Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
Sa', eskiden kullanılan bin dirhemlik bir ölçeğin ismidir. Genellikle buğday, arpa gibi hububâtın ölçüldüğü sâ', günü- müzde kabul edilen ondalık sisteme da- yalı gram, kilogram gibi ölçülere göre, 2.917 gr. gelmektedir. (1.P.)
SA'ID
Sözlükte "Allah'ın rızasına ermiş, mutlu, ahireti için çalışan, şanslı ve bah- tiyar insan" anlamına gelmektedir. İnsa- nın dünya hayatında iken mutluluğu ve- ya mutsuzluğu ya da öldükten sonraki durumu, "saîd" ve "şakî" kavramları ile ifade edilmiştir: "O gün geldiğinde Al- lah'ın izni olmadan hiç kimse konuşa- maz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu. Mutlu olanlara gelince; onlar da cennettedirler." (Hûd, 11/105,107).
İnsanın saîd veya şakî olması, insa- nın dünyada îmân edip itaat etmesine ve- ya inkâr edip isyan etmesine bağlıdır. Aklını kullanarak, Allah ve peygamberin rehberliğinde güzel amelleri işleyen, kö- tülüklerden ve haramlardan sakınan in- san, dünyada da ahirette de mutlu olur. (F.K.)
SA'Y
Sözlükte "çalışmak, çalışıp kazan- mak, gayret etmek, kastetmek, koşmak, yürümek" gibi anlamlara gelen sa'y, di- nî bir terim olarak, hac ve umre esnasın- da Kâbe'nin doğusundaki Safa ve Merve denilen iki tepenin arasında, Safa'dan
başlayıp Merve'de tamamlanmak üzere, yedi defa gidip gelmeyi ifade eder. Safa ile Merve arasındaki mesafeye, sa'y edi- len yer anmalına mes'â denir.
Sa'y, hac ve umrenin vaciplerinden olup, geçerli olması için, ihramlı olarak yapılan muteber bir tavaftan sonra yapıl- ması, Safa'dan başlayıp Merve'de son bulması gerekir. Sa'y hac için yapılıyor- sa, hac ayları başladıktan sonra yapılma- lıdır.
Sa'yi yedi şavta tamamlamak ve bir mazeret bulunmadıkça yürüyerek yap- mak sa'yin vaciplerini oluşturur. Sünne- tine uygun olarak sa'yin yapılışı şöyle- dir: Tavaftan sonra ara vermeden Hace- rü'l-Esved istilâm edilerek Safâ tepesi- ne çıkılır, sa'y yapmaya niyet edip, tek- bir, tehlil, zikir ve dua okuyarak Mer- ve'ye doğru yürünür. Erkekler yeşil ışık- lı sütunların arasında hervele yaparlar. Merve'ye varınca Kâbe'ye yönelinerek tekbir, tehlil getirilir. Böylece sa'yin ilk şavtı yapılmış olur. Aynı şekilde, Sa- fa'dan Merve'ye dört gidiş, Merve'den Safa'ya üç dönüş olmak üzere yedi şavt bitince sa'y tamamlanmış olur. Sa'yin abdestli olarak yapılması, elbise ve be- dende namaza mani pisliğin bulunma- ması da, sa'yin sünnetlerindendir. (1.P.)
SABIK
Birinin ilerisine, önüne geçmek, gâ- lip gelmek, üstün olmak anlamındaki "sebeka" fiilinin ism-i faili olan sabık, öne geçen, üstün ve gâlip gelen demek-
dir. Kur'ân'da iki âyette tekil şekli, 5 yette de çoğul şekli (sābikin, sabikün esabikat) geçmiştir. Fâtır süresinde melbakımından müminler üç kısma ay- nimiştir. "Nefsine zulmeden", "mukte- sed" ve "sabık".
Sabik, îmân edip sâlih ameller isle yen, haram ve günahlardan sakınan kim- kısım olacaklardır. Ashab-1 Meyme- me, Ashab-1 Mes'eme ve Sabikun (Vakia, nlanmıştır. (Vaka.56/11) Bunlar, nimet Ummetine girecek olan (Väkin, 56/12) en de- ğerli insanlardır. Müminûn sûresinin 57- 61. âyetlerinde "sâbikûn" şöyle tanıtıl- mıştır. "Onlar ki; Rablerinin korkusun dan titrerler ve onlar ki, Rablerinin âyet- lerine îmân ederler ve onlar ki, Rableri- ne ortak koşmazlar. Verdiklerini Rable- rinin huzuruna dönecekler diye kalpleri korku ile ürpererek verirler. İşte onlar hayır işlerinde yarış ederler ve onlar ha-
yır için önde giderler. (sâbikûn)"
Muhacir ve Ensâr'dan ilk îmân eden- lere "sâbikûn" (Tevbe, 9/100), bazı melekle- re "sâbikât" (Naziāt, 79/4) denilmiştir. (İ.K.)
Bir hadis terimi olarak sabık, aynı hocadan hadis rivâyet eden, vefat tarih- leri arasında uzun zaman farkı bulunan iki râvîden önce vefat eden anlamına gelmektedir. Sonra vefat edene ise lâhık denir. Bu iki râvînin vefat tarihleri ara- sındaki uzun zaman farkının bilinmesi, senedi, âli isnad değerine yükselttiği gi- bi isnadda kopukluk bulunduğu zannını da ortadan kaldırır. (A.G.)
SABIR
Sözlükte "dayanma, gi- bianlamat dayanma, dayanıklılık gi rum olarak, başa gelen musibetlerden
tir. (M.C.)
dolayı Allah'tan başka kimseye şikayet- çi olmamak, yakınmamak, sızlanma- mak; nefse ağır gelen ve hoşa gitmeyen şeyler karşısında dünya ve âhiret yararı- nı düşünerek, ruhi dengeyi bozmamak için insanın kalbinde bulunmakta olan sükünet ve dayanma gücü demektir. Sa- bır kavramı Kur'ân'da yetmişten fazla ayette geçmektedir. Diğer antike na f lere de kaynaklık etmesi sebebiyledir ki Kur'ân'da müminlere ısrarla sabırlı ol- maları emrolunmuştur karla mig bela ve musibetlere karşı sabırlı ol duğu kadar dinin emirlerini yerine getir- me ve yasaklarından kaçınma konusun- da da sabırlı olmalıdır (Bakara, 2/249; Mer- yem. 19/65). Peygamberler çevresindekilere daima sabrı tavsiye etmişlerdir. Meselâ, Hz. Musa İsrailoğullarına, "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin" (A'raf, 7/128.) tavsiyesinde bulunmuş, Hz. Lokman da oğluna; "Yavrucuğum! Namazı kıl, doğ- ru ve yararlı olanı emret, kötü ve eğri- den vazgeçir, başına gelebilecek her be- laya sabırla katlan; bu azim ve kararlılık göstermeye değer bir şeydir." (Lokman. 31/17) diye öğütte bulunmuştur. Ayrıca Cenab-ı Hak, başına gelen belalara sa- bırla katlandığı için Hz. Eyyub'u, "O ne güzel kul." (Sad, 28/44.) buyurarak övmüş- tür. Hz. Peygamber de müminlere başla- rına gelen bela ve musibetlere karşı sa- bırlı olmaları tavsiyesinde bulunmuş, kendisi de "Sabret ve senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır." (Nahl, 16/127). ila- hi buyruğuna uyarak hayatı boyunca sa- bır konusunda ümmetine örneklik etmiş-
SABÜR
Birini bir şeyden alıkoymak, hapset- mek, tutmak, dayanmak ketik kefil vermek anlamlarındaki "s-b-r" kö-
elmast ve üzerinden bir yıl geçmesi gibi bir parts konusu değildir. Dinen veya vasisinin vermesi gerekir. Bu sada raminin birinci günü olmakla birlikte. bayramdan önce de verilebilir. Hatta bu daha iyidir. Bununla birlikte, bayram gü veya daha sonra da verilebilir.
Sadaka-i fitar. Hz. Peygamber devrin- de 1 sa' (2917 gr.) buğday, arpa, kuru anan ya da hurma olarak verilmekteydi. Bunlar o dönemde, toplumun temel tü ketim maddeleri olup, miktarlar arasında da denklik bulunmaktaydı. Diğer taraf- tan fitrenin hedefi, bir fakirin içinde ya- şadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük yiyeceğinin karşılanması, böylece bayram sevincine iştirak etmesi dr. Bu sebeplerle, günümüzde sadaka-i fann sayılan bu maddelerden ve belirti- len ölçülere göre verilmesi, sadakanın gayesini gerçekleştireceği söylenemez. Bu nedenle, günümüzde sadaka-i fıtrın belirlenmesinde, bir kişinin bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak mik- tarım ölçü alınması gerekir.
Dinen zengin sayılanlara, usul (anne, buba, dedeler ve nineler), furua (oğul. kaz ve torunlar) ve bakmakla yükümlü olduğu kimselere sadaka-i fıtır verilmez. Bir kimse, fitresini bir fakire verebilece- gibi, birkaç fakire de dağıtabilir. (1.P.)
SADAKALLAHÜ'L-AZİM
"Allah doğru söyledi" demektir. Kur'ân-ı Kerim veya Kur'ân'dan bir ve- ya daha fazla âyet okunduğu zaman "sa- dakallahü'l-azîm" denir. Bu tabiri söyle yen kimse, Kur'ân'ın hak ve doğru bir kitap olduğunu, Allah'ın her emir ve ya- sağının, helal ve haramının, hüküm ve
tavsiyesinin, bütün sözlerinin doğru ol zen-duğunu ikrar ve ilan etmiş olur. Allah en olan Kur'an da hem adalet hem de doğ- ruluk
SADIK
Doğru sözlü olmak, gerçeği söyle mek, doğru haber vermek, sözünü (va'd ve valdini) yerine getirmek, öğüt ve sev gide samimi, iş ve işlemlerde dürüst ve güvenilir olmak, hükmün vakıaya uygun olması anlamlarındaki "s-d-k" kökünden tiüreyen sådık doğru sözlü, samimi, dü- rüst, ihaneti ve yalanı bulunmayan de- mektir.
Allah'ın sıfatı olarak sadık, söz, iş. va'd ve vaidinde doğru olan; her sözünü yerine getiren, yalanı, yanlışı, hilesi, al- datması, bulunmayan demektir.
Allah'ın bu sıfatı, Kur'an'da azamet çoğulu olarak "sâdıkün" şeklinde bir âyette geçmiştir. "...Biz şüphesiz südık olanlarız." (En'am, 6/146)
Allah'ın bu vasfı, Kur'ân'da "sada- ka" fiili ile de ifade edilmiştir. "(Ey Pey- gamberim!) De ki: Allah doğru söyledi. Öyle ise Allah'ı birleyici olarak Ibra- him'in dinine uyun...." (Ali Imrin. 3/95), "(Cennettekiler); 'Bize verdiği sözü yeri- ne getiren ve bizi dilediğimiz verde otu- racağımız bu cennet yurduna väris kılan Allah'a hamd olsun, çalışanların ücreti ne güzeldir.' dediler." (Zumer, 39/74)
En doğru sözlü olan Allah'tır. Şu
âyet, bu gerçeği ifade etmektedir: "Iman edip salih amel işleyenleri zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız, on- lar orada ebedi kalacaklardır. Bu, Al- lah'ın gerçek vadidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" (Ns4. 4/122)
Kur'an, Allah'ın sözüdür. Sözlerin en doğrusu ve âdil olanıdır: "Rabbinin sözü sidk ve adalet bakımından tamam- landt..." (En'am. 6/115).
Kur'ân'da Allah'a sadık denildiği gi- bi, peygamberlere (Yasuf, 12/51), meleklere (Hier, 15/6-4) ve müminlere (Ahzab, 33/24) de sadık denmiştir. Mümin olmayan insanlar da doğru
konuşabilir, iş ve işlemlerinde dürüst olabilir, söz ve sözleşmelerine uyabilir, bunların verdiği haberler vakıaya uygun olabilir. Ancak bir insanın sadık vasfını alabilmesi için her şeyden önce mümin olması gerekir. Çünkü Kur'ân'da, mü- minlere sâdıklar denilmiş (Ahzab, 33/35; Hu- curât, 49/15) ve sadık insanlar; Allah'a, ahi- ret gününe, meleklere, kitaplara ve pey- gamberlere îmân eden, (Bakara, 2/177), Al- lah'a ve Peygamberine yardım eden (Haşr, 59/8), Allah yolunda malı ve canıyla cihat eden, (Hucurăt, 49/15), beş vakit namazını kılan, malının zekatını veren, akrabaları- na, yetimlere, fakirlere, yolculara (Allah yolunda çalışanlara) dilencilere, özgür lüğüne kavuşmak isteyen esirlere maddî yardımda bulunan, sözleşme yaptığı za- man sözleşmesine uyan, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden, Allah'a karşı gelmekten sakınan (muttakî), iyi, hayırlı, güzel ve sâlih ameller işleyen, insanlara iyilik eden (berr) (Bakara, 2/177) kimseler olarak tanıtılmıştır.
İnsanın, îmânında (Ankebût, 29/2-3), ni- yetinde (Muhammed, 47/20-21), sözlerinde (Ah- zāb, 33/70), sözleşmelerinde, adak ve ye- minlerinde (Ahzab, 33/23), ticaretinde (Rah- mån, 55/9), amellerinde, bütün iş ve işlem lerinde (Tirmizi, Büyu', 4) doğru olması, sâ- dık olmasının sonucudur.
Bir insan îmân edip Allah'ın emir ve
yasaklarına uyar, Allah ve insan hakları- na riâyet eder, söz, sözleşme, yemin, ti- caret, görev, iş ve işlemlerinde dürüst olursa "sâdık" vasfını kazanmış olur. (1.K.)
SADIK
Sadik, "sıdk" kökünden gelen dost anlamında bir isimdir. Kur'ân'da iki âyette geçmektedir. Şu'arâ süresinin 101. âyetinde ahirette azgınların sıcak bir dostlarının olmadığı; Nûr süresinin 61. âyetinde ise bir insanın dostunun evinden bir şey alıp yemesinde bir günah olmadığı bildirilmiştir. (İ.K.)
SAF
Saf, cemaatle kılınan namazlarda, ce- maatin aynı hizada durmalarını ifade et- mektedir. Cemaatle namaz kılınırken, imama uyan sadece bir erkek ise, topuğu imamınkinden biraz geride olacak şekil- de imamın sağında durur. Bir özür bu- lunmaksızın solunda veya arkasında dur- ması mekruhtur. Kadın ise imamın arka- sına durur. Bir erkek ve bir kadın olması halinde, erkek imamın sağına, kadın ise arkasına durur. İmama uyanlar birden fazla ise, imamın arkasına aynı hizada dururlar. Cemaatin çok sayıda erkek ve kadınlardan oluşması halinde, önce er- kekler, daha sonra erkek çocuklar ve da- ha sonra da kadınlar saf tutarlar. Kadın- ların erkeklerle aynı hizada durmaları uygun değildir. (bk. Muhâzât-ı Nisâ)
Safların arasında boşluk bırakılma-
ması ve düzgün olması gerekir. Hz. Pey- gamber, "Safları düzeltin! Çünkü saffi düzeltmek namazın tamamındandır." bu- yurmuşlardır (Muslim, Salāt, 124). Erkekler için safların en faziletlisi birinci saftır. daha sonra ikinci, ondan sonra üçüncü ve böylece devam eder. (I.P.)
ZÜNNÛN el-MISRÎ ذو النون المصري Zünnûn Ebü’l-Feyz Sevbân b. İbrâhîm el-Mısrî el-İhmîmî (ö. 245/859 [?]) İlk dönem sûfîlerinden. İlişkili Maddeler Hocası FUDAYL b. İYÂZ Horasan’ın ilk büyük sûfîlerinden. Hocası SÜFYÂN b. UYEYNE Tebeu’t-tâbiîn neslinden hadis âlimi ve hâfız.
Müellif: NECDET TOSUN 155 (772) yılında Mısır’ın İhmîm (Ahmîm) şehrinde doğdu. Nûbe asıllı olduğu söylenir. Asıl adı Sevbân’dır. Zünnûn (balık sahibi, balıkçı) lakabını alışıyla ilgili olarak Ferîdüddin Attâr şu rivayeti nakleder: Sevbân bir gün bir gemiye biner, gemideki bir tüccarın mücevheri kaybolur, herkes ondan şüphelenir ve kendisine işkence edilir. Nihayet Sevbân dayanamayıp, “Yâ rabbi sen bilirsin” deyince denizin üzerinde çok sayıda balık belirir. Her birinin ağzında birer mücevher vardır. Elini denize uzatıp bu mücevherlerden birini alarak tüccara veren Sevbân bu olaydan sonra “Zünnûn” diye anılmaya başlanmıştır. Kuşeyrî bu olayı Zünnûn’un dilinden başka bir kişi hakkında nakletmiştir.
Zünnûn el-Mısrî Suriye’ye, Mekke’ye ve Yemen’e seyahat etti; buralarda tanıştığı İmam Mâlik, Süfyân b. Uyeyne, Leys b. Sa‘d ve Fudayl b. İyâz gibi âlim ve sûfîlerden hadis nakletti. Tasavvuf yolunda faydalandığı kişiler arasında Kayrevanlı Şakırân (Şukrân) b. Ali el-Âbid (ö. 186/802) ve Ahmed b. Hadraveyh el-Belhî’nin hanımı Fâtıma en-Nîşâbûrî (ö. 223/838) en meşhurlarıdır. Mısır’da tasavvufa ve hikmete dair sohbetler yapmaya başlayan Zünnûn iki grubun eleştirisiyle karşılaştı. Abdullah b. Abdülhakem’in başında bulunduğu Mısırlı Mâlikî fakihleri onu daha önce duyulmamış tasavvufî konuları anlatmakla suçladı; Mu‘tezile âlimleri ise kendisini, “Kur’an mahlûk değildir” dediği için eleştirdi. Bu eleştiriler yüzünden 228’de (843) Mısır’dan ayrılmak zorunda kaldı. Ardından tekrar Mısır’a döndüğünde bu defa devrin idarecilerine şikâyet edildi ve 244 (858) yılında tutuklanarak Mısır’dan Bağdat’a götürüldü. Abbâsî Halifesi Mütevekkil-Alellah’ın Sâmerrâ’daki sarayında sorguya çekildi; yaptığı açıklamalardan memnun kalan halife onu ödüllendirerek Mısır’a gitmesine izin verdi. Zünnûn 245 (859) veya 248’de (862) Mısır’ın Cîze şehrinde vefat etti.
Zünnûn’a göre avam günah işlediği, havas gaflete düştüğü için tövbe eder. Kendisine ârifin kim olduğu sorulunca “Buradaydı, gitti” diye cevap vermiş, bununla Allah’ı tanıyan kişilerin her an mânen ilerlemekte olduklarını ve uzun süre aynı hal üzere kalmadıklarını ifade etmiştir. Diğer bir rivayete göre bu soruya, “bulunan ve ayrı olan” diye cevap verdiği, bu sözle, “Ârif bedeniyle insanlar arasında bulunan, ama gönlü onlardan ayrı ve Allah ile birlikte olan kişidir” demek istediği nakledilir. Hücvîrî’nin Keşfü’l-maḥcûb’da naklettiğine göre Nil nehrinde gezinti yapmak için bir tekneye binen Zünnûn ve arkadaşları başka bir teknede taşkınlık ve dine aykırı işler yapan bir grup görünce arkadaşları ona, “Ey şeyh! Dua edin de bunların hepsi suya batsın, böylece onların şerri ve uğursuzluğu toplumdan uzak olsun” demişler, Zünnûn ellerini açıp, “Yüce Allahım! Bu insanlara dünyada hoş bir hayat nasip ettiğin gibi âhirette de hoş bir hayat bahşet” diye dua etmiş, arkadaşları bu sözlerine şaşmış, teknedekiler ise yaklaşıp Zünnûn’u görünce ağlamaya başlamış, tövbe ederek iyi birer insan olmuştur. Zünnûn, “Üç yolculuk yaptım, bu yolculuklardan üç ilim getirdim. İlk yolculuğumdan getirdiğim ilmi avam ve havas kabul etti; ikinci yolculuğumdan getirdiğimi havas kabul etti, avam reddetti; üçüncü ilmi ise hiç kimse kabul etmedi” dediği nakledilir. Zünnûn’a göre ünsün en aşağı derecesi kulun ateşin içine atılması, fakat bu halin bile ünsiyet edip sevdiği kişiden onu uzaklaştırmamasıdır. Zünnûn’un, “Yemekle dolu midede hikmet durmaz” diyerek az yemeği tercih ettiği nakledilir. Ona göre semâ ve mûsiki Hakk’ın bir ilhamı olup kalpleri Allah’a yönlendirir. Mûsikiyi Hak ile dinleyen kişi hakikate erişir, nefsiyle dinleyen kişi ise zındık ve günahkâr olur.
Eserleri. Zünnûn’un hiyeroglif yazısını okuyabildiği, tıp, kimya/simya ve havas ilimleriyle meşgul olduğu öne sürülmüş, bu konulara dair bazı eserler ona nisbet edilmiştir.
1. el-Ḳaṣîde fi’ṣ-ṣanʿati’l-kerîme. Kimya ilmine dairdir (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 2130/2, vr. 35b-36a; Urcûze fi’l-kîmyâʾ, British Museum Library, Add. 1590, vr. 2-7; Manẓûme fî ʿilmi’l-kîmyâʾ, Arif Hikmet Ktp., nr. 110/80). Eseri İzzeddin el-Cildekî ed-Dürrü’l-meknûn fî şerḥi Ḳaṣîdeti Ẕinnûn adıyla şerhetmiştir (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 2065/2, vr. 17a-34a).
2. Risâle fî ʿanâṣıri’s̱-s̱elâs̱e (TSMK, III. Ahmed, nr. 2075, vr. 76b-79a).
4. Risâle fî tedbîri’l-ḥaceri’l-kerîm (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4224/8, vr. 49a-54b).
5. Risâle fi’l-ḥacer (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4224/9, vr. 54b-57b).
6. Risâle fi’ṣ-ṣanʿa (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4224/13, vr. 64b-67a).
7. Ṣıfatü’l-müʾmin ve’l-müʾmine. Şam’da yazma bir nüshası bulunan risâle (Zâhiriyye Ktp., Mecmûa, nr. 87/11) Remzî Sa‘deddin Dımaşkıyye tarafından yayımlanmıştır (Liḳāʾü’l-ʿaşri’l-evâḫir bi’l-Mescidi’l-Ḥarâm içinde, Beyrut 1423/2002).
Zünnûn el-Mısrî’ye ayrıca el-Mücerrebât, Kitâbü’l-ʿAcâʾib, Risâle fî ẕikri menâḳıbi’ṣ-ṣâliḥîn, Duʿâʾ ve Risâle fi’l-ḥikmeti’l-ʿuẓmâ ve’ṣ-ṣanʿati’l-mübâreke adlı eserler nisbet edilmektedir.
Zünnûn el-Mısrî’nin sözleri ve menkıbeleri hakkında Muhyiddin İbnü’l-Arabî el-Kevkebü’d-dürrî fî menâḳıbı Ẕinnûn el-Mıṣrî (nşr. Saîd Abdülfettâh, Resâʾilü İbni’l-ʿArabî içinde, Beyrut 2002; nşr. Âsım el-Keyyâlî, Beyrut 2005; nşr. Abdülhamîd Sâlih Hamdân, Kahire 2006; Fr. trc. Roger Deladrière, La vie merveilleuse de Dhû’l-Nûn i Egyptien, Paris 1988; T trc. Ali Vasfi Kurt, Şeyh-i Ekber’in Kaleminden Bir Sufinin Portresi: Zünnûn-ı Mısrî, İstanbul 2005) ve Celâleddin es-Süyûtî es-Sırrü’l-meknûn fî menâḳıbı Ẕinnûn (nşr. Abdurrahman Hasan Mahmûd, Kahire 1412/1992) adıyla birer eser yazmıştır. Çağdaş müelliflerden Ebû Dayf el-Medenî Ẕünnûn el-Mıṣrî ve’l-edebü’ṣ-ṣûfî (Beyrut 1973), Abdülhalîm Mahmûd el-ʿÂlimü’l-ʿâbid el-ʿârif bi’llâh Ẕünnûn el-Mıṣrî (Kahire 1973), Cevâd Nurbahş Ẕünnûn-i Mıṣrî: ez Meşâhîr-i dânişmendân ve ṣûfiyân-ı Mıṣr (London 1999) ve Mahmûd el-Hindî Ẕünnûn el-Mıṣrî: et-Tefsîrü’l-ʿirfânî li’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm (Kahire 2007) adlı eserleri kaleme almışlardır.
Schüfftan işlemi [Fr. procédé Schüfftan, plan truque par le procédé du miroir || İng. Schüfftan process (shot), mirror shot (effect) || Al. Spiegeltrickverfahren, Schüftanverfahren || İta. procedimento Schüfftan] S. Görüntü yönetmeni Eugen Schüfftan'ın geliştirdiği bir film hilesi. Belli bir bezemin yalnız bir parçası do- ğal büyüklükte yapılıp, geri kalan par- çası minyatür olarak hazırlanır ve bu minyatürün bir aynadan yansıyan gö- rüntüsü, yarım bezemle birlikte alındı- ğında bütünlenmiş bezem görüntüsü ve- rir bezem, cam çekimi, film, görüntü, hile, yönetmeni
casus(luk) filmi [Fr. film d'espionnage, film d'espion || Ing. spy film, espionage film, cloak and dagger film || Al. Spion(in)film, Spionagefilm || İta. film di spionaggio, film di spione] S. Haberal- ma örgütlerinin, bu örgütlerde çalışanla- rın etkinliklerini öykülü film çerçe- vesinde ele alıp işleyen film. Bu filmler genellikle ideolojik savaşın, soğuk sa- vaşın bir uzantısı, aracı olarak kullanı- lır; serüven filmlerinin bilinen çerçevesi içinde ele alındığında bile içine bu çeşit öğeler serpiştirilmiştir öykülü film, serüven filmi
kammer, Dunkelraum || İta. camera obscura] S. Fotoğrafçılıkta ve sinema- cılıkta, üzerinde gizli görüntü bulunan
duyarkatın bozulmadan işlenmesi için ya da boş filmlerin alıcıya takılması sı- rasında kullanılan, ışık sızmaz oda duyarkat, gizli görüntü, görüntü, ışık, işleme, karanlık kutu
yanılsama [E.t. galat-i his, illüzyon, vehm-i havas || Fr. illusion || İng. illu- sion || Al. Illusion || İta. illusione] S/ TV/V. Duyu bilgisinin yanlış, eksik, çarpıtılmış, biçim değiştirmiş olarak al- gılanması ya da yorumlanması. Örneğin sinema, televizyon ve videoda en ö- nemli yanılsama, bunların gerçekleşti- rilebilmesini sağlayan görme sürerliği- dir. Görme sürerliği yüzünden belirli bir hızla art arda geçen tek tek resimleri birleştirip aralıksız bir devinim olarak algılarız devinim, görme sürerliği, re- sim, sinema, televizyon, video
yankı [E.t. aksiseda, eko || Fr. écho, réverbération || İng. echo, reverberation || Al. Echo, Hall, Nachhall, Halligkeit || İta. eco] S/TV. Ses dalgalarının, çeperle- ri pek soğurucu olmayan bir yere çarpıp geri dönmesi; bu dönme sonunda sesin geride bıraktığı iz. Yankı, yankı etkisi yaratmak üzere bir yankı odasında ya da
elektronik olarak da oluşturulabilir ses dalgası, yankı etkisi, yankı odası
yankı etkisi [Fr. effet d'écho || Ing. echo effect || Al. Halleffekt || İta. effetto dell'eco] S/TV. Herhangi bir görüntüye eşlik eden seslerde doğal kaynaklar dı- şında istenilerek gerçekleştirilen yankı - görüntü, ses, yankı
yankı odası [Fr. chambre d'écho, salle réverbérante || İng. echo room (cham- ber) || Al. Echoraum, Hallraum, Nach- hallraum] S/TV. Seslendirme işliklerin- de yankı etkisi elde etmek için kullanı- lan, güçlü yankılanma özelliği olan özel yapıda oda. Bu oda özel bir olukla ses- lendirme masasına bağlıdır. Eski radyo işliklerinden kalma olan yankı odası günümüzde yerini doğrudan doğruya seslendirme masasında yer alan elektro- nik aygıtlara bırakmıştır oluk, seslen- dirme işliği, seslendirme masası, yankı, yankı etkisi
"X" belgesi [Fr. certificat "X" || İng. "X" certificate, "X"-rated || Al. "X"-Certi- fikat || İta. “X”-certificate] S. 1. İngiliz Film Sıralama Kurulu'nun 16 yaşından küçüklerin görmesini yasakladığı film- lere verilen belge. Günümüzde kulla- nılmamaktadır. 2. Amerika Sinema Bir- liği'nin sıralamasında eskiden yalnızca büyüklerin yani 17 yaş ya da yukarısın- dakilerin görebileceği filmlere verilen belge. Kimi eyaletlerde bu yaş 18 ve üstü hatta 21 ve üstüne de çıkmaktaydı. Bu belge aşırı şiddeti ya da cinsel sö- mürüyü içeren filmlere verilmekteydi. Günümüzde bunun yerini "NC-17" al- mıştır "A" belgesi, "H" belgesi, "12", "15", "18", "NC-17", "PG", "U", "U"belgesi
Hz. Ali’nin hikmetli sözlerinden bazıları şunlardır: “İnsanlara anlayacakları şeyleri (veya hadisleri) söyleyiniz. Aksi halde Allah ve resulünün yalanlanmasına gönlünüz razı olur mu?” “İnsanlar uykudadır; öldükleri zaman uyanacaklardır.” “Kişi bilmediğinin düşmanıdır.” “Her şey azaldıkça, ilim ise arttıkça kıymetlenir.” “Size en büyük âlimin kim olduğunu haber vereyim mi? Allah’ın kullarına O’nun yasaklarını cazip göstermeyen, Allah’ın verdiği mühlete aldanıp da onlara ilâhî azaptan kurtulduklarını telkin etmeyen ve O’nun rahmetinden ümit kesilmesine sebep olmayan kimsedir.”
وَخَلِيفَتَهُ مُسْتَقِيمَةً وَجَعَلَ أُذُنَهُ سَمِيعَةً وَعَيْنَهُ بَصِيرَةً (ابو الشيخ عن أبي ذر)
321- Allah bir kula hayır murat etti mi, kalbinin kilidini açar. Oraya yakın ve sıdkı yerleştirir. Kalbini, işittiğini idrak ede. cek bir kap haline koyar.
Kalbini (haset, kibir gibi hastalıklardan) salim, lisanını sa- dık, gidişatını (veya bedenini) sağlam dosdoğru, kulağını duyucu, kalbini (gerçekleri görücü) kılar.
326- Allah Azze ve Celle nutfeyi insan olarak yaratmak murad ettiği zaman, rahimlere (müvekkil olan) melek arz ederek der ki: "Ey Rabbim! Bahtsız mı mutlu mu (said mi, şaki mi?) Erkek mi, dişi mi? Ey Rabbim! Kırmızı mı siyah mı?" Bunun üzerine Al-G lah emrini yürütür. Sonra iki gözünün arasına hayır ve şerden karşılaşacağı (tüm şeyler) yazılır. Hatta ağaç veya taştan alacağı yara bile (kaydedilir).
۳۲۷ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِعَبْدِ خَيْرًا عَسَّلَهُ وَهَلْ تَدْرُونَ مَا عَسَّلَهُ يَفْتَحُ لَهُ عَمَلاً صَالِحًا بَيْنَ يَدَيْ مَوْتِهِ حَتَّى يَرْضَى عَنْهُ جِيرَانُهُ (حم طب ك عن عمرو بن حمق)
327- Allah bir kula hayır murat etti mi, onu ballandırır. Onu ballandırır, ne demektir bilir misiniz? Öleceği zaman ona salih bir amel kapısı açar, nihayet komşuları da ondan razı olur- lar.
وَيُبْغِضُونَكُمْ وَتَلْعَنُونَهُمْ وَيَلْعَنُونَكُمْ (ت غريب ع عن ابن عمر)
1979- Dikkat edin! Size, iyi emirlerinizi ve kötü emirlerinizi bildiriyorum: İyi emirleriniz, o kimselerdir ki, siz onları severseniz onlar da sizi severler, siz onlara dua edersiniz, onlar da size dua ederler. Kötü emirleriniz o kimselerdir ki, siz onlardan nefret edersiniz. Onlar da sizden. Siz kendilerini lanetlersiniz onlar da sizi...
يرعوى الى شيئ مِنْهُ رحمن وعبد ابن حميد ك هب ض عن ابي سعيد)
1980- Dikkat edin! Size insanların iyisini ve kötüsünü bildiriyorum: İyi insan, atının yahut devesinin sırtından veya ayaklarının üzerinde (yaya olarak) kendisine ölüm gelinceye kadar, Allah yolunda "İlay-ı Kelimetullah" için çalışandır. İnsanların kötüsü de, facir ve cüretkâr adamdır ki, Allah'ın kitabını okur ve içindekilerden hiçbir şey ile amel etmez.
1981- Dikkat edin! Size gizli inatçıyı bildiriyorum ki, o hülle yapan kişidir. Allah hem hülle yapana hem de yaptırana lanet etmiştir.. (Üç talaktan sonra yalandan evlenme hali).
1982- Dikkat edin! En cömerdi size bildiriyorum: En cömert Allah'tır. En cömert Allah'tır, en cömert Allah'tır. Ben de Ademoğlunun en cömerdiyim. Benden sonra onların en cömertleri de: İlim tahsil ettikten sonra ilmini yayan kişidir ki, bu kıyamette tek ümmet halinde dirilecektir. Bir de Allah yolunda öldürülünceye kadar fedakâr bir halde cihad eden kişi.
1983- Dikkat edin! Bana göre, Deccal'den daha korkunç olan şeyi size bildiriyorum: Şirk-i Hâfi (gizli şirk), kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir.
وَجَلَّ يُحِبُّ الْحَفِيَّ التَّقَى (ع) ض عن ابي سعيد)
1984- Dikkat edin! Size en iyinizi bildiriyorum: En iyiniz, sözünde durup Allah'a itaat edenlerdir. Allah Azze kötülüklerden arınmış ve takvaya ermiş kimseyi sever. ve Celle
1985- Dikkat edin! Size azameti yer ile göğün arasını dolduran, yetmiş bin meleğin uğurladığı bir sureyi bildiriyorum: Kehf suresi, her kim cuma günü onu okursa Allah onu diğer cumaya kadar hatta üç gün daha fazla (bir müddete) kadar bağışlar. "Okuyana"
5864- Güneş battıktan sonra ve iyice hava aydınlanmadıkça çocuklarınızı ve hay anlarınızı dışarıya salıvermeyin. Çünkü gece karanlığında şeytanlar sökün ederler.
5866- Hac, umre ve Allah yolundaki gazve yolculuğu hariç katiyen denize açılmayın. Çünkü denizin altında ateş, onun altında da deniz vardır. Cimri sultandan bir şey satın alınmaz.
5867- Cehennem devamlı olarak doldurulacak. Fakat bir türlü dolmak bilmeyecek. "Daha var mı?" diyecek. Bunun üzerine Rab, kudret ayağını üstüne koyacak. Cehennem: "İzzetin ve keremin hakkı için tamam tamam" diyecek. Cennette her zaman boş yer bulunacak. Hatta Allah yeni yeni varlıklar yaratıp o artan yerleri dolduracak.
مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ اَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ ظَاهِرُونَ عَلَى النَّاسِ (حم خ م عن معوية)
5869- Ümmetimden bir taife devamlı olarak Allah'ın emrini ifa edecekler. Onlara oyun oynayanların oyunları bir zarar veremeyecek, onlara karşı olanlar da bir şey yapamayacaklar. Allah'ın emri (hükmü) gelinceye kadar onlar insanlara galip olacaklar.
5870- Ümmetimden bir taife devamlı olarak hakkı savunmak İçin karşılarındaki düşmanla çarpışacak. Bu çarpışma en son düşmanları olan Deccal'ı öldürüp yok edinceye kadar devam edecek.
5871. Ümmetimden bir taite devamlı olarak kıyamete kadar zaferden zafere koşacak. Kendilerine hile ve desise yapmak isteyenler bir zarar veremeyecekler.
٥٨٧٢ - لَا تَزَالُ أُمَّتِي فِي مُسْكَةٍ مِنْ دِينِهَا مَا لَمْ يَنْتَظِرُوا بِالْمَغْرِبِ اشْتِيَاكَ النُّجُومِ مَضَاهَاةُ الْيَهُودِ وَمَا لَمْ يُؤَخَرُوا الْفَجْرَ إِلَى امْحَاقِ النُّجُومِ مَضَاهَاةَ النَّصْرَانِيَّةِ وَمَا لَمْ يَكِلُوا الْجَنَائِرَ إِلَى أَهْلِهَا" (ص عن الحرث بن وهب عن ابي عبد
الرحمان حم طب ك عن الحرث بن وهب عن الصنابح ابن الأعسر)
5872- Ümmetim, kendilerini yahudilere benzeterek yıldızların akşam vakti birbirlerine girmelerini beklemedikçe nasranilere benzeterek sabah namazını yıldızlar birbirlerinden ayrılıncaya kadar bekletmedikçe, cenazeleri yalnız sahiplerine bırakmadıkları müddetçe dinine bağlı kalacaklardır. (Cenazeyi teşyi etmeyi bırakmadıkça.)
لَسْتُمْ مِنْ أَهْلِهَا (ابن النجار عن زيد بن ارقم)
5874- Dinlerine sadık kaldıkları sürece, "Lâ ilâhe illellôh" kelimesi insanlardan Rabbin gazabını perdeleyecek. Fakat dünya hayatına dinden fazla önem verip de bu kelimeyi telaffuz ettiklelerinde kendilerine: "Yalan söylüyorsunuz. Siz buna ehil değilsiniz" denilecektir.
5875. Ümmetim, aralarında şu üç şey baş göstermedikçe güzel yol üzerinde olacak: Illim kendilerinden alınmastermedikçe guahsulü çocuklar aralarında yaygın hale gelmedikçe. Aralarında
sekkörűn zuhur etmedikçe. "Sekkârûn nedir, ey Allah'ın Rasulü?"
"Ahir zamanda, karşılaştıklarında selam yerine birbirine sövecek olan nesildir bu" buyurdu.
5876- Kıyamet günü ademoğlunun ayakları, Rabbin katında beş şeyden sorulmadıkça hiçbir yere kımıldayamaz: Nerede tükettiğine dair ömründen, nerede yıprattığı hakkında gençliğinden, nereden kazanıp nereye harcadığına dair malından, ne ile amel ettiğine dair ilminden.
5877- Kul dört şeyden sorulmadıkça bir yere kıpırdayamaz: Ömründen, nerede tükettiğine dair. İlminden, nasıl amel ettiğine dair. Malından, nereden kazanıp nerelere harcadığına dair. Cisminden, nerede yıprattığı hakkında.
328- "Allah insanı yaratmak istediği zaman, kişi hanımı ⑤ ile cima eder ki, suyu (menisi) kadının her damarına gider. Ye- ◉ dinci gün olunca, Allah onu cem eder. Sonra da ademle kendi a- rasında olan o nutfeyi tasvir eder" dedi. Sonra: "Hangi şekilde di- liyorsa o şekilde (seni) terkib eder." ayetini okudu.
وَالْأَرْضِ (ق) طب وابن جرير وابو الشيخ وابن ابي حاتم عن النواس)
329- Allah emrini vahyetmeği murad ettiği zaman, vahiy- le konuşur ki, vahiyle konuşunca gökler, Allah korkusundan şid- detle sallanmaya başlar. Semavat ehli bunu duyunca haykırırlar ve secdeye kapanıp kendilerinden geçerler. Başını kaldıranların ilki Cebrail olur. Allah vahyinden dilediğini ona söyler. Her se- maya uğradıkça Cebrail onu meleklere getirir. Sema ehli ona so- rar: "Rabbimiz ne dedi ey Cibril?" "Gerçeği buyurdu. Yüce ve büyük olan O'dur." Bunun üzerine hepsi Cibril'in söylediği gibi söylerler. Ve Cibril, o vahyi yerde ve gökte emredildiği yere ulaştı- ٢١٢.
330- Allah bir ev halkına hayrı murat etti mi, dinde onları bilgili kılar. Küçüklerini büyüklerine karşı saygılı yapar. Onlara hayat mutluluğunu bahseder. Marca karşı saygılı yaparat etmeyi
öğretir. Ayıplarını kendilerine gösterir ve onlar da hemen tevbe e- derler. Onlara bunun dışında bir şey (şer) murat ettiği zaman ise onları sapıklık içinde başı boş salıverir.
332- Allah yumuşaklık bulunan bir işi murat ettiği za- man, mukarreb meleklere onu güzel bir dil olan Farsça vahyeder. İçinde şiddet bulunan bir işi murat ettiği zaman, onu açıklama gücü fevkalade olan Arap dili ile vahyeder.
وَإِذَا أَرَادَ أَنْ يُهْلِكَ خَلْقَهُ تَبَدَّى لَهَا (طب والديلمي عن ابن عباس)
333- Allah mahlukatını korkutmayı murat ettiği zaman, Celâlinden yere bir şeyi izhar eder de sallanmaya başlar. Halkını helak etmek istediğinde ise onu alt üst eder.
ladığında ise ona yardımcı olur. Allah emire bunun gayrini murat ettiğinde, ona kötü bir vezir nasip eder ve emir unuttuğunda ona hatırlatmaz, hatırladığında (yahut konuştuğunda) ona yardımcı olmaz.
اقْتِطَاعًا فَتَحَ عَلَيْهِمْ بَابَ خِيَانَةٍ (طب كر والديلمي عن عبادة)
335- Allah bir kavmin rızkını arttırmak istediğinde hoşgö rü ve iffeti onlara ihsan eder. Bir kavme perişanlığı murat ettiğin. de ise üzerlerine hıyanet kapısını açar.
336- Allah bir millete iyilik murat etti mi, fakihlerini ço- ğaltır, cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yanında bir çok yardımcı bulur. Cahil konuştuğu zaman kimse yüzüne bakmaz. Bir kavme de şerri murat etti mi, cahillerini çoğaltır, fakihlerini a- zaltır. Cahil konuştuğunda yanında bir çok yardımcı bulur (herkes ona kulak kesilir). Fakih konuştuğu zaman kimse onu dinlemez. Üzüntüsünden kahrolur.
بَيْنَهُمْ جُهَالَهُمْ وَجَعَلَ الْمَالَ فِي بُخَلائِهِمْ (الديلمي عن مهران وله صحبة)
337- Allah bir millete hayrı murat ettiği zaman, başlarına halim-selim olan kimseleri geçirir. Aralarındaki hükmü âlimlerine verdirir, malı da iyi ve cömert olanlarındaki hukar. Allah bir millete şerri murat etti mi, beyinsizlerini başlarına geçirir, arala
وَقَدْ غَفَرَ الله لأهل المنزل (حل) ض وابو الشيخ عن أبي قرصافة)
338- Allah bir kavme hayrı murat ederse, onlara konuk hediyesini ihsan eder. Rızkı ile gelip gider. Allah (misafirperver) ev halkına şüphe yok ki mağfiret eder.
اتَّسِعِى وَيَا عَيْنٌ لا تَشْبَعِي وَيَا بَرَكَةُ ارْتَفِعِي (ابن النجار عن انس)
339- Allah bir kavme kıtlık murat etti mi, semadan biri şöyle seslenir: "Ey mideler, genişleyin! Ey göz, doymal Ey bereket, onların üzerinden kalkıp git.
بِمَعْصِيَةِ اللَّهِ فَلَا طَاعَةَ لَهُ (هب خط عن ابي هريرة)
3863- Allah'ın masiyetini emretmedikçe, bir müslümanın hükümdara itaat etmesi vazgeçmez bir görevdir. Allah'a masiyeti emrettiği zaman ona katiyyen itaat yoktur.
٣٨٦٤ - طَاعَةُ النِّسَاءِ نَدَامَةٌ عق والقضاعي وابو على الحداد في معجمه كر عن
عائشة) getirir. 3864- Mühim işlerde kadınlara boyun eğmek pişmanlık
Şam ehli helak olduğunda, ümmetimde hayır kalmaz. Bununla beraber Deccalla savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galib olması devam edecektir. Ravi: Hz. Muaviye İbni Kurre (r.a.) Sayfa: 65 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Hiç şüphe yok ki, iman küfür üzerine galip gelecek ve küfrü inine sokacaktır. İslam denizlerde çalkalanacak, insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda Kur'an öğrenecekler, öğretecekler ve okuyacaklar, sonra da şöyle diyecekler: "Biz muhakkak okuduk ve de bildik." Kim hayır sahibi ise o bizdendir. Bunlarda hayır var mıdır? Dediler ki: "Ya Resulallah bunlar kimlerdendir?" Buyurdu ki: "Bunlar sizdendir. Ve onlar Cehennem odunudur." Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 366 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Cennette gece yoktur. O, ışık ve nurdan ibarettir. Sabah, akşam vakitlerini belli edecek şeyde, Allah Teala tarafından, dünyada namaz kıldıkları namaz vakitlerinde, yeni hediyeler gelmesidir. Melekler de onlara selam verirler. Ravi: Hz. Hasan (r.a.) Sayfa: 366 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
3368- Cebrail bana, içinde siyah bir nokta bulunan beyaz bir ayna ile geldi: "Bu nedir?" diye sordum. "Bu cumadır, kıyamet o günün içinde kopacaktır" dedi.
وَالْفِقْهُ يَمَانٌ وَالْحِكْمَةُ يَمَانِيَةٌ (طب عن ابن عباس)
3369- Fetih ve Allah'ın yardımı geldi. Yemen ehli geldi. Onlar kalpleri yumuşak bir millettir. İman ile fıkıh yemânîdir (Yemenlidir). Hikmet de yemânîdir (Yemenlidir).
مُنْذُ خَلْقِ اللهِ جَهَنَّمَ مُخَافَةً أَنْ أَعْصِيَهُ فَيُلْقِينى فيها (هب عن ابي عمران الجونى
مرسلا)
3371- Cebrail ağlayarak bana geldi. Kendisine neden ağladığını sorunca şu cevabı verdi: Allah cehennemi yarattığı günden beri belki ben ona asi olurum da beni oraya atar diye korkumdan ağlıyorum.
٤٥٦٣ - مَا أَحْسَنَ مُحْسِنٌ مِنْ مُسْلِمٍ وَلا كَافِرِ الا اثابه الله تعالى قبل ما اثَابَةُ الْكَافِرِ قَالَ إِنْ كَانَ قَدْ وَصَلَ رَحِمًا أَوْ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ أَوْ عَمل حسن أَثَابَهُ اللهُ الْمَالَ وَالْوَلَدَ وَالصَّحْةَ وَاشْبَاهُ ذَلِكَ قِيلَ وَمَا اثابَهُ فِي الآخرة قال عَذَابًا دُونَ الْعَذَابِ وَقَرَأَ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ (ك يرهب عن ابن
مسعود)
4563- Müslüman olsun, kafir olsun, iyilikte bulunanlara Allah
mutlaka karşılığını verir. "Kafire karşılık nasıl verilir?" diye soruldu. "Eğer akrabayı ziyaret ederse, sadaka verirse, yahut hayırlı bir işte bulunursa Allah ona, mal, evlat, sıhhat ve buna benzer şeyleri vererek karşılık vermiş olur." buyurdu. "Peki ahirette ona ne verir?"
"Ahirette ona azaptan sonra yine azap verir" buyurdu ve "Al-i Firavunu azabın en şiddetlisine sokun" ayetini okudu.
٤٥٦٤ - مَا أَحْسَنَ عَبْدٌ الصَّدَقَةَ إِلا أَحْسَنَ اللَّهُ الْخِلَافَةَ عَلَى تَرَكَتِهِ" (اين المبارك عن ابن شهاب مرسلا والديلمي عن انس
4564- Kul güzel bir vakıfta bulunursa, Allah onun soyundan o vakfettiği şeyin daha hayırlısını verecek birisini ihsan eder.
الا غَفَرَ لَهُ مَعَهُمْ (ابو الشيخ في الثواب عن ابي سعيد)
1288- Allah, mağfiret buyurduğu bir cemaatın içinde bulunan ve dini yönden onlar kadar kâfi olmayan bir kimseyi de onlarla birlikte bağışlamamaktan haya eder.
1289- Şabanın yarısında (Berat gecesinde) Allah kullarına muttali olur. Mü'minleri bağışlar, kafirlere mühlet verir, kin ehlini ise kinlerini bırakıncaya kadar (affetmeden) kendi hallerinde terk eder.
يَرُدُّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ خُلُودًا دَائِمًا بِإِيمَانِهِم (حل وابن عساكر عن انس وضعف)
1290- Allah, muvahhitleri (asi mü'minleri) cehennemde imanlarındaki (amellerindeki) noksanlık oranında azab eder. Sonra imanlarından dolayı onları ebedî kalmak üzere cennete gönderir.
1296- Allah Teala sadakayı kabul eder. Ve onu sağ eli ile alır. Sizden birinizin bir tayı büyüttüğü gibi büyütür. Öyle ki bir lokma Uhud dağı kadar olur.
1297- Allah buyuruyor: "Ben, yeryüzünde yaşayanlara azab etmek isterim, fakat evlerimi (mescidlerimi) imar edenleri, benim için sevişenleri, bir de seher vakitlerinde istiğfar edenleri görünce onlara azab etmekten hemen vazgeçerim.
Hüzne mülazemet edin. Zira bu, kalbin anahtarıdır. Soruldu: "Hüzün nasıl elde edilir?" Buyurdu ki: "Nefislerinizi açıktırın ve susatın. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 318 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
KALKİLYA BÖLGESİNDEN BAŞLAYIP WADİ QANA VE SALFİT ÜZERİNDEN RANTİS BÖLGESİNE KADAR UZANAN BÖLGEDE BULUNAN KESİNLEŞMİŞ HAM PETROL REZERVİNİN İSE 1.7 MİLYAR VARİL OLDUĞU VE BAŞLANGIÇ DEĞERİNİN 142
MİLYAR DOLAR OLDUĞUNUN ALTI ÇİZİLİYOR. ANALİZDE İŞGAL DEVLETİNİN HAKKI OLMADIĞI HALDE BU ZENGİNLİĞE TABİR CAİZSE ÇÖKTÜĞÜ VURGULANIYOR.
ABD'nin açlıkla mücadele eden Filistinli sivillerin gıdaya erişi. mini kolaylaştırmak için Gazze'de inşa edeceği limanı insani amaç Jarla gerçekleştireceğine inanmak oldukça güç. Zira İsrail gazetesi Jerusalem Post'a göre liman inşası projesi aylar öncesinde bizzat Netanyahu tarafından Biden'a önerilmiş.
- Arap medyasına yansıyan değerlendirmelerde limanın, işgal dev- letinin Gazze'nin bir sonraki statüsüne ilişkin şimdiye kadar açık- lanmayan planın bir parçası olabileceği belirtiliyor.
-Netanyahu'nun, Biden'a sunduğu seyyar limanın seyyar olarak kalmayacağı kimi Arap ülkelerinin yapacağı finansal destek ile li- manın sadece insani yardımlar için değil aynı zamanda ticari mak- satla kullanılacağı belirtiliyor. Limanın, Gazze açıklarından çıkar- tılacak doğalgazın dünya pazarlarına ulaştırılmasının yanı sıra kü- resel ticarette önemli bir rol oynayabileceği vurgulanıyor.
- Liman inşasında görevli ilk etapta 1000 dolayında ABD'li as- keri unsurun Gazze halkının içine nüfuz ederek işgal devletinin bir türlü beceremediği "Hamas'ı ortadan kaldırma operasyonuna" des- tek sağlayacağı belirtiliyor. Aynı zamanda Filistin halkının iradesi- ni kırarak gönüllü olarak göç etmelerine zemin ha zırlanacağı vurgulanıyor. Bu noktada Mısır üzerin deki baskının artırılarak yerlerinden edilen Gazze halkının BM gözetiminde Mısır topraklarına yerleş tirilmesinin önünün açıla bileceği vurgulanıyor.
Her medeniyet kendi insan tipi kadar kendine has müesseseleri ile bilinir. Cemiyet, rengini verdiği mü- esseseler üzerinde yükselirken müessese de içinden çıktığı sosyal dokunun izlerini taşır. Sosyal doku ne ka- dar ahenkli ve sıhhatli ise oradan yetişenlerin kurduğu müesseseler de o kadar ahenkli ve sıhhatlidir. Ahenk ve sıhhati belirleyen ise müesseselerin üzerinde yük- seldiği temellerin aşkınlığı ve yüceliğidir. Himmeti ulvi olan kurduğu müessese ten ve zihin kadar ruhun ve kalbin ihtiyacını da gözeten bir ufka sahiptir.
Dergâh, şimdilerde mumla aradığımız bizim mede- niyetimizin temel müesseselerinden birisiydi. Allah'a yardım etmek için kurulmuş bu müessesenin temel işlevi gönül alıp gönül vermek, böylece güzel insanlar yetiştirmekti. Bugün mevcut değilse bu sadece kapısı- na kilit vurulduğu için değil, bir zaman kendisini doğu- ran ve yaşatan cemiyetin aynı cemiyet olmamasından mütevellittir. Her cemiyet başkasını değil ancak him- meti ve ufkuna lâyık müesseseleri kurup, yaşatabilir.
Dünün dergâhı bir müesseseydi ama merkezin- de bir kalp vardı. Esasında dergâh oraya hayat veren merkez insanın kalbiydi. Gelen o kalbe gelir, muhtacı o kalp sarıp sarmalardı. Dergâh, o merkez kalbin mü- esseseleşmiş formuydu. Ne dört duvar, ne post, ne isimler, ne merasimler ne de libaslar dergâh değildi; esas dergâh, selim ve münib bir kalpti ki gelen orada huzur ve maneviyat bulurdu. Bugün dergâh zahiren yok gözükse de kalbi dergâh olanlarla yaşamaya devam ediyor.
Cemiyet dergâhları ve onların kar- şılık geldiği derya gönüllü insanları yok sayıyor diye iyiler gayretlerinden vaz- geçmezler, çünkü herkes şâkilesine gö-
re iş yapar. İyilerin vazifesi her hal ve kårda mayala- rındaki merhameti harekete geçirmektir. Dergah za- hiren kapansa da işlevini hep devam ettirmiştir, bu- gün de öyledir. Allah Rasûlü Efendimizin ilk kurdu- ğu mescidin bir şubesi olarak dergah bugün kalpler- de yaşamaya ve müstait gönülleri irşad etmeye de- vam etmektedir.
Bu sayımızda kalbi dergâh olanlara bakarak "Kalp Nasıl Dergâh Olur?" sorusunu soruyoruz. Dergâh ara- yana işaret edilecek adres, kalpleri dergâh olanlardır. Onlar klasik dergâh formunun vaat ettiklerini, şahıs- larında veya kurup temsil ettikleri müesseselerinde yaşatan Hak erleridir. Modernlerin haddini aştığı, her şeye muktedir olduğunu sandığı ve bu yüzden ilahlı- ğa soyunduğu şu zamanda bu erlerin kalplerinin dü- nün dergâhından çok daha büyük bir ihtiyaca teka- bül ettiğine inanıyoruz.
Gönlümüz Ramazan bereketi ile ihya olurken Gazze ve Doğu Türkistan gibi mazlum beldelerden gelen ha- berlerle de sarsılıyor. Acı ile sekineti bir arada yaşıyo- ruz. Bize çaresizlik ve acziyet düşerken Gazze'deki iz- zetli kardeşlerimiz direniş, tevekkül ve teslimiyetin destanını yazıyorlar. Dua ediyoruz, Allah yar ve yar- dımcıları olsun. Zalimlere elimiz, dilimiz ve kalbimizle engel olma çabamıza devam edelim. Onların ürettik- leri ve pazarladıklarına itibar etmeyelim, mazlum kar- deşlerimize yardımlarımızla destek olalım. Bu duygu ve düşüncelerle bayramınızı tebrik edi- yor, bu mağfiret ikliminin başta maz- lum kardeşlerimiz olmak üzere hepimi- ze hayırlar getirmesini niyaz ediyoruz. Bir sonraki sayımızda buluşmak ümi- diyle Allah'a emanet olunuz.
Sözümüzün muhatabı, akl-ı selim sahibi mantıklı insanlardır. Batılı/Doğulu emperyalist güçlerin ajandaları için canını verecek olanlara ise Cehennemin kapıları her zaman açık olacaktır…
"Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret alma ları neye yarar?" (Muhammed, 47/18)
İslâm âlimlerinden pek çoğu bu ayette işaret edilen hususun, kıyamet ve alametleri olduğunu belirtmişlerdir.
a) KÜÇÜK ALÂMETLER:
Hz. Peygamber (s.a.v.) çeşitli münasebetlerle kıyamet alåmetlerinden bazılarını bildirmiştir.
1) Hz. Muhammed'in Peygamberliği:
Hz. Peygamber (s.a.v.), son Peygamberdir, ondan sonra bir daha Pey gamber gelmeyecektir. Onun son Peygamber olarak gönderilmesi, kıyamet alåmetlerinden biridir. Hz. Peygamber:
Şehadet parmağıyla orta parmağını yanyana göstermiş) Ben, kıyamen şöyle yakın olduğu halde gönderildim" buyurmuştur. Böylece kıyametin kop- masının yakın olduğuna işaret etmiştir.
2) Dini İlimlerde Bilgisizliğin Artması:
Kıyamet yaklaştığı zaman dînî ilimlere ilgi azalacak, insanlar dünya hayat na daha fazla önem verecekler, dini öğrenmeye ve dini yaşamaya önem verme yeceklerdir. Dini konularda ya bilgisizler konuşacak veya bilenler, dini konuları içinde bulundukları sosyal ortamın gereklerine göre değerlendireceklerdir. Daha doğrusu âyet ve hadisleri keyiflerine, arzularına göre değerlendireceklerdir. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:
"İlmin kaldırılması, cahillığın meydana çıkması, zinanın yayılması, şarap
içmenin artması, elli kadının bir kayyimi olacak derecede kadınların çoğal
erkeklerin azalması, kıyamet alametlerindendir.
3) Fitnelerin Çoğalması:
Kıyamet yaklaşınca fitneler çoğalacak, insanlar dini yaşamada galle
düşecek, küfre düşmeleri kolaylaşacaktır. Bu konuda Hz. Peygamber (sav
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zât-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmaminizi dürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz vara olmadıkça kıyamet kopmaz, 530 Kıyamet alâmetleri olarak bildirilen hususlar olmadıkça kiva kendi liderlerini öldürmeleri, birbirlerin unimede skincar memeleri ve kötü kişilerin dünyaya hakim olmalarıdır. Bunların estireceği terör ve tahaküm pek çok insanın zarar görmesine ve toplumda huzursuzluğa sebe olacaktır.
6) Yahūdīlerin Öldürülmesi:
Kıyamet yaklaştığında yahûdîlerle müslümanlar savaşacaklar ve müskü manlar yahüdileri mağlup edeceklerdir. Bu hususta Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur:
"Yahūdīlerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: "Ey Müs lüman! İşte Yahûdî, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!" diyecek. Bu, sahih bir rivâyet olmakla beraber, taşların, saklanan yahūdīleri nasıl haber vereceklen hususu tam olarak bilinebilecek bir şey değildir.
7) İnsan Öldürmenin Artması:
Kıyametin küçük alāmetlerinden birisi, insan öldürme olaylarının artması dır. Bu husustaki bir rivâyet şöyledir:
İnsanlar çok basit sebeplerle birbirlerini öldüreceklerdir. Hatta öldüren niçin öldürdüğünü, öldürülen niçin öldürüldüğünü bilemeyecek derecede bast Buyeplerle öldürme olayları artacaktır. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a. v.) obje buyurur:
nanefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, insanlara öyle b Zaman gelecek, öldüren niçin öldürdüğünü, öldürülen de niçin öldürüldügoni bilmeyecektir. 33
630. Tirmizi, Fiten, 9.
632. Müslim, Fiten, 18. 633. Bk. Müslim Fiten. 55-56
Bazı İslâm âlimleri, fakir köylülerin zenginleşip, zorla idareyi ele geçirece ğini anlamışlardır. Bilhassa bådiyede yaşayanların (köylülerin, göçebelerin) devlet işlerini istila edip, zorla memlekete hâkim olacaklarını söylemişlerdir. Bunlar, kurdukları hakimiyet sonucu zenginleşirler ve bütün himmetlerini binalar dikmeye ve bununla övünmeye sarfederler. Bu duruma içinde bulunduğumuz şu zamanda şahid olmaktayız. 637
10) Kadın Nüfüsun Artması:
Kıyamet alåmetlerinden birisi de kadın nüfüsun erkeklerden çok fazla ol. masıdır. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:
"İlmin kaldırılması, cahilliğin meydana çıkması, zinānın yayılması, şarap içmenin artması, elli kadının bir kayyimi olacak derecede kadınların çoğalıp erkeklerin azalması, kıyamet alåmetlerindendir. Zamanımızda kadın nüfusuna erkek nüfustan fazla olduğu söylenebilir.
11) Dünya Malının Bollaşması:
Kıyamet alåmetlerinden birisi de malın çoğalması, insanların zenginleşme si, hatta zekât verecek insanları bulmakta güçlük çekilmesidir. Bu hususta Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Sizin aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Mal o kada çoğalacak ki kapıdan taşacak, mal sahibi; "Acaba bunu benden sadaka olara kim kabul edecek?" diye endişeye düşecektir. Birisini sadaka (zekät) verme için çağıracaklar, ancak o kişi; "Benim sadakaya/zekâta ihtiyacım yok" diyere onları reddedecektir. 639
12) İçki Tüketiminin Artması:
Kıyamet yaklaştığı zaman, haramların her türlüsü açıkça işlenecek, insar lar bunları işlemekten bir utanç duymayacaklardır. Bu cümleden olarak şara ve diğer içki çeşitleri bolca tüketilecektir. Bu hususta Hz. Peygamber (sav şöyle buyurur.
"İlmin kaldırılması, cahilliğin meydana çıkması, zinánın yayılması, şara içmenin artması, elli kadının bir kayyimi olacak derecede kadınların çoğala erkeklerin azalması, kıyamet alâmetlerindendir.
637 Bk. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasan Tercome ve Şers. 1.221-222 638 Bk. Buhari, Hudüd, 20: Tirmizi, Fiten, 34,
Kıyametin alametleriyle ilgili rivayetler, bunlardan ibaret değildir. Sahih ha- dis kitaplarında daha pek çok madde zikredilmektedir . Mesela birisi su rivayettir:
"Firat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun azerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her by Herhalde savaşı ben kazanacağım" der 41 Bu ve benzeri rivayetlerdeki Mädeler, herkesin anlayacağı şekilde açık değildir. Hz. Peygamberin bunlardan ne kasdettiğini anlamak için âlimler epeyce kafa yormuşlar ve çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır.
Hadis kitaplarının hemen hemen pek çoğunda yer alan "Fiten" ve "Melähim" bölümlerinde kıyamet alametleriyle ilgili hadislere topluca yer verilmiştir. Hadis Şerhlerinde bunların anlamlarıyla ilgili yorumlar yapılmıştır.
