Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
katılan Google Kamu Politikasından Sorumlu Başkan Yardımcıs Karan Bhatia, şirketin Çin vatandaşlarına yönelik bilgilerin san-sürlenmesini içeren işleri reddedeceği taahhüdünde bulunmadı. Teknoloji şirketlerindeki pek çok kişi, savaşçılara yardım etme
konusunda derin etik kaygılar taşırken; savunma camiasındaki pek çok kişi ise teknoloji endüstrisinde vatanseverliğin ve ulu sal hizmetin aşınması olarak gördükleri durumla ilgili derin etik kaygılar besliyor. Her iki taraf da şunu merak ediyor: Bir insan nasıl böyle düşünebilir? 2018'de Genelkurmay Başkanı Orgene-ral Joseph Dunford'a Google ve Amazon gibi şirketlerdeki mü hendislere ne söylemek ister diye sorulduğunda şöyle cevap verdi "Hey, bizler iyi adamlarız... Özel sektörle iş birliğine dayalı bir ilişkimizin olmaması bana açıklanamaz!"155
Washington ve Silikon Vadisi'nin birbirlerine ne kadar yaban-cı dünyalar olduğunu söylemek zor değil. Tam da büyük güç ça tışmasının geri döndüğü ve teknolojiden yararlanmanın başarının anahtarı olduğu bir dönemde, Silikon Vadisi ve Washington häll birlikte çalışmanın yollarını bulmaya çalışıyorlar. 156
Aradaki bu uçurumun kapatılması tam anlamıyla bir ulusal güvenlik zorunluluğu.
İstihbarat Hiçbir Zaman Bu Kadar Önemli ve Zorlayıcı
Olmamıştı
Siber tehditler geleneksel ulusal güvenlik tehditlerinden ol-dukça farklıdır ve istihbarat üzerinde derin etkileri vardır. Siber uzayda herkes savunmasızdır. Düşmanlar, birkaç yıl önce bile
gonfly' Censored Search Engine Triggers Protests," NBC News, January 18,2019, https://www.nbcnews.com/tech/tech-news/google-s-project-dragonfly-c red-search-engine-triggers-protests-1960121; Jeb Su, "Confirmed: Google m nated Project Dragonfly, its ensored Chinese search engine," Forbes, July 19, 2018, -google-
nated-project-dragonfly-its-censored-chinese-search-engine/#6454c456784 154 US Senate Committee on the Judiciary, Subcommittee on the Constitution, Her
ring on Google and Censorship, 116th Cong., 1st sess., July 16, 2019, 155 156 Zegart and Childs.
düşünülemeyecek hızlarda ve ölçeklerde çalıyor, casusluk yapıyor, düzeni bozuyor, yok ediyor ve aldatıyor. Uzun bir liste.
Ve hepsi bu da değil. Önemli siber karar vericiler, yalnızca Be-yaz Saray Durum Odası'nda değil, giderek daha fazla bir şekilde yönetim kurulu odalarında ve oturma odalarında oturuyor. Siber tehditler, isteseler de istemeseler de teknoloji şirketlerini ve s1-radan vatandaşları doğrudan ilgilendiriyor. Gelişmekte olan bu dünyada, istihbarat hiçbir zaman bu kadar önemli ve zorlayıcı olmamıştı.
Casusluk artık yalnızca gölgelerde yürütülen bir sanat değil; herkesin gözleri önünde, dijital dünyanın derinliklerinde yeniden şekilleniyor. Hollywood'un abartılı hikâyeleri, komplo teorileri ve yanış bilgiler içinde boğulurken, gerçek istihbaratın nasıl çalıştığını ne kadar biliyoruz?
Amy Zegart, istihbarat dünyasına dair onlarca yıllık araştırmasını ve istihbarat yetkilileriyle yaptığı röportajları bir araya getirerek Amerikan casusluğunun geçmişini, bugününü ve geleceğini anlatıyor. George Washington'ın Bağımsızlık Savaşı'ndaki gizli ajanlarından günümüzün yapay zekâ destekli analizlerine kadar istihbaratın evrimini inceliyor, casusların nasıl çalıştığını, yanlış istihbaratın nasıl ölümcül sonuçlar doğurabileceğini ve teknolojinin istihbarata sunduğu yeni fırsatları keşfediyor.
Gerçek casuslar ne kadar başarılı Hangi bilişsel ön yargılar kritik hatalara yol açıyor? Siber savaş çağında istihbarat nasıl bir dönüşüm geçiriyort Gavaskar, Yalanlar ve Algoritmalar, dijital çağın perde arkasında neler olup bittiğini anlamak ve aydınlatıcı b 0168041 orkes için sürükleyici
önesans felsefesini biçimlendi-ren filozofların en önemlilerin-dendi Giordano Bruno. Aynı za-manda şair ve bilim adamı olan Bruno, 1600 yılında 52 yaşında kilise tarafından yakılarak öldürüldü. Geriye bilimsel düşünceleri yüzünden öldürülen ilk insan ünvanı, çoğu imha edilmiş eserleri ve kulağa kūpe olacak "iki şey" nasihati kaldı...
İnsan vücudunun şereflisi, en faydalısı, değerlisi gözdür. Bunun için, mahlukatın hayırlısı olan peygamberler de göze benzetildi, Re-sulüllah S.A., efendimiz de, onların gözlerinin bebeğidir.
Anlatılan duruma göre, kısa mana şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, öyledir ki, cümle mahlukatın en fazi-letlisi, en şereflisi, en faydalısı, hayırlısı olan nebilerin ve resullerin en hayırlısı ve en faziletlisidir.
Sonra o:
Mütakaddimdir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, cümle mahluktan evveldir. Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
münasip sonsuz izaz ve ikramlar, salat ve tahiyyat sebebi ile biz zaif @mmetlerinden üstün mretebeler ihsan edip yüce makamına yakın müşahedeye mazhar eyle.. Amin!. Ya muin..
ON DORT BİN SALAVAT YERİNE GEÇEN SALAVAT-I ŞERİFE
Bir rivayet..
Bu salavat-ı şerife (64. salavat-ı şerife) baştan sona gelinceye kadar Yüce Allah'ın kudreti ile, bir taş üzerine yazılmış bulundu.
Büyük velilerden bazıları tarafından şöyle anlatıldı:
Bu salavat-ı şerifeyi bir kere okumak, on dört bin salavat-1 şerife okumak yerine geçer.
ALTMIŞ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey vacibülvücud, hayrı ve cömertliği çok, şanı büyük, kendisin-den başka ilah olmayan şanı büyük Allah..
Efendimiz Muhammed'e salât eyle.
O bizim efendimizdir. Cehennem azabından kurtulmamıza sebel olan ve türlü nimetlere nail eden velinimetimizdir.
olsun. Bu salât, sübhan Allah'ın ilminde olan şeylerin sayısı kadar
Yüce Allah'ın ilmi, her şeyi kavramıştır. Onları sayıya hesaba ge-tirmek mümkün değildir. Çünkü, onların nihayeti yoktur.
Yüce Allah'ım mülkü devam ettikçe devam eden bir salât olsun.
Bu salāvat-ı şerifenin iki yerinde hitab kâfı ile (Arapça aslına göre):
Diye, celâl isminin izharı ile gelmiştir. Bunun sırrı, hikmeti ve büyük faydası vardır.
Bir manaya göre, şunu anlatmak içindir:
Resulüllah S.A. efendimize gayet çok salât, tekrim, tahiyyet teşrif, türlü türlü ikram ve iclâl eyle. O kadar ki, bu salât: Bu türlü tazim, tekrim, iclâl etmek ancak Vahid, Ferd, Samed olan celâl ve ik ram sahibi Allah'a mahsustur. Öyle bir şey, beşer takatının dışındadır üstündedir.
Bir başka manada ise, şu demeğe gelir:
İsm-i celâl (Allah ismi) zat ismi olup bütün sıfatları özünde toplar. Celâl ismini zikreden kimse, sübhan olan Yüce Hakkın tümden güzel isimlerini yüce sıfatlarını zikretmiş olur. Hepsinin de faydasını görür. Böylelikle de bol sevaba, üstün menfaatlere erer.
Bir baska manaya göre de, bu salavat-1 serifede cümlenin öyle gelmesi: Kalbinde Yüce Hakkın çok sevgisi, ziyade iştiyakı olduğun-dandır. Bu ismi zikretmek sureti ile, lezzet almak murad edilmiştir.
*
ALTMIŞ ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salāt eyle.. Nasıl ki, efendi-miz İbrahim'e de salât eylemiştin.
Bazı nüshalarda, ikinci cümleden evvel, şu cümle yer almıştır:
Keza efendimiz Muhammed'in âline salât eyle..
Devam edelim:
Allahım, efendimiz Muhammed'e bereket ihsan eyle.. Efendi-miz Muhanımed'in âline de bereket ihsan eyle..
Bu salāvat-ı şerifede geçen:
Bereket.
Lafzının ifade ettiği mana şudur:
Allahım, efendimiz Muhammed'e ve onun âline bol saygılar, bol sevaplar, çok çok nimetler inzal eyle.
Devam edelim:
Tıpkı, İbrahim'in åline âlemlerde bereket ihsan eylediğin gibi..
Bazı nüshalarda:
İbrahim'in âline.
Değil; şöyle gelmiştir: İbrahim'e..
İbrahim a.s. Resulüllah S.A. efendimizin en büyük ceddidir. Al-
lah'ın halilidir.
Devam edelim:
Gerçekten sen Hamid'sin; Mecid'sin..
Yani: Yüce zatında kemalâtla övülmektesin. Mahlukat üzerine, çeşitli nimetlerle in'am ihsan edensin.
Bazı nüshalarda bu salavat-ı şerife burada tamam olmuştur.
Bazı nüshada ise, bundan sonrası ile, devam etmiştir. Yani:
Halkının adedi kadar..
Diyerek gelmiştir. Buna göre mana şöyle olur:
-- Ey âlemlerin Rabbı, efendimiz ve büyüğümüz Resulüllah S.A. ve âlinin üzerine ettiğin salât, tebcilât, tekrimat ve ikramatın; canlı, cansız, büyük, küçük cümle mahlukatının sayısı kadar olsun.
Bu salát ve bereketler:
Zatından rızan kadar olsun.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline olan salât, ta-
zim ve tebcilimizin nekadarına razı olursan, o mikdar salât eyle..
Bu salât ve bereketler:
Arşının ağırlığı kadar olsun.
Yani: O salatların vücudu olduğunu kabul edersek, arşla tartıla-cak ağırlıkta olsun.
في العالمين الك جميعية متحابك ورضاء نصلك وانا عيشك ونداد كلماتك وعندماء التي حلقات امني وعدد ما هو الأولك مابقى ويابسة الساعات وشير وتعيش وطاعة والمين الابد الى الابد واياد الدنيا وانا بالاخرة. واكْبَرَ مِن ذَلِكَ لَا يَنقَطِعُ أَوْلَهُ وَلَا يَنفَلاحه
600
Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin adede ma filmillahi salaten daimeten bidevami mülkillahi.
06. Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin kema salleyte alá seyyidina Ibrahime ve barik alâ seyyi dina Muhammedin ve ala Ali seyyidina Muhammedin kema Ali Ibrahime fil ålemine inneke Hami dün Mecidün barekte ala
Adede halkake ve rizae nefsike. ve zinete arşike ve midade kelimatike ve adede ma zekereke bihi halkuke fima meda ve adede mahüm zakiru neke fima beka fi külli senetin ve şehrin ve cümuatin ve yevmin ve ley letin ve saatin minessaati ve şemmin ve nefesin ve tarfatin ve lemhatin mi-nel ebedi ilelebedi ve abad'id dünya ve abad'il Ahireti ve eksere min zalike lâyankatu evvelühu ve låyenfedü ähi-ruhu.
65. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Bu salat Allah'ın ilminde elanların sayısı kadar olsun. Yüce Allah'ın mülkü devam ettikçe devam eden bir salát olsun.
66. Allahım, efendimiz Muhamuned'e salât eyle; efendimiz Ibrahim'e sa-lat eylediğin gibi. Efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in áline be-reket ihsan eyle. Alemlerde İbrahim'in aline bereket ihsan eylediğin gibi... Ger-çekten sen. Hamid'sin; Mecid'sin.
Halkının addı kadar, zatından rızan, arşının ağırlığı, kelimelerinin sayısı. halkının, geçmişte seni andıkları şeylerin sayısı, gelecek zamanda dahi, seni zik-redecek olanların sayısı kadar: Her sene, her ay, her cuma (hafta) her gün, her gece, saatlerin her saatinde, her koku alınmada, her nefes, her tarfa, her lemba.. Hem de sonsnadan sonsuza kadar.. Dünyanın sonlarına kadar; âhiretin sonsuz-luklarına kadar..
Ve.. bunların kat kat fazlası ile.. Onun evveli için bir kesilme olmasın; ähirinde ise... bir tükenme bulunmasın.
1248. Halhalım kadar ayağını uzat. (Halhal: Arap kadınlarının süs olarak taktıkları gumüş ya da altın ayak bilezığı. Bizdeki karşılığı: Yorganına göre, ayağını uzat.)
1249. Hasır üstunde olsa da asıl kız al!
1250. Her bıyığın bir makası var. (Kerkük Türkmenlerindeki benzeri: Her sakalın bir tarağı var.)
1251. Her konutun (evin) ünü, değeri ve güzelliği, içinde oturandan kaynaklanır.
1252. Hifz ül-lisan, selamet ül-insan. (Dilini tutması, insanın selametidir)
1253. Iraktan tiryak gelinceye değin, hasta ölmüş olur. (Tiryak: Zehirlenmeye, kimi hastalıklara karşı kullanılan macun, panzehir.)
1254. Insaf, dinin yarısıdır.
1255. Kendi ayıbımı görmem, halkın ayıbı arkasınca koşarım.
1256. Kendisine diyorum: "Ağadır" (hadım), o diyor: "Kaç çocuğu var?" (Burada "ağa" sözcüğü Türkçe olarak kullanılmıştır. Bizdeki benzeri: Ben hadımım derim, "Oğlun, kızın var mı?" der.)
1257. Kitaplık, ruhları tedavi eder.
1258. Köpeğin tüyü uzasa da kırpılmaz.
1259. Nil yarın sabah kurursa. Mısır yarın akşam kurumuş olur.
1260. Nil'in suyundan bir kez içen, o kıyıya yeniden dönmek ister.
1261. Ot bitene (çıkana) değin ölme, katırım.
1262. Sağlık, sağlam bir adamın başının üstünde bir taçtır, ama onu hasta bir adamdan başkası göremez.
1263. Sevginin tokadı, üzüm gibi tatlıdır.
1264. Sultana da, o çalımıyla, arkasından söverler.
1265. (Yere düşen testi) her kez sağlam atlamaz.
1266. Yıldızı parlak adamı Nil'e at, mutlaka ağzında bir balıkla sudan çıkar.
YEMEN ARAP ATASÖZLERİ
1267. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
1268. Bir ağaç diken, iki rekât namaz kılmış kadar olur.
ARJANTİN ATASÖZLERİ
1269. Aşk, nefrete çok yakındır.
1270. Aşkla oyun olmaz.
1271. Balık, ağzından ölür.
1272. Bileyicinin bıçağı, sopadan olur.
1273. Düşmanın leşini görmek istersen, oturup bekle!
asm) onları ye Git bana Ens yedirdi. Anca nsar'dan dok lece yüz sek (asm) onlar
esi kadar c kça göste nevi elleri! zmetiyle, em dünya cek mane za ve istil Tarihçe
-niştir, k tir, azd
yol e ge de arlıl im e b es 2
44
1156. Zaman değişince, yargılar da değişir.
1157. Zamanın değerini, yapacak işi olan bilir.
FAS ARAP ATASÖZLERİ
1158. Tek bir gerçek, onbin sözcükten daha değerlidir.
1159. Temizlik, imandan gelir. (En-nezafe'tu min el-iman.)
1160. Üç şeyde uğursuzluk vardır; karıda, evde, atta.
1161. Vatan sevgisi, imandan gelir. (Hubb-ül-vatan, min-el-iman.)
1162. Veren el, alan elden üstündür. (El yed ul-ulya fevka yed is-süfla: Yüce olan e aşağıdakinden üstündür.)
1163. Yalan, insanın tuzudur.
1164. Yalan öyle bir zehirli oktur ki, hedefini değil, atanı yaralar.
1165. Yarısını çalsa da, hamurunu usta fırıncıya ver!
1166. Yemekte tuz neyse, yazıda da horlama onun tıpkısıdır. (El-milh fi'ttaam, el hezel fi'l-kelâm: Horlama yazıya, tuzun yemeğe verdiği lezzeti verir, anlamında.)
1167. Yumuşak olma sıkılırsın, sert olma kırılırsın!
1168. Yüzünün yaşam boyunca ışımasını istersen, yüreğinin sesini dinle!
1169. Ziyaretlerini kısa kesenlerden Tanrı razı olsun!
IRAK ARAP ATASÖZLERİ
1170. Basra harap olduktan sonra... (Ba'de harab ül-Basra: İş işten geçtikten sonra, anlamında bizde de Arapça olarak kullanılır.)
1171. Ben diyorum: "Erkektir" (öküzdür), o diyor: "Sütünü sağ".
1172. Bir aslanın yönettiği koyun ordusu, bir koyunun yönettiği aslan ordusunu yener
1173. Bir el, bir el daha, ev kurulur; bir mide, bir mide daha, ev yıkılır.
1174. Bir kez olan, bir daha asla yinelenemez; ama iki kez olan, mutlaka üçüncü kez de olur.
1175. Bir şeyin dış görünüşü, içinin halidir. (Ez-zahir'u ünvan ül-bâtın.)
1176. Bir ülkede iki paşa hüküm süremez.
1177. Bütün çevirmenler yalancıdır. (Küll-i mütercim kezzap.)
1178. Bütün uzunlar ahmak, bütün kısalar fitne, orta boylular hayırlıdır. (Küllü tavilun ahmak, küllü kasirun fitne, küllü hayrun evsatuha.)
1179. Cehennem, güzel amaçlarla doludur.
1180. Cepte olanı harca, sana gaipten gelir.
1181. Cömertlik ile cimrilik arasında, ancak bir buğday tanesi boyu vardır.
1182. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar; ama sonunda er-geç yakayı ele verir.
ince noktasına kadar kayda geçirip ahiret )Hafiz) her is, her olay ve her davrama saklayan (Hafiz ve her şeye gücü yeten ( dir) (Allah cc)
Kadir Hakimeyi hikmetle ya pan (yani, hicbir şeyde tesadüfe yer verme uygun şekilde yaratan Haktm)) ve her şeye yen ve gayeli, işe yararlı, faydalı, ölçülü ve en gucu yeten (Kadir)(Allah c.c.)
Kadiri Kayyum قدير قيوم : hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi her an var edip ayakta tutan (Kayyum) ve her şeye gücü yeten
Kadiri Kayyum-u Zülcelal قدير قیزم ذو الحلال sonsuz büyüklak ve yücelik sahibi (Zulcelal) ve hiçbir şeye muhtaç olmadan ezelt ta tutan (Kayyum) ve her şeye gücu yeten (Kadir) (Allah c.c.).
Kadiri Kerlim قدير كريم : çok bağışlayıcı ve af edici, çok iyilik ve ikram sahibi, çok comert )Kerim) olan ve her şeye gücü yeten(Kadir) (Allah c.c.)
Kadiri külli sey قدیر کل شئ : her şeye güc ye ten (Allah c.c.)
Kadir-i Kavi (Kaviyy) ve Metin قدیر قوی و متین : kuvveti çok şiddetli ve çetin (metin) ve hiç azalmaz ve tükenmez kuvvete sahip olup hiçbir iş ve hiçbir şey kendisine ağır gelmez (Kaviyy) olan ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadiri Layezal قدير لا يزال : sonsuza kadar varlı ğı devamlı, ölümsüz, ebedi (Lâyezal) olan ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadiri Mutlak قدير مطلق : sonsuz güç ve kuvvet
sahibi (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir-i Mürid قدير مريد : sonsuz irade sahibi, her dilediğini yaptıran (Mürid) ve gücü her şeye yeten (Kadir) (Allah c.c.)
kadir-i Rahim قدير رحيم : sevdiklerine karşı çok merhametli (Rahim) olan ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir-i Samed قدير صمد : hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç olan (Samed) ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir i Zülcelal قدير ذو الجلال : sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi (Zülcelal) olan ve her şeye gücü yeten(Kadir) (Allah c.c.)
içinliliklerin sahibi (Zulcemal) olan ve her seye en Kadir i Zülcemal قدير والجمالsonsuz güzel Ka gücu yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir i Zülcelal-i ve'l Cemal قدير ذوالحلال والحمال sonsuz güzelliklerin sahibi (Zülcemal) ve sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi (zulcelal) olan ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allahc.c.)
Kadir-17ülkemalقدير ذو الك : sonsuz mükem melliklerin sahibi (Zulkemäl) olan ve her peye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.( kadir badr)
yaraşır tarzda
kadirane يرانrsey gücu yeterli olana
kadir-näşinas قدرنشناس değer bilmez, değer ebedili kimseleri işi ve davranıslarla takdir etmez, değer vermez, bilmez ve anlamaz
Kadiri قادری : Abdulkadir Geylani hazretlerinin kurduğu Kadiri tarikatına bağlı olan
kadiriyet قادریت : güçlülük güç ve kuvvet sa-
hibi olma
kadiriyet-i mutlaka قادریت مطلقه : sonsuz güçlü lük, sonsuz güç ve kuvvete sahip olma
kadirşinas (kadir-şinas قدر شناس : değer bilir, değerli kimseleri, iş veya davranışları takdir eder, değer verir, bilir ve anlar
kadr deger 2.itibar, şeref 3. rütbe, dere ce 4.takdir 5. (astr) yıldızların parlak derecesi (astr) kadr-i evvel (astr( قدر اول : birinci kadir, parlaklığı birinci derecede olan yıldız
kadri sani قدر ثانی : ikinci kadr: parlaklığı ikin-ci derecede olan yıldız
kadrü aymet قدر و قیمت : onem ve değer
görev ve yetkileriyle birlikte gösteren liste kadro قادرو : devletin bir işi için gerekli kişileri,
dışı kalma, kadrodaki isim listesinden çıka kadro haricine çıkma قادرو خارجنه جیقمه : kadro rılma
yen ve dünyanın etrafını çevrelediği söylene-kaf: 1."k" (kalın kaf) harfi 2.yeri bilinme gelen efsanevi dağ 3.ilk ayeti "k" (kaf) olan Kur'an'ın 50.sûresi
kaf : (ince) "k" (ke) harfi
kaf u nun کافر نون : )k)e(n) harfleri, Kur'an da Allah (c.c.) dilediği bir şeye "ol" emri ve cümlesinin kısa söylenişi rince o da olur manasındaki "kün fe yekün"
since ve çapraz çubuklardan ya palarak pencereye talolan. icerden dışarıya gösteren, fakat disardan içeriyi göstermeyen siper 2. kuşlar ve küçük hayvanlar için tel wya aralıklı çubuklardan yapılan taşınabilir odacak 3. (mec.) ruhun barınağı veya evi sayı Jan beden
affe کافه ).( bütun, hep, tamam
leahval كافة احوال :butün durumlar, her hal ve şart
Liffel insan كافة انسان : bütün insanlar kaffe-i kelimat كافة كلمات : bütün sözler
kaffei mahlukat كافة مخلوقات : bütün yaratıl mış mahluklar, varlıklar
kaffe-i nas كافة ناس : bütün insanlar
kaffeten کانت : hepsi birlikte, tamamıyla
fi 1 : کافی.yeterli 2.yeter 3.yeten
kafil: kefil olan, garanti eden
kafile 1: قافله.birlikte yola çıkan yolcu grubu, yolcu topluluğu 2.(mec.) bu dünyaya gelen ve ölüp gidecek olan her çeşit canlı toplulu-gu 3.(mec.) yerinde kalmayıp peş peşe gelip giden (canlı veya cansız) varlıklar topluluğu 4.kervan 5.grup, topluluk
kafile-l ahbab قافلة احباب : dostlar kafilesi
kafile-i beni-adem قافلة بنى آدم : adem oğulları kafilesi
kafir 1 : کافر.inkarcı, imansız, dinsiz 2.Allah'ın (c.c.) varlığına veya birliğine inanmayan 3.imanın altı şartlarından (altı temel inan-cından) birine veya hiç birine inanmayan
kâfir-i mütereddid فرمت: tam imanla tam inkår arasında bocalayan, tereddüt ve karar-sızlık içinde kalan käfir
kâfir-i mütereddid ve müteşekkik کافر متردد و متشكك : tam imanla tam inkâr arasında bo-calayıp kararsızlık içinde kalan mütereddid, inkârcı düşüncelerinden emin olmayıp şüphe içinde kalan(müteşekkik) kâfir
kafirane کافرانه : kafirce, inkarcı tarzda
kafirûn کافرون : )Ar) käfirler
kafiye قافيه : siirde mısra sonunda yer alan harf veya hecelerdeki ses uyumu, ses benzerliği
kafikafiyeli قافیه لی : kafiyesi olan (bk. kafiye(
kafiyeperest قافیه پرست : kafiye düşkünlüğü, kafiyeye çok önem verme (bk. kafiye(
kafiyesiz قافیه سز : kafiyesi olmayan (bak. kafiye(
Kafkas 1 : قفقاس.Kafkasya'lı 2.Kafkasya, Kara-deniz ve Hazar Denizi arasında yer alan Kaf-kas dağları ile bu dağların çevresindeki bölge
Kafkasya قافقاسيه : )bk. Kafkas(
kaftan قفتان : daha çok ipekli kumaştan yapı-lan ve üste giyilen uzun, süslü elbise (biçilmiş
لكُمْ وَأَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللهُ الكُمْ كُنتُم المناور انفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَمَّا عَلم دار باشروهن وابْتَغُوا ما كتب الله لكم وكلوا واشرب حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الخيط الأبيضُ مِنَ الخليط الأسوري الفجر ثم أبنوا الصيام إلى اليْلِ وَلَا تَبَاشِرُوهُل والله عاكفون في الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ الله فلا تقزيم كذلك يبين الله أيَّاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يلقون . ولا تأكلوا أمْوَالَكُم بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتَدْلُوا بها إلى الحكام لتأكلوا فريقًا من أموال النابي بالالم وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهْلةِ قُلْ هي مواقيت الناس والحج وَلَيْسَ البر بأن تَأْتُوا البيوت من ظهورها ولكن البر من التَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا الله لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ الله الذين يُقاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ .
Başkasına ait bir malı haksız şekilde almak helal değildir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak Ya Rabbi! Ya Rabbil diye dua eder. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!" (Müslim, "Zekát", 65). Ayrıca Peygamberimiz şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Helal rızıklarından nasip ederek beni haramlarından koru! Lütfunla beni senden başkasına muhtaç etme." (Tirmizi, "Deavăt", 110)
MESAJ:
1. İnsanların mallarını hırsızlık, gasp ve faiz gibi batıl yollarla almak yasak-
lanmıştır.
2. Müslüman, kazancına kul hakkı bulaştırmaz.
KELİME DAĞARCIĞI
Batıl: Gerçeğe uymayan inanç, hüküm ve düşünceler; haksızlık.
kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.99
(Bakara, 2/195)
الجزء الثاني
والوهم حيث القلموهم والحرجُوهُم مِن حيث المرجوكم والمتنا الله من المثل ولا تقاتلوهم عند المسجد الحرام على يُقاتِلُوكُم بية فإن فاللوكم فاقتلوهم كذلك جَزَاء الْكَافِرِينَ فَإِن انتهوا قال الله غَفُورٌ رَحِيمٌ وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لا تَكونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدين الله فإن الشهوا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ الشهر الحرام بالشهر الحرام والحرمات قِصَاصُ فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عليه بمثل ما اعْتَدَى عَلَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ مَعَ التثقين والفقوا في سبيل الله ولا تلقوا بايديكم إلى التهلكة واحسنوا أن الله يُحِبُّ الْمُحْسِينَ وَأَتِمُوا الحَج وَالْعُمْرَةِ اله قال أخبركم فما استير مِنَ الْهُدَى وَلَا تَعْلِمُوا رُؤسَكُمْ حَتَّى يَبْلُعُ الهدى مجلة ممن كان منكم مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ من صيام أو صدقة أو نسك فَإِذَا أَمِنْتُمْ فَمَنْ تَمَتَّعُ بِالْعُمْرَةِ إلى الحج فما التيسر من الهذي فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلثَةِ أَيَّامٍ في الحج وَسَبْعَة إذا رجعتم تلك عشرة كامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ أَهْلُهُ حَاصِري المسجد الحرام والقوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ .
Mushaf sayfa no: 29
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/12 sayfa
ALLAH YOLUNDA İNFAK
BİLGİ İnfak etmek, büyük sevap kazandıran işlerdendir. Özellikle ülke savunması için Allah yolunda yapılan harcamalar hem harcama yapanın dini hayatını hem de ülkeyi ve toplumu tehlikelerden korur. Hz. Peygamber (s.a.s), sadece iki kişiye gupta edileceğini haber vermişlerdir. Bunlardan birincisi Yüce Allah'ın verdiği malı hak yolunda harcayan kişi, ikincisi ise Allah'ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kişi (Buhâri, "İlim", 15).
MESAJ:
Insan, sahip olduğu maddi imkânları Allah yolunda harcarsa Allah (c.c.) har-cadığının yerine ona başkasını verir. (bk. Sebe' 34/39)
KELİME DAĞARCIĞI
Infak: Allah'ın hoşnutluğunu kazanma niyetiyle harcamada bulunmak. İhsan: İyilik ve lütufta bulunmak, bir işi en güzel şekilde yapmak, ihlas.
"Dış görünüşü ile başkalarının hoşuna giden bir şeyin veya bir durumun gerçekte kötü yönlerinin..." de olabileceğini an-latmak için "içi beni yakar, dışı eli (veya seni) yakar" deriz. Bu atasözünü, her şeyin dıştan göründüğü gibi sorunsuz veya gü-zel olmadığını, dış görünüşe aldanan kimselerin yanlış kanıya vardığını belirtmek için kullanırız.
Elbette dışarıdan iyi görünmenin bazı faydaları da var-dır. En azından düşmanlarınıza karşı güçlü görünürsünüz ve derdinizi sayılı dostlarınıza anlatırsınız. Sayılı diyoruz, ger-çekten de insanın sayılı dostları vardır. Ailemiz ve dostlarımız haricindeki kişileri tanımak için de onlara biraz daha zaman ayırmak gerekir. Ancak bu şekilde insanların saklı yönlerini keşfedebilirsiniz.
Peki, bu keşif nasıl yapılır?
Daha yakından tanımak istediğiniz kişi ile yolculuğa çıktı-ğınızda veya onunla aynı mekânı paylaştığınızda ya da birlikte ticaret yaptığınızda bir nevi keşfe çıkmış olursunuz. Bazen
yapığınız bu keşifler canınızı acıtabilir, bazen de şükrünü-zün artmasına vesile olur. Orneğin, vaktiyle sayılı zenginler arasında yer alan sempatik bir iş adamı vardı. O, bir insanın dunyada elde etmek istediği her şeye fazlasıyla sahipti ama onun da içini yakan bir derdi vardı. Bir gün kendisiyle yapılan röportajda derdini şu şekilde dile getirmiştir:
"Otomobil üretiyorum ama oğlum binemiyor."
Çünkü oğlu engelliydi ve bu durum onun imtihanıydı.
Keşfinizi devam ettirdiğinizde bazı kişilerin, sizin dert zannettiğiniz şeyleri "nimet" olarak gördüğüne de şahit ola-bilirsiniz. Aynı zamanda doğru bir okuma yaparak ve doğru haber kaynaklarını takip ederek de çeşitli keşiflerde bulunmak mümkündür. Nihayetinde hangi keşfi yaparsanız yapın bir şeye çok önem vermelisiniz. Sahi, önem vermemiz gereken o şey de nedir?
Tabii ki insanı anlamaktır.
İnsanı doğru biçimde anlayan kimsenin kâinatı anlaması da o derece kolay olur. Käinatı anlayan kimse de yıldızların gökyüzünde süs için durmadığını, yeryüzüne inen her bir damlanın toprakla buluşmak için boşuna çaba harcamadığını görür. Bu anlayışın bizi, birbirimize daha da yakınlaştıracağını ve aramızdaki mesafeleri de kısaltacağını ümit ediyoruz. Ne var ki son yıllarda bu mesafe iyice açıldı. Özellikle teknoloji bağımlısı olan bir nesil türedi ve bu yeni nesil et, süt gibi şey-lerin ağaçta yetiştiğini düşünmeye başladı.
Şimdi böyle bir nesle insanı anlatabilir misiniz?
Anlatamazsınız ya...
Elbette bunlan karamsar bir tablo çizmek için söylemiyo-ruz, aksine "Toparlanıp kendimize gelelim!" demek istiyoruz. O hålde sanal alemden gerçek âleme geçelim ve teknolojiyi
kararında kullanalım. Hem bu olumlu davranışımız ile genç-lere de güzel örnek oluruz.
Bir de şunu unutmayalım ki sanal dünyanın dışına çık-tığımızda, iyi ve sorunsuz gördüğümüz kimselerin asılları ile karşılaşacağız. İlk şaşkınlık anı geçtikten sonra birbirimizi tanımak için çok vaktimiz olacaktır. Bu kıymetli vakitlerde keşfiniz açık, sözleriniz anlaşılır olsun.
onlara yediklerinizden yedirin, giydiklerinizden giydirin. lyi dav. 5504- Hizmetçileriniz size iyi davranıp itaat ederlerse, ranmazlarsa onları satın, Allah'ın yarattıklarına işkence yapma. yın.
-٥٥٠٥ مَنْ لبس ثَوْبَ شُهْرَةِ الْبَسَهُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَمَة ثَوْبًا مِثْلَهُ ثُمَّ يُلْهبُ بِهِ (ه د عن ابن عمر)
النَّارِ 5505- Söhret elbisesi qiyen kişiye kıyamette Allah mezel. let elbisesi giydirir ve onu ateşle alevlendirip tutuşturur.
-٥٥٠٦ مَنْ لزم الاسْتِغْفَارَ جَعَلَ اللهُ لَهُ مِنْ كُلِّ ضَيْق مُخْرَجًا وَمِنْ كُلّ هَمَ فَرَجًا وَرَزَقَهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ " (د ق هـ عن ابن عباس)
5506- Kim istiğfara devam ederse, Allah ona her sıkıntı sından bir çıkış yolu kılar. Her üzüntüsünü giderir. Ummadığı yer-den de ona bol rızık ihsan eder.
٥٥٠٧ - مَنْ لَزِمَهُ مَاتَ قَبْلَ أَنْ يُصِيبَهُ جُهْدٌ مِنْ بَلاءِ اللَّهُمَّ أَحْسِنْ عَاقِبَتَنَا في الْأُمُورِ كُلِّهَا وَأَجِرْنَا مِنْ خِزْيِ الدُّنْيَا وَعَذَابِ الْآخِرَةِ" (عد عن بسر بن ارطاة)
5507- Kim şu duaya devam ederse başı belaya girme-den rahatça ölür: "Allah'ım! Bütün işlerde sonumuzu iyi yap. Bizi dünya rüsvaylığından ve ahiret azabından kurtar."
شاهين عن البراء) 5511- Kim arkadaşına rastlayıp da sevgi ve muhabbet i-çinde onunla el sıkışırsa, her ikisi de oradan ayrılmadan affedilir-ler.
٥٥١٢ - مَنْ لَمْ يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ وَمَنْ لَمْ يَجِدْ إِزَارًا فَلْيَلْبَسْ سَرَاوِيلٌ ط حم ش م قط عن جابر ط حم خ م ن هـ عن ابن عباس ط عن ابن عمر)
5512- Kim pabuç bulamazsa mestlerini giysin. Kim göm-lek bulamazsa şalvarını giysin.
٥٥١٣ - مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ النُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ وَالْجَهْلَ فَلَيْسَ اللَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ (حم) خ د ت هـ حب عن ابي هريرة)
5513- Kim yalan sözü, onunla ameli ve cehli bırakmaz-sa, Allah'ın onun yemeyi ve içmeyi bırakmasına (orucuna) ihtiyacı yoktur.
5514- Kim ehli beytimin, ensar ve arabın kadrini bil-mezse o, şu üçten biridir: Ya münafıktır ya veled-i zinadır ya da annesi hayız ve nifas halindeyden ona hamile kalmıştır.
٥٥١٥ - مَنْ لَمْ يَأْخُذْ مِنْ شَارِبِهِ فَلَيْسَ مِنَّا (ش حم ن ع طب ض ت حسن صحيح
5516- Namazı, kendisini fuhşiyat ve münkerden alıkoy-mayan kişi, (Allah'a yaklaşması) şöyle dursun ondan daha do uzaklaşır.
٥٥١٧- مَنْ لم يكن فيه واحدة من ثلاث فَلا يُحْتَسَبُ بشَيْء مِنْ عَمَلِهِ تَقْوَى تَحْجُرُهُ عَنِ الْمَحَارِمِ أَوْ حِلْمٍ يَكْفُ بِهِ عَنِ السَّفِيهِ أَوْ خُلْقٍ يَعِيشُ بِهِ فِي النَّاسِ" (طب عن ام سلمة)
5517- Şu üç hasletten biri kendinde bulunmayan kişinin hiçbir ameline itibar edilmez: Kendisini haramlardan men edecek bir takva. Kendisini beyinsizlikten önleyecek bir hilm. İnsanların arasında yaşamasını sağlayacak güzel bir ahlak.
٥٥١٨ - مَنْ لَمْ يَشْكُرِ الْقَلِيلَ لَمْ يَشْكُرِ الْكَثِيرَ وَمَنْ لَمْ يَشْكُرِ اللَّهَ وَالتَّحَدُّثُ نِعْمَةِ اللَّهِ شَكَرَ وَتَرَكَهَا كَفَرَ وَالْجَمَاعَةُ رَحْمَةٌ وَالْفِرْقَةُ عَذَابٌ (عم هب خط عن النعمان بن بشير)
5518- Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez. İnsanlara te-şekkür etmeyen Allah'a da şükretmez. Allah'ın nimetlerinden söz etmek şükürdür. Ondan bahsetmemek ise küfran-ı nimettir. Ce-maat rahmettir, ayrılık ise azaptır.
٥٥١٩ - مَنْ لَمْ يَحْلُقْ عَانَتَهُ وَيُقَلِّمْ أَظْفَارَهُ وَيَجُزُّ شَارِبَهُ فَلَيْسَ مِنَّا (حم عن رجل من بني غفار)
5519- Etek tıraşı olmayan, tırnaklarını kesmeyen, bıyıkla-rını kırpmayan bizden değildir.
٥٥٢٠ - مَنْ لَمْ يَسْتَحْيِ مِمَّا قَالَ أَوْ قِيلَ فَهُوَ لِغَيْرِ رُشْدَةٍ حَمَلَتْ بِهِ أُمُّهُ عَلَى غير طهر" (طب عن عبد الله بن عمرو وابن شوينع عن ابيه عن جده)
5520- Denilenden ve dedikodudan haya etmeyen, doğru
5523- Bir kimse kırk gün namazın birinci rekâtını geçir-mezse (cemaatle) ona iki berat yazılır: Birisi cehennemden azatlık beratı, diğeri ise nifaktan berattır.
Bu salavat-1 serifelerin karşılığında; kerem ve ihsan olarak, se-nin arşınla tartılacak kadar sevap Ihsanı ile bizleri mesrur eyle.
Sonra, bu salavat-ı şerife:
Kelimelerinin sayısı kadar olsun.
Bunun daha açık manası şudur:
Ey Alemlerin İlâhı, senin kelimelerin tükenmez. Tükenmez ke limelerin sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salát eyle.
Devam edelim:
Halkının geçmişte seni andıkları şeylerin sayısı kadar olsun,
Bu cümlenin daha açık şerhli manası vardır. Şöyleki:
Allah-ü Tağla'nın zikri yapıldığı şeyler harflerdir; kelimelerdir.
Allah-ü Taala'nın yarattığı mahlukat ise, şöyle anlatılabilir: In san, cin, sair hayvanat.. Keza cemadat..
Kısaca demek olur ki:
Allahım, canlı mahlukatın, kendi lügatleri ile seni andıkları kelt.
melerin harfleri kadar; cemadatın ise, hal dilleri ile seni andıkları harflerin sayısı kadar salât eyle..
Metindeki cümlede geçen:
Geçmişte.
Lafzının ifade ettiği mana şudur:
-Allahım, bu salavat-ı şerife ağzımdan çıkmazdan evvel, adi geçenlerin virdleri ve zikirleri esnasında kullandıkları kelimelerin ve harflerin sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimiz ve onun ålleri üze rine salát, tazim, tebeil inzali ile ihsanlar eyle.
Devam edelim:
olsun. Gelecek zamanda dahi, seni zikredecek olanların sayısı kadar
Bunun daha açık şerhli manası şudur:
Allahım, melek, insan, cin ve sair canlılar kendi lügatleri ile, cansız olan cemadat ise, hal dilleri ile bundan sonra yapacakları zikir kelimelerinin harfleri sayısında, Habib-i Ekrem Resul-ü Mükerrem efendimize ve onun ålleri üzerine salåvat, tekrimat, tahiyyat, bereket-ler indirerek onların şanını iclâl edip kendilerine ikram eyle..
Bu salavat-i şerife dileğimiz; yukarıda anlatılan tafsil üzere:
Her sene, her ay, her CUMA..
Bu cümlede anlatılan:
CUMA.
Günü, gunler arasında, günlerin efendisi olarak bilinir. Bu günün tek başına anlatılması, daha çok:
Yani: Tanyeri ağardıktan, akşam güneş batıncaya kadar olan
man..
Devam edelim:
- Her gece..
Burada geçen:
Gece..
Tabiri ile ifade edilen mana: Güneş battıktan itibaren, tanyeri Parıncaya kadar olan zamandır.
Devam edelim:
-Saatlerin her saatinde..
Yani: Gecenin ve gündüzün yirmi dört saatinde..
-Her koku alınmada..
Yani:
Rayihaları koklayan, iyisini ve kötüsünü anlayanların kokla-
yup koku aldıklarının sayısı kadar.. Demeğe gelir. Devam edelim:
- Her nefes..
Burada ifade edilmek istenen mana şudur: Her canlı hayvanatın alip verdikleri nefes.. Şöyleki: Onlar, her saatte bin nefes alırlar. Yir-dört saatte yirmi dört bin nefes alırlar. Buna göre, burada anlatıl-mak istenen mana şu demeğe gelir:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz ve onun álleri üzerine, yu-barıda anlatılan tafsil üzerine salât ve tahiyye inzali ile tazim eyle.
Devam edelim:
Her TARFA sayısınca..
Bu cümlede geçen:
TARFA.
Lafzı, göz açıp kapama manasına gelir. Şöyleki: Her göz sahibi ranlı, her nefeste iki defa gözünü açıp kapar. Bu hesaba göre, her can-à göz sahibi, bir gün ve bir gecede kırk sekiz bin defa gözünü açar kapar.
Bunun manası şudur: Üstte anlatılan sayı kadar, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât eyle Allahım.
Devam edelim:
Her LEMHA..
Yani: Her gören canlının gözünü oynatıp yalbırdattıkça.. Resulül-lah 8.A. efendimize ve onun âllerine salât eyle..
Devam edelim:
Hem de sonsuzdan sonsuza kadar.. Dünyanın sonlarına kadar. Ahiretin sonsuzluklarına kadar..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
wr yerinden itibaren bulunan yerler, sırat köprüsünü geçmek, üstün Allahım, ömrümüzün evvelinden, kıyamet kopuncaya kadar; mah-netlere girmek gibi islerin tümünde, ki bunların sonu yoktur. Is-sonsuzluklar içinde Sultan-1 Enbiya Serdar-1 Asfiva Habib-i Huda
Beli Rus-ü Ceza Muhammed Mustafa ve saygideğer Alleri üzerine yu-karıda anlatılan lemha, tarfa, sem sayılarının kat kat çarpım sayıları kadar yüce sanlarına layık, üstün makamlarına münasip sonsuz salát tasimleri tekrimler insal ederek kendilerini mükerrem ve muazzam eyle
Devam edelim:
-Ve.. bunların kat kat fazlası ile..
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana şu demektir:
merhametliler merhametlisi, biz kısa erin İlâhı, ey merhametliler merh Ey Alemlerin akhmann namn erdiği kadar salat eyledik. Kerim Rahim Mevlâ, Habib-i Ek rem Neblyy-1 Muhterem ve onun åline sayılanların kat katı kadar sa lát eyle. O kadar çok olsun ki, beşer aklı onları idrak edemez olsun....
Devam edelim:
Onun evveli için bir kesilme olmasın. Ahirindeyse, bir tüken.
Ya Allah, şanı yüce, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan..
-Efendimiz Muhammed'e salât cyle..
Yani: Ona bol nimet inzal buyurarak, üstün şanını tebcil, teşrif ve tekrim eyle.. Hem bu salût mikdarı:
Ona olan sevgin kadar olsun.
Şöyleki: O senin habibindir; sevdiğindir. Yarattıkların arasında en keremlisi, en şereflisi ve en büyüğüdür. Onun habibliğine layık, cümleden üstün salât ile salût eyle..
-Allahım, efendimiz Muhammed'e, kendisine olan inayetin ka-
dar salåt eyle.
Allah-ü Talla'nın Resulüllah S.A. efendimize inayeti: Ona olan lütufları, hadde hesaba gelmeyen ihsanıdır.
dur: Bu duruma göre, üstteki salavat-ı şerifenin daha açık manası şu
-Allahım, cümle mahluku onun hürmetine yarattın. Onun kad-rini cümle mahluktan yüce kıldın. Bütün kitapların büyüğü olan Kur' an-ı Kerim'i onun üzerine inzal buyurdun. Onun şeriatı ile cümle güç işleri, ağır teklifleri kaldırdın. Onun kitabını ve şeriatını tağyirden ve tebdilden korudun; kıyamete kadar sabit kıldın. Ey keremlller kerem-liai, ena bu kadar lütfun ve ihsanın var.. Bunlara uygun bir şekilde mensus lelåt, sonsuz ikramlarını onun için ihsan eyle..
Balavat s şerifeye devam edelim:
-Analum, Muhammed efendimizin kadrine ve mikdarına uygun salit eyle.
Sefu Ruz & Ceza Muhammed Mustafa ve saygideğer Alleri üzerine yu-karıda anlatılan Jemha, tarfa, sem sayılarının kat kat çarpın sayıları kadar yüce sanlarına lävik, üstün makamlarına münasip sonsuz salat tazimleri tekrimler inzal ederek kendilerini mükerrem ve muazzam eyle
Devam edelim:
Ve... bunların kat kat fazlası ile..
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana şu demektir:
Ey Alemlerin İlâhı, ey merhametliler merhametlisi, biz kısa aklımının erdiği kadar salåt eyledik. Kerim Rahim Mevlâ, Habib-i Ek-rem Nebiyy-1 Muhterem ve onun ållne sayılanların kat katı kadar sa låt eyle.. O kadar çok olsun ki, beşer aklı onları idrak edemez olsun..
Devam edelim:
Onun evveli için bir kesilme olmasın. Ahirindeyse, bir tüken-me bulunmasım..
Ya Allah, şanı yüce, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka Mh olmayan.. Efendimiz Muhammed'e salát eyle..
Yani: Ona bol nimet inzal buyurarak, üstün şanını tebcil, teşrif ve tekrim eyle.. Hem bu salât mikdarı:
Ona olan sevgin kadar olsun.
Şöyleki: O senin habibindir; sevdiğindir. Yarattıkların arasında en keremiisi, en şereflisi ve en büyüğüdür. Onun habibliğine layık, elamleden üstün salât ile salât eyle..
Allahım, efendimiz Muhammed'e, kendisine olan inayetin ka-dar salat eyle.
Allah- Talk'nın Resulüllah S.A. efendimize inayeti: Ona olan lütufları, hadde hesaba gelmeyen ihsanıdır.
Bu duruma göre, üstteki salåvat-ı şerifenin daha açık manası şu-dur
Allahım, cümle mahluku onun hürmetine yarattın. Onun kad-rini cümle mahluktan yüce kıldın. Bütün kitapların büyüğü olan Kur'. an- Kerim'i mun üzerine inzal buyurdun. Onun şerlatı ile cümle güç İşleri, ağır teklifleri kaldırdın. Onun kitabını ve şeriatını tağyirden ve tebdiiden korudun, kıyamete kadar sabit kıldın. Ey keremliler kerem-ial, ona bu kadar utfun ve lhsanın var.. Bunlara uygun bir sekilde noneus icial, tonsus ikramlarını onun için ihsan eyle..
Salavat-i şerifeye devam edelim:
-Allahım, Muhammed efendimizin kadrine ve mikdarına uygun
Befil Huz-Q Ceza Muhammed Mustafa ve saygideğer Alleri üzerine yu-karıda anlatılan lemba, tarfa, sen sayılarının kat kat çarpım sayıları kadar yüce ganlarına layık, üstün makamlarına münasip sonsuz salát tazimleri tekrimler Ingal ederek kendilerini mükerrem ve muazzam eyle
Devam edelim:
Ve.. bunlarım kat kat fazlası ile...
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana su demektir:
Ey Alemlerin Haht, ey merhametliler merhametlisi, biz kısa aklımızın erdiği kadar salát eyledik. Kerim Rahim Mevla, Habib-i Ek rem Neblyy-1 Muhterem ve onun Aline sayılanların kat katı kadar sa lat eyle.. O kadar çok olsun ki, beşer aklı onları idråk edemez olsun..
Devam edelim:
- Onun evveli için bir kesilme olmasın. Ahirindeyse, bir tüken-me bulunmasm..
Ya Allah, şanı yüce, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka lah olmayan..
-Efendimiz Muhammed'e salát eyle..
Yani: Ona bol nimet inzal buyurarak, üstün şanını tebcil, teşrif
ve tekrim eyle.. Hem bu salât mikdarı:
-Ona olan sevgin kadar olsun.
Şöyleki: O senin habibindir; sevdiğindir. Yarattıkların arasında en keremlisi, en şereflisi ve en büyüğüdür. Onun habibliğine layık, cümleden üstün salât île salât eyle..
-Allahım, efendimiz Muhammed'e, kendisine olan inayetin ka-dar salât eyle.
Allahü Taala'nın Resulüllah S.A. efendimize inayeti: Ona olan Jütufları, hadde hesaba gelmeyen Ihsanıdır.
dur: Bu duruma göre, üstteki salavat-ı şerifenin daha açık manası şu
Allahım, cümle mahluku onun hürmetine yarattın. Onun kad-rini cümle mahloktan yüce kıldın. Bütün kitapların büyüğü olan Kur'-an-ı Kerim'i onun üzerine inzal buyurdun. Onun şerlatı ile cümle güç İşleri, ağır teklifleri kaldırdın. Onun kitabını ve şeriatını tağyirden ve tebdiiden korudun, kıyamete kadar sabit kıldın. Ey keremliler kerem-lii, ona bu kadar lütfun ve ihsanın var.. Bunlara uygun bir şekilde sonus felál, sonsus ikramlarını onun için ihsan eyle..
Salavatı şerifeye devam edelim:
-Allahum, Muhammed efendimizin kadrine ve mikdarına uygun
اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا عُمَرَ عَلَى قَدْرِ حَكَ فيهِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَلَى قَدْرِ عناتِكَ هُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحمد حَقَّ قَدْيْهِ وَمِقْدَارُهُ ١٠ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سيدنا محمد صلوة بنينا بها من جميع الأَهْوَالِ والافات وتقضى لنا بها جميع الحاجات وتظهرنَا بِهَا مِن جَميعَ السَّيِّئَاتِ وَتَرْفَعنا بها أعلى الدرجات وتبلغنا بها اقصى الغاية من جميع الخَيْرَاتِ فِي الْحَيَاتِ وَبَعْدَ المَات .. اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلوةَ الرِّضَاءِ وَارْضَ عَنْ أَمَهَا بِرْصَاءَ الرضا .. اللهم صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدَ السَّابِقِ الخَلْقِ نُورُهُ وَكَة للعالمين ظُهُورُهُ عَدَدَ مَنْ مَضَى مِنْ خَلْقِكَ
613
67. Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin alá kadri hübbike fihi. Allahümme salli alâ seyyidina Mu hammedin ala kadri inayetike bihi. Allahümme aalli alâ seyyidina Muham medin hakka kadrihi ve mikdarihi.
68. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin saláten tünciyna bi ha min cemiil-ehvali vel-afati ve tak diy lena biha cemial hacati ve tutah hiruna biha min cemiis seyyiati terfauna biha a'led-derecati ve tü belliğuna biha aksal gayati min cemil hayrati fil hayati ve ba'del-memati. Ve
69. Allahümme salli alá seyyidi na Muhammedin salát'er-rızal varda an ashabihi rizaer rıza.
70. Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin'is sabika lil-balkı nu-ruhu ve rahmetün lil ålemine zuhuruhu adede men meda min halkıke.........
67. Allahım, efendimiz Muhammed'e salat eyle; ona olan sevgin kadar. Allahım, efendimi Muhammed'e salât eyle; kendisine olan inayetin kadar... Allahım, Muhammed efendimizin kadrine ve mikdarına uygun salåt eyle.
(SALAT-I MÜNCİYE)
68. Allahım, efendimiz Muhammed'e öyle bir salåt ile salat eyle ki: Bizo necat versin; bütün hevillerden, afetlerden....
Bu vesile ile, tüm hacetlerimizi yerine getiresin. Bu vesile ile, bizi bütün günahlardan temizleyesin. Bu vesile ile bizi en yüksek derecelere çıkarasın. Ve.. tüm hayırlarda, son gayelere ulaştırasın.
Hem dünya hayatında, hem de ölümden sonra..
69. Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle; hem de rıza salatı olsun. Onun ashabından da razı ol; hem de rızanın rızası ile.
20. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Onun nuru, halk içinde indedir. Onun zuhuru, âlemlere rahmettir. Hem de yarattıklarından geçenlerin to kalanların, onlardan said ve şaki olanların sayısı kadar olsun..
kaftan giydirmek (mec.)önceden hazırlan mų uygun konuma getirmek) de
Kağıthane کام خانه Istanbul'da Kağıthane resinin Halicle birleştiği bölgedeki semt (mi 18 yyida Sultan Ahmet III'on veziri Nevse hirli Ibrahim Paşa zamarunda (Lale Devrin de) burası laleleriyle tanınırdı. Burada Paris krallık sarayının bahçe ve köşkleri örnek alı narak, padişah ve vezirleri için altımış civa rında köşk, bahçe ve çağlayanlar yaptırıldı. Köşklerin en ünlüsu Sadabad Köşku idi. O kadar ki, uzun süre bu semt bu köşkün adıyla anihr oldu. Burası bir zevk ve eğlence yeri ha-line getirildi. Patrona Halil isyanında bir çok köşk yıkıldı ve bahçeler tahrib edildi. Padişah Selim III. ve Mahmut II. devirlerinde, Kağıtlıklar hane yeniden canlandırıldı. Yıkılmış köşkler yeniden yapıldı. Tatil günlerinde bir kısım halk kayıklarla buraya gelirdi. Burada ince naz heyetleri bulunurdu. Akşamları paşaza deler, Hıristiyan veya Müaluman hanımlar, saraylılar, gençler çayırı çevreleyen yolda fay tonlarla veya, yaya yahut Haliç kenarlarında sandallarla gezinirlerdi. Daha sonra dönüş vakti gelince akın akın şehre dönerlerdi. Bi-rinci Dunya Savaşı sırasında Kağıthane'deki köşkler ve balıçeler tahrib edildi. Zamanımız da Istanbul belediyesi burayı yeniden canlan dırma planları hazırlıyor
kah كام :bazan
kahhar قهار : mahy ve perişan edici
kahhar kahredici, dilediğini mahv ve pe
rişan eden (Allah c.c.)
Kahhar Zilcelal قهار در الحلال : sonsuz büyük Jük ve yücelik sahihi (Zulcelal) olan ve diledi ğini mahv ve perişan eden (Allah c.c.)
kahharane تهرانه : kahredici tarzda, mahv ve perişan edici şekilde
kahin gelecekten haber verdiği iddia edilen kinse
kahintik کسانی : kahincs tahmin 2 gaibden ve gelecekten haber verme mesleği
kahiro okunur) 1 büyük 2. üstün 3 estci 4 yıları
gou, mahv ve perişan edici (Allah c.) Kahir (a, umın okunur) kahredici, diledi
Rahir Zülcell قاهر در الحلال sonsuz bayikitik ve yücelik sahibi (Zülcelal) olan ve her diledi gini mahv ve perişan eden, (Allah c.c.)
kahkaha فيقه : yüksek seale gülme
khemahy ve perisan etme 2 şiddeth azap ve ceza 3 baskı, zulum, eziyet, zor kul lanma 4-aşırı üzüntü, insanı mahv ve perisan eden derin acı ve keder 5 eziyet, sıkıntı, zu
lüm kahru cebr قهر و جبر : ceza ve baski
kahru cehl dalal قهر و جهل و ضلال : basku lum, (kahr), cahillik ve doğru yoldan sapma dalall
kahru itab قهر و عناب azap ve sert uyarma
kahr u siddet قهر و شدت : azap ve sert ceza
kahraman قهرمان : yigit, üstün cesaret sahibi, yüce bir dava ve gaye uğruna buyük fedakar gösteren
kahramani alisan قهرمان عالی شان : sana yuce
kahraman, şanlı kahraman
kahraman - Islam قهرمان اسلام : Islam kahrama ni
kahraman milli قهرمان ملی : milli kahraman, milletçe sevilen ve kendisiyle övülen kahra man
yalar) kahramanı
kahraman-ı velayet قهرمان ولایت : evliyalık (evli
kahramanane قهرمانانه : kahramanca
kahramancık قهرما نحنك : küçük kahraman
kahramancıklık قهرما نحكلك : küçuklerin kahra
manlığı, çocuk kahramanlığı
kahramanlılık فهر ما تليق : kahramanca davranış kahri(ye( فهرب : kahr ile ilgili, kahre ait(bk.
kahr)
kaht 1 : قصة kıtlık 2 kuraklık ve kıtlık
kahtlik قحطلك : kıtlık 2 kıtlık ve kuraklık
kaht u gala تحط و علا : kıtlık ve pahalılık
kaide 1 : قاعده.temel, dayanak 2.ilke, prensip,
temel kural 3.kural 4.kanun
kaide-i adetullah قاعدة عادت الله : Allah'ın (c.c.( kainatta kurduğu ve yürüttüğü düzen ve sis temin temel kuralı
kaide-i beyaniye قاعدة بيانيه : edebi sanatlara (güzel ifade şekillerine) ait kural
bittir قاعده بر شی ثابت اولورسه لوازمانیده ثابت اولور kaide-i "bir şey sabit olursa levazımatıyla sa-
sebeb ve şartlar ne ise onlarla beraber vardır, "bir şey varsa, onun var olmasını gerektiren kuralı
kalde esasiye قاعدة اساسية : temel kural, pren-zip (ilke)
hakikatقاعدة حق doğruluk kuralı, gwyn bulma ve doğru düşünme kurah
405
Kathavane قاعدة حسنة: gozel ve sevaplı ola ahabd edilmiş kural
Sale-hayative قاعدة حيالية hayat prensibi, hapata uyulan temel kural
tial قاعدة استدلال )man)istidlal kai dust hilineoden hareketle bilinmeyeni bulma kurah
zalo kafirane قاعدة كافرانة inkârcıya yaraşır
Late Kur'aniye قاعدة قرآنية : Kur'an'a ait kural
Maide Kur'aniye ve Nurlye قاعده قرآنیه و توریه : Kur'an ve iman ve Risale-i Nur yolunda hiz met etmenin kuralı
kade kulliye قاعدة كليه : genel kural, geniş kapsamlı kural, prensip
Bande i mahdude قاعدة محدوده : sınırları dar ku
Salilei meghure قاعدة مشهوره : unlü kural, her hasçe bilinen kural
adel mukarrere قاعدة مقرره : kesin ve şüphe götürmes kural
alde - mühimme قاعدة مهنه : onemli kural
Baide-i nahviye قاعدة تجربة : )gr.) cumlede ke-limelerin yeri ve görevleri ile ilgili dilbilgisi kurab
kaide-i sarfiye قاعدة صرفيه : )gr.) kelimelerin ya pus, kelimelerin ekler ve çekimlerle uğradığı değişikliklerle ilgili dil bilgisi kuralı
kalde-i sahsiye قاعدة شخصيه : sahsi prensip, ki-şinin kendi hayatında uyduğu prensip yahut temel kural
kalde-l geriye قاعدة شرعيه : dindeki kural, dine
ait kural
kalde i tabiiye قاعدة طبيعية : tabii kural, normal ve bir şeyin özü (yapısı) gereği olan kural
kaide-l taksim-ül a'mal 15 : قاعدة تقسيم الأعمال bölümü kurah; bir malın üretilmesi, bir işin görülmesi ve yürütülmesi için yapılması ge-reken işleri kısımlara bölup ayrı ayrı o işi bilenlerce yapılması ve böylece daha az za tmanda daha verimli sonuç alınması şeklinde uygulanan kural
kalde-i Ostadane قاعدة استادانه : Ostada alt ku ral, Risale-i Nurların yazarı ve hocası olan Be-diüzzaman Hazretlerinin izlediği kural
kalde-lusal قاعدة اصول : usül kaidesi, doğru so-
kala-i Hayber
nuca varmak için uygulanacak metoda (usú le) ait kural
kaide zaliman قاعدة طالبانه zalimlere yaraşır kural
kaidelik قاعدة لك kurallılık, kuralı olus, kural ve kanuna bağlı oluş
kaldesiz قاعده سز : kuralsız
kural olarak kaideten قاعدة: kurala göre, kural gereğince,
kail: soyleyen, anlatan, sözü ileten 2.inanımış, kabul etmiş
kail olmak فائل اور لمق : inanmak, kabul etmek
kalm (e( 1 : قالمة.durma 2.var olma 3. varlığı de vam etme 4. (bir şeyin yerine) geçme 5.namaz kılar durumda olma 6. hayatta kalma 7. ayak-ta durma, devam etme 8. bir şeye bağlı olma
käinat-ı muntazama کائنات منتظمه : muntazam (düzen içinde olan) käinat
käinat-ı müteceddide کائنات متجدده : sürekli ye nilenen käinat
kainatı sakit کائنات ساکت : sessiz duran, susan kâinat
kainatı seyyale کائنات ساله : hareket halinde ve sürekli değişen käinat
kainatı suğra كائنات صغرى : küçuk käinat (in-
san, insanlık dünyası)
kal قال : )a uzun okunur) söz
kaluki قال وقبل : "dedi" ve "denildi" şeklin-
de bir deyim. Mănăsı: 1.çeşitli kaynaklardan naklen ortaya konan çeşitli görüş ve düşün-celer 2.Rivayet, söylenti 3.Dedikodu, önem-siz söz (Bu deyim Türkçede daha çok(kıl ü kal) şeklinde söylenir)
kal قلع : kökünden söküp atma
kal'u tathir قلع و تطهير : kökünden söküp atma
ve temizleme
kala قلعه : kale, hisar, kalın duvarlı burç, kalın duvarlı korunma ve sığınma yeri
kala-i azime قلعة عظيمه : büyük kale
kala-i hasin قلعة حصين : sığınılacak kale, koru-yucu kale
kala-i Hayber قلعة خيبر : Hayber Kalesi (bak. Hayber)
aide-l hakikat قاعدة حققت doğruluk kuralı, doğruyu bulma ve doğru
düşünme kuralı kalde-hasene قاعدة حسنة güzel ve sevaplı ola rak kabul edilmiş kural
kaide-i hayatiye hayat prensibi, hayatta uyulan temel kural
kalde-listidlal قاعدة استدلال: manistidlal kai dest, bilinenden hareketle bilinmeyeni bulma kuralı
kaide-i kafirane قاعدة كافرانه: inkarcıya yaraşır kural
kaide-i Kur'anive قاعدة قرآنيه: Kuran'a ait kural
kaide-i külliye قاعدة كليه : genel kural, geniş kapsamlı kural, prensip
kaide-i mahdude قاعدة محدوده : sınırları dar ku ral
kalde-i meşhure قاعدة مشهوره : ünlü kural, her kesçe bilinen kural
kaide-i mukarrere قاعدة مقرره : kesin ve suphe götürmez kural
kaide-i mühimme قاعدة مهمه : önemli kural
kaide-l nahviye قاعدة تحویه : )gr.) cumlede ke-limelerin yeri ve görevleri ile ilgili dilbilgisi kuralı
kaide-i sarfiye قاعدة صرفيه : )gr.) kelimelerin ya-pısı, kelimelerin ekler ve çekimlerle uğradığı değişikliklerle ilgili dil bilgisi kuralı
kalde-i şahsiye قاعدة شحصيه : şahsi prensip
şinin kendi hayatında uyduğu prensip yahut temel kural
kalde-i şeriye قاعدة شرعيه : dindeki kural, dine
ait kural
kaide-i tabliye قاعدة طبيعيه : tabii kural, normal ve bir şeyin özü (yapısı) gereği olan kural
kaide-i taksim-ül a'mal قاعدة تقسيم الاعمال : bölümü kuraı; bir malın üretilmesi, bir işin
görülmesi ve yürütülmesi için yapılması ge-reken işleri kısımlara bölüp ayrı ayrı o işi bilenlerce yapılması ve böylece daha az za-manda daha verimli sonuç alınması şeklinde uygulanan kural
kaide-i Üstadane قاعدة استادانه : Ustada ait ral, Risale-i Nurların yazarı ve hocası olan Be-diüzzaman Hazretlerinin izlediği kural
kaide-i usûl قاعدة اصول : usûl kaidesi, doğru so-
nuca varmak için uygulanacak metoda (uno-le) ait koural
kural
kalde-i zalimane قاعدة ظالمانهzalimlere yaraşır
kaidelik قاعدة لك kuralık, kuralli olus, kural ve kanuna bağlı oluş
kaidesi قاعدهuralsız
kaideen : kurala göre, kural gereğince, kural olarak
all1.söyleyen, anlatan, sözü ileten 2.inanmış, kabul etmiş
kail olmak inanmak, kabul etmek
kaide-i Kur'anive ve Nurive قاعدة قرانيه و توريه : kaime(قائمه durma 2.var olma 3.varlığı de Kur'an ve iman ve Risale-i Nur yolunda hiz-met etmenin kuralı
vam etme 4. (bir şeyin yerine) geçme 5.namaz kılar durumda olma 6. hayatta kalma 7. ayak-ta durma, devam etme 8. bir şeye bağlı olma
kainat sakit كائنات ساکت : sessiz duran, susan käinat
kainatı seyyale کائنات ساله : hareket halinde
ve sürekli değişen käinat
kainatı suğra کائنات صغرى : küçük kainat (in-kisan, insanlık dünyası(
kal قال : )a uzun okunur) söz
kalukil قالو قبل : "dedi" ve "denildi" şeklin-de bir deyim. Manası: 1.çeşitli kaynaklardan naklen ortaya konan çeşitli görüş ve düşün celer 2.Rivayet, söylenti 3.Dedikodu, önem-siz söz (Bu deyim Türkçede daha çok(kıl u kal) şeklinde söylenir)
iskal قلع : kökünden söküp atma
kal'u tathir قلع و تطهیر : kökünden söküp atma
ve temizleme
kala قلعه : kale, hisar, kalın duvarlı burç, kalın duvarlı korunma ve sığınma yeri
kala-i azime قلمة عظيمه : büyak kale
kukalai hasin قلم حصین : sağınılacak kale, koru
yucu kale
kala-i Hayber قلعة خبير : Hayber Kalesi (bak Hayber)
الحج أشهر معلومات فمن فرض فيصل المور فلا رفت ولا فسوق ولا جدال في الحج ومن الليل من خير يعلمه الله وتزودوا فإن خير الرام اللون واثقون يا أولى الألباب . ليس عليك جناح أن تبتعوا فطلا من ربكم فإن الله من عرفات فاذكروا الله عند الشعر الحر واذْكُرُوهُ كَمَا هَدَيكُمْ وَإِنْ كُنتُم من الله لين الضالين . ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ القمر النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ . فَإِذَا قَضَيْتُمْ مُنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا الله كذكرك آبَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُول ربنا أينا في الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِن خلاني . وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُول رب أننا في الدُّنْيا حنا وفي الأجرة حسنةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ أُولئِكَ لَهُمْ نصيب مما كسبوا والله سريع الحساب .
"Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır.99
(Bakuru, 2/201)
Mushaf sayfa no: 30
Hafizlık sayfa no: 2. cûz/11. sayfa
DÜNYA VE AHİRET İÇİN İYİLİK İSTEMEK
BİLGI
Hz. Peygamber (s.a.s), bir gün hastalıktan acı çeken birini ziyaret etti. Ona nasıl dua ettiğini sordu. O da, "Allah'ıml Beni ahirette ne ile cezalandıracaksan onu şimdiden dünyada bana verl şeklinde dua ediyorum" dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü, böyle dua etmemesi konusunda onu uyardı. Bu kişiye, "Allah'ım, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından korul" (Müslim, "Zikir", 23) şeklinde dua etmesini tavsiye etti.
MESAJ
1. Allah'tan doğru dilekte bulunanlar, hem bu dünyanın hem de ahiretin İyiliklerini isterler.
2. Müslüman her daim cehennem azabından Allah'a sığınır ve bunun gereğini yapar.
KELİME DAĞARCIĞI
Hasene: lyilik, güzellik; dünya ve ahiret için yararlı olan her şey
Azan; Allah'ı tanımayan veya emirlerine karşı gelenlere dünyada ve ahirette Wahi ceza.
"Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o, apaçık
düşmanınızdır.99
(Bakara 2/208)
والاكروا الله فى أيام معدودات فمن تعجل في يومين فلا إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَنْ تَأَخَرَ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ ان على واللوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّكُمُ اللهِ تُحْشَرُونَ .
ومن اللابي من يُعْجِبُكَ قوله في الحيوة الدُّنيا وأشهد الله عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ الدُّ الحِيصَامِ وَإِذَا لول سعى في الأَرْضِ اليُفسد فيها ويُهلك الحرث والمثل والله لا يُحِبُّ الْفَسَادُ وَإِذَا قِيلَ لَهُ التي الله الحلقة العزلة بالاثم فَحَسْبُهُ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ الْمِهَادُ ومن النابي مَنْ يَشْرِى نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ الله ولة رؤف بِالْعِبَادِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا في السلم كافة ولا تَتَّبِعُوا الخطوات الشَّيْطَان إله الكم عَدُوٌّ مُبِينٌ فَإِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَ تَكُمْ البينات فاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ . هل يَنظُرُونَ إِلَّا أَنْ يَأْتِيَهُمُ اللهُ فِي ظُلَلٍ مِنَ الْعَمَامِ وَالْمُلْئِكَةُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ .
Mushaf sayfa no: 31
Hafızlık sayfa no: 2. cûz/10. sayfa
HEP BİRLİKTE İSLAM'A....
BİLGİ
Rabbimiz, kendisine inanan herkesi İslam'ın öngördüğü güzellikleri hep birlikte gerçekleştirmeye davet etmektedir. Ayrıca insanı daima Allah'ın yasakladığı söz ve davranışları yapmaya çağıran, bu yüzden insanın apaçık düşmanı olan şeytanın vesveselerine kanmamayı öğütlemektedir. Müslüman, her şeyden önce çevresine güven veren kişidir. Müslümanların başkalarına zarar vermesi, düş-manca duygular besleyip fesad çıkarması düşünülemez. Aksi durum, Allah'ın emirlerini çiğnemek anlamına gelir.
MESAJ
1. Müminler hep birlikte Allah'a itaat eder, barış ve dostluğu aralarında yayarlar
2. Insan kendisinin apaçık düşmanı olan şeytanın dürtülerine karşı uyanık olur, onun peşine takılmaz.'
مل على المزائل حكم المناهم من أتعليم الالم الله من بعد ماكدولة على الله الحيلخطاب الراس كفروا الحي العليا ويسخرون من الدين عنوان كال الناس أنه واحدا فعل الله قليل عادي والمدين والنزل معهم الكتابات بالحق الشكر لك علي فينا الختلفوا فيه وما المختلف فيه لا الذين أوليا من من ما جاءَ الهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُم فهدى الله الدين علي لنا المختلفو فيه من الحق بالمنيوة يمدح من العالمين مستقيم المحببكم أن الحلوة المحالة وإما بالتالي الي الذين خلوا من التلكم مشاهم البأساء والطلاء والان على يقول الرسول والذين أهلوا معه على نظار الله الان نصر الله قريب يستلولاك ماذا يتبلون كل ما الفلان من خير فلو الدنيي والأقربين واليتامى والمساكين واتي السبيل وما المعلموا من حتي فإن الله به عليم .
66 Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, "Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?" diye niyaz etmişlerdi. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.99
(Bakara, 2/214)
Mushal sayfa no 32
Hallahk sayfa no 2. edz/9. sayfa
İMTİHAN DÜNYASI
BILGI
İslam'ın ilk yıllarında Müslümanlar, müşriklerin baskılarından iyice bunalmış-lardı. Allah (c.c.) bu ayette inkârcıların zulüm ve baskılarından iyice bunalan Müminler'e, geçmiş ümmetlerin başına da benzer sıkıntıların geldiğini hatırlata-rak onları teselli etmektedir. Ayrıca başlarına gelen bütün bu sıkıntı ve belalara karşı sabredenler için, Allah'ın yardımının yakın olduğunu müjdelemektedir.
MESAJ
1. İnsanoğlu imtihan için yaratılmıştır. İnsanın imtihanı Allah'a bağlılık ve teslimiyet konusunda göstereceği sadakattir.
2. İnsan dünya hayatında Yüce Allah tarafından çeşitli zorluklarla, bela ve musibetler karşısındaki tutumuyla denenmektedir.
Size zor geldiği halde savaş üzerinize farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz ise bilemezsiniz.99
(Bakara, 2/216)
يت عليكم القتال وهو كرة السلام وعلى ان السكرهوا شيئا وهو خير لكم وعسى أن تحبوا شيكا ومة عن السلام واللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ يَسْتَلونك فى الشهر الحرام قتالي فيه قل قتال فيه كبير وضد عن سبيل الله وكفرُ بِهِ وَالْمَسْجِد الحرام والخراج أهله منك اكبر عند الله والفتنة أكبر من القلل ولا يزالون يقاتلونهم على يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا وَمَنْ يَرْتَدِدُ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَيتْ وَهُوَ كَافِرُ ناوليك خيطت اعمالهم في الدنيا والآخرة وأوليك اصحاب النار هم فيها خالِدُونَ . إن الذين أمنوا
والدين هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أُولَئِكَ يَرْجُونَ رحمت الله والله غَفُورٌ رَحِيمٌ يَسْأَلُونَكَ : عن الخمر والتسير قل فيهما إثْمُ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ النَّاسِ وَانتَهنا اكبر من نفعهما وَيَسْتَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَلَقَ كذلك ينون الله لكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ .
Mushaf sayfa no: 33
Hafızlık sayfa no. 2. cúz/8. sayfa
KUTSAL DEĞERLER UĞRUNDA FEDAKĀRLIK
BİLGİ Savaş yapmak normal şartlarda insana zor ve ağır gelir. Çünkü savaş esnasında insan hayatını tehlikeye atmakta, aile ve çevresinden uzak düşmekte, birçok sıkıntılara katlanmaktadır. Ancak insanın uğrunda mücadele etmesi gereken din ve vatan gibi yüce değerler saldırı altında olduğunda ve bu saldırıları başka türlü önleme imkânı kalmadığında savaş kaçınılmaz bir durum olarak ortaya çıkmak-tadır. Ayet böyle durumlarda ne kadar ağır gelirse gelsin gevşeklik göstermeme-miz gerektiğini, şer gibi gördüğümüz şeylerde hayır olabileceğini bildirmektedir.
MESAJ
Savaşın zorunlu hale geldiği durumlarda mümine düşen görev, sabretmek ve mücadele etmektir.
Bazen şer ve kötü gibi gözüken şeyler aslında iyi, iyi zannedilen şeyler de kötü olabilir.
Üzerine çok düşülen şeylerin genellikle kazaya veya zarara ağrayacağını belirtmek için "Sakınılan göze çöp batar." deriz. Çoğunlukla bu atasözünü, önem verdiğimiz ve aşırı tedbir aldığımız şeylerin başına olmadık işlerin gelebileceğini, bu yüzden bazı şeyleri oluruna bırakmanın veya dua etmenin daha iyi netice vereceğini anlatmak için kullanırız.
"Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlan-mış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz ise bilemezsiniz. "19
Kabul edelim ki herkesin bu dünyada bir kıymetlisi var-dır. Kimi yeni aldığı arabasının üzerine düşer kimi çocuğunu sevmekte ve korumakta çok ileri gider kimi arkadaşına toz kondurmaz kimi de kendi isteklerini her şeyin önüne koyup çevresinden aşırı ilgi bekler. Hal böyle olunca da insanda stres, panik atak gibi bazı hastalıklar baş gösterir. Bu durumdaki bir kimse sinirli ve tartışmaya açık olur.
Biraz da işi oluruna bırakıp dua edenlerin durumu hak-kında konuşalım.
Öncelikle bazı şeyleri oluruna bırakan kimselerin aşıı dav-ranışlardan uzak durduğunu, böylelikle daha sakin bir hayat geçirdiklerini söyleyebiliriz. Yani onlar olağan sınırı geçip de çok ileri gitmediklerinden kısa fakat emin adımlar ile yürürler. En ideal ve olağan sınır ise helal dairesidir. Bu daireyi, dini-mızın meşru kabul ettiği bir alan olarak da düşünebilirsiniz. İşte bu alanın sakinleri "aşırılıklar çağı" diye de isimlendirilen şu zamanda, Allah'a sığınmakla ve O'na yönelmek ile akıllıca hareket etmiş olurlar. Gerçi her çağda Allah'a yönelmek önem-lidir ve akıllıca bir iştir.
Eğer aklımızı gereği gibi kullanamıyorsak, bizi sağlıklı dü-şünmekten alıkoyan bir şeyler var demektir. Hiç şüphesiz o sebeplerden biri de aceleci davranmaktır. İllaki bazı işlerde acele edilmesi tavsiye edilmiştir. Mesela tevbe etmek, yoksulla-ra yardımda bulunmak, cenazeyi çok gecikmeden kaldırmak, imkanlar elverdiğinde haccetmek ve Ramazan'da iftarı acele yapmak bunlardan birkaçıdır.
Ama tutup da önem verdiğiniz her şeyi kendiniz koruyup kollamaya kalkışırsanız ve bunda acele ederseniz, sakındığınız o şeyin gözüne çöp batabilir. Aynca gereksiz korkulara kapılıp ümitsizliğe düşme ihtimaliniz de vardır. En iyisi tedbiri aldık-tan sonra takdiri Allah'a bırakmaktır. "Peygamber Efendimizin ifadesiyle": "...Bütün varlık âlemi bir kimseye kötülük yapmak için elbirliği etse, Allah takdir etmedikçe bunu gerçekleştirme-leri mümkün değildir. "20
Buna yürekten inanan bir kimse ümitsizliğe düşer mi?
Çünkü en ideal ve olağan sınırda kalanlar, akıllıca hareket etmiş olurlar. Sizin de sınırlarınız bu şekilde olsun. Mevla, sakındığınız şeyleri her türlü kötülükten korusun.
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize; katındaki şanına layık, yüce kadrine muvafik ve münasip büyük salût, üstün tahiyyat ederek, şanını üstün ve muazzam eyle.
ALTMIŞ SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
(SALAT-I MÜNCIYE)
Allahun.
Ey günahları bağışlayan, ayıpları örten, cümle tehlikeli işlerden kurtaran, tüm hayırları ihsan eden, ihtiyaçları ve maksudları yerine getiren, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şahi
büyük Allah.. Efendimiz...
Ulumuz, efendimiz, evvellerin ve âhirlerin efendisi..
Muhammed'e...
dillerinde çok çok övülen, güzel övgülerle anılan Resulüllah S.A. elen-Ki o: Bütün semavi kitaplarda, meleklerin, nebilerin, resullerin dimize şanına layık bol salat, çok tahiyyat inzalı ile, şanını tazim ve tebeil eyle..
Sehlive nüshasında ve sair mutemed nüshalarda böyledir. Ancak, bazı nüshalarda şu cümlenin ziyadesi ile gelmiştir:
-Keza Muhammed'in âline de salât eyle.
Devam edelim:
Öyle bir salât ile salât eyle ki, bize necat veresin.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz bu salavat-ı şerife sebebi ile, bize selâmet ihsan edesin.
Bütün HEVL'lerden.
Bu cümlede geçen:
HEVL.
Lafzının manası: Şiddet ve korkulu şeylerdir.
Durum böyle olunca, cümlenin manası şudur:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize öyle bir salât eyle ki, onun sebebi ile: Bizi yıldırımlardan, şimşeklerden, şiddetli yağmurlardan, rüzgârlardan, zelzelelerden, türlü haşerelerin zararlarından, dini ve dünyevi ziyanlardan, âhiretin berzah zorluklarından bize necat ve se lâmet ihsan eyleyesin.
Devam edelim:
Afetlerden..
Yani: Dinimize, vücudumuza, mallarımıza, ayal ve yakınlarımıua zarar, elem, keder ve türlü ziyanlardan bize kereminle, ihsanınla ne cat ve selâmet ihsan eyle..
Buraya kadar, anlatılan cümle: Sehliye nüshasında ve bam mu `emed nüshalarda böyledir. Ancak, bazı nüshalarda:
Diye gelmiştir. Burada AHETin manasi: Maia, ziraata gelen z
rarlardır. Devam edelim:
Bu vesile île, tüm hacetlerimizi yerine getirasin.
Bu cümlenin daha açık şerhii manası şudur:
Nebiyy-i Mükerrem, Resul- Muazzam efendimiz ve büyüğümüz üze rine getirdiğiniz bu salavat 1 serife hürmetine din, dünya bakımından yükselten Yüce Hak. cumle murat ve makaatlarimizi, bilhassn son nefeste imala gitme-mizi, kabirde sualimizi asan eyle. Kabrimizi cennet bahçelerinden bir eyle.. Bunların
la bizi mesrur eyle. Devam edelim:
Keza bu vesile ile, bizi bütün günahlardan temizleyesin. Bu cümlenin daha açık manası şu demeğe gelir:
-Allahım, Resulüllah B.A. efendimiz Sultan-1 Enbiya Serdar-1 Asfiya Şefi-i Ruz-ü Ceza'ya getirdiğimiz salāvat-ı şerife dolayısı ile, bizi af mağfiret ederek temizleyesin. Büyük, küçük, gizli, aşikar, bile-rek, bilmeyerek bizden südur eden günah ve hatalarımızı, kir ve mur-darlık gibi hallerimizi bizim için ternize çıkarasın.
