Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir. (Buhari, Müslim, Tirmizî, Nesai).
1910-Çırağan Sarayı yandı. Saray 1865'te Sultan Abdülaziz tarafından inşa ettirilmişti.
1950- Demokrat Parti
(DP) işçiye grev hakkı istedi.
OCAK
18 PAZAR
29 1447
BİR AYET "Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma!"
derler.
A'raf Suresi: 47
BİR HADİS
Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir.
RUMI: 5 K. SANİ 1441 KASIM: 72
Şükret, hayrâtın en hâlisinin kapısını sana açan, hastalıktır. Hastalık mütemâdiyen hastaya ve lillah için hastaya bakıcılara sevap kazandırmakla beraber, duânın makbuliyetine en mühim
Sinarşi, "birlikte yönetmek" veya "uyumlu yönetim" anlamlarına gelen Yunanca kökenli bir kelimeden türemiştir. Çeşitli içeriklere sahip farklı politik süreçleri tanımlamak için kullanılmıştır.
Terimi ilk kullanan Thomas Stackhouse'dur (1677-1752). 1828'de Noah Webster tarafindan basılan Webster Sözlüğü kelimenin anlamını sadece "ortak yönetim veya hükümranlık" olarak veriyor. Bu kelimeyi gizli topluluklarla bağlantılı olarak ilk kullanan kişi Alexandre Saint-Yves d'Alveydre (1842-1909) olup bu kelimeyi Şambala'da yaşayan ve kendi-sinin de telepatik iletişimde olduğu üstün varlıklarla bağlantılı gizli örgütlerin hükümranlığı anlamında kullanmıştır. Saint-Yves, Tapınak Şövalyelerini taribin en üst sinarşistleri olarak değerlendiriyordu.
1885'te Saint-Yves'e göre Asya'nın yüzeyindeki dağların altında "Kutsal Agarta Ülkesinde", "Evrenin Üstadları" ve dünyanın üstünde vaşayanlara göre teknolojik ve ruhsal açıdan çok daha gelişmiş "Sinarşi" denilen ileri bir topluluk yaşıyordu.
Amerikalı muhalif Lyndon LaRouche, bu terimi dünyayı yönetme hırsında olan elit bir grup için kullanırken Napoleon Bonaparte, Bertrand Russel, Adolf Hitler ve hatta İngiliz Kraliyet Ailesini de bu gruba dahil etmektedir. LaRouche aynı zamanda Dick Cheney başta olmak üzere ABD eski Başkanı George Bush yönetimindeki yeni-muhafazakar siyonistleri, Alexandre Kojéve, Carl Schmitt ve Leo Strauss'un düşüncelerinin uzantıları ve sinarşinin günümüzdeki tem-silcileri olarak kabul etmektedir.
Bu kitapta sinarşizmin Şambala ile bağlantısı, Wolfowitz'in sinarşik çetesi, Türklere ve İslamiyete karşı kurulan sinarşik ittifak, sinarşizmin İspanya İç Savaşındaki rolü, Japonların Tanaka Planı, Avrupa Birliği'ndeki sinarşik bağlantılarla ilgili bugüne kadar yazılmamış birçok gerçeği bulacaksınız. Bu kitabı okuduktan sonra dünyaya başka bir açıdan bakma ihtiyacı duyacaksınız.
Masonluk dünya görüşü olarak Yahudi Kabalası'nı benim-sediğine göre, bunun meyveleri de doğal olarak Yahudi olacak-tır. Masonluk, siyonizmin elinde bir güç aleti olarak kullanılmış ve kullanılmaya da devam edecektir. Masonluğun görünürde-ki siyasi hedefleri nelerdir? Önce "Avrupa Birliği", sonra merke-zi Kudüs olan bir "Dünya Devleti"nin kurulmasıdır. Peki bunlar ilk defa 21. yüzyılda mı ortaya çıkmıştır?
Daha önce de belirttiğim gibi, Avrupa Birliği düşüncesi daha 1920'li yıllarda ortaya atılmıştı. "Pan-Europa" (Avrupa Birliği) düşüncesini ilk defa ortaya atan şahıs Kont Richard Nikolaus Coudenhove-Kalergi'dir. 89
Kalergi'nin babası Kont Heinrich Coudenhove-Kalergi Ya-hudi kanı taşıyordu. Annesi ise 1894 Tokyo doğumlu bir Japon-du. Kalergi, Ida Roland adlı bir Yahudi sinema oyuncusu ile ev-lenmişti. 1922'de Viyana'da "Humanitas" ve "Mozart" locaları-na inisiye olmuştu.
Coudenhove-Kalergi bu locaların yardımıyla Avrupa Birliği'ni kurdu. Birliğin merkezi Viyana idi. Birliğin Alman gru-
89. Kalergi'nin Avrupa Birliği planlar için 5. Bölüme bakınız
bunun başında Sosyal Demokrat Parti Meclis Başkanı Loebe ve Avusturya grubunun başında da Avusturya Başbakanı (Cizvit Tarikatı üyesi) Dr. Seipel bulunuyordu.
"Paneuropa" adlı gazetenin yayınlanmasını işini Yahudi Rosenbaum'un başında bulunduğu "Gesellschaft für graphise he Industrie" üstlendi.
Amerikan locaları da "Pan-Europa" birliğine yardım et mek için "yardım komitesi" kurdular. Bu yardım komitesi içinde çok miktarda Yahudi vardı. Bunlar içinde Amerikan Büyükelçisi Strauss ve banker Felix Warburg göze çarpıyordu.
Fransız mason üstadı Herriot da Sorbonne Üniversitesi'nde "Pan-Europa" üzerine konferanslar vermeye başlamıştı.
Viyana'da yayınlanan mason gazetesi Wiener Freimaurerzei-tung 1923 tarihli sayısında (Nr. 9/10) şöyle yazıyordu:
"Büyük Loca ve ona bağlı locaların bu seneki programları olduk-ça yoğundu. Bütün localar ortak bir konu üzerine yoğunlaşmışlardı, bu Kalergi biraderin 'Uluslar üstü Kilise' ile ilgili açıklamalarıydı.
Büyük Üstad biraderin daveti üzerine Kalergi birader konser sa-lonunu dolduran biraderlere düşüncelerini açıkladı ve sonunda ayakta alkışlandı. Bu toplantıyı düzenleyen Büyük Loca biraderleri bu tip top-lantıların devam edeceğini belirttiler."
Bu toplantıya katılanlardan 33. dereceden mason birader Dr. Konrad Lerich Der Tempel der Freimaurerei (Masonluk Tapınağı) adlı kitabının 33. sayfasında şunları açıklıyordu:
"Burada Avrupa Birliği hareketini başlatmak için gereken adım-ların atılması kararlaştırıldı. Bu hareketin başarıya ulaşması için onun gizlilik ve disiplin içinde yürütülmesi gerekmektedir. Pan-Avrupa di
esi ilk defa Fransız Süprem Konseyine bağlı 'Mozart' locasında or-atılmıştır. Bu hareketi başlatan Kont Kalergi de yüksek dereceli bir raderdir. Pan-Avrupa hareketinin sembolü haç da Gul-Haç sembo-den alınmıştır."
4
II. Pan-Avrupa Kongresi, 1927 yılında Yahudi bir kadınla evli olan Alman Dışişleri Bakanı Dr. Stresemann tarafından açıl-mıştı.
Stresemann'a göre Pan-Avrupa ekonomik planları şöyleydi:
1- Avrupa endüstrisinin rasyonelleştirilmesi ve kartelleş-tirilmesi (yani milli ekonominin çözülmesi. Burada düşünülen şey, Alman kömür ve çelik endüstrisi ile ilgiliydi).
2- Avrupa tarım alanlarının uluslararası sermayeye açılma-sı (Alman köylüsünün uluslararası Yahudi sermayesine teslim edilmesi).
3- Avrupa'nın endüstrileşmiş ülkelerindeki işsizlerin zen-gin, sağlıklı ve düşük işgücüne sahip Güney Amerika ülkelerine gönderilmesi (Alman işçisi, ailesinden, vatanından koparılıp, va-tansız bir duruma düşürülmek isteniyordu).
Fransız mason birader Briand, Paris'teki Büyük Locanın Ey-lül 1933 tarihli oturumunda "Avrupa Birleşik Devletleri"nin ku-rulmasını istemişti.
Coudenhove-Kalergi, Wiener Freimaurer-Zeitung (Nr. 9/10, 1923) ve Praktischer Idealismus adlı kitabında (1925) şunları savu-nuyordu:
"Geleceğin (Avrupalı) insanı bir melez olacaktır. Birleşik bir Avrupa'nın geleceğinde Avrupalı-Avrasyalı-zenci ırk karışımı ve çok arklı kişilikler olacaktır. Bu melez ırkı Yahudiler yönetecektir, çünkü on-lar Avrupa'nın yeni düşünce aristokrasisini oluşturmaktadırlar."
"Avrupa Birliği" düşüncesini destekleyenler arasında Ge org Bernhard, Arthur Holitscher, Leopold Jessner, Georg Kaiser, Emil Ludwig (Cohn), Jacob Wasserman ve Heinrich ve Thomas Mann gibi ünlü Yahudi yazarlar bulunuyordu.
tarihinde Bern'de (İsviçre) kurulan masonik "Weltbund" (Dünya Avrupa Birliği için tek bir lisan da düşünülmüştü. 30.8.1913 Birliği), Rus Yahudisi Lazarus Zamenhof'un yeni bir lisan (Espe ranto) geliştirdiğini duyurmuştu.
Yahudi Emil Abraham ("Bne-Brith-Mitteilungen aus Öster-reich, Jahrgang 26, Heft: 8, vom Oktober 1926, S. 213) Yahudi masonlarının gizli örgütü olan "B'nai Brith" dergisinde şunla-rı yazıyordu:
"Pan-Avrupa biz Yahudilere yeteneklerimizi özgürce geliştirme ve sergileme, toplumdaki diğer insanlara da Yahudilerin zihinsel ve ahlaki yüksek kalitelerini tanıtma fırsatını verecektir. "
Aslında Pan-Avrupa uluslararası tekellerin lehine ulusal ekonomilerin çökertilmesi ve milli kültür yerine Yahudiliğin Tal-mud kültürünün ikame edilmesi, Avrupalı milletlerin ırk ve et-nik kimliklerinin yok edilerek yerine Avrupa'ya yabancı melez bir kültürün yerleştirilmesi anlamına geliyordu. Pan-Avrupa tek kelime ile Yahudi egemenliği anlamına geliyordu. Fakat Yahu-dilik için Pan-Avrupa son hedef değildi.
Mason dergisi "Revue maçonnique" (1908, S. 137) bu konu-da şunları söylüyordu:
"Biz insanlığın çıkarlarını ve Avrupa halklarının kardeşliği ideali-ni savunuyoruz. 'Birleşik Avrupa Devletleri' içinde sınırların kaldırıl-masını ve 'Genel bir Cumhuriyet'in kurulmasını isteyen ilk bizlerdik."
90 Kaynak: Das politische Gesicht der Freimaurerei, von Heinrich Blume, Braunschwe ig, 1937.
Ipanyol masonu Lozano birader Roma'daki Dünya Kong-aminde (1914) şunları söylüyordu
"Bia, dünyadaki bütün sınırların kaldırılmasını ve 'Dünya Cumhuriyet'nin kurulmasını istiyoruz. Biz tek bir yasa tanıyoruz Büyük Fransız Devrimi'nin bizlere vermiş olduğu İnsan Hak-
1925 yılında "Grand Orient" locası başkanı şunları söylemişti:
"Fransız Masonluğunun bir çocuğu olan Fransız Cumhuriyeti, geltveğin "Dünya Cumhuriyeti'ne de hazır olmalıdır."
Bütün bu masonik itiraflardan örgütün tek bir nihai hede-fi olduğunu görüyoruz, o da; "Dünya Cumhuriyeti"dir (Dünya Hükümeti), Fakat bu hedefe ulaşmak sanıldığı gibi kolay değil-di. Avrupa milletleri Avrasya-Zenci melezi bir ırkın içinde erime-ye hazır değildi.
Bu nedenle bir "Dünya Cumhuriyet"i barış yoluyla değil, ancak kan, savaş ve ölümlerle kurulabilirdi. Bunun için de gerek-li olan tek şey, bir "Dünya İhtilali"ydi.
Fransa Büyük Locası 1922 yılında çıkardığı bir bültende şöy-Je diyordu:
"Masonluk bu büyük devrim için, yani 'Dünya Devrimi' için ge-ki şartları oluşturmalıdır."
16-17 Temmuz 1889'da yapılan Uluslararası Mason Kongre-sinde Fransız "Grand Orient" locası şunları açıklamıştı:
"1789 Devrimini hazırlamış olan Masonların görevi daha tamam-lanmamıştır. Bu devrim devam ettirilmelidir. Kamuoyu bizi buna zor-lamaktadır
"Dünya Cumhuriyeti" ve "Dünya İhtilali" Moskova'da ya-prian Komintern (Komünist Enternasyonal) kongresinde de ele Armıştı ve Bolşevizmin ana hedefleri arasındaydı.
Bu nedenle 1935 yılında Yahudi Karl Radek (Frans "Grand Orient" locası üyesiydi). Rusya'da mason localarını ye niden açmakla görevlendirilmişti.
