EL-VALİ

Yorumlar

  1. Bismillahirrahmanirrahim

    Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

    Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.

    Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.

    Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:

    Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri

    YANITLASİL

    yuksel24 Mart 2024 15:08
    İsmail Hakkı Bursevi

    kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.

    Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.

    İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.

    Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.

    Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.

    YanıtlaSil
  2. (use) alipaypa

    TARINTE BUGÜN

    1877-Edison, fonograf cihazının tanıtımını yaptı. -1919-Misak-1 Milli'nin ilánı.

    1964-Adalet Partisi 2.

    Büyük Kongresi yapıldı. Genel başkanlığa Süleyman Demirel seçildi.

    Dünya Filistin Halkıyla Dayanışma Günü

    KASIM

    29

    CUMARTESİ

    9 1447

    C.AHİR

    RUMI: 16 T.SANİ 1441

    KASIM: 22

    Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.

    Mektubat

    Ogle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    Imsak Günes

    BIR AYEE

    Biz dağları onun emrine verdik ki, akşam sabah onunla beraber tesbih eder, kuşlar da onun etrafında

    toplanırdı...

    Sad Suresi: 18.

    BİR HADİS

    Allah'ın nimetlerine gereken saygıyı gösterin ve günah işleyerek onu elinizden kaçırmayın.

    İbni Adiyy

    Ogle

    İkindi

    Aksam

    Yatsi

    Imsak Günes

    YanıtlaSil
  3. 414

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ

    Resulüllah S.A. efendimiz, diğer kadınlarını peygamberlikten son ra almıştır.

    Resulüllah S.A. efendimiz, Mekke-i Mükerreme'ye hicret etmeden üç sene dört ay evvel Hazret-i Hatice r.a. ebedi âleme teşrif buyur-muşlardır. Hacun dağı, nam mahalle defnedilmiştir.

    Biz Allah içiniz, Allah'a döneceğiz.

    Allah-ü Taâlâ dünyada onun ziyaretini, âhirette ise, şefaatını cümlemize nasib ve müyesser eylesin. Amin!.

    HAZRET-İ SUDE

    Allah ondan razı olsun.

    Künyesi ile adı: Sude bnt. Zem'a'dır. Dokuzuncu atası Lüey olup, bunda Resulüllah S.A. efendimizle nesebi birleşir.

    Resulüllah S.A. efendimiz bunu, Hazret-i Hatice'den sonra ve Hazret-i Aişe'den evvel nikâhlamıştır. Sonra, Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. Yüce Hak, cümle mümin olan kadın ve erkeklere onun şefaatını nasib eylesin. Åmín!.

    HAZRET-İ AİŞE

    Allah ondan ve babasından razı olsun.

    Hazret-i Hatice vefat ettiği zaman, Resulüllah S.A. efendimiz çok mahzun oldu. Çünkü ona bağlı idi ve severdi.

    Hak Taâlâ, Cebrail ile, cennet yapraklarından bir yaprak gön-derdi. Onun üzerine, Hazret-i Aişe'nin sureti yapılmıştı. O yaprağı, Resulüllah S.A. efendimize Cebrail getirdi ve şöyle dedi:

    Ya Resulellah, Celil Cebbar olan şanı yüce Allah size selâm eder; şöyle buyurur:

    Bu yaprak üzerinde sureti yapılan kızı biz semada sana akd edip tezviç eyledik. Siz de onu, Ya Resulellah yeryüzünde kendinize zevce edinin.

    Ve.. o yaprağı teslim etti.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, kılavuzluk eden kadın-ları çağırtıp, o sureti onlara gösterdi ve sordu:

    Bu resme benzeyen bir kız biliyor musunuz?.

    Bunu gören o kadınlar şöyle dediler:

    -Bu, sizin yakın dostunuz Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. kızı Äişe'-nin resmidir.

    Bunun üzerine Resulüllah S.A. efendimiz Hazret-i Ebu Bekir'i r.a. davet etti ve şöyle buyurdu:

    Ya Eba Bekir, senin kızın Aişe'yi mekândan münezzeh olan Yüce Allah, semada bana nikâh eyledi. Bana da, onu yeryüzünde nikâh eylemem Için emir verdi. Şimdi, kızın Aişe'yi bana nikâh akdi ile ver.

    YanıtlaSil
  4. KARA DAVUD

    Bunun üzerine, Hazret-i Ebu Bekir r.a. şöyle dedi:

    415

    Ya Resulellah, emrin başım üstüne. Ama kızım Aişe küçüktür. Bisin hizmetinize layık değildir.

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Ya Eba Bekir, eğer onun llyakatı olmasaydı; Yüce Hak, onu bana nikahlamazdı.

    Resulüllah S.A. efendimizin bu emri üzerine, derhal, Hazret-i Alge'yi Resulüllah S.A. efendimize nikâhladı.

    Eve geldikten sonra, bir tabağa hurma koydu. Kızı Aişe'ye de şöy-le dedi:

    Bu tabakla hurmayı, Resulüllah'a S.A. götür. Böylece, önüne bıraktıktan sonra, şöyle söyle:

    Babamdan istediğiniz budur; gönderdi. Yararlı mıdır? değil midir? diye sordu.

    Bu sözü, Resulüllah'a S.A. mutlaka tebliğ eylemesini tenbih ey-

    ledi. Bunun üzerine, Hazret-i Aişe, tabağı alıp Resulüllah S.A. efendi-

    mizin hücre-i saadetine getirdi. Resulüllah S.A. efendimiz, hücre-i saadetlerinde yalnızdı.

    Tabağı getirdi; Resulüllah S.A. efendimizin önüne koydu; baba-sının tenbih ettiği kelâmı tebliğ etti.

    Resulüllah S.A. efendimiz o zaman Hazret-i Aişe'ye r.a. şöyle bu-yurdu:

    tik. Onu kabul ettik, sonra yine kabul ettik, sonra yine kabul et-

    Bundan sonra, mübarek ellerini uzattı; Hazret-i Aişe'nin örtüsü-nün bir yanından tutup kendine doğru çekti ve yüzüne dikkatle baktı.

    Resulüllah S.A. efendimizin böyle etmesindeki manayı bilmeyen Hz. Aişe r.a. şöyle dedi:

    Cümle Alem, sizin için, emin olarak şehadet eder; ama sizin bu ettiğiniz emanete uymaz.

    Bundan sonra, zorla elbisesini çekip babasının yanına gitti.

    Babası sordu:

    Ya Aişe, Resulüllah'ı S.A. ne durumda buldun?.

    Hazret-i Aişe, durumu olduğu gibi anlattı.

    Hazret-i Ebu Bekir r.a. Aişe'nin r.a. anlattığına tebessüm edip şöyle dedi:

    -Ey kızım, sakın Resulüllah'a S.A. kötü zan besleme; o senin zevcindir. Ben, seni ona nikâhladım. Sonra, seni o tabakla kendisine gönderdim.

    Hazret-i Aişe r.a. babasının anlattıklarını dinledikten sonra, etti-ğine pişman olup utandı.

    Bu nikâh akdi, Mekke-i Mükerreme'de Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik gelişinin onuncu senesi şevval ayında oldu. Günlerden cuma idi.

    YanıtlaSil
  5. DELAL 1 HAYRAT SERHI

    Buhari Rh. şöyle anlattı:

    Hazret 1 Aise'nin nikahı Resulüllah B.A. efendimize kıyıldığı zaman, altı yaşındaydı. Resulüllah B.A. efendimiz, Medine-1 Münevve re'de, dokuz yaşında iken, gerdek eyledi.

    Alimlerden bazıları şöyle dedi:

    Hazret-i Aige, Resulüllah B.A. efendimizin sair zevcelerine kar-ş üç şeyle övünürdü:

    a) şöyle derdi:

    Resulüllah B.A. beni bakire kız olarak aldı.

    b) Böyle derdi:

    Once, Yüce Hak benim nikahımı Resulüllah'a akd eyledi; on dan emir almış olarak, Resulüllah B.A. efendimiz, beni kendisine nj kähladı.

    c) şöyle derdi:

    Bana iftira edenlere, Yüce Hak Kur'an-ı Kerim'inde lånet et ti ve temizliğime şehadet eyledi.

    Hazret-i Aişe'nin yaşı küçüktü; ama çok zeki ve akıllı idi. Resu-Jüllah S.A. efendimizin de çok sevgili kadını idi.

    Bilgili ve faziletli olup Resulüllah S.A. efendimizden çokça ha-dis-i şerif rivayet etmiştir.

    Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Aişe'nin ilmini beyan ederek, son demlerinde şöyle buyurdu:

    Dininizin yarısını Aişe'den öğrenin.»

    Hazret-i Ålse, Resulüllah S.A. efendimizin zevceleri arasında, Haz-ret-1 Hatice'den sonra, en faziletlisidir. Bazıları da:

    Hazret-1 Hatice'den daha faziletlidir.

    Demişlerdir.

    Hazret-i Aişe, hicretin elli yedinci senesi, ramazan ayının on ye-dinci salı gecesi ebedi Aleme göçmüşlerdir. Yaşı: Takriben altmış beştir.

    Gece defnolunması İçin vasiyet etmişti..

    O sırada, Mervan tarafından Ebu Hüreyre Medine-i Münevvere'-ye hakim tayin edilmişti. Hazret-i Aişe'nin namazını o kıldırdı; gece defnini yaptı.

    Yüce Hak, cümle Muhammed S.A. ümmetine onun şefaatını na-sib eylesin. Amin!.

    HAZRET-I HAFSA

    Allah ondan ve babasından razı olsun.

    Hazret-i Ömer b. Hattab'ın r.a. kızıdır.

    Resulüllah S.A. efendimizden evvel evlenip de ölen zevcinin adı: Huneys b. Hüzafe'dir. Hicretten sonra Bedir gazasının ertesinde ve-fat etmiştir.

    YanıtlaSil
  6. KARA DAVUD

    417

    Kocasının ölümünden sonra, beklemesi gereken iddet günleri ta-mam olunca, Hazret-i Omer b. Hattab ra. Osman b. Affan's kını alması için arz eylemiştir. Hazret-1 Osman ra. söyle demiştir: Birkaç gün mühlet ver düşüneyin.

    Birkaç gün geçtikten sonra, Hazret-i Ömer'e r.a. şu cevabı vermiş-

    tir: Alamam.

    Bundan sonra, Hazret-1 Ömer ra. Hazret-i Hafsa'yı alması için, Hazret-i Ebu Bekir'e r.a. teklif etmiştir. Onun bu teklifine karşılık, Hazrte-i Ebu Bekir, susmuş ve hiç bir cevap vermemiştir. Çünkü, onu Resulüllah S.A. efendimizin alacağını biliyordu.

    aldı. Hazret-i Hafsa'ya tayin ettiği hücre, Hazret-i Aişe'nin r.a. hücre-sine yakındı. Birbirleri ile, çokça görüşüp konuşurlardı.

    Hicretin üçüncü senesi, Resulüllah S.A. efendimiz, onu nikâhla

    Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Hafsa'yı r.a. tekrar alabilir şe-kilde, talak-ı ric'i ile boşadı.

    Bunun üzerine Cebrail geldi ve şöyle dedi:

    Ya Resulellah, Alemlerin Rabbı olan Yüce Hak şöyle buyurdu:

    Hafsa, benim kadın kulumdur. Gündüzleri oruç tutar, gecele-ri de namaz kılar. O, cennat-1 allyatta sizin hanımınızdır. Talakınız-dan dönünüz ve onu tekrar alınız.

    Diye ferman eyledi.

    Cebrall bu vahyi getirdiği için, Resulüllah S.A. efendimiz, talak işinden dönüp tekrar aldı.

    Hazret-i Hafsa r.a. Resulüllah S.A. efendimizden çokça hadis-i şe-rif rivayet etmiştir. Bilgili idi. Birçok sahabe, kendisinden hadis-1 şerif rivayet etmiştir.

    Hicretin kırk beşinci senesi, şaban ayında, altmış yaşında olarak vefat etmiştir.

    Medine-i Münevvere'de beka sarayına göçmüştür.

    Yüce Hak, onun şefaatını, bütün erkek ve kadın müminlere na-sib eylesin; onun şefaatı ile sevindirsin. Amin!.

    ZEYNEB bnt. HUZΕΥΜΕ

    Allah ondan razı olsun.

    Resulüllah S.A. efendimizin beşinci kadınıdır.

    Bu Zeyneb'in r.a. ilk kocası Abdüllah b. Cahştır. Bazıları da şöyle dedi:

    - Onun ilk kocası, Ubeyd b. Haris'tir. Allah ondan razı olsun.

    Bu cümlede adı geçen Haris, Resulüllah S.A. efendimizin amca-sidir.

    F. 27

    YanıtlaSil
  7. 418

    IMILAILI HAYRAT SERIE

    Hamet Navel Uhad gasasında şehid olunca, hicretin B.Andaikahı altında as saman kalmıştır. Bamları bu need, Resulillah B.A. efendimiz onu nikahladı. Resulüllah süreyl

    Sekis ay

    Bamları bu süreyi:

    -Iki ay.

    Bamları da

    - Or ay.

    Nye anlatmışlardır.

    Bcretin dördüncü senesi, ebedi Aleme teşrif buyurup Bakia me aarığıma defnolunmuştur.

    Allah ondan ram olsun. Onun şefaatını, cümlemize nasib ve mü-yesser eylesin. Amin!.

    UMM-U SELEME

    Allah ondan ran olsun.

    Resulallah SA. efendimizin altıncı hanımıdır. Esas adı da şudur: Hind bat. Ebi Ümeyye. Allah ondan ram olsun.

    lik sevci, Ebu Seleme'dir. Allah ondan razı olsun. Bu zevci: Hic-retin dördüncü senesinde vefat etmiştir.

    lik sevcinin vefatından sonra, beklemesi gereken iddeti tamam olunca, şevval ayının sonlarında Resulüllah S.A. efendimiz nikâhla nevceliğe kabul buyurmuştur.

    Hicretin elli dokuruncu senesinde Medine-i Münevvere'de ebedi Aleme göç etmiştir. Bamlarına göre vefat tarihi: Hicretin altmış ikin-ei senesidir. Bakia mezarlığına defnolunduğunu söylemişlerdir. Allah ondan ram olsun.

    Hak Tallá, onun şefaatını, cümlemize nasib ve müyesser eylesin. Amin

    ZEYNEB bat. CAHŞ

    Allah ondan ram olsun.

    Resulüllah S.A. efendimizin yedinci hanımıdır.

    Bu Zeyneb, Resulüllah S.A. efendimizin halası Emine'nin kındır.

    Dolayısı ile Kureyş kavmine mensuptur.

    Resulüllah S.A. efendimis; Zeyneb'i kendi kölesi olup azad ettiği Zeyd'e nikahlamıştı. Daha sonra, Zeyd, Zeyneb'i boşadı. Boşandıktan sonra, beklemesi gereken sayılı iddet günleri tamam olunca, Resulül-lah S.A. efendimiz onu almak istedi. Bunun için ilk kocası Zeyd'le kendisine haber yolladı. Zeyd, geldiği zaman, Zeyneb'i hamur yoğu rur buldu. Durumu kendisine haber verince Z Zeyneb şöyle dedi:

    YanıtlaSil
  8. KARA DAVUD

    410

    Makkunar portti nasıl gelir? la yapmam. Bekleyip görelim, Vice

    Resulüliah & A efendimizin mescidine geldigi saman, Avell kerime nazil oklu

    Maden kl. Zeyd o kadından ayrılış ilişiğini kesti, onu, bia sama novce eyledik (33/37)

    Resulüllah SA. efendinmla bu Ayet-i kerimeyi okudu, Zeyneb de dinledi ve rast oktu.

    Hicretin beşinci senesinde nikah akdi yapıkı

    Zeyneb ra şöyle dervtt:

    Benim nikahımı bizzat Alemlerin Rabbi Yüce Allah kaydı, bu nu Kur'an-ı Kerim'inde haber verdi.

    Bunu söyler övünürdü.

    Burada anlatılan Zeyneb, Resulüllah & A. efendimtain vefatından sonra, geri kalan dokus kadınından en evvel vefat edendir

    Resulüllah S.A. efendimiz, bir gün påk sevcelerini toplach; onlara şöyle buyurdu:

    Ben ebedi Aleme göç ettikten sonra, leinladen ilk önce bana gelip kavuşacak olan, ett usun olanusdır.

    Resulüllah S.A. efendimizin burada:

    -Eli uzun.

    Diye tarif etmesi, çok sadaka vermesinden kinayedir. Ama onlar bu sözün nüktesine varamadılar.

    Resulüllah S.A. efendimiz, dar ukbaya teşrif buyurduktan son

    ra, birbirleri ile ellerini ölçerlerdi.

    Hicretin yirminel senesi oldu; (bazılarına göre de yirmibirinci se nesi oldu) Zeyneb ra. elli üç yaşında vefat etti. Bununla, Resulüllah S.A. efendimizin buyurduğu:

    fik önce bana gelip kavuşacak olan eli uzun olanınızdır.

    Hadis-i şerifindeki mana anlaşıldı. Resulüllah S.A. efendimizin bu emrinden murad, şudur:

    Sadaka ve ihsanı çok edeninizdir.

    Çünkü Zeyneb r.a. anası tarafından risalet sahibi Resulüllah 8.A. efendimize akrabalığı olduğundan, fakirlere ve zaiflere verdiği sada ka ve ihsanı herkesten fazla idi.

    Hazret-i Aişe r.a. Zeynebi ra. överken şöyle demiştir:

    Hanımlar içinde, din bakımından cümlenin hayırısı idi. Yüce Hakka karşı takvası çoktu. Sözlerinde çok doğru idi. Akrabalara iyili ği ve onları ziyareti çoktu. Fakirleri ve zaifleri kendine tercih ederdi. Sahib olduğu dünyalığı onlara bolea dağıtırdı. Bu sadaka İşinde her kesten lleri idi. Dalma Yüce Hakkın rızasına göre iyi ameller ve çeşit Il taatlar ederek ona yakınlık derecesini arardı.

    Yüce Hak, cümlemize onun şefaatını nasib eylesin.

    YanıtlaSil
  9. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    344

    Ben, zaten bununla da, emr olunmuşumdur.

    Ben, hål Müslümanlardan'ım.

    Allah'ım Melik Sensin! Senden başka ilah ve Mâbud yoktur!

    Sen, benim Rabbımsın!

    Ben de, Senin kulun'um.

    Ben, nefsime zulm ettim, Günahımı itiraf ediyorum.

    Sen, bütün günah ve kusurlarımı bağışla.

    Çünki, günahları Senden başka bağışlayacak yoktur.

    Ahlakın en güzeline erişmek için bana yol göster.

    Çünki, en güzel ahlakı bana gösterecek ancak Sensin!

    Kötü ahlakı benden uzak tut!

    Çünki, kötü ahlâkı benden uzak tutacak ancak Sensin!

    Ya Rab! İşte Senin dåvetine tekrar tekrar icâbet ediyorum.

    Bütün hayrlar, Senin Kudret Elindedir.

    Şerler, Sana varamaz.

    Benim varlığım, Seninledir. Varlığımın sonu da, Sana varıp ula-

    şacaktır.

    Sen, her türlü eksikliklerden münezzehsindir, yücesindir.

    Ben, Senden mağfiret diler, Sana tevbe ederim.» (91)

    Resûlullah Aleyhisselâm, rükûa vardığında:

    «Allah'ım! Ancak Sana rükû ettim. Sana îman ettim ve ancak Sana teslim oldum.

    Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirim hep Sana itaat et-mektedir.) der, başını rükûdan kaldırdığında:

    (Allah'ım! Ey Rabb'ımız olan Allâh! Gökler dolusu, yer dolusu, göklerle yer arası dolusu, bunlardan ötede ne yaratmayı diledinse, hepsinin dolusunca hamd Sana mahsustur!) der, secde ettiği zaman:

    (Allah'ım! Ancak Sana secde ettim ve yalnız Sana iman ettim, Sana teslim oldum.

    Yüzüm, kendisini yaratıp şekillendiren, gözünü, kulağını yara-tan Allah'a secde etti,

    Súret vericilerin en güzeli olan Allâh pek yücedir!) der,

    Selâm verip namazdan çıkarken de, son sözü şu olurdu:

    (Allah'ım! Evvel ve Ahir, gizli ve açık işlediğim bütün günahları ve (Geçimde gereksiz veya Sana tâat dışında olarak) yaptığım İsraf mâhiyetindeki bütün harcamalarımı ve Senin, benden daha iyi bil-diğin kusurlarımı bana bağışla!

    İlerleten, ancak, Sensin!

    Gerileten de, ancak, Sensin!

    (91) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 79-80, Müslim Sahih c. 1, s. 534-535, Tir mizi Sünen c. 5, s. 485

    YanıtlaSil
  10. İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ

    Senden başka hiç bir İlâh yoktur!) (92)

    345

    (93) Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâmın yanında uyuyordum.

    Gece uyanıp Resûlullah Aleyhisselâmı, döşeğinde bulamayınca, ellerimi uzattım.

    Ellerim, dikilmiş bulunan ayaklarının altına değdi. (94)

    Kendisi, secdede idi ve:

    (Allâhümme inni eûzü bi rızâke min sahatik ve bi muâfâtike min ukubetik ve eûzü bike minke lå uhsi senâen aleyk Ente kemâ esney-te alâ nefsik.

    Allah'ım! Senin gazabından rızana, azabından afvına sığınırım!

    Senden, yine Sana sığınırım!

    Ben, Sana layık olan senåları sayıp bitiremem!

    Sen, Kendini senå ettiğin gibisindir!) diyordu. (95)

    Yine bir gece, Resûlullah Aleyhisselâmı bulamadım.

    Öteki kadınlarının yanına gitti sandım.

    Aradıktan sonra dönünce, bir de, ne göreyim Kendisi, rüků ve-ya secdede (Sübhåneke ve bihamdike lå ilâhe illâ ente!) diyerek tes-bih ve tevhid edip duruyordur!

    (Babam, anam, Sana fedâ olsun!

    Sen, bu haldesin! Ben ise, başka hal peşindeyim!) dedim.» (96)

    Ebû Hüreyre der ki «Resûlullâh Aleyhisselâm, namaz başlangıç-larında İftitah tekbiri ile Kırâet arasında azıcık susmuş gibi dururdu.

    (Yâ Resûlallah! Anam, babam Sana fedâ olsun! Şu Tekbir ile

    Kırået arasındaki susuşun nedir? Orada ne söylersin?) diye sordum. (Allah'ım Beni, günahlarımdan doğu ile batı arasını açtığın ka-dar uzak tut!

    Allah'ım! Beyaz kumaş, kirden, pastan temizlendiği gibi, beni de, günahlardan öylece temizle!

    Allah'ım! Geçmiş günahlarımı da, su ile, karla, dolu ile yıka!) derim, buyurdu.» (97)

    Hz. Ali'den rivayet edildiğine göre Resûlullâh Aleyhisselâm, Vitr namazını Mufassal sûrelerden dokuzu ile kılardı.

    (92) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 94-95, Müslim Sahih c. 1, s. 534-536, Tirmizi Sünen c. 5, s. 485-488

    (93) Malik Muvatta' c. 1, s. 214

    (94) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 58, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1262-63,

    (95) Målik Muvatta' c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 58, 201, İbn-i

    Mâce Sünen c. 2, s. 1203

    (95) Nesai Sünen c. 7, s. 72

    (97) Buhari Sahih c. 1, s. 181, Müslim Sahih c. 1, s. 419, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 207

    YanıtlaSil
  11. 221

    6688 Yoksul kimselerin dostu olmaz. (Pauvres gens n'ont point d'amis.) 6689. Yoksulluk, ayıp değil. (Pauvreté n'est pas vice.) Yoksulun hamuru fırında da donar

    6690 . (Pour les pauvres gens la pâte gèle au four.) 6691. Yoksulun varlıklı olunca duyduğu övünç, övünçlerin en yücesidir.

    6692. Yol yürümekle, borç ödemekle tükenir. (Qui paie ses dettes, s'enrichit.)

    6693. Yortusu geçtikten sonra, aziz ile alay edilir. (La féte passée on se moque du saint.)

    6694. Yumurta kırılmadan, omlet yapılmaz.

    6695. Yurdunun güneşini gören, onu kolay kolay unutamaz.

    6696. Yuvarlanan taş, yosun tutmaz. (Pierre qui roule n'amasse pas mousse.)

    6697. Yuvayı dişi kuş yapar. (Selon l'oisseau le nid, selon la femme le logis.)

    6698. Yüksek bir mevkie bir alçağın çıkması denli acı verici bir olay düşünülemez.

    6699. Yüzme bilmiyorsan, sudan uzak dur.

    6700. Yüzü güzelden usanılır, huyu güzelden usanılmaz. (Beauté passe, bonté reste.)

    6701. Zahmetine değmez; kıldığı namaz ürküttüğü kurbağaya değmez. (Le jeu n'en vaut pas la chandelle.)

    6702. Zahmetsiz bal yenmez. (On ne peut manger du miel sans se donner de la peine.)

    6703. Zahmetsiz lokma yenmez (zevk olmaz). (Nul pain (plaisir) sans peine.)

    6704. Zalim, ettiğini bulur. (Le méchant est touujours puni.)

    6705. Zaman, büyük bir öğretmendir. (Le temps est un grand maître.)

    6706. Zaman, insana her şeyi öğretir. (Le temps nous apprend tout.)

    6707. Zaman sana uymazsa, sen zamana uy! (Autres temps, autres moeurs.)

    6708. Zaman sana uymuyorsa, sen zamana uy. (Selon le temps la manière.)

    6709. Zaman ve sabır ile her şeyin sonuna gelinir. (Avec du temps et de la patience on vient à bout de tout.)

    6710. Zaman, zamana uymaz. (Les jours se suivent, mais ne se ressemblent pas.)

    6711. Zamanın değişmesiyle töreler de değişir. (Autre temps, autres moeurs.)

    6712. Zamanla her şey unutulur. (Il faut laisser courir le vent par-dessus les tuiles.)

    6713. Zarardan sonra, herkesin aklı başına gelir.

    6714. Zavallıların yitirecek şeyleri yoktur.

    6715. Zeki insanların da birçok kötü yanı var.

    6716. Zeki olduğunu söylemeyen kimse, büyük adamdır.

    6717. Zevklerle renkler tartışma götürmez. (Des goûts et des couleurs, il ne faut pas discuter.)

    6718. Zıbından çok, gömlek yakındır.

    6719. Zıtlar birleşir. (Les extrêmes se touchent.)

    6720. Zorla güzellik olmaz. (On n'attire pas violemment à l'amour.)

    YanıtlaSil
  12. 220

    6658. Yaşamda en büyük kusur, kusurunu görmemektir.

    6659. Yaşayan görür. (Qui vivra, verra: Bunu, gelecek gösterir.)

    6660. Yaşken batmayan diken, bir daha pek batmaz.

    6661. Yatağa yatmadan soyunmamalı. (11 ne faut pas se déshabiller avant de se coucher)

    6662 Yatan yılanın (itin) kuyruğuna basmamali. (Il ne faut pas marcher sur la queue d'un serpent (chien) qui dort.)

    6663. Yavaş atın tekmesi yavuz olur. (La ruade d'un cheval lent est terrible.)

    6664. Yavaş giden, uzak gider. (Qui va doucement, va loin.)

    6665. Yavaş yavaş acele et!

    6666. Yavaş yavaş su taşı aşındırır. (Peu à peu l'eau use la pierre.)

    6667. Yayı çok çekme, kırarsın. (Ne tends pas trop l'arc, tu le casseras.)

    6668. Ye kürküm, ye; bu iltifat bana değil, sanadır. (Les belles plumes font les beaux oisseaux.)

    6669. Yelkeni yele göre açmalı. (Selon le vent, la voile.)

    6670. Yemeğin azından, sözün çoğundan Tanrı bizi ırak eyleye! (Que Die nous préserve du peu de nourriture et du trop de paroles.)

    6671. Yemek yenilip bittikten sonra, hardal bulunmuş, neye yarar! (C'est de la moutarde après diner.)

    6672. Yemeyenin malını yerler. (Qui ne cueille vertes, il ne mangera des mûres.)

    6673. Yeni iş, yeni öğüt. (Nouvelles affaires, nouveaux conseils.)

    6674. Yenilen doymaz. (Tel attaqe qui est battu.)

    6675. Yenmek isteyen, şimdiden utkuya yakındır. (Qui veut vaincre est déjà bien près da la victoire.)

    6676. Yere bakar, yürek yakar. (Il n'est pire eau que l'eau qui dort.)

    6677. Yere seremediği insanlara dert, bir şeyler öğretir.

    6678. Yerin kulağı var. (La terre a des oreilles.)

    6679. Yerlerinde bulunmayanlar, her vakit haksız çıkar.

    6680. Yeryüzünde üç cins insan varıdır: erkek, kadın, papaz.

    6681. Yıldırım aynı yere iki kere düşmez.

    6682. Yiğide iyi gün elini uzatır.

    6683. Yiğide uzun bir kılıç gerekli değil.

    6684. Yitiren kazanır. (Qui perd gagne.)

    6685. Yitirilen bir saniyeyi, dünyanın tüm hazineleri bile geri getiremez.

    6686. Yoksul dost, tez unutulur. (Ami pauvre est tôt oublié.)

    6687. Yoksul hırsızlığa çıkınca, ay akşamdan doğar. (Aux chevaux maigres vont les mouches.)

    YanıtlaSil
  13. HAZRET I OSMAN

    TAN HIKMETLI NAILER

    KABRİN BAŞINDA

    Kulların en hayırlısı;

    Gunahlardan korunan,

    Allah'ın Kitabına sımsıkı sarılan,

    Bir kabre bakınca ağlayan ve

    şöyle diyendir:

    -Bu kabir;

    Ahiret menzillerinin ilki,

    Dünya menzillerinin sonudur.

    Kabir,

    . Kime zorlaştırılırsa, sonrası daha şiddetli olur,

    . Kime de kolaylaştırılırsa, sonrası daha kolay olur.

    KULLUĞUN LEZZETİ

    İbâdetin tadını dört şeyde buldum:

    Birincisi: Allâh'ın farzlarını edâ etmek.

    İkincisi: Allâh'ın haramlarından kaçınmak.

    Üçüncüsü: Sevâbını Allah'tan

    umarak emr-i bi'l-mârufta bulunmak, yani insanlara doğruları anlatmak.

    Dördüncüsü: Allâh'ın gazabından korkarak nehy-i ani'l-münker'de bulunmak, yani insanları yanlışlardan sakındırmak. (Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 14)

    YanıtlaSil
  14. MİNBERDE

    Ey Ademoğlu!

    Unutma ki dünyaya geldiğin günden beri ölüm meleği peşinde dola-şıp durmaktadır. Bir yandan da senin boynundan atlayarak bir başkasını yakalamaktadır. Sen dünyada bulunduğun müddetçe bu böyle devam edecektir.

    Ancak bir gün gelecek ki, başkalarının boynundan atlayıp seni ya-kalayacaktır. Bu hiç beklemediğin bir anda olabilir.

    Öyleyse;

    Dâimâ hazırlıklı ol ve gafil avlanmamaya çalış!

    Çünkü ölüm meleği senden asla gafil değildir.

    Ey Ademoğlu!

    Bilmiş ol ki eğer sen kendi nefsinden gafil olur ve kendin için hazırlık yapmazsan, elbette ki başkası senin için hazırlık yapmaz.

    Allah'ın huzûruna mutlaka varacağını aklından çıkarma ve bunun için de nefsinin hazırlığını görüp onun için rızık temin et!

    Sakın bu işi başkasına havale edeyim deme! (Ali el-Müttaki, no: 42790)

    62

    YanıtlaSil
  15. (use)

    2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1958 - Pakistan İslâm

    Talebe Cemiyeti tarafından çıkarılan Students' Voice gazetesi Bediüzzaman ve talebelerinden bahsetti.

    1946 - Bediüzzaman'ın Darü'l-Hikmet'teki arkadaşlarından İzmirli İsmail Hakkı vefat etti.

    2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ahmed Aytimur vefat etti.

    31

    PAZARTESİ

    MONDAY

    OCAK

    JANUARY

    BİR AYET Her nerede kibleye yönelirseniz Allah'ın

    rızası oradadır.

    Bakara Suresi: 115

    BİR HADİS

    Selâmı önce veren kişi, kibirden uzaktır.

    Her sabah bir melaike çağırıyor: "Ölmek için tevellüd edip dünyaya gelirsiniz; harap olmak için binalar yapıyorsunuz" diyor. Lem'alar

    HİCRİ: 28 C.AHİR 1443 - RUMI: 18 K. SANÍ 1437

    KASIM: 85 - GÜN: 31 KALAN: 334 - GÜN UZA. 2 DK

    YanıtlaSil
  16. TARİHTE BUGÜN

    1928-Yeni Türk

    harflerinin kullanımı

    yürürlüğe girdi.

    2012 - Bediüzzaman'ın

    yakın talebe ve hizmetkâr-larından Mustafa Sungur vefat etti.

    1

    BİR AYET

    Birbirinizle hayırda yarışın.

    Bakara Suresi: 148

    PAZAR

    SUNDAY

    BİR HADİS

    ARALIK

    Seslerinizi Kur'ânla

    süsleyiniz.

    DECEMBER

    Taberanî

    Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz; sahipsiz olmaz. Bir harf kâtipsiz olmaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket Hâkimsiz olur?

    HİCRÎ: 29 C.EVVEL 1446 - RUMI: 18 T. SANİ 1440

    Sözler

    KASIM: 24-GÜN: 336 KALAN: 30 - GÜN. KIS.: 1 DK

    YanıtlaSil
  17. H

    TARİHTE BUGÜN

    - 1534-Kanuninin Bağdat'ı fethi.

    1820-Kamus-u Okyanus'un mütercimi Asım Efendi'nin vefatı.

    1912 - Arnavutluk, Osmanlı'dan bağımsızlığını ilan etti.

    1920 - Mehmet Akif Ersoy ve Eşref Edip "Sebilürreşad" mecmuasını çıkardılar.

    KASIM

    28

    CUMA

    81447 C.AHİR

    RUMI: 15 T.SANİ 1441

    KASIM: 21

    Imsak Güner Gala İkindi Akcom Yatu

    BIR ATE Allah asla sözunden

    dönmez.

    Al-i İmran Suresi: 9

    BİR HADİS

    İdareci olduğunuzda iyilikle muamele edin. İdareniz altındakilerin kusurlarını affedin.

    Harâitî

    Zerrelerden yıldızlara kadar her bir şeyde bir pencere-i tevhid var ve doğrudan doğruya Zât-ı Vahid-i Ehadi sıfatıyla bildiren âyetleri, yani delâletleri ve işaretleri var.

    Emirdağ Lâhikası

    YanıtlaSil
  18. TASAVVUF-

    103

    33

    HADİS-İ ŞERİF

    Bir gün, Resulüllah S. A. efendimize şöyle soruldu:

    Allah-ü Taâlâ, yeri ve semaları yarat-madan önce neredeydi?..

    Resulüllah S. A. efendimiz, bu soruyu şu şekilde cevaplandırdı:

    <>>



    Burada AMA'dan murad, zatî mahiyetin aynıdır..

    Yani: Kendisi.. Kendisi, kendisine yeter.. başka bir yere ihtiyacı yoktur.,

    YanıtlaSil
  19. -'Rabbimiz, bir AMA' da idi.. "

    YanıtlaSil
  20. 00

    Sadreddin-i KUNEVI

    حديث اربعين

    HADİS-İ ERBAİN

    TASAVVUF

    Arapça aslından çeviren

    Abdulkadir Akçiçek

    YanıtlaSil
  21. OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN KURULUŞU İSLAMİ EĞİTİMİ UYGULAMASIYLA, ÇÖKMESİ İSLÂM I EĞİTİMİ UYGULAMAMASIYLA MEYDANA GELMİŞTİR.

    YanıtlaSil

    Yuksel3 Kasım 2025 00:31
    ERKAM RADYO

    YanıtlaSil

  22. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    257 1 İyiliğin tamamı, aşikarede yaptığın ameli gizlide yapmandır. Hz. Ebû Amir El Eşari (r.a.)
    257 2 Ribat (gözcülük ve kalbini gözetmek) kırk gündür. Bir kimse, bir şey satmadan, satınalmadan, kötü bir şey yapmadan (dünya işlerinden zaruri olanın dışında) kırk gün gözcülük ederse, anadan doğduğu gibi günahlarından temizlenir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    257 3 Tam bir selamlama, el tutup musafaha etmekle olur. (Dört elle) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    257 4 İslamiyetinizin tamamlanması, zekatınızı vermekle olur. Hz. Naciye İbni Hars (r.a.)
    257 5 Nimetin tamamı, Cennete girmek ve Cehennemden kurtulmaktadır. Hz. Muaz (r.a.)
    257 6 Kıyamet gününde Azameti Kibriyadan arz serili kalır ve bu arzda hiç kimseye ayağını bastığı yerden fazla bir yer düşmez. İlk çağrılacak Ben olurum. Ve Cebrail (a.s)'ı, Allah (z.c.hz)'lerinin sağında ayakta bulurum. Hayır Vallahi, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki Cebrail (a.s) bu hadiseden önce Allah'ı görmedi. Ben derim ki: "Yarabbi Bu Bana geldi de senin tarafından Bana gönderildiğini söyledi." Cebrail ise o sırada sükut eder. Aziz ve Celil olan Allah buyurur ki: "Doğru söyledi. Ben onu Sana hacetin için gönderdim." Ben derim ki: "Yarabbi, Ben bir takım kullar bıraktım ki, çeşitli beldelerde Sana ibadet ettiler. Ve Seni vadilerde zikrettiler. Şimdi Senin nezdinden getireceğim cevaba intizar ediyorlar." Allah buyurur ki: "Ben onlar hususunda seni mahcub etmiyeceğim." İşte bu teminat, Allah Tealanın: "Umulur ki Rabbın Seni Makam-ı Mahmud'a eriştirir." Mealindeki kavlinde buyurduğu "Makam-ı Mahmud'un" ifadesidir. Hz Ali İbni Hüseyin (r.a.)
    257 7 Allah yolunda cihaddan ve Onun sözlerini tasdikten başka hiç bir şeyin kendisini evinden çıkarmadığı ve Onun yolunda cihad eden kimse için Allah Teala şu hususu tekeffül etti; Ya o kimseyi (şehid olarak) Cennete dahil edecek, yahudda çıkmış olduğu evine ganimet ve derecelere nail ederek (gazi olarak) döndürecek. Hz .Ebu Said (r.a.)
    257 8 Arkadaşın senin için güçlüğe katlandı. Yemek yaptı. Sen de "oruçluyum" diyorsun. Ye, sonra yerine bir gün tut. (Nafile oruçta) (Gönül gözetmek, müslümanlıkta, başta gelen işlerdendir.) Hz. Ebû Said (r.a.)
    257 9 Kıyamet günü Ümmetler yetmişe tamamlanır. Biz, en sonuncusu ve en hayırlısı oluruz. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.)
    257 10 Ümmetimde zelzeleler olur. Öyle ki, bu zelzelelerden onbin, yirmi bin, otuz bin kişi ölür. Allah, bu ölümü muttakilere öğüt, müminlere rahmet kafirlere ise azab kılar. Hz. Urve İbni Ruveym (r.a.).
    257 11 Aranızda "Nübüvvet", Allah'ın istediği kadar sürer. Sonra onu, (Peygamberliği) kaldırmayı istediği zaman da kaldırır. Sonra, Allah'ın sürmesini murad ettiği kadar (otuz sene) "Nübüvvet yolunda halifelik" gelir. Sonra kaldırmayı istediği zaman onu kaldırır. Ve Allah'ın murad ettiği kadar devam eden "Şiddetli bir meliklik" idaresi gelir. Sonra, onu da kaldırmayı istediği zaman kaldırır. Sonra, "zorba bir idare" gelir. Sonra da "Nübüvvet yolu üzere bir hilafet" gelir. (Mehdi (a.s)ın zuhuru) Hz. Huzeyfe (r.a.)

    YanıtlaSil

  23. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    258 1 Ashabım için bir hatadır vaki olur. Allah (z.c.hz)'leri onların Benimle olan alakasından dolayı kendilerini mağfiret eder. Hz. Muhammed İbni Hanefiyye (r.a.)
    258 2 Kıyametin önü sıra öyle günler olur ki, ilim kaldırılır. Cehil iner ve hercümerç ve ölüm çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    258 3 Sizinle beni Esfer arasında sulh olur. Sonra onlar, muahedeyi bozarlar ve on iki bin kişilik, seksen fırkalık bir kuvvetle üzerinize yürürler. (Amik ovası hadisesi) Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
    258 4 Dört fitne olacak: Kan mübah kılınacak, Kan ve mal mübah olacak, Kan, mal ve ırz mübah kılınacak ve dördüncüsü ise deccal fitnesi olacaktır. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
    258 5 Deccalin önü sıra hud'alı seneler olur ki; yağmur çok yağar, fakat nebat az our. Sadıkler tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur. Denildi ki: "Ya Resulallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki, Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
    258 6 İnsanlar arasında ihtilaf ve tefrika olacak. Şu ve arkadaşları Hak üzerinde olacaklar. (Hz. Aliyi kastedierek) Hz. Kaab İbni Ucre (r.a.)
    258 7 Altı hal vardır ki onlar vaki olduğunda ölümü temenni edebilirsiniz: Sefihlerin beyliği, Hükmün para ile satılması, Kanın istihlaf edilmesi, Zaptiyenin çoğalması, Akrabalığın kesilmesi, Kur'an-ı Kerim'i eğlence yapanların çoğalması ve Onun musiki yerine dinlenilmesi. Öyle ki, adamı mihraba, nağme dinlemek için geçirirler. Halbuki o adamın fıkıhtan haberi bile yoktur. İşte bu durumlarda ölümü istemekte haklı olursunuz. Hz . Abis el Gıfari (r.a.)
    258 8 İlimde, birbirinize nâsih olun ve birbirinizden bir şey gizlemeyin. Zira, ilimde hiyanet, malda hiyanetten eşeddir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    258 9 Lohusa kadın kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temiz hükmü giyer. Kırk gün geçerse özürlü addedilir. Yıkanır ve namaza devam eder. Kan fazla gelirse, her namaza bir abdest alır. Hz. İbni Amr (r.anhüma)
    258 10 Gökten yardım, zahmete göre, ve sabır da musibete göre iner. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    258 11 Kadın, şu dört şeyi için nikahlanır: Malı, Asaleti, Güzelliği ve Dini. Elin toprak olası, sen din sahibine bak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    258 12 Olanca kuvvetinizle temizlenin. Zira Allah (z.c.hz)'leri islamiyeti nezafet üzere tesis etmiştir. Ve Cennete ancak nazif girer. Hz Ebu Hureyre (r.a.)

    YanıtlaSil
  24. 420

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ

    ÜMMÜ HABİBE

    Allah ondan razı olsun.

    Bu, resulüllah S.A. efendimizin sekizinci hanımıdır.

    Hazret-i Osman ra. Ümm-ü Habibe'nin ra. amcası idi; dolayısı ile Kureyş kavmine mensuptu.

    Bunun ilk kocası, Ubeydüllah b. Cahş idi; onunla Habeş diyarına hicret etmişlerdi. Orada ilk kocası olan Ubeydüllah Nasara dinine gir-di ve o hali ile öldü. Allah saklasın. Ama Ümm-ü Habibe r.a. İslâm dininde sebat edip kaldı.

    Necaşi onu, Habeş diyarında Resulüllah S.A. efendimize nikâh ederek Şurahyil b. Hasene ile Resulüllah S.A. efendimize yolladı. Re-sulüllah S.A. efendimiz de onu kabul buyurdu. Bazıları da şöyle de-miştir:

    Ümm-ü Habibe, Habeş'ten döndükten sonra, Resulüllah S.A. efendimiz onu nikahladı.

    Hicretin kırk dördüncü senesinde, Medine-i Münevvere'de ebedi Aleme teşrif buyurdu. Allah ondan razı olsun.

    Hak Taala, cümlemize onun şefaatını nasib ve müyesser eylesin.

    Amin!.

    CÜVEYRİYE

    Allah, ondan razı olsun.

    Bu, Resulüllah S.A. efendimizin dokuzuncu hanımı idi.

    Benimustalık gazasında alınan esirlerdendir.

    Ebu Davud Rh. Hazret-i Aişe'den gelen bir rivayeti şöyle anlattı:

    Cüveyriye, Benimustalık gazasında esir alındı. Esirler gazilere taksim edildiği zaman, Cüveyriye Sabit b. Kays'ın hissesine düştü. Bunun üzerine Cüveyriye kendisini kitabete kestirdi. (Yani: Değerini toplayıp sahibine verecek ve serbest olacaktı.) Gayet tatlı bir kızdı.

    Bir gün, Resulüllah S.A. efendimizin kapısına geldi. Kıymeti olan parayı toplamak için yardım talebinde bulundu. Resulüllah S.A. efen-dimizi görünce şöyle dedi.

    Ya Resulellah, ben Cüveyriye bnt. Cariye olup Sabit b. Kays'ın esiriyim. Sizden, kıymetimi ödemek için yardım ve ihsan taleb ede-rim.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz saadet ve iclâl ile şöy-le buyurdu:

    Sana Sabit'ten hayırlısını bulayım mı?.

    Cüveyriye sordu:

    O kimdir? ya Resulellah.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    yım. Senin kıymetini Sabit'e vereyim, sonra kendime nikâhla ala-

    YanıtlaSil
  25. KARA DAVUD

    421

    Buna, Cüvevrive razı oldu. Resulüllah S.A. efendimiz de değerini Sabit'e verdikten sonra, kendisine nikâhladı.

    Bundan sonra, herkes esirini azad edip nikâhladı.

    Hazret-i Aise söyle devam etti:

    Bu Cüveyriye'den daha fazla akrabasına iyilik eden hayırlı bir hanım görmedim.

    Hicretin elli altıncı senesi rebiülevvel ayında beka âlemine göçtü.

    Allah ondan razı olsun; cümlemize şefaatını nasib eylesin. Amin!.

    REYHANE

    Allah ondan razı olsun.

    Resulüllah S.A. efendimizin onuncu hanımıdır.

    Benikurayza kabilesinden Hakem adında bir adamın hanımı idi; esir düştü. Resulüllah S.A. efendimiz de onu alıp azad eyledi. Hicretin altıncı senesi kendisine nikâh buyurdu.

    Resulüllah S.A. efendimiz, veda haccından dönüp geldikten son-ra, Reyhane vefat etti. Bakia mezarlığına defnolundu. Hak Taâlâ cüm-lemize şefaatını nasib eylesin. Amin!.

    Allah ondan razı olsun.

    MEYMUNE

    Allah ondan razı olsun.

    Bu, Resulüllah S.A. efendimizin onbirinci hanımıdır. Cahiliyet zamanında Mes'ud b. Ömer Sakafi'nin karısı idi. Ondan ayrılıp, Ebu Dehem b. Abdiluzza'ya varmıştı. Bu kocası da vefat ettikten sonra, hicretin yedinci senesi zilkade ayında idi; Resulüllah S.A. efendimiz ömre edip Şeref nam mevkie geldi. Burası, Mekke-i Mükerreme'ye on mil yakın bir yerdir. Burada Meymune'yi tezevvüç etmiştir. Yani: Kendisine nikâhla almıştır.

    Hicretin altmış birinci senesinde, nikâhı kıyıldığı yerde vefat edip oraya defni yapılmıştır.

    Resulüllah S.A. efendimizin amcası Abbas'ın r.a. hanımı Ümm'ül-fazl'ın kız kardeşi idi. Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. hanımı Esma bnt. Umeys'ın de kız kardeşidir.

    Allah hepsinden de razı olsun. Şefaatları ile bizi faydalandırsın.

    SAFİYE bnt. HUYEY

    Allah ondan razı olsun.

    Bu, Resulüllah S.A. efendimizin onikinci hanımıdır.

    Buharî, Müslim, Ebu Davud, Neseî Enes'den r.a. naklen şöyle an-lattılar:

    Hayber/gazasında, Hayber kalesi fetholunduğu zaman; Resu-lüllah S.A. efendimize Safiye bnt. Huyey'in güzelliği cemali anlatıldı. Gelin olduğu kocası da öldürülmüştü.

    YanıtlaSil
  26. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    346

    Birinci rekâtta Tekåsür, Kadr, Zilzal sürelerini;

    İkinci rekâtta Asr, Nasr ve Kevser sûrelerini, Üçüncü rekâtta de: Kâfirûn, Tebbet ve İhlas sûrelerini okurdu.

    (98)

    Hz. Aişe'ye göre: Peygamberimizin, birinci rekâtta Älâ,

    İkinci rekâtta Kâfirûn, Üçüncü rekâtta İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okuduğu da, olur-

    du. (99)

    Peygamberimiz, Vitr'in sonunda da:

    (Allâhümme inni eûzü bi rızâke min sahatike ve bi muâfâtike min ukubetike ve eûzü bike minke lå uhsi senåen aleyke ente kemå esneyte alâ nefsike Allah'ım! Senin gazabından rızâna, azabından afvına sığınırım.

    Senden, yine Sana sığınırım.

    Ben, Sana layık olan senåları sayıp bitiremem, Sen, Kendini senâ ettiğin gibisindir!) derdi. (100)

    Hz. Hasan da: «Ceddim Resûlullah Aleyhisselâm, bana, Vitr na-mazının Kunutunda söyleyeyim diye şu kelimeleri öğretti.» demiştir:

    (Allâhümmehdini fimen hedeyte ve âfinî fîmen åfeyte ve tevel-leni fimen tevelleyte ve bârikli fimâ âtayte ve kınî şerre må kazayte fe inneke takzî velâ yukză aleyke innehû lâ yezillü men våleyte Te-bårekte ve teâleyte Allah'ım! Hidayet ettiğin kimseler içinde bana da, hidayet et!

    Derdden azad ettiğin kimseler içinde beni de, âzâd et!

    Sevdiğin kimseler içinde beni de, sev!

    Yapacağın bağışlarını bana devamlı kıl ve gittikçe, artır!

    Hükm ettiğin şerden de, beni koru!

    Çünki, ancak, Sen hüküm verirsin.

    Senin hakkında ise, hüküm verilemez!

    Senin sevdiğin, zelil ve hakir olmaz.

    Sen, Mübareksindir, Sen, yücesindir!) (101)

    (98) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 89, Taberânî Mûcemüssagir c. 1, s. 164 (99) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 33, Tirmizi Sünen c. 2, s. 326, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 371, Bağavi Mesábihussünneh c. 1, s. 63

    (100) İbn-i Ebi Şeybe Musannef c. 2, s. 306, Ahmed b. Hanbel Müsned s. 1, s. 96, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 64, Nesai Sünen c. 3, s. 248-249, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 373

    Musannef c. 2, s. 300, Sünen c. 2, s. 63, Tir-(101) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 118, İbn-i Ebi Şeybe Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 199, Ebû Davud mizi Sünen c. 2, s. 328, Nesai Sünen c. 3, s. 248, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 372-373, Dârimi Sünen c. 1, s. 312

    YanıtlaSil
  27. İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ

    347

    (Ve sallallahü alennebiyyi Muhammed Allah'ın Salatı, Peygam-ber Muhammed'in üzerine olsun!)» (102)

    Abdullah b. Abbas ile Muhammed b. All de, bu Kunut düasını, Peygamberimizin Hayf'da sabah namazında ve gece Vitrinde okudu-ğunu bildirmişlerdir. (103)

    Peygamberimiz, Vitr'den selâm verip ayrılırken de, üç kerre: (Sübhanallahil melikil'kuddůs!) der, üçüncüsünde sesini yüksel-tirdi. (104)

    Hz. Ömer'in, Hz. Ali'nin, Hz. Osman'ın, Übeyy b. Ka'b'ın ve Ab-dullah b. Mes'ud'un da, şu Kunut düasını okudukları rivayet edilir: (Allâhümme innå nestainüke ve nestağfirüke ve nestehdike ve nü'minü bike ve netübü ileyke ve netevekkelü aleyke ve nüsni aley-kelhayre küllehű neşkürüke velâ nekfürüke ve nahleu ve netrükü men yefcürüke.