Devam edelim:
Keza bu vesile ile bizi en yüksek derecelere çıkarasın. Ve.. bi-zi, tüm hayırlarda son gayelere ulaştırasın.
Yanı: Yüce cennetlerde sevdiğin kullar için hazırladığın derece ve makamların en yücesine çıkarasın. Çünkü, biz onlara amellerimiz-Je nail olamayız. Sırf kereminle, bu salavat-ı şerife hürmetine o dere-celeri ihsan etmek sureti ile bizleri mesrur eyle.
Sehliye nüshasında ve bazı mutemed nüshalarda, metin üstteki
kadardır. Ancak bazı nüshalarda:
Katındaki..
Kelimesi eklenerek:
........ bizi katındaki en yüksek derecelere yükseltesin.
Diye gelmiştir. Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
-Allahım, lütfunla, kereminle biz zayıf kulları, Habib-i Huda Şefi-i Ruz-ü Ceza efendimiz ulumuz Hazret-i Muhammed Mustafa'ya okuduğumuz bu salavat-ı şerife sebebi ile: Din, dünya, Ahiret, maddi manevi hayırların, tüm İyiliklerin en alâsına erdir. Salih ve Hak ya-kınlığını bulan kullarına ihsan eylediğin uğur ve bereketlerin en yü
cesine de eriştir.
Devam edelim:
Hem dünya hayatında..
Bu cümlede anlatılmak istenen mana şudur:
Dünya hayatında bulunduğumuz süre; taa, ömrümüz son bulun caya kadar bizleri tüm yasaklardan, kötülüklerden, iyi olmayan huy-
1037. Kışın ateşe, yazın oyuna rağbet edilir. (El-nar fa keht ül-şita.)
1038. Kim ki, başını kurtardı, kazandı.
1039. Kim ki, üç şeyi küçük görürse, üç şey yitirir: gerçek bilginleri küçük görürse dini, akraba ve komşularını küçümserse herkesin sevgisini, ailesini küçük görürse aile mutluluğunu.
1040. Kişi ettiğini bulur. (El-cezai min cins ül-amel.)
1041. Kişi, keremin kuludur. (El-insan abd ül-ihsan.)
1042. Kişi, sınavda ya değer görür, ya da rezil olur.
1043. Kitap, insanın cebinde taşıdığı bir bahçe gibidir.
1044. Kitap ödünç veren budaladır, geri veren daha büyük budaladır.
1045. Kitaplar, dostlara benzer. sayısı az, ama seçkin olmalı.
1046. Komşun bir kez hacca gitmişse ona dikkat et, iki kez gitmişse ondan uzak dur. üç kez gitmişse başka bir sokağa taşın.
1047. Konu, fişek gibi boş çıktı. (Herhangi bir konu başarısızlıkla sonuçlandığında kullanılır.)
1048. Konuk rızkı ile gelir, ev sahibinin günahının bağışlanmasına neden olarak gider.
1049. Konuşunca, sözleriniz susmaktan daha iyi olmalı.
kara - Bahiye اللغة إلهية Allah'ın (c) koruyuен kalesi, Allah'ın (cc) koruyuculuğu
kata alam (lye( قلعة اسلامية :lolam kalesi, (mec) dünya ve ahirete att her türlü tehlike lerden koruyan ve signslacak yer olan lalami yet 2. (mec.) Islam buliği ve kardeşliği
486
kala-i kudalye قلعة قدسية : kutsal kale (bk. kal'at Islamiye)
kala-l metin قلعة منين sağlam kale
kala-i polat ve beden قلعة برلات ریدی çelik kale ve kale duvarı
kala-i semaviye-i Arziye قلعة سماوية ارضية Allah (cc) tarafımdan Dünya'ya indirilmiş kale, in-sanların dünya ve ahirete ait her türlü tehli kelerden korunmaları için indirilen korunma ve sığınma yeri(Kur'an ve İslâmiyet)
kala-i seyyar قلعة سيار : hareket edebilen kale, hareket halinde kale
kala- misal قلعه مثال : kale gibi
kal'abend (kalebend( قلعه بند : kaleye hapsedil miş mahkum
kalak : 1.kararsız 2 sıkıntı, zahmet, zorluk
kalb 1 : قلب.yürek 2 gönül 3.vicdan 4 insanın manevi varlığı, manevi duyguları ve gücu 5.ruh 6. imanın bulunduğu manevi yer 7. bir şeyi bir halden başka bir hale döndürme, de
ğiştirme, dönüştürme 8. bir şeyin özü
kalb-i acizane قلب عاجزانه : aciz zavallı) kalb
kalb-i acizi قلب عاجزی : )ben) zavallıya (acize) ait kalb
kalb-i bendeleri قلب بنده لری : )ben) hizmetçi
nizin kalbi
kalb-i beşer قلب بشر : insan kalbi
kalb-i fasik قلب فاسق : günahkar kalb
kalb-i hassas قلب حساس : hassas (duyarlı) kalb
kalbi hayal قلب خيال : hayal gucu
kalb-i hazin قلب حزين : hüzünlu, kederli kalb
kalb-i insan )1( قلب انسانی : insan kalbi
kalbi islam قلب اسلام : Islam'ın kalbi, İslâm
dünyasının kalbi, vicdanı
kalbi kainat قلب كائنات : kainatın kalbi, özü
kalb-i külli قلب كلى : bütün toplumun ve herke-sin kalbi, vicdanı (ortak duyguları ve duyarlı ğı), månevi ve dini duyguları
kalb-i mecruh قلب مجروح : yaralı kalb
K kalb-1 millet قلب ملت : milletin kalba, milletin aklı ve vicdanı
kalb-i Muhammed قلب محمدی peygambers mis Ha. Muhammed'in (a.s.m.) kalbi ve tud
قلب : kalb-i münevver man ve hakikat nuru ile nurlanmış, aydınlanmış kalb
kalb-i pür-münevver قل پر مترpril pud iman ve hakikat nuru ile dolu, aydınlık all قلب صافی : tertemiz, saf kalb
kalbi safi kalbi salth قلب صالح : salih kalb, imanlı ve gü nahlardan uzak duran insana ait kalb
kalb-i sema قلب سماء : gögün kalbi(mec.) Ay
kalb-i sehid قلب شهید : manevi gerçekleri göre
bilen kalb
kalb-i umumi قلب عمومی : toplumun, milletin ve bütün insanların kalbi, vicdanı ve ortak düşünce ve duyguları
kalb-i umumi-i müşterekei millet قلب عمرمى مشترکه ملت : milletin ortak ve genel vicdanı
kalb-i Üstad قلب استاد : Üstadın kalbi (Risale-j Nurların yazarı Hz. Bediüzzaman'ın kalbi)
kalbani kalpler, gönüller
kalbetmek قلب اينمك : çevirmek, döndürmek dönüştürmek (bk. kalb)
kalben 1 : قلب.kalpten, gönülden, içten 2.sa mimi olarak, içten gelen düşünce ve istekle 3.vicdanen, vicdan bakımından 4.kalb ba kımından 5.sevgi ve bağlılık bakımından 6 kalple, kalb yolu ile 7. kalb ile yapılan a, kalp
teki kalbi hüşyar قلب هشیار : kalbi uyanık, mänest
kalb gözü açık
kalbiye(قلبه : kalple ilgili, kalbe ait 2. kalb yolu ile olan 3.kalb yolu ile yapılan 4 kalbde meydana gelen 5.kalbdeki 6. kalpden gelen. içten, samimi
kalbsiz 1 : فلز.kalbi månen ölmüş, månent duygulardan yoksun, månevi duyarlılığım kaybetmiş, kalbi månevi gerçeklere ve ima na kapalı 2.merhametsiz, insafsız, vicdansız, duygusuz, zalim
Amit للمحكمت hikmet kalemi hwyt hikmetle yapan laht idim ve Abertate burakmayan, her kera faydah, alculo, ve en yapan Allalvin (cc) sonaus (
sey فلم حسد Bediuzaman Has derinden olan Husrev'in ka Paradin emriyle bütun Kur'an's alunkhe gisel bir yam ile yandığı za mübarek Allah (cc) isminin, tesadutle danman imkansız şekilde, "tevafuk" deyt difade edilen bir duten icinde olduğu go Tevuluklu Kur'an olarak bilinen bu
mathaada basılmıştır.) anim ve emir ve irade قلو علم وأمر و اراده
)Allah'a (cc.) att sonsuz ilim guicu, ya yaparica emir ve dilediği her şeyi yapan
waz frade güct
alkader kader kalemi, (mec.) Al c) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ve takdiri
lemi kaderi ezell قلم قدر ازلی : ezeli kader Lalesi, (mec.) Allah'm (c.c.) her şeyi ezelden sonsuz ilmiyle, belirlemesi, takdir etmesi
Alemi kaderi ilahi قلم قدر الهي : Allah'ın (c.c.) kader kalemi, (mec.) Allah'ın (c.c.) her şeyi ereiden sonsuz ilmi ile belirlemesi, takdir et mesi
kalemi kader ve hikmet قلم قدر و حکمت : Allah'a ait kader ve hikmet kalemi, (mec.) Al-ahim (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz mi (kader), ve hiçbir şeyi tesadüfe bırakma-yan, her şeyi gayeli, işe yararlı, faydalı, ölçülü re en uygun şekilde belirleyen sonsuz ilmi (hikmet)
kalemi kader ve kudret قلم قدر و قدرت : Allah'aviş )cc) ait kader ve kudret kalemi, (mec.)Al-lah'm (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilmi (kader) ve sonsuz güç ve kuvveti
kalemi kaza قلم قضاء : Allah'a (c.c.) ait kaza kalemi; (mec.) Allah'ın (c.c.) ezelden sonsuz îmiyle belirlediği her şeyi, zamanı ve sırası gelince gerçekleştiren emri
kalemi hata ve kader قلم فساد و قدر Allalva
Gr) ait hava ve kader kalemt (mes) Allam fet) weelden sonaus ilmiyle belirlediği her Hayl, samam ve suas gelince gerçekleştiren euni (kaza) ve her şeyi esalden belirleyen sonsus ilim ve gücü kader)
kalemi kudret قلم قدرت Allah'a (c) alt kud ret kalemi, (mes) Allah (c)'ın sonsuz güς να
huvvert
kalem-i kudret-i İtähtye قلم قدرت الهيه Allah'ın
cc) sonu güç ve kuvveti
Samed olan Allah'ın (cc) kudret kalemi, kalemi kudret Samedaniye قلم قدرت صمدانی
(mec) hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç bulunan (Samed) Allah'ın sonsus güç ve kuvvetinin yaratıcı ve yapріст дост
(c.c.) alt kudret ve kader kalemi, (mec.) Al lah'm (cc) sonsuz güç ve kuvveti ve her şeyi kalem-i kudret ve kader قلم قدرت و قدر Allah'a ezelden belirleyen sonsuz ilim ve gücü(kader)
kalemi mahsus قلم مخصوص : )bir makama ait( özel kalem, özel yazı işlert
kalem-i sun قلم صبح : Allah'a (cc.) ait yaratıcı, yapıcı ve sanatkar kalem (güç ve kuvvet)
kalem-i tahsin ve tezyin قلم تحسین و تربین lah'a (c.c.) ait eserlerini güzelliklerle ve süsle melerle donatan kalem (güç ve kuvvet)
kalemi vahid قلم واحد : ayı ve tek kalem, (mec.) Allah'a (c.c.) ait bütün eserlerin tek yapıcı ve yaratıcı gücü (bir olan Allah'ın (c.c.( yaratıcı ve yapıcı gücü)
kalemen قلما : kalemle, eserleri yazıp çoğalt
maya çalışarak
kalemiye( قلميه : yazı yazmakla ilgili
kalemli قلملی : kalemi olan, yazı yazan
kalemsiz للمز : yazı yazamayan
kalen Yú: sözle, söyleyerek
kalender 1 : قلندر dunya zenginliğine ve gös terişine önem vermeyen, alçakgönüllü 2 der (bk. derviş(
kalensüve(t) (kalensuve( قره külah, useri ne sarık sarılarak başa giyilen, koni şeklinde ve kenarları kıvrık uzun takke
kalfa : eskiden) öğretmen yardımcısı 2.çırakla usta arasındaki derecede bulunan sanatçı 3.hizmetçilerden sorumlu kadın 4.mimar yardımcım
Mkm الى حقت hikmet balem macher gert Jukmetle yapan lalu ilim ve bir sevi tessure Jurakmayan, her le pararlı tavilali, üleüln, ve en run bile yapan Allah'ın (c) annue
alem ( Horev قلم لمرة Bediuzzaman Has testata katuplerinden olan Hüsrev'in ba miyama) Dstad'ın emriyle botan Kur'an's çok okunaklı ve guzel bir yarı ile yardığı sa man mubarek "Allah" (c) tamirin, tesadüfle aaklanman imbanais sekilde, "tevafuk" deyi mi ile ifade edilen bir dusen içinde olduğu go ruldu "Tevafuklu Kur'an olarak bilinen bu Kur'an, mathaada banlmuştu)
kalem i llim ve emir ve trade قلم علم و امر و اراده (mes) Allah'a (c) alt sonsuz ilim gueu, ya raho, yapınca emir ve dilediği her şeyi yapan sonata trade gocd
kalem i kader قلم قدر kader kalemi, (mer) Al lah'ın (c) her şeyi ezelden belirleyen sonsu ilium ve takdiri
kalemi kaderi ezell قلم قدر ازلى : ezeli kader kalemt, (mec) Allah'ın (c) her şeyi ezelden sonsus ilmiyle, belirlemesi, takdir etmesi
kalem-i kaderi ilähi قلم قدر الهي Allah'ım (cc( kader kalemi, (mec) Allah'ım (cc) her şeyt ezelden sonsuz ilmi ile belirlemesi, takdir et mesi
kalem i kader ve hikmet قلم قدر و حکمت Allah'a
)c) ait kader ve hikmet kalemi, (mec.) Al lah'ın (cc) her şeyi ezelden belirleyen sonsus ilmi (kader), ve hiçbir şeyi tesadüfe bırakma yan, her şeyi gayeli, işe yararlı, faydalı, ölçula ve en uygun şekilde belirleyen sonsuz ilmi (hikmet)
kalem i kader ve kudret قلم قدر و قدرت Allah'a )cc.) ait kader ve kudret kalemi, (mec)Al lah'ın (cc.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilmi (kader) ve sonsuz güç ve kuvveti
kalemi kaza قلم نساء : Allah'a (cc) ait kaza kalemi) (mec.) Allah'ın (cc) ezelden sonsuz ilmtyle belirlediği her şeyi, zamanı ve sırası gelince gerçekleştiren emri
kalfa
kalemi kaze ve kader (e) all bara ve kader kalemt. Unar Allatm )de soneus ilmizle belirledige har Hasil saman ve sran gelince peteklostiren smau dim ve gecutkader) balenia mat (bass) ve her gut pelden belirleyen
kalam budrat قلم قدرت Allah'a for sit bud ret kalemi, (mer i Allah teyin soneus güç ve buyvell
kalem kudret tähtye قلم قدرت الهية Allah'm son va kuvvetl
kalem I kudret 1 Samedaniye قلم قدرت ماني Samed olan Allah'ın (cc) kudret kalemi, Onec) htcbir qoye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç bulunan Chamed) Allah'ım sonaus güç ve kuvvetinin yaratio ve yapıcı goen
kalem i kudret ve kader قلم قدرت و قدر : Allah's (c) alt kudret ve kader kalemi, (mec) Al lah'ın (c) sonsuz güç ve kuvveti ve her şeyi eselden belirleyen sonsuz ilim ve güeu(kader)
kalem-i mahsus قلم مخصوص : )bir makama ait( osel kalem, ozel yazı işleri
kalem - sun قلم صبح : Allah'a (cc) alt yaratıcı, yapıcı ve sanatkar kalem (güç ve kuvvet)
kalem i tahsin ve tezyin قلم تحسن و تربین lah'a (c) ait eserlerini güzelliklerle ve süsle melerle donatan kalem (güç ve kuvvet)
kalemi vahid قلم واحد aynı ve tek kalem, (mec.)Allah'a (cc.) ait bütün eserlerin tek yapıcı ve yaratıcı gucü (bir olan Allah'ın (c.c.) yaratıcı ve yapıст дей)
kalemen قلما : kalemle, eserleri yazıp çoğalt
maya çalışarak
kalemiye( قلمية : yazı yazmakla ilgili
kalemli فاملی kalemi olan, yazı yasan
kalensis فار : yazı yazainayan
kalen Yu sözle, söyleyerek
kalender 1 : قلندر.dünya senginliğine ve ge terişine önem vermeyen, alçakgonulin 2 der viş(bk. derviş(
kalensüvet) (kalensuve السرة : kolah, seri ne sarık sarılarak başa giytlen, kuni peklinde
ve kenarları kıvrık uson takke
kalfa 1.(eskiden) öğretmen yardımas 2 çırakla usta arasındaki derecede bulunan sanatçı 3 hizmetçilerden sorumlu kadın 4.mimar yardımcısı
alem ya yazmak veya şekil çizmek için kullanılan ålet (arac)
alem-Alevi قلم على Bediüzzaman Hazret lerinin katiplerinden Hafız Ali'nin kalemle yardığı yazı
kalem-/ hikmetللمحكم hikmet kalemi, (mec) her şeyi hikmetle yapan İlahi ilim ve kudret: hiçbir şeyi tesadufe bırakmayan, her sey gaveli, işe yararlı, faydalı, ölçülů, ve en uygun sekilde yapan Allah'ın (c.c.) sonsuz ilmi ve guců
kalem-1 Hüsrev فلم خسرو : Bediuzzaman Haz retlerinin kätiplerinden olan Hüsrev'in ka lemi(yazısı). Üstad'ın emriyle bütün Kur'an'ı çok okunaklı ve güzel bir yazı ile yazdığı za man mubarek "Allah" (c.c.) isminin, tesadufle açıklanması imkânsız şekilde, "tevafuk" deyi mi ile ifade edilen bir düzen içinde olduğu gö rüldü. "Tevafuklu Kur'an" olarak bilinen bu Kur'an, matbaada basılmıştır.)
kalem-i ilim ve emir ve irade قلم علم و امر و اراده (mec.) Allah'a (c.c.) ait sonsuz ilim gücü, ya ratıcı, yaptırıcı emir ve dilediği her şeyi yapan sonsuz irade gücü
kalem - kader قلم قدر : kader kalemi, (mec.) Al-lah'ın (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilim ve takdiri
kalem-i kader-i ezeli قلم قدر ازلی : ezeli kader kalemi, (mec.) Allah'ın (c.c.) her şeyi ezelden sonsuz ilmiyle, belirlemesi, takdir etmesi
kalem-i kader-i ilahi قلم قدر الهي : Allah'ın (c.c.) kader kalemi, (mec.) Allah'ın (c.c.) her şeyi ezelden sonsuz ilmi ile belirlemesi, takdir et-mesi
kalem-i kader ve hikmet قلم قدر و حکمت : Allah'a (c.c.) ait kader ve hikmet kalemi, (mec.) Al-lah'ın (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilmi (kader), ve hiçbir şeyi tesadüfe bırakma-yan, her şeyi gayeli, işe yararlı, faydalı, ölçülü ve en uygun şekilde belirleyen sonsuz ilmi
(hikmet)
kalem-i kader ve kudret قلم قدر و قدرت : Allah'a )c.c.) ait kader ve kudret kalemi, (mec.)Al-lah'ın (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilmi (kader) ve sonsuz güç ve kuvveti
kalemi kaza قلم قضاء : Allah'a (c.c.) ait kaza kalemi; (mec.) Allah'ın (c.c.) ezelden sonsuz ilmiyle belirlediği her şeyi, zamanı ve sırası gelince gerçekleştiren emri
kalem-i kaza ve kader قلم قضاء و قدر Allah'a
kalfa
(cc) ait kara ve kader kalemi, (mec.) Allah'ın (cc.) ezelden sonsuz ilmiyle belirlediği her şeyi, zamanı ve strast gelince gerçekleştiten emri (kana) ve her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilim ve gücu(kader)
kalem kudret قلم قدرت Allah'a (c.c.) ait kud kuvveti ret kalemi, (mec.) Allah (c.c.)'ın sonsuz güç ve
kalem-i kudreti lähiye قلم قدرت الهيه : Allah'ın
(c.c.) sonsuz güç ve kuvveti
kalem-i kudret-i Samedaniye قلم قدرت صمدانی Samed olan Allah'ın (c.c.) kudret kalemi, (mec.) hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç bulunan (Samed) Allah'ın sonsuz güç ve kuvvetinin yaratıcı ve yapıcı gúců
kalemi kudret ve kader قلم قدرت و قدر : Allah'a (c.c.) ait kudret ve kader kalemi, (mec.) Al lah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kuvveti ve her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilim ve gücu(kader)
kalem-i mahsus قلم مخصوص : )bir makama ait( özel kalem, özel yazı işleri
kalem-i sun فلم صنع : Allah'a (c.c.) ait yaratıcı, yapıcı ve sanatkår kalem (güç ve kuvvet(
kalem-i tahsin ve tezyin قلم تحسین و تزیین : lah'a (c.c.) ait eserlerini güzelliklerle ve süsle melerle donatan kalem (güç ve kuvvet)
kalemi vahid قلم واحد aynı ve tek kalem, (mec.) Allah'a (c.c.) ait bütün eserlerin tek yapıcı ve yaratıcı gücü (bir olan Allah's (cc( yaratıcı ve yapıcı guru)
kalemen : kalemle, eserleri yazıp çoğalt
maya çalışarak
kalemi (ye( قلمي : yazı yarmakla ilgili
kalemlikalemi olan, yazı yazan
kalemsiz قلمر yazı yasamayan
kalen ü sözle, söyleyerek
kalender 1 : قشر dünya senginliğine ve gou terişine önem vermeyen, alçakgonülla 2 der vis(bk. derviş(
kalensüvet) (kale( السوء kalah ne sarık sarılarak başa giyilen, koni şeklinde ve kenarlan kıvrık szun takke
kalfa : 1. (eskiden) öğretmen yardımcı 2.çırakla usta aramdaki derecede bukuan sanatçı hizmetçilerden sorunda kalm 4.mimar yardımcı
فى الدنيا والأجرة ويشعلونك عن اليامي كل الاور الهم خير وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ الخوالحكم والله يعلم الله من المصلح ولوها الة لا حلالكم إلى اله قرير حكيم ولا للكحوا المشركات على تؤمل ولامة مؤمنة من من مشركة ولو اعمالكم ولا لتكحوا المشركين على لاملوا ولعبد مؤمن خير من مشراء ولو الحمار أوليك يدعون إلى النار والله يدعوا إلى الجنة والنفس بالله وتول أيابه النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَنذَكَّرُونَ ، ويستلو عن المحيض قل هو أذى فالغازلوا البناء في النعيم ولا تقربوهل عَلَى يَطْهُرْنَ فَإِذَا الطَّهِّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْك أمركم الله إن الله يحب التوابين ويجب المتطهرين . نساؤكم حرث لكم قَالُوا حَرْلَكُمْ إِلى مِثْكُمْ وَقَدَمُوا الالفيكم والقوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُلا قوة والشر المؤمنين ولا تَجْعَلُوا الله عرضة لأبنابكم أن البَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَين الثاني والله سميع عليم .
الا علاجا سلام الله
Mushaf sayfa no: 34
Hafizlik sayfa no: 2. cüz/7. sayfa
YEMİN İYİLİĞE ENGEL DEĞİL
BİLGİ
Mümkün olduğunca yemin etmekten kaçınmak gerekir. Buna rağmen yemin eden kişi yemine sadakat göstermeli ve sözünün gereğini yerine getirmelidire Ne var ki bazen edilen yeminler iyiliği ve insanların arasını düzetme gibi güzel İşleri engelleyebilmektedir. Bu ise Allah'ın iradesine aykırıdır. Zira Yüce Allah her zaman iyi işler yapmamızı emretmektedir. Bu ayette ettiğimiz yeminlerin bazı iyilikleri gerçekleştirmeye mani olması hâlinde takip etmemiz gereken yol açıklanmaktadır.
MESAJ
Bir iyilikte bulunmak durumunda olan kişi, "yeminim var, yapamam" diyerek İyilikten geri durmamalıdır. Yeminini bozup yemin kefaretini ödemelidir.
KELİME DAĞARCIĞI
Yemin: Allah'ın adını veya bir sıfatını zikrederek sözü kuvvetlendirmek.
علم الله بالطرق السابسكم وأسجن يواعدكم بنا كلمة فالريم و علوم عليم • الذين تولون من ياتهم ويش أربعة أشهر فإن قال فإن الله غفور رحيم .
وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَأُولَئِكَ هُمُ
الظَّالِمُونَ
فان عرفوا الطلاق والى عله سميع عليم . والمطلقات بار يمن بالفسون ثلثة قَرُوءٍ وَلَا يَحِلُّ لَمَنْ أَنْ يَكن مَا خَلق الله في الحامل أن كل يُؤْمِنُ اللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَبُعُولَتهُنَّ اخل مرة من في ذلِكَ إِنْ أَرَادُوا إِصْلَاحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ المعروف والرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةً وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ . الطلاق مركان والمسالك يتعْرُوفِ أَو تسريح باحسان ولا يجل العلم أن تأخذوا مِنَّا أَتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلَّا أَن يَخَافَ إِلَّا يُعينا حلوة الله ال جفتُمْ إِلَّا يُقِيمًا حُدُودَ اللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فيما الثلث به ذلك حُدُودُ اللهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ نا وليك هم الكالِمُونَ وَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا نَجل لَهُ مِنْ بَعْدُ عَلَى تنكح زوجا غيرة ففَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِنَا أَنْ يَتَرَاجَعَا إِنْ الا بينا حلوة لله وتلك حدود الله يُنيلُهَا القَوْمِ يَعْلَمُونَ .
" Her kim Allah'ın koyduğu kuralları çiğnerse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.99
(Bakara, 2/229)
Mushaf sayfa no: 35
Hafızlık sayfa no. 2. cûz/6. sayfa
ALLAH'IN SINIRLARI
BİLGİ
Dinimizin gayesi bizlerin dünya ve ahirette mutluluğu yakalayabilmesidir. Bu gayenin gerçekleşmesi için Allah (c.c.) bizlere birtakım emirler, yasaklar ve kurallar bildirmiştir. Allah'ın kurallarının tümü kulların mutluluğu içindir. Bu kuralların bir kısmı sosyal hayatımızla ilgilidir. Bu kapsamda, ele aldığımız ayette evlilik hayatının sona ermesiyle ilgili birtakım hukuki ve ahlaki kurallar anlatılmış, akabinde ise âyet ciddi bir uyarı ile son bulmuştur. Ayete göre, dinin kesin olan emirlerini çiğneyenler zalimlerdir.
MESAJ
Zulüm ağır bir suçtur. En ağır zulüm ise Allah'ın koyduğu kuralları çiğnemektir. Bu kuralları çiğnememek için özel hassasiyet göstermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI
Hudůdullah: Allah'ın koyduğu dini, ahlakî ve hukuki hükümler, sınırlar. Zalim: Zulüm ve haksızlık yapan, kuralları çiğneyen, haktan batıla sapan.
واذا طلقتم النساء فبلغن أجلهن فانكوهلي أو شرحوهن بمعروف ولا لتكوفى حراك التعليم يفعل ذلك فقد ظلم نفسة ولا للحلواليات المرور لعنت الله عليكم وما الول عليكة من الكتب تعلم به والقوا الله والملموا فى الله كل المواسي وإذا طلقتم النساء فبلغن أجلهن فلا تعضلوهن التيم
ازواجهن إذا تراضوا بينهم بالمعروف ذلك الوعد ومن منكم يؤمن بالله واليوم الأخر لعلكم اللى لكم و والله يعلم واللم لا تعلمون والبوابات الرضعن الولائم حوارينَ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةُ وَعَلى المولود له الينا وكسوتهنَّ بِالْمَعْرُوف لا تكلف نفس الا وسعها لانصارين يوليها ولا مولود له بولي، وَعَلَى الْوَارِثِ مثل ذلك فإن آران بصار عن تراضي منهنا وَتَشَاوُرٍ فَلا جُنَاحَ عَلَيْهِما وَإِن التمر تشار ضِعُوا أَوْلادَكُمْ فَلا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُمْ ما له بالمعروف والتقوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِير.
6" Allah'ın âyetlerini sakın alaya almayın. Allah'ın size bahşettiği nimetleri, kitaptan ve hikmetten size öğüt vermek üzere gönderdiklerini dilinizden düşürmeyin. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilmektedir.99
(Bakara, 2/231)
Mushaf sayfa no: 36
Hahzlık sayfa no. 2. cúz/5, sayfa
DİN CİDDİYET İSTER.
BILGI
Cahiliye döneminde kadınların mağduriyetine yol açan bazı uygulamalar vardı. Bunlardan bir tanesi de boşanan kadınların yeniden evlenmelerinin engellen-mesi ve mağdur edilmeleriydi. Oysaki dinimiz, kadın haklarına son derece önem verir. Bu sebeple söz konusu davranışın yanlış olduğu açıklanmıştır. Allah (c.c.), bu ayette kadınların haklarının çiğnenmesini yasaklamış, ardından da bizim dünya ve ahiretimizi güzelleştirecek çok önemli nasihat ve uyarılarda bulunmuştur. Bunlar; Allah'ın ayetlerini ciddiye almak, nimetlerini unutmamak ve sorumluluk bilincini/takvayı kuşanmaktır.
MESAJ
1. Dini hükümleri hafife almak kişiyi imandan eder.
2. Ayetler bizler için faydalı ve hikmet yüklü mesajlar taşır
KELİME DAĞARCIĞI
Hikmet: Kur'an'ı açıklayan sünnet bilgisi.
Hüzüv: Alay, eğlence.
Nimet: Allah'ın, kullarının yararlanması için verdiği her türlü ikramı
والدين والوقون منكم ويدرون أزواجا بالرتضي بالسهل اربعة اشهر وعشرا فاذا بالن اخلال ملا طلاع عليسلم بينا فعلن في القبون بالمعروف وادلة بينا المتلون عبير ولا جناح عليكم فيما عرضام به من بطنه البناء أو انتم في القسم علم الله السلام ة الرونهن واسجنَّ لَا تَوَاعِدُ وهُنَّ سِرًّا إِلَّا أَن تَقُولُوا قَوْلاً معروفاً ولا لعزموا عقدة النكاح على يبلغ الكتاب اخلة واعْلَمُوا أن الله يعلمُ مَا في الفيكُمْ فَاحْذَرُونَ وَاعْلَمُوا ان الله غفور عليم الاجناحَ عَلَيْكُمْ إِن طلقتم النساء عالم النسوهن أو تفرضُوا لهن فريضة ومنعوه على التوسيع قدرة وعلى المطار قدرة مَتَاعًا بِالْمَعْرُوفِ خدا على المحبين وإن طلقتموهن من قبل أن تمسوهل وقد فرضتُم لهن فريضةً فَيَصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إِلَّا أَنْ يَعْفُونَ ان يعفوا الذي يندم عقده النكاح وأن تعفوا الحرب القوى ولا تنسوا الفضل بينكم إن الله بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ .
Mushaf sayfa no: 37 Hafızlık sayfa no 2. cüz/4. sayfa
HER ŞEYİ BİLEN RABBİMİZ
BİLGİ
En güzel isimler Allah'a aittir. Bundan dolayı Allah'ın isimleri için "en güzel isimler anlamında "Esmâ-i Hüsnä" kavramı kullanılır. Bu isimlerin bir kısmı Kur'an'da geçerken bir kısmı da hadislerle bizlere haber verilmiştir. Bu isimlerden biri de "insanların yaptıkları her şeyden haberdar olan" anlamındaki "el-Habir" ismidir. Ayette kadınların birtakım hak ve sorumluluklarından bahsedildikten sonra Allah'ın her şeyden haberdar olduğu bizlere hatırlatılmaktadır.
MESAJ
1. Rabbimiz, bizi sadece ibadetlerimize göre değil bütün hayatımıza göre değerlendirir.
2. Her işte, Allah'ın bizden haberdar olduğu bilinciyle davranmak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI
Habir: Haberdar olan, bir nesnenin mahiyetini ve iç yüzünü bilen.
"Kötülük, kötülük yapılarak düzelmez ancak iyilik yapı-larak ortadan kaldırılır." Anlamında kullandığımız söze, "kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar." deriz. Bu atasözünü, kō-tülüğe karşı iyilikte bulunmanın ya da yapılan bir kötülüğü bağışlamanın iyilik getireceğini, kötülüğe kötülükle karşılık verildiğinde ise bunun kötü sonuçlar doğuracağını anlatmak için kullanırız.
Bu sözün en çarpıcı örneğini süregelen kan davalarında görürüz. Kanı kanla temizlemek isteyen bazı kimseler, nesiller boyu sürecek olan intikam ateşini körükleyip dururlar. Bu öylesine sinsi bir ateştir ki insanların yaşamında kurulu düzen diye bir şey bırakmaz; nicesinin hayatını karartır ve henüz hayatta olanların da ömürlerini korkuyla geçirmesine neden olur. Oysa iyiliğe iyilik ile karşılık verenlerin durumu böyle değildir. Kur'an-ı bir ifadeyle söylemek gerekirse:
"İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav. O zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş!
Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir, yine buna ancak (erdemlerde) büyük pay sahibi olanlar ulaşabilir. "18
Demek oluyor ki bir insanın erdemi, yani faziletli kimse olma yolundaki payı ne kadar büyük olursa affetme kapasitesi de o kadar geniş oluyor. Şimdi kısa bir test yapalım ve böyle-likle sabrımızın sınırlarını da kontrol etmiş olalım.
Hazırsanız, testimize başlıyoruz.
Ayağınıza yanlışlıkla basan biri sizden özür dilediğinde ne yaparsınız?
Eşiniz yemeğin tuzunu biraz fazla kaçırdığında ona nasıl tepki verirsiniz?
Son olarak, geçmişte kalbinizi kıran biriyle karşılaştığı-nızda o kimse de size yakınlık gösterdiğinde nasıl karşılık ve-rirsiniz?
Eğer özür dileyenin özrünü kabul ederim, yemeğin tuzu bıraz fazla olmuş diye sofrada tatsızlık çıkarmam ve daha önce kalbimi kıran bir kimsenin bana uzattığı eli de hava-da bırakmam diyorsanız, gönlünüzde "iyilik" adlı bir dünya kurmuşsunuz demektir. Bu dünyayı daha da güzelleştirmek sizin elinizdedir. O tertemiz dünyayı kin ve nefret duygularıyla kirletmeyiniz olur mu?
Şayet bu üç soruda bile tıkanıp kalıyorsanız, faziletli kim-e olma yolunda daha azimli olmalısınız. Bunun için de iyi kimseler ile oturup kalkmaya devam etmelisiniz. Çünkü iyi kimselerle beraber oldukça iyilik yapma ve affedici bir insan olma kapasitesini de artırmış olursunuz: Doğrusu iyilerin ya-nında olan kimselere iyilik, kötülerin yanında bulunan kim-selere de kötülük bulaşır.
Elbette kişinin kendisi dışındaki varlıklara olan davra-nışlarına bakarak anlarız. Örneğin, iyi bir insan kadınlara iyi muamele ederken, içinde kötülüğe meyli olanlar da şiddete başvurur. Bu ne kötü bir seçimdir böyle! Halbuki bizim bütün çabamız gönlümüzdeki "iyilik" adlı o dünyayı yaşatmak ve bunu güzel bir biçimde yansıtmak olmalıdır.
Sizden yansıyan her ses veya her durum faziletinizi artırsın ve kötülüğe iyilik ile karşılık veren kimseler yoldaşınız olsun.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara... CELÎL الجليل Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. İlişkili Maddeler ESMÂ-i HÜSNÂ Allah’ın isimleri için kullanılan bir tabir. ZÜ’l-CELÂL ve’l-İKRÂM Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
Müellif: BEKİR TOPALOĞLU “Azamet sahibi, büyük, yüce ve münezzeh olmak; uzun ömürlü olmak” mânalarına gelen celâl (veya celâle) kökünden türemiş bir sıfattır. Allah’a nisbet edildiğinde “hiçbir kayıt ve kıyas kabul etmeksizin azamet sahibi, kadrü kıymeti ve mertebesi en yüce olan” gibi anlamlar taşır. Kur’ân-ı Kerîm’de aynı muhtevada olmak üzere zü’l-celâl terkibiyle iki âyette yer almıştır (er-Rahmân 55/27, 78). Hadislerde ise doksan dokuz isim içinde sayılmakta (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10; Tirmizî, “Daʿavât”, 82), ayrıca Allah için tâzim ifade eden “azze ve celle” (daima galip ve azamet sahibi olan) cümlesinde ve daha başka kelime kalıplarıyla Allah’ı niteleyen bir kavram olarak geçmektedir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “cll” md.).
Celâl kelimesinin if‘âl babından gelen iclâl masdarının taşıdığı sözlük mânalarından hareketle celîl isminin muhtevasını belirlemek de mümkündür. 1. Celîl, Allah’ın zâtını sıfatlarından tecrit etmenin (ta‘tîl) mümkün olmadığını ifade ettiği gibi zâtına izâfe edilecek sıfatların yaratılmışlık özellikleri (teşbih) taşımadığını da ifade eder. Ayrıca O, varlığına delil teşkil edecek hârikulâde mükemmel nesneleri yaratması, duyularla idrak edilmekten ve mahiyetinin akıl yoluyla kavranılmasından münezzeh bulunması açısından da celîl yani yüce ve aşkındır. 2. “Faîl” kalıbındaki bir sıfatın “mef‘ûl” mânasına da kullanılabildiği göz önüne alınarak celîlin “kendisine tâzim edilen, ulûhiyyeti ve aşkınlığı benimsenen” anlamını ifade edebileceği düşünülmüştür. 3. Celâlin taşıdığı “uzun ömürlü oluş” şeklindeki sözlük anlamı, zamandan münezzeh bulunan Allah’a nisbet edildiğinde “varlığının başlangıcı olmama” (kıdem) anlamına dönüşür. Bu açıdan celîl “kadîm” mânasına gelir. Celîl bu üç anlamıyla Allah’ın zâtî isimleri ve tenzîhî sıfatları grubuna girer. 4. Celâl kökü iclâl (yüceltmek) masdarı ile eş anlamlı kabul edilirse celîl “müminleri yücelten, onların amellerini kabul edip mükâfatlarını arttıran” mânasına gelir. 5. İclâlin bir anlamı da “vermek” (i‘tâ) olduğundan celîl “bol bol veren, lutufta bulunan” anlamını da taşır. Bu sonuncu kullanışlar bakımından celîl, Allah’ın kâinat ve insanla ilgili isimleri ve fiilî sıfatları grubuna girer.
Esmâ-i hüsnâ içinde yer alan kebîr, celîl ve azîm isimleri yakın anlamlı kelimeler olmakla birlikte kebîr Allah’ın zâtının, celîl sıfatlarının, azîm ise hem zât hem de sıfatlarının kemâlini ifade etmek için kullanılmıştır. Gazzâlî’nin de belirttiği gibi (el-Maḳṣadü’l-esnâ, s. 38) doksan dokuz isim içinde eş anlamlı bazı kelimelerin tekrar niteliğinde yer aldığı zannedilirse de gerçekte durum böyle değildir. Çünkü sözlük anlamları yakın veya aynı olsa bile kelimelerin çeşitli alanlarda kullanılmalarıyla kazandıkları mânalar, aralarında muhteva farklılıkları meydana getirmektedir.
Celîlin fi‘l-i mâzisini oluşturan celle ile “daima galip ve üstün” anlamındaki azîz isminin mâzisini oluşturan azze fiilleri, “azze ve celle” şeklinde İslâmî metinlerde Allah’ı tâzim için en çok kullanılan cümlelerden biri olmuştur (bk. CELLE CELÂLUH; ayrıca bk. ZÜ’l-CELÂL ve’l-İKRÂM).
اول تا نورن فول العاده خالص شاكر دلری، مشتملا تاله برابر نشر اتمك ایسه دهکاری که غیبه ی اولیهای مشهوره دهد.
فرقه کونده بر دفعه آلمك بيحب قرق كونه يمد بن عثمان خالد بنك مريح اخباري واولا د لرين وحيني ايله ... واسيار طنك مشهور اهل قلب عالم رند نه طوبال شكر بنك ظاهر أخبر ویر مسیله جوعه اهمیتهای به حقیقتی فردا شارم دعوا اليدوب ، فقط ايكى التباس بخنده بو بیچاره اهمیتی فرد اشاری سعیده بین درجه زیاده حصه و بر شار اون سنه ونرى قنا عتادين تعديله چالشديغم حالده، او بهادر قرد الكرم فنا عتبارنده ايارى كيد بيورلر اوت اونای اون سکر نجی مکتو بده کی ایک اهل قلب چوبانك ماجرای کی، معه بر حقیقی کو شاد، فقط تعبیره
محتاجد. او حقیقت ده شود :
امتك بطله دیگی آخر زمانده که جل ذاتك اوج وظیفه سند سن ال مهمی وان بولوگی و ال قیمتداری اولان ايمان تحقيقي في نشر ايد وب ، اهل ایمانی ضلالتهن فور تارمعه جهتیله با بیلان بوان اهمیتهای وظیفه دی عينا بتمامها رسالہ نورده کور مشار امام علی و غون اعظم و عثمان خالدی کی ذاتی، بو نقطه ایجونده که او کله جل ذاتك مقامى - الأنورك شخص معنويسنده كشفا كور مشاركي اشارت انتشار بعضا ده او شخص معنوی بی به خادمنه ويرمشاء او خادم ملتفتانه با فشار بو حقيقند نه آغلا شیا مورکی موكره كله بك او مبارك ذات و ساله نوری بر بر و غرام الارمه
نشر و تطبيق ايده جك .
او ذالك اینجی وظیفه ی شریعتی اجرا و تطبیق این مکدر برنجی وظیفه، مادی قوتله دگل، بلکه تونلی اعتقاد و اخلاص و صداقته ولديفي حالده... بوابانجي وظيفه، غایت بویون مادی بر قوت و حاکمیت
لاز مدركه تطبيق ابديله بالسين.
و ذاتك او خنجی وظیفه ی خلافت اسلاميه بي اتحاد اسلام بنا ايدرك ، عيسوى روما يناوله اتفاقه يدوب دین اسلام خدمت ایتمکدر بو او چنجی وظیفه، يك بوبون به سلطنت و قوتله و ميليونار فدا لا يوله تطبيق
پیریال سایر برنجی وظیفه و یک وظیفه در اوج درت درجه داها قیم دارد. فقط و اینجی و و هیچی وظیفراری يك بار لامه و جوعه کنیسه بر داروده و شیشه ای بر طر زده ولد يفند به عمومه و عوامل نظر نده داها اطمینانی کورونویی ایشته او خاص نورجیله و برشمی اولیا اولان او قر ا ار يمين تعبيره و تأويله محتاج فکر کرین اورته به آنهم اهل دنیایی و اهل سیاستی ثلاثه و پور و دير من هجوم ترین وسیله اولور چونکه رنجی وظیفه تك حقیقتی و قيمتنی کور میولر اونہ کی جھداره حمل ایدرولی.
فرد شاه عن اينجي التباس فانی و چور و توله بیدایر بر شخصیتی، بعضه جهتار له برنجی وظیفه ده پیشداریم يدن نور شاكر د لر ينك شخص معنویسی تمثیل ايدن او عاجز قرداشته وی بیورلی حالبوکه بو ایکی التباسده ساله نورك حقیقی خلاصه و هیچ برشيد، حتى معنوى و اخروى مقاماته وفي آلت او لما منه بر جهنده خور ویردیگی کی، اهل سياستي ده اوهام دوشو روب - ساله نورك نشرینه ضرر كبير. بو زمان شخص معنوی زمانی او ريفي ايجون بويله بولون و باقى حقيقته، فاني و عاجز وسقوط ايده بيار شخصيتاده بنا اليد يا عز .
الحاصل ) أو قله جل ذاتك كنى ويرمك، اوج وظيفه مني بردن خاطره كتير يور، با كلين اولور هم هیچ به شيئة آلت اولمايان نورده کی اخلاص زده نیز عوام مؤمنينك نظرنده حقیقت اترك قوتی به درجه نقص اللاشير يقينيت برهانیه دخی قضایای مقبولروہ کی ظبہ غالبہ انقلاب اید. داها معند اهل ضلالته و متمرد اهل زندقه به نام غلبه ی متحیر اهل ایمانده کورو غه مه یه باشلار. اهل سیاست ادهام و بر قسم خواطه الى اعتراضه باشلاير اونك ايجون نويره او اسمى ويرمك مناسب كورولمه يور بلکه مجدد در، اونك بشدار بدر، دیناله بدار عموم قرد اشاريزه بيطار سلام .
katk günde bir def'a ekmek yeyip kuk gün yemeyen Osmanet Halidi'nin sarih ihbarı ve evladlarına vasiyeti ile:
zihuren haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikati kardeşlerim ve Isparta'nin meshur ehl-i kalb alimlerinden Topal Sükrü'nün da'vă edip, fakat iki iltibas içinde, bu biçäre ehemmiyetsiz
kardeşleri Said'e bin derece ziyåde hisse vermişler. On seneden beri kanaatlerini ta'dile çalıştığııı halde, o bahadır kardeşlerim kanäatlerinde ileri gidiyorlar.
Evet onlar, On Sekizinci Mektub'daki iki ehl-i kalb çobanın macerası gibi, hak bir hakikati görmüşler, fakat ta'bire muhtaçtır. O hakikat da şudur:
Ümmetin beklediği åhirzamanda gelecek zâtın üç vazife-sinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan imân-ı tahkikiyi neşredip, ehl-i îmânı dalåletten kurtarmak cihetiyle yapılan bu en ehemmiyetli vazifeyi,
aynen bitamâmiha Risale-i Nür'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-1 A'zam ve Osmân-1 Hâlidi gibi zâtlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nûr'un şahs-1 ma'nevisinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler.
Bazen da o şahs-ı ma'neviyi bir hadimine vermişler, o hådime mültefitáne bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki,
sonra gelecek o mübarek zât,
Risale-i Nûr'u bir program olarak neşir ve tatbik edecek.
O zâtın ikinci vazîfesi, şeriatı icrå ve tatbik etmektir. Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli i'tikad ve ihlås ve sadakatle olduğu halde; bu ikinci vazife, gayet büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyet lâzımdır ki, tatbik edilebilsin.
O zâtın üçüncü vazifesi, hiläfet-i İslâmiyeyi ittihad-1ı İslâma bina ederek, İsevi rühânîlerle ittifåk edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu üçüncü vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvetle ve milyonlar fedakârlarla tatbik
edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha kıymetdardır. Fakat o ikinci ve üçüncü vazifeler, pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avamın nazarında daha chemmiyetli görünürler. İşte o hås Nürcular ve bir kısmı evliyâ olan o kardeşlerimizin ta'bire ve te'vile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telåsa verir ve vermiş. Hücumlarına vesile olur. Çünki birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar. Öteki cihetlere haml ederler.
Kardeşlerimin ikinci iltibası: Fânî ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bazı cihetlerle birinci vazifede pişdârlık eden Nür şåkirdlerinin şahs-ı ma'nevîsini temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibås da, Risale-i Nür'un hakiki ihlâsına; ve hiçbir şeye, hatta ma'nevi ve uhrevi makamata dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhâma düşürüp Risale-i Nûr'un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-ı ma'nevi zamanı olduğu için, böyle büyük ve bäki hakikatler, fànî ve âciz ve sukūt edebilir şahsiyetlere bina edilmez.
Elhâsıl: O gelecek zátın ismini vermek, üç vazifesini
birden hatıra getiriyor, yanlış olur. Hem hiçbir şeye ålet olmayan Nûr'daki ihlås zedelenir. Avâm-1 mü'mininin nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır. Yakîniyet-i burhaniye dahi, kazâyâ-yı makbûledeki zann-ı galibe inkılâb eder. Daha muannid ehl-i dalålete ve mütemerrid ehl-i zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i îmânda görünmemeye başlar. Ehl-i siyaset evhâma ve bir kısım hocalar i'tirâza başlarlar. Onun için Nûrlara o ismi vermek münasib görülmüyor. Belki "Müceddiddir, onun pişdärıdır" denilebilir. Umum kardeşlerimize binler selâm.
Öldükten sonra beni İstanbul'a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed'in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum.
Rahmetli Özal vefat etmeden önce böyle vasiyet etmişti.
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın hayatını kaybettiği gün GATA' da yaşanan olaylar ve Özal'ın ölümü sırasında nöbetçi subay oldu-ğu için bu notları tutan Prof. Dr. Mustafa Sarsılmaz, şu anda Şifa Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor. Turgut Özal'ın vefatını araştıran Devlet Denetleme Kuru-lu, çok sayıda tanık gibi Prof. Mustafa Sarsılmaz'ı da dinledi. Sarsıl-maz, o ana kadar kimse ile paylaşmadığı notları Devlet Denetleme Kurulu'na sundu. Prof. Dr. Mustafa Sarsılmaz, Aksiyon'un sorularını da cevapladı. Sarsılmaz'ın sorulara verdiği cevaplardan bazıları şöyle:
-Özal GATA'ya getirildiğinde göreviniz neydi?
Gülhanede binbaşı rütbesinde doktorum. Nöbetçi amirliği diye bir görev var, komutan adına nöbetçi olmak demek.
"Şimdiki aklım olsa, değil Özal'a suikast düzenlemek yanından bile geçmezdim. Özal suikastını mezara gömdüm. Ama çok ayrın tıya girmedim. Çünkü suikastı ben nasıl yaptım çözemiyorum. Çok değerli birine zarar verdim. Özal'ın ölmesine çok üzüldüm. Çok ağladım."
7 yıl bir hücrede tek başına kaldığını yineleyen Demirağ, Öcalan'dan daha ağır bir mahkûmiyet hayatı yaşadığını da iddia etti. Cezaevinden çıkmayı hayal eden Demirağ'ın son sözleri ise, Özal suikastına dair sır perdesinin uzun bir süre daha esrarını koruyacağını gösteriyor: "Ateş eden bendim. Bundan ötesi benimle mezara gider."
Dünya'da teknoloji hızla ilerliyor bırakın insanların ne düşündüğünü bildiğini bilmek nerdeyse insan dahi kopyalaya-caklar. Bu ve bu benzeri kullanılmış kişilerin çıkıp bu benimle mezara gider cümleleri beni derinden yaralıyor.
Umarım mezara gidecek bilgileri Kartal Demirağ öldükten sonra Mezar açılır ve her şey gün yüzüne çıkar...
2013, İlya İzmir Yayınevi, İzmir-Türkiye 5846 Sayılı Yasaya göre tüm hakları İlya İzmir Yayınevi'ne ait olup kısmen veya tamamen, izin alınmadan basılamaz.
Kod Yayıncılık İlya İzmir Yayınevi'nin markasıdır.
ISBN
978-605-4807-03-1
Baskı
Altıncı Baskı, Aralık 2015 - İZMİR
Basıldığı Yer
İlya İzmir Yayınevi Matbaası
Adres
İlya İzmir Yayın Medya Yapım Dağıtım Pazarlama Sanayi Tic. Ltd. Şti.
Ekonomik Topluluğu) kurma fikri, ilk kez Bilderberg toplantıla-rında ortaya atıldı. Daha sonra Avrupa'nın birleşmesi fikrini sa-vunan ve uygulamaya geçirenler de hep Bilderbergliler oldu.
Bilderberg, yanlızca Avrupa'yı değil, dünyayı bütünleştirme çabalarının da başını çekti. Globalleşme denilen sürecin başmi-marı da Bilderberg Grup oldu. Gonzales Mata, örgütün "Dün-ya Devleti'ne giden yoldaki çalışmalarını vurgularken şöyle di-yordu:
"Bilderberglilerin programının başında uluslararası sorunlar yatı-yordu: Gümrük sınırlarının kaldırılması, uluslararası polis teşkilatının kurulması, uluslararası parlamentonun kurulması gibi. "
Bilderberg'in "Dünya Devleti" yolundaki çalışmaları Av-a Birliği, GATT, EFTA, NAFTA gibi globalleşme ve ulus-etler arası bütünleşme projeleri ile devam etmektedir.
CFR-Bilderberg-Trilateral Kompleksi ve Masonluk
İngiliz tarihçi Michael Howard, "The Occult Conspiracy: The Secret History of Templars, Masons and Occult Societies" (Okült Komplosu: Tapınakçılar, Masonlar ve Okült Derneklerin Gizli Tarihi) adlı kitabında Tapınakçılar ve Masonlar gibi gizli ör-gütlerin 20. yüzyıldaki siyasi kanadının CFR, Bilderberg ve Trila-teral gibi örgütler olduğu görüşündedir.
CFR-Bilderberg-Trilateral kompleksi ideolojik açıdan esnek kuruluşlardır. Bu örgütlerin üyeleri arasında ham sağcılar, hem de solcular bulunabilmektedir. Örneğin;CFR hem anti-komünist, hem de Sovyet işbirlikçisi olabilmektedir. Bu durum, CFR-Bilderberg-Trilateral kompleksinin ne kapitalist, ne de sosya-list olduğunu, Howard'ın ifadesiyle "politiko-spiritüel bir ama-
kontrol etme" hedefini taşıdığını gösterir. Bu özellik, Tapınakçı-ca ulaşmak için bu materyalistik sistemleri kullanarak kitleleri Gül-Haç mason geleneğinin de temel özelliğidir.
CFR-Bilderberg-Trilateral kompleksi, "yeryüzündeki bütün egemenlikleri görünmez bir biçimde yönetmeye çalışan" ortak bir merkezin ürünüdür.
Robert Eringer, The Global Manipulator adlı kitabında, Bilderberg'in uluslararası masonluğun bir aygıtı olduğunu an latmaktadır. Bilderberg'in yönetim kurulu 39 kişiden oluşmuş tur. Çoğu okült uzmanı bu sayının 13'ün üç katı oluşuna dikkat çeker;13 okült gelenek içinde en önemli sayıdır.
Howard'a göre, Bilderberg ve Trilateral "masonluğun poli-tik form"undan başka bir şey değildir. Yazar, bu örgütlerin, 14. yüzyıl Tapınakçılarının da hedefi olan "Birleşik Avrupa" ve son aşamada da "Birleşik Dünya" hedefi için çalıştıklarını söylemek-tedir. Bir diğer hedef ise "Dünya Dinlerinin Birleştirilmesi"dir.
Tüm bunlarla neyin amaçlandığını keşfetmek içinse kahin olmak gerekmemektedir. Amaç, siyonist-Yahudilerle masonluk arasındaki İttifakın dünya egemenliğidir.
Joseph Hieronim Retinger (1888-1960)
Centre European de la Culture'un yayınladığı 5. no.lu bülten-de (1960-61) bu organizasyonun ve Bilderberg Grup'un kuru-cusu Joseph H. Retinger'le ilgili bilgiler verilmişti. Bu bilgiler Mennevee'nin "Les Documents" adlı raporlarından alınmıştır.
Raporlardan birinin başlığı Les Influences Americaines, Le Groupe de Bilderberg et la France (Amerikan etkisi, Bilderberg Grup ve Fransa) idi.
lardan koru. Bizden zuhur eden aykırı işlerimize tevbe nasib eyle. Gü-zel huylu; üstün sıfatlı kıl. İşlediğimiz hayırlı amellere ihlås nasib ey-le. İyi niyetlere, rıza-i şerifine ermeğe sebeb olan amellerin cümlesin-de bize başarı ver. Ecelimiz gelince de, zuhur edecek emellerimizin en üstününe bizleri eriştir.
Devam edelim:
Hem de ölümden sonra...
Yani: Berzah olan kabir âleminde..
Oraya defnolunduğumuz zaman, gelecek Münker - Nekir'in sual-lerini bize asan eyle.. Onlara cevap vermeği bize kolay eyle. Kabrimi-zi; lütuf, kerem ve inayetinle cennet bahçelerinden bir bahçe eyle. Çünkü: İlk konağımız orasıdır.
HAZRET-İ OSMAN'IN KABRİSTANDA AĞLAMASI
Bir rivayet..
Anlatıldığına göre dört halifeden Hazret-i Osman Zinnureyn ra. bir kabir gördüğü zaman ağlardı. O kadar ağlardı ki: Gözlerinden iner. yaşlar, mübarek sakalını ıslatır; sonra yere damlardı. Bu durum, ken-disine soruldu:
Siz, Kur'an-ı Kerim okuduğunuz zaman, azaba ait âyetlere geldiğiniz zaman da ağlarsınız. Ama, o ağlamaların hiç biri bu kadar değildir. Kabir gördüğünüz zaman, bu kadar ağlamanızın sebebi ne-dir? Acaba bu kabir hakkında, Resulüllah S.A. efendimizden bir haber mi işittiniz?.
Hazret-i Osman b. Affan r.a. şöyle anlattı:
Evet.. Resulüllah S.A. efendimizle giderken, bir kabrin kena-rına vardık. O zaman, Resulüllah S.A. efendimiz ağlayıp şöyle buyur-du:
Ya Osman, kabrini gördün mü?. Bu kabir âhiret konaklarının ilkidir. Her kim, buna geldiği zaman, suali asan olur; oranın azabın-dan selâmet bularak Allah'ın rahmetine vâsıl olursa.. o kimsenin bun-dan öte işleri de asan olur. Böylelikle, Allah'ın fazlı ile cennete girer. O kimseler ki, buraya geldikleri zaman, cevap veremezler; azaba uğ-rarlar bundan ötesi, onlara daha güçtür. Böyleleri, mahşerde türlü türlü zorluklara ve şiddetlere müptelą olur.
İşte, Resulüllah S.A. efendimizin verdiği bu haberdir ki; bir kabir gördüğüm zaman, nefsime şöyle hitap ederim:
- Ya Osman, burası senin ilk konağındır. Eğer burada selâmet
bulamazsan, halin nice olur?.
Ve.. Yüce Allah'ın azabının korkusundan ağlarım.
Halbuki, Hazret-i Osman r.a. kıyamet günü, sual ve cevaba uğra-mayacaktır. Hatta, kendisini sevip mahabbet eden asi müminlerden yetmiş bin kimseye şefaat edecek; böylelikle onlar hesapsız azapsız cennete gireceklerdir. Bunun böyle olduğunu, Muhbir-i Sadık olan Re-sulüllah S.A. efendimiz haber vermiştir.
Yüce Hak, bu zatların hürmetine, o kabirde cümlenize sualleri-mizi kolay edip selamet ihsan eyleye.. Amin'. Kıyamet günü, doğruca liva-i hamd altında cem olup Havz-ı Kevserden içerek arşın gölgesin-de nebiler, resuller, sıddıklar, şehidler, salihler, ilmi ile âmil olan âlim-lerle arkadaş olup sohbet etmeyi nasib eylesin. Cennetin türlü nimet-leri ile mükerrem eylesin. Kitaplarımız, sağ ellerimize ihsan olunsun. Hesaplarımız kolay görülsün. Cümle suçlarımız, affolunup bağışlansın. Son berzahımız olan sıratı kolayca geçelim. Bizlere, azapsız olarak, lütuf ve Ihsan yollu yüce cennetlere girmek nasib olunsun. Cennet İçinde üstün derecelere, üstün makamlara çıkmak nasib olsun. Haz-ret-1 Neblyy-1 Ekrem ve Resul-ü Muhterem'in komşuluğu ikram olun-sun. Tüm nimetlerin en azizi olan şekilsiz niteliksiz olarak Yüce Hak-kın cemalini müşahede ile muazzez ve mükerrem olalım. Böylelikle, en üstününe biz zaifleri Yüce Hak eriştirsin.
DENİZDE BOĞULMAKTAN KURTULMAYA VESİLE OLAN
SALAVAT-I ŞERİFE (SALAT-I MÜNCİYE)
Bu salavat-ı şerifenin fazileti hakkında, İbn-i Fakihani Rh. Fahr-i Münir, adlı eserinde şöyle yazar:
Şeyh Salih Ebu Musa Darir adında bir zat vardı. Bu zatın göz-leri görmezdi. Bunlar açık denizde gemi ile hacca gidiyorlardı. Yolda, AKLABİYE, tabir edilen bir rüzgâra rasladılar. Bu rüzgâr hangi gemi-ye esse, onu çevirir; sonunda içindekileri helâk ederdi. Allah'ın izni ile o rüzgâr esti; Ebu Musa'nın bindiği gemiye isabet etti. Gemi dönmeye başladı. O geminin içinde bulunanlar, canlarından ümitlerini kestiler. Gelip Ebu Musa'ya şöyle dediler:
lalım. Ey şeyh, sen salihlerden bir kimsesin; bize duâ eyle necat bu-
Bunun üzerine, Ebu Musa, Yüce Hakka tazarru ve niyaz eyledi; yalvardı. Allah'ın izni ile kendisini uyku bastırdı. Uyurken, Hazret-i Resul-ü Ekrem Nebiyy-i Mükerrem S.A. efendimizi bu zat rüyada gör-dü. Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine:
Ya şeyh, neden mahzunsun?.
Diye sorunca, Ebu Musa şöyle der:
yor. Gemimiz, batıyor; içinde bulunanların da cümlesi helâk olu-
rur: Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine şöyle buyu-
Ya şeyh, gemide bulunanlara söyle.. SALAT-I MÜNCİYE'Yİ okusunlar. Onunla bana bin kere salavat getirin. Allah'ın izni ve fazlı lle, selâmet bulup kurtulursunuz.
Şeyh, tekrar sorar:
Ya Resulellah, buyurduğunuz SALAT-I MÜNCİYE hangi salâ vat-ı şerifedir?.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, bu salāvat-ı şerifeyi ona belletir. Ayrıca, bir kâğıda yazılmış olarak eline verir.
Şeyh, uyandığı zaman, gemi İçindekilere müjdeyi verir. Resulül lah S.A. efendimizin yüce emrini bildirir. Gemide bulunanlar, o kağı dı aldıktan sonra, cümlesi bir yerde toplanırlar. Resulüllah S.A. efen-dimizin fermanı üzerine bu salavat-ı şerifeyi bin kere okurlar. Allah'ın izni ile bir başka rüzgâr eser, onları selamete çıkarır.
Ancak, bu salāvat-ı şerife içinde; daha önce de anlatıldığı gibi:
Efendimiz Muhammed'in âline de salât eyle..
Cümlesi ile:
...... bizi katındaki en yüksek derecelere yükseltesin..
Cümlesinde geçen fazlalıklarla gelmiştir.
Sonra..
Bu salāvat-ı şerifeyi bir kere okumak, bin kere salavat-i şerife okumak yerine geçer.
Şöyle anlatıldı:
Her kim, önemli bir muradına ermek için, yahut üzerine nazil olan bir beliyyenin def'i için bu salavat-ı şerifeyi (SALAT-I MÜNCİYE' yi) bin kere okursa, o kimse, Allah'ın fazlı, keremi ile o bellyyeden se-làmet bulup kurtulur. Muradının hâsıl olması için okuyan dahi, ber-murad olur.
ALTMIŞ DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle.
Yani: Ulumuz, efendimiz, evvellerin ve âhirlerin efendisi Resulül-lah S.A. efendimiz üzerine, efendilių ne layık, şanına şayeste salât eyle.
Hem de rıza salâtı olsun.
Bu cümlede anlatılmak istenen mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimize razı olduğun salât ile salât ettiği-miz için, bizzat yüceler yücesi zatın ve Habib-i Ekrem'in bizden razı olsun. Bizleri, o salavat-ı şerifenin rızasına vâsıl ederek, dolayısı ile, Resulüllah S.A. efendimizin rıza-i latifine ulaştıran salât ile salât ey-le.
Devam edelim:
Onun ashabından da razı ol. Hem de rızanın rızası ile..
Yani: Rızaların en güzeli ile..
YETMİŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey Vahid, Ferd, Samed, doğmayan, doğurulmayan, dengi olmayan vasıfları påk zatının sıfatı olan celâl ve ikram sahibi şanı büyük, ken-disinden başka ilâh olmayan nimeti her şeye şamil Allahım.
Ki o. Ademoğullarının efendisi ve âlemin şerefidir. Allahım, onun yüce makamina ve efendiliğine münasip salat eyle. Şöyleki:
Onun nuru, halk içinde öndedir.
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek nurunu:
«Aliah-u Taala, ilk önce benim nurumu yarattı.
Hadis-i şerifi ve latif haberi doğrultusunda, üç yüz altmış bin se-ne evvel yarattı. Sonra, cümle mahluku, onun nurundan yarattı.
Bu mananın tafsilatı, Resulüllah S.A. efendimizin NUR ismi anlatılırken geçmiştir. (Bak: İsim 53)
İkinci bir manaya göre de, bu cümlenin şerhi şudur:
Resulullah S.A. efendimizin şanı öyledir ki, âlemlere rahmet olarak, bütün insanlara peygamber gönderildiği zaman, onun hidayet ve irşad nuru cümle halka kendisinden geçip ulaşmıştır.
Devam edelim:
Onun zuhuru, ålemlere rahmettir.
Resulüilah S.A. efendimizin RAHMET PEYGAMBERİ İsmi anlatı-lırken, bunun tafsilatı geçmiştir. (Bak: İsim 18)
Resulüllah S.A. efendimize olan bu salât:
elsun. Hem de, yarattıklarından geçenlerin ve kalanların sayısı kadar
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Allahım, yarattıklarından nekadar geçip giden varsa.. onların sa-yısı kadar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Ya flähelȧlemin, bu andan itibaren; taa, kıyamet kopuncaya ka-dar ezeli ilminde mukadder olan nekadar mahlukun vücuda gelecekse..
onların sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Devam edelim:
sun. Hem de, onlardan SAİD ve ŞAKİ olanların sayısı kadar ol-
Bu cümlede geçen:
SAID.
Tabiri, şu kullar için kullanılır: İki cihanın saadetine mazhar, iman ve tevhid nuru ile münevver olanlar.
Yine bu cümlede geçen:
- ŞAKİ.
Tabiri ise, şu zümre için kullanılır: Küfür, şirk bataklığına giren azgınlar.
Devam edelim:
sarsın. Öyle bir salât olsun ki: Bütün sayıları içine alsın; sınırları
Yaratılmışlara göre, sayıların nihayeti yoktur. Çünkü, nekadar: - Cok.
Desen, yine o sayının üzerine eklemek mümkündür; ancak, onun abirinden acizdir.
Ya Rabbl, ilminde nekadar sayılar varsa.. cümlesini içine ala-cak şekilde, Resulüllah S.A. efendimize o mikdar salât eyle..
Devam edelim:
Övle bir salât olsun ki, ona bir son ve bir nihavet olmasın. Bir
tükenme olmasın.
Öyle bir salât olsun ki, devamınla devam etsin..
Bazı nüshalardaysa.. son cümleye şu cümle eklenmiştir:
Taa, kıyamet gününe kadar, varlığın devamı ile devam etsin.
Devam edelim:
Onun âline ve ashabına da salât eyle.
Yani: Yukarıda anlatılan daimi salâtla onların şanını muazzez ve mükerrem eyle.
Sonra.. devam edelim:
Ve.. tam manası ile, aynı benzerlikte selâm eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Bu anlatılan sayılarla nihayetsiz ve daim baki olan salât gibi, onlara olan selâmını da daim ve baki eyle.
Bu salavat-ı şerifenin metni yukarıda anlatıldığı kadardır.
Ancak bazı nüshada, şu mana gelmiştir:
Öyle bir salâtla salât eyle ki; onun bitimi olmasın. Çünkü se-nin, ona zatının devamı ile devam ettirdiğin salâtın tükenmesi ola-maz. Aynı şekilde onun âline, ashabına, yakınlarına da salåt eyle.
Ve.. bolca, tam manası ile selâm eyle. (1)
Bu şekilde, bazı fazlalıklarla gelmiştir.
ABDULKADİR GEYLANİ HAZRETLERİNİN VİRDİ SALAVAT
Bu salāvat-ı şerife, İslâm şeyhlerinden, büyük sadattan, büyük
velilerden sayılan Abdülkadir Geylani Hz.nin virdidir. Yüce yaratan ona rahmet eylesin.
Yinė bu salavat-ı şerife, büyük meşayihten, muteber âlimlerden Cüneyd-i Yümni, adı ile bilinen Muhyiddin Rh. nin, çeşitli salavattan seçtiği on salâvattan biridir. Onlara:
Salavat-ı Zat'il-Hayrati vel-Berekât. (Hayırlı ve bereketierle dolu salavat.)
Diye isimlendirmiştir. Bu salavat-ı şerifenin faziletini beyan edip
şöyle demiştir:
Her kim bu salavat-ı şerifeyi sabah akşam onar kere okur-
sa.. celâl ve ikram sahibi Yüce Allah, kendisini en büyük rızasına nail eyler. Sonra, Álemlerin Rabbı Yüce Allah'ın dargınlığından ve gaza-bından emin bulunur. Onun üzerine, devamlı olarak, Rabbani rahmet
(1) Bu salāvat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir:
Salåten lå gayete leha velâ intihae leha velå emede leha velå inkıdae sala tikelleti salleyte aleyhi salåten daimeten bidevamike ve alâ alihi ve ashabihi ve itretih. kezalike ve sellinı teslimen kesiren.
وَمَنْ يَقِي وَ مَن سَعِدَ منهم ومن شق صادة تسْتَغْرِقُ العَدَو ط بِالْحَةِ صَلوةٌ لا غاية لهَا وَلَا مُتْ في وَلَا نْقِضَاءَ صَلوةٌ دَائِمَة بدَوامِكَ وَعَلَى آلِهِ وَمَحهُ وَسلم تسليما مثل ذلك " اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنا محمد الذِي مَلَاتَ قَلْبَهُ مِنْ جَلَالِكَ وَعَيْنَهُ مِن جمالِكَ فَاصْبَحَ فرحا مويد منصور وَعَلَى اللَّهُ وَجْهِ وَسَلَّمَ تَسْلِيمَ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ على ذلِكَ ٧٠ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمُوالَنَا مُحَمَّدٍ عَدَدَا وَرَاقِ الرَّسُونِ وَجَمِيعَ الثَّمَانِ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلِيْنَا مُحَمَّد عَدَدَ مَا كان وَيَكُونَ وَعَدَدَ مَا أَظْلَمَ عَلَيْهِ اليْلُ وَاضَاءَ عَلَيْهِ النَّهَارُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَد
Ve men bekiye ve men saide minhüm ve men şakiye salåten testağrık'ul-ad-de ve tuhitu bil-haddi salåten lågayete leha ve lâmünteha ve lenkidae sala-ten daimeten bidevamike ve alâ Alihi ve sahbihi ve sellim teslimep misle zalike.
71. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin'illezi mele'te kalbehu min celălike ve aynehu min cemalike feasbaha ferihan müeyyeden mansuren ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim tesli-men vel hamdü lillahi alá zalike.
72. Allahümme salli ala séyyidi-na ve mevlâna Muhammedin adede ev-rak'iz-zeytuni ve cemiis-simari. Alla-hümme salli alâ seyyidina ve mevlâna Muhammedin adede makâne ve yekû-nü ve adede ma azleme aleyh'il-leylü ve adae aleyh'in-neharu. Allahümme salli alâ seyyidina..........
Öyle bir salât olsun kį: Bütün sayıları içine alsın; sınırları sarsın. Öyle bir salât olsun ki; ona bir son ve bir nihayet, bir tükenme olmasın. Öyle bir salát olsun ki, devamınla devam etsin. Onun âline ve ashabına da salát eyle. Ve tam manası ile ayı benzerlikte selam eyle.
71. Allahım, efendimiz Muhammed'e salåt eyle.
O öyle bir zattır ki, kalbini celălinle, gözünü temalinle doldurdun. Böylece, müeyyed, ferah, mansur oldu.
Onun Aline de, ashabına da salát eyle; tam manası ile selâm eyle.
Bu manada, Allah'a hamd olsun.
72. Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e zeytin yaprakları ve bü-tün meyveler sayısınca salât eyle.
Allahım, olmuşların ve olacakların sayısı kadar efendimiz ve sahibimiz Mu-hammed'e salat eyle. Hatta, üzerine, gece, karanlığını gerdiği; gündüzün aydın-lattığı şeylerin sayısı kadar salát eyle.
O gün insana, ileri gitürduğü ve geri bıraktığı dirilir
213
38
959. Her köpek, kendi kapısında ürür.
960. Her kuşun eti yenmez.
962. Her şey, aslına döner. (Küll-i şey'in yercui ila aslihi.)
962. Her şeyin başı paradır. (Küll-i şey'in yetevaffu min el-mangır.)
963. Her şeyin ortası iyidir. (Hayr ül-umur evsattha.)
964. Her şeyin yenisi güzeldir. (Küll-i cedid leziz.)
965. Her türlü hastalık ve musibetlere katlanmak, günaha kefarettir.
966. Her zorluğun sonunda bir kolaylık vardır.
967. Herhangi bir kötülüğü görenler, eliyle düzeltmeye çalışsın, başaramazsa diliyle düzeltsin, gene olmazsa yüreğiyle ona engel olmak istesin; sonuç iyi olur.
968. Herkes, kendi işinde deney sahibidir.
969. Herkesin devesinin ayakları birdir.
970. Herkesin gönlü para ve mal ile kazanılmaz, belki iyi ahlak, güler yüz, tatlı dil ile onları memnun edebilirsiniz.
971. Herkesin kör olduğu yerde, tek göz egemendir.
972. Hiç bir şeyden, bir şey yeğdir.
973. Hiç kimse düşmansız değildir.
974. Hiç olmazsa görmek, huzuru sağlamaya yarar.
975. Horoz olmasa da gün doğar.
976. Hubâhib'in ateşi (Nâr ül-Hubahib. Hubahib: pintiliğiyle ünlü bir kimse olup çok cılız ateş yakardı.)
977. Hücrede kapalı bir aslan olmaktansa, özgür bir köpek olmak yeğdir.
978. Hüküm galibindir. (El-hükm li-min galib.)
979. Ilımlılık, hem varsıllık, hem de onurdur.
980. Isıramadığın eli öpüp alnına koy!
981. İçki, bütün bela ve kötülüklerin anası, anahtarıdır.
982. İftiracı, size bir saat içinde bir aylık iş yaratır.
983. İki kaptanlı gemi batar.
984. İki karısı olan erkek, iki ateş arasında kalan birine benzer, hangi yana sokulsa. yanar.
985. İki karpuz bir koltuğa sığmaz.
986. İki kılıç bir kılıfta (kında) olamaz. (El-seyfani ladstamasni cimd vahad.)
987. İktidar kılıcı uzundur.
988. İnançlı bir kimse, din kardeşinin ayıp ve kusuruna gülerse, o durum başına gelmeden ölmez.
"Ağızdan çıkan sözün çabucak duyulacağını ve başkalan-nın da diline düşeceğini anlatmak için, otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır, deriz. Bu atasözünü, lafın insanlar arasında çok hızlı yayıldığını, bu yüzden ağzımızdan çıkan sözlere dikkat edilmesi gerektiğini belirtmek için kullanırız.
Peki, ağzımızdan çıkan sözler nasıl olmalıdır?
Tabii ki doğru olmalıdır. "Fert ve toplumun sağlıklı bir hayata sahip olması için insan ilişkilerinde yalandan uzak du-rularak dürüstlüğün esas alınması gerekmektedir." Gerçekten de bu bizim için bir zorunluktur. "Zira bir toplumda yalan, dedikoduya, dedikodu da insanların birbirine karşı nefret bes-lemesine ve nihayetinde düşmanlığa yol açar. İnsanların kamp-lara ayrıldığı ve düşmanlığın hüküm sürdüğü bir ortamda ise emniyet içinde yaşamak imkânsız hale gelir. "17
Sizin anlayacağınız, yalan konuşan ve dedikodu yapan kişi sadece kendinin değil, başkalarının hayatını da olumsuz
yönde etkiler. Ayrıca "dedikodu yapan birinin yarın bizim de dedikodumuzu yapacağını" aklımızdan çıkarmayalım. O se-beple yalan ve gıybet gibi günahlardan sakınan kimse, yalana ve dedikoduya da kulak asmaz. Bunun yerine daha yararlı şeylere kulak verir.
Sahi, hepimizin kulak vermesi gereken o şeyler de neler-dir?
Mesela, günde beş vakit okunan ezanlardır. Sonra, Doğu Türkistan'dan ve bütün mazlum coğrafyalardan yükselen vardım çığlıklarıdır. Şimdilik onlar için kayda değer bir şey yapamasak da kardeşlerimizi duamızda unutmayalım. Bunu yapmak da boynumuzun borcu olsun.
Kulak vermemiz gereken o kadar çok şey vardır ki hepsini saymaya ne kelimeler yeter ne de mürekkebimiz kafi gelir. Hiç değilse bir tanesinden daha bahsedip konuyu bağlayalım.
Kulak vermemiz gereken o şeylerden biri de tabiattaki güzelliklerdir. Kardan bir örtüye bürünen şu tabiatı iyice an-lamak için kuşların veya yapraksız kalan dalların sesini de dinlemek lazımdır. Bunu yaptığınızda çok şey öğrenirsiniz. Öğrendiğiniz şeyler sayesinde şu dünyaya boş yere gönde-rilmediğinizi anlarsınız ve bu arada "insan" olarak kalmanın sancısını da çekmiş olursunuz.
Ne demek istediğimizi küçük bir misalle vermeye çalı-şalım: Çölde yaşayan hasatçı karıncalar, topladıkları bitki tohumlarının yağını suya dönüştürmek suretiyle susuz kal-maktan kurtulurlar. Hatta bu yöntem ile su depolamayı dahi başardıkları söylenir. Bir karınca türüne bu yeteneği bahşeden Yüce Allah, acaba biz insanoğluna ne gibi yetenekler vermiştir? Bunu anlamak için insanın yeterince düşünüp tefekkür etmesi gerekir. Bu ise gönül dünyamızdan uzak bir şey değildir. Go-rüp duyduğunuz şeyler, sizi doğruluktan ayırmasın.
66 Namazları ve orta namazı aksatmadan kılın, huşü içinde Allah'ın huzurunda durun.99
(Bakara, 2/238)
Mushal sayfa no: 38
Hafizlik sayfa no: 2. cüz/3, sayfa
NAMAZA DİKKAT GÖSTERMEK
BİLGİ
Namaz, müminler için vakitleri belli olan bir farzdır ve dinin direğidir. Orta namaz (es-salâtü'l-vusta) da beş vakit namazdan biridir. Ancak, bu namazın hangisi olduğu hususunda âlimlerin farklı görüşleri vardır. Öyle ki bazı alınler sabah, bazıları öğle, bazıları ikindi, bazıları akşam bazıları da yatsı namazı olduğunu söylemişlerdir. Beş vakit namazın tamamı olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi beş vakit namazdan, belirsiz olarak bir tanesidir diyenler de vardır. Hanefi âlimlerin çoğunluğuna göre ise orta namaz, ikindi namazıdır.
MESAJ
1. Namazlarımızı tam olarak kılmaya, şartlarını ve rükünlerini eksiksiz olarak yerine getirmeye dikkat etmemiz gerekir.
2. İkindi namazına özellikle hassasiyet göstermeliyiz.
3. Namaz kılarken Allah'ın huzurunda olduğumuzu bilmeli ve namazımıza özen göstermeliyiz.
" Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımız hålde Allah
yolunda savaşmayıp da ne yapacağız?"
dediler.
(Bakara 2/246)
الم تر إلى الملا من بني اسرائل مِنْ بَعْدِ مُوسى ان قالوا النبي لَهُمُ ابعث لنا ملكا لقاتل في سبيل الله قال هَلْ عَسَبْتُمْ إِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ القتال الا تقابلوا قَالُوا وَمَا لَنَا أَلا تقاتل في سبيل الله وقد أخرجنا مِنْ دِيَارِنَا وَأَبْنَاتِنَا فَلَمَّا كُتب عليهم القتال تولوا إِلا قليلًا مِنْهُمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بالظالمين . وقالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللهَ قَدْ بَعَثَ لكم طالوت مَلِكًا قَالُوا إِلَى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ المال قال إن الله اصطفيه عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةٌ في العلم والجسم وَاللهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ * وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنْ أَيَهَ مُلْكُمْ أَنْ يأتيكم التابوت فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَنَقِيَّةٌ مما ترك آل مُوسَى وَآلَ هُرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلَئِكَةُ ان في ذلك لآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ .
Mushaf sayfa no: 39
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/2. sayfa
VATANI SAVUNMAK
BİLGİ
Hz. Müsa'dan sonra İsrailoğulları Filistin'i vatan edinmiş, farklı şehirlerde yaşamaya başlamışlardı. Başlarında bir kral mevcut değildi. Bir defasında düş-man karşısında yenilgiye uğrayan İsrailoğulları o devirdeki peygamberlerine gelerek, arkasında savaşmak için kendilerine bir kral tayin etmesini istediler. Peygamber de onlara, kral tayininden sonra savaşmayacak olurlarsa bunun büyük bir vebali olacağını bildirdi. Onlar ise savaşacaklarına söz verdiler fakat kral tayin edilen Talût'ün emirlerini dinlemede gevşek davrandılar.
MESAJ:
1. Müslümanlar, düşmanlarına karşı savaşa her daim hazırlıklı olmalıdırlar.
(bk. Enfal, 8/60)
2. Vatanı düşmana karşı savunmak müslümanın en temel görevlerindendir.
66 Rabbimiz! Bizi sabırla donat, bize sebat ver ve inkârcı topluluğa karşı bize yardım et! (Bakara, 2/250)
بذلك الرسل
Mushaf sayfa no: 40
Hafizlık sayfa no: 2. cúz/1. sayfa
SAVAŞ MEYDANINDA SEBAT
BİLGİ
İsrailoğuları, kaybettikleri toprakları geri almak üzere Tälût'un komutasında sefere çıktılar. Komutan Tälut, ordusuna "Allah sizi muhakkak bir nehirle imtihan edecek, bir avuç miktarı hariç o nehirden su içmeyin" dedi. Ancak, Tâlut'un ordusunun çoğu o nehirden kana kana içti. Düşmanın başında ise Câlût isimli çok güçlü bir komutan vardı. Düşmana yaklaşınca Tâlut'un ordusunda korku ve gevşeme alametleri ortaya çıktı. Ancak aralarında sayıları az da olsa imanları ve cesaretleri güçlü mücahidler de vardı. Onlar işte bu ayetteki duayı yaptılar. MESAJ:
1. Zaferi sayıca üstün olanlar değil, maddi ve manevî açıdan savaşa hazırlık yapanlar kazanır.
2. Savaşta sabır ve sebat vermesi için Allah'tan yardım istenir.
İnsanlar dünyada bir şeye ihtiyaç duyduklarında ya bunu satın alırlar ya dost-larından karşılıksız temin ederler ya da bir yabancıdan -araya bir dostu veya tanıdığı koyarak elde ederler. Ayete göre, ahiret hayatında bu üç imkândan hiçbiri mevcut değildir. Sadece amel defterlerini ibadet ve infaklarla dolduranlar orada güzel bir karşılık göreceklerdir. Amel defterleri boş olursa dostluk ve aracılarla orada işleri yürütmek, ihtiyaçları gidermek mümkün değildir.
