Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
Deyince, Hazret-i Hatice, onu görmeden, vasfını işitmek sureti ile Resulüllah S.A. efendimize candan mahabbet etti. Bundan sonra, o güneş:
Ne zaman ve nereden doğacak?.
Diyerek, geceli gündüzlü beklemeye başladı.
Hazret-i Hatice'nin güzelliği ve cemali, kemale eren aklı, edebi her yana yayılmıştı. Bunun için Arap beyleri onu nikâhlamaya rağbet ettiler. Yük yük mal ve meta sunup onu istediler. Ama, kesinlikle o, hiç birine rağbet göstermedi; meyil etmedi. Aşkı ile, sızlanıp durdu.
Sonra..
Günlerden bir gün, Resulüllah S.A. efendimiz, amcası Ebu Ta-lib'in evinde yemek yiyordu. Amcası Ebu Talib ve halası Atike, Resu-lüllah S.A. efendimizin yemek yiyişine, edebinin güzelliğine bakıp hay-ran oldular. Birbirine şöyle dediler:
Muhammed büyüdü; bir yiğit oldu. Ne var ki, onu evlendirmek İçin imkânımız yok. Kaldı ki, ona olur olmaz kadın da alınmaz; soylu soplu, temiz, edepli bir kadın olması gerekir. Böyle bir kadının alınması ise, az şeyle olmaz; çok mala ihtiyaç vardır.
Bu sıralarda, hikmet icabı Ebu Talib'e yoksulluk sıkıntısı gelmiş-ti. Bu hikmet ise.. Resulüllah S.A. efendimizin, Hazret-i Hatice'nin malı ile Şam'a gitmesine, gidip gelirken de, kendisinden kerametler zuhur etmesine sebep olacaktı. Şayet, Ebu Talib, önceki gibi zengin olsaydı; Resulüllah S.A. efendimiz anlatılan ticarete gidemezdi.
Bu konuşma üzerine, Ebu Talib şöyle dedi:
Bilmem ki, ne yapalım?.
Resulüllah S.A. efendimizin halası Atike şöyle dedi:
- Benim hatırıma bir şey geldi.
Ebu Talib sordu:
O nedir?.
Atike şöyle anlattı:
- Hatice, bereketli ve uğurlu bir kadındır. Her kim, onunla ilgi kurduysa, bolluğa ve berekete kavuştu. Çokça mal buldu. Şu anda da.
Sam'a ticaret için mal ve kervan göndermektedir. Bunun için, ücret-le adamlar tutuyor. Biz de. Muhammed'l (S.A.) onun yanına koyalım; ücret alsın. Böylece bir şeyler elde eder; biz de onun elde ettiklerine birşeyler katar evindiririz.
Je dedi: Ebu Talib, onun bu reyini makul ve uygun buldu; beğendi ve şöy-
Bu sözün akla uygundur. Görüşün de münasiptir. Ama ben Hatice'ye:
Muhammed'i ücretle yanına verelim; ticaret için Şam'a gön-derelim.
Diyemem utanırım. Bunun üzerine Atike şöyle dedi:
Ben söylerim.
Sonra, geldi; Resulüllah S.A. efendimize, Ebu Talib'le aralarında geçen konuşmayı anlattı. Sonra sordu:
Ne dersin?. Gider misin?,
Resulüllah S.A. efendimiz kabul etti; razı oldu.
Bu durumu gelip Ebu Talib'e haber verdiği zaman, ağladı; Resu-lüllah S.A. efendimizin ücretle ticarete gitmesini garipsedi. Sonra şöy-le dedi:
Bizim kabilemizden hiç kimse ücretle tutulmamıştır. Hele bu alicenap hazret.. Onun yüzünde izzet nuru, şeref ve keramet parla-maktadır. Ama ne yapalım? Zaruri durumlar, sakıncaları mubah kı-lar, düsturu böyle iktiza etti.
Hele bir kere Hatice'ye git; durum uanlat. Bakalım ne diyecek?.
Atike, Hazret-i Hatice'nin yanına gitti. Ebu Talib ile olan konuş-masının neticesini anlatmak istedi. Ancak, Hazret-i Hatice onun ge-lişini bir saadet bilip çokça İzzet ikram eyledi. Atike, istediği şeyi söy-leyeceği anda, Hatice'nin kendisine yaptığı tazimden ötürü utandı; br şey diyemedi. Tere boğlup kaldı. Sonunda Hazret-i Hatice şöyle dedi:
Ey Arap'ın hanımefendisi teşrifinizin sebebi nedir?. Haliniz-den anlaşıldığına göre, söyleyecek bir sözünüz var. Muradınız ne ise, buyurun; onu yerine getirmek canımıza minnettir.
Bunun üzerine, Åtike şöyle anlattı:
Duymuş olmalısınız. Biraderimin oğlu Muhammed'i, diğer bi-raderim Abdülmuttalib terbiye etti. Vefat ettiği zaman, bana ve Ebu Talib'e onu vasiyet etti. Şimdi yetişti; evlenecek çağa geldi. Ebu Ta-lih'in ise, eli dar olduğundan, bu önemli işi göremez. İşittiğimize göre, siz Şam'a ticaret kervanı gönderiyormuşsunuz. Eğer imkânı varsa, Haşimoğullarını minnettar edesiniz.
Durumu bu şekilde anlattıktan sonra, Resulüllah S.A. efendiml-zin ticaret için, Şam'a gönderilmesini arz etti.
Bunun üzerine, Hazret-i Hatice, düşünceye daldı ve kendi kendi-ne şöyle dedi:
Başım ne ile tehlikeye düşer? Dilin ile. (Başın nardin katar? Tilinden.)
Kara budun sinlikten göç etmiş, kara suya katlanmak güçmüş.
ects Turk ulusu, tokluğun değerini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan. achğı düşünmezsin. (Bizdeki benzeri: Aç doymam, tok acıkmam sanır.) (Türük stun, tokurkak sen. Acsâr tosik ömez sen, bir todsar açsık ömez sen.)
1536 Yufka olanın delinmesi kolaymiş, ince olanı kırmak kolay. Yufka kalın olsa, delinmesi zormus. Ince yoğun olsa, kırmak zormuş. (Yuyka erikli toplagali uruz ermiş, yinçge üzgeli uçuz, yuyka kalın bolsar toplaguluk alp ermiş, yinçge yogim bolar üzgülüp alp ermiş.)
2537. Zayıf ve semiz boğalar uzakta tepişseler, (insan bunların hangisinin) zayıf ve semiz olduğunu bilemez. (Toruk bûkalı, semiz bûkalı ırakda bünğser, semiz būka, toruk bûka teyin bilmez.)
GREK ATASÖZLERİ. Bak: YUNAN (ESKİ-YENİ) ATASÖZLERİ
GÜNEY AFRİKA ATASÖZLERİ. Bak: ZULU (GÜNEY AFRİKA) ATASÖZLERİ
GÜRCÜ ATASÖZLERİ
7538. Aç adama sormuşlar: "En ağır şey nedir?" diye. "Boş mide" demiş.
7539. Aptalın "size güvence verisim" demesinden, akıllının "bana öyle geliyor" demesi gerçeğe daha yakındır.
7540. Balık ve konuk, üç günde kokar.
7541. Bildiğini başkalarına da öğret; bilmediğini başkalarından öğren.
7542. Bu dünyada yalnız bir şey dilsiz konuşur: namus
7543. Çürük tahta çivi tutmaz.
7544. Devleti yönetmek, kadını yönetmekten daha kolaydır.
7545. Eşeği nallarken, o çifteler atarmış.
7546. Gülmekle yitirilen şey, ağlamakla yeniden elde edilmez.
7547. Kimsesiz adam, bir şölende bile acınmağa değer.
7548. Kurbağayı halı üstüne koymuşlar, o ise yine bataklığa sıçramış.
7549. Sevgi gül, kıskançlık diken arar.
7550. Tekmenin kötülüğü verdiği acıda değil, aşağılamadadır.
Hadis-i şerifleri rivayet etmek; Rasûlullah Efendimiz'e intisâb etmek, O'na bağlanmak demektir.
(Rivâyet için değil riâyet içindir.)
. İlim amelin arkadaşıdır, bilen tatbik eder.
Illim, ameli çağırır, gelirse ne âlâ, gelmezse o da gider.
Kim ilim talebinde olursa;
Cennet de onu ister,
Kim de mâsiyetler peşinde koşarsa,
Cehennem onu bekler. (Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 3)
Ey ilim sahipleri, ilminizle amel ediniz!
Çünkü;
➤Asıl âlim, bildiğiyle amel eden ve ilmi ameline uygun düşendir.
Bazı insanlar gelecek, ilim öğrenecekler ancak gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek, yaptıkları bildiklerine, içleri de dışlarına uymayacak. Halkalar hâlinde oturup birbirlerine karşı ilimleriyle övünecek ve üstünlük taslayacaklar. Hattâ biri arkadaşına, kendisini bırakıp başkasının yanına oturduğu için kızacak. İşte onların bu meclislerindeki amelleri Allâh'a yükselmez. (Dârimi, Mukaddime, 34)
15) Câmiüssahih, Sünen (209-279) Ebû Îsâ Muhammed b. Îsa'ttirmizi
Tirmizî; Kuteybe b. Saîd, Ebû Mus'ab, İbrahim b. Abdullah, İs-mail b. Mûsâ, Süveyd b. Nasr, Muhammed b. Abdulmelik, Abdullah b. Muâviye., gibi bir çok ilim adamlarından Hadis dinlemiş, kendi-sinden de, bir çok ilim adamları rivayette bulunmuşlardır.
Tirmizi, Hadîs ezberlemekte örnek gösterilirdi.
Hâkim «Ebû Abdurrahman Abdullah b. Ömer b. Ahmed'ülmer-vezî'nin (Vefatı: 360 lardan sonra) (Buhârî ölünce, Horasanda ye-rine, ilimde, hifzda, vera' ve zühd'ü takvâda Ebû îsâ gibisini bırak-mamıştır! Tirmizî, hep ağlar dururmuş. Nihayet, gözleri görmez olmuş, yıllarca öyle yaşamış.) dediğini işittim.» demiştir.
Tirmizi, der ki «Mekke yolunda iken Şeyhimin rivâyet ettiği Hadislerden iki cüz yazmıştım.
Kendisile buluşunca, onu, sordu. Ben, o iki cüz'ün yanımda bu-lunduğunu sanıyordum.
Şeyhim, onları görmek istedi.
Şeyhimin emrini yerine getirmek istediğimde, bir de, ne göre-yim yanımda beyaz edilmiş tek cüz var!
Geri kalanını, bana ezberinden okumağa devam ederken, bakıp ta, elimde beyaz kâğıt yapraklarını görünce (Benden utanmıyormu-sun? Ben, sana işimi öğretmedim mi?) dedi.
(Onların hepsini ezberledim!) dedim.
(Oku bakayım?) dedi.
Kendisine okudum. Fakat, beni tasdık etmedi.
(Öyle ise, bana, onlardan başkasını rivayet et!) dedim.
Bana, kırk Hadîs rivayet etti. (Haydi, bunları, bana aynen tek-rarla bakayım?) dedi.
Kendisine, aynen tekrarladım, Tek harfde bile yanılmadım!>>> Tirmizî, Elcâmi' ile Kitabül'ilel'i tasnif etmiş, Elcâmi'i hakkında
«Ben, bu Kitabıma Fukaha'dan bir kısmının amel etmiş olduğu Ha-dîs'den başkasını almadım.
Bu Kitabı tasnif edince, Hicaz, Irak ve Horasan Ulemâsına arz ettim.
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
Kimin evinde bu kitap (Yani Câmi') bulunursa, onun evinde sanki bir Peygamber konuşuyor gibi olurdur!» demiştir. Bazı Muhaddisler, Garib Hadislerinden kırkını okutup Tirmizi'-yi imtihan etmek istemişler, O da, ezberinden okuyuverince «Doğru-su, senin gibisini görmedik!» diyerek alkışlamışlardır. (341) Tirmizi'nin Câmi'i (Sünen) i, şu kitaplardan müteşekkildir:
1. Tahåret,
24. Eşribe,
2. Mevâkitüssalat,
25. Birr ve Sile,
3. Vitr,
26. Tibb,
4. Cumua,
27. Ferâiz,
5. Zekât,
28. Vasaya,
6. Savm,
29. Vela' ve Hibe,
7. Насс,
30. Kader,
8. Cenâiz,
31. Fiten
9. Nikah,
32. Rü'ya,
10. Rada',
33. Şehadât,
11. Talak ve Lian,
34. Zühd,
12. Büyû,
35. Sıfatülkıyâme,
13. Ahkâm,
36. Sıfatulcenne,
14. Diyât,
37. Sıfatu Cehennem,
15. Hudûd,
38. İyman,
16. Sayd,
39. İlm,
17. Edâhî,
40. İsti'zan ve Adâb,
18. Nüzûr ve Eyman,
41. Edeb,
19. Siyer,
42. Sevåbülkur'an,
20. Fedâilülcihad,
43. Kur'an,
21. Cihad,
44. Tefsirülkur'an,
22. Libas,
45. Daavât,
23. Et'ime,
46. Menâkıb. (342)
303) 16) Sünen Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuayb'ünnesai (215-
Nesaî, Horasan, Irak, Hicaz, Mısır, Şam ve Cezîre'de Kuteybe b. Saîd, İshak b. Râhûye, Hişam b. Ammar, Îså b. Zağbe, Muhammed b. Nadr, Ebû Küreyb, Süveyd b. Nasr vesâir ilim adamlarının ders-lerini dinleyerek yetişmiş, mârifet, itkan ve ulüvvü isnadda tek ol-
muştur. Mısırda yerleşen Nesaî'den, Ebû Bişr, Ebû Ali Hüseyn b. Muham-
tılması eklendi. yetlerine bir de Risalelerin yazılması ve dağı Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra ise, meşguli
Hafiz Ali, hayatını vakfettiği Risale-i Nur'u el yazısıyla yazarak çoğaltan ve bu konuda gayret gösteren kahramanlardan biridir. Be-diüzzaman, Eskişehir hapsinden çıkıp Kas-tamonu'ya sürgün edildikten sonra Islâmköy ve çevresi Nur Talebelerinden bir heyet tes-kil etmiş ve durmadan çalışmıştır. Bediüz yerlerden birisi olan İslâmköy'ünü "Nur fab-zaman, Nurların en cok yazılıp çoğaltıldığı rikası" olarak vasıflandırmış, Hafız Ali'nin de ihlas ve hizmetlerinden dolayı o fabrikanın sahibi olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman Kastamonu'ya sürgün edildik-ten sonra yazdığı risâle, mektup vs. ne varsa adres olarak Bedreli Santral Sabri'ye teslim edilmek üzere Eğirdir'deki Çilingir Ali Efendi adresine gönderilirdi. Sabri Efendi de onları alır, o gece yazar, ertesi gün İslâmköylü Hafız Ali'ye ulaştırırdı. Buradan da diğer yerlerdeki Nur Talebelerine dağıtımı yapılırdı. Santral Sabri bazen geç kaldığında, Hafız Ali Efendi evinin damına çıkıp yüzünü Bedre'ye çevirir ve şöyle seslenirdi: "Keçeli! Keçeli! İndal-lah(Allah katında) mes'ulsün!"
Üstad Bediüzzaman'ın, Hafız Ali'nin ihlâsını örnek olarak gösterdiği mektubları çoktur.
1943 yılında Denizli hapsine götürülen Hafız Ali'nin yolda uğradığı hakareti merhum Refet Bey (Barutçu) şöyle anlatmaktadır:
"Bizi karanlık bir hayvan vagonuna doldur-
dular. Kalabalıktan oturacak yer yoktu. Ba-şımızda iri yarı insafsız bir başçavuş bulu-nuyordu. Eline aldığı büyük bir dengi Hafız Ali'nin üzerine fırlattı. Hafız Ali az kalsın ezi-liyordu. İşte Denizli hapsine Hafız Ali böyle gitmişti. Ve oradan şehid olarak çıktı."
Her nefesi Allah yolunda harcanmış bir ömür
17 Mart 1944 tarihinde Denizli hapsinde şe-hitlikle tamamlandı. Vefatıyla Bediüzzaman'ı en çok ağlatan isimlerden biri, belki de birin-cisiydi Hafız Ali. Said Nursî'nin "benim be-delime şehid oldu" dediği Hafız Ali'nin vefatı şöyledir:
309 Denizli hapsine sevk edilenler arasında Ha-düşmanları tarafından zehirlendiği sırada fie Ali de vardır. Bediuzzaman hapiste gizli Hafiz Ali de aniden rahatsızlanıp hastaneye kaldırılır ve orada vefat eder. Bunun üzerine Said Nursi "Hafiz Ali benim bedelime berzah Alemine seyahat eyledi demiştir.
Risale-i Nur'da birçok yerde ismi geçen Hafiz Ali'nin Barla, Kastamonu ve Emirdağ Lähika-lamda pek çok mektubu bulunmaktadır Hafiz Ali'nin yarım kalan hizmetini diğer Nur Talebeleri yanında refikası Ümmühan Hanim devam ettirmiştir.
Merhum Hafız Ali'nin Denizli kabristanında bulunan mezar taşında sunlar yazıyor:
Iman ve Kur'an hizmetinde manevi müca-hedesinde Medrese-i Yusufiye'de şehid olan merhum, kahraman şehid, Ömer oğlu Hafız Ali. Isparta Islámköy. Tevelludu: 1313 (1898). Ölümü: 1944"
Hafız Halid (Tekin( )1891-1946( حافظ خالد : Bar lah. Öğretmen ve imam. Risale-i Nur'un telif edildiği yıllarda Bediüzzaman'ın müsvedde kätipliğini yaptı. Bediüzzaman ondan "ahi-ret kardeşim şeklinde söz eder. On Yedinci Mektup olan Çocuk Taziyenamesi, Hafız Ha-lid'in sekiz yaşındaki oğlu Enver'in ölümü üzerine telif edilmiştir. Barla Lähikasında da Hafız Halid'in Risale-i Nur'u ve Müellifini an-latan bir mektubu yer almaktadır.
hafiz حافظ : koruyan, saklayan, muhafaza eden 2. Kur'an'ı ezbere bilen ve doğru okuyan
Hafızı hakiki حافظ حقیقی : gerçek koruyucu, her şeyi tam olarak koruyan (Allah c.c.)
hafiz Kur'an حافظ قران : Kur'an hafızı, Kur'an'ı doğru olarak ezberlemiş ve kurallarına uygun okuyabilen
Hafız-ı Şirazi حافظ شیرازی : Şirazlı hafız, diğer
adı ile Sa'd-ı Şirazî (hi. 587-691) İran'ın Şiraz şehride doğduğu için Şirazî lâkabı ile anılır. anlatıldığına göre 30 yıl ilimle, 30 yıl çıktığı gezilerle, 30 yıl inzivada ibadetle geçirmiştir. En ünlü eseri, iman ve ahlâk konularını işle-yen Bostan ve Gülistan'dır
hafiza 1: حافظه.akılda tutma ve hatırlama ye-teneği (bellek) 1.muhafaza eden, unutulmak veya yok olmaktan koruyan
hafiza-i Kübra حافظه کبری : her şeyin (Allah'ın c.c. emriyle) kaydedildiği, sakalandığı yer, (månevi kayıt defteri, levh-i mahfuz)
- 1868-İlk ışıklı trafik lambaları Londra'da kullanılmaya başlandı.
ARALIK
1917 - Kudüs, Osmanlı Devleti'nin elinden çıktı.
1991 - Bediüzzaman'ı
08 PAZARTESİ
gören hanım Nur Talebelerinden, Ali İhsan Tola'nın eşi Hatice Saadet Tola vefat etti.
18 1447
C.AHİR
RUMI: 25 T.SANİ 1441
KASIM: 31
Senin işin, O'nun sofra-i ihsânından yiyip içmekle, şükretmektir. Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Çünkü, şükür nîmette in'amı görmek demektir.
Mesnevî-i Nûriye
Imsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Günes
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
BİR AYET
Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Bakara Suresi: 85
BİR HADİS Yemeğini, Allah rızası için sevdiğin kimselere yedir.
haber verdiği gibi: Arab'dır, Mekke'lidir, Kureyş'e mensuptur ve Ha-simoğullarındandır. İsm-i şerifi de Muhammed'dir. Halen, Mekke hal Bu, benim gördüğüm rüyanın sahibidir. Amcam Veraka'nın kı arasında doğru sözlü, Emin, diyaneti ile meşhurdur. Onu anlattık-ları zaman:
Muhammed Emin.
Derler. Bu Muhammed benim rüyada gördüğüm ahir zaman pey-gamberi Muhammed'den başkası değildir.
Bundan sonra, düşüncesinden ayıldı ve şöyle dedi:
Ev Kureyş'in hanımefendisi, Muhammed'in vasıflarını duy-duğunu da bilirim. Hele onu bir göreyim. Kervanı korumaya gücü ye-dum. Doğruluğunu ve emin olduğunu, tam bir diyanet sahibi bulun-ter mi, yetmez mi?. Çünkü, kervanı korumak zor bir iştir. Kendileri gelsin, göreyim.
Resulüllah S.A. efendimizi görmek istemesi şu sebebe dayanıyor-du: Resulüllah S.A. efendimizi görecek: Tevrat, Incil. Zebur'da anla-tılan vasıflara uyup uymadığına bakacaktı.
Atike gittikten sonra, Hazret-i Hatice kalkıp güzelce yıkandı. Evi-ni süsledi. Resulüllah S.A. efendimizin gelmesini beklemeye başladı. Araya ince bir perde çekti. Hizmetçilerine ve kapıcılarına da şu yollu bir tenbihte bulundu: Muhammed S.A. geldiği zaman, kendisine ta-zim ü tekrim edip izzet makamında oturtalar.
Kendi eline de Tevrat'ı alıp mütalaaya başladı.
Resulüllah S.A. efendimiz Åtike ile geldiği zaman, her birini uy-gun bir makama oturttular; izzet ikramda bulundular.
Hazret-i Hatice ise, Tevrat-ı şerife bakıp Resulüllah S.A. efen-dimizin cemalini, onda yazılı olanlarla karşılaştırdı.
Ve.. Resulüllah S.A. efendimizin cemalini, Tevrat'ta yazılı olan-lara uygun buldu. Ondaki âyetlerde yazılı nişanları Resulüllah S.A. efendimizde gördü. Kendi kendine:
Rüyada gördüğüm ve amcam Veraka'nın tabir ettiği peygam-ber bu olacaktır.
Hakikat olarak bunu bildi. Kalbindeki heyecanı coştu; derhal ona nikâhla varmak istedi; düşündü, sonradan vazgeçti. Çünkü, çok akıllı idi; işin sonunu düşünürdü. Şöyle dedi:
Şimdi birden nikâhla ona varsam, insanlar çeşitli mana verir-ler. Şimdilik Şam'a göndereyim. Oradan gelinceye kadar aşk heyeca-nına tahammül ederim. Bu yoldan aramızda bir münasebet hâsıl olur. Sonra ona nikâhla varırım.
En uygun olarak, bu görüşünü buldu; bunda karar kıldı. Sonra Atike'ye şöyle dedi:
-Gönderdiğim ücretli kervancılara yirmi beşer altın veriyorum. Muhammed'e S.A. ise, soylu soplu, şerefli, doğru ve emin olduğu için; vet teşrif buyurup gitmek isterse, elli altın vereyim.
399 Atike, Hazret-i Hatice'nin bu davranışına memnun oldu. Ebu Ta-lib'e gelip haberini verdi: o da mesrur oldu.
Her ikisi de. Resulüllah S.A. efendimize durumu anlatıp şöyle de-
diler:
Ya Muhammed, Hatice'ye git; isi ne ise, ona göre hareket et.
Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz. Hatice'nin evine geldi. Hazret-i Hatice, Resulüllah S.A. efendimizin geldiğini işitince, tam nanası ile mesrur oldu.
MEYSERE.
sere'ye su emri verdi: Bundan sonra, kervanbaşı ettiği, bütün malını teslim ettiği Mey-
Ey Meysere, sakın Muhammed'i ücretle tutulmuş biri kabul edip hizmetinde kullanmayasın. Sureta, kervanbaşı her nekadar sen isen de, onu kendine bas say. Ona hizmet makamına gir, tam mana-si ile taziminde ve ikramında bulun. Bütün emrini kabul et. Ona itaat edip boyun eğ. Ona karşı bir kusur etmeyesin.
Bunu söyledikten sonra, tekid tekid üstüne tenbihte bulundu. Sonra şöyle dedi:
Ancak, evimden şehrin dışına çıkıncaya kadar, ücretle tutul-muş biri gibi çıksın. Şehrin dışına çıkar çıkmaz, bu güzel elbiseleri
Muhammed'i bu deveye bindir. Onun emri olmadan bir iş yap-
mayasın. Gücün yettiği kadar onu, kötülüklerden koruyasın. Hiç bir
glydir. Daha sonra, yüksek bir deveyi sultanlara yakışır bir şekilde do-nattı. Meysere'ye ise, şöyle dedi:
yerde eğ eğlenmeyip, iş biter bitmez gelesin. Çünkü bu, Kureyş'in en şe-reflisidir. Onların yanında mahcup düşmeyelim. Eğer istediğim gibi yaparsan, seni azad ederim. Umduğundan fazla sana mal verip çırak çıkarırım.
Bundan sonra, ticaret kervanı ile, Şam'a doğru saadetle teveccüh ettiler.
RESULÜLLAH'IN S.A. ŞAM'A GİDİŞİ
Kervan yola çıkacağı sırada, cümle halk oraya toplandı. Onların kimi seyir için gelmişti; kimi de Resulüllah S.A. efendimize veda için.
Resulüllah S.A. efendimizin akrabası, amcaları, Kureyş'in ve Ha-şimoğullarının ileri gelenleri hep orada idiler. Åtike ve Ebu Talib, Re-sulüllah S.A. efendimizi uşak elbisesi ile görünce, dayanamayıp ağla-dılar. Ebu Talib bayıldı. Ayıldığı zaman, Resulüllah S.A. efendimizi bağrına bastı.
Resulüllah S.A. efendimizin o cihanı gören gözleri ki:
Göz, gördüğünden kaymadı.» (53/17)
Ayet-i kerimesi ile övülmüştür. İşte onun o mübarek gözlerinden, gülden nazik yanaklarına, inci tanesi gibi yaşlar düştü ve şöyle dedi
med, Hamzatülkinânî, Hasan b. Hıdr'üssüyûtî, Ebû Bekr b. Sünni, Ebülkasımmüttaberâni, Muhammed b. Muaviye b. Ahmer'ül'endeltü sî, Hasan b. Rüşayk, Muhammed b. Abdullah ve daha başkaları riva-yette bulunmuşlardır.
Nesal, Mısır bilginlerinin en bilgilisi, Hadis ve Ravilerini en iyi bileni idi.
Horasan Hadis Hafızlarından Ebû Allyyünneysâbûrî «Ebû Ab-durrahman'ünnesaî, Hadîs'de İmam idi.
Dâre Kutnî de «Ebû Abdurrahman, bu ilimde bütün muâsırları-nın önünde gelir!» demiştir.
Nesaî'nin Râvileri Tâdil şartı, Buhârî ve Müslim'den daha ağırdı.
Nesaf, önce (Sünen)i, sonra da, ondan, Ebû Zür'atülmakdisî ta-rikile gelen Hadisleri seçerek (Mücteba) yi tasnif etmiştir.
Nesaî'nin arkadaşlarından Muhammed b. Mûså der ki «Ebû Ab-durrahman'ın (Kitabülhasâis) ini Ali Radiyallahü anh'e tahsis edip Şeyheyn'in (Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in) faziletlerini yazmayı ge-ri bırakmasını bazılarının iyi karşılamadıklarını kendisine anlattım.
(Dimeşk'a gelip girdiğimde, pek çokları, Ali'den ayrılmış bulu-nuyorlardı.
Allah'ın, onlara, doğruyu göstermesini umarak önce Kitabülha-sâis'i te'lif ettim.
Bundan sonra da, Fedâilüssahâbe'yi te'lif ettim.) dedi.
Kendisine (İyi amma, Fadâil-i Muâviye hakkındaki Hadîs'i ne diye tahric etmedin?) diye sorulduğunu işittim.
(Hangi şeyi? (Allâhım! Onun karnını doyurmal) Hadisini de mi tahric etmedim?) deyince, soru sahibi sustu.»
Nesai (Onun, Ali ile başbaşa üstün tutulması, kabul oluna bilir mi hiç?.) dedi.
Hâriciler, Dımaşk mescidinden dışarı çıkarılıncaya kadar onun Haya'sına teptiler durdular.
Nesai, uğradığı bu ibtilâdan sonra Remle'ye taşındı.
Orada «Beni, Mekke'ye kadar götürünüz!» dedi.
Mekke'de vefat etti ve Safâ ile Merve arasına gömüldü. (343)
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
1. Tahåret,
26. Nikah,
2. Mlyah,
27. Talak,
3. Hayz,
28. Hayl,
4. Gusl ve Teyemmüm,
29. Ahbas,
5. Salât,
30. Vasaya,
6. Mevåkıt,
31. Nuhl,
7. Ezan,
32. Hibe,
8. Mesacid,
325
33. Rukba,
9. Kıble,
34. Umra,
10. İmâmet,
35. Eyman, Nüzür ve Müzares
11. İftitahussalât,
36. Işretünnisa,
12. Tatbik,
37. Tahrimüddem,
13. Sehiv,
38. Kasmülfey',
14. Cumua,
39. Bey'at,
15. Taksirüssalati fissefer,
40. Akika,
16. Küsuf,
41. Fera ve Atire,
17. İstiska,
42. Sayd ve Zebaih,
18. Salâtülhavf,
43. Dahaya,
19. Salâtül'ideyn,
44. Büyû,
20. Kıyamülleyl ve tatavvuünnehår
45. Kasâme,
21. Cenâiz,
46. Kat'ussârık,
22. Sıyam,
47. İmân ve Şerâiuhû,
23. Zekât,
48. Zinet,
24. Menâsikülhacc,
49. Ådâbülkuzât,
25. Cihad,
50. İstiâze,
51. Eşribe. (344)
17) Sünen ülkazvînî (209-273) İbn-i Mâce Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd'-
İbn-i Mace; Muhammed b. Abdullah, İbrahîm b. Münzir, Abdul-lâh b. Muaviye, Hişam b. Ammar, Muhammed b. Remh, Davud b. Rüşeyd ve daha başkalarının derslerini dinleyerek yetişmiş, kendisin den de, Muhammed b. Îsa, Ebû Ömer, Ahmed b. Muhammed, Ebül-hasanulkattan, Süleyman b. Yezîd, Ahmed b. Revh ve daha başka-ları rivayette bulunmuşlardır.
İbn-i Mâce «Şu Sünen'i, Ebû Zür'a'ya arz ettim. İçine baktı. (Sanırım ki, bu, halkın eline düşecek, geçecek olursa, bu husus-taki Hadis Mecmuaları veya onların çoğu, elden bırakılır!) dedik-ten sonra (Kâşki, bunun içinde zaif isnadlı otuz Hadis de, bulunma-olsaydı, ne iyi olurdu!) dedi.» demiştir.
İnsanlar içerisinde Allah'a en çok şükreden, insanlara en fazla teşekkür edendir.
Müsned, 5: 212
Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misâfır olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrdıldığın gibi bu şehirden de çıkacaksın.
Konya'ya ve Hz. Mevlana'nın türbesine ziyarette bulundu. Aynı gün Emirdağ'a döndü.
2017 - Bediüzzaman'ın
talebelerinden Ali Demirel vefat etti.
9
PAZARTESİ
MONDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Yoksa onlar Allah'ın dininden başka bir din
mi arıyorlar?
Âl-i İmran Suresi: 83
BİR HADİS
Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.
İbnü's-Süm'ânî
C
Ey nefsim ve ey arkadaşım! Aklınızı başınıza toplayınız. Sermaye-i ömür ve istidad-ı hayatınızı, hayvan gibi, belki hayvandan çok aşağı bir derecede şu hayat-ı fâniye ve lezzet-i maddiyeye sarf
hakaik-i dakika حقائق دقیقه : ince ve derin haki katler (gerçekler)
hakaiki din ve dünya حقائق دین و دنیا : din ve dünya gerçekleri
hakalk-i din (lye( حقائق دينيه : dindeki hakikatler (gerçekler)
hakaiki diniye ve Kur'aniye حقائق دینیه و قرآنیه : din ve Kur'andaki gerçekeler
hakaik-i erkän-ı imaniye حقائق ارکان ایمانیه : te mel iman şartlarına ait hakikatler (gerçekler)
hakaik-i esasiye حقائق أساسيه : temel gerçekler
hakaik-i esasiye-i Kur'aniye حقائق أساسية قرآنيه : Kur'andaki temel gerçekler
hakalki esma حقائق أسماء : )Allah'a cc. ait) isimlerin ifade ettiği gerçekeler
hakaik-i esma ve sıfât ve şuun ve efal حقائق Allah'ac.c. ait) isim : اسماء و صفات و شتون و افعال ler, sıfatlar, şe'nler (işler) ve fiillerin (yapılan ların) gerçeklikleri
hakalk-i neyyire-i diniye حقائق نيرة دينيه : dindeki parlak ve aydınlıklı gerçekler
hakalk-i nisbiye حقائق نسبيه : nisbi hakikatler; zaman, mekân ve şartlara veya dünyadaki varlıklar arasındaki münasebetlere bağlı olan hakikatler (gerçekler); karşılaştırmalar yapa rak bilinen gerçekler
hakalk-i nübüvvet حقائق نبوت : peygamberlik yolu ile bildirilen gerçekler
hakikat 1 : حقیقت gerçek, varlığı şüphesiz ve kesin olan 2 gerçeklik 3.doğru, konusuna uy gun olan düşünce veya bilgi, doğru bilgi ve doğru düşünce 4. asıl, esas, temel, öz, prensip, dayanak 5.vefa, bağlılık, sadakat: verilen söz ve bağlılığından dönmemek
hakikat - belägat حقیقت بلاغت : belagatın aslı ve temeli; konu, dinleyicilerin durumu ve ga-
hakikat-ı haşir ve kıyamet
yeye en uygun olacak tarzda söz söylemenin esası ve temeli
geniş kapsamlı prensip, esas ve temel gerçek hakikat-i camia حقیقت جامعه : kapsayıcı hakikat; lik
hakikat-ı cazibedar حقیقت جاذبه دار: her seyi kendine çekme ve bağlama gücüne sahip ger Allah'ın c.c. sonsuz güzelliği( çeklik (gerçek sevgilerin esas ve temeli olan
çeken ve bağlayan gerçeklik (Allah'ın c.c. son-hakikat- cazibe حقیقت جاذبه : her şeyi kendine suz güzelliğinden gelen månevi çekimin aslı, özü)
hakikat- cismaniye حقیقت جسمانیه : cisim olma özelliğinin aslı, temeli ve özü, cisim olma ger-çekliği
hakikat daime حقیقت دائمه : sonsuz, kalıcı (ebedi) olan gerçeklik
hakikat-ı din (diniye( حقیقت دینیه : dinin asli temeli, özü
hakikat-ı din ve dünya ve insan ve iman حقیقت دین و دنیا و إنسان و ایمان din, dünya, insan ve ima-nın aslı, temeli ve özü
hakikatı dünya حقیقت دنیا : dünyanın aslı, özü, temeli gerçek mana ve mahiyeti
hakikat - ekber حقیقت أكبر : en büyük gerçeklik
hakikat-ı ekberi hasriye حقیقت أكبر حشریه : en büyük haşir gerçeği, kıyametten sonra yeni-den diriliş şeklindeki en büyük gerçeklik
hakikat-ı emr حقیقت امر : emir hakikatı, emret-menin aslı ve esası, gerçek månada yaptırıcı ve yaratıcı emir
hakikat fitriye حقیقت فطریه : fitri hakikat, ya-ratılıştaki temel gerçeklik, yaradılıştaki esas ve temel özellik
hakikat-1 furkaniye حقیقت فرقانیه : doğru ile yan-lışı ayıran Kur'an'daki hakikat, Kur'an'daki esas ve temel gerçeklik
hakikat-1 gurub حقیقت غروب : güneşin batışının gerçek mânası
lip yıkılması ve öbür dünyanın kurulması ve ve herkesin yaptıklarından rablerine hesap vermek üzere toplanmasının gerçek oluşu
hakikat-ı haşriye حقیقت حشريه : hasrin gerçek leştiği, kıyametten sonra herkesin yaptıkla rından Rablerine hesap vermek üzere toplan masının gerçek oluşu
hakikat-ı hayat حقیقت حیات : hayat hakikati, hayatın temel gerçekliği ve esas månası
hakikat - hurma حقیقت خرما : hurma ağacının esası ve özü olan hurma meyvesi
hakikat-ı içtimaiye حقيقت إجتماعيه : toplumda kabul edilmiş hakikat (gerçek)
hakikat-i ihlas حقيقت إخلاص : ihlas hakikatı, ih låsın aslı ve esası, hakiki ihlás
hakikat ilmiye حقیقت علميه : ilmi hakikat, ilimde kabul edilmiş gerçek
حقیقت ایمان و إسلام hakikat-i iman ve islam iman ve İslamın temel hakikatı
hakikat-ı iman (imaniye( حقيقت إيمانيه : iman hakikatı, imanın aslı ve esası, imanın esası olan hakikat (gerçeklik)
hakikat-ı imaniye ve Kur'aniye حقیقت ایمانیه و قرآنیه : iman ve Kur'an hakikatı, imanın ve Kur'an'ın aslı ve esası olan hakikat (gerçeklik)
hakikat-ı insaniye حقيقت إنسانيه : insanın temel gerçeği, insanın månevî özü, gerçek insanlık
hakikat-ı İslâm (İslâmiye, İslâmiyet( حقیقت Islamiyetin temeli ve Özü : إسلام إسلاميه، إسلاميت (imanın şartları ve ibadetin esası olan İslâ-mın şartları)
hakikat-ı istikbal حقيقت إستقبال : geleçekte orta-ya çıkaçak gerçek
hakikat-ı ittihad حقيقت إتحاد : birlik ve dayanış ma prensibi (esası)
hakikat-ı kâinat حقیقت کائنات : kainatın esası ve
özü, kainatın yaradılışına esas olan Allah'ın (c.c.) isimleri ve sıfatları
hakikat-ı kat'iye حقیقت قطعه : kesin hakikat (gerçek)
hakikat-ı katia حقیقت قاطعه : kesin hakikat, yan lışlığı kökten kesen hakikat (gerçek)
hakikat-ı katıa-i satia حقیقت قاطعه ساطعه : parlak ve kesin hakikat, yanlışlığı kökten kesen par-lak hakikat (gerçek)
hakikat-ı kemålat حقیقت کمالات : mükemmel liklerin aslı ve dayanağı
hakikat-ı kudsiye ve imaniye ve huzûriye kudsi imani ve : حقیقت قدسیه و ایمانیه و حضوریه huzuri hakikat; kutsal olan, imanla ve huzur-la (her an Allah'ın (c.c.) huzurunda bulunma düşüncesiyle) ilgili olan gerçeklik
hakikatça حقیقتجه : hakikate göre, gerçeğe göre hakikatçı حقیقتجی : hakikat taraftarı, hakikatı savunan
hakikatdar (hakikat-dar حقیقتدار : kendisinde hakikat (gerçek) bulunan, hakikata sahip, ha kikatli (bak. hakikatli: 2)
hakikatdarlık حقیقتدار : hakikate sahiplik
hakikaten حقيقة : gerçekten, doğrusu, doğru olarak, hakkıyla
hakikatınca حقیقتنجه : hakikatıne (gerçeğine) göre
316
hakim-i kalban
hakikatlı (hakikatli( 1 : حقیقتل.vefalı, sadik dost ve sevdiklerne bağlı 2.kendisinde haki kat bulunan, hakikat taşıyan; hakikate (ger çeğe) dayanan
hakikatperest حقیقت پرست : hakikati (gerçeği( çok seven, hakikate ciddi şekilde taraftar olan
hakikatperestane حقیقت پرستانه : hakikati (ger çeği) çok sever şekilde, gerçeğe ciddi taraftar tarzda
hakikatperestlik حقيقتير ستلك : hakikatseverlik, hakikate ciddi taraftarlık
hakikatperverlik حقیقت پرورلك : hakikatsever-lik, hakikate ciddi taraftarlık
hakikatsız 1 : حقیقتسز.vefasız, sadakatsız, dost ve sevdiklerine bağlılık göstermeyen 2.ha-kikate (gerçeğe) sahip olmayan, kendisinde gerçek bulunmayan; gerçeğe dayanmayan
hakiki (hakikiye( 1 : حقيقيه gerçek, doğru 2.me-cazi olmayan 3.hilesiz, sahte tarafı olmayan, gerekli nitelikleri taşıyan
hakim )1( حكيم : alim ilim sahibi 2.filozof, felsefede görüş sahibi 3.hekim, doktor
Hakim )2( حكيم : sonsuz hikmet sahibi, her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uy-gun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakimi Alim حكيم عالم : her şeyi bilen (alim( ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakîm-ı Bimisal حکیم بی مثال : varlık dünyasın-da hiç bir dengi, benzeri olmayan (bimisal) ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim - Busayri حكيم بصيرى : hekim (doktor( Busayri
hakim-i derd حکیم درد :dert hekimi, hastalık doktoru
Hakim-i Ezeli حكيم ازلی : varlığı ezeli olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uy-gun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim - Hafiz حکیم حفیظ : her şeyin koruyucu su (hafiz) olan ve her şeyi hikmetle (yani, ga-yeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.(
Hakim-i Kerim حكيم كريم : çok bağışlayıcı ve co mert (kerim) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Al-lah c.c.)
Hakim-i Layezal حكيم لايزال : valigı ebedi (lä-yezål) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Lokman حكيم لقمان : lokman hekim (doktor)
Hakim-i Mutlak حكيم مطلق : sonsuz hikmet sa-hibi (yani, her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde, bilerek yapan) (Allah c.c.)
hakîm-i müdakkık(müdakkik( حكيم مدقق : ilmi ni inceleme ve araştırma yolu ile elde eden älim
Hakim-i Müdebbir حکیم مدیر : her seyin ted-birini önceden alan (müdebbir) ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Pür-kemal حکیم پر کمال : sonsuz mü-kemmelliklerin sahibi olan ve her şeyi hik-metle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şe-kilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Rahim حكيم رحيم : comerhametli olan (rahîm) ve her şeyi hikmetle (yani, ga-yeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Zülcelal حكيم ذو الجلال : sonsuz büyük-sük sahibi (zülcelal) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) ya-pan (Allah c.c.)
Hakim-i Zülcemal حكيم ذو الجمال : sonsuz gü zelliklerin sahibi (zülcemål) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Zülkemal حكيم ذو الكمال : sonsuz mü-kemmelliklerin sahibi (zülkemål) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uy-gun şekilde) yapan (Allah c.c.)
hakim (e( حاکمه : hükmeden, emir ve håki-miyet gücüne sahip olan, hükümdar 2.adaleti yerine getirmek üzere karar veren, haklıyı ve haksızı ayırıcı hüküm veren, yargıç
Hakim حاكم : bütün kainatı sınırsız olarak yal-nız kendi emir, irade ve hâkimiyeti altında bulunduran (Allah c.c.)
hakim-i adil 1 : حاكم عادل adaletli hakim (yar-gıç) 2.adaletli hükümdar
Häkim-i Mutlak
Hakim-i arz حاكم أرض : dünya'yı emir ve iradesi altında bulunduran, dunyanın hükümdarı (Allah c.c.)
häkim-i azam حاكم أعظم : büyük hükümdar
Häkim-i arz ve semavat حاكم أرض سمارات : yer ve göklerin hükümdarı, yer ve gökleri emir ve iradesi altında bulunduran (Allah c.c.)
Hakim-i Bimisal حاکم بی مثال : varlıklar dünya sında dengi ve benzeri olmayan (bimisal) ve her şeyi emir ve iradesi altında tutan (Allah c.c.)
Hakim-i Bilhak حاكم بالحق : hakkiyle (tam må-nasiyle her şeyi emir ve iradesi altında bu-lunduran (Allah c.c.)
håkim-i evvel ve ahir حاکم اول و آخر : geçmiş ve gelecekte hakimiyet sahibi
Hakimi Ezel حاکم ازل : varlığı ezeli olan ve her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran (Al-lah c.c.)
Häkim-i Ezel ve Ebed حاکم آزل و آبد : varlığı ezeli ve ebedi olup her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran. (Allah c.c.)
Hakim-i Ezeli حاکم ازلی : varlığı ezeli olup her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran (Al-lah c.c.)
Hakim-i Hafiz حاكم حفيظ : her şeyi yok olmak-tan koruyan (hafiz) ve her şeyi emir ve irade-si altında bulunduran (Allah c.c.)
Hakim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelal-vel-Cemal sonsuz büyük : حاكم حكم حكيم ذو الجلال والجمال
lük ve güzellik sahibi (zülcelâl ve zülcemål) her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (hakim), hükmüne ve adaletine güvenilen (hakem) ve her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran (hakim) (Allah c.c.)
hakim-i hakim حاكم حكيم : herseyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) ya-pan ve her şeyi emir ve iradesi altında bulun-duran (Allah c.c.)
Hakimi Kadir حاكم قدير : her şeye güc yeten (kadir) ve her şeyi emir ve idaresi altında bu-lunduran (Allah c.c.)
hakim-i manevi حاکم معنوی : manevi hakimiyet sahibi
hâkim-i mu'cizekâr حاكم : mucizeli işler yapan hükümdar
Hâkim-i Mutlak حاكم مطلق : her şeyi emir ve ira-desi altında bulunduran (Allah c.c.)
Ebû Eyyüb Hâlid b. Zeyd b. Kü leyb el-Ensârî [radıyallahu anh] (ö. 49/669). Hicret sırasında Hz. Peygamber'i [sallallahu aleyhi vesel-lem] Medine'de evine misafir eden ve Türkiye'de "Eyüp Sultan" unvanıyla anılan sahabi.
Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem] Medine'ye hicret edince Medineli müslümanların her biri onu evinde misafir etmek istedi. Ancak Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi ve-sellem), bir tercih yaparak onları gü-cendirmemek için devesinin çökeceği yere en yakın eve misafir olacağını söyledi. Kendisini taşıyan devenin önce bir yere çöktüğü, buradan he-men kalkıp biraz ileride tekrar çök-
Kız: Halise
Erkek: Necmeddin
tüğü görüldü. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem] oraya en yakın olan ve dedesi Abdülmuttalib'in annesi ta-rafından kendisine yakınlığı da bulu-nan Ebû Eyyûb'un [radıyallahu anh] evine yerleşerek burada yedi ay mi-safir kaldı. Bundan dolayı Ebû Eyyûb "Mihmandâr-ı Nebî" unvanıyla anılır. Bu ev İslâmiyet'in öğretildiği bir mek-tep durumundaydı. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] fakir mu-hacirlere burada yemek verir, kendisi-ne sunulan hediyeleri fakirlere burada dağıtırdı. Ev sahiplerine her vesile ile dua ederdi. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) kendi evine taşın-dıktan sonra da zaman zaman Ebû Eyyûb'un [radıyallahu anh] evine mi-safir olurdu.
rimizden birisi de sahibi menzili Resülillah, bu, bu yer ensaiair. Nitekim, allâme (Hafız Zehebî) merhum, ashâbı kirâm arasında, en çok hadis rivayet edenlerin isimlerini şöyle kaydetmektedir:
Ebu Hüreyre R.A.A.
5374
Ebu İmame R.A.A.
250
İbni Ömer R.A.A.
2630
Sehlübnü Sad R.A.A.
188
Enes ibni Mali R.A.A.
2276
Ubade R.A.Α.
181
Aişe R.A. anha
2210
İmran R.A.Α.
180
İbni Abbas R.A.A.
1670
Muaz R.A.Α.
157
Ebu Said R.A.A.
1170/1586
Ebu Eyyübel ensârî R.A.Α.
155
Câbir R.A.Α.
1540
Câbirübnü Semüre R.A.A.
146
Abdullah ibni Mesud
848
Osman ibni Affan R.A.A.
146
Ümmü Mesleme R.A. Anha
378
Ennuman bin Beşir R.A.A.
142
Ebu Musa R.A.A.
360
Üsâme R.A.Α.
132
Hazreti Ömer R.A.A.
537
Sevban R.A.A.
132
Berâübnü Azib R.A.A.
305
Ebu Bekrissıddik R.A.Α.
132
Ebu Zerri Gıfârî R.A.A.
281
Ebu Mesud R.A.A.
102
Sad R.A.A.
271
Cerire R.A.Α.
100
İbnü Ebi Evfa R.A.A.
95
Bu listede görüldüğü üzere, hazreti Hâlid ebu Eyyübel ensârî R.A.A. dahi, Peygamber efendimizden 155 hadisi şerif rivayet etmiştir (4). Ni-
İslâm Tarihinin En yüksek Simalarından Birisi de Mihmândarı Resülullah
Hazreti Hâlid Ebu Eyyüb-el Ensârî Radıye Anhül Bâri'dir.
Cilt: 2
Baeser İstanbulda medfun bulunan Ashabı kiramdan ve Peygamber Efendimizin akrabasından olan Hazreti Halid ibni Zeyd Ebu Eyyüb-el Ensåri radiyallahti Taalä anh'ın siyret ve tarihini ve bütün mevsük me'hazlara istinat eden tercümei halini ve Peygamberimiz efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemden nakil ve rivayet eylediği bilcümle hadisi şerifenin tercüme ve izahlarını ve mütehassis bir heyeti ilmiyenin tetkikinden geçtiğine dair ulemanın takrizlerini hâvi mühim bir eserdir.
Beni hatırdan çıkarmayın. Gurbete gittiğimi ve gelecek guc-lükleri düşünerek beni duâdan unutmayın.
Onun bu sözüne, cümle akrabaları ağlastılar. Bütün melekler de ağlaşıp Yüce Hakka şu niyazlarını arz ettiler:
Ya Rabbi, bu o Muhammed değil mi ki; senin habibindir, onu:
Sen olmasaydın..
Tacı ile mükerrem kılmıştın.
Meleklerin o niyazına karşılık, Yüce Hakkın İzzet hitabı şöyle gel-
di: Bu, benim o habibimdir. Ama siz, habiblik işini bilemezsiniz. Bu işten zuhur edecek hikmetlerim vardır.
Herkes dağılıp gittikten sonra, Resulüllah S.A. efendimize bir gur-bet hüznü geldi; ağladı ve şöyle buyurdu:
Nerede babam Abdüllah ve anam Åmine?. Oğullarının kıyafe-tine baksınlar. Ey gurbet ve ey zahmet, benim için gel; vaktindir. An-cak, asli vatanım olan Meke'ye dönüp gelir miyim?. Bu gurbette ve bu seferde ah edip inleyerek ölür müyüm?.
Böylece hasretliğini açığa vurdu.
Ey Muhammed ümmeti, Resulüllah S.A. efendimizin bu gurbeti-ni, enin ve hasretini, kendisine isabet eden şeylerden dolayı elemleri-ni işittiğiniz zaman ağlayın. Çünkü, bu ümmet bu gibi yerlerde ağla-dığı zaman, melekler onların ağlamasını görüp Yüce Hakka tazarru ederek şöyle yalvarırlar?.
Ya Rabbi, bunlara n'oldu ki, ağlıyorlar?.
Buna karşılık, Yüce Hak, onlara şöyle buyurur:
Onlar, peygamberlerine isabet eden şeye muttali oldular; o sev-gili habibime şefkat ve merhametlerinden ötürü ağlıyorlar. Ey yerde ve semada olan melekler şahid olun, ben habibim için ağlayan kul-larımın cümlesini azarımdan, cezamdan, şiddetimden, azabımdan ve cehennem azabımdan azad eyledim.
Böylece, Yüce Hak, kerem ve lütuflarını izhar eder.
Sonra..
Resulüllah S.A. efendimiz, Mekke-i Mükerreme'den çıktı. Allah-ü Taâlâ oranın şerefini artırsın; bizlere orayı ziyaret etmeyi nasib ey-lesin.
Mekke dışına çıktıktan sonra; Meysere, Resulüllah S.A. efendimi-ze o güzel elbiseyi giydirdi. O süslenen deveye de bindirdi.
Hazret-i Ebu Bekir de bu kervandaydı. Meysere ve Hazret-i Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimize şöyle dediler:
Ya Muhammed, sen bizim reisimizsin. Bizler senin emrine ita-
at edeceğiz. Mübarek tab'ın neyi arzu ederse, görüşün neyi gerektirir-se, emir buyur; o şekilde hareket edelim.
Bundan sonra, taa, seferden dönünceye kadar; tazim ve tekrimle Resulüllah S.A. efendimizin hizmetinde bulundular.
401 Yüce Hak, bir parça buluta emir verdi: Resulüllah S.A. efendi-mizin başı üstünde durdu. Gölgelik ederek onu güneşin hareretinden korudu.
Yüce Hak, rüzgâra emir buyurdu: Resulüllah S.A. efendimiz ne yana gittiyse, o yana esti, yelpaze gibi onu serinlendirdi . Mübarek vü-
cudundan yol hararetini ve çevresindeki çölün sıcağını giderdi Hasılı: Anlatıldığı şekilde, Allah-ü Taâla'nın lütfuna mazhar ola-rak gittiler.
Bir rivayet..
Hazret-i Hatice'nin develerinden ikisi yolda apışıp kaldı. Hiç bir şekilde yürümeye güçleri kalmadı. Bunu gören Mevesere, gelip duru-mu Resulüllah S.A. efendimize haber verdi. Resulüllah S.A. efendimiz o iki devenin ayağını mübarek eli ile sığayınca, derhal develer kalktı; kuvvetlenerek kafilenin önünde gitmeye başladılar.
Hazret-i Ebu Bekir r.a. ve Meysere, bu duruma taaccüp ederek şöyle dediler:
Bu Muhammed'in bereketidir; onun şanı büyük olacaktır.
Yola devam edip gittiler. Taa, Şam karyelerinden Busra'ya yakın belli kiliseye geldiler.
RAHİP NASTURA
Resulüllah S.A. efendimiz, daha önce amcası Ebu Talib ile Şam'a gittiği zaman, oranın rahibi Buhayra ile görüşmüştü. Yeri geldiği za man, onun hikâyesi tafsilli olarak anlatılacaktır.
Bu sefer, Buhayra ölmüştü; onun yerine Nastura namında bir başka rahip geçmişti.
Nastura, eski kitapları bilirdi. O asırda bütün rahiplerin büyüğü idi. O zamanki zahidler defteri başında ismi yazılı idi.
Resulüllah S.A. efendimiz ve yanındakiler, o kilisenin karşısına gelip, bir mikdar istirahat için develerinden indiler.
Resulüllah S.A. efendimiz, gidip bir ağaç altına oturdu. O ağaç kuru idi; derhal yeşillendi; tazelendi ve meyve verdi.
Rahip Nastura, kervanın geldiğini görünce dışarı çıktı. Baktı ki: O kuru ağacın dibinde nurlu bir zat oturmuş; fakat o kuru ağaç ye-şerip meyve tutmuş. O nurlu zatın üzerinde de bir parça bulut var; kendisine gölgelik ediyor.
Nastura bunları görür görmez anladı ki: O zat, ya peygamberdir, yahut Allah'ın bir velî kuludur.
Bundan sonra, geri dönüp hücresine girdi. Bir ziyafet hazırlayıp o kervan ehlini hücresine davet etti..
Bunu yapmakla, o uzaktan gördüğü zatı yakından görmek ve kervan ehlinden hangisidir? bilmek istiyordu. Böylece, onu ayırd edip yakından tanıyacaktı.
39) Sünen (Vefatı: 385). (365) Ebülhasan Ali b. Ömer b. Ahmed'üddåre Kutni
40) Sünen ni (Vefatı: 392). İbn-i Lâl Ahmed b. Muhammed b. Aliyy'ülhemda.
41) Sünen Yüsüf b. Yakub'ülbağdadi (Vefatı: 418). (366)
42) Sünen'ülkebir,
43) Sünen'üssagir, Ebû Bekir Ahmed b. Hüseyin b. Aliyy'ül-beyhaki (Vefatı: 458). (367)
Bunlardan başka daha bir çok Hadis ve Sünnet Mecmuaları var-sa da, biz, bu kadarile yetindik.
Bu Hadis Mecmuaları arasında (Kütübü Sitte) diye anılan Altı
Kitap şunlardır:
1. Camiüssahih Buhâri,
2. Camiüssahih Müslim,
3. Sünen Ebû Davud,
4. Sünen Tirmizi,
5. Sünen Nesai,
İbn-i Mâce. 6. Sünen
Buraya kadar Kaynaklardan derleyip aktardığımız bilgiler, Ha-dis ve Sünnet'in muhtevå bakımından ne kadar zengin ve tatmin edi-ci; sağlamlık bakımından da, ne kadar güven verici olduğunu, her halde, yeterince göstermiştir sanırız.
(365) Zehebi c. 2, s. 1007 Tezkiretülhuffaz c. 3, s. 991-995, Kâtip Çelebi Keşfüzzunun
(366) Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1007
(367) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 3, s. 1132-1134, Katip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1007
İbadet; Mükelleflerin (Erginlik çağına eren akıl sahibi insanla-rın) nefslerinin arzu ve temayüllerine muhalefetle Rab'larına tâzim için yapmış oldukları (1), yapılması Sevab olan ve Allah'a yakınlık ifade eden Hususi tâatlarıdır.
On şey nefse gerekli görülmeyince, Vera' tamamlanmaz:
1. Dil, gıybetten korunmak,
2. Kötü zandan sakınmak,
3. Halkla alay etmekten geri durmak,
4. Haramlara bakmamak,
5. Doğru sözlü olmak,
6. İmân nimetinden dolayı yüce Allah'a minnetdar olmak ve kendi kendini beğenmemek,
7. Malı, hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,
8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,
9. Beş vakit namazı vakitlerine, rüků ve secdelerine dikkat ve
riayet ederek korumak,
10. Sünnet ve cemâat üzere istikamet etmek.
Ebû Mūsa'l'Eş'arîden rivâyet edildiğine göre :
«Her şey için bir hadd vardır.
İslâm'ın hudûdu da Verâ', Tevâzu, Sabr ve Şükürdür.
Verâ işlerin kıyâm ve sebâtına,
Sabr: Cehennem ateşinden kurtuluşa,
Şükür de: Cennet'e nâil olmağa sebebtir.>>>
Hasan'ul'Basri, Mekke'de, Hz. Ali'nin Oğullarından, arkasını Kâ-be'ye dayayıp halka va'z eden bir Genç'e «Din'in sebat ve kıyâmına sebep olan şey nedir?» diye sordu.
Avam'ın Verâ'ı haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır.
Havass'ın Verâ'ı içinde Hevâ ve Nefs için şehvet ve lezzet bulu-nan şeyden sakınmaktır.
Havass'ın Havassı'ının Verâ'ı içinde kendi iråde ve görüşü bulu-na bilecek her şeyden sakınmaktır.
Hâsılı: Avâm dünyayı terk ile,
Havass: Cennet'i terk ile,
Havass'ın Havass'ı da, Masiva'yı (Allah'dan gayri her şeyi) terk ile Verâ eder.
Bişr b. Hâris der ki «Amellerin en zor ve ağır olanları üçtür:
1. Azlıkta, Cömerdlik yapmak,
2. Tenhåda Vera üzere hareket etmek,
3. Kendisinin cezasından korkulan ve ihsânı umulan kimsenin yanında hak olan sözü hiç çekinmeden söylemek."
Bişr b. Haris'in kız kardeşi, İmam Ahmed b. Hanbel'e gelip «Ey İmam! Arka ve Üst taraftaki Çıraların ışıkları, bizim üzerimize düşer de, biz, evimizin damında İplik eğiririz.
O çıraların ışıklarında iplik eğirmemiz, bize Câiz ve helâl olur mu?» diye sordu.
Ahmed b. Hanbel «Allâh, seni bağışlasın! Sen, kimsin?!» dedi.
Kadın «Ben Bişr b. Hâris'in kız kardeşiyim!» dedi.
Ahmed b. Hanbel, ağladı ve «Sonra, evinizden Verâ, çıkar gider. Sakın, o çıraların ışıklarında iplik eğirme!» dedi. (3)
Peygamberimizden rivâyet edildiğine göre:
«Kıyamet günü, bir Seslenici (Ey kullarım! Bu gün, size korku yoktur. Sizler, mahzun da, olacak değilsiniz!) diyerek seslenecek.
Mahşer halkı, başlarını kaldıracaklar ve (Biz, yüce Allah'ın kul-larıyız!) diyecekler.
Sonra, Seslenici (Onlar ki, Ayetlerimize inandılar ve Müslüman
oldular.) diyerek ikinci kerre seslenecek.
Bunun üzerine, kâfirlerin başları önlerine eğilecek.
Allah'ı tevhid edenlerin başları kalkık kalacak.
Sonra, Seslenici, (Onlar ki, îman etmişler ve Allâh'ın buyrukları-na aykırı tutum ve davranışlardan son derecede sakınmış, durmuş-lardır.) diyerek üçüncü kerre seslenecek.
Bunun üzerine, büyük günah işlemiş olanların başları önlerine eğilecek.
Kerim olan Allah, va'd ettiği gibi, onların üzerinden korkuyu ve hüznü giderecek.
Çünki, O, Kerimlerin en Kerimidir. Velilerinden yardımını kes-mez ve onları, korku içinde bırakmazdır.» (4)
Yüce Allah, nimetlerin ihsan edicisidir.
Nimetlere erenin, nimetleri verene şükr etmesi gerekirdir.
İbadet te, Allah'ın nimetlerine karşı bir şükürdür. (5)
Daha açık bir deyişle İbadet, insanın, gerek en güzel bir biçim-
de yaratılmış bulunmasından ve gerek hiç bir emek ve hakkı geçme-den en kıymetli ve en hassas iç ve dış uzuvlara nail olmasından dola-yı Yaratan'ına bir şükrüdür.
Nimete şükür ise, aklen ve Şer'an Farzdır. (6)
İnsan, gördüğü en küçük bir iyiliği bile, karşılıksız, teşekkürsüz bırakmak istemez.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da, şükr etmez. (7)
Başta Peygamberler olmak üzre, bütün insanlar, Allah'a ibadet ve kulluk için yaratılmışlardır. (8)
Her ümmete de «Allah'a ibadet ediniz..." diye tebliğatta bulu-nan bir Peygamber gönderilmiştir. (9)
İbâdetten istisna edilen, muaf tutulan hiç bir kul yoktur.
Hatta, yüce Allah'ın ve Melekler'in, Kendisini Selâmladıkları (10),
en Sevgili Kulu olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da «Sana ölüm gelinceye kadar Rabb'ına ibâdet et! (Hicr: 99) «emrine muhatab olmuş ve mübarek rûhunu, Rabb'ına teslim ettiği güne ka-dar Farz ve Nâfile olarak ibâdet vazifesini aşk ve şevkle yerine getir-mekten geri kalmamıştır. (11)
(4) Hârisülmuhasibî Erriâye s. 40
(5) Şah Veliyullah'üddehlevi Huccetullâhülbāliğa c. 1, s. 143
(6) Kâsânî Bedâyiüssanâyı c. 1, s. 90
(7) İmam-ı Azam Ebû Hanîfe Müsned s. 45, Abdürrezzak Musannef c. 10, s. 425, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 74, Buhari Edebülmüfred s. 65, Ebû Da-vud Sünen c. 4, s. 255, Tirmizi Sünen c. 4, s. 339
(8) Zariyât: 56
(9) Nahl: 36
(10) Ahzab: 56
(11) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd b. Hanbel Müsned c. 3, s. 110, 163, 202, Buhari Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed, Sahih c. 5, s. 141
. Ha ben ölümün üzerine gitmişim, ha ölüm benim üzerime gelmiş, doğrusu umursamıyorum.
Kişinin alıp verdiği nefesleri, eceline doğru attığı adımlarıdır.
(Neysabûri, II, 455)
Hiçbir yiğidin kazâ ve kader okuna karşı kalkanı yoktur.
Bir defasında Hazret-i Ali'ye;
"-Yâ Emîre'l-Mü'minîn, sana bekçilik yapalım?" diye teklif ettiler.
Şöyle buyurdu:
"-Kişinin bekçisi ecelidir."
(Imam Şârâni, et-Tabakātül-kübra, trc. Abdülkadir AKÇİÇEK, İstanbul 1968, 1, 67)
Her şey takdire öylesine boyun eğer ki tedbirin bizzat kendisi bile ölüme sebep olabilir.
(Yani tedbir almak, yazılmış eceli değiştirmez. Tedbir alınmalıdır fakat yine de kaderin önüne geçilemeyeceği unutulmamalıdır. Kişi yapması gereken işlerde cesur olmalıdır. Atasözünün ifade ettiği gibi: Korkunun ecele faydası yoktur.)
Siz Peygamberiniz Hazret-i Muham-med Mustafa Efendimiz'in Sün-net'inden daha faziletli ve daha güzel başka hiçbir şeye ittibâ ede-mez, ondan daha iyi bir şeyin pe-şinden gidemezsiniz! (Ahmed, I, 121)
Her kim cuma günü Peygamber Efendimiz'e yüz kere salevat getirirse,
Kıyamet günü mahşer yerine yüzü çok güzel ve nurlu olarak gelir. İnsanlar gıptayla,
<<-Bu adam acaba hangi ameli işliyordu?>>> diye birbirlerine
sorarlar. (Beyhaki, Şuab, III, 212)
RİVAYETLERİN ÜSTÜNDE ve ÖTESİNDE
Size Rasûlullah'den bir ha-dis, bir söz ve bir hâl rivâyet edildiğinde,
Allah Rasûlü'nün; hidâyet, salâh ve takvâ itibarıyla bundan daha üstün ve daha ötede olduğunu bilin! (Ahmed, I, 122)
hakimiye(hakimiyet( حکیمیت : hikmetlilik, hikmet sahibi olma 2.varlıkların veya olayla-rın yaradılış sebeplerini ve gayelerini bilme
hakimiyet-i âmme حاکمیت عامه umumi häki-miyet, herkesi emir ve iradesi altında. bulun-durma gücüne sahip olma
hakimiyet-i dünya حاکمیت دنیا : dünya hakimi yeti, dünya'ya hükmetme ve irade altına alma hakimiyet-i esma حاکميت أسماء : )Allah'a c.c.
ait.) mübarek isimlerin, her işte ve her var-lıkta hükmediciliği, hükmünü yürütür oluşu
hakimiyet-i ilahiyye حكيميت إلهيه : Allah'ın (c.c.) her işinde görünen hikmetlilik; Allah'ın )c.c.), her işi birçok gayeler ve faydalar. göze terek ve en uygun şekilde yapması
hakimiyet-i İlahiye حاكميت إلهيه : Allah'ın (c.c.) hakimiyeti, Allah'ın (c.c.) her şeyi emir ve ira-desi altında bulundurması
hakimiyet-i İslamiye حاكميت إسلاميه : İslam ha-kimiyeti, yönetim gücünün (eğemenliğin) İslamiyette olması, hakimiyet ve üstünlüğün İslamda ve müslümanlarda olması
hakimiyet-i kudsiye حاکمیت قدسیه : kutsal haki miyet, Allah'ın (c.c.) her şeyi kusursuz emir ve idaresi altında bulundurma gücü
hakimiyet-i millet حاکمیت ملت : millet hakimi -
hakkaniyet-i Kur'aniye
yeti (eğemenliği), milletin istek ve iradesinin yönetimde esas alınması
hakimiyet-i millive حکمت له milli hakimi yet, milletin iradesinin (sözü ve isteğinin) esas alınması
hakimiyet-i mutlaka حاکمیت مطلقه :siz ve kayıtsız şartsız hakimiyet
hakimiyet-i nevive حاکمیت نوعيه bir varlık tü rünü emir ve düzen altında tutma
hakimiyet-i nuranive حت ترانهulu ha kimivet, ilim ve imanla akıl ve gönülleri ay-dınlatıcı ve kendine çekip bağlayıcı üstünlük
hakimiyet-i rububiyet حاکمیت ربوبیت Rabola hibi, yetiştiricisi ve terbiye edicisi sıfativle Allah'ın (c.c.) her şeyi emir ve idaresi altında bulundurması
Hakimiyet-i Uluhikathiyeti, ibadet Allah'ın (c.c.) sınırsız edilmeye (emir ve kanunlarına uyulmaya) läik olan Al lah'ın (c.c.) sınırsız hakimiyeti, sınırsız olarak her şeyi emir ve iradesi altında bulundurması
hakimiyet-i umumiye حاکمیت عمومیه : umumi håkimiyet, herkesi emir ve idaresi altında bu-lundurma gücüne sahip olma
hakimlik 1 : حاكملك.)Allah c.c. hakkında) hik
met sahibi olma, yani, her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde yapma 2.ilim ve hikmet sahibi olma, varlıklar ve olayların yaradılış 3.hekimlik, doktorluk sebep ve gayeleri hakkında bilgi sahibi olma
Hakimlik 1 : حكيملك.hakimiyet sahibi olma, emir ve idare gücüne sahip olma; hükündar-lık 2.(Allah'ın c.c. hakkında) her şeyi emir ve idaresi altında bulundurması 3.mahkemede davalara bakma, adaleti yerine getirme göre-vi, yargıçlık
ki hakkaniyet, Kur'an'ın gösterdiği doğruluk ve adalet
Hakkı Efendi (Tigh( )1875-1968( حلى افندی Ri sale-i Nur'un ilk talebelerinden. Eğirdir'de doğdu ve orada vefat etti. Hulüsi Beyin yakın arkadaşı. 1935'te Eskişehir Hapishanesi'nde Bediuzzaman ile beraber yattı. Lakin o hapis günleri, kendi ifadesiyle, hayatının en mesut günleriydi. Bediüzzaman onun için şu ifade leri kullanmıştı: "Hakkı Efendiye söyle ki, o da kardeşim Abdülmecid yerinde kendini an lasın ve onun vazifesiyle mükellef olduğunu bilsin." (Rahmetullahi Aleyh)
hakkiyet 1 : حقیت haklılık 2 doğruluk
hakoyla حقیقه : gerektiği gibi, hakkını vererek, tam olarak
hakkında حقده : uzerine, için, konusunda, ile ilgili
hakkun حل : bir gerçek, bir doğru
hakku hak, gerçek, doğru, tek gerçek
haklı 1 : حقلى hakka uygun, doğru, yerinde 2.hak sahibi 3 söz, hareket veya iddiası doğru
hak-nüma حل نما : gerçeği ve doğruyu gösteren
hakperest حق پرست : hakka, gerçeğe, adalete çok bağlı; hak, gerçek ve adalet konusunda çok titiz ve duyarlı, doğruyu, gerçeği çok se-ven
319
hakperestane حق پرستانه : hakseverlikle; hakkı, doğruyu, gerçeği çok sevenlere yaraşır tarzda
hakperestlik حق پرستلك : hakperest olma ka, doğruya, gerçeğe ve adalete çok bağlı olma
haksız حقز : hakka, gerçeğe ve adalete aykırı
haksızlık حقزلق : hakka aykırılık; doğruya, gerçeğe ve adalete aykırılık
hal" خلع : )hukumdarı) tahttan indirme; azlet-
me, görevden uzaklaştınma
hal (hal): 1.durum, vaziyet 2.davranış, tutum, hareket tarzı 3.güç, kuvvet, täkat 4. şimdiki zaman 5.dert, sıkıntı, zorluk 6. Al-lah (c.c.) sevgisiyle dolu ve kalb gözleri açık olanların månevi gerçekleri hissetme ve ya-şama durumu 7.(bir problemi) çözme, çözü-me kavuşturma 8.(bir maddeyi) çözümleme, eritme, moleküllerine ayırma
hal-i Ahmediye حال احمديه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) durumu, davranışı, hareket tarzı
hal-i alem حال عالم : dünyanın hali, dünyanın durumu
Halil İbrahim (Çöllüoğlu)
hali asil حال أصل : Lilk hal, baştaki hal (du-rum) 2 esas durum, temel hål
hall asli 1 : حال اصلیonceki hal ilk durum
2 esas olan hal
hali elemnak حال المناق : elem (act) verici hal
hali, çalışma durumu
hali faaliyet حال فعالیت faaliyet halı, çalışma
hali hasiane حال خاشعانه : husu içindeki häl, kusurlarını düşünerek ve ürpererek Allah(a
(c.c.) dua ve yalvarış hali
hali hayat حال حيات : yaşama hali, hayatta
olma durumu
hali hazır حال حاضر : şimdiki durum
hål-i ihtilal حال إختلال : ihtilal durumu, baş kal-
dırma durumu
hål-i kiyam حال قيام : ayakda durmu durumu
hal-i müessif(e( حال مؤسف messif hål, üzücü
durum
hal-i pürmelal حال پرملال çok uzuntü verici hål
häl-i perisaniyet حال پریشانیت : perişanlık hali,
acınacak häl
hål-i sabavet حال صبات : coçukluk häli, çocuk-luk yaşındaki durum
hal-i secde حال سجده : secde hali, secde durumu
hali sekir حال سكر : sekir hali, sarhoşluk hali, kendinden geçme ve aklı başında olmama hali
hal-i terakki حال ترقی : ilerleme hâli (durumu(
hakhali üstad حال استاد : üstadin hål ve hareket tarzı
hal-ahval حال احوال : halve ahval (durumlar(
hal-ü etvar حال اطوار : halve etvar (tavırlar, davranışlar)
Halil İbrahim (Collüoğlu( 1897 : خليل إبراهيم lında dünyaya gelen Halil İbrahim Çöllüoğlu, 1 Temmuz 1956'da Allah'ın rahmetine ka-vuştu. Şair ve âlimdi. Milas'ta dedelerinden kalma tarihi Çöllüoğlu Hanında hancılık ve otelcilik yapardı.
İsmi ile müsemmå olarak kardeşlik ve dost-luk mesleğinin mensubu olan bu zātı Üstad Bediüzzaman, "hakikaten Risale-i Nur'un de-mir gibi metin ve sarsılmaz bir şakirdi" olarak vasıflandırır ve Milas'ın kendisiyle iftihar et-mesi gerektiğini ifade eder.
Üstad Bediüzzaman'ı ve Risale-i Nur'u şarklı bir Nur talebesi vesilesiyle tanıdı. 1943 yılın-
natın illet-i gaiyesidir. Yani, "Q zâta su kainat O zâtın şu evsâfı ve şahsiyet-i mâneviyesi işaret eder, belki gösterir ki, o zat kâi-
Mucizât-ı Ahmediye (asm)
05 ARALIK 2025
TARİHTE BUGÜN
1474 - Ali Kuşçu'nun vefatı.
1865 - ABD anayasasına köleliği yasaklayan madde eklendi.
1877 - Thomas Edison, fonografi kullanarak ilk kez insan sesini kaydetti.
1948 - Afyon Mahkemesi verdiği karar ile on beş Nur Talebesini tahliye etti.
ARALIK
90
CUMARTESİ
16 1447円
RUMI: 23 T.SANİ 1441 KASIM: 29
BİR AYET Yalnız Benden korkun, yasaklarıma karşı
gelmekten sakının.
Bakara Suresi: 41
BİR HADİS
Talihsizlerin en talihsizi, üzerinde dünya fakirliği ile ahiret azabının toplandığı kimsedir.
Taberanî
Kur'ân-ı Hakîmde çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki, her birisinin arkasında bir düstur-u külli saklanmış ve bir kànun-u umûmînin ucu olarak gösteriliyor.
anlamına gelecektir ve bu durum demokrasilerde denge ve kontrol prensibini zedeleyebilecektir. Bu kapsamda istihbarat servislerine Tönelik denetim ve hesap verme mekanizmasının yasama, vurütme ve yargı erkleri tarafından birbirlerini dengeleyecek şekilde tesis edilmesinde fayda bulunmaktadır.
