ER-RAUF

Yorumlar

  1. Bismillahirrahmanirrahim

    Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

    Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.

    Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.

    Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:

    Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri

    YANITLASİL

    yuksel24 Mart 2024 15:08
    İsmail Hakkı Bursevi

    kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.

    Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.

    İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.

    Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.

    Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.

    YanıtlaSil
  2. "Sizi boş yere yarattığımızı ve sizin hakîkaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"

    (el-Mü'minûn, 115)

    ***

    "Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların (yâni insanların) çoğu (gafletlerinden dolayı) bilmiyorlar." (ed-Duhân, 38-39)

    YanıtlaSil
  3. AHLAK

    dur: Demokrasiye İslam'ın içinden organik bir temel bulunabi lir mi? Abdülaziz Sachedina gibi kimi Müslüman düşunürler kimisi ise hala bu soruyla (Amerika'nın Ortadoğu ya sözde de "Demokratik Çoğulculuğun İslami Kökleri'nden bahsederken, mokrasi getirme iddiaları gibi) siyasi düzlem ve söylemler d. şında entelektüel düzlemde muhatap olmuş değil. Batılılaşma-ya maruz kalmış Müslümanlar ve son dönemde Batı'da yaşayan Müslümanlar içinden demokrasi, laiklik ve İslam üzerine ciddi olarak düşünen yorumcular bulmuyor. Mesela, Imadeddin Ah-mad gibi kimi yorumcuların değerlendirmelerine göz gezdirin-isimli kitabında ortaya koyduğu sonuçlarla benzer sonuçlara u-ce insan Bediüzzaman'ın neredeyse bir yüzyıl önce Münazarat laştıklarını görüyor.

    Günümüz siyasal felsefe ve etimi, özellikle çok erken za-manda ortaya konan kozmoplitanizm ve laik evrenselliğe daya-lı anlayışından dolayı Kantçı mirasa büyük önem vermektedir Özellikle Frankfurt Ekolu filozoflarından Jurgen Habermas 'in çalışmaları demokrasi teorileri ile ahlak (etik) teorileri arasın-da önemli bir halka oluşturmaktadır. Ziyade modernize ve ras-yonalizm vurgusuna rağmen bize sunduğu demokrasi teorisi Münazarat'ta ortaya konan görüşlerle uyuşmaktadır.

    Moral felsefe veya ahlak ile demokrasinin yolları fert düze-yinde yurttaşlık kimliğinde kesişmektedir. Bediüzzaman'ın ah-lak anlayışını ortaya koyduktan sonra simdi sorulabilecek bir soru şudur: Bu ahlak anlayışı ne tür bir yurttaşlığı teşvik eder? Dinden kaynaklanan bir ahlak anlayışına sahip insanların dev-lete ve kamusal alana ilişkin tutumları ne olacaktır? Dindarlık otoriter olmayı gerektirir mi?

    Bediüzzaman'ın Osmanlı vatandaşı Kürt aşiret mensupları i-le arasında geçen diyaloglarda bu ve benzer sorulara cevap bulmak mümkündür. Mesela, "İstibdad (despotizm) nedir?" so-rusuna mealen şu cevabı veriyor:

    İstibdad baskıdır. Keyfi muamele yapmaktır. Zor kullanmak-tır. Tek kişinin oyuyla hareket etmektir. Yolsuzluk ve kötüye kullanmalara açıklıktır. Zulmün temelidir. İnsan onurunun ya-ralayıcısıdır, İnsani sefalete atıp insanın seviyesini aşağıların a-şağısı derecesine düşüren ve İslam dünyasını zillet ve sefalete sokan, insanlar arasında kin ve düşmanlığı doğuran. İslamiyeti zehirleyen ve her şeye sirayet eden ve Müslümanlar arasında bölünmelere yol açıp Mutezile, Cebriye, Mürcie gibi sapkın grupların oluşmasına sebep olan istibdattır. (Nursi, 1991:22)

    Di ta te bo

    Fol

    98

    OPRO-YAZ/2006

    YanıtlaSil
  4. MORAL FELSEFE VE DEMOKRATİK YURTTAŞLIK

    Hürriyet ve meşrutiyet (demokrasi) konusunda değerlendir-meler yapan Bediüzzaman demokrasiyi, şurayı emreden Kur'a-ni ayetlerin (Al-i İmran: 159 ve Şura: 38) gerçekleştirilmesi o-larak görür. Bediüzzaman'a göre demokrasi, şeriatın ruhu ile tam bir uyum içindedir.

    Münazarat'ta tartışılan meseleler bugünün okuyucusu için son derece çarpıcıdır. Çünkü neredeyse bütün konular İslam dünyasının bugün de uğraştığı konulardır:

    1. Hürriyet, demokrasi ve despotizmin tanımları

    2. Geri kalmışlığın sebepleri ve kalkınma için çözümler

    3. Düşünce ve ifade özgürlüğü

    4. Şura

    5. Halkoyu ve kitlelerin yönetime katılması

    6. Şeriat ve devlet

    7. Devlet ve yurttaşlar arasındaki ilişkilerin doğası

    8. İslam dünyasının geleceği

    9. Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki ilişkiler

    10. Kamuoyunun gücü

    11. Müslümanlar arasında dayanışma

    12. İlerleme için eğitimin önemi ve bir İslami üniversite

    düşüncesi

    Siyasi yapıdaki değişiklikleri anlamaya çalışan Osmanlı te-bası ile diyaloglarında Bediüzzaman, kamuoyunun ve bilgili va-tandaş olmanın önemine dikkat çekmekte ve demokratik yöne-timin ıslarla bağdaştığını göstermektedir. Üzerinde durduğu ö-nemli diğer konular ise Müslümanlar ile gayrimüslimlerin eşit-liği meselesi ile laiklikle ilgili konulardır.

    Halkın tercih ve müzakeresine dayalı bir demokraside insan-lar konuşarak, tartışarak (makul müzakere, rasyonel iletişim yo-luyla) tabi olacakları kişi ve yasaları seçerler. Böylesi bir diyalog ve konuşmanın katılımcıları farklı ahlak anlayışlarına, faklı fikir ve çıkarlara sahip olabilirler. Demokrasi kuşkusuz çoğunluğun hakimiyeti değildir. Modern demokrasiler azınlık haklarının ko-runmasına ve tartışmalarda azınlıkta kalan fikrin mümkün oldu-ğunca dikkate alınmasına büyük önem veriyorlar. İdeal bir de-mokraside hakim kuvvet fikirlerdir. Kanunlar kamu müzakeresi aracılığı ile çıkarılır ve meşruiyet kazanırlar. Vatandaşların değer ve tercihleri zamanla değişebileceği için de kanunların sürekli yeniden meşruiyet testinden geçmesi gerekmektedir. Müslüman bir demokraside, aynı ilke, demokratik olarak meşrulaştırılmış bir İslam'ı prosedürel olarak laik bir siyasi sistem içinde canlı ve

    95

    KÖPRÜ YAZ/200

    YanıtlaSil
  5. F

    fenn-i askeri (ye)

    264

    tekniği, okumayı kolay yolla öğretme metodu

    fer

    metodoloji, belli ilim veya uygulama alanla rında izlenecek yol ve yöntemin ne olması ge-rektiğini araştıran bilgi dalı 2. İslami terbiye metodu

    fenn-i askeri (y( فى عسكرية askerlik bilgisi, askerlikle ilgili ilim ve teknik bilgi

    fen bei edebi sanatlar bilgisi (sö-zün etkileyiciliğini arttırmak için benzerlik, zıdlık, eş anlamlılık, tekrar, uzak ve yakın anlamlılık, mübalağa(abartı), övgü, yergi gibi "bedi" denilen güzel konuşma ve yazma sa-

    natlarına ait bilgi dalı) fenn-i belagat فن بلاغت : belägat ilmi, bir ko

    nuşma veya yazıda dinleyici veya okuyucu ların durumuna, konuya ve gözetilen gayeye en uygun ve en etkili söz söyleme veya yazma

    metodu ve bilgisi

    fenn-i beyan فن بیان : edebi sanatlar ar bilgisi; teş bih (benzetme), istiare, mecaz, kinaye, kinaye haki-kat gibi deyimlerle ifade edilen güzel söz söy -

    leme sanatlarına ait "beyan" denilen bilgi dalı

    fenn-i beyan ve maâani فن بیان و معانی : beyan ve maåni bilgisi ve metodu (bak. fenn-i beyan, fenn-i maåni.)

    fenn-i elektirik في الكتبريك : elektirik ilmi, fizik ilminin elektirik dalı

    fenn-i hadis فن حديث : hadis ilmi ve hadis usulü

    (bak. hadis)

    fenn-ihakiki في حقيقى : gerçek ilim

    fenn-i harb فن حرب : savaş tekniği

    fenn-i hayvanat فن حيوانات : zooloji, hayvanları inceleyen biyoloji dalı

    fenn-l hendese فن هندسه : geometri, matemati-

    ğin şekilleri inceleyen dalı

    fenn-i hikmet 1: فن حكمت.felsefe bilgisi 2.ta-inceleyen ilimler.) biat bilgisi., (fizik, kimya, biyoloji gibi tabiatı

    fenn-i hikmet-ül eşya 1 فن حكمت الأشياء.tabi attaki cansız varlıkları inceleyen ilim, tabiat bilgisi 2.mühendislikte malzeme bilgisi

    fenni hukuk فن حقوق : hukuk ilmi

    tenni lase فن إعاته : besinlerin özelliklerini elde edilmesi, saklanması gibi konuları ince-leyen besin (gıda) ilmi ve besin (gıda) tekno-lojisi

    fenn-i ilm-i kelam فن علم كلام : ilm-i kelam bil gisi, İslamın iman konularını inceleyip açık-layan ilim dalı

    fenn-l kıraat فن قرائت : okuma bilgisi, okuma

    fenn-i kimya فن كيميا : kimya ilmi

    şitli yazı şekillerini öğreten bilgi dalı fenn-i-kitabeyaz yazma tekniği, çe

    meydana getirebilmek ve gözetilen gayeye fenn-i maani معنى sözle istenen etkiyi (hedefe) varabilmek için sözü en uygun ve ye rinde kullanma sekilleri, kurulacak cümlenin yapısı, biçimi, özlü, akıcı, açık anlatma tarzla n gibi konuları inceleyen, güzel söz söyleme yapıs san'atına ait "maânî" denilen bilgi kolu

    fenn-i maâni ve beyan( )1( فن معانی و بیان : )bak.

    fenn-i maâni, fenn-i beyan.(

    fenn-i makine فن ماكينه : Makine bilgisi, maki

    ne mühendisliği

    fenn-i mantık فن منطق : mantık ilmi, bilinen bil-hareketle bunlara bağlı olarak doğru gilerden sonuçları çıkarma yollarını inceleyen ilim dalı

    fenn-i meani فن معانی : )bak fenn-i maani(

    fenn-i menafi-ül aza فن منافع الاعضاء : canlılar

    daki orgaların ne işe yaradığı ve nasıl çalış-tığını inceleyen biyolojinini bir dalı, anatomi ve fizyoloji

    fenn-i nebatat فن نباتات : bitkileri inceleyen bi-yolojinin bir dalı, botanik ilmi

    fenni rizik فن رزق : gıda (besin) ilmi, canlıların beslenmesine yarayan maddeleri inceleyen

    ilim dalı

    fenn-i sarf فن صرف : dil bilgisi, gramer, bir dilin cümle yapısını inceleyen dil bilgisinin bir dalı

    fenn-i tabakat-ül arz فن طبقات الأرض : jeoloji.

    Dünya'nın yapısında yer alan madde tabaka-larının meydana geleşi ve özelliklerini incel-leyen ilim dalı

    kirlilikten, kötülüklerden, günahlardan te fenn-i tezhib-i ruh فن تزهيب روح : ruhu mânevi mizleme ilmi ve metodu. (yolu)

    fenn-itib فن طب : tib ilmi, hastalıkların tanın-ması (teşhisi) ve tedavisini incleyen ilim

    fenn-i ticaret فن تجارت : ticaret bilgisi, ticaretle

    ilgili ilimler

    fenn-i ziraat فن زراعت : ziraat ilmi, tarım bilgisi

    fenn-ül hukuk fennü'l-hukuk( فن الحقوق : )bak fenn-i hukuk)

    fennen فنا : fen ilimlerine göre, fence. (bak. fen)

    fenni (y( فيه : fenilimlerine ait. (bak. fen(

    fer 1.1: فرşık, aydınlık, parlaklık 2,güç, kuvvet

    YanıtlaSil
  6. 265

    firar etme, kaçma, geri çekilme. (kerr u fer vu kaç savaşı, saldırma ve geri çekil me taktiği)

    فرع Layrıntı, ayrıntıda kalan, önemce ande olmayan 2 dal, kol, bölüm, kasım, şube teragat فراغت : hakkından isteyerek vazgeç mek 2 kişisel davadan vazgeçmek 3 fedakar

    teragat nefis (nefs( فراغت نفس : kendini feda etme, kendini hiç düşünmeme, dünya men faatlerini terk etme

    terah فرح : bol, geniş iç açıcı, açık ve aydınlık 2 rahat, sıkıntısız 3.sevinçli, neşeli 4.sevinç, neşe, iç rahatlığı, 5.bol, çok

    terah kalb فرح قلب : gönül rahatlığı

    ferah münezzeh فرح منزه : yaratılmış varlık lardakine hiç benzerliği olmayan (Allah'a c.c. mahsus) kutsal sevinç

    ferah seheri فرح سخرى : gun aparmasının (yeni bir güne başlamanın) verdiği sevinç ve nese

    ferahfeza فرحفزا : ferahlık veren, neşe veren, rahatlatıcı, iç açıı

    ferahlamak فرحلام : rahatlamak, üzüntü ve sı kıntıdan kurtulmak, içi açılmak, genişlemek, serinlemek

    ferahlanmak فرحلاتمل : )bak ferahlamak(

    ferahlandırmak فرحلات درمق : rahatlatmak, se-

    vindirmek

    ferahlatics فرحلاتیجی : rahlatlatıcı, sevindirici

    ferahli فرحلی : rahat, sevinçli, neşeli, gönlü (içi) rahat; geniş, aydınlıklı

    ferahlık فرحلق: genişlik, rahatlık; gönül açıklı ğı, gönül rahatlığı, sevinç hali neşeli,

    hat

    ferahnak فرحناك : seviçli, neşeli, gönlü (içi) ra-

    ferah u sürur فرح و سرور : gönül huzuru ve se-

    vinç

    feraiz 1: فرائض.farzlar, Allah'ın (c.c.) kesin emirleri 2. İslamda miras hukuku

    feraiz-i diniye فرائض دینیه : dindeki farz olan ibadetler, dindeki görevler, yerine getirilmesi gerekli dindeki kesin emirler

    feralz-i ilahiye فرائض إلهيه : Allah'ın (c.c.) emri

    olan farzlar

    feraizi seriye فرائض شرعيه : dindeki farzlar, dindeki görevler

    ferd-i mümtaz ve mükemmel ve (câmi)

    feraset cabukanlama ve kavrama ye teneği, zeka

    ferasetli فراستلی çabuk anlama ve kavrama ye teneğine sahip, zeki

    fert فرح : üreme organi

    lah c.c.) teksiz, benzersiz yüce varlık (Al-

    ferdekir 2 tek kişi, bir tek şahıs (bi rey) 3 bir topluluğu meydana getiren varlık ların herbiri

    ferd her فرد آخر başka ferd, başka şahıs

    ferd-i bürhan فرد برهان : )ispatta) bir delil

    ferdi ekmel فرد اکمل en mükemmel fert, en

    olgun ve üstün fert (kişi)

    ferdi ferid فرد فرید esi ve benzeri dünyaya gelmemiş büyük zät (Hz. Muhammed a.s.m.) 2 her asırda bir gönderilen büyük veli (ermiş

    kişi) ferd-i ferid-i deveran فرد فرید دوران : bir çok de

    virlerde eşi ve benzeri olmayan büyük veli (ermiş)

    ferd-i fevkalade فرد فوق العاده : olağanüstü (ben-

    zeri görülmemiş) fert, kimse

    ferd-i hasna فرد حسناء : güzel bir kadın

    ferd-i hayvani فرد حیوانی : hayvanların her biri,

    her bir ferdi

    ferdi insan فرد انسان insan ferdi, insanların

    herbiri

    ferdi külli 1: فرد کلی külli ferd, aynı veya çeşitli türden varlıklar dünyasını genel olarak tem-sil edebilecek niteliklere sahip fert, ayrı bir dünya (ålem) gibi olan fert, küçük bir dünya (alem-i asgar) gibi olan her bir insan 2.mane-

    vi bir kişilik (bak. ferd-i månevi)

    ferd-i mânevi فرد معنوی manevi kişilik, mā-nevi månen tek kişi gibi olan örgütlenmiş topluluk veya düşünce akımı (örnek mason-luk, kapitalizm, İslâm birliği vb.)

    ferdi mümin فرد مؤمن : mu'min ferd, iman sa-hibi kişi

    mükemmel fert ferd-i mükemmel tam olgun fert kusursuz ve üstün niteliklere sahip fert

    ferd-i mümtaz فرد ممتاز : seçkin fert, benzerle-rinden üstün ve seçkin niteliklere sahip fert

    ferd-i mümtaz ve mükemmel ve (câm( seçkin, makemmel ve içinde : ممتاز و مکمل و جامع

    YanıtlaSil
  7. 734

    HADIS-1 ŞERİFLER

    KIRKDÖRDÜNCÜ DERS

    DARDA OLANLARA İYİLİK ETMEYİ İNSANIN NEFSİNE TERCİH ETMESİ

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    - «Kendilerine has dalu olsa, onları nefislerine tercih eder-ler..>>

    Bu Ayet-i Kerimede ansar-ı kiramın muhacirin-i kirama yaptığı iyili-ğe işaret edilmektedir.

    Siyer kitaplarında bulup okumakta çok fayda vardır. HAŞR suresinin 9. âyetinden..

    وروى مسلم عن أبي سعيد رضي الله عنه قال : بَيْنَمَا نَحْنُ في سَفَرٍ مَعَ النَّي صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَ رَجُلٌ عَلَى رَاحِلَةٍ له ؛ فَجَعَلَ يُصَرِّفُ بَصَرَهُ يمينا و شمالاً فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : مَنْ كَانَ مَعَهُ فَضْلُ ظَهْرٍ فَلْيَجُدْ بِهِ عَلَى مَنْ لا ظهر له ، ومَنْ كانَ له فَضْلُ من زَادٍ فَلْيَجُدْ بِهِ عَلَى مَنْ لَا زَادَ له ، فَذَكَرَ مِنْ أَصْنَافِ المالِ ما ذَكَرَ ، حَتى رَأَيْنَا أَنَّهُ لاحَقِّ لِأَحَدٍ مِنَّا فِي فَضْلٍ . ۲

    2) MÜSLİM, EBU SAİD'den r.a. naklen rivayet ediyor:

    - Biz, bir seferde Peygamber S.A. efendimiz ile beraberdik. Bu arada bir kimse kendisine ait bir deve üzerinde geldi.. Bir ara sağa ve sola bakmaya başladı.. Peygamber S.A. efendimiz bu vesileyle şöyle buyurdu:

    <>>

    Böylece bütün mal çeşitlerini saydığı kadar saydı.. Artık anladık ki: Fazla malı tutmaya- hiçbirimizin hakkı yoktur..

    Büyük zatlar, yanlarında fazla mal bulundurmamışlardır. Hatta fazla bir malı olduğunu namazlarında dahi hatırlasalar, onu dağıttıktan sonra gelip namaza devam etmişlerdir.

    **

    Ravi menkıbeleri, 5. ve 65. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  8. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    735

    الدرس الخامس والأربعون

    في القناعة وذم السؤال وأفضل أنواع الكسب

    قال الله تعالى : وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا .

    KIRKEEŞİNCİ DERS

    KANAAT VE DİLENCİLİĞİN KÖTÜLÜĞÜ KAZANÇ ÇEŞİTLERİNİN EN FAZİLETLİSİ

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    <>

    tır.. Bu Ayet-i Kerime rızk için gam çekmemize bir sebeb olmadığını anla-

    **

    HUD suresinen 6. âyetidir.

    وقال تعالى: وَالَّذِينَ إِذَا أَنْفَقُوا لَم يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَامًا.

    2) Ve şöyle buyurdu:

    ۲

    <<>>

    Bu Ayct-i Kerime, Allah-ü Taâlânın seçkin kullarını bize anlatmak-tadır: Daima orta halli giderler..

    FURKAN suresinin 67. âyetidir..

    وقال تعالى : فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانْتَشِرُوا في الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ. ۳

    3) Ve şöyle buyurdu:

    <<Namaz işi bittikten sonra yer yüzüne dağılınız; Allah'ın faz lından -nasib- arayınız...

    Bu Ayet-i Kerime CUMA suresinin 10. âyetidir. Cuma günü ezan okunduktan sonra, taa namaz bitinceye kadar alış verişin yasak olduğu bu Ayet-i Kerime ile sabittir..

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ ، وَلَكنَّ ( رواه أبو هريرة ) الْغِنَى عَلَى النَّفْسِ .

    ٤

    YanıtlaSil
  9. 246

    MECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE

    MADDE 724 - Rehnin, hayvansa alefi ve çoban ücreti ve akar ise ta'miri ve saky ve telkihi ve otlarının ayıklanması ve harkının tat-hiri gibi bakaası ve islah-ı menafii için olan masraf râhine aiddir.

    Rahin ve mürtehinden birisi diğerine ait olan mаз-MADDE 275 rafs hod-behod ifa etse teberru'dur, sonra mutâlebe edemez.

    FASL-I SANI

    Rehn-i müsteâr hakkındadır.

    MADDE 726

    niyle rehn etmek câiz olur. Ve buna rehn-i müsteûr denilir. Bir kimse diğerin malını istiáre edip de anın iz-

    MADDE 727- Mal sahibinin izni mutlak ise müstecir anı her veç-hile rehn edebilir.

    MADDE 728 Mal sahibi şu kadar kuruş veya şu cins mal muka-bilinde yahut filan adama veyahut filân beldede rehn edilmek üzre deyu mukayyeden izin verdikde müsteîr dahi ancak anın kayd ve şartına muvafık olarak rehn edebilir.

    BAB-I RABİ'

    Rehnin ahkâmı beyanında olup dört fasla münkasimdir.

    FASL-I EVVEL

    Rehnin ahkâm-ı umûmiyyesi beyanındadır.

    MADDE 729 Rehnin hükmü fekkine kadar mürtehinin hakk-1 habsi olmak ve râhin fevt oldukda sair ğuremadan chak olarak re-hinden istiyfa-yi deyn edebilmekdir.

    MADDE 730 Rehin borcun mütalebesine mâni olmayıp rehni kab-zettikden sonra dahi mürtehinin râhinden alacağını mutâlebeye sela-hiyyeti bâkidir.

    MADDE 731 Deynin bir mikdarı ifa olundukda ana mukabil reh-nin bir mikdarını reddetmek lazım gelmeyip bakıyye-i deyni tama-men istiyfa edinceye dek mürtehinin mecmu-i rehni habs ve imsâke selâhiyyeti vardır. Fakat iki şey rehn olundukda her biri için deyn-den bir mikdar ta'yin olunmuşsa birisi için ta'yin olunan mikdar edâ olundukda râhin yalnız anı tahlis edebilir.

    YanıtlaSil
  10. KİTAB'ÜL-REHN

    247

    MADDE 732 Rehn-i müsteârı tahlis ile kendiye teslim etmek üz-re sahibinin rahin-i müsteiri muâhazeye selâhiyyeti vardır. Ve müs-teir fakrı sebebiyle edâ-i deynden aciz olduğu suretde mu'ir ol deyn kendi tarafından edâ ile malını rehinden tahlis edebilir.

    MADDE 733 Râhin ve mürtehinin vefatiyle rehin bâtıl olmaz.

    MADDE 734 Rahin fevt oldukda veresesi kibâr ise anın maka-mına kaim olup terekeden te'diye-i deyn ile rehni tahlis etmeleri lâzım olur.

    Ve eğer verese siğar ise yahut kibar olup da gâib ya'ni müd-det-i sefer baid olan yerde ise vasisi mürtehinin izniyle rehni satıp semeninden te'diye-i deyn eyler.

    MADDE 735 Râhin-i müsteir gerek berhayat bulunsun ve gerek fekk-i rehnden mukaddem fevt olsun rehn-i müstearın mukabili olan borç edâ olunmadıkça mu'ir olan kimse malını mürtehinden alamaz.

    MADDE 736 Râkin-i müsteir olan kimse müflis-i medyûn oldu-ğu halde fevt olsa rehn-i müsteâr mürtehin yedinde alâhâlihi mer-hûn kalır. Fakat mu'îrin rızası olmadıkça satılmaz. Ve mưîr rehni bey' ile te'diye-i deyn edecek oldukda semeni deyne vefa ederse mürtehinin rızasına bakılmaksızın satılır. Ve eğer rehnin semeni deyne vefa etmezse mürtehinin rızası olmadıkça satılamaz.

    MADDE 737 Muir eğer deyni terekesinden ezyed olduğu halde fevt olsa râhine binnefs deynini tediye ile rehn-i müsteârı tahlis ve reddetmek üzre emr olunur. Ve eğer fakrı sebebiyle te'diye-i deynden aciz olursa ol rehn-i müsteâr alâhâlihî mürtehin indinde merhun kalır.

    Fakat verese-i mu'ir borcu edâ ile anı tahlis edebilirler. Ve mu'îrin dâinleri rehnin bey'ini mutâlebe ettiklerinde semeni deyne vefa ederse mürtehinin rizasına bakılmaksızın satılır. Ve eğer vefa etmezse mürtehinin rizası olmadıkça satılamaz.

    Mürtehin fevt oldukda rehin onun veresesi indinde MADDE 738 merhûn olarak kalır.

    MADDE 739 İki kimseye olan deyni için bir rehin vermiş olan râhin birine olan deynini edâ etse rehnin msfını istirdad edeme-yip ikisinin dahi alacağını tamamen ifa etmedikçe rehni tahlise selâhiyyeti yokdur.

    MADDE 740 - Iki medyûnundan bir rehin almış olan kimse ikisin-de olan alacağını tamamen istiyfa edinceye dek rehni imsak ede-bilir.

    YanıtlaSil
  11. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    266

    Hz. İbrahim Aleyhisselâm, seksen yılını aştıktan sonra, Kadum veya Kaddum'da (76), yüz yirmi yaşında iken Sünnet olmuş, bundan sonra da, seksen yıl yaşamış, iki yüz yaşında vefat etmiştir.

    Saîd b. Müseyyeb der ki «İbrahim Aleyhisselâm, ilk önce Sünnet olandır, ilk önce konuk, konuklayandır, ilk önce bıyık kısaltandır, ilk önce tırnak kesendir ve ilk önce saçı ağarandır.

    Saçı ağardığı zaman (Ey Rabbim! Nedir bu?) diye sordu.

    Yüce Allah (Vakar ve hilmdir!) buyurdu.

    Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm (Ey Rabbim! Bana vakarı artır!) diyerek düa etti.» (77)

    İbrahim Aleyhisselâmın seksenyaşında Sünnet olduğu ve yüz yirmi yaşına kadar yaşadığı da, rivayet edilir.

    İbrahim Aleyhisselâm, seksen yaşlarında bulunduğu sırada Sün-net olmakla emr edilince, kendisini Kaddum ile acele Sünnet etmişti. Ağrısının şiddetine dayanamayarak Allah'a yalvardı.

    Yüce Allah da «Biz, sana Sünnet âletini buyurmadan önce, sen acele ettin!» diye Vahy eyledi.

    İbrahim Aleyhisselâm da «Ya Rab! Emrini geciktirmek isteme-dim." dedi. (78)

    İmam Zührî «Bir erkek, Müslüman olduğu zaman, yaşı büyük bile olsa, Sünnet olması, emr edilirdir.» (79)

    Sålim de «İbn-i Ömer, beni ve Nuaym'ı Sünnet edip bizim için bir koç kesti.

    Bize koç kesildiğinden dolayı çocuklara karşı neşelendiğimizi gerçekten kendimiz de hiss etmiştik!» demiştir. (80)

    (76) Buhari Sahih c. 7, s. 143-144, Edebülmüfred s. 321

    (77) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 175, Buhari Edebülmüfred s. 322

    (78) İbn-i Hacer Fethulbari c. 10, s. 288

    (79) Buhari Edebülmüfred s. 322

    (80) Buhari Edebülmüfred s. 321

    YanıtlaSil
  12. Sünnet'e Sarılmanın ve Bid'atlardan, Taklidcilikten Sakınmanın Gerekliği:

    Eshabdan Irbaz b. Såriye der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, bir gün, sabah namazından sonra, bize beliğ bir Mev'iza irad buyurdu.

    Bu Mevizadan, gözler yaşardı, kalbler ürperdi.

    (Bu, bir Vedâlaşıcı'nın Va'zına benzeyor!

    Öyle ise, yà Resûlallah! Bize, neyi tavsiye buyurursun?) dedik.

    (1)

    Resûlullah Aleyhisselâm (Ben, sizi, gecesi, gündüzü gibi olan şey üzerinde bırakmış bulunuyorum.

    Benden sonra, onun üzerinden kayan, muhakkak, helâk olur!

    (2)

    Allah'dan sakınmanızı, başınıza, Habeşli bir köle de geçse, onun emirlerini dinlemenizi, kendisine itaat etmenizi size tavsiye ederim.

    Benden sonra, sizlerden yaşayanlar, bir çok anlaşmazlıklara şå-hid olacaklardır.

    O zaman, Sünnet'ime (3), Sünnet'imden bildiğiniz şeylere (4), Hidâyet ve doğru yol üzerinde bulunan Halifelerin (Hulefa-i Râşidin'-in) Sünnet'ine sımsıkı sarılınız!

    Sonradan sonraya ortaya çıkarılan bir takım şeylerden sakınınız!

    Çünki, sonradan sonraya ortaya çıkarılan şey, bid'attır.

    Her bid'at ta, dalalettir, sapkınlıktır!) buyurdu.» (5)

    İmam Şafii'ye göre «Hulefây-1 Râşidin, beştir :

    1. Ebû Bekir,

    2. Ömer,

    3. Osman,

    4. Ali,

    5. Ömer b. Abdulaziz.>> (6)

    (1) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 126, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 201, Tir-mizi Sünen c. 5, s. 44, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 15-16, Dârimi Sünen c. 1, s. 43

    (2) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 126, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 16

    (3) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 126, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 201, Sünen Tirmizi Sünen c. 5, s. 44, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 16, Dârimi c. 1, s. 43-44

    (4) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 126, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 16

    (5) Ahmed b. Hanbel Sünen c. Tirmizî c. 1, s. 44 Müsned c. 4, s. 126-127, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 201, 5, s. 44, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 16, Dârimi Sünen

    (6) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 119

    YanıtlaSil
  13. سوابقی (۲۰۱۷)

    اوت عقابی شهر من فضل عشان الله خالى شهرى قبول خیال داها يافتندر وكن عقله مخالف اولیه و هم غير مالوف بولونان ، شینان مانوس ، شکلدہ کو ستر یا کہ سیله خیال هالوق قبول -گنا غائب وشنی حاضر کو سرمہ عقل الله حتی آلاینده مطابقت حاصل اولور حق وہ قبول اسید خلاصه، منافقارك كونولای شو عمل الله عقلہ تصدیق بندی بالونی کی۔ خیالی و همه حقه ده قبول اندر باعى تأمين الد باشد. وايضا منافقارك ترى بيرى جدا بهاری و مختلف صفتار آینده حقیقی ارتباطك بولوغری، تو تمثيل الله لوستر با مدر. ولهذا، منا فقرك له الربي خيالك لوزی او کنه تو تمثيل اناه لتر مكون مقصد لسانك سويا مريكي نتجه جهاری بالذات

    خیال باقوب كوريون والسينكه، بر اعتراض فالماسين.

    موكره بو تمشيلك جماله لرينك مالى، هيئت مجموعه سیاه منافقارك مطار الرينك ما كنه موافقي کل دیگی کی، آیری آبیری ده ماهي الميناك جماله الرينه او يفون كابير. اوت، منافق اوت، منافقارن حطیه می بویله در ظاهراً ايمانه طالمشاعر در موكره قلباً كفر و انظر انتشار در صوكره حیرت و تردد ایجنده فالمنار موکره حتى طلب اینجه مشار در صوكره او خلا لندن رجوعه قادر اول ما فشار در که

    حقی آراسينهار.

    صوره او آتشی محافظه ایده من مشاعر در موگری تحميلك مالی ایس اولاً آن با مشاء در موکره آثشاری سویو نشدد صوره ظلمت ایچنده فالمشهر در موكره هرشي اوزاره كور و غمز اولمشدر کیجه وقتی تن، صدا اولماديفندن، خدانکه صدا غير او الشهر در آتشاری سویوند یگنده اعمی کی اولم ار در به مخاطب و یاب بارد عجيارى بولو عاد يفندن، صانكه لال اولمشهر در واو ظالمتدن چيقوب رجوعه قادر او لماد قارندن مدانكه رومز هيكل كيا المشار در بیشتر تحت الدہ کی جملہ الر ایلہ عطیہ دہ کی

    جمله بر آراینده موافقت تماماً بارز اینمط له، والرنده بر مخالفت قالمديغي تبين ابتدى

    افطار ] تمثیلدہ کی ظلمت، حیرت آن، خط یه ده کی کفر، عدم ثبات و فتنه لرینه اشار تدر.

    [ سؤال ؟ ] تمثيلده نوردن بحث ابد يلمشدر. منا فقالترك نوری نره ده؟

    الجواب ) کندیسنده نور اولمايان بر انسان، محیط نده بولوناه نورد به استفاده ایدر. محیطنده بولو غاله قومنده، قومنده بولونانه نوعنده نوعنده بولو نامه خطر تنده، خطر تنده ممکن او لما سه دنیا

    YanıtlaSil
  14. A'ma: Kör

    عدم قان

    Adem-i sebat: Yilma, sağlam durmama

    آیا Eyzan: Oyle, bunun gibi

    فطرة Fitrat: Kişiye has yaratılış

    فله

    Fitne: Kanşıklık, azgınlık

    غَيْرِ تَألُوف

    Gayr-i melaf: Alışılmamış

    هَيْئَتِ تَجْمُوعا Heyet-i mecmûa: Topyekün gorunuş

    ثلاثة

    Hulasa: Öz

    إخمار

    İntar: Hatırlatma

    قادة

    Kadir: Güç, kudret såhibi

    Keza: Bunun gibi

    لآل Lal: Dilsiz

    لكن

    Lisan: Dil

    مَأْتُون

    Ments: Alışılmış

    مال

    Meal: Kısa ma'na

    مخالفت Muhalefet: Zaddına hareket

    etme

    محيط

    Muhit: Çevre

    مختلف

    Muhtelif: Farklı

    مطابقة

    Mutabakat: Uygunluk

    موافقت

    Murafakat: Uygunluk

    رجوع

    Rica: Geri dönme

    صدا

    Sada: Ses

    تارز

    Tebarüz: Belli olma

    تبين

    Tebyin: Açıkça anlatma

    ظاهراً

    Zahiren: Gonimüşe göre

    ظلمة

    Zulmet: Karanlık

    YanıtlaSil
  15. Evet, akli şeylerden fazla, temsiller ile hayali seylen kabule, hayal daha yakındır. Ve kezá, akla muhalif olan ve hem gayri me 'lûf bulunan bir seyin, menús bir şekilde gösterilmesiyle hayål çabuk kabul eder. Ve keză, gaib bir şeyi hazır göstermekle, akıl ile his arasında mutabakat hasıl olur, his de kabul eder. Hulasa, münafıkların kötülüğü şu temsil ile akla tasdik ettirildiği gibi; hayäle, vehme, hisse de kabul ettirilmesi temin edilmistir. Ve eydan, münafıkların ayrı ayrı cinayetleri ve muhtelif sifatları arasında hakiki bir irtibatın bulunması, su temsil ile gösterilmiştir. Ve eydan, münafıkların muamelelerini hayalin gözü önüne su temsil ile getirmekten maksad, lisanın söyleyemediği ince cihetleri bizzat hayål bakıp görsün ve alsın ki, bir i'tiráz kalmasın.

    Sonra bu temsilin cümlelerinin meáli, hey'et-i mecműasıyla münafıkların hikâyelerinin meäline muvafik geldiği gibi, ayrı ayrı da hikâyelerinin cümlelerine uygun gelir. Evet, münafıkların hikâyesi böyledir. Záhiren îmâna gelmişlerdir. Sonra kalben küfür ve inkär etmişlerdir. Sonra hayret ve tereddüd içinde kalmışlardır. Sonra hakkı taleb etmemişlerdir. Sonra o daláletten rücüa kadir olmamışlardır ki, hakkı arasınlar.

    Temsilin meâli ise: Evvelâ ateş yakmışlardır. Sonra o ateşi muhafaza edememişlerdir. Sonra ateşleri sönmüştür. Sonra zulmet içinde kalmışlardır. Sonra her şey onlara görünmez olmuştur. Gece vakti ses, sada olmadığından, sanki sağır olmuşlardır. Ateşleri söndüğünden, a'mâ gibi olmuşlardır. Bir muhatab veya bir yardımcıları bulunmadığından, sanki lâl olmuşlardır. Ve o zulmetten çıkıp rücüa kādir olmadıklarından, sanki ruhsuz heykel kesilmişlerdir. İşte temsildeki cümleler ile hikâyedeki

    cümleler arasında muvâfakat tamamen tebâruz etmekle, aralarında bir muhalefet kalmadığı tebeyyün etti. İhtår: Temsildeki zulmet, hayret, ateş, hikâyedeki küfür, adem-i sebât ve fitnelerine işarettir. Suâl: Temsilde nûrdan bahsedilmiştir.

    Münafıkların nûru nerede?

    Elcevab: Kendisinde nûr olmayan bir insan, muhitinde bulunan nûrdan istifade eder. Muhîtinde bulunmasa kavminde, kavminde bulunmasa nev'inde, nev'inde bulunmasa fıtratında, fıtratında mümkün olmasa dünya

    YanıtlaSil
  16. 222

    GIYBETİN KÖTÜLÜĞÜ

    Onların; "evet" demesi üzerine Hz. İsa şöyle dedi:

    Ama siz geri kalan kısmını da açıyorsunuz.

    Sübhanellah! Nasıl olurda biz geri kalan kısmın açarız dedik lerinde Isa (as) şöyle dedi:

    Yanınızda birinin gıybeti yapıldığında siz onun daha kötü huy-larını söyleyerek buna katkıda bulunuyorsunuz. Böylece o kişinin üze rinde kalan elbiseyi de çıkarmış oluyorsunuz.

    Halid er-Rabi' anlatıyor:

    Bir gün mescitte oturuyordum. Yanımdakiler birinin dedikodusunu yapmaya başladılar ben onlara engel oldum. Bunun üzerine onu bırakıp başka birini çekiştirmeye başladılar. Hemen sonra tekrar dönüp öncekinin gıybetine devam ettiler. Ben de birazcık onlara katıldım. O gece bir rüya gördüm. Uzun boylu bir adam elinde içinde domuz eti bulunan bir tabağı tutuyor ve bana; "ye bunu" diyordu.

    Ben dedim ki:

    Domuz eti yiyecekmişim ha! Vallahi yemem.

    Beni şiddetle sarsarak, 'sen bundan daha kötüsünü yedin' diyor ve domuz etini ağzıma tıkıştırmaya çalışıyordu.

    Allah'a yemin ederim ki, bu rüyadan sonra otuz veya kırk gün sü-reyle yediğim her yemekte bu etin iğrenç tadını ve pis kokusunu his-settim.

    Süfyan b. Husayn anlatıyor:

    "lyas b. Muaviye'nin yanında oturuyordum. Oradan bir adam geçti, ben de onun hakkında bir şeyler söyledim.

    Bana 'sus' deyip sordu:

    Sen Rumlarla savaştın mı?

    Hayır, savaşmadım, dedim.

    Peki, yabancılarla savaştın mı?

    - Hayır savaşmadım. Deyince şöyle dedi:

    Senin şerrinden Rumlar ve Türkler bile kurtulmuş ama şu Müs-lüman kardeşin kurtulamadı."

    Süfyan diyor ki, bu olaydan sonra kimsenin gıybetini yapmadım.

    Hatem ez-Zahidi diyor ki:

    Beyhaki, Şuabü'l-Iman, 5/299

    YanıtlaSil
  17. TENBİHÜ'L GÂFİLİN

    223

    "Bir mecliste şu üç şey bulunursa Allah'ın rahmeti oradan uzaklaşır:

    1. Dünya ile ilgili şeylerden bahsetmek.

    2. Kahkaha ile gülmek.

    3. Dedikodu yapmak (Başkalarını çekiştirmek)

    Yahya b. Muaz er-Razi şöyle dedi:

    "Diğer Müslümanlarla ilişkilerinde şu üç şeye dikkat eden kişi Allah'ın iyi kullarının arasına girer:

    1. Ona bir faydan yoksa zararın da olmasın.

    2. Onu sevindiremiyorsan üzme!

    3. Ondan övgü ile söz etmiyorsan bari kınama!"

    Mücahid'in şöyle dediği anlatılır:

    "Her insanın yanında bir kısım melekler bulunur. Bu kişi Müslüman kardeşi için bir iyilik istediğinde yanındaki melekler şöyle derler:

    - Aynısını Allah sana da versin.

    Müslüman kardeşi için bir kötülük dilediğinde ise melekler ona şöyle derler:

    Onun gizli kusurunu ortaya çıkardın. Birde dönüp kendine bak ve kusurlarını örttüğü için Allah'a şükret.

    Anlatıldığına göre bir keresinde İbrahim b. Edhem bir yemeğe çağ-rılmıştı. Sofraya oturduklarında içlerinden biri dedi ki:

    - Hani ya falan kişi gelmemiş.

    Başka birisi de şöyle dedi:

    Gelmeyen o kişi zaten tembelin biridir.

    Bunları duyan İbrahim b. Edhem; bu olay, gıybet edilen bir yere ye-meğe gittiğim için midemin yüzünden başıma geldi, diyerek oradan kal-kıp gitti ve üç gün hiçbir şey yemedi.

    Hikmet ehlinden biri şöyle demiştir:

    Üç şeyi yapmaktan acizsen bari şu üç şeyi yap:

    1. İyilik yapamıyorsan kötülükten uzak dur.

    2. İnsanlara faydalı olamıyorsan onlara zarar verme.

    3. Oruç tutamıyorsan bari insanların etini yeme! (Gıybet etme)

    Vehb el-Mekki'nin şöyle dediği anlatılır:

    YanıtlaSil
  18. TARİHTE BUGÜN

    -1642-Ingiltere iç savaşı başladı.

    1703 - Osmanlı Devletinde III. Ahmed tahta geçti.

    1910 - Japonların Kore'yi İşgali.

    1963 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ceylan Çalışkan vefat etti.

    1989 - Neptün'ün ilk halkasının keşfi.

    22 PERŞEMBE

    THURSDAY

    AĞUSTOS AUGUST

    BIR AYET

    Kur'an'ı ve Resulallahı işitip durduğunuz halde ondan

    yüz çevirmeyin.

    Enfal Suresi: 20

    BİR HADİS

    Çin'de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslümana farzdır.

    İbni Abdi'l-Berr

    Beni dünyaya çağırma, ona geldim fena gördüm.

    Sözler

    HİCRĪ: 18 SAFER 1446 - RUMI: 9 AĞUSTOS 1440

    İmsak Günes

    Öğle

    İkindi Aksam Yatsı

    HIZIR: 109 - GÜN: 235 KALAN: 131 - GÜN. KIS.: 3 DK

    İmsak Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  19. kavuştuğundan ve yanında ken-di rızasıyla kaldığından haberi olmayan bu babaya, Harise'ye şöyle bir teklifte Peygamber Efendimiz, oğlunun özgürlüğüne kavuşt

    bulundu:

    Peygamberimizin (asm) Hayatı

    TARİHTE BUGÜN

    -634-Hz. Ebubekirîn vefatı.

    1921 - Yunan ordusu taarruza geçti ve Sakarya Meydan Savaşı başladı.

    1923 - Lozan Antlaşması TBMM'de onaylandı.

    1953 - Bediüzzaman

    kendi ihtiyarıyla Isparta'ya yerleşmek üzere Emirdağ'dan ayrıldı.

    23

    CUMA

    FRIDAY

    AĞUSTOS

    AUGUST

    BIR AYET

    Ayetlerimizi yalanlayanlar, inkâr karanlıklarındaki sağırlar ve dilsizlerdir.

    En'am Suresi: 39

    BİR HADİS

    Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere sererler.

    İbni Abdi'l-Berr

    Milletin kalb hastalığı, zaaf-ı diyanettir; bunu takviye ile sıhhat bulabilir.

    HİCRĪ: 19 SAFER 1446 - RUMI: 10 AĞUSTOS 1440

    Tarihçe-i Hayat

    HIZIR: 110-GÜN: 236 KALAN: 130 - GÜN. KIS.: 2 DK

    İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    in?" "Nedir o?"

    YanıtlaSil
  20. 2025 BEDIUZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1908 - Ford marka ilk araba üretildi.

    1918 - Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'nin kuruluşu.

    1930 - Serbest

    Cumhuriyet Fırkası kuruldu.

    1950 - Bulgaristan, Türkleri sınır dışı etti.

    2012 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ahmet Gümüş vefat etti.

    AĞUSTOS

    12

    SALI

    18 1447

    RUMI: 30 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 99

    BİR AYET

    Sakınılmaya lâyık olan da Odur, mağfiret sahibi de Odur.

    Müddessir: 56

    BİR HADİS

    Biriniz yolculuğa çıkmak istediğinde Müslüman kardeşlerine uğrayıp selâm versin.

    Taberanî

    Ey insan! İbret alınız. Kurt, aslan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tanıyor, itaat ediyorlar. Sizlerin hayvandan, kurttan aşağı düşmemeye çalışmanız iktiza eder.

    Mektubat

    YanıtlaSil
  21. MAHAMAS BARRE

    GENÇLİK

    . En güzel amel işleme za-manı, şüphesiz ki gençlik devridir.

    -Akıllı kişi, hayatının bu dönemini zâyî etmeyip fırsatı değerlendirir.

    Çünkü insanın ihtiyarlık çağına ulaşacağı kesin değildir.

    Ulaşsa bile acziyetin ve ihti-yarlığın pençesine düş-tüğünde, amel-i sâlihleri lâyıkıyla yerine getirmesi çok zordur. (Imam-ı Rabbani, Mektůbåt, 1, 307, по: 73)

    DUNYA AHIRETI ARLASIC

    Dünya âhiretin tarlasıdır.