MESAJ:
1. Dünya ahiretin tarlasıdır. Bu bakımdan dünyadaki temel gayret ve çabamız.
ahirette geçerli olan şeylere yönelik olmalıdır. 2. Ahirette geçerli akçe bu dünyada elde edilen iman, sålih amel ve infaktır.
Transkripsiyon İşaretleri Arama Kılavuzu Duyurular TDV İslâm Ansiklopedisi Hakkında Görüntü Ayarları
TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara... MÂRİFET المعرفة Allah ve O’nun sıfatları, fiilleri, isimleri ve tecellileri hakkında mânevî tecrübeyle doğrudan elde edilen bilgi anlamında bir tasavvuf terimi. İlişkili Maddeler ÂRİF Mânevî tecrübeyle mârifet ve hakikat mertebesine ulaşan sûfî. MA‘RİFET-i NEFS Kişinin kendini bilmesi anlamında bir tasavvuf, ahlâk ve felsefe terimi.
Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ Sözlükte masdar olarak “bilmek, tanımak, ikrar etmek”, isim olarak “bilgi” anlamına gelen ma‘rifet (irfân) kelimesi ilimle eş anlamlı gibi kullanılmakla birlikte aralarında bazı farklar vardır. İlim tümel ve genel nitelikteki bilgileri, mârifet tikel, özel ve ayrıntılı bilgileri ifade eder. İlmin karşıtı cehil, mârifetin karşıtı inkârdır. Bu sebeple ilim kelimesi her zaman mârifetin yerini tutamaz.
İlk dönemlerden itibaren sûfîler, sûfî olmayan âlimlerin ulaştıkları bilgilerden farklı ve kendilerine has bir bilgiye sahip olduklarına inanmışlar, bu bilgiyi mârifet, irfan, yakīn gibi yine kendilerine has terimlerle ifade edip bunun için bazan ilim kelimesini de kullanmışlardır. Ancak ilim terimini mârifet anlamında kullandıklarında bunu tasavvufî terminolojiye ait bazı sıfatlarla niteleyerek “ledün ilmi, bâtın ilmi, esrar ilmi, hal ilmi, makam ilmi, fenâ-bekā ilmi, mükâşefe ve müşâhede ilmi” gibi tabirler oluşturmuşlar, bu tabirlerle mârifet dedikleri ilâhî esrar ve hakikatlere, nefsin niteliklerine, varlıkların durumuna ve gayb niteliğindeki bazı hususlara ilişkin bilgiyi kastetmişlerdir. Mârifetin mukaddimesinin ilim, ilimsiz mârifetin muhal, mârifetsiz ilmin vebal olduğuna inanan sûfîler mârifetin ledünnî bir ilim sayıldığı görüşündedir. Onlara göre bu ilimde vehmin tesiri bulunmadığından ismet (mâsumiyet, saflık) vardır; diğer ilimler ise vehmin etkisi altında oldukları için saf ve mâsum değildir.
Sûfîler, sülûk ile ve yaşanarak öğrenilen bu bilgilerin aynı konularda aklî istidlâl ve kıyaslarla yahut belli metinleri okumakla elde edilen bilgilerden daha üstün olduğuna inanırlar. Nitekim Cüneyd-i Bağdâdî, “Mavi gökkubbesinin altında bizim ilmimizden daha şerefli bir ilim olsaydı gider onu öğrenirdim” demiş (Serrâc, s. 239), Ruveym b. Ahmed de ilk farzın mârifet tahsil etmek olduğunu, mârifet sahibinin (ârif) mevlâsının tecellilerini temaşa ettiğini söylemiştir (Kuşeyrî, s. 604). Onlara göre akıl ve naklin alanı dışında kalan hususlarda vasıtasız olarak elde edilen mârifet akıl ve nakil yoluyla elde edilen bilgiden daha değerli ve daha güvenilirdir. Böyle bir bilgiyle Allah’ı tanımaya “mârifetullah” (el-ilm bi’llâh), bu yolla Allah’ı bilen ve tanıyanlara da “ehl-i ma‘rifet, ârif, ârif billâh, ehl-i irfân, âlim billâh” denir.
“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım” (ez-Zâriyât 51/56) meâlindeki âyette geçen “ibadet etsinler” ifadesini sûfîler “beni tanısınlar” şeklinde yorumlamışlardır. Çünkü ibadet ibadet edilenin bilinmesine (mârifet) bağlıdır. Bilinmeyene ibadet edilmez, dolayısıyla mârifetsiz ibadetin bir anlamı yoktur. Sûfîlere göre, “Allah’ın, kalbini İslâm’a açtığı bir kimse rabbinden bir nur üzere değil mi?” (ez-Zümer 39/22); “Ey iman edenler! Eğer takvâ üzerinde olursanız O size bir furkan verir” (el-Enfâl 8/29) meâlindeki âyetlerde geçen “nur” ve “furkan” kelimeleri de mârifete işaret etmektedir. Sûfîlerin kutsî hadis olarak kabul ettikleri, “Ben bir gizli hazine idim, tanınmaya muhabbet ettim ve âlemi tanınmak için yarattım” ifadesi onlara göre âlemin yaratılış gayesinin muhabbet ve mârifetullah olduğunu göstermektedir. Bu sebeple bütün varlıkların fıtratında mârifet arzusu vardır.
Tasavvufî anlamıyla ilk defa mârifetten bahseden Zünnûn el-Mısrî’ye göre esasen Allah’ı tam olarak bilmek ve tanımak mümkün değildir. Bu sebeple Allah’ın zâtı hakkında tefekküre dalmak cehalettir. Mârifetin hakikati de hayretten ibarettir (Câmî, s. 29). Bâyezîd-i Bistâmî de Allah’ın zâtı hakkındaki mârifet iddiasını cehalet olarak nitelemiş ve, “Mârifetin hakikatine dair olan bilgi de hayrettir” demiştir (Sülemî, s. 74). Böylece Allah’ı tanımayı gaye edinen sûfîler en sonunda insanoğlunun O’nu tanımaktan âciz olduğu kanaatine varmışlardır. Ebû Saîd el-A‘râbî, Allah hakkındaki mârifetin insanın bu konuda bilgisizliğini itiraf etmesinden ibaret olduğunu söylemiş, Sehl b. Abdullah et-Tüsterî de, “Mârifet insanın Hak konusunda câhil olduğunu bilmesidir” demiştir (a.g.e., s. 230, 428). Mutasavvıflar Hz. Ebû Bekir’e atfettikleri, “Allah hakkında mârifet sahibi olmanın biricik yolu insanın O’nun hakkında mârifet sahibi olmaktan âciz olduğunu idrak etmesidir” sözünü (Serrâc, s. 57) bu konudaki düşüncelerinin temeli haline getirmişlerdir. Cüneyd-i Bağdâdî bu hususu, “Allah’tan başka Allah’ı tanıyan yoktur” cümlesiyle ifade etmiştir. Mutasavvıflar, “Onlar Allah’ı takdir edemediler” meâlindeki âyeti (el-En‘âm 6/91), “O’nu tam olarak tanıyamadılar” şeklinde anlamışlardır.
Genellikle mârifet dille anlatılan ve öğretilen bir şey olmaktan çok susarak anlaşılan ve öğrenilen bir şeydir. Bundan dolayı Zünnûn el-Mısrî’nin, tasavvuf yoluna girmek isteyenlerin mârifet ehlinin yanında sükût etmelerini ve mârifet iddiasında bulunmamalarını tavsiye ettiği kaydedilmektedir (Sülemî, s. 26). Önemli olan sadece dilin değil nefsin ve zihnin de susması, Hak’tan başkasıyla meşgul olmamasıdır. Sükût tefekkürü temin ettiği ölçüde mârifet tahsil etmenin aracıdır.
Gazzâlî mârifeti, “Allah’ın kulunun kalbine attığı bir nurla kulun daha önce isimlerini bildiği şeyleri açık seçik görmesi” şeklinde tanımlamıştır (İḥyâʾ, I, 26-27). Buna göre mârifet sırf bir lutuf olarak Allah’ın kuluna verdiği bir ışıktır. Hz. Ali’nin, “Allah’ı Allah’la, O’ndan başkasını da O’nun nuru ile tanıdım” sözünün anlamı budur (Hücvîrî, s. 344). Allah kendisini kime tanıtırsa O’nu ancak o tanır (Kelâbâzî, s. 63). Cüneyd-i Bağdâdî tarife (tanıtma) ve taarrufa (tanınma) dayanan iki mârifetten bahseder. Taarruf Allah’ın kendisini, kendisiyle ilişkisi açısından da eşyayı kuluna tanıtması, tarif ise dış dünya (âfâk) ve iç dünya da (enfüs) kudretinin eserlerini ona göstermesidir (Fussılet 41/53). İlki havassın, ikincisi avamın mârifetidir. Taarruf Allah’ın lutfuyla O’nu doğrudan tanıma, tarif dolaylı olarak Hakk’ın kendisini kuluna tanıtmasıdır.
Sûfîlere göre Allah kullarına, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” (el-A‘râf 7/172) şeklinde soru sorarak kendisini onlara ezelde tanıtmıştır. Bu anlamda mârifet ezelîdir. Dünyaya gelen insanlardan bir kısmı bu mârifeti itiraf, bir kısmı inkâr eder. Bundan dolayı Hakk’a dair mârifetin zaruri olduğunu ileri sürenler de olmuştur (Kelâbâzî, s. 65; Hücvîrî, s. 348).
Hak vergisi olan mârifetin artma ve eksilme kabul edip etmeyeceği tartışılmış, genellikle mârifetin açıklık ve kesinlik derecesini ifade eden yakīnin duruma göre artacağı veya eksileceği kabul edilmiştir (Hücvîrî, s. 348). Mârifetin en mükemmel şeklinde rivayet yoluyla bilinen dinî hususların hakikatleri kula zahmetsiz ve külfetsiz olarak gözle görülür gibi açık bir şekilde bildirilir. Bu bilginin elde edilmesinde kulun amelinin ve zâhir ilimlerine sahip olmasının hiçbir tesiri yoktur; doğrudan Hak’tan gelip bunda vehim, akıl ve düşüncenin dahli olmadığından nuru gayet parlaktır. Gazzâlî’nin hakiki mârifet ve yakīni müşâhede dediği, sıddîk ve mukarrebûn denilen yüksek seviyedeki dindarların mârifeti de budur (İḥyâʾ, I, 27; III, 11, 15). Fakat herkesin mârifeti aynı seviyede olmadığından mârifetin çeşitli derecelerinden bahsedilmiştir. Hücvîrî Allah hakkındaki mârifetin biri ilmî, diğeri hâlî olmak üzere iki türünden söz eder. İlmî mârifet her şeyin temelidir. Çünkü cinler ve insanlar sırf Allah’ı tanımak için yaratılmıştır (ez-Zâriyât 51/56). Sûfîler, ilmî mârifet yanında “kulun Allah’a karşı tutum ve duruşunun sağlıklı olması” anlamında ikinci bir mârifetten bahsetmişler, bunun ilmî mârifetten daha faziletli olduğunu, zira sağlıklı bir halin daima sağlıklı bir ilmi gerektirmekle beraber sağlıklı bir ilmin her zaman sağlıklı bir hali içermediğini söylemişlerdir (Keşfü’l-maḥcûb, s. 342; Serrâc, s. 64).
Abdurrahman-ı Câmî’ye göre mârifetin dört mertebesi vardır. Sâlik birinci mertebede baktığı her şeyi Hak’la bağlantılı olarak görür; ikinci mertebede gördüğü her eserin Hakk’ın hangi sıfatıyla ilişkili olduğunu bilir; üçüncü mertebede Hakk’ın sıfatlarla tecelli etmesinin hikmetini kavrar; dördüncü mertebede ilâhî ilmi kendi mârifeti şeklinde algılar. Sâlik Hakk’a ne kadar yaklaşırsa mârifeti o kadar artar (Nefeḥât, s. 5). Sûfîler mârifetin her zaman kerametten daha faziletli olduğunu, abdestin bozulmasıyla kerametin zâil olacağını, bunun için daima abdestli bulunmak gerektiğini, buna karşılık gusle ihtiyaç halinde bile mârifetin âriften ayrılmadığını, çünkü kerametin amel, mârifetin Hakk’ın lutuf ve inâyeti olduğunu söylemişlerdir.
Sûfîlerin, doğrudan Allah tarafından bahşedilen mârifetin nakil ve akıl yoluyla edinilen dinî bilgilerden daha üstün olduğunu söylemeleri bu bilgilerin önemsenmediği şeklinde anlaşılmaya müsaittir. Bunun farkında olan sûfîler mârifetin nakil ve akıl yoluyla elde edilen bilgileri geçersiz kılmadığını ve onların değerini azaltmadığını ifade etmiş, aksine mârifetin sağlıklı ve geçerli olması için Kur’an’a ve hadise aykırı düşmemesini şart koşmuşlardır. Zünnûn el-Mısrî mârifet nurunun takvâ nurunu söndürmemesi, zâhirî ilme aykırı düşen bâtınî bir ilimden söz edilmemesi ve ilâhî lutufların Allah’ın mahremiyet perdelerini yırtmaya sebep olmaması gerektiğini söylemiştir. Ebû Saîd el-Harrâz, zâhirî ve şer‘î hükümlere aykırı düşen bütün bâtınî bilgileri ilke olarak geçersiz saymış, Ebû Süleyman ed-Dârânî mârifetin sağlıklı olduğuna Kur’an ve hadisin şahitlik etmesini şart koşmuş, Cüneyd-i Bağdâdî sadece Kur’an ve Sünnet çerçevesindeki mârifetin geçerli olduğunu vurgulamıştır (Kuşeyrî, s. 86, 107, 129, 608). Buna rağmen İslâm’dan önce mevcut olan gnostisizm (irfâniyye) akımı hıristiyan ilâhiyyâtı için olduğu gibi İslâm için de tehlike oluşturmuştur. Gnostikler gibi, ilâhî sır ve hakikatlerin sülûk ve riyâzet neticesinde hâsıl olan ilhamla bilineceğini, bu yolla elde edilen bilgilerin naslarda verilen bilgilerden üstün olduğunu, hatta irfan sahibi âriflerden ibadet etme yükümlülüğünün düşeceğini savunan görüşlere müslüman toplumlarında da rastlanmıştır. “Sana yakīn gelinceye kadar rabbine ibadet et” meâlindeki âyeti (el-Hicr 15/99) bu yönde yorumlayanlar vardır (Gazzâlî, İḥyâʾ, III, 393). Hücvîrî, “ehl-i ilhâm” ve “ilhâmiyye” dediği bu akımın mensuplarını eleştirerek tasavvuftaki mârifet ve irfanın bu akımla ilgisi bulunmadığını, zira mârifetin hidayetten kaynaklanan şer‘î ve nebevî bir bilgi olduğunu belirtmiştir (Keşfü’l-maḥcûb, s. 347). Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî, Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî ve Gazzâlî gibi sûfîler de söz konusu tehlikeye dikkat çekmişlerdir (ayrıca bk. BİLGİ; İLİM).
Masonları ve gizli örgütleri anlatan yüzlerce edebi eser bulun-maktadır. Bu eserlerin yüzde doksan dokuzu uzun soluklu bir roman niteliği taşımaktadır. Bazıları ise adeta film senaryosu gibidir. Halbuki Mason dünyası ne bir roman, ne de bir film se-naryosudur.
Masonlar bulundukları ülkelerde devlet içinde devlettir. Kendi hiyerarşik yapısı bulunmaktadır. Mason kelimesi, sözlük itiba-riyle; duvarcı ustası anlamına da gelse, bu doğrudur. İlk za-manlarda masonlar duvar ustalarıydı. Yani bir bakıma bugün-kü inşaat işçileri gibi.
Fakat bu sıradan bir inşaat işçiliği değildi. Dünya genelinde, özellikle Avrupa'da göz alıcı ve baş döndürücü muhteşem ve muazzam denilen yapıların da, mimarlarıdır.
Masonluk aynı zamanda Pandora'nın Kutusu'na benzer. Dünya genelinde hangi konuyu, hangi olayı kurcalarsanız kurcalayın altından mutlaka Masonlar ve/veya bunlara bağlı olan alt/üst/yan kuruluşlar çıkar. Ama nokta aynı yerdir.
Bugün metafizik konularla ilgilenen birçok araştırmaçının ifade ettiği Armagedon (kıyamet öncesi savaş) Muharref Tevrat kaynaklı bir komplo teorisi mi? Hakikat payı olabilir mi? Ya da sadece "ya tutarsa" cinsinden bir kehanet mi?
Efsunlu onlarca kaynakta bu konuyla ilgili birçok açıklamaya günümüz teknolojisiyle rahatlıkla erişilebilir. Ancak kolay kolay erişilemeyen, erişilse bile sırrı çözülemeyen bu mevzuları mitoloji havasından arındırmak; işte işin püf noktası burada...
Zihni karışık veya meselenin ağırlığı altında ezilmiş çalışmalardan ari bir anlatım için insanın önce alt yapısının bu işe donanımlı olması gerekiyor.
Beklenen büyük kutsal savaş olarak adlandırılan "Armagedon Savaşı" hakkında şimdiye kadar anlatılmayanları içeren detaylı bir araştırma. Hakan Yılmaz Çebi'nin araştırmacı kişiliği ve güçlü kalemiyle konuya bambaşka bir boyut kazandırdığı bu eseri keyifle okuyacağınızdan eminiz.
nazil olur. Cumle serlerden, daima Yüce Allah'ın hıfzında olur. Dünya ve ahirete dair bütün muradına kolaylıkla nall olur.
Bu salavat-1 şerifeye devam edenlerin, anlatılan nimetlerin cum-lesine nail olmasında ve Yüce Hakka vâsıl olmasında hiç suphe yok. tur.
İmam-ı Sehavi ise, meşayihten naklen şöyle anlattı:
Bu salavat-ı şifeyi bir kere okumak, bin salavat-ı şerife oku mak yerine geçer.
YETMİŞ BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey cümle eşyaya kudret-i kâmilesi ile ve cümleye çeşitli nimetler vermekle ihsanları şamil, acizlikten, kusurdan münezzeh ve müberra olan şanı büyük Allah..
Efendimiz Muhammed'e salât eyle.
Demek olur ki:
- Ulumuz efendimiz Habib-1 Ekrem ve ȧdemoğullarının efendisi Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanına üstün makamına siyadet ve fchametine tam salât eyle. Her şeyi özünde tamamlayan tazim ve tek rim tebcil eyle.
Devam edelim:
O öyle bir zattır ki, kalbini celâlinle doldurdun.
Daha açık şerhli manası şudur: Onun kalbini, heybetin, azamet
ve kibriyanla doldurdun.
Bu mana icabı olarak; Resulüllah S.A. efendimiz, huşu, huduun yüce rütbesine nail olup ibadet ve hizmet edeplerinde gayet güzel ka-im ve amildir.
Bu cümleye şöyle bir mana da verilebilir:
-Sen, onun mübarek kalb yolunu ve påk cesedini uyanık halin de Beyt-1 Makdis'e, oradan da göklere, sidreye, arşa ulaştırdın. Mülk ve melekūta kavusturdun. Kendisine, büyük şanlı ayetlerini gösterip özünü azametinle doldurdun. Nitekim Kelâm-1 Kadiminde bir Ayet-1 kerimede şöyle buyurdun:
O göz ağmadı: aşmadı da.. And olsun; o, Rabbının büyük Ayetlerinden gördü. (53/17-18)
Devam edelim:
Onun gözünü de cemalinle doldurdun.
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana şudur:
Ey Ålemlerin Rabbi, Habib-i Ekrem ve Resul-ü Mükerrem efen-dimizin mübarek başında bulunan gözlerini; cisimden ve cismaniyet ten uzak, şekilsiz niteliksiz olarak cemal müşahedenle doldurdun.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Mirae gecesi, mülk ve melekûtu geçirmek sureti ile:
Sonra, yaklaştı. Derken sarktı. İki yay kadar, yshut daha
Avetinde belirtilen manaya mazhar eyledin Keyfiyetlen miner mh corak cemal müsaledenle seretyap eyledin Vaastasedak la den ve hartlerden minerach olarak kelam nimeline erdirdin Boy we stuflars, lähi sırlarına, türiú lütuf ve kerelerine, vantama ve
Bu manaların daha geniş şekilli manaar: Resulüilsh BA efendi SAHIB UL-MIRAC iami anlatılırken geçti. (Bak Isim 178) Devam edelim
Böylece, müeyyed, ferah, mansur oldu
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Habib-i Kada, Resul-ü Kibriya Hazret-i Muhammed Mustafa BA efendinda, cemal müşahedisine nail olup izzet sahibi Rabtan müna caatında da bulundu. Orada, Emmetine şefaat ricasında bulundu. Bu yoldan, ümmete törlü türlü nimetier Ihsan olunmak sureti ile, af, magriret, rahmetle beraber çeşit çeşit iyilikler Ihsan olundu. Bu mü nacsatta o ümmete haz ve nasip niyaz eyledi. Onun bu niyaz talebin den sonra, sema ehlinin ibadet ve taatlarını içine alan namaz ibadet. fars oldu. Durum böyle olunca, günde beş vakit namaz kılan mümin ler, irset sahibi Rabban münacaatına mazhar kılınır.
Resulüllah B.A. efendimiz, bunun benzeri daha nice ihsarilars nail oldu. Ancak, sırrı saklamak yolunda emir aldığı için, beyan bu
yurmadı. Işbu naillyet içinde Resulüllah S.A. efendimiz, bir gece sabaha er
Hem de ferah olarak...
Cüneyd-i Yümni Rh. kendi hizbinin İçinde:
-Ferah.
Lafandan sonra, MESRUR, lafzını da ekledi.
Resulüllah S.A. efendimizin, bu cümlede geçen:
Müeyyed.
Lafn ile anlatılmak istenen mana şudur:
-Resulüllah B.A. efendimizin Mirac balında verdiği haber Hak tarafından doğrulandı.
RESULULLAH'IN SA. MIRAC DÖNÜŞÜ
Böyle anlatıldı:
Resulüllah & A. efendimiz, miracdan dönüp geldiği zaman, Cebra
l'e şöyle sordu:
Acaba, benim mirac ettiğime kim inanır?.
Bunun üzerine, Cebrail şöyle dedi:
Seni Ebu Bekir Sıddık tasdik eder; çünkü o Sıkıktır
Sabah oldu, Resulüllah B.A. efendimiz, saadet ve icial ile nara
gark olmuş bir halde Harem-1 Serife teşrif eyledi. Oturduğu zaman
"Sona ermeyecek hiçbir iyi durum, yıldızı sönmeyecek hiçbir ünlü yoktur." Anlamında kullandığımız söze, "hangi gün vardır akşam olmadık" deriz. Bu atasözünü, dünyadaki hayatın ve iyi günlerin bir gün son bulacağını, şöhretli kim-selerin de her zaman hatırda kalmayıp unutulup gideceğini belirtmek için kullanırız. Her şeyin geçici olduğu şu dünyada,
"Hangi güzel yüz ki toprak olmadı, Hangi ceylan göz ki yere akmadı?"
Neyse ki her şeyin bu dünyadan ibaret olmadığını bili-yoruz. Eğer öyle olsaydı, geçen iyi günleri hatırladıkça adeta kahrolurduk. Nihayetinde bu dünyanın ve yeryüzündeki ya-şamın da bir sonu vardır.
Peki, yaşadığımız şu hayatın ötesinde ne vardır?
Kesinlikle hesap günü vardır, cennet vardır, cehennem var-dır. Hepsinin de üstünde Allah'ın rızasına ermek veya O'nun gazabıyla karşılaşmak vardır. Biraz olsun o sahneyi, yani hesap
gününü gözumüzün önüne getirmeye çalışalım... İşte o gün, Yüce Allah'ın şu şekilde seslendiği özel kulları olacaktır:
"Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan! Sen O'ndan razı, O da senden hoşnut olarak Rabbi'ne dön. Böylece has kullarımın arasına katıl. Cennetime gir. "14
Bu ne güzel saadettir böyle. Mevla, bize, üzerinden iyi günlerin eksik olmadığı, sevinç ve mutlulukların hiç son bulmadığı cen-net yurduna girmeyi nasip etsin. Ve hiçbirimizin yolunu, Allah'ın rahmetinden mahrum olanların kalacağı ve kötü günlerin ebedi olacağı "Cehennem" çukuruna düşürmesin. İnşallah, "Karşılıklı olarak mücevherlerle işlenmiş tahtlar üstüne oturup..." kurulmuş olan kimselerin yanında yerimizi alırız. 15
Bu sahneden sonra şimdi de dünyadaki hayatımıza dö-nelim ve burada çok varlıklı bir kimse olarak yaşadığımızı varsayalım. Öyle ki yaşantımız dillere destan olsun ve şöhreti-mizi duymayan kalmasın ama kalbimiz de ilahi hakikatlerden habersiz olsun. Sizce ölümle son bulan bu saltanat mı daha değerlidir, yoksa Allah'ın kitabının ve O'nun rahmet elçisinin haber verdiklerine uyup Müslümanca yaşamak ve Müslüman-ca ölmek mi daha kıymetlidir?
Kesinlikle Müslümanca yaşayıp, Müslümanca ölmek daha kıymetlidir değil mi?
Hatta bu öylesine büyük bir kıymet ve nimettir ki sadece bu-nun için bütün ömrümüzü Allah'a secde ederek geçirmiş olsak bile yine de bu nimetin şükrünü eda edemeyiz. "Muhakkak ki Allah (bize) adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cõmert olmayı..." emrediyor;
"...Hayasızlığı, kötülüğü ve zorbalığı..." da yasaklıyor. 16
الله ولى الذين أمنوا يُخرجهم من الطلاب والذين كفروا أولياؤهم الطالوت المرجوان النور إلى الظلمات أولئك أصحاب النار هندي خالدون . ألم تر إلى الذي حاج الترقيم في أن اليه الله الملك الذى قال ابرهيم وان التي يم ويُمِيتُ قال أنا أحي وأميت قال ابرهيم قال بالشمس مِنَ الْمُشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ المغرب في الذي كفر وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمِ الظَّالِمِين . أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشَهَا إلى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللهُ مانه عامان بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتُ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ بور قال بل لبنت مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ إِلى طَعَامِكَ وشرابان لم ينسلة وَانْظُرْ إِلى حِمَارِكَ وَلِتَجْعَلَكَ أيه الناس وَانْظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ تُنشرها ثُمَّ تكسوها لن فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ .
" Allah'ın kendisine verdiği iktidara daya-narak rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya giren kimseyi görmedin mi? Ibrahim "Rab-bim hayat veren ve öldürendir" deyince o, "Hayat veren ve öldüren benim" dedi. Ibra-him "Allah güneşi doğudan getirmektedir, hadi sen de onu batıdan getir" dedi. Bunun üzerine inkârcı ne diyeceğini bilemedi. Allah zalimler topluluğuna rehberlik etmez.99
(Bakara, 2/258)
تو الله
Mushaf sayfa no: 42
Bafızlık sayfa no: 3. cüz/19. sayfa
HZ. İBRAHİM İLE NEMRUD'UN TARTIŞMASI
BİLGİ Servet ve gücünden dolayı şımaran Nemrud, Hz. İbrahim'in imana davetini kabul etmemişti. O, kendisinin de Allah gibi hayat verdiğini ve öldürdüğünü söylüyordu. Bir idam mahkumunu affeden Nemrud, affetmesini "insanı dirilt-mek", suçsuz bir insanı idam ettirmesini de "diriyi öldürmek" sayarak kendisinde tanrılık sıfatlarının ve gücünün bulunduğunu iddia etmişti. Hz. İbrahim ise Nemrud'a, gücü varsa güneşin doğuş ve batış yerlerini değiştirmesini teklif etmiştir. Teklif karşısında çaresiz kalan Nemrud söyleyecek söz bulamamış, böylece onun ilahlık iddiasının da asılsız olduğu ortaya çıkmıştır.
MESAJ:
Islam davetinde sağlam deliller ve doğru yöntemler kullanmak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI
Nemrud: Hz. İbrahim döneminde tevhid inancının karşısındaki kral.
"Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her başağında
yüz tanenin bulunduğu yedi adet başak çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Allah dilediğine katlayarak verir, Allah (zåt ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilmektedir.
(Bakaru, 2/261)
ولا كان الترهيم رب أرفى كيف لي المولى قال أولم الامين قال بلى وتحمل التطبيل قلبي قال فحد أربعة من الطير مصرهَل إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ مرة ثم العمل يَأْتِينَك مَعي وَاعْلَمُ أَنَّ اللهَ عَزِيز كية مثل الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ في سبيل الله كال حلو البنك سبع سنابل في كل سلسلة مادة حية ولة تضاعف لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ الدين تفلون أموالهم في سبيل الله ثُمَّ لَا يُتَّبِعُونَ مَا العلوان ولا الذى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ القولون . قول مَعْرُوفُ وَمَغْفِرًا خَيْرٌ مِن صدقه عها أدى واسه على حَلِيمٌ . يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا لتظلوا صدقاتكم بِالْمَيِّ والأَدى كالذي يُنفِقُ مَالَة ياء الثاني ولا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَمَثَله كمثل سمون عليه لرات فاصابة وابل ماركة صلة ا لا يَقْدِرُونَ على علم منا كسَبُوا وَلهُ لا يَهْدِي الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ .
Mushaf sayfa no 43
Hafizhk sayfa no 1 cuz/18 sayfa
INFAK EDİLEN MALIN BEREKETİ
DİLGİ
Ayette. Allah yolunda harcama (infak) yapanların alacağı karşılık, toprağa ekilen ve bire yedi yüz veren buğday tanesi örneği ile açıklanmıştır. Genellikle iyilik-lerin sevabı bire on olduğu halde "Allah yolunda harcama yapmanın sevabının bire yedi yüz oluşu hem çok önemli bir teşvik unsurudur hem de bu ibadetin diğerlerinden daha zor olduğunu gösterir. Çünkü "Nefisler cimriliğe meyillidir."
MESAJ
1. Allah yolunda harcanan mallar gerçekte tükenmemektedir.
2. Müminler infak ettikleri malların karşılığını hem bu dünyada hem de ahiret
hayatında kat kat fazlasıyla görecektir.
KELİME DAĞARCIĞI
Habbe: Tahıl ve benzeri bitkilerin tane, tohum veya çekirdeği.
kali قالي : )a, uzun okunur) sözle ilgili, sözle yapılan
kalib قلب : kuyu, derinlik
kalib-i kalb قليب قلب : kalbin (ruhun) derinliği
(derinlikleri)
kalkale قلتله : bir harfi vurgulayarak okuma, kendisinden sonra sesli harf gelmeyen belli bir sessiz harfi çiftmiş gibi vurgulu okuma (Arapçada kalkale ile okunan harfler: kaf, ti, ba, cim, dal)
kalkan القان : ateşsiz vurucu silahlardan ko runmak için kullanılan korunma aracı
kalli قاللي : sözlü, dil ile yapılan
kalp قلب : )bk.kalb(
kalp قلب : sahte, taklid
tüylü başlık
kala قالوا : )Ar) dediler, söylediler
kamara قمارا : meclis (avam kamarası: halk
meclisi)
kampı قامچی : kirba, vurmak için ucuna örme deri veya ip bulunan alet
kampıyı teşvikقامچی تشري : teşvik kamçısı, (mec.)harekete geçirici, cesaretlendirici ve
çabayı arttırıcı güç
Kamer قمر : ay, dünyanın uydusu, gökteki Ay
kamer-i İslamiyet قمر اسلامی : Aygibi karan-
lığı aydınlatan İslamlık; karanlığı, bilgisizliği, batıl inançları dağıtan bir ışık kaynağı olan İslam dini
kamer-i marifet قمر معرفت : marifet Ay (mec.) (Kur'an'a dayanan ilim ve iman aydınlığını yayan ışık, kaynak
kamer-i medeniyet قمر مدنیت : gerçek insanlık ve medeniyet(mec.) İslâm medeniyetinin ay-
dınlığı, ışığı,
kamer-i münaydınlatics ay (meck bilgisizlik, batıl inanç ve her turlu haksızlig kaldıran aydınlık kaynağı
Kameri (ye( قمرية : Ay'a ait, Ay ile ilgili
Kamer misal فمر مثال : Ay gibi
Kamervari فمرواری : Ay gibi
kamet 1.boy, boy-bos, endam 2 (mer önem veya üstünlük derecesi, derece, miktar 3.namaza başlama ezanı, iç ezan
kamet-i himmet قامت همت emek ve gayretin büyuklüğü (derecesi)
kamet-i istidad قامت استعداد : imkan ve yetenek derecesi
kamet-i kabiliyet قامت قابلیت : yetenek derecesi
kamet-i kiymet قامت قیمت : kiymet derecesi
kamet-i mahiyet قامت ماهیت : mahiyet (o te mel özellik) bakımından önem ve üstünluk derecesi
kamet-i merdane-i istidad - milliye قامت مردانة استعداد مليه : milletimizin yiğitlik kabiliyetinde ki üstünlük derecesi
kamet-i namiye-i istidad-ı insani قامتنامية استعداد انسانی : insanın imkân ve yeteneğindeki gelişme ve (namiye) ilerleme derecesi
kametçe قامتجه : boyca
kametli قامتلی : uzun boylu
kamis قامش : saz, sulak yerde yetişen, uzun, boğumlu ve içi boş bitki
Kâmil-i mutlak کامل مطلق : sonsuz mükemmel-liklerin sahibi; hiçbir kusur, eksiklik ve nok-
sanlığı bulunmayan zåt (Allah c.c.)
Kâmil-i Zülcelal کامل ذو الجلال : sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi (Zülcelal) ve hiçbir kusur, eksiklik ve noksanlığı bulunmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahibi olan zåt (Allah c.c.)
Kamil-i Zülcemal كامل ذو الجمال : sonsuz gu
zelliklerin sahibi (Zülcemål) ve hiçbir kusur, noksanlık ve eksikliği bulunmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahibi olan zât (Allah c.c.)
kamilane کاملانه : manevi olgunluğa ermiş ve gerçekleri bilen kimseye yaraşır tarzda
milin کامل kamil olanlar, månevi olgunlu-da ermiş ve gerçekleri bilen insanlar
kimilin-iehl-i Suffe (Suffaکاملین اهل صفه peygamberin (a.s.m.) mescidine bitişik Suffa denilen bir çeşit İslam eğitim yurdunda kalan ve Hz. peygamber'in dersleriyle yetişip ma-nevi yüksek olgunluk derecesine ermiş olan sahabeler
amil-üt-tarikat-ül aliyye (ti) ve-l müceddidiye )i) Halid-i zülcenaheynكامل الطريقة عالية والمجددية
خالد ذوالجناحين müceddidliğin ve üstün tarika un (Nakşi tarikatının Halidi kolu'nun) piri, manevi olgunluğa ermiş şeyhi ve hem zahiri dimlere, hem batıni ilimlere (tasavvuf ilimle rine) sahip (zülcenaheyn) olan Hz. Ziayeddin Mevlâna Hälid. (K.S.)
kamilin-i nev-i beşer کاملین نوع بشر : insanlık dünyasının månevi yüksek olgunluk derece-rine erişmiş ve gerçekleri bilen zätlar
kamin(e( کامنه : gizli saklı
kamp 1 : قاب.esir ve sürgünlerin tutulduğu konaklama yeri 2.geçici konaklama yeri
lamtarir قمطربر : somurtkan, asık (yüz(
kamus قاموس : ansiklopedi, geniş açıklamalı büyük sözlük
Kamus-u Okyanus قاموس اوقیانوس : Okyanus Ansiklopedisi mānasındaki büyük bir lopedik sözlük
Kamus-ül Lügat قاموس اللغة : "Ansiklopedik söz-lük" månasındaki büyük bir sözlük
ian ağlamak قان اغلامق : çok büyük üzüntü mak
kana kana قانه قانه : doya, doya
kanaat 1 : قناعت.inanma, inanç 2.inanıp kabul etme 3.görüş, düşünce, tahmin 4.yetinme, sahip olunanla yetinme, fazlasını istememe, var olana razı olma, azla yetinme
kanlı قائلی : kan akmasına ve ölüme sebep olmuş 2.kan bulaşmış 3.kanı akan
duy-kanmak قال : inanmak, ikna olmak, kabul etmek 2.aldanmak, aldanıp inanmak 3.doy-mak, tatmin olmak, yeterince faydalanmak
kansız 1 : فانز.kan akıtmadan, ölüme sebep olmadan 2.kan taşımayan, kanı olmayan
kantar قنطار : )mec.) kantarla tartılacak ka-
dar çok 2.yaklaşık 56 kg'lık ağırlık ölçüsü 3.büyük ağırlıklar tartmada kullanılan tartı aleti, baskül
kantara قنطره : köprü
kanun قانون : tabiatta belli şartlarda belli sebeplerden daima aynı sonucun meydana gelmesi kuralı (Buna "tabiat kanunu" demek yanlıştır. Çünkü tabiat, kanun koyucu değil-dir, kanuna uyucudur. Tabiatta olayların ve varlıkların bağlı olduğu kanun ve düzenin koyucusu, bunların yaratıcısı olan Allah'tır (c.c.). Yaratan, yarattıklarının uyacakları ka-
nunları da koymuştur. Yaratan başka, kanun koyucu başka olamaz. Tabiatta varlıkların davranış biçimleri ve olayların oluş ve geliş me şekilleri, yaradılışlarındaki temel özellik lerinden ileri gelir. Bu temel özellikler, yaratı lışlarında konmuş Allah'ın (c.c.) devamlı olan emirleridir. Her şey, devamlı olan bu emir-lere, bu kanunlara ister istemez uyar. Buna "evamiri tekviniye", "fitri emirler, yani ya ratılış kanunları, yahut "şerita-1 fitriye", yani yaratılış şeriatı, yanı, yaradılıştaki kanunlar duzeni, yahut "adetullah (c.c.)", yani, Al-lah'ın (cc.) tabiattaki varlıklar ve olaylar için devamlı olan emirleri, kanunları da denir. 2. Olayların meydana geliş ve gelişmesinde, veya canlı, cansız maddi, ya da månevi var lıklar arası münasebetlerde, yahut yüce Yara-tıcı'nın yarattıklarına muamelesinde düzen-lilik ve devamlılık gösteren tekrarlanış 3.Bir devlet içinde veya devletler arasında geçerli ve uyulması zorunlu hukuk kuralı 4. Esas, ka ide, prensip, ilke, temel kural, düstur, düzen
kanun-u adalet قانون عدالت : adalette geçerli kanun
kanun-u adalet ve te'dib قانون عدالت و تادیب : adalette geçerli kanun ve ceza
kanun-u adetullah قانون عادت الله : adetullah ka-nunu, kainatta veya tabiatta olayların ve var hkların zorunlu olarak uyduğu Allah'ın (c.c.) devamlı olan emri; Allah (c.c.) tarafından konmuş kanun
kanunu ad قانون عدل : adalet kanunu, tam ve gerçek adaleti yerine getiren kanun; her şeye en uygun ve layık olanını veren, Allah'ın (c.c.) adaletini gösteren kanun
kanun-u askeriye قانون عسکریه : askerlik kanu-nu, askerlikle ilgili kanun (nizam ve kanun-u askeriye: askerlik kanunu ve düzeni)
kanunu azim قانون عظيم : büyük geniş ve ku-
şatıcı kanun
kanunu beka قانون بقاء : )Allah'ın (c.c.( ğu) beka kanunu, ölümsüzleşme kanunu, yok c.) koydu-olmaktan koruma kanunu; kâinattaki bütün varlıkların mânālarını, ruhlarını ve yaptık ları her şeyi yok olmaktan koruyup, âhiret aleminde devamlı kalmak üzere Allah (c.c.) tarafından ebedileştirilmesi kanunu
kanunu belagat قانون بلاغت : belägat kuralı konu ve dinleyicilerin durumuna en uygun tarzda doğru, yerinde güzel ve etkili söz söy-leme kuralı
kanun-ullahi
kanun-u beseriقانون شری insan esen ka nun, insanların koyduğu hukuk kuralı
pay verilmesi kanunu kanun-u cemal قانون جمال : varlıkların yaradı lısında Allah (c.c.) tarafından güzellikten bir
kanun-u cinsiyet-i melek قانون جنت ملك leklerde erkeklik-dişilik seklinde cinsiyet ol. maması ilkesi
kanun-u dehaقانون دهاء nadir insanlarda us tün zekânın varlığı ilkesi
kanun-u edebi قانون ادبی : edebiyatta geçerli
kural
kanun-u emr(i,iye( قانون امربه : )arada sebepler ve vasıtalar olmadan) varlığını doğrudan Al lah'ın (c.c.) emrinden alan kanun
kanun-u esasi (ye( قانون اساسیه : esas kanun, te
mel kanun; anayasa
kanun-u esasi-i Kur'ani قانون اساسی قرانی : )bl
kanun-u esasiye-i Kur'aniye)
kanun-u esasiye-i Kur'anive قانون اساسیه قرآنی Kur'an'daki temel bir kanun (bk. Kur'an; 53: 38)
kanunu fitrat قانون فطرت : fitrat (yaradılış ka nunu, varlıkların yaradılışları gereği hareket, davranış veya değişme yahut gelişmelerinde zorunlu olarak uydukları (Allah'ın c. c de-vamlı emri olan) kanun ve düzen (bk. kanun)
kanun-u fitri (ye( قانون فطری : varlıkların yaradı lışları gereği zorunlu olarak uydukları kanun
(bk. kanun)
kanun-u hafiziyet قانون حفیظ : varlıkların
korunumu kanunu, (Allah (c.c.) tarafından) kâinatta her şeyin yok olmaktan korunması ilkesi, korunum prensibi
kanun-u hakikat قانون حقیقت : doğruluk ve ger-
çeklik ilkesi
kanun-u harici قانون خارجی : dış dünyadaki, yani meli olan kanun yaratılmış varlıklar dünyasındaki düzenin te-
kanunu, hiçbir şeyin boşuna ve gayesiz yara kanunu hikmet قانون حکمت : hikmetli oluş tılmama, her şeyin gayeli, işe yararlı, faydalı, en uygun şekilde, ölçülü ve yerinde yaratılmış olması ilkesi
kanun-u ihata-i ilmi قانون احاطه علمی : Allah'ın kanunu ilahi قانون إلهى : Allah'ın (c.c.) koyduğu (c.c.) sonsuz ilmiyle her şeyi kuşatması, ilkesi
Janunu ilmi 1: قانون علمی.varlığı Allah'ın (c.c.) dmiyle belirlenmiş fakat, maddi varlığa sahip olmayan kanun 2. ilim bakımından geçerli ku val, prensip (ilke)
kanun-u ilm-i muhitقانون علم مح : )Allah'a)-cc.) ait) her seyi kuşatıcı sonsuz ilmin, küçük veya buyuk her şeyi kayıt altına alması pren-sibi ilkesi): (Allah'a (c.c.) ait) her seyi kusati asonsuz ilim düzeni
kanun-u siyaset
kanun-u kader )1( قانون قدرىderkanunu. ezelden her şeyin Allah'ın (c.c.) sonsuz ilmiy-le belirlenmiş olması prensibi (ilkesi); kader
düzeni
kanun-u kaderi ilahi قانون قدر : Allah'ın (cc.) kader kanunu; Allah'ın (c.c.) her şeyi ezelden sonsuz ilmiyle belirlemiş olması prensibi, düsturu (ilkesi): Allah'ın (c.c.) kader düzeni
kanunu kayyumiyet قانون قیومیت : kayyumiyet kanunu, Allah'ın (c.c.) her şeyi her an yok olmaktan kurtarıp ayakta tutması prensibi, esası (ilkesi) düzeni
kanunu kaza قانون قضاء : kaderde ezelden be-lirlenmiş olanın gerçekleşmesi kanunu;yani, Allah'ın (c.c.) sonsuz ilmiyle ezelden belir-lenmiş her şeyin, zaman ve sırası gelince, gerçekleşmesi prensibi (ilkesi); Allah'ın (c.c.) belirlediği kadere bağlı kaza düzeni
kanunu kerem قانون کرم : )Allah (cc.) muhtaç lara cömertçe yardım ve iyilik yapılması düs turu, prensibi (ilkesi)
kanun-u kudsiye قانون قدسيه : kutsal kaide, din de uyulması gereken kural
lanunu külli قانون کلی : genel ve kapsayıcı ka nun
kanun-u letafet قانون لطافت : )ed.) sözlere zarif-lik, incelik ve güzellik kazandıran kural
kanun-u mahsus قانون مخصوص : hususi (özel) kanun, özel kural ve düzen
kanun-u medeni(y( قانون مدنيه : medeni ka-nun, toplum halinde yaşayan insanların bir-birleriyle olan münasebetlerini (ilişkilerini) ve karşılıklı haklarını düzenleyen kanun 2.ça-ğımız Batı medeniyetinde geçerli olan kanun düzeni
kanun-u medeniyet قانون مدنیت : çağımız medeniyetinde geçerli kanun düzeni
kanun-u meşiet (meşiyyet( قانون مشيئت : irade kanunu, insanın kendi iradesiyle iyiyi veya kötüyü yaparak sorumluluğunu yüklenmesi
düsturu, ilkesi
kanun-u mukarrer (e( قانون مقرره : kesin kural, kesin düstur (ilke)
kanun-u mübareze قانون مبارزه mübareze kanu nu, mücadele prensibi (ilkesi).
kanun-u mübin-i Rabbani قانون میں زبانی : Rab bimize ait olan ve dünya ile ahiret hayatının gerçeklerini açıklayan kanun ve kurallar du-zeni(Kur'an)
kanun-u mücerred قانون مجرد gözle görülür sekil ve maddesi olmayan kanun
kanun-u müsabaka قانون مسابقه : )Allah'ın (c.c.( koyduğu) müsabaka (yarışma) kanunu, mad-di veya manevi hayatta gelişme ve ilerleme için gerekli yarışma prensibi
kanunu müsavat قانون مساوات : eşitlik prensibi (ilkesi), insanların hak ve hürriyetler bakı-mından kanun karşısında eşit olması, pren-sibi, ilkesi
kanun-u müstebidane قانون مستبدانه : muste bidlere (ülkeyi baskı ile yönetenlere) yaraşır kanun, baskıcı ve zorba yönetimlere mahsus kanun
kanun-u nuraniyeyi İlahiye قانون نورانية إلهيه Allah'ın(c.c.) nurlu kanunu; gidilecek yol ve izlenecek hareket tarzını gösterip aydınlatan Allah'ın (c.c.) kanunu ve emri
kanunu padişahi قانون پادشاهی : padişahın koy-duğu kanun
kanun-u Rabbani قانون ربانی : her şeyin sahibi-nin Rabb'in koyduğu kanun
kanun-u rahmet قانون رحمت : her şeyde ve Al-lah'ın (c.c.) her işinde bir rahmet bulunması prensibi (ilkesi(
kanun-u Rububiyet قانون ربوبیت: her şeyin, ya-radılışına uygun hareket etmesi, yetişme ve gelişmeye tabi tutulması kanunu; her şeyin Allah'ın (c.c.) terbiyesi altında olması kanunu
kanun-u saltanat قانون سلطنت : sultanlık düstu-ru (ilkesi), güç ve hakimiyetin tek elde olması prensibi (ilkesi)
kanun-u sarahat Kur'aniye قانون صراحت قرآنيه
Kur'an'ın apaçıklık kanunu, emir ve yasakla-Batırında apaçıklık ve kesinlik kuralı (ilkesi(
kanunu semavi قانون سماوی Allah (c.c.) tara-fından konmuş kanun, prensip (ilke(
kanunu siyaset 1 : قانون سیاست.siyaset (poli-tika) hayatında geçerli olan kanun, prensip
2. ülkeyi İyi ve düzgün yönetme prensibi (il kest)
kanunu seri قانون شرعی : seriat kanunu, (Al lah (cc.) tarafindan belirlenmis) tabiattaki varlıkların ve olayların bağlı olduğu kanun düzeni, İslam dininin kanun düzeni
kanun-u şer'iye-l esaslye قانون شرعية اساسيه şeriata uygun anayasa, seriata uygun kanun
kanun-u şeriat قانون شریعت şeriat kanunu, lam dininin emirleri ve yasalları
tara andan) dasyvin herşeyin sebep ve şartlara baglı olarak belirlenmiş olması kanunu(de terminizm prensibi) (ilkesi)
kanun-u tabiiye( 1 : قانون طبيعية. tabiat kanunu (bu deyimin yanlışlığı için Bak. kanun) 2. nor mal kanun, çokça görülen kural, adet, kanun kanunu tahsin ve cemal قانون تحسین و جمال : (Allah'ın (c.c.) işi ve eseri olan) her şeyi güzel leştirme (tahsin) ve her şeye güzellik (cemål) verme düsturu (prensibi, ilkesi)
kanunu teavin قانون تعارد : yardımlaşma ka nunu, kainatta ve dünyada bir çok varlıklar veya varlık türleri arasındaki yardımlaşma ve dayanışma prensibi (ilkesi)
kanun-u tegayyür ve tahavvül قانون تغیر و تحول değişme ve dönüşme kanunu
kanunu tekamül قانون تکامل : gelişme kanunu, prensibi(ilkesi)
kanunu tekamül ve terakki قانون تکامل و ترقی : gelişme(tekamül) ve ilerleme (terakki)kanu-nu
kanunu tenasül قانون تناسل : )canlılarda) üre-me, yavru sahibi olma ve çoğalma kanunu
kanunu teşekkül قانون تشكل : )çekirdek veya döllenmiş hücreden başlayarak) büyüme, ge lişme ve belirli bir şekil alma kanunu
kanun-u teşekkülat قانون تشكلات : )ekirdekten veya döllenmiş tek hücreden başlayarak ergin hale gelinceye kadar olan) büyüme, gelişme ve belirli bir şekil alma kanunu
kanunu tevafuki قانون توافقی : )yaratılmış ve varlıklar dünyasında, canlılar âleminde ve Kur'an'da ve Kur'an'a bağlı bazı eserlerde gö-rülen) tevafukla ilgili kanun; tesadüfle açık-lanmayan ölçu, oran, sayı değeri, diziliş şekli ve yeri gibi belli bir düzene uygun hal alma kanunu, prensibi (bk. tevafuk)
kar kanunu umumi قانون عمومی genel kanun man, yer ve özel durumlara bağlı olmayan, geniş kapsamlı kanun
kanun-u vahdetقانول وح bir ve aym bag (bir ve aynı yaratıcı ve yapıcımın eseri olma layıcı kanun temel özellikce bir olma kanuma kanunu)
temel kanun-u vahdet ve Insicam قانوت وحدت و انسجام yaratılmış varlıklarda birlik(vahdet), tutar Istehk ve uyum (insicam)içinde olus kanuma (prensibi)
kanun-u zalimane قانون ظالمانه: zalime yaraşır kanun, zulüm ve haksızlığa elverişli kanun
kanun-u zişuur قانون في شعور : puur sahibi ka nun, akıl ve düşünceye sahip kanun (ruh) kanun-u zivücud-u harici قانون ذي وجود خارجي
dış dünyadaki gerçek varlıklar gibi(haricijya ratılmış bir varlığa vücuda sahip olan kanun kanun کانون : kış mevsimine ait iki ay (birine( si: kanun-u evvel, aralık ayı, ikincisi kanun u săní, ocak ayı)
kanunen 1 : قانوناً.kanunla ilgili 2. kanuna göre, kanuna uygun 3.kanuna dayanan 4.kanuna
bağlı kanuni (ye( 1 : قانونيه.kanunla ilgili, kanuna ait
kanuni 1 : قانونی.kanun yapıcı, kanun koruyucu
Kanuni قانونی : kanun yapan padişah Sultan Süleyman
kanuniyet قانونیت : kanunluluk, kanunla iş yapma işleri kanuna bağlama(bk, kanunluk(
kanunlaştırma قانونلاشد رمه : kanun haline getir me
kanunluk قانونلك : kanun olma, kanun şeklin
de olma
kanunname 1 : قانون نامه.kanun kitabı 2.anayasa
kanunperest قانون پرست : kanuna bağlı, kanuna saygılı
kanunperestlik قانون پرستلك : kanuna bağlılık, kanuna saygı
kanunsuz قانونز : kanuna aykırı, kanundışı
kanunsuzluk قانون سزلك : kanuna aykırılık, ka-nundışılık
kaplica قالیه : lica, yer altı sıcak su kaynağı ve bu kaynak üzerine yapılan hamam
kaptan قبودان : gemilerin sevk ve idaresinden sorumlu ve yetkili kimse
kezindeki ritm(biyo-elektrik akımı dalgaları) beyinde düşünme mer-karolasaفرع العص sopa darbesi (vuruşu(. (mec.) Hatayı hatırlatmak için işaret vermek ve ikaz etmek
kar 1 : کار.kazanç 2.is
karakakisi akıllıca iş
karasina کار اشنا isten anlar, is bilir
karaagac اغاج sin yaprakları dökülen bir
çeşit orman ağacı
Kara Kazim barabekir)
493
Karabekir (Kazim 1: قره بكر.Dünya Savaşı'nda
Irak ve Doğu Anadolu cephesinde ve kurtuluş savaşında üstün basarılar gösteren Osman--Türk paşası. (İstanbul, mi. 1882-Ankara 1948) Babası Mehmet Emin Paşadır. Askeri ortaokul, askeri lise, harb okulu, harp akede-mesini bitirip kurmay yüzbaşı olarak göreve başladı (1905). Balkanlarda çetelere karşı sa-vaştı 31 Mart olayında, olayı bastırmak için Selanik'ten İstanbul'a gelen Hareket Ordu-sunda tümen kurbay başkanı olarak görev aldı. 1910 Arnavutluk ayaklanmasını bastırdı. Balkan savaşında ve Edirne'nin savunmasın-da önemli başarılar gösterdi. I. Dünya Sava-şı'nda Çanakkale cephesinde 14. tümen içinde savaşa katıldı. Çanakkale'de Fransızlara karşı üç ay boyunca savunmasını yaptı ve kazan-dığı başarı üzerine albaylığa terfi etti (1915). Daha sonra doğu cephesinde görev aldı. Irak-ta İngilizlere, doğuda Ermeni ve Ruslara karşı savaştı. 1918 yılında Erzincan ve Erzurum'u Ruslardan geri aldı. Sarıkamış, Kars, Gümrü ve Karaköse'yi ele geçirdi. Bu başarılarından ötürü mirlivalığa (tuğgeneral) terfi etti. Er-menistan ve İran Azerbaycan'nı, işgal ederek Azerbaycan'daki İngiliz kuvvetlerini oradan çıkardı. Anadolu'nun işgaline karşı Erzurum Müdafaa-yı Hukuk Kongresini topladı. Mus-tafa Kemal'i kongreye davet etti. Bu sırada şark cephesi komutanı ve Edirne milletveki-li idi. İstiklâl savaşında batı cephesine des-tek sağlamak üzere önemli miktarda silah, cephane ve askeri malzeme gönderdi. Savaş bitince 1.Ordu müfettişi oldu. Cumhuriyet kurulduktan sonra İstanbul milletvekili ola-rak arkadaşlarıyla beraber ilk muhalefet par-tisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırka-sı'nı (partisini) kurdu ve parti başkanı seçildi (1924). Şeyh Said isyanı bahanesiyle bu parti hükümetçe kapatıldı. (1925). Partinin ömrü
yedi ay bile sürmedi. Kazım Karabekir Paşa 1938-1946 yılları arasında mecliste Istanbul milletvekili olarak görev yaptı. 1946 yılında meclis başkanı seçildi ve 1948'de bu görev-de iken öldü. Askerlik ve harp tarihi ile ilgili çeşitli eserleri vardır. Bunlardan başlıcaları: İstiklal Harbimizin Esasları (1933); Cihan Harbine Neden Girdik, Nasıl girdik, Nasıl İdare Ettik (1937); İstiklâl Harbimiz (1960).
Karafi قرافی : Sihabüddin Ahmed el-Karafi( Maliki Mezhebi'nin büyük âlimlerindendir. (ölümü mi. 1285)
karain قرائن : karineler, ip uçları, belirtiler, iz-ler, işaretler
karakter 1 : فراکثر.ahlaki ve mânevi üstün özellik 2.insanın düşünce, duygu, hal ve hare-
ket tarzındaki ayırıcı temel özellikler
Karani قرانی : )Üveys-el Karani) Hz. Peygam-
ber (a.s.m.) zamanında yaşamış Yemenli bir ermiş kişi. Hz. Peygamber'i (a.s.m.) görüp O'nun sohbetinde bulunamadığı için "sahabi" olamamış, tabiînden sayılmıştır. (bk. Tabiin) Üveys-el karanî Hz. Peygamber'i (a.s.m.) görmeden O'na içtenlikle inanmış ve aşk de-recesinde bir sevgiyle O'na bağlanmıştı. Ha-yatında O'nu hep özler ve O'nu hep görmek isterdi. Fakat yanında yaşlı bir annesi vardı ve ona bakmak zorundaydı. Kendisinden başka annesine bakacak kimseleri de yoktu. Anne-sini bırakıp Medine'ye gidemezdi. Bir gün an-nesi ona Hz. Peygamber'le (a.s.m.) görüşmek üzere Medine'ye gitmesine izin vermiş. Bir de şart koşmuş. Medine'ye gidecek başka bir yere uğramayacak, Hz. Peygamber'le (a.s.m.) görüşmek üzere doğru mübarek evine uğra-yacak ve beklemeden geri dönecekti. Üveys bu şartla yola çıkar, Medine'ye varır. Hz. Peygamber'in(a.s.m.) evini sorup evi bulur. Kapıyı açana geliş sebebini söyler. Hz. Pey-gamber'in (a.s.m.) evde olmadığını öğrenir. Annesine verdiği söz üzere Hz. Peygamber'in (a.s.m.) eve dönmesini beklemez. Ve o kadar çok sevdiği ve görüşmeyi o kadar çok istediği
494 ve yapraktaki yeşil madde (klorofil) yardımı ile ve güneş ışığının enerjisinden (gucünden) (c.c.) koyduğu yaratılıs kanununa uyarak ve faydalanarak, kökleriyle aldığı su ile (Allah in "bismillah" diyerek) besin maddelerini yapar, depo eder. (Ve Allah's (c.c.) tanıyanlara bis bunları meyve, yumru gibi oluşumlarında millah" devip ikram eder. Insan da "bismillah" deyip alır ve elhamdülillah deyip şükreder)
halde O'nu göremeden memleketine döner Durumu öğrenen Hz. Peygamber (as.m.) hurkasını hediye olarak ona verilmek üzere Üveys'den övgü ile söz eder. Rivayete göre bir sonra hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) zamanlarında Üveys Medine'ye gelmiş ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) hediyesi ona verilmiştir. Medine'de Hz. Peygamber'in (as.m.) övgüsü ayırır. Hz. Peygamber'in (as.m.) ölümünden (r.a.) halifeliği zamanında Suriye Valisi Hz. gelen Siffin Savaşında Hz. Ali'nin ordusuna katılır. Bu Savaşta şehit düşer. (r.a.) (hic 37; mi 657)
Üveys-el Karanî'nin bazı dua kitaplarında yer alan münacaatı ünlüdür. Bu münacaat son derece içten, sade, özlü, düşündürücü ve do-kunaklıdır
karargah 1 : فرارگاه.konaklama yeri, kalınacak yer 2.merkez 3.askerlikte komuta merkezi
kararname قرارنامه : mahkemece yazılan ka-rar yazısı 2 alınan kararı belirten resmi yazı
kararsız 1 : قرارسز.değişken, olduğu gibi kal-mayan 2.karar veremeyen, tereddütlü, şüphe içinde
kararsızlık 1 : قرارسزلك.değişkenlik, olduğu gibi kalmama 2.karar verememe, tereddütte kal-ma, şuphe içinde olma
Karasi فراشی : Pakistan'ın en büyük şehirle rinden biri, aynı zamanda en büyük liman şehri. Karaşi, Pakistan'ın kuruluş tarihi olan 1947 yılından 1960 yılına kadar başkentti. Bu tarihte İslamabad Pakistan'ın yeni başkenti olmuştur
karavana قاراوانه : askerler için yemek dağıtma kabı
karbon قربون : )kim) kömür elementi (unsuru(, kömür atomu, atom numarası 6, atom ağırlı ğı 12, işareti (sembolü, remzi) C dir. Karbon, hidrojenle (H) birlikte besin maddelerinin te-melini oluşturur. Solunumda alınan oksijen le karbon, beden hücreleri içinde birleşince enerji açığa çıkar ve canlılar bu enerjiyi kul-lanarak hareket eder. Bu iki maddenin birleş-mesi sonucu meydana gelen karbondioksit gazı, (CO2), solunum yolu ile atılır. İnsan ve hayvanlar, bunu solunum yolu ile dışarı atar. Bitkiler ise, yapraklarında bulunan küçücük gözenekleri yardımıyle gece, bu gazın fazlası-nı atar, gündüz aynı yolla tekrar havadan alır
karamızrak, uzun saplı, sivri demir sırık
kärgir کاربرş veya tuğladan yapılmış (bina)
karn 1 : قاری.hanım eş 2.kadın 3.evli kadın
kanlaşma قاری لاشمه : kadınlaşma, kadın gibi davranma, kadına benzeme
kari okuyucu
karib قريب : yakın
karib-i müstakim قريب مستقيم : doğruya götu
ren en yakın yol
kariben قريباً : yakında, yakın zamanda
kariha 1 : فريحه.düşünme gücü ve yeteneği
2.zeká, akıl
kariha-i fitriye قريحة فطريه : doğuştan gelen dü şünme gücü ve yeteneği
kariha-i ulviye قريحة علويه : yüksek dusunme
gücü ve yeteneği
karin قارئين: okuyucular
karin 1 : قرن.yakın 2.eren, erişen, ulaşan bir-
şeyi elde eden
karin-i icabet قرین اجابت Allahinc.c.) kabulü
ne ermiş
karine ipucu, işaret, iz, belirti, emare
karine-i hal قرينة حال : var olan durumun işareti
olan manå
karine-i latife قرينة لطيفه : hos ve güzel işaret ve
ipucu
karine-i mânia قرينة مانعه : bk. karine-i mecaz(
karine-i mecaz قرینه مجاز : sözün mecaz olarak
kullanıldığına ve gerçek mānāda alınmasına engel bulunduğuna dair işaret. Buna "kari-ne-i mânia" da denir
cortalama insan ömrü (Ortaçağda ortalama amür süresi altmış yıl) 5.(mec.) (belli asırlar 1 فرد asır, yüzyıl 2 devir, çağ 3.zaman da veya çağda yaşayan) toplum
lam- evvel ve sani ve sålls 3 قرن اول و ثانی و ثالث Hiert birinci ve ikinci ve üçüncü yüzyıl
Bartal فرط büyük ve çok güçlü yırtıcı kuş
tarul as فرع العصى: doktorun hastanın be denine vurup muayene etmesi; (mec) hatayı hatırlatmak için ikaz etmek
Karun قروت peygamber Hz. Musa (a.s.) za-manında yaşamış, zenginliği ile kendini be genmiş, dünyanın en zengin adamı olduğu halde zekâtını vermemiş ve Hz. Musa'nın (as) duasından sonra mali ile birlikte yere hatmıştır. Allah'ın (c.c.) verdiği yetenek ve banginliği kendisinden zannederek Allah'a (cc) karşı nankörlük etmiş ve bu özelliği ile anılır olmuştur (bk. Kur'an, 28: 76, 77, 78, 79,
80, 81, 82, 83)
karye فريه : yerleşim yeri, köy
karye-i irfan قرية عرفان : din ve iman ilimleri yu-
vası olan köy
art :bor, dünç
barz hasen قرض حسن : Allah (cc) rızası için ve faizsiz olarak verilen borç
kasaba: küçük şehir
kasaid: kasideler, şiirler
kasaid-i vataniye قصائد وطنيه : vatan siirleri
asas قصص : kisaslar, hikâyeler; haber olarak anlatılan ibret verici olaylar
kasatura اساتوره : askerlerin bel kayışına ta-karak taşıdıkları ve gerektiğinde tüfek ucuna takarak süngü olarak kullandıkları düz ve iki tarafı kesici, uzun, bıçağa bezeyen yakın dö-
tasa vermez, güçlük çıkartmaz kasavetsiz 1.yumuşak 2. sıkıntı ve
a istek, niyet, plån, hedef, gaye ve .gayeli, planlı ve karalı istek 4.kötu niyet karar 2.gayelilik ve kararlılık, gayeli kararlılık
kasd- cedid قصد جديد : yeni niyet, başka istek
kasd hususi قصد خصوصی
: özel plan ve gaye
kasd ilahi قصد إلهي : Allah'ın (cc) gözettiği gaye, plån ve karar. (irade ve ihtiyar ve kasd-1 Ilahi: Allah'ın (c.c.) sonsuz iradesi, imkan ve ihtimallerden dilediğni seçip gerçekleştirme irade ve hürriyeti(ihtiyar) ve istek, plan ve karar(kast)
kasd-1 mahsusa قصد مخصوصه : ozel plan ve ni yet
kasd - Rabbani قصد ربانی : her şeyin sahibi ye tiştiricisi ve terbiye edicisinin (Allah'ın c. c.)
gözettiği gaye ve karar
kasd-tahsis قصد تخصيص : özel sekilde gözeti-
len gaye, karar ve istek
kasd- tezyin قصد تربين : susleme gaye ve isteği
kasdedilmek قصد ايدلمك : istenmek, niyet edil-
mek, hedef alınmak, hedef edinilmek, plånla-nıp kararlaştırılmak
K
kasden 1 : قصدا.plânlı, gayeli ve kararlı olarak 2.gaye gözeterek, gaye edinerek 3.bilip isteye-rek, tasarlayarak
kasdi 1 : قصدى.planlı, gayeli ve kararlı 2.şuur-lu(bilinçli) ve istekli, bilerek ve isteyerek
kasdetmek (kastetmek قصد ابتمك : istemek,
niyet etmek, gaye edinmek, hedef almak, he-def edinmek, plånlayıp kararlaştırmak
kasd u azmetmek قصد عزم ايتمك : kastetmek ve azmetmek, niyet etmek ve kesinlikle yapma-ya karar vermek
kasd u hikmet قصد و حکمت : kasd ve hikmet istek ve gözetilen gaye ve fayda
kasd ve hikmet قصد و حکمت : istek ve gözetilen gaye ve fayda
kasetas çanak; içine sıvı madde ko-nup içilen çukur kap 2.çanağa benzer çukur-luk
kaselis کاسه ليس : dalkavuk, yaltakçı, çanak ya-
layıcı
kasem قسم : yemin, and
kasem-i câmi-i muazzam (a( قسم جامع معظمه : bir çok mânâları kendinde toplayan(câmi) büyük yemin
1890- Sen sıhhattayken, mala kıyamazken, fakirlikten korkarken ve yaşamayı umarken tasadduk et. Can hulkuma (bo-da) falana şunu veriyorum, şu da falanın olsun deme. Zaten o ğaza) gelinceye kadar tehir etme. (Can boğaza gelip dayandığın zaman o falanın olmuştur bile.
1891- Ben Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib b.
Haşim b. Abdi Menaf b. Kusayy b. Mürre b. Ka'b b. Lüey b. Galib b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kenane b. Huzeyme b. Müdrike b. ilyas b. Mudarr b. Nizar'ım. İnsanlar iki fırkaya ayrılmışlarsa mutlaka Allah beni onların hayırlısı olanından kılmıştır. Ebevey-nimden çıkıp dünyaya geldim. Cahiliyet zamanının kötü şeyinden bana hiç bir şey isabet etmedi. Adem Aleyhisselam'dan anne ve babama gelinceye kadar neslimde hiç karışıklık yoktur. Binaena-leyh ben bir nikah mahsulüyüm, sifah (fuhuş, zina) mahsulü deği-lim. Ben nesep ve ecdat itibarı ile en hayırlınızım.
1892. Ben peygamberlerin kaidiyim (öncüsüyüm). Övün-me yok. Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Övünme yok. Ben ilk sefaat eden ve kendisine ilk şefaat payesi verilen bir peygam-berim, (bütün bunlara rağmen) övünme yok.
۱۸۹۳ - أَنَا سَابِقُ الْعَرَبِ إِلَى الْجَنَّةِ وَسَلْمَانُ سَابِقُ فَارِسِ إِلَى الْجَنَّةِ وصهيب سَابِقُ الرُّومِ إِلَى الْجَنَّةِ وَبِلال سَابِقُ الحبشة إلى الجنة" (طب وابن أبي حاتم في العلل
و ابن عساكر ض عن ابي امامة
1893- Arapların içinde ilk cennete gidecek benim. Farisi-lerin içinde ilk cennete gidecek Selman'dır. Rumların içinde (müs-lüman olmuş rumlardan) ilk cennete gidecek Suheyb'dır. Habeşli-ler arasında ilk cennete gidecek Bilal'dir.
ابو الحسن الجوهري في اماليه وابن عساكر عن على قال قلت يا رسول الله من أول من يدعى إلى الحساب يوم القيمة قال فذكره) 1894- Ben kıyamet günü Allah'ın huzurunda Allah'ın di-
lediği zamana kadar duracağım. Sonra şefaat etmek üzere hu-zurdan ayrılacağım. Sonra Ebu Bekir duracak (benim iki kere durduğum gibi), sonra bağışlanmış bir halde huzurdan ayrılacak. Sonra Ömer (Ebu Bekr'in iki kere durduğu gibi) duracak, huzur-dan bağışlanmış bir halde ayrılacak. "Osman da duracak mı?" diye soruldu. Şu cevabı verdiler: "Osman da. Çünkü o haya sa-hibi bir kişidir. Rabbim Azze ve Celle'den onu hesapta fazla bek-letmemesini niyaz ettim, kabul buyurup bana ona şefaat etme hakkını verdi.
1G
١٨٩٥ - أَنَا وَأَصْحَابِي خَيْرٌ وَالنَّاسُ خَيْرٌ لا هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ ونية ش ط حم طب ك ق فى الدلائل عن ابي سعيد ورافع بن خديج وزيد بن ثابت)
Hazret-i Aişe-1 Sıddıka r.a. bu haberi şöyle anlattı:
Daha önce iman edenlerden bazı kimseler, bu Mirac haberini işittikleri zaman, inkâr edip mürted oldular.
Müşriklerden bazıları da, Hazret-i Ebu Bekir'e r.a. gidip bu ha-beri söyledikleri zaman, Ebu Bekir r.a. sordu:
Bunu söyledi mi?.
Evet söyledi.
Dedikleri zaman, Ebu Bekir r.a. şöyle dedi:
Eğer söylediyse.. gidip geldiğine dair haberi gerçektir. Bu ha-berinde doğrudur.
Tekrar şöyle dediler:
Sen, bu gibi sözleri ile onu tasdik eder misin?.
Ebu Bekir r.a. cevap veril:
rim. Bundan daha uzağa vardım geldim, dese onu dahi tasdik ede-
İşte, o günden itibaren, Hazret-i Ebu Bekir'e SIDDİK, lakabı verildi.
Orada hazır olan müşrikler, Resulüllah S.A. efendimize şöyle de-
diler:
Eğer Beyt-i Makdis'e gittiysen, biz onun vasfını biliriz. Onun şeklinden sorduklarımıza dair doğru haber verebilir misin?. İçimizde, defalarca, oraya gidip gelenimiz var. Eğer vakıaya uygun haber verir-sen, oraya gittiğinin gerçek olduğu haberi bundan bilinir.
Bundan sonra, Beyt-i Makdis'in bazı vasıflarından sormaya baş-ladılar.
Bu anda, mutlak güçlü şanlı Allah, Beyt-i Makdis'i Resulüllah S.A. efendimizin önüne aşikâre izhar eyledi. Her neden sordularsa, Resulüllah S.A. efendimiz, onun şeklini, rengini anlattı. Resulüllah S.A. efendimizin yaptığı bu vasfı işitenler:
Vallahi, anlattığı bu vasıfların cümlesi doğrudur. Oraya gidip gelmeyenler böyle anlatamaz.
Sonra, şöyle dediler: ver. Oraya gidip geldiğin bize yetmez. Bize karvanlarımızdan haber
Resulüllah S.A. efendimiz, bunu da şöyle anlattı:
Falan kabilenin kervanına Revha, denilen yerde rasladım. Bir deve kaybetmişlerdi; onu arıyorlardı. Ben susamıştım. Bir bardak do-lusu su duruyordu; onu alıp içtim. Yine o bardağı yerine koydum. On-lar geldikleri zaman, sorun, bardaklarında su buldular mı?.
Sonunda o kervan geldi. Durumu, Resulüllah S.A. efendimizin bu-yurduğu gibi sordular. Onlar da bu haberi doğrulayıp şöyle dediler:
775. Yurttaşların güvenini bozuk işler yüzünden yitirirseniz, onların saygısını ve itibarını artık hiç kazanamazsınız. Bütün insanları kimi zaman aldatabileceğiniz doğrudur, bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman aldatamazsınız. (Aslında ABD Cumhubaşkanı Abraham Lincoln'in (1809-1865) bir sözüdür, ama atasözü gibi kullanılır.)
776. Yutabileceğinden büyük lokma koparma.
777. Yükü ağır vicdanın cellada gereksinimi yoktur.
778. Yürekli biri olarak ölmek, korkak biri olarak ölmekten daha iyidir.
779. Yürürken sakız çiğnenemez.
780. Zaman affetmez.
781. Zaman en iyi hekimdir.
782. Zaman en iyi ilaçtır.
783. Zaman en iyi öğretmendir.
784. Zaman paradır. (Vakit nakittir.)
785. Zor iş vardır, ama imkânsız yoktur.
786. Zorla değil, ancak sabırla elde edebilirsiniz.
787. Zorluk seni zorlayana dek, sen zorluğu zorla.
ARAP ATASÖZLERİ
GENEL ARAP ATASÖZLERİ
788. Acele şeytandandır, teenni ise Tanrı'dan. (El-aceletű mineş-şeytan, et-teenni miner-Rahman.)
789. Acı gerçek, sevinç veren yalandan daha iyidir.
425. Açlıktan ölen pek az insan vardır, oburluktan yüz bin.
426. Ağzını açtı, ayağını içine soktu. (Gaf yaptı, anlamına.)
427. Akan su, kir tutmaz.
428. Akarsular tersine dönmez.
429. Akıllı bir aptal, zırvalarını bir bilgisizden daha iyi yazarsa da yazdıkları gene de zırvadır.
430. Akıllı bir avcı, aslanın yavrularına dokunursa, başına neler geleceğini bilir.
431. Akıllı kimdir? herkesten öğrenen. Güçlü kimdir? hırslarını yenen. Varlıklı kimdir? durumundan memnun olan, o kimdir, öyleyse? hiç kimse.
432. Akılsız para kazanabilir, ama parayı yerinde harcamak için akıllı olmak gerek.
433. Alman kadınları kalbiyle, Fransız kadınları aklıyla, İtalyan kadınları bedeniyle. Ispanyol kadınları beden ve kalbiyle, Rus kadınları yalnızca eğlence için severler.
434. Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla sınanır.
435. Altının rengi sarıdır.
436. Altmış beş bin dolarlık soru. (Çok güzel bir soru. Bu deyim, Amerikan televizyonlarından birinde yapılan yarışma izlencesinde ödülün katlanarak 65.000 dolara değin yükseldiği bir olaydan kaynaklanıyor.)
437. Aptala öğüt vermek, ölüye ilaç vermek gibidir.
438. Arabanın en kötü tekerleği, en çok ses çıkarır.
449. Arı olan yerde, bal da bulunur.
440. Arkadaş bulan, hazine bulur. (Who finds e friend, finds a treasure.)
441. Arkadaşın şeytansa, cehenneme alışmalısın.
442. Arkadaşlık öyle sağlam bir bağdır, ki paraya gereksinim duyulduğunda kendisine başvurulmasa, tüm bir yaşam boyu sürüp giderdi.
443. Asla yiyemeyeceğin lokmayı koparma!
444. Aşk, asla sürekli olmaz.
445. Aşk gizli olmaktan çıktığı an, zevk olmaktan da çıkar.
297. Ölüme çare bulunmaz. (Wider den Told ist kein kraut gewachsen: Olume bulunmaz.)
298. Önce para, sonra hak.
299. Önden gelen, yemeği yer. (Sona kalan, dona kalır.)
300. Önlemek, sonradan sonuçları tedavi etmekten hayırlıdır.
301. Övünmek pis kokar, dostun övgüsü aksar, yabancının övgüsü çınlar.
302. Özgür düşünen, iyi düşünür.
303. Özgürlük için yetiştirilmeyen kimse, özgür olmaz.
304. Para her şeyin ustasıdır; "hayır"ı "evet" yapabilir.
305. Para insanı varlıklı yapmaz, insanın gönlü de varlıklı olmalı.
306. Para, kral gibi dünyayı yönetir.
307. Para kraliçedir, erdem ile sanat onun bulaşık yıkayıcısıdır.
308. Para ne iyidir, ne de kötü; bu iş, onu kullanana bağlıdır.
309. Para sessizdir, ama eğriyi doğru yapar.
310. Para susmaz.
311. Para ve tatlı dil ile insan her şeye kavuşur.
312. Param olsa da bir, olmasa da.
313. Paran varsa, değerin de var; paran yoksa, bir işe yaramazsın.
314. Paranın önünde bütün yollar açıktır.
315. Parayı değil, erdemi sevmek asıl soyluluktur.
316. Parayla bütün kaleler zaptedilir.
317. Paylaşılan bir sevinç iki kat olur, paylaşılan bir acı yarıya iner.
318. Pişmişi ye, duruyu iç, gerçeği söyle.
319. Politikacı, ayı kürkü gibi esnek olmalı!
320. Rüzgâr eken, fırtına biçer.
321. Sabahın ağzında altın vardır. (Morgenstunde hat Gold im Munde.)
322. Sağlıklı bir köylü olmak, hasta bir imparator olmaktan iyidir.
323. Sanat, tüm iyiliklerin kaynağıdır.
324. Sanatın acı bir kökü, tatlı bir meyvesi vardır.
325. Savaş, barışın sağladığını yıkıp yok eder.
326. Savaş ile piyangoda kimin kazanacağı belli olmaz.
327. Savaş, politikanın başka biçimde bir devamıdır. (Prusyalı savaş kuramcısı General Karl von Clausewitz'in (1780-1831) "Savaş üstüne" adlı yapıtında geçer.)
Türk Dil Kurumunun çıkardığı "Türkçe Sözlük", atasözünü şöyle tanımlar "Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak kısaca söylenmiş ve halka mal olmuş одиш, darbimesel" (genişletilmiş 7. basım, 1983.1/82).
Buna göre, her ulusun kendi atasözleri bulunduğu gibi, uluslararası atasözleri de vardır. Gerçi atasözleri, insanoğlunun en eski sözleri arasında yer alır, ama çağımızda üretilen atasözleri de bulunur.
Atasözleri olmayan diller, pek azdır. Kültür düzeyinin, okuma-yazma oranının bununla ilgili olmadığı sanılmaktadır. Svahili gibi Doğu Afrika'nın kara derili insan larının dilinde pek çok atasözü varken, Moğol ırkından geldiği söylenen Kuzey Amerika'daki Kızılıderililerin dilinde pek az atasözü bulunur.
Eskiden, Arapça mesel sözcüğü, örnek, ibret alınacak söz, atasözü anlamında kul lanılırdı. Yazılı belgelere göre, ilk "mesel"leri ortaya koyanlar, daha çok, peygam berlerdir. Sümer, Iran, Anadolu, Fenike, Mısır, Roma, Hint, Yunan ve İbrani dil lerinde, Tanrı buyrukları birer "mesel" biçiminde bildirilirdi. "Tevrai "ta yer alan Hz. Süleyman'ın "meseller"i, "Incil"dekı Hz. İsa'nın atasözleri, "Kuran" dışında kalan Hz. Muhammed'in "hadisler"i bu türdendir. (Kitabımızda bunlardan da örnekler ve rilmiştir.)
Mesellerin çoğunun dinsel bir anlam taşıması, halkın mesel niteliği kazanan din-sel özdeyişleri kolayca benimseyip ezberlemesinden ileri geliyordu.
Eski Yunanlılar, atasözlerini, çoğunlukla Yedi Bilge'ye mal ederler, bunları tapınaklarının alınlıklarına yazarlardı.
Bugün, daha çok atasözü anlamında kullanılan mesel bundan önce, bir konuda herkesin örnek olarak benimsemesi gereken özdeyiş karşılığında kullanılırdı.
Divan ozanlarından birçoğu, mesellere geniş yer verdi. Eskiden (fil-mesel) ya da yalnızca (mesel) biçiminde kullanılan mesel sözcüğü yerine, daha sonraları "mesel söylemek" anlamında darb-i mesel sözü kullanılmaya başlandı. Mesel, genellikle
(darb-i mesel) ya da çoğul olarak (durub-i emsal) sözleriyle birlikte, "atasözü anlamında kullanıldı.
Araplar, budalalar için "ahali ül-hacer" (taş halkı), eli açıklar için "el-Hatim (eli açıklığıyla tanınan Hatemi Tay adından dolayı) deyimini kullanırlar.
Meseller, manzum ya da düzyazı olabilir. İran, Arap, Türk yazınlarında meselleri şiirine konu edinen ozanlar olduğu gibi, bunları derleyip manzum biçime sokanlar da vardır. Ozanların bir takım atasözlerini (mesel) adıyla şiire geçirmeleri, kimi yazarların mesellerle atasözlerini aynı adla toplamaları sonucunda, meselle atasözü birbirine karıştı. Aşağı-yukarı tüm meseller, birer atasözü olarak nitelendi. Bu yüz den, mesel havası taşıyan dizeler, beyitler atasözleri arasına girdi.
Mısır, Akad, Çin, Sanskrit (Hint), Yunan, Latin vb. gibi en eski ulusların yapıt-larında atasözlerine de rastlanır. İbraniler "Kutsal kitab"a bir (Meseller kitabı) ile katkıda bulunmuştur.
Atasözlerinin en önemli niteliğı, yaşamdan alınan deneyleri özlü bir biçimde söylemesi, halk felsefesini özdeyiş olarak belirtmesidir. İbrahim Şinasi, "Durub-i emsal-i Osmaniye" (1863) adlı yapıtında, Osmanlı-Türk atasözlerinin niteliğini şöyle özetler (sadeleştirilerek): "Atasözleri, ki halk hikmeti, halk felsefesidir, dilinden çıktığı ulusun nasıl düşündüğünü, yani düşüncelerinin niteliğini anlatırlar. Osmanlı atasözlerinin ise, hepsi anlamlıdır."