-Denetim Mekanizmasının Sivil Mahiyetli Olmasının Sağlanması: İstihbarat servislerine yönelik denetim ve hesap verme mekanizmasında yer alacak sahısların sivil uzmanlardan oluşmasında fayda bulunmaktadır. Bu durum objektif değerlen-dirmelerin yapılması noktasında önemlidir. Ancak bu şahısların objektif, bağımsız ve konunun uzmanı kişilerden seçilmesi gerekmektedir. Söz konusu mekanizmalar bünyesinde seçilmiş karar alıcılar veya siyaseten atanmışlar şahısların da bulunması, istihbaratın pozitif yönde siyasileşmesine de katkı sağlayabile-cektir. Ancak bu şahıslarda günlük siyasi çekişmelerden uzak, kamuoyunda saygınlığı olan, devlet tecrübesine sahip ve ketum şahıslar olması gerekmektedir.
7.3. Devlet Sırrı Kavramı
İstihbarat servislerinin faaliyetleri gizlilik prensibi dahilinde icra edilmelidir. Bu durum istihbaratın doğası gereğidir. İstihbarat servislerinin birçok faaliyetinin deşifre olması halinde bu durum istihbarat servisinin operasyonel kapasitesine zarar verebilecektir, personel güvenliğini riske sokabilecektir ve bu doğrultuda ulusal güvenliğe negatif yönde etkileyecektir. Bu bağlamda istihbarat servislerinin faaliyetlerinin devlet sırrı mahiyetinde kabul edilmesi oldukça olağandır. Ancak bu kavram aynı zamanda istismara açık bazı durumları da yaratabilmektedir. Devlet sırrı kavramı arkasına sığınarak, bir istihbarat servisinin hatalarının, fiyaskolarının veya kimi siyasilerin yanlış kararlarının ortaya konulmamasından ve
irdelenmesinin engellenmesinden de kaçınılmalıdır. Bu doğrul. tuda kitabımızın bu bölümünde devlet sırrı kavramı ele alına. caktır. Bu kapsamda da Türk mevzuatında bulunan konuya ilişkin tanımlamalardan temel hatlarıyla istifade edilecektir.
Bu kapsamda devlet sırrının tanımı 5271 sayılı Ceza Muhake-mesi Kanununun 47. Maddesince (Devlet sırrı niteliğindeki bilgilerle ilgili tanıklık) şu şekilde yer almaktadır;163
"Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebi-lecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır.
Tanıklık konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zabıt kâtibi dahi olmaksızın dinlenir. Hakim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirir.
Bu madde hükmü, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili olarak uygulanır. Cumhurbaşkanının tanıklığı söz konusu olduğunda sırrın niteliğini ve mahkemeye bildirilmesi hususunu kendisi takdir eder."
Ayrıca devlet sırrının muhafazası ile ilgili olarak 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde ise "... ancak, istenen bilgi ve belgeler Devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine veya Devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı
yardımcısı veya bakan, gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir. Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemez." şeklindeki bir yaklaşımla konu ele alınmıştır. 164
Bununla birlikte, TBMM İçtüzüğü 70. Maddesinde TBMM Genel Kurulunca yapılan kapalı oturumlar sırasındaki görüşme-lerin "devlet sırrı" olarak saklanacağı belirtilmiştir. 165
Görüldüğü üzere Türk mevzuatında devlet sırrı kavramı yoruma açık uygulamalara yol açabilecek bir tarzda, devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebi-lecek, anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler şeklinde değerlendirilmiştir. Ayrıca TBMM'deki kapalı oturumların mahiyeti de devlet sırrı kapsamına alınmıştır. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde ise devlet sırrı mahiyetindeki bilgilerin paylaşılmasına sınırlandırma getirilmiştir ve Cumhurbaşkanı'nın ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın veya ilgili Bakan'ın gerekçesini bildirmek suretiyle bu tür bilgileri paylaşmayabileceği belirtilmiştir.
Başta da belirtildiği üzere devlet sırrı kavramı istismara açık bir konu olarak zaman zaman birçok ülkede tartışma konusu olabilmektedir. Türkiye'de de bu kavram üzerinden hareketle kimi soruşturma süreçlerinin sekteye uğratıldığı da bir gerçektir. Susurluk Skandalı bu konuda bilinen en iyi örneklerden biridir. Bu nedenle devlet sırrı kavramının kanunda açık, net, tartışmaya yer
164 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, http://sirabasi.av.tr/2577-sayili-idari-yargilama-usulu-kanunu_69_tr.html#:~:text=Madde%201%20%E2% 80%93%201 ve%20inceleme%20evrak%20%C3%BCzerinde%20yap%C4%B
vermeyecek şekilde, detaylıca tanımlanması gerekmektedir. Bu tanımla süreci kapsamında ise şu prensipler dikkate alınmalıdır;
-Demokrasilerde kamu adına hesap verme mekanizmalarının açık olması gerekmektedir ve bu denenledevlet sırrı kavramının arkasına sığırılarak bu hesap verme mekanizmalarının iletilme.
sinin sekteye uğratılmasına izin verilmemelidir.
-Devlet sırrı kavramının açık ve net tanımı yapılmalıdır. Bu hususların mahiyetinin nasıl belirleneceği detaylı bir şekilde ortaya konulmalı, konu kapsamındaki yetkili olan organlar belirlenmelidir.
-Devlet sırlarına hangi yetki ile kimlerin vakıf olabileceği mevzuatta açıkça belirtilmelidir.
-Devlet sırrı ile ilgili karar verme süreçlerde, istihbarat servislerinin haber toplama yöntemlerinin deşifre olmamasına, personel güvenliğine dikkat edilmesine, dış politikada sorun olabilecek hususların deşifre olmasının engellenmesine ve operasyonel faaliyetlerin riske edilmemesine dikkat edilmelidir.
Öte yandan, devlet sırrı ile ilgili olarak ortaya çıkabilecek sorunların kaynağı genelde, istihbari faaliyetlere ait temel prensiplerin ve etik kurallarının uygulanmaması ve istihbaratın kontrol edilmesine yönelik mekanizmalarının sorunlu olması ile ilgilidir. Bunun dışında konu kapsamında meydana gelebilecek skandal mahiyetli vaka ve fiyaskolar ise temel olarak istihbarat servislerinin istihbarat temin ettiği kaynakların (haber toplama yöntemlerinin) ve operasyonel planların yasal dayanağının bulu-nup bulunmaması çerçevesinde meydana gelmektedir.
Ayrıca haber toplama yöntemleri istihbarat çeşitleri başlığı altındaki kimi değerlendirmelere de kaynaklık etmekte ve istihba-rat literatürdeki birçok çalışmada kaynaklarına göre tanzim edilen
bir ayrıma da tutulmaktadır. Bu kapsamda kitabımızın bu bölümünde istihbarat servislerinin haber toplama yöntemleri ve İstihbarat çeşitleri analiz edilerek, konu kapsamındaki tartışmalar değerlendirilecektir
Meysere de onlarla beraber gitmek istediği zaman, Resulüllah S A. efendimiz şöyle buyurdu:
Siz gidin; ben burada, yüklerimizi, eşyalarımızı ve binekleri mizi bekleyeyim.
Resulüllah S.A. efendimizin bu teklifinden çokça hoşlanıp:
Cumleden eminsiniz.
Diyerek, Resulüllah S.A. efendimize veda edip ziyafete gittiler.
Gelip kiliseye girdikleri zaman, Rahip dışarı çıkıp gördü ki: O bu lut yerinden gitmemiş; duruyor. İçeri girip sordu:
Dışarıdaki eşyalarınızın yanında kimse kaldı mı?
Rahib'e şöyle dediler:
- Muhammed adında gayet emin ve yetim bir kimse vardır. O kendi rızası ile orada kalmıştır.
Bunun üzerine Rahip şöyle dedi:
vardır. Ben, malınızın kefiliyim: onun da buraya gelmesine ihtiyac
Bizzat davet için, Resulüllah S.A. efendimizin yanına geldi. Re-sulüllah S.A. efendimiz ayağa kalktı; onunla müsafaha etti.
Rahib, Resulüllah S.A. efendimize şöyle dedi:
Bu ziyafet, ancak saadetmeabınız içindir; elbette sizin teşrifi-niz gerekir.
Resulüllah S.A. efendimiz, o ziyafete gelmek için yürüdüğü sıra-da, Rahip o buluta baktı, gördü ki, Resulüllah S.A. efendimiz yürüdü. ğü zaman, o bulut da yürüyor; durduğu zaman, o bulut da duruyor.
Bu durumu görerek, kiliseye kadar geldiler.
Resulüllah S.A. efendimizi tazimle ikramla yerine oturttuktan sonra, tekrar dışarı çıktı. Gördü ki: O bulut, kilisenin kapısı üzerin-de duruyor:
Resulüllah S.A. efendimiz dışarı çıktığı zaman, onu gölgelen-direyim.
di. Diye bekliyor. Rahip bu halleri müşahede ettikten sonra, içeri gir-
Bundan sonra Resulüllah S.A. efendimizle arasında şu konuşma geçti; Rahip sordu Resulüllah S.A. efendimiz anlattı:
403 O anda, Rahip Resulüllah S.A. efendimizi kucakladı; alnından öptü. Ve şehadet getirdi:
Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim; sen, Allah'ın resulü Muhammed olduğuna şehadet ederim.
Böylece, Resulüllah S.A. efendimize tam sonra, şöyle dedi:
manası ile tazim ettikten Pek mukaddes zatınızdan bir ricam var. Lütfedip bu ricamı kabul buyur.
Resulüllah S.A. efendimiz:
Nedir?.
Diye sorunca, Rahip şöyle dedi:
Peygamberlik alametini bana göster ki, kalbim iyice mutmain ola. Kalbimdeki yakinim kuvvetlensin. Tasdikim daha da artsın.
Resulüllah S.A. efendimiz tekrar sordu:
O nedir?.
Rahip şöyle dedi:
- Mübarek vücudunuzdan elbisenizi çıkarın; iki omuzunuz ara-sındaki nübüvvet mührünü ve risalet hatmini gösterin. Onu görüp yüzümü gözüınü süreyim; onun nuru lle nurlanıp kokusunu alayım.
Bunun üzerine Resulüllah S.A. efendimiz, mübarek ridasını açtı. Rahip de o mübarek nübüvvet mührünü gördü. Onun üzerinde şu ya-zılı idi:
İstediğin yana dön; yardıma kavuşacaksın. (1)
O mübarek mühüre yüzünü gözünü sürüp öptü. Tazim ve tekrim-le şöyle dedi:
Ey kıyamet gününün değerli zatı, ümmetin şefaatçısı, sıkın-tıları kaldıran, zorlukları açan, rahmet peygamberi..
Resulüllah S.A. efendimize böyle bir medhiye sıraladıktan sonra İslâm oldu; hem de güzel bir şekilde.. (2)
Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimizle beraber olan kervan eh-line şöyle dedi:
Bu zat, öyle şanlı bir peygamberdir ki, Adem'den a.s. bu ana kadar gelen nebiler ve resuller dilleri ile Yüce Hakkın inzal buyurdu-ğu kitaplarda ve sahifelerde yazılı vasıflarını, halini, tavrını anlatmış-lardır. Ayrıca, cümleden faziletli olduğunu, Yüce Allah'a yakınlığını, beyan ettiler.
İşte, onların bu beyanına göre: Cümle âlemin, teşrifini beklediği şanlı peygamber budur. Lütfen Şam'da fazla kalmayın. Çünkü, sıfat-
(1) Bu cümlenin Arapçası şöyle okunur:
Tevecceh haysü şi'te feinneke mansur.
(2) Rahib'in anlatılan İslâm'ı Resulüllah S.A. efendimizi gelecekteki hali ile ka-bulüdür. Çünkü: O zaman Resulülah S.A. efendimiz nübüvvetini ilan etmemişti.
Namaz: Farz, Vacib, Sünnet ve Nåfile olmak üzre dört çeşiddir. Farz olanlar, ikiye ayrılır:
1. Farz-ı ayn,
2. Farz-ı kifaye.
Farz-ı ayn olanlar da, ikiye ayrılır:
1. Her gün ve gece beş vakitte kılınan namazlar,
2. Cuma namazı.
Farz-ı kifaye olan namaz da, cenaze namazıdır.
Vacib namazlar, ikidir:
1. Vitr namazı,
2. Ramazan ve Kurban bayramı namazları.
Sünnet ve Nåfile namazlara gelince, onlar da, beş vakit nama-zın Farzlarile birlikte kılınan Sünnet namazlar ve Ramazanda kılınan Teravih namazı ile geceleri Nâfile olarak kılınan Teheccüd namazı, gündüzleri Nåfile olarak kılınan Kuşluk namazı vesâir Nåfile namaz-lardır. (12)
Peygamberimizin Kılmağa Devam Ettiği Gece Namazı:
Said b. Hişam der ki «Aişe'ye (Ey Mü'minlerin Annesi! Resûlul-lâh Aleyhisselâmın gece namazını bana haber ver?) dedim.
(Sen, «Ey esvabına bürünen Resûlüm! Gecenin birazı hâric ol-mak üzre, kalk! Gecenin yarısı miktarınca, yahud ondan birazını ek-silt. Yahud, o yarının üzerine ilave edip artır.
Kur'ân'ı da, açık açık, tâne tâne oku! (Müzzemmil: 1-4) Âyet-lerini okumuyormusun?) dedi.
(Evet! Okuyorum.) dedim. (13)
(İşte, Resûlullah Aleyhisselâma, başlangıçta gece namazı böyle Farzdı. (14)
Peygamberimizin Uzun Müddet Ayakta Duruşunun Sebebi:
Müslümanlar da, ayakları şişinceye kadar namazda dururlardı.
Yüce Allah, Müzzemmil sûresinin son Ayetini indirinceye kadar onları, on iki ay tuttu.
Sonra «...O Allah, bunu (Saatlerin mıktarını) sizin sayamayaca-ğınızı bildiği için, size karşı ruhsat tarafına döndü.
(12) Kâsânî Bedâyiüssanâyı c. 1, s. 89, 270, 284-299
(13) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 40, Nesai Sünen c. 3, s. 199-200
333 Artik, Kur'ân'dan, kolay geleni okuyunuz... (Müzzemmil: 20) hükmünü indirince, gece namazı, Farzlardan sonra Nafile oldu.) de-di.» (15)
Bununla beraber, Peygamberimiz, gece namazını bırakmamış, yaş-lanıp ayakta duramadığı zaman da, oturarak kılmağa devam etmiş-tir. (16)
Peygamberimiz, Kıyamda ayakları şişinceye kadar durmakta de-vam ettiği sıralarda (17) «Yâ Resûlallah! (18) Bu zahmete neye kat-lanıyorsun? (19)
Allah, Senin geçmişteki ve gelecekteki günahlarını bağışladı ya?» denilirdi de, Resûlullah Aleyhisselâm «Ben, şükr edici bir kul da mı, olmayayım?» buyururdu. (20)
Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, namaz kıldığı zaman, ayakları şişip yarılıncaya kadar ayakta dikilirdi.
(Yâ Resûlallah! Senin geçmişteki ve gelecekteki günahların ba-ğışlanmış bulunduğu halde, niçin böyle yapıyorsun?) diye sordum. (Ey Aişe, Ben, şükr edici bir kul da mı, olmayayım?) buyurdu.» (21)
Namazın Üstün Olam ve Yüce Allah'ın Geceleri Kullarına Seslenişi:
«Hangi namaz efdal ve üstündür?» diye sorulduğu zaman, Pey-gamberimiz» Kunûtu (Kıyamı) uzun olandır! cevabını vermiştir. (22)
«Farzlardan sonra efdal ve üstün namaz, gece yarısında kılınan namazdır!» (23)
«Gecede öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kimse, o saate rast-lar da, Allâh'dan, dünya ve Ahiret işlerine aid bir hayr isterse, o iste-ğini, Allâh, ona verir.
(15) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 41, Nesaî Sünen c. 3, s. 200, Taberânî - Müce-müssagir c. 2, s. 139
(16) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 41 (17) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 50, Ahmed b. Hanbel İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 384, Buhari Sahih c. 7, s. c. 2, s. 269, Şemail s. 44, Nesaî Sünen c. 3, s. 219 Müsned c. 4, s. 251, 183, Tirmizi Sünen
(18) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 50, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 251
(19) Tirmizi Sünen c. 2, s. 269, Şemail s. 44
(20) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 50, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 251, Buharf Sahih c. 7, s. 183, Tirmizî Sünen c. 2, s. 269, Şemail s. 44, Nesaî -
Sünen c. 3, s. 219 c. 1, s. 71 (21) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 115, Taberânî Mûcemüssagir
(22) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 72, 73, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 412,
Müslim Sahih c. 1, s. 520, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 456
da Bediüzzaman ile birlikte Denizli Hapisha nesinde dokuz ay kaldı. Lem'alar, Sikke-i Tas dik-i Gaybi, Kastamonu Lähikası ve Emirdağ Lähikaları'nda şiirleri ve yazıları bulunmak tadır.
lere ve Türk edebiyatına yerleşmiştir. "Halep oradaysa arşın burada deyimi çok meşhur dur.
Tarihi MO 3000'li yıllara uzanan Halep Kale. si'nde çeşitli Mezopotamya devletleri, Roma
İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Arap hakimiyeti, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, kısa bir Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmpara torluğu devirleri yaşanmıştır. I. Dünya Sa vaşı sonucunda Osmanlı İmparatorluğu'nun ortadan kalkmasından sonra bir müddet Fransızlarda kaldıktan sonra, Suriye Devleti kurulmuştur.
Suriye'nin sürekli ticaret ve üretim merkez lerinden biri olmuştur. Osmanlı İmparator-luğu'nda Bursa ve İstanbul'dan sonraki en önemli dokumacılık merkezi Halep olmuştur. İpekli dokumaları ve sabunları Halep'in en önemli ihraç malı olmuştur. 1500'lü yıllardan itibaren Venedikliler, İngilizler, Fransızlar ve Hollandalılar Halep'te konsolosluklar ve acentalar kurmuştur. Osmanlı arşivlerinde yer alan hicri 1304 tarihli bir vesikada, Ha-lep'te İngiliz konsolosu Handerson'un riya-setinde Farmason Locası namıyla bir gizli teşkilat kurulduğu bildirilmektedir. Arap harfleriyle ilk matbaa İstanbul'dan önce Ha-lep'e uğramıştır.
Osmanlı şehirciliğinin klasik bir örneği olan Halep'in özelliklerinden biri de Kayşani is-mindeki taş cinsinin yapılarda kullanılması-dır. Halep Kalesi, hanlar, hamamlar, çarşılar, camiler, medreseler bu taşlardan yapılmıştır. Halepliler günümüzde bile evlerini taş kap-lama yapmaya devam etmektedir. Selçuklu, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı izlerini taşıyan Halep; Bursa, Konya, İstanbul'un bir alaşımı gibidir.
Halep'te birçok etnik kökenden topluluk yaşa-maktadır. Halep'in nüfus yapısı esas itibari ile Arap ve Türkmen'lerden oluşmaktadır çok az sayıda Ermeni, Asuri, Kürt, Çerkez' de şehirde yaşamaktadır. Şehir merkezinin nüfusu 2011 tahminine göre 1.7 milyon, çevr 4 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. şeh-çevresi ile birlikte rin tahmini nüfus oranı ise şöyledir; 50% Arap, 40% Türkmen, 10% da Ermeni, Asuri, Kürt, Çerkezler teşkil etmektedir. Şehirdeki yurti-çi-yurtdışı uçuşlara açık olan Halep Havalima-nı, Suriye'nin ikinci en büyük havalimanıdır.
haleldar etmek خللدار ايتمك : bozmak, zarar vermek
haleldar olmak خللدار اولمق : bozulmak, zarar
görmek
halen حالا : şimdi, şimdiki halde, henüz
halet حالت : hal, durum
(büyük sevinç hali) halet-i azime حالت عظیمه : büyük manevi hål
hålet-i cehennemnümün حالت جهنم نمون : hennem gibi hal, cehennem gibi acı verici çok üzücü hal
halet-i fitriye حالت فطریه : fitri hal, yaradılıştan
ileri gelen durum
hålet-i firdevsnümun حالت فردوس تمون : firdevs cenneti gibi hål (durum) cennet gibi sevinçli ve güzel hal
halet-i hayaliye حالت خیالیه : hayali hal, hayal etmekten ileri gelen durum
halet-i içtimaiye حالت إجتماعيه : ictimai hal, top lum hayatındaki şartların meydana getirdiği toplum pisikolojisindeki durum
halet-i istiğrakiye حالت استغراقيه : istigrak hâli; Allah (c.c.) sevgisiyle çoşup kendinden geçme hali, månevi ve derin ruhi yaşayış içine dalıp
gitme ve kendini kaybetme hâli
hålet-i istiğrakkarane حالت استغراق كارانه : istiğ rak şeklinde hål; Allah (c.c.) sevgisiyle ken-dinden geçme, şok halindeki hal, mânevî ve derin ruhi yaşayış içine dalıp gitme ve ken-
dinden geçme şeklindeki häl
halet-i kudsiye حالت قدسیه : kudsi hal (Allah c.c.) tarafından sevdiği kuluna yaşatılan kut-sal månevi yakınlık håli
hâlet-i mahzunane حالت محزونانه : hüzünlü olma hâli, kaygılı ve üzüntülü hål
halet-i müdhişe حالت مدهشه : korkunç hål, ür-kütücü durum
halet-i ruhaniye حالت روحانیه : ruhani hal, ruha ait durum, ruhta yaşanan durum
hälık-ı hayır
halet-i rühiye حالت روحيه : ruh hali, psikolojik
durum
halet-i sahv (e( حالت صحوه : uyanıklık häli, ken-dinden geçmişlikten ayılıp aklı başına gelme hali, şuurluluk håli
hålet-i şuhud حالت شهود : suhud häli, mănevi dünyanın gerçeklerini görme hali
halet-i yakaza حالت يقظه : uyanıklık häli
halicihane خلیجی خانه : halı mağazası 2.halı dokuma yeri
Halik خالق : yaratıcı (Allah c.c.(
Hålık Adl ü Hakim خالق عدل و حکیم : gerçek ve tam adalet sahibi ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan ya-ratıcı
Halık Alem خالق عالم : dünyanın (käinatın) ya-ratıcısı (Allah c.c.)
Halık-i Arz خالق أرض : yer'in dünya'nın) yaratı-cısı (Allah c.c.)
Halık-ı Arz ve Semavat خالق أرض و سماوات : yer ve
göklerin yaratıcısı
Halık-ı Azam خالق أعظم : sonsuz büyük olan ya-
ratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Azim خالق عظیم : büyük ve yüce yaratıcı
(Allah c.c.)
halık-i efal خالق أفعال : yapılan iş ve davranışla-
rın yaratıcısı
Halik-Ferd خالق فرد : tek ve eşi benzeri olma-
yan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Hakim خالق حكيم : sonsuz hikmet sahibi yaratıcı, her şeyi hikmetle (yani, gayeli, fay-dalı ve en uygun şekilde) yapan yaratıcı (Al-lah c.c.)
Halık-ı Hakim-i Alim خالق حکیم علیم : her şeyi
bilen ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, fayda-lı ve en uygun şekilde) yapan yaratıcı (Allah c.c.)
Hâlık-ı Hakim-i Rahim خالق حكيم رحيم : çok mer hametli olan ve her şeyi hikmetle (yani, gaye-li, faydalı ve en uygun şekilde) yapan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Hakiki خالق حقیقی : gerçek yaratıcı, yok-
tan var edici (Allah c.c.)
Halık Hayat خالق حيات : hayatın yaratıcısı (Al-
lah c.c.(
halık-ı hayır خالق خير : iyilik tanrısı, yalnız iyi-liği ve iyileri yaratan tanrı (eski İranlıların asılsız inanışlarına göre iki tanrıdan biri iyi-
Said Nursî'nin Nasâyihi" başlıklı Kürtçe bir makale Kürd Teavün ve Terakki gazetesinde yayınlandı.
1934 - Türkiye'de
kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun kabul edildi.
ARALIK
05 CUMA
15 1447 C.AHİR
RUMI: 22 T.SANİ 1441
KASIM: 28
BIR AYET
Biz iyilik eden ve güzelce kullukta bulunanlara fazlasıyla mükâfat vereceğiz.
Bakara Suresi: 58
BİR HADİS
Başkalarının işlerinin görülmesinde aracı olun ki, sevap kazanasınız.
İbni Asakir
Nasıl ki, zaruriyattan nazariyat istintâc olur. Öyle de âsâr-ı Sâniin zaruriyatı, mahfiyat-ı sanatına bürhandır. İkisi beraber bu mes'eleyi ispat eder.
ları ile onu ben nasıl biliyorsam, Şam'daki Yahudi cemaatı da öyle bi lir. Onlar, hain ve hilekår bir kavimdir. Bir zarar vermek isteyebilir-ler.
Rahib'in bu nasihatını da dinledikten sonra, kalkıp Şam'a gitti-ler. Sam'a varır varmaz, Resulüllah S.A. efendimizin bereketi ile, tez zamanda ticaret işlerini tamamlayıp büyük kârla mesrur olup işleri-ni bitirdiler.
ŞAMDAKİ YAHUDİ KİLİSESİ
Bir gün, Resulüllah S.A. efendimiz Meysere'ye ve Hazret-i Ebu Be-kir'e r.a. şöyle dedi:
Sizinle Yahudilerin kilisesine gidelim bakalım.
Meysere ve Hazret-i Ebu Bekir r.a. bundan pek hoşlanmadılar; ama Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kelâmını reddi edep dışı saydılar. Mecburen gittiler.
O gün, Yahudilerin, küfürlerini izhar günü olduğundan çokça Yahudi toplanmıştı.
İçeri girince, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek nazarı, zincir-lerle asılı kandillere dokundu; zincirler kırıldı, kandiller yerlere düştü.
Orada toplanan Yahudiler, korkuya dehşete düştüler; titremeye, ağlamaya, feryad etmeye başladılar.
Bunu gören, onların bilgini şöyle dedi:
Derhal kapıları kapatın; âhir zaman peygamberi aramızda; kaçmasın. Zira kitabımızda şöyle yazar:
Ahir zaman peygamberi, kendisine peygamberlik gelmeden ev-vel, ticaret için Şam'a gelir. Yahudilerin kilisesine girdiği zaman, onun heybetinden, asılı kandillerin cümlesi kırılıp dökülür. Bu gelen ticaret kervanı içinde âhir zaman peygamberi de vardır. Şu anda da kilisemizin içindedir; kandillerin kırılıp dökülmesi ondandır. Onun burada olduğuna alamettir. Şimdi yapacağımız iş şudur: Biz, birbiri-mizi biliriz. Birer birer herkesi yakalayalım. İçimizde yabancı biri-ni bulduğumuzda, aman vermeyip öldürelim. Yeter ki, o peygamber olup, dinimizi bozmasından kurtarıp halas edelim.
Cümle Yahudiler, o bilginlerinin söylediğini makul saydılar; bir-leşip kapıyı kapadılar.
Bu durumu gören Hazret-i Ebu Bekir r.a. ve Meysere, hayatların-dan ümit kesip ağlamaya başladılar.
Onların bu ağlamasına bakan Resulüllah S.A. efendimiz şöyle bu-yurdu:
«Korkmayın, onlar bizi göremezler; bulamazlar. kudreti ile saklar; onların gözüne göstermez; kurtarır.» Allah bizi
cip duruyorlardı. Hatta, bize dokunarak geçiyorlardı. Böyle olduğu halde, hiç biri bizi görmedi. Duygusuz bir şekilde geçip gidiyorlardı. solumuzdan ge-Kendilerini araştırıp duruyorlardı. Kendi aralarında da yabancı bula-madılar. Pencereleri ve her köşeyi arayıp durdular. Hiç bir dilar.
iz bulama-dilar. Isin sonunda söyle dediler: durdular; ama bir şey bulama-
Dışarıda durup pencereden içeri bakmıştır; onun bakışından ötürü kandillerimiz düştü. Onlar, şimdi geçip gitmişlerdir: nerede bu-Jalım?.
Sonra kapıyı açtılar.
Resulüllah S.A. efendimiz, Ebu Bekir r.a. ve Meysere, oradan çık-tıktan sonra; yerlerine geldiler. Eğlenmeden, hazırlıklarını yapıp yo-la çıktılar.
Mekke-i Mükerreme'ye yedi konak yaklaştılar. Allah-ü Taâlâ ora-nın şerefini artırsın; orayı ziyaret etmeyi bize nasib eylesin.
Meysere'nin âdeti idi. Bu yere geldikleri zaman, Hazret-i Hatice'-ye r.a. mektup yazar, ticaretin durumunu ve selåmetle geldiklerini bil-dirirdi. Yine âdeti olduğu gibi, mektup yazdı. Bu ticaretlerinde; sair senelerde ettikleri kârın kat kat fazlasını elde ettiklerini, Resulüllah S.A. efendimizin bereketi ile fazla kazanç olduğunu yazdı. Sonra, kâ-ğıdı mühürledi.
dedi: Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimizin yüzüne baktı ve şöyle
Ya Muhammed, gözümün nuru, bu mektubu siz şereflendirip götürür müsünüz?.
Meysere'nin bu teklifine karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle
buyurdu:
Olur.
Sonra, elinden mektubu aldı. Gayet süslü hecin heveyi hazırladı. O deveye bindiği saat, tanyeri yeni ağarmış sabah olmuştu.
Mekke tarafına teveccüh edip yola revan oldu. Oradakilerin göz-lerinden kayboldu. Ama, deve yolundan saptı.
Bu hususta gelen bir rivayet şöyledir:
Şeytan, o devenin yularını tutup yoldan çıkardı. Bunun üzerine şanı yüce Allah, azamet ve celâli ile, Cebrail'e emretti ki: Yere inip Resulüllah S.A. efendimizi yola getire.
Yüce Rabbımız, her gece, gecenin son üçte biri kaldığında (Me-kândan münezzeh olarak) dünya semâya iner de (Hanı bana dua eden ki, onun düasını kabul edeyim?
Hanı, benden dilekte bulunan ki, onun dileğini vereyim?
Hanı, benden yarlığanmak dileyen ki, kendisini yarlığayayım?» buyurur.» (25)
Namazın İnsanı Yükseltişi ve Allah'a Yaklaştırışı:
«Namaz, Allah'a yakınlıktır.» (26)
dir. «Kulun, Rabb'ına en yakın olduğu hal, secdede bulunduğu hal-
Öyle ise, secdede düayı çoğaltınız! (27)
«Hiç bir kul yok ki, Allah için bir secde etsin de, Allâh, onu, o secdesine karşılık bir derece yükseltmiş, bir günahını düşmüş (28) ve kendisi için bir Hasene (Sevab) yazmış olmasın!» (29)
Hisabı İlk Görülecek ve İnsanı Felâha Erdirecek Amelin Namaz Oluşu:
«Kıyamet gününde kulun amelinden hisap vereceği ilk şey, na-mazdır!
Eğer o, tam ve sağlam olursa, kul, korktuğundan kurtulur ve um-duğuna nail olur.
Eğer, kul, Farzdan bir şey eksiltmişse, şanı yüce olan Allâh (Ba-kınız! Kulumun Nâfile namazı var mı?) buyurur.
Farzdan eksilttiği miktar, onunla doldurulur, tamamlanır.
(30) Såir ameli hakkında da, böyle muâmele olunur.» buyurmuştur.
(24) Müslim Sahih c. 1, s. 521
(25) Malik Muvatta' c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 267, Buhari -Sahih c. 8, s. 197, Müslim Sahih c. 1, s. 521, Dârimi Sünen c. 1, s. 286-287
( 26) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 399 (27) Müslim Sahih c. 1, s. 350, Ebû Davud Sünen c. 1, s. 31, Nesai Sünen c. 2, s. 226
(28) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 73, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 164, 280, Tirmizi Sünen c. 2, s. 231, Nesaî Sünen c. 4, s. 228, Dârimi Sünen c. 1, s. 281
(29) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 73, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 164 (30) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 290, Tirmizi Sünen c. 2, s. 270, Nesai Sünen c. 1, s. 232-233, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 458, Dârimî c. 1, 254 Sünen
Peygamberimiz, sevindirecek bir iş veya bir müjde haberi gelin-e , hemen yüce Allah'a şükranını arz için secdeye kapanırdı. (31)
Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de, böyle yapardı.
Hz. Ebû Bekir, Yemâme'nin fethi üzerine, Allâh'a şükür secdesi
apmıştı.
Hz. Ali'nin de, Nehrevan'da Allah'a şükür secdesine kapandığı ri-ayet edilir.
Şükür secdesi yüce Allah'a hamd ve şükr için Kıble'ye dönülüp ekbir alınarak secdeye gidilmek, secdede (Sübhâne Rabbiyel'âlâ) de-ildikten sonra Tekbirle baş secdeden kaldırılmak sûretile yapılır. 32)
Âsım b. Damra der ki «Ali (R.A.) den, Peygamber Aleyhisselâm'-gündüz yaptığı ibâdetlerini sorduk.
(Siz, buna güc yetiremezsiniz ki! (34)
Ona, kim güc yetire bilir?) dedi, (35)
(Sen, bize haber ver de, onlardan, gücümüzün yete bildiğini ya-arız. (36)'
Belki, ona gücü yetenimiz buluna bilir.) dedik. (37)
Bunun üzerine, Ali (R.A.): (Peygamber Aleyhisselâm, sabah na-mazını kıldığı zaman, bekler (38), güneş, şuradan, yani doğudan yük-elip ikindi namazı vaktinde buradan, yani batıdan yükseldiği kadar lunca, kalkar, iki rekât namaz kılardı.
Güneşin, şuradan yükselişi, öğle namazı vaktinde buradan yük-eldiği kadar olunca, dört rekât namaz kılardı.
Öğle namazının Farzından önce dört, Farzından sonra iki rekât ılardı.
(31) İmam Muhammed Siyerülkebir c. 1, s. 222, Ahmed b. Hanbel c. 5, s. 45, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 89, Tirmizi Mâce Sünen c. 1, s. 446 Müsned Sünen c. 4, s. 141, İbn-i
( 32) İmam Muhammed Siyerülkebir c. 1, s. 221-223
Sünen c. 2, s. 18-19 (33) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 30, Ebû Davud
Musannef c. 2, s. 201-Sünen c. 2, s. 493, (34) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 64, İbn-i Ebi Şeybe 202, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 287, Tirmizi İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 367
(35) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 63
(36) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 63, İbn-i Ebi Şeybe Musannef c. 2, s. 202
(37) Ahmed b. Hanbel ( Müsned c. 1, s. 160, Tirmizi Sünen c. 2, s. 493
38) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 287, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 367
lik tanrısı Yezdan, kötülük tanrısı Ehrimen. (bak. hålık-ı şer)
322
Halik insan خالق إنسان : insanın yaratıcısı (Al-lah c.c.)
Halik Kadim-i Kadir خالق قديم قدير : her şeye gücu yeten (kadir) ve varlığı ezeli (kadim) olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık Kadir خالق قدير : her şeye gucü yeten ya ratıcı (Allah c.c.)
Halık Kainat خالق کائنات : kainatın yaratıcısı, görünen ve görünmeyen bütün varlıklar dün yasının yaratıcısı (Allah c.c.)
Halık-ı Kerim خالق كريم : çok comert ve çok ba ğışlayıcı olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık Küll خالق كل : varlıkların bütününün ya-ratıcısı (Allah c.c.)
Halik-ı Küll-i Şey خالق كل شي : her şeyin yaratı cısı (Allah c.c.)
Halık Lemyezel خالق لم يزل : varlığı ebedi ve sonsuz olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık - Mennan خالق منان : lütuf ve nimeti bol olan yaratıcı (Allah c.c.)
Hälık-ı Mevt ve Hayat خالق موت و حیات : ölümün ve hayatın yaratıcısı (Allah c.c.)
Halık Mevcudat خالق موجودات : varlıkların ya-ratıcısı (Allah c.c.)
Halik: Mevt حالق موت : ölümün yaratıcısı (Al-lah c.c.)
Halik-ı Muhat خالق محاط : kainat ve içindekile rin yaratıcısı (Allah c.c.)
Halik-ı Muhit خالق محيط : )ilim ve kudretiyle( her şeyi kuşutan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık- Muktedir خالق مقتدر : her seye gücü ye-ten yaratıcı (Allah c.c.)
Halik- Mutlak خالق مطلق : yaratmasına sınır bu lunmayan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Münim خالق منعم : her varlığı maddi veya månevi olarak) ni'metlendiren yaratıcı (Allah c.c.)
Halık Rahim خالق رحيم : cok merhametli olan yaratıcı (Allah c.c.)
Hälık-ı Hakim ve Rahim ve Vedd خالق حکیم و رحیم و ودود : her şeyi hikmetle (yani gayeli, fay-dalı ve en uygun şekilde) yapan (hakim) ve çok şefkatli (rahim) ve çok seven ve çok sevi-len (vedûd) yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Hakim ve Rahim خالق حکیم و رحیم : her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uy-
Halık-ı Zişan
gun şekilde) yapan (hakim) ve çok merha metli (rahim) yaratıcı (Allah c.c.)
hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun Halık-ı Hakim Rahim خالق حکیم و رحیم : her seyi sekilde yapan (hakim) ve çok şefkali olan (rahim) yaratıcı (Allah c.c.)
Hälık-ı Rahman-ür Rahim خالق رحمن الرحيم : bak Hålık-ı hakim-ı rahim
Halık-ı Şems ve Kamer خالق شمس و قمر : gunes ve ay'ın yaratıcısı (Allah c.c.)
Halık- Rahim ve Kerim خالق رحیم و کریم : cok merhametli ve çok cömert olan yaratıcı (Al. lah c.c.(
Hälık-ı Zülcelal ve Cemal خالق ذو الجلال و جمال sonsuz büyüklük ve sonsuz güzellikler sahibi yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Rahim ve Hakim خالق رحیم و حکیم : cok merhametli (rahim) ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) ya-pan yaratıcı (Allah c.c.)
Hålık-ı Rahim ve Kerim ve Mücib خالق رحیم و کریم و مجیب : çok merhametli (rahim) ve çok bagışlayıcı (kerîm) ve dua ve ihtiyaçlara cevap veren ve karşılayan (mücib) yaratıcı (Allah)
Halık- Rahman خالق رحمن : rahmeti (merhame-ti) her şeyi kuşatan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Rahman-ı Rahim خالق رحمن الرحيم : )sev
diği kullarına karşı) çok acıyıcı olan ve rah-Allah c.c.( meti (merhameti) her şeyi kuşatan yaratıcı
Halık - Semavat خالق سمارات : göklerin yaratıcı-sı (Allah c.c.)
Hâlık-ı Semavat ve Arz خالق سماوات و ارض : yer ve göklerin yaratıcısı (Allah c.c.)
Halik Sems خالق شمس : güneş'in yaratıcısı (Al-
lah c.c.)
halik şer خالقشر : kötülük tanrısı, yalnız kö tülükleri ve kötülüğü yaratan tanrı (eski İran-lılların inandığı iki ilähtan biri: Ehrimen bak. hålık-ı hayır)
Halık Teâlâ خالق تعالی : yüce yaratıcı (Allah c.c.(
Halik Vacibül vücud خالق واجب الوجود : varlığı ezeli, ebedi ve zorunlu (olmaması imkansız( olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halik-Vahid خالق واحد : dengi ve benzeri olma-yan, bir olan yaratıcı (Allah c.c.)
hali (ye( )1( 1 : خاليه.boş 2.ıssız, tenha 3.sahip siz
haliye) (2) (maddi veya manevi yahut ruhi) 1.hål ile ilgili 2.hål dili ile ilgili 3.(gr.) cümlede fiilin halini belirtici olan
Hali : İstanbul'u iki kısıma ayıran ve Marmara Denizi'nin bir uzantısı durumunda olan körfez, liman
halice خالیچه : küçük halı 2.seccade
halice-i zemin خالیچه زمین : yeryüzünü halı gibi kaplayıp örten bitki örtüsü
Halid خالد : )bak. Mevlâna Hålid k. s.(
Halid-i Zülcenâheyn خالد ذو الجناحين : )bak. Mev lâna Hâlid k.s.)
Halidi خالدی : Nakşi tarikatının bir kolu olan Hâlidi tarikatına bağlı (bu tarikat kolu, Mev lâna Halid (k.s.) tarafından kurulmuştur. bak. Mevlâna Halid)
halife: bir mevki veya makama, bir gö-reve birinden sonra geçen, halef, vekil 2.Hz. Peygamberden sonra O'nun yerine İslam
halim (e)
hükümlerini (emir ve yasaklarım) uygulama görevini üstlenen İslâm devletinin başkanı 3.tarikat şeyhinin kendisinden sonra yerini alacağını belirtmiş olduğu kimse, şeyhin ve kili
hälife-i arz خليقة أرض : yer yüz halifesi, insan. (Allah'ı (c.c.), isim ve sıfatlarıyla en iyi anla yıp tanıyacak, yarattığı varlıkların yaradılış gaye ve özelliklerini bilecek, yeryüzünü o'nun lecek yetenekte ve bundan birinci derecede emir ve kanunlarına şekilde yönetebi sorumlu ve yükümlu olan varlık, insan)
halife-i bilhak خليفة بالحق : hakkiyle halife, gö-revini gerçek şekilde yapabilir yetenekte olan
halife
halife-i manevi خليفة معنوی månevi halife, yaradılıştan kendisine verilen yetenekler ve buna göre yüklenen görevleri bakımından birinci derecede sorumlu vekil, Allah'ın (c.c.) memuru
halife-i Resulullah خليفة رسول الله : Resulullah'ın (a.s.m.) halifesi
halife-i ruhani 1 : خليفة روحانی.ruhani halife 2.(mec.) ruh gibi gözle görünmeyen varlığa ve idare gücüne sahip varlık
halife-i rûy-i zemin 1 : خلیفه روی زمین.yeryuzu halifesi, dünya müslümanlarının halifesi 2.dünyayı Allah'ın (c.c.) kanunlarına göre yönetmekle görevli ve yükümlü olan varlık (insan)
halife-i şahsi حليفه شخصی : tek kişi olarak müs-lümanları idare eden başkan
halife-i zemin خلیفه زمین : )bak halife-i rûy-i Arz)
halife-i zişan خليفة ذى شان : sanı yüce halife
halifelik خليفه لك : halife olma hali ve görevi
halihazır حال حاضر : )bak hali hazır(
halil : dost, gerçek ve sadık dost
haliliye samimi dostluk ve kardeşlik 2.Hz. İbrahim'in yolu
Halilullah خلیل الله : "Halilur Rahman" läkabıy-la da anılan ve "Allah'ın (c.c.) dostu" mânası-na gelen Peygamber Hz. İbrahim (a.s.(
Halim حليم halim suçluların cezalarını anında verme gücüne sahip olduğu halde er-teleyen ve onlara düzelme ve tövbe etme za-manı tanıyan ve böylece yumuşak davranan Allah'ın (c.c.) mübarek bir ismi
1865 - ABD anayasasına köleliği yasaklayan madde eklendi.
1877 - Thomas Edison, fonografi kullanarak ilk kez insan sesini kaydetti.
1948 - Afyon Mahkemesi verdiği karar ile on beş Nur Talebesini tahliye etti.
6
CUMA
FRIDAY
ARALIK
DECEMBER
C
BİR AYET
Rablerinin davetine
uyanlara yaptıklarının daha güzeliyle
mükâfat vardır.
Ra'd Suresi: 18
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, ağzı iyi laf yapan münafıktır.
İbni Adiyy
Şefkat ve hizmete, muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak olan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost, sadık muhib olan peder ve validedir.
Ruslara esir düşen Bediüzzaman'ın, Rusya'nın Yaroslavl eyaletine bağlı Poshekhonye şehrine nakledilmesi.
1927 - Cumhuriyet
döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı.
ARALIK
04
PERŞEMBE
14 1447 C.AHİR
RUMI: 21 T.SANİ 1441 KASIM: 27
BIR AYET
Allah huzurunda eğilenlerle beraber siz de rükûa varın.
Bakara Suresi: 43
BİR HADİS
Arapların söyledikleri en üstün şiir, Lebid'in şu sözüdür: "Dikkat ediniz!
Allah'ın dışındaki her şey boştur."
Müslim, Şiir: 2
Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi, pek kolay ve zahmetsizdir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 399 1 Bir adam malının zekatını öderse, malın şerri ondan gider. Hz. Câbir (r.a.) 399 2 Bir kimse bir mü'mini sevindirirse Beni sevindirmiş olur. Kim Beni sevindirirse, Allah indinde bir ahid almış demektir. Kim de Allah'dan bir ahid alırsa, ateş ona asla dokunmayacaktır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 399 3 Kim bir atı, iki at arasına, geçeceğinden emin olmadan sokarsa bu kumar değildir. Kim de iki at arasına bir atı bunun öne geçeceğinden emin olarak sokarsa işte o kumardır. (İmam-ı Azama göre diğeri de kumar) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 4 Bir kimse bir ev halkına sevinç sokarsa, Allah bu sürurdan bir melek yaratır ve bu melek kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder. Hz. Câbir (r.a.) 399 5 Kim mescidde iken ezan okunur da, sonra hacet olmaksızın çıkarsa ve geri dönmeyi istemezse o münafıktır. Hz. Osman (r.a.) 399 6 Bir kimse anasını, babasını veya onlardan birini idrak eder (yaşar), ondan sonra da (onların zırasını alamadığı için) Cehenneme girerse, Allah onu rahmetinden uzak eder ve kovar. (İnsan anne ve babasının sağlığında onların rızasını kazanıp Cenneti hak etmeye bakmalıdır.) Hz. Ubey İbni Malik (r.a.) 399 7 Bir kimse Cuma'dan bir rek'ate yetişirse, bir rekat daha ilave eder. Teşehhüde yetişirse dört rikat kılar. (İmamı Azama göre yine iki rekat kılar.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 8 Bir kimse sabah namazından bir rek'ate güneş doğmadan yetişirse, sabah namazına yetişmiştir. Kim de ikindiden bir rekate güneş batmadan evvel yetişirse, ikindiye yetişmiş demektir. (Birinci husus Şafii kavli olup İmam-ı azama göre yetişmiş sayılmıyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 9 Bir adam malını, iflas edenin yanında aynen bulursa, onu almaya diğerlerinden daha layıktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 10 Kim imama selam vermeden evvel otururken yetişirse, namaza ve faziletine yetişmiş demektir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 399 11 Bir adam kırk sabah ilk tekbire yetişirse kendisine iki beraat yazılır: Cehennemden azadlık beratı, münafıklıktan eminlik beratı. Hz. Enes (r.a.) 399 12 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Hz. Saad (r.a.) 399 13 Bir kimse camiye (cemaate) gitmiye devam ederse; Ya Allah yolunda istifade edeceği bir ahiret kardeşine rastlar, ya güzel bir ilme, ya da hidayetine delalet edecek veya onu düşmekten muhafaza edecek bir kelimeye, yahud da Allah'ın beklenen rahmetine mazhar olur. Veyahut Allah'dan haşyet veya haya ederek günahları terk nimetine erer. Hz. Hasan (r.a.) 399 14 Bir kimse koku sürünürken besmele ile yağlanmazsa, altmış şeytanı da beraber yağlamış olur. Hz. Zeyd İbni Nafi (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 357 1 Siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok dönerler. Hz. Ömer (r.a.) 357 2 Siz yanımdaki gibi kalsaydınız, melekler sizi evlerinizde ziyaret ederdi. Siz günah etmeseniz, Allah günah işliyen bir halk getirirdi de sonra onları affederdi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 357 3 Yanımdan çıktığınızda, yanımdaki gibi kalsaydınız, Medine sokaklarında melaike sizinle musafaha ederdi. Hz. Enes (r.a.) 357 4 Allah (z.c.hz.) kullarından beş sene yağmuru tutup sonra yağdırsa insanlardan bazıları yine küfranı nimette bulunur da "durum icabı yağdı." derler. Hz. Ebû Said (r.a.) 357 5 Eğer Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Hz. Enes (r.a.) 357 6 Ölümden sonra karşılaşacağınız hali bir bilseydiniz, asla istiyerek yiyemez, istiyerek içemez ve gölgeleneceğiniz evlere giremezdiniz. Bağrınızı döverek dağlara uğrar ve kendinize ağlardınız. Hz. Ebud Derda (r.a.) 357 7 Allah (z.c.hz)'den hakkıyla korksaydınız beraberinde cahillik olmayan ilme nail olur ve Allah Tealayı hakkıyle tanısaydınız duanızla dağlar (yerinden) oynardı. Hz. Muaz (r.a.) 357 8 Eğer Allah (z.c.hz)'ni hakkıyla tanısaydınız denizler üzerinde yürür ve duanızla dağlar oynardı. Allah'dan hakkıyla korksaydınız cehilsiz ilme nail olurdunuz. Lakin bu hadde kimse erişmemiştir. Denildi ki: "Ya Resulallah sen de mi?" Buyurdu ki: "Bende; Allah azze ve celle bütün işlerinin bir kimsenin anlayabilmesinden daha büyük değil midir? (Onun zatının ve işlerinin künhüne erişilemez.) Hz. Muaz (r.a.) 357 9 Eğer sana İsrafil (a.s.), Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.) ve Hamele-i Arş, aralarında Ben de olduğum halde dua etseydik, sen ancak senin için yazılan kadınla evlenirdin. (Ashabdan bir zatın Peygamberimize bir kadını almak istiyorum "dua et" demesi üzerine bu hadis varid olmuştur.) Hz. Urve (r.a.) 357 10 Siz namazı beklemekte iken, Allah'ın gökten bir kapı açarak sizin meclisinizi, sizinle övünerek meleklerine gösterdiğini bir bilseydiniz. Hz. Muaviye (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 33 1 Sizden birisi eli ile, arada hiçbir hicab, bir perde olmadan fercine dokunursa abdest ona vacib olur. Bu takdirde abdest alsın. (Bu husus şafilere göredir. Hanefilerde abdest bozulmuyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 2 Sizden biri iftar edeceği zaman hurma ile iftar etsin, zira o berekettir. Şayet hurma bulamazsa su ile iftar etsin, çünkü o tertemizdir. Hz. Selman (r.a.) 33 3 Çocuklarınız vazıh konuşmaya başladığı zaman onlara: "Lâ ilâhe İllallah"ı öğretin. Sonra vefat etseler de merak etmeyin. Okumaya başladıklarında ise onlara namazla emredin. Hz. İbni Amr (r.a.) 33 4 Bir adam iflas ettiği zaman, kendisine bir malı veresiye olarak satmış olan kimse, o malı aynı ile bulursa, bu mala diğer alacaklılardan daha ziyade hak sahibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 5 Siyah bayraklar gelip de karşınıza çıktığında, Farslılara ikramda bulunun. Zira devletiniz onlarla beraberdir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 33 6 Zaman (kıyamet) yaklaştığında müslüman kimsenin rüyası hemen hemen yalan çıkmayacaktır. Rüyası en sadık olan da sözü en doğru olandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 7 Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 33 8 Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası hemen hemen yalan çıkmaz. Rüyası en sadık olan da sözü en doğru olandır. Müslümanın rüyası Nübüvvetin kırkbeş cüz'ünden biridir. Rüya üçtür: Salih rüya ki, Bu Allah'dan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Ve bir de kişinin kendi nefsinin ilka ettiği rüyadır. Biriniz hoşuna gitmeyen bir rüya gördüğünde kalksın ve (sol tarafına) tükürsün. Ve onu başkalarına anlatmasın. Rüyada bağlı olmaktan sevin. Zira rüyada bağ, dinde sebattır. Lakin boynundaki demir bağdan hoşlanma. (Zira bu ağır yüke delalet eder.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 9 Kıyamet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır. Böylece sene ay gibi, ay Cuma (hafta) gibi olur. Cuma'dan Cuma'ya olan vakit de kuru bir hurma dalının yaprakları ile birlikte ateşte yanması gibi kısa olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 10 Sizden birisi eşine yaklaştığında inzal vaki olmaz ise veya acizlik durumu olursa, sadece abdest alması yeterlidir. (Sonradan bu hadisi şerifin hükmü başka bir hadisi şerifle nesh edilmiştir) Sahabeden bir zattan 33 11 Sizden birisi bir kardeşine bir şeyi ödünç verdiğinde, o kardeşi bir tabak hediye gönderirse, kabul etmesin, yahud bir hayvana bindirirse binmesin. Ancak bundan önce aralarında böyle işler cereyan ediyordu ise o zaman müstesna. Hz. Enes (r.a.) 33 12 Bir kulun cildi, Allah'dan haşyeti dolayısı ile, ürperir ve tüyleri diken diken olursa, o kulun hataları kurumuş ağaç yapraklarının dökülmesi gibi, üzerinden dökülür. Hz. Abbas (r.a.) 33 13 İnsan yemesini azalttığı zaman içi nur dolar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 232 1 Mümin kabrinde "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" dediğinde ve Hz. Muhammed (s.a.v)'i tanıdığı takdirde, bu Aziz ve Celil olan Allah'ın şu mealdeki kavlinin mazmunu gereğince olur: " Allah, iman edenlere dünya hayatında da ahirette de o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder." Hz Bera (r.a.) 232 2 Müminler dünyada üç sınıftır: Allah'a ve Resulallah'a inanıp şüphe getirmiyen ve mal ve canı ile Allah yolunda mücahede edenler. Kendisinden, insanların mal ve canı hususunda emin oldukları kimseler. Nefsi bir şeye tamah ettiğinde durup Aziz ve Celil olan Allah için onu terkedenler. (Böylece zühd ve takvaya nail olur ve bundan aşağı müslümanlık da yoktur) Hz. Numan İbni Beşir (r.a.) 232 3 Müminler tek bir kişi (vücud) gibidir. Başı ağrıdığı zaman bedenin sair azaları da ateş ve uykusuzlukla ona katılır.(Biri rahatsız olursa hepsi rahatsız olur) Hz. Numan İbni Beşir (r.a.) 232 4 Müminler yumuşak ve hafiftir. Munis bir deve gibi, boynunu "ey" deyince inkıyad eder. Sert bir yer de olsa "ıh" denilince çöker. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 232 5 Müminler birbirlerine muhabbetli ve hayırhahdır, evleri ve bedenleri ayrı olsa da. Facirler ise birbirlerini aldatıcıdırlar. Evleri ve bedenleri toplu olsa da. Ve birbirleriyle mücadele ederler. Hz. Enes (r.a.) 232 6 Allah uğrunda birbirine muhabbet eden kimseler, Onun gölgesinden başka gölge olmıyan günde, O'nun Arş-ı Alasının gölgesindedirler. Kendilerine nurdan kürsüler kurulur. Onların Rableri ile olan meclislerine, Peygamberler, sıddıklar ve şehidler bile imrenirler. Hz. Muaz İbni Cebel (r.a.) 232 7 Allah yolunda birbirlerini sevenler, arşın gölgesinden başka gölge olmıyan o günde, arşın gölgesindedirler. Nurdan minberler üzerinde. Onların mekanlarına Nebiler ve Sıddıklar gıpta ederler. Hz. Muaz (r.a.) 232 8 Allah yolunda muhabbet edenler, Arşı Ala etrafında yakuttan kürsüler üzerinde olurlar. Hz. Ebû Eyyüb (r.a.) 232 9 Cumaya erken gelen kimse deve kurban eden gibidir. Bunu takiben gelen sığır kurban eden gibi, bunu takiben gelen ise koyun kurban etmiş gibidir. İmam minbere orutduğunda defter kapanır ve melekler hutbeyi dinlemeye otururlar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 232 10 Müttekiler efendilerdir. Alimler ve fakihler de kılavuzlardır. Ve bunlardan misak (ahid) alınmıştır. Bunların meclislerinde oturmak berekettir. Yüzlerine bakmak ise nurdur. Hz. Âişe (r. anha) 232 11 Müttekiler efendi, fakihler kılavuzdur. Onların meclisinde oturmak insanın nurunu ziyade eder. İlminden istifade edilen bir alim, bin abidden efdaldir. Hz. Ali (r.a.) 232 12 Kocası ölen kadın renkli ve süslü elbise giymez. Ziynet de takmaz, kına sürmez ve sürme çekmez. (İddeti bitene kadar. Hamile değilse 4 ay 10 gün.) Hz. Ümmü Seleme (r.anha) 232 13 Seferde namazı tamam kılan, hazerde eksik kılan gibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 232 14 Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis. Hz. Câbir (r.a.)
Tarih bize gösteriyor ki, başta peygamberler ve onların gerçek mirasçıları olan din alimleri
olmak üzere, insanlık âlemi, büyük insanların kıymetlerini zamanlarında tam takdir edememişlerdir. Sonradan ise, bu takdir edememenin cezasını, hem muâsırı olan insanlar ve hem de onların nesilleri çekmişlerdir. Hemen hemen bütün peygamberler, bu hükmümüze müşahhas birer misal olarak verilebileceği gibi, İmam-ı A'zam ve Ahmed bin Hanbel gibi İslam âlimleri de, bu acı hükmü teyid eden canlı misallerdendir.
Tesbitlerimize göre, asrında tam anlaşılamayan şahsiyetlerin bu asrımızdaki misallerinden biri de Süleyman Efendi Hazretleri'dir. Maalesef, tıpkı Bediüzzaman'da olduğu gibi, devletimizin istihbârât kaynakları, resmi kurumların hazırladıkları raporlar ve tabii ki, bunlardan etkilenen medya ve ansiklopediler, bu büyük İslâm âlimi hakkında yalan yanlış şeylerle doludurlar.
"Kişi bilmediğinin düşmanıdır" kaidesince bu zamana kadar Süleyman Efendi ve talebeleri hakkında söylenen ve yazılanların çoğunun yalan yanlış şeyler olduğunu; Süleymancılık diye bir mezhep veya din olmadığını ve bu zatın Osmanlı Medreselerinde yetişmiş büyük bir âllâme ve ulûm-ı batınada zirveye ulaşmış bir mürşid-i kâmil olduğunu elinizdeki araştırma ortaya
Dünyanın önde gelen bilgi ve haber kaynaklarının ya sahibi olan ya da onlari denetleyen Amerikalı ve Avrupalı medya devleri, 'bilgi toplumunu politik açıdan güvenilir olarak görülen bilgilerin sürekli tekrarlandığı bir medya çağı'na taşıdılar. Batı'da yaşayan bizler, diğer toplumları bize sağladıkları fayda ya da yine bize karşı oluşturdukları tehdit açısından görmeye şartlandırılıyor ve 'kültürel' değerleri ekonomik ve politik güçlerden daha önemli görme eğilimi gösteriyoruz. Bunu anlayabilecek çapta bilgi donanımına sahip olanlar ise bildiklerini saklıyorlar. Belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar sessiz kalmamışlardı...
Dünya'nın Yeni Efendileri, 'yeni' düzenin ne menem bir şey olduğunu aydınlatmak, söz konusu büyük gücü ve manipülasyonlarını koruyan görülmemiş sessizliği yırtmak, daha doğrusu gündemdeki yeni savaşın ana hatlarını ortaya koymak için kaleme alındı.
1429- Öfke, cehennem ateşinden bir kıvılcımdır. Allah onu insanlardan birinin kalp damarı üzerine koyar. Görmüyor musun kişi kızdığı zaman gözleri kızarır, yüzü renklenir, boğaz damarları şişer.
١٤٣٠ - إِنَّ الْفَاقَةَ لَأَصْحَابِي سَعَادَةٌ وَإِنَّ الْغِنَى لِلْمُؤْمِنِ فِي آخِرِ الزَّمَانِ سَعَادَةٌ (الرافع عن ابن مسعود)
1430- Ashabım için fakru zaruret mutluluktur, fakat ahir zamanda mü'min için zenginlik mutluluktur.
efendimizi korudular. Resulüllah S.A. efendimize de, uyku geldi; uyu-Onlar, Allah-ü Taala'nın bu fermanı gereğince, Resulüllah S.A. du.
O melekler, Resulüllah S.A. efendimizi korudu: Cebrail ise, yeri dürdü. O yedi konaklık veri, kat edip güneş doğarken, Mekke-i Müker-reine'ye geldi.
Resulüllah S.A. efendimiz, kervanla Şam'a gittikten sonra, Haz-ret-i Hatice'yi bir aşk ve şevk sardı. Onun bu aşkı ve şevki her gün arttı. Her gün, uykudan uyanıp, Şam tarafına bakan pencereye gelir oturur; o yola bakar dururdu.
Acaba bugün bir haber gelir mi?.
Diye beklerdi. Aynı şekilde, o gün yine pencereye geldi. Şam ta-
rafına bakarken, gördü ki. İncecik bir toz geliyor. Dikkat edip baktı;
şunu gördü: Bir süvari yaydan çıkmış ok gibi, çok sür'atle geliyor. İki melek de kuş suretinde kanatları ile ona gölgelik ediyorlar. Bir başka rivayette ise, beyaz bulut onu gölgeliyordu. Bunu görür görmez, şöyle söylendi:
Hayır ola, acaba bu gelen kimdir?. Ne haber getiriyor?, Zira çok sur'atli geliyor.
Bu sırada cariyelerden biri şöyle bir haber getirdi:
Hanımım sana müjde, bu gelen Muhammed'dir.
Onun bu haberine karşılık Hazret-i Hatice şöyle dedi:
Eğer o Muhammed ise, yanımda kaç cariye olursa olsun, hepi-nizi azad ederim.
Hazret-i Hatice, o sözünü tamamladığı zaman, Resulüllah S.A. efendimiz, onun kapısı önüne gelmişti. O anda uykudan uyandı; ken-disini Hazret-i Hatice'nin sarayı önünde buldu. Deveden indi; içeri girdi.
Hazret-i Hatice, kendisini tam tazim tekrimle karşıladı.
Resulüllah S.A. efendimiz kâğıdı ona verince, okudu; tarihine baktı. Gördü ki: Bugün yazılmış.
- Ne zaman yola çıktınız?.
Diye sorunca, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
-Bu sabah tanyeri ağarırken..
Hazret-i Hatice, ondan bu kerameti de gördükten sonra, bildi ki: Ahir zaman peygamberi olacak Muhammed S.A. budur.
Bundan sonra, Hazret-i Hatice, Resulüllah S.A. efendimizin geli-şine sevinerek, cariyeleri azad edip Resulüllah S.A. efendimize de şöy-le buyurdu:
Binip geldiğiniz deve, üstündekileri ile sizin olsun. Gidin, ak-rabalarınızla görüşün çabucak buraya gelin.
Resulüllah S.A. efendimiz gittikten sonra, kendisi hamur yuğu-pişiremezdi. Resulüllah S.A. efendimize, ekmeği pişirip tamam ettiği rup ekmek pişirdi. Zira, Hazret-i Hatice'nin pişirdiği ekmeği hiç kmse zaman, Resulullah S.A. efendimiz akrabaları ile görüşüp geldi.
Resulüllah S.A. efendimize, Hazret-i Hatice şöyle dedi:
Sizi, yine kervanın yanına göndersem gider misiniz?.
Resulüllah S.A. efendimiz:
Evet.
Deyince. Hazret-i Hatice bir kağıt yazdı; sıcak ekmekten de verip yolladı.
Resulüllah S.A. efendimiz, deveye binip kafileye doğru yollandı. Gozlerden kaybolduğu zaman, daha önce olduğu gibi, kendisine uyku ihsan olundu.
Cebrail, önden yeri dürdü; sağ tarafında İsrafil, sol tarafında da Mikail onu korudu. Başı üstünde de bulut gölgelik etti. Böylece, yola devam edip gittiler.
Meysere, Resulüllah S.A. efendimizi, yazdığı mektupla, Hazret-i Hatice'ye gönderdikten sonra, Hazret-i Ebu Bekir r.a. ona şöyle dedi:
Sen, büyük bir hata işledin. Muhammed S.A. yol bilmez, bera-berinde kılavuz da göndermedin. Bu çölde yaban yere gidip kaybolur. O zaman, Hatice'ye ve onun akrabalarına ne cevap vereceksin?.
Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. bu sözü üzerine Meysere perişan oldu:
-Kafile kalkmasın, çevreyi araştıralım.
Dedikten sonra, etrafa hecin develerle adamlar çıkardı.
Onlar, bu araştırmalarını yaparken, gördüler ki, Muhammed S.A. Mekke tarafından geliyor. Tam da kuşluk vakti idi. Bu durumu Mey-sere'ye haber verdikleri zaman:
Gördün mü yolu bulamamış. Hele ki, dolaşarak yine bu tarafa donüp geldi.
Diye söylenirken, Resulüllah S.A. efendimiz gelip onlara kavuştu.
Taze ekmek kokusu burunlarına geldiği zaman, şaşırdılar ve şöy-le dediler:
Bu ekmeğin kokusu, Hazret-i Hatice'nin pişirdiği ekmek koku-sudur. Acaba onu nerede buldu?.
Bu sırada Resulüllah S.A. efendimiz çadıra girdi. Hatice'nin ek-meğini ve mektubunu teslim etti.
Ekmeği gördüler; mektubu da okuyunca, Hazret-i Hatice'den gel-
diği belli oldu.
Oraya ne zaman gittin?
Diye sordukları zaman, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu Güneş doğarken, Mekke'ye vardım; mektubu da Hazret-i Ha-
halim-i ali-himmet حاليم عالی همت : din volunda ustün çaba ve gayret sahibi, yumuşak ve iyi huylu insan
halim selim حاليم سليم : yumuşak huylu, sakin yaradılışlı
halimane حالیمانه : uysalca, yumuşak tarzda, sakin şekilde
Halime حالم : Halim-i Sa'diye, Hz. Muham-mede (a.s.m.) süt annelik yapan mübarek hanım
halls (ea( حال : saf, oz, katkısız 2. hilesiz 3. Allah (c.c.) rızasından başka niyet ve gaye taşımayan, Allah (c.c.) rızasını esas alan
halisane خالصانه : saf ve iyi niyetle, temiz kalb lilikle, hälis şekilde
halisen lillah خالصاً لله : Allah (c.c.) rızasını esas alarak, sadece Allah (c.c.) için
halisiyet 1 : حالیتhalislik, ihlás üzerinde olma, Allah (c.c.) rızasını esas alma 2.doğru luk, iyi niyetlilik 3.hilesizlik
halita حليه : karışık, karıma 2.alaşım, mad-delerinin birbiriyle kaynaşmasından meyda na gelen karışık madde
halita- dimagi خليطة دماعی : zihindeki karışım, akılda bir araya gelip karışmış düşünceler
haliye 1 : حالب.)gr.) cümlede fiilin hälini be-lirtici olan 2 hål dili ile ilgili olan (bak. håli, lisan- hål)
haliyet حالیت : )gr.) cümlede fiilin hälini belirt-me görevini yapma
halk 1 : خلق yaratma, yaratış, icad 2.yaradılmış varlık(lar) 3.ahali, insan topluluğu
halk-i cedid خلق جديد : yeniden yaratma, (dün yada tohum ve cekirdekten; kıyametteki diri-lişte) yeniden yaratılma
halkefal خلق أفعال : )canlılardan hareket ve davranışların yaratılması, hareket ve davra-nışların tam ve gerçek sebebi olma (mu'tezile mezhebi, kader konusunda insan ve hayvan lara yanlış olarak böyle bir rol veriyor)
halki eflak 1 : خلق أفلاك.göklerin yaradılışı 2. dünyaların (ålemlerin) yaradılışı
halk eşya خلق أشياء : şeylerin (her bir varlığın) yaradılışı
halk- evvel خلق أول : ilk yaradılış, ilk yaratma
halk ezdad خلق أعداد bir varlıkta) zıtların yaradılışı, zıtları yaratmak
halka-i Kübra حلقة كبرى : )bir bütünlük ve sis-tem halinde) büyük zikir halkası
halka-i kübra-i zikir حلقة كبراء ذكر : )bir bütün lük ve sistem halinde) büyük zikir halkası
halka-i tahmidat Ahmediye حلقة تحميدات diği şekilde hamd ve şükür duaları yapanları أحمديه : Hz. Muhammed'den (a.s.m.) öğrenil-gü meydana getirdiği halka ve cemaat bütünlü-
halka-i tedris حلقة تدريس : ders halkası, düzenli ders verilen topluluk
lamak için olan ders halkası halka-i tedris ve envar حلقة تدريس و أنوار : ders yapan ve Risale-i Nur kitaplarını okuyup an-
halka-i tevhid حلقة توحيد : tevhid halkası, Al-halkası (cemaati( lah'ın (c.c.) birliğine inanan ve bağlı olanlar
oluşturulan halka düzeni 2.halka düzeninde-halka-i zikir 1 : حلقة ذكر.zikir halkası, zikir için ki zikir
halla حلا : pamuk veya yünu bir aletle ata-rak dağıtan ve kabartan kimse
hallaç etmek حلاج اينمك : hallaçlamak, pamuk gibi atıp darmadağın etmek
Hallak لا : yaratıcı; sürekli yaratan (Allah c.c.)
Hallak: Alem خلاق عالم : alemin (kainatın ya-
raticisa
Hallak Alim حلاق علم : her şeyi bilen yaratıcı
(Allah c.c.)
Hallāk-ı Alim ve Murid حلاق عليم ومريد : her şeyi bilen ve her yaptığını kendi isteği ile yapan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak: Azim خلاق عظیم : yuce yaratıcı (Allah cc)
Hallaki Baki حلاق باقی : olumsüz yaratıcı, varlı ğı ebedi olan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallaki Bimisal حلاق بی مثال : dengi ve benzeri olmayan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak-i Fettah حلاق فتاح : )imkan halinde olan lara gerçekleşme yolu, canlı çekirdek ve to-humlara hayata geçiş yolu, zorda kalanlara kolaylık ve kurtuluş yolu gibi) her iyi yolu ve kapıyı açan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak-ı Hakim خلاق حكيم : her isi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uyğun şekilde) ya-pan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak-ı Kadir خلاق قدیر : her şeye gucu yeten yaratıcı (Allah c.c.)
Hallāk-ı Kadir ve Alim خلاق قدیر و علیم : her şeye gücu yeten (kadir) ve her şeyi bilen yaratıcı (Allah c.c.)
325
مصور بصير: kadir, musavvir ve basir olan yaratı-cı; yani, her şeye gücü yeten ve her şeyi görüp her bir şeye şeklini veren yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak-i Kainat خلاق کائنات : kainatın yaratıcısı, maddi ve månevi bütün varlıklar dünyasının yaratıcısı (Allah c.c.)
Hallak-ı Kerim خلاق كريم : çok çömert ve çok bağışlayıcı yaratıcı (Allah c.c.)
Hallaki Lemyezel خلاق لم يزل : ölümsüz yaratı-cı, varlığı ebedi olan yaratıcı (Allah c.c.)
hamd- binihaye
Hallak Rahim خلاق رحيم :çok merhametli olan yaratıcı (Allah c.c.)
hallaklyet خلاقیت : yaratıcılık
hallakıyet-i daime خلاقیت دائمه : sürekli yaratı cılık
hallakiyet-i külliye خلاقیت کلیه : genel ve kapsa-yıcı vasıfta (nitelikte) sürekli yaratıcılık
hallakıyet-i Rabbaniye خلاقیت رانیه Rabbin yaratıcılığı, her şeyin sahibi, yetiştiricisi ve geliştiricisi olan Allah'ın (c.c.) yaratıcılğı
hallakıyet-i umumlye خلاقیت عمومیه : genel ve kapsayıcı vasıfta (nitelikte) sürekli yaratıcılık
halletmek حل ابتمك : çözmek
hallolmak حل او لمن : çözülmek
hallolunmak حل اولنمق : çözülmek
hallüsinasyon حلوسناسیون : )ruh hastalığı se
bebiyle) olmayan bir şeyi varmış gibi görme, işitme, algılama
halt 1 : خلط.bir şeyi başka birşeyle karıştırma 2.yanlışlık yapma 3.uygunsuz ve yersiz söz söyleme 4 uygunsuz hareket etme, uygunsuz iş yapma 5.kötü bir iş yapma
halt etmek 1 : خلط ايتمك uygunsuz söz söyleme 2 uygunsuz davranmak 3.uygunsuz veya kötü
bir iş yapma 4.bir şeyi başka bir şeyle karıştır ma 5.yanlışlık yapma
haltsız خلطز : )bir şeyi başka şeyle) karıştır-madan, yanlışsız
halvet 1 : حلوت.yalnızlık; yalnız kalma 2.iba-det ve zikir için yalnız bir yere çekilme
halvet-i mergube خلوت مرغوبه : çok rağbet gö-ren halvet, çoklarınca istenen ve değer veri-len ibadet ve zikir için yalnız bir köşeye çe-kilme
Hallåk-ı Kadir ve Musavvir-i Basir خلاق قدیر و halvethane خلوت خانه : yalnız ve gizli yapılan
ibadet yeri
ham خام : işlenmemiş, üzerinde çalışılma-mış 2.olmamış, olgunlaşmamış 3.alışmamış, işe yatkın olmayan, acemi
Insanlara, canavarın sürüye bakması gibi bakma! Onlara karşı kalbinde sevgi, merha-met ve iyilik duyguları besle!
Çünkü istisnásız bütün insanlar;
Ya dinde kardeşin,
Ya yaratılışta eşindir.
Insanlar hata edebilir, başla-rına iş gelebilir.
Düşenin elinden tut; kendin için Allah'ın affını istiyorsan, sen de insanları affet, onları hoş gör ve bağışla!
فاطمة
على
حمن حسين
Allah'a karşı asla küfrân-ı nimette bulunma!
Affından dolayı asla pişmanlık duyma!
Verdiğin cezadan dolayı da sevinme!
Şu üç sıfattaki insanı iştişâre heyetine alma:
Cimriyi: Çünkü seni yoksulluğa düşmekle korkutarak iyilik yap-mana mânî olur.
Korkağı: Çünkü büyük işler karşısında azmini kırar.
Hırslıyı: Zulme saparak seni yanlış işlere sevk eder.
Kendini beğenme, yüzüne karşı seni övenlere itibar etme!
Yaptığın işleri insanların başına kakma, yaptığın işleri büyütme, onlara verdiğin sözden dönme!
Başa kakmak iyiliği bitirir, mübalâğa hakikati söndürür, sözünde durmamak ise Halik'ın da halkın da nefretini celbeder. (Muhyiddin Seydi Çelebi, Buharide Yönetim Esasları, Haz. Mehmet Erdoğan, İstanbul 2000, s. 47)
Ankara'da bir gece kaldıktan sonra Emirdağ'a döndü.
1967 - İnsana ilk kalp nakli yapıldı.
1999 - Bediüzzaman'ı gören son şahit, hanım Nur Talebelerinden Nafiye Başyiğit vefat etti.
ARALIK 03
ÇARŞAMBA
131447
RUMI: 20 T.SANİ 1441 KASIM: 26
BIR AYET
Beni zikredin ki, Ben de sizi rahmetimle anayım.
Bakara Suresi: 152
BİR HADİS
Allah'tan isteyeceğin en üstün dilek, din ve dünya hakkında afiyet
istemendir.
Taberani
Ey şan ve şerefi, nâm ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyadır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır ve insanı insanlara abd ve köle yapar.
1908 - "Bediüzzaman Said Nursî'nin Nasâyihi" başlıklı Kürtçe bir makale Kürd Teavün ve Terakki gazetesinde yayınlandı.
1934 - Türkiye'de
MAN 7
kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun kabul edildi.
TAKVIMI
5
PERŞEMBE
THURSDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan şüphe içindedirler. Bilin ki O her şeyi ilim ve kudretiyle
kuşatmıştır.
Fussilet Suresi: 54
BİR HADİS
Yaptığınız amelleri sırf Allah rızası için işleyiniz. Çünkü Allah sadece kendisi için yapılan amelleri kabul eder.
Dârekutnî
Bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlastadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.
İkindi namazının Farzından önce de, dört rekât kılar ve her iki rekâtın arasını, Mukarrep Meleklere, Peygambere, Mü'min ve Müs lümanlardan onlara tabi olanlara selâmia ayırırdı. (39)
Bu on altı rekât, Peygamber Aleyhisselâm'ın gündüz Náfileleri dir. (40)
Peygamber Aleyhisselâm, sabah ve ikindi namazı haric, her Farz namazın arkasından iki rekât Nâfile namaz kılardı.) dedi. (41)
Alkama da, Hz. Aişe'ye «Ey Mü'minlerin Annesi! Resûlullah Aley-hisselam'ın ibådet işi nasıldı? Günlerden birine tahsis ettiği bir şey olurmu idi? diye sordu.