Kıyamet alåmetleriyle ilgili hadisler, kıyametin ne zaman kopacağını anlat- maz. Fakat fert, âile ve toplumlarda meydana gelen bozulmalara işaret eder. Al- lah Teälä'nın koyduğu kurallara uyulması, fert ve toplum huzurunun ve refahının korunması içindir. Ana-babaya itaatin olmadığı, para pul görmemiş insanların birden zengin olarak ekonomiye hükmetmeleri, hırsları sebebiyle toplumun ah- lákını ve ekonomiyi bozmalarına işaret edilir. Zinâ, içki, güvenin yitirilmesi gibi toplum düzenini çökerten ahlâksızlığın yaygınlaşmasına dikkat çekilmektedir.
Bir bakıma kıyamet alâmetlerini topluca bildirdiğini söyleyebileceğimiz bir hadisle bu konumuzu tamamlayalım. Rasûlullah (s.a.v.) (bir gün):
"Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vacib olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler):
"Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalatu ves- selåm saydı:
Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) dönüp dolaşan bir meta/mal haline gelirse.
Emânet (edilen şeyleri emänet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memur-
lar) ganimet (malı tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıklan zaman Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki emkien za man.
Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına iltaat engli Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
Bar Fiten, 24 Müslim, Fiten, 29: Ebo Dávod Mini 13: Tamil Cannes 26 280
Sorumlu araştırmacıları bile şaşırtan keşifte kalp hakkında yeni bir bilgiye ulaşıldı. Kalpte, genellikle sadece beyin ve omurilikte bulunan glial hücreye (merkezi sinir sistemi ve çevresel sinir sisteminde bulunan nöron olmayan hücreler) benzeyen yeni bir hücre türü bulundu.
Kalbin etrafındaki ağ benzeri görünümleri nedeniyle "nexus glia" olarak adlandırılan keşfin arkasındaki ekip, bu yeni hücrelerin gelecekte kalp hastalıklarını ve kusurlarını nasıl anladığımızın anahtarı olabileceğine inanıyor. Bulgular yakın zamanda ‘Plos Biology’ dergisinde yayınlandı. Çalışmanın ortak yazarı Cody Smith, “Benim için harika bilimin tanımı, daha fazla soru açan keşfettiğiniz bir şeydir. Bence, bunun tanımı bu.” dedi.
Yeni keşfedilen hücreler, beynimizin tıka basa dolu olduğu yıldız şeklindeki çok görevli hücreler olan astrositlere benziyor. Bu hücreler beyinde ve omurgada sinir ağlarının oluşturulmasında ve sürdürülmesinde çok önemli bir rol oynar, ancak vücudun başka bir yerinde yaşamadıkları düşünülür.
Astrositler, gliyal hücreler olarak bilinen bir hücre sınıfına aittir - adı Yunanca "tutkal" kelimesinden gelir- hücreleri keşfeden 19. yüzyıl nörologlarının onlar için tespit edebildikleri tek işlevdir. Bu günlerde, glial hücreler hakkında biraz daha fazla şey biliyoruz, ama her şeyi değil. Bunların, örneğin pankreas, dalak, akciğerler ve bağırsaklar gibi organlar da dahil olmak üzere vücutta bulunabileceğini biliyoruz, ancak tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz.
Özellikle beyindeki nöron işlevi için çok önemli olan astrositlerin, periferik sinir sisteminde (PNS), yani vücudun beyin ve omurilik dışındaki sinirlerle birbirine bağlanan kısımlarında neden temelde var olmadığı da açık değildir.
"Şaşırdık, bu yüzden PNS'de glial benzeri hücreler aradık." diye açıkladı Smith. "Gerçekten, [ilk yazar] Nina her hafta ofisime glial bir kimliği destekleyen daha fazla veriyle geldi ve bunların çoğuna ben ikna olmadım... Sonunda veriler göz ardı edilemeyecek kadar fazla oldu." dedi.
Başlangıç olarak ekip, son yıllarda hastalıkları modelleyen bilim insanlarının hızla kobay olarak tercih ettiği bir hayvan olan zebra balığına baktı. Zebra balığının kalbinde astrositlere benzeyen bir hücre türü keşfettiler ve türler arası analiz aynı hücreleri insan ve fare kalplerinde de ortaya çıkardı. Doğumdan önce, sonunda yüzümüzü ve düz kaslarımızı oluşturmaya devam eden aynı hücre grubundan oluşan hücreler, çıkış yollarından kalbe yayılır ve bu, nexus glia'nın işlevi hakkında önemli bir ipucu sağlar.
“'Bu büyüleyici, çünkü çıkış yolu doğuştan gelen kalp hastalıklarının yüzde 30'unda kusurlu” diye açıkladı Nina… Kalp atışlarını değerlendirirken, nexus glia bozulduğunda kalp hızlarının arttığını fark etti” diye yazdı Smith.
Dahası, nexus glia, önemli bir glial gelişim geninden yoksun bırakıldığında, kalp atışı düzensiz hale geldi. Kikel-Coury, “Kardiyovasküler bulmacanın yeni bir hücresel parçasını bulabilirsek, bunun gelecekteki çalışmalar için temel oluşturabileceğini düşündüm” dedi.
Bu nitelikteki pek çok keşifte olduğu gibi, tam sonuçları henüz görülmedi. Smith, nexus glia'nın "kalbi düzenlemede oldukça önemli bir rol oynayabileceğini" düşünürken, onların kesin işlevlerini henüz "tamamen bilmedikleri" konusunda uyardı.
Smith, "Artık varlığından bile haberdar olmadığımız 100 sorumuz var, bu yüzden daha önce hiç çalışılmamış bu yolu keşfetmek için onları takip ediyoruz. Bu, temel nörobiyoloji çalışmanın birçok farklı bozukluğun anlaşılmasına nasıl yol açabileceğinin bir başka örneği… Gelecek için heyecanlıyım." dedi.
ابن سعد ه ك عن ابي هريرة ثلاث مَرَّات* حَسَدَ تَرْقِي بِهَا 2009- Dikkat et, ey Ebu Hüreyre! Sana Cebrail'in bana okuduğu şey ile okuyorum: "Bismillâhi erkıyke vallâhü yeşfîke min külli dâin ye'tike min şerrin neffâsâti fil ukadi ve min şerri hâdisin iza hased." Sen de üç defa bunu okursun.
4575- Allah, bir kula bir veya birden fazla musibet verdi mi, şu iki sebepten verir: Kul ya Allah'ın bağışlamayacağı bir günah işlemiştir. Ona musibet verir ve o günah bu musibet sebebiyle affedilir. Yahut da Allah onu bir dereceye ulaştıracaktır. Ona o musibeti verir ve o sebeple Allah onu o dereceye ulaştırır.
Karasu tanınmış bir Yahudi kökenli tuccar ailenin mensubu olarak 1862
senesinde Selanik'te hayat gözlerini açtı. 400 sene önce, 1492'de İspanya'dan gönderilmiş ve Sultan II. Beyazıt'ın izniyle Selanik'e yerleşmiş Sefarad'lardandı Hukuk eğitimi aldıktan sonra Selanik'te avukatlık mesleğini devam ettiren Karasu. Selanik'teki Makedonya Risorta Masonik Locası'nı kurdu ve Osmanlı Devletinde masonik faaliyetlerin lideri oldu. Masonik localar ve bazı gizli cemiyetler, Selanik'te devrimci radikal görüşlere sahip ve aralarında Talat Paşa'nın da bulunduğu Jôn Türkler'in duygudaşları arasında bir buluşma yeriydi. Emanuel Karasu, Selanik'te avukatlık mesleğine devam ederken İttihat ve Terakki Cemiyetine üye oldu.
Cemiyetin Müslüman olmayan ilk üyelerinden biri oldu Cemiyet, 1908 senesinde 11. Meşrutiyet ve sonrasında Osmanlı Devleti'nin idaresinde söz sahibi olunca Emanuel Karasu da Selanik'ten Meclis-i Mebusan'a girdi. Emanuel Karasu, 27 Nisan 1909'da Aram Efendi, Esat Toptani, ve Sultan Abdulhamit'in uzun süre yaverliğini yaptıktan sonra muhalefet saflarına geçen Gürcü Ahmet Hikmet Paşa heyetiyle saraya geldi ve Meclis-i Milli'nin Sultan II. Abdülhamid'e halini (tahttan indirilmesini) karar verdiğini, kendilerinin bunu tebliğle görevlendirildiklerini
ifade etti. Filistin topraklarının Yahudilere satılması için rüşvet teklifinde
bulunduğunda Sultan II. Abdülhamid tarafından kovulan Karaso bu kez Sultan'ın hal'
kararını tebliğ için onun karşısına çıkmıştı. Bu ihanetin şartlarını hazırlayan teşkilat
da İttihat ve Terakki Cemiyeti'ydi. Karasu 1912'de Selanik'ten, Balkan Harbi'nde Selanik Yunanistan'a kaybedilince 1914 senesinde İstanbul'dan mebus seçildi.
Turkiye'deki değişik Musevi kuruluşlarının işbirliği yapması için çalıştı, Türk Musevi'lerinin önce Türk sonra Musevi olduklarında ısrarcı oldu ve Osmanlı Filistin'inde Siyonist iskânına karşı oldu. İtalya - Türkiye Savaşının antlaşma ile bitirilmesi için görüşmeler yapan ve Selanik'in enternasyonal bir şehir olmasına çalışan komitenin üyesiydi. Mondros Mütarekesi sonrasında İtalya'da Trieste'ye yerleşti ve 1934 yılında aynı yerde öldü. Arnavutköy'de Yahudi mezarlığında gömülüdür.
1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Selanik'ten Fransa'ya göç eden ve Danonegrubunun kurucusu İzak Karasu'nun (Isaac Carasso) amcasıdır ve Daniel
Osmanlıda bilim neden gelişmedi? (1) Tarım Bilim Tarihi kitabını (bk. Nobel Yayınları) yazarken Osmanlı ve diğer coğrafyalarda tarım üzerine yazılan eserleri inceleme fırsatım oldu. İlgincime giden konu şuydu: İbn Avvam tarafından XII. Yüzyıl ortalarında yazılmış bir tarım kitabı yaklaşık üç yüz yıl sonra Muhammed b. Mustafa b. Lutfullah tarafından 1590 tarihinde Türkçeye çevrilmişti.
Bu noktada iki soru aklıma takılmakta: Birincisi, bu tür bilimsel eserler Osmanlı coğrafyasında yazılıp diğer coğrafyalarda çevrilmesi gerekirken neden tersi olmuştu? İkincisi döneminin en önemli tarım kitabı neden bu kadar geç Türkçeye çevrilmişti?
Osmanlı Devleti’nde bilimin neden Endülüs’teki kadar gelişmediği üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.
Elbette bu konuda farklı yaklaşımlar olacaktır! Ama 300 yıl sonra bir eseri çevirmek hele hele MS 1500’de Batıda yeni eserler ortaya konulurken (örnek Herrara 1513’te Genel Tarım kitabını yazdı) nasıl izah edilebilir?
Bu bilimsel gecikme neden olmuştu? Veya farklı bir Müslüman toplulukta bu olumlu gelişmeler nasıl olmuştu?
Konuya girmeden bu önemli kitap hakkında kısaca bazı bilgileri paylaşayım.
Sahnede kalanlar
ibn Avvam’ın Felāḥat-Nāme’sı (Kitâbü’l-Filâha) Endülüs’de (Bugünkü İspanya’nın güney kısmı) İbn Avvam tarafından XII. Yüzyıl ortalarında yazılmıştır. Daha sonra yaklaşık üç yüz yıl sonra Muhammed b. Mustafa b. Lutfullah tarafından 1590 tarihinde Terceme-i Kitabü’l Filâha adıyla Türkçeye tercüme edilmiştir (bk Notlar 5.1). Eserin Orta çağdaki değeri dikkate alındığında Türkçeye çevirmede bir gecikmenin olduğunu söylemek mümkündür. Her sayfada 22-23 satır bulunan bu eser 229 sayfadır (varak).
İbn Avvam tarafından yazılan Felāḥat-Nāme yazıldığı dönemden sonra da etkileri süren önemli bir kitaptır. Bilim tarihi uzmanı Seyit Hüseyin Nasr’a göre (2006) Endülüste yazılmış en ünlü tarım risalesi İbnü’l-Avvâm’ın el-Filâḥa’sıdır. Benzer şekilde bazı yazarlara göre de XII. yüzyılda tarım ve hayvancılık üzerine o güne kadar yazılmış en kapsamlı eser olan Kitabü’l-Filâha, yalnızca İslam dünyasının değil bütün orta çağ ilim âleminin en göze çarpan çalışması olarak kabul edilmektedir.
Endülüs’te tarım bilimi neden gelişti de daha büyük bir Müslümanları yaşadığı devletlerde (ör. Osmanlı Devleti) neden gelişmedi? Bu soruya Endülüsde bu gelişmeler nasıl oldu ile cevap bulmaya çalışalım.
İklim
Teşvik Edici Ortam: Endülüs hükümdarları, bilimsel ve entelektüel çalışmaları teşvik etmek için çeşitli önlemler aldılar. Bilim adamlarına maddi destek sağlandı, onlara yönetimde önemli pozisyonlar verildi ve bilimsel çalışmaları teşvik eden politikalar izlendi. Hükümdarlar arazilerini bazen botanik bahçelerine ve deneysel çiftliklere çevirerek bilim insanlarını himaye ettiler. Bu teşvik edici ortam, bilim adamlarının Endülüs'e gelmelerini teşvik etti ve yerel bilim adamlarının yetişmesini sağladı.
Hoşgörü ve Çok kültürlülük: Endülüs, farklı kültürlerin, dinlerin ve fikirlerin bir araya geldiği bir bölgeydi. İslam hükümdarları, Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar arasında hoşgörülü bir ortam sağladı. Bu hoşgörü ortamı, bilim ve entelektüel etkileşim için uygun bir zemin oluşturdu. Farklı dinlerden ve kültürlerden bilim insanları, bilgi ve fikirlerini paylaşabildiler.
Coğrafya: Endülüs’ün, iklim ve toprak yapısı, su kaynakları tarımın gelişmesi için oldukça uygundu. Birçok araştırıcı tarafından coğrafyanın kalkınma ve gelişmede etkisi çok tartışılmış bir konudur.
Haftaya bu konuya devam edelim. Bilim tarihine ilgi duyuyorsanız bu yazılar yanında Tarım Bilim Tarihi kitabını (bk. Nobel Yayınları) okumanızı öneririm.
Son söz: Kuru övgüler gerçeğin önünde engeldir.
Not: Tüm okuyucuların Ramazan Bayramı’nı tebrik ederken bayramın insanlığa sağlık ve huzur getirmesini dilerim.
"Mehmed'im sevinin başlar yüksekte, Ölsek de sevinin, eve dönsek de, Sanma bu tekerlek kalır tümsekte, Yarın elbet bizim, elbet bizimdir, Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir."
Süleyman Hilmi Tunahan'a (rh.a): "Niçin Kitap Yazmadın?" diye sorulduğunda şu cevabı verir: "Selefin (bizden evvel gelip geçen âlimlerin) mum ışığında yazdığı bahâ biçilmez hazine misali eserlerin toprağa gömülerek çürüdüğünü, bakkallara satılarak çöplüklerde çiğnendiğini, bir kısmının da kütüphane raflarında tozlanmış ve çürümeye terk edilmiş olduğunu gördüm. Medreseleri kapanmış, yazısı değiştirilmiş, din ilimleri yok olmaya yüz tutmuş olan bir zamanda, kitap yazmaktansa, yazılan ilmi eserleri anlayarak anlatacak ve ilmi satırdan sadra intikal ettirip yaşatacak talebe yani canlı kitap yetiştirmeyi daha lüzumlu buldum."
O erler ki, gönül fezasındalar, Toprakta sürünme ezasındalar. Yıldızları tesbih tesbih çeker de, Namazda arka saf hizasındalar. İçine nefs sızan ibadetlerin, Birbiri ardınca kazasındalar. Günü her dem dolup her dem başlayan, Ezel senedinin imzasındalar. Bir ân yabancıya kaysa gözleri, Bir ömür gözyaşı cezasındalar. Her rengi silici aşk ötesi renk; O rengin kavuran beyzasındalar. Ne cennet tasası ve ne cehennem; Sadece Allah'ın rızasındalar.
Ülkendeki kuşlardan ne habervardır Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Sezai Karakoç, Gün Doğmadan
Not: Bu şiir bir naat ya da münacat değildir. Şiirde geçen Sürg ülkeden kasıt, İslâm âlemi, Başkentler Başkenti ise İstanbuld Dolayısıyla Sevgili diye hitap edilen, İstanbul'dur. İslam alemi kendi sürgününden kurtulup yeniden Başkentler Başkenti İstanbul'a kavuştuğu gün ümmetin problemleri çözülecektir
Ümmetimin sonunda bir takım kavimler olur ki, camilerini süsler, kalblerini ise viran ederler. Onlardan birisi dinine vermediği ehemmiyetten fazlasını elbisesine verir. Bunlar, dünyaları selamet oldu mu, ahiret işini kaale almazlar. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 304 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Benden sonra muzlim gecenin karanlık dalgaları gibi fitneler olacak. İnsanlar orada alabildiğine gidecekler. Denildi ki: "O halde hepsi helak olucudur." Buyurdu ki: "Dünyadaki katl onlara kafidir." (Ahiretlerine dokunmayacak.) Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 304 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfiiçingeçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! -Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam Hele hak namina haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! Yumuşakbaşlı isem, kimdedi uysalkoyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, Onu dindirmekiçinkamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırmada geç git!, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfiiçingeçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım!...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; Hele hak namina haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşakbaşlı isem, kimdedi uysalkoyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, Onu dindirmekiçinkamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırmada geç git!, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
"Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi; İttiba-ı Kur'ân'dır. Azametli, bahtsız bir kır'anın, şanlı, tali'siz bir devletin, değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi; İttihad-ı İslâm'dır."
Gençlikte kazandığın ibadetler, o fani gençliğin baki meyveleridir
(Gençlik Rehberi, s.151)
Gençlik eğer ehl-i kalp, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan müminlerde olsa, ibadete ve hayra ta ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse, ticaret ve güzel ve en kuvvetli bir vesile-j şirin bir vasıta-ı hayrattır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip su-i istimal etmeyenlere kıymettår, zevkli bir nimet-i ilâhiyedir. (Lem'alar, s. 223)
Gençlik, hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi, gündüz akşama ve geceye değişmesi kesinli- ğinde, gençlik dahî ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayırlı ve güzel işlere -isti- kamet dairesinde- sarfetse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semavî fermanlar müjde veriyorlar. Eğer kötü yolda sarf etse, nasıl ki bir dakika hiddet yüzünden bir öldürme, milyonlar dakika hapis cezasını çektirir. Öyle de gayr-ı meşrû dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes'uliyetinden, kabir azabından ve zevâlinden gelen te- essüflerden, günahlardan ve dünyevî cezalardandan başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdik eder. Meselâ, haram bir sevgide, kıskançlık, ayrılık ve çok ârızalar ile o cüz'î lezzet, zehirli bir bal hükmüne geçer. Ve o gençliğin (bu duygularını) kötüye kullanmasıyla ge- karşılık görmeme elemi gibi len hastalıkla hastahanelere, taşkınlıklarıyla hapishanelere, kalp ve ruhun gıdasızlığından gelen sıkıntılarla meyhanelere, sefähethanelere veya meza- ve vazifesizliğinden meydana
rist ana düşeceklerini bilmek istersen, git hastahanelerden, hapishanelerden, meyhanelerden ve kabristandan bette çoğunluk itibariyle, gençlerin gençliğinin kötü yolda bullanılmasından, taşkınlıklarından ve gayr-ı meşru keyif- lerin cezası olarak gelen tokatlardan eyvahlar, ağlamalar ve esefer işiteceksin. Eğer istikamet dairesinde gitse, gençlik gayet şirin ve güzel bir İlâhi nimet, tatlı ve kuvvetli bir hayır vesilesi olarak ahirette gâyet parlak ve bâki bir gençlik netice vereceğini, başta Kur'ân olarak çok kesin âyetleriyle bütün semavi kitaplar ve fermanlar haber verip müjdeediyorlar. Madem hakikat budur ve madem helâl dairesi keyfe kâfidir ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffette, istikamette sarf etmek lâzım ve elzemdir.(Âsây-1 Mûsâ,22.)
Sizdeki gençlik katiyen gidecek, Eğer siz daire-i meş- ruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünya- da, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatle sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedi bir gençlik kazanmasına vesile olacaktır." (İman ve Küfür muvazeneleri, s. 52)
Nev-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, heve- satları galeyanda, hissiyata mağlûp, cüretkâr akıllarını her vakit başına almayan o gençler, âhiret imanını kaybetseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse, hayat-ı içtimai- hatı ve haysiyeti tehlikede kalır. Bazı, bir dakika lezzeti için yede, ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıf ve ihtiyarların ra- bir ve bu gibi, hapiste
dört bes sene azap çeker, canavar bir hayvan hükmüne geçer. Eğer iman-ı âhiret onun imdadına gelse, çabuk aklını başı na alır. "Gerçi hükümet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben Onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâlin meläikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazi- fedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olaca- ğım" diye, birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar. (Şualar s.203)
Evet, bir genç, hapiste, yirmi dört saat her günkü öm- ründen tek bir saatini beş farz namaza sarf etse ve ekser gü- nahlardan hapis mâni olduğu gibi, o musîbete sebebiyet ve- ren hatâdan dahi tevbe edip sâir zararlı, elemli günahlardan çekilse, hem hayatına, hem istikbâline, hem vatanına, hem milletine, hem akrabâsına büyük bir faydası olması gibi; o on, on beş senelik fânî gençlikle, ebedî parlak bir gençliği kazanacağını, başta Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyân, bütün kütüb ve suhuf-u semâviye katî haber verip müjde ediyorlar.(Söz- ler s.135)
Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşî- likten kurtarmak ve büyük tehlikelerden halas etmek için, beş esas lazımdır ve zarûridir: Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haram helali bilip haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat et- mektir. (Tarihçe-i Hayat s. 273)
Ey üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitane Nur'un sözünü dinleyen ve bir na- zar-ı hafî-i gaybî ile bizi temaşa eden Said'ler, Hamza'lar, Ömer'ler, Osman'lar, Tahir'ler, Yusuf'lar, Ahmed'ler vesaire- ler!.. Sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız,"Sadakte"
deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur to- humları, zemininizde çiçek açacaktır.
İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet'i bı- rakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen nes- lin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, hakikat-ı İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvü- csâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!.. (Tarihçe-i Hayat 85)
Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Aya, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? Yok, yok! Sefihane taklit eden- ler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Agâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâı- nız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır. (Mesnevi-i Nuriye s. 143)
Zalimler için yaşasın Cehennem Dünya zevkleri nedir hiç bilmem ben Üstüme gelse bütün bir dünya Rahmanın yolundan dönemem ben Saçlarım kadar başım olsa Hak yoluna olsun feda Faniyim fani olanı istemem Acizim aciz olanı istemem Ruhumu rahmana teslim ettim Gayri başkasını istemem Saçlarım kadar başım olsa Hak yoluna olsun feda Şeytanın binbir hilesi varsa Mü'minin de feraseti vardır İstikbal-i inkılâbat içinde En gür seda İslâm'ın olacaktır.
Her şeyi, herkesi sevdim. Bir insan yanlış söylese de onu "Bütün mahlukatı sevdim. Hayvânâtı, nebâtâtı sevdim. yine sevmek lazım. Allah düşmanları müstesna.."
"Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız." "Doğuyu Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinle- mesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah'ın insanoğluna ep olan bir toplum nasıl olur da bugünkü acıklı duruma dü- büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup bilmeliyim. Iste bütün bu konuları incelemekte ilim be- şer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu
nim rehberim olacaktır." (Diriliş Neslinin Amentüsü, II, s. 15)
Hadiste Ibrahim (a.s.)'ın o çocuklara bakıcılık yapacağına dair bilgi, başka bir hadiste Cibrail ve Mikäîl (a.s.)'in ve onlardan başkalarınını bakıcılık yapacağı hakkındaki bilgiye ters düşmez. Çünkü bir gurup çocuk Ibrahim (a.s.)'ın, bir gurup başkasının bakımı altındadır. Dolayısıyla Kurtubî'nin ve bir başkasının da izah ettiği üzere iki farklı bilgi arasında itişme yoktur.
El-lzah'ta (Ibn Hubeyra) der ki; ruhun bulunduğu yere ve bunu sana bildirecek şeye gelince bu yerler ruhun sahibi olan kimselere göre farklı farklı ve kişilerin mertebelerine göre çeşit çeşittir: Bir takım ruhlar, cennette istedikleri gibi dolaşan, geceleyecekleri zaman arşın gölgesindeki altın kandillerde barınan yeşil kuşların kursağındadırlar. Daha önce geçmişti. 1391 Bir takım ruhlar ipek yeşili bir kubbede, en yüksek cennetin kapısında ışıldayan bir nehrin üzerindedirler. Çocukların ruhları cennet serçelerinden serçelerdir. Gezip dolaşırlar. Birtakım ruhlar dünya semasında, bir takım ruhlar da yedinci gök katında "Beyda" denen bir yerdedirler. Birtakım ruhlar Cebrail (a.s.)'ın, bazı ruhlar Israfil (a.s.)'ın bakımında, bazı ruhlar Mikail 'in, bazıları da Rumail (a.s.)'in gözetimindedirler. Bazı ruhlar yer ile gök arasında uzanan sınırlı yerdedir. Bazı ruhlar yeryüzünde bir aralıktadırlar. İstedikleri yere giderler. Bazı ruhlar Zemzem önündedirler. Her ruhun bedeniyle bir bağlantısı ve güçlü bir İlişkisi vardır. Öyle ki ona selam verilir. Onun yanında gerçekleşen bir hitabı anlar. Verilen selamı alır. Aynı güneş gibidir. Çünkü o gökyüzünde, ışıkları da yeryüzündedir. Sona erdi.
Bu hadiste kastedilen çocuklar onların bir kısmıdır. Ve hadiste, müminlerin Çocuklarının cennette olduğuna delalet vardır. Bir gurup alim bu konuda icma bulunduğunu nakletmişlerdir. Nevevî'nin de belirttiği üzere burada kastedilen, alimlerden sayılan kimselerin icmaıdır. Müslim'in Ayşe (r.a.)'den nakletmiş olduğu تُوفي صبي مِن الْأَنْصَارِ فَقُلْتُ طُوبَى لَهُ عُصْفُورٌ مِنْ عصافِيرِ الْجَنَّةِ فَقَالَ الْمُصْطَفَى عَلَيْهِ السَّلَامُ وما " يُدْرِيكِ أَنَّ اللهَ خَلَقَ الْجَنَّةَ وَخَلَقَ لَهَا أَهْلًا / Ensardan bir çocuk vefat etmişti. 'Ne mutlu ona cennet serçelerinden (olacak) dedim. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.) ne bileceksin ki, Allah cenneti yaratmış ve onun için cennetlikler yaratmıştır... buyurdu" 1392 şeklindeki hadise gelince ona şöyle cevap verilir; Rasülullah (s.a.v.) onu herhangi bir delile dayanmaksızın kesin hükme varmaktan men etti. Yahut bu hadisi çocukların cennette olduğunu bilmeden önce söylemiştir.
Hadiste, cennetin şu anda mevcut olduğuna delil vardır. Bu, hak yoldakilerin (ehl-i sünnetin) kabul ettiği görüştür. Cennetin dağları vardır. Bu, cennetin düz olduğuyla çelişmez. Çünkü o hadiste kastedilen, en büyük cennetin böyle olduğudur.
1391 Bk. Levāmiu'l-Ukül, 1, 462, 463.
1392 Müslim, Kader 30. Hadisin devamı şöyledir: خلَقَهُمْ لَهَا وَهُمْ في أصلاب آبَائِهِمْ وخلق للنَّارَ أَهْلًا خَلَقَهُمْ لَهَا وَ هُمْ فِي أصلاب أبائهم ، "Onlar babalarının sulblerinde iken cennet için yarattı. Cehennem için cehennemlikler yarattı. Onları, babalarının sulblerinde cehennem için yarattı
Bu konuda birkaç görüş vardır. Onlardan bazıları demiştir ki, Ruhlar ya göğe ja da yere mensuptur. Yer ruhlarından bazıları, hoş, terniz, hayırlı, güzel fiilleri emredendir ki onlar yeryüzü melekleridir. Yine onlardan bazılar ise kötü, pis, şerli, arkinlikleri ve günahları emredendir ki onlar şeytanlardır. Sonra o temiz ruhlar insanlara itaatleri ve hayırları emrettikleri gibi aynı şekilde birbirlerine de itaatleri debilier. Kötü ruhlar ise insanlara çirkinlikleri ve kötülükleri emrettilea leadi aynı şekilde birbirlerine de o çirkinleri ve daha fazlasını
emredebilirler. Hadisi, Deylemi, Muaz (ra)'dan nakletmiştir. Konuyla ilgili الشيطان diye başlayan hadis de gelecektir. 1221
1513- "Lanetlenmiş Iblis şeytanlarına hitab eder ve der ki: "Ete, her sarhoş Kötülüğün eden şeye ve kadınlara sarılınız. Çünkü ben bunlar dışında kötülüklerin toplandığı kaynakları bir yer bulamadım. " 1222
إِنْ إِبْلِيسَ "Iblis" Yani şeytanların reisi. الْمَلْعُونَ "Lanetlenmiş" kovulmuş. يَخْطُبُ شَيَاطِينَهُ فَيَقُولُ: عَلَيْكُمْ بِاللَّحْمِ " şeytanlarına hitab eder ve der ki: Ete sarılınız" Çünkü et, kendisiyle şehvetin güçlendiği şeylerin en güçlüsüdür.
وَبِكُلِّ مُشكرٍ "her sarhoş eden şeye" Çünkü o, kendisiyle aklın bozulduğu
şeylerin en güçlüsüdür. وَبِالنِّسَاءِ "ve kadınlara Çünkü kadınlar en muazzam avlama aletidir. Bununla ilgili şu hadis gelecektir:
*Benden sonra erkeklere, kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım. *123
فَإِنِّي لَمْ أَجِدْ جِمَاعَ الشَّرْ "Çünkü ben kötülüğün toplandığı bir yer bulamadım" جناع kelimesi toplandığı yer veya hepsi demektir.
إِلَّا فيها "bunlar dışında" Çünkü bunlar arzunun ve canın çektiği en güçlü şeylerdir. Denilirse ki; şeytan insanın açık düşmanı olunca insanın hoşnut olduğu hoşlanmamasının sorumluluğu nedendir? Deriz ki; bunun nedeni, şeytanın kker Denilise ki, setan insanın adly nefis mücadelesinden en betain insandaki yardımcı unsurlardan yardım istemesi, insanın Allah'tan yardım devamlılığın yararlanı için Yaratığı şehvetten yarulah istere onu durumunun bozulmasına neden klar. O 10
Bk. Ramuz, 1, 216, 217.
Deylemi, Firdevsü'l-ahbar, I, 240.
Bk. Ramuz. II, 373; Buhârî, Nikah 18: Müslim, Zikr 98: Tirmizi, Edeb 31.
Kitabı yazan Abdullah Muhammed bin Süleymânil Cezûli haz retleri, kitabına, Kur'ân-ı Kerîm ve Resûlullah (S.A.V.) in emrine uyarak BESMELE ile başladı.
Bismillâh, yâni bu kitabı okumağa Allah'ın ismiyle başlarız. Errahmân, öyle şanı yüce Allah ki, dünyada mü'min ve kâfir kulları- ni ve bütün yaratıklarını türlü nimetlerle nimetlendiricidir. Errahîm, ve öyle şanı yüce Allahtır ki âhiret dünyasında ancak mü'- min kullarına avf ve mağfiret, bağışlanma ve türlü türlü rahmet ile muamele edicidir.
BESMELE-İ ŞERİFENİN HASSALARI
Besmele-i şerife'nin hassaları pek çoktur. Bunlardan biri: Bes- melenin (Arapça) on dokuz harfi vardır. Cehennem zebânileri de on dokuzdur. Besmele-i şerife ile işe başlayanları Hak Teâlâ Cehennem zebânilerinden korur.
Biri de şudur: Geceyle gündüz yirmi dört saattir. Beş vakit na- maz da beş saatin karşılığıdır. Beş saat yirmi dört saatten çıkarılınca geri kalan on dokuz saat bu on dokuz harfe eştir. Böyle olunca bir mü'min beş vakit namazı edada ve her güzel işinin ve mubah (yâni ne helal, ne haram olan işlenmesi caiz olan) işlerinin başında Bes- mele-i şerife'yi okusa bütün vaktini ibâdetle geçirmişcesine sevâp kazanır.
Kimileri derler ki:
Günah dört çeşittir: 1) Gece günahı. 2) Gündüz günahı. 3) Gizli günah. 4) Açıktan açığa günahtır. Besmele de dört kelimedir. F. 2
Böyle her mü'min onun tertemiz kalbi ile ve büyük bir inançla söy-
18
lerse Hak Teâlâ, onun bütün günahlarını bağışlar. Her yapılan işin, amelin başında Besmele ile işe başlanırsa o işde hayır, bereket ve kolaylık nasip ve müyesser olur. o işde zarar görül-
Eğer iblisin bir devleti olsaydı diploma rütbe ve maaş vermek şartıyla Alimler ve Hatipler bulundururdu. Bunlar iblisin iktidarına dokunmamak şartıyla konuşur- lardı. Aynı günümüzdeki devletin alimleri gibi.
disine işaret etmek istiyordu. "Allah faiz malı yiyen kişiye lânet etsin!" diye başlayan bu hadiste, "Medine'ye hicret ettikten sonra bâdiye hayatına dönen kişi de mürteddir" denili- Hacie bu sözüyle Şeceretürndvanda Resûl-i Ekreme üç kere biat eden bir sahabiy ürmek ya da gözünü yıldırmak istiyordu. Birkaç gün sonra vefat etmiş olmasına göre, Main hayatı Peygamber'in maiyetinde kahramanlık menkıbeleriyle dolu olan bu ihtiyar lanan izzet-i nefsine çok gîrân gelmiş olmasının tesiri olsa gerek!
İbn Ömer radıyallahu anhümâdan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: Allah bir kavme azap indirince, o ka- vim içinde bulunan (sâlih, fâsık) her ferde azap isabet eder. Sonra (kıyamet gününde) herkes kendi amellerine göre ba'solunurlar (sâlihler mükafatlanır, fäsıklar azap olunurlar). (B7108 Buhâri, Fiten, 19.)
Huzeyfe b. Yemân radıyallahu anhtan şöyle dediği rivayet olunmuştur: Nifak ancak Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında mevcuttu. Bugün ise nifak, İmanından sonra küfürdür. (B7114 Buhâri, Fiten, 21.)
İZAHI
Nifak, kişinin diliyle iman izhar edip gönlünde küfrü saklamasıdır. Huzeyfe hazret-
lerinin bildirdiği veçhile nifak ile ittisaf eden münafiklar Asr-ı saâdet'te Abdullah b. Übey b.
Selül'ün riyaseti altında teşekkül etmiş, habis bir zümre idi. Bunlar iman ile küfür arasında
bir nifak nikäbına bürünerek hayatlarını korumuşlardır. Fakat Asr-ı saådet geçtikten sonra
iman ile küfür arasında bir nifak merhalesi kalmamıştır. Çünkü bir müslüman, gönlünde küfrü gizlemekle mürted olur. Bazı âlimler de Huzeyfe hadisinde şöyle tasarruf etmiş- lerdir: Asr-1 saådet te münafıklar harp, gază gibi içtimaî birliği icap eden her işte yan çizer- lerdi. Fakat görünüşte iman izhar ettiklerinden Resûl-i Ekrem bunların Uhud ve Tebük seferlerindeki döneklikleri gibi birçok bozguncu hareketlerine rağmen ceza tayin etmezdi. Hazret-i Ömer gibi bir kısım ashap tarafından bu habis zümrenin tenkili teklif olunduğu halde Resûl-i Ekrem, "Bırakınız! "Muhammed ashabını öldürüyor' diye ortaya ikinci bir fitne çıkarıhr buyurdu. Huzeyfe hazretlerinin beyanı vehçile bilâhare İslâm dini tamamıyla iktisâb-ı şevket edince artık iman ile küfür arasında bir hadd-i fasıl olan nifak maskesi atılmış ولا مقوا "Birbirinizden ayrılmayınız düsturuna tevfikan bozgunculuk imandan sonra irtikåp olunan bir isyan, bir küfür olarak taayyün etmiştir ki cezası tenkildir.
Bu hadisten önce Buhârînin yine Huzeyfe'den şöyle bir rivayeti daha vardır. Huzeyfe der ki: "Zamanımız münafıkları Asr-1 saâdet'teki münafıklardan daha şerirdirler. Çünkü Asr-ı saådet'teki münafıklar nifaklarını gizlerlerdi. Şimdikiler bütün bütün açığa vuruyorlar. Buhârînin mevzubahis olan Huzeyfe hadisinden sonra bir rivayetine göre de Resûl-i Ekrem, "Kıyamet kopmaz, tâ ki hayattaki bir kişi bir kabir yanından geçerken, "Keşke şu ölünün yerinde ben olaydım' diye ölüm temenni etmedikçe buyurmuştur ki fitne ve fesadın en ziyade şâyi olduğu bir devir olacaktır.
TERCÜMESİ Ebû Hüreyre radıyallahu anhtan rivayete göre Resûlullah sallallahu aley- hi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hicaz kıtasında bir ateş çıkmadıkça kı- yamet kopmayacaktır. Öyle bir ateş ki Busra'daki develerin boyunlarını ziyalandıracaktır." (87118 Buhâri, Fiten, 24.}
20 (B3518 Buhârí, Menåkıb, 8.)
21 (Al-i Imrån, 3/103.)
22 (87113 Buhårl, Fiten, 21.)
21 (B7115 Buhârl, Fiten, 22.)
24 Busra Suriye'deki Havran kasabasıdır. Vaktiyle Şarki Roma İmparatorluğu'nun måmur bir şehri ve Hr ristiyanlığın dini merkezlerinden biri idi. İslâm âleminin Rumlar'la ve Hıristiyanlık'la ilk siyasi ve askerl çatışması Busra'da vuku bulduğundan hadiste ve İslâm tarihinde çok zikrolunur.
Her ihtiyacını Allah'a arzeden ve her fırsatta O'nu zikredip yücelten Res Her Ehtiya Efendimiz, herhangi bir ihtiyacı olamistin iki rekat na Res kıldıktan sonra Allah'a dua etmesini tavsiye etmiştir. Hadis-i şerif şöy ledir:
"Kimin Allah'a veya herhangi bir insana ihtiyacı hâsıl olursa, önce ab dest alsın, bunu da güzel bir şekilde yapsın, iki rekât namaz kılsın, sonra Allâh Teâlâya senåda bulunsun, Resülü'ne salât okusun, daha sonra da şu duâyı yapsın:
Bundan sonra dünyevi veya uhrevî her türlü ihtiyacı için dua etsin. Çünkü istediği kendisine verilecektir." (İbn-i Mâce, İkâme, 189, Tirmizi, Vitr, 17)
Bir kimsenin hâcetini, fânilere yalvararak değil de, bu yolla doğru dan Allah'a yönelerek gidermesi, tevhid inancının güçlenerek nefsinde İyice yerleşmesini sağlayacak ve o kişiyi ihsân derecesine yükseltecek tir.
146
hallah Resûlü'nün hâcet namazı tavsiyesine sıkıca sarılan ashabı, herhangi bir ihtiyaçları olduğunda Allanvasivesine sıkıca suradlarına na il olurlardı. Bir yaz günü Enes -radıyallahu anh-'e bahçıvanı gelerek,
yağmur yağmadığından ve bahçenin kuruduğundan yakındı. Hz. Enes su isteyerek abdest aldı və namaza durdu. Selâm verdikten sonra bah ivanina
Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sordu. Bahçıvan:
Göremiyorum, dedi. Enes radıyallahu anh- tekrar içeri girip namaz kılmaya devam etti. Üçüncü yahut dördüncü kez bahçıvanına:
Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sorunca adam:
Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi. Bunun üzerine Enes-ra- diyallahu anh- namazını ve duasını sürdürdü. Az sonra bahçıvan yanına girdi ve:
Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağmaya başladı, dedi. Hz. Enes:
- Haydi Bişr bin Şegaf'ın gönderdiği ata bin de yağmurun nerelere ka- dar yağdığına bak, dedi.
Bahçıvan ata binip etrafı dolaştığında yağmurun Müseyyerin köşkle riyle Gadbân sarayından öteye geçmediğini gördü ki Enes -radıyallahu anh-in bahçesi de bu sınırlar dahilindeydi. (İbn-i Sa'd, VII, 21-22)
** Yine Resûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbından Ebú Milak adında biri vardı. Bu zat başkaları ile ortaklık kurarak ticaret yapardı. Dü- rüst ve takva sahibi biri idi. Bir defasında yine yola çıkmıştı. Karşısına çı- kan silahlı bir hırsız:
Neyin varsa çıkar seni öldüreceğim, dedi. Ebů Milāk:
Maksadın mal almaksa al, dedi. Hırsız:
-Ben sadece senin canını istiyorum, dedi. Ebů Milāk:
Öyleyse bana müsaade et de namaz kılayım, dedi. Hırsız:
- İstediğin kadar namaz kıl, dedi. Ebû Mi'lāk namazını kıldıktan son- ra şöyle dua etti:
Allah Resülü bize, Kur'an'dan bir süre öğretir gibi, her İşte İstihâre yapmayı talim ederdi. Derdi ki:
Binniz bir iş yapmayı arzu ettiği zaman, farzlar dışında iki rekât na- maz kılsın, sonra şu duâyı okusun:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَاسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ وَاسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلَا أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلَا أَعْلَمُ وَأَنتَ عَلامُ الْغُيُوبِ اللَّهُمُ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أن هذا الأمر خير لي في ديني ومعاشي وعاقبة أمري - فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ - فَاقْدُرْهُ لِي، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنْ هَذَا الْأَمْوَ شَرٌّ لي في دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِى - فِي عَاجِل أَمْرِي وَاجِلِهِ - فَاصْرِفْهُ عَنِّى وَاصْرِفْنِي عَنْهُ وَاقْدُرْ لِي الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ رَضَنِي بِهِ
Allahım, Sen'den hayır taleb ediyorum, zîrà Sen her şeyi bilirsin. Sen'den hayrı yapmaya kudret taleb ediyorum. Zira Sen vermeye kadirsin, Rabbim! Yüce fazlını da taleb ediyorum. Sen her şeye kâdirsin, ben âci- zim. Sen bilirsin, ben cahilim. Sen gaybları bilirsin. Allahım, eğer bu iş di- nim, hayatım ve sonum için hayırlı ise, bunu bana takdir et ve yapmamı kolay kıl. Sonra da onu hakkımda mübarek kıl. Eğer bu iş, bana dinim, ha- yatım ve akıbetim için zararlı ise; onu benden çevir, beni de ondan uzak- laştır. Hayır ne ise onu takdir et, sonra da bana onu sevdir!>>
Daha sonra da istediği duâyı yapsın." (Buhâri, Deavät, 48)
Bir iş hakkında bu şekilde Allah'a yönelip yalvaran ve hâlisåne yardım talebinde bulunan kulun kalbinde bir huzür ve itmi'nan husûle gelir, yapa- cağı iş hususunda da biiznillāh hayırlı tarafa bir meyil oluşur. Bu meyle gö- re hareket eden kul, neticede yanlış yapmaktan korunarak hayırlı sonuç lara nail olur.
e. Tahiyyetü'l-Mescid Namazı
Ebû Katâde birgün Mescid-i Nebeviye geldi. Rasül-i Ekrem Efandia oturdu. Bunun üzerine Allah Resûlü Ebû Katade'ye dönerek: mizin ashâb-ı kiragün Məscidlurduğunu görünce, o da gelip
Allah'a karşı, bir gaflet eseri veya nefse uyarak günah işlendiğinde onun keffâreti, büyük bir nedâmet içerisinde yine O'na teveccüh etmektir. Zīrā bir günah işledikten hemen sonra, o günahın pası henüz kalpte yer et- meden Allah'a yönelmek ve tevbe etmek, işlenen günaha keffåret olur. Ce- nâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
"Şeytan seni bir kötülüğe sevketmek isterse, hemen Allah'a sı- ğın." (Fussilet 41/36) Resûlullah Efendimiz de, "Nerede bulunursan bulun, Al- lah'a karşı takva sahibi ol! Bir günah işlediğinde hemen arkasından bir iyi- likte bulun! Zira o, günahı yok eder. Ve bir de insanlara karşı hüsn-i ahlâk ile muamele et!" buyurmuştur. (Tirmizi, Birr, 55)
Bunun gibi âyet ve hadislerde, kötülük yapan bir kimsenin, hemen akabinde bir iyilik yapması, kötülüğü iyilikle defetmesi istenmektedir. Bir sabah Fahr-i Kainât Efendimiz, müezzini Bilal'i çağırdı ve ona:
"- Bilal! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Dün gece cennette, senin ayakkabılarının tıkırtısını önümde duydum." diye sordu. Bilal -radıyallahu anh- de:
- Yâ Resûlallah, ne zaman bir günah işlesem arkasından hemen kal- kıp iki rekât namaz kılarım... dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendi- miz:
"- İşte bunun sayesinde!" buyurdular. (İbn-i Huzeyme, II, 213)
h. Şükür Namazı
Allâh Teâlâ'nın ihsân etmiş olduğu sayısız nimetlere şükretmek, bütün insanların yerine getirmesi lâzım olan bir borçtur. Şükür, verilen nimeti ar- tırdığı gibi, şükürsüzlük de, onun zeväline ve hatta sahibinin şiddetli bir azāba maruz kalmasına sebeb olur. Mevlâna -kuddise sirruh- bunu ne gü- zel misâllendirir:
"Şükür, nimet memesini emmektir. Meme ne kadar dolu olursa olsun, süt onun ucuna kadar gelmez. Nimeti artırmak için onu emmek lazımdır." (Fihi må fih, s. 165)
Efendimiz, sevindiğinde veya sevindirici bir haber aldığında, Allah'in bu ihsamna şükretmek için secdeye kapanır 14 ve namaz kılardı. (İbn-i Maca Salát, 192)
Enes bin Malik -radıyallahu anh- şöyle anlatmaktadır:
Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir ihtiyacının görüldüğü husüsunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı. İbn-i Mace, Salât, 192)
Aynı şekilde ashâb-ı kirâm da sevindikleri anlarda şükür namazı kıl- mışlardır. Tebük seferine katılmayan Ka'b bin Malik -radıyallahu anh-, bu hatasından dolayı dünyanın bütün genişliğine rağmen kendisine dar geldi- ği günler yaşadıktan sonra, tevbesinin kabul edildiği haberini alınca, der- hal secdeye kapanmıştır. (İbn-i Mâce, Salát, 192) Daha sonra da bütün mal varlığını Peygamber Efendimiz'e teslim ederek tasadduk edilmesini iste- miş, ancak Efendimiz yarısını infâk edip, diğer yarısını da ehline bırakma- sını söylemiştir. (Buhâri, Megāzi, 79)
Aslında şükür, kalbin işidir. Ancak kalbdeki duygunun güç kazanabil- mesi için mutlaka dışa vuran bir şeklinin olması gerekir. Bir de nimetlerin vermiş olduğu taşkınlık ve şımarıklık hâlinin önüne geçilmesi gerekir. Ni- metin sahibine boyun eğmek ve onun huzûrunda yere kapanmak süretiy le, bu taşkınlık ve şımarıklık da ortadan kaldırılmış olur.
i. Teravih Namazı
Ramazan gecelerinde teravih namazı kılmak, Peygamberimizin sün netidir. O Yüce Allah Ramazan'da orucu farz kıldı, ben de (terâvih) na güzel şeklinde kıldım." buyurmuştur. (lon-i Marz kıldı, ba Ramazan'dan en güzel şekilde istifade edebilmek için, ibni Mace, Salat, 173) Randa gecelerinin de ihya edilmesi, dilin her türlü mâlâyaniden korunması ve itikāta ginime- Bansekimektedir. Ramazan gecelerininis koruma sebebidir. Resu lâh -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Kim, inanarak ve sevabını Allah'tan umarak Ramazan gecelerini inva ederse, geçmiş günahları affolunur." (Buhârî, Terävih, 46)
152
14. Şükür secdesi aynen tilavet secdesi gibidir. Abdestli bir şekilde şükür secdesinen yet edilir, eller kaldırılmadan "Allahüekber" diyerek tekbir alınır, secdeye vanit mümkün olduğu kadar uzun secde yapılır, sonra da selâm verilir.
Hz. Aişe -radıyallahu anhâ-'nın haber verdiğine göre, Resûl-i Kibriyā Efendimiz Ramazan ayında, ibadet husûsunda diğer aylarda görülmeyen bir gayret içerisinde olurdu. Ramazan'ın son on gününde ise, kendisini da- ha fazla ibadete verirdi. Bu günlerde geceyi ihyâ eder, äilesini uyandırırdı. (Buhari, Fadlu Leyleti'l-Kadir, 5)
Resûlullah Efendimiz, Ramazan gecelerini terâvîh namazı ile değer- lendirmiş, ancak cemâat hâlinde kılmamıştır. Herkesin, gücü nispetinde ibådet etmesini daha uygun bulmuştur. Terâvih namazı, Hz. Ebûbekir za- manında da ferdî olarak kılınmış, cemâatle kılınmaya Hz. Ömer zamanın- da başlamıştır. Peygamber Efendimiz'in bu namazı yalnız kılmasının hik- metini beyan eden bir hadiseyi, Aişe vâlidemiz şöyle anlatır:
"Allâh Resûlü, Ramazan ayında bir gece mescidde nåfile namaz kıl- mıştı. Birçok kimse de ona iktidâ ederek namaz kıldı. Sabah olunca ashab, Resûlullâh geceleyin mescidde namaz kıldı." diye konuştular. Efendimiz ertesi gece de namaz kıldı. Halk, yine bunu konuştu; katılanların sayısı da İyice arttı. Üçüncü veya dördüncü gece insanlar yine toplandı. Öyleki mes- cid, onları alamayacak hâle gelmişti. Ancak Resûl-i Ekrem bu gece yanla- rına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz:
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, amcası Abbâs'a; "Amcacı- ğım! Sana ikram ve ihsanda bulunmamı ister misin?" dedikten sonra, gel- miş geçmiş günahlarının affedilip, Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanabilmesi için, tesbih namazı kılmasını tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:
"Dört rekât namaz kılarsın. Her bir rekâtte Fâtiha sûresi ve bir süre okursun. Birinci rekâtte kıraati tamamlayınca, kıyâmda olduğun hâlde on beş kere «sübhânellâhi ve'l-hamdü li'llâhi ve lâ ilahe illallahü va'llâhu ek- ber» dersin. Sonra rükû yapıp orada aynı tesbihi on kere söylersin, rukű- dan başını kaldırır on kere daha söylersin. Daha sonra secde yapıp aynı tesbihi on kere söylersin. Secdeden başını kaldırınca da on kere tekrarlar- sın. Tekrar secdeye varıp yine on kere aynı tesbihi yaparsın. İkinci secde- den başını kaldırınca da on kere söylersin. Böylece bir rekâtte bunları yet-
miş beş dela söylemiş olursun. Aynı şeyleri dört rekâtte de yaparsın. Diler sen bu namazı her gün bir kere kil. Her gün yapamazsan haftada bir ke sen bunda yapamazsan ayda bir kere, o da olmazsa yıkta bir kere kil. Y da bir kere de kılamazsan, hiç olmazsa ömründə bir kere kil." (EN) Dávikt Tatavvu, 14; Tirmizi, Vitr, 19)
1. İstiskā Namazı
Bir defâsında Habib-i Ekrem Efendimiz'e yağmur yağmadığından şi kâyet edilmişti. Bunun üzerine bir minber getirilmesini istedi. Minber mu sallaya's kuruldu. Halkın oraya gitmesi için gün tesbit edildi. Allah Resülü güneşin kızıllığı ufukta görülür görülmez yola çıktı. Musallaya varıp minbe re oturdu. Tekbir getirdi, Allah'a hamdetti ve:
"Sizler, memleketinizin kuraklığa uğradığından, yağmurun normal za manında yağmayıp gecikmesinden şikâyetlendiniz. Allah -celle celatuh kendisine duâ etmenizi emrediyor. Duânıza icâbet edeceğini va'dediyor." buyurdu ve şöyle duâ etti:
"Hamd Ålemlerin Rabbi'ne aittir. O, Rahman ve Rahim'dir, ahiret gü nünün sahibidir. Allah'tan başka ilah yoktur. O dilediğini yapar. Ey Rabbi miz! Sen kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın. Sen zenginsin, biz la kiriz. Üzerimize yağmur indir. İndirdiğini bize kuvvet ve güç kıl. Onu belli bir müddet bize yetir!"
Bunu söyledikten sonra ellerini kaldırdı. O kadar yukarı kaldırdı ki kol tuğunun altındaki beyazlık göründü. Sonra sırtını halka döndü, elbisesini ters çevirdi, elleri bu sırada hep yukarı kalkmış vaziyette idi. Sonra tekrar halka döndü. Minberden indi ve iki rekât namaz kıldı. Allah Teala, hemen o anda bulutlarını gönderdi. Gök gürledi, şimşek çaktı. Allah'ın izniyle yağ mur başladı. Fahr-i Käināt Efendimiz, daha mescidine dönmeden seller Meri gormain sığınağa dönmekteki acelelerini müşâhede edince azı dis görününceye kadar güldü ve:
154
15 Musala: Bir balde halkının cuma, bayram ve cenaze namazlarını bir arada ki lar için tahsis edilen geniş bir meka hayram ve cenaze name nar kısımlarında toplu namazlar için musallalar hazırlanır, bayram denilen bu musallalarda kılınırdı. Böylece bütün şehir halkının her halta bir araya an gibi toplu namazlar bugünk in musallar bayramsadece naman gelmesi sağlanırdı.
"Şehadet ederim ki, Allah her şeye kadirdir, ben de Allah'ın kulu ve re sülüyüm" buyurdu. (Ebû Dâvûd, İstiskā, 2)
m. Küsûf ve Husuf Namazı
Nâfile namazlardan bir diğeri de, güneş ve ay tutulması, aşın karan lık bastırması gibi kevnî âyetlerin zuhůru esnasında kılınan namazdır. Kevnî âyetler ortaya çıktığında, insan kendine gelir ve derhal Allah'a sığı nır, dünyadan bir tür el etek çeker. İşte böyle bir hål, mü'minin kendisini duâ, niyaz ve namaza vermesi diğer hayırlı amellerde bulunması için bir fırsattır.
Öte yandan kâfirlerden güneş ve aya kudsiyet atfedip tapanlar vardır. Bir mü'min, onların ibâdete lâyık olmadığını gösteren bir durum vuků bul duğunda, derhal Allah'a tazarrů ve niyaz etmelidir. Böyle hareket etmek, dini yücelten bir şiâr ve inkarcıları susturan bir cevap olur.
Abdullah bin Amr'ın anlattığına göre, Peygamber Efendimiz'in zamân saâdetlerinde güneş tutulmuştu. Zat-ı Risaletleri kalkıp insanlara namaz kıldırdı. Kıyâmda o kadar çok kaldı ki adetä rüküya varmayacak da hep ayakta duracak zannedildi. Sonra rüküya vardı ve uzun müddət başını kal dırmadı. Arkasından doğruldu, fakat műtadın üzerinde ayakta durduğu için, secde etmeyeceği intibâını verdi. Nihayet birinci secdeye vardı. Lakin başını secdeden hiç kaldırmayacağı zannediliyordu. Daha sonra doğrulup oturdu. Bu oturuşu da uzun sürdü. Mübarək başını kaldırmayacakmışça sına ikinci secdeyə vardı. Bu minval üzere iki rekât namaz kılıp bitirince güneş bütün parlaklığıyla gözüktü. Arkasından Efendimiz minbere çıkarak ashâbına vecîz bir konuşma yaptı. Konuşmasında Allah Təala'ya hamd ü senå ettikten sonra şöyle buyurdu:
"Güneş ve ay, Allah'ın varlık ve birliğine delalet eden alametlerden så dece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, dua edin, Cenab-ı Hakk'a yönelip O'na ilticâ edin. Allah'ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allah'ı zik retmeye koyulun ve sadaka verin..." (Buhari, Küsüt, 2-4)
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, güneş ve ayı, Al läh'ın âyetlerinden bir âyet olarak görmüş və onların tutulmalarının, her hangi bir kimsenin ölümü veya doğumu sebebiyle olmadığını ashabına bil- dirmiştir. Ancak gaybı ve kaderi bilmek Allah'a mahsus olduğundan, her an
kıyametin vuků bulabileceğini veya kendi ecelinin gelmiş olabileceğini dü şünerek, daima Allah'a iltica hâlinde bulunmuştur. Hava kararmaya başla- yınca, yağmur yağarken, gök gürlerken, güneş veya ay tutulurken, hep bu duygularla hareket ederek huzûr-ı ilahide durmuş ve ümmetinin selaməti için yalvarmıştır.
Allah Resûlü'nün bu endişeleri tamâmen Allâh korkusundan kay- naklanmaktaydı. Hz. Aişe'nin anlattığına göre Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem-, rüzgar estiğinde ve gökyüzünde siyah bir bulut gördü- ğü zaman korkusundan yüzünün rengi değişir, bazen o buluta karşı du- rur bakar, bazen geri döner, eve girer çıkardı. Yağmur yağdığında ise ra- hatlardı. Bunlar bir endişe alameti idi. Hz. Aişe bunun sebebini öğren- mek isteyince Resûl-i Ekrem Efendimiz; "Ne bileyim, belki bu kara bulut Ad kavminin dediği gibi bir azap olur. Onlar gördükleri siyah bulutu yağ- mur yağdıracak bir bulut zannetmişlerdi; ama o elîm bir azap getirdi." (Buhâri, Tefsir, 46/2; Müslim, İstiskā, 14-16) Bu durum Peygamberimiz'in her an müteyakkız oluşunun ve bunu ümmetine de öğretmek isteyişinin bir işâ- retidir.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ay tutulduğunda da, bu hâl ge- çinceye kadar namaz kılmış ve Müslümanlara da kılmalarını emretmiştir. (İbn-i Hibban, VII, 68, 100)
Küsüf ve Husüf namazı sünnettir. İki rekâttır. Güneş açılıncaya kadar duâ ile meşgul olunur. İmamın Küsüf namazını cemâatle kıldırmasında bir mahzur yoktur. Husûf namazı ise cemâatsiz kılınır. Bu namazların mescid- de kılınması da sünnettir. Ezån ve kâmet okunmaz. Sâdece güneş tutul- duğunda kılınacak namaz için "es-Salâtü câmiatün: Namaz için toplanı- nız!" diye seslenilir. (Buhâri, Küsûf, 3; M. A. Köksal, XI, 221)
Ay ve güneş tutulması gibi yer sarsıntısı da, Allah'ın büyüklüğünü göstə olmuştu.ni ayetlerden birisidir. Hicretin beşinci yılında Medine'de zelzele olmuştu. Kalbi her an Allah ile beraber olan Peygamber Efendimiz: "
Rabbiniz sizi, râzı olacağı bir hâle döndürmek istiyor. Ovle ise siz de, O'nun rızasını kazanmaya çalışın!!" buyurdu. (İbn-i Ebi Şeybe, II, 220; İbn-i Esir. Üsüdül-gabe, 1, 29) İbn-i Abbas'in, Efendimiz'in bu tavsiyesini dikkate alarak ve güneş tutulmasına kıyasla zelzele namazı kıldırdığı rivayet edilmekte. dir. (İbn-i Ebl Şeybe, II, 220)
Temmuz başarılı olsaydı, ne olacaktı! Darbe saat 03.00 gibi olacaktı ve sabah uyandığımızda zaten bu iş bitmiş olacaktı. Gün doğmadan birçok eve baskın yapılıp, on binlerce kişi gözaltına alınacaktı.
Sahi o tutuklanacaklar kimlerdi. Ergenekon ve Balyoz kumpasını hazırlayanlar, kendileri için de benzer bir plan yapmışlardı. Toplama kampları stadyumlar olacaktı. Avrupa yakasındakiler Silivri’ye, Asya yakasındakilerse Formula 1pistine taşınacaktı. Ellerinde politikacı, gazeteci, iş adamı, bürokrat, STK yöneticisi uzun bir liste vardı.
Darbe sabahı hemen darbeye karşı kurmaca bir halk hareketi, protestolar, direniş örgütlenecek ve hemen ardından darbeciler, bu kişilerin temsilcilerini görüşmek için davet edecekler. Onlar ikna edilecek ve darbeciler, yol haritaları ile ilgili uzun bir açıklama yapacaklardı. Hemen bir sivil geçiş hükümeti kurulurken, dünyadan destek mesajları gelecekti. Askerler geri çekilmek için suçluların cezalandırılması, darbe yapanların yargılanmaması ve en kısa zamanda seçimlere gidilerek yeni hükümetin kurulması taleplerini yineleyecekler, demokrasiye bağlılıkları, barış istediklerini açıklayacaklardı. Darbeden hemen sonra da alâ-yı vala ile “The Hodja efendi” Humeyni’nin Tahran’a gelişi gibi İstanbul’a gelecekti.
Erdoğan Marmaris’teki otelde yakalansaydı, İzmir’deki askeri üsse götürülecek ilk sorgusu orada yapılacak ve orada zihinsel bulanıklık yapacak ilaç verildikten sonra psikolojik travma yaşadığı gerekçesi ile psikolojik açıdan müşahede altına alınacaktı. Zaten direniş olursa yaralanması ve öldürülmesi de söz konusu idi. Hemen gizli kasaları, yurt dışına kaçmak için uçağa yüklenmiş altın külçelerin ele geçirildiği haberleri ki, aynısını 60 darbecileri Menderes’e de yapmıştı. Sonra tedavi ettiklerini söyleyip, burada Yassıada benzeri düzmece bir yargılamadan sonra 5000 sayfayı aşan suç dosyası ile Suriye’de gizli bir terör örgütü kurduğu, silah kaçakçılığı ile suçlanıp Lahey’e gönderilecek ve tabi mahkûm edilmesi sağlanacaktı.
Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Soruldu: "Kimin için Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Allah için, Kitabı için, Resulü için, ümera için ve bütün müslümanlar için. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 97 / No: 11 Ramuz El-Ehadis Nasihat samimiyet demektir
Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Soruldu: "Kimin için Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Allah için, Kitabı için, Resulü için, ümera için ve bütün müslümanlar için. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 97 / No: 11 Ramuz El-Ehadis Nasihat samimiyet demektir İslamın Tasavvufun ana unsuru ana temel direği budur. Samimiyet olmazsa Allah c. c. yardımı gelmez.
إذ الأمير "Dua" الدعاء kelimesimed (elif ve hemze) iledir.