Her ulusun halk felsefesinin büyük bir bölümü, töre ve gelenekleriyle, o ulusun dilinin kendine özgü anlatım biçimiyle, atasözlerine girmiştir. Türk atasözleri, dünyanın en eski atasözleri arasında sayılır. Ancak, bunu her zaman belgelerle ispat-lamak olanaksızdır; çünkü, Türkçe'nin en eski yazılı kaynağı Orhun mezar yazıtları (anıtları), ancak VIII. yyın ilk yarısına aittir (730 yılları). Bunların metinlerinde atasözlerine de rastalnır. (Kitabımızda Göktürk atasözleri arasında bunlara da yer ve-rilmiştir.)
Ayrıca, XI. yy da (tam olarak 1072 yılında) yazılmış olan Kaşgarlı Mahmud'un "Divanü Lügat'it Türk" adlı Türkçe-Arapça sözlüğünde, 290 kadar atasözü bulunur. Bunlardan bir bölümü, lehçe ve ağız ayrılıkları dışında, taşıdıkları düşünce bakımından çağımıza dek gelebilmiştir. (Kitabımızda bunlardan da örnekler vardır.) Kimi atasözleri de çağımıza değişik biçimde geçmiştir. Kimi ozanlarımızın dizeleri de halkça sevilip benimsenerek atasözü değeri kazanmıştır.
Atasözleri, ulustan ulusa geçebilir. Hemen hemen her ulus tarihsel, toplumsal, kültürel ilişkiler sonucunda, başka uluslardan atasözleri almış, öteki uluslara da atasö-
zleri vermiştir. Türkler de yabancı uluslardan atasözleri ve deyimler almıştır. Kimi atasözlerimiz ve deyimleriniz, hemen hemen tam karşılıkları ve benzerleriyle, Batı kestirilemez. Ayrıca, birçok Türk atasözu, bir-iki sözcük değişikliğiyle, öteki Turk lehçelerinde, yabancı dillerde de var. Değişik ülkelerde, insanlığın binlerce yıllık deneyimleri sonucu olarak, birbirine benzer atasözleri ve deyimler yaratılmıştır.
ve Balkan dillerinde de bulunur. Kim kime verdi, kimden kime geçti? Bilinemez.
Örneğin, İsa'dan önceki Yunan kaynaklarında "Balık, baştan kokar" atasözü var.
XVI. yyın başında, Erasmus "Piscis primum a capite foetet" diye bunu Latince'ye
çevirmiş. Türkçe'ye nereden, ne zaman gełdığı, özgün olup olmadığı belli değil.
Acaba, bir Romen yazarının dediği gıbı, "uluslar bağımsız olarak birbirine benzer gerçekleri ve yargılan, birbirine benzer imgelemlerle anlatmışlar mıdır?
Tıpkı atasözleri gibi, halk masalları, halk fıkraları da bir ulustan ötekine geçebilir.
Nasrettin Hoca'nın diye bilinen nice fıkralar, öteki ulusların, özellikle yüzlerce yıl
Osmanlı-Türk egemenliğinde kalan Balkan uluslarının halkbiliminde de vardır.
Arnavut, Bulgar, Romen, Sırp-Hırvar, Yunan gibi Balkan uluslarında, kahramanı deve olan fıkralı atasözleri, hiç kuşkusuz. Türklerden geçmiştir, çünkü, deve, yalnızca Doğu ülkelerinde kullanılmaktadır. Bunlar. Türklerin aracılığıyla Doğu'dan alınan mesellerdir. Nasıl, ki Araplar ve İranlılar arasında da bu tür atasözleri pek yaygındır.
Sözlü halk sanatının en belirgin türlerinden biri olan atasözü, sanatlıca anlatılmış güçlü bir sözdür. Atasözü, bağımsız bir düşünce, bir sonuç, bir özet verir.
Dış Türkler arasında yaygın olan atasözleri ve deyimler, Anadolu, Trakya, Rumeli Türkleri arasında da. anlam ve özü değişmeden, ancak ağız (şive) ayrımıyla sürüp git-mektedir. Rusya'da yaşayan Türk boyları (kavimleri) arasındaki lelije ve ağız ayrım-larını. Ruslar, sanki her biri ayrı bir dil grubu imişçesine, ayrı ayrı göstermeye çalış-makta, ama Türk boyları kendi aralarında pek güzelce konuşarak anlaşmaktadırlar. Türk toplumları, birbirinden ne denli uzak yaşarsa da hiçbir iç dış güç, gelenek. görenek, düşünce, görgü, ahlak ve erdemlerimizi bozmaya yetmemiş, yetmeyecektir de. Bu ortak yönlerimiz, halkbilimde de sonsuza dek yaşayıp gidecektir.
Bu bakımdan, atasözlerinin yurdu yoktur, denilebilir. Bunlar, ister Türkiye'de, ister Fransa'da, ister Japonya'da ya da Afrika veya Avustralya'da söylenmiş olsun, insan özyapısının her yerde aynı ya da yakın olduğunu gösterir. Ulusların yaşamında ortak yanlar varsa, onları, ana dillerine özgü anlatım biçimleriyle dile getirirler. Atasözlerinin kimi tarihten önceki dönemlerden kalma, kimi de epey yenidir. Her atasözü bir öykü anlatır ya da bir ders ve ibret verir. Atasözleri özellikle para konusunda- epey alaycıdır. Ülkeden ülkeye çelişki gösteren atasözleri de vardır.
Kuşaktan kuşağa süzülerek gelen atasözlerinin - hepsine değilse bile birçoğuna kulak asmak gerekir.
Her ulus, kendi özyapısını atasözlerinde belirler. Ulusal özyapı, çokluk, atasöz lerinde görülür. Bunların çoğu, uygarlığın tarıma, hayvancılığa, avcılığa dayalı olduğu çağlardan kalmadır. Ama, makinelerle ilgili çağdaş atasözleri de vardır. Atasözlerine konu olmanış hemen hemen hiçbir yaşam dönemi bulunamaz. Her ulusun dilinde, önlemli davranmakla ilgili atasözlerine rastlanır. Her dilde, Tanrı ve peygamberle ilgili atasözleri de bulunmaktadır. Kitaplar dolusu felsefe, yer yer, bir atasözünde gizlenir. Ancak, bu felsefe, çokluk, güldürü ve yergiyle birleşir.
Kadın konusu da, her ulusun atasözlerinde ayrıntılı olarak işlenmiştir. Kadının yanar-döner özyapısı, zaman zaman, atasözlerinde görülür. Sevgi ve evliliğin de atasözlerinde sağlam bir yeri var. Çocuk eğitimi de atasözlerine geçmiştir. Akıllılar gibi, aptallar da atasözlerine konu olur, ama, kimi atasözlerini benimseyivermek. biraz güçtür.
Deyimler arasında da pek renkli olanları bulunur. Deyimlerin ve atasözlerinin ta-rihsel, toplumsal, kültürel değerlerinden kuşku duyulamaz. Bunlar, çokluk, onları kul-lananların yaşamlarıyla ilgili bir olguyu, bir öyküyü, bir koşulu anlatır. Kısaca, ata-sözleri ve deyimler, toplumdaki törelerin, gelenek ve göreneklerin, yaşam deney-lerinin yankıları, insanların özlü görüşleri, deyişleridir. Bir atasözü, insanlar üzerine pek çok kitaptan daha iyi, daha sağlam bilgi verebilir.
Örneğin, Balkan Yarımadası, coğrafi durumu yönünden, en eski çağlardan zama mıza değin. Doğu ile Batı arasında bir köprü işlevi görmüştür. Asya ile Avrupa arasındaki ana yollar buradan geçer. İki anakara arasındaki canlı ilişkiler, bu yollarla kurulmuştur. Birçok kavim ve ulus başka yerlerden gelip buralara yerleşmiş ya da buralardan gelip geçmiştir. Kimileri yitip gitmiş ya da başkaca etnik topluluklarla kaynaşıp birleşmiştir. XIV. yy.da gelen Osmanlı Türkleri, Balkanların ötelerine dek süreklice egemenliklerini genişletmiştir. Rumlar, Bulgarlar, Sırplar-Hırvatlar, Romenler, Arnavutlar, Macarlar vb. yüzyıllar boyunca Osmanlı sınırları içinde birarada yaşamıştı. Türk halk toplulukları, yarımadanın birçok yerine Anadolu'dan gelip yerleşmiştir. Bunlar, yerli halkla yakın ilişkiler kurdukları gibi, kendi halkbili-minden birçok şey vermiş, birçok şey de almıştır. Atasözleri, deyimler, türküler, masal ve fıkralar gibi varsıl halk kültürünün ortak yanları, bunun belirtileridir. Bu kitabımız, halkbilimin en ilginç türü olan atasözleri ve deyimler alanındaki ulus-lararası ilişkilerin incelenip öğrenilmesine bir başlangıç sayılsa yeridir.
seçilip alınmıştır. Asıl önem verdiğimiz Dış Türklerden Altay, Azerbaycan, Çağatay, Gagauz, Göktürk, Kerkük, Kıbrıs, Nogay, Oğuz. Özbek, Sagay, Sümer, Tatar, Türkmen, Uygur, Yakut vb. gibi eski ve yeni Türk kavimlerinin atasözleri önemle der-lenip seçilmiştir. Bulunabilenlerin özgün metinleri de Türkçe (Anadolu) çevirilerın altına konulmuştur.
Atasözleri çevirilerinde, özellikle Dış Türklerin atasözlerinde, olabildiğince özgün metne bağlı kalınmıştır. Ancak biz burada atasözlerini dil yönünden inceleye-cek değiliz, bu bakımdan atasözü çevirileri epey özgürce yapılmıştır. Dünya atasöz lerinin az-öz niteliğine ulaşmaya çalıştık, ama bunu başarabildik mi? Bilemiyoruz. Dünya dillerinde, bizim atasözlerimize benzer pek çok deyişe rastlanıyor.
Atasözleri -mot à mot- çevrilirse anlamsız, kimi zaman gülünç bir şey ortaya çıkabilir. Bu, iyi ve güzel bir çevirı olmaz. Onun için, yabancı atasözleri, çokluk. biçim özelliklerini yitirse de anlamını yitirmeyecek biçimde Türkçeye çevrilmiştir. Dünya dillerinde aynı anlamı taşıyan atasözleri pek çoktur.
Bu kitap, yarım yüzyılı aşkın çok uzun bir dönemde hazırlanabildiği için, atasöz-leri arasında, sözcük değişiklikleriyle, kimi yinelemelere rastlanabilir. Bütün dikka-timize karşın hālā böyleleri kalmışsa, bunlar için özür dileriz.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında hazırlanmaya başlanan bu kitabın epey mutsuz bir öyküsü var. Uzun savaş yıllarında silah arkadaşım olan rahmetli Dr. Osman Nebioğlu, 1943 yılı başında terhis olduktan sonra, kendi basımevini, dergilerini ve yayınevini kurunca, kitap biçiminde yayımlanmak üzere, metni kendisine teslim edilmişti. Ancak, çıkardığı "Bütün Dünya" dergisinin hemen hemen her sayısında dünya ata-sözlerine geniş yer verdiği halde, her nedense, bunları bir kitap olarak yayımlamadı. Daha sonra, Nebioğlu Basımevi ve Yayınevi bir yangına kurban gidince, kitabımın müsveddelerinin de bu arada kül oduğunu sanmıştım. Ama, kendisi, telefonla bunlar-dan bir bölümünü kurtarabildiği müjdesini verince, çok sevindim. İşte, kitap, o yangından kurtarılanlarla sonradan onlara eklenebilen atasözlerinden oluştu!
Bu kitapta görülen Dünya Atasözleri, Türkçe ve çeşitli yabancı dillerdeki yayınlardan seçilerek, çevrilerek derlenmiştir. Birçok yazı ve yapıt gözden geçi-rildikten sonra, ancak elde edilebilmişlerdir. Öyle, ki kimi kez tüm bir yazı ya da koca bir yapıtta bir tek ya da birkaç atasözü bulunabilmiştir. Bu bakımdan, kaynakları tek tek göstermek olanağı yoktur. Ancak, başlıcalarını göstermenin de yararlı olabileceği düşünülerek, kitabın sonuna bir kaynakça listesi eklenmiştir.
Dünyaca ünlü kimi özdeyişler daha sonra atasözü biçimine girdiklerinden, bun-lardan da örnekler verilip kaynakları gösterilmiştir.
En sonunda, dünya ulusları ve dilleri üzerine kısa bilgiler sunulmuştur.
Atasözleri türünün ölmeyip yaşadığına bir kanıt olarak, Philippe Soupault nun Fransa-Belçika radyolarındaki "Atasözleri ve Deyimler" adlı programı gösterilebilir. Ülkeden ülkeye atasözü geçişleri ve benzerliklerini saptamaya çalışan bu programın gördüğü ilgi ve istem, bunun başlıca kanıtıdır. Biz de, kitabımızın istekle karşılanıp tutulacağı kanısındayız. Eğer kimi dostlarımızın katkısı olmasaydı, "Dünya Atasözleri" kitabı bunca varsıl olamazdı, hepsine şükranlar...
Revha'da devemiz kayboldu. Onu aradık. Geldiğimiz zaman gördük ki, bardağın içindeki su içilmiş; boş bulduk.
Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimize:
O taraftan gelen kervanlarımızdan bize haber ver.
Dedikleri zaman:
Olur.
Buyurdu; sonra şöyle devam etti:
Onları, Ten'im, denilen mahalde gördüm.
Daha sonra, şöyle dediler:
Onların heybetlerinden, yüklerinden, adamlarından ve gele-cekleri vakitten haber ver.
Resulüllah S.A. efendimiz, tam olarak, onları anlattı. İçinde bulu-nanları adlı ile açıkladı. Sonra:
Falan gün, güneş doğarken, o kafile çıkar gelir. Önlerinde de siyaha çalan bir ak deve yürür.
Şeklinde anlattı.
Ó gün, geldiği zaman, oradakilerin cümlesi sahraya çıktı. Kerva-na nazar ettiler. Kervandan hiç eser yoktu. Halbuki:
Dediği vakit oldu.
Diyen oldu. Bazıları da:
İşte güneş de doğup göründü.
Dedi.. Bazıları da şöyle dedi:
- İşte kervan da göründü. Önünde de o beyaz deve geliyor.
Ve Resulüllah S.A. efendimizin kervanı babında verdiği haberle-rin cümlesini bir bir anlattı.
Onlar, bu halleri bütünüyle müşahede ettiler. Resulüllah S.A. efendimizin oraya gidip geldiğinde hiç bir şüphe kalmadığı halde, hiç biri iman etmedi; hatta yalanladılar.
Sonra..
Bu cümlede geçen:
MANSUR.
Lafzı ise.. Resulüllah S.A. efendimizin, askerlerinin ve orduları-nın düşmanları üzerine galip gelmeleri için, ilahi yardıma nail olduk-larına işarettir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Ve.. onun aline de ashabına da salât eyle. Tam manası ile se-lâm eyle.
Demek olur ki: Resulüllah S.A. efendimize, onun âline, ashabına iki cihanım kötülüklerinden, sıkıntılarından, mübarek tabiatına ağır-
lık veren istemedikleri şeylerin cümlesinden selâmet ihsan eyle.
Devam edelim:
Bu manada Allah'a hamd olsun.
Bu cümlede anlatılmak istenen mana şudur:
Gözümüzün nuru Resulüllah S.A. efendimize, insanların hiç biri-ne verilmeyen nimetlerini ihsan eylediği için; ki, bu nimetler arasında
Device Hakki gormal bilan aralarına nail olmam vardır ulu Resule dommet avledigt, ona saldt u selam oku Papathan edip trend ledigt fem Vuce Allah'a hamd olsun
VETMIS IKINCI BALAVATI BERIFE
Allahut, efendiuis ve sahibhuis Muhammed's, zeytin yaprak a ve batau merreler sayısınca salát gyle
Bu salivali perifede geçen:
Reytin
Mübarek bir ağaçtın Kur'an Kertu Me övülmüştür. Bu mübarek adaca duir nekadar yaprak varsa, bitmiş olan ve bitecek olanların mya kadar salat taleb edilmektedir
-Merwen
Tabirinden be, iki mana çıkar. Ya zeytinin yemişleri, vahut sair ağaçların yemişleridir Zeytinin verdiği yemişler murad editing lae, qu mana çıkar
Bitmiş ve bitecek yemişlerinin sayısı kadar salåt eyle. Mana zeytin üzerine atıf olunca, şu çıkar:
-Bu dünyada bitmiş ve bitecek, Ahirette ise, sonsuz olarak ne kadar sayısın yemişler varsa, onların sayısı kadar Habib-i Ekrem ve Neblyy-i Muhterem Resulüllah 8.A. efendimize salát eyle. Onu muar aes ve mükerrem eyle. Bisleri de, o kadar salavat-i şerife getirmiş ka-dar üstün sevaplara nail eyle. O kadar faydalarla mesrur eyle.
Burada, sair yemişlerin yaprakları zikrolunmayıp sadece reytin ağacının yaprağı sikrolundu. Bunun hikmeti babında ulema şöyle de-
-Zeytin yaprağının üzerinde, Yüce Hakkın ismi azamı yazıl-mıştır. Bunun için, hasseten zeytin yaprağı anlatıldı.
En doğrusunu Allah-ü Takla bilir.
Devam edelim:
-Allahın, olmuşların ve olacakların sayısı kadar, efendimiz vu sahibimis Muhammed'e salat eyle..
Bu salavat-ı şerifenin daha açık şerhili manası şudur:
Evvel Ahir cümle mevcudatı ketm-1 ademden vücuda getiren
nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı büyük Allah.. cümle mahlukatı leaddan bu ana kadar canh cansız, ülvi süfli küçük büyük, nekadar vücuda gelen şeyler varsa.. onların sayısınca; bundan sonra da vücuda gelecek nekadar şeyler varsa.. onların sayı sinca Resulüllah S.A. efendimize salât eyle..
Devam edelim:
-Hatta, üzerine, gece karanlığını gerdiği, gündüzün aydınlattı
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
zurnanın zırt dediği yer: Sürdürülmekte olan bir işin en can alıcı nok-tası.
YanıtlaSilMustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel17 Ocak 2026 00:14
Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti
katılan Google Kamu Politikasından Sorumlu Başkan Yardımcıs Karan Bhatia, şirketin Çin vatandaşlarına yönelik bilgilerin san-sürlenmesini içeren işleri reddedeceği taahhüdünde bulunmadı. Teknoloji şirketlerindeki pek çok kişi, savaşçılara yardım etme
YanıtlaSilkonusunda derin etik kaygılar taşırken; savunma camiasındaki pek çok kişi ise teknoloji endüstrisinde vatanseverliğin ve ulu sal hizmetin aşınması olarak gördükleri durumla ilgili derin etik kaygılar besliyor. Her iki taraf da şunu merak ediyor: Bir insan nasıl böyle düşünebilir? 2018'de Genelkurmay Başkanı Orgene-ral Joseph Dunford'a Google ve Amazon gibi şirketlerdeki mü hendislere ne söylemek ister diye sorulduğunda şöyle cevap verdi "Hey, bizler iyi adamlarız... Özel sektörle iş birliğine dayalı bir ilişkimizin olmaması bana açıklanamaz!"155
Washington ve Silikon Vadisi'nin birbirlerine ne kadar yaban-cı dünyalar olduğunu söylemek zor değil. Tam da büyük güç ça tışmasının geri döndüğü ve teknolojiden yararlanmanın başarının anahtarı olduğu bir dönemde, Silikon Vadisi ve Washington häll birlikte çalışmanın yollarını bulmaya çalışıyorlar. 156
Aradaki bu uçurumun kapatılması tam anlamıyla bir ulusal güvenlik zorunluluğu.
İstihbarat Hiçbir Zaman Bu Kadar Önemli ve Zorlayıcı
Olmamıştı
Siber tehditler geleneksel ulusal güvenlik tehditlerinden ol-dukça farklıdır ve istihbarat üzerinde derin etkileri vardır. Siber uzayda herkes savunmasızdır. Düşmanlar, birkaç yıl önce bile
gonfly' Censored Search Engine Triggers Protests," NBC News, January 18,2019, https://www.nbcnews.com/tech/tech-news/google-s-project-dragonfly-c red-search-engine-triggers-protests-1960121; Jeb Su, "Confirmed: Google m nated Project Dragonfly, its ensored Chinese search engine," Forbes, July 19, 2018, -google-
nated-project-dragonfly-its-censored-chinese-search-engine/#6454c456784 154 US Senate Committee on the Judiciary, Subcommittee on the Constitution, Her
ring on Google and Censorship, 116th Cong., 1st sess., July 16, 2019, 155 156 Zegart and Childs.
414
düşünülemeyecek hızlarda ve ölçeklerde çalıyor, casusluk yapıyor, düzeni bozuyor, yok ediyor ve aldatıyor. Uzun bir liste.
YanıtlaSilVe hepsi bu da değil. Önemli siber karar vericiler, yalnızca Be-yaz Saray Durum Odası'nda değil, giderek daha fazla bir şekilde yönetim kurulu odalarında ve oturma odalarında oturuyor. Siber tehditler, isteseler de istemeseler de teknoloji şirketlerini ve s1-radan vatandaşları doğrudan ilgilendiriyor. Gelişmekte olan bu dünyada, istihbarat hiçbir zaman bu kadar önemli ve zorlayıcı olmamıştı.
CASUSLAR, YALANLAR VE ALGORİTMALAR
YanıtlaSilAMERİKAN İSTİHBARATININ TARİHİ VE GELECEĞİ
AMY B. ZEGART
İngilizceden Çeviren
Ahmet Ateş
YEDİTEPE
CASUSLAR, YALANLAR
YanıtlaSilVE ALGORITMALAR
AMERIKAN İSTINBARATININ TARİHİ VE GELECEĞİ
Casusluk artık yalnızca gölgelerde yürütülen bir sanat değil; herkesin gözleri önünde, dijital dünyanın derinliklerinde yeniden şekilleniyor. Hollywood'un abartılı hikâyeleri, komplo teorileri ve yanış bilgiler içinde boğulurken, gerçek istihbaratın nasıl çalıştığını ne kadar biliyoruz?
Amy Zegart, istihbarat dünyasına dair onlarca yıllık araştırmasını ve istihbarat yetkilileriyle yaptığı röportajları bir araya getirerek Amerikan casusluğunun geçmişini, bugününü ve geleceğini anlatıyor. George Washington'ın Bağımsızlık Savaşı'ndaki gizli ajanlarından günümüzün yapay zekâ destekli analizlerine kadar istihbaratın evrimini inceliyor, casusların nasıl çalıştığını, yanlış istihbaratın nasıl ölümcül sonuçlar doğurabileceğini ve teknolojinin istihbarata sunduğu yeni fırsatları keşfediyor.
Gerçek casuslar ne kadar başarılı Hangi bilişsel ön yargılar kritik hatalara yol açıyor? Siber savaş çağında istihbarat nasıl bir dönüşüm geçiriyort Gavaskar, Yalanlar ve Algoritmalar, dijital çağın perde arkasında neler olup bittiğini anlamak ve aydınlatıcı b 0168041 orkes için sürükleyici
YEDİTEPE
HALIME GURBUZ
YanıtlaSilBilmek gerek...
R
önesans felsefesini biçimlendi-ren filozofların en önemlilerin-dendi Giordano Bruno. Aynı za-manda şair ve bilim adamı olan Bruno, 1600 yılında 52 yaşında kilise tarafından yakılarak öldürüldü. Geriye bilimsel düşünceleri yüzünden öldürülen ilk insan ünvanı, çoğu imha edilmiş eserleri ve kulağa kūpe olacak "iki şey" nasihati kaldı...
★★★
İki şey "Kalitesiz İnsan"ın özelliğidir:
1- Şikayetçilik.
2- Dedikodu.
İki şey çözümsüz görünen problemleri
bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek.
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek.
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecin-
den geçirmek.
2- Hak yememek.
İki şey kişiyi gözden düşürür:
1- Demagoji
2- Kendini ağırdan satmak.
İki şey insanı "Nitelikli İnsan" yapar:
1- İradeye hakim olmak.
2- Uyumlu olmak.
İki şey "Ekstra Değer" katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak.
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek.
İki şey geri bırakır:
1- Kararsızlık.
2- Cesaretsizlik.
İki şey kaşif yapar:
1- Nitelikli çevre.
2- Biraz delilik.
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmeme-
ni sağlar:
1- Baskın yeteneği bulmak.
2- Sevdiğin işi yapmak.
İki şey başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek.
2- Kendini güncellemek.
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yaka-
lamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması.
2- Ruhsal farkındalık.
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak.
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal,
farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek.
İki şey gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat).
2- Felakete odaklanmış olmak.
İki şey çözüm getirir:
1- Tebessüm (gülümseme).
2- Sükut (susmak).
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne.
İki şey geri alınmaz:
2- Baba.
1- Geçen zaman.
İki şey ulaşmaya de-
2- Söylenen söz.
NINEM DİYOR Kİ;
ğerdir:
1- Sevgi.
2- Bilgi.
İki şey "hayatta önemli
en zaman
YanıtlaSilmen söz.
İki şey ulaşmaya de-
ğerdir:
1- Sevgi.
1;
2- Bilgi.
nek-
İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
din
1- Nefes alabilmek.
2- Nefes verebilmek.
606
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz:
Senin halkın gözlerinin gözüdür.
İnsan vücudunun şereflisi, en faydalısı, değerlisi gözdür. Bunun için, mahlukatın hayırlısı olan peygamberler de göze benzetildi, Re-sulüllah S.A., efendimiz de, onların gözlerinin bebeğidir.
Anlatılan duruma göre, kısa mana şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, öyledir ki, cümle mahlukatın en fazi-letlisi, en şereflisi, en faydalısı, hayırlısı olan nebilerin ve resullerin en hayırlısı ve en faziletlisidir.
Sonra o:
Mütakaddimdir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, cümle mahluktan evveldir. Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Yüce Hak, cümleden evvel benim nurumu yarattı. Cümle eş yayı, benim nurumdan yarattı. Sehliye nüshasında, metin, üstte anlatıldığı gibidir. Bazı nüsha-
larda ise.. çakmak taşından çıkan ateş manasına:
MUKDİH.
Okunuşu ile gelmiştir. Tıpkı: Mum yakmak için, çakmakla taşa vuruldukta çıkan ateş gibi..
Resulüllah S.A. efendimiz, cümleden evvel yaratıldığı, sair mah-lukat da onun nurundan yaratıldığı için, çakmak ateşine teşbih edile-rek:
Mukdih.
Denildi. Yani:
Senin ziya nurundan..
Kısa şerhli mana şudur: O, senin nurundan yaratılmıştır; bütün
mahlukun esasıdır.
Ona öyle bir salât eyle ki, devamınla devam etsin. Bekanla baki kalsın.. Senin ilmin hariç; onun salâtı için bir son olmasın.
Yani: Onun bu salâtının haddini hesabını yaratılmışlardan hic kimse bilemesin. Onların idrâki dışında çok olsun.
Ancak, o salavatın mikdarı mahlukun ilmi dışında olmakla bera-ber senin ilmin onu kavrar. Çünkü senin ilmin her şeyi kavrar.
Çünkü:
«Göklerde ve yerde zerre mikdar bir şey ondan kaçmaz.» (34/3)
Ayet-i kerimesi ile ifade edilen manaya göre: İlâhî ilim, cümle önü ve sonu kavrar; kuşatır.
Sonra bu salât:
Öyle bir salât olsun ki, seni hoşnud eylesin; onu da noşnud eylesin; bizden hoşnud olmana o salât vesile olsun ey Ålemlerin Rabbi..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ey cümle âlemleri ketm-i ademden vücuda getiren, an bean İlâhi terbiye ile onları kemale erdiren âlemlerin Rabbi Yüce Allah..
Resulüllah S.A. efendimize sunduğumuz hak ettiği ve ehil oldu-ğu tazimler ve ihtiram duyguları, onun yüce kadrine, üstün şanına
KARA DAVUD
YanıtlaSil607
münasip sonsuz izaz ve ikramlar, salat ve tahiyyat sebebi ile biz zaif @mmetlerinden üstün mretebeler ihsan edip yüce makamına yakın müşahedeye mazhar eyle.. Amin!. Ya muin..
ON DORT BİN SALAVAT YERİNE GEÇEN SALAVAT-I ŞERİFE
Bir rivayet..
Bu salavat-ı şerife (64. salavat-ı şerife) baştan sona gelinceye kadar Yüce Allah'ın kudreti ile, bir taş üzerine yazılmış bulundu.
Büyük velilerden bazıları tarafından şöyle anlatıldı:
Bu salavat-ı şerifeyi bir kere okumak, on dört bin salavat-1 şerife okumak yerine geçer.
ALTMIŞ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey vacibülvücud, hayrı ve cömertliği çok, şanı büyük, kendisin-den başka ilah olmayan şanı büyük Allah..
Efendimiz Muhammed'e salât eyle.
O bizim efendimizdir. Cehennem azabından kurtulmamıza sebel olan ve türlü nimetlere nail eden velinimetimizdir.
olsun. Bu salât, sübhan Allah'ın ilminde olan şeylerin sayısı kadar
Yüce Allah'ın ilmi, her şeyi kavramıştır. Onları sayıya hesaba ge-tirmek mümkün değildir. Çünkü, onların nihayeti yoktur.
Yüce Allah'ım mülkü devam ettikçe devam eden bir salât olsun.
Bu salāvat-ı şerifenin iki yerinde hitab kâfı ile (Arapça aslına göre):
Senin ilmindekilerin adedi.. Senin mülkün devamı...
Şeklinde olması gerekirken, hitapta zahir olduğu halde, gıyaba iltifat edilip:
Allah'ın ilmindekilerin adedi... Allah'ın mülkünün devamı..
Diye, celâl isminin izharı ile gelmiştir. Bunun sırrı, hikmeti ve büyük faydası vardır.
Bir manaya göre, şunu anlatmak içindir:
Resulüllah S.A. efendimize gayet çok salât, tekrim, tahiyyet teşrif, türlü türlü ikram ve iclâl eyle. O kadar ki, bu salât: Bu türlü tazim, tekrim, iclâl etmek ancak Vahid, Ferd, Samed olan celâl ve ik ram sahibi Allah'a mahsustur. Öyle bir şey, beşer takatının dışındadır üstündedir.
Bir başka manada ise, şu demeğe gelir:
İsm-i celâl (Allah ismi) zat ismi olup bütün sıfatları özünde toplar. Celâl ismini zikreden kimse, sübhan olan Yüce Hakkın tümden güzel isimlerini yüce sıfatlarını zikretmiş olur. Hepsinin de faydasını görür. Böylelikle de bol sevaba, üstün menfaatlere erer.
608
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Bir baska manaya göre de, bu salavat-1 serifede cümlenin öyle gelmesi: Kalbinde Yüce Hakkın çok sevgisi, ziyade iştiyakı olduğun-dandır. Bu ismi zikretmek sureti ile, lezzet almak murad edilmiştir.
*
ALTMIŞ ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salāt eyle.. Nasıl ki, efendi-miz İbrahim'e de salât eylemiştin.
Bazı nüshalarda, ikinci cümleden evvel, şu cümle yer almıştır:
Keza efendimiz Muhammed'in âline salât eyle..
Devam edelim:
Allahım, efendimiz Muhammed'e bereket ihsan eyle.. Efendi-miz Muhanımed'in âline de bereket ihsan eyle..
Bu salāvat-ı şerifede geçen:
Bereket.
Lafzının ifade ettiği mana şudur:
Allahım, efendimiz Muhammed'e ve onun âline bol saygılar, bol sevaplar, çok çok nimetler inzal eyle.
Devam edelim:
Tıpkı, İbrahim'in åline âlemlerde bereket ihsan eylediğin gibi..
Bazı nüshalarda:
İbrahim'in âline.
Değil; şöyle gelmiştir: İbrahim'e..
İbrahim a.s. Resulüllah S.A. efendimizin en büyük ceddidir. Al-
lah'ın halilidir.
Devam edelim:
Gerçekten sen Hamid'sin; Mecid'sin..
Yani: Yüce zatında kemalâtla övülmektesin. Mahlukat üzerine, çeşitli nimetlerle in'am ihsan edensin.
Bazı nüshalarda bu salavat-ı şerife burada tamam olmuştur.
Bazı nüshada ise, bundan sonrası ile, devam etmiştir. Yani:
Halkının adedi kadar..
Diyerek gelmiştir. Buna göre mana şöyle olur:
-- Ey âlemlerin Rabbı, efendimiz ve büyüğümüz Resulüllah S.A. ve âlinin üzerine ettiğin salât, tebcilât, tekrimat ve ikramatın; canlı, cansız, büyük, küçük cümle mahlukatının sayısı kadar olsun.
Bu salát ve bereketler:
Zatından rızan kadar olsun.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline olan salât, ta-
zim ve tebcilimizin nekadarına razı olursan, o mikdar salât eyle..
Bu salât ve bereketler:
Arşının ağırlığı kadar olsun.
Yani: O salatların vücudu olduğunu kabul edersek, arşla tartıla-cak ağırlıkta olsun.
KARA DAVUD
YanıtlaSilفي العالمين الك جميعية متحابك ورضاء نصلك وانا عيشك ونداد كلماتك وعندماء التي حلقات امني وعدد ما هو الأولك مابقى ويابسة الساعات وشير وتعيش وطاعة والمين الابد الى الابد واياد الدنيا وانا بالاخرة. واكْبَرَ مِن ذَلِكَ لَا يَنقَطِعُ أَوْلَهُ وَلَا يَنفَلاحه
600
Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin adede ma filmillahi salaten daimeten bidevami mülkillahi.
06. Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin kema salleyte alá seyyidina Ibrahime ve barik alâ seyyi dina Muhammedin ve ala Ali seyyidina Muhammedin kema Ali Ibrahime fil ålemine inneke Hami dün Mecidün barekte ala
Adede halkake ve rizae nefsike. ve zinete arşike ve midade kelimatike ve adede ma zekereke bihi halkuke fima meda ve adede mahüm zakiru neke fima beka fi külli senetin ve şehrin ve cümuatin ve yevmin ve ley letin ve saatin minessaati ve şemmin ve nefesin ve tarfatin ve lemhatin mi-nel ebedi ilelebedi ve abad'id dünya ve abad'il Ahireti ve eksere min zalike lâyankatu evvelühu ve låyenfedü ähi-ruhu.
65. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Bu salat Allah'ın ilminde elanların sayısı kadar olsun. Yüce Allah'ın mülkü devam ettikçe devam eden bir salát olsun.
66. Allahım, efendimiz Muhamuned'e salât eyle; efendimiz Ibrahim'e sa-lat eylediğin gibi. Efendimiz Muhammed'e ve efendimiz Muhammed'in áline be-reket ihsan eyle. Alemlerde İbrahim'in aline bereket ihsan eylediğin gibi... Ger-çekten sen. Hamid'sin; Mecid'sin.
Halkının addı kadar, zatından rızan, arşının ağırlığı, kelimelerinin sayısı. halkının, geçmişte seni andıkları şeylerin sayısı, gelecek zamanda dahi, seni zik-redecek olanların sayısı kadar: Her sene, her ay, her cuma (hafta) her gün, her gece, saatlerin her saatinde, her koku alınmada, her nefes, her tarfa, her lemba.. Hem de sonsnadan sonsuza kadar.. Dünyanın sonlarına kadar; âhiretin sonsuz-luklarına kadar..
Ve.. bunların kat kat fazlası ile.. Onun evveli için bir kesilme olmasın; ähirinde ise... bir tükenme bulunmasın.
**
(Devamı: 613. Sayfada)
F. 32
47
YanıtlaSil1248. Halhalım kadar ayağını uzat. (Halhal: Arap kadınlarının süs olarak taktıkları gumüş ya da altın ayak bilezığı. Bizdeki karşılığı: Yorganına göre, ayağını uzat.)
1249. Hasır üstunde olsa da asıl kız al!
1250. Her bıyığın bir makası var. (Kerkük Türkmenlerindeki benzeri: Her sakalın bir tarağı var.)
1251. Her konutun (evin) ünü, değeri ve güzelliği, içinde oturandan kaynaklanır.
1252. Hifz ül-lisan, selamet ül-insan. (Dilini tutması, insanın selametidir)
1253. Iraktan tiryak gelinceye değin, hasta ölmüş olur. (Tiryak: Zehirlenmeye, kimi hastalıklara karşı kullanılan macun, panzehir.)
1254. Insaf, dinin yarısıdır.
1255. Kendi ayıbımı görmem, halkın ayıbı arkasınca koşarım.
1256. Kendisine diyorum: "Ağadır" (hadım), o diyor: "Kaç çocuğu var?" (Burada "ağa" sözcüğü Türkçe olarak kullanılmıştır. Bizdeki benzeri: Ben hadımım derim, "Oğlun, kızın var mı?" der.)
1257. Kitaplık, ruhları tedavi eder.
1258. Köpeğin tüyü uzasa da kırpılmaz.
1259. Nil yarın sabah kurursa. Mısır yarın akşam kurumuş olur.
1260. Nil'in suyundan bir kez içen, o kıyıya yeniden dönmek ister.
1261. Ot bitene (çıkana) değin ölme, katırım.
1262. Sağlık, sağlam bir adamın başının üstünde bir taçtır, ama onu hasta bir adamdan başkası göremez.
1263. Sevginin tokadı, üzüm gibi tatlıdır.
1264. Sultana da, o çalımıyla, arkasından söverler.
1265. (Yere düşen testi) her kez sağlam atlamaz.
1266. Yıldızı parlak adamı Nil'e at, mutlaka ağzında bir balıkla sudan çıkar.
YEMEN ARAP ATASÖZLERİ
1267. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
1268. Bir ağaç diken, iki rekât namaz kılmış kadar olur.
ARJANTİN ATASÖZLERİ
1269. Aşk, nefrete çok yakındır.
1270. Aşkla oyun olmaz.
1271. Balık, ağzından ölür.
1272. Bileyicinin bıçağı, sopadan olur.
1273. Düşmanın leşini görmek istersen, oturup bekle!
46
YanıtlaSil1218. Mavi boncuk, yerde atılmış kalmaz.
1219. O tilki daha yakalanmadı, ama tasmasını yapıyor.
1220. Oturulan yerin şerefi, oturan iledir. (Şeref-ül-mekân, bi-l-mekin)
1221. Sağırın dilini, dilsiz bilir.
1222. Sağlık, sahibinin başı üstünde bir taştır; onu ancak hastalar görebilir.
1223. Sevgilinin dayağı, kuru üzümden tatlıdır.
1224. Son pişmanlık fayda etmez.
1225. Sonu, fişek gibi boş çıktı. (Başarısızlık için kullanılır.)
1226. Sultana yakınlık, en yakıcı ateşe yaklaşmakla eş değerdedir. (Kurb üs-sultan, âteş-i suzan)
1227. Şiirin anlamı, ozanın karnındadır. (El-mana-i şiir, fi batn-i şair.)
1228. Tahtadan maşa olmaz, Arap'tan paşa olmaz.
1229. Terzinin koltuğu, sökük olur.
1230. Tok. açın derdinden bilmez.
1231. Üstü yağşi (yahşi), altı mahşi (yamalı).
1232. Yemeni, kaloş ile karşılaştı, kendisine: "Merhaba, kardaş" dedi. (Arapça atasözündeki "kardaş" sözcüğü Türkçe olarak kullanılmıştır.)
1233. Yerine göre küfretmek ibadettir.
LÜBNAN ARAP ATASÖZLERİ
1234. İnsan, ancak lambasının fitili bittiğinde ölür.
1235. Insan, hediyenin esiridir. (El-insan, esir ül-ihsan.)
MISIR ARAP ATASÖZLERİ
1236. Aşkın təkatı üzüm gibi tatlıdır.
1237. Ben hanım, sen hanım, taştaki birikmiş kirli suyu döken kim?
1238. Dostlar, insanı süsleyen haznelerdir.
1239. Düşmanımın düşmanı, benim dostumdur.
1240. Düşmanından bir kez, dostundan bin kez sakın!
1241. Ekilen biçilir.
1242. Elin zinası, el temasıdır.
1243. Erkekler kadınlar üzerinde egemendir, o nedenle Allah erkekleri kadınlara üstün kılmıştır.
1244. Eşeği eşek yanında bağla, nefes almayı öğrenmese, anırmayı öğrenir.
1245. Göze göz, dişe diş.
1246. Güç (kuvver) haktan üstündür.
1247. Güzel olmak, talihli olmaktır; güleryüzlü olmak, iki kez talihli olmaktır.
1184. Dağ, rüzgarla yerinden oynamaz.
YanıtlaSil1185. Dedenin düşmanı, seninle dost olamaz.
1186. Dışarıdan (görünüşü) iyi kumaş, içeriden kötü kumaş.
1187. Dostun bal ise, hepsini yalama!
1188. Dostunu kızdır, sana karşı olan davranışını anlarsın.
45
1189. Dostunun evinde bolca ye, düşmanının evinde de.
1190. Eniği besledim, büyüdü, köpek oldu da beni ısırdı.
1191. Eski tas, eski hamam. (Musul'da Araplar arasında Türkçe olarak kullanılır.)
1192. Evini bey gibi yapan, köle gibi yaşar; evini köle gibi yapan, bey gibi yaşar.
1193. Galata meyhanecisi gibi. (Kerkük Türkmenleri arasındaki benzeri: Hem satar, hem su katar, hem beraber atar.)
1194. Geçen yılın karları ne oldu?
1195. Git, derdini Ahmet Ağa'ya anlat! (Bizdeki karşılığı: Marko Paşa'ya anlat!)
1196. Halkın kıyafeti giysiyledir.
1197. Her şey ödünçledir, gözyaşı bile.
1198. (Hile) taşınıyor. (Bile) gecekondu yapıyor.
1199. Hoca Ali, Molla Ali. (Sonuç birdir, demektir.)
1200. Iraklılar; anlaşılmayan, uyuşulmayan bir halktır. (Ehli-i Irak, ehl-i şikak.)
1201. İnsan, kırk yaşında olgunluğa erişir.
1202. İnsan, yaratıkların en yetkinidir. (Ekmel ül-mahlükat.)
1203. İnsanın yaşamı bir anı defteri gibidir; keşke, içi güzel anılarla doldurulabilse!
1204. İnsanlar başarılarından az, başarısızlıklarından çok şey öğrenir.
1205. İyilik yapan, iyiliğine karşılık kötülük bulur.
1206. Kadın, eğe kemiği gibidir, onu doğrultmak istersen, kendi haline bırak! Eğriliği ile ondan yararlanmaya bak!
1207. Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
1208. Kadınlar, erkeklerin elinde, özgürlüklerini bırakmışlardır.
1209. Kadınlar insanın karşısına şeytan gibi çıkar.
1210. Kap, içindekini sızdırır.
1211. Kaza gelince, feza daralır.
1212. Kazan yuvarlandı, kapağını buldu.
1213. Kedi ile oynayan, tırmalamasına dayanır.
1214. Kediye söylediler: bokun kokuyor, yeri kazıp pisliğini gömmeye kalkıştı.
1215. Keyfine sor, evlen; aklına sor, boşan.
1216. Korkusuz aşkta eksik olan bir şey vardır.
1217. Nerede hareket, orada bereket. (El-hareket ül-bereket.)
Bu Bu
YanıtlaSilasm) onları ye Git bana Ens yedirdi. Anca nsar'dan dok lece yüz sek (asm) onlar
esi kadar c kça göste nevi elleri! zmetiyle, em dünya cek mane za ve istil Tarihçe
-niştir, k tir, azd
yol e ge de arlıl im e b es 2
44
1156. Zaman değişince, yargılar da değişir.
1157. Zamanın değerini, yapacak işi olan bilir.
FAS ARAP ATASÖZLERİ
1158. Tek bir gerçek, onbin sözcükten daha değerlidir.
1159. Temizlik, imandan gelir. (En-nezafe'tu min el-iman.)
1160. Üç şeyde uğursuzluk vardır; karıda, evde, atta.
1161. Vatan sevgisi, imandan gelir. (Hubb-ül-vatan, min-el-iman.)
1162. Veren el, alan elden üstündür. (El yed ul-ulya fevka yed is-süfla: Yüce olan e aşağıdakinden üstündür.)
1163. Yalan, insanın tuzudur.
1164. Yalan öyle bir zehirli oktur ki, hedefini değil, atanı yaralar.
1165. Yarısını çalsa da, hamurunu usta fırıncıya ver!
1166. Yemekte tuz neyse, yazıda da horlama onun tıpkısıdır. (El-milh fi'ttaam, el hezel fi'l-kelâm: Horlama yazıya, tuzun yemeğe verdiği lezzeti verir, anlamında.)
1167. Yumuşak olma sıkılırsın, sert olma kırılırsın!
1168. Yüzünün yaşam boyunca ışımasını istersen, yüreğinin sesini dinle!
1169. Ziyaretlerini kısa kesenlerden Tanrı razı olsun!
IRAK ARAP ATASÖZLERİ
1170. Basra harap olduktan sonra... (Ba'de harab ül-Basra: İş işten geçtikten sonra, anlamında bizde de Arapça olarak kullanılır.)
1171. Ben diyorum: "Erkektir" (öküzdür), o diyor: "Sütünü sağ".
1172. Bir aslanın yönettiği koyun ordusu, bir koyunun yönettiği aslan ordusunu yener
1173. Bir el, bir el daha, ev kurulur; bir mide, bir mide daha, ev yıkılır.
1174. Bir kez olan, bir daha asla yinelenemez; ama iki kez olan, mutlaka üçüncü kez de olur.
1175. Bir şeyin dış görünüşü, içinin halidir. (Ez-zahir'u ünvan ül-bâtın.)
1176. Bir ülkede iki paşa hüküm süremez.
1177. Bütün çevirmenler yalancıdır. (Küll-i mütercim kezzap.)
1178. Bütün uzunlar ahmak, bütün kısalar fitne, orta boylular hayırlıdır. (Küllü tavilun ahmak, küllü kasirun fitne, küllü hayrun evsatuha.)
1179. Cehennem, güzel amaçlarla doludur.
1180. Cepte olanı harca, sana gaipten gelir.
1181. Cömertlik ile cimrilik arasında, ancak bir buğday tanesi boyu vardır.
1182. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar; ama sonunda er-geç yakayı ele verir.
1183. Çöl Allah'ın bahçesidir.
YanıtlaSil1163. Yalan, insanın tuzudur.
1164. Yalan öyle bir zehirli oktur ki, hedefini değil, atanı yaralar.
Kadiri Hakim
YanıtlaSil482
kafasız
ince noktasına kadar kayda geçirip ahiret )Hafiz) her is, her olay ve her davrama saklayan (Hafiz ve her şeye gücü yeten ( dir) (Allah cc)
Kadir Hakimeyi hikmetle ya pan (yani, hicbir şeyde tesadüfe yer verme uygun şekilde yaratan Haktm)) ve her şeye yen ve gayeli, işe yararlı, faydalı, ölçülü ve en gucu yeten (Kadir)(Allah c.c.)
Kadiri Kayyum قدير قيوم : hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi her an var edip ayakta tutan (Kayyum) ve her şeye gücü yeten
Kadiri Kayyum-u Zülcelal قدير قیزم ذو الحلال sonsuz büyüklak ve yücelik sahibi (Zulcelal) ve hiçbir şeye muhtaç olmadan ezelt ta tutan (Kayyum) ve her şeye gücu yeten (Kadir) (Allah c.c.).
Kadiri Kerlim قدير كريم : çok bağışlayıcı ve af edici, çok iyilik ve ikram sahibi, çok comert )Kerim) olan ve her şeye gücü yeten(Kadir) (Allah c.c.)
Kadiri külli sey قدیر کل شئ : her şeye güc ye ten (Allah c.c.)
Kadir-i Kavi (Kaviyy) ve Metin قدیر قوی و متین : kuvveti çok şiddetli ve çetin (metin) ve hiç azalmaz ve tükenmez kuvvete sahip olup hiçbir iş ve hiçbir şey kendisine ağır gelmez (Kaviyy) olan ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadiri Layezal قدير لا يزال : sonsuza kadar varlı ğı devamlı, ölümsüz, ebedi (Lâyezal) olan ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadiri Mutlak قدير مطلق : sonsuz güç ve kuvvet
sahibi (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir-i Mürid قدير مريد : sonsuz irade sahibi, her dilediğini yaptıran (Mürid) ve gücü her şeye yeten (Kadir) (Allah c.c.)
kadir-i Rahim قدير رحيم : sevdiklerine karşı çok merhametli (Rahim) olan ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir-i Samed قدير صمد : hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç olan (Samed) ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir i Zülcelal قدير ذو الجلال : sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi (Zülcelal) olan ve her şeye gücü yeten(Kadir) (Allah c.c.)
içinliliklerin sahibi (Zulcemal) olan ve her seye en Kadir i Zülcemal قدير والجمالsonsuz güzel Ka gücu yeten (Kadir) (Allah c.c.)
Kadir i Zülcelal-i ve'l Cemal قدير ذوالحلال والحمال sonsuz güzelliklerin sahibi (Zülcemal) ve sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi (zulcelal) olan ve her şeye gücü yeten (Kadir) (Allahc.c.)
Kadir-17ülkemalقدير ذو الك : sonsuz mükem melliklerin sahibi (Zulkemäl) olan ve her peye gücü yeten (Kadir) (Allah c.c.( kadir badr)
yaraşır tarzda
kadirane يرانrsey gücu yeterli olana
kadir-näşinas قدرنشناس değer bilmez, değer ebedili kimseleri işi ve davranıslarla takdir etmez, değer vermez, bilmez ve anlamaz
Kadiri قادری : Abdulkadir Geylani hazretlerinin kurduğu Kadiri tarikatına bağlı olan
kadiriyet قادریت : güçlülük güç ve kuvvet sa-
hibi olma
kadiriyet-i mutlaka قادریت مطلقه : sonsuz güçlü lük, sonsuz güç ve kuvvete sahip olma
kadirşinas (kadir-şinas قدر شناس : değer bilir, değerli kimseleri, iş veya davranışları takdir eder, değer verir, bilir ve anlar
kadr deger 2.itibar, şeref 3. rütbe, dere ce 4.takdir 5. (astr) yıldızların parlak derecesi (astr) kadr-i evvel (astr( قدر اول : birinci kadir, parlaklığı birinci derecede olan yıldız
kadri sani قدر ثانی : ikinci kadr: parlaklığı ikin-ci derecede olan yıldız
kadrü aymet قدر و قیمت : onem ve değer
görev ve yetkileriyle birlikte gösteren liste kadro قادرو : devletin bir işi için gerekli kişileri,
dışı kalma, kadrodaki isim listesinden çıka kadro haricine çıkma قادرو خارجنه جیقمه : kadro rılma
yen ve dünyanın etrafını çevrelediği söylene-kaf: 1."k" (kalın kaf) harfi 2.yeri bilinme gelen efsanevi dağ 3.ilk ayeti "k" (kaf) olan Kur'an'ın 50.sûresi
kaf : (ince) "k" (ke) harfi
kaf u nun کافر نون : )k)e(n) harfleri, Kur'an da Allah (c.c.) dilediği bir şeye "ol" emri ve cümlesinin kısa söylenişi rince o da olur manasındaki "kün fe yekün"
kafasız قفاسز : akılsız, düşüncesiz, anlayışsız,
bilgisiz
Lafes
YanıtlaSil483
since ve çapraz çubuklardan ya palarak pencereye talolan. icerden dışarıya gösteren, fakat disardan içeriyi göstermeyen siper 2. kuşlar ve küçük hayvanlar için tel wya aralıklı çubuklardan yapılan taşınabilir odacak 3. (mec.) ruhun barınağı veya evi sayı Jan beden
affe کافه ).( bütun, hep, tamam
leahval كافة احوال :butün durumlar, her hal ve şart
kaffe-i esbab-sübutive کافه اساب ثبوته : butün ispatla ilgili sebepler (yollar, metotlar)
Liffel insan كافة انسان : bütün insanlar kaffe-i kelimat كافة كلمات : bütün sözler
kaffei mahlukat كافة مخلوقات : bütün yaratıl mış mahluklar, varlıklar
kaffe-i nas كافة ناس : bütün insanlar
kaffeten کانت : hepsi birlikte, tamamıyla
fi 1 : کافی.yeterli 2.yeter 3.yeten
kafil: kefil olan, garanti eden
kafile 1: قافله.birlikte yola çıkan yolcu grubu, yolcu topluluğu 2.(mec.) bu dünyaya gelen ve ölüp gidecek olan her çeşit canlı toplulu-gu 3.(mec.) yerinde kalmayıp peş peşe gelip giden (canlı veya cansız) varlıklar topluluğu 4.kervan 5.grup, topluluk
kafile-l ahbab قافلة احباب : dostlar kafilesi
kafile-i beni-adem قافلة بنى آدم : adem oğulları kafilesi
kafile-i beşer قافلة بشر : insan kafilesi
kafile-i enbiya قافلة انبياء : peygamberler kafilesi kafile-i Kureys قافله قريش : Kureyş kafilesi, Ku-
reyş kabilesinin ticaret kervanı
kafile-i kübra قافلة كبرى : büyük kafile
kafile-i mahlukat قافلة مخلوقات : yaratılmış var
lıklar kafilesi
kafile-i melaike قافله ملاء که : melekler kafilesi
kafile-i mevcudat قافلة موجودات : varlıklar lesi
kafile-i nebatat قافلة نباتات : çeşitli bitkiler ka filesi
lafile-i nur قافله نور : nur kafilesi, Risale-i Nur lardan iman ve hakikat dersleri alanlar ve bunlara sahip çıkanlar topluluğu
lafile-i nuraniye قافلة نورانيه : nurlu kafile, iman nuru ile aydınlık içinde olan kafile
kafile-i rüfeka
قافلة رفقاء : arkadaşlar kafilesi
kaftan
kafile-i siddikin قة صديقينıklar kafilesi,
Allah (c.c.) ve peygamberine candan bağlı likta ve doğrulukta Hz. Ebu Bekir (r.a.) gibi olanlar kafilesi. Hz. Ebu Bekir'ler kafilesi
kafile-i sühedaقافلة شهداء : sehitler kafilesi
kafile-i uzma
büyük kafile
kafile- salar قافلة سالار : kafile başkanı
ler kafilesi reisi (Hz. Muhammed (a.s.m.) (ka-kafile- sälär-ü rusül قافلة سالار رسل : peygamber-file- sälär-ü rusûl huz biyedi: peygamberler kafilesinin başkanı, tut beni elimden!)
kafir 1 : کافر.inkarcı, imansız, dinsiz 2.Allah'ın (c.c.) varlığına veya birliğine inanmayan 3.imanın altı şartlarından (altı temel inan-cından) birine veya hiç birine inanmayan
kafiri cahil کافر جاهل : cahil kafir, bilgisiz inkár-
kafir-i matrud کافر مطرود : )Allah'ın (c.c.) rah-metinden) uzaklaştırılmış kafir, kovulmuş käfir
kafir-i mutlak کافر مطلق : tam kafir, tam inanç-sız, Allah'ın (c.c.) ve dinin bütün temel inanç larına kesinlikle inanmayan kimse
kafiri mel'un کافر ملعون : länetlenmiş kafir, Allah'ın (c.c.) rahmetinden nasibi kalmamış käfir
kâfir-i mütereddid فرمت: tam imanla tam inkår arasında bocalayan, tereddüt ve karar-sızlık içinde kalan käfir
kâfir-i mütereddid ve müteşekkik کافر متردد و متشكك : tam imanla tam inkâr arasında bo-calayıp kararsızlık içinde kalan mütereddid, inkârcı düşüncelerinden emin olmayıp şüphe içinde kalan(müteşekkik) kâfir
kafirane کافرانه : kafirce, inkarcı tarzda
kafirûn کافرون : )Ar) käfirler
kafiye قافيه : siirde mısra sonunda yer alan harf veya hecelerdeki ses uyumu, ses benzerliği
kafikafiyeli قافیه لی : kafiyesi olan (bk. kafiye(
kafiyeperest قافیه پرست : kafiye düşkünlüğü, kafiyeye çok önem verme (bk. kafiye(
kafiyesiz قافیه سز : kafiyesi olmayan (bak. kafiye(
Kafkas 1 : قفقاس.Kafkasya'lı 2.Kafkasya, Kara-deniz ve Hazar Denizi arasında yer alan Kaf-kas dağları ile bu dağların çevresindeki bölge
Kafkasya قافقاسيه : )bk. Kafkas(
kaftan قفتان : daha çok ipekli kumaştan yapı-lan ve üste giyilen uzun, süslü elbise (biçilmiş
1156. Zaman değişince, yargılar da değişir.
YanıtlaSilHAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilتوافقي
أجل لكم ليلة الصيام الوقت إلى نسابة على الله
لكُمْ وَأَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللهُ الكُمْ كُنتُم المناور انفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَمَّا عَلم دار باشروهن وابْتَغُوا ما كتب الله لكم وكلوا واشرب حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الخيط الأبيضُ مِنَ الخليط الأسوري الفجر ثم أبنوا الصيام إلى اليْلِ وَلَا تَبَاشِرُوهُل والله عاكفون في الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ الله فلا تقزيم كذلك يبين الله أيَّاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يلقون . ولا تأكلوا أمْوَالَكُم بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتَدْلُوا بها إلى الحكام لتأكلوا فريقًا من أموال النابي بالالم وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهْلةِ قُلْ هي مواقيت الناس والحج وَلَيْسَ البر بأن تَأْتُوا البيوت من ظهورها ولكن البر من التَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا الله لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ الله الذين يُقاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ .
وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ
66 Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin.99
(Bakara, 2/188)
والمسلوقة
Mushaf sayfa no: 28 Hafızlık sayfa no: 2. cüz/13. sayfa
HELAL RIZIK
BİLGİ
Başkasına ait bir malı haksız şekilde almak helal değildir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak Ya Rabbi! Ya Rabbil diye dua eder. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!" (Müslim, "Zekát", 65). Ayrıca Peygamberimiz şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Helal rızıklarından nasip ederek beni haramlarından koru! Lütfunla beni senden başkasına muhtaç etme." (Tirmizi, "Deavăt", 110)
MESAJ:
1. İnsanların mallarını hırsızlık, gasp ve faiz gibi batıl yollarla almak yasak-
lanmıştır.
2. Müslüman, kazancına kul hakkı bulaştırmaz.
KELİME DAĞARCIĞI
Batıl: Gerçeğe uymayan inanç, hüküm ve düşünceler; haksızlık.
28
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Allah yolunda harcama yapın;
kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.99
(Bakara, 2/195)
الجزء الثاني
والوهم حيث القلموهم والحرجُوهُم مِن حيث المرجوكم والمتنا الله من المثل ولا تقاتلوهم عند المسجد الحرام على يُقاتِلُوكُم بية فإن فاللوكم فاقتلوهم كذلك جَزَاء الْكَافِرِينَ فَإِن انتهوا قال الله غَفُورٌ رَحِيمٌ وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لا تَكونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدين الله فإن الشهوا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ الشهر الحرام بالشهر الحرام والحرمات قِصَاصُ فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عليه بمثل ما اعْتَدَى عَلَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ مَعَ التثقين والفقوا في سبيل الله ولا تلقوا بايديكم إلى التهلكة واحسنوا أن الله يُحِبُّ الْمُحْسِينَ وَأَتِمُوا الحَج وَالْعُمْرَةِ اله قال أخبركم فما استير مِنَ الْهُدَى وَلَا تَعْلِمُوا رُؤسَكُمْ حَتَّى يَبْلُعُ الهدى مجلة ممن كان منكم مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ من صيام أو صدقة أو نسك فَإِذَا أَمِنْتُمْ فَمَنْ تَمَتَّعُ بِالْعُمْرَةِ إلى الحج فما التيسر من الهذي فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلثَةِ أَيَّامٍ في الحج وَسَبْعَة إذا رجعتم تلك عشرة كامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ أَهْلُهُ حَاصِري المسجد الحرام والقوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ .
Mushaf sayfa no: 29
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/12 sayfa
ALLAH YOLUNDA İNFAK
BİLGİ İnfak etmek, büyük sevap kazandıran işlerdendir. Özellikle ülke savunması için Allah yolunda yapılan harcamalar hem harcama yapanın dini hayatını hem de ülkeyi ve toplumu tehlikelerden korur. Hz. Peygamber (s.a.s), sadece iki kişiye gupta edileceğini haber vermişlerdir. Bunlardan birincisi Yüce Allah'ın verdiği malı hak yolunda harcayan kişi, ikincisi ise Allah'ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kişi (Buhâri, "İlim", 15).
MESAJ:
Insan, sahip olduğu maddi imkânları Allah yolunda harcarsa Allah (c.c.) har-cadığının yerine ona başkasını verir. (bk. Sebe' 34/39)
KELİME DAĞARCIĞI
Infak: Allah'ın hoşnutluğunu kazanma niyetiyle harcamada bulunmak. İhsan: İyilik ve lütufta bulunmak, bir işi en güzel şekilde yapmak, ihlas.
29-
İçi Beni Yakar, Dışı Eli (veya Seni) Yakar
YanıtlaSil"Dış görünüşü ile başkalarının hoşuna giden bir şeyin veya bir durumun gerçekte kötü yönlerinin..." de olabileceğini an-latmak için "içi beni yakar, dışı eli (veya seni) yakar" deriz. Bu atasözünü, her şeyin dıştan göründüğü gibi sorunsuz veya gü-zel olmadığını, dış görünüşe aldanan kimselerin yanlış kanıya vardığını belirtmek için kullanırız.
Elbette dışarıdan iyi görünmenin bazı faydaları da var-dır. En azından düşmanlarınıza karşı güçlü görünürsünüz ve derdinizi sayılı dostlarınıza anlatırsınız. Sayılı diyoruz, ger-çekten de insanın sayılı dostları vardır. Ailemiz ve dostlarımız haricindeki kişileri tanımak için de onlara biraz daha zaman ayırmak gerekir. Ancak bu şekilde insanların saklı yönlerini keşfedebilirsiniz.
Peki, bu keşif nasıl yapılır?
Daha yakından tanımak istediğiniz kişi ile yolculuğa çıktı-ğınızda veya onunla aynı mekânı paylaştığınızda ya da birlikte ticaret yaptığınızda bir nevi keşfe çıkmış olursunuz. Bazen
-162-
yapığınız bu keşifler canınızı acıtabilir, bazen de şükrünü-zün artmasına vesile olur. Orneğin, vaktiyle sayılı zenginler arasında yer alan sempatik bir iş adamı vardı. O, bir insanın dunyada elde etmek istediği her şeye fazlasıyla sahipti ama onun da içini yakan bir derdi vardı. Bir gün kendisiyle yapılan röportajda derdini şu şekilde dile getirmiştir:
YanıtlaSil"Otomobil üretiyorum ama oğlum binemiyor."
Çünkü oğlu engelliydi ve bu durum onun imtihanıydı.
Keşfinizi devam ettirdiğinizde bazı kişilerin, sizin dert zannettiğiniz şeyleri "nimet" olarak gördüğüne de şahit ola-bilirsiniz. Aynı zamanda doğru bir okuma yaparak ve doğru haber kaynaklarını takip ederek de çeşitli keşiflerde bulunmak mümkündür. Nihayetinde hangi keşfi yaparsanız yapın bir şeye çok önem vermelisiniz. Sahi, önem vermemiz gereken o şey de nedir?
Tabii ki insanı anlamaktır.
İnsanı doğru biçimde anlayan kimsenin kâinatı anlaması da o derece kolay olur. Käinatı anlayan kimse de yıldızların gökyüzünde süs için durmadığını, yeryüzüne inen her bir damlanın toprakla buluşmak için boşuna çaba harcamadığını görür. Bu anlayışın bizi, birbirimize daha da yakınlaştıracağını ve aramızdaki mesafeleri de kısaltacağını ümit ediyoruz. Ne var ki son yıllarda bu mesafe iyice açıldı. Özellikle teknoloji bağımlısı olan bir nesil türedi ve bu yeni nesil et, süt gibi şey-lerin ağaçta yetiştiğini düşünmeye başladı.
Şimdi böyle bir nesle insanı anlatabilir misiniz?
Anlatamazsınız ya...
Elbette bunlan karamsar bir tablo çizmek için söylemiyo-ruz, aksine "Toparlanıp kendimize gelelim!" demek istiyoruz. O hålde sanal alemden gerçek âleme geçelim ve teknolojiyi
-163-
kararında kullanalım. Hem bu olumlu davranışımız ile genç-lere de güzel örnek oluruz.
YanıtlaSilBir de şunu unutmayalım ki sanal dünyanın dışına çık-tığımızda, iyi ve sorunsuz gördüğümüz kimselerin asılları ile karşılaşacağız. İlk şaşkınlık anı geçtikten sonra birbirimizi tanımak için çok vaktimiz olacaktır. Bu kıymetli vakitlerde keşfiniz açık, sözleriniz anlaşılır olsun.
Akıls
onlara yediklerinizden yedirin, giydiklerinizden giydirin. lyi dav. 5504- Hizmetçileriniz size iyi davranıp itaat ederlerse, ranmazlarsa onları satın, Allah'ın yarattıklarına işkence yapma. yın.
YanıtlaSil-٥٥٠٥ مَنْ لبس ثَوْبَ شُهْرَةِ الْبَسَهُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَمَة ثَوْبًا مِثْلَهُ ثُمَّ يُلْهبُ بِهِ (ه د عن ابن عمر)
النَّارِ 5505- Söhret elbisesi qiyen kişiye kıyamette Allah mezel. let elbisesi giydirir ve onu ateşle alevlendirip tutuşturur.
-٥٥٠٦ مَنْ لزم الاسْتِغْفَارَ جَعَلَ اللهُ لَهُ مِنْ كُلِّ ضَيْق مُخْرَجًا وَمِنْ كُلّ هَمَ فَرَجًا وَرَزَقَهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ " (د ق هـ عن ابن عباس)
5506- Kim istiğfara devam ederse, Allah ona her sıkıntı sından bir çıkış yolu kılar. Her üzüntüsünü giderir. Ummadığı yer-den de ona bol rızık ihsan eder.
٥٥٠٧ - مَنْ لَزِمَهُ مَاتَ قَبْلَ أَنْ يُصِيبَهُ جُهْدٌ مِنْ بَلاءِ اللَّهُمَّ أَحْسِنْ عَاقِبَتَنَا في الْأُمُورِ كُلِّهَا وَأَجِرْنَا مِنْ خِزْيِ الدُّنْيَا وَعَذَابِ الْآخِرَةِ" (عد عن بسر بن ارطاة)
5507- Kim şu duaya devam ederse başı belaya girme-den rahatça ölür: "Allah'ım! Bütün işlerde sonumuzu iyi yap. Bizi dünya rüsvaylığından ve ahiret azabından kurtar."
٥٥٠٨- مَنْ لَعِبَ بِالْمَيْسِرِ ثُمَّ قَامَ يُصَلَّى فَمَثَلُ الَّذِي يَتَوَضَّأُ بِالْقَيْحِ وَدَمِ الْخُنْزِير فَيَقُولُ اللهُ تُقْبَلُ لَهُ (طب عن ابي عبد الرحمان الخطى)
5508- Kim kumar oynayıp da namaza kalkarsa, o, irin
ve domuz kanı ile abdest alan kişi gibidir. Allah böylesinin na-mazı "kabul olsun" der mi hiç?
٥٥٠٩ - مَنْ لَعِقَ الْعَسَلَ ثَلَاثَ غَدَوَاتٍ فِي كُلِّ شَهْرٍ لَمْ يُصِبْهُ عَظِيمٌ مِنَ الْبَلَاءِ أَبَدًا (هـ هب عن ابي هريرة)
5509- Kim her ayda üç sabah bal yerse, onun bedenine hiçbir bela isabet etmez.
1284
٥٥١٠ - مَنْ لعق الصَّحَفَةَ وَلَعِقَ أَصَابِعَهُ أَشْبَعَهُ اللهُ في الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ (طب)
YanıtlaSilعن العرباض)
5510- Kim tabağı ve parmaklarını yalarsa, Allah onu hem dünyada hem ahirette doyurur.
-٥٥١١ - مَنْ لَقِيَ أَخَاهُ فَصَافَحَهُ لُطْفًا وَمَوَدَّةَ لَمْ يَتَفَرَّقَا حَتَّى يُغْفَرُ لَهُمَا (ابن
شاهين عن البراء) 5511- Kim arkadaşına rastlayıp da sevgi ve muhabbet i-çinde onunla el sıkışırsa, her ikisi de oradan ayrılmadan affedilir-ler.
٥٥١٢ - مَنْ لَمْ يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ وَمَنْ لَمْ يَجِدْ إِزَارًا فَلْيَلْبَسْ سَرَاوِيلٌ ط حم ش م قط عن جابر ط حم خ م ن هـ عن ابن عباس ط عن ابن عمر)
5512- Kim pabuç bulamazsa mestlerini giysin. Kim göm-lek bulamazsa şalvarını giysin.
٥٥١٣ - مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ النُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ وَالْجَهْلَ فَلَيْسَ اللَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ (حم) خ د ت هـ حب عن ابي هريرة)
5513- Kim yalan sözü, onunla ameli ve cehli bırakmaz-sa, Allah'ın onun yemeyi ve içmeyi bırakmasına (orucuna) ihtiyacı yoktur.
٥٥١٤ - مَنْ لَمْ يَعْرِفْ حَقَّ عِتْرَتِي وَالأَنْصَارَ والْعَرَبَ فَهُوَ لِإِحْدَى ثَلَاثَ إِمَّا مُنَافِقٌ وَإِمَّا الزِّنْيَةُ وَإِمَّا اِمْرِاً حَمَلَتْهُ أُمُّهُ لِغَيْرِ طُهْرٍ" (الباوردى عد هب عن على)
5514- Kim ehli beytimin, ensar ve arabın kadrini bil-mezse o, şu üçten biridir: Ya münafıktır ya veled-i zinadır ya da annesi hayız ve nifas halindeyden ona hamile kalmıştır.
٥٥١٥ - مَنْ لَمْ يَأْخُذْ مِنْ شَارِبِهِ فَلَيْسَ مِنَّا (ش حم ن ع طب ض ت حسن صحيح
وابن منيع وعبد بن حميد عن زيد بن ارقم
5515- Bıyığından almayan bizden değildir.
1285
٥٥١٦ - مَنْ لم تَنْهَهُ صَلاتُهُ عَن الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَر لَمْ يَزْدَدْ مِنَ اللهِ إِلا بُعْدًا
YanıtlaSilابن ابی حاتم طب وابن مردوية عن ابن عباس
5516- Namazı, kendisini fuhşiyat ve münkerden alıkoy-mayan kişi, (Allah'a yaklaşması) şöyle dursun ondan daha do uzaklaşır.
٥٥١٧- مَنْ لم يكن فيه واحدة من ثلاث فَلا يُحْتَسَبُ بشَيْء مِنْ عَمَلِهِ تَقْوَى تَحْجُرُهُ عَنِ الْمَحَارِمِ أَوْ حِلْمٍ يَكْفُ بِهِ عَنِ السَّفِيهِ أَوْ خُلْقٍ يَعِيشُ بِهِ فِي النَّاسِ" (طب عن ام سلمة)
5517- Şu üç hasletten biri kendinde bulunmayan kişinin hiçbir ameline itibar edilmez: Kendisini haramlardan men edecek bir takva. Kendisini beyinsizlikten önleyecek bir hilm. İnsanların arasında yaşamasını sağlayacak güzel bir ahlak.
٥٥١٨ - مَنْ لَمْ يَشْكُرِ الْقَلِيلَ لَمْ يَشْكُرِ الْكَثِيرَ وَمَنْ لَمْ يَشْكُرِ اللَّهَ وَالتَّحَدُّثُ نِعْمَةِ اللَّهِ شَكَرَ وَتَرَكَهَا كَفَرَ وَالْجَمَاعَةُ رَحْمَةٌ وَالْفِرْقَةُ عَذَابٌ (عم هب خط عن النعمان بن بشير)
5518- Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez. İnsanlara te-şekkür etmeyen Allah'a da şükretmez. Allah'ın nimetlerinden söz etmek şükürdür. Ondan bahsetmemek ise küfran-ı nimettir. Ce-maat rahmettir, ayrılık ise azaptır.
٥٥١٩ - مَنْ لَمْ يَحْلُقْ عَانَتَهُ وَيُقَلِّمْ أَظْفَارَهُ وَيَجُزُّ شَارِبَهُ فَلَيْسَ مِنَّا (حم عن رجل من بني غفار)
5519- Etek tıraşı olmayan, tırnaklarını kesmeyen, bıyıkla-rını kırpmayan bizden değildir.
٥٥٢٠ - مَنْ لَمْ يَسْتَحْيِ مِمَّا قَالَ أَوْ قِيلَ فَهُوَ لِغَيْرِ رُشْدَةٍ حَمَلَتْ بِهِ أُمُّهُ عَلَى غير طهر" (طب عن عبد الله بن عمرو وابن شوينع عن ابيه عن جده)
5520- Denilenden ve dedikodudan haya etmeyen, doğru
1286
yolda değildir ve annesi temiz değilken ona hamile kalmıştır.
YanıtlaSil٥٥٢١ - مَنْ لَمْ يَقُلْ عَلَيَّ خَيْرِ النَّاسِ فَقَدْ كَفَرَ (خط عن على)
5521- Kim benim için, insanların en kafir olur. hayırlısıdır demezse,
٥٥٢٢ - مَنْ لَمْ يَعْرِفْ فَضْلَ نِعْمَةِ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْهِ إِلَّا فِي مَطْعَمِهِ وَمَشْرَبِهِ فَقَدْ قَصَرَ عِلْمَهُ وَدَنَا عَذَابَهُ (خط عن عائشة)
5522- Kim Allah'ın nimetinin üstünlüğünü yalnız yemek içmekte ararsa, onun ilmi eksilmiş ve azabı yaklaşmıştır.
٥٥٢٣ - مَنْ لَمْ تَفُتْهُ الرَّكْعَةُ الأُولَى مِنَ الصَّلَوةِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا كُتِبَتْ لَهُ بَرَائَتَانِ بَرَانَةٌ مِنَ النَّارِ وَبَرَانَةٌ مِنَ النِّفَاقِ (عب عن انس)
5523- Bir kimse kırk gün namazın birinci rekâtını geçir-mezse (cemaatle) ona iki berat yazılır: Birisi cehennemden azatlık beratı, diğeri ise nifaktan berattır.
٥٥٢٤ - مَنْ لَمْ يَلْزَقْ أَنْفَهُ مَعَ جَبْهَتِهِ بِالْأَرْضِ إِذَا سَجَدَ لَمْ تَجُزْ صَلَاتُهُ (طب
عن ابن عباس
5524- Kim, secdeye vardığı zaman alnı ile burnunu da yere yapıştırmazsa, namazı caiz olmaz.
٥٥٢٥ - مَنْ لَمْ يَقْبَلْ رُخْصَةَ اللهِ كَانَ عَلَيْهِ مِثْلُ أَجْبَالِ عَرَفَةَ (حم عن عقبة بن
عامر حم طب عن ابن عمر طب عن ابن عمرو بن حزم
5525- Kim Allah'ın ruhsatını (seferde oruç tutmamak,
namazları ikişer rekât kılmak gibi) kabul etmezse, kendisine Ara-fat dağları kadar günah yazılır.
٥٥٢٦ - مَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ حَيَاءٌ فَلاَ دِينَ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ حَيَاءٌ فِي الدُّنْيَا لَمْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ (الديلمي عن عائشة)
1287
610
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT SERHI
Bir başka manaya göre de şu, demeğe gelir:
Bu salavat-1 serifelerin karşılığında; kerem ve ihsan olarak, se-nin arşınla tartılacak kadar sevap Ihsanı ile bizleri mesrur eyle.
Sonra, bu salavat-ı şerife:
Kelimelerinin sayısı kadar olsun.
Bunun daha açık manası şudur:
Ey Alemlerin İlâhı, senin kelimelerin tükenmez. Tükenmez ke limelerin sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salát eyle.
Devam edelim:
Halkının geçmişte seni andıkları şeylerin sayısı kadar olsun,
Bu cümlenin daha açık şerhli manası vardır. Şöyleki:
Allah-ü Tağla'nın zikri yapıldığı şeyler harflerdir; kelimelerdir.
Allah-ü Taala'nın yarattığı mahlukat ise, şöyle anlatılabilir: In san, cin, sair hayvanat.. Keza cemadat..
Kısaca demek olur ki:
Allahım, canlı mahlukatın, kendi lügatleri ile seni andıkları kelt.
melerin harfleri kadar; cemadatın ise, hal dilleri ile seni andıkları harflerin sayısı kadar salât eyle..
Metindeki cümlede geçen:
Geçmişte.
Lafzının ifade ettiği mana şudur:
-Allahım, bu salavat-ı şerife ağzımdan çıkmazdan evvel, adi geçenlerin virdleri ve zikirleri esnasında kullandıkları kelimelerin ve harflerin sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimiz ve onun ålleri üze rine salát, tazim, tebeil inzali ile ihsanlar eyle.
Devam edelim:
olsun. Gelecek zamanda dahi, seni zikredecek olanların sayısı kadar
Bunun daha açık şerhli manası şudur:
Allahım, melek, insan, cin ve sair canlılar kendi lügatleri ile, cansız olan cemadat ise, hal dilleri ile bundan sonra yapacakları zikir kelimelerinin harfleri sayısında, Habib-i Ekrem Resul-ü Mükerrem efendimize ve onun ålleri üzerine salåvat, tekrimat, tahiyyat, bereket-ler indirerek onların şanını iclâl edip kendilerine ikram eyle..
Bu salavat-i şerife dileğimiz; yukarıda anlatılan tafsil üzere:
Her sene, her ay, her CUMA..
Bu cümlede anlatılan:
CUMA.
Günü, gunler arasında, günlerin efendisi olarak bilinir. Bu günün tek başına anlatılması, daha çok:
-Her hafta
Demeğe gelir.
Devam edelim
-Het gün.
KARA DAVUD
YanıtlaSil011
Yani: Tanyeri ağardıktan, akşam güneş batıncaya kadar olan
man..
Devam edelim:
- Her gece..
Burada geçen:
Gece..
Tabiri ile ifade edilen mana: Güneş battıktan itibaren, tanyeri Parıncaya kadar olan zamandır.
Devam edelim:
-Saatlerin her saatinde..
Yani: Gecenin ve gündüzün yirmi dört saatinde..
-Her koku alınmada..
Yani:
Rayihaları koklayan, iyisini ve kötüsünü anlayanların kokla-
yup koku aldıklarının sayısı kadar.. Demeğe gelir. Devam edelim:
- Her nefes..
Burada ifade edilmek istenen mana şudur: Her canlı hayvanatın alip verdikleri nefes.. Şöyleki: Onlar, her saatte bin nefes alırlar. Yir-dört saatte yirmi dört bin nefes alırlar. Buna göre, burada anlatıl-mak istenen mana şu demeğe gelir:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz ve onun álleri üzerine, yu-barıda anlatılan tafsil üzerine salât ve tahiyye inzali ile tazim eyle.
Devam edelim:
Her TARFA sayısınca..
Bu cümlede geçen:
TARFA.
Lafzı, göz açıp kapama manasına gelir. Şöyleki: Her göz sahibi ranlı, her nefeste iki defa gözünü açıp kapar. Bu hesaba göre, her can-à göz sahibi, bir gün ve bir gecede kırk sekiz bin defa gözünü açar kapar.
Bunun manası şudur: Üstte anlatılan sayı kadar, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât eyle Allahım.
Devam edelim:
Her LEMHA..
Yani: Her gören canlının gözünü oynatıp yalbırdattıkça.. Resulül-lah 8.A. efendimize ve onun âllerine salât eyle..
Devam edelim:
Hem de sonsuzdan sonsuza kadar.. Dünyanın sonlarına kadar. Ahiretin sonsuzluklarına kadar..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
wr yerinden itibaren bulunan yerler, sırat köprüsünü geçmek, üstün Allahım, ömrümüzün evvelinden, kıyamet kopuncaya kadar; mah-netlere girmek gibi islerin tümünde, ki bunların sonu yoktur. Is-sonsuzluklar içinde Sultan-1 Enbiya Serdar-1 Asfiva Habib-i Huda
012
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT BERHI
Beli Rus-ü Ceza Muhammed Mustafa ve saygideğer Alleri üzerine yu-karıda anlatılan lemha, tarfa, sem sayılarının kat kat çarpım sayıları kadar yüce sanlarına layık, üstün makamlarına münasip sonsuz salát tasimleri tekrimler insal ederek kendilerini mükerrem ve muazzam eyle
Devam edelim:
-Ve.. bunların kat kat fazlası ile..
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana şu demektir:
merhametliler merhametlisi, biz kısa erin İlâhı, ey merhametliler merh Ey Alemlerin akhmann namn erdiği kadar salat eyledik. Kerim Rahim Mevlâ, Habib-i Ek rem Neblyy-1 Muhterem ve onun åline sayılanların kat katı kadar sa lát eyle. O kadar çok olsun ki, beşer aklı onları idrak edemez olsun....
Devam edelim:
Onun evveli için bir kesilme olmasın. Ahirindeyse, bir tüken.
me bulunmasın..
Yant: Resulüllah S.A. efendimize okunan salavatın..
ALTMIŞ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Allah, şanı yüce, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan..
-Efendimiz Muhammed'e salât cyle..
Yani: Ona bol nimet inzal buyurarak, üstün şanını tebcil, teşrif ve tekrim eyle.. Hem bu salût mikdarı:
Ona olan sevgin kadar olsun.
Şöyleki: O senin habibindir; sevdiğindir. Yarattıkların arasında en keremlisi, en şereflisi ve en büyüğüdür. Onun habibliğine layık, cümleden üstün salât ile salût eyle..
-Allahım, efendimiz Muhammed'e, kendisine olan inayetin ka-
dar salåt eyle.
Allah-ü Talla'nın Resulüllah S.A. efendimize inayeti: Ona olan lütufları, hadde hesaba gelmeyen ihsanıdır.
dur: Bu duruma göre, üstteki salavat-ı şerifenin daha açık manası şu
-Allahım, cümle mahluku onun hürmetine yarattın. Onun kad-rini cümle mahluktan yüce kıldın. Bütün kitapların büyüğü olan Kur' an-ı Kerim'i onun üzerine inzal buyurdun. Onun şeriatı ile cümle güç işleri, ağır teklifleri kaldırdın. Onun kitabını ve şeriatını tağyirden ve tebdilden korudun; kıyamete kadar sabit kıldın. Ey keremlller kerem-liai, ena bu kadar lütfun ve ihsanın var.. Bunlara uygun bir şekilde mensus lelåt, sonsuz ikramlarını onun için ihsan eyle..