Gerek Hz. All ve gerek Aişe bu husustaki sözlerile herhalde nama-zı herkesin Resûlullâh gibi ihsan derecesinde kılmağa kadir olamaya-caklarını anlatmak istemişlerdir.
Hz. Ümmü Habibe «Peygamber Aleyhisselâm'ın (Öğle namazın-den önce dört ve öğleden sonra dört rekåt kılan kimseye, Allâh, Ce-hennem ateşini haram kılar!) buyurduğunu işittim. demiştir. (43)
Nuaym b. Hemmår «Resûlullah Aleyhisselâm (Şanı yüce Rabb's-nız: (Ey Adem oğlu! Gününün başlangıcında benim için dört rekât namaz kılmayı unutma ki, günün sonuna yeteyim! buyurdu.) dedi.» demiştir. (44)
Peygamberimiz, Kuşluk namazını iki, dört, altı ve sekiz rekât ola-rak kılardı. (45)
Hz. Aişe «Resûlullah Aleyhisselâm, Kuşluk namazını dört rekât kılar; bunu, Allah'ın dilediği kadar çoğaltırdı. demiştir. (46)
Peygamberimiz, Mekke'nin fethinde bunu, sekiz rekât kılmıştır. (47)
(39) İbn-i Ebl Şeybe Musannef c. 2, s. 202, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, a. 100, Tirmizi Sünen c. 2, s. 403-494
(40) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 64, Ahmed b. Hanbel Müsned e. 1, s. 85
(41) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 67, Ebû Davud Sünen e. 2, s. 24
(42) Müslim Sahih c. 1, s. 541, Tirmizi Şemail s. 52
(43) İbn-i Ebt Şeybe Musannef c. 2, s. 204, Nesal Sünen c. 3, s. 205
(44) Abdurrezzak Musannef c. 3, a. 75, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 201, c. 5, s. 287, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 27-28, Dârimi Sünen e. 1, s. 278, Bağavi Mesabihüssünne c. 1, a. 65
(45) Abdurrezzak Musannef c. 3, a. 74
(46) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 74-75, Tirmizi Şemail s. 49
(47) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 76, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, a. 341, Buhâri Sahih c. 2, s. 53, Ebû Davud, Sünen c. 2, s. 28, İbn-i Máce Sünen c. 1, s. 419
Peygamberimiz, seferlerden Medine'ye dönünce, ilk iş olarak Mes-cide girip iki rekât namaz kılar (48), sonra, evine girerdi. (49)
Ebû Katâde'nin rivayetine göre: Peygamberimiz «Bizden biriniz, Mescide girdiği zaman, iki rekát kılmadıkça, oturmasın! buyurmuş tur. (50)
Abdullah b. Såib «Resûlullah Aleyhisselâm, öğleden önce, zeval-den sonra dört rekât namaz kılar (51) ve (Bu, öyle bir saattir ki (52), gök kapıları açılmıştırı
Salih amelimin, oraya, bu sırada (53), yükselmesini (54), sunul-masını (55) arzu ederim.) buyurdu.» demiştir. (56)
Peygamberimizin Akşamla Yatsı Arasımda
Kıldıkları Náfile Namazlar:
Hz. Aişe; Peygamberimizin, evinde öğleden önce dört rekât kıl-dıktan sorira Mescide çıkıp Müslümanlara öğle namazını kıldırdığı-nı, sonra, evine dönüp iki rekât kıldığını, akşam namazını Müslüman-lara kıldırdıktan sonra da, evine dönünce, iki rekât kıldığını.. (57);
Abdullah b. Ömer de, Peygamberimizin, akşam namazından son-ra iki rekât Nâfile namaz kıldığını bildirir. (58)
Huzeyfetülyeman da «Peygamber Aleyhisselâmın yanına gidip akşam namazını Kendisile birlikte kıldım.
Resûlullâh Aleyhisselâm, kalkıp yatsı namazına kadar namaz kıl-dı. demiştir. (59)
Ammar b. Yasir'in oğlu Babasının, akşamdan sonra altı rekât na-maz kıldığını görünce «Babacığım! Bu namaz, nedir?» diye sor-muştu.
(48) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 77-78, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 386, Buhâri Sahih c. 4, s. 40, Müslim Sahih c. 1, s. 496, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 91
(49) Taberâni Mücemüssagir c. 2, s. 87
(50) Taberâni Mücemüssagir c. 1, s. 137
(51) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 411, Tirmizi Şemail s. 50
(52) Tirmizi Şemail s. 50
(53) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 411, Tirmizi Şemail a. 50
(54) Tirmizi Şemail s. 50
(55) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 411
(56) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 411, Tirmizi. Şemail s. 50
(57) Ebû Davud Sünen c. 2, 5. 18-19
(53) Malik Muvatta' c. 1, s. 166, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 64, Buhâri Sahih c. 2, s. 53
Hee'ye teslim ettim. Hatice, ekmeği plairinceye kadar eğlendim plate dikten sonra da alıp geldim.
Resulallah A. efendimizin bu haberi üzerine şöyle dediler
Rahibin söylediği şeylerin cümlesi doğrudur. Çünkü buradan
hi yedi gunlük yoldur. Bu kadar mesafoyl, birkaç saat icinde kat edip Mekke'ye yedi konaklık yoldur. Yani Vedi günlük yoldur. Gelment da gelmest, o beser takalının dışındadır. Gercekten Ahir zaman peygam beridir. Bütün bunlar, Allah tarafından kendisine, kuvvet, keramet olarak thsan olunmuştur
Hundan sonra, yola revan oldular. Mekke-i Mükerreme'ye geldiler
Resulüllah B.A. efendimiz amcasının yanina gitti: Meysere de, Hazret | Hatice'nin yanına geldi. Hazret-i Hatice, Meysere'ye söyle de. di
Muhammed B.A geldiği zaman gördüm ki, başının üzerinde Iki kuş ve bir beyaz bulut vardı.
Meysere ise, şöyle dedi:
O Mekke'den çıkalı beri hall hep böyledir.
Bundan sonra, seferde vaki olan peygamberliğine delli olarak;
kuşların Resulüllah 8 A. efendimizin onların ayağını mübarek ell lle kuşların ve bulutların onu gölgelendirdiğini, yolda iki deve yürümeyip Nastura ile olan konuşmaların cümlesini, Şam'da Yahudilerle olan adığını, o develerin de hemen kuvvetlenerek yürüdüklerini, Rahip macerayı bir bir anlattı.
Resulüllah S.A. efendimizin peygamber olacağı, Hazret-1 Hatice nin galip zannı iken, Meysere'den İşittiği haberler onun peygamberli ğine yakin derecede ilim hasıl etti. Sonra, Meysere'ye şöyle dedi:
Ey Meysere, bunları hiç kimseye söyleme.
Bunun için onu sıkı sıkı tenbih etti. Hazret-1 Hatice'nin bunu giz-lemesinden muradı şuydu:
Bu işitildiği zaman, Kureyş'ın büyükleri ona kızlarını vermeye yönelirler. Bu saadete ereyim, derken ondan mahrum kalırım. Diyordu.
Aradan bir kaç gün geçip yorgunluk alındıktan sonra, Resulüllah S.A. efendimizin amcası Ebu Talib şöyle dedi:
Gözümün nuru Muhammed, git; Hatice'den ücretini al. Getir, biz de kudretimiz kadarını yanımızdan katalım, seni evlendirelim.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, utanarak Hazret-1 Ha-tice'ye geldi; edeple onunla buluştu. Ücreini taleb ettiği zaman, Haz ret-i Hatice şöyle dedi:
-Bu ücretini alıp ne yapacaksın?.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Ücretimi alıp amcama götüreceğim, beni onunla evlendirecektir. Bunun üzerine Hazret-1 Hatice, şöyle dedi:
Lice'ye teslim ettim. Hatice, ekmeği pişirinceye kadar eğlendim; pişir-dikten sonra da alıp geldim.
Resulüllah B.A. efendimizin bu haberi üzerine şöyle dediler:
Rahibin söylediği şeylerin cümlesi doğrudur. Çünkü, buradan Mekke'ye yedi konaklık yoldur. Yani: Yedi günlük yoldur. Gelmesi da-hi yedi günlük yoldur. Bu kadar mesafeyi, birkaç saat içinde kat edip gelmesi, o beşer takatının dışındadır. Gerçekten ähir zaman peygam beridir. Bütün bunlar, Allah tarafından kendisine, kuvvet, keramet olarak ihsan olunmuştur.
Bundan sonra, yola revan oldular. Mekke-l Mükerreme'ye geldiler.
Resulüllah S.A. efendimiz amcasının yanına gitti; Meysere de, Hazret-1 Hatice'nin yanına geldi. Hazret-1 Hatice, Meysere'ye şöyle de-di:
Muhammed S.A. geldiği zaman gördüm ki, başının üzerinde iki kuş ve bir beyaz bulut vardı.
Meysere ise, şöyle dedi:
O Mekke'den çıkalı beri hall hep böyledir.
Bundan sonra, seferde vaki olan peygamberliğine delil olarak; kuşların ve bulutların onu gölgelendirdiğini, yolda iki deve yürümeyip kalınca Resulüllah S.A. efendimizin onların ayağını mübarek ell ile sığadığını, o develerin de hemen kuvvetlenerek yürüdüklerini, Rahip Nastura ile olan konuşmaların cümlesini, Şam'da Yahudilerle olan macerayı bir bir anlattı.
Resulüllah S.A. efendimizin peygamber olacağı, Hazret-i Hatice'-nin galip zannı iken, Meysere'den İşittiği haberler onun peygamberli-ğine yakin derecede ilim hâsıl etti. Sonra, Meysere'ye şöyle dedi:
-Ey Meysere, bunları hiç kimseye söyleme.
Bunun için onu sıkı sıkı tenbih etti. Hazret-i Hatice'nin bunu giz-lemesinden muradı şuydu:
Bu işitildiği zaman, Kureyş'in büyükleri ona kızlarını vermeye yönelirler. Bu saadete ereyim, derken ondan mahrum kalırım. Diyordu.
Aradan bir kaç gün geçip yorgunluk alındıktan sonra, Resulüllah S.A. efendimizin amcası Ebu Talib şöyle dedi:
- Gözümün nuru Muhammed, git; Hatice'den ücretini al. Getir, biz de kudretimiz kadarını yanımızdan katalım, seni evlendirelim.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, utanarak Hazret-i Ha-tice'ye geldi; edeple onunla buluştu. Ücreini taleb ettiği zaman, Haz-ret-i Hatice şöyle dedi:
Bu ücretini alıp ne yapacaksın?.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Ücretimi alıp amcama götüreceğim, beni onunla evlendirecektir. Bunun üzerine Hazret-i Hatice, şöyle dedi:
Bu mal nedir ki?. Ben sana bir hanım buldum; malı gayet çoktur. Soylu, nesebi belll, edepli, Iffetli ve temizdir. Güzelliği lle de bütün Arap diyarında meşhurdur. Arap beyleri onunla nikâhlanmak Isteyip yük yük altın gümüş ve nice birikmiş mal arzettiler. Ama o, onların hiç birini kabul edip razı olmadı. Ancak, bir ayıbı vardır; ev-velce kocaya varmış duldur. Şayet onu bu ayıbı ile kabul edersen, bü-tün malı senindir; kendisi dahi sana carlye olur.
Böylece, kinaye yollu kendisini anlattı. Onun bu anlatışı ile, Re-sulüllah S.A. efendimiz kızardı; utandığından hiç bir cevap veremedi
Dönüp amcasının yanına ell boş geldiği zaman, amcası sordu:
Hani ücret?.
ti.
Resulüllah S.A. efendimiz amcasının sorusuna şu cevabı verdi:
Vermedi. Benimle alay edip bana münasib olmayan sözler et-
Bunun üzerine, amcası Ebu Talip Ätike'ye şöyle dedi:
Hele git bak. Bu sözün aslı nedir?.
Atike Hazret-1 Hatice'ye geldi ve şöyle dedi:
Ya Hatice, senin malın varsa, bizim de şerefimiz var; hasebi-miz nesebimiz var. O nasıl bir sözdür. Neden alay edersin?.
Bunun uzerine, Hazret-i Hatice yemin edip şöyle dedi:
Haşa, ben alay etmedim. Onun hasebine nesebine, iyi edebine doğru sözüne, emin oluşuna, ticaret yolunda kendisinden zahir olan kerametlere, ayrıca, Rahip Nastura'nın sözlerini işittiğimden, tabiatı lle ona meyil edip kendimi arz ettim.
Hazret-1 Hatice'nin bu sözlerine Atike hayret edip şöyle dedi:
Amcası Ebu Talib'e gidip durumu anlatsam, o taraftan da bu yolda istek olunca, yüz çevirip beni utandırmaz mısın?. Doğru söyle, muradın latife etmek midir?. Yoksa, gerçek mi konuşursun?.
Bunun üzerine, Hazret-i Hatice, tekrar tekrar yemin edip şöyle dedi:
gerçektir; Sözüm gerçektir; hakikattır. Hemen Ebu Talib'e git. Benden selâm söyle. Amcamoğlu Veraka'ye ziyafet verin. Ona çokça şar rip sarhoş olduğu zaman beni ondan istesinler. O bana danışmaya şarap içi-geldiği zaman, ötesini ben yaparım. İnşaallah nikâh böylece kıyılır.
Bundan sonra, Atike, sevinerek geldi; durumu Ebu Talib'e haber verdi. O da bu habere çok sevindi ve Veraka'ya ziyafet tertip etti.
Veraka b. Nevfel, Hazret-i Ebu Bekir r.a. ve Mekke'nin eşrafını davet etti.
Veraka çok şarap içerdi. Tam manası ile sarhoş olduktan sonra, Ebu Talip ona şöyle dedi:
Ammar b Yasir Bevgilim Resûlullah Aleyhisselâmın, akşamdan sonra altı rekât kıldığını gördüm.
(Kim, akşamdan sonra altı rekât namaz kılarsa, onun günahı, denizin köpükleri gibi çok olsa da, bağışlanır!) buyurdu. dedi. (60)
Peygamberimizin «Kişinin, akşamla yatı arasında kıldığı şey, Evvábin namazındandır! buyurduğu (61) ve İsra süresinin 25. ci Ayetindeki (Evvåbin çabuk ve çok tevbe ediciler) in de, akşamla yat-sı arasında namaz kılanlar olduğu da, rivayet edilir. (Taberi-Tefsir c. 15, в. 69)
Peygamberimizin Geceleyin Ne Kadar ve Nasıl
Namaz Kıldığı? Neler Okuduğu, Nasıl Düa Ettiği
Peygamberimizin gece namazının ve kıraatının nasıl olduğu so-rulunca. Hz. Ümmü Selene «Onun namazından size ne?
O, kalkar, namaz kılar ve kıldığı namaz kadar da, uyurdu.
Sonra, uyuduğu kadar namaz kılardı.
Sonra, kıldığı namaz kadar uyurdu.
Sabaha kadar böylece devam ederdi... demiştir. (62)
Kuzeyfetülyeman der ki Bir gece, Peygamber Aleyhisselâmla
Ben, içimden (Bütün süreyi bir rekâtta okuyacak!) dedim.
O, yine devam etti.
Ben (Bu sûre lle rükûa varır!) dedim.
Sonra, Nisů sûresine başladı.
Onu da, okudu.
Sonra, Ál-1 Imran sûresine başladı.
Onu da, okudu.
Ağır ağır okuyor, İçinde Tesbih bulunan bir Åyete gelince, Tesbih ediyor, Istek Ayetine gelince, isteyor, sığınma Ayetine gelince, Allah'a sığınıyordu.
Sonra, rükûa gitti ve (Sübhâne Rabbiyel'azim Büyük Rabbımı
tesbih ve tenzih ederim!) demeğe başladı.
Resûlullah Aleyhisselâm'ın rükúu da, kıyamı kadardı.
(60) Taberani Mücemüssagir c. 2, s. 48
(61) Ebû Talibülmekki Kutülkulub c. 1, s. 64
( 62) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, n. 300, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 74, Ne-mal Sünen c. 3, s. 214
Sonra, (Semlallahü limen hamideh Rabbená velekelhamd = Allah, Kendisine, hamd edenin hamdini işitir, kabul eder. Ey Rabb'ımızl Hamd, Sana mahsustur.) dedi.
Sonra, rükûuna yakın, uzun müddet ayakta durdu.
Sonra, secde etti.
Secdede (Sübhane Rabbiyel'âlâ yüce Rabbımı tesbih ve tenzihi ederiml) dedi.
Secdeleri de, kıyamına yakındı. (63)
İbn-i Abbas der ki «Peygamber Aleyhisselâm'ın gece, nasıl namaz kıldığını göreyim diye, nöbetinin Teyzem Meymûne bint-i Hâris'te bulunduğu gece, Onun evinde yattım. (64)
O zaman, ben, on yaşlarında idim. (65)
Peygamber Aleyhisselâm, Mescidde yatsı namazını kıldırdıktan sonra evine geldi. Dört rekât namaz kıldı. (66)
Resûlullah Aleyhisselâm için bir yastık bırakıldı. (67)
Ben, başımı, yastığın enine koyarak uzandım.
Resûlullah Aleyhisselâm ile Ailesi de, başlarını yastığın boyuna koyarak uzandılar.
Resûlullah Aleyhisselâm, uyudu.
Gece, yarıyı bulduğunda, yahud biraz önce veya biraz sonra uyandı.
Uykuyu gidermek için yüzünü, elile oğuşturmağa başladı. (68)
(Çocuk, uyudu mu?) diye sordu. (69)
Kalkıp hâcetini kazů etmek üzre dışarı çıktı. (70)
Semâya baktı. (71)
Sonra Ål-1 İmran sûresinin son on Ayetini okudu:
«Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardın-
ca gelişinde, temiz akıl sahibleri için elbet ibret verici deliller vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken hep Al-
(63) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 284, Müslim Sahih c. 1, s. 536-537, Tir
mizi Şemail s. 47, Nesal Sünen c. 3, s. 225-226
(64) Müslim Sahih c. 1, s. 530, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 44
(65) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 364
(66) Buhârf Sahih c. 1, s. 37
(67) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358
(68) Malik Muvattaa' c. 1, s. 121, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buhârl Sahih c. 2, s. 58, Müslim Sahih e. 1, a. 526-527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 47-48, Nesat Sünen c. 3, 8. 211
(69) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 352, Buhârl Sahih c. 1, s. 37
(70) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 36, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 342, 372,
Buhârt Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 525-527, Nesal Sünen c. 3, s. 211
hamd ü şükür ü sena حمد و شکر و لاء : hamd ve şükür ve övgü
hamd ü tesbih-i rahmani حمد و تسبیح رحمانی: hamd ve rahman'ı tesbih
326
hamd ü tesbih-ü sena حمد و تسبیح ثناء : hamd ve tesbih ve övgü
hamdi vahid حمد واحد : tek bir şükür
hamd-i zekerriyyayı rahmet حمد زکریای رحمت Peygamber Hz. Zekeriya'nın (a.s.) Allah'ın (c.c.) rahmetine karşı şükrü
hamdele حمدله : "elhamdülillah" sözünün kı-
saca ismi
hamden حمدا : hamd, şükür
hamden-lillah حمد الله : Allah'a (c.c.) şükür
hamden sümme hamden حمدا لم حمدا : sukür yine şükür; çok çok şükurler olsun
hamdolsun حمد اولود : Allah'a (c.c.) şükürler
olsun
hame kalem
hame-i kudret حامة قدرت : kudret kalemi, (Al-lah'a c.c. ait) yapıcı ve yaratıcı guç ve kuvvet hame-i zerrin-i kudret خامه رزین قدرت : kudretin
altın kalemi, (Allah'a c.c. ait) çok guzel ve eş-siz işler yapan güç ve kuvvet
hamele حمله : taşıyıcılar, yükleniciler
hamel-i ars حملة عرش : arşın taşıyıcıları (dört buyuk melek: İsrafil, Cebrail, Mikail, Azra-il a.s.) Allah'ın (c.c.) kudret ve hakimiyetini gösteren emir ve kanunlarını taşıma ve uy-gulamaya memur ve temsilci büyük melekler
hamele-i arş ve semavat حمله عرض و سماوات : ars ve göklerin taşıyıcıları (melekler)
hamele-i arş ve yer ve göklere حمله عرش و بر و گوکلره : ars ve yer ve göklerin taşıyıcıları (me-lekler)
hamele-i Kur'an حمله قرآن : Kur'an't gelecek ne-sillere taşıma ve korumayı üstlenenler, håfiz lar
hamele-i mümtesil حملة ممثل : )Allah'tan (cc) gelen emir ve kanunların) itaatli taşıyıcıları
hamlyet
hamele-i şeriat-ı Ahmedive حملة شریعت احمدی Hz. Muhammedin (a.s.m.) getirdiği şeriati (İslam dinini) koruma ve gelecek nesillere ulaştırma görevini üstlenenler
hameliye حمله : )bak. hamliye(
hamiz حامض : lasit 2.ekşi
hamızı karbon حامض arbon ile asit (karbondioksit ve suyun birleşmesiyle mey-dana gelen madde) (kandaki oksijenin besin maddeleriyle birleşmesi sonucu isi ve enerji (kuvvet) ortaya çıkar. bu birleşmeden meyda na gelen karbondioksit, kanı kirli hale getirir. solunum ile dışarı atılır, kan temizlen-miş olur) akcigere gelen kirli kandan ayrılan bu madde
hami حامی : himaye eden, koruyan, koruyucu,
kayıran
hami-i meçhul حامی مجهول : gizli koruyucu
hami-i saadet حامی سعادت : saadetin (mutlulu-
gun) koruyucusu
hamid (e( حامده : Allah'a (c.c.) hamdeden, şuk-
reden
Hamid حامید : hamdedilmeye, övülmeye ve şükredilmeye layık olan (Allah c.c.(
hamid (e( حمید : övülen, övguye layık
hamidane حامدان : hamdederek, överek
hamidiye حمید به : hamdetmekle ilgili
hamie حامته : çamurlu, volkanlı, dumanlı
hamil )2( 1 : حامل.taşıyıcı, taşıyan 2.yüklü, yuklenmiş 3.sahip 4.gebe
emaneti yüklenen
hamil-i emanet حامل امانت : emanetin taşıyıcısı;
hamil-i ism-i a'zam حامل اسم اعظم : ism-i a'zamin taşıyıcısı; yani Allah'ın bütün isimlerinin må-nasını kendisinde toplayan Allah'a (c.c.) ait
en büyük ismin gerçeğine ermiş olan
hamil-i mektup حامل مكتوب : mektubu taşayıcı;
postacı
hamil-i zisaadet حامل ذی سعادت : mutluluk duyan
taşıyıcı
hamilen حاملا : taşıyarak, üstüne alarak, üs-
tünde taşıyarak
hamili حاملی : taşıyıcısı
hamisen خاما : beşinci olarak
hamis 1 : هامش.açıklama notu 2.mektubun al-tına yazılan ek yazı, haşiye, dip notu
hamiyeti alive حمیت عالیه yüksek hamiyet, yuksek gayret ve duyarlılık
hamiyet-i cahilive حمیت حاهله Islam daşı batıl inanc, Adet ve irka (soya) bağılık gibi değer leri koruma ve savunma gayreti ve duyarlılığı hamiyet-i diniye حمت دینی: dini koruna ve savunma gayret ve duyarlılığı
hamiyet-i diniye-i milli حمیت دينية على milletce dini koruma gayreti ve duyarlılığı
hamiyet-i diniye ve millive حمیت دینیه و علیه
dini ve milleti koruma gayret ve duyarlılığı hamiyet-i İslamiye حميت إسلاميه : Islamı koru ma ve savunma gayret ve duyarlılığı
hamiyet-i milliye حمیت علیه : milleti, milletin haklarını, milli değerleri koruma ve savunma gayret ve duyarlılığı
hamiyet-i milliye ve vataniye حمیت ملیه و وطنیه milleti ve vatanı koruma gayreti ve duyarlılığı hamiyeten حمية : hamiyet bakımından, hami-
yetin gereği olarak
hamiyetçilik حميتحيلك : hamiyete baglılık
hamiyet-fürus حمیت فروش : kendini hamiyetli göstermeye çalışan
hamiyetkarlık حمین کارلق : hamiyetlilik, hami yetli olma durumu; dinine, milletine, ahlaka ve şerefine bağlılık, insanlık duygusu ve şere fine sahiplik
hamiyetli حمیلی : hamiyet sahibi, dinine, mil letine, ahlâka ve şerefine bağlı; insanlık duy-gu ve şerefine sahip
hamiyet-perver حمیت پرور : hamiyet-sever, ha miyet için seve seve çalışan (bak. hamiyet)
hamiyet-perverlik حمیت پرورلك : hamiyetsever-lik, hamiyet için seve seve çalışan (bak. ha
miyet)
hamiyetsiz حمیتسز : din, vatan, millet, ahlâk ve insanlığa bağlılık duygu ve duyarlılığından yoksun; insanlık ve haysiyetten yoksun
hamiyetsizlik حمیتزلك : hamiyetten yoksun-luk; din, vatan, millet, ahlâk ve insanlık duy gu ve duyarlılığından yoksunluk; insanlık ve haysiyetten yoksunluk
hamka حمقاء : ahmak, budala (kadın(
haml 1 : حمل.yükleme 2.yüklenme
haml-i emanet حمل امانت : emaneti yüklenme
(benlik (ene) hür irade, akıl gibi Allah'm (c) emaneti olan yetenekleri gayelerine uygun kullanma sorumluluğunu yüklenme)
hamle ileri atılma, atak, hücum, saldır ma
haml etmek حمل ايتمك Lyüklemek 2 yüklen
mek 3.sanmak
hami buyurmak حمل بيورمل yüklemek
2 yüklemek 3 görevlendirmek haml ettirmek حمل اينديرمك yuklettirmek
hamliye حصليه : )man) yüklemli kaziye, yuk lemli önerme veya hükum, bir nesne veya konunun özelliğini belirten cumle (kar be yazdır" sözü gibi)
hamal حمال hamal, ucretle yük taşıyarak ge çimini sağlayan kimse; taşıyıcı, yükcü
hammalet حمالة : hammallık yapan kadın )hammaletel hateb حمالة الحطب odun hamma
lı kadın)
hamra al, kırmızı
hamse حمه : bes
hamse-i al-i aba حمسة آل عاء : Hz. Peygamber ve kendisinin en yakınları olarak bildirdiği beş kişi (bak. al-i aba)
hamur حمور : un veya un gibi toz halindeki maddenin su veya sıvı madde ile karıştırılıp
yoğrulmuş hali
Hamza Emek 1922 : حمزه أمك'de Emirdag'da doğdu. Ustad Bediuzzaman'ın adını ilk olarak 1944'de, İstanbul Vefa Lisesinin son sınıfın-dayken duydu. Okulu bitirme imtihanları için İstanbul'da kalırken, Ömer isimli birisiyle ta nıştı. O zat Emirdağı'na ne zaman gideceğini sordu ve ona şöyle söyledi: "Emirdağı'ndaki o büyük záta, Bediüzzaman derler. Çok büyuk bir alimdir. Gittiğinde onunla tanış, ellerini öp, benim selâmımı söyle. İsmimin Ömer ol duğunu ve kendileriyle Şam'da beraber oldu-ğumuzu hatırlat."
Bu ilk görüşmenin ardından Üstad'a sada-katle bağını devam ettiren Hamza Emek, 27 Mayıs ihtilälinden sonra Emirdağ'da tutuk lanan Nur talebeleri arasındaydı. Bir müddet Emirdağ ve Bolvadin hapishanelerinde kaldı. Ömrünün sonuna kadar Nur hizmetlerini hiç aksatmadan sürdüren Hamza Emek, 1991'de vefat etti. (Rahmetullahi Aleyh)
Bediüzzaman'ın, Rusya'nın Yaroslavl eyaletine bağlı Poshekhonye şehrine nakledilmesi.
1927 - Cumhuriyet döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı.
4
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Rabbine hamd ederek Onu tesbih et ve Ondan mağfiretini dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edicidir.
Nasr Suresi: 3
BİR HADİS
Dininde ihlâslı ol ki, az bir amel bile sana kâfi gelsin.
Hâkim
Eğer Hazret-i Adem Cennette kalsaydı; melek gibi makamı sabit kalırdı, istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki yeknesak makam sahibi olan melâikeler çoktur.
1949 - Bediüzzaman Afyon'dan Emirdağ'a getirilerek mecburî iskâna tabi tutuldu.
1959 - Bediüzzaman Ankara'ya bir günlük ziyarette bulundu.
ARALIK
02
SALI
12 1447 C.AHİR
RUMI: 19 T.SANİ 1441
KASIM: 25
BIR AYET Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir.
Bakara Suresi: 153
BİR HADİS
En üstün zühd, kalbinin sana verilenle huzur bulmasıdır.
Taberanî
Mâdem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimâl etmeyenler, dår-ı bekàda ve Cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır.
Muhammed'in nekadar edepli, şerefli, tam manası ile doğru sözlü, emin ve zarif olduğunu bilirsin. Hatice'yi ona zevce olarak ver-sen..
Onun bu talebini, orada hazır olan bütün Mekke eşrafı da makul karşıladı.
Bunun üzerine Veraka şöyle dedi:
Gayet iyi olur. Benim de arzum budur. Onun velisi olmam hasebi ile Muhammed'e zevce olarak veririm. Ama, bir kere de Hatice
ile görüşeyim; şimdi gelirim.
Hazret-i Hatice'nin yanına gittiği zaman, şöyle dedi:
Bütün Mekke eşrafı, halen Mekke Hâkimi Ebu Talip, seni ben-den Muhammed'e zevce etmemi istediler. Hepsi de bunu makul gördü. Een de uygun buldum. Ancak seninle müşavere etmeye ve bu iş için ricaya gidim. Bu işe, razı ol; beni de vekil et. Böylece gidip nikâhını
zı kıyayım. Veraka'nın bu sözüne karşılık, Hazret-i Hatice, bilmemezlikten ge-
lip:
O, ne şekilde bir kimsedir?.
Diye sordu. Veraka şöyle anlattı:
Gayet dindardır. Zekidir. Huyu güzeldir. Doğru sözlü ve emin-dir. Hasep, nesep, şeref, letafet ve zarafette eşi yoktur. Şu kadarı var ki, malı yoktur.
Hazret-i Hatice şöyle dedi:
Malı n'edeyim?. Benim o kadar malım var ki, hesabını bilmem. Madem ki, bu kadar güzel vasıflarla anlattın; git, tarafımdan vekil olarak nikâhı kıy.
Böylece, Veraka'yı vekil eyledi. Veraka da Ebu Talib'e geldi. Bü-tün Meke eşrafı içinde nikâh hutbesini kendi okudu. Vekâletle Resu-lüllah S.A. efendimizi, Hazret-i Hatice ile nikâhladı. O gün, günlerden cuma idi.
Diyerek yakını olan Nefise'ye, sırrını, sevgisini, daha önce gör-düğü ve amcasıoğlu Veraka'nın tabir ettiği rüyayı anlattı.
Bu Nefise, çok akıllı bir kadındı. Hazret-i Hatice, bütün sırlarını ona açardı. Bu sırrını da, Nefise'ye söylediği zaman, Nefise şöyle dedi: Bu önemli işi ben yerine getiririm.
Bu sözü verdikten sonra, Resulüllah S.A. efendimizin yanına gel. di. Ve.. şöyle dedi:
nedir?. Evlenmeyişinin asıl sebebi nedir?. Ya Muhammed, neden evlenmiyorsun?. Bu işine engel olan
Şayet, güzel, edepli, hasep nesep sahibi, malı çok, zekası ve diyaneti ile bilinen birini arzu edersen, bu hizmeti yerine getiririm.
Resulüllah S.A. efendimiz sordu:
Bu dediğin kadın kimdir?.
Nefise şöyle anlattı:
Hatice bnt. Huveyled.
Bu iş için kim vesile olacaktır?.
Diye sorunca, Nefise şöyle dedi:
Bu iş, benim uhdemdedir. Onu sana, gönüllü ederim.
Bundan sonra, derhal, Hazret-i Hatice'nin yanına geldi; Resulül-lah S.A. efendimizle olan konuşmasını anlattı; Hazret-i Hatice sevin-
di..
İyi bir vakit seçti. Amcası Amr b. Esedi'yi, amcasının oğlu Vera-ka b. Nevfel b. Esedi'yi çağırttı. Onlara bu işi anlattı. Sonra şöyle dedi:
Gidin Muhammed'e söyleyin. Durumu onunla görüşün, falan saatte onu davet edin. Akrabaları ile beraber gelsinler. Böylece, ni-kah kıyılsın.
Bunun üzerine gelip Resulüllah S.A. efendimizle görüştüler. Söz alıp gittiler.
Onlar gittikten sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, Ebu Talip ve kardeşleri düşünüp mahzun oldular. Çünkü, Resulüllah S.A. efendimi-ze uygun olarak giyeceği bir elbisesi yoktu; dağıtacak malı bulunmu-
yordu. Onlar bu düşüncede iken, Hazret-i Ebu Bekir r.a. geldi. Onları mahzun görünce sordu:
Ey alemin şereflisi, insanoğlunun seçilmişi, ey Arab'ın ve ace-min göz nuru, tam sevinecek bu vakitte, üzüntünüzün sebebi nedir?. Olacak bir işiniz varsa, can başla koşup yerine getireyim.
Onun bu sözü üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, durumu anlat-tı. Anlattıktan sonra, Hazret-i Ebu Bekir r.a. tebessüm ederek şöyle dedi:
Dedeniz Abdülmuttalib, bana bir mikdar altın ve birçok eşya bırakmıştı. Onların içinde dikilmiş kaftan da vardır. Bunları bana emanet etti ve şöyle dedi:
Muhammed'e lâzım olursa ver.
Bundan sonra, izin aldı; gidip getirdi.
Bu getirdiği şeyler, kendisinin idi; Resulüllah S.A. efendimiz ka-bul buyursun diye:
Düşmanlarınızla sabır yarışı ediniz! Onlara galebe çalınız!
Sınırlarda nöbet bekleşiniz.
Yurdunuzu çiğnetmeyiniz.
341
(72) Böylece, felah bulacağınızı uma bilirsiniz. (Al-1 İmran: 190-200)
Bundan sonra, Peygamber Aleyhisselâm, eve döndü. Misvåk tutundu. (73)
Sonra, asılı duran küçük bir Kırbaya uzandı (74) ki, Resûlullah Aleyhisselâmın gece abdest alması için suyu onun içine ben koymuş-tum.
dedi. Teyzem Meymûne (Bunu, Senin için, Abdullah b. Abbas koydu.)
Resûlullah Aleyhisselâm (Allah'ım! Onu, dinde anlayışlı kıl ve kendisine Te'vil (Tefsir) ilmini öğret!) diyerek düa buyurdu. (75)
Peygamber Aleyhisselâm, su Kırbasından üç kere ağzına, üç ker-re burnuna su verdi.
Üç kerre yüzünü, üç kerre de, kollarını yıkadı.
Başına ve kulaklarına mesh ettikten sonra, iki ayağını da üçer kerre yıkadı. (76)
Böylece, güzel bir abdest alıp namaza durdu. (77)
Abdestte, suyu ne çok, ne de, gereğinden az kullandı. (78)
Ben de, kalkıp Onun yaptığı gibi yaptım. Sonra, gidip sol yanı-na durdum.
Resûlullâh, sağ elini, başımın üzerine koydu ve sağ kulağımı bü-
küp beni, arkadan sağ tarafına geçirdi. (79)
İki rekât kıldı.
Sonra, iki rekât daha,
(72) Malik Muvatta' c. 1, s. 121, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 36-37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 342, 372, Buhâri Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 47-48, Nesaî Sünen c. 3, s. 211
(73) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 275, 350, Müslim Sahih c. 1, s. 527 Müsned c. 1, s. 358, Buhâri Sahih c. 2, s. 58, Müslim (74) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 1, s. 527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 48
(75) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 335
(76) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 369
(77) Malik Muvatta' c. 1, s. 121, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b.
Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buharî Sahih c. 2, s. 53, Müslim Sahih c. 1, s. 527, Nesai Sünen c. 3, s. 211
(78) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 35, Müslim Sahih c. 1, s. 526
(79) Malik Muvatta' c. 1, s. 121, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 36, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buhari Sahih c. 1, s. 53-54, Müslim - Sahih c. 1, s. 524
cuların konakladığı bina, kervansaray, eski tarz otel
Hanbel حمل )bak. Imam Ahmed Bin Han bel)
Hanbell حتی : Imam Ahmed Bin Hanbel'in mezhebine bağlı olan
hanci خانجی : han sahibi, han işleten
hancer حجر : iki tarafı keskin, kıvrık ve sivri uçlu, silah olarak kullanılan bir çeşit bıçak
hane-l cism خانه حسم : beden denilen ev (ruh, kalb, nefis, iman, İslâm gibi manevi sıfatlar, duyguların bulunduğu yer olan beden)
hane-i devvar خانه دوار : sürekli döner gezer ev, gezegen ev (gezegen yıldız)
hane-i hayat خانه حيات : içinde yaşanılan ev, içinde hayat geçirilen ev
hane-i insan خانه إنسان : insan evi
hane-i kainat حانة كائنات : kainat denilen ev, eve benzetilen käinat
hane-i måneviye-i vücud خانه معنوية وجود : ma nevi değerleri taşıyıcısı olan vücud
hane-i rabbaniye خانه تانيه : yaratıcısı ve sahibi rabbimiz olan ev (insan bedeni)
hane-i saadet خانه سعادت : gerçek mutluluk yu vası olan ev
hane-i vûcud حانه وجود : vücud denilen ev kalb, nefis, iman, Islamiyet gibi sıfatlar, duy guların yer aldığı beden) (bak. håne-i cisim)
hanedan 1 : خاندان.büyük ve köklü aile 2.hü-kümdarlık sahibi olmuş aile 3.peygamber (a.s.m.) sülalesi 4.aile, ocak 5.comert, misa-firleri iyi ağırlayan
hanedanlık 1 : خاندانلق.hanedan sıfatına (nite-liğine) sahip olma 2.cömertlik, misafirlerini iyi ağırlayan
hanefi (ye( 1 : حنفیه.Imam-ı A'zam Ebu Hani fe'nin mezhebine bağlı olan 2.Ebu Hanife ta-rafından kurulan hak mezhep, Hanefi Mez hebi
hanefice حنفیجه : Hanefi Mezhebi'ne göre
hangah 1 : خانگاه.Allah (c.c.) rızası için fakir, derviş ve din ilimleri öğrencileri gibi ihtiyaç sahiplerinin misafir edildiği ve yemek yediril-diği yer 2.tekke, zikirhane
hanif : 1.İslamiyetten önce Allah'ın (c.c.) birliğine inanan ve Hz. İbrahim'in (a.s.) di
ninden olan 2 İslam dinine imanı ve yaşay şıyla tam bağlı olan
hanifen müslime hanif ve müs luman olarak
hanin inlene, özlern ve istekle inleyip aglama
Hanin-i Ciz' حنين جذع kuru hurma direginin (Hz. Muhammed'den (as.m.) ayrı kalmak tan) inleyip ağlaması (ki bu bir mucizedir(
Hannan حنان : çok merhametli, çok acıyıcı (AL
lah c.c.)
Hannan-ı Kerim حنان كريم : çok comert ve çok merhametli olan (Allah c.c.)
Hannan - Mennan حنان منان : ihsan ve nimeti çok (mennan) olan ve çok merhametli, çok acıyıcı olan (Allah c.c.)
Hannan- Rahim حنان رحيم : çok acıyıcı (rahim( ve çok merhametli olan (Allah c.c.)
hanzal (a,e( 1 : حنظله.zakkum 2 meyvesi por
takal kadar ve çok acı olan ebu cehil karpuzu denilen bir bitki
hapis 1 : حبس.hapsedilme cezası 2.cezaevi
hapishane حبس خانه : cezaevi, suçları sebebiyle
mahkemece hapis cezası ile cezalandırılanla rın kaldıkları yer
hapislik 1 : حبسلك.hapiste (ceza evinde) olma durumu 2.hapiste olma süresi
ruhapsbak. hapis(
hapsi beden حبس بدن : )ruh için bedene hap-sedilme; beden hapishanesi
hapsi ebedi حبس ابدی : ebedi hapis cezası
haps-i münferid پس منفرد : tek kişilik ceza hücresi (odası); tek başına, yalnız halde kala-rak ceza görme
hararet-i ruh حرارت روح : ruhun etki ve hararet-liligi
harb: savaş
harbi ahirzaman حرب آخرزمان : dunyanın son devrindeki savaş
harb-i iktisadi حرب اقتصادی : iktisadi (ekono-mik) savaş, para kazanma ve zengin olma
mücadelesi
harb-i müthiş حرب مدهش : korkunç savaş
harb-i umumi (ye( حرب عمومی : birinci dunya savaşı
harb-i vahşiyane حرب وحشیانه : vahşice savaş
harbu darb حرب و ضرب : savas ve vuruşma
harbi 1 : حربی harb halinde, arada barış ve ant-laşma yapılmamış 2.savaşla ilgili 3.düşman toplumuna mensup; müslüman olmayan
harbiye 1 : حربيه.savaşla ilgili 2 harb okulu
hare 1 : طرح har cimento, kum vs. nin sulan
harekat läubaliyane
dırılıp karıştırılmanyla yapılan inşaat malze mesi 2 bir şeyin yapılması için esas olan mal seme 3 harcama, gider, masraf
hare Kur'ani حرج قرآنی Kurandan alınan harc, Kur'an hakikatleri ve esasları
harcamak خرجه من : sarf etmek, kullanmak
harcırah (harc- rah( حرج راه yolluk, yol masra fi için verilen ücret
vergi bak harc) devletçe alınan birçeşit
harçlık رجلك gunlük ihtiyaçlara harcanacak az miktarda para
hardal 1 خردل cok küçuk tohumları olan ve tipta kullanılan, yaprakları deriyı yakıcı, tadı lan ve yemekte iştah açıcı olarak kullanılan acı, otsu bir bitki 2 hardal tohumundan yapı macun
hardale 1 : خردل hardal tanesi 2 çekirdekcik
humu kardar küçük, çok küçük hardal-misal خردل مثال hardal gibi, hardal to-
hare : zorluk, sıkıntı, darlık 2 günah
harekat حرکات : hareketler
harekatı cihadiye حرکات جهادیه : )Kur'an ve
iman hakikatleri için) büyük gayret ve muca-dele ile yapılan çalışmalar
harekât-ı diniye حرکات دينيه : dinle ilgili çalış malar ve hareketler
harekat-ecram حركات احرام : yıldızların hare ketleri
harekat- fikriye حرکات فكريه : fikri hareketler, (din, iman, Kur'an konularında) düşünme ve düşünceyi geliştirme çalışmaları
harekat - garibe حرکات غریبه : hayret verici ha reketler ve gelişmeler
Müslümanlar, Medine'ye hicret ettiklerinde şehirde su sıkın-tısı çekmeye başladılar. Me-dine'deki bütün kuyuların suyu acıydı.
Sadece bir yahudiye ait olan Rûme Kuyusu'nunki tatlı idi. Yahudi, bu kuyunun suyunu satarak geçiniyordu. Efendimiz;
"-Rûme Kuyusu'nu, cennette ondan daha hayırlısını kazanmak üzere kim satın almak ve kendi kovasını müslümanların kova-larıyla eşit kılmak ister?" buyurdu.
Yani kuyuyu satın alan, diğer müslümanlarla eşit haklarda ondan istifade edecekti.
Hazret-i Osman, derhal bu kuyuyu satın almak istedi. Lakin yahudi ka-bul etmedi. Sonunda bir gün yahudi, bir gün de müslümanlar kul-lanmak üzere yarı hissesini satın almaya muvaffak oldu. Daha son-ra da tamamını satın aldı. Peygamber Efendimiz, Hazret-i Osman'a;
"-İnsanların ondan su içmeleri için (kuyuyu) vakfeder misin?" diye sorunca, o da bu arzuya gönülden icâbet ederek kuyuyu vak-fetti. Böylece Hazret-i Osman'ın bu himmetiyle Medineli müs-lümanlar su sıkıntısından kurtuldular.
Rivâyete göre Osman, büyük bir fazilet daha sergileyerek, ken-disinin satın alıp vakfettiği bu kuyudan su alabilmek için her-kes gibi sıraya girip beklerdi.
Yine rivâyete göre Hazret-i Osman'ın bu eşsiz fedakârlığı üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:
"Ey huzûra kavuşmuş nefis! Sen O'ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön! (Sâlih) kullarımın arasına katıl ve cen-netime gir." (el-Fecr, 27-30) (Süyüti, Lübâbu'n-Nukül, II,195).
İçkiden sakının, çünkü o bütün kötülük ve çirkinliklerin anasıdır...
Aman içkiden uzak durun, val-lahi îmân ile içki müptelâsı olmak, asla bir arada bu-lunmaz.
Pek yakında birinin diğerini uzaklaştırmasından korkulur. (Nesal, Eşribe, 44)
ANCAK SANA LAYIK!
Hazret-i Ali Hazret-i Fâtı-ma ile evleneceği zaman, kendi zırhını satılması için pazara göndermişti. Zırhın parasını düğün masrafları için kullanacaktı.
Hazret-i Osman pazarda Hazret-i Ali'nin zırhını tanı-dı. Hemen tellâlı çağırarak;
"-Bu zırhın sahibi, buna ne ka-dar istiyor?" diye sordu. Dört yüz dirhem olduğunu öğrenince zırhı alıp parasını verdi.
Sonra bu zırhı, yanına dört yüz dirhem daha ilave ederek Hazret-i Ali'ye gönderdi ve şöyle buyurdu:
"-Bu zırh, senden başkasına lâyık değildir. Bu dört yüz dirhemi de düğüne harca ve bizi mâzur gör."
(Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, Hz. Osman Zinnůreyn, s. 139)
Ankara'da bir gece kaldıktan sonra Emirdağ'a döndü.
1967 - İnsana ilk kalp nakli yapıldı.
1999 - Bediüzzaman'ı gören son şahit, hanım Nur Talebelerinden Nafiye Başyiğit vefat etti.
3
SALI
TUESDAY
ARALIK
DECEMBER
C
Mesnevî-i Nûriye
HİCRİ: 2 C.AHİR 1446 - RUMI: 20 T. SANÍ 1440
BİR AYET
Muhakkak ki Allah mutlak kuvvet sahibidir ve Onun kudreti her şeye galiptir.
Mücadele Suresi: 21
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı.
Darekutnî
Bilirsiniz ki, Kur'ân pek büyük meselelerden bahseder ve kalbleri iman ve tasdike dâvet eder ve çok ince hakikatlerden bahis açar, akılları, mârifete dikkate tahrik eder.
Hayatın da iki vechi vardır. Biri siyah dünyaya bakar, diğeri şeffaf âhirete nâzırdır. Nefis, siyah vechin altına girer, şeffaf veche terettüp eden saadet-i ebediyeyi ister.
tülerinin bir ansiklopedisini hazır-latsa. Ve bu, bir akademik mastır planı çerçevesi içinde ciddi olarak çalışılsa... Diyanet Vakfı böyle bir kültür faaliyetini maddeten desteklese... Ne iyi olurdu!... Kur-ra hafızlarını kendine göre, belli bir çapta değerlendirmeye muvaffak olan Ali Rıza Sağman Efendi'yi burada rahmetle anmadan geçmek mümkün mü! Vesselam. Ya Rab! Bu dileğimizi duadan say, ve Yasin hürmetine ka-bul et!... Amin.
Şiir:
İlim adamlan değil midir, tarih boyunca yokluk çeken Vefasız zenginlerdir, ulemayı yardımla desteklemeyen! Baba Yokluk
-VE KERAMET...
Velilerin keramet göstermesi hak ve dinî delillerle sa-bittir. İnkâr edenler ise ehl-i sünnet haricindedir. Şer-hul-Akâid'de de hak olduğu kaydedilir. Velilerden zaman zaman alışılmışın dışında, uzak bir mesafeyi kısa bir müddet için-de katetmek, ihtiyaç duyulduğunda ortaya elbise, yiyecek ve içecek çıkarmak, suda ve havada yürümek, canlı ve cansız cisimlerle konuşmak gibi, olağan üstü haller zuhür edebilir. Ancak böyle hallerin, mutlaka iman ve salih amelle bir ara-da bulunması ve sahibinin mü'min olması, ayrıca İslâm'ı ya-şayan biri olması gereklidir. Aksi halde keramet değil, mekr (tuzak) olur, istidrac (derece kaybı) olur. (Fetvalar, 184)
Şiir:
Ey nev-cân sakın bel bağlama keramete
Sana düşen saılmaktır istikamete!
Bismillâhî
-PEKİ, BİR VELİ ÖLDÜKTEN SONRA
KERAMET GÖSTEREBİLİR Mİ?
Hayatta iken kendinden keramet zuhur eden veliden, ölü-münden sonra da keramet zuhur etmesi mümkündür. Nite-
Dağıstani Hazretleri 1921 yılında vefat ettiği için İstiklal Savaşanın sonucunu göremedi. O, bu milli mücadele başlan-gıcında 73 yaşmda ihtiyar fakat ruhu genç ve dinç bir va-tan ferdiydi. Kendisi, İstanbul'dan Ankara'ya savaşmak üze-re pek çok insanın kaçırılmasına ön ayak olmuştur. Kendisi-ne, Ankara'ya intikal etmesi hususu sorulunca "Ben çok yaş-lıyım. Harbedecek bedenî gücüm kalmadı. Ben burada Mus-tafa Kemal'in duacısıyım. Allah (Celle Celâlühü) ona güç kuvvet versin. Bu ülkeyi ancak o kurtarır. Ben burada onun için dua edeceğim" karşılığını vermiştir.
Şiir:
Gençtir, savaşırken kuvvet ile Yaşılar, harbeder himmet ile!
Baba Yokluk
-HASTALIKLARI
Kızı Ümran Hanımefendi bu konuda şöyle der:
"-Babam hiç hasta olmamış. Annem, hiç öyle babamın hasta olup yattığını bilmez. Şu hastalığı vardı, bu hastalığı vardı, diye bir şey yok. Ömrünün sonuna doğru zayıflamış, hastalanmış, yatağa düşmüş ve vefat etmiş. Neden öldüğünü bilmiyoruz. Annem, mum gibi söndü mübarek, derdi.
Şiir:
Nice pervaneye o, şem' düştü Akıbet Ziya'mn feri söndü
Bismillahi
-TOPLUMU ETKİLEMEDEKİ GÜCÜ
Yine kızı Dr. Ümran Hanımefendi'den:
Babamın çok müridi varmış. Edirne'de kadı iken babamı jurnal ediyorlar. Bu zat o kadar güçlüdür ki bir emriyle kırk bin kişiyi toplar ve sizi tahttan indirirler, diye rapor edilin-ce Sultan II. Abdülhamid ürkmüş, hemen babamı Malkara
(feyz almaya) gayret göstermek, dini hayatında mükemmelli-
ğe doğru yürümektir. Bu durum, edille-i erbaa (Kur'ân, sün-
net, icma ve kıyas) ile såbit olduğu gibi, bütün semavi kitapla-
rın sarih beyanı ile de tevsik edilmektedir. Bu, hepsinde tasav-
vuf, tarikat ve irfan yolu şeklinde açıklanmıştır." (Fetvalar, 10)
Mürşid, müridin Hakkın huzurunda bulunmasına mani olan kalbindeki mezmúm sıfatları yok etmek, namaz ve huşû'un sıhhatini sağlamak için lüzumludur. (Fetvalar, 18)
Şiir:
Kamil olur ise bir mürşid
Onunla renklenir sol mürid
Bismillahi
-OL SAHİBU'L-VEFA
Ailesine, akrabalarına ve sosyal çevrede ilişkide bulunduğu insanlara karşı vefalıydı. Mesela ondan bir vefa örneği ver-mek gerekirse, beyi ölen kızkardeşine ve onun çocuklarına uzun yıllar bakmasını söylemek sanırız ki yeterli olur. O ay-nı duygu çerçevesinde hastalara da vazifesini yerine getir-meye çalışmış, hatta hastalanan torununun tedavi giderle-rini kendisi karşılamış, onun sağlığıyla bizzat ilgilenmiştir.
Bu konuda ondan verilecek örnekler pek çoktur. Ahbabı-nı ihvânını daima arar, sorardı. Tanıdıklarının dertlerine bigane kalmazdı.
Şiir:
Derler ki İstanbul'da bir semtin adı vefadır.
Değil mi vefa, kalb-i beşerde daha sezâdır.
Bismillahi
-YİNE MEDİNE SÜRGÜNÜ MESELESİ VE
YAKIN BİR BAKIŞ!
Hazret, kütüb-i sitteyi senediyle ezbere bilecek kadar, müt-hiş bir hafıza gücüne sahipti. Hadisle ilgili, başta Zübtedü'l-Buhârî olmak üzere pek çok eseri vardı. O, okuduğu ha-
disleri yaşayacak derecede Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)la, ittiba' noktasında bütünleşmişti. Yani hadisin, sünnetin sadece dedikodusunu yapmaktan öte behresi olma yan kuru ve donuk hadisciler gibi değildi. O, hadisleri du-dak laf ebeliğinden öte sıçratıp kalp sezişine yükseltmis, on-ları yaşayan, hisseden, Nebevi yapılanması olan bir alimdi. Yani onun hadisciliği, bilmek, anlamak, inanmak ve yaşa-mak zinciri içerisinde derin bir tahkike dayanıyordu, takli-de değil. Bir başka deyişle o, hadisleri dürbünle uzaktan ve-ya laboratuvarda
Mikroskoptan yani dıştan incelemenin ötesinde, biz-zat yaşıyordu. Bir insan esasen bir şeye inanıyorsa, onu ya-şar; yani yaşadığına inanıyor demektir bir anlamda... Hz. Bediüzzaman'ın şu vecizesini tam bu noktada hatırlamamak elde değil: "İnandığınızı yaşamıyorsanız, zamanla yaşadığı-nıza (doğrudur sanarak) inanır hale gelirsiniz." Bir insanın yaşantısı, onun vicdanında taşıdığı inancın boyutlarını gös-teren önemli bir mihenk taşıdır.
Biz, bu hayatta bol bol hadis okuduğu halde Hz. Resulul-lah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ı anlayamamış çok kişi ta-nıdık ve dehşete düştük. Bu, İngiltere hakkında 10 cild kitap okuyup, hayatında hiç oraya gitmemiş birinin haline ben-ziyor. Yani İngiltere'yi biliyor, ama gidip orada yaşamadığı için tekrar ediyorum "gidip orada yaşamadığı" için orayı ta-nımıyor. Bilmek ayrı, tanımak ayrı; biri ilme'l-yakin, diğe-ri hakke'l-yakin, veya biri taklidde kalış, diğeri tahakike eriş, yani oluş yani katılış, yapılanış, olgunlaşma, terakki....
Hz. Aîşe [Radıyallahu Teâlâ Anhu) annemizin "Ahlakı, Kur'ân'dan ibaret idi" dediği, Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ımızın "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana (yani Hz. Resûlullah -s.-'a) uyun" (Al-i İmrân/31) diye buyurduğu, mükemmellikte biricik şahsiyet olan Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve
Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir'e söyle dedi: Hatice'nin evine benimle
beraber gelir misin?. Hazret-i Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimizin bu teklifine
413
şöyle cevap verdi:
Memnuniyetle.. Bunu kendime ikram kabul ederim.
Bundan sonra, Hazret-i Hatice'nin evine doğru saadetle yollan-chiar.
Hazret-i Hatice, Resulüllah S.A. efendimizin şerefine, sağ tarafı-firinin eline ici inci, yakut, zeberced dolu tabaklar vermişti. Böylece, na yüz erkek köle: sol tarafına da yüz kadın carive bırakmıştı. Her Resulüllah S.A. efendimizin kudümüne intizar ederek durdular.
Saadet, iclâl, uğur ve ikbal ile gidip eve girdiler. O zaman, orada duran cariyeler ve köleler, sağdan soldan Resulüllah S.A. efendimizin başı üzerine, ellerinde tuttukları tabak tabak mücevherleri saçtılar.
Hazret-i Hatice ayrıca, çeşit çeşit yemekler hazırlayıp ziyafet sof-raları hazırlamıştı. Onlar yenilip içildi. Herkese, tam manası ile ik-ram edildi.
Izin verildi. Bundan sonra, Hazret-i Ebu Bekir'e ve diğerlerine gitmeleri için
Resulüllah S.A. efendimiz gerdek odasına girdiği zaman, Hazret-i Hatice onun ellerini öpüp şöyle dedi:
Bugünkü günde, nekadar mala, eşyaya sahip isem.. bunlar: İster gümüş, ister altın, ister låal ve cevahir, ister diba ve köşk, sa-ray, ister akar, ister kul ve cariye, ister deve ve koyun olsun. Hâsılı: Sırtıma giydiğim elbiseme varıncaya kadar cümlesini tam bir şekilde size hibe eyledim. Bu anlatılanların hiç birinde, ilgim kalmadı. Cüm-Jesi sizindir.
Ve.. hepsini Resulüllah S.A. efendimize teslim etti.
Nitekim, bu manada Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
«Allah-ü Taâlâ seni yoksul buldu; zengin etti.» (93/8)
Evet..
Resulüllah S.A. efendimizin ilk zevcesi budur.
Resulüllah S.A. efendimiz Hazret-i Hatice'yi çokça sever, hatırını hoş tutardı. Onun üzerine, hiç evlenmedi.
Hazret-i Hatice, yirmi dört sene beş ay sekiz gün, Resulüllah S.A. efendimizin hizmetinde bulundu. Bu sürenin on beş senesi, Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik gelmeden evvele raslar. Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik geldikten sonra, derhal iman etti; peygam-berliğini kabullendi. İman şerefi ile müşerref oldu.
Kadımlardan ilk iman eden, Hazret-i Hatice-i Kübra'dır. Allah on-dan razı olsun.
Sonra, iki rekât daha, Sonra, iki rekât daha kıldı. (80) En sonra da, tek rekâtı bir namaz (Vitr) kıldı. (81)
(Allah'ımı Kalbime bir nür, gözüme bir nür, kulağıma bir nûr, sağıma bir nür, soluma bir nûr, üstüme bir nür, altıma bir nûr, önü me bir nür ve arkama bir nûr ver ve benim nûrumu büyült!) diye
rek düa etti. (82) Bundan sonra, Müezzin, sabah namazına çağırmağa gelinceye kadar uzandı.
Sonra, kalktı. Hafif iki rekât namaz kıldıktan sonra Mescide çı-kıp sabah namazını kıldırdı. (83)
Hz. Aişe, Sabah namazının iki rekât sünneti hakkında «Resûlul-lah Aleyhisselâm (Bana, Fecr'in iki rekâtı, dünyadan ve dünyada olanlardan daha sevgilidir!) buyururdu.» demiştir. (84)
Ebû Said'ülhudri'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz, gecele-yin namaz kılmağa Tekbirle başlayınca (Sübhanekållâhümme ve bihamdik ve tebårekesmük ve teâlâ ced-dük ve lå ilâhe gayrük = Allah'ım! Seni tesbih ve tenzih, Sana hamd'ü senå ederim.
tiri Senin İsmin ve Zât'ın pek yüce, Celâl ve azametin pek yüksek-Senden başka ilah, hak Måbud yoktur!) derdi. (85)
Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Abdullah b. Mes'ud da, namaza başladıkları zaman, bunu okurlardı. (86)
Sahih (80) Malik Muvatta' c. 1, s. 121-122, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buhari Sahih c. 1, s. 54, Müslim c. 1, s. 527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 48, Nesai Sünen c. 3, s. 211
(81) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buhari Sahih c. 1, s. 54, Müslim Sahih c. 1, s. 527, Ebû Davud c. 2, s. 48, Nesal Sünen c. 3, s. 211 Sünen
(82) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, 8. 343, 373, Buhari Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 524-525, Ebû Davud -Sünen c. 2, s. 44, Nesal Sünen c. 3, s. 209-210
(83) Malik Muvatta' c. 1, s. 122, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37-38, Ahmed b. Hanbel Müsned ç. 1, s. 358, Buhari Sahih c. 1, s. 54, Müslim Sahih c. 1, s. 527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 48, Nesal Sünen c. 3, s. 211 (
84) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 58, Nesai Sünen c. 3, s. 252
(85) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 75-76, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 50, Müslim Sahih c. 1, s. 76, Ebû Davud Sünen c. 1, s. 206, Tirmizî Sünen c. 2, s. 10-11
Allah'ım! Ben, yalnız Sana teslim oldum. Yalnız Sana iman et tim. Yalnız Sana tevekkül edip güvendim.
Yalnız Sana tevbe ve rücu ettim.
Hasmıma karşı delil getirme gücümü yalnız Senden aldım.
Hakkı tanımayanlara karşı aramızda Seni Hakem yaptım.
Sen, benim gerek önceden yapmış olduğum, gerek sonradan işle-yeceğim, gerek gizlediğim, gerek açıkladığım bütün günahlarımı, ku-
surlarımı bağışla! (88)
İlerleten, ancak Sensin!
Cerileten de, ancak Sensin! (89)
Sen, benim İlâhımsın.
Senden başka İlâh ve Hak Mâbud yoktur!» (90)
Hz. Ali'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, namaza durduğu zaman şu mealde de, düa ederdi:
«Ben, yüzümü, özümü, göklerin ve yerin Yaratan'ına Hanif ve Müslüman olarak çevirdim.
Ben, müşriklerden değilim ve onlardan beriyimdir.
Şüphesiz ki, benim namazım, ibâdetlerim, yaşayışım, ölüşüm, eşi, ortağı bulunmayan âlemlerin Rabb'ı Allah içindir.
(87) Tirmizî Sünen c. 2, s. 10-11
(83) Malik Muvatta' c. 1, s. 215-216, Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 78-79, Ah-med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 298, 308, Buhari Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 532-533, Tirmizi Sünen c. 5, s. 481-482, Nesal Sünen c. 3, s. 209-210, Dârimi Sünen c. 1, s. 287-288
(89) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 79, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 298, 308, Buhari Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 533, Nesat Sünen c. 3, s. 210, Dârimi Sünen c. 1, s. 288
(90) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 79, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 298 308, Buhari Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 533, Nesaî Süner c. 3, s. 210, Dârimi Sünen c. 1, s. 288
harekati maziye حرکات ماحبه : geçmişteki ha-reketler, davranışlar ve yaşayış şekilleri harekât-ı meşrua حرکات مشروعه mestu (dine uygun) hareketler
harekat milliye حركات عليه milli kurtulus ha reketleri, birinci dunya savaşından sonra ül-kemizi işgal eden duşmanlara karşı direniş ve kurtuluş hareketleri
harekat- muttaride حرکات مطرده : muttarid hareketler, düzgün, değişmeyen ve hep aynı şekilde devam eden hareket ve gelişmeler
harekatı müstahsene حرکات مستحسته mus tahsen hareketler, güzel ve iyi hareket ve davranışlar.
harekât-ı mütehavvile i hadise حركات متحولة حادثه : sonradan olma değişken ve sonlu ha-reketler
harekât-ı nameşrua حرکات نامشروعه : meşru olmayan hareketler, dine aykırı hareket ve davranışlar
harekat ruhiye حرکات روحیه : ruha ait hara-keler, ruha ait månevi ilerleme ve yükselme gayret ve çalışmaları
harekat sabika حرکات سابقه : geçmişteki hare-ket ve davranışlar
harekat- salatiye حرکات صلاته : namazdaki ha-reketler (ayakta durma, rükü, secde, oturma durumuna geçiş gibi hareketler)
harekat - ubudiyet حرکات عبودیت : )Allah'a cc.) kulluk görevleri olarak yapılan hareketler, davranışlar ve işler
harekât-ı zahiriye حركات ظاهر به : zahiri göra
nüşteki) hareketler
harekât-ı zerrat حركات ذرات : zerrelerin hare ketleri; atom ve moloküllerin birleşme, ayrış-ma, yer değiştirme gibi hareketleri
hareke-i mecaziye حركة مجازیه : bize göre olan yer değiştirme hareketi, yol alma harketi (Güneş için)
hareket 1 : حرکت.yer veya durum değiştirme 2.kımıldama 3.davranış, davranış tarzı, tu-tum 4.belli gaye veya hedefe doğru ilerleme 5.çığır, akım 6.yola çıkma 7.deprem, yer sar-
sintisi
hareket-i adive حرکت عادیه : adet edinilmiş ha reket ve davranış, günlük alışılmış hareket ve davranış
hareket-i ahmakane ve caniyane حرکت احمقانه جانیانه : ahmakca ve canice hareket
hareket-i arz حركت أرض : yer hareketi, deprem, zelzele
hareket-i cezbekarane حرکت جذبه کارانه : cezbe ye girmişcesine hareket, Allah (c.c.) sevgisiyle çoşkunluğa kapılmışcasına hareket
hareket-i devriye 1: حرکت دوربه.donme hareke
ti 2. nöbetleşe hareket
hareket-i fikriye حرکت فكريه : fikri hareket; (din, iman, kuran konularında) düşünme ve
düşünceyi geliştirme çalışması
hareket-i İslamiye حركت إسلاميه : Islamî hare-ket; İslâm'a hizmet çalışmaları; İslam'ı doğru anlama, anlatma, tanıtma, yaşama ve koru-ma çalışmaları
hareket-i kasdi حرکت قصدی : belli gaye ve mak-satla yapılan hareket
hareket-i mecnunane حرکت مجنونانه : delicesine hareket
hareket-i mezbûhane حرکت مذبوحانه : can çekiş me hareketi
hareket-i mihveriye حرکت محوریه : eksenetra finda dönme hareketi
hareketi milliye حرکت ملیه : milli kurtuluş ha-reketi, birinci dünya savaşından sonra ülke-mizi işğal eden düşmanlara karşı direniş ve
kurtuluş hareketi, kurtuluş çalışmaları
hareket-i muntazama حرکت منتظمه : muntazam (düzgün ve düzenli) hareket
hareket-i mühime حرکت مهمه : önemli hareket
hareket-i ric'iye حرکت رجعیه : geriye dönüş ha-
reketi
hareket-i ruhaniye حرکت روحانیه : ruha ait mâ-nevi ilerleme ve yükselme için gayret ve ça-
lışma
hareketi sefine حرکت سفینه : geminin harketi
hareket-i seneviye حرکت سنویه : senelik hare-ket, bir sene süren hareket
yalnız kişinin şahsını ve özel hayatını ilgilen-hareket-i şahsiye حرکت شخصیه :sahsi hareket, diren hareket ve davranış
hareket-i sedide حرکت شدیده :siddetli kuvvet-li, sert) hareket
hareket-i vaziye حرکت واضعبه : durarak yapılan hareket, yerinde dönme hareketleri
hareket-i zikriye حرکت ذکریه iki hareketi, Allah's (c.c.) isim ve sıfatları ile anma ve ta nıtma hål ve hareketi
hareket-i zaile-i hadise حرکت زائله حادثه : sonra-dan olma geçici ve sonhlu hareket
hareket ü cevelan حرکت و جولان : hareket ve
dolaşma
harem 1 : حرم.yasaklı yer, herkesin girmesine izin verilmeyen yer; kutsal yer 2.müslüman evlerinde kadınlar için ayrılan yer 3.erkeğin eşi, hanımı
Harem-i Şerif حرم شریف : mübarek yasaklı yer, käfir ve muşriklerin (yani Allah'tan başka ila-ha inananların ve gayrı müslimlerin) girmesi yasak ve canlıların öldürülmesi haram olan kutsal yer; kåbe ve civarı
Haremeyn-i Şerifeyen حرمین شریفین : iki mu barek yasaklı yer, Mekkedeki Käbe ve civarı ile Medine'deki Mescid-i Nebevi (Peygamber mescidi) Mekke ve Medine
harmgah حرمگاه : herkesin giremediği yasaklı
yer, makam, daire, bölüm
harempah-i İlahi حرمگاه الهی Allah (c.c.) ta-rafından herkesin kabul edilmediği, ancak o'nun sevgi ve rızasına layık olanların kabul edildiği mânevi makam ve derece
harf 1: حرف.bir dilin alfabesinde yer alan seslerin her birisi için kullanılan yazı işareti 2.kendi dışında başka bir şeyin mânalarına ait işaret 3.bir şeyin ucu, kenarı, sivri tarafı 4.söz, kelime
harf-i atf حرف عطف : )gr.) atıf harfi, iki kelime-yi veya cümleyi birbirine bağlayan harf veya kelime (Arapçadaki ve, fe, ev, sümme, hattå, em, lå, bel, läkin, emma gibi)
harf-cer حرف جر : )gr.) kelimeyi esre (i) oku-tan harf
harf-i Kur'an حرف قرآن : Kur'an harfi
harf-i Kur'ani حرف قرآنی : Kur'an'da geçen harf, kelime
harf-i manidar حرف معنیدار : manalı harf, mana
lı söz veya kelime
harf-i mücessem حرف مجسم cisim seklini al-mış harf, kelime (yaratılmış varlıklar)
harf-i rahmani حرف رحمانی : sonsuz merhamet
harika
sahibi Allah'a (c.c.) ait söz, kelime, harf
harf-tarif حرف تعریف : tanıtıcı harf, arapça'da belli ve bilinen bir şeyi gösteren ismin başına getirilen elif ve lam (el) kelimesi (el-kitabu: "belli ve bilinen kitap" örneğindeki "el" harfi veya kelimesi gibi)
harfi حرفی : harfe ait, harfteki
harfi harfine حرفی حرفته : aynen, eksiksiz ola-
rak, tam tamına
harfiyen حرب : harfi harfine, aynen, tam ta-mina
härik حارق : )yanlış alışkanlık ve düşünceleri( yırtan, parçalayan
haric (hariç( 1 : خارج.bir şeyin dışında bulunan, dışında kalan; dış, dışarı 2 dışta kalmak uze re, sayılmamak üzere 3.dış ülke, yabancı ülke
häric-i akıl خارج عقل : akıl dişi
häric-ı daire-i akliye خارج دائرة عقليه : akıl sınır
ları dışında
haricendistan, dışarıdan, hariçten
Harici 1 : خارجی.dışa ait, dışla ilgili 2.dış dün-ya ile ilgili; yaratılmış varlıklar dünyasına ait, düşünce veya bilgi dışında (zihni veya ilmi varlık olmak dışında) var olan 3.yabancı ülke-ye ait, ecnebî 4.Hz. Ali ile Muaviye arasındaki anlaşmazlıkta iki tarafın dışında kalan, iki ta-rafı da suçlu gören, aşırı ve sapıtmış gruptan olan kimse
harici-i hakiki خارجی حقیقی : dusunce ve bilgi dışında gerçek varlığa sahip olan, varlığı ken-dinden olan, varlığının dayanağı kendisi olan
hariciye خارجيه : haricilik (bak. håricilik( 2.dışa ait, dış dünya ile ilgili 3.yabancı ülke-lerle ilgili 4.ülkenin dış siyaset işleri, dışişleri 5.dışişleri bakanlığı 6. dış hastalıklar ve ame-liyat gerektiren hastalıkların tedavi edildiği hastane bölümü
bak hâric)
hariçte 1 : خارجه.dışarıda 2.dış ülkede
hariçten خارجدن : dıştan, dışarıdan
hariçiyat خارجيات : dışımızdaki dünya ile ilgili şeyler, dış dünyamızdaki varlıklar ve olaylar
1949 - Bediüzzaman Afyon'dan Emirdağ'a getirilerek mecburî iskâna tabi tutuldu.
1959 - Bediüzzaman Ankara'ya bir günlük ziyarette bulundu.
2
PAZARTESİ
MONDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
"Şü Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adâlet üzeredir."
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Baba dostunu gözet; onunla ilişkiyi kesme ki, Allah, senin nurunu söndürmesin.
Buharî
Yüzer fünundan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususî aynasıyla ve durbînli gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâlini esmasıyla bildirir; sıfatını, kemâlâtını tanıtırlar. Sözler
1988 - Mısırlı hafız ve Kur'an kâri'si Abdussamed'in vefatı.
KASIM
30
PAZAR
10 1447
RUMÎ: 17 T.SANİ 1441 KASIM: 23
BİR AYET
İman edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar; işte güven onlaradır ve doğru yolda olanlar da onlardır.
En'am Suresi: 82.
BİR HADİS
Allah bir millet hakkında hayır dilerse fertlerinin ömrünü uzatır ve şükretmeyi onlara ilham eder.
Deylemî
Sen, eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i sâfilîne düşersin. Eğer Hak ve Kur'ân'ı dinlersen, âlâ-yı illiyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
396
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
Deyince, Hazret-1 Hatice tekrar sordu:
Hangi kabiledendir?.
Veraka:
Kureyş kabilesindendir.
Deyince, Hazret-i Hatice tekrar sordu:
Kureyş'in hangi batnındandır?
Veraka:
Haşimoğullarındandır.
Deyince, Hazret-i Hatice tekrar sordu:
Ey emmim, onun adı nedir?.
Veraka:
-Muhammed 'dir.
Deyince, Hazret-i Hatice, onu görmeden, vasfını işitmek sureti ile Resulüllah S.A. efendimize candan mahabbet etti. Bundan sonra, o güneş:
Ne zaman ve nereden doğacak?.
Diyerek, geceli gündüzlü beklemeye başladı.
Hazret-i Hatice'nin güzelliği ve cemali, kemale eren aklı, edebi her yana yayılmıştı. Bunun için Arap beyleri onu nikâhlamaya rağbet ettiler. Yük yük mal ve meta sunup onu istediler. Ama, kesinlikle o, hiç birine rağbet göstermedi; meyil etmedi. Aşkı ile, sızlanıp durdu.
Sonra..
Günlerden bir gün, Resulüllah S.A. efendimiz, amcası Ebu Ta-lib'in evinde yemek yiyordu. Amcası Ebu Talib ve halası Atike, Resu-lüllah S.A. efendimizin yemek yiyişine, edebinin güzelliğine bakıp hay-ran oldular. Birbirine şöyle dediler:
Muhammed büyüdü; bir yiğit oldu. Ne var ki, onu evlendirmek İçin imkânımız yok. Kaldı ki, ona olur olmaz kadın da alınmaz; soylu soplu, temiz, edepli bir kadın olması gerekir. Böyle bir kadının alınması ise, az şeyle olmaz; çok mala ihtiyaç vardır.
Bu sıralarda, hikmet icabı Ebu Talib'e yoksulluk sıkıntısı gelmiş-ti. Bu hikmet ise.. Resulüllah S.A. efendimizin, Hazret-i Hatice'nin malı ile Şam'a gitmesine, gidip gelirken de, kendisinden kerametler zuhur etmesine sebep olacaktı. Şayet, Ebu Talib, önceki gibi zengin olsaydı; Resulüllah S.A. efendimiz anlatılan ticarete gidemezdi.
Bu konuşma üzerine, Ebu Talib şöyle dedi:
Bilmem ki, ne yapalım?.
Resulüllah S.A. efendimizin halası Atike şöyle dedi:
- Benim hatırıma bir şey geldi.
Ebu Talib sordu:
O nedir?.
Atike şöyle anlattı:
- Hatice, bereketli ve uğurlu bir kadındır. Her kim, onunla ilgi kurduysa, bolluğa ve berekete kavuştu. Çokça mal buldu. Şu anda da.
KARA DAVUD
YanıtlaSil397
Sam'a ticaret için mal ve kervan göndermektedir. Bunun için, ücret-le adamlar tutuyor. Biz de. Muhammed'l (S.A.) onun yanına koyalım; ücret alsın. Böylece bir şeyler elde eder; biz de onun elde ettiklerine birşeyler katar evindiririz.
Je dedi: Ebu Talib, onun bu reyini makul ve uygun buldu; beğendi ve şöy-
Bu sözün akla uygundur. Görüşün de münasiptir. Ama ben Hatice'ye:
Muhammed'i ücretle yanına verelim; ticaret için Şam'a gön-derelim.
Diyemem utanırım. Bunun üzerine Atike şöyle dedi:
Ben söylerim.