Bu locaların açılması sonucunda Moskova Paktına uyumlu Fransız ve Çekoslovakya politikaları ortaya çıktı. Yine bu saye de -Stalin gibi- bir banka soyguncusu olan Yahudi Finkelstein, Litvinov adıyla "Milletler Cemiyeti" başkanı oldu.
Macaristan'da Horty Hükümeti tarafından mason locaları-nın kapatılmasından sonra, masonik belgelere el kondu. Barosay Adorjan bu masonik belgeleri bir kitapta topladı. Kitabın 75. say-fasında şunlar yazıyordu:
"Nihai hedefimiz, kozmopolitizm, ateizm ve Komünizm'dir."
Aynı kaynaktan şunları da okuyoruz:
"Sosyal-Komünist Parti ile temaslarımızı sıklaştırmalıyız. Çünkü onların hedefi, masonik devrimi perdelemeye yarayacaktır. Macar Ma-sonluğu bütün devrimci örgütlerle bağlantı kurmalı ve Dünya Prole-teryası ile aynı amaçlar için mücadele verdiğini açıklamalıdır."
91 Kari Radek hakkında daha fazla bilgi edinmek için bakama, Turgut Gürsan, De yanın Gizli Tarihi-2 (S. 345).
İlahi Hamdini sozumuze sertac ettik, Zikrini kalbimize mi'rác ettik, Kitabını kendimize minhac ettik Biz yoktuk, sen vår ettin Varlığından haberdar ettin Aşkınla gönlümuzu bikarar ettin Inayetine sığındık, kapına geldik Hidayetine sığındık, lütfuna geldik, Kulluk edemedik, affına geldik Şaşırtma bizi, doğruyu söylet Neş'eni duyur, hakikati öğret Sen duyurmazsan biz duyamayız Sen söyletmezsen biz söyleyemeyiz Sen sevdirmezsen biz sevumeyiz Sevdir bize hep sevdiklerini Yerdir bize hep yerdiklerini Yör et bize erdiklerini Sevdin habibini, kainata sevdirdin Sevdin de hil'ati risaleti giydirdin Makamı İbrahim'den makamı Mahmud'a erdirdin Serveri asfiyä kıldın, Hátemı Enbiya kıldın Muhammed Mustafa kıldın Salātu seläm, tahiyyätü ikram Her türlü ihtiram O'na O'nun Alu Ashábů etbaina ya RAB.
Cumhuriyet idaresi kurulup medreselerin kapatılmasıyla Arapça ted-risata da son verilmişti. Kur'an-ı okuyup anlayabilecek ve anladıklarını müslümanlara aktarabilecek yeni bir nesil yetişmeyecekti. Bu eksikliğı telafi edecek başka tedris müesseseleri kurulmamıştı Halbuki müslu-manlar. Kur'an'ın irşadlarına muhtaç idiler.
Olumsuz şartlar altında Osmanlı Medreselerinin son döneminde ye-tişmiş olan ve müfessirlerimizin son halkalarından birini teşkil eden mer-hum, alim ve fazıl Elmalılı Hamdi Yazır, HAK DİNİ KUR'AN DILİ İsiml muazzam tefsirini kendi ifadesiyle <30 senelik bir çalışmayı gerektirme sine rağmen 12 sene gibi kısa bir zaman içerisinde yazarak müslüman ların istifadesine arzetmiştir.
Ma'lum olduğu üzere bu büyuk eserden günümüz okuyucuları gerek tığı gibi kolaylıkla istifade edememekte ve birtakım teknik güçluklerl
korulaşmaktadır. Karşılaşılan bu teknik guclükleri izale edebilmek, eser-den istifadeyi kolay bir hale getirebilmek duşuncesi ile tefsire hir fihrist hazırlamayı duşunduk. Bu nedenle, Lisans Tezi olarak bu mevzuyu seç-bik ve 3 senelik yorucu bir çalışmanın neticesinde elimizdeki mutevazı eser meydana geldi
Calışmamızda Hak Dını Kur'on Dilis tefsirinin Eser Kitabuvi ta rafından Ata Ofset matbaasında basılmış olan 9 ciltlik nushasını esas al-dik. Bu ofset baskıyla tefsirın ilk baskısının cilt ve sayfa numarsiari ay-m olduğu için fihristten tefsirin bu gune kadar yapılan tum baskıların sahipleri faydalanabilecektir
Calışmamız. 10 ana bölumden muteşekkil olup, bolumlerin hususi-yetleri ve kullanışı hakkında hər bölümün başında yeterli izahat yapıl-mistir
BÖLÜMLER
1- Sürelerin tefsirdeki yerleri fihristi,
Ayetler fihristi, 2
Hadisler fihristi, 3
4 Türkçe hadisler fihristi
Arobço şiirler fihristi.
6- Fikhl Kaideler fihristi,
7- Mevzülor fihristi,
İsimler fihristi,
Yer isimlen fihristi.
10- Kitob isimleri fihristi
Calışmamızda vukúu mumkun olan hatalarımızın mazür görulmesi ve toshihi için bize bildirilmesinden memnûnluk ve minnettarlık duyacağız. Tezimize nezaret eden Hocamız Sayın Doç Dr. Suat Yıldırım Beye. calışmalarımızdaki yakın alaka ve yardımlarından dolayı Hocamız Ass Abdullah Aydınlı Beye, ayrıca tezimize emeği geçen arkadaşlarımıza da atend qukranlarımızı arz ederiz
Bu Takdunimize merhum müfessiırın duasıyla başladık ve yine onun hatime duasıyla bitirmek istiyoruz
YO HAB) bize bir hukum ihsan et ve bizi salıhın zumresine ilhak buyur ve sonrakilerde bize bir sadákat dili zikrı cemil tahsis eyle. Ve bizi noim Cennetinin vänslerioden kıl Ya Rabbenā! bizlere, eşlerimizden ve curvetlerimizden yuzler sururu ihsan buyur ve bizleri müttakilere pi-Suva kil và Robbenül bulere ve bizden once lyman ile gecen ihvanımı-zo anglivet tuyur, ve iymon edenlere karşı kalblerimizde bir kın tuttur-ma và Ratibenă süthe yok ki sen ra'ufsun rahimsın. Ya Rabbena! sa-sode hood eveer ve öler Subhaneka yo Robi Sanın ne buyük! Burhanın ne vuter Fürth anden hatene sons, Allahumme salli alâ Muhammed.
Kadim bir geçmişe sahip olan Türkler, gerek İslam'dan önce gerekse landan sonra bulundukları coğrafyalarda büyük ve özgün bir kültür ve medeniyet oluşturmayı başarmış dünya üzerindeki ender milletlerdendir. Türk Laltür ve medeniyetinin teşekkül ettiği coğrafi mekânlardan birisi hiç şüphesiz Maveraünnehir ve Türkistan bölgesidir.
Türk kültür ve medeniyet hamlesinin teşekkülünde, ilmek ilmek islenmesinde ve gelişip tekamüle ermesinde gerek hayatları gerek görüş ve düşünceleri gerek çalışma ve gayretleri gerekse ortaya koydukları eserlerle Önemli katkılar sağlamışlardır. Türk kültür ve medeniyetinin bu oluşum, gelişim ve tekamüle ulaşım sürecinde önemli katkısı olan älim ve bilgelerden birisi de hiç suphesiz Imam Maturidi hazretleridir
Imam Maturidi, özellikle İslâm düşüncesinin etkisiyle birlikte Türk kültür ve tefekküründe ortaya çıkan farklı İslami yorumlar arasında, temelleri Ebú Hanite tarafından atılan akılcı-hadari din anlayışının en önemli şahsiyet ve mümessallerindendir. İmam Maturidi'nin en önemli özelliği ve büyüklüğü Kurana Kerim'e bakış açısıyla getirmiş olduğu yeni yorumlardır. Onu digerlerinden ayrı kılan hususlardan biri de, aklı ve akılcılığı esas alarak tamamen kendine has orijinal düşünce ve görüşler ortaya koymayı başarmasıdır. Nitekim O bu düşünce ve görüşler sayesinde hem kendinden önceki hem de kendi döne mindeki İslâm älim ve hekimlerinden/filozoflarından ayrılarak kendi farkını ortaya koyabilmiştir. İmâm Mâturidi, hassaten neşv ü nemá bulduğu toplumun mel değerleriyle çatışmayan, bilakis onlarla barışık olan bir inanç sistemi kurduğu için gerek yaşadığı çevrede gerekse İslam dünyasında büyük bir kabul görmüştür. Bu açıdan bakıldığında İmâm Mâturidi'nin, bizzat içinde yaşadığı toplumdan etkilenmiş ve o toplumun değerlerini özümsemiş bir İslâm âlimi olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir.
İlim ameli davet eder, eğer amel gelirse ne güzel, gelmezse ilim de göçer.»
Süfyan-i Sevri (R.A.)
BİLGİ ÖĞRENMEK HER MÜSLÜMANA FARZDIR
Hakikat, göklerin ve yerin yaradılışında gece ile gündüzun birbiri ardınca gelişinde ve uzayıp kısalmasında temiz akıl sahip-leri için elbet ibret verici deliller vardır.
Musibetlerin en buyüğu, kıymetli zamanları boş geçirmektir.
Hz. Ali (R.A.)
Sahåbeden biri Ey Allah'ın Resul'u omrumden bir sene kal-dığını bilsem bu bir senelik muddet içinde ne ile meşgul olayım?
Verilen cevapllimle meşgul ol» «Peki bir ay kaldı ise ne ile meşgul olayım? Verilen cevap yine İlimle meşgul ol» «Peki öm-rumden bir gün kalmışsa ne ile meşgul olayım?» Verilen cevap: Yine ilimle meşgul ol, hatta bir nefeslik bile ömrün olsa yine ilim-le meşgul ol, ilim tahsilinde buluns buyurmuşlardır.
(Ey Resül'um, Besmele getirerek) Rabb'inin adı ile (Kur'ân-1) oku kt. (her şeyi) O. yarattı
inbir türlü hikmetler, güzel likler ve sırlarla dolu bir ha sinenin içindekilerini görüp anlıyabilmek için, elbette o hazinenin kapağını açmak gerekir. Öyle de Bismillahirrahmanirra him dahi şu kainat sarayındaki hikmetleri seyredebilmemiz için Ce nâb-ı Hak tarafından bizlere lütfe-dilmiş ilahi bir anahtardır.
Insan bu anahtarla, bütün kai-nat, arz ve insan simasında, her şe yin bir elden çıktığını gösteren mü zeyyen nakışları, her zaman, her yerde, her mahlúka muhtaç olduğu şeyleri vermesi ile sahibi olduğu mülkü ve Besmele kudretini anlar. O'nun hüsnü san'atını tasdik eder. Insan bu anahtarla, Cenâb-ı Hakkın umum eşyada, insanda her bir şeye birden tecellisini gösteren Işaretleri, meselá, güneşin, ziyası, hareketi ve ziyasındaki yedi rengi ve gölgesini, O'nun mevcûdat ile alakadar, herbir isminin bütün mevcûdatı ihåta ettiğini anlar, O'-nun büyüklüğünü tasdik eder. Sa yısız nimetlerle şereflendirme ni-nam ve adalet sahibini tanır. İnsan yalnız bu anahtara sahip olduğun da dahl, kainatın yaratıcısını bilir. Akil, ruh ve kalp gibi hasselerini O'nun nûru ile inkişaf ettirerek sa-ådete erebilir.
Evet, şu sonsuz kainatı şenlen-
diren, karanlık mevcûdatı ışıklandı ran, hadsiz ihtiyaç içerisinde olan mahlükatı terbiye bütün mevcúda ti O'na müteveccih eden, hadsiz fe zayı ve boş âlemi dolduran, nûrian-dıran, senlendiren, bu fani insanı ebede namzet ederek, kendine mu-hatap eden rahmettir.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
der Her kapının anahtarı «Bismil-lahirrahmanirrahim» dir. Şu kai natta gözümüzün gördüğü herşey «Bismillahirrahmanirrahim Sudaki balıklar, seher vaktinde öten kuşlar, kayayı parçalayıp çıkan ne-vanlar, arş ve arz, herşey «Bismilla-batlar, süt menbai haline gelen hay-hirrahmanirrahim der.
dönen dünya ay ve yıldızlar «Bis-Güneşin etrafında durmadan millahirrahmanirrahim der ve de-vamlı Allah'a (C.C.) ibadet eder.
Bu mübarek kelime İslam'ın nişanı-dır. Ne bitmez tükenmez berekettir. «Bismillah her hayrın başıdır.
nedir ki; Seni Allah'a (C.C.) en Bu kelime öyle mübarek defi-makbül bir şefáatçı yapar.
hiç bir kimseden korkmaz. Her işi «Bismillah ile hareket eden, yapar, her şeye karşı koyar. Seláme-te çıkar ve yükselmesine vesile olur.
olduğu halde, Kur'ân-ı Kerim'de (114) deja nazil olmuştur.
Rahmetin arşına erişmek için bir miraç var. O miraç «Bismilla hirrahmanirrahime dir. Ve bu mi raç ne kadar önemlidir ki, Kur'ân-ı Astmüşşan'ın 113 süresinin başla rına ve bütün mübarek kitaplarına konmuştur.