    Allâhümme iyyåke nåbüdü ve leke nusalli ve nescüdü ve ileyke nes'å ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşå azåbeke inne azázeke bil-küffâri mülhık. Allâm'ım! Senden yardım dileriz. Senden yarlığan-mak dileriz. Senden hidâyet dileriz!

    Sana iman ederiz. Sana tevbe ederiz, Sana güveniriz.

    Bütün hayrlardan dolayı Sana hamd'ü senâ ederiz.

    Sana şükr ederiz. Nankörlük etmeyiz.

    Sana isyan edenleri hal' ve terk ederiz.

    Allah'ım Biz, yalnız Sana ibadet ve kulluk ederiz. Sana namaz kı-lar ve secde ederiz.

    Sana doğru koşarız. Senin rahmetini dileriz.

    Senin azabından korkarız.

    Muhakkak ki, Senin azabın kâfirlere lâhık olur, ulaşırdır.) (105)

    Sevbån der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, namazdan çıktığı zaman üç kerre (Estağfirullah) diyerek istiğfår eder (Allâhümme entesse-lâmü ve minkesselâmü tebârekte ya zelcelâli vel'ikrâm = Allah'ım!

    Selâm, Sensin! Selamet te, ancak, Sendendir.

    Sen, mübareksin ey Celâl ve İkrâm Sahibi!) derdi.» (106)

    Mugire b. Şûbe de «Peygamber Aleyhisselâm, selâm verdiği za-man:

    (La ilahe illallahü vahdehů là şerike leh, lehülmülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadir.

    (102) Nesal Sünen c. 3, s. 248

    (103) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 108

    (104) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 33, Nesat Sünen c. 3, s. 250

    (105) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 110, 112, 114, 116, İbn-i Ebi Şeybe Musannef c. 2, s. 314

    (106) Ahmed b. Hanbel Müsmed c. 5, s. 275, Müslim Sahih c. 1, s. 414

    YanıtlaSil
  28. 219

    6624. Varlığa darlık olmaz. (Rien d'impossible pour un riche.)

    6625. Varlık işe yaramaz, sen adam olmaya bak. (Bonne renommée vaut mieux que ceinture dorée.)

    6626. Varsıllaşan yoksulun gururu gibisi yoktur.

    6627. Vermede dost, almada düşman. (Ami au prêter, ennemi au rendre.)

    6628. Vermekle, mal tükenmez.

    6629. Vermenin biçimi, verilen şeyden daha önemlidir.

    6630. Vur abalıya, dünya varlık dünyası. (On ne prête qu'aux riches.)

    6631. Vur dedikse, öldür mü dedik? (Le valet du diable fait plus qu'on ne lui demande.)

    6632. Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli. (Il faut passer par là ou passer par la porte "la fenêtre".)

    6633. Yağmurdan kaçan, doluya tutulur. (On se jette dans l'eau de peur de la pluie.)

    6634. Yağmurdan sonra, güzel hava. (Après la pluie, le beau temps.)

    6635. Yakınlarıyla birlikte ağlayan kimse, hiç yalnız kalmaz.

    6636. Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar. (Chassez le naturel, il vient au galop.)

    6637. Yalnız varsıllara ödünç para verilir. (On ne préte qu'aux riches.)

    6638. Yangına körükle gidiyor. (Il va au feu avec un souffler.)

    6639. Yanlış davranan, cezasını çeker.

    6640. Yanlış yolda olan, başkasına doğru yolu gösterir.

    6641. Yap da söyleme. (Faire sans dire.)

    6642. Yapacağım değil, yaptım demeli. (Il n'y a pas de quoi chanter victoire.)

    6643. Yapılan iyilik, ürkütülen kurbağaya değmez. (Le jeu n'en vaut pas la chandelle.)

    6644. Yaranın üstüne parmak basılınca duyulur.

    6645. Yarası olan gocunur. (Qui se sent morveux se mouuche.)

    6646. Yargı yenenindir. (La raison du plus fort est toujours la meilleure.)

    6647. Yarının nasıl olacağını, kim bilir? (De quoi demain sera-t-il fait?)

    6648. Yasak şeyi, gönül çeker. (Chose défendue, chose désirée.)

    6649. Yasaların anası gereksinme ise, babası da parlamentodur.

    6650. Yasasız suç olmaz, yasa olmadan ceza verilmez.

    6651. Yaş yaşadıkça, akıl başa gelir. (Avec l'âge l'intelligence vient à la tête.)

    6652. Yaş yaşayan insan, akıllı olur. (Avec l'âge on devient sage.)

    6653. Yaşam kavgası. (Concurrence vitale.)

    6654. Yaşam soğan gibidir, insan onu ağlayarak soyar.

    6655. Yaşamak için yemeli, yemek için yaşamamalı.

    6656. Yaşamayı ve susmayı bilen, epey şey biliyor, sayılır.

    6657. Yaşamda, anlaşmadan daha iyi bir yol yoktur.

    YanıtlaSil
  29. 218

    6594. Uçlar (müntehalar) birleşir.

    6595. Ufak tefek armağan vermemek için, büyük antlar içeriz.

    6596. Ummadık taş, baş yarar. (On ne saurait penser à tout.)

    6597. Umut, uyanık adamın düşüdür.

    6598. Umutla yetinen, açlıktan ölür. (A force de vivre d'espérance, on meurt désespérés

    6599 Unutma beni (Bir çiçek adıdır. Myosotis des marais. Ne m'oubliez pas

    6600. Unutulanlar dışında, yeni bir şey yoktur.

    6601. Usta önünde, perende atılmaz. //l ne faut pas parler latin devant les cordelien

    6602 Utananın oğlu, kızı olmamış. (Iln'y a que les honteux qui perdent)

    6603. Utangacın hiçbir zaman dostu olmaz.

    6604. Uyku da bir besindir. (Qui dort dine.)

    6605. Uykusu kısa olanın düşü de kısa olur.

    6606. Uyurken, mutluluğa eriyor. (Le bien lui vient en dormant.)

    6607. Uyuşma, paradan üstündür.

    6608. Uyuyan aslanı (köpeği) uyandırmamalı. (Il ne faut pas réveiller le lion (le chien) qui dort.)

    6609. Uyuyan tilkinin ağzına bir şey düşmez.

    6610. Uzaktan bir şeymiş gibi görünen, yakından hiçbir şey olmayabilir. (De loin c'est quuelque chose et de près ce n'est rien.)

    6611. Uzaktan davulun sesi hoş gelir. (Le son de la grande caisse qui est au loin, nous parvient agréable à l'oreille.)

    6612. Üç taşınma bir yangına bedeldir.

    6613. Ülküler yıldızlara benzer, onları tutmak olası değildir, ama karanlık gecelerde yolumuza ışık tutarlar.

    6614. Ünü unutkanlık izler.

    6615. Ürün veren, yalnızca ektiğin değil, fakat bakıp uğraştığındır. (Ce n'est pas ce qu'on sème qui rapporte, mais ce que l'on soigne.)

    6616. Üzüm üzüme baka baka kararır. (Sacs à l'un gâte l'autre.)

    6617. Üzümünü ye de bağını sorma. (Prends ton bien où tu le trouve.)

    6618. Üzüntüyle acı, bugünle yarın denli, birbirine yakındır.

    6619. Vakit nakittir. (Le temps, c'est de l'argent: Vakit paradır.)

    6620. Vakitsiz öten horozun ömrü kısa olur. (Brebis qui bèle, perd sa goulée.)

    6621. Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi. (Où il y a de la gêne, il n'y a pas de plaisir.)

    6622. Var olmak, öne çıkmaktan yeğdir. ( Vaut mieux être que paraître.)

    6623. Varını veren utanmaz. (La plus belle fille du monde, ne peut donner que ce que'lle a.)

    YanıtlaSil
  30. hárika-i beşeriye

    332

    harmanc

    harika-i beşerive خارقة بشرية beser hårikası, in-sanın hayranlık uyarıcı büyük buluşları

    harika-i fitrat حارقة فطرت : yaradılış harikası

    harika-i hakikat خرفه حکمت gerçekleri bulma da harika (olağanüstů)

    harika-i hikmet خارقه حکمت : )Allah'a c.c. ait( hikmet hårikası, her şeyi hikmetle (yani ga-lan fayda hayranlık ve hayret uyandıran yeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan Al-

    mucize eseri harika-i hikmet-i Rabbaniye خارقه حکمت زیانبه :

    Rabbin hikmetinin harikası, her şeyi hikmet le (yani gayeli, faydalı ve en uygun şekilde) yapan Rabbin hayranlık ve hayret uyandıran mucize eseri

    harika-i ilm ü Irfan حارقة علم و عرفان : ilim ve irfan harikası; derin ve geniş ilim ve anlayışla yazıl-mış, hayranlık uyandırıcı eser

    hárika; ilim ba harika-i ilmiye حارقة علميه : ilmi kımından hayret ve hayranlık uyandırıcı

    harika-i kudret حارقة قدرت : kudret harikası, (Al-lah'a c.c. ait) kudret mucizesi hayret ve hay-ranlık uyandıran kudret eseri

    harika-i san'at خارقة صنعت : san'at hårikası, san'at mu'cizesi, hayret ve hayranlık uyandı-ran san'at eseri

    härika-i san'at-ı hâlikane خارقه صنعت خالقانه ya ratıcı işi san'at hårikası; yaratıcı işi olup hay-ret ve hayranlık uyandıran sanat eseri

    harika-i secaat خارقة شجاعت : cesaret ve yiğit-lik hárikası; hayranlık uyandıran, benzeri az rastlanır cesaret örneği

    harika-i zaman خارق زمان : zamanın härikası; çağında eşine rastlanmayan, hayret ve hay-ranlık uyandıran (zåt)

    harika-i zamani خارقه زمانی : zamanın härikası, cağında benzeri olmayan (zát)

    harika-asa خارقه عصا : harika gibi, harikaya benzer vasıfta (nitelikte)

    harikalı خارقه لى : harika vasfına (niteliğine) sa-hip, olağanüstü nitelikte

    harikalık خارقه لك : harika şekilde, hårika tar-zında, olağanüstü biçimde

    harikane خارقانه : harika şekilde, hârika tarzın da, olağanüstü biçimde

    özellik gösteren harika-nüma (harikanüma( خارقه نما : harika

    härika-pişe (harikapise حرقه پیشه isleri hep harika olan, her zaman harika iş yapan

    harikivet خارقت harikalik, olağanüstüluk

    härikıyet-i lafziye حرفی لفظ söz härikalığı, ifadedeki olağanüstülük

    harikulade خارق العاده fevkalada, olağanüstü. görülmemiş nitelikte

    olağanüsütülük, görülmemiş nitelikte olma härikulädelik خارق العاده لك : harikulade olma,

    harim حريم : yabancıların giremeyeceği koru-nan yer kutsal yer, güvenlili yer, iç kısım

    harim-i Islam حريم إسلام : İslamın kutsal olan, korunan ve güvenlikli olan mekânı, yeri

    harim-i kudsi حريم قدسی : kutsal olup, korunan ve güvenlikli olan özel yer

    Hariri حربی : )Kasım Bin Ali) (mi. 1054-1122( Irak'ta doğdu. Makamat adlı eseri ile tanın mıştır. edebi bir dehaya sahipti. ancak sözün güzelliğine mânayı bir derece feda ettiği için lafazanlığı ön plana alanlar için özürlerine örnek olmuştur

    Haririye حبريه : Haririnin yazdığı eserle ilgili (bak. Hariri)

    haris حارث : hırslı, tamahkâr, azla yetinmeyen, çok istekli, gözü doymaz

    harisane حارثانه : hırslı şekilde, çok büyük is-tekle

    harita 1 : خربطه.yeryüzünü veya bir bölümün belli bir ölçüde küçültülmüş çizimi 2.(mec.)

    bir şeyin küçültülmüş modeli, örneğin, özü

    harita-i kudsiye خريطة قدسيه : kudsi harita, kü-çültülmüş kutsal örnek veya model

    harita-i mâneviye خريطة معنويه :mânevî harita, küçültülmüş månevi model veya örnek

    harita-i nuraniye خريطة نورانیه : parlak ve nurlu (iman hakikatlerine ait) özet

    hark 1 : حرق.yakma 2.yanma 3.yangın 4.yar-ma, yırtma; kesme, ortadan kaldırma 5.ark, su kanalı

    hark edilmek حرق ايديلمك : ortadan kaldırma

    harku iltiyam حرق والتيام : yakma ve iyileştirme (tamir)

    harman 1: خرمان.tarladaki tahılı toplayıp yığılmış saplı tahıl 3.farlı cins ve kaliteyi ka-dövme yolu ile sapından ayırma işi 2.tarlada rıştırma

    harmancı خرمائج : tarlada harman işi ile uğra-şan; harman işcisi

    YanıtlaSil
  31. 333

    Uscanil Renns

    harp

    harp savaş

    harraklık

    harr(e) sıcak, yakıcı, kızgın

    hars kültür

    harski kültürü; milli kültür Harûn (a.s.) Musa Peygamberin (a.s.)

    kardeşi ve yardımcısı olan Peygamber. düzgün ravun'u doğru yola davet görevinde Hz. Musa ve güzel konuşma yeteneği ihsan edilmisti. Fi verilmesi için Allah'a (c.c.) dua etmiş ve duası (as), kardeşi Hz. Harun'un yardımcı olarak kabul edilmişti

    harun-u fesahat هار فصاحتguzel ve düzgün konuşma sanatının hârûnu (büyük ustası)

    Harzemşah Celaleddin )1231( جلال الدين

    خوارزمشاه Asıl adı Mengübirti'dir. "Celaleddin

    ise devrin geleneğine uygun olarak ona veri-len bir läkaptır. Harzemşahlar Devletinin son hükümdarıdır. İslâm tarihinin en cesur ve ba-hadır hükümdarlarından biridir. Devrin de-ğerli hocalarından ders aldı. Hayatı boyunca ihlásla İslam'ın yüceltilmesi için çalıştı, Ustad Bediüzzaman, birçok yerde onun tevekkül ve ihlás sırrını cok iyi anladığını ifade ederek onun bu yönünü örnek aldığını belirtir

    1220-1231 yılları arasındaki hükümdarlığı süresince Azerbaycan, Tiflis, İran gibi yerleri Harzemşahlar ülkesi sınırları içine kattı. Mo-ğolları bir çok kez mağlup etti. Hattå Celä-leddin vefat ettiğinde halk, onun ölümüne inanamamış, hakkında efsaneler yayılmıştı. Bu yüzden, ölümünden yıllarca sonra bile Moğollar endişe duymuşlardı.

    Celaleddin, hiçbir gücün karşılarına çıkmaya cesaret edemediği, taş üstünde taş bırakma-yarak her tarafı yakıp yıkan Moğolları defa-larca mağlup etti. Hiçbir şekilde denk güçler olmayıp üstün olan Moğollardan çekinmeye-rek onlarla savaştı. Aralarında bizzat Moğol İmparatoru Cengiz tarafından idare edilen bir çok kuvveti mağlup ederek İslam Dünya-sında büyük bir şöhrete kavuştu.

    has (hass, hassa( 1 : خاص.hususi özel bir şeye ve bir kimseye ait 2.hilesiz, katışıksız, hâlis,

    saf 3.seçkin, kıymetli ve önemli yakınlardan olan kimse 4.samimi, iyi niyetli, güvenilir 5.Osmanlı'larda devlet adamlarına verilen ve geliri yüzbin akçeden çok olan arazi

    hasad (hasatekin bicme, tarım ürünü

    kaldırma

    YanıtlaSil
  32. 3

    Hasan-ül Benna

    hasail خصائل : hasletler, iyi ahlâk ve karakter

    özellikleri

    hasail-i galiye خصائل غاليه : çok değerli haslet-ler, üsütün ahlak ve karakter özellikleri

    hasais خصائص : hassalar, birine veya bir şeye mahsus (ait) özellikler

    Hasan-1 Basri حسن بصرى : )i) 21.110) Basralı mânasında "Basri" läkabı verilmiştir. mezarı Basra'dadır. Hz. Peygamberi görmemiş, sa-habeleri görerek onlardan İslam'ı öğrenmiş-tir, yani tabiindendir. hadis ve fıkıh älimidir. mezhep sahibi bir müctehiddir. (bak. mücte-hid) en önemli ve güvenilir hadis âlimlerin-den Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Ne-sei, İbn-i Mace kendisinden gelen hadisleri almışlardır

    Hasan-ül Benna حسن البنا : Onyedi Ekim

    1906'da Mısır'ın Mahmudiye kentinde doğan Hasan el-Benna dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babası hadis alimi idi. Ha-dis konusunda bizzat kendisinin de yazdığı eserler vardır. İşte böyle ilmi bir yuvada bü-yüyen küçük yaşlarında Kur'an-ı Kerimi ya-rısına kadar ezberleyen Benna 15 yaşlarında hıfzını tamamladı. Üniversiteyi bitiren Ha-san el-Benna İsmailiye'deki okullardan birine tayin edilmişti. Kendisiyle birlikte altı kişi bi-raraya gelerek İslâmi çalışmaların çekirdeğini oluşturmak için anlaştılar. Benna bu kurduğu teşkilatına yeni bir isim almaması için «Biz Müslüman Kardeşleriz» dedi ve cemiyetin adı <<İhvan-ı Müslimin» oldu. Benna ilk davetine İsmailiye'de başlamıştı.

    Hasan el-Benna İsmailiye'deki çalışmaları genişleyince ve tüm gayretlerini İslâm için tahsis edince İsmailiye'den Mısır'ın başkenti olan Kahireye taşındı. İhvan-ı Müslimin›in merkezini orada kurdu.

    İhvan-ı Müslimin mücahitlerinden korkan Kral Faruk, Müslüman Kardeşleri tutukla-tıp hapishanelere doldurdu. Dışarıda sadece Hasan el-Benna kalmıştı. Kralın maksadı onu öldürtmekti.

    İşte bu esnada Mahmud Abdulmecid gizli is-tihbarattan beş kişiyi Benna'yı öldürmeleri için gönderdi. Ve Kahire'nin en büyük meyda-nında Müslüman Gençler Teşkilatının önün-de 12 Şubat 1949 tarihinde Hasan el-Benna kurşunlandı. Tedavi için hastaneye kaldırıldı. Bu arada Benna'ya müdahale edilmemesi ve kan kaybından ölmesi sağlandı.

    HH

    YanıtlaSil
  33. HAZRET I OSMAN TAN HIKMETLL

    FÂNÎ ve BAKI

    Muhakkak ki dünya fânî, âhiret ise bâkîdir.

    Fânî olan sizi şımartıp azdırmasın, bâkî olandan alıkoymasın.

    Siz, bâkîyi fânî olana tercih ediniz.

    Dünya sonludur, dönüş Allâh'adır.

    Allah'tan korkunuz. (İbn-i Ebi'd-Dünya, Mevsửa, 1, 77)

    Ecel gelip çatmadan yapabileceğiniz iyiliği hemen yapınız.

    Dünya tasası kalbe zulmet getirir,

    Ahiret tasası ise kalbi nurlandırır. (İbn-i Hacer, Münebbihât, s. 3)

    Dünyayı gönlünden çıkaranı Allah sever.

    Günahları terk edeni melekler sever.

    İnsanların elindekilere tamah etmeyeni de müslümanlar sever. (İbn-i Hacer, Münebbihât, s. 5)

    Gözü haramdan korumak, ne güzel şehvet perdesidir!

    61

    YanıtlaSil
  34. SALİHLERİN ALĀMETLERİ

    Beş şey vardır ki, bunlar müttakilerin (sålihlerin) alåmetidir:

    Birincisi: Dinini güzelleştirme hususunda istifade edeceği kişilerle oturup kalkmak.

    İkincisi: Diline håkim olmak ve iffetini mu-hafaza etmek.

    Üçüncüsü: Dünyadan büyük bir nasibe nail olduğunda onun vebâl olabileceğini dü-şünmek, din husûsunda küçük bir şey elde ettiğinde ise bunu büyük bir ganimet bilmek.

    Dördüncüsü: Haram karışabileceği korkusuyla midesini helâl ile tıka basa doldurmaktan sakınmak.

    Beşincisi: Bütün insanları kurtulmuş, kendisini de helâke yaklaşmış biri olarak görmek. (Ibn-i Hacer, Münebbihåt, s. 20)

    ALTI KORKU

    Gerçek mü'min altı çeşit korku içindedir:

    Birincisi: İmânını kaybetme korkusu.

    İkincisi: Kıyamet günü kendisini rüsvâ edecek şeylerin melekler tarafından yazılması korkusu.

    Üçüncüsü: Amelinin şeytan -aleyhi'l-la'ne-tarafından boşa çıkarılması korkusu.

    Dördüncüsü: Ölüm meleği Azrail'e gaf-let içindeyken ve ansızın yakalanma korkusu.

    Beşincisi: Dünya ile mağrur olup, âhiretten gafil kalma korkusu.

    Altıncısı: Çoluk-çocuğuyla fazlaca meşguliyete dalıp Allah Teâlâ'nın zikriyle yeterince meşgul olamama korkusu. (Ibn-i Hacer, Münebbihât, s. 25)

    60

    YanıtlaSil
  35. கு

    HAZRET-İ OSMAN TAN HİKMETLİ SÖZLER

    Şehîd edilen halifenin son sözleri şu duâ oldu:

    "Allah'ım! Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber kıl!"

    YanıtlaSil
  36. 2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1919-Bediüzzaman

    Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye âzâlarının toplantısında hazır bulundu.

    1933 -'Türkçe Ezan'a karşı Bursa'da ayaklanmalar oldu.

    1935 - Beş yüz sene

    ibadet mahalli olan Ayasofya, Bakanlar Kurulu kararı ile müze olarak ziyarete açıldı.

    HİCRI: 29 C.AHİR 1443 - RUMI: 19 K

    . SANİ 1437

    İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    İSTANBUL

    06.41 08.08 13.23 16.02 18.27 19.49

    1

    SALI

    TUESDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    Lem'alar

    ISPARTA

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    16.03

    18.28

    19.45

    BİR AYET

    Birbirinizle hayırda yarışın.

    Bakara Suresi: 148

    BİR HADİS

    Biriniz su içtiği zaman, bardağın içinde nefes almasın.

    Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, mutlaka gayet kıymettardır. Hususan bid'aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır.

    YanıtlaSil
  37. целен (we) que

    TARINTE BUGUN

    1925-Turbe, tekke ve zaviyelerin kaldırılması.

    1925 - Selahiyetsiz sarık ve ruhani kıyafet taşıyanların cezalandırılmasına ilişkin kanun çıktı.

    1925-TBMM kürsüsünün arkasındaki duvara Hakimiyet Milletindir yazısı asıldı.

    1988 - Mısırlı hafız ve Kur'an kâri'si Abdussamed'in vefatı.

    30

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    KASIM

    NOVEMBER

    BIR AYET

    Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır.

    Bakara Suresi: 216

    BİR HADİS

    En üstün iman, insanların senden emin olmasıdır.

    Taberanî

    Kur'ân'ın düsturları, kanunları ezelden geldiğinden, ebede gidecektir. Medeniyetin kanunları gibi ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir; dâimâ gençtir, kuvvetlidir.

    HİCRÍ: 28 C.EVVEL 1446-RUMÍ: 17 T. SANİ 1440

    Sözler

    KASIM: 23-GÜN: 335 KALAN: 31-GÜN. KIS.: 2 DK

    YanıtlaSil
  38. TARINTE BUGUN

    1526-Kanuni, Avusturya

    seferine çıktı.

    1949 - Konyalı Mehmed Vehbi Efendi vefat etti.

    1957 - Emirdağ'dan dönen Bediüzzaman, Eskişehir'e gelip Yıldız Oteline yerleşti.

    KASIM

    27

    PERŞEMBE

    1447 C.AHİR

    RUMI: 14 T.SANİ 1441

    KASIM: 20

    Alak Suresi: 19

    Allah'a secde et ve (yalnızca Ona) yaklaş!

    BİR HADİS

    En güzel Kur'ân okuyan insan, okurken Allah'tan korktuğunu anladığın kimsedir.

    Hatib

    Hakikat-ı İslâmiye bütün siyasâtın fevkindedir. Bütün siyasetler ona hizmetkâr olabilir. Hiçbir siyasetin haddi değil ki, İslâmiyeti kendine âlet etsin.

    Hutbe-i Şâmiye

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    ISPARTA

    Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    06 18 07 43 12.50 15.25

    17.47

    19.08

    04.29 07 59 12 57 15 22 17 45 19 10

    YanıtlaSil
  39. Allah Teâlâ buyuruyor:

    “DİNLERİNE UYMADIKÇA YAHUDİLER DE HIRİSTİYANLAR DA ASLA SENDEN RÂZI OLMAYACAKLARDIR.

    De ki: «Doğru yol, ancak Allâh'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır."

    (el-Bakara, 120)

    YanıtlaSil
  40. Yıl 20 Sayı 193. Mart 2021

    Sebnem

    Kadın ve Aile Dergisi

    YanıtlaSil
  41. 118. Ey iman edenler! Sizden olmayanı sırdaş (ve dost) edinmeyin. (Çünkü) onlar, sizi(n dininizi ve düzeninizi) bozmaktan geri durmazlar; daima size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Hakikaten, onların aşırı kin (ve düşmanlık)ları ağızlarından (taşıp) ortaya çıkmıştır. Gönülde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetlerimizi böylece açıkladık.

    119. İşte siz (mü’min)ler öyle kimselersiniz ki onlar (Allah’a ve İslâm’a karşı cephe alanlar), sizleri sevmedikleri halde siz onları(n peygamberlerini tasdik edip) sever ve bütün kitaplara[32] inanırsınız. Onlar ise, (ancak) size rastladıkları zaman “iman ettik” derler. Kendi başlarına kaldıklarında, size karşı öfke (ve kin)lerinden parmaklarının uçlarını ısırırlar.[33] (Resûlüm!) De ki: “Öfkenizden ölün (geberin)!” Şüphesiz Allah gönüllerdekini hakkıyla bilendir.

    120. Size bir iyilik dokunursa, onlara (içten içe) fenalık gelir/sıkıntı basar. Size bir kötülük/sıkıntı dokunursa, onunla sevinirler. Eğer sabreder ‘Allah’ın emrine uygun yaşarsanız,’ onların hilesi size hiçbir şekilde zarar vermez. Elbette ki Allah(’ın ilmi ve kudreti), onların yaptıklarını kuşatmıştır.

    YanıtlaSil
  42. 32] Âyet-i kerîmedeki “Kitab” Kur’an anlamına geldiği gibi, bütün ilâhî kitaplar mânasına da gelmektedir. Allah’a iman edenler, O’nun bütün kitaplarına, Kur’an’ın tamamına inanır ve onu hayatlarına hâkim kılarlar. Münâfıklar ise işlerine geldiği şekilde inanırlar veya inanır gözükürler. Ehl-i Kitab, sadece kendi kitaplarına inanır, kâfirler ise hiçbir kitaba inanmazlar.

    [33] Yukarıdaki iki âyetten anlaşıldığı üzere, münâfıkların gayesi ve planı; müslümanların yanında onlardan menfaat elde etmek ve onların sırtından geçinmek için müslüman gözükmek, diğer taraftan onları dinlerini yaşamak istemelerinden dolayı sıkıntıya sokmak veya sıkıntılarına, imkânlarına rağmen seyirci kalmaktır. [bk. 2/14]

    YanıtlaSil
  43. 422

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Onun bu durumu, Resulüllah S.A. efendimize haber verildi .

    nikâhladı. Revha nam mevkie geldikleri zaman, gazilere ziyafet verdi. Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, kendisini buldurdu; Ve, orada Safiye ile gerdeğe girdi.

    Bunun oluşu şöyle idi:

    Hicretin yedinci senesi Muharrem avında, Hayber gazası sırasın-da Safiye esir edildi. Benikelb kabilesinin reisi Dahye'nin r.a, hisse-sine düstü. Resulüllah S.A. efendimiz onun vasfını isittiği zaman, arattırdı. Dahye'ye r.a. verildiğini öğrenince, yerine bir esir verip Sa-fiye'yi aldı. Safiye, İslâm dini ile müşerref olunca, mihrini azadlığı sayıp kendisine nikâhladı.

    Hicretin ellinci senesinde vefat etmiştir. Bazılarına göre de: El-11 ikinci senesinde vefat etmiştir. Bakia mezarlığına defnolunmuştur.

    Allah ondan razı olsun.

    Yüce Hak, cümlemize helâl mal rızkı verdikten sonra, hacca git-mek nasib eylesin. Sonra, Ravza-i Mutahhara'ya varıp o pek temiz Mustafa'nın S.A. eşiğine yüz sürmeyi nasib eylesin. Bizzat kendilerine salât ü selâm okuyup şefaat taleb etmeyi nasib eylesin.

    Bundan sonra, Hazret-i Ömer'i r.a. ve Hazret-i Ebu Bekir'i r.a. zi-yaret etmeyi kısmet eylesin. Öbür âlemde cümle Muhammed ümme-tine şefaatlarını nasib eylesin. Amin!.

    Resulüllah S.A. efendimizin gerdeğe girdiği pâk zevcelerinin sa-yısı yukarıda anlatıldığı kadardır. İcmal yollu zikir ve beyan olundu. Sair zevcelerini tafsile hacet yoktur; yukarıda da anlatıldığı ka-darı yeterlidir.

    Tekrar salāvat-ı şerifelere dönelim:

    «Keza onun zürriyetine de..»

    Burada geçen:

    «Zürriyet.»

    Tabiri, Resulüllah S.A. efendimizin soyundan gelen erkek ve ka-dınlara şamildir.

    Kıyamete kadar gelecek, çocuklarına ve çocuklarının çocuk-larına dahi şamildir. Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin yolu ile gel-miştir. Allah onlardan razı olsun, İnşaallah bunun tafsili aşağıda ya-pılacaktır.

    «İbrahim'e ettiğin salât gibi..>>

    Yahut şöyle bir mana verilir:

    «İbrahim'e salât ettiğinden ötürü..>>>

    Sehliye nüshasında böyledir. Bazı nüshada ise, AL lafzı ilavesi ile şöyle gelmiştir:

    «İbrahim'in âline ettiğin salât gibi..>>> Buharî'nin Rh. rivayeti de böyledir.

    YanıtlaSil
  44. KARA DAVUD`

    423

    Resulüllah S.A. efendimize, salât babında asıl olarak, İbrahim'in a.s. anlatılıp sair peygamberlerin anlatılmayışındaki hikmet pek çok-tur. O cümleden olarak anlatılanlardan biri sudur:

    Ibrahim'e a.s. inzal buyurulan suhuf içinde, Resulüllah S.A. efen-dimizin ümmeti anlatılıyordu. Onları okuyunca, aşık oldu ve hacetle-hayırla anılmasını istedi. Nitekim. Yüce Hak, Kur'an-ı Kerim'de onun ri bitiren Yüce Hakka münacaat edip Muhammed ümmetinin dilinde bu duasını şöyle beyan buyurdu:

    84) «Sonrakiler arasında; benim için iyi sözler ihsan eyle.» (26

    Allah-ü Taala İbrahim'in a.s. münacaatını kabul edip şöyle bu-yurdu: Habibim

    Muhammed üzerine getirdikleri salāvat içinde, senin adını da andıracağım.

    İşbu mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimiz ümmetine sala-vat-ı şerife okumayı öğretirken:

    «İbrahim'e ettiğin salât gibi..»

    Cümlesini de talim buyurdu.

    Salavat-ı şerife içinde İbrahim'in a.s. anlatılmasındaki bir sır da

    şudur:

    Hazret-i İbrahim a.s. Resulüllah S.A. efendimizin babası mevki-Indedir.

    Bu ümmetin iki babası vardır. Onların biri şeriat babasıdır ki, bu: Risalet sahibi Resulüllah S.A. efendimizdir.

    Bir tanesi de, İbrahim Halilüllah'tır. Kur'an-ı Kerim'de bu mana şöyle anlatıldı:

    «Allah-ü Taâlâ size, dinde bir zorluk yüklemedi; babanız İbra-him'in milletidir.» (22/78)

    Bu âyet-i kerimede geçen:

    «Millet.»

    Tabiri din manasınadır.

    Oğulun babaya tazim etmesi ve övmesi lazım olduğundan, Resu-lüllah S.A. efendimiz de, anlatılan salavat-ı şerife İçerisine İbrahim'i a.s. aldı.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    <>>>

    Bu cümlenin daha açık manası şudur:

    Ya Allah, azamet, celâl, cemal, lütuf, kerem ve ihsanınla; Resu-lüllah S.A. efendimize bereketler indir.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimize ihsan buyurduğun çeşitli tazim ve türlü üstünlük ve fazlalık ihsan eyle. İyi amellerde daima sebat ih-san eyle. Büyüyen menfaatler ve dünyaya, âhirete dair ikramlar ih-sanlar edip onlar içinde daim sabit kıl.

    YanıtlaSil
  45. 348

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Allâhümme là mânia limâ âtayte velâ mûtıye limå mena'te, ve-1A yenfau zelceddi minkelceddü dir. Onun şeriki yoktur. Allah'dan başka ilah yoktur. O, bir-

    Mülk, Onundur.

    Hamd, Ona mahsustur.

    O, her şeye kadirdir.

    Allah'ım! Senin verdiğine engel olacak, yoktur.

    Senin vermediğini de, verecek, yoktur.

    Senin katında hiç bir varlık sahibine varlığı yarar verecek değil-dir.) diyerek düa ederdi.» demiştir. (107)

    Rağbet ve Korku Namazı:

    Habbab b. Erett, bir gece, sabaha kadar Peygamberimizi gözet-

    ledi.

    Fecir doğarken, namazdan selâm verince, Peygamberimizin yanı-na vararak «Yâ Resûlallah! Babam, anam, Sana fedâ olsun! Val-lâhi, bu gece, öyle bir namaz kıldın ki, ben, Senin böyle namaz kıldığı-nı hiç görmemiştim!?» dedi.

    Peygamberimiz «Evet! Bu namaz, Rağbet ve Korku namazıdır (Düanın kabulü umulan ve red olunmasından korkulan bir namaz-dır.)

    Ben, Aziz ve Celil olan Rabb'ımdan, üç şey diledim.

    Rabb'ım, dileğimden ikisini bana ihsan buyurdu, birini ise ihsan buyurmadı.

    1) Aziz ve Celîl olan Rabbımdan, bizden önceki milletlerin he-låk edildikleri şeyle bizim de, helâk edilmemekliğimizi dilemiştim.

    Rabbım, bu dileğimi bana ihsan buyurdu.

    2) Aziz ve Celil olan Rabbımdan, yabancımız bulunan bir düş-

    manın bize galebe çalmamasını dilemiştim.

    Rabbım, bu dileğimi de, bana ihsan buyurdu.

    3) Rabbımdan, tefrikaya düşürülmemekliğimizi dilemiştim.

    Rabb'ım, bu dileğimi ihsan buyurmadı.» buyurdu. (108)

    Peygamberimizin Gece Namazını Bırakanları Kınaması:

    Abdullah b. Amr der ki «Resûlullâh Aleyhisselâm, bana (Ey Ab-dullâh! Sakın, sen, filan gibi olma! O, geceleyin kalkıp namaz kılardı da, şimdi gece namazını bıraktı!) buyurdu.» (109)

    (107) Ahmed b Hanbel Müsned c. 4, s. 250, Buhari Sahih c. 7, s. 151, Müslim

    Sahih c. 1, s. 414-415

    (108) Nesai Sünen c. 3, s. 217

    (109) Müslim Sahih c. 2, s. 814, Nesai Sünen c. 3, s. 253

    YanıtlaSil
  46. İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ

    Gece Nåfilelerine Kalkanlara ve Ailelerini Kaldıranlara Müjde:

    349

    Peygamberimiz «Farz namazlardan sonra, namazların efdal ve üstünü, gece namazıdır.» (110)

    «Kim, geceleyin uyanır ve zevcesini de, uyandırarak iki rekât namaz kılarlarsa, kendileri, yüce Allah'ı çok zikr eden erkekler ve ka-dınlar zümresinden yazılır ve sayılırlar!» buyurmuştur. (111)

    Kur'ân-ı Kerim'de açıklandığına göre: «...Allah'ı, çok zikr eden erkeklerle, Allah'ı, çok zikr eden kadınlar için de, Allâh, bir mağfiret ve pek büyük bir ecr ve mükâfât hazırlamıştır. (Ahzab: 35) »

    Peygamberimizin Ramazan Gecelerini İhyâ Buyurması ve Ev

    Halkını İbâdete Kaldırması:

    Peygamberimiz, ramazan gecelerinde ayrıca Teravih namazı kı-lar ve bunu kılmalarını Müslümanlara da, ehemmiyetle tavsiye bu-yururdu.

    Bilhassa, ramazanın son on gecelerini ihyaya son derecede öze-nir, Ev halkını da, uyandırırdı. (112)

    Peygamberimizin Hz. Abbas'a Tavsiye Buyurduğu Tesbih Namazı :

    Peygamberimiz Hz. Abbas b. Abdulmuttalib'e «Ey Abbas! Ey Amucacığım! Ben, sana bir İhsan'da bulunayım mı? (113)

    Sana, akrabalık hakkını ödeyeyim, Sana yararlı olayım mı?» di-ye sordu. (114)

    Hz. Abbas «Evet! Yâ Resûlallah!» dedi. (115)

    Peygamberimiz «Ben, Sana on şeyi haber vereyim ki, onları iş-lediğin zaman, Allâh, Senin günahının evvelini ve âhirini, yenisini ve eskisini, kasidlisini ve kasidsizini, küçüğünü ve büyüğünü, gizlisini ve açığını bağışlasın! (116)

    Ey Amuca! (117) O, on şey şunlardır (118):

    ( 110) Tirmizi Sünen c. 2, s. 301, Nesai Sünen c. 3, s. 207

    (111) Abdurrezzak Musannef c. 3, s. 48, İbn-i Ebi Şeybe Musannef c. 2, s. 271,

    Ebû Davud Sünen c. 2, s. 70 (112) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 49-50

    (113) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 443

    (114) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29, Tirmizî Sünen c. 2, s. 350, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 442

    (115) Tirmizi Sünen c. 2, s. 350, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 442

    (116) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 443

    (117) Tirmizi Sünen c. 2, s. 350

    (118) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 443

    YanıtlaSil
  47. 217

    506. Tavuk, horozun önünde ötmemeli. (La poule ne doit pas chanter devant le coq.)

    4. Tathye, tatlı söyle.

    4567. Taze bardağın suyu serin olur. (Tout nouveau, tout beau.)

    6568. Temiz bir vicdan denli yumuşak bir yastık yoktur.

    6569. Tencere yuvarlandı, kapağını buldu. (La marmite a roulé et a rejoint son couvercle. ) 6570. Tereciye tere satmak. (Porter du l'eau à la mère.)

    6571. Terzi, kendi söküğünü dikemez. (Le tailleur ne peut coudre ce qu'il y a de décousu sur son propre vêtement.)

    6572. Testi, suya gide-gele, en sonunda kırılır. (Tant va la cruche à l'eau qu'à la fin elle se casse.)

    6573. Testiyi kıran, öder. (Qui casse les verres, les paie.)

    6574. Tez koşan, tez yorulur. (Qui se hâte, reste en chemin.)

    6575. Tilki, erişemediği üzüme "koruk" der. (Qui a des noix en casse, qui n'en a pas s'en passe.)

    6576. Tilkiler kurnazdır, bununla birlikte onlardan da yakalananlar olur. (Les renards sont malins, cependant on en prend.)

    6577. Tilkinin gezip (dönüp, dolaşıp) geleceği yer, kürkçü dükkânıdır. (Tout renard finira par se rendre chez le pelletier.)

    6578. Tilkiye göre, herkes kendisi gibi tavuk yer.

    6579. Tilkiyi evcilleştirmek için, onunla evlenmeli.

    6580. Tokgözlülük gibi devlet olmaz. (Contentement passe richesse.)

    6581. Topal bir postacı bile size mutluluğu (gerçeği) getirebilir.

    6582. Toprağı olanın kavgası eksik olmaz. (Qui terre a, guerre a.)

    6583. Toprak, adamı ne ondurur, ne doyurur. (Celui qui laboure le champ, le mange.)

    6584. Torbaya etiketine göre değer biçilmez.

    6585. Toygar kuşları kebap olduğu halde, ağzına düşsün, diye bekliyor.

    6586. Tükürdüğün tükrüğü yalama! (Chose promise, chose due.)

    6587. Tüm yollar Roma'ya gider. (Tous les chemins mènent à Rome.)

    6588. Türk gibi güçlü! (Fort comme un Turc. -Çok güçlü, pehlivan gibi, anlamına gelir.)

    6589. Türk kafası. (Tête de Turc. Kafasının dikine, anlamına gelir; abalı, günah keçisi, kürt memet, herkesin her suçu sırtına yüklediği ve olur-olmaz kızdığı kimse, anlamları da vardır.)

    6590. Türk yollu, Türkler gibi, Alaturka. (A la turque.)

    6591. Tüyleri kırpılmış koyuna göre, Tanrı yeli denkleştirir. (A brebis tondue Dieu mesure le vent.)

    6592. Ucuz alan, pahalı alır. (Qui achète à bon marché, achète cher.)

    6593. Ucuz, daima pahalıya mal olur. (Le bon marché coûte cher.)

    YanıtlaSil
  48. 216

    6535. Şans, güçlülere güler. (La chance appartient aux forts.)

    6536. Şapkası dar gelen, başını büyük sanır.

    6537. Sarap genç, yaşlı bütün erkeklere yarar; ama kadınlara yaraması için, kocası içirmeli

    6538. Şarap kadehe doldu mu, içmeli!

    6539. Şarapsız bir yemek, güneşsiz bir güne benzer.

    6540. Şeker, cinsine çeker. (Toujours le vin sent son terroir.)

    6541. Şeytan yaşlanınca, melek kesilir. (Quand le diable devient vieux, il se fait ermite

    6542. Şeytanı kuyruğundan çeker!

    6543. Şiddetten çok, yumuşaklık iş görür. (Plus fait douceur que violence.

    6544. Simdi elde olan bir ileride elde edeceğin ikiden hayırlıdır. (Une tiens vout mieux que deux tu l'auras.)

    6545. Taklitler, aslını yaşatır.

    6546. Talih, yiğit insanlara güler. (La fortune sourit aux braves.)

    6547. Tamahkârın gözünü, toprak doyurur. (La terre seule contente et assouvit l'oeil d'un avare.)

    6548. Tanrı, beterinden korusun! (Jamais deux sans trois.)

    6549. Tanrı bize kadınları gönderdi, şeytan da onlara korsayı yolladı.

    6550. Tanrı, düşenin yardımcısıdır. (A brebis tondue Dieu niesure le vent.)

    6551. Tanrı, hekimle hâkime muhtaç etmesin! (Un mauvais arrangement vaut mieux qu'un bon procès.)

    6552. Tanrı, herkesin gönlüne göre verir.

    6553. Tanrı, kulunun götüreceği denli verir.

    6554. Tanrı, sabırlı kulunu sever. (Dieu aime le patient.)

    6555. Tanrı tek, düşman çoktur.

    6556. Tanrı'nın bildiğini kuldan ne saklamalı? (Pourquoi cacher à Dieu ce que savent les saints.)

    6557. Tanrı'nın dediği olur. (C'est écrit dans le ciel: Bu, göklerde yazılıdır. Bu başlıklı bir şarkı pek ünlüdür.)

    6558. Tarih, gerçekliğini herkesin kabul ettiği bir masaldır.

    6559. Tartışmadan, ışık fışkırır. (De la discussion, jaillit la lumière.)

    6560. Taş, düştüğü yerde ağırdır. (Une vache venue de loin, a assez de lait.)

    6561. Taş ne denli yüksekten düşerse, orada o derece dikkati çeker.

    6562. Taş yürekli!

    6563. Tatlı dil, yılanı yerden (deliğinden) çıkarır. (Une langue qui sait parler avec douceur fait sortir le serpent de la terre.)

    6564. Tatlı sözle istenilen şey, daima kabul olunur. (Beau parler est toujours agréé

    YanıtlaSil
  49. ŞARAP İÇKİ HARAMDIR.

    YanıtlaSil
  50. Hasan Feyzi (Yüreğil) 1895-1946

    334

    Böylece ömrünün sonuna kadar tebliğ için çalışan Hasan el-Benna ruhunu tertemiz ola-rak Allah Teälä'ya teslim ediyordu. Cenazesi-ni bir yaşlı babayla birlikte dört kadın kabre götürmüştü.

    Bölgede elektrikler kesilmiş ve bu dört kadın dehşet verici bir ortamda tankların arasında Benna'yı götürüp defnetmişlerdi. Bütün bun-lar yetmiyormuş gibi müslümanlar Benna'nın cesedini çıkarıpta gösteri yapmasınlar diye mezarının başında nöbet tutturuyordu. Hasan el-Benna dünyayı terketmiş Kral Faruk'ta Ha-san el-Benna korkusundan rahata kavuşmuş-

    tu. O öldüğünde çocuklarına ihtiyaçlarını gi-derecek bir şey bırakmamıştı. Hatta ev kirasını bile verecek durumları yoktu. Allah O'na ve tüm mücahidlere bol bol rahmet etsin. (Amin) Hasan Feyzi (Yüreğil( 1895-1946 حسن فیضی

    Denizli'de doğdu. Şair, edib, tasavvuf ehli ol-masının yanı sıra öğretmenlik yapıyordu. Ta-rikat şeyhlerindendi. Üstad Bediüzzaman'ı 1943'de Denizli'de tanıdı. Risale-i Nur hizmeti içindeki ömrü iki buçuk yıldı. Bu kısa süre için-de çok önemli hizmetlere vesile oldu. Hafız Ali gibi Üstadına bedel ölmek isteyen Hasan Feyzi bu isteğini şöyle dile getirmişti:

    "Bab-ı feyzinden ırak olmayı asla çeke-mem/Dahi nezrim bu ki canım sana kur-ban olacak."

    (Ey gönüllerin sultanı Bediüzzaman, senin fe-yizli kapından, uzak olmaya asla dayanamam. Adağım, canımın sana kurban olmasıdır.)

    Üstad Bediüzzaman'ın "Denizli Kahramanı" dediği Hasan Feyzi Efendinin bu samimi ni-yazını Cenâb-ı Hak kabul buyurmuştu. Bu manzumeyi yazdıktan kısa bir zaman sonra 13 Kasım 1946 senesinin Çarşamba günü Cenâb-ı Hakkın rahmetine kavuştu. Üstad Hazretleri Hasan Feyzi'nin vefatından sonra Emirdağ Lâ-hikası'ndaki bir mektubunda şöyle demiştir:

    "İkinci bir ruhum hükmünde olan Hasan Fey-zi, benim bedelime ölmüş ve ölüyor. Hattâ onun vefat mektubu, bütün bütün âdetime muhalif bir buçuk saat elimde iken açamıyor-dum."

    Hasan Feyzi Yüreğil'in Emirdağ Lähikası, Ta-rihçe-i Hayat, Konferans, İman Hakikatleri ve Siracünnur Risalelerinde şiirleri, mektupları, takriz ve mersiyeleri bulunmaktadır.

    hasar خسار : zarar, ziyan; kayıp

    hasarat خسارات : hasaretler, zararlar, ziyanlar

    YanıtlaSil
  51. Hasan Fevzi (Yüreğil) 1895-1946

    Hasen-Saz

    334 hasaret-i azime خسارات عظیم büyuk zararlar

    hasaret-i azime-i harbive حسارات عظيم savaşın verdiği büyük zaralar ve kayıplar

    hasarat-i insaniye حسرات إنسانية insanlık dur yasının maddi ve manevi zarar ve kayıpları

    hasarat-i külliye رات كله:gene ve gen kapsamlı zararlar

    hasaretkar خسارنگار : hasaret verici, zararlı, za rar verici

    hasaretli zaralı cok zararlı olan

    hasb (haseb 1: حسب.dolaylı, dolayısıyla, ge reğince, icabı, göre, yönü ile. bakımından, sebebiyle

    hasb-el beşeriye حسب البشرية insanlık hali do layısıyla, insanlık icabı

    hasb-el kader kader bakımından, kader icabı, kader gereğince

    hasb-i hal حسب حال : )bak. hasbihal(

    hasbihal حسب حال : görüşme, dertleşme, soh bet, halleşme

    hasbeten lilah حسبة لله : Allah (c.c.) rızası için: karşılık beklemeden

    hasbi 1 : حسبى.karşılıksız; Allah (c.c.) rızası için 2.(mec.) sebepsiz

    hasbihal حسب حال : )bak. hasbihal(

    hasbiyallahu حسبي الله : "Allah (c.c.) bana yeter mânasında, hasbiye ayeti örnek alınarak söy lenen bir söz

    hasbiye حسبی : "hasbinallahu ve ni'mel vekil" âyetinin kısaca ismi

    hasbünallahu حسبُنَا الله : "Allah (cc.) bize yeter mânasında hasbiye âyetinden alınan bir söz

    haseb 1 : حسب.soy 2.değer

    hasebiyle حسبيله : dolayısıyla, -den dolayı

    hased حمد : kıskançlık, çekememezlik duygu-su içinde

    hasedli حسدلی : kıskanç, çekememezlik duygu-su içinde

    hasedsiz حسدسز : kıskançlık ve çekememezlik

    duygusu taşımadan

    hasen 1 : حسن.guzel 2.iyi

    Hasen-i Şazeli حسن شاذلی : Nureddin Ebu Hasan Şazeli veya Ali bin Abdullah, Tunus'ludur. 12. yüzyılda yetişen büyük velilerdendir. Şâzeliye tarikatının kurucusudur. Din ve tasavvuf-ta-rikat ile ilgili eserleri vardır. Ebü'l-Hasen Sa zeli, 1258 senesinde hac yolculuğu sırasında,

    YanıtlaSil
  52. 335

    hasm

    hasenat

    Humeysira'da vefat etti.

    Peygamber efendimizin (a.s.m.) torunu Hz. Hasan'in (r.a.) soyundan gelmiştir. 1196 yahnda Kuzey Afrika'da Tunus'un Cebel-i Zafrån bölgesinde bulunan Şazele kasabasın da dünyaya geldi. Bu bölgede doğduğu için Streli adıyla meshur oldu.

    Ime ve ilmi eserlere olan düşkünlüğünden gozle elerini kaybettiği rivayet olunmaktadır. Küçük yaştan itibaren doğduğu Şâzele kasa-basında ilim öğrenmeye başlayan Ebü'l-Ha-sen Sazeli, dinî ilimlerin yanında fen ilim-Sareli hazretleri. Irak'a giderek buradaki lerini de öğrendi. Tasavvufa karşı ilgi duyan Himlerden Ebü'l-Feth Vasıtî'nin sohbetlerin-de bulundu. Daha sonra da uzun süre büyük relilerden Serif Ebû Muhammed Abdüsselâm Ibn-i Mesis-i Haseni hazretlerinin talebesi oldu.