Sonra, geldi; Resulüllah S.A. efendimize, Ebu Talib'le aralarında geçen konuşmayı anlattı. Sonra sordu:
Ne dersin?. Gider misin?,
Resulüllah S.A. efendimiz kabul etti; razı oldu.
Bu durumu gelip Ebu Talib'e haber verdiği zaman, ağladı; Resu-lüllah S.A. efendimizin ücretle ticarete gitmesini garipsedi. Sonra şöy-le dedi:
Bizim kabilemizden hiç kimse ücretle tutulmamıştır. Hele bu alicenap hazret.. Onun yüzünde izzet nuru, şeref ve keramet parla-maktadır. Ama ne yapalım? Zaruri durumlar, sakıncaları mubah kı-lar, düsturu böyle iktiza etti.
Hele bir kere Hatice'ye git; durum uanlat. Bakalım ne diyecek?.
Atike, Hazret-i Hatice'nin yanına gitti. Ebu Talib ile olan konuş-masının neticesini anlatmak istedi. Ancak, Hazret-i Hatice onun ge-lişini bir saadet bilip çokça İzzet ikram eyledi. Atike, istediği şeyi söy-leyeceği anda, Hatice'nin kendisine yaptığı tazimden ötürü utandı; br şey diyemedi. Tere boğlup kaldı. Sonunda Hazret-i Hatice şöyle dedi:
Ey Arap'ın hanımefendisi teşrifinizin sebebi nedir?. Haliniz-den anlaşıldığına göre, söyleyecek bir sözünüz var. Muradınız ne ise, buyurun; onu yerine getirmek canımıza minnettir.
Bunun üzerine, Åtike şöyle anlattı:
Duymuş olmalısınız. Biraderimin oğlu Muhammed'i, diğer bi-raderim Abdülmuttalib terbiye etti. Vefat ettiği zaman, bana ve Ebu Talib'e onu vasiyet etti. Şimdi yetişti; evlenecek çağa geldi. Ebu Ta-lih'in ise, eli dar olduğundan, bu önemli işi göremez. İşittiğimize göre, siz Şam'a ticaret kervanı gönderiyormuşsunuz. Eğer imkânı varsa, Haşimoğullarını minnettar edesiniz.
Durumu bu şekilde anlattıktan sonra, Resulüllah S.A. efendiml-zin ticaret için, Şam'a gönderilmesini arz etti.
Bunun üzerine, Hazret-i Hatice, düşünceye daldı ve kendi kendi-ne şöyle dedi:
245
YanıtlaSilGÖKTÜRK (KÖKTÜRK) ATASÖZLERİ
Başım ne ile tehlikeye düşer? Dilin ile. (Başın nardin katar? Tilinden.)
Kara budun sinlikten göç etmiş, kara suya katlanmak güçmüş.
ects Turk ulusu, tokluğun değerini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan. achğı düşünmezsin. (Bizdeki benzeri: Aç doymam, tok acıkmam sanır.) (Türük stun, tokurkak sen. Acsâr tosik ömez sen, bir todsar açsık ömez sen.)
1536 Yufka olanın delinmesi kolaymiş, ince olanı kırmak kolay. Yufka kalın olsa, delinmesi zormus. Ince yoğun olsa, kırmak zormuş. (Yuyka erikli toplagali uruz ermiş, yinçge üzgeli uçuz, yuyka kalın bolsar toplaguluk alp ermiş, yinçge yogim bolar üzgülüp alp ermiş.)
2537. Zayıf ve semiz boğalar uzakta tepişseler, (insan bunların hangisinin) zayıf ve semiz olduğunu bilemez. (Toruk bûkalı, semiz bûkalı ırakda bünğser, semiz būka, toruk bûka teyin bilmez.)
GREK ATASÖZLERİ. Bak: YUNAN (ESKİ-YENİ) ATASÖZLERİ
GÜNEY AFRİKA ATASÖZLERİ. Bak: ZULU (GÜNEY AFRİKA) ATASÖZLERİ
GÜRCÜ ATASÖZLERİ
7538. Aç adama sormuşlar: "En ağır şey nedir?" diye. "Boş mide" demiş.
7539. Aptalın "size güvence verisim" demesinden, akıllının "bana öyle geliyor" demesi gerçeğe daha yakındır.
7540. Balık ve konuk, üç günde kokar.
7541. Bildiğini başkalarına da öğret; bilmediğini başkalarından öğren.
7542. Bu dünyada yalnız bir şey dilsiz konuşur: namus
7543. Çürük tahta çivi tutmaz.
7544. Devleti yönetmek, kadını yönetmekten daha kolaydır.
7545. Eşeği nallarken, o çifteler atarmış.
7546. Gülmekle yitirilen şey, ağlamakla yeniden elde edilmez.
7547. Kimsesiz adam, bir şölende bile acınmağa değer.
7548. Kurbağayı halı üstüne koymuşlar, o ise yine bataklığa sıçramış.
7549. Sevgi gül, kıskançlık diken arar.
7550. Tekmenin kötülüğü verdiği acıda değil, aşağılamadadır.
244
YanıtlaSil7500. Yol yürümekle, borç ödemekle biter.
7501. Yolcu Şahpas, kimseye bakmaz.
7502. Yolcu, yolcuyu yolda bulur.
7503. Yolcu yolundan kalmaz.
7504. Yolcu yolunu bulur.
7505. Yolcuya yol, kurba(g)aya göl.
7506. Yolcuya yol yakışır.
7507. Yolunuz açık olsun!
7508. Yorgana göre uzan.
7509. Yürük at, yemini arttırır.
7510. Yüz, düz.
7511. Yüzsüzün kuytucu(g)u, pılannar (taş duvarlar) boyunda.
7512. Yüzsüzün yüzü gülmez.
7513. Zaman, saman satar.
7514. Zaman zamana uymazsa, sen zamana uy.
7515. Zenginin ke(y)fi gelince(ye dek), fukaranın canı çıkarmış.
7516. Zenginin parası çoktur, fukaranın uşakları (çocukları) çoktur.
7517. Zenginlik çok, nizam (düzen) yok.
7518. Zor, oyunu bozar.
7519. Zordan zor var, en zor boş kafa doldurma.
7520. Zorla güzellik olmaz, olsa da yakışmaz.
7521. Zorla sıçılan boktan, hayır olmaz.
7522. Zorlama dilini, zorla işini.
7523. Zoruna sevgi kazanmaycan (kazanmayacaksın).
7524. Zurnayı görür, mayıl (mail) olur; çeşmeye gider, kurnaya mayıl olur.
GAL ATASÖZLERİ
7525. Akıllı erkeği ardından, kadını da yüzüne karşı öv.
7526. Arkadaşlıklar uzak kalmakla ya da yakınlıkla biter.
7527 Dostun gözleri, en iyi aynadır.
7528. Güven, başarının üçte ikisidir.
7529. İnsan, sessizce batar.
7530. Namus, kadının güzelliğidir.
7531. Türkücünün işi, arık olur.
7532. Yazılmış neyse, o olur.
...
7464. Yalancının ipiyle pınara (kuyuya
YanıtlaSil) inme. 7465. Yalancının mumu, öğlene kadar yanar. Yalpak (parlak, güzel) buzaa
7466. (buzağı) iki anadan emermiş. 7467. Yalpak (sevimli) kedi fena tırmalar.
7468. Yalpak kuzu, iki koyundan emer.
7469. Yangına karşı körükle gitme.
7470. Yanı üstü yatan da bir, g..ünü yırtan da bir.
7471. Yap iyilik. bul kemlik.
7472. Yapan, kendine yapar.
7473. Yapma etme, yapma bulma.
7474. Yapmeer (yapmıyor) deri, ne kadar sepi.
7475. Yaşa eşeci(ğ)im yaşa, yaza trifil otu biçece(ğ)im sana.
7476. Yaşama(g)a, nice beylen bacanak.
7477. Yavklun var mı, osa yok? (Yavuklun var nu, yoksa yok mu?)
7478. Yaz, kışı besler.
7479. Yazık kıza, yandı çocuk (oğlan).
7480. Yazılan bozulmaz (çözülmez).
7481. (Y)emiş fidandan yırak (ırak, uzak) düşmez.
7482. (Y)eni dostu ara, ama eski dostu da unutma.
7483. (Y)eni süpürge, islâ süpürer (iyi süpürür).
7484. (Y)eni süpürge, köşede durer (durur).
7485. (Y)er çatlasın, gitmem!
7486. (Y)er titirer, bayırlar inner (inler).
7487. (Y)eşil kabaktan tohum istemem.
7488. (Y)etişmeyincen dereye paçalar(1)nı suama (sıvama).
7489. Yetmiyor kelin keli, tepesinde de bir çıban.
7490. Yıkıl başımdan!
7491. Yılan boyunu kılıç kesmez.
7492. Yılan da e(ğ)ri gider, ama deli(ğ)ini gördüynen do(g)rulur.
7493. Yılanın kuyru(ğ)una basmazsan, dalamaz.
7494. Yıldırım kıysın!
7495. Yıldızı yufka.
7496. Yımırta tauktan (yumurta tavuktan) akıllı çıkmış.
7497. Yımırtanın (yumurtanın) kulubunu arama!
7498. Yımırtaya (yumurtaya) kulup takma.
7499. Yırtışık (yırtıcı) kuşun ömrü azdır.
242
YanıtlaSil7430. Tok, açı annamaz (anlamaz). (Benzeri: Aç, tokuna diil (değil) kafadar.)
7431. Tok, açın halını bilmez.
7432. Tok domuz folluğu aktarer (aktarır).
7433. Tok insan, aç insana inanmaz.
7434. Tıraş pa(h)alı, şarap ucuz.
7435. Tutanı tutarsın, kaçan kurtulur.
7436. Tuz-biber, hızlı gider.
7437. Tuzlan ekmek, hazır imek (yemek).
7438. Ucu-bucu yok, ucu-kenarı yok.
7439. Ucuz çorbanın tadı azdır. (Benzeri: Ucuz çorbanın tadı o kadar.)
7440. Ucuz etin çorbası tatsız olur.
7441. Ucuz veren, tez kurtulur.
7442. Uçan kuş, mahrum kalmaz.
7443. Uçan kuşların hepsi inmez.
7444. Ummadığın çotuk (kök, dal) arabayı devirir. (Benzeri: Umut etmedi(g)in taş (kütük) arabayı devirir.)
7445. Uşa(g)ın (çocuğun) yedi(ğ)i helâldir, yeni ruba (giysi) haramdır.
7446. Uşak (çocuk) a(ğ)lamadan, anası vermez emmeye.
7447. Uşak (çocuk) sevdi(ğ)i yere gider, eşek dö(v)üldü(g)ü yere gider.
7448. Uyku, baldan taa (daha) tatlıdır.
7449. Uzan, yorganına göre.
7450. Varın salıceylan (sağlıcakla).
7451. Varlığına güvenme, yoklu(ğ)una gücenme. (Benzeri: Varlığına sevinmeyeceksin, yokluğuna sevineceksin.)
7452. Varlıktan baş acımaz.
7453. Varmış bir kere bir deduynan (dedeyle) bir babu (nine).
7454. Varna Varna, parasız varma; varırsan da balık pazarından aşağı varma.
7455. Vay, başım!
7456. Ver amca tekerle(ğ)i, sen arabanı sürüklersin.
7457. Ver takke, al külâh.
7458. (V)urma toyu (toy kuşunu) sopasız.
7459. Ya kemer dolusu, ya hendek dolusu.
7460. Ya sultan ölecek, ya da eşek geberecek.
7461. Yabana (kurdu) ne kadar besle, o hep daya (dağa, ormana) bakar.
7462. Ya(ğ)ıya kaçan, çalıya dolar.
7463. Yal (y)iyen köpek, tü(y)ünden belli.
İLİM AMEL İLE...
YanıtlaSilHadis-i şerifleri rivayet etmek; Rasûlullah Efendimiz'e intisâb etmek, O'na bağlanmak demektir.
(Rivâyet için değil riâyet içindir.)
. İlim amelin arkadaşıdır, bilen tatbik eder.
Illim, ameli çağırır, gelirse ne âlâ, gelmezse o da gider.
Kim ilim talebinde olursa;
Cennet de onu ister,
Kim de mâsiyetler peşinde koşarsa,
Cehennem onu bekler. (Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 3)
Ey ilim sahipleri, ilminizle amel ediniz!
Çünkü;
➤Asıl âlim, bildiğiyle amel eden ve ilmi ameline uygun düşendir.
Bazı insanlar gelecek, ilim öğrenecekler ancak gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek, yaptıkları bildiklerine, içleri de dışlarına uymayacak. Halkalar hâlinde oturup birbirlerine karşı ilimleriyle övünecek ve üstünlük taslayacaklar. Hattâ biri arkadaşına, kendisini bırakıp başkasının yanına oturduğu için kızacak. İşte onların bu meclislerindeki amelleri Allâh'a yükselmez. (Dârimi, Mukaddime, 34)
Gerçek âlim;
İnsanları Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmeyen,
Mâsiyete düşmelerine müsaade etmeyen,
Allâh'ın mekrinden emin kılmayan ve
İnsanları Kur'ân'dan başka şeye rağbet ettirmeyen kimsedir.
ASH I SAADETTEN GUNUNGZE BIDATET BERBERLERİ
YanıtlaSilAZ DİYE ALDANMA
Bir tek günah bile çoktur.
Bin tane tâat ve ibâdet bile azdır.
En büyük günah, sahibinin küçük gördüğüdür.
Dört şeyin azı da çoktur, bunları küçük görmemelidir:
Ağrı.
Fakirlik.
Ateş.
Düşmanlık. (İbn-i Hacer, Münebbihât, s. 17)
AZLARI ÇOK EYLEYEN
Hayır işleyin ve ondan hiçbir şeyi küçümsemeyin! Onun küçüğü de büyük, azı da çoktur.
Kimse;
<<<-Başkası bu hayrı işlemeye benden daha lâyıktır.» demesin!
Zira Allah'a yemin ederim ki o gerçekten öyle oluverir.
Hayır işleyecek kişiler de tükenmez, şer işleyecek kimseler de. Siz bu ikisini terk ederseniz, onları işleyecek kimseler bulunur.
Bir kul; Allâh'ın katındakine kendi elindekinden daha fazla güvenmezse, îmânı kâmil olmaz!
92
AZIZ MAHMUD HUDAYI VAKFI
ACAMAS
ARZU ARLA MÜCADELE
YanıtlaSilAfetleri aşı, lezzetlere düşkünlüktür.
Akıllılığın başı, nefsin kötü arzularıyla mucanele etmektir.
Haset de boş yorgunluğun bineğidir. Arzu (şehvet), sıkıntıların anahtarıdır, (Neysaburi, II, 454)
(Dünyevi) arzu ve ümitler, basîretli kimseleri bile âmâ eder.
Kişinin kıymeti, istek ve arzularının kıymeti kadardır.
HARAM YIKAR GEÇER!
Binada bulunan gasp edilmiş bir taş, o binanın yıkılmasının garantisidir.
HEM ŞAHİT НЕМ НАҚІМ...
Gizlide de Allâh'ın yasaklarından sakının!
Zira şâhit, hâkimin kendisidir.
100 2
91
6
Dikkat edin!
YanıtlaSilBen cennet gibi insanı hayrette bırakan başka bir şey görmedim;
Onu isteyen insanlar uyuyorlar, geceleri teheccüde kalkıp ibadet etmiyor, uykularından fedakârlıkta bulunup Allah yolunda koşturmuyorlar.
Cehennem de aynı şekilde beni hayrette bırakıyor;
Ondan kaçtığını söyleyen insanlar da yine uykularından vazgeçemiyorlar! (Bakıllani, l'câzül-Kur'ân, s. 144)
Kerâmetler, kerâhetlere tahammülledir.
(Yani cennet, cemâlullah gibi ikramlar, kıymetler; nefsin hoşlanmadığı meşakkatli amel-i sâlihlerle kazanılır.) (Âmidi, Gurerül-Hikem, I, 19, no: 43)
Canlarınız için cennetten başka bir karşılık ve değer yoktur.
Öyleyse;
Canlarınızı ancak cennet karşılığında satın! (Neysabûrî, II, 453)
Âyet-i kerîmede buyurulur:
"Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır..." (et-Tevbe, 111)
Kerîm kişi, alçakların övündüğü şeyden uzak durur. (Âmidi, Gurerül Hikem, II, 44, no: 177)
Insanın namaz hususunda tembellik göstermesi, îman zayıflığındandır.
90
HAZRET
YanıtlaSilTAN HİKMETLİ SO
GÜZEL AHLĀKIN EFENDİSİ
Takva ahlâkın reisidir. (Neysabûrî, II, 454)
Cennete iştiyak duyan, hayırlara koşar.
Cehennemden korkan; şehvetleri, aşırı dünya isteklerini terk eder.
Ölüm hakikatine yakînen inanan kişi, dünyevî lezzetlerden zevk almaz.
Dünyayı hakkıyla tanıyan kimsenin gözünde, musîbetler basit ve ehemmiyetsiz hâle gelir. (Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 14)
Sonrasında cehennem olan hiçbir fayda, fayda değildir.
Sonunda cennet olan hiçbir sıkıntı da sıkıntı değildir.
Cennetin yanında, (günah olan) bütün lezzetler önemsiz kalır.
Cehennemin yanında da bütün dünyevî belâlar afiyet sayılır.
89
MEYDAN OKUYAN OLMA!
YanıtlaSilHazret-i Ali oğlu Hazret-i Hasan'a şöyle demiştir:
-Kimseye meydan okuma!
Sana meydan okuyan olursa karşısına çık!
Zira meydan okuyan kişi haddi aşan taraftır.
Haddi aşan ise mağlûp olur.
لا
المعنى
Kim hak ile güreşirse sırtı yere gelir. (Neysabúri, II, 454)
KULLANILMA!
Fitne esnasında iki yaşındaki deve gibi ol!
Onun ne binilecek sırtı, ne de sağılacak sütü vardır.
SABIR
Sabır kederlere perde, tehlikelere karşı yardımcıdır.
İki şey aklı ve tedbiri bozar:
Biri acele etmek,
Biri de olmayacak şeyi istemek.
Kendinizi sabırla iyiliklere zorlayınız ve;
Haysiyetinizi günaha bulaşmaktan koruyunuz.
➤O zaman îmânın tadına varırsınız. (Amidi, Gurerü'l-Hikem, no: 5891)
ا صبر
322
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
29. Hurûf ve Kıraat,
35. Mehdi,
30. Hammâm,
36. Melâhım,
31. Libas,
37. Hudud,
32. Tereccül,
38. Diyât,
33. Hâtem,
39. Sünnet,
34. Fiten,
40. Edeb. (Ebû Davud - Sünen
c. 1-4)
15) Câmiüssahih, Sünen (209-279) Ebû Îsâ Muhammed b. Îsa'ttirmizi
Tirmizî; Kuteybe b. Saîd, Ebû Mus'ab, İbrahim b. Abdullah, İs-mail b. Mûsâ, Süveyd b. Nasr, Muhammed b. Abdulmelik, Abdullah b. Muâviye., gibi bir çok ilim adamlarından Hadis dinlemiş, kendi-sinden de, bir çok ilim adamları rivayette bulunmuşlardır.
Tirmizi, Hadîs ezberlemekte örnek gösterilirdi.
Hâkim «Ebû Abdurrahman Abdullah b. Ömer b. Ahmed'ülmer-vezî'nin (Vefatı: 360 lardan sonra) (Buhârî ölünce, Horasanda ye-rine, ilimde, hifzda, vera' ve zühd'ü takvâda Ebû îsâ gibisini bırak-mamıştır! Tirmizî, hep ağlar dururmuş. Nihayet, gözleri görmez olmuş, yıllarca öyle yaşamış.) dediğini işittim.» demiştir.
Tirmizi, der ki «Mekke yolunda iken Şeyhimin rivâyet ettiği Hadislerden iki cüz yazmıştım.
Kendisile buluşunca, onu, sordu. Ben, o iki cüz'ün yanımda bu-lunduğunu sanıyordum.
Şeyhim, onları görmek istedi.
Şeyhimin emrini yerine getirmek istediğimde, bir de, ne göre-yim yanımda beyaz edilmiş tek cüz var!
Geri kalanını, bana ezberinden okumağa devam ederken, bakıp ta, elimde beyaz kâğıt yapraklarını görünce (Benden utanmıyormu-sun? Ben, sana işimi öğretmedim mi?) dedi.
(Onların hepsini ezberledim!) dedim.
(Oku bakayım?) dedi.
Kendisine okudum. Fakat, beni tasdık etmedi.
(Öyle ise, bana, onlardan başkasını rivayet et!) dedim.
Bana, kırk Hadîs rivayet etti. (Haydi, bunları, bana aynen tek-rarla bakayım?) dedi.
Kendisine, aynen tekrarladım, Tek harfde bile yanılmadım!>>> Tirmizî, Elcâmi' ile Kitabül'ilel'i tasnif etmiş, Elcâmi'i hakkında
«Ben, bu Kitabıma Fukaha'dan bir kısmının amel etmiş olduğu Ha-dîs'den başkasını almadım.
Bu Kitabı tasnif edince, Hicaz, Irak ve Horasan Ulemâsına arz ettim.
Kabul ettiler.
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
YanıtlaSilKimin evinde bu kitap (Yani Câmi') bulunursa, onun evinde sanki bir Peygamber konuşuyor gibi olurdur!» demiştir. Bazı Muhaddisler, Garib Hadislerinden kırkını okutup Tirmizi'-yi imtihan etmek istemişler, O da, ezberinden okuyuverince «Doğru-su, senin gibisini görmedik!» diyerek alkışlamışlardır. (341) Tirmizi'nin Câmi'i (Sünen) i, şu kitaplardan müteşekkildir:
1. Tahåret,
24. Eşribe,
2. Mevâkitüssalat,
25. Birr ve Sile,
3. Vitr,
26. Tibb,
4. Cumua,
27. Ferâiz,
5. Zekât,
28. Vasaya,
6. Savm,
29. Vela' ve Hibe,
7. Насс,
30. Kader,
8. Cenâiz,
31. Fiten
9. Nikah,
32. Rü'ya,
10. Rada',
33. Şehadât,
11. Talak ve Lian,
34. Zühd,
12. Büyû,
35. Sıfatülkıyâme,
13. Ahkâm,
36. Sıfatulcenne,
14. Diyât,
37. Sıfatu Cehennem,
15. Hudûd,
38. İyman,
16. Sayd,
39. İlm,
17. Edâhî,
40. İsti'zan ve Adâb,
18. Nüzûr ve Eyman,
41. Edeb,
19. Siyer,
42. Sevåbülkur'an,
20. Fedâilülcihad,
43. Kur'an,
21. Cihad,
44. Tefsirülkur'an,
22. Libas,
45. Daavât,
23. Et'ime,
46. Menâkıb. (342)
303) 16) Sünen Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuayb'ünnesai (215-
Nesaî, Horasan, Irak, Hicaz, Mısır, Şam ve Cezîre'de Kuteybe b. Saîd, İshak b. Râhûye, Hişam b. Ammar, Îså b. Zağbe, Muhammed b. Nadr, Ebû Küreyb, Süveyd b. Nasr vesâir ilim adamlarının ders-lerini dinleyerek yetişmiş, mârifet, itkan ve ulüvvü isnadda tek ol-
muştur. Mısırda yerleşen Nesaî'den, Ebû Bişr, Ebû Ali Hüseyn b. Muham-
(341) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s, 633-635
(342) Tirmizi Sünen c. 1-5
FF
YanıtlaSilHH
hadise-i uhra
hadise-i uhra حادثة أخرى : diğer olay başka olay
hadise-i umumiye حادثة عموميه : umumi hadise, dünyayı ve herkesi ilgilendiren olay
hadise-i vahid حادثة واحد : bir tek olay
hadise-yi ruhaniye حادثة روحانيه : )bak hadise-i ruhaniye)
hadravat خضروات : yeşillikler, yeşiller
hads 1 : حدس.)uzun düşünme yoluna gerek kalmadan) doğrudan ve aniden bir gerçeği kavrama 2.anî ve doğrudan gerçeği kavrama yolu ile elde edilen bilgi
hads-i imani حدس ایمانی : iman sayesinde gerçe-ği apaçık, kesin, doğrudan ve bir anda kavra-ma ve bilme
hads-i kalbi حدس قلبی : kalb yolu ile gerçeği apa-çık, kesin ve doğrudan kavrama ve bilme
hads-i kati حدس قطعی : kesin hads: gerçeği apa-çık, doğrudan ve bir anda kesin şekilde kav-rama ve bilme
hads-i külli حدس کلی : külli hads, kuşatıcı hads; bir çok gerçeği birden apaçık, kesin ve doğru-dan kavrama ve bilme
hads-i mukni حدس مقنع : ikna edici hads, sağ-lam kanaat verici apaçık kavrayış ve bilme
hads-i sadık حدس صادق : gerçeği hatasız birden, apaçık ve doğru olarak kavrama ve bilme
hads-i suhudi حدس شهودی : gerçeği doğrudan görerek birden kavrama ve bilme
hads-i yakin حدس يقين : gerçeği doğrudan ve birden apaçık ve kesin olarak kavrama ve bil-me
hadsen حدثا : hads yolu ile, birden ve doğru-dan gerçeği apaçık kavrama yolu ile
hadsi (ye( حدسيه : hadse ait, hads ile ilgili, ha-dsteki (bak. hads)
hadsiyat حديات : hads yolu ile yani, birden ve doğrudan gerçeği kavrama yolu ile) elde edilen bilgiler
hadsiz حدسز : sınırsız; sayısız
hadsizlik حدسزلك : sınırsızlık; sayısızlık, sayı-lamaycak derecede çokluk
hafa خفاء : gizlilik
hafaca خفاءجه : gizlilik bakımından
hafaza حفظه : muhafızlar, koruyucular, koru-
yucu melekler
Hafız Ali )1898-1944( حافظ على: hlas Kahra-manı Barla sıddıklarından Hafız Ali (Ergün), 1898 yılında İslâmköy'de dünyaya geldi.
yal insanlara Kur'an
YanıtlaSiltılması eklendi. yetlerine bir de Risalelerin yazılması ve dağı Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra ise, meşguli
Hafiz Ali, hayatını vakfettiği Risale-i Nur'u el yazısıyla yazarak çoğaltan ve bu konuda gayret gösteren kahramanlardan biridir. Be-diüzzaman, Eskişehir hapsinden çıkıp Kas-tamonu'ya sürgün edildikten sonra Islâmköy ve çevresi Nur Talebelerinden bir heyet tes-kil etmiş ve durmadan çalışmıştır. Bediüz yerlerden birisi olan İslâmköy'ünü "Nur fab-zaman, Nurların en cok yazılıp çoğaltıldığı rikası" olarak vasıflandırmış, Hafız Ali'nin de ihlas ve hizmetlerinden dolayı o fabrikanın sahibi olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman Kastamonu'ya sürgün edildik-ten sonra yazdığı risâle, mektup vs. ne varsa adres olarak Bedreli Santral Sabri'ye teslim edilmek üzere Eğirdir'deki Çilingir Ali Efendi adresine gönderilirdi. Sabri Efendi de onları alır, o gece yazar, ertesi gün İslâmköylü Hafız Ali'ye ulaştırırdı. Buradan da diğer yerlerdeki Nur Talebelerine dağıtımı yapılırdı. Santral Sabri bazen geç kaldığında, Hafız Ali Efendi evinin damına çıkıp yüzünü Bedre'ye çevirir ve şöyle seslenirdi: "Keçeli! Keçeli! İndal-lah(Allah katında) mes'ulsün!"
Üstad Bediüzzaman'ın, Hafız Ali'nin ihlâsını örnek olarak gösterdiği mektubları çoktur.
1943 yılında Denizli hapsine götürülen Hafız Ali'nin yolda uğradığı hakareti merhum Refet Bey (Barutçu) şöyle anlatmaktadır:
"Bizi karanlık bir hayvan vagonuna doldur-
dular. Kalabalıktan oturacak yer yoktu. Ba-şımızda iri yarı insafsız bir başçavuş bulu-nuyordu. Eline aldığı büyük bir dengi Hafız Ali'nin üzerine fırlattı. Hafız Ali az kalsın ezi-liyordu. İşte Denizli hapsine Hafız Ali böyle gitmişti. Ve oradan şehid olarak çıktı."
Her nefesi Allah yolunda harcanmış bir ömür
17 Mart 1944 tarihinde Denizli hapsinde şe-hitlikle tamamlandı. Vefatıyla Bediüzzaman'ı en çok ağlatan isimlerden biri, belki de birin-cisiydi Hafız Ali. Said Nursî'nin "benim be-delime şehid oldu" dediği Hafız Ali'nin vefatı şöyledir:
1943 yılında Bediüzzaman'ın bulunduğu
944) bir
YanıtlaSilda
Hafiz Halid (Tekin) (1891-1946)
309 Denizli hapsine sevk edilenler arasında Ha-düşmanları tarafından zehirlendiği sırada fie Ali de vardır. Bediuzzaman hapiste gizli Hafiz Ali de aniden rahatsızlanıp hastaneye kaldırılır ve orada vefat eder. Bunun üzerine Said Nursi "Hafiz Ali benim bedelime berzah Alemine seyahat eyledi demiştir.
Risale-i Nur'da birçok yerde ismi geçen Hafiz Ali'nin Barla, Kastamonu ve Emirdağ Lähika-lamda pek çok mektubu bulunmaktadır Hafiz Ali'nin yarım kalan hizmetini diğer Nur Talebeleri yanında refikası Ümmühan Hanim devam ettirmiştir.
Merhum Hafız Ali'nin Denizli kabristanında bulunan mezar taşında sunlar yazıyor:
Iman ve Kur'an hizmetinde manevi müca-hedesinde Medrese-i Yusufiye'de şehid olan merhum, kahraman şehid, Ömer oğlu Hafız Ali. Isparta Islámköy. Tevelludu: 1313 (1898). Ölümü: 1944"
Hafız Halid (Tekin( )1891-1946( حافظ خالد : Bar lah. Öğretmen ve imam. Risale-i Nur'un telif edildiği yıllarda Bediüzzaman'ın müsvedde kätipliğini yaptı. Bediüzzaman ondan "ahi-ret kardeşim şeklinde söz eder. On Yedinci Mektup olan Çocuk Taziyenamesi, Hafız Ha-lid'in sekiz yaşındaki oğlu Enver'in ölümü üzerine telif edilmiştir. Barla Lähikasında da Hafız Halid'in Risale-i Nur'u ve Müellifini an-latan bir mektubu yer almaktadır.
hafiz حافظ : koruyan, saklayan, muhafaza eden 2. Kur'an'ı ezbere bilen ve doğru okuyan
Hafızı hakiki حافظ حقیقی : gerçek koruyucu, her şeyi tam olarak koruyan (Allah c.c.)
hafiz Kur'an حافظ قران : Kur'an hafızı, Kur'an'ı doğru olarak ezberlemiş ve kurallarına uygun okuyabilen
Hafız-ı Şirazi حافظ شیرازی : Şirazlı hafız, diğer
adı ile Sa'd-ı Şirazî (hi. 587-691) İran'ın Şiraz şehride doğduğu için Şirazî lâkabı ile anılır. anlatıldığına göre 30 yıl ilimle, 30 yıl çıktığı gezilerle, 30 yıl inzivada ibadetle geçirmiştir. En ünlü eseri, iman ve ahlâk konularını işle-yen Bostan ve Gülistan'dır
hafiza 1: حافظه.akılda tutma ve hatırlama ye-teneği (bellek) 1.muhafaza eden, unutulmak veya yok olmaktan koruyan
hafiza-i Kübra حافظه کبری : her şeyin (Allah'ın c.c. emriyle) kaydedildiği, sakalandığı yer, (månevi kayıt defteri, levh-i mahfuz)
5)
YanıtlaSil309
hahiş
hafızlık حافظلق : Kur'an'ı doğru şekilde ezberle-miş hale gelme
hafi حتى : gizli
hafid 1 : حفيد erkek torun 2.oğul
hafiye : gizli polis 2.gizli haber almakla görevli kimse 3.casus, ajan
hafiyelik حقيه لك : hafiye görevi (bak. hafiye(
Hafiz herseyi tam muhafaza eden, her şeyi yok olmaktan koruyan (Allah c.c.).
Hafizi Alim حفیظ عليم : her şeyi tam bilen ve her şeyi tam olarak koruyan (Allah c.c.)
Hafiz-i Hakim حفیظ حکیم : herseyi hikmetle (yani gayeli, faydalı, ölçülü, uygun ve yerinde) yapan ve her şeyi tam olarak koruyan (Allah c.c.)
H
Hafiz-i Mutlak حفیظ مطلق : her şeyi tam olarak koruyan (Allah c.c.)
Hafizi Rahim حفیظ رحيم : )sevdiği iyi kullarına karşı) çok merhametli olan ve her şeyi tam olarak koruyan (Allah c.c.)
Hafizi Rakib حفیظ رقيب : her şeyi gözetimi al-tında bulunduran ve her şeyi tam olarak ko-ruyan (Allah c.c.)
Hafiz-i Zülcelal حفيظ ذو الجلال : sonsuz büyüklük sahibi olan ve her şeyi tam olarak koruyan (Allah c.c.)
Hafiz-i Zülcelâli vel ikram حفيظ ذو الجلال والإكرام sonsuz büyüklük ve bağış sahibi olup her şeyi tam olarak koruyan. (Allah c.c.)
Hafiziyet حفیظی : muhafaza edicilik, koru-
yuculuk, yok olma ve unutulmaya meydan vermeme işi 2.Allah'ın (c.c.) her şeyi koru-ması, Allah'ın (c.c.) sonsuz olan koruyuculuk sıfatı
Hafiziyet-i Rabbaniye حفیظیت ربانيه : her şeyin sahibi ve terbiyecisinin (Allah'ın c.c.) sınırsız koruyulucuğu
hafiziyet-i tamme حفیظیت نامه : tam koruyucu-luk, her şeyi her bakımdan tam olarak koru-ma
hafriyat حفريات : kazı, yeri kazma, eşme
hah خواه : kelime sonuna eklenince "isteyen" mânasını verir (bed-hah: kötülük isteyen gibi)
hah nahah خواه ناخواه : ister istemez
hahem خواهم : isterim (meded-hâhem: yardım diliyorum)
hahiş خواهش : istek, dilek
(uise) ǝipsunyy-apeSTH
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
- 1932 - İlk Türkçe Kur'ân, Yerebatan Camiinde okundu.
1952- Bediüzzaman Said Nursî, İstanbul'da Gençlik Rehberi Mahkemesinin
1. celsesinde hazır bulundu.
22
CUMARTESİ
SATURDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 224
BİR HADİS
İyiliklerin seni sevindirir, kötülüklerin üzerse, sen olgun mü'minsin.
Eğer Allah'ı buldunsa, bütün eşya senindir gör.
Sözler
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1198 - Müslüman filozof ve hekim İbn Rüşd'ün vefatı.
1877 - Plevne'nin düşmesi.
1948 - Türkiye, UNESCO üyesi oldu.
1948 - İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi, Türkiye tarafından da imzalandı.
Dünya İnsan Hakları Günü
10
SALI
TUESDAY
ARALIK
DECEMBER
C
BİR AYET
Allah pek büyük lütuf ve ihsan sahibidir.
Bakara Suresi: 105
BİR HADİS
Çocuklarınızı şu üç haslet
üzere terbiye ediniz: Peygamberinizin sevgisi, onun Ehl-i Beytinin sevgisi ve Kur'ân okumak.
Deylemî
Eğer terbiye-i İslâmiye ile gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâkî kalacak.
HİCRI: 9 C.AHİR 1446 - RUMI: 27 T. SANİ 1440
Sözler
KASIM: 33 - GÜN: 345 KALAN: 21 - GÜN. KIS.: 1 DK
İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
اية
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1868-İlk ışıklı trafik lambaları Londra'da kullanılmaya başlandı.
ARALIK
1917 - Kudüs, Osmanlı Devleti'nin elinden çıktı.
1991 - Bediüzzaman'ı
08 PAZARTESİ
gören hanım Nur Talebelerinden, Ali İhsan Tola'nın eşi Hatice Saadet Tola vefat etti.
18 1447
C.AHİR
RUMI: 25 T.SANİ 1441
KASIM: 31
Senin işin, O'nun sofra-i ihsânından yiyip içmekle, şükretmektir. Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Çünkü, şükür nîmette in'amı görmek demektir.
Mesnevî-i Nûriye
Imsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Günes
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
BİR AYET
Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Bakara Suresi: 85
BİR HADİS Yemeğini, Allah rızası için sevdiğin kimselere yedir.
İbni Ebi'd-Dünya
398
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT ŞERHI
haber verdiği gibi: Arab'dır, Mekke'lidir, Kureyş'e mensuptur ve Ha-simoğullarındandır. İsm-i şerifi de Muhammed'dir. Halen, Mekke hal Bu, benim gördüğüm rüyanın sahibidir. Amcam Veraka'nın kı arasında doğru sözlü, Emin, diyaneti ile meşhurdur. Onu anlattık-ları zaman:
Muhammed Emin.
Derler. Bu Muhammed benim rüyada gördüğüm ahir zaman pey-gamberi Muhammed'den başkası değildir.
Bundan sonra, düşüncesinden ayıldı ve şöyle dedi:
Ev Kureyş'in hanımefendisi, Muhammed'in vasıflarını duy-duğunu da bilirim. Hele onu bir göreyim. Kervanı korumaya gücü ye-dum. Doğruluğunu ve emin olduğunu, tam bir diyanet sahibi bulun-ter mi, yetmez mi?. Çünkü, kervanı korumak zor bir iştir. Kendileri gelsin, göreyim.
Resulüllah S.A. efendimizi görmek istemesi şu sebebe dayanıyor-du: Resulüllah S.A. efendimizi görecek: Tevrat, Incil. Zebur'da anla-tılan vasıflara uyup uymadığına bakacaktı.
Atike gittikten sonra, Hazret-i Hatice kalkıp güzelce yıkandı. Evi-ni süsledi. Resulüllah S.A. efendimizin gelmesini beklemeye başladı. Araya ince bir perde çekti. Hizmetçilerine ve kapıcılarına da şu yollu bir tenbihte bulundu: Muhammed S.A. geldiği zaman, kendisine ta-zim ü tekrim edip izzet makamında oturtalar.
Kendi eline de Tevrat'ı alıp mütalaaya başladı.
Resulüllah S.A. efendimiz Åtike ile geldiği zaman, her birini uy-gun bir makama oturttular; izzet ikramda bulundular.
Hazret-i Hatice ise, Tevrat-ı şerife bakıp Resulüllah S.A. efen-dimizin cemalini, onda yazılı olanlarla karşılaştırdı.
Ve.. Resulüllah S.A. efendimizin cemalini, Tevrat'ta yazılı olan-lara uygun buldu. Ondaki âyetlerde yazılı nişanları Resulüllah S.A. efendimizde gördü. Kendi kendine:
Rüyada gördüğüm ve amcam Veraka'nın tabir ettiği peygam-ber bu olacaktır.
Hakikat olarak bunu bildi. Kalbindeki heyecanı coştu; derhal ona nikâhla varmak istedi; düşündü, sonradan vazgeçti. Çünkü, çok akıllı idi; işin sonunu düşünürdü. Şöyle dedi:
Şimdi birden nikâhla ona varsam, insanlar çeşitli mana verir-ler. Şimdilik Şam'a göndereyim. Oradan gelinceye kadar aşk heyeca-nına tahammül ederim. Bu yoldan aramızda bir münasebet hâsıl olur. Sonra ona nikâhla varırım.
En uygun olarak, bu görüşünü buldu; bunda karar kıldı. Sonra Atike'ye şöyle dedi:
-Gönderdiğim ücretli kervancılara yirmi beşer altın veriyorum. Muhammed'e S.A. ise, soylu soplu, şerefli, doğru ve emin olduğu için; vet teşrif buyurup gitmek isterse, elli altın vereyim.
KARA DAVUD
YanıtlaSil399 Atike, Hazret-i Hatice'nin bu davranışına memnun oldu. Ebu Ta-lib'e gelip haberini verdi: o da mesrur oldu.
Her ikisi de. Resulüllah S.A. efendimize durumu anlatıp şöyle de-
diler:
Ya Muhammed, Hatice'ye git; isi ne ise, ona göre hareket et.
Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz. Hatice'nin evine geldi. Hazret-i Hatice, Resulüllah S.A. efendimizin geldiğini işitince, tam nanası ile mesrur oldu.
MEYSERE.
sere'ye su emri verdi: Bundan sonra, kervanbaşı ettiği, bütün malını teslim ettiği Mey-
Ey Meysere, sakın Muhammed'i ücretle tutulmuş biri kabul edip hizmetinde kullanmayasın. Sureta, kervanbaşı her nekadar sen isen de, onu kendine bas say. Ona hizmet makamına gir, tam mana-si ile taziminde ve ikramında bulun. Bütün emrini kabul et. Ona itaat edip boyun eğ. Ona karşı bir kusur etmeyesin.
Bunu söyledikten sonra, tekid tekid üstüne tenbihte bulundu. Sonra şöyle dedi:
Ancak, evimden şehrin dışına çıkıncaya kadar, ücretle tutul-muş biri gibi çıksın. Şehrin dışına çıkar çıkmaz, bu güzel elbiseleri
Muhammed'i bu deveye bindir. Onun emri olmadan bir iş yap-
mayasın. Gücün yettiği kadar onu, kötülüklerden koruyasın. Hiç bir
glydir. Daha sonra, yüksek bir deveyi sultanlara yakışır bir şekilde do-nattı. Meysere'ye ise, şöyle dedi:
yerde eğ eğlenmeyip, iş biter bitmez gelesin. Çünkü bu, Kureyş'in en şe-reflisidir. Onların yanında mahcup düşmeyelim. Eğer istediğim gibi yaparsan, seni azad ederim. Umduğundan fazla sana mal verip çırak çıkarırım.
Bundan sonra, ticaret kervanı ile, Şam'a doğru saadetle teveccüh ettiler.
RESULÜLLAH'IN S.A. ŞAM'A GİDİŞİ
Kervan yola çıkacağı sırada, cümle halk oraya toplandı. Onların kimi seyir için gelmişti; kimi de Resulüllah S.A. efendimize veda için.
Resulüllah S.A. efendimizin akrabası, amcaları, Kureyş'in ve Ha-şimoğullarının ileri gelenleri hep orada idiler. Åtike ve Ebu Talib, Re-sulüllah S.A. efendimizi uşak elbisesi ile görünce, dayanamayıp ağla-dılar. Ebu Talib bayıldı. Ayıldığı zaman, Resulüllah S.A. efendimizi bağrına bastı.
Resulüllah S.A. efendimizin o cihanı gören gözleri ki:
Göz, gördüğünden kaymadı.» (53/17)
Ayet-i kerimesi ile övülmüştür. İşte onun o mübarek gözlerinden, gülden nazik yanaklarına, inci tanesi gibi yaşlar düştü ve şöyle dedi
324
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
med, Hamzatülkinânî, Hasan b. Hıdr'üssüyûtî, Ebû Bekr b. Sünni, Ebülkasımmüttaberâni, Muhammed b. Muaviye b. Ahmer'ül'endeltü sî, Hasan b. Rüşayk, Muhammed b. Abdullah ve daha başkaları riva-yette bulunmuşlardır.
Nesal, Mısır bilginlerinin en bilgilisi, Hadis ve Ravilerini en iyi bileni idi.
Horasan Hadis Hafızlarından Ebû Allyyünneysâbûrî «Ebû Ab-durrahman'ünnesaî, Hadîs'de İmam idi.
Dâre Kutnî de «Ebû Abdurrahman, bu ilimde bütün muâsırları-nın önünde gelir!» demiştir.
Nesaî'nin Râvileri Tâdil şartı, Buhârî ve Müslim'den daha ağırdı.
Nesaf, önce (Sünen)i, sonra da, ondan, Ebû Zür'atülmakdisî ta-rikile gelen Hadisleri seçerek (Mücteba) yi tasnif etmiştir.
Nesaî'nin arkadaşlarından Muhammed b. Mûså der ki «Ebû Ab-durrahman'ın (Kitabülhasâis) ini Ali Radiyallahü anh'e tahsis edip Şeyheyn'in (Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in) faziletlerini yazmayı ge-ri bırakmasını bazılarının iyi karşılamadıklarını kendisine anlattım.
(Dimeşk'a gelip girdiğimde, pek çokları, Ali'den ayrılmış bulu-nuyorlardı.
Allah'ın, onlara, doğruyu göstermesini umarak önce Kitabülha-sâis'i te'lif ettim.
Bundan sonra da, Fedâilüssahâbe'yi te'lif ettim.) dedi.
Kendisine (İyi amma, Fadâil-i Muâviye hakkındaki Hadîs'i ne diye tahric etmedin?) diye sorulduğunu işittim.
(Hangi şeyi? (Allâhım! Onun karnını doyurmal) Hadisini de mi tahric etmedim?) deyince, soru sahibi sustu.»
Nesai (Onun, Ali ile başbaşa üstün tutulması, kabul oluna bilir mi hiç?.) dedi.
Hâriciler, Dımaşk mescidinden dışarı çıkarılıncaya kadar onun Haya'sına teptiler durdular.
Nesai, uğradığı bu ibtilâdan sonra Remle'ye taşındı.
Orada «Beni, Mekke'ye kadar götürünüz!» dedi.
Mekke'de vefat etti ve Safâ ile Merve arasına gömüldü. (343)
Nesaî'nin Sünen'i şu kitaplardan müteşekkildir:
(343) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 698-701
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
YanıtlaSil1. Tahåret,
26. Nikah,
2. Mlyah,
27. Talak,
3. Hayz,
28. Hayl,
4. Gusl ve Teyemmüm,
29. Ahbas,
5. Salât,
30. Vasaya,
6. Mevåkıt,
31. Nuhl,
7. Ezan,
32. Hibe,
8. Mesacid,
325
33. Rukba,
9. Kıble,
34. Umra,
10. İmâmet,
35. Eyman, Nüzür ve Müzares
11. İftitahussalât,
36. Işretünnisa,
12. Tatbik,
37. Tahrimüddem,
13. Sehiv,
38. Kasmülfey',
14. Cumua,
39. Bey'at,
15. Taksirüssalati fissefer,
40. Akika,
16. Küsuf,
41. Fera ve Atire,
17. İstiska,
42. Sayd ve Zebaih,
18. Salâtülhavf,
43. Dahaya,
19. Salâtül'ideyn,
44. Büyû,
20. Kıyamülleyl ve tatavvuünnehår
45. Kasâme,
21. Cenâiz,
46. Kat'ussârık,
22. Sıyam,
47. İmân ve Şerâiuhû,
23. Zekât,
48. Zinet,
24. Menâsikülhacc,
49. Ådâbülkuzât,
25. Cihad,
50. İstiâze,
51. Eşribe. (344)
17) Sünen ülkazvînî (209-273) İbn-i Mâce Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd'-
İbn-i Mace; Muhammed b. Abdullah, İbrahîm b. Münzir, Abdul-lâh b. Muaviye, Hişam b. Ammar, Muhammed b. Remh, Davud b. Rüşeyd ve daha başkalarının derslerini dinleyerek yetişmiş, kendisin den de, Muhammed b. Îsa, Ebû Ömer, Ahmed b. Muhammed, Ebül-hasanulkattan, Süleyman b. Yezîd, Ahmed b. Revh ve daha başka-ları rivayette bulunmuşlardır.
İbn-i Mâce «Şu Sünen'i, Ebû Zür'a'ya arz ettim. İçine baktı. (Sanırım ki, bu, halkın eline düşecek, geçecek olursa, bu husus-taki Hadis Mecmuaları veya onların çoğu, elden bırakılır!) dedik-ten sonra (Kâşki, bunun içinde zaif isnadlı otuz Hadis de, bulunma-olsaydı, ne iyi olurdu!) dedi.» demiştir.
14) Nesaî Sünen c. 1-8
7394. Şaka (sakadan) aslıya çıktı.
YanıtlaSil7395. Şansızlık şan (ünsüzlük ün) besler.
7396. Şarap mi dedin, severim, gaz-katran sevmem.
7397 Şen ol!
7398. Şevkine sa(ğ)lık!
7399. Şeytan alsın başını!
7400. Şeytanın kıç baca(ğ)ı.
7401. Soparın (Çingene çocuğu) kum atacak vaktı geçti.
7402. Şükürlen tarla kazılmaz.
7403. Şüp(h)eli g.. dingilder.
7404. Tabak, sevdiği deriyi yerden yere (v)urur.
7405. Tahta yumuşamaz.
7406. Tamah (hiç) bir vakit doymeer (doymaz).
7407. Tamahlık adamı kaybeder (yok eder, öldürür).
7408. Tartışmada yumruk gereksizdir.
7409. Taş çatlasa!
7410. Taş, oldu(ğ)u yerde a(ğ)ırdır.
7411. Taş üstünde taş b(1)rakmama.
7412. Taşı sıksa, su çıkaracak.
7413. Taşıma suylan de(ğ)irmen dönmezmiş.
7414. Tatlı dil, can alır.
7415. Tatlı dil, yılanı delikten çıkarır.
7416. Tatlı muhabbete doyum olmaz.
7417. Tauşan (tavşan) bayırı aştıktan sonra, kınayı kıçına yaksın.
7418. Tauşana (tavşana) "kaç", tazıya da "tut" deme.
7419. Ta(v)uk atlayan yımırta (yumurta) yımırtlar (yumurtlar).
7420. Ta(v)uk öter belâya.
7421. Taylar yetişmese, atların pa(h)ası olmaz.
7422. Tekerlenen taş, yosun tutmaz.
7423. Tekkeyi bekleyen, çorbayı yer.
7424. Tekne kazıntısı (sonuncu).
7425. Tencere tekerlendi (yuvarlandı), kapa(ğ)ını buldu.
7426. Testi gitmeer (gitmiyor) çok sıra suya.
7427. Tez elden iş, tez oler (olur).
7428. Tezlik, işi bozer (bozar).
7429. Tilki, pazara çıkmaz.
240
YanıtlaSil7358. Sefa buluştuk (bulduk).
7359, Sefa geldiniz.
7360. Sekiz günlük ömrün dokuz günlük çalışması vardır.
7361. Seksen seksen, karı pastırmayı sersen.
7362. Seksende olmamış da doksanda mı olacak?
7363. Sel gider, kum kalır.
7364. Selâm verdik, borçlu çıktık.
7365. Sen giderken, ben gelirdim.
7366. Sen güzel, ben güzel, akşam oldu, ne yiyece(g)iz?
7367. Sende de var, bende de var, bir kuru dalda da var? (Bilmece: gölge.)
7368. Senden taa (daha) iyi olmasın.
7369. Seni gören, hacı olacak.
7370. Senin metinin (methin), âlemin kötüsü.
7371. Sevme, nice tozu gözünde.
7372. Sıçan tü(y)lenince, deli(g)e (deliğine) sığmaz.
7373. Sinek bir şey diildir (değildir), ama mide bulandırır.
7374. Sirkeyi, sarmsa(ğ)ı hesap edersen, çorbayı tatsız (y)irsin.
7375. Sivrisinekten ya(ğ) çıkmaz.
7376. Sokma akıl, akıl olmaz.
7377. Sokma akıl bir kimseyin (kimsenin) başına.
7378. Sokma burnunu, ne yanda kaynameer çölmen (kaynamıyor çömleğin).
7379. Sonundan gören, dininden döner.
7380. Sopanın iki ucu var.
7381. Sorma ihti(y)ara, sor çok görene.
7382. Sormak parasız.
7383. Sö(y)le, kim senin dostun da ben sö(y)leycem (söyleyeceğim), kimsin sen.
7384. Sö(y)lersin, fena olursun; sö(y)lemezsin, hasta olursun.
7385. Sö(y)leye sö(y)leye a(ğ)zımda tüü (tüy) bitti.
7386. Su gider, kum kaler (kalır).
7387. Su yerine şarap verer (verir).
7388. Sular (y)üksekten akar, alçaktan çıkar.
7389. Susak kafalı.
7390. Susan (ağlamayan) uşa(ğ)a (çocuğa) meme vermezler.
7391. Suser (susar), sanki su a(ğ)zına almış.
7392. Sümek, yapa(ğ)ının taranmışı.
7393. Süte maya koymadan yo(ğ)urt olmaz.
HAZRET-I ALI TAN HİKMETLİ SÖZLER
YanıtlaSilİKİ GÜNLÜK
Hayat iki günden ibarettir
Bir gün lehine (yani sana tebessüm hålinde), bir gün de aleyhine (yani hüzün içinde)dir.
>>Gün lehine olduğunda şımarma!
Aleyhine olduğunda da daralıp feryâd ü figān etme!
(Yani hayatın med ve cezirlerinde muvāzeneyi koru!)
Tûl-i emel sahibi olan kimsenin amelleri kötüleşir. (Neysabūri, II, 455)
KENDİNİ BEĞENME! НАҚҚА BEĞENDİR!
Allah katında insanların en iyisi ol,
Nefsin yanında insanların en kötüsü ol,
İnsanlar katında insanlardan biri ol! (Ibn-i Hacer, Münebbihât, s. 7)
Kim kendinden râzı olursa, ona kızan çok olur. (Neysabûri, II, 453)
Övünmek Ademoğlunun neyine ki?!.
➤Evveli nutfe,
Sonu ise cîfedir!
Kendi rızkını dahî yaratamadığı gibi, kendini helâkten de kurtaramaz.
Kişinin kendisini beğenmesi, aklının zayıf olduğuna delâlet eder.
87
ASRI SAADETTEN GÜNÜMÜZE HİDAYET RENA
YanıtlaSilDUÂYA MUHTAÇ OLMAYAN YOK!
Büyük musibetlere uğramış dert ehli kişi, sıhhatli insandan daha çok duâya muhtaç değildir.
Zira o da musîbete dûçâr olmaktan bir an bile emin değildir.
Yağmur duâsına çıktığınızda;
Allah'a hamd ediniz, O'nu lâyık olduğu üzere senâ ediniz!
Peygamber Efendimiz'e salât ü selam getiriniz!
Allah'tan mağfiret dileyiniz!
Çünkü yağmur duâsına çıkmak istiğfardır, Allah'tan mağfiret dilemektir. (Abdürrezzák, Musannef, III, 88)
Amelsiz duâ eden kişi, kirişsiz yayla ok atan kimseye benzer.
DÜNYAYI DA GÜZELLEŞTİREN TAKVA
Allah Teâlâ, dînini yaşayan kişinin dünyasını da güzelleştirir.
Nasip, kendisine gelmeyene de gider.
MOMINLER KARDEŞTİR
86
กองก
ZEHİRLİ DÜNYA
YanıtlaSil. Dünya arkasını dönmüş gidiyor.
. Ahiret ise yüzünü dönmüş geliyor.
Her birinin kendine has evlatları
(tâlipleri) vardır.
. Siz âhiretin evlâtları olun,
. Dünyanın evlatlarından olmayın!
Bugün amel işleme günüdür, hesap yoktur.
Yarın ise hesap vardır, amel işleme imkânı yoktur. (Buhári, Rikák, 4)
Dünyanın dokunuşu yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. (Rāzi, Mefätih, [Al-i Imrån, 185])
Ey dünya! Bana kastın mı var yoksa bana hasret misin?!. Heyhât! Heyhât! Benden başkasını aldat!
Seni dönüşü olmayan üç talâkla boşadım!
Zira senin;
Ömrün kısa,
Vaziyetin kötü,
Kıymetin azdır.
Ah! Azık az, sefer uzun ve yol ıssız! Ah! Ah! (Ibn-i Abdi'l-Berr, el-Istiäb, III, 1108)
Allah dostları o kişilerdir ki;
İnsanlar dünyanın zâhirî görünüşüne baktıkları zaman onlar, dünyanın işyüzünü görürler.
Dünya bir cîfedir, leştir.
➤Ondan bir şey isteyen, köpeklerle dalaşmaya dayanıklı olsun.
AK 85 AV
ASSAADETTEN GÜNÜMÜZE HİDAYET REN
YanıtlaSilSON NEFES TEFEKKÜRÜ
Nimetin tamamına erişmek, İslâm üzere ölmektir.
(Beydavi, Envărut-Tenzil, 1, 201, (el-Bakara, 150])
Kabir, amel-i sâlih sandığıdır.
Ölüm anında sana hakikatin haberi gelir, gerçeği anlarsın.
Ölümü unutmak, kalbin paslanmasındandır.
ÖLÇÜ O...
Amellerin en hayırlısı, Allah Teâlâ'nın senden kabul buyurduğudur.
Ayların en hayırlısı, içinde tam olarak Allah'a yöneldiğin ve tevbe-i nasûhta bulunduğun aydır.
Günlerin en hayırlısı, îmân ile dünyadan ayrılıp Allâh'a kavuştuğun gündür. (İbn-i Hacer, Münebbihât, s. 10)
HAYRI YOK
Huşûsuz kılınan namazda,
Dilin âfetlerinden ve boş şeylerden sakınmaksızın tutulan oruçta,
Kur'ân'ı tefekkürsüz okumakta,
Kalbe nakşolmayan ilimde,
İnfâk edilmeyen malda,
Zor günlerde gösterilmeyen kardeşlikte,
Şükredilmeyen nimette,
Gönülden edilmeyen ihlâssız duâda hayır yoktur.
84
"Es-sebebü ke'l-fail" [B düsturuyla, bütün "[Bir şeye sebep olan, onu yapan gibidir.] manlarda işlediği ba
YanıtlaSilRisalet-i Ahmediye (asm)
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
1556 - Tarihin en yüksek ölü sayısına sahip depremi, Çin'in Shaanxi eyaletinde meydana geldi: Yaklaşık 830.000 kişi öldü.
1948 - Bir hafta Emniyet Otelinden bekletilen Bediüzzaman, resmen tevkif edilerek Afyon hapsine konuldu.
23
PAZAR
SUNDAY
BİR AYET
Muhakkak ki Allah haddi
aşanları sevmez.
Bakara Suresi: 190
BİR HADİS
OCAK
Kendisine danışılan kişi emin olmalıdır.
JANUARY
Mevt (ölüm) ile cesed dağılır, ruh bâkî kalır.
İşaratü'l-ĺ'caz
HİCRÎ: 20 C.AHİR 1443 - RUMÎ: 10 K. SANİ 1437
KASIM: 77 - GÜN: 23 KALAN: 342 - GÜN UZA. 1 DK
90
YanıtlaSil2025 E BEDIUZZAMA AN TAKVIMI
TARİHTE BUGÜN
1946 - Demokrat Parti (DP) resmen kuruldu.
Mevlana Haftası (7-17 Aralık)
Dünya Sivil Havacılık Günü
ARALIK
07 PAZAR
17 1447
RUMI: 24 T.SANİ 1441 KASIM: 30
BİR AYET
Rabbiniz, yeryüzünü size döşek, gökyüzünü kubbe
yaptı.
Bakara Suresi: 22
BİR HADİS
İnsanlar içerisinde Allah'a en çok şükreden, insanlara en fazla teşekkür edendir.
Müsned, 5: 212
Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misâfır olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrdıldığın gibi bu şehirden de çıkacaksın.
Mesnevî-i Nuriye
80
YanıtlaSil2024 BEDIŰZZAMAN TAKVIMI
TARİHTE BUGÜN
1925 - Yerli kumaştan
elbise giyilmesi kanunu çıktı.
1959 - Bediüzzaman
Konya'ya ve Hz. Mevlana'nın türbesine ziyarette bulundu. Aynı gün Emirdağ'a döndü.
2017 - Bediüzzaman'ın
talebelerinden Ali Demirel vefat etti.
9
PAZARTESİ
MONDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Yoksa onlar Allah'ın dininden başka bir din
mi arıyorlar?
Âl-i İmran Suresi: 83
BİR HADİS
Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.
İbnü's-Süm'ânî
C
Ey nefsim ve ey arkadaşım! Aklınızı başınıza toplayınız. Sermaye-i ömür ve istidad-ı hayatınızı, hayvan gibi, belki hayvandan çok aşağı bir derecede şu hayat-ı fâniye ve lezzet-i maddiyeye sarf
etmeyin. Sözler
HİCRÍ: 8 C.AHİR 1446 - RUMI: 26 T. SANİ 1440
KASIM: 32-GÜN: 344 KALAN: 22 - GÜN. KIS.: 1 DK
hakaik-i cemile
YanıtlaSilH
310
hahiş-i vicdaniye
hahis-i vicdaniye خواهش وجدانيه : vicdandan ge
len istek, vicdani istek
hahisger خواهشگر : istekli, arzulu
hahiskar خواهشکار : istekli, arzulu
haib 10 : حالبmitsiz 2.kederli 3.mahrum,
yoksun
haif حالف : korkan, korkuya düşen
haifin خائفين : korkanlar, korkuya düşenler
hall )1( حائل : korkunç korkutucu, dehşetli
hail )2( حائل : engel perde, iki şeyi birbirinden
ayırıcı
hailsiz 1 : حالاثر.engelsiz 2 perdesiz
haile 1 : هاله.sonu acıklı olan olayları anlatma 2 trajedi, acıklı sahne oyunu
hain 1 : حائن.hainlik yapan, ihanet eden 2.mer-hametsiz, kötülükten ve zulümden zevk alan
hain-i bidin خالن بی دین : dinsiz hain, dinsiz za-
lim
hain-i din خائن دین : din haini, din aleyhinde
çalışan
hain-i millet خائن ملت : millet häini, millete ihanet eden, millet aleyhinde çalışan, millete zülmeden ve kötülük yapan
haince خالتجه : hain şekilde, hainlikle, kötülük ve zulüm yaparak
hainlik حاليلك : haince davranış, hâin olma hali
(bak. hain)
haiz (e( حائز : sahip olan, bulunduran, taşıyan
Hak (hakk) (1) : Allah (cc)
hak (hakk( )2( : 1 حق.dogru, gerçek 2.adalet 3.yapılan iş, görev veya hizmetin karşılığı 4.hisse, pay 5. İslamiyet 6. Kur'an 7. kıyamet
hakkel yakin حق اليقين : gerçeği yaşayarak elde edilen şüphe götürmez kesin bilgi
hakk-i acizi حق عاجزی : )ben) aciz hakkında,
(ben) fakir için
hakkı fakirane حق فقیرانه : )ben) fakir hakkın da, (ben) fåkir için
hakkı fazılane حق فاضلانه : )siz) fazilet sahibi hakkında, (siz) fazilet sahibi için
hakkı hayat حق حيات : yaşama hakkı
hakkı itiraz حق إعتراض : itiraz hakkı; kabul et-
meme ve karşı olma hakkı
hakkı hakkı kelam حق كلام : söz hakkı, konuşma
hakkı keşf حق كشف : keşif hakkı, buluş hakkı,
bulus sahibinin buluşu ile ilgili hakları
hakk-i marifet معرفت gerçek manasiyle ta-
nima
hakk-sabitişmez gerçek, değiş
mez doğruluk
hakk-i sarih açık olan hak, belli ve
bilinen hak
hakkı şükr (şükür gerçek månasıyla
şükür
hakki takaddim قدم :öncelikli hak, önce-likle sahip olunan hak
hakkı vücud حق وجود : var olma hakkı
hakk-ul mübin حق المبين : gerçekleri kullarına bildiren ve dilediğine doğru yolu gösteren Ce-
nab-ı Hak (Allah c.c.)
hak (hakk( حك : oymak, kazımak
hak حاك : toprak
hakder-i al-i aba خاكصر آل عبا : ali aba'nın ka-pısının (kapı eşiğinin) altındaki toprak (bak.
ål-i aba)
håk-i pay خاک پای : ayağın bastığı toprak
håk-i pay-i ekremileri خاک پای اکرمی لری : cok
saygıdeğer ve bağışlayıcı kişiliğinizin aya-ğının bastığı toprak (bir büyüğe karşı derin saygı ve alçakgönüllülük ifadesi olarak söyle-
nen söz( hakaik حقائق : hakikatler, gerçekler
hakalk-l acibe حقائق عجیبه : hayret verici gerçek-ler
hakaik-i ahval حقائق أحوال : hallerin hakikatleri, çeşitli durumların altındaki gerçekler
hakaik-i akald-I İslamiye حقائق عقائد إسلاميه : Isla mın temel inançlarındaki gerçekler
dünyanın gerçekleri
hakaik-i alem حقائق عالم : alemin hakikatleri,
hakaik-i aliye حقائق عاليه : yüksek gerçekeler
hakaik-i aliye-i ilâhiye حقائق عالية إلهيه : Allah'ı
(c.c.) tanıtıcı yüksek hakikatler
hakaik-i aliye-i imâniye حقائق عالية ايمانيه : iman-
la ilgili yüksek hakikatler (gerçekler)
hakaik-i aliye-i Kur'anive حقائق عالية قرآنيه
Kur'andaki yüksek hakikatler (gerçekler(
hakaik-i azime حقائق عظیمه : büyük hakikatler
(gerçekler(
hakaik-i cemile حقائق جميله : güzel hakikatler
(gerçekler(
hakaiki dakika
YanıtlaSil311
hakaik-i dakika حقائق دقیقه : ince ve derin haki katler (gerçekler)
hakaiki din ve dünya حقائق دین و دنیا : din ve dünya gerçekleri
hakalk-i din (lye( حقائق دينيه : dindeki hakikatler (gerçekler)
hakaiki diniye ve Kur'aniye حقائق دینیه و قرآنیه : din ve Kur'andaki gerçekeler
hakaik-i erkän-ı imaniye حقائق ارکان ایمانیه : te mel iman şartlarına ait hakikatler (gerçekler)
hakaik-i esasiye حقائق أساسيه : temel gerçekler
hakaik-i esasiye-i Kur'aniye حقائق أساسية قرآنيه : Kur'andaki temel gerçekler
hakalki esma حقائق أسماء : )Allah'a cc. ait) isimlerin ifade ettiği gerçekeler
hakaik-i esma ve sıfât ve şuun ve efal حقائق Allah'ac.c. ait) isim : اسماء و صفات و شتون و افعال ler, sıfatlar, şe'nler (işler) ve fiillerin (yapılan ların) gerçeklikleri
hakalk-i eşya حقائق أشياء : yaratılmış şeylerin temellerindeki gerçekler
hakaik-i gamiza حقائق غامضه : derin hakikatler (gerçekler)
hakaik-i gamıza-yı ilähiye حقائق غامضة إلهيه : Al-lah'a (c.c.) ait (Allah'ı c.c. tanıtıcı) derin ger-çekeler
hakalk-i gayblye حقائق غيبيه : insanın bilgi sınır-ları dışında kalan gerçekler
hakaik-i gayb ve şehadet حقائق غیب و شهادت : insanlarca görülemeyen ve görülen gerçekler
hakaik-i hafiye حقائق خفيه : gizli gerçekler
hakaik-i hakikiye حقائق حقیقی : bize veya zaman ve zemine bağlı olmayan (nisbi olmayan) te-mel ve ebedi gerçekler
hakalk-i hamse حقائق خمسه : bes hakikat (ger-çek)
hakalk-i hariciye حقائق خارجيه : diş dünya ger çekleri, kâinat gerçekleri
hakalk-l hayat حقائق حيات : hayat gerçekleri, ha-yatla ortaya çıkan gerçekler
hakaik-i hikmet حقائق حکمت : )Allah'a cc. ait) ilimdeki gerçekler
hakalk-iicaz حقائق اعجاز : mucizeli ifade tarzı ile dile getirilen gerçekler
hakaik-i İlahiye حقائق إلهيه : Allah (cc.) tanıtıcı gerçekler
hakaik-i İlâhiye ve imaniye حقائق إلهيه و ایمانیه :
hakaik-i mi'raciye
Allah'ı (c.c.) tanıtan gerçeklerle imana ait ger-çekler
hakaik-i ilmiye حقائق علميه : ilmi hakikatler, il-min ortaya koyduğu gerçekler
hakalk-i iman(lye( حقائق ایمابه : imanla ilgili gerçekler
hakalk-i imaniye-i Kur'aniye حقائق ايمانية قرآنيه : Kur'andaki iman hakikatleri (gerçekleri)
hakaik-i imaniye ve Kur'aniye حقائق ایمانیه و قرآنیه
iman ve Kur'andaki hakikatler (gerçekler)
hakaik-i İslamiye حقائق إسلاميه : Islamın temeli olan gerçekler
hakaik-i itikadiye حقائق إعتقادية : inançla ilgili hakikatler (gerçekler(
hakaik-i kainat حقائق كائنات : yaradılış gerçekle-ri yaradılışta var olan gerçekler
apaçık : حقائق قاطعة باهره hakalk-i katial bahire kesin gerçekler
hakalk-i kevniye حقائق كونيه : yaratılmış varlık-lar dünyasındaki gerçekler
hakalk-i kevniye ve ilahiye حقائق كونيه و إلهيه käinatla ilgili ve Allah'ı (c.c.) tanıtıcı gerçekler
hakaik-i kudsiye حقائق قدسیه : kutsal gerçekler
hakaik-i kudsiye-i ilahiye حقائق قدسية إلهيه : Al-
lah'ı (c.c.) tanıtıcı kutsal gerçekler
hakaik-i kudsiye-i imaniye حقائق قدسية ايمانيه imanla ilgili kutsal gerçekler
hakaik-i Kur'anive حقائق قرآنیه : Kur'andaki gerçekler
hakalk-i Kur'aniye ve imaniye حقائق قرآنیه و ایمانیه : Kur'an ve imandaki gerçekler
hakalki latife حقائق لطيفه : güzel hakikatler (gerçekler)
hakalk-i maani حقائق معانی : manaların ifade et-tiği hakikatler (gerçekler(
hakalk-i mahza حقائق محضه : saf hakikatler, yanlışlık karışmamış gerçekler
hakaik-i maneviye حقائق معنويه : manevi gerçek-ler, madde dünyasına ait olmayan gerçekler
hakalk-i meşrutiyet حقائق مشروطیت meşrutiyet
(bir manada cumhuriyet) idaresinin dayandı-
ğı gerçekler
hakaik-i mevcudat حقائق موجودات : varlıkların temel gerçekleri
hakalk-i mi'raciye حقائق معراجيه : Hz. Muham-med'in (a.s.m.) miraç mucizesiyle ilgili ger-cekler
H
YanıtlaSilhakaik-i muhkeme
312
häkidan
hakalk-i muhkeme حقائق محكمه : sağlam ve ke sin hakikatler. (gerçekler)
hakalk-i müberhene ve ilmiye حقائق مبرهنه و علميه : delillere dayanan, ispatlanmış olan ilmi (ilme ait) hakikatler. (gerçekler)
hakaik-i mücerrede حقائق مجرده : mücerred ha-kikatler, duyu organlarıyla algılanmayan ve akıl yolu ile bilinen gerçekler. (soyut gerçek ler)
hakaik-i mücerrede-i İlâhiye حقائق مجردة إلهيه : Allah (c.c.) ile ilgili mücerred hakikatler (bak. hakaik-i mücerrede)
hakaik-i müdhişe-i azime حقائق مدهشة عظيمه korkunç büyük hakikatler (gerçekler)
hakalk-i mümkinat حقائق ممکنات : yaratılmış veya yaratılacak varlıklarla ilgili gerçekler
hakaik-i müsbete حقائق مثبته : ispatlanmış ger çekler
hakaik-i mütearife حقائق متعارفه : herkece bili-nen ve isbata gerek olmayacak derecede apa-çık olan gerçekler
hakaik-i nåmütenahi حقائق نامتناهی : sonsuz ha-kikatler, sınırsız sayıda hakikatler (gerçekler)
hakalk-i neyyire-i diniye حقائق نيرة دينيه : dindeki parlak ve aydınlıklı gerçekler
hakalk-i nisbiye حقائق نسبيه : nisbi hakikatler; zaman, mekân ve şartlara veya dünyadaki varlıklar arasındaki münasebetlere bağlı olan hakikatler (gerçekler); karşılaştırmalar yapa rak bilinen gerçekler
hakalk-i nübüvvet حقائق نبوت : peygamberlik yolu ile bildirilen gerçekler
hakaik-i sabite حقائق ثابته : değişmez hakikatler (Allah'ın c.c. koyduğu kanunlar, prensipler)
hakaik-i sabite-i kâinat حقائق ثابتة كائنات : kaina tın değişmez gerçekleri (käinattaki ilahi ka-nunlar, temel gerçekler, prensipler)
hakalk-i seba حقائق سبعة : yedi hakikat (gercek)
hakaik-i semavat حقائق سماوات : )mec.) erişil-mesi çok güç yüksek hakikatler (gerçekler)
hakaik-i sevabiye حقائق ثوابيه : sevapla ilgili ha dislerde geçen) hakikatler, bilgiler
hakaik-i şeriat حقائق شریعت : seriatta (dinde) bildirilen gerçekler
hakaik-i tarihiye حقائق تاريخيه : tarihi gerçekler, tarihin bildirdiği gerçekler
hakaik-i tefsir(iye( حقائق تفسیر به : tefsir kitapla riyle açıklanan gerçeler
birliği hakkındaki hakikatler (gerçekler) hakaik-i tevhidiveحقائق توح Allah'ın (c.c.(
hakaik-i uhrevive حقائق اخر به : ahiretle Ouya-metten sonraki ebedi hayatla) ilgili gerçekler
hakaik-i ulviye حقائق عليه yüksek ve derin ger-çekler
hakaik-i uzma حقائق عظمی : büyük hakikatler (gerçekler)
hakaik-i zahiriye-i Kur'aniye حقائق ظاهرية قرآنيه Kur'an'da mânası açık olarak bildirilen haki. katler (gerçekler)
hakaik-i zevkiye حقائق ذوقيه : kalb ve ruh yolu ile yaşanılıp mânevi zevkine erişilerek anlaşılan hakikatler (gerçekler)
hakaik-aşina حقائق آشنا : gerçekleri bilen ve ta-nıyan
hakaik-nama حقائق نما : gerçekleri gösteren
hakan خاقان : )Türklerde) hükümdar, devlet başkanı, İlhan (imparator)
hakaret 1 : حقارت.küçüklük 2.aşağılama, kü-
çümseme, küçük görme
hakaret-i ahval حقارت أحوال : halve durumların
küçüklük ve önemsizliği
hakaret-i zahiriye حقارت ظاهریه : görünüşteki önemsizlik ve küçüklük
hakaretkarane حقارت کارانه : hakaret eder tarz da, aşağılayarak
Haka حق جه : Allah (cc.) tarafından
hakem )1( حكم : bir anlaşmazlığın çözümü için tarafların uygun bulup anlaştıkları kimse
Hakem )2( حكم : kâinattaki sonsuz hâkimiye-tini ve bütün işlerini hikmet ve adaletle yürü ten (Allah c.c.)
Hakem-i Hakîm-i Ezeli حكم حکیم ازلی : varlığ ezeli olup her şeyi hikmetle yapan ve hâkimi-yetini hikmet ve adaletle yürüten (Allah c.c.)