    O tarlayı ekmeyip verimli toprağını boş bırakan ve amel tohumlarını zâyî eden kişiye yazıklar ol-sun! (İmam-ı Rabbani, Mektůbât, 1, 159, no: 23)

    Çocuklara merhamet edin ve onları Kur'ân okumaya teşvik edin! (İmâm-ı Rabbâni, Mektûbât, III, 169, no: 2)

    291

    YanıtlaSil
  22. LÂ ve İLLA

    Zaman, zikir zamanıdır.

    Bütün nefsânî arzularınızı >> لا<><><

    kelimesinin içine koyun ki onları kökünden yok edip geriye hiçbir arzu ve gaye bırakmayın... O'nun takdirine râzı olun!

    Kelime-i tevhid zikri esnasında;

    SLYA

    S

    الا الله : Sadece Allah vardır» sözüne geldiğiniz vakit, bütün bilinen ve hayal edilenlerin ötesinde bulunan ve bizim için tam bir gayb olan Allah'ın zâtından başka bir şey gönlünüze gelmesin! Evler, köşkler, çeşmeler, bahçeler, kitaplar ve diğer şeyler insanın zihnine kolayca geliverir. Bunlar sizin vaktinizi almasın! (İmam-ı Rabbani, Mektübåt, III, 169, no: 2)

    Teheccüd namazını çok kıymetli tut!

    Şefaat makamı olan Makām-ı Mahmûd'dan nasib almak isteyenler, teheccüd namazını hiç kaçırmasınlar!

    Vakitlerimizi dâimâ Cenâb-ı Hakk'ı zikretmeye harcamalıyız.

    Alışveriş bile olsa, yüce şerîate uygun olarak yapılan her iş, zikir kabul edilir. O hâlde bütün hâl ve hareketlerimizde şer'i hüküm-lere riâyet edelim ki, bunların hepsi zikir sayılsın.

    Zira;

    Zikir, gafleti bertaraf etmektir.

    Ne zaman bütün fiillerimizde İslâmî emir ve nehiylere uyarsak, işte o zaman emir ve nehiylerin sahibinden gafil kalmamış ve O'nu dâimâ zikretmiş oluruz. (İmam-ı Rabbani, Mektůbåt, II, 540, no: 25)

    YanıtlaSil
  23. IMAM 1 RABBANI

    HAZRET

    J SOZLER

    KUSURU GÖR, AMELİNİ YOK SAY!

    Ucub (kendini ve amelini beğenme), sâlih amelleri, ateşin odunu yaktığı gibi yakar bitirir. Ucub, kişinin yaptığı amelin gözüne güzel görünmesinden doğar.

    Bundan kurtulabilmek için gizli kabahat ve kusurlarımızı gözü-müzün önüne getirmemiz ve güzel amellerimizi eksik görmemiz îcâb eder.

    Hatta kişinin, yaptığı amel ve iyiliklerin duyulmasından utanması

    lâzımdır... (Kişmi, Berekåt, s. 217)

    Bir hayırlı iş yaptığımda mutlaka kendimi kusurlu görüp ayıplarım. Hatta nefsimi ithâm edip, kendimi sağ tara-fımdaki meleğin yazabileceği hayırlı bir amel işlememiş olarak görmeden rahat edemem. Sağ omzumdaki defterin bomboş olduğuna, onu yazan meleklerin boş boş beklediği-ne inanırım. Bu hâlimle Cenâb-ı Hakk'ın rızasını nasıl hak edebilirim ki!?. Şunu biliyorum ki bu âlemdeki herkes pek çok yönden benden üstündür. Hepsinin en şerlisi benim!

    (İmam-ı Rabbani, Mektůbåt, 1, 118, no: 11)

    289

    YanıtlaSil
  24. İRŞAD İLE...

    İmâm-ı Rabbani'nin döneminde Babürlü padişahı Ekber Şah <<Din-i İlâhî» adı altında yeni bir din uydurma girişiminde bulundu.

    الفتاوى الهندية المعروفة بالفتاوى العالمكير

    في مذهب الإمام الأعظم. أبي حنيفة النعمان

    İmâm-1 Rabbânî; Ekber Şah'la siyâsî bir mücadele yerine, kâmil insan yetiştirme yolundan devam etti.

    İmâm-ı Rabbani Hazretleri ve yetiştirdiği talebelerinin irşadıyla Ekber Şah'ın grubunun gücü azaldı, tesiri dağıldı.

    Nihayet Ekber Şah'ın torunu ve zamanının sultanı olan Alemgir Sultan, İmam Rabbânî'nin oğlu Muhammed Mâsûm Hazret-leri'ne intisâb etti. Ekber Şah'ın çıkardığı bid'at ve sapıklıkların tesirini tamamen sildi.

    İNCİTME!

    -Şunu iyi biliniz ki;

    Kalp, Cenâb-ı Hakk'ın komşusu-dur. O'nun mukaddes zâtına kalpten daha yakın bir şey yoktur. O hâlde ister mü'min olsun ister âsî, kalbe eziyet etmekten sakınınız! Çünkü komşu âsî de olsa himâye edi-lir. Aman bundan uzak durun!

    Zira küfürden sonra, kalbe eziyet etmek kadar Allah Teâlâ'nın in-cinmesine sebep olan başka bir günah yoktur. Zira;

    Kalp, Cenâb-ı Hakk'a yaklaşabilen varlıkların en yakınıdır.

    (İmam-ı Rabbani, Mektůbåt, III, 326, no: 45)

    YanıtlaSil
  25. 26

    SIRR-1 INNA ATAYNA-RUMUZAT-I SEMANİYE-MAIDETUL-KURAN

    açıkça teşvik etmektedir: "Kesinlikle bunda işaretten anlayanlar için nice ib. retler (ayat) vardır."

    Bediüzzaman Sa'id Nursî, isârî tefsiri değerlendirirken, zahir gibi bâtın ve mecazda da ifratı tehlikeli görür:

    "Her şeyi zahire hamledip zahirilerin yanlış mezhebini ortaya çıkarıncaya kadar tefrit etmek ne kadar zararlı ise, her şeye mecaz gözüyle baktırıp sonunda batunilene bătul mezhebini sonuç verecek kadar ifrat sevgisi daha zararlıdır".2

    "Her şeyi zahire haml ettire ettire, nihayet zahiriyun meslek-i müteassife-sini tev lid etmek se'ninde olan mevlu't-tefrit ne derecede muzir ise, övle de, her şeye me caz nazarıyla baktıra baktıra, nihayette batiniyunun mezheb-i bâtılasını intaç etmek şanında olan hubb-u ifrat dahi çok derece daha muzırdır."

    O, böyle derken, tabiî ki işârî ve remzî mânâyı reddetmez, bilakis kabul eder ve bu konuda şu açıklamaları da yapar (kısmen sadeleştirilerek):

    "Bir işle çok uğraşan kimse, genellikle başka alanlarda bilgisiz olur. Bundan do layı, maddi alanda fazla yoğrulan, maneviyatta zayıflar ve sathi olur. Sadece zahiri tef. sir ile iktifa eden Kur'ân'ın derůni anlamlarına nüfuz edemez ve yaptığı iş noksan kalır. Sarih mânâ, çoğunlukla bir tanedir ve bellidir. Aksi takdirde bu mânânın belirlenme sinde ålimlerin büyük çoğunluğunun tasvibi gerekir. Ama sarih mânânın altında gizli olan işări ve remzi mana böyle değildir. İşari mână bir bütün olup her çağa mahsus kısımları vardır. Bu açıdan, işâri maná, Kur'an'ın ayetiyle veya sarahatiyle çelişmek şöyle dursun, bílákis O'nun i'caz ve belägatine hizmet eder. Dolayısıyla, bu nevi işa retlere itiraza sebep yoktur." 3

    Bediüzzaman'ın, Ål-i İmrân Süresi 64. âyetindeki "Yâ Ehle'l-Kitâb" ifadesi hakkında şu orijinal tesbiti işârî tefsire örnek teşkil etmektedir: "Yå ehle'l-Kitâb lafzı, Ya ehle'l-Mekteb mânâsını dahi tazammun eder". Onun, kezâ Ba-kara Sûresi'nin ilk âyeti hakkında, "Elif Lâm Mîm lisân-ı hâliyle hem muara-zaya meydan okur, hem mu'ciz olduğunu ilân eder"s yönündeki tespiti de bu kabildendir.

    Kur'an, Hicr, 15/75.

    2 Bediüzzaman Sa'id Nursî, Muhakemât, sh. 23.

    3 Bkz. Bediüzzaman Said Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sh. 58.

    * Bediüzzaman Sa'id Nursî, Kaynaklı İndeksli Risale-i Nur Külliyatı, c. 1, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1994, sh. 183.

    5 Bediüzzaman Said Nursî, İşârâtül-İ'câz, sh.; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, 2/1170.

    YanıtlaSil
  26. İŞİRİ TEFSİR VE CİFİR ILMI

    27

    Elmalılı Hamdi Yazır da şu tesbitleri yapar: Kur'ân'ın lisanı lügaz ve mu-amma gibi remizden ibaret sembolik bir ifade değildir. Şüphe yok ki nususta asıl olan mâni bir karine bulunmadıkça zahiri üzere haml olunmaktır. Bu-nunla beraber şu da muhakkaktır ki Kur'ân'ın Ümmü'l-Kitâb olan muh-kemâtının yanında hafi, müşkil, mücmel ve müteşâbihatı, hakikatı, mecâzı, sa-rihi, kinâyesi, istiaresi, temsili, tensisi, imâsı, beläğatinin nükteleri, târizleri, telmihleri, remizleri de vardır. Bütün bunlarda en vazıh olan mânâ maksut olmakla beraber müstetbeât-üt teräkib (satır arası mânâlar) denilen ve tâli derecede matlup olan nice ifadeler de vardır. Usûl ilminde malum olduğu üzere zahirin zahir olması aynı zamanda te'vil, tensis, mecâz ihtimallerini kesmiş olmak lazım gelmeyeceği cihetle o zahire münafi ve münakız olmaya-rak maiyetinde bazı ihtimallerle tâli derecede birçok işaretlerin anlaşılıp is-tinbat olunabilmesi, muhkemâtın vuzuh ve beyânına aykırı olamayacağı gibi, bilakis lisan arabiyyun mübîn olmasının levazımındandır. Bundan dolayı Kur'ân'da hiç bâtın, remiz ve îmâ yoktur, demek doğru olmaz. Elif Lâm Mîm, Kâf, Nûn gibi sûre başlarında gelen harfler ne sûrette tefsir edilirse edilsin remzî olmaktan hâli denemez. Fakat Kur'ân, O'nu gereği gibi düşünmüyorlar mı? Eğer Kur'ân Allah'tan başkasına ait olsaydı, elbette içinde birçok tutarsız-lıklar bulurlardı esası üzere çelişkiden beri, son derecede beliğ bir kelâm ol-duğu için, zahiri ve bâtını arasında aykırılık ve çelişkiden münezzehtir. Haddi aşmamak şartıyla ondan zaman zaman vehbî ve zevkî olarak alınan tulûât ve ilhamlara nihayet tasavvur olunamaz." Şihab'ın dediği gibi bu kabil gizli işa-retlerin Kur'ân'ın mu'cizelerinden olması uzak bir ihtimal olarak görüle-mez.2.

    Maamafih müteşabihat vadisi demek olan bu gibi nüktelerden muhke-mata aykırı mânâlar çıkartmağa kalkışmak, Hurûfilik sapıklığıyla Bâtınîlik ka-ranlığına sürüklenmek demek olacağı, bunun ise Kur'ân'ın zulmetten nûra götüren açık beyânına aykırı olduğu şüphesiz olmakla beraber muhkemata aykırı olmayarak sezilen, duyulan parıltılar, ışıklar, ince ince irfanları, zevk-leri okşayan remizler, îmâlar, kâlden ziyade hâle ait olan ve ehlinden başka-sına örtüsünü açmayan hârikalar da ne kadar incelense o kadar faydalı, o ka-dar güzel olur. Meselâ Kur'ân'ın başı besmelenin (bâ)sı ile başladığı, sonu da 'nâs'ın 'sîn'i ile son bulduğu düşünülünce, bunun 'bes', yani yetişir, kâfi, işte o

    Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, 8/5614

    2 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, 7/4564.

    YanıtlaSil
  27. 174 \ Hadislerden Seçmeler

    ne de azaptan korkup herşeyden el etek durumuna girmelidir.

    Enes'den (ra) rivayetle:

    Cehennem gibi, kendisinden kaçanı uyuya Cennet gibi de isteyeni uyuyan birşey görmed Tirmizi, Cehennem

    Aklı başında olan hiçbir insan göz göre g kendini ateşten bir çukura atmaz. Haramla günahların, isyanların neticesi Cehennem old ğuna göre, insanın en az ateşten çukurda korktuğu kadar Cehennemden korkması gerek mez mi? Gerekir, ama insanı gaflet bürüyüna ancak anlık, günlük düşünmeye başlar. Bind dalı kestiğinde düşeceğini bile bile düşüncere kadar kendini avutur. Bunun sebebi iman zay lığının doğurduğu gaflettir. Dünyanın fânî işlen ne gömülen insan başını kaldırıp da bir türlü gerçeklerle yüz yüze gelmek istemez. Cehen nemden korkmasına korkar, kaçar, ama gaflen sebebiyle ona karşı bir türlü tedbir almaz.

    Bir de işin öbür tarafına bakalım. Herkes Cehennemden kaçtığı kadar Cenneti de arzu eder. Ama onu elde etme uğrunda gereken gay reti göstermez, lâkaytlaşır. Oysa b Ağrı dağı

    YanıtlaSil
  28. Ahiret Hayatı / 175

    tepesinde bir hazine olduğunu söyleseler ve sözün doğru olduğu kesin olsa, herşeye rağ-harekete geçer, güç belâ da olsa o tepeye kmaya çalışırız. Veya "Falan yerde altın dağıtı-for denilse koşarak gideriz. Ama birçok insan man ve salih amelin insanı Cennete götureceği-bildiği halde bir türlü imanını kuvvetleştirip lih amellere yönelmez. Bunun sebebi de iman yıflığıdır, gaflettir. Dünyada ebedî kalma evehhümü, ölmeyecekmişcesine davranma ve bu gerçekleri düşünememedir. Günü birlik aşamak, bugünden yarını görememek, geçici sükbal için var güçle çalışıldığı hâlde ebedî sokbali hatıra getirmemek, azıcık hazır bir lez-netle avunup ilerde verilecek tonlarca lezzeti gözardı etmek akıl kârı değildir.

    ***

    Cennet fazlı İlâhî iledir

    Aişe (r.anha) rivayet ediyor:

    Doğru yolda olunuz, orta yolu tutunuz. Ala-cağınızla bol mükafatla sevininiz. Biliniz ki, siz-den biriniz kendi ameliyle Cennete giremeyecek-Mr. Ben de giremem. Ancak Allah beni bağışla-ması ve rahmetiyle kuşatırsa o hariç.

    Buhari, İman: 29; Rikak: 18; Merza.

    YanıtlaSil
  29. 529

    16420. Kalp kalbe karşıdır.

    16421. Kalpten kalbe yol vardır.

    16422. Kanatsız kuş uçmaz,

    16423. Kani kan ile yumazlar, kanı su ile yurlar

    16424. Kara (kötü haber, tez duyulur.

    16425. Karga, "kekliği taklit edeyim" derken, kendi yürüyüşünü şaşırmış

    16426. Karıncadan ibret al, yazdan kışı karşılar.

    16427. Karın, kardeşten yakın.

    16428. Katıra: "Baban kim?" demişler, "Dayım at" demiş.

    16429. Kaza "geliyorum" demez.

    16430. Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.

    16431. Kedinin boynuna, ciğer asılmaz.

    16432. Kimine hay hay, kimine vay vay!

    16433. Köpek sahibini ısırmaz.

    16434. Körle yatan, şaşı kalkar.

    16435. Kurt kocayınca, köpeğin maskarası olur.

    16436. Kusursuz güzel olmaz.

    16437. Kuşu kuşla avlarlar.

    16438. Laf torbaya girmez.

    16439. Lafla peynir gemisi yürümez.

    16440. Lâfla pilav pişerse, deniz (dağ) kadar yağı benden.

    16441. Leyleğin ömrü låkläka ile geçer.

    16442. Mahkeme kadıya mülk değil.

    16443. Mal, canın yongasıdır.

    16444. Malın iyisi, boğazdan geçer.

    16445. Mart ayı, dert ayı.

    16446. Maşa varken, elini ateşe sokma.

    16447. Meyveli ağacı taşlarlar.

    16448. Minare de doğru, ama içi eğri.

    16449. Minareyi çalan, kılıfını hazırlar

    16450. Misafirlik üç gündür.

    16451. Mum (çıra) dibine ışık vermez.

    16452. Mühür kimde ise, Süleyman olur.

    16453. Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.

    16454. Ne ekersen, onu biçersin.

    YanıtlaSil
  30. 528

    16385. Her kuşun eti yenmez, kuş var ki et yedirirler.

    16386. Her şeyin yenisi, dostun eskisi.

    16387. Her taş, baş yarmaz.

    16388. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.

    16389. Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.

    16390. Huy canın altındadır.

    16391. Irmak kenarına çeşme yapılmaz.

    16392. Irmaktan geçerken, at değiştirilmez.

    16393. Isıramadığın (bükemediğin) eli öp de başına ko!

    16394. Islanmışın yağmurdan korkusu (pervası) olmaz.

    16395. İbadet de gizli, kabahat de.

    16396. İğneyi kendine, çuvaldızı ele batır!

    16397. İki arslan bir posta sığmaz.

    16398. İki at bir kazığa bağlanmaz.

    16399. İki cambaz bir ipte oynamaz.

    16400. İki el bir baş içindir.

    16401. İki karpuz bir koltuğa sığmaz.

    16402. İneğin sarısı, toprağın karası.

    16403. İnsan, doğduğu yerde değil, doyduğu yerdedir.

    16404. İp inceldiği yerden kopar.

    16405. İş, insanın aynasıdır.

    16406. İşleyen demir ışıldar.

    16407. İşleyen demir, pas tutmaz.

    16408. İşten artmaz, dişten artar.

    16409. İtin ölümü gelirse, cami duvarına işer.

    16410. İtle çuvala girilmez.

    16411. İyi dost, kara günde belli olur.

    16412. İyi nasihat verilir, iyi ad verilmez.

    16413. İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir.

    16414. İyilik eden, iyilik bulur.

    16415. İyilik et kele, övünsün ele.

    16416. Kaçan balık, büyük olur.

    16417. Kadının fendi, erkeği yendi.

    16418. Kadın malı, kapı mandalı.

    16419. Kalbin yolu, mideden geçer.

    YanıtlaSil
  31. Zelill

    ZELK (A)

    1067

    ZELK (A):Sürcme, kayma.

    ZELL: Yanlıştık yapma, ya

    nilima • Ayağı sürcme, kayma. ZELLAT (Zelle, C.) Yanıl

    malar, yanlislar. Sürçmeler, kaymalar. Hatalar.

    ZELLE (T) Surçme, sürcüp

    каута, Yanilma, Vanlis, Ufak suc. لة القاريةZellet-ül kari Okuyanın ya-ilmasi. Namaz içinde, kıraat esnasındaki yapılan yanlışlık

    ZELUH: Kaypak yer,

    ZELUL Yumuşak huylu.

    sart basli olmayan, Itaatli ve ram olan, Hecin de-vesi, Insanların emrindeki yeryüzünün halt,

    mkii, Sabırlı, tahammülla.

    Zelull: Başı yumuşak. Daya-

    Zelzele. Deprem. Sarsılma. (Bak: Zilzal)

    قالZELZAL (Zülzál) Sarsıntı.

    ZELZELE

    Yer sarsıntısı.

    Sarsma.

    (Sual: Madem bu zelzele musibeti hataların neticesi ve keffaret-üz-zünubdur. Masumların ve ha-tásızların o musibet içinde yanması nedendir? Ada-Jetullah nasıl müsaade eder? Yine manevi cănipten:

    Elcevap: Bu mes'ele sırrı kadere taalluk et-tiği için, Risale-i Kadere havale edip yalnız burada bu kadar denildi:

    والقواتة لا تصيح الدين منكم خاصة

    yani: "Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldi-ği vakit yalnız zálimlere mahsus kalmayıp masum. ları da yakar."

    Şu åyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir mey. dân-ı tecrübe ve imtihandır ve dår- teklif ve müca-hededir. İmtihan ve teklif, iktiză ederier ki, haki-katlar perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile E-bubekirler, A'lä-yı İlliyyine çıksınlar ve Ebucehil-jer, esfel-i säfiline girsinier. Eğer masumlar, böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebucehiller, ay-nen Ebubekirler gibi teslim olup, mücahede ile må-nevi terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozu-lacaktı.

    Mádem, mazlum, zálim ile beraber musibete düşmek hikmet-i İlâhice lazım geliyor. Acaba o bi-çare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri ne-dir?

    Bu suale karşı cevaben denildi ki: O musi-betteki gazab ve hiddet içinde onlara bir rahmet

    cilvesi var. Çünki o masumların fäni malları, on-ların hakkında sadaka olup, baki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fäni hayatları dahi bir baki hayatı ka-zandıracak derecede bir nevi şehådet hükmünde o-larak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve a-zaptan büyük ve daimi bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında aynı gazab İçinde bir rah-

    mettir. S.) زلزلة الساعة Zelzelet-üs säa Kıyamet sar-

    sıntısı, Kıyamet kopması anında meydana gelecek. olan çok müthiş zelzele.

    ZELZIL: Ev içinde olan mal,

    mülk ve eşya.

    ZEM: Katı, şiddetli, şedid.

    Hacet, ihtiyaç. Mevt, ölüm. ZEM: Tahkir etmek, hakaret

    etmek. Ayıplanmak.

    Deh-ZEMA': Tenbel olmak.

    setil olmak, Acele etmek. Yırtmak, Alçak in-san, kötü insan.

    رمشرق ZEMAHŞERİ (HI: 467-538( Türkistanda Harzem'in Zemahşer köyünde doğdu.

    Hanefi fibaharındande

    YanıtlaSil
  32. 1067

    ZEMIME

    Hanefi fukahasındandır. Fevkaläde iktidar ve fazi-letine rağmen bir zamanlar itikadca mu'tezileden olmustu. Meshur bir lim-4 belägat ällmidir.

    AZEMAIM: (Zemime. C.) Kötü hätter. Beğenilmeyen, sevilmeyen häl ve hareket-ter.

    ZEMAM (Bak: Zimam)

    çağ, mevsim, mehil,

    ZEMAN: Zaman, devir, vakit,

    ("Levh-l Mahv, Isbat" ise, såbit ve daim o-lan Levh-1 Mahfuz-u Azamın daire-l mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücut ve fenāya daima maz-har olan esyada mütebeddii bir defteri ve yazar bo-zar bir tahtasıdır ki, hakikat-ı zaman odur. Evet, hersey'in bir hakikatı olduğu gibi, zaman dediği-miz, kainatta cereyan eden bir nehr-i azimin haki-katı dahi "Levh-i Mahv, Isbat" daki kitabet-i kudre-tin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir. S.)

    بندد

    emän- medide: Pek uzun za

    man.

    زانين

    Zeman-ı vüsul: Varma zamanı.

    Vakit, devir. Tällh, baht, sans.

    ZEMANE: f. Şimdiki zaman.

    Zemänen: Zamanca, zaman bakımından. Vaktinde, vaktiyle.

    ربات

    ZEMANE: Kötürüm olmak.

    ربات

    ZEMANET: Bela, musibet, å-

    fet. Bedenin bir azası eksik veya kötürüm olma. ZEMANİ Zamania ligili, za-

    mana alt.

    ریاسان ZEMANİYAN: f. Insanlar. Be-ser.

    رزمار ZEMAR : Kamisa (ney'e) Of-

    leyen. باره

    ZEMARE Savt, ses, sayha,

    bağırış, çığlık.

    رسی ZEMCA Kuş kuyruğunun

    Çıktığı yeri.

    ZEMCERE (C.: Zemácir)

    Şiddetle çağırmak.

    ZE'ME: Şiddetli ses, çığlık.

    Ihtlyac, hâcet.

    ZEME (C.: Zemmām) Suyu az olan kuyu. Tenbellik.

    ZEMEC Gadap etmek, hid-detlenmek, kızmak, Doldurmak.

    ZEMEL Bir yanı üzerine çö-küp öbür yanını yukarıya kaldırarak koşmak. De-venin ayağına arız olan aksaklık. Su tulumunun sarkması.

    رین ZEMEN: Zaman, vakit.

    ZEMER: Ince saçlı. Baha-

    دمیان

    ZEMEYAN: Acele,

    dır, kahraman, yiğit kimse.

    زهی ZEMHA: Yaramaz huylu, ba-

    hil kimse,

    روح ZEMHERE : (C.: Zemähir)

    Ok.

    رابر ZEMHERİ (R): Karakış dönü-münden (12 Aralıktan) 31 Ocağa kadar olan şid-detli soğuk devresi.

    ZEMİL: Tez, hızlı, seri, De-

    ve yürüyüşünden bir çeşit.

    زميل ZEMİL : Bir adamın hayvan ü-zerinde iken ardına binmiş olan adam.

    ZEMİM: Burun suyu, sümük.

    * Koç ve teke zekerinden akan bevl. Koyun em-ziğinden akan süt.

    ديمة ZEMIME: Zemme müstehak

    YanıtlaSil
  33. ZEKAVET

    1066

    6- Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahet-te değil, hácât-ı zaruriyyesinde sarfetmesi lazımdır. 1.1.)

    (Sadakalar kimlerin hakkıdır, bu cihete gelin-ce, emrü teşvik olunduğunuz infak u sadakat Allah yolunda tu للفقراء الدين احمر وا في سبيل الله tulmus, din uğrunda ilme, cihada vakf-i nefs etmiş.

    لاستصبعون ضرباني الأرض Yeryüzünde suraya buraya gi-demiyen, yani Allah yolunda meşguliyetlerinden veya maraz ve acz gibi bir maniadan dolayı nafaka-larını kazanmağa İktidarları olmayan o fakirler 1-hallerini tecrübe etmi-cindir ki يحسبهم الجاهل اعياء من التعقف taaffüflerinden, Son yen cahil, onları yani istemeğe tenezzül etmeyip tahammül ve te-cemmül ile Iffetlerini muhafaza ve ibraz eyledikle-rinden dolayı, zengin zanneder. تعرفهم بسيام onları simalarıyla, dikkat edildiği zaman hallerinde görülecek edeb ü nezahet, yüzlerinde müşahede olu-nacak åsår-ı fakr-u zaruret gibi alametleriyle tanır-Insanlardan dijenmezler, he-le الجانا Ilhah-i israr lle hiç dilenmezler, olsa olsa pek muztar kaldıkları zaman ehline ifham-ı hai e-derler.... sin. لا يسئلون الناس

    Bu ayet, Ashab-ı suffa tesmiye olunan fuka-ra-yı muhacirin hakkında nazil olmuştur ki; dört-yüz kişi kadar vardılar. Medinede ne bir meskenleri, ne aşiret ve akrabaları hiçbir şeyleri yoktu, dalma mescid-4 Nebeviyeye mülazemet ederler, mescidin sofasında ikamet eylerier, Ilm-i Kur'an tahsil eder-ler, meväız ve tedrisat-ı Peygamberiyi istima ile müstefid olurlar, hep oruçlu bulunurlar. Hasılı; II-mü ibadete hasr-i evkat ederler ve her ne zaman bir gaza olursa giderlerdi. Bunlar medrese-i Risaletin Allah yoluna vakf-i nefs etmiş talebesiydiler.

    İbn-i Abbas Hazretlerinden vaki olan rivaye-te göre birgün Resulullah (A.S.M.) Ashab-i Suffanın başlarına durmuş, hallerini nazar-ı tedkikten geçir-mişdi, fukaralıklarını, çekmekte bulundukları zah-metleri gördü ve kalblerini tatyib edip buyurdular ki: "Ey, Ashab-ı Suffa! Size müjdeler olsun ki, her kim şu sizin bulunduğunuz hal ü sıfatta ve bulun-duğu halden razı olarak bana mülaki olursa o be-nim refiklerimdendir. "İşte bu ayet de bunlar dola-yısiyle nazil olmuştur. Ve fakat hükmü ämmdır. Allah rızası İçin düşmana karşı nöbet bekleyen ve-ya Allah rızası için medreselerde dirsek çürüten ve-ya Allah rızası için hidemât-ı âmmeye vakf-i nefs eden ve bu ahval İçinde malı mülkü yok, muhtaç olmakla beraber nafakasını kesbe vakit bulamayan veya kudreti yetişemiyen fukara-yı mü'minin bu a-yetin hükmünde dâhildirler. Bunlar infakat-ü sada-katın en güzel masrıfını teşkil ederler. (E.Τ.)

    ذکاوت ZEKAVET Zeki oluş. Zey-reklik. Çabuk anlama ve kavrama. Keskin anlayış. رکن ZEKEN: İlim, feräset.

    ZEKER (C.: Zükran Zükur -Zikar Zikāre) Erkek. Erkeklik organı. زكريا ZEKERİYYA (A.S.): Beni İs-

    rail Peygamberlerinden ve Hz. Süleyman Aleyhis-selamın neslindendir. Beytül-Makdisde Tevrat ya-zan ve kurban kesen reis idi. Zevcesi Hz. Meryem'in teyzesi Idi. Beni İsrail'in büyüklerinden olan İmran namındaki zatın karısı Hanne, Zekeriyya (A.S.) in karısının kardeşidir. Hz.Meryem İmran kızı ve Han-neden doğmuştur. Zekeriyya Aleyhisselâmın hima-yesinde büyümüştü, Sonradan Yahya isminde oğlu dünyaya geldi. Yahudiler Zekeriyyaya (A.S.) Iftira ederek onu şehid ettiler. K.Kerim'de yedi defa ismi geçer. (Bak: Yahya A.S.)

    YanıtlaSil
  34. 1066

    Zelili

    ZELK (A)

    katlar.

    ZEKEVAT (Zekat, C. Ze.

    ii temiz olan.

    رکی ZEKI (YE): Halls. Temiz. Ha-

    buk anlayışı.

    + ZEKI (YE) Zeka sahibi, Ca-

    ركيات ZEKİK Yazının satırlarının suk olması, Vorürken kisinin adımlarının biribiri-

    ne yakın olması. ZEKİR: Unutmayan, Hafızası

    kuvvetli.

    ZEKİYY: Tahir ve påk kimse.

    Temiz insan.

    ZEKK: Zayıf. Yürürken a dımların biribirine yakın olması.

    ZEKUN : Sivri ve sarkık enek.

    11.

    کورد ZEKURET: Erkeklik.

    mek.

    شکوه ZEKVE : Tamamlamak, Kes.

    65 ZEKZEKE Çirkin ve yara-

    maz huylu olinak, ZELA: Ayağın altında ve üs

    tünde; elin ise arkasında olan yarık, ZELAHLAH: (C.: Zelehlehät)

    Büyük çanak. rin olmayan ırmak. Aceleci ve uzun boylu adam. De-

    ZELAK : (Zelk) Yolmak (tıras

    gibi). Sürçmek. Ayağın kayması.

    ZELAK: Sülük,

    ZELAKA (İzlák Zellaka(

    دلان Fasähat, kolaylık ve lisan inceliği, keskinlik, Nut-kun güzel ve çabuk olması. Tecvidde: Keskin ola-harflerinin ismi. rak çıkan

    Bunlara müzlika harfleri de denir. بادت در و قدمه ل

    ذلك ZELALET: Alçaklık, hakirlik,

    horluk. Zillet.

    ZELAZIL: Zelzeleler. Yer sar-

    sıntıları.

    دلادل ZELAZIL: (Zilzil, C.) Uzun e-

    tekler.

    الحد ZEL-CEDD: Kudret, kuvvet, azamet ve büyüklük sähibi. (Bak: Cedd)

    الحد ZEL-CUD: Bol bol Ihsan e-

    den, cud ve cömertlik sahibi.

    دلم ZELEC : Kaymak yer.

    ZELEF: Burnun küçük ve u-

    دلف cunun, gerisine eşit olması. (O burun sahibine "ez-lef" derier) (Müe: Zülefā)

    دلفه ZELEFE: (C.: Zulef) Påk ve

    ruşen nesne, parlak ve temiz cisim. Kaypak, düz yer.

    ZELEL : Eksiklik.

    رب ZELEME: Keçinin boğazı al-

    tında sarkık olan kıllar. (Müz: Ezlem-Müe: Zelma)

    ZELH: Bir ok atımı yer. * Is-

    laklığından dolayı ayak kayan yer.

    ZELIC (Ayak) kaymak.

    دلي ZELIF Adımını atmak.

    ZELI Düşük oğlan, sakat

    Çocuk.

    ZELIL : Sürçüp düşen. Yanı-

    lan.

    ZELI:Hor, hakir, alçak. A-

    şağı tutulan.

    دليلاته Zelllane f. Alçakça, Hakir ve aşağılık kimselere yakışır şekilde.

    Ilk, alçaklık,

    دلیلی Zelill: Hakirlik, horluk, zelil-

    YanıtlaSil
  35. 26

    KUŞEYRİ RİSALESI

    Fazilet ve Meziyetleri

    Tarihçi, hafız Abdülgâfir b. İsmail (rah), aynı zamanda anne ta-rafından dedesi olan İmam Kuşeyrî'yi şöyle tanıtır:

    "O, her ilimde mutlak imam, fakih, kelâm ve usul âlimi, müfessir, edip, nahivci, kâtip, şair, asrının hakikati ifade eden dili, zamanının imamı, Allah'ın halkın içindeki sırrı, şeyhlerin şeyhi, sûfi cemaatinin üs-tadı ve öncüsü, hak yoluna girenlerin müracaat yeri, hakikatin bayrak-tarı, saadet kaynağı, güzellik merkezi, kemal ve güzel ahlâkta emsali görülmemiş biri, şeriat ilmi ile hakikat ilmini birleştirmiş, tasavvuf yolu-nu en güzel şekilde açıklamış olan bir zattı."5

    Dümyetü'l-Kasr isimli eserin sahibi Ali b. Hasan-ı Bâherzî ise İmam Kuşeyrî'yi şöyle tanıtır:

    "O, Zeynülislâm (İslâm'ın süsü) lakabını almış, bütün güzel hal ve ahlâkları bünyesinde toplamış bir zattı. Öyle kuvvetli ve etkili bir hi-tabeti vardı ki, eğer bir kayaya hitap etse onu eritirdi; şayet İblis (şey-tan) onun vaaz meclisine bağlanıp sözlerini dinleseydi, tövbe ederdi."

    Sübkî İmam Kuşeyri'yi tanıtırken, İbn Asakir'in Tebyînü Kezibi'l-Müfterî isimli eserinden şu nakilleri yapmıştır:

    "Edebi, ilmi, takvâsı, hitabeti, şairliği yanında güzel ata binmesi ve iyi silah kullanması ile meşhurdu. En zor meseleleri kolay bir üslüp-la anlatma, sorunları çözme ve bir konuyu birçok izah şekliyle ifade et-me özelliklerine sahipti.

    Âyet ve hadislerden çok ince mânalar çıkarır, şeyhlerin sözleri-nin kapalı yönlerini açardı. Hadis halkası kurmuştu, talebelerine hadis yazdırır, hadisleri açıklar, peşinden de güzel beyitler söyleyerek halka-dakileri dinlendirirdi."

    Sübki, Tabakatü'ş-Şafiiyye, 3/152.

    YanıtlaSil
  36. İMAM KUŞEYRİ'NİN HAYATI ve ESERLERİ

    27

    Derdini Rabbi ile Çözen Dost

    leder: Tâceddin-i Sübki, Tabakatü'ş- Şâfiiyye adlı eserinde şöyle nak-

    "Üstat Ebü'l-Kasım Kuşeyrî'nin çocuklarından biri şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı, tedavisi mümkün olmadı, kendisinden ümit ke-sildi. Bu durum üstada çok ağır geldi, üzüldü. Rüyasında Allah Teâlâ'yı gördü*; çocuğunun hastalığını ve üzüntüsünü Hak Teâlâ'ya arzetti, yü-ce mevlâ ona, 'Kur'an'daki şifa âyetlerini topla, onları çocuğunun üze-rine oku, ayrıca onları bir kabın içine yaz, içine su koy, suyu ona içir" buyurdu. Kuşeyrî söyleneni yaptı, çocuğu derhal şifa buldu. Kur'an'da içinde şifa geçen âyetler altı tane olup şunlardır:

    1. "Allah müminlerin gönlüne şifa verir."6

    2. "Ey insanlar, size rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki hastalık-lara bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir."7

    3. "Onda insanlar için bir şifa vardır." 8

    4. "Biz Kur'an'da müminler için bir şifa ve rahmet olan şeyleri in-diriyoruz." 9

    5. "Hasta olduğumda bana şifa veren O'dur." 10

    6. "De ki: O, inananlar için bir hidayet ve şifadır." 11

    Tâceddin-i Sübkî (rah) der ki: "Büyük zatlardan çoklarını gördüm bu âyetleri hasta için yazıp suyunu içiriyorlar ve bu şekilde Allah'tan âfiyet istiyorlardı." 12

    Ehl-i sünnet inancına göre Allah Teâlâ'yı rüyada görmek câiz ve mümkündür. Bu görme baş gözüyle görme gibi değildir. Rüyayı gören ruhtur. Rüyada gören ve ko-nuşan da ruhtur. Allah Teâlâ dünyada baş gözüyle görülemez. Bu sadece Hz. Pey-gamber'e (s.a.v) mi'racda nasip olmuştur. Allah Teâlâ cennette kullarına cemâlini gösterecektir.

    6 Tevbe 9/14.

    7 Yūnus 10/57.

    8 Nahl 16/69.

    9 İsrå 17/82.

    10 Şuarâ 26/80.

    11 Fussilet 41/44.

    12 Sübki, Tabakatü'ş-Şafiiyye, 3/154-155.

    YanıtlaSil
  37. 40 | Hadislenden SEÇMELER

    fani adamların da güzel ve baki sözleri olabileceğin düşünerek iyi, güzel ve faydalı bilgileri ve hikmet sözlerle karşılaştığında onları almakta tereddüt memelidir. Kaybettiği bir malı nasıl arıyor ve bul duğu yerde çekinmeden alıyorsa, hikmetli bir söz ya da bir bilgiyi de tereddüt etmeden almalıdır.

    BAŞKALARININ İLMİNDEN İSTİFADEYE ÇALIŞMAK

    Cabir (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:

    İnsanların en âlimi, başkasının ilminden istifade ederek ilmini arttırandır. Her ilim sahibi öğrenmeye susamıştır.

    Ebu Ya'la'nın Müsned'inden.

    İnsanın her konuda bilgi sahibi olması mümkün değildir. Bilgili olduğu konular da vardır, olmadığı konular da.

    Aynı şekilde herşeyi tek başına öğrenmesi de mümkün değildir. Tek başına öğrenebileceği şeyler bulunduğu gibi, öğrenemeyeceği şeyler de bulun-maktadır.

    İlim öğrenirken dikkat edilmesi gereken hu-suslardan birisi de başkalarının ilminden istifade etmektir.

    YanıtlaSil
  38. i

    i

    İlim | 41

    Başkalarının bilgisinden faydalanmayı adet haline getirenler, kendi başlarına uzun sürede öğrenebile-cekleri şeyleri çok daha kısa sürelerde öğrenebilirler.

    Kişi ne kadar bilgili olursa olsun herzaman ken-disinden daha bilgilisi mutlaka vardır. Bir ayette "Her bilenin üzerinde daha iyi bilen vardır" denile-rek bu hususa dikkat çekilmiştir. İlim sahipleri bu hakikati düşünerek hareket etmelidir.

    Vahye mazhar olan, kendisine kitap verilen Hz. Musa gibi bir peygamber bile, Hz. Hızırdan bişey-ler öğrenmiştir.

    ALİMİN HATASINDAN SAKINMAK

    Amr ibni Avf rivayet ediyor:

    Alimin hatasından sakının. Onun hatasından dönmesini bekleyin.

    İbni Adiyy'in el-Kâmil'i ve Beyhakî'nin Sünen'inden.

    İlim sahibi olmayan pekçok insan, güvendikleri bir ilim sahibini taklit edegelmişlerdir. Ki bu nor-maldir. Fakat kişi âlim de olsa, insan olması îcabı bilerek veya bilmeyerek hatâ yapabilir. Bu hatâ bir hususta yanlış hüküm vermek olabileceği gibi, yanlış bir davranış da olabilir. Alimin bilerek veya bilmeye-rek yanlış bir hüküm vermesi veya yanlış bir davra-nışta bulunması, ümmet için son derece tehlikelidir.

    YanıtlaSil
  39. EN UK MAKAM

    KAPAK KONU

    Pulluk ya da ibadet teslim olmak, boyun romek taat etmek demektir.

    Kluğun ideal hall 'neden, niçin demeden bu yük bir teslimiyet ve fedakarlıkla "taat "tir. Böyle bir kul All sadece ve sadece Allah ve Rasûlu nun emirlerine yarken yapılmalı Cünku Kur'an-Kerim, mu/minlerin Allah ve Rasûlunun emir ve yasaklan karşısındaki halini

    Öyle haber verir: "Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam ihtilaf işlerde seni hakem yapıp sonra da verdigin manasıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar

    N Bu nasıl bir kalbi kıvamdır ki sadece boyun eğmek değil, kalben Itait etmek, hatta bunun da ötesinde "bir burukiuk dahi taşmadan lähl lemana, "Boynum, kildan incedil diyebilmek

    Insanlara hurmet ve itaat ise, Allahin ve Rasülü'nün emiten çerçevesindedir. Çok bilinen ifadesiyle, "Yarata na nyan hususunda, yaratılanlara itaat yoktur."

    O halde insan yaptıklarını, söylediklerini ve hattă kalbinden geçenlerı yoklamalıdır. Şayet kalbinin tahtin-da "tek sultan" oturuyor, vücudu sadece onun emirleri ni dinliyorsa ne älä... Kalbinde en yüce, en sevgili, en hakim "Vähidu'l-Kahhar" olan Allah Teâlâ ise, hiç problem yok. Ancak O hükümdann yetkilerinin paylaştırıldığı bajka "ortaklar" varsa, kalb sarayı istilāya uğramış de mektir

    seltmek için gelmiştir. Islam, insanları, "kula kulluk'tan Allah'a kulluğa yük

    yukseltmeye gelmiştir. Islam, insanlan, "eşyaya kulluk'tan Allah'a kulluğa

    klam, insanları, "hevä heves, nefis ve şeytana kulluk'tan Allah'a kulluğa yükseltmeye gelmiştir.

    10

    Fatma Nur Cihan

    sufli nefsání arzulardan, dunya bataklığından re ve arkadaştan uzaklaştırmak ister Islam, insanı yüceltmek ister. Onu, içinde b

    Islam, insani hapiste de olsa "hür", surgunde "vuslata ermis" kılmak ister. O insani, vaing Rabbiyle kalabalıklar içinde bile yariyle buluth ister. Bu hale eren "adamlar, alis ve ticaretine Allahın zikriyle meşguldür

    Bir insanın, dunyada ulaşabileceği en büyuk m

    Allah'a kul olmaktır. Kul olmak, sadece bir başlang meyen bir süreçtir, Insan, kul olunca, kul olarak yaşma bir sonuç değil; aynı zamanda "nefes alip verdiko ve Allah'a kullukla ölünce yücedir, değerlidir ve insandır.

    Insan, insanların arasında da "Allah'a kullukla y lir, izzet kazanır, müstağni olur, Allah katında da sayesinde itibar görür ve muhatab alınır. Rabbimiz k disine müracaat edip "Ya Rabbi!" diyene. "Dile bend dilersen, kulum!" diyerek icabet eder. O'na karşı kib müstağni davrananin burnunu sürter, iki paralik insane eşyaya onu kul eder.

    Kul, "istenilen her şeye" tereddütsüz boyun eğe demiştik. Onun ihtiyarı, seçim serbestliği kalmamıştı artık... Allah ve Rasûlü, bir şeye hüküm verdiği zaman mümin bir kula düşen sadece "İşittik ve itaat ettik de mektir. Bunun ötesinde bir söz, kulluğun ihlalidir.

    O halde buyurun, kulluğumuzu ve îmănımız tes did edelim ve o yüceler yücesinden gelen her buyruğa

    "Lebbeyk Rabbi, semi'nă ve eta'nă; Buyur ey Rabbima (Senin bütün emir ve yasaklarını) işittik ve itaat ettik yelim.

    Insan, kime kulluk ettiğine göre yükselitverzak Yüceler yücesine kulluktan yüz çeviren, alcaklar alcagna

    itaat etmek zorunda kalır.

    Si

    G

    sahip siyle bir in leştiri yolu kötu paha

    sen

    bir

    YanıtlaSil
  40. SOR

    ŞUk yaşamış. Fark etmiş tabii... Ar-tık karşısında bir çiçek dalı değil, her tarafı dikenlerle kaplı bir çalı parçası olduğunu... Ama iş işten geçmiş.

    ***

    Yavrularımıza sahip çıkalım. Dertlerine ortak ola-lım. Onları kendi başlarına bırakmayalım. Onların büyüdüklerinin farkında olalım. Her şeyden önem-lisi, bizim hayatımızın, onların yetiştikleri çevre; alışkanlık ve davranışlarımızın "onların mürebbîsi" olduğunu unutmayalım. Biz nasıl insanlarla arka-daşlık ediyorsak, onlar da çevrelerini ona göre şekil-lendireceklerdir. Onları ihmal edip sonra karşımıza farklı bir kişilik olarak çıkmalarına fırsat vermemek için, sıkıntılı anlarında akıllarına gelecek ilk insan biz olalım.

    Yavrularımız, Rabbimizin bir emânetidir. Maddî-mânevî dertleri ile ilgilenmek de her şeyden önce bir kulluk vazifemizdir. Bu, büyük bir fedakârlık ister. Kulluk da aslında fedakârlık demektir. Bugün görme-diğimiz, ihmal ettiğimiz bir diken, yarın yolumuza çıkar, hem bizim, hem de başkalarının canını yakar. Vebâli de bize düşer.

    "Buralar bizden sorulur!" diyen gençlerimize, yaşadıkları mahallenin gerçek mânâda ihyâsı için oraları onlardan soralım. Onlar da çevrelerini güzel-leştirme kıvamında olsunlar, vesselam...