    Kendi adıyla bilinen tarikatın başına vefatın-dan sonra Abbas el-Mursi, onun yerine ise ta-rikatın yayılmasında büyük rol oynayan meş-hur Hikem-i Atâi adlı eserin sahibi Taceddin İbni Ataullah el-İskenderânî geçti. Meşhur tarih felsefesici İbni Haldun da Şâzeli tari-katı mensuplarından idi. Tarikatın en yaygın olduğu bölgeler Cezayir, Tunus, Fas ve Mı-sır'dır. Türkiye'ye Şeyh Zafir vasıtasıyla geldi. Abdulhamit Han'ın da, bu tarikatın mensup-larından olduğu rivayet edilmektedir.

    hasenat 1 : حسنات.güzellikler 2.iyilikler, hayır-lar, sevaplı işler, sevaplar

    hasenat - istikbaliye حسنات إستقباليه : gelecekte-ki sevaplı işler, iyilikler, hayırlar

    hasenat - muzie حسنات مضيئه : nur ve şık veren

    sevaplı işler ve hayırlar

    hasenat-1 uhreviye حسنات أخرويه : ahiretle (öbür dünya ile) ilgili iyilikler ve sevaplar

    hasene 1 : حسنه.güzellik 2.iyilik 3.sevap, se-

    vaplı iş, hayır

    hasf 1 : خسف.ay tutulması 2.ışığın sönmesi, parlaklığın gitmesi 3.yere batmak, çökmek

    hasf olmak حسف اولمق : tutulmak işığı sön-mek; parlaklığı gitmek

    hasil 1 : حاصل.meydana gelen, ortaya çıkan, olan, beliren 2.elde edilen, ürün, sonuç

    hasılı bilmastar حاصل بالمصدر : gerçek sebep ve etkiden çıkan sonuç 2.(gr.) mastar olan fiilden çekim yolu ile elde edilen kelime, çe-kimli fiil

    YanıtlaSil
  53. 335

    hasm

    hasil darb حاصل ضرب : )mat) sayıların car-pılması ile çıkan sonuç, çarpma sonucu olan sayı (çarpım)

    hasil kelam حاصل کلام : sözün kısası, söyle-nenlerin kısaca sonucu, kısacası, sonuç ola-rak

    hasilat 1 : حاصلات.kazançlar, karlar, gelirler 2.ürün 3.irad, mal veya mülkten elde edilen gelir

    hasılı حاصلی : sözün kısası, kısacası, sonuç ola-rak

    hasim 1 : خصم.düşman 2.bir konuda karşı olan taraf 3.rakip taraf

    hasid حسد : hased eden, kıskanan, çekeme-mezlik eden

    HI

    hasin حصين : sağlam, muhkem

    hasir خاسر : zarara düşen, ziyana uğrayan

    hasis (e( 1 : خسیسه.kötü huy 2.bayağı, adi, al-çak, değersiz, küçük 2.cimri, pinti

    hasislik 1 : خسيسلك.küçüklük, değersizlik, âdi-lik, alçaklık 2.cimrilik

    hasiyet 1 : خاصیت.)bir şeye ait) özellik 2.fayda 3.etki

    hasiyet-i akıl خاصیت عقل : akılda bulunan özel-lik

    hasiyet-i isabet خاصيت إصابت : )nazar etmede( değdirmek özelliği, etkileme özelliği

    hasiyet-i mahsusa خاصیت مخصوصه : )bir şeye ait) özel nitelik, ayırıcı özellik

    hâsiyet-i mümtaze خاصیت ممتازه : seçkin özellik

    haslet خصلت : huy, doğuştan olma özellik 2.güzel huy, iyi ve güzel özellik

    haslet-i hamra خصلت حمراء : iyilik yolunda gay-ret ve fedakârlıklarını küçük görüp utanır olma özelliği

    haslet-i hamse-i aliye ve ehliye خصلت خمسه عاليه

    و أهليه : beş yüksek (iyi özellik) ve buna sahip olanlar

    haslet-i İslamiye خصلت إسلاميه : islam dininin kazandırdığı güzel huy ve ahlâk özelliği

    haslet-i memduha خصلت ممدوحه : övülen ve takdir edilen güzel huy ve ahlâk özelliği

    haslet-i Muhammediye خصلت محمد یه : H

    hammed'in (a.s.m.) güzel huy ve ahlâk özel-liği

    hasm خصم : )bak. hasım(

    YanıtlaSil
  54. HAZRET I OMER

    TAN HIKMETLİ SÖZLI

    Dünyada iken, Allah'tan baş-ka ilâh olmadığına ve Mu-hammed'in de Sen'in ku-lun ve Rasûlün olduğuna şahådet ederdi.

    -Allah'ım!

    Onu affeyle, kusurlarını gör-mezden geliver ve onu Pey-gamber'ine kavuştur! (İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, VII, 126)

    Cenâzeyi defnedip mezarını düzledikten sonra da şöyle duâ ederdi:

    -Allah'ım!

    Aile efrâdını, malını ve akrabalarını Sana teslim etti. Günahları pek büyüktür. Onu affeyle! (Beyhaki, es-Sünenü'l-Kübra, IV, 56)

    Hazret-i Ömer son haccını yap-tıktan sonra Ebtah'ta küçük taş-lardan bir yığın yaptı. Elbisesinin bir tarafını onun üzerine sererek yaslandı ve ellerini semâya kaldı-rıp şöyle duâ etti:

    -Allah'ım!

    Yaşım ilerledi, kuvvetim zayıfladı, teb'am çoğalarak her tarafa yayıldı. Sana karşı bir kusur işle-meden ve ihmalkârlığa düşmeden beni huzûruna al! (Muvatta', Hudûd, 10; Håkim, III, 98/4513)

    Hazret-i Ömer vefât edince, Abdullah bin Mes'ûd;

    "-İlmin onda dokuzu gitti." buyurdu.

    "-Daha içimizde âlimler var!" denilince;

    "-Ben mârifet ilminden bahsediyorum." dedi.

    57

    YanıtlaSil
  55. -Allah'ım!

    Beni dünyada:

    İlimle konuşan,

    Hikmetle susan kulların-dan eyle!

    -Allah'ım!

    Bana fazla dünyalık ver-me ki, azmayayım,

    Zor durumda da bırakma ki, (ibådet ve vazifelerimi) unutmayayım.

    Şüphesiz

    Az olup da kifayet miktarı olan mal, çok olup da (ibâdet, zikir ve mes'ûliyetlerden) gafil bırakan maldan daha hayırlıdır.

    (Ibn-i Ebl Şeybe, Musannef, VII, 82)

    Kıtlık senesinde Hazret-i Ömer Rasûlullah'ın Mescid'inde gece yarısı namaz kılıyor ve şu duâya devam ediyordu:

    -Allah'ım!

    Bizi kıtlıkla helâk etme! Bizden belâyı kaldır! (Ibn-i Sa'd, III, 319)

    Saib İbn-i Yezid şöyle der:

    Kıtlık senesinde Hazret-i Ömer'in üzerinde bir elbise gördüm, tam on altı tane yaması vardı... Şöyle duâ ediyordu:

    -Allah'ım!

    Ümmet-i Muhammed'i benim yüzümden helâk etme! (Ibn-i Sa'd, II, 320)

    Hazret-i Ömer, cenaze namazı kıldıktan sonra şöyle duâ ederdi:

    -Allah'ım! Şu kulun dünyadan ayrılmış, dünyayı geride kalanlara bi-rakmıştır. O; Sana muhtaç, Sen ise ondan müstağnîsin. >>

    56

    YanıtlaSil
  56. HAZRET-I OMER TAN H

    OZLER

    -Allah'ım!

    Zenginliğimi kalbime koy!

    Sen'in katındaki lütuflara rağbet ettir!

    Bana ihsân ettiğin rızıkları bereketli kil ve

    Beni haramlardan müstağnî eyle!

    (Ibn-i Ebi Şeybe, Musannef, VII, 81)

    -Allah'ım!

    Dünyayı bize süsledin ve ondan sonrasının (yani âhiretin) dünya-dan daha hayırlı olduğunu haber verdin!

    ➤Bizim nasibimizi daha hayırlı ve daha kalıcı olan tarafta kıl! (Ibn-i Ebi Håtim, Tefsir, II, 612; Süyûti, ed-Dürrü'l-Mensûr, II, 295)

    Hazret-i Ömer, gece teheccüd namazı için kalktığında şöyle

    duâ ederdi:

    -Allah'ım!

    Bulunduğum yeri görüyorsun, ihtiyacımı biliyorsun!

    -Allah'ım!

    Beni huzûrundan;

    İhtiyacı görülmüş,

    Her türlü korku ve tehlikelerden kurtulmuş,

    Sen'in emirlerine derhal icâbet eden,

    Duâsı kabul edilen,

    Hatalarını affettiğin ve kendisine rahmet ettiğin bir kulun olarak döndür!

    Namazını bitirince de şöyle duâ ederdi:

    -Allah'ım!

    Dünya üzerinde bâkî kalan bir şey göremiyorum, orada müstakîm (dosdoğru) bir hâl de yok.

    55

    YanıtlaSil
  57. HAZRET-İ ÖMER'İN BAZI DUĀLARI

    Hazret-i Ömer halife olup minbere çıktığında ilk sözü şu duâ olmuştur:

    -Allah'ım!

    Ben sert tabiatlı bir kulunum;

    ➤Beni yumuşak huylu eyle!

    Zayıfım;

    Beni kuvvetlendir!

    Cimriyim;

    ➤Beni cömert kullarından eyle! (Süyûti, Tarihu'l-Hulefá, s. 129)

    -Allah'ım!

    Beni ansızın yakalamandan,

    Gaflet içerisinde bırakmandan ve

    Gafillerden kılmandan Sana sığınıyorum. (İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, VII, 82)

    -Allah'ım!

    Amelimi sâlih kıl!

    Amelimi yalnızca Sen'in için olan hâlis bir amel eyle ve onda başkası için hiçbir hisse bırakma!

    (Riyâ ve süm'aya düşürme!) (Ali el-Müttaki, II, 675/5041)

    -Allah'ım!

    Canımı ebrârdan olan kullarınla beraber al!

    Beni şerlilerden eyleme!

    Beni cehennem azâbından koru!

    Beni hayırlı ve seçkin kullarına ilhâk eyle! (İbn-i Sa'd, III, 331)

    54

    >>

    ضى الله تعالى عنه الفارون.

    YanıtlaSil
  58. (uise) alıpǝuqy

    2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1914-İstanbul'da

    Elektrikli Tramvay İşletmesi açıldı.

    1939- Bediüzzaman'ın talebelerinden Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş vefat etti.

    1975-Bediüzzaman'ın talebelerinden Re'fet Barutçu vefat etti.

    MÜBAREK ÜÇ AYLARIN BAŞLANGICI

    HİCRÍ: 1 RECEB 1443-RUMI: 20 K. SANİ 1437

    İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı

    2

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    C

    Sözler

    KASIM: 87 - GÜN: 33 KALAN: 332 - GÜN UZA.: 2 DK

    BİR AYET

    "Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adalet üzeredir."

    Hud Suresi: 56

    BİR HADİS

    Alim bildiğiyle amel edendir.

    Şu kâinatı idare eden Zât, her şeyi nizam ve mîzan içinde muhafaza ediyor. Nizam ve mîzan ise, ilim ile hikmet ve irâde ile kudretin tezahürüdür.

    İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  59. TARİHTE BUGÜN

    1877 - Edison, fonograf cihazının tanıtımını yaptı.

    - 1919 - Misak-ı Millî'nin ilânı.

    1964 - Adalet Partisi 2.

    Büyük Kongresi yapıldı.

    Genel başkanlığa Süleyman Demirel seçildi.

    Dünya Filistin Halkıyla

    Dayanışma Günü

    TARV

    29

    CUMA

    FRIDAY

    KASIM

    NOVEMBER

    BİR AYET

    Eğer Allah dileseydi sizi zorluklara uğratırdı.

    Bakara Suresi: 220

    BİR HADİS

    Ümmetimin en şereflileri, Kur'ân okuyanlar ve gece kalkıp ibadet yapanlardır.

    Taberanî

    Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür ederim ki; beni bana beğendirmemiş, dehşetli kusurlarımı bana göstermiş. Emirdağ Lahikası

    HİCRİ: 27 C.EVVEL 1446 - RUMI: 16 T. SANİ 1440

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    KASIM: 22 - GÜN: 334 KALAN: 32 - GÜN. KIS.: 1 DK

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  60. TARİHTE BUGÜN

    1922 - Gelibolu'nun

    kurtuluşu.

    1934 - Lakap ve unvanlar kaldırıldı.

    1950 - Türkiye, Kore Savaşı'na katıldı.

    1954 - Kapalıçarşı'da 1.200 dükkân yandı.

    1962 - ABD Türkiye'deki füze üslerini kaldırmaya karar verdi.

    KASIM

    26

    ÇARŞAMBA

    6 1447 C.AHİR

    RUMI: 13 T.SANİ 1441 KASIM: 19

    BIR AYET

    Allah çok mükafat verendir, ceza vermekte acele

    etmeyendir.

    Teğabün Suresi: 17

    BİR HADİS

    Zulümden sakınınız.

    Çünkü zulmün cezasından daha süratli gelen hiçbir

    ceza yoktur.

    İbni Adiyy

    Akıl tatil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse vicdan Sanii unutamaz. Kendi nefsini inkâr etse de Onu görür, Onu düşünür, Ona müteveccihtir.

    Mesnevî-i Nûriye

    İmsak Güneş

    Öğle İkindi Akşam Yatsı

    İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  61. Dünyanın gafletkârane gülmeleri, ağlanacak acı hallerin perdesidir.

    YanıtlaSil
  62. 424

    DELAIL I HAYRAT SERHI

    Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:

    Ya Rabbi, Resulüllah S.A. efendimizi cümle ayıplardan ve du-sük işlerden yüce şanına layık olmayan ve kusur verecek şeylerin cüm-lesinden temizle. Onun kemalatına büyüme, yüce şanına daima artma ve terakki ihsan eyle.

    Bir başka mana şöyledir:

    Onun dininde, çeşitli faziletler vererek, sürriyatını kıyamete kadar baki kılıp artır ve onlara bereket ihsan eyle.

    Keza onun zevcelerine de, zürriyetine de bereketler Ihsan ey-le.

    İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi..»

    Bu son cümle lle verilecek mana şudur:

    İbrahim as. üzerine inzal etmek sureti ile, çeşitli teşrifat ve türlü tekrimattan verip ihsan buyurduğun üstün nimetleri daim, sabit, ka-rarlı, devamlı kıldığın gibi, Resulüllah S.A. efendimize, zevcelerine ve zürriyetlerine bereketler ihsan eyle.

    Halkın elinde bulunan ve meşhur olan nüshalarda metin, yukarı da olduğu gibidir. Ancak, Sehliye nüshasında:

    AL

    Lafzı ziyadesi ile, gelmiştir, yani şöyledir:

    «İbrahim'in alini mübarek ettiğin gibi.» (Ki bizim buraya aldığımız Arapça metinde de böyledir.)

    Bazı itimada şayan nüshalarda ise, şu manaya gelen cümle var-

    dır:

    - Alemlerde İbrahim'i mübarek eylediğin gibi.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Gerçekten sen, HAMID'sin.>>>

    HAMID.

    Ism-i şerifi, burada ism-i mef'ul olarak manalandırılmaktadır. Şu

    demeğe gelir:

    Gerçekten sen, bizzat yüce varlığına, bütün mahlukun aciz kaldığı bir sena ile hamdedilmiş bir zatsın.

    Zatın celáll, sıfatların kemali ve tüm fiillerine göre, cümle yara-tılmışların dillerinde hakikaten ve mecazen daima hamdedilmiş yüce bir zatsın.

    Çünkü. Tüm nimetler senindir. Bütün kullarına, o nimetlerin herbirini; bazısına vasıtalı, bazısına da vasıtasız in'am ve ihsan eden ancak sensin. O nimetlere hamd edilip sena olunduğu zaman; o hamd ve senaların tümü sana gelir. Böylece, tüm mahlukun dili ile övülür sün.

    Buraya kadar anlatılan manalar.

    -HAMID.

    Ism-i şerifi, ism-i mef'ul olarak alınmasına göredir. Ayrıca ism-1 fall menasına da almak caizdir. O zaman şu mana verilir:

    YanıtlaSil
  63. KARA DAVUD

    425 Kullarına, çeşit çeşit nimetleri ihsan edensin çeşitli taat is-lerini onlara yaptıransın. Bu hususta, onları irsad edip islerinde basa-nihsan edip sonra, onları övensin. İvi amellere mükafat ve sevap ih-san edensin. Hakkı hak sahibine vermek, ulaştırmak yolunda hükmü

    e du-cüm-rtma

    veren sensin. Salavat-1 serifeye devam edelim:

    mete

    ey-

    rlü ка-ve

    #Mecidsin.»

    Mecd.

    Kelimesi: Seref, üstünlük, zatın ve zattan zuhur eden fiillerin ke-reme layık; manalarını taşır.

    Üstte anlatılan manaya göre:

    aMecidsin. »

    İsm-i şerifine verilecek mana şudur:

    Sen üstün nimetler, güzel fiiller, türlü türlü üstünlük taşı-yan faziletler, değerli keremler ile, in'am ve ihsan edicisin.

    Sen her işinde övülmeye lâyık kerem sahibi bir zatsın. Belli feyiz-Jerini devam ettirmek, gizli ve açık sonu olmayan nimetlerinle nebile-ri ve resulleri teşrif ettirmek, evliyayı ve mukarrebin zatları üstün kıl-mak şanından olduğu için; cümlesi yücelerden yüce zatına, sıfatları-na ve isimlerine hamd ederler.

    Birinci salavat-ı şerife buraya kadardır. Bundan sonra ikinci sa-lavat-ı şerife gelecektir.

    İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Bu salavat-ı şerifeyi, hadis imamlarından İmam-ı Malik Muvat-ta, adlı eserinde, Müslim Sahih'inde, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî Ebu Mes'ud Ansari'den çıkarıp rivayet etmişlerdir.

    Ebu Mes'ud r.a. şöyle anlattı:

    Saad b. Ubbade'nin r.a. yanında idim. Resulüllah S.A. efendi miz oraya gelip şeref verdiler. Sohbet şerefi ile, şerefyab iken, Bişr b Saad r.a. şöyle sordu:

    Ya Resulellah, Allah-ü Taâlâ, siz alicenap peygambere salavat-1 şerife getirmek için bizlere emir verdi. Bu emir can baş üstüne. Ama biz, sana nasıl salavat-ı şerife okuyalım?.

    Resulüllah S.A. efendimiz, Bişr b. Saad'ın bu sorusuna uzun süre cevap vermedi; bekledi. Hatta, biz kendi kendimize:

    Bişr, neden bu suali sordu?.

    Diyerek üzüldük. Bir müddet sonra, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    - «Allahım, Muhammed'e salât eyle. Aline de salât eyle. İbra-him'e salât eylediğin gibi.>>>

    Verilecek selâm için de, şöyle buyurdu:

    «Namazda okuduğunuz şekilde:

    YanıtlaSil
  64. 350

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Dört rekât namaz kılarsın.

    Her rekâtta Fâtiha ile birlikte bir sûre okursun.

    İlk rekâtın Kırßeti bitince, ayakta olduğun halde, on beş kerre (Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber) dersin.

    Rüküa gidersin ve rükûda iken, bunu, on kerre söylersin,

    Sonra, rükûdan başını kaldırır, ayakta dikilmiş olduğun halde, bunu, on kere söylersin.

    Sonra, secdeye gidersin. Secdede, bunu, on kerre söylersin.

    Sonra, secdeden başını kaldırırsın. Orada, bunu on kerre söy-lersin.

    Tekrar secdeye gidersin. Secdede bunu, on kerre söylersin,

    Sonra, secdeden başını kaldırırsın. Orada, bunu, on kerre daha söylersin.

    Bu, her rekâtta yetmiş beş eder. (119)

    Bunu, rekâtların dördünde de, yaparsın. (120)

    Dört rekâtta üç yüz eder.

    Artık, senin günahların Ålic'in (*) kumlarının sayısı kadar da, olsa, Allâh, Sana bağışlar! (121)

    Bunu, her gün, bir kerre kılmağa gücün yeterse, kıl!» buyurdu.

    (122)

    Hz. Abbas «Ya Resûlallah! Bunu, her gün söylemeğe kimin gücü yetebilir?» dedi. (133)

    Peygamberimiz «Her gün kılmağa gücün yetmezse, her cuma bir kerre kıl!

    Her cuma kılmağa gücün yetmezse, her ay bir kerre kıll

    Her ay kılmağa gücün yetmezse, her yıl bir kerre kıll

    Her yıl kılmağa gücün yetmezse, ömründe bir kez olsun kıl!>>> buyurdu. (124)

    (119) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 29-30, Tirmizi Mâce Sünen c. 1, s. 442 Sünen c. 2, s. 350-351, İbn-1

    (120) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 30, İbn-1 Mâce Sünen c. 1, s. 443

    (*) Alic: Mekke yolu üzerinde Tayyi'lerden Beni Bahterlerin kondukları kari-yelerle Feyd arasında susuz, dört gecelik kumluk bir yerdir. (Yakut Mûce-mülbüldan c. 4, s. 70)

    (121) Tirmizi Sünen c. 2, s. 351, İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 442

    (122) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 30, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 443

    (123) Tirmizi Sünen c. 2, s. 351, İbn-1 Mâce Sünen c. 1, s. 442

    (124) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 30, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 443

    YanıtlaSil
  65. İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ

    Peygamberimizin Mü'minler İçin Her Hususta Uyulacak En Güzel Örnek Oluşu:

    351

    Peygamberimiz «Beni, nasıl namaz kılar gördünüzse, siz de, öy-lece kılınız! buyurmuştur. (125)

    Peygamberimiz, Mü'minler için, yalnız namaz hususunda değil,

    her hususta da, uyulacak en güzel örnektir. Bu gerçek, Kur'ân-ı Kerimde şöyle açıklanır:

    «And olsun ki: Resûlullah'da sizin için, Allah'ı ve Ahiret günü-nü ummakta olanlar için, Allah'ı çok zikr edenler için, güzel bir im-tisal nümûnesi vardır.» (126)

    Peygamberimizin Geceleri Kur'ân-ı Kerim Okuması:

    Peygamberimiz, her gece, Kur'ân-ı Kerim'den bir Hizb okuyup geçmeyi, yâni: her üç süreyi, her beş süreyi, her yedi süreyi, her dokuz súreyi, her on bir süreyi, her on üç süreyi ve Kaf sûresine kadar da, Mesâni sürelerini takip eden Mufassal süreleri ayrıca Hızblemek sû-retile hatm edinceye kadar okumayı âdet edinmişti. (127)

    Cebrail Aleyhisselâm, ramazan ayında her gece iner, Kur'ân-ı Kerim'i Peygamberimizle mukabele ederdi (128)

    Peygamberimizin vefatından önceki ramazan ayında ise, bu mu-kabele, iki kerre yapılmıştı. (129)

    Peygamberimizin Bir Gece Sabaha Kadar Tekrarlayıp Durduğu Ayet:

    Ebû Zerr'ülgıfârî der ki «Peygamber Aleyhisselâm şu (În tüaz-zibhüm fe innehüm ibådük. Ve in tağfirlehüm fe inneke entel'Azizül-hakim Eğer, kendilerine azab edersen, şüphe yok ki, onlar, Senin kullarındır.

    Onları, yarlığarsan, kudretile her şeye üstün gelen Aziz, hikme-tile her yaptığını yerli yerince yapan Hakim Sensin Sen! (Mâide: 118) Âyetini bir gece sabaha kadar tekrarladı durdu. (130)

    (125) Buhari Sahih c. 1, s. 155

    (126) Ahzab: 21

    (127) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 9, Ebû Davud Sünen c. 2, в. 55-56, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 427-428

    (128) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 194-195, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 288, Müslim Sahih c. 4, s. 1803

    (129) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 194-195, Buhari Sahih c. 6, s. 102, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 562

    (130) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 156, Nesal Sünen c. 2, s. 177

    YanıtlaSil
  66. Son gulen, vi güler (Rira bien qui rira le dernier.) AVS Sona Kalana, kemikler (artik) kalır. (Au tard venu, les os.)

    AV Sonay almak isteyen, ona erişmek için gerekli araç ve gereçleri de isteyip benimsemeli (Qui veut la fin, vut les moyens.)

    Sonradan görme!

    699 Soran dağ aşmış, sormayan şaşmış, kalmış. (Qui langue a, à Rome va.)

    8510, Sorucu ol, ki bilicı olasm. (Interroge afin de savoir.)

    5/ Soyu soyuna çeker. (Née de géline aime à gratter.)

    12 Söyle bana dostunu, sana kim olduğunu söyleyeyim.

    6513. Söylemek ile yapmak, iki ayrı şeydir. (Dire et faire sont deux.)

    6514 Söylemek kolay, yapmak (işlemek) zordur.

    4515 Söylemesini bilince: ne karşılık vermeğe, ne de yinelemeğe gerek kalır. (Chose bien dite n'a ni réplipue, ni redite.)

    6516. Söyleyene bakma, söylenene bak!

    6517. Söz anlayana ne mutlu!

    215

    6518. Söz gümüş ise, sükût (susma) altındır. (Si la parole est d'argent, le silence est d'or.)

    6519. Söz namustur. (Autant en emporte le vent.)

    6520. Söz ok değildir, ama oktan daha çok işler.

    6521. Su kurur, kan pıhtılaşır.

    6522. Su testisi, su yolunda kırılır. (La cruche se casse sur le chemin de la fontaine.)

    6523. Suç, cezasını birlikte getirir. (Le crime amène son châtiment.)

    6524. Suçsuz birini cezalandırmaktansa, yirmi suçluyu aşağılamak yeğdir.

    6525. Suda her şey rastlantıya bağlıdır. (Sur l'eau tout n'est que hasard.)

    6526. Surete bakma, sirete bak. (Ne regarde pas à la physionomie, mais observe plutôt le caractère chez un homme.)

    6527. Susmak gibi nadana yanıt olmaz. (Il n'y a de meilleure réponse que le silence à un ignorant.)

    6528. Susuz değirmen dönmez. (A tout moulin il faut de l'eau.)

    6529. Suya varmadan, paçaları sıvıyor. (Il retrousse les bas de ses chausses avant d'arriver à l'eau.)

    6530. Suyunu içtikten sonra, insan kuyuya arkasını döner. (Quand on a bu, on tourne le dos au puits.)

    6531. Sükût, ikrardan gelir. (De silence provient de l'aveu. -Qui ne dit mot consent.)

    6532. Sükût (susma) altındır.

    6533. Süngünün ucuyla her şey yapılır, üstüne oturmaktan başka.

    6534, Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer. (Chat échaudé craint l'eau froide.)

    YanıtlaSil
  67. 214

    6477. Savaşta salçalı et yemektense, barışta kuru ekmek daha iyidir.

    6478. Savaşta, savaşta olduğu gibi yaşamalı!

    6479. Selam ve saygı giysiyedir. (C'est la robe qu'on salue.)

    6480. Sen dost kazanmaya bak, analar düşman doğurur. (On n'est jamais trahi que par les siens.)

    6481. Sen elinden geleni yap, gerisini Tanrı'ya bırak. (Faites votre devior et laissez faire aux dieux.)

    6482. Sen kuzu olursan, kurt seni yer. (Qui se fuit agneau, le loup le mange.)

    6483. Sen seni övme, el seni övsün. (Voulez-vous que l'on croi du bien de vous? N'es dites pas. Pascal.)

    6484. Serçe parmağım bana söyledi. (Mon petit doigt me l'a dit.)

    6485. Sert eşeğe, sert eşekçi!

    6486. Sert örse, tüy çekiç neye yarar?

    6487. Servet adamı kont, marki, dük, imparator yapar. (Richesse fait comte, marquis duc, empereur.)

    6488. Servet, bilgiden gelir. (De savoir vient avoir.)

    6489. Ses çıkarmayan, gürültü etmeyen insanlar hep çekincelidir.

    6490. Sesini çıkarmayan, kabul ediyor, demektir. (Qui ne dit mot consent.)

    6491. Sevdiği ya da yitireceği olan bir kimse, sevdiği ya da yitireceği olmayanlardan daha mutludur.

    6492. Sevdiğinizi bulamazsanız, bulduğunuzu sevmelisiniz.

    6493. Sevgi aya benzer, büyümediği zaman küçülür.

    6494. Sevgi için dökülen gözyaşının, savaşta akan kanın değeri ölçülemez.

    6495. Sevgi, onu bulduğumuz yerdedir. (L'amuor est là où le trouvons.)

    6496. Sevinçle canlanan zaman, bir kuş gibi uçar.

    6497. Sevmekle bilmek, aynı şey değildir.

    6498. Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını da Tanrı'ya veriniz. (Rendez à César ce qui appartient à César et à Dieu ce qui appartient à Dieu.)

    6499. Sıcak sudan canı yanan kedi, soğuk sudan da korkar. (Chat échaudé craint l'eau froide.)

    6500. Sırça köşkte oturan, başkasına taş atmaz. (İl faut étre irréprochable pour critiquer autrui).

    6501. Sindirimsizlikten ölmek, açlıktan ölmekten iyidir.

    6502. Sinekler, cılız atlara dadanır. (Aux chevaia maigres vont les mouches.)

    6503. Sirkeden çok, balla sinek tutarlar. (On prend plus de mouches avec du miel qu'avec du vinaigre.)

    6504. Sizin için kötü olan, başkasınca iyi olabilir.

    YanıtlaSil
  68. D

    hasm- din

    336

    hasm din حصو دین : din daşmamı

    hasm-shayali خصم خالی havalt hasım, havelde canlandırılan düşman

    hasm tabiat-yılan خصم طبیعت پیلان yılan gibi inkârcı düşünce tarzı olan ta behrleyidove inkarendus Allah (cc) inkar edip her şeyi tabiata bağlamaya çalışan, din ve iman için yılan gibi zehirleyici ve tehlikeli

    olan düşüce akımı hasm- bieman خصم بی آمان : amansız düşman; aman vermeyen, acımasız ve hayatta kalma fırsatı tanımayan düşman

    hasmane خصمانه : düşmanca

    hasna حسناء : güzel kadın

    hasr 1 : حصر yalnız bir şeye mahsus hale ge tirme 2 yalnız bir şeye ayırma veya verme3.

    sınırlama 4 kısaltma

    hasr-ı fikr(fikir) etmek حصر فكر ايتمك : düşün ceyi (yalnız bir konu üzerinde) toplamak ve yoğunlaştırmak

    hasr-ı hayat etmek حصر حيات ايتمك : ömrünü (yalnız bir hizmete) vermek

    hasr-ı iştigal etmek حصر إشتغال ايتمك : )yalnız bir hizmet üzerinde) çalışmalarını yoğunlaş tırmak

    hasri kelami حصر کلامی : sozu aynı konuda ve aynı sınırlar içinde tutma

    hasri muhabbet حصر محبت : bütün sevgiyi bir şey üzerine) toplayıp yoğunlaştırma

    hasr-ı muhabbet ve taabbüd حصر محبت و تعبد : kulluk ve sevgisini yalnız birine ayırma ve verme

    hasr-i nazar حصر نظر : dikkati (yalnız bir konu üzerinde) toplama ve yoğunlaştırma

    hasri örfi حصر غرفی : bilinen şeyin bilinirlik işareti

    hasri tesbihat حصر تسبیحات : tesbihata hasret-me, zikre ayırma

    hasr-i vakit etme حصر وقت ایتمه : zamanını (yal-nız bir konuya) vermek

    hasrı vücud حصر وجود : varlığını ömrünü( verme

    hasretmek 1 : حصر ايتمك.)yalnız bir şeye) ayır-mak, vermek; (yalnızbir şey için) sarf etmek 2.odaklamak, (bir şeyin üzerine toplamak, yoğunlaştırmak 3.kısaltmak, özetlemek

    hassa (hassa( 1 : خاصه.hususiyet, özellik 2.ileri gelenler, seçkinler 3.kuvvet 4.etki (bak. has)

    hassa-i cazibedar خاصه جاذبه دار cekici özellik

    haşarat

    hassa-i fårika خاصة فرقة: ayırt edici özellik

    hassa-i lazime-i zarurive خاصة لازمة ضروريةol-massa olmaz zorunlu özellik, zorunlu olarak gerekli özellik

    hassa-i mümeyyize خاصة مميزه : ayırt edici özel. lik

    hassa-i mümtaz خاصة ممتاز : seçkin özellik, en ayırt edici özellik

    hassa-i münhasır خاصة منحصر : yalnız bir şeye ait özellik

    hassa-i sohbet خاصة صحبت : sohbet kuvveti ve

    etkisi

    hassa-i zatiye حاضة ذائبه : zata ait sifat özellik(

    hassas 1 : حساس.duyarlı 2 incelikli, ince hesap ve ölçülere sahip 3.duygulu, içli, kolay etkile nen

    hassase 1 : حساسه.duyarlı, çabuk etkilenen 2.duyumları (uyarıları) alan (sinir, organ)

    hassasiyet 1 : حساسیت.hassaslık duyarlılık 2.çevreden gelen etki ve uyarıları duyma (alma) yeteneği 3.dikatlilik

    hassasiyet-i fevkalade حساسیت فوق العاده : fevka lade hassasiyet, olağanüstü duyarlılık

    hassasiyet-i ilmiye حساسیت علمیه ilmi hassa-

    siyet, ilmin gerektirdiği dikkat, uyanıklık ve duyarlılık

    hassasiyet-i kalbiye حساسیت قلبیه : kalb duyarlı

    lığı; bir kısım månevî ve ince gerçeklere karşı kalpteki duyarlılık

    hassaten (hasseten خاصة : bilhassa özellikle,

    ayrıca

    duygu duyu) 2.duygu (duyu( organı 3.kuvvet; yetenek

    hasse )2( خاص : hususiyet, özellik, hål

    hasse-i zatiye خاصة ذاتيه : bir şeyin kendi varlı-ğına (zatına) ait özellik

    hastane خسته خانه : hastaların tedavi edildiği yer

    hastahane-i Kübra خسته خانه کبری : cok büyük hastahane

    hasûd حسود : hased eden, kıskanan, kıskanç, çekemeyen

    hasudane حسودانه : kıskançlıkla, kıskanarak,

    hasa حاشا : Allah (cc.) korusun; asla, öyle ol-

    maz

    hasarat حشرات : )bak. haşerat(

    YanıtlaSil
  69. haşerat (haşarat)

    337

    haserat (hasarathaşereler, zararı küçük hayvanlar, böcekler, sivrisinekler vs 2(mec.) zararlı ve değersiz kimseler

    haserati muzurra حشرات مضرة muzir haserat, zararlı küçuk hayvanlar, böcekler, sinekler, vs haserati müezziye حشرات منذيه : rahatsız edici (zararlı) küçük hayvanlar, böcekler, sinekler hashas خشخاش : kapsül şeklindeki meyvesin den afyon denilen uyuşturucu madde elde edilen, çok sayıda küçük çekirdekleri bulunan gelincik cinsinden bir bitki hasi 1 : حاضع husu içinde, alçak gönüllü ve say-gılı 2 kusurlarını ve günahlarını düşünüp Al-lah (c.c.) huzurunda ürperip yalvaran

    hasiane خاشعانه : .huşu ile, alçak gönüllü ve saygılı şekilde 2.kusurlarını ve günahlarını düşünüp Allah'ın (c.c.) huzurunda ürpererek Haşimi هاشمی : )Hz. Muhammed'in (a.s.m.( soyca bağlı olduğu) Haşimoğulları kabilesin-

    Haşimiler هاشميلر : Haşimoğulları kabilesi so-yundan olanlar (bak. Haşimi)

    hasin خشن : kırıcı, sert, katı

    hasinane خشینانه : sert şekilde, katı ve kırıcı tarzda

    hasinlik خشينلك : sertlik, kırıcılık, katılık

    hasir (hasr( 1 : حشر.toplanma, bir araya gel-me 2.toplama, bir araya getirme 3.kıyamette ölmüşlerin diriltilmesi ve Allah'a (c.c.) hesap vermek üzere toplanması 4.diriliş 5.kıyamet

    haşirsizlik حشر سزلك : haşrin yokluğu, öldükten sonra kıyamette yeniden dirilişin olmaması

    haşiye حاشيه : bir yazının kenarına veya altına

    yazılan açıklayıcı not

    haşiyelendirmek 1 : حاشيه لندرمك.yazının ke-narına veya altına bir not koyarak açıklama yapmak 2.küçük bir ara alan veya kenarda in-celikli sanatla süslemeler yapmak

    hasmet 1 : حشمت.)derin hayret, saygı ve ür-perti uyandıran) büyüklük, yücelik 2.ihtişam; parlaklık, göz kamaştırıcılık; gösterişli ve göze çarpıcı olma özelliği 3.öfke, kızgınlık

    Haşmet-i Azamet-i Ulubiyet حشمت عظمت الوهيت Allah'ın (c.c.) haşmetli büyüklüğü, yani, Al-lah'ın (c.c.) hayranlık, hayret ve ürperti uyan-dıran büyüklüğü

    hasmet-i celal حشمت جلال : haşmetli büyüklük ve yücelik; yani, hayranlık, hayret ve ürperti

    uyandıran büyüklük ve yücelik

    haşmet-i sultan

    hasmet-i celaliye حشمت جلالی : büyüklükteki korku uyandıran vasfı (niteliği( haşmet, büyüklüğun sahip olduğu saygı ve

    yetteki haşmet, sınırsız ve güçlü hakimiyetin sahip olduğu saygı ve korku uyandıran bü yükluğü haşmet-i hakimiyet حشمت حاکمیت : hakimi

    haşmeti hilkat حشمت خلقت : hilkatteki haş met, her şeyi yaratmadaki korku ve saygı

    uyandıran büyüklük

    haşmet-i imaniye حشمت ایمانیه : imandaki haş-met, imandaki kuvvet ve parlaklık

    haşmet-i malikiyet حشمت مالکیت : her şeyi yö-

    netmedeki sonsuz büyüklük

    haşmet-i mâlikiyet ve rububiyet حشمت مالکیت و ربوبیت : her şeyi yönetmek ve her şeyin sahibi ve terbiyecisi olmaktaki sonsuz büyüklük

    haşmet-i maneviye حشمت معنویه : manevi has met, månevi yücelik ve büyüklük

    haşmet-i padişahi حشمت پادشاهی padişahın

    büyüklüğü

    haşmeti; yani, her şeyin sahibi olan, yetiştirip Haşmet-i Rububiyet حشمت ربوبیت : rububiyetin geliştiren Rabbin (c.c.) büyüklüğü (saltanat ve haşmet-i rububiyet: rububiyetin haşmeti ve saltanatı; yani, her şeyin sahibi olan ve yetiş-tirip geliştiren rabbin (c.c.) sınırsız hakimiyeti (saltanatı) ve büyüklüğü)

    den olan

    Haşmet-i Rububiyet-i İlahiye حشمت ربوبيت إلهيه

    Allah'ın (c.c.) rububiyetindeki haşmeti; yani, her şeyin sahibi, eğiticisi ve yetiştiricisi ola-rak Allah'ın (c.c.) sonsuz büyüklüğü

    haşmet-i saltanat حشمت سلطنت : güç ve haki miyetteki büyüklük, her şeyi idare ve emir altında tutma gücündeki sonsuz büyüklük

    Haşmet-i Saltanat-ı İlähiye حشمت سلطنت الهيه :

    Allah'ın (c.c.) saltanatındaki haşmeti; yani, Allah'ın (c.c.) her şeyi emir ve idaresi altında tutma gücündeki sonsuz büyüklük

    haşmet-i saltanat maneviye حشمت سلطنت معنويه : manevi hakimiyetteki büyüklük; sözle-rine, emir ve yasaklarına uyulup itaat edilme-sini sağlayan månevi gücdeki büyüklük

    Haşmet-i Saltanat Uluhiyet حشمت سلطنت الوهيت : Allah'ın (c.c.) saltanatındaki haşmet; yani, Allah'ın (c.c.) her şeyi emir ve iradesi al-tında tutma gücündeki sonsuz büyüklük

    haşmet-i sultan حشمت سلطان : )haşmet-i sal-

    YanıtlaSil
  70. HAZRET

    TAN HIKMETLİ SOZLER

    ALİMLER

    . İmamları ve önderleri isti-kamet üzere bulundu-ğu müddetçe insanlar da müstakim olurlar. (Ibnü'l-Cevzi, Menakib, s. 223)

    -Bir makam ve mevkie ge-tirilmeden evvel fakih olunuz yani dînî alan-da derin ve geniş bir ilim sahibi olunuz! (Sonra vakit bulamazsınız.) (Buhari, İlim, 15)

    Süfyân İbn-i Uyeyne bu sözü şöyle açıklar: "Çünkü bir kimse dînî ilimleri derinlemesine öğrenince riyâset sevdasını terk eder." (İbnü'l-Cevzi, Sıfatü's-Safve, II, 236)

    SÜNNETİ KORUYUN!

    Dikkat edin!

    Sizden sonra bazı insanlar çıkacak ve rec-mi, deccali, şefaati, kabir azâbını ve bazı insanların cehennemde yanıp kömür hâline geldikten sonra ora-dan çıkarılmasını yalanlayacaklar. (Ahmed, 1, 23; Abdürrezzák, Musannef, VII, 330; Ebû Ya'lå, Müsned, 1, 136)

    Bazı insanlar gelip Kur'ân'daki müteşâbih âyetleri öne sürerek sizinle tartışa-caklar. Onlara karşı hadis-i şerif ve Sünnet-i Seniyye ile mücadele edin!

    Zira ashâb-ı sünen yani hadis-i şerifleri bilen kişiler, Allâhın kitâbını en iyi bilen kimselerdir. (Dârimi, Mukaddime, 17/121)

    YanıtlaSil
  71. AİLE

    Çocuklarınıza;

    Ata binmeyi,

    Yüzmeyi,

    Meşhur meselleri ve

    Güzel şiirleri öğretiniz.

    Hazret-i Ömer bir ço cuk görüp de hoşlandı-ğında hemen bir mes-lek ve sanatının olup olmadığını sorardı.

    <<<-Hayır!>> cevabını alırsa;

    <<<-Gözümden düştü.>> der-

    di. (Ibnü'l-Cevzi, Telbisü iblis, s. 283; Menākıb, s. 227)

    Allah size bol verince siz de kendinize iyi bakınız, (temiz giyininiz).

    Herkes giyimine önem versin! (Muvatta', Libås, 3)

    Insanın elbisesini temiz tutması, şerefi îcâbıdır.

    هن

    Kadınları fazla güzel giydirmeyin!

    Onlardan birinin elbiseleri çok, zînetleri de güzel olursa dışarı çıkmak

    onun hoşuna gider. (Ibnü'l-Cevzi, Menākıb, s. 221)

    52

    YanıtlaSil
  72. (use)

    2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1451 - Osmanlı padişahı II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmet) tahta geçti.

    1944-Bediüzzaman'ın tale-belerinden Hüsrev Altınbaşak Denizli Ağır Ceza Mahkeme-sinde müdafaasını yaptı.

    2002- Ali Ulvi Kurucu vefat etti.

    REGAİB GECESİNİN İSLÂM ÂLEMİNE HAYIRLAR

    GETİRMESİNİ DİLERİZ.

    3

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Muhakkak ki Allah mutlak kuvvet sahibidir ve Onun kudreti her şeye galiptir.

    Mücadele Suresi: 21

    BİR HADİS

    Kız çocuklarını hakir görmeyiniz. Onlar, cana yakın ve kıymetlidirler.

    Kûr'ân ve imana ait herşey kıymetlidir, zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden küçük değildir.

    HICRÍ: 2 RECEB 1443-RUMÍ: 21 K. SANI 1437

    Mektûbât

    KASIM: 88 - GÜN: 34 KALAN: 331 - GÜN UZA.: 3 DK

    YanıtlaSil
  73. TARİHTE BUGÜN

    2024 DEDIUZZAMAN TAKVIMI

    1534 - Kanunî'nin Bağdat'ı fethi.

    1820-Kamus-u Okyanus'un mütercimi Asım Efendi'nin vefatı.

    1912 - Arnavutluk, Osmanlı'dan bağımsızlığını ilan etti.

    1920 - Mehmet Akif Ersoy ve Eşref Edip "Sebilürreşad" mecmuasını çıkardılar.

    28

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    KASIM

    NOVEMBER

    BİR AYET

    Allah gafürdur, günahları çok bağışlar.

    Bakara Suresi: 225

    BİR HADİS

    En güçlünüz öfkelendiğinde kendisine hâkim olandır. En yumuşak huylunuz intikama gücü yettiği halde affedendir.

    İbni Ebi'd-Dünya

    Lillah, livechillah, lieclillah rızası dairesinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer. Lem'alar

    HİCRİ: 26 C.EVVEL 1446 - RUMI: 15 T. SANÍ 1440

    KASIM: 21-GÜN: 333 KALAN: 33 - GÜN. KIS.: 2 DK

    YanıtlaSil
  74. TARİHTE BUGÜN

    1922-Bediüzzaman ile M.Kemal'in Meclis'te görüşüp tartışmaları.

    1925 - Şapka İnkılâbı.

    1948 - Öğrenci velilerinin talebiyle, ilkokullara isteğe bağlı din dersleri kondu.

    KASIM

    25

    SALI

    BIR AYET

    Onun "Ol" dediği gün (her şey) oluverir.

    En'am Suresi: 73

    BİR HADİS

    Mü'minin ferasetinden sakınınız. Çünkü o Allah'ın nuru ile bakar ve Onun muvaffak kılmasıyla konuşur.

    1447

    C.AHİR

    RUMI: 12 T.SANİ 1441

    KASIM: 18

    İbni Cerir

    Dünya ve âhiretteki lezzet ve nîmetlere, iman ile bakılırsa, bunlarda bir hareket-i devriye görülür ki; emsåller birbirini takip eder, biri gider, yerine onun misli gelir.

    Mesnevî-i Nûriye

    Imsak Günes Öğle İkindi Aksom Yatsı

    YanıtlaSil
  75. HEDEF DÜNYA SECMENDICI

    KÜRESEL GİZLİ ÖRGÜTLER

    Bugün Dünyamız, ırkçılık, dinler arası nefret, cinsel ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı gibi küresel çevre tehditleriyle karşı karşıyadır. İnsanlar toplum içindeki bölünmelere doğru adım, adım koşarken, refah ve yoksulluğun arasındaki derin uçurumlara sürüklenmekte ve bunlar yetmezmiş gibi geri kalmış ve gelişmekte olan devletlerin hükümetleri, yönettikleri halkların üzerinde her türlü şiddet, baskı ve sömürüyü uygulamaktadır.

    İşte bütün bunlar Küresel Çete olarak adlandırdığımız Küresel Gizli Örgütlerin planlarının birer parçalarıdır.

    ABD Başkanları Küresel Gizli Örgütlerin Oyuncağı mı?

    Modern Bankacılığın ve Bankerciliğin Temelini Kimler Attı?

    Ortadoğu'da Evangelizm'in merkezi hangi ülke olacak?

    Siyonizm ve Masonluk arasındaki ilişki nedir?

    Siyonistler Hitler'i nasıl destekledi?

    Filistin'e Yahudi göçünü Hitler nasıl sağladı?

    NATO Gizli Örgütlerin Ordusu mu?

    Dinler arası diyaloglarla yeni bir din mi ortaya çıkacak?

    Padişahlar arasında Mason var mı?

    Gizli Örgütlerin Türkiye hakkında aldıkları kararlar.

    CFR Üyesi Türk Cumhurbaşkanı ve Başbakanları Kimler?

    CFR'nin Türkiye Hakkındaki Planları?

    İstiklal Marşı'nı Kimler Değiştirmek istiyorlar?

    Bilderberg Toplantılarına Katılan Siyasiler Kimler?

    Türkiye'de Hükümetler Hangi Örgütlerden Korkuyorlar?

    Türkiye'deki Esrarengiz Baron Kim?

    İşte, bu kitap "Küresel Gizli Örgütleri" onların yenilmez olduklarını vurgulamak amacıyla değil, aksine onların içyapılarını ortaya koymak ve alt edilebileceklerini vurgulamak amacıyla yazılmıştır.

    www.kariyeryayinlari.com

    twitter.com/kariyer_yayin facebook.com/kariyeryayincilik

    THO

    0788463

    PER

    Eskişehir İl Halk Kütüpha

    1040001 49274

    YanıtlaSil
  76. Amerikan Gizli Hükümeti

    Kurukafa & Kemikler

    150 yıl boyunca hep gizlice buluştular. Üyeleri arasından başkanlar, senatörler, yargıçlar, kabine sekreterleri ve çok sayıda casus çıktı. Finans ve endüstri alanının devleri oldular. Birçoğu, dünyamızı şekillendiren, yöneten konumlara kadar yükseldi. Kısa zaman önce üçüncü Kurukafa ve Kemikler üyesi Birleşik Devletler Başkanı seçildi. Teşkilât içinde, George W. Bush'un 'gizli' adı 'Temporary (Geçici)', Babası George H. W. Bush'un adı 'Magog'dur. Büyükbabası Prescott Sheldon Bush ise Teşkilât adına çaldığı gözde eşyasının adıyla anılıyor: Geronimo'nun kafatası.

    Kurukafa ve Kemikler Teşkilatı'nın sırları basında hep güvende oldu, çünkü bu medya organizasyonlarının birçoğunu yine kendileri kurmuşlardı: Time/Life/Fortune, Newsweek, National Review, Atlantic Monthly ve diğer birçoğu. Aralarında orijinal Teşkilât malzemelerinin yeniden basımlarının yanı sıra çok sayıda belgeyle, Sutton iç içe geçmiş güç merkezlerini ve Kemikler üyelerinin baskın olduğu dış politikalarda kontrollü çatışma inisiyatifini açığa çıkarıyor. Hitler'i finanse etmek ve Sovyetler Birliği'ne destek vermek perde arkasından çevirdikleri işlerin sadece birkaçı; bunların arasında Vietnam Savaşı, Angola entrikaları ve Çin'in yükselişi de var.

    Eskişehir İl Halk Kütüpha

    1040001 41632

    YanıtlaSil
  77. KU

    İçindekiler

    Yazarın Önsözü

    2002 Basımına Giriş

    9

    15

    TEŞKİLAT'A GİRİŞ

    Muhtıra Bir:

    Yakın Tarih İçin Bir Komplo

    Açıklaması Var mıdır?

    .25

    Muhtıra İki: Teşkilât; Nasıl Kuruldu

    ve Amacı Nedir?

    .31

    Muhtıra Üç: Teşkilat Hakkında Elimizde

    Ne Kadar Bilgi Var?

    .40

    Muhtıra Dört: Bu Gizli Topluluğun Üyeleri Kimlerdir?

    .48

    Muhtıra Beş:

    Teşkilat Hangi Organizasyonlara Sızmıştır?

    .59

    Muhtıra Altı: Teşkilât'ın Operasyonları

    .65

    Muhtıra Yedi: Teşkilatın; Yabancı İlişkiler Konseyi, Trilateral (Üç Yönlü) Komisyon ve

    Benzeri Organizasyonlarla Bağlantısı Nedir?

    Muhtıra Sekiz: Etki Zinciri

    Muhtıra Dokuz: Bundy Operasyonu

    .90

    Muhtıra On: Kavanozu Kapalı Tutmak

    .75

    .82

    .100

    7

    YanıtlaSil
  78. ANTONY C. SUTTON

    TEŞKİLAT, EĞİTİMİ NASIL KONTROL EDİYOR?

    Muhtıra Bir: Her Şey Yale'de Başladı

    .111

    Muhtıra İki: Bak-Söyle Eğitimi

    .125

    .133

    Muhtıra Üç: Illuminati Bağlantısı

    Muhtıra Beş: Baltimore Projesi

    .149

    Muhtıra Altı: Kanatlarını Açan Troyka

    .155

    Muhtıra Yedi: Teşkilat'ın Eğitim Alanındaki Hedefleri

    Muhtıra Sekiz: Özet

    .168

    .177

    Muhtıra Dokuz: Sonuçlar ve Öneriler

    .181

    TEŞKİLAT SAVAŞ VE DEVRİMLERİ NASIL YARATIYOR

    Yazarın Notu

    .187

    Muhtıra Bir: Yaratılmış Çatışma ve Diyalektik Yöntem

    200

    Muhtıra İki: Çatışma Yaratımı İçin Kullanılan Araçlar

    .189

    Muhtıra Üç:

    Tez; Teşkilât, Sovyetler Birliği'ni Yaratıyor

    .220

    Muhtıra Dört: Antitez; Naziler'in Finanse Edilmesi

    .252

    Muhtıra Beş: Yeni Diyalektik; Angola ve Çin

    .266

    TEŞKİLATIN GİZLİ KÜLTÜ

    Muhtıra Bir: Teşkilatın Gizli Kültü'ne Giriş

    .279

    Muhtıra İki: Teşkilatın Organizasyonu

    .289

    Muhtıra Üç: Teşkilatın Ritüeli

    .299

    Muhtıra Dört: Teşkilat'ın Satanik Yönleri

    .307

    Muhtıra Beş: Teşkilât Aynı Zamanda Illuminati mi?