Hakem-i Zülcelal حكم ذو الجلال : sonsuz büyük-lük sahibi olup kâinattaki hâkimiyetini ve bü-tün işlerini hikmet ve adaletle yürüten
hakendis حق انديش : hak ve doğruluk konusun-ile hareket eden da titiz davranan, hak ve doğruluk düşünces
2.yine bu şekilde hakeza 1 : هكذا.bunun gibi, bu şekilde, böyle
hakguyan حق گویان : hak (gerçek ve doğruy
söyler şekilde
hakidan حاکيدان : )hakdan) dünya
hakikat
YanıtlaSil313
hakikat 1 : حقیقت gerçek, varlığı şüphesiz ve kesin olan 2 gerçeklik 3.doğru, konusuna uy gun olan düşünce veya bilgi, doğru bilgi ve doğru düşünce 4. asıl, esas, temel, öz, prensip, dayanak 5.vefa, bağlılık, sadakat: verilen söz ve bağlılığından dönmemek
hakikat - acibe حقیقت عجیبه : hayret verici ger-çek
hakikat-i adalet حقیقت عدالت : adaletin temeli ve özü; adaletin gerçek månası
hakikat-ı Ahmediye حقیقت احمديه : Hz. Mu hammed'in (a.s.m.) Peygamberliğinin aslı ve gerçek månası
hakikat-ı akrebiyet-i İlahiye حقیقت اقربيت إلهيه : Allah'ın (c.c.) herkese her şeyden daha yakın oluşunun aslı ve gerçek mânası
hakikat-i alem حقیقت عالم : kainatın aslı, teme li, özü
hakikat allye حقیقت عاليه : yüksek hakikat (gerçek)
hakikat-ı âliye-i nefs-ül emriye حقیقت عالية نفس الأمرية : işin özüne ait yüksek hakikat gerçek lik)
hakikat-ı amiriyet حقیقت آمریت : amirliğin (yani emir verme ve emrini yaptırabilme gücüne sahip olmanın) aslı ve gerçek månası
hakikat-ı âmme حقیقت عامه : genel hakikat, her zaman ve her yerde geçerli olan hakikat (doğ-ru düşünce, doğru bilgi)
hakikat-ı arşiye 1 : حقیقت عرشيه.Allah'ın (c.c.) yüce makamından gelen hakikat (gerçek) 2.(mec.) yüksek hakikat (gerçek)
hakikat-ı asliye حقیقت أصليه : esas gerçek, temel gerçek
hakikat-ı azam حقیقت اعظم : en büyük hakikat (gerçek)
hakikat-i azime حقیقت عظیمه : büyük hakikat (gerçek)
hakikat-ı azime-i hâkimane-i âmirane
عازمه حاکمانه آمرانه : her şeyi hâkimiyet ve emir altında bulundurma şeklindeki büyük haki-kat (gerçeklik)
hakikat- bahire حقیقت باهره : açık hakikat (ger-çek)
hakikat-bakiye حقیقت باقیه : kalıca hakikat, ebedi hekikat (gerçeklik)
hakikat - belägat حقیقت بلاغت : belagatın aslı ve temeli; konu, dinleyicilerin durumu ve ga-
hakikat-ı haşir ve kıyamet
yeye en uygun olacak tarzda söz söylemenin esası ve temeli
geniş kapsamlı prensip, esas ve temel gerçek hakikat-i camia حقیقت جامعه : kapsayıcı hakikat; lik
hakikat-ı cazibedar حقیقت جاذبه دار: her seyi kendine çekme ve bağlama gücüne sahip ger Allah'ın c.c. sonsuz güzelliği( çeklik (gerçek sevgilerin esas ve temeli olan
çeken ve bağlayan gerçeklik (Allah'ın c.c. son-hakikat- cazibe حقیقت جاذبه : her şeyi kendine suz güzelliğinden gelen månevi çekimin aslı, özü)
hakikat- cismaniye حقیقت جسمانیه : cisim olma özelliğinin aslı, temeli ve özü, cisim olma ger-çekliği
hakikat daime حقیقت دائمه : sonsuz, kalıcı (ebedi) olan gerçeklik
hakikat-ı din (diniye( حقیقت دینیه : dinin asli temeli, özü
hakikat-ı din ve dünya ve insan ve iman حقیقت دین و دنیا و إنسان و ایمان din, dünya, insan ve ima-nın aslı, temeli ve özü
hakikatı dünya حقیقت دنیا : dünyanın aslı, özü, temeli gerçek mana ve mahiyeti
hakikat - ekber حقیقت أكبر : en büyük gerçeklik
hakikat-ı ekberi hasriye حقیقت أكبر حشریه : en büyük haşir gerçeği, kıyametten sonra yeni-den diriliş şeklindeki en büyük gerçeklik
hakikat-ı emr حقیقت امر : emir hakikatı, emret-menin aslı ve esası, gerçek månada yaptırıcı ve yaratıcı emir
hakikat fitriye حقیقت فطریه : fitri hakikat, ya-ratılıştaki temel gerçeklik, yaradılıştaki esas ve temel özellik
hakikat-1 furkaniye حقیقت فرقانیه : doğru ile yan-lışı ayıran Kur'an'daki hakikat, Kur'an'daki esas ve temel gerçeklik
hakikat-1 gurub حقیقت غروب : güneşin batışının gerçek mânası
hakikat-ı hadisiye حقیقت حادیثه : hadiste bildi-rilen hakikat (gerçeklik)
hakikat-hal حقیقت حال: gerçek durum
hakikat-ı hariciye حقیقت خارجی : harici hakikat, yaratılmış varlıklar dünyasına ait gerçeklik (objektif gerçeklik) (bak. vücud-u harici)
hakikat-ı haşir ve kıyamet حقیقت حشر و قیامت haşir ve kıyamet hakikatı, dünyanın sonu ge-
H
YanıtlaSilhakikat-ı haşriye
314
lip yıkılması ve öbür dünyanın kurulması ve ve herkesin yaptıklarından rablerine hesap vermek üzere toplanmasının gerçek oluşu
hakikat-ı haşriye حقیقت حشريه : hasrin gerçek leştiği, kıyametten sonra herkesin yaptıkla rından Rablerine hesap vermek üzere toplan masının gerçek oluşu
hakikat-ı hayat حقیقت حیات : hayat hakikati, hayatın temel gerçekliği ve esas månası
hakikat - hurma حقیقت خرما : hurma ağacının esası ve özü olan hurma meyvesi
hakikat-ı içtimaiye حقيقت إجتماعيه : toplumda kabul edilmiş hakikat (gerçek)
hakikat-i ihlas حقيقت إخلاص : ihlas hakikatı, ih låsın aslı ve esası, hakiki ihlás
hakikat ilmiye حقیقت علميه : ilmi hakikat, ilimde kabul edilmiş gerçek
حقیقت ایمان و إسلام hakikat-i iman ve islam iman ve İslamın temel hakikatı
hakikat-ı iman (imaniye( حقيقت إيمانيه : iman hakikatı, imanın aslı ve esası, imanın esası olan hakikat (gerçeklik)
hakikat-ı imaniye ve Kur'aniye حقیقت ایمانیه و قرآنیه : iman ve Kur'an hakikatı, imanın ve Kur'an'ın aslı ve esası olan hakikat (gerçeklik)
hakikat-ı insaniye حقيقت إنسانيه : insanın temel gerçeği, insanın månevî özü, gerçek insanlık
hakikat-ı İslâm (İslâmiye, İslâmiyet( حقیقت Islamiyetin temeli ve Özü : إسلام إسلاميه، إسلاميت (imanın şartları ve ibadetin esası olan İslâ-mın şartları)
hakikat-ı istikbal حقيقت إستقبال : geleçekte orta-ya çıkaçak gerçek
hakikat-ı ittihad حقيقت إتحاد : birlik ve dayanış ma prensibi (esası)
hakikat-ı kâinat حقیقت کائنات : kainatın esası ve
özü, kainatın yaradılışına esas olan Allah'ın (c.c.) isimleri ve sıfatları
hakikat-ı kat'iye حقیقت قطعه : kesin hakikat (gerçek)
hakikat-ı katia حقیقت قاطعه : kesin hakikat, yan lışlığı kökten kesen hakikat (gerçek)
hakikat-ı katıa-i satia حقیقت قاطعه ساطعه : parlak ve kesin hakikat, yanlışlığı kökten kesen par-lak hakikat (gerçek)
hakikat-ı kemålat حقیقت کمالات : mükemmel liklerin aslı ve dayanağı
hakikat-ı mevt (mevtive)
hakikat-r kerimane حقیقت کریمانه : cömertçe iyi-ve rızıklandırma
kiblesinin hakikatı, imanı kazanmak için võ. nelinen gerçek kaynak
hakikat-ı kudsiye حقیقت قدسیه : kutsal gerçek
hakikat-ı kudsiye-i Kur'anive حقیقت قدسية قرآنيه Kur'an'ın bildirdği kutsal hakikat (gerçek)
hakikat-ı kudsiye ve imaniye ve huzûriye kudsi imani ve : حقیقت قدسیه و ایمانیه و حضوریه huzuri hakikat; kutsal olan, imanla ve huzur-la (her an Allah'ın (c.c.) huzurunda bulunma düşüncesiyle) ilgili olan gerçeklik
hakikat-ı Kur'an (Kur'aniye( حقیقت قرآنیه Kur'an'ın bildirdiği hakikat (gerçekler(
hakikat-ı Kur'aniye ve imaniye حقیقت قرآنیه و إيمانيه : Kur'an ve iman hakikatı (gerçekliği(
hakikat-ı Kübra حقیقت کبری: en büyük hakikat (gerçek)
hakikat-ı küfriye حقیقت کفریه : inkarcılığın esası ve temeli
hakikat-ı külli (ye( حقیقت کلیه : belli bir zaman ve yere bağlı olmayan geniş ve genel hakikat (gerçeklik)
hakikat-ı külliye-i daime حقیقت کلیه دائمه : belli bir zaman ve yere bağlı olmayan genel, geniş ve devamlı hakikat (gerçeklik)
hakikat-ı Leyle-i Kadir Kadr(( حقیقت لیله قدر : Kadir Gecesinin (bin aydan hayırlı olma) ha-kikati
hakikat-ı maddiye حقیقت مادیه : maddi hakikat, madde dünyasına ait gerçeklik
hakikat-ı mahbube حقیقت محبوبه : sevilen (çok istenen, çok ihtiyaç duyulan) gerçeklik
yalnız ve sadece gerçek hakikat-ı mahz(a( حقیقت محض : tam hakikat,
hakikat-ı meçhule حقیقت مجهوله : mechul haki-
kat, bilinmeyen gerçek
hakikat-ı meslek حقیقت مسلك : izlenen yolun
gerçek yüzü, benimsenen görüş ve anlayışın iç yüzü, aslı ve temeli
مشروعه :dine uygun olan meşrutiyet idaresi-hakikat-ı meşrutiyet-i meşrua حقیقت مشروطیت nin dayandığı gerçek(ler), temel kurallar
hakikatı mevcudat حقیقت موجودات : varlıkların temeli ve özü
mün gerçekliği, ölümün gerçek oluşu 2.ölü-hakikat-ı mevt (mevtive( 1 : حقیقت موتیه.ölu mün gerçek yüzü ve mânası
vtive) yo
YanıtlaSilNakat Mirac
315
kat Mirac حقت معراج Miracın aslı ve uzi gerçek manası (bak. Mirac) 2 Mira gerçekliği Morac mucizesinin gerçekten ydana gelmiş olması
milliyet حقیقت ملیت millet olarak sa polunan temel özellik ve gerçeklik
Alkate muazzama حقیقت معظمه : buyuk kat (gerçek)
hakikat muazzama ve muhita حقیقت معظمه و محف: büyuk ve kuşatıcı (geniş) gerçeklik
hakikati muazzama-i Kur'aniye حقیقت معظمة تراب : Kuran'daki büyük gerçek
hakikat-ı muazzamai mevtlye حقیقت معظمة مرتي : büyük ölüm gerçeği
hakikat-ı Muhammediye حقیقت محمدیه : Hz. Muhammed'in (as.m.), insan ve Peygamber olarak, kâinat çapında temsil ettiği flähi ger-
çeklik
hakikat muhita حقیقت محیطه : kapsamı son derece geniş olan gerçeklik
hakikat makarrere حقیقت مقرره : kesinligi ka bul edilmiş gerçeklik
hakikat-ı mutlaka حقیقت مطلقه : sonsuz ve sınır sız gerçeklik
hakikat-ı mühimme حقیقت مهمه : önemli haki kat (gerçeklik)
hakikat-ı mümkinat حقیقت ممکنات : yaratılmış ve yaratılacak bütün varlıklara ait doğru bil-giler ve gerçekler, aslı ve özü
hakikat namaz حقیقت نماز : namazin gerçek mânası ve esası
hakikat-ı nefs-ül emriye حقیقت نفس الأمرية : isin ve gerçeğin aslı ve özü
hakikat- nev'iye حقیقت نوعيه : aynı tür aynı çe-şit) varlıkların temel ve ortak özü
hakikat-i nevmiye حقیقت نومیه : ruya ile ilgili måna ve gerçeklik
hakikat- nuraniye حقیقت نورانیه : nurlu hakikat,
aydınlatıcı gerçek
hakikat-i Nuriye حقیقت نوریه : Risale-i Nur'un hakikati, Risale-i Nur'un temsil ettiği gerçek lik
hakikat ömür حقیقت عمر : yaşanan ömrün gerçeği (gerçek süresi)
hakikat-ı Rahimane-i Müdebbirane حقیقت
رحيمانة مدبرانه : )Allah c.c. tarafından) çok mer-hametli ve tedbirli tarzda işlerin yapılıp yü-rütülmesi gerçeği
hakikat-i ubudiyet-i Ahmediye
hakikati Rahmet حقیقت رحمت Allah'in (cc( merhametinin gerçekliği, aslı ve özü hakikat Rahmet (alem حالت عالم :
gerçekliği ve ozu ya ve herkes için Allah'ın (c.c.) merhametinin
hakikat- Rakibane حقیقت رقبانه Allah c.c. ta si gerçeği hakirafından) her şeyin gözetim altında tutulma
hakikat rasiha-i alive حقیقت راسخة عاليه :sag lam yüksek hakikat (gerçek)
hakikat remziye حقیقت رمزیه : gizli iparet sek lindeki hakikat (gerçek)
H
hakikat risalet حقیقت رسالت gamberliğinin gerçekliği hakikatı, Hz. Muhammed'in (as.m.) pey peygamberlik
hakikat-ı ruhiye حقیقت روحیه : ruhi hakikat, ru-hun (ölümsüzlük) gerçekliği
hakikatı rüya حقیقت رؤيا : rüya hakikati, görü len rü'yanın işaret ettiği gerçek
hakikat-i sabite حقیقت ثابته : sabit hakikat, de vamlı ve kalıcı olan esas, varlığı devamlı olan gerçeklik
hakikat salat حقیقت صلات : namazın gerçek
mânası ve esası
hakikat-ı saltanat-ı Rububiyet حقیقت سلطنت ربوبيت : bütun varlıkların sahibi, yetiştiricisi
ve geliştiricisi olmak (Rububiyet) sıfatıyla Al-lah'ın (c.c.) her şeyi hakimiyeti altında bulun-durması, gerçeği
hakikat-ı sevab حقیقت ثواب :sevabın asli ve ger-çekliği
Peygam-hakikat-ı sünnet حقیقت سنت: ber'in (a.s.m.) hareket tarzının özü, esası
hakikat-ı şahika حقیقت شاهنه : büyük ve yüksek hakikat (gerçeklik)
hakikat-ı Şeriat حقیقت شریعت : Seriatın aslı, esası, özü, gerçekliği
hakikat tarikat حقیقت طریقت : tarikatınası,
esası, temel gayesi
hakikat- teavün حقیقت تعاون : )varlıkların yara-dılıştan bağlı olduğu) karşılıklı yardımlaşma ve destek sağlama esası, prensibi, ilkesi
hakikat tevekkül حقیقت توكل : tevekkülun aslı, gerçek mânası (bak. tevekkül)
hakikat-ı tevhid (tevhidiye( حقیقت توحیدیه : tev hid hakikatı, Allah'ın (c.c.) birliğinin gerçek-liği ve aslı
hakikat- ubudiyet-i Ahmediye حقیقت عبودیت
hakikat- ulviye
YanıtlaSilأحمديه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) kulluk ve ibadetinin esası, gerçek mánası ve özü
hakikat- ulviye حقیقت علویه : ulvi hakikat, yük-sek hakikat (gerçeklik)
hakikat-ulya حقیقت عليا : çok büyük ve yüksek
hakikat (gerçeklik)
hakikat-ı umumiye-i uzma حقیقت عمومية عظما genel nitelikte büyük hakikat, kapsayıcı bü
yük gerçeklik hakikat - uzma حقیقت عظمی : büyük hakikat (gerçek)
hakikat-i vahiy حقیقت وحبى : vahyin gerçekliği (bak. vahiy)
hakikat-i vakia حقیقت واقعه : meydana gelmiş olayın gerçekliği
hakikat-i vasia حقیقت واسعه : geniş hakikat (ger-çeklik)
hakikat-ı vücud حقیقت وجود : varlığın aslı, varlı-ğın gerçek temeli
hakikat-ı zaman حقیقت زمان : zamanın hakikatı zamanın aslı ve gerçek mahiyeti (özü)
hakikat-i zaruriye حقیقت ضروريه : zaruri haki kat, zorunlu gerçeklik, olmaması imkânsız olan gerçeklik
hakikat-ı zişuur حقیقت ذی شعور : suur sahibi öz, akıl ve düşünce sahibi temel ve öz (insan ruhu)
hakikat-ül hakaik حقيقة الحقائق : hakikatlerin
hakikati, temel ve esas hakikat, gerçeklerin temeli olan gerçeklik (marifetullah, yani Al-lah'ı c.c., isim ve sıfatlarıyla doğru olarak ta-
nıma)
hakikat-bin حقیقت بین : hakikati gerçeği) gö-ren ve yakından tanıyan
hakikat-feşan حقیقتفشان : hakikatı gerçeği) ya-yan
hakikat-medar حقیقتمدار : hakikate (gerçeğe) götüren vasıta
hakikatça حقیقتجه : hakikate göre, gerçeğe göre hakikatçı حقیقتجی : hakikat taraftarı, hakikatı savunan
hakikatdar (hakikat-dar حقیقتدار : kendisinde hakikat (gerçek) bulunan, hakikata sahip, ha kikatli (bak. hakikatli: 2)
hakikatdarlık حقیقتدار : hakikate sahiplik
hakikaten حقيقة : gerçekten, doğrusu, doğru olarak, hakkıyla
hakikatınca حقیقتنجه : hakikatıne (gerçeğine) göre
316
hakim-i kalban
hakikatlı (hakikatli( 1 : حقیقتل.vefalı, sadik dost ve sevdiklerne bağlı 2.kendisinde haki kat bulunan, hakikat taşıyan; hakikate (ger çeğe) dayanan
hakikatperest حقیقت پرست : hakikati (gerçeği( çok seven, hakikate ciddi şekilde taraftar olan
hakikatperestane حقیقت پرستانه : hakikati (ger çeği) çok sever şekilde, gerçeğe ciddi taraftar tarzda
hakikatperestlik حقيقتير ستلك : hakikatseverlik, hakikate ciddi taraftarlık
hakikatperverlik حقیقت پرورلك : hakikatsever-lik, hakikate ciddi taraftarlık
hakikatsız 1 : حقیقتسز.vefasız, sadakatsız, dost ve sevdiklerine bağlılık göstermeyen 2.ha-kikate (gerçeğe) sahip olmayan, kendisinde gerçek bulunmayan; gerçeğe dayanmayan
hakiki (hakikiye( 1 : حقيقيه gerçek, doğru 2.me-cazi olmayan 3.hilesiz, sahte tarafı olmayan, gerekli nitelikleri taşıyan
hakim )1( حكيم : alim ilim sahibi 2.filozof, felsefede görüş sahibi 3.hekim, doktor
Hakim )2( حكيم : sonsuz hikmet sahibi, her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uy-gun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakimi Alim حكيم عالم : her şeyi bilen (alim( ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakîm-ı Bimisal حکیم بی مثال : varlık dünyasın-da hiç bir dengi, benzeri olmayan (bimisal) ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim - Busayri حكيم بصيرى : hekim (doktor( Busayri
hakim-i derd حکیم درد :dert hekimi, hastalık doktoru
Hakim-i Ezeli حكيم ازلی : varlığı ezeli olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uy-gun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim - Hafiz حکیم حفیظ : her şeyin koruyucu su (hafiz) olan ve her şeyi hikmetle (yani, ga-yeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.(
Hakimillahi حكيم إلهى : Allah'ın (c.c.) kendisi-ne hikmet verdiği zât (bak. hikmet)
Hakim-i Kadir حكيم قدير : her şeye gücü yeten (kadir) ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, fay-dalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
hakîm-i kalban حكيم قلبان : manevi hastalıklı kalblerin hekimi, doktoru
Hakim-i Kerim
YanıtlaSil317
Hakim-i Kerim حكيم كريم : çok bağışlayıcı ve co mert (kerim) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Al-lah c.c.)
Hakim-i Layezal حكيم لايزال : valigı ebedi (lä-yezål) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Lokman حكيم لقمان : lokman hekim (doktor)
Hakim-i Mutlak حكيم مطلق : sonsuz hikmet sa-hibi (yani, her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde, bilerek yapan) (Allah c.c.)
hakîm-i müdakkık(müdakkik( حكيم مدقق : ilmi ni inceleme ve araştırma yolu ile elde eden älim
Hakim-i Müdebbir حکیم مدیر : her seyin ted-birini önceden alan (müdebbir) ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Pür-kemal حکیم پر کمال : sonsuz mü-kemmelliklerin sahibi olan ve her şeyi hik-metle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şe-kilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Rahim حكيم رحيم : comerhametli olan (rahîm) ve her şeyi hikmetle (yani, ga-yeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Zülcelal حكيم ذو الجلال : sonsuz büyük-sük sahibi (zülcelal) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) ya-pan (Allah c.c.)
Hakim-i Zülcemal حكيم ذو الجمال : sonsuz gü zelliklerin sahibi (zülcemål) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (Allah c.c.)
Hakim-i Zülkemal حكيم ذو الكمال : sonsuz mü-kemmelliklerin sahibi (zülkemål) olan ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uy-gun şekilde) yapan (Allah c.c.)
hakim (e( حاکمه : hükmeden, emir ve håki-miyet gücüne sahip olan, hükümdar 2.adaleti yerine getirmek üzere karar veren, haklıyı ve haksızı ayırıcı hüküm veren, yargıç
Hakim حاكم : bütün kainatı sınırsız olarak yal-nız kendi emir, irade ve hâkimiyeti altında bulunduran (Allah c.c.)
hakim-i adaletpise حاکم عدالت پیشه : adaletli ol-mayı prensip edinmiş hükümdar
hakim-i adil 1 : حاكم عادل adaletli hakim (yar-gıç) 2.adaletli hükümdar
Häkim-i Mutlak
Hakim-i arz حاكم أرض : dünya'yı emir ve iradesi altında bulunduran, dunyanın hükümdarı (Allah c.c.)
häkim-i azam حاكم أعظم : büyük hükümdar
Häkim-i arz ve semavat حاكم أرض سمارات : yer ve göklerin hükümdarı, yer ve gökleri emir ve iradesi altında bulunduran (Allah c.c.)
Hakim-i Bimisal حاکم بی مثال : varlıklar dünya sında dengi ve benzeri olmayan (bimisal) ve her şeyi emir ve iradesi altında tutan (Allah c.c.)
Hakim-i Bilhak حاكم بالحق : hakkiyle (tam må-nasiyle her şeyi emir ve iradesi altında bu-lunduran (Allah c.c.)
håkim-i evvel ve ahir حاکم اول و آخر : geçmiş ve gelecekte hakimiyet sahibi
Hakimi Ezel حاکم ازل : varlığı ezeli olan ve her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran (Al-lah c.c.)
Häkim-i Ezel ve Ebed حاکم آزل و آبد : varlığı ezeli ve ebedi olup her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran. (Allah c.c.)
Hakim-i Ezeli حاکم ازلی : varlığı ezeli olup her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran (Al-lah c.c.)
Hakim-i Hafiz حاكم حفيظ : her şeyi yok olmak-tan koruyan (hafiz) ve her şeyi emir ve irade-si altında bulunduran (Allah c.c.)
Hakim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelal-vel-Cemal sonsuz büyük : حاكم حكم حكيم ذو الجلال والجمال
lük ve güzellik sahibi (zülcelâl ve zülcemål) her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan (hakim), hükmüne ve adaletine güvenilen (hakem) ve her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran (hakim) (Allah c.c.)
hakim-i hakim حاكم حكيم : herseyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) ya-pan ve her şeyi emir ve iradesi altında bulun-duran (Allah c.c.)
Hakimi Kadir حاكم قدير : her şeye güc yeten (kadir) ve her şeyi emir ve idaresi altında bu-lunduran (Allah c.c.)
hakim-i manevi حاکم معنوی : manevi hakimiyet sahibi
hâkim-i mu'cizekâr حاكم : mucizeli işler yapan hükümdar
Hâkim-i Mutlak حاكم مطلق : her şeyi emir ve ira-desi altında bulunduran (Allah c.c.)
Mihmandar-ı Nebî
YanıtlaSilEbû Eyyüb Hâlid b. Zeyd b. Kü leyb el-Ensârî [radıyallahu anh] (ö. 49/669). Hicret sırasında Hz. Peygamber'i [sallallahu aleyhi vesel-lem] Medine'de evine misafir eden ve Türkiye'de "Eyüp Sultan" unvanıyla anılan sahabi.
Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem] Medine'ye hicret edince Medineli müslümanların her biri onu evinde misafir etmek istedi. Ancak Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi ve-sellem), bir tercih yaparak onları gü-cendirmemek için devesinin çökeceği yere en yakın eve misafir olacağını söyledi. Kendisini taşıyan devenin önce bir yere çöktüğü, buradan he-men kalkıp biraz ileride tekrar çök-
Kız: Halise
Erkek: Necmeddin
tüğü görüldü. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem] oraya en yakın olan ve dedesi Abdülmuttalib'in annesi ta-rafından kendisine yakınlığı da bulu-nan Ebû Eyyûb'un [radıyallahu anh] evine yerleşerek burada yedi ay mi-safir kaldı. Bundan dolayı Ebû Eyyûb "Mihmandâr-ı Nebî" unvanıyla anılır. Bu ev İslâmiyet'in öğretildiği bir mek-tep durumundaydı. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] fakir mu-hacirlere burada yemek verir, kendisi-ne sunulan hediyeleri fakirlere burada dağıtırdı. Ev sahiplerine her vesile ile dua ederdi. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) kendi evine taşın-dıktan sonra da zaman zaman Ebû Eyyûb'un [radıyallahu anh] evine mi-safir olurdu.
Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!
4
YanıtlaSilMAYIS
Hicri:
24 C.Ahir 1434
Rumi:
21 Nisan 1429
Kasım: 178
5. Ay/31 Gün
Yılın 124. Günü
Kalan 241 Gün
CUMARTESİ
SEMERKOND 2013
Ebû Eyyüb el-Ensârî'nin Vefatı (672)
"Cehaletten daha büyük bir musibet yoktur."
Sehl b. Abdullah Tüsterî [rahmetullahi aleyh]
rimizden birisi de sahibi menzili Resülillah, bu, bu yer ensaiair. Nitekim, allâme (Hafız Zehebî) merhum, ashâbı kirâm arasında, en çok hadis rivayet edenlerin isimlerini şöyle kaydetmektedir:
YanıtlaSilEbu Hüreyre R.A.A.
5374
Ebu İmame R.A.A.
250
İbni Ömer R.A.A.
2630
Sehlübnü Sad R.A.A.
188
Enes ibni Mali R.A.A.
2276
Ubade R.A.Α.
181
Aişe R.A. anha
2210
İmran R.A.Α.
180
İbni Abbas R.A.A.
1670
Muaz R.A.Α.
157
Ebu Said R.A.A.
1170/1586
Ebu Eyyübel ensârî R.A.Α.
155
Câbir R.A.Α.
1540
Câbirübnü Semüre R.A.A.
146
Abdullah ibni Mesud
848
Osman ibni Affan R.A.A.
146
Ümmü Mesleme R.A. Anha
378
Ennuman bin Beşir R.A.A.
142
Ebu Musa R.A.A.
360
Üsâme R.A.Α.
132
Hazreti Ömer R.A.A.
537
Sevban R.A.A.
132
Berâübnü Azib R.A.A.
305
Ebu Bekrissıddik R.A.Α.
132
Ebu Zerri Gıfârî R.A.A.
281
Ebu Mesud R.A.A.
102
Sad R.A.A.
271
Cerire R.A.Α.
100
İbnü Ebi Evfa R.A.A.
95
Bu listede görüldüğü üzere, hazreti Hâlid ebu Eyyübel ensârî R.A.A. dahi, Peygamber efendimizden 155 hadisi şerif rivayet etmiştir (4). Ni-
EYYUB SULTAN
YanıtlaSilHz. HÂLİD
EBU EYYÜB
EL ENSÂRÎ
MEŞHUR EYYÜB SULTAN
YanıtlaSilİslâm Tarihinin En yüksek Simalarından Birisi de Mihmândarı Resülullah
Hazreti Hâlid Ebu Eyyüb-el Ensârî Radıye Anhül Bâri'dir.
Cilt: 2
Baeser İstanbulda medfun bulunan Ashabı kiramdan ve Peygamber Efendimizin akrabasından olan Hazreti Halid ibni Zeyd Ebu Eyyüb-el Ensåri radiyallahti Taalä anh'ın siyret ve tarihini ve bütün mevsük me'hazlara istinat eden tercümei halini ve Peygamberimiz efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemden nakil ve rivayet eylediği bilcümle hadisi şerifenin tercüme ve izahlarını ve mütehassis bir heyeti ilmiyenin tetkikinden geçtiğine dair ulemanın takrizlerini hâvi mühim bir eserdir.
رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَانَا مُؤْمِنُونَ
Yazan:
İstanbul, Fatih Camii Şerifi Cum'a ve Kürsü Vaizi,
Dersiamdan Alasonyalı
HACI CEMAL ÖĞÜT
AHMET SAİT MATBAASI - İSTANBUL 1957
400
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Beni hatırdan çıkarmayın. Gurbete gittiğimi ve gelecek guc-lükleri düşünerek beni duâdan unutmayın.
Onun bu sözüne, cümle akrabaları ağlastılar. Bütün melekler de ağlaşıp Yüce Hakka şu niyazlarını arz ettiler:
Ya Rabbi, bu o Muhammed değil mi ki; senin habibindir, onu:
Sen olmasaydın..
Tacı ile mükerrem kılmıştın.
Meleklerin o niyazına karşılık, Yüce Hakkın İzzet hitabı şöyle gel-
di: Bu, benim o habibimdir. Ama siz, habiblik işini bilemezsiniz. Bu işten zuhur edecek hikmetlerim vardır.
Herkes dağılıp gittikten sonra, Resulüllah S.A. efendimize bir gur-bet hüznü geldi; ağladı ve şöyle buyurdu:
Nerede babam Abdüllah ve anam Åmine?. Oğullarının kıyafe-tine baksınlar. Ey gurbet ve ey zahmet, benim için gel; vaktindir. An-cak, asli vatanım olan Meke'ye dönüp gelir miyim?. Bu gurbette ve bu seferde ah edip inleyerek ölür müyüm?.
Böylece hasretliğini açığa vurdu.
Ey Muhammed ümmeti, Resulüllah S.A. efendimizin bu gurbeti-ni, enin ve hasretini, kendisine isabet eden şeylerden dolayı elemleri-ni işittiğiniz zaman ağlayın. Çünkü, bu ümmet bu gibi yerlerde ağla-dığı zaman, melekler onların ağlamasını görüp Yüce Hakka tazarru ederek şöyle yalvarırlar?.
Ya Rabbi, bunlara n'oldu ki, ağlıyorlar?.
Buna karşılık, Yüce Hak, onlara şöyle buyurur:
Onlar, peygamberlerine isabet eden şeye muttali oldular; o sev-gili habibime şefkat ve merhametlerinden ötürü ağlıyorlar. Ey yerde ve semada olan melekler şahid olun, ben habibim için ağlayan kul-larımın cümlesini azarımdan, cezamdan, şiddetimden, azabımdan ve cehennem azabımdan azad eyledim.
Böylece, Yüce Hak, kerem ve lütuflarını izhar eder.
Sonra..
Resulüllah S.A. efendimiz, Mekke-i Mükerreme'den çıktı. Allah-ü Taâlâ oranın şerefini artırsın; bizlere orayı ziyaret etmeyi nasib ey-lesin.
Mekke dışına çıktıktan sonra; Meysere, Resulüllah S.A. efendimi-ze o güzel elbiseyi giydirdi. O süslenen deveye de bindirdi.
Hazret-i Ebu Bekir de bu kervandaydı. Meysere ve Hazret-i Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimize şöyle dediler:
Ya Muhammed, sen bizim reisimizsin. Bizler senin emrine ita-
at edeceğiz. Mübarek tab'ın neyi arzu ederse, görüşün neyi gerektirir-se, emir buyur; o şekilde hareket edelim.
Bundan sonra, taa, seferden dönünceye kadar; tazim ve tekrimle Resulüllah S.A. efendimizin hizmetinde bulundular.
KARA DAVUD
YanıtlaSil401 Yüce Hak, bir parça buluta emir verdi: Resulüllah S.A. efendi-mizin başı üstünde durdu. Gölgelik ederek onu güneşin hareretinden korudu.
Yüce Hak, rüzgâra emir buyurdu: Resulüllah S.A. efendimiz ne yana gittiyse, o yana esti, yelpaze gibi onu serinlendirdi . Mübarek vü-
cudundan yol hararetini ve çevresindeki çölün sıcağını giderdi Hasılı: Anlatıldığı şekilde, Allah-ü Taâla'nın lütfuna mazhar ola-rak gittiler.
Bir rivayet..
Hazret-i Hatice'nin develerinden ikisi yolda apışıp kaldı. Hiç bir şekilde yürümeye güçleri kalmadı. Bunu gören Mevesere, gelip duru-mu Resulüllah S.A. efendimize haber verdi. Resulüllah S.A. efendimiz o iki devenin ayağını mübarek eli ile sığayınca, derhal develer kalktı; kuvvetlenerek kafilenin önünde gitmeye başladılar.
Hazret-i Ebu Bekir r.a. ve Meysere, bu duruma taaccüp ederek şöyle dediler:
Bu Muhammed'in bereketidir; onun şanı büyük olacaktır.
Yola devam edip gittiler. Taa, Şam karyelerinden Busra'ya yakın belli kiliseye geldiler.
RAHİP NASTURA
Resulüllah S.A. efendimiz, daha önce amcası Ebu Talib ile Şam'a gittiği zaman, oranın rahibi Buhayra ile görüşmüştü. Yeri geldiği za man, onun hikâyesi tafsilli olarak anlatılacaktır.
Bu sefer, Buhayra ölmüştü; onun yerine Nastura namında bir başka rahip geçmişti.
Nastura, eski kitapları bilirdi. O asırda bütün rahiplerin büyüğü idi. O zamanki zahidler defteri başında ismi yazılı idi.
Resulüllah S.A. efendimiz ve yanındakiler, o kilisenin karşısına gelip, bir mikdar istirahat için develerinden indiler.
Resulüllah S.A. efendimiz, gidip bir ağaç altına oturdu. O ağaç kuru idi; derhal yeşillendi; tazelendi ve meyve verdi.
Rahip Nastura, kervanın geldiğini görünce dışarı çıktı. Baktı ki: O kuru ağacın dibinde nurlu bir zat oturmuş; fakat o kuru ağaç ye-şerip meyve tutmuş. O nurlu zatın üzerinde de bir parça bulut var; kendisine gölgelik ediyor.
Nastura bunları görür görmez anladı ki: O zat, ya peygamberdir, yahut Allah'ın bir velî kuludur.
Bundan sonra, geri dönüp hücresine girdi. Bir ziyafet hazırlayıp o kervan ehlini hücresine davet etti..
Bunu yapmakla, o uzaktan gördüğü zatı yakından görmek ve kervan ehlinden hangisidir? bilmek istiyordu. Böylece, onu ayırd edip yakından tanıyacaktı.
F. 26
326
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
İbn-i Mâce'nin Sünen'inde dört bin Hadis bulunmaktadır. (345) İbn-i Müce'nin Sünen'i, şu kitaplardan müteşekkildir:
Mukaddime,
1. Tahåret,
20. Hudûd,
2. Salât,
21. Diyât,
3. Ezan,
22. Vasaya,
4. Mesacid ve Cemâat,
23. Ferâiz,
5. İkamet,
24. Cihad,
6. Cenâiz,
25. Menâsik,
7. Sıyam,
26. Edâhî,
8. Zekât,
27. Zebaih,
9. Nikâh,
28. Sayd,
10. Talak,
29. Et'ıme,
11. Keffârât,
30. Eşribe,
12. Ticârât,
31. Tibb,
13. Ahkâm,
32. Libas,
14. Hibât,
33. Edeb,
15. Sadakat,
34. Düa,
16. Rühûn,
35. Tâbirürrü'ya,
17. Şuf'a,
36. Fiten,
18. Lükata,
37. Zühd. (346)
19. Itk,
18) Kitabüssünen (Vefatı: 260 larda). (347) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed b. Hâni
19) Sahih Ebû Bekir Muhammed b. Recâ'ül'isferâinî (Vefa-tı: 286). (348)
20) Sünen Ebû Müslim İbrâhim b. Abdullah b. Müslim'ülbas-rî (Vefatı: 292). (349)
21) Sünen Ebû Muhammed Yûsüf b. Yakub'ülbağdâdî (Ve-fatı: 297). (350)
22) Sahih Ebû Hafs Ömer b. Muhammed b. Büceyr'ülhemda-nî (Vefatı: 311). (351)
23) Kitabüssünneh,
(345) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 636
(346) İbn-i Mâce Sünen c. 1-2
(347) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 570-571
(348) c. 2, s. 686
(349) Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1007 (350) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 2, s. 660
(351) c. 2, s. 719-720
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
YanıtlaSil327 Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed b. Harun-24) Kitabülcâmi ülbağdadi (Vefatı: 311). (352)
25) Sahihulmüsned (Vefatı: 316). (353) Ebû Avâne Yakub b. İshak b. İbrahim
26) Müsnedüssahih Ebû İmran Mûså b. Abbas'ülcüveyni (Ve-fatı: 323). (354)
27) Sahih Ebû Hamid Ahmed b. Muhammed b. Hasan'ünney-saburi (Vefatı: 325). (355)
28) Kitabüssahih Ebû Muhammed'ül'emeviyyül'endelüsl (Ve-fatı: 340). (356)
29) Sünen Ebû Bekir Muhammed b. Yahya'lhemdani (Vefa-tı: 347).
Şireveyh «Onun Sünen'inin bir benzeri görülmemiştir!» demiş-tir. (357)
30) Kitabüssünen Ebû Bekir Ahmed b. Selman b. Hasan b. İsrail'ülbağdadi (Vefatı: 348). (358)
31) Sünen'üssıhah.. Ebû Ali Said b. Osman'üsseken (Vefatı: 353). (359)
32) Müsned'üssahih Ebû Hâtim Muhammed b. Hibban b. Ah-med b. Hibban (Vefatı: 354). (360)
33) Mûcemülkebîr,
34) Mûcemülevsat,
35) Mûcemüssağîr Ebülkasım Süleyman b. Ahmed b. Eyyub'-üttaberânî (Vefatı: 360). (361)
36) Kitabüssünen Ahmed b. Mûsâ b. Îsâ (Vefatı: 368). (362)
Ebû Bekir Ahmed b. İbrahim b. İsmaili (Vefatı: 37) Sahih 371). (363)
38) Mûcemülkebîr tı: 381). (364) Ebû Bekir Muhammed b. İbrahim (Vefa-
(352) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 3, s. 785-786
(353) c. 3, s. 779-780
(354) c. 3, s. 818
(355) c. 3, s. 821-822
(356) c. 3, s. 853-854
(357) Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1007
(358) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 3, s. 868
(359) Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1006
(360) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 3, s. 920-922
(361) c. 3, s. 912-917
(362) c. 3, s. 985
(363)
c. 3, s. 947, 948, 950
(364) с. 3, в. 973-975
328
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
39) Sünen (Vefatı: 385). (365) Ebülhasan Ali b. Ömer b. Ahmed'üddåre Kutni
40) Sünen ni (Vefatı: 392). İbn-i Lâl Ahmed b. Muhammed b. Aliyy'ülhemda.
41) Sünen Yüsüf b. Yakub'ülbağdadi (Vefatı: 418). (366)
42) Sünen'ülkebir,
43) Sünen'üssagir, Ebû Bekir Ahmed b. Hüseyin b. Aliyy'ül-beyhaki (Vefatı: 458). (367)
Bunlardan başka daha bir çok Hadis ve Sünnet Mecmuaları var-sa da, biz, bu kadarile yetindik.
Bu Hadis Mecmuaları arasında (Kütübü Sitte) diye anılan Altı
Kitap şunlardır:
1. Camiüssahih Buhâri,
2. Camiüssahih Müslim,
3. Sünen Ebû Davud,
4. Sünen Tirmizi,
5. Sünen Nesai,
İbn-i Mâce. 6. Sünen
Buraya kadar Kaynaklardan derleyip aktardığımız bilgiler, Ha-dis ve Sünnet'in muhtevå bakımından ne kadar zengin ve tatmin edi-ci; sağlamlık bakımından da, ne kadar güven verici olduğunu, her halde, yeterince göstermiştir sanırız.
(365) Zehebi c. 2, s. 1007 Tezkiretülhuffaz c. 3, s. 991-995, Kâtip Çelebi Keşfüzzunun
(366) Kâtip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1007
(367) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 3, s. 1132-1134, Katip Çelebi Keşfüzzunun c. 2, s. 1007
IBÅDET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSilİbadet ve Hikmetleri:
İbadet; Mükelleflerin (Erginlik çağına eren akıl sahibi insanla-rın) nefslerinin arzu ve temayüllerine muhalefetle Rab'larına tâzim için yapmış oldukları (1), yapılması Sevab olan ve Allah'a yakınlık ifade eden Hususi tâatlarıdır.
Tåat'ın aslı: Vera'dır.
Verȧ'ın aslı Takvådır.
Takvå'nın aslı Nefs muhasebesidir.
Nefs muhasebesinin aslı Allah'ın azabından sakınmak, nimetini ummaktır. (2)
On şey nefse gerekli görülmeyince, Vera' tamamlanmaz:
1. Dil, gıybetten korunmak,
2. Kötü zandan sakınmak,
3. Halkla alay etmekten geri durmak,
4. Haramlara bakmamak,
5. Doğru sözlü olmak,
6. İmân nimetinden dolayı yüce Allah'a minnetdar olmak ve kendi kendini beğenmemek,
7. Malı, hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,
8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,
9. Beş vakit namazı vakitlerine, rüků ve secdelerine dikkat ve
riayet ederek korumak,
10. Sünnet ve cemâat üzere istikamet etmek.
Ebû Mūsa'l'Eş'arîden rivâyet edildiğine göre :
«Her şey için bir hadd vardır.
İslâm'ın hudûdu da Verâ', Tevâzu, Sabr ve Şükürdür.
Verâ işlerin kıyâm ve sebâtına,
Sabr: Cehennem ateşinden kurtuluşa,
Şükür de: Cennet'e nâil olmağa sebebtir.>>>
Hasan'ul'Basri, Mekke'de, Hz. Ali'nin Oğullarından, arkasını Kâ-be'ye dayayıp halka va'z eden bir Genç'e «Din'in sebat ve kıyâmına sebep olan şey nedir?» diye sordu.
(1) Seyyid Şerîf - Târifat s. 97
(2) Hârisülmuhasibi Erriâye s. 52-53
330
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Genç Vera'dır!» dedi.
Hasan'ul'Basri «Din'in åfeti nedir?» diye sordu,
Genç Tama'dır!» dedi.
Avam'ın Verâ'ı haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır.
Havass'ın Verâ'ı içinde Hevâ ve Nefs için şehvet ve lezzet bulu-nan şeyden sakınmaktır.
Havass'ın Havassı'ının Verâ'ı içinde kendi iråde ve görüşü bulu-na bilecek her şeyden sakınmaktır.
Hâsılı: Avâm dünyayı terk ile,
Havass: Cennet'i terk ile,
Havass'ın Havass'ı da, Masiva'yı (Allah'dan gayri her şeyi) terk ile Verâ eder.
Bişr b. Hâris der ki «Amellerin en zor ve ağır olanları üçtür:
1. Azlıkta, Cömerdlik yapmak,
2. Tenhåda Vera üzere hareket etmek,
3. Kendisinin cezasından korkulan ve ihsânı umulan kimsenin yanında hak olan sözü hiç çekinmeden söylemek."
Bişr b. Haris'in kız kardeşi, İmam Ahmed b. Hanbel'e gelip «Ey İmam! Arka ve Üst taraftaki Çıraların ışıkları, bizim üzerimize düşer de, biz, evimizin damında İplik eğiririz.
O çıraların ışıklarında iplik eğirmemiz, bize Câiz ve helâl olur mu?» diye sordu.
Ahmed b. Hanbel «Allâh, seni bağışlasın! Sen, kimsin?!» dedi.
Kadın «Ben Bişr b. Hâris'in kız kardeşiyim!» dedi.
Ahmed b. Hanbel, ağladı ve «Sonra, evinizden Verâ, çıkar gider. Sakın, o çıraların ışıklarında iplik eğirme!» dedi. (3)
Peygamberimizden rivâyet edildiğine göre:
«Kıyamet günü, bir Seslenici (Ey kullarım! Bu gün, size korku yoktur. Sizler, mahzun da, olacak değilsiniz!) diyerek seslenecek.
Mahşer halkı, başlarını kaldıracaklar ve (Biz, yüce Allah'ın kul-larıyız!) diyecekler.
Sonra, Seslenici (Onlar ki, Ayetlerimize inandılar ve Müslüman
oldular.) diyerek ikinci kerre seslenecek.
Bunun üzerine, kâfirlerin başları önlerine eğilecek.
Allah'ı tevhid edenlerin başları kalkık kalacak.
Sonra, Seslenici, (Onlar ki, îman etmişler ve Allâh'ın buyrukları-na aykırı tutum ve davranışlardan son derecede sakınmış, durmuş-lardır.) diyerek üçüncü kerre seslenecek.
Bunun üzerine, büyük günah işlemiş olanların başları önlerine eğilecek.
(3) Abdulkadir-i Gilani Gunye c. 1, s. 131-134
İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSil331
Takva sahiplerinin başları kalkık kalacak.
Kerim olan Allah, va'd ettiği gibi, onların üzerinden korkuyu ve hüznü giderecek.
Çünki, O, Kerimlerin en Kerimidir. Velilerinden yardımını kes-mez ve onları, korku içinde bırakmazdır.» (4)
Yüce Allah, nimetlerin ihsan edicisidir.
Nimetlere erenin, nimetleri verene şükr etmesi gerekirdir.
İbadet te, Allah'ın nimetlerine karşı bir şükürdür. (5)
Daha açık bir deyişle İbadet, insanın, gerek en güzel bir biçim-
de yaratılmış bulunmasından ve gerek hiç bir emek ve hakkı geçme-den en kıymetli ve en hassas iç ve dış uzuvlara nail olmasından dola-yı Yaratan'ına bir şükrüdür.
Nimete şükür ise, aklen ve Şer'an Farzdır. (6)
İnsan, gördüğü en küçük bir iyiliği bile, karşılıksız, teşekkürsüz bırakmak istemez.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da, şükr etmez. (7)
Başta Peygamberler olmak üzre, bütün insanlar, Allah'a ibadet ve kulluk için yaratılmışlardır. (8)
Her ümmete de «Allah'a ibadet ediniz..." diye tebliğatta bulu-nan bir Peygamber gönderilmiştir. (9)
İnsanların, Allâh'a ibadetleri olmasa, Allâh katında ne değerleri kalır? (Furkan: 77)
İbâdetten istisna edilen, muaf tutulan hiç bir kul yoktur.
Hatta, yüce Allah'ın ve Melekler'in, Kendisini Selâmladıkları (10),
en Sevgili Kulu olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da «Sana ölüm gelinceye kadar Rabb'ına ibâdet et! (Hicr: 99) «emrine muhatab olmuş ve mübarek rûhunu, Rabb'ına teslim ettiği güne ka-dar Farz ve Nâfile olarak ibâdet vazifesini aşk ve şevkle yerine getir-mekten geri kalmamıştır. (11)
(4) Hârisülmuhasibî Erriâye s. 40
(5) Şah Veliyullah'üddehlevi Huccetullâhülbāliğa c. 1, s. 143
(6) Kâsânî Bedâyiüssanâyı c. 1, s. 90
(7) İmam-ı Azam Ebû Hanîfe Müsned s. 45, Abdürrezzak Musannef c. 10, s. 425, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 74, Buhari Edebülmüfred s. 65, Ebû Da-vud Sünen c. 4, s. 255, Tirmizi Sünen c. 4, s. 339
(8) Zariyât: 56
(9) Nahl: 36
(10) Ahzab: 56
(11) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd b. Hanbel Müsned c. 3, s. 110, 163, 202, Buhari Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed, Sahih c. 5, s. 141
239
YanıtlaSil7323. Ölümü görünce, a(g)ır hastalı(g)a kail olacağız.
7324. Ölüye a(g)lama.
gidersin teper, 7326. Ördek ördekle, kaz kazla, kör ta(vjuk kör horozla.
7325. Önünden gidersin süser, geriden
7327. Ote (v)ansı kara, beri (y)ansı biaz (beyaz).
7328. Örvile başa (kafaya), bö(y)le tıraş.
7329. Örvile bulduk, bö(y)le götürece(g)iz.
1330. Öfvile ulanmış, ö(y)le dokunacak.
7331. Padişahın bekçileri.
7332. Padişahtan imdat yoktur.
7333. Paklık (temizlik), sağlığın yardımcısı.
7334. Panayır hesapları ekleşmezler, evdeki hesaplara. (Bizdeki benzeri: Evdeki hesap, çarşıya uymaz.)
7335. Papaza ne kadar versen doymaz.
7336. Parayı veren, düdüğü çalar.
7337. Parma(g)ın girmedi(ğ)i yere kafanı sokma.
7338. Pazar, havayı bozar.
7339. Pazarlıksız giren, haksız çıkar.
7340. Pe(y)nir olaydı, papara yapacaktık, ama o ekmek de yok.
7341. Pireden (pireyi) deve yapma.
7342. Sabah ola, hayır ola.
7343. Sabah (sabahlar) hayır olsun!
7344. Saç(ı) uzun, akl(1) kısa.
7345. Sa(g) insanın işi bitmez.
7346. Sa(g) ol!
7347. Sa(g)-salim.
7348. Sa(ğır için popaz (papaz) iki kere çannarı (çanları) çekmez (çalmaz).
7349. Sa(g)ır, işitmeden (işitmezse) uydurur.
7350. Sa(ğ)lam baş, yastık istemez.
7351. Sa(g)lık olsun!
7352. Sakacıya (sakaya) su satma.
7353. Sakal gitsin, kafa kalsın.
7354. Sakla samanı, gelir zamanı.
7355. Saksa(ğ)an gibi sakırdama.
7356. Salma (havlama) bilmeyen köpek, sürüsüne kurt getirir.
7357. Sayma bir kimseyi a(h)mak (y)erine.
238
YanıtlaSil7287. Ne türlü saabi (sahibi), o türlü de çırak (uşak).
7288. Ne verdiysen elinle, o gider seninle.
7289. Ne yanda yok, ordan alınmaz.
7290. Ne yanı i(g)ne, o yanı iplik (de).
7291. Nekesin malını cömertler yer.
7292. Nerde ana, orda uşak (çocuk).
7293. Nerde bir araba kısmet, oraya lâzım bir gram da akıl.
7294. Nerde çokluk, orda bokluk.
7295. Neresi ince, oradan kopar.
7296. Nice anası, ö(y)le de danası.
7297. Nice kojuk (gocuk, kürk) gitti, kavga da bitti.
7298. Nicel döşeycen, öle da uyecan. (Nasıl döşersen, öyle uyursun.)
7299. O bir ip, iki ucu bombok.
7300. O da yalan, bu da yalan.
7301. Odayı bekleyen, çorbayı kaşıklar.
7302. O(g)luna güvenme, koluna güven.
7303. Okumamış okumuş, akıldan bozulmuş.
7304. Oldu olacak, kırıldı bacak.
7305. Olmadan olmaz, uymadan uymaz.
7306. On kere ölç, bir kere de kes.
7307. Onu köyde istemiyorlar, o papazın yerini soruyor.
7308. Onun başına fesi karı koyar.
7309. Onun lafı çu(v)ala girmez, torbaya sı(ğ)maz.
7310. Ortak malı, köpekler yemez.
7311. Otur, otur, can sıkma.
7312. Ö(ğ)ünme kötülüktür.
7313. Öküz altında buzağı arama.
7314. Öküz, geçtiği topra(ğ)ı sırtına atarmış.
7315. Öküz öldü, ortaklık bozuldu.
7316. Ölen kabahatlı.
7317. Ölmüş eşek, kurttan korkmaz.
7318. Ölü be(y)gir (eşek) nalı arama(ğ)a gider.
7319. Ölü ile dü(ğ)ün, yolda kalmaz.
7320. Ölü koyun, kurttan korkmaz.
7321. Ölü mezara, mülkü mezada.
7322. Ölü ölüyle, diri diriyle.
HAZRET-
YanıtlaSilTAN HIKMET
<<ALLAH'IN ASLANININ ECELE BAKIŞI
. Ha ben ölümün üzerine gitmişim, ha ölüm benim üzerime gelmiş, doğrusu umursamıyorum.
Kişinin alıp verdiği nefesleri, eceline doğru attığı adımlarıdır.
(Neysabûri, II, 455)
Hiçbir yiğidin kazâ ve kader okuna karşı kalkanı yoktur.
Bir defasında Hazret-i Ali'ye;
"-Yâ Emîre'l-Mü'minîn, sana bekçilik yapalım?" diye teklif ettiler.
Şöyle buyurdu:
"-Kişinin bekçisi ecelidir."
(Imam Şârâni, et-Tabakātül-kübra, trc. Abdülkadir AKÇİÇEK, İstanbul 1968, 1, 67)
Her şey takdire öylesine boyun eğer ki tedbirin bizzat kendisi bile ölüme sebep olabilir.
(Yani tedbir almak, yazılmış eceli değiştirmez. Tedbir alınmalıdır fakat yine de kaderin önüne geçilemeyeceği unutulmamalıdır. Kişi yapması gereken işlerde cesur olmalıdır. Atasözünün ifade ettiği gibi: Korkunun ecele faydası yoktur.)
83 ZA
ASR-I SAADETTEN GÜNÜMÜZE HİDAYET REHBERLERİ
YanıtlaSilMÜSTAĞNÎ ve AFIF OL!
Mahrumiyet, minnet altında kalmaktan daha hayırlıdır.
(Neysabûri, II, 454)
İstediğin kişiye iyilik yap, onun efendisi olursun,
Dilediğin kişiden bir şeyler iste, onun esiri olursun,
İstediğin kişiye karşı müstağnî davran, onun dengi olursun. (Ibn-j Hacer, Münebbihât, s. 8)
Tamah (hırs ve aç gözlülük) ebedî köleliktir.
Kanaat eden aziz, açgözlülük yapan zelil olur.
Zenginlerin, Allah katındaki mükâfâtı talep ederek tevâzu göstermeleri ne güzeldir.
Bundan daha güzeli ise;
Fakirlerin Allâh'a tevekkül ederek zenginlere karşı müstağnî davranmalarıdır.
İffet fakirliğin ziyneti,
Şükür (yani israf etmeden fazlasını infâk etmek) de zenginliğin ziynetidir. (Neysabûrî, II, 454)
İktisat az şeyi çoğaltır,
İsraf ise çok şeyi azaltır.
Bedenin sağlığı, haset azlığındandır.
82
HAZRET I ALI
YanıtlaSilTAN RIKMETLİ SÖZLER
KAFI!
. Dünyanın;
>Nimetlerinden İslâm nimeti sana kâfidir.
Meşguliyetlerinden, tâat meşguliyeti sana kâfidir.
>/bretlerinden, ölüm ibreti sana kâfidir.
EN HAYIRLI
. İlim, en hayırlı mîrastır.
Edep, en hayırlı sanattır.
Takvâ, en hayırlı azıktır.
İbâdet, en hayırlı sermâyedir.
Sâlih amel, en hayırlı rehberdir.
Güzel ahlâk, en hayırlı dosttur.
Hilim, en hayırlı yardımcıdır.
Kanaat, en hayırlı zenginliktir.
Ölümü tefekkür, en hayırlı uslandırıcıdır.
MÜMTAZ HASLETLER
Amel-i sâlih gibi ticaret,
Sevap gibi kazanç,
Allah'ın tevfiki gibi fayda,
Tevâzu gibi asâlet,
İlim gibi şeref,
Şüphelilerden uzak durmak gibi verâ,
Güzel ahlâk gibi Allâh'a yakınlık,
Farzları edâ gibi ibâdet,
Tedbir gibi akıl,
Birlik ve beraberlik gibi insanı kendini beğenmekten uzak tutan başka bir haslet yoktur.
81
GONUMUZE HIDAVET
YanıtlaSilBAŞKA YOL ARAMAYIN!
Siz Peygamberiniz Hazret-i Muham-med Mustafa Efendimiz'in Sün-net'inden daha faziletli ve daha güzel başka hiçbir şeye ittibâ ede-mez, ondan daha iyi bir şeyin pe-şinden gidemezsiniz! (Ahmed, I, 121)
Her kim cuma günü Peygamber Efendimiz'e yüz kere salevat getirirse,
Kıyamet günü mahşer yerine yüzü çok güzel ve nurlu olarak gelir. İnsanlar gıptayla,
<<-Bu adam acaba hangi ameli işliyordu?>>> diye birbirlerine
sorarlar. (Beyhaki, Şuab, III, 212)
RİVAYETLERİN ÜSTÜNDE ve ÖTESİNDE
Size Rasûlullah'den bir ha-dis, bir söz ve bir hâl rivâyet edildiğinde,
Allah Rasûlü'nün; hidâyet, salâh ve takvâ itibarıyla bundan daha üstün ve daha ötede olduğunu bilin! (Ahmed, I, 122)
08
H
YanıtlaSilHåkim-i Müdebbir
318
Hakim-i Müdebbir حاکم مدیر mudebbir hakim, her şeyin tedbirini önceden alan (müdebbir) ve her şeyi emir ve idaresi altında bulundu ran (Allah c.c.)
hakim-i namdar حاکم نامدار : anlu hükumdar hakim-i ruhani حکم روحانیrugibi olan (göz le görünmeyen) hakimiyet sahibi varlık
hakim-i zalim حاكم ظالم zalim hukümdar
hakim-i zişan حاكم ذی شان : şanlı hukümdar
Hakim-i Zülcelal حاكم والحلال sonsuz büyük lük sahibi (zülcelal) olan ve her şeyi emir ve iradesi altında bulunduran (Allah c.c.)
sonsuz Hakim- Zülkemål Ju (zülkermal) olan ve seyi emir ve idaresi altında bulunduran (Al-lah c.c.)
yaraşır hakima pelirli gaye ve hedefleri bilerek ve go-zeterek
hakimane 1 : حاکمانه.hakimiyetini göstererek, hükmederek 2.häkimiyet sahibine yaraşır şe-kilde
hakimin حاکمین : hakimler (bak. häkim(
hakimiye(hakimiyet( حکیمیت : hikmetlilik, hikmet sahibi olma 2.varlıkların veya olayla-rın yaradılış sebeplerini ve gayelerini bilme
hakimiyet-i âmme حاکمیت عامه umumi häki-miyet, herkesi emir ve iradesi altında. bulun-durma gücüne sahip olma
hakimiyet-i dünya حاکمیت دنیا : dünya hakimi yeti, dünya'ya hükmetme ve irade altına alma hakimiyet-i esma حاکميت أسماء : )Allah'a c.c.
ait.) mübarek isimlerin, her işte ve her var-lıkta hükmediciliği, hükmünü yürütür oluşu
hakimiyet-i ilahiyye حكيميت إلهيه : Allah'ın (c.c.) her işinde görünen hikmetlilik; Allah'ın )c.c.), her işi birçok gayeler ve faydalar. göze terek ve en uygun şekilde yapması
hakimiyet-i İlahiye حاكميت إلهيه : Allah'ın (c.c.) hakimiyeti, Allah'ın (c.c.) her şeyi emir ve ira-desi altında bulundurması
hakimiyet-i İslamiye حاكميت إسلاميه : İslam ha-kimiyeti, yönetim gücünün (eğemenliğin) İslamiyette olması, hakimiyet ve üstünlüğün İslamda ve müslümanlarda olması
hakimiyet-i kudsiye حاکمیت قدسیه : kutsal haki miyet, Allah'ın (c.c.) her şeyi kusursuz emir ve idaresi altında bulundurma gücü
hakimiyet-i millet حاکمیت ملت : millet hakimi -
hakkaniyet-i Kur'aniye
yeti (eğemenliği), milletin istek ve iradesinin yönetimde esas alınması
hakimiyet-i millive حکمت له milli hakimi yet, milletin iradesinin (sözü ve isteğinin) esas alınması
hakimiyet-i mutlaka حاکمیت مطلقه :siz ve kayıtsız şartsız hakimiyet
hakimiyet-i nevive حاکمیت نوعيه bir varlık tü rünü emir ve düzen altında tutma
hakimiyet-i nuranive حت ترانهulu ha kimivet, ilim ve imanla akıl ve gönülleri ay-dınlatıcı ve kendine çekip bağlayıcı üstünlük
hakimiyet-i rububiyet حاکمیت ربوبیت Rabola hibi, yetiştiricisi ve terbiye edicisi sıfativle Allah'ın (c.c.) her şeyi emir ve idaresi altında bulundurması
Hakimiyet-i Uluhikathiyeti, ibadet Allah'ın (c.c.) sınırsız edilmeye (emir ve kanunlarına uyulmaya) läik olan Al lah'ın (c.c.) sınırsız hakimiyeti, sınırsız olarak her şeyi emir ve iradesi altında bulundurması
hakimiyet-i umumiye حاکمیت عمومیه : umumi håkimiyet, herkesi emir ve idaresi altında bu-lundurma gücüne sahip olma
hakimlik 1 : حاكملك.)Allah c.c. hakkında) hik
met sahibi olma, yani, her şeyi gayeli, faydalı ve en uygun şekilde yapma 2.ilim ve hikmet sahibi olma, varlıklar ve olayların yaradılış 3.hekimlik, doktorluk sebep ve gayeleri hakkında bilgi sahibi olma
Hakimlik 1 : حكيملك.hakimiyet sahibi olma, emir ve idare gücüne sahip olma; hükündar-lık 2.(Allah'ın c.c. hakkında) her şeyi emir ve idaresi altında bulundurması 3.mahkemede davalara bakma, adaleti yerine getirme göre-vi, yargıçlık
önemsiz değersiz 3.za-hakir 1 : حقير.küçük vallı, güçsüz
hakka حقه : gerçekten, doğrusu
yaşayarak bilme, şüphe götürmez kesinlikte hakkalyakın (hakk-ul yakin حق اليقين : gerçeği bilme
hakkan حنا : gerçekten, doğrusu
hakkani حقانی : gerçeğe, doğruluğa uygun
hakkaniyet 1 : حقانیت.doğruya ve gerçeğe uy gunluk 2.doğruluk, gerçeklik 3.adalet 4.dog
ruluk ve adaletle hareket
hakkaniyet-i Kur'aniye حقانیت قرآنیه : Kur'anda-
Hakkı Efendi (Tigh) (1875-1968)
YanıtlaSilki hakkaniyet, Kur'an'ın gösterdiği doğruluk ve adalet
Hakkı Efendi (Tigh( )1875-1968( حلى افندی Ri sale-i Nur'un ilk talebelerinden. Eğirdir'de doğdu ve orada vefat etti. Hulüsi Beyin yakın arkadaşı. 1935'te Eskişehir Hapishanesi'nde Bediuzzaman ile beraber yattı. Lakin o hapis günleri, kendi ifadesiyle, hayatının en mesut günleriydi. Bediüzzaman onun için şu ifade leri kullanmıştı: "Hakkı Efendiye söyle ki, o da kardeşim Abdülmecid yerinde kendini an lasın ve onun vazifesiyle mükellef olduğunu bilsin." (Rahmetullahi Aleyh)
hakkiyet 1 : حقیت haklılık 2 doğruluk
hakoyla حقیقه : gerektiği gibi, hakkını vererek, tam olarak
hakkında حقده : uzerine, için, konusunda, ile ilgili
hakkun حل : bir gerçek, bir doğru
hakku hak, gerçek, doğru, tek gerçek
haklı 1 : حقلى hakka uygun, doğru, yerinde 2.hak sahibi 3 söz, hareket veya iddiası doğru
hak-nüma حل نما : gerçeği ve doğruyu gösteren
hakperest حق پرست : hakka, gerçeğe, adalete çok bağlı; hak, gerçek ve adalet konusunda çok titiz ve duyarlı, doğruyu, gerçeği çok se-ven
319
hakperestane حق پرستانه : hakseverlikle; hakkı, doğruyu, gerçeği çok sevenlere yaraşır tarzda
hakperestlik حق پرستلك : hakperest olma ka, doğruya, gerçeğe ve adalete çok bağlı olma
haksız حقز : hakka, gerçeğe ve adalete aykırı
haksızlık حقزلق : hakka aykırılık; doğruya, gerçeğe ve adalete aykırılık
hal" خلع : )hukumdarı) tahttan indirme; azlet-
me, görevden uzaklaştınma
hal (hal): 1.durum, vaziyet 2.davranış, tutum, hareket tarzı 3.güç, kuvvet, täkat 4. şimdiki zaman 5.dert, sıkıntı, zorluk 6. Al-lah (c.c.) sevgisiyle dolu ve kalb gözleri açık olanların månevi gerçekleri hissetme ve ya-şama durumu 7.(bir problemi) çözme, çözü-me kavuşturma 8.(bir maddeyi) çözümleme, eritme, moleküllerine ayırma
hal-i Ahmediye حال احمديه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) durumu, davranışı, hareket tarzı
hal-i alem حال عالم : dünyanın hali, dünyanın durumu
Halil İbrahim (Çöllüoğlu)
hali asil حال أصل : Lilk hal, baştaki hal (du-rum) 2 esas durum, temel hål
hall asli 1 : حال اصلیonceki hal ilk durum
2 esas olan hal
hali elemnak حال المناق : elem (act) verici hal
hali, çalışma durumu
hali faaliyet حال فعالیت faaliyet halı, çalışma
hali hasiane حال خاشعانه : husu içindeki häl, kusurlarını düşünerek ve ürpererek Allah(a
(c.c.) dua ve yalvarış hali
hali hayat حال حيات : yaşama hali, hayatta
olma durumu
hali hazır حال حاضر : şimdiki durum
hål-i ihtilal حال إختلال : ihtilal durumu, baş kal-
dırma durumu
hål-i kiyam حال قيام : ayakda durmu durumu
hal-i müessif(e( حال مؤسف messif hål, üzücü
durum
hal-i pürmelal حال پرملال çok uzuntü verici hål
häl-i perisaniyet حال پریشانیت : perişanlık hali,
acınacak häl
hål-i sabavet حال صبات : coçukluk häli, çocuk-luk yaşındaki durum
hal-i secde حال سجده : secde hali, secde durumu
hali sekir حال سكر : sekir hali, sarhoşluk hali, kendinden geçme ve aklı başında olmama hali
hal-i terakki حال ترقی : ilerleme hâli (durumu(
hakhali üstad حال استاد : üstadin hål ve hareket tarzı
hal-ahval حال احوال : halve ahval (durumlar(
hal-ü etvar حال اطوار : halve etvar (tavırlar, davranışlar)
Halil İbrahim (Collüoğlu( 1897 : خليل إبراهيم lında dünyaya gelen Halil İbrahim Çöllüoğlu, 1 Temmuz 1956'da Allah'ın rahmetine ka-vuştu. Şair ve âlimdi. Milas'ta dedelerinden kalma tarihi Çöllüoğlu Hanında hancılık ve otelcilik yapardı.
İsmi ile müsemmå olarak kardeşlik ve dost-luk mesleğinin mensubu olan bu zātı Üstad Bediüzzaman, "hakikaten Risale-i Nur'un de-mir gibi metin ve sarsılmaz bir şakirdi" olarak vasıflandırır ve Milas'ın kendisiyle iftihar et-mesi gerektiğini ifade eder.
Üstad Bediüzzaman'ı ve Risale-i Nur'u şarklı bir Nur talebesi vesilesiyle tanıdı. 1943 yılın-
H
natın illet-i gaiyesidir. Yani, "Q zâta su kainat O zâtın şu evsâfı ve şahsiyet-i mâneviyesi işaret eder, belki gösterir ki, o zat kâi-
YanıtlaSilMucizât-ı Ahmediye (asm)
05 ARALIK 2025
TARİHTE BUGÜN
1474 - Ali Kuşçu'nun vefatı.
1865 - ABD anayasasına köleliği yasaklayan madde eklendi.
1877 - Thomas Edison, fonografi kullanarak ilk kez insan sesini kaydetti.
1948 - Afyon Mahkemesi verdiği karar ile on beş Nur Talebesini tahliye etti.
ARALIK
90
CUMARTESİ
16 1447円
RUMI: 23 T.SANİ 1441 KASIM: 29
BİR AYET Yalnız Benden korkun, yasaklarıma karşı
gelmekten sakının.
Bakara Suresi: 41
BİR HADİS
Talihsizlerin en talihsizi, üzerinde dünya fakirliği ile ahiret azabının toplandığı kimsedir.
Taberanî
Kur'ân-ı Hakîmde çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki, her birisinin arkasında bir düstur-u külli saklanmış ve bir kànun-u umûmînin ucu olarak gösteriliyor.
Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1984 - Macintosh
bilgisayarlar piyasaya sürüldü.
1994 - Türkiye'nin ilk
haberleşme uydusu TÜRKSAT-1, fırlatıldıktan 12 dakika 12 saniye sonra okyanusa düştü.
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
24
PAZARTESİ
MONDAY
OCAK
JANUARY
DOC
BİR AYET
Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
Bakara Suresi: 215
BİR HADİS
Kadınla dini ve güzelliği için evlenenin Allah fakirliğini giderir.
Şükür, nimette in'amı görmek demektir.
Mesnevî-i Nuriye
İSTİHBARAT 101
YanıtlaSilDoç. Dr. Ali Burak DARICILI
Güncellenmiş 2.Baski
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilİÇİNDEKİLER....
VAKA ANALİZLERİ
ÖNSÖZ (I. Baskı).
ÖNSÖZ (II. Baskı)
1. İSTİHBARAT KAVRAMI.
1.1. Haber, Bilgi ve İstihbarat...
vii
.... x
...xi
.XV
1
7
1.2. İstihbarat Müşterisi, İstihbarat Kullanıcısı ve Karar
Verici......10
2. İSTİHBARİ FAALİYET KAVRAMI ve İSTİHBARATIN AMAÇLARI
3. İSTİHBARAT ÇARKI
3.1. Espiyonaj Faaliyetleri ve İstihbarat Çarkı Modeli
3.2. Kontr/Espiyonaj Faaliyetleri ve İstihbarat Çarkı Modeli.
..33
3.3. Kontr/Terörizm (İç Güvenlik) ve İstihbarat Çarkı
....39
.43
.53
.57
.59
..61
vii
3.4. Özel/Örtülü Faaliyetler ve İstihbarat Çarkı Modeli.
3.5. Stratejik İstihbarat Üretme ve İstihbarat Çarkı Modeli.
3.6. Sınıraşan Organize Suç İle Mücadele ve İstihbarat Çarkı Modeli...
3.7. Güvenlik Tahkikatları (Soruşturmaları) ve İstihbarat Çarkı Modeli...
3.8. İstihbarat Diplomasisi ve İstihbarat Çarkı Modeli...
13
23
.25
4. BİLİMSEL ve AKADEMİK BİR ALAN OLARAK
YanıtlaSilİSTİHBARAT............ 67
4.1. İstihbarat Bilim Midir, Yoksa Sanat Mıdır?
69
4.2. İstihbarat Teorisi Var Mıdır?..
..76 4.3. Çeşitli Uluslararası İlişkiler Teorileri ve İstihbarat. .80
4.3.1. Realist Yaklaşım ve İstihbarat.
.80
4.3.2. Liberal Yaklaşım ve İstihbarat .83
4.3.3. Konstrüktivizm (Sosyal İnşacı Yaklaşım) ve İstihbarat .86
4.3.4. Eleştirel Teori ve İstihbarat
.89
4.3.5. Kopenhag Ekolü ve İstihbarat .92
5. İSTİHBARATIN İLKELERİ ve PRENSİPLERİ.
97
İSTİHBARAT ETİĞİ ve İSTİHBARATIN İYASALLAŞMASI.
107
1. İstihbarat Etiği.
.107
6.2. İstihbaratın Siyasallaşması.
.118
6.3. Objektif ve Apolitik İstihbaratın Sağlanması
.122
7. İSTİHBARATIN DENETİMİ ve GÖZETİMİ
127
7.1. Demokratik Denetim Mekanizması.
.130
7.2. Otoriter Denetim Mekanizması.
.134
7.3. Yarı-Demokratik (Hibrit) Denetim Mekanizması.
.136
7.4. Türk İstihbarat Sisteminin Denetim Mekanizması.
.137
7.3. Devlet Sırrı Kavramı .147
8. HABER TOPLAMA YÖNTEMLERİ (KAYNAKLARI) ve İSTİHBARAT ÇEŞİTLERİ.
YanıtlaSil.... 153
153
154
.170
177
8.1. Canlı Kaynaklar.
8.1.1. HUMINT (Elemanlanma Faaliyeti)....
8.1.2. Diğer İnsana Dayalı Diğer Yöntemler
8.2. İstihbarat Çeşitleri
9. TEKNOLOJİ ve İSTİHBARAT.
191
192
9.1. Siber Uzay ve Siber Güvenlik
....197
9.2. Siber Espiyonaj
205
9.3. Siber Saldırılar
.217
.221
9.4. Siber Terörizm
9.5. Açık Kaynak İstihbaratı (OSINT)
.237
.241
9.6. Kitle Kaynak Kullanımı ve İstihbarat.
9.7. Kripto Para, Büyük Veri (Big Data), Derin ve Karanlık (Deep and Dark Web)..
.248
9.8. Yapay Zeka ve İstihbarat..
10. ÖZEL İSTİHBARAT ŞİRKETLERİ
261
10.1. Özel Şirketlerin ABD İstihbarat Sistemindeki Tarihsel Gelişim Süreçleri
.263
10.2. ABD İstihbarat Sisteminde Özel Şirketlerin Fonksiyonu......265
10.3. Özel İstihbarat Şirketlerinin Avantaj ve Dezavantajları
.......
270
KAYNAKÇA..
ix
.277
İSTİHBARATIN DENETİMİ ve GÖZETİMİ
YanıtlaSilre e e e
anlamına gelecektir ve bu durum demokrasilerde denge ve kontrol prensibini zedeleyebilecektir. Bu kapsamda istihbarat servislerine Tönelik denetim ve hesap verme mekanizmasının yasama, vurütme ve yargı erkleri tarafından birbirlerini dengeleyecek şekilde tesis edilmesinde fayda bulunmaktadır.
-Denetim Mekanizmasının Sivil Mahiyetli Olmasının Sağlanması: İstihbarat servislerine yönelik denetim ve hesap verme mekanizmasında yer alacak sahısların sivil uzmanlardan oluşmasında fayda bulunmaktadır. Bu durum objektif değerlen-dirmelerin yapılması noktasında önemlidir. Ancak bu şahısların objektif, bağımsız ve konunun uzmanı kişilerden seçilmesi gerekmektedir. Söz konusu mekanizmalar bünyesinde seçilmiş karar alıcılar veya siyaseten atanmışlar şahısların da bulunması, istihbaratın pozitif yönde siyasileşmesine de katkı sağlayabile-cektir. Ancak bu şahıslarda günlük siyasi çekişmelerden uzak, kamuoyunda saygınlığı olan, devlet tecrübesine sahip ve ketum şahıslar olması gerekmektedir.
7.3. Devlet Sırrı Kavramı
İstihbarat servislerinin faaliyetleri gizlilik prensibi dahilinde icra edilmelidir. Bu durum istihbaratın doğası gereğidir. İstihbarat servislerinin birçok faaliyetinin deşifre olması halinde bu durum istihbarat servisinin operasyonel kapasitesine zarar verebilecektir, personel güvenliğini riske sokabilecektir ve bu doğrultuda ulusal güvenliğe negatif yönde etkileyecektir. Bu bağlamda istihbarat servislerinin faaliyetlerinin devlet sırrı mahiyetinde kabul edilmesi oldukça olağandır. Ancak bu kavram aynı zamanda istismara açık bazı durumları da yaratabilmektedir. Devlet sırrı kavramı arkasına sığınarak, bir istihbarat servisinin hatalarının, fiyaskolarının veya kimi siyasilerin yanlış kararlarının ortaya konulmamasından ve
147
İSTİHBARAT 101
YanıtlaSilirdelenmesinin engellenmesinden de kaçınılmalıdır. Bu doğrul. tuda kitabımızın bu bölümünde devlet sırrı kavramı ele alına. caktır. Bu kapsamda da Türk mevzuatında bulunan konuya ilişkin tanımlamalardan temel hatlarıyla istifade edilecektir.