    Aralık 1

    YanıtlaSil
  41. SEFIKA MERIC

    E

    fendimiz Hazret-i Muhammed win nübüvvet tle vazifelendirilmesiy le Islam dan once var olan diger semävt dinlerin geçerliligi sona er mis, Kur'an-ı Kerim'in son ilahi ki tap olarak indirilmesiyle dünya ve msanık tarihinde yeni bir dönem başlamıştır.

    Rabbimızın beyanı ile

    "Allah katında din, yalnız Is-lam'dır." (Al Imran, 19)

    Bu ayet-i kerime ile diğer bütün dinlerin ve dolayısıyla bu dinlere äit hükümlerin bir kıymeti kalma dığı haber verilmiş olmaktadır. Bi-zim inancımıza göre, yegane hak ve gerçek din, Islam'dır.

    Farklı dinlerin Islam'a ters düş-meyen birtakım uygulamalarının olması ya da kısmı güzelliklerinin bulunması, onları geçerli kılmaz ve onlara dini anlamda bir meşrüiyet vermez.

    Islam; hukuk, siyaset, toplum ve ekonomi prensipleri ile çizgile-ri net bir din olarak başta Kur'ân-ı Kerim'de, ardından onun tefsiri olarak da sünnet-i seniyyede en ge-niş tarifi ile karşımıza çıkmaktadır.

    Islam bu kadar kesin ve net bir din iken, bugün Müslümanların en

    buyuk problemi, Islam'ı doğru bir sekilde ogrenip algılamakta yat maktadır Bundan yıllar once, H hiyat Fakultesi'nde okurken, Islam Hukuku Hocamız:

    "Nasıl bir Islam istiyorsanız onu söyleyin, ben size Kur'an'dan ve hadislerden sizin istediğiniz Is-lam'ı ortaya koyarım." diye iddiah bir cumle sarf etmişti.

    Bu ifade, Islam'ın ne kadar geniş kapsamlı ve insanların ihtiyaçlarına cevap vermeye müsait bir din ol-dugunun yanı sıra, bir usûl dahi-linde gidilmez ve art niyetle yola çıkılırsa, ne kadar farklı sonuçlara ulaşılabileceğini de göstermektedir.

    Bu durum, günümüz Müslü-manlarının İslami hayat ve faali-yetlerinin doğudan batıya farklılıl arz etmesinin bir sebebi olduğu gi bi, dışarıdan bakan birinin Islam' anlamak hususunda kafasının ka rışması için de yeterlidir. Maalese Müslümanlar, bugün, en temel me selelerde bile ittifak edemiyormu görüntüsü vermektedirler.

    Kur'ân-ı Kerîm'i anlamada usû hadis-i şerîflerin sıhhat, değer v kapsamı, İslâm'da mezhepleri konumu, tasavvuf ve tarikatlar, 1

    Şebnem

    12

    Kasım

    YanıtlaSil
  42. lami bir devletin genel özelliklen cihad vb. birçok konu Musluman gayret Muslimlerle münasebetler ların gundeminde ve her bir grup kendi zaviyesinden diğerini "tekli edecek" (kafir olmakla suçlayacak derecede ağır ithamlarda bulun maktadır.

    Saadet asrının sonlarında başla yan, Islam tarihinin ilk yüzyılında ortaya çıkan ihtilaflar, bugün almas başını gitmiştir. Yeni yeni ortaya çı kan fikir akımları, asırlardır konu-şulan bu konuları netleştirip anla şılmasını kolaylaştıracak yerde, işin daha da çetrefilli şekle dönüşmesi ne sebep olmaktadır. Bir taraftan koyu bir cehalet ve ona eşdeğer bir taassup, diğer taraftan art niyet ve düşmanların komploları, Müslü manların bir türlü birleşememesine yol açmaktadır. İslâm, güçlü, muk-tedir ve geniş kapsamlı bir devlet ve yönetime geçemediği sürece de bu ihtilaf ve farklı düşüncelerin bu minvalde devam edeceği düşünü Jebilir.

    Şu an Islâm âlemi, ipi kopmuş. aneleri etrafa saçılmış bir tesbih gibidir. Onu bir tesbihe dizecek el-den mahrumdur. Bizim batıl olarak

    gördugümüz Hıristiyanlık alemi bile birçok konuda nefislerini ve ihtilaflarını aşarak birlik olabilmek-tedirler. Ancak maalesef biz, hep kendimize yenik duşmekteyiz.

    on m

    Müslumanların bu şekilde da lo ğınık ve birbirine düşmesinden is tifade eden düşmanlar, bu ihtılalı fi köruklemekte, bu sayede kurmuş tu oldukları sosyal, siyasî ve ekono-mik sömüru düzenlerini devam ettirmektedirler. Müsluman halk ve devletlerin uzerine bombalar düşmekte, her an her evden bir kurban ve feryat yükselmeyi bek-lemektedir.

    er C C ba

    Bu şekilde öldürülenler hep Müslüman olmasına rağmen, ne-dense bu kötulüğü yapanlar da "Müslüman (!) teröristler" ol-maktadır. Böylece düşman, savaşı Müslüman beldelerine yıkmakta, ekonomik faturayı onlara kesmekte ve üstüne üstlük onları dünya nez-dinde "terörist" yaftasıyla karala-maktadır.

    Elbette bütün suçlu, bize düş-manlık etmeyi kendi var oluş gaye-si haline getirenler değildir. İslâm ümmeti olarak, biz de dînimizi terk etmenin, okuyup öğrenmemenin,

    YanıtlaSil
  43. onun güzel prensiplerini hayatı--mıza geçirmemenin ağır bedelini oduyoruz.

    Islam dünyasına baktığımızda en küçuk meselelerde bile bir tur--lü ittifak sağlanamıyor. İslam'ın en -basit bir mevzusunda bile birçok fikir ayrılıkları ortaya çıkıyor. Bü-tün bunların neticesinde ümmet - olarak Müslümanların dertlerini çözebilecek bir mekanizmaya sahip değiliz. Eğer bir dönem dünyada Müslümanların şerefi, haysiyeti, onuru korunmuş ise unutmamak lazımdır ki, o zaman dünya Müslü-manlarının büyük çoğunluğunun birlik ve beraberliği söz konusu idi. - Bu da büyük nispette hilafet mües-sesesi ile temin ediliyordu.

    Tabii ki, İslam'ın yüzyıllarca 1 bayraktarlığını yapmış olan Os-manlı Devleti, İslam'ı temsil ettiği için; iç ve dış düşmanlar tarafından yine yüzyıllara varan bir mücadele neticesinde çökertildi. Şimdi manlı'nın küllerinden dirilmeye ça-lışan onun torunlarına karşı da aynı -- mihraklar, bütün güçlerini devreye sokarak büyük bir savaş veriyorlar. k Müslümanların büyümesini, geliş-,mesini engellemeye çalışıyorlar.

    Bizam asıl sormanız gereken so ru su Izzet ve serel sahibi bir Pey gamberin ummeti olan bizler. Ast Saadet gibi eşt olmayan bir devrin takipçileri olan Islam ümmeti, bu gün neden böyle büyak bir zilletin içerisinde? Hem lert olarak, hem de toplum olarak ne zaman toparlamp Islam'ın serefi ile buluşacağız?

    "Hangi Islam?" sorusunun ce vabı aslında çok basit: Akla, gönle, vicdana seslenen bir Islam. Simr-larını Kitap ve Sünnet'in çizdigi. asr-1 saadette pratik hayata tatbik edilen, diriltici, kuşatıcı, merhamet ve şefkat dini Islam... İtici, korku-tucu, sırf savaş dilini kullanan ve nefret ettiren bir din Islam olamaz.

    Yüreklere ferahlık veren, gönül leri coşturan ve insanları kuşatan bir Islam... Tıpkı Efendimiz'in en-gin gönlünde herkesin yer buldu-gu gibi. Herkesin O'nun civarında kendini emniyette hissettiği gibi... Islam, -yanlış anlaşılıp yanlış uy-gulanan- birkaç cihad äyetinden ibåret bir din değildir.

    Islam, cihadı, sırf savaşa indir-geyen bir din de değildir. Insan ka-zanan, öldürmeye gelen insanı bile merhametiyle dirilten, ona yeni bir hayat veren, ebediyet kurtuluşu su-nan bir dindir.

    Islām, her türlü varlığın hakkı-nı koruyan, bütün varlıkları insana hizmete amāde kılan ve insanı sa-dece insan olduğu için şerefli ad-deden bir dindir.

    Allah'ın yeryüzüne indirdiği dinlerin genel adı olan Islam'ın son peygamberi Hazret-i Muhammed Os-dir. Kitabı Kur'ân'dır. Kur'ân'ın en güzel tefsiri, hadis-i şeriflerdir. Efendimizin ashabı ise, bizim önü-müzü aydınlatan yıldızlardır. İşte gerçek Islām, bu mihenk taşlarını bilmek ve bu rehberlerin gösterdiği istikâmette yol almaktır.

    sebnem 13

    Kasım

    24

    Mullin

    YanıtlaSil
  44. MAHINUR AYDIN

    1 Kasım 2016 Pazar/ 19 Muharram 1437 0.2.3 vil süren Os manh Saltanatının Kaldırılması (1922) Latin Alfa bestme Geçiş (1928)/ Yahya Kemal Beyath'nın Velati (1958)

    2 Kasım Pazartesi/ 20 Muharrem-Rusya'nın Osmanlı'ya Savaş lları (19143/ Ilk Radyo Naklen Yayımıın ABD'de Gerçekleşmesi (1920)

    3 Kasım Salı/21 Muharrem- Hz. Ömer'im Şehäden (0441/Tanzimat Ilam (1839)

    4 Kasım Carsamba/22 Muharrum- Haydarpaşa Tren Ga-rünım Açılışı (1909)/UNESCO'nun Kuruluşu (1946)

    5. Kasım Persembe/23 Muharrem- Osmanlı Ordusu'nun Musul'a Girmest (1638)/Fransızların Gaziantep Is gali (1919)

    6 Kasım Cuma/ 24 Muharrem Bolşevik Ekim Devrimi (1917)/GAP'in Kuruluşu (1989)

    7 Kasım Cumartesi/25 Muharrem Divan Edebiyatı Şairi Bäki'nin Vefatı (1600)

    8 Kasım Pazar/26 Muharrem- Uzun Mehmed'in Ilk Ma-den Kömürünü Bulunması (1892)

    9 Kasım Pazartesi/27 Muharrem-Montro Bogazlar Soz-leşmesi'nin Yürürlüge Girmesi (1936)/12 Eylul Anayasası'nın Yürürlüge Girmesi (1982)

    10 Kasım Salı 28 Muharrem- Osman Yüksel Serden-geçti'nin Vefatı (1983)/ Mustafa Kemal Atatürk'un Vefatı (1938)

    11 Kasım Çarşamba/29 Muharrem- 1. Dünya Savaşı'nın Sona Ermesi (1918)/FKO Lideri Yaser Arafat'ın Ve-fatı (2004)

    12 Kasım Perşembe/30 Muharrem-Plevne Müdafaası (1887)/Bolu-Düzce Depremi (1999)

    13 Kasım Cuma/1 Safer- Tekirdağ'ın Kurtuluşu (1922)/Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin Vefatı (1980)

    14 Kasım Cumartesi/2Safer-1. Cihan Harbi'nde Osman-li Devleti Tarafından Cihad-ı Ekber Ilan Edilmesi (1914)

    15 Kasım Pazar/3 Safer-ODTÜ'nün Kuruluşu (1956)/Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin llanı (1983)

    16 Kasım Pazartesi/ 4 Safer- Muhyiddin Ibn-i Arabi Hazretleri'nin Veľâtı (1240)

    TARİHTE BU AY

    17 Kauum Bahl & Satur Osmanlı Padişalı IV Musta la nın Vefatu (18083/ Son Osmanlı Padişahı Vahdet tun'in Suur Dist Edilmesi (1922)

    18 Kasen Carsamba/6 Safer-Kantje Mudalaası (16013/Istanbul'da Kolera Salgını'nın Başlaması (1912)

    19 Kasım Persembe/7Safer-Abdulmecid Efendi'nin Hilafet Makamına Getirilmesi (1922)/Istanbul Rad-yosu nun Hizmete Girişi (1949)

    20 Kasım Cuma/8 Safer-Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin Kabul Edilmesi (1989)

    21Kasım Cumartesi/9 Safer-Sultan Ahmed'in Vefatı

    (1617)

    22 Kasım Pazar/ 10 Safer- Hz. Fauma Annemizin Ve-fatı (632)/ Monarşinin İspanya'ya Yeniden Gelmesi (1975)

    23 Kasım Pazartesi/11 Safer Midilli Adası'nın Fet hi (1462)/ Başkan J F Kennedy'nin Oldürülmesi (1963)

    24 Kasım Salı 12 Safer-Ogretmenler Güna

    25 Kasım Çarsamba/ 13 Safer- Orhun Kitäbelerinin. Okunması (1893)/Sutço Imam'ın Şehadeti (1922)

    26 Kasım Perşembe/14 Safer-Lakap ve Unvanların Kal-dırılması (1934)/ Türkiye'nin Kore Savaşı'na Katıl-ması (1950)

    27 Kasım Cuma/ 15 Safer- Kanüni'nin Avusturya Sele-rine Çıkması (1526)/Abdülhakim Arvasi nin Velatu (1943)/ Konyalı Mehmed Vehbi Efendi'nin Vefatı (1949)

    28 Kasım Cumartesi/16 Safer-Kanüni'nin Bagdat'ı Fethi (1534)/ Turkiye'de Ilk Nüfus Sayımının Yapılması (1927)

    29 Kasım Pazar/17 Safer-Hammamizade Ismail Dede Efendi'nin Vefatı (1846)/BM'nin İsrail Devleti'nir Kurulmasını Kararlaştırması (1947) M. Asım Kök sal'ın Vefatı (1993)

    30 Kasım Pazartesi/18 Safer-Tekke ve Zaviyelerin Ka patılmasına İlişkin Kanunun Kabul Edilmesi (1925

    Kasım

    Şebnem 3

    YanıtlaSil
  45. 527

    Fukaranın düşkünü, beyaz giyer kış günü.

    52 Geceler gebedir.

    af Geç olsun da güç olmasın.

    54. Gelen gideni aratır.

    Miss Gelin eşikte, oğlan beşikte.

    56. Gemisini kurtaran kaptan.

    16357. Gerekliyi gereksizken saklamalı!

    58. Gezen ayağa, taş değer.

    163.59. Gezen kurt, aç kalmaz.

    16360. Gidilmeyen yer, senin değildir.

    16361. Göğe direk, denize kapak olmaz.

    16362. Gönlün yazı var, kışı var. 16363. Gönül ferman dinlemez

    16364. Gönülden gönüle yol var. (1470-80 yılları arasında yazılmış olan "Saltukname" de geçer. Benzerleri: Kalpten kalbe yol vardır. Kalp kalbe karşıdır.)

    16365. Gören gözün hakkı vardır.

    16366. Görmemişın oğlu olmuş, çekmiş çükünü koparmış.

    16367. Görünüşe aldanmamalı.

    16368. Gül dikensiz olmaz.!

    16369. Hak deyince, akan sular durur.

    16370. Hak yerde kalmaz.

    16371. Harman yel ile, düğün el ile.

    16372. Hatasız kul olmaz.

    16373. Hazıra dağlar dayanmaz.

    16374. Hekimsiz, hâkimsiz memlekette oturma!

    16375. Her ağacın meyvesi olmaz.

    16376. Her çiçek koklanmaz.

    16377. Her damardan kan akmaz.

    16378. Her düşüş, bir öğreniştir.

    16379. Her gönülde bir arslan yatar.

    16380. Her işin başı sağlık.

    16381. Her iste bir hayır vardır.

    16382. Herkes evinde ağadır.

    16383. Herkes kendi aklını beğenir.

    16384. Her koyun kendi bacağından asılır.

    YanıtlaSil
  46. 526

    16316. Devletli gözü, perdeli olur.

    16317. Dilin kemiği yok, ama kemiği kırar.

    16318. Dinsizin hakkından imansız gelir.

    16319. Doğru söyleyeni, dokuz köyden kovarlar.

    16320. Dokuz at, bir kazığa bağlanmaz.

    16321. Dokuzunda ne ise, doksanında da odur.

    16322. Dost, acı söyler.

    16323. Dost başa bakar, düşman ayağa.

    16324. Dostluk başka, alış-veriş başka.

    16325. Dökme su ile değirmen dönmez.

    16326. Duvarı nem, insanı gam yıkar.

    16327. Dünya malı, dünyada kalır.

    16328. Ecele (ölüme) çare bulunmaz.

    16329. Edebi edepsizden öğren!

    16330. Eden bulur, inleyen ölür.

    16331. Eğilen baş kesilmez.

    16332. Eken biçer, konan göçer.

    16333. Ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.

    16334. El eli yıkar, iki el de yüzü.

    16335. El elin aynasıdır.

    16336. El yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz sanır.

    16337. Elçiye zeval olmaz.

    16338. Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.

    16339. Elmanın dibi göl, armadun dibi yol.

    16340. Er olan, ekmeğini taştan çıkarır.

    16341 Erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer.

    16342. Eski dost düşman olmaz, it derisinden post olmaz.

    16343. Eşeğe altın semer vursalar, yine eşektir.

    16344. Et tırnaktan ayrılmaz.

    16345. Ev alma, komşu al!

    16346. Evdeki pazar, çarşıya uymaz.

    16347. Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.

    16348. Faydasız baş, mezara yaraşır.

    16349. Fazla mal, göz çıkarmaz.

    16350. Fırsat, her vakit ele geçmez.

    YanıtlaSil
  47. Peygamberimizin (asm) Hayatı

    RINTE BUSC UN 1918-Bediüzzamanin "Mahrec payesi ile taltifi için Şeyhülislâm tarafından Irade-i Seniyye Layihası yazıldı.

    1949 - Kuzey Atlantik Paktı Antlaşması (NATO) yürürlüğe girdi.

    1977 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hüsrev Altınbaşak vefat etti.

    24 CUMARTESİ SATURDAY

    AĞUSTOS AUGUST

    BIR AYE

    Azabından korkulmaya

    lâyık olan da, günahları bağışlayacak olan da Odur.

    Müddessir Suresi: 56

    BİR HADİS

    İhtiyaçlarınızı, izzet-i nefsinizi koruyarak isteyin. Çünkü işler takdir edildiği şekilde meydana gelir.

    Temmam

    Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlas ile kazanılır.

    Lem'alar

    YanıtlaSil
  48. -плиә әpappas alle

    2025 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1956 - Türkiye'de ortaokullara din dersi konuldu.

    1966 - Çin'de Mao "Kültür Devrimi"ni ilân etti.

    1999 - Uluslararası tahkim yolunu açan Anayasa değişikliği kabul edildi.

    AĞUSTOS 13 ÇARŞAMBA

    191447

    RUMI: 31 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 100

    BİR AYET

    Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan tutmayın.

    Rahman: 9

    BİR HADİS

    Sen bir iş yapmak istediğinde o işin neticesini iyi düşün. Hayır ise yap, şer ise vazgeç.

    İbni Mübarek

    Ahireti inkâr etmek, dünya ve mafihayı inkâr etmek demektir.

    Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.

    Sözler

    Imeak Güner Öğle İkindi Akram

    Yatsu

    Imeak Güncelle

    YanıtlaSil
  49. 525

    Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp.

    Bir elin nesi var?, iki elin sesi var.

    Bir korkak, bir orduyu bozar

    Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır.

    Bir mih, bir nal kurtarır; bir nal, bir at kurtarır.

    Borç ödemekle, yol yürümekle biter.

    7. Borçlunun dili, kısa gerek.

    Bos torba ile at tutulmaz. (Benzeri: Dut kurusu ile yar sevilmez.)

    Buldum, bilemedim; bildim, bulamadım.

    Büyük balık, küçük balığı yutar.

    1. Çalışmak, ibadetin yarısıdır.

    1292 Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.

    1293. Çam sakızı, çoban armağanı.

    1294 Çarşı iti, ev beklemez.

    1295. Çıkmadık candan, umut kesilmez.

    1096. Çıngıraklı deve kaybolmaz.

    1997. Çift ile koyun, kalanı oyun.

    16298. Çirkefe taş atma, üstüne sıçrar.

    11299. Çivi çiviyi söker.

    11000. Çoban armağanı, çam sakızı.

    001. Çocuğu işe sal, ardınca sen var.

    14302. Dağ başından duman eksik olmaz.

    14303. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.

    10364. Damdan düşen, damdan düşenin halini bilir.

    1005. Damlaya damlaya göl olur.

    1906. Davulun sesi, uzaktan hoş gelir.

    1007, Dayak, cennetten çıkmıştır.

    30. Değirmende doğan sıçan, gök gürlemesinden korkmaz.

    Değirmene gelen, nöbet bekler.

    4310. Demiri tavında dövmeli.

    WIII. Denize dusen, yılana sarılır.

    10312. Derdini söylemeyen, derman bulamaz.

    1313. Dert ağlatır, aşk söyletir.

    M14 Destursuz bağa girilmez.

    M015 Deveden büyük fil var.

    YanıtlaSil
  50. celerini ne ba babası, ne Peygamberimizin yanında kalan Zeyd'in duygu ve düşünceler

    Peygamberimizin (asm) Hayatı

    TARİHTE BUGÜN

    - 1481 - Beyazıt'a yenilen Cem Sultan, gittiği Kahire'de törenle karşılandı.

    1516-Yavuz Sultan Selim Halep'i teslim aldı.

    Nur Talebelerinden N. Mustafa Polat (1970) ve Dr. Sadullah Nutku (1972) vefat etti.

    25

    PAZAR SUNDAY

    AĞUSTOS

    AUGUST

    BİR AYET

    O Allah ki, gemiler... akıp gitsin ve siz de lûtfundan nasibinizi arayıp şükredin diye denizleri hizmetinize verdi.

    Casiye Suresi: 12

    BİR HADİS

    Dünyada iyilik ehli olanlar, ahirette de iyilik ehli olurlar.

    Hâkim

    Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme.

    Mesnevî-i Nuriye

    HİCRĪ: 21 SAFER 1446-RUMI: 12 AĞUSTOS 1440

    HIZIR: 112-GÜN: 238 KALAN: 128-GÜN, KIS.: 2 DK

    Bala Ikindi Aksam

    Vatsi

    YanıtlaSil
  51. 2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1908 - Türk Basın Birliği kuruldu.

    1947 - Birleşik Krallık, Hindistan'a bağımsızlık verdi.

    1974 - İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı başladı.

    1974-Edebiyat araştırmacısı ve tarihçisi Nihat Sami Banarlı öldü.

    AĞUSTOS

    14 PERŞEMBE

    20 1447

    RUMI: 1 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 101

    BİR AYET

    Sabret. Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımıyladır.

    Nahl: 127

    BİR HADİS

    Bir işi yapmak istediğinde teennî ile hareket et ki, Allah o işte sana bir çıkış yolu göstersin.

    Beyhaki

    Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye

    YanıtlaSil
  52. Kalbi kırık, gönlü oğluna küstü. luna, "Ey Zeyd, yazıklar olsun sanal Demek köleliği hürriyete, ana babana ve Harise ve kardeşi böyle bir cevabı beklemiyorlardı. Çok üzüldüler ve Harise oğ-"Hiçbir kimseyi sana tercih etmem. Benim için ana baba makamındasın!" dedi. Zeyd, tercihini çoktan yapmıştı İç dünyasında. O anda, sesini dahi titretmeden,

    Peygamberniz

    TARİHTE BUGÜN

    55 (MO)- Roma Imparatoru Julius Caesar, Britanya'yı ele geçirdi.

    1071 - Malazgirt Zaferi.

    1918-Bediüzzaman'a İrade-i Seniyye (Padişah emri) ile Mahrec Payesi verilmesi hususu Şeyhülislamlık makamınca Meşihat'a tebliğ olundu.

    26 PAZARTESİ MONDAY

    AĞUSTOS AUGUST

    BİR AYET

    Bilin ki hüküm Ona aittir ve en çabuk hesap gören de Odur.

    En'am Suresi: 62

    BİR HADİS

    Kabirlere tefekkürle bak ve öldükten sonra dirilmekten ibret al.

    Beyhaki

    Ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş, mükafatlarını göreceksiniz.

    Asa-yı Musa

    HİCRİ-22 SAFER 1446-RUMI: 13 AĞUSTOS 1440

    HIZIR: 113-GÜN: 239 KALAN: 127-GÜN. KIS.: 3 DK

    YanıtlaSil
  53. ve amcası da sevin sevinmişti. ulunan Hicir

    Peygamberimizin (asm) Hayatı

    TARİHTE BUGÜN

    -598-Hazret-i Ali (ra)

    doğdu.

    1859 - Dünyada ilk

    petrol kuyusu ABD'de Pensilvanya'da açıldı.

    1973 - Türkiye - Irak Petrol Boru Hattı Anlaşması imzalandı.

    27

    SALI TUESDAY

    AĞUSTOS

    AUGUST

    BİR AYET

    Allah'a tevekkül et.

    Muhakkak ki sen ap açık bir hak üzerindesin.

    Neml Suresi: 79

    BİR HADİS

    Cennete baktım, ekser halkının fakirler olduğunu gördüm.

    Buharî, Nikâh: 88

    Ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.

    Sözler

    HİCRİ: 23 SAFER 1446-RUMI: 14 AĞUSTOS 1440

    HIZIR: 114-GÜN: 240 KALAN: 126 - GÜN. KIS.: 2 DK

    Imeak Günse Dale Ikindi

    Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  54. asm) Hayat

    2024 U

    TARİHTE BUGÜN

    1910-Karadağ, Osmanlı Devletinden bağımsızlığını ilân etti.

    1974 - Keban Barajı ve Hidroelektrik Santralı elektrik üretmeye başladı.

    28

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    AĞUSTOS

    AUGUST

    BİR AYET

    Kıyametin gerçekleşmesi ise göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.

    Nahl Suresi: 77

    BİR HADİS

    Cehenneme baktım, ekser halkının kadınlar olduğunu gördüm.

    Buharî, Nikâh: 88

    İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.

    Lem'alar

    HİCRİ: 24 SAFER 1446-RUMI: 15 AĞUSTOS 1440

    HIZIR: 115-GÜN: 241 KALAN: 125 - GÜN. KIS.: 3 DK

    YanıtlaSil
  55. TARİHTE BUGÜN

    1526-Kanuni Sultan

    Süleyman komutasındaki Osmanlı orduları, Mohaç Meydan Savaşı'nı kazandı.

    1918-Bediüzzaman'a İrade-i Seniyye (Padişah emri) ile Şeyhülislamlık makamınca Mahrec Payesi takdim edildi.

    29

    BİR AYET

    "Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur."

    Tevbe Suresi: 129

    PERŞEMBE THURSDAY

    AĞUSTOS AUGUST

    BİR HADİS

    Kıyamet günü boynu en uzun olanlar, müezzinlerdir.

    Buharî, Salât: 1

    Umumî ve en mühim bir ihtiyaç ancak ahirettir.

    Mesnevî-i Nuriye

    HİCRİ: 25 SAFER 1446-RUMI: 16 AĞUSTOS 1440

    HIZIR: 116-GÜN: 242 KALAN: 124 - GÜN. KIS.: 2 DK

    Hindi Neeam Yatsı

    Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  56. evien-inmişti. Öyle bir olaydı ki, devrim sayılabilirdi. elikten azat etmekle kalmamış, evlât edir er Efendimiz, daha peygamberlikle görev

    imizin (asimm) laya Peygamberin

    2024 BEL

    TARİHTE BUGÜN

    1516-Hilafetin

    Osmanlı'ya geçmesi.

    1908 - Hicaz Demiryolu açıldı.

    ZAFER BAYRAMI

    30

    CUMA

    FRIDAY

    AĞUSTOS

    AUGUST

    BİR AYET

    Müslüman topluluklardan her birinin kıbleye yönelecekleri bir cihet vardır; oraya dönerek Kâbe'ye yönelmiş olurlar.

    Bakara Suresi: 148

    BİR HADİS

    Cemaate sarılınız. Çünkü Allah ümmetimi ancak hidayet üzere bir araya toplar.

    Müsned, 5: 145

    Ey insan! Eğer yalnız Ona abd olsan, bütün mahlükat üstünde bir mevkî kazanırsın. Eğer ubûdiyetten istinkâf etsen, âciz mahlükata zelil bir abd olursun.

    Sözler

    HİCRİ: 26 SAFER 1446-RUMI: 17 AĞUSTOS 1440

    HIZIR: 117-GÜN: 243 KALAN: 123 - GÜN. KIS.: 3 DK

    Dale hindi eam Vate

    YanıtlaSil
  57. İŞ İSTEDİM, DIPLOMAM SAHTE DEĞİLDİR DEYÜ VERMEDİLER

    YanıtlaSil
  58. AHLAK

    etkin bir değerler sistemi haline getirebilir.

    nusundaki yaklaşımına genel bir değerlendirmeyle işaret et. Burada belirtmek gerekir ki, Bediüzzaman'ın demokrasi ko-menin ötesine geçmek gerekmektedir. Bu makalenin yapmadı rat'taki fikirlerin etraflıca incelenip, geliştirilerek ortaya kon. ğı ve ayrı bir proje olarak yapılmayı bekleyen çalışma Münaza. masıdır. Böyle bir çalışma yukarıda sıraladığımız konular hak-kında Bediüzzaman'ın değerlendirmelerini ortaya koymalıdır.

    Sonuç

    Bediüzzaman'ın ahlak anlayışı ve demokrasi konusundaki yak-laşımı, ahlakın evrenselliği ve laik toplumlarda demokratik ço-ğulculuk konularında bizi iki sonuca götürüyor: Ahlakın birincil kaynağı vahiydir. Ancak vahiy ahlakın tek kaynağı değildir. Fitrat ve vicdandan yola çıkarak sınırları tam çizilmemiş, muğlak bir ahlak geliştirmek mümkündür. Evrensel bir ahlak, şu ortak pay. dalar etrafında inşa edilebilir: Akıl, tabiat/fitrat ve vicdan.

    İkinci olarak dine dayalı moral felsefelerin (ahlak anlayışla-rının), mutlaka otoriter ve dışlayıcı olması gerekmemektedir. Bediüzzaman örneği bize güçlü bir İslami ahlak anlayışının de-mokratik yurttaşlığa kaynaklık edebileceğini gösteriyor. En ö-nemlisi de bu çoğulculuk dini ilkelere rağmen değil, dini ilke-lerin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir çoğulculuktur.

    KAYNAKLAR:

    Hamid Algar, "The Centennial Renewer: Bediüzzaman Said Nursi and the Tradition of Tajdid" Journal of Islamic Studies 12:3, 2001.

    Lawrence C. Becker & Charlotte Becker (editors), A History of Western Ethics, (New York, London: Garland Publishing, 1992)

    2006

    Majid Fakhry, Ethical Theories in Islam, second edition (Le-iden: E.J. Brill, 1994)

    Jurgen Habermas, The Inclusion of the Other (Cambridge, MA: MIT Press, 1998)

    Richard Norman, The Moral Philosophers: An Introduction to Ethics (Oxford: Clarendon Press, 1983)

    Abdulaziz Sachedina. The Islamic Roots of Democratic Plu-

    YanıtlaSil
  59. MORAL FELSEFE VE DEMOKRATİK YURTTAŞLIK

    ralism (Oxford: Oxford University Press, 2001).

    Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı I & II, (Istan-bul: Nesil Yayınları, 1996)

    Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat (İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, 1991)

    William Schroeder, "Twentieth Century Continental Ethics" in A History of Western Ethics

    J. B. Schneewind, "Seventeenth and Eighteenth Century Et-hics" in A History of Western Ethics

    J. B. Schneewind, "Modern Moral Philosophy," in Singer (ed), A Companion to Ethics

    Onora O'Neill, "Kantian Ethics," in Singer (ed), A Compani-on to Ethics

    Peter Singer (editor), A Companion to Ethics (Blackwell Companions to Philosophy), (Oxford: Blackwell, 1993)

    Richard Schacht, "Nineteenth Century Continental Ethics" in A History of Western Ethics

    Öz

    Bu çalışma, bir şeyin doğruluğuna veya yanlışlığına hükmet-mede neyin kriter alınacağı sorusunu inceleyen moral felsefe i-le muhtelif fikirlerin toplumsal temas ve katılımını öngören bir yurttaşlık anlayışına yaslanan demokrasi arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Demokratik kültür toplumsal doğrunun tespiti nok-tasında müzakere esasına dayanır ve bu noktada dini değerlerin toplumsal müzakereye ihtiyaç duymayan bir mutlakiyet sahibi olduğu varsayımı ile çatışır. Bediüzzaman'ın eserlerinde ortaya koyduğu yaklaşım dindar değerlere dayalı bir moral felsefenin demokratik yurttaşlıkla bağdaşabileceğini göstermesi noktasın-da önemlidir. Dindarlığın mutlaka otoriter bir kamusallık ve yö-netim anlayışı üretmemesinin arkasında belirli bir moral felse-fe, yani ahlak anlayışı bulunmaktadır. Bu çalışma, Bediüzza-man'ın tabi olduğu bu moral felsefeyi ve bunun önünü açtığı (İs-lam'a) demokrasi anlayışını ortaya koymak üzere Batı'daki, İs-lam geleneğindeki ve Bediüzzaman'daki etik anlayışları sırasıy-la incelemektedir. Bu çalışmada Bediüzzaman'ın Eş'ari-Maturidi

    KOPRO-Y

    YanıtlaSil
  60. 224

    GIYBETİN KÖTÜLÜĞÜ

    Grybetten uzak durmak dünya ve onun içindekilerin tamamına sahip olup ta bunları Allah yolunda harcamaktan daha değerlidir.

    Gözleri haramdan korumak, dünya ve içindekilere sahip olup onlan Allah yolunda harcamaktan daha değerlidir.

    Bunları söyledikten sonra şu ayeti okudu: "Biriniz diğerinizi arka-sından çekiştirmesin."

    Sonra da şu ayeti okudu:

    قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ

    "(Resûlüm) mü'min erkeklere gözlerini (harama) dikmemele-rini, ırzlarını da korumalarını söyle!

    Fakih diyor ki:

    Grybet eden kişinin sahibinden helallik almaksızın yapacağı tövbe-nin geçerliliği konusunda farklı görüşler vardır:

    Bazı âlimler böyle bir tövbenin kabul olacağını söylüyorsa da âlimle-rin diğer bir kısmına göre, tövbenin kabulü için gıybeti yapılan kimseden helallik alınması gerekir, demişlerdir.

    Bize göre bu iki farklı açıdan değerlendirilmelidir:

    1. Yapılan dedikodu grybeti edilen kimseye ulaşmışsa tövbenin kabu-lü için ondan helallik alınması gerekir.

    2. Şayet yapılan dedikodudan sahibinin haberi yoksa sadece tövbe etmek yeterlidir.

    Anlatıldığında göre adamın biri İbn Sirin'e gelerek şöyle dedi:

    Ben senin grybetini yaptım, hakkını helal etmeni istiyorum.

    Ibn Sirin ona şöyle dedi:

    Allah'ın haram kıldığı bir şeyi ben sana nasıl helal kılabilirim?

    Ibn Sirin bu sözüyle şunu kasdetmiş olmalıdır:

    Grybet edenin sadece sahibinden helallik alması yeterli olmaz, bu-nun yanında tövbe ve istiğfar etmesi de gerekir.

    Grybeti yapılan kişinin haberi olmadığı durumlarda gıybet edenin tövbesi, sadece Allah'tan bağışlanmayı dilemesi ile gerçekleşir. Bunu sahi-bine bildirmesi gerekmez.

    Hoconar is

    ryo

    YanıtlaSil
  61. TENBIHÜ'L GAFİLİN

    225

    Ancak iftira etmesi halinde durum farklıdır. Çünkü iftira edenin affedilmesi için üç ayrı yerde tövbe etmesi gerekir:

    1. Iftira ederken yanında kimler bulunuyor idiyse onlara gidip şöyle demelidir:

    Ben sizin yanınızda falan kişi hakkında şunları söylemiştim. Bilin ki, benim bu söylediklerim yalandır.

    2. İftira ettiği kimseye gidip, ondan helallik almalıdır.

    dır. 3. Yaptığından pişmanlık duyup, affedilmesi için Allah'a yalvarmalı-İftiradan daha büyük günah yoktur. Çünkü diğer günahlar için tek

    bir tövbe yeterli olurken, iftira için üç ayrı tövbeye ihtiyaç vardır. Nitekim Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de iftirayı küfürle birlikte zik-retmiş ve şöyle buyurmuştur:

    فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ

    "O halde pislikten, putlardan sakının; yalan sözden (iftiradan) sakının."

    Denilmiştir ki:

    Ayıplanan, kınanan belirli bir kimse değil de bir topluluk olursa bu gıybet olmaz. Mesela bir şehir/köy halkı için onlar, cimridir veya kötü in-sanlardır, dense bu gıybet sayılmaz. Çünkü onların içinde iyi insanlar bu-lunduğu gibi kötülük sahibi olanlar da vardır. Zaten bu sözü söyleyen de onların tümünü kastetmemiştir.

    Anlatıldığına göre, zahitlerden biri hanımına pamuklu elbise almıştı. Hanımı kendisine, "elbise satıcıları kötü insanlardır, seni de kandırmışlar" deyince hanımını boşadı.

    Hanımını niçin boşadığını soranlara da şöyle cevap verdi:

    Ben kıskanç biri olduğum için kıyamet günü elbise tüccarlarının tamamının eşim üzerinde hak iddia etmelerinden korktum. "Filan kimse-nin karısının elbise tüccarlarıyla ilişkisi varmış" derler endişesiyle onu bo-şadım.

    maz: Üç grup insan vardır ki, bunların arkasından konuşmak gıybet ol-

    1. Zalim yönetici.

    Насс 30

    YanıtlaSil
  62. Tin

    سورة الفية )

    اسلات گرامی

    منفعنادی بچون ماننده وار در بوده اولا اوله اعلان بدون صوره ارتداد اید نارك اولای اور پریر اتارند بوده اولماس دوا عند کوردکاری استفاده لرمن اشار ندر آتشك، فتنه الرينه الاردن ول بھی کی بوره او ماریفى تقديمده، دائرة الكنده اولان نویری وجود داره سند اندر بالشمندر

    الشروا الصَّلالَةَ بالهدى) ده کی هدایت کی.

    جو کہ حملہ لدينك الاسنده کی جهت انتظام كلمة (ملعة كمثل الذي استوقد نارا) بعنى او زارك مسلمی آتن با قان آدمك مسارى كسر. بو جمله نك موقع ومقامه ولات ماستی توبہ تصویر الدوله مرکز آینده من الدیکی شکل اوزرند آن با قان آدمك حالى جزيرة العربدة ساكن، قرآن مخاطب الرندن برنجی طبقه ده کی د مارك حاللرين تطابعه الدبور زیرا او طبقه ده کی آرمانی، بو آتشی یاقانه آدمک حالتی با بالذات کور مشاهر و یا اینتیشار در و و حالت نه درجه مور و جمع اولدینی حس این کار در زیرا او نا، چومه دفعه کونشاه ظالمند گيجه نك طاعته قاجارمه ، كيجه نك سینه گنده بولارینه دوام ایند کاری حیره ده، شده ای با مغمور

    راست قله رن جون زحمتاره دو شمار در

    وكذا، حومه دفعه وللمرني غائب ايدرك مفر حيوانا له طولو معاه لره كير مشاردر. وأرقد لشاربين کو جب اوزار له في حلاقه و اشیا الدین کو روب محافظه ایمان و يا مصر حيواناری کو روب او نکردند تحفظ الملك ايجون آن با فشار در آتشك فيه اسندن استفاده ايد لركن سماوی بر اقدام انشهری سوز و رجا و امیداری تماماً يأسه و خسرانه انقلاب اید. ایشته قرآن کریم، او نارك بو دور و منه ( فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللهُ بِنُورِهِمْ) جمله سياله اشارت انتشدر یعنی وقتا که او نه اطرافی ایشیقلاند بردی بر دنبره جذاب هم نور لريني سونديره ك خير الديني

    ظلمته جوبردی.

    ( فلما ) ده (ف) كلامك سياقي، كلامك شو شکایده اول یعنی اقتضا این یگانه اشار در که خدماسندن استفاده اكون انه با قدیار آن او نارى فيه الانديردى. او نارده مطمئن و مطرحاولديار موكره بر خسرانه او غرایوب پره دو شدیلر.

    YanıtlaSil
  63. جزيرة العرب

    Ceziretiil-Arab: Arab yan-madast

    بِهَتِ انْتِظَامُ

    Cihet-i intizam: Diziliş уönü

    دائرة إمكان

    Daire-i imkân: Varlığı ve yokluğu eşit olanların dairesi, kainat

    هدايت

    Hidayet: Doğru yolda olma

    خسران

    Hüsran: Zarar

    اقتنا

    İktiza: Gerekme

    انقلاب

    İnkılab: Dönüşme

    ازتدان

    İrtidad: Dinden dönme

    كلايك

    Kelamın siyakı: Sözün

    gidişi

    سياتي

    Mutmain: Tatmin olan

    مطمئن

    مصر Muzır: Zararlı

    Müessir: Te'sirli

    مفرخ

    Miferrah: Ferahlanan

    مناسبت

    Münasebet: Aláka

    رجا

    Reca: Ümid

    ساكن

    Sakin: Bir yerde oturan

    ساوى

    Semavi: Semadan gelen

    عنط

    Tahaffuz: Korunma

    تصوير

    Tasvir: Resmederek ta'rif etme

    تطابق

    Tetabuk: Birbirine uygun düşme

    وجود

    Vücud: Var olma, varlık

    يأس

    Yeis: Ümidsizlik

    ضياً

    Ziya: Işık

    ظلمة

    Zulmet: Karanlık

    YanıtlaSil
  64. menfaatleri için lisätunda vardır. Bu da olmasa, evvelce Iman edip sonra irtidad edenlerin evvelki nütlarma istifadelerine işarettir. Atesin, fitnelerine waret sarettir. Bu da olmasa, dünyaya äit gördükler olduğu gibi. Bu da olmadığı takdirde, daires

    imkânda olan nürları vücûd dairesine indirilmiştir ة الكولة العدد'daki hidayet gibi

    Sonra cumlelerinin arasındaki cihet-i

    intizama gelince ة عمل الذي اشتقناةani "Onların meselesi, ateş yakan adamın meselesi gibidir Bu cümlenin mevki' ve makama olan munasebeti, söyle tasvir edilebilir ki: Ayette beyan edildiği

    şekil üzerine, ateş yakan adamın hah Ceziretü'l-Arab'da sakin, Kur'ân'ın muhátablarından birinci tabakadaki adamların hållerine tetäbuk ediyor.

    Ziri o tabakadaki adanılar, bu ateşi yakan adamın halini ya bizzåt görmüşler veya işitmişlerdir.

    Ve o hâlin ne derece müessir ve feci olduğunu hissetinişlerdir. Zira onlar, çok defa güneşin zulmünden gecenin zulmetine kaçarak, gecenin serinliğinde yollarına devam ettikleri sırada, şiddetli yağmurlara rast gelerek çok zahmetlere düşmüşlerdir.

    Ve kezå, çok defa yollarını kayb ederek muzır hayvanlarla dolu mağaralara girmişlerdir. Ve arkadaşlarım görüp onlarla ferahlanmak ve eşyalarını görüp muhafaza etmek veya muzır hayvanları görüp onlardan

    tahaffuz etmek için ateş yakmışlardır. Ateşin

    ziyasından istifade ederlerken, semåvî bir åfetle ateşleri söner. Ve recâ ve ümidleri tamamen ye'se ve hüsrana inkılåb eder. İşte Kur'ân-ı Kerîm, onların فلما أَصَانَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللهُ بِنُورِهِمْ bu durumuna

    cümlesiyle işaret etmiştir. Yani,

    "Vakta ki o ateş etrafı ışıklandırdı. Birden bire Cenâb-ı Hakk nûrlarını söndürerek ziyalarını zulmete çevirdi."

    تلنا da ( 3 ) kelamın siyâkı, kelâmın şu şekilde olduğunu iktizâ ettiğine işarettir ki, "Ziyasından istifâde için ateş yaktılar. Ateş onları ziyalandırdı. Onlar da mutmain ve müferrah oldular. Sonra bir hüsrana uğrayıp yere düştüler."

    YanıtlaSil
  65. 268

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Hz. Ebû Bekir, Halife olduğu zaman yaptığı konuşmada «İnen Kur'ân ve Peygamber Aleyhisselâmın Sünnetleri bize öğretildi de, biz, bu sayede bilgi sahibi olduk. demiştir. (7)

    Hz. Ali de «Resûlullah Aleyhisselâmın rûhu kabz olununca, Ebû Bekir, Halife oldu.

    Yüce Allah tarafından rühu kabz olununcaya kadar, Resûlullah Aleyhisselâmın ameline ve Sünnet ve Siretine göre hareket etti.

    Sonra, Ömer, Halife oldu.

    Rühu kabz olununcaya kadar, o da, öyle hareket etti.

    Her ikisi de, Resûlullah Aleyhisselâmın ameline ve Sünnetine gö-re hareket ettiler." diyerek şehadette bulunmuştur. (8)

    Bid'at: ikmalinden sonra dinde, başka bir deyişle Peygamber Aleyhisselâmdan sonra dinde ihdas edilen şeylere, amellere (9), Esha-bın ve Tâblin'in işlemedikleri, Sünnet'e aykırı bulunan şeylere denir. (Seyyid-Tarifât s. 29)

    Peygamberimiz, bir Hadis-i şeriflerinde «Varlığım, Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki (10) sizler, kendinizden öncekile-rin yollarını, karış karış, arşın arşın (11), kulaç kulaç (12), muhak-kak izleyeceksinizdir!

    Hatta, bir kelerin deliğine girecek olsalar, onlara tabi olacaksı-nız! (13) Oraya da, onlarla birlikte gireceksiniz!» buyurdu. (14)

    Eshab Yâ Resûlallah! Kimdir onlar? Ehl-i Kitab olanlar mı? (15)

    Yahudilerle Hıristiyanlar mı?» diye sordular.