ية مقاول inen şeylere yararlı olur" Inen musibetlere ve sıkıntılara. Yani dua, Den belayi kolaylaştırır. Hatta kul ona sabreder veya razı olur da onun aksini menn etmez.
ومثال "ve inmeyen şeylere" Bunlardan bazılarını ondan giderir. Yahut Jend katından bir destekle ortadan kalkmadan önce ona yardım eder. Hatta kul peaindiği zaman ona aldırmaz.
فعليكم عبد الله Öyleyse ey Allah'ın kulları! Sarilin" عِبَادَ اللَّهِ ifadesinin başında nida arfi kaldırılmıştır.
بالأعمال Daya Tibi demiştir ki: فعَلَيْكُم kelimesindeki fa şartın cevabıdır. Yani taleinen kazaya sabır veya katlanma verilince ve dua ile inmeyecek kaza geri anince, Ey Allah'ın kulları! duaya sarılın ve ona hep devam edin. Peygamber duaya teşvik etmek ve duanın gerçekten ibadetin ta kendisi oldugungame emek için özellikle Allah'ın kulları diye hitap etmiştir. Duaya sarılın, gayret edin, duaya devam edin ve üstüne düşün. Çünkü dua ile sevap mükafatı alınır. Dua ile sevap hasıl olur. Allah'a dua edip O'nun senin duanı kabul etmesi ve dünya ve ährette en iyi olanı senin için seçmesi bir şeref olarak sana yeter.
Bu hadiste duaya teşvik vardır.
Hadisi, Tirmizî ve Ibnü'n-Neccâr, Ibn Ömer (r.a.)'den nakletmiştir. Hâkim'in Müstedrek'teki الدعاء ile başlayan rivayeti 762 gelecektir.
1344- "Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Ya Resûlallah! Kimin için? Dinin diye sordular. Buyurdu ki: Allah için, Kitabı için, Rasulü için, müslümanların idarecileri için ve bütün müslümanlar için" 763 oluşu
إِنَّ الدِّينَ "Din" الدين kelimesi >/dal'ın esresiyledir. O, Islâm dinidir.
النصيحة "nasihattir" Yani o dinin direğidir ve dinin ayakta durması demektir. الخج غرفة بة بة "Hac Arafattır" 764 hadisi gibidir. Dinin sadece nasihata özgy kimması mecazidir. Belki gerçek anlamdadır. Çünkü nasihat dinden geriye bir şey brakmaz. Bazıları demiştir ki:
Timizi, Daavat 102. Bkz. Ali el-Muttaki, Kenzü'l-ummal. II, 95.
Levamiu'l-ukül. II, 449-450.
33
Ahmed b. Hanbel, Müsned. IV, 102: Müslim. Iman 95: Ebû Dâvûd. Edeb 59; Nesai, Bey'at 31, Ibn Huzeyme, Sahih, Ibn Hibban, Sahih, X, 435; Taberâni, el-Mu'cemü'l-kebir, II, 52, 53; Dârekutni, e/- Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 309; Ibn Mâce, Menāsik 57: Tirmizi, Savm 57: Nesai, Menāsik 203; Wel, X, 115, Beyhaki, es-Sünenü'l-kübra, VIII, 163; Beyhaki, Suabu'l-iman, IV, 323 on Huzeyme, Sahih, IV, 257.
Nasihat, söz olarak ihlası aramak ve nasihat edileni düzeltmek konusunda Caba Nasihatmaktır. Mecazi anlamıyla birlikte bu kelimeden daha kuşatıcı olanı Çabalahn kelamında yoktur. Çünkü Peygamber nasihatin dinin kendisi olduğuna Arapların ke bunu şu şekilde açıklayarak pekiştirmiştir. Nasihatin Allah için olması bina eman, O'nun ortağının olmamasına iman, O'nu bütün mükemmel ve yüce O'na lenie niteleme, mükemmel olmayan şeylerden O'nu uzak görme, O'na karşı günah işlemekten kaçınma, O'nun için sevme ve O'nun için nefret etme, O'nun nimetini itiraf edip buna karşı şükretme ve yarattıklarına karşı şefkatli olma ve dua iledır. İşte bu anlamda nasihat Allah içindir. Bu nedenle Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
إن الدينَ النَّصِيحَةُ، إِنَّ الدِّينَ النَّصِيحَةُ "din nasihattir, din nasihattir" Bu, Allah'ın niteliklerine O'ndan olmayan bir şeyi sokmaman, kendi görüşüne göre, gerçekte olmayan bir şeyi O'na dayandırmamandır. Böylece O'na, olduğunun aksine olacak şekilde inanmamandır. Çünkü bu bir aldatmadır. Her şey, Yaratan yüce Zat'ın aksinedir. Çünkü eşya, sonradan meydana gelmiştir. Halbuki Allah'ın varlığının başlangıcı yoktur. Onlar bilgisizdir. O (c.c.) ise bilendir. Onlar acizdir, O (c.c), gücü yetendir. Onlar, kuldur. O (cc.), Rabtır. Onlar muhtaçtır. O (c.c.), hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır. Kim O'nu yarattıklarından bir şeye benzetirse O'nun niteliklerine ihanet sokmuştur. Din onun için nasihat olmamıştır.
قالوا: لِمَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: اللَّهِ "Dediler ki: Ya Resûlallah! Kimin için? O buyurdu ki: Allah için" Kim yaratılmış varlıklara O'na ait bir şeyi dayandırırsa, varlıklara ihanet etmiş olur.
ولكتابه "Kitabı için" الكتابه kelimesi, tekil ve muzaftır. Bu, diğer kitapları da içine alır. Bu nasihat, cahillerin yorumlarından ve batıl yolda olanların sorularından onu korumak ve onun hükümleri yanında durma konusunda gayret göstermektir.
ولرسوله "Rasulü için" O'nun getirdiğine iman, yaşamda ve ölümde O'na yardım etme, O'nun hakkına saygı gösterme, O'nun çağrısını yayma, sünnetini yaygınlaştırma, O'nun sünnetini öğrenme ve öğretmede lütufkâr olma, sünnetinin edepleriyle edeplenme, O'nun ailesinden ve ashâbından birine dil uzatmaktan kaçınmaktır.
ولأنثة المُسلمين "Müslümanların idarecileri için" Yani halifelere ve vekillerine hak üzere yardım etmek ve hakta onlara itaat etmek, onlara hakkı emretmek, hatırlatmak ve Müslümanların haklarından gaflet ettikleri şeyi onlara bildirmek, onlara karşı çıkmayı terk etmek ve onların
iyiliği için dua etmektir. ara os Onların geneli için" Ahiretlerinin ve dünyalarının İyiliğine olan şeyleri onlara göstermek, onlardan eziyete engel ve dünyalarimediklerini öğretmek.
planini örtmek, eksiklerini kapatmak 765, yumuşaklıkla 10t0lukten alikoymak ve bunun gibi şeylerdir. ve şefkatle iyiliği emretmek,
Peygamber hadiste önce Allah ile başlamıştır. Çünkü din gerçekte O'nundur. Ano olarak O'nun Kitabını zikretmiştir. O kitap, O'nun hükümlerini yüksek sesle klamaktadır. Eşsiz sözdizimiyle mucizedir. Üçüncü olarak sıralamada Kitabını zikretmiştir ki O, Resülüdür; O'nun dinine hidayet eder, şeriatını lenerek geniş şekilde açıklanmış hükümleri üzerinde durur. Dördüncü olarak kuyanı neticileri zikretmiştir. Onlar, Peygamberlerin sünnetlerini uygulayan halifeleridir. Sonra beşinci olarak bütün insanları zikretmiştir.
Hadisi, Ahmed b. Hanbel, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ebû Avâne, Ibn Meyme, Ibn Hibban, Beğavi, Bâverdi, Ibn Kâni', Beyhakî Şu'abu'l-Îmân'da ve Ebo Nilaym, Temîm ed-Dârî (r.a.)'den nakletmişlerdir. Yine hadisi Nesâî ve Darekutn1766 adda, Ebu Hureyre (r.a.)'den nakletmişlerdir. Hadisi; Ahmed b. Hanbel, Tuberani el-Mu'cemu'l-kebir'de, Ibn Abbas (r.a.)'tan nakletmiştir. Ibn Asakir ise -Serban (ra.)'dan nakletmiştir.
Bu hadis, lafzı kısa olsa da anlam yönünden çok geniştir. Çünkü diğer Hükümler, bu hadisteki bir kelimenin altına girmektedir. O kelime de لكتابه dir Çünkü Allah'ın Kitabı, asıl, fer', amel ve itikat yönünün din işlerini kapsamaktadır.
1345- "Şüphesiz ki din kolaylıktır. Hiç kimse dini zorlaştırmasın. Yoksa dine mağlup olur. Doğru olanı yapınız, buna yaklaşın, müjdelenin; sabah, akşam ve gecenin bir kısmında yardım görüp ibadet edin" 767.
إِنَّ الَّذِينَ "din" الدين kelimesi, /dal'ın esresiyledir.
ينز "kolaylıktır" Yani Islam dini. Kolaylık, zorluğun zıddıdır. Ya da bu abartılı br kolaylık, şiddetli ve çok fazla kolay demektir. Sanki din, kendinden önceki driere göre bu ümmetten yükü gidermesiyle kolaylığın kendisidir.
وَلَنْ يُشَادُ "zorlaştırmasın" لَنْ يُشَادٌ kelimesi, seddeli noktasız dal iledir. Yani direniş göstermesin.
manastırlardaki rahipler gibi yumuşaklığı terk ederek ibadette derinleşmesin. Yoksa kuldaki acizlikten ve kulluk edilen mâbudun işinin azametinden dolayı din onu aciz الدين أحَدٌ إِلَّا غلة "hiç kimse dinde. Yoksa dine mağlup olur" Yani hiç kimse burakir ve ona galip gelir. Maksat ibadette mükemmeli istemeyi bırakmak değildir.
Bu ifade, karışıklığı gidermek, şeklinde olmalıdır. (Yazarın notu). Tirmizi hadisin Hasen olduğunu belirterek rivayet etmiştir. (Yazarın notu).
Çünkü bu, övülen bir şeydir. Belki usanmaya götürecek aşırı gitmeye engel olmaktır.
Biliki hiç kimse, lafzi, bir rivayette vardır. Buhârî nüshalarının çoğunda ise düşmüştür. Ibn Hacer demiştir ki: Bizim rivayetimiz, bu kelimenin düşürülmesiyledi düşmüştireninin rivayetinde vardır. Buna göre الدين din kelimesi mensuptur. Çoğunluğun rivayetinde ise, bu kelime mef'ûl (tümleç) olarak mensuptur, Cogunduar fail, bilindiği için gizlenmiştir. الدين din kelimesi meru olarak da rivayet edilmiştir. Bu rivayette يُشَاد fiili meçhul (edilgen) yapılıdır. el-Metal'de de olduğu gibi. Nevevî rivayetlerin çoğunluğunda الدين kelimesinin mensup olması nedeniyle bunu reddetmiştir.
فَسَدْدُوا "Doğru olanı yapınız" Yani doğru olana sarılın. Bu, ifrat ve tefrit olmaksızın doğru olandır.
وَقَارِبُوا "doğru olana yaklaşınız" قاربُوا kelimesi alta tek nokta (/b) iledir. /nun ile değildir. Yani; son noktaya ulaşmayınız, belki ona yaklaşınız.
وَأَبْشِرُوا “müjdelenin" أَبْشِرُوا kelimesi, kati hemze iledir. Kirmânî demiştir ki: Bu kelime bir lehçede البشر'den türemiş olarak أَبْشُرُوا şeklinde şın'ın ötresiyle sevinmek anlamında bana gelmiştir. Yani; az da olsa devamlı yapılan amele verilecek sevapla sevinin. Yüceltme ve vurgulama için müjdelenen şey kapalı bırakılmıştır.
وَاسْتَعِينُوا بِالْغُدْوَةِ وَالرَّوْحَةِ "sabah ve akşamdan yardım görün" Iki kelime الْغُدْرَةِ والروحة nin birincisi ötre iledir. Yani ibadeti sürekli gündüzün ilk vakti ve zeval (öğle vakti)'den sonra gibi dinç vakitte yapmak suretiyle yardım görün. الغُدوة'nin asıl anlamı, gündüzün ilk vakti yola çıkmak demektir. الروحة ise zevalden sonra yola çıkmak demektir.
وَشَيْءٍ مِنَ الدُّلْجَةِ ve gecenin bir parçasından الدلجة kelimesi, ilk harfin ötresiyle ve ikincisinin tutarıyladır. Bunun üstün ile الدَّلْجَة diye olması da mümkündür. Yani; ibadetleri gecenin sonunda veya bütün gece yapmak suretiyle yardım görün. Bu anlamın delili; hadiste "bazısı" ile ifade edilmesidir. Bu, yolcu için en hoş zamandır. Çünkü Peygamber (s.a.v.) hadisi yolcuya hitap ederek irat buyurmuştur. Yolcunun dinç olduğu vakitler üzerine uyarmıştır.
Hadisteki istiåre şöyle bir güzelliktedir: Dünya, gerçekte ahirete göç edenlerin evidir. Bu vakitler kulun bedeni için en rahat olan zamanlardır.
Kâdî (lyâz) demiştir ki; sabah, akşam ve gece vakitleriyle, bu vakitlerdeki namazdan istiâre yapılmıştır. Çünkü bu vakitler, âdetten ibadete, tabiattan şeriate, kaybolmaktan hazır olana geçiş ve gidiştir.
Hadisi; Buhârî ve Nesâî, Ebû Hureyre (r.a.)
'den nakletmiştir. Bir grup âlim, bu hadisin, cevamiu'l-kelim, özlü sözler türünden olduğunu söylemiştir.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Nakşibendi ayrılık Soner Yalçın Yayınlanma: 19 Nisan 2024 2019 yılıydı:
Cübbeli (Ahmet Mahmut Ünlü) Hoca telefon etti:
-Soner Bey, bizim cenahta Mustafa Kemal’e haksızlık yapılıyor, Atatürk’e nasıl düşmanlık edilebilir, bu gadre son vermek lazım.”
Odatv, Cübbeli Hoca ile röportaj yaptı. Hayli yankı buldu...
Bunu niçin anımsadım?
“Bizim Mahalle” tasavvuf tarihine pek meraksızdır, bazı hatırlatmalar yapayım:
Nakşibendilik, Buharalı Muhammet b. Bahattin Nakşibent (1318-1389) tarafından kuruldu.
Türkiye’nin bugün en etkili tarikatı Nakşibendiliğin Anadolu’ya girişi geç oldu! Bunun temel sebebi, Bahattin Nakşibent’in Timur’un hocası olması idi. Timur-Yıldırım rekabeti ve ardından Moğolların Anadolu’ya girmesiyle, Osmanlı yönetimi/ beylikler bu tarikata mesafeli durdu. Ki Anadolu’ya ilk gelen Nakşibendilerin Timur’un ordusunda görevli olduğunu iddia edenler var...
Sonuçta, Sultan Beyazıt 1481-1512 döneminde İstanbul Aksaray ve Fatih’te ilk Nakşibendi tekkesini Molla İlahi ve öğrencisi Ahmet Buhari açtı. Ancak, Hindistan’da hayli güçlü Nakşibendilerin gölgesi altındaydı.
Osmanlı’da zamanla Nakşiler dinsel itikattan çok, siyasi nüfuz üzerinden güç topladı. Mesela:
Şii Safevi ile mücadelesinde Osmanlı yönetimine Sünni Nakşiler destek verdi.
Sadece bu değil -örneğin- Yeniçerilerin lağvedilmesine fetva verip, Hacıbektaş dahil bazı Bektaşi tekkelerine el koydular!
Nakşiler Osmanlı’nın en güçlü dini ideolojik gücüne dönüştü. Fakat, Tanzimat karşıtlığı ve 1859 Kuleli Vakası gibi Osmanlı idaresine dönük eylemlerde de bulundular.
★★★
Cumhuriyet, kapatmadan önce sadece İstanbul’da 95 Nakşi tekkesi vardı.
Neredeyse tüm tekkeler gibi Nakşilerde de gizlenme, korunma ve azla yetinme dönemi başladı. Nakşi Gümüşhanevi Şeyhi Mustafa Fevzi’nin sözü “yolu” gösterdi:
-“Kapatılan bir binanın kapısıdır, kapatılmayan gönül kapısıdır.”
Tekkelerin yerini camiler aldı...
Yeni rejimin imkanlarından uzaklaştırıldıkları, dışlandıkları için kimileri Atatürk’ü hedef yaptı. Başta eski Şeyhülislam Mustafa Sabri olmak üzere demediklerini bırakmadılar...
Menemen, Bursa, İskilip, Siirt olaylarına ve İçişleri Bakanlığı’nın 1937 genelgesinde “Nakşilere dikkat” uyarısına rağmen, Abdülaziz Bekkine gibi Nakşi şeyhler camilerde ve okullarda görev almayı sürdürdü. Ancak, Abdülhâkim Arvasi gibi bazı şeyhler Menemen olayı nedeniyle kamu görevlerinden alındı. (İslamcılar, İkinci Abdülhamit karşıtı, İttihatçı dostu, Menemen kışkırtıcı Esat Erbilli gibi kimi Nakşi şeyhleri güttükleri siyaset üzerinden hiç değerlendirmiyor!)
Öte yandan Cumhuriyet, 1925 yargılamalarından beraat eden Ahmet Hamdi Akseki gibi alimlere, “Türkçe hutbe” gibi din alanındaki çalışmalarda görev verdi.
Onca hınca, hakarete, bin yalana rağmen Cumhuriyet kan davası gütmedi...
Toparlayayım:
★★★
Şeyh, Arapçada yaşlı kimse anlamına gelir...
Keramet sahibi “seyittir”, rehberdir, alimdir, vaizdir. İslam’ın nasıl anlaşılacağına ve yaşanılacağına dair kendilerinde büyük yetki ve salahiyet görür. Dini otoriteleri güçlüdür, hakikatin temsilcisi olduğuna inanılır...
Nakşilerde de şeyh kutsiyet taşır; Hz. Ebubekir üzerinden Hz. Muhammet’e bağlandıklarını iddia ederler.
Her tarikatta olduğu gibi tevekkül, rıza, sadakat, kardeşlik ve fedakarlık elzemdir...
Şeyhin dini otoritesine bağlılığın güçlü olduğu Nakşilerde bugünlerde büyük ayrılık yaşanıyor...
Cumhuriyet ve Atatürk ile barışık Cübbeli Ahmet Hoca, Suudi Vehhabi-Selefi etkisine girdiğini belirttiği Nakşi İsmailağa şeyhine başkaldırıp rabıtayı kırdı.
Cübbeli Hoca’nın muhalefetinde, kumpasına maruz kaldığı FETÖ’nün cemaatin köşe başlarına oturtulmasının da etkisi var...
Kısa kesintiler hariç beş asırdır, iktidar siyasi merkezlerinde yer alan Nakşilerdeki bu ayrılığın yeteri kadar tartışılmadığını düşünüyorum
Hadisi Ahmed b. Hanbel, Ebu Nuaym Hilyetü'l-evliya'da, Ömer (ra)'den nakletmiştir. el-Alâî bu hadisi Ömer (r.a)'e dayanan bir senedle ve başka lafızla nakletmiştir. Bu hadis "Rasülullah (s.a.v)'a 'Islamı ne yıkar?' diye soruldu. O da (s.a.v) 'alimin yanlışı, münafığın Allah'ın kitabı nedeniyle çekişmeye girmesi ve saptıran önderlerin insanlara hükmü buyurdu." şeklindedir.
5098.seytan, ayrıntı da gizlidir. (yatar) sy. 167. 1164.Yalan öyle bir zehirli oktur ki, hedefini değil, atanı yaralar. sy. 44. Dünya Atasözleri M. Türker Acaroglu Referans Yayıncılık
Zira hadis-i şerifte: "Kıyamet gününde en şiddetli azap gören ilminden menfaat görmeyen âlimdir." buyrulmuştur. İmam Ali (ra) da On Sekizinci Lem'a'da bid'a olan Latin harflerin- den bahsederken: "Ahirzamanın fena insanları bir kısım üle- maü's-sûdur ki hırs sebebiyle karınlarını haramla doldurmak için bid'alara fetva veren ve onların yayılmasına yardım eden- lerdir." demiştir.
Dâru'l-emân: İslâm ordusu tarafından feth olunup, içinde zimmet eh- ikamet ettirilen bejde olup, bu, İslâm Devleti'nin up, icinde zimmet eh- yati altında bulunacağından Dâru'l-Islama Boleti
Dâru'l-harb : Müslümanlarla aralarında sulh sözleşmesi bulunmayan gayri müslimlerin ülkesidir.
Dâru'l-İslâm: Müslümanların eli altında, hâkimiyeti dairesinde bulu-
nan yerler olup, müslümanlar orada emniyet içinde yaşarlar. Dâru'r-ridde: Mürtedlerden mütəşəkkil bir zümrenin istila ederek,
hâkimiyetleri altına aldıkları yerlerdir. Buna «mürtedler ülkesi» de denir.
Dâru'z-zimmet: Müslümanların ahd ve emânını, himayesini kabul et- miş olan gayri müslimlere mahsus yerlerdir. Daha önce idarî muhtariyeti nâil olan bir kısım eyâletler, bu kabilden sayılmıştır.
Davalarda murur-ı zaman: Bir hakkın istenebileceği en uzun süre demektir. Davalarda zaman aşımı ikiye ayrılır. Birisi ictihada dayanır ve süresi otuz altı yıldır. Bu kadar süre terk edilen bir dava artık dinlene- mez. Bir davayı açmaya güç yettiği hâlde, bu kadar süre özürsüz terk etmek hakkın bulunmadığına delalet eder. İkincisi, Devletin tayin ettiği
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2024 04:03 ¡BN-İ ABİDÎN TERCÜMESİ FİHRİSTİ VE TERİMLER SÖZLÜĞÜ
Hazırlayan Dr. Hamdi DÖNDÜREN Uludağ Üniv. İlâhiyat Fak.
SAMIL YAYINEVİ
ŞAMİL YAYINEVİ
Küçükayasofya Cad. Şamil han No: 80 Tel: 528 40 51 Sultanahmed - İST.
• ŞERİAT: Aslında şerî, şir'a, meşrea kelimeleri, insanı bir ırmağa, bir su kaynağına götüren yol an lamına gelir.
Daha sonra bu kelime ahkam-ı dîniyye (= dînî hü- kümler) anlamında kullanılmıştır. Çünkü, dînî hü- kümler de, insanları ictimâî ve mânevî hayatın devâmına sebep olan bir feyze ve yükselmeye kavuş- turacak olan ilâhî bir yoldur.
ŞER' lafzı, bir şeyi ortaya koyma ortaya çıkarma; açıklama anlamlarını ifade ettiği gibi, şeriat vaz et- mek anlamında da kullanılır. ŞER' kelimesi, ŞERİ- AT kelimesi ile eş anlamlıdır ve bu iki kelime birbirlerinin yerine de kullanılmaktadır.
Istılâhta ŞERİAT: Allahu Teâlâ'nın, kulları için vaz etmiş olduğu dini ve dünyevî hükümlerin hey'et-i mecmuasıdır(= toplamıdır; tamamıdır).
Bu itibarla şeriat kelimesi, din kelimesi ile eşanlam- lıdır. Ve şeriat hem inanç esaslarını, hem de ibadet, ahlâk ve muâmelâtı ihtiva etmektedir.
Bununla beraber şeriat kelimesinin, yalnız ahkâm-ı fer'iyye (yani ibâdet, ahlâk ve muâmelât) için kulla- nılması daha yaygındır.
Genel anlamına göre ŞERİAT: “Bir Peygamber ta rafından tebliğ edilmiş olan ilâhî kanun" demektir.
ŞERÂÎ: Şeriatler demektir.
ŞARİCİ MÜBIN: İlâhî kanunu yani şerîatı asıl vaz eden yüce zât yani Cenâb-ı Hakk anlamında kul- lanılır.
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2024 04:33 ŞARİ İ MÜBÎN: İlâhî kanunu yani şerîatı asıl vaz eden yüce zât yani Cenâb-ı Hakk anlamında kul lanılır.
ŞÂRİ: İlâhî kanunu insanlara tebliğ etmiş bulunan peygamber demektir.
AHKÂM-İ ŞER'İYYE: İlâhî kanunun hükümleri de- mektir ve bu tâbirle Kur'ân'a, hadîse ve icmâa da- yanan hükümler kasdedilir.
İslâm müctehidlerinin kıyâs ve ictihad yoluyla çıkar- dıkları hükümlere ise AHKÂM-I FIKHIYYE ve MESAİL-İ FER'İYYE-İ AMELİYYE denir. An- cak, bunlar da -şer'î esaslara dayandığı için- ahkâm-ı şer'iyye ıtlâk olunmaktadır.
Dolayısiyle ahkâm-ı fıkhiyye, mesâil-i fıkhiyye tâ- birleri de -aslında fürûata ait ve ictihada dayanan hüküm ve mes'elelerden ibaret olduğu hâlde, - hem
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2024 04:35 nass ve icmâa dayanan şer'î ahkâm ve meselelere, hem de ictihad ve kıyâsa dayanan mes'elelere ve hü- kümlere şâmil, umûmî bir ünvan olarak kullanıl- maktadır.
İnsan ibâdet ve tefekkürle emânete layık bir halife olur. (S.)
298:23. Söz 2. mebhas, 5. nükte
İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri mütefavittir. (L.) 22:3.
Lem'a 3. nükte
İnsan cüz'i ile külli ortasındadır. (M.N.) 182:Şemme, 10. risale İnsanın cüz'i iradesi âcizdir, kısadır. (S.) 192:17. Söz, Får. mün. İnsan cüz'i iradesinin bir elini duâya vermelidir. (S.) 432:26.
Söz, 2. mebhas
İnsan çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde de
cez'a kapılmamalıdır. (S.) 651:Lemaat İnsana çeşitli mideler verilmiştir. (L.) 345:30. Lem'a 6. nük. 5. şua, 2. mesele
İnsanın çeşitli mertebeleri vardır. (M.N.) 178:Şemme, 10. risale İnsanın çeşitli şahsiyetleri olabilir. (M.) 307:26. Mektup, 2. meb. İnsanların çoğu âvamdır. (Mh.) 142:3. mak. 4. meslek hâtime
İnsan çok sıfatlara sahip olduğundan, bir sıfatı adaveti celbetse, o insana değil, o sıfata düşman olunmalıdır. (Sn) 40.
İnsan çok zâlim ve çok câhildir. (Sn.) 39.
Insanı dalâlete sürükleyen sebeplerden biri. (M.N.) 69:Katre, zeyl
FİHRİST/321
YANITLASİL
yuksel28 Nisan 2024 06:15 İnsanları değerlendirirken ölçü ne olmalı? (L.) 91:13. Lem'a 13.
işâret, 3. nokta
İnsan diğer mevcudatla alakadardır. (M.) 278: 24. Mektup, 2.
İnsan dünyada az duracak vazifesi çok bir misafirdir. (S.) 241:20. Söz 2. mak. 2. suâl; (M.N.) 101:Habbe
İnsan dünyada bir ameledir. (M.N.) 97:Zeylü'l-Hubab İnsanların dünyada hayvanlar gibi fıtrî elbise ile yaratılmaması-
nın hikmeti. (M.) 373:28. Mektup 8. mes. 4. nük. İnsanlığı dünyevî ve uhrevî saadete mazhar edecek yalnız İslâ- miyettir. (H.Ş.) 38.
İnsanı dünyaya çağıran sebepler. (L.) 125, 126:17. Lem'a 7 nota; (M.N.) 136: Zühre, 7. nota
İnsan dünya hayatı lezzetinde hayvandan yüz derece aşağı düşer. (S.) 292:23. Söz 2. meb. 3. nük. İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (İ.İ.) 110. İnsanın dünyası dar bir kabir hükmünde. (L.) 140:17. Lem'a 14.
nota, 4. remiz
İnsanın dünyaya küstürülmesi. (S.)186:17. Söz. İnsan düşmeye ve yükselmeye müsaittir. (M.N.) 104:Habbe İnsan ebed için yaratılmıştır. (İ.İ.) 197; (Mh.) 36:1. maka. 9. muk.; (Mh.) 123:3. mak.; (S.) 68:10. Söz, 3. hak.; (S.) 84:10. Söz, 11. hakikat
İnsan ebediyete razı olur. (L.) 13:1. Lem'a; (L.) 23:3. Lem'a 3. nükte; (L.) 118:17. Lem'a 1. nota; (L.) 253:26. Lem'a 14. ricâ; (Ş.) 187:11. Şuâ 8. mes.; (H.Ş.) 32.
İnsanın ebede uzanmış emelleri vardır. (S.) 84:10. Söz, 11. hak. İnsanın edebin ta kendisi olan şeyleri edepsizlik olarak telakki etmesi. (S.) 211:18. Söz, 2. nok.
FİHRİST/322
YANITLASİL
yuksel28 Nisan 2024 06:16 İnsan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana dönüşür. (L.) 124:17. Lem'a 6. not; (M.N.) 134; Zühre 6. nota İnsanın elinin karıştığı şey çirkinleşir. (L.) 304:30. Lem'a 2.
nüktenin sonu
İnsanın emânet-i kübra gibi mühim vazifeleri vardır. (S.) 76:10.
İnsanlığın emelleri sınırsızdır. (Nk. İç. R.) 261
İnsan enâniyeti bırakmalı. (S.) 194:17. S.
Söz, 7. hak. İnsanın en büyük düşmanı şeytandır. (L.) 74:13. Lem'a İnsan en güzel surette yaratılmıştır. (Ş.) 141:7. Şuâ İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. (Mn.) 78, 137. İnsanın en parlak saadeti muhabbetullahtır. (M.) 218: 20. Mek- tup, muk.
İnsanların en şereflileri doğru Müslümanlardır. (Mh.) 35
İnsan ibâdet ve tefekkürle emânete layık bir halife olur. (S.)
298:23. Söz 2. mebhas, 5. nükte
İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri mütefavittir. (L.) 22:3.
Lem'a 3. nükte
İnsan cüz'i ile külli ortasındadır. (M.N.) 182:Şemme, 10. risale İnsanın cüz'i iradesi âcizdir, kısadır. (S.) 192:17. Söz, Får. mün. İnsan cüz'i iradesinin bir elini duâya vermelidir. (S.) 432:26.
Söz, 2. mebhas
İnsan çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde de
cez'a kapılmamalıdır. (S.) 651:Lemaat İnsana çeşitli mideler verilmiştir. (L.) 345:30. Lem'a 6. nük. 5. şua, 2. mesele
İnsanın çeşitli mertebeleri vardır. (M.N.) 178:Şemme, 10. risale İnsanın çeşitli şahsiyetleri olabilir. (M.) 307:26. Mektup, 2. meb. İnsanların çoğu âvamdır. (Mh.) 142:3. mak. 4. meslek hâtime
İnsan çok sıfatlara sahip olduğundan, bir sıfatı adaveti celbetse, o insana değil, o sıfata düşman olunmalıdır. (Sn) 40.
İnsan çok zâlim ve çok câhildir. (Sn.) 39.
Insanı dalâlete sürükleyen sebeplerden biri. (M.N.) 69:Katre, zeyl
FİHRİST/321
YANITLASİL
yuksel28 Nisan 2024 06:15 İnsanları değerlendirirken ölçü ne olmalı? (L.) 91:13. Lem'a 13.
işâret, 3. nokta
İnsan diğer mevcudatla alakadardır. (M.) 278: 24. Mektup, 2.
İnsan dünyada az duracak vazifesi çok bir misafirdir. (S.) 241:20. Söz 2. mak. 2. suâl; (M.N.) 101:Habbe
İnsan dünyada bir ameledir. (M.N.) 97:Zeylü'l-Hubab İnsanların dünyada hayvanlar gibi fıtrî elbise ile yaratılmaması-
nın hikmeti. (M.) 373:28. Mektup 8. mes. 4. nük. İnsanlığı dünyevî ve uhrevî saadete mazhar edecek yalnız İslâ- miyettir. (H.Ş.) 38.
İnsanı dünyaya çağıran sebepler. (L.) 125, 126:17. Lem'a 7 nota; (M.N.) 136: Zühre, 7. nota
İnsan dünya hayatı lezzetinde hayvandan yüz derece aşağı düşer. (S.) 292:23. Söz 2. meb. 3. nük. İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (İ.İ.) 110. İnsanın dünyası dar bir kabir hükmünde. (L.) 140:17. Lem'a 14.
nota, 4. remiz
İnsanın dünyaya küstürülmesi. (S.)186:17. Söz. İnsan düşmeye ve yükselmeye müsaittir. (M.N.) 104:Habbe İnsan ebed için yaratılmıştır. (İ.İ.) 197; (Mh.) 36:1. maka. 9. muk.; (Mh.) 123:3. mak.; (S.) 68:10. Söz, 3. hak.; (S.) 84:10. Söz, 11. hakikat
İnsan ebediyete razı olur. (L.) 13:1. Lem'a; (L.) 23:3. Lem'a 3. nükte; (L.) 118:17. Lem'a 1. nota; (L.) 253:26. Lem'a 14. ricâ; (Ş.) 187:11. Şuâ 8. mes.; (H.Ş.) 32.
İnsanın ebede uzanmış emelleri vardır. (S.) 84:10. Söz, 11. hak. İnsanın edebin ta kendisi olan şeyleri edepsizlik olarak telakki etmesi. (S.) 211:18. Söz, 2. nok.
FİHRİST/322
YANITLASİL
yuksel28 Nisan 2024 06:16 İnsan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana dönüşür. (L.) 124:17. Lem'a 6. not; (M.N.) 134; Zühre 6. nota İnsanın elinin karıştığı şey çirkinleşir. (L.) 304:30. Lem'a 2.
nüktenin sonu
İnsanın emânet-i kübra gibi mühim vazifeleri vardır. (S.) 76:10.
İnsanlığın emelleri sınırsızdır. (Nk. İç. R.) 261
İnsan enâniyeti bırakmalı. (S.) 194:17. S.
Söz, 7. hak. İnsanın en büyük düşmanı şeytandır. (L.) 74:13. Lem'a İnsan en güzel surette
Sultan ve maiyetindekilerin kapılarından sakının. Çünkü insanlardan onlara en yakın olanı, Allah'tan en uzak olanıdır. Her kim Sultanı, Allah Teala üzerine tercih ederse, Allah o kimsenin kalbinde gizli ve açık fitne yaratır. Ondan Vera'ğı giderir. Ve o kimseyi şaşkınlık içinde terkeder. (Verağ, takvanın ileri derecesidir.) Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 14 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
550 Allah zinayı fahiş bir suç saydığı gibi zinanın sözle yayılmasını da toplum düzeninin bozulmamas İçin suç saymıştır. Çünkü bazı şeylerin şüyuu (yayılması) vukuundan (işlenmesinden) beterdir.Alan (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de Nur Süresi 19. âyet-i kerimede "Kötü şeylerin, iman edenlerin içinde yayılp duyulmasını arzu edenler (yok mu) dünyada da ahirette de onlar için pek acıklı bir azap vardry"
buyurmuştur. Zinanın cezası Evli (muhsan) için recm, yani taşlanarak öldürmedir. Recm gibi ağır bir cezay gerektiren zina suçunun ispatı imkanı, Islam Ceza Hukukunda ileri derecede sınırlandırılmış, dön Müslüman erkek, adil şahsın ilişki durumunu aynı pozisyonda görmelerine ve zina yapanın ayn meclislerde hakim önünde dört defa ikrar etmesine bağlanmıştır. Bu ağır cezanın verilmesi için suçun ispatında hassasiyet gösterilmesi, ince bir ihtiyatın belirgin ifadesidir. Islam'da, kamu suçlarının cezaları (hadler) ağır olduğu için hudûd suçlarının ispatında olağanüstü dikkat ve özen gösterilmiştir. Kesinliğe ulaşılmadıkça cezaya hükmolunmaz. Genel huzur için kişinin gizlediğ kimseye duyurmadığı bir suçu, işlediği kabul edilerek cezalandırılmaz. Gizli işlenmiş, kimsey rahatsız etmeyen suçların alenîleştirilmesi, sosyal hayatı çekilmez hale koyar. Onun için Kur'an- Kerim'de Hucurât Sûresi 12 ayeti kerimede ولا تَسْسُوا "Biririnizin kusurunu araştırmayın buyurulmuştur. Sırf kamu cezalarını gerektiren suçlarda, tanık bu nedenle örtme cihetine gidebili Suç açıkta işlenmediğinde, zararı toplumu doğrudan ilgilendirmediğinde suç işleyeni casuslukyapp teşhir etmemelidir. Ancak hakime intikal etmiş bir olayda suçluyu korumak ya da korumak çon aracı olmak haramdır, lanet sebebidir. Yanlış bir anlama olmasın diye bu not eklendi. Genis big İçin bkz. Akşit, M.Cevat, Islâm Ceza Hukuku ve insani Esaslaasil diy976, 5.47, 70, 71, 133-139
Akşit, M.Cevat, İslâmda Lânetliler, s. 219. Dârekutnî, Sünen, II, 87; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, III, 90. 551
Kitabın yazarının önce Hazret-i Muhammed (S.A.V.) fezailine, âyet-i kerimeye teberrüken başlaması ve salâtın en önemlilerinden biri olduğunu ispat eder. Çünkü Hak Celle ve Ala Hazretleri Kur'ân-ı Kerim'de nebi üzerine salât emrini, kendisine yakınlaşma ve mükâ- fattan olduğunu beyan ve bildirmek için Resûlüne salât ile mü'min- lere emir ve ferman buyurur. Böylece önce bizzat mukaddes zatları salât eder, ikinci olarak bütün melekler salât eder diye haber verdik- ten sonra bütün mü'minlere salât ve selâm ile ferman buyururlar. Tâ ki mü'minler, Resûl (S.A.V.) e salât ve selâmın ehemmiyetli ve en ge- rekli iş olduğunu bu ünvanla anlayıp Muhammed (S.A.V.) e gece, gündüz salât vermelerini bildirir. O salât ile de dünya ve âhiret aza- bından kurtuluş ve selâmet bularak Hak Celle ve Alânın yüce lütuf- larına ve geniş rahmetine cümle hayra nail olarak fevz ve felâha ka- vuşsunlar.
«Allahümmer züknâ ve cemial mü'minin
biyyil Emin)
YANITLASİL
yuksel30 Nisan 2024 01:36 ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKI'L-ENVÅR
İlimden istediğiniz kadar öğrenin. Vallahi onunla amel etmedikçe, ilim toplamakla ecir kazanamazsınız. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 254 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 01:10 Hicretten itibaren 60 senesinin başındaki büyük hadiseden ve sübyanın başa geçmesinden Allah'a sığının. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 254 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 01:11 İlim öğrenin. Zira Allah için öğrenmek insana haşyet verir. Onu taleb etmek ibadettir. Onu müzakere tesbihtir. Ve ondan bahsetmek te cihaddır.(Deylemi'de ilaveten: Bilmiyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yolunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvetle konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah, onunla bir kısım kavmi yükseltir de Cennette önder kılar.) Ravi: Hz. Muaz (r.a.) Sayfa: 254 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
M ü'minler, kendi günahlarından tevbe et- menin yanında, diğer kardeşlerinin af- fedilmesi için istiğfar etmekle de em- redilmişlerdir. Kur'ân'da meleklerin ve Allah Ra- sülü'nün mü'minler için af dilediği haber verilmek- tedir. 45 Son devir İslâm âlimlerinden Ali Ulvi Ku- rucu Hoca Mescid-i Nebevî'de yaşadığı şu sevin- dirici hatırayı nakleder:
1991 senesinde Medine-i Münevvere'de terâ- vih namazı kılıyorduk. İmâm Şeyh Eyyüb idi. Ür- dün'lü yaşlı bir baba ile iki oğlu önümde namaz kılıyorlardı. İmam, bayatî makamında çok hazin bir sesle Şûrâ sûresinin başından okumaya baş- ladı:
"Hã. Mîm. Ayn. Sîn. Kaf. Azîz ve hakîm olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böy- le vahyeder. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
O'nundur. O yücedir, uludur. Neredeyse yuka- Bundan gökler çatlayacak! Melekler de Rab- urini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzün deld (mü'min)ler için mağfiret diliyorlar. İyi bi- In ki Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir." (Şüră, 1-5)
İmâm 5. âyeti okuyunca önümdeki ihtiyar bir- den yere düştü... İki oğlu selâm verip yandaki bidondan zemzem getirdiler. Saftaki insanlar da "Acaba öldü mü?" diye endişelendiler. İhtiyar zât oğullarına; "Namazınıza devam edin!" diye eliyle İşaret etti. Onu sağ tarafına yatırdılar. Birisi abası- mı çıkarıp başının altına koydu. İhtiyar durmadan ağlıyordu. Namaz bitince herkes:
*-Geçmiş olsun, geçmiş olsun!" deyip gittiler. Ben kaldım. İhtiyar, için için ağlamaya devam edi- yordu. Yaklaştım:
*-Geçmiş olsun amca, hayırdır inşallah" dedik- ten sonra yavaşça ve nezaketle sordum:
"-Amca, âyet-i kerîmeden mi müteessir oldu- nuz? Hz. Ömer efendimize de böyle olmuştu. Bi- risi «Ve't-tûr» sûresini okuyormuş, Hz. Ömer de böyle düşüp bayılmış." Ben böyle deyince ihtiyar amca ağlayarak şu cevabı verdi:
*-Şeyh Eyyüb, "Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzündeki (mü'min)ler için mağfiret diliyorlar» âyet-i kerîmesini okur-
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 08:45 230/Mescid- Nebeviden
ken baktım mihrapta Peygamber-i Zişân Efendi- miz (s.a.v) duruyor:
-Melekler ümmetime dua ve istiğfar eder- ler de ben etmez miyim?» diyerek dua ediyor- du... Gözümün önünde öylece tecellî edince da- yanamadım, ayaklarım vücûdumu taşıyamadı ve yere yığıldım. "46
46. M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ului Kurucu, Hatıralar, İstanbul 2007, III, 377-378.
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 08:46 Mescid-i Nebevîden 111. Hatıra
"Benim Rabbim'e gitmem sizin için çok hayırlı olacaktır, çünkü ben gitmezsem Fâraklît size gelemez! Ben gittiğim zaman onu size göndere- ceğim. O geldiği zaman bilerek yanlış yapanı hatâsından sebep kınaya- caktır. Benim çok söyleyeceklerim var ama siz onları kaldıramazsınız. Lâkin Rûhul-Hakk size gelince bütün hakîkatlere sizi o irşad edecektir.
Çünkü o kendi katından konuşmayacaktır, bilakis vahiy olarak işit- tiklerini anlatacaktır, tüm gelecekleri size bildirecektir ve Rabbime âit olan tüm vasıfları size anlatacaktır. Eğer beni seviyorsanız bu vasiyetle- rimi iyi tutun. Gerçi ben de sizi yetimler olarak bırakacak değilim, zîrâ pek yakında tekrar size geleceğim." (el-Alfisi, Rûhu'l-meʻânî:28/87; el-Mâverdi, nübüvve, sh:210; el-Fahrurrâzî, et-Tefsirül-kebîr:3/40) E'lâmü'n-
Îsâ (Aleyhisselâm)ın bu sözlerinde geçen "Fâraklît", ilim ve ihtisas sahibi olan bâzı Hristiyanlar tarafından: "Hamdedici" mânâsıyla tefsir edilmiştir ki bu, "Ahmed" isminin karşılığıdır. Artık Allâh her kimin gözlerinden taassup perdesini açarsa, bu "Fâraklît" tâbirinden Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellemjin kastedilmiş olduğunu kolayca anlar. Îsâ (Aleyhisselâm)ın, "Kendisinin yakın- da gelecek olduğu"nu müjdelemesi ise, Deccâl'i öldürmek ve İslâm dînini dünyaya hâkim kılmak üzere, Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in ümme- ti olarak âhir zamanda gökten ineceğinin bir ifâdesidir! (Alûsî, Rûhul-me'ânî:28/87)
İşte geride zikrettiğimiz bunca rivâyetin delâleti vechile; semâvî kitapla- rın tümü Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in geleceğini bildirmiştir. Kur'ân-ı Kerîm de, geçmiş kitaplarda bulunan bu müjdeleri:
"O kimseler ki, yanlarındaki Tevrât ve İncîl'de kendisini (n açık târifini) yazılı olarak buldukları o Rasûl'e, o (okuma-yazma bilmeyen, ancak İlâhî tâlimle eğitilmiş olan Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve sellem) nâmındaki) Ümmî Nebî'ye hakkıyla uymaktadırlar..." (el-A'raf Süresi:157) âyet-i kerîmesi ile;
"(Îsâ (Aleyhisselâm) 'İsmi Ahmed olup benden sonra gelecek olan pek kıy metli bir Rasûlü müjdeleyiciyim' (demiştir)" (es-Saff Süresi:6) âyet-i celîlesinde açıklayınca elbette Kur'ân-ı Kerîm, bu âyet-i kerîmede geçen : )وَلَكِنْ تَصْدِيق الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ( “Velâkin (o Kur'ân-ı Kerîm) öncesinde bulunan şeylerin doğ rulayıcısıdır" vasfını açığa çıkarmış ve bu da onun bir beşer sözü olmadı- ğını isbât etmiştir.
Üçüncü Huccet ki bu da Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in Kur'ân-ı Kerîm'de haber verdiği gaybî konularla alâkalıdır. Nitekim Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
"Elif! Lâm! Mîm! (Ehl-i Kitap olan) Rumlar(, kitapsız Farslar tarafın- dan) mağlup edildi! (Rum diyârına göre) o (Mekke) toprağ(ın)a en yakın yerde! Ama onlar mağlubiyetlerinin ardından yakında (Farslara) gâlip geleceklerdir! (Üçle on arası) birkaç sene içerisinde!" (er-Ram Sûresi:1-4) âyet-i kerîmesiyle, Rumların Acemlere on sene geçmeden mutlaka gâlip gelece- ğini bildirmiş ve geleceğe âit bu haber aynen gerçekleşmiştir. Yine böylece:
"Andolsun ki; elbette Allâh gerçekten (Hudeybiye'ye çıkışlarından evvel, Mekke'ye güvenli bir şekilde gireceklerine dâir) Rasûlüne (göster- miş olduğu) o rüyâda(, müminle münafığın durumunu belli etme gibi bir) hak (ve hikmet) ile sâdık olmuş (ve onun kesinkes çıkacağına dair hü- küm buyurmuş)tur. Yemin olsun ki; elbette siz(, Rasûlümün size anlattığı şekilde) -Allâh dilerse- güvenli kimseler hâlinde ve (hiçbir düşmandan) korkmadığınız halde (yapacağınız umreden sonra, kiminiz) başlarınızı tıraş edenler ve (kiminiz de) kısaltıcılar olarak Mescid-i Harâm'a mutla-
ka gireceksiniz!
Böylece O, sizin bilmediğiniz şeyleri bilmiş ve işte sana! Bu sebeple o (rüyânın tahakkuku)ndan önce (Hayber fethi gibi) pek yakın bir fetih tâyin etmiştir." (el-Feth Sûresi:27) âyet-i kerîmesinde Allâh-u Teâlâ hicretin al- tıncı yılında Hudeybiye senesi umre yapamayıp geri dönerlerken Mescid-i Harâm'a mutlaka gireceklerini ve ondan evvel de Hayber'i fethedecekleri- ni bildirmiştir. Bu müjdeler de aynen tahakkuk etmiştir. Nitekim yedinci sene Hayber, sekizinci sene de Mekke fethedilmiştir.
Yine bunun gibi Allâh-u Teâlâ Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in üm- metinin dünyaya hâkim olacağını:
Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ise ancak derin kavrayış sahibi olanlar düşünüp anlarlar. (Bakara 2/269)
MÜMİNİN YİTİĞİ: HİKMET
Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde yer alan hikmet kavramı çok geniş bir anlama sahiptir. Söz ve fiilde isabet etmek, işleri en doğru ve en uygun biçimde yapmak, eşyada gizli ilahi sırlar ve gayeler, faydalı ilim ve salih amel gibi birçok anlamı içerir. Bir anlamıyla da hikmet, insanı iyi ve güzel olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan sakındıran sözdür. Bu anlamda en büyük hikmet yüce kitabımız Kur'an'dır. "Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi..." (Nisa, 4/113) ayetinde Hz. Peygamber'e verilen hikmet, vahyi anlama ve uygulama kabiliyeti olan sünnettir. Hikmet kelimesi, günlük hayatta ise olayların hikmet gözüyle de- ğerlendirilmesi şeklinde kullanılır. Bununla kastedilen mana, zahirin yanı sıra bâtına bakmak, görünenin ardındaki görünmeyen tarafa dikkat çekmektir. Hikmet evrenseldir. Nerede ve ne zaman, hangi kaynaktan bulunursa hemen alınmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber; "Hikmet müminin yitiğidir, onu nerede bulursa alır." (Ibn Môce, Zühd, 15) buyurarak buna işaret etmiştir.
Okumuşların öğünmesinden Allah'a sığının. Onlarınki zalimlerin övünmesinden daha fenadır. Ve, öğünen alimden, Allah'a daha sevimsiz bir kimse yoktur. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 255 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 00:30 Her şey hakkında tefekkür edin. Fakat Allah (z.c.hz)'nin Zatı hususunda tefekkür etmeyin. Zira, kürsi ile yedinci kat gök arasında yedi bin perde vardır. Ve Allah'ın şanı (manevi makamı) bunların üstündedir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 255 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 00:31 Cibril (a.s.) Bana geldi ve buyurdu ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Rabbin Sana selam ediyor ve şöyle buyuruyor: "Kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer onu fakir kılsa idim o küfranı nimet ederdi. Ve yine kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak fakirlikle salah bulur. Eğer onu zengin kılsa idim o küfrederdi. Kullarımdan öylesi de vardır ki onun imanı ancak sıhhatta olması ile tamam olur. Eğer ona hastalık versem, o küfrederdi. (Diğer bir nüshada şu ilave vardır) Kullarımdan öyle kimse de vardır ki, onun imanı ancak kendisinin hastalık içinde bulunması ile tamam olur. Eğer onu sıhhatte kılsam, o küfranı nimet ederdi" Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 11 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
yuksel3 Mayıs 2024 00:41 Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim." Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 11 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 00:43 61
buluyor mus avaklarına kadar misk ola
Hz. Enes r.a.
* * Alimlere tabi olunuz. Zira onlar dunyanın çerağı ve ahiretin kandileri- dir.
** Ey Cubeyr! Bir sefere çıktığında, arkadaşlarının hal itibarile en iyisi ve En itibarile de en çoğa sahip olanı olmaktan hoşlanır mısın? Su bes sureyi oku: Kül Ya eyyühel kâfirûn, Izacae nasrullahü vel fethu
Külbüvallahü ehad, Küleuzübirabbil Felâk ve Küleuzü birabbinnas. Her sureye Bismillahirrahmanirrahim ile başla ve Bismillahirrahma nirrahim ile bitir.
Hz. Cübeyr ibni Mudim r.a.
9. Kalbinin yumuşamasını ve hacetinin görülmesini sever misin? Yetime merhamet et. onun başını okşa ve ona yediğinden yedir. Kalbin yumuşar ve hacetine erişirsin.
Hz. Ebud Derda r.a.
10 + Ey insanlar! Duada cehd etmeyi sever misiniz? Öyle ise, “Allahümme einna alá şükrike ve zikrike ve hüsnü ibadetike." (Allahım verdiğin nimete şükretmemiz, Seni zikretmemiz ve Sana güzelce ibadet edebil- memiz için bize yardım et) deyiniz.
Hz. Ebu Hüreyre г.а.
11 * Allah. Hz. İbrahim (a.s.)1"Halil", Hz. Musa (a.s.)'yı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celâlim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim." Hz. Ebu Hüreyre r.a. (Halil dost. Neciy sırd 15. Habib sevgili demektir.)
ederler. "66 Denir ya, İslamın şartı beş! Alıncısı haddini bilmektir. Haddini bilmek müminligin şartıdır. Bu âyetle sabittir.
Resûlullah Efendimizi kendimize örnek alırken dahi haddimi- zi bileceğiz. Efendimizi kuru kuruya taklit, örnek almak değildir. Onu kendimize misal alırken günün şartlarını göz ardı edemeyiz, etmemeliyiz. Dolayısıyla Efendimizin günün şartları içerisinde kullandığı vasıtalar O'nun sünnetine uymanın birebir ifadesi sayı- lamazlar. Deveye binmenin sünnet olmaması gibi... Mesela namazlarda başı örtmek sünnettir, ama bu örtme sarık şeklinde olmak zorunda değildir. (Zaten Efendimiz mübarek başlarını bir örtü ile kapatır, nadiren sarık sarardı.) Efendimizi şeklen taklit sünnet-i seniyyeye ittiba şeklinde anlaşılıyor, bu doğru değil. Bu konuda esas ve öz temel alınmalı. Zanlarımızı îmân hâline getir- mememiz lazımdır.
Efendimizi tanımadan kendimizce bir Hz. Peygamber portresi çizmek fevkalāde yanlışır. Alim bir zât bir başsağlığı ziyareti vesilesiyle Karadeniz'in bir beldesine gidiyor. Orada söz Hz. Peygamber'e geliyor. Alim zât Efendimizin zevceleriyle münasebetini anlatıyor, bu konudaki hassasiyet ve inceliğine dik- kat çekiyor. Tam o sırada biri kızarak yerinden kalkıp gidiyor. "Niçin bu kadar kızdın?" diye soruyorlar. "Efendim" diyor, "Ne hakla Efendimizi kılıbık biri şeklinde tarif edersiniz?" Adam kadınlara karşı kabalığını din zannediyor. Efendimizin bu husus- taki inceliğinden rahatsız oluyor. Çünkü bilmiyor. Kainatın Efendisi Hazret-i Resûlullah'ı bilmeden tanıyamayız. Tanımadan O'ndan örnek alma seviyesine yükselemeyiz.
66 9/Tevbe Süresi 112. âyet: Ettaibunel 'abidune'l hamidûne's saihûne'r rakiûne's sacidûne'l amirûne bi'l ma'rufi ve'n nahune ani'l munkeri vel hafizune li hudûdillah, ve beşşiri'l mu'minîn.
tir. Farz namazlarını mescidde, sünnet namazlarını ise evinde kılmıştır. Burada da bir hikmet var. Sünnet namazlarını evde kılıyor, dolayısıyla ev namazsız kalmıyordu. Ancak, Efendimizin hane-i saâdetlerinin Mescid-i Nebevî'ye hemen bitişik ve yalnızca bir perde ile ayrılmış olduğunu da gözden ırak tutmamak gerekir.
Zaman içinde insanlar her bir fiil için bir yer tahsis etmiştir. Düğün, nikâh, cenaze yerleri vardır. Bunun gibi namaz için de mescid veya camiler inşa edilmiştir. Özellikle namaz cemaatle eda edilen bir ibadet olduğu için belli bir yerin tahsisi anlaşılır bir durumdur. Anlaşılır ama farz bir şey değildir. Zīrā bütün bir yer- yüzü müminlere mescid kılınmıştır. Tek şart, namazın kılındığı yerin temiz olmasıdır. Yoksa, Allah'ın necis görmediği her yer secdegahtır. Necāsetin ölçüsü de bizim hijyenik ölçülerimiz değildir.
Namaz için mescidler ve camiler yapılmıştır. Ancak Efendimizin hayatından biliyoruz ki mescid ve camiler sadece namaz kılınan yerler, namaza tahsis edilen mekânlar olmamıştır. Hayatın bütün hälleri mescid ve camilerde kendilerine yer bulmuştur, insana ve topluma dâir bütün meseleler oralarda konuşulmuştur. Nikah merasimleri orada yapılmış, cenazeler oradan kaldırılmıştır. Doğum ve ölüm arasında yaşanabilen her bir şey, bir şekilde cami- de yer bulmuştur.
Hedefe Götüren Her Yol Mübah Değildir
Hak ve bâtıl mücadelesi hep olmuş, olmaya da devam edecek- tir. Burada haktan yana olanların göz ardı etmemesi gereken temel bir düstur var: Hak yolcusunun kullandığı vasıtalar da hak olma lıdır. Bâtıl vasıtalarla hakikate gidilemez. Bizim için ölçü Hz Peygamber'dir. Ve Peygamberimizin bütün ölçüleri de Cenab- Allah'ın rızasını esas almaktadır.
Mesela Efendimiz savaşta bile haktan vazgeçmemiş, savaşın bütün unsurlarını hakka göre belirlemiştir. "Harp hiledir." düstu runun işaret ettiği durumdan bahsetmiyoruz, bu başka bir şey..
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 09:31 Dern Hz. Muhammed(sav)
151
Mesela Efendimizin harpte koyduğu kâidelere göre, insanların uplu olarak bulunduğu yerlere bomba atamazsınız. Sizinle savaş- mayan, sizi öldürmek üzere karşınıza çıkmayan tek bir insanı dahi düremezsiniz. Çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar, aman dileyenler, leler, hizmetciler ve din adamlarına silah çekemezsiniz. Geçtiğiniz yol üzerinde karşınıza çıkan tarlalara, ekinlere, ağaçla- ormanlara zarar veremezsiniz. Maksadınız hak ise, sizi maksa- amıza ulaştıracak vasıtalarınız da hak üzere olmalıdır.
Zulmün haklılığı olmaz! Müslüman adalet üzere yaşamak mecburiyetindedir. Zalimlik Müslüman'ın vasfı olamaz. Elendimizin savaşları, Mekke'nin fethinde ve hemen akabinde Huneyn Gazvesi'nde yaşananlar ortadadır. Hz. Ömer'in Kudüs'ü lethetmesinden sonra orada kurduğu sistem adâlet ve hakkaniyet zereydi. Durum bu kadar nettir. Mücadelenin istikameti İslâm ansından doğru olduğu gibi mücadelenin yöntemi de İslâm tara- Indan doğru bulunmalıdır. İslâm'a, Allah ve Resûlünün rızasına ygun olmayan bir vasıta kullanılamaz. Düşman olarak karşımıza pikanın durumu ne olursa olsun bizim ölçümüz değişmez, onlar yaparsa yapsın bizim hocamız olamazlar. Müminler sadece Alahin Hz. Peygamber aracılığıyla kendilerine bildirdiği hakikat icere yaşamak
mecburiyetindedirler. Efendimizin kendisiyle, hayatıyla, sünnet-i seniyyesiyle irtibat- r şeyimizi, Efendimizin ortaya koyduğu ölçüler belirlemeli. Hz. Peygamber'i hayatımızdan çıkardığımızda, O'nun prensiplerini zulmetmis oluruz. Zīrā nefsine zulmetmis insan başkasına da kendimize ölçü yapmadığımızda hem nefsimize hem de başkasına zulmeder. Ve neſse en büyük zulüm Allah'ın emirlerine isyan etmektir.
Haddini Bilmek
Kur'an-ı Kerîm'de müminin bir tarifi var: "Onlar kıyam ederler. rük ederler, sözlerinde dururlar, iffetlerini muhafaza ederler.
BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.
Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir. Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.) Sayfa: 8 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel9 Mayıs 2024 04:34 Deccalin önü sıra hud'alı seneler olur ki; yağmur çok yağar, fakat nebat az our. Sadıkler tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur. Denildi ki: "Ya Resulallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki, Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir. Ravi: Hz. Avf İbni Malik (r.a.) Sayfa: 258 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) Adem'in Hamurunu kırk gün, kırk gece yoğurdu. Aldı, ikiye kesti. Sağ tarafa iyiler, sol tarafa habisler ayrıldı. Sonra tekrar yoğurdu. Onun içindir ki iyilerden kötü, kötülerden iyiler çıkabilir. Ravi: Hz. İbni Me'sud (r.a.) Sayfa: 88 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Bil ki Allahü Teâlâ'nın üç bin ismi vardır. Bin ismini sa- dece meleklere öğretmiştir, başkasına değil. Bin ismini de yal- nız peygamberlere öğretmiştir. Üçyüz ismi Tevrat'ta, üçyüz is- mi İncil'de, üçyüz ismi Zebur'da, doksan dokuz ismi de Kur ân-ı Kerîm'de mevcuttur. Bir ismini de Cenâb-ı Hak kendine seçip ayırmıştır. Bahsedilen üç bin isminin mânası şu üç isim de toplanmıştır: Bismillahi'r-rahmani'r-rahîm. Kim bunu öğre nir ve söylerse, Allah'ın bütün isimlerini anmış gibi olur.
BESMELE'NİN ÖZELLİKLERİ VE ESRARI
YANITLASİL
yuksel11 Mayıs 2024 03:58 NAZİLLİLİ SEYYİD MUHAMMED HAKKI HAZRETLERİ
Akıllı kişi, nefsine hakim olan ve ölümden sonrası için çalışandır.
İLK YARATILIŞI TEFEKKÜR ETMEK
Tefekkür, gerçeği anlamak ve doğru davranmak için emek verip düşünmektir. Tetekkür, aklın duasıdır. Geliniz, Cenab-ı Hakk'ın bizlere ihsan ettiği sayısız nimetlerinden bazılarını tefekkür edelim: Yüce Rabbimiz, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, güneşi ve ayı, bütün yıldızları, geceyi ve gündüzü insanın hizmetine vermiştir. Yağmuru ve yağmurun müjdecisi olan rüzgarları gönder- mış, yağmurla hayat verdiği ölü topraktan nice bitkilerı, bağları ve bahçeleri cıkarmıştır. Denizleri ve okyanusları insanın emrine vermiş, ona susuzluğunu giderecek ab-ı havat çeşmeleri ikram etmiştir. Geçiminde birçok fayda sağlayan hayvanları insana boyun eğdirmiştir. Evini ve ailesini, insanoğlu için huzur ve dinlenme yeri kılmıştır. Ona, iyiyi kötüden ayırt edebilecek akıl, hissedebilecek gönül ve nimetlerinden istifade edebilecek duyu organları lütfetmiştir. Hak ve hakikat kılavuzu diniyle, hidayet rehberi kitaplarıyla, ahlak ve fazilet örneği rahmet elçileriyle insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmıştır.
Akıllı kişi, nefsine hakim olan ve ölümden sonrası için çalışandır.
İLK YARATILIŞI TEFEKKÜR ETMEK
Tefekkür, gerçeği anlamak ve doğru davranmak için emek verip düşünmektir. Tetekkür, aklın duasıdır. Geliniz, Cenab-ı Hakk'ın bizlere ihsan ettiği sayısız nimetlerinden bazılarını tefekkür edelim: Yüce Rabbimiz, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, güneşi ve ayı, bütün yıldızları, geceyi ve gündüzü insanın hizmetine vermiştir. Yağmuru ve yağmurun müjdecisi olan rüzgarları gönder- mış, yağmurla hayat verdiği ölü topraktan nice bitkilerı, bağları ve bahçeleri cıkarmıştır. Denizleri ve okyanusları insanın emrine vermiş, ona susuzluğunu giderecek ab-ı havat çeşmeleri ikram etmiştir. Geçiminde birçok fayda sağlayan hayvanları insana boyun eğdirmiştir. Evini ve ailesini, insanoğlu için huzur ve dinlenme yeri kılmıştır. Ona, iyiyi kötüden ayırt edebilecek akıl, hissedebilecek gönül ve nimetlerinden istifade edebilecek duyu organları lütfetmiştir. Hak ve hakikat kılavuzu diniyle, hidayet rehberi kitaplarıyla, ahlak ve fazilet örneği rahmet elçileriyle insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmıştır.