Balavat s şerifeye devam edelim:
-Analum, Muhammed efendimizin kadrine ve mikdarına uygun salit eyle.
612
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT GERHI
Sefu Ruz & Ceza Muhammed Mustafa ve saygideğer Alleri üzerine yu-karıda anlatılan Jemha, tarfa, sem sayılarının kat kat çarpın sayıları kadar yüce sanlarına lävik, üstün makamlarına münasip sonsuz salat tazimleri tekrimler inzal ederek kendilerini mükerrem ve muazzam eyle
Devam edelim:
Ve... bunların kat kat fazlası ile..
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana şu demektir:
Ey Alemlerin İlâhı, ey merhametliler merhametlisi, biz kısa aklımının erdiği kadar salåt eyledik. Kerim Rahim Mevlâ, Habib-i Ek-rem Nebiyy-1 Muhterem ve onun ållne sayılanların kat katı kadar sa låt eyle.. O kadar çok olsun ki, beşer aklı onları idrak edemez olsun..
Devam edelim:
Onun evveli için bir kesilme olmasın. Ahirindeyse, bir tüken-me bulunmasım..
Yani: Resulüllah S.A. efendimize okunan salavatın..
ALTMIŞ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Allah, şanı yüce, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka Mh olmayan.. Efendimiz Muhammed'e salát eyle..
Yani: Ona bol nimet inzal buyurarak, üstün şanını tebcil, teşrif ve tekrim eyle.. Hem bu salât mikdarı:
Ona olan sevgin kadar olsun.
Şöyleki: O senin habibindir; sevdiğindir. Yarattıkların arasında en keremiisi, en şereflisi ve en büyüğüdür. Onun habibliğine layık, elamleden üstün salât ile salât eyle..
Allahım, efendimiz Muhammed'e, kendisine olan inayetin ka-dar salat eyle.
Allah- Talk'nın Resulüllah S.A. efendimize inayeti: Ona olan lütufları, hadde hesaba gelmeyen ihsanıdır.
Bu duruma göre, üstteki salåvat-ı şerifenin daha açık manası şu-dur
Allahım, cümle mahluku onun hürmetine yarattın. Onun kad-rini cümle mahluktan yüce kıldın. Bütün kitapların büyüğü olan Kur'. an- Kerim'i mun üzerine inzal buyurdun. Onun şerlatı ile cümle güç İşleri, ağır teklifleri kaldırdın. Onun kitabını ve şeriatını tağyirden ve tebdiiden korudun, kıyamete kadar sabit kıldın. Ey keremliler kerem-ial, ona bu kadar utfun ve lhsanın var.. Bunlara uygun bir sekilde noneus icial, tonsus ikramlarını onun için ihsan eyle..
Salavat-i şerifeye devam edelim:
-Allahım, Muhammed efendimizin kadrine ve mikdarına uygun
salit eyle.
612
YanıtlaSilDELAL I HAYRAT SERHI
Befil Huz-Q Ceza Muhammed Mustafa ve saygideğer Alleri üzerine yu-karıda anlatılan lemba, tarfa, sen sayılarının kat kat çarpım sayıları kadar yüce ganlarına layık, üstün makamlarına münasip sonsuz salát tazimleri tekrimler Ingal ederek kendilerini mükerrem ve muazzam eyle
Devam edelim:
Ve.. bunlarım kat kat fazlası ile...
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana su demektir:
Ey Alemlerin Haht, ey merhametliler merhametlisi, biz kısa aklımızın erdiği kadar salát eyledik. Kerim Rahim Mevla, Habib-i Ek rem Neblyy-1 Muhterem ve onun Aline sayılanların kat katı kadar sa lat eyle.. O kadar çok olsun ki, beşer aklı onları idråk edemez olsun..
Devam edelim:
- Onun evveli için bir kesilme olmasın. Ahirindeyse, bir tüken-me bulunmasm..
Yani: Resulüllah B.A. efendimize okunan salavatın..
ALTMIŞ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Allah, şanı yüce, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka lah olmayan..
-Efendimiz Muhammed'e salát eyle..
Yani: Ona bol nimet inzal buyurarak, üstün şanını tebcil, teşrif
ve tekrim eyle.. Hem bu salât mikdarı:
-Ona olan sevgin kadar olsun.
Şöyleki: O senin habibindir; sevdiğindir. Yarattıkların arasında en keremlisi, en şereflisi ve en büyüğüdür. Onun habibliğine layık, cümleden üstün salât île salât eyle..
-Allahım, efendimiz Muhammed'e, kendisine olan inayetin ka-dar salât eyle.
Allahü Taala'nın Resulüllah S.A. efendimize inayeti: Ona olan Jütufları, hadde hesaba gelmeyen Ihsanıdır.
dur: Bu duruma göre, üstteki salavat-ı şerifenin daha açık manası şu
Allahım, cümle mahluku onun hürmetine yarattın. Onun kad-rini cümle mahloktan yüce kıldın. Bütün kitapların büyüğü olan Kur'-an-ı Kerim'i onun üzerine inzal buyurdun. Onun şerlatı ile cümle güç İşleri, ağır teklifleri kaldırdın. Onun kitabını ve şeriatını tağyirden ve tebdiiden korudun, kıyamete kadar sabit kıldın. Ey keremliler kerem-lii, ona bu kadar lütfun ve ihsanın var.. Bunlara uygun bir şekilde sonus felál, sonsus ikramlarını onun için ihsan eyle..
Salavatı şerifeye devam edelim:
-Allahum, Muhammed efendimizin kadrine ve mikdarına uygun
salat eyle.
KARA DAVUD
YanıtlaSilاللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا عُمَرَ عَلَى قَدْرِ حَكَ فيهِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَلَى قَدْرِ عناتِكَ هُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحمد حَقَّ قَدْيْهِ وَمِقْدَارُهُ ١٠ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سيدنا محمد صلوة بنينا بها من جميع الأَهْوَالِ والافات وتقضى لنا بها جميع الحاجات وتظهرنَا بِهَا مِن جَميعَ السَّيِّئَاتِ وَتَرْفَعنا بها أعلى الدرجات وتبلغنا بها اقصى الغاية من جميع الخَيْرَاتِ فِي الْحَيَاتِ وَبَعْدَ المَات .. اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلوةَ الرِّضَاءِ وَارْضَ عَنْ أَمَهَا بِرْصَاءَ الرضا .. اللهم صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدَ السَّابِقِ الخَلْقِ نُورُهُ وَكَة للعالمين ظُهُورُهُ عَدَدَ مَنْ مَضَى مِنْ خَلْقِكَ
613
67. Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin alá kadri hübbike fihi. Allahümme salli alâ seyyidina Mu hammedin ala kadri inayetike bihi. Allahümme aalli alâ seyyidina Muham medin hakka kadrihi ve mikdarihi.
68. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin saláten tünciyna bi ha min cemiil-ehvali vel-afati ve tak diy lena biha cemial hacati ve tutah hiruna biha min cemiis seyyiati terfauna biha a'led-derecati ve tü belliğuna biha aksal gayati min cemil hayrati fil hayati ve ba'del-memati. Ve
69. Allahümme salli alá seyyidi na Muhammedin salát'er-rızal varda an ashabihi rizaer rıza.
70. Allahümme salli alâ seyyidi na Muhammedin'is sabika lil-balkı nu-ruhu ve rahmetün lil ålemine zuhuruhu adede men meda min halkıke.........
67. Allahım, efendimiz Muhammed'e salat eyle; ona olan sevgin kadar. Allahım, efendimi Muhammed'e salât eyle; kendisine olan inayetin kadar... Allahım, Muhammed efendimizin kadrine ve mikdarına uygun salåt eyle.
(SALAT-I MÜNCİYE)
68. Allahım, efendimiz Muhammed'e öyle bir salåt ile salat eyle ki: Bizo necat versin; bütün hevillerden, afetlerden....
Bu vesile ile, tüm hacetlerimizi yerine getiresin. Bu vesile ile, bizi bütün günahlardan temizleyesin. Bu vesile ile bizi en yüksek derecelere çıkarasın. Ve.. tüm hayırlarda, son gayelere ulaştırasın.
Hem dünya hayatında, hem de ölümden sonra..
69. Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle; hem de rıza salatı olsun. Onun ashabından da razı ol; hem de rızanın rızası ile.
20. Allahım, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Onun nuru, halk içinde indedir. Onun zuhuru, âlemlere rahmettir. Hem de yarattıklarından geçenlerin to kalanların, onlardan said ve şaki olanların sayısı kadar olsun..
*
**
(Devamı: 621. Sayfada)
Bu Ca e L
YanıtlaSil42
1090. Sana gölge veren ağacı kesme!
1091. Sanat, gizini bilenler için, bir otun içinde saklıdır; bu gizi bilmeyenler, onu bir dağın altında sanırlar.
1092. Savaş, kan denızıdir.
1093. Savaş, seyirciler için kolay bir iştir.
1094. Sebat eden, nebat bulur (büyür, gelişir). (Men sebete, nebete.)
1095. Sen bey, ben bey, eşekleri kim sürecek? (Türkçe karşılığı: Sen ağa, ben ağa, inekleri kim sağa? - Ben hot, sen hot, ineğe atacak kim ot?)
1096. Sen olmasaydın, ey dilim; sen dövülmeyecektin, ey kafam.
1097. Seni vicdan azabında bırakacak hiçbir şey yapma.
1098. Sessizlik ağacının ürünü barıştır.
1099. Sevginin aynası kördür.
1100. Sevinç günü kısa olur.
1101. Sonuçları düşünen, felaketlerden korunur.
1102. Söyle, söyle, dinleyen olursa! (Kellüm, kellüm, la yenfa!)
1103. Söylenmemiş sözlerin efendisi, söylenmişlerinse kölesiyiz.
1104. Söyleyeceksen hayır söyle, yoksa susmasını bil.
1105. Söz yürekten çıkarsa, yüreğe dek girer, dilden çıkarsa, kulağı aşmaz.
1106. Sözüm yabana. (Haşă, min huzur.)
1107, Sözün hayırlısı kısa, kanıtlı olanıdır. (Hayr ül-kelâmi men kaile ve del.)
1108. Su buzu erittiği gibi, güzel anlatılar da günahları eritip yok eder.
1109. Suçunu itiraf ederek bağışlanmanı iste, çünkü bir suçu gizlemek, o suçu ikileştirir.
1110. Sultanların tembelleri. (İşi olmayanlar için kullanılır.)
1111. Susmak akıllılıktır, ama bunu bilen insan pek azdır.
1112 Susuz kalmış bir kimseye su vermek, en büyük sadakadır.
1113. Suyumu içtığın kuyuya taş atma!
1114 Şafaktan önce buluşanlar, şafak sökünceye dek ayrılamazlar.
1115. Şen, Tabaka'ya uydu. (Şen, Araplarda ünlü bir adammış. Tabaka da onun kadar ünlü bir kadınmış. İkisi evlenince, bu sözü söylemişler.)
1116. Şeytan herkesi baştan çıkarır, ama kimse şeytanı baştan çıkaramaz.
1117. Talibsizlikler, erdemleri sinar.
1118. Tanım bub, yardım için yaratmıştır. (Innallahu cenuden min asel.)
1119. Tann bies mardan, nardan ayırmasın!
1120. Tann, iti domacze musallat etti.
1121 Takanan (Hafazan Allah!)
1122. Tanrı, tembeli sevmez, çalışanı sever.
Kağıthane
YanıtlaSil484
kaide-i esasiye
kaftan giydirmek (mec.)önceden hazırlan mų uygun konuma getirmek) de
Kağıthane کام خانه Istanbul'da Kağıthane resinin Halicle birleştiği bölgedeki semt (mi 18 yyida Sultan Ahmet III'on veziri Nevse hirli Ibrahim Paşa zamarunda (Lale Devrin de) burası laleleriyle tanınırdı. Burada Paris krallık sarayının bahçe ve köşkleri örnek alı narak, padişah ve vezirleri için altımış civa rında köşk, bahçe ve çağlayanlar yaptırıldı. Köşklerin en ünlüsu Sadabad Köşku idi. O kadar ki, uzun süre bu semt bu köşkün adıyla anihr oldu. Burası bir zevk ve eğlence yeri ha-line getirildi. Patrona Halil isyanında bir çok köşk yıkıldı ve bahçeler tahrib edildi. Padişah Selim III. ve Mahmut II. devirlerinde, Kağıtlıklar hane yeniden canlandırıldı. Yıkılmış köşkler yeniden yapıldı. Tatil günlerinde bir kısım halk kayıklarla buraya gelirdi. Burada ince naz heyetleri bulunurdu. Akşamları paşaza deler, Hıristiyan veya Müaluman hanımlar, saraylılar, gençler çayırı çevreleyen yolda fay tonlarla veya, yaya yahut Haliç kenarlarında sandallarla gezinirlerdi. Daha sonra dönüş vakti gelince akın akın şehre dönerlerdi. Bi-rinci Dunya Savaşı sırasında Kağıthane'deki köşkler ve balıçeler tahrib edildi. Zamanımız da Istanbul belediyesi burayı yeniden canlan dırma planları hazırlıyor
kah كام :bazan
kahhar قهار : mahy ve perişan edici
kahhar kahredici, dilediğini mahv ve pe
rişan eden (Allah c.c.)
Kahhar Zilcelal قهار در الحلال : sonsuz büyük Jük ve yücelik sahihi (Zulcelal) olan ve diledi ğini mahv ve perişan eden (Allah c.c.)
kahharane تهرانه : kahredici tarzda, mahv ve perişan edici şekilde
kahin gelecekten haber verdiği iddia edilen kinse
kahintik کسانی : kahincs tahmin 2 gaibden ve gelecekten haber verme mesleği
kahiro okunur) 1 büyük 2. üstün 3 estci 4 yıları
gou, mahv ve perişan edici (Allah c.) Kahir (a, umın okunur) kahredici, diledi
Rahir Zülcell قاهر در الحلال sonsuz bayikitik ve yücelik sahibi (Zülcelal) olan ve her diledi gini mahv ve perişan eden, (Allah c.c.)
kahkaha فيقه : yüksek seale gülme
khemahy ve perisan etme 2 şiddeth azap ve ceza 3 baskı, zulum, eziyet, zor kul lanma 4-aşırı üzüntü, insanı mahv ve perisan eden derin acı ve keder 5 eziyet, sıkıntı, zu
lüm kahru cebr قهر و جبر : ceza ve baski
kahru cehl dalal قهر و جهل و ضلال : basku lum, (kahr), cahillik ve doğru yoldan sapma dalall
kahru itab قهر و عناب azap ve sert uyarma
kahr u siddet قهر و شدت : azap ve sert ceza
kahraman قهرمان : yigit, üstün cesaret sahibi, yüce bir dava ve gaye uğruna buyük fedakar gösteren
kahramani alisan قهرمان عالی شان : sana yuce
kahraman, şanlı kahraman
kahraman - Islam قهرمان اسلام : Islam kahrama ni
kahraman milli قهرمان ملی : milli kahraman, milletçe sevilen ve kendisiyle övülen kahra man
yalar) kahramanı
kahraman-ı velayet قهرمان ولایت : evliyalık (evli
kahramanane قهرمانانه : kahramanca
kahramancık قهرما نحنك : küçük kahraman
kahramancıklık قهرما نحكلك : küçuklerin kahra
manlığı, çocuk kahramanlığı
kahramanlılık فهر ما تليق : kahramanca davranış kahri(ye( فهرب : kahr ile ilgili, kahre ait(bk.
kahr)
kaht 1 : قصة kıtlık 2 kuraklık ve kıtlık
kahtlik قحطلك : kıtlık 2 kıtlık ve kuraklık
kaht u gala تحط و علا : kıtlık ve pahalılık
kaide 1 : قاعده.temel, dayanak 2.ilke, prensip,
temel kural 3.kural 4.kanun
kaide-i adetullah قاعدة عادت الله : Allah'ın (c.c.( kainatta kurduğu ve yürüttüğü düzen ve sis temin temel kuralı
kaide-i beyaniye قاعدة بيانيه : edebi sanatlara (güzel ifade şekillerine) ait kural
bittir قاعده بر شی ثابت اولورسه لوازمانیده ثابت اولور kaide-i "bir şey sabit olursa levazımatıyla sa-
sebeb ve şartlar ne ise onlarla beraber vardır, "bir şey varsa, onun var olmasını gerektiren kuralı
kalde esasiye قاعدة اساسية : temel kural, pren-zip (ilke)
Badakikat
YanıtlaSilhakikatقاعدة حق doğruluk kuralı, gwyn bulma ve doğru düşünme kurah
405
Kathavane قاعدة حسنة: gozel ve sevaplı ola ahabd edilmiş kural
Sale-hayative قاعدة حيالية hayat prensibi, hapata uyulan temel kural
tial قاعدة استدلال )man)istidlal kai dust hilineoden hareketle bilinmeyeni bulma kurah
zalo kafirane قاعدة كافرانة inkârcıya yaraşır
Late Kur'aniye قاعدة قرآنية : Kur'an'a ait kural
Maide Kur'aniye ve Nurlye قاعده قرآنیه و توریه : Kur'an ve iman ve Risale-i Nur yolunda hiz met etmenin kuralı
kade kulliye قاعدة كليه : genel kural, geniş kapsamlı kural, prensip
Bande i mahdude قاعدة محدوده : sınırları dar ku
Salilei meghure قاعدة مشهوره : unlü kural, her hasçe bilinen kural
adel mukarrere قاعدة مقرره : kesin ve şüphe götürmes kural
alde - mühimme قاعدة مهنه : onemli kural
Baide-i nahviye قاعدة تجربة : )gr.) cumlede ke-limelerin yeri ve görevleri ile ilgili dilbilgisi kurab
kaide-i sarfiye قاعدة صرفيه : )gr.) kelimelerin ya pus, kelimelerin ekler ve çekimlerle uğradığı değişikliklerle ilgili dil bilgisi kuralı
kalde-i sahsiye قاعدة شخصيه : sahsi prensip, ki-şinin kendi hayatında uyduğu prensip yahut temel kural
kalde-l geriye قاعدة شرعيه : dindeki kural, dine
ait kural
kalde i tabiiye قاعدة طبيعية : tabii kural, normal ve bir şeyin özü (yapısı) gereği olan kural
kaide-l taksim-ül a'mal 15 : قاعدة تقسيم الأعمال bölümü kurah; bir malın üretilmesi, bir işin görülmesi ve yürütülmesi için yapılması ge-reken işleri kısımlara bölup ayrı ayrı o işi bilenlerce yapılması ve böylece daha az za tmanda daha verimli sonuç alınması şeklinde uygulanan kural
kalde-i Ostadane قاعدة استادانه : Ostada alt ku ral, Risale-i Nurların yazarı ve hocası olan Be-diüzzaman Hazretlerinin izlediği kural
kalde-lusal قاعدة اصول : usül kaidesi, doğru so-
kala-i Hayber
nuca varmak için uygulanacak metoda (usú le) ait kural
kaide zaliman قاعدة طالبانه zalimlere yaraşır kural
kaidelik قاعدة لك kurallılık, kuralı olus, kural ve kanuna bağlı oluş
kaldesiz قاعده سز : kuralsız
kural olarak kaideten قاعدة: kurala göre, kural gereğince,
kail: soyleyen, anlatan, sözü ileten 2.inanımış, kabul etmiş
kail olmak فائل اور لمق : inanmak, kabul etmek
kalm (e( 1 : قالمة.durma 2.var olma 3. varlığı de vam etme 4. (bir şeyin yerine) geçme 5.namaz kılar durumda olma 6. hayatta kalma 7. ayak-ta durma, devam etme 8. bir şeye bağlı olma
kainat 1 : كائنات.yaratılmış varlıkların bütünü, yaratılmış varlıklar dünyası (evren) 2.herkes
kainat-i azime کائنات عظيمه : büyük kainat
kainat - muhteşeme كائنات محتشمه : muhteşem
(büyük) kâinat
käinat-ı muntazama کائنات منتظمه : muntazam (düzen içinde olan) käinat
käinat-ı müteceddide کائنات متجدده : sürekli ye nilenen käinat
kainatı sakit کائنات ساکت : sessiz duran, susan kâinat
kainatı seyyale کائنات ساله : hareket halinde ve sürekli değişen käinat
kainatı suğra كائنات صغرى : küçuk käinat (in-
san, insanlık dünyası)
kal قال : )a uzun okunur) söz
kaluki قال وقبل : "dedi" ve "denildi" şeklin-
de bir deyim. Mănăsı: 1.çeşitli kaynaklardan naklen ortaya konan çeşitli görüş ve düşün-celer 2.Rivayet, söylenti 3.Dedikodu, önem-siz söz (Bu deyim Türkçede daha çok(kıl ü kal) şeklinde söylenir)
kal قلع : kökünden söküp atma
kal'u tathir قلع و تطهير : kökünden söküp atma
ve temizleme
kala قلعه : kale, hisar, kalın duvarlı burç, kalın duvarlı korunma ve sığınma yeri
kala-i azime قلعة عظيمه : büyük kale
kala-i hasin قلعة حصين : sığınılacak kale, koru-yucu kale
kala-i Hayber قلعة خيبر : Hayber Kalesi (bak. Hayber)
aaide hakikat
YanıtlaSil485
kala-i Hayber
aide-l hakikat قاعدة حققت doğruluk kuralı, doğruyu bulma ve doğru
düşünme kuralı kalde-hasene قاعدة حسنة güzel ve sevaplı ola rak kabul edilmiş kural
kaide-i hayatiye hayat prensibi, hayatta uyulan temel kural
kalde-listidlal قاعدة استدلال: manistidlal kai dest, bilinenden hareketle bilinmeyeni bulma kuralı
kaide-i kafirane قاعدة كافرانه: inkarcıya yaraşır kural
kaide-i Kur'anive قاعدة قرآنيه: Kuran'a ait kural
kaide-i külliye قاعدة كليه : genel kural, geniş kapsamlı kural, prensip
kaide-i mahdude قاعدة محدوده : sınırları dar ku ral
kalde-i meşhure قاعدة مشهوره : ünlü kural, her kesçe bilinen kural
kaide-i mukarrere قاعدة مقرره : kesin ve suphe götürmez kural
kaide-i mühimme قاعدة مهمه : önemli kural
kaide-l nahviye قاعدة تحویه : )gr.) cumlede ke-limelerin yeri ve görevleri ile ilgili dilbilgisi kuralı
kaide-i sarfiye قاعدة صرفيه : )gr.) kelimelerin ya-pısı, kelimelerin ekler ve çekimlerle uğradığı değişikliklerle ilgili dil bilgisi kuralı
kalde-i şahsiye قاعدة شحصيه : şahsi prensip
şinin kendi hayatında uyduğu prensip yahut temel kural
kalde-i şeriye قاعدة شرعيه : dindeki kural, dine
ait kural
kaide-i tabliye قاعدة طبيعيه : tabii kural, normal ve bir şeyin özü (yapısı) gereği olan kural
kaide-i taksim-ül a'mal قاعدة تقسيم الاعمال : bölümü kuraı; bir malın üretilmesi, bir işin
görülmesi ve yürütülmesi için yapılması ge-reken işleri kısımlara bölüp ayrı ayrı o işi bilenlerce yapılması ve böylece daha az za-manda daha verimli sonuç alınması şeklinde uygulanan kural
kaide-i Üstadane قاعدة استادانه : Ustada ait ral, Risale-i Nurların yazarı ve hocası olan Be-diüzzaman Hazretlerinin izlediği kural
kaide-i usûl قاعدة اصول : usûl kaidesi, doğru so-
nuca varmak için uygulanacak metoda (uno-le) ait koural
kural
kalde-i zalimane قاعدة ظالمانهzalimlere yaraşır
kaidelik قاعدة لك kuralık, kuralli olus, kural ve kanuna bağlı oluş
kaidesi قاعدهuralsız
kaideen : kurala göre, kural gereğince, kural olarak
all1.söyleyen, anlatan, sözü ileten 2.inanmış, kabul etmiş
kail olmak inanmak, kabul etmek
kaide-i Kur'anive ve Nurive قاعدة قرانيه و توريه : kaime(قائمه durma 2.var olma 3.varlığı de Kur'an ve iman ve Risale-i Nur yolunda hiz-met etmenin kuralı
vam etme 4. (bir şeyin yerine) geçme 5.namaz kılar durumda olma 6. hayatta kalma 7. ayak-ta durma, devam etme 8. bir şeye bağlı olma
kainat 1 : كائنات.yaratılmış varlıkların bütünü, yaratılmış varlıklar dünyası (evren) 2 herkes
kainat-i azime کائنات عظیمه : büyük kainat
kainat muhteşeme کائنات محتشمه : muhteşem
(büyük) käinat
kainat muntazama كائنات منتظمه : muntazam
(düzen içinde olan) kainat
käinat-ı müteceddide کائنات متجدده : sürekli ye
nilenen käinat
kainat sakit كائنات ساکت : sessiz duran, susan käinat
kainatı seyyale کائنات ساله : hareket halinde
ve sürekli değişen käinat
kainatı suğra کائنات صغرى : küçük kainat (in-kisan, insanlık dünyası(
kal قال : )a uzun okunur) söz
kalukil قالو قبل : "dedi" ve "denildi" şeklin-de bir deyim. Manası: 1.çeşitli kaynaklardan naklen ortaya konan çeşitli görüş ve düşün celer 2.Rivayet, söylenti 3.Dedikodu, önem-siz söz (Bu deyim Türkçede daha çok(kıl u kal) şeklinde söylenir)
iskal قلع : kökünden söküp atma
kal'u tathir قلع و تطهیر : kökünden söküp atma
ve temizleme
kala قلعه : kale, hisar, kalın duvarlı burç, kalın duvarlı korunma ve sığınma yeri
kala-i azime قلمة عظيمه : büyak kale
kukalai hasin قلم حصین : sağınılacak kale, koru
yucu kale
kala-i Hayber قلعة خبير : Hayber Kalesi (bak Hayber)
K
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilترافق
الحج أشهر معلومات فمن فرض فيصل المور فلا رفت ولا فسوق ولا جدال في الحج ومن الليل من خير يعلمه الله وتزودوا فإن خير الرام اللون واثقون يا أولى الألباب . ليس عليك جناح أن تبتعوا فطلا من ربكم فإن الله من عرفات فاذكروا الله عند الشعر الحر واذْكُرُوهُ كَمَا هَدَيكُمْ وَإِنْ كُنتُم من الله لين الضالين . ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ القمر النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ . فَإِذَا قَضَيْتُمْ مُنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا الله كذكرك آبَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُول ربنا أينا في الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِن خلاني . وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُول رب أننا في الدُّنْيا حنا وفي الأجرة حسنةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ أُولئِكَ لَهُمْ نصيب مما كسبوا والله سريع الحساب .
والاكته
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
"Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır.99
(Bakuru, 2/201)
Mushaf sayfa no: 30
Hafizlık sayfa no: 2. cûz/11. sayfa
DÜNYA VE AHİRET İÇİN İYİLİK İSTEMEK
BİLGI
Hz. Peygamber (s.a.s), bir gün hastalıktan acı çeken birini ziyaret etti. Ona nasıl dua ettiğini sordu. O da, "Allah'ıml Beni ahirette ne ile cezalandıracaksan onu şimdiden dünyada bana verl şeklinde dua ediyorum" dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü, böyle dua etmemesi konusunda onu uyardı. Bu kişiye, "Allah'ım, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından korul" (Müslim, "Zikir", 23) şeklinde dua etmesini tavsiye etti.
MESAJ
1. Allah'tan doğru dilekte bulunanlar, hem bu dünyanın hem de ahiretin İyiliklerini isterler.
2. Müslüman her daim cehennem azabından Allah'a sığınır ve bunun gereğini yapar.
KELİME DAĞARCIĞI
Hasene: lyilik, güzellik; dünya ve ahiret için yararlı olan her şey
Azan; Allah'ı tanımayan veya emirlerine karşı gelenlere dünyada ve ahirette Wahi ceza.
30
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILJ
YanıtlaSilيَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِي السَّلْمِ كَافَةً وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ
عَدُوٌّ مُبِينٌ
+
"Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o, apaçık
düşmanınızdır.99
(Bakara 2/208)
والاكروا الله فى أيام معدودات فمن تعجل في يومين فلا إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَنْ تَأَخَرَ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ ان على واللوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّكُمُ اللهِ تُحْشَرُونَ .
ومن اللابي من يُعْجِبُكَ قوله في الحيوة الدُّنيا وأشهد الله عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ الدُّ الحِيصَامِ وَإِذَا لول سعى في الأَرْضِ اليُفسد فيها ويُهلك الحرث والمثل والله لا يُحِبُّ الْفَسَادُ وَإِذَا قِيلَ لَهُ التي الله الحلقة العزلة بالاثم فَحَسْبُهُ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ الْمِهَادُ ومن النابي مَنْ يَشْرِى نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ الله ولة رؤف بِالْعِبَادِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا في السلم كافة ولا تَتَّبِعُوا الخطوات الشَّيْطَان إله الكم عَدُوٌّ مُبِينٌ فَإِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَ تَكُمْ البينات فاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ . هل يَنظُرُونَ إِلَّا أَنْ يَأْتِيَهُمُ اللهُ فِي ظُلَلٍ مِنَ الْعَمَامِ وَالْمُلْئِكَةُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ .
Mushaf sayfa no: 31
Hafızlık sayfa no: 2. cûz/10. sayfa
HEP BİRLİKTE İSLAM'A....
BİLGİ
Rabbimiz, kendisine inanan herkesi İslam'ın öngördüğü güzellikleri hep birlikte gerçekleştirmeye davet etmektedir. Ayrıca insanı daima Allah'ın yasakladığı söz ve davranışları yapmaya çağıran, bu yüzden insanın apaçık düşmanı olan şeytanın vesveselerine kanmamayı öğütlemektedir. Müslüman, her şeyden önce çevresine güven veren kişidir. Müslümanların başkalarına zarar vermesi, düş-manca duygular besleyip fesad çıkarması düşünülemez. Aksi durum, Allah'ın emirlerini çiğnemek anlamına gelir.
MESAJ
1. Müminler hep birlikte Allah'a itaat eder, barış ve dostluğu aralarında yayarlar
2. Insan kendisinin apaçık düşmanı olan şeytanın dürtülerine karşı uyanık olur, onun peşine takılmaz.'
KELİME DAĞARCIĞI
Silm: Barış, Allah'a teslim olmak.
31-
HAPIE LAFRIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilمل على المزائل حكم المناهم من أتعليم الالم الله من بعد ماكدولة على الله الحيلخطاب الراس كفروا الحي العليا ويسخرون من الدين عنوان كال الناس أنه واحدا فعل الله قليل عادي والمدين والنزل معهم الكتابات بالحق الشكر لك علي فينا الختلفوا فيه وما المختلف فيه لا الذين أوليا من من ما جاءَ الهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُم فهدى الله الدين علي لنا المختلفو فيه من الحق بالمنيوة يمدح من العالمين مستقيم المحببكم أن الحلوة المحالة وإما بالتالي الي الذين خلوا من التلكم مشاهم البأساء والطلاء والان على يقول الرسول والذين أهلوا معه على نظار الله الان نصر الله قريب يستلولاك ماذا يتبلون كل ما الفلان من خير فلو الدنيي والأقربين واليتامى والمساكين واتي السبيل وما المعلموا من حتي فإن الله به عليم .
أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسْتُهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلَّا إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ
66 Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, "Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?" diye niyaz etmişlerdi. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.99
(Bakara, 2/214)
Mushal sayfa no 32
Hallahk sayfa no 2. edz/9. sayfa
İMTİHAN DÜNYASI
BILGI
İslam'ın ilk yıllarında Müslümanlar, müşriklerin baskılarından iyice bunalmış-lardı. Allah (c.c.) bu ayette inkârcıların zulüm ve baskılarından iyice bunalan Müminler'e, geçmiş ümmetlerin başına da benzer sıkıntıların geldiğini hatırlata-rak onları teselli etmektedir. Ayrıca başlarına gelen bütün bu sıkıntı ve belalara karşı sabredenler için, Allah'ın yardımının yakın olduğunu müjdelemektedir.
MESAJ
1. İnsanoğlu imtihan için yaratılmıştır. İnsanın imtihanı Allah'a bağlılık ve teslimiyet konusunda göstereceği sadakattir.
2. İnsan dünya hayatında Yüce Allah tarafından çeşitli zorluklarla, bela ve musibetler karşısındaki tutumuyla denenmektedir.
KELİME DAĞARCIĞI
Nasrullah: Allah'ın yardımı.
32->
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILA
YanıtlaSilكُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهُ لَكُمْ وَعَلَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Size zor geldiği halde savaş üzerinize farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz ise bilemezsiniz.99
(Bakara, 2/216)
يت عليكم القتال وهو كرة السلام وعلى ان السكرهوا شيئا وهو خير لكم وعسى أن تحبوا شيكا ومة عن السلام واللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ يَسْتَلونك فى الشهر الحرام قتالي فيه قل قتال فيه كبير وضد عن سبيل الله وكفرُ بِهِ وَالْمَسْجِد الحرام والخراج أهله منك اكبر عند الله والفتنة أكبر من القلل ولا يزالون يقاتلونهم على يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا وَمَنْ يَرْتَدِدُ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَيتْ وَهُوَ كَافِرُ ناوليك خيطت اعمالهم في الدنيا والآخرة وأوليك اصحاب النار هم فيها خالِدُونَ . إن الذين أمنوا
والدين هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أُولَئِكَ يَرْجُونَ رحمت الله والله غَفُورٌ رَحِيمٌ يَسْأَلُونَكَ : عن الخمر والتسير قل فيهما إثْمُ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ النَّاسِ وَانتَهنا اكبر من نفعهما وَيَسْتَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَلَقَ كذلك ينون الله لكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ .
Mushaf sayfa no: 33
Hafızlık sayfa no. 2. cúz/8. sayfa
KUTSAL DEĞERLER UĞRUNDA FEDAKĀRLIK
BİLGİ Savaş yapmak normal şartlarda insana zor ve ağır gelir. Çünkü savaş esnasında insan hayatını tehlikeye atmakta, aile ve çevresinden uzak düşmekte, birçok sıkıntılara katlanmaktadır. Ancak insanın uğrunda mücadele etmesi gereken din ve vatan gibi yüce değerler saldırı altında olduğunda ve bu saldırıları başka türlü önleme imkânı kalmadığında savaş kaçınılmaz bir durum olarak ortaya çıkmak-tadır. Ayet böyle durumlarda ne kadar ağır gelirse gelsin gevşeklik göstermeme-miz gerektiğini, şer gibi gördüğümüz şeylerde hayır olabileceğini bildirmektedir.
MESAJ
Savaşın zorunlu hale geldiği durumlarda mümine düşen görev, sabretmek ve mücadele etmektir.
Bazen şer ve kötü gibi gözüken şeyler aslında iyi, iyi zannedilen şeyler de kötü olabilir.
KELİME DAĞARCIĞI
Kıtal: Savaş.
Şer: Kötü, zararlı.
33
Sakınılan Göze Çöp Batar
YanıtlaSilÜzerine çok düşülen şeylerin genellikle kazaya veya zarara ağrayacağını belirtmek için "Sakınılan göze çöp batar." deriz. Çoğunlukla bu atasözünü, önem verdiğimiz ve aşırı tedbir aldığımız şeylerin başına olmadık işlerin gelebileceğini, bu yüzden bazı şeyleri oluruna bırakmanın veya dua etmenin daha iyi netice vereceğini anlatmak için kullanırız.
"Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlan-mış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz ise bilemezsiniz. "19
Kabul edelim ki herkesin bu dünyada bir kıymetlisi var-dır. Kimi yeni aldığı arabasının üzerine düşer kimi çocuğunu sevmekte ve korumakta çok ileri gider kimi arkadaşına toz kondurmaz kimi de kendi isteklerini her şeyin önüne koyup çevresinden aşırı ilgi bekler. Hal böyle olunca da insanda stres, panik atak gibi bazı hastalıklar baş gösterir. Bu durumdaki bir kimse sinirli ve tartışmaya açık olur.
19 Bakara Surest 216. Ayet Tefsiri
<-159->
Biraz da işi oluruna bırakıp dua edenlerin durumu hak-kında konuşalım.
YanıtlaSilÖncelikle bazı şeyleri oluruna bırakan kimselerin aşıı dav-ranışlardan uzak durduğunu, böylelikle daha sakin bir hayat geçirdiklerini söyleyebiliriz. Yani onlar olağan sınırı geçip de çok ileri gitmediklerinden kısa fakat emin adımlar ile yürürler. En ideal ve olağan sınır ise helal dairesidir. Bu daireyi, dini-mızın meşru kabul ettiği bir alan olarak da düşünebilirsiniz. İşte bu alanın sakinleri "aşırılıklar çağı" diye de isimlendirilen şu zamanda, Allah'a sığınmakla ve O'na yönelmek ile akıllıca hareket etmiş olurlar. Gerçi her çağda Allah'a yönelmek önem-lidir ve akıllıca bir iştir.
Eğer aklımızı gereği gibi kullanamıyorsak, bizi sağlıklı dü-şünmekten alıkoyan bir şeyler var demektir. Hiç şüphesiz o sebeplerden biri de aceleci davranmaktır. İllaki bazı işlerde acele edilmesi tavsiye edilmiştir. Mesela tevbe etmek, yoksulla-ra yardımda bulunmak, cenazeyi çok gecikmeden kaldırmak, imkanlar elverdiğinde haccetmek ve Ramazan'da iftarı acele yapmak bunlardan birkaçıdır.
Ama tutup da önem verdiğiniz her şeyi kendiniz koruyup kollamaya kalkışırsanız ve bunda acele ederseniz, sakındığınız o şeyin gözüne çöp batabilir. Aynca gereksiz korkulara kapılıp ümitsizliğe düşme ihtimaliniz de vardır. En iyisi tedbiri aldık-tan sonra takdiri Allah'a bırakmaktır. "Peygamber Efendimizin ifadesiyle": "...Bütün varlık âlemi bir kimseye kötülük yapmak için elbirliği etse, Allah takdir etmedikçe bunu gerçekleştirme-leri mümkün değildir. "20
Buna yürekten inanan bir kimse ümitsizliğe düşer mi?
Kesinlikle düşmez!
Peki, strese girip de panik atak geçirir mi?
20 Hadislerle İslam Cilt 1, s. 264
-160-
Tabii ki geçirmez!
YanıtlaSilÇünkü en ideal ve olağan sınırda kalanlar, akıllıca hareket etmiş olurlar. Sizin de sınırlarınız bu şekilde olsun. Mevla, sakındığınız şeyleri her türlü kötülükten korusun.
614
YanıtlaSilDELAIL -1 HAYRAT SERE
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize; katındaki şanına layık, yüce kadrine muvafik ve münasip büyük salût, üstün tahiyyat ederek, şanını üstün ve muazzam eyle.
ALTMIŞ SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
(SALAT-I MÜNCIYE)
Allahun.
Ey günahları bağışlayan, ayıpları örten, cümle tehlikeli işlerden kurtaran, tüm hayırları ihsan eden, ihtiyaçları ve maksudları yerine getiren, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şahi
büyük Allah.. Efendimiz...
Ulumuz, efendimiz, evvellerin ve âhirlerin efendisi..
Muhammed'e...
dillerinde çok çok övülen, güzel övgülerle anılan Resulüllah S.A. elen-Ki o: Bütün semavi kitaplarda, meleklerin, nebilerin, resullerin dimize şanına layık bol salat, çok tahiyyat inzalı ile, şanını tazim ve tebeil eyle..
Sehlive nüshasında ve sair mutemed nüshalarda böyledir. Ancak, bazı nüshalarda şu cümlenin ziyadesi ile gelmiştir:
-Keza Muhammed'in âline de salât eyle.
Devam edelim:
Öyle bir salât ile salât eyle ki, bize necat veresin.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz bu salavat-ı şerife sebebi ile, bize selâmet ihsan edesin.
Bütün HEVL'lerden.
Bu cümlede geçen:
HEVL.
Lafzının manası: Şiddet ve korkulu şeylerdir.
Durum böyle olunca, cümlenin manası şudur:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize öyle bir salât eyle ki, onun sebebi ile: Bizi yıldırımlardan, şimşeklerden, şiddetli yağmurlardan, rüzgârlardan, zelzelelerden, türlü haşerelerin zararlarından, dini ve dünyevi ziyanlardan, âhiretin berzah zorluklarından bize necat ve se lâmet ihsan eyleyesin.
Devam edelim:
Afetlerden..
Yani: Dinimize, vücudumuza, mallarımıza, ayal ve yakınlarımıua zarar, elem, keder ve türlü ziyanlardan bize kereminle, ihsanınla ne cat ve selâmet ihsan eyle..
Buraya kadar, anlatılan cümle: Sehliye nüshasında ve bam mu `emed nüshalarda böyledir. Ancak, bazı nüshalarda:
KARA DAVUD
YanıtlaSil016
AHFTlerden de..
Diye gelmiştir. Burada AHETin manasi: Maia, ziraata gelen z
rarlardır. Devam edelim:
Bu vesile île, tüm hacetlerimizi yerine getirasin.
Bu cümlenin daha açık şerhii manası şudur:
Nebiyy-i Mükerrem, Resul- Muazzam efendimiz ve büyüğümüz üze rine getirdiğiniz bu salavat 1 serife hürmetine din, dünya bakımından yükselten Yüce Hak. cumle murat ve makaatlarimizi, bilhassn son nefeste imala gitme-mizi, kabirde sualimizi asan eyle. Kabrimizi cennet bahçelerinden bir eyle.. Bunların
la bizi mesrur eyle. Devam edelim:
Keza bu vesile ile, bizi bütün günahlardan temizleyesin. Bu cümlenin daha açık manası şu demeğe gelir:
-Allahım, Resulüllah B.A. efendimiz Sultan-1 Enbiya Serdar-1 Asfiya Şefi-i Ruz-ü Ceza'ya getirdiğimiz salāvat-ı şerife dolayısı ile, bizi af mağfiret ederek temizleyesin. Büyük, küçük, gizli, aşikar, bile-rek, bilmeyerek bizden südur eden günah ve hatalarımızı, kir ve mur-darlık gibi hallerimizi bizim için ternize çıkarasın.
Devam edelim:
Keza bu vesile ile bizi en yüksek derecelere çıkarasın. Ve.. bi-zi, tüm hayırlarda son gayelere ulaştırasın.
Yanı: Yüce cennetlerde sevdiğin kullar için hazırladığın derece ve makamların en yücesine çıkarasın. Çünkü, biz onlara amellerimiz-Je nail olamayız. Sırf kereminle, bu salavat-ı şerife hürmetine o dere-celeri ihsan etmek sureti ile bizleri mesrur eyle.
Sehliye nüshasında ve bazı mutemed nüshalarda, metin üstteki
kadardır. Ancak bazı nüshalarda:
Katındaki..
Kelimesi eklenerek:
........ bizi katındaki en yüksek derecelere yükseltesin.
Diye gelmiştir. Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
-Allahım, lütfunla, kereminle biz zayıf kulları, Habib-i Huda Şefi-i Ruz-ü Ceza efendimiz ulumuz Hazret-i Muhammed Mustafa'ya okuduğumuz bu salavat-ı şerife sebebi ile: Din, dünya, Ahiret, maddi manevi hayırların, tüm İyiliklerin en alâsına erdir. Salih ve Hak ya-kınlığını bulan kullarına ihsan eylediğin uğur ve bereketlerin en yü
cesine de eriştir.
Devam edelim:
Hem dünya hayatında..
Bu cümlede anlatılmak istenen mana şudur:
Dünya hayatında bulunduğumuz süre; taa, ömrümüz son bulun caya kadar bizleri tüm yasaklardan, kötülüklerden, iyi olmayan huy-
41
YanıtlaSil1057. Kuşların hepsi shmaktır. (Küll-i tuyûr ahmak.)
1058. Malını ve varlığını karından gizle, iyi de olsa gözle.
1059. Mana, şairin karnındadır. (El-mana fi batn-i şair.)
1060. Mide bog, sağlık düzgün; kese boş, ahlak düzgün.
1061. Mide hastalığın evi, perhiz tedavinin başıdır.
1062. Misk ile yazanın el emeği -o yazıyı amberle bitirmektir.
1063. Mutlu olmak mı istiyorsun? Öyleyse hiçbir şeyde aşırılığa kaçma, neşeli ol.
1064. Müneccimlerin hepsi yalancıdır. (Küll-i müneccimin kezzap.)
1065. Namuslu adam, dingin uyur.
1066. Ne denli az bildiğimizi anlamak için, ne denli çok bilmemiz gerektiğini, pek az kişi bilir.
1067. Ne desem boş! (Kellüm, kellum, la yenfa!)
1068. Ne ekersen, onu biçersin.
1069. Okumuş adamın yanlışı da okumuşçasına olur.
1070. Olan şey hayırlıdır.
1071. Onlardan (kadınlardan) hayır yoktur, ama gereklidirler. (La hayre fi hinne ve la büdde min hünne.)
1072. Öbür dünyayı burada satın al: ikisini de kazanırsın.
1073. Öfke, başlangıçta delilik, sonra pişmanlıktır.
1074. Öğrenim varsılılıktır, onun eki ise mükemmelliktir.
1075. Öğrenmenin ve kazanmanın zamanı yoktur.
1076. Öküz boynuzundan, adam ağzından (dilinden) bağlanır.
1077. Ölme eşeğim, ölme bahardır, palanın kenttedir.
1078. Ölüm, hızlı deveye biner.
1079. Ölüm, kimsenin önemsemediği bir bardak içkidir.
1080. Para, hiçbir zaman hapse girmez.
1081. Paranın kusuru noksanlığıdır.
1082. Parayı öde, gelin gelsin.
1083. Rizk Allah'tandır. (El-rızku al-Allah.)
1084. Sabır, cennetin anahtarıdır. (El-sabr miftah il-cennet.)
1085. Sabır her şeyin ilacıdır, ama sabırsızlığın ilacı yoktur.
1086. Sağduyu, her türlü aşırılıktan kaçınır. (Hayr ül-umur evsatiha.)
1087. Sağlığı olanın umudu, umudu olanın da her şeyi var, demektir.
1088. Sağlık iyi bir insanın başındaki taçtır, ancak onu hasta olan birinden başkan göremez.
1089. Sakın, bir toplulukta öğüt vermeye kalkma
40
YanıtlaSil1025. Kara yılın onbeş ayı vardır.
1026. Katırdan başkası, ailesini yadsımaz.
1027. Kendi kendine eriyen mum, başkalarını aydınlatır.
1028. Kendin için gereğinden çok konuşmak, kendini küçük düşürmek, demektir.
1029. Kendini bilen. Tanrı'yı da bilir.
1030. Kendisi girince susarsan, eşeğini de içeri sokar.
1031. Kendisine kötülük yapılmasına önem vermeyen kimse, en kötü adamdır.
1032. Kılıca dayalı utku, her zaman bir bozgundur.
1033. Kılıçla ölmeyen, başkasıyla ölür; ölüm hep aynıdır, nedenleri çeşitliyse de...
1034. Kırbacı sayan ile kırbacı yiyen bir olmaz.
1035. Kıskanç kimsenin felaketi kıskançlığındadır.
1036. Kıskançlık, dinlemek bilmez.
1037. Kışın ateşe, yazın oyuna rağbet edilir. (El-nar fa keht ül-şita.)
1038. Kim ki, başını kurtardı, kazandı.
1039. Kim ki, üç şeyi küçük görürse, üç şey yitirir: gerçek bilginleri küçük görürse dini, akraba ve komşularını küçümserse herkesin sevgisini, ailesini küçük görürse aile mutluluğunu.
1040. Kişi ettiğini bulur. (El-cezai min cins ül-amel.)
1041. Kişi, keremin kuludur. (El-insan abd ül-ihsan.)
1042. Kişi, sınavda ya değer görür, ya da rezil olur.
1043. Kitap, insanın cebinde taşıdığı bir bahçe gibidir.
1044. Kitap ödünç veren budaladır, geri veren daha büyük budaladır.
1045. Kitaplar, dostlara benzer. sayısı az, ama seçkin olmalı.
1046. Komşun bir kez hacca gitmişse ona dikkat et, iki kez gitmişse ondan uzak dur. üç kez gitmişse başka bir sokağa taşın.
1047. Konu, fişek gibi boş çıktı. (Herhangi bir konu başarısızlıkla sonuçlandığında kullanılır.)
1048. Konuk rızkı ile gelir, ev sahibinin günahının bağışlanmasına neden olarak gider.
1049. Konuşunca, sözleriniz susmaktan daha iyi olmalı.
1050. Korkuya eyer vurmazsan, isteklerine erişemezsin.
1051. Köpeğin sesine kulak verirsen köye, çakılın sesine kulak verirsen çöle varırsın
1052. Köpeğin yolu, daima kasaba doğru gider
1053. Kötü adam, bütün yaşamın boyunca sen hep böylesindir.
1054. Kötü bir davranışı övmek, onu kendi üstüne almak, demektir.
1055. Kötü bir işin başı olmaktansa, iyi bir işin kuyruğu olmak yeğdir.
1056. Kurt aklına gelince, ona bir sopa hazırla
kal'a i llahiye
YanıtlaSilkara - Bahiye اللغة إلهية Allah'ın (c) koruyuен kalesi, Allah'ın (cc) koruyuculuğu
kata alam (lye( قلعة اسلامية :lolam kalesi, (mec) dünya ve ahirete att her türlü tehlike lerden koruyan ve signslacak yer olan lalami yet 2. (mec.) Islam buliği ve kardeşliği
486
kala-i kudalye قلعة قدسية : kutsal kale (bk. kal'at Islamiye)
kala-l metin قلعة منين sağlam kale
kala-i polat ve beden قلعة برلات ریدی çelik kale ve kale duvarı
kala-i semaviye-i Arziye قلعة سماوية ارضية Allah (cc) tarafımdan Dünya'ya indirilmiş kale, in-sanların dünya ve ahirete ait her türlü tehli kelerden korunmaları için indirilen korunma ve sığınma yeri(Kur'an ve İslâmiyet)
kala-i seyyar قلعة سيار : hareket edebilen kale, hareket halinde kale
kala- misal قلعه مثال : kale gibi
kal'abend (kalebend( قلعه بند : kaleye hapsedil miş mahkum
kalak : 1.kararsız 2 sıkıntı, zahmet, zorluk
kalb 1 : قلب.yürek 2 gönül 3.vicdan 4 insanın manevi varlığı, manevi duyguları ve gücu 5.ruh 6. imanın bulunduğu manevi yer 7. bir şeyi bir halden başka bir hale döndürme, de
ğiştirme, dönüştürme 8. bir şeyin özü
kalb-i acizane قلب عاجزانه : aciz zavallı) kalb
kalb-i acizi قلب عاجزی : )ben) zavallıya (acize) ait kalb
kalb-i bendeleri قلب بنده لری : )ben) hizmetçi
nizin kalbi
kalb-i beşer قلب بشر : insan kalbi
kalb-i fasik قلب فاسق : günahkar kalb
kalb-i hassas قلب حساس : hassas (duyarlı) kalb
kalbi hayal قلب خيال : hayal gucu
kalb-i hazin قلب حزين : hüzünlu, kederli kalb
kalb-i insan )1( قلب انسانی : insan kalbi
kalbi islam قلب اسلام : Islam'ın kalbi, İslâm
dünyasının kalbi, vicdanı
kalbi kainat قلب كائنات : kainatın kalbi, özü
kalb-i külli قلب كلى : bütün toplumun ve herke-sin kalbi, vicdanı (ortak duyguları ve duyarlı ğı), månevi ve dini duyguları
kalb-i mecruh قلب مجروح : yaralı kalb
K kalb-1 millet قلب ملت : milletin kalba, milletin aklı ve vicdanı
kalb-i Muhammed قلب محمدی peygambers mis Ha. Muhammed'in (a.s.m.) kalbi ve tud
قلب : kalb-i münevver man ve hakikat nuru ile nurlanmış, aydınlanmış kalb
kalb-i pür-münevver قل پر مترpril pud iman ve hakikat nuru ile dolu, aydınlık all قلب صافی : tertemiz, saf kalb
kalbi safi kalbi salth قلب صالح : salih kalb, imanlı ve gü nahlardan uzak duran insana ait kalb
kalb-i sema قلب سماء : gögün kalbi(mec.) Ay
kalb-i sehid قلب شهید : manevi gerçekleri göre
bilen kalb
kalb-i umumi قلب عمومی : toplumun, milletin ve bütün insanların kalbi, vicdanı ve ortak düşünce ve duyguları
kalb-i umumi-i müşterekei millet قلب عمرمى مشترکه ملت : milletin ortak ve genel vicdanı
kalb-i Üstad قلب استاد : Üstadın kalbi (Risale-j Nurların yazarı Hz. Bediüzzaman'ın kalbi)
kalbani kalpler, gönüller
kalbetmek قلب اينمك : çevirmek, döndürmek dönüştürmek (bk. kalb)
kalben 1 : قلب.kalpten, gönülden, içten 2.sa mimi olarak, içten gelen düşünce ve istekle 3.vicdanen, vicdan bakımından 4.kalb ba kımından 5.sevgi ve bağlılık bakımından 6 kalple, kalb yolu ile 7. kalb ile yapılan a, kalp
teki kalbi hüşyar قلب هشیار : kalbi uyanık, mänest
kalb gözü açık
kalbiye(قلبه : kalple ilgili, kalbe ait 2. kalb yolu ile olan 3.kalb yolu ile yapılan 4 kalbde meydana gelen 5.kalbdeki 6. kalpden gelen. içten, samimi
kalbsiz 1 : فلز.kalbi månen ölmüş, månent duygulardan yoksun, månevi duyarlılığım kaybetmiş, kalbi månevi gerçeklere ve ima na kapalı 2.merhametsiz, insafsız, vicdansız, duygusuz, zalim
dünyalara kalbi açık; manevi kalbi çalışan kalbi قلبي : kalbi duyarlı, vicdanlı, manesi
kalbsizlik فليسزلك : merhametsizlik, insafat
lık, vicdansızlık
kale قلعه : )bk.kal'a(
kalfs
YanıtlaSilanalysebil clamekten
فلم طرى Bediisaman gerinden Hana Ali'nin kalemle
Amit للمحكمت hikmet kalemi hwyt hikmetle yapan laht idim ve Abertate burakmayan, her kera faydah, alculo, ve en yapan Allalvin (cc) sonaus (
sey فلم حسد Bediuzaman Has derinden olan Husrev'in ka Paradin emriyle bütun Kur'an's alunkhe gisel bir yam ile yandığı za mübarek Allah (cc) isminin, tesadutle danman imkansız şekilde, "tevafuk" deyt difade edilen bir duten icinde olduğu go Tevuluklu Kur'an olarak bilinen bu
mathaada basılmıştır.) anim ve emir ve irade قلو علم وأمر و اراده
)Allah'a (cc.) att sonsuz ilim guicu, ya yaparica emir ve dilediği her şeyi yapan
waz frade güct
alkader kader kalemi, (mec.) Al c) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ve takdiri
lemi kaderi ezell قلم قدر ازلی : ezeli kader Lalesi, (mec.) Allah'm (c.c.) her şeyi ezelden sonsuz ilmiyle, belirlemesi, takdir etmesi
Alemi kaderi ilahi قلم قدر الهي : Allah'ın (c.c.) kader kalemi, (mec.) Allah'ın (c.c.) her şeyi ereiden sonsuz ilmi ile belirlemesi, takdir et mesi
kalemi kader ve hikmet قلم قدر و حکمت : Allah'a ait kader ve hikmet kalemi, (mec.) Al-ahim (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz mi (kader), ve hiçbir şeyi tesadüfe bırakma-yan, her şeyi gayeli, işe yararlı, faydalı, ölçülü re en uygun şekilde belirleyen sonsuz ilmi (hikmet)
kalemi kader ve kudret قلم قدر و قدرت : Allah'aviş )cc) ait kader ve kudret kalemi, (mec.)Al-lah'm (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilmi (kader) ve sonsuz güç ve kuvveti
kalemi kaza قلم قضاء : Allah'a (c.c.) ait kaza kalemi; (mec.) Allah'ın (c.c.) ezelden sonsuz îmiyle belirlediği her şeyi, zamanı ve sırası gelince gerçekleştiren emri
kalemi hata ve kader قلم فساد و قدر Allalva
Gr) ait hava ve kader kalemt (mes) Allam fet) weelden sonaus ilmiyle belirlediği her Hayl, samam ve suas gelince gerçekleştiren euni (kaza) ve her şeyi esalden belirleyen sonsus ilim ve gücü kader)
kalemi kudret قلم قدرت Allah'a (c) alt kud ret kalemi, (mes) Allah (c)'ın sonsuz güς να
huvvert
kalem-i kudret-i İtähtye قلم قدرت الهيه Allah'ın
cc) sonu güç ve kuvveti
Samed olan Allah'ın (cc) kudret kalemi, kalemi kudret Samedaniye قلم قدرت صمدانی
(mec) hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç bulunan (Samed) Allah'ın sonsus güç ve kuvvetinin yaratıcı ve yapріст дост
(c.c.) alt kudret ve kader kalemi, (mec.) Al lah'm (cc) sonsuz güç ve kuvveti ve her şeyi kalem-i kudret ve kader قلم قدرت و قدر Allah'a ezelden belirleyen sonsuz ilim ve gücü(kader)
kalemi mahsus قلم مخصوص : )bir makama ait( özel kalem, özel yazı işlert
kalem-i sun قلم صبح : Allah'a (cc.) ait yaratıcı, yapıcı ve sanatkar kalem (güç ve kuvvet)
kalem-i tahsin ve tezyin قلم تحسین و تربین lah'a (c.c.) ait eserlerini güzelliklerle ve süsle melerle donatan kalem (güç ve kuvvet)
kalemi vahid قلم واحد : ayı ve tek kalem, (mec.) Allah'a (c.c.) ait bütün eserlerin tek yapıcı ve yaratıcı gücü (bir olan Allah'ın (c.c.( yaratıcı ve yapıcı gücü)
kalemen قلما : kalemle, eserleri yazıp çoğalt
maya çalışarak
kalemiye( قلميه : yazı yazmakla ilgili
kalemli قلملی : kalemi olan, yazı yazan
kalemsiz للمز : yazı yazamayan
kalen Yú: sözle, söyleyerek
kalender 1 : قلندر dunya zenginliğine ve gös terişine önem vermeyen, alçakgönüllü 2 der (bk. derviş(
kalensüve(t) (kalensuve( قره külah, useri ne sarık sarılarak başa giyilen, koni şeklinde ve kenarları kıvrık uzun takke
kalfa : eskiden) öğretmen yardımcısı 2.çırakla usta arasındaki derecede bulunan sanatçı 3.hizmetçilerden sorumlu kadın 4.mimar yardımcım
Jamalla parmak veya sekil stomaket ballandan alat
YanıtlaSilالى عارى Basisaman makatiplerinden Hans Alfom
Mkm الى حقت hikmet balem macher gert Jukmetle yapan lalu ilim ve bir sevi tessure Jurakmayan, her le pararlı tavilali, üleüln, ve en run bile yapan Allah'ın (c) annue
alem ( Horev قلم لمرة Bediuzzaman Has testata katuplerinden olan Hüsrev'in ba miyama) Dstad'ın emriyle botan Kur'an's çok okunaklı ve guzel bir yarı ile yardığı sa man mubarek "Allah" (c) tamirin, tesadüfle aaklanman imbanais sekilde, "tevafuk" deyi mi ile ifade edilen bir dusen içinde olduğu go ruldu "Tevafuklu Kur'an olarak bilinen bu Kur'an, mathaada banlmuştu)
kalem i llim ve emir ve trade قلم علم و امر و اراده (mes) Allah'a (c) alt sonsuz ilim gueu, ya raho, yapınca emir ve dilediği her şeyi yapan sonata trade gocd
kalem i kader قلم قدر kader kalemi, (mer) Al lah'ın (c) her şeyi ezelden belirleyen sonsu ilium ve takdiri
kalemi kaderi ezell قلم قدر ازلى : ezeli kader kalemt, (mec) Allah'ın (c) her şeyi ezelden sonsus ilmiyle, belirlemesi, takdir etmesi
kalem-i kaderi ilähi قلم قدر الهي Allah'ım (cc( kader kalemi, (mec) Allah'ım (cc) her şeyt ezelden sonsuz ilmi ile belirlemesi, takdir et mesi
kalem i kader ve hikmet قلم قدر و حکمت Allah'a
)c) ait kader ve hikmet kalemi, (mec.) Al lah'ın (cc) her şeyi ezelden belirleyen sonsus ilmi (kader), ve hiçbir şeyi tesadüfe bırakma yan, her şeyi gayeli, işe yararlı, faydalı, ölçula ve en uygun şekilde belirleyen sonsuz ilmi (hikmet)
kalem i kader ve kudret قلم قدر و قدرت Allah'a )cc.) ait kader ve kudret kalemi, (mec)Al lah'ın (cc.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilmi (kader) ve sonsuz güç ve kuvveti
kalemi kaza قلم نساء : Allah'a (cc) ait kaza kalemi) (mec.) Allah'ın (cc) ezelden sonsuz ilmtyle belirlediği her şeyi, zamanı ve sırası gelince gerçekleştiren emri
kalfa
kalemi kaze ve kader (e) all bara ve kader kalemt. Unar Allatm )de soneus ilmizle belirledige har Hasil saman ve sran gelince peteklostiren smau dim ve gecutkader) balenia mat (bass) ve her gut pelden belirleyen
kalam budrat قلم قدرت Allah'a for sit bud ret kalemi, (mer i Allah teyin soneus güç ve buyvell
kalem kudret tähtye قلم قدرت الهية Allah'm son va kuvvetl
kalem I kudret 1 Samedaniye قلم قدرت ماني Samed olan Allah'ın (cc) kudret kalemi, Onec) htcbir qoye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç bulunan Chamed) Allah'ım sonaus güç ve kuvvetinin yaratio ve yapıcı goen
kalem i kudret ve kader قلم قدرت و قدر : Allah's (c) alt kudret ve kader kalemi, (mec) Al lah'ın (c) sonsuz güç ve kuvveti ve her şeyi eselden belirleyen sonsuz ilim ve güeu(kader)
kalem-i mahsus قلم مخصوص : )bir makama ait( osel kalem, ozel yazı işleri
kalem - sun قلم صبح : Allah'a (cc) alt yaratıcı, yapıcı ve sanatkar kalem (güç ve kuvvet)
kalem i tahsin ve tezyin قلم تحسن و تربین lah'a (c) ait eserlerini güzelliklerle ve süsle melerle donatan kalem (güç ve kuvvet)
kalemi vahid قلم واحد aynı ve tek kalem, (mec.)Allah'a (cc.) ait bütün eserlerin tek yapıcı ve yaratıcı gucü (bir olan Allah'ın (c.c.) yaratıcı ve yapıст дей)
kalemen قلما : kalemle, eserleri yazıp çoğalt
maya çalışarak
kalemiye( قلمية : yazı yazmakla ilgili
kalemli فاملی kalemi olan, yazı yasan
kalensis فار : yazı yazainayan
kalen Yu sözle, söyleyerek
kalender 1 : قلندر.dünya senginliğine ve ge terişine önem vermeyen, alçakgonulin 2 der viş(bk. derviş(
kalensüvet) (kalensuve السرة : kolah, seri ne sarık sarılarak başa giytlen, kuni peklinde
ve kenarları kıvrık uson takke
kalfa 1.(eskiden) öğretmen yardımas 2 çırakla usta arasındaki derecede bulunan sanatçı 3 hizmetçilerden sorumlu kadın 4.mimar yardımcısı
Lile
YanıtlaSil(A)dedi, söyledi, söylemiş
487
alem ya yazmak veya şekil çizmek için kullanılan ålet (arac)
alem-Alevi قلم على Bediüzzaman Hazret lerinin katiplerinden Hafız Ali'nin kalemle yardığı yazı
kalem-/ hikmetللمحكم hikmet kalemi, (mec) her şeyi hikmetle yapan İlahi ilim ve kudret: hiçbir şeyi tesadufe bırakmayan, her sey gaveli, işe yararlı, faydalı, ölçülů, ve en uygun sekilde yapan Allah'ın (c.c.) sonsuz ilmi ve guců
kalem-1 Hüsrev فلم خسرو : Bediuzzaman Haz retlerinin kätiplerinden olan Hüsrev'in ka lemi(yazısı). Üstad'ın emriyle bütün Kur'an'ı çok okunaklı ve güzel bir yazı ile yazdığı za man mubarek "Allah" (c.c.) isminin, tesadufle açıklanması imkânsız şekilde, "tevafuk" deyi mi ile ifade edilen bir düzen içinde olduğu gö rüldü. "Tevafuklu Kur'an" olarak bilinen bu Kur'an, matbaada basılmıştır.)
kalem-i ilim ve emir ve irade قلم علم و امر و اراده (mec.) Allah'a (c.c.) ait sonsuz ilim gücü, ya ratıcı, yaptırıcı emir ve dilediği her şeyi yapan sonsuz irade gücü
kalem - kader قلم قدر : kader kalemi, (mec.) Al-lah'ın (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilim ve takdiri
kalem-i kader-i ezeli قلم قدر ازلی : ezeli kader kalemi, (mec.) Allah'ın (c.c.) her şeyi ezelden sonsuz ilmiyle, belirlemesi, takdir etmesi
kalem-i kader-i ilahi قلم قدر الهي : Allah'ın (c.c.) kader kalemi, (mec.) Allah'ın (c.c.) her şeyi ezelden sonsuz ilmi ile belirlemesi, takdir et-mesi
kalem-i kader ve hikmet قلم قدر و حکمت : Allah'a (c.c.) ait kader ve hikmet kalemi, (mec.) Al-lah'ın (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilmi (kader), ve hiçbir şeyi tesadüfe bırakma-yan, her şeyi gayeli, işe yararlı, faydalı, ölçülü ve en uygun şekilde belirleyen sonsuz ilmi
(hikmet)
kalem-i kader ve kudret قلم قدر و قدرت : Allah'a )c.c.) ait kader ve kudret kalemi, (mec.)Al-lah'ın (c.c.) her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilmi (kader) ve sonsuz güç ve kuvveti
kalemi kaza قلم قضاء : Allah'a (c.c.) ait kaza kalemi; (mec.) Allah'ın (c.c.) ezelden sonsuz ilmiyle belirlediği her şeyi, zamanı ve sırası gelince gerçekleştiren emri
kalem-i kaza ve kader قلم قضاء و قدر Allah'a
kalfa
(cc) ait kara ve kader kalemi, (mec.) Allah'ın (cc.) ezelden sonsuz ilmiyle belirlediği her şeyi, zamanı ve strast gelince gerçekleştiten emri (kana) ve her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilim ve gücu(kader)
kalem kudret قلم قدرت Allah'a (c.c.) ait kud kuvveti ret kalemi, (mec.) Allah (c.c.)'ın sonsuz güç ve
kalem-i kudreti lähiye قلم قدرت الهيه : Allah'ın
(c.c.) sonsuz güç ve kuvveti
kalem-i kudret-i Samedaniye قلم قدرت صمدانی Samed olan Allah'ın (c.c.) kudret kalemi, (mec.) hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç bulunan (Samed) Allah'ın sonsuz güç ve kuvvetinin yaratıcı ve yapıcı gúců
kalemi kudret ve kader قلم قدرت و قدر : Allah'a (c.c.) ait kudret ve kader kalemi, (mec.) Al lah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kuvveti ve her şeyi ezelden belirleyen sonsuz ilim ve gücu(kader)
kalem-i mahsus قلم مخصوص : )bir makama ait( özel kalem, özel yazı işleri
kalem-i sun فلم صنع : Allah'a (c.c.) ait yaratıcı, yapıcı ve sanatkår kalem (güç ve kuvvet(
kalem-i tahsin ve tezyin قلم تحسین و تزیین : lah'a (c.c.) ait eserlerini güzelliklerle ve süsle melerle donatan kalem (güç ve kuvvet)
kalemi vahid قلم واحد aynı ve tek kalem, (mec.) Allah'a (c.c.) ait bütün eserlerin tek yapıcı ve yaratıcı gücü (bir olan Allah's (cc( yaratıcı ve yapıcı guru)
kalemen : kalemle, eserleri yazıp çoğalt
maya çalışarak
kalemi (ye( قلمي : yazı yarmakla ilgili
kalemlikalemi olan, yazı yazan
kalemsiz قلمر yazı yasamayan
kalen ü sözle, söyleyerek
kalender 1 : قشر dünya senginliğine ve gou terişine önem vermeyen, alçakgonülla 2 der vis(bk. derviş(
kalensüvet) (kale( السوء kalah ne sarık sarılarak başa giyilen, koni şeklinde ve kenarlan kıvrık szun takke
kalfa : 1. (eskiden) öğretmen yardımcı 2.çırakla usta aramdaki derecede bukuan sanatçı hizmetçilerden sorunda kalm 4.mimar yardımcı
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilفى الدنيا والأجرة ويشعلونك عن اليامي كل الاور الهم خير وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ الخوالحكم والله يعلم الله من المصلح ولوها الة لا حلالكم إلى اله قرير حكيم ولا للكحوا المشركات على تؤمل ولامة مؤمنة من من مشركة ولو اعمالكم ولا لتكحوا المشركين على لاملوا ولعبد مؤمن خير من مشراء ولو الحمار أوليك يدعون إلى النار والله يدعوا إلى الجنة والنفس بالله وتول أيابه النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَنذَكَّرُونَ ، ويستلو عن المحيض قل هو أذى فالغازلوا البناء في النعيم ولا تقربوهل عَلَى يَطْهُرْنَ فَإِذَا الطَّهِّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْك أمركم الله إن الله يحب التوابين ويجب المتطهرين . نساؤكم حرث لكم قَالُوا حَرْلَكُمْ إِلى مِثْكُمْ وَقَدَمُوا الالفيكم والقوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُلا قوة والشر المؤمنين ولا تَجْعَلُوا الله عرضة لأبنابكم أن البَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَين الثاني والله سميع عليم .
الا علاجا سلام الله
Mushaf sayfa no: 34
Hafizlik sayfa no: 2. cüz/7. sayfa
YEMİN İYİLİĞE ENGEL DEĞİL
BİLGİ
Mümkün olduğunca yemin etmekten kaçınmak gerekir. Buna rağmen yemin eden kişi yemine sadakat göstermeli ve sözünün gereğini yerine getirmelidire Ne var ki bazen edilen yeminler iyiliği ve insanların arasını düzetme gibi güzel İşleri engelleyebilmektedir. Bu ise Allah'ın iradesine aykırıdır. Zira Yüce Allah her zaman iyi işler yapmamızı emretmektedir. Bu ayette ettiğimiz yeminlerin bazı iyilikleri gerçekleştirmeye mani olması hâlinde takip etmemiz gereken yol açıklanmaktadır.
MESAJ
Bir iyilikte bulunmak durumunda olan kişi, "yeminim var, yapamam" diyerek İyilikten geri durmamalıdır. Yeminini bozup yemin kefaretini ödemelidir.
KELİME DAĞARCIĞI
Yemin: Allah'ın adını veya bir sıfatını zikrederek sözü kuvvetlendirmek.
34-
تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ وَاللَّهُ وَلَا تَجْعَلُوا اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَنْ
سمِيعٌ عَلِيمٌ
66 Yeminlerinizden dolayı Allah'ı,
İyilik etmeye, kötülükten sakınmaya ve insanların arasını düzeltmeye engel kılmayın. Allah, her şeyi işitir ve bilir.99
(Bakara, 2/224)
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالكرة على
علم الله بالطرق السابسكم وأسجن يواعدكم بنا كلمة فالريم و علوم عليم • الذين تولون من ياتهم ويش أربعة أشهر فإن قال فإن الله غفور رحيم .
وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَأُولَئِكَ هُمُ
الظَّالِمُونَ
فان عرفوا الطلاق والى عله سميع عليم . والمطلقات بار يمن بالفسون ثلثة قَرُوءٍ وَلَا يَحِلُّ لَمَنْ أَنْ يَكن مَا خَلق الله في الحامل أن كل يُؤْمِنُ اللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَبُعُولَتهُنَّ اخل مرة من في ذلِكَ إِنْ أَرَادُوا إِصْلَاحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ المعروف والرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةً وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ . الطلاق مركان والمسالك يتعْرُوفِ أَو تسريح باحسان ولا يجل العلم أن تأخذوا مِنَّا أَتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلَّا أَن يَخَافَ إِلَّا يُعينا حلوة الله ال جفتُمْ إِلَّا يُقِيمًا حُدُودَ اللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فيما الثلث به ذلك حُدُودُ اللهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ نا وليك هم الكالِمُونَ وَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا نَجل لَهُ مِنْ بَعْدُ عَلَى تنكح زوجا غيرة ففَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِنَا أَنْ يَتَرَاجَعَا إِنْ الا بينا حلوة لله وتلك حدود الله يُنيلُهَا القَوْمِ يَعْلَمُونَ .
" Her kim Allah'ın koyduğu kuralları çiğnerse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.99
(Bakara, 2/229)
Mushaf sayfa no: 35
Hafızlık sayfa no. 2. cûz/6. sayfa
ALLAH'IN SINIRLARI
BİLGİ
Dinimizin gayesi bizlerin dünya ve ahirette mutluluğu yakalayabilmesidir. Bu gayenin gerçekleşmesi için Allah (c.c.) bizlere birtakım emirler, yasaklar ve kurallar bildirmiştir. Allah'ın kurallarının tümü kulların mutluluğu içindir. Bu kuralların bir kısmı sosyal hayatımızla ilgilidir. Bu kapsamda, ele aldığımız ayette evlilik hayatının sona ermesiyle ilgili birtakım hukuki ve ahlaki kurallar anlatılmış, akabinde ise âyet ciddi bir uyarı ile son bulmuştur. Ayete göre, dinin kesin olan emirlerini çiğneyenler zalimlerdir.
MESAJ
Zulüm ağır bir suçtur. En ağır zulüm ise Allah'ın koyduğu kuralları çiğnemektir. Bu kuralları çiğnememek için özel hassasiyet göstermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI
Hudůdullah: Allah'ın koyduğu dini, ahlakî ve hukuki hükümler, sınırlar. Zalim: Zulüm ve haksızlık yapan, kuralları çiğneyen, haktan batıla sapan.
35
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilمر الله
واذا طلقتم النساء فبلغن أجلهن فانكوهلي أو شرحوهن بمعروف ولا لتكوفى حراك التعليم يفعل ذلك فقد ظلم نفسة ولا للحلواليات المرور لعنت الله عليكم وما الول عليكة من الكتب تعلم به والقوا الله والملموا فى الله كل المواسي وإذا طلقتم النساء فبلغن أجلهن فلا تعضلوهن التيم
ازواجهن إذا تراضوا بينهم بالمعروف ذلك الوعد ومن منكم يؤمن بالله واليوم الأخر لعلكم اللى لكم و والله يعلم واللم لا تعلمون والبوابات الرضعن الولائم حوارينَ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةُ وَعَلى المولود له الينا وكسوتهنَّ بِالْمَعْرُوف لا تكلف نفس الا وسعها لانصارين يوليها ولا مولود له بولي، وَعَلَى الْوَارِثِ مثل ذلك فإن آران بصار عن تراضي منهنا وَتَشَاوُرٍ فَلا جُنَاحَ عَلَيْهِما وَإِن التمر تشار ضِعُوا أَوْلادَكُمْ فَلا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُمْ ما له بالمعروف والتقوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِير.
وَلَا تَتَّخِذُوا آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُمْ بِهِ وَاتَّقُوا الله وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْ عَلِيمٌ
6" Allah'ın âyetlerini sakın alaya almayın. Allah'ın size bahşettiği nimetleri, kitaptan ve hikmetten size öğüt vermek üzere gönderdiklerini dilinizden düşürmeyin. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilmektedir.99
(Bakara, 2/231)
Mushaf sayfa no: 36
Hahzlık sayfa no. 2. cúz/5, sayfa
DİN CİDDİYET İSTER.
BILGI
Cahiliye döneminde kadınların mağduriyetine yol açan bazı uygulamalar vardı. Bunlardan bir tanesi de boşanan kadınların yeniden evlenmelerinin engellen-mesi ve mağdur edilmeleriydi. Oysaki dinimiz, kadın haklarına son derece önem verir. Bu sebeple söz konusu davranışın yanlış olduğu açıklanmıştır. Allah (c.c.), bu ayette kadınların haklarının çiğnenmesini yasaklamış, ardından da bizim dünya ve ahiretimizi güzelleştirecek çok önemli nasihat ve uyarılarda bulunmuştur. Bunlar; Allah'ın ayetlerini ciddiye almak, nimetlerini unutmamak ve sorumluluk bilincini/takvayı kuşanmaktır.
MESAJ
1. Dini hükümleri hafife almak kişiyi imandan eder.
2. Ayetler bizler için faydalı ve hikmet yüklü mesajlar taşır
KELİME DAĞARCIĞI
Hikmet: Kur'an'ı açıklayan sünnet bilgisi.
Hüzüv: Alay, eğlence.
Nimet: Allah'ın, kullarının yararlanması için verdiği her türlü ikramı
36-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
"Allah, yaptığınız her şeyden
haberdardır.99
(Bakant, 2/234)
والدين والوقون منكم ويدرون أزواجا بالرتضي بالسهل اربعة اشهر وعشرا فاذا بالن اخلال ملا طلاع عليسلم بينا فعلن في القبون بالمعروف وادلة بينا المتلون عبير ولا جناح عليكم فيما عرضام به من بطنه البناء أو انتم في القسم علم الله السلام ة الرونهن واسجنَّ لَا تَوَاعِدُ وهُنَّ سِرًّا إِلَّا أَن تَقُولُوا قَوْلاً معروفاً ولا لعزموا عقدة النكاح على يبلغ الكتاب اخلة واعْلَمُوا أن الله يعلمُ مَا في الفيكُمْ فَاحْذَرُونَ وَاعْلَمُوا ان الله غفور عليم الاجناحَ عَلَيْكُمْ إِن طلقتم النساء عالم النسوهن أو تفرضُوا لهن فريضة ومنعوه على التوسيع قدرة وعلى المطار قدرة مَتَاعًا بِالْمَعْرُوفِ خدا على المحبين وإن طلقتموهن من قبل أن تمسوهل وقد فرضتُم لهن فريضةً فَيَصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إِلَّا أَنْ يَعْفُونَ ان يعفوا الذي يندم عقده النكاح وأن تعفوا الحرب القوى ولا تنسوا الفضل بينكم إن الله بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ .
Mushaf sayfa no: 37 Hafızlık sayfa no 2. cüz/4. sayfa
HER ŞEYİ BİLEN RABBİMİZ
BİLGİ
En güzel isimler Allah'a aittir. Bundan dolayı Allah'ın isimleri için "en güzel isimler anlamında "Esmâ-i Hüsnä" kavramı kullanılır. Bu isimlerin bir kısmı Kur'an'da geçerken bir kısmı da hadislerle bizlere haber verilmiştir. Bu isimlerden biri de "insanların yaptıkları her şeyden haberdar olan" anlamındaki "el-Habir" ismidir. Ayette kadınların birtakım hak ve sorumluluklarından bahsedildikten sonra Allah'ın her şeyden haberdar olduğu bizlere hatırlatılmaktadır.
MESAJ
1. Rabbimiz, bizi sadece ibadetlerimize göre değil bütün hayatımıza göre değerlendirir.
2. Her işte, Allah'ın bizden haberdar olduğu bilinciyle davranmak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI
Habir: Haberdar olan, bir nesnenin mahiyetini ve iç yüzünü bilen.
37
Kanı Kanla Yumazlar, Kanı Suyla Yurlar
YanıtlaSil"Kötülük, kötülük yapılarak düzelmez ancak iyilik yapı-larak ortadan kaldırılır." Anlamında kullandığımız söze, "kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar." deriz. Bu atasözünü, kō-tülüğe karşı iyilikte bulunmanın ya da yapılan bir kötülüğü bağışlamanın iyilik getireceğini, kötülüğe kötülükle karşılık verildiğinde ise bunun kötü sonuçlar doğuracağını anlatmak için kullanırız.
Bu sözün en çarpıcı örneğini süregelen kan davalarında görürüz. Kanı kanla temizlemek isteyen bazı kimseler, nesiller boyu sürecek olan intikam ateşini körükleyip dururlar. Bu öylesine sinsi bir ateştir ki insanların yaşamında kurulu düzen diye bir şey bırakmaz; nicesinin hayatını karartır ve henüz hayatta olanların da ömürlerini korkuyla geçirmesine neden olur. Oysa iyiliğe iyilik ile karşılık verenlerin durumu böyle değildir. Kur'an-ı bir ifadeyle söylemek gerekirse:
"İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav. O zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş!
-156-
Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir, yine buna ancak (erdemlerde) büyük pay sahibi olanlar ulaşabilir. "18
YanıtlaSilDemek oluyor ki bir insanın erdemi, yani faziletli kimse olma yolundaki payı ne kadar büyük olursa affetme kapasitesi de o kadar geniş oluyor. Şimdi kısa bir test yapalım ve böyle-likle sabrımızın sınırlarını da kontrol etmiş olalım.
Hazırsanız, testimize başlıyoruz.
Ayağınıza yanlışlıkla basan biri sizden özür dilediğinde ne yaparsınız?
Eşiniz yemeğin tuzunu biraz fazla kaçırdığında ona nasıl tepki verirsiniz?
Son olarak, geçmişte kalbinizi kıran biriyle karşılaştığı-nızda o kimse de size yakınlık gösterdiğinde nasıl karşılık ve-rirsiniz?
Eğer özür dileyenin özrünü kabul ederim, yemeğin tuzu bıraz fazla olmuş diye sofrada tatsızlık çıkarmam ve daha önce kalbimi kıran bir kimsenin bana uzattığı eli de hava-da bırakmam diyorsanız, gönlünüzde "iyilik" adlı bir dünya kurmuşsunuz demektir. Bu dünyayı daha da güzelleştirmek sizin elinizdedir. O tertemiz dünyayı kin ve nefret duygularıyla kirletmeyiniz olur mu?
Şayet bu üç soruda bile tıkanıp kalıyorsanız, faziletli kim-e olma yolunda daha azimli olmalısınız. Bunun için de iyi kimseler ile oturup kalkmaya devam etmelisiniz. Çünkü iyi kimselerle beraber oldukça iyilik yapma ve affedici bir insan olma kapasitesini de artırmış olursunuz: Doğrusu iyilerin ya-nında olan kimselere iyilik, kötülerin yanında bulunan kim-selere de kötülük bulaşır.