    Peygamberimiz «Ya kim olacak?» buyurdu. (16)

    Peygamberimiz, başka bir Hadislerinde de «Eğer, sizler, Peygam-

    (7) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 590, Muhib-büttaberi Riyadunnadra c. 1, s. 231

    (8) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 128

    (9) Firůzâbâdi Kamûsulmuhit c. 3, s. 3

    (10) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 327

    (11) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 4, s. 2054 Müsned c. 2, s. 327, Buhari Sahih c 8, s. 151, Müslim

    (12) Ahmed b. Hanbel ( 13) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 327

    Sahih c. 4, s. 2054 Müsned c. 3, s. 84, Buhari Sahih c. 8, s. 151, Müslim

    (14) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 450

    (15) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 327

    (16) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 84, 89, Buhari Sahih c. 8, s. 151, Müs-lim Sahih c. 4, s. 2054

    YanıtlaSil
  66. PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET

    269 berinizin Sünnetini terk edecek olursanız, muhakkak, dalalete du-ryolunuzu şaşırırsınız!» buyurmuştur. (17)

    Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize Kur'ân-ı Kerim ile indiği gil, Sünnet ile de, inerdi. (18)

    Rivayete göre Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize vahyi ge-urdiği gün, Abdestin nasıl alınacağını ve namazın nasıl kılınacağını da, Peygamberimize öğretmiş, Abdest bittikten sonra bir avuç su alip edeb yerine serpmişti. (19)

    Bu hadise de, Mekkenin yukarısındaki vadinin bir tarafında vu-ku bulmuştu.

    kırdı. Cebrail Aleyhisselâm, ökçesini yere vurunca, oradan bir su fış-

    Namaz için nasıl abdest alınıp temizlenileceğini görsün diye Ceb-rail Aleyhisselâm, Peygamberimizin gözü önünde o sudan abdest aldı.

    Peygamberimiz de Cebrail'de gördüğü gibi abdest aldı.

    Cebrail, kalkıp o abdestle namaz kıldı.

    Peygamberimiz de, onun gibi namaz kıldı.

    Bundan sonra Cebrail, ayrılıp gitti.

    Peygamberimiz, Hz. Hatice'nin yanına döndü.

    Namaz için nasıl abdest alınıp temizlenileceğini görsün diye, Cebrail'de gördüğü gibi, abdest aldı.

    Hz. Hatice de, Peygamberimiz gibi abdest aldı.

    Peygamberimiz, aldığı abdestle Cebrailin kıldığı gibi, namaz kıldı.

    Hz. Hatice de, Peygamberimizden gördüğü, öğrendiği şekilde na-maz kıldı. (20)

    Peygamberimiz «İyi biliniz ki: bana, Kitab ve onunla birlikte bir o kadar daha verildi.» (21)

    «Haberiniz olsun ki: Resûlullah'ın da, Allah'ın haram kıldıkları kadar haram kıldığı şeyler vardır.» (22)

    Çok sürmez (23), karnı doymuş (24), koltuğuna yaslanmış bir

    (17) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 455

    (18) Dârimi Sünen c. 1, s. 117

    19) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 161

    ( Sire c. 1, s. 260-261, Taberi Tarih c. 2, s. 210, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 50-51

    (20) İbn-i İshak, İbn-i Hişam

    (21) Ebû Davud Sünen c. 4, s. 200

    22) İbni Mâce Sünen 1, s. 6

    ( ( Sünen c. 4, s. 200, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 6

    23) Ebû Davud

    (24) Ebû Davud Sünen c. 4, s. 200

    YanıtlaSil
  67. 248

    MECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE

    MADDE 741 Rehni rahin itlaf yahut ta'yib ettikde zâmin olmam lazım geldiği gibi mürtehin itlaf yahut ta'yib ettikde dahi kiymeti mikdarı deynden såkıt olur.

    MADDE 742 Ahar bir kimse rehni itlaf etse yeum-i itlafındaki kiymetini verir. Ve ol kıymet mürtehin indinde rehn olur.

    FASL-I SANI

    Râhin ve mürtehinin rehinde tasarrufları hakkındadır.

    MADDE 743 - Rahin ve mürtehinden birinin izni olmaksızın diğe-rinin rehni başka bir kimseye rehn etmesi bâtıldır.

    MADDE 744 - Mürtchinin izniyle râhin rehni diğere rehn etse rch-n-i evvel bâtıl ve rehn-i sâni sahih olur.

    MADDE 745 - Rahinin izniyle mürtehin rehni rehn etse rehn-i ev. vel båtıl ve rehn-i sâni rehni müsteâr kabilinden olarak sahih olur.

    MADDE 746 Rahinin rızası olmaksızın mürtehin rehni sattıkda rahin muhayyer olup dilerse bey'i fesh eyler, dilerse icazet ile ten-fiz eyler.

    MADDE 747- Mürtehinin rızası olmaksızın rahin rehni sattıkda bey'i nâfiz olmaz ve mürtehinin hakk-ı habsine halel gelmez. Fa-kat borç ifa olunursa ol bey nâfiz olur.

    Ve keza mürtehin ol bey'e icazet verse nâfiz olup rehin dahi rehniyyetden çıkarak borç hali üzre kalır ve mebi'in semeni mebi makamında rehn olur. Ve eğer mürtehin icazet vermez ise müşteri muhayyer olup dilerse rehnin fekkine kadar bekler ve dilerse ha-kime müracaat ile bey'i fesh ettirir.

    MADDE 748 Râhin ve mürtehinden biri diğerinin izni ile rehni ahar bir kimseye iâre edebilir ve ba'dehu her biri am rehniyyete iade edebilir.

    MADDE 749 Mürtehin rehni râhine iâre edebilir.

    Bu suretde râhin fevt olsa mürtehin yine rehne râhinin sair dâyinlerinden ehak olur.

    MADDE 750 edemez. Rahinin izni olmadıkça mürtehin rehinden intifa'

    Amma râhinin izin ve ibâhasiyle mürtehin rehni kullanır ve meyve ve süt gibi hâsılatını alır ve bunların mukabilinde deynden bir şey sâkıt olmaz.

    YanıtlaSil
  68. KITAB'ÜL-REHN

    249

    MADDE 751 Mürtehin bir mahalle gider oldukda yol emin ise rehni beraber götürebilir.

    FASL-I SALIS

    Yed-i adilde olan rehnin ahkâmı beyanındadır.

    MADDE 752 Yed-i adil, yed-i mürtehin gibidir.

    Ya'ni, râhin ve mürtehin rehni emniyyet etikleri bir kimseye tevdi' etmek üzre mukavele edip o dahi razı olarak kabz etse rehin tamam ve lâzım olur. Ve ol kimse mürtehin makamına kaim olur.

    MADDE 753 Hin-i akidde rehni mürtehin kabz etmek üzre şart edildikten sonra râhin ve mürtehin bil'ittifak yed-i adl'e vaz etse-ler câiz olur.

    MADDE 754 Deyn baki iken adl olan kimse râhin ve mürtehin-den birinin rızası olmadıkça rehni diğerine veremez ve verirse is-tirdada selâhiyyeti vardır. Ve kabl-el istirdad rehin telef olsa adl anın kıymetini zâmin olur.

    MADDE 755 Adl fevt olsa terazi-i tarafeyn ile rehin bir başka adl'e tevdi olunur. Ve eğer beynlerinde ittifak hasıl olmazsa ha-kim rehni bir yed-i adl'e vaz eder.

    FASL-I RABİ'

    Bey-i rehn hakkındadır.

    MADDE 756 Râhin ve mürtehinden birisi diğerinin rızası olma-dıkça rehni satamaz.

    MADDE 757 Deynin vakt-i edası hulûl edip de râhin edâsından imtina ettikde rehni bey ile edâ-yı deyn etmek üzre hâkim tara-fından râhine emrolunur. Eğer ibâ ve inad ederse hâkim rehni bey' ile deynî edâ eder.

    MADDE 758 Râhin ğaib olup da hayat ve mematı ma'lûm ol-masa mürtehin rehni bey' ile alacağını istiyfa etmek üzre hâkime müracaat eder.

    MADDE 759 Rehnin fesadından havf olunursa mürtehin anm izn-i hâkimle satabilir ve semen kendi yedinde rehn olur. Ve eğer hâkimin izni olmaksızın satarsa zâmin olur.

    Kezalik rehn olan bağ ve bostanın meyve ve sebzesi yetişip de

    YanıtlaSil
  69. 736

    HADIS-1 SERİFLER

    4 ) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Zenginlik, geçici, fani şeylerin çokluğuyla olmaz.. Asıl zen-glolik NEFİS zenginliğidir..>>>>

    NEFIS: Burada kalb zenginliği, gönül ve göz tokluğu, manālarına alınımalıdır.

    ***

    Ravi EBU HUREYRE.. Menkibesi, 5. Hadis-i Şerifte..

    مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَط خَيْرًا مِنْ أَنْ يَا كُلَّ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ . وَإِنَّ نبي الله دَاوُدَ كَانَ يَا كُلُّ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ . 0

    ( رواه البخاري )

    5) «Bir kimse el emeğini yemekten daha hayırlı birşey yememiştir.. Çünkü Allah'ın Peygamberi Davud, eliyle çalışıp -kazandığını-yerdi..>>>

    **

    Harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 1028 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. Ravisi de aynı..

    الدرس السادس والأربعون

    في صوم رمضان وفضل الصيام وما يتعلق به

    ۱

    قال الله تعالى : يا أيها الذين آمنوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كما كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ . إلى قول الله تعالى: شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الهُدَى وَالْفُرْقَانِ : فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ، وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ ، يُرِيدُ اللَّهِ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ ، وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمُ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ .

    YanıtlaSil
  70. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    737

    KIRKALTINCI DERS

    ORUCUN FAZİLETİ VE ONUNLA İLGİLİ ŞEYLER

    1) Allah-ü Taala şöyle buyurdu:

    - «Ey iman edenler, sizden evvelki (ümmet) lere yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç yazıldı (farz edildi). Ta ki korunasınız.. (O, sayılı günler (dir). Artık sizden kim (o günlerde) hasta, yahut

    sefer üzerinde olur (ve orucunu yemiş bulunur) sa tutamadığı gün-ler sayısınca başka günlerde (tutar. Ihtiyarlığından yahut şifa bul-ması ümid edilmeyen bir hastalıktan dolayı oruç tutmaya) gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye (lâzımdır). Bu-nunla beraber kim gönül isteğiyle bir hayır yaparsa işte bu, onun için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız sizin hakkınızda (yemenizden ve fidye vermenizden) hayırlıdır, bilirseniz.. (O sayılı günler) ramazan ayıdır ki, Kur'an onda (ki kadir gece sinde levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya) indirilmiştir. (O Kur'an ki) insanlara (mahz-1) hidayettir. Doğru yolun ve Hak ile baatılı ayırd eden hükümlerin nice açık delilleridir. Öyleyse içinizden kim o aya erişirse (hazır olur, misafir olmazsa) onu (orucunu) tutsun, kim de hasta olur, yahut bir sefer üzerinde bulunursa o halde baş-ka günlerde, oruç tutamadığı günler sayısınca (orucunu kaza et-sin). Allah size kolaylık diler, size güçlük istemez. (Bu kolaylığı istemesi) o sayıyı (kaza borcunuzu) ikmal etmeniz, Allah'ı -sizi muvaffak buyurduğu o şeyden dolayı da büyük tanımanız için-dir. Olur ki şükredersiniz.>>>

    **

    Bu Ayet-i Kerimeler, orucun farz olduğunu bize kat'i olarak bildirir, yani ramazan ayı orucunun.. Bununla ilgili hükümler daha ziyade fıkıh kitaplarında olduğu için burada birşey yazmayacağız..

    Bu Ayet-i Kerimeler BAKARA suresinin 183. 184. ve 185. âyetleri dir.

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : صُومُوا لِرُؤيَتِهِ ، وَأَفْطَرُوا لِرُؤْيَتِهِ ؛ فَإِنْ غم عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلَاثِينَ يَوْمًا .

    ۲

    ) رواه الشيخان )

    Hadis-i şerifler, F: 47

    YanıtlaSil
  71. ferd-i müslüman

    266

    ferman-ı mezuniyet

    yaşadığı topluluğun bir çok üstün özellikleri-ni kendisinde toplamış (cami) olan fert

    ferd-i müslüman musluman ferd (kişi)

    ferd-i müstehlik فرد مستهلك nimetlerin kulla nacısı ve tüketecisi durumunda olan fert

    ferd-i müşteki فرد مشتکی : şikayetçi kimse

    ferd-i mütedeyyin فرد مندی : dindar kimse

    ferdi nefer فرد نفر : tek rütbesiz asker, tek er

    Ferd-i Samed فرد صمد : Samed sıfatına sahip tek yüce varlık(Ferd), hiç bir şeye muhtaç

    olmayan ve her şey her an kendisine muh taç durumda olan (Samed olan) tek yüce ve ezeli-ebedi varlık (Allah c.c.)

    ferd-sefkat فرد شفقت : sefkatın benzersiz ola-ni

    ferd-l vahid فرد واحد : tek fert, tek şahıs

    ferdiyekta فرد یکتا : tek fert, eşsiz şahsiyet

    ferd-zaif فرد ضعیف : zayıf fert, güçsüz kişi

    ferd-i zihayat فرد ذی حیات : canlı fert, canh bir

    varlık

    ferd yarnere; gelecek zaman;

    Ferdaniyet 1: teklik فردانیت.fertlik, tek, eşsiz ve benzersiz olma 2 yalnızlık, tek ve yalnız

    olma

    ferden fert olarak, tek olarak, tek başına

    ferden-ferda فرداً فرداfert fert tek tek, teker teker

    ferdi (ye(فردیه : fertle ilgili, şahsi, tek kişiyi il-

    gilendiren

    ferdiyet 1: فردیت.teklik, birlik 2.tek, eşsiz ve benzersiz olma (Allah'ın c.c. bir sıfatı)

    ferdiyet-i Rabbaniye فردیت رتانیه : Rabbin birli

    ği, her şeyin sahibinin birliği, bir ve tek olma-sı (Allah'ın c.c. birliği.)

    ferecفر: ferahlık sıkıntıdan kurtulma, ra-hatlama, rahata kavuşma

    ferec-i umumi فرج عمومی : herkesin sıkıntıdan kurtulması, herkesin rahata kavuşması

    feri (ve( فرعبه : esasa (temel olana) ait olma yan, ikinci derecede olan; dal veya bölümle ilgili; ayrıntıya ait

    ferid (e( 1: فریده.tek eşsiz, benzersiz 2. Kur'an'ın ders ve rehberliği için başka şa-huslara bağlılık ihtiyacında olmayan ilham

    sahibi büyük veli ve şahsiyet

    ferid-i asr- zamanفريد عصر ال buyuz Kur'andan alarak ders veren büyuk dini sah in ve bu devrin eşsiz din büyuğu, ilhamis

    siyet

    ferid-i Bediüzzaman فريد بديع الزمان: ustadıyal-niz Kur'an olan ve ilhamını Kur'an'dan alarak ders veren bir şahsiyet olan Bediuzzaman

    ferid-i deveran فرد دورانbir çok devirlerde eşi, benzeri olmayan büyük veli

    ferid-i kevn ü zaman فرید کود و زمان yaratılmış

    varlıklar dünyasında (kevn) ve geçmiş ve ge lecek bütün zamanlarda eşi ve benzeri bulun mayan tek büyük şahsiyet (Hz. Muhammed a.s.m.)

    ferik فري: tumen veya kolordu komutanı (tümgeneral veya korgeneral(

    ferikiyet فریقیت : feriklik, tümen veya kolordu komutanlığı

    adam

    ferişte فرشته : melek, iyi ve yumuşak huylu

    ferman فرمان : buyruk, yazılı emir

    ferman- ahkem فرمان احكم :en sağlam ve en

    güçlü buyruk (emir.)

    ferman- ali فرمان عالی : yuce buyruk, yuce emir

    ferman- alisan فرمان عالی شان : sanı yüce buyruk

    (emir.)

    ferman azam فرمان اعضم : en büyük buyruk

    (emir.)

    ferman-i celil فرمان جليل : yuce buyruk (emir.(

    ferman- ebedi فرمان آیدی : ebedi sonsuza ka

    dar geçerli) buyruk

    ferman-i esasi فرمان أساسي : esas (temel) niteli-

    ğinde buyruk (emir.)

    ferman-1 ezeli فرمان أزلي :ezeli öncesiz olarak

    hep var olan) buyruk (emir.(

    ferman-ı hadisi فرمان حدیثی : hadisteki buyruk,

    Hz. Peygamber'in (a.s.m.) buyruğu

    ferman-ı haşr فرمان حشر : Allah'in (cc.) olüleri diriltici ve hesap sormak üzere bir araya top-

    layıcı emri

    ferman-i ilahi فرمان إلهى : Allah'ın (cc.) buyruğu

    (emri.)

    ferman - katفرمان قطعی آ : kesin buyruk (emir.(

    ferman- kutsi (y( فرمان قدسی : kutsal buyruk

    (emir.)

    ferman mezuniyet فرمان ماذونیت : )bir is ve ya bir şey yapmaya) izin verildiğini belirten buy ruk, izin buyruğu

    YanıtlaSil
  72. fermanı mübin

    ferman mübin رمان من apaçık hak ile batil ayıran buyruk

    ferman Nebeul فرمان نبوی Hz. Peygamber'in

    (asm) buyruğu

    ferman- Rahman)1( فرمان رحمتی Rahman (merhameti her şeyi kuşatıcı) olan Allah'ın (cc.) buyruğu

    ferman- risalet Peygamberlik likle (Ha. Muhammed'in (a.s.m.) buyruğu, Allah (cc.) tarafından peygamber dirildiğini bildiren buyruk

    ferman Sübhani فرمان سبحانی : Subhan (her bakımdan kusursuz) olan Allah'ın (c.c.) buy-ruğu (emri.)

    ferman- sahane فرمان شاهانه : padişahlık maka-mının buyruğu, padişah emri

    ferman-i şeref فرمان شرف : )tarihe geçen şeref belgesi

    ferman-ı zişan فرمان ذى شان : sanli buyruk (emir)

    fermanber فرمانبر : itaatlı, emre bağlı, buyruğa uyan

    fersah 1: فرسخ.eski bir mesafe ölçüsü, yakla şık 5 km. veya dört saatlik yaya yolu, üç deniz mili yahut 5555 m 2.(mec.) çok uzun mesafe

    fers : yer yer yüzü

    feryad 1: فرياد.bağırma, çığlık, acı çığlığı, acı ile inleme 2.yardım için bağırma

    feryad- matem فریاد ماتم : matem ağlayışı, ma-

    tem çığlığı

    feryad u figan فریاد و فغان : bağırıp çağırma ve acı ile inleme

    feryad u fizar فریاد و فیزار bağırıp çağırma ve ağlayıp inleme

    ferzend فرزند yavru, evlat, çocuk

    ferzendane فرزندانه : evlat gibi, evlåda (çocuğa)

    yaraşan tarzda

    fes في : kalın yün kumaştan yapılmış, silindir şeklinde bir başlık

    fesad 1: فساد.bozukluk, fenälık, kötülük 2.bozgunculuk 3.karışıklık

    fesad - beşerî فساد بشری : insanların bozulma-sı, insanların kötüleşmesi

    fesad-1 ümmet فساد أنت : müslüman toplumla-rın bozulması, kötüleşmesi

    267

    feth-i bab-ı rahmet

    fesda' bima tümerقصد بم : Kur'an'da Al-ni açıkça bildir" (Kur'an, 15:94( lah'ın (c.c.) bir emri: Mealen "sana emroluna-

    fesadat 1 فسادات bozukluklar, fenalıklar, ko-tülükler 2.bozgunculuklar, karışıklıklar

    ferman- Rabbani فرمان زبانی:Rabbin buyruğu, her şeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın fesadbozguncu, ara bozucu, fitneci (cc.) buyruğu (emri)

    fesadi (ye( فاديه : fesatla ilgili, bozgunculuk ve kötülükle ilgili

    fesad komitesi فساد قومیته ی : karışıklık, boz-gunculuk çıkarma gayesiyle kurulan gizli ör-güt (masonluk, siyonizm, yabancı gizli casus-luk örgütleri, anarşi orgütleri gibi)

    fesahat فصاحت : açık, düzgün ve guzel söz söy-

    leme

    fesahat-ı harika فصاحت حرفه : harika fesahat; olağanüstü açık, düzgün ve güzel söz söyleyiş

    fesahat-ı lafziye فصاحت لفظیه : sozle ilgili fesa-hat; sözün açık, düzgün ve güzel sölenişi

    fesh 1: فسخ.kaldırma, bozma, geçersiz hale getirme 2.dağıtma, dağıtılma

    feshetmek 1: فصح ايتاك.kaldırmak, geçersiz hale getirmek 2.dağıtmak bozmak,

    festemi' ayeh فاستمع آبه : ayeti dinle, âyete ku-

    lak ver

    Fesübhanallah فسبحان الله : Allah (cc) her ba-kımdan kusursuzdur, zátında, sıfatında, yap-tıklarında hiç bir kusur yoktur" mânasında bu söz Türkçede hayret ve şaşkınlık ifadesi olarak kullanılmaktadır

    fesyen bak. fe.)

    fetanet قطنت : zihin açıklığı, çabuk anlama ve kavrama yeteneği

    fetebarekallah فتبارك الله : "Allah'ın (c.c.) işi ne iyi, ne bereketli, ne mü-barektir" mānasında-ki bu söz Allah'ın (c.c.) işi ve eserine karşı du-yulan hayranlık ve hayreti ifade için kullanılır

    feteemmel فائل: "bir düşün ve inceliğini an-

    lamaya çalış."

    feth (fetih( 1: فتح.açma, açış, başlangıç 2.bir ülkeyi veya yeri İslâm dinine açık hale getir-me, İslâmın girişine engelleri kaldırma 3.bir ülkeyi veya yeri alma, ele geçirme, zaptetme 4.zafer

    feth-i bab 1 فتح باب.kapı açmak 2.konuyu aç-

    mak

    feth-i bâb-ı rahmet فتح باب رحمت : rahmet ka-pısını açmak

    YanıtlaSil
  73. Fazilet, Efendimiz'in şerefli sünnetine uymaya; meziyet de O'nun getirdiği şerîati yaşamaya bağlıdır.

    Meselâ;

    Sünnete ittiba niyetiyle öğle uykusuna yatmak, sünnete muhalif (bir şekilde îfâ edilen) pek çok nâfile ibadetten daha faziletlidir...

    (Imam-ı Rabbani, Mektůbåt, 1, 418, no: 114)

    Tasavvufa girmenin bir maksadı da,

    Sâlih amelleri rahat ve kolay bir şekilde yapabilmek ve

    Nefs-i emmâreden kaynaklanan tembellik, inat ve zıtlaşmayı yok etmektir.

    (Imam-ı Rabbani, Mektůbåt, II, 174, no: 266)

    Bir vakit farz namazı cemaatle edâ etmek, (cemaatten geri kalarak îfâ edilen ve farz olmayan) pek çok çile doldurmaktan daha fazîletlidir.

    Bununla birlikte, şer'i esaslara riâyetle yapılan zikir ve tefekkürler de çok faziletli ve ehemmiyetlidir.

    (Imâm-ı Rabbani, Mektûbât, II, 105, no: 260)

    Borcundan bir kuruşunu sahibine vermen, pek çok altın sadaka vermenden daha hayırlıdır.

    YanıtlaSil
  74. SÜNNETE İTTİBA

    Peygamberlere uymak, kişiyi yüksek derecelere ulaştırır; asfiya, yani gönlü saf olan büyüklere tâbî olmak, büyük mertebelere vâsıl eder.

    Hazret-i Ebûbekir daimâ Peygamber Efendimiz'e tâbî olarak O'nu tasdîk etme saâdetine koştu ve sıddıkların başı oldu.

    Lânetli Ebû Cehil ise tâbî olma kabiliyetini nefsânî arzularının mezbelesinde ziyân ettiği için mel'unların önderi oldu.

    (İmam-ı Rabbani, Mebde ve Meåd, 51. Kısım)

    FAZILET ÖLÇÜMÜZ

    Peygamber Efendimiz'in sünnetine tâbî olma ni-metine nâil olan kimse ne kadar bahtiyardır.

    Bugün O'nun dininin hak olduğu-na inanarak yapılan küçük bir iş bile büyük işler mesâbe-sinde kabul edilir...

    (Mektûbât-ı Rabbani, 44. Mektup)

    YanıtlaSil
  75. IMAMI RABBANI HAZRETLERİNEN DIAMETE

    " -Bizim talebeler hâlâ Peygamber Efendimiz'in; <<Allah tektir,

    teki sever!» (Buhári, Deavât, 68) hadis-i şerîfine dikkat etmiyorlar.

    Hâlbuki buna dikkat etmek müstehaptır.

    İnsanlar müstehabbi ne zannediyorlar?

    Müstehap, Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği şeydir.

    Allah Teâlâ'nın sevdiği bir amelin karşılığında bütün dünya ve âhiret verilse, yine de hiçbir şey verilmemiş demek-tir. Biz müstehaba o kadar riâyet ederiz ki yüzümüzü yıkarken bile suyu önce sağ ta-rafımıza getiririz.

    Zira işlere sağdan başla-mak da müstehaptır."

    (Kişmi, Berekåt, s. 198; Ebü'l-Ha-san en-Nedvi, İmam-ı Rabbani, 5. 180-181)

    Müstehapların yerine getirilmesi husûsunda gevşeklik gösteril-memelidir.

    Zira müstehaplar Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği ve râzı olduğu şeyler-dir. Kişi, yeryüzünün bir köşesinde Hak Teâlâ'nın sevdiği ve râzı olduğu bir ameli bilir ve onu yapma imkânı olursa bunu ganîmet bilmelidir.

    Bu durum, birkaç kırık saksı parçası ile değerli taşları satın alan kişinin hâline benzer. (Imâm-ı Rabbani, Mektůbât, II, 172, no: 266)

    YanıtlaSil
  76. VOMÜZE HİDAYET

    SÜNNETE RİAYETLE

    Muvaffak olma-mızda gayret-lerimizin payı ne ki! Ne varsa hepsi Allah'ın lutfudur.

    Ama buna mutlaka bir sebep gösterilmesi gerekirse derim ki bütün lütufların sebebi; gelmiş ve gelecek bütün insanlığın efendisi olan Rasûlullah Efendimiz'e bağlanıp O'nun mübarek izinden gitmektir. Ben bütün muvaffakiyetlerimi buna bağlıyorum.

    İnsana bir şeyin azı veya tamamı nasib olmamışsa bunun da tek sebebi, Rasûlullah Efendimiz'e tam olarak uyma husûsunda bir kusurunun olmasıdır.

    Bir defasında gaflete düşerek abdesthâneye sağ ayağımla gir-dim. (Sünnete uymayan bu davranışım sebebiyle) o gün birçok mânevî hâlden mahrum kaldım. (Kişmi, Berekât, s. 197)

    İmâm-1 Rabbânî bir gün talebelerinden birine;

    "-Bizim bahçeden birkaç ka-ranfil getir!" buyurmuştu.

    O da gidip altı tane karanfil getirdi. Hazret bunu gö-rünce mahzun bir edâ ile şöyle buyurdu:

    284

    YanıtlaSil
  77. İMAM-I RABBANI HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER

    "Şerîatin üç kısmı vardır: İlim, amel ve ihlâs.

    Bu üçü gerçekleşmeden şerîat tahakkuk etmez. Şerîat ne zaman yaşanırsa, işte o zaman bütün dünyevî ve uhrevî saâdetlerin üzerinde olan Cenâb-ı Hakk'ın rızası kazanılmış olur....

    Súfilerin teksif olduğu tarikat ve hakikat ise, şerîatin hizmetkârlarıdır. Bunlar, şerîatin üçüncü kısmı olan ihlâsı tamamlarlar." Yani tasavvuf, şerîati kemâle erdirmektir.

    YanıtlaSil
  78. 28

    SIRR-I INNÁ ATAYNA-RUMUZAT-I SEMANİYE-MA'IDETUL KURAN

    şızdır. Sonra, Rab'lerinin huzurunda toplanacaklardır' (En'âm: 6/38) muh. kadar demek gibi olduğu, bunun da 'Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmamı-kem mefhûmuna uygun olarak Kur'ân'ın başka bir kitaba, diğer bir delile ih. tiyaç bırakmayacak derecede din esaslarının hepsini içeren, yeterli bir hida. yet rehberi olduğuna bir remiz, yani 'Kendilerine okunan kitab (Kur'ân) sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Şüphesiz inanan bir toplum için bunda bir rahmet ve öğüt vardır' (Ankebût: 29/51) muhkem mânâsına da işaret olmas gibi anlayışlar boş değil, hoştur.¹

    Makbul bir işârî tefsir için şu dört esasa dikkat çekilmiştir:

    1-Kur'an'ın zahirî manalarına aykırı olmaması.

    2-Onu destekleyen şer'i bir delil olması.

    3-Şer'an ve aklen reddedilmemesi.

    4-Zahiri mananın tamamen reddedilip, "Bundan murat ancak bu işarî manadır" denilmemesi.

    Konuyu bazı örneklerle açmakta yarar görüyoruz: Allah'ın yardımı ve fe-tih geldiğinde insanların bölük bölük Allah'ın dinine gireceklerini haber ve-ren Nasr Suresi nazil olduğunda, artık Resulullah'ın (asm) dünyadaki görevi-nin bitmek üzere olduğunu hisseden Hz. Ebubekir ve Hz. Abbas (ra) ağlamaya başlar.

    Keza, Hz. Peygamber ömrünün sonlarına doğru bir konuşmasında "Bir kul dünyada kalmakla Allah'a dönmek hususunda muhayyer bırakıldı. O, Allah katında olanı seçti." deyince, Hz. Ebubekir gözyaşlarını tutamaz.2 Hâlbuki aynı hadisi duyan nice insan, o anda Hz. Ebubekir'in hissettiğini his-setmez.

    Hz. Ebubekir, Veda Haccı'nda nazil olan "Bugün dininizi kemale erdir-dim ve size olan nimetimi tamamladım." 3 ayetini duyunca "Kemalden sonra ancak noksan vardır" der. Hz. Peygamberin vefatının yaklaştığını hisse-der ve ağlar.4

    Sonuç olarak, Bedîüzzaman'a göre,

    "Bir tabakanın mâna-yı işärisinin külliyetindeki fertlerinin bu asırda tezahür eden

    Elmalılı Hamdi Yazır., Hak Dini, 9/6429; Muhammed Çelik, "İşari Tefsir ve Sahası", Yeni Ümit, Sayı: 62 Ekim-Kasım-Aralık 2003.

    2 Buhari, El-Cami' el-Sahih, Menakıbu'l- Ensar, 45.

    3 Kur'an, Maide, 3.

    Mahmud Alusi, Ruh'ul-Ma'ânî, c. I, sh. 7-12.

    YanıtlaSil
  79. IŞİRİ TEFSİR VE CİFİR İLMİ

    29

    ve münasebeti pek kuvvetli bir ferdi Risåler-ün-Nur olduğunu, onu okuyan herkes tasdik eder. Risålet-ün-Nur'un Kur'an'dan başka me'hazı yok, Kur'ân'dan başka üstadı yok, Kur'ân'dan başka mercii yoktur. Te'lif olduğu vakit hiçbir kitab müellifinin ya-nında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'an'ın feyzinden mülhemdir.

    "Bir tabakanın mânâ-yı işârisinin külliyetindeki efradının bu asırda tezahür eden ve münasebeti pek kuvvetli bir ferdi Risaletü'n-Nur olduğunu, onu okuyan herkes tasdik eder. Evet, ben Risaletü'n-Nur'un has şakirtlerini işhad ederek derim: Risale-tü'n-Nur sair telifat gibi ulüm ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur'an'dan başka me'hazı yok, Kur'ân'dan başka üstadı yok, Kur'ân'dan başka mercii yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'ân'ın feyzinden mülhemdir ve semå-i Kur'âniden ve ayâtının nücümun-dan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor."

    İşte Sikke-i Tasdik-i Gaybi adı Risalede zikredilen otuz üç ayetin bil'ittifak, tekel-lüfsüz, mánaca ve cifirce Resail-in-Nur'un başına parmak basmaları ve başta Ayet-in-Nur on parmakla ona işaret etmesi ve eskidenberi ulema ortasında ve edibler mabey-ninde meşhur bir düstur ve hakikatlı bir medar-ı istihracat ve hatta hususi tarihlerde ve mezar taşlarında ediplerin istimal ettikleri maruf bir kanun-u ilmi iledir. Eğer o kanuna tasannu karışmazsa, işaret-i gaybiye olabilir. Eğer sun'i ve kasdi yapılsa, yalnız bir letáfet, bir zerâfet, bir cezālet olur."

    "İşte bu risalede mezkür otuz üç ayet-i meşhurenin bil'ittifak, tekellüfsüz, mânāca ve cifirce Resäili'n-Nur'un başına parmak basmaları ve başta Ayetü'n-Nur on par-makla ona işaret etmesi, eskiden beri ulema ortasında ve edipler mâbeyninde meşhur bir düstur ve hakikatli bir medåär-1 istihracat ve hatta hususî tarihlerde ve mezar taşla-rında ediplerin istimal ettikleri maruf bir kanun-u ilmi iledir. Eğer o kanuna tasannu karışmazsa, işaret-i gaybiye olabilir. Eğer sun'i ve kastî yapılsa, yalnız bir letafet, bir zarafet, bir cezålet olur."

    Bedîüzzaman hazretleri, hiçbir yerde bu ayet Risale-i Nur hakkındadır demiyor ve şahsını ön plana çıkarmıyor; sadece yukarıdan beri izah ettiğimiz işari tefsirin kurallarını kullanarak Kur'an ayetlerinin işaret ettiği külli mana-ların yüzlerce işari manalarından birinin de Risale-i Nura işaret eylediğini be-lirtiyor.

    YanıtlaSil
  80. 12

    YIRMIDOKUZUNGU MEKTUBUN İKİNCİ MAKAMI

    İkinci cihet, padişahın ihsânât-ı hususiyesidir ve evåmir-i hassasıdır ki, umümi kánůnun fevkinde, bir ferde ihsån eder, iltifat eder, emir verir.

    İşte bu temsil gibi; Zât-ı Vacib-ül Vücud ve Halık-ı Hakim ve Rahim'in umami rububiyet ve şümul-ü rahmeti noktasında herşey hissedardır, Her şey'in hissesine isabet eden cihette, hususi onunla münasebetdårdır.

    Hem kudret ve irade ve ilm-i muhitiyle her şeye tasarrufatı, her şey'in en cüz'i işlerine müdahalesi, rububiyeti vardır. Herşey, her şe'nin de Ona muhtaçtır. Onun ilim ve hikmetiyle işleri görülür, tanzim edilir. Ne tabiatın haddi var ki, o daire-i tasarruf-u rububiyetinde saklansın ve tesir sahibi olup müdahale etsin ve ne de tesadüfün hakkı var ki, o hassas mizan-ı hikmet dairesindeki işlerine karışsın.

    Risalelerde yirmi yerde kati hüccetlerle tesadüfü ve tabiatı nefyetmi şiz ve Kur'anın kılıncıyla î'dam etmişiz, müdahalelerini muhal göstermişiz. Fakat rububiyet-i åmmedeki daire-i esbab-ı záhiriyede, ehl-i gafletin naza rında hikmeti ve sebebi bilinmeyen işlerde, tesadüf nămını vermişler. Ve hikmetleri ihåta edilmeyen bazı ef'al-i İlâhiyenin kånûnlarını -tabiat per-desi altında gizlenmiş görememişler, tabiata müracaat etmişler.

    İkincisi, hususi rububiyetidir ve has iltifat ve imdad-1 Rahmanisi-dir ki, umůmi kánůnların tazyikâtı altında tahammül edemeyen ferdlerin imdadına Rahman-ür Rahim isimleri imdada yetişirler. Hususi bir sürette muavenet ederler, o tazyikáttan kurtarırlar. Onun için her zîhayat, hususan Insån, her anda Ondan istimdad eder ve meded alabilir.

    İşte bu hususi rububiyetindeki ihsânâtı, ehl-i gaflete karşı da tesadüf altına gizlenmez ve tabiata havale edilmez.

    İşte bu sırra binåendir ki; l'cáz-ı Kur'ân ve Mu'cizât-ı Ahmediye'deki işărât-ı gaybiyeyi, hususi bir işåret telakki ve itikad etmişiz. Ve bir imdad-1 hususi ve muannidlere karşı kendini gösterecek bir inâyet-i hâssa olduğu-nu yakin ettik. Ve sırf lillah için ilan ettik. Kusur etmişsek Allah afvetsin. Amin.

    رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

    ®®®

    YanıtlaSil
  81. RUMOZAT-I SEMANİYYE

    13

    YİRMİSEKİZİNCİ MEKTUBUN SEKİZİNCİ RİSALE

    OLAN SEKİZİNCİ MES'ELESİ

    BİRİNCİ NÜKTE: Bir dest-i inâyet altında hizmet-i Kur'âniyede is-tihdam edildiğimize dâir çok enva'-ı işârât-ı gaybiyeyi hissettik ve bazıla-rını gösterdik. Şimdi o işârâtın bir yenisi daha şudur ki: Ekser Sözler'de tevåfukât-ı gaybiye var. (HAŞİYE) Ezcümle: Resûl-i Ekrem lafzında ve Aley-hissalâtü Vesselâm ibaresinde ve Kur'ân lafz-ı mübarekesinde, bir nevi cilve-i i'câz temessül ettiğine bir işaret vardır. İşârât-ı gaybiye ne kadar gizli ve zaîf de olsa, hizmetin makbuliyetine ve meselelerin hakkaniye-tine delâlet ettiği için bence çok ehemmiyetlidir ve çok kuvvetlidir. Hem gururumu kırar ve sırf bir tercüman olduğumu bana gösterdi. Hem hiç medár-ı iftihar benim için birşey bırakmıyor, yalnız medâr-ı şükran olan şeyleri gösteriyor. Hem mâdem Kur'ana aittir ve i'câz-ı Kur'ân hesabı-na geçiyor ve kat'iyyen cüz'-i ihtiyarimiz karışmıyor ve hizmette tenbellik edenleri teşvik ediyor ve risalenin hak olduğuna kanaat veriyor ve bizlere bir nev'i ikram-ı İlahîdir ve izharı tahdis-i nimettir ve aklı gözüne inmiş mütemerridleri iskåt ediyor; elbette izharı lazımdır, inşaallah zararsızdır.

    İşte şu işârât-ı gaybiyenin birisi de şudur ki: Cenab-ı Hak kemål-i rah-met ve kereminden, Kur'âna ve îmâna hizmet ile meşgul olan bizleri teşvik ve kulübümüzü tatmin için; bir ikram-ı Rabbanî ve bir ihsân-ı İlahi sûretin-de hizmetimizin makbuliyetine alâmet ve yazdığımız hak olduğuna işaret-i gaybiye nev'inden, bütün risalelerimizde ve bilhassa Mu'cizât-ı Ahmediye ve İcaz-ı Kur'ân ve Pencereler Risalelerinde, tevâfukât-ı gaybiye nev'inden bir letâfet ihsân etmiştir. Yani, bir sahifede, misil olarak gelen kelimeleri birbirine baktırıyor. Bunda bir işâret-i gaybiye veriliyor ki: "Bir irade-i gay-bî ile tanzim edilir. İhtiyarınıza ve şuurunuza güvenmeyiniz. İhtiyarınızın haberi olmadan ve şuurunuz yetişmeden, hârika nakışlar ve intizamlar yapılıyor." Bahusus Mu'cizât-ı Ahmediye Risalesinde lafz-ı Resûl ve lafz-1 Salavat bir âyine hükmüne geçip, o tevâfukât-ı gaybiye işaretini sarih gös-teriyor. Yeni, acemî bir müstensihin yazısında, beş sahife müstesna, mü-tebaki ikiyüzden fazla salavat-ı şerife birbirine müvazi olarak bakıyorlar. Şu tevâfukât ise; şuursuz yalnız on adedde bir-iki tevâfuka sebeb olabilen tesadüfün işi olmadığı gibi, san'atta meharetsiz, yalnız ma'nâya hasr-ı na-zar ederek gâyet sür'atle bir-iki saatte otuz-kırk sahifeyi te'lif eden ve kendi yazmayan ve yazdıran benim gibi bir bîçarenin düşünüşü elbette değildir.

    YanıtlaSil
  82. 176 \ Hadislerden Seçmeler

    Cehennemden kurtulus, Cennete giriş

    Muaz (ra) rivayet ediyor:

    Nimetin tamamlanması Cennete girmek ve hennemden kurtulmaktır.

    Tirmizi, Daavat: 93; Müsned, 5: 231, 2

    ***

    Kevser Havuzu

    Enes (ra) rivayet ediyor:

    Cennete girdim, kıyılarında inciden çadırla bulunan bir nehir gördüm. İçinde akan suye elimi daldırdım. Hâlis misk olduğunu gördüm "Bu nedir, ey Cebrail?" diye sordum. "Bu, A lah'ın sana vermiş olduğu Kevser'dir" dedi.

    Buhari, Rikak: 53; Tefsir-i Sure: 108

    Ebu Davud, Sünnet: 23

    ...

    İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    Kevser Cennette bir nehirdir. Kıyıları altından olup inci ve yakutlar üzerinden akar. Toprağ miskten daha güzel kokar. Suyu baldan daha tatlı, kardan daha beyazdır.

    Tirmizi, Tefsir-i Sure: 108:

    İbni Mace, Zühd: 39; Darimi, Rikak: 13.

    YanıtlaSil
  83. Ahiret Hayatı/177

    Hecerü'l-Esved ve Makam-ı İbrahim

    Ibni Amr (ra) rivayet ediyor:

    Co

    Haceril'l-Esved ve Makam-1 İbrahim, Cennetin butlarından iki yakuttur. Allah onların nu-mumu gidermiştir. Şayet gidermeseydi doğu ile ba-marasını aydınlatırdı.

    Tirmizi, Hacc: 49; Müsned, 2: 213, 214.

    ***

    Cennet ve Cehennem yakındır

    İbni Mes'ut (ra) rivayet ediyor:

    Tennet, sizden birinizin ayakkabısının bağın-kendisine daha yakındır. Cehennem de böy-

    Buhari, Rikak: 29.

    ***

    Cennet ve Cehenneme götüren ameller

    ği

    Ebu Hüreyre'den (ra) rivayetle:

    Cehennem nefse hoş gelen şeylerle, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır.

    8 3.

    Buhari, Rikak: 28; Müsned, 2: 333, 373.

    YanıtlaSil
  84. ZEFİR

    1065

    at Gerini, Kocasina göndermek Hızla gitmek. ZEFIR: Cok siddetli ses.

    Hickorikia nefes vermek. Godus geçirmek. Aglat-Ates gürültüsü. Eşek anırtısı ak. Intemek. nin evvell. Bela.

    ZEFİRR Uzun boylu yiğit,

    Kuvvetli deve

    mek.

    tirmek.

    زين

    رم

    رازده

    a tünde olan sarica tüyler.

    ZEFN: Raksetmek, danset

    ZEFR: Yükseltmek. Yük ge-

    ZEFUR: Kir, pas, vesah,

    ZEFZEFE: Titreme, sarsılma. ZEGAB: Kuş yavrusunun üs

    ZEGAN: f. Caylak,

    ZEHAB Gitmek. Zihnen

    Dit vola sapmak, Yanlış düsünce, Bir fikre uymak.

    Zan. هادت ZEHADET: Dünyadan, yani nefsani, fani ve fena seylerden çekinmek, Zahid-ik. Sıkı sıkıya dine bağlılık.

    ZEHAIR: (Bak: Zahair)

    حان

    ZEHARIF : (Zuhruf. C.) Ya

    tancı süsler, yaldızlar, gösterişler. Sahte süster. رمضان ZEH-DAN : f. Dõi yatağı, ra

    him. ZEHDER: Cakır doğan, Do-رهدار dan yavrusu. Bir atin adı.

    ZEKAT

    iki pariak sey. Kur'an Kerimde Sure-i Bakara lle مروان ZEHRAVAN (Zehraveyn( Ali Imran Sürelerinin diğer nami.

    ZEHR-BAR f. Pek acı, ze

    Im Imandan ayıran. ZEHR-BAZ Zehir veren, Ze-hir yapan,

    میر ZEHRE: (C.: Ezhar) Çiçek, ZEHRE Beyaz, berrak. Sus,

    hir sacan,

    ziynet.

    gitlik. Od. Safra. هرة

    Zehrecāk 1. Çok korkmus, مره جان Zehredar: (C.

    Odil patlamış.

    Zehredaran) f. Yiğit, cosur, yürekli, cesáretli. ZEHR-EFSAN: 1. Zehir sar can.

    ZEHRE 1. Kahramanlık, yi

    me. ZEHR-HAND: 1. Acı acı güt

    bi.

    ZEHRIN : 1. Pek acı, zehir gi

    de. Båtit,

    ZEHR-NAK: f. Zehirii, ağutu.

    حول - ZEHUK: (Zehak) Bos, beyhu-

    ذهب اليه

    ZEHEB: Altın.

    Zeheb-i zaib: Eriyen altın.

    Zehebi: Altına alt. Altından

    mek.

    yapilma.

    رهن ZEHEN: (C.: Zehan) Zeyrek-ik, akıllılık. Hifz. Kuvvet.

    Çiçek

    ZEHEM: Yağlı ve kirli olmak.

    زهر ZEHER (C.: Ezhár-CC: Eza-

    hirlenmek, gururlanmak, tekebbürlenmek. Güzel ZEHV: Batıi. Yalan, Fa-manzara. Taze ot. Otun çiçeği. Titremek. Yürümek. ruğu. Yel esmek, Alacalanmış hurma ko-

    زهره ZEHZEHE: "Zehi zehi de-

    ZEIM: Ayıplanmış.

    ZEIR: Aslan kükremosi.

    ZEİR: Öncü, çeri kimse.

    ZEKA Çabuk antama ve bil-

    me kabiliyyeti. Fehim ve idrakte çabuk olma. A-teşin alevlenmesi, Güzel koku alma.

    dızlı, ZEHİD : Az, kalil.

    رمی

    ZEHF: Yeynilik, hafifiik.

    ZEHİ: (Bak: Zihi)

    ZEHİB: Altın sürülmüş, yal

    ZEKA: Saflık, duruluk, Hải

    düzgünlüğü.

    ركات ZEKAB : f. Yazı mürekkebi.

    دن nenin birleştiği yer. ("Enek" de derier.)

    ZEKAN: (C.: Ezkan) İki çe-

    ZEHİM: (C.: Zühüm) Yağlı ve

    kirli.

    mak, Båtıl olmak. Okun nişanı aşıp geçmesi.

    ZEHİM: Semiz, besili, sisman. ZEH : Helåk olmak, mahvol-

    Çıkmak, huruç, Derin kuyu.

    ZEHK: Yorulmak.

    رحل ZEHL : Bak: Zahl(

    رحل ZEHL Dalgınlıkla unutma,

    ciktirme. İş çokluğundan sonraya bırakma.. Rasden unutma,

    net.

    semm,

    في حلول ZEHLUL: İyi at.

    ZEHNA : Düzgün, Süs, ziy-

    زهر زهر ZEHR : (Zehir) 1. Zehir, ağu,

    ZEHR(E): Çiçek, Şükufe.