    .313

    TEŞKİLAT'A AİT ENDER BELGELER

    KURUKAFA VE KEMİKLER TEŞKİLATI'NIN

    YALE KATALOĞU

    .347

    ÜYE LİSTESİ

    .349

    8

    YanıtlaSil
  79. İçindekiler

    1. BÖLÜM

    Küresel Gizli Örgütler..

    11

    Dünyayı Yöneten Gizli Örgütler.

    13

    Gizli Örgütler ve Basın İş Birliği

    Hedef Dünya Egemenliği.

    17

    18

    Gizli Örgütlerin Temeli

    19

    Masonluk Örgütü Tarihi.

    23

    Masonluk En büyük Düşman

    26

    İngiltere'de Mason Hakimiyeti.

    28

    Hiram Usta Efsanesi

    29

    Masonik Tören

    31

    Mason Dereceleri

    34

    Yeminleri..

    35

    Siyonizm - Masonluk İlişkisi

    36

    Sembolizm

    38

    39

    Masonluk ve Din

    42

    Masonların Din Düşmanlığı.

    45

    Tapınak Şövalyeleri.

    46

    Banker Tapınakçılar.

    48

    Tapınakçı Avı Başlıyor.

    52

    Kutsal İntikam

    56

    Kan İçinde Doğmak

    53

    59

    Büyük Üstad Bacon

    Müslümanlarla Olan İlişkileri

    60

    Görünmez Okul.

    YanıtlaSil
  80. Sion Tarikatı

    İsa'nın Kızı Kaçırılıyor.

    64

    65

    Son Temsilci

    66

    Sion Protokolleri

    72

    76

    Siyonizm'in Kökü.

    Siyonistlerin Örgütü Betar...

    Siyonistlerin Yakın Dostları.. 78

    Hitler Almanya'sı...

    79

    Siyonist Nazi Subayı.

    83

    85

    Nazilerin Kontrolünde Filistin'e Göç.

    63

    87

    Gül - Haçlar....

    Gül-Haçlar ve Tapınakçılar

    ... 90

    Gül-Haçlar ve Masonlar

    93

    102

    Gül - Haç Üyesi Papalar.

    .105

    İlluminati Örgütü...

    114

    Piramit ve Gizli Örgütler

    116

    Sanhedrin 300'ler Meclisi

    .117

    CFR Büyük Ağabey.

    120

    Chatham House

    122

    Dünya Polisi...

    125

    Esrarengiz Albay House.

    .131

    CFR'nin Toplum Yaratma Hedefi

    ...137

    Federal Reserve Kanunu

    139

    CFR Burjuva Örgütü

    142

    CFR'nin Rockefeller Bağlantısı

    144

    Rockefellerlar'ın Gerçek Kimliği

    146

    Rockefeller İmparatorluğu

    148

    CFR'nin Gücü.

    152

    CFR'nin Yönettiği Soğuk Savaş

    156

    Roosevelt'in Hikayesi

    160

    CFR ve II. Dünya Savaşı.

    163

    CFR - Sovyet İşbirliği.

    CFR'den Berlin Hediyesi

    165

    CFR ve Güçlerin Çıkarı.

    167

    En İlginç Dostluk.......

    170

    Sedirdeki Kissinger.

    172

    Bir Dünya Çetesi.

    174

    6

    YanıtlaSil
  81. Öldürülen Savcı Falcone.

    269

    Savcı Katliamları.....

    270

    Berlusconi

    271

    272

    P2'den Sonra Sıra P3'te mi?.

    P2 ve Rockefeller

    273

    P2'den Calvi İnfazı

    275

    Büyük Şark Locası

    277

    P2 ve Trapani C Locası.

    278

    P2'nin Kontrolündeki Sosyal Demokrasi

    279

    Yargılanma

    İtalya'da İkinci Cumhuriyet

    .... 284

    Opus Dei

    ..287

    Dinler Arası Diyalog...

    289

    Beyaz Masonlar.......

    291

    Büyük Vatikan Locası

    292

    Papazların Bankası

    293

    Papa Ölmek Zorunda

    296

    İtalyan Usulü Çözüm

    297

    Vatikan'ın Gizli Raporu

    298

    Müslüman-Hıristiyan Diyaloğu

    299

    İspanya'daki Opus Dei..

    299

    Terör Örgütleri Nereden Yönetiliyor?.

    301

    .303

    Trilateral Komisyonu.

    308

    Trilateral Komisyonu Kurucusu

    317

    Komisyon'un İcraatı: Irak Harbi

    318

    Trilateral Komisyon'un Amerika Üyeleri.

    Evanjelist Örgütü

    323

    325

    Evangelistler Kimdir?

    .329

    Skulls and Bones Society

    Ku Klux Klan.

    .333

    Klan Öğretileri

    334

    Thule Cemiyeti

    ..335

    Thule Örgütü ve Adolf Hitler.

    335

    Hitler Dindar mıydı?.

    342

    Uzak Doğu Bağlantıları.

    344

    ADL'nin Karanlık İlişkileri

    .347

    Tavistock Gizli Örgütü.........

    8

    .353

    YanıtlaSil
  82. 21

    KORIDOR

    Scientology Tarikatı.

    Scientology Nasıl Örgütleniyor?........

    354

    Columbus Şövalyeleri..........

    355

    Ordo Templi Orientis.

    356

    356

    2. BÖLÜM

    Türkiye ve Gizli Örgütler

    Türkiye'de Masonluk

    İlk Yapılanmalar.

    Cumhuriyet Dönemi....

    ..357

    .359

    360

    362

    Türkiye'de Ünlü Masonlar.

    365

    Büyük Üstatlar

    365

    Devlet Adamları Ve Politikacılar.

    ...... 366

    14 Bin Masonumuz Var.

    Dul Kadın Kesesi Nedir? ..........

    371

    ....369

    Jakin-Boaz Sütunları

    372

    Altı Köşeli Yıldız.

    372

    Yedi Kollu Şamdan.

    372

    Radikal Siyonizmin

    373

    Siyonistler ve Jön Türkler

    375

    Mason Milletvekili

    376

    Zion Katır Bölüğü..

    383

    Balfour Deklarasyonu..

    390

    Türkiye Hakkında Alınan Kararlar.

    .393

    CFR Türkiye Yapılanması

    .397

    .407

    CFR'nin Planlarında Türkiye

    408

    Büyük Ortadoğu Projesi.

    410

    Kıbrıs'ı Verelim!.

    411

    İstiklal Marşı'nı Kaldıralım!.

    414

    Denktaş'ı Öldürmek!.

    415

    Suikastın Sponsoru.

    417

    Sözde Çevre Örgütleri

    417

    İlter Nereye Koşuyor?

    418

    Hedef Kıbrıs'ı Elenleştirme.

    ....419

    Türkiye'de Bilderberg Toplantıları

    420

    Neden Bu Gizlilik?.

    422

    9

    Türkiye'den Katılan Üyeler

    YanıtlaSil
  83. Türkiye'deki Gizli Oyunlar, Tr, Cfr, Bilderberg Listeleri

    ....427

    Bilderberg'in Müdavimi Türkler

    430

    Büyükelçi Gözüyle Bilderberg

    432

    Gazetecilerin Gözüyle Bilderberg.

    435

    Özel Olarak Seçilmiş

    437

    Bilderbergçi Oldun mu?

    438

    Fazla Kuşku Akla Zarar

    440

    443

    Çandar Bilderberg'i Anlattı

    445

    Amaç Dünyayı Kontrol Etmek.

    446

    Tahkim'e Orada Karar Verildi..

    447

    Gerçek Bilderberg Hangisi...

    Türkiye'de Hükümetler Korktu.

    ..449

    Özel Harp Dairesi

    450

    Türkiye'deki Esrarengiz Baron

    452

    Terör Şebekeleri

    .455

    Hınçaklar Örgütü.

    456

    Taşnaklar Örgütü.

    458

    Asala Örgütü

    459

    Sözde Türkiye'nin Dostları!

    .463

    Ankara'nın Bombalanması

    465

    Kaynakça

    .467

    YanıtlaSil
  84. S@V@ST@

    beşinci cephenin yükselişi

    Shane Harris

    E isenhower, 1961'de ulusa veda konuşmasını yaparken "ekonomik, siyasi ve hatta manevi olmak üzere toplu etkisi federal yönetimin her bir şehrinde, her bir resmi dairesinde ve ofisinde hissedilen" bir "askeri endüstriyel kompleks" hakkında uyarıda bulunmuş, "dev bir askeri yapı ile büyük bir silah endüstrisi arasındaki yakınlaşmanın Amerikan deneyiminde yeni bir olgu olarak belirdiğini söylemişti. Daha büyük endişe duyduğu başka bir şey daha vardı: Hür bir halk adına en iyi kararları alacağı iddiasını taşıyan bir "bilim-teknoloji seçkin sınıfı."

    B ugün söz konusu "sınıfın" bir parçası olan Amerikan şirketleri, "Beşinci Cephe" olarak adlandırılan ve istihbarat ve askeri operasyonların iç içe geçtiği siber savaşta devletle rekabet içine girmiş durumdalar. Artık Amerika'nın en güçlü istihbarat örgütü NSA'ye bağlı olan Siber Güçler Komutanlığı, sadece teknoloji ve özellikle telekomünikasyon şirketlerinin değil, bankaların, yatırım ve enerji şirketleri ile başlayan ve kapsama alana giderek tüm sektörleri dâhil eden ve Amerika içinde veya dışında yasal sınırları her zaman tartışmalı operasyonlarla metaveriye hükmetme iştahını, üstün yetenekli korsanlarla işbirliği içinde, Amerikan şirketleriyle birlikte tatmin etmeye çalışıyor. Bu kitap, devlet ve şirket işbirliğinde olağanüstü bir hızla büyüyen "Beşinci Cephe'nin" yükselişini gözler önüne seriyor.

    2018 0963974 EVR NEVR

    @matbuatyayin

    f/matbuatyayin

    Online Satış

    www.mat

    Eskişehir İl Halk Kütüpha

    1040001 27818

    YanıtlaSil
  85. İÇİNDEKİLER

    KAYNAKLAR HAKKINDA BİR NOT

    ÖNDEYİŞ

    7

    11

    BİRİNCİ BÖLÜM

    1 İlk Siber Savaş

    29

    2 GZBGK

    55

    3 Siber Orduyu Kurmak

    71

    4 Savaş Alanı Olarak İnternet

    107

    5 İçimizdeki Düşman

    123

    6 Paralı Askerler

    147

    7 Polisler Casus Oluyor

    171

    İKİNCİ BÖLÜM

    8 "Başka Bir Manhattan Projesi"

    189

    9 Buckshot Yankee

    197

    10 Gizli Sos

    205

    11 Şirketlerin Karşı Saldırısı

    227

    12 Bahar Uyanışı

    245

    13 Savunma İşleri

    259

    14 Şafak Vakti

    281

    TEŞEKKÜR

    297

    NOTLAR

    303

    YanıtlaSil
  86. YIKMA YUVANI!..

    TALI (Mustafa Aum KÜÇÜKASCI

    A

    Kumdan bir kale değil, Sakın yıkma yuvanif Hakk'in emäneti bil, Aman yıkma yuvanı!.

    Garpta käğıttan kule, Bizde çelikten kale, Olsun yine aile; Sakın yıkma yuvanı!..

    Bekarlık bir fasıldır, Yuva kurmak asıldır, Yalnız kalmak nasıldır? Aman yıkma yuvanı!...

    Bırak şu ağyarlığı, Uzatma bekârlığı, Vuslatta bul varlığı; Sakın yıkma yuvanı!..

    Çöpçatan, bul ühengi, Eşleştir denkle dengi, Gözet uyum ve rengi; Aman yıkma yuvanıl..

    Nikah ömürlük karar, Gündelik duygu uçar, Geriye kalır hasar; Sakın yıkma yuvanı!..

    Nikähta keråmet var, Günahtan selâmet var, Sükûnet ve rahmet var; Aman yıkma yuvanı!..

    Vedûd'dandır meveddet, Habib'dendir muhabbet, Terapidir ibadet; Sakın yıkma yuvanı!..

    Takvä ile kurulsun, Helal aşla yoğrulsun, İstikameti bulsun; Aman yıkma yuvanı!..

    Az da olsa bereket, Yalnız helál, talep et. Haram lokma feläket, Sakın yıkma yuvanı!...

    Rızıkta aşağı bak, Takväda yukarı ak, Böyle emreyledi Hak; Aman yıkma yuvanıl..

    Çalışkan ol, ter akıt, Budur zafere yakıt, Olma tembel, aklı kit; Sakın yıkma yuvanı!..

    Hırsa yenik duşme hiç, Kanaat şerbeti iç, Ukbåda serveti biç; Aman yıkma yuvanıl..

    Kısmet gelir başına, Haset etme komşuna, Amel gider boşuna; Sakın yıkma yuvanı!...

    Şeytan nefis el ele, Şaşaa ve velvele, Nefsäniyet, zelzele; Aman yıkma yuvanı!..

    Ne servettir ne külfet, Yuvanın harcı ülfet, Kusuru görme affet! Sakın yıkma yuvanı!..

    Helâl ister bu duvar, Haramdan mı hayr umar? Uzak olsun fal, kumar, Arman yıkma yuvanı!..

    Halkı viran eyledi: Banka, fâiz, kredi, Hak'tan iste mededi; Sakın yıkma yuvanı!..

    Evde başköşe durur, Gönlüne darbe vurur, Seyrettikçe can kurur; Aman yıkma yuvanı!...

    Bas duğmeye kapansin, Ekran yere kapansin, Insan sohbete kansın; Sakın yıkma yuvanı!..

    Sinsi gavur haddini, Aştı, geçti bendini, Kuralım Turk seddini; Aman yıkma yuvanı!..

    Yıkıldı nice sembol, Aile son karakol, Bunun şuurunda ol; Sakın yıkma yuvanı!...

    Beyler, emänet bilin, Hanımlar, kıymet bilin, Kayınvalide, gelin; Aman yıkma yuvanı!...

    Koparma aileden, Ayrılma kafileden, Bencillik etmek neden? Sakın yıkma yuvanı!..

    Devran döner, kaderle, Oynama ölçülerle, Hak yemeden ilerle; Aman yıkma yuvanı!..

    Beysin vazife sende, Çalışmak var hissende, Tamah etme ölsen de; Sakın yıkma yuvanı!..

    Ehline ikram lokma, Sadaka bir bakıma. Akrebi cebe sokma! Aman yıkma yuvanı!..

    Yuvaya ocak denir, Yemek, beraber yenir, Her şey bereketlenir, Sakın yıkma yuvarı!.

    Yemek, dualı emek, Züldür sokaktan yemek, Ocağı söndürerek; Aman yıkma yuvanıl..

    Paylaşmak ne kelime? Perde çek nä-mahreme! Kem goze seyrettirme! Sakın yıkma yuvani!...

    Arta kalan-ı paylaş, Verdikçe artar bu aş, Cimrilikle gel savaş; Aman yıkma yuvanıl...

    Hürmet et, koca beydir, Sev, sevindir ve sevdir, Saygı ne tatlı şeydir; Sakın yıkma yuvanı!...

    Altı yön oldu balçık, Kapın kalmasın açık! Kızım, aman sahip çık! Aman yıkma yuvanıl..

    Gaflete teşne olma! Kocana fitne olma! Şerre bahane olma! Sakın yıkma yuvanı!..

    Sokak yaban bir saha, Yuva çölde bir vaha, Orda sığın Allah'a; Aman yıkma yuvanı!...

    Aldatmasın markası, İğrendirir herkesi, Vitrinlerin arkası; Sakın yıkma yuvanı!..

    YanıtlaSil
  87. Fänttamama ermez, Eremur elvermez! Dints ey aklı ermez! A yıkma yuvanıl..

    Penkalmayacaksin, Hasreti duyacaksın, yann sana kim baksın? Sakın yıkma yuvanı!..

    Anne olmak bir nimet, Cennet taçlı bir kıymet, Onu sen görme zahmet; Aman yıkma yuvanı!...

    Evlat yok mu, nzå dol, Hüzunden âzâde ol... Ummete välide ol; Sakın yıkma yuvanıl..

    Toplumda bin fırtına, Çok iş duşer kaptana, Dirayet lazım sana; Aman yıkma yuvanıl..

    Aile, kristal set, Ne yapar orda hiddet? Şeytani tuzak şiddet, Sakın yıkma yuvanı!..

    Ciddiyet, sertlik değil, Kabalık, mertlik değil, Heybetinle ver şekil; Aman yıkma yuvanı!..

    Olma asabi, fevri, Kimse çekmez o cevri, Geçti kazaklık devri; Sakın yıkma yuvanı!..

    İhsanı tâviz sanma, Rüşveti câiz sanma, Meftun olup aldanma! Aman yıkma yuvanı!..

    Herkes insafı seçsin, İnadından vazgeçsin, Yalnız Hak sözü geçsin; Sakın yıkma yuvanıl..

    Bacım olma feminist, Beyin yolda makinist, Ona ol yâver ve dost; Aman yıkma yuvanı!..

    Bey ve hanım beraber, Hakkı söylesin ezber, Budur huzura rehber; Sakın yıkma yuvanı!..

    67

    Eve girmesin öfke, Asta olmasın fiske, Sokma yarını riske; Aman yıkma yuvanı!...

    Polis, häkimden önce, Hakemler ailece, İştesin ince ince; Sakın yıkma yuvanıl...

    Dün sevgiliydin, kuldun, Bugün düşman mi oldun? Sanki sokakta buldun, Aman yıkma yuvanı!...

    Geldiyse bu raddeye, Dökülmesin caddeye, Sokakta koymak niye? Sakın yıkma yuvanı!..

    Yaşatma rezaleti, Şan sanma sefåleti, Unutma fazileti; Aman yıkma yuvanı!..

    Boşanmak evet mubah, Läkin buğzeder Allah, Inciten olmaz iflāh; Sakın yıkma yuvanı!..

    Sır tut, etrafa saçma! Tabipten gayre açma! Derdinle yüzleş, kaçma! Aman yıkma yuvanı!..

    Gözlerde başlar iffet, Gönülde däin saffet, Kuşan edep, zarafet... Sakın yıkma yuvanı!...

    Aradığın huzurdur, O da evde hazırdır, Süslü yerler muzırdır; Aman yıkma yuvanı!..

    İhtilát ki ziyandır, Yalnız kalmak hüsrandır, Üçüncunuz şeytandır; Sakın yıkma yuvanı!..

    Bir şey olmaz!» diyenler, Zehri çoktan yiyenler, Ayn dursun "bayanlar"; Aman yıkma yuvanı!..

    Fitrat bu, kadın-erkek, Yan yana gelmeyecek, Mecbursan perdeni çek; Sakın yıkma yuvanı!..

    Toplum kanseri zinā, Sadakatsizlik fena!.. Sütunu kesik bina: Aman yıkma yuvanıl...

    Rezil nefsin uğruna, Hançer vurma bağrına, Çocukların hatrina; Sakın yıkma yuvanı!..

    Çocuk gönül meyvesi, Saadetin cilvesi, Sönsün mü o neşvesi; Aman yıkma yuvanı!..

    Sende hiç vefä yok mu? Sebepsiz talák hak mi? Titretir Arş'ı, hükmü, Sakın yıkma yuvanı!..

    İncir çekirdeğini, Doldurmaz isteğini, Etme gaflet yığını... Aman yıkma yuvanı!..

    En güzel ilaç sabır, Şerbete döner kahır, Sebat eden kazanır; Sakın yıkma yuvanıl...

    Sabır, cemil bir sabır, Taş olsa yumuşatır, Aslana bindiren sır; Aman yıkma yuvanı!..

    Ezvác-ı tahirâtı, Nisvan-ı sâlihâtı, Örnek bil sådıkâtı; Sakın yıkma yuvanı!..

    Hacer, Safura, Hanne, Hatice, Ayşe Anne, Hepsi mümtaz nümûne; Aman yıkma yuvanı!...

    Ukbä dertli hatunlar, Sohbetinde takvå var, Ne ipek ne altunlar; Sakın yıkma yuvanı!..

    Açlık gönullü açlık, Zikir ve dua, harçlık... Ey bitmeyen muhtaçlık, Aman yıkma yuvanıl..

    Tohum gelir çiçekten; Terbiye çekirdekten, Çocuk alır örnekten; Sakın yıkma yuvanı!..

    Kumdan bir kale değil, Aman yıkma yuvanı!.. Hakk'ın emäneti bil, Sakın yıkma yuvanı!..

    YanıtlaSil
  88. Maktoum e M

    YUZAKI

    AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR-SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSE

    HELALDEN Mİ, HARAMDAN MI?

    NEREDEN KAZANDIN?

    NEREYE HARCADIN?

    İRADE PARADA

    YanıtlaSil
  89. Muhtesem Biz Máziden İhtişamı Yauntara...

    YUZAKI

    YIL 21 KASIM 2025

    AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR - SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ

    Fecre andolsun!.. (Ferr, 1)

    YanıtlaSil
  90. Kendisini çocukluğuna götü ren bu coşkulu duygu hâli biraz durulup, hafif berrak bir mantık ile düşünmeye başladığında, o ço-cukluk devresinden yaşamakta ol-duğu şu ana kadar olup bitenler gözünün önünden geçmeye dı: Daha Vasillerin gittiği yıl tekke ve medreseler kapatılıp 1300 yıl lık hilåfet låğvedilerek bütün İs-lámların başı olarak bilinen halîfe, sülalesiyle birlikte yurt dışına sü rülmüştü. Bir sonraki yıl; gâvurlu ğun alâmeti olarak bilinen şapka kanunu çıkarılmış, bunun üzeri-ne nice başkaldırmalar olmuş ve kalkan nice başlar ezilmişti. Daha sonra şerîat hükümlerine göre ha-zırlanmış olan Mecelle ve Hukûk-1 Aile Kararnamesi ilga )الغاء( edile rek İsviçre medeni kanunu terceme edilip alınmıştı. Dahası bunlarla da yetinilmeyip, yazı değiştirile-rek Lâtin harfleri kabul edilmiş, Arap harfleri yasaklanmıştı. Eski yazıyla yazıp çizen, hele hele Arap-ça ve Kur'ân okutan hocalar taki-bata uğruyordu. Ezan bile Türk-çeye tercüme edilmiş, yıllardır o şekilde okutuluyor, Arapça oku-yanlar cezalandırılıyordu. Akla ha

    yale gelmedik bu kadar işleri yapan bir hükümetin, buradan sürmüş olduğu biriyle böylesine samimî ifadelerle mektuplaştığını öğren-mesi hâlinde kendisine de zarar vermeyeceğinden emin olamaz-başladı! Olup biten bunca iş içerisinde; o mektuptan hareketle, Yunan le-hine casusluk yapmakla itham et-meleri bile mümkündü. Kendi-sinin de aslen Rum iken burada kalmak için müslüman olduğuna hükmetmeleri, bile işten değildi! Müslüman ahâlînin mübadelede bazı Rumları bu yolla göç ettirme-yip aralarında yaşamalarını sağla-dıkları bilinmeyen bir şey değildi! Nitekim vaktiyle bu yolu kendile-ri de bir çare olarak düşünüp Va-sile ve babası Yuhannes Emmi'ye söylememişler miydi? Ya yazdığı mektuba istinaden, kendisinin de gerçekte böyle bir Rum olduğu-nu düşünüp Yunanistan'a sürgün ederlerse? Göndereceği bir avuç divlek tohumu, Vasil'in bir işine yaramazdı. Ancak Mehmet ona ce-vap yazarsa, hiç yoktan başına bir sürü iş almış olurdu. Değer miydi bir gåvur için bu kadar tehlikeyi göze almaya? (Son)

    KAPISI

    00@gmail.com

    YanıtlaSil
  91. 426

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    Selâm sana ey Peygamber, keza Allah'ın rahmeti ve bereketi

    de..

    Diyerek, öğrendiğiniz gibi okursunuz.>>>

    Bu salavat-ı şerifenin şerhi şöyledir:

    ne hic bir denk olmamakla sıfatlanan şanı yüce, nimetleri herşeye sa-mil Allah. Resulüllah S.A. efendimizin mübarek zatına lavik olan üs-Ey vahid, ehad, ferd, samed ve doğmayan doğurmayan, kendisi-tün tazimler, değerli ikramlar, türlü türlü nimetler verip cemal müşa-hedeni vermekle, cümleden üstün kıl. Muazzez ve mükerrem eyle. Se-riatını daim baki kıl. Ümmetini, iki cihanda rahmet çeşitlerinle, tür lü türlü nimetlerinle mesrur eyle.

    Aynı şekilde, kendisini tasdik eden, tabi olan ümmetinin cümle sine rahmetinle muamele eyle. İki cihanda her çeşit şeref ve her türlü keremle muazzez ve mükerrem eyle.

    Sehliye nüshasında metin yukarıda olduğu gibidir. Bazı mutemet

    nüshalarda ise:

    «Aline de.»

    Metni şöyledir:

    Muhammed'in âline de.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, zamirle değil; açıkça isimle anıl-mıştır.

    Bu salavat-ı şerife, bizim gördüğümüz nüshalarda böyledir. An-cak, Fasi Rh. şöyle demiştir:

    Yalnız bir nüshada:

    «İbrahim'e salât eylediğin gibi.>>>

    Cümlesi vardır.

    Ancak, burada anlatılması gereken bir başka husus vardır. Bu da, Resulüllah S.A. efendimize okunan salavatın, İbrahim'e okunan sa-lâvata benzetilme meselesidir. Ulema arasında, bu husus için, sual ce-vap vaki olmuştur.

    Şu umumi bir kaidedir: Bir şey, bir diğer şeye benzetildiği zaman; kendisinden ekmele veya kendisi ile eşit olan bir şeye benzetilmesi ge-rekir.

    Ta ki: Bu da, öbüründe bulunan kemal durumu ile tavsif edile-rek medih ve tazim oluna..

    Buradaki, salavat durumuna gelince; Resulüllah S.A. efendimize okunan salavat, şüphesiz, İbrahim a.s. üzerine okunan salavattan da-ha tam ve ekmeldir. Herkes katında bu mana sabit olup hiç bir şüp-he yoktur. Durum böyle iken, neden kendisinden alta teşbih edildi?.

    Ulema katındakı sualin toplu cümlesi yukarıda anlatıldığı gibidir.

    Ulema merhum, yukarıda anlatılan suale cevap vermişlerdir; on-ların bazısını anlatalım.

    YanıtlaSil
  92. KARA DAVUD

    427

    Birinci cevap şudur:

    Resulüllah S.A. efendimize nazil olan Kur'an'da, İbrahim'e ve onun hane halkına, meleklerin dili ile, rahmet ve bereket duası anla-tilmiştir. O âyet-i kerime Hud suresindedir ve meâli şöyledir:

    «Allah'ın emrine mi hayret ediyorsunuz? Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize yağsın ey ehl-i beyt. Zira Allah Hamid'dir; Mecid'-dir. (11/73)

    İşbu mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimize okunan salavat-1

    şerife, Ibrahim'e a.s. ve hane halkına olan salavata benzetilmiştir. Durum böyle olunca, Resulüllah S.A. efendimize okunan salavat-ı şerifeye verilecek mana şu olur:

    Ya Rabbi, meleklerin dili ile Halll'in İbrahim'e ve âline senden yana melekler nasıl salât ve rahmet takdim ettilerse, Resulüllah S.A. efendimize de, senden yana salât ve rahmet takdim etsinler. Zira Ha-bib'in Muhammed S.A. salåt okunmaya ondan daha lâyıktır.

    İkinci cevap da şudur:

    Teşbih salât lafzının kendisindedir; onun faziletinde değildir. Ni-tekim, Kur'an-ı Kerim'de bunun benzeri manalar vardır; mesela:

    «Nuh'a vahyettiğimiz gibi, sana vahyettik.» (4/163)

    (2/183) «Sizden evvel gelenlere yazıldığı gibi, size de oruç yazıldı.»

    Meâline gelen âyet-1 kerimelerde olduğu gibi. Görüldüğü üzere, bu âyetlerde belirtilen vahly ve oruç ancak şekilde onlara benzer. Asıl-da esasta değil. Bir de, bu hususta gelen Ihsanda.. Yoksa, Resulüllah S.A. efendimize olan vahiy, Nuh'a olan vahlyden daha üstündür ve daha büyüktür. Muhammed ümmetinin orucu ise, geçmiş ümmetlerin orucundan daha hayırlı ve daha faziletlidir.

    İşte, bu âyet-i kerimelerde, ancak vahly ve orucun teşbihi yapıl-dığı gibi, okunan salavat-ı şerifelerde de ancak teşbih vardır. Yani: Salâtın zahirdeki benzerliği vardır.

    Üçüncü cevap da şudur:

    İbrahim a.s. peygamberin salatına benzetilen salât, ancak Re-sulüllah S.A. efendimizin Aline okunan salattır. Bu durumda mana şöyle olur:

    Resulüllah S.A. efendimizin âline salât eyle; tıpkı Resulüllah 8.A. efendimizin ceddi İbrahim'e a.s. ve âline salât eylediğin gibi..

    Tekrar metindeki salavatın manasına dönelim.

    «Muhammed'e bereket ihsan eyle; keza Muhammed'in Aline de

    bereket ihsan eyle.>>>

    Yani: Resulüllah S.A. efendimize bol hayır ihsan eyle. Amellerine bol ecir ve ihsan ile ona verdiğin nimetleri devam ettir; sabit kıl.

    Bütün Muhammed ümmeti üzerine ettiğin büyük feyizler ve yü-ce nimetleri devam ettir. Amellerine çokça sevap, çeşitli hayırlarla onlara bereket ihsan eyle.

    YanıtlaSil
  93. 352

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Sabaha çıkınca (Yå Resûlallah! Sabaha kadar rüküda ve sücud-da hep bu Ayeti okumağa devam ettiniz?) dedim.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Yüce Allah'dan Ümmetime şefâat di-leğinde bulundum.

    Yüce Allah, bu dileğimi bana ihsan buyurdu.

    Allah'a şerik koşmayan kimseler, inşaallah bu şefâata nail ola-caktır!) buyurdu.» (131)

    Bir Hizmetçisinin Peygamberimizden Dileği:

    Peygamberimiz, hizmetçisine «Bir dileğin var mı?» diye sorar dururdu.

    Günlerden bir gün, yine, böyle sorduğu zaman, hizmetçi «Dile-ğim vardır ya Resûlallah!» dedi.

    Peygamberimiz «Nedir dileğin?» diye sordu.

    Hizmetçi «Kıyamet günü, bana şefâat etmendir!» dedi.

    Peygamberimiz «Bunu istemen için sana kim yol gösterdi?» di-ye sordu.

    Hizmetçi «Rabbim gösterdi! dedi.

    Peygamberimiz «Fakat, sen de, çokca secdeler, namazlarla bana yardım etmelisin!» buyurdu. (132)

    (131) Ebülferec İbnül'cevzi Elvefâ c. 2, s. 504

    (132) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 500

    YanıtlaSil
  94. ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAH'I ZIKR EDİŞİ

    Zikir ve Çeşidleri:

    Zikr, tezkår: bir şeyi unutmamak, håtırda tutmak (1), yüce Al-lAh'ı ululamak, takdis, tesbih, tevhid ve Kendisine mahsus bütün hamd sifatlarile senå etmek demektir. (2)

    Zikir, iki türlüdür:

    1. Dil ile zikir,

    2. Kalb ile zikir.

    Dil ile zikre devam edile edile kalb zikrine erişilir.

    Kul; zikri, dili ve kalbi ile birlikte yapa bildiği zaman, kamil ve olgun olur. (3)

    Zikrin İlahi Bir Buyruk Oluşu:

    Zikr etmek, Allah'ın buyruğu gereğidir.

    Kur'ân-ı Kerim'de bu hususta şöyle buyrulur:

    «Rabb'ının İsminí zikr et! Yalnız Ona yönell (4)

    «Sabah ve akşam, Rabb'ının İsmini zikr et!» (5)

    «Rabb'ını, içinden, yalvararak, korkarak, fakat, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam zikr et! Gafillerden olma!» (6)

    «...Haberiniz olsun ki kalbler, ancak Allah'ı zikirle yatışır, så-kinleşir.» (7)

    «Ey iman edenler! Allah'ı, çok zikr ediniz!» (8)

    «Namazı kılıp bitirdiğiniz zaman, ayakta iken, otururken ve yan-larınız üzerinde iken, Allah'ı zikr ediniz...» (9)

    (1) Firuzabadi Kamûsulmuhit c. 2, s. 36

    (2) İbn-i Eaîr Nihâye c. 2, s. 163

    (3) Abdulkerim'ülkuşeyri Risûle c. 2, s. 465

    (4) Müzzemmil: 8

    (5) Dehr: 25

    (6) Araf: 205

    (7) Ra'd: 28

    (8) Ahzab: 41

    (0) Nis: 103

    1. T. Medine Devri XI/F: 23

    YanıtlaSil
  95. 213

    Rahat bir vicdan kadar yumuşak yastık yoktur

    6446 Rozpäteken, Firtina biger (Qui sème les chardons, récolte les épines Oul

    dme le vent, récolte la tempête.j

    447 Ruzgara tüküren, yüzüne tükürür. (Qui crache au vent, crache à sa figure)

    6448 Sabah ola, hayrola! (La nuit porte conseil.)

    M49. Sabahleyin gülen, akşama ağlar (Tel rit le matin qui le soir pleurera)

    6150 Sabut cennetin anahtarıdır. La patience est la clé du paradis.)

    645) Sabir ile koruk helva olur, dut yaprağı atlas (Avec de la patience la feuille du mürier devient de la soie.)

    6452 Sabu, umutlanmak sanatıdır.

    6453. Sabırla beklemesini bilen umduğunu bulur. (Tout vient à point à qui sait attendre.)

    6454 Sabrin sonu selamettir. (La patience nous conduit au salut.)

    6455 Sadede gelelim. (Revenons à nos moutons.)

    6456. Sağduyu, her türlü aşırılıktan kaçınır. (La parfaite raison fuit toute extrémité)

    6457 Sağırlar, birbirini ağırlar. (Passez-moi la rhubarbe, je vous passerai le sémé.)

    6458 Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur. (Un esprit sain, dans un corps sain.)

    6459. Sağlık değil, hastalık bulaşıcıdır.

    6460. Sağlık, varlıktan yeğdir. (Mieux vaut santé que richesse.)

    6461 Sahibinin gözü, atı semizletir. (L'oeil du maître engraisse le cheval.)

    6462. Sakınma, güvenliğin anasıdır.

    6463. Sakla samanı, gelir zamanı. (Chaque chose en son temps.)

    6464. Sanat, altın bileziktir. (Le métier est un bracelet d'or.)

    6465. Sanat, sanat içindir. (Sanat için sanat. L'art pour l'art.)

    6466. Sanatçının değeri, yapıtıyla anlaşılır. (A l'oeuvre on connaît l'artisan.)

    6467. Sanatçıyı yapıtıyla tanırlar.

    6468. Sanatı çok olanın karnı aç olur. (Qui partout sème, en aucun lieu ne récolte.)

    6469. Sanatı hor gören, boynuna torba takar. (Qui dédaigne le métier, se passera une besace au cou.)

    6470. Sarık sarma ile hoca olunmaz. (L'habit ne fait pas toujours le moine.)

    6471. Satılan ya da yitirilen bir mala, daima esef edilir. (On regrette tojours un bien perdu ou vendu.)

    6472. Savaş atı, hiç bir şeyden korkmaz. (Cheval de guerre ne craint rien.)

    6473. Savaş olmayınca, utku olmaz. (Point de victoire sans combat.)

    6474. Savaş savaştır. (A la guerre comme à la guerre.)

    6475. Savaşçılar tükenirse, savaş da biter.

    6476. Savaşta her şey olur.

    YanıtlaSil
  96. 212

    6415. Övünç, erdemsız kimselerde iğreti giysi gibidir; er-geç bir yerinden pot verir.

    6416. Özel çıkar , kamu yararıyla birlikte yürür.

    6417. Özgürlüğün tadını alan, kölelik yükünü kaldıramaz. (Quiconque a goûté la liberté ne saurait supporter la servitude)

    6418. Özgürlük, altın kafese yeğdir. (Liberté vaux mieux que cage dorée. )

    6419. Özrü kabahatinden büyük. (Qui s'excuse s'accuse.)

    6420. Özünü sevmeyen, kimseye dost olmaz.

    6421. Para, her kapıyı açar. (Clef d'or ouvre toutes les portes.)

    6422. Para, her şeyi satın alabilir.

    6423. Para, insanı mutlu kılmaya yetmez.

    6424. Para, insanı sıcak tutar. (L'occasion fait le larron.)

    6425. Para, iyi bir uşak, kötü bir efendidir. (L'argent est un bon serviteur et un mauvais maître.)

    6426. Para kesesine kadar dost.

    6427. Para, parayı çeker. (Un sou amène l'autre.)

    6428. Para şaraba benzer; çoğaldıkça, insanın başını döndürür.

    6429. Para veriniz, saygınlık kazanırsınız. (Payez et vous serez considéré.)

    6430. Para yoksa, iş de yok. (Point d'argent, point de Suisse.)

    6431. Paranın efendisi yoktur.

    6432. Paranın yüzü sıcaktır.

    6433. Parası olan, daima saygı görür. (Qui a de l'argent, a des courbbettes (des pirouettes.)

    6434. Parasını aziz eden, kendisini zelil eder. (Qui ménage son argent, s'abaisse aux yeux du public.)

    6435. Parayı veren, düdüğü çalar. (Qui paie commande.)

    6436. Paris bir günde kurulmamıştır. (Paris n'a pas été bâti en un jour. İngilizlerin Roma için buna benzer bir atasözleri vardır.)

    6437. Paris'in bir Kanbier'i olsaydı, küçük bir Marsilya olurdu. (Kanbier "Canbiere", Marsilya'nın en işlek caddesidir.)

    6438. Paris'te yaşam, bir düş gibi geçer.

    6439. Parmaklara diken batmaksızın, gül koparılmaz. (On ne peut cueillir la rose sans se piquer.)

    6440. Peşin para, her derde deva.

    6441. Peşin paradan herkes hoşlanır.

    6442. Pintilik, keseyi deler; içine para yığmak için kullanıla kullanıla.

    6443. Piskopos iken, değirmenci oldu. (D'êvéque il est devenu meunier.)

    6444. Rağbet kışın ateşe, yazın oyunadır. (En hiver au feu, en été au jeu.)

    YanıtlaSil
  97. hatarat

    H

    haşmet-i ulühiyet

    338

    tanat): hakimiyet gücündeki büyükluk, her şeyi emir ve idaresi altında tutma gücündeki büyukluk

    hasmet-i ulühiyet حشمت الوهيت : her seyin itaat ve ibadetle bağlı olduğu Allah'ın (c.c.)

    sonsuz büyukluğa

    hasmetkärane حشمتکارانه : Lihtişamlı şekilde, çok buyuk ve hayret uyandıran biçimde 2 ih

    tişamlı, çok büyük 3 hayret verici hasmetli 1 : حشمتلی ihtişamı, çok büyük 2.par

    lak 3.hayret verici

    haşmetle حمله : parlak şekilde, göz kamaş tırıcı biçimde

    haşmetlik حشمتلك : büyüklük rütbesi, büyük nişan

    hasmet-nüma حشمتنما : haşmetli, ihtişamlı, büyük, hayret verici

    haşmetsiz حشمتسر : tebaasız, halksız, hizmet

    cisiz, görevlisiz

    hasr حشر : )bak haşir(

    hasri azam حشر اعضم : en büyük haşir, kıya met günü bütün ölmüşlerin yeniden diriltilip Allah'a (c.c.) hesap vermek üzere toplanma-ları

    hasri bahari حشر بهاری : ilk bahardaki haşir, son bahar ve kış mevsiminde ölmüş bir kısım hayvan ve bitkilerin baharda yeniden diriltil-mesi ve canlandırılması

    hasr-ı beşer )1( حشر بشری : insanın hasri, kıya mette insanın yeniden diriltilmesi

    hasri cismani حشر جسمانی : ölmüşlerin kıyası, mette bedenleriyle birlikte yeniden diriltil mesi

    hasri ekber حشر أكبر : en büyük haşir (bak. haşr-ı a'zam)

    hasri imani حشر ایمانی : imanın şartlarından biri olan haşir, yani, gerçekleşeceğine iman ettiğimiz kıyamet günündeki yeniden diriliş

    hasr-i insani حشر إنساني : insanların haşri, ki yamette yeniden diriltilmeleri (bak. haşr-1 beşeri)

    hasri kıyamet حشر قیامت : kuyametteki diriliş

    hasr-i nebati حشر نباتی : nebati haşir, ölmüş bitkileri mevsimi gelince yeniden dirilitilmesi

    hasri ruhani حشر روحانی : ruhani haşir, kaya mette ruhların yeniden diriltilen bedenlere geri dönmeleri

    hasr-i umumi (ye( حشر عمومیه : umumi haşir,

    kıyamette bütün ölmüşlerin yeniden diriltil mesi

    hasr ü cem'olmak حشر و جمع أول diriltilmek ve toplanmak

    hasr nest حشر hasir ve neşir, ölmüş lerin yeniden diriltilmeleri (hasr) ve dünyada iken yaptıklarının manevi kayıtlarının yeni den dirilişle beraber ortaya çıkarılması (ne-şir)

    haşı üneşr-i insani حشر و نشر انسانی : insanların kıyamette yeniden diriltilmesi (haşr) ve bu dünyada yaptıklarının yeniden dirilişle bir likte ortaya (neşir)

    haşretmek حشر اينمك : öldükten sonra yeniden diriltmek

    hasri (ye( حشریه : hasre ait, haşirle ilgili (bak,

    haşir)

    hasyet خشیت : korku; korkma

    hat 1 : خط çizgi 2.yazı 3.yol

    hata 1 : خطاء.yanlış yanlışlık 2.kabahat; suç;

    günah

    hata-i ilmi خطاء علمی : ilmi hata, ilim bakımın-dan yapılan yanlışlık

    hata-yi azime خطای عظیمه : büyük yanlışlık

    hata-yı beseri خطای بشری : insan hatası, insa-

    nın yaptığı yanlışlık

    hata-i biedebane خطاء بی ادبانه : yakışıksızca ya-

    pılan hata (yanlışlık(

    hata-yı ekseriye خطای اکثریه : ekseriyetin hata-insanların çoğunluğunun işlediği günah; çoğunluğun yaptığı yanlış işler

    hatayı mahz خطای محض : büsbütün hata, tam

    manasıyla hat

    kese zararı dokunan hata (yanlışlık( hatayı umumi خطای عمومی umumi hata, her-

    hata-ender خطا اندر : hata içinde

    hata-savab خطا صراب : yanlış-doğru

    hatab حطب : odun

    hatadar خطاداهر : hatalı

    hatakar خطاکار : hatalı

    hatakarane خطاکارانه : hatalı şekilde

    hatalı خطای : hatası olan; kusurlu

    hatar خطر : tehlike

    hatari azime خطر عظیمه : büyük tehlike

    hatarat 1 : خطرات.tehlikeler 2.akla gelen dü-

    şünceler

    YanıtlaSil
  98. hararlı

    339

    hâtıra gelmek

    hatari tehlikeli

    hatarsi tehlikesiz

    hatem mühür, damga 2 mühürlü yu-zük 3 son, en son

    hatem divanı nübüvvet خانم دیوان ثبوت:pey gamberler meclisine son gelen Peygamber (asm) (peygamberlik zincirinin son halka st), son Peygamber (Hz. Muhammed a.s.m.)

    hätem-i ehadiyet حاتم أحديث Allah'ın (c.c.) bir-ligini gösteren mühür, damga (işaret, belirti)

    hatem-/ enbiya خاتم أنباء:peygamberlerin so-nuncusu (Hz. Muhammed a.s.m.)

    hatem has حاتم حال : hususi mühür, damga (işaret, belirti)

    hatem-i hikmet خاتم حکمت : hikmet eseri oldu-gunu belirtir mühür, damga (belirti, işaret), yani, gayeli, faydalı ve en uygun şekilde yapıl-dığını gösterir belirti, işaret

    hatem-i Icaz حاتم إعجار : mucizeli söz damgası, muhür, yani, Kur'an'ın mucize sözler olduğu nu gösterir özellik ve işaretler

    hatem-i ilahiye خاتم إلهيه : Allah'ın (c.c.) dam gası, muhürü; yani, Allah'ın (c.c.) işi ve eseri olduğunu gösterir özellik, işaret

    hatem-i inayet خاتم عنایت : Allah'ın (c.c.) yar dım ve iyilikte bulunduğunu gösteren mü-hür, yani, Allah'ın (c.c.) yardımını gösteren işaret ve belirti

    hâtem-i mahsus(a( خاتم مخصوصه : husisi (özel(

    mühür

    hatem-i mu'cizat-ı Ahmediye: Hz. Muham-med'in (a.s.m.) mu'cizeler mührü; yani, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mucizelerini anlatan ve belirten eser

    hatem-i mucize خاتم معجزه : mucize mühürü; yani, mu'cize olmak vasfını (niteliğini) ortaya koyan işaret ve belirti

    hatem-i nübüvvet خاتم نبوت : peygamberlik mühürü; yani, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğinin işareti, belirtisi

    hatem-i Rabbani خاتم ربانی : rabbe ait mühür Allah'ın (c.c.) her şeyin sahibi, yetiştiricisi ve geliştiricisi olduğunu gösteren işaret, belirti veya özellik

    hatem-i rahimiyet خاتم رحیمیت : rahimiyet mü-hürü; yani, Allah'ın (c.c.) çok merhametli ol duğunu gösteren işaret, belirti; özellik

    hatem-i rahmaniyet خاتم رحمانیت : rahmaniyet

    mühürü, yani, Allah'ın (c.c.) her şeyi kuşatan rahmet ve merhametini gösteren işaret, be-lirti, özellik

    hatem-i risalet حاتم رسالت : peygamberliğin so-nuncusu, son peygamber (a.s.m.)

    hatem-i rububiyet حاتم ربوبیت : rububiyyet mühürü, yani, Allah'ın (c.c.) her şeyin rabbi, yani, sahibi, terbiyecisi, yetiştiricisi ve gelişti-ricisi olduğunu gösteren işaret, belirti

    hatem-i rusül خاتم رسل : peygamberlerin sonu-

    nucusu

    håtem-i samediyet خاتم صمدیت: samediyet mühürü; Allah'ın samed hiç bir şeye muhtaç olmayıp her oldugune his kendisine muhtaç bulunduğunu gösteren işaret, belirti

    hatem-i Tai خاتم طائی : Arabistandaki Tay ka-bilesine mensup olup kabilenin ileri gelen-lerindendir. şairliği ve cömertliği ile tanın-mıştır. çok cömert ve eli açık månasına gelen "hâtem" takma adı ile anılmıştır. Hz. Pey-gamber'in (a.s.m.) zamanına yetişmiş ise de O'nun peygamberliğinden önce ölmüştür

    hatem-i tasdik خاتم تصديق tasdik mühürü; doğrulayıcı işaret ve belirti

    hatem-i tevhid حاتم توحید : tevhid mühru, Al lah'ın (c.c.) birliğini gösteren işaret ve belirti

    Håtem-i Vahdaniyet خاتم وحدانیت : vahdani yet mührü; yani, Allah'ın (c.c.) bir olduğunu ve kâinatta O'dan başka hiç bir şeyin gerçek kuvvet ve tesirinin bulunmadığını gösteren işaret, belirti

    Hätem-i Vahdet خاتم وحدت: vahdet mührü, Allah'ın (c.c.) birlik mühürü; yani, Allah'ın (c.c.) birliğini gösteren işaret ve belirti (bak. vahdaniyet(

    Hatem-i Vahidiyet خاتم واحدیت : vahidiyet müh-rü; kâinatın ve varlıkların bütünlüğünde, gö-rülen Allah'ın (c.c.) birliğine ait işaret, belirti

    hatem-i velayet خاتم ولایت : evliyalık (ermişlik(

    mührü, ileri derecedeki månevi olgunluğun işareti, belirti

    hatem-ül enbiya خاتم الأنبياء : )bak håtem-i en-biya)

    hatif خاطف : göz kamaştıran

    hatır 1 : خاطر.akıl 2.düşünce 3.gönül, kalb 4.hal, durum 5.saygı, değer

    hatıra gelmek خاطره گلمك : akla gelmek

    YanıtlaSil
  99. SABIR

    Mü'minin başına ne zaman bir şid-det ve zorluk gelecek olsa, Allah bundan sonra ona bir ferahlık ve kurtuluş verir. Zira bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamaz.

    Cenâb-ı Hak da Kur'ân-ı Kerîm'inde şöyle buyurmuştur:

    <>> (Al-i İmrån, 200) (Muvatta, Cihåd, 6)

    Allah'tan korkan intikam almaz.

    Takva sahibi olan günah işleyemez.

    Allah'tan korkanın öfkesi kabarmaz.

    Allah, ittikā sahibi olan kimsenin arzusunu yerine getirir.

    HAVF ve RECA

    Gökten gelen bir ses;

    <<<-Ey insanlar! Bir kişi hâriç hepiniz cennetliksiniz!>> dese, o kimse ben olacağım diye korkarım.

    <<<<-Ey insanlar! Bir kişi hâriç hepiniz cehennemliksiniz!» dese, o kişi ben olacağım diye ümit beslerim.

    (Ibn-i Receb el-Hanbeli, et-Tahvif mine'n-når, s. 15)

    51

    YanıtlaSil
  100. ÖVGÜ VE DÜRÜSTLÜK

    En çok sevdiğim kimse, bana ayıp ve kusurlarımı haber verendir. (Süyüti, Tarihul-Hulefá, s. 130)

    Yüze karşı övmek boğazlamak gibidir. (İbn-i Kuteybe, el-Mesail, Dımaşk 1990, s. 145; İbnü'l-Cevzi, Menákıb, s. 225)

    Dileyen (nâfile) oruç tutar, (nâfile) namaz kılar.

    Ancak emânet duygusu (güvenilirliği) olmayanın dini yoktur!

    (Beyhaki, Şuab, VII, 217-218/4896)

    Başkasında görüp de hoşlanmadığın ayıbı, kendinde olduğunu görememekten çok ayıp olmaz.

    İNSAN NASIL TANINIR?

    Bir kimse Hazret-i Ömer'in yanında başka birisini methediyordu. On-dan sitâyişle bahsediyordu.

    Hazret-i Ömer ona üç tane sual sordu:

    Onunla hiç yolculuk yaptın mı?

    Ticaret gibi bir alışverişte, içtimâî bir muâmelede bulundun mu?

    Ona sabah-akşam komşu oldun mu?

    Kişi bu üç soruya da «hayır» deyince, Hazret-i Ömer;

    <<-Kendisinden başka ilâh olmayan Allâh'a yemin ediyorum ki, sen onu tanımıyorsun!» dedi.

    50

    YanıtlaSil
  101. larıyla, yani kendinden evvel bütün enbiyanın teyatürle icmaların Tevhidin bir bürhan-ı nâtıkı olan Zat-ı Ahmediye (asm) risalet ve velâyet cenah-

    Risalet-i Ahmediye (asm)

    2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1926 - İskilipli Atıf Hoca

    idam edildi.

    1969-Yaser Arafat, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün liderliğine getirildi.

    4

    CUMA

    FRIDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    C

    BİR AYET

    Rabbine hand ederek Onu tesbih et ve Ondan mağfiretini dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edicidir.

    Nasr Suresi: 3

    BİR HADİS

    Fitnelerden sakının! Dille ona karışmak kılıçla karışmak gibidir.

    Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı hâliyle vird-i zebanıdır.

    Sözler

    YanıtlaSil
  102. nexe (uise) uzisaqmedia

    TARİHTE BUGÜN

    1526 - Kanunî, Avusturya seferine çıktı.

