMMED MUSTAFA
1. Çocukluğu ve Gençliği.
569
2. Peygamberlik Dönemi.
570
3. Boykot ve Tâif Yolculuğu. 572
4. Hicret ve Medîne Devri
573
5 Emsalsiz Ahlâkından Misaller 574
6. Ona Duyulan Sonsuz Muhabbet. 580
7. Bazı Mucizeleri.
584
Sonsōz.....
592
Kitâbiyât.
594
SUNUŞ
YanıtlaSilÇağ, İslâm'ı konuşuyor.
Bütün dünyada İslâm gündemde.
Mü'minleri de İslâm'ı konuşuyor, karşıtları da...
Ve insanlığın, varoluşu anlamlandırma krizinden nasıl çıkacağına, insa-nın kendi krizini nasıl aşacağına kafa yoranlar da İslâm'ı konuşuyor.
Çünkü heva'nın putlaştırıldığı yaman bir çağda yaşıyoruz.
Mü'minler, bu yaman çağda, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düşmemek için, İslâm'ın hangi hükmünün nasıl anlaşılacağı ve hayata nasıl taşınacağı saikiyle İslam'ın ana kaynaklarına yöneliyor. Müslümanların, İslâm'a ilişkin, belki hiç olmadığı kadar büyük bir bilgi açlığı içinde olduğu söylenebilir. Bu açlık, bilgilenme arzusu halinde ortaya çıkıyor.
İnsanlık derin bir arayış seyri içinde. Varoluşun anlamını kaybetmenin getirdiği bir savruluş söz konusu ve insan bundan çıkmak istiyor. Bunun yolu vahiyle buluşmaktır. Ve vahyin son nüzulü, İslâm'ladır. İnsanın hem arayış içinde olup, hem de bu müthiş iletişim çağında yolunun İslâm'a düşmemesi büyük bahtsızlık olurdu. Yol, İslâm'a düşüyor. Hem çok büyük, çok derin bir merakla düşüyor.
Ve İslam'ın karşıtları... Onlar da bu çağda bir İslamofobi üretme çabasın-
dalar. Bir tür yol kesicilik misyonunu üstlenmişler. İnsanoğlunun yolu üzerine duracaklar ve Hakk'a gidişi engelleyecekler. Onun için İslâm hakkında akla hayale sığmaz kötüleme kampanyaları yürütüyorlar. Bir rahmet dinini, şid-detle ilişkilendirmeye çabalıyor, Müslümanların zaaflarını, İslâm'a ödetmeye yöneliyorlar. Üstelik küresel çapta, İslâm hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan toplulukların zihinlerini iğfal gibi bir fitneyi üretiyorlar.
9
266
Ebedi Yol Haritası İSLÂM
YanıtlaSilBu durumlar karşısında ne yapmalı?
İslam'ı bir bütün halinde ve doğru anlatan yayınlar yapmalı.
Kur'an'dan, Rasûlullah Efendimiz'in kutlu sözlerinden ve hayatlarından yola çıkarak, İslâm kültürünün 14 asırlık zengin birikimine uzanarak, Müslü-manların bilgilenme açlığını, arayış halindeki insanların soru ve meraklarını en doğru biçimde tatmini hedefleyerek ve İslâm karşıtlarının iğfale yönelik sorularına karşı kalpleri ve zihinleri tatmini gaye edinerek...... yeni yayınlar yapmalı...
Bu, acil bir ihtiyaçtı...
Müslümanların İslam'ı farklı toplum zeminlerine taşıma çabaları, bu ihtiyacı çok daha acil ve hayati hale getirdi.
İşte Dr. Murat Kaya'nın "Ebedi Yol Haritası İSLÂM" kitabı böyle bir ihtiyacın içinden doğdu.
Bu tür eserlerin çoğalması gerektiğini biliyoruz. Farklı toplumlar için, farklı yaş grupları için, farklı toplum kesimleri için, farklı cinsiyetler için, özetle tüm farklılıkların kalbinin alabileceği sesi bulmak gerekiyor. Bunun için kitap lazım, dergi lazım, sesli görüntülü yayınlar lazım...
Bu kitap, temenni ediyoruz ki, bir boşluğu dolduracak.
Türkiye içinde, Türkiye dışında okunacağını ümid ediyoruz.
Altınoluk dergisi, bu kitabı da, önce verdiği hediye kitaplar gibi, on bin-lerce insana ulaştıracaktır. Bu eserle 24 yıl içinde 27'inci cildimizi (İlk hediye kitabımız olan Veliler Ansiklopedisi 4 cilt halindeydi) vermiş olmaktayız. He-diye ettiğimiz eserlere bakıldığında, bunun İslâm'ın temel mevzularını ihtiva eden küçük bir kütüphane demek olduğu görülecektir.
Burada, daha önce iki ciltlik Üsve-i Hasene kitabı ile tanıdığımız ve bu güzel eseri bizlere kazandıran Dr. Murat Kaya'ya kalbi şükranlarımızı arzediyor, bu ilmi gayretlerinin ziyadeleşerek devamını ve bereketlenmesini niyaz ediyoruz.
ALTINOLUK
Kısaltmalar
YanıtlaSil: Sallallahu aleyhi ve sellem: Allah ona rahmet ve seläm eylesin.
: (Erkekler için) Radıyallahu anh: Allah ondan razı olsun.
a.g.e.: Adı geçen eser.
a.mlf.: Aynı müellif.
(a.s): Aleyhisselâm: Ona selam olsun.
bkz. Bakınız.
DIA: Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.
haz. Hazırlayan.
Hz. Hazreti.
mad.: Maddesi.
(r.a): (Kadınlar için) Radıyallahu anhâ: Allah ondan râzı olsun.
thk. Tahkik eden.
trc. Tercüme eden.
ÖNSÖZ
YanıtlaSilالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
İnsanı yokluktan varlık âlemine çıkaran, onu en güzel kıvamda yaratıp şu muhteşem kâinatın gözbebeği kılan ve ona bilmediği şeyleri öğreterek sayısız ikramlarda bulunan, keremi bol Rabbimize nihâyetsiz hamd ü senålar olsunl..
İlk günden beri insanlığa yol gösteren, yanlış yollara saparak şeref ve haysiyetini kaybedenlerin elinden tutup tekrar sırât-ı müstakim'e hidâyet eden bütün peygamberlere, bilhassa da son peygamber Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz'e sonsuz salât ü selâm olsun!..
İslâm, Allah Teâlâ'nın ilk peygamber Hz. Adem'den son peygamber Hz. Muhammed 'e kadar tüm peygamberlere gönderdiği tevhid dininin ortak adıdır. Cenâb-ı Hak kullarından bunun haricindeki bir dini kabul et-memiştir:
"Şüphesiz Allah katında hak din İslâm'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılıklar yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir." (Al-i İmrån, 19)
"Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, âhirette hüsrâna uğrayanlardan olacaktır." (Al-i Imrân, 85)
İslâm tek bir din olduğundan, onu tebliğ eden peygamberler arasında iman bakımından herhangi bir ayrım söz konusu olamaz.
13
Allâhü Teâlâ buyurdu -meålen-: "Kulunu (Muhammed Aleyhisselâm'ı) bir gece, Mescid-i Harâm'dan, o çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya -ona âyetlerimizden gösterelim diye- yürüten o (Allah, bütün noksan sıfatlardan) münezzehtir. Muhakkak her şeyi işiten ve gören O'dur." (İsrâ S., âyet 1)
YanıtlaSilHicrî: 26 RECEB 1447 - Rûmî: 2 Kânûn-i Sânî 1441 - Kasım 69
İSTANBUL
İmsak.
6.34
Sabah....
6.54
Güneş
8.18
Öğle.......
13.24
İkindi.
15.51
Akşam.
18.09
Yatsı........
19.42
Kible S .... 11.21
Bartın
15
OCAK
2026
Perşembe
Ay Doğuş... 16.09 Ay Batış..... 14.39
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
Ankara
6.17
6.37
8.00
13.08
15.39
17.57 19.29
11.42
6.21
6.41
8.07
13.10
15.36
17.54
19.28
11.44
Bilecik
6.29
6.49
8.12
13.19
15.50
18.07
19.40
11.24
Bolu
6.23
6.43
8.07
13.13
15.41
17.59
19.32
11.37
Çankırı
6.15
6.35
7.59
13.05
15.34
17.51
19.24
11.49
Çorum
6.10 6.30
7.53
13.00
15.29
17.46
19.19
11.57
Düzce
15.43
18.00
19.34
11.34
15.49
18.06
19.38
11.25
15.36
17.54
19.28
11.44
6.26
6.46
8.10
13.15
Eskişehir
6.27
6.47
8.09
13.17
Karabük
6.19
6.39
8.04
13.09
Kastamonu
6.15
6.35
8.00
13.04
15.31
17.49
19.23
11.52
Kırıkkale
6.15
6.35
7.57
13.05
15.36
17.53
19.25
11.46
Zonguldak
6.23
6.43
8.08
13.12
15.39
17.57
19.31
11.40
Bu akşam MÎRAC GECESİ'dir - Kandiliniz mübarek olsun
Akşemseddin (k.s.) Hazretlerinin vefatı (1459)
Gün: 15. Hafta: 31. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 2 dk.