    زهر قائل Zehr-i katil: Öldürücü zehir. زهرا ZEHRA (Müe.) Ay gibi par-tak

    olan. Çok parlak ve såfi, berrak.

    زهراب

    ZEHR-AB: f. Acı su.

    زهرآب ZEHR-ABE: f. Acı ve zehir gl-

    زهرا bi su. Zehirii su. Mc: Acı, acılık. زهر آلود ZEHR-ALUD: f. Zehirli. Ze-

    زهر آخر ZEHR-AMİZ: 1. Acı, zehirli.

    hir karışmış.

    دکاره

    ZEKARET: Erkeklik.

    ZEKAT Nisab miktarı mala,

    paraya sahib olan Müslümanın kırkta birini fakirle-re sadaka vermesi ve bu verilen sadaka. Ziyade-leşme, artma. Temizlik, Taharet. (Bak: Sadaka Nisab).

    ومار رقاهم يعقون

    ماد الدین ( lamın makabllyle nazmını icab ettiren münasebet Ise: namaz Yani dinin direği ve kı-vamı olduğu gibi, zekât da İslamın kantarası, yani köprüsüdür. Demek; birisi dini, diğeri asayişi mu-hafaza eden lähi iki esastırlar. Bunun için birbi-rlyle bağlanmışlardır. 1.1.)

    Bu ke-

    (Zekât ile sadakanın layık oldukları mevki-lerini bulmak için bir kaç şart vardır:

    1- Sadakayı vermekte israf olmaması.

    2-Başkasından alıp başkasına vermek sure--

    tlyle halkın malından olmayıp kendi malından ol-ması.

    3-Minnetle in'âmın bozulmaması. 4- Fakir olmak korkusu ile sadakanın terk edilmemesi.

    5-Sadakanın yalnız mala ve paraya münha sır olmadığı bilinmesi ile ilim, fikir, kuvvet, amel g bi şeylere de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi..

    YanıtlaSil
  85. ZEBAB

    1064

    ZEFIF

    bab)

    ZEBAB Karasinek. (Bak: Zü

    lehce.

    ZEBAN: f. Dii, Ilsan, lugat,

    زبان اور Zeban-averf. Düzgün konu-san, düzgün söz veya slir söyleyen. Dile getiren.

    tip tutan.

    Zeban-dıraz f. Dii uzatan, a-رباندران

    رباء ZEBANE: f. Terazi gibi bazı

    äletlerin dill andıran parçaları. Alev. ربات تش Zebanekes f. Alevienen, alev-11.

    ZEBANES: 1. Onun dill.

    ZEBANI: Cehennemde vazife

    gören metek.

    Zebaniyan: f. (Zebäniye) Ze-bäniler. Cehennemlikleri Cehenneme atmaya vazi feli melekler.

    ربابه Zebaniye: Azap melekleri.

    ZEBANZED f. Ata sözü,

    darbu mesel. Alışılmış, her zaman söylenen soz.

    دان ZEBAYIH: (Zebiha. C.) Kur-banlık hayvanlar.

    رب ZEBB Üzüm kurutmak. ZEBB Men ve defetmek.

    Kovmak, Yaban sığırı, ZEBEB: Kaşın kıllı ve yoğun

    olması.

    ZEBED: (C.: Ezbåd Zübed) Köpük, Kir ve pas, tüfl. ZEBER: 1. Üst.

    زبرجد ZEBERCED den ve onun kadar kıymetli olmayan, sarımtırak yeşil, cam parlaklığında kıymetli tas. Zümrüd cinsin-

    ZEBERDEC: Zeberced tasi. بردست lib, häkim, ämir. ZEBERDEST f. En üstün, ga-Mahir.

    ر بردستی Zeberdesti: f. Mahäretlilik, us-talık. El üstünlüğü, üstünlük, galibiyet.

    ZEBERİN: 1. Üsteki. ZEBG: Yaramaz huy, kötü

    رجوا

    alışkanlık.

    ZEBH: Kesme, boğazlama. Kurban kesme, (Boğazlanmış veya boğazlanacak hayvana da "zebiha" denir.)

    ZEBİB: Kuru üzüm. Kuru In-cir. Yılan veya akrep gibi hayvanların zehiri.

    ZEBIH: Kesme, boğazlama. Kesilecek hayvan. Hz. İsmallin (A.S.) ve Hazreti Muhammedin (A.S.M.) babası Hz. Abdullah'ın la-kabi.

    Zebiha: Boğazlanmış veya ke-silecek hayvan, (Bak: Zebh)

    دبيحين ربيل Zebiheyn: İki kurban. ZEBİL Fışkı, gübre. Pis-lik.

    ZEBİR Sıkıntı, mihnet. Yazılmış şey. Mektup.

    ذيق ZEBK: Yolmak. ديل ZEBL : Ince belli olmak. CI

    çeğin solması. miği. Deniz kaplumbağasının sırt ke-

    زين ZEBN : Siddetle def'etmek.. Devenin çifte vurması.

    yanda, destek, زمر

    حمام ZEBR: Kitab. Cüz, Kitap yap-rağı, Yazı yazma. Kuvvetii, sağlam, şiddetii adam, Men'eylemek. Söz. Yazı. Akıl, zekā,

    زیرح ZEBREC: Ziynet, süs. ZEBTEL : Kısa boylu.

    ZEBUN: f. Zayıf, gücsuz, a ciz. Alışverişte aldanan.

    روی Zebuni f. Zayıflık, gücsüz

    Acizlik. ون گوش Zebun-kus Düskünleri ezen,

    Zatim, Gaddar. ZEBUR Kitab. Mektub. Peygamber Hz. Davuda (A.S.) vahly ile gelen mu.

    kaddes kitabın adı.

    ZEBZEB: Uzun gemi.

    ZEBZEB: (C.: Zebázis) д.

    dam zekeri.

    Mütereddit. ZEBZEBE: Mualläkta kalma, Titreme. Asılı bir şeyi havada oy.

    natmak. ZE'C: Şiddetle sorma.

    Doldurmak. حا ZECA: (zecven zeccáezcă)

    Sevketmek, yürütmek. Def etmek. ZECA Hüküm geçmek, Kolaylik.

    ZECC : Süngünün arkasıyla vurmak. Atmak. Deve kuşunun yelmesi. ZECCA: Adımı birbirinden u

    zak olan. رجاحZECCAC Şişeci. Camci. Sir-ca işleri yapan.

    رجم ZECEC: Kaşın uzun ve incel

    olması.

    ZECEL: Avaz, ses, savt. Mu

    رجل balağa ile çağırmak.

    رجل ZECL: Atma. ZECME: Kelime.

    رجمه ZECR Menetme, engel ol

    ma. Nehyetme. Zorlama, zorla yaptırma. me. Sıkma. Kovma. Eziyet etme. Angarya ola rak çalıştırma. Köpek balığı. Çağırma. Sürme. Önle

    ZECRE: Çağırmak, bağırmak sayha. Men'etmek, engel olmak.

    ZECREN: Zorlıyarak, zorla.

    رجری rak. Cezá olarak, Engel olarak, menederek. ZECRI: Cebren, zorlayıcı ola

    رد

    ZED: f. Vurma, dövme. -ZED: f. "Vurucu, vuran" ma

    nasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. کوشرد Gus-zed: Kulağa çalınan.

    زانود Zeban-zed: Yayılmış söz.

    -ZEDE: (Zed) f. Birleşik keli meler yapılarak, "vurulmuş, çarpılmıs, tutulmuş manalarına gelir.

    ramis.

    سیست رده Musibet-zede: Musibete uğ

    ردگانZEDEGAN (-Zede. C.) f Tutulmuşlar, Çarpılmışlar, uğramışlar" månaları na gelir ve birleşik kelimeler yapılır.

    سود اردکان Sevda-zedegan: Sevdaya tu

    tulmuş olanlar.

    ZEDERGAH: (Bak: Zidergåh

    دالان ZEELAN: Yab yab yürümek.

    شاهر ZEFER: Kötü koku.

    ZEFER Ağaca vurulan pa

    زفرات ZEFERAT: Soluk almalar. ZEFF: Kişinin nikahlısını ke

    casına teslim etmek. ZEFIF Çabuk davranan. Cr vik.

    رفيف ZEFIF: Deve kuşunun yelm

    YanıtlaSil
  86. KUŞEYRİ RİSALESİ

    28

    Hak Yolcusunun Sıfatı

    İmam Kuşeyrî'nin oğlu Abdülmün'im demiştir ki: "Babamın şöyle dediğini işittim: Mürid (Hakk'a yönelmiş kimse) gece gündüz hiç gev-şeklik göstermeden ibadet ve taate devam etmeli, zâhiren mücahede ile (nefsi kıracak ve terbiye edecek işler) uğraşırken, iç âleminde de açlık ve susuzlukla kötü arzularını temizlemeli, yataktan uzaklaşmalı, ciddiyetle amele sarılmalı, sıkıntıları göğüslemeli, zorlukların üzerine gitmeli, kötü ahlâklarını terketmeli, güzel ahlâkları elde etmeli, nefsini meşakkate alıştırmalı, zorlukların içine dalmalı ve dünya ehli arkadaş-ları terketmelidir." 13

    Hikmətli Sözlerinden

    "Tek cümle ile tevhid şudur: Her ne ki hayal edilir, akılla bir şekil verilir, bir şeye benzetilir, o Allah değildir. Allah, âyette geçtiği gibi;14 hiçbir misli, dengi ve benzeri olmayan yüce zâttır."

    "İhlas, Allah'tan başka hiçbir varlığı düşünmeden ameli sırf Allah için yapmaktır."

    "Uzletin aslı, evini ve vatanını terkedip bir köşeye çekilmek değil-dir; asıl uzlet, kötü huylardan uzaklaşmak ve onların yerine güzel sıfat-lara ulaşmaktır."

    "Kalp katılaştığı zaman vaaz ve nasihat ona bir fayda vermez, tıpkı taş gibi kuruyan toprağa yağan yağmurun fayda vermediği gibi."15

    "Kimin üzerinde dinin kötü gördüğü bir ahlâk varsa, o velî değil aldanmış biridir."

    İlim İçin Çektiği Sıkıntılar ve Verdiği Mücadeleler

    İmam Kuşeyri, Selçuklu Devleti'nin kuruluşu ve Tuğrul Bey'in İran'ı zaptetmesi sırasında Nîşâbur'da bulunuyordu. O zaman Nîşâ-bur, Horasan bölgesinin ilim ve kültür merkeziydi.

    13 Sübki, Tabakat, 3/155; Münāvi, el-Kevākibü'd-Dürriyye, 2/188-189.

    14 Şüră 42/11.

    15 Mūnāvi, el-Kevākibü'd-Dürriyye, 2/188-189.

    YanıtlaSil
  87. IMAM KUSEYRİ'NİN HAYATI ve ESERLERİ

    29

    Tuğrul Bey'in veziri Amīdülmülk Kündüri Şii-Mu'tezile görüşleri-ne sahipti. Bu konuda taassup sahibi biriydi. Bunun için Mu'tezile ile mücadele eden Eş'ari kelâmcılarına karşı tavır aldı. Özellikle Eş'ariyye mezhebinin kurucusu Ebü'l-Hasan-ı Eş'ari'yi ve ona bağlı olanları bid'at ehli ilân etti. Onun bu tutumu, bölgede bulunan Eş'arî ve Şafii âlimlerini rahatsız etti.

    İmam Kuşeyri, Eş'ariliğe gönülden bağlı idi; İmam Eş'ari'nin Ehl-i sünnet bir âlim olduğunu ilân etti, bu konuda fetva verdi. 437-438 (1045-1046) yıllarında, tasavvufun temel eserlerinden olan meşhur eseri er-Risale'yi yazdı. 446'da (1054) âlimlere hitaben Şikâyetü Ehli's-Sünne adlı uzunca bir mektup yazdı. Onları devlet eliyle ve özellikle Vezir Kündürî yoluyla yayılan fitnelere karşı uyardı.

    Bu sırada Vezir Kündürî, Tuğrul Bey'i yanlış bilgilendirip tahrik ederek, Ehl-i sünnet'in önde gelen âlimlerinden İmam Kuşeyri, Reis Furâti, İmâmü'l-Haremeyn Cüveynî ve Ebû Sehl b. Muvaffak'ın yaka-lanıp hapse atılması için izin çıkarttı. Vezir bunu hasedinden yapıyor, halkın yanında itibarları yüksek olan bu kıymetli âlimlerin kendisine ra-kip olmasından, yanlış fikirlerine karşı çıkmasından rahatsız oluyor ve yerine geçme ihtimalinden endişe ediyordu.

    Kendilerinin yakalanma olayı gündeme gelince, Cüveynî saklan-dı, bölge dışında Bâharz'da olan Ebû Sehl b. Muvaffak yakalanamadı; Kuşeyri ve Reîs Furâtî yakalanıp hapse atıldı.

    Ebû Sehl bir grup silahlı adam toplayıp Nişâbur'a geldi; validen Kuşeyrî ve Reîs Furâtî'nin hapisten çıkarılmasını ve serbest bırakılma-sını istedi; olumlu cevap alamayınca adamlarıyla hapishaneyi basarak kanlı bir çatışmadan sonra Kuşeyrî ve Reîs Furâtî'yi hapisten kurtardı.

    Bu olaylar üzerine Kuşeyrî ve bazı âlimler Horasan'ı terketme ka-rarı aldılar. Bir grup âlimle Bağdat'a gelen Kuşeyrî'yi Halife Kâim-Bi-emrillâh iyi karşıladı ve ona yakınlık gösterdi; kendisine özel bir ders ve vaaz halkası tahsis etti. Bu meclislere halifenin kendisi de katılıp İmam Kuşeyri'den feyiz aldı.

    YanıtlaSil
  88. Kadınlara itaat nedamettir.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
    Sayfa: 312 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  89. 523

    16220. Köpek seni ısırırsa, öç almak için onu isirma!

    16221. Zor işi önüne, kolay işi ardına koy.

    TİBET ATASÖZLERİ

    16222, Başkalarını eleştirirken, yırtıcı bir kaplan kesilir; kendini eleştirirken, sanki kuluçkaya yatmış bir kuş gibidir.

    16223. Genç adam kolayca yalan söyler, taze fidan kolay eğilir.

    16224. Ne denli az yüksekten uçarsan, düştüğünde o denli az incinirsin.

    16225. Yalnız adamın yaşaması zordur, bir yongadan ateş olmaz.

    16226. Yüzün kiri yıkanabilir, ruhun kiri kazınamaz.

    TUVA ATASÖZLERİ

    16227. Kaba adamın dostu azdır, işkillinin rahatı yoktur.

    16228. Küçük tembellik, insanı büyüğüne götürür.

    TÜRK ATASÖZLERİ

    16229. Aç ayı oynamaz.

    16230. Aç domuz darıdan çıkmaz.

    16231. Aç esner, âşık gerinir.

    16232. Açın karnı doyar, gözü doymaz.

    16233 Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.

    16234. Adam olana, bir söz yeter.

    16235. Adamın ekmeğine kuru, ayranına duru, demem.

    16236. Adamın iyisi, alış-verişte belli olur.

    16237. Ağa borç eder, uşak harç.

    16238. Ağaca balta vurmuşlar, "sapı bendendir" demiş,

    16239. Ağacın yemişini ye, kabuğunu soyma!

    16240. Ağaç, meyvesi olunca, başını aşağı salar.

    16241. Ağaç, yaş iken eğilir.

    16242. Ağır taş, yerinden oynamaz.

    16243. Ağlarsa, anam ağlar; başkası, yalan ağlar.

    16244. Ağlatan gülmez.

    16245. Ağustosun yarısı yaz, yarısı kıştır.

    YanıtlaSil
  90. Peygamberimizin (asm) Hayatı di. Saadet asrını oluşturacak unsurlar bir bir ortaya çıkmaktaydı. Hane-i Saa-ar geçmekte, yaşanması gerekenler yaşanmakta ve alemin çarkları dönmek-det teyd Yilla yıl daha geç yüce insan, peygamber tayin edilmeden önce herkesin itimadını kazanmalıydı. perçin çinleyen olaylara şahit oluyordu. Insanlığı tevhide davet etmeden önce, o mişti. şti. Her geçen yıl Muhammedü'l-Emin'in "emanet" vasfını toplum nezdinde merkezi hükmündeydi. Merkezin inşasından beri 10 y

    TARİHTE BUGÜN

    1867-Fransız şair Charles Baudlaire öldü.

    1868-Galatasaray Lisesi "Mekteb-i Sultani" adıyla kuruldu.

    1949-Afyon Mahkemesi, Temyiz sonrası Bediüzzaman henüz tahliye edilmeden yeniden duruşma yaptı.

    31 CUMARTESİ

    SATURDAY

    AĞUSTOS AUGUST

    BIR AYET

    Siz ne yerde, ne de gökte Allah'ı aciz bırakıp da sizi cezalandırmaktan alıkoyamazsınız.

    Ankebut Suresi: 22

    BİR HADİS

    İki şey vardır ki, Allah cezasını dünyada verir: Biri zulüm, diğeri anne babaya karşı gelmek.

    Buhari

    Ecel birdir, tagayyür etmez...

    Ölüm, bu âlem-i fenadan âlem-i bekaya ve âlem-i nura gitmek için bir terhistir.

    Tarihçe-i Hayat

    HİCRİ: 27 SAFER 1446-RUMI: 18 AĞUSTOS 1440

    HIZIR: 118-GÜN: 244 KALAN: 122-GÜN, KIS.: 2 DK

    Lale Ikindi Aksam Yatsı

    Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    VAVA

    YanıtlaSil
  91. Kays, ikisi ittifak miş:

    Mucizát-1 Ahmedi Ahmediye (asm)

    2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1461-Fatih Sultan Mehmet Trabzon'u aldı. Böylece Trabzon Rum İmparatorluğu'na son verildi.

    1869-Süveyş Kanalı'nın açılması.

    AĞUSTOS 15 CUMA

    21 1447 SAFER

    RUMI: 2 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 102

    BİR AYET

    Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız.

    Yasin: 12

    BİR HADİS

    Başkasının kusurlarını anlatmak istediğinde hemen kendi kusurlarını hatırla.

    Rafii

    Şükrün mikyası, kanaattir ve iktisattır ve rizadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helal demeyip rast geleni yemektir.

    Mektubat

    Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    Imsak Günes

    Dole

    YanıtlaSil
  92. AHLAK

    geleneğinin dönüşüme uğratıldığı İmam Gazali tarzı yeniden. inşacı, tecdidi çizgiyi takip ettiği tezi savunulmaktadır. Aynica "dinsiz ahlak mümkün mü?" sorusuna Bediüzzaman'ın cevab "hayır" değildir. Bu çalışmada ortaya konduğu şekliyle dinsiz (vahiysiz) ahlaklı olmak mümkündür. Ancak ahlak vahiy ile ta. mamlanmakta, muğlaklıktan kurtulmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Moral felsefe, yurttaşlık, demokrasi, e. tik, din, vahiy, otonomi, hürriyet, fark

    Abstract

    Is a religious moral philosophy compatible with democratic cul-ture? Can a religious ethics produce a non-authoritarian civic cul-ture? In order to answer such questions, this paper focuses on the intersection of ethics, religion and democracy.

    Ethical questions are central to democratic theory as they shape the ways citizens interpret themselves and others. Moral philosophy also informs actors and the public sphere where they interact. Therefore, the larger project of this paper is rather theo-retical: it tests the often-made claim that Islam and democracy are incompatible because of the presumed authoritarianism of reli-gious morality. It also looks into the case of Bediuzzaman Said Nursi and discusses his ideas on moral philosophy and his profile as a citizen in relation to the debate on democracy.

    The first section is an attempt to map out modern ethics in the west, as it usually is the reference point in discussions on democ-racy. The second section contextualizes Said Nursi by highlighting the legacy of Islamic religious ethics. The last section provides an outline of Bediuzzaman's ethics and his views on democracy.

    Key Words: Ethics, democracy, Islam, public sphere, plu-ralism, Bediuzzaman Said Nursi

    YanıtlaSil
  93. AHLAK OLGUSUNUN KAYNAĞI NEDİR?

    Ahlak Olgusunun Kaynağı Nedir?

    Osman ÖZTÜRK*

    Giriş

    Ahlak olgusu insanı diğer canlı varlıklardan ayıran en ö-nemli unsurlardan birisidir. Yani ahlaktan bahsedilirken, kesin olarak insani bir durumdan söz ediliyor demektir. Hem bir duy-gu olarak, hem de iradi-bilinçli bir davranış olarak ahlaki ey-lem, insana özgü bir tutumdur. Bu tartışmasız hakikate rağ-men, ahlakın dayandığı temel ilke ve referanslar konusunda tek bir noktada anlaşıldığı söylenemez. Hatta sadece ahlakın kaynağı konusunda değil, bu kavramın anlamı konusunda bile farklı tarifler yapılmaktadır.

    Ahlak'ın kaynağının ne olduğu konusunda insanlık tarihi bo-yunca ortaya konan üç temel tezin olduğu görülmektedir. Bu tezlerden ilki, ahlakı insanın hem yaratılışı, tabiatı veya fıtrat kanunları anlamında, hem de peygamberler aracılığıyla gönde-rilen vahiy kaynaklı ilkeler, kurallar anlamında kabul eden din-lerin tezleridir. İkinci tez ise ahlakı akıl referanslı olarak ele a-lan, onu hem bir metafizik hem de pratik bir insani olgu olarak gören farklı felsefe doktrinlerinin tezleridir. Üçüncü tez ise, ah-lakın toplumsal yönü üzerine geliştirilen antropolojik ve sosyo-lojik teorilerdir.

    Dr.

    Bu üç tezi ayrıntılı olarak incelemeye başlamadan önce, ah-

    YanıtlaSil
  94. F

    feth-i Beyt-ül Makdis فتح بيت المقدس : Kudus de bulunan Beyt-ül Makdis yani Mescid-ül Aksa'nın müslümanların eline geçmesi, Hz. Ömer tarafından fethedilmesi (mi. 636)

    feth-i Hayber فتح خیبر : Hayber'in fethi (Hay-

    ber, Medine-Suriye yolu üzerinde ve Medi-ne'ye 150 kilometre kadar uzaklıkta bulunan bir bölgenin adıdır. Burada yedi kale, bir çok ekin tarlaları ve hurmalıklar bulunuyordu. Halkı Yahudi idi. Bunlar, İslam'ın yayılma-sına engel olmak için çalışıyorlar ve müşrik-lerle (puta tapıcılarla) ve münafıklarla (iki yüzlülerle) işbirliği yapıp karışıklık çıkarma-ya çalışıyorlardı. Hz. Peygamber (a.s.m.) Hu-deybiye barışından sonra burayı fethetti. (mi: 629, Hic. 7) (bk. Gazve-i Hayber)

    fethi Irak فتح عراق : Irak'ın fethi, İrandaki Såsânî Devletinin elinde bulunan Irak, önce Hz. Ebubekir (r.a.) zamanıda (mi: 632.634) ünlü ve dâhi komutan Halid bin Velid komu-tasındaki İslâm ordusu tarafından fethe baş-lanmış, önemli bir kısmı fethedilmiş, sonra Hz. Ömer (r.a.) zamanında, ünlü komutan-lardan Sa'd bin Ebi Vakkas komutasındaki İslâm ordusu tarafından fetih tamamlanarak Irak tamamen İslâm devletinin hâkimiyeti al-tına girmiştir. (mi. 637)

    fethi Iran فتح ایران : İran'ın fethi (İran, Hz. Ömer (r.a.) zamanında fethedilmiştir. (mi: 642)

    fethi istanbul فتح إستانبول : İstanbul'un fet-hi (İstanbul, Sultan Mehmed II. tarafından mi. 1453 yılında 53 günlük bir savştan son-ra fethedilmiştir. Savaş, 6 Nisanda başlayıp 29 Mayıs salı gününe kadar sürmüştür. Hz. Peygamber'in (a.s.m.) önceden müjdelediği bu fetih sebebiyle Sultan II. Mehmed, Fatih ünvanını almıştır.)

    fethi Kudüs فتح قدس : Kudüs'ün fethi (bak. feth-i Beyt-ül Makdis.)

    feth-i Mekke فتح مکه : Mekke'nin fethi (Hz. Peygamber (a.s.m.), Mekke'nin fethine mi. 1 Ocak 630 (10 Ramazan hi. 8) tarihinde başla-yarak on günde tamamlamıştır.)

    fethi suver فتح صور : şekillerin açılması, belir-mesi: toprak ve sudaki aynı maddelerden ya-ratılan varlıklara ait ölçülü çeşitli şekillerin, hârika bir şekilde belirmesi, açılıp ortaya çk-ması, her varlığa uygun şekiller verilmesi

    feth-i Şam فتح شام : Sam'ın fethi. Sam, Hz.

    YanıtlaSil
  95. 268

    fevaid-i tenviriye

    feva

    lev

    ilg

    fev



    fe

    SO

    fe

    fe

    d

    fe

    t

    t

    Ömer (r.a.) zamanıda Ebû Ubeyde'nin başko mutan olduğu ve ünlü komutanlardan Halid bin Velid, Amr bin As ve Ka'ka bin Amr gibi komutanların da görev aldığı İslam ordusu tarafından hic. 14, mi. 635 tarihinde fethedil miştir.)

    feth ve keşfetmekفتح و کشف يتمك açmak ve ortaya çıkarmak

    fetih فتح : )bak feth.(

    fetk فن : Ayırma, yarıp ayırma, bölme

    fetk etmek فتق ايتمك : ayırmak, bölmek

    Petret.bir peygamber devrinin bitip henüz yeni bir peygamberin gelmediği za manlar 2 insanların İlahi dinin manevi nuru ve aydınlığından uzak kaldığı, hak dinin doğ ruluğunu ispatlama imkânın kaybolduğu devre

    fetret-i mutlaka فترت مطلق : tam manasıyla fet-ret devri; hiç bir peygamberin gelmediği ve yer yüzünde İlâhî dinin bilinmediği dönem, tam fetret

    Fettah 1: فتاح.en cok fetheden, çok şeyleri açan 2.darlık ve zorluklara karşı kapı açan 3.her şeye uygun şekilleri verip ortaya çıka-ran (Allah c.c.)

    Fettah - Allam فتاح علام : her şeyi çok iyi bilen ve her şeye en uygun şekli verip ortaya çıka-ran (Allah c.c.)

    Fettahiyet فتاحیت : fethedicilik, her şeye uygun şekiller vererek ortaya çıkarmak (Allah'ın c.c. bir sıfatı.)

    fetva فتوى : bilgili ve yetkili bir kimse tarafın-dan, bir olay veya konu hakkında dinin hük-münün ne olduğunun genel bir şekilde açık-lanması, bu konuda verilen genel karar

    fetva-yi mahz فتوای محض : tam fetva, herkesi bağlayıcı fetva (bak. fetva.)

    fetvaci فتواجی : fetva veren (bak. fetva.(

    fevahis فواحش : fahiş işler, çok kötü ve haram

    olan işler ve davranışlar

    fevaid فوائد : faydalar

    dalar fevaid-i dünyeviye فوائد دنیویه : dünyaya ait fay

    fevaid-i medeniyet فوائد مدنیت : medeniyetin faydaları

    fevaid-i tenvirive فوائد تنويريه : aydınlatmakla ilgili faydalar

    YanıtlaSil
  96. void uhreviye

    269

    Comi Dac

    id-i uhreviye فوائد أخروية: ahiret hayatıyla faydalar

    adsl فواصل :fasıllar, sonuç hükümleri, durak

    Nimleri

    levatih 1 فوائح.son verişler, sonlandırmalar, aerdirişler 2.başlangıçlar

    فرح dalga 2 bölük, grup, topluluk

    love feve فوح فوح: dalga dalga, peş peşe, ardar-

    leveran 1 فوران.kaynama, fışkırma, köpürme, aşkınlık, öfkeyi taşkın hareketlerle ortaya ma 2 (mec.) öfkeden köpürme, parlama,

    leveranstaşkın, çoşkulu

    ksyüksek, yukarı

    tevkalade (fevk-alade فوق العادةolagaustü, Mlinen ve alışılagelenin üstünde

    kaladelik فوق العاده لك olağanüstülük, ola-gan üsütü nitelik

    levkalgaye (fevkal gaye فوق الغاية gayet üs-tün, son derece üstün

    fevkalhad (fevkal hadırsız

    fevkalkanun (fevk-al kanun فوق القانون : kanun dışı, kanunsuz

    fevkalkül (fevk-al küll( 1 فوق الكل.hepsinin üstünde, bütününün üstünde 2.bütünü kap-sayia

    fevkalme'mul (fevkal memul فوق المعمل

    umulanın üstünde, umulmadık, umulmadık şekilde

    fevkazzaman (fevkaz zaman فوق الزمان : za man üstü, zaman ötesi; geçmiş, şimdi ve ge-lecek gibi zaman şartla-rından bağımsız

    fevkaniyet olma 2.üstünlük 1 فوقانیت.üstte olma, yukarıda

    fevkiyat 1: فوقیت.üstünlük 2.üstte olma, yuka-rıda olma

    fevt 1: فرت.ölüm 2.kaybolma, ortadan kalkma

    fevt olmak 1 فوت اولمق.ölmek 2 ortadan kalk-mak, kaybolmak

    feware قراره : fiskiye su fışkırtıcısı; arteziyen

    fevz 1: فوز.kurtuluş selâmet 2.başarı, zafer

    fevzi necat فوز نجات : selamet ve kurtuluşa ulaşma başarısı

    levza فرضی : kargaşa, karışıklık, herkesin ken-di başına buyruk hale gelmesi, kanun ve kural tanımazlık, anarşi

    YanıtlaSil
  97. 39

    Fevzi Paşa

    fevza-i ara فرضاء آرا : fikirler ve reylerin karga-şası, kural ve prensiplere uymadan düşünce ve kanaatların ileri sürülmesi

    Fevzi Paşa فوزی پاشا : Mareşal Fevzi Çakmak( (Mi. 1876-1950) M.Kemal ve İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlıkları döneminde genel kur-may başkanlığı görevini yürütmüş Türk ma-reşali. Askeri ortaokul (askeri rüşdiye) ve askeri liseyi (Kuleli Askeri İdadisi) bitirdi. Bu arada anne tarafından dedesi Hacı Bekir Efendi müftü idi. Ona Arabça, Farsça ve fıkıh dersleri (İslam hukuku) verdi ve bu alanda yetiştirdi. On yedi yaşında (1893) Harbiye Okuluna girdi. Orayı bitirince Erkan-ı Har-biye okuluna (Harb Akademisine) girdi ve 22 yaşında kurmay subay oldu (1898). Albay rütbesini alıncaya kadar Balkanlardaki askeri birliklerde görev yaptı. 1915 Çanakkale Sava-şı'nda Anafartalar Gurubu komutanı oldu. Bu görevindeki başarısından dolayı çeşitli liya-kat, imtiyaz ve harb madalyaları aldı. Çanak-kale Savaşından sonra Doğu cephesinde görev aldı, 2.Kafkas kolordu komutanı oldu (1916). Bir süre sonra Filistin Cephesi 7. Ordu komu-tanlığına getirildi (1917). Sina savaşlarındaki başarısından dolayı nişan ve sefer kıdemi aldı ve korgeneralliğe (ferikliğe) yükseldi. 1920'de Savunma Bakanı (Harbiye Nazırı) oldu. Mil-li mücadele için gerekli bir çok araç ve gereci gizlice Anadoluya iletilmesinde önemli hiz-metler yaptı. 1920 yılında İstanbul'daki göre-vinden ayrılarak Anadolu'ya geçti ve kurtuluş hareketine katıldı. Bunun üzerine İstanbul hükümeti, Fevzi paşa'nın rütbelerinin ve ni-şanlarının geri alınmasına karar verdi. İdamı için de fetva çıkarttı (26 Mayıs 1920). İstan-bul hükümetinin bu kararı, aslında politik bir karardı. Çünkü İstanbul işgal altında idi ve Anadoludaki kurtuluş hareketine karşı İstanbuldaki padişah hükümeti tavır almış görünmek zorundaydı. Aksi halde işgal kuv-vetleri doğrudan müdahale edebilirdi. Onun için İstanbul hükümetinin işgal kuvvetleri komutanlığını yatıştırıcı bir politika gütmesi gerekiyordu. Nitekim, Ankara müftülüğü de, İstanbul'da alınan bu ve benzeri idam fetva-larının, düşman işgalinin baskısı altında alın-mış fetvalar olduğu gerekçesiyle geçersizliğini duyuran fetvalar verdi

    Fevzi paşa Ankara'da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisine katıldı. Meclis onu savunma bakanlığına ve bakanlar kurulu başkanlığına

    F

    YanıtlaSil
  98. 738

    HADIS-I ŞERİFLER

    2) Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:

    «Ayı görmekle orucunuzu tutunuz.. Ve ayı görmekle orucu-nuzu bozunuz.. Size bulutlu bir durum hasıl olursa, şaban ayını 30'a tamamlayınız..>>

    Bu Hadis-i Şerif harf sırasına göre tertib edilen 714 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. Ravileri de aynı..

    مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غفرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ، وَمَنْ قَامَ لَيْلَة الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غَفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ . ۳

    ( رواه أبو هريرة )

    3) «Her kim, ramazan ayını inanarak, sevabını Allah'tan bilerek oruç la geçirirse; geçmiş günahları bağışlanır..

    Her kim, kadir gecesini inanarak, sevabını Allah'tan bilerek ih-ya ederse; geçmiş günahları bağışlanır..>>>>

    *

    **

    Bu Hadis-i Şerifler, 20. derste de geçtiği için burada fazla izaha 10-zum görmüyoruz.. Orayı da okumalı.. Ravileri de aynıdır..

    كل عمل ابْنِ آدَمَ يُضَاعَفُ . الحسنة بعشر أمثالها إلى سبعمائة ضعف ، قَالَ الله تعالى : إِلا الصَّوْمَ فَإِنَّهُ لِي ، وَأَنَا أَجْزِى بِهِ . يَدَعُ شَهُونَهُ وَطَعَامَهُ وَشَرَابَهُ من أجلى . لِلصَّامِ فَرْحَتَانِ : فَرْحَةٌ عِنْدَ فِطْرِهِ ، وَفَرْحَةٌ عِنْدَ لِقَاءِ رَبِّهِ . وَتَخَلُوف فم الصائم أَطْيَبُ عِنْدَ اللهِ مِنْ رِيح المِسْكِ ، والصِّيَامُ جُنَّةُ ؛ وَإِذَا كانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ فَلَا يَرْفَتْ وَلَا يَصْخَبْ ، فَإِنْ سَابَهُ أَحَدٌ أَوْ قَاتَلَهُ ، فَلْيَقَلْ إِنِّي أَمْرُو صائم .

    ( رواه الشيخان )

    4) «Ademoğlunun her -iyi- ameli kat kat -sevab getirir.. On

    kattan, yedi yüz kata kadar..

    Allah-ü Taâlâ buyurdu ki:

    Ancak oruç benim içindir; onun ecrini ben veririm.. Çünkü o arzusunu ve yemesini benim için bırakır..

    Oruçlu için iki ferahlık vardır: Bir ferahlık, iftar zamanı.. Bir fe-rahlık da, Rabbına kavuştuğu zaman..

    Gerçek şu ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında miskten daha

    temizdir.

    YanıtlaSil
  99. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    739

    Oruç, bir kalkandır. Herhangi biriniz, oruç tuttuğu gün, kötü söz söylemesin, bağırıp çağırımasın.. Eğer biri ona söver ve kavga

    ederse; şöyle desint Ben oruçlu bir kimseyim..>>

    Şayet oruçlu olduğunu söylemekle beláyı def edeceğine inanıyorsa söylesin; aksi halde lüzumsuz olur..

    Ravi: BUHARI ve MÜSLIM.. Menkıbeleri.. 2. ve 5. Hadis-i şerifte..

    الدرس السابع والاربعون في الحج

    قال الله تعالى : وَلِلهِ عَلى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً ، وَمَنْ كفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِي عَنِ الْعَالَمِينَ . ۱

    KIRKYEDİNCI DERS

    HACCA DAİR

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    <>>

    Hac, İslamın şartlarından bir tanesidir. Hac kendisine farz olan kim-se, haccını eda etmediği takdirde günahkar olarak ölür.. ALIIMRAN suresinin 07. Ayetinden..

    وقيل لرسول الله صلى الله عليه وسلم أى العَمَلِ أَفْضَلُ ؟ قَالَ : إيمان بالله ورسوله ، قيل : ثم ماذا ؟ قال : الجهاد في سبيل الله ، قيل ثم ماذا ؟ قال : حج مبرور .

    ۲

    YanıtlaSil
  100. MECELLE-İ AHKAM-I ADLİYYE

    250

    telef olmasından havf olunsa bile rey-i hâkim ile satılabilir; amma hod-behod mürtehin satsa zâmin olur.

    MADDE 760 - Deynin vakt-i edası hulûl ettikde rehni satmak üz-re râhin mürtehini ya adli yahut başka birini tevkil etse sahih olur. Ve artık râhin ol vekili vekaletden azledemez. Ve râhin ve mürte-hinden birinin vefatiyle dahi münazil olmaz.

    MADDE 761 Rehni bey'e vekil olan kimse deynin vakt-i edası hulûl ettikde rehni bey' ile semenini mürtehine teslim eder. Ve eğer ibâ ederse rehni satmak üzre râhine cebrolunur. O dahi ibâ ve inad ederse hâkim satar.

    Ve eğer râhin yahut veresesi gaib bulunursa rehni satmak üzre vekile cebr olunur. Ve inad ederse hâkim kendi satar.

    YanıtlaSil
  101. KİTAB'ÜL-EMANAT

    KİTAB-I SADİS

    Emanat hakkında olup bir mukaddime ile üç babı müştemildir.

    Mukaddime

    Emanâta müteallik ıstılahât-ı fıkhiyye beyanındadır.

    MADDE 762 Emanet, emin ittihaz olunan kimse nezdinde bulu-nan şeydir. Gerek vedia gibi akd-i istihfaz ile emanet edilsin ve gerek mecûr ve müsteâr gibi bir akd zımnında emanet olsun ve gerek bir gûna akd ve kasd olmaksızın bir kimsenin yedine ema-net geçsin. Nitekim rüzgâr ile bir kimsenin hanesine komşusunun bir malı düşse akid olmadığı cihetle ol mal hane sahibi nezdinde vedia olmayıp fakat emanetdir.

    MADDE 763 Vedia, hifz için bir kimseye ida' olunan maldır.

    MADDE 764 Ida' kendi malının muhafazasın diğere ihale et-mektir ki ihale eden kimseye dal'ın kesriyle müdi ve kabul eden kimseye vedi ve dal'in fethiyle müstevda' denilir.

    MADDE 765 Ariyet, meccanen ya'ni bila bedel menfaatı temlik olunan maldır ki muâr ve müsteâr dahi denilir.

    MADDE 766 lâre, áriyet vermekdir ki, veren kimseye muir de-nilir.

    MADDE 767 İstiâre, ariyet almakdır ki, alan kimseye müsteir denilir.

    BAB-I EVVEL

    Emânâta dair bazı ahkâm-ı umumiyye beyanındadır.

    MADDE 768 Emânet mazmun değildir.

    YanıtlaSil
  102. 270

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    adama (25), benim Hadislerimden bir Hadis söylenecek (26), emir-lerimden bir emir, nehiylerimden bir nehiy gelip erişecek te, o, (27) (Ben, bunu, yüce Allah'ın Kitabında bulamadım! (28)

    Siz, şu Kur'ân'a bakınız: Onda helâl bulduğunuz şeyleri helâl, haram bulduğunuz şeyleri de, haram olarak kabul ediniz!>>

    «Biz, Kur'ânda bulduklarımıza tâbi oluruz!» (29)

    «Sizinle aramızda hakem, yüce Allah'ın Kitabıdır.

    Biz, Onda helâl bulduğumuz şeyleri helâl, haram bulduğumuz şeyleri de, haram kabul ederiz!» diyecektir.» (30)

    «Sünnet, ikidir:

    1. Farz hakkında olan Sünnet,

    2. Farz hakkında olmayan Sünnet.

    Farz hakkındaki Sünnet'in aslı, Kitabullâhdadır.

    Ona yapışmak, hidâyet, onu bırakmak, dalålet ve sapkınlıktır.

    Farz hakkında olmayan Sünnetin aslı Kitabullâhda yoktur.

    Ona yapışmak, fazilettir, onu bırakmak, günah değildir.»

    «Ümmetim bozulduğu zamanda Sünnetime sarılan kimse için, Şe-hid ecri vardır!>>>

    «Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecektir ki, o zamanda, helâl olan üç dirhemden, veya kendisile görüşülüp konuşulacak bir kar-deşten veya amel edilecek bir Sünnetten daha aziz, daha şerefli bir şey bulunmayacaktır!» buyurmuştur. (31)

    Sünnete başvuımak, uymak, yüce Allah'ın emri gereğidir.

    Kur'ân-ı Kerimde bu hususta şöyle buyrulur:

    «Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz! Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de, itaat ediniz!

    Bir şey hakkında çekiştiğiniz zaman eğer Allah'a ve Ahiret gü-nüne inanıyorsanız hemen onu, Allah'a ve Peygambere döndürü-nüz!

    Bu, hem hayırlı, hem netice itibârile daha güzeldir. (32)

    (Sizden olan Emir sahipleri din âlimleri ve Fakihler) demektir.

    Mâce Sünen c. 1, s. 6 (25) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 8, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 200, İbn-i

    ( 26) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 8, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 6

    (27) Ebû Davud Sünen c. 4, s. 200, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 7

    (28) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 8

    (29) Ebû Davud Sünen c. 4, s. 200, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 7

    (30) İbn-i Máce Sünen c. 1, s. 6

    (31) Taberânî'den naklen Heysemi Mecmauzzevaid c. 1, s. 172

    (32) Nisa: 59

    YanıtlaSil
  103. PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET SÜNNET

    271

    (Allah'a ve Resûlulullah'a itaat ta, Kitab ve Sünnete täbi olmak) demektir. (33)

    Peygambere Itaat eden, Allaha itaat etmiştir...» (34)

    ....Peygamber, size ne verdiyse, onu, alınız!

    Size, neyi yasakladıysa, ondan da, sakınınız!

    Allah'dan korkunuz!

    Çünki, Allah'ın azabı çetindir.» (35)

    And olsun ki: Resûlullah'da sizin için, Allah'ı ve Ahiret gününü ummakta olanlar için, Allah'ı çok ananlar için güzel bir imtisal nü-mûnesi vardır. (36)

    Peygamberimiz de, bir Hadis-i şeriflerinde:

    Ben, size neyi emr etmişsem, onu, alınız!

    Sizi, neden nehy etmişsem, ondan, da, sakınınız!» buyurmuşlar-dır. (37)

    Peygamberimizin Kitab ve Sünneti Eshaba Öğretmesi:

    idi. Peygamberimizin Mescidi, Eshab-ı kiramı yetiştiren bir Medrese

    Büyük, küçük, kadın erkek herkes, Peygamberimizin Mesciddeki va'aları, hutbeleri ve feyizli sohbetlerile Kitab ve Sünnet hakkında aydınlanmakta ve yetişmekte idiler.

    Abdullah b. Amr ve Enes b. Malik'in bildirdiklerine göre: Pey-gamberimiz, mühim bir söz söylediği zaman, iyice anlaşılsın diye, onu, üç kerre tekrarlardı.

    Abdullah b. Mes'ud da «Resûlullah Aleyhisselâm, va'z ve nasihat-tan bize bıkkınlık gelmesin diye halimize bakıp ona göre gün ve saati kollardı. der. (38)

    Kadınlar da, Peygamberimize «Yâ Resûlallah! Sözlerini dinlemek

    İçin, erkeklerden, bize meydan kalmayor.

    Kendin, bize bir gün tahsis et!» dediler. (39)

    Bir kadın da «Erkekler, Senin sözlerini dinlemeğe gidiyorlar.

    Kendin, bize bir gün tahsis et. Yanına gelelim de, Allah'ın, Sana öğrettiği şeyleri bize öğret!» dedi.

    Peygamberimiz «Filan gün, filan saatte, filan yere toplanınız!>>> buyurdu.

    (33) Dârimi Sünen c. 1, s. 63, Taberi Tefsir c. 5, s. 147

    (34) Nish: 80

    (35) Hagr: 7

    (36) Ahzab: 21

    (37) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, a. 247, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 3

    (38) Buhari Sahih c. 1, s. 25, 32

    (39) Buhari Sahih c. 1, s. 34

    YanıtlaSil
  104. سور القی (۲۰۱۷)

    صوره بوحملة شرطيه يك شرط و جزاء من هر انکی حمله ی آراسنده لزومان وجودی اور دکور احداثه الله نورك ذهاب راننده هم الروم لور و غبور بناء علیم نوکر لی لزومی طاری - صفاری کو شرمك ايجون بعض مقتدر جماله الدره احتیاج دار در شویله که

    وقتا که آتس او ناري اشيق لاند يردى او نكرده استقلاند يار فقط انه اهمیت و برود یا قطه این دیار و او نعمتك قدرني سالون دوام التقدير مديار او ده موندی کنندی اون خیالی محافظه التحكم من عملت عدم دوانی است الزام اید. عدم دوام ایسه انطفانی، یعنی سوغه منی است الزام اودر نور پریزان سویونمیانه او غرار قاری فراند نه موكر. (وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمات ) جمله سيله، ظالمان دوشمن کی ایکنجی بر خسرانه معروض قالد قارينه اشارت ايد بالمدر.

    الا ببصرُونَ) حمله می ایس، او چنجی بر فرا نارینه اشار در چون که انسانه ظالمه دو شهر که بولی مالی ایتدیگی زمان، آر قد اشترین و اشتراستی کور مطاله به درجه متلی اولور فقط بوزاری ده کور مدیگی کی اونك او قرا گلنده طوری و یورو می بر مصیبت و بر و هندر

    اصة بكُمْ عَلَى فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ ) يعني [ صاغي، لال، کور اولوب دونه مزلی بر انان، بولیه زبان دو شدیگی زمانه (درت جهت انه) امیدوار و متلی اولد علي

    برنجیسی ) کویلی خلقندن و یا کچن بولجي اردن برسش کیر ده، اوتش واسطه سیاه پولنی بولوں کو رمان امیدنده اولور حالبو که کیجه می ساکت و ساکن تشن و صدا از بر کنجه اولد يفندن و دهانه ها عمران آراینده فرقه قالمان. بوجهتدن اميد ينك كسيك اولديغنه اشار تا قرآن کریم (صفر) قالعه می دیمشو.