    1949 - Konyalı Mehmed Vehbi Efendi vefat etti.

    1957 - Emirdağ'dan dönen Bediüzzaman, Eskişehir'e gelip Yıldız Oteline yerleşti.

    27

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    KASIM

    NOVEMBER

    BİR AYET

    Şüphesiz ki Allah

    insanlara pek şefkatli, pek

    merhametlidir.

    Bakara Suresi: 143

    BİR HADİS

    İnsanın karşılaşmayı en uzak gördüğü şey

    ölümdür.

    Hatib

    Baki bir hakikat, fânî şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikate zulümdür.

    HICRI:25 CEVVEL 1446 RUMI: 14T SANİ 1440)

    Emirdağ Lahikası

    KASIM-20-GÜN-332 KALAN-34-GÜN KIS-1DK

    YanıtlaSil
  103. TARINTE BUGUN

    1923-Hint Müslüman liderlerinden Ağa Han ile Emir Ali İsmet, hilåfetin muhafazası için Türkiye'ye mektuplar yazdılar.

    1958 - İnönü, Menderes ve DP'yi ihtilalle tehdit etti.

    2008 - Bediüzzaman'ı

    gören son şahit, hanım Nur Talebelerinden Kadriye Müftüoğlu vefat etti.

    KASIM

    24 PAZARTESİ

    4 1447 C.AHİR

    RUMI: 11 T.SANİ 1441 KASIM: 17

    En guzel isimler Ona mahsustur.

    Taha Suresi: 8

    BİR HADİS

    Mü'minin yitik malı olan ilmi elde ettiğinizde, onu kaybolmaktan koruyunuz.

    Deylemî

    Küçük ehemmiyetsiz bir çekirdekten, koca dağ gibi bir ağacı halk etmek Kudret-i İlâhiyenin şe'nindendir ve âdetidir ve azametine delildir.

    Emirdağ Lähikası

    YanıtlaSil
  104. 428

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    «Alemlerde İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi.»

    Yani: İbrahim'e ve ona tabi olanlara bereket ihsan eylediğin gibi.. Sehliye nüshasında metin üstte anlatıldığı gibidir.

    Bazı nüshada:

    İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi..

    Manasında gelmiştir. Bazı nüshada ise:

    İbrahim'e ve İbrahim'in aline bereket ihsan eylediğin gibi.

    Manasında gelmiştir.

    Ancak, bu nüsha hadis-i şerifle belirtilen manaya uygundur.

    <<>

    Lafzına verilen bir mana şudur:

    Ya Rabbi, senden matlub olup temenni edilen salât ve bereketi, âlemler arasında Resulüllah S.A. efendimize ve âline has eyle.

    Bir başka manaya göre de, şöyle olur:

    Ya Rabbi, Resulüllah S.A. efendimizin ve âlinin üzerine lâyık olan salât ile salât ve bereket ihsan eyle. Cümle âlemin dillerinden sadir olan hayır dualarını Resulüllah S.A. efendimiz üzerine ve âlinin üze-rine ihsan eyle.

    Şu da bir başka manadır:

    Halil'in İbrahim a.s. ve onun âli üzerine ettiğin türlü nimetleri ve tazimatını, âlemler içinde nasıl şayi ettinse Resulüllah S.A. efendi-miz ve âlinin üzerlerine ettiğin çeşitli ikramları ve her çeşit tazimat nimet ve ihsanlarını cümle âlemler içinde açıktan şayı eyle.

    Burada biraz, ÁLEMLERİN lafzı üzerinde duralım. Bu, ALEM lafzının cem'idir. Yeni tabirde: Çoğulu.. Bunun manası üze-rinde çeşitli görüşler vardır.

    Keşşaf Rh. şöyle dedi:

    ÅLEM, ilim sahibi olan insan, melâike ve cinne mensup olanlardır.

    Bazıları da şöyle dedi:

    ÅLEM.

    Demek:

    Yaratıcının varlığına delalet eden şey.

    Demektir.

    Bu ikinci manaya göre: Bütün mahlukat, ki bunlar ister canlı, ister cansız, ister büyük, ister küçük olsun.. hemen hepsi yaratıcısının varlığına alamet ve delildir. Meselâ: Ruhlar âlemi, cesetler âlemi, bit-kiler âlemi.. Diğerlerini de bunlara kıyas edebilirsin.

    Hâsılı: Her nevi şey, Yüce Hakkın varlığına ve kudretine delil ol-duğundan, bütün bu çeşitler murad edilip cem sığası ile: - Alemler.

    Diye geldi.

    YanıtlaSil
  105. KARA DAVUD

    429

    Resulüllah S.A. efendimizden şöyle bir rivayet geldi:

    Nimeti herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah, on sekiz bin âlem yarattı. Bu sizin dünyanızın tümü, o on sekiz bin ålemden ancak biridir.»

    Bu rivayete göre: Bu dünyadan başka, on yedi bin dokuz yüz dok-san dokuz âlem vardır. Tüm bu âlemler içinde: cyle. Resulüllah S.A. efendimize, onun âline, çeşitli tazim ile salât

    Diye, Yüce Hakka niyaz olunur.

    Mukatil Rh. şöyle anlattı:

    Yüce Hak için seksen bin âlem vardır. Onların kırk bini de-nizde, kırk bini de karadadır.

    Imam Fahreddin-i Razi ise şöyle anlattı:

    Yüce Hak için yüz bin âlem vardır. Onların kırk bini karada, altmış bini de denizdedir.

    Kaab'el-Ahbar ise, şöyle anlattı:

    Alemlerin haddini, hesabını, çeşitlerini hiç bir kimse sayma-ya muktedir değildir; onları ancak Ålemlerin Rabbı olan Allah bilir.

    Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de bu mana üzerine şu âyet-i kerime var-

    dır:

    «Rabbın ordularını, ancak kendisi bilir.» (74/31)

    Salavat-ı şerifenin son cümlesini okuyalım:

    «Gerçekten sen, Hamid'sin; Mecid'sin.>>>

    Kısaca açıklaması şudur:

    Yüceler yücesi zatın bütün kemalât ile övülmektedir. Tüm mah-luk üzerine, türlü türlü nimet ve ihsan edensin.

    ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Bu salavat-ı şerifeyi hadis imamları, kütüb-ü sitte'nin (altı sa-hih hadis kitabı) hepsinde, Kâab b. Ucre'den r.a. merfu usulünde çı-karıp anlatmışlardır.

    Büyük tabiinden sayılan Ahmed b. Abdirrahman b. Ebi Leyla şöyle anlattı:

    Ashabdan Kâab b. Ucre ile karşılaştım. Bana şöyle dedi:

    Sana büyük bir hediye vereyim mi?.

    İhsan buyurun.

    Dedim; şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimiz, hücre-i pâkinden çıkıp bize geldi. Şöyle dedik:

    Ya Resulellah, biz size selâm vermenin şeklini biliyoruz. Ama nasıl salât okuyalım. Bunu bize talim buyurun.

    YanıtlaSil
  106. 354

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    «Siz, beni zikr ediniz ki, ben de, sizi zikr edeyim...» (10)

    «...Allah'ı zikr etmek, elbette en büyük ibådettir...» (11)

    «Allah'ın güzel İsimleri vardır.

    O'na, onlarla düa ediniz..» (12)

    ....Allah'ı çok zikr eden erkeklerle Allah'ı çok zikr eden kadın-lar için, Allâh, bir mağfiret, pek büyük bir ecr ve mükafat hazırla-mıştır. (13)

    «...Ey Mü'minler! Allah'a tevbe ediniz ki, korktuğunuzdan kur-tula ve umduğunuza ere bilesiniz!» (14)

    «...Allah'dan mağfiret dileyiniz. Şüphe yok ki, Allâh, Mü'minleri çok yarlığayıcı, çok esirgeyici-dir.» (15)

    Zikrin Allah'a Yaklaşmağa ve Allâh Tarafından

    Sevilmeğe Sebep Oluşu:

    Peygamberimizin açıkladıklarına göre «Yüce Allâh (Ben, kulu-mun zannı (*) üzereyim. (16) Hakkında, inancına göre işlem yapa-rım.

    Kulum, beni zikr ettiği zaman, ben, onun yanındayım.

    Eğer, o, beni, kendi nefsinde zikr ederse, ben de, onu, kendi nef-simde zikr ederim.

    Eğer, o, beni bir topluluk içinde zikr ederse, ben de, onu, içinde zikr ettiği topluluktan daha hayırlı olan bir topluluk içinde zikr ederim.

    O, bana, bir karış yaklaşırsa, ben, ona bir arşın yaklaşırım! (**)

    O, bana, bir arşın yaklaşırsa, ben, ona bir kulaç yaklaşırım!

    O, bana, yürüyerek gelirse, ben, ona, koşarak gelirim!» (17)

    (10) Bakare: 152

    (11) Ankebût: 45

    (12) Arâf: 180

    (13) Ahzab 35

    (14) Nûr: 31

    (15) Müzzemmil: 20

    (*) Burada (Zannı üzereyim) demek, (İnancı üzereyim) demektir. [Ebülbekâ Külliyat s. 239]

    (16) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Buhari Sahih c. 8, s. 171, Müslim Sahih c. 4, s. 2061

    (**) Kul, Allah'a tâat ve ibadetle yaklaşmağa çalıştığı zaman, yüce Allah, ona mağfiret ve rahmetini koşturur, demektir, (Tirmizi Sünen c. 5, s. 581)

    (17) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 293, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Sahih, Härisülmuhasibi Erriâye s. 65, Buhari Sahih c. 8, s. 171, Müslim c. 4, s. 2061, Tirmizi Sünen c. 5, s. 581, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1255-1256

    YanıtlaSil
  107. ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZIKR EDİSİ

    255 beni zikr edenlerdir ki, zikirlerine karşılık, ben de, onları zikr ede «... Kullarımdan Velilerim (***), yaratıklarımdan sevdiklerim, rimdir!» (18)

    «Ey Adem oğlu! Sen, beni zikr ettikçe, bana şükr edersin. Beni, unuttukça da, bana nankörlük edersin!» (19)

    «Ey Adem oğlu! Sen, beni Fecirden (Tan yeri ağardıktan sonra ve ikindiden sonra bir müddet zikr et ki, aralarındaki müddet içinde sana yeteyim!» (20)

    «...Kulum, nâfilelere devam edip bana öyle yaklaşır ki, nihayet, ben, onu severim. (21)

    Sevince de, kendisinin gözleri olurum. Göreceğini, onlarla görür!

    Kulakları, olurum. İşiteceğini, onlarla işitir!

    Elleri, olurum. Tutacağını, onlarla tutar.

    Ayakları, olurum. Yürüyeceği zaman, onlarla yürür! (22)

    Bana sığınacak olursa, onu, barındırır, korurum. (23)

    Bana, düa ederse, düasını kabul ederim.

    Benden, bir şey isterse, istediğini veririm. (24)

    Yarlığanmasını isterse, kendisini yarlığarım.» buyurmuştur. (25)

    Yine, Peygamberimizin bir Hadis-i şeriflerinde açıkladıklarına göre :

    «Yüce Allah, bir kulu, sevdiği zaman, Cebrail'e (Ben, filanı sevi-yorum!) buyurur.

    (***) Velf: mâsiyétlerden, şehvet ve lezzetlere düşkünlükten ayrılıp Allah'a tâatta devam eden, Allah'ı ve Sıfatlarını yakînen bilen kişi demektir. (Seyyid Şerif -Târifât s. 172)

    (18) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 430, Ebû Nuaym Hilyetülevliyâ c. 1, s. 6

    (19) Heysemi Mecmauz-zevâid c. 10, s. 79, Aliyyülmüttaki Müntehabu Kenzül ummal c. 1, s. 332

    (20) Aliyyülmüttakî Müntehabu Kenzül'ummal c. 1, s. 328

    (21) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 192, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 256,

    Ebû Nuaym Hilye c. 1, s. 4

    (22) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 192-193, Ebû Nuaym Hilye c. 1, s. 4-5

    (23) Ebû Nuaym Hilyetülevliyâ c. 1, s. 5

    (24) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 193, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, 256

    (25) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 193

    YanıtlaSil
  108. 211

    6387. Olmak için doğmak gerek.

    6388 Olması gereken mutlaka olur.

    6389. Olmuşla ölmüşe çare yok. (A chose faite, point de remède.)

    6390 Olursa çatpat, olmazsa aç yat. (Journée gagnée, journée dépensée. )

    639/ Onurlu ölmek, onursuz yaşamaktan daha iyidir.

    6392. Ortak malda hayır yoktur. (L'âne de la communauté (du commun) est toujours le plus mal bâté.)

    6393. Otu çek, köküne bak! (Toujours le vin sent son terroir )

    . 6394. Odevinin ilk yarısını başarmak için yurdunu sev, öbür yarısını yerine getirmek için de insanlığa yaran!

    6395. Ödünç paradan tasa ürer.

    6396. Öfkeyle kalkan, zararla oturur. (Agir dans la colère, c'est s'embarquer durant la tempête.)

    6397. Öğle vaktini saat on dörtte arar. (11 cherche midi à quatorze heures.)

    6398. Öküz gelecek yerden, yümurta esirgenmez. (On donne un oeuf, pour avoir un boeuf.)

    6399. Öküz oynaşa çıkınca, ay akşamdan doğar. (Aux chevaux maigres vont les mouches.)

    6400, Öküzler kaçtıktan sonra, ahırı kapar. (İl ferme l'étable quand les boeufs se sont sauvés.)

    6401. Öküzün altında buzağı arar. (11 cherche le veau sous le boeuf.)

    6402. Öküzün dünyası, gözlerinin gördüğü yer denlidir.

    6403. Ölen köpek ısırmaz. (Un chien mort, ne mord plus.)

    6404. Ölme atım, ölme; ot geliyor!

    6405. Ölmektense, acı çekmek yeğdir. (Plutôt souffrir que mourir.)

    6406. Ölü gözünden yaş, imam evinden aş beklenmez. (On tirerait plutôt de l'huile d'un mur.)

    6407. Ölüler her zaman kabahatlidir.

    6408. Ölümden başka, her şeye deva vardır. (Il y a remède à tout, hors à la mort.)

    6409. Ölümün dostları yoktur.

    6410. Ölüyü gören, hastalığa razı olur. (Celui qui voit un mort, consent à n'êtrre que malade.)

    6411. Önce can, sonra canan. (Charité bien ordonnée, commence par soi-même.)

    6412. Önce dövüşüp sonra barışalım. (De mauvais contrat, longue dispute.)

    6413. Önce zahmet, sonra rahat. (Nul bien sans peine.)

    6414. Önünde, sonunda herkese bir karış toprak kalır. (Six pieds de terre suffisent à un grand homme.)

    YanıtlaSil
  109. 210

    6355. Meyve veren ağaç taşlanır.

    6356. Mihneti kendine zevk etmededir, hüner. (Contre mauvaise fortune, faire bor

    6357. Minareyi çalan, kılıfını hazırlar. (Qui veut voyager loin ménage sa monture mine.)

    6358. Mutluluğun anahtarı akıldır.

    6359. Mutsuzlar için saatler ne denli yavaş geçer!

    6360. Müşteri, kapının ardındadır. (Qui esi loin de son bien est près de son dommag

    6361 Müzik karın doyurmaz.

    6362. Nabza göre şerbet verilir. (Selon le temps la manière.)

    6363. Namus ehlinde söz bir olur. (Les honnêtes gens n'ont qu'une parole.)

    6364. Nasıl yaşarsak, öyle ölürüz. (Bonne vie annonce bonne fin.)

    6365. Ne A'yı bilir, ne de B'yi. (Il ne sait ni A, ni B.)

    6366. Ne balıktır, ne de et. (Il n'est ni chair, ni poisson.)

    6367. Ne denli bildiğiniz önemli değil, nasıl öğrendiğiniz önemlidir.

    6368. Ne dilersen eşine, o gelir başına.

    6369. Ne ekersen, onu biçersin. (Comme tu auras semé, tu moissonneras.)

    6370. Ne kokar, ne bulaşır. (Il ne sent pas et ne se souille pas non plus.)

    6371. Ne uyak var, ne anlam!

    6372. Ne yaptığınız önemli değil, nasıl yaptığınız önemlidir.

    6373. Ne yediğini söyle, ne olduğunu söyleyeyim. (Dis-moi que tu mange, je te dira que tu es.)

    6374. Ne zaman ne yapacağını bilmeyen kimsenin günleri hep kısadır.

    6375. Nerde birlik, orda dirlik. (Quand les boeufs vont à deux, le labourage en va mieux.)

    6376. Nerde hareket, orda bereket. (Qui bien chasse, bien trouve.)

    6377. Neye güldüğünü söyle, kim olduğunu söyleyeyim.

    6378. Nezaket dediğimiz şey, arşın ile ölçülmez.

    6379. Oburluk, savaşta kılıcın kestiğinden daha çok insanı öldürür. (Gourmandise tue plus de gens qu'épèe en querre tranchant.)

    6380. Oğul, babasının zanaatına kalıtçı olur.

    6381. Ok, yaydan çıktı. (Le trait en est lancé.)

    6382. Ol da soğan başı ol! (Il vaut mieux être banqueroutier que de n'être rien.)

    6383. Olan oldu, giden gitti. (Advienne que pourra.)

    6384. Olanaksız sözü, Fransızca değildir. (Impossible n'est pas français.)

    6385. Olanaksızlık, yalnızca aptalların sözlüğünde bulunan bir sözcüktür.

    6386. Oldu olacak, kırıldı nacak. (Ce qui est arrivé est arrivé, la hanehe s'est cassée.)

    YanıtlaSil
  110. hatıra getirmek

    hatm-i mekal (makal)

    H

    340

    hatıra getirmek خاطره گیرمك : düsunmek, akla

    getirmek

    hatir u hayal خاطر و حبال : hatır ve hayal

    akılda kalmış olan şey 2. birini veya bir şeyi hatira 1 : خاطره.geçmişte görülup yaşanmış ve hatırlatan şey 3.(içten geçen) düşünce 4.ma-nevi ihtar yolu ile gelen düşünce

    hatira adalet خاطرة عدالت : adalet hatırası, adaletli davranışın hatırası

    hatıra gaybiye خاطرة غيبه : bilinmeyen bir gerçeğe ait (Allah (c.c.) tarafından gelen) ha-tırlatma

    hatira- hakikat خاطرة تمحقیقت : gerçeğin (kalb) yolu ile) hatırlatılması ve hâtıra gelmesi

    hatira hayatı medresiye : خاطرة حيات مدرسيه medrese hayatının hatırası

    hatıra sürur خاطرة شرور : sevinç hatırası, se-vinçli zamanın hatırası

    hatirat خاطرات : hatıralar, akılda kalanlar 2.içten gelen düşünceler, kalb veya akla gelen düşünceler 3 månevi ihtar yolu ile gelen dü-şünceler

    hatirati gaybiye خاطرات غیبیه : gaybla ilgili (il ham ve manevi ihtar yolu ile akla ve kalbe gelen) düşünceler

    hatirat-i ilmiye خاطرات علميه : ilimle ilgili akılda tutulan düşünceler, ilmi düşünceler

    hatirati imaniye خاطرات إيمانيه : imanla ilgili düşünceler ve bilgiler

    hatirati kalb خاطرات قلب : kalbe gelen düşünce ler ve mânalar

    hatıratı şeytaniye خاطرات شيطانيه : seytana ait düşünceler, şeytanın fısıldadığı düşünceler

    hâtırat-ı şeytaniye ve nefsiye خاطرات شیطانیه و نفسيه : şeytanın ve nefsin hatıra getirdiği şey-ler

    hati خاطی : yanıltıcı, hatāya düşürücü

    hatiat خطيئات : hatalar, yanlışlıklar, günahlar hatib : 1 hitap eden, söz söyleyen top luluğa karşı etkili ve güzel söz söyleme sana-tını bilen konuşmacı 3.cami'de cemaate vaaz ve nasihat etmekle görevli kimse

    hatib-i beligخطيب بلغ : belagat sahibi güzel ve doğru konuşmasını bilen hatip (ko-nuşmacı)

    hatib-i devr-i zaman خطیب دور زمان : zamanımı-zın büyük hatibi

    hatib-i fasihخطيب: acik ve anlaşılır dille konuşan hatip

    hatib-i kutsi خطيب قدسی: mübarek ve kusursuz hatip (Hz. Muhammed a.s.m.)

    hatib-i mürid خطیب مرد doğru yolu göste ren hatip

    hatib-i rabbani herseyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah (c.c.) tarafından görev. lendirilmiş hatip

    hatib-i şehir خطیب شهير : unlü hatip hatib-i umumi خطب عمومی: herkese hitap eden hatip (konuşmacı)

    hatiplik خطيبلك : konuşma, hitap etme

    Hatice-i Kübra (Haticet-ül Kübra ra. خديجة

    ve mü'minlerin en büyük annesi ve en büyük mü'min kadın. (bak. kübra) Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ilk olarak O inanmış ve beraber ol-dukları yirmidört yıl boyunca O'na fedakârca hizmette bulunmuş, maddi ve manevi ola-rak daima destek olmuştur. Hz. Peygamber (a.s.m.) o'nun ölümüne kadar başka bir ka-dınla evlenmemiştir. Hz. Fatıma (r.a.) O'n-dan olan kızı olup Hz. Ali ile evlenmiş ve ço-cukları Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.), Hz. Hatice'nin de torunları olmuştur

    hatif )1( هاتف : )bak håtıf(

    hatif )2( هاتف : kendisi görülmeyen ve sesi işi-tilen, görünmeden seslenen (cin türünden varlık)

    hâtif-i cinni هاتف جنى : cin türünden olan hatif, görünmeden seslenen cin türünden varlık

    hatim 1 : ختم.Kur'an'ı baştan sona okuma 2.bi-tirme

    hatime 1 : خاتمه.son2.son söz, eserin sonuç bölümü

    hatime-i kaside خاتمه قصيده : kasidenin (şiirin( son bölümü

    hâtime-i tazarru ve niyaz خاتمه تضرع و نیاز : Al lah'a (c.c.) yalvarış ve yakarışın sonu

    hatimelendirmek ختملندرمك : sonuçlandırmak, bitirmek

    hatm ختم : )bak hatim(

    hatiphat kelam ختم کلام : sözü bitirme (hatm-1 kelam etmek ختم كلام إيتمك : sözü bitirmek(

    hatm-i Kur'an )1( ختم قرآنی : Kur'an hatmi, Kur'an'ı baştan sona kadar okuyup bitirme

    hatm-i mekal (makal( ختم مقال : sözü bitirme

    YanıtlaSil
  111. hatmetmek

    341

    (bak hatm-1 kelam) (hatm-i makal etmek مقال اينعك:szü bitirmek(

    hatmetmek ختم ايتمك baştan sona okuyup bi-tirmek

    havarık-ı iktidar

    hatme: 1. hatim indirme. Kur'an'ı baş-tan sona okuyup bitirme 2.baştan sona kadar okuyup bitirmek 3.bir kaç kisi bir arada belli şeyleri okuyup bitirme

    hatt-Arabi (ve( خط عربية : arapça yazı

    hatt-i Arabi-i Kur'an )1( خط عربی قرآنی : Arabça

    Kur'an yazısı

    hatt- dest خط دست : el yazısı

    hatt- ekremileri خط آکر میلری : saygı değer şah

    sınızın yazısı

    hatt- fazılaneniz خط فضیلانه نز : siz değerli ve yüksek kişiliğinizin yazısı

    hatt-i hakiki (ye( خط حقیقیه : )levh-i mahfuzda

    ki) gerçek yazı

    hatt harb خط حرب : muharebe hattı savaş cephesi, savaşta düşmana karşı durulan en öndeki yer

    hatt hareket خط حرکت : davranış tarzı, hare-

    ket tarzı

    hatt- istiva خط استوى : ekvator, haritada( dünyanın kuzey ve güney kutuplarından eşit uzaklıktan geçen ve dünyayı iki yarım küreye ayıran en büyük çember çizgisi (en büyük pa-ralel daire)

    hatt-i kadim خط قديم : eskiden beri kullanılan yazı

    hatt- kudsi (ye( خط قدسيه : Kur'an yazısı,

    Kur'an'ın yazıldığı yazı

    hatt- muvasala خط مواصله : birleştirici çizgi, ortak nokta, karşılıklı iyi münasebetleri saghavale 1 : حواله.)bir işi, bir şeyi başka birine(

    layan buluşma noktası

    hattı mübarek خط مبارك : mübarek yazı

    hattı münasebet خط مناسبت : karşılıklı ilgi ve

    ilişki bağı

    hattı müstakim 1 : خط مستقیم.doğru çizgi 2.doğru yol

    hatt- sakul خط شاقول : çekül doğrultusu, yere

    dik çizgi

    hatt-i şerif خط شریف : mübarek yazı, şeref du-

    yulan yazı

    hatta حتى : üstelik, bundan başka, hem de, dahi, bile, o kadar ki... månalarına gelen ke-lime

    hattiye خطبه : el yazısı ile yazılan yazı

    have adım

    hatve behatve حطوه بخطوه : adım adım

    hatve-endaz olmak خطوه انداز اولمق adım at mak, ilerlemek

    hava 1 : هوا.dünyümızı saran gaz tabakası)-yaklaşık bir hacim oksijen ile dört hacim azot gazı karışımıdır. içinde az miktarda su ve bazı gazlar da bulunur. insan, hayvan ve bitkiler, solunum yolu ile havadaki oksijeni oksijensiz yaşayamaz) 2.gök, gökyüzü 3 iklim şartları alırlar. bazı tek hücreli canlılar harıç, casieni

    hava-i gilli gis هواء غل و غش : düşmanlık, çe kememezlik ve hainlikle dolu hava (toplum)

    hava-i nesimi (ye( هواء نسیمیه : temiz hava, ra hatlatıcı ve çok hoş meltem

    hava-i zulmet هواء ظلمت : karanlık gökyüzü

    hava-yı nesimi هواء نسیمی : )bak hava-i nesimi( havadar هوادار : temiz havalı, havası bol, açık ve temiz hava alabilen yer

    havadis 1 : حوادث.hadiseler, olaylar 2.haberler

    havadis-i yevmiye 1 : حوادث يوميه gunlük olay-lar 2.günlük haberler

    havai هوائی : .hava ile ilgili, havadaki 2.boş, değersiz, önemsiz 3.boş istek ve heveslere kapılan

    havaic (havayic( حوائج : hacetler, ihtiyaçlar, ge-

    rekli şeyler

    havāic-i gayr-ı zaruri (ye( حوائج غير ضروريه : yaşa mak için zorunlu olan ihtiyaçlar

    havâic-l zaruri (y( حوائج ضروريه : yaşamak için zorunlu olan ihtiyaçlar

    bırakma, devretme, verme 2.posta veya baş-ka bir aracı ile gönderilen para 3.göndereme

    havali حوالی : evre, civar, etraf, yöre

    havarık (havarik( خوارق : harikalar, hayret veya hayranlık uyandıran şeyler, olağanüstü şeyler

    havarık-ı beşeriye خوارق بشريه : insan eseri hå-rikalar; insan tarafından yapılan hayret ve hayranlık uyandıran iş ve eserler

    havari-fitrat خوارق فطرت : yaradılış harikaları; hayret ve hayranlık uyandıran yaradılış özel-

    likleri havarık-ı hissiye خوارق حسبه : görülüp hissedi-

    len (algılanan) harikalar, mucizeler

    havarık iktidar خوارق إقتدار : Allah'a (c.c.) ait(

    YanıtlaSil
  112. HAZRET I OMERTAN HİKMETLİ SOZLER

    NEDÂMET ve TEVBE

    Kötülüklerin meyvesi, (faydasız) pişmanlıktır.

    . Tevbe edenlerle oturun!

    Çünkü;

    Onların kalpleri yumuşak olur.

    . Kötü bir işin en gizli şâhidi vicdanımızdır.

    Şerri bilmeyen, onun tuzağına düşer.

    Tevbeden maksat, günahı bilip yapmamaktır.

    Amel-i sâlihte bulunmaktan maksat, kendini beğenmemektir.

    Şükürden maksat; yerini itiraf edip, kulluğu bilmektir.

    ARKADAŞLIK

    Ahmak kimse ile arkadaşlıktan sakının. Şüphesiz o bazen fâideli olmak isterken, zarar verir.

    Oğullarına şöyle buyururdu:

    "Sabaha çıktığınız zaman etrafa da-ğılın (herkes kendine bir iş bulsun), bir evde toplanıp kalmayın! Çün-kü ben, bir arada kaldığınızda çekişerek birbirinize küsmenizden veya aranızda bir fenalık çıkmasından korkuyorum." (Buhâri el-Edebü'l-Müfred, no: 415)

    49

    YanıtlaSil
  113. GERÇEK AKIL

    İnsanlarla güzel dostluk kurmak, aklın yarısıdır.

    Yerinde sual sormak, ilmin yarısıdır.

    İyi tedbir almak da yaşamanın yarısıdır.

    En akıllı kimse, insanların hareketlerini en iyi takdir edendir.

    Bir kimsenin sorduğu sorudan onun akıl seviyesini anlarım.

    ZAMAN TERBİYESİ

    Bugünün işini yarına bırakma!

    İş bir kere geri kalırsa artık hiçbir zaman ilerleyemez.

    Karnınızı tıka basa yiyecek ve içeceklerle doldurmaktan sakının! Bu, vücuda zarar verir, hastalığa sebep olur, kişiyi namaza karşı tembel yapar.

    Binâenaleyh yeme ve içmede orta yolu izleyin! Bu, vücut için daha faydalı ve israftan koruyan bir davranıştır.

    Allah, şişman âlime kızar. Kişi şehevî arzularını dinine tercih etmedikçe kesinlikle helâk olmaz. (Ali el-Müttaki, XV, 433/41713)

    İYİLİK

    İyilik kolay bir şeydir, güler yüz ve yumuşak söz, bunu temin eder.

    İyiliklerine sevinen, kötülüklerine üzülen kişi mü'mindir.

    Bir iyiliğin şerefi, geciktirilmeden hemen yapılmasındadır.

    AK48

    YanıtlaSil
  114. IFLAH ve ISLAH OLMAZ

    On jey, on şeysiz düzelmez:

    Akıl, iffetsiz düzelmez.

    Fazilet, ilimsiz düzelmez.

    Kurtuluş, korkusuz düzelmez.

    Sultan, adaletsiz düzelmez.

    Asålet ve şeref, edepsiz düzelmez.

    Ferah, emniyetsiz düzelmez.

    Zenginlik, sehávetsiz düzelmez

    Fakirlik, kanaatsiz düzelmez.

    Yücelik, tevázusuz düzelmez.

    Cihad, tevfiksiz iyileşip düzelmez.

    HÜKÜM VERİRKEN

    Kadı Şureyh, Hazret-i Ömer'e mek-tup yazarak nasıl hükmedeceğini sordu. Hazret-i Ömer cevåben şöyle yazdı:

    -Allah'ın kitabında olanlarla hükmet!

    Eğer onda bulamazsan Allah Rasû-lü'nün sünnetiyle hükmet.

    Allah'ın kitabı ve Rasûlü'nün sünne-tinde de bulamazsan sâlihlerin verdiği hükümlerle hüküm ver.

    Sâlihlerin verdiği hükümler arasında da yoksa istersen devam et hükmünü ver, istersen geri dur.

    Geri durup hüküm vermemenin senin için daha hayırlı olduğu kanaatindeyim.

    Ve's-selâm. (Nesai, Kudât, 11/3)

    YanıtlaSil
  115. FİRASET

    Bir adamın şöhretine, görünüşüne aldanmayınız,

    Bir insanın namaz ve niyazına bakmayınız,

    Aklına ve doğruluğuna bakınız.

    Alay, şaka ve mizah etmekten kaçınınız.

    Zira;

    ➤Insanın şerefini kırar, vakarını azaltır.

    SIRLAR

    Seni ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olma!

    Düşmanından uzak dur!

    Dostundan da bazı şeylerini gizle, ancak emin olursa o başka.

    Bir toplumda emin bir kimseye hiçbir şey denk olamaz.

    Günahkâr ve kötü kimseyle beraber bulunma, çünkü o sana günahla-rını öğretir. Ona sırrını da açma!

    İşlerin husûsunda, Allah'tan korkan kimselerle istişâre et! (Ibn-i Ebi Şeybe, Musannef, VIII, 147)

    Sırrını gizleyen, kendine hâkim olur.

    46

    YanıtlaSil
  116. 2022 BEDİOZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1932-İlk Türkçe hutbe Süleymaniye Camiinde okundu.

    1934-Bediüzzaman, talebesi Re'fet beye hitaben bir lähika mektubu kaleme aldı. (Barla Lahikası, 262. mektup.)

    5

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan şüphe içindedirler. Bilin ki o her şeyi ilim ve kudretiyle kuşatmıştır.

    Fussilet Suresi: 54

    BİR HADİS

    Gözlerin zinası harama bakmaktır.

    C

    Madem insan yalnız cesetten ibâret değil; cesedi beslemek için kalb, dil, akıl, dimağ koparılıp o cesede yedirilemez. Onlar imha edilemez; onlar da idare ister.

    HİCRÍ: 4 RECEB 1443 - RUMI: 23 K. SANI 1437

    Lem'alar

    KASIM: 90 - GÜN: 36 KALAN: 329 - GÜN UZA.: 2 DK

    İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı

    İmsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  117. TARİHTE BUGÜN

    2024 BEDIUZZAMAN TAKVIMI

    1922 - Gelibolu'nun kurtuluşu.

    1934 - Lakap ve unvanlar kaldırıldı.

    1950 - Türkiye, Kore Savaşı'na katıldı.

    1954 - Kapalıçarşı'da 1.200 dükkân yandı.

    1962 - ABD Türkiye'deki füze üslerini kaldırmaya karar verdi.

    KASIM

    NOVEMBER

    C

    26

    SALI

    TUESDAY

    BİR AYET

    Muhakkak ki tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden ancak Sensin.

    Bakara Suresi: 128

    BİR HADİS

    Musibet, günahsız olarak yeryüzünde dolaşacak bir hale gelinceye kadar mü'min kulun yakasını bırakmaz.

    Tirmizî, Zühd: 57

    Nihayetsiz hacat-ı insaniyeyi ihsan edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve muhit bir ilim sahibi olabilir. Öyle ise, mabudiyete lâyık yalnız O'dur. Sözler

    HİCRİ: 24 C.EVVEL 1446-RUMI: 13 T. SANİ 1440

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İmsak Güneş

    KASIM: 19-GÜN: 331 KALAN: 35 - GÜN. KIS.: 2 DK

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    04 27 07 57 12 56 15 23 17 45

    1910

    ESKİŞEHİR 06 20

    07 48

    12 50 15 21 17 43

    19.05

    YanıtlaSil
  118. TARINTE BUGÜN

    1462 Midilli Adasının

    fethi.

    1922-Bediüzzaman, Ankara reislerinde dine karşı gördüğü lâkaydlık üzerine M. Kemal ve diğer erkāna bir mektup yazdı.

    1925 - Şûra-yı Devlet, yani Danıştay kanunu kabul edildi.

    KASIM

    23

    PAZAR

    Rabbim, beni namazımda sürekli kıl, soyumdan

    olanları da.

    İbrahim Suresi: 40

    BİR HADİS

    3 1447

    C.AHİR

    Kendi kusurunu bilmen, seni başkalarının kusurunu araştırmaktan alıkoysun.

    Hâkim

    RUMI: 10 T.SANİ 1441 KASIM: 16

    Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız! Âya, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akıl ile onların sefâhet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet

    ediyorsunuz? Lem'alar

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    İmsak Günes

    Ogle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    Imsak

    YanıtlaSil
  119. havarık-ı iktidar خوارق إقتدار : Allah'a (c.c.) ait(

    YanıtlaSil
  120. havarık kudret

    hårikaları, (Allah'a (c.c.) ait) güç ve kuvvetin hayret ve hayranlıkla uyandıran iş ve eserleri

    havariki kudret خوارق قدرت : )Allah'a cc. alt( kudret hårikaları; (Allah'a c.c. ait) güç ve kuv vetin, hayret ve hayranık uyandıran iş ve eserleri

    havariki medeniyet خوارق مدنیت : medeniyet (uygarlık) insanların beraber yaşa Yupayla kurdukları medeniyetlerine ait hay ret ve hayranlık uyandıran eser ve buluşlar

    havariki nukus خوارق نقوش : sanatı süslemeler deki härikalar, hayret ve hayranlık uyandıran sanath süslemeler

    havarik-rahmet خوارق رحمت : ranmet harikala rı; (Allah'a c.c. ait) geniş merhametin, hayret ve hayranlık uyandıran işleri ve eserleri

    havariki san'at خوارق صنعت : san'at harikaları hayret ve hayranlık uyandıran san'at eserleri

    havank- sun'iye خوارق صنعيه : san'atla ilgili ha rikalar, hayret ve hayranlık uyandıran güzel iş ve eserler

    havarik-ul adat خوارق العادات : yaradılış harika ları; Allah'ın (c.c.) koyduğu kanun ve kuralla ra göre tabiatta tekrarlanıp duran yaradılışta ki harika olaylar ve işler

    havarık zahire خوارق ظاهره : gözle görülen hå-rikalar, mucizeler

    havarik حوار : )bak. havarık(

    havaric (havaric( خوارج : hariciler, halifelik ko nusunda hem Muaviye, hem Hz. Ali'yi haksız görüp bunların dışında kalma iddiasiyle or-taya çıkan ve Hz. Ali'ye isyan eden; sert, aşırı ve yanlış görüş ve tutumlarıyla işi bir çeşit anarşiliğe ve kan dökücülüğe kadar götüren, İslâmdan sapmış bir grup

    havariyyun حواريون : havariler, Hz. İsa'ya )a.s.) inanmış olan sahabeleri ve yardımcı ları. (bunlar oniki kişi iken Hz. İsa'dan, bir mucize olarak gökten bir sofra indirmesini istemişler, mucizeyi gördükten sonra, bun-lardan biri mucizeye büyü diye inanmamış ve Hz. İsa'ya ihanet etmiştir. bunun cezasını, Hz. İsa'ya benzetilerek çarmıha gerilmekle çekmiştir. bunun, Yahuda İskariyet isimli kişi olduğu bildirilmektedir. (bak. Maide Suresi, åyet: 110, 111, 112, 113, 114, 115; Al-i İmran suresi, âyet: 52, 53, 54, 55, 56; Niså Suresi: 157, 158)

    havas (havass( 1 : حواس.haslar, seçkinler, üst

    342

    haváss-i zahiri (ye)

    tabaka insanlar 2. Kur'an ve iman konula yüksek dereceye ermiş kimseler 3 zenginler rında geniş ve derin bilgiye sahip ve måneyj 4 hassålar, özellikler

    havas (havass( )2( حواس : hasseler, duygular (duyular), duygu (duyu) organlarıyla iç ve dış dünyamızda alınan izler, duyumlar. (görme, işitme, koklama, tatma, gibi dış dünya ile ilgili duyumlar yanıda denge, hareket, açlık, susuzluk, yorgunluk, dinçlik gibi iç duyular da vardır)

    havassi asere حواس عشره : on duygu veya du yum (bak. havås)

    havass-i batina حواس باطنه : iç duygular veya du

    yumlar (bak. havås(

    havassi beşeriye حواس بشريه : din ve månevi alanda seçkin insanlar, insanların seçkinleri ve yüksek tabakası, ileri gelenleri

    havåss-ı hamse حواس خمسه :bes duyum veya

    duygu (bak. havås )2((

    havåss-ı hamse-i batina حواس خمسة باطنه : besi duyum veya duygu (bak. havås)

    havass- hamse-i zahire حواس خمسة ظاهره : bes dış duyum veya duygu (görme, işitme, do

    kunma, koklama, tatma)

    havåss-ı hamse-i insaniye حواس خمسة إنسانية : in sanın beş duyumu veya duygusu (bak. havås)

    havass-ı insaniye حواس إنسانيه : insandaki duy

    gular veya duyumlar

    havass kerbiyyûn حواس کربیون : Allah'a (c.c.( yakınlıkları çok olan meleklerin seçkinleri,

    büyükleri

    havâss-ı mümeyyize حواس ممیزه : ayırt edici

    özellikler

    havassi selase حواس ثلاثه : uc duygu veya du-

    yum (tatma, görme, koklama(

    havassi ülema خواص علماء : din alimlerinin seçkinleri, büyükleri, ileri gelenleri

    havåss-ul havas خواص الخواص : seçkin insaların en seçkinleri, ilim ve imanda ileri gelenlerin

    en seçkinleri

    havāss-ül-hamse-i zahire ve batina حواض الحمة ظهیره و بطيئه : )bak. havass-1 hamse-i zahire(

    havass-i zahire حواس ظهيره : beş duyum, dıştaki beş duyumlar veya duygular (bak. havas)

    havāss-ı zâhire ve batina حواس ظاهره و باطنه : dis ve iç duyumlar veya duygular (bak. havås)

    havass-i zahiri (ye( حواس ظاهريه : )bak havass-1

    YanıtlaSil
  121. iri (ye)

    onula-

    anevi

    havăşi

    zahire)

    ginler

    havasi açıklamalar, haşiyeler

    gular e dış me, ile lik, lar

    343

    hayalâtihim

    havatir 1 : خواطرhatiralar 2.düşünceler, fikir-ler, akla gelenler

    havatır-ı şeytaniye خواطر شیطانیه : şeytan işi du şünceler, şeytanın hatıra getirdikleri

    havatim خواتم hatimler, son sözler, sonuç sözleri, sonlar

    havf خوف : korku

    havf-fakr خوف فقر : fakirlik korkusu

    havfi hacalet خوف حالت : utanma korkusu, utanılacak duruma düşme korkusu

    havf- memat خوف ممات : olüm korkusu havf u reca خوف و رجا korku ve ümit

    havfurica خوف و رجا korku ve mit

    havfsiz خوفز : korkusuz

    havfullah خوف الله : Allah (c.c.) korkusu

    havi حارى : içine alan, içinde bulunduran, kap-layan, kuşatan

    havi olmak حاوی اولمق : içine almak, bulundur-mak

    havi 1 : حول.güç kuvvet, kudret 2.çevre, etraf 3.yıl, sene 4.dönüşme, değişme

    havli kuvvet حول قوت : )bak havlü kuvvet(

    havlü kuvvet حول و قوت : güç ve kuvet

    havl ü kuvvet-i Rabbaniye حول و قوت ربانیه : rab

    bin güç ve kuvveti

    havl ü kuvvet-i Samedani حول و قوت صمدانی samed olan Allah'ın (c.c.) güç ve kuvveti hiç bir şeye muhtaç olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) kudret ve kuvveti

    havsala حوصله : akıl zihin; anlama ve kavrama

    gücü

    havsala-i mevcûde حوصله موجوده : var olan akıl ve kavrayış güçü

    havuz حوض : su için yapılmış çukur

    Havva حواء : ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem'in eşi, insanların ilk annesi

    havz حوض : )bak havuz(

    havz-ab-ı hayat 1 : حوض آب حیات ölümsüzlük suyu havuzu 2.(mec.) hayat verici, yıkılma-dan güçlü olarak yaşama vasıtası olan kaynak ve kuvvet

    havz-ı azam حوض أعظم : en büyük havuz

    havz-i azim حوض عظیم : büyük havuz

    havzekber حوض أكبر : en büyük havuz, çok büyük havuz

    have bereket havuzu, bol ve tükenmez hazine

    yunun bulunduğu havuz 2.(mec.) bol ve bit-havz- Kevser 1 : حوض کوثر.cennette kevser su-

    mez kaynak

    havz-ıkebir حوض كبير : buyük havuz, (mec.( büyük kitle

    havz-ı maarifet ve muhabbet خوض معرفت و محبت : (mec.) ilim, kültür ve sevgi kaynağı ve gücü

    havz-ı müşterek حوض مشترك : muşterek (ortak( havuz

    havz-ı rahmet حوض رحمت rahmet havuzu, Al-lah'ın (c.c.) bol olan rahmeti

    havza 1: حوضه.dağ ve tepelerle sınırlanmış bölge 2.havuz, küçük göl 3.Samsun'un kazası

    Hay Hayy): ezeli ve ebedi hayat sahibi olan ve hayat sahiplerine hayat veren (Allah c.c.)

    hay (hayy( حى : canlı, hayat sahibi

    haya حياء : utanma, ar, edep, Allah (c.c.) kor-kusu ile günahtan sakınma

    hayalı حال : haya sahibi

    hayal kılda tasarlanıp canlandırılan şey 2.gerçek olmayıp akıldan uydurulan şey, kuruntu 3.eşyanın parlak yüzeylerdeki gö-rüntüsü

    hayli خیلی : batıl hayal, yanlış düşünce

    hayal-ihail خيال هائل : korkunç hayal

    hayal-i muhal خيال محال : olması imkânsız şe-yin hayali, olması imkansız şeyin düşünül-mesi

    hayal-i şan خيال شان : sere ve ün hayali ve dü-

    şüncesi

    hayal خيال : hayal karışımı

    hayal-meyal خيال مبال : belli belirsiz

    hayalat خیالات : .hayaller, hayal şeyler 2.ger-çek dışı tasavvurlar, düşünceler, kuruntular

    hayalât-ı acemâne خیالات عجمانه : tranlılar tar-zında abartılı hayal şeyler ve uydurmalar

    hayalât-ı muhitiye خیالات محیطیه : evrenin et kilediği hayal şeyler ve düşünceler

    hayalatrakika خیالات رقيقه : ince ve acima duy-gularını uyandıran haller ve düşünceler

    hayalatihim خيالاتهم : onların hayalleri (ve boş düşünceleri)

    YanıtlaSil
  122. FATIHA SÜRESİ

    (1)

    E

    BİRİNCİ SÜRE

    el-FATİHA

    bi

    Müddessir süresinden sonra Mekke'de inmiş-tir. 7 âyettir.

    Kur'an'ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına «Fâtiha» denilmiştir. Diğer adları şun-lardır: Ana kitap manasına «Ümmü'l-Kitâb», dinin asıllarını ihtiva eden manasına «el-Esâs», ana hat-larıyla İslâm'ı anlattığı için «el-Vâfiye» ve «el-Kafi-ye», ilk defa inen yedi âyet manasına «es-Seb'u'l-Mesânî, birçok esrarı taşıdığı için «el-Kenz».

    Peygamberimiz «Fâtiha'yı okumayanın namazı olmaz buyurmuştur. Onun için, Fâtiha, namazla-rın her rekâtında okunur. Manası itibariyle Fâti-ha, en büyük dua ve münâcâttır. Kulluğun yalnız Allah'a yapılacağı, desteğin yalnızca Allah'tan gel-diği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapma-nın da Allah'ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu hususları bu sûrede ifadesini bulmuştur.

    Kur'an, insanlığa doğru yolu göstermek için in-dirilmiştir. Kur'an'ın ihtiva ettiği esaslar ana hat-ları ile Fâtiha'da vardır. Zira Fâtiha'da, övgüye, ta'zime ve ibadete lâyık bir tek Allah'ın varlığı, O'nun hakimiyeti, O'ndan başka dayanılacak bir güç bulunmadığı anlatılır ve doğru yola gitme, iyi insan olma dileğinde bulunulur.

    BESMELE

    Aralarında İmam Ebu Hanife'nin de bulunduğu bir gurup fakihe göre besmele, Fâtiha'dan ve diğe sûrelerden bir âyet değildir, sadece Neml sûres nin 30. âyetinde geçen besmele âyettir. Diğerle sûre başlarında teberrüken yazılmıştır. Onun iç namazda sesli okunmaz.

    YanıtlaSil
  123. namazda sesli okunmaz.

    Aralarında İmam Şafiî'nin de bulunduğu diğer bir gurup fakihe göre besmele Fâtiha ve diğer sûre-lerin ilk âyetidir. Şafiiler besmeleyi namazda sesli okurlar.

    Bir hadiste «Besmele ile başlamayan her iş gu-duktur» buyrulmuştur. Bu sebeple müslumanlar bütün işlerine «Besmele» ile başlarlar. İşlere Allah adıyla başlamak ne kadar güzel bir davranıştır Nahl sûresinin 98. âyeti gereği olarak da Kur'an okumaya başlarken «Eûzü» çekilir.

    YanıtlaSil
  124. i

    r

    i

    Eûzübillâhimineşşcytânirracîm

    Bismillahirrahmanirrahîm

    1. Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla.

    2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rab-bi Allah'a mahsustur.

    3. O, rahmândır ve rahîmdir.

    4. Ceza gününün mâlikidir.

    5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.

    6. Bize doğru yolu göster.

    7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!

    Amin.

    (Alemin, âlem kelimesinin çoğuludur. İnsan, melek ve cin gibi akıl sahibi yaratıkların tamamını içine alan evrenin adıdır. Bazıları da, Allah'ın var-lığına delalet eden her şeye âlem denildiğini soy-lemişlerdir.

    Rahmân, iyi olsun kötü olsun, mümin olsun kâfir olsun, ayırım yapmadan dünyada nimetini herkese veren Allah demektir.

    Rahîm ise, ahirette nimetlerini sadece mümin-lere veren manasınadır. Cenab-ı Allah, dünyada herkese nimet verdiği halde, kendisine inananla-ra ahirette özel muamele yapacaktır. Kur'an'da geçen «Rahman» ve Rahîm kelimeleri hep bu ma-nada kullanılmıştır.

    Ceza günü, ahirette herkesin hesaba çekilip iyi-nin iyi, kötünün de kötü karşılık alacağı muhake-me günüdür.

    Müfessirlerin açıklamalarına göre kendilerine lutuſ ve ihsanda bulunulan kimseler, peygamber-n ler ve onların yolunda gidenlerdir. Gazaba uğra-mışların yahudiler, sapmışların ise hıristiyanlar olduğu rivayet edilmiştir.

    r

    i

    Bununla beraber, doğru yoldan sapma ve Al-lah'ın gazabına uğrama, yalnızca hıristiyan ve ya-hudilere mahsus değildir.

    6. âyette Allah Teâlâ dan bizi doğru yola ilet-mesi istenmiş, 7. âyette ise doğru yolun ne olduğu örnekle eğitim metoduna göre anlatılmıştır. Bu da başta Peygamber olmak üzere iyilerin yolunu iyi, kötülerin yolunu da kötü olarak göstermektir. İşte Kur'an'ın büyük bir kısmı, bu iki ayetin tefsiri mesâbesindedir.)

    -ar h ! n

    YanıtlaSil
  125. 430

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Bunun üzerine Resulüllah S.A. efendimiz:

    «Şu salavat-ı şerifeyi okuyun.»

    Buyurup, aşağıdaki salavat-ı şerifeyi bize öğretti:

    «Allahım, Muhammed'e salât eyle. Keza Muhammed'in âline de salât eyle.»

    Bu cümlenin açıklaması şöyledir:

    llah olmayan, nimeti herşeye samil Yüce Allah. Resulüllah S.A. efen-Ey vacibülvücud, hayrı ve cömertliği yağdıran, kendisinden baska dimize bolca nimet ve çokça lütuf ihsan eyle. Onun büyüklüğünü ve kıl. Ümmeti hakkında mennisini ihsan eyle. Ona Ihsan ulaştırmak sureti ile, merama nail ey-zevcelerine, soyundan gelen zürriyetine, kıyamete kadar gelecek ken-le. Aynı vergiyi, onun âline, akrabasına, bütün yakınlarına, ashabına, disini tasdik eden icabet ümmetine de ihsan eyle. Keremin her tür-lüsü, rahmet çeşitlerinin her biri ile onlara muamele eyle.

    Salavat-ı şerifeye devam edellm:

    - «Tıpkı, İbrahim'e salât eylediğin gibi.>>>

    Yani: Halil'in İbrahim'e a.s. çeşitli ihsanların, ikramlarınla salât ve rahmet eylediğin gibi.

    <<>>

    DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Bu salavat-ı şerifeyi hadis imamlarından şu zatlar rivayet etmiş-lerdir: Ebu Davud, Tirmizi, Neseî, Ahmed, İbn-i Hibban, İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Huzeyme, Hâkim, Beyhaki, Darekutni.. Allah, bunların cümlesine rahmet eylesin.