Peki, bunu nasıl anlarız?
18 Fussilet Suresi 34-35. Ayet Tefsiri
-157-
Elbette kişinin kendisi dışındaki varlıklara olan davra-nışlarına bakarak anlarız. Örneğin, iyi bir insan kadınlara iyi muamele ederken, içinde kötülüğe meyli olanlar da şiddete başvurur. Bu ne kötü bir seçimdir böyle! Halbuki bizim bütün çabamız gönlümüzdeki "iyilik" adlı o dünyayı yaşatmak ve bunu güzel bir biçimde yansıtmak olmalıdır.
YanıtlaSilSizden yansıyan her ses veya her durum faziletinizi artırsın ve kötülüğe iyilik ile karşılık veren kimseler yoldaşınız olsun.
YanıtlaSilTDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
CELÎL
الجليل
Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
İlişkili Maddeler
ESMÂ-i HÜSNÂ
Allah’ın isimleri için kullanılan bir tabir.
ZÜ’l-CELÂL ve’l-İKRÂM
Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
Müellif: BEKİR TOPALOĞLU
“Azamet sahibi, büyük, yüce ve münezzeh olmak; uzun ömürlü olmak” mânalarına gelen celâl (veya celâle) kökünden türemiş bir sıfattır. Allah’a nisbet edildiğinde “hiçbir kayıt ve kıyas kabul etmeksizin azamet sahibi, kadrü kıymeti ve mertebesi en yüce olan” gibi anlamlar taşır. Kur’ân-ı Kerîm’de aynı muhtevada olmak üzere zü’l-celâl terkibiyle iki âyette yer almıştır (er-Rahmân 55/27, 78). Hadislerde ise doksan dokuz isim içinde sayılmakta (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10; Tirmizî, “Daʿavât”, 82), ayrıca Allah için tâzim ifade eden “azze ve celle” (daima galip ve azamet sahibi olan) cümlesinde ve daha başka kelime kalıplarıyla Allah’ı niteleyen bir kavram olarak geçmektedir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “cll” md.).
Celâl kelimesinin if‘âl babından gelen iclâl masdarının taşıdığı sözlük mânalarından hareketle celîl isminin muhtevasını belirlemek de mümkündür. 1. Celîl, Allah’ın zâtını sıfatlarından tecrit etmenin (ta‘tîl) mümkün olmadığını ifade ettiği gibi zâtına izâfe edilecek sıfatların yaratılmışlık özellikleri (teşbih) taşımadığını da ifade eder. Ayrıca O, varlığına delil teşkil edecek hârikulâde mükemmel nesneleri yaratması, duyularla idrak edilmekten ve mahiyetinin akıl yoluyla kavranılmasından münezzeh bulunması açısından da celîl yani yüce ve aşkındır. 2. “Faîl” kalıbındaki bir sıfatın “mef‘ûl” mânasına da kullanılabildiği göz önüne alınarak celîlin “kendisine tâzim edilen, ulûhiyyeti ve aşkınlığı benimsenen” anlamını ifade edebileceği düşünülmüştür. 3. Celâlin taşıdığı “uzun ömürlü oluş” şeklindeki sözlük anlamı, zamandan münezzeh bulunan Allah’a nisbet edildiğinde “varlığının başlangıcı olmama” (kıdem) anlamına dönüşür. Bu açıdan celîl “kadîm” mânasına gelir. Celîl bu üç anlamıyla Allah’ın zâtî isimleri ve tenzîhî sıfatları grubuna girer. 4. Celâl kökü iclâl (yüceltmek) masdarı ile eş anlamlı kabul edilirse celîl “müminleri yücelten, onların amellerini kabul edip mükâfatlarını arttıran” mânasına gelir. 5. İclâlin bir anlamı da “vermek” (i‘tâ) olduğundan celîl “bol bol veren, lutufta bulunan” anlamını da taşır. Bu sonuncu kullanışlar bakımından celîl, Allah’ın kâinat ve insanla ilgili isimleri ve fiilî sıfatları grubuna girer.
Esmâ-i hüsnâ içinde yer alan kebîr, celîl ve azîm isimleri yakın anlamlı kelimeler olmakla birlikte kebîr Allah’ın zâtının, celîl sıfatlarının, azîm ise hem zât hem de sıfatlarının kemâlini ifade etmek için kullanılmıştır. Gazzâlî’nin de belirttiği gibi (el-Maḳṣadü’l-esnâ, s. 38) doksan dokuz isim içinde eş anlamlı bazı kelimelerin tekrar niteliğinde yer aldığı zannedilirse de gerçekte durum böyle değildir. Çünkü sözlük anlamları yakın veya aynı olsa bile kelimelerin çeşitli alanlarda kullanılmalarıyla kazandıkları mânalar, aralarında muhteva farklılıkları meydana getirmektedir.
YanıtlaSilCelîlin fi‘l-i mâzisini oluşturan celle ile “daima galip ve üstün” anlamındaki azîz isminin mâzisini oluşturan azze fiilleri, “azze ve celle” şeklinde İslâmî metinlerde Allah’ı tâzim için en çok kullanılan cümlelerden biri olmuştur (bk. CELLE CELÂLUH; ayrıca bk. ZÜ’l-CELÂL ve’l-İKRÂM).
BİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “cll” md.
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “cll” md.
Lisânü’l-ʿArab, “cll” md.
Wensinck, el-Muʿcem, “cll” md.
İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10.
Tirmizî, “Daʿavât”, 82.
Halîmî, el-Minhâc, I, 160, 192.
Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, Kayseri Râşid Efendi Ktp., nr. 497, vr. 86a-b.
Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ (Fazluh), s. 38, 126-127.
Külliyatı'ndan
YanıtlaSilSİKKE-İ TASDÎK-İ GAYBÎ MECMÛASI
Müellifi
Bediüzzaman Saîd Nürsî
Ahmed Husrev Altınbaşak hattı
orijinal nüshanın tıpkı basımıdır
Altınbaşak Neşriyat
حدت ما و باری
YanıtlaSilسانه قصد بود امیر
باسمه سبحانه ]
وله من من الوسيع محمد
السلام عليكم ورحمة الله وبركاته بدأ دائماً
عزیز صدیق فردا شکرم !
اول تا نورن فول العاده خالص شاكر دلری، مشتملا تاله برابر نشر اتمك ایسه دهکاری که غیبه ی اولیهای مشهوره دهد.
فرقه کونده بر دفعه آلمك بيحب قرق كونه يمد بن عثمان خالد بنك مريح اخباري واولا د لرين وحيني ايله ... واسيار طنك مشهور اهل قلب عالم رند نه طوبال شكر بنك ظاهر أخبر ویر مسیله جوعه اهمیتهای به حقیقتی فردا شارم دعوا اليدوب ، فقط ايكى التباس بخنده بو بیچاره اهمیتی فرد اشاری سعیده بین درجه زیاده حصه و بر شار اون سنه ونرى قنا عتادين تعديله چالشديغم حالده، او بهادر قرد الكرم فنا عتبارنده ايارى كيد بيورلر اوت اونای اون سکر نجی مکتو بده کی ایک اهل قلب چوبانك ماجرای کی، معه بر حقیقی کو شاد، فقط تعبیره
محتاجد. او حقیقت ده شود :
امتك بطله دیگی آخر زمانده که جل ذاتك اوج وظیفه سند سن ال مهمی وان بولوگی و ال قیمتداری اولان ايمان تحقيقي في نشر ايد وب ، اهل ایمانی ضلالتهن فور تارمعه جهتیله با بیلان بوان اهمیتهای وظیفه دی عينا بتمامها رسالہ نورده کور مشار امام علی و غون اعظم و عثمان خالدی کی ذاتی، بو نقطه ایجونده که او کله جل ذاتك مقامى - الأنورك شخص معنويسنده كشفا كور مشاركي اشارت انتشار بعضا ده او شخص معنوی بی به خادمنه ويرمشاء او خادم ملتفتانه با فشار بو حقيقند نه آغلا شیا مورکی موكره كله بك او مبارك ذات و ساله نوری بر بر و غرام الارمه
نشر و تطبيق ايده جك .
او ذالك اینجی وظیفه ی شریعتی اجرا و تطبیق این مکدر برنجی وظیفه، مادی قوتله دگل، بلکه تونلی اعتقاد و اخلاص و صداقته ولديفي حالده... بوابانجي وظيفه، غایت بویون مادی بر قوت و حاکمیت
لاز مدركه تطبيق ابديله بالسين.
و ذاتك او خنجی وظیفه ی خلافت اسلاميه بي اتحاد اسلام بنا ايدرك ، عيسوى روما يناوله اتفاقه يدوب دین اسلام خدمت ایتمکدر بو او چنجی وظیفه، يك بوبون به سلطنت و قوتله و ميليونار فدا لا يوله تطبيق
خدمت مکتوباری
YanıtlaSilه نصر بعد عمر
پیریال سایر برنجی وظیفه و یک وظیفه در اوج درت درجه داها قیم دارد. فقط و اینجی و و هیچی وظیفراری يك بار لامه و جوعه کنیسه بر داروده و شیشه ای بر طر زده ولد يفند به عمومه و عوامل نظر نده داها اطمینانی کورونویی ایشته او خاص نورجیله و برشمی اولیا اولان او قر ا ار يمين تعبيره و تأويله محتاج فکر کرین اورته به آنهم اهل دنیایی و اهل سیاستی ثلاثه و پور و دير من هجوم ترین وسیله اولور چونکه رنجی وظیفه تك حقیقتی و قيمتنی کور میولر اونہ کی جھداره حمل ایدرولی.
فرد شاه عن اينجي التباس فانی و چور و توله بیدایر بر شخصیتی، بعضه جهتار له برنجی وظیفه ده پیشداریم يدن نور شاكر د لر ينك شخص معنویسی تمثیل ايدن او عاجز قرداشته وی بیورلی حالبوکه بو ایکی التباسده ساله نورك حقیقی خلاصه و هیچ برشيد، حتى معنوى و اخروى مقاماته وفي آلت او لما منه بر جهنده خور ویردیگی کی، اهل سياستي ده اوهام دوشو روب - ساله نورك نشرینه ضرر كبير. بو زمان شخص معنوی زمانی او ريفي ايجون بويله بولون و باقى حقيقته، فاني و عاجز وسقوط ايده بيار شخصيتاده بنا اليد يا عز .
الحاصل ) أو قله جل ذاتك كنى ويرمك، اوج وظيفه مني بردن خاطره كتير يور، با كلين اولور هم هیچ به شيئة آلت اولمايان نورده کی اخلاص زده نیز عوام مؤمنينك نظرنده حقیقت اترك قوتی به درجه نقص اللاشير يقينيت برهانیه دخی قضایای مقبولروہ کی ظبہ غالبہ انقلاب اید. داها معند اهل ضلالته و متمرد اهل زندقه به نام غلبه ی متحیر اهل ایمانده کورو غه مه یه باشلار. اهل سیاست ادهام و بر قسم خواطه الى اعتراضه باشلاير اونك ايجون نويره او اسمى ويرمك مناسب كورولمه يور بلکه مجدد در، اونك بشدار بدر، دیناله بدار عموم قرد اشاريزه بيطار سلام .
الباقي هو الباقي
فرد اشکی
سعيد النورسي
عزيز Aziz: Screfli
YanıtlaSilبمادة Bahadır: Vigit, kahra-man
يقامها Bitomamiha: Tamaryla
بهت Ciher: Yon
غَوْنِ أَعْظَلَمْ
Gaus - A'zam: En buyük tasarruf sahibi veli (Abdulkadir-i Geylani ks)
عادة Hadim: Hizmetçi
خالص Halis: Samimi
خلافت Hilafet-i İslamiye:
اسلامية Peygamber vekili olarak älem-i Isláma reislik etme
اعتقاذ itikad: Inaης
الخلاص ihlas: Allah rızasım esas tutma, samimiyet
اليان ltibas: Birbirinden ayıra-mama
إيمان تحقيقي
Iman - taikiki: Araştır-ma ile kuvvetlenmiş îmân
عيسوى İseri rahani: Dindar
روحاني hristiyan
اليمان İttihad: Birleşme
كفناً Kesfen: Perdeli hakikati görerek
ملتفتانه Miltefitane: iltifat ederek
مشكلات Müştemelat: İçinde bulu-nanlar
صداقت Sadakat: Samimi bağlılık
صديق
Suddik: Cok doğru olan
شخص معنوى
Şahs - manevi: Bir topluluğun ifade ettiği ma'nevi kişilik
تعديل Ta'dil: Düzeltme
Tatbik: Uygulama
تطبيق
Zahiren: Goninüşe göre
A
ظاهراً
KÜLTÜR-SANAT, TAR
YanıtlaSilA E
V Z
عزيز
Azta: Serefh
بجاية Bahadır: Yigit, kalıra
امها
Bitamamiha: Tanammyla
Cihet: Yon
غَوْن أنة
Gars- A'zam: En
buyük tasarruf sahibi veli (Abdulkadir-i Geylani ks)
عية Hadim: Hizmeti
عالم
Halis: Samimi
علاقت
Hilafet-i İslamiye:
Peygamber vekili olarak alem-i İslâma reislik etme
انتقان
İtikad: İnanç
الخلاص
İhlas: Allahızasını esas tutma, samimiyet
التكن
itabas: Birbirinden ayıra-mama
إيمان تحقيقي
Iman-ı tahkiki: Araştır-ma ile kuvvetlenmiş îmân
عيسوى
Îsevi rahani: Dindar
روحاني
hristiyan
الجان
İttihad: Birleşme
كشفاً
Kesfen: Perdeli hakikati görerek
ملتفتانه
Müttefitane: İltifat ederek
منتقلات
Müştemelät: İçinde bulu-nanlar
صداقت
Sadakat: Samimi bağlılık
صديق
Siddik: Cok doğru olan
شخص معنوی
Şahs - manevi: Bir topluluğun ifade ettiği
ma'nevi kişilik
تعديل
Ta'dil: Düzeltme
تطبيق
Tatbik: Uygulama
ظاهراً
Zahiren: Görünüşe göre
والدين منه إلا تنتج مقدم السلام عليكم ورحمة الله والرسالة الناريما
YanıtlaSilAziz, siddik kardeşlerim!
Evvelen: Nor'un fevkalide hälis sikirdleri, müştemelätıyla beraber nesretmek istedikleri Sikke Gavbiye'vi, evliya-vı meshüreden.
katk günde bir def'a ekmek yeyip kuk gün yemeyen Osmanet Halidi'nin sarih ihbarı ve evladlarına vasiyeti ile:
zihuren haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikati kardeşlerim ve Isparta'nin meshur ehl-i kalb alimlerinden Topal Sükrü'nün da'vă edip, fakat iki iltibas içinde, bu biçäre ehemmiyetsiz
kardeşleri Said'e bin derece ziyåde hisse vermişler. On seneden beri kanaatlerini ta'dile çalıştığııı halde, o bahadır kardeşlerim kanäatlerinde ileri gidiyorlar.
Evet onlar, On Sekizinci Mektub'daki iki ehl-i kalb çobanın macerası gibi, hak bir hakikati görmüşler, fakat ta'bire muhtaçtır. O hakikat da şudur:
Ümmetin beklediği åhirzamanda gelecek zâtın üç vazife-sinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan imân-ı tahkikiyi neşredip, ehl-i îmânı dalåletten kurtarmak cihetiyle yapılan bu en ehemmiyetli vazifeyi,
aynen bitamâmiha Risale-i Nür'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-1 A'zam ve Osmân-1 Hâlidi gibi zâtlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nûr'un şahs-1 ma'nevisinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler.
Bazen da o şahs-ı ma'neviyi bir hadimine vermişler, o hådime mültefitáne bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki,
sonra gelecek o mübarek zât,
Risale-i Nûr'u bir program olarak neşir ve tatbik edecek.
O zâtın ikinci vazîfesi, şeriatı icrå ve tatbik etmektir. Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli i'tikad ve ihlås ve sadakatle olduğu halde; bu ikinci vazife, gayet büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyet lâzımdır ki, tatbik edilebilsin.
O zâtın üçüncü vazifesi, hiläfet-i İslâmiyeyi ittihad-1ı İslâma bina ederek, İsevi rühânîlerle ittifåk edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu üçüncü vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvetle ve milyonlar fedakârlarla tatbik
SANAT, TADI
YanıtlaSilعوام
Avam: Sıradan halk
جهت
Cihet: Yon
أَهْلِ صَلَالَتْ
Ehl-i dalalet: Haktan sapanlar
آهل سیاست
Ehl-i siyaset: Siyasiler
الامل
Elhasıl: Netice olarak
آنهار
Evham: Kunntular
عَلَيْهِ
Galebe: Üstün gelme
Haml: Yükleme
انقلاب
İnkılab: Dönüşme
قضاياي
Kazaya-yı makbûle:
قبوله
Büyük zatların delilsiz kabul edilen hükümleri
معند
Muannid: İnadı
مجدد
Müceddid: Yenileyen (her asrın vazifeli imamı)
متحير
Mütehayyir: Hayrette kalan, şaşırımış
متمور
Mütemerrid: İnåd eden
Nazar: Bakış
نشر
Nesir: Yayma
پیشداز
Pisdar: Onci
شقوط
Sukit: (Kıymetten( düşme
شققه
Sa'saa: Parlaklık
تأويل
Tevil: Gormurdeki
ma'nayı bırakıp başka bir ma'nå vermek, yorum-lama
يقينيت
Yakiniyet-i bürhaniye:
برهانيه
Net delillerle sağlam ve kesin bilme
ظَمَنْ غَالِبُ
Zann-ı galib: Gerçeğe yakın zan
زندقه
Zındıka: Dinsizlik
met Mektublary
YanıtlaSilSikkei Tasdib-i Gaybi
edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha kıymetdardır. Fakat o ikinci ve üçüncü vazifeler, pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avamın nazarında daha chemmiyetli görünürler. İşte o hås Nürcular ve bir kısmı evliyâ olan o kardeşlerimizin ta'bire ve te'vile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telåsa verir ve vermiş. Hücumlarına vesile olur. Çünki birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar. Öteki cihetlere haml ederler.
Kardeşlerimin ikinci iltibası: Fânî ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bazı cihetlerle birinci vazifede pişdârlık eden Nür şåkirdlerinin şahs-ı ma'nevîsini temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibås da, Risale-i Nür'un hakiki ihlâsına; ve hiçbir şeye, hatta ma'nevi ve uhrevi makamata dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhâma düşürüp Risale-i Nûr'un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-ı ma'nevi zamanı olduğu için, böyle büyük ve bäki hakikatler, fànî ve âciz ve sukūt edebilir şahsiyetlere bina edilmez.
Elhâsıl: O gelecek zátın ismini vermek, üç vazifesini
birden hatıra getiriyor, yanlış olur. Hem hiçbir şeye ålet olmayan Nûr'daki ihlås zedelenir. Avâm-1 mü'mininin nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır. Yakîniyet-i burhaniye dahi, kazâyâ-yı makbûledeki zann-ı galibe inkılâb eder. Daha muannid ehl-i dalålete ve mütemerrid ehl-i zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i îmânda görünmemeye başlar. Ehl-i siyaset evhâma ve bir kısım hocalar i'tirâza başlarlar. Onun için Nûrlara o ismi vermek münasib görülmüyor. Belki "Müceddiddir, onun pişdärıdır" denilebilir. Umum kardeşlerimize binler selâm.
الباقي هو الباقي
Kardeşiniz
Saîdü'n-Nûrsi
BENİ İSTANBUL'A DEFNEDİN
YanıtlaSilÖldükten sonra beni İstanbul'a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed'in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum.
Rahmetli Özal vefat etmeden önce böyle vasiyet etmişti.
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın hayatını kaybettiği gün GATA' da yaşanan olaylar ve Özal'ın ölümü sırasında nöbetçi subay oldu-ğu için bu notları tutan Prof. Dr. Mustafa Sarsılmaz, şu anda Şifa Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor. Turgut Özal'ın vefatını araştıran Devlet Denetleme Kuru-lu, çok sayıda tanık gibi Prof. Mustafa Sarsılmaz'ı da dinledi. Sarsıl-maz, o ana kadar kimse ile paylaşmadığı notları Devlet Denetleme Kurulu'na sundu. Prof. Dr. Mustafa Sarsılmaz, Aksiyon'un sorularını da cevapladı. Sarsılmaz'ın sorulara verdiği cevaplardan bazıları şöyle:
-Özal GATA'ya getirildiğinde göreviniz neydi?
Gülhanede binbaşı rütbesinde doktorum. Nöbetçi amirliği diye bir görev var, komutan adına nöbetçi olmak demek.
SUIKASTLER
YanıtlaSil"Öldüğünde ağladım"
"Şimdiki aklım olsa, değil Özal'a suikast düzenlemek yanından bile geçmezdim. Özal suikastını mezara gömdüm. Ama çok ayrın tıya girmedim. Çünkü suikastı ben nasıl yaptım çözemiyorum. Çok değerli birine zarar verdim. Özal'ın ölmesine çok üzüldüm. Çok ağladım."
7 yıl bir hücrede tek başına kaldığını yineleyen Demirağ, Öcalan'dan daha ağır bir mahkûmiyet hayatı yaşadığını da iddia etti. Cezaevinden çıkmayı hayal eden Demirağ'ın son sözleri ise, Özal suikastına dair sır perdesinin uzun bir süre daha esrarını koruyacağını gösteriyor: "Ateş eden bendim. Bundan ötesi benimle mezara gider."
Dünya'da teknoloji hızla ilerliyor bırakın insanların ne düşündüğünü bildiğini bilmek nerdeyse insan dahi kopyalaya-caklar. Bu ve bu benzeri kullanılmış kişilerin çıkıp bu benimle mezara gider cümleleri beni derinden yaralıyor.
Umarım mezara gidecek bilgileri Kartal Demirağ öldükten sonra Mezar açılır ve her şey gün yüzüne çıkar...
THG 0556672 ECL
0556672 ECL
9786054807031
KDV DAHİL 25
ATLANTIS
YanıtlaSilYAYINEVI
GÜNCEL YAKIN TARİH DİZİSİ - 06
Adı:
Suikastler
Yazarı:
Tekin Yılmaz
Yayın No.
334
© Copyright
2013, İlya İzmir Yayınevi, İzmir-Türkiye 5846 Sayılı Yasaya göre tüm hakları İlya İzmir Yayınevi'ne ait olup kısmen veya tamamen, izin alınmadan basılamaz.
Kod Yayıncılık İlya İzmir Yayınevi'nin markasıdır.
ISBN
978-605-4807-03-1
Baskı
Altıncı Baskı, Aralık 2015 - İZMİR
Basıldığı Yer
İlya İzmir Yayınevi Matbaası
Adres
İlya İzmir Yayın Medya Yapım Dağıtım Pazarlama Sanayi Tic. Ltd. Şti.
Refik Tulga Cad. No:11 Çamdibi/İzmir Tel-Pbx: (0232) 462 75 86 - Fax: (0232) 462 32 19 ilyayayinevi@gmail.com
www.ilyayayinevi.com.tr
TURGUT GÜRSAN
YanıtlaSil347
Ekonomik Topluluğu) kurma fikri, ilk kez Bilderberg toplantıla-rında ortaya atıldı. Daha sonra Avrupa'nın birleşmesi fikrini sa-vunan ve uygulamaya geçirenler de hep Bilderbergliler oldu.
Bilderberg, yanlızca Avrupa'yı değil, dünyayı bütünleştirme çabalarının da başını çekti. Globalleşme denilen sürecin başmi-marı da Bilderberg Grup oldu. Gonzales Mata, örgütün "Dün-ya Devleti'ne giden yoldaki çalışmalarını vurgularken şöyle di-yordu:
"Bilderberglilerin programının başında uluslararası sorunlar yatı-yordu: Gümrük sınırlarının kaldırılması, uluslararası polis teşkilatının kurulması, uluslararası parlamentonun kurulması gibi. "
Bilderberg'in "Dünya Devleti" yolundaki çalışmaları Av-a Birliği, GATT, EFTA, NAFTA gibi globalleşme ve ulus-etler arası bütünleşme projeleri ile devam etmektedir.
CFR-Bilderberg-Trilateral Kompleksi ve Masonluk
İngiliz tarihçi Michael Howard, "The Occult Conspiracy: The Secret History of Templars, Masons and Occult Societies" (Okült Komplosu: Tapınakçılar, Masonlar ve Okült Derneklerin Gizli Tarihi) adlı kitabında Tapınakçılar ve Masonlar gibi gizli ör-gütlerin 20. yüzyıldaki siyasi kanadının CFR, Bilderberg ve Trila-teral gibi örgütler olduğu görüşündedir.
CFR-Bilderberg-Trilateral kompleksi ideolojik açıdan esnek kuruluşlardır. Bu örgütlerin üyeleri arasında ham sağcılar, hem de solcular bulunabilmektedir. Örneğin;CFR hem anti-komünist, hem de Sovyet işbirlikçisi olabilmektedir. Bu durum, CFR-Bilderberg-Trilateral kompleksinin ne kapitalist, ne de sosya-list olduğunu, Howard'ın ifadesiyle "politiko-spiritüel bir ama-
348
YanıtlaSilSİNARŞİZM
kontrol etme" hedefini taşıdığını gösterir. Bu özellik, Tapınakçı-ca ulaşmak için bu materyalistik sistemleri kullanarak kitleleri Gül-Haç mason geleneğinin de temel özelliğidir.
CFR-Bilderberg-Trilateral kompleksi, "yeryüzündeki bütün egemenlikleri görünmez bir biçimde yönetmeye çalışan" ortak bir merkezin ürünüdür.
Robert Eringer, The Global Manipulator adlı kitabında, Bilderberg'in uluslararası masonluğun bir aygıtı olduğunu an latmaktadır. Bilderberg'in yönetim kurulu 39 kişiden oluşmuş tur. Çoğu okült uzmanı bu sayının 13'ün üç katı oluşuna dikkat çeker;13 okült gelenek içinde en önemli sayıdır.
Howard'a göre, Bilderberg ve Trilateral "masonluğun poli-tik form"undan başka bir şey değildir. Yazar, bu örgütlerin, 14. yüzyıl Tapınakçılarının da hedefi olan "Birleşik Avrupa" ve son aşamada da "Birleşik Dünya" hedefi için çalıştıklarını söylemek-tedir. Bir diğer hedef ise "Dünya Dinlerinin Birleştirilmesi"dir.
Tüm bunlarla neyin amaçlandığını keşfetmek içinse kahin olmak gerekmemektedir. Amaç, siyonist-Yahudilerle masonluk arasındaki İttifakın dünya egemenliğidir.
Joseph Hieronim Retinger (1888-1960)
Centre European de la Culture'un yayınladığı 5. no.lu bülten-de (1960-61) bu organizasyonun ve Bilderberg Grup'un kuru-cusu Joseph H. Retinger'le ilgili bilgiler verilmişti. Bu bilgiler Mennevee'nin "Les Documents" adlı raporlarından alınmıştır.
Raporlardan birinin başlığı Les Influences Americaines, Le Groupe de Bilderberg et la France (Amerikan etkisi, Bilderberg Grup ve Fransa) idi.
616
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHİ
lardan koru. Bizden zuhur eden aykırı işlerimize tevbe nasib eyle. Gü-zel huylu; üstün sıfatlı kıl. İşlediğimiz hayırlı amellere ihlås nasib ey-le. İyi niyetlere, rıza-i şerifine ermeğe sebeb olan amellerin cümlesin-de bize başarı ver. Ecelimiz gelince de, zuhur edecek emellerimizin en üstününe bizleri eriştir.
Devam edelim:
Hem de ölümden sonra...
Yani: Berzah olan kabir âleminde..
Oraya defnolunduğumuz zaman, gelecek Münker - Nekir'in sual-lerini bize asan eyle.. Onlara cevap vermeği bize kolay eyle. Kabrimi-zi; lütuf, kerem ve inayetinle cennet bahçelerinden bir bahçe eyle. Çünkü: İlk konağımız orasıdır.
HAZRET-İ OSMAN'IN KABRİSTANDA AĞLAMASI
Bir rivayet..
Anlatıldığına göre dört halifeden Hazret-i Osman Zinnureyn ra. bir kabir gördüğü zaman ağlardı. O kadar ağlardı ki: Gözlerinden iner. yaşlar, mübarek sakalını ıslatır; sonra yere damlardı. Bu durum, ken-disine soruldu:
Siz, Kur'an-ı Kerim okuduğunuz zaman, azaba ait âyetlere geldiğiniz zaman da ağlarsınız. Ama, o ağlamaların hiç biri bu kadar değildir. Kabir gördüğünüz zaman, bu kadar ağlamanızın sebebi ne-dir? Acaba bu kabir hakkında, Resulüllah S.A. efendimizden bir haber mi işittiniz?.
Hazret-i Osman b. Affan r.a. şöyle anlattı:
Evet.. Resulüllah S.A. efendimizle giderken, bir kabrin kena-rına vardık. O zaman, Resulüllah S.A. efendimiz ağlayıp şöyle buyur-du:
Ya Osman, kabrini gördün mü?. Bu kabir âhiret konaklarının ilkidir. Her kim, buna geldiği zaman, suali asan olur; oranın azabın-dan selâmet bularak Allah'ın rahmetine vâsıl olursa.. o kimsenin bun-dan öte işleri de asan olur. Böylelikle, Allah'ın fazlı ile cennete girer. O kimseler ki, buraya geldikleri zaman, cevap veremezler; azaba uğ-rarlar bundan ötesi, onlara daha güçtür. Böyleleri, mahşerde türlü türlü zorluklara ve şiddetlere müptelą olur.
İşte, Resulüllah S.A. efendimizin verdiği bu haberdir ki; bir kabir gördüğüm zaman, nefsime şöyle hitap ederim:
- Ya Osman, burası senin ilk konağındır. Eğer burada selâmet
bulamazsan, halin nice olur?.
Ve.. Yüce Allah'ın azabının korkusundan ağlarım.
Halbuki, Hazret-i Osman r.a. kıyamet günü, sual ve cevaba uğra-mayacaktır. Hatta, kendisini sevip mahabbet eden asi müminlerden yetmiş bin kimseye şefaat edecek; böylelikle onlar hesapsız azapsız cennete gireceklerdir. Bunun böyle olduğunu, Muhbir-i Sadık olan Re-sulüllah S.A. efendimiz haber vermiştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil617
Yüce Hak, bu zatların hürmetine, o kabirde cümlenize sualleri-mizi kolay edip selamet ihsan eyleye.. Amin'. Kıyamet günü, doğruca liva-i hamd altında cem olup Havz-ı Kevserden içerek arşın gölgesin-de nebiler, resuller, sıddıklar, şehidler, salihler, ilmi ile âmil olan âlim-lerle arkadaş olup sohbet etmeyi nasib eylesin. Cennetin türlü nimet-leri ile mükerrem eylesin. Kitaplarımız, sağ ellerimize ihsan olunsun. Hesaplarımız kolay görülsün. Cümle suçlarımız, affolunup bağışlansın. Son berzahımız olan sıratı kolayca geçelim. Bizlere, azapsız olarak, lütuf ve Ihsan yollu yüce cennetlere girmek nasib olunsun. Cennet İçinde üstün derecelere, üstün makamlara çıkmak nasib olsun. Haz-ret-1 Neblyy-1 Ekrem ve Resul-ü Muhterem'in komşuluğu ikram olun-sun. Tüm nimetlerin en azizi olan şekilsiz niteliksiz olarak Yüce Hak-kın cemalini müşahede ile muazzez ve mükerrem olalım. Böylelikle, en üstününe biz zaifleri Yüce Hak eriştirsin.
DENİZDE BOĞULMAKTAN KURTULMAYA VESİLE OLAN
SALAVAT-I ŞERİFE (SALAT-I MÜNCİYE)
Bu salavat-ı şerifenin fazileti hakkında, İbn-i Fakihani Rh. Fahr-i Münir, adlı eserinde şöyle yazar:
Şeyh Salih Ebu Musa Darir adında bir zat vardı. Bu zatın göz-leri görmezdi. Bunlar açık denizde gemi ile hacca gidiyorlardı. Yolda, AKLABİYE, tabir edilen bir rüzgâra rasladılar. Bu rüzgâr hangi gemi-ye esse, onu çevirir; sonunda içindekileri helâk ederdi. Allah'ın izni ile o rüzgâr esti; Ebu Musa'nın bindiği gemiye isabet etti. Gemi dönmeye başladı. O geminin içinde bulunanlar, canlarından ümitlerini kestiler. Gelip Ebu Musa'ya şöyle dediler:
lalım. Ey şeyh, sen salihlerden bir kimsesin; bize duâ eyle necat bu-
Bunun üzerine, Ebu Musa, Yüce Hakka tazarru ve niyaz eyledi; yalvardı. Allah'ın izni ile kendisini uyku bastırdı. Uyurken, Hazret-i Resul-ü Ekrem Nebiyy-i Mükerrem S.A. efendimizi bu zat rüyada gör-dü. Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine:
Ya şeyh, neden mahzunsun?.
Diye sorunca, Ebu Musa şöyle der:
yor. Gemimiz, batıyor; içinde bulunanların da cümlesi helâk olu-
rur: Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine şöyle buyu-
Ya şeyh, gemide bulunanlara söyle.. SALAT-I MÜNCİYE'Yİ okusunlar. Onunla bana bin kere salavat getirin. Allah'ın izni ve fazlı lle, selâmet bulup kurtulursunuz.
Şeyh, tekrar sorar:
Ya Resulellah, buyurduğunuz SALAT-I MÜNCİYE hangi salâ vat-ı şerifedir?.
518
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, bu salāvat-ı şerifeyi ona belletir. Ayrıca, bir kâğıda yazılmış olarak eline verir.
Şeyh, uyandığı zaman, gemi İçindekilere müjdeyi verir. Resulül lah S.A. efendimizin yüce emrini bildirir. Gemide bulunanlar, o kağı dı aldıktan sonra, cümlesi bir yerde toplanırlar. Resulüllah S.A. efen-dimizin fermanı üzerine bu salavat-ı şerifeyi bin kere okurlar. Allah'ın izni ile bir başka rüzgâr eser, onları selamete çıkarır.
Ancak, bu salāvat-ı şerife içinde; daha önce de anlatıldığı gibi:
Efendimiz Muhammed'in âline de salât eyle..
Cümlesi ile:
...... bizi katındaki en yüksek derecelere yükseltesin..
Cümlesinde geçen fazlalıklarla gelmiştir.
Sonra..
Bu salāvat-ı şerifeyi bir kere okumak, bin kere salavat-i şerife okumak yerine geçer.
Şöyle anlatıldı:
Her kim, önemli bir muradına ermek için, yahut üzerine nazil olan bir beliyyenin def'i için bu salavat-ı şerifeyi (SALAT-I MÜNCİYE' yi) bin kere okursa, o kimse, Allah'ın fazlı, keremi ile o bellyyeden se-làmet bulup kurtulur. Muradının hâsıl olması için okuyan dahi, ber-murad olur.
ALTMIŞ DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle.
Yani: Ulumuz, efendimiz, evvellerin ve âhirlerin efendisi Resulül-lah S.A. efendimiz üzerine, efendilių ne layık, şanına şayeste salât eyle.
Hem de rıza salâtı olsun.
Bu cümlede anlatılmak istenen mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimize razı olduğun salât ile salât ettiği-miz için, bizzat yüceler yücesi zatın ve Habib-i Ekrem'in bizden razı olsun. Bizleri, o salavat-ı şerifenin rızasına vâsıl ederek, dolayısı ile, Resulüllah S.A. efendimizin rıza-i latifine ulaştıran salât ile salât ey-le.
Devam edelim:
Onun ashabından da razı ol. Hem de rızanın rızası ile..
Yani: Rızaların en güzeli ile..
YETMİŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey Vahid, Ferd, Samed, doğmayan, doğurulmayan, dengi olmayan vasıfları påk zatının sıfatı olan celâl ve ikram sahibi şanı büyük, ken-disinden başka ilâh olmayan nimeti her şeye şamil Allahım.
KARA DAVUD
YanıtlaSil619
Efendimiz Muhammed'e salát eyle...
Ki o. Ademoğullarının efendisi ve âlemin şerefidir. Allahım, onun yüce makamina ve efendiliğine münasip salat eyle. Şöyleki:
Onun nuru, halk içinde öndedir.
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek nurunu:
«Aliah-u Taala, ilk önce benim nurumu yarattı.
Hadis-i şerifi ve latif haberi doğrultusunda, üç yüz altmış bin se-ne evvel yarattı. Sonra, cümle mahluku, onun nurundan yarattı.
Bu mananın tafsilatı, Resulüllah S.A. efendimizin NUR ismi anlatılırken geçmiştir. (Bak: İsim 53)
İkinci bir manaya göre de, bu cümlenin şerhi şudur:
Resulullah S.A. efendimizin şanı öyledir ki, âlemlere rahmet olarak, bütün insanlara peygamber gönderildiği zaman, onun hidayet ve irşad nuru cümle halka kendisinden geçip ulaşmıştır.
Devam edelim:
Onun zuhuru, ålemlere rahmettir.
Resulüilah S.A. efendimizin RAHMET PEYGAMBERİ İsmi anlatı-lırken, bunun tafsilatı geçmiştir. (Bak: İsim 18)
Resulüllah S.A. efendimize olan bu salât:
elsun. Hem de, yarattıklarından geçenlerin ve kalanların sayısı kadar
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Allahım, yarattıklarından nekadar geçip giden varsa.. onların sa-yısı kadar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Ya flähelȧlemin, bu andan itibaren; taa, kıyamet kopuncaya ka-dar ezeli ilminde mukadder olan nekadar mahlukun vücuda gelecekse..
onların sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Devam edelim:
sun. Hem de, onlardan SAİD ve ŞAKİ olanların sayısı kadar ol-
Bu cümlede geçen:
SAID.
Tabiri, şu kullar için kullanılır: İki cihanın saadetine mazhar, iman ve tevhid nuru ile münevver olanlar.
Yine bu cümlede geçen:
- ŞAKİ.
Tabiri ise, şu zümre için kullanılır: Küfür, şirk bataklığına giren azgınlar.
Devam edelim:
sarsın. Öyle bir salât olsun ki: Bütün sayıları içine alsın; sınırları
Yaratılmışlara göre, sayıların nihayeti yoktur. Çünkü, nekadar: - Cok.
Desen, yine o sayının üzerine eklemek mümkündür; ancak, onun abirinden acizdir.
620
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHİ
Bu cümleden, mübalağa kasd olunur. Şöyleki:
Ya Rabbl, ilminde nekadar sayılar varsa.. cümlesini içine ala-cak şekilde, Resulüllah S.A. efendimize o mikdar salât eyle..
Devam edelim:
Övle bir salât olsun ki, ona bir son ve bir nihavet olmasın. Bir
tükenme olmasın.
Öyle bir salât olsun ki, devamınla devam etsin..
Bazı nüshalardaysa.. son cümleye şu cümle eklenmiştir:
Taa, kıyamet gününe kadar, varlığın devamı ile devam etsin.
Devam edelim:
Onun âline ve ashabına da salât eyle.
Yani: Yukarıda anlatılan daimi salâtla onların şanını muazzez ve mükerrem eyle.
Sonra.. devam edelim:
Ve.. tam manası ile, aynı benzerlikte selâm eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Bu anlatılan sayılarla nihayetsiz ve daim baki olan salât gibi, onlara olan selâmını da daim ve baki eyle.
Bu salavat-ı şerifenin metni yukarıda anlatıldığı kadardır.
Ancak bazı nüshada, şu mana gelmiştir:
Öyle bir salâtla salât eyle ki; onun bitimi olmasın. Çünkü se-nin, ona zatının devamı ile devam ettirdiğin salâtın tükenmesi ola-maz. Aynı şekilde onun âline, ashabına, yakınlarına da salåt eyle.
Ve.. bolca, tam manası ile selâm eyle. (1)
Bu şekilde, bazı fazlalıklarla gelmiştir.
ABDULKADİR GEYLANİ HAZRETLERİNİN VİRDİ SALAVAT
Bu salāvat-ı şerife, İslâm şeyhlerinden, büyük sadattan, büyük
velilerden sayılan Abdülkadir Geylani Hz.nin virdidir. Yüce yaratan ona rahmet eylesin.
Yinė bu salavat-ı şerife, büyük meşayihten, muteber âlimlerden Cüneyd-i Yümni, adı ile bilinen Muhyiddin Rh. nin, çeşitli salavattan seçtiği on salâvattan biridir. Onlara:
Salavat-ı Zat'il-Hayrati vel-Berekât. (Hayırlı ve bereketierle dolu salavat.)
Diye isimlendirmiştir. Bu salavat-ı şerifenin faziletini beyan edip
şöyle demiştir:
Her kim bu salavat-ı şerifeyi sabah akşam onar kere okur-
sa.. celâl ve ikram sahibi Yüce Allah, kendisini en büyük rızasına nail eyler. Sonra, Álemlerin Rabbı Yüce Allah'ın dargınlığından ve gaza-bından emin bulunur. Onun üzerine, devamlı olarak, Rabbani rahmet
(1) Bu salāvat-ı şerifenin Arapça okunuşu şöyledir:
Salåten lå gayete leha velâ intihae leha velå emede leha velå inkıdae sala tikelleti salleyte aleyhi salåten daimeten bidevamike ve alâ alihi ve ashabihi ve itretih. kezalike ve sellinı teslimen kesiren.
KARA DAVUD
YanıtlaSil621
وَمَنْ يَقِي وَ مَن سَعِدَ منهم ومن شق صادة تسْتَغْرِقُ العَدَو ط بِالْحَةِ صَلوةٌ لا غاية لهَا وَلَا مُتْ في وَلَا نْقِضَاءَ صَلوةٌ دَائِمَة بدَوامِكَ وَعَلَى آلِهِ وَمَحهُ وَسلم تسليما مثل ذلك " اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنا محمد الذِي مَلَاتَ قَلْبَهُ مِنْ جَلَالِكَ وَعَيْنَهُ مِن جمالِكَ فَاصْبَحَ فرحا مويد منصور وَعَلَى اللَّهُ وَجْهِ وَسَلَّمَ تَسْلِيمَ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ على ذلِكَ ٧٠ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمُوالَنَا مُحَمَّدٍ عَدَدَا وَرَاقِ الرَّسُونِ وَجَمِيعَ الثَّمَانِ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلِيْنَا مُحَمَّد عَدَدَ مَا كان وَيَكُونَ وَعَدَدَ مَا أَظْلَمَ عَلَيْهِ اليْلُ وَاضَاءَ عَلَيْهِ النَّهَارُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَد
Ve men bekiye ve men saide minhüm ve men şakiye salåten testağrık'ul-ad-de ve tuhitu bil-haddi salåten lågayete leha ve lâmünteha ve lenkidae sala-ten daimeten bidevamike ve alâ Alihi ve sahbihi ve sellim teslimep misle zalike.
71. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin'illezi mele'te kalbehu min celălike ve aynehu min cemalike feasbaha ferihan müeyyeden mansuren ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim tesli-men vel hamdü lillahi alá zalike.
72. Allahümme salli ala séyyidi-na ve mevlâna Muhammedin adede ev-rak'iz-zeytuni ve cemiis-simari. Alla-hümme salli alâ seyyidina ve mevlâna Muhammedin adede makâne ve yekû-nü ve adede ma azleme aleyh'il-leylü ve adae aleyh'in-neharu. Allahümme salli alâ seyyidina..........
Öyle bir salât olsun kį: Bütün sayıları içine alsın; sınırları sarsın. Öyle bir salât olsun ki; ona bir son ve bir nihayet, bir tükenme olmasın. Öyle bir salát olsun ki, devamınla devam etsin. Onun âline ve ashabına da salát eyle. Ve tam manası ile ayı benzerlikte selam eyle.
71. Allahım, efendimiz Muhammed'e salåt eyle.
O öyle bir zattır ki, kalbini celălinle, gözünü temalinle doldurdun. Böylece, müeyyed, ferah, mansur oldu.
Onun Aline de, ashabına da salát eyle; tam manası ile selâm eyle.
Bu manada, Allah'a hamd olsun.
72. Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e zeytin yaprakları ve bü-tün meyveler sayısınca salât eyle.
Allahım, olmuşların ve olacakların sayısı kadar efendimiz ve sahibimiz Mu-hammed'e salat eyle. Hatta, üzerine, gece, karanlığını gerdiği; gündüzün aydın-lattığı şeylerin sayısı kadar salát eyle.
(Devamı: 629. Sayfada)
39
YanıtlaSil990. Insan için en büyük mutluluk, kendi düşmanının bir başka kılıçla öldürülmesidir.
991. İnsan kuş değildir, ama uçar.
992. İnsan ne çekerse, dilinin belasını çeker.
993. Insan yapınca, tam yapmalı.
994. İnsanın davranışları, kendi kökenini ortaya çıkarır.
995. Insanın esenliği, dilini tutmasındadır. (Selamet ül-insan fi hifz ül-lisan.)
996. İnsanın haksız davramşı, kendi kendisini yıkar.
997. İnsanlar haktanır olsaydı, yargıçlar dilenirdi.
998. İnsanların dünyada kazanacağı şeylerin en iyisi, evlat ile helal maldır.
999. Insanların en hayırlısı, halka hayırlı olanıdır.
1000. Insanların en kötüsü iyiliği kötülükle, insanların en iyisi kötülüğü iyilikle karşılar.
1001. Insanoğlu, bir yanılgının çocuğudur.
1002. İstediğin olmuyorsa, olanı iste.
1003. İşsiz, okumuş bir kişi, yağmursuz bir buluta benzer.
1004. İyi bir iş buyuranlar ya da ona neden olanlar, o işi yapmış kadar sevap alırlar.
1005. İyi yapan, ödülsüz kalmaz.
1006. İyilik ettiğin kimsenin kötülüğünden sakın.
1007. İyilik, tümüyle olmalıdır. (El-ihsan hit-tamam.)
1008. İyilik yaptıysan, gizle; sana iyilik yapıldıysa, anlat.
1009. İyilikle kötülük Tanrı'dan gelir. (Hayr u şer, min Allah.)
1010. Kaba bir kimsenin elinden, hayat suyu olsa da içme.
1011. Kaçan da "Allah" der, kovalayan da.
1012. Kader değişmez.
1013. Kader gelip çattığında, gözler kör olur.
1014. Kadere inanmak, acıyı giderir, yüreği ferahlatır.
1015. Kadın gölge gibidir, kendisini izleyenden kaçar, önünden gidenin ardından koşar.
1016. Kadın, kocasının ruhunun bekçisidir.
1017. Kadın, kokusunu yalnız ıssızlıkta veren bir çiçektir.
1018. Kadının doğruluğuna, malının çokluğuna inanıp kurumlu olma.
1019. Kadınlar, sevdikleri adamlarla değil, kendilerini seven adamlarla evlenmeli.
1020. Kadınlar, yaşamın acılarını, güçlüklerini unutmamız için, bize verilmiş armağanlardır.
1021. Kan, su olmaz.
1022. Kanaat gibi devlet olmaz.
1023. Kanaat, tükenmez bir haznedir.
1024. Kanın bir gizdir, ikide birde ortaya dökersen, ölürsün.
VIMI
YanıtlaSilBIR AYET
O gün insana, ileri gitürduğü ve geri bıraktığı dirilir
213
38
959. Her köpek, kendi kapısında ürür.
960. Her kuşun eti yenmez.
962. Her şey, aslına döner. (Küll-i şey'in yercui ila aslihi.)
962. Her şeyin başı paradır. (Küll-i şey'in yetevaffu min el-mangır.)
963. Her şeyin ortası iyidir. (Hayr ül-umur evsattha.)
964. Her şeyin yenisi güzeldir. (Küll-i cedid leziz.)
965. Her türlü hastalık ve musibetlere katlanmak, günaha kefarettir.
966. Her zorluğun sonunda bir kolaylık vardır.
967. Herhangi bir kötülüğü görenler, eliyle düzeltmeye çalışsın, başaramazsa diliyle düzeltsin, gene olmazsa yüreğiyle ona engel olmak istesin; sonuç iyi olur.
968. Herkes, kendi işinde deney sahibidir.
969. Herkesin devesinin ayakları birdir.
970. Herkesin gönlü para ve mal ile kazanılmaz, belki iyi ahlak, güler yüz, tatlı dil ile onları memnun edebilirsiniz.
971. Herkesin kör olduğu yerde, tek göz egemendir.
972. Hiç bir şeyden, bir şey yeğdir.
973. Hiç kimse düşmansız değildir.
974. Hiç olmazsa görmek, huzuru sağlamaya yarar.
975. Horoz olmasa da gün doğar.
976. Hubâhib'in ateşi (Nâr ül-Hubahib. Hubahib: pintiliğiyle ünlü bir kimse olup çok cılız ateş yakardı.)
977. Hücrede kapalı bir aslan olmaktansa, özgür bir köpek olmak yeğdir.
978. Hüküm galibindir. (El-hükm li-min galib.)
979. Ilımlılık, hem varsıllık, hem de onurdur.
980. Isıramadığın eli öpüp alnına koy!
981. İçki, bütün bela ve kötülüklerin anası, anahtarıdır.
982. İftiracı, size bir saat içinde bir aylık iş yaratır.
983. İki kaptanlı gemi batar.
984. İki karısı olan erkek, iki ateş arasında kalan birine benzer, hangi yana sokulsa. yanar.
985. İki karpuz bir koltuğa sığmaz.
986. İki kılıç bir kılıfta (kında) olamaz. (El-seyfani ladstamasni cimd vahad.)
987. İktidar kılıcı uzundur.
988. İnançlı bir kimse, din kardeşinin ayıp ve kusuruna gülerse, o durum başına gelmeden ölmez.
989. Insan, dilinin ardında gizlidir.
Otuz İki Dişten Çıkan, Otuz İki Mahalleye Yayılır
YanıtlaSil"Ağızdan çıkan sözün çabucak duyulacağını ve başkalan-nın da diline düşeceğini anlatmak için, otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır, deriz. Bu atasözünü, lafın insanlar arasında çok hızlı yayıldığını, bu yüzden ağzımızdan çıkan sözlere dikkat edilmesi gerektiğini belirtmek için kullanırız.
Peki, ağzımızdan çıkan sözler nasıl olmalıdır?
Tabii ki doğru olmalıdır. "Fert ve toplumun sağlıklı bir hayata sahip olması için insan ilişkilerinde yalandan uzak du-rularak dürüstlüğün esas alınması gerekmektedir." Gerçekten de bu bizim için bir zorunluktur. "Zira bir toplumda yalan, dedikoduya, dedikodu da insanların birbirine karşı nefret bes-lemesine ve nihayetinde düşmanlığa yol açar. İnsanların kamp-lara ayrıldığı ve düşmanlığın hüküm sürdüğü bir ortamda ise emniyet içinde yaşamak imkânsız hale gelir. "17
Sizin anlayacağınız, yalan konuşan ve dedikodu yapan kişi sadece kendinin değil, başkalarının hayatını da olumsuz
17 Hadislerle İslam Cilt-3, s. 398
-154-
yönde etkiler. Ayrıca "dedikodu yapan birinin yarın bizim de dedikodumuzu yapacağını" aklımızdan çıkarmayalım. O se-beple yalan ve gıybet gibi günahlardan sakınan kimse, yalana ve dedikoduya da kulak asmaz. Bunun yerine daha yararlı şeylere kulak verir.
YanıtlaSilSahi, hepimizin kulak vermesi gereken o şeyler de neler-dir?
Mesela, günde beş vakit okunan ezanlardır. Sonra, Doğu Türkistan'dan ve bütün mazlum coğrafyalardan yükselen vardım çığlıklarıdır. Şimdilik onlar için kayda değer bir şey yapamasak da kardeşlerimizi duamızda unutmayalım. Bunu yapmak da boynumuzun borcu olsun.
Kulak vermemiz gereken o kadar çok şey vardır ki hepsini saymaya ne kelimeler yeter ne de mürekkebimiz kafi gelir. Hiç değilse bir tanesinden daha bahsedip konuyu bağlayalım.
Kulak vermemiz gereken o şeylerden biri de tabiattaki güzelliklerdir. Kardan bir örtüye bürünen şu tabiatı iyice an-lamak için kuşların veya yapraksız kalan dalların sesini de dinlemek lazımdır. Bunu yaptığınızda çok şey öğrenirsiniz. Öğrendiğiniz şeyler sayesinde şu dünyaya boş yere gönde-rilmediğinizi anlarsınız ve bu arada "insan" olarak kalmanın sancısını da çekmiş olursunuz.
Ne demek istediğimizi küçük bir misalle vermeye çalı-şalım: Çölde yaşayan hasatçı karıncalar, topladıkları bitki tohumlarının yağını suya dönüştürmek suretiyle susuz kal-maktan kurtulurlar. Hatta bu yöntem ile su depolamayı dahi başardıkları söylenir. Bir karınca türüne bu yeteneği bahşeden Yüce Allah, acaba biz insanoğluna ne gibi yetenekler vermiştir? Bunu anlamak için insanın yeterince düşünüp tefekkür etmesi gerekir. Bu ise gönül dünyamızdan uzak bir şey değildir. Go-rüp duyduğunuz şeyler, sizi doğruluktan ayırmasın.
Adınız, hiçbir zaman kötülük ile anılmasın.
-155-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilنورالله
حافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلوةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا قانِتِينَ فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رَكْبَانًا فَإِذَا أمك ماذكروا الله كَمَا عَلَيْكُمْ مَا لَمْ تَكُولُو التَعْلَمُونَ . وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَمِ الأزواجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ اخْرَاجِ فَإِنْ خَرَجْنَ فلا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِي مَا فَعَلْنَ فِي الْفُسِهِرُ مِنْ مَعْرُوفِ وَالله عَزِيزٌ حَكِيمٌ ، وَالمُطلقات مَتَاعُ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ . كَذلِك يُبين الله لَكُمْ أَيَّاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ أَلَمْ تَرَ الى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ الُوفُ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللَّهُ مُونُوا ثُمَّ أَحْيَاهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَذُو فَضْل عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ . وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ . من ذا الذي يُقْرِضُ الله قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِنه لا أضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْصِطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ .
حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلُوةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ
66 Namazları ve orta namazı aksatmadan kılın, huşü içinde Allah'ın huzurunda durun.99
(Bakara, 2/238)
Mushal sayfa no: 38
Hafizlik sayfa no: 2. cüz/3, sayfa
NAMAZA DİKKAT GÖSTERMEK
BİLGİ
Namaz, müminler için vakitleri belli olan bir farzdır ve dinin direğidir. Orta namaz (es-salâtü'l-vusta) da beş vakit namazdan biridir. Ancak, bu namazın hangisi olduğu hususunda âlimlerin farklı görüşleri vardır. Öyle ki bazı alınler sabah, bazıları öğle, bazıları ikindi, bazıları akşam bazıları da yatsı namazı olduğunu söylemişlerdir. Beş vakit namazın tamamı olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi beş vakit namazdan, belirsiz olarak bir tanesidir diyenler de vardır. Hanefi âlimlerin çoğunluğuna göre ise orta namaz, ikindi namazıdır.
MESAJ
1. Namazlarımızı tam olarak kılmaya, şartlarını ve rükünlerini eksiksiz olarak yerine getirmeye dikkat etmemiz gerekir.
2. İkindi namazına özellikle hassasiyet göstermeliyiz.
3. Namaz kılarken Allah'ın huzurunda olduğumuzu bilmeli ve namazımıza özen göstermeliyiz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Salát: Namaz.
38-
HAFIZ LAFZIN HAMIL I MANANIN AMILI
YanıtlaSilقَالُوا وَمَا لَنَا أَلَّا تُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَأَبْنَائِنَا
" Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımız hålde Allah
yolunda savaşmayıp da ne yapacağız?"
dediler.
(Bakara 2/246)
الم تر إلى الملا من بني اسرائل مِنْ بَعْدِ مُوسى ان قالوا النبي لَهُمُ ابعث لنا ملكا لقاتل في سبيل الله قال هَلْ عَسَبْتُمْ إِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ القتال الا تقابلوا قَالُوا وَمَا لَنَا أَلا تقاتل في سبيل الله وقد أخرجنا مِنْ دِيَارِنَا وَأَبْنَاتِنَا فَلَمَّا كُتب عليهم القتال تولوا إِلا قليلًا مِنْهُمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بالظالمين . وقالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللهَ قَدْ بَعَثَ لكم طالوت مَلِكًا قَالُوا إِلَى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ المال قال إن الله اصطفيه عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةٌ في العلم والجسم وَاللهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ * وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنْ أَيَهَ مُلْكُمْ أَنْ يأتيكم التابوت فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَنَقِيَّةٌ مما ترك آل مُوسَى وَآلَ هُرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلَئِكَةُ ان في ذلك لآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ .
Mushaf sayfa no: 39
Hafızlık sayfa no: 2. cüz/2. sayfa
VATANI SAVUNMAK
BİLGİ
Hz. Müsa'dan sonra İsrailoğulları Filistin'i vatan edinmiş, farklı şehirlerde yaşamaya başlamışlardı. Başlarında bir kral mevcut değildi. Bir defasında düş-man karşısında yenilgiye uğrayan İsrailoğulları o devirdeki peygamberlerine gelerek, arkasında savaşmak için kendilerine bir kral tayin etmesini istediler. Peygamber de onlara, kral tayininden sonra savaşmayacak olurlarsa bunun büyük bir vebali olacağını bildirdi. Onlar ise savaşacaklarına söz verdiler fakat kral tayin edilen Talût'ün emirlerini dinlemede gevşek davrandılar.
MESAJ:
1. Müslümanlar, düşmanlarına karşı savaşa her daim hazırlıklı olmalıdırlar.
(bk. Enfal, 8/60)
2. Vatanı düşmana karşı savunmak müslümanın en temel görevlerindendir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Dår/Diyår: Yer, ülke, vatan.
39
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilفَلَمَّا فَضل طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ إِنَّ الله مبتليكُم بنهرٍ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِلى وَمَنْ لَمْ يَطْعَمُهُ فَإِنَّهُ مِنَى إِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غَرْفَة بِيَدِهِ فَشَرِبُوا مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِ، قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُوا الله كمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةٌ كَثِيرَةٌ بِإِذْنِ اللهِ وَالله مع الصَّابِرِينَ ، وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتُ وَجُنُودِهِ قَالُوا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبَتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ . فَهَزَمُوهُمْ بِإِذْنِ اللهِ وَقَتَلَ دَاوُدُ جَالُوتَ وَأَتيهُ اللهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاءُ وَلَوْلَا دَفْعُ الله النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْأَرْضُ وَلَكِنَّ الله ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ . تِلْكَ آيَاتُ اللهِ تَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ .
رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبَتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
66 Rabbimiz! Bizi sabırla donat, bize sebat ver ve inkârcı topluluğa karşı bize yardım et! (Bakara, 2/250)
بذلك الرسل
Mushaf sayfa no: 40
Hafizlık sayfa no: 2. cúz/1. sayfa
SAVAŞ MEYDANINDA SEBAT
BİLGİ
İsrailoğuları, kaybettikleri toprakları geri almak üzere Tälût'un komutasında sefere çıktılar. Komutan Tälut, ordusuna "Allah sizi muhakkak bir nehirle imtihan edecek, bir avuç miktarı hariç o nehirden su içmeyin" dedi. Ancak, Tâlut'un ordusunun çoğu o nehirden kana kana içti. Düşmanın başında ise Câlût isimli çok güçlü bir komutan vardı. Düşmana yaklaşınca Tâlut'un ordusunda korku ve gevşeme alametleri ortaya çıktı. Ancak aralarında sayıları az da olsa imanları ve cesaretleri güçlü mücahidler de vardı. Onlar işte bu ayetteki duayı yaptılar. MESAJ:
1. Zaferi sayıca üstün olanlar değil, maddi ve manevî açıdan savaşa hazırlık yapanlar kazanır.
2. Savaşta sabır ve sebat vermesi için Allah'tan yardım istenir.
KELİME DAĞARCIĞI
Sebat: Bir işi sonuna kadar sürdürme, kararlılık.
40-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilيَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمُ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ
"Ey iman edenler! Alım satım,
dostluk ve aracılığın olmadığı bir gün gelip çatmadan Allah'ın size verdiklerinden O'nun için harcama yapın. Kafirler zalimlerin ta
kendileridir.99
(Bakara, 2/254)
ذلك الرسل فضلْنَا بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللهُ ورفع بعضهم درجات والينا عيسى ابن مريم البينات والثناء بروج القديس ولو شاء الله ما اقتتل الذين مِن بَعْدِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَكِنِ اخْتَلَفُوا بينهم من أمن ومِنْهُمْ مَنْ كَفَرَ وَلَوْ شَاءَ اللهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلَكِنَّ اللهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا منا رزقناكم من قَبْلِ أَنْ يَأْتِي يَوْمَ لَا بَبْعُ فِيهِ وَلَا لحله وَلا شَفاعَةُ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الحي القيوم لا تأخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مانين أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْ مِنْ عِلْمِهِ الا بمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَا يَؤُدُهُ حفظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِي الْعَظِيمُ لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرشدُ مِنَ الغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ التمسك بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
*
Mushaf sayfa no: 41 Hafızlık sayfa no: 3. cüz/20. sayfa
AHİRETTE GEÇERLİ AKÇE: İNFAK
BİLGİ
İnsanlar dünyada bir şeye ihtiyaç duyduklarında ya bunu satın alırlar ya dost-larından karşılıksız temin ederler ya da bir yabancıdan -araya bir dostu veya tanıdığı koyarak elde ederler. Ayete göre, ahiret hayatında bu üç imkândan hiçbiri mevcut değildir. Sadece amel defterlerini ibadet ve infaklarla dolduranlar orada güzel bir karşılık göreceklerdir. Amel defterleri boş olursa dostluk ve aracılarla orada işleri yürütmek, ihtiyaçları gidermek mümkün değildir.
MESAJ:
1. Dünya ahiretin tarlasıdır. Bu bakımdan dünyadaki temel gayret ve çabamız.
ahirette geçerli olan şeylere yönelik olmalıdır. 2. Ahirette geçerli akçe bu dünyada elde edilen iman, sålih amel ve infaktır.
KELİME DAĞARCIĞI:
İnfak: Allah'ın hoşnutluğunu kazanma niyetiyle harcamada bulunmak.
41
بسم الله الرحمن الرحيم
YanıtlaSilيا الله يَا رَحْمَنُ يَا رَحِيمُ يَا فَرْدْ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ يَا حَكَمْ يَا عَدْلٌ يَا قُدُّوسٌ
Ism-i a'zamın hakkına ve Kur'ân-ı Mu'ci zü'l-Beyan'ın hürmetine ve Resûl-i Ekrem aleyhis salâtü vesselamın şerefine...
Bu Mektübat'ı bastıranları ve mübarek yardımcılarını ve Risale-i Nûr talebelerini cennetü'l-firdevste saadet-i ebediyeye mazhar eyle, amin!
Ve hizmet-i îmâniye ve Kur'âniyede daima muvaffak eyle, âmin!
Ve defter-i hasenâtlarına Mektübât mecmûasının her bir harfine mukabil bin hasene yazdır, âmîn!
Ve Nûrların neşrinde sebât ve devâm ve ihlas ihsân eyle, âmîn!
Yâ Erhame'r-râhimîn!.. 'Umûm Risale-i Nûr şakirdlerini iki cihânda mes'ûd eyle, âmîn! Insî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhafaza eyle, âmîn! Ve bu aciz ve biçare Said'in kusûrâtını affeyle, âmîn!
'Umûm Núr Şakirdleri namına
Said Nursî
656
YanıtlaSilHakikat Işıkları
Hakikat Işıkları
Herkes bilmez gökte ne var Görür onu göz sahibi Parıldıyor güneş kadar Hakikati 'ummân gibi
İster gönül elbet huzûr Ahir demde etmiş zuhûr 'Alemlere doğmuş o nûr Gökten inen fermân gibi
Ferdiyeti elhak 'ayân Odur gönüllere sultân Var mı bilmem ulu bürhân Bu Bediüzzaman gibi
Lisânından saçılır nûr Cinni okur, insân okur Hûr-u cennet işte bu "Nûr" Gönüllerde cânân gibi
Ahir zaman esrârını İhbar-ı gayb envârını Attı âlem ekdârını Doğdu şems-i tâbân gibi
Semâvâttan rahmet indi Akan gözyaşları dindi Küfr ü dalal yıldı, sindi Görünmeyen şeytân gibi
Söndü hâin faaliyet Yıkıldı o deccâliyet Halâs buldu İslâmiyet Tahta çıkan hakan gibi
Ey yareli şîr-i jiyan! Bu hâb-ı gafletten uyan 'Alemlere devr-i 'ümrân Asr-ı nüzül-ü Furkan gibi
İklimlerde îmân yeli Eser, gönüller neşeli Öpsem o gül kokan eli O bülbül-ü handan gibi
Ademoğlu necât arar Hak da'veti Nûrlarda var Ey şehriyar-ı şehriyâr! Sensin bize sultan gibi
'Arşa çıkan feryadımız Alındı şimdi dâdımız O sevgili üstadımız Gönülde Süleyman gibi
Ey ekmel-i ahir zaman! Sensin mahbûb-u Müste än Fedâ sana bu cism ü can Hak yolunda kurbân gibi
Said'i beklerdi yıllar Sensin gönülde muntazar Peygamberim vermiş haber Olma bize pinhân gibi
Perdelenmişse zuhûrun Gizlenmez haşmetli núrun Gölgesi olmaz ki nûrun Firdevs'teki cânân gibi
Ey hatib-i devr-i zaman! Sürür buldu kevn ü mekân Seni bekler gizli 'ayân Hep hastalar Lokmân gibi
YanıtlaSilNûr yolunun kurbanıyız Kehkeşân'ın sâmânıyız O ateşin dumanıyız Ateş yanan külhan gibi
Rânâ rengin güle benzer Revh üfürür, kokun eser
Ufkumuzda oldun seher Tam ağaran bir tan gibi
Ey cilvesi zâhir rahmet! Bâri bizlere imdad et Kulun olmak diler elbet Bahçenizde fidan gibi
Pes gönlümüz hep dâim pes Ey ağlayan, feryadı kes Boş geçmesin hiçbir nefes "Allah bes, gayrı heves.
Mehmed Kayalar
29. Sâlih el-Merkadî'nin, bir diyardan geçtiği ve şöyle dediği rivâyet edilmektedir:
YanıtlaSil"Ey diyar! Nerede önceki ahalin? Nerede seni imar etmiş olan insanlar? Nerede en eski sakinlerin?" Gaipten bir ses şöyle fısıldadı:
17
MÜNEBBİHAT
YanıtlaSil"İzleri kayboldu, bedenleri toprak altında çürüdü, ge-riye amelleri, boyunlarında asılı olarak kaldı."
***
30. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
34
ki: "
İslâm dininin temeli, direkleri ve esası mârifetullâh tir.
YanıtlaSil
YanıtlaSilTranskripsiyon İşaretleri
Arama Kılavuzu
Duyurular
TDV İslâm Ansiklopedisi
Hakkında
Görüntü Ayarları
TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
MÂRİFET
المعرفة
Allah ve O’nun sıfatları, fiilleri, isimleri ve tecellileri hakkında mânevî tecrübeyle doğrudan elde edilen bilgi anlamında bir tasavvuf terimi.
İlişkili Maddeler
ÂRİF
Mânevî tecrübeyle mârifet ve hakikat mertebesine ulaşan sûfî.
MA‘RİFET-i NEFS
Kişinin kendini bilmesi anlamında bir tasavvuf, ahlâk ve felsefe terimi.
Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ
Sözlükte masdar olarak “bilmek, tanımak, ikrar etmek”, isim olarak “bilgi” anlamına gelen ma‘rifet (irfân) kelimesi ilimle eş anlamlı gibi kullanılmakla birlikte aralarında bazı farklar vardır. İlim tümel ve genel nitelikteki bilgileri, mârifet tikel, özel ve ayrıntılı bilgileri ifade eder. İlmin karşıtı cehil, mârifetin karşıtı inkârdır. Bu sebeple ilim kelimesi her zaman mârifetin yerini tutamaz.
İlk dönemlerden itibaren sûfîler, sûfî olmayan âlimlerin ulaştıkları bilgilerden farklı ve kendilerine has bir bilgiye sahip olduklarına inanmışlar, bu bilgiyi mârifet, irfan, yakīn gibi yine kendilerine has terimlerle ifade edip bunun için bazan ilim kelimesini de kullanmışlardır. Ancak ilim terimini mârifet anlamında kullandıklarında bunu tasavvufî terminolojiye ait bazı sıfatlarla niteleyerek “ledün ilmi, bâtın ilmi, esrar ilmi, hal ilmi, makam ilmi, fenâ-bekā ilmi, mükâşefe ve müşâhede ilmi” gibi tabirler oluşturmuşlar, bu tabirlerle mârifet dedikleri ilâhî esrar ve hakikatlere, nefsin niteliklerine, varlıkların durumuna ve gayb niteliğindeki bazı hususlara ilişkin bilgiyi kastetmişlerdir. Mârifetin mukaddimesinin ilim, ilimsiz mârifetin muhal, mârifetsiz ilmin vebal olduğuna inanan sûfîler mârifetin ledünnî bir ilim sayıldığı görüşündedir. Onlara göre bu ilimde vehmin tesiri bulunmadığından ismet (mâsumiyet, saflık) vardır; diğer ilimler ise vehmin etkisi altında oldukları için saf ve mâsum değildir.
Sûfîler, sülûk ile ve yaşanarak öğrenilen bu bilgilerin aynı konularda aklî istidlâl ve kıyaslarla yahut belli metinleri okumakla elde edilen bilgilerden daha üstün olduğuna inanırlar. Nitekim Cüneyd-i Bağdâdî, “Mavi gökkubbesinin altında bizim ilmimizden daha şerefli bir ilim olsaydı gider onu öğrenirdim” demiş (Serrâc, s. 239), Ruveym b. Ahmed de ilk farzın mârifet tahsil etmek olduğunu, mârifet sahibinin (ârif) mevlâsının tecellilerini temaşa ettiğini söylemiştir (Kuşeyrî, s. 604). Onlara göre akıl ve naklin alanı dışında kalan hususlarda vasıtasız olarak elde edilen mârifet akıl ve nakil yoluyla elde edilen bilgiden daha değerli ve daha güvenilirdir. Böyle bir bilgiyle Allah’ı tanımaya “mârifetullah” (el-ilm bi’llâh), bu yolla Allah’ı bilen ve tanıyanlara da “ehl-i ma‘rifet, ârif, ârif billâh, ehl-i irfân, âlim billâh” denir.
YanıtlaSil“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım” (ez-Zâriyât 51/56) meâlindeki âyette geçen “ibadet etsinler” ifadesini sûfîler “beni tanısınlar” şeklinde yorumlamışlardır. Çünkü ibadet ibadet edilenin bilinmesine (mârifet) bağlıdır. Bilinmeyene ibadet edilmez, dolayısıyla mârifetsiz ibadetin bir anlamı yoktur. Sûfîlere göre, “Allah’ın, kalbini İslâm’a açtığı bir kimse rabbinden bir nur üzere değil mi?” (ez-Zümer 39/22); “Ey iman edenler! Eğer takvâ üzerinde olursanız O size bir furkan verir” (el-Enfâl 8/29) meâlindeki âyetlerde geçen “nur” ve “furkan” kelimeleri de mârifete işaret etmektedir. Sûfîlerin kutsî hadis olarak kabul ettikleri, “Ben bir gizli hazine idim, tanınmaya muhabbet ettim ve âlemi tanınmak için yarattım” ifadesi onlara göre âlemin yaratılış gayesinin muhabbet ve mârifetullah olduğunu göstermektedir. Bu sebeple bütün varlıkların fıtratında mârifet arzusu vardır.
Tasavvufî anlamıyla ilk defa mârifetten bahseden Zünnûn el-Mısrî’ye göre esasen Allah’ı tam olarak bilmek ve tanımak mümkün değildir. Bu sebeple Allah’ın zâtı hakkında tefekküre dalmak cehalettir. Mârifetin hakikati de hayretten ibarettir (Câmî, s. 29). Bâyezîd-i Bistâmî de Allah’ın zâtı hakkındaki mârifet iddiasını cehalet olarak nitelemiş ve, “Mârifetin hakikatine dair olan bilgi de hayrettir” demiştir (Sülemî, s. 74). Böylece Allah’ı tanımayı gaye edinen sûfîler en sonunda insanoğlunun O’nu tanımaktan âciz olduğu kanaatine varmışlardır. Ebû Saîd el-A‘râbî, Allah hakkındaki mârifetin insanın bu konuda bilgisizliğini itiraf etmesinden ibaret olduğunu söylemiş, Sehl b. Abdullah et-Tüsterî de, “Mârifet insanın Hak konusunda câhil olduğunu bilmesidir” demiştir (a.g.e., s. 230, 428). Mutasavvıflar Hz. Ebû Bekir’e atfettikleri, “Allah hakkında mârifet sahibi olmanın biricik yolu insanın O’nun hakkında mârifet sahibi olmaktan âciz olduğunu idrak etmesidir” sözünü (Serrâc, s. 57) bu konudaki düşüncelerinin temeli haline getirmişlerdir. Cüneyd-i Bağdâdî bu hususu, “Allah’tan başka Allah’ı tanıyan yoktur” cümlesiyle ifade etmiştir. Mutasavvıflar, “Onlar Allah’ı takdir edemediler” meâlindeki âyeti (el-En‘âm 6/91), “O’nu tam olarak tanıyamadılar” şeklinde anlamışlardır.
YanıtlaSilGenellikle mârifet dille anlatılan ve öğretilen bir şey olmaktan çok susarak anlaşılan ve öğrenilen bir şeydir. Bundan dolayı Zünnûn el-Mısrî’nin, tasavvuf yoluna girmek isteyenlerin mârifet ehlinin yanında sükût etmelerini ve mârifet iddiasında bulunmamalarını tavsiye ettiği kaydedilmektedir (Sülemî, s. 26). Önemli olan sadece dilin değil nefsin ve zihnin de susması, Hak’tan başkasıyla meşgul olmamasıdır. Sükût tefekkürü temin ettiği ölçüde mârifet tahsil etmenin aracıdır.
Gazzâlî mârifeti, “Allah’ın kulunun kalbine attığı bir nurla kulun daha önce isimlerini bildiği şeyleri açık seçik görmesi” şeklinde tanımlamıştır (İḥyâʾ, I, 26-27). Buna göre mârifet sırf bir lutuf olarak Allah’ın kuluna verdiği bir ışıktır. Hz. Ali’nin, “Allah’ı Allah’la, O’ndan başkasını da O’nun nuru ile tanıdım” sözünün anlamı budur (Hücvîrî, s. 344). Allah kendisini kime tanıtırsa O’nu ancak o tanır (Kelâbâzî, s. 63). Cüneyd-i Bağdâdî tarife (tanıtma) ve taarrufa (tanınma) dayanan iki mârifetten bahseder. Taarruf Allah’ın kendisini, kendisiyle ilişkisi açısından da eşyayı kuluna tanıtması, tarif ise dış dünya (âfâk) ve iç dünya da (enfüs) kudretinin eserlerini ona göstermesidir (Fussılet 41/53). İlki havassın, ikincisi avamın mârifetidir. Taarruf Allah’ın lutfuyla O’nu doğrudan tanıma, tarif dolaylı olarak Hakk’ın kendisini kuluna tanıtmasıdır.
YanıtlaSilSûfîlere göre Allah kullarına, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” (el-A‘râf 7/172) şeklinde soru sorarak kendisini onlara ezelde tanıtmıştır. Bu anlamda mârifet ezelîdir. Dünyaya gelen insanlardan bir kısmı bu mârifeti itiraf, bir kısmı inkâr eder. Bundan dolayı Hakk’a dair mârifetin zaruri olduğunu ileri sürenler de olmuştur (Kelâbâzî, s. 65; Hücvîrî, s. 348).
Hak vergisi olan mârifetin artma ve eksilme kabul edip etmeyeceği tartışılmış, genellikle mârifetin açıklık ve kesinlik derecesini ifade eden yakīnin duruma göre artacağı veya eksileceği kabul edilmiştir (Hücvîrî, s. 348). Mârifetin en mükemmel şeklinde rivayet yoluyla bilinen dinî hususların hakikatleri kula zahmetsiz ve külfetsiz olarak gözle görülür gibi açık bir şekilde bildirilir. Bu bilginin elde edilmesinde kulun amelinin ve zâhir ilimlerine sahip olmasının hiçbir tesiri yoktur; doğrudan Hak’tan gelip bunda vehim, akıl ve düşüncenin dahli olmadığından nuru gayet parlaktır. Gazzâlî’nin hakiki mârifet ve yakīni müşâhede dediği, sıddîk ve mukarrebûn denilen yüksek seviyedeki dindarların mârifeti de budur (İḥyâʾ, I, 27; III, 11, 15). Fakat herkesin mârifeti aynı seviyede olmadığından mârifetin çeşitli derecelerinden bahsedilmiştir. Hücvîrî Allah hakkındaki mârifetin biri ilmî, diğeri hâlî olmak üzere iki türünden söz eder. İlmî mârifet her şeyin temelidir. Çünkü cinler ve insanlar sırf Allah’ı tanımak için yaratılmıştır (ez-Zâriyât 51/56). Sûfîler, ilmî mârifet yanında “kulun Allah’a karşı tutum ve duruşunun sağlıklı olması” anlamında ikinci bir mârifetten bahsetmişler, bunun ilmî mârifetten daha faziletli olduğunu, zira sağlıklı bir halin daima sağlıklı bir ilmi gerektirmekle beraber sağlıklı bir ilmin her zaman sağlıklı bir hali içermediğini söylemişlerdir (Keşfü’l-maḥcûb, s. 342; Serrâc, s. 64).
YanıtlaSilAbdurrahman-ı Câmî’ye göre mârifetin dört mertebesi vardır. Sâlik birinci mertebede baktığı her şeyi Hak’la bağlantılı olarak görür; ikinci mertebede gördüğü her eserin Hakk’ın hangi sıfatıyla ilişkili olduğunu bilir; üçüncü mertebede Hakk’ın sıfatlarla tecelli etmesinin hikmetini kavrar; dördüncü mertebede ilâhî ilmi kendi mârifeti şeklinde algılar. Sâlik Hakk’a ne kadar yaklaşırsa mârifeti o kadar artar (Nefeḥât, s. 5). Sûfîler mârifetin her zaman kerametten daha faziletli olduğunu, abdestin bozulmasıyla kerametin zâil olacağını, bunun için daima abdestli bulunmak gerektiğini, buna karşılık gusle ihtiyaç halinde bile mârifetin âriften ayrılmadığını, çünkü kerametin amel, mârifetin Hakk’ın lutuf ve inâyeti olduğunu söylemişlerdir.
Sûfîlerin, doğrudan Allah tarafından bahşedilen mârifetin nakil ve akıl yoluyla edinilen dinî bilgilerden daha üstün olduğunu söylemeleri bu bilgilerin önemsenmediği şeklinde anlaşılmaya müsaittir. Bunun farkında olan sûfîler mârifetin nakil ve akıl yoluyla elde edilen bilgileri geçersiz kılmadığını ve onların değerini azaltmadığını ifade etmiş, aksine mârifetin sağlıklı ve geçerli olması için Kur’an’a ve hadise aykırı düşmemesini şart koşmuşlardır. Zünnûn el-Mısrî mârifet nurunun takvâ nurunu söndürmemesi, zâhirî ilme aykırı düşen bâtınî bir ilimden söz edilmemesi ve ilâhî lutufların Allah’ın mahremiyet perdelerini yırtmaya sebep olmaması gerektiğini söylemiştir. Ebû Saîd el-Harrâz, zâhirî ve şer‘î hükümlere aykırı düşen bütün bâtınî bilgileri ilke olarak geçersiz saymış, Ebû Süleyman ed-Dârânî mârifetin sağlıklı olduğuna Kur’an ve hadisin şahitlik etmesini şart koşmuş, Cüneyd-i Bağdâdî sadece Kur’an ve Sünnet çerçevesindeki mârifetin geçerli olduğunu vurgulamıştır (Kuşeyrî, s. 86, 107, 129, 608). Buna rağmen İslâm’dan önce mevcut olan gnostisizm (irfâniyye) akımı hıristiyan ilâhiyyâtı için olduğu gibi İslâm için de tehlike oluşturmuştur. Gnostikler gibi, ilâhî sır ve hakikatlerin sülûk ve riyâzet neticesinde hâsıl olan ilhamla bilineceğini, bu yolla elde edilen bilgilerin naslarda verilen bilgilerden üstün olduğunu, hatta irfan sahibi âriflerden ibadet etme yükümlülüğünün düşeceğini savunan görüşlere müslüman toplumlarında da rastlanmıştır. “Sana yakīn gelinceye kadar rabbine ibadet et” meâlindeki âyeti (el-Hicr 15/99) bu yönde yorumlayanlar vardır (Gazzâlî, İḥyâʾ, III, 393). Hücvîrî, “ehl-i ilhâm” ve “ilhâmiyye” dediği bu akımın mensuplarını eleştirerek tasavvuftaki mârifet ve irfanın bu akımla ilgisi bulunmadığını, zira mârifetin hidayetten kaynaklanan şer‘î ve nebevî bir bilgi olduğunu belirtmiştir (Keşfü’l-maḥcûb, s. 347). Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî, Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî ve Gazzâlî gibi sûfîler de söz konusu tehlikeye dikkat çekmişlerdir (ayrıca bk. BİLGİ; İLİM).
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
YanıtlaSilRâgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ʿarf” md.
Tehânevî, Keşşâf, II, 996.
Hâris el-Muhâsibî, el-Veṣâyâ, Beyrut 1406/1986, s. 88, 279.
Hakîm et-Tirmizî, Ḫatmü’l-evliyâʾ, s. 482, 569.
Serrâc, el-Lümaʿ, Kahire 1966, s. 56, 57, 63, 64, 239, 531, 538.
Kelâbâzî, et-Taʿarruf, s. 63, 65, 66, 132.
Ebû Tâlib el-Mekkî, Ḳūtü’l-ḳulûb, Kahire 1381/1961, I, 262, 285, 339, 364; II, 168-179.
Sülemî, Ṭabaḳāt, Kahire 1949, s. 26, 74, 230, 428, 559, 561.
Kuşeyrî, er-Risâle (nşr. Abdülhalîm Mahmûd), Kahire 1966, s. 26, 47, 86, 107, 129, 141, 601, 604, 608.
Hücvîrî, Keşfü’l-maḥcûb, s. 341-354.
Herevî, Ṭabaḳāt, Tahran 1351, s. 47, 639.
Gazzâlî, İḥyâʾ, Kahire 1939, I, 26-27; III, 2-25, 393; IV, 301, 399.
a.mlf., el-Maḳṣadü’l-esnâ, Kahire 1322, s. 22-32.
a.mlf., Mişkâtü’l-envâr (nşr. Ebü’l-Alâ Afîfî), Kahire 1383/1964, s. 51, 76.
Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, II, 205-209.
Attâr, Teẕkiretü’l-evliyâʾ, s. 94, 892.
İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥât, II, 152, 189.
a.mlf., Fuṣûṣ (Afîfî), s. 69.
a.mlf., Kitâbü’l-Maʿrife (nşr. Saîd Abdülfettâh), Beyrut 1993.
Şehâbeddin es-Sühreverdî, ʿAvârifü’l-maʿârif, Beyrut 1966, s. 538-542.
Mevlânâ, Mesnevî, İstanbul 1974, IV, 151.
Kâşânî, Leṭâʾifü’l-iʿlâm (nşr. Saîd Abdülfettâh), Kahire 1996, II, 32.
İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, Kahire 1403/1983, III, 349, 385.
İbnü’l-Hatîb, Ravżatü’t-taʿrîf, Beyrut 1983, s. 234-418, 504.
Haydar el-Âmülî, Câmiʿu’l-esrâr, Tahran 1979, s. 80, 473.
Câmî, Nefeḥât, Tahran 1370, s. 5, 7, 29.
Süyûtî, el-Ḥâvî li’l-fetâvî, Beyrut, ts. (Dârü’l-kitâbi’l-Arabî), II, 451-455.
a.mlf., ed-Dürerü’l-müntes̱ire (nşr. Muhammed b. Lutfî es-Sabbâğ), Riyad 1403/1983, s. 163, 185.
Ankaravî, Minhâcü’l-fukarâ, Bulak 1256/1840, s. 264.
Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât, Bulak 1253, s. 246, 349.
İbrâhim Hakkı Erzurûmî, Mârifetnâme, İstanbul 1310, s. 385.
Ebü’l-Alâ Afîfî, et-Taṣavvuf: es̱-S̱evretü’r-rûḥiyye fi’l-İslâm, Kahire 1963, s. 92, 246, 253.
Abdülmuhsin el-Hüseynî, el-Maʿrife ʿinde’l-Ḥakîm et-Tirmiẕî, Kahire, ts.
Saîd Bâsîl, Menhecü’l-baḥs̱ ʿani’l-maʿrife ʿinde’l-Ġazzâlî, Beyrut, ts. (Dârü’l-kitâbi’l-Lübnânî), s. 230-234.
Ahmet Avni Konuk, Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi (haz. Mustafa Tahralı), İstanbul 1992, s. 20, 170, 354-356.
Hasan Bezûn, el-Maʿrife ʿinde’l-Ġazzâlî, Beyrut 1997, s. 203, 234.
Gerhard Böwering, “Erfān”, EIr., VIII, 551.
İlhan Kutluer, “İlim”, DİA, XXII, 112.
Ömer Mahir Alper, “İrfâniyye”, a.e., XXII, 445-446.
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem, gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
YanıtlaSilZulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur.
Mehmet Akif Ersoy
Cemil Meriç
YanıtlaSil
Yuksel21 Ocak 2026 04:19
Derleyen
Cumhur Sinan ÖZDEMİR
Yaşamı Taçlandıran
Özlü Sözler
4 Baskı
Π
adalet
YanıtlaSil
Yuksel21 Ocak 2026 04:20
Yaşamı Taçlandıran Özlü Sözler
541
Zor işe soyunan ve yapabileceklerinin en iyisini yapanlar, kendilerine saygı-larını asla kaybetmezler.
Bernard Shaw
Zorlama ancak, zorlama ile dehşet ancak, dehşet ile yok edilebilir.
Adolf Hitler
Zorluklar başarının değerini artıran süslerdir.
Moliere
Zorluklar ne denli büyük olursa, zafer de o denli büyüktür.
Marcus Cicero
Zorlukları aşmanın tek yolu yeni girişimlerde bulunmaktır.
Johann Goethe
Zorlukları çözebilmek için en küçük parçalara ayırın, böylelikle incelenmeleri daha kolay olur.
Rene Descartes
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem, gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Mehmet Akif Ersoy
Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur.
Cemil Meriç
SİYONIZMIN
YanıtlaSilVE
MASONLUGUN
GİZLİ TARİHİ
☆
İSMAİL ÇORBACI
Masonları ve gizli örgütleri anlatan yüzlerce edebi eser bulun-maktadır. Bu eserlerin yüzde doksan dokuzu uzun soluklu bir roman niteliği taşımaktadır. Bazıları ise adeta film senaryosu gibidir. Halbuki Mason dünyası ne bir roman, ne de bir film se-naryosudur.
Masonlar bulundukları ülkelerde devlet içinde devlettir. Kendi hiyerarşik yapısı bulunmaktadır. Mason kelimesi, sözlük itiba-riyle; duvarcı ustası anlamına da gelse, bu doğrudur. İlk za-manlarda masonlar duvar ustalarıydı. Yani bir bakıma bugün-kü inşaat işçileri gibi.
Fakat bu sıradan bir inşaat işçiliği değildi. Dünya genelinde, özellikle Avrupa'da göz alıcı ve baş döndürücü muhteşem ve muazzam denilen yapıların da, mimarlarıdır.
Masonluk aynı zamanda Pandora'nın Kutusu'na benzer. Dünya genelinde hangi konuyu, hangi olayı kurcalarsanız kurcalayın altından mutlaka Masonlar ve/veya bunlara bağlı olan alt/üst/yan kuruluşlar çıkar. Ama nokta aynı yerdir.
Eskişehir İl Halk Kütüpha
1040001 38728
VdH
DHL
Eskişehir İl Halk Kütüpha
YanıtlaSil1040001 98770
ARMEGEDDON TEK DÜNYA DEVLETİ
YanıtlaSilBugün metafizik konularla ilgilenen birçok araştırmaçının ifade ettiği Armagedon (kıyamet öncesi savaş) Muharref Tevrat kaynaklı bir komplo teorisi mi? Hakikat payı olabilir mi? Ya da sadece "ya tutarsa" cinsinden bir kehanet mi?
Efsunlu onlarca kaynakta bu konuyla ilgili birçok açıklamaya günümüz teknolojisiyle rahatlıkla erişilebilir. Ancak kolay kolay erişilemeyen, erişilse bile sırrı çözülemeyen bu mevzuları mitoloji havasından arındırmak; işte işin püf noktası burada...
Zihni karışık veya meselenin ağırlığı altında ezilmiş çalışmalardan ari bir anlatım için insanın önce alt yapısının bu işe donanımlı olması gerekiyor.
Beklenen büyük kutsal savaş olarak adlandırılan "Armagedon Savaşı" hakkında şimdiye kadar anlatılmayanları içeren detaylı bir araştırma. Hakan Yılmaz Çebi'nin araştırmacı kişiliği ve güçlü kalemiyle konuya bambaşka bir boyut kazandırdığı bu eseri keyifle okuyacağınızdan eminiz.
19006160
חר 9806060 DHI
Eskişehir İl Halk Kütüpha
1040001 98770
622
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ
nazil olur. Cumle serlerden, daima Yüce Allah'ın hıfzında olur. Dünya ve ahirete dair bütün muradına kolaylıkla nall olur.
Bu salavat-1 şerifeye devam edenlerin, anlatılan nimetlerin cum-lesine nail olmasında ve Yüce Hakka vâsıl olmasında hiç suphe yok. tur.
İmam-ı Sehavi ise, meşayihten naklen şöyle anlattı:
Bu salavat-ı şifeyi bir kere okumak, bin salavat-ı şerife oku mak yerine geçer.
YETMİŞ BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey cümle eşyaya kudret-i kâmilesi ile ve cümleye çeşitli nimetler vermekle ihsanları şamil, acizlikten, kusurdan münezzeh ve müberra olan şanı büyük Allah..
Efendimiz Muhammed'e salât eyle.
Demek olur ki:
- Ulumuz efendimiz Habib-1 Ekrem ve ȧdemoğullarının efendisi Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanına üstün makamına siyadet ve fchametine tam salât eyle. Her şeyi özünde tamamlayan tazim ve tek rim tebcil eyle.
Devam edelim:
O öyle bir zattır ki, kalbini celâlinle doldurdun.
Daha açık şerhli manası şudur: Onun kalbini, heybetin, azamet
ve kibriyanla doldurdun.
Bu mana icabı olarak; Resulüllah S.A. efendimiz, huşu, huduun yüce rütbesine nail olup ibadet ve hizmet edeplerinde gayet güzel ka-im ve amildir.
Bu cümleye şöyle bir mana da verilebilir:
-Sen, onun mübarek kalb yolunu ve påk cesedini uyanık halin de Beyt-1 Makdis'e, oradan da göklere, sidreye, arşa ulaştırdın. Mülk ve melekūta kavusturdun. Kendisine, büyük şanlı ayetlerini gösterip özünü azametinle doldurdun. Nitekim Kelâm-1 Kadiminde bir Ayet-1 kerimede şöyle buyurdun:
O göz ağmadı: aşmadı da.. And olsun; o, Rabbının büyük Ayetlerinden gördü. (53/17-18)
Devam edelim:
Onun gözünü de cemalinle doldurdun.
Bu cümlenin ifade ettiği daha açık mana şudur:
Ey Ålemlerin Rabbi, Habib-i Ekrem ve Resul-ü Mükerrem efen-dimizin mübarek başında bulunan gözlerini; cisimden ve cismaniyet ten uzak, şekilsiz niteliksiz olarak cemal müşahedenle doldurdun.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Mirae gecesi, mülk ve melekûtu geçirmek sureti ile:
KARA DAVUD
YanıtlaSilSonra, yaklaştı. Derken sarktı. İki yay kadar, yshut daha
Avetinde belirtilen manaya mazhar eyledin Keyfiyetlen miner mh corak cemal müsaledenle seretyap eyledin Vaastasedak la den ve hartlerden minerach olarak kelam nimeline erdirdin Boy we stuflars, lähi sırlarına, türiú lütuf ve kerelerine, vantama ve
bly nimetina väad eylediğini şu ayetinie belirttin Kuluna vahyettiğini vahyettis (03/10)
Bu manaların daha geniş şekilli manaar: Resulüilsh BA efendi SAHIB UL-MIRAC iami anlatılırken geçti. (Bak Isim 178) Devam edelim
Böylece, müeyyed, ferah, mansur oldu
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Habib-i Kada, Resul-ü Kibriya Hazret-i Muhammed Mustafa BA efendinda, cemal müşahedisine nail olup izzet sahibi Rabtan müna caatında da bulundu. Orada, Emmetine şefaat ricasında bulundu. Bu yoldan, ümmete törlü türlü nimetier Ihsan olunmak sureti ile, af, magriret, rahmetle beraber çeşit çeşit iyilikler Ihsan olundu. Bu mü nacsatta o ümmete haz ve nasip niyaz eyledi. Onun bu niyaz talebin den sonra, sema ehlinin ibadet ve taatlarını içine alan namaz ibadet. fars oldu. Durum böyle olunca, günde beş vakit namaz kılan mümin ler, irset sahibi Rabban münacaatına mazhar kılınır.
Resulüllah B.A. efendimiz, bunun benzeri daha nice ihsarilars nail oldu. Ancak, sırrı saklamak yolunda emir aldığı için, beyan bu
yurmadı. Işbu naillyet içinde Resulüllah S.A. efendimiz, bir gece sabaha er
Hem de ferah olarak...
Cüneyd-i Yümni Rh. kendi hizbinin İçinde:
-Ferah.
Lafandan sonra, MESRUR, lafzını da ekledi.
Resulüllah S.A. efendimizin, bu cümlede geçen:
Müeyyed.
Lafn ile anlatılmak istenen mana şudur:
-Resulüllah B.A. efendimizin Mirac balında verdiği haber Hak tarafından doğrulandı.
RESULULLAH'IN SA. MIRAC DÖNÜŞÜ
Böyle anlatıldı:
Resulüllah & A. efendimiz, miracdan dönüp geldiği zaman, Cebra
l'e şöyle sordu:
Acaba, benim mirac ettiğime kim inanır?.
Bunun üzerine, Cebrail şöyle dedi:
Seni Ebu Bekir Sıddık tasdik eder; çünkü o Sıkıktır
Sabah oldu, Resulüllah B.A. efendimiz, saadet ve icial ile nara
gark olmuş bir halde Harem-1 Serife teşrif eyledi. Oturduğu zaman
37
YanıtlaSil927. Fes ticareti haşlarsa, insanlar başsız doğar.
928. Chalibın hükmü geçerlidir. (El-hükmü lil galib. Batıdaki karşılığı: Galibin gücü, hakkı doğurur
929. Gece, benim desteğimdir.
930. Genç omuzlar üsttinde, yaşlı kafalar umamazsın.
931. Gerçek, kendi yalınlığının kurbanıdır
932. Gezip dolaşan kuluçkanın pilici çıkmaz
933. Oiz, saklarzan, kulundur, yitirirsen, efendin olur.
934. Gizini düşmanlardan saklamak istersen, dostlarına da açma.
915. Gizini saklamak istersen, boş ve ıssız kırlara çık!
936. Göz görmeye, kulak işitmeye kanamaz, toprak suya, kadın da eğlenceye doyamaz
937. Gözün görmediğine, gönül ilgi duymaz.
938. Günahtan tövbe eden, o günahı hiç işlememiş sayılır.
939. Güzel seali horoz, daha yumurta içindeyken öter.
940. Güzel sözler, petekten damla damla sızan bala benzer, insanın ruhuna tat verir.
941. Hak söz acıdır (El-hakku mürrün)
942. Halk, hükümdarının izini sürer.
943. Halkın efendisi, ona hizmet edendir.
944. Hapishane, bir bahçe içinde de olsa, yine hapishanedir.
945. Haram, helalden tatlıdır.
946. Harama bakmayan gözler ile Tanrı korkusundan ağlayan, gece sınır boyunda nöbet bekleyerek uyumayan gözler, kıyamet gününde ağlamaz.
947. Hareket, bereket getirir. (El-hareket ül-bereket. Türkçe karşılığı: Harekette bereket vardır.)
948. Hatasız kul olmaz.
949. Hattatların hepsi cahildir. (Küll-i hattatin cahil.)
950. Hazır bulunmayanın sözünü et, görünür.
951. Her başın baş ağrıları (dertleri) bulunur.
952. Her bilgin şaşırabilir, her soylu at tökezleyebilir.
953. Her dönem, kendi yiğitlerini yaratır.
954. Her gecenin bir gündüzü vardır.
955. Her gün ek, her zaman tok olursun.
956. Her gün kendisine okçuluk öğrettiğim kimse, kolu güçlenince -okunu-bana attı.
957. Her iyilik sadakadır.
958. Her köpeğin havlamasında duracak olursanız, yolunuzun sonu hiç gelmeyecek, demektir.
36
YanıtlaSil893. Dostunun düşmanından da, düşmanının dostundan da sakın.
895. Duhansız (rürünsüz) kahve, yorgansız döşeğe benzer.
894. Dua eden ağız, öldüren el.
896. Duvarların kulakları var. (Li-I hitan-i âzân. Türkçe benzeri: Yerin kulağı var.)
897. Dünya, ahretin ekeneğidir, dünyada ne ekersen, ahrette onu biçersin. (Ed-dünya
mezraat-ül-ahire.)
898. Dünya insan içindir, insan ise dünya için yaşar.
899. Dünyada rahat yoktur. (La rahate fi'd-dünya.)
900. Dünyanın mutluluğu, atın sırtındadır. (Saadetü'd-dünya ala zahrü'l-hayl.)
901. Düşenin dostu olmaz.
902. Düşmanın cesareti, insana güç verir.
903. Edinilmiş bir deneyim, yedi akıl ilkesinden daha önemlidir.
904. Eğitimsiz insan, ruhsuz beden gibidir.
905. El ağzına bakan, karısını tez boşar.
906. Eldeki bir kuş, ağaçtaki (daldaki) on kuştan daha iyidir.
907. Elisıkı varsıl, eliaçık yoksuldan daha yoksuldur.
908. En beceriksiz kişi, kendi gizini saklayamayandır.
909. En çok bolluk getiren yağmur, alınteridir.
910. En dayançlı kişi, sıkıntılarını gizleyendir.
911. En derin acı, şimdi bizi rahatsız edendir.
912. En güçlü kişi, kendi kızgınlığını yenendir.
913. En güzel sabır, durumundan yakınmamaktır.
914. En güzel savaş, insanın kendi özvarlığına ve tutkularına karşı giriştiği savaşımdır.
915. En hayırlısı, her işte ortada olmaktır. (Eh-hayrihu, evsatuha.)
916. En iyi egemen , kendine hükmedendir.
917. En iyi söz; anlamlı, özlü olanıdır.
918. En sevdiğin şey bal bile olsa, sonuna dek yeme.
919. En varlıklı kişi, eline geçenle geçinebilendir.
920. Erkeklerin sevgisi, suyla dolu bir bardağa benzer, ufak bir vuruşla parçalanıp dağılır.
921. Erkeklerin tek dua ettiği kötülük, evliliktir.
922. Eşeğin düğüne çağrıldığı yerde ya su yoktur, ya da odun.
923. Eşeğini (deveni) önce kazığa bağla da sonra Tanrı'ya emanet et! (Hz. Ömer'in bir özdeyişidir.)
924. Evlenecek misin, alacağın kızı, gözlerinden çok, kulaklarınla araştır.
925. Evlilik, bir aylık bir sevinç, bütün yaşam boyu bir acıdır.
926. Eylemsiz bilgin, yağmursuz bulut gibidir.
Hangi Gün Vardır Akşam Olmadık
YanıtlaSil"Sona ermeyecek hiçbir iyi durum, yıldızı sönmeyecek hiçbir ünlü yoktur." Anlamında kullandığımız söze, "hangi gün vardır akşam olmadık" deriz. Bu atasözünü, dünyadaki hayatın ve iyi günlerin bir gün son bulacağını, şöhretli kim-selerin de her zaman hatırda kalmayıp unutulup gideceğini belirtmek için kullanırız. Her şeyin geçici olduğu şu dünyada,
"Hangi güzel yüz ki toprak olmadı, Hangi ceylan göz ki yere akmadı?"
Neyse ki her şeyin bu dünyadan ibaret olmadığını bili-yoruz. Eğer öyle olsaydı, geçen iyi günleri hatırladıkça adeta kahrolurduk. Nihayetinde bu dünyanın ve yeryüzündeki ya-şamın da bir sonu vardır.
Peki, yaşadığımız şu hayatın ötesinde ne vardır?
Kesinlikle hesap günü vardır, cennet vardır, cehennem var-dır. Hepsinin de üstünde Allah'ın rızasına ermek veya O'nun gazabıyla karşılaşmak vardır. Biraz olsun o sahneyi, yani hesap
-152-
gününü gözumüzün önüne getirmeye çalışalım... İşte o gün, Yüce Allah'ın şu şekilde seslendiği özel kulları olacaktır:
YanıtlaSil"Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan! Sen O'ndan razı, O da senden hoşnut olarak Rabbi'ne dön. Böylece has kullarımın arasına katıl. Cennetime gir. "14
Bu ne güzel saadettir böyle. Mevla, bize, üzerinden iyi günlerin eksik olmadığı, sevinç ve mutlulukların hiç son bulmadığı cen-net yurduna girmeyi nasip etsin. Ve hiçbirimizin yolunu, Allah'ın rahmetinden mahrum olanların kalacağı ve kötü günlerin ebedi olacağı "Cehennem" çukuruna düşürmesin. İnşallah, "Karşılıklı olarak mücevherlerle işlenmiş tahtlar üstüne oturup..." kurulmuş olan kimselerin yanında yerimizi alırız. 15
Bu sahneden sonra şimdi de dünyadaki hayatımıza dö-nelim ve burada çok varlıklı bir kimse olarak yaşadığımızı varsayalım. Öyle ki yaşantımız dillere destan olsun ve şöhreti-mizi duymayan kalmasın ama kalbimiz de ilahi hakikatlerden habersiz olsun. Sizce ölümle son bulan bu saltanat mı daha değerlidir, yoksa Allah'ın kitabının ve O'nun rahmet elçisinin haber verdiklerine uyup Müslümanca yaşamak ve Müslüman-ca ölmek mi daha kıymetlidir?
Kesinlikle Müslümanca yaşayıp, Müslümanca ölmek daha kıymetlidir değil mi?
Hatta bu öylesine büyük bir kıymet ve nimettir ki sadece bu-nun için bütün ömrümüzü Allah'a secde ederek geçirmiş olsak bile yine de bu nimetin şükrünü eda edemeyiz. "Muhakkak ki Allah (bize) adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cõmert olmayı..." emrediyor;
"...Hayasızlığı, kötülüğü ve zorbalığı..." da yasaklıyor. 16
Mevla, cümlemize emrine uyup yasaklarından sakınmayı nasip eylesin.
14 Fecr Suresi 27-30. Ayet Tefsiri
15 Vakia Suresi 15-16. Ayet Tefsiri
16 Nahl Suresi 90. Ayet Tefsiri
-153-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالله ولى الذين أمنوا يُخرجهم من الطلاب والذين كفروا أولياؤهم الطالوت المرجوان النور إلى الظلمات أولئك أصحاب النار هندي خالدون . ألم تر إلى الذي حاج الترقيم في أن اليه الله الملك الذى قال ابرهيم وان التي يم ويُمِيتُ قال أنا أحي وأميت قال ابرهيم قال بالشمس مِنَ الْمُشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ المغرب في الذي كفر وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمِ الظَّالِمِين . أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشَهَا إلى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللهُ مانه عامان بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتُ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ بور قال بل لبنت مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ إِلى طَعَامِكَ وشرابان لم ينسلة وَانْظُرْ إِلى حِمَارِكَ وَلِتَجْعَلَكَ أيه الناس وَانْظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ تُنشرها ثُمَّ تكسوها لن فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ .
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَاجَ إِبْرَهِيمَ فِي رَبِّهِ أَنْ أَتَيهُ اللهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
" Allah'ın kendisine verdiği iktidara daya-narak rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya giren kimseyi görmedin mi? Ibrahim "Rab-bim hayat veren ve öldürendir" deyince o, "Hayat veren ve öldüren benim" dedi. Ibra-him "Allah güneşi doğudan getirmektedir, hadi sen de onu batıdan getir" dedi. Bunun üzerine inkârcı ne diyeceğini bilemedi. Allah zalimler topluluğuna rehberlik etmez.99
(Bakara, 2/258)
تو الله
Mushaf sayfa no: 42
Bafızlık sayfa no: 3. cüz/19. sayfa
HZ. İBRAHİM İLE NEMRUD'UN TARTIŞMASI
BİLGİ Servet ve gücünden dolayı şımaran Nemrud, Hz. İbrahim'in imana davetini kabul etmemişti. O, kendisinin de Allah gibi hayat verdiğini ve öldürdüğünü söylüyordu. Bir idam mahkumunu affeden Nemrud, affetmesini "insanı dirilt-mek", suçsuz bir insanı idam ettirmesini de "diriyi öldürmek" sayarak kendisinde tanrılık sıfatlarının ve gücünün bulunduğunu iddia etmişti. Hz. İbrahim ise Nemrud'a, gücü varsa güneşin doğuş ve batış yerlerini değiştirmesini teklif etmiştir. Teklif karşısında çaresiz kalan Nemrud söyleyecek söz bulamamış, böylece onun ilahlık iddiasının da asılsız olduğu ortaya çıkmıştır.
MESAJ:
Islam davetinde sağlam deliller ve doğru yöntemler kullanmak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI
Nemrud: Hz. İbrahim döneminde tevhid inancının karşısındaki kral.
42
HAPIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِائَهُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
"Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her başağında
yüz tanenin bulunduğu yedi adet başak çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Allah dilediğine katlayarak verir, Allah (zåt ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilmektedir.
(Bakaru, 2/261)
ولا كان الترهيم رب أرفى كيف لي المولى قال أولم الامين قال بلى وتحمل التطبيل قلبي قال فحد أربعة من الطير مصرهَل إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ مرة ثم العمل يَأْتِينَك مَعي وَاعْلَمُ أَنَّ اللهَ عَزِيز كية مثل الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ في سبيل الله كال حلو البنك سبع سنابل في كل سلسلة مادة حية ولة تضاعف لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ الدين تفلون أموالهم في سبيل الله ثُمَّ لَا يُتَّبِعُونَ مَا العلوان ولا الذى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ القولون . قول مَعْرُوفُ وَمَغْفِرًا خَيْرٌ مِن صدقه عها أدى واسه على حَلِيمٌ . يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا لتظلوا صدقاتكم بِالْمَيِّ والأَدى كالذي يُنفِقُ مَالَة ياء الثاني ولا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَمَثَله كمثل سمون عليه لرات فاصابة وابل ماركة صلة ا لا يَقْدِرُونَ على علم منا كسَبُوا وَلهُ لا يَهْدِي الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ .
Mushaf sayfa no 43
Hafizhk sayfa no 1 cuz/18 sayfa
INFAK EDİLEN MALIN BEREKETİ
DİLGİ
Ayette. Allah yolunda harcama (infak) yapanların alacağı karşılık, toprağa ekilen ve bire yedi yüz veren buğday tanesi örneği ile açıklanmıştır. Genellikle iyilik-lerin sevabı bire on olduğu halde "Allah yolunda harcama yapmanın sevabının bire yedi yüz oluşu hem çok önemli bir teşvik unsurudur hem de bu ibadetin diğerlerinden daha zor olduğunu gösterir. Çünkü "Nefisler cimriliğe meyillidir."
MESAJ
1. Allah yolunda harcanan mallar gerçekte tükenmemektedir.
2. Müminler infak ettikleri malların karşılığını hem bu dünyada hem de ahiret
hayatında kat kat fazlasıyla görecektir.
KELİME DAĞARCIĞI
Habbe: Tahıl ve benzeri bitkilerin tane, tohum veya çekirdeği.
43
K
YanıtlaSilkalıb (kalıp)
488
käniläne
kalib (kalıp) model, bir şeyin şekil bakımından örneği 2.hamur veya mvı halde bulunan bir maddeye belli bir şekil verecek tarzda oyulmuş araç, nesne
kaliber ilmi قالب علمی ilmi kalıp, (Allah'a c.c. mahsus) ilimle belirlenmiş ölçulu plân, kader planı
kalib kelam قالب کلام : söz kalıbı (mec.) uslúp, sözün söyleme biçimi, söylenme tarzı
kalib - manevi قالب معنوی : manevi kalıp, mad-desiz kalıp(mec.) Allah'ın(c.c.) ezeli ilmiyle belirlenmiş plån, kader planı
kalıp قالب : )bak kalıb(
kali قالي : )a, uzun okunur) sözle ilgili, sözle yapılan
kalib قلب : kuyu, derinlik
kalib-i kalb قليب قلب : kalbin (ruhun) derinliği
(derinlikleri)
kalkale قلتله : bir harfi vurgulayarak okuma, kendisinden sonra sesli harf gelmeyen belli bir sessiz harfi çiftmiş gibi vurgulu okuma (Arapçada kalkale ile okunan harfler: kaf, ti, ba, cim, dal)
kalkan القان : ateşsiz vurucu silahlardan ko runmak için kullanılan korunma aracı
kalli قاللي : sözlü, dil ile yapılan
kalp قلب : )bk.kalb(
kalp قلب : sahte, taklid
tüylü başlık
kala قالوا : )Ar) dediler, söylediler
kamara قمارا : meclis (avam kamarası: halk
meclisi)
kampı قامچی : kirba, vurmak için ucuna örme deri veya ip bulunan alet
kampıyı teşvikقامچی تشري : teşvik kamçısı, (mec.)harekete geçirici, cesaretlendirici ve
çabayı arttırıcı güç
Kamer قمر : ay, dünyanın uydusu, gökteki Ay
kamer-i İslamiyet قمر اسلامی : Aygibi karan-
lığı aydınlatan İslamlık; karanlığı, bilgisizliği, batıl inançları dağıtan bir ışık kaynağı olan İslam dini
kamer-i marifet قمر معرفت : marifet Ay (mec.) (Kur'an'a dayanan ilim ve iman aydınlığını yayan ışık, kaynak
kamer-i medeniyet قمر مدنیت : gerçek insanlık ve medeniyet(mec.) İslâm medeniyetinin ay-
dınlığı, ışığı,
kamer-i münaydınlatics ay (meck bilgisizlik, batıl inanç ve her turlu haksızlig kaldıran aydınlık kaynağı
Kameri (ye( قمرية : Ay'a ait, Ay ile ilgili
Kamer misal فمر مثال : Ay gibi
Kamervari فمرواری : Ay gibi
kamet 1.boy, boy-bos, endam 2 (mer önem veya üstünlük derecesi, derece, miktar 3.namaza başlama ezanı, iç ezan
kamet-i himmet قامت همت emek ve gayretin büyuklüğü (derecesi)
kamet-i istidad قامت استعداد : imkan ve yetenek derecesi
kamet-i kabiliyet قامت قابلیت : yetenek derecesi
kamet-i kiymet قامت قیمت : kiymet derecesi
kamet-i mahiyet قامت ماهیت : mahiyet (o te mel özellik) bakımından önem ve üstünluk derecesi
kamet-i merdane-i istidad - milliye قامت مردانة استعداد مليه : milletimizin yiğitlik kabiliyetinde ki üstünlük derecesi
kamet-i namiye-i istidad-ı insani قامتنامية استعداد انسانی : insanın imkân ve yeteneğindeki gelişme ve (namiye) ilerleme derecesi
kametçe قامتجه : boyca
kametli قامتلی : uzun boylu
kamis قامش : saz, sulak yerde yetişen, uzun, boğumlu ve içi boş bitki
kamil (e( 1 : کامله.månevi olgunluğa ermiş 2.tam, eksiksiz ve noksansız, kusursuz, mü
kemmel
kämil-i insan کامل انسان : insanın manevi ol
gunluğunun üstün derecesi
Kâmil-i mutlak کامل مطلق : sonsuz mükemmel-liklerin sahibi; hiçbir kusur, eksiklik ve nok-
sanlığı bulunmayan zåt (Allah c.c.)
Kâmil-i Zülcelal کامل ذو الجلال : sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi (Zülcelal) ve hiçbir kusur, eksiklik ve noksanlığı bulunmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahibi olan zåt (Allah c.c.)
Kamil-i Zülcemal كامل ذو الجمال : sonsuz gu
zelliklerin sahibi (Zülcemål) ve hiçbir kusur, noksanlık ve eksikliği bulunmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahibi olan zât (Allah c.c.)
kamilane کاملانه : manevi olgunluğa ermiş ve gerçekleri bilen kimseye yaraşır tarzda
milen
YanıtlaSilmilen bütünüyle, tam olarak
489
milin کامل kamil olanlar, månevi olgunlu-da ermiş ve gerçekleri bilen insanlar
kimilin-iehl-i Suffe (Suffaکاملین اهل صفه peygamberin (a.s.m.) mescidine bitişik Suffa denilen bir çeşit İslam eğitim yurdunda kalan ve Hz. peygamber'in dersleriyle yetişip ma-nevi yüksek olgunluk derecesine ermiş olan sahabeler
amil-üt-tarikat-ül aliyye (ti) ve-l müceddidiye )i) Halid-i zülcenaheynكامل الطريقة عالية والمجددية
خالد ذوالجناحين müceddidliğin ve üstün tarika un (Nakşi tarikatının Halidi kolu'nun) piri, manevi olgunluğa ermiş şeyhi ve hem zahiri dimlere, hem batıni ilimlere (tasavvuf ilimle rine) sahip (zülcenaheyn) olan Hz. Ziayeddin Mevlâna Hälid. (K.S.)
kamilin-i nev-i beşer کاملین نوع بشر : insanlık dünyasının månevi yüksek olgunluk derece-rine erişmiş ve gerçekleri bilen zätlar
kamin(e( کامنه : gizli saklı
kamp 1 : قاب.esir ve sürgünlerin tutulduğu konaklama yeri 2.geçici konaklama yeri
lamtarir قمطربر : somurtkan, asık (yüz(
kamus قاموس : ansiklopedi, geniş açıklamalı büyük sözlük
Kamus-u Okyanus قاموس اوقیانوس : Okyanus Ansiklopedisi mānasındaki büyük bir lopedik sözlük
Kamus-ül Lügat قاموس اللغة : "Ansiklopedik söz-lük" månasındaki büyük bir sözlük
ian ağlamak قان اغلامق : çok büyük üzüntü mak
kana kana قانه قانه : doya, doya
kanaat 1 : قناعت.inanma, inanç 2.inanıp kabul etme 3.görüş, düşünce, tahmin 4.yetinme, sahip olunanla yetinme, fazlasını istememe, var olana razı olma, azla yetinme
kanaat-i acizane قناعت عاجزانه : )ben) aciz (za-valı) kimseye yaraşan düşünce, görüş;benim
görüşüm
kanaat ilmiye قناعت علميه : ilmi kanaat, ilmi düşünce, ilme dayanan görüş
kanaati imaniye قناعت ایمانیه : imanla ilgili ka-naat, iman konusunda fikir ve görüş
kanaat kalbiye قناعت قلبيه : kalb ve vicdanda
yer alan inanç ve görüş
kanaat-i kamile قناعت کامله : tam ve sağlam ka naat, tam inanç, sağlam düşünce ve görüş
kanun
kanaat kat'iye قناعت قطعی : kesin kanaat, ke sin göruş ve duşünce; kesin inanc
kanaat-ı siyasiye قاعت سیاسی siyasi kanaat, politika ile ilgili göruş ve düşünce
kanaat-ı tamme قاعت نامه tam kanaat, tam inanç, sağlam fikir ve görüş
kanaatkar قناعتکار : kanaat eden, olanla yeti nen
kanaatkärane فاعت کارانه : kanaat eder tarzda, olanla yetinir sekilde
kanaatsız kanaat etmeyen, olanla ye tinmeyen, daha çoğunu isteyen
kanaatsızlık فاعترلك : kanaat etmeme, olanla yetinmeme, daha çoğunu isteme
kanadil قناديل : kandiller, yağlı fitili yakılınca alevlenen aydınlanma araçları
kanadili nuraniye قناديل نورانيه : nurlu işık ya yan) kandiller, (mec.) ışıklı gök cisimleri, yıl-
dızlar
kanal 1 : قال.insanlarca açılmış, ulaşıma elve-rişli su yolu 2.bir sıvının bir yerden başka bir yere akmasını sağlayan su yolu
kanatir قناطير : kantarlar, büyük ağırlıkları ölç
meye yarayan tartı araçları
kanatir-i mukantara قناطير مقنطرة : kantarlarca ölçülebilir miktar, tonlarca
ansikkani uzun okunur) 1.inanmış 2.kabul
etmiş
kanlı قائلی : kan akmasına ve ölüme sebep olmuş 2.kan bulaşmış 3.kanı akan
duy-kanmak قال : inanmak, ikna olmak, kabul etmek 2.aldanmak, aldanıp inanmak 3.doy-mak, tatmin olmak, yeterince faydalanmak
kansız 1 : فانز.kan akıtmadan, ölüme sebep olmadan 2.kan taşımayan, kanı olmayan
kantar قنطار : )mec.) kantarla tartılacak ka-
dar çok 2.yaklaşık 56 kg'lık ağırlık ölçüsü 3.büyük ağırlıklar tartmada kullanılan tartı aleti, baskül
kantara قنطره : köprü
kanun قانون : tabiatta belli şartlarda belli sebeplerden daima aynı sonucun meydana gelmesi kuralı (Buna "tabiat kanunu" demek yanlıştır. Çünkü tabiat, kanun koyucu değil-dir, kanuna uyucudur. Tabiatta olayların ve varlıkların bağlı olduğu kanun ve düzenin koyucusu, bunların yaratıcısı olan Allah'tır (c.c.). Yaratan, yarattıklarının uyacakları ka-
kanun-u adalet
YanıtlaSil490
nunları da koymuştur. Yaratan başka, kanun koyucu başka olamaz. Tabiatta varlıkların davranış biçimleri ve olayların oluş ve geliş me şekilleri, yaradılışlarındaki temel özellik lerinden ileri gelir. Bu temel özellikler, yaratı lışlarında konmuş Allah'ın (c.c.) devamlı olan emirleridir. Her şey, devamlı olan bu emir-lere, bu kanunlara ister istemez uyar. Buna "evamiri tekviniye", "fitri emirler, yani ya ratılış kanunları, yahut "şerita-1 fitriye", yani yaratılış şeriatı, yanı, yaradılıştaki kanunlar duzeni, yahut "adetullah (c.c.)", yani, Al-lah'ın (cc.) tabiattaki varlıklar ve olaylar için devamlı olan emirleri, kanunları da denir. 2. Olayların meydana geliş ve gelişmesinde, veya canlı, cansız maddi, ya da månevi var lıklar arası münasebetlerde, yahut yüce Yara-tıcı'nın yarattıklarına muamelesinde düzen-lilik ve devamlılık gösteren tekrarlanış 3.Bir devlet içinde veya devletler arasında geçerli ve uyulması zorunlu hukuk kuralı 4. Esas, ka ide, prensip, ilke, temel kural, düstur, düzen
kanun-u adalet قانون عدالت : adalette geçerli kanun
kanun-u adalet ve te'dib قانون عدالت و تادیب : adalette geçerli kanun ve ceza
kanun-u adetullah قانون عادت الله : adetullah ka-nunu, kainatta veya tabiatta olayların ve var hkların zorunlu olarak uyduğu Allah'ın (c.c.) devamlı olan emri; Allah (c.c.) tarafından konmuş kanun
kanunu ad قانون عدل : adalet kanunu, tam ve gerçek adaleti yerine getiren kanun; her şeye en uygun ve layık olanını veren, Allah'ın (c.c.) adaletini gösteren kanun
kanun-u askeriye قانون عسکریه : askerlik kanu-nu, askerlikle ilgili kanun (nizam ve kanun-u askeriye: askerlik kanunu ve düzeni)
kanunu azim قانون عظيم : büyük geniş ve ku-
şatıcı kanun
kanunu beka قانون بقاء : )Allah'ın (c.c.( ğu) beka kanunu, ölümsüzleşme kanunu, yok c.) koydu-olmaktan koruma kanunu; kâinattaki bütün varlıkların mânālarını, ruhlarını ve yaptık ları her şeyi yok olmaktan koruyup, âhiret aleminde devamlı kalmak üzere Allah (c.c.) tarafından ebedileştirilmesi kanunu
kanunu belagat قانون بلاغت : belägat kuralı konu ve dinleyicilerin durumuna en uygun tarzda doğru, yerinde güzel ve etkili söz söy-leme kuralı
kanun-ullahi
kanun-u beseriقانون شری insan esen ka nun, insanların koyduğu hukuk kuralı
pay verilmesi kanunu kanun-u cemal قانون جمال : varlıkların yaradı lısında Allah (c.c.) tarafından güzellikten bir
kanun-u cinsiyet-i melek قانون جنت ملك leklerde erkeklik-dişilik seklinde cinsiyet ol. maması ilkesi
kanun-u dehaقانون دهاء nadir insanlarda us tün zekânın varlığı ilkesi
kanun-u edebi قانون ادبی : edebiyatta geçerli
kural
kanun-u emr(i,iye( قانون امربه : )arada sebepler ve vasıtalar olmadan) varlığını doğrudan Al lah'ın (c.c.) emrinden alan kanun
kanun-u esasi (ye( قانون اساسیه : esas kanun, te
mel kanun; anayasa
kanun-u esasi-i Kur'ani قانون اساسی قرانی : )bl
kanun-u esasiye-i Kur'aniye)
kanun-u esasiye-i Kur'anive قانون اساسیه قرآنی Kur'an'daki temel bir kanun (bk. Kur'an; 53: 38)
kanunu fitrat قانون فطرت : fitrat (yaradılış ka nunu, varlıkların yaradılışları gereği hareket, davranış veya değişme yahut gelişmelerinde zorunlu olarak uydukları (Allah'ın c. c de-vamlı emri olan) kanun ve düzen (bk. kanun)
kanun-u fitri (ye( قانون فطری : varlıkların yaradı lışları gereği zorunlu olarak uydukları kanun
(bk. kanun)
kanun-u hafiziyet قانون حفیظ : varlıkların
korunumu kanunu, (Allah (c.c.) tarafından) kâinatta her şeyin yok olmaktan korunması ilkesi, korunum prensibi
kanun-u hakikat قانون حقیقت : doğruluk ve ger-
çeklik ilkesi
kanun-u harici قانون خارجی : dış dünyadaki, yani meli olan kanun yaratılmış varlıklar dünyasındaki düzenin te-
kanunu, hiçbir şeyin boşuna ve gayesiz yara kanunu hikmet قانون حکمت : hikmetli oluş tılmama, her şeyin gayeli, işe yararlı, faydalı, en uygun şekilde, ölçülü ve yerinde yaratılmış olması ilkesi
kanun-u ihata-i ilmi قانون احاطه علمی : Allah'ın kanunu ilahi قانون إلهى : Allah'ın (c.c.) koyduğu (c.c.) sonsuz ilmiyle her şeyi kuşatması, ilkesi
kanun
kanun-u ilmi
YanıtlaSil491
Janunu ilmi 1: قانون علمی.varlığı Allah'ın (c.c.) dmiyle belirlenmiş fakat, maddi varlığa sahip olmayan kanun 2. ilim bakımından geçerli ku val, prensip (ilke)
kanun-u ilm-i muhitقانون علم مح : )Allah'a)-cc.) ait) her seyi kuşatıcı sonsuz ilmin, küçük veya buyuk her şeyi kayıt altına alması pren-sibi ilkesi): (Allah'a (c.c.) ait) her seyi kusati asonsuz ilim düzeni
kanun-u siyaset
kanun-u kader )1( قانون قدرىderkanunu. ezelden her şeyin Allah'ın (c.c.) sonsuz ilmiy-le belirlenmiş olması prensibi (ilkesi); kader
düzeni
kanun-u kaderi ilahi قانون قدر : Allah'ın (cc.) kader kanunu; Allah'ın (c.c.) her şeyi ezelden sonsuz ilmiyle belirlemiş olması prensibi, düsturu (ilkesi): Allah'ın (c.c.) kader düzeni
kanunu kayyumiyet قانون قیومیت : kayyumiyet kanunu, Allah'ın (c.c.) her şeyi her an yok olmaktan kurtarıp ayakta tutması prensibi, esası (ilkesi) düzeni
kanunu kaza قانون قضاء : kaderde ezelden be-lirlenmiş olanın gerçekleşmesi kanunu;yani, Allah'ın (c.c.) sonsuz ilmiyle ezelden belir-lenmiş her şeyin, zaman ve sırası gelince, gerçekleşmesi prensibi (ilkesi); Allah'ın (c.c.) belirlediği kadere bağlı kaza düzeni
kanunu kerem قانون کرم : )Allah (cc.) muhtaç lara cömertçe yardım ve iyilik yapılması düs turu, prensibi (ilkesi)
kanun-u kudsiye قانون قدسيه : kutsal kaide, din de uyulması gereken kural
lanunu külli قانون کلی : genel ve kapsayıcı ka nun
kanun-u letafet قانون لطافت : )ed.) sözlere zarif-lik, incelik ve güzellik kazandıran kural
kanun-u mahsus قانون مخصوص : hususi (özel) kanun, özel kural ve düzen
kanun-u medeni(y( قانون مدنيه : medeni ka-nun, toplum halinde yaşayan insanların bir-birleriyle olan münasebetlerini (ilişkilerini) ve karşılıklı haklarını düzenleyen kanun 2.ça-ğımız Batı medeniyetinde geçerli olan kanun düzeni
kanun-u medeniyet قانون مدنیت : çağımız medeniyetinde geçerli kanun düzeni
kanun-u meşiet (meşiyyet( قانون مشيئت : irade kanunu, insanın kendi iradesiyle iyiyi veya kötüyü yaparak sorumluluğunu yüklenmesi
düsturu, ilkesi
kanun-u mukarrer (e( قانون مقرره : kesin kural, kesin düstur (ilke)
kanun-u mübareze قانون مبارزه mübareze kanu nu, mücadele prensibi (ilkesi).
kanun-u mübin-i Rabbani قانون میں زبانی : Rab bimize ait olan ve dünya ile ahiret hayatının gerçeklerini açıklayan kanun ve kurallar du-zeni(Kur'an)
kanun-u mücerred قانون مجرد gözle görülür sekil ve maddesi olmayan kanun
kanun-u müsabaka قانون مسابقه : )Allah'ın (c.c.( koyduğu) müsabaka (yarışma) kanunu, mad-di veya manevi hayatta gelişme ve ilerleme için gerekli yarışma prensibi
kanunu müsavat قانون مساوات : eşitlik prensibi (ilkesi), insanların hak ve hürriyetler bakı-mından kanun karşısında eşit olması, pren-sibi, ilkesi
kanun-u müstebidane قانون مستبدانه : muste bidlere (ülkeyi baskı ile yönetenlere) yaraşır kanun, baskıcı ve zorba yönetimlere mahsus kanun
kanun-u nuraniyeyi İlahiye قانون نورانية إلهيه Allah'ın(c.c.) nurlu kanunu; gidilecek yol ve izlenecek hareket tarzını gösterip aydınlatan Allah'ın (c.c.) kanunu ve emri
kanunu padişahi قانون پادشاهی : padişahın koy-duğu kanun
kanun-u Rabbani قانون ربانی : her şeyin sahibi-nin Rabb'in koyduğu kanun
kanun-u rahmet قانون رحمت : her şeyde ve Al-lah'ın (c.c.) her işinde bir rahmet bulunması prensibi (ilkesi(
kanun-u Rububiyet قانون ربوبیت: her şeyin, ya-radılışına uygun hareket etmesi, yetişme ve gelişmeye tabi tutulması kanunu; her şeyin Allah'ın (c.c.) terbiyesi altında olması kanunu
kanun-u saltanat قانون سلطنت : sultanlık düstu-ru (ilkesi), güç ve hakimiyetin tek elde olması prensibi (ilkesi)
kanun-u sarahat Kur'aniye قانون صراحت قرآنيه
Kur'an'ın apaçıklık kanunu, emir ve yasakla-Batırında apaçıklık ve kesinlik kuralı (ilkesi(
kanunu semavi قانون سماوی Allah (c.c.) tara-fından konmuş kanun, prensip (ilke(
kanunu siyaset 1 : قانون سیاست.siyaset (poli-tika) hayatında geçerli olan kanun, prensip
kanun-u şer'i
YanıtlaSil492
2. ülkeyi İyi ve düzgün yönetme prensibi (il kest)
kanunu seri قانون شرعی : seriat kanunu, (Al lah (cc.) tarafindan belirlenmis) tabiattaki varlıkların ve olayların bağlı olduğu kanun düzeni, İslam dininin kanun düzeni
kanun-u şer'iye-l esaslye قانون شرعية اساسيه şeriata uygun anayasa, seriata uygun kanun
kanun-u şeriat قانون شریعت şeriat kanunu, lam dininin emirleri ve yasalları
tara andan) dasyvin herşeyin sebep ve şartlara baglı olarak belirlenmiş olması kanunu(de terminizm prensibi) (ilkesi)
kanun-u tabiiye( 1 : قانون طبيعية. tabiat kanunu (bu deyimin yanlışlığı için Bak. kanun) 2. nor mal kanun, çokça görülen kural, adet, kanun kanunu tahsin ve cemal قانون تحسین و جمال : (Allah'ın (c.c.) işi ve eseri olan) her şeyi güzel leştirme (tahsin) ve her şeye güzellik (cemål) verme düsturu (prensibi, ilkesi)
kanunu teavin قانون تعارد : yardımlaşma ka nunu, kainatta ve dünyada bir çok varlıklar veya varlık türleri arasındaki yardımlaşma ve dayanışma prensibi (ilkesi)
kanun-u tegayyür ve tahavvül قانون تغیر و تحول değişme ve dönüşme kanunu
kanunu tekamül قانون تکامل : gelişme kanunu, prensibi(ilkesi)
kanunu tekamül ve terakki قانون تکامل و ترقی : gelişme(tekamül) ve ilerleme (terakki)kanu-nu
kanunu tenasül قانون تناسل : )canlılarda) üre-me, yavru sahibi olma ve çoğalma kanunu
kanunu teşekkül قانون تشكل : )çekirdek veya döllenmiş hücreden başlayarak) büyüme, ge lişme ve belirli bir şekil alma kanunu
kanun-u teşekkülat قانون تشكلات : )ekirdekten veya döllenmiş tek hücreden başlayarak ergin hale gelinceye kadar olan) büyüme, gelişme ve belirli bir şekil alma kanunu
kanunu tevafuki قانون توافقی : )yaratılmış ve varlıklar dünyasında, canlılar âleminde ve Kur'an'da ve Kur'an'a bağlı bazı eserlerde gö-rülen) tevafukla ilgili kanun; tesadüfle açık-lanmayan ölçu, oran, sayı değeri, diziliş şekli ve yeri gibi belli bir düzene uygun hal alma kanunu, prensibi (bk. tevafuk)
kar kanunu umumi قانون عمومی genel kanun man, yer ve özel durumlara bağlı olmayan, geniş kapsamlı kanun
kanun-u vahdetقانول وح bir ve aym bag (bir ve aynı yaratıcı ve yapıcımın eseri olma layıcı kanun temel özellikce bir olma kanuma kanunu)
temel kanun-u vahdet ve Insicam قانوت وحدت و انسجام yaratılmış varlıklarda birlik(vahdet), tutar Istehk ve uyum (insicam)içinde olus kanuma (prensibi)
kanun-u zalimane قانون ظالمانه: zalime yaraşır kanun, zulüm ve haksızlığa elverişli kanun
kanun-u zişuur قانون في شعور : puur sahibi ka nun, akıl ve düşünceye sahip kanun (ruh) kanun-u zivücud-u harici قانون ذي وجود خارجي
dış dünyadaki gerçek varlıklar gibi(haricijya ratılmış bir varlığa vücuda sahip olan kanun kanun کانون : kış mevsimine ait iki ay (birine( si: kanun-u evvel, aralık ayı, ikincisi kanun u săní, ocak ayı)
kanunen 1 : قانوناً.kanunla ilgili 2. kanuna göre, kanuna uygun 3.kanuna dayanan 4.kanuna
bağlı kanuni (ye( 1 : قانونيه.kanunla ilgili, kanuna ait
kanuni 1 : قانونی.kanun yapıcı, kanun koruyucu
Kanuni قانونی : kanun yapan padişah Sultan Süleyman
kanuniyet قانونیت : kanunluluk, kanunla iş yapma işleri kanuna bağlama(bk, kanunluk(
kanunlaştırma قانونلاشد رمه : kanun haline getir me
kanunluk قانونلك : kanun olma, kanun şeklin
de olma
kanunname 1 : قانون نامه.kanun kitabı 2.anayasa
kanunperest قانون پرست : kanuna bağlı, kanuna saygılı
kanunperestlik قانون پرستلك : kanuna bağlılık, kanuna saygı
kanunsuz قانونز : kanuna aykırı, kanundışı
kanunsuzluk قانون سزلك : kanuna aykırılık, ka-nundışılık
kaplica قالیه : lica, yer altı sıcak su kaynağı ve bu kaynak üzerine yapılan hamam
kaptan قبودان : gemilerin sevk ve idaresinden sorumlu ve yetkili kimse
kar فرع : vuruş, darbe
kar-ül lüha
YanıtlaSilkar-01 10ha
kezindeki ritm(biyo-elektrik akımı dalgaları) beyinde düşünme mer-karolasaفرع العص sopa darbesi (vuruşu(. (mec.) Hatayı hatırlatmak için işaret vermek ve ikaz etmek
kar 1 : کار.kazanç 2.is
karakakisi akıllıca iş
karasina کار اشنا isten anlar, is bilir
karaagac اغاج sin yaprakları dökülen bir
çeşit orman ağacı
Kara Kazim barabekir)
493
Karabekir (Kazim 1: قره بكر.Dünya Savaşı'nda
Irak ve Doğu Anadolu cephesinde ve kurtuluş savaşında üstün basarılar gösteren Osman--Türk paşası. (İstanbul, mi. 1882-Ankara 1948) Babası Mehmet Emin Paşadır. Askeri ortaokul, askeri lise, harb okulu, harp akede-mesini bitirip kurmay yüzbaşı olarak göreve başladı (1905). Balkanlarda çetelere karşı sa-vaştı 31 Mart olayında, olayı bastırmak için Selanik'ten İstanbul'a gelen Hareket Ordu-sunda tümen kurbay başkanı olarak görev aldı. 1910 Arnavutluk ayaklanmasını bastırdı. Balkan savaşında ve Edirne'nin savunmasın-da önemli başarılar gösterdi. I. Dünya Sava-şı'nda Çanakkale cephesinde 14. tümen içinde savaşa katıldı. Çanakkale'de Fransızlara karşı üç ay boyunca savunmasını yaptı ve kazan-dığı başarı üzerine albaylığa terfi etti (1915). Daha sonra doğu cephesinde görev aldı. Irak-ta İngilizlere, doğuda Ermeni ve Ruslara karşı savaştı. 1918 yılında Erzincan ve Erzurum'u Ruslardan geri aldı. Sarıkamış, Kars, Gümrü ve Karaköse'yi ele geçirdi. Bu başarılarından ötürü mirlivalığa (tuğgeneral) terfi etti. Er-menistan ve İran Azerbaycan'nı, işgal ederek Azerbaycan'daki İngiliz kuvvetlerini oradan çıkardı. Anadolu'nun işgaline karşı Erzurum Müdafaa-yı Hukuk Kongresini topladı. Mus-tafa Kemal'i kongreye davet etti. Bu sırada şark cephesi komutanı ve Edirne milletveki-li idi. İstiklâl savaşında batı cephesine des-tek sağlamak üzere önemli miktarda silah, cephane ve askeri malzeme gönderdi. Savaş bitince 1.Ordu müfettişi oldu. Cumhuriyet kurulduktan sonra İstanbul milletvekili ola-rak arkadaşlarıyla beraber ilk muhalefet par-tisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırka-sı'nı (partisini) kurdu ve parti başkanı seçildi (1924). Şeyh Said isyanı bahanesiyle bu parti hükümetçe kapatıldı. (1925). Partinin ömrü
Karani
93
YanıtlaSilKarani
yedi ay bile sürmedi. Kazım Karabekir Paşa 1938-1946 yılları arasında mecliste Istanbul milletvekili olarak görev yaptı. 1946 yılında meclis başkanı seçildi ve 1948'de bu görev-de iken öldü. Askerlik ve harp tarihi ile ilgili çeşitli eserleri vardır. Bunlardan başlıcaları: İstiklal Harbimizin Esasları (1933); Cihan Harbine Neden Girdik, Nasıl girdik, Nasıl İdare Ettik (1937); İstiklâl Harbimiz (1960).
tarihinde basıldı
karabet 1: قرابت.akrabalık 2.yakınlık
karabet-i nesebiye قرابت نسبیه : soyca yakınlık
karäbet-i nesliye قرابت نسلیه : yakın akrabalık.
soyca akrabalık
karabet-i rahmiye قرابت رحمه : yakın akrabalık, (anne, baba, çocuk, dede, nine, torun arasın-daki akrabalık, soyca yakınlık)
Karafi قرافی : Sihabüddin Ahmed el-Karafi( Maliki Mezhebi'nin büyük âlimlerindendir. (ölümü mi. 1285)
karain قرائن : karineler, ip uçları, belirtiler, iz-ler, işaretler
karakter 1 : فراکثر.ahlaki ve mânevi üstün özellik 2.insanın düşünce, duygu, hal ve hare-
ket tarzındaki ayırıcı temel özellikler
Karani قرانی : )Üveys-el Karani) Hz. Peygam-
ber (a.s.m.) zamanında yaşamış Yemenli bir ermiş kişi. Hz. Peygamber'i (a.s.m.) görüp O'nun sohbetinde bulunamadığı için "sahabi" olamamış, tabiînden sayılmıştır. (bk. Tabiin) Üveys-el karanî Hz. Peygamber'i (a.s.m.) görmeden O'na içtenlikle inanmış ve aşk de-recesinde bir sevgiyle O'na bağlanmıştı. Ha-yatında O'nu hep özler ve O'nu hep görmek isterdi. Fakat yanında yaşlı bir annesi vardı ve ona bakmak zorundaydı. Kendisinden başka annesine bakacak kimseleri de yoktu. Anne-sini bırakıp Medine'ye gidemezdi. Bir gün an-nesi ona Hz. Peygamber'le (a.s.m.) görüşmek üzere Medine'ye gitmesine izin vermiş. Bir de şart koşmuş. Medine'ye gidecek başka bir yere uğramayacak, Hz. Peygamber'le (a.s.m.) görüşmek üzere doğru mübarek evine uğra-yacak ve beklemeden geri dönecekti. Üveys bu şartla yola çıkar, Medine'ye varır. Hz. Peygamber'in(a.s.m.) evini sorup evi bulur. Kapıyı açana geliş sebebini söyler. Hz. Pey-gamber'in (a.s.m.) evde olmadığını öğrenir. Annesine verdiği söz üzere Hz. Peygamber'in (a.s.m.) eve dönmesini beklemez. Ve o kadar çok sevdiği ve görüşmeyi o kadar çok istediği
K
K
YanıtlaSilkarargäh
karinesiz
494 ve yapraktaki yeşil madde (klorofil) yardımı ile ve güneş ışığının enerjisinden (gucünden) (c.c.) koyduğu yaratılıs kanununa uyarak ve faydalanarak, kökleriyle aldığı su ile (Allah in "bismillah" diyerek) besin maddelerini yapar, depo eder. (Ve Allah's (c.c.) tanıyanlara bis bunları meyve, yumru gibi oluşumlarında millah" devip ikram eder. Insan da "bismillah" deyip alır ve elhamdülillah deyip şükreder)
halde O'nu göremeden memleketine döner Durumu öğrenen Hz. Peygamber (as.m.) hurkasını hediye olarak ona verilmek üzere Üveys'den övgü ile söz eder. Rivayete göre bir sonra hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) zamanlarında Üveys Medine'ye gelmiş ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) hediyesi ona verilmiştir. Medine'de Hz. Peygamber'in (as.m.) övgüsü ayırır. Hz. Peygamber'in (as.m.) ölümünden (r.a.) halifeliği zamanında Suriye Valisi Hz. gelen Siffin Savaşında Hz. Ali'nin ordusuna katılır. Bu Savaşta şehit düşer. (r.a.) (hic 37; mi 657)
Üveys-el Karanî'nin bazı dua kitaplarında yer alan münacaatı ünlüdür. Bu münacaat son derece içten, sade, özlü, düşündürücü ve do-kunaklıdır
karargah 1 : فرارگاه.konaklama yeri, kalınacak yer 2.merkez 3.askerlikte komuta merkezi
kararname قرارنامه : mahkemece yazılan ka-rar yazısı 2 alınan kararı belirten resmi yazı
kararsız 1 : قرارسز.değişken, olduğu gibi kal-mayan 2.karar veremeyen, tereddütlü, şüphe içinde
kararsızlık 1 : قرارسزلك.değişkenlik, olduğu gibi kalmama 2.karar verememe, tereddütte kal-ma, şuphe içinde olma
Karasi فراشی : Pakistan'ın en büyük şehirle rinden biri, aynı zamanda en büyük liman şehri. Karaşi, Pakistan'ın kuruluş tarihi olan 1947 yılından 1960 yılına kadar başkentti. Bu tarihte İslamabad Pakistan'ın yeni başkenti olmuştur
karavana قاراوانه : askerler için yemek dağıtma kabı
karbon قربون : )kim) kömür elementi (unsuru(, kömür atomu, atom numarası 6, atom ağırlı ğı 12, işareti (sembolü, remzi) C dir. Karbon, hidrojenle (H) birlikte besin maddelerinin te-melini oluşturur. Solunumda alınan oksijen le karbon, beden hücreleri içinde birleşince enerji açığa çıkar ve canlılar bu enerjiyi kul-lanarak hareket eder. Bu iki maddenin birleş-mesi sonucu meydana gelen karbondioksit gazı, (CO2), solunum yolu ile atılır. İnsan ve hayvanlar, bunu solunum yolu ile dışarı atar. Bitkiler ise, yapraklarında bulunan küçücük gözenekleri yardımıyle gece, bu gazın fazlası-nı atar, gündüz aynı yolla tekrar havadan alır
karamızrak, uzun saplı, sivri demir sırık
kärgir کاربرş veya tuğladan yapılmış (bina)
karn 1 : قاری.hanım eş 2.kadın 3.evli kadın
kanlaşma قاری لاشمه : kadınlaşma, kadın gibi davranma, kadına benzeme
kari okuyucu
karib قريب : yakın
karib-i müstakim قريب مستقيم : doğruya götu
ren en yakın yol
kariben قريباً : yakında, yakın zamanda
kariha 1 : فريحه.düşünme gücü ve yeteneği
2.zeká, akıl
kariha-i fitriye قريحة فطريه : doğuştan gelen dü şünme gücü ve yeteneği
kariha-i ulviye قريحة علويه : yüksek dusunme
gücü ve yeteneği
karin قارئين: okuyucular
karin 1 : قرن.yakın 2.eren, erişen, ulaşan bir-
şeyi elde eden
karin-i icabet قرین اجابت Allahinc.c.) kabulü
ne ermiş
karine ipucu, işaret, iz, belirti, emare
karine-i hal قرينة حال : var olan durumun işareti
olan manå
karine-i latife قرينة لطيفه : hos ve güzel işaret ve
ipucu
karine-i mânia قرينة مانعه : bk. karine-i mecaz(
karine-i mecaz قرینه مجاز : sözün mecaz olarak
kullanıldığına ve gerçek mānāda alınmasına engel bulunduğuna dair işaret. Buna "kari-ne-i mânia" da denir
karine-i münevvire قرينه منوره : gerçeği aydınla
tıcı işaret, ipucu
karine-i taayyün قرينة تعين : )ed.) (manaca) isa-
reti ve ip ucu
karinesiz قرینه سز : ipucu ve belirtisi olamayan
495
YanıtlaSilcortalama insan ömrü (Ortaçağda ortalama amür süresi altmış yıl) 5.(mec.) (belli asırlar 1 فرد asır, yüzyıl 2 devir, çağ 3.zaman da veya çağda yaşayan) toplum
lam- evvel ve sani ve sålls 3 قرن اول و ثانی و ثالث Hiert birinci ve ikinci ve üçüncü yüzyıl
Bartal فرط büyük ve çok güçlü yırtıcı kuş
tarul as فرع العصى: doktorun hastanın be denine vurup muayene etmesi; (mec) hatayı hatırlatmak için ikaz etmek
Karun قروت peygamber Hz. Musa (a.s.) za-manında yaşamış, zenginliği ile kendini be genmiş, dünyanın en zengin adamı olduğu halde zekâtını vermemiş ve Hz. Musa'nın (as) duasından sonra mali ile birlikte yere hatmıştır. Allah'ın (c.c.) verdiği yetenek ve banginliği kendisinden zannederek Allah'a (cc) karşı nankörlük etmiş ve bu özelliği ile anılır olmuştur (bk. Kur'an, 28: 76, 77, 78, 79,
80, 81, 82, 83)
karye فريه : yerleşim yeri, köy
karye-i irfan قرية عرفان : din ve iman ilimleri yu-
vası olan köy
art :bor, dünç
barz hasen قرض حسن : Allah (cc) rızası için ve faizsiz olarak verilen borç
kasaba: küçük şehir
kasaid: kasideler, şiirler
kasaid-i vataniye قصائد وطنيه : vatan siirleri
asas قصص : kisaslar, hikâyeler; haber olarak anlatılan ibret verici olaylar
kasatura اساتوره : askerlerin bel kayışına ta-karak taşıdıkları ve gerektiğinde tüfek ucuna takarak süngü olarak kullandıkları düz ve iki tarafı kesici, uzun, bıçağa bezeyen yakın dö-
ğüş silahı
kasavet 1 : قارة.üzüntü, keder, kaygı, sıkıntı, tasa 2.katı kalblilik, acımasızlık 3.iç sıkıntısı, iç kararması 4.mânevi gerçeklerden habersiz olmaktan ileri gelen, gaflet, duyarsızlık, etki-
lenmezlik, katılık
kasavet-i kalb 1 : قساوة قلب.kalbin duyarsızlığı, kalbin etkisiz kalması 2.katı kalplilik
kasavet-i mücesseme قساوة مجسمه : gözle gör nür acımasızlık ve katı kalplilik
kasavet-i vahşiyane قساوة وحشيانه : vahşice mer-hametsizlik, vahşilere yaraşır katı kalblilik
lasavetli 1 : فارتلی.katı, duyarsız, gafletli 2. sıkıntılı, tasalı; üzüntü verici
kasem-i cămi-i muazzam(a)
tasa vermez, güçlük çıkartmaz kasavetsiz 1.yumuşak 2. sıkıntı ve
a istek, niyet, plån, hedef, gaye ve .gayeli, planlı ve karalı istek 4.kötu niyet karar 2.gayelilik ve kararlılık, gayeli kararlılık
kasd- cedid قصد جديد : yeni niyet, başka istek
kasd hususi قصد خصوصی
: özel plan ve gaye
kasd ilahi قصد إلهي : Allah'ın (cc) gözettiği gaye, plån ve karar. (irade ve ihtiyar ve kasd-1 Ilahi: Allah'ın (c.c.) sonsuz iradesi, imkan ve ihtimallerden dilediğni seçip gerçekleştirme irade ve hürriyeti(ihtiyar) ve istek, plan ve karar(kast)
kasd-1 mahsusa قصد مخصوصه : ozel plan ve ni yet
kasd - Rabbani قصد ربانی : her şeyin sahibi ye tiştiricisi ve terbiye edicisinin (Allah'ın c. c.)
gözettiği gaye ve karar
kasd-tahsis قصد تخصيص : özel sekilde gözeti-
len gaye, karar ve istek
kasd- tezyin قصد تربين : susleme gaye ve isteği
kasdedilmek قصد ايدلمك : istenmek, niyet edil-
mek, hedef alınmak, hedef edinilmek, plånla-nıp kararlaştırılmak
K
kasden 1 : قصدا.plânlı, gayeli ve kararlı olarak 2.gaye gözeterek, gaye edinerek 3.bilip isteye-rek, tasarlayarak
kasdi 1 : قصدى.planlı, gayeli ve kararlı 2.şuur-lu(bilinçli) ve istekli, bilerek ve isteyerek
kasdetmek (kastetmek قصد ابتمك : istemek,
niyet etmek, gaye edinmek, hedef almak, he-def edinmek, plånlayıp kararlaştırmak
kasd u azmetmek قصد عزم ايتمك : kastetmek ve azmetmek, niyet etmek ve kesinlikle yapma-ya karar vermek
kasd u hikmet قصد و حکمت : kasd ve hikmet istek ve gözetilen gaye ve fayda
kasd ve hikmet قصد و حکمت : istek ve gözetilen gaye ve fayda
kasetas çanak; içine sıvı madde ko-nup içilen çukur kap 2.çanağa benzer çukur-luk
kaselis کاسه ليس : dalkavuk, yaltakçı, çanak ya-
layıcı
kasem قسم : yemin, and
kasem-i câmi-i muazzam (a( قسم جامع معظمه : bir çok mânâları kendinde toplayan(câmi) büyük yemin
Abartı kendini kaybetmiş hakikattır.
YanıtlaSilHalil Cibran
Acaba dünyada başkalarının tecrübelerinden istifade edecek kadar akıllı bir insan var mıdır?
Voltaire
Acele edersen yapılan işler eksik olur. Küçük kazançları gözlersen büyükten olursun.
Konfüçyüs
Acele etme ama tembellik de etme.
Johann Goethe
Acı anlayışınızı saklayan kabuğun kırılmasıdır.
Halil Cibran
Acı çabuk unutulur, sevinç ise ebedidir.
Johann Schiller
Acı çekenler ile acı çektirenler aynıdır.
Arthur Schopenhauer
Acı çekmek ölmekten daha çok cesaret ister.
Napoleon Bonaparte
Acı çekmemiş bir ruh mutluluktan ne anlar?
George Sand
Acı çekmeyenler başkalarının acı çekebileceğini akıllarına bile getirmezler.
Samuel Johnson
Acı gerçeği anlayarak bilincine vararak haykırmalıyız; böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek. Tüm davranışlarımızı ona göre belirlemeliyiz.
Aziz Nesin
Acı hissetmemek duyguların kesintisi demektir.
Charles Bukowski
Acı masuma da yalan söyletir.
Publilius Syrus
Acı tanımamış olmak büyük bir acıdır.
Marcus Cicero
Cumhur Sinan Özdemir
YanıtlaSil2
Acı tatlı şeyler dıştan, zorluk ise içten, kendi çabalarımızdan gelir.
Albert Einstein
Acılar da acılaşıyor gittikçe sanki, bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuk-lar gibi.
Edip Cansever
Acılar ve sevinçler birbirine komşu.
Geoffrey Chaucer
Acıların en acısı kendi kendimize çektirdiğimizdir.
Sophokles
Acıların gün ışığına çıkarıldığı yerde, eninde sonunda doğruluk hüküm sürecektir.
George Washington
Acılı bir hayatla hayatsızlık arasında bir seçim yapmamı söyleseler, hiç du-raksamadan acılı hayatı seçerim.
William Faulkner
Acının fazlası güldürür, neşenin fazlası ağlatır.
William Blake
Acının ödülü tecrübedir.
Aeskhylos
Acınmaktansa kıskanılmak daha iyidir.
Heredot
Acısız kazanç yoktur.
Benjamin Franklin
Acıyı bilmeyenin merhametine inanılmaz.
Cenap Şahabettin
Acizler için imkansız, korkaklar için müthiş görünen şeyler kahramanlar için idealdir.
Mustafa Kemal Atatürk
Aczini duymayan adam hakikaten kuvvetli değildir.
Cenap Şahabettin
Aç insan kolay kandırılır.
Katherine Mansfield
Yaşamı Taçlandıran Özlü Sözler
YanıtlaSilAçgözlülük içsel bir boşluğun sonucudur.
3
Erich Fromm
Açgözlüye dünyayı bile bağışlasan yine gözü doymaz.
Roger Bacon
Açık kalple konuşan düşman, içten pazarlıklı dosttan daha iyidir.
Beydaba
Açıkça ortada olanın analizini yapmak, çok sıra dışı bir akıl gerektirir.
Alfred Whitehead
Açıklık politikayı temizleyecek unsurlardan birisidir. Hiçbir şey açıklık kadar politikadaki kötü uygulamaları kontrol edemez.
Woodrow Wilson
Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.
Andre Gide
Açlık beceri öğretir.
Lucius Seneca
Açlık en akıllı balıkları bile oltaya getirir.
Johann Goethe
Açlık kötü danışmandır.
Publius Maro
Açlık var olduğu sürece barış etkili olmayacaktır.
Willy Brandt
Açlıktan ölen bir köpeği alıp onu doyurursanız sizi ısırmaz. Köpekle insan arasındaki en temel farklılık budur.
Mark Twain
Açlıktan öleni bir sandık altın diriltemez.
Publius Maro
Açlıktan ölüyorsan, dost sana kapısını açıyor seni sofraya götürüyor, senin için süt tasını dolduruyor, ekmeği bölüyorsa, içtiğin şey gülümsemedir.
Saint-Exupery
Adalet ancak, gerçekten; mutluluk ancak, adaletten doğabilir.
Anatole France
-۱۸۹۰ - اَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيح شحيح تخشى الْفَقْرَ وَتَأمل البقاء ولا تمهل حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الخَلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنِ كَذَا وَلِفُلان كَذَا الأَ وَقَدْ كَان
YanıtlaSilالفلان" (حم م خ د ن عن ابي هريرة)
1890- Sen sıhhattayken, mala kıyamazken, fakirlikten korkarken ve yaşamayı umarken tasadduk et. Can hulkuma (bo-da) falana şunu veriyorum, şu da falanın olsun deme. Zaten o ğaza) gelinceye kadar tehir etme. (Can boğaza gelip dayandığın zaman o falanın olmuştur bile.
۱۸۹۱ - أَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ بْنِ هَاشِمِ بْنِ عَبْدِ مَنَافٍ بِنْ قُصَى بْنِ كِلابِ بْنِ مُرَّةِ بْنِ كَعْبِ بْنِ لُؤَى بْنِ غَالِبِ بْنِ فَهْرِ بْنِ مَالِكِ بْنِ النَّضْرِ بْنِ كِنَانَةِ بْنِ خُزَيْمَةِ بْنِ مُدْرِكَةِ بْنِ الْيَاسِ بْنِ مُضَرِ بْنِ نِزَارٍ وَمَا افْتَرَقَ النَّاسُ فَرْقَتَيْنِ إِلا جَعَلَنِي اللهُ فِي خَيْرِهِمَا فَأَخْرِجْتُ مِنْ بَيْنِ أَبَوَى فَلَمْ يُصِيبَنِى شَيْءٌ مِنْ عَهْدِ الْجَاهِلِيَّةِ وَخَرَجْتُ مِنْ نِكَاحٍ وَلَمْ أَخْرُجْ مِنْ سِفَاحٍ مِنْ لَدُنِ آدَمَ حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى أَبِي وَأَمَى فَأَنَا خَيْرُكُمْ نَفْسًا وَخَيْرُكُمْ أَبًا (كَ في تاريخه في في الدلائل وضعفه والديلمى وكر عن انس
1891- Ben Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib b.
Haşim b. Abdi Menaf b. Kusayy b. Mürre b. Ka'b b. Lüey b. Galib b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kenane b. Huzeyme b. Müdrike b. ilyas b. Mudarr b. Nizar'ım. İnsanlar iki fırkaya ayrılmışlarsa mutlaka Allah beni onların hayırlısı olanından kılmıştır. Ebevey-nimden çıkıp dünyaya geldim. Cahiliyet zamanının kötü şeyinden bana hiç bir şey isabet etmedi. Adem Aleyhisselam'dan anne ve babama gelinceye kadar neslimde hiç karışıklık yoktur. Binaena-leyh ben bir nikah mahsulüyüm, sifah (fuhuş, zina) mahsulü deği-lim. Ben nesep ve ecdat itibarı ile en hayırlınızım.
۱۸۹۲ - اَنَا قَائِدُ الْمُرْسَلِينَ وَلَا فَخْرَ وَأَنَا خَاتِمُ النَّبِيِّينَ وَلَا فَخْرَ وَأَنَا أَوَّلُ شَافِعٍ وَمُشَفَّعٍ وَلَا فَخْرَ* (الدارمي وابن عساكر عن جابر)
474
1892. Ben peygamberlerin kaidiyim (öncüsüyüm). Övün-me yok. Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Övünme yok. Ben ilk sefaat eden ve kendisine ilk şefaat payesi verilen bir peygam-berim, (bütün bunlara rağmen) övünme yok.
YanıtlaSil۱۸۹۳ - أَنَا سَابِقُ الْعَرَبِ إِلَى الْجَنَّةِ وَسَلْمَانُ سَابِقُ فَارِسِ إِلَى الْجَنَّةِ وصهيب سَابِقُ الرُّومِ إِلَى الْجَنَّةِ وَبِلال سَابِقُ الحبشة إلى الجنة" (طب وابن أبي حاتم في العلل
و ابن عساكر ض عن ابي امامة
1893- Arapların içinde ilk cennete gidecek benim. Farisi-lerin içinde ilk cennete gidecek Selman'dır. Rumların içinde (müs-lüman olmuş rumlardan) ilk cennete gidecek Suheyb'dır. Habeşli-ler arasında ilk cennete gidecek Bilal'dir.
١٨٩٤ - أَنَا وَاقِفٌ بَيْنَ يَدَى رَبّى عَزَّ وَجَلَّ مَا شَاءَ اللهُ ثُمَّ اخْرُجُ وَقَدْ غَفْرَ الله لي ثُمَّ أَبُو بَكْرٍ يَقفُ كَمَا وَقَفْتُ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يَخْرِجُ وَقَدْ غَفَرَ اللهُ لَهُ ثُمَّ عُمَرُ يَقِفُ كَمَا وَقَفَ أَبُو بَكْرٍ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يَخْرُجُ وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَهُ قِيلَ وَعُثْمَانُ قَالَ عُثْمَانُ رَجُلٌ ذُو حَيَاءٍ سَئَلْتُ رَبِّى عَزَّ وَجَلَّ أَنْ لَا يُوَقِّفَهُ لِلْحِسَابِ فَشَفَعَى
ابو الحسن الجوهري في اماليه وابن عساكر عن على قال قلت يا رسول الله من أول من يدعى إلى الحساب يوم القيمة قال فذكره) 1894- Ben kıyamet günü Allah'ın huzurunda Allah'ın di-
lediği zamana kadar duracağım. Sonra şefaat etmek üzere hu-zurdan ayrılacağım. Sonra Ebu Bekir duracak (benim iki kere durduğum gibi), sonra bağışlanmış bir halde huzurdan ayrılacak. Sonra Ömer (Ebu Bekr'in iki kere durduğu gibi) duracak, huzur-dan bağışlanmış bir halde ayrılacak. "Osman da duracak mı?" diye soruldu. Şu cevabı verdiler: "Osman da. Çünkü o haya sa-hibi bir kişidir. Rabbim Azze ve Celle'den onu hesapta fazla bek-letmemesini niyaz ettim, kabul buyurup bana ona şefaat etme hakkını verdi.
1G
١٨٩٥ - أَنَا وَأَصْحَابِي خَيْرٌ وَالنَّاسُ خَيْرٌ لا هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ ونية ش ط حم طب ك ق فى الدلائل عن ابي سعيد ورافع بن خديج وزيد بن ثابت)
475
624
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Allah'ın duşmanı, Resulüllah'ın S.A. düşmanı Ebu Cehil de geldi. Re-sulullah S.A. efendimizi, böyle nur içinde ve heybetli görünce, kendi kendine:
Bunda bir sır var.. Gidip sorayım; eza ile mahzun edeyim
Diye eza kasdı ile, yanına gelip oturdu. Alay ederek:
Ya Muhammed, sende sürur var. Yine faydalı bir şey mi bul-
dun?.
Dedi. Resul-ü Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem:
Evet..
Deyince, Ebu Cehil:
Nedir?.
Dedi; Resulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:
Bu gece Cebrail a.s. geldi. Uyanık halimde beni götürdü.
Ebu Cehil sordu:
Nereye götürdü?.
Resulüllan S.A. efendimiz anlattı:
Beyt-i Mükerreme'den Mescid-i Aksa'ya götürdü.
Ebu Cehil sordu:
Bu gece Mescid-i Aksa'ya vardın; sonra dönüp Beyt-i Müker-reme'ye gelerek aramızda mı sabahladın?.
Resul-ü Huda, Şefi-i Ruz-ü Ceza efendimiz şöyle buyurdu:
Evet..
Ebu Cehil şu teklifte bulundu:
Kavmini şimdi çağırsam, bana verdiğin haberi onlara da ve-
rir misin?.
Resul-ü Muhterem S.A. efendimiz, onun bu sözüne de:
- Evet..
Buyurarak cevap verince, Ebu Cehil yüksek sesle şöyle hağırdı:
- Ey Kaab oğulları Kureyş, gelin gelin...
Onlar gelip oturdukları zaman, Ebu Cehil, Resulüllah S.A. efen-dimize şöyle dedi:
Bana verdiğin haberi, bunlara da söyle.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:
Bu gece Cebrail a.s. gelip beni götürdü.
Sordular:
Nereye götürdü?.
Resulüllah S.A. efendimiz anlattı:
- Beyt-i Makdis'e götürdü.
Dediler ki:
Bu gece Beyt-i Makdis'e gittin; tekrar gelip aramızda mi sa-bahladın?.
Server-i Enbiya Nur-u Çeşm-i Asfiya Resulüllah S.A. efendimiz, onların bu sorusuna da şöyle buyurdu: Evet..
Ama onlar, Resulüllah S.A. efendimizin bu haberini yalanladılar; inanmadılar.
KARA DAVUD
YanıtlaSil625
HAZRET-1 EBUBEKİR'İN R.A. MİRAC HABERİNİ
TASDIK ETMESİ
Hazret-i Aişe-1 Sıddıka r.a. bu haberi şöyle anlattı:
Daha önce iman edenlerden bazı kimseler, bu Mirac haberini işittikleri zaman, inkâr edip mürted oldular.
Müşriklerden bazıları da, Hazret-i Ebu Bekir'e r.a. gidip bu ha-beri söyledikleri zaman, Ebu Bekir r.a. sordu:
Bunu söyledi mi?.
Evet söyledi.
Dedikleri zaman, Ebu Bekir r.a. şöyle dedi:
Eğer söylediyse.. gidip geldiğine dair haberi gerçektir. Bu ha-berinde doğrudur.
Tekrar şöyle dediler:
Sen, bu gibi sözleri ile onu tasdik eder misin?.
Ebu Bekir r.a. cevap veril:
rim. Bundan daha uzağa vardım geldim, dese onu dahi tasdik ede-
İşte, o günden itibaren, Hazret-i Ebu Bekir'e SIDDİK, lakabı verildi.
Orada hazır olan müşrikler, Resulüllah S.A. efendimize şöyle de-
diler:
Eğer Beyt-i Makdis'e gittiysen, biz onun vasfını biliriz. Onun şeklinden sorduklarımıza dair doğru haber verebilir misin?. İçimizde, defalarca, oraya gidip gelenimiz var. Eğer vakıaya uygun haber verir-sen, oraya gittiğinin gerçek olduğu haberi bundan bilinir.
Bundan sonra, Beyt-i Makdis'in bazı vasıflarından sormaya baş-ladılar.
Bu anda, mutlak güçlü şanlı Allah, Beyt-i Makdis'i Resulüllah S.A. efendimizin önüne aşikâre izhar eyledi. Her neden sordularsa, Resulüllah S.A. efendimiz, onun şeklini, rengini anlattı. Resulüllah S.A. efendimizin yaptığı bu vasfı işitenler:
Vallahi, anlattığı bu vasıfların cümlesi doğrudur. Oraya gidip gelmeyenler böyle anlatamaz.
Sonra, şöyle dediler: ver. Oraya gidip geldiğin bize yetmez. Bize karvanlarımızdan haber
Resulüllah S.A. efendimiz, bunu da şöyle anlattı:
Falan kabilenin kervanına Revha, denilen yerde rasladım. Bir deve kaybetmişlerdi; onu arıyorlardı. Ben susamıştım. Bir bardak do-lusu su duruyordu; onu alıp içtim. Yine o bardağı yerine koydum. On-lar geldikleri zaman, sorun, bardaklarında su buldular mı?.
Sonunda o kervan geldi. Durumu, Resulüllah S.A. efendimizin bu-yurduğu gibi sordular. Onlar da bu haberi doğrulayıp şöyle dediler:
F. 40
35
YanıtlaSil$58. Cehennemin dibine dek. (la cehennem üz-zübera)
859. Cennet, anaların ayağı altındadır.
860. Cezalandırmayı bırakıp güçlü olanın verdiği bağışlama, ne de güzeldir!
$61. Cinnet, yanılmasıyla, kendi oyununa gelir.
862. Cömertlik, vardan olur.
863. Çalma kapımı, çalarlar kapını. (Men dakka dukka.)
864. Çelimsizleri yenmek, yenilmekle birdir.
865. Çocuk, babanın yolundadır. (Çocuk, babaya çeker.)
866. Çok söylemek, kailinin zararını mucip olur. (Selamet ül-insan fi hifz ül-lisan.)
867. Çok şeye birden başlayan, hiç birini bitiremez.
868. Çölde, hangi su olursa olsun!
869. Dallar düzeltilebilir, ama yaşlı ağacın gövdesi düzelmez.
870. Davul gibi: sesi gür, içi bomboş.
871. Dayanan, utkuya kavuşur.
872. Demiri kızgınken döv.
873. Denediğin bir kimseyi yeniden denemek, pişmanlıktan başka sonuç vermez.
874. Deneyimli, akıllıdan yeğdir.
875. Derini, öz tırnağın gibi hiçbir şey kaşiyamaz.
876. Deve aç kaldığı zaman hörgücünü, insan aç kaldığı zaman namusunu yer.
877. Devenin belini, en sonunda, bir saman çöpü kırar.
878. Devlet çarkını, bir eşek bile döndürür. (Zehvet ül-devle bil-bevle.)
879. Diken eken. gül toplamayı ummamalı.
880. Dilin kemiği yoktur. ama kemiği parçalar.
881. Dilini kaydırmaktansa, ayağını kaydırmak daha iyidir.
882. Dilini tutması, insanın selametidir. (Hifz ül-lisan, selamet ül-insan.)
883. Dinin yansı da insaftır. (El-insaf nisf-id-din.)
884. Dirsek vuruşu ile dul kadın vuruşu birden can yakar, ama çok sürmez.
885. Dizginleri gerçek biniciye ver.
886. Doğa bize konuşmak için bir tek. dinlemek için iki organ vermiş; konuşmaktan çok dinlememiz gerektiğini anlamalıyız.
887. Doğru söz, ant istemez.
888. Doğru yolda yürüyen kimsenin durumu, aslan yürüyüşünden daha görkemlidir.
889. Doğruluğa inanan, hırsa kapılmaz.
890. Doğruluktan daha yüce bir şey yoktur.
891. Doğum, ölümün habercisidir.
892. Dostsuz kalan, tek kollu, demektir.
33
YanıtlaSil791. Acımasızı kimse sevmez, herkes bir an önce toprağın altına girmesini bekler.
792. Aç eşek, semerini de yer.
793. Aç karın, yağlı yüz.
794. Adalet mülkün ve her şeyin temelidir.
795. Adaletsiz bir ülke, güneşsiz dünyaya benzer.
796. Adamı tanımak istersen, eline iktidar ver.
797. Ağaçlar ne denli yapraklanırsa, o denli az meyve verir; kitaplar da öyledir.
798. Ağızla göz, yüreğin aynasıdır.
799. Ahmağa yanıt: susmak. (Cevab ül-ahmak: sükût.)
800. Ak bir gerdanın, gerdanlığa gereksinimi yoktur.
801. Akçe merhemdir.
802. Akıl için tarik (yol) birdir.
803. Akıl körelince, gözlerin yararı az olar.
804. Akıl ve bilgiye yaşamını veren ölmez.
805. Akıllı düşman, ahmak dosttan yeğdir.
806. Akıllı insanlarla görüşünüz: aptalsan bir şeyler öğrenirsin, akıllıysan erginleşirsin.
807. Akıllının bir günü, aptalın bir yılından daha değerlidir.
808. Akıllının dili yüreği, aptalın yüreği de dilidir.
809. Akraba akrabayı beslemek zorunda değildir. ama yoksulları düşünmek de akrabalık ödevlerinin en başında gelir.
810. Akrep, hem sokar, hem bağırır.
811. Allah daha iyi bilir. (Allahü alem bis-sevab.)
812. Allah tarafından. (Min taraf-illah Min kıbel-ir rahman.)
813. Ana sütunün iyilik öğretmediği kimseye dayak bile yardımcı olamaz.
814. Anan ve baban (ebeveynin) kafir olsalar da onlara saygı göster!
815. Anasının gözünde maymun bir gazaldir.
816. Anha, minha. (Şundan, bundan).
817. Aptala bin akıl versen de o gene kendi aklını beğenir.
818. Aptalın diploması alnındadır.
819. Arayan bulur, isteyen olur.
820. Arife bir işaret yeter. (El-arif yek-fiye-t-ül-işaret.)
821. Aslanın sırtına binersen, pençesinden sakın.
822. Aslanların en düşkünü olmak, tilkilerin başı olmaktan iyidir.
823. Aşk, körlüğün arkadaşıdır.
824. Aşk yedi saniye, düş yedi dakika, mutsuzluk yaşam boyu sürer.
825. Ava çıktık, bir nesne avlayamadık, elimizde olanı da yitirdik.
32
YanıtlaSil763. Yaşlı bir sığır, asla ötekilerin peşine düşmez.
764. Yaşlı papağana yeni numara öğretilmez.
765. Yavaş erkeklerden, hızlı atlardan uzak dur!
766. Yemek buldun mu yemelisin, dayak buldun mu kaçmalısın.
767. Yemekte iyi şarap içilmişse, kahve ile konyağa gerek yoktur.
768. Yenemediklerinle birleş.
769. Yeni para, çekilip, eski paranın yorulmasını bekler.
770. Yere düşene bir tekme de sen vurma, hemen kaldır onu.
771. Yerde yatarken, hiç kimseye güvenme!
772. Yiğit adamın bakışı, korkağın kılıcından daha çok düşmanı titretir.
773. Yitirmekten yılmayan, kazanmanın eşiğindedir.
774. Yoksulluk, insanı keskinleştirir.
775. Yurttaşların güvenini bozuk işler yüzünden yitirirseniz, onların saygısını ve itibarını artık hiç kazanamazsınız. Bütün insanları kimi zaman aldatabileceğiniz doğrudur, bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman aldatamazsınız. (Aslında ABD Cumhubaşkanı Abraham Lincoln'in (1809-1865) bir sözüdür, ama atasözü gibi kullanılır.)
776. Yutabileceğinden büyük lokma koparma.
777. Yükü ağır vicdanın cellada gereksinimi yoktur.
778. Yürekli biri olarak ölmek, korkak biri olarak ölmekten daha iyidir.
779. Yürürken sakız çiğnenemez.
780. Zaman affetmez.
781. Zaman en iyi hekimdir.
782. Zaman en iyi ilaçtır.
783. Zaman en iyi öğretmendir.
784. Zaman paradır. (Vakit nakittir.)
785. Zor iş vardır, ama imkânsız yoktur.
786. Zorla değil, ancak sabırla elde edebilirsiniz.
787. Zorluk seni zorlayana dek, sen zorluğu zorla.
ARAP ATASÖZLERİ
GENEL ARAP ATASÖZLERİ
788. Acele şeytandandır, teenni ise Tanrı'dan. (El-aceletű mineş-şeytan, et-teenni miner-Rahman.)
789. Acı gerçek, sevinç veren yalandan daha iyidir.
790, Acı, sabırlıyı arar.
erde
YanıtlaSil31
729. Tanrı, özgürlüğu ancak onu sevenlere verir.
730. Tanrı'sını yitirmeyen, hiç bir şey yitirmemiş, demektir.
731. Tanrı'ya inanıyoruz, başkalarına sadaka vermeliyiz.
732. Tarih, tekerrür eder.
733. Tavukla tartışan solucan yanılır
734. Tecimin yıktığı bır tek ulus yoktur.
735. Tembele her iş zordur, çalışkana her iş kolaydır
736. Tilkiyi en iyi tavuk tanır.
737. Tutumluluk, en güzel ibadettir.
738. Tüyden ördek eti olmaz.
739. Uğur, hazırlıkla fırsatın karşılaştığı köşebaşıdır.
740. Umudu olmayan, dünyanın en yoksul adamıdır.
741. Uygun bir alıntı, özgün bir düşünce denli iyidir.
742. Vakti boşa harcama, o, yaşamın ana hammaddesidir.
743. Varsıllığa giden yol, bilmek istersen, pazara giden yol denli yalındır.
744. Varsıllık, genel olarak, iki şeye dayanır: çalışmak, tutumlu olmak..
745. Vermek, almaktan iyidir.
746. Viskinin üstesinden gelirim, sanırsan, viski senin tüstenden gelir.
747. Ya derdini anlat, ya da dırdır etmeyi bırak.
748. Yağmur, doğanın sevinç gözyaşlarıdır.
749. Yanlış yan, ama bizim yanımız.
750. Yanlış yapmayan, hiç bir şey yapmıyor, demektir.
751. Yanlışın neresinden dönülse kärdır.
752. Yapamayanlar öğretir, öğretemeyenler ukalalık eder.
753. Yaprak, ağaçtan uzağa düşmez.
754. Yarın, başka bir gündür.
755. Yarın, bundan sonraki yaşamının ilk günüdür.
756. Yasa yasadır.
757. Yasalar, her zaman, suçlunun yanındadır.
758. Yaşam, bir bisiklet gibidir; pedalı çevirmeyi durdurduğunda, kendini yerde bulursun.
759. Yaşam, sürprizlerle doludur.
760. Yaşamda her şey paraya bağlı değildir.
761. Yaşayan görür.
762. Yaşam yokuşunu tırmanırken rastladığımız kimselere iyi davranalım, çünkü inişte onlara gene rastlarız.
30
YanıtlaSil695. Pek çok kimse, kaçmaktan korktuğu için, yürekli sanılır.
696. Politikacı, çit üstünde oturan bir hayvana benzemesine karşın, iki kulağını yerde tutmasını bilir.
697. Politikada insanlar ilkelerin üstüne çıkmayı öğrenmeli.
698. Politikaya atılmazdan önce, iyi bir terzi ile berber bulmaya bakın.
699. Postacı kapıyı iki kez çalar.
700. Reklam, kazandırır.
701. Renklerle zevkler tartışılmaz.
702. Sabırsız olan, yanlış yapar.
703. Sadakat onurdan üstün değildir.
704. Sağır duymazsa, uydurur.
705. Sakınılan (esirgenen) göze çöp batar.
706. Savaşa gitmeden dua et, denize çıkmadan iki kez dua et, evlenirken üç kez.
707. Savaşacak güç ve silahı bulunmayanlar, hiç değilse, nazik davranmalıdır.
708. Seçim yılında olmaz olmaz.
709. Seni seviyorsam, aileni de sevebilirim.
710. Seven kadın her şeye uyum gösterir.
711. Sevgi denen savaşımda, kaçan, yenen yerindedir.
712. Sevmesini de bil, dövmesini de.
713. Sıkıntılar kanatlı olarak gelir, yaya olarak gider.
714. Silahla yaşayanlar, silahın kurbanı olurlar.
715. Sohbet, kavgadan iyidir.
716. Sol elinizin yaptığını, sağ eliniz bilmesin.
717. Söyleyecek sözü olmayan, yüksek sesle konuşur.
718. Şapka başımdaysa, içi boş, demektir.
719. Şarabın nasıl olduğunu anlamak için, bütün şişeyi içmek gerekmez.
720. Şaşkınlık, bilgisizliğin maskesidir.
721. Şeytan, ayrıntıda gizlidir.
722. Şişman adam savaşta başarılı olamaz, çünkü ne savaşabilir, ne de kaçabilir.
723. Şişman kadın şarkı söylemeden opera bitmez.
724. Şu andan daha iyi zaman yoktur.
725. Tahminin doğru çıkarsa yiğitsin, yanıldığını anlarsan hapsi boylarsın.
726. Talih bir kez güldü mü, talaşla beyin arasında ayrım yoktur.
727. Tanrı insanı yarattı, Samuel Colt onu başkalarıyla eşit kıldı.
(S. Colt (1814-1862): Amerikalı mühendis, otomatik tabancanın mucidi.)
728. Tanrı misafirine kapı her zaman açıktır.
29
YanıtlaSil660. Maşa varken, ateş elle tutulmaz.
661. Mahkemede kaybeden, aşkta kazanır.
662. Mutlu et ki, seni de mutlu etsinler!
663. Mutlu görünmek için, önce, mutlu olmak gerek.
664. Mükemmel bir kadının üç özelliği olmalı: annelik, arkadaşlık, hoppalık.
665. Müşteri, her zaman haklıdır.
666. Ne denli ağır düşersen, o denli zıplarsın.
667. Ne vaktini boşuna harca, ne de paranı, ama ikisini de iyi kullan.
668. Ne zaman ne yapacağını bilmeyenin günleri hep kısadır.
669. Nerede doğa en azını yaparsa, orada insanoğlu en çoğunu yapar.
670. Odununuzu kendiniz keserseniz, iki kez ısınmış olursunuz.
671. Olmayan haber, iyi haberdir.
672. Onurunla yaşa, hayatın mükemmel olsun!
673. Öfkeyle kalkan, zararla oturur.
674. Öğrenim, sağduyunun gözüdür.
675. Öküz boynuzundan, insan ise dilinden yakalanır.
676. Ölü bir adamdan başkasına güvenme!
677. Ölüler konuşamaz.
678. Önce insan iyi yaratılır, sonra kötülüğe alıştırılır.
679. Önündeki lokma, boş bir tabaktan daha çok karın doyurur.
680. Öyle görünüyor olması, bir şeyin öyle olduğunu göstermez.
681. Öylesine okumuş bir insan ki, atın dokuz yabancı dildeki karşılığını bilir, ama öyle bilgisiz ki, binmek için, tuttu, bir inek satın aldı.
682. Özgürlük para gibidir, harcanmadan önce kazanılmalı.
683. Papaz her zaman pilav yemez.
684. Para, akıllı insanlara hizmet eder, ancak akılsızlara egemen olur.
685. Para aşkı satına almaz, ama uygun pazarlık ortamı yaratır.
686. Para her derde devadır.
687. Para, her şey değildir.
688. Para konuşur. (Money talks.)
689. Para, mutluluk dışında, her şeyi satın alabilir.
690. Para, mutluluk getirmez.
691. Paranın açamayacağı kapı yoktur.
692. Parasıza kese gerekmez.
693. Parayla görgü ve soyluluk alınmaz.
694. Parlayan her şey altın değildir.
28
YanıtlaSil626. Kan, sudan daha koyudur.
627. Kaplanın sırtında hüküm sürmeye kalkanlar, bir gün gelir o kaplana yem olurlar
628. Karanlığın ardından her zaman güneş doğar.
629. Karnın tok, sırtın pekse, senden iyisi yoktur.
630. Kedi ulaşamadığı ciğere "mundar" dermiş.
631. Kedinin dokuz canı olur.
632. Keman ne denli eski olursa, sesi o denli iyi olur.
633. Kendi işini kendin gör!
634. Kılıçla yaşayan, kılıç yarasıyla ölür.
635. Kılık-kıyafet insanı adam etmez..
636. Kimi kadınlar olgunlaştırır, kimisi de çocuklaştırır.
637. Kimse kusursuz değildir.
638. Kimse sonsuza dek yaşayamaz.
639. Kol kırılır, yen içinde kalır.
640. Kolay kazanılan, kolay yitirilir.
641. Komşunu sev, ama bahçe duvarını yıkma.
642. Konuklar ve balıklar, üç gün sonra kokmaya başlar. (Bizdeki karşılığı: Konukluk üç gündür.)
643. Konuşmadan önce yürümeyi öğrenmeli, insan.
644. Korkunun ecele yararı yoktur.
645. Köpek kuyuruğunu sallayacağına, kuyruk köpeği sallıyor. (Not: Buradaki "köpek" sözcüğü hakaret değil, yalnızca "gövde" demektir.)
646. Kör arının balı, acı olur.
647. Kölelerin onuru olmaz.
648. Körler ülkesinde tek gözlü adam, kral olur.
649. Kötü şans olmasa, iyi şans da olmazdı.
650. Kötü şeyler, her zaman, iyi insanların başına gelir.
651. Kullandıkça keskinleşen tek alet dildir.
652. Kullanmasını bilmeyenin elindeki silah, düşmanın elinde sayılır.
653. Kumarda yitiren, aşkta kazanır.
654. Kurt dişlerini yitirebilir, ama huyunu asla değiştirmez.
655. Kusursuz (mükemmel) cinayet olmaz.
656. Küçük balık, boş tabaktan daha iyidir.
657. Küçük bir taş, koca bir dağdan yeğdir.
658. Küçük tencere, çabuk kaynar.
659. Kümesin bekçiliğini tilkiye bırakma.
26
YanıtlaSil560. Güneş, balçıkla sıvanmaz.
561. Güven, her savaşı kazandırır.
562. Güveninizi paraya koymayın, paranızı güvene alın.
563. Güzelliğe bakıp aldanma.
564. Güzellik geçicidir.
565. Güzellik, karın doyurmaz.
566. Hamuru yoğuran el, dünyayı yönetir.
567. Havlayan köpek, asla ısırmaz.
568. Her adamın, bilseydi, altın yumurtlayan bir kazı olurdu.
569. Her ayrılık, bir başlangıçtır.
570. Her iyi kadının yeri evidir.
571. Her kapalı göz uyumaz.
572. Herkes Tanrı'nın evine girebilir.
573. Herkes uzun süre yaşamalı, ama hiç kimse yaşlanmamalı.
574. Herkesin zehri kendinindir.
575. Her köpek, nasibini alır.
576. Her meslek erbabı bir gün değerlendirilmeyi umar, ama bir yönetici yalnızca bağışlanmayı bekler.
577. Her şeyin bir kuralı vardır.
578. Her şeyin bir kuraldışı vardır.
579. Her şeyin bir sonu var.
580. Her şeyin bir zorluğu var.
581. Hırsızdan çalan hırsız, sonsuza dek affedilebilir.
582. Hırsızlama su, tatlı olur.
583. Hızlı giden, tez yorulur.
584. Hiç bir evlilik, kusursuz değildir.
585. Hiç bir fatura, karşılıksız değildir.
586. Hiç bir şey, gömülmeden ölmüş sayılmaz.
587. Hiç bir şey, göründüğü denli kötü değildir.
588. Hiç bir yer ve zaman, hiç kimse, karşılıksız, hiç bir şey olamaz.
589. Hiç fıstık satmasan da fıstık tablasından uzaklaşma!
590. Hiç kimse göründüğü gibi değildir.
591. Hiç kimse mükemel değildir.
592. Hiç kimsenin, iyi bir yalancı olabilecek denli güçlü bir belleği yoktur.
593. Irmaklar tersine akmaz.
594. İçinde ayı olup olmadığı bilinmeden, ine girilmez.
25
YanıtlaSil525. Düşmanını gözünün önünden ayırma!
526. Düşmanları dost etmek için acıma gerekir.
527. Düşünülecek üç şey var yaşam, ölüm, sonsuzluk.
528. Eden bulur.
529. Eğilmezsen, kırılırsın.
530. Elçiye "zeval" yoktur.
531. Elimizde bir silah olmayınca, neler görürüz!
532. En büyük başarı, başarmaktır.
533. En büyük düşman, cehalettir.
534. En büyük düşmanın, kendinden başkası değildir.
535. En iyi bakımlı sürülerde bile, kötü kuzu bulunur.
536. En iyisini düşün, en kötüsüne hazırlan.
537. En umulmayacak yerde, iyiniyet, cenneti yaratır.
538. Erdem, cehaletini kabul etmekle başlar.
539. Erdemli olmaya çalışırsan, çokluk, mutlu olursun.
540. Erkeği ayakta tutan tek şey, sözüdür.
541. Erkeğin evi, erkeğin şatosudur.
542. Erkek kalbine giden yol, yemeklerden geçer.
543. Erkekler ağlamaz. (Boys don't cry.)
544. Erken açan çiçekler, vaktinden önce ölür.
545. Erken davranan, kârlı çıkar.
546. Erken kalkan kuş, geç kalkanın kahvaltısına konar.
547. Erken kalkan, yol alır.
548. Erken yola çıkan, kolay mola verir.
549. Eski dost, düşman olmaz.
550. Eski zaman genç kızı utanınca kızarırdı, şimdiki genç kız kızarınca utanıyor.
551. Eşinin ölümünden ötürü duyduğu acı, erkek için, dirsekteki acı gibidir: yeğin, kısa süreli.
552. Ev alma, komşu al!
553. Evlenmeden önce gözünüzü dört açın, evlendikten sonra yarı yarıya kapayabilirsiniz.
554. Geç gitmek, hiç gitmemekten iyidir.
555. Gerçek, insanı rahatlatır.
556. Gerçek, kimi zaman, yalan kadar çirkindir.
557. Gerçekler, genellikle acıdır.
558. Giz, yüreği zindan, yüreğin sahibiniyse zindancı yapar.
559. Güçlükler karşısında hiçbir zaman yılmamalı.
Bug
YanıtlaSilBulg
Bulg
Bury
Çad
Çağ Çek in uv an
Cerk
24
Cing
489. Büyük işler, büyük ödüller getirir.
490. Cesaret yoksa, zafer de olmaz.
491. Cevizler bize verilmemiştir, ama kırması bize bırakılmıştır.
492. Cezaların en korkulusu, insanın haksız olduğunu anlamasıdır.
493 Ciddilik, kediyi öldürür.
494. Çalışmadan ve tutmadan hiç bir şey olmaz, onlarla her şey olur.
495. Çaydanlık, bakmakla kaynamaz.
496. Çiçek bahçesinde yaban gülü yetişmez.
497. Çocuklar yaşamın kaynağıdır.
498. Çocuktan al haberi!
499. Çok gezen, sonunda yalnız kalır.
500. Çok hızlı koşarsan, yere düşersin.
501. Çok kazanmak isteyen, çok yitirir.
502. Dağ aslanı vuracaksan, keçiyle uğraşma!
503. Dehanın bir bölümü esin, üç bölümü terdir.
504. Dereden geçerken, atları değiş-tokuş etmeye kalkma.
505. Dereyi görmeden, paçaları sıvama!
506. Doğruluk, çatıdan sarkan buz gibidir; erirse, sonu yoktur, artık.
507. Doğrunun ardından, yalan gelir.
508. Doğruyu ancak Tanrı bilir.
509. Domuz ahırına girersen, pis kokarsın.
510. Dostlar zor günler içindir.
511. Dostlarınızı seçebilirsiniz, ama akrabanızı seçemezsiniz.
512. Dostluk yolunda otların bitmesine izin verme.
513. Dört kez batmadıysan, yüzmeye devam et!
514. Dövülmeyen çocuk şımarır.
515. Durgun sular, derin akar.
516. Dünya bir fotoğraf makinesidir, lütfen, karşısında gülümseyiniz.
517. Dünya küçüktür.
518. Dünyada herkese bir yer vardır.
519. Dünyada üç şey gizlenemez: Çölde bir deve, dağda duman, bir de aşk.
520. Dünyaya çıplak gelir, sonunda da çıplak ayrılırız.
521. Düşen bir adamı kaldırmak, ona yapılacak en büyük iyiliktir.
522. Düşen bir insana, bir de sen vurma; önce ayağa kaldır!
523. Düşmanımı aradım, kendimi buldum.
524. Düşmanına zarar vermek, seni ondan daha küçültür; öç almak, onunla aynı düzeye kor, bağışlamak seni ondan üstün kılar.
455. Ayakkabun yok, diye sıkılırken, yolda ayaksız bir adam gördüm.
YanıtlaSil456. Aynı kişiye iki kez "hoşça kal" demek, uğur değildir.
457. Bağışlamanın sınırı yoktur.
458. Bana birşey sorma, ki sana yalan söylemeyeyim.
459. Balayı, genç gelinin omzunuzda ağlamayı kesip ensenizde boza pişirmeye başladığı gün biter.
460. Bahk ve konuk, üç günde kokar.
461. Barış, bolluk yaratır.
462. Baskın basanındır.
463. Başarılı adamın karısı doyar.
464. Başarılı her erkeğin arkasında, başarılı bir kadın vardır.
465. Batan gemiyi önce fareler terkeder.
466. Bedava öğle yemeği bile yenmez..
467. Bekâr bir erkek, eksik bir yaratıktır, bir makasın tek bir parçası gibi.
468. Bekletecek denli iyi ise, en iyisi bekletmemek.
469. Bela "geliyorum" demez, aniden gelir.
470. Beterin de beteri vardır.
471. Bilgi, deneyimden gelir.
472. Bir çok kimse, ancak güzel havada dinsizdir.
473. Bir damla bal, bir teneke sirkeden daha çok sinek toplar.
474. Bir insan sana "eşek" derse, umursama; ama beş kişi sana "eşek" derse, git, kendine bir semer al.
475. Bir kadının yüzündeki anlatım, sırtmdaki giysiden çok daha önemlidir.
476. Bir kapı kapanırsa, başka bir kapı açılır.
477. Bir kızın en iyi arkadaşı annesidir.
478. Bir planınız yoksa, başkalarının planının bir parçası olursunuz.
479. Bir söz, kızılcık sopasından daha etkilidir.
480. Bir yalan, yeni yalanlar doğurur.
481. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için.
23
482. Birini kendin gibi düşündüremiyorsan, düşündüğün gibi yapmasına bak.
483. Birleşmek başlangıştır, birliği sürdürmek gelişmedir, birlikte çalışmak başarıdır.
484. Birlikten güç doğar.
485. Boğayla dolaşırsan, boynuzu yersin.
486. Boş eller, şeytana alet olur.
487. Bütün büyük sevgiler, nefretten doğar.
488. Bütün isteklerimiz gerçekleşseydi, sıkıntılarımız iki kat artardı.
22
YanıtlaSil425. Açlıktan ölen pek az insan vardır, oburluktan yüz bin.
426. Ağzını açtı, ayağını içine soktu. (Gaf yaptı, anlamına.)
427. Akan su, kir tutmaz.
428. Akarsular tersine dönmez.
429. Akıllı bir aptal, zırvalarını bir bilgisizden daha iyi yazarsa da yazdıkları gene de zırvadır.
430. Akıllı bir avcı, aslanın yavrularına dokunursa, başına neler geleceğini bilir.
431. Akıllı kimdir? herkesten öğrenen. Güçlü kimdir? hırslarını yenen. Varlıklı kimdir? durumundan memnun olan, o kimdir, öyleyse? hiç kimse.
432. Akılsız para kazanabilir, ama parayı yerinde harcamak için akıllı olmak gerek.
433. Alman kadınları kalbiyle, Fransız kadınları aklıyla, İtalyan kadınları bedeniyle. Ispanyol kadınları beden ve kalbiyle, Rus kadınları yalnızca eğlence için severler.
434. Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla sınanır.
435. Altının rengi sarıdır.
436. Altmış beş bin dolarlık soru. (Çok güzel bir soru. Bu deyim, Amerikan televizyonlarından birinde yapılan yarışma izlencesinde ödülün katlanarak 65.000 dolara değin yükseldiği bir olaydan kaynaklanıyor.)
437. Aptala öğüt vermek, ölüye ilaç vermek gibidir.
438. Arabanın en kötü tekerleği, en çok ses çıkarır.
449. Arı olan yerde, bal da bulunur.
440. Arkadaş bulan, hazine bulur. (Who finds e friend, finds a treasure.)
441. Arkadaşın şeytansa, cehenneme alışmalısın.
442. Arkadaşlık öyle sağlam bir bağdır, ki paraya gereksinim duyulduğunda kendisine başvurulmasa, tüm bir yaşam boyu sürüp giderdi.
443. Asla yiyemeyeceğin lokmayı koparma!
444. Aşk, asla sürekli olmaz.
445. Aşk gizli olmaktan çıktığı an, zevk olmaktan da çıkar.
446. Aşk güzel şeydir.
447. Aşk, her derde devadır.
448. Aşkın gözü kördür. (Fransızcada da var.)
449. Aşkta ve kahvaltıda her şey mubahtır.
450. Aşkta ve savaşta herşey mubahtır.
451. At, binicisine göre kişner.
452. At üstünde doğan adam, yine at üstünde ölür.
453. Atını yitiren, arabayı da yitirir.
454. Attan inip eşeğe binmek.
394. Atın yaşlısı kasaplık, adamın yaşlısı maskaralık.
YanıtlaSil395. Atlar kişneyince tanışır(lar), insanlar söyleşince tanışır(lar).
396. Atma bilmeyenin kurşunu, altı kulaç (gider).
397. Bekârın boynunu bit yer, tutup biriktirdiğini it yer.
21
398. Beyi saygılayan bey olur, bayı saygılayan bay olur.
399. Çaylağı uçuşu ile (bilirler), çeviği yürüyüşü ile (bilirler).
400. Çok olup çöp olacağına, az olup öz olsun.
401. Demir donlu ölüp gider, deri donlu kalıp yaşar.
402. Döğüşen yorulur, itişen bunalır.
403. Hatun kişinin içinde zırhlı ışıklı er yaşar, er kişinin içinde eğerli-ateşli at yaşar.
404. İnsanın dizgini uzun, atın tırnağı yassıdır.
405. Karga kaza özenip ayağı bertildi.
406. Kesmeyeceği bileme, seslemeyeceği öğretme.
407. Kötü de olsa, evin olsun; oruçluk bile olsa, bulgurun olsun.
408. Kurbağanın yürüyüşünü görüp dururken, koşmasını ne sorarsın?
409. Kuru kaşık ağza hoş gelmez, büyük söyleyen akşama yetmez.
410 Kuzgun kuzgunun gözünü oymaz.
411. Ne yersen onu ye, dişin taşa değmesin; ne giyersen onu giy, arkan güneşte yanmasın; neye binersen ona bin, ayağın yere değmesin.
412. Rüzgârlı günde rahat yok, kaygılı günde uyku yok.
413. Soğuk ile döğüşenin kulağı yok olur, bey ile cenkleşenin başı yok olur.
414. Suyu görmeyince, çizmeni çekme. (Bizdeki benzeri: Suyu görmeden, paçaları sıvama.)
415. Yaşlının sözünü torbaya sok, büyüğün sözünü heybeye at.
416. Yavaş başı, kılıç kesmez.
417. Yavuz köpek semirse, yanına adam soklaşmaz; yaman kişi varsıl olsa, yanına adam soklaşmaz.
418. Yeniyi yapıp giy, eskiyi onarıp giy.
419. Yolcu için yol mu yok, kurnaz için söz mü yok?
420. Yürüme bilmeyen yolu bozar, söyleme bilmeyen sözü bozar.
421. Yüzün güzelliğini görüp alacağına, gönlün güzelliğini sorup al.
AMERİKAN ATASÖZLERİ
422. Acele eden, ecele gider.
423. Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
424. Açlık, korkudan daha güçlüdür.
20
YanıtlaSil363. Yalanın bir bacağı kısadır.
364. Yalnız bugün yok, bu işin yarını da var, diyen tembel pek çoktur. (Tüm tembeller böyle söyler.)
365. Yan gelip yatmakla utku kazanılmaz.
366. Yangın, sel, kötü kadın; en büyük yıkımdır.
367. Yapıtsız inanç, başaksız tarlaya benzer.
368. Yaş, insanı aptallıktan korumaz.
369. Yaşamın sonu olmasaydı, bunca tatlı ve çekici olmazdı.
370. Yaşlıları saygınlaştırmalı, gençleri değerlendirmeli.
371. Yaşlılık, çağrısız gelen bir konuktur.
372. Yavaş, ama güvenli. (Langsam, aber sicher: Hiç acele etmeden çalışmak, anlamına gelir.)
373. Yemeğe n'aparsan yap, boşaltma kileri; Ahçıların ahçısı şu açlık dedikleri.
374. Yemek, pişirildiği kadar sıcak yenmez.
375. Yemekten sonra ya yatmalı, ya da bin adım atmalı.
376. Yılan gibi zeki, güvercin gibi masum ol.
377. Yılanın ayakları, bir de papazın ikramı görülmemiştir.
378. Yıldızı kara bir adam berber olsaydı, insanlar başsız doğardı.
379. Yitirilen onur, geri gelmez.
380. Yokluk, yasak dinlemez.
381. Yoksulluk kapıdan girince, sevgi pencereden uçar, gider.
382. Yolcu için en ağır bavul, boş para çantasıdır.
383. Yönetmek isteyen duymalı, duymamalı; görmeli, görmemeli.
384. Yükselenlere karşı nazik davranın, çünkü onlara düşerken yine rastlayacaksınız.
385. Yüreklilik, insanın üçüncü koludur.
386. Zaman kazanan çok şey kazanır, zaman yitiren her şeyi yitirir.
387. Zaman, yaraları iyi eder.
388, Zamanı öldüren, yaşamı öldürür.
389. Zor evlenme, yürek ağrısı yaratır.
390. Zorunluluk, demiri bile kırar.
...
ALTAY ATASÖZLERİ
391. Alabalığın çorbası olmaz, aptal adamın düşüncesi olmaz.
392. Altın başlı kadından, cılız başlı erkek daha iyidir.
393. Aşım az(dır), başım tas(fır).
18
YanıtlaSil293. Öç, uzun zaman öçsüz kalmaz.
294. Ödünç alan, özgürlüğünü satmış olur.
295. Öfkeye karşı en iyi yanıt susmaktır.
296. Öğretmen nasılsa, sınıf da öyledir.
297. Ölüme çare bulunmaz. (Wider den Told ist kein kraut gewachsen: Olume bulunmaz.)
298. Önce para, sonra hak.
299. Önden gelen, yemeği yer. (Sona kalan, dona kalır.)
300. Önlemek, sonradan sonuçları tedavi etmekten hayırlıdır.
301. Övünmek pis kokar, dostun övgüsü aksar, yabancının övgüsü çınlar.
302. Özgür düşünen, iyi düşünür.
303. Özgürlük için yetiştirilmeyen kimse, özgür olmaz.
304. Para her şeyin ustasıdır; "hayır"ı "evet" yapabilir.
305. Para insanı varlıklı yapmaz, insanın gönlü de varlıklı olmalı.
306. Para, kral gibi dünyayı yönetir.
307. Para kraliçedir, erdem ile sanat onun bulaşık yıkayıcısıdır.
308. Para ne iyidir, ne de kötü; bu iş, onu kullanana bağlıdır.
309. Para sessizdir, ama eğriyi doğru yapar.
310. Para susmaz.
311. Para ve tatlı dil ile insan her şeye kavuşur.
312. Param olsa da bir, olmasa da.
313. Paran varsa, değerin de var; paran yoksa, bir işe yaramazsın.
314. Paranın önünde bütün yollar açıktır.
315. Parayı değil, erdemi sevmek asıl soyluluktur.
316. Parayla bütün kaleler zaptedilir.
317. Paylaşılan bir sevinç iki kat olur, paylaşılan bir acı yarıya iner.
318. Pişmişi ye, duruyu iç, gerçeği söyle.
319. Politikacı, ayı kürkü gibi esnek olmalı!
320. Rüzgâr eken, fırtına biçer.
321. Sabahın ağzında altın vardır. (Morgenstunde hat Gold im Munde.)
322. Sağlıklı bir köylü olmak, hasta bir imparator olmaktan iyidir.
323. Sanat, tüm iyiliklerin kaynağıdır.
324. Sanatın acı bir kökü, tatlı bir meyvesi vardır.
325. Savaş, barışın sağladığını yıkıp yok eder.
326. Savaş ile piyangoda kimin kazanacağı belli olmaz.
327. Savaş, politikanın başka biçimde bir devamıdır. (Prusyalı savaş kuramcısı General Karl von Clausewitz'in (1780-1831) "Savaş üstüne" adlı yapıtında geçer.)
16
YanıtlaSil223. Inanmak, düşunmekten kolaydır.
224. Insan, alışa alışa usta olur.
225. Insan, bir kez genç olur.
226. Insan, düşmanının yanışlarını görmeli, ama anımamalı.
227. Insan en iyiyi ummalı, kötü kendiliğinden gelir.
228. Insan, kaybederken bile centilmenliği elden bırakmamalıdır.
229. Insan ne istediğini bilirse, başarıya ulaşır.
230, Insan, ormanı ağaçlardan göremez.
231. Insan, zarar ede ede akıllanır.
232. Insanı insan yapan giysidir.
233. Insanın, ana-babadan soyluluk almasındansa, kendisinin soylu olması daha iyidir
234. Insanın gülünç bulduğu şeyler, onun özyapısını saptamaya yeterlidir.
235. İnsanlar, güzel sözlerle yakalanır. (Kerkük Turkmenlerinde: Adam, dilinden tutulur)
236. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanır, oysa yaşamadıkça yaşlanırlar.
237. İstemekle daha hiç kimse varlıklı olmanış.
238. İşini bilmeyenlere, mutluluğun yararı yok.
239. İyi bir kitabın övgüsü, kendi içinde saklıdır.
240. İyi bir vicdan, yumuşak bir huzur yastığıdır.
241. İyi uyumak, şöyle-böyle bir sanat değildir; bunun için, bütün gün uyanık bulunmuş olmak gerekir.
242. Kaçan düşmana altın köprüler kur.
243. Kadeh içinde, denizin içinde olduğundan daha çok kimse boğulmuştur.
244. Kader, yere vurmak istediğini rahat bırakmaz.
245. Kaderini beklersen keder getirir, çalışmaya gidersen sevinç getirir.
246. Kadın, çalındıktan sonra duvara asılacak bir keman değildir.
247. Kadın eve önlüğü ile, erkeğin ürünü arabasıyla getirdiğinden daha çok getirir.
248. Kadın ile para, dünyayı yönetir.
249. Kan, su olmaz.
250. Kargalar sürüyle uçarken, kartallar tek başına uças.
251. Karşılık görmeyen bir sevgi, yanıt verilmemiş bir soruya benzer.
252. Kart kuşlar, zor yolunur.
253. Katlanmak, susmak, gülmek birçok kötülüğü alt eder.
254. Kedi bulunmayan evde, sıçanlar masa üstünde rakseder.
255. Kendi ekmeğin, başkasının kızartmasından iyidir.
256. Kendi kendini öven kokar. (Wer sich selbst lobt stinkt.)
257. Kendine yardım edene, Tanrı da yardım eder.
258. Kentin (Roma'nın) havası insanı özgür kılar.
EU
15
YanıtlaSil189. Gurur, insanı yıkar.
190. Gururla kaçmaktansa, iyi kötü yürümek yeğdır.
191. Gücünden yararlan, insan başardıkça yaşar.
192. Gul, solmadan toplanır
193. Günde bir adım, doktoru uzak tutar.
194. Güvercin, kargalarla dost olursa, tüyleri ak kalsa da gönlü kararır.
195. Güzel bir söz, büyük bir öfkeyi bastırır.
196. Güzellik öyle bir ağaçtır ki, çekici yapraklarına karşın, acı bir meyvesi vardır.
197. Hafiflik ile delilik komşudur.
198. Haktan ayrılma, kimseden korkma!
199. Hareket, bereket getirir. (Nerde hareket, orda bereket.)
200. Hayallerimiz beşikte başlar, mezarda biter.
201. Her koyun kendi bacağından asılır.
202. Her Peter (Alman) kurnaz bir tilkidir.
203. Her satıcı, malını över.
204. Her sevincin bir sonu vardır.
205. Her şey insanlar içindir. (Alle für Menchen.)
206. Her şey yok olduğu zaman bile, gelecek vardır.
207. Her şeyin başlangıcı ağır olur, diyen hırsız, örsü çalmış.
208. Her taraf ışıl ışıl da olsa, kör görmez.
209. Her yılanbalığı, balina olmak ister.
210. Herkes, alınyazısını kendisi yazar.
211. Herkes, kafasına göre mutlu olsun! (Eski bir Prusya kralı söylemiş.)
212. Herkes, kendi mutluluğunun demircisidir.
213. Herkese hakkını vermek, kimsenin yapmadığı bir sanattır.
214. Herkesin dostu, kimsenin dostu değildir.
215. Hırslı politikacı, ahrete en kestirme yoldan gider.
216. Hiç bir kilit, altının gücüne karşı koyamaz.
217. Hiç bir şey bilmemek, birçok şeyi yarım-yamalak bilmekten yeğdir.
218. Hiç bir usta gökten zembille düşmemiştir. (yani, herşey zamanla, çalışarak öğrenilir).
219. İçini yemek için, önce cevizin kabuğunu kırmak gerekir.
220. İki eşekten biri ötekine öğretirse, hiç biri hekim olamaz.
221. İleri doğru gitmeyen, gerilediğini bilmelidir.
222. İnanç, sevgi, bağlılık, hak uykuya yatmış; bunlar uyandırılırsa, dünyada her şey doğru gider.
14
YanıtlaSil155. En uzun yolculuk da ilk adımla başlar.
156. Erdeme giden yol, kimseye kapalı değil.
157. Erdemli kışıye, yoksulluk zarar vermez.
158. Erkek, savaşımda belli olur.
150. Erkek sel, kadın (avrat) gol. (Der Mann ist ein Fluss, die Frau ist ein See: Erkek ırmak, kadın göldür)
160. Erkeksiz bir kadın, çitsiz bir bahçeye benzer.
161. Erken kalkan, kuşun gagasmdaki altımı alır.
162. Eşeğin boynuzları olsaydı, dünyayı alt-üst ederdi. 163. Eşeğin keyfi yerinde olunca, buz ustünde raksetmeye gider
. 164. Eşekler kulaklarından tanınır, aptallar yüzlerinden, çılgınlar sözlerinden.
165. Eşitlik arayan, gömütlüğe gitmeli.
166. Evine kitap doldur, onlar eve bereket yağdırır, bu bereket çocuklarınla torunlarına dek uzanır.
167. Evlilik, aşk hastalığının en iyi ilacıdır.
168. Evlilik hem cennet, hem de cehennemdir.
169. Fıçı ne denli doluysa, o denli az ses çıkarır.
170. Gencelmiş bir yaşlılık iyidir, yaşlanan gençlik işe yaramaz.
171. Gençliğin bitiyor, bunu bil!
172. Gençlik yılları, en güzel yıllardır.
173. Gençlikte bir işe yaramayan, yaşlılığında da hiç bir işe yaramaz.
174. Gençlikte elde edilen bilgi, yaşlılıkta onur getirir.
175. Gençlikte günler kısa, yıllar uzun; yaşlılıkta ise günler uzun, yıllar kısadır.
176. Geniş olup acı duymaktansa, dar olup acısız olmak yeğdır.
177. Gerçeğin söylenmesi, dinleyene yararlı, söyleyene zararlıdır.
178. Gerçek, belki yaşlanır, ama asla ölmez.
179. Gerçek, çıplak dolaşır.
180. Gerçek, yetimdir.
181. Gerçekleri ortaya çıkarmak için, önyargıdan önce, iyiniyet gereklidir.
182. Gönül borçluluğu beğenilir, iyilik bilmezlikten dünya tiksinir.
183. Gönül borçluluğu ve buğday, iyi topraktan çıkar.
184. Görünüş aldatır, gerçek kazamr.
185. Göz, mideden büyüktür.
186. Gözler kendilerine, kulaklarsa başkalarına inanır.
187. Gözler olmayınca alın ne yapsın? Dost, dostun aynasıdır.
188. Gözlerinin üstüne karalar bağlayanın içine aydınlık giremez.
13
YanıtlaSil121. Cehennerne giden yol, güzel taşlarla döşenmıştır.
122. Çalışmak, yaşamın yarısıdır.
123 Çalışmayana ödül yok, (Her nimet, bir külfet karşılığıdır.)
124. Çizmeden yukarı çıkma!
125. Çocuğu, gideceği yolda çalıştır; büyüdüğünde ondan ayrılamaz.
126. Çocuklar şekerle, büyükler yeminle aldatılır.
127. Çocuksuz yaşayan, niçin yaşadığını bilmez.
128. Çocuktan (deliden) al haberi. (Kinden und Narren sagen die Wahrheit: Çocuklar ve deliler gerçeği söyler.)
129. Çok aşçı, lapayı berbat eder.
130. Çok el, işi çabuk bitirir.
131. Çok harcamak, az kazanmak; yıkıma giden en güvenilir yoldur.
132. Çok isteyen, az şey yapar.
133. Daha akıllı olan, özveride bulunur.
134. Değiştirilemeyen bir şeyi unutan kimse mutludur.
135. Deli, yedi bilginin yanıt vereceğinden daha çok soru sorar.
136. Deney, ruh ile gönlü iyileştirir.
137. Dikenler arasında güller yetişir.
138. Dilek sürgit sıcak, teşekkür sürgit soğuktur.
139. Dilek uzun, buyrultu kısa.
140. Dost, dostun aynasıdır.
141. Durgun sular, derin olur. (Yumuşak atın çiftesi pektir.)
142. Dünya, yürekli insanlarındır.
143. Dunyada bütün insanlar para ve mal toplamaya çalışırlar, bunlara kavuşunca da bir yana bırakıp ölürler.
144. Dünyada iyi olan yalnız iki kadın var: biri ölmüş, öbürü de daha doğmamıştır.
145. Dünyayı, olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi görünüz.
146. Dünyayı seller bassa, ördeğe vız gelir.
147. Eceli gelen it, kilise duvarına işer.
148. Eğitim, özgürlüğe götürür.
149. Eğitmeden öğretim, tuzsuz çorbaya benzer.
150. Elde şapkayla, bütün ülke dolaşılır. (Nazik insana, her kapı açıktır.)
151. Elma, ağacının gövdesinden uzağa düşmez.
152. En aptal köylünün patatesi, büyük olur.
153. En büyük mutluluk, erken gelen mutluluktur.
154. En güçlü olan, sürgit haklı çıkar.
48. Önceden anlaşılan çekince (tehlike), yarı yarıya atlatılmış demektir.
YanıtlaSilva. Sisli bu sabah, günün bulutlu olacağını belli etmez.
60. Suçluyu cezalandırmamak, suçsuza yapılan en büyük acımasızlıktır.
61. Suçtan kärlı çıkan, suçu işleyendir
62 Şu anda beğenmesen bile, seni sevenin öğütlemesini bir yere yaz
63. Tartışma, seyrek olarak, birinin isteğine karşı gelebilir.
64. Yaradılışta insanlar aynıdır, ama öğrenimle ayrımlar doğar.
ALMAN ATASÖZLERİ
65. Acıyı tatmamış olan, neşeye nasıl ulaşır?
66. Açık denizlerde ve parlamentolarda işiniz Tanrı'ya kalmış.
67. Adaletin kolu uzundur.
68. Ağzı yanan, çorbayı üfleyerek içer.
69. Ak saçlının sözüne saygı göstermeli.
70. Akşam olmadan, günü övme. (Dereyi görmeden, paçaları sıvama.)
71. Akşam olunca, tembel çalışkan olur.
72. Alçakgönüllülük bir süstür, ama onsuz daha başarılı olunur.
73. Alış-verişte gözünü dört aç!
74. Altının uşağı olma, efendisi ol.
75. Amerika'da bir saat, kırk dakikadır.
76. "Ancak"lar olmasaydı, her şey iyi olurdu.
77. Aptal doğan aptal büyür, aptal ölür.
78. Aptalda bir şey satın alan, parasını sokağa atar.
79. Aptallığa karşı, Tanrılar bile, boş yere çarpışmışlardır.
80. Aptallıkla kasıntı, hep bir kökten yetişir.
81. Asılmak için doğan adam, suda boğulmaz.
82. Aslan bile kendini sineklerden korumak zorundadır.
11
83. Atın ardında, kadının önünde, arabanın yanında, papazın yakınında bulunmak sakıncalıdır.
84. Az oku, öz oku.
85. Bahşiş atın ağzına (dişine) bakılmaz.
86. Bal, dikenden (iğneden) uzak değildir.
87. Balıklar oltayla, insanlar tatlı dille avlanır.
88. Barış zamanında bir yumurta, savaş zamanında bir öküzden daha iyidir.
89. Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini bağışlar gibi başkalarını bağışla!
10
YanıtlaSil32. Ne verirsen elinle, o gider seninle.
33. O denli tatlı olma, ki seni yemesinler.
34. Söylenen söz geri alınmaz.
35. Talihin varsa, neden acele edersin? Talihin yoksa, neden acele edersin?
36. Varsıllık, malda değil, gönüldedır.
37. Yabanın ateşi, kardan soğuktur.
38. Zeki insan, bir taşa iki kez dokunmaz.
AFRİKA ATASÖZLERİ. Bak: NİJERYA (AFRİKA) ATASÖZLERİ
AFRİKA (DOĞU) ATASÖZÜ. Bak: NANDİ (DOĞU-AFRİKA) ATASÖZÜ
AKAD-ELAM ATASÖZLERİ
39. Acımasız birini bul, bir korkağı görmüş olursun.
40. Ahlaksız bir it, tövbe etmez.
41. Arkadaş sorduğunda, "yarın" yoktur.
42. Bahis aptalın tartışmasıdır, ama kazandığında çok inandırıcı olur.
43. Beğenilmek, sevilmekten daha çok hoşa gider; kimi yönden yaşadığın toplumda insanlarca beğenilmek, kuşkusuz, sevilmekten iyidir.
44. Biri beni aldatırsa, utansın; ancak beni iki kez aldatırsa, ben utanayım.
45. Çaba akıllı insanlar içindir, ama aptallarda görülür.
46. Dinleyenler olmasaydı, kötü niyetli konuşan olmazdı.
47. Doğru olmak kârlıdır, ama ödemesi yavaştır.
48. Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer.
49. Ekmek kırıntısını ateşe atarsan, şeytanı doyurmuş olursun.
50. Görev belli ve açıksa, geri bırakmak sakıncalıdır; değilse, gecikme akıllıca ve güvenlidir.
51. Hiç bir şey yapmamak, kötülük yapmaktır.
52. İşler sessizce yapıldığında en çok böbürlenenler, çoğunlukla, başarısız olurlar.
53. İyi anımsayamamanın kökünde, dikkatsizlik yatar.
54. İyi insanlar ölür, ama ölüm adlarını öldüremez.
55. Kötü işçi, kabahati araç-gereçte bulur.
56. Ne olacağını bilen, ne olmuş olduğunu da düşünmeli.
57. Okuma-yazma bilmeyen adam, öğrenim görmüş aptal birinin yarısı kadar çekinceli (tehlikeli) değildir.
9
YanıtlaSilABAZA ATASÖZLERİ
1. Ağaç köklerine dayanır, insan hısım-akrabasına.
2. Başkaları için yap, kendin için öğren.
3. Bilinen eğri yol, bilinmeyen doğru yoldan daha kısadır.
4. Bir gün için iktidarı alan, 100 başı uçurmuş.
5. Bir hiç olan adam için bencillik büyük bir şeydir.
6. Çalışarak kazanılan biber, baldan tatlıdır.
7. Efendim dediğin adam, seni köle sayar.
8. Evlenmeye giden genç kızı durdurmaktan, yağmuru durdurmak daha kolaydır.
9. Gençliğini bilmediğin adamın yaşlılığına gülme! (Zızcava vuzımdırava yevara umahıtçı.)
10. Hasta olmayan, sağlığın değerini bilmez.
11. Kadının gücü az, kurnazlığı çoktur.
12. Karının kusurlarını göstermezsen, o sende kusur bulur.
13. Kimsesiz adam, başkalarının yanında da kendini yalnız hisseder.
14. Kocasını hapse götürürler, karısı kendisine giysi alması için mostra verir.
15. Nasıl çalışacağını bilmeyenin işi bitmez.
16. Senli-benli olduğun kimse, seni saymaz.
17. "Vermek" ile "Almak" ardarda yürür.
AFGAN ATASÖZLERİ
18. Açık ağız, aç kalmaz.
19. Akan su, geri gelmez.
20. Akıllı adam önden giderse de ardına da bakar..
21. Cenk varken postta oturulmaz.
22. Çocuğa iş buyur, ardından koştur.
23. Deveye ot gerektiğinde, boynunu uzatır.
24. Ekmek, çiğnenmeyince yutulmaz.
25. Ha yalan söylemişsin, ha geceleyin damdan atlamışsın, aynı şeydir.
26. Herkesin dostu hiç kimsenin dostu değildir.
27. İçteki ağrıyı, dilim dilim dilmek olmaz.
28. Kendi sokağında pis köpek bile bir kaplandır.
29. Kötü bir toprakta her türlü zararlı ot yetişir.
30. Kötü hiç bir zaman iyi olmaz, karayı yıkasan da ak olmaz..
31. Kötü kadın, dar ayakkabı gibidir.
GİRİŞ
YanıtlaSilTürk Dil Kurumunun çıkardığı "Türkçe Sözlük", atasözünü şöyle tanımlar "Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak kısaca söylenmiş ve halka mal olmuş одиш, darbimesel" (genişletilmiş 7. basım, 1983.1/82).
Buna göre, her ulusun kendi atasözleri bulunduğu gibi, uluslararası atasözleri de vardır. Gerçi atasözleri, insanoğlunun en eski sözleri arasında yer alır, ama çağımızda üretilen atasözleri de bulunur.
Atasözleri olmayan diller, pek azdır. Kültür düzeyinin, okuma-yazma oranının bununla ilgili olmadığı sanılmaktadır. Svahili gibi Doğu Afrika'nın kara derili insan larının dilinde pek çok atasözü varken, Moğol ırkından geldiği söylenen Kuzey Amerika'daki Kızılıderililerin dilinde pek az atasözü bulunur.
Eskiden, Arapça mesel sözcüğü, örnek, ibret alınacak söz, atasözü anlamında kul lanılırdı. Yazılı belgelere göre, ilk "mesel"leri ortaya koyanlar, daha çok, peygam berlerdir. Sümer, Iran, Anadolu, Fenike, Mısır, Roma, Hint, Yunan ve İbrani dil lerinde, Tanrı buyrukları birer "mesel" biçiminde bildirilirdi. "Tevrai "ta yer alan Hz. Süleyman'ın "meseller"i, "Incil"dekı Hz. İsa'nın atasözleri, "Kuran" dışında kalan Hz. Muhammed'in "hadisler"i bu türdendir. (Kitabımızda bunlardan da örnekler ve rilmiştir.)
Mesellerin çoğunun dinsel bir anlam taşıması, halkın mesel niteliği kazanan din-sel özdeyişleri kolayca benimseyip ezberlemesinden ileri geliyordu.
Eski Yunanlılar, atasözlerini, çoğunlukla Yedi Bilge'ye mal ederler, bunları tapınaklarının alınlıklarına yazarlardı.
Bugün, daha çok atasözü anlamında kullanılan mesel bundan önce, bir konuda herkesin örnek olarak benimsemesi gereken özdeyiş karşılığında kullanılırdı.
Divan ozanlarından birçoğu, mesellere geniş yer verdi. Eskiden (fil-mesel) ya da yalnızca (mesel) biçiminde kullanılan mesel sözcüğü yerine, daha sonraları "mesel söylemek" anlamında darb-i mesel sözü kullanılmaya başlandı. Mesel, genellikle
2
YanıtlaSil(darb-i mesel) ya da çoğul olarak (durub-i emsal) sözleriyle birlikte, "atasözü anlamında kullanıldı.
Araplar, budalalar için "ahali ül-hacer" (taş halkı), eli açıklar için "el-Hatim (eli açıklığıyla tanınan Hatemi Tay adından dolayı) deyimini kullanırlar.
Meseller, manzum ya da düzyazı olabilir. İran, Arap, Türk yazınlarında meselleri şiirine konu edinen ozanlar olduğu gibi, bunları derleyip manzum biçime sokanlar da vardır. Ozanların bir takım atasözlerini (mesel) adıyla şiire geçirmeleri, kimi yazarların mesellerle atasözlerini aynı adla toplamaları sonucunda, meselle atasözü birbirine karıştı. Aşağı-yukarı tüm meseller, birer atasözü olarak nitelendi. Bu yüz den, mesel havası taşıyan dizeler, beyitler atasözleri arasına girdi.
Mısır, Akad, Çin, Sanskrit (Hint), Yunan, Latin vb. gibi en eski ulusların yapıt-larında atasözlerine de rastlanır. İbraniler "Kutsal kitab"a bir (Meseller kitabı) ile katkıda bulunmuştur.
Atasözlerinin en önemli niteliğı, yaşamdan alınan deneyleri özlü bir biçimde söylemesi, halk felsefesini özdeyiş olarak belirtmesidir. İbrahim Şinasi, "Durub-i emsal-i Osmaniye" (1863) adlı yapıtında, Osmanlı-Türk atasözlerinin niteliğini şöyle özetler (sadeleştirilerek): "Atasözleri, ki halk hikmeti, halk felsefesidir, dilinden çıktığı ulusun nasıl düşündüğünü, yani düşüncelerinin niteliğini anlatırlar. Osmanlı atasözlerinin ise, hepsi anlamlıdır."
Her ulusun halk felsefesinin büyük bir bölümü, töre ve gelenekleriyle, o ulusun dilinin kendine özgü anlatım biçimiyle, atasözlerine girmiştir. Türk atasözleri, dünyanın en eski atasözleri arasında sayılır. Ancak, bunu her zaman belgelerle ispat-lamak olanaksızdır; çünkü, Türkçe'nin en eski yazılı kaynağı Orhun mezar yazıtları (anıtları), ancak VIII. yyın ilk yarısına aittir (730 yılları). Bunların metinlerinde atasözlerine de rastalnır. (Kitabımızda Göktürk atasözleri arasında bunlara da yer ve-rilmiştir.)
Ayrıca, XI. yy da (tam olarak 1072 yılında) yazılmış olan Kaşgarlı Mahmud'un "Divanü Lügat'it Türk" adlı Türkçe-Arapça sözlüğünde, 290 kadar atasözü bulunur. Bunlardan bir bölümü, lehçe ve ağız ayrılıkları dışında, taşıdıkları düşünce bakımından çağımıza dek gelebilmiştir. (Kitabımızda bunlardan da örnekler vardır.) Kimi atasözleri de çağımıza değişik biçimde geçmiştir. Kimi ozanlarımızın dizeleri de halkça sevilip benimsenerek atasözü değeri kazanmıştır.
Atasözleri, ulustan ulusa geçebilir. Hemen hemen her ulus tarihsel, toplumsal, kültürel ilişkiler sonucunda, başka uluslardan atasözleri almış, öteki uluslara da atasö-
3
YanıtlaSilzleri vermiştir. Türkler de yabancı uluslardan atasözleri ve deyimler almıştır. Kimi atasözlerimiz ve deyimleriniz, hemen hemen tam karşılıkları ve benzerleriyle, Batı kestirilemez. Ayrıca, birçok Türk atasözu, bir-iki sözcük değişikliğiyle, öteki Turk lehçelerinde, yabancı dillerde de var. Değişik ülkelerde, insanlığın binlerce yıllık deneyimleri sonucu olarak, birbirine benzer atasözleri ve deyimler yaratılmıştır.
ve Balkan dillerinde de bulunur. Kim kime verdi, kimden kime geçti? Bilinemez.
Örneğin, İsa'dan önceki Yunan kaynaklarında "Balık, baştan kokar" atasözü var.
XVI. yyın başında, Erasmus "Piscis primum a capite foetet" diye bunu Latince'ye
çevirmiş. Türkçe'ye nereden, ne zaman gełdığı, özgün olup olmadığı belli değil.
Acaba, bir Romen yazarının dediği gıbı, "uluslar bağımsız olarak birbirine benzer gerçekleri ve yargılan, birbirine benzer imgelemlerle anlatmışlar mıdır?
Tıpkı atasözleri gibi, halk masalları, halk fıkraları da bir ulustan ötekine geçebilir.
Nasrettin Hoca'nın diye bilinen nice fıkralar, öteki ulusların, özellikle yüzlerce yıl
Osmanlı-Türk egemenliğinde kalan Balkan uluslarının halkbiliminde de vardır.
Arnavut, Bulgar, Romen, Sırp-Hırvar, Yunan gibi Balkan uluslarında, kahramanı deve olan fıkralı atasözleri, hiç kuşkusuz. Türklerden geçmiştir, çünkü, deve, yalnızca Doğu ülkelerinde kullanılmaktadır. Bunlar. Türklerin aracılığıyla Doğu'dan alınan mesellerdir. Nasıl, ki Araplar ve İranlılar arasında da bu tür atasözleri pek yaygındır.
Sözlü halk sanatının en belirgin türlerinden biri olan atasözü, sanatlıca anlatılmış güçlü bir sözdür. Atasözü, bağımsız bir düşünce, bir sonuç, bir özet verir.
Dış Türkler arasında yaygın olan atasözleri ve deyimler, Anadolu, Trakya, Rumeli Türkleri arasında da. anlam ve özü değişmeden, ancak ağız (şive) ayrımıyla sürüp git-mektedir. Rusya'da yaşayan Türk boyları (kavimleri) arasındaki lelije ve ağız ayrım-larını. Ruslar, sanki her biri ayrı bir dil grubu imişçesine, ayrı ayrı göstermeye çalış-makta, ama Türk boyları kendi aralarında pek güzelce konuşarak anlaşmaktadırlar. Türk toplumları, birbirinden ne denli uzak yaşarsa da hiçbir iç dış güç, gelenek. görenek, düşünce, görgü, ahlak ve erdemlerimizi bozmaya yetmemiş, yetmeyecektir de. Bu ortak yönlerimiz, halkbilimde de sonsuza dek yaşayıp gidecektir.
Bu bakımdan, atasözlerinin yurdu yoktur, denilebilir. Bunlar, ister Türkiye'de, ister Fransa'da, ister Japonya'da ya da Afrika veya Avustralya'da söylenmiş olsun, insan özyapısının her yerde aynı ya da yakın olduğunu gösterir. Ulusların yaşamında ortak yanlar varsa, onları, ana dillerine özgü anlatım biçimleriyle dile getirirler. Atasözlerinin kimi tarihten önceki dönemlerden kalma, kimi de epey yenidir. Her atasözü bir öykü anlatır ya da bir ders ve ibret verir. Atasözleri özellikle para konusunda- epey alaycıdır. Ülkeden ülkeye çelişki gösteren atasözleri de vardır.
4
YanıtlaSilKuşaktan kuşağa süzülerek gelen atasözlerinin - hepsine değilse bile birçoğuna kulak asmak gerekir.
Her ulus, kendi özyapısını atasözlerinde belirler. Ulusal özyapı, çokluk, atasöz lerinde görülür. Bunların çoğu, uygarlığın tarıma, hayvancılığa, avcılığa dayalı olduğu çağlardan kalmadır. Ama, makinelerle ilgili çağdaş atasözleri de vardır. Atasözlerine konu olmanış hemen hemen hiçbir yaşam dönemi bulunamaz. Her ulusun dilinde, önlemli davranmakla ilgili atasözlerine rastlanır. Her dilde, Tanrı ve peygamberle ilgili atasözleri de bulunmaktadır. Kitaplar dolusu felsefe, yer yer, bir atasözünde gizlenir. Ancak, bu felsefe, çokluk, güldürü ve yergiyle birleşir.
Kadın konusu da, her ulusun atasözlerinde ayrıntılı olarak işlenmiştir. Kadının yanar-döner özyapısı, zaman zaman, atasözlerinde görülür. Sevgi ve evliliğin de atasözlerinde sağlam bir yeri var. Çocuk eğitimi de atasözlerine geçmiştir. Akıllılar gibi, aptallar da atasözlerine konu olur, ama, kimi atasözlerini benimseyivermek. biraz güçtür.
Deyimler arasında da pek renkli olanları bulunur. Deyimlerin ve atasözlerinin ta-rihsel, toplumsal, kültürel değerlerinden kuşku duyulamaz. Bunlar, çokluk, onları kul-lananların yaşamlarıyla ilgili bir olguyu, bir öyküyü, bir koşulu anlatır. Kısaca, ata-sözleri ve deyimler, toplumdaki törelerin, gelenek ve göreneklerin, yaşam deney-lerinin yankıları, insanların özlü görüşleri, deyişleridir. Bir atasözü, insanlar üzerine pek çok kitaptan daha iyi, daha sağlam bilgi verebilir.
Örneğin, Balkan Yarımadası, coğrafi durumu yönünden, en eski çağlardan zama mıza değin. Doğu ile Batı arasında bir köprü işlevi görmüştür. Asya ile Avrupa arasındaki ana yollar buradan geçer. İki anakara arasındaki canlı ilişkiler, bu yollarla kurulmuştur. Birçok kavim ve ulus başka yerlerden gelip buralara yerleşmiş ya da buralardan gelip geçmiştir. Kimileri yitip gitmiş ya da başkaca etnik topluluklarla kaynaşıp birleşmiştir. XIV. yy.da gelen Osmanlı Türkleri, Balkanların ötelerine dek süreklice egemenliklerini genişletmiştir. Rumlar, Bulgarlar, Sırplar-Hırvatlar, Romenler, Arnavutlar, Macarlar vb. yüzyıllar boyunca Osmanlı sınırları içinde birarada yaşamıştı. Türk halk toplulukları, yarımadanın birçok yerine Anadolu'dan gelip yerleşmiştir. Bunlar, yerli halkla yakın ilişkiler kurdukları gibi, kendi halkbili-minden birçok şey vermiş, birçok şey de almıştır. Atasözleri, deyimler, türküler, masal ve fıkralar gibi varsıl halk kültürünün ortak yanları, bunun belirtileridir. Bu kitabımız, halkbilimin en ilginç türü olan atasözleri ve deyimler alanındaki ulus-lararası ilişkilerin incelenip öğrenilmesine bir başlangıç sayılsa yeridir.
6
YanıtlaSilseçilip alınmıştır. Asıl önem verdiğimiz Dış Türklerden Altay, Azerbaycan, Çağatay, Gagauz, Göktürk, Kerkük, Kıbrıs, Nogay, Oğuz. Özbek, Sagay, Sümer, Tatar, Türkmen, Uygur, Yakut vb. gibi eski ve yeni Türk kavimlerinin atasözleri önemle der-lenip seçilmiştir. Bulunabilenlerin özgün metinleri de Türkçe (Anadolu) çevirilerın altına konulmuştur.
Atasözleri çevirilerinde, özellikle Dış Türklerin atasözlerinde, olabildiğince özgün metne bağlı kalınmıştır. Ancak biz burada atasözlerini dil yönünden inceleye-cek değiliz, bu bakımdan atasözü çevirileri epey özgürce yapılmıştır. Dünya atasöz lerinin az-öz niteliğine ulaşmaya çalıştık, ama bunu başarabildik mi? Bilemiyoruz. Dünya dillerinde, bizim atasözlerimize benzer pek çok deyişe rastlanıyor.
Atasözleri -mot à mot- çevrilirse anlamsız, kimi zaman gülünç bir şey ortaya çıkabilir. Bu, iyi ve güzel bir çevirı olmaz. Onun için, yabancı atasözleri, çokluk. biçim özelliklerini yitirse de anlamını yitirmeyecek biçimde Türkçeye çevrilmiştir. Dünya dillerinde aynı anlamı taşıyan atasözleri pek çoktur.
Bu kitap, yarım yüzyılı aşkın çok uzun bir dönemde hazırlanabildiği için, atasöz-leri arasında, sözcük değişiklikleriyle, kimi yinelemelere rastlanabilir. Bütün dikka-timize karşın hālā böyleleri kalmışsa, bunlar için özür dileriz.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında hazırlanmaya başlanan bu kitabın epey mutsuz bir öyküsü var. Uzun savaş yıllarında silah arkadaşım olan rahmetli Dr. Osman Nebioğlu, 1943 yılı başında terhis olduktan sonra, kendi basımevini, dergilerini ve yayınevini kurunca, kitap biçiminde yayımlanmak üzere, metni kendisine teslim edilmişti. Ancak, çıkardığı "Bütün Dünya" dergisinin hemen hemen her sayısında dünya ata-sözlerine geniş yer verdiği halde, her nedense, bunları bir kitap olarak yayımlamadı. Daha sonra, Nebioğlu Basımevi ve Yayınevi bir yangına kurban gidince, kitabımın müsveddelerinin de bu arada kül oduğunu sanmıştım. Ama, kendisi, telefonla bunlar-dan bir bölümünü kurtarabildiği müjdesini verince, çok sevindim. İşte, kitap, o yangından kurtarılanlarla sonradan onlara eklenebilen atasözlerinden oluştu!
Bu kitapta görülen Dünya Atasözleri, Türkçe ve çeşitli yabancı dillerdeki yayınlardan seçilerek, çevrilerek derlenmiştir. Birçok yazı ve yapıt gözden geçi-rildikten sonra, ancak elde edilebilmişlerdir. Öyle, ki kimi kez tüm bir yazı ya da koca bir yapıtta bir tek ya da birkaç atasözü bulunabilmiştir. Bu bakımdan, kaynakları tek tek göstermek olanağı yoktur. Ancak, başlıcalarını göstermenin de yararlı olabileceği düşünülerek, kitabın sonuna bir kaynakça listesi eklenmiştir.
Dünyaca ünlü kimi özdeyişler daha sonra atasözü biçimine girdiklerinden, bun-lardan da örnekler verilip kaynakları gösterilmiştir.
7
YanıtlaSiltay,
tar, er-in
e
En sonunda, dünya ulusları ve dilleri üzerine kısa bilgiler sunulmuştur.
Atasözleri türünün ölmeyip yaşadığına bir kanıt olarak, Philippe Soupault nun Fransa-Belçika radyolarındaki "Atasözleri ve Deyimler" adlı programı gösterilebilir. Ülkeden ülkeye atasözü geçişleri ve benzerliklerini saptamaya çalışan bu programın gördüğü ilgi ve istem, bunun başlıca kanıtıdır. Biz de, kitabımızın istekle karşılanıp tutulacağı kanısındayız. Eğer kimi dostlarımızın katkısı olmasaydı, "Dünya Atasözleri" kitabı bunca varsıl olamazdı, hepsine şükranlar...
M. Türker ACAROĞLU
M. Türker Acaroğlu
YanıtlaSilDÜNYA ATASÖZLERİ
(Dünyanın Çeşitli Ulus ve Dillerinden 17.598 Atasözünü Kapsar)
REFERANS YAYINLARI 4
YanıtlaSilM. Türker Acaroğlu
DÜNYA ATASÖZLERİ
(Dünyanın Çeşitli Ulus ve Dillerinden 17.598 Atasözünü Kapsar)
Eklerle 2. Basım
R
REFERANS
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSil1
Gins
Abaza Atasözleri
0
Afgan Atasözleri
Afrika Atasözleri. Bak: Nijerya (Afrika) Atasözleri
10
Afrika (Doğu) Atasözü. Bak: Nandi (Doğu-Afrika) Atasözü
Akad-Elam Atasözleri
10
Alman Atasözleri
11
Altay Atasözleri
20
Amerikan Atasözleri
21
Arap Atasözleri
32
Genel Arap Atasözleri
32
Fas Arap Atasözleri
44
Irak Arap Atasözleri
44
Lübnan Arap Atasözleri
46
Mısır Arap Atasözleri
46
Yemen Arap Atasözleri
47
Arjantin Atasözleri
47
Arnavut Atasözleri
48
Asur Atasözleri
51
Aşanti (Afrika) Atasözleri
52
Avustralya Atasözleri
52
Avusturya Atasözleri
.52
Azerbaycan Atasözleri
53
Balkar-Kabardin Atasözleri
.84
Başkırt Atasözleri
84
Batı Trakya Türk Atasözleri
.85
Belçika Atasözleri
89
Bengal Atasözleri
.91
Beyaz-Rus Atasözleri
91
Bolivya Atasözü
.91
Boşnak Atasözleri
.91
Brezilya Atasözleri
.97
246
YanıtlaSilHaussa Atasözleri
Hırvat Atasözleri. Bak: Sırp-Hırvat Atasözleri
Hint (eski-yeni) Atasözlen
246
Hollanda Atasözleri
253
Irak atasözleri. Bak: Arap atasözleri
Ingiliz Atasözleri
256
Inguş Atasözleri. Bak: Çeçen-Inguş Atasözleri
Iran (Fars) Atasözleri
286
Irlanda Atasözleri
297
298
İskoç Atasözleri
300
Ispanyol Atasözleri
İsveç Atasözleri
306
İsviçre Atasözleri
İtalyan Atasözleri
308
309
İzlanda Atasözü
317
Jamaika Atasözleri
317
Japon Atasözleri
317
Kabardin Atasözleri. Bak: Balkar-Kabardin Atasözleri
Kalmuk Atasözleri
325
Kampuçya Atasözleri. Bak: Khmer (Kampuçya) Atasözleri
Kanada Atasözleri
325
Karaçay Atasözü
326
Karadağ Atasözleri
326
Karakalpak Atasözleri
326
Kazak Atasözleri
.327
Kazan Atasözleri. Bak: Tatar Atasözleri
Kenya Atasözü
328
Kerkük (Irak Türkmen) Atasözleri
.328
Khmer (Kampuçya) Atasözleri
372
Kıbrıs Türklerinin Atasözleri
373
374
Kıpçak Atasözleri
.375
Kırgız Atasözleri
377
Kızılderili Atasözleri
Kınm Atasözleri. Bak: Tatar (Dobruca-Kınm) Atasözleri
377
YanıtlaSil378
Kolombiya Atande
378
Kargo Azaade
378
Korsika Atande
Kare Atasdcteri
378
Kosova Türklerinin Atasözleri
Röktürk Atasözleri. Bak Göktürk (Köktürk) Atasözleri
398
Kumuk Atasözlen
398
Lava (Cad) Atasözü
398
Lace Atasözü
398
Lapon Atasözleri
398
Latin Atasözien
399
Leh Atasözleri Bak: Polonya (Leh) Atasözleri
Leton Atasözü
412
Lezgi Atasözleri
412
Litvan Atasözleri
.412
Macar Atasözleri
412
Makedon Atasözleri
413
Malaysia Atasözleri
.413
Malezya Atasözleri. Bak: Malaysia Atasözleri
Malta Atasözleri
.414
Maori (Yeni-Zelanda) Atasözü...
.414
Meksika Atasözleri
414
Mısır atasözleri. Bak: Arap Atasözleri
Moğol Atasözleri
415
Nandi (Doğu-Afrika) Atasözü...
.416
Negroid Atasözleri. Bak: Zenci (Negroid) Atasözleri
Nepal Atasözleri
.416
Nijerya (Afrika) Atasözleri
.416
Nogay Atasözleri
.416
Norveç Atasözleri
.439
Oğuz Atasözleri
.439
Oset Atasözleri
442
Özbek Atasözleri
442
445
YanıtlaSilPeru Atasözleri
445
Pigme Atasözü
Polonya (Leh) Atasözleri
446
Portekiz Atasözleri
447
Romen (Ulah) Atasözleri
449
Rum Atasözleri. Bak: Yunan (eski-yeni) Atasözleri
Rus Atasözleri
452
Sagay Atasözleri
460
Senegal Atasözü
460
Seylan Atasözleri. Bak: Sri-Lanka (Seylan) Atasözleri
Sırp-Hırvat Atasözleri
460
Sicilya Atasözü
.470
Siyam Atasözleri. Bak: Tayland Atasözleri
Slovak Atasözleri
470
Sloven Atasözleri
470
Somali Atasözü
.470
Sri-Lanka (Seylan) Atasözleri
471
471
Sudan Atasözü
Sümer Atasözleri
.471
Şili Atasözü
472
Tacik Atasözleri
472
Tamil Atasözleri
473
Tatar Atasözleri
473
Dobruca-Kırım Tatar Atasözleri
.473
Kazan Tatar Atasözleri
507
Tayland Atasözleri
.522
Tibet Atasözleri
523
Tuva Atasözleri
523
Türk Atasözleri
523
Türkmen (Türkistan) Atasözleri
531
Udmurt (Votiak) Atasözü
535
Uganda Atasözleri
535
Ukrayna Atasözleri
535
Ulah Atasözleri. Bak: Romen (Ulah) Atasözleri
Uygur (eski-yeni) Atasözleri
YanıtlaSil536
Venezuela Atasözleri
536
Vietnam Atasözleri
536
Votiak Atasözü. Hak: Udmurt (Votiak) Atasözü
Voyvodina Atasözü
537
Yahudi Atasözleri
537
Yakut Atasözleri
539
Yeni-Zelanda Atasözü. Bak: Maori (Yeni-Zelanda) Atasözü
Yugoslav Atasözleri, Bak: Boşnak, Karadağ, Kosova, Makedon, Sırp-Hırvat, Sloven, Voyvodina Atasözleri.
Yunan (eski-yeni) Atasözleri
540
Zenci (Negroid) Atasözleri
546
Zulu (Güney Afrika) Atasözleri
547
Hz. Süleyman'dan "Meseller"
547
Hz. Isa'nın "Incil"inden Atasözleri
555
Hz. Muhammed'in seçme "Hadis"leri
559
Atasözü değerinde dünyaca ünlü özdeyişler
563
Dünya ulusları ve dilleri
.579
Kaynakça
.610
Referans Yayınevi Yayın No: 4
YanıtlaSilCopyright Referans Yayınevi, 2006
ISBN: 975-00375-3-7
Sipariş ve Bilgi için:
Referans Yayınevi A.Ş. Karanfil Sokak No: 27 Kat:3
Kızılay-ANKARA
Tlf: (0312) 417 99 66
Faks: (0312) 417 99 67
inforeferans@mynet.com
Genel Dağıtım
Bıçaklar Kitabevi
Karanfil Sokak No: 27
Kızılay-ANKARA
Tlf: (0.312) 419 98 66 Pbx
Faks: (0.312) 417 81 46
info@bicaklar.com.tr
1. Basım: Kaya Yayınları (İstanbul), 1989
2. Basım: Referans Yayınları (Ankara), 2006
Düzenleme/Kapak Tasarım: Referans A.Ş.
Baskı: Aydan Ofset
Acaroğlu, M. Türker.
Dünya Atasözleri / M. Türker Acaroğlu .- Ankara:
Referans Yayınevi, 2006.
IV, 648 5.; 19.5 cm. (Referans Yayınevi
Yayın No: 4;)
ISBN: 975-00375-3-7
398.994335
626
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Revha'da devemiz kayboldu. Onu aradık. Geldiğimiz zaman gördük ki, bardağın içindeki su içilmiş; boş bulduk.
Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimize:
O taraftan gelen kervanlarımızdan bize haber ver.
Dedikleri zaman:
Olur.
Buyurdu; sonra şöyle devam etti:
Onları, Ten'im, denilen mahalde gördüm.
Daha sonra, şöyle dediler:
Onların heybetlerinden, yüklerinden, adamlarından ve gele-cekleri vakitten haber ver.
Resulüllah S.A. efendimiz, tam olarak, onları anlattı. İçinde bulu-nanları adlı ile açıkladı. Sonra:
Falan gün, güneş doğarken, o kafile çıkar gelir. Önlerinde de siyaha çalan bir ak deve yürür.
Şeklinde anlattı.
Ó gün, geldiği zaman, oradakilerin cümlesi sahraya çıktı. Kerva-na nazar ettiler. Kervandan hiç eser yoktu. Halbuki:
Dediği vakit oldu.
Diyen oldu. Bazıları da:
İşte güneş de doğup göründü.
Dedi.. Bazıları da şöyle dedi:
- İşte kervan da göründü. Önünde de o beyaz deve geliyor.
Ve Resulüllah S.A. efendimizin kervanı babında verdiği haberle-rin cümlesini bir bir anlattı.
Onlar, bu halleri bütünüyle müşahede ettiler. Resulüllah S.A. efendimizin oraya gidip geldiğinde hiç bir şüphe kalmadığı halde, hiç biri iman etmedi; hatta yalanladılar.
Sonra..
Bu cümlede geçen:
MANSUR.
Lafzı ise.. Resulüllah S.A. efendimizin, askerlerinin ve orduları-nın düşmanları üzerine galip gelmeleri için, ilahi yardıma nail olduk-larına işarettir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Ve.. onun aline de ashabına da salât eyle. Tam manası ile se-lâm eyle.
Demek olur ki: Resulüllah S.A. efendimize, onun âline, ashabına iki cihanım kötülüklerinden, sıkıntılarından, mübarek tabiatına ağır-
lık veren istemedikleri şeylerin cümlesinden selâmet ihsan eyle.
Devam edelim:
Bu manada Allah'a hamd olsun.
Bu cümlede anlatılmak istenen mana şudur:
Gözümüzün nuru Resulüllah S.A. efendimize, insanların hiç biri-ne verilmeyen nimetlerini ihsan eylediği için; ki, bu nimetler arasında
NANA BAVUD
YanıtlaSilDevice Hakki gormal bilan aralarına nail olmam vardır ulu Resule dommet avledigt, ona saldt u selam oku Papathan edip trend ledigt fem Vuce Allah'a hamd olsun
VETMIS IKINCI BALAVATI BERIFE
Allahut, efendiuis ve sahibhuis Muhammed's, zeytin yaprak a ve batau merreler sayısınca salát gyle
Bu salivali perifede geçen:
Reytin
Mübarek bir ağaçtın Kur'an Kertu Me övülmüştür. Bu mübarek adaca duir nekadar yaprak varsa, bitmiş olan ve bitecek olanların mya kadar salat taleb edilmektedir
-Merwen
Tabirinden be, iki mana çıkar. Ya zeytinin yemişleri, vahut sair ağaçların yemişleridir Zeytinin verdiği yemişler murad editing lae, qu mana çıkar
Bitmiş ve bitecek yemişlerinin sayısı kadar salåt eyle. Mana zeytin üzerine atıf olunca, şu çıkar:
-Bu dünyada bitmiş ve bitecek, Ahirette ise, sonsuz olarak ne kadar sayısın yemişler varsa, onların sayısı kadar Habib-i Ekrem ve Neblyy-i Muhterem Resulüllah 8.A. efendimize salát eyle. Onu muar aes ve mükerrem eyle. Bisleri de, o kadar salavat-i şerife getirmiş ka-dar üstün sevaplara nail eyle. O kadar faydalarla mesrur eyle.
Burada, sair yemişlerin yaprakları zikrolunmayıp sadece reytin ağacının yaprağı sikrolundu. Bunun hikmeti babında ulema şöyle de-
-Zeytin yaprağının üzerinde, Yüce Hakkın ismi azamı yazıl-mıştır. Bunun için, hasseten zeytin yaprağı anlatıldı.
En doğrusunu Allah-ü Takla bilir.
Devam edelim:
-Allahın, olmuşların ve olacakların sayısı kadar, efendimiz vu sahibimis Muhammed'e salat eyle..
Bu salavat-ı şerifenin daha açık şerhili manası şudur:
Evvel Ahir cümle mevcudatı ketm-1 ademden vücuda getiren
nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı büyük Allah.. cümle mahlukatı leaddan bu ana kadar canh cansız, ülvi süfli küçük büyük, nekadar vücuda gelen şeyler varsa.. onların sayısınca; bundan sonra da vücuda gelecek nekadar şeyler varsa.. onların sayı sinca Resulüllah S.A. efendimize salât eyle..
Devam edelim:
-Hatta, üzerine, gece karanlığını gerdiği, gündüzün aydınlattı
şeylerin sayısı kadar salât eyle...