MIRAC MUCİZESI
YanıtlaSilResûlullah Efendimiz (s.a.v.), Hicret'ten bir buçuk sene evvel Receb-i şerif ayının 27. gecesi, Burak ismindeki binek ile Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürüldü. Sonra (bir nevi asansör olan) mîrac ile Sahre'den (Mescid-i Aksa'daki mübarek kayadan) semaya çıkarıldı. Sema katlarının her birinde peygamberlerden biriyle görüştü. Onlarla selamlaşıp konuştuktan sonra Sidre-i Münteha'ya ulaştı. Oradan da Refref'e bindi ve huzûr-ı İlâhî'ye vardı. Kendisine, Allâhü Teâlâ'nın melekûtünden, birçok acâyibât gösterildi.
Huzûr-ı İlâhî'ye varınca "Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât" diyerek Cenâb-ı Hakk'ı övdü. Allâhü Teâlâ tarafından kendisine ikrâmla "Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtühû" diye hitâb olundu. Ve bu selâmın şerefine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), ümmetini de dâhil edip "Esselâmü aleynâ ve alâ bâdillâhi's-sâlihîn" buyurdu. Ümmetine bir gece ve gündüzde elli vakit namaz emrolunmuşken Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin tekrar tekrar yalvarması ile beş vakte hafifletildi. Geri dönerken, bütün dereceleri ile Cennetleri ve bütün derekeleri ile Cehennem'i gördü.
Beytü'l-Makdis'e gelip Mekke-i Mükerreme'ye doğru yola çıkınca Kureyş kervanını gördü. Sabah olunca, yaşanan hadiseleri insanlara haber verdi. Peygamber Efendimize, Beytü'l-Makdis'ten ve Kureyş kervanının hâlinden suâl ettiler. Sordukları şeylerden birer birer açıkça haber verince, Allah'ın yardımına mazhar olanlar tasdik ettiler; imandan nasibi olmayanlar ise inkâr ettiler.
Sabah mescide çıkıp bu hadiseyi Kureyş'e haber verdiğinde, şaşkınlık ve inkârdan kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları, dinden döndüler. İçlerinden bir kısmı, Hazret-i Ebûbekir'e (r.a.) koştu. Hazret-i Ebûbekir, "Eğer bunu o söylediyse şüphesiz doğrudur." dedi. "Onu, bunda da mi tasdik ediyorsun?" dediler. "Ben, onu, bundan daha ötesinde -yani peygamberliğini- de tasdik ediyorum!" dedi. Bunun üzerine "Sıddik" diye isimlendirildi.
TARİNTE BUGÜN
YanıtlaSilIN TAKVIMI
-1920-Ikdam gazetesinde Bediuzzaman'ın da imzasının bulunduğu "Kürtler ve Osmanlılık"
hakkında bir yazı yayınlandı.
1951 - Vatikan Bayn
Başkâtibi, Bediüzzaman'ın Zülfikar isimli eserinin Papa'ya takdim edildiğini bildiren bir mesaj gönderdi.
(Bknz: Emirdağ Lahikası, 279. mektup)
22
SALI
TUESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BIR AYEY
Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz
Nisa Suresi: 116
BİR HADİS
Dünyayı (fânî cihetiyle) sevmek her kötülüğün başıdır.
De ki: Cenab-ı Hak bana kâfidir. Madem o var, herşey var.
Lem'alar
KASIM: 107 - GÜN: 53 KALAN: 312 - GÜN UZA.: 2 DK
HİCRÍ: 21 RECEB 1443 - RUMI: 9 ŞUBAT 1437
Güneş
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
İmsak
Öğle
12 14 16 21 18 50
20.06
quaeft (use) uzturuaqueldad
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1829-Uzun Mehmed
Zonguldak Ereğlisi Kestenli köyünde ilk maden
kömürünü buldu.
1895 - Alman fizikçi William Rontgen, kendi adıyla da anılan "X" ışınını keşfetti.
8
CUMA
FRIDAY
KASIM
NOVEMBER
BIR AYET
Ey insanlar! Rabbinize kulluk edin ki takvāya
erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
BİR HADİS
Kul kimin diliyle duasının kabul edileceğini ve merhamet göreceğini bilemez.
Hatib
Dernek, bu diyardan başka bir diyar vardır. Onda, bir mahkeme-i kübra, bir ma'dele-i ulya, bir mekreme-i uzmā vardır ki; tâ şu merhamet ve hikmet ve inâyet ve adâlet tamamen tezahür
etsinler. Sözler
HİCRİ: 6 CEVVEL 1446-RUMI: 26 T. EVVEL 1440
Imsak Günes Dale Ikindi Akcam
Yat
KASIM: 1-GÜN: 313 KALAN: 53-GÜN, KIS.: 2 DK
L
(use) alipany -
YanıtlaSilBUGUN 1397-Sofya'nın
Osmanlılar tarafından fethi.
1946-UNESCO'nun
kuruluşu.
1981-YÖK kanunu kabul
edildi.
KASIM
04
SALI
13 1447
C.EVVEL
RUMI: 22 T.EVVEL 1441
HIZIR: 183
Kendini beğenen belayı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safayı bulur, rahmete gider.
Mektubat
Imsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
12.53
15.38
18.04
19.25
ISPARTA KARABÜK
İmsak
Güneş
05.50
07.17
12.38
15.23
17.49
Allah'a kulluk ediyorsa
sayısız nimetlerine karşı
Ona şükredin.
Bakara Suresi: 172
BİR HADİS
Büyük günahlardan sakının ve istikamet üzere olun ki, müjdeye eresiniz.
İbni Cerir
ISTANBUL
06.05
07.31
1504
17 61 10 10
05.57
07.19
Öğle
12.46
İkindi
15.38
Akşam
Yatsı
18.04
19.21
19.10
PROF DR MEHMET TIKICI
YanıtlaSil'devletin kudsiyeti' olduğunu belirtti ve şunları söyledi: "Bu kutsama kesinlikle bir dayatma olmayıp tamamen su núm ve kabul ilişkisine dayanmakta dır. Yani ortada bir retorik ilişki ya da İletişimsel eylem veya iletişimsel ras yonalite söz konusudur. Eski Yu nandan itibaren ilk dönem filozofları sultanın hâkimiyetini meşrulaştırmal için başa geçen kişiye yönetme yetki sinin bizzat 'tanrı' tarafından verildiğ anlayışını gündeme getirdiler. Hatt Çin hanedanları, hükümdarları 'tar rının oğlu olarak görürken Anti İran'daki Elam Uygarlığında Hüküm dar-haşa- bizzat 'tanrı' kabul edild İslâm siyaset düşüncesinde de devle adamlarının hâkimiyetlerini meşru laştırmak için dinsel metaforlardar mottolardan ve sembollerden yola çı kıldığı görülmektedir. Örneğin Sıffiu Savaşı'nda Hazret-i Muaviye, askerle rinin mızraklarının ucuna Kur'ân ayetleri yazılı bez parçaları takmış v 'Bize vuran dine vurmuş olur diyere sultanı yani kendisini kutsamıştır."
CUMHURBAŞKANINI DA KUTSAYANLAR VAR
Tikici, konunun günümüzdel yansımalarına dikkat çekerek şöyl konuştu: "İbnü'l Arabî; 'Allah âlemi b düzen üzerine kurdu. Nizamda hil
laide-i Kur'an Progra
Hafızlar'd
YENİASYA |
YanıtlaSil25 KASIM 2025 SALI
*
GÜNCEL
Gerec
IBRAR
PROF. DR. MEHMET TİKİCİ:
Çete-ler
İKTİDARDAN UZAK OLMAK HÜRRİYETTİR
PROF. DR. MEHMET TİKİCİ, "KURB-U SULTAN, ATEŞ-İ SUZAN" BAŞLIKLI SEMİNERİNDE, İKTİDAR MERKEZİNE YAKINLIĞIN TEHLİKELERİNİ VE AHLĀKI SORUMLULUKLARINI ANLATTI. "SULTANDAN UZAK DURMAK, KİŞİYE HÜRRİYETİNİ KAZANDIRIR" DİYEN TİKİCİ, BEDİÜZZAMAN'IN DEVLETTEN GELEN TEKLİFLERİ REDDEDİŞİNİ ÖRNEK GÖSTERDİ.