    Bu hadis imamlarının cümlesi, İbn-i Mes'ud'dan r.a. rivayet edil-diğini çıkararak anlatmışlardır.

    İbn-i Mes'ud r.a. şöyle anlatmıştır:

    Resulüllah S.A. efendimiz bu salāvat-ı şerifeyi bize öğretip:

    «Bunu okuyun.>>>

    Diye emir buyurdu. O salavat-ı şerife şöyledir:

    «Allahım, ümmi Muhammed Nebiye salât eyle. Keza, onun ållne de salât eyle.n

    Bu salavat-ı şerifenin açıklaması şöyledir:

    Ey zatında ve sıfatında, ortaktan ve benzeri olmaktan yana mü-nezzeh ve müberra; ayıptan ve noksandan yana temiz; kendisinden başka ilah olmayan; nimeti herşeye şamil şanı yüce Allah, Muham-med Nebiye çeşitli rahmetin, türlü lütfunla salât eyle.

    YanıtlaSil
  126. KARA DAVUD

    431

    وبارك على محمد و ال محمد كما باركت على ابرهيم بك جد جد ، اللهُمَّ صَلِّ عَلَى محمد التي الاتي وَعَلَى الِ مُحَمَّدٍ . اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى وَ عَدَكَ ورسولِكَ - اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى الِ حمد كما صَلَّيْتَ عَلَى ابْرَاهِيمَ وَعَلَى الإِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حد يجيد اللهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحمد وَ عَلَى لِ حمد كما باركت على ابراهيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حميدٌ مَجِيدٌ اللَّهُمَّ وَتَرْحَمْ عَلَى وَ وَعَلَى آلِ ا تَرَكَتْ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى لا يُرهِيمَ إِنَّكَ حميدٌ مَجِيدٌ اللَّهُمَّ وَتَحَنَّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى لِ محمد كَمَا تَحْتَنتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ انكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ اللَّهُمَّ وَسَلَّمَ عَلَى محمدٍ وَعَلَى الحمد كما سَلَتْ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى الإِبراهيم

    ve barik ala Muhammedin ve Ali Mu hammedin kena barekte ala İbrahi me Inneke Hamidün Mecid.

    4. Allahümme salli alâ Muham medin'in Nebiyy'll-immiyyi ve alá Ali Muhammedin.

    5. Allahümme salli alâ Muham nedin abdike ve Resulike.

    6. Allahümme salli alá Muham-medin ve ala Ali Muhammedin kema salleyte ala İbrahime ve ala ali İbra hime inneke Hamidün Mecid. Allalıün-me barik alâ Muhammedin ve alá áli Muhammedin kema barekte alá Ibra hime ve alâ âli İbrahime inneke Ha-midün Mecid. Allahümme ve tarahhern. ala Muhammedin ve alâ âli Muharn-medin kema tarahhamte ala İbrahime ve ala Ali İbrahime inneke Hamidün Mecid. Allahüme ve tahannen alá Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema tahannente ala İbrahime ve alå Ali İbrahime inneke Hamidün Mecid Allahümme ve sellim alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin kena sellem te ala İbrahime ve alâ âli İbrahime...

    Muhammed'e ve Muhammed'in åline bereket ihsan eyle; İbrahim'e bereket ihsan. eylediğin gibi.. çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.

    ne de. 4. Allahım, ümmi Muhammed Nebiye salát eyle; keza Muhammed'in áli-

    5. Allahını, kulun ve resulün Muhammed'e salât eyle.

    6. Allahını, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salát eyle; İbrahim'e ve İbrahim'in åline salát eylediğin gibi. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline bereket ihsan eyle; İbrahim'e ve İbrahim'in åline bereket Ihsan eylediğin gibi.. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin. Allahım, merhamet evle; Muhammed'e ve Muhammed'in åline.. İbrahim'e ve İbrahim'in Aline merhamet eylediğin gibi.. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin. Allahım, Mu-hammed'e ve Muhammed'in åline tahannün eyle; İbrahim'e ve İbrahim'in âline tahannün eylediğin gibi.. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin. Allah'ım, selâmet ih-san eyle; Muhammed'e ve Muhammed'in åline.. İbrahim'e ve İbrahim'in aline selamet Ihsan eylediğin gibi.. Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.

    **

    (Devamı: 439. Sayfada)

    YanıtlaSil
  127. 353

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Cebrail de, gök halkına (Yüce Allah, filanı, seviyordur!) diyerek seslenir.

    Melekler, onu severler.

    O kul için, yer yüzüne sevgi indirirler.

    Yüce Allah, bir kulu sevmediği zaman da, Cebrail'e (Ben, filanı sevmeyorum!) buyurur.

    Bunun üzerine, Cebrail, gök halkına (Rabbınız, filanı, sevmeyor-dur!) diyerek seslenir.

    Melekler de, onu sevmezler. Yer yüzünde onun hakkında sevgisizlik alır yürür!» (26)

    Allah'ı Zikr Edenle Etmeyenin Hali:

    Peygamberimiz buyururlar ki «Rabb'ını zikr edenle, zikr etmeye-nin meseli, diri ile ölüye benzer!>>>

    «İçerisinde Allâh zikr edilen evle, içinde Allâh zikr edilmeyen evin misali, ölü ile diri gibidir!» (27)

    İnsanların ve Amellerin Hayırlısı:

    Peygamberimiz «Size, hayırlı olanlarınızı hater vereyim mi?» di-ye sordu.

    «Evet! Yâ Resûlallah! Haber ver!>> dediler. Peygamberimiz «Sizin hayırlı olanlarınız, onlardır ki, kendileri görüldükleri zaman, yüce Allâh, hâtırlanır, anılırdır!» buyurdu. (28)

    <> buyurdu. (29)

    Muaz b. Cebel de «Yâ Resûlallah! Amellerin, yüce Allâh katında en sevgili olanını bana haber ver?» dedi.

    (26) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 263

    (27) Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim Sahih c. 1, s. 539 (

    28) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 459, Ebû Nuaym Hilyetülevliya c. 1, s. 6

    (29) Malik Muvatta' c. 1, s. 211, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 239, c. 6, s. 447, Tirmizi Sünen c. 5, s. 459, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1245

    YanıtlaSil
  128. ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI zίκε κυρί

    201

    Peygamberimiz «Dilin, yüce Allah'ın zikri ile ıslak bulundus halde, ölmendir!» buyurdu. (30)

    Peygamberimizin yanına iki Arábi (Çöl Arabs) gelip birisi Resûlallah! İnsanların, hangisi, daha hayırlıdır? diye sordu.

    72

    Peygamberimiz Ömrü uzun, aneli güzel olandır! buyurdu. (31) Ötekisi de Yâ Resülallah! İslâm Şeriatları, bana çok ve ağır gel-meğe başladı.

    Bana, kolay bir şey emr et, haber ver de, ona sarılayım?» dedi.

    Peygamberimiz «Dilin, yüce Allah'ın zikriyle ıslak bulunmakta devam etsin!» buyurdu. (32)

    Adamın biri, Peygamberimize «Hangi Cihad'ın ecri daha büyük-tür?» diye sordu.

    Peygamberimiz «Yüce Allah'ı, en çok zikr edenlerinki! buyurdu.

    Adam «Hangi oruçluların ecri daha büyüktür?» diye sordu.

    Poygamberimiz «Yüce Allah'ı, en çok zikr edenlerinki! buyurdu.

    Bundan sonra, adam, namaz kılanlar, zekât verenler, hacca gi-denler ve sadaka verenler için de, aynı soruyu sordu.

    Peygamberimiz de, bunların hepsine «Yüce Allah'ı, en çok zikr edenlerinki! buyurdu.

    Bunun üzerine, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer'e Yâ Ebå Hafs! Hay-rın tümünü, Allah'ı zikr edenler, alıp gitti!» dedi.

    Peygamberimiz «Evet!» buyurdu. (33)

    Kıyamet Gününde Üstün Dereceli Kullar:

    Ebû Said'ül'hudri der ki «(Yâ Resûlallah! (34) Kıyamet günü, Allah katında derecesi en üstün olan kullar hangileridir?) (35) diye sordum. (36)

    Resûlullah Aleyhisselâm (Allah'ı çok zikr edenler!) buyurdu.

    (30) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Mecmâuzzevaid c. 10, s. 74 Amelülyevm velleyle s. 12, Heyserni

    ( 31) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 190

    (32) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 190, Tirmizi Sünen c. 5, s. 458, İbn-i

    Mâce Sünen c. 2, (33) Ahmed b. Hanbel s. 1246 Müsned c. 3, s. 438, Heyseni Mecmauzzevaid c. 10, s. 74

    (34) Ahmed b. Hanbel Müned c. 3, s. 75

    (35) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 75, Tirmizi Sünen c. 5, s. 458

    (36) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 75

    YanıtlaSil
  129. unda

    drea

    209

    A Kosko duvarsan, kendini sakın.

    64. Kustan korkan, dari ekmez. (Qut trop regarde quel vent vente, jamais ne sème. nine plante.)

    6375 Kuşu yakalayamazsan, ağacı kesip yuvasına ulaş!

    6326 Kuzu olursanız, kurt sizi yer.

    8327 Küçük armağanlar, dostluğu sürdürür.

    6328. Küçük bir ihmal, büyük zararlar doğurur. (En un point martin perdit son ane.)

    6329 Küçük bir taş, baş yarar. (Une petite pierre fend la tête.)

    30. Küçük bir yüreğe, büyük bir sevgi sığmaz.

    6331. Küçük çerçinin sepeti de küçük olmalı.

    6332. Küçük deliğin yaması küçük olur. (A petit trou, petite cheville.)

    6333. Küçük dereler, büyük çayları oluşturur. (Les petits ruisseaux font les grandes rivières.)

    6334 Küçük evin çorbası, küçük olur. (Petit ménage, petit potage.)

    6335. Küçük işten büyük iş çıkarma. (Il ne faut qu'une étincelle pour allumer un grand incendie.)

    6336. Küçük kalkar, büyüğe bakar. (Le jeune coreau croasse à l'exemple du vieux.)

    6337. Küçük kıvılcım, büyük yangın doğurur. (Petite étincelle engendre grand feu.)

    6338. Küçükler, her zaman, büyüklerin budalalıklarının cezasını çeker. (De tout temps, les petits ont pâti des sottises des grands.)

    6339. Laf lafı açar.

    6340. Lafazana kulaklarımız tıkalıdır. (A beau parleur, oreilles closes.)

    6341. Lafla peynir gemisi yürümez. (Les grands diseurs ne sont pas les grands faiseurs.)

    6342 Latife, latif gerek. (Une plaisanterie doit être agréable.)

    6343. Latife var, latifecik var!

    6344. Limonu sıkınca, kabuğunu atarlar.

    6345. Mahkemede sürünmek. (Traîner en justice.)

    6346. Mal arttıkça, hırs artar. (Plus on a, pulus on veut avoir.)

    6347. Mal, canın yongasıdır. (Qui plus a, plus convoite.)

    6348. Malın çokluğu, zarar vermez. (Bizdeki karşılığı: Fazla mal, göz çıkarmaz.)

    6349. Malın var, derdin var. (Qui terre a, guerre a.)

    6350. Marifet, iltifata täbidir.

    6351. Marko Paşa'ya anlat derdini. (Portez vos coquilles ailleurs.)

    6352. Merhametten maraz doğar. (La compassion engendre le mal)

    6353. Mesleğin değersizi olmaz. (Il n'est point de sot métier.)

    6354. Meyve koparmak için ağaç kesilmez. (Il ne faut pas couper l'arbre pour avoir le fruit.)

    YanıtlaSil
  130. 208

    aveugle, ferme-toi aussi un oeil.) 6297. Körün yanına varırsan, sen de bir gözünü kapa. (Quand tu arrives auprès d'

    6298. Kös dinlemiştir, davula kulak vermez. (Comme il en a entendu une plus grande il ne prête pas l'oreille à cette caisse-là.)

    6299. Kötü haber, tez duyulur. (Point de nouvelles, bonnes nouvelles.)

    6300. Kötü insan, kendini her verde belil eder. (Mauvais chien ne trouve ou mordre.

    6301. Kötü mal, fiyatı ne olursa olsun, asla ucuz olamaz.

    6302. Kötü zanaatkar, kabahati alete yükler. (A méchant ouvrier point de bon outil

    6303. Kötülere baş olma, varsılla arkadaş olma!

    6304. Kötülük eden, kötülük bulur. (Qui fait du mal, en aura.)

    6305. Kötülükler unutulur. (Tout mauvais cas est niable.)

    6306. Kötümser, yarısına değin dolu şarap bardağına bakıp "bu bardak yarısına dek boş" diye tutturan adamdır.

    6307. Kötürümden aksak, hiç yoktan torlak yeğdir. (Un boiteux vaut mieux qu'un paralytique et un mauvais cheval est bon à défaut-de toute autre monture.)

    6308. Kral hükmeder, ama hükümet etmez. (Le roi règne et ne gouverne pas. Kral devlet gücünü elinde tutar, ama onunla uğraşmaz. Parlamenter monarşilerin temel ilkesidir.)

    6309. Kral öldü, yaşasın kral! (Le roi est mort, vive le roi! - Kralın öldüğünü haber alan Parislilerin sevinç çığlığı.)

    6310. Kralı saygı görmeyen bir ülkeye yerleşme! (Ne te fixe pas dans un pays où le roi n'est pas respecté.)

    6311. Kralın kazını yiyen, yüzyıl sonra tüylerini geri verir.

    6312. Kumarda kazanan, sevgide yitirir. (Hereux au jeu, malhereux en amour.)

    6313. Kumardan biriktirilen mal, çok dayanmaz. (Le bien qu'amasse le jeu dure peu.)

    6314. Kurda koyun bırakılmaz. (On ne donne pas au loup la brebis à garder.)

    6315. Kurdun lākırdısı olunca, kuyruğu görülür. (Quand on parle du loup, on en voit la queue.)

    6316. Kurt, dumanlı havayı sever. (Le loup aime le brouillard.)

    6317. Kurt kocayınca, köpeklerin maskarası olur. (Quand le loup est pris tous les chiens lui tordent les fesses.)

    6318. Kurtla kuzu yanyana konmaz. (Cruche et pierre ne peuvent aller ensemble.)

    6319. Kurtlarla birlikte olunca ulumalı. (Il faut hurler avec les loups.)

    6320. Kurttan kaçan, ayıyla karşılaşır. ( On se jette dans l'eau de peur de la pluie.)

    6321. Kurunun yanında, yaş da yanar. (Quand il neige sur les hauteurs, il fait froid dans les vallées.)

    6322. Kusursuz kul olmaz. (Chacun a son peché mignon.)

    YanıtlaSil
  131. hayalce

    hayalce hayal bakımutudan

    344

    hayalen hayal ederek, hayalde canlandı rarak, hayal yolu ile

    hayalet حالت hayali varlık, gerçek olmayıp, hayalde canlandırılmış varlık, hayalde tasar lanmış şey

    hayalgah حمل گاه hayal konusu, hayal yeri

    hayall (e( حالة : hayal ile ilgili, hayale ait 2 hayal mahsulu (urunu), gerçek olmayıp ha yal yolu ile uydurulmuş 3 boa hayalden ibaret

    حبليون hayalciler, romantikler, Reneklerden cok hayallete onem verenler, hayallerini gerçek yerine koyanlar

    hayalperest البوست : hayalct, hayal kurmaya düşkün, hayalini gerçek yerine koyan, gerçek ci olmayan

    hayasız حاز : Larsız edepsiz, utanmaz, ah laksız 2.Allah'tan (c.c.) korkmayıp günahlara dalan

    hayasızlık حیا سرق : utanmazlık, arsızlık, edep-sizlik, ahlaksızlık, Allah'tan (c.c.) korkmadan günahları işleme

    hayat 1 : حبات canlılık, dirilik 2.ömür 3 yaşa yış, yaşama, yaşama tarzı 4 geçim

    hayat ahret حیات آخرت : ahiret hayatı, öbür dünyadaki hayat

    hayati alle حيات عالله : aile hayatı

    hayat-akdes حیات اقدس : en kutsal hayat; (ezeli ve ebedi olan, hiç bir şeye muhtaç olmayan, hiç bir kusur ve noksanlığı bulunmuyan, son-suz mükemmel olan) Allah'a (c.c.) mahsus hayat

    hayat- alem حيات عالم : dünya hayatı

    hayat-amme حيات عامه : genel manasiyle ha-

    yat (bitki, hayvan, insan, cin, melek gibi ha-yat sahibi varlıklarda ortak olarak en yaygın hayat derecesi)

    hayat-ı askeriye حیات عسكريه :askerlik hayatı hayat bakiye حیات باقیه : ölümsüz hayat, ebedi hayat

    hayatı bakiye ve ebediye حيات باقيه و أبديه : ahi retteki ölümsüz ve sonsuz hayat

    hayat berzahiye حیات برزخیه : berzah hayatı mezardakilerin hayatı, ölmüşlerin ruhlarının kıyamete kadar olan hayatı

    hayatı berzahlye ve uhreviye حیات برزخیه و أخروية : berzah (kabir) ve âhiret hayatı

    hayat-ı hayvani (ye)

    hayat-theserie( حيات بشرية insan hayatı

    hayat beseriye-i sefihane حيات بشرية سفيهانه günahlardan sakınmadan zevk ve eğlence içinde geçen insan hayatı

    hayat-camia حبات جامعه maddi ve manevi çok çeşitli hayat derecelerini kendinde toplamis olan hayat

    hayat-i cavidan حیات دان sonsuz ve ölüm-süz hayat

    hayatı cinsiyeحيات جنسيه bir canlı türüne mahsus hayat, bir canlı türündeki hayat

    hayat i cismaniye حیات جسماليه : bedenin canli lığıma bağlı hayat

    hayat daime حیات دائمه : devamlılığı olan ha yat

    hayat din (lye( حیات دین : din hayatı

    hayat-ı diniye ve ebediye ve uhreviye حیات دینیه و آبديه و اخروی : dinle, ölümsüzlük (sonsuz luk) ve ahiretle ile ilgili hayat

    hayatı dünya حیات دنیا : dünya hayatı

    hayatı dünyevi (y( حیات دنیویه : dünyadaki ha-yat, dünya hayatı

    hayatı dünyeviyece حیات دنیویه جه : dunya ha yatı bakımından

    hayat-ı dünyeviye ve siyasiye ve uhreviye حيات دنیویه و سیاسیه و اخرویه : dunya, siyaset (politika( ve ahiretle ilgili hayat

    hayat-ı dünyeviye ve uheviye حيات دنيويه وأخرويه Dünya ve ahiret hayatı

    hayat ebedi (ye( حيات أبديه : ebedi hayat, ölümsüz ve sonsuz hayat

    hayat - ezeliye حيات أزلسيه : ezeli hayat, baş-langıçsız olarak devamlı olan Allah' a (c.c.) mahsuz olan hayat

    hayat fani(ye( حيات فانيه : ölümlü hayat, kısa ve geçici olan dünya hayatı

    hayatı faniye-i dünyeviye حيات فانية دنيويه ölümlü dünya hayatı

    maddi hayat hayat-ı fåniye-i maddiye حيات فانية ماديه : ölümlü

    hayatı hakikiye حيات حقيقيه : gerçek ölümsüz hayat

    hayat-ı hakikiye ve sermediye حيات حقیقیه و

    سرمدیه : hakiki ve sermedi hayat, gerçek ve eberi hayat, ölümsüz ve sonsuz hayat, âhiret hayatı

    hayatı hayvani (ye( حيات حيوانيه : hayvanlarda ki hayat

    YanıtlaSil
  132. hayat- hayvaniye-i maddiye-i dünyeviye

    345

    Myat- hayvaniye-i maddiye-i حيوانية ماديه دانه به : dunyadaki maddi ve canlılı in bitki ve hayvan derecesindeki hayat

    Hayat Hazret-i Muhammed حيات حضرت محمد Hazret-i Muhammedin (a.s.m.) hayatı

    hayat- Hizirive حات خضریKur'an tefsir-lerinde ismi geçen ve bizim hayatımızdan farklı bir hayat şekliyle yaşayan) Hızır Aley-hisselâm'daki hayat

    hayat hususive تخصصه:hususi (özel( hayat

    hayat- hürriyet hür yaşayış

    hayat- ictimai (ve( حيات إجتماعية : ictimai hayat, toplum hayatı

    hayat- ictimaiye-i beşer (iye( حيات إجتماعية بشريه insanın toplum hayatı

    hayat-ı içtimaiye-i ehl-i iman حيات إجتماعية أهل ايمان : mu'minin (iman sahibi insanın) toplum hayatı

    hayat-ı içtimaiye-i insan(iye( حيات إجتماعية إنسانية insanın toplum hayatı

    hayat-ı ictimaiye-i İslamiye حيات إجتماعية إسلاميه : İslamdaki toplum hayatı

    hayat-ı içtimaiye-i siyasive حيات إجتماعية سياسية : toplumun siyasi (politika ile ilgili) hayatı

    hayat-ı içtimaiye-i siyasiye-i beşeriye إجتماعية سياسية بشريه : insanın siyasî (politik) ve toplum hayatı

    hayat-ı içtimaiye ve dünyeviye حيات إجتماعيه و دنيويه : toplum ve dünya hayatı

    hayat-ı içtimaiye ve mâneviye ve beşeriye insanin toplum ve : حيات اجتماعيه و معنويه و بشريه manevi hayatı

    hayat-ı içtimaiye ve nev'iye حيات إجتماعيه و نوعیه : toplu ve insan türünün hayatı

    hayat-ı içtimaiye ve siyasiye حيات إجتماعه و سیاسیه : toplum ve siyaset hayatı

    hayat-ı içtimaiye ve şahsiye حيات إجتماعيه و شخصيه : insanın toplum ve şahsi (kişisel ha-yatı)

    hayat-ı içtimaiye ve ticariye ve tenviriye حيات

    إجتماعيه و تجاريه و تنويريه : toplum, ticaret ve ay-dınlatma araçları ile ilgili hayat (eskiden zey-tin yağı kullanılırdı)

    hayat-ı İçtimaiye-i ümmet حيات إجتماعية أمت ümmetin (müsmlümanların) toplum hayatı

    hayat - ihtilal حيات إختلال : ihtilalin hayat bul-ması, ihtilälin ortaya çıkması

    hayat-ı mes'udane

    dünyeviyehayat-ı ilmivelin hayatı, ilimle uğraşarak geçen hayat

    hayat Imaniye حیات ایمانیه : suurlu yaşanan

    iman hayatı

    hayatı insaniye حيات إنسان : insan hayatı

    hayat-ı insaniyece حیات انسانیهجه : insan hayatı bakımından

    hayat-ı İslamiye حيات إسلامية : Islami hayat, İs-lämın getirdiği hayat (yaşama) şekli

    hayat-ı istidat حيات إستعداد : hayata sahip olu-nan yetenekler

    hayat-ı kainat حيات كائنات : kainatın varlığının temeli ve yaradılış gayesi

    hayat kalbi ve ruhiye حیات قلبی و روحیه : kalb ve ruh hayatı

    hayatı kalbi (ye( حيات قلبيه : kalb hayatı, må-nevi hayat, ruh hayatı

    hayat-ı kudsiye-i İslamiye حيات قدسية إسلامية kutsal İslâm hayatı; İslamın getirdiği kutsal, tertemiz ve üstün hayat

    hayat külliye حیات کلیه : hayat sahibi varlıkla-rın bütünündeki ortak hayat

    hayat - maddiye 1 : حيات ماديه.maddi hayat, dünya hayatı 2.zaman, mekân, beslenme gibi maddi şartlara bağlı olan hayat

    hayat-ı maddiye-i nefsiye حيات ماذية نفسيه nefsin maddi hayatı; hayat derecelerinin en alt basamağı olan insan benliğindeki maddi

    şartlara bağımlı olan hayat

    hayat-ı maddiye ve maneviye حیات مادیه و معنويه maddi ve manevi hayat

    hayat-ı maneviye حيات معنوی manevi hayat

    hayat-ı mâneviyece حیات معنویه جه : manevi ha yat bakımından

    hayat-ı mâneviye ve bakiye حيات معنوی و باقیه mânevi hayat ve ahiretteki ebedi hayat

    hayat-ı mâneviye ve uhreviye حيات معنویه و اخرويه : manevi hayat ve ahiretteki ebedi hayat

    hayat-ı mâneviye ve maddiye حيات معنویه و مادیه : mânevî ve maddi hayat

    hayat-ı maneviye-i ubudiyet حيات معنوية عبودیت månevi kulluk hayatı

    hayat-i masumane حیات معصومانه : günahlardan uzak kalacak tarzda yaşanan hayat

    hayat-ı medeniyet حیات مدنیت : medeni hayat: 1.şehir hayatı 2. ileri toplum hayatı

    hayat-i mes'udane حیات مسعودانه : mutlu geçen

    YanıtlaSil
  133. hayat milliye

    hayat

    340

    hayat : milliye حبات بل millet hayatı

    hayat Muhammediye (asm( حيات محمدیه عصم H Muhammed'in (asm) hayatı

    hayat mutlaka حبات مطلق hiç bir peye muh taç olmayan, sonsuz (eselt ebedi) hayat (Al lahee mahsus hayat)

    hayat namütenahi حیات نامتناهی sonsuz ha yat, sınırsın hayat

    hayatinebat (y( حیات سمانه : bitki hayatı, bat kilerdeki hayat

    hayat nefsiye ve ruhiye حيات نفسیه و روحیه nefse ve ruha ait hayat, hayat derecelerinin en alt basamagı olup måddi şartlara bağlı ka

    lan, insan benliğine ait hayat ve ruh hayatı hayat : neviye حیات ترقيه : ayni türe ait varhk lara ait hayat

    hayat Nuriye حیات توريه : Risale-i Nur dersle ri ve kitapları ile dine hizmet yolunda gecen hayat

    hayatı ömr (ömür حیات عمر : omar boyu ya şanan hayat

    hayati riba حیات ریا : faizin yaşaması, faizin ortadan kalkmaması

    hayatı ruhani (ye( حیات روحانیه : ruha ait hayat, kın ruhun bedenden farklı olan hayatı

    hayat ruhiye حیات روحیه : ruht hayat (ruhsal hayat) ruhun bedenle birlikte olan hayatı, ru-hun çeşitli yeteneklerinin gelişmesi

    hayat sariye حیات ساريه : her yerde ve her şey de varlığını hissettiren hayat (ilahi hayat)

    hayat sefilane حیات سلیلان : aşağılık hayat

    hayat sermediye حیات سرمدیه : olumsüz ve sonsuz hayat

    hayat- siyasiye حیات سیاسیه : siyasi hayat, poli-tika ile ilgili hayat

    hayat-ı siyasiye ve içtimaiye حیات سیاسیه و جتماعيه( : siyaset (politika) ve toplumla ilgili hayat

    hayat-ı şahsiye حیات شخصیه :sahsi hayat, kişi-sel hayat

    hayat-ı şahsiye-i Insaniye حيات شخصية إنسانية : insanın şahsi (kişisel) hayatı

    hayat şahsiyece حیات شخصیه جه : sahst (kişi sel) hayat bakımından

    hayatı şahsiye ve İçtimelye-i beşeriye حیات شخصيه وإجتماعية بشرية : insanın şahsi (kişisel) ve

    toplum hayatı

    hayatperest

    hayat şahsiye ve nev'lye ve İçtimaiye شخصيه و نوعية واجتماعية sahna (kişiye), aynı tür den olan varlıklar

    hayat şahsiye ve uhrevive حيات شخصيه و اخرونيه kişilerin şahat hayatları ve ahiretle ilgili ha yatları

    hayat - sehriye حیات شهریه : pehir hayatı, pehir de yaşanan hayat, medent hayat

    hayat uhreviye حيات أخريد : ahiret hayatı öbür dünyadakı hayat

    hayat ulviye حیات علویه : yüksek ve üstün ha yat

    hayat umumiye حیات عموميه : umumi hayat bitki, hayvan, insan, ruh, cin, melek gibi maddi ve manevi varlıklarda ortak tarafı bu lunan genel månasıyla hayat

    hayatı vacibe حيات واجبد : ezeli ve ebedi olan, var olmak için başka hiç bir şeye muhtaç bu lunmayan hayat, (Allah'a c.c. mahsus hayat)

    hayat zahiri حيات ظاهری : zahirdeki hayat, gö-zönündeki dünya hayatı

    hayat-zaif (e( حبات ضعيفه : zayıf (guçsuz) hayat

    hayat-alad حیات آلود : hayatla iç içe hayata ya-

    hayat-fesan حیات فشان : )manevi) hayatı can-landıran

    hayat-memat حيات ممات : hayat-ölüm

    kımından; geçim şekli bakımından hayatça حیاتجه : hayat bakımından, yaşayış ba-

    hayatdar حیاتدار : hayat sahibi, canlı

    hayatdarane حیاندارانه : hayat sahibi olduğu belli olacak tarzda, hayat sahibi imiş gibi

    lılık hayatdarlık حياتدارلق : hayat sahibi olmak; can-

    hayateyn حياتين : iki hayat (dünya hayatı ve ahiret hayatı(

    hayati (ye( 1 : حياتيه.hayata ait, hayatla ilgili 2.hayat için zorunlu ve şart olan 3.çok önemli

    hayatiyet حیاتیت : canlılık

    hayatkarane حیاتکارانه : canlı şekilde, hayat sa-hibi olduğu belli olacak tarzda

    hayatlanmak حیا تلائم : canlanmak

    hayatlandırmak حياتلاندير مق : canlandırmak

    hayatperest حیات پرست : dünya hayatına düş kün, dünya hayatına aşırı bağlı

    YanıtlaSil
  134. Havim Naum

    347 hayatperverane حیات پرورانه hayatı çok sev-diğini (son derece değerli olduğunu) gösterir şekilde

    hayatperverane

    hayatsiz ansiz hayattan yoksun hayattar حیادار: hayata sahip, canlı

    hayattarlık حياتدارك canlılık, hayat sahibi olma

    Hayer(bak. Gazve-i Hayber)

    haybet mahrumuyit, yoksunluk; dileği-ne erişememe, hayal kırıklı

    Haydar حيدر :aslan 2.cesur, yiğit 3.Hz. Ali'nin (r.a.) ünvanı, läkabı, takma adı

    Haydari 1 :حیدری.Hz. Ali'ye ait (bak. Haydar( 2.aslan gibi cesur olan

    Haydarpaşa حيدر باشا : İstanbul'un Anadolu vakasında bulunan tren garı 2.bu tren garının bulunduğu semtin adı

    haydut حدود : yol kesici, soyguncu, eşkıya

    (şaki)

    hayevan حيوان : canlı, hayvan

    hayfa حيفا : yazık, çok yazık, vah

    hayhay های های :evet tabiî, seve seve

    hayır )1( خبر : hayır, iyilik, sevaplı iş 2.nimet

    hayır )2( خير : yok olmaz, asla, değil

    hayır şer خیر شر : iyilik-kötülük

    hayırhah خیر خواه : iyilik dileyen; başkalarının

    iyiliğini isteyen

    hayirperver خیر پرور : iyiliksever, hayırsever

    hayırlı خیلی : hayrı olan, faydası ve iyiliği olan

    hayırsız 1 : خیرسز.faydasız ve iyiliği olmayan

    2.vefasız; sevgi ve dostluğuna güvenilmez kimse 3.uğursuz

    hayız حيض : kadınlarda âdet görme, aybaşı

    Hayim Naum حايم ناعوم : Hayim Naum, 1873 yı-lında Manisa'da doğdu. 1893-97 yılları arasın-

    da Fransa'da eğitim gördü. Burada, Uygula-malı Yüksek Araştırmalar Okulu Dinî Bilimler bölümünü bitirdi. Yaşayan Doğu Dilleri Özel Okulu'nda Farsça ve Arapça dilleri alanında eğitim görerek mezun oldu. Bu eğitimi sıra-sında sürgünde bulunan Jön Türklerle yakın temaslarda bulundu. Hayatı boyunca en bü-yük desteği, Yahudi-Alyans Örgütünden gör-dü. Yaptığı bütün çalışmaları ve girişimleri rapor edercesine bu örgüte yazdığı mektup-ları vasıtasıyla bildirdi. Bu amaçla naçla neredeyse haftada birkaç kez mektup yazıyordu.

    YanıtlaSil
  135. verane

    347

    Hayim Naum

    Bu büyük Yahudi örgütünün en önemli ça-lışanları ve aktif üyeleri din adamlarından oluşuyordu. İlk başlarda tutucu din adam-ları yerine ilerici hahamları desteklemek ve etkilerini arttırmak maksadıyla kurulan ve kendilerini Siyonistlere karşı göstermelerine rağmen, özellikle Osmanlı Devleti'nin yıkıl-masına paralel olarak İsrail Devletinin kurul-ması aşamalarında önemli etkilerde bulundu.

    Fransa'dan döndükten sonra (1897) Alyans Örgütü adına fiili olarak çalışmaya başladı. Önce örgütün desteğiyle İstanbul'daki Ha-ham Okulunda müstakbel kayınpederi Ab-raham Danon'un yardımcılığına getirildi. Bu tarihten itibaren Yahudi cemaatinin yöneti-mini eline geçirmek için uygun zamanı kol-lamaya başladı. Devlet kademelerinde etkili olmanın önemli bir göstergesi olan Haham-başılığa geçmek için uğraştı. Bu isteği, Alyans örgütü tarafından da benimseniyordu. On yıl boyunca cemaat içindeki basamakları bir bir çıktı. Bu arada örgütün izin ve yönlendirme-leriyle 1899 yılında görev yaptığı okulun yö-neticisinin kızıyla evlendi.

    Naum, yükselişine katkıda bulunacak her yola başvurmaktan çekinmedi. Sultan'ın ki-taplığında görev almaya çalıştı. 1900-1904 yılları arasında Yüksek İstihkam ve Topçu Okulu'nda Fransızca öğretmenliği yaptı. Aralarında İsmet İnönü'nün de bulunduğu öğrencilere ders verdi. İkinci Meşrutiyetin ilânından sonra, ileride istifade etmek üzere bazı subaylarla çok yakın ilişkiler içinde bu-lundu.

    İkinci Meşrutiyetle birlikte Naum ve dolayı-sıyla Yahudi örgütleri siyaset alanındaki faa-liyetlerine hız verdiler. Yaptıkları yayınlarla Jön Türk hareketini desteklediklerini beyan ettiler. Alyans'ın işleri daha da gelişti. Dev-rin yöneticileriyle ilişkiler daha da hızlandı-rıldı. Bu arada Naum önce Hahambaşı vekili ve kısa bir süre sonra da Hahambaşı seçildi (1909).

    Naum'un en büyük özelliklerinden birisi, kim olursa olsun iktidarda bulunan hükümetin adamı gibi davranmasıydı. Sultan Abdülha-mid devrinde saraydan yana, İttihat ve Te-rakki iktidarı boyunca Jön Türklerle beraber oldu. İçte ve dışta her hükümetle doğrudan bağlantı kurabilen, resmi sıfatı olmadığı halde resmî görevli gibi hareket eden, din adamından çok diplomat, bürokrat, siyaset

    YanıtlaSil
  136. H

    H

    H

    haylaz

    348

    adamı, elçi ve daha pek çok özellik, üzerinde toplanıyordu.

    Lozan Konferansı görüşmelerinde Türk he-yeti içinde yer alan Hayim Naum, Lozan sonrası en büyük hedefi, Filistin'de bir Ya-hudi devletinin kurulması oldu. Bunun için İstanbul'dan ayrılarak Mısır'a taşındı. 1925 tarihinden itibaren Mısır ve Sudan Haham-başılığına geçti. 1960 yılında Kahire'de öldü.

    Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur'un çe-şitli yerlerinde doğrudan ismiyle veya dolaylı olarak "Meşhur Hahambaşı gibi ifadelerde bu kişiden bahseder. Örneğin Lozan Ant-laşmasının müzakerelerine katılması, İsmet İnönü ile yakından kurduğu diyaloglar ve daha sonra Müslüman Türk halkının cebri yollarda bazı değerlerinin değiştirilmesine olan etkisini, Emirdağ Lahikası'nda şöyle dile getirir:

    "Lozan Muahedesinde hiçbir zaman hiçbir Müslüman hakiki Türkü, hiçbir Nasraniyete ve Yahudiliğe ve başka dine girmeyen ve İs-låm kahramanları olan Türkleri Protestan ya-maya malûm Hahambaşı ile ittifak ederek rey veren o adam, bütün ulemâ-yı İslâmın "Ceva-zı yok" diye ittifakan hükmettikleri halde, on cihetle kanunlarla onu bütün bu vatan-daki māsum Müslümanlara cebren giydirdiği ve tarih-i beşerde bu çeşit mânâsız acip bir cebr-i umumi yapmak ve hiçbir kanuna uy-mayan keyfi kanun namına kanunla onu bu millet-i İslâmiyeye cebren giydirmek; elbette o adama, o Lozan Muahedesinde verdiği deh-şetli fikrini ispat etmiş ki, din-i İslâma gayet muzır olarak hadisin haber verdiği adam bu zamanda o şeftir."

    haylaz 1 : هايلاز.akıllı uslu durmayan ve yara-mazlıklar yapan 2.çalışmayıp boş boş vakit geçiren, tembel

    haylazlık هايلازلق : haylazca davranış

    haylazlık etmek هايلازلق ايتمك : haylazca dav-ranmak

    hayli خیلی : epeyce, cok miktarda, bol, oldukça çok

    haylulet 1 : حلولت.kapamak, iki şey arasına gi-rip arayı kapamak, görüşü engellemek 2.göl-

    ge etmek

    haylulet-i arz حيلولت أرض : ay tutulması dünya-nın, güneşle ay arasına girip ayın ışığını kes-mesi, ay'a gölge etmesi

    YanıtlaSil
  137. haylaz

    348

    haysiyet

    hayme : cadır

    hayme-nisin خیمه نشین çadırda oturan, goçele

    hayr خبر : )bak hayır(

    hayr-azim bayük hayır, büyük ha yırlı iş, büyük iyilik

    hayrkesir خبر cok sayıda iyilik, çok iyi lik

    hayri mahخبر محص tam manasiyle iyilik.

    iyiliğin tå kendisi, sırf iyilik

    hayr-i mutlak sınırsız ve sonsuz ha yır (iyilik)

    hayr-ul halef 1 : خير الخلف hayırlı evlat biri nin yerine geçen hayırlı kimse

    hayr ü şer خیر و شر : hayır ve şer, iyilik ve ko tüluk

    hayran 1 : حیران hayranlık duyan, çok beğenen 2. hayret eden, şaşıran

    hayranlık حرائق : hayran olma, çok beğenme

    hayrat خیرات : hayır işleri, sevap kazandırıcı iş ve eserler

    hayret 1 : حیرت.beklenmedik veya akılla kolay kavranamaz bir durum veya olay karşısında kalma hali; akılla kavranmazlığı anlama hali 2.şaşkınlık, ne yapacağını bilememe

    hayret-alûd حیرت آلود : hayret karışımı, hayret-le birlikte

    hayretbahs (a( حیرت بخشا : hayret verici

    hayret-efza حيرت أفزا : çok hayret verici, hayret arttırıcı

    hayret-engiz حیرت انگیز : hayret verici

    hayret-feza حیرت فزا : hayret verici, çok hayret verici

    hayretkar حیرتکار : hayret edici, hayret göste-rici

    hayretkarane حیرت کارانه : hayret ederek, hay-rete düşürüp

    hayretli حیرتلی : hayret edici

    hayret-nüma حیرت نما : hayret verici, hayret verici özellikler gösteren

    hayret-nümun حیرت نمون : hayret verici, hayret vericilikte örnek olan

    hayri (ye( خبری : hayırla (iyilikle) ilgili

    hayse-beyse 1 : حيص بيض.karışıklık 2.bir ileri bir geri gitmek, kararsızlık

    haysiyet 1 : حیثیت.değer kıymet 2.itibar 3.şeref 4.derece, rütbe

    YanıtlaSil
  138. haysiyet-i askeriye

    349 haysiyet-i askerive حیثیت عسک به askerliğin şerefi ve itibarı

    haysiyet-i ilmiye حیثیت علمیه : ilmi haysiyet, il min şerefi ve itibarı

    haysiyet-i İslamiye حيثيت إسلامية : Islamın şeref ve itibarı

    haysiyet-i milliye حیثیت ملیه : milli şeref ve iti bar, milletin şeref ve itibarı

    haysiyetsiz 1 : حيثيتز.şeref ve itibardan yok sun, değersiz 2.şeref ve itibarını kaybetmiş

    hays حيث : nereden? (min haysü là yeş'ur من حيث لا يشعر : nereden olduğunu bilmeden(

    hayt 1 : حيط.ip, kalın ip 2.bağ, bağlantı 3.tan-

    yeri ağarması hayt- ittihad خيط إتحاد : birleşme bağı

    hayti ittisal خيط إتصال : birleştirici ip, birleşti rici bağ

    hayt-ı münasebet خيط مناسبت münasebet bağı, bağıntı, karşılıklı bağ

    hayt-i nurani خيط نورانی : nurlu ip, nurlu bağ hayti semavi خيط سماوی:ip Allah'ın (c.c.(

    koyduğu, yıldızları ve gezegenleri birbirine bağlayan çekim gücü, çekim kanunu

    hayt- sua 1 : خيط شعاعşık ipi, ışıklı bag (månevi bağ)

    hayti vasl خيط وصل : kavuşma bağı, yakınlaş ma bağı, birleşme noktası

    hayat-vuslat حیات وصلت : kavuşma ipi, kavuş ma noktası, buluşma noktası

    hayt-ul emel خيط الأمل : umut bağı, gayeye ulaşlık ma umudu

    hayvan 1 : حيوان.canlı 2.hareket edebilen ve düşünme kabiliyeti bulunmayan canlı (dab-be) 3.hayat, dirilik, canlılık

    hayvan-ı fani-i zail حيوان فانئ زائل : ömrü çok kısa ölümlü canlı

    hayvan-ı mütekebbir حيوان متكبر : kendini bü-yük ve üstün gören hayvan

    hayvan- natik حيوان ناطق : düşünme ve konuş ma yeteneğine sahip canlı

    hayvan-i zaif حیوان ضعيف : zayıf hayvan, gücü yetersiz canlı

    hayvan-ı zaif ve aciz حیوان ضعیف و عاجز : zayıf ve güçsüz canlı

    hayvan-i zail-i fani حيوان زائل فانی : ölümlü ve çok kısa ömürlü canlı

    Hayy- Kayyum-u Ezeli

    hayvan zisuur حيوان ذی شعور Suur (akıl ve dü şünce) sahibi canlı

    hayvan-misal حیوان مثال hayvan gibi, canlı gibi

    hayvanat حیوانات : hayvanlar, canlılar

    hayvanat bahriye حیوانات بحربه : denizde yaşa

    yan hayvanlar, deniz hayvanları

    hayvanat ehliye حيوانات أهليه : evcil hayvanlar

    hayvanat-ı ehliye ve vahşiye حیوانات اهلیه و وحنبه : evcil ve vahşi hayvanlar

    hayvanat-ı hurdebiniye حیوانات خرده بینیه : mik roskobik canlılar, gözle görülemeyen çok kü çük canlılar, (bakteri, mikrop, virüs)

    hayvanat ilahi حيوانات إلهى : Allah'ın (c.c.) hay-

    vanları

    hayvanat latife حيوانات طبقه : guzel ve narin

    (dayanıksız) hayvanlar

    hayvanat-ı muzırra حيوانات مضرة : muzır (zarar-11) hayvanlar

    hayvanat-ı vahşiye حیوانات وحشیه : vahşi hay vanlar, yabani hayvanlar

    hayvanat-ı zalime حیوانات ظالمه zalim (acıma-sız ve haksız davranan) hayvanlar

    hayvanca حیوانجه : hayvan gibi, hayvana yara-

    şır tarzda

    hayvancasina حیوانجه سنه : )bak hayvanca(

    hayvani (ye( حیوانیه : hayvana ait, hayvanla ilgili, hayvandaki 2.canlı ile ilgili, canlıya ait, canlıdaki

    hayvaniyet 1 : حیوانیت hayvanlık 2.canlılık

    hayvanlık 1 : حيوان hayvan olma hali 2.canlı-

    Hayy: bak hay)

    Hayy - Baki حي بافي : varlığı ezeli ve ebedi olan hayat sahibi (Allah c.c.)

    Hayy- Ezeli حتى أزلي : varlığı ezeli olan hayat sa-hibi (Allah (c.c.)

    Hayy - Kadir حتی قادر : her şeye gücü yeten hayat sahibi (Allah c.c.)

    Hayy - Kayyum حى قيوم : Hayy ve Kayyum olan,

    hiç bir şeye muhtaç olmadan ezeli-ebedi ola-rak var olan ve bütün varlıkları ayakta tutan (bütün varlıkların her an varlıkta devamları-nı sağlayan) hayat sahibi (Allah c.c.)

    Hayy-ı Kayyum-u Ezeli حى قيوم أزلي : Hayy Kay-yum ve ezeli olan, ezeli olarak hiç bir şeye muhtaç olmadan var olan ve bütün varlıkları ayakta tutan hayat sahibi (Allah c.c.)

    YanıtlaSil
  139. CENNETLİKLER

    Gaybı iddia etmek olmasaydı, beş kimsenin cennet ehli olduklarına şahitlik ederdim:

    1. Çok çocuk sahibi (olup şükür ve sabır hålinde) olan fakir.

    2. Kocası kendisinden râzı olan (såliha) kadın.

    3. Mehr-i müsemmasını (yani nikâh esnasında iki tarafın da rızasıyla tayin edilen mehrini) kocasına tasadduk eden kadın.

    4. Baba ve anası kendisinden râzı olan kişi.

    5. Günahından (nefret ederek samimiyetle) tevbe eden kimse...

    DAHA HAYIRLISI YOK

    . Bütün dostları gezdim, gördüm;

    Dili muhafaza etmekten daha iyi dost görmedim.

    Bütün elbiseleri gördüm;

    >iffet ve sakınmaktan daha iyi elbise görmedim.

    Bütün malları gördüm;

    Kanaatten daha iyi mal görmedim.

    Bütün iyilikleri gördüm;

    Nasihatten daha hayırlı iyilik görmedim.

    Bütün yemekleri görüp tattım;

    Sabırdan lezzetlisini görmedim.

    45

    YanıtlaSil
  140. KENDİNİ ÖLÇ!..

    Allah;

    Bir kulu sevdiğinde onu insanlara da sevdirir,

    Buğzettiği kimseye ise insanlara da buğzettirir.

    O hâlde;

    Allah nezdindeki mertebeni, yüklendiğin vazifede beraberinde bulunan insanlar nazarındaki durumunla ölç.

    EN SEVİMLİ

    Görmediğim sürece sizin bana en sevimliniz;

    ➤İsmi en güzel olanınızdır.

    Gördüğümde bana en sevimliniz;

    ➤Ahlâkı en güzel olanınızdır.

    Imtihan ettiğimde sizin bana en sevimli olanınız ise;

    ➤En doğru sözlünüzdür. (Ibnü'l-Cevzi, Menákıb, s. 219)

    EN MÜHİM İŞ: NAMAZ

    Hazret-i Ömer, vâlilerine şöyle yazmıştır:

    Benim katımda en mühim işiniz namazdır.

    Kim onu koruyup vakitlerine dikkat ederse, dînini korumuş olur;

    Kim de onu yerine getirmeyip yitirirse, dînini de kısa zamanda yitirir. (Muvatta', Vukûtu's-Salât, 6)

    44

    YanıtlaSil
  141. HAZRET-I OMER TAN HİKMETLİ SÖZLE

    Sonra Bahreyn'e gidip iki ay orada kalacağım.

    Sonra Kûfe'ye gidip iki ay orada kalacağım

    . Sonra Basra'ya gidip iki ay orada kalacağım.

    Vallahi o sene ne güzel bir sene olacak!

    (Taberi Tarih, Beyrut: Daru't-Turås, 1387, IV, 201-202)

    BEN HİÇ UNUTMADIM!

    lyás bin Seleme babasından şöyle nakleder:

    "Hazret-i Ömer

    çarşıya uğradı. Elinde bir kamçı vardı. Kamçıyı bana doğru sallayarak;

    <<-Ortada durma, yolu aç!» dedi. Kamçı elbisemin ucuna geldi.

    Ertesi sene tekrar karşılaşınca bana;

    <<-Seleme, hacca gitmek ister misin?>> diye sordu.

    <<<<-Evet!>> deyince elimden tutup beni evine götürdü. Bana içinde 600 dirhem olan bir kese verdi ve;

    <<-Bunları hac yolunda kullanırsın. Şunu bil ki bunlar sana salladığım kamçıya karşılıktır!>> dedi.

    Ben;

    <<-Ey Mü'minlerin Emîri! Bahsettiğin kamçı meselesini hatırlayamadım?>>> dedim.

    O da;

    <<<-Ben de hiç unutamadım!» dedi." (Taberi, Târih, IV, 224)

    Demek ki;

    Takvâ ve verâ sahibi bir insan, dâimâ kul hakkı endişesiyle yaşamalıdır.

    43

    YanıtlaSil
  142. İDARECİ MES'ÜLİYETİ

    Fırat'ın kenarında bir kuzu zâyî olsa, bu sebeple Allah'ın beni hesaba çekmesinden korkarım.

    (İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, VIII, 153)

    Mehmed Akif de bu sözü şöyle nazmetmiştir:

    Kenâr-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu, Gelir de adl-i ilâhî sorar Ömer'den onu!

    Uğradığı sûikast sebebiyle ağır yaralandığında Hazret-i Ömer'e;

    "-Yerinize birini tayin etseniz!" denilmişti.

    O ise, hak ve adâlette kılı kırk yaran titizliğine rağmen şöyle cevap verdi:

    -Sizin mes'ûliyetinizi sağken üstlendiğim gibi (o mes'ûliyeti) vefât ettikten sonra da mı taşıyayım? Ben yaptığım halifelikten bir mükâfat beklemiyorum. Bu vazifedeki sevaplarımla vebâli-min birbirini dengelemesini ne kadar isterim! Ne lehime ne de aleyhime! Yeter ki (ilâhî mahkemede) muâheze edilmeyeyim! (Müslim, İmâret, 11)

    -Hayatta olursam -inşaallah- halkın içinde bir sene gezeceğim. Bi-liyorum ki insanların, bana ulaşmayan ihtiyaçları var. Valileri o ihtiyaçları bana bildirmiyor, kendileri de bana ulaşamıyorlar.

    Şam'a gideceğim, iki ay orada kalacağım.

    Sonra Cezîre'ye gidip iki ay orada kalacağım.

    Sonra Mısır'a gidip iki ay orada kalacağım.

    42

    >>

    YanıtlaSil
  143. HAZRET OMERTAN HIKMETLİ SOZLE

    TERK EDERDİK

    Helâlin onda dokuzunu, harama düşmek korkusuyla terk ederdik.

    . Amellerin efdali;

    Farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve

    Allah katında sâdık niyettir.

    Zenginlik de fakirlik de aynı şekilde birer binektir. Hangisine bineceğime aldırmıyorum.

    Dünyaya az meylet ki;

    ➤Hür yaşayasın.

    (Nefsin esâretine düşmeyesin.)

    Borcunu azaltırsan;

    Hür yaşarsın,

    Günahlarını azaltırsan

    Rahat ölürsün.

    Allâh'ın malı (beytülmal) karşısında kendimi yetimin velîsi gibi kabul ettim.

    ➤İhtiyacım yoksa ondan hiçbir şey almadım,

    ➤İhtiyacım olduğunda ondan kifâyet miktarı yedim,

    ➤Elime imkân geçince de aldığım şeyi geri ödedim.

    (Ibn-i Sa'd, III, 276)

    41

    YanıtlaSil
  144. AHİRET ŞUURU

    Ahiret yanında dünya nedir ki!

    Ancak tavşanın bir defa sıçraması misâli bir şeydir.