    (ایکنجیسی ) اگر ما غیر وب یاردیم ایسترسه، بلکه براشید به اولورده اونا قورتولم سنه کویر دیده بر مید بسام به مالی فقط کیجه ی صاغير اولدیفی ایجون، دیلهای دیاسر بر در بور جانی ده كمك الجون (نت) و بنها مشدر

    او منجیبی ] کیده جگی جهتا بولنی تخمیناً تعيين ايتمك و كوروك ايجون به علامت، بر آنهم بر بهارديز آزار، متلی اولور. حالبوکر کیجه ی اویله ظاعت لیدر که کوزلی - کوزین بر اولور او آدمان بوامانی سوندیر مان اینجون (شمی) دینه المدر.

    در دنجیبی ) او بلادن فورتولوب رجوع ایمان ایچونه وار قوتیانه چالیشم قد به ما عدا به چاره فالا بعضی

    YanıtlaSil
  105. عدم دوام

    Adem-i devam: Devam etmeme

    بناءً عليه

    Bindenaleyh: Bunun üzerine

    جوا

    Ceza: Şayet gibi şart edatıyla başlayan cümlenin ikinci kısmı

    جهت

    Cihet: Yön

    جُمْلَهُ شَرْلِيهِ

    Cümle-i şartiye: Şâyet gibi bir edâtla başlayan cümle

    آمل

    Emel: Arzu

    خضرآن

    Hüsran: Zarar

    انطفا

    İntifa: Sönme

    استلزام

    İstilzam: Gerektirme

    إضائة

    İzac: Işıklandırma, aydın-latma

    ماعدا

    Maada: Başka

    مقدر Mukadder: Zikredilmedi-ği halde sözün gelişinden anlaşılan

    مُتَلَى

    Müteselli: Teselli bulan

    رجا

    Reca: Ümid

    رجوع سايت

    Rich: Geri dönme

    Sakit: Susan

    شَرْطٌ

    Şart: Şayet gibi şart edátıyla başlayan cümlenin birinci kısmı

    تعيين

    Ta yên: Belirleme

    اميدوار

    Ümidvar: Ümidli

    وَحْشَتْ

    Vahşet: Ürküntü, yalnızlık

    ذهاب

    Zehab: Gitme, bir fikirde olma

    ظلمات

    Zuliimat: Karanlıklar

    YanıtlaSil
  106. Sonra bu cumle-i sartiyenin, sart ve ceză denilen hoi comlesi araunda lüzümun vücfida lazimkan izde ile nûrun zehiin araunda hiçbir lozim Binaenaleyh hu gizli lazimu dranya kamp göstermek için bazı mukadder cumleios

    ihtiyaç vardır. Söyle ki

    Vakta ki ateş onları ışıklandırdı. Onlar da anda Fakat atese chemmiyet verip muhafaza etmedia. Ve o ni'metin kadrini bilip devam ettirmediler 4 söndü gitti. Evet, ziyayı muhafaza etmekten gilin

    adem- devamını sulzám eder. Ademi devam ise intifaum, yam sonmesin intizam eder Nürlarının sönmesiyle uğradıkları hüsrandan sonra وترحمة في المان cümlesiyle, zulumăta düşmek gibi ikinci bir hüsrana matiz kaldıklarına işaret edilmiştir.

    أيوة cümlesi ine, üçüncü bir hüsranlarına işareste Çünki insan zulmete düşmekle yolunu gab ettiği zaman, arkadaşlarını ve eşyasını görmekle by derece müteselli olur. Fakat bunları da görmedi w onun o karanlıkta durması ve yürümesi bir musibet ve bir vahşettir.

    سنة بكة على قمة الريموت Yani "Sajor, lal, kör olup dönemezler." Bir insan, böyle bir belaya düştüğü zaman, dört cihetle ümidvar ve müteselli olabılır.

    Birincisi: Köylü halkından veya geçen yolculardan

    bir ses gelir de, o ses vasıtasıyla yolunu bulup görmek ümidinde olur. Halbuki gecesi säkit ve såkin, wez ve sadásız bir gece olduğundan, o adamla bir salona arasında fark kalmaz. Bu cihetten ümidinin kesk

    olduğuna işareten Kur'ân-ı Kerim kelimesini demar İkincisi: Eğer çağırıp yardım isterse, belki bir isten olur da onun kurtulmasına gelir diye bir ümid besleyebilir Fakat gecesi sağır olduğu için, dilli-dilsiz birdır Bu recasını da kesmek için denilmiştir

    Üçüncüsü: Gideceği cihetin yolunu tahminen ta'yis etmek ve görmek için bir alåmet, bir ates, bir yıldız arar, müteselli olur. Halbuki gecesi öyle zulmetlidir ka gözlü gözsüz bir olur. O adamın bu emelini söndürmek için عمر denilmiştir.

    Dördüncüsü: O belådan kurtulup rücú etmek için var kuvvetiyle çalışmaktan måada bir çare kalmadijp

    YanıtlaSil
  107. 226

    GIYBETİN KÖTÜLÜĞÜ

    2. Açıkça günah işleyen kimse.

    3. Bid'atçı olan kimse.

    kötülemek diğer insanları uyarmak açısından giybet sayılmazsa da beden-Her ne kadar bunların yaptıklarını ve düşünce yapılarını eleştirip, sel kusurlarından dolayı onları kınamak da gıybettir.

    Fakih diyor ki:

    Dört çeşit gıybet vardır:

    1. Küfre götüren gıybet.

    2. Münafıklığa sebep olan gıybet.

    3. Günah olan gıybet.

    4. Mübah olup, yapana sevap kazandıran gıybet.

    Küfre götüren gıybet şudur:

    Bir kimse gıybet ederken kendisine, gıybet etme denildiğinde o der

    ki:

    -Bu yaptığım gıybet değil ki, ben doğruyu söylüyorum.

    İşte onun bu sözü Allah'ın haram kıldığı bir davranışı helal kabul et-mek olduğu için kendisini küfre götürür. Bu duruma düşmekten Allah'a sığınırız.

    Kişinin münafık olmasına sebep olan gıybet şudur:

    Bir kişinin adını vermeden arkasından konuşmak, bunu yaparken de kendisinin takva sahibi biri olduğu ve gıybet etmemek için ilgili şahsın ismini vermediği görüntüsünü vermeye çalışmak.

    Günah olan gıybet şudur:

    Günah olduğunu bilip, kabul ederek isim vererek başkasının arkasın-dan konuşmak. Bu kişinin günahtan kurtulmak için tövbe etmesi gerekir.

    Mübah ve sevap olan gıybet:

    Açıkça günah işleyen veya bidatlerin peşinde koşan insanların bu ha-lini başkalarına anlatmak sevaptır. Böylece başkaları da onların kötülü-ğünden korunmuş olur.

    Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Açıkça günah işle-yenlerin bu halini başkalarına anlatın ki, kendilerini koruyabilsinler."

    Fakih anlatıyor:

    Beyhaki, Kübra, 10/210

    YanıtlaSil
  108. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    227

    Babamdan dinlemiştim o, şöyle anlatıyordu:

    Kendilerine kitap verilmeyen Peygamberlerden (nebiler) bir kısmı rüya yoluyla vahiy alırlar, bir kısmı da herhangi bir şey görmeksizin ses duyarak kendilerine vahiy gelirdi.

    Rüya yoluyla kendisine vahiy gelen nebilerden biri bir gece bir rüya gördü. Rüyasında kendisine şöyle denildi:

    Sabahleyin karşına ilk çıkan şeyi ye, ikinci olarak karşına çıkanı sakla, üçüncü olarak karşılaştığını kabullenip koru, dördüncü çıkanı üz-me, beşincisinden kaç.

    Sabahleyin yola koyulduğunda karşısına koca bir dağ çıktı. Şaşırıp, durakladı ve şöyle söylendi:

    Rabbim karşıma ilk çıkanı yememi emretti, bunu nasıl yerim ki? Biraz sonra kendi kendine, "Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez" diyerek onu yemeye karar verdi. Yemek için dağa yönelince dağ gözünde küçülmeye başladı, yaklaştıkça daha da küçüldü. Nihayet ya-nına varınca onu küçücük bir lokma olarak gördü, kendisine baldan tatlı geldi. Bunun üzerine onu yiyip, Allah'a hamd etti.

    Yürümeye devam etti. Biraz sonra altın bir tabak gördü. Allah bunu gizlememi emretti deyip, kazdığı bir kuyuya onu gömdü. Yoluna devam etti. Biraz sonra geri dönüp baktığında gömdüğü altın tabağın toprağın üstüne çıktığını gördü. İki veya üç defa geri dönüp onu gömdü ama geri dönüp baktığında her defasında tabağın yerin üstüne çıktığını gördü. Bu-nun üzerine ben görevimi yaptım deyip yoluna devam etti.

    Az sonra bir kuş gördü, arkasından süzülen bir şahin onu yakala-maya çalışıyordu.

    Kuş şöyle dedi:

    Ey Allah'ın Peygamberi bana yardım et. Bunun üzerin kuşu alıp, elbisesinin içine sakladı.

    Ardından şahin gelip dedi ki:

    Ey Allah'ın Peygamberi ben açım ve sabahtan beri bu kuşun peşindeyim, benim rızkıma engel olma!

    Bunu duyan Peygamber kendi kendine şöyle düşündü:

    Ben karşıma üçüncü çıkanı alıp korumakla emr olundum ve bunu yaptım, ama dördüncüyü de üzmemem emredildi. Dördüncüsü ise bu şa-hindir. Şimdi ne yapsam acaba! Kısa bir tereddüd geçirdikten sonra eline

    YanıtlaSil
  109. BAKI BILLAH HAZRETLERİ'NDEN

    SOZLER

    ان الحسنا يذهبن السينا

    ASLANDAN KAÇAR GİBİ!

    Kalbinde mârifet-i ilâhiyye isteği olmayanlarla sohbet etme, ar-kadaşlık yapma!

    İlmini; makam, mevki ve övünmek için vesile edinen âlimlerden, aslandan kaçar gibi kaç!

    (Evliyalar Ansiklopedisi, VIII, 359)

    Dâimâ abdestli olup helâl yemek çok mühimdir.

    Gıybet, söz taşımak, mü'mini hor görmek, müslümana düşman olmak, kin tutmak, eli altında olanlara kızmak ve sert davran-mak gibi bütün günahlardan sakınmak lâzımdır.

    Bizim yolumuzun esâsı budur. Bunlar olmadan yapılan iş, rızâ-yı ilâhîye uygun olmaz. Bu sayılanlarda bir kusur ve ihmâl olursa, hemen tevbe ve istiğfâra sarılarak büyüklerin verdiği vazifelere daha sıkı yapışmalıdır ki;

    <<<...Muhakkak ki iyilikler kötülükleri giderir...» (Hüd, 114) âyet-i kerîmesinin sırrı ortaya çıksın... (Evliyalar Ansiklopedisi, VIII, 359)

    YanıtlaSil
  110. SAADETTEN GÜNÜMÜZE DİDAYET BERBERLERİ

    YÜKSEK TEVAZU

    Kalp kırıklığı (inkisâr) ve kendini kusurlu görme hâli Bâkî Billâh Hazretleri'ni öylesine istîlâ etmişti ki talebelerinden biri bir hata işlese;

    "-Bunlar bizim fena sıfatlarımızın akisleridir. Bizdeki fenalıklar on-lara da aksediyor. Onlar ne yapabilir, ellerinden ne gelir ki!" buyurur ve hemen kendi hâlini gözden geçirerek herhangi bir ihmâlinin olup olmadığına bakardı.

    FUKARAYA GÖTÜRÜN!

    Muhammed Bâkî Billâh in-sanlara ve hayvanlara karşı çok merhametliydi.

    Lâhor'da kıtlık olduğu bir devirde kendisine yemek getirenlere;

    "-İnsanlar açlıktan can verirken bizim yemek yememiz münasip değildir." diyerek gelen yiyecekleri fakirlere göndermişti.

    (Kişmi, Zübdetü'l-Makāmát, s. 19-21)

    280

    YanıtlaSil
  111. BEYDOLLAR AMAR

    BAZRETLENI

    DURAK DURAK MUHASEBE

    Hâce Ubeydullah Horasan'a gitmek için izin isteyen bir dervişe şöyle nasihat etti:

    "Alâüddîn Gucdüvânî Hazretleri'nden ayrılırken bana demişti ki:

    Yolda giderken kendi kendine söz ver;

    <<<-Filân mevkie varıncaya kadar mânevî hâlimi muhafaza edece-ğim, gafil olmayacağım.» de!

    Tayin ettiğin yere vardığın zaman bir başka yer daha kararlaştır ve oraya kadar yine gafletten uzak dur. Bu minval üzere, yer yer, durak durak zikir hâlini muhafaza etmek için gayret et! Kalbî huzur ve mânevî uyanıklık sende meleke hâline gelinceye kadar bu usûle devam et!" (Reşahat, s. 474)

    Her geçen saatimizi kontrol etmeli, gafletle mi yoksa huzurla mı geçirdiğimizin hesabını yapmalıyız. Buna muhasebe denir.

    Şayet vaktimizi gafletle geçirmişsek, hemen dönüp amel-i sâlihle-re devam etmeliyiz. (Reşahât, s. 74)

    YanıtlaSil
  112. AIRES

    NEFESİ ҮІКАМАҚ

    Bu yolda nefesi zikrullah ile yı-kayıp muhafaza etmek ve buna çok ehemmiyet vermek gerekir.

    Yani her nefesin kalbi huzur ve mânevî uyanıklık için-de sarf olunması lazımdır.

    (Reşahåt, s. 63)

    Eğer, kalp huzuru, insanda sıhhatli ve genç iken meleke hâline gelmezse, ihtiyarlıkta dimağ ve beden zâfiyetinin ortaya çıkması sebebiyle bunun kazanılması daha da zorlaşır. (Reşahât, s. 156)

    AKAİD ESAS ÖLÇÜ

    أهل السنة والجماعة

    Bütün håller ve vecdler bize verilmiş olsa, ama iç dünyamızda Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat îtikādı olmasa, bütün bu hâlleri sadece rezillik olarak görürüz.

    Bütün eksiklikler ve kusurlar içimizde olsa, fakat iç dünyamız Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat inancı üzere dosdoğru olsa, bunda bir beis

    görmeyiz. (İmâm-ı Rabbani, Mektůbât, 1, 578, no: 193)

    İTİDAL

    Fazla açlık ve uykusuzluk, akla zarar verir. Böyle bir akıl da hakikati idrakten âciz kalır. Bu yüzden bazı riyázat ehlinin keşiflerinde hatalar vâkî olmuştur. (Reşahât, s. 518)

    YanıtlaSil
  113. İSTANBUL'UN FETHİ'NDE

    Ubeydullah Ahrâr Hazretleri'nin, Orta Asya'dan tayy-i mekân ede-rek İstanbul'un fethine iştirak ettiğini, torununun oğlu Hâce Muhammed Kasım şöyle nakleder:

    "Ubeydullah Ahrâr, perşembe günü öğleden sonra ânîden atı-nın hazırlanmasını emretti. Atına binip süratle Semerkant'tan dışarı çıktı. Talebelerine;

    <<<-Siz burada oturunuz!>> buyurdu.

    Mevlânâ Şeyh isminde bir talebesi, kendisini bir müddet takip etti. Ubeydullah Ahrar Hazretleri'nin, atının üzerinde bir sağa, bir sola meylinden sonra kaybolduğu haberini verdi. Ubeydullah Ahrâr bir müddet sonra döndü. Talebeleri, heyecanla bu ânî yolculuğun hikmetini sordular. O da;

    <<<-Türk sultanı Mehmed Han, benden istiânede bulundu (yardım talep etti). Ben de O'na yardıma gittim. Allâh'ın izniyle zafer kazanıldı.>> buyurdular."

    YanıtlaSil
  114. UREYDULLAH AHRARHA

    بسم اله الرحمن الرحيم انا فمالك محامينا ليغفر لك الله ما تقدم من شباك المعرفة العمته علي مهديك ما وينصرك الله نصر الفون

    Ubeydullah Ahrar Hazretleri'nin torunu Hace Abdülhadi şöyle anlatır:

    "İstanbul'a gittiğimde Sultan İkinci Bayezid şöyle demişti:

    -Babam Fatih anlattı:

    <»e vur ve bütün askere hücum emrini ver!'

    Ben de aynen öyle yaptım. O pîr de, ordusu ile hücuma iştirak etti. Feth-i mübin gerçekleşti.>>"

    (Bkz. Mevlână Şeyh, Menákib- Hace Ubeydullah Ahrar, vr. 4b-5a; Câmi, Nefahatul-Ons, [Lá-mil Çelebi kısmı), s. 566-567; Taşköprüzåde, eş-Şakäikun-Numaniyye, s. 157-158; Mecdi Mehmed, Hadaiku'ş-Şakäik, s. 272-273; Hoca Sådeddin, Tacu't-Tevarih, 1, 410-411)

    YanıtlaSil
  115. Şefaat ve Cennet

    İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    Ben şefaat etmek ile ümmetimin yarisms Cennete girmesi arasında bir tercih yapmam b susunda serbest bırakıldım. Ben şefaati terc ettim. Çünkü o daha umumî ve maksadı dah çok karşılayıcıdır. Siz şefaatin takva sahi mü'minlere mi edileceğini sanıyorsunuz? Hay bilakis o günahkâr, manen kirlenmiş çok ba işleyenler içindir.

    İbni Mace, Zühd: 31

    ***

    Peygamberimiz (asm) ve Cennet

    Enes (ra) Resulullahın (asm) şöyle buyurdu ğunu rivayet etmiştir:

    Ben Cennet kapısına gelir, açılmasını isterim Cennet bekçisi Hazin, "Sen kimsin?" der. Bell. önce hiç kimseye kapıyı астатakla emrolun "Muhammed'im" derim. O şöyle der: "Senden dum."

    Müslim, Iman: 333: 140

    bi

    YanıtlaSil
  116. Ahiret Hayatı /179

    (nes (ra) rivayet etmiştir:

    Cennet kapısını ilk defa ben çalacağım. Ku-banlığı sesten daha güzel bir ses duymamıştır. Mar, o kapı halkalarının kanatlara değerken

    İbnünneccar'dan.

    ***

    La ilahe illallah" diyen Cennete girecek

    Ebu Mûsa (ra) rivayet ediyor ki:

    Size müjde veriyorum. Siz de sonra gelenlere ijde verin ki, Allah'tan başka ilâh olmadığına mimi olarak şahitlik eden kimse Cennete gire-tir.

    ***

    Müsned, 4: 402, 411.

    Enes'den (ra) rivayetle:

    Cennetin fiyatı “Lâ ilahe illallah"tır.

    İbni Adiyy'in el-Kamil'inden.

    ***

    Cennette sıkıntı, üzüntü ve meşakkat yok

    Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:

    Cennete giren nimet görür, sıkıntı çekmez. El-sesi eskimez, gençliği zail olmaz.

    Müslim, Cennet: 21: Tirmizi, Cennet: 2.

    ***

    Abdullah ibni Cafer'den rivayetle:

    YanıtlaSil
  117. SIRR-1 INNA ATAYNA-RMUZAT-I SEMANİYE-MAIDETUL KUR'AN

    6. CİFİR İLMİ VE EBCED HESABI

    Cifir İlmi ile alakalı bazı konuların vuzuha kavuşmasında zaruret var. yeterince inceleme yapmışlar. Biz onların çalışmalarından da istifade ederek Gerçi bu konuda Prof. Dr. Niyazi Beki ve merhum Abdülkadir Badıllı Ağabey konuyu irdeleyeceğiz.

    6.1 CİFİR İLMİ NEDİR?

    Cifir veya cefer, Arapça'da "sütten kesilmiş kuzu, oğlak; içi taşla örülme. miş geniş kuyu" manalarını ifade etmektedir. Istilahta ise, temeli ebced hesa bına dayanan, harflerden ve ibarelerden gaybî haberler çıkarmada kullanılan hususi bir ilimdir. Bazı âlimlerin naklettiğine bakılırsa, Hz. Peygamberin Al-j beytinin muhtaç oldukları bütün gizli bilgiler bir kuzu ve oğlak (cefr) derisi-nin üzerine yazılmış ve bu sebepten bu ilme Arapça'da cefr adı verilmiştir. Cifir ile meşgul olanlara cefrî veya ceffâr denilir. Konuyla ilgili ve özellikle de Ca'fer-i Sadık'a isnad edilen kitaplara da El-Cefr ve'l-Câmi'a adı verilmektedir. Onu için bu ilmin adı hem Keşfu'z-Zünûn'da ve hem de benzer eserlerde bu ad ile anılmıştır. İbn-i Haldun bu ilmin bir disiplin olmaktan ziyade şahsî bir ka-biliyet olduğunu ifade etmektedir.¹

    Bir kısım kaynaklara göre ve genellikle de Ehl-i Beyt âlimlerine göre, Hz. Ali, Kur'an'ın bazı sırlı manalarını Hz. Peygamber'den öğrenerek bunları El-Cefr ve'l-Câmi'a adı verilen iki eserde kuzu veya oğlak derisi üzerine yazmış-tır. Kıyamete kadar meydana gelecek olayların sırlarıyla dolu olan bu kitap-lardaki rumuzlar ancak Al-i beytten gelen âlimlerce çözülebilecektir. Eli-mizde Hz. Ali'ye isnad edilen Kitab'ül-Cefr el-Câm' ve Misbah'un-Nur el-Lâmi adlı eserin 1287 Hicri yılında basılan nüshası da bulunmaktadır. Bazı kay-naklar ise bu kitapları kaleme alanın Hz. Ali değil onun torunu olan Ca'fer-i Sadık hazretlerinin olduğunu ve bunun kaleme aldığı eserlerin ikiye ayrıldı-ğını ifade etmişlerdir:

    Birincisi; El-Cefr'ül-Ahmer yani kırmızı deri üzerine yazılı olanında Hz. Muhammed(s.a.v.)'in manevî silahları mevcuttur. Aynı zamanda geleceğe ait hadiselerin şifreleri de bu kitapta kayd edilmiştir.

    İbn Haldun, Mukaddime, II, sh. 823, 828; Seyyid Muhammed Madî Eb'ül-Azā'im, El-Cefr, Dar al-Kitab el-Sufi, 1990, sh. 11 vd.; Krs. Metin Yurdagür, Cefr Maddesi, TDVÍA, c. VII, İstanbul 1993, sh. 215 vd.

    YanıtlaSil
  118. IŞİRİ TEFSİR VE CİFİR ILMI

    31

    İkincisi; El-Cefr'ül-Ebyad yani beyaz deri üzerine yazılandır ki, bunda ise eski peygamberlerin haberleri, ulema-i beni İsraile ait bilgiler ve bütün muikaddes kitap ve sahifelerle alakalı malumat bulunmaktadır.¹

    Keşfu'z-Zünûn'da, cifir ve ebced ilminin, konunun uzmanları olan mânevíilimlerde derinleşen simalar için birçok esrarın anahtarı hükmünde bulun-duğu ve Hz. Ali tarikiyle özellikle Ehl-i Beyt'e tevârüs eden bir ilim olduğu belirtilmiştir. Bu ilmin eski peygamberlerin kitaplarında da yer aldığına dair rivâyetlere işaret eden Çelebi, "Bu ilme, ancak âhirzamanda gelecek olan Hz. Mehdî, hakkıyle Vakıf olur" diyen bazı âlimlerin görüşlerine de yer vermiştir.2

    Bediüzzaman'ın dikkat çeken yönlerinden birisi, eserlerinde cifir ilmine de yer vermesidir. Eski devirlerde ve günümüzde cifir ilmi hayli tartışılmıştır ve tartışılmaktadır. Bu konuda, şu hususlara dikkat çekmekte fayda görüyo-ruz:

    1. Her şey bizim malumatımıza münhasır değildir. Bir ilmi bizim bilme-yişimiz, olmadığına delâlet etmez. "Onlar, ilmen ihata etmedikleri ve te'vili daha kendilerine gelmemiş şeyi yalanladılar" ayetini unutmamak gereki-yor. (Yunus, 10/39) Kur'an kelimelerinin istikbaldeki bir kısım olaylara işa-retini, çok az müfessirin yazmış olması reddini gerektirmez.

    2. Bu ilim, Kur'an'ın nüzulûnden önce de bilinmekteydi. Mesela, Yahudi-lerden bir topluluk, Hz. Peygamberden (Elif-Lâm-Mîm) şeklinde huruf-u mu-kattaayı duyunca, ebced hesabıyla (harflerin rakam değeriyle), O'nun ümme-tinin ömrünün az olacağına istidlalde bulunur. Hz. Peygamber, diğer huruf-u mukattaalardan okur. Adamlar, her yeni huruf-u mukattaayı duyunca şaşkına dönüp, "Biz senin durumundan bir şey anlayamadık." deyip ayrılırlar.

    6.1.1 Lehinde ve Aleyhindeki Görüşler

    Bazı ilim adamları gaybı bilmeyle alakalı genel kaideyi zedelediği ve Âl-i Beyt'e imtiyazlı bir sınıf olarak bakmaya sebep olduğu için cifir ilminin aley-hinde konuşmuşlardır. Ancak Bediüzzaman'ın da dâhil olduğu ve bir kısmının isimlerini zikredeceğimiz âlimler ise, suiistimal edilmemek şartıyla bunda bir sakınca görmemişlerdir.

    Bedîüzzaman'ın ilm-i cifir hakkındaki şu ifadeleri de çok önemlidir:

    1 Seyyid Muhammed Madî Eb'ül-Azā'im, El-Cefr, Dar al-Kitab el-Sufi, 1990, sh. 13-14.

    2 Kâtib Çelebi, Keşfuz-Zünûn, 1/592.

    YanıtlaSil
  119. 14

    YİRMİDOKUZUNCU MEKTUBUN İKİNCİ MAKAMI

    İşte altı sene sonra, yine Kur'ânın irşadıyla ve İşârât-ül İcaz olan tefsi-rin dokuz آنا nın tevåfuk süretiyle gelen irşadıyla sonra muttali olmuşum.

    Müstensihler ise benden işittikleri vakit, hayret içinde hayrette kaldılar. Nasılki lafz-ı Resûl-i Ekrem ve lafz-ı salavat; Ondokuzuncu Mektůbda, Mucizât-ı Ahmediye'nin bir nev'inin, bir nevi küçük âyinesi hükmüne geç-ti. Öyle de: Yirmibeşinci Söz olan íčâz-ı Kur'ânda ve Ondokuzuncu Mek-tûb'un Onsekizinci işaretinde lafz-ı Kur'an dahi; kırk tabakadan, yalnız gö-züne itimad eden tabakasına karşı, bir nevi mucize-i Kur'aniyenin, o nev'in kırk cüz'ünden bir cüz'ü, teváfukât-ı gaybiye süretinde bütün risalelerde tecelli etmekle beraber, o cüz'ün kırk cüz'ünden bir cüz'ü, lafz-ı Kur'an için-de tezahür etmiş. Şöyle ki:

    Yirmibeşinci Söz'de ve Ondokuzuncu Mektůb'un Onsekizinci İşaretin-de; yüz defa lafzı Kur'ân tekerrür etmiş; pek nådir olarak bir-iki kelime ha-riç kalmış, mütebȧkisi bütün birbirine bakıyor. Bir sayfada tekerrür etmi-yen bahisten hariçtir. Hem bir nüshada birkaç yerde tevåfuk etmemiş. Fakat diğer nüshalarda ve asıl nüshalarda tevåfuk bulunduğu için medár-ı itiraz olamaz. İşte meselă: İkinci Şua'nın kırküçüncü sahifesinde yedi "Kur'ân" lafzı var, birbirine bakıyor. Sahife altmışbeşte sekizi birbirine bakıyor, yal-nız dokuzuncu müstesna kalmış. İşte şu şimdi gözümüzün önünde-sa-hife altmışta beş lafz-ı Kur'ân, birbirine bakıyor. Ve håkeza... Bütün sahi-felerde gelen mükerrer lafz-ı Kur'ân, birbirine bakıyor. Pek nådir olarak, beş-altı taneden bir tane håriç kalıyor. Sair tevåfukat ise, -işte gözümüzün önünde- sahife otuzüçte, onbeş aded أم lafzı var; ondördü birbirine bakı-

    yor. Hem gözümüzün önünde şu sahifede dokuz îmân lafzı var, birbirine bakıyor; yalnız birisi, müstensihin fasıla vermesiyle az inhiraf etmiş. Hem şu -gözümüzün önündeki- sahifede iki "mahbub" var, biri üçüncü satır-da, biri onbeşinci satırdadır- kemål-i mizanla birbirine bakıyor. Onların ortasında dört "aşk" dizilmiş, birbirine bakıyorlar. Daha sair teváfukât-ı gaybiye bunlara kıyas edilsin. Hangi müstensih olursa olsun; satırları, sa-hifeleri ne şekilde olursa olsun alâküllihal bu tevåfukât-ı gaybiye öyle bir derecede var ki; şübhe bırakmıyor ki, ne tesadüfün işi ve ne de müellifin ve müstensihlerin düşünüşüdür. Fakat bazı hatta daha ziyade tevȧfukât göze çarpıyor. Demek, şu risalelere mahsûs bir hatt-ı hakiki vardır. Bazıları, o hatta yakınlaşıyor. Garâibdendir ki, en måhir müstensihlerin değil, belki acemilerin yazılarında daha ziyade görülür.

    Bundan anlaşılıyor ki; Kur'ânın bir nevi tefsîri olan Sözler'deki hüner ve zarafet ve meziyet kimsenin değil; belki muntazam, güzel hakȧik-i

    YanıtlaSil
  120. RUMÜZAT-I SEMĀNİYYE

    15

    Kur'âniyenin mübarek kametlerine yakışacak mevzun, muntazam üs-lûb libasları, kimsenin ihtiyar ve şuuruyla biçilmez ve kesilmez; belki onların vücûdudur ki, öyle ister ve bir dest-i gaybîdir ki, o kamete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise içinde bir tercüman, bir hizmetkârız.

    İKİNCİ NÜKTE: Eğer denilse, şu "tevafukat-ı gaybiye" eğer bir me-

    ziyet-i belâğat olsa idi, Kur'ân-ı Muciz-ül Beyân belâğatların envaında en ileride olduğu gibi, bu nevide de en ileride olmak lazım gelir. Eğer me-ziyet-i belâğat değilse, neden büyük bir ikram sayıyorsunuz. Hem hangi kitap olursa olsun, bu nevi tesadüf içinde çok bulunabilir.

    Elcevab: Kur'an-ı Hakim : إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ sırriy

    le, her zamanda bir milyondan fazla hafızların kalbinde manen yazdırmak lazım geldiği için, hıfzı çok işkâl edecek ve hafızları azaltacak olan şu nevi tevâfukât-ı müteşabihe, Kur'ân-ı Hakim'de çok ileri gitmemiştir. Yine ehemmiyetli bir tarzda vardır. Hususan lafz-ı Allah'da çok, hem harika bir sûrette var. Hem ehl-i hıfza rahmeti, mutabık-ı mukteza-i hal olan bir nevi belâğati için, bu meziyet-i beláğati bu meziyeti belâğatta ileri gitmemesiyle yapmıştır.

    Çok def'a kısa kesmekle, çok uzun ma'nâları ifade etmesi gibi, hem şu tevâfukât-ı belâğat olmasa da, mâdem içinde eser-i kasd ve şuur görü-nür, kasd ve şuur ise, bilmüşahede ve bilitiraf, müellif ve müstensihle-rin değil, o halde bir dest-i gaybînin tanzimiyledir. Ve o dest-i gaybînin bu tarz müdahalesi ise, alâmet-i kabûldür ve rızaya emâredir. Ve bu emâre de remz eder ki, yazılan hakikatlar kusursuzdur. Hak bir sûrette gösterilmiştir.

    Ama sair kitablarda şu nevi tevâfukât bulunuşu tesadüfe verilebilir. Fa-kat şu risalelerdeki şuurlu tevâfukât-ı gaybiyeyi, bütün gören zatların ittifa-kıyla, şuursuz tesadüfe havale edilemez. Ve verilmesine imkan verilmiyor. Hatta en mühim iki müstensih derler: "Değil ki bir risalenin umûmunda, bazan bir tek sahife kanaat verir ki, tesadüf karışamaz. Haddi değildir." Çünki misil olarak iki üç kelime bulunur. Birbirine bakar. Öyle bir vaziyette ki, zâhiren bir kastı irae ediyor.

    Mesela: Şimdi bakıyoruz, şu sahifede "yaş" (') lafzı, üç defa tekerrür etmiş. Üçü öyle bir vaziyette biribirine bakıyor ki, şübhe bırakmaz ki, bir tanzim-i gaybidir. Hem şimdi baktığımız şu sahifede, yalnız altı "hüzün"

    (*) Tevâfuklu 3 aded YAŞ lafzı, 25. Söz / Birinci Şu'le / Beşinci Noktasındadır.

    YanıtlaSil
  121. 1063

    ZE'B

    t.

    cein

    K

    sub. Kendisine ält, kendi ile alakalı, hususi. Özel.

    mahsus ister.

    Zatiyyat Sahsiyyetler. Zata

    1-

    الحİki kişinin arasında olan düşmanlık. ZATUL BEYN: (Zat-ul beyn) ZATOL CENB: (Zat-ül cenb)

    )

    Tib: Akciger zarı iltihabı, Akciğer veremi, kadın. دان انروج ZAT-OZ-ZEVC: Kocası olan

    عدن ZAUN Yük devesi.

    Zavus sems: Güneş işığı.

    ZAV: Aydınlık, Işık.

    ZAVABIT (Zabita. C.) Kal-deler. Nizamlar, usuller.

    طاهر ZAVAHİR (Zahir. C.) Görü Göze çarpan yerler. Yüksek nüş. Dış görünüş. yerler.

    صوارب ZAVARİB: Nabız damarları.

    راوية ZAVİYE: Köse. Küçük tek ke. İki çizginin birleşmesi ile hasıl olan köşe, se-kil. Mat: Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizgi nin birleştiği yerde meydana gelen acıklık. Açı. A. çı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde "derece", 400 esit parçaya bölündüğü takdirde "grat" tır. zaviye. İki açı. راویتان Zaviyetan (Zaviyeteyn): İki ZAYA: (C.: Ziya') Geliri olan bina. Tarla. Çiftlik. Binasız arsa. ZAYA: Elden çıkma, yok ol-ma. ZAYAN Yasemin çiçeği. سیمت ZAYAT: Kaybolma, kaybet-me.

    Ziya-dás

    ortusu,

    Ince kiris.

    Ondan ki,

    Bir kolün

    inluğu, Vir izuntuk menzillerin

    1. yağ gibi

    skincilik,

    1. Ziraate

    aba.

    ek, hid-

    kuşak,

    yanık,

    eyrek.

    ZAYF : Misäfir. Gelip geçen.

    Kapı

    ZAYH: Çok sulu süt.

    ZAYH: Incir ağacı.

    ki

    yat-

    صاح ZAYI: Ziya'. dan) Elden çı

    na-

    u-

    kan. Kaybolan. Yitik. Zarar, ziyan. tikler. ساعات Zayiat: Zarar ve ziyanlar. Yi-

    راخ ZAYIG : Mäil, eğik, eğilmiş.

    رابع ZAYIGA: Meyledici, eğilen.

    دايل ZAYIL : Uzun etekli gömlek.

    Uzun kuyruklu at. (Müe: Zayile)

    صير ZAYR : Mazarrat, ziyân. میرن ZAYVEN: (C.: Zayavin) Ya-ban kedisi. Erkek kedi, Hırçın ve vahşi adam. ZAZA: Bir şeyi parça parça زره ZA ZAA: Şiddetle hareket et-etmek. Şiddetle esen yel. tirmek, sarsmak. رفته استان Zazaa-i esnân: Dişlerin şid-detle birbirine vurması. ZA'ZAA: Doldurmak. Ayır-mak. Rüzgâra savurmak. ZE: Kur'an alfabesinde onbirin-ci harfdir ve ebcedi kıymeti 7'dir. دم ZEAM : Tama, hırs.

    شماع ZEA : Bölükler, fırkalar. etmek. ZEAL: Inkårdan sonra Ikrår

    زعامت ZEAMET Şeref, san. Riya-set. Yetiştirdikleri hayvanları ile birlikte harbe iş-tirak eden ve Sipahi denen Osmanlı askerine öşrü alınmak üzere verilen en büyük timär.

    داب ZEB: Ayıp.

    Reddetmek. Hor ve ha-

    kir etmek, kepāze yapmak.

    YanıtlaSil
  122. ZARURET

    ZARURI

    1063

    (Mesakkat teysiri celb eder, Yani: Suubet, sebebi teshil olur ve darlık vaktinde vis'at gösteril mek lazım gelir Karz ve havale ve hacr gibi pek kahanin ahkami ser'lyyede gösterdikleri ruhas ve cok ahkam fikhlyye bu asla müteferri'dir. Ve fu-tahfifat hep bu kaideden istihraç olunmuştur.

    Su kadar varki hakkında nassi kat'i bulu bulunan bir hususda mesakkat Özrile o nassin nan, mesela yapılması her halde kat'iyyen memnu hitafi irtikab olunamaz. Orada meşakkat, teysiri

    celb etmez. diye münderictir. Bu kalde, Esbah'da ) ان الامر اداصاق اتسع صاق

    Zaruretler, memnu olan seyleri mübah ki tar. Yani: islenmesi men ve nehy edilmis bazı sey-edilmez. Muteber bir ikraha mebni baskasının mali-bah hökmünde olur, bundan dolayı yapan muahaza er vardır ki, bunları yapmak, zaruret halinde mü mittaf veya aclıktan hetak havfından dolayı baska-sinin taamini rizası olmaksızın yemek gibi.

    Maamafih haram ve memnu olan seyler, uc nevidir. Birincisi: Memnuiveti asia sakit olmayan muharremattir. Baskasını zulmen öldürmek veya baskasının haksız yere bir uzvunu kesmek gibi. I. sincisi Asiä säkit olmayıp zaruret vaktinde ruhsata mahal olan muharremattir. Baskasının malını itiar albl. Ocüncüsü: Zaruret halinde memnulyeti säit dan muharremattir. Meyte gibi temiz olmayan bir jayl yemek gibl. Bu kalde, Esbah'da

    الضرورات تبيح المحظورات dive münderictir ve arz olunduğu üzere her mem-mua şamil değildir. Ist. Fik. K.)

    ضروری ZARURI: (Bak: Zaruriyye(

    ضروريات ZARURİYYAT: (Zaruri. C.(

    Mecburi işler. İster istemez olan İşler.

    ضروریات دیت Zaruriyyat-ı dinlyye: İmän e-dilmesi zaruri olan dinin esasları. (Allah Teâlâya, Ahiret gününe, Meleklere, Peygamberlere, Kitapla-ra ve hayrın ve şerrin Allahtan olduğuna inanmak.)

    ضروریات تایی Zaruriyyat-ı năşie: Bir şeyin kendisinde bulunması zaruri olan ve ondan ayrılma-mümkün olmayan ve zati hassadan meydana ge-un zaruretler.

    ضرورية ZARURİYYE: (Zaruri) Mec-turi, İster Istemez olacak is. İhtiyari olmayan, mec-buri olan.

    زارار ZAR ZAR: f. Hazinhazin, ya-

    nik yanık, (sesle) ağlıya ağlıya.

    ZAT: Boğmak, Boğazlamak,

    ذات ZAT: Hürmete layık kimse,

    Kandi, Öz, asıl. Ehil. Sahib. (Zu'nun müennesi) ذات البی Zatül beyn İki kişi arasında-

    ki düşmanlık,

    ذات الحب Zat-ül cenb Yan zarı iltihabı.

    Akciğer zarı İltihabı.

    ذات الاثار Zat-ul esmår Meyve veren.

    Meyvell.

    ذات الحركة Zat-ul hareke: Kendi kendine tareket eden cisim. Aslında hareketli olan cisim. Otomatik.

    ذات الالقام الزاهرة Zāt-ul llkah-iz záhire: lika-(döllenmesi) çiçek vasıtasıyla olan nebat.

    bulunan kaside.

    ذات المصالح Zatul matāli: Birkaç matlaı

    D ذات الرئة Zatür rie: Akciğer zarı iltiha-

    Marak.

    EU ZATEN: Esåsen, aslında, asıl

    دایZATI : Zatiyye) Zāta men-

    Kmenynepace you

    YanıtlaSil
  123. Zann-ı kabul-ü cumhur

    1062

    te en yakın olan zann. (Bak: Suzan)

    على قبول حبه بور Zann-ı kabul-ü cumhur Bir hükmün doğruluğunu ekseri müçtehidlerin ve ehi-i reylerin zann derecesinde, yani kuvvetli ihtimal ile kabul etmeleri,

    (Ümmeti da'vetle teşri' edemez, fehmi seri-atten olur; läkin şeriat olamaz. Müctehid olabilir, fakat müşerri' olamaz.

    Icma' ile cumhurdur, sikke-i şer'i görür. Bir fikre davet etmek zann-ı kabul-ü cumhur, sart-i ov-vel oluyor.

    Yoksa, davet bid'attır; reddedilir, ağzına tı kılır; onda daha çıkamaz... Lemeät) ve müteallik. في Zanni: Zanna alt, zanna dair

    ZANU: 1. Diz.

    زانو براتو Zanu-be-zánu: f. Diz dize.

    زانو بر راو Zanu-ber-zănu: f. Diz dize.

    اتوبرين Zanu-be-zemin f. Diz çöke

    rek, dizinı yere koyarak.

    سون ZANUN : Düşünce ve tedbiri kıt olan adam. Suyu olup olmadığı bilinmeyen kuyu. Suyu az olan kuyu.

    ZANUZEDE: f. Diz çökmüş.

    ZANU-ZEN: f. Diz çökmüş.

    فيط وريط rabt)

    ZAPTO RABT: (Bak: Zabt ü

    شرع ZAR (C.: Zuru') Meme. Süt veren hayvan memesi.

    زار ZAR: İnleyen, sesle ağla yan. Zayıf, dermansız.

    رارZAR:f. Kelimenin sonuna gelerek birleşik kelimeler olur. İsimlere eklenerek

    yer adı bildirilir. لاله زار Lale-zar: Läle bahçesi, زهر ZA'R : Bedende kılın az olma-

    طشر ZA'R : Meyletmek, eğilmek. ضراعت ZARAET Kendini küçük görme, küçültme. (Deret) Alçalma.

    ظرافت ZARAFET Zariflik, incelik, kibarlık. Nāzik davranış. Muamelede, harekette ve giyimde hoşluk ve temizlik.

    ظرافت پرور Zaräfet-perverf. Zarafete düşkün olan, zarifliği seven. lanlar. طرائف ZARAIF Zarif, Ince, hos şeyler. درام ZARAGIM (Zirgam. C.) Ars-

    شرار ZARAR : Lüzumiu ve kıymetli bir şeyin eksilmesi veya kaybolması. Ziyan. Kayıp.

    (Zarar, birşeye dahil olan eksiklikdir ki, has talık veya körlük, topallık gibi sakatlık demektir. Nitekim anadan doğma a'maya ve pek zayıf hasta ya darir denilir. Mühimmat ve levazım tedarikinden áciz olmak da bu månadadır. Binaenaleyh zararlı lar; dertil, sakat, aciz, özürlülerdir. Bunların gayrı olan gayr-i uli-z zarar ise, sahih, salim ve kadir olan

    lar demek olur. E.T.) ضرار عام Zarar amm Umumla ilgili zarar.

    سررين Zarar beyyin: 1. Meydanda ve aşikar olan zarar.

    صور خاص Zarar hass: Bir veya bir kaç sahsa ait olan zarar.

    faydası yerine zararı olan. ضرر حض Zarar-ı mahz Fik: Kendisinin

    ضرر معوق Zararı manevi Huk: Taz minat. Manevi zarar ve ziyan.

    YanıtlaSil
  124. فردید Zarar-did Zarar görmüs olan, Ziyana, kayiba, noksanlığa uğramış olan. ZARB: (Bak: Darb)

    ضرب ZARF: Kab, kilif , Mantaza.

    Icine mektup konulan kılıf kağıt Gr: Bir fillin "yer, zaman, måhlyyet" (Nicelik, nitelik) gibi veya bir sifatın veya başka bir zarfın manasina hetlerden baskalık katan vasıflarını

    ci-belirten kelime. صرف یگان Zarf-i mekân: Mekan gösteren kelime. ("Burada, dışarda, İçerde" gibi)

    صرف زبان Zarf-i zaman: Gr: Zaman gos ZARFİYYET: Gr: teren kelime. ("Erken, geç" gibi)

    ربیت Kelimenin zarf olması hali, bir kelimenin zarf olarak kullanıl

    ması.

    ضرى ZARI: Kanı durmayan damar.

    リング ZARI: Hurma ağacının dike.

    زارع ZARI : (Zer', den) Ekin eken, ni.

    Ciftci. Hakirlik ve İtibarsızlık. زاری ZARI: Ağlayıp sızlama..

    ضرب ZARIB (C.: Zıráb) Bir ucu keskin yerli tas. Küçük tepe.

    حريف ZARIF (E): Zarafetli, Ince ve nāzik tavırlı, Güzel. Şık. İnce nükteli. İnce nükte il ve güzel tabirlerle konuşan.

    ظريف الطبع Zarif-ut tab' ince, zarit tá biatlı, güzel huylu.

    ظریفان Zarifane f. Zariflikle, incelik le, zarif olana yakışır surette.

    راريةZARİFE: Fazla ve lüzumsuz

    söz. ضر ZARIH : (Darih) Mezar, kabir. Türbe.

    ظرير ZARIR (C.: Ezırre-Zırrán( Kaba, sert yapılı ve muhkem yer.

    فريس ZARIS : Taşla yapılmış kuyu.

    داريات ZARIYAT Kırıp ufalayan,

    toz duman edip götüren kuvvetler. Velud kadın lar. (Bak: Zerv)

    سوره ذاریات Sure-i Zarlyät: K. Kerimin 51. suresidir. Mekkidir.

    ZARR: Zarar.

    ZARR: Zarar veren, zararlı.

    ZARR: Soğuktan dolayı su

    yun donması.

    مرآ ZARRA: (Darra) Şiddet. Ke-der, mihnet, sıkıntı.

    ضرورات ZARURAT: (Zaruret. C.) Za ruretler. Sıkıntı ve muhtaçlıklar.

    ضرورت ZARURET: Çaresizlik. Muh

    taçlık. Sıkıntı. Yoksulluk.

    ( ان الضرورات تبيح المحظورات yani: "Zaruret, haramı helal derecesine getirir." Is

    kaldesi, te su kalde ise, külli değil. Zaruret, eğer haram yo luyla olmamış ise, haramı helal etmeye sebebiyet verir. Yoksa, su-i İhtiyariyle, gayr-i meşru sebebler-je zaruret olmuş ise, haramı helal edemez, ruhsatı ahkamlara medar olamaz, özür teşkil edemez. Me-sel3: Bir adam su-i ihtiyariyle, haram bir tarzda kendini sarhoş etse; tasarrufatı, ulema-i Şeriatça a leyhinde câridir, mazur sayılmaz. Tatlik etse, talä-ki väki olur. Bir cinayet etse, ceză görür. Fakat su-i ihtiyariyle olmazsa, talāk vāki olmaz, ceza da görmez. Hem meselä, bir içki mübtelası, zaru ret derecesinde mübtelä olsa da, diyemez kl: "Za rurettir, bana helaldir." S.)

    YanıtlaSil
  125. KUŞEYRİ RISALESI

    30

    Kuşeyri, memleketinden ayrı kaldığı bu yıllarda arada bir ailesi-nin yanına gidip geldi, ayrıca hacca gitti. O sene hacda Vezir Kündü-ri'nin baskısından sıkıntı çeken 400 kadar Hanefi ve Şafii kadısı bir ara-ya geldi. Onun için bu seneye "Senetü'l-kudat" (Kadıların senesi) den-miştir. Kadılar, hacda vezirin durumunu değerlendirip halka anlatmaya karar verdiler ve bu vazifeyi kendi adlarına İmam Kuşeyri'ye verdiler. Bu olay Kuşeyri'nin âlimler yanındaki itibar ve yerine anlatmak bakı-mından önemlidir.

    On yıl Vezir Kündüri'nin zulüm ve baskısı altında sıkıntılı bir ha-yat geçiren Kuşeyri, 456'da (1064) vezirin Alpaslan tarafından idam edilmesi ve yerine âdil, âlim dostu, ilim ve irfan âşığı faziletli Vezir Ni-zâmülmülk'ün getirilmesiyle rahata kavuştu.

    İmam Kuşeyri, on sene sonra vatanı Nişābur'a ve ailesinin yanı-na geri döndü. Nizâmülmülk kendisine özel destek verip himaye etti; ilim ve irşad faaliyetleri için imkân hazırladı. İmam Kuşeyri, Nişâbur'da-ki medresesinde ders vermeye ve halka sohbet etmeye devam etti. Hadis derslerini sürdürdü. Bu derslere binlerce insan katıldı. Son on yılı bu şekilde rahat, huzur ve afiyet içinde geçti.

    Vefatı

    İmam Kuşeyri, 16 Rebîülevvel 465'te (30 Aralık 1072) Hakk'ın rahmetine kavuştu; mürşidi Ebû Ali Dekkāk'ın kabrinin ayak ucuna def-nedildi; vasiyeti üzere başı üstadının ayaklanna gelecek şekilde kabri hazırlardı, kabrinde bile mürşidine karşı edep ve tevazusunu korudu.

    Kabri ziyaret edilip bereket vesilesi yapılmaktadır.

    Yüce Allah derecesini ali etsin, ruhunu en yüksek makamlara yükseltsin, kendisini ilâhî yakınlığı ile taltif buyursun, bizleri de sevgi ve şefaatine kavuştursun.

    YanıtlaSil
  126. /MAM KUŞEYRİ'NİN HAYATI ve ESERLERİ

    31

    İbretlik bir hadise

    İmam Sübkî şöyle nakleder:

    Üstad Kuşeyrî'nin bindiği bir atı vardı. Bu at Kuşeyrî'nin vefatın-dan sonra yemeden içmeden kesildi, verilen yemi ve yiyecekleri yeme-di, kimseyi üzerine bindirmedi, günlerce üzüntü içinde kaldı ve sonun-da öldü.

    Yüce Allah'ın dostu mümin vefat ettiğinde üzerinde gezdiği, sec-de ettiği ve Allah'ı zikrettiği bütün yerler ve amelinin yükselip rızkının indiği gökteki kapılar ağlar haberi tecelli etti; 16 üzerine bindiği hayvan, Allah için taşıdığı dostu kaybedince yasını böyle tuttu.

    Yüce Allah'ın şahidi ve halifesi olan bir âlimin vefatı, bütün âle-min ölümü gibidir. Bir âlim vefat edince, kıyamete kadar onun boşluğu doldurulamaz. İşte ağlanacak şey budur, ibret alalım ey akıl sahipleri!

    İMAM KUŞEYRİ'NİN ESERLERİ

    İmam Kuşeyrî'nin her biri ayrı bir kıymet olan nadide eserleri mevcuttur. Kuşeyrî'nin hayatını anlatan tabakat kitapları, onun şu eserlerini zikretmişledir:

    1. er-Risâletü'l-Kuşeyriyye fi't-Tasavvuf. Arapça ve diğer dillerde pek çok baskısı mevcut olup tercümesini sunduğumuz elinizdeki eser-dir.

    2. Letâifü'l-İşârât. Tasavvufî tefsirdir, üç cilt halinde basılmıştır.

    3. et-Tefsîrü'l-Kebîr (et-Teysîr fi İlmi't-Tefsîr).

    4. et-Tahbîr fi't-Tezkîr. Esmâ-i hüsnâ şerhi.

    5. Tertibü's-Sülük fi Tarîkıllâh. Zikir âdâbıyla ilgilidir.

    6. Şikâyetü Ehli's-Sünne. Eş'arî mezhebini savunan bir eserdir.

    18 "Onlar için gök de ağlamadı yər də ağlamadı" (Duhân 44/29) âyetinin tefsiri için bk. Kurtůbî, el-Câmi, 13/129-132; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 7/411-413.

    YanıtlaSil
  127. 12 Kalb Alemi

    Hazret-i Mevlâna -kuddise sirruh da, insanın asli gâyesinden sap-maması için nefsânî arzularını dizginlemesi gerektiğini Mesnevi'sinde şu sözleriyle ifade eder:

    "Teni besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o, sonunda toprağa veri-lecek bir kurbandır. Sen asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan odur.'

    "Bedenine yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü onu gereğinden fazla besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezîl olup gidiyor."

    "Rüha manevi gıdalar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhi gi-dâlar ver de, gideceği yere güçlü, kuvvetli gitsin."

    Bir yönüyle uzviyyet, diğer yönüyle ise bir mâneviyât merkezi olan kalb, beden için ne derecede lüzûmlu ve ehemmiyetli ise, rûhânî hayat için de o ölçüde büyük bir ehemmiyet taşır. Lakin insanı insan yapan sûretten ziyâde sîret olduğundan kalbin mânevî rolü uzvî rolüne her ci-hetle üstündür. Bu manevî vasfı itibariyle ve kendisindeki pek ince sır ve hikmetler sayesinde insanın "insanlık" mânâ ve mahiyetine kavuşmasını sağlayan yegâne müessir kalbdir. Bu hikmete mebnîdir ki îmân "dil ile ikrår"dan önce, "kalben tasdik" ile vücûd bulur. Câlib-i dikkattir ki bura-da zihnen veya fikren kabullenişten ziyâde, kalbe aid bir "tasdîk" kâfi görülmüştür.

    Nasıl kainatın özü kabül edilen insanda hayır ve şer, ulviyyat ve süf-liyyat istidād ve temâyülleri bir arada ve fıtraten mevcûd ise aynen kalb de insanın özü olmak itibariyle öyledir. Gerçekten o, melekî tasarruflar kadar şeytanî müdahalelere de açıktır. Denilebilir ki kalb, hayır ve şer-rin, takvā ve fücûrun yani melekî ve şeytânî güçlerin bir mücadele saha-sıdır. Kalbler; bir ömür boyu bu melekî ve şeytanî tecelli ve temâyüllerle çalkalanır durur.

    Kalplerde melek ve şeytanın tasarruf şekline gelince: Melekî vasıf, ona, "îmân, iyi huylar, amel-i sâlih ve rûhânî haller" ile tasarrufta bulun-duğu halde, şeytânî vasıf da "küfür, şüphe, kötü ahlâk, şehevât, hevesât ve hevāiyyat gibi kötü halleri ilkâh eder (aşılar).

    YanıtlaSil
  128. Kalb Alemi

    13

    Şeytanın kalbden uzaklaştırılması ancak ibadet ve zikrullah sayesin-dedir. Kalbler zikrullah ile huzûr ve sükûna kavuşur. Kalb, zikirle huzur ve sükün bulduğu gibi îmânın kökleşip sağlamlaşmasıyla da beşerî it-mi'nânı mümkün olan dereceye yükseltir. Bir an gelir ki kalb, bir pan-cur gibi açılır ve sahibine lähût (idrāk ve müşâhede edilemeyen) ve nå-sût (idrāk ve müşâhede sahasına giren) älemlerin sırları ayân olur. Bütün esrârıyla kâinât, okunmaya hazır bir kitap hâline gelir.

    Bu güzel derecelere nailiyyet; kalbe musallat olan şeytanı zayıflat-makla mümkündür. Bu da zikr ü ibadet ve güzel ahlâk neticesinde ger-çekleşir. Abdullah ibni Mes'ûd -radıyallahu anh-:

    "Mü'minin şeytanı zayıf olmalıdır." buyurmuştur.

    Hak dostlarından Kays b. Haccâc -kuddise sirruh- buyurur:

    "Bana şeytanım göründü ve dedi ki;

    <-Ben sana geldiğim zaman deve gibiydim. Şimdi ise serçeye dön-düm. Beni zikrullah ile erittin de erittin.""

    Melekî ve şeytânî vasıfların mücadele sahası olan kalb, bu mücâde-lede gâlib olan müessirin saflarına dönen, onun vasfına bürünen, hare-ketli ve "değişken" bir yapıya sahiptir. Bütün uzviyyet, az çok beşerî irådenin hâkimiyeti altında olduğu halde, kalb irāde karşısında tamâmen müstakildir. Ancak, kalbin hayra da şerre de meyletmek husûsundaki fıtrî olan istîdâdı, hâricî tesirlerle harekete geçer. Hisler, "sünûhât" dedi-ğimiz kendiliğinden vârid olanlardan ziyâde, hâricî sâikler ile vücûd bu-lur. Bu husûsiyetiyle kalb, -adeta- bulunduğu kabın şekil ve rengini alan suya benzer. Gönül ehliyse dirâyetini, kalbdeki müsbet temâyülleri hare-kete geçirecek müessirlerin iklimini tercih etmekle gösterir.

    Âyet-i kerîmede buyurulur:

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ ﴿١١٩)

    "Ey îmân edenler! Allâh'tan korkun ve sâdıklarla beraber olun." (et-Tevbe 9/119)

    YanıtlaSil
  129. Ehli cehenneme deneydi ki: "Dünyadaki taşlar adedince Cehennemde kalacaksınız" buna ferahlanırlardı. Cennet ehline de denseydi ki: "Taşlar adedince kalacaksınız." hüzünlenirlerdi. Lakin onlara ebediyet mukadder kılındı.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    Sayfa: 358 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  130. Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliriz. Onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında aile-sini kurtaracağız. 23

    Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."24

    İki Kadından

    Biri

    Lut (a.s.) ın karısı; peygamber ko-casına îmanda ihanet etmiş iki ka-dından biri idi. 25 İman; gerçekten hidâyet işiydi. Nuh (a.s.) ın karısının düştüğü inanç-sızlık batağına Lut (a.s.) in eşi de düşmüştü. Her an yanında bulunan ilâhî ışıktan yararlanamamıştı.

    Nuh ve Lut (aleyhimesselâm) peygamber olma-larına rağmen eşlerini helâk olmaktan kurtarama-mışlardı. Çünkü kurtuluş; soya, sopa, akrabalığa de-ğil, imana dayalı idi.

    Elçi melekler İbrahim (a.s.) ın yanından ayrıl-dılar. Sedum'a vardılar. Lut (a.s.) 1 buldular. O'na misafir oldular.

    "Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti. Çok sıkıldı. "Bu çetin bir gündür! dedi."26

    Niçin çetindi?

    Gelenler kimdi?

    Lut (a.s.) bilmiyordu. Ama hepsi gençti, güzel-di, erkekti. Zaten milleti de böyle kişileri ele geçir-mek isterdi. Şimdi ise, evde bir grup genç erkek var-

    (23) el-Ankebut 29/32, el-Hicr 15/58-59.

    (24) el-Hicr 15/60.

    (25). Bkz. et-Tahrim 66/10.

    (26) Hûd 11/77.

    (27) Bkz. Beyzavî 1/570.

    97

    YanıtlaSil
  131. Kur'an-ı Kerîme Göre

    Peygamberler

    ve

    Tevhid Mücadelesi

    1

    N.Mehmed Solmaz

    Dr. İsmail Lütfi Çakan

    ENSAR NEŞRİYAT

    YanıtlaSil
  132. karşısında duygulanıyor ve O'nun arkasından şöy-le sesleniyordu:

    Gel, kardeşimin oğlu gell. İstediğini söy-le. Yemin ederim ki hiç bir şey karşısında seni onlara teslim etmem.»

    Netice Muhammed (a.s.) için zaferdi.

    Relslik, Mal ve Kadım

    Bu girişimlerinin de etkisizliğini gören Mekkeliler bu kez Muham-med (a.s.) in kendisine müracaat

    ettiler.

    Reislik, mal ve kadın teklif ettiler...

    Teklifleriyle dönüp gittiler..

    Makam, para ve kadın...

    Her devirde adam avlama araçlarıydı. Bugün de bu araçları pek hesablı ve sinsice kullananlar vardı...

    Muhammed (a.s.) hepsini bir çırpıda reddetti.

    O'nun ümmeti de öyle hareket edeceklerdi...

    Taviz İsteği

    Bir başka seferdi.. Geldiler. Putları kötü-lemekten olsun vaz geçmesini istediler.

    Kur'an bu konuda şu bilgiyi verdi:

    «...Onlar sana indirilen âyetlerden beğenme-diklerini bırakman suretiyle senin kendileriyle uyuşmanı isterler.

    Böyle yapsan seni överler,>> Ta

    Onlar överlerdi, ya Allah ne derdi?

    «O takdirde sana hayatında ölümünde kat kat

    (72) el-Kalem 68/9.

    YanıtlaSil
  133. (azab) ını taddırırdık. Sonra bize karşı bir yardım-cı da bulamazdın!» 73

    di? Peygamber böyle bir uzlaşmaya nasıl gider-

    Gitmedi. Taviz vermedi. Çünkü onu Allah Teâlâ pekiştirmişti.74

    O'nun davasının güdücüleri de böylesi bölü-cü, kısmi anlaşmalara «evet» diyemezlerdi. Tev-hid'den taviz veremezlerdi. Tevhid'den taviz veril-mesini isteyen ana-baba da olsa, dinlenmezdi. On-lara böylesi konularda itaat gerekmezdi.75

    «Sizin Dininiz

    Size...»

    Mekkeliler iyiden iyiye putların derdine düşmüşlerdi. Onları Mu-hammed (a.s.) ın hücumlarından kurtarmanın yollarını düşünmekteydiler. Geldiler:

    <<- Sen dediler, bizim putlarımıza kulluk et, biz de senin Allahına kulluk edelim.>>>

    Olacak şey miydi?

    Vahy indi:

    «De ki:

    Ey cahiller, Bana Allah'dan başkasına kul-luk etmemi mi emredersiniz?» 76

    «De ki:

    Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam.

    Benim taptığıma da sizler tapmazsınız.

    Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim.

    (73) el-İsrâ 17/75.

    (74) bkz. el-İsrâ 17/74.

    (75) bkz, el-Ankebût 29/8; Lokman 31/15.

    (76) el-Kafirun 109/1-6.

    (77) el-Kehf 18/29.

    50

    YanıtlaSil
  134. Kur'an-ı Kerim'e Göre

    Peygamberler

    ve

    Tevhid Mücadelesi

    2

    PEYGAMBER EFENDİMİZİN MEKKE DEVRİ MÜCADELESİ

    N.Mehmed Solmaz. Dr. İsmail Lütfi Çakan

    e

    ENSAR NEŞRİYAT

    YanıtlaSil
  135. ŞANLI MAZİMİZDEN SEÇME NÜKTELER

    MELEKLERİ GÖRDÜ

    Medineli ilk müslümanlardan Üseyd bin Hudayr, Evs kabilesine mensuptu. İkinci Akabe Bey'atı'nda Allah Rasûlü ile görüştü.

    Hazret-i Aişe onun hak-kında; "Üseyd insanların en fazi-letlilerindendi." derdi. Güzel söz-lerinden biri şöyledir:

    “Bütün ömrümü üç hål üzerin-de geçirmek isterdim:

    Birincisi, Kur'ân okuduğum

    ve dinlediğim zamanki hâlimdir. İkincisi, Rasûlullah 'in hut besini dinlediğim zamanki hâlimdir.

    Üçüncüsü, bir cenâze ile kar-şılaştığım zamanki hâlimdir ki, cenâzeyi görünce kendime ne ile meşgul olduğumu ve ölüm için ne hazırladığımı sorarım." (Ahmed, IV, s. 352; Håkim, Müstedrek, III, s. 327)

    Bu yıldız şahsiyet, 641'de vefât etti. Kabri, Cennetü'l-Bakîdedir.

    Abdullah Mesud HIDIR mahidir@gmai

    Bir gece Üseyd, Bakara Sûre-si'ni okuyordu. Atını da yanına bağ-lamıştı. Kur'an'ı okurken at birden ha-reketlenmeye başladı. Üseyd sustu. O susunca at da sakinleşti. Üseyd tekrar okumaya başladı. At yine şah-landı. Üseyd sustu, at da sakinleş-ti. Bundan sonra Üseyd bir daha okumaya başladı, at yine hırçınlaştı. Üseyd artık vazgeçti. Üseyd'in oğlu Yahya ise ata yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın çocuğa bir za-rarı dokunmasından endişe ederek çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığında, parlamakta olan birtakım şeyler gördü ve o şeyler uzaklaşarak gözden kayboldu.

    lü ona;

    Hudayr oğlu!" buyurdu. "-Oku ey Hudayr oğlu, oku ey

    Üseyd;

    "-Yâ Rasûlallah, başımı kal-dırıp göğe baktığımda beyaz bu-lut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birçok şeyin parla-makta olduğunu gördüm. Sonra bu parlak cisimler göğe doğru çe-kilip gözden kayboldu." dedi.

    Hazret-i Peygamber;

    "-Bilir misin onlar nedir? Onlar meleklerdi, senin Kur'ân okuyuş sesine yaklaşmışlardı. Eğer okumaya devam etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi. İnsanlar da onlara bakarlardı. Onlar insanların gözünden gizlenemezler-di." buyurdu. (Buhâri, Fezaili'l-Kur'an, 15;

    Üseyd, gece olanları Hazret-i Peygamber'e anlattı. Allah Rasû-

    Müslim, Salāti'l-Müsafirin, 242)

    Şuba rikin bab

    YanıtlaSil
  136. ZIYAN!

    Unlü âlim Fahreddin er-Râzî, 6 1149'da Rey'de doğdu. Önce bi-amli bir âlim ve iyi bir hatip olan hasından, sonra da devrin âlimle-den ilim öğrendi. Daha sonra He-a yerleşti. Tefsir, kelâm, mantık, tah, Arap dili, tarih ve tıp alanın-eserler te'lif etti, talebe yetiştirdi.

    Fahreddin er-Rází, 29 Mart 1210'da vefât etti. Kabri, Herat'tadır.

    Fahreddin Râzî; Asr Sûresi'ni tefsir ederken, tebdîl-i mekân yapa-rak zihnini biraz açmaya niyetlen-d. Bir dostunun yanına gitti. Dostu sohbet esnasında bir nükte anlattı:

    *-Bir adam sıcak yaz gününde,

    bunaltıcı bir havada şehrin merke-zine doğru ilerlemiş. Pazara yak-laştığında bir satıcının;

    <<-Ana sermayesi eriyip yok olana merhamet ediniz! Ana ser-mayesi eriyip yok olana merhamet ediniz!>> diye nidâ ettiğini işitmiş;

    <<-Ne satıyor ki böyle bağırı-yor?>>>diye merak ederek adamın tezgâhına yaklaşmış. Satıcının; in-sanlar ferahlasın diye dağdan buz getirdiğini, her an biraz daha eri-yen buzu satmaya çalıştığını gör-müş. Buz eridikçe adamın emeği ve kazancı da eriyormuş."

    Nükte Fahreddin er-Râzînin zihninde tekrar tekrar dolaştı ve;

    "-Asr Sûresi'nin mânâsı işte bu-dur. Çünkü, artık insanın üzerinden

    ikindi de geçiyor, böylece ömrü biti-yor, ama insan henüz bir şeyler ka-zanmış değil. O hâlde insan ziyan-dadır" diyerek bu nükteyi tefsirine ekledi. (Fahreddin er-Razi, Mefatihu'l-ġayb, XXXII, 81) (*Asr; zaman, ikindi, ikindi nama-zı, asr-ı saâdet gibi månålara da gelir.)

    Ömür; güneşin altındaki buz gibi hızla erimekte, hayat ırmağı hız-la akıp gitmekte... Muhasebe edenle-re, nefsini hesaba çekenlere, tevbe ve istiğfar edenlere ne mutlu...

    YanıtlaSil
  137. esem Bir Maziden İhtişamı Yaunlara...

    YUZAKI

    ◆YIL 20 ŞUBAT 2025

    K EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ

    Fecre andolsun!.. (Fecr, 1)

    YanıtlaSil
  138. Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.")
    Ravi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.)
    Sayfa: 16 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  139. Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar.
    Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
    Sayfa: 355 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  140. Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 355 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  141. FREN BULBUL

    Kitaplara adanmış bir ömür

    İZLER

    Bülent Acun

    kulacuni@hotmail.com

    M EZAR taşları sadece gö-rünüşleriyle değil, üzerlerine ya-zılmış nice ibretli cümlelerle de tam bir hikmet hazinele-ridir. İnsanın, dünya-nın, hayatın ve eşyanın künhüne vakıf olabilmek için mezar taşları ara-sında gerçekleştirile-cek küçük bir seyahat yeter de artar bile. İşte insanın bu-gününü ve yarınını özetleyen veciz bir mezar taşı yazısı; "En insan! Dün bende senin gibiydim. Unutma ki yarın sende benim gibi olacaksın!"

    YanıtlaSil
  142. müptelası idi. Ruhu şad, mekanı cennet,

    makamı âli, menzili mübarek olsun.

    Marifet yayınevinin kapandığı gün-lerdi. Ömer Ziya Belviranlı ağabey, Kamil Büyüker Hocam ve bendenizi yayınevine davet etmiş, "buradan dilediğiniz kitabı alabilirsiniz" demişti.

    Birkaç tane kitap almış, daha fazlasını almaya elimiz varmamıştı. Bir yayınevinin kapanışına şahit olmak ikimize de çok ağır gelmişti. Ben bu atmosferde merhuma şöyle bir soru sormuştum:

    "Abi, bu kitapları verecek yakınında ve çevrende kimsen yok mu?"

    Merhum soruma cevaben "Olmaz olur mu? Elbette var hamdolsun" demiş ve fi-nali şu muhteşem cümle ile gerçekleştir-mişti: "Kitabın gerçek varisleri okurlarıdır."

    YanıtlaSil
  143. 521

    16154. Üvey ananın kazanı, ağır kaynar.

    16155. Vaat iman(dır).

    16156. Vardan yok olmuş, ölü ile denk olmuş.

    16157. Varlık (iyi geçim) barıştırır, yokluk dalaştırır.

    16158. Varlıklıdan değiyor: bir şey ilişiyor, baldan damlıyor.

    16159. Varlıklının ağzı çarpık olsa da sözü doğru olur (sayılır).

    16160. Varlıklının işi ferman ile, yoksulun işi derman ile.

    16161. Varsıllığını it yesin!

    16162. Varsıllık geçicidir, yoksulluk sürekli.

    16163. Varsıllık ne dedirtmez, yoksullak ne yedirmez. (Bizdeki benzerleri: Aç ne yemez, tok ne demez. Aç ne yemez, tok ne söylemez.)

    16164. Veren beyce de beğenilmiş, vermeyeni kim beğenmiş?

    16165. Verene beş de çok, alana altı da az.

    16166. Verenin betine (yüzüne) bakma!

    16167. "Vereyim" dediği kuluna, çıkarıp koyar yoluna.

    16168. Verirsen alırsın, ekersen biçersin.

    16169. Vermese de bay (zengin) iyidir, tadına bakmasan da yağ iyidir.

    16170. Vermezin (cimrinin) aşı, kazandan çıkmaz.

    16171. Yağ çömleği, dışından belli.

    16172. Yağ kokuşmaz, kız kocamaz.

    16173. Yağmur ile yer yeşerir, dua ile il (ülke) yeşerir.

    16174. Yağsız tava(daki) kopmuyor.

    16175. Yalnız akıl, yarım akıl(dır).

    16176. Yalnızlık, tek Allah'a yaraşır.

    16177. Yanındakinin kadri yok.

    16178. Yar yakasında yattığı (halde), kuru ekmek kemirmiş.

    16179. Yarama tuz ekti. (Derdimin yenilenmesine neden oldu.)

    16180. Yarınki durumu, eşek de düşünür.

    16181. Yarınki tavuktan, bugünkü yumurta artık (yeğdir).

    16182. Yatıp kalmaktansa, atıp kal!

    16183. Yavaş (adam) işini bitirir, çevik (kişi ) kendini bitirir.

    16184. Yavaştan, yoğun çıkar. (Bizde: Yavaş atın çiftesi pektir.)

    16185. Yaya'ya kese de ağır (gelir).

    16186. Yazgıdan kaçan yok.

    16187. Yazgını görürsün, saçtığını biçersin.

    16188. Yemeden bitmiş, giymeden eskimiş.

    YanıtlaSil
  144. 520

    16120 Sinek düştü. (İş bozuldu.)

    16121. Sofu soğan yemez (görünür, ama tenhada) görürse, kabuğunu bile bırakmaz.

    16122. Söylemesini bilmeyen ağızdan, koku çıkar.

    16123. Söylenmiş söz, atılmış oktur (geri alınmaz).

    16124. Söyleyinceye (dek) herkes seni bir şey sanır, ağzını açıp söylemeye başlayınca, kimliğin anlaşılır.

    16125. Su, baştan bulanır.

    16126. Su, çukur yere toplanır.

    16127. Şakadan tatsız bir sonuç da çıkabilir.

    16128. Şarlatanın dili oynar, tekdurmazın kıçı oynar.

    16129. Şaşıran ördek, kıçı ile dalar.

    16130. Şık (adam) üşümez, (ama) titrer.

    16131. Şirretlik ya pek açlardan, ya pek toklardan çıkar.

    16132. Tahıl istifi altında sıçan ölmez.

    16133. Tahıl istifin olursa, karga konar.

    16134. Tahıl, kepeksiz olmaz.

    16135. Takdirde (kaderde) yazılan, tedbir ile değişmez.

    16136. Takılırsan, ağacın yükseğine takıl!

    16137. Taş ile atana, aş ile at! (Körülüğe karşı iyilik yap!)

    16138. Tatar varsıllaşırsa, kadın alır; Urus (Rus) varsıllaşırsa, kilise yapar.

    16139. Tatar'a dilmaç (çevirmen) gerekmez.

    16140. Tatlı dil, yılanı ininden (deliğinden) çıkarıyor.

    16141. Tavuğa yumurta öğreticisi olamaz.

    16142. Tek durmak (sükût), altındır.

    16143. Teke de olsun, süt versin!

    16144. Tembel eğilmeye üşenmiş de aç kalmış.

    16145. Ticaret, bu yıl öz anan, gelecek yıl üvey anan.

    16146. Tohumu Buhara'da değil. (Bizdeki benzeri: Bulunmaz Hint kumaşı değil.)

    16147. Turpun (sıkından) seyreği yeğdir.

    16148. Ucuzun (ucuz etin) çorbası tat vermez.

    16149. Urus (Rus) ile dost olursan, baltan belinde bulunsun!

    16150. Uysal at teperse, öldüresiye teper.

    16151. Üç ayaklı aygıt kaymaz.

    16152. Ürümesini bilmeyen it, eve konuk getirir. (Bizdeki benzeri: Ürümesini bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.)

    16153. Üşenen, iki (kez) işler (bir işini).

    YanıtlaSil
  145. 2024 BEDIUZZAMAN TA

    M

    TARİHTE BUGÜN

    - 1920-Fransızlar Lübnan devletini kurdu.

    1929 - Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.

    1939 - Almanya'nın Polonya'ya saldırması üzerine, II. Dünya Savaşı başlamış oldu.

    1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.

    1

    PAZAR

    SUNDAY

    EYLÜL

    SEPTEMBER

    BİR AYET

    Onların Allah'ı bırakıp da kendilerine yalvardıkları şeyler ise hiçbir şey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmıştır.

    Nahl Suresi: 20

    BİR HADİS

    Yemeklerinizi birlikte yiyin ve Allah'ın ismini zikredin ki bereketlensin.

    Ebu Davud, Et'ime: 14

    Allah'ın sizlere ihsan ettiği ezeli lütfuna karşı secde-i şükrandan başınızı kaldırmayınız.

    Tarihçe-i Hayat

    HİCRİ: 28 SAFER 1446-RUMI: 19 AĞUSTOS 1440

    HIZIR: 119-GÜN: 245 KALAN: 121-GÜN. KIS.: 3 DK

    Imsak Günes

    Öğle

    İkindi Aksam

    Yatsı

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  146. (use)

    ad way 'iuisewe way unuo ezшен 24 Mucizat

    Abroadly

    2025 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1543 - Barbaros Hayreddin Paşa, Tunus'u fethetti.

    1556 - Süleymaniye Camii törenle açıldı.

    1948 - Milli Kütüphane Ankara'da hizmete açıldı.

    1960 - Kıbrıs'a bağımsızlık tanıyan Zürih ve Londra anlaşmaları 15 Ağustos gece yarısı yürürlüğe girdi ve Kıbrıs bağımsız cumhuriyet oldu.

    AĞUSTOS

    16 CUMARTESİ

    22 1447

    SAFER

    RUMI: 3 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 103

    BİR AYET

    İman edip salih amellerde bulunanlar için nimetlerle donatılmış cennetler vardır.

    Lokman: 8

    BİR HADİS

    Bir kötülük yaptığında arkasından hemen bir iyilik yap.

    Hâkim

    Käinatta hiçbir zişuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâli inkâr edemez... Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.

    Emirdağ Lâhikası

    YanıtlaSil
  147. DERİN DEVLET

    Tanımlanamayan Güç

    "Almanya'da Baider Mainhoff, İtalya'da Kızıl Tugaylar üyelerini bir gecede çökertmek nasıl bir derin devlet operasyonu?

    Amerika Başkanı Kennnedy hangi derin devletlerin yaptığı ittifak sonucu öldü? Susurluk kazası kimin eseri?

    Sır perdesi hâlâ aralanmamış Uğur Mumcu. Eşref Bitlis, Necip Hablemitoğlu vb. cinayetler hangi istihbarat örgütünün operasyonu?

    Dünyanın en iyi yapılanmış derin devleti hangisi? PKK ve Abdullah Öcalan hangi derin devletin kucağında büyüdü?

    Derin devletler niçin mafyaya ihtiyaç duyarlar?

    Aklınızı kurcalayan, merak ettiğiniz tü bu soruların cevaplarını deneyimli gazetec Ömer Lütfi Mete ve eski istihbaratçı Mahir Kaynak veriyor.

    9799752 633086

    YanıtlaSil
  148. DERİN DEVLET

    21

    zısı gerçekleşmemiştir. Musul'da başarısız olmuştur maalesef. Pet-rol denen olgunun Batı için oluşturduğu önem, Mustafa Ke-mal'in kendisinin ve devletinin gücünü dengelemiş ve bu iş dü-zeltilememiştir. Her neyse, neticede o da bir beşerdir. Onun da hataları vardır. Ama derin devleti olan bir ülke yönetmiştir.

    Peki, Nüzhet Haşim Sinanoğlu dışında bu tip derin devlet fa-aliyetleri yapan, hem ülke içinde hem dışında birkaç isim vere-bilir miyiz?

    Tabii ismen bilemiyorum. Ama bir iki örnekle de sınırlı oldu-ğuna ihtimal vermiyorum. Şunu söyleyebiliriz. Kısıtlı imkânlar içinde, her şeyin az olduğu bir dönemde en azından vizyonu gö-rebiliyoruz. Mesela 1928 yılında, Emanullah Han Afganistan devlet başkanı olduğu zaman, askeri ilişkilerimiz de eşzamanlı olarak başlamıştı. Oraya askeri uzmanlarımızı göndermiştik. Bu askerlerimizin Afgan ordusunu kurduğu da bilinmektedir. Musta-fa Kemal, uzmanları oraya göndermeden önce yaptığı konuşma-da şöyle der: "Afganistan suni bir devlettir. Bugün Peştun ağırlık-lı olan bu devletin merkezi yapısı, yarın zulme kapı açabilir ve oradaki Peştun çoğunluk Türk unsurlarına saldırabilir. Böyle bir gün geldiğinde sizin göreviniz sadece Afgan ordusunu yönetmek değildir. Peştun milliyetçiliği azdığında, buna direnecek Türk li-derler yetiştireceksiniz." Şimdi bu vizyon Atatürk'ün 1978'leri öngördüğünün tipik kanıtıdır. Ayrıca şunu da biliyorum. Trablus-garp'ta Enver Paşa'yla yaptıkları, derin devlet icraatıdır aslında. Yani on yedi tane adam İtalyan işgali altındaki Trablusgarp'a gi-derek Osmanlının aciz kaldığı bir dönemde ülkeyi ayağa kaldır-maya çabalamıştır. Ömer Muhtar bu on yedi kişinin başlattığı hareketin devamıdır. Kaddafi, Türk düşmanlığı yüzünden bura-dan başlatmamıştır hikâyeyi. Yoksa Şeyh Sunusi ile iletişim ku-rarak Enver Paşa'nın yanında Mustafa Kemal, Kel Ali, Fuat Bul-ca, Eşref Edip, Eşref Kuşçubaşı, Sencer Kuşçubaşı gibi tam on ye-di kahraman vardır. Mustafa Kemal orada gözünden yaralanır.

    YanıtlaSil
  149. ce

    DERİN DEVLET

    22

    Tedavi olmak için Avusturya'ya götürülür. Gazi'nin hayatındak olayı gizlerler. Niye? Çünkü orada Enver birinci adamdır, Ata en parlak sahnelerden biridir bu. Geri zekâlı Atatürkçüler b türk ikinci adamdır. Halbuki Atatürk orada yüzbaşıdır ve Binga zi'de sokak sokak çarpışırken yaralanmıştır. Bir insana bundar revolveriyle sokakta savaşmıştır. Bu muhteşem bir olaydır. Bu de. daha büyük gazilik payesi nereden gelir? Bir komutan elindek dini ortaya koymalı. Zaaf belirmeden gerekeni yapmalı. O yüz rin devlet uzantısıdır. Derin devlet, devlet zaafa uğramadan ken. den devlet zaafa uğradıktan sonra bir şey yapmak derin devletin değil, derin çetelerin işidir. Ama öyle olur ki, derin devletin gü cü yetmez, devletin zaafa düşmemesini başaramaz, işte o zaman mülkün ne kadarını kurtarabilirim derdine düşer. Trablusgarp gidip, "Trablusgarp'ı bir tek kurşun atmadan kaybettik. Bu, Os. olayı budur. Enver Paşa, Harbiye Nazırı İbrahim Hakkı Paşa'ya manlı için bir rezillik. Biz burada bir operasyon yapmak istiyoruz" diyor. Harbiye Nazırı birçok itirazı dile getiriyor. "Fransa ne der?" kompleksi içindeki bir Osmanlı görevlisi İbrahim Hakkı Paşa. Enver Paşa, "Bize biraz para verin" talebinde bulunuyor. Başka bir şey de istemiyor. İbrahim Hakkı Paşa, "Düvel-i Muazzama baskı yaparsa, biz sizi asi ilan ederiz" diyor. Nitekim de asi ilan edilmişlerdir. Düvel-i Muazzama -bu arada her iki taraf da İtal-ya'yı kendi yanına çekmeye çalışıyor- İtalya'yı kaybetmemek için Bab-ı Ali'ye baskı yapar ve 1911'in sonlarında bunları asi ilan eder. Yani eşkıya olmuşlardır. İtalya yakalanan her Osmanlı askerinin idam edileceğini duyurur. Bunu üzerine Enver Bey üze-rinde kendi resminin olduğu bir para bastırır ve Libya Türk Cumhuriyeti'ni kurar. Adına hutbe okutur. Niçin? Asi ilan edil-memek için. Amerika'daki New York Times gazetesinden gelen muhabirler şöyle yazar: "İnsanlık tarihinde kahramanlığın, şeca-atin hâlâ bir anlamı varsa, Türk destanını bütün dünyanın izle mesini öneririm." Orada Şeyh Sunusi'nin kendi müritlerinden oluşan beş on binlik bir kuvvet, 175 bine kadar çıkan Italyan as-

    YanıtlaSil
  150. DERİN DEVLET

    kerini kıyıda durdurur. Ama arkada donanmanın desteği olduğu için denize dökemezler onları. Bunun üzerine İtalya'da büyük olay çıkar.

    Atatürk'ten sonra gerçekten derin devlet vizyonuna sahip bir isim geldi mi?

    Derin devlet vizyonuna sahip Alparslan Türkeş, olağanüstü derin ve karmaşık bir bakışı olan ve enteresan duruşlar sergileyen bir insandır. Mesela gün gelmiştir, Alparslan Türkeş Nazım Hik-met'ten şiir okumuştur. Çok farklı bir hareketti, ama ülkücüler bunu anlamamıştır. Bu adam şiirlerini Türkçe yazmış. İsterse va-tan haini olsun, bu bir Türk şairidir. Dolayısıyla bu adamın Türk-çeye bir hizmeti vardır. Türkeş'in onun şiirini okumasını böyle bir millet vefası olarak görmüşümdür.

    Türkeş başka bir şey daha yaptı. Mesela Bakü-Ceyhan petrol boru hattı için, "Bu ortaklığın içinde Türkiye'nin payı yüzde on, Rusya'nın payı yüzde yirmi beş olmalı" dedi. Bir numaralı Rus düşmanı böyle bir şeyi nasıl yapabilir, diye düşünebilirsiniz. Tür-keş biliyor ki, Rusya istemezse petrol boru hattının gerçekleşme-si çok zor olur. Ayrıca eğer Rusya'ya yüzde yirmi beş verip de ya-nınıza almazsanız, bu sefer siz yüzde onu alsanız bile Amerika'yı bu işte o kadar etkin kılarsınız ki, dengelenmesi imkânsız bir güç olur. Türkeş'te bir devlet adamı kumaşı vardır.

    Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın liderliğindeki İt-tihat ve Terakki'nin Teşkilat-ı Mahsusa isimli bir istihbarat teş-kilatı vardı. Bu, Türk tarihindeki belki de en önemli gizli servis-lerden biri olarak kabul edilir. Ayrıca Yakup Cemil, Eşref Kuş-çubaşı, Yahya Efendi gibi önemli fedaileri vardı. Teşkilat-ı Mahsusa bir derin devlet oluşumu mudur?

    Dönem İttihat Terakki dönemiydi. Daha doğrusu tarihin en önemli dönemlerinden bir tanesiydi. Teşkilat-ı Mahsusa ve onun öncülü sayabileceğimiz Jurnalciler Örgütü çağdaşlaşan ba-

    YanıtlaSil
  151. Dosya
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Ekonomi
    Spor
    Tarih
    Filistin

    Çanakkale

    Ekonomi

    Gündem

    Eğitim

    Aktüel

    Sağlık

    Dünya

    Genel

    Spor

    Manisa

    Edirne

    Bolu

    Yerel

    Dosya

    Filistin

    Bilim,

    Balıkesir

    İstanbul

    Ankara

    Kayseri
    Abdurrahman Dilipak
    Dünya nereye götürülüyor?
    Abdurrahman Dilipak
    19.09.2024 - 00:05
    Yayınlanma
    Google News
    Derin Gerçekler
    Bakın dün başlayıp bu gün devam ettiğimiz, Pedefolik Satanist Siyonistlerin bu eylem planındaki işleri savunan partisinden, cemaatinden, mediasından, iş adamından, akademisyeninden uzak duralım. Bunların partilerinden, STK’larından ayrılın. Ya da içeride mücadele edin, orada olup bitenleri insanlara duyurun. Artık İnsan Hakları diye bir şey yok, çünkü insan yok. Çevre yalan, Kadın özgürlük hareketleri de yalan. Sağlık diye geni ile oynanmış gıdalar, sentetik et öneriyorlar. İlaçlar zehir.

    Sıkı durun daha devamı var: CIA, FBI, eyalet ve yerel polis teşkilatları, IRS, FEMA, Sosyal Güvenlik'in ana dosyaları büyük ölçüde genişletilecek ve ABD’deki tüm bireylerin kişisel kayıtlarının temelini oluşturacaktır. Evlilik yasaklanacak ve bildiğimiz gibi bir aile hayatı olmayacak. Çocuklar erken yaşta ebeveynlerinden alınacak ve devlet malı olarak vesayet altında büyütülecek. Böyle bir deney, çocukların devlet tarafından sadakatsiz vatandaşlar olarak görülen ebeveynlerinden alındığı Doğu Almanya'da Erich Honnecker tarafından gerçekleştirilmişti. Kadınlar, "kadın kurtuluşu" hareketlerinin devam eden süreci boyunca aşağılanacak. Özgür seks zorunlu olacak. 20 yaşına kadar en az bir kez uyulmaması, şahsına karşı ağır misillemelerle cezalandırılır. Bir kadına iki çocuk doğduktan sonra kendi kendine kürtaj öğretilir ve uygulanır; bu kayıtlar, Tek Dünya Hükümeti'nin bölgesel bilgisayarlarındaki her kadının kişisel dosyasında yer alır. Bir kadın daha önce iki çocuk doğurduktan sonra hamile kalırsa, böyle bir kürtaj ve sterilizasyon yapılması için zorla bir kürtaj kliniğine götürülür.

    Pornografi teşvik edilecek ve eşcinsel ve lezbiyen pornografisi de dahil olmak üzere her sinema salonunda zorunlu olarak gösterilecektir. Bakın ülkemizde, bugün yargı ve vergi muafiyeti verdiğimiz, Diplomatik dokunulmazlığa sahip, doğrudan ve dolaylı olarak Kamu, özel ve STK’larla hertürlü görüşme, iş birliği ve mali kaynak desteği, EGİTDONAT faaliyetine ilişkin imtiyaz sahi UN WOMAN Örgütü bu Pedefolik, Satanist, Siyonistlerin yüz milyon dolarları bulan fonlarını ülkemizde dağıtmaya devam ediyor. "Eğlence amaçlı" uyuşturucuların kullanımı teşvik edilecek ve her kişiye, dünyanın dört bir yanındaki One World Government mağazalarından satın alınabilen uyuşturucu kotaları tahsis edilecektir. Zihin kontrol uyuşturucuları yaygınlaştırılacak ve kullanımı zorunlu hale gelecektir. Bu tür zihin kontrol uyuşturucuları, insanların bilgisi ve/veya rızası olmadan yiyecek ve/veya su tedariklerinde verilecektir. One World Government çalışanları tarafından işletilen ve köle sınıfının boş zamanlarını geçirebileceği uyuşturucu barları kurulacaktır.

    YanıtlaSil


  152. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
    MUÂVİYE b. EBÛ SÜFYÂN
    معاوية بن أبي سفيان
    Ebû Abdirrahmân Muâviye b. Ebî Süfyân Sahr b. Harb b. Ümeyye el-Ümevî el-Kureşî (ö. 60/680)
    Sahâbî, Emevî hilâfetinin kurucusu (661-680).
    İlişkili Maddeler
    EMEVÎLER
    Hulefâ-yi Râşidîn’den sonra 661-750 yılları arasında hüküm süren ilk İslâm hânedanı.
    Babası
    EBÛ SÜFYÂN
    Kureyş kabilesinin reislerinden, sahâbî.

    Müellif: İRFAN AYCAN
    602 veya 603 yılında Mekke’de doğdu. Ebû Süfyân ile Hind bint Utbe b. Rebîa’nın oğlu, Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyân’dan dolayı Hz. Muhammed’in kayınbiraderidir. Resûlullah’ın peygamberliğini ilân etmesinden sonra Kureyş’in diğer ileri gelenleriyle birlikte İslâm’a cephe alan ve Bedir Savaşı’nın ardından üstlendiği Mekke liderliğini şehrin fethine kadar sürdüren babasının gözetiminde bir şehzade gibi büyüdü ve onunla birlikte fetih sırasında müslüman oldu. Müellefe-i kulûbdan sayıldığı için Huneyn ganimetlerinin dağıtımında payına fazla miktarda para ve mal ayrıldı.

    Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber’e kâtiplik ve onun vefatının ardından Suriye üzerine gönderilen dört ordudan birinde kumandan yardımcılığı yapan Muâviye, 17’de (638) Hz. Ömer tarafından önce Ürdün, ertesi yıl Dımaşk valiliğine tayin edildi. 19 (640) yılından sonra halifenin emriyle Filistin’in sahil şehirlerinden Kaysâriye, Askalân ve Trablusşam’ı aldı, sahillere karakollar kurup asker yerleştirdi. Bu arada Bizans’tan kalma tersanelerden yararlanarak İslâm donanmasında ilk deniz birliklerini teşkil etti. Arkasından sahillere yakınlığı dolayısıyla tehlike oluşturan Kıbrıs’a sefer düzenlemek için halifeden izin istediyse de alamadı. Hz. Osman döneminde Filistin, el-Cezîre, Humus ve Kınnesrîn’in de uhdesine verilmesiyle Suriye genel valiliğine getirilen Muâviye yeni halife ile olan akrabalığı sayesinde daha rahat hareket etmeye başladı. İslâm öncesinde Suriye’ye yerleşmiş bulunan Benî Kelb’den bir kadınla evlenip bölgenin en büyük kabilesini arkasına aldı ve birkaç yıl sonra halifenin de aynı kabileden bir kadınla evlenmesini sağlayarak aralarındaki yakınlığı pekiştirdi. Böylece Kelbîler’e ve halifeye dayandırdığı güç ve itibarını gittikçe arttırdı; kendisine çok bağlı disiplinli bir ordu kurmanın yanında başarılı yönetimiyle bölge halkının gönlünü kazandı. 27 (648) yılında Kıbrıs’a bir donanma gönderilmesi hususunda Hz. Osman’ı ikna eden Muâviye, yolladığı 1700 parçalık filo ile adayı kan dökmeden yılda 7200 altın haraca bağladı; beş yıl sonra da ikinci bir sefer düzenleyip buraya 12.000 kişilik bir ordu yerleştirdi.