ANKARA
OSMANLI VE CUMHURİYET'İN
YanıtlaSil
Yuksel25 Kasım 2025 06:01
RAZANDIRIR" DIYEN TIKICI,
ANKARA
YASİR ÖZER
Y eni Asya Vakfı Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şube-si'nin iki haftada bir dü-zenlediği "Devlet ve De-mokrasi" termali akademik seminerlerinin geçen haftaki misafiri iletişim uzmanı ve emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Tikici oldu.
İKTİDARA YAKINLIK TEHLİKEDİR
Prof. Dr. Mehmet Tikici "Kurb-u Sultan, Ateş-i Suzan" başlıklı konuş masında şu ifadeleri kullandı: "Bir söz öbeği olarak 'Kurb-u Sultan Ateş-i Su-zan' aslında kültürümüzün derinlikle-rinden günümüze uzanan şu gerçeği özetliyor: İktidar merkezine yakınlık, 'tehlike' demektir. Bu tehlikeyi İbnü'l Arabi şu şekilde nazara veriyor: 'Allah'a yakın olan kimse, Sultania uzak olan-dır. Çünkü iki yakınlık bir arada bu-lunmaz Vecizeleşmiş olan bu söz öbe-ğindeki 'Sultan' kelimesi etimolojik olarak Aramiceden ve Süryaniceden Arapça'ya geçmiştir. Bu dillerdeki ke-lime manası; 'iktidar, egemenlik şek-lindedir. İbranicede de 'tutma, (bir ül-keye) sahip olma' anlamı taşır.
ATEŞTEN GÖMLEK
Edebi boyutta "kurb-u sultan in sev-giliye yakın olmanın ayrılık acısını an-latan bir metafor olduğunu belirten Ti-kici, siyasal anlarıda ise şöyle konuştu: "Siyasi boyutta ise sultana yakın olmak, bir yandan büyük imtiyazlar içermekte iken diğer yandan iktidarın kendisi biz-zat ateşten gömlektir. Bu açıdan ateş-i suzan; 'iktidar olmanın sorumluluğu-nu' da yansıtmaktadır. Nitekim bir grup sahabe Hz. Ömere; oğlunun ken-disinden sonra halife olması yönünde dileklerini ilettiklerinde Hz. Ömer, 'Bir aileden bir kurban yeter' cevabını verir. Dolaysıyla geçici olan bu imtiyaz aynı zamanda büyük tehlikeler de içerir, bir yanlış adım, 'sonu' getirebilir."
SULTANI KUTSAYAN MİTLER
Tikici, iktidara yakınlığı cazip kılan iki ana mitin 'sultanın kudsiyeti' ve
Berlin'de "M
ALMANYA'NIN başşehri Berlin'de Is lam Toplumu Milli Görüş Teşkilat (IGMG) tarafından "Maide-i Kuran Programı düzenlendi Timurten om
YanıtlaSil
Yuksel25 Kasım 2025 06:02
PROF DR MEHMET TIKICI
'devletin kudsiyeti' olduğunu belirtti ve şunları söyledi: "Bu kutsama kesinlikle bir dayatma olmayıp tamamen su núm ve kabul ilişkisine dayanmakta dır. Yani ortada bir retorik ilişki ya da İletişimsel eylem veya iletişimsel ras yonalite söz konusudur. Eski Yu nandan itibaren ilk dönem filozofları sultanın hâkimiyetini meşrulaştırmal için başa geçen kişiye yönetme yetki sinin bizzat 'tanrı' tarafından verildiğ anlayışını gündeme getirdiler. Hatt Çin hanedanları, hükümdarları 'tar rının oğlu olarak görürken Anti İran'daki Elam Uygarlığında Hüküm dar-haşa- bizzat 'tanrı' kabul edild İslâm siyaset düşüncesinde de devle adamlarının hâkimiyetlerini meşru laştırmak için dinsel metaforlardar mottolardan ve sembollerden yola çı kıldığı görülmektedir. Örneğin Sıffiu Savaşı'nda Hazret-i Muaviye, askerle rinin mızraklarının ucuna Kur'ân ayetleri yazılı bez parçaları takmış v 'Bize vuran dine vurmuş olur diyere sultanı yani kendisini kutsamıştır."
CUMHURBAŞKANINI DA KUTSAYANLAR VAR
Tikici, konunun günümüzdel yansımalarına dikkat çekerek şöyl konuştu: "İbnü'l Arabî; 'Allah âlemi b düzen üzerine kurdu. Nizamda hil
laide-i Kur'an Progra
Hafızlar'd
lunun günahıyla başkalarının cezalan dırılması gibi uygulamaların, dini ge reklerin önüne geçtiğini ve Üstadın
YanıtlaSilmet vardır, ama hikmetin sureti kutsal e değildir diyor. Fakat zamanla toplu-mun bilinç altına yerleşen belki de za-ten genlerinde mevcut olan 'sultanı akutsama' mitinin günümüzde somut - bir şekilde tezahür ettiğine şahit olu-- yoruz. Örneğin; bir başdanışman, 'yargının tanrısı' diye tanımlanırken bir vekil, Cumhurbaşkanı denince bi-ze Allah gibi geliyor' diyebiliyor.
i a
BEDİÜZZAMAN IN DEVLET MESAJI
Tikici, "devletin kudsiyeti" mitine - dair değerlendirmesine şöyle devam etti: "Örtük ve muğlak bir yanılsama olan 'devletin kudsiyeti' mitinin İslâm -siyaset düşüncesinde iki tür görünür--lüğü dikkat çekmektedir: 'Devlet-i Ebed Müddet (Devletin Bekâsı)' ve 'hikmet-i hükümet. Devlet-i Ebed Müddet (Devletin Bekâsı) meselesi şöyle açıklanabilir: Bediüzzaman Said Nursî'nin 'Devletiniz ömr-ü ebediye mazhar olur' ifadesinde olduğu gibi bu kelime hem İslâmî geleneğin dua üs-lubunu, hem de edebî bir derinliği yansıtan son derece anlamlı bir söz öbeğidir. Ancak bu mecaz-ı mürsel zaman zaman etik ve hukuk kuralla-rının hatta dinî emirlerin ihlalini meş-rulaştıran tehlikeli bir araç olarak kul-lanılmaya başlanmıştır."
n Programı" düzenle
-lar'dan Kur'ân ziyafeti
YanıtlaSil
Yuksel25 Kasım 2025 06:04
KİŞİYE HÜRRİYETİNİ
e disa parayi Öğleve doğru van bo
DİŞİNİ ÖRNEK GÖSTERDİ.
OSMANLI VE CUMHURİYET'İN ORTAK HATASI
Osmanlı döneminde meşhur kar-deş katli uygulamalarını hatırlatan Ti-kici, bu uygulamaların devletin gerek-lerinin dinî gereklerin önünde tutul-duğunu, devlet ile din arasındaki ça-tışmalarda devletin tartışma dışı bıra-kıldığını ve dinî emirlerin devlet ge-reklerine göre yeniden yorumlandığı-nı söyledi. Cumhuriyet döneminde de benzer durumların yaşandığını belir-ten Tikici, 'Devletin bekâsı için bir suç-lunun günahıyla başkalarının cezalan-dırılması gibi uygulamaların, dinî ge-reklerin önüne geçtiğini ve Üstadın yaşadıklarından da bunun açıkça an-laşıldığını ifade etti.
HUKUK VE AHLÂK İHLALİ
Tikici, "hikmet-i hükümet" kavra-mını değerlendirerek şunları söyledi: "Bazı Emevî Hükümdarlarının pek çok usulsüzlüğü Müslüman dünyaya taşı-mak için uydurdukları bir kılıf olarak görülen hikmet-i hükümetin, özünde etik ve hukuk kurallarının ihlâlinden kaynaklı bir kirlenmeyi barındırdığı yaygın bir görüştür. Çünkü devleti sü-rekli günah işlemek zorunda bıraktığı düşünülen bu kavram için 'hukuku ve ahlâkı çiğneyebilmenin bilgisi ve uygu-lamasıdır tanımı yapılmaktadır."
HÜRRİYETİN ZAFERİ
Sonuç olarak Tikici, Sultandan uzak durmanın şahıslara hürriyetini kazan-dırdığını belirterek, Bediüzzaman Said
lette kendi kadr Peker, bu ikil ikiye değil üçe ve
YanıtlaSil
Yuksel25 Kasım 2025 06:05
Ayrıca Peker'e c
ALI Tikici, "hikmet-i hükümet" kavra-mını değerlendirerek şunları söyledi: "Bazı Emevi Hükümdarlarının pek çok usulsüzlüğü Müslüman dünyaya taşı-mak için uydurdukları bir kılıf olarak görülen hikmet-i hükümetin, özünde etik ve hukuk kurallarının ihlalinden kaynaklı bir kirlenmeyi barındırdığı yaygın bir görüştür. Çünkü 'devleti sü-rekli günah işlemek zorunda bıraktığı' düşünülen bu kavram için 'hukuku ve ahlâkı çiğneyebilmenin bilgisi ve uygu-lamasıdır tanımı yapılmaktadır."
HÜRRİYETİN ZAFERİ
Sonuç olarak Tikici, Sultan'dan uzak durmanın şahıslara hürriyetini kazan-dırdığını belirterek, Bediüzzaman Said Nursînin manevî bağımsızlığını örnek gösterdi. Bediüzzaman Said Nursînin, kendisine teklif edilen vaiz-i umumi-lik, Meb'usluk, Dârü'l-Hikmet azalığı ve Medresetüz-Zehrâ içi bütçelerini reddedişinin bu duruşun göstergesi olduğunu vurgulayan Tikici, Üstadın gerekçesini şöyle aktardı: Yirmişer, otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, her birisine mil-yonlar sene uhrevî hayatı kazandırma-ya vesile olan Risale-i Nur, o zâyiatın yerine binler derece iş görmüş" 1
Dipnot: 1-Emirdağ Lähikası, mektup no: 2, 5. 39
466
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHI
dan ve çocuk doğurduktan sonra vaki olan nifas kanından yana temiz Bu isimleri almasının sebebi şudur: Hazret-i Fatıma hayz kanin. olup hiç kan görmemiştir. Hiç bir şekilde vakit namazını tehir etme-miştir. Namaz ve ibadet cihetinden tam kemal üzere olmuştur. Allah ondan razı olsun.
S.A. efendimiz, onun için: Hazret-i Fatıma r.a. büluğ çağına geldikten sonra, Resulüllah
me işini kim düzenleyecek?. Anası hayatta değil. Bunun çeyizini kim hazırlayacak? Evlen-
Diverek düşündü ve gamlandı. Bunun üzerine, Cebrail geldi: Re-sulüllah SA. efendimize şu haberi getirdi:
Celil Cebbar nimeti herşeye samil ve kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah size selâm eder ve şöyle buyurur:
Fatıma için gamlanmasın. Fatımayı ben çok severim. Böyle olunca, onun evlenme isini bana bıraksın. Şanı yüce ben, onu sevdi-ğim kulumla evlendiririm.
Cebrail bu haberi Resulüllah S.A. efendimize tebliğ edince, Resu-lüllah S.A. efendimiz Allah'a şükür babında secdeye kapandı.
HAZRET-İ FATIMA'NIN EVLENMESİ:
Sonra..
Ramazan-ı şerif içinde bir gün, Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail ellerinde üstü mendille örtülü tabaklarla geldiler. Her birinin yanında biner melek geldi. O tabakları getirip Resulüllah S.A. efendimizin önü ne koydular. Resulüllah S.A. efendimiz. onları görünce:
Bu nedir?.
Diye sordu. Bunun üzerine Cebrail şöyle anlattı:
Celâl ve ikram sahibi Yüce Allah şöyle buyurdu:
Ben, Fatıma'yı Ali b. Ebi Talib'e zevce eyledim. Bu tabaklar
içinde cennet libasları ve cennet yemişleri vardır. O libasları Fatıma'-ya giydirip yemişleri de başına saçın.
ti. Cebrail böyle deyince, Resulüllah S.A. efendimiz şükür secdesi et-
Sonra Cebrail'e şöyle dedi:
- Benim razı olduğum şeye, Fatıma da razı olur. Ben, şanı yüce Rabbımdan sevip isterim ki: Bu hediyeler ve ihsanlar dar-ı bekada (âhirette) Fatıma'ya verile. Burası dar-ı fenadır; burada verilmeye..
Daha sonra Cebrail'e şöyle sordu:
- Ya Cebaril, kızım Fatıma'nın tezvici ve nikâhı ne şekilde oldu?. Haber ver.
Bunu üzerine Cebrail şöyle anlattı:
Allah-ü Taâlâ cennet kapılarının açılmasına ferman buyurun-ca açıldı. Cehennem kapılarının kapanması için de emir verildi; onlar da kapandı. Bundan sonra, şanı büyük Allah Arşı, Kürsi'yi, Tuba Ağacı'nı Sidre-i Münteha'yı süsledi. Sonra, cennetin vildan ve ğılman-larına emir verdi. Ki: Cennetin köşklerinde, Fatıma'nın gelinliği için
KARA DAVUD
YanıtlaSil457 rublyyin meleklerine emir verdi. Ki: Tuba Ağacı'nın altında toplana-miyafetler hazırlayalar. Göklerde olan mukarreb, ruhaniyyin ve ker-lar. Bunlar da gelip toplandılar.
Bundan sonra, müşire rüzgârına esmesi için emir verdi. O rüngår estikçe; ağaçlardan, orada toplanan meleklerin üzerine kafurlar, misk-ler, anberler saçıldı. Şanı büyük nimeti herşeye şamil kendisinden baş-
ka ilah olmayan Yüce Allah, cennet kuşlarina:
Terennüm edip teğanniler eyleyin.
Dive emir verdi. Onlar da türlü türlü teğanniler ve terennümler
ettiler. Cennetteki huriler dahi raks edip oynadılar. Cennet ağaçlarından,
o hurilerin üzerine türlü türlü cevherler ve hulleler saçılıp döküldü. Bundan sonra, Celil Cebbar olan şanı büyük Allah kendi zatı üze rine sena edip şöyle buyurdu:
Ben, kadınların hanımefendisi olan Fatıma'yı Ali b. Ebu Ta-lib'e tezviç edeceğim. Ey Cebrail, Ali tarafından sen vekil ol. Ben Re-sulüm Muhammed tarafından kızı Fatıma'yı Ali'ye tezvic ettim. (Ni-kâhladım.)
Bunun üzerine ben de Ali için Fatıma'yı tezviç edip kabul ettim.
İşte.. semada olan nikâhın keyfiyeti böyledir.
Bundan sonra şöyle dedi:
Ya Muhammed, kızın Fatıma'yı Ali'ye nikâh bağı ile ver.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, durumu önce Hazret-i
Ali'ye, ikinci olaraktan da kızı Fatıma'ya haber verdi. Daha sonra da,
ashabı mescide topladı. Bu sırada Cebrail geldi ve şöyle dedi:
Ya Muhammed, nikâh hutbesini Ali kendisi okusun.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz Hazret-i Ali'ye:
Nikah hutbesini sen oku.
Diye emretti. O da, uzun ve beliğ bir hutbe okudu. Hutbenin biti-minde, Resulüllah S.A. efendimize:
Kızın Fatıma'yı bana dört yüz dirheme tezviç ettin mi?.
Diye sordu. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Hak Taâlâ, senden razı olup tezvic eyledi; seni seçti. Ben de
tezvic eyledim.
Hazret-i Ali r.a. ise şöyle dedi:
Şanı büyük Allah'tan, Resulüllan'tan S.A. kabul edip tezevvüc
eyledim.
Bundan sonra; Hazret-i Fatıma, babası Resulüllah S.A. efendi-miz, kendisini Hazret-i Ali'ye r.a. tezvic edip nikâhını da derahim (al-tın gümüş) kıldığını işitince, şöyle dedi:
Ya Baba, sair insanların kızlarına altın ve gümüş üzerine ni-kâh akdi yapılır. Sen, Resullerin efendisisin; ben de senin kızınım. Hal böyle iken, altın gümüş üzerine nikâhlanırsam, sair insanların kızla-rından benim farkım n'oldu?. Şimdi senden rica ve niyaz ederim: Ke-
468
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT SERHI
remliler keremlisi merhametiller merhametlisi Celâl sahibi Allah'a ta. zarru eyle, niyaz eyle: Benim mihriml, ümmetinin asilerine sefaat kil. sin.
Cebrail geldi. Bir İpekli getirdi: Resulüllah S.A. efendimize verip şöy-Hazret-i Fatıma, babasına bu niyazda bulunduğunun akabinde le dedi:
Bunu kızın Fatıma'ya ver.
O ipeklinin üzerine şunlar yazılmıştı:
lere şefaatı kıldı. büyük Allah, Muhammed'in kızı Fatıma'ya mihir olarak, asi ümmet-
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, o ipekliyi kızı Fatı-ma'ya verip müjdeledi.
Hazret-i Fatıma, dünyadan ayrılacağı zaman şöyle vasiyet etti: Vefat ettiğimde, bu ipekliyi kefenime benimle beraber koyun. Kıyamet günü, bu ipekli ile babamın asi ümmetlerine şefaat ederim.
Yüce Hak, Habib-i Ekrem'i hürmetine cümlemize onun şefaatını nasib ve müyesser eyleye. Amin!.
Hazret-i Ali r.a. zilhicce ayında güveyi girdi.
Hazret-i Fatıma'dan ra. Hasan, Hüseyin, Muhsin erkek; Zeynap, Ümmügülsüm, Rukiye kız çocukları oldu. Allah onlardan razı olsun.
Hazret-i Fatıma r.a. Resulüllah S.A. efendimizden altı ay sonra, Medine-i Münevvere'de dar-ı ukbaya teşrif eyledi.
Ancak bazıları:
- Üç ay sonra..
Vefat ettiğini, bazıları da:
Yetmiş beş gün sonra..
Vefat ettiğini söylediler. Ki, yirmi sekiz veya yirmi yedi yaşında idi. Allah ondan razı olsun.
Hazret-i Fatıma'yı, Hazret-i Ali r.a. yıkadı, namazını kıldı ve Ba-kia mezarlığına defneyledi. Allah ondan razı olsun.
Bazıları da, Hazret-i Fatıma'nın r.a. Resulüllah S.A. efendimizin yanına defnedildiğini söylemiştir. Allah ondan razı olsun.
Hazret-i Fatıma'nın r.a. faziletleri çoktur. Onlardan biri, şu ha-berdir:
Kıyamet günü, Sırat Köprüsünden cennete geçmeğe ferman olun-duğu zaman, Arş-1 Azim'den şöyle bir nida gelecektir:
Ey mahşer halkı, gözlerinizi yumun; çünkü, Hazret-i Muham-med'in S.A. kızı Hazret-i Fatıma Sırat Köprüsünü geçecektir.
Bütün mahşer halkı gözlerini yumar. Hazret-i Fatıma r.a. dahi, yetmiş bin hurî kızı ile, öylece bir izzet ikram, göz kamaştırıcı teş rifatla Sırat'ı geçecektir.
Hazret-i Fatıma'nın r.a. bütün faziletlerini yazıp anlatmaya bu yerin tahammülü yoktur.
KARA DAVUD
YanıtlaSil460 Holina Resulüllah S.A. efendimizin, sırası ile dünyaya gelen co-cukları söyledir
1. Kasim Allah ondan razı olsun.
2 Zeynep Allah ondan razı olsun
3 Rukiye Allah ondan razı olsun.
4 Ümmügülsüm. Allah ondan razı olsun.
5. Fatima. Allah ondan razı olsun.
6. Abdullah Allah ondan ram olsun.
Bunların hepsinden sonra.
Olarak İbrahim, dünyaya gelmiştir. Allah ondan razı ol
Sağlam olan rivayet budur.
Resulüllah S.A. efendimizin erkek çocukları, sabi iken, büluğa er-meden dar-i ukbaya teşrif etmişlerdir.
Kız çocuklarının hepsi de, büluğ çağına erip Resulullah SA efen dimizle beraber Medine-1 Münevvere'ye hicret etmişlerdir.
Zeynep ve Ruklye'nin çocukları olmuştur. Ancak, bu çocuklarının nesli gelmemiş, vefat etmişlerdir.
Ümmügülsüm'ün hiç çocuğu olmamıştır.
Resulüllah S.A. efendimizin bütün zürriyeti, Hazret-i Fatırna'nın ra çocukları olan Hazret-i Hasan ve Hazret-1 Hüseyin'den gelmiştir.
Allah onlardan razı olsun. Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin zürri-yeti gün gün artacak; kıyamete kadar sabit kalacaktır.
Nitekim, Müfessirler, Kevser suresinin tefsirinde çok çok şeyler söylemişlerdir; hayli mana vermişlerdir.
Bazıları şöyle dedi:
-Kevser'den murad, Resulüllah S.A. efendimizin torunları ve onlardan gelecek zürriyetinin çokluğu ve kıyamete kadar sabit kala-cağıdır.
olur: Buna göre, Kevser suresinin birinci åyetinin ifade ettiği mana şu
Şanı büyük olan ben Allah.. azamet ve celâlimizle ya Mu-hammed, kıyamete kadar sana, zürriyetine devam ve çok evlåd ihsan ettik.
Böylece, Yüce Hak Resulüllah S.A. efendimize İhsanını, nimetini, fazlını beyan buyurdu.
SADAT-I KİRAM
O mübarek soydan şürriyetin varlıkları, bulundukları şehirlerde, mahallelerde ve evlerde o şehirlerin, mahallelerin ve evlerin içinde bu-lunanların hemen hepsi çeşitli dertlerden, kederlerden ve her cins afetten korunur ve emniyette olurlar. Böylece, llâhi kereme ve rabba-ni lütfa, resulüllah B.A. efendimizin zürriyeti hürmetine mazhar olur lar.
303
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Ramazanın önüne geçmeyinizi (67)
Ancak, bir kimse Adet edindiği orucunu tutuyorsa, varsin, onu tutsun! buyurmuştur. (68)
Şevval Orucu ve Şevval Orucunun Fazileti:
Ebû Eyyübül'Ensari der ki «Peygamber Aleyhisselâm (Her kim, ramazan orucunu tutar da, sonra, ona nåfile olarak şevval'den altı gün eklerse, bu, bütün yıl oruç tutmuş gibi olur!) buyurdu.» (69)
Cumartesi ve Pazar Günleri Orucu:
Peygamberimizin zevcesi Hz. Ümmü Seleme der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, cumartesi ve pazar günü oruç tutar, oruç tuttuğu gün-lerden çoğu, bu günler olur (Bunlar, müşriklerin bayram günleridir.
Ben, onlara muhalefet etmeyi severim!) buyururdu.» (70)
Abdullah b. Büsr'ün kız kardeşinin rivayetine göre: Peygamberi-miz Cumartesi günü oruç tutmayınız!
Ancak, üzerinize farz kılınan orucu tutunuz!» buyurmuştur. (71)
Cuma Günü Orucu:
Ebû Hüreyre'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz Geceler ara-sından cuma gecesini nâfile oruç için tahsis etmeyiniz!
Ancak, birinizin tutmakta olduğu orucuna tesadüf ederse, o, bas-kal» (72)
«Hiç biriniz, cuma günü oruç tutmasın!
Ancak, ondan önce, yahud sonra oruç tutarsa, o, başka!» buyur-muştur. (73)
(67) Müslim Sahih c. 2, s. 762, Ebû Dayud Sünen c. 2, s. 300, Tirmizi Sünen c. 3, s. 115, Ibn-i Mâce Sünen c. 1, s. 528
(68) Buhari Sahih c. 2, s. 230, Müslim Sahih c. 2, s. 762, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 300, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 528
(69) Abdurrezzak Musannef c. 4, s. 316, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 417, Müslim Sahih c. 2, s. 822, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 324, Tirmizi Sünen c. 3, s. 132, İbn-iMâce Sünen c. 1, s. 547, Darimi Sünen c. 1, s. 353
(70) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 324
(71) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 189, Ebû Davud Sürnen c. 2, s. 320, Tir-mizi Sünen c. 3, s. 120, Dârimi Sünen c. 1, s. 352
(72) Müslim Sahih c. 2, s. 801
(73) Müslim Sahih c. 2, s. 801, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 320, Tirmizi - Sünen c. 3, s. 119
BAVM (ORUC) VE PEYGAMBERİMİZİN ORUÇ TUTUŞU
YanıtlaSilPazartesi ve Persembe Günlert Orucu
303
Yine Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Resûlullah Aleyhisselân Ameller, pazartesi ve perşembe günleri, yüce Allah'a arz olunur.
Bunun için, ben de, amelimin, oruçlu bulunduğum sırada arz edil-mesini severim.s buyurmuştur. (74)
Hz. Aişe de «Peygamber Aleyhisselâm, pazartesi ve perşembe oru-cunu teharri ederdi. (75)
Resûlullah Aleyhisselâm, bir ayin cumartesi, pazar ve pazartesi günleri, o bir ayın da, salı, çarşamba ve perşembe günleri oruç tutardı» demiştir. (70)
(74) Tirmizi Sünen c. 3, s. 122
(75) Tirmizi Sünen c. 3, s. 121, Nesai Sünen c. 4, s. 202, İbn-i Mace Sünen
c. 1, s. 553
(76) Tirmizi Sünen c. 3, s. 122, Nesal Sünen c. 4, s. 203
eso Elisikidan bir şey mi istedin? Sudan çukur kazdın, demektir.
YanıtlaSil261 En verimli ağacın dalı bile olsa, kuru dalin ne yararı var?
Cn2 Esek bademi ne bilir? Gider, dikeni yer.
3264 Giysi dedi: Sen beni dolapta saklarsan, ben de seni insanlardan saklarım
5263 Git, ol, gel seveyim.
5265 Gonlum darsa, dünya geniş olmuş, neye yarar?
5266. Hangi köpeği asmak isteseler, "kuduzdur" derler.
5267 Her üzümün bir de sapi vardır
5268. Herkes koru kendi yumurtasına doğru çeker.
$269. Herkese kendi acısı deve gibi büyük görünür.
5270. Hırsız hırsızın malını çalmış, bu, işe Tanrı da şaşmış!
5271. Insan, kendi evinin hem ağasıdır, hem de uşağı.
$272 Itle dost olan, değneğini yanından eksik etmesin!
5273. Kadınsız ev, susuz değirmene benzer.
5274. Karaya sabundan yarar yok, deliye öğütten yarar yok.
5275. Karısı güzel olanın, bir de iyi köpeği olmalı.
5276. Karısnı döven, sağ eliyle sol elini dövmüş olur.
5277. Keçinin de sakalı var.
5278. Kedinin ekmekle peyniri olsa da gece gözü uyku tutmaz.
5279. Kemik getiren köpek, onu götürür de.
5280. Keskin sirke, kabını kemirir.
5281. Kiliseden ben geliyorum, sen "amin" diyorsun.
5282. Kokmuş, bitmişten iyidir.
5283. Koşmanın yararı yok, vaktinde yola çıkmak gerek.
5284. Kötü bir davranış, bir başkasını doğurur.
5285. Kötü gün bana, kötü gelin sana.
5286. Kötülük kömüre benzer, yakmazsa bile karalar.
173
5287. Kurda sormuşlar: "Neden boynun kalındır?" diye. "Kendi işimi kendim görürüm de ondan" demiş.
5288. Kurnaz tilki, iki (dört) ayağıyla kapana tutulur.
5289. Küçük mutfak, büyük ev yapar.
5290. Nerede ekmek varsa, orada kal.
5291. Nerede korku, orada utanç.
5292. Öküz altında buzağı arar.
5293. Öküz ölür, derisi kalır; insan ölür, adı kalır.
5294. Öküze nal çakıldığını görmüş, kurbağa da ayağını kaldırınış.
170
YanıtlaSilDOĞU AFRIKA ATASÖZÜ, Bak: NANDI (DOGU-AFRIKA) ATASÖZÜ
EFLAK ATASÖZLERİ, Bak: ROMEN (ULAH) ATASÖZLERİ
ELAM ATASÖZLERİ. Bak: AKAD-ELAM ATASÖZLERİ
ELEN ATASÖZLERİ, Bak: YUNAN (ESKİ-YENİ) ATASÖZLERİ
ERMENİ ATASÖZLERI
52.35. Acımın güzeli olmaz.
5230. Ağaç, yaş iken eğilir.
5237. Ağaçta kırk koz görmedikçe, taş atma.
5238. Ağır taş yuvarlanmaz.
5239. Akıllı düşününceye dek, deli işini görür.
5240. Aklım yeğnilliği, ayak için ağırlıktır.
5241. Anasına bak, kızını al.
5242. Bahçeni sulamak için yağmur bekleme.
5243. Balık denizde, tava ateşte.
5244. Başkasının gözü sana ışık vermez.
5245. Ben ağa, sen ağa, inekleri kim sağa?
5246. Bir gün daha yaşlı olan, senden bir yıl daha akıllıdır.
5247. Bir küfe samanı, iki eşeğe bölmesini bilmez.
5248. Bir pire için yorgan yakar.
5249. Çatın camdansa, başkasının çatısına taş atma.
5250. Çileyi kayalara vermişler, dayanamayınca, insana vermişler.
5251. Çocuktan, budaladan, sarhoştan al, haberin doğrusunu.
5252. Dağı öv, koyakta kal; denizi öv, kıyıda kal.
5253. Denenmiş ayran, denenmemiş yoğurttan iyidir.
5254. Denizde boğulan, yılana da sarılır.
5255. Denize düşen, yağmurdan korkmaz.
5256. Deve, diken yemek isterse, boynunu eğmeli.
5257. Dolu tüfekten bir kişi korkar, boşundan iki kişi.
5258. Donmuş yılan, kendisini ısıtanı ısırır.
5259. Ekmek isterse doyur, iyilik bilmez çıkarsa dur.
47
hüceyre-i vahide
YanıtlaSilhüceyre-i vahide حجيرة واحده : bir hacre (bak hücre)
hüceyrecik حجره جك : küçücük hücre (bak. hücre)
hücra هجرا : acra, çok uzak, kenarda kalmış, sapa, tenha
hücre 1 : حجرة.canlı varlıkların yapı taşları gibi olan, gözle görülmeyip mikroskopla görülebi lir ölçüde, küçük odacık görünümünde ve zar, plazma ve çekirdek gibi kısımlardan yapılmış canlının en küçük parçası 2.0da; bir odalı ev
hücrel insani حجرة إنساني : insan hacresi, in-san bedeninin yapısında yer alan hücre (bak. hücre)
hucre-i saadet حجرة سعادت : "mutluluk odası" anlamında Hz. Peygamber'in (as.m.) kaldığı oda
hücre-l talim ve hidayet حجرة تعلیم و هدایت : ta lim ve hidayet evi, dinin ve doğru yolun öğ
retildiği ev hücrecik حجر جك : küçücük hücre (bak. hücre)
hücum 1 : هجوم saldırı, saldırma, üstüne yü rüme, ileri atılma 2.(mec) sert sözlerle çatma hücumat هجمات : hücumlar, saldırılar
hücumat - sitte هجمات منه : )seytanın ve sözcü-leri olan insanların) "altı sinsi saldırı ve aldat-ma yolu" månasındaki Bediüzzaman Hazret-lerinin yazdığı bir risale. Bu risalede şeytan ve ondan ders alan taraftarlarının, din yo-lunda çalışanları aldatmak ve caydırmak için altı hile ve sinsi hücum (saldırı) yollarının ne olduğu belirtilir ve saldırılarını durdurma ça-releri gösterilir
Huda خدا : rabb, sahip, yaratıcı, Allah (c.c.(
hüda خدا : bak huda
hüda خدا : hidayet; 1.doğru yolu gösterme 2.doğru yolu bulma 3.doğru yol 4. doğruluk
hüda-yı furkani هدای فرقانی: doğru ile yanlışı ayırt edici kitabın (Kur'an'ın) gösterdiği doğ
ru yol (bak. hüda-yı Kur'ani)
hüda-yi Furkani هدای فرقانی : )bakhuda
Kur'ani
hüda-yı hidayet هدای هدایت : doğruluk yolu doğruluk yolu olan İslâmiyet'in doğruyu doğ-ru, yanlışı yanlış olarak gösterdiği kurtuluş yolu
hüda-yi Kur'an)1( هدای قرآنی : Kur'an'ın göster diği doğru yol
hüda-yı münevver هدای منور : nurlu yol, aydın-
382
hükkäm-ı fesahat
lık yol (Kur'an yolu(
hüda-yi seri هدای شرعیdin volu, dinin göster
diği yol ve hidayeti
hüdabin خدابین : )bak. hudabin(
hüdabinlik خدا بيتلك : Allah (cc) tanıma
hüdaperest Allah'a (c.c.) kullulds bağlı, Allah'ın (c.c.) kulu, dindar
hüddam خدام : )bak. huddam( hdhdمذه: haberci kus, Hz. Süleyman'in
(as.) haberci kuşu
hüdhüd-ü Süleyman هدهد سليمان :. Süley man'ın (a.s.) haberci kuşu
hüdhüdmisal هدهد مثال : hüdhüd gibi, Hz. S leyman'ın (a.s.) haberci kuşu gibi
Hügo هرگر : Victor Hugo (viktor hügo okunur( (1802.1885) ünlů Fransız yazarı. Çok sayıda
şiir, roman yazdı
(felsefeciler), dü-Hükema 1 : حكماء.filozoflar şünürler 2 alimler; bilginler
hükema-i ilahiyyun حكماء إلهيون : ilahiyatı âlimler, din ve iman esasları üzerinde çalışan
âlimler
hükema-i İslâmiye حكماء إسلامية müslüman âlimler ve felsefeciler (bak. filozof)
hükema-i kadime حكماء قديمه : ilk çağ fizolof ları
hükema-i mü'minin حكماء مؤمنين : mu'min (imanlı) fizoloflar ve ilim adamları
hükema-i İşrakiyyun حكماء اشراقیون : israkiyyun denilen ålim ve felsefeciler (bak. işrakiyyun)
hükema-yı dalle حکمای ضاله : doğru yoldan sapmış, inkârcı fizoloflar (felsefeciler)
hükema-yı hakikiye حکمای حقیقیه : gerçek alim-ler, Kur'an'a ve sünnete bağlı büyük din ålim-leri
hükema-yı felasife حکمای فلاسفه : felsefe ile uğ-
raşan fizoloflar
hükema-yı hakikiye حکمای حقیقیه : gerçek âlim-
ler, gerçek din adamları
hükema-yı işrakiyyun حکمای اشراقبون : )bak. hü-kema-yı işrakiyyun)
hükkam 1 حكام.hakimler 2.devlet idarecileri, häkimiyeti (egenmenliği) elinde bulunan du-varlar
zel söz söyleme sanatında ileri gelenler, sözü hükkami fesahat حکام فصاحت : duzgun ve gü-geçerli olanlar
fesabat
YanıtlaSilOster
lukla
an'in Jey
da
hokm
bak شكم : )bak haküm(
383
hökmü Adiläne حکم عادلانه adalete uygun ho kom (karar)
km-akdi حكم عقلى akda dayanan hakum, akla dayanarak ileri sürülen karar
hakma cor- حكم حزلی : cüz't hüküm, bazı gerçelderle ilgili hüküm
hökmü ebediyet حکم ابدیت ebedilik hükmü, olamsüzlak hükmü (hükmü ebediyet verip ölumstüzluk ve ebedilik vasfırı (niteliğini) yükleyip)
hükmü fetva حكم فدوى : fetva olarak verilen hüküm (karar) (bak. fetva)
hükmü hayal حكم حبال : hayal güctinün verdi-gi hüküm (karar)
hükm- Imani حکم ایمانی : inancı ifade eden hokum, inanç ifadesi olan karar veya düşün ce (yargı)
hükmü kader حكم قدر : kaderin hükmü, kader de belirlenmiş karar
hükmü kanun حكم قانون : kanun hükmü, ka nun emri
hükmü kudret حكم قدرت : )Allah'a (c.c.) ait) kudretin etkisi, etki alanı
hükmü Kur'an )1( حکم قرآنی : Kur'an'daki hü-küm, emir, karar
hükmü manevi حكم معنوی : manevi hakimiyet, månevi etki alanı
hükmü nübüvvet حکم نیزت : )buzat) peygam-berdir diye verilen karar
hükmü seri حکم شرعی :seri hüküm şeriatın (dinin) hükmü, emri, kararı
hükmü tecrübi حکم تجربی : tecrübeye gözlem ve deneye) dayanan hüküm (önerme), karar
hükmü Yezdani حکم بزدانی Allah'ın (c.c.) hük mü, Allah'ın (c.c.) emri
hükmü zihni حكم ذهنی : zihindeki (akıldaki( hüküm (bak. akli)
hükmü zimni حكم ضمنی : zimni hükum, açıkça değil de dolaylı ifade edilen hüküm, karar
hükmetmek 1 : حكم ايتمكhakum vermek, karar vermek 2.fikir ileri sürmek, kanaatını ortaya koymak 3.emir ve idaresi altında bu lundurmak 4.etkisi altına almak
hükmeylemek حكم ابله مك : )bak hükmetmek) hükmi حکمی : hükümle ilgili 2.bir karara, bir hükme dayanan. gizli ve kapalı mana taşıyan
hükümet-i meşruta-i meşrua
rarına varılmak, sonucuna varılmak hükmolunmak حكم الوصل : karar verilmek, ka-
hükmünde حکمنده : değerinde, manasında, yerinde gibi
hüküm 1 : حكم karar 2.emir 3 iktidar, emir ve
idare gücu, hakimiyet 4 yürürlük 5.(men.) bir konu hakkında ileri sürülen fikir, varılan so-nuç, önerme, yargı, doğru veya yanlış değer alan ifade veya cümle
hükümdar 1 : حكمدار.padişah, sultan, kral, hä kimiyet (egemenlik) gücünü elinde bulundu-ran, devlet başkanı
hükümdarı adil حكمدار عادل : adil hükümdar,
adaletli padişah
hükümdarane حكمدارانه : her yerde hükmünü
yürütür tarzda geçirir tarzda, gücünü ve emrini her yerde
hükümdarlık 1 : حكمدارلق hükümdar olma hali 2.hükümdarın işi ve yetkisi 3 hükümdarın yönetimindeki ülke
hükümet 1 : حکومت.kanunları uygulamak ve gereğini yerine getirmekle görevli ve yetkili olan devlet teşkilatı, yürütme organı, devlet idaresi 2.bakanlar kurulu
hükümeti arabiye حکومت عربيه : arab hüküme ti
hükümet-i cumhuriye حکومت جمهوربه : cumhu
riyet hükümeti
hükümet-i demokrasi حکومت ده موقرا سی : de mokrasi hükümeti, demokrat hükümet, hal-kın istek ve iradesine dayanan hükümet
hükümet-i hazıra حکومت حاضره : simdiki haků met
hükümeti hilkat حکومت خلقت : yaradılış dün-yasını emri altında bulunduran ilahi kudret
hükümet-i İslamiye حکومت إسلاميه : Islam hükü meti, müslüman halka dayanan hükümet
hükümet-i İslâmiyei Ömeriye حکومت إسلامية غمريه : Hz. Ömer'in başkanlığındaki İslâm hükümeti
hükümet-i İttihadiye حکومت إتحاديه : ittihad hükümeti, 2.meşrutiyet döneminde Osmanlı Devletini idare eden ittihad ve terakki partisi hükümeti
hükümet-i meşrua حکومت مشروعه : dine daya nan hükümet
hükümet-i mesruta حکومت مشروطه : meşrutiyet hükümeti (bak. meşrutiyet(
hükümet-i meşruta-i meşrua حکومت مشروطه
14
YanıtlaSilEbedi Yol Haritası İSLAM
İman ile küfrün, fazilet ile denäetin yani alçaklığın mücadelesi tarih boyunca devam edegelmiştir. Lakin inkâr olunamaz bir hakikattir ki nihäl galebe hep peygamberler yolunun olmuştur. Sistemler gelip geçer, ömürler tükenir läkin peygamberler devam eder. Din ve peygamberliğin yolu dışın-da ve nefsin hoyratlığı içinde geçen dünya hayatının acı neticesi Kur'ân-ı Kerim'de şöyle ifade edilir:
"O gün gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır. Käfirler için ise o gün, pek çətin bir gün olur. O gün, yanlış yollarda ömrünü tüketen zälim kimse, (pişmanlık ve çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: "Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!"
(Furkan, 26-28)
Hz. Adem'den itibaren birçok peygamberle ümmet birlikleri hâlinde takip olunan din yolu, kemâlini Hz. Peygamber Efendimiz'de bulmuştur. Artık Allah'ın rızası üzere istikâmetlenen tek din, Kur'ân ve Sünnet'in ortaya koyduğu İslâm olmuştur. Peygamber Efendimiz'in son günlerinde Vedå Haccı'nda inen âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
"...Bugün kafirler, sizin dininizi (yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün size dininizi ikmäl ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı
seçtim..." (Mãide, 3)
Bundan sonra İslâm'dan başka din aramak, karanlık bir gaflet rehberli-ğinde hazin bir akıbete doğru yol almaktır.
İslâm, Allah tarafından gönderilen hak din olduğundan, ilâhî vaad gereği núrunu tamamlayıp geniş bir hâkimiyet alanına sahip olacağında şüphe yoktur. Bu nûru söndürmek isteyenlerin çabaları ise akîm yani neticesiz
kalmaya mahkûmdur.
Nitekim Kureyş müşrikleri bir gün Peygamber Efendimiz'e:
"-Sen bizi ve ilâhlarımızı yermeyi bırak, biz de seni ve ilâhını kendi hālinize bırakalım" demişlerdi.
Rasûlullah başını kaldırıp semâya baktı ve:
"-Şu Güneş'i görüyor musunuz?" diye sordu.
"-Evet, görüyoruz" dediler.
Allah Rasûlü:
"-Peki, ben sizin bu Güneş'in ışığından faydalanmanıza mânî olabilir miyim?" buyurdu. (İbn-i Kesir, el-Bidâye, III, 92; İbn-i İshak, 136)
Onsöz
YanıtlaSilRasûlullah bir seferden döndüğünde kızı Fatıma'nın yanına uğra mıştı. Hz. Fâtıma (r.a) muhterem babasının yüzünü gözünü öptükten sonra ağlamaya başladı. Peygamber Efendimiz:
"-Neyin var, niye ağlıyorsun?" diye sordu. Hz. Fâtıma (r.a):
"-Ey Allah'ın Rasûülü, benzinizi sararmış, elbiselerinizi eskimiş, sizi de yorgun ve bitkin bir vaziyette görüyorum!" dedi.