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekr İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Osman Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l- Ğıfâri'ye baksın.
Arapça Günler ve Aylar Aylar (Arapça Ay İsimleri):
يناير - Yanayer - Ocak فبراير - Fibrair - Şubat مارس - Mares - Mart أبريل - Abril - Nisan مايو - Mayu - Mayıs يونيو - Yunyu - Haziran يوليو - Yuliu - Temmuz أغسطس - Agustus - Ağustos سبتمبر - Septembar - Eylül أكتوبر - Aktubar - Ekim نوفمبر - Nuvembar - Kasım ديسمبر - Diseimbar – Aralık Günler (Arapça Gün İsimleri):
Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız ya- pacağınız ilk iş ne olurdu?
Büyük filozof şöyle cevap vermiş:
- Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.
Çünkü dil kusurlu olursa, kelimeler dü- şünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamaz- sa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içi- ne düşen halk, ne yapacağını, işin nereye vara- cağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.
Insan bu, su misāli, kıvrım kıvrım akar ya: Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir: Oluklar çift; birinden nûr akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük küçük käinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular, büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah Sakarya'm, sana mı düştü bu yük? Bu dâvá hor, bu dává öksüz, bu dāvā büyük!..
Ne ağır imtihandır başındaki Sakarya! Bin bir başlı kartalı, nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, Hamallık ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal. Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık; anneden, vatandan, arkadaştan... Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yūnus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna? Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedâyı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler: Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna, kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında paryal
İnsan, üç beş damla kan; ırmak, üç beş damla su Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusit Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kaf Dağı'nı assalar, belki çeker de bir kıll Bu ifritten suälin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun, Dīvānesi İkimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanial Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader, Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuzl
Yol O'nun, varlık O'nun, gerisi hep angarya Yüzüstü çok sürundün, ayağa kalk, Sakarya
ğı fikir ve inancı kolaylıkla benimseyip, ülkesinde rahatça yaşayamaz bin bir sinsi entrikaya, baskıya, mağduriyete maruz kalır; mesela işin. den atılır, muhitinden tecrit olunur, evi toplanır, dini teşkilatın de den la tacizine uğrar... Ama devlet gücü ve kanunlar, yılların hata asırların mücadelesi sonunda çeşitli mezhepler ve karşı görüşler ara- sında kurulmuş olan dengeyi ve sağlanan fikir ve inanç hürriyetini Sülkenin demokratiklikteki samimiyet ve ileriliği ölçüsünde-sağla- maya yöneliktir. Böylece Garp'ta bugün herkes dilediği tarzda yaşar, giyinir, eğlenir, düşünür, tapınır hale gelebilmiştir.
Bize gelince, iş tersine dönmüştür. Ülkemizde laikliğin yönü, tari- fi ve sınırları konusunda ta baştan beri garip bir kargaşa hakimdir. Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk anayasada, "Devletin dini [s. lam'dır." diye yazılmışken, sonra bu hüküm kaldırılmış, resmen bas- tırılan bazı kitaplarda, "Türkiye, İslâm dini ve medeniyetinin her tür- lü hüküm ve eserini bertaraf ederek Garp medeniyetine iltihak etme kararındadır." dahi denilebilmiştir. Ta 1937'lerde kabul edilen laiklik ilkesi, İslâm dinine karşı ters işletilmiş, din eğitimi okulları kapatıl- mış, Kur'ân-ı Kerimler ve eski eserler toplatılıp yakılmış veya toprağa gömülmüş, hocalar jandarma ile takip edilmiş, asırlık vakıflar ve dini yapılar tahrip olunmuş, tarihi eser kitabeleri "eski yazıdır" diye kazı- tılmış, camilerde kiliseler gibi org çalınması, sıra konulması istenmiş, gazetelerin dini konulu tefrikalar yayımlamaları yasaklanmış, ezan de- ğiştirilmiş, hac ibadeti yıllar boyu engellenmiştir...
Laiklik, din düşmanlığı mı demektir; yoksa halkın % 99'u müslü- man olan ülkemizde, Yahudilik, Hıristiyanlık, dinsizlik, imansızlık, edepsizlik dıştan destekli olduğu için serbesttir de sadece İslâm mi hi- mayesiz olduğundan, şamar oğlanı durumundadır ki her gelen Is- lâm'a darbe vurur? Müslümanın mevcut kanunlar çerçevesinde dahi olsa inancına göre yaşamaya, dinini yaymaya çalışmaya, Kur'ân-ı Ke- rim'in ahkamına uymaya, gönlünce ibadet etmeye; istediği mezhebi, meşrebi, yolu seçmeye hakkı yok mudur? Kendisine yapılan iftirala- ra, haksız hücumlara, yalanlara cevap vermek için ağzını açsa, kalemi ele alsa suç mudur ki dergisinin kapatılması, gazetesinin susturulma- sı -hem de televizyonda- teklif olunabilmektedir?
Resmen fuhuş yuvaları dahi açılmış iken; bar, pavyon, gazino ve dis- koteklerde her türlü zararlı ve müstehcen faaliyet çılgınca işlenip duru- lurken, bütün kötülüklerin anası içkinin her türlüsü üretilir, haksız ka- zançlar sağlanır, faizler yenilir, gençlik dejenere olur, nesiller çürür, yu- valar yıkılıp, kızlar artist olmaya kaçar, içtimai değer hükümleri çözü- lür, haramlar, rüşvetler, haksızlıklar başını almış giderken... bu gidişin vahametini gören vatan evladına bir ikaz ve nasihat hakkı dahi çok mu görülüyor? Cinsi sapıkların, ayyaş ve serserilerin, fahişe ve metreslerin haklarını (!) savunanların o engin hoşgörüleri, müslüman halkın hak ve hürriyetlerine gelince nerelere kayboluyor? Halkımız cahil ve sefil, par- ya veya hissiz ve şuursuz robot mudur ki vicdan ve inanç yönünden de katı yasaklar ve kaprisli komutlarla idare edilmek isteniyor?
Hayır... Hayır! Sadece, çokbilmiş aydınımız (!) henüz reşit olama- mış, Garp'tan çilesi çekilmeden ithal edilen demokrasi ve laikliği an- layamamış, evrensel insan hak ve hürriyetlerini hazmedememiş, ger- çek mânasıyla yobaz ve çağ dışı kalmıştır.
Türkiye'de mutlakıyetten, diktatörlükten demokrasiye, "kanun devleti"nden "hukuk devleti"ne, sosyal devlet seviyesine ulaşılmışken, hālā diktatörlüğe, zorbalık ve zulme dönmeye heves edenler, bunu kışkırtanlar; tam donkişotvari değirmenlerle savaşa kalkışanlar, halkı ve hakkı karşısına almış, muhayyel düşmanlara savaş çığlıkları atan devrimbaz yaygaracılar vardır... O kadar! Hak ve halk elbette bunları hizaya sokacak, hakkından gelecektir. Ülkemizde hırçın bir azınlık, halka karşı fevkalade kuvvetli orga-
kartırlar; üyesiz, kuru kalabalık derneklerle, mahdut grupların yük- sek tirajlı müstehcen dergi ve gazeteleriyle "zinde güçler" edebiyatı ya- par, efkar-ı umûmiyeyi şartlandırıp, yönlendirmeye, halkı baskıya alıp sindirmeye çalışırlar.
Artık halkımız da bu zorba takım karşısında uyanmalı, şuurlanma- lı; hür ve demokratik yolda kendi öz yayın, eğitim, reklam ve propa- ganda müesseselerini kurup, kendi varlık, benlik ve hukukunu koru- yup kollamayı öğrenmelidir.
Türkiyemiz'deki bazı kesim, parti ve basın mensuplarının, birbir- leriyle gizliden gizliye, irtibatlı, müşterek bir cephe halinde, planlı ve sistemli bir şekilde sürdürdükleri kesif "irtica var!" kampanyasıyla; müslümanlara karşı çeşitli yayın organlarında görülen sinsi sataşma ve hücumlar, artık "anayasal hürriyetleri ihlal edecek ve ülkemizde gerçek demokrasinin varlığından ve sıhhatinden şüpheye düşürecek boyutlara ulaşmıştır.
Konunun Iran-Irak savaşının sonuçlanmak üzere olması; ayrıca
Türkiye-Amerika, Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu ilişkileri ile
ilgili yönleri bulunduğu muhakkaktır. Düşmanlarımız hiçbir zaman
Türkiye müslümanlarının gelişmesini, şuurlanmasını istemediler,
ama muhtemel ve müstakbel gelişmelerden, dolayısıyla Orta Do-
ğu'nun tabii efendisi müslümanlardan şimdi daha çok korkmaktadır-
lar. Çareyi müslümanları ezmekte, eritmekte görüyorlar. Tüm Orta
Doğu ve diğer İslâm ülkelerinde görünen hava budur. Ülkemizde bu emele bilerek veya bilmeyerek alet olanlar vardır, Üniversitelerde dindar öğrencilere, değişik dini ekollere, mâruf din li- derlerine açık baskı ve takip görülmektedir; dinî ahkâma, inançlara, Allah'a, Peygamber'e hücum ve sataşma çok artmıştır. Müslüman halk haksız ve asılsız, mevhum şüphelerle karalanmakta ve şaibe altına so kulmaktadır. Bazı yazar ve düşünürler, laikliği kasten din düşmanlığı olarak anlamak ve empoze etmek çabasındalar.
Haftalık bir derginin son sayılarının birinde ateist, yani Allah'a inanmayan, dinsiz ve münkir bir yazarın şöyle dediği yazılıyor:
"Toplumu etkileyecek konumdaki herkese sesleniyorum: En iyi savun- ma saldındır. Ateistler [yani dinsiz münkürler] artık saldırıya geçmelidir... Ateistlerin ve laiklerin bu saldırısı yengiyle [yani zaferle] sonuçlanacakur (!)." Görülüyor ki burada yazar laikliği dinsizliğe eşit veya paralel bir an- lamda kabul etmektedir.
Aynı yazının devamında dinsiz olduğunu söyleyen bir hukuk fa- kültesi doçenti, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da "laikliğin dinsizlik" ola- rak anlaşıldığını ve "tatbik" edildiğini ve kendisinin de bunu gayet olumlu (!) bulduğunu hukukçu (!) olmasına rağmen üzerine basa basa belirtmekten çekinmiyor.
Diğer yandan, sakat görüşlü bazı kadın dernekleri ile onlarla aynı yolda olan bazı muhalefet partisi mensuplarının kendileri gibi düşün- meyen kişilere ve yayınlara tahammül edemedikleri; işin daha garibi -kelle isteyen asi yeniçeri zorbaları edası ile- bazı dinî dergilerin kapa- tılmasını dahi teklif edebildikleri esefle duyulmaktadır.
Bu katılaşmış yobaz zihniyetten sevgi, saygı, hoşgörü, insaf ve ada- let beklemek beyhudedir, ağlamak ve sızlanmakta, zulmü yapandan merhamet dilenmekte asla fayda yoktur. Hak, eğer verilmek istenmez- se cebren alınır; edepsize gereken ders, hak ettiği cevap usulüyle ve- rilir. Haklının aynı zamanda güçlü ve kuvvetli de olması şarttır.
O halde samimi dindarlar ile hakiki fikir ve vicdan hürriyeti taraf- tarları da en az münkirler kadar- gayretli olmalı; olumlu, verimli, köklü ve devamlı çalışmalara girişmelidir.
Sayın okuyucular! Tembellik, lakaytlık ve gevşekliğin vebal veya zararının çok büyük olacağını bilmelisiniz.
İrşat ve tebliğ çalışmalarına önem vermeli, çeşitli toplantılar, konferans- lar ve ev sohbetleri ile çevrenizi aydınlatmalı, gerçekleri anlatmalısınız.
Fikirlerinizi duyurmak ve yapılan saldırılara karşı savunmak için her türlü araç ve gereçleri kullanmalı, kurulmuş müesseseleri madde- ten, månen, kalben, fikren ve lisanen kuvvetle desteklemelisiniz.
Bulunduğunuz çevrede hak ve hürriyetlerinizi korumak için kadın
erkek tedbirler almalı, dernekler kurmalı, var olanlara üye olmalı, doğru yönde çalışmalarını sağlamalısınız. Kahir ekseriyet bizimdir, şartlar lehimizedir; korkmadan, çekin- meden fikirlerinizi söyleyiniz.
Nihaî zafer Allah'a dayanan ve inanan; O'nun yolunda, O'nun n- zası için zevk ve şevkle çalışanların olacaktır.
Çamur at izi kalsın. Throw dirt enough, and some will stick. Çaresi olmayan şeye katlanmak gerekir. What can't be cured must be en- dured.
çekecek derdi olmak to have a cross to bear
çıkar/gelir kaynağı➡ Grist for the mill • Grist for someone's mill çıkarı olmak Have an axe to grind çıkarını bilmek Know which side one's bread is buttered on Çıkmayan canda umut vardır. While there's life there's hope.
çılgın (As) crazy as a loon çırılçıplak (As) naked as a jaybird Çiğnemeden yutulmaz. gain No pain, no
Çivi çiviyi söker. An old poacher makes the best gamekeeper. • Set a thief to catch a thief.
Çocuğun babasının kim olduğundan yüzde yüz emin olunamaz. It is a wise child that knows its own father.
üretimimizi pazarlamalı, döviz kazanmalıyız; çok uluslu şirketler
Varlık, birlik ve dirliğimizin devamı, çok uyanık, çok çalışkan, çok üretken, çok hesapçı, çok azimli olmamıza bağlı; en küçük detayı bi- le ihmal etmeyelim, sabır ve sebat gösterelim ve asla yılmayalım. Ümitsizlik haram, inşaallah zafer mü'minlerindir!
İnsanın ucb'e kapılıp kendini beğenmesi, sayılı tehlikelerin en zorudur.
Ey kardeş, sana ve bana hattâ sair saliklere anlatılan tehlikeli işlerden; korunmak için, Allah-ü teâlâ başarı ihsan eylesin. Ta ki, bu yolda vaad edilen zevklere erelim.
Şunu bilesin ki..
Yapılan amele itimad, sülûk ehline ilk başta arız olan oyala- yıcı iştir. Bu da vücutlarına vehmin galebesi ile, akıl aynalarında biriken hayâl tozlarından ileri gelir. Bundan kurtulmaları ancak, bir keşif nuru ile olabilir. Bu keşifle onlar bilecekler ki: Amelle- rinin hâliki Allah-ü Taâlâ'dır.
Anlatılan keşf yolu mûride açıldıktan sonra artık yaptığı ame- lin azlığı çokluğu kendisi için mühim olmaz.
Melikşah tahta geçtikten sonra Divan toplantısında her ku- rumun kendi bütçesini yapmasını istedi. Çalışmalar başladı. Ge- lirler toplandı, giderler hesaplandı. Nihayet bütçeler Sultan Me- likşah'a arz edildi.
Melikşah, hepsini tek tek inceledikten sonra: "Görüyoruz ki bütçemizde yoksullara, muhtaçlara, yetimlere, dervişlere, ilim tahsil edenlere, sanatkârlara pek bir şey ayırmamışsınız. Bu say- dıklarımız için bütçeye üç yüz bin altın konsun." dedi
Bu emir, zamanın Harbiye Nazırını rahatsız etti. Sultan'ın teklif ettiği meblâğ, neredeyse tüm askerı harcamalara eşitti. Harbiye Nazırına göre devletin genişleyip büyümesinde, koru- nup yükselmesinde, savaşlarda zafer kazanıp ganimet toplanma- sında en büyük pay, alimlerin, dervişlerin, yetimlerin, sanatkâr- ların değil, ordunundu. Sultan Melikşah orduyu medrese molla-
250
YANITLASİL
yuksel19 Mayıs 2024 04:03 larıyla bir tutuyordu. Harbiye Nazırı daha fazla dayanamadı: "Bu miktar para ordunun bütçesine eklenirse, Bizans'ın surlarını da- hi aşarız." dedi.
Sultan Melikşah: "Yanlışın var!" diye cevap verdi, "Biz şim- diye kadar alimleri, fakirleri, dervişleri, yetimleri, muhtaçları gö- zetmeseydik, ordumuz değil yeni beldeler fethetmek, başkenti- mizi bile korumaktan âciz kalırdı."
Hepsini tek tek süzdükten sonra devam etti: "Biz memle- ketleri, kılıçtan evvel, yoksul takımının ve derviş-molla kısmının dualarıyla fethederiz. 'Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olur- du?' buyuran Cenab-ı Hakk'a yemin ederim ki bütçemizde ya- pılan en hayırlı yatırım budur."
Nizamü'l-Mülk'e döndü: "Söylediklerim yanlış mı vezi- rim."
Baba yadigârı şanlı vezir, hayran hayran Melikşah'a bakı- yordu: "Hayır Sultanım, çok doğru söylediniz. Askerlerinizin okları bir milden öteye geçmezken, Nizamiye Medreselerinde yetişen mânevi ordunun duaları Arş'a ulaşıyor. Selçuklu Devle- ti ikisinin sayesinde gelişecektir."
Hücreleme Yöntemine Göre Tarih, Zambak Yayınları, Komisyon.
Ekim 2007.
YANITLASİL
yuksel19 Mayıs 2024 04:04 Ziya Demirel - Avni Arslan
4156- Cebrail'e dedim ki: "Rabbini görebiliyor musun?" Şu cevabı verdi: "Aramızda nurdan veya ateşten yetmiş bin perde var. O perdelerin en küçük olanını görseydim bile baştan ayağa yanardım."
تُؤْذِي الْمُؤْمِنَ وَلَا تُجَاوِرُ الْجَاهِل (طب وابن عبد البر في العلم وابو نصر غريب عن ابن عمرو)
4158- Az fıkıh, anlamadan yapılan çok ibadetten ha- yırlıdır. Kişiye anlayarak ibadet ettiği zaman, fıkıh kâfi gelir. Yalnız kendi görüşünü beğendiği zaman o kişinin cehaleti kendisine ye-
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
Besmele i hayat ı dunyeviyesi
YanıtlaSilDunyadaki hayatin baslangici.
Besmele i hayat .
Hayatin baslangici.
Ozel Lugat
Omer Sevincgul
»نِيَّتُكَ مَطِيَّتُكَ« “Niyetin senin merkebin- dir" buyrulur. Yani her zaman iyi niyet üzere ol ki, nurâdın hâsıl olsun.
YanıtlaSilAz nimeti az sanma,
YanıtlaSilkimden geldi ona bak/ Az gunahi az sanma
Kime karşı ona bak!
SA
YanıtlaSilSa', eskiden kullanılan bin dirhemlik bir ölçeğin ismidir. Genellikle buğday, arpa gibi hububâtın ölçüldüğü sâ', günü- müzde kabul edilen ondalık sisteme da- yalı gram, kilogram gibi ölçülere göre, 2.917 gr. gelmektedir. (1.P.)
SA'ID
Sözlükte "Allah'ın rızasına ermiş, mutlu, ahireti için çalışan, şanslı ve bah- tiyar insan" anlamına gelmektedir. İnsa- nın dünya hayatında iken mutluluğu ve- ya mutsuzluğu ya da öldükten sonraki durumu, "saîd" ve "şakî" kavramları ile ifade edilmiştir: "O gün geldiğinde Al- lah'ın izni olmadan hiç kimse konuşa- maz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu. Mutlu olanlara gelince; onlar da cennettedirler." (Hûd, 11/105,107).
İnsanın saîd veya şakî olması, insa- nın dünyada îmân edip itaat etmesine ve- ya inkâr edip isyan etmesine bağlıdır. Aklını kullanarak, Allah ve peygamberin rehberliğinde güzel amelleri işleyen, kö- tülüklerden ve haramlardan sakınan in- san, dünyada da ahirette de mutlu olur. (F.K.)
SA'Y
Sözlükte "çalışmak, çalışıp kazan- mak, gayret etmek, kastetmek, koşmak, yürümek" gibi anlamlara gelen sa'y, di- nî bir terim olarak, hac ve umre esnasın- da Kâbe'nin doğusundaki Safa ve Merve denilen iki tepenin arasında, Safa'dan
başlayıp Merve'de tamamlanmak üzere, yedi defa gidip gelmeyi ifade eder. Safa ile Merve arasındaki mesafeye, sa'y edi- len yer anmalına mes'â denir.
Sa'y, hac ve umrenin vaciplerinden olup, geçerli olması için, ihramlı olarak yapılan muteber bir tavaftan sonra yapıl- ması, Safa'dan başlayıp Merve'de son bulması gerekir. Sa'y hac için yapılıyor- sa, hac ayları başladıktan sonra yapılma- lıdır.
Sa'yi yedi şavta tamamlamak ve bir mazeret bulunmadıkça yürüyerek yap- mak sa'yin vaciplerini oluşturur. Sünne- tine uygun olarak sa'yin yapılışı şöyle- dir: Tavaftan sonra ara vermeden Hace- rü'l-Esved istilâm edilerek Safâ tepesi- ne çıkılır, sa'y yapmaya niyet edip, tek- bir, tehlil, zikir ve dua okuyarak Mer- ve'ye doğru yürünür. Erkekler yeşil ışık- lı sütunların arasında hervele yaparlar. Merve'ye varınca Kâbe'ye yönelinerek tekbir, tehlil getirilir. Böylece sa'yin ilk şavtı yapılmış olur. Aynı şekilde, Sa- fa'dan Merve'ye dört gidiş, Merve'den Safa'ya üç dönüş olmak üzere yedi şavt bitince sa'y tamamlanmış olur. Sa'yin abdestli olarak yapılması, elbise ve be- dende namaza mani pisliğin bulunma- ması da, sa'yin sünnetlerindendir. (1.P.)
SABIK
Birinin ilerisine, önüne geçmek, gâ- lip gelmek, üstün olmak anlamındaki "sebeka" fiilinin ism-i faili olan sabık, öne geçen, üstün ve gâlip gelen demek-
dir. Kur'ân'da iki âyette tekil şekli, 5 yette de çoğul şekli (sābikin, sabikün esabikat) geçmiştir. Fâtır süresinde melbakımından müminler üç kısma ay- nimiştir. "Nefsine zulmeden", "mukte- sed" ve "sabık".
YanıtlaSilSabik, îmân edip sâlih ameller isle yen, haram ve günahlardan sakınan kim- kısım olacaklardır. Ashab-1 Meyme- me, Ashab-1 Mes'eme ve Sabikun (Vakia, nlanmıştır. (Vaka.56/11) Bunlar, nimet Ummetine girecek olan (Väkin, 56/12) en de- ğerli insanlardır. Müminûn sûresinin 57- 61. âyetlerinde "sâbikûn" şöyle tanıtıl- mıştır. "Onlar ki; Rablerinin korkusun dan titrerler ve onlar ki, Rablerinin âyet- lerine îmân ederler ve onlar ki, Rableri- ne ortak koşmazlar. Verdiklerini Rable- rinin huzuruna dönecekler diye kalpleri korku ile ürpererek verirler. İşte onlar hayır işlerinde yarış ederler ve onlar ha-
yır için önde giderler. (sâbikûn)"
Muhacir ve Ensâr'dan ilk îmân eden- lere "sâbikûn" (Tevbe, 9/100), bazı melekle- re "sâbikât" (Naziāt, 79/4) denilmiştir. (İ.K.)
Bir hadis terimi olarak sabık, aynı hocadan hadis rivâyet eden, vefat tarih- leri arasında uzun zaman farkı bulunan iki râvîden önce vefat eden anlamına gelmektedir. Sonra vefat edene ise lâhık denir. Bu iki râvînin vefat tarihleri ara- sındaki uzun zaman farkının bilinmesi, senedi, âli isnad değerine yükselttiği gi- bi isnadda kopukluk bulunduğu zannını da ortadan kaldırır. (A.G.)
SABIR
Sözlükte "dayanma, gi- bianlamat dayanma, dayanıklılık gi rum olarak, başa gelen musibetlerden
tir. (M.C.)
dolayı Allah'tan başka kimseye şikayet- çi olmamak, yakınmamak, sızlanma- mak; nefse ağır gelen ve hoşa gitmeyen şeyler karşısında dünya ve âhiret yararı- nı düşünerek, ruhi dengeyi bozmamak için insanın kalbinde bulunmakta olan sükünet ve dayanma gücü demektir. Sa- bır kavramı Kur'ân'da yetmişten fazla ayette geçmektedir. Diğer antike na f lere de kaynaklık etmesi sebebiyledir ki Kur'ân'da müminlere ısrarla sabırlı ol- maları emrolunmuştur karla mig bela ve musibetlere karşı sabırlı ol duğu kadar dinin emirlerini yerine getir- me ve yasaklarından kaçınma konusun- da da sabırlı olmalıdır (Bakara, 2/249; Mer- yem. 19/65). Peygamberler çevresindekilere daima sabrı tavsiye etmişlerdir. Meselâ, Hz. Musa İsrailoğullarına, "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin" (A'raf, 7/128.) tavsiyesinde bulunmuş, Hz. Lokman da oğluna; "Yavrucuğum! Namazı kıl, doğ- ru ve yararlı olanı emret, kötü ve eğri- den vazgeçir, başına gelebilecek her be- laya sabırla katlan; bu azim ve kararlılık göstermeye değer bir şeydir." (Lokman. 31/17) diye öğütte bulunmuştur. Ayrıca Cenab-ı Hak, başına gelen belalara sa- bırla katlandığı için Hz. Eyyub'u, "O ne güzel kul." (Sad, 28/44.) buyurarak övmüş- tür. Hz. Peygamber de müminlere başla- rına gelen bela ve musibetlere karşı sa- bırlı olmaları tavsiyesinde bulunmuş, kendisi de "Sabret ve senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır." (Nahl, 16/127). ila- hi buyruğuna uyarak hayatı boyunca sa- bır konusunda ümmetine örneklik etmiş-
SABÜR
Birini bir şeyden alıkoymak, hapset- mek, tutmak, dayanmak ketik kefil vermek anlamlarındaki "s-b-r" kö-
567
elmast ve üzerinden bir yıl geçmesi gibi bir parts konusu değildir. Dinen veya vasisinin vermesi gerekir. Bu sada raminin birinci günü olmakla birlikte. bayramdan önce de verilebilir. Hatta bu daha iyidir. Bununla birlikte, bayram gü veya daha sonra da verilebilir.
YanıtlaSilSadaka-i fitar. Hz. Peygamber devrin- de 1 sa' (2917 gr.) buğday, arpa, kuru anan ya da hurma olarak verilmekteydi. Bunlar o dönemde, toplumun temel tü ketim maddeleri olup, miktarlar arasında da denklik bulunmaktaydı. Diğer taraf- tan fitrenin hedefi, bir fakirin içinde ya- şadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük yiyeceğinin karşılanması, böylece bayram sevincine iştirak etmesi dr. Bu sebeplerle, günümüzde sadaka-i fann sayılan bu maddelerden ve belirti- len ölçülere göre verilmesi, sadakanın gayesini gerçekleştireceği söylenemez. Bu nedenle, günümüzde sadaka-i fıtrın belirlenmesinde, bir kişinin bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak mik- tarım ölçü alınması gerekir.
Dinen zengin sayılanlara, usul (anne, buba, dedeler ve nineler), furua (oğul. kaz ve torunlar) ve bakmakla yükümlü olduğu kimselere sadaka-i fıtır verilmez. Bir kimse, fitresini bir fakire verebilece- gibi, birkaç fakire de dağıtabilir. (1.P.)
SADAKALLAHÜ'L-AZİM
"Allah doğru söyledi" demektir. Kur'ân-ı Kerim veya Kur'ân'dan bir ve- ya daha fazla âyet okunduğu zaman "sa- dakallahü'l-azîm" denir. Bu tabiri söyle yen kimse, Kur'ân'ın hak ve doğru bir kitap olduğunu, Allah'ın her emir ve ya- sağının, helal ve haramının, hüküm ve
tavsiyesinin, bütün sözlerinin doğru ol zen-duğunu ikrar ve ilan etmiş olur. Allah en olan Kur'an da hem adalet hem de doğ- ruluk
SADIK
Doğru sözlü olmak, gerçeği söyle mek, doğru haber vermek, sözünü (va'd ve valdini) yerine getirmek, öğüt ve sev gide samimi, iş ve işlemlerde dürüst ve güvenilir olmak, hükmün vakıaya uygun olması anlamlarındaki "s-d-k" kökünden tiüreyen sådık doğru sözlü, samimi, dü- rüst, ihaneti ve yalanı bulunmayan de- mektir.
Allah'ın sıfatı olarak sadık, söz, iş. va'd ve vaidinde doğru olan; her sözünü yerine getiren, yalanı, yanlışı, hilesi, al- datması, bulunmayan demektir.
Allah'ın bu sıfatı, Kur'an'da azamet çoğulu olarak "sâdıkün" şeklinde bir âyette geçmiştir. "...Biz şüphesiz südık olanlarız." (En'am, 6/146)
Allah'ın bu vasfı, Kur'ân'da "sada- ka" fiili ile de ifade edilmiştir. "(Ey Pey- gamberim!) De ki: Allah doğru söyledi. Öyle ise Allah'ı birleyici olarak Ibra- him'in dinine uyun...." (Ali Imrin. 3/95), "(Cennettekiler); 'Bize verdiği sözü yeri- ne getiren ve bizi dilediğimiz verde otu- racağımız bu cennet yurduna väris kılan Allah'a hamd olsun, çalışanların ücreti ne güzeldir.' dediler." (Zumer, 39/74)
En doğru sözlü olan Allah'tır. Şu
âyet, bu gerçeği ifade etmektedir: "Iman edip salih amel işleyenleri zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız, on- lar orada ebedi kalacaklardır. Bu, Al- lah'ın gerçek vadidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" (Ns4. 4/122)
Kur'an, Allah'ın sözüdür. Sözlerin en doğrusu ve âdil olanıdır: "Rabbinin sözü sidk ve adalet bakımından tamam- landt..." (En'am. 6/115).
YanıtlaSilKur'ân'da Allah'a sadık denildiği gi- bi, peygamberlere (Yasuf, 12/51), meleklere (Hier, 15/6-4) ve müminlere (Ahzab, 33/24) de sadık denmiştir. Mümin olmayan insanlar da doğru
konuşabilir, iş ve işlemlerinde dürüst olabilir, söz ve sözleşmelerine uyabilir, bunların verdiği haberler vakıaya uygun olabilir. Ancak bir insanın sadık vasfını alabilmesi için her şeyden önce mümin olması gerekir. Çünkü Kur'ân'da, mü- minlere sâdıklar denilmiş (Ahzab, 33/35; Hu- curât, 49/15) ve sadık insanlar; Allah'a, ahi- ret gününe, meleklere, kitaplara ve pey- gamberlere îmân eden, (Bakara, 2/177), Al- lah'a ve Peygamberine yardım eden (Haşr, 59/8), Allah yolunda malı ve canıyla cihat eden, (Hucurăt, 49/15), beş vakit namazını kılan, malının zekatını veren, akrabaları- na, yetimlere, fakirlere, yolculara (Allah yolunda çalışanlara) dilencilere, özgür lüğüne kavuşmak isteyen esirlere maddî yardımda bulunan, sözleşme yaptığı za- man sözleşmesine uyan, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden, Allah'a karşı gelmekten sakınan (muttakî), iyi, hayırlı, güzel ve sâlih ameller işleyen, insanlara iyilik eden (berr) (Bakara, 2/177) kimseler olarak tanıtılmıştır.
İnsanın, îmânında (Ankebût, 29/2-3), ni- yetinde (Muhammed, 47/20-21), sözlerinde (Ah- zāb, 33/70), sözleşmelerinde, adak ve ye- minlerinde (Ahzab, 33/23), ticaretinde (Rah- mån, 55/9), amellerinde, bütün iş ve işlem lerinde (Tirmizi, Büyu', 4) doğru olması, sâ- dık olmasının sonucudur.
Bir insan îmân edip Allah'ın emir ve
yasaklarına uyar, Allah ve insan hakları- na riâyet eder, söz, sözleşme, yemin, ti- caret, görev, iş ve işlemlerinde dürüst olursa "sâdık" vasfını kazanmış olur. (1.K.)
SADIK
Sadik, "sıdk" kökünden gelen dost anlamında bir isimdir. Kur'ân'da iki âyette geçmektedir. Şu'arâ süresinin 101. âyetinde ahirette azgınların sıcak bir dostlarının olmadığı; Nûr süresinin 61. âyetinde ise bir insanın dostunun evinden bir şey alıp yemesinde bir günah olmadığı bildirilmiştir. (İ.K.)
SAF
Saf, cemaatle kılınan namazlarda, ce- maatin aynı hizada durmalarını ifade et- mektedir. Cemaatle namaz kılınırken, imama uyan sadece bir erkek ise, topuğu imamınkinden biraz geride olacak şekil- de imamın sağında durur. Bir özür bu- lunmaksızın solunda veya arkasında dur- ması mekruhtur. Kadın ise imamın arka- sına durur. Bir erkek ve bir kadın olması halinde, erkek imamın sağına, kadın ise arkasına durur. İmama uyanlar birden fazla ise, imamın arkasına aynı hizada dururlar. Cemaatin çok sayıda erkek ve kadınlardan oluşması halinde, önce er- kekler, daha sonra erkek çocuklar ve da- ha sonra da kadınlar saf tutarlar. Kadın- ların erkeklerle aynı hizada durmaları uygun değildir. (bk. Muhâzât-ı Nisâ)
Safların arasında boşluk bırakılma-
ması ve düzgün olması gerekir. Hz. Pey- gamber, "Safları düzeltin! Çünkü saffi düzeltmek namazın tamamındandır." bu- yurmuşlardır (Muslim, Salāt, 124). Erkekler için safların en faziletlisi birinci saftır. daha sonra ikinci, ondan sonra üçüncü ve böylece devam eder. (I.P.)
570
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YAYINLARI
YanıtlaSilDİNÎ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ
Yayına Hazırlayan
Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
ANKARA-2005
ZÜNNÛN el-MISRÎ
YanıtlaSilذو النون المصري
Zünnûn Ebü’l-Feyz Sevbân b. İbrâhîm el-Mısrî el-İhmîmî (ö. 245/859 [?])
İlk dönem sûfîlerinden.
İlişkili Maddeler
Hocası
FUDAYL b. İYÂZ
Horasan’ın ilk büyük sûfîlerinden.
Hocası
SÜFYÂN b. UYEYNE
Tebeu’t-tâbiîn neslinden hadis âlimi ve hâfız.
Müellif:
NECDET TOSUN
155 (772) yılında Mısır’ın İhmîm (Ahmîm) şehrinde doğdu. Nûbe asıllı olduğu söylenir. Asıl adı Sevbân’dır. Zünnûn (balık sahibi, balıkçı) lakabını alışıyla ilgili olarak Ferîdüddin Attâr şu rivayeti nakleder: Sevbân bir gün bir gemiye biner, gemideki bir tüccarın mücevheri kaybolur, herkes ondan şüphelenir ve kendisine işkence edilir. Nihayet Sevbân dayanamayıp, “Yâ rabbi sen bilirsin” deyince denizin üzerinde çok sayıda balık belirir. Her birinin ağzında birer mücevher vardır. Elini denize uzatıp bu mücevherlerden birini alarak tüccara veren Sevbân bu olaydan sonra “Zünnûn” diye anılmaya başlanmıştır. Kuşeyrî bu olayı Zünnûn’un dilinden başka bir kişi hakkında nakletmiştir.
Zünnûn el-Mısrî Suriye’ye, Mekke’ye ve Yemen’e seyahat etti; buralarda tanıştığı İmam Mâlik, Süfyân b. Uyeyne, Leys b. Sa‘d ve Fudayl b. İyâz gibi âlim ve sûfîlerden hadis nakletti. Tasavvuf yolunda faydalandığı kişiler arasında Kayrevanlı Şakırân (Şukrân) b. Ali el-Âbid (ö. 186/802) ve Ahmed b. Hadraveyh el-Belhî’nin hanımı Fâtıma en-Nîşâbûrî (ö. 223/838) en meşhurlarıdır. Mısır’da tasavvufa ve hikmete dair sohbetler yapmaya başlayan Zünnûn iki grubun eleştirisiyle karşılaştı. Abdullah b. Abdülhakem’in başında bulunduğu Mısırlı Mâlikî fakihleri onu daha önce duyulmamış tasavvufî konuları anlatmakla suçladı; Mu‘tezile âlimleri ise kendisini, “Kur’an mahlûk değildir” dediği için eleştirdi. Bu eleştiriler yüzünden 228’de (843) Mısır’dan ayrılmak zorunda kaldı. Ardından tekrar Mısır’a döndüğünde bu defa devrin idarecilerine şikâyet edildi ve 244 (858) yılında tutuklanarak Mısır’dan Bağdat’a götürüldü. Abbâsî Halifesi Mütevekkil-Alellah’ın Sâmerrâ’daki sarayında sorguya çekildi; yaptığı açıklamalardan memnun kalan halife onu ödüllendirerek Mısır’a gitmesine izin verdi. Zünnûn 245 (859) veya 248’de (862) Mısır’ın Cîze şehrinde vefat etti.
Zünnûn’a göre avam günah işlediği, havas gaflete düştüğü için tövbe eder. Kendisine ârifin kim olduğu sorulunca “Buradaydı, gitti” diye cevap vermiş, bununla Allah’ı tanıyan kişilerin her an mânen ilerlemekte olduklarını ve uzun süre aynı hal üzere kalmadıklarını ifade etmiştir. Diğer bir rivayete göre bu soruya, “bulunan ve ayrı olan” diye cevap verdiği, bu sözle, “Ârif bedeniyle insanlar arasında bulunan, ama gönlü onlardan ayrı ve Allah ile birlikte olan kişidir” demek istediği nakledilir. Hücvîrî’nin Keşfü’l-maḥcûb’da naklettiğine göre Nil nehrinde gezinti yapmak için bir tekneye binen Zünnûn ve arkadaşları başka bir teknede taşkınlık ve dine aykırı işler yapan bir grup görünce arkadaşları ona, “Ey şeyh! Dua edin de bunların hepsi suya batsın, böylece onların şerri ve uğursuzluğu toplumdan uzak olsun” demişler, Zünnûn ellerini açıp, “Yüce Allahım! Bu insanlara dünyada hoş bir hayat nasip ettiğin gibi âhirette de hoş bir hayat bahşet” diye dua etmiş, arkadaşları bu sözlerine şaşmış, teknedekiler ise yaklaşıp Zünnûn’u görünce ağlamaya başlamış, tövbe ederek iyi birer insan olmuştur. Zünnûn, “Üç yolculuk yaptım, bu yolculuklardan üç ilim getirdim. İlk yolculuğumdan getirdiğim ilmi avam ve havas kabul etti; ikinci yolculuğumdan getirdiğimi havas kabul etti, avam reddetti; üçüncü ilmi ise hiç kimse kabul etmedi” dediği nakledilir. Zünnûn’a göre ünsün en aşağı derecesi kulun ateşin içine atılması, fakat bu halin bile ünsiyet edip sevdiği kişiden onu uzaklaştırmamasıdır. Zünnûn’un, “Yemekle dolu midede hikmet durmaz” diyerek az yemeği tercih ettiği nakledilir. Ona göre semâ ve mûsiki Hakk’ın bir ilhamı olup kalpleri Allah’a yönlendirir. Mûsikiyi Hak ile dinleyen kişi hakikate erişir, nefsiyle dinleyen kişi ise zındık ve günahkâr olur.
YanıtlaSilEserleri. Zünnûn’un hiyeroglif yazısını okuyabildiği, tıp, kimya/simya ve havas ilimleriyle meşgul olduğu öne sürülmüş, bu konulara dair bazı eserler ona nisbet edilmiştir.
YanıtlaSil1. el-Ḳaṣîde fi’ṣ-ṣanʿati’l-kerîme. Kimya ilmine dairdir (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 2130/2, vr. 35b-36a; Urcûze fi’l-kîmyâʾ, British Museum Library, Add. 1590, vr. 2-7; Manẓûme fî ʿilmi’l-kîmyâʾ, Arif Hikmet Ktp., nr. 110/80). Eseri İzzeddin el-Cildekî ed-Dürrü’l-meknûn fî şerḥi Ḳaṣîdeti Ẕinnûn adıyla şerhetmiştir (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 2065/2, vr. 17a-34a).
2. Risâle fî ʿanâṣıri’s̱-s̱elâs̱e (TSMK, III. Ahmed, nr. 2075, vr. 76b-79a).
3. Risâle fî ḫavâṣṣi’l-iksîr (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 5309/5, vr. 105a-109b).
4. Risâle fî tedbîri’l-ḥaceri’l-kerîm (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4224/8, vr. 49a-54b).
5. Risâle fi’l-ḥacer (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4224/9, vr. 54b-57b).
6. Risâle fi’ṣ-ṣanʿa (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4224/13, vr. 64b-67a).
7. Ṣıfatü’l-müʾmin ve’l-müʾmine. Şam’da yazma bir nüshası bulunan risâle (Zâhiriyye Ktp., Mecmûa, nr. 87/11) Remzî Sa‘deddin Dımaşkıyye tarafından yayımlanmıştır (Liḳāʾü’l-ʿaşri’l-evâḫir bi’l-Mescidi’l-Ḥarâm içinde, Beyrut 1423/2002).
Zünnûn el-Mısrî’ye ayrıca el-Mücerrebât, Kitâbü’l-ʿAcâʾib, Risâle fî ẕikri menâḳıbi’ṣ-ṣâliḥîn, Duʿâʾ ve Risâle fi’l-ḥikmeti’l-ʿuẓmâ ve’ṣ-ṣanʿati’l-mübâreke adlı eserler nisbet edilmektedir.
Zünnûn el-Mısrî’nin sözleri ve menkıbeleri hakkında Muhyiddin İbnü’l-Arabî el-Kevkebü’d-dürrî fî menâḳıbı Ẕinnûn el-Mıṣrî (nşr. Saîd Abdülfettâh, Resâʾilü İbni’l-ʿArabî içinde, Beyrut 2002; nşr. Âsım el-Keyyâlî, Beyrut 2005; nşr. Abdülhamîd Sâlih Hamdân, Kahire 2006; Fr. trc. Roger Deladrière, La vie merveilleuse de Dhû’l-Nûn i Egyptien, Paris 1988; T trc. Ali Vasfi Kurt, Şeyh-i Ekber’in Kaleminden Bir Sufinin Portresi: Zünnûn-ı Mısrî, İstanbul 2005) ve Celâleddin es-Süyûtî es-Sırrü’l-meknûn fî menâḳıbı Ẕinnûn (nşr. Abdurrahman Hasan Mahmûd, Kahire 1412/1992) adıyla birer eser yazmıştır. Çağdaş müelliflerden Ebû Dayf el-Medenî Ẕünnûn el-Mıṣrî ve’l-edebü’ṣ-ṣûfî (Beyrut 1973), Abdülhalîm Mahmûd el-ʿÂlimü’l-ʿâbid el-ʿârif bi’llâh Ẕünnûn el-Mıṣrî (Kahire 1973), Cevâd Nurbahş Ẕünnûn-i Mıṣrî: ez Meşâhîr-i dânişmendân ve ṣûfiyân-ı Mıṣr (London 1999) ve Mahmûd el-Hindî Ẕünnûn el-Mıṣrî: et-Tefsîrü’l-ʿirfânî li’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm (Kahire 2007) adlı eserleri kaleme almışlardır.
Schüfftan işlemi [Fr. procédé Schüfftan, plan truque par le procédé du miroir || İng. Schüfftan process (shot), mirror shot (effect) || Al. Spiegeltrickverfahren, Schüftanverfahren || İta. procedimento Schüfftan] S. Görüntü yönetmeni Eugen Schüfftan'ın geliştirdiği bir film hilesi. Belli bir bezemin yalnız bir parçası do- ğal büyüklükte yapılıp, geri kalan par- çası minyatür olarak hazırlanır ve bu minyatürün bir aynadan yansıyan gö- rüntüsü, yarım bezemle birlikte alındı- ğında bütünlenmiş bezem görüntüsü ve- rir bezem, cam çekimi, film, görüntü, hile, yönetmeni
YanıtlaSilsd
saniyede dönüş
NİJAT ÖZÖN
YanıtlaSilSİNEMA, TELEVİZYON, VİDEO, BİLGİSAYARLI SİNEMA SÖZLÜĞÜ
(Eski Terimler, Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca karşılıklar ve dizinlerle)
casus(luk) filmi [Fr. film d'espionnage, film d'espion || Ing. spy film, espionage film, cloak and dagger film || Al. Spion(in)film, Spionagefilm || İta. film di spionaggio, film di spione] S. Haberal- ma örgütlerinin, bu örgütlerde çalışanla- rın etkinliklerini öykülü film çerçe- vesinde ele alıp işleyen film. Bu filmler genellikle ideolojik savaşın, soğuk sa- vaşın bir uzantısı, aracı olarak kullanı- lır; serüven filmlerinin bilinen çerçevesi içinde ele alındığında bile içine bu çeşit öğeler serpiştirilmiştir öykülü film, serüven filmi
YanıtlaSilkaranlık oda [Fr. chambre noire, cabinet
YanıtlaSilnoire || İng. dark room || Al. Dunkel-
kammer, Dunkelraum || İta. camera obscura] S. Fotoğrafçılıkta ve sinema- cılıkta, üzerinde gizli görüntü bulunan
duyarkatın bozulmadan işlenmesi için ya da boş filmlerin alıcıya takılması sı- rasında kullanılan, ışık sızmaz oda duyarkat, gizli görüntü, görüntü, ışık, işleme, karanlık kutu
yanılsama [E.t. galat-i his, illüzyon, vehm-i havas || Fr. illusion || İng. illu- sion || Al. Illusion || İta. illusione] S/ TV/V. Duyu bilgisinin yanlış, eksik, çarpıtılmış, biçim değiştirmiş olarak al- gılanması ya da yorumlanması. Örneğin sinema, televizyon ve videoda en ö- nemli yanılsama, bunların gerçekleşti- rilebilmesini sağlayan görme sürerliği- dir. Görme sürerliği yüzünden belirli bir hızla art arda geçen tek tek resimleri birleştirip aralıksız bir devinim olarak algılarız devinim, görme sürerliği, re- sim, sinema, televizyon, video
YanıtlaSilyankı [E.t. aksiseda, eko || Fr. écho, réverbération || İng. echo, reverberation || Al. Echo, Hall, Nachhall, Halligkeit || İta. eco] S/TV. Ses dalgalarının, çeperle- ri pek soğurucu olmayan bir yere çarpıp geri dönmesi; bu dönme sonunda sesin geride bıraktığı iz. Yankı, yankı etkisi yaratmak üzere bir yankı odasında ya da
elektronik olarak da oluşturulabilir ses dalgası, yankı etkisi, yankı odası
YanıtlaSilyankı etkisi [Fr. effet d'écho || Ing. echo effect || Al. Halleffekt || İta. effetto dell'eco] S/TV. Herhangi bir görüntüye eşlik eden seslerde doğal kaynaklar dı- şında istenilerek gerçekleştirilen yankı - görüntü, ses, yankı
yankı odası [Fr. chambre d'écho, salle réverbérante || İng. echo room (cham- ber) || Al. Echoraum, Hallraum, Nach- hallraum] S/TV. Seslendirme işliklerin- de yankı etkisi elde etmek için kullanı- lan, güçlü yankılanma özelliği olan özel yapıda oda. Bu oda özel bir olukla ses- lendirme masasına bağlıdır. Eski radyo işliklerinden kalma olan yankı odası günümüzde yerini doğrudan doğruya seslendirme masasında yer alan elektro- nik aygıtlara bırakmıştır oluk, seslen- dirme işliği, seslendirme masası, yankı, yankı etkisi
yankı önleme [İng. damping] S/TV/V. Sestoplar ya da sesyayarın çevresini yankıönler gereçlerle çevreleyerek yan- kının oluşmasını engelleme sestoplar, sesyayar, yankı, yankıönler
"X" belgesi [Fr. certificat "X" || İng. "X" certificate, "X"-rated || Al. "X"-Certi- fikat || İta. “X”-certificate] S. 1. İngiliz Film Sıralama Kurulu'nun 16 yaşından küçüklerin görmesini yasakladığı film- lere verilen belge. Günümüzde kulla- nılmamaktadır. 2. Amerika Sinema Bir- liği'nin sıralamasında eskiden yalnızca büyüklerin yani 17 yaş ya da yukarısın- dakilerin görebileceği filmlere verilen belge. Kimi eyaletlerde bu yaş 18 ve üstü hatta 21 ve üstüne de çıkmaktaydı. Bu belge aşırı şiddeti ya da cinsel sö- mürüyü içeren filmlere verilmekteydi. Günümüzde bunun yerini "NC-17" al- mıştır "A" belgesi, "H" belgesi, "12", "15", "18", "NC-17", "PG", "U", "U"belgesi
YanıtlaSilHz. Ali’nin hikmetli sözlerinden bazıları şunlardır: “İnsanlara anlayacakları şeyleri (veya hadisleri) söyleyiniz. Aksi halde Allah ve resulünün yalanlanmasına gönlünüz razı olur mu?” “İnsanlar uykudadır; öldükleri zaman uyanacaklardır.” “Kişi bilmediğinin düşmanıdır.” “Her şey azaldıkça, ilim ise arttıkça kıymetlenir.” “Size en büyük âlimin kim olduğunu haber vereyim mi? Allah’ın kullarına O’nun yasaklarını cazip göstermeyen, Allah’ın verdiği mühlete aldanıp da onlara ilâhî azaptan kurtulduklarını telkin etmeyen ve O’nun rahmetinden ümit kesilmesine sebep olmayan kimsedir.”
YanıtlaSil- إِذَا اَرَادَ اللهُ بِعَبْدِ خَيْرًا جَعَلَ غِنَاهُ فى نَفْسِهِ وَتُقَاهُ فى قَلبه وَإِذَا اَرَادَ اللهُ بِعَبْدٍ شَرًّا جَعَلَ فَقْرَهُ بَيْنَ عَيْنَيْهِ" (الحكيم والديلمي عن ابي هريرة)
YanıtlaSil320- lik, kalbine ittika bahseder. Allah bir kula da şerri murat etti mi gözlerini ihtiyaçtan kurtaramaz.
۳۲۱ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدِ خَيْرًا فَتَحَ لَهُ قُفْلَ قَلْبِهِ وَجَعَلَ فِيهِ الْيَقِينَ وَالصَّدْقَ وَجَعَلَ قَلْبَهُ وِعَاءَ وَاعِيًا لِمَا سَلَكَ فِيهِ وَجَعَلَ قَلْبَهُ سَلِيمًا وَلِسَانَهُ صَادِقًا
وَخَلِيفَتَهُ مُسْتَقِيمَةً وَجَعَلَ أُذُنَهُ سَمِيعَةً وَعَيْنَهُ بَصِيرَةً (ابو الشيخ عن أبي ذر)
321- Allah bir kula hayır murat etti mi, kalbinin kilidini açar. Oraya yakın ve sıdkı yerleştirir. Kalbini, işittiğini idrak ede. cek bir kap haline koyar.
Kalbini (haset, kibir gibi hastalıklardan) salim, lisanını sa- dık, gidişatını (veya bedenini) sağlam dosdoğru, kulağını duyucu, kalbini (gerçekleri görücü) kılar.
۳۲۲ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِعَبْدِ خَيْرًا اَرْضَاهُ بِمَا قَسَّمَ لَهُ وَبَارَكَ لَهُ فِيهِ الديلمي عن
ابي هريرة)
322- Allah bir kula hayır murat etti mi, yaptığı taksimata onu razı kılar ve onun için (onu) bereketli yapar.
۳۲۳ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِعَبْدِ شَرًّا خَضَرَ لَهُ فِي اللَّبْنِ وَالطِّينِ حَتَّى يُبْنَى (طس طب
خط عن جابر)
323- Allah bir kula şer murat etti mi, ona kerpiç ve ço muru iyi gösterir. (Bol bol) bina yaptırır.
٣٢٤ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدٍ هَوَانًا أَنْفَقَ مَالَهُ فِي الْبُنْيَانِ وَالْمَاءِ وَالطَّينِ (الحسن
عن سفيان غ طس هب عن محمد بن شيم عد عن انس)
324- Allah bir kula zilleti murat etti mi, malını binalarda suda ve çamurda harcatır.
٣٢٥ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدِ خَيْرًا رَزَقَهُ الرِّفْقَ فِي مَعَاشِهِ وَإِذَا أَرَادَ بِهِ شَرًّا رَزَقَهُ
YanıtlaSilالْخَرْقَ فِي مَعَاشِهِ (هب عن عائشة)
325- Allah bir kula hayır murat etti mi, ona yaşantısında rıfkı ihsan eder. Şerri murat etti mi, yaşantısında dehşet ve huzur- suzluk verir.
٣٢٦ - إِذَا أَرَادَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ اَنْ يَخْلُقَ النُّطْفَةَ خَلْقًا قَالَ مَلَكُ الْأَرْحَامِ مَعَرِّضًا أَيَ رَبِّ اَ شَقِيٌّ أَمْ سَعِيدٌ اَ ذَكَرٌ أَمْ أُنْثَى أَى رَبِّ أَحْمَرُ أَمْ أَسْوَدُ فَيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرَهُ ثُمَّ تُكْتَبُ بَيْنَ عَيْنَيْهِ مَا هُوَ لاَقٍ مِنْ خَيْرٍ أَوْ شَرٍ حَتَّى النُّكْبَةَ يَنْكِبُهَا
قط وابن جرير عن ابن عمر)
326- Allah Azze ve Celle nutfeyi insan olarak yaratmak murad ettiği zaman, rahimlere (müvekkil olan) melek arz ederek der ki: "Ey Rabbim! Bahtsız mı mutlu mu (said mi, şaki mi?) Erkek mi, dişi mi? Ey Rabbim! Kırmızı mı siyah mı?" Bunun üzerine Al-G lah emrini yürütür. Sonra iki gözünün arasına hayır ve şerden karşılaşacağı (tüm şeyler) yazılır. Hatta ağaç veya taştan alacağı yara bile (kaydedilir).
۳۲۷ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِعَبْدِ خَيْرًا عَسَّلَهُ وَهَلْ تَدْرُونَ مَا عَسَّلَهُ يَفْتَحُ لَهُ عَمَلاً صَالِحًا بَيْنَ يَدَيْ مَوْتِهِ حَتَّى يَرْضَى عَنْهُ جِيرَانُهُ (حم طب ك عن عمرو بن حمق)
327- Allah bir kula hayır murat etti mi, onu ballandırır. Onu ballandırır, ne demektir bilir misiniz? Öleceği zaman ona salih bir amel kapısı açar, nihayet komşuları da ondan razı olur- lar.
۳۲۸ - إِذَا أَرَادَ اللهُ تَعَالَى أَنْ يَخْلُقَ النَّسِمَةَ فَجَامَعَ الرَّجُلُ الْمَرْأَةَ طَارَ مَاؤُهُ فِي كُلِّ عُرْقٍ وَعَصَبٍ مِنْهَا فَإِذَا كَانَ يَوْمَ السَّابِعِ جَمَعَهُ اللَّهُ ثُمَّ أَحْضَرَ لَهُ كُلَّ عُرُقٍ بَيْنَهُ وَبَيْنَ آدَمَ ثُمَّ قَرَأَ فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَبَكَ (طب ابو نعيم عن مالك بن
الحورث)
٣٨٥٧ - ضَعُوا فِيهَا السِّكِّينَ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللهِ عَلَيْهَا وَكُلُوا (ط حم حب عن
YanıtlaSilابن عباس قال اتى النبى ء م بجينة فى غزوة الطائف قال فذكره)
3857- Üstüne bıçak koyup Allah'ın adını anın ve yiyin.
٣٨٥٨ - ضَعْ يَدَكَ عَلَى الَّذِي تَأْلَمُ مِنْ جَسَدِكَ وَقُلْ بِسْمِ اللَّهِ ثَلَاثًا وَقُلْ سَبْعَ
* مَا أَجِدُ وَأُحَاذِرُ (حم م د د حب عن عثمان بن مِنْ شَرِّ مَرَّاتٍ أَعُوذُ بِاللَّهِ وَقُدْرَتِهِ
ابي العاصي)
3858- Bedeninde sızlayan yere elini koy ve üç kere: "Bis- millâh" yedi kere de "Eûzü billâhi ve kudratihî min şerri mâ ecidü ve ühâziru" de.
emin olunan kişidir. Kötünüz de hayrı umulmayan, şerrinden de emin olunmayan kimsedir.
YanıtlaSil۱۹۷۹ - أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِخِيَارِ أَمَرَائِكُمْ وَشَرَارِهِمْ خِيَارُهُمُ الَّذِينَ تُحِبُّونَهُمْ وَيُحِبُّونَكُمْ وَتَدْعُونَ لَهُمْ وَيَدْعُونَ لَكُمْ وَشَرَارُ أَمَرَائِكُمُ الَّذِينَ تُبْغِضُونَهُمْ
وَيُبْغِضُونَكُمْ وَتَلْعَنُونَهُمْ وَيَلْعَنُونَكُمْ (ت غريب ع عن ابن عمر)
1979- Dikkat edin! Size, iyi emirlerinizi ve kötü emirlerinizi bildiriyorum: İyi emirleriniz, o kimselerdir ki, siz onları severseniz onlar da sizi severler, siz onlara dua edersiniz, onlar da size dua ederler. Kötü emirleriniz o kimselerdir ki, siz onlardan nefret edersiniz. Onlar da sizden. Siz kendilerini lanetlersiniz onlar da sizi...
۱۹۸۰ - أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِخَيْرِ النَّاسِ وَشَرِّ النَّاسِ أَنَّ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ رَجُلاً عَمِلَ فِي سَبِيلِ اللهِ عَلَى ظَهْرِ فَرَسِهِ أَوْ عَلَى ظَهْرِ بَعِيرِهِ أَوْ عَلَى قَدَمَيْهِ حَتَّى يَأْتِيَهُ الْمَوْتُ وَإِنَّ مِنْ شَرَارِ النَّاسِ رَجُلاً فَاجِرًا جَرِيًّا يَقْرَأُ كِتَابَ اللهُ وَلَا
يرعوى الى شيئ مِنْهُ رحمن وعبد ابن حميد ك هب ض عن ابي سعيد)
1980- Dikkat edin! Size insanların iyisini ve kötüsünü bildiriyorum: İyi insan, atının yahut devesinin sırtından veya ayaklarının üzerinde (yaya olarak) kendisine ölüm gelinceye kadar, Allah yolunda "İlay-ı Kelimetullah" için çalışandır. İnsanların kötüsü de, facir ve cüretkâr adamdır ki, Allah'ın kitabını okur ve içindekilerden hiçbir şey ile amel etmez.
۱۹۸۱ - اَلاَ اخْبِرُكُمْ بِالتَّيْسِ الْمُسْتَعَارِ هُوَ الْمُحِلُّ فَلَعَنَ اللَّهُ الْمُحِلُّ
وَالْمُحَلَّلُ لَهُ (ه) طب ك ق عن عقبة بن عامر)
1981- Dikkat edin! Size gizli inatçıyı bildiriyorum ki, o hülle yapan kişidir. Allah hem hülle yapana hem de yaptırana lanet etmiştir.. (Üç talaktan sonra yalandan evlenme hali).
۱۹۸۲ - أَلَا أُخْبِرُكُمْ عَنِ الْأَجْوَدِ الأَجْوَدُ اللَّهُ الْأَجْوَدُ اللَّهُ الأَجْوَدُ اللَّهُ وَأَنَا
أَجْوَدُ وَلَدِ آدَمَ وَأَجْوَدُهُمْ مِنْ بَعْدِي رَجُلٌ عَلِمَ عِلْمًا فَنَشَرَ عِلْمَهُ يُبْعَثُ يَوْمَ
الْقِيَمَةِ أُمَّةً وَحْدَهُ وَرَجُلٌ جَادَ بِنَفْسِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَتَّى يُقْتَلُ (ع) هــب عـن
YanıtlaSilانس)
1982- Dikkat edin! En cömerdi size bildiriyorum: En cömert Allah'tır. En cömert Allah'tır, en cömert Allah'tır. Ben de Ademoğlunun en cömerdiyim. Benden sonra onların en cömertleri de: İlim tahsil ettikten sonra ilmini yayan kişidir ki, bu kıyamette tek ümmet halinde dirilecektir. Bir de Allah yolunda öldürülünceye kadar fedakâr bir halde cihad eden kişi.
۱۹۸۳ - أَلا أُخْبِرُكُمْ بِمَا هُوَ اخْوَفُ عَلَيْكُمْ عِنْدِي مِنَ الْمَسِيحِ الشَّرْكُ الْخَفِيُّ أَنْ يَقُومُ الرَّجُلُ يَعْمَلُ لِمَكَانِ الرَّجُلِ (والحكيم ك هب عن ابي سعيد)
1983- Dikkat edin! Bana göre, Deccal'den daha korkunç olan şeyi size bildiriyorum: Şirk-i Hâfi (gizli şirk), kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir.
١٩٨٤ - الا أُخْبِرُكُمْ بِخِيَارِكُمْ خِيَارُكُمُ الْمُوفُونَ الْمُطَيِّبُونَ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ
وَجَلَّ يُحِبُّ الْحَفِيَّ التَّقَى (ع) ض عن ابي سعيد)
1984- Dikkat edin! Size en iyinizi bildiriyorum: En iyiniz, sözünde durup Allah'a itaat edenlerdir. Allah Azze kötülüklerden arınmış ve takvaya ermiş kimseyi sever. ve Celle
١٩٨٥ - اَلاَ اخْبِرُكُمْ بِسُورَةٍ مَلأَتْ عَظَمَتُهَا مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ شَيْعَهَا سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكِ سُورَةُ الْكَهْفِ مَنْ قَرَاهَا يَوْمَ الْجُمُعَةِ غَفَرَ اللَّهُ لَهُ بِهَا إِلَى الْجُمُعَةِ الْأُخْرَى وَزِيَادَةِ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ مِنْ بَعْدِهَا وَأُعْطِيَ نُورًا يَبْلُغُ السَّمَاءَ وَوُقِى مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ وَمَنْ قَرَأَ الْخَمْسَ آيَاتٍ مِنْ خَاتِمَتِهَا حِينَ يَأْخُذُ مَضْجَعَهُ مِنْ فرَاشِهِ حُفِظَ وَبُعِثَ مِنْ أَيِّ اللَّيْلِ شَاءَ ابن الضريس عن اسمعيل بن رافع مرسلا)
1985- Dikkat edin! Size azameti yer ile göğün arasını dolduran, yetmiş bin meleğin uğurladığı bir sureyi bildiriyorum: Kehf suresi, her kim cuma günü onu okursa Allah onu diğer cumaya kadar hatta üç gün daha fazla (bir müddete) kadar bağışlar. "Okuyana"
٥٨٦٢ - لَا تَذْهَبُ الدُّنْيَا حَتَّى يَسْتَغْنِيَ النِّسَاءُ بِالنِّسَاءِ وَالرِّجَالُ بالرِّجَالِ وَالسَّحَاقُ زِنَاءَ النِّسَاءِ فِيمَا بَيْنَهُنَّ (خط كر عن الله وانس)
YanıtlaSil5862- Kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle yetinmedikçe kıyamet kopmaz. Sihak, kadınların kendi aralarında icra ettikleri bir zina türüdür.
(ع
٥٨٦٣ - لَا تُرْسِلُوا الإِيلَ نَهْلاً وَصَرَوهَا صَرًّا فَإِنَّ الشَّيَاطِينَ تَرْضَعُهَا
طب ض عن سلمة بن الأكوع 5863- Develeri kendi hallerinde suya salmayın, onları iyice sağın. Çünkü şeytan onların sütlerini emer.
٥٨٦٤ - لاَ تُرْسِلُوا مَوَاشِيَكُمْ وَصِبْيَانَكُمْ إِذَا غَابَتْ الشَّمْسُ حَتَّى تَذْهَبَ فَحْمَةُ الْعِشَاءِ فَإِنَّ الشَّيَاطِينَ تَنْبَعِثَ إِذَا غَابَتِ الشَّمْسُ حَتَّى تَذْهَبَ فَحْمَةٌ
الْعِشَاء (حم م د عن جابر)
5864- Güneş battıktan sonra ve iyice hava aydınlanmadıkça çocuklarınızı ve hay anlarınızı dışarıya salıvermeyin. Çünkü gece karanlığında şeytanlar sökün ederler.
٥٨٦٥ - لا تَرْفَعُونِي فَوْقَ حَتّى فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَدْ اتَّخَذَنِي عَبْدًا قَبْلَ أَنْ
يَتَّخِذَنِي رَسُولاً طب ك هناد عن على بن الحسين عن ابيه)
5865- Beni, hakkımdan fazla dereceye yükseltmeyin. Çünkü Allah beni elçi yapmadan kul yapmıştır.
٥٨٦٦ - لَا تَرْكَبُ الْبَحْرَ إِلا حَاجًا أَوْ مُعْتَمَرًا أَوْ غَازِيًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنَّ تَحْتَ الْبَحْرِ نَارًا وَتَحْتَ النَّارِ بَحْرًا وَلَا تَشْتَرِى مِنْ ذِي ضُعْطَةٍ مِنْ سُلْطَانٍ
شيْئًا (طب عن ابن عمر)
5866- Hac, umre ve Allah yolundaki gazve yolculuğu hariç katiyen denize açılmayın. Çünkü denizin altında ateş, onun altında da deniz vardır. Cimri sultandan bir şey satın alınmaz.
٥٨٦٧ - لَا تَزَالُ جَهَنَّمُ يُلْقَى فِيهَا وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ حَتَّى يَضَعَ فِيها رَبُّ الْعِزَّةِ قَدَمَهُ فَيَنْزَوِي بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ وَتَقُولُ قَطُّ قَطُّ وَعِزَّتِكَ وَكَرَمِينَ وَلَا يَزَالُ فِي الْجَنَّةِ فَضْلٌ حَتَّى يُنْشِيَ اللَّهُ بِهَا خَلْقًا آخَرُ فَيُسْكِنَهُمْ فِي قُصُولُ
YanıtlaSilالْجَنَّةِ (حم خ م ن حب عن انس)
5867- Cehennem devamlı olarak doldurulacak. Fakat bir türlü dolmak bilmeyecek. "Daha var mı?" diyecek. Bunun üzerine Rab, kudret ayağını üstüne koyacak. Cehennem: "İzzetin ve keremin hakkı için tamam tamam" diyecek. Cennette her zaman boş yer bulunacak. Hatta Allah yeni yeni varlıklar yaratıp o artan yerleri dolduracak.
٥٨٦٨ - لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ إِلَى يَوْمِ
الْقِيَمَةِ (كر عن جابر وابن قانع وكر ض عن انس وفيه شيئ)
5868- Ümmetimden bir taife devamlı olarak kıyamete kadar hakkı savunmak için çarpışacak ve galip gelecektir.
٥٨٦٩ - لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي قَائِمَةٌ بِأَمْرِ اللَّهِ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ وَلَا
مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ اَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ ظَاهِرُونَ عَلَى النَّاسِ (حم خ م عن معوية)
5869- Ümmetimden bir taife devamlı olarak Allah'ın emrini ifa edecekler. Onlara oyun oynayanların oyunları bir zarar veremeyecek, onlara karşı olanlar da bir şey yapamayacaklar. Allah'ın emri (hükmü) gelinceye kadar onlar insanlara galip olacaklar.
٥٨٧٠ - لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ عَلَى مَنْ
نَاوَاهُمْ حَتَّى يُقَاتِلُ آخِرَهُمْ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ (حم د ك طب عن عمران)
5870- Ümmetimden bir taife devamlı olarak hakkı savunmak İçin karşılarındaki düşmanla çarpışacak. Bu çarpışma en son düşmanları olan Deccal'ı öldürüp yok edinceye kadar devam edecek.
٥٨٧١ - لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي مَنْصُورِينَ لَا يَضُرُّهُمْ خِزْلَانُ مَنْ خَذَلَهُمْ
حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ (ه طب خط عن معوية ابن قرة عن ابيه)
5871. Ümmetimden bir taite devamlı olarak kıyamete kadar zaferden zafere koşacak. Kendilerine hile ve desise yapmak isteyenler bir zarar veremeyecekler.
YanıtlaSil٥٨٧٢ - لَا تَزَالُ أُمَّتِي فِي مُسْكَةٍ مِنْ دِينِهَا مَا لَمْ يَنْتَظِرُوا بِالْمَغْرِبِ اشْتِيَاكَ النُّجُومِ مَضَاهَاةُ الْيَهُودِ وَمَا لَمْ يُؤَخَرُوا الْفَجْرَ إِلَى امْحَاقِ النُّجُومِ مَضَاهَاةَ النَّصْرَانِيَّةِ وَمَا لَمْ يَكِلُوا الْجَنَائِرَ إِلَى أَهْلِهَا" (ص عن الحرث بن وهب عن ابي عبد
الرحمان حم طب ك عن الحرث بن وهب عن الصنابح ابن الأعسر)
5872- Ümmetim, kendilerini yahudilere benzeterek yıldızların akşam vakti birbirlerine girmelerini beklemedikçe nasranilere benzeterek sabah namazını yıldızlar birbirlerinden ayrılıncaya kadar bekletmedikçe, cenazeleri yalnız sahiplerine bırakmadıkları müddetçe dinine bağlı kalacaklardır. (Cenazeyi teşyi etmeyi bırakmadıkça.)
٥٨٧٣ - لَا تَزَالُ الْخِلافَةَ فِي بَيْنِي أُمَيَّةَ يَتَلَقَّفُونَهَا تَلَقَّفَ الْكَرَّةَ فَإِذَا نُزِعَتْ
مِنْهُمْ فَلا خَيْرَ فِي عَيْش (طس كر عن ثوبان)
5873- Hilafet, Ümeyyeoğullarında bütün gücü ile devam edecek. Bir de onların elinden çıktı mı, artık hayatta hayır kalmayacak.
٥٨٧٤ - لاَ تَزَالُ لاَ إِلَهَ إِلَّا اللهُ تَحْجُبُ غَضَبَ الرَّبِّ عَنِ النَّاسِ مَا لَمْ يُبَالُوا مَا ذَهَبَ مِنْ دِينِهِمْ إِذَا صَلُحَتْ لَهُمْ دُنْيَاهُمْ فَإِذَا قَالُوهَا قِيلَ كَذَبْتُمْ
لَسْتُمْ مِنْ أَهْلِهَا (ابن النجار عن زيد بن ارقم)
5874- Dinlerine sadık kaldıkları sürece, "Lâ ilâhe illellôh" kelimesi insanlardan Rabbin gazabını perdeleyecek. Fakat dünya hayatına dinden fazla önem verip de bu kelimeyi telaffuz ettiklelerinde kendilerine: "Yalan söylüyorsunuz. Siz buna ehil değilsiniz" denilecektir.
٥٨٧٥ - لاَ تَزَالُ الأُمَّةُ عَلَى شَرِيعَةٍ حَسَنَةٍ مَا لَمْ يَظْهَرْ فِيهِمْ ثَلَاثَ مَا لَمْ يُقْبَضَ مِنْهُمُ الْعِلْمُ وَيَكْثُرْ فِيهِمْ وَلَدُ الْخُبْتِ وَيَظْهَرْ فِيهِمُ السَّقَارُونَ قَالُوا وَمَا السَّقَارُونَ قَالَ نَشْرٌ يَكُونُونَ فِي آخِرِ الزَّمَانِ تَكُونُ تَحِيَّتُهُمْ بَيْنَهُمْ إِذَا إِذَا تَلاقَوْا
التَّلاعُنَ (حم طب ك عن معاذ بن انس)
YanıtlaSil5875. Ümmetim, aralarında şu üç şey baş göstermedikçe güzel yol üzerinde olacak: Illim kendilerinden alınmastermedikçe guahsulü çocuklar aralarında yaygın hale gelmedikçe. Aralarında
sekkörűn zuhur etmedikçe. "Sekkârûn nedir, ey Allah'ın Rasulü?"
"Ahir zamanda, karşılaştıklarında selam yerine birbirine sövecek olan nesildir bu" buyurdu.
٥٨٧٦ - لَا تَزُولُ قَدَمَا ابْنُ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ مِنْ عِنْدِ رَبِّهِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ
خَمْسٍ عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَا أَبْلَاهُ وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَةٌ وَفِيمَا الْفَقَهُ وَمَاذَا عَمِلَ فِيمَا عَلِمَ (ت) وضعفه ع طب عد هب كر وابن النجار عن
ابن مسعود
5876- Kıyamet günü ademoğlunun ayakları, Rabbin katında beş şeyden sorulmadıkça hiçbir yere kımıldayamaz: Nerede tükettiğine dair ömründen, nerede yıprattığı hakkında gençliğinden, nereden kazanıp nereye harcadığına dair malından, ne ile amel ettiğine dair ilminden.
٥٨٧٧ - لاَ تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ أَرْبَعِ عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ وَعَنْ عِلْمِهِ مَا فَعَلَ فِيهِ وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَا الْفَقَهُ وَعَنْ جِسْمِهِ فِيمَا
ابلاه (ت حسن صحيح ع طب حل عن برزة الاسلمي)
5877- Kul dört şeyden sorulmadıkça bir yere kıpırdayamaz: Ömründen, nerede tükettiğine dair. İlminden, nasıl amel ettiğine dair. Malından, nereden kazanıp nerelere harcadığına dair. Cisminden, nerede yıprattığı hakkında.
٥٨٧٨ - لا تسأل الرَّجُلَ فِيمَ ضَرَبَ امْرَأَتَهُ وَلَا تَسْأَلْهُ عَمَّنْ يَعْتَمِدُ مِنْ إِخْوَانِهِ وَلَا يَعْتَمِدُهُمْ وَلَا تَنَمْ إِلَّا عَلَى وِثر (ط حم ن ه ع ك ق ض عن عمر )
neden dövdüğü sorulmaz. 5878- Kişiye, hanımını Arkadaşlarından kimi sevip, güvendiği de sorulmaz. Vitir namazını kılmadan yatma.
1341
328- "Allah insanı yaratmak istediği zaman, kişi hanımı ⑤ ile cima eder ki, suyu (menisi) kadının her damarına gider. Ye- ◉ dinci gün olunca, Allah onu cem eder. Sonra da ademle kendi a- rasında olan o nutfeyi tasvir eder" dedi. Sonra: "Hangi şekilde di- liyorsa o şekilde (seni) terkib eder." ayetini okudu.
YanıtlaSil٣٢٩ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ تَعَالَى أَنْ يُوحِي بِأَمْرِهِ تَكَلَّمَ بِالْوَحْيِ فَإِذَا تَكَلَّمَ بِالْوَحْى وَأَخَذَتِ السَّمَوَاتُ رَجْفَةً شَدِيدَةً مِنْ خَوْفِ اللَّهِ تَعَالَى فَإِذَا سَمِعَ بِذَلِكَ أَهْلُ السَّمَوَاتِ صَعِقُوا وَخَرُّوا سُجَّدًا فَيَكُونُ أَوَّهُمْ يَرْفَعُ رَأْسَهُ جِبْرِيلَ فَيُكَلِّمُهُ اللَّهُ تَعَالَى مِنْ وَحْيِهِ بِمَا أَرَادَ فَيَنْتَهِي بِهِ جِبْرِيلُ عَلَى الْمَلَئِكَةِ كُلَّمَا أَمَرَ بِسَمَاءٍ سَأَلَهُ أَهْلُهَا مَاذَا قَالَ رَبُّنَا يَا جِبْرِيلُ فَيَقُولُ جِبْرِيلُ قَالَ الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ فَيَقُولُونَ كُلُّهُمْ مِثْلُ مَا قَالَ جِبْرِيلُ فَيَنْتَهِي بِهِ جِبْرِيلُ حَيْثُ أَمَرَ مِنَ السَّمَاءِ
وَالْأَرْضِ (ق) طب وابن جرير وابو الشيخ وابن ابي حاتم عن النواس)
329- Allah emrini vahyetmeği murad ettiği zaman, vahiy- le konuşur ki, vahiyle konuşunca gökler, Allah korkusundan şid- detle sallanmaya başlar. Semavat ehli bunu duyunca haykırırlar ve secdeye kapanıp kendilerinden geçerler. Başını kaldıranların ilki Cebrail olur. Allah vahyinden dilediğini ona söyler. Her se- maya uğradıkça Cebrail onu meleklere getirir. Sema ehli ona so- rar: "Rabbimiz ne dedi ey Cibril?" "Gerçeği buyurdu. Yüce ve büyük olan O'dur." Bunun üzerine hepsi Cibril'in söylediği gibi söylerler. Ve Cibril, o vahyi yerde ve gökte emredildiği yere ulaştı- ٢١٢.
۳۳۰ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِأَهْلِ بَيْتٍ خَيْرًا فَقَّهَهُمْ فِي الدِّينِ وَوَفَّرَ صَغِيرُهُمْ كَبِيرَهُمْ وَرَزَقَهُمُ الرِّفْقَ فِي مَعِيشَتِهِمْ وَالْقَصْدَ فِي نَفَقَاتِهِمْ وَبَصَّرَهُمْ عُيُوبَهُمْ فَيَتُوبُوا مِنْهَا وَإِذَا أَرَادَ بِهِمْ غَيْرَ ذَلِكَ تَرَكَهُمْ هَمَلاً قط كر عن انس)
330- Allah bir ev halkına hayrı murat etti mi, dinde onları bilgili kılar. Küçüklerini büyüklerine karşı saygılı yapar. Onlara hayat mutluluğunu bahseder. Marca karşı saygılı yaparat etmeyi
öğretir. Ayıplarını kendilerine gösterir ve onlar da hemen tevbe e- derler. Onlara bunun dışında bir şey (şer) murat ettiği zaman ise onları sapıklık içinde başı boş salıverir.
YanıtlaSil٣٣١ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِأَهْلِ الْأَرْضِ عَذَابًا فَنَظَرَ إِلَى مَا بِهِمْ مِنَ الْجُوعِ وَالْعَطَشِ
صَرَفَ عَنْهُمُ الْعَذَابَ الديلمي عن ابي هريرة)
331- Allah yer ehline bir azap murad etti mi, onların aç- lık ve susuzluklarına bakar (merhamet eder) ve hemen onlardan azabı bertaraf eder.
٣٣٢ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ أَمْرًا فِيهِ لَيْنْ أَوْحَى بِهِ إِلَى الْمَلَئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ بِالْفَارِسِيَّةِ الدُّرِّيَّةِ وَإِذَا أَرَادَ أَمْرًا فِيهِ شِدَّةٌ أَوْحَاهُ بِالْعَرَبِيَّةِ الْجَهِيرَةِ يَعْنِي الْمُبَيِّنَةُ الديلمي
عن ابى املته وفيه جعفر بن الزبير متروك
332- Allah yumuşaklık bulunan bir işi murat ettiği za- man, mukarreb meleklere onu güzel bir dil olan Farsça vahyeder. İçinde şiddet bulunan bir işi murat ettiği zaman, onu açıklama gücü fevkalade olan Arap dili ile vahyeder.
٣٣٣ - إِذَا أَرَادَ اللهُ تَعَالَى أَنْ يُخَوِّفَ خَلْقَهُ أَظْهَرَ لِلْأَرْضِ مِنْهُ شَيْئًا فَارْتَعَدَتْ
وَإِذَا أَرَادَ أَنْ يُهْلِكَ خَلْقَهُ تَبَدَّى لَهَا (طب والديلمي عن ابن عباس)
333- Allah mahlukatını korkutmayı murat ettiği zaman, Celâlinden yere bir şeyi izhar eder de sallanmaya başlar. Halkını helak etmek istediğinde ise onu alt üst eder.
٣٣٤ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِالْأَمِيرِ خَيْرًا جَعَلَ لَهُ وَزِيرَ صِدْقٍ إِنْ نَسِيَ ذَكَرَهُ وَإِنْ ذَكَرَ
أَعَانَهُ وَإِذَا أَرَادَ بِهِ غَيْرَ ذَلِكَ جَعَلَ لَهُ وَزِيرَ سُوءٍ إِنْ نَسِيَ لَمْ يُذَكِّرُهُ وَإِنْ ذَكَرَ لَمْ
يُعِنْهُ (د ق هب حب عن عائشة)
334- Allah bir emire hayrı murat etti mi, ona sadık bir vezir verir de emiri unuttuğu zaman bu vezir ona hatırlatır, hatır-
ladığında ise ona yardımcı olur. Allah emire bunun gayrini murat ettiğinde, ona kötü bir vezir nasip eder ve emir unuttuğunda ona hatırlatmaz, hatırladığında (yahut konuştuğunda) ona yardımcı olmaz.
YanıtlaSil٣٣٥ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ ثَمَاءً رَزَقَهُمُ السَّمَاحَةَ وَالْعَفَافَ وَإِذَا أَرَادَ بِقَوْمٍ
اقْتِطَاعًا فَتَحَ عَلَيْهِمْ بَابَ خِيَانَةٍ (طب كر والديلمي عن عبادة)
335- Allah bir kavmin rızkını arttırmak istediğinde hoşgö rü ve iffeti onlara ihsan eder. Bir kavme perişanlığı murat ettiğin. de ise üzerlerine hıyanet kapısını açar.
٣٣٦ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِقَوْمٍ خَيْرًا كَثَّرَ فُقَهَانَهُمْ وَأَقَلَّ جُهَالَهُمْ فَإِذَا تَكَلَّمَ الْفَقِيهُ وَجَدَ أَعْوَانًا وَإِذَا تَكَلَّمَ الْجَاهِلُ قُهِرَ وَإِذَا أَرَادَ بِقَوْمٍ شَرًّا كَفَرَ جُهَالَهُمْ وَأَقَلَّ فُقَهَانَهُمْ فَإِذَا تَكَلَّمَ الْجَاهِلُ وَجَدَ أَعْوَانًا وَإِذَا تَكَلَّمَ الْفَقِيهُ قُهِرَ (الديلمي عن
ابن عمر ابو نصر عن حيان
336- Allah bir millete iyilik murat etti mi, fakihlerini ço- ğaltır, cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yanında bir çok yardımcı bulur. Cahil konuştuğu zaman kimse yüzüne bakmaz. Bir kavme de şerri murat etti mi, cahillerini çoğaltır, fakihlerini a- zaltır. Cahil konuştuğunda yanında bir çok yardımcı bulur (herkes ona kulak kesilir). Fakih konuştuğu zaman kimse onu dinlemez. Üzüntüsünden kahrolur.
٣٣٧ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ خَيْرًا وَلَّى عَلَيْهِمْ حُلَمَانَهُمْ وَقَضَى بَيْنَهُمْ عُلَمَانَهُمْ وَجَعَلَ الْمَالَ فِي سُمَحَائِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ شَرًّا وَلَّى عَلَيْهِمْ سُفَهَانَهُمْ وَقَضَى
بَيْنَهُمْ جُهَالَهُمْ وَجَعَلَ الْمَالَ فِي بُخَلائِهِمْ (الديلمي عن مهران وله صحبة)
337- Allah bir millete hayrı murat ettiği zaman, başlarına halim-selim olan kimseleri geçirir. Aralarındaki hükmü âlimlerine verdirir, malı da iyi ve cömert olanlarındaki hukar. Allah bir millete şerri murat etti mi, beyinsizlerini başlarına geçirir, arala
ındaki hükmü cahillere verdirtir, malı (zengiliği) da bahillerine (cimrilerine) verir.
YanıtlaSil10
۳۳۸ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِقَوْمٍ خَيْرًا أَهْدَى إِلَيْهِمْ هَديَّةَ الْضَيْفَ يَنْزِلُ بِرِزْقِهِ وَيَرْتَحِلْ
وَقَدْ غَفَرَ الله لأهل المنزل (حل) ض وابو الشيخ عن أبي قرصافة)
338- Allah bir kavme hayrı murat ederse, onlara konuk hediyesini ihsan eder. Rızkı ile gelip gider. Allah (misafirperver) ev halkına şüphe yok ki mağfiret eder.
۳۳۹ - إِذَا أَرَادَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِقَوْمٍ فَحْطًا نَادَى مُنَادٍ مِنَ السَّمَاءِ يَا مِهَا
اتَّسِعِى وَيَا عَيْنٌ لا تَشْبَعِي وَيَا بَرَكَةُ ارْتَفِعِي (ابن النجار عن انس)
339- Allah bir kavme kıtlık murat etti mi, semadan biri şöyle seslenir: "Ey mideler, genişleyin! Ey göz, doymal Ey bereket, onların üzerinden kalkıp git.
٣٤٠ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِقَوْمٍ عَاهَةً نَظَرَ إِلَى أَهْلِ الْمَسَاجِدِ فَصَرَفَ عَنْهُمْ (عد
والديلمي عن انس)
340- Allah bir kavim için felaket murat ettiği zaman, mescitte bulunanlara bakar ve derhal o felaketi bertaraf eder.
٣٤١ - إِذَا أَرَادَ اللهُ بِقَرْيَةٍ هَلاكًا أَظْهَرَ فِيهَا الزِّنَا" (الدليمي عن أبي هريرة)
341- Allah bir ülkenin helakini istediği zaman, orada zi- nayı izhar eder.
٣٤٢ - إِذَا أَرَادَ اللهُ أَنْ يَخْلُقَ خَلَقًا لِلْخِلافَةِ مَسَحَ نَاصِيَتَهُ بِيَدِهِ (عد عن خط
والديلمي وابن النجار عن ابي هريرة
342- Allah bir insanı halife olarak yaratmak istediği za- man, alnını (başını) yed-i kudreti ile sıvazlar.
٣٤٣ - إِذَا أَرَادَ اللهُ أَنْ يَرْفَعَ عَبْدًا أَعْمَى عَلَيْهِ الْحَيَلَ (طس عن عثمان)
حرف الطاء
YanıtlaSil٣٨٦٣ - طَاعَةُ الإِمَامِ حَقٌّ عَلَى الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ مَا لَمْ يَأْمُرْ بِمَعْصِيَةٍ فَإِذَا أَمَرَ
بِمَعْصِيَةِ اللَّهِ فَلَا طَاعَةَ لَهُ (هب خط عن ابي هريرة)
3863- Allah'ın masiyetini emretmedikçe, bir müslümanın hükümdara itaat etmesi vazgeçmez bir görevdir. Allah'a masiyeti emrettiği zaman ona katiyyen itaat yoktur.
٣٨٦٤ - طَاعَةُ النِّسَاءِ نَدَامَةٌ عق والقضاعي وابو على الحداد في معجمه كر عن
عائشة) getirir. 3864- Mühim işlerde kadınlara boyun eğmek pişmanlık
٣٨٦٥ - طَاعَةُ اللهِ طَاعَةُ الْوَالِدِ وَمَعْصِيَةُ اللهِ مَعْصِيَةُ الْوَالِدِ (طس عن ابي
هريرة)
3865- Allah'a itaat etmek, anneye, babaya itaaat etmek- tedir. Anneye babaya isyan eden, Allah'a isyan etmiş olur.
٣٨٦٦ - طَالِبُ الْعِلْمِ بَيْنَ الْجُهَّالِ كَالْحَقِّ بَيْنَ الْأَمْوَاتِ العسكري وابو موسى
عن حسان مرسلا)
3866- Cahiller arasında ilim tahsil edicisi, ölüler arasın- daki diri gibidir.
٣٨٦٧ - طَالِبُ الْعِلْمِ طَالِبُ الرَّحْمَنِ طَالِبُ الْعِلْمِ رُكْنُ الإِسْلَامِ وَيُعْطَى أَجْرُهُ
مَعَ النَّبِيِّينَ (الديلمي عن انس)
3867- İlmin talibi Rahmân'ın talibi demektir. İlmin talibi İslam'ın rüknüdür. O peygamberlerle birlikte mükafatlandırıla- caktır.
Şam ehli helak olduğunda, ümmetimde hayır kalmaz. Bununla beraber Deccalla savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galib olması devam edecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaviye İbni Kurre (r.a.)
Sayfa: 65 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Hiç şüphe yok ki, iman küfür üzerine galip gelecek ve küfrü inine sokacaktır. İslam denizlerde çalkalanacak, insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda Kur'an öğrenecekler, öğretecekler ve okuyacaklar, sonra da şöyle diyecekler: "Biz muhakkak okuduk ve de bildik." Kim hayır sahibi ise o bizdendir. Bunlarda hayır var mıdır? Dediler ki: "Ya Resulallah bunlar kimlerdendir?" Buyurdu ki: "Bunlar sizdendir. Ve onlar Cehennem odunudur."
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 366 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Alim veya mütealimden başkası Benden değildir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 366 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Cennette gece yoktur. O, ışık ve nurdan ibarettir. Sabah, akşam vakitlerini belli edecek şeyde, Allah Teala tarafından, dünyada namaz kıldıkları namaz vakitlerinde, yeni hediyeler gelmesidir. Melekler de onlara selam verirler.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hasan (r.a.)
Sayfa: 366 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
ESMA-İ HÜSNA
YanıtlaSilAllah, Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hû:
الله هو اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ Allah ki ondan başka ilah yok.
الرحمن er-Rahman: Dünyada her kuluna karşı merhametli.
الرَّحِيمُ er-Rahim: Ahirette, sadece mü'min kullanına karşı merhametli.
الملك el-Melik: Her şeyin tek sahibi.
القدوس el-Kuddus: Bütün noksanlıklardan uzak, bütün kemal sıfatlarıyla muttasıf.
السلام es-Selam: Selamete ulaştıran.
المُؤْمِنُ el-Mü'min: İman eden kulunu koruyan, güven veren, iman veren.
المُهَيْمِنُ el-Müheymin: Gözetip, muhafaza eden.
العزيز el-Aziz Üstün, kuvvetli olan, daima gâlip olan.
الجَبَّارُ el-Cebbar: Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.
المتكبر el-Mütekebbir: Her hadisede büyüklüğünü gösteren.
الخالق el-Halık: Her şeyi yerli yerince yaratan.
البار el-Bari: Her şeyi modelsiz olarak değişik biçim ve sûrette yaralan.
المُصور el-Musavvir: Her şeye şekil veren.
الغفار el-Gaffar: Günahlan bağışlayan, mağfiret ve affı çok olan, tekrarlanan günahlan da bağışlayan.
القهار el-Kahhar: Kahredici bir güçle her şeye galip olan, yenilmeyen, varlıkları hakimiyeti altında tutan.
الوَهَّابُ el-Vehhab: Her çeşit nimeti karşılıksız, istemeden veren, bol bol hibe eden.
الرزاقer-Rezza: Bütün mahlūkatın rızkını veren.
الفتاح el-Fettah: Her kapıyı açan, iyilik ve rahmet kapılarını açan.
العَلِيمُ el-Alim: Her şeyi hakkıyla bilen.
القابض el-Kabız: Darlık veren, belli seviyede tutup veren, ölüm anında ruhları alan.
البسيط el-Bast: Genişlik veren, ruhları bedenlere yerleştirip yayan, bağış ve ihsanı bol olan.
الحافظ el-Hafid: En yüce mertebeden en aşağı indiren.
الرافع ar-Rafi : Dereceleri yükselten, izzet ve şeref bahşeden.
المُعِرْ el-Muzz: İstediğini aziz eden.
المذل el-Müzill: Dilediğini zelil eden.
السميع es-Semt: Yer ve göklerdeki her şeyi işiten.
el-Basir: Her şeyi hakkıyla gören.
الحكم el-Hakem: Hüküm sahibi.
العدل el-A: Mutlak adalet sahibi.
الخبير el-Habir: Her şeyin gizlisinden haberdar olan.
اللطيف el-Latif: Lütuf sahibi, yaratılmışların ihtiyaçlarını en ince noktaya kadar bilip karşılayan.
el-Halim Mühlet tanıyan, ceza vermede acele etmeyen, kullarına yumuşak davranan.
- Asamiti periukan versatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar büyük dan
YanıtlaSilالغفور el-Gafür. Bağışlayan, kullarının günahlarını affederek örten.
الشكور eş-Şekûr: Yapılan şükrün karşılığın bolca veren, ızası için yapılan amelleri ziyadesiyle karşılayan
العلى el-Aliygy: Çok yüce olan, beşer tasavurunun tahayül edeceği her şeyin ötesinde ve üstünde olan.
الكبير el-Kebir En Büyük
el-Hafiz Koruyan, muhafaza eden.
المقيت el-Mukit: Yaşamak için gıdaları yaratan.
الحب el-Hasib Hesaba çeken.
الجليل el-Celil : Zatina, sifatında hiç bir şeyin denk olmadığı, celâlet ve azâmet sahibi.
el-Kerim Comert kerem sahibi.
الرقيب e-Rakibelen, kontrol eden.
المجيب el-Mucib: Dualara icabet eden.
الواسع el-vasi : ihsan ilmi, kudreti ve rahmeti ile kuşatan.
الحكيم el-Hakim Herşeyin hakikatini bilen.
الودود el-vedud: Askı ile yanan kullarım seven.
المجيد el-Mecid: Sam büyük ve yüksek olan.
الباعث el-Bais: Gönderen, uyandıran ve dirilten.
الشهيد eş-Şehid: Her şeye şahit olan.
el-Hakkunde sadık olan.
الوكيل el-Vekil : İşlerini kendisine bırakanın işini en iyi şekilde yapan, hakkı yerine getiren.
القوى el-Kaviyy: Yegane güç ve kuvvet sahibi.
المتين el-Metin: Son derece güçlü.
الولى el-Veliyy: Dostlarına yardım eden.
الحميد el-Hamid : Hamde tek layık olan..
المخصى el-Muhsi: Her yapılanı hesap eden.
المبدئ el-Mübdi : Kainatı yoktan var eden.
المعيد el-Muid: Öldükten sonra dirilten.
المحيى el-Muhyi: Hayat veren, ölüleri dirilten.
المميت el-Mumit: Eceli geleni öldüren.
الحى el-Hayy: Ölmeyen, diri olan.
القيوم el-Kayyum: Bütün eşya, ancak O'nun varlığı ile käim olan.
الواحد el-Vacid: En zengin olan.
الماجد el-Macid: inam ve ihsam sonsuz olan.
Esmâ-i Hüsnâ
YanıtlaSilHakikatin Sonsuzluğunda Vedûd'a Yolculuk
١٤٢٢
Vuslat Turâbî
Tasavvuf Klasikleri
YanıtlaSilibn Hacer El-Askalanî
MÜNEBBİHAT
UYARILAR
3368- Cebrail bana, içinde siyah bir nokta bulunan beyaz bir ayna ile geldi: "Bu nedir?" diye sordum. "Bu cumadır, kıyamet o günün içinde kopacaktır" dedi.
YanıtlaSil٣٣٦٩ - جَاءَ الْفَتْحُ وَنَصْرُ اللهِ وَجَاءَ أَهْلُ الْيَمَنِ قَوْمٌ قُلُوبُهُمْ رَقِيقَةُ الإِيمَانُ
وَالْفِقْهُ يَمَانٌ وَالْحِكْمَةُ يَمَانِيَةٌ (طب عن ابن عباس)
3369- Fetih ve Allah'ın yardımı geldi. Yemen ehli geldi. Onlar kalpleri yumuşak bir millettir. İman ile fıkıh yemânîdir (Yemenlidir). Hikmet de yemânîdir (Yemenlidir).
٣٣٧٠- جَاءَ الشَّيْطَانُ فَانْتَهَرْتُهُ وَلَوْ أَخَذْتُهُ لَرَبَطْتُهُ إِلَى سَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي الْمَسْجِدِ حَتَّى يَطُوفَ بِهِ وِلْدَانُ أَهْلِ الْمَدِينَةِ (ك عن عتبة)
3370- Şeytan geldi, def ettim, eğer yakalasaydım mescidin duvarlarından birine bağlayacaktım. Medine çocuklarına seyrettirecektim onu.
۳۳۷۱ - جَانَّنِي جِبْرِيلُ وَهُوَ يَبْكِي فَقُلْتُ مَا يُبْكِيكَ قَالَ مَا جُفَّتْ لِي عَيْنٌ
مُنْذُ خَلْقِ اللهِ جَهَنَّمَ مُخَافَةً أَنْ أَعْصِيَهُ فَيُلْقِينى فيها (هب عن ابي عمران الجونى
مرسلا)
3371- Cebrail ağlayarak bana geldi. Kendisine neden ağladığını sorunca şu cevabı verdi: Allah cehennemi yarattığı günden beri belki ben ona asi olurum da beni oraya atar diye korkumdan ağlıyorum.
۳۳۷۲ - جَاءَكُمْ شَهْرُ رَمَضَانَ الْمُبَارَكِ فَقَدِمُوا فِيهِ النَّيَّةَ وَوَسَعُوا فِيهِ
٤٥٦٣ - مَا أَحْسَنَ مُحْسِنٌ مِنْ مُسْلِمٍ وَلا كَافِرِ الا اثابه الله تعالى قبل ما اثَابَةُ الْكَافِرِ قَالَ إِنْ كَانَ قَدْ وَصَلَ رَحِمًا أَوْ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ أَوْ عَمل حسن أَثَابَهُ اللهُ الْمَالَ وَالْوَلَدَ وَالصَّحْةَ وَاشْبَاهُ ذَلِكَ قِيلَ وَمَا اثابَهُ فِي الآخرة قال عَذَابًا دُونَ الْعَذَابِ وَقَرَأَ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ (ك يرهب عن ابن
YanıtlaSilمسعود)
4563- Müslüman olsun, kafir olsun, iyilikte bulunanlara Allah
mutlaka karşılığını verir. "Kafire karşılık nasıl verilir?" diye soruldu. "Eğer akrabayı ziyaret ederse, sadaka verirse, yahut hayırlı bir işte bulunursa Allah ona, mal, evlat, sıhhat ve buna benzer şeyleri vererek karşılık vermiş olur." buyurdu. "Peki ahirette ona ne verir?"
"Ahirette ona azaptan sonra yine azap verir" buyurdu ve "Al-i Firavunu azabın en şiddetlisine sokun" ayetini okudu.
٤٥٦٤ - مَا أَحْسَنَ عَبْدٌ الصَّدَقَةَ إِلا أَحْسَنَ اللَّهُ الْخِلَافَةَ عَلَى تَرَكَتِهِ" (اين المبارك عن ابن شهاب مرسلا والديلمي عن انس
4564- Kul güzel bir vakıfta bulunursa, Allah onun soyundan o vakfettiği şeyin daha hayırlısını verecek birisini ihsan eder.
٤٥٦٥ - مَا اخْتَلَطَ حُبِّي بِقَلْبِ عَبْدِ إِلا حَرَّمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ جَسَدَهُ عَلَى
النار (ابو نعيم عن ابن عمر)
4565- Benim sevgim bir kulun kalbine girerse, Allah onun cesedini mutlaka ateşe yasak eder.
٤٥٦٦ - مَا أَخْشَى عَلَيْكُمُ الْفَقْرَ وَلَكِنّي أَخْشَى عَلَيْكُمُ التَّكَاثُرَ وَمَا
اخْشَى عَلَيْكُمُ الْخَطَاءَ وَلَكِنِّى أَخْشَى عَلَيْكُمُ التَّعَمُّدَ (ك هب عن أبي هريرة)
4566- Hakkınızda fakirlikten korkmam, (mal ve evlat) çokluğu ile övünmenizden korkarım. Hakkınızda hatadan korkmam, teammüden (kasden yaptığınız şeylerden) korkarım.
الا غَفَرَ لَهُ مَعَهُمْ (ابو الشيخ في الثواب عن ابي سعيد)
YanıtlaSil1288- Allah, mağfiret buyurduğu bir cemaatın içinde bulunan ve dini yönden onlar kadar kâfi olmayan bir kimseyi de onlarla birlikte bağışlamamaktan haya eder.
۱۲۸۹ - إِنَّ اللَّهَ يَطَّلِعُ عَلَى عِبَادِهِ لَيْلَةَ النَّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَيَغْفِرُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَيُمْلِي لِلْكَافِرِينَ وَيَدَعُ أَهْلَ الْحَقْدِ بِحِقْدِهِمْ حَتَّى يَدْعُوهُ (طب
عن ابي ثعلبة
1289- Şabanın yarısında (Berat gecesinde) Allah kullarına muttali olur. Mü'minleri bağışlar, kafirlere mühlet verir, kin ehlini ise kinlerini bırakıncaya kadar (affetmeden) kendi hallerinde terk eder.
۱۲۹۰ - انَّ اللهَ يُعَذِّبُ الْمُوَحَدِينَ فِى جَهَنَّمَ بِقَدَرٍ نُقْصَانِ إِيمَانِهِمْ ثُمَّ
يَرُدُّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ خُلُودًا دَائِمًا بِإِيمَانِهِم (حل وابن عساكر عن انس وضعف)
1290- Allah, muvahhitleri (asi mü'minleri) cehennemde imanlarındaki (amellerindeki) noksanlık oranında azab eder. Sonra imanlarından dolayı onları ebedî kalmak üzere cennete gönderir.
۱۲۹۱ - انَّ اللهَ يُعَذِّبُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ الَّذِينَ يُعَذِّبُونَ النَّاسَ فِي الدُّنْيَا (حم
طب م د عن هشام بن حكيم حم هب وابن عساكر عن عياض بن غنم)
1291- Allah, dünyada insanlara işkence yapanları, kıyamette muhakkak azaba düçar edecektir.
۱۲۹۲ - إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يُعْطِي الدُّنْيَا عَلَى نِيَّةِ الْآخِرَةِ وَأَبَى أَنْ يُعْطِيَ الْآخِرَةَ
عَلَى نِيَّةِ الدُّنْيَا (ابن مبارك والديلمي وابن النجار عن انس)
1292- Allah insana dünyalığı ahiret maksadıyla elde etmek isteyene verir, fakat ahireti dünyalık elde etmek için vasıta yapmak isteyene vermez.
۱۲۹۳ - إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَغْضَبُ إِلَى مَدْحِ الْفَاسِقِ فِي الْأَرْضِ (هب عن انس) 1293- Allah fasıkın yeryüzünde övülmesine ve methedilmesine gazab eder.
١٢٩٤ - ان الله تَعَالَى يَغْضَبُ عَلى مَنْ لا يَسْئِلَهُ ولا يفعل ذلك احد
YanıtlaSilغَيْرُهُ (ك والديملي عن ابي هريرة) 1294- Allah kendinden istemeyene gazab eder. Oysa bunu O'ndan başka hiç kimse yapmaz.
١٢٩٥ - إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَغْفِرُ لِعَبْدِهِ مَا لَمْ يَقَعِ الْحِجَابَ قِيلَ وَمَا وُقُوع الْحِجَابِ قَالَ تَخْرُجُ النَّفْسُ وَهِيَ مُشْرِكَةٌ (حم خ في التاريخ ع حب والبغوي في
الجعديات ك ض عن ابي ذر)
1295- "Allah kulunu hicab vaki olmadıkça bağışlar" buyurdu. Oradakilerden biri tarafından denildi ki:
"Hicabın vukuu ne demektir?" Rasulü Ekrem de şöyle cevap verdi: "Ruhun müşrik olarak bedenden çıkmasıdır."
١٢٩٦ - إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلٌ يَقْبَلُ الصَّدَقَةَ وَيَأْخُذُهَا بِيَمِينِهِ فَيُرَبِّيهَا لِأَحَدِكُمْ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ مُهْرَهُ حَتَّى اَنَّ اللُّقْمَةَ لِتَصِيرَ مِثْلَ أُحُدٍ (ت) صحيح قط في
الصفات عن ابي هريرة
1296- Allah Teala sadakayı kabul eder. Ve onu sağ eli ile alır. Sizden birinizin bir tayı büyüttüğü gibi büyütür. Öyle ki bir lokma Uhud dağı kadar olur.
۱۲۹۷ - إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ إِنِّي لاهِمُ بِأَهْلِ الْأَرْضَ عَذَابًا فَإِذَا نَظَرْتُ إِلَى عِمَارِ بُيُوتِي وَالْمُتَحَاتِينَ فِيَّ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ صَرَفْتُ عَذَابِي
عنهم (ابو الشيح هب وابن النجار عن انس)
1297- Allah buyuruyor: "Ben, yeryüzünde yaşayanlara azab etmek isterim, fakat evlerimi (mescidlerimi) imar edenleri, benim için sevişenleri, bir de seher vakitlerinde istiğfar edenleri görünce onlara azab etmekten hemen vazgeçerim.
۱۲۹۸ - إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلٌ يَقُولُ أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي إِنْ خَيْرًا فَخَيْرٌ وَإِنْ
Hüzne mülazemet edin. Zira bu, kalbin anahtarıdır. Soruldu: "Hüzün nasıl elde edilir?" Buyurdu ki: "Nefislerinizi açıktırın ve susatın.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 318 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
"... o günde mal ve evlâd menfaat vermez; ancak Cenâb-ı Allah'a selâmet-i kalb ile gelen kimse menfaat görür." (eş-Şuarâ, 88-89)
YanıtlaSil-Allah'tan kork, insanların en âlimi olursun.
YanıtlaSilİnsanların en zengini olmak istiyorum.
Kanâat et, insanların en zengini olursun.
İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.
İnsanlara faydalı olan kimse onların en hayırlısıdır.
İnsanların en âdili olmak istiyorum.
Şu hâlde kendin için arzuladığını insanlar için de arzula.
İnsanların en hâssı olmak istiyorum.
-Allah'ı çok zikret, onların hâssı olursun.
Muhsinlerden olmak istiyorum.
- Şu hâlde ahlâkını güzelleştir, îmânın kemâle ersin.
- İtaatkârlardan olmak istiyorum.
- Allah'ın farz kıldığı şeyleri yerine getir, mûtî olur- sun buyurmuşlardır.
Mahmud Sâmî Ramazanoğlu, Musâhabe-6, s. 28
KALKİLYA BÖLGESİNDEN BAŞLAYIP WADİ QANA VE SALFİT ÜZERİNDEN RANTİS BÖLGESİNE KADAR UZANAN BÖLGEDE BULUNAN KESİNLEŞMİŞ HAM PETROL REZERVİNİN İSE 1.7 MİLYAR VARİL OLDUĞU VE BAŞLANGIÇ DEĞERİNİN 142
YanıtlaSilMİLYAR DOLAR OLDUĞUNUN ALTI ÇİZİLİYOR. ANALİZDE İŞGAL DEVLETİNİN HAKKI OLMADIĞI HALDE BU ZENGİNLİĞE TABİR CAİZSE ÇÖKTÜĞÜ VURGULANIYOR.
ABD'NİN LİMAN PROJESİNİN ARDINDAKİ NİYET
YanıtlaSilABD'nin açlıkla mücadele eden Filistinli sivillerin gıdaya erişi. mini kolaylaştırmak için Gazze'de inşa edeceği limanı insani amaç Jarla gerçekleştireceğine inanmak oldukça güç. Zira İsrail gazetesi Jerusalem Post'a göre liman inşası projesi aylar öncesinde bizzat Netanyahu tarafından Biden'a önerilmiş.
- Arap medyasına yansıyan değerlendirmelerde limanın, işgal dev- letinin Gazze'nin bir sonraki statüsüne ilişkin şimdiye kadar açık- lanmayan planın bir parçası olabileceği belirtiliyor.
-Netanyahu'nun, Biden'a sunduğu seyyar limanın seyyar olarak kalmayacağı kimi Arap ülkelerinin yapacağı finansal destek ile li- manın sadece insani yardımlar için değil aynı zamanda ticari mak- satla kullanılacağı belirtiliyor. Limanın, Gazze açıklarından çıkar- tılacak doğalgazın dünya pazarlarına ulaştırılmasının yanı sıra kü- resel ticarette önemli bir rol oynayabileceği vurgulanıyor.
- Liman inşasında görevli ilk etapta 1000 dolayında ABD'li as- keri unsurun Gazze halkının içine nüfuz ederek işgal devletinin bir türlü beceremediği "Hamas'ı ortadan kaldırma operasyonuna" des- tek sağlayacağı belirtiliyor. Aynı zamanda Filistin halkının iradesi- ni kırarak gönüllü olarak göç etmelerine zemin ha zırlanacağı vurgulanıyor. Bu noktada Mısır üzerin deki baskının artırılarak yerlerinden edilen Gazze halkının BM gözetiminde Mısır topraklarına yerleş tirilmesinin önünün açıla bileceği vurgulanıyor.
Her medeniyet kendi insan tipi kadar kendine has müesseseleri ile bilinir. Cemiyet, rengini verdiği mü- esseseler üzerinde yükselirken müessese de içinden çıktığı sosyal dokunun izlerini taşır. Sosyal doku ne ka- dar ahenkli ve sıhhatli ise oradan yetişenlerin kurduğu müesseseler de o kadar ahenkli ve sıhhatlidir. Ahenk ve sıhhati belirleyen ise müesseselerin üzerinde yük- seldiği temellerin aşkınlığı ve yüceliğidir. Himmeti ulvi olan kurduğu müessese ten ve zihin kadar ruhun ve kalbin ihtiyacını da gözeten bir ufka sahiptir.
YanıtlaSilDergâh, şimdilerde mumla aradığımız bizim mede- niyetimizin temel müesseselerinden birisiydi. Allah'a yardım etmek için kurulmuş bu müessesenin temel işlevi gönül alıp gönül vermek, böylece güzel insanlar yetiştirmekti. Bugün mevcut değilse bu sadece kapısı- na kilit vurulduğu için değil, bir zaman kendisini doğu- ran ve yaşatan cemiyetin aynı cemiyet olmamasından mütevellittir. Her cemiyet başkasını değil ancak him- meti ve ufkuna lâyık müesseseleri kurup, yaşatabilir.
Dünün dergâhı bir müesseseydi ama merkezin- de bir kalp vardı. Esasında dergâh oraya hayat veren merkez insanın kalbiydi. Gelen o kalbe gelir, muhtacı o kalp sarıp sarmalardı. Dergâh, o merkez kalbin mü- esseseleşmiş formuydu. Ne dört duvar, ne post, ne isimler, ne merasimler ne de libaslar dergâh değildi; esas dergâh, selim ve münib bir kalpti ki gelen orada huzur ve maneviyat bulurdu. Bugün dergâh zahiren yok gözükse de kalbi dergâh olanlarla yaşamaya devam ediyor.
Cemiyet dergâhları ve onların kar- şılık geldiği derya gönüllü insanları yok sayıyor diye iyiler gayretlerinden vaz- geçmezler, çünkü herkes şâkilesine gö-
re iş yapar. İyilerin vazifesi her hal ve kårda mayala- rındaki merhameti harekete geçirmektir. Dergah za- hiren kapansa da işlevini hep devam ettirmiştir, bu- gün de öyledir. Allah Rasûlü Efendimizin ilk kurdu- ğu mescidin bir şubesi olarak dergah bugün kalpler- de yaşamaya ve müstait gönülleri irşad etmeye de- vam etmektedir.
YanıtlaSilBu sayımızda kalbi dergâh olanlara bakarak "Kalp Nasıl Dergâh Olur?" sorusunu soruyoruz. Dergâh ara- yana işaret edilecek adres, kalpleri dergâh olanlardır. Onlar klasik dergâh formunun vaat ettiklerini, şahıs- larında veya kurup temsil ettikleri müesseselerinde yaşatan Hak erleridir. Modernlerin haddini aştığı, her şeye muktedir olduğunu sandığı ve bu yüzden ilahlı- ğa soyunduğu şu zamanda bu erlerin kalplerinin dü- nün dergâhından çok daha büyük bir ihtiyaca teka- bül ettiğine inanıyoruz.
Gönlümüz Ramazan bereketi ile ihya olurken Gazze ve Doğu Türkistan gibi mazlum beldelerden gelen ha- berlerle de sarsılıyor. Acı ile sekineti bir arada yaşıyo- ruz. Bize çaresizlik ve acziyet düşerken Gazze'deki iz- zetli kardeşlerimiz direniş, tevekkül ve teslimiyetin destanını yazıyorlar. Dua ediyoruz, Allah yar ve yar- dımcıları olsun. Zalimlere elimiz, dilimiz ve kalbimizle engel olma çabamıza devam edelim. Onların ürettik- leri ve pazarladıklarına itibar etmeyelim, mazlum kar- deşlerimize yardımlarımızla destek olalım. Bu duygu ve düşüncelerle bayramınızı tebrik edi- yor, bu mağfiret ikliminin başta maz- lum kardeşlerimiz olmak üzere hepimi- ze hayırlar getirmesini niyaz ediyoruz. Bir sonraki sayımızda buluşmak ümi- diyle Allah'a emanet olunuz.
“Gerçek, yalanın ölümcül düşmanıdır.”
YanıtlaSilSözümüzün muhatabı, akl-ı selim sahibi mantıklı insanlardır. Batılı/Doğulu emperyalist güçlerin ajandaları için canını verecek olanlara ise Cehennemin kapıları her zaman açık olacaktır…
474/Delilleriyle İslâm Akäidi
YanıtlaSil"Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret alma ları neye yarar?" (Muhammed, 47/18)
İslâm âlimlerinden pek çoğu bu ayette işaret edilen hususun, kıyamet ve alametleri olduğunu belirtmişlerdir.
a) KÜÇÜK ALÂMETLER:
Hz. Peygamber (s.a.v.) çeşitli münasebetlerle kıyamet alåmetlerinden bazılarını bildirmiştir.
1) Hz. Muhammed'in Peygamberliği:
Hz. Peygamber (s.a.v.), son Peygamberdir, ondan sonra bir daha Pey gamber gelmeyecektir. Onun son Peygamber olarak gönderilmesi, kıyamet alåmetlerinden biridir. Hz. Peygamber:
Şehadet parmağıyla orta parmağını yanyana göstermiş) Ben, kıyamen şöyle yakın olduğu halde gönderildim" buyurmuştur. Böylece kıyametin kop- masının yakın olduğuna işaret etmiştir.
2) Dini İlimlerde Bilgisizliğin Artması:
Kıyamet yaklaştığı zaman dînî ilimlere ilgi azalacak, insanlar dünya hayat na daha fazla önem verecekler, dini öğrenmeye ve dini yaşamaya önem verme yeceklerdir. Dini konularda ya bilgisizler konuşacak veya bilenler, dini konuları içinde bulundukları sosyal ortamın gereklerine göre değerlendireceklerdir. Daha doğrusu âyet ve hadisleri keyiflerine, arzularına göre değerlendireceklerdir. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:
"İlmin kaldırılması, cahillığın meydana çıkması, zinanın yayılması, şarap
içmenin artması, elli kadının bir kayyimi olacak derecede kadınların çoğal
erkeklerin azalması, kıyamet alametlerindendir.
3) Fitnelerin Çoğalması:
Kıyamet yaklaşınca fitneler çoğalacak, insanlar dini yaşamada galle
düşecek, küfre düşmeleri kolaylaşacaktır. Bu konuda Hz. Peygamber (sav
şöyle buyurmuştur.
Bun, 132
Bu Had 20. Timial, Fiten, 34
476/Delilleriyle İslâm Akaidi
YanıtlaSilHz. Peygamber (s.a.v.), yine şöyle buyurur:
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zât-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmaminizi dürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz vara olmadıkça kıyamet kopmaz, 530 Kıyamet alâmetleri olarak bildirilen hususlar olmadıkça kiva kendi liderlerini öldürmeleri, birbirlerin unimede skincar memeleri ve kötü kişilerin dünyaya hakim olmalarıdır. Bunların estireceği terör ve tahaküm pek çok insanın zarar görmesine ve toplumda huzursuzluğa sebe olacaktır.
6) Yahūdīlerin Öldürülmesi:
Kıyamet yaklaştığında yahûdîlerle müslümanlar savaşacaklar ve müskü manlar yahüdileri mağlup edeceklerdir. Bu hususta Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur:
"Yahūdīlerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: "Ey Müs lüman! İşte Yahûdî, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!" diyecek. Bu, sahih bir rivâyet olmakla beraber, taşların, saklanan yahūdīleri nasıl haber vereceklen hususu tam olarak bilinebilecek bir şey değildir.
7) İnsan Öldürmenin Artması:
Kıyametin küçük alāmetlerinden birisi, insan öldürme olaylarının artması dır. Bu husustaki bir rivâyet şöyledir:
Hz. Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor:
"Rasûlullah (s.a.v.): "Herc artmadıkça kıyamet kopmaz!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler):
"Herc nedir ey Allah'ın Rasûlü?" diye sordular.
"Öldürmek! Öldürmek!" buyurdular. "632
İnsanlar çok basit sebeplerle birbirlerini öldüreceklerdir. Hatta öldüren niçin öldürdüğünü, öldürülen niçin öldürüldüğünü bilemeyecek derecede bast Buyeplerle öldürme olayları artacaktır. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a. v.) obje buyurur:
nanefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, insanlara öyle b Zaman gelecek, öldüren niçin öldürdüğünü, öldürülen de niçin öldürüldügoni bilmeyecektir. 33
630. Tirmizi, Fiten, 9.
632. Müslim, Fiten, 18. 633. Bk. Müslim Fiten. 55-56
631. Buhâr, Cihâd, 94, Menákib 25, Müslim, Fiten, 79, Tirmizl, Fiten, D6
478/Delilleriyle İslâm Akäidi
YanıtlaSilBazı İslâm âlimleri, fakir köylülerin zenginleşip, zorla idareyi ele geçirece ğini anlamışlardır. Bilhassa bådiyede yaşayanların (köylülerin, göçebelerin) devlet işlerini istila edip, zorla memlekete hâkim olacaklarını söylemişlerdir. Bunlar, kurdukları hakimiyet sonucu zenginleşirler ve bütün himmetlerini binalar dikmeye ve bununla övünmeye sarfederler. Bu duruma içinde bulunduğumuz şu zamanda şahid olmaktayız. 637
10) Kadın Nüfüsun Artması:
Kıyamet alåmetlerinden birisi de kadın nüfüsun erkeklerden çok fazla ol. masıdır. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:
"İlmin kaldırılması, cahilliğin meydana çıkması, zinānın yayılması, şarap içmenin artması, elli kadının bir kayyimi olacak derecede kadınların çoğalıp erkeklerin azalması, kıyamet alåmetlerindendir. Zamanımızda kadın nüfusuna erkek nüfustan fazla olduğu söylenebilir.
11) Dünya Malının Bollaşması:
Kıyamet alåmetlerinden birisi de malın çoğalması, insanların zenginleşme si, hatta zekât verecek insanları bulmakta güçlük çekilmesidir. Bu hususta Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Sizin aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Mal o kada çoğalacak ki kapıdan taşacak, mal sahibi; "Acaba bunu benden sadaka olara kim kabul edecek?" diye endişeye düşecektir. Birisini sadaka (zekät) verme için çağıracaklar, ancak o kişi; "Benim sadakaya/zekâta ihtiyacım yok" diyere onları reddedecektir. 639
12) İçki Tüketiminin Artması:
Kıyamet yaklaştığı zaman, haramların her türlüsü açıkça işlenecek, insar lar bunları işlemekten bir utanç duymayacaklardır. Bu cümleden olarak şara ve diğer içki çeşitleri bolca tüketilecektir. Bu hususta Hz. Peygamber (sav şöyle buyurur.
"İlmin kaldırılması, cahilliğin meydana çıkması, zinánın yayılması, şara içmenin artması, elli kadının bir kayyimi olacak derecede kadınların çoğala erkeklerin azalması, kıyamet alâmetlerindendir.
637 Bk. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasan Tercome ve Şers. 1.221-222 638 Bk. Buhari, Hudüd, 20: Tirmizi, Fiten, 34,
638 Bx, Buhâri, Fiten 25. Muslim Zekat, 61
640 Buni Hudüd, 20. Tional, Fitem 34
Kıyamet Alâmetleri / 479
YanıtlaSilKıyametin alametleriyle ilgili rivayetler, bunlardan ibaret değildir. Sahih ha- dis kitaplarında daha pek çok madde zikredilmektedir . Mesela birisi su rivayettir:
"Firat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun azerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her by Herhalde savaşı ben kazanacağım" der 41 Bu ve benzeri rivayetlerdeki Mädeler, herkesin anlayacağı şekilde açık değildir. Hz. Peygamberin bunlardan ne kasdettiğini anlamak için âlimler epeyce kafa yormuşlar ve çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır.
Hadis kitaplarının hemen hemen pek çoğunda yer alan "Fiten" ve "Melähim" bölümlerinde kıyamet alametleriyle ilgili hadislere topluca yer verilmiştir. Hadis Şerhlerinde bunların anlamlarıyla ilgili yorumlar yapılmıştır.
Kıyamet alåmetleriyle ilgili hadisler, kıyametin ne zaman kopacağını anlat- maz. Fakat fert, âile ve toplumlarda meydana gelen bozulmalara işaret eder. Al- lah Teälä'nın koyduğu kurallara uyulması, fert ve toplum huzurunun ve refahının korunması içindir. Ana-babaya itaatin olmadığı, para pul görmemiş insanların birden zengin olarak ekonomiye hükmetmeleri, hırsları sebebiyle toplumun ah- lákını ve ekonomiyi bozmalarına işaret edilir. Zinâ, içki, güvenin yitirilmesi gibi toplum düzenini çökerten ahlâksızlığın yaygınlaşmasına dikkat çekilmektedir.
Bir bakıma kıyamet alâmetlerini topluca bildirdiğini söyleyebileceğimiz bir hadisle bu konumuzu tamamlayalım. Rasûlullah (s.a.v.) (bir gün):
"Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vacib olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler):
"Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalatu ves- selåm saydı:
Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) dönüp dolaşan bir meta/mal haline gelirse.
Emânet (edilen şeyleri emänet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memur-
lar) ganimet (malı tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıklan zaman Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki emkien za man.
Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına iltaat engli Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
Bar Fiten, 24 Müslim, Fiten, 29: Ebo Dávod Mini 13: Tamil Cannes 26 280
Nyas Celebi, Jalan da Inang Esaslar
(DELİLLERİYLE AKAİDİ
YanıtlaSilİslâm İnanç Esasları
Prof. Dr. Mehmet Bulut
ERKAM YAYINLARI
( DELİLLERİYLE
YanıtlaSilİSLAM AKÂİDİ
İslam da Siyaset vardır.
YanıtlaSilProf Dr. Mahmud Esad Coşan
HADİSLER DERYASI
Akra Fm
Sorumlu araştırmacıları bile şaşırtan keşifte kalp hakkında yeni bir bilgiye ulaşıldı. Kalpte, genellikle sadece beyin ve omurilikte bulunan glial hücreye (merkezi sinir sistemi ve çevresel sinir sisteminde bulunan nöron olmayan hücreler) benzeyen yeni bir hücre türü bulundu.
YanıtlaSilKalbin etrafındaki ağ benzeri görünümleri nedeniyle "nexus glia" olarak adlandırılan keşfin arkasındaki ekip, bu yeni hücrelerin gelecekte kalp hastalıklarını ve kusurlarını nasıl anladığımızın anahtarı olabileceğine inanıyor. Bulgular yakın zamanda ‘Plos Biology’ dergisinde yayınlandı. Çalışmanın ortak yazarı Cody Smith, “Benim için harika bilimin tanımı, daha fazla soru açan keşfettiğiniz bir şeydir. Bence, bunun tanımı bu.” dedi.
Yeni keşfedilen hücreler, beynimizin tıka basa dolu olduğu yıldız şeklindeki çok görevli hücreler olan astrositlere benziyor. Bu hücreler beyinde ve omurgada sinir ağlarının oluşturulmasında ve sürdürülmesinde çok önemli bir rol oynar, ancak vücudun başka bir yerinde yaşamadıkları düşünülür.
Astrositler, gliyal hücreler olarak bilinen bir hücre sınıfına aittir - adı Yunanca "tutkal" kelimesinden gelir- hücreleri keşfeden 19. yüzyıl nörologlarının onlar için tespit edebildikleri tek işlevdir. Bu günlerde, glial hücreler hakkında biraz daha fazla şey biliyoruz, ama her şeyi değil. Bunların, örneğin pankreas, dalak, akciğerler ve bağırsaklar gibi organlar da dahil olmak üzere vücutta bulunabileceğini biliyoruz, ancak tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz.
YanıtlaSilÖzellikle beyindeki nöron işlevi için çok önemli olan astrositlerin, periferik sinir sisteminde (PNS), yani vücudun beyin ve omurilik dışındaki sinirlerle birbirine bağlanan kısımlarında neden temelde var olmadığı da açık değildir.
"Şaşırdık, bu yüzden PNS'de glial benzeri hücreler aradık." diye açıkladı Smith. "Gerçekten, [ilk yazar] Nina her hafta ofisime glial bir kimliği destekleyen daha fazla veriyle geldi ve bunların çoğuna ben ikna olmadım... Sonunda veriler göz ardı edilemeyecek kadar fazla oldu." dedi.
Başlangıç olarak ekip, son yıllarda hastalıkları modelleyen bilim insanlarının hızla kobay olarak tercih ettiği bir hayvan olan zebra balığına baktı. Zebra balığının kalbinde astrositlere benzeyen bir hücre türü keşfettiler ve türler arası analiz aynı hücreleri insan ve fare kalplerinde de ortaya çıkardı. Doğumdan önce, sonunda yüzümüzü ve düz kaslarımızı oluşturmaya devam eden aynı hücre grubundan oluşan hücreler, çıkış yollarından kalbe yayılır ve bu, nexus glia'nın işlevi hakkında önemli bir ipucu sağlar.
YanıtlaSil“'Bu büyüleyici, çünkü çıkış yolu doğuştan gelen kalp hastalıklarının yüzde 30'unda kusurlu” diye açıkladı Nina… Kalp atışlarını değerlendirirken, nexus glia bozulduğunda kalp hızlarının arttığını fark etti” diye yazdı Smith.
Dahası, nexus glia, önemli bir glial gelişim geninden yoksun bırakıldığında, kalp atışı düzensiz hale geldi. Kikel-Coury, “Kardiyovasküler bulmacanın yeni bir hücresel parçasını bulabilirsek, bunun gelecekteki çalışmalar için temel oluşturabileceğini düşündüm” dedi.
Bu nitelikteki pek çok keşifte olduğu gibi, tam sonuçları henüz görülmedi. Smith, nexus glia'nın "kalbi düzenlemede oldukça önemli bir rol oynayabileceğini" düşünürken, onların kesin işlevlerini henüz "tamamen bilmedikleri" konusunda uyardı.
Smith, "Artık varlığından bile haberdar olmadığımız 100 sorumuz var, bu yüzden daha önce hiç çalışılmamış bu yolu keşfetmek için onları takip ediyoruz. Bu, temel nörobiyoloji çalışmanın birçok farklı bozukluğun anlaşılmasına nasıl yol açabileceğinin bir başka örneği… Gelecek için heyecanlıyım." dedi.
Kaynak:
https://www.iflscience.com/health-and-medicine/new-type-of-cell-discovered-in-the-heart/
الابانة وقال غريب ونصر فى الحجة والخطيب فى شرف اصحاب الحديث والديلمى عن
YanıtlaSil2008- "Size ashabımın ve benden önceki peygamberlerin halifelerini bildireyim mi?" انس)
"Bildir ya Resulellah!" dediler. "Onlar, Hamele-i Kur'an'dır. Hamele-i hadistir. Onlar benden ve onlardan yalnız Allah için naklederler.
۲۰۰۹ - اَلاَ أُرْقِيكَ بِرُقْيَةٍ رَقَانِى بِهَا جِبْرِيلُ يَقُولُ بِسْمِ اللَّهِ أَرْقِيكَ وَاللَّهُ يَشْفِيكَ مِنْ كُلِّ دَاءِ يَأْتِيكَ مِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا
ابن سعد ه ك عن ابي هريرة ثلاث مَرَّات* حَسَدَ تَرْقِي بِهَا 2009- Dikkat et, ey Ebu Hüreyre! Sana Cebrail'in bana okuduğu şey ile okuyorum: "Bismillâhi erkıyke vallâhü yeşfîke min külli dâin ye'tike min şerrin neffâsâti fil ukadi ve min şerri hâdisin iza hased." Sen de üç defa bunu okursun.
٤٥٦٧ - مَا ازْدَادَ رَجُلٌ مِنَ السُّلْطَانِ قُرْبَا إِلَّا ازْدَادَ عِنْدَ اللهِ بُعْدًا وَلا كَثُرَتْ أَتْبَاعُهُ إِلَّا كَثُرَتْ شَيَاطِينُهُ وَلَا كَثرَ مَالُهُ إِلَّا اشْتَدَّ حِسابُهُ (هناد عن
YanıtlaSilعبد بن عمير مرسلا)
4567. Kul sultana yaklaştıkça, Allah'tan uzaklaşır. Etbaını (kendisine uyanları) çoğaldıkça, şeytanları çoğalır. Malı çoğaldıkça (o nisbette kıyamet günündeki) hesabı zorlaşır.
٤٥٦٨ - مَا اسْتَرْعَى اللَّهُ عَبْدًا رَعِيَّةً فَلَمْ يُحِطْ مِنْ وَرَائِهم بالنصيحة الا
حرم اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ هب ابن النجار عن عبد الرحمان بن سمرة)
4568- Allah, bir kulunu halkın başına geçirir de o kul onları koruyup, işleri ile gereği gibi ilgilenmez ve onlara nasihatta
bulunmazsa, Allah ona muhakkak cenneti yasak eder.
٤٥٦٩ - مَا اسْتَرْذَلَ اللهُ عَبْدًا الا حَرَّمَ الْعِلْمَ عبد ان وابو موسى في الذيل عن
بشير بن النهاس
4569- Allah, ancak fayda veren ilimden yoksun olan kişiyi rüsvay eder.
G
٤٥٧٠ - مَا اسْتَرْذَلَ اللهُ عَبْدًا إِلا حَظَّرَ عَلَيْهِ الْعِلْمَ وَالْأَدَب (ابن النجار عن
ابي هريرة 4570- Allah, ancak ilim ve edepten mahrum olan kişiyi rezil
kılar.
٤٥٧١ - مَا اسْتَكْبَرَ مَنْ أَكَلَ مَعَ خَادِمِهِ وَرَكِبَ الْحِمَارَ بِالْأَسْوَاقِ وَاعْتَقَلَ
الشَّاةَ فَحَلَبَهَا (ابن لال عن ابي هريرة)
4571- Hizmetçisi ile yemek yiyen, çarşıda eşeğe binen, koyunu bağlayıp sağan kimsede kibir arama.
٤٥٧٢ - مَا اسْتَوْدَعَ اللَّهُ عَبْدًا عِلْمًا وَفِي لَفْظٍ عَقْلاً إِلَّا وَهُوَ مُسْتَنْقِذُهُ بِهِ
يَوْمًا مَا الديلمي عن انس)
-1066
4572- Allah, bir kuluna ilim-bir rivayette akıl verirse, mutlaka onu onun sayesinde bir gün başı derde girdiğinde kurtaveri
YanıtlaSil٤٥٧٣ - مَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ مِنَ الْإِزَارِ فَفِي النَّارِ (خ ن عن ابي هريرة) 4573- Entarinin topuklardan aşağı olan kısmı (eğer kibrinden uzatmışsa) ateştedir.
٤٥٧٤ - مَا أَصَابَ اللَّهُ أَهْلَ قَرْيَةٍ بِعَذَابٍ إِلَّا عَمَّهُمْ ثُمَّ يُبْعَثُونَ يَوْمَ الْقِيَمَة
عَلَى نَيَّاتِهِمْ (ط عن ابن عمر)
4574- Allah, bir ülkeye bir felaket verdi mi, genel olarak verir. Sonra kıyamet günü herkes niyetine göre dirilir.
٤٥٧٥ - مَا أَصَابَ عَبْدًا مُصِيبَةٌ فَمَا فَوْقَهَا إِلَّا بِإِحْدَى خُلَّتَيْنِ بِذَنْبٍ لَمْ يَكُن اللهُ لِيَغْفِرَ لَهُ إِلَّا بِتِلْكَ الْمُصِيبَةِ أَوْ بِدَرَجَةٍ لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيُبَلِّغَهُ أَيَّاهَا إِلَّا
بتِلْكَ الْمُصِيبَةِ (ابو نعيم عن ثوبان)
4575- Allah, bir kula bir veya birden fazla musibet verdi mi, şu iki sebepten verir: Kul ya Allah'ın bağışlamayacağı bir günah işlemiştir. Ona musibet verir ve o günah bu musibet sebebiyle affedilir. Yahut da Allah onu bir dereceye ulaştıracaktır. Ona o musibeti verir ve o sebeple Allah onu o dereceye ulaştırır.
٤٥٧٦ - مَا أَسَرَّ عَبْدٌ سَرِيرَةً إِلَّا الْبَسَهُ رِدَالَهَا إِنْ خَيْرًا فَخَيْرٌ وَإِنْ شَرًّا
فَشَر (طب عن جندب البجلي)
4576- Kul gizli bir iş tutarsa Allah mutlaka ona (o işin) ridasını (örtüsünü) giydirir. Hayır ise hayır, şer ise şer.
٤٥٧٧ - مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ رحم د ت حب ق ض واربع عن جابر
قط طب ك ض عن جبير حم ق ن ه واربع عن اربع
4577- Bir şeyin çoğu sarhoş yaparsa, onun azı da haramdır.
٤٥٧٨ - مَا أَصَابَ الْمُؤْمِنَ مِمَّا يَكْرَهُ فَهِيَ مُصِيبَةٌ (طب عن ابي امامة)
Karasu tanınmış bir Yahudi kökenli tuccar ailenin mensubu olarak 1862
YanıtlaSilsenesinde Selanik'te hayat gözlerini açtı. 400 sene önce, 1492'de İspanya'dan gönderilmiş ve Sultan II. Beyazıt'ın izniyle Selanik'e yerleşmiş Sefarad'lardandı Hukuk eğitimi aldıktan sonra Selanik'te avukatlık mesleğini devam ettiren Karasu. Selanik'teki Makedonya Risorta Masonik Locası'nı kurdu ve Osmanlı Devletinde masonik faaliyetlerin lideri oldu. Masonik localar ve bazı gizli cemiyetler, Selanik'te devrimci radikal görüşlere sahip ve aralarında Talat Paşa'nın da bulunduğu Jôn Türkler'in duygudaşları arasında bir buluşma yeriydi. Emanuel Karasu, Selanik'te avukatlık mesleğine devam ederken İttihat ve Terakki Cemiyetine üye oldu.
Cemiyetin Müslüman olmayan ilk üyelerinden biri oldu Cemiyet, 1908 senesinde 11. Meşrutiyet ve sonrasında Osmanlı Devleti'nin idaresinde söz sahibi olunca Emanuel Karasu da Selanik'ten Meclis-i Mebusan'a girdi. Emanuel Karasu, 27 Nisan 1909'da Aram Efendi, Esat Toptani, ve Sultan Abdulhamit'in uzun süre yaverliğini yaptıktan sonra muhalefet saflarına geçen Gürcü Ahmet Hikmet Paşa heyetiyle saraya geldi ve Meclis-i Milli'nin Sultan II. Abdülhamid'e halini (tahttan indirilmesini) karar verdiğini, kendilerinin bunu tebliğle görevlendirildiklerini
ifade etti. Filistin topraklarının Yahudilere satılması için rüşvet teklifinde
bulunduğunda Sultan II. Abdülhamid tarafından kovulan Karaso bu kez Sultan'ın hal'
kararını tebliğ için onun karşısına çıkmıştı. Bu ihanetin şartlarını hazırlayan teşkilat
da İttihat ve Terakki Cemiyeti'ydi. Karasu 1912'de Selanik'ten, Balkan Harbi'nde Selanik Yunanistan'a kaybedilince 1914 senesinde İstanbul'dan mebus seçildi.
Turkiye'deki değişik Musevi kuruluşlarının işbirliği yapması için çalıştı, Türk Musevi'lerinin önce Türk sonra Musevi olduklarında ısrarcı oldu ve Osmanlı Filistin'inde Siyonist iskânına karşı oldu. İtalya - Türkiye Savaşının antlaşma ile bitirilmesi için görüşmeler yapan ve Selanik'in enternasyonal bir şehir olmasına çalışan komitenin üyesiydi. Mondros Mütarekesi sonrasında İtalya'da Trieste'ye yerleşti ve 1934 yılında aynı yerde öldü. Arnavutköy'de Yahudi mezarlığında gömülüdür.
1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Selanik'ten Fransa'ya göç eden ve Danonegrubunun kurucusu İzak Karasu'nun (Isaac Carasso) amcasıdır ve Daniel
Carasso'nunbüyük amcasıdır.
Kuru övgüler gerçeğin önünde engeldir.
YanıtlaSilOsmanlı da Endulus kadar bilim niye gelişmedi.
Osmanlıda bilim neden gelişmedi? (1)
YanıtlaSilTarım Bilim Tarihi kitabını (bk. Nobel Yayınları) yazarken Osmanlı ve diğer coğrafyalarda tarım üzerine yazılan eserleri inceleme fırsatım oldu. İlgincime giden konu şuydu: İbn Avvam tarafından XII. Yüzyıl ortalarında yazılmış bir tarım kitabı yaklaşık üç yüz yıl sonra Muhammed b. Mustafa b. Lutfullah tarafından 1590 tarihinde Türkçeye çevrilmişti.
Bu noktada iki soru aklıma takılmakta: Birincisi, bu tür bilimsel eserler Osmanlı coğrafyasında yazılıp diğer coğrafyalarda çevrilmesi gerekirken neden tersi olmuştu? İkincisi döneminin en önemli tarım kitabı neden bu kadar geç Türkçeye çevrilmişti?
Osmanlı Devleti’nde bilimin neden Endülüs’teki kadar gelişmediği üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.
Elbette bu konuda farklı yaklaşımlar olacaktır! Ama 300 yıl sonra bir eseri çevirmek hele hele MS 1500’de Batıda yeni eserler ortaya konulurken (örnek Herrara 1513’te Genel Tarım kitabını yazdı) nasıl izah edilebilir?
Bu bilimsel gecikme neden olmuştu? Veya farklı bir Müslüman toplulukta bu olumlu gelişmeler nasıl olmuştu?
Konuya girmeden bu önemli kitap hakkında kısaca bazı bilgileri paylaşayım.
Sahnede kalanlar
ibn Avvam’ın Felāḥat-Nāme’sı (Kitâbü’l-Filâha) Endülüs’de (Bugünkü İspanya’nın güney kısmı) İbn Avvam tarafından XII. Yüzyıl ortalarında yazılmıştır. Daha sonra yaklaşık üç yüz yıl sonra Muhammed b. Mustafa b. Lutfullah tarafından 1590 tarihinde Terceme-i Kitabü’l Filâha adıyla Türkçeye tercüme edilmiştir (bk Notlar 5.1). Eserin Orta çağdaki değeri dikkate alındığında Türkçeye çevirmede bir gecikmenin olduğunu söylemek mümkündür. Her sayfada 22-23 satır bulunan bu eser 229 sayfadır (varak).
İbn Avvam tarafından yazılan Felāḥat-Nāme yazıldığı dönemden sonra da etkileri süren önemli bir kitaptır. Bilim tarihi uzmanı Seyit Hüseyin Nasr’a göre (2006) Endülüste yazılmış en ünlü tarım risalesi İbnü’l-Avvâm’ın el-Filâḥa’sıdır. Benzer şekilde bazı yazarlara göre de XII. yüzyılda tarım ve hayvancılık üzerine o güne kadar yazılmış en kapsamlı eser olan Kitabü’l-Filâha, yalnızca İslam dünyasının değil bütün orta çağ ilim âleminin en göze çarpan çalışması olarak kabul edilmektedir.
YanıtlaSilEndülüs’te tarım bilimi neden gelişti de daha büyük bir Müslümanları yaşadığı devletlerde (ör. Osmanlı Devleti) neden gelişmedi? Bu soruya Endülüsde bu gelişmeler nasıl oldu ile cevap bulmaya çalışalım.
İklim
Teşvik Edici Ortam: Endülüs hükümdarları, bilimsel ve entelektüel çalışmaları teşvik etmek için çeşitli önlemler aldılar. Bilim adamlarına maddi destek sağlandı, onlara yönetimde önemli pozisyonlar verildi ve bilimsel çalışmaları teşvik eden politikalar izlendi. Hükümdarlar arazilerini bazen botanik bahçelerine ve deneysel çiftliklere çevirerek bilim insanlarını himaye ettiler. Bu teşvik edici ortam, bilim adamlarının Endülüs'e gelmelerini teşvik etti ve yerel bilim adamlarının yetişmesini sağladı.
Hoşgörü ve Çok kültürlülük: Endülüs, farklı kültürlerin, dinlerin ve fikirlerin bir araya geldiği bir bölgeydi. İslam hükümdarları, Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar arasında hoşgörülü bir ortam sağladı. Bu hoşgörü ortamı, bilim ve entelektüel etkileşim için uygun bir zemin oluşturdu. Farklı dinlerden ve kültürlerden bilim insanları, bilgi ve fikirlerini paylaşabildiler.
YanıtlaSilCoğrafya: Endülüs’ün, iklim ve toprak yapısı, su kaynakları tarımın gelişmesi için oldukça uygundu. Birçok araştırıcı tarafından coğrafyanın kalkınma ve gelişmede etkisi çok tartışılmış bir konudur.
Haftaya bu konuya devam edelim. Bilim tarihine ilgi duyuyorsanız bu yazılar yanında Tarım Bilim Tarihi kitabını (bk. Nobel Yayınları) okumanızı öneririm.
Son söz: Kuru övgüler gerçeğin önünde engeldir.
Not: Tüm okuyucuların Ramazan Bayramı’nı tebrik ederken bayramın insanlığa sağlık ve huzur getirmesini dilerim.
İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilFİKİR, DAVA VE ÇİLE ŞAİRİ
NECİP FAZIL KISAKÜREK (1904-1983)
"Mehmed'im sevinin başlar yüksekte, Ölsek de sevinin, eve dönsek de, Sanma bu tekerlek kalır tümsekte, Yarın elbet bizim, elbet bizimdir, Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir."
İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilİLİM, FIKIH VE TAKVADA ÖNCÜ BİR ŞAHSİYET
ALİ HAYDAR EFENDİ (K.S.)
(1870-1 AĞUSTOS 1960)
"Din-i Mübin-i İslâm'ın devam ve bekası, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münkerin ( iyiliği emredip İslam'ın inkırazı (yıkılması) ise emr-i bi'l-maruf ve kötülükten alıkoymanın) devamına; din-i mübin-i nehy-i ani'l-münkerin terkine bağlıdır."
İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilBİR KUR'ÂN HİZMETKARI
SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (RH.A) (1888-1959)
Süleyman Hilmi Tunahan'a (rh.a): "Niçin Kitap Yazmadın?" diye sorulduğunda şu cevabı verir: "Selefin (bizden evvel gelip geçen âlimlerin) mum ışığında yazdığı bahâ biçilmez hazine misali eserlerin toprağa gömülerek çürüdüğünü, bakkallara satılarak çöplüklerde çiğnendiğini, bir kısmının da kütüphane raflarında tozlanmış ve çürümeye terk edilmiş olduğunu gördüm. Medreseleri kapanmış, yazısı değiştirilmiş, din ilimleri yok olmaya yüz tutmuş olan bir zamanda, kitap yazmaktansa, yazılan ilmi eserleri anlayarak anlatacak ve ilmi satırdan sadra intikal ettirip yaşatacak talebe yani canlı kitap yetiştirmeyi daha lüzumlu buldum."
O ERLER Kİ ...
YanıtlaSilO erler ki, gönül fezasındalar, Toprakta sürünme ezasındalar. Yıldızları tesbih tesbih çeker de, Namazda arka saf hizasındalar. İçine nefs sızan ibadetlerin, Birbiri ardınca kazasındalar. Günü her dem dolup her dem başlayan, Ezel senedinin imzasındalar. Bir ân yabancıya kaysa gözleri, Bir ömür gözyaşı cezasındalar. Her rengi silici aşk ötesi renk; O rengin kavuran beyzasındalar. Ne cennet tasası ve ne cehennem; Sadece Allah'ın rızasındalar.
Necip Fazıl Kısakürek
HAYATIN HER ANINDA VE HER ALANDA EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED (S.A.S)
YanıtlaSil"Şüphesiz Sen büyük bir ahlak üzeresin." (Kalem,4)
Bizleri yoktan var eden, varlığından haberdar eden, nimetleriyle bizi rızıklandıran şanı yüce Rabbimize sonsuz hamd-u senalar...
Gelmesiyle kâinattaki en mükemmel izi bırakan, bi- raktığı izle bizlere hidayet vesilesi olan yegâne rehberimiz, örneğimiz, önderimiz, efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s)'e nihayetsiz salat-u selamlar...
Bizler Peygamberimizden 14 asır sonra yaşayan ve O'nu görmeden iman eden kardeşleri olarak O'na ne kadar da muhtacız!
Yoksulluk, açlık, işgal ve katliamlar yüzünden ölümü bekleyen masum insanların O'na ihtiyacı var.
İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilBOSNA'NIN KAHRAMANI, BİLGE KRAL
ALİYA İZZETBEGOVİÇ (RH.A)
"Hayat inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur."
Bir Kahraman Bekliyoruz
YanıtlaSilKal'a gibi dik başın bulutlarla yarışsın, Dalga dalga saçların rüzgarlarla karışsın!
Adını nakşedelim,eski-kadim surlara Sesini haykıralım asırdan asırlara...
Savletinle titresin yeniden doğu-batı, Ve kurulsun Allah'ın ebedi saltanatı...
Ufukları kaplasın bayraklarımız al,al, Göklere zaferimizi çizsin vahşi bir kartal! ..
Kahramanlar büyüsün masalda dev misali, Eğilsin öpsün gökler, canım nazlı hilali...
Ordularım yeniden Tuna'ya akın etsin! Bir Yıldırım çaksın da uzağı yakın etsin!
Selam dursun karşısında bütün şerefler,şanlar! Namını tebcil etsin, yıldızlar kehkeşanlar...
İçimde hiç sönmeyen bir fetih sevdası var. Yavuz gibi diyorum: Bu dünya insana dar!
Bir sada duymak için sahralara düşeyim. Helal olsun bu yolda, varım yoğum herşeyim!..
Volkan gibi lav atmış, ne susmuş ne sönmüşüm. Ben bu iman uğruna çılgınlara dönmüşülm.
Bir deha bekliyoruz, gençliğe mihrap olsun, Ruhları tutuşturan bir ateş mihrak olsun.
Sinesinde birleşsin sağa sola sapanlar, Kahrolsun Hak dururken zorbalara tapanlar!
YanıtlaSilÇık, nerdesin, zuhur et! Biz seni bekliyoruz. Yıllardır yollarında yorgun emekliyoruz..
Musa ol! Hakka yüksel! tecelli et de Tura. Zulmet yıkılsın gitsin! Cihan garkolsun nura!
İstiyorum yeniden bir hilkat istiyorum, Ne hayal ne kuruntu hakikat istiyorum.
Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!
Osman Yüksel Serdengeçti
ŞARKIMIZ
YanıtlaSilKırılır da birgün bütün dişliler, Döner şanlı şanlı çarkımız bizim. Gökten bir el yaşlı gözleri siler. Şenlenir evimiz barkımız bizim.
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze. Kavuşuruz sonu gelmez gündüze. Sapan taşlarının yanında füze, Başka alemlerle farkımız bizim.
Kurtulur dil, tarih, ahlâk ve iman. Görürler nasılmış neymiş kahraman. Yer ve gök su vermem dediği zaman, Her tarlayı sular arkımız bizim.
Gideriz nur yolu izde gideriz. Taş bağırda, sular dizde, gideriz. Birgün akşam olur, biz de gideriz. Kalır dudaklarda şarkımız bizim.
Necip Fazıl Kısakürek
Sevgili
YanıtlaSilEn sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında Kõle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne habervardır Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır Sevgili
YanıtlaSilEn sevgili
Ey sevgili
Sezai Karakoç, Gün Doğmadan
Not: Bu şiir bir naat ya da münacat değildir. Şiirde geçen Sürg ülkeden kasıt, İslâm âlemi, Başkentler Başkenti ise İstanbuld Dolayısıyla Sevgili diye hitap edilen, İstanbul'dur. İslam alemi kendi sürgününden kurtulup yeniden Başkentler Başkenti İstanbul'a kavuştuğu gün ümmetin problemleri çözülecektir
Ümmetimin sonunda bir takım kavimler olur ki, camilerini süsler, kalblerini ise viran ederler. Onlardan birisi dinine vermediği ehemmiyetten fazlasını elbisesine verir. Bunlar, dünyaları selamet oldu mu, ahiret işini kaale almazlar.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 304 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Ümmetimden "Ehli kitabdan" bir cemaat ve "ehli liben" (çöl halkı) helak olacak. Denildi ki: "Ehli kitab kimdir?" Buyurdu ki: "Kitabullahı öğrenip müslümanlarla mücadele edecek bir kavimdir." Denildi ki: "Ehli Liben kimdir?" Buyurdu ki: "Şehvetlerine uyub, namazı terkedecek bir kavimdir."
YanıtlaSilRavi: Hz. Ukbe (r.a.)
Sayfa: 304 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Benden sonra muzlim gecenin karanlık dalgaları gibi fitneler olacak. İnsanlar orada alabildiğine gidecekler. Denildi ki: "O halde hepsi helak olucudur." Buyurdu ki: "Dünyadaki katl onlara kafidir." (Ahiretlerine dokunmayacak.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 304 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfiiçingeçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! -Boğamazsın ki!
YanıtlaSil-Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam Hele hak namina haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! Yumuşakbaşlı isem, kimdedi uysalkoyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, Onu dindirmekiçinkamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırmada geç git!, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
M. Akif Ersoy
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfiiçingeçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım!...
YanıtlaSil-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; Hele hak namina haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşakbaşlı isem, kimdedi uysalkoyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, Onu dindirmekiçinkamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırmada geç git!, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
M. Akif Ersoy
İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilİMAN MÜCADELESİNİN ÖNCÜSÜ
BEDİUZZAMAN SAİD NURSİ (RH.A)
(1878-1960)
"Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi; İttiba-ı Kur'ân'dır. Azametli, bahtsız bir kır'anın, şanlı, tali'siz bir devletin, değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi; İttihad-ı İslâm'dır."
B. Said Nursi'nin Özlediği Gençlik
YanıtlaSilGençlikte kazandığın ibadetler, o fani gençliğin baki meyveleridir
(Gençlik Rehberi, s.151)
Gençlik eğer ehl-i kalp, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan müminlerde olsa, ibadete ve hayra ta ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse, ticaret ve güzel ve en kuvvetli bir vesile-j şirin bir vasıta-ı hayrattır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip su-i istimal etmeyenlere kıymettår, zevkli bir nimet-i ilâhiyedir. (Lem'alar, s. 223)
Gençlik, hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi, gündüz akşama ve geceye değişmesi kesinli- ğinde, gençlik dahî ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayırlı ve güzel işlere -isti- kamet dairesinde- sarfetse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semavî fermanlar müjde veriyorlar. Eğer kötü yolda sarf etse, nasıl ki bir dakika hiddet yüzünden bir öldürme, milyonlar dakika hapis cezasını çektirir. Öyle de gayr-ı meşrû dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes'uliyetinden, kabir azabından ve zevâlinden gelen te- essüflerden, günahlardan ve dünyevî cezalardandan başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdik eder. Meselâ, haram bir sevgide, kıskançlık, ayrılık ve çok ârızalar ile o cüz'î lezzet, zehirli bir bal hükmüne geçer. Ve o gençliğin (bu duygularını) kötüye kullanmasıyla ge- karşılık görmeme elemi gibi len hastalıkla hastahanelere, taşkınlıklarıyla hapishanelere, kalp ve ruhun gıdasızlığından gelen sıkıntılarla meyhanelere, sefähethanelere veya meza- ve vazifesizliğinden meydana
rist ana düşeceklerini bilmek istersen, git hastahanelerden, hapishanelerden, meyhanelerden ve kabristandan bette çoğunluk itibariyle, gençlerin gençliğinin kötü yolda bullanılmasından, taşkınlıklarından ve gayr-ı meşru keyif- lerin cezası olarak gelen tokatlardan eyvahlar, ağlamalar ve esefer işiteceksin. Eğer istikamet dairesinde gitse, gençlik gayet şirin ve güzel bir İlâhi nimet, tatlı ve kuvvetli bir hayır vesilesi olarak ahirette gâyet parlak ve bâki bir gençlik netice vereceğini, başta Kur'ân olarak çok kesin âyetleriyle bütün semavi kitaplar ve fermanlar haber verip müjdeediyorlar. Madem hakikat budur ve madem helâl dairesi keyfe kâfidir ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffette, istikamette sarf etmek lâzım ve elzemdir.(Âsây-1 Mûsâ,22.)
YanıtlaSilSizdeki gençlik katiyen gidecek, Eğer siz daire-i meş- ruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünya- da, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatle sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedi bir gençlik kazanmasına vesile olacaktır." (İman ve Küfür muvazeneleri, s. 52)
Nev-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, heve- satları galeyanda, hissiyata mağlûp, cüretkâr akıllarını her vakit başına almayan o gençler, âhiret imanını kaybetseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse, hayat-ı içtimai- hatı ve haysiyeti tehlikede kalır. Bazı, bir dakika lezzeti için yede, ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıf ve ihtiyarların ra- bir ve bu gibi, hapiste
dört bes sene azap çeker, canavar bir hayvan hükmüne geçer. Eğer iman-ı âhiret onun imdadına gelse, çabuk aklını başı na alır. "Gerçi hükümet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben Onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâlin meläikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazi- fedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olaca- ğım" diye, birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar. (Şualar s.203)
YanıtlaSilEvet, bir genç, hapiste, yirmi dört saat her günkü öm- ründen tek bir saatini beş farz namaza sarf etse ve ekser gü- nahlardan hapis mâni olduğu gibi, o musîbete sebebiyet ve- ren hatâdan dahi tevbe edip sâir zararlı, elemli günahlardan çekilse, hem hayatına, hem istikbâline, hem vatanına, hem milletine, hem akrabâsına büyük bir faydası olması gibi; o on, on beş senelik fânî gençlikle, ebedî parlak bir gençliği kazanacağını, başta Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyân, bütün kütüb ve suhuf-u semâviye katî haber verip müjde ediyorlar.(Söz- ler s.135)
Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşî- likten kurtarmak ve büyük tehlikelerden halas etmek için, beş esas lazımdır ve zarûridir: Birincisi merhamet, ikincisi hürmet, üçüncüsü emniyet, dördüncüsü haram helali bilip haramdan çekinmek, beşincisi serseriliği bırakıp itaat et- mektir. (Tarihçe-i Hayat s. 273)
Ey üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitane Nur'un sözünü dinleyen ve bir na- zar-ı hafî-i gaybî ile bizi temaşa eden Said'ler, Hamza'lar, Ömer'ler, Osman'lar, Tahir'ler, Yusuf'lar, Ahmed'ler vesaire- ler!.. Sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız,"Sadakte"
deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur to- humları, zemininizde çiçek açacaktır.
YanıtlaSilİşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet'i bı- rakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen nes- lin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, hakikat-ı İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvü- csâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!.. (Tarihçe-i Hayat 85)
Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Aya, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? Yok, yok! Sefihane taklit eden- ler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Agâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâı- nız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır. (Mesnevi-i Nuriye s. 143)
Zalimler İçin Yaşasın Cehennem
YanıtlaSilZalimler için yaşasın Cehennem Dünya zevkleri nedir hiç bilmem ben Üstüme gelse bütün bir dünya Rahmanın yolundan dönemem ben Saçlarım kadar başım olsa Hak yoluna olsun feda Faniyim fani olanı istemem Acizim aciz olanı istemem Ruhumu rahmana teslim ettim Gayri başkasını istemem Saçlarım kadar başım olsa Hak yoluna olsun feda Şeytanın binbir hilesi varsa Mü'minin de feraseti vardır İstikbal-i inkılâbat içinde En gür seda İslâm'ın olacaktır.
B.Said Nursî'nin sözlerinden uyarlama
İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilCÖMERTLİKTE VE ZARAFETTE ÖRNEK BİR ŞAHSİYET
MUSA TOPBAŞ (RH.A)
(1917-1999)
Her şeyi, herkesi sevdim. Bir insan yanlış söylese de onu "Bütün mahlukatı sevdim. Hayvânâtı, nebâtâtı sevdim. yine sevmek lazım. Allah düşmanları müstesna.."
İMANIN C GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilDİRİLİŞ MEFKÜRESİNİN ÖNCÜSÜ
SEZAİ KARAKOÇ (1933-....)
"Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız." "Doğuyu Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinle- mesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah'ın insanoğluna ep olan bir toplum nasıl olur da bugünkü acıklı duruma dü- büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup bilmeliyim. Iste bütün bu konuları incelemekte ilim be- şer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu
nim rehberim olacaktır." (Diriliş Neslinin Amentüsü, II, s. 15)
İslâm'ın İlk Öncüleri: Genç Sahabiler
YanıtlaSilباتهم اقتديتم اهْتَدَيم
"Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyar- sanız doğru yolu bulursunuz."
Hadis-i Şerif
Onlar bütün çağlardaki inanmış yüreklerin öncüleriy- diler.
Ne makam sevdası ne ten kaygısı; sadece Allah'ın rıza- sını kazanma arzusundaydılar.
Bazen gizli, bazen açıktan, ev ev, ülke ülke dolaşıp hi- dayet yollarının kapılarını açtılar.
Onlar teslimiyet ve sadakat timsaliydiler.
Batıl inanç sistemine ve hayat tarzına peygamberin di- riliş çağrısına uyarak karşı çıktılar.
İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilADANMIŞ HAYATLARDAN ] GENÇLERE YOL GÖSTEREN MESAJLAR
Ahmet Türkben
İstanbul
İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÖNCÜLERİ
YanıtlaSilHOCALARIN HOCASI
PROF. DR. SABAHATTİN ZAİM (RH.A) (1926-09 ARALIK 2007)
Hayatını ilme ve insan yetiştirmeye adamış, Bilim adamı, Vakıf insan.
“Müslümanların birlik olmasının önünde üç engel vardır: nefsaniyet, enaniyet, menfaat."
Levâmiu'l-Ukûl
YanıtlaSilHadiste Ibrahim (a.s.)'ın o çocuklara bakıcılık yapacağına dair bilgi, başka bir hadiste Cibrail ve Mikäîl (a.s.)'in ve onlardan başkalarınını bakıcılık yapacağı hakkındaki bilgiye ters düşmez. Çünkü bir gurup çocuk Ibrahim (a.s.)'ın, bir gurup başkasının bakımı altındadır. Dolayısıyla Kurtubî'nin ve bir başkasının da izah ettiği üzere iki farklı bilgi arasında itişme yoktur.
El-lzah'ta (Ibn Hubeyra) der ki; ruhun bulunduğu yere ve bunu sana bildirecek şeye gelince bu yerler ruhun sahibi olan kimselere göre farklı farklı ve kişilerin mertebelerine göre çeşit çeşittir: Bir takım ruhlar, cennette istedikleri gibi dolaşan, geceleyecekleri zaman arşın gölgesindeki altın kandillerde barınan yeşil kuşların kursağındadırlar. Daha önce geçmişti. 1391 Bir takım ruhlar ipek yeşili bir kubbede, en yüksek cennetin kapısında ışıldayan bir nehrin üzerindedirler. Çocukların ruhları cennet serçelerinden serçelerdir. Gezip dolaşırlar. Birtakım ruhlar dünya semasında, bir takım ruhlar da yedinci gök katında "Beyda" denen bir yerdedirler. Birtakım ruhlar Cebrail (a.s.)'ın, bazı ruhlar Israfil (a.s.)'ın bakımında, bazı ruhlar Mikail 'in, bazıları da Rumail (a.s.)'in gözetimindedirler. Bazı ruhlar yer ile gök arasında uzanan sınırlı yerdedir. Bazı ruhlar yeryüzünde bir aralıktadırlar. İstedikleri yere giderler. Bazı ruhlar Zemzem önündedirler. Her ruhun bedeniyle bir bağlantısı ve güçlü bir İlişkisi vardır. Öyle ki ona selam verilir. Onun yanında gerçekleşen bir hitabı anlar. Verilen selamı alır. Aynı güneş gibidir. Çünkü o gökyüzünde, ışıkları da yeryüzündedir. Sona erdi.
Bu hadiste kastedilen çocuklar onların bir kısmıdır. Ve hadiste, müminlerin Çocuklarının cennette olduğuna delalet vardır. Bir gurup alim bu konuda icma bulunduğunu nakletmişlerdir. Nevevî'nin de belirttiği üzere burada kastedilen, alimlerden sayılan kimselerin icmaıdır. Müslim'in Ayşe (r.a.)'den nakletmiş olduğu تُوفي صبي مِن الْأَنْصَارِ فَقُلْتُ طُوبَى لَهُ عُصْفُورٌ مِنْ عصافِيرِ الْجَنَّةِ فَقَالَ الْمُصْطَفَى عَلَيْهِ السَّلَامُ وما " يُدْرِيكِ أَنَّ اللهَ خَلَقَ الْجَنَّةَ وَخَلَقَ لَهَا أَهْلًا / Ensardan bir çocuk vefat etmişti. 'Ne mutlu ona cennet serçelerinden (olacak) dedim. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.) ne bileceksin ki, Allah cenneti yaratmış ve onun için cennetlikler yaratmıştır... buyurdu" 1392 şeklindeki hadise gelince ona şöyle cevap verilir; Rasülullah (s.a.v.) onu herhangi bir delile dayanmaksızın kesin hükme varmaktan men etti. Yahut bu hadisi çocukların cennette olduğunu bilmeden önce söylemiştir.
Hadiste, cennetin şu anda mevcut olduğuna delil vardır. Bu, hak yoldakilerin (ehl-i sünnetin) kabul ettiği görüştür. Cennetin dağları vardır. Bu, cennetin düz olduğuyla çelişmez. Çünkü o hadiste kastedilen, en büyük cennetin böyle olduğudur.
1391 Bk. Levāmiu'l-Ukül, 1, 462, 463.
1392 Müslim, Kader 30. Hadisin devamı şöyledir: خلَقَهُمْ لَهَا وَهُمْ في أصلاب آبَائِهِمْ وخلق للنَّارَ أَهْلًا خَلَقَهُمْ لَهَا وَ هُمْ فِي أصلاب أبائهم ، "Onlar babalarının sulblerinde iken cennet için yarattı. Cehennem için cehennemlikler yarattı. Onları, babalarının sulblerinde cehennem için yarattı
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث للكمشخانوي
YanıtlaSilRâmûzü'l - ehâdîs Şerhi
LEVÂMİ'U'L-'UKÜL
ZEKA PARILTILARI
Hadis-i Şerifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî
(1813-1893)
Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
II. CİLT
sy. 574.
Bu konuda birkaç görüş vardır. Onlardan bazıları demiştir ki, Ruhlar ya göğe ja da yere mensuptur. Yer ruhlarından bazıları, hoş, terniz, hayırlı, güzel fiilleri emredendir ki onlar yeryüzü melekleridir. Yine onlardan bazılar ise kötü, pis, şerli, arkinlikleri ve günahları emredendir ki onlar şeytanlardır. Sonra o temiz ruhlar insanlara itaatleri ve hayırları emrettikleri gibi aynı şekilde birbirlerine de itaatleri debilier. Kötü ruhlar ise insanlara çirkinlikleri ve kötülükleri emrettilea leadi aynı şekilde birbirlerine de o çirkinleri ve daha fazlasını
YanıtlaSilemredebilirler. Hadisi, Deylemi, Muaz (ra)'dan nakletmiştir. Konuyla ilgili الشيطان diye başlayan hadis de gelecektir. 1221
١٥١٣ - إِنَّ إِبْلِيسَ الْمَلْعُونَ يَخْطُبُ شَيَاطِينَهُ فَيَقُولُ: عَلَيْكُمْ بِاللَّحْمِ وَبِكُلِّ مُسْكِرٍ وَبِالنِّسَاءِ فَإِنِّي لَمْ أَجِدُ جِمَاعَ الشَّرِ إِلَّا فِيهَا
1513- "Lanetlenmiş Iblis şeytanlarına hitab eder ve der ki: "Ete, her sarhoş Kötülüğün eden şeye ve kadınlara sarılınız. Çünkü ben bunlar dışında kötülüklerin toplandığı kaynakları bir yer bulamadım. " 1222
إِنْ إِبْلِيسَ "Iblis" Yani şeytanların reisi. الْمَلْعُونَ "Lanetlenmiş" kovulmuş. يَخْطُبُ شَيَاطِينَهُ فَيَقُولُ: عَلَيْكُمْ بِاللَّحْمِ " şeytanlarına hitab eder ve der ki: Ete sarılınız" Çünkü et, kendisiyle şehvetin güçlendiği şeylerin en güçlüsüdür.
وَبِكُلِّ مُشكرٍ "her sarhoş eden şeye" Çünkü o, kendisiyle aklın bozulduğu
şeylerin en güçlüsüdür. وَبِالنِّسَاءِ "ve kadınlara Çünkü kadınlar en muazzam avlama aletidir. Bununla ilgili şu hadis gelecektir:
مَا تَرَكْتُ بَعْدِي فِتْنَةٌ أَضَرَّ عَلَى الرِّجَالِ مِنَ النِّسَاءِ
*Benden sonra erkeklere, kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım. *123
فَإِنِّي لَمْ أَجِدْ جِمَاعَ الشَّرْ "Çünkü ben kötülüğün toplandığı bir yer bulamadım" جناع kelimesi toplandığı yer veya hepsi demektir.
إِلَّا فيها "bunlar dışında" Çünkü bunlar arzunun ve canın çektiği en güçlü şeylerdir. Denilirse ki; şeytan insanın açık düşmanı olunca insanın hoşnut olduğu hoşlanmamasının sorumluluğu nedendir? Deriz ki; bunun nedeni, şeytanın kker Denilise ki, setan insanın adly nefis mücadelesinden en betain insandaki yardımcı unsurlardan yardım istemesi, insanın Allah'tan yardım devamlılığın yararlanı için Yaratığı şehvetten yarulah istere onu durumunun bozulmasına neden klar. O 10
Bk. Ramuz, 1, 216, 217.
Deylemi, Firdevsü'l-ahbar, I, 240.
Bk. Ramuz. II, 373; Buhârî, Nikah 18: Müslim, Zikr 98: Tirmizi, Edeb 31.
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث للكمشخانوي
YanıtlaSilRâmûzü'l - ehâdîs Şerhi
LEVAMİ'U'L-'UKÜL
ZEKA PARILTILARI Hadis-i şerifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî (1813-1893)
Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
III. CİLT
2
sy. 525.
ARA DAVUD EFENDİ ŞERHİ
YanıtlaSilBESMELE-İ ŞERİF BAHSİ
Bismillahirrahmanirrahim
Kitabı yazan Abdullah Muhammed bin Süleymânil Cezûli haz retleri, kitabına, Kur'ân-ı Kerîm ve Resûlullah (S.A.V.) in emrine uyarak BESMELE ile başladı.
Bismillâh, yâni bu kitabı okumağa Allah'ın ismiyle başlarız. Errahmân, öyle şanı yüce Allah ki, dünyada mü'min ve kâfir kulları- ni ve bütün yaratıklarını türlü nimetlerle nimetlendiricidir. Errahîm, ve öyle şanı yüce Allahtır ki âhiret dünyasında ancak mü'- min kullarına avf ve mağfiret, bağışlanma ve türlü türlü rahmet ile muamele edicidir.
BESMELE-İ ŞERİFENİN HASSALARI
Besmele-i şerife'nin hassaları pek çoktur. Bunlardan biri: Bes- melenin (Arapça) on dokuz harfi vardır. Cehennem zebânileri de on dokuzdur. Besmele-i şerife ile işe başlayanları Hak Teâlâ Cehennem zebânilerinden korur.
Biri de şudur: Geceyle gündüz yirmi dört saattir. Beş vakit na- maz da beş saatin karşılığıdır. Beş saat yirmi dört saatten çıkarılınca geri kalan on dokuz saat bu on dokuz harfe eştir. Böyle olunca bir mü'min beş vakit namazı edada ve her güzel işinin ve mubah (yâni ne helal, ne haram olan işlenmesi caiz olan) işlerinin başında Bes- mele-i şerife'yi okusa bütün vaktini ibâdetle geçirmişcesine sevâp kazanır.
Kimileri derler ki:
Günah dört çeşittir: 1) Gece günahı. 2) Gündüz günahı. 3) Gizli günah. 4) Açıktan açığa günahtır. Besmele de dört kelimedir. F. 2
ŞERH-1 DELAİLÜ'L - HAYRAT VE ŞEVARİKI'L - ENVAR
YanıtlaSil1
Böyle her mü'min onun tertemiz kalbi ile ve büyük bir inançla söy-
18
lerse Hak Teâlâ, onun bütün günahlarını bağışlar. Her yapılan işin, amelin başında Besmele ile işe başlanırsa o işde hayır, bereket ve kolaylık nasip ve müyesser olur. o işde zarar görül-
mez.
İSLAM
YanıtlaSilKORKAKLARIN DEĞİL
CESUR VE ATILGAN MÜSLÜMANLARIN
OMUZLARINDA YÜKSELECEKTİR
Aliya İzzetbegovic
Tarihi değiştirebilenler, ancak ve ancak insanın kendisi hakkındaki düşüncesini değiştirmeyi başarabilmiş olanlardır.
YanıtlaSilMalcolm X
Eğer iblisin bir devleti olsaydı diploma rütbe ve maaş vermek şartıyla Alimler ve Hatipler bulundururdu. Bunlar iblisin iktidarına dokunmamak şartıyla konuşur- lardı. Aynı günümüzdeki devletin alimleri gibi.
YanıtlaSilŞehid Cuheyman El-Uteybi
disine işaret etmek istiyordu. "Allah faiz malı yiyen kişiye lânet etsin!" diye başlayan bu hadiste, "Medine'ye hicret ettikten sonra bâdiye hayatına dönen kişi de mürteddir" denili- Hacie bu sözüyle Şeceretürndvanda Resûl-i Ekreme üç kere biat eden bir sahabiy ürmek ya da gözünü yıldırmak istiyordu. Birkaç gün sonra vefat etmiş olmasına göre, Main hayatı Peygamber'in maiyetinde kahramanlık menkıbeleriyle dolu olan bu ihtiyar lanan izzet-i nefsine çok gîrân gelmiş olmasının tesiri olsa gerek!
YanıtlaSil2119
عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللهِ إِذَا أَنزَلَ اللَّهُ بِقَوْمٍ عَذَابًا أَصَابَ الْعَذَابُ مَنْ كَانَ فِيهِمْ ثُمَّ بُعِثُوا عَلَى أَعْمَالِهِمْ.
TERCÜMESİ
İbn Ömer radıyallahu anhümâdan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: Allah bir kavme azap indirince, o ka- vim içinde bulunan (sâlih, fâsık) her ferde azap isabet eder. Sonra (kıyamet gününde) herkes kendi amellerine göre ba'solunurlar (sâlihler mükafatlanır, fäsıklar azap olunurlar). (B7108 Buhâri, Fiten, 19.)
2120
عَنْ حُذَيْفَةَ ابْنِ الْيَمَانِ قَالَ إِنَّمَا كَانَ النِّفَاقُ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ ﷺ فَأَمَّا الْيَوْمَ فَإِنَّمَا هُوَ الْكُفْرُ بَعْدَ الْإِيمَانِ.
TERCÜMESİ
Huzeyfe b. Yemân radıyallahu anhtan şöyle dediği rivayet olunmuştur: Nifak ancak Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında mevcuttu. Bugün ise nifak, İmanından sonra küfürdür. (B7114 Buhâri, Fiten, 21.)
İZAHI
Nifak, kişinin diliyle iman izhar edip gönlünde küfrü saklamasıdır. Huzeyfe hazret-
lerinin bildirdiği veçhile nifak ile ittisaf eden münafiklar Asr-ı saâdet'te Abdullah b. Übey b.
Selül'ün riyaseti altında teşekkül etmiş, habis bir zümre idi. Bunlar iman ile küfür arasında
bir nifak nikäbına bürünerek hayatlarını korumuşlardır. Fakat Asr-ı saådet geçtikten sonra
19
(N5105 Nesal, Zinet, 25.)
537
iman ile küfür arasında bir nifak merhalesi kalmamıştır. Çünkü bir müslüman, gönlünde küfrü gizlemekle mürted olur. Bazı âlimler de Huzeyfe hadisinde şöyle tasarruf etmiş- lerdir: Asr-1 saådet te münafıklar harp, gază gibi içtimaî birliği icap eden her işte yan çizer- lerdi. Fakat görünüşte iman izhar ettiklerinden Resûl-i Ekrem bunların Uhud ve Tebük seferlerindeki döneklikleri gibi birçok bozguncu hareketlerine rağmen ceza tayin etmezdi. Hazret-i Ömer gibi bir kısım ashap tarafından bu habis zümrenin tenkili teklif olunduğu halde Resûl-i Ekrem, "Bırakınız! "Muhammed ashabını öldürüyor' diye ortaya ikinci bir fitne çıkarıhr buyurdu. Huzeyfe hazretlerinin beyanı vehçile bilâhare İslâm dini tamamıyla iktisâb-ı şevket edince artık iman ile küfür arasında bir hadd-i fasıl olan nifak maskesi atılmış ولا مقوا "Birbirinizden ayrılmayınız düsturuna tevfikan bozgunculuk imandan sonra irtikåp olunan bir isyan, bir küfür olarak taayyün etmiştir ki cezası tenkildir.
YanıtlaSilBu hadisten önce Buhârînin yine Huzeyfe'den şöyle bir rivayeti daha vardır. Huzeyfe der ki: "Zamanımız münafıkları Asr-1 saâdet'teki münafıklardan daha şerirdirler. Çünkü Asr-ı saådet'teki münafıklar nifaklarını gizlerlerdi. Şimdikiler bütün bütün açığa vuruyorlar. Buhârînin mevzubahis olan Huzeyfe hadisinden sonra bir rivayetine göre de Resûl-i Ekrem, "Kıyamet kopmaz, tâ ki hayattaki bir kişi bir kabir yanından geçerken, "Keşke şu ölünün yerinde ben olaydım' diye ölüm temenni etmedikçe buyurmuştur ki fitne ve fesadın en ziyade şâyi olduğu bir devir olacaktır.
2121
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللهِ ﷺ قَالَ لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَخْرُجَ نَارٌ مِنْ أَرْضِ الْحِجَازِ تُضِيءُ أَعْنَاقَ الْإِبِلِ بِبُصْرَى.
TERCÜMESİ Ebû Hüreyre radıyallahu anhtan rivayete göre Resûlullah sallallahu aley- hi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hicaz kıtasında bir ateş çıkmadıkça kı- yamet kopmayacaktır. Öyle bir ateş ki Busra'daki develerin boyunlarını ziyalandıracaktır." (87118 Buhâri, Fiten, 24.}
20 (B3518 Buhârí, Menåkıb, 8.)
21 (Al-i Imrån, 3/103.)
22 (87113 Buhårl, Fiten, 21.)
21 (B7115 Buhârl, Fiten, 22.)
24 Busra Suriye'deki Havran kasabasıdır. Vaktiyle Şarki Roma İmparatorluğu'nun måmur bir şehri ve Hr ristiyanlığın dini merkezlerinden biri idi. İslâm âleminin Rumlar'la ve Hıristiyanlık'la ilk siyasi ve askerl çatışması Busra'da vuku bulduğundan hadiste ve İslâm tarihinde çok zikrolunur.
مختصر صحيح البخاري التحرير الصريح
YanıtlaSil...
SAHIH-I BUHARI MUHTASARI TECRID-İ SARIH TERCÜMESİ VE ŞERHİ
CİLT
8
KANLIGIB E VET ISLERİ BASK
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YAYINLARI
Üsve-i Hasme
YanıtlaSilc. Hacet Namazı
Her ihtiyacını Allah'a arzeden ve her fırsatta O'nu zikredip yücelten Res Her Ehtiya Efendimiz, herhangi bir ihtiyacı olamistin iki rekat na Res kıldıktan sonra Allah'a dua etmesini tavsiye etmiştir. Hadis-i şerif şöy ledir:
"Kimin Allah'a veya herhangi bir insana ihtiyacı hâsıl olursa, önce ab dest alsın, bunu da güzel bir şekilde yapsın, iki rekât namaz kılsın, sonra Allâh Teâlâya senåda bulunsun, Resülü'ne salât okusun, daha sonra da şu duâyı yapsın:
لا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ الْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَلَمِينَ . اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرِّ وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ أَسْأَلُكَ أَلَا تَدَعَ لِي ذَنْباً إلا غَفَرْتَهُ وَلاَ هَماً إلا فَرِّجْتَهُ وَلا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضاً إِلَّا قَضَيْنَهَا لِي.
<>>
Bundan sonra dünyevi veya uhrevî her türlü ihtiyacı için dua etsin. Çünkü istediği kendisine verilecektir." (İbn-i Mâce, İkâme, 189, Tirmizi, Vitr, 17)
Bir kimsenin hâcetini, fânilere yalvararak değil de, bu yolla doğru dan Allah'a yönelerek gidermesi, tevhid inancının güçlenerek nefsinde İyice yerleşmesini sağlayacak ve o kişiyi ihsân derecesine yükseltecek tir.
146
hallah Resûlü'nün hâcet namazı tavsiyesine sıkıca sarılan ashabı, herhangi bir ihtiyaçları olduğunda Allanvasivesine sıkıca suradlarına na il olurlardı. Bir yaz günü Enes -radıyallahu anh-'e bahçıvanı gelerek,
Allah'a Kulluk
YanıtlaSilyağmur yağmadığından ve bahçenin kuruduğundan yakındı. Hz. Enes su isteyerek abdest aldı və namaza durdu. Selâm verdikten sonra bah ivanina
Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sordu. Bahçıvan:
Göremiyorum, dedi. Enes radıyallahu anh- tekrar içeri girip namaz kılmaya devam etti. Üçüncü yahut dördüncü kez bahçıvanına:
Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sorunca adam:
Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi. Bunun üzerine Enes-ra- diyallahu anh- namazını ve duasını sürdürdü. Az sonra bahçıvan yanına girdi ve:
Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağmaya başladı, dedi. Hz. Enes:
- Haydi Bişr bin Şegaf'ın gönderdiği ata bin de yağmurun nerelere ka- dar yağdığına bak, dedi.
Bahçıvan ata binip etrafı dolaştığında yağmurun Müseyyerin köşkle riyle Gadbân sarayından öteye geçmediğini gördü ki Enes -radıyallahu anh-in bahçesi de bu sınırlar dahilindeydi. (İbn-i Sa'd, VII, 21-22)
** Yine Resûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbından Ebú Milak adında biri vardı. Bu zat başkaları ile ortaklık kurarak ticaret yapardı. Dü- rüst ve takva sahibi biri idi. Bir defasında yine yola çıkmıştı. Karşısına çı- kan silahlı bir hırsız:
Neyin varsa çıkar seni öldüreceğim, dedi. Ebů Milāk:
Maksadın mal almaksa al, dedi. Hırsız:
-Ben sadece senin canını istiyorum, dedi. Ebů Milāk:
Öyleyse bana müsaade et de namaz kılayım, dedi. Hırsız:
- İstediğin kadar namaz kıl, dedi. Ebû Mi'lāk namazını kıldıktan son- ra şöyle dua etti:
يَا وَدُودُ، يَا ذَالْعَرْشِ الْمَجِيدِ، يَا فَعّالاً لِمَا يُرِيدًا أَسْأَلُكَ بِعِزَّتِكَ الَّتِي لا تُرَامُ وَمُلْكِكَ الَّذِي لَا يُضَامُ وَبِنُورِكَ الَّذِي مَلَا أَرْكَانَ عَرْشِكَ أَنْ تَكْفِينِي شَرِّ هَذَا ( اللَّص ) . يَا مُغِيثُ أَعْتَنِي
Allah'a Kullak
YanıtlaSilAllah Resülü bize, Kur'an'dan bir süre öğretir gibi, her İşte İstihâre yapmayı talim ederdi. Derdi ki:
Binniz bir iş yapmayı arzu ettiği zaman, farzlar dışında iki rekât na- maz kılsın, sonra şu duâyı okusun:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَاسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ وَاسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلَا أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلَا أَعْلَمُ وَأَنتَ عَلامُ الْغُيُوبِ اللَّهُمُ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أن هذا الأمر خير لي في ديني ومعاشي وعاقبة أمري - فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ - فَاقْدُرْهُ لِي، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنْ هَذَا الْأَمْوَ شَرٌّ لي في دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِى - فِي عَاجِل أَمْرِي وَاجِلِهِ - فَاصْرِفْهُ عَنِّى وَاصْرِفْنِي عَنْهُ وَاقْدُرْ لِي الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ رَضَنِي بِهِ
Allahım, Sen'den hayır taleb ediyorum, zîrà Sen her şeyi bilirsin. Sen'den hayrı yapmaya kudret taleb ediyorum. Zira Sen vermeye kadirsin, Rabbim! Yüce fazlını da taleb ediyorum. Sen her şeye kâdirsin, ben âci- zim. Sen bilirsin, ben cahilim. Sen gaybları bilirsin. Allahım, eğer bu iş di- nim, hayatım ve sonum için hayırlı ise, bunu bana takdir et ve yapmamı kolay kıl. Sonra da onu hakkımda mübarek kıl. Eğer bu iş, bana dinim, ha- yatım ve akıbetim için zararlı ise; onu benden çevir, beni de ondan uzak- laştır. Hayır ne ise onu takdir et, sonra da bana onu sevdir!>>
Daha sonra da istediği duâyı yapsın." (Buhâri, Deavät, 48)
Bir iş hakkında bu şekilde Allah'a yönelip yalvaran ve hâlisåne yardım talebinde bulunan kulun kalbinde bir huzür ve itmi'nan husûle gelir, yapa- cağı iş hususunda da biiznillāh hayırlı tarafa bir meyil oluşur. Bu meyle gö- re hareket eden kul, neticede yanlış yapmaktan korunarak hayırlı sonuç lara nail olur.
e. Tahiyyetü'l-Mescid Namazı
Ebû Katâde birgün Mescid-i Nebeviye geldi. Rasül-i Ekrem Efandia oturdu. Bunun üzerine Allah Resûlü Ebû Katade'ye dönerek: mizin ashâb-ı kiragün Məscidlurduğunu görünce, o da gelip
Allah'a Kulluk
YanıtlaSilالله
8. Tevbe Namazı
Allah'a karşı, bir gaflet eseri veya nefse uyarak günah işlendiğinde onun keffâreti, büyük bir nedâmet içerisinde yine O'na teveccüh etmektir. Zīrā bir günah işledikten hemen sonra, o günahın pası henüz kalpte yer et- meden Allah'a yönelmek ve tevbe etmek, işlenen günaha keffåret olur. Ce- nâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
"Şeytan seni bir kötülüğe sevketmek isterse, hemen Allah'a sı- ğın." (Fussilet 41/36) Resûlullah Efendimiz de, "Nerede bulunursan bulun, Al- lah'a karşı takva sahibi ol! Bir günah işlediğinde hemen arkasından bir iyi- likte bulun! Zira o, günahı yok eder. Ve bir de insanlara karşı hüsn-i ahlâk ile muamele et!" buyurmuştur. (Tirmizi, Birr, 55)
Bunun gibi âyet ve hadislerde, kötülük yapan bir kimsenin, hemen akabinde bir iyilik yapması, kötülüğü iyilikle defetmesi istenmektedir. Bir sabah Fahr-i Kainât Efendimiz, müezzini Bilal'i çağırdı ve ona:
"- Bilal! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Dün gece cennette, senin ayakkabılarının tıkırtısını önümde duydum." diye sordu. Bilal -radıyallahu anh- de:
- Yâ Resûlallah, ne zaman bir günah işlesem arkasından hemen kal- kıp iki rekât namaz kılarım... dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendi- miz:
"- İşte bunun sayesinde!" buyurdular. (İbn-i Huzeyme, II, 213)
h. Şükür Namazı
Allâh Teâlâ'nın ihsân etmiş olduğu sayısız nimetlere şükretmek, bütün insanların yerine getirmesi lâzım olan bir borçtur. Şükür, verilen nimeti ar- tırdığı gibi, şükürsüzlük de, onun zeväline ve hatta sahibinin şiddetli bir azāba maruz kalmasına sebeb olur. Mevlâna -kuddise sirruh- bunu ne gü- zel misâllendirir:
"Şükür, nimet memesini emmektir. Meme ne kadar dolu olursa olsun, süt onun ucuna kadar gelmez. Nimeti artırmak için onu emmek lazımdır." (Fihi må fih, s. 165)
Üsve-i Hasene
YanıtlaSilEfendimiz, sevindiğinde veya sevindirici bir haber aldığında, Allah'in bu ihsamna şükretmek için secdeye kapanır 14 ve namaz kılardı. (İbn-i Maca Salát, 192)
Enes bin Malik -radıyallahu anh- şöyle anlatmaktadır:
Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir ihtiyacının görüldüğü husüsunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı. İbn-i Mace, Salât, 192)
Aynı şekilde ashâb-ı kirâm da sevindikleri anlarda şükür namazı kıl- mışlardır. Tebük seferine katılmayan Ka'b bin Malik -radıyallahu anh-, bu hatasından dolayı dünyanın bütün genişliğine rağmen kendisine dar geldi- ği günler yaşadıktan sonra, tevbesinin kabul edildiği haberini alınca, der- hal secdeye kapanmıştır. (İbn-i Mâce, Salát, 192) Daha sonra da bütün mal varlığını Peygamber Efendimiz'e teslim ederek tasadduk edilmesini iste- miş, ancak Efendimiz yarısını infâk edip, diğer yarısını da ehline bırakma- sını söylemiştir. (Buhâri, Megāzi, 79)
Aslında şükür, kalbin işidir. Ancak kalbdeki duygunun güç kazanabil- mesi için mutlaka dışa vuran bir şeklinin olması gerekir. Bir de nimetlerin vermiş olduğu taşkınlık ve şımarıklık hâlinin önüne geçilmesi gerekir. Ni- metin sahibine boyun eğmek ve onun huzûrunda yere kapanmak süretiy le, bu taşkınlık ve şımarıklık da ortadan kaldırılmış olur.
i. Teravih Namazı
Ramazan gecelerinde teravih namazı kılmak, Peygamberimizin sün netidir. O Yüce Allah Ramazan'da orucu farz kıldı, ben de (terâvih) na güzel şeklinde kıldım." buyurmuştur. (lon-i Marz kıldı, ba Ramazan'dan en güzel şekilde istifade edebilmek için, ibni Mace, Salat, 173) Randa gecelerinin de ihya edilmesi, dilin her türlü mâlâyaniden korunması ve itikāta ginime- Bansekimektedir. Ramazan gecelerininis koruma sebebidir. Resu lâh -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Kim, inanarak ve sevabını Allah'tan umarak Ramazan gecelerini inva ederse, geçmiş günahları affolunur." (Buhârî, Terävih, 46)
152
14. Şükür secdesi aynen tilavet secdesi gibidir. Abdestli bir şekilde şükür secdesinen yet edilir, eller kaldırılmadan "Allahüekber" diyerek tekbir alınır, secdeye vanit mümkün olduğu kadar uzun secde yapılır, sonra da selâm verilir.
Allah'a Kulluk
YanıtlaSilHz. Aişe -radıyallahu anhâ-'nın haber verdiğine göre, Resûl-i Kibriyā Efendimiz Ramazan ayında, ibadet husûsunda diğer aylarda görülmeyen bir gayret içerisinde olurdu. Ramazan'ın son on gününde ise, kendisini da- ha fazla ibadete verirdi. Bu günlerde geceyi ihyâ eder, äilesini uyandırırdı. (Buhari, Fadlu Leyleti'l-Kadir, 5)
Resûlullah Efendimiz, Ramazan gecelerini terâvîh namazı ile değer- lendirmiş, ancak cemâat hâlinde kılmamıştır. Herkesin, gücü nispetinde ibådet etmesini daha uygun bulmuştur. Terâvih namazı, Hz. Ebûbekir za- manında da ferdî olarak kılınmış, cemâatle kılınmaya Hz. Ömer zamanın- da başlamıştır. Peygamber Efendimiz'in bu namazı yalnız kılmasının hik- metini beyan eden bir hadiseyi, Aişe vâlidemiz şöyle anlatır:
"Allâh Resûlü, Ramazan ayında bir gece mescidde nåfile namaz kıl- mıştı. Birçok kimse de ona iktidâ ederek namaz kıldı. Sabah olunca ashab, Resûlullâh geceleyin mescidde namaz kıldı." diye konuştular. Efendimiz ertesi gece de namaz kıldı. Halk, yine bunu konuştu; katılanların sayısı da İyice arttı. Üçüncü veya dördüncü gece insanlar yine toplandı. Öyleki mes- cid, onları alamayacak hâle gelmişti. Ancak Resûl-i Ekrem bu gece yanla- rına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz:
«Yaptığınızı gördüm. Yanınıza çıkmaktan beni alıkoyan şey, bu nama- zın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır.>> buyurdu." (Buhârî, Terâvih, 1; Müslim, Müsafirin, 177)
k. Tesbih Namazı
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, amcası Abbâs'a; "Amcacı- ğım! Sana ikram ve ihsanda bulunmamı ister misin?" dedikten sonra, gel- miş geçmiş günahlarının affedilip, Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanabilmesi için, tesbih namazı kılmasını tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:
"Dört rekât namaz kılarsın. Her bir rekâtte Fâtiha sûresi ve bir süre okursun. Birinci rekâtte kıraati tamamlayınca, kıyâmda olduğun hâlde on beş kere «sübhânellâhi ve'l-hamdü li'llâhi ve lâ ilahe illallahü va'llâhu ek- ber» dersin. Sonra rükû yapıp orada aynı tesbihi on kere söylersin, rukű- dan başını kaldırır on kere daha söylersin. Daha sonra secde yapıp aynı tesbihi on kere söylersin. Secdeden başını kaldırınca da on kere tekrarlar- sın. Tekrar secdeye varıp yine on kere aynı tesbihi yaparsın. İkinci secde- den başını kaldırınca da on kere söylersin. Böylece bir rekâtte bunları yet-
Usve-i Hasene
YanıtlaSilmiş beş dela söylemiş olursun. Aynı şeyleri dört rekâtte de yaparsın. Diler sen bu namazı her gün bir kere kil. Her gün yapamazsan haftada bir ke sen bunda yapamazsan ayda bir kere, o da olmazsa yıkta bir kere kil. Y da bir kere de kılamazsan, hiç olmazsa ömründə bir kere kil." (EN) Dávikt Tatavvu, 14; Tirmizi, Vitr, 19)
1. İstiskā Namazı
Bir defâsında Habib-i Ekrem Efendimiz'e yağmur yağmadığından şi kâyet edilmişti. Bunun üzerine bir minber getirilmesini istedi. Minber mu sallaya's kuruldu. Halkın oraya gitmesi için gün tesbit edildi. Allah Resülü güneşin kızıllığı ufukta görülür görülmez yola çıktı. Musallaya varıp minbe re oturdu. Tekbir getirdi, Allah'a hamdetti ve:
"Sizler, memleketinizin kuraklığa uğradığından, yağmurun normal za manında yağmayıp gecikmesinden şikâyetlendiniz. Allah -celle celatuh kendisine duâ etmenizi emrediyor. Duânıza icâbet edeceğini va'dediyor." buyurdu ve şöyle duâ etti:
"Hamd Ålemlerin Rabbi'ne aittir. O, Rahman ve Rahim'dir, ahiret gü nünün sahibidir. Allah'tan başka ilah yoktur. O dilediğini yapar. Ey Rabbi miz! Sen kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın. Sen zenginsin, biz la kiriz. Üzerimize yağmur indir. İndirdiğini bize kuvvet ve güç kıl. Onu belli bir müddet bize yetir!"
Bunu söyledikten sonra ellerini kaldırdı. O kadar yukarı kaldırdı ki kol tuğunun altındaki beyazlık göründü. Sonra sırtını halka döndü, elbisesini ters çevirdi, elleri bu sırada hep yukarı kalkmış vaziyette idi. Sonra tekrar halka döndü. Minberden indi ve iki rekât namaz kıldı. Allah Teala, hemen o anda bulutlarını gönderdi. Gök gürledi, şimşek çaktı. Allah'ın izniyle yağ mur başladı. Fahr-i Käināt Efendimiz, daha mescidine dönmeden seller Meri gormain sığınağa dönmekteki acelelerini müşâhede edince azı dis görününceye kadar güldü ve:
154
15 Musala: Bir balde halkının cuma, bayram ve cenaze namazlarını bir arada ki lar için tahsis edilen geniş bir meka hayram ve cenaze name nar kısımlarında toplu namazlar için musallalar hazırlanır, bayram denilen bu musallalarda kılınırdı. Böylece bütün şehir halkının her halta bir araya an gibi toplu namazlar bugünk in musallar bayramsadece naman gelmesi sağlanırdı.
Allah'a Kulluk
YanıtlaSil"Şehadet ederim ki, Allah her şeye kadirdir, ben de Allah'ın kulu ve re sülüyüm" buyurdu. (Ebû Dâvûd, İstiskā, 2)
m. Küsûf ve Husuf Namazı
Nâfile namazlardan bir diğeri de, güneş ve ay tutulması, aşın karan lık bastırması gibi kevnî âyetlerin zuhůru esnasında kılınan namazdır. Kevnî âyetler ortaya çıktığında, insan kendine gelir ve derhal Allah'a sığı nır, dünyadan bir tür el etek çeker. İşte böyle bir hål, mü'minin kendisini duâ, niyaz ve namaza vermesi diğer hayırlı amellerde bulunması için bir fırsattır.
Öte yandan kâfirlerden güneş ve aya kudsiyet atfedip tapanlar vardır. Bir mü'min, onların ibâdete lâyık olmadığını gösteren bir durum vuků bul duğunda, derhal Allah'a tazarrů ve niyaz etmelidir. Böyle hareket etmek, dini yücelten bir şiâr ve inkarcıları susturan bir cevap olur.
Abdullah bin Amr'ın anlattığına göre, Peygamber Efendimiz'in zamân saâdetlerinde güneş tutulmuştu. Zat-ı Risaletleri kalkıp insanlara namaz kıldırdı. Kıyâmda o kadar çok kaldı ki adetä rüküya varmayacak da hep ayakta duracak zannedildi. Sonra rüküya vardı ve uzun müddət başını kal dırmadı. Arkasından doğruldu, fakat műtadın üzerinde ayakta durduğu için, secde etmeyeceği intibâını verdi. Nihayet birinci secdeye vardı. Lakin başını secdeden hiç kaldırmayacağı zannediliyordu. Daha sonra doğrulup oturdu. Bu oturuşu da uzun sürdü. Mübarək başını kaldırmayacakmışça sına ikinci secdeyə vardı. Bu minval üzere iki rekât namaz kılıp bitirince güneş bütün parlaklığıyla gözüktü. Arkasından Efendimiz minbere çıkarak ashâbına vecîz bir konuşma yaptı. Konuşmasında Allah Təala'ya hamd ü senå ettikten sonra şöyle buyurdu:
"Güneş ve ay, Allah'ın varlık ve birliğine delalet eden alametlerden så dece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, dua edin, Cenab-ı Hakk'a yönelip O'na ilticâ edin. Allah'ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allah'ı zik retmeye koyulun ve sadaka verin..." (Buhari, Küsüt, 2-4)
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, güneş ve ayı, Al läh'ın âyetlerinden bir âyet olarak görmüş və onların tutulmalarının, her hangi bir kimsenin ölümü veya doğumu sebebiyle olmadığını ashabına bil- dirmiştir. Ancak gaybı ve kaderi bilmek Allah'a mahsus olduğundan, her an
Üsve-i Hasene
YanıtlaSilkıyametin vuků bulabileceğini veya kendi ecelinin gelmiş olabileceğini dü şünerek, daima Allah'a iltica hâlinde bulunmuştur. Hava kararmaya başla- yınca, yağmur yağarken, gök gürlerken, güneş veya ay tutulurken, hep bu duygularla hareket ederek huzûr-ı ilahide durmuş ve ümmetinin selaməti için yalvarmıştır.
Allah Resûlü'nün bu endişeleri tamâmen Allâh korkusundan kay- naklanmaktaydı. Hz. Aişe'nin anlattığına göre Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem-, rüzgar estiğinde ve gökyüzünde siyah bir bulut gördü- ğü zaman korkusundan yüzünün rengi değişir, bazen o buluta karşı du- rur bakar, bazen geri döner, eve girer çıkardı. Yağmur yağdığında ise ra- hatlardı. Bunlar bir endişe alameti idi. Hz. Aişe bunun sebebini öğren- mek isteyince Resûl-i Ekrem Efendimiz; "Ne bileyim, belki bu kara bulut Ad kavminin dediği gibi bir azap olur. Onlar gördükleri siyah bulutu yağ- mur yağdıracak bir bulut zannetmişlerdi; ama o elîm bir azap getirdi." (Buhâri, Tefsir, 46/2; Müslim, İstiskā, 14-16) Bu durum Peygamberimiz'in her an müteyakkız oluşunun ve bunu ümmetine de öğretmek isteyişinin bir işâ- retidir.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ay tutulduğunda da, bu hâl ge- çinceye kadar namaz kılmış ve Müslümanlara da kılmalarını emretmiştir. (İbn-i Hibban, VII, 68, 100)
Küsüf ve Husüf namazı sünnettir. İki rekâttır. Güneş açılıncaya kadar duâ ile meşgul olunur. İmamın Küsüf namazını cemâatle kıldırmasında bir mahzur yoktur. Husûf namazı ise cemâatsiz kılınır. Bu namazların mescid- de kılınması da sünnettir. Ezån ve kâmet okunmaz. Sâdece güneş tutul- duğunda kılınacak namaz için "es-Salâtü câmiatün: Namaz için toplanı- nız!" diye seslenilir. (Buhâri, Küsûf, 3; M. A. Köksal, XI, 221)
Ay ve güneş tutulması gibi yer sarsıntısı da, Allah'ın büyüklüğünü göstə olmuştu.ni ayetlerden birisidir. Hicretin beşinci yılında Medine'de zelzele olmuştu. Kalbi her an Allah ile beraber olan Peygamber Efendimiz: "
Rabbiniz sizi, râzı olacağı bir hâle döndürmek istiyor. Ovle ise siz de, O'nun rızasını kazanmaya çalışın!!" buyurdu. (İbn-i Ebi Şeybe, II, 220; İbn-i Esir. Üsüdül-gabe, 1, 29) İbn-i Abbas'in, Efendimiz'in bu tavsiyesini dikkate alarak ve güneş tutulmasına kıyasla zelzele namazı kıldırdığı rivayet edilmekte. dir. (İbn-i Ebl Şeybe, II, 220)
ÜSVE-İ HASENE
YanıtlaSilKullukta Ahlâkta - Âdâbda En Güzel İnsan -sallallahu aleyhi ve sellem-
Doç. Dr. Ömer Çelik Dr. Mustafa Öztürk Murad Kaya
ERKAM
Y/tort (SISYAYINLARI
Temmuz başarılı olsaydı, ne olacaktı! Darbe saat 03.00 gibi olacaktı ve sabah uyandığımızda zaten bu iş bitmiş olacaktı. Gün doğmadan birçok eve baskın yapılıp, on binlerce kişi gözaltına alınacaktı.
YanıtlaSilSahi o tutuklanacaklar kimlerdi. Ergenekon ve Balyoz kumpasını hazırlayanlar, kendileri için de benzer bir plan yapmışlardı. Toplama kampları stadyumlar olacaktı. Avrupa yakasındakiler Silivri’ye, Asya yakasındakilerse Formula 1pistine taşınacaktı. Ellerinde politikacı, gazeteci, iş adamı, bürokrat, STK yöneticisi uzun bir liste vardı.
Darbe sabahı hemen darbeye karşı kurmaca bir halk hareketi, protestolar, direniş örgütlenecek ve hemen ardından darbeciler, bu kişilerin temsilcilerini görüşmek için davet edecekler. Onlar ikna edilecek ve darbeciler, yol haritaları ile ilgili uzun bir açıklama yapacaklardı. Hemen bir sivil geçiş hükümeti kurulurken, dünyadan destek mesajları gelecekti. Askerler geri çekilmek için suçluların cezalandırılması, darbe yapanların yargılanmaması ve en kısa zamanda seçimlere gidilerek yeni hükümetin kurulması taleplerini yineleyecekler, demokrasiye bağlılıkları, barış istediklerini açıklayacaklardı. Darbeden hemen sonra da alâ-yı vala ile “The Hodja efendi” Humeyni’nin Tahran’a gelişi gibi İstanbul’a gelecekti.
Erdoğan Marmaris’teki otelde yakalansaydı, İzmir’deki askeri üsse götürülecek ilk sorgusu orada yapılacak ve orada zihinsel bulanıklık yapacak ilaç verildikten sonra psikolojik travma yaşadığı gerekçesi ile psikolojik açıdan müşahede altına alınacaktı. Zaten direniş olursa yaralanması ve öldürülmesi de söz konusu idi. Hemen gizli kasaları, yurt dışına kaçmak için uçağa yüklenmiş altın külçelerin ele geçirildiği haberleri ki, aynısını 60 darbecileri Menderes’e de yapmıştı. Sonra tedavi ettiklerini söyleyip, burada Yassıada benzeri düzmece bir yargılamadan sonra 5000 sayfayı aşan suç dosyası ile Suriye’de gizli bir terör örgütü kurduğu, silah kaçakçılığı ile suçlanıp Lahey’e gönderilecek ve tabi mahkûm edilmesi sağlanacaktı.
Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Soruldu: "Kimin için Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Allah için, Kitabı için, Resulü için, ümera için ve bütün müslümanlar için.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 97 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Nasihat samimiyet demektir
Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Soruldu: "Kimin için Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Allah için, Kitabı için, Resulü için, ümera için ve bütün müslümanlar için.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 97 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Nasihat samimiyet demektir
İslamın Tasavvufun ana unsuru
ana temel direği budur.
Samimiyet olmazsa Allah c. c.
yardımı gelmez.
7-Ukül
YanıtlaSilإذ الأمير "Dua" الدعاء kelimesimed (elif ve hemze) iledir.
ية مقاول inen şeylere yararlı olur" Inen musibetlere ve sıkıntılara. Yani dua, Den belayi kolaylaştırır. Hatta kul ona sabreder veya razı olur da onun aksini menn etmez.
ومثال "ve inmeyen şeylere" Bunlardan bazılarını ondan giderir. Yahut Jend katından bir destekle ortadan kalkmadan önce ona yardım eder. Hatta kul peaindiği zaman ona aldırmaz.
فعليكم عبد الله Öyleyse ey Allah'ın kulları! Sarilin" عِبَادَ اللَّهِ ifadesinin başında nida arfi kaldırılmıştır.
بالأعمال Daya Tibi demiştir ki: فعَلَيْكُم kelimesindeki fa şartın cevabıdır. Yani taleinen kazaya sabır veya katlanma verilince ve dua ile inmeyecek kaza geri anince, Ey Allah'ın kulları! duaya sarılın ve ona hep devam edin. Peygamber duaya teşvik etmek ve duanın gerçekten ibadetin ta kendisi oldugungame emek için özellikle Allah'ın kulları diye hitap etmiştir. Duaya sarılın, gayret edin, duaya devam edin ve üstüne düşün. Çünkü dua ile sevap mükafatı alınır. Dua ile sevap hasıl olur. Allah'a dua edip O'nun senin duanı kabul etmesi ve dünya ve ährette en iyi olanı senin için seçmesi bir şeref olarak sana yeter.
Bu hadiste duaya teşvik vardır.
Hadisi, Tirmizî ve Ibnü'n-Neccâr, Ibn Ömer (r.a.)'den nakletmiştir. Hâkim'in Müstedrek'teki الدعاء ile başlayan rivayeti 762 gelecektir.
١٣٤٤ - إِنَّ الدِّينَ النَّصِيحَةُ، إِنَّ الدِّينَ النَّصِيحَةُ، إِنَّ الدِّينَ النَّصِيحَةُ قَالُوا: لِمَنْ يَا رَسُولَ اللهِ قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ
1344- "Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Ya Resûlallah! Kimin için? Dinin diye sordular. Buyurdu ki: Allah için, Kitabı için, Rasulü için, müslümanların idarecileri için ve bütün müslümanlar için" 763 oluşu
إِنَّ الدِّينَ "Din" الدين kelimesi >/dal'ın esresiyledir. O, Islâm dinidir.
النصيحة "nasihattir" Yani o dinin direğidir ve dinin ayakta durması demektir. الخج غرفة بة بة "Hac Arafattır" 764 hadisi gibidir. Dinin sadece nasihata özgy kimması mecazidir. Belki gerçek anlamdadır. Çünkü nasihat dinden geriye bir şey brakmaz. Bazıları demiştir ki:
Timizi, Daavat 102. Bkz. Ali el-Muttaki, Kenzü'l-ummal. II, 95.
Levamiu'l-ukül. II, 449-450.
33
Ahmed b. Hanbel, Müsned. IV, 102: Müslim. Iman 95: Ebû Dâvûd. Edeb 59; Nesai, Bey'at 31, Ibn Huzeyme, Sahih, Ibn Hibban, Sahih, X, 435; Taberâni, el-Mu'cemü'l-kebir, II, 52, 53; Dârekutni, e/- Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 309; Ibn Mâce, Menāsik 57: Tirmizi, Savm 57: Nesai, Menāsik 203; Wel, X, 115, Beyhaki, es-Sünenü'l-kübra, VIII, 163; Beyhaki, Suabu'l-iman, IV, 323 on Huzeyme, Sahih, IV, 257.
Levâmiu'l-Ukül
YanıtlaSilNasihat, söz olarak ihlası aramak ve nasihat edileni düzeltmek konusunda Caba Nasihatmaktır. Mecazi anlamıyla birlikte bu kelimeden daha kuşatıcı olanı Çabalahn kelamında yoktur. Çünkü Peygamber nasihatin dinin kendisi olduğuna Arapların ke bunu şu şekilde açıklayarak pekiştirmiştir. Nasihatin Allah için olması bina eman, O'nun ortağının olmamasına iman, O'nu bütün mükemmel ve yüce O'na lenie niteleme, mükemmel olmayan şeylerden O'nu uzak görme, O'na karşı günah işlemekten kaçınma, O'nun için sevme ve O'nun için nefret etme, O'nun nimetini itiraf edip buna karşı şükretme ve yarattıklarına karşı şefkatli olma ve dua iledır. İşte bu anlamda nasihat Allah içindir. Bu nedenle Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
إن الدينَ النَّصِيحَةُ، إِنَّ الدِّينَ النَّصِيحَةُ "din nasihattir, din nasihattir" Bu, Allah'ın niteliklerine O'ndan olmayan bir şeyi sokmaman, kendi görüşüne göre, gerçekte olmayan bir şeyi O'na dayandırmamandır. Böylece O'na, olduğunun aksine olacak şekilde inanmamandır. Çünkü bu bir aldatmadır. Her şey, Yaratan yüce Zat'ın aksinedir. Çünkü eşya, sonradan meydana gelmiştir. Halbuki Allah'ın varlığının başlangıcı yoktur. Onlar bilgisizdir. O (c.c.) ise bilendir. Onlar acizdir, O (c.c), gücü yetendir. Onlar, kuldur. O (cc.), Rabtır. Onlar muhtaçtır. O (c.c.), hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır. Kim O'nu yarattıklarından bir şeye benzetirse O'nun niteliklerine ihanet sokmuştur. Din onun için nasihat olmamıştır.
قالوا: لِمَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: اللَّهِ "Dediler ki: Ya Resûlallah! Kimin için? O buyurdu ki: Allah için" Kim yaratılmış varlıklara O'na ait bir şeyi dayandırırsa, varlıklara ihanet etmiş olur.
ولكتابه "Kitabı için" الكتابه kelimesi, tekil ve muzaftır. Bu, diğer kitapları da içine alır. Bu nasihat, cahillerin yorumlarından ve batıl yolda olanların sorularından onu korumak ve onun hükümleri yanında durma konusunda gayret göstermektir.
ولرسوله "Rasulü için" O'nun getirdiğine iman, yaşamda ve ölümde O'na yardım etme, O'nun hakkına saygı gösterme, O'nun çağrısını yayma, sünnetini yaygınlaştırma, O'nun sünnetini öğrenme ve öğretmede lütufkâr olma, sünnetinin edepleriyle edeplenme, O'nun ailesinden ve ashâbından birine dil uzatmaktan kaçınmaktır.
ولأنثة المُسلمين "Müslümanların idarecileri için" Yani halifelere ve vekillerine hak üzere yardım etmek ve hakta onlara itaat etmek, onlara hakkı emretmek, hatırlatmak ve Müslümanların haklarından gaflet ettikleri şeyi onlara bildirmek, onlara karşı çıkmayı terk etmek ve onların
iyiliği için dua etmektir. ara os Onların geneli için" Ahiretlerinin ve dünyalarının İyiliğine olan şeyleri onlara göstermek, onlardan eziyete engel ve dünyalarimediklerini öğretmek.
planini örtmek, eksiklerini kapatmak 765, yumuşaklıkla 10t0lukten alikoymak ve bunun gibi şeylerdir. ve şefkatle iyiliği emretmek,
YanıtlaSilPeygamber hadiste önce Allah ile başlamıştır. Çünkü din gerçekte O'nundur. Ano olarak O'nun Kitabını zikretmiştir. O kitap, O'nun hükümlerini yüksek sesle klamaktadır. Eşsiz sözdizimiyle mucizedir. Üçüncü olarak sıralamada Kitabını zikretmiştir ki O, Resülüdür; O'nun dinine hidayet eder, şeriatını lenerek geniş şekilde açıklanmış hükümleri üzerinde durur. Dördüncü olarak kuyanı neticileri zikretmiştir. Onlar, Peygamberlerin sünnetlerini uygulayan halifeleridir. Sonra beşinci olarak bütün insanları zikretmiştir.
Hadisi, Ahmed b. Hanbel, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ebû Avâne, Ibn Meyme, Ibn Hibban, Beğavi, Bâverdi, Ibn Kâni', Beyhakî Şu'abu'l-Îmân'da ve Ebo Nilaym, Temîm ed-Dârî (r.a.)'den nakletmişlerdir. Yine hadisi Nesâî ve Darekutn1766 adda, Ebu Hureyre (r.a.)'den nakletmişlerdir. Hadisi; Ahmed b. Hanbel, Tuberani el-Mu'cemu'l-kebir'de, Ibn Abbas (r.a.)'tan nakletmiştir. Ibn Asakir ise -Serban (ra.)'dan nakletmiştir.
Bu hadis, lafzı kısa olsa da anlam yönünden çok geniştir. Çünkü diğer Hükümler, bu hadisteki bir kelimenin altına girmektedir. O kelime de لكتابه dir Çünkü Allah'ın Kitabı, asıl, fer', amel ve itikat yönünün din işlerini kapsamaktadır.
١٣٤٥ - إِنَّ الدِّينَ يُسْرٌ ، وَلَنْ يُشَادَّ الدِّينَ أَحَدٌ إِلَّا غَلَبَهُ، فَسَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَأَبْشِرُوا
وَاسْتَعِينُوا بِالْغُدْوَةِ وَالرَّوْحَةِ وَشَيْءٍ مِنَ الدُّلْجَةِ
1345- "Şüphesiz ki din kolaylıktır. Hiç kimse dini zorlaştırmasın. Yoksa dine mağlup olur. Doğru olanı yapınız, buna yaklaşın, müjdelenin; sabah, akşam ve gecenin bir kısmında yardım görüp ibadet edin" 767.
إِنَّ الَّذِينَ "din" الدين kelimesi, /dal'ın esresiyledir.
ينز "kolaylıktır" Yani Islam dini. Kolaylık, zorluğun zıddıdır. Ya da bu abartılı br kolaylık, şiddetli ve çok fazla kolay demektir. Sanki din, kendinden önceki driere göre bu ümmetten yükü gidermesiyle kolaylığın kendisidir.
وَلَنْ يُشَادُ "zorlaştırmasın" لَنْ يُشَادٌ kelimesi, seddeli noktasız dal iledir. Yani direniş göstermesin.
manastırlardaki rahipler gibi yumuşaklığı terk ederek ibadette derinleşmesin. Yoksa kuldaki acizlikten ve kulluk edilen mâbudun işinin azametinden dolayı din onu aciz الدين أحَدٌ إِلَّا غلة "hiç kimse dinde. Yoksa dine mağlup olur" Yani hiç kimse burakir ve ona galip gelir. Maksat ibadette mükemmeli istemeyi bırakmak değildir.
Bu ifade, karışıklığı gidermek, şeklinde olmalıdır. (Yazarın notu). Tirmizi hadisin Hasen olduğunu belirterek rivayet etmiştir. (Yazarın notu).
Iman 28, Nesai, Iman 28
1-Ukül
YanıtlaSilÇünkü bu, övülen bir şeydir. Belki usanmaya götürecek aşırı gitmeye engel olmaktır.
Biliki hiç kimse, lafzi, bir rivayette vardır. Buhârî nüshalarının çoğunda ise düşmüştür. Ibn Hacer demiştir ki: Bizim rivayetimiz, bu kelimenin düşürülmesiyledi düşmüştireninin rivayetinde vardır. Buna göre الدين din kelimesi mensuptur. Çoğunluğun rivayetinde ise, bu kelime mef'ûl (tümleç) olarak mensuptur, Cogunduar fail, bilindiği için gizlenmiştir. الدين din kelimesi meru olarak da rivayet edilmiştir. Bu rivayette يُشَاد fiili meçhul (edilgen) yapılıdır. el-Metal'de de olduğu gibi. Nevevî rivayetlerin çoğunluğunda الدين kelimesinin mensup olması nedeniyle bunu reddetmiştir.
فَسَدْدُوا "Doğru olanı yapınız" Yani doğru olana sarılın. Bu, ifrat ve tefrit olmaksızın doğru olandır.
وَقَارِبُوا "doğru olana yaklaşınız" قاربُوا kelimesi alta tek nokta (/b) iledir. /nun ile değildir. Yani; son noktaya ulaşmayınız, belki ona yaklaşınız.
وَأَبْشِرُوا “müjdelenin" أَبْشِرُوا kelimesi, kati hemze iledir. Kirmânî demiştir ki: Bu kelime bir lehçede البشر'den türemiş olarak أَبْشُرُوا şeklinde şın'ın ötresiyle sevinmek anlamında bana gelmiştir. Yani; az da olsa devamlı yapılan amele verilecek sevapla sevinin. Yüceltme ve vurgulama için müjdelenen şey kapalı bırakılmıştır.
وَاسْتَعِينُوا بِالْغُدْوَةِ وَالرَّوْحَةِ "sabah ve akşamdan yardım görün" Iki kelime الْغُدْرَةِ والروحة nin birincisi ötre iledir. Yani ibadeti sürekli gündüzün ilk vakti ve zeval (öğle vakti)'den sonra gibi dinç vakitte yapmak suretiyle yardım görün. الغُدوة'nin asıl anlamı, gündüzün ilk vakti yola çıkmak demektir. الروحة ise zevalden sonra yola çıkmak demektir.
وَشَيْءٍ مِنَ الدُّلْجَةِ ve gecenin bir parçasından الدلجة kelimesi, ilk harfin ötresiyle ve ikincisinin tutarıyladır. Bunun üstün ile الدَّلْجَة diye olması da mümkündür. Yani; ibadetleri gecenin sonunda veya bütün gece yapmak suretiyle yardım görün. Bu anlamın delili; hadiste "bazısı" ile ifade edilmesidir. Bu, yolcu için en hoş zamandır. Çünkü Peygamber (s.a.v.) hadisi yolcuya hitap ederek irat buyurmuştur. Yolcunun dinç olduğu vakitler üzerine uyarmıştır.
Hadisteki istiåre şöyle bir güzelliktedir: Dünya, gerçekte ahirete göç edenlerin evidir. Bu vakitler kulun bedeni için en rahat olan zamanlardır.
Kâdî (lyâz) demiştir ki; sabah, akşam ve gece vakitleriyle, bu vakitlerdeki namazdan istiâre yapılmıştır. Çünkü bu vakitler, âdetten ibadete, tabiattan şeriate, kaybolmaktan hazır olana geçiş ve gidiştir.
Hadisi; Buhârî ve Nesâî, Ebû Hureyre (r.a.)
'den nakletmiştir. Bir grup âlim, bu hadisin, cevamiu'l-kelim, özlü sözler türünden olduğunu söylemiştir.
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث للكمشخانوي
YanıtlaSilLEVAMI'U'L-'UKÛL
ZEKA PARILTILARI
Hadis-i Serifler ve Açıklamaları
GÜMÜSHÂNEVÎ
Ahmed Ziyâüddîn
Editör
Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
III. Cilt
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSilNakşibendi ayrılık
Soner Yalçın
Yayınlanma: 19 Nisan 2024
2019 yılıydı:
Cübbeli (Ahmet Mahmut Ünlü) Hoca telefon etti:
-Soner Bey, bizim cenahta Mustafa Kemal’e haksızlık yapılıyor, Atatürk’e nasıl düşmanlık edilebilir, bu gadre son vermek lazım.”
Odatv, Cübbeli Hoca ile röportaj yaptı. Hayli yankı buldu...
Bunu niçin anımsadım?
“Bizim Mahalle” tasavvuf tarihine pek meraksızdır, bazı hatırlatmalar yapayım:
Nakşibendilik, Buharalı Muhammet b. Bahattin Nakşibent (1318-1389) tarafından kuruldu.
Türkiye’nin bugün en etkili tarikatı Nakşibendiliğin Anadolu’ya girişi geç oldu! Bunun temel sebebi, Bahattin Nakşibent’in Timur’un hocası olması idi. Timur-Yıldırım rekabeti ve ardından Moğolların Anadolu’ya girmesiyle, Osmanlı yönetimi/ beylikler bu tarikata mesafeli durdu. Ki Anadolu’ya ilk gelen Nakşibendilerin Timur’un ordusunda görevli olduğunu iddia edenler var...
Sonuçta, Sultan Beyazıt 1481-1512 döneminde İstanbul Aksaray ve Fatih’te ilk Nakşibendi tekkesini Molla İlahi ve öğrencisi Ahmet Buhari açtı. Ancak, Hindistan’da hayli güçlü Nakşibendilerin gölgesi altındaydı.
Osmanlı’da zamanla Nakşiler dinsel itikattan çok, siyasi nüfuz üzerinden güç topladı. Mesela:
Şii Safevi ile mücadelesinde Osmanlı yönetimine Sünni Nakşiler destek verdi.
Sadece bu değil -örneğin- Yeniçerilerin lağvedilmesine fetva verip, Hacıbektaş dahil bazı Bektaşi tekkelerine el koydular!
Nakşiler Osmanlı’nın en güçlü dini ideolojik gücüne dönüştü. Fakat, Tanzimat karşıtlığı ve 1859 Kuleli Vakası gibi Osmanlı idaresine dönük eylemlerde de bulundular.
★★★
Cumhuriyet, kapatmadan önce sadece İstanbul’da 95 Nakşi tekkesi vardı.
Neredeyse tüm tekkeler gibi Nakşilerde de gizlenme, korunma ve azla yetinme dönemi başladı. Nakşi Gümüşhanevi Şeyhi Mustafa Fevzi’nin sözü “yolu” gösterdi:
-“Kapatılan bir binanın kapısıdır, kapatılmayan gönül kapısıdır.”
Tekkelerin yerini camiler aldı...
Yeni rejimin imkanlarından uzaklaştırıldıkları, dışlandıkları için kimileri Atatürk’ü hedef yaptı. Başta eski Şeyhülislam Mustafa Sabri olmak üzere demediklerini bırakmadılar...
Menemen, Bursa, İskilip, Siirt olaylarına ve İçişleri Bakanlığı’nın 1937 genelgesinde “Nakşilere dikkat” uyarısına rağmen, Abdülaziz Bekkine gibi Nakşi şeyhler camilerde ve okullarda görev almayı sürdürdü. Ancak, Abdülhâkim Arvasi gibi bazı şeyhler Menemen olayı nedeniyle kamu görevlerinden alındı. (İslamcılar, İkinci Abdülhamit karşıtı, İttihatçı dostu, Menemen kışkırtıcı Esat Erbilli gibi kimi Nakşi şeyhleri güttükleri siyaset üzerinden hiç değerlendirmiyor!)
Öte yandan Cumhuriyet, 1925 yargılamalarından beraat eden Ahmet Hamdi Akseki gibi alimlere, “Türkçe hutbe” gibi din alanındaki çalışmalarda görev verdi.
Onca hınca, hakarete, bin yalana rağmen Cumhuriyet kan davası gütmedi...
Toparlayayım:
★★★
Şeyh, Arapçada yaşlı kimse anlamına gelir...
Keramet sahibi “seyittir”, rehberdir, alimdir, vaizdir. İslam’ın nasıl anlaşılacağına ve yaşanılacağına dair kendilerinde büyük yetki ve salahiyet görür. Dini otoriteleri güçlüdür, hakikatin temsilcisi olduğuna inanılır...
Nakşilerde de şeyh kutsiyet taşır; Hz. Ebubekir üzerinden Hz. Muhammet’e bağlandıklarını iddia ederler.
Her tarikatta olduğu gibi tevekkül, rıza, sadakat, kardeşlik ve fedakarlık elzemdir...
“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözüne bağlıdırlar.
Şeyhin dini otoritesine bağlılığın güçlü olduğu Nakşilerde bugünlerde büyük ayrılık yaşanıyor...
Cumhuriyet ve Atatürk ile barışık Cübbeli Ahmet Hoca, Suudi Vehhabi-Selefi etkisine girdiğini belirttiği Nakşi İsmailağa şeyhine başkaldırıp rabıtayı kırdı.
Cübbeli Hoca’nın muhalefetinde, kumpasına maruz kaldığı FETÖ’nün cemaatin köşe başlarına oturtulmasının da etkisi var...
Kısa kesintiler hariç beş asırdır, iktidar siyasi merkezlerinde yer alan Nakşilerdeki bu ayrılığın yeteri kadar tartışılmadığını düşünüyorum
Hadisi Ahmed b. Hanbel, Ebu Nuaym Hilyetü'l-evliya'da, Ömer (ra)'den nakletmiştir. el-Alâî bu hadisi Ömer (r.a)'e dayanan bir senedle ve başka lafızla nakletmiştir. Bu hadis "Rasülullah (s.a.v)'a 'Islamı ne yıkar?' diye soruldu. O da (s.a.v) 'alimin yanlışı, münafığın Allah'ın kitabı nedeniyle çekişmeye girmesi ve saptıran önderlerin insanlara hükmü buyurdu." şeklindedir.
YanıtlaSil5098.seytan, ayrıntı da gizlidir. (yatar)
YanıtlaSilsy. 167.
1164.Yalan öyle bir zehirli oktur ki, hedefini değil, atanı yaralar.
sy. 44.
Dünya Atasözleri
M. Türker Acaroglu
Referans Yayıncılık
Zira hadis-i şerifte: "Kıyamet gününde en şiddetli azap gören ilminden menfaat görmeyen âlimdir." buyrulmuştur. İmam Ali (ra) da On Sekizinci Lem'a'da bid'a olan Latin harflerin- den bahsederken: "Ahirzamanın fena insanları bir kısım üle- maü's-sûdur ki hırs sebebiyle karınlarını haramla doldurmak için bid'alara fetva veren ve onların yayılmasına yardım eden- lerdir." demiştir.
YanıtlaSilDâru'l-emân: İslâm ordusu tarafından feth olunup, içinde zimmet eh- ikamet ettirilen bejde olup, bu, İslâm Devleti'nin up, icinde zimmet eh- yati altında bulunacağından Dâru'l-Islama Boleti
YanıtlaSilDâru'l-harb : Müslümanlarla aralarında sulh sözleşmesi bulunmayan gayri müslimlerin ülkesidir.
Dâru'l-İslâm: Müslümanların eli altında, hâkimiyeti dairesinde bulu-
nan yerler olup, müslümanlar orada emniyet içinde yaşarlar. Dâru'r-ridde: Mürtedlerden mütəşəkkil bir zümrenin istila ederek,
hâkimiyetleri altına aldıkları yerlerdir. Buna «mürtedler ülkesi» de denir.
Dâru'z-zimmet: Müslümanların ahd ve emânını, himayesini kabul et- miş olan gayri müslimlere mahsus yerlerdir. Daha önce idarî muhtariyeti nâil olan bir kısım eyâletler, bu kabilden sayılmıştır.
Davalarda murur-ı zaman: Bir hakkın istenebileceği en uzun süre demektir. Davalarda zaman aşımı ikiye ayrılır. Birisi ictihada dayanır ve süresi otuz altı yıldır. Bu kadar süre terk edilen bir dava artık dinlene- mez. Bir davayı açmaya güç yettiği hâlde, bu kadar süre özürsüz terk etmek hakkın bulunmadığına delalet eder. İkincisi, Devletin tayin ettiği
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2024 04:03
¡BN-İ ABİDÎN TERCÜMESİ FİHRİSTİ VE TERİMLER SÖZLÜĞÜ
Hazırlayan Dr. Hamdi DÖNDÜREN Uludağ Üniv. İlâhiyat Fak.
SAMIL YAYINEVİ
ŞAMİL YAYINEVİ
Küçükayasofya Cad. Şamil han No: 80 Tel: 528 40 51 Sultanahmed - İST.
İstanbul - 1988
ŞERİAT
YanıtlaSil• ŞERİAT: Aslında şerî, şir'a, meşrea kelimeleri, insanı bir ırmağa, bir su kaynağına götüren yol an lamına gelir.
Daha sonra bu kelime ahkam-ı dîniyye (= dînî hü- kümler) anlamında kullanılmıştır. Çünkü, dînî hü- kümler de, insanları ictimâî ve mânevî hayatın devâmına sebep olan bir feyze ve yükselmeye kavuş- turacak olan ilâhî bir yoldur.
ŞER' lafzı, bir şeyi ortaya koyma ortaya çıkarma; açıklama anlamlarını ifade ettiği gibi, şeriat vaz et- mek anlamında da kullanılır. ŞER' kelimesi, ŞERİ- AT kelimesi ile eş anlamlıdır ve bu iki kelime birbirlerinin yerine de kullanılmaktadır.
Istılâhta ŞERİAT: Allahu Teâlâ'nın, kulları için vaz etmiş olduğu dini ve dünyevî hükümlerin hey'et-i mecmuasıdır(= toplamıdır; tamamıdır).
Bu itibarla şeriat kelimesi, din kelimesi ile eşanlam- lıdır. Ve şeriat hem inanç esaslarını, hem de ibadet, ahlâk ve muâmelâtı ihtiva etmektedir.
Bununla beraber şeriat kelimesinin, yalnız ahkâm-ı fer'iyye (yani ibâdet, ahlâk ve muâmelât) için kulla- nılması daha yaygındır.
Genel anlamına göre ŞERİAT: “Bir Peygamber ta rafından tebliğ edilmiş olan ilâhî kanun" demektir.
ŞERÂÎ: Şeriatler demektir.
ŞARİCİ MÜBIN: İlâhî kanunu yani şerîatı asıl vaz eden yüce zât yani Cenâb-ı Hakk anlamında kul- lanılır.
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2024 04:33
ŞARİ İ MÜBÎN: İlâhî kanunu yani şerîatı asıl vaz eden yüce zât yani Cenâb-ı Hakk anlamında kul lanılır.
ŞÂRİ: İlâhî kanunu insanlara tebliğ etmiş bulunan peygamber demektir.
AHKÂM-İ ŞER'İYYE: İlâhî kanunun hükümleri de- mektir ve bu tâbirle Kur'ân'a, hadîse ve icmâa da- yanan hükümler kasdedilir.
İslâm müctehidlerinin kıyâs ve ictihad yoluyla çıkar- dıkları hükümlere ise AHKÂM-I FIKHIYYE ve MESAİL-İ FER'İYYE-İ AMELİYYE denir. An- cak, bunlar da -şer'î esaslara dayandığı için- ahkâm-ı şer'iyye ıtlâk olunmaktadır.
Dolayısiyle ahkâm-ı fıkhiyye, mesâil-i fıkhiyye tâ- birleri de -aslında fürûata ait ve ictihada dayanan hüküm ve mes'elelerden ibaret olduğu hâlde, - hem
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2024 04:35
nass ve icmâa dayanan şer'î ahkâm ve meselelere, hem de ictihad ve kıyâsa dayanan mes'elelere ve hü- kümlere şâmil, umûmî bir ünvan olarak kullanıl- maktadır.
• ŞERİAT-I GARRA İslâm Dini.
• ŞERİAT-I MUHAMMEDİYYE: İslâm Dini.
• ŞERİAT-I ÎSEVİFYE: Hz. Îsa'nın şeriatı.
• ŞERİAT-I SÂLİFE: Önceki Peygamberlerin şeriatı.
• ŞER'İ: Şeriate ait; şeriatle ilgili; şeriate uygun.
• HÜKM-İ ŞER'Î: Şeriate uygun hüküm.
• MAHKEME-İ ŞER'İYYE: Şer'i mahkeme. Da'- vâlara, şeriat hükümlerine göre bakan mahkeme.
ŞEYH
• Şeyh: 1-) Büyük ve Ulu kişi; Yaşlı adam, ihtiyar.
2-) Alim.
3-) Bir tekke veya zâviyede reislik eden ve müritleri
bulunan kimse. 4) Kabîle ve aşiret reisi.
Şeyh'in çoğulu meşâyih, şüyûh ve eşyah gelir. Şeyhayn (= iki şeyh): (Fıkıhta) İmâm-1 A'zam Ebû Hanîfe ile İmâm Ebû Yûsuf Hz. Ebû
• Şeyhayn:
(Tarih ve Sinan Kitonlarında)
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2024 04:36
37
FETÁVÁYİ HİNDİYYE
AKAS
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2024 04:37
FETÂVÂYİ HİNDİYYE (FETÂVÂYİ ALEMGİRİYYE)
16. CİLD
Yayına Hazırlayan:
İsmail KARAKAYA
AKÇAĞ
Basım Yayım Pazarlama A.Ş. Hükümet Cad. No. 8/C Tel: 312 13 94 Ulus-ANKARA
Insan Cenâb-ı Hakkın antika bir sanatıdır. (S.) 282:23. Söz, 1.
YanıtlaSilmebhas 2 nokta
Insanın cevheri büyük, mâhiyeti yüksektir. (Mh.) 36:1. maka. 9. muk. Insan cibilliyeti gereği nefsini sever. (M.) 433:29. M. 9. kıs. zeyl İnsanın cihazat ve hissiyatlan tevhidle kıymetlenir. ($) 14:2. Şuâ, 1. mak.
İnsandaki cihazat esmâ-i hüsnâyı keşfetmek içindir. (M.N.) 177: Şemme, 10. risâle İnsanın cihazatca zengin olmasının hikmeti. (S.) 589:32. Söz 3.
mev. 2. mebhas mukaddime
İnsanın cinayeti büyüktür. (Mh.) 36:1. maka. 9. mukaddime İnsanın cinlere halife olması. (İ.İ.) 250.
İnsan ibâdet ve tefekkürle emânete layık bir halife olur. (S.)
298:23. Söz 2. mebhas, 5. nükte
İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri mütefavittir. (L.) 22:3.
Lem'a 3. nükte
İnsan cüz'i ile külli ortasındadır. (M.N.) 182:Şemme, 10. risale İnsanın cüz'i iradesi âcizdir, kısadır. (S.) 192:17. Söz, Får. mün. İnsan cüz'i iradesinin bir elini duâya vermelidir. (S.) 432:26.
Söz, 2. mebhas
İnsan çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde de
cez'a kapılmamalıdır. (S.) 651:Lemaat İnsana çeşitli mideler verilmiştir. (L.) 345:30. Lem'a 6. nük. 5. şua, 2. mesele
İnsanın çeşitli mertebeleri vardır. (M.N.) 178:Şemme, 10. risale İnsanın çeşitli şahsiyetleri olabilir. (M.) 307:26. Mektup, 2. meb. İnsanların çoğu âvamdır. (Mh.) 142:3. mak. 4. meslek hâtime
İnsan çok sıfatlara sahip olduğundan, bir sıfatı adaveti celbetse, o insana değil, o sıfata düşman olunmalıdır. (Sn) 40.
İnsan çok zâlim ve çok câhildir. (Sn.) 39.
Insanı dalâlete sürükleyen sebeplerden biri. (M.N.) 69:Katre, zeyl
FİHRİST/321
YANITLASİL
yuksel28 Nisan 2024 06:15
İnsanları değerlendirirken ölçü ne olmalı? (L.) 91:13. Lem'a 13.
işâret, 3. nokta
İnsan diğer mevcudatla alakadardır. (M.) 278: 24. Mektup, 2.
makam, 3. remiz
İnsanlık dinsiz yaşayamaz. (H.Ş.) 31; (Tl. İç. R.) 1:189; (Mn.) 86. İnsanın dönüşü Allah'adır. (İ.İ.) 230, 234; (Μ.) 222, 243:20.
Mektup, 1. ve 2. makam, 11. kelimeler
İnsan dünyada az duracak vazifesi çok bir misafirdir. (S.) 241:20. Söz 2. mak. 2. suâl; (M.N.) 101:Habbe
İnsan dünyada bir ameledir. (M.N.) 97:Zeylü'l-Hubab İnsanların dünyada hayvanlar gibi fıtrî elbise ile yaratılmaması-
nın hikmeti. (M.) 373:28. Mektup 8. mes. 4. nük. İnsanlığı dünyevî ve uhrevî saadete mazhar edecek yalnız İslâ- miyettir. (H.Ş.) 38.
İnsanı dünyaya çağıran sebepler. (L.) 125, 126:17. Lem'a 7 nota; (M.N.) 136: Zühre, 7. nota
İnsan dünya hayatı lezzetinde hayvandan yüz derece aşağı düşer. (S.) 292:23. Söz 2. meb. 3. nük. İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (İ.İ.) 110. İnsanın dünyası dar bir kabir hükmünde. (L.) 140:17. Lem'a 14.
nota, 4. remiz
İnsanın dünyaya küstürülmesi. (S.)186:17. Söz. İnsan düşmeye ve yükselmeye müsaittir. (M.N.) 104:Habbe İnsan ebed için yaratılmıştır. (İ.İ.) 197; (Mh.) 36:1. maka. 9. muk.; (Mh.) 123:3. mak.; (S.) 68:10. Söz, 3. hak.; (S.) 84:10. Söz, 11. hakikat
İnsan ebediyete razı olur. (L.) 13:1. Lem'a; (L.) 23:3. Lem'a 3. nükte; (L.) 118:17. Lem'a 1. nota; (L.) 253:26. Lem'a 14. ricâ; (Ş.) 187:11. Şuâ 8. mes.; (H.Ş.) 32.
İnsanın ebede uzanmış emelleri vardır. (S.) 84:10. Söz, 11. hak. İnsanın edebin ta kendisi olan şeyleri edepsizlik olarak telakki etmesi. (S.) 211:18. Söz, 2. nok.
FİHRİST/322
YANITLASİL
yuksel28 Nisan 2024 06:16
İnsan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana dönüşür. (L.) 124:17. Lem'a 6. not; (M.N.) 134; Zühre 6. nota İnsanın elinin karıştığı şey çirkinleşir. (L.) 304:30. Lem'a 2.
nüktenin sonu
İnsanın emânet-i kübra gibi mühim vazifeleri vardır. (S.) 76:10.
İnsanlığın emelleri sınırsızdır. (Nk. İç. R.) 261
İnsan enâniyeti bırakmalı. (S.) 194:17. S.
Söz, 7. hak. İnsanın en büyük düşmanı şeytandır. (L.) 74:13. Lem'a İnsan en güzel surette yaratılmıştır. (Ş.) 141:7. Şuâ İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. (Mn.) 78, 137. İnsanın en parlak saadeti muhabbetullahtır. (M.) 218: 20. Mek- tup, muk.
İnsanların en şereflileri doğru Müslümanlardır. (Mh.) 35
Insan Cenâb-ı Hakkın antika bir sanatıdır. (S.) 282:23. Söz, 1.
YanıtlaSilmebhas 2 nokta
Insanın cevheri büyük, mâhiyeti yüksektir. (Mh.) 36:1. maka. 9. muk. Insan cibilliyeti gereği nefsini sever. (M.) 433:29. M. 9. kıs. zeyl İnsanın cihazat ve hissiyatlan tevhidle kıymetlenir. ($) 14:2. Şuâ, 1. mak.
İnsandaki cihazat esmâ-i hüsnâyı keşfetmek içindir. (M.N.) 177: Şemme, 10. risâle İnsanın cihazatca zengin olmasının hikmeti. (S.) 589:32. Söz 3.
mev. 2. mebhas mukaddime
İnsanın cinayeti büyüktür. (Mh.) 36:1. maka. 9. mukaddime İnsanın cinlere halife olması. (İ.İ.) 250.
İnsan ibâdet ve tefekkürle emânete layık bir halife olur. (S.)
298:23. Söz 2. mebhas, 5. nükte
İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri mütefavittir. (L.) 22:3.
Lem'a 3. nükte
İnsan cüz'i ile külli ortasındadır. (M.N.) 182:Şemme, 10. risale İnsanın cüz'i iradesi âcizdir, kısadır. (S.) 192:17. Söz, Får. mün. İnsan cüz'i iradesinin bir elini duâya vermelidir. (S.) 432:26.
Söz, 2. mebhas
İnsan çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde de
cez'a kapılmamalıdır. (S.) 651:Lemaat İnsana çeşitli mideler verilmiştir. (L.) 345:30. Lem'a 6. nük. 5. şua, 2. mesele
İnsanın çeşitli mertebeleri vardır. (M.N.) 178:Şemme, 10. risale İnsanın çeşitli şahsiyetleri olabilir. (M.) 307:26. Mektup, 2. meb. İnsanların çoğu âvamdır. (Mh.) 142:3. mak. 4. meslek hâtime
İnsan çok sıfatlara sahip olduğundan, bir sıfatı adaveti celbetse, o insana değil, o sıfata düşman olunmalıdır. (Sn) 40.
İnsan çok zâlim ve çok câhildir. (Sn.) 39.
Insanı dalâlete sürükleyen sebeplerden biri. (M.N.) 69:Katre, zeyl
FİHRİST/321
YANITLASİL
yuksel28 Nisan 2024 06:15
İnsanları değerlendirirken ölçü ne olmalı? (L.) 91:13. Lem'a 13.
işâret, 3. nokta
İnsan diğer mevcudatla alakadardır. (M.) 278: 24. Mektup, 2.
makam, 3. remiz
İnsanlık dinsiz yaşayamaz. (H.Ş.) 31; (Tl. İç. R.) 1:189; (Mn.) 86. İnsanın dönüşü Allah'adır. (İ.İ.) 230, 234; (Μ.) 222, 243:20.
Mektup, 1. ve 2. makam, 11. kelimeler
İnsan dünyada az duracak vazifesi çok bir misafirdir. (S.) 241:20. Söz 2. mak. 2. suâl; (M.N.) 101:Habbe
İnsan dünyada bir ameledir. (M.N.) 97:Zeylü'l-Hubab İnsanların dünyada hayvanlar gibi fıtrî elbise ile yaratılmaması-
nın hikmeti. (M.) 373:28. Mektup 8. mes. 4. nük. İnsanlığı dünyevî ve uhrevî saadete mazhar edecek yalnız İslâ- miyettir. (H.Ş.) 38.
İnsanı dünyaya çağıran sebepler. (L.) 125, 126:17. Lem'a 7 nota; (M.N.) 136: Zühre, 7. nota
İnsan dünya hayatı lezzetinde hayvandan yüz derece aşağı düşer. (S.) 292:23. Söz 2. meb. 3. nük. İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (İ.İ.) 110. İnsanın dünyası dar bir kabir hükmünde. (L.) 140:17. Lem'a 14.
nota, 4. remiz
İnsanın dünyaya küstürülmesi. (S.)186:17. Söz. İnsan düşmeye ve yükselmeye müsaittir. (M.N.) 104:Habbe İnsan ebed için yaratılmıştır. (İ.İ.) 197; (Mh.) 36:1. maka. 9. muk.; (Mh.) 123:3. mak.; (S.) 68:10. Söz, 3. hak.; (S.) 84:10. Söz, 11. hakikat
İnsan ebediyete razı olur. (L.) 13:1. Lem'a; (L.) 23:3. Lem'a 3. nükte; (L.) 118:17. Lem'a 1. nota; (L.) 253:26. Lem'a 14. ricâ; (Ş.) 187:11. Şuâ 8. mes.; (H.Ş.) 32.
İnsanın ebede uzanmış emelleri vardır. (S.) 84:10. Söz, 11. hak. İnsanın edebin ta kendisi olan şeyleri edepsizlik olarak telakki etmesi. (S.) 211:18. Söz, 2. nok.
FİHRİST/322
YANITLASİL
yuksel28 Nisan 2024 06:16
İnsan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana dönüşür. (L.) 124:17. Lem'a 6. not; (M.N.) 134; Zühre 6. nota İnsanın elinin karıştığı şey çirkinleşir. (L.) 304:30. Lem'a 2.
nüktenin sonu
İnsanın emânet-i kübra gibi mühim vazifeleri vardır. (S.) 76:10.
İnsanlığın emelleri sınırsızdır. (Nk. İç. R.) 261
İnsan enâniyeti bırakmalı. (S.) 194:17. S.
Söz, 7. hak. İnsanın en büyük düşmanı şeytandır. (L.) 74:13. Lem'a İnsan en güzel surette
Sultan ve maiyetindekilerin kapılarından sakının. Çünkü insanlardan onlara en yakın olanı, Allah'tan en uzak olanıdır. Her kim Sultanı, Allah Teala üzerine tercih ederse, Allah o kimsenin kalbinde gizli ve açık fitne yaratır. Ondan Vera'ğı giderir. Ve o kimseyi şaşkınlık içinde terkeder. (Verağ, takvanın ileri derecesidir.)
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 14 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
550 Allah zinayı fahiş bir suç saydığı gibi zinanın sözle yayılmasını da toplum düzeninin bozulmamas İçin suç saymıştır. Çünkü bazı şeylerin şüyuu (yayılması) vukuundan (işlenmesinden) beterdir.Alan (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de Nur Süresi 19. âyet-i kerimede "Kötü şeylerin, iman edenlerin içinde yayılp duyulmasını arzu edenler (yok mu) dünyada da ahirette de onlar için pek acıklı bir azap vardry"
YanıtlaSilbuyurmuştur. Zinanın cezası Evli (muhsan) için recm, yani taşlanarak öldürmedir. Recm gibi ağır bir cezay gerektiren zina suçunun ispatı imkanı, Islam Ceza Hukukunda ileri derecede sınırlandırılmış, dön Müslüman erkek, adil şahsın ilişki durumunu aynı pozisyonda görmelerine ve zina yapanın ayn meclislerde hakim önünde dört defa ikrar etmesine bağlanmıştır. Bu ağır cezanın verilmesi için suçun ispatında hassasiyet gösterilmesi, ince bir ihtiyatın belirgin ifadesidir. Islam'da, kamu suçlarının cezaları (hadler) ağır olduğu için hudûd suçlarının ispatında olağanüstü dikkat ve özen gösterilmiştir. Kesinliğe ulaşılmadıkça cezaya hükmolunmaz. Genel huzur için kişinin gizlediğ kimseye duyurmadığı bir suçu, işlediği kabul edilerek cezalandırılmaz. Gizli işlenmiş, kimsey rahatsız etmeyen suçların alenîleştirilmesi, sosyal hayatı çekilmez hale koyar. Onun için Kur'an- Kerim'de Hucurât Sûresi 12 ayeti kerimede ولا تَسْسُوا "Biririnizin kusurunu araştırmayın buyurulmuştur. Sırf kamu cezalarını gerektiren suçlarda, tanık bu nedenle örtme cihetine gidebili Suç açıkta işlenmediğinde, zararı toplumu doğrudan ilgilendirmediğinde suç işleyeni casuslukyapp teşhir etmemelidir. Ancak hakime intikal etmiş bir olayda suçluyu korumak ya da korumak çon aracı olmak haramdır, lanet sebebidir. Yanlış bir anlama olmasın diye bu not eklendi. Genis big İçin bkz. Akşit, M.Cevat, Islâm Ceza Hukuku ve insani Esaslaasil diy976, 5.47, 70, 71, 133-139
Akşit, M.Cevat, İslâmda Lânetliler, s. 219. Dârekutnî, Sünen, II, 87; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, III, 90. 551
Kitabın yazarının önce Hazret-i Muhammed (S.A.V.) fezailine, âyet-i kerimeye teberrüken başlaması ve salâtın en önemlilerinden biri olduğunu ispat eder. Çünkü Hak Celle ve Ala Hazretleri Kur'ân-ı Kerim'de nebi üzerine salât emrini, kendisine yakınlaşma ve mükâ- fattan olduğunu beyan ve bildirmek için Resûlüne salât ile mü'min- lere emir ve ferman buyurur. Böylece önce bizzat mukaddes zatları salât eder, ikinci olarak bütün melekler salât eder diye haber verdik- ten sonra bütün mü'minlere salât ve selâm ile ferman buyururlar. Tâ ki mü'minler, Resûl (S.A.V.) e salât ve selâmın ehemmiyetli ve en ge- rekli iş olduğunu bu ünvanla anlayıp Muhammed (S.A.V.) e gece, gündüz salât vermelerini bildirir. O salât ile de dünya ve âhiret aza- bından kurtuluş ve selâmet bularak Hak Celle ve Alânın yüce lütuf- larına ve geniş rahmetine cümle hayra nail olarak fevz ve felâha ka- vuşsunlar.
YanıtlaSil«Allahümmer züknâ ve cemial mü'minin
biyyil Emin)
YANITLASİL
yuksel30 Nisan 2024 01:36
ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKI'L-ENVÅR
قَرَادَاوُد
KARA DAVUD
Delâil-i Hayrât Şerhi
Delâil-i Hayrât Yazarı:
ABDULLAH MUHAMMED BİN SÜLEYMAN CEZÜLİ
Şerheden:
MUHAMMED KARA DAVUD EFENDİ (İzmitî)
Bugünkü Dile Çeviren:
M. FARUK GÜRTUNCA
HUZUR YAYIN-DAĞITIM
PAZARLAMA TİCARET LTD. ŞTİ.
Çatalçeşme Sok. Yücer Han. No: 38/1-2
Tel & Fax: (0212) 513 50 57-513 01 71
Cağaloğlu-İSTANBUL
sy. 30.
İlimden istediğiniz kadar öğrenin. Vallahi onunla amel etmedikçe, ilim toplamakla ecir kazanamazsınız.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 254 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 01:10
Hicretten itibaren 60 senesinin başındaki büyük hadiseden ve sübyanın başa geçmesinden Allah'a sığının.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 254 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 01:11
İlim öğrenin. Zira Allah için öğrenmek insana haşyet verir. Onu taleb etmek ibadettir. Onu müzakere tesbihtir. Ve ondan bahsetmek te cihaddır.(Deylemi'de ilaveten: Bilmiyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yolunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvetle konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah, onunla bir kısım kavmi yükseltir de Cennette önder kılar.)
Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 254 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
ÜMMETİM İÇİN İSTİĞFÂR ETMEYEYİM Mİ? / 111
YanıtlaSilM ü'minler, kendi günahlarından tevbe et- menin yanında, diğer kardeşlerinin af- fedilmesi için istiğfar etmekle de em- redilmişlerdir. Kur'ân'da meleklerin ve Allah Ra- sülü'nün mü'minler için af dilediği haber verilmek- tedir. 45 Son devir İslâm âlimlerinden Ali Ulvi Ku- rucu Hoca Mescid-i Nebevî'de yaşadığı şu sevin- dirici hatırayı nakleder:
1991 senesinde Medine-i Münevvere'de terâ- vih namazı kılıyorduk. İmâm Şeyh Eyyüb idi. Ür- dün'lü yaşlı bir baba ile iki oğlu önümde namaz kılıyorlardı. İmam, bayatî makamında çok hazin bir sesle Şûrâ sûresinin başından okumaya baş- ladı:
"Hã. Mîm. Ayn. Sîn. Kaf. Azîz ve hakîm olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böy- le vahyeder. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
45. Mü'min, 7-9; Şûră, 5; Al-i İmrân, 159, Nisa, 64; Muhammed. 19; Münafikün, 5.
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 08:43
111 Hatıra/229
O'nundur. O yücedir, uludur. Neredeyse yuka- Bundan gökler çatlayacak! Melekler de Rab- urini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzün deld (mü'min)ler için mağfiret diliyorlar. İyi bi- In ki Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir." (Şüră, 1-5)
İmâm 5. âyeti okuyunca önümdeki ihtiyar bir- den yere düştü... İki oğlu selâm verip yandaki bidondan zemzem getirdiler. Saftaki insanlar da "Acaba öldü mü?" diye endişelendiler. İhtiyar zât oğullarına; "Namazınıza devam edin!" diye eliyle İşaret etti. Onu sağ tarafına yatırdılar. Birisi abası- mı çıkarıp başının altına koydu. İhtiyar durmadan ağlıyordu. Namaz bitince herkes:
*-Geçmiş olsun, geçmiş olsun!" deyip gittiler. Ben kaldım. İhtiyar, için için ağlamaya devam edi- yordu. Yaklaştım:
*-Geçmiş olsun amca, hayırdır inşallah" dedik- ten sonra yavaşça ve nezaketle sordum:
"-Amca, âyet-i kerîmeden mi müteessir oldu- nuz? Hz. Ömer efendimize de böyle olmuştu. Bi- risi «Ve't-tûr» sûresini okuyormuş, Hz. Ömer de böyle düşüp bayılmış." Ben böyle deyince ihtiyar amca ağlayarak şu cevabı verdi:
*-Şeyh Eyyüb, "Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzündeki (mü'min)ler için mağfiret diliyorlar» âyet-i kerîmesini okur-
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 08:45
230/Mescid- Nebeviden
ken baktım mihrapta Peygamber-i Zişân Efendi- miz (s.a.v) duruyor:
-Melekler ümmetime dua ve istiğfar eder- ler de ben etmez miyim?» diyerek dua ediyor- du... Gözümün önünde öylece tecellî edince da- yanamadım, ayaklarım vücûdumu taşıyamadı ve yere yığıldım. "46
46. M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ului Kurucu, Hatıralar, İstanbul 2007, III, 377-378.
YANITLASİL
yuksel1 Mayıs 2024 08:46
Mescid-i Nebevîden 111. Hatıra
Dr. Murat Kaya
Cüz: 11 Sûre: 10
YanıtlaSilRÜHU'L - FURKĀN
Yûnus Sûresi
Âyet: 37
"Benim Rabbim'e gitmem sizin için çok hayırlı olacaktır, çünkü ben gitmezsem Fâraklît size gelemez! Ben gittiğim zaman onu size göndere- ceğim. O geldiği zaman bilerek yanlış yapanı hatâsından sebep kınaya- caktır. Benim çok söyleyeceklerim var ama siz onları kaldıramazsınız. Lâkin Rûhul-Hakk size gelince bütün hakîkatlere sizi o irşad edecektir.
Çünkü o kendi katından konuşmayacaktır, bilakis vahiy olarak işit- tiklerini anlatacaktır, tüm gelecekleri size bildirecektir ve Rabbime âit olan tüm vasıfları size anlatacaktır. Eğer beni seviyorsanız bu vasiyetle- rimi iyi tutun. Gerçi ben de sizi yetimler olarak bırakacak değilim, zîrâ pek yakında tekrar size geleceğim." (el-Alfisi, Rûhu'l-meʻânî:28/87; el-Mâverdi, nübüvve, sh:210; el-Fahrurrâzî, et-Tefsirül-kebîr:3/40) E'lâmü'n-
Îsâ (Aleyhisselâm)ın bu sözlerinde geçen "Fâraklît", ilim ve ihtisas sahibi olan bâzı Hristiyanlar tarafından: "Hamdedici" mânâsıyla tefsir edilmiştir ki bu, "Ahmed" isminin karşılığıdır. Artık Allâh her kimin gözlerinden taassup perdesini açarsa, bu "Fâraklît" tâbirinden Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellemjin kastedilmiş olduğunu kolayca anlar. Îsâ (Aleyhisselâm)ın, "Kendisinin yakın- da gelecek olduğu"nu müjdelemesi ise, Deccâl'i öldürmek ve İslâm dînini dünyaya hâkim kılmak üzere, Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in ümme- ti olarak âhir zamanda gökten ineceğinin bir ifâdesidir! (Alûsî, Rûhul-me'ânî:28/87)
İşte geride zikrettiğimiz bunca rivâyetin delâleti vechile; semâvî kitapla- rın tümü Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in geleceğini bildirmiştir. Kur'ân-ı Kerîm de, geçmiş kitaplarda bulunan bu müjdeleri:
الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرَيَةِ وَالْإِنْجِيلِ)
"O kimseler ki, yanlarındaki Tevrât ve İncîl'de kendisini (n açık târifini) yazılı olarak buldukları o Rasûl'e, o (okuma-yazma bilmeyen, ancak İlâhî tâlimle eğitilmiş olan Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve sellem) nâmındaki) Ümmî Nebî'ye hakkıyla uymaktadırlar..." (el-A'raf Süresi:157) âyet-i kerîmesi ile;
وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ
"(Îsâ (Aleyhisselâm) 'İsmi Ahmed olup benden sonra gelecek olan pek kıy metli bir Rasûlü müjdeleyiciyim' (demiştir)" (es-Saff Süresi:6) âyet-i celîlesinde açıklayınca elbette Kur'ân-ı Kerîm, bu âyet-i kerîmede geçen : )وَلَكِنْ تَصْدِيق الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ( “Velâkin (o Kur'ân-ı Kerîm) öncesinde bulunan şeylerin doğ rulayıcısıdır" vasfını açığa çıkarmış ve bu da onun bir beşer sözü olmadı- ğını isbât etmiştir.
212
Cüz: 11 Sûre: 10
YanıtlaSilRÜHU'L - FURKĀN
Yūnus Sûresi
Ayet: 37
Üçüncü Huccet ki bu da Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in Kur'ân-ı Kerîm'de haber verdiği gaybî konularla alâkalıdır. Nitekim Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
الم غُلِبَتِ الرُّومُ فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ فِي بِضْعِ سِنِينَ
"Elif! Lâm! Mîm! (Ehl-i Kitap olan) Rumlar(, kitapsız Farslar tarafın- dan) mağlup edildi! (Rum diyârına göre) o (Mekke) toprağ(ın)a en yakın yerde! Ama onlar mağlubiyetlerinin ardından yakında (Farslara) gâlip geleceklerdir! (Üçle on arası) birkaç sene içerisinde!" (er-Ram Sûresi:1-4) âyet-i kerîmesiyle, Rumların Acemlere on sene geçmeden mutlaka gâlip gelece- ğini bildirmiş ve geleceğe âit bu haber aynen gerçekleşmiştir. Yine böylece:
لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ أَمِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذَلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا
"Andolsun ki; elbette Allâh gerçekten (Hudeybiye'ye çıkışlarından evvel, Mekke'ye güvenli bir şekilde gireceklerine dâir) Rasûlüne (göster- miş olduğu) o rüyâda(, müminle münafığın durumunu belli etme gibi bir) hak (ve hikmet) ile sâdık olmuş (ve onun kesinkes çıkacağına dair hü- küm buyurmuş)tur. Yemin olsun ki; elbette siz(, Rasûlümün size anlattığı şekilde) -Allâh dilerse- güvenli kimseler hâlinde ve (hiçbir düşmandan) korkmadığınız halde (yapacağınız umreden sonra, kiminiz) başlarınızı tıraş edenler ve (kiminiz de) kısaltıcılar olarak Mescid-i Harâm'a mutla-
ka gireceksiniz!
Böylece O, sizin bilmediğiniz şeyleri bilmiş ve işte sana! Bu sebeple o (rüyânın tahakkuku)ndan önce (Hayber fethi gibi) pek yakın bir fetih tâyin etmiştir." (el-Feth Sûresi:27) âyet-i kerîmesinde Allâh-u Teâlâ hicretin al- tıncı yılında Hudeybiye senesi umre yapamayıp geri dönerlerken Mescid-i Harâm'a mutlaka gireceklerini ve ondan evvel de Hayber'i fethedecekleri- ni bildirmiştir. Bu müjdeler de aynen tahakkuk etmiştir. Nitekim yedinci sene Hayber, sekizinci sene de Mekke fethedilmiştir.
Yine bunun gibi Allâh-u Teâlâ Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in üm- metinin dünyaya hâkim olacağını:
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا)
213
1
YanıtlaSilya inkâr. inanmama, bilmeme, tanımama. inkâr-ı haşir. ölümden sonra dirilip top- lanma hakikatini inkâr etme, tanımama. inkâr-ı haşr. ölümden sonra dirilip top- lanma hakikatini inkâr etme.
- inkâr-ı mutlak. tam bir inkâr, hiçbir şeyi kabul etmeme durumu.
inkâr-ı semavât. şu görünen maddi gök- lerden başka göklerin de bulunduğunu in- kâr etme, kabul etmeme.
inkâr-ı ulûhiyet. Allahın varlığını inkâr, Allahı tanımama.
inkârî. inkârla ilgili, inanmamaya ilişkin. inkıbaz. büzülme, tutukluk, gam hâli, gö- nülde tasa olması, sıkıntılı durum.
-
inkılâb softaları. devrim yobazları, fanatik bir biçimde devrimi savunanlar, eleştiriye - bile tahammül edemeyenler, dogmatik davrananlar.
-
-
inkılâb. inkılâp, devrim, dönme, dönüş- me, dönüşüm, bir hâlden tamamen başka bir hâle geçme.
inkılâbât. dönüşmeler, dönmeler. inkılâbât-ı acibe. görülmedik dönüşüm- ler.
inkılâbât-ı ahval. hållerdeki dönüşümler. inkılâbât-ı azîme. büyük dönüşümler.
- inkılâbât h
BİR AYE
YanıtlaSilAllah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ise ancak derin kavrayış sahibi olanlar düşünüp anlarlar. (Bakara 2/269)
MÜMİNİN YİTİĞİ: HİKMET
Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde yer alan hikmet kavramı çok geniş bir anlama sahiptir. Söz ve fiilde isabet etmek, işleri en doğru ve en uygun biçimde yapmak, eşyada gizli ilahi sırlar ve gayeler, faydalı ilim ve salih amel gibi birçok anlamı içerir. Bir anlamıyla da hikmet, insanı iyi ve güzel olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan sakındıran sözdür. Bu anlamda en büyük hikmet yüce kitabımız Kur'an'dır. "Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi..." (Nisa, 4/113) ayetinde Hz. Peygamber'e verilen hikmet, vahyi anlama ve uygulama kabiliyeti olan sünnettir. Hikmet kelimesi, günlük hayatta ise olayların hikmet gözüyle de- ğerlendirilmesi şeklinde kullanılır. Bununla kastedilen mana, zahirin yanı sıra bâtına bakmak, görünenin ardındaki görünmeyen tarafa dikkat çekmektir. Hikmet evrenseldir. Nerede ve ne zaman, hangi kaynaktan bulunursa hemen alınmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber; "Hikmet müminin yitiğidir, onu nerede bulursa alır." (Ibn Môce, Zühd, 15) buyurarak buna işaret etmiştir.
Okumuşların öğünmesinden Allah'a sığının. Onlarınki zalimlerin övünmesinden daha fenadır. Ve, öğünen alimden, Allah'a daha sevimsiz bir kimse yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 255 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 00:30
Her şey hakkında tefekkür edin. Fakat Allah (z.c.hz)'nin Zatı hususunda tefekkür etmeyin. Zira, kürsi ile yedinci kat gök arasında yedi bin perde vardır. Ve Allah'ın şanı (manevi makamı) bunların üstündedir.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 255 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 00:31
Cibril (a.s.) Bana geldi ve buyurdu ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Rabbin Sana selam ediyor ve şöyle buyuruyor: "Kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer onu fakir kılsa idim o küfranı nimet ederdi. Ve yine kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak fakirlikle salah bulur. Eğer onu zengin kılsa idim o küfrederdi. Kullarımdan öylesi de vardır ki onun imanı ancak sıhhatta olması ile tamam olur. Eğer ona hastalık versem, o küfrederdi. (Diğer bir nüshada şu ilave vardır) Kullarımdan öyle kimse de vardır ki, onun imanı ancak kendisinin hastalık içinde bulunması ile tamam olur. Eğer onu sıhhatte kılsam, o küfranı nimet ederdi"
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 11 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
YanıtlaSilyuksel3 Mayıs 2024 00:41
Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim."
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 11 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 00:43
61
buluyor mus avaklarına kadar misk ola
Hz. Enes r.a.
* * Alimlere tabi olunuz. Zira onlar dunyanın çerağı ve ahiretin kandileri- dir.
** Ey Cubeyr! Bir sefere çıktığında, arkadaşlarının hal itibarile en iyisi ve En itibarile de en çoğa sahip olanı olmaktan hoşlanır mısın? Su bes sureyi oku: Kül Ya eyyühel kâfirûn, Izacae nasrullahü vel fethu
Külbüvallahü ehad, Küleuzübirabbil Felâk ve Küleuzü birabbinnas. Her sureye Bismillahirrahmanirrahim ile başla ve Bismillahirrahma nirrahim ile bitir.
Hz. Cübeyr ibni Mudim r.a.
9. Kalbinin yumuşamasını ve hacetinin görülmesini sever misin? Yetime merhamet et. onun başını okşa ve ona yediğinden yedir. Kalbin yumuşar ve hacetine erişirsin.
Hz. Ebud Derda r.a.
10 + Ey insanlar! Duada cehd etmeyi sever misiniz? Öyle ise, “Allahümme einna alá şükrike ve zikrike ve hüsnü ibadetike." (Allahım verdiğin nimete şükretmemiz, Seni zikretmemiz ve Sana güzelce ibadet edebil- memiz için bize yardım et) deyiniz.
Hz. Ebu Hüreyre г.а.
11 * Allah. Hz. İbrahim (a.s.)1"Halil", Hz. Musa (a.s.)'yı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celâlim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim." Hz. Ebu Hüreyre r.a. (Halil dost. Neciy sırd 15. Habib sevgili demektir.)
12 Beyaz horoz edininiz. Zira kondigin 1
ederler. "66 Denir ya, İslamın şartı beş! Alıncısı haddini bilmektir. Haddini bilmek müminligin şartıdır. Bu âyetle sabittir.
YanıtlaSilResûlullah Efendimizi kendimize örnek alırken dahi haddimi- zi bileceğiz. Efendimizi kuru kuruya taklit, örnek almak değildir. Onu kendimize misal alırken günün şartlarını göz ardı edemeyiz, etmemeliyiz. Dolayısıyla Efendimizin günün şartları içerisinde kullandığı vasıtalar O'nun sünnetine uymanın birebir ifadesi sayı- lamazlar. Deveye binmenin sünnet olmaması gibi... Mesela namazlarda başı örtmek sünnettir, ama bu örtme sarık şeklinde olmak zorunda değildir. (Zaten Efendimiz mübarek başlarını bir örtü ile kapatır, nadiren sarık sarardı.) Efendimizi şeklen taklit sünnet-i seniyyeye ittiba şeklinde anlaşılıyor, bu doğru değil. Bu konuda esas ve öz temel alınmalı. Zanlarımızı îmân hâline getir- mememiz lazımdır.
Efendimizi tanımadan kendimizce bir Hz. Peygamber portresi çizmek fevkalāde yanlışır. Alim bir zât bir başsağlığı ziyareti vesilesiyle Karadeniz'in bir beldesine gidiyor. Orada söz Hz. Peygamber'e geliyor. Alim zât Efendimizin zevceleriyle münasebetini anlatıyor, bu konudaki hassasiyet ve inceliğine dik- kat çekiyor. Tam o sırada biri kızarak yerinden kalkıp gidiyor. "Niçin bu kadar kızdın?" diye soruyorlar. "Efendim" diyor, "Ne hakla Efendimizi kılıbık biri şeklinde tarif edersiniz?" Adam kadınlara karşı kabalığını din zannediyor. Efendimizin bu husus- taki inceliğinden rahatsız oluyor. Çünkü bilmiyor. Kainatın Efendisi Hazret-i Resûlullah'ı bilmeden tanıyamayız. Tanımadan O'ndan örnek alma seviyesine yükselemeyiz.
66 9/Tevbe Süresi 112. âyet: Ettaibunel 'abidune'l hamidûne's saihûne'r rakiûne's sacidûne'l amirûne bi'l ma'rufi ve'n nahune ani'l munkeri vel hafizune li hudûdillah, ve beşşiri'l mu'minîn.
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 09:33
MUHABBET PEYGAMBERİ
HZ. MUHAMMED (SAV)
Ö. Tuğrul İnançer
150
YanıtlaSil0. Tuğrul İnançer
tir. Farz namazlarını mescidde, sünnet namazlarını ise evinde kılmıştır. Burada da bir hikmet var. Sünnet namazlarını evde kılıyor, dolayısıyla ev namazsız kalmıyordu. Ancak, Efendimizin hane-i saâdetlerinin Mescid-i Nebevî'ye hemen bitişik ve yalnızca bir perde ile ayrılmış olduğunu da gözden ırak tutmamak gerekir.
Zaman içinde insanlar her bir fiil için bir yer tahsis etmiştir. Düğün, nikâh, cenaze yerleri vardır. Bunun gibi namaz için de mescid veya camiler inşa edilmiştir. Özellikle namaz cemaatle eda edilen bir ibadet olduğu için belli bir yerin tahsisi anlaşılır bir durumdur. Anlaşılır ama farz bir şey değildir. Zīrā bütün bir yer- yüzü müminlere mescid kılınmıştır. Tek şart, namazın kılındığı yerin temiz olmasıdır. Yoksa, Allah'ın necis görmediği her yer secdegahtır. Necāsetin ölçüsü de bizim hijyenik ölçülerimiz değildir.
Namaz için mescidler ve camiler yapılmıştır. Ancak Efendimizin hayatından biliyoruz ki mescid ve camiler sadece namaz kılınan yerler, namaza tahsis edilen mekânlar olmamıştır. Hayatın bütün hälleri mescid ve camilerde kendilerine yer bulmuştur, insana ve topluma dâir bütün meseleler oralarda konuşulmuştur. Nikah merasimleri orada yapılmış, cenazeler oradan kaldırılmıştır. Doğum ve ölüm arasında yaşanabilen her bir şey, bir şekilde cami- de yer bulmuştur.
Hedefe Götüren Her Yol Mübah Değildir
Hak ve bâtıl mücadelesi hep olmuş, olmaya da devam edecek- tir. Burada haktan yana olanların göz ardı etmemesi gereken temel bir düstur var: Hak yolcusunun kullandığı vasıtalar da hak olma lıdır. Bâtıl vasıtalarla hakikate gidilemez. Bizim için ölçü Hz Peygamber'dir. Ve Peygamberimizin bütün ölçüleri de Cenab- Allah'ın rızasını esas almaktadır.
Mesela Efendimiz savaşta bile haktan vazgeçmemiş, savaşın bütün unsurlarını hakka göre belirlemiştir. "Harp hiledir." düstu runun işaret ettiği durumdan bahsetmiyoruz, bu başka bir şey..
YANITLASİL
yuksel3 Mayıs 2024 09:31
Dern Hz. Muhammed(sav)
151
Mesela Efendimizin harpte koyduğu kâidelere göre, insanların uplu olarak bulunduğu yerlere bomba atamazsınız. Sizinle savaş- mayan, sizi öldürmek üzere karşınıza çıkmayan tek bir insanı dahi düremezsiniz. Çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar, aman dileyenler, leler, hizmetciler ve din adamlarına silah çekemezsiniz. Geçtiğiniz yol üzerinde karşınıza çıkan tarlalara, ekinlere, ağaçla- ormanlara zarar veremezsiniz. Maksadınız hak ise, sizi maksa- amıza ulaştıracak vasıtalarınız da hak üzere olmalıdır.
Zulmün haklılığı olmaz! Müslüman adalet üzere yaşamak mecburiyetindedir. Zalimlik Müslüman'ın vasfı olamaz. Elendimizin savaşları, Mekke'nin fethinde ve hemen akabinde Huneyn Gazvesi'nde yaşananlar ortadadır. Hz. Ömer'in Kudüs'ü lethetmesinden sonra orada kurduğu sistem adâlet ve hakkaniyet zereydi. Durum bu kadar nettir. Mücadelenin istikameti İslâm ansından doğru olduğu gibi mücadelenin yöntemi de İslâm tara- Indan doğru bulunmalıdır. İslâm'a, Allah ve Resûlünün rızasına ygun olmayan bir vasıta kullanılamaz. Düşman olarak karşımıza pikanın durumu ne olursa olsun bizim ölçümüz değişmez, onlar yaparsa yapsın bizim hocamız olamazlar. Müminler sadece Alahin Hz. Peygamber aracılığıyla kendilerine bildirdiği hakikat icere yaşamak
mecburiyetindedirler. Efendimizin kendisiyle, hayatıyla, sünnet-i seniyyesiyle irtibat- r şeyimizi, Efendimizin ortaya koyduğu ölçüler belirlemeli. Hz. Peygamber'i hayatımızdan çıkardığımızda, O'nun prensiplerini zulmetmis oluruz. Zīrā nefsine zulmetmis insan başkasına da kendimize ölçü yapmadığımızda hem nefsimize hem de başkasına zulmeder. Ve neſse en büyük zulüm Allah'ın emirlerine isyan etmektir.
Haddini Bilmek
Kur'an-ı Kerîm'de müminin bir tarifi var: "Onlar kıyam ederler. rük ederler, sözlerinde dururlar, iffetlerini muhafaza ederler.
Recep Tayyip Erdogan derin devlet var dedi.
YanıtlaSilA haber
BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.
YanıtlaSilAllah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel9 Mayıs 2024 04:34
Deccalin önü sıra hud'alı seneler olur ki; yağmur çok yağar, fakat nebat az our. Sadıkler tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur. Denildi ki: "Ya Resulallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki, Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir.
Ravi: Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
Sayfa: 258 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) Adem'in Hamurunu kırk gün, kırk gece yoğurdu. Aldı, ikiye kesti. Sağ tarafa iyiler, sol tarafa habisler ayrıldı. Sonra tekrar yoğurdu. Onun içindir ki iyilerden kötü, kötülerden iyiler çıkabilir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Me'sud (r.a.)
Sayfa: 88 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Meşrûtiyetin ilanıyla ıstıbdadı arayanlar "Keşke toprak olsay- dım" demeye başladı. (D.H.Ö.) 74; (T.H.) 51.
YanıtlaSilMeşrûtiyetle istibdadın kuvveti binden bire indi. (Mn.) 52. Meşrûtiyette geçerli olan şiddetli istibdat ve tahakküm. (D.H.Ö.) 17, 36, 49; (Τ.Η.) 58, 66, 70.
Meşrûtiyet ismi takan istibdata ilişmek suç değildir. (D.H.Ö.) 48; (Т.Н.) 70.
Meşveret-i şer'iyye istibdat ve tahakkümün belâsından kurtarır. (D.H.Ö.) 59.
Meylü't-tefevvuk istibdadı himmetin başına vurur. (Mn.) 136. Mu'tezile, Cebriye, Mürcie gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden, istibdattır. (Mn.) 22.
Müstebid idarecilerin vasıfları. (Mn.) 34, 35.
Nefs-i emmârenin istibdadından kurtulmanın yolu İslâmiyete is- tinad iledir. (D.H.Ö.) 62; (T.H.) 53.
Ne kadar fenâlık varsa İstibdadın zulmetindendir. (Mn.) 31.
FİHRİST/353
Ne kadar fenâlık varsa İstibdadın zulmetindendir. (Mn.) 31.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
YanıtlaSilİsmail Mutlu
sy. 353.
IST
YanıtlaSiltumla akıldan uzak
istibadlı إستبعادى : akıldan uzak, vasıfta(nitelikte)
isti'bad إستعباد : kendine, kul edinme(bk. is- tib'ad)
isti'bad ettirme إسعباد ايتديرمك : kulluk yaptır- ma, emrine itaat ettirme
istibdad 1 : إستبداد.baskı, zorbalık, zorla itaat ettirme, zorla boyun eğdirme 2.baskıcı yöne- tim, hak ve hürriyetlere yer vermeyen yöne- tim
istibdadı hissiyat إستبداد حسيت : duyguların
baskısı
istibdad-ı manevi إستبداد معنوى : manevi baskı
istibdad-ı manevi i umumi إستبداد معنوى عمومی : yaygın manevi baskı
istibdad-ı mutlak (a( إستبداد مطلقه : sınırsız bas kı ve zorbalık, korkunç baskı ve zorbalık
istibdad-ı mütenevvi إستبداد متنوّع : çeşit çeşit baskı ve zorbalık
istibdad - rezile إستبداد رذيله : rezil istibdad; in- sanı alçaltıcı, aşağılık baskı
istibdad-ı şeytani إستبداد شيطانى : şeytanın bas-
kısı, şeytanın emir ve isteklerine uymaya zor- laması, şeytanın baş eğdirmesi
istibdadat إستبدادات : istibdadlar baskılar, zor- lamalar, zorbalıklar
istibdadat-i acibe إستبدادات عجيبه : görülmemiş ağır baskı ve zorbalıklar
istibdadat-ı askeriye إستبدادات عسكريه : askeri baskılar, askeri zulüm ve zorbalıklar
istibdadkarane إستبداد كارانه : zorbalık ve baskı yaparak, zorbaca
istibka إستبقاء : gelecek zamana saklama, gele-
istibdad 1 : إستبداد.baskı, zorbalık, zorla itaat ettirme, zorla boyun eğdirme 2.baskıcı yöne- tim, hak ve hürriyetlere yer vermeyen yöne- tim
YanıtlaSilmey
YanıtlaSil(bk. meyelân-ı sa' y) meyl-i saadet : mutluluk istek ve arayışı
evesi.
meyl-i saadet-i ebediye ل سعادت ابديهebed: mutluluk şı, ahirette ebedî mutluluğa erme isteği ve arayı
meyli sefahet میل سفاهت :dince yasak olan zevk ve eğlencelere dalma isteği ve arayışı
meyli sedid ميل شديد : şiddetli meyil, kuvvetli ve yoğun istek ve niyet
meyli tabii میل طبیعی : tabii meyil, doğuştan gelen istek, arayış ve yöneliş
meyli taharri
ميل تحرى : araştırma isteği
meyl-i taharri-i hakikat ميل تحرّئ حقیقت : gerçeği
araştırma ve bulma isteği
meyli tahrip isteği
میل تخریب : bozma isteği; yıkma
meyl-i tahrip saikası میل تخریب سائقه سی : yakma
istek ve dürtüsünün harekete geçirici ve yön lendirici etkisi (gücü)
meyli teceddüd ميل تجدد : yenilik iste ve ara-
yışı
meyli tefevvuk ميل تفوق : üstün gelme istek ve
duygusu
meyl-i tekemmül : tekemmül meyli, mükemmelleşme (gelişme) istek ve arayışı, eksik ve noksanlarını tamamlama ve gelişıp olgunlaşma isteği
meyli tefevvuk ميل تفوق : üstün gelme istek ve
YanıtlaSilduygusu
BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
YanıtlaSilTabiratlı, Terkibli, Ansiklopedik
Risale-i Nur'un
Büyük Lügatı
DÜNYADA SEVDİRİLEN ÜÇ ŞEY
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) buyurdular :
Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, Halal nisa, Gözüm nûru olan namaz.
Hz. EBUBEKİR (R.A.):
Ya Rasulallah!.. Senin yüzüne bakmak, Kızımın Resûlullah'ın zevcesi olması, Senin yolunda mal harcetmek,
YANITLASİL
yuksel10 Mayıs 2024 13:47
HOMER (RA.)
-lyilikle emretmek, Kötülükten nehyetmek, Eski kaftan giymek.
Hz. OSMAN (R.A.):
- Aç doyurmak, Kur'ân okumak, Çıplak giydirmek.
Hz. ALI (R.A.):
Misafire hizmet etmek, Yaz gününde oruç tutmak. Düşmana kılınç vurmak,
IBN-I ABBAS (R.A.):
Mahlükattan uzlet, Allah ile ünsiyet, Allah'a tevbekâr olmak.
Hz. HASAN (R.A.):
- Geceleri namaz kılmak, Sözün doğrusunu söylemek, Hastaları ziyaret etmek.
86
YANITLASİL
yuksel10 Mayıs 2024 13:47
Hz. HÜSEYİN (R.A.):
Allah'a mahabbet, Allah için fukaraya şefkat, Allah yolunda şehadet.
Hz. HAMZA (R.A.):
Ahd'e vefâ, Emâneti edâ, Cemâate devâm.
Hz. AİŞE (R.A.):
Ana babaya ikram, Halal kazanç, Haramdan ictinab (sakınmak)
Hz. FATIMA (R.A.):
Yetimlere şefkat, Komşuya ihsan, Fakir ve zayıflara merhamet.
YANITLASİL
yuksel10 Mayıs 2024 13:48
MIKAIL (A.S.):
- Ağlayan göz, Zikreden lisân, Titreyen kalb.
ISRAFIL (A.S.):
İlmiyle âmil âlim, Sabırlı zâhid, Acize yardım.
AZRAIL (A.S.):
Allah'a tevekkül, Allah'ın kaderine rızâ, Allah'ın emrine itâat.
CEBRAÎL (A.S.):
Dalalette olanları, Allah'a itaatkâr olan gariplerle ünsiyet etmeyi, Darlık içinde olan ailelere yardım etmeyi. dediler.
VE CENAB-I RABB-ÜL-ALEMİYN:
Ben de Dünyânızdan üç şey sevdim: Sıkıntıları kaldırmak, Günahları mağfiret etmek, Ayıpları setretmek. buyurdular.
88
YANITLASİL
yuksel10 Mayıs 2024 13:49
رضي
८
HAZRETİ
EBÛBEKİR
SIDDIK
(R.A)
Mahmud Hakkı
CENAB-I HAKKIN ÜÇ BİN İSMİ
YanıtlaSilBil ki Allahü Teâlâ'nın üç bin ismi vardır. Bin ismini sa- dece meleklere öğretmiştir, başkasına değil. Bin ismini de yal- nız peygamberlere öğretmiştir. Üçyüz ismi Tevrat'ta, üçyüz is- mi İncil'de, üçyüz ismi Zebur'da, doksan dokuz ismi de Kur ân-ı Kerîm'de mevcuttur. Bir ismini de Cenâb-ı Hak kendine seçip ayırmıştır. Bahsedilen üç bin isminin mânası şu üç isim de toplanmıştır: Bismillahi'r-rahmani'r-rahîm. Kim bunu öğre nir ve söylerse, Allah'ın bütün isimlerini anmış gibi olur.
BESMELE'NİN ÖZELLİKLERİ VE ESRARI
YANITLASİL
yuksel11 Mayıs 2024 03:58
NAZİLLİLİ SEYYİD MUHAMMED HAKKI HAZRETLERİ
A
احسان
۱۳۹۷
Hazînetü'l - Esrâr
Tercemesi
ÜÇÜNCÜ BASKI
Arapça aslından çeviren: Celâl Yıldırım
sy.. 318.
HALİFE İNSAN
YanıtlaSilEn saygın varlık, arzın halifesi insan insanın en çok muhtaç olduğu şey iman İman hayata tam hakim olduğu zaman Dünya ve ahiritte mutlu olur insan
İsmail Karagöz
BİR HADİS
YanıtlaSilAkıllı kişi, nefsine hakim olan ve ölümden sonrası için çalışandır.
İLK YARATILIŞI TEFEKKÜR ETMEK
Tefekkür, gerçeği anlamak ve doğru davranmak için emek verip düşünmektir. Tetekkür, aklın duasıdır. Geliniz, Cenab-ı Hakk'ın bizlere ihsan ettiği sayısız nimetlerinden bazılarını tefekkür edelim: Yüce Rabbimiz, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, güneşi ve ayı, bütün yıldızları, geceyi ve gündüzü insanın hizmetine vermiştir. Yağmuru ve yağmurun müjdecisi olan rüzgarları gönder- mış, yağmurla hayat verdiği ölü topraktan nice bitkilerı, bağları ve bahçeleri cıkarmıştır. Denizleri ve okyanusları insanın emrine vermiş, ona susuzluğunu giderecek ab-ı havat çeşmeleri ikram etmiştir. Geçiminde birçok fayda sağlayan hayvanları insana boyun eğdirmiştir. Evini ve ailesini, insanoğlu için huzur ve dinlenme yeri kılmıştır. Ona, iyiyi kötüden ayırt edebilecek akıl, hissedebilecek gönül ve nimetlerinden istifade edebilecek duyu organları lütfetmiştir. Hak ve hakikat kılavuzu diniyle, hidayet rehberi kitaplarıyla, ahlak ve fazilet örneği rahmet elçileriyle insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmıştır.
BİR HADİS
YanıtlaSilAkıllı kişi, nefsine hakim olan ve ölümden sonrası için çalışandır.
İLK YARATILIŞI TEFEKKÜR ETMEK
Tefekkür, gerçeği anlamak ve doğru davranmak için emek verip düşünmektir. Tetekkür, aklın duasıdır. Geliniz, Cenab-ı Hakk'ın bizlere ihsan ettiği sayısız nimetlerinden bazılarını tefekkür edelim: Yüce Rabbimiz, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, güneşi ve ayı, bütün yıldızları, geceyi ve gündüzü insanın hizmetine vermiştir. Yağmuru ve yağmurun müjdecisi olan rüzgarları gönder- mış, yağmurla hayat verdiği ölü topraktan nice bitkilerı, bağları ve bahçeleri cıkarmıştır. Denizleri ve okyanusları insanın emrine vermiş, ona susuzluğunu giderecek ab-ı havat çeşmeleri ikram etmiştir. Geçiminde birçok fayda sağlayan hayvanları insana boyun eğdirmiştir. Evini ve ailesini, insanoğlu için huzur ve dinlenme yeri kılmıştır. Ona, iyiyi kötüden ayırt edebilecek akıl, hissedebilecek gönül ve nimetlerinden istifade edebilecek duyu organları lütfetmiştir. Hak ve hakikat kılavuzu diniyle, hidayet rehberi kitaplarıyla, ahlak ve fazilet örneği rahmet elçileriyle insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmıştır.
٤٨٠٠ - مَا مِنْ نَبِيِّ إِلَّا لَهُ نَظِيرٌ فِي أُمَّتِي وَأَبُو بَكْرٍ نَظِيرُ إِبْرَاهِيمَ وَعُمَرُ
YanıtlaSilنَظِيرُ مُوسَى وَعُثْمَانُ نَظِيرُ هَرُونَ وَعَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ نَظِيرِى وَمَنْ سَرَّهُ أَنْ
يَنْظُرَ إِلَى عِيسَى بْنِ مَرْيَمَ فَلْيَنْظُرْ إِلَى أَبِي ذَرِ الْغِفَارِي * (كر عن انس)
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekr İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Osman Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l- Ğıfâri'ye baksın.
٤٨٠١ - مَا مِنْ نِعْمَةٍ وَانْ تَقَادَمَ عَهْدَهَا فَيُجَدِدُهَا الْعَبْدُ بِالْحَمْدِ الَّا جَدَّدَ
اللهُ لَهُ ثَوَابَهَا وَمَا مِنْ مُصِيبَةٍ وَإِنْ تَقَادَمَ عَهْدَهَا الْعَبْدُ بِالْاِسْتِرْجَاعِ إِلَّا جَدَّدَ
-1115-
Arapça Günler ve Aylar
YanıtlaSilAylar (Arapça Ay İsimleri):
يناير - Yanayer - Ocak
فبراير - Fibrair - Şubat
مارس - Mares - Mart
أبريل - Abril - Nisan
مايو - Mayu - Mayıs
يونيو - Yunyu - Haziran
يوليو - Yuliu - Temmuz
أغسطس - Agustus - Ağustos
سبتمبر - Septembar - Eylül
أكتوبر - Aktubar - Ekim
نوفمبر - Nuvembar - Kasım
ديسمبر - Diseimbar – Aralık
Günler (Arapça Gün İsimleri):
الأحد - Al-Ahad - Pazar
الإثنين - Al-Itnayn - Pazartesi
الثلاثاء - Ath-Thulatha - Salı
الأربعاء - Al-Arbi'a - Çarşamba
الخميس - Al-Khamis - Perşembe
الجمعة - Al-Jumu'a - Cuma
السبت - As-Sabt - Cumartesi
DİLİN ÖNEMİ
YanıtlaSilKonfüçyüs'e sormuşlar:
Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız ya- pacağınız ilk iş ne olurdu?
Büyük filozof şöyle cevap vermiş:
- Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.
Çünkü dil kusurlu olursa, kelimeler dü- şünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamaz- sa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içi- ne düşen halk, ne yapacağını, işin nereye vara- cağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.
Geçti
YanıtlaSilGeldi geçti ömrüm benim Şol yel esip geçmiş gibi Hele bana şöyle geldi Şol göz yumup açmış gibi
İşbu söze Hak tanıktır Bu can gövdeye konuktur Bir gün ola çıka gide Kafesten kuş uçmuş gibi
Miskin âdem oğlanını Benzetmişler ekinciye Kimi biter kimi yeter Yere tohum saçmış gibi
im Benim
YanıtlaSilBu dünyada bir nesneye Yanar içim göynür özüm Yiğit iken ölenlere Gök ekini biçmiş gibi
Bir hastaya vardın ise Bir içim su verdin ise Yarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi
Bir miskini gördün ise Bir eskice verdin ise Yarın anda sana gele Hak libâsın biçmiş gibi
YanıtlaSilYûnus Emre bu dünyada İki kişi kalır derler Meğer Hızır İlyas ola Ab-ı hayât içmiş gibi
karya Türküsü
YanıtlaSilREK
Insan bu, su misāli, kıvrım kıvrım akar ya: Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir: Oluklar çift; birinden nûr akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük küçük käinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular, büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah Sakarya'm, sana mı düştü bu yük? Bu dâvá hor, bu dává öksüz, bu dāvā büyük!..
Ne ağır imtihandır başındaki Sakarya! Bin bir başlı kartalı, nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, Hamallık ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal. Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık; anneden, vatandan, arkadaştan... Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yūnus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna? Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedâyı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler: Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna, kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında paryal
İnsan, üç beş damla kan; ırmak, üç beş damla su Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusit Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kaf Dağı'nı assalar, belki çeker de bir kıll Bu ifritten suälin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun, Dīvānesi İkimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanial Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader, Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuzl
Yol O'nun, varlık O'nun, gerisi hep angarya Yüzüstü çok sürundün, ayağa kalk, Sakarya
KUR'AN VE SÜNNET İKLİMİNDE
YanıtlaSilYUZAKI EĞİTİM REHBERİ 1
100 KUR'ANI MESAJ
100 SORUDA İTİKAT
100 NEBEVİ MESAJ
100 SORUDA İBADET
100 ŞİİR
100 SORUDA SİYER-İ NEBİ
VE DUA DEMETİ...
hber Kitaplar Dizisi 1
122
YanıtlaSilBASMAKALELER
ğı fikir ve inancı kolaylıkla benimseyip, ülkesinde rahatça yaşayamaz bin bir sinsi entrikaya, baskıya, mağduriyete maruz kalır; mesela işin. den atılır, muhitinden tecrit olunur, evi toplanır, dini teşkilatın de den la tacizine uğrar... Ama devlet gücü ve kanunlar, yılların hata asırların mücadelesi sonunda çeşitli mezhepler ve karşı görüşler ara- sında kurulmuş olan dengeyi ve sağlanan fikir ve inanç hürriyetini Sülkenin demokratiklikteki samimiyet ve ileriliği ölçüsünde-sağla- maya yöneliktir. Böylece Garp'ta bugün herkes dilediği tarzda yaşar, giyinir, eğlenir, düşünür, tapınır hale gelebilmiştir.
Bize gelince, iş tersine dönmüştür. Ülkemizde laikliğin yönü, tari- fi ve sınırları konusunda ta baştan beri garip bir kargaşa hakimdir. Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk anayasada, "Devletin dini [s. lam'dır." diye yazılmışken, sonra bu hüküm kaldırılmış, resmen bas- tırılan bazı kitaplarda, "Türkiye, İslâm dini ve medeniyetinin her tür- lü hüküm ve eserini bertaraf ederek Garp medeniyetine iltihak etme kararındadır." dahi denilebilmiştir. Ta 1937'lerde kabul edilen laiklik ilkesi, İslâm dinine karşı ters işletilmiş, din eğitimi okulları kapatıl- mış, Kur'ân-ı Kerimler ve eski eserler toplatılıp yakılmış veya toprağa gömülmüş, hocalar jandarma ile takip edilmiş, asırlık vakıflar ve dini yapılar tahrip olunmuş, tarihi eser kitabeleri "eski yazıdır" diye kazı- tılmış, camilerde kiliseler gibi org çalınması, sıra konulması istenmiş, gazetelerin dini konulu tefrikalar yayımlamaları yasaklanmış, ezan de- ğiştirilmiş, hac ibadeti yıllar boyu engellenmiştir...
Laiklik, din düşmanlığı mı demektir; yoksa halkın % 99'u müslü- man olan ülkemizde, Yahudilik, Hıristiyanlık, dinsizlik, imansızlık, edepsizlik dıştan destekli olduğu için serbesttir de sadece İslâm mi hi- mayesiz olduğundan, şamar oğlanı durumundadır ki her gelen Is- lâm'a darbe vurur? Müslümanın mevcut kanunlar çerçevesinde dahi olsa inancına göre yaşamaya, dinini yaymaya çalışmaya, Kur'ân-ı Ke- rim'in ahkamına uymaya, gönlünce ibadet etmeye; istediği mezhebi, meşrebi, yolu seçmeye hakkı yok mudur? Kendisine yapılan iftirala- ra, haksız hücumlara, yalanlara cevap vermek için ağzını açsa, kalemi ele alsa suç mudur ki dergisinin kapatılması, gazetesinin susturulma- sı -hem de televizyonda- teklif olunabilmektedir?
ISLAM DERGİSİ MAKALELERI
YanıtlaSil123
Resmen fuhuş yuvaları dahi açılmış iken; bar, pavyon, gazino ve dis- koteklerde her türlü zararlı ve müstehcen faaliyet çılgınca işlenip duru- lurken, bütün kötülüklerin anası içkinin her türlüsü üretilir, haksız ka- zançlar sağlanır, faizler yenilir, gençlik dejenere olur, nesiller çürür, yu- valar yıkılıp, kızlar artist olmaya kaçar, içtimai değer hükümleri çözü- lür, haramlar, rüşvetler, haksızlıklar başını almış giderken... bu gidişin vahametini gören vatan evladına bir ikaz ve nasihat hakkı dahi çok mu görülüyor? Cinsi sapıkların, ayyaş ve serserilerin, fahişe ve metreslerin haklarını (!) savunanların o engin hoşgörüleri, müslüman halkın hak ve hürriyetlerine gelince nerelere kayboluyor? Halkımız cahil ve sefil, par- ya veya hissiz ve şuursuz robot mudur ki vicdan ve inanç yönünden de katı yasaklar ve kaprisli komutlarla idare edilmek isteniyor?
Hayır... Hayır! Sadece, çokbilmiş aydınımız (!) henüz reşit olama- mış, Garp'tan çilesi çekilmeden ithal edilen demokrasi ve laikliği an- layamamış, evrensel insan hak ve hürriyetlerini hazmedememiş, ger- çek mânasıyla yobaz ve çağ dışı kalmıştır.
Türkiye'de mutlakıyetten, diktatörlükten demokrasiye, "kanun devleti"nden "hukuk devleti"ne, sosyal devlet seviyesine ulaşılmışken, hālā diktatörlüğe, zorbalık ve zulme dönmeye heves edenler, bunu kışkırtanlar; tam donkişotvari değirmenlerle savaşa kalkışanlar, halkı ve hakkı karşısına almış, muhayyel düşmanlara savaş çığlıkları atan devrimbaz yaygaracılar vardır... O kadar! Hak ve halk elbette bunları hizaya sokacak, hakkından gelecektir. Ülkemizde hırçın bir azınlık, halka karşı fevkalade kuvvetli orga-
nize olmuştur; gereğinde hükümete çatar, orduya ihtilal davetiyesi çı-
kartırlar; üyesiz, kuru kalabalık derneklerle, mahdut grupların yük- sek tirajlı müstehcen dergi ve gazeteleriyle "zinde güçler" edebiyatı ya- par, efkar-ı umûmiyeyi şartlandırıp, yönlendirmeye, halkı baskıya alıp sindirmeye çalışırlar.
Artık halkımız da bu zorba takım karşısında uyanmalı, şuurlanma- lı; hür ve demokratik yolda kendi öz yayın, eğitim, reklam ve propa- ganda müesseselerini kurup, kendi varlık, benlik ve hukukunu koru- yup kollamayı öğrenmelidir.
124.
YanıtlaSilBASMAKALELER
Vah Laiklik Vah!*
Türkiyemiz'deki bazı kesim, parti ve basın mensuplarının, birbir- leriyle gizliden gizliye, irtibatlı, müşterek bir cephe halinde, planlı ve sistemli bir şekilde sürdürdükleri kesif "irtica var!" kampanyasıyla; müslümanlara karşı çeşitli yayın organlarında görülen sinsi sataşma ve hücumlar, artık "anayasal hürriyetleri ihlal edecek ve ülkemizde gerçek demokrasinin varlığından ve sıhhatinden şüpheye düşürecek boyutlara ulaşmıştır.
Konunun Iran-Irak savaşının sonuçlanmak üzere olması; ayrıca
Türkiye-Amerika, Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu ilişkileri ile
ilgili yönleri bulunduğu muhakkaktır. Düşmanlarımız hiçbir zaman
Türkiye müslümanlarının gelişmesini, şuurlanmasını istemediler,
ama muhtemel ve müstakbel gelişmelerden, dolayısıyla Orta Do-
ğu'nun tabii efendisi müslümanlardan şimdi daha çok korkmaktadır-
lar. Çareyi müslümanları ezmekte, eritmekte görüyorlar. Tüm Orta
Doğu ve diğer İslâm ülkelerinde görünen hava budur. Ülkemizde bu emele bilerek veya bilmeyerek alet olanlar vardır, Üniversitelerde dindar öğrencilere, değişik dini ekollere, mâruf din li- derlerine açık baskı ve takip görülmektedir; dinî ahkâma, inançlara, Allah'a, Peygamber'e hücum ve sataşma çok artmıştır. Müslüman halk haksız ve asılsız, mevhum şüphelerle karalanmakta ve şaibe altına so kulmaktadır. Bazı yazar ve düşünürler, laikliği kasten din düşmanlığı olarak anlamak ve empoze etmek çabasındalar.
Nisan 1987
ISLAM DERGİSİ MAKALELERI
YanıtlaSil125
Müşahhas misal verelim:
Haftalık bir derginin son sayılarının birinde ateist, yani Allah'a inanmayan, dinsiz ve münkir bir yazarın şöyle dediği yazılıyor:
"Toplumu etkileyecek konumdaki herkese sesleniyorum: En iyi savun- ma saldındır. Ateistler [yani dinsiz münkürler] artık saldırıya geçmelidir... Ateistlerin ve laiklerin bu saldırısı yengiyle [yani zaferle] sonuçlanacakur (!)." Görülüyor ki burada yazar laikliği dinsizliğe eşit veya paralel bir an- lamda kabul etmektedir.
Aynı yazının devamında dinsiz olduğunu söyleyen bir hukuk fa- kültesi doçenti, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da "laikliğin dinsizlik" ola- rak anlaşıldığını ve "tatbik" edildiğini ve kendisinin de bunu gayet olumlu (!) bulduğunu hukukçu (!) olmasına rağmen üzerine basa basa belirtmekten çekinmiyor.
Diğer yandan, sakat görüşlü bazı kadın dernekleri ile onlarla aynı yolda olan bazı muhalefet partisi mensuplarının kendileri gibi düşün- meyen kişilere ve yayınlara tahammül edemedikleri; işin daha garibi -kelle isteyen asi yeniçeri zorbaları edası ile- bazı dinî dergilerin kapa- tılmasını dahi teklif edebildikleri esefle duyulmaktadır.
Bu katılaşmış yobaz zihniyetten sevgi, saygı, hoşgörü, insaf ve ada- let beklemek beyhudedir, ağlamak ve sızlanmakta, zulmü yapandan merhamet dilenmekte asla fayda yoktur. Hak, eğer verilmek istenmez- se cebren alınır; edepsize gereken ders, hak ettiği cevap usulüyle ve- rilir. Haklının aynı zamanda güçlü ve kuvvetli de olması şarttır.
O halde samimi dindarlar ile hakiki fikir ve vicdan hürriyeti taraf- tarları da en az münkirler kadar- gayretli olmalı; olumlu, verimli, köklü ve devamlı çalışmalara girişmelidir.
Sayın okuyucular! Tembellik, lakaytlık ve gevşekliğin vebal veya zararının çok büyük olacağını bilmelisiniz.
İrşat ve tebliğ çalışmalarına önem vermeli, çeşitli toplantılar, konferans- lar ve ev sohbetleri ile çevrenizi aydınlatmalı, gerçekleri anlatmalısınız.
Fikirlerinizi duyurmak ve yapılan saldırılara karşı savunmak için her türlü araç ve gereçleri kullanmalı, kurulmuş müesseseleri madde- ten, månen, kalben, fikren ve lisanen kuvvetle desteklemelisiniz.
126. BASMAKALELER
YanıtlaSilBulunduğunuz çevrede hak ve hürriyetlerinizi korumak için kadın
erkek tedbirler almalı, dernekler kurmalı, var olanlara üye olmalı, doğru yönde çalışmalarını sağlamalısınız. Kahir ekseriyet bizimdir, şartlar lehimizedir; korkmadan, çekin- meden fikirlerinizi söyleyiniz.
Nihaî zafer Allah'a dayanan ve inanan; O'nun yolunda, O'nun n- zası için zevk ve şevkle çalışanların olacaktır.
BAŞMAKALELER • 1
YanıtlaSilİSLÂM DERGİSİ BAŞMAKALELERİ
M. ESAD COŞAN
world.
YanıtlaSilBeterin beteri var.
Nothing so bad but
(it) might have been worse.
bıçak gibi (As) sharp as a razor
Razor-sharp
Bırak kendi haline, sonunda belasını bulur.
➡ Give someone enough rope and he'll hang himself.
Bırak kendi ipini kendi çeksin.➡ Give someone enough rope and he'll hang himself.
biçare Babe in the woods
Bildiğimiz şeytan bilmediğimizden iyidir.
Better the devil you know than the devil you don't know.
Bilgi en değerli hazinedir. Knowledge is power.
Bilgi güçtür. Knowledge is power.
Bilmem. mine. Your guess is as good as
Bilmemek mutluluktur. Ignorance is bliss.
Bilmiyorum. Your guess is as good as mine.
Bin ölçüp bir biçmeli. All's for the best in the best of all possible worlds.
272
Çamur at izi kalsın. Throw dirt enough, and some will stick. Çaresi olmayan şeye katlanmak gerekir. What can't be cured must be en- dured.
YanıtlaSilçekecek derdi olmak to have a cross to bear
çıkar/gelir kaynağı➡ Grist for the mill • Grist for someone's mill çıkarı olmak Have an axe to grind çıkarını bilmek Know which side one's bread is buttered on Çıkmayan canda umut vardır. While there's life there's hope.
çılgın (As) crazy as a loon çırılçıplak (As) naked as a jaybird Çiğnemeden yutulmaz. gain No pain, no
Çivi çiviyi söker. An old poacher makes the best gamekeeper. • Set a thief to catch a thief.
Çocuğun babasının kim olduğundan yüzde yüz emin olunamaz. It is a wise child that knows its own father.
Çocuk çocukluğunu yapacak. Boys will be boys.
Çocuk çocuktur. Boys will be boys.
Çocuk ne güzel laf etti. Out of the
376
C
C
Want of a
YanıtlaSilshoe the horse was lost; and for want of a horse the man was lost.
mihneti zevk edinmek of a bad job Make the best
modası geçmiş (As) dead as the dodo Mucize devri geçti. cles is past. The age of mira-
Mucizelerin sonu gelmez! never cease! Wonders
muhakkak (As) sure as death mutlu (As) happy as a clam, (As) happy as a lark
Mutlu uyanırsan gün bitmeden ağlarsın. ➡
Sing before breakfast, you'll cry be- fore night. Sing before breakfast, you'll cry before supper.
Mutluluktan kabıma sığamıyorum.➡ My cup runneth over.
Mutsuz insanlar başkalarının da mutsuz olmasını ister. Misery loves com- pany.
Mühür kimdeyse Süleyman odur.➡ Might makes right.
mükemmel akıl the wisdom of Solo- mon
mümkün olduğu zaman At the drop of
a hat
Müşteri daima haklıdır. The customer is always right.
t
nafile uğraşmak Bark up the wrong tree
of commission.
YanıtlaSilYapsan da halin yaman yapmasan da. Damned if you do, damned if you
don't.
Yarası olan gocunur. If the shoe fits(, wear it).
Yarım gerçek yalanla birdir. Half the truth is often a whole lie.
Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder. Half the truth is often a whole lie.
Yarım hoca dinden, yarım hekim candan eder. A little knowledge is a dan- gerous thing.. A little learning is a dangerous thing.
Yarın başka bir gündür. Tomorrow is another day.
Yarın hiç gelmez. Tomorrow never comes.
Yarına Allah kerim. Sufficient unto the
day is the evil thereof.
Yasayı bilmemek mazeret sayılmaz.➡ Ig-
norance (of the law) is no excuse
30
Tango iki kişiyle olur. It takes two to tango.
YanıtlaSilTanrı bile dünyayı yedi günde yarattı.
Rome was not built in a day. Tanrı güçsüzleri korur, Heaven pro- tects children, sailors, and drunken men.
Tanrıyla şeytana aynı anda yaranılmaz.
No man can serve two masters. . You cannot serve God and mam- mon.
Tarih tekerrür eder. History repeats itself.
Tarih tekerrürden ibarettir. History re- peats itself.
tartışmada iki tarafı da desteklemek➡ To run with the hare and hunt with the hounds
taş gibi (As) solid as a rock. Rock- solid
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. A soft answer turneth away wrath.
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.➡ You
can catch more flies with honey than with vinegar.
tavus gibi kabaran (As) proud as a
mi battı? A penny for your
YanıtlaSilthoughts!
Ne ekersen onu biçersin. As you sow,
so shall you reap. • As a man sows, so shall he reap. • Diligence is the mother of good luck.. Every man is the architect of his own fortune. •
Garbage in, garbage out.
ne halt etmeye Hill What in (the) Sam
ne kadar çok ülke, o kadar farklı davranış biçimi So many countries, so many customs
ne mal olduğunu bir bilsen If the truth were known
Ne mutlu tarihi olmayan ülkeye! (Tarihi kö- tü olan ülke hakkında) Happy is the country which has no history.
Ne olacaksa olsun. where they may. Let the chips fall
Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
➡ Call no man happy till he dies.
Ne oldum demeyeceksin ne olacağım diye- ceksin. There but for the grace of God (go I). How the mighty have
Oluler için kotu konuşma. Never speak ill of the dead.
YanıtlaSilÖlüler konuşmaz. Dead men tell no tales.
Ölüler mezara sırlarıyla gömülür. Dead men tell no tales.
ölüm the great leveler
Ölüm ve vergi dışında hiçbir şey kesin de- ğildir. Nothing is certain but death and taxes.
Ölüm ve vergiden kaçılmaz. Nothing is
certain but death and taxes.
Ölümden başka her şeyin bir çaresi vardır.
➡ There is a remedy for everything except death.
ölümü yakın olmak Have one foot in the grave
Ömür kısa, zaman hızlı. Life is short and time is swift.
Önce can sonra canan. Charity begins
at home. Self-preservation is the first law of nature.
Önce iş, sonra eğlence. Business be- fore pleasure
önce önemli işler➡ First things first
Önceden haber alan hazır olur.➡ Fore- warned is forearmed.
Önemli olan yüz güzelliği değil, huy güzel- liğidir. Handsome is as handsome does.
nahoş sır
YanıtlaSilnahoş sır a skeleton in the closet
nankörlük etmek feeds you Bite the hand that
ne➡ What in (the) Sam Hill
Ne borçlu ol, ne de alacaklı borrower nor a lender be. Neither a
ne demeye➡ What in (the) Sam Hill
Ne doğrarsan aşına o çıkar kaşığına.
Garbage in, garbage out.
Ne doğrarsan aşına, o çıkar karşına.➡ As
you sow, so shall you reap. • As a man sows, so shall he reap.
Ne düşünüyorsun? Karadeniz'de gemilerin mi battı? - A penny for your thoughts!
Ne ekersen onu biçersin. As you sow, so shall you reap. • As a man sows,
so shall he reap. Diligence is the mother of good luck.. Every man is
the architect of his own fortune. •
Garbage in, garbage out.
ne halt etmeye➡ What in (the) Sam Hill
no kadar sel
NTC
YanıtlaSilİNGİLİZCE - - TÜRKÇE
ATASÖZLERİ VE KLİŞELER SÖZLÜĞÜ
Derleyen Anne Bertram
Editör Richard A. Spears
GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ YENİ BASIM
EN GÜNCEL ATASÖZLERİ İLE KLİŞELER KILAVUZU VE KULLANIM ŞEKİLLERİ
Dictionary of Proverbs and Clichés
1250 ATASÖZÜ VE KLİŞE YÜZLERCE ÖRNEK CÜMLE
ALFA
üretimimizi pazarlamalı, döviz kazanmalıyız; çok uluslu şirketler
YanıtlaSilVarlık, birlik ve dirliğimizin devamı, çok uyanık, çok çalışkan, çok üretken, çok hesapçı, çok azimli olmamıza bağlı; en küçük detayı bi- le ihmal etmeyelim, sabır ve sebat gösterelim ve asla yılmayalım. Ümitsizlik haram, inşaallah zafer mü'minlerindir!
kurmalıyız.
ten
YanıtlaSilBuna; Resulüllah'ın (S.A.) bir hadis-i şerifi şahittir. Şöyle bu-
«Üç şey kurtarıcıdır. Üç şey de helâk edicidir.
Kurtarıcı üç şey şudur:
a) Gizlide, açıkta Allah için takva sahibi olmak.
b) Rıza ve öfke halinde hakkı söylemek.
c) Varlıkta, yoklukta iktisada riayet etmek.
Helâke götüren üç şey de şudur:
a) Tâbi olunup peşine düşülen hevaî arzular.
>
151
yurdu:
b) Buyruğundan çıkılmayan kötü cimrilik.
YanıtlaSilc) İnsanın kendini beğenmesi.>>
İnsanın ucb'e kapılıp kendini beğenmesi, sayılı tehlikelerin en zorudur.
Ey kardeş, sana ve bana hattâ sair saliklere anlatılan tehlikeli işlerden; korunmak için, Allah-ü teâlâ başarı ihsan eylesin. Ta ki, bu yolda vaad edilen zevklere erelim.
Şunu bilesin ki..
Yapılan amele itimad, sülûk ehline ilk başta arız olan oyala- yıcı iştir. Bu da vücutlarına vehmin galebesi ile, akıl aynalarında biriken hayâl tozlarından ileri gelir. Bundan kurtulmaları ancak, bir keşif nuru ile olabilir. Bu keşifle onlar bilecekler ki: Amelle- rinin hâliki Allah-ü Taâlâ'dır.
Anlatılan keşf yolu mûride açıldıktan sonra artık yaptığı ame- lin azlığı çokluğu kendisi için mühim olmaz.
0
sin
za
ya
بَهْجَةُ السَّنِيَّة
YanıtlaSilBÜYÜK SÜRÜR
Müellifi:
Muhammed bin Abdullah HÂNI
Mütercim:
Abdülkadir AKÇİÇEK
Mescidlerin tesis edilebileliden beri Yaptıkları başlıca işleri sıralayalım:
YanıtlaSil1. Hak îmânını telkîn etmek,
2. Tahâret-i kâmileyi sağlamak.
3. Cemâatle ibâdet etmek.
4. Cemâatleşmek.
5. İlim öğretmek.
6. Ahlâkî terbiye vermek.
7. Adâb-ı muâşeret öğretmek.
8. Hutbe makarrı olmak.
9. Mahkeme vazifesi görmek.
10. Fetvâ mahalli olmak.
11. San'at eseri olmak
12. Cihâda hazırlamak.
52
YANITLASİL
yuksel16 Mayıs 2024 08:38
İKİNCİ İSTİŞARE
Ömer KİRAZLI
ERKAM YAYINLARI
Istihbarat artık teknoloji üzerinden
YanıtlaSilYapay zeka
uzay teknolojisi
siber güvenlik
öncelikli konulardır.
Selçuklu Bütçesinde Eğitime Ayrılan Pay
YanıtlaSilMelikşah tahta geçtikten sonra Divan toplantısında her ku- rumun kendi bütçesini yapmasını istedi. Çalışmalar başladı. Ge- lirler toplandı, giderler hesaplandı. Nihayet bütçeler Sultan Me- likşah'a arz edildi.
Melikşah, hepsini tek tek inceledikten sonra: "Görüyoruz ki bütçemizde yoksullara, muhtaçlara, yetimlere, dervişlere, ilim tahsil edenlere, sanatkârlara pek bir şey ayırmamışsınız. Bu say- dıklarımız için bütçeye üç yüz bin altın konsun." dedi
Bu emir, zamanın Harbiye Nazırını rahatsız etti. Sultan'ın teklif ettiği meblâğ, neredeyse tüm askerı harcamalara eşitti. Harbiye Nazırına göre devletin genişleyip büyümesinde, koru- nup yükselmesinde, savaşlarda zafer kazanıp ganimet toplanma- sında en büyük pay, alimlerin, dervişlerin, yetimlerin, sanatkâr- ların değil, ordunundu. Sultan Melikşah orduyu medrese molla-
250
YANITLASİL
yuksel19 Mayıs 2024 04:03
larıyla bir tutuyordu. Harbiye Nazırı daha fazla dayanamadı: "Bu miktar para ordunun bütçesine eklenirse, Bizans'ın surlarını da- hi aşarız." dedi.
Sultan Melikşah: "Yanlışın var!" diye cevap verdi, "Biz şim- diye kadar alimleri, fakirleri, dervişleri, yetimleri, muhtaçları gö- zetmeseydik, ordumuz değil yeni beldeler fethetmek, başkenti- mizi bile korumaktan âciz kalırdı."
Hepsini tek tek süzdükten sonra devam etti: "Biz memle- ketleri, kılıçtan evvel, yoksul takımının ve derviş-molla kısmının dualarıyla fethederiz. 'Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olur- du?' buyuran Cenab-ı Hakk'a yemin ederim ki bütçemizde ya- pılan en hayırlı yatırım budur."
Nizamü'l-Mülk'e döndü: "Söylediklerim yanlış mı vezi- rim."
Baba yadigârı şanlı vezir, hayran hayran Melikşah'a bakı- yordu: "Hayır Sultanım, çok doğru söylediniz. Askerlerinizin okları bir milden öteye geçmezken, Nizamiye Medreselerinde yetişen mânevi ordunun duaları Arş'a ulaşıyor. Selçuklu Devle- ti ikisinin sayesinde gelişecektir."
Hücreleme Yöntemine Göre Tarih, Zambak Yayınları, Komisyon.
Ekim 2007.
YANITLASİL
yuksel19 Mayıs 2024 04:04
Ziya Demirel - Avni Arslan
TARİHTEN
İLGİNÇ HİKÂYE ve ANEKDOTLAR
AKCAĞ
YanıtlaSil٤١٥٤ - قَلْبُ الْمُؤْمِن مِنْ خَلْوِ يُحِبُّ الحلاوة" (هب عن ابي امامة وقال منكر
خط عن أبي موسى وقال موضوع
4154- Mü'minin kalbi tatlıdır (imanın zevkine ermiştir), tatlıyı (imani esaslan) sever.
٤١٥٥- قلب ليس فيه شَيْئ من الحكمة كبَيْتِ حَرب فَتَعَلَّمُوا وَعَلَمُوا
تَفَقَّهُوا ولا تموتُوا جهالاً فَإِنَّ الله لا يُعْذِرُ عَلَى الجهل (ابن السني عن ابن عمر)
4155- İçinde hikmet bulunmayan kalp harabe ev gibidir.
Öğrenin, öğretin, fıkıh ilmini iyice öğrenin, cahiller olarak ölme- yin. Çünkü Allah cehalet özürünü katiyyen kabul etmez.
٤١٥٦ - قُلْتُ يَا جِبْرِيلُ هَلْ تَرَى رَبَّكَ قَالَ إِنَّ بَيْنِي وَبَيْنَهُ سَبْعِينَ أَلْفَ
حجاب مِنْ نُورٍ أَوْ نَارِ وَلَوْ رَأَيْتُ أَدْنَاهَا لاحْتَرَقْتُ (سمويه عن انس)
4156- Cebrail'e dedim ki: "Rabbini görebiliyor musun?" Şu cevabı verdi: "Aramızda nurdan veya ateşten yetmiş bin perde var. O perdelerin en küçük olanını görseydim bile baştan ayağa yanardım."
٤١٥٧ - قَلِيلُ التَّوْفِيقِ خَيْرٌ مِنْ كَثِيرِ الْعَقْلِ وَالْعَقْلُ فِي أَمْرِ الدُّنْيَا مَضَرَّةٌ
وَالْعَقْلُ فِي أَمْرِ الدِّينِ مَسَرَّةٌ (كر عن أبي الدرداء)
4157- Tevfikin azı aklın çoğundan hayırlıdır. Akıl (yalnız) dünya işine sarf edilirse zarar vericidir, din işinde ise mutluluk ge-
tirir.
٤١٥٨ - قَلِيلُ الْفِقْهِ خَيْرٌ مِنْ كَثِيرِ الْعِبَادَةِ وَكَفَى بِالْمَرْءِ فِقْهَا إِذَا عَبَدَ اللَّهَ
وَكَفَى بِالْمَرْءِ جَهْلاً إِذَا أَعْجَبَ بِرَأْيِهِ وَإِنَّمَا النَّاسُ رَجُلانِ مُؤْمِنٌ وَجَاهِلٌ فَلَا
تُؤْذِي الْمُؤْمِنَ وَلَا تُجَاوِرُ الْجَاهِل (طب وابن عبد البر في العلم وابو نصر غريب عن ابن عمرو)
4158- Az fıkıh, anlamadan yapılan çok ibadetten ha- yırlıdır. Kişiye anlayarak ibadet ettiği zaman, fıkıh kâfi gelir. Yalnız kendi görüşünü beğendiği zaman o kişinin cehaleti kendisine ye-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 05:08
RÂMÜZÜL EHADÎS
(HADİS ANSİKLOPEDİSİ)
AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
(2.CİLT)
Baskıya Hazırlayan: ARİF PAMUK