    YanıtlaSil
  153. Muâviye, Hz. Osman’ın ardından Medine’de halife seçilen Hz. Ali’ye, Hz. Osman’ın öldürülmesi konusunda ilgisiz kaldığını ve suç ortağı olduğu isyancıları ordusunda barındırdığını ileri sürerek biat etmedi. Bunun yanında Hz. Osman’ın yakın akrabası sıfatıyla onun kanını dava etme hakkına sahip olduğunu söyledi ve bunu gerçekleştirmek şartıyla Şam halkından biat aldı. Daha sonra Mekke’de Hz. Âişe, Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvâm üçlüsü etrafında, haksız yere öldürülen halifenin kanını dava etmek için toplanan gruplarla, katillerin cezalandırılması hususunda acele edilmemesi gerektiği görüşünde olan Hz. Ali arasındaki mücadelenin neticesini beklemeyi tercih etti. Cemel Vak‘ası’nda galip gelen Hz. Ali’nin kendisini tekrar itaate davet etmesi karşısında ona, Hz. Osman’ın katillerini kendisine teslim etmesini ve halifeliği bırakarak şûra tarafından yeni bir halife seçilmesi işini sağlamasını teklif etti. Onun bu tavrı iki tarafı Sıffîn’de karşı karşıya getirdi (Zilhicce 36 / Haziran 657). Aralıklarla üç ay süren çarpışmaların son gününde Hz. Ali’nin kumandanı Mâlik el-Eşter, Muâviye’nin ordusuna kesin darbeyi vurma noktasına gelmiş, hatta ümidini kaybeden Muâviye kaçmaya karar vermişti (Taberî, I, 3330). Ancak bu sırada maiyetinde savaşan Amr b. Âs ona, mızrak uçlarına Kur’ân-ı Kerîm sayfaları taktırarak karşı tarafı anlaşmazlığı Allah’ın kitabının hakemliğinde çözmeye çağırmasını önerdi. Bu taktik işe yaradı ve Muâviye ağır bir mağlûbiyetten kurtuldu. Neticede savaş durdu ve taraflar hakemlerin Allah’ın kitabı, gerektiğinde de Resûlullah’ın sünnetiyle hüküm vermeleri şartıyla anlaştılar (13 veya 17 Safer 37 [31 Temmuz veya 4 Ağustos 657]). Muâviye, böylece Hz. Ali’nin ordusunun parçalanmasına ve aralarında savaş çıkmasına da zemin hazırlamış oldu. Çünkü kalabalık bir grup (Hâricîler), işin hakemlere bırakılması üzerine isyan ederek Hz. Ali’nin ordusundan ayrılmış ve ona karşı silâhlı mücadeleye girişmişti. Dolayısıyla rakibinin Hâricîler’le uğraştığı bir sırada meselenin daha karmaşık hale gelmesi onun işine yaradı ve hakemi Amr b. Âs’ın, Hz. Ali’nin hakemiyle yaptığı görüşmelerden sonra kendisini halife seçtiklerini açıklamasının ardından Şam’da biat aldı. Böylece önceleri Hz. Ali tarafında olan askerî üstünlüğün Hakem Vak‘ası’nın ardından kendi tarafına geçmesi üzerine fırsatı değerlendiren Muâviye, Hâricîler’le uğraşmak zorunda kalan Hz. Ali’ye bağlı merkezlere saldırı başlattı ve birkaç yıl içerisinde Mısır, Irak, Hicaz ve Yemen’i eline geçirdi. Her ne kadar Hz. Ali buraları geri aldıysa da çok zor bir duruma düşmüştü. Taberî, 40 (660) yılında iki taraf arasında bir saldırmazlık antlaşması yapıldığını kaydetmektedir (a.g.e., I, 3453).

    YanıtlaSil
  154. Hz. Ali’nin aynı yıl bir Hâricî tarafından şehid edilmesi, bir diğer Hâricî’nin aynı zamandaki suikastından yaralı olarak kurtulan Muâviye’yi hedefine biraz daha yaklaştırdı. Bu gelişmenin ardından Kudüs’te “emîrü’l-mü’minîn” unvanıyla biat alan Muâviye, Hz. Ali’nin yerine halife seçilen oğlu Hasan’la savaşmak için Irak üzerine yürüdü. Hz. Hasan’ın kendisini halife seçen ordusuna güvenmemesi ve askerleri arasında karışıklık çıkması onun işini kolaylaştırdı. Karşılıklı yazışmalar neticesinde rakibinin bazı şartlarla halifeliği bırakmayı kabul etmesi üzerine Kûfe’ye giderek ondan ve halktan biat aldı (25 Rebîülevvel 41 / 29 Temmuz 661). Böylece “birlik yılı” (âmü’l-cemâa) adı verilen o yıl ülkenin tamamını hâkimiyeti altında toplamış ve doksan yıl hüküm sürecek Emevî Devleti’ni kurmuş oldu. Sünnîler Muâviye’nin halifeliğinin meşruiyetini Hz. Hasan’ın kendisine biatıyla başlatmaktadır.

    Irak, Hz. Ali zamanında gelişen olayların ardından Şîa ve Hâricîler’in yurdu haline gelmişti. Muâviye, Şîa’nın merkezi durumundaki Kûfe valiliğine Mugīre b. Şu‘be’yi getirdi (41/661). Başarılı bir devlet adamı olan Mugīre, bu karışık şehirde müsamahakâr bir politika takip etmekle birlikte gerektiğinde güç kullanmaktan da kaçınmadı. Suriyeli birliklerin Hâricîler karşısında yenilmesi üzerine onlarla mücadeleyi çeşitli baskılar uygulamak suretiyle, Hakem Vak‘ası’na kadar beraber savaştıkları Hz. Ali taraftarlarının omuzlarına yükledi; neticede Hâricîler ağır bir hezimete uğradı (43/663). Mugīre halifeye en büyük iyiliği, kendisi gibi Sakīf kabilesine mensup olan Ziyâd b. Ebîh’in Muâviye’ye katılmasını sağlamakla yaptı. Hz. Ali tarafından vali tayin edildiği Fars’ta direnerek tehditlere ve para vaadlerine boyun eğmeyen Ziyâd, Mugīre’nin araya girmesiyle Ebû Süfyân’ın nesebine katılıp Muâviye’nin kardeşi ilân edildi ve ardından Basra valiliğine getirildi (45/665). Muâviye, Mugīre’nin ölümünün ardından Kûfe valiliğini de Ziyâd’ın uhdesine verdi (50/670). Doğu vilâyetlerini sekiz yıl başarıyla yöneten Ziyâd, Hâricîler’e göz açtırmayacak derecede sert bir politika izledi; aynı şekilde Hz. Ali propagandasına da izin vermedi. Bu arada idarecilerin Hz. Ali aleyhindeki faaliyetlerine açıkça karşı çıkarak bir muhalefet cephesi kuran Hucr b. Adî ve arkadaşlarını fitne çıkarıp itaatten ayrılmakla suçlayarak Muâviye’ye gönderdi ve neticede idam edilmelerini sağladı (51/671). 53 (673) yılında ölen Ziyâd’ın yerine tayin edilen oğlu Ubeydullah da babası gibi Hâricî isyanlarını kanlı bir şekilde bastırdı. Muâviye, Hâricîler’le mücadelede kendilerinden yararlandığı Hz. Ali taraftarlarına karşı önceleri müsamahakâr davrandı ve liderlerine yakınlık gösterdi. Ancak Hâricîler’in bertaraf edilmesinden sonra ekonomik ve siyasî baskı uygulayıp onları tesirsiz hale getirdi. Hz. Ali aleyhindeki propagandalarla Hucr ve arkadaşlarının idamı gibi bazı sıkıntılı olaylara yol açmakla birlikte onları kendi döneminde isyancı bir unsur olmaktan çıkarmayı başardı.

    YanıtlaSil
  155. Muâviye, iç karışıklıklar dolayısıyla yaklaşık on yıldan beri durmuş olan fetih hareketlerini üç ayrı cephede yeniden başlattı. Hz. Ali ile mücadelesi sırasında vergi vermek zorunda kaldığı Bizans üzerine 42 (662) yılından itibaren yeniden seferler düzenledi. 49’da (669) karadan ve denizden İslâmî dönemdeki ilk İstanbul kuşatması gerçekleştirildi. 50 (670) yılında Kyzikos (Kapıdağ) yarımadası ele geçirildi ve buradan başlatılan akınlarla İstanbul dört yıl süreyle muhasara edildi (54-58/674-678). İkinci cephe olan Basra’ya bağlı Horasan ve Sind bölgelerinde de hâkimiyetten çıkan bazı merkezlerin itaat altına alınmasından sonra yeni fetihler gerçekleştirildi. Sicistan’daki merkezlerin ardından Kâbil (44/664), Tohâristan, Kuhistan, Buhara (54/674) ve Semerkant (56/676) alınarak bazı Doğu hükümdarları vergiye bağlandı. Üçüncü cephe olan İfrîkıye’de Muâviye b. Hudeyc bölgeyi yeniden zaptetti (45/665); onun halefi Ukbe b. Nâfi‘ de Mağrib fetihleri için üs olarak kullanmak amacıyla Kayrevan karargâh şehrini kurdu (50/670) ve harekâtını Atlas Okyanusu’na doğru genişletirken başarılı politikasıyla bölge halkı Berberîler’in İslâm’a girmesini hızlandırdı.

    Halifeliği kabile asabiyeti temeline dayanan bir mücadeleyle ele geçiren Muâviye’nin en kalıcı icraatı oğlu Yezîd’i veliaht tayin etmesi, böylece devleti veraset kuralını esas alan bir hânedana dönüştürmesidir. Meşhur rivayete göre bunu, Kûfe Valisi Mugīre’nin tavsiyesiyle ve müslümanların hilâfet meselesi yüzünden yeni bir anlaşmazlığa düşmelerini engellemek amacıyla yaptığını söyleyen Muâviye, Medine dışında önemli bir muhalefetle karşılaşmadı. Medine’de Hz. Hüseyin ve Abdullah b. Zübeyr’in başını çektiği bir grup sahâbî kendisine şiddetle karşı çıktı. Bunun üzerine biatlarını bizzat almak için Hicaz’a giden Muâviye tehditle problemi halletti. Onun özellikle bu tasarrufu sebebiyle ilk İslâm tarihçilerinin çoğu tarafından yoğun biçimde eleştirildiği görülür. Ancak İbn Haldûn, içinde bulunulan şartlar düşünüldüğünde bu işin müslümanların hayrına olduğunu söyler. İbn Haldûn’un bu görüşü özellikle çağdaş Sünnî yazarlar tarafından da benimsenmiştir (DİA, XI, 90). Sonuç olarak hilâfeti verasete dayalı mutlak bir saltanata dönüştüren Muâviye 60 yılının Receb (Nisan 680) ayında Dımaşk’ta vefat etti ve Bâbüssagīr Mezarlığı’na defnedildi; aynı gün yerine oğlu Yezîd geçti.

    YanıtlaSil
  156. Kendisiyle birlikte “Araplar’ın dâhileri” denilen Amr b. Âs, Mugīre b. Şu‘be ve Ziyâd b. Ebîh’e büyük yetkiler vererek kurduğu devletin temellerini onların yardımıyla sağlamlaştıran Muâviye muhaliflerine anlayacakları dilden konuşarak yaklaşmaya çalışırdı. Nâdir yetişen bir diplomat, çevresini iyi tanıyan ve ileriyi gören bir idareci olarak hilim ve teennîyi ilke edinmişti; mecbur kalmadıkça kuvvete başvurmazdı. Düşmanlarının en ağır hakaretleri karşısında dahi kendini tutar ve soğuk kanlılığını korurdu. İhsanlarının fazlalığı dolayısıyla hayrete düşenlere bir savaşın bundan çok daha fazlasına mal olacağını, paranın iş gördüğü yerde konuşmaya, konuşmanın iş gördüğü yerde kırbaca, kırbacın iş gördüğü yerde kılıca ihtiyaç duymadığını söylerdi (Ya‘kūbî, II, 238). “Dilimle, Ziyâd’ın kılıcıyla kazandığı başarıdan daha fazlasını elde ettim” derdi. Ancak valilerinin sert davranışlarına göz yummayı tercih ederdi; hatta Hâricîler’e ve Şiîler’e karşı ılımlı tutumu yüzünden şikâyetlere mâruz kalan Mugīre’yi valilikten almayı bile düşünmüştü. İnsanlarla bağlarını koparmamak için âzami gayret gösterir ve özellikle kabile reislerine büyük önem verirdi. Onların üzerinde kurduğu nüfuz sayesinde oğlu için biat almakta zorlanmadı. Fakat kendi kabilesinin etkisi altında kalmamaya dikkat etmiş, bunun için eyaletlere başka kabilelerden, bilhassa Sakīf kabilesinden valiler göndermiştir. Tâif, Mekke ve Medine valilikleriyle hac emirliğinde ise akrabalarını görevlendirirdi.

    Muâviye, valiliğinin ilk yıllarından itibaren Bizans idarecileri gibi giyinmeye ve onlar gibi yaşamaya başlamıştı. Şam’a gelen Hz. Ömer kıyafetini yadırgayıp kendisini hükümdarlara benzetince cihad ruhunu kaybetmediğini, ancak düşmana yakın oldukları için heybetli görünmek gerektiğini söyleyerek halifeyi ikna etmeyi başarmıştı. Devletini Bizans müesseselerinden faydalanarak kurmaya çalışan Muâviye zamanında hâciblik, Dîvânü’r-resâil, Dîvânü’l-hâtem ve Dîvânü’l-berîd oluşturuldu. Ayrıca o saldırılardan korunmak için özel muhafızlar görevlendiren ilk halife idi. Gayri müslimlere karşı iyi davranan Muâviye, müşavirlerinden Sercûn b. Mansûr ve özel doktoru İbn Üsâl gibi bazı hıristiyanları sarayında görevlendirmişti.

    YanıtlaSil
  157. Âlimler, edipler ve şairlerle sohbeti sever, onlardan yararlanmaya çalışırdı. Tarihe de büyük ilgi duyardı. Yemenli tarihçi Ubeyd b. Şeriyye’yi Dımaşk’a çağırarak kendisinden Arap ve Acem meliklerinin hayatlarını anlatan bir kitap yazmasını istemişti. Hz. Peygamber’den 163 hadis rivayet etmiş, bunlardan dördü Buhârî ve Müslim’de, beşi yalnız Buhârî’de, dördü de sadece Müslim’de yer almıştır.

    Muâviye b. Ebû Süfyân hakkında yazılan eserler arasında İbn Ebü’d-Dünyâ’nın Ḥilmü Muʿâviye, İbn Ebû Âsım’ın Feżâʾilü Muʿâviye, Gulâmu Sa‘leb’in Feżâʾilü Muʿâviye, Ebû Ya‘lâ el-Ferrâ’nın Tebriʾetü (Tenzîhü) Muʿâviye, Ubeydullah b. Muhammed es-Sakatî’nin Feżâʾilü Muʿâviye, Takıyyüddin İbn Teymiyye’nin Risâle fî Muʿâviye b. Ebî Süfyân ve İbn Hacer el-Heytemî’nin Taṭhîrü’l-cenân ve’l-lisân ʿani’l-ḫuṭûr ve’t-tefevvüh bi-s̱elbi Muʿâviye b. Ebî Süfyân adlı kitapları zikredilebilir.


    BİBLİYOGRAFYA
    Nasr b. Müzâhim, Vaḳʿatü Ṣıffîn (nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1382, s. 502-504.

    İbn Hişâm, es-Sîre2, II, 173, 402-403.

    İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, II, 351-352; III, 32-33; IV, 255-256.

    Halîfe b. Hayyât, et-Târîḫ (Ömerî), s. 99, 141, 155, 160, 203-230.

    İbn Kuteybe, el-Maʿârif (Ukkâşe), s. 349-350.

    el-İmâme ve’s-siyâse, I, 49-50, 74-78, 84-103, 112, 140, 142, 148-174.

    Belâzürî, Ensâb (Zekkâr), V, 21-127.

    a.mlf., Fütûh (Fayda), bk. İndeks.

    Ya‘kūbî, Târîḫ, II, 216-241.

    Taberî, Târîḫ (de Goeje), I, 2820-2824, 2985-2986, 3096-3097, 3182-3220, 3330, 3414-3416, 3453; ayrıca bk. İndeks.

    İbn A‘sem el-Kûfî, el-Fütûḥ, Beyrut 1406/1986, I, 261-264, 448-495; II, 289-291.

    İbn Abdürabbih, el-ʿİḳdü’l-ferîd (nşr. Müfîd M. Kumeyha – Abdülmecîd et-Terhînî), Beyrut 1407/1987, I, 77-78; II, 105; V, 50-51, 93-94, 110-114, 155-156.

    YanıtlaSil
  158. Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), III, 4-62.

    Agobios b. Kostantin el-Menbicî, el-Münteḫab min Târîḫi’l-Menbicî (nşr. Ömer Abdüsselâm Tedmürî), Trablus 1406/1986, s. 65-73.

    İbn Abdülber, el-İstîʿâb (Bicâvî), III, 1416-1422.

    İbn Asâkir, Târîḫu Dımaşḳ (Amrî), LIX, 55-241.

    İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, III, 95, 117-118, 201-204, 274-325, 404-525; IV, 5-13; ayrıca bk. İndeks.

    Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, III, 119-162.

    İbn Kesîr, el-Bidâye, IV, 174; V, 30-34, 55, 337-338, 355.

    İbn Haldûn, Muḳaddime, I, 364-365, 372-374.

    İbn Hacer, el-İṣâbe (Bicâvî), VI, 151-154.

    J. Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1963, s. 35-53.

    Ömer Süleyman el-Ukaylî, Ḫilâfetü Muʿâviye b. Ebî Süfyân, Riyad 1984.

    Bessâm el-Aselî, Muʿâviye b. Ebî Süfyân, Beyrut 1985.

    İbrâhim el-Ebyârî, Muʿâviye, Kahire, ts. (el-Müessesetü’l-Mısriyyetü’l-âmme).

    İrfan Aycan, Saltanata Giden Yolda Muaviye bin Ebî Süfyân, Ankara 1990.

    Vecdi Akyüz, Hilâfetin Saltanata Dönüşmesi, İstanbul 1991.

    H. Lammens, “Muâviye”, İA, VIII, 438-444.

    M. Hinds, “Muʿāwiya I”, EI2 (Fr.), VII, 265-270.

    İsmail Yiğit, “Emevîler”, DİA, XI, 87-90.

    YanıtlaSil
  159. 519

    16088. Oynamak islemeyen ayının havası uymaz.

    16089. Oynamayı bilmeyen, havayı beğenmez. (Bizde: Kız oyun bilmez de "yerim dar" der.)

    16090. Oynaşına güvenip kocasız kalmış!

    ap!)

    16091. Oyunun sonu yokluktur.

    16092. Öfke, aklı giderir.

    16093. Öksüz buzağı beslersen, ağzını-burnunu yağ eder; öksüz çocuk beslersen. ağzını-burnunu kan eder.

    16094. Ölmüş sığır (inek) sütlü, ölmüş kadın (karı) uğurlu (olur). (Bizdeki benzeri: Kel ölür, sırma saçlı olur; kör ölür, badem gözlü olur.)

    16095. Ölüm hak, miras helâl!

    16096. Ölüm, varlıklının malını dağıtır, yoksulun eteğini açar.

    16097. Ömrün ucu (sonu) kömür(dür).

    16098. Ömür yel gibi geçiyor.

    16099. Önceki gibi kocan olmaz, gençlikteki gibi aşın olmaz.

    16100. Öndeki tekerlek nereden yuvarlanırsa, arkadaki de oradan gider.

    16101. Ördek alırsan, kaz verirsin.

    16102. Övüngenin kıçı açık.

    16103. Payına çıkan, gümüşün.

    16104. Penceresinden yel üflemez, eşiğinden can (kapısından kimse) girmez.

    16105. Pireye kızıp kürkünü ateşe vermiş.

    16106. Pis suya taş atma: üstüne sıçrar.

    16107. Sabah namaz, akşam namaz, ağılda koyun kalmaz.

    16108. Sabanda (tarla sürme yerinde) anlaşmazsan, harmanda inlersin.

    16109. Sabretmiş, muradına ermiş.

    16110. Sabrın kökü, altın (gibi değerli).

    16111. Saçları dimdik oldu.

    16112. Sana inan, buza dayan.

    16113. Sarhoşa tahta yarığı da akça (para) görünür.

    16114. Sayılı gün tez geçiyor, sayılı akça (para) tez tükeniyor.

    16115. Sarkık yanma saman sıkıştırıyor.

    16116. Sekiz sığır (inek) beslemektense, semiz bir sığır besle!

    16117. Sıçana ölüm, kediye şadlık (sevinç).

    16118. Sığırın (ineğin) olmazsa, keçiye de "annecik" dersin.

    16119. Sığırlar (inekler) su içerken, buzağılar tuz yalar.

    YanıtlaSil
  160. 518

    16055. Kötü ruhlu adam, Bayram'da ölür.

    16056. Kötü yerde yatarsan kötü düş, iyi yerde yatarsan iyi düş görürsün.

    16057. Köy ağız, orman kulak, kır gözdür).

    16058. Kul (köle) yediği aşı anlatır (ki soyluluk niteliği değildir).

    16059. Kurdu ulumuş!

    16060. Kurt da tok olsun, koyun da sağ kalsın. (Bizdeki benzeri: Ne şiş yansın, ne kebap!)

    16061. Kuru (yağsız) kaşık, ağız yırtar.

    16062. Küçük, (ama) içi cevherli.

    16063. Külde ağnasın da gününü görsün!

    16064. Mal, bağır eti. (Bizde: Mal, canın yongasıdır.)

    16065. Mal sahibinin oğlu iş konusunda az karanlık gören olursa, hizmetçisi doğuştan kör olur (hiç görmez).

    16066. Mektup beklenen gün, tanı atmayan gece (gibidir).

    16067. Mert ol ya da merdin hizmetinde ol!

    16068. Molla (hoca, bilgin) varken, dilini tut; usta varken, elini tut!

    16069. Ne olursa olur, oğul olmazsa kız olur.

    16070. Ne saçarsan, onu biçersin.

    16071. Ne söylediğini, kulağın işitsin!

    16072. Oburluktan hemen ölüvermezsin, (ama) pek iyilik de görmezsin (ya).

    16073. Oburun gözü görmese de gönlü duyar.

    16074. Od'un (ateşin) gözü yok, "yok"un derdi yok.

    16075. Odunu kıran yaksın, çocuğu doğuran baksın!

    16076. Ok dışına çıkma! (Bizde: Çizmeden yukarı çıkma!)

    16077. Okumadan molla (hoca) olmazlar.

    16078. Okumadan molla (hoca) olmuş.

    16079. Olur olmaz şeye güvenip elindekini kaçırma!

    16080. On lirayı harcamak için (bile), yüz liralık kafa gerek.

    16081. On mertebe (kez) ölç, bir mertebe kes!

    16082. Onsuz dünya değersiz.

    16083. Onun kedisi de tavşan avlıyor.

    16084. Orman kulak, kır göz.

    16085. Orman, yabanıl hayvansız olmaz.

    16086. Ortak malı it yer.

    16087. Otuz oğlun olmaktansa, aksak (topal) bir erin (kocan) olsun!

    YanıtlaSil
  161. TARİHTE BUGÜN

    1651-Kösem Sultan boğularak öldürüldü.

    1798-Osmanlı Hükümeti, Fransa'ya savaş ilân etti.

    1826-Zabıta Teşkilatı'nın kuruluşu.

    1925 - Tekke ve Zâviyeler kapatıldı.

    2

    PAZARTESİ

    MONDAY

    EYLÜL

    SEPTEMBER

    BİR AYET

    Biz sizi yarattık, sonra size

    bir suret verdik, sonra da meleklere, "Adem'e secde edin" dedik.

    A'raf Suresi: 11

    BİR HADİS

    İçkiden sakınınız. Çünkü o her kötülüğün anahtarıdır.

    Hâkim

    Nefis daima kötü şeylere sevkeder.

    Lem'alar

    סרי חודש GÜN-246 KAI AN: 120 - GÜN. KIS.: 2 DK

    YanıtlaSil
  162. ZOZO DEDIUZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1945 - Endonezya bağımsızlığını ilân etti.

    1967 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Emin Çayırlı (Çaycı Emin Ağabey) vefat etti.

    1978 - İran'da Şah rejimine karşı iç savaş başlatıldı.

    1999 - Gölcük Depremi.

    AĞUSTOS

    17 PAZAR

    23 1447

    RUMI: 4 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 104

    BİR AYET

    (Salih) amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.

    Ankebut: 58

    BİR HADİS

    Biriniz bir işçi tuttuğunda vereceği ücreti kendisine bildirsin.

    Darekutnî

    Şu âlem, çendan, fânidir; fakat ebedî bir âlemin levâzımâtını yetiştiriyor. Çendan, zâildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir Zâtın bâkî esmâsının cilvelerini gösteriyor.

    Sözler

    Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatri

    YanıtlaSil
  163. 517

    16022. Kel, hilekâr (kurnaz) olur.

    16023. Kendi aklın içte, başkasının (verdiği) akıl dışta.

    16024. Kendi ayağıma kendim balta vurdum.

    16025. Kendi düşen ağlamaz.

    16026. Kendi gözün (bakımın) ölüyü diriltir.

    16027. Kendin bil, başkasına da sor!

    16028. Kendisi için saran (cimri) olanın, başkasına iyiliği hiç dokunmaz.

    16029. Kendisi nasılsa, arkadaşı da öyle.

    16030. Kesilmiş ekmek kesiği (parçası), yeniden yapışmaz.

    16031. Kırk kişi bir yanda, kıngır (aksi, inatçı) kişi bir yanda.

    16032. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle!

    16033. Kişi kanı, yerde kalmaz (ortaya çıkar).

    16034. Kişi yaşlandıkça, zaman tez geçer.

    16035. Kişinin başı. Allah'ın topu.

    16036. Koca baş, kan boyun.

    16037. Kocasız (dul) kadın, yularsız attır (ikisi birdir).

    16038. Komşu tavuğu gösterişli (görünür).

    16039. Komşunun tavuğu, hindi gibi görünür.

    16040. Konuk, ev sahibinin eşeği(dir).

    16041. Konuk konuğu sevmez, ev sahibi hiçbirini sevmez.

    16042. Konuk olsan, acımalı (insaflı) ol!

    16043. Konuk olursan, derli-toplu ol! (Bizde: Konuk umduğunu değil, bulduğunu yer.)

    16044. Korkana çift görünür (her şey).

    16045. Korunanı, Allah korur.

    16046. Kovalayan da "Allah" der, kaçan da.

    16047. Kovasına göre kapağı.

    16048. Koyun can kaygısında, kasap yağ kaygısında (derdinde).

    16049. Köprüden geçinceye (dek) şeytana da yalvarırlar. (Bizde: Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı derler.)

    16050. Kör balta, kemik kırmaya yarar.

    16051. Kör, değneğini bir kez yitirir.

    16052. Kör tavuk, bakrayı (karamuğu) da buğday (sanır).

    16053. Kötü adamın gücü, tek baykuşa yeter.

    16054. Kötü çocuk, anasına sövdürür.

    YanıtlaSil
  164. 516

    15988. İtin gözü, boka düşer.

    15989. İtin kargışı (bedduası), böriye (kurda) düşer.

    15990. İtin kuyruğunu kim keserse, şu adam şirin görünür (ite).

    15991. İtle kedi (gibi) yaşıyorlar.

    15992. İyi (adama) gün (geçim) yok, kötüye ölüm yok.

    15993. İyi aş kalmaktansa, kötü kursak (karın) patlasın!

    15994. İyi at, kendi yemini kendisi artırır.

    15995. İyi (becerikli) buzağı, iki ananın sütünü emer.

    15996. İyi niyet, yarı varsıllık(tır).

    15997. İyi söz can azığı, naçar (körü) söz baş kazığı.

    15998. İyiliğe iyilik her kişinin işidir; kötülüğe (karşı) iyilik er (mert) kişinin işidir.

    15999. İyillik et de deryaya (denize) sal (at); balık bilmezse, Halik (Tanrı) bilir.

    16000. İyilik et de kötülük bekle!

    16001. Kaçıp gitmektense, saçıp git (bir iz bırak)!

    16002. Kadın (karı) almak demek, her gün batman et demek.

    16003. Kadına inanma, buza dayanma!

    16004. Kadının saçı uzun, aklı kısa.

    16005. Kaldıramayan (adam), büyük sopa kaldırmaya kalkar.

    16006. Kalmuk (kavminin) atı yem yemez, yerse torbayı deler.

    16007. Kan kardaş olsa da mal kardaş değil.

    16008. Kar, karın başını yer. (Son kar için söylenir.)

    16009. Kara itin belası (suçu) ak ite.

    16010. Kara sakalın (yazgın), nereye gidersen birlikte gider.

    16011. Kardaş çocuğu kandaş yabancı, ondan doğansa doğuştan yabancı.

    16012. Karga da yavrusuna "apağım" der, kirpi de "yumuşacağım" der.

    16013. Karga, karganın gözünü gagalamaz.

    16014. Kartlık (ihtiyarlık) değil, şadlık (mutluluk).

    16015. Kaşığı ile veriyor, sapı ile gözü çıkarıyor.

    16016. Katı (sert) ağaca katı kama.

    16017. Kazak (halkında) ayran (yoğurt) çok, Urus'ta (Ruslarda) beyrem (bayram) çok.

    16018. Kazanı ne gibiyse, kurumu da öyle; anası ne gibiyse, kızı da öyle(dir).

    16019. Keçe satarsan, komşuya sat: bir kıyısında kendin de oturursun.

    16020. Kefil olma, kefensiz gidersin.

    16021. Kel başa şimşir tarak!

    YanıtlaSil
  165. DERINNERİN SIRLAR ABİLER

    NECDET PEKMEZCİ

    Onlar derin, karanlık, tenha, kuytu yaşamlarında hep zirvedeydiler. Yine bilinmeyenler, yine derin ilişkiler konuşuldukça araştırıldıkça, görülecek ki onlar derin ağabeylerin en deriniydiler...

    Abdullah Çatlı nasıl efsane oldu?

    Devlet adına hangi görevleri üstlendi? Kimlerle çalıştı?

    ASALA, PKK, ve Dev-Sol operasyonlarının perde arkası..

    Terör örgütlerinin uyuşturucu trafiğine konan engel...

    Kumarhaneler kralı Ömer Lütfü Topal ve Tarık Ümit'in öldürülmesinin ardında yatan sırlar...

    Çatlı'nın peşine Yeşil'i kim taktı, Yeşil bu işten neden vazgeçti?

    Bolu-Düzce-Sapanca ölüm üçgeni...

    Ayhan Çarkın'ın itirafları...

    Abdullah Çatlı sıradan bir trafik kazasına kurban gitmiş olabilir mi?

    Elinizdeki kitap her nekadar, ülkücülerin efsane reisi Abdullah Çatlı'yı anlatsa da aslında derinlerde yaşayan isimlerin toplu bir portresidir.

    Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'dan delikanlı baba Sedat Peker'e, Efsane komutan Korkut Eken'den, MIT kimlikli, kırmızı pasaportlu Alaattin Çakıcı'ya, Eski MIT Kontr-Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür'den eski Özel Harekat Başkanvekili Ibrahim Şahin'e, Kürt işadamlarını infazında görevlendirildikleri öne sürülen özel harekatçılardan oluşturulan infaz timine ve daha nicelerinin rastlaştıkları, kavilleştikleri derin yollarda, yeraltında yaşayanların gayrıresmi öyküsünü bulacaksınız bu kitapta.

    YanıtlaSil
  166. İSRAİLİN ESRARI

    Büyük tartışmalar yaratacak bir kitap!

    Tevrat'ta bahsedilen MEGIDDO '3. Dünya Savaşı' mı?

    Bu savaşta vurulacak kilit ülkeler 'l, S, R, A, I, L' harflerinde mi gizli?

    İsrail ve ABD; Ortadoğu'yu ve dünyayı hangi tehlikeye doğru sürüklüyor?

    Büyük İsrail Devleri olarak amaçlanan sınırlar hangi ülkeleri kapsıyor?

    Türkiyede'ki Mossad ajan trafiğinin yoğunluğunun anlamı nedir?

    ABD, 'İsrail'i planları gereği Balkan-Kafkar ve Ortadoğu ülkelerini 'Yakın Doğu Devleti' adı altında mı yapılandırıp kontrol edecek?

    Dönemin ABD Dışişleri bakanı James Baker'in Özal'a teklif ettiği 'Üç İsrail Planı' nedir?

    Türkiye ve 'Kripto Ülkeler' bu plan dahilinde eyaletlere nasıl bölünecek?..

    Tevrat'ta Yehova'nın Ahid aldığı petrollü topraklar, sulu topraklar ve kutsal topraklar ülkesi neresi?..

    Dünya nükleer bir tehdit altına mı giriyor?

    ÖZEL FİYAT 9,95 TL

    YanıtlaSil
  167. T ürkiye'de mafya, "Susurluk Skandalı"ndan beri da-ha geniş bir çerçevede tartışılıyor: uyuşturucu tica-retinden nemâlanan suç örgütlerinin, ticari ve poli-tik çıkarı birleştiren çetelerin, hükümet ve devlet aygıtıyla ilişkilerinin boyutları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Türkiye'nin Mafyası, öncelikle, ülkenin geleneksel "kabadayı" alt-kültü-rünün geçirdiği bu dönüşüm sürecinin bir toparlamasını, ha-tırlatmasını yapıyor. Babalığın modernleşme dinamiğine da-ir kapsamlı bir tasvirin yanısıra, uluslararası uyuşturucu tica-retinin işleyiş mekanizmaları ve Türkiyeli suç örgütlerinin bu "düzen"deki yerine dair kriminolojik açıklamalar, kitabın öz-gün katkılarından birini oluşturuyor. "Bu âlem"in son yıllar-daki önemli portrelerinden Hüseyin Baybaşin'in kendi ağ-zından hayat hikâyesi, kitabın sunduğu özgün malzeme içinde önemli yer tutan bir başka başlık. Keza, Avrupa'daki göçmen Türk ve Kürt cemaatlerinin mafya ve uyuşturucu dünyasına nasıl entegre olduğuna ilişkin bilgiler, "Türki-ye'nin Mafyası"nı anlamak için, şimdiye dek pek aşina ol-madığımız bir ufuk açıyor. Türkiye'nin Mafyası, "Susur-anmarini engelleme çabasına değerli bir katkı.

    YanıtlaSil
  168. BİLİM AHLÂKI

    Bilim ahlâkı, bilimsel araştırmaların her aşamasında kendisine uyulması beklenen, uyulmadığı hâllerde bili-min amaçladığı gayelere ulaşmasına engel teşkil edecek ilkeleri belirlemektedir. Bu yönüyle bilim ahlâkı, bilimsel çalışmaların hazırlık aşamasından yürütülmesine ve sonuçlandırılmasına kadar olan bütün süreçte ortaya çıkan değer sorunları ve getirilen çözüm önerilerinin tar-tışıldığı bir alandır. Bilim ahlâkı aynı zamanda bilim etkin-liğinin sadece bilimin kendine özgü teknik ve uygulama-lardan ibaret olmadığını aynı zamanda bir meslek olarak bilimsel etkinliklerde bulunan bilim insanları için mesleki uygulamalarda yol gösterici normları ve değerleri ifade etmektedir.

    YanıtlaSil
  169. ne kadar idare edilebilirdi ki? Hem

    Peygamberimizin (asm) Hayatı

    TARİHTE BUGÜN

    1939-İngiltere ve Fransa Almanya'ya savaş ilân etti.

    1703- Osmanlı şeyhülislamı, kazasker, müderris, şehzade hocası ve padişah danışmanı Feyzullah Efendi vefat etti.

    1950 - Belediye

    seçimlerinde 600'ü aşkın CHP'li belediyeden 560'ı DP'ye geçti.

    3

    SALI

    TUESDAY

    EYLÜL

    SEPTEMBER

    BİR AYET

    Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O Rahman'dır, Rahim'dir.

    Bakara Suresi: 163

    BİR HADİS

    Müslüman kardeşinize bolluk ve berekete kavuşması için dua ederek mükafatlandırınız.

    Ebu Davud, Etime: 54

    Sünnet-i Seniyyeye ittiba, mutlaka gayet kıymettardır. Hususan bid'aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır.

    Lem'alar

    YanıtlaSil
  170. (uise) әрә-

    eiseg

    2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1951-Bediüzzaman, Milli Eğitim Bakanı ve Bakanlar Kuruluna hitaben bir mektup kaleme aldı.

    1952 - İzmir, NATO'nun güneydoğu karargâh merkezi oldu.

    AĞUSTOS 18 PAZARTESİ

    24 1447

    RUMI: 5 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 105

    BİR AYET

    İman edip güzel işler yapanlara müjde olsun; dönülecek en güzel yer onlarındır.

    Ra'd: 29

    BİR HADİS

    Birinize, bir yere girmek için üç defa izin istediği halde izin verilmezse geri dönsün.

    Buharî, İsti'zan: 13

    Hem enbiyâ ve evliyâyı sevmek, Cenâb-ı Hakkın makbul ibâdı olmak cihetiyle, Cenâb-ı Hakkın namına, hesabınadır ve o nokta-i nazardan Ona aittir.

    Sözler

    YanıtlaSil
  171. KUTUB-I SITTE

    K2

    Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13, 237,

    Medine ye fitnenin çokca yağması: 13, 238.

    Sahäbe ve fitne hareketleri: 13, 327-28

    Zamanla vukua gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13205-2 Sahabe ve Tabiin arasında çıkan kavga ve ihtilaf 13 . 291-92-98

    Fiyat kızıştırmaya dair. 1, 487.

    Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiyat söylemelidir. 172

    Fıtır sadakası : 6, 421-23.

    Fıtır sadakası dört şeyden verilebilir: 6, 424.

    Fıtır sadakası hangi şeylerden verilir?: 6, 421-22

    Fıtır sadakası ailenin her ferdi için vaciptir: 6, 423

    Fitir sadakası Müslüman olan herkesin üzerine farzdır: 6,421

    Fıtır sadakası ne zaman verilir?: 6, 422-23.

    Çocuğun fıtır sadakasını ailesi öder: 6, 423.

    Fıtır sadakasının miktarı: 6, 422-23.

    Fitrat nedir?: 7, 33.

    Fitrattan olan şeyler: 7, 35.

    Fitri duygularının yönlendirilmesi: 9, 331-32.

    İnsan fıtratı ve mahiyeti hakkında bilgiler: 13, 422-23.

    Insan fıtratında olan beş şey: 7, 33.

    Insanın fıtratında olan diğer şeyler: 7, 36.

    İnsanın fıtratında olan yaptığı işler: 7, 20.

    Fidye, fevar ve ihsar: 5, 61.

    Fidyenin verileceği yer: 5, 45-46.

    Fidye olarak ödenecek sadakanın cinsi ve miktarı: 5, 46.

    İsrailoğullarında fuhuş evleri vardı: 14, 44.

    Fahişenin mehri yoktur: 14, 331.

    Furat İbni Hayyan: 13, 485.

    G

    Gadab: "Öfke"ye bakınız.

    el-Gâbe: 8, 312.

    Gadr: "Vefasızlık"a da bakınız.

    GADR (VEFASIZLIK) BÖLÜMÜ: 12, 143.

    Kıyamet günü vefasızların durumu: 12, 143.

    YanıtlaSil
  172. IN CHE

    207

    MERHUMLAR FIHRINTI

    Milletin devleto karşı yaptığı vefasizlik 12.145

    Gallet 6 116

    Dalinos 10,524.26

    Ganimetler ve ley 4. 105

    Gammel içinde bulunan Musluman malları, ganimete mi dahil yoksa sahi-

    hine mi iade edilir 4. 165

    Ganimet malini yağmalama lage yemek gibidir 4.159

    06

    Ganimet mallan, 2.383-84

    Ganimet payını almakta sabırsızlık gösteren Bedeviler 7.81

    Ganimetten calanın dünyevi cezası 4, 157

    Ganimet dağıtımı hususunda imam muhayyerdir. 7, 82

    Hz. Alinin (ra) ganimetleri aldığı cariye ile o gün temasta bulunması: 12, 85.

    Hz. Ali'nin ganimet taksiminde görevlendirilmesi 12, 85.

    Bazan Resulullah (s.a.v.)'ın Müellefe-i Kuluba ganimetten fazla pay ver mesi 4, 122

    Diğer ümmetlere helal olmayan ganimetten Ummet-i Muhammed (sav) e helal olması 4, 149.

    Komutanın ganimetten ayrı olarak askere verdiği hediye miktarı: 4, 120.

    Kureyşın meşhurlarına verilen savaş ganimetleri: 12, 71.

    Resulüllah (s a v.)'tan sonra O'nun ganimetten alacağı pay kimlere verilir: 4, 67.

    Resulüllah (s.a.v.) ganimetten çalanın cenaze namazını kıldırmazdı. 4, 156.

    Ganimetten çalan kimsenin dünyevi ve uhrevi cezası: 4, 152.

    Ganimetten çalan kimsenin tevbe etmesi mümkün müdür?: 4, 155.

    Ganimetten pay alan Zevi'l-Kurba kimdir?: 4, 130.

    İslâm'a ısındırmak için kafire savaş ganimetinden pay vermesi: 11, 377.

    Sağlığında Zevi'l-Kurba'ya ganimeti dağıtmakla Hz. Ali'yi görevlendirmesi:

    4, 135.

    Taksim edilmeden önce temellük edilemez: 1, 469.

    Taksim edilmeyen ganimet malından satmamak: 11,355.

    Zahmetsiz ganimet: 9, 123.

    Garanik hadisesi: 8, 215-19.

    Gars kuyusu: 7, 221.

    GASB BÖLÜMÜ: 12, 113.

    Gasbın azı da çoğu da haramdır:

    12, 114.

    Arazi gasbı büyük günahlardandır: 12, 115.

    Haksız yere mal gasbedenin kıyametteki cezası: 12, 113.

    YanıtlaSil
  173. IN CILT

    MEFHUMLAR FIURISTI

    Fitne isyan. 5, 147

    Fitnenin çeşitleri: 13, 205-206.

    Fitne Hz. Osman (ra) in hilafetiyle başladı 17, 152.

    Fitne patlak verince yapılacak tavsiye 13, 177-178

    Fitne sebebiyle zaman fenalaşması 17,562.

    Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13. 281-82-83

    Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13, 274-75.

    Fitnenin vasıfları 13, 255-56.

    Fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaset. 13, 184.

    Fitne yavaş gelişir 13, 256-57.

    XI

    Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13, 269

    Fitneye karışmanın yasak olması: 13, 181-82.

    Fitneye karışan sahåbeler: 13, 335-36

    Fitneyı ihbar: 13, 172

    Fitne zamanında dilini tutmak: 13, 201-202.

    Fitne zamanında din lafta kalır: 13, 264-65.

    Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13, 189-90-91.

    Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13, 262-63.

    Fitne zamanında irtidat artar: 13, 267-68.

    Fitne zamanında kerahet: 13, 202.

    Fitne zamanı katı vak'aları artar: 13, 271-72.

    Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermemesi: 13, 178.

    Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13, 194-95.

    Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13, 274.

    Fitne zamanında silah edinmemek: 13, 203-204.

    Fitne zamanında terk-i diyår etmek: 13, 191-92.

    Fitne zamanında yalan artar: 13, 260.

    Fitne zamanında zenginlik artar: 13, 268-69.

    Fitnecileri yalnız bırakmak: 13, 188-89.

    Demirbaş fitne: 13, 206.

    Dört büyük fitne: 13, 230.

    İctimai kargaşa olarak fitne: 13, 168-69.

    İsmen zikredilen fitneler: 13, 209-210.

    Ismen zikredilmeyen fitneler: 13, 229.

    YanıtlaSil
  174. Sıdk üzere kalmak fitne den beri kalınabilir.

    YanıtlaSil
  175. SIDK ÜZERE OLANLAR FİTNEYE DÜŞMEZLER.

    YanıtlaSil
  176. NU

    KUTOB-I SITTE

    18. Cha

    Ferç şehvetinin kötuluğu 16, 267

    Fetanet ve şişmanlık 3, 114

    Fetih Süresi 3, 129-132

    Fetih gazvesi: 12.33

    Fetih gazvesi ramazan ayında olmuştur 12, 36,

    Fetih Süresi'ndeki mujdeler: 4, 105.

    Resulullah (sav) in fethedilen yerde üç gün ikamet etmesi 4,54

    Hz. Isa (a.s.) ile Hz. Muhammed (s.a.v.) arasındaki fetret dönemi ne ka

    ardır? 14, 59

    Fetret devri: 1, 39.

    Fetvå ile amel eden mukallide sorumluluk yoktur: 16, 37,

    Nefsin fetvası müftinin fetvasına tercih edilir mi?. 9. 221.

    Resulüllah (s.a.v.)'in bilmeden fetva verenlere bedduâsı: 10, 265

    Fevat, ihsar ve fidye: 5, 39-61.

    Resulüllah (s.a.v.) tan sonra Fey'in nereye harcanacağı: 4, 69.

    Fey taksimi: 4, 146.

    FEZAİL BÖLÜMÜ: 12, 149-54.

    Bazı peygamberlerin fazileti: 12, 155.

    Faziletçe eşitlik halinde, yaşlı olana öncelik tanınır: 14, 12.

    Fezare gazvesi: 11, 487.

    Fezâne gazvesi: 11, 487.

    Hangi durumda savaştan kaçan firaridir: 4, 28.

    Firavun'un öldürdüğu Müslüman aile: 17, 562.

    Firavun'un suda boğulurken iman edip etmediği: 2, 458-60.

    FİTNELER, HELVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ: 13, 165, 17, 535.

    Fitne bir kere çıktı mı sonu gelmez: 13, 258-59.

    Fitnede gençler rol oynar: 13, 270-71.

    Fitnede herkese ferdi olarak terettüp edecek vazifeler: 13, 186.

    Fitnede müdafa- nefis: 13, 197-98.

    Fitnede sabır: 13, 186.

    Fitnede sahabenin tutumu: 13, 328.

    Fitneden kimler salim olabilir: 17, 549.

    Fitne, fikri gruplaşmadır: 13, 260.

    Fitne hadislerini sahabeler çıkarmadı: 13, 328-29-30.

    Fitne hususunda İslâm'ın fetvası: 13, 250.

    Fitne-irşad münasebeti: 1, 237.

    YanıtlaSil
  177. Prof. Dr. İbrahim CANAN

    HADİS ANSİKLOPEDİSİ

    KÜTÜB-İ SİTTE

    18. CİLT

    YanıtlaSil

Yorum Gönder