Rasûlullah sevgili kızına şöyle buyurdu:
"-Fâtıma, Allah-azze ve celle- babanı öyle bir dinle gönderdi ki Allah bu dini yeryüzündeki bütün evlere ve çadırlara ulaştıracak, kabul edenlere izzet bahşedecek, onunla mücadele edenleri ise zillete sürükleyecektir! Öyle ki bu din, gecenin kapladığı bütün bölgelere ulaşıp yayılacaktır." (Hakim, 1, 664/1797; Heysemi, VIII, 263)
Bugün bazı insanlar, İslâm'ı karalamak isteyen kötü niyetli kişilerin tesirinde kalarak veya İslâm'ı tam olarak öğrenip hazmedememiş cahil insanların hâline bakarak menfi bir kanaate varmaktadır. Bu sebeple müs-lümanların en mühim vazifelerinden biri, İslâm hakkında doğru hüküm ve kanaatler håsıl edecek şekilde en sahih bilgileri insanlığın istifadesine sun-mak, İslâm'ın güleryüzünü, zerâfet ve nezaketini güzelce temsil edecek örnek bir şahsiyet sergilemek ve neticede tercihi insanların hür iradelerine bırakmaktır. Müslümanların en azından insanlığı İslâm aleyhtârı kasıtlı menfi propagandalardan kurtarması zaruridir. İslâm'ı doğru olarak anladıktan sonra tercih insanların kendilerine aittir. Zira Cenâb-ı Hak; akıl, idrak, tefekkür gibi kabiliyetlerle tezyin ederek imtihan için dünyaya gönderdiği insana böyle davranılmasını istemektedir.
İşte biz de bu yoldaki samimî gayret ve hizmetlere bir nebze de olsa katkıda bulunabilmek için elinizdeki eseri hazırladık.
Din, Allah'ın insanlara en büyük rahmet tecellîsidir. Efendimiz'in risale-tinin "Alemlere Rahmet" olarak vasfedilmesi¹ bunun açık bir delilidir. Dola-yısıyla en mühim hizmetlerden biri, bu ilâhî rahmetin kullara ulaştırılmasına vesile olmaktır.
Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:
"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk'ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için, en kıymetli dünya malı olan kırmızı develerden daha hayırlıdır." (Buhârî, Ashâbu'n-Nebi, 9; Müslim, Fedâilü's-Sahåbe, 34)
1
Enbiya, 107.
15
ISION
YanıtlaSilHIN
Resülullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en kötüsü; karnı büyük olmak (çok yemeye düşkün olmak), çok uyumak, tembellik ve yakin zayıflığıdır (yani gaflettir)."
(Süyüti, el-Câmiu's-Sağir)
Hicri: 27 RECEB 1447-Rümi: 3 Kanün-i Sani 1441-Kasım 70
İSTANBUL
İmsak
6.34
Sabah...
6.54
Güneş
8.18
Öğle
13.24
İkindi
15.52
Akşam
18.10
Yatsı..
19.43
16
OCAK
2026
Cuma
Kıble S...
11.22
Ay Doğuş
Ay Batış 15.30
6.56
Ankara
Bartın
Bilecik
Bolu
Çankırı
İmsak
Sabah
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Kıble S
6.17 6.37
7.59 13.08
15.40
17.58
19.29
11.42
6.21
6.41
8.06
13.10
15.37
17.55
19.29
11.44
6.29 6.49 8.11 13.20
15.51
18.08
19.41
11.24
6.23
6.43
8.06
13.13
15.42
18.00
19.33
11.37
6.15
6.35
7.59
13.05
15.35
17.52
19.25
11.49
Çorum
6.09
6.29
7.53 13.00
15.30
17.47
19.20 11.58
Düzce
6.25
6.45
8.09
13.15
15.44
18.01
19.35
11.34
Eskişehir
6.26
6.46
8.09 13.18
15.50
18.07 19.39
11.26
Karabük
6.19 6.39
8.04
13.09
15.37
17.55
19.29
11.45
Kastamonu
6.15
6.35
7.59
13.05
15.32
17.50
19.24
11.52
Kırıkkale
6.15
6.35
7.57
13.06
15.37
17.54
19.26
11.47
Zonguldak
6.23
6.43
8.08
13.13
15.40
17.58
19.32
11.40
Sultan Üçüncü Murad Han'ın vefatı (1595)
İran'da şahlığın yıkılması (1979) - Fırtına
Gün: 16. Hafta: 31. Ay: 31 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 1 dk.
INSAN, OMRUNU GAFLETLE ZAYI
YanıtlaSilETMEMELİDİR
İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri, Âl-i İmrân Süresi'nin 179. âyet-i kerîmesinin tefsîrinde şöyle nasihatte bulunmuştur:
"Ey kardeşim! Günlerini gafletle zâyi etme! Zira günlerin, senin âhiret sermayendir ve bu sermayeyi, kâr elde etmek için kullan. Bu sebeple, tâat ve ibadetleri yapmaya ve Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem'in sünnetlerini ihyâya ziyâde gayret ederek (dünya ve âhiret sermayesinde) kâr elde etmeye çalış. Çünkü kabirdeki ölüler, iki rekât namaz kılmak, bir defa olsun "lâ ilahe illallâh" diyebilmek veyahut bir kere Allâhü Teâlâ Hazretlerini tesbih edebilmek için kendilerine izin verilmesini temenni ederler. Fakat kendilerine izin verilmez.
Hâl böyle iken onlar, hayattakilerin günlerini gafletle geçirip zâyi etmelerine hayret ederler.
Eğer ölü, konuşabilseydi, feryâd ü figân ederek şöyle yalvarırdı: "Ey hayatta olan kişi! Senin imkânın vardır. Zikri terk edip de kendini ölü gibi kılma. Zaman, bizim üzerimizden gafletle gelip geçti. Senin ise zamanın var. Sen bari bu zamanı fırsat bil!"
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurmuşlardır ki: "İnsanlar, uykudadır; öldükleri zaman uyanırlar."
Dünyada, ihlaslı mümini; sözleri, fiilleri ve diğer hållerindeki doğruluğu, münafıktan ayırt eder. Bunun gibi, âhirette de sâlih kimseler, diğerlerinden, yüzünün nurlu olması ile ayırt edilecektir. Bu sebeple akıllı olan kimse, Cenâb-ı Hak tarafından üzerine yüklenen mükellefiyetlerin, ibadetlerin ve İlâhî imtihanların meşakkatlerine tahammül etmelidir. Böylece bütün âsîlerin ve münafıkların zarar ve ziyanda olduğu günde o kimse, ebedî saadete nail olur.
Nitekim Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem: "Ömrün tamamını Allahü Teâlâ'ya itaat ile geçirmek tam bir saâdettir." buyurmuşlardır.
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
632-Hz. Muhammed'in (asm) Veda Hutbesi.
1998 - İstanbul
Üniversitesi Rektörlüğü; sakallı, başörtülü ve kimliksiz öğrencilerin kampüs ve binalara girişini yasakladı.
23
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Şüphesiz ölüleri ancak
Biz diriltiriz.
Yasin Suresi: 12
BİR HADİS
Hediyeler verin ki, birbirinizi sevesiniz.
Rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.
Mektubat
HİCRI: 22 RECEB 1443 - RUMI: 10 SUBAT 1437
KASIM: 108 - GÜN: 54 KALAN: 311 - GÜN UZA.: 3 DK
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1600 - Divan şiirinin ustalarından Baki öldü.
1910 - Rus yazar Tolstoy'un ölümü.
1922 - Bediüzzaman
Ankara'ya geldi.
7
PERŞEMBE
BIR AYET
Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa Onundur; hepsi de Ona boyun eğer.
Bakara Suresi: 116
THURSDAY
BİR HADİS
İnsanlardan senin
için hayır dua etmesini çok iste.
Hatib
KASIM
NOVEMBER
Ya Râb! Şu Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bereketi hürmetine bize ihsan ettiğin maddî ve manevî rızkımıza bereket ihsan et. Âmin. Mektubat
HİCRİ: 5 C.EVVEL 1446 - RUMI: 25 T. EVVEL 1440
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
HIZIR: 186-GÜN: 312 KALAN: 54 - GÜN. KIS.: 4 DK
Imsak Güneş Öğle İkindi Aksam Yatsı
TARIHTE BUGUN
YanıtlaSil-644-Hz. Ömer'in (ra) şehadeti.
1839-Tanzimat'ın ilânı.
1918 - İngilizler Musul'u
işgal etti.
KASIM
03
PAZARTESİ
12 1447
C.EVVEL
RUMI: 21 T.EVVEL 1441
HIZIR: 182
eder. Şualar
İkindi Aksam Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Imsak Güneş
Öğle
1044 15 20 1005
Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O Rahman'dır, Rahim'dir.
Bakara Suresi: 163
BİR HADİS
Müslüman kardeşinize bolluk ve berekete kavuşması için dua ederek
mükafatlandırınız.
Ebu Davud, Et'ime: 54
Bu kâinatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyor ki, bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kâinat, bütün mevcudatiyle ayinedarlık dilleriyle, o güzelin cemalini tavsif ve tarif
Yatsı
10 22