Mådem her şey månen «Bismil lahirrahmanirahim der. Bizler de Bismillahirrahmanirahim deme liyiz. Allah (C.C.) namına almalıyız. Allah (C.C.) namına vermiyen gafil manlardan olmamalıyız.
BESMELENİN BÜYÜKLÜGU
Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta onunla başlarız. Bil ey nefsin! Şu mübarek kelime, Is lám nişanı olduğu gibi, bütün mev cidatın lisan-ı hallyle dillerindeki sikirdir
Bismillah ne büyük tüken mez bir kuvvet, ne bitmez bir bere ket olduğunu anlamak istersen şu temsill hikâyeye bak, dinle; Şöyle ki
Bedevi (göçmen) Arap çöllerin de seyahat eden adama gerektir ki: Bir kabile reisinin ismini alsın ve hikâyemize girsin. Tá, eşkiyaların Mrrinden kurtulup ihtiyaçlarını te darik edebilein Yoksa tek başına hadate düşman ve ihtiyaçlarına kar perişan olacaktır. İşte böyle bir Myahat için iki adam sahraya çıkıp Ediyorlar. Onlardan biriat mütevä idl. diğeri mağrur. Alçak gönüllü dan bir reisin temini aldı, magrur
kimse almadı Alan her yerde sela-metle gezdi. Bir yol kesiciye rasla sa, ben filän reisin adına gezmek-teyim der, şaki defolur, ilişemez. Bir çadıra girse o namlı reisden do-layı hürmet görür. Öteki mağrur bütün seyahatinde tarif edilmes be-lalar çeker, korkudan daima titreyip gezerdi ve daima dilencilik ederdi. Hern zelil, hem rezil oldu.
İşte ey mağrur nefsim! Ben o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın sonsuzdur. Düşma nın ve ihtiyaçların nihayetsizdir. Maden öyledir: Şu sahranın Malik-1 Ebedi'si ve Håkim- Ezell'sinin ismi-ni al; tāki bütün kainatın dilencili-ğinden ve her hadisenin karşısında titremekten kurtulasın.
Evet bu mübarek kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin ni-hâyetsiz aczin ve fakrın, seni niha yetsiz kudrete, zahmete bağlayıp Kadir-i Rahim'in dergahında aczi, fakri en makbül bir şefkatçi yapar. Evet, bu kelime lle hareket eden o adama benzer ki; askere gider, dev-let namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. «Kanun nâminas der her işi yapar. Herşeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevců-dat, lisan-1 hål ile «Bismillah» der. Öyle mi? Evet, nasıl ki görsen: Bir tek adam gelerek bütün şehir hal-kını cebren bir yere sevkedip zorla çeşitli işlerde çalıştırdı. Şüphesiz olarak bilirsin ki O, adam kendi kendine, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder
Öyle de: Herşey, Cenab-ı Hak kın namına hareket eder ki; zerre cikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor Dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. De mek herbir ağaç «Bismillah» der. Rahmet hazinesinin meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacı lık ediyor. Herbir bostan Bismil lah der. Kudret mutfağının bir ka-zanı olur ki, çeşit çeşit pek muhtelif leziz yemekler içinde beraber pişiri lir. Her bir inek, deve, koyun, keçi... gibi mübarek hayvanlar «Bismillah der. Rahmet feyzinden bir süt çeş mesi olur. Bizlere Rezzák námına en latif, en nazif âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir ne-bat, ağaç ve otların ipek gibi yumu şak kök ve damarları Bismillah» der. Sert olan toprağı deler geçer. Allah namına Rahman namına der, herşey onun emrine girer.
Evet, havada dalların yayılması ve meyve vermesi, o sert taş ve top-rakta ki köklerin tam bir kolaylık la toprağı delmesi ve yer altında ye miş vermesi, şiddetli sıcağa karşı aylarca nazik ve yaş kalması. Tabi atçıların ağzına şiddetle tokat vuru yor. Kör olası gözüne parmağını so-kuyor. Ve diyor ki: En güvendiğim sertlik ve sıcak dahi, emir altında hareket ediyorlar ki: O ipek gibi yu muşak damarlar birer Hz. Musa asası gibi (Fe kulnadrıb bi asäkei hacer) emrine uyarak taşları yarar. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin
yapraklar birer Hz. Ibrahim'in aza ları gibi ateş saçan sıcağa karşı (Ya narü kuni berden ve selamen) âye tini okuyorlar. Mådem herşey má nen «Bismillah» der. Allah namına ve Allah'ın nimetlerini getirip bizle-re veriyorlar. Biz dahi «Bismillah demeliyiz. Allah namına vermeliyiz. Allah namına almalıyız. Öyleyse, Allah namına vermeyen gafil insan-lardan olmamalıyız
Sual:
Tablacı hükmünde olan insan-lara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah (C.C) ne fi yat istiyor?
El-Cevap: Evet, o hakiki ni met sahibi bizden o kıymetli ni'met-lere, mallara bedel istediği fiyat ise. üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.
Başta Bismilah zikir, sonra Elhamdülillah şükür, ortada, bu harika nimetlerin Ehad, Samed'in Kudret mucizesi ve rahmet hediye si olduğunu da düşünmek fikirdir. Bir padişahın kıymetli bir hediye. sini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanı mamak ne derece belahet ise öyle de; zahiri nimet vericileri medih ve muhabbet edip, hakiki ni'met veri-ciyi unutmak, ondan bin derece da ha belahettir (aptallıktır.)
istersen: Allah namına ver... Allah Ey nefis! Böyle aptal olmamak namina al... Allah namına başla Allah namına iste... Vesselân.
Şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olma. yan Allah..
DARAAT sahibi zata salåt eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
DARAAT.
Lafzının geniş tafsilli manası şudur: Cümle ibadetlerinde, müna-caatlarında, ihtiyaçlarını arz etmekte, duruşlarında ve hareketlerinde ve cümle hallerinde sübhan olan Yüce Hakka karşı tam manası ile hudu, huşu, tazarru tezellül ve istikånet sahibi..
Resulüllah B.A. efendimizin risaletine nübüvvetine delalet eden hüccet ve beyyinattır.
Allahım BURHAN sahibi zata salát eyle.
Bu cümlede geçen:
BURHAN.
Lafzı, Resulfillah S.A. efendimizin nübüvvetine ve risaletine ayan delillerdir.
Allahım, SAHİB-İ SULTAN zata salât eyle.
Bu cümlede geçen:
SAHİB-İ SULTAN.
Sıfatının ifade ettiği mana şudur: Ulu riyaset, mecd ve şeref sa-hibi. Allah tarafından teyid edilip güçlendirilmiştir. Cebbarlar ve inat-çılar onun önünde eğilip zelil olmuşlardır. Herkese hükmünü geçiren; emrine itaat edilen saltanat sahibi..
Bu da ancak, Resulüllah S.A. efendimiz olabilir.
Allahım, TAC sahibi zata salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, dünya âleminde Mirac'a dåvet olundu-ğu zaman, mübarek başına nurdan TAÇ giydirilmiştir. Kıyamet gü-nüne mahsus olmak üzere de, gayet ulu TAÇ giyecektir.
Allahım, MIRAC sahibi zata salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, MÍRA C'a gitmiştir. O gece, müba-rek Kudüs'ten uyanık olarak påk cisimleri semalara cevherden mer-divenlerle yükselmiştir.
Bu durumda daha açık mana şudur:
Anlatıldığı gibi bir MİRAC şerefine nail olan zata, şanına lå-yık bir şekilde salât eyle.
MIRAC bahsinin tafsili, daha önce anlatıldı. (Bak: İsim 178)
Allahım, KADİB sahibi zata salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
KADİB
Lafzı, düşmanla muhabere için kullanılan kılıca verilen bir isim-dir. Herhangi bir kesici ålete de:
KADİB.
Denebilir.
Allahım, NECİ B'e binen zata salât eyle.
Burada anlatılan:
- NECİB.
Lafzı, Resulülah S.A. efendimizin devesinin ismidir. Resulüllah B.A. efendimiz, onunla hicret etmişlerdir. Gayet büyük bir deve idi.
ZIKR 1. Zikir, anma, hatıra getir-mo. 2 Ağıza alma, adını soyleme. 3 Anlatma, ifade etme 4. Övme, iyilikle anma. 6. Tasavvufi anla-mıyla Allah adını anarak zikret mo.
ZİKRULLAH: Allah'ı anma
ZİKR-İ CEMİL: Güzel zikir.
ZİLLET: Alcaklık, aşağılık.
ZIMAN: Yular.
ZIMAN: Namus, irz.
ZİMMİ: İslam devletinde yaşayan gayr-i muslim. 2. Haraç veren, raiyye.
ZÍNET: Sus eşyası, bezek.
ZIRA: Dirsekten orta parmak ucu-na kadar olan uzunluk olçüsü, 75-90 santim arasında değişir.
ZIYA: Işık, aydınlık.
ZİYA-YI NEHAR: Gündüz aydınlığı.
ZIYA-YI ŞEMS : Gün ışığı
ZUAFA: Zayıflar.
ZUHR: Öğle zamanı.
ZULM: Zulüm, haksızlık, eziyet.
ZULMET: Karanlık.
ZULMET-İ LEYL: Gece karanlığı.
ZU'M: Şüphe, kuşku, zan, sanı.
ZUNUN: Zanlar, sanılar, şüpheler.
ZÜNÜN-İ FELSEFİYYE: Felsefi zan-lar, şüpheler.
ZÜBDE: Bir şeyin on seçkin par-COSI, Öz, sonuç.
ZÜBUR ZÜBÜR: Kitaplar, yazılı şeyler.
ZÜHD: Dünya lezzetlerinden el ce-kerek ibadetle meşgul olma, so-fuluk.
ZÜHUL: İsteyerek veya elde olma-yarak unutma, geçiştirme
ZÜKUR: Erkekler.
ZÜKURET: Erkeklik.
ZÜKURET VE ÜNSİYET: Erkeklik ve dişilik
ZÜL: Sahip anlamında kelimelerin başına eklenir.
ZÜLCELAL: Celal sahibi, Allah.
ZÜLKARNEY: İki boynuz sahibi, Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir hükümdar.
ZÜLVECHEYN: İki yüzlü.
ZÜLFE: Ufak saçak, bazı şeylerin başındaki püskül.
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
Beş vakit namazı camide kılan bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
YanıtlaSilÜmmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.
15:45
YanıtlaSil18:13
19:32
Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir. (Buhari, Müslim, Tirmizî, Nesai).
ÖMÜR Takvimleri
YanıtlaSil2026
OCAK
1
Hicri: 12 Receb 1447
Ruml: 19 Kanunuevvel 1441
Kasım: 55
PERŞEMBE
Yılbaşı, Mekke'nin fethi (630), Takvim ve saatteki değişikliğin yürürlüğe girmesi (1926)
Haksızlık önünde eğilmeyiniz.
Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.
(Hz. Ali)
YALVARMAK
YanıtlaSilyalvarıp yakarmak çok yalvarmak: Benim de bir gururum var, kimseye yalvarıp yakaramam öyle!
YAMALI
yamalı bohça birbirine uymayan öğelerden olu-şan, tutarsız: Salon takımını beğenmedim, tam bir yamalı bohça.
YAMUK
yamuk yapmak yakışıksız davranmak: Bana ya-muk yapınca, haddini bildirdim hemen.
YAN
yan bakmak kötü amaçla bakmak: Bir de durmuş, bana yan bakıyor, laf atıyor.
yan çizmek işten kaçınmak: Bana birlikte çalışırız demedin mi, şimdi neden yan çiziyorsun?
yan gelip yatmak rahatına bakmak: Yan gelip ya-tıyorsun. Bu kadar tembellik olmaz ki.
yan gözle bakmak sezdirmeden, göz ucuyla bak-mak: Şöyle bir yan gözle baktım da, epey yakı-şıklıymış şu delikanlı.
yan tutmak birini desteklemek; taraf tutmak: Hâ-kimle hakem, yan tutmamalıdır.
389
MİLYA
YanıtlaSilBüyüğünün yanında ağır sözler söylemesi hiç yakışık almadı.
YALAMAK
yalayıp yutmak iştahla, hızla yemek: Koca dev, kuzuların üçünü beşini oracıkta yalayıp yuttu.
YALAN
yalan atmak yalan söylemek: Yalan atma şimdi; sen kim, edebiyattan on almak kim!
yalan dolan dalavere, hile: Yalan dolanla iş çevir-mem ben! Sen beni tanımıyorsun.
yalan dünya ölümlü dünya; bu dünya: Şu yalan dünyaya geldim geleli, bir kez yüzüm gülmedi benim.
YALANCI
yalancı çıkmak istemeyerek, bilmeyerek yalan söylemek: sözünü tutamamak: Kayıtlara bakın-ca, yalancı çıkacaksın ama!
yalancısı olmak bir sözü ya da haberi başkasın-dan duyarak söylemek: İster inan, ister inan-ma; ben gazetenin yalancısıyım.
YALIN
yalın ayak başı kabak üstte başta bir şey olma-dan: Çocuğuna sahip olsana, yalın ayak başı kabak salmışsın sokağa!
388
1811-lik buhari feribot New York New Jersey arasındaki seferlerine
YanıtlaSilbaşladı.
1922 - Mudanya mütarekesi imzalandı.
1926 - Kıyafet Kanunu kabul edildi.
EKIM
11
Bils bile Allatyas ortak koymayın.
Bakara Suresi: 22
CUMARTESİ
191447
RUMI: 28 EYLÜL 1441
HIZIR: 159
BİR HADİS
Alırken, satarken, borcunu öderken ve borcunu isterken yumuşak davranan kişiyi Allah Cennetine koysun.
Ebu Davud, Salât: 114
Şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider. Sözler
Imsak Gunes
05.40
07.04
12.56
Ogle
İkindi
Akşam Yata
ISTANBUL
16.04
18.38
12.40
15.50
19.57
Imsak Gunes
Ogle
Ikindi Aksam Yatsu
05.35 06.55
12.50
16.01
ANKARA
05.25
06.48
13.03
18.23
19.41.
05.49
KARABÜK
05.25.06.50
KARAMAN
05.25
06.44
12.41
15.49
18.34
18.23
07.09
16.14
18.47
19.30
KASTAMONU
05.20
12.39
15:51
18.24
19.38
19.38
IZMIR
DEJA DE 36
1330
1543
18 15
20.03
06.45
12.37
15:44
18.18
19.49
ISPARTA
19.42
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1910-Çırağan Sarayı yandı. Saray 1865'te Sultan Abdülaziz tarafından inşa ettirilmişti.
1950- Demokrat Parti
(DP) işçiye grev hakkı istedi.
OCAK
18 PAZAR
29 1447
BİR AYET "Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma!"
derler.
A'raf Suresi: 47
BİR HADİS
Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir.
RUMI: 5 K. SANİ 1441 KASIM: 72
Şükret, hayrâtın en hâlisinin kapısını sana açan, hastalıktır. Hastalık mütemâdiyen hastaya ve lillah için hastaya bakıcılara sevap kazandırmakla beraber, duânın makbuliyetine en mühim
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
meseledir. Lem'alar
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
0411 07 41 1942 15 10 17 22 18 57
TURGUT GÜRSAN
YanıtlaSilDÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ GÜÇ
SİNARŞİZM
168181
PEGASUS YAYINLARI
BU DÜNYAYI PERDE ARKASINDAN YÖNETEN KİMLERDİR?
YanıtlaSilSinarşi, "birlikte yönetmek" veya "uyumlu yönetim" anlamlarına gelen Yunanca kökenli bir kelimeden türemiştir. Çeşitli içeriklere sahip farklı politik süreçleri tanımlamak için kullanılmıştır.
Terimi ilk kullanan Thomas Stackhouse'dur (1677-1752). 1828'de Noah Webster tarafindan basılan Webster Sözlüğü kelimenin anlamını sadece "ortak yönetim veya hükümranlık" olarak veriyor. Bu kelimeyi gizli topluluklarla bağlantılı olarak ilk kullanan kişi Alexandre Saint-Yves d'Alveydre (1842-1909) olup bu kelimeyi Şambala'da yaşayan ve kendi-sinin de telepatik iletişimde olduğu üstün varlıklarla bağlantılı gizli örgütlerin hükümranlığı anlamında kullanmıştır. Saint-Yves, Tapınak Şövalyelerini taribin en üst sinarşistleri olarak değerlendiriyordu.
1885'te Saint-Yves'e göre Asya'nın yüzeyindeki dağların altında "Kutsal Agarta Ülkesinde", "Evrenin Üstadları" ve dünyanın üstünde vaşayanlara göre teknolojik ve ruhsal açıdan çok daha gelişmiş "Sinarşi" denilen ileri bir topluluk yaşıyordu.
Amerikalı muhalif Lyndon LaRouche, bu terimi dünyayı yönetme hırsında olan elit bir grup için kullanırken Napoleon Bonaparte, Bertrand Russel, Adolf Hitler ve hatta İngiliz Kraliyet Ailesini de bu gruba dahil etmektedir. LaRouche aynı zamanda Dick Cheney başta olmak üzere ABD eski Başkanı George Bush yönetimindeki yeni-muhafazakar siyonistleri, Alexandre Kojéve, Carl Schmitt ve Leo Strauss'un düşüncelerinin uzantıları ve sinarşinin günümüzdeki tem-silcileri olarak kabul etmektedir.
Bu kitapta sinarşizmin Şambala ile bağlantısı, Wolfowitz'in sinarşik çetesi, Türklere ve İslamiyete karşı kurulan sinarşik ittifak, sinarşizmin İspanya İç Savaşındaki rolü, Japonların Tanaka Planı, Avrupa Birliği'ndeki sinarşik bağlantılarla ilgili bugüne kadar yazılmamış birçok gerçeği bulacaksınız. Bu kitabı okuduktan sonra dünyaya başka bir açıdan bakma ihtiyacı duyacaksınız.
www.banasusvavinlari.com
Dakigehir II Halk Kütüpha
1840001 60181
20
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSil1. BÖLÜM SİNARŞİ'NİN ŞAMBALA BAĞLANTISI
2. BÖLÜM ŞAMBALA VE POLİTİK OKULTIZM
3. BÖLÜM: WOLFOWITZ'İN ŞİNARŞİK SİYONIST FAŞİST ÇETESİ (Yeni-muhafazakarlar) 37
4. BÖLÜM MONT PELERİN CEMİYETİ. 65
5. BÖLÜM: COUDENHOVE-KALERGİ VE AVRUPA BİRLİĞI73
6. BÖLÜM: BİR YAHUDI-HIRİSTİYAN TEOKRASİSİ OLARAK SİNARŞİ
9
7. BÖLÜM: BİR SOVYET GİZLİ SERVİS PROJESİ; "THE TRUST" 87
8. BÖLÜM: FRANSIZ DEVRİMİ VE SİNARŞİ. 91
9. BÖLÜM: CAGLIOSTRO'NUN ENTRİKALARI 109
10. BÖLÜM: MODERN FAŞİZMİN KURUCUSU NAPOLYON BONAPARTE... 121
11. BÖLÜM: MODERN MARTİNİST TARİKATI VE SİNARŞİ 135
12. BÖLÜM: SAINT-YVES D'ALVEYDRE VE SİNARŞİK TEK DÜNYA İMPARATORLUGU..........
141
13. BÖLÜM: TÜRKLERE VE İSLAMİYETE KARŞI KURULAN SİNARŞİK İTTİFAK.... 147
14. BÖLÜM: MARTİNİST VE SİNARŞİK (Ordre Martiniste et Synarchique) TARİKATININ KURULUŞU 153
15. BÖLÜM: SİNARŞİ DOKTRİNİN KÖKENLERİ. 157
16. BÖLÜM: FRANSIZ POLİTİKASININ SAĞCI VE SOLCU KUTUPLAŞMA SİSTEMİ 159
17. BÖLÜM: FRANSIZLARIN ALMANYA'NIN RUHR BÖLGESİNİ İŞGAL ETMESİ (1923-1930) 165
18. BÖLÜM: FRANSA'DAKİ BAŞARISIZ HÜKÜMET DARBESİ (1934)
19. BÖLÜM: DE GAULLE SİNARŞİ İLE NASIL MÜCADELE ETTİ?......
YanıtlaSil20. BÖLÜM: FRANSA SAVAŞI...
177
21. BÖLÜM: SİNARŞİ FRANSIZ ORDUSUNU SABOTE EDEREK ALMAN İŞGALİNE YEŞİL IŞIK YAKTI MI?........
183
185
22. BÖLÜM: SİNARŞİ ÜÇÜNCÜ CUMHURİYETİ NASIL YOK ETTİ?.....
189
23. BÖLÜM: WORMS BANKASI VE KUZEY AFRİKANIN İŞGALİ 197
24. BÖLÜM: SİNARŞİ VE İSPANYA İÇ SAVAŞI
199
25. BÖLÜM: İSPANYA İÇ SAVAŞININ SİYASİ ARKA PLANI.205
26. BÖLÜM: HİTLER'İN KONDOR (AKBABA) LEJYONU.................
27. BÖLÜM: ALMAN ASKERİ İSTİHBARATI VE SİYONİSTLER....
217
28. BÖLÜM: İNGİLİZ İSTİHBARATININ SİNARŞİST-ANARŞİST DENEYİ (İspanya-1937) 219
29. BÖLÜM: JAPONLARIN "TANAKA PLANI"
229
30. BÖLÜM: VATİKAN LOCASI, OPUS DEI VE ICTUS....
231
31. BÖLÜM: NAZİLERİN TİBET VE ŞAMBALA BAĞLANTISI.........239
32. BÖLÜM: ALMANLARIN TİBET KEŞİF GEZİSİ.
253
33. BÖLÜM: SINARŞİST DEVRİMCİ EYLEM GİZLİ KOMİTESİ..... 319
34. BÖLÜM: İNGİLİZ FABIAN CEMİYETİ VE LAZARD-ROTHSCHILD BANKACILIK KARTELİ
327
35. BÖLÜM: AVRUPA BİRLİĞİ VE BİLDERBERG GRUBU'NUN KURUCUSU J. RETİNGER KİMDİR?.
337
36. BÖLÜM: ULUSLARIN EGEMENLİKLERİNİN ORTADAN KALDIRILMASI...
379
37. BÖLÜM: MASONLUK VE AVRUPA BİRLİĞİ.
381
38. BÖLÜM NAZİLERİN GÜNEY AMERİKAYA KAÇIŞINA CIA MI YARDIMCI OLDU? 387
KAYNAKLAR
435
37. BÖLÜM
YanıtlaSilMASONLUK VE AVRUPA BİRLİĞİ
Masonluk dünya görüşü olarak Yahudi Kabalası'nı benim-sediğine göre, bunun meyveleri de doğal olarak Yahudi olacak-tır. Masonluk, siyonizmin elinde bir güç aleti olarak kullanılmış ve kullanılmaya da devam edecektir. Masonluğun görünürde-ki siyasi hedefleri nelerdir? Önce "Avrupa Birliği", sonra merke-zi Kudüs olan bir "Dünya Devleti"nin kurulmasıdır. Peki bunlar ilk defa 21. yüzyılda mı ortaya çıkmıştır?
Daha önce de belirttiğim gibi, Avrupa Birliği düşüncesi daha 1920'li yıllarda ortaya atılmıştı. "Pan-Europa" (Avrupa Birliği) düşüncesini ilk defa ortaya atan şahıs Kont Richard Nikolaus Coudenhove-Kalergi'dir. 89
Kalergi'nin babası Kont Heinrich Coudenhove-Kalergi Ya-hudi kanı taşıyordu. Annesi ise 1894 Tokyo doğumlu bir Japon-du. Kalergi, Ida Roland adlı bir Yahudi sinema oyuncusu ile ev-lenmişti. 1922'de Viyana'da "Humanitas" ve "Mozart" locaları-na inisiye olmuştu.
Coudenhove-Kalergi bu locaların yardımıyla Avrupa Birliği'ni kurdu. Birliğin merkezi Viyana idi. Birliğin Alman gru-
89. Kalergi'nin Avrupa Birliği planlar için 5. Bölüme bakınız
382 SİNARŞİZM
YanıtlaSilbunun başında Sosyal Demokrat Parti Meclis Başkanı Loebe ve Avusturya grubunun başında da Avusturya Başbakanı (Cizvit Tarikatı üyesi) Dr. Seipel bulunuyordu.
"Paneuropa" adlı gazetenin yayınlanmasını işini Yahudi Rosenbaum'un başında bulunduğu "Gesellschaft für graphise he Industrie" üstlendi.
Amerikan locaları da "Pan-Europa" birliğine yardım et mek için "yardım komitesi" kurdular. Bu yardım komitesi içinde çok miktarda Yahudi vardı. Bunlar içinde Amerikan Büyükelçisi Strauss ve banker Felix Warburg göze çarpıyordu.
Fransız mason üstadı Herriot da Sorbonne Üniversitesi'nde "Pan-Europa" üzerine konferanslar vermeye başlamıştı.
Viyana'da yayınlanan mason gazetesi Wiener Freimaurerzei-tung 1923 tarihli sayısında (Nr. 9/10) şöyle yazıyordu:
"Büyük Loca ve ona bağlı locaların bu seneki programları olduk-ça yoğundu. Bütün localar ortak bir konu üzerine yoğunlaşmışlardı, bu Kalergi biraderin 'Uluslar üstü Kilise' ile ilgili açıklamalarıydı.
Büyük Üstad biraderin daveti üzerine Kalergi birader konser sa-lonunu dolduran biraderlere düşüncelerini açıkladı ve sonunda ayakta alkışlandı. Bu toplantıyı düzenleyen Büyük Loca biraderleri bu tip top-lantıların devam edeceğini belirttiler."
Bu toplantıya katılanlardan 33. dereceden mason birader Dr. Konrad Lerich Der Tempel der Freimaurerei (Masonluk Tapınağı) adlı kitabının 33. sayfasında şunları açıklıyordu:
"Burada Avrupa Birliği hareketini başlatmak için gereken adım-ların atılması kararlaştırıldı. Bu hareketin başarıya ulaşması için onun gizlilik ve disiplin içinde yürütülmesi gerekmektedir. Pan-Avrupa di
TURGUT GÜRSAN
YanıtlaSil383
esi ilk defa Fransız Süprem Konseyine bağlı 'Mozart' locasında or-atılmıştır. Bu hareketi başlatan Kont Kalergi de yüksek dereceli bir raderdir. Pan-Avrupa hareketinin sembolü haç da Gul-Haç sembo-den alınmıştır."
4
II. Pan-Avrupa Kongresi, 1927 yılında Yahudi bir kadınla evli olan Alman Dışişleri Bakanı Dr. Stresemann tarafından açıl-mıştı.
Stresemann'a göre Pan-Avrupa ekonomik planları şöyleydi:
1- Avrupa endüstrisinin rasyonelleştirilmesi ve kartelleş-tirilmesi (yani milli ekonominin çözülmesi. Burada düşünülen şey, Alman kömür ve çelik endüstrisi ile ilgiliydi).
2- Avrupa tarım alanlarının uluslararası sermayeye açılma-sı (Alman köylüsünün uluslararası Yahudi sermayesine teslim edilmesi).
3- Avrupa'nın endüstrileşmiş ülkelerindeki işsizlerin zen-gin, sağlıklı ve düşük işgücüne sahip Güney Amerika ülkelerine gönderilmesi (Alman işçisi, ailesinden, vatanından koparılıp, va-tansız bir duruma düşürülmek isteniyordu).
Fransız mason birader Briand, Paris'teki Büyük Locanın Ey-lül 1933 tarihli oturumunda "Avrupa Birleşik Devletleri"nin ku-rulmasını istemişti.
Coudenhove-Kalergi, Wiener Freimaurer-Zeitung (Nr. 9/10, 1923) ve Praktischer Idealismus adlı kitabında (1925) şunları savu-nuyordu:
"Geleceğin (Avrupalı) insanı bir melez olacaktır. Birleşik bir Avrupa'nın geleceğinde Avrupalı-Avrasyalı-zenci ırk karışımı ve çok arklı kişilikler olacaktır. Bu melez ırkı Yahudiler yönetecektir, çünkü on-lar Avrupa'nın yeni düşünce aristokrasisini oluşturmaktadırlar."
384 SİNARŞİZM
YanıtlaSil"Avrupa Birliği" düşüncesini destekleyenler arasında Ge org Bernhard, Arthur Holitscher, Leopold Jessner, Georg Kaiser, Emil Ludwig (Cohn), Jacob Wasserman ve Heinrich ve Thomas Mann gibi ünlü Yahudi yazarlar bulunuyordu.
tarihinde Bern'de (İsviçre) kurulan masonik "Weltbund" (Dünya Avrupa Birliği için tek bir lisan da düşünülmüştü. 30.8.1913 Birliği), Rus Yahudisi Lazarus Zamenhof'un yeni bir lisan (Espe ranto) geliştirdiğini duyurmuştu.
Yahudi Emil Abraham ("Bne-Brith-Mitteilungen aus Öster-reich, Jahrgang 26, Heft: 8, vom Oktober 1926, S. 213) Yahudi masonlarının gizli örgütü olan "B'nai Brith" dergisinde şunla-rı yazıyordu:
"Pan-Avrupa biz Yahudilere yeteneklerimizi özgürce geliştirme ve sergileme, toplumdaki diğer insanlara da Yahudilerin zihinsel ve ahlaki yüksek kalitelerini tanıtma fırsatını verecektir. "
Aslında Pan-Avrupa uluslararası tekellerin lehine ulusal ekonomilerin çökertilmesi ve milli kültür yerine Yahudiliğin Tal-mud kültürünün ikame edilmesi, Avrupalı milletlerin ırk ve et-nik kimliklerinin yok edilerek yerine Avrupa'ya yabancı melez bir kültürün yerleştirilmesi anlamına geliyordu. Pan-Avrupa tek kelime ile Yahudi egemenliği anlamına geliyordu. Fakat Yahu-dilik için Pan-Avrupa son hedef değildi.
Mason dergisi "Revue maçonnique" (1908, S. 137) bu konu-da şunları söylüyordu:
"Biz insanlığın çıkarlarını ve Avrupa halklarının kardeşliği ideali-ni savunuyoruz. 'Birleşik Avrupa Devletleri' içinde sınırların kaldırıl-masını ve 'Genel bir Cumhuriyet'in kurulmasını isteyen ilk bizlerdik."
90 Kaynak: Das politische Gesicht der Freimaurerei, von Heinrich Blume, Braunschwe ig, 1937.
TURGUT GORSAN
YanıtlaSil385
Ipanyol masonu Lozano birader Roma'daki Dünya Kong-aminde (1914) şunları söylüyordu
"Bia, dünyadaki bütün sınırların kaldırılmasını ve 'Dünya Cumhuriyet'nin kurulmasını istiyoruz. Biz tek bir yasa tanıyoruz Büyük Fransız Devrimi'nin bizlere vermiş olduğu İnsan Hak-
1925 yılında "Grand Orient" locası başkanı şunları söylemişti:
"Fransız Masonluğunun bir çocuğu olan Fransız Cumhuriyeti, geltveğin "Dünya Cumhuriyeti'ne de hazır olmalıdır."
Bütün bu masonik itiraflardan örgütün tek bir nihai hede-fi olduğunu görüyoruz, o da; "Dünya Cumhuriyeti"dir (Dünya Hükümeti), Fakat bu hedefe ulaşmak sanıldığı gibi kolay değil-di. Avrupa milletleri Avrasya-Zenci melezi bir ırkın içinde erime-ye hazır değildi.
Bu nedenle bir "Dünya Cumhuriyet"i barış yoluyla değil, ancak kan, savaş ve ölümlerle kurulabilirdi. Bunun için de gerek-li olan tek şey, bir "Dünya İhtilali"ydi.
Fransa Büyük Locası 1922 yılında çıkardığı bir bültende şöy-Je diyordu:
"Masonluk bu büyük devrim için, yani 'Dünya Devrimi' için ge-ki şartları oluşturmalıdır."
16-17 Temmuz 1889'da yapılan Uluslararası Mason Kongre-sinde Fransız "Grand Orient" locası şunları açıklamıştı:
"1789 Devrimini hazırlamış olan Masonların görevi daha tamam-lanmamıştır. Bu devrim devam ettirilmelidir. Kamuoyu bizi buna zor-lamaktadır
"Dünya Cumhuriyeti" ve "Dünya İhtilali" Moskova'da ya-prian Komintern (Komünist Enternasyonal) kongresinde de ele Armıştı ve Bolşevizmin ana hedefleri arasındaydı.
386 SİNARŞİZM
YanıtlaSilBu nedenle 1935 yılında Yahudi Karl Radek (Frans "Grand Orient" locası üyesiydi). Rusya'da mason localarını ye niden açmakla görevlendirilmişti.
Bu locaların açılması sonucunda Moskova Paktına uyumlu Fransız ve Çekoslovakya politikaları ortaya çıktı. Yine bu saye de -Stalin gibi- bir banka soyguncusu olan Yahudi Finkelstein, Litvinov adıyla "Milletler Cemiyeti" başkanı oldu.
Macaristan'da Horty Hükümeti tarafından mason locaları-nın kapatılmasından sonra, masonik belgelere el kondu. Barosay Adorjan bu masonik belgeleri bir kitapta topladı. Kitabın 75. say-fasında şunlar yazıyordu:
"Nihai hedefimiz, kozmopolitizm, ateizm ve Komünizm'dir."
Aynı kaynaktan şunları da okuyoruz:
"Sosyal-Komünist Parti ile temaslarımızı sıklaştırmalıyız. Çünkü onların hedefi, masonik devrimi perdelemeye yarayacaktır. Macar Ma-sonluğu bütün devrimci örgütlerle bağlantı kurmalı ve Dünya Prole-teryası ile aynı amaçlar için mücadele verdiğini açıklamalıdır."
91 Kari Radek hakkında daha fazla bilgi edinmek için bakama, Turgut Gürsan, De yanın Gizli Tarihi-2 (S. 345).
El
YanıtlaSil...Eşyada ası olan ibahadır.>>>
Bir iş dıyk oldukda müttesi' olur.
Ezmanın tegayyürü ile ahkamın te-gayyürü inkar olunamaz.
Kadiym kıdemi üzere terk olunur.
Zarar kadim olmaz.
Zarûretler memnu' olan şeyleri mu-bah kılar.
Zarûretler kendi miktarınca takdir olunur.
Bazı, katl, cem'i ihyadır.
Ehveni şerreyn ihtiyar olunur. (Zarar izâle olunur.)
Mevrid-i Nassta içtihada mesağ yok-tur.
(Yakın olanlar (diğerlerinden) daha yakındır.)
Def'i mazarrat celb-i menfeatten mu-kaddemdir.
(Zarar izâle olunur.)
Şüphe-i riba, ribâdır, zira ribâda şüp-he muteberdir.
Helâl ile Haram ictima edilince ha-ram takdim olunur.
Bizden evvelkilerin şeriatleri bizim de şeriatımızdır. Fakat Allah ve Rasu-lü tarafından tasdikan nakledilmek şartıyla.
Mevrid-i nassta ictihada mesağ yok-tur.
Garamet ganimet ile mütenasıbdır.
Haddini tecavüz eden zıddına mun-kalib olur.
(Blz. 2/10
(Yakın
YanıtlaSilyakındır.)
Def'i mazarrat celb-i menfeatten mu-kaddemdir.
(Zarar izâle olunur.)
Şüphe-i ribâ, ribâdır, zira ribâda şüp-he muteberdir.
て
Helâl ile Haram ictima edilince ha-ram takdim olunur.
: :(
Bizden evvelkilerin şeriatleri bizim de şeriatımızdır. Fakat Allah ve Rasu-lü tarafından tasdikan nakledilmek şartıyla.
Mevrid-i nassta ictihâda mesağ yok-tur.
Garamet ganimet ile mütenasıbdır.
Haddini tecavüz eden zıddına mun-kalib olur.
(Bkz. 2/1021)
Amirin hilafı kanun emri, memuru mesuliyetten kurtarmaz.
>>
Bir işten maksad ne ise Hüküm ona göredir.
Ukudda asi olan sıhhattır. Meğer ki fesadına bir delil kâim olsun.
:
L
323
YanıtlaSilELMALILI FİHRİSTİ
١/٤٧٧
الأمر اذا ضاق اتسع
١٧٥١٩
لا ينكر تغير الاحكام بتغير الأزمان
١/٥٨٦
:
القديم يترك على قدمه
١/٥٨٦
لا يقدم الضرر
1
١/٥٩١
الضرورات تبيح المحظورات
١/٥٩١
:
ما ابيح الضرورة يقدر بقدرها
١/٦٠٩
:
قتل البعض أحياء للجميع
١/٦٩٥
اذا تعارض مفسدتان پختا ر ا هونها
٢/٦٩٩
لا ضرر ولا ضرار الضرريزال :
٢/٧٤٢
لا مساغ للاجتهاد في مورد النص
٢/٧٥٥
:
الأقرب فالأقرب
٢/٧٦٦
درء المفاسد اولى من جلب المصالح
۲/۷۹۷
:
لاضرر ولا ضرار (انظر : ٦٩٩/٢ ) :
٢/٩٥٤
اذا اجتمع الحلال والحرام يقدم الحرام،
٢/٩٦٣
شرايع من قبلنا شريعة لنا اذا قصها الله ورسوله :
٢/١٠٢١
-
لا مساغ للاجتهاد في مور النصر
٢/١٢١٩
٢/١٣٠٢
٢/١٣٠٣
.
د الله
شرايع من قبلنا
٢/١٣٦٠
١٧٦٩٥
YanıtlaSilلاضرر ولاضرار الضرريزال :
٢/٦٩٩
لا مساغ للاجتهاد في مورد النصر
٢/٧٤٢
الأقرب فالأقرب
٢/٧٥٥
٢/٧٦٦
درء المفاسد اولى من جلب المصالح
лъл/1
:
الاضرر ولاضرار (انظر : ٦٩٩/٢ ) :
٢/٩٥٤
اذا تعارض مفدتان بهارا
٢/٩٦٣
اذا اجتمع الحلال والحرام يقدم الحرام
:
٢/١٠٢١
شرايع من قبلنا شريعة لنا اذا قصها الله ورسوله :
٢/١٢١٩
لامساغ للاجتهاد في مور النصر
1
٢/١٣٠٢
٢/١٣٠٣
ادده
شرايع من قبلنا
٢/١٣٦٠
ما لا يدرك كله لا يترك كله
٢/١٣٧٥
٢/١٤٢١
٢/١٤٣٣
حكم بالباقي
٣/١٥١٩
الحكم الأمور بمقاصدها
٣/١٥٤٧
324
YanıtlaSilFIKHİ KAİDELE
Iztirar gayrın hakkını ibtal etmez.
Zarüretler memnu olan şeyleri mu-bah kılar.
Bir münker irtikab eden her şahıs ta-zir olunabilir.
(Bkz. 1/591) (Bkz. 1/477)
Bir şeyle emir, zıddının tahrımini ik-tizo eder. Eğer ademi tahrim emir-den maksudu fevt edecekse, değil-se kerahetini istilzam eyler.
Beraet-i zimmet asıldır.
Şuphe-i emän, emändır.
Haberin medlulü sıdıktır, kızbi bir ih-timali aklidir.
Kelamda aslolan sidk ve imanın hük-mü muktezası da yalan söyleme-mektir.
Kelamda asıl mukteza-yı ıman-ı sıdık-tir.
Ehliyeti olmayanlara velâyet haram-dır. (Zarar izale olunur.)
Ezmanın teğayyürü ile ahkamın te-ğayyürü inkar olunamaz.
Adet muhdkkemdir.
Defi mazarrat celbi menfaatten ak-demdir.
Nimet kulfete göredir.
Bir is divk oldukda müttesi' olur.
ELER
YanıtlaSil٣/١٥٧٠
الاضطرار لا يبطل حق غيره (انظر :
٣/١٥٠
٥٩٧١)
الضرورات تبيح المحظورات
٣/١٦٦٧
ويعذر كل مرتكب منكر
۳/۱۹۹۹
شرايع من قبلنا شريعة لنا اذا قصها الله ورسوله .
٣/١٨٣٤
الضرورات تبيع المعطورات انظري )
٣/١٩٢٩
الامر اشيئ اذا ضاق اتسع انظر :
٣/٢٠٩٢
۱۹
٤/٢٤٤٦ الأصل براقة الذمة
٤/٢٤٤٦
٤/٢٥٥٦
٤/٢٥٥٩
الأضل في الكلام الحقيقة
٤/٢٥٥٩٠
٤/٢٨٧٨
لاضرر ولا ضرار
۲۹۷۹
:
۶۹۹/۲
: انظر :
٥/٣٧٤٠
لا ينكر تغير الأحكام:
٧/٤٧٧٧
٥١٩/١:
انظر :
الغادة محكمة
٨/٥٨٦٠
درء المفاسد اولى
٨/٥٩٢٥
الغرم بالغنم - الغنم با فرم .
1
٨/٥٩٢٥
١٧/١٠ :
اذا ضاق الأمراتسع، أنظر
6. BÖLÜM
YanıtlaSilFİKHİ KAİDELER FİHRİSTİ:
Bu bölümde: Tefsirde geçmiş olan fikhi kaideler yer almaktadır
HAK DİNÎ KUR'AN DİLİ Fihristi ve Lügati
YanıtlaSilESER NEŞRİYAT ve DAĞITIM
İstanbul 1932
Elif ile T birleşerek
YanıtlaSilbütun dunyaya meydan okuyacak
TAKDİM
YanıtlaSilİlahi Hamdini sozumuze sertac ettik, Zikrini kalbimize mi'rác ettik, Kitabını kendimize minhac ettik Biz yoktuk, sen vår ettin Varlığından haberdar ettin Aşkınla gönlümuzu bikarar ettin Inayetine sığındık, kapına geldik Hidayetine sığındık, lütfuna geldik, Kulluk edemedik, affına geldik Şaşırtma bizi, doğruyu söylet Neş'eni duyur, hakikati öğret Sen duyurmazsan biz duyamayız Sen söyletmezsen biz söyleyemeyiz Sen sevdirmezsen biz sevumeyiz Sevdir bize hep sevdiklerini Yerdir bize hep yerdiklerini Yör et bize erdiklerini Sevdin habibini, kainata sevdirdin Sevdin de hil'ati risaleti giydirdin Makamı İbrahim'den makamı Mahmud'a erdirdin Serveri asfiyä kıldın, Hátemı Enbiya kıldın Muhammed Mustafa kıldın Salātu seläm, tahiyyätü ikram Her türlü ihtiram O'na O'nun Alu Ashábů etbaina ya RAB.
Cumhuriyet idaresi kurulup medreselerin kapatılmasıyla Arapça ted-risata da son verilmişti. Kur'an-ı okuyup anlayabilecek ve anladıklarını müslümanlara aktarabilecek yeni bir nesil yetişmeyecekti. Bu eksikliğı telafi edecek başka tedris müesseseleri kurulmamıştı Halbuki müslu-manlar. Kur'an'ın irşadlarına muhtaç idiler.
Olumsuz şartlar altında Osmanlı Medreselerinin son döneminde ye-tişmiş olan ve müfessirlerimizin son halkalarından birini teşkil eden mer-hum, alim ve fazıl Elmalılı Hamdi Yazır, HAK DİNİ KUR'AN DILİ İsiml muazzam tefsirini kendi ifadesiyle <30 senelik bir çalışmayı gerektirme sine rağmen 12 sene gibi kısa bir zaman içerisinde yazarak müslüman ların istifadesine arzetmiştir.
Ma'lum olduğu üzere bu büyuk eserden günümüz okuyucuları gerek tığı gibi kolaylıkla istifade edememekte ve birtakım teknik güçluklerl
TAKDIM
YanıtlaSilkorulaşmaktadır. Karşılaşılan bu teknik guclükleri izale edebilmek, eser-den istifadeyi kolay bir hale getirebilmek duşuncesi ile tefsire hir fihrist hazırlamayı duşunduk. Bu nedenle, Lisans Tezi olarak bu mevzuyu seç-bik ve 3 senelik yorucu bir çalışmanın neticesinde elimizdeki mutevazı eser meydana geldi
Calışmamızda Hak Dını Kur'on Dilis tefsirinin Eser Kitabuvi ta rafından Ata Ofset matbaasında basılmış olan 9 ciltlik nushasını esas al-dik. Bu ofset baskıyla tefsirın ilk baskısının cilt ve sayfa numarsiari ay-m olduğu için fihristten tefsirin bu gune kadar yapılan tum baskıların sahipleri faydalanabilecektir
Calışmamız. 10 ana bölumden muteşekkil olup, bolumlerin hususi-yetleri ve kullanışı hakkında hər bölümün başında yeterli izahat yapıl-mistir
BÖLÜMLER
1- Sürelerin tefsirdeki yerleri fihristi,
Ayetler fihristi, 2
Hadisler fihristi, 3
4 Türkçe hadisler fihristi
Arobço şiirler fihristi.
6- Fikhl Kaideler fihristi,
7- Mevzülor fihristi,
İsimler fihristi,
Yer isimlen fihristi.
10- Kitob isimleri fihristi
Calışmamızda vukúu mumkun olan hatalarımızın mazür görulmesi ve toshihi için bize bildirilmesinden memnûnluk ve minnettarlık duyacağız. Tezimize nezaret eden Hocamız Sayın Doç Dr. Suat Yıldırım Beye. calışmalarımızdaki yakın alaka ve yardımlarından dolayı Hocamız Ass Abdullah Aydınlı Beye, ayrıca tezimize emeği geçen arkadaşlarımıza da atend qukranlarımızı arz ederiz
Bu Takdunimize merhum müfessiırın duasıyla başladık ve yine onun hatime duasıyla bitirmek istiyoruz
YO HAB) bize bir hukum ihsan et ve bizi salıhın zumresine ilhak buyur ve sonrakilerde bize bir sadákat dili zikrı cemil tahsis eyle. Ve bizi noim Cennetinin vänslerioden kıl Ya Rabbenā! bizlere, eşlerimizden ve curvetlerimizden yuzler sururu ihsan buyur ve bizleri müttakilere pi-Suva kil và Robbenül bulere ve bizden once lyman ile gecen ihvanımı-zo anglivet tuyur, ve iymon edenlere karşı kalblerimizde bir kın tuttur-ma và Ratibenă süthe yok ki sen ra'ufsun rahimsın. Ya Rabbena! sa-sode hood eveer ve öler Subhaneka yo Robi Sanın ne buyük! Burhanın ne vuter Fürth anden hatene sons, Allahumme salli alâ Muhammed.
14 Μαγις 1981
ERZURUM
Kadim bir geçmişe sahip olan Türkler, gerek İslam'dan önce gerekse landan sonra bulundukları coğrafyalarda büyük ve özgün bir kültür ve medeniyet oluşturmayı başarmış dünya üzerindeki ender milletlerdendir. Türk Laltür ve medeniyetinin teşekkül ettiği coğrafi mekânlardan birisi hiç şüphesiz Maveraünnehir ve Türkistan bölgesidir.
YanıtlaSilTürk kültür ve medeniyet hamlesinin teşekkülünde, ilmek ilmek islenmesinde ve gelişip tekamüle ermesinde gerek hayatları gerek görüş ve düşünceleri gerek çalışma ve gayretleri gerekse ortaya koydukları eserlerle Önemli katkılar sağlamışlardır. Türk kültür ve medeniyetinin bu oluşum, gelişim ve tekamüle ulaşım sürecinde önemli katkısı olan älim ve bilgelerden birisi de hiç suphesiz Imam Maturidi hazretleridir
Imam Maturidi, özellikle İslâm düşüncesinin etkisiyle birlikte Türk kültür ve tefekküründe ortaya çıkan farklı İslami yorumlar arasında, temelleri Ebú Hanite tarafından atılan akılcı-hadari din anlayışının en önemli şahsiyet ve mümessallerindendir. İmam Maturidi'nin en önemli özelliği ve büyüklüğü Kurana Kerim'e bakış açısıyla getirmiş olduğu yeni yorumlardır. Onu digerlerinden ayrı kılan hususlardan biri de, aklı ve akılcılığı esas alarak tamamen kendine has orijinal düşünce ve görüşler ortaya koymayı başarmasıdır. Nitekim O bu düşünce ve görüşler sayesinde hem kendinden önceki hem de kendi döne mindeki İslâm älim ve hekimlerinden/filozoflarından ayrılarak kendi farkını ortaya koyabilmiştir. İmâm Mâturidi, hassaten neşv ü nemá bulduğu toplumun mel değerleriyle çatışmayan, bilakis onlarla barışık olan bir inanç sistemi kurduğu için gerek yaşadığı çevrede gerekse İslam dünyasında büyük bir kabul görmüştür. Bu açıdan bakıldığında İmâm Mâturidi'nin, bizzat içinde yaşadığı toplumdan etkilenmiş ve o toplumun değerlerini özümsemiş bir İslâm âlimi olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir.
ULUĞ BİR ÇINAR
İmâm Mâturîdî
Uluslararası Sempozyum Tebliğler Kitabı
ULUĞ BİR ÇINAR
YanıtlaSilİmâm Mâturîdî
Uluslararası Sempozyum Tebliğler Kitabı
28-30 Nisan 2014.
Eskişehir
İlmin afeti yazmamaktır
YanıtlaSilAbdulaziz Ed Debbağ (K.S.)
Dünyadan ahirete istiyerek dünyaya el uzat!»
YanıtlaSilİlim okumak bilmektir, bilmek hakkı bulmaktır..
(Yunus Emre
İlim ameli davet eder, eğer amel gelirse ne güzel, gelmezse ilim de göçer.»
Süfyan-i Sevri (R.A.)
BİLGİ ÖĞRENMEK HER MÜSLÜMANA FARZDIR
Hakikat, göklerin ve yerin yaradılışında gece ile gündüzun birbiri ardınca gelişinde ve uzayıp kısalmasında temiz akıl sahip-leri için elbet ibret verici deliller vardır.
(Kur'ân-ı Kerim 3/190)
BESMELE
اه
W
w
طہ
Hakikatı maddede arıyanların akılları gözlerindedir.
Göz ise maneviyatta kördür.»
Musibetlerin en buyüğu, kıymetli zamanları boş geçirmektir.
Hz. Ali (R.A.)
Sahåbeden biri Ey Allah'ın Resul'u omrumden bir sene kal-dığını bilsem bu bir senelik muddet içinde ne ile meşgul olayım?
Verilen cevapllimle meşgul ol» «Peki bir ay kaldı ise ne ile meşgul olayım? Verilen cevap yine İlimle meşgul ol» «Peki öm-rumden bir gün kalmışsa ne ile meşgul olayım?» Verilen cevap: Yine ilimle meşgul ol, hatta bir nefeslik bile ömrün olsa yine ilim-le meşgul ol, ilim tahsilinde buluns buyurmuşlardır.
(Ey Resül'um, Besmele getirerek) Rabb'inin adı ile (Kur'ân-1) oku kt. (her şeyi) O. yarattı
Insanı bir kan pıhtısından yarattı.
Oku Senin Rabb'in nihayetsiz kerem sahibidir.
Ki O. kalem ile (yanys) öğretti...
EL-AIAK Süresi, Ayet: 1, 2, 3, 4, 5.
Ki O. kalem ile (yazıyı ) öğretti...
YanıtlaSilBESMELE İLAHİ BİR ANAHTARDIR
YanıtlaSilinbir türlü hikmetler, güzel likler ve sırlarla dolu bir ha sinenin içindekilerini görüp anlıyabilmek için, elbette o hazinenin kapağını açmak gerekir. Öyle de Bismillahirrahmanirra him dahi şu kainat sarayındaki hikmetleri seyredebilmemiz için Ce nâb-ı Hak tarafından bizlere lütfe-dilmiş ilahi bir anahtardır.
Insan bu anahtarla, bütün kai-nat, arz ve insan simasında, her şe yin bir elden çıktığını gösteren mü zeyyen nakışları, her zaman, her yerde, her mahlúka muhtaç olduğu şeyleri vermesi ile sahibi olduğu mülkü ve Besmele kudretini anlar. O'nun hüsnü san'atını tasdik eder. Insan bu anahtarla, Cenâb-ı Hakkın umum eşyada, insanda her bir şeye birden tecellisini gösteren Işaretleri, meselá, güneşin, ziyası, hareketi ve ziyasındaki yedi rengi ve gölgesini, O'nun mevcûdat ile alakadar, herbir isminin bütün mevcûdatı ihåta ettiğini anlar, O'-nun büyüklüğünü tasdik eder. Sa yısız nimetlerle şereflendirme ni-nam ve adalet sahibini tanır. İnsan yalnız bu anahtara sahip olduğun da dahl, kainatın yaratıcısını bilir. Akil, ruh ve kalp gibi hasselerini O'nun nûru ile inkişaf ettirerek sa-ådete erebilir.
Evet, şu sonsuz kainatı şenlen-
diren, karanlık mevcûdatı ışıklandı ran, hadsiz ihtiyaç içerisinde olan mahlükatı terbiye bütün mevcúda ti O'na müteveccih eden, hadsiz fe zayı ve boş âlemi dolduran, nûrian-dıran, senlendiren, bu fani insanı ebede namzet ederek, kendine mu-hatap eden rahmettir.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
der Her kapının anahtarı «Bismil-lahirrahmanirrahim» dir. Şu kai natta gözümüzün gördüğü herşey «Bismillahirrahmanirrahim Sudaki balıklar, seher vaktinde öten kuşlar, kayayı parçalayıp çıkan ne-vanlar, arş ve arz, herşey «Bismilla-batlar, süt menbai haline gelen hay-hirrahmanirrahim der.
dönen dünya ay ve yıldızlar «Bis-Güneşin etrafında durmadan millahirrahmanirrahim der ve de-vamlı Allah'a (C.C.) ibadet eder.
Bu mübarek kelime İslam'ın nişanı-dır. Ne bitmez tükenmez berekettir. «Bismillah her hayrın başıdır.
nedir ki; Seni Allah'a (C.C.) en Bu kelime öyle mübarek defi-makbül bir şefáatçı yapar.
hiç bir kimseden korkmaz. Her işi «Bismillah ile hareket eden, yapar, her şeye karşı koyar. Seláme-te çıkar ve yükselmesine vesile olur.
"Besmele başlı başına bir ayet:
AILENIN DINI BILGILERI
YanıtlaSilolduğu halde, Kur'ân-ı Kerim'de (114) deja nazil olmuştur.
Rahmetin arşına erişmek için bir miraç var. O miraç «Bismilla hirrahmanirrahime dir. Ve bu mi raç ne kadar önemlidir ki, Kur'ân-ı Astmüşşan'ın 113 süresinin başla rına ve bütün mübarek kitaplarına konmuştur.
Mådem her şey månen «Bismil lahirrahmanirahim der. Bizler de Bismillahirrahmanirahim deme liyiz. Allah (C.C.) namına almalıyız. Allah (C.C.) namına vermiyen gafil manlardan olmamalıyız.
BESMELENİN BÜYÜKLÜGU
Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta onunla başlarız. Bil ey nefsin! Şu mübarek kelime, Is lám nişanı olduğu gibi, bütün mev cidatın lisan-ı hallyle dillerindeki sikirdir
Bismillah ne büyük tüken mez bir kuvvet, ne bitmez bir bere ket olduğunu anlamak istersen şu temsill hikâyeye bak, dinle; Şöyle ki
Bedevi (göçmen) Arap çöllerin de seyahat eden adama gerektir ki: Bir kabile reisinin ismini alsın ve hikâyemize girsin. Tá, eşkiyaların Mrrinden kurtulup ihtiyaçlarını te darik edebilein Yoksa tek başına hadate düşman ve ihtiyaçlarına kar perişan olacaktır. İşte böyle bir Myahat için iki adam sahraya çıkıp Ediyorlar. Onlardan biriat mütevä idl. diğeri mağrur. Alçak gönüllü dan bir reisin temini aldı, magrur
kimse almadı Alan her yerde sela-metle gezdi. Bir yol kesiciye rasla sa, ben filän reisin adına gezmek-teyim der, şaki defolur, ilişemez. Bir çadıra girse o namlı reisden do-layı hürmet görür. Öteki mağrur bütün seyahatinde tarif edilmes be-lalar çeker, korkudan daima titreyip gezerdi ve daima dilencilik ederdi. Hern zelil, hem rezil oldu.
İşte ey mağrur nefsim! Ben o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın sonsuzdur. Düşma nın ve ihtiyaçların nihayetsizdir. Maden öyledir: Şu sahranın Malik-1 Ebedi'si ve Håkim- Ezell'sinin ismi-ni al; tāki bütün kainatın dilencili-ğinden ve her hadisenin karşısında titremekten kurtulasın.
Evet bu mübarek kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin ni-hâyetsiz aczin ve fakrın, seni niha yetsiz kudrete, zahmete bağlayıp Kadir-i Rahim'in dergahında aczi, fakri en makbül bir şefkatçi yapar. Evet, bu kelime lle hareket eden o adama benzer ki; askere gider, dev-let namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. «Kanun nâminas der her işi yapar. Herşeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevců-dat, lisan-1 hål ile «Bismillah» der. Öyle mi? Evet, nasıl ki görsen: Bir tek adam gelerek bütün şehir hal-kını cebren bir yere sevkedip zorla çeşitli işlerde çalıştırdı. Şüphesiz olarak bilirsin ki O, adam kendi kendine, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder
12
YanıtlaSilAILE ANSIKLOPEDISI
Öyle de: Herşey, Cenab-ı Hak kın namına hareket eder ki; zerre cikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor Dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. De mek herbir ağaç «Bismillah» der. Rahmet hazinesinin meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacı lık ediyor. Herbir bostan Bismil lah der. Kudret mutfağının bir ka-zanı olur ki, çeşit çeşit pek muhtelif leziz yemekler içinde beraber pişiri lir. Her bir inek, deve, koyun, keçi... gibi mübarek hayvanlar «Bismillah der. Rahmet feyzinden bir süt çeş mesi olur. Bizlere Rezzák námına en latif, en nazif âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir ne-bat, ağaç ve otların ipek gibi yumu şak kök ve damarları Bismillah» der. Sert olan toprağı deler geçer. Allah namına Rahman namına der, herşey onun emrine girer.
Evet, havada dalların yayılması ve meyve vermesi, o sert taş ve top-rakta ki köklerin tam bir kolaylık la toprağı delmesi ve yer altında ye miş vermesi, şiddetli sıcağa karşı aylarca nazik ve yaş kalması. Tabi atçıların ağzına şiddetle tokat vuru yor. Kör olası gözüne parmağını so-kuyor. Ve diyor ki: En güvendiğim sertlik ve sıcak dahi, emir altında hareket ediyorlar ki: O ipek gibi yu muşak damarlar birer Hz. Musa asası gibi (Fe kulnadrıb bi asäkei hacer) emrine uyarak taşları yarar. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin
yapraklar birer Hz. Ibrahim'in aza ları gibi ateş saçan sıcağa karşı (Ya narü kuni berden ve selamen) âye tini okuyorlar. Mådem herşey má nen «Bismillah» der. Allah namına ve Allah'ın nimetlerini getirip bizle-re veriyorlar. Biz dahi «Bismillah demeliyiz. Allah namına vermeliyiz. Allah namına almalıyız. Öyleyse, Allah namına vermeyen gafil insan-lardan olmamalıyız
Sual:
Tablacı hükmünde olan insan-lara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah (C.C) ne fi yat istiyor?
El-Cevap: Evet, o hakiki ni met sahibi bizden o kıymetli ni'met-lere, mallara bedel istediği fiyat ise. üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.
Başta Bismilah zikir, sonra Elhamdülillah şükür, ortada, bu harika nimetlerin Ehad, Samed'in Kudret mucizesi ve rahmet hediye si olduğunu da düşünmek fikirdir. Bir padişahın kıymetli bir hediye. sini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanı mamak ne derece belahet ise öyle de; zahiri nimet vericileri medih ve muhabbet edip, hakiki ni'met veri-ciyi unutmak, ondan bin derece da ha belahettir (aptallıktır.)
istersen: Allah namına ver... Allah Ey nefis! Böyle aptal olmamak namina al... Allah namına başla Allah namına iste... Vesselân.
DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
YanıtlaSil540
KIRK İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahun.
Şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olma. yan Allah..
DARAAT sahibi zata salåt eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
DARAAT.
Lafzının geniş tafsilli manası şudur: Cümle ibadetlerinde, müna-caatlarında, ihtiyaçlarını arz etmekte, duruşlarında ve hareketlerinde ve cümle hallerinde sübhan olan Yüce Hakka karşı tam manası ile hudu, huşu, tazarru tezellül ve istikånet sahibi..
Allahım, şefaat sahibi zata salát eyle. Allahım, VESILE sahi-bi zata salát eyle.
Bu cümlede anlatılan:
VESİLE.
Üstün cennetlerin en yüce katıdır. Resulüllah S.A. efendimizin cennet mekânı da orasıdır.
Allahım, FAZİLET sahibi zata salât eyle.
Bu cümlede anlatılan:
FAZİLET.
İyi huylar, sevimli hasletlerdir.
Allahım, DERECE-İ REFİA sahibi zata salât eyle..
Bu salavat-ı şerifede geçen:
DERECE-İ REFIA.
Lafzı, cennet derecelerinin cümlesinden yüksek olan derecedir. Buranın sahibi de, Resulüllah S.A. efendimizdir.
Allahım, HİRAVET sahibi zata salât eyle.
Bu salāvat-ı şerifede geçen:
HIRAVET.
Kelimesi asadır. Resulüllah S.A. efendimizin sünnet-i seniyesi ve güzel âdeti idi: Elinde asa veya bir keski taşırdı.
Resulüllah S.A. efendimiz, geçmişte yazılı kitaplarda bu sıfatı ile meşhurdu.
Allahım, NA'LEYN sahibi zata salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
NA'LEYN.
Lafzı, ayakkabı vb. şeylere tabir edilen bir sıfattır.
Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i İsa'ya nazil olan İncil kita-bında, bu sıfatla anlatılmıştır. Mübarek ayaklarına NA'LEYN giymek, Resulüllah S.A. efendimizin âdeti idi.
KARA DAVUD
YanıtlaSil541
Allahım, HÜCCET sahibi zata salát eyle.
Bu cümlede geçen:
- HÜCCET.
Resulüllah B.A. efendimizin risaletine nübüvvetine delalet eden hüccet ve beyyinattır.
Allahım BURHAN sahibi zata salát eyle.
Bu cümlede geçen:
BURHAN.
Lafzı, Resulfillah S.A. efendimizin nübüvvetine ve risaletine ayan delillerdir.
Allahım, SAHİB-İ SULTAN zata salât eyle.
Bu cümlede geçen:
SAHİB-İ SULTAN.
Sıfatının ifade ettiği mana şudur: Ulu riyaset, mecd ve şeref sa-hibi. Allah tarafından teyid edilip güçlendirilmiştir. Cebbarlar ve inat-çılar onun önünde eğilip zelil olmuşlardır. Herkese hükmünü geçiren; emrine itaat edilen saltanat sahibi..
Bu da ancak, Resulüllah S.A. efendimiz olabilir.
Allahım, TAC sahibi zata salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, dünya âleminde Mirac'a dåvet olundu-ğu zaman, mübarek başına nurdan TAÇ giydirilmiştir. Kıyamet gü-nüne mahsus olmak üzere de, gayet ulu TAÇ giyecektir.
Allahım, MIRAC sahibi zata salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, MÍRA C'a gitmiştir. O gece, müba-rek Kudüs'ten uyanık olarak påk cisimleri semalara cevherden mer-divenlerle yükselmiştir.
Bu durumda daha açık mana şudur:
Anlatıldığı gibi bir MİRAC şerefine nail olan zata, şanına lå-yık bir şekilde salât eyle.
MIRAC bahsinin tafsili, daha önce anlatıldı. (Bak: İsim 178)
Allahım, KADİB sahibi zata salât eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
KADİB
Lafzı, düşmanla muhabere için kullanılan kılıca verilen bir isim-dir. Herhangi bir kesici ålete de:
KADİB.
Denebilir.
Allahım, NECİ B'e binen zata salât eyle.
Burada anlatılan:
- NECİB.
Lafzı, Resulülah S.A. efendimizin devesinin ismidir. Resulüllah B.A. efendimiz, onunla hicret etmişlerdir. Gayet büyük bir deve idi.
702
YanıtlaSilLÜGAT
ZİHAYAT: Hayat sahibi, canlı, ya-savan, hayatto.
ZİRAHIM-I MAHREM: Nikâh duş meyen akraba kadın.
ZİŞAN Şanlı, ünlü, gösterişli.
ZIKR 1. Zikir, anma, hatıra getir-mo. 2 Ağıza alma, adını soyleme. 3 Anlatma, ifade etme 4. Övme, iyilikle anma. 6. Tasavvufi anla-mıyla Allah adını anarak zikret mo.
ZİKRULLAH: Allah'ı anma
ZİKR-İ CEMİL: Güzel zikir.