    (İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, VIII, 152)

    Cehennemi çok zikredip hatırlayın!

    Zira onun harareti pek şiddetli, derinliği çok fazla ve kamçıları da demirdendir. (Tirmizî, Cehennem, 2/2575)

    İnsanların en câhili (ve ahmağı), kendi âhiretini başkasının dünyası için satandır.

    Ahirete ait işlerde zarar etmektense,

    Dünyaya ait işlerde zarar ediniz;

    Böylesi sizin için daha hayırlıdır.

    40

    YanıtlaSil
  145. الفارون)

    HAZRET-İ ÖMER TAN HİKMETLİ SÖZLER

    "-Konuşmadan, halkın davetçileri olun!"

    "-Yâ Halife! Konuşmadan davetçi olmak nasıl olur?"

    "-Hâliniz ve ahlâkınızla..."

    YanıtlaSil
  146. de adem-i tereddüt ve muterizlere adem-i iltifat ve muarızlara adem-i mübalât Peygamberin delil-i sıdkı, her bir hareket, her bir hâlidir. Evet, her bir hareketin-

    Risalet-i Ahmediye (asm)

    2022 BEDİUZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1695-Sultan II. Ahmed'in vefatı.

    1928 - Anayasa'ya laiklik ilkesi kondu.

    6

    PAZAR

    SUNDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Rablerinin davetine uyanlara yaptıklarının daha güzeliyle mükâfat vardır.

    Ra'd Suresi: 18

    BİR HADİS

    Kişi mescide ne maksatla gelirse, nasibi odur.

    Mâsum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, mûsibetlerde, beşer fehminin anlayamadığı bâzı esbab ve hikmetler vardır.

    Mesnevî-i Nûriye

    YanıtlaSil
  147. 2024 BEDIUZZAMAN TAKVIMI

    1922 - Bediüzzaman

    TARİHTE BUGÜN

    ile M.Kemal'in Meclis'te görüşüp tartışmaları.

    1925 - Şapka İnkılâbı.

    1948 - Öğrenci velilerinin talebiyle, ilkokullara isteğe bağlı din dersleri kondu.

    25

    PAZARTESİ

    MONDAY

    KASIM

    NOVEMBER

    C

    Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar. Sözler

    HİCRİ: 23 C.EVVEL 1446 - RUMÌ: 12 T. SANİ 1440

    İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    06 26 07:56 12:56 15 34 17 46 1010

    İSTANBUL

    ΓεκίεΓuin

    04 10.07 47

    BİR AYET

    Şüphesiz Allah, tohumu ve çekirdeği çatlatandır...

    En'am Suresi: 95

    BİR HADİS

    Kişi dinine bağlılığına göre musibete maruz kalır.

    Dinine bağlılığı kuvvetli ise, musibeti de şiddetli olur.

    Tirmizî, Zühd: 57

    KASIM: 18-GÜN: 330 KALAN: 36 - GÜN. KIS.: 1 DK

    İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  148. TARİHTE BUGÜN

    -632-Hz. Fatıma'nın (r.anha) vefatı.

    1617 - Sultan I. Ahmet'in ölümü; I. Mustafa'nın

    Sultan ilân edilmesi.

    KASIM

    22

    CUMARTESİ

    BIR AYET

    Rabbinize yalvara yalvara

    ve için için dua edin.

    A'raf Suresi: 55

    1447

    C.AHİR

    RUMI: 9 T.SANİ 1441

    KASIM: 15

    BİR HADİS Allah'a en sevimli eviniz, içinde ikram gören bir yetimin bulunduğu evdir.

    Beyhakî

    Cenâb-ı Hakk ihâta-i kudret ve azametiyle insanın duâsını işitir, hâcâtını görür; ve semâvât ve

    arzın tedbîri, o insanı da düşünmeye mâni değildir.

    Imsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    Mesnevî-i Nûriye

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    06.03.07 53

    1955 16 25 17 48 10 12

    ISPARTA

    06 13 07 38 12

    49

    15.27

    17.50

    19.09

    YanıtlaSil
  149. İZMİR DÜŞMANLARDAN ALINIYOR VE YIKILIYOR

    Bu kıyaslama, bugun için de geçerlidir. Bu milliyetçi, Batıcı ve ithal rejimlerinin ayıbı olarak sırıtmaktadır. İnsafla düşünelim: Sorunlarımız daha çoğalmış, kimliğimiz si-linmiş ve birliğimiz yitirilmemiş midir? Düşmanlarımız bizi diledikleri yöne şimdi daha çok sürüklemiyorlar mı?

    2Sözünü ettiğimiz bu gerçekler iyice araştırılırsa, Ismet Paşa'nın Lozan Konferansın-da elde ettiği başarı konusunda ipucu elde edilebilir. Ismet Paşa, Lozan'da, Osmanlı Devleti'ni ezen kapitülasyonların ve Batı devletlerine tanınan diğer ayrıcalıkların kaldı-rılması başarısını göstermiştir. Peki, savaş meydanlarında Ingilizlere karşı hiçbir başarı gösteremeyen Ismet Paşa, acaba Lozan'da bu başarıyı nasıl gösterdi?

    Lozan Konferansının dağılıp, siyasi heyetlerin kendi ülkelerine dönmėlerinden son-ra, Ingiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, İsmet Paşa'nın başarısındaki gizli sırra işaret et-miştir. İngiliz Parlamentosunda bu konu tartışılırken, bazı parlamenterler Lozan Antlaş-masının sonuçlarına itiraz etmekte, bunun İngilizler için siyasi bir yenilgi olduğunu sa-vunmaktaydılar. Bunun üzerine müsteşar, şöyle demiştir. "Türklerin eski devletleriyle yeni ulusal devletleri arasındaki farkı iyi ölçün."* Yani yeni devlet, geçmişiyle ve İslâm älemiyle ilişkilerini koparmış, kendi içine kapanmış küçük bir devletçiktir. Osmanlı devleti defalarca Yunan'ı yenmiş, Atina kapılarına kadar dayanmıştı, ama yabancılara ta-nınan bu imtiyazları kaldıramamıştı.

    Istanbul ve Ankara gazeteleri arasında yaşanan gerginlikten sonra, Istanbul'da bası-lan Vakit gazetesi, sözünü ettiğimiz Lozan başarısının gizli sırlarına değinmişti. Gazete-nin yazarlarından Mehmed Asım 10 Kasım 1923 tarihli başyazısında şöyle diyor: "Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi.

    Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.

    Ingiliz vesikalarından ögrendigimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuslardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3. Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.

    3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra Ingilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardes ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,

    203.

    YanıtlaSil
  150. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden tade ettiler. Bunun için de, galip devlet sıfatıyla, Istanbul hukümetinin tüm olumlu icraatlarını engellediler. Hukü metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hu kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz İngilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul tusunda yapmışlardır. İngilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak, Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslam'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.

    O halde, ben nasıl İngilizlerle anlaşmakla suçlanıyorum? Hakikat şu ki, İngilizler vatanımızı işgal ederek tüm zenginliklerimize el koydular; biz ise, boş ceplerimizle ülke-mizi terketmek zorunda kaldık. Biz, devletin en üst makamlarına yükselmemize rag-men, devletin olan bir çöpe dahi dokunmadık. Sermayemiz, yoksulluk ve iffetimizden ibarettir. Devletin malını canımız pahasına korumaya çalıştık. İngilizlerin bize tek iyili-gi, İstanbul'dan güvenli bir şekilde ayrılmamızı temin etmeleri olmuştu. Zira o gün Ke-malistler Ali Kemal Bey'i ele geçirerek şehid etmişlerdi. Yanımızda ancak giyeceklerimiz ve birkaç ev eşyası vardı. Geminin ancak üçüncü mevkiine binebildik. Ailemin arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olmasına rağmen, bizi soğuktan koruyacak kışlık giysiler-den mahrumduk.

    1 Ingilizlerin bizi zorla ülkemizden çıkarmamalarına ve çıkarken de bize yumuşak davranmalarına, Kemalistlerin ise ülkeyi bizden temizlediklerine dayandırarak mı bizi vatan haini, ülke satıcısı ilan etmekteler? Madem öyle, ülkeyi Ingilizlerden niçin temiz-lemediler? Bu büyük mutluluğa erişmek için, gerekli güç ve maharetten mi yoksunlar, yoksa ülkeyi Ingilizler'e satan aslında onlar mı? Bizim yoksulluğumuz, güvenilirliğimi-zin en büyük kanıtı olduğu gibi, bazı hasımlarımızın zenginlikleri rakiplerimiz hakkın-da şüphe uyandırmaktadır. Zira onlar bu zenginliklerine, Ingilizlerin ülkeyi işgal etme-lerinden sonra kavuşmuşlardır. Bu acı ittihamdan dolayı, kimse bizi kınamasın. Çünkü onların bize yönelttikleri mantıkla karşılık veriyorum. Bu lüks saraylar onlara babaların-dan mı kaldı?

    (Mustafa Sabri)

    4Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin, hasımlarını cevaptan aciz bırakan sözleri. Sonra, gazetelerden Hindli lider Gandi'nin, Ingilizleri protesto amacıyla oruç tuttuğunu öğreni-yor ve duyguları bir anda alevleniyor. Bunu, yazdığı şiirde şöyle ifade ediyor:

    204.

    YanıtlaSil
  151. İZMİR DÜŞMANLARDAN ALINIYOR VE YIKILIYOR

    "Yeni Hind seyhi Gandi, meydan okuyucu olam orucunu tuttu

    Belh, Hind ve Sind'in şeyhülislamı ise olumun kenarında gezinmekte.

    Ancak iki oruç arasında, inkar edilemeyecek acaip ve chedi bir fark varlı

    O, bulmakla beraber oruc tutmakta, Ben ise Mısır'a geldiğinden beri birşey bulama maktan

    Onun orucu tüm insanlarım mevzubahsi olurken, Benim orucumdan ise benden başka kimsenin haberi yok."

    Konumuz Gandi değil, ama okuyucunun dikkatini önemli bir noktaya çevirmek is tiyorum. Medyanın Gandi'ye büyük ilgisinin asıl nedeni, onun bu tavırlarıyla ülkede In-gilizlere karşı Müslümanların başlattığı İslamı cihad hareketine engel olması nedeniyle-dir.

    Şeyhülislam Mustafa Sabri daha sonra, Islam yolunda çektiği sıkıntılara değiniyor:

    "Çektiğim tüm sıkıntılar Islam yolunda Ben ölürsem bile, benden sonra o yaşasın Çağdaş Müslümanlara rağmen yaşasın, ki Onlar dinlerini ziyan ettiler, ahtlerine vefa etmediler

    Benim gibisi ölür bilinmez.

    Eğer şeyhleri Hind seyhi olsaydı!"

    Abdulfettah Ebu Gudde (Safahat min Sabri'l-Ulema)

    Türkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.

    bkz. Muhammed Celal Keşk, Hıvar fi Ankara.

    6Hadisi, Ahmed, Tirmizi ve Ibni Mace, Sehl b. Saad'dan rivayet etmişlerdir.

    7 Dini Müceddidler isimli kitabımda, bu sözün bir hadis olmadığını açıklamıştım. Bu kitap henüz daha yeni basılmışken, aniden Istanbul'dan ayrılmamız gerekti. Ne yazık ki kitabımın basılmış bir nüshasını almaya vaktim olmadı. 950 adet kitap, Evkaf Matba-asında iken, gazetelerden anladığıma göre Kemalist hükümet tarafından müsadere edil-miştir. Kitap, laiklerin zayıf akıllarıyla eleştirdikleri birçok İslâmi hükmü savunmaktay-dı. Eğer İslâm uleması bu kitabı görebilselerdi, sonra da Kemalistlerin bu kitabı müsade-re ederek yayılmasını engellediklerini bilselerdi, sadece bu husus, onların anlayışlarını düzeltmeye ve işin gerçek yüzünü görmelerine yeterdi. İşte Kemalistlerin ilme göster-dikleri saygı! İşte fikir hürriyeti! Bana ait bir malı ki bir nüshasıəbir Türk lirası idi-

    205.

    YanıtlaSil
  152. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    nasıl diledikleri gibi müsadere ettiklerinin açık bir belgesi. Bu kitabın bendeki çok az sa-yısından bir tanesini değerli arkadaşım eski Meşîhakatu'l-İslâmiye vekili Mehmed Za-hid'e hediye etmiştim. O da diğer bir kitabımla beraber (Müctehidlerin Kıymeti) bu ki-tabımı Müslümanların istifade etmesi için Kahire Merkez Kütüphanesine bağışladığını bildirdi. Her ne kadar bu kitapların dili Türkçe ise de umulur ki, istifade edenler olur.

    ( Mustafa Sabri)

    YanıtlaSil
  153. tarih dizisi: 2

    Hilafetin İlgasının Arkaplanı

    Mustafa Sabri Efendi

    Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Osmanlının son döneminde yaşamış en önemli isimler arasındadır. Bir ilim ve fikir adamı oluşunun yanısıra siyasî hayata da atılmış; bu minvalde mebusluk, Dârü'l-Hikmet-i İslâmiye üyeliği, şeyhülislâmlık, sadrazam vekilliği gibi görevlerde bulunmuştur.

    Osmanlının sonunu gören bu ünlü isim, yeni Türk devletinin, yurdundan uzak yaşamaya mahkûm ettiği isimler arasında yer almaktadır. Nitekim, Mustala Sabri Efendi, hilafetin sona erişini yurtdışında gözlemiştir. Ona göre, Osmanlı devletinin yıkılışından daha feci olanı, hilafetin yıkımıdır. İslâm toplumunu birbirine bağlayan bu çok önemli halkanın kopması, tek bir ümmetin milli-devlet adacıklarına dönüşmesi demektir aynı zamanda...

    Elinizdeki kitap, Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendinin bu öngörü içinde yaptığı hilâfet savunmasını sergiliyor. Kimi zaman sert, kimi zaman hüzünlü bir üsluba bürünen bu savunma, ayrıca "resmî yakın tarih"e dair ciddi sorular da getiriyor.

    ISBN 975-574-053-8

    9799755740538

    YanıtlaSil
  154. VATAN HAİNLERİ Nİ PUTLASTİRDİLAR KAHRAMAN LASTIRDILAR

    YanıtlaSil
  155. 432

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    O Muhammed ki, büyük peygamberlikle, cümleden yüce ve üstün olmuştur.

    Öyle Muhammed'dir ki, Allah'ın emirlerini, Samed Allah'ın ya-saklarını, Yüce Hakkın şeriatını insanlara ve cin tayfasına haber veri-cidir.

    RESULULLAH'IN ÜMMİ SIFATI

    Burada biraz ÜMMI sıfatı üzerinde duralım. Bunun manası

    şöyledir:

    Resulüllah S.A. efendimiz, hiç kimseden bir şey öğrenmemiştir. Hiç bir kitap mütalåa etmemiştir. etme Anasından doğduğu gibi kalmış; hiç kimseden bir şey öğrenmemiştir.

    Bu ÙM MÌ sıfatı, Resulüllah S.A. efendimiz için, övücü sıfatlar-dan sayılır. Şöyleki:

    ne Hiç kimseden bir şey öğrenmeden, evvellerin ve âhirlerin tüm bil gilerine sahib olmak; kendisinden evvel gelenlerin hallerini vakıaya uygun haber vermek; geleceklerin de, vücuda geldikleri zaman şekilde geleceklerini açıkça anlatmak; kendisine sorulan sorulara en doğru biçimde cevap vermek; sübhan olan Yüce Hakkın bütün hüküm-lerini beyan buyurmak onun peygamberliğine açık bir mucizedir. Zira bunlar ancak ilahi vahiy ile bilinir. Vahly ise, peygamberlerden baş-kasına olmaz.

    ÜMMİ sıfatı üzerine, bir başka mana da şöyledir:

    - Mekke'li.

    Demektir. Çünkü, Meke-i Mükerreme, bir başka ismi ile: KARYELERİN ANASI. (ÜMM'ÜL-KURA.)

    Diye anlatılır.

    Bir başka manaya göre de:

    ÜMMI.

    Demek, cümlenin aslı olduğudur. Tıpkı, ana çocuğunun aslı oldu-ğu gibi.. Çünkü, Yüce Hak, cümle mahlukattan evvel, Resulüllah S.A. efendimizin nurunu yarattı. Cümle mahluku da onun nurundan ya-rattı. Cümle mahluku, onun nurundan yarattığı için, tümünün aslı ve anası mesabesindedir.

    ÜMMİ sıfatı üzerine verilen bir başka maną da şöyledir:

    Resulüllah S.A. efendimiz, anasından doğduğu hal üzeredir; o hal-de daim ve sabit kalmıştır. Ayıplardan hiç biri ile, sıfat almamıştır. Mübarek zatına ve üstün makamına uygun olmayan tüm şeylerden ari ve beridir. Anasından yeni doğan çocuk gibi, cümle şeylerden ma-sum ve påktir.

    İşte, anlatılan manalar icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimize:

    UMMİ.

    Sıfatı verilmiştir.

    Bu mübarek sıfatın geniş manası, daha önce, Resulüllah S.A. efendimizin isimleri anlatılırken beyan edilmiştir.

    Bu salavat-ı şerifenin son cümlesine gelelim: «Keza, Muhammed'in âline de salât eyle.>>>

    YanıtlaSil
  156. KARA DAVUD

    433 Daha önce de, anlatıldığı gibi, burada AL lafzından murad, Resu-tullah S.A. efendimizin yakınlarıdır, kendisine tabi olan ümmetidir.

    Musannif merhum, bu salavat-i şerifeyi, yukarıda anlatılan kis-ma kadar anlatmıştır.

    vardır ve şöyledir: Ancak, bu salavat-i şerife, Sifa nam eserden alınmıştır. Devamı

    Tıpkı, İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât eylediğin gibi.. Ummi Nebi Muhammed'e bereketler ihsan eyle: keza onun âline

    de.. Tipki, İbrahim'e ve İbrahim'in âline bereketler insan eylediğin gibi.. Çünkü sen, Hamid'sin: Mecid'sin.

    BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Bu salavat-ı şerifeyi, Ahmed b. Hanbel, İmam-ı Buhari, Nesei, Ibn-i Mace çıkarıp ashab-ı kiramdan Ebu Said-i Hudri'den naklen ri-vayet etmişlerdir.

    Şöyledir:

    Allahım, Muhammed'e salåt eyle ki; o: Senin kulundur ve resulündür.

    Bu salavat-ı şerifenin açıklaması şöyledir:

    Ey Hayy ve Kayyum sıfatlarının sahibi, celâl ve ikram sahibi, ni-metleri herşeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı yüce Al-lah.

    Hazret-i Muhammed S.A. üzerine salåvat okumak, ona selâmla tazim etmek için bize emir verdin. Bu yüce emrine uyarak, salât ile ona tazim ettik. Ne var ki, onun yüce şanına lâyıkı olan salâtı okuma-ya gücümüz yoktur. Bu manada aciz olduğumuzdan; Gani Kerim Rahman Rahim olan yüce zatına tazarru ederiz: Bizzat kendin Mu-hammed'in S.A. yüce şanına uygun salât ile salât eyle.

    Her işte, âciz olduğumuzdan; işlerimizi sana ısmarlamak sureti ile selâmet ve rahat buluruz.

    Mana böyle olunca, memur olduğumuz salât işini ve sair işlerimi-zi sana ısmarlarız.

    O Muhammed S.A. senin kulundur. Sana ibadete layık kullukla sana ibadette devamlı ve sebatlıdır.

    Ve.. o: Senin, bütün insanlara ve cinne gönderilen resulündür.

    Bu mana, ancak Resulüllah S.A. efendimize hastır. Çünkü, cin tayfasına, insandan peygamber olarak gönderilen, Resulüllah S.A. efendimizden başkası yoktur.

    Bütün insanlara ve cinne risalet sıfatı ile gönderilen, ancak Resu-lüllah S.A. efendimizdir,

    F. 28

    YanıtlaSil
  157. 434

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Şifa nam kitapta, bu salavat-ı şerifenin metni, yukarıda anlatıl. dığı kadardır. Müellif merhum da, onunla yetinmiştir.

    Biz, Buhari'de, bu salavatın devamı olan kısmı aşağıya alıyoruz: Tıpkı İbrahim'e salât eylediğin gibi.. Muhammed'e bereket ihsan eyle; keza onun âline de.. İbrahim'e ve İbrahim'in âline bereket ihsan eylediğin gibi.>>>>

    ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:

    Bu salāvat-ı şerife, Şifa nam eserden alınıp anlatılan on üç sa-lávat-ı şerifeden altıncısıdır.

    Bu salavat-ı şerifeyi, İmam-ı Beyhaki Şuab-i İmam'ında, Deyle-mî Firdevs'inde; Zeynelabidin'den r.a. rivayet edildiğini çıkarıp riva-yet etmişlerdir. Ki bu zat: Hazret-i Hüseyin'in r.a. oğludur. Bu da, ba-bası Hazert-i Hüseyin'den r.a. rivayet etmiştir. Hazret-i Hüseyin r.a. dahi, Resulüllah S.A. efendimizden dinleyip anlatmıştır.

    Metnin manası şöyledir:

    «Allahım.>>

    Bu lafzın ifade ettiği daha açık mana şudur:

    Ey daim, ezeli ebedi, sonsuz nimet veren, ihsanı şamil, ken-disinden başka ilâh olmayan şanı yüce Allah.

    <<>>

    Yani: Semavi kitaplarda, nebilerin ve resullerin dillerinde türlü senalarla övülen alicenap Peygambere..

    «Keza, Muhammed'in âline de salât eyle.»

    Yani: Ehl-i beytine, kendisine tabi olan ümmetinin tümüne..

    «Nasıl ki, İbrahim'e ve İbrahim'in âline de salât eylemiştin.>>>

    Bu cümlenin kısaca şerhi şudur:

    Resulüllah S.A. efendimizin ceddi İbrahim'e ve onun âli üzerine ettiğin salât misali, Resulüllah S.A. efendimize, tüm âline lâyık salât ve tahiyyat eyle:

    <>>

    Yani: Yüce zatında cümle kemalât ile övülmüşsün.

    «Mecid'sin.»

    Yani: Tüm yarattıklarıņa, türlü türlü in'am ve ihsan edicisin.

    «Allahım, Muhhamed'e bereket ihsan eyle. Muhammed'in âli-ne de bereket ihsan eyle.>>

    Bu cümlenin kısa açıklaması şudur:

    Ey şanı yüce, nimeti herşeye şamil, kendisinden başka ilah olma-yan Allah, Muhammed'e ve onun âline ihsan buyurduğun nimetleri ve ikramları an an artır. Onlara ihsan eylediğin in'am ve ihsanlarını. gün begün artır.

    YanıtlaSil
  158. KARA DAVUD

    «Çünkü sen, Hamid'sin: Mecid'sin.>>>

    «Mecid.»

    İsmi üzerine, şu açıklama vardır:

    Kullarına, garazsız, ivazsız türlü türlü ihsanlar edersin.

    Bir başka açıklama:

    435

    Hanefi mezhebine göre, namaz içinde tesehhüdden sonra, okuna-cak salavat-ı şerife, buraya kadardır.

    İttifakla salavatların en faziletlisi olduğu için, namazda okunur. çok çok okuyan-jar, Resulüllah S.A. efendimizi rüyada görürler.

    Dendiği, bazı büyük meşayihten nakledilmiştir.

    Bir başka açıklama:

    Nebiler ve resuller arasında, ancak İbrahim a.s. peygamberin ve Alinin bu okunan salavat-ı şerifelerde zikredildiğinin sırrı ve hikmeti vardır.

    Şöyleki: İbrahim a.s. Kâbe'nin binasını yapıp tamam ettiği za-

    man şöyle duâ etti:

    «Ey Rabbımız, onlar arasından; kendilerine senin âyetlerini bir okuyacak; kitabı, hikmeti öğretecek; onları iyice temizleyecek peygamber gönder. Şüphesiz, tek galip, tek hikmet sahibi sensin.» (2/129)

    Bu şekilde duâ ederek, âhir zaman peygamberinin Mekke'de Arap'tan gelmesini tazarru ve niyaz etti.

    İbrahim a.s. peygamberin kendisi, oğlu İsmail a.s. ayrıca hanım-ları Sare ve Hacer Allah'ın beytini ziyaret eden kadın, erkek genç, ih-tiyar, hür, köle ve cariyelerin affı ve mağfireti için duâ buyurdu.

    Anlatılan sebepten dolayı, bu ümmete, namazlarının sonunda Ib-rahim'e ve âline salât okuyarak tazim ve duâ emri verildi. Ta ki: Onla-rın yaptığı dualara karşılık ola.

    Şöyle bir rivayet var:

    Ölüm meleği İbrahim a.s. peygamberin ruhunu kabzetmeğe geldi-ği zaman sordu:

    Mübarek gönlünde bir şeye karşı hiç arzu kaldı mı?.

    İbrahim a.s. şu cevabı verdi:

    Dünyada namazla ünsiyet etmiştim. Hiç bir şeye hasret çek-mem. Ancak, o namaz ibadetinin benden gitmesine hasret çekerim.

    Bunun üzerine, Yüce Hak, ona şu vahyi yaptı:

    Ey Halil'im, gönlünü hoş tut. Resulümün ümmeti senin oğul larındır. Onlara emir vereyim; namazda seni överek yad etsinler. Onun bereketini de sana eriştiririm. Yeter ki, ruhun şad olsun.

    Salâvat-ı şerifelerin devamına dönelim:

    «Allahım, merhamet eyle; Muhammed'e ve Muhammed'in âli-ne.. Tıpkı İbrahim ve İbrahim'in âline merhamet eylediğin gibi..>>>

    YanıtlaSil
  159. 353

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    (YA Resûlallah! Onlar, Allah yolunda savaşan Gaziden de mi üs-tündürler?) diye sordum.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Kılıcını, kırılıncaya ve kana boyanın-caya kadar kafirlere ve müşriklere çalsa da, Allah'ı çok zikr edenler, derece bakımından, ondan daha üstündür!) buyurdu.» (37)

    Hz. Ömer'in bildirdiğine göre «Resûlullah Aleyhisselâm (Allah'ın kularından bir takım insanlar vardır ki, onlar, Enbiya değiller, Şü-hedâ da, değiller, ammå, Kıyamet gününde, Allâh katındaki Makam-larının üstünlüğünden dolayı kendilerine Peygamberler ve Şehidler Imreneceklerdir!) buyurdu.

    (Ya Resûlallah! Onlar, kimlerdir ve amelleri nelerdir? Bize haber ver de, kendilerine sevgi gösterelim?) dediler.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Onlar, aralarında ne bir akrabalık, ne de, alış veriş edecekleri bir mal ilişkisi bulunmadığı halde, sırf Allah rühu ile Allah'da birleşip sevişirler.

    Vallāhi, onların yüzleri Nûr, kendileri de, Nûrdan bir minber üze rindedirler!

    İnsanlar, korktukları zaman, onlar, korkmayacaklar; insanlar, mahzun oldukları zaman, onlar, mahzun olmayacaklardır!) buyurdu ve şu (Haberiniz olsun ki, Allah'ın Veli kulları için hiç bir korku yok-tur. Onlar, mahzun da, olacak değillerdir. (Yünüs: 62) mealli Aye-ti okudu.» (38)

    Ebüdderdå da, der ki «Resûlullâh Aleyhisselon (Kıyamet günü, Allah, minberler üzerinde, yüzleri Nurlu cemâatlar ba's buyuracak, insanlar, onlara bakıp imrenecekler.

    Onlar, ne Peygamberlerdir, ne de, Şehidlerdir.) buyurdu.

    Bir çöl Arabı, dizleri üzerine gelip (Yâ I sûlallah! Onları, bize tarif et te, öğrenelim?) dedi.

    Bunun üzerine, Resûlullâh Aleyhisselâm (Onlar, muhtelif kabi-lelere ve muhtelif beldelere mensub oldukları halde, birbirlerini seven ve Allah'ı zikr etmek için bir araya gelip Allah'ı zikr edenlerdir!) buyurdu.» (39)

    (37) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 75, Tirmizî Sünen c. 5, s. 458

    (38) Taberi Tefsir c. 11, s. 132, Ebû Nuaym Hilyetülevliyâ c. 1, s. 5

    (39) Taberani'den naklen Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 77

    YanıtlaSil
  160. ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZİKR EDİŞİ

    Kıyamet Gününde İnsanı Kurtaracak Amel:

    359

    Muaz b. Cebel'den rivayet edilen Hadis'e göre: «Adem oğlunu, Kıyamet gününde, Allah'ın azabından, Zikr amelinden başkası kurta-ramayacaktır!» (40)

    Muaz b. Cebel der ki «(Ya Resûlallah! Bana bir tavsiyede bu-lun?) dedim.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Elinden geldiği kadar, Allah'a karşı takvalı ol!

    Bulunduğun her taşın ve her ağacın yanında Allah'ı zikr et!

    İşlediğin kötü işden dolayı da, gizlisine gizlice, açığına açıkça, Allah'a tevbe et!) buyurdu.

    Yine Muaz b. Cebel «Resûlullâh Aleyhisselâm (Cennet halkı, dünyada yüce Allah'ı zikr etmeksizin geçirmiş oldukları saatlerden başkası hakkında hasret ve nedâmet duymayacaklardır!) buyurdu.>>> demiştir. (41)

    Allah'ı Zikre Oturan Cemaatın Manevi Kazançları:

    Ebû Hüreyre ile Ebû Said'ül'hudri'nin birlikte rivâyetlerine gö-re: Peygamberimiz «Hiç bir cemaat yok ki, Allah'ı zikre otursun da, Melekler, onların çevrelerinde dönüp dolaşmasın, Rahmet, onları, bü-rümesin, üzerlerine Sekine inmesin ve Allâh, onları, katındaki Melek-ler yanında anmasın!» buyurmuştur. (42)

    Meleklerin Zikir Meclislerini Araştırmaları ve Zakirler

    Hakkında Allah İle Konuşmaları:

    «Yüce Allah'ın, insanların amellerini yazan Meleklerden (43) fazla olarak yer yüzünde dolaşan bir takım Melekleri daha vardır ki (44), onlar, zikir sahiplerini (45), zikir meclislerini ararlar. (46)

    (40) Malik Muvatta' c. 1, s. 211, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 239, Tirmizi -Sünen c. 5, s. 459, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1245, Taberânî Mûcemüssagir c. 1, s. 77, Heysemi Mecmauzzevaid e. 10, s. 73-74, İbn-i Hacer Metalibül-âliye c. 3, s. 243

    (41) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelül'yevm-velleyle s. 12, Taberânî'den naklen Heysemi Mecmauzzevaid c. 10, s. 73-74

    (42) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 293-294, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 447, c. 3, s. 33, Müslim Sahih c. 4, s. 2074, Tirmizi Sünen c. 5, s. 459-460, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1245

    (43) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Tirmizî Sünen c. 5, s. 579

    (44) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 382, Müslim Sünen c. 5, s. 579 Sahih c. 4, s. 2069, Tirmizi -

    (45) Buhari Sahih c. 7, s. 168

    (46) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 382, Buhari Sahih c. 7, a. 168, Müslim Sahih c. 4, s. 2070

    YanıtlaSil
  161. que

    6269. Kimilerine iyilik uyurken gelir.

    207

    6270. Kimilerinin felaketi, ötekilerinin mutluluğunu sağlar.

    6271. Kiminle düşüp kalktığını söyle, sana kim olduğunu söyliyeyim. (Dis-moi qui tu hantes, je te dirai qui tu es.)

    6272. Kimse acından ölmez. (Plait d'argent n'est pas mortelle

    .) 6273. Kimse "ayranım ekşi" demez. (Chaque prêtre loue ses reliques.)

    6274. Kimse melek değildir. (On n'est pas des anges. Bu adı taşıyan bir Fransız filmi de vardır.)

    6275. Kimsenin ahı, kimsede kalmaz.

    6276. Kişi ayağını yorganına göre uzatmalı. (Un homme doit allonger le pied d'après la longueur de sa converture.)

    6277. Kişi değerini gösterdikçe, kıymeti artar.

    6278. Kişi doğduğu yerde değil, doyduğu yerdedir. (L'homme n'est pas à l'endroit où il est né, mais à l'endroit où il se rassasie.)

    6279. Kişi, ettiğini bulur.

    6280. Kişi, kendinden bilir işi. (Qui a la jaunisse, voit tout jaune.)

    6281. Kişiye bilmemek ayıp değil, sormamak ayıptır. (Pour l'homme ne pas savoir n'est pas une honte, ne pas s'informer en est une.)

    6282. Kitap kadar iyi bir armağan yoktur.

    6283. Koku almaksızın, misk yağcısının dükkânında çok durulmaz.

    6284. Konuk umduğunu değil, bulduğunu yer. (A la fortune du pot.)

    6285. Konuşmak iyidir, susmak daha iyi. (Il est bon de parler et meilleur de se taire. La Fontaine'in bir dizesi, atasözü haline gelmiş.)

    6286. Konuşmak kolay, susmak zordur.

    6287. Korkak tüccar ne kâr eder, ne zarar. (Qui ne risage, rien n'a rien.)

    6288. Korkana kurt başı çift görünür. (On crie toujours le loup plus grand qu'il n'est.)

    6289. Korku, adama kanat verir. (Korku, dağları bekler. La peur donne des ailes.)

    6290. Korku, aptalları bile akıllı yapar.

    6291. Korkunun adımları büyüktür.

    6292. Koyunu kurda baktırmaya vermemeli.

    6293. Koyunun derisine istenilen şey yazılır.

    6294. Köprüyü geçene dek, ayıya dayı derler. (Faire l'ân pour avoir du son. -La fête passé, adieu, les saints.)

    6295. Kör kadı, diyecek kadar doğru söz, işe yaramaz. (Une parole aussi vrai que "juge aveugle" ne sert à rien.)

    6296. Körler ülkesinde, tek gözü olan kraldır. (Koyunun bulunmadığı yerde, keçiye Abdurrahman Çelebi derler. Au pays des aveugles les borgnes sont rois.)

    YanıtlaSil
  162. 206

    6241. Kendini beğenmeyen çatlar, ölür. (Chacun en sa beauté se mire.)

    6242. Kendinin korunmasını istiyorsan, sen de başkalarını düşün, acı. (Si tu veux qu'on t'épargne, épargne aussi les autres.)

    6243. Kesesinde para bulunmayanın dilinin ucunda bal olmalıdır.

    6244. Keskin sirkenin küpünedir, zararı. (Agir dans la colère, c'est s'embarquer durant la tempête.)

    6245. Kestaneleri ateşten çekip çıkaran bizler olduk. (yiyenler başkaları). (Nous avons tiré les marrons du feu.)

    6246. Kılıcını çeken, bedelini kılıçla öder.

    6247. Kılıçsız asker, dikensiz güle benzer.

    6248. Kır atın yanında yatan, ya huyundan, ya suyundan. (Ami de la vertu plutôt que vertueux.)

    6249. Kırılan gönül, asla onarılmaz.

    6250. Kırk yaş gençliğin yaşlılığı, elli yaş yaşlılığın gençliğidir.

    6251. Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani? (On ne saurait faire d'une buse un epervier.)

    6252. Kırkından sonra, saz çalınmaz. (Bonjour lunettes, adieu fillettes.)

    6253. Kırmaktansa, katlanmak iyidir. (Mieux vaut plier que rompre.)

    6254. Kıskanç kimse, her şeyden yoksun kalır. (Qui est jaloux est privé de tout.)

    6255. Kıskançlık, kuşku tarafından beslenir.

    6256. Kısmetin seni arayıp bulur.

    6257. Kısmetinde varsa, kaşığında çıkar. (A chacun sa chance. -A chacun selon son destin.)

    6258. Kız, anadan görmeyince, öğüt almaz. (La fille n'écoute pas les conseils tant qu'elle n'a vu faire sa mère.)

    6259. Kız evlendikten sonra, çok damat bulunur. (Quand la fille est mariée, on trouve trop de gendre.)

    6260. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla! (On bat le chien devant le lion.)

    6261. Kızını dövmeyen, dizini döver. (Mère piteuse fait fille teigneuse.)

    6262. Kızla evlenmek istiyorsan, önce anasının gönlünü yap. (Si tu veux la fille, fais la cour à la mère.)

    6263. Kim hata ederse, cezasını çeker. (Qui fait la faute, la boit.)

    6264. Kim hendeğe yönelmişse, içine ilk düşen o olur.

    6265. Kim, ki tehdit eder, onun cüreti yoktur. (Tel menace qui n'a guère audace.)

    6266. Kim, ki tehdit eder, vurmaz. (Tel menace qui ne frappe pas.)

    6267. Kim, ki varsıldır, o her şeydir; akıllı ve erdemli olmasa da yine akıllı ve erdemli sayılır. (Quiconque est riche est tout, sans sagesse il est sage.)

    6268. Kimi kişilerin önünde, az sözle konuşulabilir. (Devant certaines personnes, om peut parler à demi-mot.)

    YanıtlaSil
  163. H

    Hayy- Läyemut

    hazine

    Hayy - Layemut حتى لا يموت : Hayy ve Layemut olan; ezeli-ebedi, sonsuz ve ölümsüz hayat sahibi (Allah c.c.)

    hayyi meyyit حتى منبت : olü canlı, ölü olduğu halde canlı imiş gibi insanı etkileyen

    hayy - munis حي مونس : munis canlı, emir din ler ve itaat eder (ehlileşmiş) canlı

    hayy- murtabit حتی مرتبط : kendi asli özelliğine bağlı olan canlı görüntü

    hayy u kayyum حی و قیوم : hayy ve kayyum

    350

    hayy u kayyum u baki u daim حتی و قیوم و باقی و دائم: hayy kayyum, bäki ve daim (daima var olan)

    hayyal حبال : dalaverici, hileci

    hayz حيض : )bak, hayız(

    haz حط : Lzevk, lezzet, hoşlanma; sevinç 2.pay, hisse, nasip

    hazafir حظافر : etraf, çevre, cepheler, yönler

    haza هذا : busu, o

    hazain خزائن : hazineler, defineler, gizli ve sak lı mücevherler

    hazain-i hayalat خزائن خیالات : hayaller ve boş düşünce hazineleri (putperest gelenekleri ve kültürü)

    hazain-i hikmet خزائن حکمت : hilunet hazinele ri, herkesce bilinemediği için gizli kalmış ilim ve imanla ilgili derin hakikatler

    hazain-i ilahiye خزائن إلهيه : ilahi hazineler, Al-lah'ın (c.c.) ihsanı olup herkesce bilinmediği için gizli define gibi duran ni'metler (iman ve ilimle ilgili derin gerçekler)

    hazain-i kudsiye خزائن قدسیه : kutsal hazineler, Allah (c.c.) tarafından ihsan edilmiş ve her kesçe bilinmediği için gizli define gibi duran ince ve derin hakikatler

    hazain-i la-tefna خزائن لاتفنا : sonu gelmez hazi neler (çok zengin bilgi ve düşünce hazineleri)

    hazain-i mukaddese-i Kur'aniye خزائن مقدسة قرآنبه : Kur'an'ın kutsal hazineleri, Kur'anda Allah c.c.) tarafından bildirdiği halde herkes-çe bilinmediği için gizli define gibi duran ilim ve imanla ilgili derin ve ince hakikatler

    hazain-i naműtenahiye خزائن نامتناهيه : sonsuz ve tükenmez hazineler, herkesçe bilinmediği için gizli define gibi duran bitmez tükenmez (ilim ve imanla ilgili) derin hakikatler, má nevî nimetler

    hazain-i nur خزائن نور : nur hazineleri, herkesçe

    bilinmeyen Kur'an ve imanla ilgili derin haki katleri açıklayan Risale-i Nur kitapları

    hazain-i rahmet خزائن رحمت : rahmet hazinele-ri, Allah'ın (c.c.) sonsuz rahmetinin eseri olan bitmez tükenmez ni'metler

    hazaini servet خزائن ثروت : servet hazineleri, bitmez tükenmez zenginlikler ve ni'metler hazakat حذاقت : uzmanlık, derin bilgi ve beceri

    hazan حزان : sonbahar, güz, sararıp solma

    hazele خذله : alçaklar, yüzsüzler, ädiler

    hazer حذر : sakınma, çekinme, korunma

    hazer etmek حذر ايتمك : sakınmak çekinmek

    hazerat حضرات : hazretler, saygıdeğer şahsi-yetler

    hazf 1 : حذف.aradan çıkarma, atma, silme 2.yok etme, ortadan kaldırma 3.söylememe

    hazfetmek 1 : حذف إيتمك aradan çıkarmak, at-mak, silmek 2.yok etmek, ortadan kaldırmak

    3.söylememek

    hazfolmak 1 : حذف اول.aradan çıkmak, atıl-mak, silinmek 2.yok olma, ortadan kalkmak 3.söylenmemek

    hazım هضم : .hazmetmek, eritme, sindirme; sindirim 2.(mec.) tahammül etme, dayanma, içine sindirme, içine atma, tepki göstermeme

    hazımsızlık 1 : حضمز لك.sindirememe 2.(mec.( tahammülsüzlük, içine sindirememe, susma-yıp tepki gösterme

    hazmetmek 1 : حضم إيتمك.eritmek, sindirmek 2.(mec.) tahammül etmek, dayanmak, içine

    sindirmek, içine atmak, tepki göstermemek,

    susmak

    hazır (a( حاضره : mevcut olan, bulunan, göz önünde olan 2.istenen veya beklenen hale gelmiş olan 3.şu andaki, şu zamandaki

    hazirane حاضرانه : hazır gibi, hazırmışçasına, şimdi burada imişcesine

    hazırûn حاضرون : mevcut ve hazır olanlar, şim-di ve burada bulunanlar

    hazin حازت : bekçi 2.hazineden sorumlu kişi

    hazin-i cennet خازن جنت cennet bekçisi (me-lek)

    hazin حزين : üzüntü verici

    hazinane حزينانه : üzüntü verici şekilde, hũ-zünlü bir tarzda

    her gibi kıymetli eşyanın saklı olduğu yer hazine 1 : حزينه.define; altın, gümüş, mücev

    YanıtlaSil
  164. hazine-i ali (ye)

    mali ve parasının saklanıp korunduğu yer 4. zengin kaynak 351

    hazine-i ali (ye( خزينة عاليه : kiymeti çok yüksek hazine

    hazine-i azime خزينة عظيمه : çok büyük hazine

    hazine-i binihaye خزینه بی نهایه : sonsuz hazine, bitmez tükenmez hazine

    hazine-i câmia حزينة جامعه : çok çeşitli ve kıy metli şeyleri kendinde toplamış hazine

    hazine-i cevahir حزينة جواهر : cevherler hazine-si, gizli (månevi) değerler kaynağı

    hazine-i ebediye خزينة أبديه : ebedi hazine, ebe di (ölumsüz) hayatın sonsuz zenginliği (cen-net)

    hazine-i esrar حزينة أسرار : gizli hakikatler ha-zinesi, herkesçe bilinmediği için gizli kalmaış olan ince ve derin gerçekler

    hazine-i esrar-ı rabbani خزينة أسرار ربانی : rabbi mize ait sırlar hazinesi, her şeyin sahibi ve terbiyecisi olan rabbimizi tanıtan ve herkes çe bilinmediği için gizli kalmış olan ince ve derin gerçekler ve hakikatler, rabbimize ait zengin hakikatler

    hazine-i ezeliye خزينة أزليه : ezeli hazine, (Al-lah'a c.c. ait) ezeli ve sonsuz güzellikler ve mukemmellikler

    hazine-i ezeliye-i kelām - ilahi حزينة أزلية كلام إلهى Allah'a (c.c.) ait sözlerin ezeli ve bitmez tü-kenmez zenginliği

    hazine-i gayb (iye خزينة غيبيه : gayb hazinesi. Allah'ın (c.c.) bilgimizi aşan tükenmez zen-ginliği

    hazine-i gaybiye-i rahmet خزينة غيبية رحمت Allah'ın (c.c.) rahmet eseri gayb hazinesi, Al-lah'ın (c.c.) rahmetinin bilgimizi aşan tüken-mez zenginliği

    hazine-i hakaik خزينة حقائق : hakikatler (gerçek-ler) hazinesi, herkesçe bilinmediği için gizli kalmış olan ince ve derin hakikatler

    hazine-i hakikat خزینه حقیقت : hakikat (gerçek( hazinesi, herkesçe bilinmediği için gizli kal-mış olan ince ve derin hakikat(ler)

    hazine-i hassa خزینه خاصه : hususi (özel) hazine

    hazine-i hassa-i ilahiye خزينة خاصة إلهيه : Allah'ın (c.c.) hususi (çok özel) hazinesi, Allah'ın )c.c.) bazı kulları için ayırdığı özel tükenmez ni'metler

    hazine-i hassa-i Kur'an حزينة خاصه قرآن

    hazine-i Rabbaniye

    Kur'an'ın çok değerli hazinesi, herkesçe bilin-mediği için gizli kalmış olan Kur'an'ın ince ve

    derin hakikatleri (gerçekler)

    hazine-i hassa-i maneviye خزينة خاصة معنوية manevi çok değerli hazine (Kur'an), herkes-çe bilinmediği için gizli kalmış ince ve derin (Kur'an'daki) hakikatler

    hazine-i hassa-i rahmet حزينة خاصة رحمت : Al lah'ın (c.c.) özel rahmet hazinesi, Allah'ın (c.c.) merhametinin eseri çok özel ve kıymetli ni'metleri

    hazine-i hürriyet حزينة حزيت : hürriyet hazine-si, insana gerçek hürriyeti gösteren hakikat-ler

    hazine-i ihsan ve kerem حزينة إحسان و كرم : ihsan ve kerem hazinesi, sonsuz iyilik ve cömertliği gösteren bitmez ni'metler

    hazine-i ilahiye خزينة إلهية : ilahi hazine, Al-lah'ın (c.c.) sonsuz ni'metleri, güzellikleri ve zenginlikleri

    hazine-i ilm-i tevhid خزينة علم توحيد : tevhid il mine ait hazine, Allah'ın (c.c.) birliğini açıkla-yan ve ispat eden zengin ilim kaynağı

    hazine-i kemalat خزينة كمالات mükemmelile-rin hazinesi, insanı olgunlaştırıcı ve yüceltici vasıfları (nitelikleri) kazandıran månevi zen-ginlik kaynağı

    hazine-i kudret حزينة قدرت : kudret hazinesi, Allah'ın (c.c.) sonsuz gücünü sürekli ve tü-kenmez yaratıcılığı

    hazine-i kudsiye kutsal hazine, (Allah'a c.c. ait) kutsal gerçekler kaynağı

    hazine-i Kur'an(iye( خزینه قرآنیه : Kur'an hazine-

    si, Kur'an'daki zengin ve geniş bilgi ve haki-katler

    hazine-i Kübra خزینه کبری : en büyük zenginlik hazinesi (Allah'ın c.c. sonsuz yaratıcılığı)

    hazine-i mâneviye خزينة معنويه : manevi hazine, mânevi güzellikler ve zenginlikler

    hazine-i mektubat حزينه مكتوبات : Mektubat adlı hazine değerinde kitap (zengin ve değerli eser) hazine-i mu'cizat: mucizeler hazinesi, pek çok mucize

    hazîne-i mu'cizat خزینه معجزات : mucizeler hazi-

    nesi, pek çok zor mucize

    hazine-i nur خزینه نور : nur hazinesi, bitmeyen

    månevî aydınlık ve ışık

    hazîne-i Rabbaniye خزينة ربانيه : herseyin sahibi

    H

    YanıtlaSil
  165. かつら

    REAM

    BAMUTLU MULER

    ZAMAN İÇİNDE ZAMAN

    Hazret-i Ebûbekir halife olunca, daha önce yardım ettiği küçük yetim kızca-ğızlar endişe içine düştüler:

    --O artık halife oldu. Onca hizmet ve va-zifesi var. Bundan sonra bizim hay-vanların sütünü kim sağacak?" dediler.

    Fakat Hazret-i Ebůbekir, hilafetine rağmen o yetimlerin sütlerini sağmaya devam etti.

    Demek ki;

    Cenâb-ı Hak, kulun niyetine göre zamana bereket vermekte, zaman içinde zaman açmaktadır.

    BEKLETMEYİN!

    Hazret-i Aişe şöyle anlatır:

    "Vefat ettiği hastalığı esnasında ba-bam Ebûbekir'in yanına girdim.

    Bana;

    <<<-Nebi hangi gün vefât etmişti?>>> diye sordu.

    <<<-Pazartesi.>> dedim.

    <<<-Bugün günlerden ne?>> diye sorunca;

    <<<-Pazartesi.>> diye cevap verdim. Şöyle dedi:

    <<<-Benim vefâtımın da şu an ile gece arasında olmasını ümit edi-yorum!». (Akabinde;)

    <<<-Eğer bu gece ölürsem beni yarına bekletmeyiniz!

    Zira benim için gün ve gecelerin en sevimlisi, Rasûlullah'e en yakın olanıdır!>> dedi." (Ahmed, 1, 8)

    37

    YanıtlaSil
  166. ATEŞİ SÖNDÜRÜR

    Hazret-i Peygamber'e salevat getirmek; günahları, suyun ateşi söndürmesinden daha çabuk yok eder.

    Ona selâm göndermek pek çok köle âzâd etmekten daha faziletlidir.

    Rasûlullah'i sevmek ise riyâzet ve mücâhededen, Allah yolunda kılıç sallamaktan daha üstündür. (Bağdadi, Târihu Bağdâd, VII, 161)

    SIDDIK'IN SEVİNCİ

    Bana dünyadan üç şey sevdirildi:

    Rasûlullah Efendimiz'in yüzüne bakmak,

    Kızımın O'na zevce olması ve

    Malımı O'nun yolunda harcamak.

    DÜNYA TİCARETİ

    Dünya, mü'minlerin pazarıdır.

    Sermâyeleri, gece ve gündüzdür.

    Ticaret malları, sâlih amelleridir.

    Kazançları, cennettir. Zararları cehennemdir.

    36

    YanıtlaSil
  167. HAZRET I EBÜBEKİR TAN HİKMETLİ SÖZLER

    HAZRET-İ EBŪBEKİR'İN KASĪDESİ'NDEN

    جُدْ بِلُطْفِكْ يَا إِلهِي مَنْ لَهُ زَادٌ قَلِيلٌ مُفْلِسُ بِالصِّدْقِ يَأْتِي عِنْدَ بَابِكْ يَا جَلِيلُ

    "Yâ İlâhî! Azığı az olan şu garibe lutfunla bol bol ihsanda bulun. Ey Celîl olan Allah'ım, iflas etmiş olan bu kulun kapına sıdk ile gelmiştir."

    SALİH KULLAR

    Dört kimse Allâh'ın sâlih kulların-dandır:

    Tevbe eden kişiyi gördüğü za-man (onun kurtuluş yoluna girmesinden haz duyarak) sevinen.

    Günahkarların affı için Rabbine yalvaran.

    Din kardeşine gıyâbında duâ eden.

    Kendinden muhtaç kişiye yardım ve hizmette bulunan.

    A

    35

    YanıtlaSil
  168. İRŞAD EHLİNDEN KAÇМА!

    Hakk'ı tanıyan âriflerin kölesi ol!

    Sana yol göstermek isteyenden hâlini gizleme! Aksi takdirde kendini aldatırsın.

    Kendini islah et ki insanlar da sana karşı iyi davransınlar / itimat etsinler.

    SABRIN FAYDASI

    Sabırda zarar yoktur.

    Hüzün ve telâşta fayda yoktur.

    Sabır îmânın yarısı, yakın ise tamamıdır.

    İHSAN KANDİLİNİ YAK!

    İnsanlara iyilik etmek, kişiyi âfetlerden ve belâlardan muhafaza eder.

    Tebessüm; emniyetin anahtarıdır, ihsânın kandilidir.

    ZAYIF KİM, GÜÇLÜ KİM?

    Benim nezdimde sizin en kuvvetliniz, hakkını alıncaya kadar, zayıf olan kimsedir.

    En zayıfınız da ondan başkasının hakkı alınıncaya kadar, güçlü kimsedir.