Bu kapsamda devlet sırrının tanımı 5271 sayılı Ceza Muhake-mesi Kanununun 47. Maddesince (Devlet sırrı niteliğindeki bilgilerle ilgili tanıklık) şu şekilde yer almaktadır;163
"Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebi-lecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır.
Tanıklık konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zabıt kâtibi dahi olmaksızın dinlenir. Hakim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirir.
Bu madde hükmü, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili olarak uygulanır. Cumhurbaşkanının tanıklığı söz konusu olduğunda sırrın niteliğini ve mahkemeye bildirilmesi hususunu kendisi takdir eder."
Ayrıca devlet sırrının muhafazası ile ilgili olarak 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde ise "... ancak, istenen bilgi ve belgeler Devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine veya Devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı
163 Ceza Muhakemesi Kanunu,
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5271.pdf, (12.08.2022)
148
İSTİHBARATIN DENETİMİ ve GÖZETİMİ
YanıtlaSilyardımcısı veya bakan, gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir. Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemez." şeklindeki bir yaklaşımla konu ele alınmıştır. 164
Bununla birlikte, TBMM İçtüzüğü 70. Maddesinde TBMM Genel Kurulunca yapılan kapalı oturumlar sırasındaki görüşme-lerin "devlet sırrı" olarak saklanacağı belirtilmiştir. 165
Görüldüğü üzere Türk mevzuatında devlet sırrı kavramı yoruma açık uygulamalara yol açabilecek bir tarzda, devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebi-lecek, anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler şeklinde değerlendirilmiştir. Ayrıca TBMM'deki kapalı oturumların mahiyeti de devlet sırrı kapsamına alınmıştır. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde ise devlet sırrı mahiyetindeki bilgilerin paylaşılmasına sınırlandırma getirilmiştir ve Cumhurbaşkanı'nın ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın veya ilgili Bakan'ın gerekçesini bildirmek suretiyle bu tür bilgileri paylaşmayabileceği belirtilmiştir.
Başta da belirtildiği üzere devlet sırrı kavramı istismara açık bir konu olarak zaman zaman birçok ülkede tartışma konusu olabilmektedir. Türkiye'de de bu kavram üzerinden hareketle kimi soruşturma süreçlerinin sekteye uğratıldığı da bir gerçektir. Susurluk Skandalı bu konuda bilinen en iyi örneklerden biridir. Bu nedenle devlet sırrı kavramının kanunda açık, net, tartışmaya yer
164 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, http://sirabasi.av.tr/2577-sayili-idari-yargilama-usulu-kanunu_69_tr.html#:~:text=Madde%201%20%E2% 80%93%201 ve%20inceleme%20evrak%20%C3%BCzerinde%20yap%C4%B
11%C4%B1r., (12.08.2022) 165 TBMM, https://www5.tbmm.gov.tr/docs/ictuzuk.pdf, (12.08.2022).
149
İSTİHBARAT 101
YanıtlaSilvermeyecek şekilde, detaylıca tanımlanması gerekmektedir. Bu tanımla süreci kapsamında ise şu prensipler dikkate alınmalıdır;
-Demokrasilerde kamu adına hesap verme mekanizmalarının açık olması gerekmektedir ve bu denenledevlet sırrı kavramının arkasına sığırılarak bu hesap verme mekanizmalarının iletilme.
sinin sekteye uğratılmasına izin verilmemelidir.
-Devlet sırrı kavramının açık ve net tanımı yapılmalıdır. Bu hususların mahiyetinin nasıl belirleneceği detaylı bir şekilde ortaya konulmalı, konu kapsamındaki yetkili olan organlar belirlenmelidir.
-Devlet sırlarına hangi yetki ile kimlerin vakıf olabileceği mevzuatta açıkça belirtilmelidir.
-Devlet sırrı ile ilgili karar verme süreçlerde, istihbarat servislerinin haber toplama yöntemlerinin deşifre olmamasına, personel güvenliğine dikkat edilmesine, dış politikada sorun olabilecek hususların deşifre olmasının engellenmesine ve operasyonel faaliyetlerin riske edilmemesine dikkat edilmelidir.
Öte yandan, devlet sırrı ile ilgili olarak ortaya çıkabilecek sorunların kaynağı genelde, istihbari faaliyetlere ait temel prensiplerin ve etik kurallarının uygulanmaması ve istihbaratın kontrol edilmesine yönelik mekanizmalarının sorunlu olması ile ilgilidir. Bunun dışında konu kapsamında meydana gelebilecek skandal mahiyetli vaka ve fiyaskolar ise temel olarak istihbarat servislerinin istihbarat temin ettiği kaynakların (haber toplama yöntemlerinin) ve operasyonel planların yasal dayanağının bulu-nup bulunmaması çerçevesinde meydana gelmektedir.
Ayrıca haber toplama yöntemleri istihbarat çeşitleri başlığı altındaki kimi değerlendirmelere de kaynaklık etmekte ve istihba-rat literatürdeki birçok çalışmada kaynaklarına göre tanzim edilen
150
İSTİHBARATIN DENETİMİ ve GÖZETİMİ
YanıtlaSilbir ayrıma da tutulmaktadır. Bu kapsamda kitabımızın bu bölümünde istihbarat servislerinin haber toplama yöntemleri ve İstihbarat çeşitleri analiz edilerek, konu kapsamındaki tartışmalar değerlendirilecektir
VAKA ANALİZLERİ
YanıtlaSilÖRNEK VAKA-1 (Usame Bin Ladin Suikastı).
....49
ÖRNEK VAKA-2 (Kasım Süleymani Suikastı)
...51
ÖRNEK VAKA-3 (7 Şubat 2012 Kumpası)
.112
ÖRNEK VAKA-4 (Watergate Skandalı).
.120
ÖRNEK VAKA-5 (Adolf Georgievich Tolkachev Vakası)
.163
ÖRNEK VAKA-6 (Aldrich Ames Vakası)
.166
ÖRNEK VAKA-7 (Robert Philip Hanssen Vakası).
..168
ÖRNEK VAKA-8 (MİT'in SIGINT ve ELİNT Kapasitesi)
.174
ÖRNEK VAKA-9 (Covid-19 Salgını ve Siber Espiyonaj
Vakaları).....188
ÖRNEK-VAKA-10 (APT Grupları)
.201
ÖRNEK VAKA-11 (Pegasus Casus Yazılım).
.203
.210
ÖRNEK VAKA-12 (Stuxnet Virüsü).
ÖRNEK VAKA-13 (2007 Estonya Siber Saldırısı).
.211
ÖRNEK VAKA-14 (2015 Türkiye Siber Saldırısı).
.214
ÖRNEK VAKA-15 (DAEŞ'in Sosyal Medya Stratejisi)
.225
ÖRNEK VAKA-16 (Ushahidi Platform)
.240
X
402
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Meysere de onlarla beraber gitmek istediği zaman, Resulüllah S A. efendimiz şöyle buyurdu:
Siz gidin; ben burada, yüklerimizi, eşyalarımızı ve binekleri mizi bekleyeyim.
Resulüllah S.A. efendimizin bu teklifinden çokça hoşlanıp:
Cumleden eminsiniz.
Diyerek, Resulüllah S.A. efendimize veda edip ziyafete gittiler.
Gelip kiliseye girdikleri zaman, Rahip dışarı çıkıp gördü ki: O bu lut yerinden gitmemiş; duruyor. İçeri girip sordu:
Dışarıdaki eşyalarınızın yanında kimse kaldı mı?
Rahib'e şöyle dediler:
- Muhammed adında gayet emin ve yetim bir kimse vardır. O kendi rızası ile orada kalmıştır.
Bunun üzerine Rahip şöyle dedi:
vardır. Ben, malınızın kefiliyim: onun da buraya gelmesine ihtiyac
Bizzat davet için, Resulüllah S.A. efendimizin yanına geldi. Re-sulüllah S.A. efendimiz ayağa kalktı; onunla müsafaha etti.
Rahib, Resulüllah S.A. efendimize şöyle dedi:
Bu ziyafet, ancak saadetmeabınız içindir; elbette sizin teşrifi-niz gerekir.
Resulüllah S.A. efendimiz, o ziyafete gelmek için yürüdüğü sıra-da, Rahip o buluta baktı, gördü ki, Resulüllah S.A. efendimiz yürüdü. ğü zaman, o bulut da yürüyor; durduğu zaman, o bulut da duruyor.
Bu durumu görerek, kiliseye kadar geldiler.
Resulüllah S.A. efendimizi tazimle ikramla yerine oturttuktan sonra, tekrar dışarı çıktı. Gördü ki: O bulut, kilisenin kapısı üzerin-de duruyor:
Resulüllah S.A. efendimiz dışarı çıktığı zaman, onu gölgelen-direyim.
di. Diye bekliyor. Rahip bu halleri müşahede ettikten sonra, içeri gir-
Bundan sonra Resulüllah S.A. efendimizle arasında şu konuşma geçti; Rahip sordu Resulüllah S.A. efendimiz anlattı:
Sen, hangi beldedensin?.
Mekke'denim.
Hangi kabiledensin?.
Kureyş kabilesindenim.
Kureyş'in hangi boyundansın?.
Haşimoğullarındanım.
İsminiz nedir?.
İsmim Muhammed'dir.
KARA DAVUD
YanıtlaSilsulüllah a
bineklen
ittiler.
O bu
dir. O
tiyaç
Re
ra
403 O anda, Rahip Resulüllah S.A. efendimizi kucakladı; alnından öptü. Ve şehadet getirdi:
Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim; sen, Allah'ın resulü Muhammed olduğuna şehadet ederim.
Böylece, Resulüllah S.A. efendimize tam sonra, şöyle dedi:
manası ile tazim ettikten Pek mukaddes zatınızdan bir ricam var. Lütfedip bu ricamı kabul buyur.
Resulüllah S.A. efendimiz:
Nedir?.
Diye sorunca, Rahip şöyle dedi:
Peygamberlik alametini bana göster ki, kalbim iyice mutmain ola. Kalbimdeki yakinim kuvvetlensin. Tasdikim daha da artsın.
Resulüllah S.A. efendimiz tekrar sordu:
O nedir?.
Rahip şöyle dedi:
- Mübarek vücudunuzdan elbisenizi çıkarın; iki omuzunuz ara-sındaki nübüvvet mührünü ve risalet hatmini gösterin. Onu görüp yüzümü gözüınü süreyim; onun nuru lle nurlanıp kokusunu alayım.
Bunun üzerine Resulüllah S.A. efendimiz, mübarek ridasını açtı. Rahip de o mübarek nübüvvet mührünü gördü. Onun üzerinde şu ya-zılı idi:
İstediğin yana dön; yardıma kavuşacaksın. (1)
O mübarek mühüre yüzünü gözünü sürüp öptü. Tazim ve tekrim-le şöyle dedi:
Ey kıyamet gününün değerli zatı, ümmetin şefaatçısı, sıkın-tıları kaldıran, zorlukları açan, rahmet peygamberi..
Resulüllah S.A. efendimize böyle bir medhiye sıraladıktan sonra İslâm oldu; hem de güzel bir şekilde.. (2)
Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimizle beraber olan kervan eh-line şöyle dedi:
Bu zat, öyle şanlı bir peygamberdir ki, Adem'den a.s. bu ana kadar gelen nebiler ve resuller dilleri ile Yüce Hakkın inzal buyurdu-ğu kitaplarda ve sahifelerde yazılı vasıflarını, halini, tavrını anlatmış-lardır. Ayrıca, cümleden faziletli olduğunu, Yüce Allah'a yakınlığını, beyan ettiler.
İşte, onların bu beyanına göre: Cümle âlemin, teşrifini beklediği şanlı peygamber budur. Lütfen Şam'da fazla kalmayın. Çünkü, sıfat-
(1) Bu cümlenin Arapçası şöyle okunur:
Tevecceh haysü şi'te feinneke mansur.
(2) Rahib'in anlatılan İslâm'ı Resulüllah S.A. efendimizi gelecekteki hali ile ka-bulüdür. Çünkü: O zaman Resulülah S.A. efendimiz nübüvvetini ilan etmemişti.
332
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Namazın Çeşidleri:
Namaz: Farz, Vacib, Sünnet ve Nåfile olmak üzre dört çeşiddir. Farz olanlar, ikiye ayrılır:
1. Farz-ı ayn,
2. Farz-ı kifaye.
Farz-ı ayn olanlar da, ikiye ayrılır:
1. Her gün ve gece beş vakitte kılınan namazlar,
2. Cuma namazı.
Farz-ı kifaye olan namaz da, cenaze namazıdır.
Vacib namazlar, ikidir:
1. Vitr namazı,
2. Ramazan ve Kurban bayramı namazları.
Sünnet ve Nåfile namazlara gelince, onlar da, beş vakit nama-zın Farzlarile birlikte kılınan Sünnet namazlar ve Ramazanda kılınan Teravih namazı ile geceleri Nâfile olarak kılınan Teheccüd namazı, gündüzleri Nåfile olarak kılınan Kuşluk namazı vesâir Nåfile namaz-lardır. (12)
Peygamberimizin Kılmağa Devam Ettiği Gece Namazı:
Said b. Hişam der ki «Aişe'ye (Ey Mü'minlerin Annesi! Resûlul-lâh Aleyhisselâmın gece namazını bana haber ver?) dedim.
(Sen, «Ey esvabına bürünen Resûlüm! Gecenin birazı hâric ol-mak üzre, kalk! Gecenin yarısı miktarınca, yahud ondan birazını ek-silt. Yahud, o yarının üzerine ilave edip artır.
Kur'ân'ı da, açık açık, tâne tâne oku! (Müzzemmil: 1-4) Âyet-lerini okumuyormusun?) dedi.
(Evet! Okuyorum.) dedim. (13)
(İşte, Resûlullah Aleyhisselâma, başlangıçta gece namazı böyle Farzdı. (14)
Peygamberimizin Uzun Müddet Ayakta Duruşunun Sebebi:
Müslümanlar da, ayakları şişinceye kadar namazda dururlardı.
Yüce Allah, Müzzemmil sûresinin son Ayetini indirinceye kadar onları, on iki ay tuttu.
Sonra «...O Allah, bunu (Saatlerin mıktarını) sizin sayamayaca-ğınızı bildiği için, size karşı ruhsat tarafına döndü.
(12) Kâsânî Bedâyiüssanâyı c. 1, s. 89, 270, 284-299
(13) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 40, Nesai Sünen c. 3, s. 199-200
(14) Taberânî Mûcemüssagîr c. 2, s. 139
İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSil333 Artik, Kur'ân'dan, kolay geleni okuyunuz... (Müzzemmil: 20) hükmünü indirince, gece namazı, Farzlardan sonra Nafile oldu.) de-di.» (15)
Bununla beraber, Peygamberimiz, gece namazını bırakmamış, yaş-lanıp ayakta duramadığı zaman da, oturarak kılmağa devam etmiş-tir. (16)
Peygamberimiz, Kıyamda ayakları şişinceye kadar durmakta de-vam ettiği sıralarda (17) «Yâ Resûlallah! (18) Bu zahmete neye kat-lanıyorsun? (19)
Allah, Senin geçmişteki ve gelecekteki günahlarını bağışladı ya?» denilirdi de, Resûlullah Aleyhisselâm «Ben, şükr edici bir kul da mı, olmayayım?» buyururdu. (20)
Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, namaz kıldığı zaman, ayakları şişip yarılıncaya kadar ayakta dikilirdi.
(Yâ Resûlallah! Senin geçmişteki ve gelecekteki günahların ba-ğışlanmış bulunduğu halde, niçin böyle yapıyorsun?) diye sordum. (Ey Aişe, Ben, şükr edici bir kul da mı, olmayayım?) buyurdu.» (21)
Namazın Üstün Olam ve Yüce Allah'ın Geceleri Kullarına Seslenişi:
«Hangi namaz efdal ve üstündür?» diye sorulduğu zaman, Pey-gamberimiz» Kunûtu (Kıyamı) uzun olandır! cevabını vermiştir. (22)
«Farzlardan sonra efdal ve üstün namaz, gece yarısında kılınan namazdır!» (23)
«Gecede öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kimse, o saate rast-lar da, Allâh'dan, dünya ve Ahiret işlerine aid bir hayr isterse, o iste-ğini, Allâh, ona verir.
(15) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 41, Nesaî Sünen c. 3, s. 200, Taberânî - Müce-müssagir c. 2, s. 139
(16) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 41 (17) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 50, Ahmed b. Hanbel İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 384, Buhari Sahih c. 7, s. c. 2, s. 269, Şemail s. 44, Nesaî Sünen c. 3, s. 219 Müsned c. 4, s. 251, 183, Tirmizi Sünen
(18) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 50, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 251
(19) Tirmizi Sünen c. 2, s. 269, Şemail s. 44
(20) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 50, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 251, Buharf Sahih c. 7, s. 183, Tirmizî Sünen c. 2, s. 269, Şemail s. 44, Nesaî -
Sünen c. 3, s. 219 c. 1, s. 71 (21) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 115, Taberânî Mûcemüssagir
(22) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 72, 73, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 412,
Müslim Sahih c. 1, s. 520, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 456
(23) Dârimi Sünen c. 1, s. 285
7252. Lüzger (rüzgar) esmeyince, yapraklar kımıldamaz.
YanıtlaSil7253. Lüzgere (rüzgâra) gitti.
1254. Mahkeme kapısı, kadıya mülk olmaz.
7255. Manasız (bahanesiz) ecel olmaz
. 7256. Mandaya boynuz ağırlık) etmez.
1257. Masallar çoktur, ucu yoktur.
7258. Mayıl (mail) oldum bir cana!
7259. Maymun oğlunun taş..1, hepsinden aşağı.
7260. Menfaat, sirke de olsa, baldan tatlıdır.
1261. Meramın elinden bir şey kurtulmaz
. 7262. Meyhaneci hovardayı sever, kızını vermez.
7263. Meyhanede yazılan, cehennemde okunur
. 1264. Me(y)vasız ağacı diil (değil) yazık köklemek.
7265. Mezar taşı gibi durma.
7266. Mıh gibi durma.
7267. Muflet (maraz, hastalık) gelmiş, beegir (beygir, at) laf söylemiş.
7268. Nallı beegir (beygir, at) sürçmez.
7269. Nasaat (nasihat) faydalı, vakıdında (vaktinde).
7270. Nasıl da yapsan, gene keçi beş.
7271. Nasıl yaşıyorsun? Ahır altında buza(ğı gibi.
7272. Nasreddin Hoca, ölü beegire (beygire, ata) gem takarmış.
7273. Nazar olmasın!
7274. Ne alır sivrisinek mandanın boynuzundan?
7275. Ne biber, ne patlacan (patlıcan), her elinde bir filcan (fincan).
7276. Ne ekecen (ekersen), onu da toplaycan (toplarsın, biçersin).
7277. Ne eller duysun bizi, ne biz elleri.
7278. Ne geçmemiş, bu da geçmesin!
237
7279. Ne ilin kazanıler, ilin da harcanıler. (Ne kadar kolay kazanıyorlarsa o kadar da kolay harcıyorlar.)
7280. Ne inliyor, ne buza(ğ)ılıyor!
7281. Ne kadar da bü(y)ük olsa onun şanı, taştır onun nişanı.
7282. Ne kadar do(g)ru konuştun, o kadar iyilik göresin.
7283. Ne sarmısak (y)imiş, ne de sarmısa(ğ)a a(ğızı kokar.
7284. Ne so(ğ)an (y)imiş, ne so(ğ)ana kokuyor.
7285. Ne şiş yansın, ne kebap.
7286. Ne takım çoban, o takım sürücü.
236
YanıtlaSil7216. Kim ne ararsa, onu bulur.
7217. Kim ne yaparsa, kendine yapar.
7218. Kim tatmadı acıdan, anlamaz tatlıdan.
7219. Kim yazın yatar, kışın aç ölür.
7220. Kim yer, içer, fenalık düşünmez.
7221. Kimin arabasına binerse, onun türküsünü çalar.
7222. Kimisi yer, kimisi de salt çöplener (çöplenir),
7223. Kimisinde var dert, kimisinde dört.
7224. Kimse demez: "Benim yo(g)urdum ekşi".
7225. Kolay gele!
7226. Kolver (koyuver) domuzu sofra altına, aktarsın onu.
7227. Komşuluk diil (değil) doyunca, ölünce.
7228. Korkak bezirgân, ne kâr eder, ne zarar.
7229. Korku, bostanı bekler.
7230. Korkulu düşün sonu hayırdır.
7231. Koyun olmadığı (y)erde, keçiye Abdurrahman Çelebi ba(ğırırlar.
7232. Köpe(g)i öldüren sürür.
7233. Köpe(g)in öleceği yaklaşınca, caminin kapısına sıçarmış.
7234. Köpek, bok (y)imekten vazgeçmez.
7235. Köpek de alsan, soydan al.
7236. Köpek saler, lüzger götürer. (Köpek havlar, rüzgâr götürür.)
7237. Kör körü suvatta (sulak yer) bulur.
7238. Kör olasın!
7239. Kör olayım!
7240. Kör satıcının kör de alıcısı var.
7241. Köşe yapmaz, köse yapar.
7242. Köyü methet, kasabada yaşa.
7243. Kurdu gören de "uu" diye ba(ğırır, görmeyen taa (daha) çok ba(ğ)ırır.
7244. Kuştan korkan, darı ekmez.
7245. Kurt yata(g)ında kemik arama.
7246. Kurtsuz a(ğ)aç olmaz.
7247. Kuru g.. balık yemez. (Benzeri: Kuru g.le balık tutulmaz.)
7248. Kuru kepekle maymun oynamaz.
7249. Laf lafı açar.
7250. Laflan yardım etmeycen (etmeyeceksin).
7251. Laflanmışlar gitme(y)e dünyaya kısmet arama(y)a.
320
YanıtlaSilhala
da Bediüzzaman ile birlikte Denizli Hapisha nesinde dokuz ay kaldı. Lem'alar, Sikke-i Tas dik-i Gaybi, Kastamonu Lähikası ve Emirdağ Lähikaları'nda şiirleri ve yazıları bulunmak tadır.
hala حاله : babanın kız kardeşi
hala حالا : şimdiye kadar, henüz
halaik (halayık( خلائق : mahlaklar, canlılar, ya-ratılmış varlıklar
halakat حلقات : halkalar
halas خلاص : kurtuluş, kurtulma, selâmete erme
halas- umumi خلاص عمومی : umumi kurtuluş, topyekün kurtuluş, tümüyle kurtuluş
halaskar خلاصکار : kurtarıcı, kurtaran
halaskar-i iman خلاصکار ایمان : iman kurtarıcı, imanı kurtaran
halaskar-ı İslam خلاصكار إسلام : İslamın kurta-rıcısı
halaskarlık خلاصكارلق : kurtarıcılık
halat خلاط : kalın ip
halat حالات : haller, durumlar, vaziyetyer
halat-ı tabiye حالات طبيعيه : tabii haller yaradılı-şa ait normal durumlar
halatı telakki حالات تلقى : anlayışa etki eden haller, anlayış durumları
halatsız خالاطز : karışıklık olmadan; hatasız
halavet 1: حلاوت.tatlılık, şirinlik 2.zevk, lezzet
halavet-i asliye حلاوت أصليه : aslındaki tatlılık ve güzellik
halavet-i muhabbet-i rahman حلاوت محبت رحمن
: rahman olan Allah sevgisinin tatlılığı ve gü-zelliği
halavetli 1 : حلاوتلی.tatlı, şirin 2.zevkli, lezzetli
halayık خلائق : )bak. halaik(
halazade خاله ذاده : hala oğlu
hale هاله : ayın ve güneşin etrafında bazı za-manlarda meydana gelen ışıklı halka
Haleb حلب : Halep, Suriye'de bir şehirdir. Ha-
lep merkezinin 2007 nüfusu 1.7 milyon civa-rında olup, Halep'e bağlı olan yerleşim yerleri
ile toplam nüfusu 4.393.000'dir. Halep Arap-ça'da ve diğer bazı Sami dillerinde süt veren demektir. Halep ilinin de merkezidir.
Halep, Osmanlı İmparatorluğu'nun en önem-li kentleri arasında yer almış, Türkçe deyim-
hala
YanıtlaSilhalecan
320
lere ve Türk edebiyatına yerleşmiştir. "Halep oradaysa arşın burada deyimi çok meşhur dur.
Tarihi MO 3000'li yıllara uzanan Halep Kale. si'nde çeşitli Mezopotamya devletleri, Roma
İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Arap hakimiyeti, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, kısa bir Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmpara torluğu devirleri yaşanmıştır. I. Dünya Sa vaşı sonucunda Osmanlı İmparatorluğu'nun ortadan kalkmasından sonra bir müddet Fransızlarda kaldıktan sonra, Suriye Devleti kurulmuştur.
Suriye'nin sürekli ticaret ve üretim merkez lerinden biri olmuştur. Osmanlı İmparator-luğu'nda Bursa ve İstanbul'dan sonraki en önemli dokumacılık merkezi Halep olmuştur. İpekli dokumaları ve sabunları Halep'in en önemli ihraç malı olmuştur. 1500'lü yıllardan itibaren Venedikliler, İngilizler, Fransızlar ve Hollandalılar Halep'te konsolosluklar ve acentalar kurmuştur. Osmanlı arşivlerinde yer alan hicri 1304 tarihli bir vesikada, Ha-lep'te İngiliz konsolosu Handerson'un riya-setinde Farmason Locası namıyla bir gizli teşkilat kurulduğu bildirilmektedir. Arap harfleriyle ilk matbaa İstanbul'dan önce Ha-lep'e uğramıştır.
Osmanlı şehirciliğinin klasik bir örneği olan Halep'in özelliklerinden biri de Kayşani is-mindeki taş cinsinin yapılarda kullanılması-dır. Halep Kalesi, hanlar, hamamlar, çarşılar, camiler, medreseler bu taşlardan yapılmıştır. Halepliler günümüzde bile evlerini taş kap-lama yapmaya devam etmektedir. Selçuklu, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı izlerini taşıyan Halep; Bursa, Konya, İstanbul'un bir alaşımı gibidir.
Halep'te birçok etnik kökenden topluluk yaşa-maktadır. Halep'in nüfus yapısı esas itibari ile Arap ve Türkmen'lerden oluşmaktadır çok az sayıda Ermeni, Asuri, Kürt, Çerkez' de şehirde yaşamaktadır. Şehir merkezinin nüfusu 2011 tahminine göre 1.7 milyon, çevr 4 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. şeh-çevresi ile birlikte rin tahmini nüfus oranı ise şöyledir; 50% Arap, 40% Türkmen, 10% da Ermeni, Asuri, Kürt, Çerkezler teşkil etmektedir. Şehirdeki yurti-çi-yurtdışı uçuşlara açık olan Halep Havalima-nı, Suriye'nin ikinci en büyük havalimanıdır.
halecan خلجان : heyecan 2.kalb çarpıntısı,
titreme
haldaş
YanıtlaSilhaldas حال : aynı hal içinde olan
haledar هاله دار : haleli, halelenmiş, ışıkla çev rilmiş ve halakalanmış
halef 1 : خلف birinin yerine geçen 2.babadan sonra geride kalan oğul
321
halel 1 : حلل zarar 2. eksiklik, noksanlık, bo-zukluk (ihlál: bozmak)
haleldar خللدار : bozulmuş, zarara uğramış
haleldar etmek خللدار ايتمك : bozmak, zarar vermek
haleldar olmak خللدار اولمق : bozulmak, zarar
görmek
halen حالا : şimdi, şimdiki halde, henüz
halet حالت : hal, durum
(büyük sevinç hali) halet-i azime حالت عظیمه : büyük manevi hål
hålet-i cehennemnümün حالت جهنم نمون : hennem gibi hal, cehennem gibi acı verici çok üzücü hal
halet-i fitriye حالت فطریه : fitri hal, yaradılıştan
ileri gelen durum
hålet-i firdevsnümun حالت فردوس تمون : firdevs cenneti gibi hål (durum) cennet gibi sevinçli ve güzel hal
halet-i hayaliye حالت خیالیه : hayali hal, hayal etmekten ileri gelen durum
halet-i içtimaiye حالت إجتماعيه : ictimai hal, top lum hayatındaki şartların meydana getirdiği toplum pisikolojisindeki durum
halet-i istiğrakiye حالت استغراقيه : istigrak hâli; Allah (c.c.) sevgisiyle çoşup kendinden geçme hali, månevi ve derin ruhi yaşayış içine dalıp
gitme ve kendini kaybetme hâli
hålet-i istiğrakkarane حالت استغراق كارانه : istiğ rak şeklinde hål; Allah (c.c.) sevgisiyle ken-dinden geçme, şok halindeki hal, mânevî ve derin ruhi yaşayış içine dalıp gitme ve ken-
dinden geçme şeklindeki häl
halet-i kudsiye حالت قدسیه : kudsi hal (Allah c.c.) tarafından sevdiği kuluna yaşatılan kut-sal månevi yakınlık håli
hâlet-i mahzunane حالت محزونانه : hüzünlü olma hâli, kaygılı ve üzüntülü hål
halet-i müdhişe حالت مدهشه : korkunç hål, ür-kütücü durum
halet-i ruhaniye حالت روحانیه : ruhani hal, ruha ait durum, ruhta yaşanan durum
hälık-ı hayır
halet-i rühiye حالت روحيه : ruh hali, psikolojik
durum
halet-i sahv (e( حالت صحوه : uyanıklık häli, ken-dinden geçmişlikten ayılıp aklı başına gelme hali, şuurluluk håli
hålet-i şuhud حالت شهود : suhud häli, mănevi dünyanın gerçeklerini görme hali
halet-i yakaza حالت يقظه : uyanıklık häli
halicihane خلیجی خانه : halı mağazası 2.halı dokuma yeri
Halik خالق : yaratıcı (Allah c.c.(
Hålık Adl ü Hakim خالق عدل و حکیم : gerçek ve tam adalet sahibi ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan ya-ratıcı
Halık Alem خالق عالم : dünyanın (käinatın) ya-ratıcısı (Allah c.c.)
Halık-i Arz خالق أرض : yer'in dünya'nın) yaratı-cısı (Allah c.c.)
Halık-ı Arz ve Semavat خالق أرض و سماوات : yer ve
göklerin yaratıcısı
Halık-ı Azam خالق أعظم : sonsuz büyük olan ya-
ratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Azim خالق عظیم : büyük ve yüce yaratıcı
(Allah c.c.)
halık-i efal خالق أفعال : yapılan iş ve davranışla-
rın yaratıcısı
Halik-Ferd خالق فرد : tek ve eşi benzeri olma-
yan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Hakim خالق حكيم : sonsuz hikmet sahibi yaratıcı, her şeyi hikmetle (yani, gayeli, fay-dalı ve en uygun şekilde) yapan yaratıcı (Al-lah c.c.)
Halık-ı Hakim-i Alim خالق حکیم علیم : her şeyi
bilen ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, fayda-lı ve en uygun şekilde) yapan yaratıcı (Allah c.c.)
Hâlık-ı Hakim-i Rahim خالق حكيم رحيم : çok mer hametli olan ve her şeyi hikmetle (yani, gaye-li, faydalı ve en uygun şekilde) yapan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Hakiki خالق حقیقی : gerçek yaratıcı, yok-
tan var edici (Allah c.c.)
Halık Hayat خالق حيات : hayatın yaratıcısı (Al-
lah c.c.(
halık-ı hayır خالق خير : iyilik tanrısı, yalnız iyi-liği ve iyileri yaratan tanrı (eski İranlıların asılsız inanışlarına göre iki tanrıdan biri iyi-
HAZRET I ALI
YanıtlaSilTAN HIKMETLIS
SAYGI
Muhabbet, hürmetle pekişir.
Insanı lâyık olmadığı yere koymak zulümdür.
DÜŞMANLIK
Kalbi düşmanlıklarla meşgul olan kişi, faydalı işler yapamaz.
Çünkü kalp, iki zıt meşgûliyeti bir arada bulunduracak kadar geniş değildir.
İnsanlar bilmedikleri şeyin düşmanıdır. (Neysabûri, II, 454)
ÜÇ SÜNNET
Yanında Allah'ın, Rasûlullah'ın ve evliyânın sünneti olmayan kimsenin elinde hiçbir şey yok demektir.
Allâh'ın sünneti, sırrı gizlemek;
Rasûlullah'ın sünneti, insanlar arasında güzel ahlâk ile idare yolunu bulmak;
Evliyânın sünneti de, insanlardan gelen eziyetlere katlanmaktır.
VET REHBERLERİ
YanıtlaSilARKADAŞLIKLAR
Akıllı ve dindar kişiyle oturup kalkmaya bak!
Zira o en hayırlı arkadaştır.
İnsanların en âcizi,
➤Dost edinmekten âciz olandır.
Ondan daha âcizi ise
Kazandığı dostları kaybedendir.
Dostları yitirmek gurbete düşmektir.
Dostlarının kalbini kırmakla, düşmanlarının arzularını yapmış olursun.
DOSTLUĞUN TESTİ
Bir adamla dost olmak istersen önce onunla dargın ol;
Bu durumda iken sana normal davranırsa dostluğunu sürdür yoksa vazgeç!
Hakikî dost, sıkıntı zamanında imdâda yetişendir.
Allah, bana ayıplarımı gösteren kişiye rahmet eylesin!
78
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1072 - Divan-ı Lügatit-
Türk: Türk dilinde yazılan ilk sözlük, Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmaya başlandı (10 Şubat 1074'te bitirildi).
1926 - Bediüzzaman, Burdur'dan Isparta merkezine getirildi.
25
SALI
TUESDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 224
BİR HADİS
Anne babanıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler.
İmana gel, mükedder olma. (Allah) seni senden daha ziyade düşünür.
HİCRÍ: 22 C.AHİR 1443 - RUMI: 12 K. SANİ 1437
Mesnevî-i Nuriye
KASIM: 79 - GÜN: 25 KALAN: 340 - GÜN UZA. 3
Öğle İkindi Aksam
DK
Yatsı
quá (use) urzusaqmediad
YanıtlaSilTARINTE BUGUN
-1946-Demokrat Parti (DP) resmen kuruldu.
Mevlana Haftası (7-17
Aralık)
Dünya Sivil Havacılık Günü
CUMARTESİ
7
Mu'minler ancak o
kimselerdir ki... yalnız Rablerine tevekkül ederler.
Enfal Suresi: 2
SATURDAY
ARALIK
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, nefsin isteklerine uymak ve ölümsüzlük hayalidir.
DECEMBER
İbni Adiyy
C
Hem, dua bir ubudiyettir; ubudiyet ise, semeratı uhreviyedir.
Dünyevi maksatlar ise, o nevi dua ve ibadetin vakitleridir; o maksatlar, gayeleri değil.
Sözler
KASIM: 30-GÜN: 342 KALAN: 24 - GÜN. KIS.: 1 DK
HİCRİ: 6 CAHİR 1446-RUMI: 24 T. SANİ 1440
jisula о шән
YanıtlaSil(use) ǝǝy 1-
TARİHTE BUGÜN
1908 - "Bediüzzaman
Said Nursî'nin Nasâyihi" başlıklı Kürtçe bir makale Kürd Teavün ve Terakki gazetesinde yayınlandı.
1934 - Türkiye'de
kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun kabul edildi.
ARALIK
05 CUMA
15 1447 C.AHİR
RUMI: 22 T.SANİ 1441
KASIM: 28
BIR AYET
Biz iyilik eden ve güzelce kullukta bulunanlara fazlasıyla mükâfat vereceğiz.
Bakara Suresi: 58
BİR HADİS
Başkalarının işlerinin görülmesinde aracı olun ki, sevap kazanasınız.
İbni Asakir
Nasıl ki, zaruriyattan nazariyat istintâc olur. Öyle de âsâr-ı Sâniin zaruriyatı, mahfiyat-ı sanatına bürhandır. İkisi beraber bu mes'eleyi ispat eder.
Muhâkemat
Imsak Günes
Oale
İkindi Aksam Yatsı
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
DÜNYADA EN DEĞERLİ ŞEY NEDİR?
YanıtlaSilDÜNYADA EN DEĞERLİ ŞEY ALLAH CELLE CELÂLÜHÛ NÜN RIZASIDIR.
YÜKSEL ÇELİK
404
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
ları ile onu ben nasıl biliyorsam, Şam'daki Yahudi cemaatı da öyle bi lir. Onlar, hain ve hilekår bir kavimdir. Bir zarar vermek isteyebilir-ler.
Rahib'in bu nasihatını da dinledikten sonra, kalkıp Şam'a gitti-ler. Sam'a varır varmaz, Resulüllah S.A. efendimizin bereketi ile, tez zamanda ticaret işlerini tamamlayıp büyük kârla mesrur olup işleri-ni bitirdiler.
ŞAMDAKİ YAHUDİ KİLİSESİ
Bir gün, Resulüllah S.A. efendimiz Meysere'ye ve Hazret-i Ebu Be-kir'e r.a. şöyle dedi:
Sizinle Yahudilerin kilisesine gidelim bakalım.
Meysere ve Hazret-i Ebu Bekir r.a. bundan pek hoşlanmadılar; ama Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kelâmını reddi edep dışı saydılar. Mecburen gittiler.
O gün, Yahudilerin, küfürlerini izhar günü olduğundan çokça Yahudi toplanmıştı.
İçeri girince, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek nazarı, zincir-lerle asılı kandillere dokundu; zincirler kırıldı, kandiller yerlere düştü.
Orada toplanan Yahudiler, korkuya dehşete düştüler; titremeye, ağlamaya, feryad etmeye başladılar.
Bunu gören, onların bilgini şöyle dedi:
Derhal kapıları kapatın; âhir zaman peygamberi aramızda; kaçmasın. Zira kitabımızda şöyle yazar:
Ahir zaman peygamberi, kendisine peygamberlik gelmeden ev-vel, ticaret için Şam'a gelir. Yahudilerin kilisesine girdiği zaman, onun heybetinden, asılı kandillerin cümlesi kırılıp dökülür. Bu gelen ticaret kervanı içinde âhir zaman peygamberi de vardır. Şu anda da kilisemizin içindedir; kandillerin kırılıp dökülmesi ondandır. Onun burada olduğuna alamettir. Şimdi yapacağımız iş şudur: Biz, birbiri-mizi biliriz. Birer birer herkesi yakalayalım. İçimizde yabancı biri-ni bulduğumuzda, aman vermeyip öldürelim. Yeter ki, o peygamber olup, dinimizi bozmasından kurtarıp halas edelim.
Cümle Yahudiler, o bilginlerinin söylediğini makul saydılar; bir-leşip kapıyı kapadılar.
Bu durumu gören Hazret-i Ebu Bekir r.a. ve Meysere, hayatların-dan ümit kesip ağlamaya başladılar.
Onların bu ağlamasına bakan Resulüllah S.A. efendimiz şöyle bu-yurdu:
«Korkmayın, onlar bizi göremezler; bulamazlar. kudreti ile saklar; onların gözüne göstermez; kurtarır.» Allah bizi
Böylece, ikisini de teselli etti.
Yahudilerin hepsi bir yere toplandılar ve:
Arayın, aranmadık bir yer kalmasın.
Hep böyle arayış durdular.
KARA DAVUD
YanıtlaSilBir rivayet..
Hazret-i Ebu Bekir r.a. söyle anlattr
405
cip duruyorlardı. Hatta, bize dokunarak geçiyorlardı. Böyle olduğu halde, hiç biri bizi görmedi. Duygusuz bir şekilde geçip gidiyorlardı. solumuzdan ge-Kendilerini araştırıp duruyorlardı. Kendi aralarında da yabancı bula-madılar. Pencereleri ve her köşeyi arayıp durdular. Hiç bir dilar.
iz bulama-dilar. Isin sonunda söyle dediler: durdular; ama bir şey bulama-
Dışarıda durup pencereden içeri bakmıştır; onun bakışından ötürü kandillerimiz düştü. Onlar, şimdi geçip gitmişlerdir: nerede bu-Jalım?.
Sonra kapıyı açtılar.
Resulüllah S.A. efendimiz, Ebu Bekir r.a. ve Meysere, oradan çık-tıktan sonra; yerlerine geldiler. Eğlenmeden, hazırlıklarını yapıp yo-la çıktılar.
Mekke-i Mükerreme'ye yedi konak yaklaştılar. Allah-ü Taâlâ ora-nın şerefini artırsın; orayı ziyaret etmeyi bize nasib eylesin.
Meysere'nin âdeti idi. Bu yere geldikleri zaman, Hazret-i Hatice'-ye r.a. mektup yazar, ticaretin durumunu ve selåmetle geldiklerini bil-dirirdi. Yine âdeti olduğu gibi, mektup yazdı. Bu ticaretlerinde; sair senelerde ettikleri kârın kat kat fazlasını elde ettiklerini, Resulüllah S.A. efendimizin bereketi ile fazla kazanç olduğunu yazdı. Sonra, kâ-ğıdı mühürledi.
dedi: Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimizin yüzüne baktı ve şöyle
Ya Muhammed, gözümün nuru, bu mektubu siz şereflendirip götürür müsünüz?.
Meysere'nin bu teklifine karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle
buyurdu:
Olur.
Sonra, elinden mektubu aldı. Gayet süslü hecin heveyi hazırladı. O deveye bindiği saat, tanyeri yeni ağarmış sabah olmuştu.
Mekke tarafına teveccüh edip yola revan oldu. Oradakilerin göz-lerinden kayboldu. Ama, deve yolundan saptı.
Bu hususta gelen bir rivayet şöyledir:
Şeytan, o devenin yularını tutup yoldan çıkardı. Bunun üzerine şanı yüce Allah, azamet ve celâli ile, Cebrail'e emretti ki: Yere inip Resulüllah S.A. efendimizi yola getire.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Resulüllah S.A. efendimiz habibine İhsanını bildirip böyle anlattı:
- «Seni yolu kaybetmiş buldu; hidayet etti.» (93/7)
Sonra, Cebrail'e şu emri verdi:
334
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Bu, her gece, böyledir! buyurmuştur. (24)
Yüce Rabbımız, her gece, gecenin son üçte biri kaldığında (Me-kândan münezzeh olarak) dünya semâya iner de (Hanı bana dua eden ki, onun düasını kabul edeyim?
Hanı, benden dilekte bulunan ki, onun dileğini vereyim?
Hanı, benden yarlığanmak dileyen ki, kendisini yarlığayayım?» buyurur.» (25)
Namazın İnsanı Yükseltişi ve Allah'a Yaklaştırışı:
«Namaz, Allah'a yakınlıktır.» (26)
dir. «Kulun, Rabb'ına en yakın olduğu hal, secdede bulunduğu hal-
Öyle ise, secdede düayı çoğaltınız! (27)
«Hiç bir kul yok ki, Allah için bir secde etsin de, Allâh, onu, o secdesine karşılık bir derece yükseltmiş, bir günahını düşmüş (28) ve kendisi için bir Hasene (Sevab) yazmış olmasın!» (29)
Hisabı İlk Görülecek ve İnsanı Felâha Erdirecek Amelin Namaz Oluşu:
«Kıyamet gününde kulun amelinden hisap vereceği ilk şey, na-mazdır!
Eğer o, tam ve sağlam olursa, kul, korktuğundan kurtulur ve um-duğuna nail olur.
Eğer, kul, Farzdan bir şey eksiltmişse, şanı yüce olan Allâh (Ba-kınız! Kulumun Nâfile namazı var mı?) buyurur.
Farzdan eksilttiği miktar, onunla doldurulur, tamamlanır.
(30) Såir ameli hakkında da, böyle muâmele olunur.» buyurmuştur.
(24) Müslim Sahih c. 1, s. 521
(25) Malik Muvatta' c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 267, Buhari -Sahih c. 8, s. 197, Müslim Sahih c. 1, s. 521, Dârimi Sünen c. 1, s. 286-287
( 26) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 399 (27) Müslim Sahih c. 1, s. 350, Ebû Davud Sünen c. 1, s. 31, Nesai Sünen c. 2, s. 226
(28) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 73, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 164, 280, Tirmizi Sünen c. 2, s. 231, Nesaî Sünen c. 4, s. 228, Dârimi Sünen c. 1, s. 281
(29) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 73, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 164 (30) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 290, Tirmizi Sünen c. 2, s. 270, Nesai Sünen c. 1, s. 232-233, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 458, Dârimî c. 1, 254 Sünen
İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSilŞükür Secdesi:
335
Peygamberimiz, sevindirecek bir iş veya bir müjde haberi gelin-e , hemen yüce Allah'a şükranını arz için secdeye kapanırdı. (31)
Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de, böyle yapardı.
Hz. Ebû Bekir, Yemâme'nin fethi üzerine, Allâh'a şükür secdesi
apmıştı.
Hz. Ali'nin de, Nehrevan'da Allah'a şükür secdesine kapandığı ri-ayet edilir.
Şükür secdesi yüce Allah'a hamd ve şükr için Kıble'ye dönülüp ekbir alınarak secdeye gidilmek, secdede (Sübhâne Rabbiyel'âlâ) de-ildikten sonra Tekbirle baş secdeden kaldırılmak sûretile yapılır. 32)
Peygamberimizin Gündüzleri Yapıp Durduğu Nafile İbadetleri:
Peygamberimiz, Nâfile namazlarını uműmiyetle evlerinde kılar, akıp Farzları Müslümanlara Mescidde kıldırırdı. (33)
Âsım b. Damra der ki «Ali (R.A.) den, Peygamber Aleyhisselâm'-gündüz yaptığı ibâdetlerini sorduk.
(Siz, buna güc yetiremezsiniz ki! (34)
Ona, kim güc yetire bilir?) dedi, (35)
(Sen, bize haber ver de, onlardan, gücümüzün yete bildiğini ya-arız. (36)'
Belki, ona gücü yetenimiz buluna bilir.) dedik. (37)
Bunun üzerine, Ali (R.A.): (Peygamber Aleyhisselâm, sabah na-mazını kıldığı zaman, bekler (38), güneş, şuradan, yani doğudan yük-elip ikindi namazı vaktinde buradan, yani batıdan yükseldiği kadar lunca, kalkar, iki rekât namaz kılardı.
Güneşin, şuradan yükselişi, öğle namazı vaktinde buradan yük-eldiği kadar olunca, dört rekât namaz kılardı.
Öğle namazının Farzından önce dört, Farzından sonra iki rekât ılardı.
(31) İmam Muhammed Siyerülkebir c. 1, s. 222, Ahmed b. Hanbel c. 5, s. 45, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 89, Tirmizi Mâce Sünen c. 1, s. 446 Müsned Sünen c. 4, s. 141, İbn-i
( 32) İmam Muhammed Siyerülkebir c. 1, s. 221-223
Sünen c. 2, s. 18-19 (33) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 30, Ebû Davud
Musannef c. 2, s. 201-Sünen c. 2, s. 493, (34) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 64, İbn-i Ebi Şeybe 202, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 287, Tirmizi İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 367
(35) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 63
(36) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 63, İbn-i Ebi Şeybe Musannef c. 2, s. 202
(37) Ahmed b. Hanbel ( Müsned c. 1, s. 160, Tirmizi Sünen c. 2, s. 493
38) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 287, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 367
7181. Karının fendi, erke()i yendi.
YanıtlaSil7182. Karının saçı uzundur, aklı kısadır
. 7183. Karının (y)üz lafından birini dinlemeli.
7184. Karışma kepe(g)e, (y)imesin domuzlar seni.
7185. Karla zarara ortak.
7186. Kart Çingeneden demirci olmaz.
7187. Kaş çekince, gözü çıkarmış. 7188. Katıksız ekmek buazdan (boğazdan) geçmez.
7189. Kavgada şamara bakılmaz.
7190. Kayış dilli!
7191. Kaz gelecek (y)erden ta(v)u(g)u kıskanma .
235
7192. Kazma elin kuyusunu, kendin düşersin içine. (Benzeri: Kazma kuyu âleme, düşmeyesen kendin onun içine.)
7193. Keçi gicikten (kaşıntıdan) öleer (ölüyor), kuyruğu dik.
7194. Keci nerden atlarsa, o(g)la(ğı da ordan atlar.
7195. Kedi, sırtı üstü hiç bir vakit düşmez.
7196. Kedi yokkan evde, siçanlar horu (horon) oynarlar
. 7197. Kedinin ermediği (yetişmediği) (y)er mundardu (murdardır, pistir).
7198. Kedinin kaçaca(g)ı, samanlığa kadardır.
7199. Kefil olan, borcu öder.
7200. Kem saat.
7201. Kendi adamınla (insanınla) ye, iç, alış-veriş yapma.
7202. Kendi baş, kendi tıraş.
7203. Kendi düşen a(ğ)lamaz.
7204. Kendi yayınna sızırlanma (yağınla kavrulma).
7205. Kepekte pa(h)alı, unda da ucuz.
7206. Kervan gider, köpekler saler (havlar).
7207. Keskin sirke, kabına zarar.
7208. Kırk kırık.
7209. Kış günü, saat saata uymaz.
7210. Kışın yap taliga (araba), yazın da kızak.
7211. Kıyma beni!
7212. Kıza baktı, gözleri aktı.
7213. Kızım, sana sö(y)lerim; gelinim, sen anna (anla).
7214. Kim elin kuyusunu kazarsa, kendi düşer içine.
7215. Kim haşlandı sütlen, üfler yo(ğ)urdu da.
234
YanıtlaSil7145. İşlersin, işlersin, kendine yok fayda; sal papazın cebine.
7146. İşten arttırmazsan, dişten arttır.
7147. İyi komşu, adama mal edindirmez.
7148. 1(y)i nasaatlan dünneyi (nasihatla dünyayı) aktarırsın.
7149. 1(y)i saata (saatlan).
7150. İyi saatla, altın köstekle.
7151. İyi taşı köşeye koyarlar.
7152. İyilik yaparsan. iyilik bulursun.
7153. Kaba döşe, ama çetin uyuma!
7154. Kabak gibi karpuz.
7155. Kaçanın anası ağılamaz.
7156. Kadıda kesilen parmak acımaz.
7157. Kafa yapar, kafa çeker.
7158. Kafamı kır, hatırımı kırma.
7159. Kafanın yapmalarını ayaklar çeker.
7160. Kafayla du(v)ar delinmez, akılla delinir.
7161. Kal sa(g)lıcaklan!
7162. Kalabalıkta darı saçılmaz.
7163. Kalbin temiz olsun.
7164. Kalburlan su taşıma.
7165. Kale, içerden alınır.
7166. Kalem ayaklı.
7167. Kalın sa(ğ)lıklan (sağlıcaklan).
7168. Kalmışız Bekri Mustafa'nın eline.
7169. Kalp para kaybolmaz.
7170. Kalpa(g)ından yukarı atlamaycan (atlamayacaksın).
7171. Kamayı kamaylan çıkarırlar.
7172. Kamber'siz dü(ğ)ün olmaz.
7173. Kamburu mezar doorudecek (doğrultacak).
7174. Kâmil beegir (beygir, at), ahırda satılır.
7175. Kan, su olmeer (olmaz).
7176. Kapını kilitle, komşunu hırsız tutma (çıkarma).
7177. Kâr bilinse, haramdır.
7178. Kara Arap (zenci).
7179. Kara sı(ğ)ır, düş görüyor.
7180. Karının, emtain (emtianın, malın) sınırı yoktur.
H
YanıtlaSilHålık-ı insan
lik tanrısı Yezdan, kötülük tanrısı Ehrimen. (bak. hålık-ı şer)
322
Halik insan خالق إنسان : insanın yaratıcısı (Al-lah c.c.)
Halik Kadim-i Kadir خالق قديم قدير : her şeye gücu yeten (kadir) ve varlığı ezeli (kadim) olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık Kadir خالق قدير : her şeye gucü yeten ya ratıcı (Allah c.c.)
Halık Kainat خالق کائنات : kainatın yaratıcısı, görünen ve görünmeyen bütün varlıklar dün yasının yaratıcısı (Allah c.c.)
Halık-ı Kerim خالق كريم : çok comert ve çok ba ğışlayıcı olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık Küll خالق كل : varlıkların bütününün ya-ratıcısı (Allah c.c.)
Halik-ı Küll-i Şey خالق كل شي : her şeyin yaratı cısı (Allah c.c.)
Halık Lemyezel خالق لم يزل : varlığı ebedi ve sonsuz olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık - Mennan خالق منان : lütuf ve nimeti bol olan yaratıcı (Allah c.c.)
Hälık-ı Mevt ve Hayat خالق موت و حیات : ölümün ve hayatın yaratıcısı (Allah c.c.)
Halık Mevcudat خالق موجودات : varlıkların ya-ratıcısı (Allah c.c.)
Halik: Mevt حالق موت : ölümün yaratıcısı (Al-lah c.c.)
Halik-ı Muhat خالق محاط : kainat ve içindekile rin yaratıcısı (Allah c.c.)
Halik-ı Muhit خالق محيط : )ilim ve kudretiyle( her şeyi kuşutan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık- Muktedir خالق مقتدر : her seye gücü ye-ten yaratıcı (Allah c.c.)
Halik- Mutlak خالق مطلق : yaratmasına sınır bu lunmayan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Münim خالق منعم : her varlığı maddi veya månevi olarak) ni'metlendiren yaratıcı (Allah c.c.)
Halık Rahim خالق رحيم : cok merhametli olan yaratıcı (Allah c.c.)
Hälık-ı Hakim ve Rahim ve Vedd خالق حکیم و رحیم و ودود : her şeyi hikmetle (yani gayeli, fay-dalı ve en uygun şekilde) yapan (hakim) ve çok şefkatli (rahim) ve çok seven ve çok sevi-len (vedûd) yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Hakim ve Rahim خالق حکیم و رحیم : her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uy-
Halık-ı Zişan
gun şekilde) yapan (hakim) ve çok merha metli (rahim) yaratıcı (Allah c.c.)
hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun Halık-ı Hakim Rahim خالق حکیم و رحیم : her seyi sekilde yapan (hakim) ve çok şefkali olan (rahim) yaratıcı (Allah c.c.)
Hälık-ı Rahman-ür Rahim خالق رحمن الرحيم : bak Hålık-ı hakim-ı rahim
Halık-ı Şems ve Kamer خالق شمس و قمر : gunes ve ay'ın yaratıcısı (Allah c.c.)
Halık- Rahim ve Kerim خالق رحیم و کریم : cok merhametli ve çok cömert olan yaratıcı (Al. lah c.c.(
Hälık-ı Zülcelal ve Cemal خالق ذو الجلال و جمال sonsuz büyüklük ve sonsuz güzellikler sahibi yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Rahim ve Hakim خالق رحیم و حکیم : cok merhametli (rahim) ve her şeyi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) ya-pan yaratıcı (Allah c.c.)
Hålık-ı Rahim ve Kerim ve Mücib خالق رحیم و کریم و مجیب : çok merhametli (rahim) ve çok bagışlayıcı (kerîm) ve dua ve ihtiyaçlara cevap veren ve karşılayan (mücib) yaratıcı (Allah)
Halık- Rahman خالق رحمن : rahmeti (merhame-ti) her şeyi kuşatan yaratıcı (Allah c.c.)
Halık-ı Rahman-ı Rahim خالق رحمن الرحيم : )sev
diği kullarına karşı) çok acıyıcı olan ve rah-Allah c.c.( meti (merhameti) her şeyi kuşatan yaratıcı
Halık - Semavat خالق سمارات : göklerin yaratıcı-sı (Allah c.c.)
Hâlık-ı Semavat ve Arz خالق سماوات و ارض : yer ve göklerin yaratıcısı (Allah c.c.)
Halik Sems خالق شمس : güneş'in yaratıcısı (Al-
lah c.c.)
halik şer خالقشر : kötülük tanrısı, yalnız kö tülükleri ve kötülüğü yaratan tanrı (eski İran-lılların inandığı iki ilähtan biri: Ehrimen bak. hålık-ı hayır)
Halık Teâlâ خالق تعالی : yüce yaratıcı (Allah c.c.(
Halik Vacibül vücud خالق واجب الوجود : varlığı ezeli, ebedi ve zorunlu (olmaması imkansız( olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halik-Vahid خالق واحد : dengi ve benzeri olma-yan, bir olan yaratıcı (Allah c.c.)
Halik - Zisan خالق ذى شان : şanı yüce yaratıcı (Al-lah c.c.)
an ha
YanıtlaSilyi an
e
Halik Zülcelal
323
Halik Zülcelal حلق ذو الجلال sonsuz büyüklük sahibi yaratıcı (Allah c.c.)
Halik Zülcelal Vel İkram خالق ذو الجلال والإكرام sonsuz büyüklük ve bağış sahibi yaratıcı (Al. lah c.c.)
Halik: Zülcemal خالق ذو الجمال : sonsuz güzel liklerin sahibi yaratıcı (Allah c.c.)
Halik-i Zülkemal خالق ذو الكمال : sonsuz mükem-melliklerin sahibi yaratıcı (Allah c.c.)
Halik-un nur حالق النور : )maddi ve manevi) ışı ğın yaratıcısı
Halik-us-semavat خالق السماوات : )bak. Hälık-ı semavat)
Hälık-us-semavati vel arz خالق السماوات والأرض : göklerin ve yerin yaratıcısı (Allah c.c.)
halikane خالقانه : yaratıcıya yaraşır şekilde
halıkça خالقجه : yaratıcı tarafından
halikayet خالقیت : yaratıcılık
haliki حالی : benim yaratıcım
haikin خالقين : yaratıcı diye düşünülenler
Ahsen-ül Halikin أحسن الخالقين : yaratıcı diye du şünülenlerin hepsinden üstün olan yaratıcı: Allah)
halıksız خالقز : yaratıcısız
halıksızlık خالقزلق : yaratıcısızlık, yaratıcının inkârı
hali (ye( )1( 1 : خاليه.boş 2.ıssız, tenha 3.sahip siz
haliye) (2) (maddi veya manevi yahut ruhi) 1.hål ile ilgili 2.hål dili ile ilgili 3.(gr.) cümlede fiilin halini belirtici olan
Hali : İstanbul'u iki kısıma ayıran ve Marmara Denizi'nin bir uzantısı durumunda olan körfez, liman
halice خالیچه : küçük halı 2.seccade
halice-i zemin خالیچه زمین : yeryüzünü halı gibi kaplayıp örten bitki örtüsü
Halid خالد : )bak. Mevlâna Hålid k. s.(
Halid-i Zülcenâheyn خالد ذو الجناحين : )bak. Mev lâna Hâlid k.s.)
Halidi خالدی : Nakşi tarikatının bir kolu olan Hâlidi tarikatına bağlı (bu tarikat kolu, Mev lâna Halid (k.s.) tarafından kurulmuştur. bak. Mevlâna Halid)
halife: bir mevki veya makama, bir gö-reve birinden sonra geçen, halef, vekil 2.Hz. Peygamberden sonra O'nun yerine İslam
halim (e)
hükümlerini (emir ve yasaklarım) uygulama görevini üstlenen İslâm devletinin başkanı 3.tarikat şeyhinin kendisinden sonra yerini alacağını belirtmiş olduğu kimse, şeyhin ve kili
hälife-i arz خليقة أرض : yer yüz halifesi, insan. (Allah'ı (c.c.), isim ve sıfatlarıyla en iyi anla yıp tanıyacak, yarattığı varlıkların yaradılış gaye ve özelliklerini bilecek, yeryüzünü o'nun lecek yetenekte ve bundan birinci derecede emir ve kanunlarına şekilde yönetebi sorumlu ve yükümlu olan varlık, insan)
halife-i bilhak خليفة بالحق : hakkiyle halife, gö-revini gerçek şekilde yapabilir yetenekte olan
halife
halife-i manevi خليفة معنوی månevi halife, yaradılıştan kendisine verilen yetenekler ve buna göre yüklenen görevleri bakımından birinci derecede sorumlu vekil, Allah'ın (c.c.) memuru
halife-i Resulullah خليفة رسول الله : Resulullah'ın (a.s.m.) halifesi
halife-i ruhani 1 : خليفة روحانی.ruhani halife 2.(mec.) ruh gibi gözle görünmeyen varlığa ve idare gücüne sahip varlık
halife-i rûy-i zemin 1 : خلیفه روی زمین.yeryuzu halifesi, dünya müslümanlarının halifesi 2.dünyayı Allah'ın (c.c.) kanunlarına göre yönetmekle görevli ve yükümlü olan varlık (insan)
halife-i şahsi حليفه شخصی : tek kişi olarak müs-lümanları idare eden başkan
halife-i zemin خلیفه زمین : )bak halife-i rûy-i Arz)
halife-i zişan خليفة ذى شان : sanı yüce halife
halifelik خليفه لك : halife olma hali ve görevi
halihazır حال حاضر : )bak hali hazır(
halil : dost, gerçek ve sadık dost
haliliye samimi dostluk ve kardeşlik 2.Hz. İbrahim'in yolu
Halilullah خلیل الله : "Halilur Rahman" läkabıy-la da anılan ve "Allah'ın (c.c.) dostu" mânası-na gelen Peygamber Hz. İbrahim (a.s.(
Halim حليم halim suçluların cezalarını anında verme gücüne sahip olduğu halde er-teleyen ve onlara düzelme ve tövbe etme za-manı tanıyan ve böylece yumuşak davranan Allah'ın (c.c.) mübarek bir ismi
halim (e( 1 : حاليمه.yumuşak huylu, insanlara
ZENGİNLİĞİN SEBEBİ İNFAK
YanıtlaSilKimin üzerinde Allah'ın nimetleri artarsa insanların ona ihtiyaçları da artar.
>Allah için bu ihtiyaçları karşılayan kisi nimetlerin devam ve bekasını sağlamış olur.
Böyle yapmayan ise o nimetleri zeval ve fenâya maruz bırakmış olur. (Neysabúri, II, 454)
Dört şey devam ettiği müddetçe din ve dünya, huzur ve selâmetle ayakta duracaktır:
Zenginler, kendilerine verilen mal ile cimrilik etmedikçe.
Âlimler, öğrendikleri ve bildikleri şeyle amel ettikçe.
Câhiller, bilmedikleri şeyle kibirlenmedikçe.
Fakirler de âhiretlerini dünyalarına satmadıkları müddetçe. (İbn-i Hacer, Münebbihåt, s. 16-17)
İyilik bilmez birisi de olsa, sen iyilik yap!
Zira o mîzanda, mukabilinde teşekkür edene yapılan iyilikten daha ağır gelir.
TEBESSÜM
Müminin tebessümü yüzünde, hüznü ise kalbindedir.
HÜSN-İ ZAN
Allah'ın kullarına karşı hüsn-i zan sahibi ol.
Böyle olursan birçok yorgunluktan kurtulursun.
77
LGE
YanıtlaSilHAYIRLA
YAD EDİLMEK
Insanlarla öyle oturup kalkın ki ölürseniz size ağlasınlar, yaşarsanız sizi özlesinler.
Öldükten sonra yaşamak isterseniz, ölmez bir eser bırakınız.
Yeryüzünde sâlih kuldan daha kıymetli bir varlık yoktur.
CİMRİLİK
Cimrilik bütün kötü ahlâkı ken-dinde toplar.
(Bu hakikatin mefhûm-ı muhali-fince; merhamet, cömertliği; cömertlik, tevâzuyu; tevâ-zu da hizmeti beraberinde getirir.)
Otururken veremeyen kalkınca da veremez. (Neysabûrî, II, 454)
Pinti insan;
Dünyada fakirler gibi yaşar,
Ahirette de zenginler gibi hesaba çekilir.
76
1981 198brok
YanıtlaSilO zat (asm), ubudiyet-i külliye cihetiyle kesret tabakatının de cisi oldu
Risalet-i Ahmediye (asm)
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
1699 - Osmanlı devleti Karlofça Antlaşmasını
imzaladı.
1948 - Kâzım Karabekir
vefat etti.
26
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
OCAK
JANUARY
Lem'alar
BİR AYET Allah'a tevekkül et; vekil
olarak Allah yeter.
Ahzab Suresi: 3
BİR HADİS
Kız çocuklarını hakir görmeyiniz. Onlar, cana yakın ve kıymetlidirler.
Amelinizde rıza-yı ilahi olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.
куш.00 cÜN, 26 KALAN 339.GÜN UZA 1 DK
ene (use)
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
2024 BEDIOZZAMAN
1474 - Ali Kuşçu'nun vefatı.
1865 - ABD anayasasına köleliği yasaklayan madde eklendi.
1877 - Thomas Edison, fonografi kullanarak ilk kez insan sesini kaydetti.
1948 - Afyon Mahkemesi verdiği karar ile on beş Nur Talebesini tahliye etti.
6
CUMA
FRIDAY
ARALIK
DECEMBER
C
BİR AYET
Rablerinin davetine
uyanlara yaptıklarının daha güzeliyle
mükâfat vardır.
Ra'd Suresi: 18
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, ağzı iyi laf yapan münafıktır.
İbni Adiyy
Şefkat ve hizmete, muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak olan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost, sadık muhib olan peder ve validedir.
HİCRİ: 5 C.AHİR 1446-RUMI: 23 T. SANİ 1440
Mektûbât
KASIM: 29 - GÜN: 341 KALAN: 25 - GÜN. KIS.: 1
DK
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
İmsak Günes Ööle İkindi Aksam Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil656-Cemel Vak'ası.
1916-1. Dünya Savaşı'nda
Ruslara esir düşen Bediüzzaman'ın, Rusya'nın Yaroslavl eyaletine bağlı Poshekhonye şehrine nakledilmesi.
1927 - Cumhuriyet
döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı.
ARALIK
04
PERŞEMBE
14 1447 C.AHİR
RUMI: 21 T.SANİ 1441 KASIM: 27
BIR AYET
Allah huzurunda eğilenlerle beraber siz de rükûa varın.
Bakara Suresi: 43
BİR HADİS
Arapların söyledikleri en üstün şiir, Lebid'in şu sözüdür: "Dikkat ediniz!
Allah'ın dışındaki her şey boştur."
Müslim, Şiir: 2
Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi, pek kolay ve zahmetsizdir.
Mesnevî-i Nûriye
Güner Özle İkindi Aksam Yatsı
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
399 1 Bir adam malının zekatını öderse, malın şerri ondan gider. Hz. Câbir (r.a.)
399 2 Bir kimse bir mü'mini sevindirirse Beni sevindirmiş olur. Kim Beni sevindirirse, Allah indinde bir ahid almış demektir. Kim de Allah'dan bir ahid alırsa, ateş ona asla dokunmayacaktır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
399 3 Kim bir atı, iki at arasına, geçeceğinden emin olmadan sokarsa bu kumar değildir. Kim de iki at arasına bir atı bunun öne geçeceğinden emin olarak sokarsa işte o kumardır. (İmam-ı Azama göre diğeri de kumar) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 4 Bir kimse bir ev halkına sevinç sokarsa, Allah bu sürurdan bir melek yaratır ve bu melek kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder. Hz. Câbir (r.a.)
399 5 Kim mescidde iken ezan okunur da, sonra hacet olmaksızın çıkarsa ve geri dönmeyi istemezse o münafıktır. Hz. Osman (r.a.)
399 6 Bir kimse anasını, babasını veya onlardan birini idrak eder (yaşar), ondan sonra da (onların zırasını alamadığı için) Cehenneme girerse, Allah onu rahmetinden uzak eder ve kovar. (İnsan anne ve babasının sağlığında onların rızasını kazanıp Cenneti hak etmeye bakmalıdır.) Hz. Ubey İbni Malik (r.a.)
399 7 Bir kimse Cuma'dan bir rek'ate yetişirse, bir rekat daha ilave eder. Teşehhüde yetişirse dört rikat kılar. (İmamı Azama göre yine iki rekat kılar.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 8 Bir kimse sabah namazından bir rek'ate güneş doğmadan yetişirse, sabah namazına yetişmiştir. Kim de ikindiden bir rekate güneş batmadan evvel yetişirse, ikindiye yetişmiş demektir. (Birinci husus Şafii kavli olup İmam-ı azama göre yetişmiş sayılmıyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 9 Bir adam malını, iflas edenin yanında aynen bulursa, onu almaya diğerlerinden daha layıktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 10 Kim imama selam vermeden evvel otururken yetişirse, namaza ve faziletine yetişmiş demektir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
399 11 Bir adam kırk sabah ilk tekbire yetişirse kendisine iki beraat yazılır: Cehennemden azadlık beratı, münafıklıktan eminlik beratı. Hz. Enes (r.a.)
399 12 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Hz. Saad (r.a.)
399 13 Bir kimse camiye (cemaate) gitmiye devam ederse; Ya Allah yolunda istifade edeceği bir ahiret kardeşine rastlar, ya güzel bir ilme, ya da hidayetine delalet edecek veya onu düşmekten muhafaza edecek bir kelimeye, yahud da Allah'ın beklenen rahmetine mazhar olur. Veyahut Allah'dan haşyet veya haya ederek günahları terk nimetine erer. Hz. Hasan (r.a.)
399 14 Bir kimse koku sürünürken besmele ile yağlanmazsa, altmış şeytanı da beraber yağlamış olur. Hz. Zeyd İbni Nafi (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
357 1 Siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok dönerler. Hz. Ömer (r.a.)
357 2 Siz yanımdaki gibi kalsaydınız, melekler sizi evlerinizde ziyaret ederdi. Siz günah etmeseniz, Allah günah işliyen bir halk getirirdi de sonra onları affederdi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
357 3 Yanımdan çıktığınızda, yanımdaki gibi kalsaydınız, Medine sokaklarında melaike sizinle musafaha ederdi. Hz. Enes (r.a.)
357 4 Allah (z.c.hz.) kullarından beş sene yağmuru tutup sonra yağdırsa insanlardan bazıları yine küfranı nimette bulunur da "durum icabı yağdı." derler. Hz. Ebû Said (r.a.)
357 5 Eğer Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Hz. Enes (r.a.)
357 6 Ölümden sonra karşılaşacağınız hali bir bilseydiniz, asla istiyerek yiyemez, istiyerek içemez ve gölgeleneceğiniz evlere giremezdiniz. Bağrınızı döverek dağlara uğrar ve kendinize ağlardınız. Hz. Ebud Derda (r.a.)
357 7 Allah (z.c.hz)'den hakkıyla korksaydınız beraberinde cahillik olmayan ilme nail olur ve Allah Tealayı hakkıyle tanısaydınız duanızla dağlar (yerinden) oynardı. Hz. Muaz (r.a.)
357 8 Eğer Allah (z.c.hz)'ni hakkıyla tanısaydınız denizler üzerinde yürür ve duanızla dağlar oynardı. Allah'dan hakkıyla korksaydınız cehilsiz ilme nail olurdunuz. Lakin bu hadde kimse erişmemiştir. Denildi ki: "Ya Resulallah sen de mi?" Buyurdu ki: "Bende; Allah azze ve celle bütün işlerinin bir kimsenin anlayabilmesinden daha büyük değil midir? (Onun zatının ve işlerinin künhüne erişilemez.) Hz. Muaz (r.a.)
357 9 Eğer sana İsrafil (a.s.), Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.) ve Hamele-i Arş, aralarında Ben de olduğum halde dua etseydik, sen ancak senin için yazılan kadınla evlenirdin. (Ashabdan bir zatın Peygamberimize bir kadını almak istiyorum "dua et" demesi üzerine bu hadis varid olmuştur.) Hz. Urve (r.a.)
357 10 Siz namazı beklemekte iken, Allah'ın gökten bir kapı açarak sizin meclisinizi, sizinle övünerek meleklerine gösterdiğini bir bilseydiniz. Hz. Muaviye (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
33 1 Sizden birisi eli ile, arada hiçbir hicab, bir perde olmadan fercine dokunursa abdest ona vacib olur. Bu takdirde abdest alsın. (Bu husus şafilere göredir. Hanefilerde abdest bozulmuyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 2 Sizden biri iftar edeceği zaman hurma ile iftar etsin, zira o berekettir. Şayet hurma bulamazsa su ile iftar etsin, çünkü o tertemizdir. Hz. Selman (r.a.)
33 3 Çocuklarınız vazıh konuşmaya başladığı zaman onlara: "Lâ ilâhe İllallah"ı öğretin. Sonra vefat etseler de merak etmeyin. Okumaya başladıklarında ise onlara namazla emredin. Hz. İbni Amr (r.a.)
33 4 Bir adam iflas ettiği zaman, kendisine bir malı veresiye olarak satmış olan kimse, o malı aynı ile bulursa, bu mala diğer alacaklılardan daha ziyade hak sahibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 5 Siyah bayraklar gelip de karşınıza çıktığında, Farslılara ikramda bulunun. Zira devletiniz onlarla beraberdir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
33 6 Zaman (kıyamet) yaklaştığında müslüman kimsenin rüyası hemen hemen yalan çıkmayacaktır. Rüyası en sadık olan da sözü en doğru olandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 7 Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
33 8 Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası hemen hemen yalan çıkmaz. Rüyası en sadık olan da sözü en doğru olandır. Müslümanın rüyası Nübüvvetin kırkbeş cüz'ünden biridir. Rüya üçtür: Salih rüya ki, Bu Allah'dan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Ve bir de kişinin kendi nefsinin ilka ettiği rüyadır. Biriniz hoşuna gitmeyen bir rüya gördüğünde kalksın ve (sol tarafına) tükürsün. Ve onu başkalarına anlatmasın. Rüyada bağlı olmaktan sevin. Zira rüyada bağ, dinde sebattır. Lakin boynundaki demir bağdan hoşlanma. (Zira bu ağır yüke delalet eder.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 9 Kıyamet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır. Böylece sene ay gibi, ay Cuma (hafta) gibi olur. Cuma'dan Cuma'ya olan vakit de kuru bir hurma dalının yaprakları ile birlikte ateşte yanması gibi kısa olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 10 Sizden birisi eşine yaklaştığında inzal vaki olmaz ise veya acizlik durumu olursa, sadece abdest alması yeterlidir. (Sonradan bu hadisi şerifin hükmü başka bir hadisi şerifle nesh edilmiştir) Sahabeden bir zattan
33 11 Sizden birisi bir kardeşine bir şeyi ödünç verdiğinde, o kardeşi bir tabak hediye gönderirse, kabul etmesin, yahud bir hayvana bindirirse binmesin. Ancak bundan önce aralarında böyle işler cereyan ediyordu ise o zaman müstesna. Hz. Enes (r.a.)
33 12 Bir kulun cildi, Allah'dan haşyeti dolayısı ile, ürperir ve tüyleri diken diken olursa, o kulun hataları kurumuş ağaç yapraklarının dökülmesi gibi, üzerinden dökülür. Hz. Abbas (r.a.)
33 13 İnsan yemesini azalttığı zaman içi nur dolar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
232 1 Mümin kabrinde "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" dediğinde ve Hz. Muhammed (s.a.v)'i tanıdığı takdirde, bu Aziz ve Celil olan Allah'ın şu mealdeki kavlinin mazmunu gereğince olur: " Allah, iman edenlere dünya hayatında da ahirette de o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder." Hz Bera (r.a.)
232 2 Müminler dünyada üç sınıftır: Allah'a ve Resulallah'a inanıp şüphe getirmiyen ve mal ve canı ile Allah yolunda mücahede edenler. Kendisinden, insanların mal ve canı hususunda emin oldukları kimseler. Nefsi bir şeye tamah ettiğinde durup Aziz ve Celil olan Allah için onu terkedenler. (Böylece zühd ve takvaya nail olur ve bundan aşağı müslümanlık da yoktur) Hz. Numan İbni Beşir (r.a.)
232 3 Müminler tek bir kişi (vücud) gibidir. Başı ağrıdığı zaman bedenin sair azaları da ateş ve uykusuzlukla ona katılır.(Biri rahatsız olursa hepsi rahatsız olur) Hz. Numan İbni Beşir (r.a.)
232 4 Müminler yumuşak ve hafiftir. Munis bir deve gibi, boynunu "ey" deyince inkıyad eder. Sert bir yer de olsa "ıh" denilince çöker. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
232 5 Müminler birbirlerine muhabbetli ve hayırhahdır, evleri ve bedenleri ayrı olsa da. Facirler ise birbirlerini aldatıcıdırlar. Evleri ve bedenleri toplu olsa da. Ve birbirleriyle mücadele ederler. Hz. Enes (r.a.)
232 6 Allah uğrunda birbirine muhabbet eden kimseler, Onun gölgesinden başka gölge olmıyan günde, O'nun Arş-ı Alasının gölgesindedirler. Kendilerine nurdan kürsüler kurulur. Onların Rableri ile olan meclislerine, Peygamberler, sıddıklar ve şehidler bile imrenirler. Hz. Muaz İbni Cebel (r.a.)
232 7 Allah yolunda birbirlerini sevenler, arşın gölgesinden başka gölge olmıyan o günde, arşın gölgesindedirler. Nurdan minberler üzerinde. Onların mekanlarına Nebiler ve Sıddıklar gıpta ederler. Hz. Muaz (r.a.)
232 8 Allah yolunda muhabbet edenler, Arşı Ala etrafında yakuttan kürsüler üzerinde olurlar. Hz. Ebû Eyyüb (r.a.)
232 9 Cumaya erken gelen kimse deve kurban eden gibidir. Bunu takiben gelen sığır kurban eden gibi, bunu takiben gelen ise koyun kurban etmiş gibidir. İmam minbere orutduğunda defter kapanır ve melekler hutbeyi dinlemeye otururlar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
232 10 Müttekiler efendilerdir. Alimler ve fakihler de kılavuzlardır. Ve bunlardan misak (ahid) alınmıştır. Bunların meclislerinde oturmak berekettir. Yüzlerine bakmak ise nurdur. Hz. Âişe (r. anha)
232 11 Müttekiler efendi, fakihler kılavuzdur. Onların meclisinde oturmak insanın nurunu ziyade eder. İlminden istifade edilen bir alim, bin abidden efdaldir. Hz. Ali (r.a.)
232 12 Kocası ölen kadın renkli ve süslü elbise giymez. Ziynet de takmaz, kına sürmez ve sürme çekmez. (İddeti bitene kadar. Hamile değilse 4 ay 10 gün.) Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
232 13 Seferde namazı tamam kılan, hazerde eksik kılan gibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
232 14 Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis. Hz. Câbir (r.a.)
Tarih bize gösteriyor ki, başta peygamberler ve onların gerçek mirasçıları olan din alimleri
YanıtlaSilolmak üzere, insanlık âlemi, büyük insanların kıymetlerini zamanlarında tam takdir edememişlerdir. Sonradan ise, bu takdir edememenin cezasını, hem muâsırı olan insanlar ve hem de onların nesilleri çekmişlerdir. Hemen hemen bütün peygamberler, bu hükmümüze müşahhas birer misal olarak verilebileceği gibi, İmam-ı A'zam ve Ahmed bin Hanbel gibi İslam âlimleri de, bu acı hükmü teyid eden canlı misallerdendir.
Tesbitlerimize göre, asrında tam anlaşılamayan şahsiyetlerin bu asrımızdaki misallerinden biri de Süleyman Efendi Hazretleri'dir. Maalesef, tıpkı Bediüzzaman'da olduğu gibi, devletimizin istihbârât kaynakları, resmi kurumların hazırladıkları raporlar ve tabii ki, bunlardan etkilenen medya ve ansiklopediler, bu büyük İslâm âlimi hakkında yalan yanlış şeylerle doludurlar.
"Kişi bilmediğinin düşmanıdır" kaidesince bu zamana kadar Süleyman Efendi ve talebeleri hakkında söylenen ve yazılanların çoğunun yalan yanlış şeyler olduğunu; Süleymancılık diye bir mezhep veya din olmadığını ve bu zatın Osmanlı Medreselerinde yetişmiş büyük bir âllâme ve ulûm-ı batınada zirveye ulaşmış bir mürşid-i kâmil olduğunu elinizdeki araştırma ortaya
koymuş bulunmaktadır.
ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA
YanıtlaSilSİLİSTRE'Lİ SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN
Hilmi Tunahan Efendi'ye Süleymaniye Medresesi'nden verilen İcazetname
Süleyman
DÜNYANIN YENİ EFENDİLERİ
YanıtlaSilKüresel Yağmacılığın Gerçek Yüzü
Dünyanın önde gelen bilgi ve haber kaynaklarının ya sahibi olan ya da onlari denetleyen Amerikalı ve Avrupalı medya devleri, 'bilgi toplumunu politik açıdan güvenilir olarak görülen bilgilerin sürekli tekrarlandığı bir medya çağı'na taşıdılar. Batı'da yaşayan bizler, diğer toplumları bize sağladıkları fayda ya da yine bize karşı oluşturdukları tehdit açısından görmeye şartlandırılıyor ve 'kültürel' değerleri ekonomik ve politik güçlerden daha önemli görme eğilimi gösteriyoruz. Bunu anlayabilecek çapta bilgi donanımına sahip olanlar ise bildiklerini saklıyorlar. Belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar sessiz kalmamışlardı...
Dünya'nın Yeni Efendileri, 'yeni' düzenin ne menem bir şey olduğunu aydınlatmak, söz konusu büyük gücü ve manipülasyonlarını koruyan görülmemiş sessizliği yırtmak, daha doğrusu gündemdeki yeni savaşın ana hatlarını ortaya koymak için kaleme alındı.
ISBN 975-362-768-8 TIMAŞ
979975362768
١٤٢٨ - إِنَّ الْغَضَبَ مِنَ الشَّيْطَانِ وَإِنَّ الشَّيْطَانَ خُلِقَ مِنَ النَّارِ وَإِنَّمَا تُطْفَى النَّارُ بالمَاءِ فَإِذَا غَضَبَ اَحَدُكُمْ فَليتوضا رحم د وابن ابى الدنيا في ذم الغضب طب عن
YanıtlaSilعروة بن محمد بن عطية السعدى عن ابيه عن جده
1428- Gazap (öfke) şeytandandır, şeytan ise ateşten ya. ratılmıştır, ateş su ile söndürülür. Şu halde biriniz kızdığı zaman hemen abdest alsın.
١٤٢٩ - إِنَّ الْغَضَبَ مُيَسَّمٌ مِنْ نَارِ جَهَنَّمَ يَضَعَهُ اللَّهُ عَلَى نِيَاطِ أَحَدِهِمْ أَلَا تَرَى إِنَّهُ إِذَا غَضِبَ احْمَرَّتْ عَيْنُهُ وَارْبَدَّ وَجْهُهُ وَانْتَفَخَتْ أَوْدَاجُهُ" (الحكيم عن ابن مسعود)
1429- Öfke, cehennem ateşinden bir kıvılcımdır. Allah onu insanlardan birinin kalp damarı üzerine koyar. Görmüyor musun kişi kızdığı zaman gözleri kızarır, yüzü renklenir, boğaz damarları şişer.
١٤٣٠ - إِنَّ الْفَاقَةَ لَأَصْحَابِي سَعَادَةٌ وَإِنَّ الْغِنَى لِلْمُؤْمِنِ فِي آخِرِ الزَّمَانِ سَعَادَةٌ (الرافع عن ابن مسعود)
1430- Ashabım için fakru zaruret mutluluktur, fakat ahir zamanda mü'min için zenginlik mutluluktur.
١٤٣١ - إِنَّ الْفِتْنَةَ تَجِيدُ فَتَنْسِفُ الْعِبَادَ نَسْفًا وَيَنْجُو الْعَالِمُ مِنْهَا بِعِلْمِهِ
(حل) وابو نصر في امليه وابو سعيد والرافعى وابن النجار عن ابي هريرة
1431- Bir fitne gelecek tüm kulları fırtına gibi savuracak, ancak âlim ilmi sayesinde ondan kurtulacak.
١٤٣٢ - إِنَّ الْفُحْشَ وَالتَّفَحُشَ لَيْسَا مِنَ الْإِسْلَامِ فِي شَيْءٍ وَإِنَّ أَحْسَنَ النَّاسِ إِسْلَامًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا (حم وسمويه ض طب عن جابر بن مسرة)
1432- Fuhuş ve hayasızlık İslam ile katiyen bağdaşamaz.
En iyi müslüman, ahlaken en iyi olandır.
358
DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
YanıtlaSil406
Sen, yeri dür, yeter ki, yerine tez varsın.
İsrafil'e ise, şu emri verdi:
Sen de yere in; onu sağ yanından muhafaza eyle.
Mikail'e ise, şu emri verdi:
Sen de yere in; onu sol yanından muhafaza eyle.
efendimizi korudular. Resulüllah S.A. efendimize de, uyku geldi; uyu-Onlar, Allah-ü Taala'nın bu fermanı gereğince, Resulüllah S.A. du.
O melekler, Resulüllah S.A. efendimizi korudu: Cebrail ise, yeri dürdü. O yedi konaklık veri, kat edip güneş doğarken, Mekke-i Müker-reine'ye geldi.
Resulüllah S.A. efendimiz, kervanla Şam'a gittikten sonra, Haz-ret-i Hatice'yi bir aşk ve şevk sardı. Onun bu aşkı ve şevki her gün arttı. Her gün, uykudan uyanıp, Şam tarafına bakan pencereye gelir oturur; o yola bakar dururdu.
Acaba bugün bir haber gelir mi?.
Diye beklerdi. Aynı şekilde, o gün yine pencereye geldi. Şam ta-
rafına bakarken, gördü ki. İncecik bir toz geliyor. Dikkat edip baktı;
şunu gördü: Bir süvari yaydan çıkmış ok gibi, çok sür'atle geliyor. İki melek de kuş suretinde kanatları ile ona gölgelik ediyorlar. Bir başka rivayette ise, beyaz bulut onu gölgeliyordu. Bunu görür görmez, şöyle söylendi:
Hayır ola, acaba bu gelen kimdir?. Ne haber getiriyor?, Zira çok sur'atli geliyor.
Bu sırada cariyelerden biri şöyle bir haber getirdi:
Hanımım sana müjde, bu gelen Muhammed'dir.
Onun bu haberine karşılık Hazret-i Hatice şöyle dedi:
Eğer o Muhammed ise, yanımda kaç cariye olursa olsun, hepi-nizi azad ederim.
Hazret-i Hatice, o sözünü tamamladığı zaman, Resulüllah S.A. efendimiz, onun kapısı önüne gelmişti. O anda uykudan uyandı; ken-disini Hazret-i Hatice'nin sarayı önünde buldu. Deveden indi; içeri girdi.
Hazret-i Hatice, kendisini tam tazim tekrimle karşıladı.
Resulüllah S.A. efendimiz kâğıdı ona verince, okudu; tarihine baktı. Gördü ki: Bugün yazılmış.
- Ne zaman yola çıktınız?.
Diye sorunca, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
-Bu sabah tanyeri ağarırken..
Hazret-i Hatice, ondan bu kerameti de gördükten sonra, bildi ki: Ahir zaman peygamberi olacak Muhammed S.A. budur.
Bundan sonra, Hazret-i Hatice, Resulüllah S.A. efendimizin geli-şine sevinerek, cariyeleri azad edip Resulüllah S.A. efendimize de şöy-le buyurdu:
KARA DAVUD
YanıtlaSil407
Binip geldiğiniz deve, üstündekileri ile sizin olsun. Gidin, ak-rabalarınızla görüşün çabucak buraya gelin.
Resulüllah S.A. efendimiz gittikten sonra, kendisi hamur yuğu-pişiremezdi. Resulüllah S.A. efendimize, ekmeği pişirip tamam ettiği rup ekmek pişirdi. Zira, Hazret-i Hatice'nin pişirdiği ekmeği hiç kmse zaman, Resulullah S.A. efendimiz akrabaları ile görüşüp geldi.
Resulüllah S.A. efendimize, Hazret-i Hatice şöyle dedi:
Sizi, yine kervanın yanına göndersem gider misiniz?.
Resulüllah S.A. efendimiz:
Evet.
Deyince. Hazret-i Hatice bir kağıt yazdı; sıcak ekmekten de verip yolladı.
Resulüllah S.A. efendimiz, deveye binip kafileye doğru yollandı. Gozlerden kaybolduğu zaman, daha önce olduğu gibi, kendisine uyku ihsan olundu.
Cebrail, önden yeri dürdü; sağ tarafında İsrafil, sol tarafında da Mikail onu korudu. Başı üstünde de bulut gölgelik etti. Böylece, yola devam edip gittiler.
Meysere, Resulüllah S.A. efendimizi, yazdığı mektupla, Hazret-i Hatice'ye gönderdikten sonra, Hazret-i Ebu Bekir r.a. ona şöyle dedi:
Sen, büyük bir hata işledin. Muhammed S.A. yol bilmez, bera-berinde kılavuz da göndermedin. Bu çölde yaban yere gidip kaybolur. O zaman, Hatice'ye ve onun akrabalarına ne cevap vereceksin?.
Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. bu sözü üzerine Meysere perişan oldu:
-Kafile kalkmasın, çevreyi araştıralım.
Dedikten sonra, etrafa hecin develerle adamlar çıkardı.
Onlar, bu araştırmalarını yaparken, gördüler ki, Muhammed S.A. Mekke tarafından geliyor. Tam da kuşluk vakti idi. Bu durumu Mey-sere'ye haber verdikleri zaman:
Gördün mü yolu bulamamış. Hele ki, dolaşarak yine bu tarafa donüp geldi.
Diye söylenirken, Resulüllah S.A. efendimiz gelip onlara kavuştu.
Taze ekmek kokusu burunlarına geldiği zaman, şaşırdılar ve şöy-le dediler:
Bu ekmeğin kokusu, Hazret-i Hatice'nin pişirdiği ekmek koku-sudur. Acaba onu nerede buldu?.
Bu sırada Resulüllah S.A. efendimiz çadıra girdi. Hatice'nin ek-meğini ve mektubunu teslim etti.
Ekmeği gördüler; mektubu da okuyunca, Hazret-i Hatice'den gel-
diği belli oldu.
Oraya ne zaman gittin?
Diye sordukları zaman, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu Güneş doğarken, Mekke'ye vardım; mektubu da Hazret-i Ha-
VATAN HAİNLERİ Nİ PUTLASTİRDİLAR KAHRAMAN LASTIRDILAR
YanıtlaSilPUT NASIL YÜK OLDU.
YanıtlaSil233
YanıtlaSil7:09. Horoz akılı (deli, anlamina)
7110 Horozsuz da sabah olur.
7111. Hoy-bey etme
7112. Hoy buluştuk (bulduk).
7113. Hoy geldiniz!
7114. Irzliya dokunda sizdan sakın da ges
7115. Isiak, ya(g/murdan korkmaz.
7116. Ismarlamaktan hacı-hoca olmaz (Benzeri: Ismarlama hacs-hoca olmaz)
7117. Içme be arkadaş, sarfos (sarhos) olursun, saat besten sors pişman olursun
7118. Ihtiyarlık köpeklik.
7119. Iki cambaz, bir ipte oynamaz.
7120. İki gönül bir olunca, samanlık saray olur.
7121. İki kapıya bakan köpek, aç kalır.
7122. İki karpuz, bir koltukta taşınmaz (koltuğa sığmaz).
7123. İki tauşam (tavşan) birden tutulmaz.
7124. İlaç için de kalmadı. (Benzeri: Hiç ilaç için de yok)
7125. İleri gidersen süser, geri gidersen teper.
7126. İlk kısmet kısmettir.
7127. Ine(g)in bile bir dili vardır, ama çok nadir konuşur.
7128. Insan ihtiyarlar. (y)ürek ihiyarlamaz.
7129. Insan insana duşmandır.
7130. Insan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa
7131. Insan ölür, borç ölmez.
7132. İnsan üşenirken (y)ürüme(gje, doyamaz kaçma(g)
7133. Insanın alacası içindedir, hayvanın alacası dışındadır
7134. İnsanın gözü doymaz.
7135. Insanın işi, Allah'ta sevgilidir.
7136. Insanın itibarı yoktur, itibar işte.
7137. Iplik, ince yerden kopar.
7138. İslâh (iyi) beegir (beygir, at), yemini arttırır.
7139. İslâh (iyi) pe(y)nir, köpek tulumunda.
7140. İş bitti, bir şey de meydanda yok.
7141. İş işlemek, kadınca oynama(gja benzemez.
7142. İşimize girmez.
7143. İşini yarına bırakma.
7144. İşlenen demir pas tutmaz. (Benzeri: Altın, pas tutmaz.)
halim-i ali-himmet
YanıtlaSil324
halka-i zikir ve şükür
H
karşı çok iyi ve yumuşak davranışlı 2.sakin,
sessiz
halim-i ali-himmet حاليم عالی همت : din volunda ustün çaba ve gayret sahibi, yumuşak ve iyi huylu insan
halim selim حاليم سليم : yumuşak huylu, sakin yaradılışlı
halimane حالیمانه : uysalca, yumuşak tarzda, sakin şekilde
Halime حالم : Halim-i Sa'diye, Hz. Muham-mede (a.s.m.) süt annelik yapan mübarek hanım
halls (ea( حال : saf, oz, katkısız 2. hilesiz 3. Allah (c.c.) rızasından başka niyet ve gaye taşımayan, Allah (c.c.) rızasını esas alan
halisane خالصانه : saf ve iyi niyetle, temiz kalb lilikle, hälis şekilde
halisen lillah خالصاً لله : Allah (c.c.) rızasını esas alarak, sadece Allah (c.c.) için
halisiyet 1 : حالیتhalislik, ihlás üzerinde olma, Allah (c.c.) rızasını esas alma 2.doğru luk, iyi niyetlilik 3.hilesizlik
halita حليه : karışık, karıma 2.alaşım, mad-delerinin birbiriyle kaynaşmasından meyda na gelen karışık madde
halita- dimagi خليطة دماعی : zihindeki karışım, akılda bir araya gelip karışmış düşünceler
haliye 1 : حالب.)gr.) cümlede fiilin hälini be-lirtici olan 2 hål dili ile ilgili olan (bak. håli, lisan- hål)
haliyet حالیت : )gr.) cümlede fiilin hälini belirt-me görevini yapma
halk 1 : خلق yaratma, yaratış, icad 2.yaradılmış varlık(lar) 3.ahali, insan topluluğu
halk-i cedid خلق جديد : yeniden yaratma, (dün yada tohum ve cekirdekten; kıyametteki diri-lişte) yeniden yaratılma
halkefal خلق أفعال : )canlılardan hareket ve davranışların yaratılması, hareket ve davra-nışların tam ve gerçek sebebi olma (mu'tezile mezhebi, kader konusunda insan ve hayvan lara yanlış olarak böyle bir rol veriyor)
halki eflak 1 : خلق أفلاك.göklerin yaradılışı 2. dünyaların (ålemlerin) yaradılışı
halk eşya خلق أشياء : şeylerin (her bir varlığın) yaradılışı
halk- evvel خلق أول : ilk yaradılış, ilk yaratma
halk ezdad خلق أعداد bir varlıkta) zıtların yaradılışı, zıtları yaratmak
halk-kainatخلق ک kainatın yaradılışı kainatı yaratma
halk-Kur'an Kur'an'ın yaratılmışlığı (iddiası(
halk-i şer خلق شر : kötünun yaradılışı, kötüyü yaratma
halka 1 : خلقه.cember, ortası boş daire şekli 2.çember şeklinde eşya
halka-i ders حلقة درس : ders halkası, halka şek linde ders düzeni, dinleyici veya öğrencilerin halka şeklinde düzen içinde oturarak yapılan
ders
halka-i din ve zikr (zikir حلقه دین و ذکر : din ve zikir halkası, dinin ve zikrin öğrenildiği ders halkası
halkai envar حلقة أنوار : nurlar halkası, akıl ve gönülleri aydınlatıcı gerçeklerin anlatıldığı ders halkası
halka-i hakikat حلقه حقیقت : )din ve iman esas-ları ile ilgili) gerçeklerin anlatıldığı ders hal-kası
halka-i irşad حلقة إرشاد : irşad halkası, doğru
yolu gösterici ders halkası
halka-i ittisal حلقة إتصال : ittisal halkası, birleş-me halkası, yakınlaşma vasıtası
halka-i Kübra حلقة كبرى : )bir bütünlük ve sis-tem halinde) büyük zikir halkası
halka-i kübra-i zikir حلقة كبراء ذكر : )bir bütün lük ve sistem halinde) büyük zikir halkası
halka-i tahmidat Ahmediye حلقة تحميدات diği şekilde hamd ve şükür duaları yapanları أحمديه : Hz. Muhammed'den (a.s.m.) öğrenil-gü meydana getirdiği halka ve cemaat bütünlü-
halka-i tedris حلقة تدريس : ders halkası, düzenli ders verilen topluluk
lamak için olan ders halkası halka-i tedris ve envar حلقة تدريس و أنوار : ders yapan ve Risale-i Nur kitaplarını okuyup an-
halka-i tevhid حلقة توحيد : tevhid halkası, Al-halkası (cemaati( lah'ın (c.c.) birliğine inanan ve bağlı olanlar
oluşturulan halka düzeni 2.halka düzeninde-halka-i zikir 1 : حلقة ذكر.zikir halkası, zikir için ki zikir
halka-i zikir ve şükür حلقه ذکر و شکر : zikir ve
halkçılar
YanıtlaSilşükür halkası
halkçılar خلق حيلر : Halk Partililer
halk etmek حلق ايتمك : yaratmak
halk olunmak خلق اولو نمق : yaratılmak
halla حلا : pamuk veya yünu bir aletle ata-rak dağıtan ve kabartan kimse
hallaç etmek حلاج اينمك : hallaçlamak, pamuk gibi atıp darmadağın etmek
Hallak لا : yaratıcı; sürekli yaratan (Allah c.c.)
Hallak: Alem خلاق عالم : alemin (kainatın ya-
raticisa
Hallak Alim حلاق علم : her şeyi bilen yaratıcı
(Allah c.c.)
Hallāk-ı Alim ve Murid حلاق عليم ومريد : her şeyi bilen ve her yaptığını kendi isteği ile yapan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak: Azim خلاق عظیم : yuce yaratıcı (Allah cc)
Hallaki Baki حلاق باقی : olumsüz yaratıcı, varlı ğı ebedi olan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallaki Bimisal حلاق بی مثال : dengi ve benzeri olmayan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak-i Fettah حلاق فتاح : )imkan halinde olan lara gerçekleşme yolu, canlı çekirdek ve to-humlara hayata geçiş yolu, zorda kalanlara kolaylık ve kurtuluş yolu gibi) her iyi yolu ve kapıyı açan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak-ı Hakim خلاق حكيم : her isi hikmetle (yani, gayeli, faydalı ve en uyğun şekilde) ya-pan yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak-ı Kadir خلاق قدیر : her şeye gucu yeten yaratıcı (Allah c.c.)
Hallāk-ı Kadir ve Alim خلاق قدیر و علیم : her şeye gücu yeten (kadir) ve her şeyi bilen yaratıcı (Allah c.c.)
325
مصور بصير: kadir, musavvir ve basir olan yaratı-cı; yani, her şeye gücü yeten ve her şeyi görüp her bir şeye şeklini veren yaratıcı (Allah c.c.)
Hallak-i Kainat خلاق کائنات : kainatın yaratıcısı, maddi ve månevi bütün varlıklar dünyasının yaratıcısı (Allah c.c.)
Hallak-ı Kerim خلاق كريم : çok çömert ve çok bağışlayıcı yaratıcı (Allah c.c.)
Hallaki Lemyezel خلاق لم يزل : ölümsüz yaratı-cı, varlığı ebedi olan yaratıcı (Allah c.c.)
hamd- binihaye
Hallak Rahim خلاق رحيم :çok merhametli olan yaratıcı (Allah c.c.)
hallaklyet خلاقیت : yaratıcılık
hallakıyet-i daime خلاقیت دائمه : sürekli yaratı cılık
hallakıyet-i İlahiye خلاقيت إلهيه : Allah'ın (c.c.(
sürekli yaratıcılığı
hallakiyet-i külliye خلاقیت کلیه : genel ve kapsa-yıcı vasıfta (nitelikte) sürekli yaratıcılık
hallakıyet-i Rabbaniye خلاقیت رانیه Rabbin yaratıcılığı, her şeyin sahibi, yetiştiricisi ve geliştiricisi olan Allah'ın (c.c.) yaratıcılğı
hallakıyet-i umumlye خلاقیت عمومیه : genel ve kapsayıcı vasıfta (nitelikte) sürekli yaratıcılık
halletmek حل ابتمك : çözmek
hallolmak حل او لمن : çözülmek
hallolunmak حل اولنمق : çözülmek
hallüsinasyon حلوسناسیون : )ruh hastalığı se
bebiyle) olmayan bir şeyi varmış gibi görme, işitme, algılama
halt 1 : خلط.bir şeyi başka birşeyle karıştırma 2.yanlışlık yapma 3.uygunsuz ve yersiz söz söyleme 4 uygunsuz hareket etme, uygunsuz iş yapma 5.kötü bir iş yapma
halt etmek 1 : خلط ايتمك uygunsuz söz söyleme 2 uygunsuz davranmak 3.uygunsuz veya kötü
bir iş yapma 4.bir şeyi başka bir şeyle karıştır ma 5.yanlışlık yapma
haltsız خلطز : )bir şeyi başka şeyle) karıştır-madan, yanlışsız
halvet 1 : حلوت.yalnızlık; yalnız kalma 2.iba-det ve zikir için yalnız bir yere çekilme
halvet-i mergube خلوت مرغوبه : çok rağbet gö-ren halvet, çoklarınca istenen ve değer veri-len ibadet ve zikir için yalnız bir köşeye çe-kilme
Hallåk-ı Kadir ve Musavvir-i Basir خلاق قدیر و halvethane خلوت خانه : yalnız ve gizli yapılan
ibadet yeri
ham خام : işlenmemiş, üzerinde çalışılma-mış 2.olmamış, olgunlaşmamış 3.alışmamış, işe yatkın olmayan, acemi
hamakat حماقت : aptallık, akılsızlık, ahmaklık,
budalalık
hamaset حماست : kahramanlık, yiğitlik, cesa-ret
hamd حمد : övgu, şükür
hamdi binihaye حمد بی نهایه : sonsuz şükür
H
232
YanıtlaSil7073. Hatırım kaldı.
7074. Hatırınız için.
7075. Hava uymazsa sana, sen havaya uyacaksın.
7076. Havaya göre yelken kaldıracaksın.
7077. Hayır (hayırlı) olsun!
7078. Hayırsızı dibinde kalır.
7079. Haylaz, yürüyüşünden anlaşılır.
7080. Haylaza iş sö(y)le, sana marifet ö(g)retsin.
7081. Haylazlığı ondan bü(vjük. (Benzeri: Haylazlı(g)t taa (daha) ileri duunuş (doğmuş)
7082. Hayvanın Allah'ı insandır.
7083. Hayvanın budalası, çekici (taşımacı) olur.
7084. Hayvanın da eşi, insanın da eşi var.
7085. Hayvanın kararı yok.
7086. Helal olsun!
7087. Henez (henüz) basmış on dört yaşına.
7088. Hepsi bir kalupta (kalıpta).
7089. Hepsi olacak, sade kösede bıyık bitmeyecek.
7090. Hepsi sinekler bal yapmeer (yapmaz).
7091. Hepsi uçan kuşlar inmez.
7092. Her bir a(g)açtan düdük olmaz.
7093. Her bir arı, bal yapmaz.
7094. Her bir çığırtmacı (çalgıcı) kendi başına çalar.
7095. Her bir horoz, kendi boklu(ğ)unda öter.
7096. Her bir koyun, kendi aya(ğ)ından (bacağından) asılır.
7097. Her bir kuş, çalmasından (çalgısından) tanınır.
7098. Her bir kuş, kendi dilinden kaybeler (yok olur, ölür).
7099. Her gün popaz (papaz) ya(ğlı (y)imez.
7100. Her (y)erde islā (iyi), nerde biz yokuz.
7101. Herkes bildi(g)inden geri kalmasın!
7102. Herkes derdiyle, de(g)irmenci de bendiyle (suyuyla).
7103. Herkes evine (yerine), sıçan da deli(g)ine.
7104. Herkes kendini be(g)enir.
7105. Herkesin kantarı belinde.
7106. Herkesin malı, başı ucunda dursun.
7107. Hesabı bilmeyen kasap, g..üne girer masat.
7108. Hop deyince, dere atlanmeer (atlanmıyor).
İKİ NİMET
YanıtlaSilki nimet vardır ki, beni hangisinin daha çok sevindirdiğini bilemiyorum.
Birincisi, bir adamin ihtiyacını karşılayacağımı sanarak bana gelmesi, bütün samimiyetiyle benden yardım istemesidir.
Diğeri de, o kimsenin arzusunu Allah'ın benim vasıtamla yerine getirmesi yahut kolaylaştırmasıdır.
Bir müslümanın işini görmeyi, dünya dolusu altın ve gümüşe sahip olmaya tercih ederim. (Ali el-Müttaki VI, 598/17049)
Kardeşlerimden birkaç kişiyi toplayıp onlara bir veya iki kap yemek yedirmem, bana çarşıya çıkıp bir köle âzâd etmekten
daha sevgili gelir. (Buhari, el-Edebül-Müfred, no: 566)
İYİLİK ve CÖMERTLİK
İnsanın kıymeti, yaptığı iyiliklerle ölçülür.
Yoksul düştüğün zaman sadaka vererek Allah ile ticaret yap.
Eline nimet geçtiği zaman çok şükret!
Sakın az şükürle Allah'ın nimetlerini elinden kaçırma!
Cennet comertlerin, cehennem câhillerin yeridir.
Kişinin verene teşekkür etmesi, nimetin artmasına sebep olur.
75
VĀLİSİNE EMİRNĀMESİNDEN:
YanıtlaSilInsanlara, canavarın sürüye bakması gibi bakma! Onlara karşı kalbinde sevgi, merha-met ve iyilik duyguları besle!
Çünkü istisnásız bütün insanlar;
Ya dinde kardeşin,
Ya yaratılışta eşindir.
Insanlar hata edebilir, başla-rına iş gelebilir.
Düşenin elinden tut; kendin için Allah'ın affını istiyorsan, sen de insanları affet, onları hoş gör ve bağışla!
فاطمة
على
حمن حسين
Allah'a karşı asla küfrân-ı nimette bulunma!
Affından dolayı asla pişmanlık duyma!
Verdiğin cezadan dolayı da sevinme!
Şu üç sıfattaki insanı iştişâre heyetine alma:
Cimriyi: Çünkü seni yoksulluğa düşmekle korkutarak iyilik yap-mana mânî olur.
Korkağı: Çünkü büyük işler karşısında azmini kırar.
Hırslıyı: Zulme saparak seni yanlış işlere sevk eder.
Kendini beğenme, yüzüne karşı seni övenlere itibar etme!
Yaptığın işleri insanların başına kakma, yaptığın işleri büyütme, onlara verdiğin sözden dönme!
Başa kakmak iyiliği bitirir, mübalâğa hakikati söndürür, sözünde durmamak ise Halik'ın da halkın da nefretini celbeder. (Muhyiddin Seydi Çelebi, Buharide Yönetim Esasları, Haz. Mehmet Erdoğan, İstanbul 2000, s. 47)
74
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 630 - Hicretin sekizinci yılında, Müslümanların galip geldiği Huneyn Savaşı gerçekleşti.
1960 - Risale-i Nur'da "Kastamonulu Küçük Şeyhlerin Hilmi" nâmıyla geçen Hilmi Sema Erkal vefat etti.
2014 - Bediüzzaman'ı gören son şahitlerden Mustafa Ekmekçi vefat etti.
27
PERŞEMBE
THURSDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Sabah, akşam Rabbinin
adını zikret.
İnsan Suresi: 25
BİR HADİS Allah yakınlarını, nâmahremlerden kıskanan kullarını sever.
Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız.
Lem'alar
HICRÍ: 24 C.AHİR 1443 - RUMÍ: 14 K. SANÍ 1437
KASIM: 81 - GÜN: 27 KALAN: 338 - GÜN UZA. 2 DK
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1934-Kıyafet Kanunu'nun kabulü.
1959 - Bediüzzaman
Ankara'da bir gece kaldıktan sonra Emirdağ'a döndü.
1967 - İnsana ilk kalp nakli yapıldı.
1999 - Bediüzzaman'ı gören son şahit, hanım Nur Talebelerinden Nafiye Başyiğit vefat etti.
ARALIK 03
ÇARŞAMBA
131447
RUMI: 20 T.SANİ 1441 KASIM: 26
BIR AYET
Beni zikredin ki, Ben de sizi rahmetimle anayım.
Bakara Suresi: 152
BİR HADİS
Allah'tan isteyeceğin en üstün dilek, din ve dünya hakkında afiyet
istemendir.
Taberani
Ey şan ve şerefi, nâm ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyadır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır ve insanı insanlara abd ve köle yapar.
Mesnevî-i Nûriye
Imsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1908 - "Bediüzzaman Said Nursî'nin Nasâyihi" başlıklı Kürtçe bir makale Kürd Teavün ve Terakki gazetesinde yayınlandı.
1934 - Türkiye'de
MAN 7
kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun kabul edildi.
TAKVIMI
5
PERŞEMBE
THURSDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan şüphe içindedirler. Bilin ki O her şeyi ilim ve kudretiyle
kuşatmıştır.
Fussilet Suresi: 54
BİR HADİS
Yaptığınız amelleri sırf Allah rızası için işleyiniz. Çünkü Allah sadece kendisi için yapılan amelleri kabul eder.
Dârekutnî
Bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlastadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.
C
HİCRİ: 4 C.AHİR 1446 - RUMI: 22 T. SANÍ 1440
Lem'alar
KASIM: 28-GÜN: 340 KALAN: 26 - GÜN. KIS.: 1 DK
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam
Yatsı
İmsak Günes
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
336
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
İkindi namazının Farzından önce de, dört rekât kılar ve her iki rekâtın arasını, Mukarrep Meleklere, Peygambere, Mü'min ve Müs lümanlardan onlara tabi olanlara selâmia ayırırdı. (39)
Bu on altı rekât, Peygamber Aleyhisselâm'ın gündüz Náfileleri dir. (40)
Peygamber Aleyhisselâm, sabah ve ikindi namazı haric, her Farz namazın arkasından iki rekât Nâfile namaz kılardı.) dedi. (41)
Alkama da, Hz. Aişe'ye «Ey Mü'minlerin Annesi! Resûlullah Aley-hisselam'ın ibådet işi nasıldı? Günlerden birine tahsis ettiği bir şey olurmu idi? diye sordu.
Hz. Aişe Hayır! O'nun ameli, devamlı idi.
Resûlullah Aleyhisselam'ın güc yetirdiği şeye hanginiz güc ye-tire bilirsiniz ki?" dedi. (42)
Gerek Hz. All ve gerek Aişe bu husustaki sözlerile herhalde nama-zı herkesin Resûlullâh gibi ihsan derecesinde kılmağa kadir olamaya-caklarını anlatmak istemişlerdir.
Hz. Ümmü Habibe «Peygamber Aleyhisselâm'ın (Öğle namazın-den önce dört ve öğleden sonra dört rekåt kılan kimseye, Allâh, Ce-hennem ateşini haram kılar!) buyurduğunu işittim. demiştir. (43)
Nuaym b. Hemmår «Resûlullah Aleyhisselâm (Şanı yüce Rabb's-nız: (Ey Adem oğlu! Gününün başlangıcında benim için dört rekât namaz kılmayı unutma ki, günün sonuna yeteyim! buyurdu.) dedi.» demiştir. (44)
Peygamberimiz, Kuşluk namazını iki, dört, altı ve sekiz rekât ola-rak kılardı. (45)
Hz. Aişe «Resûlullah Aleyhisselâm, Kuşluk namazını dört rekât kılar; bunu, Allah'ın dilediği kadar çoğaltırdı. demiştir. (46)
Peygamberimiz, Mekke'nin fethinde bunu, sekiz rekât kılmıştır. (47)
(39) İbn-i Ebl Şeybe Musannef c. 2, s. 202, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, a. 100, Tirmizi Sünen c. 2, s. 403-494
(40) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 64, Ahmed b. Hanbel Müsned e. 1, s. 85
(41) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 67, Ebû Davud Sünen e. 2, s. 24
(42) Müslim Sahih c. 1, s. 541, Tirmizi Şemail s. 52
(43) İbn-i Ebt Şeybe Musannef c. 2, s. 204, Nesal Sünen c. 3, s. 205
(44) Abdurrezzak Musannef c. 3, a. 75, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 201, c. 5, s. 287, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 27-28, Dârimi Sünen e. 1, s. 278, Bağavi Mesabihüssünne c. 1, a. 65
(45) Abdurrezzak Musannef c. 3, a. 74
(46) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 74-75, Tirmizi Şemail s. 49
(47) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 76, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, a. 341, Buhâri Sahih c. 2, s. 53, Ebû Davud, Sünen c. 2, s. 28, İbn-i Máce Sünen c. 1, s. 419
İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSilPeygamberimiz, seferlerden Medine'ye dönünce, ilk iş olarak Mes-cide girip iki rekât namaz kılar (48), sonra, evine girerdi. (49)
Ebû Katâde'nin rivayetine göre: Peygamberimiz «Bizden biriniz, Mescide girdiği zaman, iki rekát kılmadıkça, oturmasın! buyurmuş tur. (50)
Abdullah b. Såib «Resûlullah Aleyhisselâm, öğleden önce, zeval-den sonra dört rekât namaz kılar (51) ve (Bu, öyle bir saattir ki (52), gök kapıları açılmıştırı
Salih amelimin, oraya, bu sırada (53), yükselmesini (54), sunul-masını (55) arzu ederim.) buyurdu.» demiştir. (56)
Peygamberimizin Akşamla Yatsı Arasımda
Kıldıkları Náfile Namazlar:
Hz. Aişe; Peygamberimizin, evinde öğleden önce dört rekât kıl-dıktan sorira Mescide çıkıp Müslümanlara öğle namazını kıldırdığı-nı, sonra, evine dönüp iki rekât kıldığını, akşam namazını Müslüman-lara kıldırdıktan sonra da, evine dönünce, iki rekât kıldığını.. (57);
Abdullah b. Ömer de, Peygamberimizin, akşam namazından son-ra iki rekât Nâfile namaz kıldığını bildirir. (58)
Huzeyfetülyeman da «Peygamber Aleyhisselâmın yanına gidip akşam namazını Kendisile birlikte kıldım.
Resûlullâh Aleyhisselâm, kalkıp yatsı namazına kadar namaz kıl-dı. demiştir. (59)
Ammar b. Yasir'in oğlu Babasının, akşamdan sonra altı rekât na-maz kıldığını görünce «Babacığım! Bu namaz, nedir?» diye sor-muştu.
(48) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 77-78, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 386, Buhâri Sahih c. 4, s. 40, Müslim Sahih c. 1, s. 496, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 91
(49) Taberâni Mücemüssagir c. 2, s. 87
(50) Taberâni Mücemüssagir c. 1, s. 137
(51) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 411, Tirmizi Şemail s. 50
(52) Tirmizi Şemail s. 50
(53) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 411, Tirmizi Şemail a. 50
(54) Tirmizi Şemail s. 50
(55) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 411
(56) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 411, Tirmizi. Şemail s. 50
(57) Ebû Davud Sünen c. 2, 5. 18-19
(53) Malik Muvatta' c. 1, s. 166, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 64, Buhâri Sahih c. 2, s. 53
(59) İbn-i Ebi Şeybe Musannef c. 2, s. 198
İT. Medine Devri XI/F:
Insan kâinat içinde çok nazik bir çocuğa benzer. (S.) 295:23. Söz, 2. mebhas 4, nükte
YanıtlaSilInsanın kâinatta tasarrufu, fıtratta geçerli olan käideleri keşf ve onları lehinde kullanmaktan ibarettir. (Sn.) 31.
İnsanlık kainat kaplarında ülfet kapağı altında olan ruhun gıda-sını zevk edememiştir. (Mh.) 44:1. maka. 12. muk.
İnsan kainatın küçük bir misalidir. (S.) 266:22 Söz, 2. mak. 3. lem'a
İrådeyi gösteren bir hikmet perdesi bütün kâinatı kuşatmıştır. (S.) 268:22. Söz, 2. mak. 7. lema
Kainat 55 lisanla Allah'ın varlığına şahitlik eder. (M.N.) 48:Kat-re, 1. bab
Kainat âlem ile isimlendirilmiştir. (1.1.) 24.
Kainat Allah'ın nurunun gölgesidir. (M.N.) 54: Katre, 1. babın sonu
Kainat bir eczahanedir. (L.) 182:23. Lem'a 1. yol, 1. si.
Kainattaki bitmez faaliyetin hikmeti nedir? (M.) 87:18. Mektup, 3. mes.
Kainatın bütününde cereyan eden yardımlaşma, dayanışma. (S.) 15:1. Söz.
Käinattaki bütün zerreler sonsuz olan imkânat arasında müte-reddid idi. (Mh.) 105:3. makale 1. maksat
Käinattaki çirkinlikler güzelliğini artırmak için yaratılmıştır. (M.N.) 179:Şemme, 10. risale.
Kâinataki çirkinlik vahid-i kıyâsîdir. (L.) 324:30. Lem'a 5. nük-te, 2. remiz
Kainat devamlı tazeleniyor. (L.) 190:23. Lem'a 3. kelime, 3. muhal; (L.) 340:30. Lem'a 6. nükte, 3. şuâ
Kainatın en yüce maksadı insanın küllî ubudiyetidir. (S.) 239: 20. Söz, 2. makam
Kainat esîr maddesinden yaratılmıştır. (1.1.) 238.
Käinattaki güzellikler öyle bir güzelden geliyor ki, (Ş.) 66:4. Şua, 2. bürhan
FİHRİST/371
Bir Hazinenin Anahtarı RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
YanıtlaSilFİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
400
YanıtlaSilDELAL I HAVRAT BERHI
Hee'ye teslim ettim. Hatice, ekmeği plairinceye kadar eğlendim plate dikten sonra da alıp geldim.
Resulallah A. efendimizin bu haberi üzerine şöyle dediler
Rahibin söylediği şeylerin cümlesi doğrudur. Çünkü buradan
hi yedi gunlük yoldur. Bu kadar mesafoyl, birkaç saat icinde kat edip Mekke'ye yedi konaklık yoldur. Yani Vedi günlük yoldur. Gelment da gelmest, o beser takalının dışındadır. Gercekten Ahir zaman peygam beridir. Bütün bunlar, Allah tarafından kendisine, kuvvet, keramet olarak thsan olunmuştur
Hundan sonra, yola revan oldular. Mekke-i Mükerreme'ye geldiler
Resulüllah B.A. efendimiz amcasının yanina gitti: Meysere de, Hazret | Hatice'nin yanına geldi. Hazret-i Hatice, Meysere'ye söyle de. di
Muhammed B.A geldiği zaman gördüm ki, başının üzerinde Iki kuş ve bir beyaz bulut vardı.
Meysere ise, şöyle dedi:
O Mekke'den çıkalı beri hall hep böyledir.
Bundan sonra, seferde vaki olan peygamberliğine delli olarak;
kuşların Resulüllah 8 A. efendimizin onların ayağını mübarek ell lle kuşların ve bulutların onu gölgelendirdiğini, yolda iki deve yürümeyip Nastura ile olan konuşmaların cümlesini, Şam'da Yahudilerle olan adığını, o develerin de hemen kuvvetlenerek yürüdüklerini, Rahip macerayı bir bir anlattı.
Resulüllah S.A. efendimizin peygamber olacağı, Hazret-1 Hatice nin galip zannı iken, Meysere'den İşittiği haberler onun peygamberli ğine yakin derecede ilim hasıl etti. Sonra, Meysere'ye şöyle dedi:
Ey Meysere, bunları hiç kimseye söyleme.
Bunun için onu sıkı sıkı tenbih etti. Hazret-1 Hatice'nin bunu giz-lemesinden muradı şuydu:
Bu işitildiği zaman, Kureyş'ın büyükleri ona kızlarını vermeye yönelirler. Bu saadete ereyim, derken ondan mahrum kalırım. Diyordu.
Aradan bir kaç gün geçip yorgunluk alındıktan sonra, Resulüllah S.A. efendimizin amcası Ebu Talib şöyle dedi:
Gözümün nuru Muhammed, git; Hatice'den ücretini al. Getir, biz de kudretimiz kadarını yanımızdan katalım, seni evlendirelim.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, utanarak Hazret-1 Ha-tice'ye geldi; edeple onunla buluştu. Ücreini taleb ettiği zaman, Haz ret-i Hatice şöyle dedi:
-Bu ücretini alıp ne yapacaksın?.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Ücretimi alıp amcama götüreceğim, beni onunla evlendirecektir. Bunun üzerine Hazret-1 Hatice, şöyle dedi:
408
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT SERHI
Lice'ye teslim ettim. Hatice, ekmeği pişirinceye kadar eğlendim; pişir-dikten sonra da alıp geldim.
Resulüllah B.A. efendimizin bu haberi üzerine şöyle dediler:
Rahibin söylediği şeylerin cümlesi doğrudur. Çünkü, buradan Mekke'ye yedi konaklık yoldur. Yani: Yedi günlük yoldur. Gelmesi da-hi yedi günlük yoldur. Bu kadar mesafeyi, birkaç saat içinde kat edip gelmesi, o beşer takatının dışındadır. Gerçekten ähir zaman peygam beridir. Bütün bunlar, Allah tarafından kendisine, kuvvet, keramet olarak ihsan olunmuştur.
Bundan sonra, yola revan oldular. Mekke-l Mükerreme'ye geldiler.
Resulüllah S.A. efendimiz amcasının yanına gitti; Meysere de, Hazret-1 Hatice'nin yanına geldi. Hazret-1 Hatice, Meysere'ye şöyle de-di:
Muhammed S.A. geldiği zaman gördüm ki, başının üzerinde iki kuş ve bir beyaz bulut vardı.
Meysere ise, şöyle dedi:
O Mekke'den çıkalı beri hall hep böyledir.
Bundan sonra, seferde vaki olan peygamberliğine delil olarak; kuşların ve bulutların onu gölgelendirdiğini, yolda iki deve yürümeyip kalınca Resulüllah S.A. efendimizin onların ayağını mübarek ell ile sığadığını, o develerin de hemen kuvvetlenerek yürüdüklerini, Rahip Nastura ile olan konuşmaların cümlesini, Şam'da Yahudilerle olan macerayı bir bir anlattı.
Resulüllah S.A. efendimizin peygamber olacağı, Hazret-i Hatice'-nin galip zannı iken, Meysere'den İşittiği haberler onun peygamberli-ğine yakin derecede ilim hâsıl etti. Sonra, Meysere'ye şöyle dedi:
-Ey Meysere, bunları hiç kimseye söyleme.
Bunun için onu sıkı sıkı tenbih etti. Hazret-i Hatice'nin bunu giz-lemesinden muradı şuydu:
Bu işitildiği zaman, Kureyş'in büyükleri ona kızlarını vermeye yönelirler. Bu saadete ereyim, derken ondan mahrum kalırım. Diyordu.
Aradan bir kaç gün geçip yorgunluk alındıktan sonra, Resulüllah S.A. efendimizin amcası Ebu Talib şöyle dedi:
- Gözümün nuru Muhammed, git; Hatice'den ücretini al. Getir, biz de kudretimiz kadarını yanımızdan katalım, seni evlendirelim.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, utanarak Hazret-i Ha-tice'ye geldi; edeple onunla buluştu. Ücreini taleb ettiği zaman, Haz-ret-i Hatice şöyle dedi:
Bu ücretini alıp ne yapacaksın?.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Ücretimi alıp amcama götüreceğim, beni onunla evlendirecektir. Bunun üzerine Hazret-i Hatice, şöyle dedi:
KARA DAVUD
YanıtlaSil409
Bu mal nedir ki?. Ben sana bir hanım buldum; malı gayet çoktur. Soylu, nesebi belll, edepli, Iffetli ve temizdir. Güzelliği lle de bütün Arap diyarında meşhurdur. Arap beyleri onunla nikâhlanmak Isteyip yük yük altın gümüş ve nice birikmiş mal arzettiler. Ama o, onların hiç birini kabul edip razı olmadı. Ancak, bir ayıbı vardır; ev-velce kocaya varmış duldur. Şayet onu bu ayıbı ile kabul edersen, bü-tün malı senindir; kendisi dahi sana carlye olur.
Böylece, kinaye yollu kendisini anlattı. Onun bu anlatışı ile, Re-sulüllah S.A. efendimiz kızardı; utandığından hiç bir cevap veremedi
Dönüp amcasının yanına ell boş geldiği zaman, amcası sordu:
Hani ücret?.
ti.
Resulüllah S.A. efendimiz amcasının sorusuna şu cevabı verdi:
Vermedi. Benimle alay edip bana münasib olmayan sözler et-
Bunun üzerine, amcası Ebu Talip Ätike'ye şöyle dedi:
Hele git bak. Bu sözün aslı nedir?.
Atike Hazret-1 Hatice'ye geldi ve şöyle dedi:
Ya Hatice, senin malın varsa, bizim de şerefimiz var; hasebi-miz nesebimiz var. O nasıl bir sözdür. Neden alay edersin?.
Bunun uzerine, Hazret-i Hatice yemin edip şöyle dedi:
Haşa, ben alay etmedim. Onun hasebine nesebine, iyi edebine doğru sözüne, emin oluşuna, ticaret yolunda kendisinden zahir olan kerametlere, ayrıca, Rahip Nastura'nın sözlerini işittiğimden, tabiatı lle ona meyil edip kendimi arz ettim.
Hazret-1 Hatice'nin bu sözlerine Atike hayret edip şöyle dedi:
Amcası Ebu Talib'e gidip durumu anlatsam, o taraftan da bu yolda istek olunca, yüz çevirip beni utandırmaz mısın?. Doğru söyle, muradın latife etmek midir?. Yoksa, gerçek mi konuşursun?.
Bunun üzerine, Hazret-i Hatice, tekrar tekrar yemin edip şöyle dedi:
gerçektir; Sözüm gerçektir; hakikattır. Hemen Ebu Talib'e git. Benden selâm söyle. Amcamoğlu Veraka'ye ziyafet verin. Ona çokça şar rip sarhoş olduğu zaman beni ondan istesinler. O bana danışmaya şarap içi-geldiği zaman, ötesini ben yaparım. İnşaallah nikâh böylece kıyılır.
Bundan sonra, Atike, sevinerek geldi; durumu Ebu Talib'e haber verdi. O da bu habere çok sevindi ve Veraka'ya ziyafet tertip etti.
Veraka b. Nevfel, Hazret-i Ebu Bekir r.a. ve Mekke'nin eşrafını davet etti.
Veraka çok şarap içerdi. Tam manası ile sarhoş olduktan sonra, Ebu Talip ona şöyle dedi:
Ey Veraka, benim senden bir ricam var.
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI
YanıtlaSilAmmar b Yasir Bevgilim Resûlullah Aleyhisselâmın, akşamdan sonra altı rekât kıldığını gördüm.
(Kim, akşamdan sonra altı rekât namaz kılarsa, onun günahı, denizin köpükleri gibi çok olsa da, bağışlanır!) buyurdu. dedi. (60)
Peygamberimizin «Kişinin, akşamla yatı arasında kıldığı şey, Evvábin namazındandır! buyurduğu (61) ve İsra süresinin 25. ci Ayetindeki (Evvåbin çabuk ve çok tevbe ediciler) in de, akşamla yat-sı arasında namaz kılanlar olduğu da, rivayet edilir. (Taberi-Tefsir c. 15, в. 69)
Peygamberimizin Geceleyin Ne Kadar ve Nasıl
Namaz Kıldığı? Neler Okuduğu, Nasıl Düa Ettiği
Peygamberimizin gece namazının ve kıraatının nasıl olduğu so-rulunca. Hz. Ümmü Selene «Onun namazından size ne?
O, kalkar, namaz kılar ve kıldığı namaz kadar da, uyurdu.
Sonra, uyuduğu kadar namaz kılardı.
Sonra, kıldığı namaz kadar uyurdu.
Sabaha kadar böylece devam ederdi... demiştir. (62)
Kuzeyfetülyeman der ki Bir gece, Peygamber Aleyhisselâmla
birlikte namaz kıldım.
Bakare sûresine başladı.
Ben, İçimden (Yüz Ayeti tamamlayınca, rükü eder!) dedim.
Sonra, devam etti.
Ben, içimden (Bütün süreyi bir rekâtta okuyacak!) dedim.
O, yine devam etti.
Ben (Bu sûre lle rükûa varır!) dedim.
Sonra, Nisů sûresine başladı.
Onu da, okudu.
Sonra, Ál-1 Imran sûresine başladı.
Onu da, okudu.
Ağır ağır okuyor, İçinde Tesbih bulunan bir Åyete gelince, Tesbih ediyor, Istek Ayetine gelince, isteyor, sığınma Ayetine gelince, Allah'a sığınıyordu.
Sonra, rükûa gitti ve (Sübhâne Rabbiyel'azim Büyük Rabbımı
tesbih ve tenzih ederim!) demeğe başladı.
Resûlullah Aleyhisselâm'ın rükúu da, kıyamı kadardı.
(60) Taberani Mücemüssagir c. 2, s. 48
(61) Ebû Talibülmekki Kutülkulub c. 1, s. 64
( 62) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, n. 300, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 74, Ne-mal Sünen c. 3, s. 214
İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSil339
Sonra, (Semlallahü limen hamideh Rabbená velekelhamd = Allah, Kendisine, hamd edenin hamdini işitir, kabul eder. Ey Rabb'ımızl Hamd, Sana mahsustur.) dedi.
Sonra, rükûuna yakın, uzun müddet ayakta durdu.
Sonra, secde etti.
Secdede (Sübhane Rabbiyel'âlâ yüce Rabbımı tesbih ve tenzihi ederiml) dedi.
Secdeleri de, kıyamına yakındı. (63)
İbn-i Abbas der ki «Peygamber Aleyhisselâm'ın gece, nasıl namaz kıldığını göreyim diye, nöbetinin Teyzem Meymûne bint-i Hâris'te bulunduğu gece, Onun evinde yattım. (64)
O zaman, ben, on yaşlarında idim. (65)
Peygamber Aleyhisselâm, Mescidde yatsı namazını kıldırdıktan sonra evine geldi. Dört rekât namaz kıldı. (66)
Resûlullah Aleyhisselâm için bir yastık bırakıldı. (67)
Ben, başımı, yastığın enine koyarak uzandım.
Resûlullah Aleyhisselâm ile Ailesi de, başlarını yastığın boyuna koyarak uzandılar.
Resûlullah Aleyhisselâm, uyudu.
Gece, yarıyı bulduğunda, yahud biraz önce veya biraz sonra uyandı.
Uykuyu gidermek için yüzünü, elile oğuşturmağa başladı. (68)
(Çocuk, uyudu mu?) diye sordu. (69)
Kalkıp hâcetini kazů etmek üzre dışarı çıktı. (70)
Semâya baktı. (71)
Sonra Ål-1 İmran sûresinin son on Ayetini okudu:
«Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardın-
ca gelişinde, temiz akıl sahibleri için elbet ibret verici deliller vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken hep Al-
(63) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 284, Müslim Sahih c. 1, s. 536-537, Tir
mizi Şemail s. 47, Nesal Sünen c. 3, s. 225-226
(64) Müslim Sahih c. 1, s. 530, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 44
(65) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 364
(66) Buhârf Sahih c. 1, s. 37
(67) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358
(68) Malik Muvattaa' c. 1, s. 121, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buhârl Sahih c. 2, s. 58, Müslim Sahih e. 1, a. 526-527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 47-48, Nesat Sünen c. 3, 8. 211
(69) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 352, Buhârl Sahih c. 1, s. 37
(70) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 36, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 342, 372,
Buhârt Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 525-527, Nesal Sünen c. 3, s. 211
(71) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 350
231
YanıtlaSil3037 Gey (gelen) musafirlere kemik (y)imek, bulaşık içmek.
7038. Geç gelene ya sorgian, ya süven (sopa) (Benzeri Geç kalana ya sovan, ya sliven).
7039 Geçme kalburdan da, elekten de
1040 Geleceği varsa, görecergii de olacak.
1041 Gelece(g)inden gelmeyece(g)i taa (daha) iyidir
1942. Gelen , gideni andırır.
7043 Gelene hoş geldin, gidene u(g)urlar olsun!
7044. Gelmiş, görmüş, gitmiş.
7045. Gençlere bordey (samanlık) da bina (saray),
1046. Gökte (yıldız ellidir, ellisi de bellidir
7047 Görmeden dereyi, suama (sivama) paçaları (paçalarını)
7048 Goz görür (bakar), can çeker.
7049. Gözlerin akaydı! (llenç).
7050. Gözüken köye kılavuz istemez.
7051. Gülme komşuna, gelir başına.
7052. Gülü seven, dikeni de sever.
7053. Gün, sabahtan belli olur.
7054. Gündüz a(g)zını kapa, gece kapını kilitle.
7055. Güzele bakmak sevaptır (hayırdır).
7056. (H)açan büyüyecek a(v)ucumda saç. (Avcumda saç çıktığı zaman.)
7057. (H)açan kurbağada saç büyüyecek. (Ne zaman kurbağada saç çıkarsa.)
7058. (H)açan yok amazçı (eleverici), kavga da yok.
7059. Hak, hakkı bulur.
7060. Hak haksa, hak yerini bulsun!
7061. Hak yolunu b(1)rakma. (Benzeri: Hak yolundan çıkma.)
7062. Halk bilgisi (folklor).
7063. Haram geldi, haram gitti.
7064. Haram, helali de getirir.
7065. Haram olsun!
7066. Harın (dikbaşlı, huysuz) beegirin (beygirin, atın) geri çıkınması, yılmada fayda.
7067. Hasırdan zi(y)ade ayaklarını uzatma.
7068. Hasta, döşekte düzelir.
7069. Hastaya ilaç sorma.
7070. Haşlanmış sütlen, üfleer (üflüyor) suya da.
7071. Hatadır, demez.
7072. Hatır için çi(g) ta(v)uk yenir.
230
YanıtlaSil7001. E(g)ri a(g)aç doğrulur, ama e(ğ)ri insan do(g/rulmaz.
7002. E(giri oturalım, doğru konuşalım.
7003. E(g)riden do(g)ru olmaz.
7004. Ekme()in katığı açlıktır.
7005. Ekmek elden, su gölden.
7006. El, eli yıkar.
7007. Elli, belli. (Benzeri: Elli, yeri belli.)
7008. Erbap ol, pilav ye.
7009. Eski dost duşman olmaz, olsa da yakışmaz.
7010. Eski köyde yeni adet çıkarma!
7011. Eşek ol, semer takacak çok.
7012. Eşek şakası. (Benzeri: Keskin şaka.)
7013. Et, tırnaktan ayrılmaz.
7014. Etme, bulma dünyası.
7015. Ev karısız, adam parasız, ateşe yansın.
7016. Ev sahibinin işine karışma!
7017. Evdeki hesap, çarşıya uymaz.
7018. Evin tokkan, iş iisilir (eksilir),
7019. Faizçiye ödünçleme(g)e gitme.
7020. Fal taşı.
7021. Fayda, nice (nasıl ki) papazın rasasından (cübbesinden).
7022. Faydasız koyunu, kurtlar yesin.
7023. Fena birnik (tahsildar, Bulgarca) bir öküz satar, islâh (iyi) birnik iki öküz satar.
7024. Fena insandan, ne iyilik beklersin?
7025. Fena kancık (dişi köpek), ev bekler.
7026. Fena karı, arabana binmesin.
7027. Fena olmadan, iyi olmaz.
7028. Fenanın sonu, iyi olacak.
7029. Ferece (ferace) saklamaz gözellii (güzelliği).
7030. Fidannarın (fidanların) beterinden da(g)ı (ormanı) deneme.
7031. Fukaralık maskaralık.
7032. Garga (karga) bok yemekten, deniz mundar (murdar, pis) olmaz.
7033. Garga (karga) garganın gözünü çıkarmaz.
7034. Gâvur aklına gelir ya kaçarkan, ya sıçarkan.
7035. Gecenin gözü yoktur.
7036. Gecenin işi, gündüzün maskarası.
hamd u salevat
YanıtlaSilhamd o salevat حمد و صلوات : hamd ve salavat
hamd 0 sena حمد و ثناء hamd ve övgu
hamd 0 senahan حمد و لباخوان hamd edici ve övüca
hamd ü sitayis حمد و ستایش : hamd ve övgü
hamd ü şükran حمد و شکران : hamd ve sukür
hamd ü şükür حمد و شکر : hamd ve şükür
hamd ü şükür ü sena حمد و شکر و لاء : hamd ve şükür ve övgü
hamd ü tesbih-i rahmani حمد و تسبیح رحمانی: hamd ve rahman'ı tesbih
326
hamd ü tesbih-ü sena حمد و تسبیح ثناء : hamd ve tesbih ve övgü
hamdi vahid حمد واحد : tek bir şükür
hamd-i zekerriyyayı rahmet حمد زکریای رحمت Peygamber Hz. Zekeriya'nın (a.s.) Allah'ın (c.c.) rahmetine karşı şükrü
hamdele حمدله : "elhamdülillah" sözünün kı-
saca ismi
hamden حمدا : hamd, şükür
hamden-lillah حمد الله : Allah'a (c.c.) şükür
hamden sümme hamden حمدا لم حمدا : sukür yine şükür; çok çok şükurler olsun
hamdolsun حمد اولود : Allah'a (c.c.) şükürler
olsun
hame kalem
hame-i kudret حامة قدرت : kudret kalemi, (Al-lah'a c.c. ait) yapıcı ve yaratıcı guç ve kuvvet hame-i zerrin-i kudret خامه رزین قدرت : kudretin
altın kalemi, (Allah'a c.c. ait) çok guzel ve eş-siz işler yapan güç ve kuvvet
hamele حمله : taşıyıcılar, yükleniciler
hamel-i ars حملة عرش : arşın taşıyıcıları (dört buyuk melek: İsrafil, Cebrail, Mikail, Azra-il a.s.) Allah'ın (c.c.) kudret ve hakimiyetini gösteren emir ve kanunlarını taşıma ve uy-gulamaya memur ve temsilci büyük melekler
hamele-i arş ve semavat حمله عرض و سماوات : ars ve göklerin taşıyıcıları (melekler)
hamele-i arş ve yer ve göklere حمله عرش و بر و گوکلره : ars ve yer ve göklerin taşıyıcıları (me-lekler)
hamele-i Kur'an حمله قرآن : Kur'an't gelecek ne-sillere taşıma ve korumayı üstlenenler, håfiz lar
hamele-i mümtesil حملة ممثل : )Allah'tan (cc) gelen emir ve kanunların) itaatli taşıyıcıları
hamlyet
hamele-i şeriat-ı Ahmedive حملة شریعت احمدی Hz. Muhammedin (a.s.m.) getirdiği şeriati (İslam dinini) koruma ve gelecek nesillere ulaştırma görevini üstlenenler
hameliye حمله : )bak. hamliye(
hamiz حامض : lasit 2.ekşi
hamızı karbon حامض arbon ile asit (karbondioksit ve suyun birleşmesiyle mey-dana gelen madde) (kandaki oksijenin besin maddeleriyle birleşmesi sonucu isi ve enerji (kuvvet) ortaya çıkar. bu birleşmeden meyda na gelen karbondioksit, kanı kirli hale getirir. solunum ile dışarı atılır, kan temizlen-miş olur) akcigere gelen kirli kandan ayrılan bu madde
hami حامی : himaye eden, koruyan, koruyucu,
kayıran
hami-i meçhul حامی مجهول : gizli koruyucu
hami-i saadet حامی سعادت : saadetin (mutlulu-
gun) koruyucusu
hamid (e( حامده : Allah'a (c.c.) hamdeden, şuk-
reden
Hamid حامید : hamdedilmeye, övülmeye ve şükredilmeye layık olan (Allah c.c.(
hamid (e( حمید : övülen, övguye layık
hamidane حامدان : hamdederek, överek
hamidiye حمید به : hamdetmekle ilgili
hamie حامته : çamurlu, volkanlı, dumanlı
hamil )2( 1 : حامل.taşıyıcı, taşıyan 2.yüklü, yuklenmiş 3.sahip 4.gebe
emaneti yüklenen
hamil-i emanet حامل امانت : emanetin taşıyıcısı;
hamil-i ism-i a'zam حامل اسم اعظم : ism-i a'zamin taşıyıcısı; yani Allah'ın bütün isimlerinin må-nasını kendisinde toplayan Allah'a (c.c.) ait
en büyük ismin gerçeğine ermiş olan
hamil-i mektup حامل مكتوب : mektubu taşayıcı;
postacı
hamil-i zisaadet حامل ذی سعادت : mutluluk duyan
taşıyıcı
hamilen حاملا : taşıyarak, üstüne alarak, üs-
tünde taşıyarak
hamili حاملی : taşıyıcısı
hamisen خاما : beşinci olarak
hamis 1 : هامش.açıklama notu 2.mektubun al-tına yazılan ek yazı, haşiye, dip notu
hamiyet 1 : حمیت gayret, çaba 2.dini, milli, ah-lāki, månevi, insani değerleri koruma, savun-
ha
hamiyeti aliye
YanıtlaSilma gayreti ve duyarlılığı
327
han
hamiyeti alive حمیت عالیه yüksek hamiyet, yuksek gayret ve duyarlılık
hamiyet-i cahilive حمیت حاهله Islam daşı batıl inanc, Adet ve irka (soya) bağılık gibi değer leri koruma ve savunma gayreti ve duyarlılığı hamiyet-i diniye حمت دینی: dini koruna ve savunma gayret ve duyarlılığı
hamiyet-i diniye-i milli حمیت دينية على milletce dini koruma gayreti ve duyarlılığı
hamiyet-i diniye ve millive حمیت دینیه و علیه
dini ve milleti koruma gayret ve duyarlılığı hamiyet-i İslamiye حميت إسلاميه : Islamı koru ma ve savunma gayret ve duyarlılığı
hamiyet-i milliye حمیت علیه : milleti, milletin haklarını, milli değerleri koruma ve savunma gayret ve duyarlılığı
hamiyet-i milliye ve vataniye حمیت ملیه و وطنیه milleti ve vatanı koruma gayreti ve duyarlılığı hamiyeten حمية : hamiyet bakımından, hami-
yetin gereği olarak
hamiyetçilik حميتحيلك : hamiyete baglılık
hamiyet-fürus حمیت فروش : kendini hamiyetli göstermeye çalışan
hamiyetkar حمیتکار : hamiyetli, dinine, mille-tine, ahlâka ve şerefine bağlı, insanlıklı
hamiyetkarlık حمین کارلق : hamiyetlilik, hami yetli olma durumu; dinine, milletine, ahlaka ve şerefine bağlılık, insanlık duygusu ve şere fine sahiplik
hamiyetli حمیلی : hamiyet sahibi, dinine, mil letine, ahlâka ve şerefine bağlı; insanlık duy-gu ve şerefine sahip
hamiyet-perver حمیت پرور : hamiyet-sever, ha miyet için seve seve çalışan (bak. hamiyet)
hamiyet-perverlik حمیت پرورلك : hamiyetsever-lik, hamiyet için seve seve çalışan (bak. ha
miyet)
hamiyetsiz حمیتسز : din, vatan, millet, ahlâk ve insanlığa bağlılık duygu ve duyarlılığından yoksun; insanlık ve haysiyetten yoksun
hamiyetsizlik حمیتزلك : hamiyetten yoksun-luk; din, vatan, millet, ahlâk ve insanlık duy gu ve duyarlılığından yoksunluk; insanlık ve haysiyetten yoksunluk
hamka حمقاء : ahmak, budala (kadın(
haml 1 : حمل.yükleme 2.yüklenme
haml-i emanet حمل امانت : emaneti yüklenme
(benlik (ene) hür irade, akıl gibi Allah'm (c) emaneti olan yetenekleri gayelerine uygun kullanma sorumluluğunu yüklenme)
hamle ileri atılma, atak, hücum, saldır ma
haml etmek حمل ايتمك Lyüklemek 2 yüklen
mek 3.sanmak
hami buyurmak حمل بيورمل yüklemek
2 yüklemek 3 görevlendirmek haml ettirmek حمل اينديرمك yuklettirmek
hamliye حصليه : )man) yüklemli kaziye, yuk lemli önerme veya hükum, bir nesne veya konunun özelliğini belirten cumle (kar be yazdır" sözü gibi)
hamal حمال hamal, ucretle yük taşıyarak ge çimini sağlayan kimse; taşıyıcı, yükcü
hammalet حمالة : hammallık yapan kadın )hammaletel hateb حمالة الحطب odun hamma
lı kadın)
hamra al, kırmızı
hamse حمه : bes
hamse-i al-i aba حمسة آل عاء : Hz. Peygamber ve kendisinin en yakınları olarak bildirdiği beş kişi (bak. al-i aba)
hamur حمور : un veya un gibi toz halindeki maddenin su veya sıvı madde ile karıştırılıp
yoğrulmuş hali
Hamza Emek 1922 : حمزه أمك'de Emirdag'da doğdu. Ustad Bediuzzaman'ın adını ilk olarak 1944'de, İstanbul Vefa Lisesinin son sınıfın-dayken duydu. Okulu bitirme imtihanları için İstanbul'da kalırken, Ömer isimli birisiyle ta nıştı. O zat Emirdağı'na ne zaman gideceğini sordu ve ona şöyle söyledi: "Emirdağı'ndaki o büyük záta, Bediüzzaman derler. Çok büyuk bir alimdir. Gittiğinde onunla tanış, ellerini öp, benim selâmımı söyle. İsmimin Ömer ol duğunu ve kendileriyle Şam'da beraber oldu-ğumuzu hatırlat."
Bu ilk görüşmenin ardından Üstad'a sada-katle bağını devam ettiren Hamza Emek, 27 Mayıs ihtilälinden sonra Emirdağ'da tutuk lanan Nur talebeleri arasındaydı. Bir müddet Emirdağ ve Bolvadin hapishanelerinde kaldı. Ömrünün sonuna kadar Nur hizmetlerini hiç aksatmadan sürdüren Hamza Emek, 1991'de vefat etti. (Rahmetullahi Aleyh)
hamus خاموش : sessiz
han : 1.hükümdar, hakan, padişah 2.yol-
HAZRET I ALI
YanıtlaSilTAN HIKMETLI SHL
SÖZÜN FİRASETİ
Kişi dilinin altında gizlidir.
Insanlara anlayacakları şekilde konuşunuz ve;
. Anladıkları şeyleri söyleyiniz!
Anlamadıkları hususları da bırakınız!
Siz, Allah ve Rasûlü'nün yalanlanmasını ister misiniz? (Buhari, İlim, 49)
. Gönderdiğin elçi, senin aklının tercümânıdır.
Yazdığın yazı ise seni anlatan en beliğ hatiptir. (Neysabûri, II, 455)
SÖZÜN EDEBİ
Alçakça söylenen söze karşılık vereyim deme,
Çünkü o sözün sahibinde onun gibi daha nice düşük sözler vardır. Cevabına yine onlarla cevap verir.
Câhil ile sakın latîfe etme!
Dili zehirli olduğundan gönlünü yaralar.
Acı sözdense ekşi yemek daha hayırlıdır.
Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.
HİKMETLİ SÖZ İHTİYACI
YanıtlaSilDüşündürücü ve hikmetli sözlerle ruhlarınızı dinlendirin.
Zira bedenler yorulduğu ve zayıfladığı gibi ruhlar da yorulur.
Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat!
SÜKÜTUN DEĞERİ
Söylemediğin müddetçe söz senin esirindir.
Söyledikten sonra ise artık sen onun esirisin.
Altın ve gümüşü sakladığın gibi dilini tut!
Nice tek kelimelik söz vardır ki büyük bir nimeti yok etmiş ve büyük bir belâya sebep olmuştur.
Kim sözünün de amelleri arasında sayılacağını bilirse az konuşur, sadece kendisini ilgilendiren mühim mevzularda söz söyler.
(Neysaburi, Mecmau'l-Emsål, II, 454)
Aklı tam olanın, sözü az olur.
Senden soruluncaya kadar susmak, susturuluncaya kadar söylemekten hayırlıdır.
عنه على
YanıtlaSilالله رضى عنه
HAZRET-İ ALİ TAN HİKMETLİ SÖZLER
Altından kalkamayacağını anladığın mevzuları Allah'a ve Rasûlü'ne havale et!
Allâh'a havale, O'nun Kitâbı'na;
Rasûlü'ne havale de O'nun Sünneti'ne müracaat etmek demektir.
(use) працу зәрията
YanıtlaSil2022 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
TARİHTE BUGÜN
1948-Bediüzzaman Said Nursî, talebeleri ile Afyon Ağır Ceza Mahkemesine sevk edildi.
2004 - Türk Lirasından altı sıfır atılarak Yeni Türk Lirası olmasını öngören kanun tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
28
CUMA
FRIDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET Bení zikredin ki, Ben de sizi rahmetimle anayım.
Bakara Suresi: 152
BİR HADİS
Kadınlar erkek ve kız kardeşlerine benzeyen çocuklar doğururlar.
Kendini başıboş zannetme. Zira, şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin.
Sözler
HICRI: 25 C AHİR 1443 BUMI 15 K SANİ 1437
KASIM: 82 - GÜN: 28 KALAN: 337 - GÜN UZA. 2 DK
2024 O
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
656 - Cemel Vak'ası.
1916-1. Dünya Savaşı'nda Ruslara esir düşen
Bediüzzaman'ın, Rusya'nın Yaroslavl eyaletine bağlı Poshekhonye şehrine nakledilmesi.
1927 - Cumhuriyet döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı.
4
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Rabbine hamd ederek Onu tesbih et ve Ondan mağfiretini dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edicidir.
Nasr Suresi: 3
BİR HADİS
Dininde ihlâslı ol ki, az bir amel bile sana kâfi gelsin.
Hâkim
Eğer Hazret-i Adem Cennette kalsaydı; melek gibi makamı sabit kalırdı, istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki yeknesak makam sahibi olan melâikeler çoktur.
Mektubat
HİCRİ-30 AHİR 1446-BUMI- 21T SANİ 1440
KASIM-27-GÜN 339 KALAN: 27-GÜN KIS 4 DK
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1888-Namık Kemal'in vefatı.
1942 - Ekmek karneleri dağıtılmaya başlandı.
1949 - Bediüzzaman Afyon'dan Emirdağ'a getirilerek mecburî iskâna tabi tutuldu.
1959 - Bediüzzaman Ankara'ya bir günlük ziyarette bulundu.
ARALIK
02
SALI
12 1447 C.AHİR
RUMI: 19 T.SANİ 1441
KASIM: 25
BIR AYET Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir.
Bakara Suresi: 153
BİR HADİS
En üstün zühd, kalbinin sana verilenle huzur bulmasıdır.
Taberanî
Mâdem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimâl etmeyenler, dår-ı bekàda ve Cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır.
Sözler
DELAILI HAYRAT ŞERHİ
YanıtlaSil410
Veraka:
-Nedir?.
Diye sorunca, Ebu Talib şöyle anlattı:
Muhammed'in nekadar edepli, şerefli, tam manası ile doğru sözlü, emin ve zarif olduğunu bilirsin. Hatice'yi ona zevce olarak ver-sen..
Onun bu talebini, orada hazır olan bütün Mekke eşrafı da makul karşıladı.
Bunun üzerine Veraka şöyle dedi:
Gayet iyi olur. Benim de arzum budur. Onun velisi olmam hasebi ile Muhammed'e zevce olarak veririm. Ama, bir kere de Hatice
ile görüşeyim; şimdi gelirim.
Hazret-i Hatice'nin yanına gittiği zaman, şöyle dedi:
Bütün Mekke eşrafı, halen Mekke Hâkimi Ebu Talip, seni ben-den Muhammed'e zevce etmemi istediler. Hepsi de bunu makul gördü. Een de uygun buldum. Ancak seninle müşavere etmeye ve bu iş için ricaya gidim. Bu işe, razı ol; beni de vekil et. Böylece gidip nikâhını
zı kıyayım. Veraka'nın bu sözüne karşılık, Hazret-i Hatice, bilmemezlikten ge-
lip:
O, ne şekilde bir kimsedir?.
Diye sordu. Veraka şöyle anlattı:
Gayet dindardır. Zekidir. Huyu güzeldir. Doğru sözlü ve emin-dir. Hasep, nesep, şeref, letafet ve zarafette eşi yoktur. Şu kadarı var ki, malı yoktur.
Hazret-i Hatice şöyle dedi:
Malı n'edeyim?. Benim o kadar malım var ki, hesabını bilmem. Madem ki, bu kadar güzel vasıflarla anlattın; git, tarafımdan vekil olarak nikâhı kıy.
Böylece, Veraka'yı vekil eyledi. Veraka da Ebu Talib'e geldi. Bü-tün Meke eşrafı içinde nikâh hutbesini kendi okudu. Vekâletle Resu-lüllah S.A. efendimizi, Hazret-i Hatice ile nikâhladı. O gün, günlerden cuma idi.
Bir başka rivayet..
Resulüllah S.A. efendimiz ticaretten döndüğü zaman:
Belki bizi evlendirir.
Diyerek yakını olan Nefise'ye, sırrını, sevgisini, daha önce gör-düğü ve amcasıoğlu Veraka'nın tabir ettiği rüyayı anlattı.
Bu Nefise, çok akıllı bir kadındı. Hazret-i Hatice, bütün sırlarını ona açardı. Bu sırrını da, Nefise'ye söylediği zaman, Nefise şöyle dedi: Bu önemli işi ben yerine getiririm.
Bu sözü verdikten sonra, Resulüllah S.A. efendimizin yanına gel. di. Ve.. şöyle dedi:
nedir?. Evlenmeyişinin asıl sebebi nedir?. Ya Muhammed, neden evlenmiyorsun?. Bu işine engel olan
KARA DAVUD
YanıtlaSilResulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:
Evlenmek için mal lâzım; benim de elimde mal yok.
Nefise, şöyle dedi:
411
Şayet, güzel, edepli, hasep nesep sahibi, malı çok, zekası ve diyaneti ile bilinen birini arzu edersen, bu hizmeti yerine getiririm.
Resulüllah S.A. efendimiz sordu:
Bu dediğin kadın kimdir?.
Nefise şöyle anlattı:
Hatice bnt. Huveyled.
Bu iş için kim vesile olacaktır?.
Diye sorunca, Nefise şöyle dedi:
Bu iş, benim uhdemdedir. Onu sana, gönüllü ederim.
Bundan sonra, derhal, Hazret-i Hatice'nin yanına geldi; Resulül-lah S.A. efendimizle olan konuşmasını anlattı; Hazret-i Hatice sevin-
di..
İyi bir vakit seçti. Amcası Amr b. Esedi'yi, amcasının oğlu Vera-ka b. Nevfel b. Esedi'yi çağırttı. Onlara bu işi anlattı. Sonra şöyle dedi:
Gidin Muhammed'e söyleyin. Durumu onunla görüşün, falan saatte onu davet edin. Akrabaları ile beraber gelsinler. Böylece, ni-kah kıyılsın.
Bunun üzerine gelip Resulüllah S.A. efendimizle görüştüler. Söz alıp gittiler.
Onlar gittikten sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, Ebu Talip ve kardeşleri düşünüp mahzun oldular. Çünkü, Resulüllah S.A. efendimi-ze uygun olarak giyeceği bir elbisesi yoktu; dağıtacak malı bulunmu-
yordu. Onlar bu düşüncede iken, Hazret-i Ebu Bekir r.a. geldi. Onları mahzun görünce sordu:
Ey alemin şereflisi, insanoğlunun seçilmişi, ey Arab'ın ve ace-min göz nuru, tam sevinecek bu vakitte, üzüntünüzün sebebi nedir?. Olacak bir işiniz varsa, can başla koşup yerine getireyim.
Onun bu sözü üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, durumu anlat-tı. Anlattıktan sonra, Hazret-i Ebu Bekir r.a. tebessüm ederek şöyle dedi:
Dedeniz Abdülmuttalib, bana bir mikdar altın ve birçok eşya bırakmıştı. Onların içinde dikilmiş kaftan da vardır. Bunları bana emanet etti ve şöyle dedi:
Muhammed'e lâzım olursa ver.
Bundan sonra, izin aldı; gidip getirdi.
Bu getirdiği şeyler, kendisinin idi; Resulüllah S.A. efendimiz ka-bul buyursun diye:
Abdülmuttalib bana bıraktı.
Dedi.
İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSilEy iman edenler! Sabr ve sebat ediniz!
Düşmanlarınızla sabır yarışı ediniz! Onlara galebe çalınız!
Sınırlarda nöbet bekleşiniz.
Yurdunuzu çiğnetmeyiniz.
341
(72) Böylece, felah bulacağınızı uma bilirsiniz. (Al-1 İmran: 190-200)
Bundan sonra, Peygamber Aleyhisselâm, eve döndü. Misvåk tutundu. (73)
Sonra, asılı duran küçük bir Kırbaya uzandı (74) ki, Resûlullah Aleyhisselâmın gece abdest alması için suyu onun içine ben koymuş-tum.
dedi. Teyzem Meymûne (Bunu, Senin için, Abdullah b. Abbas koydu.)
Resûlullah Aleyhisselâm (Allah'ım! Onu, dinde anlayışlı kıl ve kendisine Te'vil (Tefsir) ilmini öğret!) diyerek düa buyurdu. (75)
Peygamber Aleyhisselâm, su Kırbasından üç kere ağzına, üç ker-re burnuna su verdi.
Üç kerre yüzünü, üç kerre de, kollarını yıkadı.
Başına ve kulaklarına mesh ettikten sonra, iki ayağını da üçer kerre yıkadı. (76)
Böylece, güzel bir abdest alıp namaza durdu. (77)
Abdestte, suyu ne çok, ne de, gereğinden az kullandı. (78)
Ben de, kalkıp Onun yaptığı gibi yaptım. Sonra, gidip sol yanı-na durdum.
Resûlullâh, sağ elini, başımın üzerine koydu ve sağ kulağımı bü-
küp beni, arkadan sağ tarafına geçirdi. (79)
İki rekât kıldı.
Sonra, iki rekât daha,
(72) Malik Muvatta' c. 1, s. 121, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 36-37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 342, 372, Buhâri Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 47-48, Nesaî Sünen c. 3, s. 211
(73) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 275, 350, Müslim Sahih c. 1, s. 527 Müsned c. 1, s. 358, Buhâri Sahih c. 2, s. 58, Müslim (74) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 1, s. 527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 48
(75) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 335
(76) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 369
(77) Malik Muvatta' c. 1, s. 121, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b.
Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buharî Sahih c. 2, s. 53, Müslim Sahih c. 1, s. 527, Nesai Sünen c. 3, s. 211
(78) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 35, Müslim Sahih c. 1, s. 526
(79) Malik Muvatta' c. 1, s. 121, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 36, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buhari Sahih c. 1, s. 53-54, Müslim - Sahih c. 1, s. 524
1
Derict, sevdielt derıyı verden yere (vurur
YanıtlaSilDert derde uymaz
Dişarısı forma, içerisini sorma
Dibine dart mi ekecen (ekeceksin)?
Duştirme (değiştirme) beegiri (bevgiri, ati) esegle, keçi(yli de kaza
697 Dil kemiksiz(dir).
6971 Dil kira istemez
6472. Dis etinnen karnı dolmaz. (Diş etiyle karın doymaz. )
6073 Divan durmak.
6974. Dokuz kurda bir hurda.
6975. Dolaşan tez gider (gelir).
6976 Dolu kısmetlen, nicel (nasıl ki) kurba(ja saçlan
6977. Dolu (v)urdu, öfyjle oldu.
6978. Doluya karşı geldik.
6979 Dostlar üç çeşittir: para dostu, karı dostu, halis dostu.
6980. Dostluk paradan taa (daha) pa(h)alı.
229
698) Dostluk, zor zamanda beyan olur. (Benzeri: Dost, hem kardaş zorlukta tanınırlar.)
6982. Dökülen kap dolmaz.
6983 Dört gözlen bakma.
6984. Duracağından yürümek taa (daha) iyidir.
6985. Du(v)arların da var kulağlı.
6986. Dünkü günü arama.
6987. Dünya bir gemidir: akıl yelkendir, fikir dümendir, kullan kendini, göreyim seni,
6988. Dünya dünya, felek dünya; kimisine elek, kimisine felek.
6989. Dünya dünya, yalan dünya.
6990. Dünya merdiven merdiven, biri iner, biri biner.
6991. Dünya yansa, hasırı yanmaz.
6992. Dünyada diil (değil) bir kısa kuyruklu köpek ya!
6993. Düş de göreyim dostlarını.
6994. Düşenin dostu olmaz.
6995. Düşmeyen, kalkmayan bir Allah'tır.
6996. Düü (döv) demiri kızgınkan.
6997. Düünür (dövünür) bir balık gibi.
6998. Eden bulur, etmeyen bulmaz.
6999. Eden kendine eder.
7000. E(g)er becerme(z)sen, kafasız kalacan (kalacaksın).
228
YanıtlaSil6930. Çok biler diil (bilir değil) çok yaşayan, ama çok gören.
6931. Çok dolaşan, tez gelir.
6932. Çok gezen, çok biler (bilir).
6933. Çok gezen çok bilmez, çok çeken çok biler (bilir).
6934. Çok gezmiş, çok görmüş, çok şey öğrenmiş.
6935. Çok gitti kiliseye, bu da gitsin camiye (manastıra).
6936. Çok gün a(g)lamanın, bir gün gülmesi de var.
6937. Çok kâr, çok zarar.
6938. Çok kazık atlayanın biri girer kıçına.
6939. Çok laf, de(g)irmende olur.
6940. Çok mal, göz çıkarmaz.
6941. Çok nânka (dadı), çok bela. (Bizdeki karşılıkları: Horozu çok olan köyde, sabah geç olur. İki kaptan bir gemiyi batırır.)
6942. Çok şükür!
6943. Çok tamah, çok zarar.
6944. Çok yıllara!
6945. Çorap sökü(g)ü gibi.
6946. Çorbacıya horozlar da yımırta (yumurta) taşır.
6947. Çürük taftaya (tahtaya) basma.
6948. Çürüksüz mal olmaz.
6949. Da(g)da gezen, kurda da çatacak, ayıya da çatacak.
6950. Dalayan köpek, aradığını bulur.
6951. Daldan dala selâmet!
6952. Damna (damla) ne kadar küçük, ama deler taşı.
6953. Damnaya (damlaya) damnaya göl olur.
6954. Datmadan (tatmadan) acıdan, bimeycen (bilmeyeceksin) ne o tatlı da.
6955. Da(v)ulda toz arama.
6956. Da(v)ulun sesi, ıraktan (uzaktan) sadalı (hoş) işitilir.
6957. Değil bir çiten malay (mısır ekmeği) yemeği var.
6958. Değil hepsi altın, ne yalabır (parlar).
6959. Deli kıza her gün bayram.
6960. Demir, sıcakkan dö(v)ülür.
6961. Denizdeki balığın panayırl(ğ)ı (pazarlığı) olmaz.
6962. Denize düşen, yılana sarılır (samana tutunur).
6963. Denizi geçtik, derede bo(ğ)ulaca(g)ız.
6964. Derdime derman olur musun sen?
6894 Buyur, sakınma: Çingene gibi sokulma.
YanıtlaSil6895 Baünkü (bugünkü işı, yarına b(1)rakma.
6896 Büünkü yımırta taa n (bugünkü yumurta daha ivi) yarınki kazdan.
6897 Can, bol(gjazdan gelir.
6898. Can çıkar, huy çıkmaz.
6899. Can, tırnak altında durur.
6900. Canavar koyunnara takındı. (Kurt koyunlara dadands)
6901 Cebimde de()il de çıkarayım onu.
6902 Cömert gölmeini (gömleğini) de âleme verir, sıkı kar-kışın da vermez.
6903. Cömertlik isla (iyi), bakı(1)dı(ğında.
6904. Cumanın gelişi, perşembeden beyan olur.
6905. Cümbüş lafı, yaş (gözyaşı) çıkartır.
6906. Cümle kolay zorlukta.
6907. Çabuk hırsız, ev sahibini tutar.
227
6908. Çağırış, ba(ğırış, geldim, gördüm: bir top gümüş? (Bilmece: tavuk yumurıladı.)
6909. Çalılık, yabanı (kurt) yuvası.
6910. Çalışan yabanı (kurt), mahrum kalmaz.
6911. Çalışkan kula, Allah yardım eder.
6912. Çalışmayan (y)imez.
6913. Çamur varsa, (h)amur da var.
6914. Çarşamba karısı.
6915. Çarşı ekme(ğ)i ile köpek doymaz.
6916. Ça(v)uşköy, al başım da sa(v)uş köy.
6917. Çekemeyen, dört koşsun.
6918. Çeketmesi (başlaması) zor.
6919. Çekettirilmiş (başlanmış) işi başar.
6920. Çekişe çekişe pazarlık, güle güle para.
6921. Çeşne çeşne (çeşni çeşni) ba(g)lar başını.
6922. Çılk oban (burgaç), şeytan panayırı.
6923. Çimçirik (şimşek) çakmasa, gök gürlemeyecek.
6924. Çingenenin pırasası, sabaha dayanmaz.
6925. Çivi çiviyi kaker (kakar, çakar).
6926. Çizmeci çizmesiz gezer.
6927. Çobandan padişah olur mu? Ağaçtan maşa olur mu?
6928. Ço(g)u arayan, azı da kaybeder.
6929. Ço(ğ)u geçti, azı kaldı.
226
YanıtlaSil6858. Bir inat, bir masat.
6859. Bir kaşık suda bu(g)ultma (boğma).
6860. Bir kazığı bile yok.
6861. Bir kere varmış, bir kere yokmuş. (Bizde: Bir varmış, bir yokmuş. )
6862. Bir kula(g)ımdan girdi, öbüründen de çıktı.
6863. Bir sığırcık, hava diiştirmeer (değiştirmiyor).
6864. Bir taşla duvar olmaz.
6865. Bir tutam ot, deveyi yardan aşağı indirir.
6866. Bir uşak (çocuk), hiç uşak; iki uşak, biri Allah'ın, biri senin,
6867. Bir vakit varmış, bir vakit yokmuş. (Bizde: Bir varmış, bir yokmuş.)
6868. Biri ölmeden, öbürüne yer kalmaz.
6869. Biri yapar, bini çeker.
6870. Bitmedi bostan, olmadı karpuz.
6871. Biz, çuvala sıymaz (sığmaz).
6872. Bize gelen, bize benzer.
6873. Bizim horu (adamlar, kalabalık), bü(y)ük pergel.
6874. Boboçları (piliçleri) güzün sayarlar.
6875. Bo(g)ulan tutunur samandan da.
6876. Bo(g)ultma bir kimseyi bir kaşık su içinde.
6877. Bok altında kalırım, laf altında kalmam.
6878. Bol kesenin harcaması da boldan. (Bol keseden yaşama.)
6879. Borcun yoksa, kefil ol; işin yoksa, şahit ol.
6880. Boş laf, torbaya girmez.
6881. Boş samanlık, kiremit istemez.
6882. Boynuz, öküze a(ğır gelmez.
6883. Bozma arpayı kazlara, (h)açan ot dizden.
6884. Bozma dostulu(ğ)u bir kimseylen.
6885. Bö(y)le kafayı kırk sene okutsan, gene anlamaz.
6886. Bu dünya, yalan dünyası, etme-bulma dünyası.
6887. Bu dünyada zordan zordur, boş kafa doldurmak.
6888. Budalalık etme.
6889. Bulgarın eline bir para düşse, sımsıkı tutar, bir daha salıvermez.
6890. Bulgur bulamaç olsun, gönül geniş olsun.
6891. Bulunma örs, hem çekiç arasında.
6892. Buruk meşeyi ateş doorudar (doğrultur).
6893. Buyur, buyur, sakınma; geri ol, sokulma.
Hanbel
YanıtlaSil328
harab- dung
cuların konakladığı bina, kervansaray, eski tarz otel
Hanbel حمل )bak. Imam Ahmed Bin Han bel)
Hanbell حتی : Imam Ahmed Bin Hanbel'in mezhebine bağlı olan
hanci خانجی : han sahibi, han işleten
hancer حجر : iki tarafı keskin, kıvrık ve sivri uçlu, silah olarak kullanılan bir çeşit bıçak
hane-l cism خانه حسم : beden denilen ev (ruh, kalb, nefis, iman, İslâm gibi manevi sıfatlar, duyguların bulunduğu yer olan beden)
hane-i devvar خانه دوار : sürekli döner gezer ev, gezegen ev (gezegen yıldız)
hane-i hayat خانه حيات : içinde yaşanılan ev, içinde hayat geçirilen ev
hane-i insan خانه إنسان : insan evi
hane-i kainat حانة كائنات : kainat denilen ev, eve benzetilen käinat
hane-i måneviye-i vücud خانه معنوية وجود : ma nevi değerleri taşıyıcısı olan vücud
hane-i rabbaniye خانه تانيه : yaratıcısı ve sahibi rabbimiz olan ev (insan bedeni)
hane-i saadet خانه سعادت : gerçek mutluluk yu vası olan ev
hane-i vûcud حانه وجود : vücud denilen ev kalb, nefis, iman, Islamiyet gibi sıfatlar, duy guların yer aldığı beden) (bak. håne-i cisim)
hanedan 1 : خاندان.büyük ve köklü aile 2.hü-kümdarlık sahibi olmuş aile 3.peygamber (a.s.m.) sülalesi 4.aile, ocak 5.comert, misa-firleri iyi ağırlayan
hanedanlık 1 : خاندانلق.hanedan sıfatına (nite-liğine) sahip olma 2.cömertlik, misafirlerini iyi ağırlayan
hanefi (ye( 1 : حنفیه.Imam-ı A'zam Ebu Hani fe'nin mezhebine bağlı olan 2.Ebu Hanife ta-rafından kurulan hak mezhep, Hanefi Mez hebi
hanefice حنفیجه : Hanefi Mezhebi'ne göre
hangah 1 : خانگاه.Allah (c.c.) rızası için fakir, derviş ve din ilimleri öğrencileri gibi ihtiyaç sahiplerinin misafir edildiği ve yemek yediril-diği yer 2.tekke, zikirhane
hanif : 1.İslamiyetten önce Allah'ın (c.c.) birliğine inanan ve Hz. İbrahim'in (a.s.) di
ninden olan 2 İslam dinine imanı ve yaşay şıyla tam bağlı olan
hanifen müslime hanif ve müs luman olarak
hanin inlene, özlern ve istekle inleyip aglama
Hanin-i Ciz' حنين جذع kuru hurma direginin (Hz. Muhammed'den (as.m.) ayrı kalmak tan) inleyip ağlaması (ki bu bir mucizedir(
Hannan حنان : çok merhametli, çok acıyıcı (AL
lah c.c.)
Hannan-ı Kerim حنان كريم : çok comert ve çok merhametli olan (Allah c.c.)
Hannan - Mennan حنان منان : ihsan ve nimeti çok (mennan) olan ve çok merhametli, çok acıyıcı olan (Allah c.c.)
Hannan- Rahim حنان رحيم : çok acıyıcı (rahim( ve çok merhametli olan (Allah c.c.)
hanzal (a,e( 1 : حنظله.zakkum 2 meyvesi por
takal kadar ve çok acı olan ebu cehil karpuzu denilen bir bitki
hapis 1 : حبس.hapsedilme cezası 2.cezaevi
hapishane حبس خانه : cezaevi, suçları sebebiyle
mahkemece hapis cezası ile cezalandırılanla rın kaldıkları yer
hapislik 1 : حبسلك.hapiste (ceza evinde) olma durumu 2.hapiste olma süresi
ruhapsbak. hapis(
hapsi beden حبس بدن : )ruh için bedene hap-sedilme; beden hapishanesi
hapsi ebedi حبس ابدی : ebedi hapis cezası
haps-i münferid پس منفرد : tek kişilik ceza hücresi (odası); tek başına, yalnız halde kala-rak ceza görme
hapsetmek حبيس ايتمك : hapishaneye (ceza evi-
ne) kapatmak
hapsedilmek حبس إيدلمك : hapishaneye (ceza evine) kapatılmak
hapsolmak حبس اولمق : hapis cezası almak, ha-pishaneye (ceza evine) konmak, hapsedilmek
lıp alt üst olmuş 3.perişan, acınacak durumda harab خراب : .harap, yıkık, viran, ıssız 2.yıkı-
harab-alem خراب عالم : dünya'nın yıkılışı, kai-natın yıkılışı
lışı harab-ı arz خراب أرض : yerin (dunyanin) yıkı-
harab-ı dünya خراب دنیا : dünya'nın yıkılışı
heob-Basra
YanıtlaSilMarab-Basra خراب البصرة )baile harab-il Bas ca) Basra harab olduktan sonra, is isten gep rikten sonra, artık çok gey, manasında bir
arab yıkıntı yıkılıştan sonraki ka In yıkık ve perişan yerler
harabegah حرابه که harabeye dönmüş yеr, ул kik yer
harabezar رابه زار : harabeye dönmüş yer, ha sabe yerı, yıkık yeri
harabiyet 1 : حراست yıkılış, yıkılma, paraçala nip dağılış 2 aşağılanmış halde sefil ve acına cak duruma gelme
harabiyet-i alem خرابیت عالم : dunya'nın (käi natın) yıkılışı
harabiyeti dünya خرابیت دنیا : dunya'nin yılı
harabiyet-i sed خرابیت سد : setin (duvarın)
kılışı
329
haram 1 حرام dince kesin olarak yasaklanmış şey 2 dokunulması yasak, kutsal, mübarek olan
haramiyet حرامیت : haram olma, haram vasfını (niteliğini) taşıma, haramlık
hararet 15 حرارتı, sıcaklık
hararet-i garziye حرارت غریزیه : normal vücud sı-caklığı, yaradılıştan olan normal sıcaklık
hararet-i hüzün حرارت زد : )yakici olan) üzün-tü ateşi
hararet-i ruh حرارت روح : ruhun etki ve hararet-liligi
harb: savaş
harbi ahirzaman حرب آخرزمان : dunyanın son devrindeki savaş
harb-i iktisadi حرب اقتصادی : iktisadi (ekono-mik) savaş, para kazanma ve zengin olma
mücadelesi
harb-i müthiş حرب مدهش : korkunç savaş
harb-i umumi (ye( حرب عمومی : birinci dunya savaşı
harb-i vahşiyane حرب وحشیانه : vahşice savaş
harbu darb حرب و ضرب : savas ve vuruşma
harbi 1 : حربی harb halinde, arada barış ve ant-laşma yapılmamış 2.savaşla ilgili 3.düşman toplumuna mensup; müslüman olmayan
harbiye 1 : حربيه.savaşla ilgili 2 harb okulu
hare 1 : طرح har cimento, kum vs. nin sulan
harekat läubaliyane
dırılıp karıştırılmanyla yapılan inşaat malze mesi 2 bir şeyin yapılması için esas olan mal seme 3 harcama, gider, masraf
hare Kur'ani حرج قرآنی Kurandan alınan harc, Kur'an hakikatleri ve esasları
harcamak خرجه من : sarf etmek, kullanmak
harcırah (harc- rah( حرج راه yolluk, yol masra fi için verilen ücret
vergi bak harc) devletçe alınan birçeşit
harçlık رجلك gunlük ihtiyaçlara harcanacak az miktarda para
hardal 1 خردل cok küçuk tohumları olan ve tipta kullanılan, yaprakları deriyı yakıcı, tadı lan ve yemekte iştah açıcı olarak kullanılan acı, otsu bir bitki 2 hardal tohumundan yapı macun
hardale 1 : خردل hardal tanesi 2 çekirdekcik
humu kardar küçük, çok küçük hardal-misal خردل مثال hardal gibi, hardal to-
hare : zorluk, sıkıntı, darlık 2 günah
harekat حرکات : hareketler
harekatı cihadiye حرکات جهادیه : )Kur'an ve
iman hakikatleri için) büyük gayret ve muca-dele ile yapılan çalışmalar
harekât-ı diniye حرکات دينيه : dinle ilgili çalış malar ve hareketler
harekat-ecram حركات احرام : yıldızların hare ketleri
harekat- fikriye حرکات فكريه : fikri hareketler, (din, iman, Kur'an konularında) düşünme ve düşünceyi geliştirme çalışmaları
harekat - garibe حرکات غریبه : hayret verici ha reketler ve gelişmeler
harekat ilmiye حركات علميه : )din iman, Kur'an konularında) ilmi çalışmalar
harekât-ı ilmiye ve fikriye حرکات علمی و فکریه
ilmi ve fikri çalışmalar; (din, iman, Kur'an'la ilgili konular üzerinde) ilim ve düşünceyi ge liştirme çalışmaları
harekât-ı ilmiye ve neşriye حرکات علمیه و نشریه
ilim ve yayın çalışmaları
harekât-ı kalbiye حرکات قلبیه : kalb yolu ile iman ve Kur'an gerçeklerini derinlemesine anlama ve keşifetme çalışmaları
harekât-ı lâubaliyane حرکات لا ابالیانه: ciddi ve ağırbaşlı olmayan davranışlar ve hareketler, ilgisizce ve saygısızca davranışlar
HATRET OSMAN
YanıtlaSilJAN BIAMETLI
RUME KUYUSU
Müslümanlar, Medine'ye hicret ettiklerinde şehirde su sıkın-tısı çekmeye başladılar. Me-dine'deki bütün kuyuların suyu acıydı.
Sadece bir yahudiye ait olan Rûme Kuyusu'nunki tatlı idi. Yahudi, bu kuyunun suyunu satarak geçiniyordu. Efendimiz;
"-Rûme Kuyusu'nu, cennette ondan daha hayırlısını kazanmak üzere kim satın almak ve kendi kovasını müslümanların kova-larıyla eşit kılmak ister?" buyurdu.
Yani kuyuyu satın alan, diğer müslümanlarla eşit haklarda ondan istifade edecekti.
Hazret-i Osman, derhal bu kuyuyu satın almak istedi. Lakin yahudi ka-bul etmedi. Sonunda bir gün yahudi, bir gün de müslümanlar kul-lanmak üzere yarı hissesini satın almaya muvaffak oldu. Daha son-ra da tamamını satın aldı. Peygamber Efendimiz, Hazret-i Osman'a;
"-İnsanların ondan su içmeleri için (kuyuyu) vakfeder misin?" diye sorunca, o da bu arzuya gönülden icâbet ederek kuyuyu vak-fetti. Böylece Hazret-i Osman'ın bu himmetiyle Medineli müs-lümanlar su sıkıntısından kurtuldular.
(Bkz. Buhârî, Müsākāt, 1, 74; Tirmizî, Menākıb, 57; İbn-i Sa'd, 1, 392)
Rivâyete göre Osman, büyük bir fazilet daha sergileyerek, ken-disinin satın alıp vakfettiği bu kuyudan su alabilmek için her-kes gibi sıraya girip beklerdi.
Yine rivâyete göre Hazret-i Osman'ın bu eşsiz fedakârlığı üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:
"Ey huzûra kavuşmuş nefis! Sen O'ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön! (Sâlih) kullarımın arasına katıl ve cen-netime gir." (el-Fecr, 27-30) (Süyüti, Lübâbu'n-Nukül, II,195).
A69A
CEHALET
YanıtlaSilCehålet öyle bir binektir ki,
Ona binen zelil olur,
Onunla arkadaşlık yapan yolu nu kaybeder.
Gözlerinizi hedefinizden ayırırsanız, mánileri görmeye başlarsınız.
TİLAVET İŞTİYAKI
Bana dünyadan üç şey sevdirildi:
Açları doyurmak,
Muhtaçları giydirmek ve
Kur'an-ı Kerim okumak.
(Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 11)
Zenginliğin saltanatı, şükürdür.
Şükür ise bol bol infåk etmektir.
Üzerimden, Allah'ın kitabını açıp okumadığım bir gün yahut bir gecenin geçmesini istemiyorum.
Eğer kalplerimiz tertemiz olsaydı (yani tezkiye ve tasfiyeyi ta-mamlamış olsaydık),
Rabbimiz'in kelâmına doyamazdık.
Ben, Mushafa bakmadığım bir günün geçmesini çok çirkin görürüm.
68
HAZRETONMANTAN HİKMETLİ SÖZLER
YanıtlaSilÜMMÜ'L-HABAİS
İçkiden sakının, çünkü o bütün kötülük ve çirkinliklerin anasıdır...
Aman içkiden uzak durun, val-lahi îmân ile içki müptelâsı olmak, asla bir arada bu-lunmaz.
Pek yakında birinin diğerini uzaklaştırmasından korkulur. (Nesal, Eşribe, 44)
ANCAK SANA LAYIK!
Hazret-i Ali Hazret-i Fâtı-ma ile evleneceği zaman, kendi zırhını satılması için pazara göndermişti. Zırhın parasını düğün masrafları için kullanacaktı.
Hazret-i Osman pazarda Hazret-i Ali'nin zırhını tanı-dı. Hemen tellâlı çağırarak;
"-Bu zırhın sahibi, buna ne ka-dar istiyor?" diye sordu. Dört yüz dirhem olduğunu öğrenince zırhı alıp parasını verdi.
Sonra bu zırhı, yanına dört yüz dirhem daha ilave ederek Hazret-i Ali'ye gönderdi ve şöyle buyurdu:
"-Bu zırh, senden başkasına lâyık değildir. Bu dört yüz dirhemi de düğüne harca ve bizi mâzur gör."
(Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, Hz. Osman Zinnůreyn, s. 139)
AK67
ASHI SAADETTEN
YanıtlaSilZİYAN OLUR
Şu on şey çok çabuk zâyî olur:
1. Kendisine sual sorulmayan âlim.
2. Amel edilmeyen ilim.
3. Kabul edilmeyen doğru görüş.
4. Kullanılmayan silâh.
5. İçinde namaz kılınmayan mescid.
6. Kendisinden Kur'ân okunmayan mushaf.
7. Infakta bulunulmayan mal.
8. Binilmeyen binek.
9. Dünyayı arzulayan kişide bulunan zühde dair bilgiler.
10. Ahiret hazırlığı yapılmayan uzun ömür. (İbn-i Hacer, Münebbihåt, s. 34)
ŞAŞARIM!
Bütün işlerin Allah'ın emri ile ol-duğunu bildiği hâlde, elden ka-çırdığı bir şey için üzülene hay-ret ederim.
Ölümü bildiği hâlde, (kahkahayla) gülene hayret ederim.
Dünyanın geçici olduğunu bildiği hâlde; üstündekilere, dünya malına alâka gösterene hayret ederim.
Öldükten sonra dirilecek insanların hesaba çekileceğini bildiği hâl-de, mal biriktirene hayret ederim.
Cehennemdeki ızdırabı bildiği hâlde, günah işleyene hayret ederim.
Cennet saâdetini bildiği hâlde, tembellik edip istirahat edene hayret ederim.
Allah'ı bildiği hâlde, başkasını zikredene hayret ederim...
66
(use) әpәшүү!-ajesty
YanıtlaSilipngn
TARİHTE BUGÜN
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
1919-Jin dergisi, 29 Ocak 1919 tarihli sayısında Bediüzzaman'ın İşaratü'l-I'caz tefsirinin Şeref Kütüphanesinde satılmakta olduğunu duyurdu.
1932-Sultanahmet
Camiinde sekiz hafız Türkçe Kur'ân okudu.
29
CUMARTESİ
SATURDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Rahman Rahim olan Odur.
Haşir Suresi: 22
BİR HADİS
Kadın serveti, soyu, güzelliği ve dini için nikâhlanır.
Dindar olanını tercih et!
Dünyayı ve ondaki mahlukatı mana-i harfiyle sev, mana-i ismiyle sevme.
Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1934 - Kıyafet Kanunu'nun kabulü.
1959 - Bediüzzaman
Ankara'da bir gece kaldıktan sonra Emirdağ'a döndü.
1967 - İnsana ilk kalp nakli yapıldı.
1999 - Bediüzzaman'ı gören son şahit, hanım Nur Talebelerinden Nafiye Başyiğit vefat etti.
3
SALI
TUESDAY
ARALIK
DECEMBER
C
Mesnevî-i Nûriye
HİCRİ: 2 C.AHİR 1446 - RUMI: 20 T. SANÍ 1440
BİR AYET
Muhakkak ki Allah mutlak kuvvet sahibidir ve Onun kudreti her şeye galiptir.
Mücadele Suresi: 21
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı.
Darekutnî
Bilirsiniz ki, Kur'ân pek büyük meselelerden bahseder ve kalbleri iman ve tasdike dâvet eder ve çok ince hakikatlerden bahis açar, akılları, mârifete dikkate tahrik eder.
KASIM: 26-GÜN: 338 KALAN: 28 - GÜN. KIS.: 1 DK
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1928-Yeni Türk
harflerinin kullanımı
yürürlüğe girdi.
- 2012 - Bediüzzaman'ın
yakın talebe ve hizmetkâr-larından Mustafa Sungur vefat etti.
ARALIK
01
PAZARTESİ
BİR AYET
Birbirinizin malını aranızda haksız sebeplerle yemeyin.
Bakara Suresi: 188
11
1447 C.AHİR
RUMI: 18 T.SANÍ 1441
KASIM: 24
BİR HADİS
En üstün hicret, günahlardan kaçmadır.
Taberanî
Hayatın da iki vechi vardır. Biri siyah dünyaya bakar, diğeri şeffaf âhirete nâzırdır. Nefis, siyah vechin altına girer, şeffaf veche terettüp eden saadet-i ebediyeyi ister.
Mesnevî-i Nûriye
442
YanıtlaSilALLAH DOSTLARI
tülerinin bir ansiklopedisini hazır-latsa. Ve bu, bir akademik mastır planı çerçevesi içinde ciddi olarak çalışılsa... Diyanet Vakfı böyle bir kültür faaliyetini maddeten desteklese... Ne iyi olurdu!... Kur-ra hafızlarını kendine göre, belli bir çapta değerlendirmeye muvaffak olan Ali Rıza Sağman Efendi'yi burada rahmetle anmadan geçmek mümkün mü! Vesselam. Ya Rab! Bu dileğimizi duadan say, ve Yasin hürmetine ka-bul et!... Amin.
Şiir:
İlim adamlan değil midir, tarih boyunca yokluk çeken Vefasız zenginlerdir, ulemayı yardımla desteklemeyen! Baba Yokluk
-VE KERAMET...
Velilerin keramet göstermesi hak ve dinî delillerle sa-bittir. İnkâr edenler ise ehl-i sünnet haricindedir. Şer-hul-Akâid'de de hak olduğu kaydedilir. Velilerden zaman zaman alışılmışın dışında, uzak bir mesafeyi kısa bir müddet için-de katetmek, ihtiyaç duyulduğunda ortaya elbise, yiyecek ve içecek çıkarmak, suda ve havada yürümek, canlı ve cansız cisimlerle konuşmak gibi, olağan üstü haller zuhür edebilir. Ancak böyle hallerin, mutlaka iman ve salih amelle bir ara-da bulunması ve sahibinin mü'min olması, ayrıca İslâm'ı ya-şayan biri olması gereklidir. Aksi halde keramet değil, mekr (tuzak) olur, istidrac (derece kaybı) olur. (Fetvalar, 184)
Şiir:
Ey nev-cân sakın bel bağlama keramete
Sana düşen saılmaktır istikamete!
Bismillâhî
-PEKİ, BİR VELİ ÖLDÜKTEN SONRA
KERAMET GÖSTEREBİLİR Mİ?
Hayatta iken kendinden keramet zuhur eden veliden, ölü-münden sonra da keramet zuhur etmesi mümkündür. Nite-
422
YanıtlaSilALLAH DOSTLARI
-İSTİKLAL SAVAŞINDA BİR DUA ERİ
Dağıstani Hazretleri 1921 yılında vefat ettiği için İstiklal Savaşanın sonucunu göremedi. O, bu milli mücadele başlan-gıcında 73 yaşmda ihtiyar fakat ruhu genç ve dinç bir va-tan ferdiydi. Kendisi, İstanbul'dan Ankara'ya savaşmak üze-re pek çok insanın kaçırılmasına ön ayak olmuştur. Kendisi-ne, Ankara'ya intikal etmesi hususu sorulunca "Ben çok yaş-lıyım. Harbedecek bedenî gücüm kalmadı. Ben burada Mus-tafa Kemal'in duacısıyım. Allah (Celle Celâlühü) ona güç kuvvet versin. Bu ülkeyi ancak o kurtarır. Ben burada onun için dua edeceğim" karşılığını vermiştir.
Şiir:
Gençtir, savaşırken kuvvet ile Yaşılar, harbeder himmet ile!
Baba Yokluk
-HASTALIKLARI
Kızı Ümran Hanımefendi bu konuda şöyle der:
"-Babam hiç hasta olmamış. Annem, hiç öyle babamın hasta olup yattığını bilmez. Şu hastalığı vardı, bu hastalığı vardı, diye bir şey yok. Ömrünün sonuna doğru zayıflamış, hastalanmış, yatağa düşmüş ve vefat etmiş. Neden öldüğünü bilmiyoruz. Annem, mum gibi söndü mübarek, derdi.
Şiir:
Nice pervaneye o, şem' düştü Akıbet Ziya'mn feri söndü
Bismillahi
-TOPLUMU ETKİLEMEDEKİ GÜCÜ
Yine kızı Dr. Ümran Hanımefendi'den:
Babamın çok müridi varmış. Edirne'de kadı iken babamı jurnal ediyorlar. Bu zat o kadar güçlüdür ki bir emriyle kırk bin kişiyi toplar ve sizi tahttan indirirler, diye rapor edilin-ce Sultan II. Abdülhamid ürkmüş, hemen babamı Malkara
ALLAH DOSTLARI
YanıtlaSilMUZAFFER OZAK (k.s.) (1926-1985)
İBRAHİM FAHREDDİN ŞEVKI EFENDI (k.s.) (1885-1966)
SAFER DAL EFENDİ (k.s.) (1926-2000)
KEMAL YETKİN EFENDI (k.s.) (1921-1984)
KAYSERİLİ CEMİL BABA (k.s.) (1912-1982)
SEYYİD ABDULHAKİM-I ARVASİ (k.s.) (1865-1943)
URFALI HACI MUHAMMED ES'AD EFENDI (k.s.) (1930 1995)
MANİSALI MERSİN ÖZADIR EFENDİ (k.s.) (1918-1993)
MEHMET EMİN HAKSEVER (k.s.) (1893-1989)
ÖMER ZİYAUDDİN-İ DAĞISTANI (k.s.) (1849-1921)
ISBN 978-605-8230-71-2
9786058 230712
ΘΛΗ 6060200
ΒΛΗ 6060200 DHL
ALLAH DOSTLARI
YanıtlaSil1
PROF. DR.
ETHEM CEBECİOĞLU
ankara
kalem neşriyat
ankara kalem neşriyat
YanıtlaSilAllah Dostları (20. Yüzyıl Türkiye Evliya Menakıbı)
Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu
Dizi Editörü Vahit Göktaş
ISBN 978-605-8230-71-2
Grafik, Tasarım TAVOOS
©TEDRİS EĞİTİM TURİZM SPOR YAYINCILIK BİLGİSAYAR GIDA İTH.İHR. SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Baskı Anıl Matbaacılık, Dikmen Cad. No: 244/P13-14, Tel: +90 (312) 483 63 53, ANKARA
İletişim
Erzurum Mah. Geçim Sk. No: 11 Çankaya/ANKARA 0533 744 88 88
0 312 311 33 80
ÖMER ZİYAUDDÎN-Î DAĞISTÂNÎ (k.s.]
YanıtlaSil(1849-1921)
424
YanıtlaSilALLAH DOSTLARI
(feyz almaya) gayret göstermek, dini hayatında mükemmelli-
ğe doğru yürümektir. Bu durum, edille-i erbaa (Kur'ân, sün-
net, icma ve kıyas) ile såbit olduğu gibi, bütün semavi kitapla-
rın sarih beyanı ile de tevsik edilmektedir. Bu, hepsinde tasav-
vuf, tarikat ve irfan yolu şeklinde açıklanmıştır." (Fetvalar, 10)
Mürşid, müridin Hakkın huzurunda bulunmasına mani olan kalbindeki mezmúm sıfatları yok etmek, namaz ve huşû'un sıhhatini sağlamak için lüzumludur. (Fetvalar, 18)
Şiir:
Kamil olur ise bir mürşid
Onunla renklenir sol mürid
Bismillahi
-OL SAHİBU'L-VEFA
Ailesine, akrabalarına ve sosyal çevrede ilişkide bulunduğu insanlara karşı vefalıydı. Mesela ondan bir vefa örneği ver-mek gerekirse, beyi ölen kızkardeşine ve onun çocuklarına uzun yıllar bakmasını söylemek sanırız ki yeterli olur. O ay-nı duygu çerçevesinde hastalara da vazifesini yerine getir-meye çalışmış, hatta hastalanan torununun tedavi giderle-rini kendisi karşılamış, onun sağlığıyla bizzat ilgilenmiştir.
Bu konuda ondan verilecek örnekler pek çoktur. Ahbabı-nı ihvânını daima arar, sorardı. Tanıdıklarının dertlerine bigane kalmazdı.
Şiir:
Derler ki İstanbul'da bir semtin adı vefadır.
Değil mi vefa, kalb-i beşerde daha sezâdır.
Bismillahi
-YİNE MEDİNE SÜRGÜNÜ MESELESİ VE
YAKIN BİR BAKIŞ!
Hazret, kütüb-i sitteyi senediyle ezbere bilecek kadar, müt-hiş bir hafıza gücüne sahipti. Hadisle ilgili, başta Zübtedü'l-Buhârî olmak üzere pek çok eseri vardı. O, okuduğu ha-
OMER ZHALUDDIN I DAGISTANIK
YanıtlaSildisleri yaşayacak derecede Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)la, ittiba' noktasında bütünleşmişti. Yani hadisin, sünnetin sadece dedikodusunu yapmaktan öte behresi olma yan kuru ve donuk hadisciler gibi değildi. O, hadisleri du-dak laf ebeliğinden öte sıçratıp kalp sezişine yükseltmis, on-ları yaşayan, hisseden, Nebevi yapılanması olan bir alimdi. Yani onun hadisciliği, bilmek, anlamak, inanmak ve yaşa-mak zinciri içerisinde derin bir tahkike dayanıyordu, takli-de değil. Bir başka deyişle o, hadisleri dürbünle uzaktan ve-ya laboratuvarda
Mikroskoptan yani dıştan incelemenin ötesinde, biz-zat yaşıyordu. Bir insan esasen bir şeye inanıyorsa, onu ya-şar; yani yaşadığına inanıyor demektir bir anlamda... Hz. Bediüzzaman'ın şu vecizesini tam bu noktada hatırlamamak elde değil: "İnandığınızı yaşamıyorsanız, zamanla yaşadığı-nıza (doğrudur sanarak) inanır hale gelirsiniz." Bir insanın yaşantısı, onun vicdanında taşıdığı inancın boyutlarını gös-teren önemli bir mihenk taşıdır.
Biz, bu hayatta bol bol hadis okuduğu halde Hz. Resulul-lah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ı anlayamamış çok kişi ta-nıdık ve dehşete düştük. Bu, İngiltere hakkında 10 cild kitap okuyup, hayatında hiç oraya gitmemiş birinin haline ben-ziyor. Yani İngiltere'yi biliyor, ama gidip orada yaşamadığı için tekrar ediyorum "gidip orada yaşamadığı" için orayı ta-nımıyor. Bilmek ayrı, tanımak ayrı; biri ilme'l-yakin, diğe-ri hakke'l-yakin, veya biri taklidde kalış, diğeri tahakike eriş, yani oluş yani katılış, yapılanış, olgunlaşma, terakki....
Hz. Aîşe [Radıyallahu Teâlâ Anhu) annemizin "Ahlakı, Kur'ân'dan ibaret idi" dediği, Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ımızın "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana (yani Hz. Resûlullah -s.-'a) uyun" (Al-i İmrân/31) diye buyurduğu, mükemmellikte biricik şahsiyet olan Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve
KARA DAVUD
YanıtlaSilSonra..
Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir'e söyle dedi: Hatice'nin evine benimle
beraber gelir misin?. Hazret-i Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimizin bu teklifine
413
şöyle cevap verdi:
Memnuniyetle.. Bunu kendime ikram kabul ederim.
Bundan sonra, Hazret-i Hatice'nin evine doğru saadetle yollan-chiar.
Hazret-i Hatice, Resulüllah S.A. efendimizin şerefine, sağ tarafı-firinin eline ici inci, yakut, zeberced dolu tabaklar vermişti. Böylece, na yüz erkek köle: sol tarafına da yüz kadın carive bırakmıştı. Her Resulüllah S.A. efendimizin kudümüne intizar ederek durdular.
Saadet, iclâl, uğur ve ikbal ile gidip eve girdiler. O zaman, orada duran cariyeler ve köleler, sağdan soldan Resulüllah S.A. efendimizin başı üzerine, ellerinde tuttukları tabak tabak mücevherleri saçtılar.
Hazret-i Hatice ayrıca, çeşit çeşit yemekler hazırlayıp ziyafet sof-raları hazırlamıştı. Onlar yenilip içildi. Herkese, tam manası ile ik-ram edildi.
Izin verildi. Bundan sonra, Hazret-i Ebu Bekir'e ve diğerlerine gitmeleri için
Resulüllah S.A. efendimiz gerdek odasına girdiği zaman, Hazret-i Hatice onun ellerini öpüp şöyle dedi:
Bugünkü günde, nekadar mala, eşyaya sahip isem.. bunlar: İster gümüş, ister altın, ister låal ve cevahir, ister diba ve köşk, sa-ray, ister akar, ister kul ve cariye, ister deve ve koyun olsun. Hâsılı: Sırtıma giydiğim elbiseme varıncaya kadar cümlesini tam bir şekilde size hibe eyledim. Bu anlatılanların hiç birinde, ilgim kalmadı. Cüm-Jesi sizindir.
Ve.. hepsini Resulüllah S.A. efendimize teslim etti.
Nitekim, bu manada Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
«Allah-ü Taâlâ seni yoksul buldu; zengin etti.» (93/8)
Evet..
Resulüllah S.A. efendimizin ilk zevcesi budur.
Resulüllah S.A. efendimiz Hazret-i Hatice'yi çokça sever, hatırını hoş tutardı. Onun üzerine, hiç evlenmedi.
Hazret-i Hatice, yirmi dört sene beş ay sekiz gün, Resulüllah S.A. efendimizin hizmetinde bulundu. Bu sürenin on beş senesi, Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik gelmeden evvele raslar. Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik geldikten sonra, derhal iman etti; peygam-berliğini kabullendi. İman şerefi ile müşerref oldu.
Kadımlardan ilk iman eden, Hazret-i Hatice-i Kübra'dır. Allah on-dan razı olsun.
342
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Sonra, iki rekât daha,
Sonra, iki rekât daha, Sonra, iki rekât daha kıldı. (80) En sonra da, tek rekâtı bir namaz (Vitr) kıldı. (81)
(Allah'ımı Kalbime bir nür, gözüme bir nür, kulağıma bir nûr, sağıma bir nür, soluma bir nûr, üstüme bir nür, altıma bir nûr, önü me bir nür ve arkama bir nûr ver ve benim nûrumu büyült!) diye
rek düa etti. (82) Bundan sonra, Müezzin, sabah namazına çağırmağa gelinceye kadar uzandı.
Sonra, kalktı. Hafif iki rekât namaz kıldıktan sonra Mescide çı-kıp sabah namazını kıldırdı. (83)
Hz. Aişe, Sabah namazının iki rekât sünneti hakkında «Resûlul-lah Aleyhisselâm (Bana, Fecr'in iki rekâtı, dünyadan ve dünyada olanlardan daha sevgilidir!) buyururdu.» demiştir. (84)
Ebû Said'ülhudri'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz, gecele-yin namaz kılmağa Tekbirle başlayınca (Sübhanekållâhümme ve bihamdik ve tebårekesmük ve teâlâ ced-dük ve lå ilâhe gayrük = Allah'ım! Seni tesbih ve tenzih, Sana hamd'ü senå ederim.
tiri Senin İsmin ve Zât'ın pek yüce, Celâl ve azametin pek yüksek-Senden başka ilah, hak Måbud yoktur!) derdi. (85)
Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Abdullah b. Mes'ud da, namaza başladıkları zaman, bunu okurlardı. (86)
Sahih (80) Malik Muvatta' c. 1, s. 121-122, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buhari Sahih c. 1, s. 54, Müslim c. 1, s. 527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 48, Nesai Sünen c. 3, s. 211
(81) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 358, Buhari Sahih c. 1, s. 54, Müslim Sahih c. 1, s. 527, Ebû Davud c. 2, s. 48, Nesal Sünen c. 3, s. 211 Sünen
(82) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, 8. 343, 373, Buhari Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 524-525, Ebû Davud -Sünen c. 2, s. 44, Nesal Sünen c. 3, s. 209-210
(83) Malik Muvatta' c. 1, s. 122, Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 37-38, Ahmed b. Hanbel Müsned ç. 1, s. 358, Buhari Sahih c. 1, s. 54, Müslim Sahih c. 1, s. 527, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 48, Nesal Sünen c. 3, s. 211 (
84) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 58, Nesai Sünen c. 3, s. 252
(85) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 75-76, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 50, Müslim Sahih c. 1, s. 76, Ebû Davud Sünen c. 1, s. 206, Tirmizî Sünen c. 2, s. 10-11
(85) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 76
IBÅDET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSil343 Hz. Ali, Hz. Aişe, Cabir, Cübeyr b. Mut'im ve Abdullah b. Ömer'in de, bunu okudukları rivayet edilir. (87)
Abdullah b. Abbas, Peygamberimizin gece namazına başlayınca
umealde dün ettiğini de, bildirir: (Allah'ım! Hamd, Sana mahsustur.
Göklerle yerin Nür'u Sensin!
Hamd, Sana mahsustur.
Gökleri ve yeri görüp gözeten yalnız Sensin!
Hamd, Sana mahsustur.
Göklerin, yerin ve içlerinde olanların Rabb'ı yalnız Sensin!
Hakk, Sensin!
Senin va'd'in hakdır, Sözün hakdır, Sana kavuşmak, hakdır.
Cennet, hakdır, Cehennem, hakdır, Kıyamet, hakdır.
Allah'ım! Ben, yalnız Sana teslim oldum. Yalnız Sana iman et tim. Yalnız Sana tevekkül edip güvendim.
Yalnız Sana tevbe ve rücu ettim.
Hasmıma karşı delil getirme gücümü yalnız Senden aldım.
Hakkı tanımayanlara karşı aramızda Seni Hakem yaptım.
Sen, benim gerek önceden yapmış olduğum, gerek sonradan işle-yeceğim, gerek gizlediğim, gerek açıkladığım bütün günahlarımı, ku-
surlarımı bağışla! (88)
İlerleten, ancak Sensin!
Cerileten de, ancak Sensin! (89)
Sen, benim İlâhımsın.
Senden başka İlâh ve Hak Mâbud yoktur!» (90)
Hz. Ali'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, namaza durduğu zaman şu mealde de, düa ederdi:
«Ben, yüzümü, özümü, göklerin ve yerin Yaratan'ına Hanif ve Müslüman olarak çevirdim.
Ben, müşriklerden değilim ve onlardan beriyimdir.
Şüphesiz ki, benim namazım, ibâdetlerim, yaşayışım, ölüşüm, eşi, ortağı bulunmayan âlemlerin Rabb'ı Allah içindir.
(87) Tirmizî Sünen c. 2, s. 10-11
(83) Malik Muvatta' c. 1, s. 215-216, Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 78-79, Ah-med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 298, 308, Buhari Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 532-533, Tirmizi Sünen c. 5, s. 481-482, Nesal Sünen c. 3, s. 209-210, Dârimi Sünen c. 1, s. 287-288
(89) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 79, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 298, 308, Buhari Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 533, Nesat Sünen c. 3, s. 210, Dârimi Sünen c. 1, s. 288
(90) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 79, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 298 308, Buhari Sahih c. 7, s. 148, Müslim Sahih c. 1, s. 533, Nesaî Süner c. 3, s. 210, Dârimi Sünen c. 1, s. 288
225
YanıtlaSil6823. Başım kalbur oldu,
6824. Başını serinde tut, ayaklarını sıcakta
6825. Başkasına kazma kuyu, düşmeyesin onun içine kendin.
6826. Başladığım iş, yarım kalmaz.
6827. Baştan hesap, sonra kasap.
6828. Batak olsun, kurbağa(g)a bulunur.
6829. Bayır bayırlan buluşmaz, ama adam adamnan (adamla) buluşur.
6830. Bayır isla (ivi) kısaykan, dü(g)ünse uzunkana.
6831. Bayramdan sonra kınayı kıçına sür (sok).
6832. Ben dam dedim ya, sen kapısını bul.
6833. Ben gelirken, sen giderdin.
6834. Ben ona diyorum "Hadımım", o bana soruyor: "Kaç uşa(g)ın (çocuğun) var?".
6835. Ben sana göstereyim samanlı(g)ı, sen bul kapısını.
6836. Ben sana sö(y)lerim kızcağızım, sen dinle gelinci(g)im.
6837. Ben yarime gül demem, gülün ömrü az olur.
6838. Bereket, verenin.
6839. Bereketli olsun!
6840. Besle gargayı (kargayı), gözünü çıkarsın.
6841. Beterden beter var.
6842. Be(y)gir dört ayak üstünde, o da kösteklenir.
6843. Beylik çeşmesinden geç de suyundan içme.
6844. Beysiz kovan, kocasız karı.
6845. Bıçak kayrı (gayri) kemi(ğ)e dayandı.
6846. Bıçak yarası onulur, dil yarası onulmaz.
6847. B(1)rak sarhoşu kendi yıkılsın.
6848. B(1)rak şakayı!
6849. B(1)rakmış tavada, arar havada.
6850. Bıyık altından gülme.
6851. Bin dostun varsa, azdır; bir düşmanın varsa, çoktur.
6852. Bir akıl, yaza mı, kışa mı?
6853. Bir araba, bir de angıçlı (ufak) taliga.
6854. Bir aya(ğ)ı mezarda, bir ayaannan (ayağıyla) mezar içinde (ya da: bir aya( mezara sarkar).
6855. Bir çiçek yazı yapmeer (yapmıyor),
6856. Bir çuval inciri bombok ettiniz.
6857. Bir (h)amurdan olma.
224
YanıtlaSil6788. Ateş etmeden, tütün (duman) çıkmaz.
6789. Ateş saça(g)ı sardıktan sora.
6790. Atlar itişir, eşekler çeker.
6791. Atma kaba(h)atı bir kimseye!
6792. Atma kabu(g)u, olsun torbada.
6793. Attan indi, eşe(g)e bindi.
6794. Attım bir taş yamaca, (v)urdum bir kuş alaca.
6795. Avantadan kimse ölmez.
6796. Avlu örenlere pardı (çalı) taşıma.
6797. Ayı, severken enciğini (yavrusunu) öldürmüş.
6798. Ayıdan kork, bokundan korkma.
6799. Ayın medarı (yolu) topra(g)ın (yerin) dolayında.
6800. Ayıyı (v)urmadan, derisini satma.
6801. Az gittim, uz gittim.
6802. Az kaldı, maraz kaldı.
6803. Az kısmet, çok olmaz.
6804. Az olsun, ama uz olsun.
6805. Aza kanaat etmeer (etmiyor).
6806. -Baba, bir hırsız tuttum! -Al da gel. -Gelmeer (gelmiyor). -B(1)rak da gel. -B(1)rameer (bırakmıyor).
6807. -Baba, deve bir akça! -B(t)rak da gel. -Baba, deve bin akça! -Al da gel.
6808. Baba hakı (hakkı).
6809. Babandan başka ihtiyar, kapında bakma.
6810. Baca tütünsüz (dumansız) olmaz.
6811. Ba(g) istemez dua, ister kazma.
6812. Bağışlı işi kötülemezler.
6813. Ba(g)lı popaz (papaz) kavga yapmaz.
6814. Bak bana bir gözlen, bakayım sana iki gözlen.
6815. Bakma, nice koyun (buzağı) (y)eşil (yeni) tokada (kapıya) bakar.
6816. Balı tutan (karıştıran), parma(ğ)ını yalar.
6817. Balık, bulanık suda tutulur.
6818. Balık kafadan (baştan) kokar.
6819. Balık kava(g)a çıktıynan (çıkınca).
6820. Baltada var, sapta da var.
6821. Bana bak, gözüme bakma.
6822. Bana de(g)meyen yılan, bin yıl yaşasın.
BİN YIL YAŞARSA SENİ DE SOKACAĞI KESİN.
YanıtlaSil223
YanıtlaSil6752 Ålemle sırada olma.
6753 Alışık maymun, kamçı istemez.
6754. Allah doyursun!
6755. Allah insan toplarmış.
6756. Allah manda boynuzu da verse insana, gene taşıyacak.
6757 Allah razı olsun!
6758. Alma (elma), fidanından ırak (uzak) düşmez.
6759. Alma (elmanın iyisini domuzlar yer.
6760. Altın adını gümüşleme! (Benzeri: Altın adını gümüş yapта!)
6761. Altmış, işi bitmiş.
6762. Ambarda sıçan aç kalmaz.
6763. Amin, sandık doldurmeer (doldurmuyor).
6764. Anasına bak, danasını al.
6765. Anaya kendi boynuzu a(ğır gelmeer (gelmiyor).
6766. Andın köpe(g)i, kap sopayı.
6767. Anlatma masal!
6768. Anlayan turp yesin.
6769. Anlayana sivrisinek sazdır, anlamayana da(v)ul-zurna azdır.
6770. Annısında (alnında) yazılı.
6771. Araba devrilince, yolu gösteren çoktur.
6772. Araba, tekerleksiz olmaz.
6773. Arama i(g)neyi samanlık içinde.
6774. Ardı kesildi.
6775. Arif düşman, ahmak dosttan taa (daha) iyi.
6776. Arif eder, ahmak umut çeker.
6777. Arkadaş, paradan taa (daha) pa(h)alıdır.
6778. Arkalı köpek, kurdu bo(ğ)ar.
6779. Arkası var.
6780. Armut, dalından (ağacından) uzak düşmez.
6781. Arpa suyu (bira).
6782. Arta kalsın onun aşı da, başı da.
6783. Artmadan etmez.
6784. Aslanın yanında, kedi kuyruğ)u kıpırdamaz.
6785. Aşk olsun becerene, ya(ğ)lı kuyruk tutana.
6786. At ölse (ölürse), (y)emden ölsün.
6787. Ateş düştüğü (y)eri yakar (yerde yanar).
222
YanıtlaSilce sont eux qui ont fait la quête.) 6721. Zurnayı biz çaldık, parsayı el topladı. (C'est nous qui avons joué de la flûte e
6722. Zurnayla gelen, davulla gider. (Havdan gelen, huya gider. Ce qui vient par le flûte s'en va par le tambour.)
GAGAUZ ATASÖZLERİ
6723. Acı patlacanı (patlıcanı) kıra(ğı haşlamaz.
6724. Aç ayı oyun oynamaz.
6725. Aç gözünü, uyandır canını.
6726. Aç ta(vjuk, düşünde yem görür.
6727. Aç, tokuna diil (değil) kafadar. (Benzeri: Tok, açı annamaz/anlamaz.)
6728. Aç yat, dinç kalk.
6729. Açlık, ayıya oyun öfg)retir.
6730. Adamdan üüsek (yüksek), ta(v)uktan alçak. (Bilmece: şapka.)
6731. Adanmış be(y)girin a(g)zına bakmazlar.
6732. Adı da battı.
6733. Afiyetler olsun!
6734. A(g)alık, vermekle olur.
6735. A(g)ır ol da Molla desinler.
6736. A(g)lamayan (susan) uşa(g)a (çocuğa) meme vermezler.
6737. A(g)latma bir kimsenin uşağını (çocuğunu), düşün kendininkileri de.
6738. Ahtsız kayıl (kail) olma.
6739. Akacak kan, damarda (başta) durmaz.
6740. Akıl (veren) çok, para (veren) yok.
6741. Akıl yapar, kafa çeker.
6742. Akılsız başın za(h)metini ayak çeker.
6743. Akşam hayır (hayırlı) olsun!
6744. Akşamki öfkeyi sabaha b(1)rak, akşamki işi sabaha b(1)rakma.
6745. Alan bir günah, kaybeden bin günah.
6746. Alat (acele) giden, geç kalır.
6747. Alat (acele) işe, şeytan karışır.
6748. Alatlama (acele etme) dişlen, alatla işlen.
6749. Alemin bayramında keyiflenme (çöplenme).
6750. Alemin kapusunu (v)urma parmaklan, senin kafanı (v)ururlar tokmaklan.
6751. Alemin ta(v)u(g)u kaz görünür.
H
YanıtlaSilharekat- maziye
330
hareket-i şedide
harekati maziye حرکات ماحبه : geçmişteki ha-reketler, davranışlar ve yaşayış şekilleri harekât-ı meşrua حرکات مشروعه mestu (dine uygun) hareketler
harekat milliye حركات عليه milli kurtulus ha reketleri, birinci dunya savaşından sonra ül-kemizi işgal eden duşmanlara karşı direniş ve kurtuluş hareketleri
harekat- muttaride حرکات مطرده : muttarid hareketler, düzgün, değişmeyen ve hep aynı şekilde devam eden hareket ve gelişmeler
harekatı müstahsene حرکات مستحسته mus tahsen hareketler, güzel ve iyi hareket ve davranışlar.
harekât-ı mütehavvile i hadise حركات متحولة حادثه : sonradan olma değişken ve sonlu ha-reketler
harekât-ı nameşrua حرکات نامشروعه : meşru olmayan hareketler, dine aykırı hareket ve davranışlar
harekat ruhiye حرکات روحیه : ruha ait hara-keler, ruha ait månevi ilerleme ve yükselme gayret ve çalışmaları
harekat sabika حرکات سابقه : geçmişteki hare-ket ve davranışlar
harekat- salatiye حرکات صلاته : namazdaki ha-reketler (ayakta durma, rükü, secde, oturma durumuna geçiş gibi hareketler)
harekat - ubudiyet حرکات عبودیت : )Allah'a cc.) kulluk görevleri olarak yapılan hareketler, davranışlar ve işler
harekât-ı zahiriye حركات ظاهر به : zahiri göra
nüşteki) hareketler
harekât-ı zerrat حركات ذرات : zerrelerin hare ketleri; atom ve moloküllerin birleşme, ayrış-ma, yer değiştirme gibi hareketleri
harekât u sekenat حرکات و سکنات : hareketler
ve hareketsizlikler
hareke حرکه : Arapça'da sessiz harfleri okutan sesli harf işaretleri
hareke حرکه : hareket (bak. hareket(
hareke-i hakiki (ye( حركة حقيقيه : gerçek hareket
hareke-i mecaziye حركة مجازیه : bize göre olan yer değiştirme hareketi, yol alma harketi (Güneş için)
hareket 1 : حرکت.yer veya durum değiştirme 2.kımıldama 3.davranış, davranış tarzı, tu-tum 4.belli gaye veya hedefe doğru ilerleme 5.çığır, akım 6.yola çıkma 7.deprem, yer sar-
sintisi
hareket-i adive حرکت عادیه : adet edinilmiş ha reket ve davranış, günlük alışılmış hareket ve davranış
hareket-i ahmakane ve caniyane حرکت احمقانه جانیانه : ahmakca ve canice hareket
hareket-i arz حركت أرض : yer hareketi, deprem, zelzele
hareket-i cezbekarane حرکت جذبه کارانه : cezbe ye girmişcesine hareket, Allah (c.c.) sevgisiyle çoşkunluğa kapılmışcasına hareket
hareket-i devriye 1: حرکت دوربه.donme hareke
ti 2. nöbetleşe hareket
hareket-i fikriye حرکت فكريه : fikri hareket; (din, iman, kuran konularında) düşünme ve
düşünceyi geliştirme çalışması
hareket-i İslamiye حركت إسلاميه : Islamî hare-ket; İslâm'a hizmet çalışmaları; İslam'ı doğru anlama, anlatma, tanıtma, yaşama ve koru-ma çalışmaları
hareket-i kasdi حرکت قصدی : belli gaye ve mak-satla yapılan hareket
hareket-i mecnunane حرکت مجنونانه : delicesine hareket
hareket-i mezbûhane حرکت مذبوحانه : can çekiş me hareketi
hareket-i mihveriye حرکت محوریه : eksenetra finda dönme hareketi
hareketi milliye حرکت ملیه : milli kurtuluş ha-reketi, birinci dünya savaşından sonra ülke-mizi işğal eden düşmanlara karşı direniş ve
kurtuluş hareketi, kurtuluş çalışmaları
hareket-i muntazama حرکت منتظمه : muntazam (düzgün ve düzenli) hareket
hareket-i mühime حرکت مهمه : önemli hareket
hareket-i ric'iye حرکت رجعیه : geriye dönüş ha-
reketi
hareket-i ruhaniye حرکت روحانیه : ruha ait mâ-nevi ilerleme ve yükselme için gayret ve ça-
lışma
hareketi sefine حرکت سفینه : geminin harketi
hareket-i seneviye حرکت سنویه : senelik hare-ket, bir sene süren hareket
yalnız kişinin şahsını ve özel hayatını ilgilen-hareket-i şahsiye حرکت شخصیه :sahsi hareket, diren hareket ve davranış
hareket-i sedide حرکت شدیده :siddetli kuvvet-li, sert) hareket
ap
YanıtlaSilhareket-i şems
331
hareket-i sems حرکت شمس: güneşin hareketi
hareket-i vaziye حرکت واضعبه : durarak yapılan hareket, yerinde dönme hareketleri
hareket-i zikriye حرکت ذکریه iki hareketi, Allah's (c.c.) isim ve sıfatları ile anma ve ta nıtma hål ve hareketi
hareket-i zaile-i hadise حرکت زائله حادثه : sonra-dan olma geçici ve sonhlu hareket
hareket ü cevelan حرکت و جولان : hareket ve
dolaşma
harem 1 : حرم.yasaklı yer, herkesin girmesine izin verilmeyen yer; kutsal yer 2.müslüman evlerinde kadınlar için ayrılan yer 3.erkeğin eşi, hanımı
Harem-i Şerif حرم شریف : mübarek yasaklı yer, käfir ve muşriklerin (yani Allah'tan başka ila-ha inananların ve gayrı müslimlerin) girmesi yasak ve canlıların öldürülmesi haram olan kutsal yer; kåbe ve civarı
Haremeyn-i Şerifeyen حرمین شریفین : iki mu barek yasaklı yer, Mekkedeki Käbe ve civarı ile Medine'deki Mescid-i Nebevi (Peygamber mescidi) Mekke ve Medine
harmgah حرمگاه : herkesin giremediği yasaklı
yer, makam, daire, bölüm
harempah-i İlahi حرمگاه الهی Allah (c.c.) ta-rafından herkesin kabul edilmediği, ancak o'nun sevgi ve rızasına layık olanların kabul edildiği mânevi makam ve derece
harf 1: حرف.bir dilin alfabesinde yer alan seslerin her birisi için kullanılan yazı işareti 2.kendi dışında başka bir şeyin mânalarına ait işaret 3.bir şeyin ucu, kenarı, sivri tarafı 4.söz, kelime
harf-i atf حرف عطف : )gr.) atıf harfi, iki kelime-yi veya cümleyi birbirine bağlayan harf veya kelime (Arapçadaki ve, fe, ev, sümme, hattå, em, lå, bel, läkin, emma gibi)
harf-cer حرف جر : )gr.) kelimeyi esre (i) oku-tan harf
harf-i Kur'an حرف قرآن : Kur'an harfi
harf-i Kur'ani حرف قرآنی : Kur'an'da geçen harf, kelime
harf-i manidar حرف معنیدار : manalı harf, mana
lı söz veya kelime
harf-i mücessem حرف مجسم cisim seklini al-mış harf, kelime (yaratılmış varlıklar)
harf-i rahmani حرف رحمانی : sonsuz merhamet
harika
sahibi Allah'a (c.c.) ait söz, kelime, harf
harf-tarif حرف تعریف : tanıtıcı harf, arapça'da belli ve bilinen bir şeyi gösteren ismin başına getirilen elif ve lam (el) kelimesi (el-kitabu: "belli ve bilinen kitap" örneğindeki "el" harfi veya kelimesi gibi)
harfi حرفی : harfe ait, harfteki
harfi harfine حرفی حرفته : aynen, eksiksiz ola-
rak, tam tamına
harfiyen حرب : harfi harfine, aynen, tam ta-mina
härik حارق : )yanlış alışkanlık ve düşünceleri( yırtan, parçalayan
haric (hariç( 1 : خارج.bir şeyin dışında bulunan, dışında kalan; dış, dışarı 2 dışta kalmak uze re, sayılmamak üzere 3.dış ülke, yabancı ülke
häric-i akıl خارج عقل : akıl dişi
häric-ı daire-i akliye خارج دائرة عقليه : akıl sınır
ları dışında
haricendistan, dışarıdan, hariçten
Harici 1 : خارجی.dışa ait, dışla ilgili 2.dış dün-ya ile ilgili; yaratılmış varlıklar dünyasına ait, düşünce veya bilgi dışında (zihni veya ilmi varlık olmak dışında) var olan 3.yabancı ülke-ye ait, ecnebî 4.Hz. Ali ile Muaviye arasındaki anlaşmazlıkta iki tarafın dışında kalan, iki ta-rafı da suçlu gören, aşırı ve sapıtmış gruptan olan kimse
harici-i hakiki خارجی حقیقی : dusunce ve bilgi dışında gerçek varlığa sahip olan, varlığı ken-dinden olan, varlığının dayanağı kendisi olan
hariciye خارجيه : haricilik (bak. håricilik( 2.dışa ait, dış dünya ile ilgili 3.yabancı ülke-lerle ilgili 4.ülkenin dış siyaset işleri, dışişleri 5.dışişleri bakanlığı 6. dış hastalıklar ve ame-liyat gerektiren hastalıkların tedavi edildiği hastane bölümü
bak hâric)
hariçte 1 : خارجه.dışarıda 2.dış ülkede
hariçten خارجدن : dıştan, dışarıdan
hariçiyat خارجيات : dışımızdaki dünya ile ilgili şeyler, dış dünyamızdaki varlıklar ve olaylar
harik 1: حريق.yangın ateş
hariki kebir 1: حريق كبير.büyük yangın 2.(mec.(
büyük dünya savaşı
harika 1 : خارقه.olağanüstü, görülmedik nite-likte 2.hayret verici, hayranlık uyandırıcı
HAZRET I OSMAN TAN HİKMETLİ SOZLER
YanıtlaSilMARİFETİN İŞARETİ
Ariflerin alâmetleri şunlardır:
Kalpleri korku ile ümit arasın-dadır.
Dillerinden hamd ve senâ eksik olmaz.
Gözleri hayâ ve Allah için ağla makla meşguldür.
İradeleri de dünyayı gönülle-rinden çıkarma ve Allâh'ın rızâsını kazanma gayretindedir. (İbn-i Hacer, Münebbihåt, s. 31)
VAKTİNDE NAMAZIN BEREKETİ
Beş vakit namazı vaktinde kılma-ya müdavim olanlara Allah Teâlâ dokuz kerâmet bahşeder:
1. Allah onu sever.
2. Vücudu sıhhatli olur.
3. Melekler onu korur.
4. Evine bereket iner.
5. Yüzünde, sâlihlerin sîmâsı zuhûr eder.
6. Allah onun kalbini yumuşatır.
7. Kıyamet gününde Sırat köprüsünden parlayan şimşek hızıyla geçer.
8. Allah onu cehennem ateşinden kurtarır.
9. Allah onu cennette; <» (Yûnus, 62) müjdesine mazhar kıldığı «evliyâullâh »a komşu eyler. (Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 32-33)
65
ASRIS
YanıtlaSilGERİ DÖNÜŞÜ YOK!
الله
Şerlileriniz başınıza musallat ol-madan evvel iyiliği emredip kötülükten sakındırma va-zifenizi yerine getiriniz!
Bunu yapmaz da kötüleriniz ba-şınıza musallat olacak olursa artık iyilerinizin yapacağı dua-lar da kabul olunmayacaktır.
(Ali el-Müttaki, no: 8451)
FAZILETTEN FARZA...
Dört şey vardır ki, zâhiri fazilet, bâtını ise farzdır:
Birincisi: Sâlihlerle oturup kalkmak fazilet, onlara uymak farzdır.
İkincisi: Kur'ân okumak fazilet, onunla amel etmek farzdır.
Üçüncüsü: Kabirleri ziyaret etmek fazilet, ona hazırlanmak farzdır.
Dördüncü: Hastayı ziyaret etmek fazilet, ondan vasiyet ve ibret almak ise farzdır. (Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 14)
MÂNEVİ KÖRLÜK
Kul, gözleri gördüğü hâlde Allâh'ın kendisini âmâ olarak diriltmesinden korksun!
Hikmetten anlayana mânâlı bir söz kâfidir.
Mânen sağır olanlar, zaten hakkı duyamazlar...
6-1
2022 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1922 - Bediüzzaman'ın kısa hâl tercümesini hâvî bir beyanname tanzim edilerek Darü'l-Hikmet'teki dosyasına konuldu.
1923 - Yunanistan ile Ahali Mübadelesi
Antlaşması yapıldı. Aralık 1923'te başlayıp 1927 yılına kadar süren uygulamayla 400 bin Türk ve 1 milyonu aşkın Rum yer değiştirdi.
30
PAZAR
SUNDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.
Hucurat Suresi: 9
BİR HADİS
Fitnelerden sakının! Dille ona karışmak kılıçla karışmak gibidir.
Ölüm, muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahraya çıkmak gibidir.
HİCRÎ: 27 C.AHİR 1443 - RUMI: 17 K. SANİ 1437
İşaratül-İcaz
KASIM-84.GÜN 30 KALAN-225 GÜN UZA 2DK
nexe (use) iziunique
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1888 - Namık Kemal'in vefatı.
1942 - Ekmek karneleri dağıtılmaya başlandı.
1949 - Bediüzzaman Afyon'dan Emirdağ'a getirilerek mecburî iskâna tabi tutuldu.
1959 - Bediüzzaman Ankara'ya bir günlük ziyarette bulundu.
2
PAZARTESİ
MONDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
"Şü Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adâlet üzeredir."
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Baba dostunu gözet; onunla ilişkiyi kesme ki, Allah, senin nurunu söndürmesin.
Buharî
Yüzer fünundan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususî aynasıyla ve durbînli gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâlini esmasıyla bildirir; sıfatını, kemâlâtını tanıtırlar. Sözler
HİCRI: 1 CAHİB 1446-BUMI: 19T SANÍ 1440
KASIM-25-GÜN 337 KALAN: 29-GÜN. KIS.: 1 DK
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1925 - Türbe, tekke ve zaviyelerin kaldırılması.
1925 - Selahiyetsiz sarık ve ruhani kıyafet taşıyanların cezalandırılmasına ilişkin kanun çıktı.
1925-TBMM kürsüsünün arkasındaki duvara Hakimiyet Milletindir yazısı asıldı.
1988 - Mısırlı hafız ve Kur'an kâri'si Abdussamed'in vefatı.
KASIM
30
PAZAR
10 1447
RUMÎ: 17 T.SANİ 1441 KASIM: 23
BİR AYET
İman edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar; işte güven onlaradır ve doğru yolda olanlar da onlardır.
En'am Suresi: 82.
BİR HADİS
Allah bir millet hakkında hayır dilerse fertlerinin ömrünü uzatır ve şükretmeyi onlara ilham eder.
Deylemî
Sen, eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i sâfilîne düşersin. Eğer Hak ve Kur'ân'ı dinlersen, âlâ-yı illiyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.
Sözler