ZİLLET: Alcaklık, aşağılık.
ZIMAN: Yular.
ZIMAN: Namus, irz.
ZİMMİ: İslam devletinde yaşayan gayr-i muslim. 2. Haraç veren, raiyye.
ZÍNET: Sus eşyası, bezek.
ZIRA: Dirsekten orta parmak ucu-na kadar olan uzunluk olçüsü, 75-90 santim arasında değişir.
ZIYA: Işık, aydınlık.
ZİYA-YI NEHAR: Gündüz aydınlığı.
ZIYA-YI ŞEMS : Gün ışığı
ZUAFA: Zayıflar.
ZUHR: Öğle zamanı.
ZULM: Zulüm, haksızlık, eziyet.
ZULMET: Karanlık.
ZULMET-İ LEYL: Gece karanlığı.
ZU'M: Şüphe, kuşku, zan, sanı.
ZUNUN: Zanlar, sanılar, şüpheler.
ZÜNÜN-İ FELSEFİYYE: Felsefi zan-lar, şüpheler.
ZÜBDE: Bir şeyin on seçkin par-COSI, Öz, sonuç.
ZÜBUR ZÜBÜR: Kitaplar, yazılı şeyler.
ZÜHD: Dünya lezzetlerinden el ce-kerek ibadetle meşgul olma, so-fuluk.
ZÜHUL: İsteyerek veya elde olma-yarak unutma, geçiştirme
ZÜKUR: Erkekler.
ZÜKURET: Erkeklik.
ZÜKURET VE ÜNSİYET: Erkeklik ve dişilik
ZÜL: Sahip anlamında kelimelerin başına eklenir.
ZÜLCELAL: Celal sahibi, Allah.
ZÜLKARNEY: İki boynuz sahibi, Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir hükümdar.
ZÜLVECHEYN: İki yüzlü.
ZÜLFE: Ufak saçak, bazı şeylerin başındaki püskül.
ZÜLL: Horluk hakirlik, alçaklık.
ZÜNUB: Günahlar, suçlar, kabahat-ler.
ZÜNUB-İ BEŞER: İnsanların gunah-
ları, suçları.
ZÜNUB Ü MAASİ: Suçlar ve isyan-lar.
ZÜRRİYET: Soy, nesil, kuşak.
ZÜRU': Ekilmiş tarlalar.
ZÜYUT: Yağlar.
enced-66-Allah (cr.) 92- Muhammed (844) Peygambe
-72-2006-1428
2006-1427-25
ELMALILI FİHRİSTİ
YanıtlaSil701.
gecen gecmis olan
DALI MAHZ: Sürekli olmayanin to Bendisk
ZALEME: Zölimler
ZALOM: Apm zolim olan.
ZALUM VE GEHOL: Pek zālim ve
ZAMAN Kudolina, kefalet.
ZAMIR Herseym icyüzü. 2. Yü 3. Gizli fikir. 4. Za-penni tutan, kelime.
ZANI Zina edon erkek.
ZINIVE: Zima eden kadin.
ZARAR Ziyon, eksiklik, kayıp
ZARARI AMM: Herkese kötüluğu Bakonan zarar
ZARARA HASS: Bir veya birkaç ki-piye dokunan zarar.
ZAT: Kendal, oz, cevher, saygı
ZAT: Sahip, malik
ZATUL-HAYZ: Hayız gören kadın.
ZATUS-SUDUR: Göğüslerin malik
ZAT UL-FIRKATEVN: İki cenekliler.
ZAYI: Elden cikan, vitik, kaybolan
ZAYIAT: Koviplar, yitikler.
ZERANÍ: Zabani, cehennemlikleri cchonmeme oton melek.
ZEBERCED: Zümrütten daha açık ronkte bir süs tags
ZEBH: Boğazlama, kesme kurban
ZEGH-I ERNA İŞKENCESİ Oğullon bojozoma işkencest Firavn'un
Isralloğullanina yaptığ işkence.
ZEBUN: Zai, güçsüz, kuvvetsiz,
ZECR: 1. Yasakloma, yaptırmama 2. Zorlama, zorlo yaptırma, ongar-yo işletme sama, eziyet.
ZEFIR: Nefes verme.
ZEKIR VE ŞEHİK: Nefes verme ve
hickink
ZEKER: Erkek, erkeklik orgo
ZELIL: Hor, liakir, alçok.
ZELİL U HASİR: Alçak ve liusrana uğrayan.
ZELLE: 1. Ayak surcup kayma 2 Hata, suc.
ZEM ZEMM: Birinin kötuluğunu soyleme, ayıplania, yerme, çekiş tirme.
ZEMHERİR: Karakış
ZEMZEME: 1. Ezgili ses, terennum.
teganni. 2. Meznmir'ı okuyanların teranesi (Zebur)
ZENB: Günah, suc, kabahat
ZENBİ: Suçlu, günahkar, kabahatlı
ZERÍA: Vesile, bahane, fırsat
ZERRAT: Zerreler, kucük parcalor
ZERRAT-I ECRAM: Ruhsuz cisimle rin zerreleri.
ZEVAL: 1. Zail olma, sona erme 2 Aşağılama, inme. 3. Güneşin bo ucunda, tam tepede bulunma za manı zeval vakti
ZEVC: Cift, es.
ZEVCEYN: Karnı koca, iki eş
ZEVİ: Schipler.
ZEVİ'L-ERHAM: Yakın akrabalar
ZEVİ'L-UKUL Akıl sahipleri, akıllı lar.
ZEYG: 1. Yanılma. 2. Şuphe etme. başka tarafa dönme, yolundan sopma.
ZILL: Gölge. Koruma, sahip çıkma.
ZILLULLAH: Allah gölgesi
ZILLULLAHİ Fİ'L-ALEM: Dum, ada Allah'ın gögesi, müslumanların holifesi.
ZILLI: Gölge ile ilgili, gölgeye iliş kin.
Z1 Sahip anlamında olarak kelime-lerin başında kullanılır.
ELMALILI FİHRİSTİ
YanıtlaSil701.
gecen, geçmiş olan.
ZAIL-I MAHZ: Surekli olmayanın la kendisi.
ZALEME: Zálimler.
ZALÜM: Aşırı zálim olan.
ZALÜM VE CEHUL: Pek zōlim ve pek cahil.
ZAMAN: Kelil olma, kefalet.
ZAMİR: 1 Herşeyin içyüzü. 2. Yü rek, vicdan. 3. Gizli fikir. 4. Za-mir, ismin yerini tutan, kelime.
ZANI: Zina eden erkek.
ZANIYE: Zina eden kadın.
ZARAR: Ziyan, eksiklik, kayıp.
ZARAR-I AMM: Herkese kötüluğu dokunan zarar
ZARAR-I HASS: Bir veya birkaç ki-şiya dokunan zarar.
ZAT: Kendi, asıl, oz, cevher, saygı-değer kişi.
ZAT: Sahip, malik.
ZAT'UL-HAYZ: Hayız gören kadın.
ZAT'ÜS-SUDUR: Göğüslerin malik olduğu.
ZAT'UL-FİRKATEYN: İki çenekliler.
ZAYİ: Elden çıkan, vitik, kaybolan.
ZAYIAT: Kayıplar, yitikier.
ZEBÁNÍ: Zebani, cehennemlikleri cehenneme atan melek.
ZEBERCED: Zumrütten daha açık renkte bir süs taşı.
ZEBH: Boğazlama, kesme, kurban kesme.
ZEBH- EBNA İŞKENCESİ: Oğulları boğazama işkencesi, Firavn'un İsrailoğullarına yaptığı işkence.
ZEBÜN: Zayıf, guçsüz, kuvvetsiz.
ZECR: 1. Yasaklama, yaptırmama. 2. Zorlama, zorla yaptırma, angar-ya işletme sıkma, eziyet.
ZEFİR: Nefes verme.
ZEFİR VE ŞEHİK: Nefes verme ve
hıçkırık
ZEKER: Erkek, erkeklik organ
ZELİL: Hor, hakir, alçak.
ZELİL Ü HASİR: Alçak ve husrana uğrayan.
ZELLE: 1. Ayak surçup kayma 2 Hata, suç.
tirme. ZEM ZEMM: Bırınin kötuluğunu söyleme, ayıplama, yerme, çekiş-
ZEMHERİR: Karakış.
ZEMZEME: 1. Ezgili ses, terennum. teganni. 2. Mezamir'ı okuyanların teranesi (Zebur).
ZENB: Günah, suç, kabahat.
ZENBİ: Suçlu, günahkör, kabahatlı ZERÍA: Vesile, bahane, fırsat.
ZERRAT: Zerreler, kücuk parçalar
ZERRAT-I ECRAM: Ruhsuz cisimle rin zerreleri.
ZEVAL: 1. Zail olma, sona erme 2 Aşağılama, inme. 3. Guneşin bay ucunda, tam tepede bulunma za manı zeval vakti.
ZEVC: Çift, eş.
ZEVCEYN: Karı koca, ıkı eş
ZEVI: Sahipler.
ZEVİ'L-ERHAM: Yakın akrabalar
ZEVİ'L-UKUL: Akıl sahipleri, akıllı-lar.
ZEYG: 1. Yanılma. 2. Şüphe etme, başka tarafa dönme, yolundan sapma.
ZILL: Gölge. Koruma, sahip çıkma. ZILLULLAH: Allah gölgesi
ZILLULLAHİ Fİ'L-ALEM: Dünyada Allah'ın gögesi, muslümanların halifesi.
ZILLI: Gölge ile ilgili, gölgeye iliş kin.
Zİ: Sahip anlamında olarak kelime-lerin başında kullanılır.
200
YanıtlaSilLUGAT
VUSÜK: Sağlam, inanma, itimad et-me. guvenme muhkemlik, sağlam lik.
-Y-
YABIS: Kuru.
YAD: 1. Anma, hatırda tutma, zik-retme. 2. Hediye. 3. Hatıra. 4. На-tır gönül. 5. Uygunluk.
YAKAZA: Uyanıklık, dikkate alma.
YARAN: Dostlar, sadık arkadaşlar, sevgililer.
YAR U HEMDEM: Canciger dost, arkadaş
YE CUC VE ME'CÜC: Kur'an-ı Ke-rim'de bahse konu edilen ve kısa boylu olacakları söylenen, ortalığı litne ve anarşiyə boğacak olan bir kavmin adı.
YED: El. (mecazen) güc, kudret, yardım.
YED-I GADAB: Musibet, belâ eli.
YED-I RAHMET: Rahmet eli, rah-metle ihsan edilmesi.
YED-I SAADET: Mutluluk eli.
YED-I ULYA: Vice Audret, güç.
YEMİN-İ GAMUS: Yalan yere bile bala yapılan yemin.
YEMİN-İ KAZIBE: Yolan yere ye-min.
YEMİN-İ MÜN'AKİDE: Celeceğe ôid olarak kendimizi bağladığımız ye-min. And içme,
YE'S-İ HAZÍN: Acı, üzüntü veren umutsuzluk.
YE'S-I KÜLLİ: Bütün ümitsizlik.
YETİM: 1. Babası olmuş çocuk, 2. Kocasından ayrılmış kadın.
YEUS: Ye's den: Ümitsiz.
YEVM: Gün.
YEVM-İ CEZA: Ceză günü.
VEVM IYD: Bayram günu.
YEVM-I KIYAMET: Kıyamet günü,
mahşer günü.
YEVM-J TERVİYE: Zilhicce ayının sekizinci günü. Arefeden önceki gün.
YEZDÂN: 1. Allah (C.C.) 2. Месú-silere göre hayırları yaratan ha-yır-ı ilahi dedikleri mevhum mã-bud.
YÜBÜSET: Kuruluk.
YÜBÜSET-İ HEVĀ: Kuru hava.
YÜSR: Kolaylık, refah, zenginlik. YTM 1Babas, com
ZABT: 1. Sıkı tutma. 2. İdaresi al-tına alma, kendine mal etme. 3. Silah zoru ile bir yeri alma. 4. An-lama, kavrama. 5. Kaydetme, öze-tini yazma.
ZABT U HIFZ: Yönetimine alma vo koruma.
ZABT Ü RABT: Düzen, disiplin.
ZAD: Azık, yiyecek.
ZA'F-ZAAF: Arıklık, kuvvetsizlik.
ZAAF-İ BASAR: Miyopluk.
ZAAF-İ KALB: Kalb zayıflığı
ZAAF-İ PİRİ: İhtiyarlıktan gelen kuv-
vetsizlik.
ZAHF: 1. Emekleme. 2. Askerin düş mana karşı sürünerek ilerlemesi. 3. Kalabalık asker.
ZĀHİB: 1. Gidici, giden. 2. Bir fikre veya zanna uyan, kapılan.
ZAHİR: Açık, belli, görünür, mey-danda olan.
ZAHİRİ: Dıştan görünen, meydan-da olan.
ZAHİRİYYAT: Dış görünüşler.
ZAHR: 1. Arka, sırt. 2. Kağıt vesai-renin arka tarafı, gerisi.
ZAİF: Güçsüz, İtibarsız, gevşek, arik.
ZAİF ÜL-AKL: Aklı zayıf.
ZAİL: Sona eren, sürekli olmayan,