    3-4

    YanıtlaSil
  169. - 1 л ережеше на e ələq iqi ən pis puewez ng

    (use) (рэшцу jajesty

    2022 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1973-TBMM'de kabul edilen bir yasa ile "Maraş" iline "kahramanlık" unvanı verildi; ilin adı "Kahramanmaraş" oldu.

    2002 - Risale-i Nur'u İzmir ve civarında neşretmiş hanım Nur Talebelerinden Zehra Dülek vefat etti.

    7

    PAZARTESİ

    MONDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Mü'minler ancak o kimselerdir ki... yalnız Rablerine tevekkül ederler.

    Enfal Suresi: 2

    BİR HADİS

    Üç kişi sefere çıktıklarında birini kendilerine başkan seçsinler.

    C

    İnsan bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acip ve latif bir mizaç ile yaratılmıştır. O mizaç yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir.

    İşârâtü'l-İcaz

    YanıtlaSil
  170. HPAUL (use) uzuunaqurediad

    TARINTE BUGÜN

    1923-Hint Müslüman liderlerinden Ağa Han ile Emir Ali İsmet, hilâfetin muhafazası için Türkiye'ye mektuplar yazdılar.

    1958 - İnönü, Menderes ve DP'yi ihtilalle tehdit etti.

    2008 - Bediüzzaman'ı gören son şahit, hanım Nur Talebelerinden Kadriye Müftüoğlu vefat etti.

    24

    PAZAR

    SUNDAY

    KASIM

    NOVEMBER

    BIR AYET

    Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da Onu tesbih et.

    Tur Suresi: 49

    BİR HADİS

    Sıkıntının en şiddetlisine maruz kalanlar peygamberlerdir. Sonra da derecelerine göre diğer insanlar gelir.

    Tirmizî, Zühd: 57

    Nev-i beşere rahmet olan Kur'ân ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder. Tarihçe-i Hayat

    HİCRİ: 22 C.EVVEL 1446 - RUMI: 11 T. SANI 1440

    KASIM: 17-GÜN: 329 KALAN: 37 - GÜN. KIS.: 3 DK

    YanıtlaSil
  171. TARİHTE BUGÜN

    - 1877-Edison, pikapı (ses kayıt cihazı) icat ettiğini duyurdu.

    1952 - ABD ilk hidrojen bombasını Pasifik'te patlattı.

    1955 - Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere'nin katılımıyla Bağdat Paktı kuruldu.

    KASIM

    21

    CUMA

    1144 1447

    C.AHİR

    RUMI: 8 T.SANİ 1441 KASIM: 14

    BIN AT Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline.

    Hümeze Suresi: 1

    BİR HADİS

    Allah'ın en çok sevdiği kimse ahlâkı en güzel olandır.

    Taberanî

    Kur'ân-ı Hakîmin her harfinin okunmasıyla öyle bir kıymeti olur ki; bir harf, on, yüz, bin ve binler sevabı ve bakî meyve-i uhrevîyeyi verecek mahiyettedir. İşârâtü'l-icaz

    YanıtlaSil
  172. TARINTE BUGÜN

    -1617-Sultan I. Ahmed'in vefatı.

    1624-Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî'nin vefatı.

    1922 - Lozan Konferansı'nın açılış töreni yapıldı.

    1943 - İstanbul Teknik Üniversitesi kuruldu.

    1959 - Birleşmiş

    Milletler, Çocuk Hakları Deklarasyonunu yayınladı.

    KASIM

    20

    PERŞEMBE

    29 1447 C.EVVEL

    RUMI: 7 T.SANİ 1441 KASIM: 13

    Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür.

    Bakara Suresi: 110

    BİR HADİS

    Allah'ın en çok sevdiği sözler şu dört cümledir: Sübhanallah, Elhamdülillâh, Lâ ilâhe illâllah ve Allahüekber.

    İbni Mâce, Edeb: 56

    Bir kitapta yazılı bir harf bir cihetle kendisini gösterir ve kendisine delâlet eder. Fakat, o harf, kâtibine çok cihetlerle delâlet eder ve nakkâşını târif eder. Mesnevî-i Nûriye

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  173. kalması için zat-ı âlinize ehemmiyetle ihbar eder ve hür-metlerimizi arz ederiz.

    Üniversite Nur talebeleri nămına Yusuf Ziya Arun

    246

    na-e-a k e 2-e !

    [BERA-I MALUMAT SİZE GÖNDERİLDİ.]

    Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; "Lo-zan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden.

    İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en manidar sözünü söyledi. Dedi ki:

    "Türkiye İslâmî alakasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulūs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."

    Lozan'da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakiki kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir ara-lık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:

    "Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri -yani İsmet'in beslediği- azmin, inkâr edilmez delilidir."

    aláka ilgi, ilişki, yakınlık anane-i Islamiye: Islami ge

    azim: kasıt, niyet.

    arz sunma

    beray-i malumat: bilgi ve malimat icin bilgi vermek

    delile kanıt, tanık, burhan. themmivet: onem, deger, kymet

    emel şiddet arzu, ümit hakiki: gerçek, sahici.

    heyet: kurul, komite.

    hulús: samimiyet, samimilik, hålis dostluk, içten davranma.

    lenek

    husus: mevzu, konu.

    hürmet: saygı

    ihbar: haber verme bildirme inkár: reddetme saklama

    gizleme.

    Islámi: Islám ile alakalı, Isla ma ait

    ivaz: bir seye bedel olarak verilen veya alınan sey, karşı lik, bedel.

    kast: niyet, düşünce.

    köhne: eski, eskimiş, yıpran-miş, bakımsız kalmış, terk edilmiş, harap, metruk.

    lord: Ingiltere'de bir asalet

    seyler.

    ünvanı

    manidar anlamlı manak.

    mana taşıyan

    mazi geçen, geçmiş olan.

    minnet: iyiliğe karşı duyulan şükür hissi

    mukaddesat: kutsal, temiz ve yüce olan mukaddes,

    murahhas: hükümet veya bir ku rum adına hareket etme, görüş

    me yapma yetkisine sahip kimse, delege

    nam: adına, yerine.

    nihayet: en sonunda.

    Nur: Risale-i Nur.

    reis: başkan.

    ruh: his, duygu

    talebe: öğrendi.

    teminát: güvence.

    temsil: birinin, bir topluluğun adı

    na hareket etme.

    537

    EMİRDAĞ LAHİKASI-II

    YanıtlaSil
  174. Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk bas murahhasının, yani /smet'in, eskiden kökleşmiş ve kõh ne olmus engellerden kurtulmak hususunda Türk milleti ne beslediği kati azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslamiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lazımdır.

    Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, biz zat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, ya ni Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa dan Anka-ra'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kernal) Iz mir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşu yor. Bir arada ve baş başa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimalan ve ka-rar: "Din öldürülecektir."

    Lozan Konferansının ikinci sayfası:

    Artık her şey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile her-şey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hüküme ti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek pren-sibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanla-rından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve milli irade yafta-sı altında çalışacağı şüpheden varestedir."

    aalime niyett, Resin karart bilhasse doellikle

    biccat: Kandis, pahsen defa kere, ket, yot hasum disman, rakip

    heven bir seye karı duyulan is ten, zu

    htakam bokaç kişilik arkadaş takami, frka, bolk buduti srutir

    human mereu, konu

    Ictima: toptanti

    iktibas: alinti

    Irade: dileme, isteme, bir şeyi yapıp yapmama konusunda için olan iktidar, güç

    Ivaz bir şeye bedel olarak venilen veya alınan şey, karşı ik, bedel

    kast: niyet, düşünce.

    reddüde mahal bırakmayan. mis, bakımsız kalmış, terk kõhne: eski, eskimiş, yıpran edilmiş, harap, metruk. kumandan: komutan.

    maksat: kast, amaç, düşünce. meclis: topluluk, heyet mesele: konu

    milli millete ait, ulusal. murahhas: hükümet veya bir

    kurum adına hareket etme, hip kimse, delege. görüşme yapma yetkisine sa

    prensip: temel fikir, temel reis: baskan. bilgi, esas, ilke.

    takdim: arz etme, sunma vareste: kurtulmuş, beri, aza de, serbest.

    vaziyet: durum.

    kati kesin, süpheye ve te

    538 EMİRDAĞ LÄHIKASI - II

    YanıtlaSil
  175. NIHAI VESIKA

    Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kama-rasında, "Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?" diye yükse-len itirazlara, Lord Gürzon'un verdiği cevap:

    "İste asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâ-neviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz. Ya-ni Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk mil-Jetini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır."

    Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?

    GİZLİ ANLAŞMANIN ENTRİKASI

    Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklal işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-i müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvela Ameri-ka'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve em-peryalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakma-ları, buna mukabil ruhunu, tā içinden ve kendi öz adam-larına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamış-tır. Yani, masonluk hasebiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldır-mak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânı-nın zemini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ede-rek şu teklifte bulunmuştur:

    ahkám: emirler, hükümler, hile. buyruklar. cihet: yön, sebep, vesile.

    emperyalizm: bir milletin baska bir milleti siyasi, dini, kültürel ve ekonomik ege menliğ altına alma faaliyeti, sömürgecilik

    entrika: bir çıkar sağlamak veya birine zarar vermek maksadıyla hazırlanan düzen,

    evvelá: öncelikle.

    feda: gözden ıkarma,

    na verme. Hahambaşı: Bir ülkede Yahu dilerin din işlerine bakan en büyük başkanı, dini lider. halis: katışıksız, saf, duru

    haseb: dolayı, cihetince, ge-reğince

    İtiraz: direnme, karşı koyma. leh: onun tarafına, ondan ya-uğruna, birinin faydası için yapılan hareket.

    maneviyat: mana alemine ait olanlar, hisse ve inanca ait seyler.

    mason: dünyevi maksatlarla kurulmuş, sıkı bir dayanışma yı esas alan komitaa teşkila-tın mensubu.

    İstiklal: bağımsızlık.

    muahede: iki veya daha çok dev-let arasında akdedilen anlaşma,

    antlaşma.

    mukabil: karşılık.

    müessir: eser sahibi, tesir eden; isleyen, hükmünü yürüten.

    müthiş: dehşet veren, ürküten, dehşetli, korkunç

    nihai: işi sona erdiren, işi kesen, sonuncu

    ruh: his, duygu,

    seri: dizi, sıra,

    sun'i: yapmaak, uydurma, sahte. suret: biçim, sekil, tarz.

    sart: koşul.

    şevket: büyüklük, azamet, has-met

    teklif: öneri

    telkin: fikir aşılana, zihinde yer

    ettirme

    teşebbüs: girişim.

    vesika: dayanılacak, güvenilecek

    sağlam delil, belge.

    zemin: temel, dayanak

    EMİRDAĞ LÄHİKASI - II | 539

    YanıtlaSil
  176. "Siz Türkiye'nin mülki tamamiyetini kabul ediniz. On lara ben İslamiyeti ve İslamî temsilciliklerini ayaklar altın-da çiğnetmeyi taahhüt ediyorum."

    Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşa vir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş. yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.

    Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezi şahıs nezdinde -yani Mustafa Kemal yanında- emin bu-lunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum'dan daha heves-kår ve gayretli bir İslamiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın planını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.

    beyan anlatma, açıklama dain alakal, gi dehşetli ürkütüci, korkunç chemmlyetli önemli.

    emin: inanma, güvenme.

    evvel önce

    hadise: olay.

    hadis-i şerif: Peygamberimizden akzanian sözlerin genel adı hakikatı gerçel, doğru. heyet kurul komite

    hikmet: ilahi gaye, gizli sebep. Shanet: hryanet, arkadan vurma. ihbar: haber verme, bildirme.

    Imha: bozma, yok etme, mahvet-me, ortadan kaldırma, yıkma.

    intizam: düzen, düzenlilik, Islami Istán ile alakalı, İslama at

    keyfi: kanuna uymayarak, keyfe, arzuya bagh

    mahud belli olan, bilinen.

    mánk engel, mania, set. merkezi merkeze mensup, mer-kezde bulunan, merkezle alákah, gmerkezde, işlek yerde bulu nan

    mevzu: konu.

    muråd: maksat, meram.

    murahhas: hükümet veya bir ku-rum adına hareket etme, göruş

    540

    EMİRDAĞ LAHİKASI - II

    İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarı-na dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-1 Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Ha-yim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfi kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.

    me yapma yetkisine sahip kimse, delege.

    Nurlan okuyup nesreden ma. kimse

    muvaffakıyet: basan.

    mühim: önemli, ehemmiyet L

    mülki mülkle, ülkeyle ilgili devlete ait

    müşavir: istişare edilen, fikri ne müracaat edilen, kendisi ne danışılan kimse

    nezd: yan, kat, huzur, ind. Nurcu: Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerine ve fikirle rine taraftar olan, Risale-i

    Risale-i Nur: Nur Risalesi, Be-diüzzaman Said Nursi'nin eserlerinin adı

    Şeriat-ı Ahmediye: Hz. Mu-hammed'in (a.s.m.) tarif ettiği, getirdiği ve bildirdiği seriat, Is-lam dini.

    taahhüt: bir işin yapılması için söz verme.

    tamamiyet: tamam olma ha li, tamamlık, bütünlük.

    tasdik: doğrulama, onayla-

    temsil: bir şeyin sembolu ol-ma.

    tesadüf rastgelme, rastlanti önceden bilinmeyeni, hesap lanmayan karşılaşma.

    tesir: etki

    unsur: madde, esas, birleşik bir şeyi meydana getiren ele manlaradan her bin

    vesika: dayanılacak, guveni lecek sağlam delil, belge

    zulüm: haksızlık, eziyet, is kence.

    YanıtlaSil
  177. Risale-i Nur Külliyatından

    Emirdağ Lâhikası

    İNDEKS

    DİPNOT

    SÖZLÜK

    KRONOLOJİK

    BİLGİ

    Müellifi:

    Bediüzzaman

    SAİD NURSI

    YanıtlaSil
  178. 01

    ATATÜRK'ÜN GİZLENEN VASİYETİ

    İLK KEZ BU KİTAPTA;

    17. Yıldız vizyonuna ait belgeler

    Gazi Paşa'nın emri ile kurulan çok özel bir cemiyete ait orijinal belgeler.

    Atatürk'ün özel evrakına ait kasaların açılma süreci.

    Atatürk'ün özel evrakını sakladığı kasalarına dair bilinmeyenler.

    Gizlenen Vasiyet neden 50 ve neden GİZLİ ibareleri ile kayda geçti?

    Atatürk'ün Gizlenen Vasiyeti için açılan mahkeme davalarına dair belgeler.

    Gazi Paşa'nın gizli belgeleri için kullandığı özel mührü ve bu mühürle ilişkili bir kuruma ait bilgiler.

    Gazi Paşa ve ona gönülden bağlı ekibi, İstiklal Savaşı'nın temelinin atılmaya başlandığı ilk andan itibaren, mücadelenin belgelerini gün gün arşivledi. Arşivleme süreci, Atatürk'ün vefatı olan 10 Kasım'a kadar sürdü. Arşivlenen çok gizli ve tarihe ışık tutacak çok önemli belgeler 105 adet sarı dosya halinde fihristlendi.

    Atatürk'ün vefatından bir süre sonra Çankaya Köşkü'nde bulunan 105 adet sarı dosya Ziraat Bankası'nın zemin katındaki özel kasalara konuldu ve 50 yıl boyunca açıklanmaması koşuluyla saklandı. Devlet yetkilileri ise 2005 yılına kadar 105 adet dosyanın varlığı hakkında sessiz kalmayı tercih etti.

    Bu kitapta, Atatürk'ün en yakınında bulunmuş dönemin yetkililerinin anılarında, röportajlarında, meclis tutanaklarında; Atatürk'ün hususi evrakı olan 105 adet dosyanın varlığını doğruladıklarını il belgeleriyle göreceksiniz.

    A DESTEK

    ৳ 15.00

    THO

    0745605

    BYC

    0745605 BYC

    www.destekyayinlari.com facebook.com/Destek Yayinevi

    twitter.com/destekyayinlari

    www devorkalakaan.com

    Kitap ve aksesuar sata sesi

    ISBN 978-605-4994-47 2

    9

    9786054 994472

    e

    YanıtlaSil
  179. Atatürk gerçekten sirozdan mı öldü? Yoksa organize bir cinayete, tibbi yollarla hazırlanan bir yok etme planına mı kurban gitmişti? Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk, çevresini. saran suikast planlanından habersiz, olabileceklere karşı tedbirsiz miydi?

    "Atatürk Nasıl Öldürüldü?" Mustafa Kemal'in ölümünün ardındaki sır perdesini aralıyor. Kitap, belgeler eşliğinde Atatürk'ün yaşamı ve ölümüne dair bugüne dek gün yüzüne çıkmamış gerçeklerle yüzleştiriyor okuru. Bir Atatürk kronolojisi olarak da okunabilecek eserde asırlık tarihi bilgiler günümüz pen-ceresinden sorgulanıyor. Kitapta yanıtını bulacağınız sorular ve ilginç konu başlıklarından bazıları şunlar:

    Atatürk alkolik miydi?

    Atatürk'ün gerçek hastalığı neydi?

    Uygulanan yanlış tedavi, kullanılan ilaçlar ve yan tesirlerinin sorumlulan kim?

    Atatürk'ü öldürmek niçin zordu?

    Onu kimler, neden ilaç yoluyla zehirlemek istediler?

    Atatürk'ü öldürmek için uluslararası, organize olmuş, sistemli ve gizemli bir organizasyon nasıl oluşturuldu? Bu organizasyona kimler dahildi?

    Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk'ün Yahudiler ile ilişkisi nasıldı?

    Atatürk Sabetaycı mıydı?

    Atatürk'ün Türkçe din fikrinin gerçek yüzünü biliyor muyuz?

    Gerçek bir dindar olarak Atatürk'ü nasıl tanımlamak gerekir?

    Yahudilerin Cumhuriyet dönemindeki lobicilik faaliyetleri nelerdi?

    "Kimse Atatürk kadar güzel 'Allah!' diyemez." sözleri kime ait?

    ATI 5.95 YTL

    BN 975912970-1

    9759 129704

    YanıtlaSil
  180. ATATÜRK

    NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?

    "68 YILDIR GİZLENEN BÜYÜK SIR"

    YanıtlaSil
  181. Dunya Siyasetinin Perde Arkasındaki Güç..

    MASONLUK

    "Masonlar, planlarının eksiksiz tatbik edilebilmesi için herşeyi yapar. Buna ilahi dinlerin ve meşru hükümetlerin yıkılması da dahildir. Adam öldürme, zehirleme, sahte şahitlikler ve mahkum ettirme gibi metotlara her zaman başvururlar..." (Eck.Ü.184)

    Masonların her gizli örgüt gibi gücünü olduğundan büyük gösterme çabasını yabana atmamak gerektiği ortadadır... Örgütlendiği ülkelerde üyelerinin bilinmemesi, asıl amaçlarının ne olduğu konusunda son derece ketum davranmaları hep dikkatleri üzerlerine çekmiştir...

    Son derece insancıl amaçlarla katılımcılarını biraraya getiren Masonluk, yerleştiği ülkelerde azınlıklarla ve herzamanki gibi Yahudilerle sıkı bir işbirliği içindedir...

    Ayrı bir din ve dünya görüşü olarak Ritüelleri'nin Yahudiliğe benzemesi de başka bir sorudur.

    Tamamen belgelere dayalı olan bu çalışma, bir papaz tarafından yazılmış ciddi bir araştırmanın ürünüdür.

    "Tarih Boyunca Masonluk" Bir Sır Perdesini Aralıyor...

    0391133

    HLP

    YanıtlaSil
  182. Sivil Otoritelerin Mahkûmiyet Kararlan

    269

    tekrarlanan komplo ve ihanetlerin perde arkasında hakîm olan kudret kabala ruhudur!..." (Katolik Ans. 316)

    Şöhret ve servetlerini kaybetmek korkusuyla locadan kopa-mayan, acı tecrübelerin utancı ve çaresizliği içinde orada kalma-ya devam eden bir çok masondan dinlemiş olduklarımı açıkla-mayacağım.

    Sadece Iqueique'li meşhur bir masonun şu sözlerini de hiç unutmayacağım:

    "Mason teşkilatına iki çeşit insan girmektedir: Birincisi; kur-naz, yüzsüz ve kültürsüz menfaatçiler. İkincisi; her zaman so-yulan; kültürlü ve vicdanlı kimselerdir!"

    Don Benico Alames, don Juan de Dios, Amiral Isatorre gibi sosyal ve politik hayatta ün yapmış, teşkilatın en yüksek kade-melerine ulaşmış pek çok kimse, hayatlarının son zamanlarında vicdan azabı çekmişler, tövbekar olmuşlar ve tekrar dine dön-müşlerdir...

    Şu nokta üzerinde önemle durulmalıdır: Ölümün hatırlanma-dığı ve nefsin tutsaklığında geçen gençlik yıllarında masonluğa girmek, kişiyi pek korkutmamaktadır!

    Hayatın olgunluk dönemlerinde ise olayların değerlendirilmesi daha şuurlu ve objektif olmakta, unutulmuş gibi görünen mezarın yakınlarda olduğu hissedilmekte ve o güne kadar düşman gibi görülen dinin kucağına, aynı insanlar kendilerini atmaktadırlar!...

    Çünkü, imandan mahrum bırakılan ruh, paçavra gibi etrafa açılmaktan duyduğu ızdırabı; Rabbine sarılmakla dindirebil-mektedir!...

    YanıtlaSil
  183. MASONLUK

    Yayın Yönetmeni Burhaneddin Kayhan

    Yazar

    Caro Y. Rogriguez

    Çeviri

    Hacasan Yüncü

    Etkin Kitaplar 13

    Dünya Siyaseti 7

    İrfan Güngörür

    ETXİN KİTAPLAR

    Ticarethane Sokak

    Tevfik Kuşoğlu İşhanı No:41/33

    Sultanahmet/İstanbul

    Tel. 0212 513 51 90

    Fax. 0212 511 82 17

    www.etkinkitaplar.com

    etkinkitaplar@gmail.com

    Sertifika No:16683

    Fikir ve Sanat Eserleri Yasası gereğince bu eserin yayın hakkı

    anlaşmalı olarak

    Kayıhan Yayınları'na aittir.

    İzinsiz kısmen ya da tamamen çoğaltılıp yayınlanamaz.

    Kapak Tasarımı Sercan Arslan

    Isbn

    978-975-7574-40-8

    Baskı Tarihi Kasım 2017

    Baskı/Cilt

    Oğul Matbaacılık Davutpaşa Cad.

    Güven İş Merkezi B Blok

    No: 301-302

    Topkapı/İstanbul

    Tel: 0 212 567 20 77

    Sertifika No: 27591

    Etkin Kitaplar "Kayıhan Yayınları"nın kuruluşudur.

    YanıtlaSil
  184. 436

    DELAIL-1 HAYRAT SERHI

    RAHMET OKUNAN ZATLAR

    Burada, açıklanması gereken bir husus var. O da peygamberlere okunan rahmet duasıdır. Bu hususta ulema, çeşitli görüş ileri sürdü Bamları şöyle dedi:

    Peygamberlere okunan rahmet duası mutlak olarak caizdir.

    Bamları da şöyle dedi: Peygamberlere rahmet okumak caiz değildir.

    Ancak, sahih olan durum şudur:

    Resulüliah S.A. efendimizin ismi anıldığı zaman:

    Allah ona rahmet eylesin.

    Yahut:

    Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun.

    Yahut:

    Allahım, Muhammed'e merhamet eyle.

    Demek caiz değildir. Çünkü, böyle sözler, Resulüllah S.A. efen-dimiz için, tam manası ile tazim etmeye aykırıdır. Edeb olan odur ki: Peygamberlere salat ve selamla tazim edile.. Ashab-ı kirama ise, rıza dileği ile tazim edile. Sair müminlere ise, rahmet ile dua edile..

    Durum yukarıda anlatıldığı gibi olunca, Resulüllah S.A. efendi-

    mize

    Allah ona rahmet eylesin.

    Demen, peygamberler için ådet ve edep olan bir deyim olmadığı için calz değildir. Çünkü, öyle söylendiğini işitenler, peygamber oldu-ğunu bilmezler.

    Ancak, peygamberler için ådet olan salavat duasını ettikten son-ra; Allah'ın rahmetini dilersen o zaman caiz olur. Nitekim bu mana, namazda okunan tahiyatta vardır; şöyledir:

    Selâm sana ey nebi, keza Allah'ın rahmeti de.. bereketleri de.. Bu arada şöyle bir soru da vaki olabilir; sorabilirsin:

    Rahmetle duâ etmek, şu manaya gelir: Allahım, önceleri işle-diği kusurları affet, rahmetinle muamele eyle.. gibi bir mana, реу-gamberlere kusur isnadı olur.. Bunun izahı nedir?.

    Bu sualın cevabı için, ulemanın verdiği cevap şudur:

    Pahmet dilemenin manası:

    Kusurlarını affet, rahmetinle muamele eyle.

    Demeğe gelmesi, ancak ümmetin fertlerine mahsustur; böyle bir mana çıkarmak onlara göredir. Ancak, Resulüllah S.A. efendimiz için rahmet dilendiği zaman, mana şöyle olur:

    Onun kadrini yüce kıl; türlü lütuflarınla, çeşitli kereminle ona muamele cyle.

    Mana böyle olunca, o:

    Kusurlarını affeyle.

    Demekten yana temize çıkarılır.

    YanıtlaSil
  185. KARA DAVUD

    Salavat-i şerifeye devam edelim:

    «Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.»

    437

    Kısaca açık manası şudur: Yüce zatına, sıfatına ve fiillerine daima süredirektesin. Azamet ve kibriya ile mevsuf olup anlatılmaktasın.

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline TAHAN-NUN eyle. İbrahim ve İbrahim'in âline TAHANNÜN ettiğin gibi olsun.

    Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.»

    Burada geçen:

    «TAHANNUN.)

    Lafzının açık manası şudur:

    Merhamet, ihsan, lütuf..

    Bu duruma göre mana şöyle olur:

    -Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline her çeşit lüt-fun, her çeşit nimetinle, kereminle merhamet eyle.

    «Allahım, selâmet ihsan eyle; Muhammed'e ve Muhammed'in aline.. Tıpkı, İbrahim'e ve İbrahim'in âline selâmet ihsan eylediğin gibi.

    Çünkü sen, Hamid'sin; Mecid'sin.>>>

    Burada Resulüllah S.A. efendimiz ve onun âli için yapılan:

    «Selâme t.»

    Dileği şu manada kullanılır:

    Allahım, Resulüllah S.A. efendimize, âline, ashabına, kendisi-ne tabi olanlara, tüm ümmetine selâmet ihsan edip, Resulüllah S.A. efendimizi, âl, ashab, tabiin ve tüm ümmetini bütün kötülüklerden koru. Onları, istemedikleri şeylerin tümünden koru.

    «Hamid ve Mecid.»

    İsimleri için, burada değişik açıdan bakılarak, şöyle mana veril-mektedir:

    Kullarına yaptığın ihsanınla daima hamd edilmektesin. Kul-larına, garazsız, ıvazsız armağanlar ihsan etmekle de ulusun.

    Bu salavat-ı şerife üzerine, son bir açıklama:

    Daha önce de, anlatıldığı gibi; bu salavat-ı şerifelerin geliş yolu şöyledir:

    Zeynelábidin, namı ile maruf Hazret-i Hüseyin'in r.a. oğlu Ali; Hazret-i Hüseyin ve Hazret-i Ali. Allah onlardan razı olsun. Hazret-i All'nin r.a. rivayetine göre:

    Bu salavat-ı şerife içinde, beş tane:

    «Allahım.»

    Lafzı vardır. Resulüllah S.A. efendimiz beş parmağı ile sayarak öğretti. Sonra şöyle buyurdu:

    «Bu salavat-ı şerifeyi Cebrail bana getirdi. Sana gösterdiğim gibi, beş parmağı ile sayarak tebliğ etti.»

    YanıtlaSil
  186. 360

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Allah'ı zikr eden bir cemaat (47), İçinde, Allah'ın zikr edildiğı bir meclis (48) buldukları zaman (49) (Aradığınıza geliniz!) diyerek birbirlerine seslenirler.

    Gelirler. (50) Onlarla birlikte otururlar ve birbirlerini, oturup dinlemeğe ka-natlarile teşvik ederler,

    Onlarla, semâ arasındaki mesafeyi doldururlar. (51)

    Onları, dünya semâsına kadar kanatlarile tavaf ederler. (52)

    Melekler dağılıp semâya yükseldikleri, çıktıkları zaman, yüce Al-lah, daha iyi bildiği halde, onlara (Nereden geldiniz?) diye sorar.

    Melekler (Yer yüzündeki kullarının yanından geldik!) derler. (53)

    Yüce Allah (Kullarımı, ne iş yapar bir halde bıraktınız? (54)

    Kullarım, ne diyorlar?) diye sorar. (55)

    Melekler (Onları, Sübhanallah! diyerek Seni tesbih eder, Allah'ü ekber! diyerek Seni tekbir eder, Elhamdü lillah! diyerek Sana hamd eder, La ilahe illallah! diyerek Seni tehlil eder ve Senden dileklerde

    bulunur (56) bir halde bıraktık!) derler. (57)

    Yüce Allah (Onlar, beni görmüşlermidir?) diye sorar.

    Melekler (Hayır! (58) Vallâhi, Seni, görmemişlerdir!) derler.

    (59)

    Yüce Allah (Ya beni görseler, nasıl olurlardı?) buyurur.

    Melekler (Eğer, Seni görselerdi, (60) Sana ibadetleri, daha şid-

    (47) Buhari Sahih c. 7, s. 168, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    (48) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 382, Müslim Sahih c. 4, s. 2070

    Müsned c. 2, s. 382, Buharl (49) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 4, s. 2070, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579 Sahih c. 7, s. 168, Müslim.

    Müsned c. 2, s. 251, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Tirmizî -(50) Ahmed b. Hanbel Sünen c. 5, s. 579

    (51) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 382, Müslim Sahih c. 4, s. 2070

    Sahih c. 7, s. 168, Tirmizi -(52) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Buhari Sünen c. 5, s. 579

    (53) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 382, Müslim Sahih c. 4, s. 2070

    (54) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    (55) Buhari Sahih c. 7, s. 168

    (56) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 382, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim Sahih c. 4, s. 2070

    (57) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    (58) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    (59) Buhari Sahih c. 7, s. 168

    (60) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Tirmizł -Sünen c. 5, s. 579

    YanıtlaSil
  187. ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAHI ZİKR EDİŞİ

    361

    detli (61), Sana hamd ve şükürleri daha şiddetli, Sana tâzimleri daha şiddetli (62), Seni tesbihleri daha çok (63), Seni zikirleri daha şiddet-11 olurdu!) derler. (64)

    Yüce Allah (Onlar, benden ne isteyorlar?) diye sorar.

    Melekler (Cennetini isteyorlar!) derler.

    Yüce Allah (Onlar, Cennet'imi görmüşlermidir?) diye sorar.

    Melekler (Hayır! (65) Vallahi ya Rab! (66) Onlar, onu görme-mişlerdir!) derler.

    Yüce Allah (Ya Cennet'imi görmüş olsalar, nasıl olurlardı?) bu-yurur. (67)

    Melekler (Eğer, onu görmüş olsalardı, ona karşı daha hırslı, daha istekli ve daha çok düşkün olurlardı!) derler. (68)

    Yüce Allah (Onlar, hangi şeyden bana sığınıyorlar?) diye sorar. (69)

    Melekler (Cehenneminden yå Rab!) derler. (70)

    Yüce Allah (Onlar, Cehennemimi görmüşlermidir?) diye sorar.

    (73) Melekler (Hayır! (71) Vallahi (72) onu, görmemişlerdir.) derler.

    Yüce Allah (Ya onu görmüş olsalardı, nasıl olurdu?) buyurur.

    Melekler (Eğer, onu görselerdi, ondan, daha çok kaçarlar, daha çok korkarlar (74), Sana daha çok sığınırlardı! (75)

    (61) Buhari Sahih c. 7, s. 168

    (62) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Tirmizi

    Sünen c. 5, s. 579

    (63) Buhari Sahih c. 7, s. 168

    (64) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    (65) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 382, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim

    Sahih c. 4, s. 2070, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    (66) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 4, s. 2070 Müsned c. 2, s. 382, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim

    (67) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 332, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müslim Sahih c. 4, s. 2070, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    (68) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Tirmizi -Sünen c. 5, s. 579

    (69) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, 382, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Müs-lim Sahih c. 4, s. 2070, Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    (70) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 382, Müslim Sahih c. 4, s. 2070 (71) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 383, Müslim Sahih c. 4, s. 2070

    (72) Buhari Sahih c. 7, s. 168

    Sahih c. 7, s. 168, Müs-(73) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 251, 384, Buhari lim Sahih c. 4,s.2070, Tirmizî Sünen c. 5, s. 579

    (74) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 252, Buhari Sahih c. 7, s. 168, Tirmizi

    Sünen c. 5, s. 579

    (75) Tirmizi Sünen c. 5, s. 579

    YanıtlaSil
  188. 205

    6213 Karaib akıntısından kaçayım derken, Silla kayasının üstüne düştü (yani: Bir kanilukten kaçarken, daha beterine düştü. Tomber de Charybe en Scylla. )

    6214. Karanın yanına varma, kara bulaşır.

    lessive.) 6215. Karaya sabun, deliye öğüt neylesin? (A blanchir la tête d'un nègre, on perd sa peynir-ekmek

    6216. Kardeş kardeş, ama parayla. (Les bons comptes font les bons amis.) 6217. Kardeş, kardeşin ne onduğunu ister, ne donduğunu. (On n'est jamais trahi que par les siens.)

    6218. Karga bana söyledi. (Le corbeau me l'a dit.)

    62/9. Karın mi var, derdin var. (Qui femme a, guerre a.)

    6220. Karnından büyük gözü var.

    6221. Karşılaştırmak, ispatlamak demek değildir.

    6222. Kartal, güvercin doğurmaz.

    6223. Kartal, sinek avlanmaz, o denli alçalmaz.

    6224. Katır, sahibi için, her zaman, yedekte bir çifte saklar.

    6225. Kaynayan kazana sinek konmaz.

    6226. Kazaya rıza gerek. (Il faut faire bonne figure à mauvais jeu.)

    6227. Kebap ateşteyken avare dolaşılırsa, et yanar. (Pendant qu'on flâne, le rôti brûle.)

    6228. Kebap pişerken, uyumak doğru değil. (Il ne faut pas s'endormir sur le rôti.)

    6229. Kedi, erişemeyeceği ciğere "murdar" der. (Qui a des noix en casse, qui n'en a pas s'en passe.)

    6230. Kedinin bulunmadığı yerde, sıçanlar hora teper. (Quand le chat n'y est pas, les souris dansent.)

    6231. Kediye ciğer emniyet edilmez. (On ne confie pas le mou au chat.)

    6232. Kediye, peynir tulumu bırakılmaz. (/l ne faut pas laisser le chat au fromage.)

    6233. Kel başa, şimşir tarak. (A vielle mule frain doré.)

    6234. Kenarına bak, bezini al; anasına bak, kızını al. (Tel maître, tel ouvvrage. -Tel père, tel fils. -Tel maître, tel valet.)

    6235. Kendi gözündeki merteği görmez de başkasının gözündeki çöpü görür.

    (Le bossu ne voit pas sa bosse et voit celle de son confrère.)

    6236. Kendi kralınızı hoş görüp yetininiz, yoksa daha kötüsüne rastlarsınız.

    (De votre roi contentez-vous de peur d'en rencontrer un pire.)

    6237. Kendi namus ve erdeminden söz açan bir kadına asla güvenmeyiniz.

    6238. Kendi papazına ders vermeye kalkışan Gros-Jean gibidir. (C'est Gros-Jean qui en remonte à son curé.)

    6239. Kendim yapmadıkça, gürültüyü sevmem.

    6240. Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma! (Ne fais pas à autrui ce que tu ne voudrais pas qu'on te fit.)

    YanıtlaSil
  189. 204

    6181. İyi gün dostu!

    6182. İyi insan, çok yaşamaz. (Muavaise herbe pousse vite, ne meurt pas.)

    6183. İyi kadın, hiç boş durmaz.

    6184. İyi köpeğe, her vakit, iyi kemik düşmez.

    6185. İyi mal için reklam gerekmez. (A bon vin point d'enseigne.)

    6186. İyi söyle komşuna, iyilik gelsin başına. (Qui mal dit, mal lui vient.)

    6187. İyi söylersen iyi işitirsin, kötü söylersen kötü işitirsin.

    6188. İyi ve sadık bir hizmetkâr istersen, kendini kullan!

    6189. İyileşmek elinde olan bir hastaya acınmaz.

    6190. İyilik, çabuk unutulur. (Rien ne vieillit plus vite qu'un bienfait.)

    6191, İyilik eden, nankörlük bulur. (Qui oblige fait des ingrats.)

    6192. İyilik gariptir, sahibini kimse tanımaz. (Le bon a besoin de preuves, le beau n'en demande point.)

    6193. İyilik unutulur, kötülük unutulmaz. (Les bienfaits s'écrivent sur le sable et les injures sur l'airain.)

    6194. İyilik, yitip gitmez. (Un bienfait n'est jamis perdu.)

    6195. lyimser olmak için bir gözünü kapa, ötekiyle inan.

    6196. Kadın ile karpuz, dıştan belli olmaz.

    6197. Kadını tutabilen, bir ulusu da tutabilir.

    6198. Kadının dileğini Tanrı da diler. (Ce que femme veut, Dieu le veut.)

    6199. Kadının dudakları, birçok hastayı iyi etmiştir.

    6200. Kadının yüreği, duyguları içine almadan yansıtan bir aynadır.

    6201. Kadınlar olmasa, yaşamın iki ucu yardımsız, ortası da zevksiz olurdu.

    6202. Kadınların gönül yarasından sonra yaptığı en iyi iş, sargı yapıp hastaya bakmalarıdır.

    6203. Kadınların gözyaşından daha çabuk kuruyan bir şey yoktur.

    6204. Kadife eldiven içinde demir yumruk, yumuşak görünüp gerektiğinde demir gibi sert davranma! (Une main de fer dans un gant de velours.)

    6205. Kan ile su terledi! (Îl a sué sang et eau.)

    6206. Kan kussan da "kızılcık yedim" de. (Il faut laver son linge sale en famille.)

    6207. Kanaat, tükenmez hazinedir. (C'est posséder les biens que savoir s'en passer.)

    6208. Kapalı ağza sinek kaçmaz. (A cloche bouche, n'entre point mouche.)

    6209. Kapılardan dinleyen, istediğinden çoğunu duyar.

    6210. Kapının kanadı, kesenin ağzıdır. (Le battant de la porte, c'est l'ouverture de la bourse.)

    6211. Kara gecede kara keçiyi bulmaya çalışır.

    6212. Kara haber, tez duyulur. (Mauvaises nouvelles vont plus vite que les bonnes.)

    YanıtlaSil
  190. TARİH İBRET DOLU

    Allah'ın sizleri uyardığı azabından sakının ve size vaad ettiği rahmetine koşun.

    Allah, sizden öncekilerin;

    Hangi sebeple helâk edildiklerini ve

    Hangi vesileyle kurtulduklarını açıkça belirtmiştir.

    -Ey Allah'ın kulları!

    Sizden öncekileri düşünün ve ölenlerden ibret alın.

    Dün nerede idiler?

    Bugün neredeler?

    Nerede harp meydanlarındaki cengâverlikleriyle anılanlar? Zaman onları da tüketti ve çürümüş kemikler hâline geldiler. Artık çirkin söz-lerle yâd edilir oldular. Çünkü herkes lâyık olduğuna kavuşacaktır.

    Nerede yeryüzünü ekip îmar eden krallar? Bizden uzaklaştılar ve sanki hiç yaşamamışçasına unutulup gittiler. Dünya başkalarına kaldı. Onlar da yaptıklarıyla göçüp gittiler. Geride bizler kaldık.

    Ders almayı bilirsek kurtuluruz,

    Gafil davranırsak onlar gibi oluruz!

    33

    YanıtlaSil
  191. TUP URKIVE 2020

    ASHI SAADETTEN GUNEMEZ

    AFİYETİN ŞÜKRÜ

    Allah'tan afiyet isteyiniz.

    Hiç kimseye yakînden (kat'i bir îman-dan) sonra afiyetten daha faziletli bir şey verilmemiştir.

    Bana göre afiyette olup şükretmem, imtihan edilip sabretmemden daha makbüldür.

    BENİ BENDEN İYİ BİLİRSİN!

    Bir kimse kendisini methedince Ebûbekir şöyle niyaz ederdi:

    -Allâh'ım, Sen beni benden daha iyi bilirsin.

    Ben de kendimi onlardan daha iyi bilirim.

    -Allah'ım, beni onların zannettiğinden daha hayırlı eyle!

    Onların bilmediği hatalarımı mağfiret eyle!

    Söyledikleri şu sözler sebebiyle de beni hesaba çekme!

    (Süyûti, Tarihu'l-hulefå, s. 104)

    TOPRAĞA TEVĀZU YAKIŞIR

    Kul dünya nimetlerinden bir şey sebebiyle kibirlendiğinde Allah Teâlâ, o nimet kuldan gidinceye kadar ona buğzeder.

    Kendini beğenmişlikten sakının!

    Topraktan yaratılmış ve yine toprağa dönecek olan, sonra da haşerâtın azığı olacak bir kimse neyle gururlanabilir ki?

    Şöhretten kaç ki şeref seni takip etsin.

    Ölüme karşı hazırlıklı ol ki sana hayat verilsin.

    YanıtlaSil
  192. KONUŞMAKTA ÖLÇÜ

    Allah kulunun amelsiz sözünden razı olmaz.

    Çok söz, kışiyi unutkan yapar.

    Ne söylediğini, ne zaman söylediğini ve kime söylediğini iyi düşün!

    Kışının kelamı, aklının beyânı, faziletinin tercümanıdır.

    FAZILET DOĞRULUKTA

    Akıllı kimse takva sahibi olan, akılsız da zalim olandır. En doğru kimse emånete riâyet eden, en yalancı da håinlik yapandır.

    Insanın doğruluğu, faziletinin en açık delilidir.

    İstişårede doğru söyle ki, rey doğru olsun.

    Üzerine hakikatin konduğu bir terazinin ağır gelmesi haktır. Yine üzerine bâtılın konduğu bir terazinin de hafif gelmesi haktır.

    HAYIR YOK!

    Allah rızası murâd edilmeyen sözde;

    Allah yolunda harcanmayan malda;

    Cehâleti hilmine galip gelen kimsede;

    Allah için yapacağı bir işte, ayıp-layanın ayıplamasından korkan kimsede hayır yoktur.

    31

    YanıtlaSil
  193. НАК DOSTLARININ MEŞREPLERİ

    Allah dostları (mizaçlarına göre) üç sınıftırlar. Her üç grup, üçer alâmetle bilinir:

    Birinci grup (Hak dostları), havf hâlinde (korku hissi galip) olan-lardır. Bunlar;

    Dâimâ mütevazıdırlar.

    Hayır-hasenatları ne kadar çok olsa da onu az görürler.

    En küçük hatalarını bile büyük görürler. (Zira kime karşı günah işlediklerinin farkındadırlar.)

    İkinci grup (Hak dostları), recâ sahibi (ümit vasfı galip) kimselerdir. Bunlar da;

    Her hâl ve hareketlerinde insanlara fazilet ve güzellikler sergile-yerek örnek olurlar.

    Mallarını Hak yolunda sarf ederek insanların en cömertlerinden olurlar.

    Allah'ın kullarına karşı dâimâ hüsn-i zan içindedirler.

    Üçüncü grup (Hak dostları) ise, aşk ve muhabbet vecdiyle Rabbine ibâdet eden (ârifler)dir. Bunlar da;

    Sevdikleri şeyleri (Allah için) infâk ederler.

    Her hål ve hareketlerinde Allah rızâsını hedeflerler, bu yüzden câhillerin kınamalarına aldırmaz, onların kaba davranışların-dan rahatsız olmazlar.

    Nefislerine ağır gelen şeyleri nefislerinin muhalefetine rağmen îfâya çalışırlar; bütün hâl ve hareketlerinde Allâh'ın emir ve nehiylerine itaat ederler. (Ibn-i Hacer el-Askalâni, Münebbihât, s. 94-95)

    30

    YanıtlaSil
  194. ابور عنه الله

    HAZRET-İ EBŪBEKİR رهTAN HİKMETLİ SÖZLER

    -Allâhım!

    Ömrümün en hayırlı devresi, sonu olsun.

    Amellerimin en hayırlı kısmı, neticeleri olsun.

    Günlerimin en hayırlısı da Sana kavuştuğum gün olsun. (Süyûtî, Tarihu'l-Hulefå, s. 103)

    YanıtlaSil
  195. BESMELE-İ ŞERİFE'NİN FAZİLETİ

    Hayırlı olan her işin başında Besmele çekmek; yani "Bismillahi'r-rahmâni'r-rahîm" demek müstehabdır; birçok hayır ve berekete vesile olur.

    Hakîm-i Tirmizî (rah.)'a, her hayırlı işe Besmele-i Şerîfe ile başlamanın hikmetinden soruldu, dedi ki: "Sizler, Bismillah'ın (Besmele-i Şerîfe'nin) hakikatinden, hikmetinden sordunuz. Muhakkak dünyanın bir zehri vardır ki, o da insanı Allah'ı zikirden alıkoyan nefsânî arzulardır. Her hayırlı işe Allah'ın ismiyle (Besmele çekerek) başlamak ise, o zehri alır. Yani Besmele-i Şerîfe, insanın nefsinin hoşuna giden dünyalık şeylerin panzehiridir. "Elhamdülillâh" demek ile de kul, şükür vazifesini edâ etmiş bir hâlde Allâhü Teâlâ'nın huzuruna çıkar. Allâhü Teâlâ, hayırlı işlerin başında ve sonunda söylemeleri için bu iki mübarek kelâmı kullarına ihsân etmiştir. Hâsılı, Besmele-i Şerîfe vesilesi ile Cenâb-ı Hak, kullarına dünya ve âhirette birçok kolaylıklar ihsân etmiştir."

    Adem aleyhisselâm'a Besmele-i Şerîfe indirildiğinde, "Bu mübarek kelime ile evlatlarım, Allâhü Teâlâ'nın azâbından kurtulurlar." buyurmuştur.

    Besmele-i Şerîfe, Süleyman aleyhisselâm'a da indirilmiştir. O, her ne işe girişse Besmele'yi zikreder ve o işte muvaffak olurdu. Dünya mülküne, Besmele ile mâlik oldu.

    Besmele-i şerîfe, en son olarak bütün beşeriyete peygamber olarak gönderilen Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'e indirildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bizlere her işe Besmele ile başlamayı emrederek buyurmuşlardır ki:

    "Kişi, hayırlı (meşrû ve mübâh) bir işe başlayacağı zaman, Besmele çekerek Allâhü Teâlâ'nın ismini anmazsa, o iş noksan olur, faydası ve bereketi az olur."

    Ebû Hüreyre (r.a.) Hazretlerinden rivâyet olunan bir hadîs-i şerîfte de Peygamberimiz (s.a.v.), "Herhangi bir mühim işe (Besmele-i Şerîfe'den sonra) Allâhü Teâlâ'ya hamd ve bana salevât getirerek başlanmazsa, o iş akîm kalır (ondan hayır ve bereket umulmaz)." buyurmuşlardır.

    Bu hadis-i şerîfte Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), bize her husûsta hayır ve berekete nail olmamızın yolunu ve en güzel edebi öğretmektedir. Bundan gaflet etmemelidir.

    YanıtlaSil
  196. 2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1921 - Antep'e, TBMM tarafından "Gazi" unvanı

    verildi.

    8

    SALI

    TUESDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    O, Kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır.

    Kasas Suresi: 70

    BİR HADİS

    Bir şeyi sevmen seni (başka şeylere karşı) kör yapar, sağır eder.

    Valide en kerîm, en rahîm öyle fedakâr bir dosttur ki, o şefkat sâikasıyla bir valide bütün dünyasını ve hayatını, rahatını veledi için feda eder.

    HICRÎ: 7 RECEB 1443 - RUMI: 26 K. SANİ 1437

    Mektubat

    KASIM: 93 - GÜN: 39 KALAN: 326 - GÜN UZA.: 2 DK

    YanıtlaSil
  197. י 24 בחגewso ZH

    пен (ise) uiziunaqurediad

    TARİHTE BUGÜN

    24

    BEDTOZZAMAN

    1462 - Midilli Adasının fethi.

    1922 - Bediüzzaman, Ankara reislerinde dine karşı gördüğü lâkaydlık üzerine M. Kemal ve diğer erkâna bir mektup yazdı.

    1925 - Şûra-yı Devlet, yani Danıştay kanunu kabul edildi.

    23

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    KASIM

    NOVEMBER

    BİR AYET

    Güneş ve ay (belli) bir hesap iledir.

    Rahman Suresi: 5

    BİR HADİS

    Kıyamet Gününde azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.

    İbni Adiyy

    Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa, hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var. Sözler

    HİCRİ: 21 C.EVVEL 1446-RUMI: 10 T. SANİ 1440

    KASIM: 16-GÜN: 328 KALAN: 38-GÜN. KIS.: 1 DK

    YanıtlaSil
  198. TARINTE

    BUGUN

    1908-Bediüzzamanın Şürâ-yı Ümmet gazetesinde "Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat" ve Şark ve Kürdistan gazetesinde "Kürtler Yine Muhtaçtır" başlıklı makaleleri yayınlandı.

    1997 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Bayram Yüksel'in vefatı.

    KASIM

    19

    ÇARŞAMBA

    28 1447 C.EVVEL

    RUMI: 6 T.SANİ 1441

    KASIM: 12

    Görüleni görülmeyeni bilendir, güçlüdür.

    Hakîm'dir.

    Tegâbun Suresi: 18

    BİR HADİS Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.

    Buharî, Vekâle: 7

    Demek, bu diyardan başka diyar vardır. Onda bir mahkeme-i kübrâ, bir ma'dele-i ulya, bir mekreme-i uzmā vardır ki; tâ şu merhamet ve hikmet ve inâyet ve adâlet tamamen tezahür etsinler. Sözler

    Imsak Güneş Öğle İkindi Aksam Yatsı

    07.49

    06.20

    12.54

    17.50

    19.13

    ISPARTA

    İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi

    06.11

    07.35

    12.48

    15.28

    17.51

    19.10

    İSTANBUL

    15.26

    YanıtlaSil
  199. 9

    بسم الله الرحمن الرحيم

    الحمدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى جَميع المر وَاصْحَابِهِ وَآلِ كُلِهِمْ اَجْمَعَينَ اللهُمَّ رَبَّنَا افْتَحَ يَا افتح بِالْخَيْرِ وَاخْتِمْ بِالْخَيْرِ وَاجْعَلْ عَاقِبَة امُونَا بِالْخَيْرِ تَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ وَالْحِقْنَا بِالصَّالِحِينَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَت لي أمْرِي وَأفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرُ بِا الْعِبَادِ الله آمَنْتُ بِاللَّهِ وَمَلَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَ بِالْقَدَدِ خَيْرِهِ وَشَرِهِ مِنَ اللَّهِ تَعَالَى وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقَّ اشْهَدُانْ لا إِلهَ إِلَّا اللهُ وَأَشْهَدانَ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَ وَرَسُولَهُ *

    Ämentü billâhi ve meläiketihî ve kütübihî ve rusülihî vel-yevmil âhiri ve bilkaderi hayrihî ve şerrihî minellâhi Teâlâ velba'sü ba'delmevti hakkun eşhedü enlâ ilâhe illellah ve eş hedü enne Muhammeden abdühü ve rasûlüh.

    Mânası: ((Ben Allahü Teâlâya, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kaderin hayrı da, şerri de Allahtan olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilmek haktır. Şu hakikati gözümle görür gibi bilirim ki Allahtan başka hiç bir Tanrı yoktur. Yine şu hakikati gözümle görür gibi bilirim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir.))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder