ES-SAMED

Yorumlar

  1. Bismillahirrahmanirrahim

    Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

    Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.

    Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.

    Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:

    Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri

    YANITLASİL

    yuksel24 Mart 2024 15:08
    İsmail Hakkı Bursevi

    kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.

    Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.

    İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.

    Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.

    Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.

    YanıtlaSil
  2. DÜNYADAKİ

    TURKLERİ VE MÜSLÜMANLARI

    BİR ARAYA TOPLAYACAK OLAN GÜÇ

    SANCAK

    (UKAB ILE ARMAGEDON IN KANLI MÜCADELESİ)

    ALİ KUZU

    Fatih Sultan Mehmet, vefat etmeden önce son seferine hazırlanırken, Roma'dan bir mektup almış. Mektupta Hıristiyan bir kardinal, 'Efendim, ömrümün son zamanını kendi vatanımda geçirmek isterim. Beni, İstanbul'da bir kiliseye almanız mümkün mü?' diye ricada bulunmuş. Sultan Fatih çok sinirlenmiş, kardinale emir göndermiş: 'Görevimiz tamam olmadan asla!'

    Mektubu yazan Fatih'in çocukluk arkadaşı Sadık'tır. Sultan Mehmet, İstanbul'u fethederken Sadık'ı Hıristiyan kimliğine büründürmüş, kiliseye yerleştirmiş. Sadık yükselmiş, yükselmiş, kardinalliğe kadar ilerlermiş. Derler ki, Fatih zehirlenmeseydi de, son seferinde Roma'yı fethedecekti; Sadık'ı Hıristiyan dünyasına Papa yapacaktı!...

    Rahmetli Turgut Özal, Özbekistan'a düzenlediği ziyarette, Nakşibendi şeyhinin huzuruna varır. Türkiye'den götürdüğü gizli bir nişanı ve bir köşesi eksik olan yıldız'ın işlendiği sancağı şeyhin rahlesine bırakır.

    O gün Turgut Özal'a siyah bir sancak gösterilmiş ve Asya'daki gizli teşkilat hakkında bilgi verilmiş. Özal; Hindistan, Japonya, Afganistan, Pakistan, Rusya ve Çin'den gelen bazı kişilerle tanıştırılmış...

    Bugün biri Asya'nın içlerine, biri de Avrupa'nın güneyine gönderilen iki kişide, Siyah sancak vardır ve bu sancak, gizli bir teşkilatın nişanıdır. Bu hikâyenin bir ucu, Nizam-ı Åleme kadar uzanır. Diğer ucu nerededir kimse bilmiyor...

    www.kariyeryayinlari.com twitter.com/kariyer_yayin facebook.com/kariyeryayincilik

    THO

    0177091 USD

    0177991 000

    Eskişehir İl Halk Kütüpha

    1040002 01584

    YanıtlaSil

    Yuksel24 Aralık 2025 05:05
    DÜNYADAKİ

    TÜRKLERİ VE MÜSLÜMANLARI

    BİR ARAYA TOPLAYACAK OLAN GÜÇ

    SANCAK

    (UKAB İLE MAMAGEDON'UN KANLI MÜCADELESİ)

    ALİ KUZU

    51

    Araştırma - İnceleme

    KARIYER

    11

    BASKI

    YanıtlaSil

    Yuksel24 Aralık 2025 05:07
    DÜNYADAKİ

    TÜRKLERİ VE MÜSLÜMANLARI

    BİR ARAYA TOPLAYACAK OLAN GÜÇ
    SİYAH
    SANCAK

    (UKAB İLE MAMAGEDON'UN KANLI MÜCADELESİ)

    ALİ KUZU

    51

    Araştırma - İnceleme

    KARIYER

    11

    BASKI

    YanıtlaSil
  3. Başlarken

    Şehzade Mehmet, henüz küçük bir çocukken arkadaş-larıyla oyun oynarmış. Arkadaşlarından birinin adı Hasan, diğerinin adı Sadık. Mehmet "Ben, büyüyünce İstanbul' u alacağım" diye arkadaşlarına fetih için söz verirmiş. Evvel bu işe inanmayan Hasan' la Sadık, sonraki günlerde, Şeh-zade Mehmet'in bu ısrarlarına karşılık, "Tamam sen sefere çıkarsan, biz de orduna katılırız diye söz vermişler.

    Yıllar geçmiş ve gün gelmiş, Şehzade Mehmet tahta çıkmış Sözüm söz, işim fetih' diyerek, sefer için ferman yazdırmış. Bir gün, yeniçeri destur isteyip, 'Hasan diye biri geldi efendim, Ulubat'tan arkadaşınız olduğunu söyler' demiş.

    Sultan Mehmet, çocukluk arkadaşını hemen içeri aldır-mış. Hasan huzurda hazır, 'Sadık gelmedi mi sultanımız?" diye sual edermiş: 'Memlekette aradım, benden üç gün evvel yola çıktığını söylediler!

    Sultan Mehmet, 'Henüz gelmedi. Bugünlerde gelir, sana haber ederim.' diye cevap vermiş... Ulubatlı Hasan huzurdan ayrılmış, orduya katılmış. Dünya gözüyle en güzeli görmüş ya, büyük bir aşkla ölümün en güzeline yürümüş.

    Konstantinopolis'i fetheden Sultan Mehmet, vefat etmeden önce son seferine hazırlanırken, Roma'dan bir mektup almış. Mektupta Hıristiyan bir kardinal, 'Efendim, ömrümün son zamanını kendi vatanımda geçirmek dilerim. Beni, İstanbul'da bir kiliseye almanız mümkün mü?' diye ricada bulunmuş. Sultan Fatih çok sinirlenmiş, kardinale emir göndermiş: 'Görevimiz tamam olmadan asla!'

    Mektubu yazan Fatih'in çocukluk arkadaşı Sadıktır. Sultan Mehmet, İstanbul' u fethederken Sadık'ı Hıristiyan

    11

    YanıtlaSil
  4. Dünyadaki Türkleri ve Müslümanları Bir Araya Toplayacak Güç

    kimliğine büründürmüş, kiliseye yerleştirmiş. Sadık yük-selmiş, yükselmiş, kardinalliğe kadar ilerlermiş. Derler ki, Fatih zehirlenmeseydi de, son seferinde Roma'yı fethetseydi; Sadık'ı Hıristiyan dünyaya Papa yapacaktı!

    Sadık, o günden sonra kilisede bir zincir oluşturmuş. Ajanlar yetiştirmiş, papaz diye kiliselere yerleştirmiş. Sultan Abdülhamiťe kadar bu silsile devam etmiş. Sultan Abdülhamit, Sadık'ın mirasını devam ettiren kişiye, kimsenin bilmediği özel bir sandık, sandığın içinde özel bir sancak göndermiş!

    Bu bir Siyah Sancak'tır. Yani Peygamber efendimizin kullandığı sancaktır. Allah resulü, Liderliğinin işareti olarak taşıdığı bu sancağı, vefatından evvel hazreti Ebu Bekir'e teslim etmiş; sancak, silsile ile dört halifeye, onlardan da Emevi ve Abbasi halifelerine geçmişti.

    Yavuz Sultan Selim, Mısır'ı fethettiğinde, ilk haliyle muhafaza edilen sancağı, Abbasi halifesinden teslim alıp, İstanbul'a getirdi. Osmanlı Hanedanı; kumaşı iyice eskidiği vakit, dağılmasından endişe ettiği siyah sancağı muhafaza altına alır. Yerine üç hilalli yeşil sancağı diktirir;

    Yeşil sancak, Müslümanların liderliğinin nişanı; Oğuz Bey'den silsile ile gelen kırmızı sancak ise Türklerin liderliğinin nişanı olur. Milletin hikaye dediği tarih burada başlar...!!!

    Osmanlı, yeşil sancağı nişan olarak tayin etse de, biri Asya'nın içlerine, biri de Avrupa'nın güneyine gönderi-len iki kişide, Sultan'ın verdiği Siyah sancak vardır ve bu sancak, gizli bir teşkilatın nişanıdır. Bu hikâyenin bir ucu, Nizamülmülkle İmam-ı Gazali'ye kadar uzanır. Diğer ucu nerededir kimse bilmiyor.

    Derler ki; rahmetli Özal, Özbekistan'a düzenlediği zi-yarette, Nakşibendi şeyhinin huzuruna varır. Türkiye'den götürdüğü gizli bir nişanı ve bir köşesi eksik olan yıldız'ın işlendiği sancağı şeyhin rahlesine bırakır.

    Derler ki; o gün Özal'a siyah bir sancak gösterilmiş ve Asya'daki gizli teşkilat hakkında bilgi verilmiş. Rahmetli Özal; Hindistan, Japonya, Afganistan, Pakistan, Rusya ve Çin'den gelen bazı kişilerle tanıştırılmış...(Kaynak: Teşkilat - Selman Kayabaşı-sayfa 74/75-)

    12

    YanıtlaSil
  5. 530

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    Yani: Denizde bulunan balıklar, böcekler, hâsılı denizlerde bulu-nan cümle hayvanlar sayısınca salât eyle.. manasınadır.

    Salavat-i şerifeye devam edelim:

    Allahım, semada ve yerlerde olan denizlerin acı veya tatlı sula-rı, ırmak ve kaynak sularının adedince salât eyle. (1)

    Şu manaya da gelebilir:

    Semada ve yerde olan deniz ve suların damla sayıları kadar salât eyle. Bu sayılanlar kadar salāvat-ı şerife okumuş gibi bizlere bol sevaplar ve iyi faydalar verip hoş menfaatlerle bizi mesrur eyle.

    Allahım.

    şanı yüce Allah.. Yani: Ey nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilâh olmayan

    - Efendimiz, sahibimiz Muhammed'e; gece karanlığının kendi-lerini bürüdüğü, gündüz ziyasının sardığı şeyler kadar salât eyle.

    Bu salāvat-ı şerifenin ifade ettiği daha açık mana şudur:

    Allahım, gecelerin karanlığı, gündüzlerin aydınlığı kendilerini ihata eylediği canlı ve cansız, büyük küçük şeyler sayısınca salât eyle..

    OTUZ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e sabah akşam salåt eyle.

    Bu cümlede geçen:

    Sabah-akşam.

    Tabirleri ile, zamanın cümlesinde, Resulüllah. S.A. efendimize sa-lât olunması murad edilmektedir. Yani:

    Allahım, ona devamlı peşpeşe salåt eyle.

    Derneğe gelir. Çünkü:

    Sabah-akşam.

    Zikri ile, devam murad olunmuştur. Nitekim:

    «Sabah akşam onu (Yüce Hakkı) tesbih ediniz.» (33/42)

    Meâline gelen âyet-i kerimede de aynı mana vardır.

    Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e kumların sayı-sı kadar salát eyle.

    Yani: Denizlerde, sahralarda ve çöllerde bulunan kumların tane-

    leri kadar..

    Allahım.

    Ya Allah ya Allah, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan şanı büyük Allahım.

    Seyyidimiz ve Mevlâmız Muhammed'e salât eyle.. kadınların ve erkeklerin adedi kadar..

    (1) Bu salavat-ı şerife metinde olmadığı için beyaz dizilmiştir.

    YanıtlaSil
  6. KARA DAVUD

    531

    Yani:

    Efendimiz, sahibimiz Resulüllah'a kadınların ve erkeklerin sa-yia kadar salst eyle. Kadınlar, ister cariye olsun: isterse erkekler kö-le sinifindan.. Hemen bütün kadınlar ve erkekler hür-köle bu sayı-

    Demeğe gelir. ya dahildir.

    Kadınların daha önce söylenmesi, saláâvatın Arapça metnindeki kafiyeye uyması içindir.

    OTUZ SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e nefsinden rızan kadar salât eyle.

    Allahını, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e kelimelerinin adedi kadar salât eyle.

    Yani: Hadde hesaba gelmeyecek şekilde salât eyle.. manasını ta-şır.

    Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e semaların ve yerin dolusu kadar salât eyle.

    Bununla ifade edilmek istenen daha açık mana şudur:

    Getirilen salâtın büyüklüğü, çokluğu, yerleri ve semaları doldu-racak kadar çok olsun..

    Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e Arş'ın ağırlığı kadar salát eyle..

    Bu cümlede anlatılmak istenen mana şudur:

    Bizim getiridiğimiz salavat-ı şerifelerin ağırlığı, büyüklüğü Bü-yük Arş'ın ağırlığı ile bir olmalıdır.

    Bir başka manaya göre şu demeğe gelir:

    Resulüllah S.A. efendimize getirdiğimiz salāvat-ı şerifelerde, Arş-1 Azimle tartılıp beraber olacak kadar büyük sevaplar ve büyük ecirler vererek bizleri mesrur eyle..

    Salavat-ı şerifelere devam edelim:

    Allahım.

    Kendisinden başka llâh olmayan, nimeti herşeye şamil şanı bü yük Allah..

    Efendimiz ve sahibimiz Muhamed'e, mahlukatın sayısı kadar salât eyle.

    Yani: Önden sona nekadar yarattığın varsa.. Bunlar: İster bü-yük, ister küçük, ister canlı, ister cansız olsun.. Bundan önce nekadar mahluk yarattınsa, bundan sonra da nekadar yaratacaksan, bütün bunların sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize salât eyle..

    Allahın, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e, senden olacak salavatım en faziletlisi ile salât eyle..

    YanıtlaSil
  7. 101

    新薬薬ardiom Aneti, întam dokuz kuşağa dek kovalar.

    Movei kumova, do deveta roda goni. Slaveykov, s. 117.)

    ek bir katliktir. Baştina ognişte, toplo pepelişte. Slaveykov, s. 117.)

    betofun başarısına yardım eder. (Baştina pouka, sinova spoluka.

    shibanh teeti evi isızlaştırır, ananınki de evi temelinden yıkar. (Baştina anek zato, a mayyina dom izkorenyava. Slaveykov, s. 117.)

    Baten Bien, oğlu batırn (gömer). (Baştina kletva, sina zakopatva.

    Markov 1173

    Babes nasılsa, oğlu da öyledir.

    değil, çapa ister. (Lozeto ne ște molitva, a iska motika.)

    Điạ anh dişine bakılmaz (Na harızan kon zibite ne se gledat. Türkçeden

    الاسلام

    Bahşi şeğin tann) dişine bakılmaz.

    Baldayı ağzından çıkarmak. (Izplü kamiçeto.)

    VES Bal bal demekle, ağız tatlanmaz.

    1056 Bal totan, parmağını yalar. (Koyto bırka v meda, oblizva si pristite.)

    36 Bal yalayanım aklı çok olur. (Bliznal ot medit, ne mu izlyazva ot umit. Slaveykov, 1243

    3085 Balik baştan kokar. (Ribata or glavata se zamirişuva.)

    3089 Bank denizde, tava ateşte.

    3040 Baster, bastır, ey Yağmur Tanrısı, hep papazın tarlacığına. (Blıskay, blıskay. Germane, do popova nivitsa. German: Eski Bulgar Yağmur Tanrısı. Slaveykov, a. 122.)

    3091 Başı için ağlamak istemezsen, iğne için onu döv. (Biy go za iglata, da ne mu plaçeą za glavata. Slaveykov, s. 122.)

    3062 Başını kaldırmış, nereye bastığını görmez. (Vırnal glava, ne vijda kıde stipva.)

    3093 Başımın rahat olmasını istersen, onu torbaya sokma. (Ako iskaş da ti e mima glavata, ne yo turyay v torbata. Slaveykov, s. 94.)

    305 Başkasımın aşıma tuz katma! (V çujda gostba sol ne turyay!)

    3095 Bayramda borç ödeyene, Ramazan kısa gelir.

    3096 Bayramdan sonra, bayramın kutlu olsun. (Podir dene koledale.)

    2077 Bedava olunca, baba gömütü bile kazılmaz. (Badyava i baştin grop sa ne kopa.)

    Bedava sirke, baldan tatlıdır. (Türkçeden geçmiş - Slaveykov, s. 119.)

    3099 Bejan hoplayıp zıplarken, Stoyan ağlar. (Bejan skaça, a Stoyan plaçe. Slaveskus, s. 118)

    2050 Beje' so anar ak giysiler giyerken, Stoyan'ın anası karalar bağlar. Bejanova mayka belo nost, a Stoyanova çerno virje. Slaveykov, s. 139.)

    YanıtlaSil
  8. 100

    3048. Arnavuda sormuşlar: "Cennete mi, cehenneme mi gidersin?" diye. Nerede aylık daha çoksa, oraya giderim" demis. (Pitali arnautina: -V ray li iskas, ili v pakila? -A toy kazal: -Da vidim de po-mnogo aylık davat.)

    3049. Artık mal, göz çıkarmaz.

    3050. Asılmış kimsenin evinde iplen söz edilmez. (V kıştata na obeseniya, za vije ne se govori.)

    3051. Aslı varsa, büyük yalan.

    3052. Asık yemek yemez, kahırlı hapır-hupur yutar. (Bolno sirtse ne yade, kaharno se pohapnuva. Slaveykov, s. 133.)

    3053. Aşk olsun becerene. (Türkçe benzeri var- SBNU, M/246.)

    3054. At beslenirken, kız istenirken.

    3055. At var, meydan yok. ("Ar" ima, "megdan" nyama.- Türkçe sözcüklerden ikisi korunmuş olarak kullanılır.)

    3056. Ata efendi gibi bak, düşman gibi bin. (Gleday konya stopanski, yazdi go duşmanski.)

    3057. Ata, lâyık olan değil, malik olan biner. (Kon se yazdi ne po prilika. a koy go ima.)

    3058. Ateş olmadan, duman çıkmaz. (Türkçesi: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz: Ogın bez dim ne moje.)

    3059. Ateş, yağ dökerek söndürülmez.

    3060. Atı alan Üsküdar'ı geçti. (Türkçeden geçmiş.)

    3061. Atılan ok, geri dönmez.

    3062. Atın iyisi, kötü örtü altında da bilinir. (Hubaviyat kon i pod loş koprivets se poznava.)

    3063. Atlar tepişir, arada eşekler ezilir. (Atoveta se ritat, magaretata teglyat.)

    3064. Attan tahta.

    3065. Avlu çürür, borç çürümez. (Pler gnie, borç (dılg) ne gnie (izgniva.)

    3066. Ayağında çarığı yok, gayda (çalgı) ister. (Türkçe karşılığı: Ayağında donu yok, fesleğen takar başına.)

    3067. Ayağını yorganına göre uzat. (Prostiray krakata si spored çergata.)

    3068. Ayak izlerime bas da namusuma basma.

    3069. Ayıyı vurmadan, postunu satmayın.

    3070. Aylak, aylağı meyhanede bulur. (Nehaynik nehaynika v mehanata sreşta.)

    3071. Ayranı yok içmeğe, atla gider işemeğe.

    3072. Az olsun da uz olsun. (Türkçeden geçmiş.)

    3073. Azılı kaynanaya azılı gelin.

    3074. Baba ile ananın lâneti, kökü kurutur. (Baştina kletva i mayçina, koren izsuşava. Slaveykov, s. 117.)

    YanıtlaSil
  9. 532

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Bu cümlenin ifade ettiği mana şudur:

    Allahım, Resulüllah S.A. efendimize, salât çeşitlerinin, türlü ikramların en faziletlisi ve hayırlısı ile tazim, tekrim ederek salât ey-le. Çünkü o: Mahlukatının en faziletlisi ve hayırlışıdır. Böyle olunca, onun şanına uygun salât eyle.

    Çoğu nüshalarda, metin yukarıda anlatıldığı manadadır. Ancak

    bazı nüshalarda:

    En faziletlisi.

    Yerine:

    En çok nema vereni (artanı).

    Manasında gelmiştir.

    OTUZ DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, rahmet peygamberine salât eyle. Allahım, ümmetin şefaatçısına salât eyle..

    Bu cúmlede geçen:

    Ümmetin.

    Kelimesi birkaç manaya gelebilir:

    Bu kelimenin başına (Arapça aslına göre) El, harf-ı tarifi mu-zaf-1 ileyhten ıvaz olabilir. Böyle olunca:

    Kendi ümmetinin şefaatçısı.

    Manası çıkar. Bu durumda, kelimenin sonundaki zamir hazfolu-nup evveline eliflam getirilmiş olur. Bir başka manaya göre: Baştaki lam harfi ahd içindir.

    Hâsılı; her iki duruma göre mana:

    Bütün ümmetlerine şefaat edici şanlı alicenap peygambere salât eyle.

    Demek olur. Bir başka manaya göre, aynı kelimenin başında gelen harf-i tarif cins içindir. Buna göre mana şöyle olur:

    Kendisinin, cümle nebilerin ve resullerin ümmetlerine büyük şefaatle şefaat edici alicenap peygamber Resulüllah S.A. efendimize salât eyle..

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım darlığı gideren zata salât eyle.

    Bu cümlenin daha açık manası şöyledir:

    Dünya âleminde, berzah âleminde, mahşer gününde cümle dar-kları, şiddetleri, sıkıntıları, gamleri, kederleri Izale edip gideren all-cenap peygamber Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.

    Allahım, zulmeti aydınlatan zata salât eyle.

    YanıtlaSil
  10. KARA DAVUD

    033

    بِالْغُدُةِ وَالْآصَالِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا و مولينا محمد عَدَدَ الرَّمَالِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سيِّدِنَا وَمَوْلَيْنَا محمد عَلَى النِّسَاءِ وَالرِّجَالِ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَيْنَا يُهْدِيما نَفْسِكَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَيْنَا محمد مكادَ كَلِمَاتِكَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وموْلَيْنَا مُحمد مِل سَمَوَاتِكَ وَارْضِكَ الله صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَيْنَا الحَدِ زِنَةَ عَرْشِكَ ) اللهمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَيْنَا مُحَمَّد عَدَدَ مخلوقاتِكَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلِينَا محمدا فَضْلَ صَلَوَاتِكَ ٣٩ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى بي الرحمة اللهُمَّ صَلِّ عَلَى شَفيع الامت اللهُمَّ صَلِّ عَلَى كَاشِفَ الْغُيَّةِ اللَّهُمَّ صَلِ

    bil gudüvvi vel asali. Allahümme salli alå seyyidina ve mevlana Muhamme din aded'er rimali. Allahümme salli alà seyyidina ve mevlana Muhamme din aded'en nisai ver ricali.

    38. Allahümme salli alâ seyyidi na ve mevlana Muhammedin rizae nefsike. Allahümme salli alâ seyyidi na ve mevlana Muhammedin midade kelimatike. Allahümme salli alâ sey yidina ve mevlana Muhammedin mil'e semavatike ve arzike. Allahümme sal li alâ seyyidina ve mevlana Muham medin zinete arşıke. Allahümme salli alå seyyidina ve mevlana Muham medin ainete arşıke, Allahümme salli alâ seyyidina ve mevlana Muhamme din adede mahlukatike. Allahümme salli alâ seyyidina ve mevlana Mu hammedin efdale salavatike.

    39. Allahümme salli alâ nebiy yir-rahmeti, Allahümme salli alâ ge fiil ümmeti. Allahümme salli alá ka şif'il-gummeti. Allahümme salli

    Allahım, efendimiz ve mevlámız Muhanumed'e kumların sayısı kadar salát eyle. Allahım, efendimiz ve mevlâmız Muhammed'e kadınların ve erkeklerin ade-di kadar salát eyle.

    38. Aliahım, efendimiz ve mevlâmız Muhammed'e nefsinden rızan kadar salát eyle. Allahım, efendimiz ve mevlâmız Muhammed'e kelimelerinin adedi ka-dar salát cyle. Allahım, efendimiz ve mevlânız Muhammed'e senin semaların ve yerin dolusu kadar salát eyle. Allahım, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e ar şım ağırlığı kadar salát eyle. Allahım, efendimiz ve mevlânız Muhammed'e mah-lükatının sayısı kadar salát eyle. Allahım, efendimiz ve mevlâmız Muhammed'e senden olacak salavatın en faziletlisi ile salåt eyle.

    39. Allahım, rahmet peygamberine salát eyle. Allalım, ümmetin sefaatçı sına salát cyle. Allahım, darlığı gideren zata salât eyle. Allahım, zulmeti aydın-latan zata salât eyle.

    **

    (Devamı: 535. Sayfada)

    YanıtlaSil
  11. 3021. Al birini, vur öbürüne, (Ot edin dol drenki. Aynı kusurları olan kimseler için kullanılır.)

    3020. Aktır yüzü, götürür denizi.

    99

    3022. Aldın kuşunu (yavrusunu), neyleyeyim yuvasını?

    3023. Alem kendini kuyuya atarsa, sen de mi atacaksın? (Türkçe benzeri var -Slaveykov, s. 108.)

    3024. Alemin sırtında yüz sopa azdır. (Sto toyagi na çujd grib sa malko.)

    3025. Alın yazısı böyleymiş.

    3026. Alışkanlık bir üzüntüyse, vazgeçmek iki üzüntüdür. (Navikit e edna mika, otvikit - dve.)

    3027. Allah bir kapıyı kaparsa, bin kapıyı açar. (Türkçeden geçmiş.)

    3028. Altın anahtar, demir kapıları açar.

    3029. Altın ateşte, insan çilede temizlenir. (Zlatoto se preçistva v ogına, a çovekıt v tegloto.)

    3030. Altın leğenin, kan kusana ne yararı var?

    3031. Altın satıp zarar etmektense, kül satıp kår etmek yeğdir. (Po-dobre e na tritsite (pepelo) da speçeliş, e ne na zlatoto da zarariş.)

    3032. Altmış geçti mi, fikir usanır. (Türkçeden geçmiş. Bulgarca fıkrası var.).

    3033. Aman dileyene, kılıç kalkmaz.

    3034. Ana, evlâdı için kötü düşünmez.

    3035. Ana gözü, yalan söylemez.

    3036. Ana gözyaşının düştüğü yer yanar.

    3037. Anacığım, sen beni kısmetimle doğur da sonra çöplüğe at.

    3038. Analık, köleyi görüyor musun? -Görmüyorum, oğlum. -Ya babalığı görüyor musun? -Bir şeyler görüyorum, o mu, acaba?

    3039. Anasına bak, kızını al.

    3040. Anlaşmış takım, dağı kaldırır. (Sgovorna drujina, planına povdiga.)

    3041. Anlayana sivrisinek sazdır; anlamayana davul-zurna azdır. (Türkçeden geçmiş.)

    3042. Araba devrildikten sonra, yol gösteren çok olur. (Kato se prekaturi kolata, pitişta mnogo.)

    3043. Arabayla tavşan avlanmaz. (Türkçeden geçmiş.)

    3044. Arabı sabunla yıkasan da gene Araptır. (Romence, Yunanca benzerleri var-Ger. V/54.)

    3045. Arabı yıkamaktansa, kendini karalamak yeğdir. (Romence, Yunanca benzerleri var - Slaveykov, s. 454.)

    3046. Armudun iyisini ayılar yer.

    3047. Armut, kökünden (ağacından) uzak düşmez. (Kruşata ne pada po daleç ot korena.)

    YanıtlaSil
  12. 2991. Ağlamayan çocuğa meme verilmez.

    2902. Ağlarsa anam ağlar, başkası yalan ağlar. (Türkçeden geçmiş.)

    2003. Ağa var, dili yok. (Usta ima, ezik nyama)

    2004. Ağzında bakla saklamaz. (Yal kokozi krak. Sır saklamayan kimse için söylenir.)

    2005. Ağzımdan bal aktyor. (Med mu kape of ustata: Tatlı söz söyleyen, gonul alici söz eden kimse için denir.)

    2996. Ağzımdan kazanamazsan, sırtından biriktir.

    2997. Ağzından yağ-bal akar, kalbi zehir saçar.

    2998. Ak akça, kara gün içindir. (Türkçe, Romence benzerleri var. Beli pari za cerni dni-Slaveykov, s. 140.)

    2009. Ak bacak, kara bacak geçitte belli olur. (Türkçeden geçmiş - Beli kraka, çerni kraka na broda se hsvat Slaveykov, s. 141.)

    3000. Ak eller, yaban ekmeği sever.

    3001. Ak yüzlü, fidan boylu.

    3002. Ak köpeğin pamuk pazarına zararı vardır. (Türkçeden geçmiş.)

    3003. Aka aka sel olur. (Kapka po kapka vir se nabira.)

    3004. Akacak kan, damarda durmaz. (Türkçeden geçmiş.)

    3005. Akıl para ile satın alınmaz, ama en çok para eden de odur. (Um se s pari ne kupuva, pa nay-mnogo pari struva.)

    3006. Akıl var, saltanat sürer, akıl var, kölelik eder! (Um tsaruva, um robuva!)

    3007. Akıllı baş, odun toplamaz.

    3008. Akıllı başın yüz eli var. (V umna glava sto ritse.)

    3009. Akıllı düşman, akılsız dosttan iyidir.

    3010. Akıllı kadın, elmastan değerlidir.

    3011. Akıllının utandığı şeyle deli öğünür. (Ot kakvoto se mıdır sramuva, s nego se ludiyat naduva.)

    3012. Akıllının yemini ürkütür, delininki güldürür.

    3013. Akılsızca konuşur da aklı bozar, karıştırır. (Bez um prikazva, pa um porazya.

    Slaveykov, s. 120.)

    3014. Aklı var, fikri yok. (Um ima, razum nama.)

    3015. Akhyla ticaret etmeyen, parasını ziyan eder.

    3016. Aklıyla yanılan, başıyla çeker.

    3017. Akmazsa, damlar. (Ako ne teçe, kape.)

    sutrin.) 3018. Akşam başka söyler, sabah başka türlü yapar. (Edno kazvat veçer, drugo pravât

    3019. Akşamın işini sabaha bırakma. (Türkçesi: Bugünün işini yarına bırakma - Veçerpnata rabota za atrya ya ne ostavay - Slaveykov, s. 149.)

    YanıtlaSil
  13. 534

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    Bu cümlenin altındaki şerh şöyledir:

    Küfür karanlığını iman nuru ile, günah ve isyan karanlığını ibadet taat ile, zulüm karanlığını adalet ile izale edip gideren alicenap peygamber Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.

    Allahım, nimet ulaştıran zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifenin şerhinde şöyle denir:

    olmayan Allahım. Ey şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah

    Dünyada ve âhirette, zahir ve batın cümle nimetler Allah'ın fazlı ile sebeb ve vesile olup kullara ulaştıran Resulüllah S.A. efendimize salåt eyle.

    Allahım, rahmet getiren zata salät eyle. Bu salavat-ı şerifenin daha açık manası şöyledir:

    Allahım, kendisinden başka ilah olmayan, nimeti her şeye şa-mil şanı yüce Allah.. Mübarek vücudu rahmetin aynı olan, dünyada ve âhirette Huda rahmetinin bütün çeşitlerini kullara ulaştırmaya sebep ve vesile olan şanlı peygamber Resulüllah S.A. efendimize sa-lât eyle.

    KIRKINCI SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, HAVZ-I MEVRUD sahibi zata salât eyle.

    HAVZ-I MEVRUD.

    Resulüllah S.A. efendimizin Kevser havzıdır. Susuz olan mümin-ler, mahşer günü ondan kana kana içeceklerdir. Ondan bir kere içen bir daha ebedi susamaz.

    Allahım, MAKAM-I MAHMUD sahibi zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    MAKAM-I MAHMUD.

    Daha önce de anlatıldığı gibi, büyük şefaat makamıdır.

    Allahım, LİVA-İ MAKUD sahibi zata salât eyle.

    Bu salāvat-ı şerifede anlatılan:

    LIVA-I MAKUD.

    Resulüllah S.A. efendimizin kıyamet günü açacağı HAMD SAN-CAĞI'dır. Bütün nebiler ve resuller onun altında toplanacaklardır.

    Allahım, MEKAN-I MEŞHUD sahibi zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    MEKANI MEŞHUD.

    Resulüllah S.A. efendimizin Mirac Gecesi vardığı makamdır. Ora-ya kendisinden başka hiç bir kimse ulaşmamıştır. Resulüllah S.A. efendimiz, özel bir şekilde Sidre, Kürsî, Arş-ı Rahmandan sonra:

    - ..... İki yayın birleşiminden daha yakın oldu..» (53/9) Mealine gelen âyet-i kerime ile anlatılan sırlara mazhar oldu.

    YanıtlaSil
  14. KARA DAVUD

    535

    عَلَى مُجْلِي الظَّلْمَةِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُولى النعمة اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُؤْتِي الرَّحْمَةِ ، اللهُمَّ صَلِ عَلَى صاحب الحوض المورودِ اللهمَّ صَلِّ عَلَى صاحِبِ الْمَقَامِ الحَودِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَارَ اللواءِ المَعْقُودِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِب المكانِ الْمَشْهُودِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الْمَوَصُوفِ بالكَرَمِ وَالْجُودِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُوَ فِي السَّمَاءِ محمودُ وَفِي الْأَرْضِ محمد اللهم صَلِّ عَلَى صَاحِب الشَّامَةِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صاحِبِ الْعَلَامَةِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الْمَوَوفِ بالكرامة اللهُمَّ صَلِّ عَلَى المُخصوص بالرعاة اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ كَانَ تَظِلُّهُ الْغَمَامَةُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ كَانَ يَرَى مَنْ خَلْفَهُ كَمَا يَرَى مَنْ أَمَا

    ala mücliz-hulmeti. Allahümme salli alå mulin-ni'meti. Allahümme salli ala mü'tir-rahmeti.

    40. Allahümme salli alâ sahib'-il-havz'il-mevrudi. Allahümme salli alâ sahib'il-makam'il-mahmudi. Allahüm-me salli alâ sahib'il-livail-ma'kudi. Al-lahümme salli alâ sahib'il-mekan'il-meşhudi. Allahümme salli alel-mevsufi bil-keremi vel-cudi. Allahümme salli alå men hüve fis-semai Mahmudün ve fil-arzi Muhammedün.

    41. Allahümme salli alâ sahib iş-şâmmeti. Allahümme salli alâ sahib il-alåmeti. Allahümme salli alel-mevsu-fi bil-kerameti. Allahümme salli alel-mahsusi bizzeameti. Allahümme salli alå men kåne tuzillühülgamametü Allahümme salli ala men kåne yera men halfehu kema yera men emame-hu.

    Allahım, nimet ulaştıran zata salát eyle. Allahım, rahmet getiren zata sa-lût eyle.

    40. Allahım, havz-u mevrud sahibi zata salát eyle. Allahım, makam-ı mah-mud sahibi zata sahit eyle. Allahım, liva-i ma'kud sahibi zata salát eyle. Allahım, mekân-ı meşhud sahibi zata salát eyle. Allahım, keremle ve cömertlikle mevsuf olan zata salât eyle. Allahım, o kimseye salát eyle ki: Kendisi semada Mahmud, yerde Muhammed'dir.

    41. Allahım, samme sahibi zata salåt eyle. Allahım, alamet sahibi zata sa-låt eyle. Allahım, kerametle mevsuf olan zata salát eyle. Allahım, zeametle özel-lik kazanan zata salát eyle. Allahım, bulutun kendisini gölgelendirdiği xata, salât eyie. Allahım, şu zata salát eyle ki: Arkasındakini görür; tıpkı önünde olan kim-seyl gördüğü gibi...

    (Devanı: 539. Sayfada

    YanıtlaSil
  15. DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    536

    Üstte anlatılan manaya göre, salavat-ı şerife şu demeğe gelir:

    Allahım, bu rütbe ve mirac sahibi zata salât eyle.

    Mekân-ı Meşhud.

    Tabirinden murad olan bir baska mana, Resulüllah S.A. efendi-mizin mübarek kabrinin bulunduğu Ravza-i Mutahhara'dır. Burası, Beyt-i Mükerreme'den daha faziletlidir. Hatta, Ars-1 Rahman'dan da-ha faziletli ve hayırlıdır. Kıyamete kadar, mümin olan kadınlar ve er-kekler, insan, cin, melekler oraya gelip ziyaret eder ve şefaat talebin-de bulunurlar.

    RESULULLAH'IN KABRİ

    Kaab'den r.a. şöyle dediği rivayet olundu:

    Her gün, tanyeri ağırdıktan taa, akşama kadar yetmiş bin me-lek nazil olur; Resulüllah S.A. efendimizin münevver kabirlerini ziya-ret ederler. Resulüllah S.A. efendimize salavat okurlar. Akşam olunca, semaya çıkarlar.

    Bunların peşinden yetmiş bin melek semadan iner. Sabaha kadar salât ü selâm okuyarak tavaf ederler.

    Üstte anlatılanlara göre; salavat-ı şerifenin ifade ettiği mana şu-dur:

    Allahım, mübarek kabirleri üzerine her gün ve gecede melek-lerin hazır olup kendisine salât ü selâm okuyarak tazim ettikleri mü-barek kabrin sahibi Şanlı Peygamber'e salât eyle.

    MEKAN-I MEŞHUD.

    Tabirinden murad olan bir başka mana: Kıyamet günü, Liva-i

    Hamd, büyük şefaat ve Makam-ı Mahmuddur. O zaman mana şöyle olur:

    Allahım, Liva-i Hamd'in, büyük şefaat hakkının, Makam-1 Mahmud'un sahibi Resul-ü Ekrem, Nebiyy-i Muhterem efendimiz üze-rine salât eyle.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, keremle ve cömertlikle mevsuf olan zata salât eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, akraba ve yakınlarına, fakirlere, zail-lere, muhtaçlara, yetimlere ve dul kadınlara daima çokça ihsan eder-di. Onun için: Kerem onun sıfatı olmuştu; öyle anılırdı. Aynı şekilde, eli bol cömertti. Gani gönüllü idi. Kendisi ve ayali arpa ekmeği ile ye-tinirdi.

    Kendisine Rahman tarafından ihsan olunan mal ve meta'ları, là-al ve cevherleri.. hâsılı: Sahip olduğu bütün dünya mallarını, fakirle-re ve muhtaçlara vermiştir. Onlardan, ister az olsun isterse çok.. sahip olduğu mikdarın hiç bir parçasını saklamamıştır; geldiği saatte da-ğıtmıştır. Kendisi, ayali ve çocukları üzerine, fakirleri tercih etmiştir. Bunun için, cömertlerin cömerdi, sahilerin sahisi olmuştur.

    Devam edelim:

    Allahım.

    Ey kendisinden başka ilah olmayan, nimeti her şeye şamil şan: büyük Allah..

    YanıtlaSil
  16. KARA DAVUD

    537

    O kimseye salât eyle ki..

    Güzel sıfatların, beğenilen huyların cümlesi ile muttasif bir zat-1 şerif ve cism-i latiftir.

    Kendisi semada MAHMUD, yerde MUHAMMED'dir.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimiz bu isimlerle anılır. Şöyleki:

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif etmeden ev-vel, çeşitli tazim duyguları ile sena edilirdi. O her şeyin aslı olup, her şey ondan yaratılmıştır. Cümleye şeref ve izzet, ancak ona intisap su-reti ile olacağı anlatılmıştır.

    MAHMUD ismi, Yüce Hakkın güzel isimleri arasında sayılır. Re-sulüllah S.A. efendimize şeref ve ikram olarak ihsan olunmuştur. Do-layısı ile:

    Mahmud.

    Denilmiştir. Bu mana icabı olarak:

    Mahmud.

    İsmi evvel anlatıldı. Her nekadar (Arap edebiyatında) dil kafiye-si cümleleri gelişi icabı sonraya bırakılmasını gerektirir ise de, anlatı-lan manadan ötürü, öne alınması uygun görüldü.

    Bu salavat-ı şerifede Resulüllah S.A. efendimizin:

    Muhammed.

    İsm-i şerifi, mübarek isimleri anlatılırken geçmiştir. (1. İsim ola-rak geçti.)

    KIRK BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, ŞAMME sahibi zata salât eyle.

    Bu cümlede geçen:

    ŞAMME.

    Lafzı, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek omuzundaki nübüv-vet mührüdür. Güvercin yumurtası kadardır. Bunun geniş tafsili, Re-sulüllah S.A. efendimizin mübarek isimleri anlatılırken geçti.

    Allahım, alamet sahibi zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    ALAMET.

    Lafzı, Resulüllah S.A. efendimizin doğumunda ve doğumundan sonra zuhur eden alâmetlerdir.

    Resulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif etmeden evvel, kendi-sinden nice harika haller zuhur etmiştir. Bunlar arasında Fil Vak'a-sını başta sayabiliriz.

    O sene, dünyaya gelen bütün çocuklar erkek oldu. Yine o sene, büyük bolluk oldu.

    Resulüllah S.A. efendimizin vélâyetinden sonra, nübüvvet gelme-den evvel, nice irhasat zuhur etmiştir. Mesela: Mübarek sinelerinin

    YanıtlaSil
  17. BREZİLYA ATASÖZLERİ

    97

    2964. Alacaklılar kapıya geldiğinde sevgi pencereden uçup gider.

    2965. Aym kibritle üç mumdan çok mum yakılmaz.

    2966. Az parayla yağlı tavuk alınmaz.

    2967. Başkalarını sık sık bağışlayın, ama kendinizi asla!

    2968. Çalışmak isteyene zor iş yoktur.

    2969. Çocuklukta duyulan sevgi, hiç ölmeyen bir ağaca benzer.

    2970. Gözden ırak olan, göünlden de ırak olur

    2971. İyi çırak, ustası yokken anlaşılır.

    2972. Meyvesi olan ağaç taşlanır.

    2973. Tanrı kadını dayak için yaratmış.

    2974. Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.

    BUĞDAN ATASÖZLERİ. Bak: ROMEN (ULAH) ATASÖZLERİ

    BULGAR ATASÖZLERİ

    2975. Aç ayı oynamaz. (Gladna meçka horo ne igrae.)

    2976. Aç eşek, sırtına kaç sopa yediğini saymaz.

    2977. Aç için çavdar ekmeği mancadır.

    2978. Aç köpekle, sürü beklenmez.

    2979. Aç tavuk düşünde kendini buğday ambarında görür. (Gladna kokoşka, proso sinuva.)

    2980. Açlıktan ölecek, ama dünür olmaya hazır.

    2981. Adam, adamın yanında olmalı! (Çovek do çoveka e!)

    2982. Adam sözünden bellidir. (Çovek po duma se poznava.)

    2983. Adı Melek'tir, ama yaptığı iş Şeytan'cadır. (Angel mu e imoto, Devolski mu delata.)

    2984. Adım adım, dağlar devrilir. (Stıpka po stipka, planina se prehvırlya.)

    2985. Adımını akıllıca at ki, çılgınca düşmeyesin.

    2986. Adını an, sopaya davran.

    2987. Ağaç, fidanken eğilir. (Dirvo se previva, dorde e tinko.)

    2988. Ağır ağır gidişten korkma, hep aynı yerde durmaktan kork. (Ne se strahuvay, çe se dvijiş bavno, a se strahuvay, kogato stoiş na edno mâsto.)

    2989. Ağır ol da büyük adam desinler. (Türkçeden geçmiş. Türkçesi: Ağır ol da molla desinler - Bıdi tejık da ti kajat golyam çelyak - Slaveykov, s. 137.)

    2990. Ağız birdir, hem güler, hem de ağlar.

    YanıtlaSil
  18. 96

    2931. Sinek balla tutulur, sirkeyle değil!

    2932. Su her şeyi temizler, yüz karasından gayri.

    2933. Susamış at, suyun bulanıklığına bakmaz.

    2934. Süt taşınca, kepçeye paha olmaz. (Mlijeko kad pokipi, onda se varjaca cijeni.)

    2935. Şahin, sinek avlamaz.

    2936. Şarabı kafaya değil, karna içmeli.

    2937. Şarap, yaşlı adama bile neşe verir.

    2938. Şeytan bile, söylendiği kadar kara değildir.

    2939. Şeytanla kabak ekenin, kabak başına patlarl

    2940. Şimşeği görünen yıldırımdan korkma!

    2941. Taneye tamah etmeyen kuş, tuzağa düşmez.

    2942. Temiz domuz, semiz olmaz.

    2943. Tilki, iki kez tuzağa düşmez.

    2944. Tilkiyi kovalarken, kurdu uyandırdı!

    2945. Toprağın her yerinde altın bulunur.

    2946. Usta, çırağını dövmez.

    2947. Uşağın makbulü; eşeğin bönlüğünü, atın sezişini, mandanın gücünü kendisinde toplayandır.

    2948. Uşaklık edemeyen, efendilik edemez.

    2949. Uyumadan (önce) yatağı hazırla!

    2950. Ya demircilik et, ya da karalanma!

    2951. Ya kurt gelmez, ya da keçiyi bulamaz.

    2952. Yağmur yağdıracak bulut, uzaktan bellidir.

    2953. Yalanın ayakları kısadır.

    2954. Yarınki tavuktan, bugünkü yumurta hayırlıdır.

    2955. Yemekle içmekten olanlar, açlıkla susuzluktan olanlardan çoktur.

    2956. Yer pek, gök yüksek!

    2957. Yerinde tekdir, baş ağrıtmaz.

    2958. Yılan olsa dahi dişi ısırır.

    2959. Yıldırımdan kaçarken, şimşekten yandı!

    2960. Yola gidecek için en yüksek dağ, kapısının eşiğidir.

    2961. Yukarıya tükürme, yüzüne düşer!

    2962. Yürek çelikten olsa, altın onu yumuşatır.

    2963. Yürük at, mahmuz istemez.

    ...

    YanıtlaSil
  19. 538

    DELAIL I HAYRAT SERHI

    yarılması, bir parça bulutun daima başlarının üstünde durup gölgelik etmesi

    Resulüllah B.A. efendimize, nübüvvet geldikten sonra da, sayısız mucizeleri zuhur etmiştir. Onların hepsi Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine delalet eden alametlerdir.

    Allahım, kerametle mevsuf zata salát eyle.

    Yani: Allah katında türlü ikramlara eren, kerametlerin çeşitleri Ile sıfatlanan alicenap peygamber Resulüllah S.A. efendimize

    Allahım, ZEAMET ile özellik kazanan zata salát eyle.

    Burada geçen:

    ZEAMET.

    Lafzı, evvellerin ve âhirlerin ulusu, seyyidi ve efendisi manasına-

    dır.

    Cümle üzerine büyüklük ve ululuk ona mahsustur.

    Manasına gelir. Durum böyle olunca, daha açık şerhli mana şöyle

    olur:

    Şanı anlatıldığı gibi, ulu ve seyyid olan Resul-ü Ekrem ve Ne-blyy-1 Muhterem B.A. efendimize bol ecirler, güzel ihsanlar eyle. Onun şanına layık ikramlarla salát edip tebcil eyle.

    Allahım, bulutun kendisini gölgelendirdiği zata salát eyle.

    Bu cümlede anlatılan bulut, bir parça bulutturki, Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine delålet eder.

    Resulüllah S.A. efendimizin, şanlı bir peygamber olacağı herkese malum olması için, Kerim Rahim Rahman olan celal ve ikram sahibi şanı büyük Allah o bulutu bir alâmet kılmıştır.

    Ayrıca, Resulüllah B.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşriflerinde, kendisini güneş hararetinden koruması için, bir parça bulutla gölge-ledi. Nereye gitse, o bulut, kendisinden ayrılmazdı.

    Kitap ehli ve bilginler, o alâmet lle; Resulüllah S.A. efendimizin, nebilerin ve Resullerin hatemi olacağına istidlál ederlerdi.

    Nitekim Rahip Buheyra, Rahip Nastura o bulutla Resulüllah SA efendimizin nübüvvetine istidlâl etmişlerdir. Bu durum, daha önce de anlatıldı.

    Allahım, şu zata salât eyle ki, arkasındakini görür; tıpkı önün-de olan kimseyi gördüğü gibi..

    Burada da anlatıldığı gibi, Resulüllah S.A. efendimiz, önünde du-ran birini nasıl görürse, ardında duranı da aynı şekilde görürdü.

    Allahım, kıyamet günü şefaat eden ve şefaat talebi makbul olan zata salát eyle..

    Burada da anlatıldığı gibi, Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hak-kın izni ile büyük şefaatle şefaat etmek talebinde bulunacak. Cümle-ye şefaatçı olacak ve bu şefaatı makbul olacaktır.

    YanıtlaSil
  20. KARA DAVUD

    539

    اللهم صل على صاحب الشراعية المفصل على صاحب الشفاعة اللهم صل على عالم الوسيلة اللهم صل على صاحب الفضياء اللهم صل على صاحب الدرجة الرفعة اللهم صل على صاحِبالمادة اللهم مل علَى صَاحِ العَالَمِينَ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى صاحب الحجة اللهم صل على صاحب الْبُرْهَانِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِ الشاطة اللهمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِب التاج اللهم صل على صاحب المعراج اللهم صل على صاحب القضيب اللهمَّ صَلِّ عَلَى ابا النجيب اللهُمَّ صَلِّ عَلَى رَاكِب البَرَاقِ اللَّهُمْ صَلِ

    Allahümme salli alaş-şeful-müşaffai yevm'el kıyameti.

    42. Allahümme salli alá sahib'id daraati. Allahümme salli alå sahib'iş-şefaati. Allahümme salli alå sahib'il-vesileti. Allahümme salli alâ sahib'il-fazileti. Allahümme salli alâ sahib'id-derecet ir-rafiati. Allahümme salli alâ sahib'il-hiraveti. Allahümme salli alå sahib'inna'leyni. Allahümme salli alâ sahib'il-hücceti. Allahümme salli alå sahib'il-bürhani. Allahümme salli alâ sahibis-sultani. Allahümme salli alâ sahib'it-taci. Allahümme salli alâ sa-hib'il-mi'raci. Allahümme salli alå sa hib'il-kadibi. Allahümme salli alâ ra-kib'in-necibi. Allahümme salli alâ ra-kib'il-büraki. Allahümme salli............

    Allahım, kıyamet günü şefaat den ve şefaat talebi makbul olan zala sa-låt eyle.

    42. Allahım, daraat sahibi zata salât eyle. Allahım, şefaat sahibi zata salát eyle. Allahım, vesile sahibi zata salát eyle. Allahım, fazilet sahibi zata salát eyle. Allalum, derece-i refia sahibi zata salát eyle. Allahım, hiravet sahibi zata salát eyle. Allahım, na'leyn sahibi zata salát eyle. Allahım, hüccet sahibi zata salát ey-le. Allahun, bürhan sahibi zata salât eyle... Allahun, sahib-i sultan zata salåt eyle. Allahım taç sahibi zata salât eyle. Allahım, mirac sahibi zata salát eyle. Allahım, kadib sahibi zata salât eyle. Allahım, necibe binen zata salát eyle. Allahım, bü-rak'a binen zata salât eyle. Allahım, yedi kat semaları yaran zata salát eyle.

    (Devamı: 543. Sayfada)

    YanıtlaSil
  21. 464

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Böyle olduğu halde, Peygamberimiz, bir gün «Sizden, ameli ken-disini kurtara bilecek bir kimse yoktur! buyurmuştu.

    «Ya Resûlallah! Senin de mi amelin kurtaramaz!» diye sordular.

    Peygamberimiz Evet! Beni de, amelim, kurtaramaz! Ancak, Rabbim Allah, beni, tarafından bir mağfiret ve rahmetle bürür ve korur!» buyurdu. (209)

    Ebû Ümâme derki «Resûlullah Aleyhisselâm, Asasına dayana-rak yanımıza gelince hemen kendisine ayağa kalktık.

    (Acemlerin birbirlerini tâzim ederek ayağa kalktıkları gibi, siz-de bana ayağa kalkmayınız!) buyurdus (210).



    Hz. Hüseyin de:

    «Resûlullah Aleyhisselâm (Siz, beni, hakkım olan derecenin üze-rine yükseltmeyiniz!

    Çünki, yüce Allah, beni, Resûl edinmeden önce, kul edinmişti!) buyurdu. demiştir. (211)

    Hz. Ömer der ki Resûlullah Aleyhisselâm (Nasranilerin, Îså b Meryem Aleyhisselamı (Allah'ın Oğlu! diyerek haksız yere) övdükle-ri gibi, siz de, beni övmekte aşırı gitmeyiniz! (212)

    Şuphe yok ki, ben, ancak bir kul'um! (213)

    Allah'ın kuluyum! (214) Resûlüyüm. (215)

    O haide, bana (Allah'ın Kulu ve Resûlü!) deyiniz!) buyurdu. (216)

    Abdullah b. Cübeyr'ül'huzâî'nin bildirdiğine göre bir gün, Re-sûlullah Aleyhisselâm, Eshabından bazı kimselerin arasında yürü-yordu.

    (200) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 235, Müslim Sahih c. 4, s. 2170, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1405

    (210) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 253, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 258 (211) Taberani'den naklen Heysemi Mecmauzzevaid c. 9, s. 21

    (212) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 23, Buharl mizi Şemail s. 55 Sahih c. 4, s. 142, Tir

    (213) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 22

    (214) Ahmed b. Hanbal Şemail s. 55 Müsned c. 1, s. 23, Buhari Sahih c. 4, s. 142, Tirmizi -

    (215) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, a. 23

    (216) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 24, Buhari Sahih c. 4, a. 142, Tir mizi Şemail s. 55

    YanıtlaSil
  22. AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI

    465 Eshabdan birisinin, elbisesini, Peygamberimizin başının üzerine kaldırarak gölgelemek istediğini görünce (Vaz geç! Ben, ancak, bir in-sanım!) buyurdu ve elbiseyi tutup indirdi. (217)

    Peygamberimiz, bir sefer sırasında, bir koyun kesip pişirmelerini Eshabına emr etmişti.

    Eshabdan birisi «YA Resûlallah! Onun boğazlaması benim üzerime olsun!» dedi.

    Başka birisi Yâ Resûlallah! Onun yüzmesi de, benim üzerime olsun!» dedi.

    Bir başkası da «YA Resûlallah! Onun pişirmesi de, benim üze-rime olsun!» dedi.

    Peygamberimiz de «Odun toplamak ta, benim üzerime olsun!» buyurdu.

    Sahâbiler «Yâ Resûlallah! Biz, Senin işini de, görmeğe yeteriz! (Senin çalışmana gerek yok.)» dediler.

    Peygamberimiz «Sizin, benim işimi de, görmeğe yeteceğinizi bi-liyorum.

    Fakat, ben, size karşı imtiyazlı bir durumda bulunmaktan hoş-lanmam!

    Çünki, Allah, Kulunu, Eshabı arasında imtiyazlı durumda gör-mekten hoşlanmaz!» buyurdu. (218)

    Abdullah b. Mes'ûd'un bildirdiğine göre: Peygamberimiz, bir gün, Kâbe Mescidinde otururken, yanına, zaif ve fakir Eshabından (219) Habbab b. Erett, Suheyb b. Sinan, Bilal b. Rebah, Ammar b. Yasir (220) Ebû Fükeyhe, Âmir b. Füheyre ve benzeri Müslümanlar da (221) gelip oturmuşlardı.

    O sırada, müşriklerin ileri gelenlerinden bir topluluk uğramış (222) Peygamberimizin, onlarla konuştuğunu görünce, birbirlerine «İşte, gördüğünüz gibi, onun, oturup kalktığı kimseler, bunlardır!

    (217) Taberâni'den naklen Heysemi Mecmauzzevald c. 9, s. 21

    (218) Muhibüttaberi'den naklen Kastalani Mevähibülledünniye c. 1, s. 385

    (219) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 197

    (220) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 420, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, a. 197, Taberi Tefsir c. 7, s. 200 (221) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 197

    (222) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 430, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 197, Taber! Tefsir c. 7, s. 200

    1. T. Medine Devri XI/F: 30

    YanıtlaSil
  23. 179

    سورة نفره (۲۲-۲۱)

    و او بدو باری، او وحشت کوشه الرندن ميقا رارق في مدينة بولندی و اوراری او دار او عالمہ معلم بایدی و اوزاره او بله به دولت تشکیل اندیکه او تشکیل انندهای دولت اهر لرك حرارنی یونان عصرای موسی کی داشته ظالم دولتاری بوندی و نوع بشرى استياء عاصم بدن ظلم، فساد، اختلال شقاوت رابطه الرنى ياقدي، تتعدى واز بر زمانده دولت سالامبول شر قد من غربه قدر توسیع ایتدیردی، عبدا او زانكه تو ما برای اون مسارهای همه و حقیقته اولد يغنه دلالت التجزمي ؟

    ( التنجي مسئله ) بو مسئله، استقبال صحیفه نه با قار. بو صحیفه ده دخی (درت نکنی)

    وار در

    برنجی نکته ) بر انسان نه قدر بوكان اولورسه اولسون، آنچه درت به فنده متخصص و ملاكم

    صاحی اولا ساير

    ایک نجی نکته) بعضاً اولورکه، ایکی آدمک سویله دکاری به کلام، متفاوت اولور پر بندان

    جهلنه سطحيه لكنه او تر كيناك علمنه مهار تنه دلالت اید. شویله که بر آدم، به سوزی دو شوند نه، غير منتظم به صورنده سویلی او نه کیسی ، او موزن اول و آخرینه با قار، سیامه و سیاقتی دوشونور. و او سوزن باشقه سوزلر له مناسبة الريني تصور ايدر. ومناسب بر موقعده منبت بر پرده زرع ایدر ایسته بو ادمن شو طرز حر کنند به درجه علم و معرفتی آخالد شیالی قرآن كريمك ( فنار دن بحث ايدركه ) الريفي فذلك لي، بو قبيل كلام له دندر.

    ( او چنجی نکته ) بو زمانده وسائط، آلات و ادوات صنايعك تكمليله ( جو مقارك او يونجا قاری کی)

    عاد يا شمن اولانه چومه شیار دار در که اگر اوزار بوند نه ایکی اوج عصر اول وجوده کلمه

    اولعه ابدیلی، فارقه لردن عديد يله جلدى. كذلك، كلامار ده ده، سوزلرده ده زمانك تأثری

    وار در مثلا بر زمانده قیمتهای بر سوزن، باشقه بر زمانده قیمتی قالماز

    بناء عليه، بوقدر اوزونه زمانی و عصر لر بویونجه کنجد گنی، کوزندگی، طات بالغنی، غرابتی محافظه اليدن قرآن، البته و البته فارقه در.

    YanıtlaSil
  24. از Ahir: Son

    الآن Atat: Aletler

    آوج مدنيت Evci medeniyet: Medeniye-tin zirvesi

    آول Evvel: İlk

    تذلك

    Fezleke: Özet

    غرابت

    Garabet: Benzeri olmama

    غَرْبٌ Garb: Batt

    غير منتظم Gayr-i muntazam: Düzen-siz

    اختلال İhtilat: Karışıklık, ayaklanma

    استقبال İstikbal: Gelecek

    قبيل Kabil: Gibi

    كلام Kelam: Söz

    Muallim: Öğretmen

    منيت

    Münbit: Verimli

    متفاوت

    Mütefavit: Farklı

    متخصص

    Mitehassis: Uzman

    سايز

    Sahir: Sihirbaz

    صنايع

    Sanayi : San'atlar

    سطحى کی

    Sathi: Üstiin körii

    سیاق و سباق

    Siyak u sibāk: Sözün öncesi ve sonrası

    شرق

    Şark: Doğu

    شقاوت

    Şekavet: Saadetten mahrumiyet

    تصور

    Tasavvur: Zihinde şekillen-dirme

    تكتل

    Tekemmül: Mükemmelleşme

    تشكيل

    Teşkil: Şekillendirme, oluş-turma

    توسيع

    Tevsi : Genişletme

    وسائط

    Vesait: Vasıtalar

    Zer: Ekme

    زرغ

    YanıtlaSil
  25. , 21-24

    Ve o bedevileri, o vahşet köşelerinden çıkararak, evc-i medeniyete yükseltti. Ve onları o zamana,

    o åleme muallim yaptı. Ve onlara öyle bır devlet teşkil etti ki, o teşkil ettiği devlet, sähirlerin sihirlerini yutan Asâ-yı Müsa gibi, başka zalim devletleri yuttu. Ve nev'-i beşeri istila eden zulüm, fesád, ihtilál, şekävet råbıtalarını yaktı, yıktı. Ve az bir zamanda devlet-i İslâmiyeyi şarktan garba kadar tevsi' ettirdi. Acaba o zâtın ( șu macerası, onun mesleği hak ve hakikat olduğuna delålet etmez mi?

    Altıncı Mes'ele: Bu mes'ele, istikbål sahifesine bakar. Bu sahîfede dahi dört nükte vardır.

    Birinci Nükte: Bir insan ne kadar yüksek olursa olsun, ancak dört-beş fende mütehassis ve meleke sahibi olabilir.

    İkinci Nükte: Bazen olur ki, iki adamın

    söyledikleri bir kelâm, mütefåvit olur. Birisinin cehline, sathîliğine; ötekisinin ilmine, mahåretine delalet eder. Şöyle ki: Bir adam, bir sözü düşünmeden, gayr-i muntazam bir surette söyler. Ötekisi, o sözün evvel ve âhirine bakar, siyåk ve sibákını düşünür. Ve o sözün başka sözlerle münasebetlerini tasavvur eder. Ve münasib bir mevki'de, münbit bir yerde zer' eder. İşte bu adamın şu tarz-ı hareketinden, derece-i ilim ve ma'rifeti anlaşılır. Kur'ân-ı Kerim'in fenlerden bahsederken aldığı

    fezlekeler, bu kabil kelâmlardandır.

    Üçüncü Nükte: Bu zamanda vesâit, ålåt ve edevåt, sanayiin tekemmülüyle çocukların oyuncakları gibi ådîleşmiş olan çok şeyler vardır ki, eğer

    onlar bundan iki-üç asır evvel vücüda gelmiş olsa idiler, hârikalardan addedilecekti. Kezālik, kelâmlarda da, sözlerde de zamanın te'sîri

    vardır. Meselâ bir zamanda kıymetli bir sözün, başka bir zamanda kıymeti kalmaz.

    Binâenaleyh, bu kadar uzun zamanlar ve asırlar boyunca gençliğini, güzelliğini, tatlılığını, garåbetini muhafaza eden Kur'ân, elbette ve elbette hårikadır.

    YanıtlaSil
  26. Dördüncü Bölüm:

    LÚGATÇE

    315

    1

    -Icağaz, -iceğez (-ıcağız, iceğiz): ce. Zarf-fiil eki (inca, ince) göriceğiz: görin-

    -Ieak, icek: Zarf-fiil eki (inca, ince; idicek; edince).

    Ikrår, Ikrar (a): Dil ile söyleme, inancını söz ile bildirme; tasdik, kabul.

    Ilan: Yılan.

    Ilımak: Isınmak.

    Ilduz: Yıldız.

    Irağ: Uzak, ırak.

    Irılmak: Ayrılmak, uzaklaşmak.

    Irmak: Ayırmak, uzaklaştırmak.

    -Isar, iser: Gelecek zaman eki (-acak, ecek: geliser «gelecek, kılısar <kılacak»).

    Isı, isi: Sahib.

    Ismarlamak: Tevdî etmek, emanet etmek.

    Issı: Sıcak; sıcaklık, hararet.

    Isıtmak: Aydınlatmak, parıldatmak.

    Isk (a): Aşk, candan sevme, sevgi.

    Işmar: İşaret.

    1: Ey.

    İblis (a): Şeytan, hilekår.

    İbrahim Edhem: (Öl. 777/8) İlk süfilerden ve sahâbeye ulaşanlardandır. Belh şehzadesi iken malını yağmaya vermiştir. Şam'da ölmüştür.

    İbrahim (Halil): Beş büyük peygamberden biri, Hz. Muhammed'in büyük atası. Nemrud'un ateşe attığı peygamber.

    İçre: İçinde.

    İdris: Terzilerin piri sayılan bir peygamber, Şit'in oğlu.

    İgen: Çok, fazla, ziyade, pek.

    İhlas (a): Doğruluk, temizlik, samimiyet, samimi dostluk; hâlis ve temiz

    sevgi.

    İhsan (a): İyilik etme, bağışlama.

    İkab (a): Azab, eziyet.

    İklim (a): Bölge, aynı hava şartlarını taşıyan yer, ülke.

    İkrár (a): İnkârın zıddı, söz verip teslim olmak, söylemek, inancını sözle bildirmek.

    İlahi (a): Allah'a mensup.

    YanıtlaSil
  27. 314

    YŪNUS EMRE

    Himmet (a): Çalışma, gayret etme, bir işe girişmek: manevi bakından birinin bir işinin olması, bir dertten kurtulması için gönülden dua: gönül etme.

    Hitamü'l-Mürselin: Peygamberlerin sonuncusu, sonu. Hz. Muhammed,

    Ho (1): Hod.

    Hoca, bâce (1): Bilgin; ulu kimse, reis; tacir, zengin.

    Hod (f): Kendi, esasen, záti, zaten, bizzat.

    Hodbin (f): Bencil, kendisini beğenen.

    Hon (f): Hân, sofra, yemek.

    Harlık: Aşağılık, aşağı olmak.

    Horus (1): Horoz.

    Hà (a): O, Tanrı adlarından.

    Hù (1): Huy.

    Hüb (1): Güzel.

    Hubbü'l-vatan (a): Vatan sevgisi (vatan sevgisi imåndandır, mevzu hadi-sinden alınma).

    Huda (1): Allalı.

    Hudavendgår (f): Efendı, sahib, hükümdar; Mevlânâ Celaleddin.

    Hulk (a): Huy, tabiat.

    Hulle (a): Cennet elbisesi, belden aşağı ve belden yukarı olmak üzere iki kısımdan ibaret elbise.

    Humar (a): İçkiden sonraki sersemlik, başağrısı.

    Hún (f): Kan

    Hûri, hûr (a): Cennet kızı, güzel.

    Hurrem (f): Sevinçli, şen, neş'eli, güleryüzlü.

    Husrev (f): Husrev ve Şirin hikâyesinin erkek kahramanı, padişah oğlu olup Ferhad'ın sevgilisi Şirin'i sevmiştir.

    Hurd u ham (f): Ufak tefek.

    Hút (a): Babk.

    Hüccetlü (a) Reddedilmeyecek delilli, senetli, vesikalı.

    Hima (1): Uğuruna, saadet getirdiğine inanılan bir kuş, devlet kuşu. (Türkçe'de Umay kuşu).

    Hüsn (a): Güzellik.

    Hüsn-i cemål (a): Yüz güzelliği.

    Hüşyår (I): Aklı başında, akıllı fikirli.

    Hüve: O, Tanrı karşılığı.

    (Hüve'l-evvel hüve'l-ahir... O ilktir, O sondur.

    Hüzn-i melal (a): Usanmadan. iç sıkıntısından doğma hüzün, üzüntü.

    YanıtlaSil
  28. 2896. Kendi yumurtamı, elin tavuğundan çok severim.

    2897. Kış güneşine. yaz yağmuruna güvenme! 2898. Kışın ekmeksiz, yazın gömleksiz yola çıkma!

    2899. Kızılcığın ağacı ufaksa da odunu kurudur.

    2900. Kim koyun olursa, kurt kapar.

    2901. Kimi meyvenin rengi güzeldir, ama tadı acıdır.

    2902. Kimi yılan sokmuşsa, kelerden (kertenkele) korkmaz.

    2903. Kiminle gezersen, onunla anılırsan!

    2904. Kişi, sözünden bilinir.

    2905. Koçamış ağaç aşılanmaz.

    2906. Kocamış köpek, boşuna havlamaz.

    2907. Kocamış tilki, tuzağa düşmez.

    2908. Koyunu çoban gibi kırkmalı, kurt gibi yırtmamalı!

    2909. Koyunu kırkmalı, tıraş etmemeli!

    2910. Köpek, aslana havlar.

    2911. Köpek, köy için değil, kendi için havlar.

    2912. Kör, güzel olmadığına değil de gözü olmadığına ağlar.

    2913. Kör köre kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer.

    2914. Kullanılmış altın, yeni gümüşten daha iyidir.

    2915. Kurbağayı dereye kovmak kolaydır.

    2916. Kurdun çağrısına gidersen, köpeği yanına al!

    2917. Kurdun kabahatleri derisiyle örtülür.

    2918. Kurt, vekillikle koyun kapmaz.

    2919. Kurttan şikayet ediliyor, ama ardında yayan tilki kaale alınmıyor!

    2920. Kuzuları kesip, kurtlan besler!

    2921. Leş çok olunca, köpekler kudurur.

    2922. Ne sarımsak yedim, ne ağzım kokar!

    2923. Olmuş meyve, kendiliğinden düşer.

    2924. Osmanlı, tavşanı araba ile avlar. (Osmanlija zeca na kolima hvata.)

    2925. Öküzü boynuzundan, insanı sözünden tutarlar.

    2926. Ölmüş aslana, tavşanlar bile saldırır.

    2927. Sabır ve tahammül dünyanın yarısını yönetir.

    95

    2928. Saray-Bosna'daki Osmanlı çeşmesinden bir kez su içen, önünde-sonunda bu topraklara geri döner.

    2929. Senin gücün varsa, benim de Tanrım var!

    2930. Sıçan küçükse de büyük zarar yapabilir.

    YanıtlaSil
  29. 94

    2860. Güzel söz, demir kapıyı açar.

    2861. Hastalık ve fukaralık zor şeydir.

    2862. Hem koyunlar tamam, hem kurtlar tok olamaz!

    2863. Hepsinden bahtlı, beşikte olan. (Naj sretniji je oni, koji joş u beşici.)

    2864. Her çingene, kendi beygirini över.

    2865. Her horoz, kendi gübreliğinde öter.

    2866. Her kuş, kendi katarını arar.

    2867. Her kuş, kendi sesinden tanılır.

    2868. Her kuşa şahin olma!

    2869. Her parlayan, altın değildir!

    2870. Her yumurtadan civciv çıkmaz!

    2871. Hırsız, köpekten hoşlanmaz.

    2872. İki kaptan, gemiyi batırır.

    2873. İki koç, bir ağılda olamaz.

    2874. İneğin sırtına sinek konmuş!

    2875. İnsan, insanın şeytanıdır.

    2876. İnsan taştan pek, yumurtadan naziktir.

    2877. İnsandan başka her yaratığın alacası güzeldir.

    2878. İnsanı aklı ile, atı karışla ölçerler.

    2879. İnsanı, arşınla değil, aklı ile ölçmeli.

    2880. İntikamın en tatlısı, kötülüğe karşı iyilik etmektir.

    2881. Kadınsız hane, bülbülsüz kafes.

    2882. Kadınsız hane, çiçeksiz yaz.

    2883. Kanatlanmadan uçma!

    2884. Kara inekten ak süt sağılır.

    2885. Kara tavuk, ak yumurtlar.

    2886. Karga leşten, şahin etten söz eder.

    2887. Karga sesi işitince, piliçleri saklamalı!

    2888. Karga yuvasını değiştirse de huyunu değiştirmez.

    2889. Karganın yavrusu, şahin olmaz.

    2890. Karınca, kış azığını yazdan hazırlar.

    2891. Kart tavuktan yağlı çorba olur.

    2892. Keçi geberse de kuyruğunu indirmez.

    2893. Kedi beslemeyen, sıçanları besler.

    2894. Kedi kurnaz ise, siçan ahmak değil.

    2895. Kediyi balığa göndermemeli.

    YanıtlaSil
  30. ism-i mukaddes

    (c.c.) Muhyi ismi

    ism-i mukaddes اسم مقدس : )Allah'a ait) kutsal isim, kutlu isim

    ism-i mübarek إسم مبارك : mübarek (kutlu) isim

    ism-i müzekker إسم مذكر : )gr.) erkek cinsine ait isim, arapçada cansız varlıklar için de bu tür isimler vardır

    ism-i Nebevi إسم نبوی : Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait isim

    ism-i Nur إسم نور : zaman geçmeden her şeyin yanında olan ve her şeye erişen, maddi ve manevi her şeyin nuru (ışığı) olan, varlıkları yokluk karanlığından çıkarıp varlık dünya-sına çıkaran, maddi veya manevi nur (ışık) kaynağı olan varlıklara bu nuru (ışığı) veren; kötülük, cehalet (bilgisizlik), zulüm, inkar (inançsızlık) içinde kalan kullarına peygam-berler ve büyük din alimi ermiş zatlar gön-dererek onları ilim, iman, adalet ve merha-metiyle aydınlatan manasında, Allah'ın (c.c.) "Nur" ismi

    ism-i nurani إسم تورانی : nurlu isim, maddi veya manevi ışık ve aydınlığa sahip olana ait isim

    ism-i Rabb إسم رب : her şeyin sahibi, varlıkların maddi veya manevi ihtiyaçlarını karşılayan, onları yetiştiren ve terbiye eden manasında, Allah'ın(c.c.) Rabb ismi

    ism-i Rahim إسم رحيم : sevdiklerine karşı çok acı-yıcı ve sevdiklerini kayırıp koruyan manasında Allah'ın(c.c.) Rahim ismi

    ism-i Rahim ve Hakim ve Bedi إسم رحيم و حاكم وبديع : Allah'ın (c.c.) Rahim, Hakim ve Bedi' isimleri (bk. ism-i Rahim, ism-i Hakim, ism-i Bedi')

    ism-i Rahman إسم رحمن : merhameti her şeyi kuşatan, sonsuz merhamet sahibi manasında Allah'ın Rahman ismi

    ism-i Rahman ve Rahim إسم رحمن و رحیم : Al lah'ın (c.c.) Rahman ve Rahim isimleri (bk. ism-i Rahman, ism-i Rahim)

    ism-i şeriat إسم شریعت : dindeki ilahi emir ve kurallar düzeni manasındaki şeriat ismi

    ism-i şerif إسم شريف : mübarek isim, kutlu isim

    ism-i tafdil إسم تفضيل : )gr.) başına 'daha', 'en' gibi kelimeler getirilerek kullanılan ve kar-şılaştırmada üstünlük manasını veren sıfat (kelime) en iyi, daha güzel gibi

    ism-i umumi إسم عمومى : )gr.) bir varlık çeşi-dinin bütününü ifade eden genel isim, cins ismi ('insan' ismi bütün insan cinsini, bütün

    45

    YanıtlaSil
  31. 456

    İsmet İnönu (1884-1972)

    insanlık dünyasını ifade eden umumi imm cins isimdir)

    ism-i Vedud إسم ودود en cok seven ve en çok sevilen, sevilmeye en çok layık olan manasın da, Allah'ın (c.c.) Vedud ismi

    ism-i Zahir إسم ظاهر: is ve eserleriyle kendini apaçık gösteren manasında, Allah'ın (c.c.) Za hir ismi

    ismi zahir اسم ظاهر: ak ve belli olan isim

    isma إسماع : işittirme, duyurma Ismail (as(إسماعيل ع.ص : Kur'an'da adı geçen peygamberlerdendir. Peygamber Hz. İbra him'in (a.s.) oğlu, ve Hz. Ishak'ın (a. s) karde şidir. Hz. İsmail, babası Hz. İbrahim'le bera-ber Kabe'yi yeniden inşa etmişlerdir. Babası Hz. İbrahim (a.s.), daha çocuk yaştakı, çok sevdiği oğlu İsmail'in (a.s.) kurban edilmesi için rüyalar görür. o'nu kurban etmeye karar verir. Oğlu İsmail, Allah'ın (c.c.) emri olduğu için buna razı olur, kurban edilmeyi kabul eder. Tam kesileceği sırada, Allah (c.c.) tara fından bir koç gönderilir ve bu koç kesilir. Hz. İbrahim (a.s.) çok sevdiği oğlunu Allah (c.c.) için kurban etmeyi kabul etmekle; Hz. Isma il'de, Allah (c.c.) için babasına itaat edip ca nını vermeye razı olmakla, Allah'a (c.c.) tam teslim olma niyetlerinde imtihanı (sınavı) kazanırlar. Hz. İsmail, babası Hz. İbrahim (a.s.) tarafından Allah'ın (c.c.) emri gereği daha küçükken annesi Hacer ile beraber, hiç bir insanın yaşamadığı Mekke'nin kurulduğu yere getirilip Hz. İsmail (a.s.) susuz kalınca çok ağlamış ve Allah'tan bir lütuf olarak bu lunduğu yerden Zemzem Suyu çıkmıştır. Bu gün Kabe'nin altında kalan bu mübarek su, halen çıkmaya devam etmektedir. (konu ile ilgili Kur'an ayetleri için bk. İbrahim (a.s.)

    İsmail-i feyz-i hürmet إسماعيل فيض حرمت : Al

    lah'ın (c.c.) emrine saygı ve bağlılıkla kazan-dığı Hz. İsmail'in yüksek rütbesi ve derecesi

    ismar etmek إثمار ايتمك : meyve vermek, (mec.(

    sonuç vermek

    ismen إسما : isim olarak

    İsmet İnönü )1884-1972( عصمت إن اونو :

    mir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta tamamladıktan sonra Mühendishane İdadi-sini (Askeri Lise) bitirdi.

    1903 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1906 yılında Harp Akademisi'nden mezun olarak, ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı.

    YanıtlaSil
  32. amet 1910-1913 yılları arasında Yemen Isyanının lması harekâtına katıldı. Birinci Dunya Sevast araunda Kafkas Cephesinde Kolordu Komutanı olarak Mustafa Kemal'in emrinde caluth Suriye Cephesinde savaştı. Milli Ma cadele arasında önemli görevlerde bulundu Edirne milletvekilliği ve bakanlık yaptı. Albay Ismet Bey, mebusluk ve bakanlık uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanlığına getiril da 25 Ekim 1920'den sonra Batı Cephesi Ko mutam olarak Cerkez Ethem olayını bastırdı Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarını yönetti. Tuggeneral rütbesine yükseldi.

    Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan Mudanya Mu-sonra kazanılan zafer üzerine tarekesinde Büyük Millet Meclisi'ni temsil etti. Lozan Barış Konferansına Dışişleri Ba kam ve Turk Heyeti başkanı olarak katıldı. 24 Temmuz 1923'te Türkiye'nin tamamen dini terketmesini netice vereceği tasarlanan Lo-nan Antlaşmasını imzaladı.

    Risalelerde bu kısım şöyle ifade edilir: "Kon-feransın birinci defasında Türk başmurah-hası, bizzat karar vermek vaziyetinde ol-madığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor, kendisini Haydarpaşa'dan Anka-raya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve başbaşa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantı-ları... Fakat esas mes'elelerde daima başbaşa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: "Din öldürülecektir."

    Lozan Konferansı'nın ikinci sahifesi: ...Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hiz-bin (Kemalizm ve İsmet hükümeti) bundan böyle bu millette, İslâmiyet'i katletmek pren-sibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salib kumandanlarından, dini vurmakta daha he-vesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudud dışı değil de, hudud içi ve milli irade yaftası altında çalışacağı şübheden våreste-dir." (Emirdağ Lahikası-ll sh: 31)

    Cumhuriyetin ilânından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükümette Başbakan olarak görev aldı. 1924-1937 yılları arasında bu gö-revini sürdürdü. Bu yıllarda İslara aleyhinde, bilhassa şeairi ilgilendiren bütün icraatlarda vazife aldı

    457

    YanıtlaSil
  33. 7

    isnadat

    Mustafa Kemal'in ölümünden sonra, 1938 yılında, TBMM tarafından Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu.

    1950 yılında, yapılan seçimleri kaybettikten sonra, 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Par-tisi Başkanı olarak siyası yaşamını sürdürdü. 27 Mayıs ihtilälinin ardından Kurucu Meclis üyeliğine getirildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde Başbakanlığa atandı.

    1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasî hayatına devam etti. 1972'de CHP Genel Başkanlığı ve milletve-killiğinden istifa ederek; ölünceye kadar (25 Aralık 1973) Anayasa gereğince Cumhuriyet Senatosu tabii üyeliği görevinde bulundu.

    ismet 1 : عصمت.günah işlemezlik, günahsız-lık, suçsuzluk (peygamberlerin sıfatıdır) 2.namus, iffet, ahlaklı olma, kötülükten uzak olma

    ismet-i beşer عصمت بشر : insanın suçsuzluğu ve dokunulmazlığı

    ismet-i şer'iye عصمت شرعيه : dine uygun şekil-de temiz ve günahsız kalma

    ismetli عصمتلی : temiz, günahsız, namuslu

    ismetsiz عصمتسز : günahkar, manevi temizlik-ten uzak, saygıya değerlik ve dokunulmazlık-tan yoksun

    ismi (y( 1 : إسميه.isimle ilgili, isme ait 2.bir şe-yin kendisine ait olan, kendisini tanıtan, ken-di hesabına olan, kendine bakan 3.ismen olup (gerçekte) olmayan, sözde 4.(gr.) isimle kuru-lan (cümle-i ismiye: isim cümlesi; cümlenin yüklemi olarak fiil kullanılmayıp isim ve isim cinsinden kelime kullanılarak kurulan cümle. ali çalışkandır, isim cümlesi; ali çalışıyor, fiil cümlesidir) (bk. cümle)

    ismullah إسم الله : Allah ismi

    isnaaşer إثنا عشر : on iki

    isnad 1 : إسناد.dayandırma, bağlama, ilgi kur-ma 2.Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sözü olarak gelen hadislerin sıra ile kimler tarafından bil-dirildiğini belirtme 3.suç yükleme, suçlamak, karalama

    isnad - abesiyet إسناد عبثيت : gayesizlik ve ma-nasızlıkla suçlama, karalama

    isnad - acz إسناد عجز : güçsüzlükle karalama, suçlama (tekzib ve isnad-1 acz etmek: yalan-lamak ve güçsüzlükle suçlamak)

    isnadat إسنادات : isnadlar, suçlamalar, iftiralar-

    YanıtlaSil
  34. Ebedi Yol Haritası ISLAM

    Fahr-i Käinat Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyurmuşlardır ki:

    "Cibril bana Allah Teâla'nın şöyle buyurduğunu söyledi:

    Bu din (yani İslâm), Zâtım için seçip râzı olduğum bir dindir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlak yakışır. Müslüman olarak yaşadığınız müddetçe, onu bu iki hasletle yüceltiniz!" (Heysemi, VIII, 20; Ali el-Müttaki, Kenz, VI, 392)

    Görüldüğü üzere güzel ahlak, dînî yaşayışta böylesine hayati bir ehem-miyeti haizdir.

    Öte yandan Cenâb-ı Hakk'ın bizlere üsve-i hasene, yani en güzel örnek şahsiyet olarak armağan ettiği Hazret-i Peygamber Efendimiz:

    "Ben başka bir maksatla değil, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gön-derildim. 3 buyurarak, vazifesinin temel hikmetini ifade etmiş ve güzel ahla-kın ehemmiyetini vurgulamıştır. Gerçekten de Rasûlullah Efendimiz'in bütün hålleri, her bakımdan zirve örnekler, hasletler ve güzellikler meşheridir. Öyle ki, Cenâb-ı Hak:

    "(Ey Rasûlüml) Hiç şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin!" (el-Kalem, 4) buyurarak bu hakikati te'yîd etmiştir.

    Peygamber Efendimiz Cenâb-ı Hakk'ın, kullarında tecelli eden bir sanat hårikasıdır. Zira O, en alt tabakadan en üst tabakaya kadar bütün topluma en güzel misaldir. 1400 sene evvelinden kıyâmete kadar gelecek bütün insanlık, her türlü problemini O'nun nebevî hayatında çözerek huzura kavuşabilir.

    Peygamberler, dünyevî bir miras bırakmazlar. Rasûlullah Efendi-miz'den ümmetine kalan asıl miras da, O'nun şahsiyet, kimlik ve takvâsıdır. Bu mirasa sahip çıkmak; İslâm şahsiyetinin aynası olan "nebevî ahlâk" ile ahlâklanarak O'nu her zaman ve mekânda O'na yakışan bir vakar ile temsil etmekle mümkündür. Bu hâlin bizler için bir takvâ imtihanı olduğunu unut-mamak gerekir.

    İslâm, beşerî ve felsefî ekoller gibi, nazarı, ütopik, hayâlî ve uygulana-maz bir sistem değildir. Filozoflar ve teorisyenler, ortaya koydukları fikirleri; "bana göre böyledir" diyerek beyan ederler. Peygamberler ise; "Allah böyle emrediyor." diyerek bütün beşerî izafetlerden ve zaaflardan berî olan mutlak hakikatleri tebliğ ederler. Bu itibarla hakka ve hayra ulaşmak için, aklın dar hudutları içinde fikir üreten feylesofların izâfî teorileri içinde boğulmamak, İlâhî hakikatlere gönül vermek îcâb eder.

    13 Muvatta, Hüsnü'l-Hulk, 8; Ahmed, II, 381; Beyhaki, es-Sünenü'l-Kübra, X, 192.

    YanıtlaSil
  35. Takriz

    Cenâb-ı Hak, râzı olduğu kâmil insan modelini Peygamber Efendimiz'in şahsiyetinde sergilemiş, bizlere de O'nun ahlâkıyla ahlâklanmayı, O'nu kendimize kıstas almayı hedef göstermiştir. Bu hedefe en fazla yaklaşanlar, sahâbe neslidir. Onlar, "Kişi, sevdiğiyle beraberdir. 4 hadīsinin mânâsını en güzel şekilde anlayıp yaşamışlardır.

    İki kalp arasında âdeta bir cereyan hattı olan muhabbet, sevdiğine râm olup ona itaat etmeyi gerektirir. Seven, sevdiğine benzer. Eğer sevdiğine benzemiyorsa, sevdiğini iddia edip de ardından sevdiği kimsenin dediklerinin zıddını yapıyorsa, bu durumda insan ya sevgisinde samimi değildir, ya da yaptığında...

    Allah Rasûlü'ne muhabbetin alâmeti de, O'na benzemeye ve O'nun ahlâkından hisse almaya çalışmaktır. Sahâbe nesli, canlarından çok sevdik-leri Allah Rasûlü ile âhirette de beraber olabilmek için; O'nun gönül dokusun-daki hissiyatta, O'nun sünnetini yaşayışta ve ahlâkında da O'nunla beraber olmaya gayret göstermişlerdir. Hepsi, cömertlikte, diğergâmlıkta, nezakette, zarafette, incelikte, kendi imkân ve istîdatları nisbetinde Allah Rasûlü'ne benzemeye çalışmışlardır.

    Hazret-i Ömer'in şu hâli, bu hususta ne kadar ibretli bir misaldir:

    Hazret-i Ömer'in halîfeliği zamanında pek çok yer fethedilmiş, mü'min-lerin refah seviyesi yükselmişti. Fakat Ömer bu zenginliğe karşı müs-tağnî kalmıştı. Devletin ihtişamına, Beytülmål'in zenginliğine rağmen, müs-tesnâ bir istiğnâ hâlinde yaşıyor, yamalı elbisesiyle hutbe okuyordu. Bazen borçlanıyor, sıkıntı içinde hayatını idâme ettiriyordu. Çünkü o, hazîneden ancak kifâyet miktarı bir tahsisat almayı kabul ediyor ve bununla da zor geçiniyordu.

    Ashâbın ileri gelenleri onun bu hâline üzüldüler. Halîfenin nafakasını artırmayı düşündüler. Fakat bunu teklif etmekten çekindikleri için Hazret-i Ömer'in kızı ve aynı zamanda Hazret-i Peygamber'in zevcesi olan Hafsa vâlidemize başvurdular. İsimlerini vermeyerek babasına bu teklifi arz etme-sini istediler.

    Hafsa vâlidemiz, ashâbın bu teklifini babasına açtı. Allah Rasûlü'nün gün boyu açlık çekip de karnını doyuracak bir tek hurma bile bulamadığı günlere15 şâhid olmuş bulunan Hazret-i Ömer kizi Hafsa'ya:

    14 Buhâri, Edeb, 96.

    15 Bkz. Müslim, Zühd, 36.



    2

    YanıtlaSil
  36. Tasavvufi Kissalar ve İbretler

    "Kalb-i selîmin üç vasfı vardır:

    Birincisi incitmeyen bir kalb,

    İkincisi incinmeyen bir kalb,

    Üçüncüsü de iyiliği Allah'ın rızâsı için yapıp karşılığını beklemeyen bir kalb...

    Zîrâ bir mümin, Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna, hiç kimseye eziyet etme-yince verâ ile; kalbini Rabbe yöneltip kimseden incinmeyince vefâ ile; yap-tığı sâlih amellere herhangi bir fânîyi ortak etmeyince de ihlâs ile gelir..."

    Şair ne güzel söyler:

    Cihân bâğında ey âşık budur maksûd-i ins ü cin; Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin!

    *

    MÂNEVİ TERBİYEDE METOD

    Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, tasavvufta kalbi tasfiye ve nefsi tezkiye hususunda dikkat ettiği incelikleri şöyle beyan buyurmuşlardır:

    "- Bizler mürîdi gerekli olduğu tarzda, yâni onun içinde bulunduğu hâ-le göre terbiye ederiz. Îcâbında cezbe, îcâbında sülük yolunu tercih ede-riz. Biliriz ki, sohbetimize gelenlerin bazılarının gönüllerinde muhabbet to-humu vardır, bazılarında yoktur veya dünyevî ve nefsânî alâkalardan do-layı çürümüştür. İşte bizim vazîfemiz, bu fânî alâkaları temizlemek ve gön-le muhabbet tohumu ekmek, ekilmiş olanları da hakikat zemzemiyle sula-yıp yeşerterek mârifetullâh güneşiyle bir ihlâs fidanı hâline getirmektir.

    Zikir telkinine gelince, o, bir kimsenin eline çakmak taşı vermek gibi-dir. Bundan sonraki netice, yâni çakmak taşını çakıp da aşk çırasını tutuş-turmak işi, mürîde kalmıştır."

    SÖZÜN ÖZÜ:

    Nasıl ki, bedene âit hastalıklar muhtelif ve onların tedâvî yolları da bir-birinden farklı ise, rûha ve gönle âit hastalıklar da böyledir. Bu bakımdan firâset ve basîret sahibi Allâh dostları, mânevî terbiyede muhâtablarının

    YanıtlaSil
  37. D

    ostluğun merkezine Mevláda erişen Hak dostları, ebediyyen bütün insanlığın dostu olarak kalırlar

    TASAVVUFI KISSALAR ve İBRETLER

    Bundan önceki bölümlerde yer yer temas ettiğimiz gibi tasavvuf, kål-den ziyade hål, yâni sözden ziyâde öz ve davranış mükemmelliği ile ala-kalı bir ilim olduğundan o, evliyâullahın gönül iklimlerinden hayata akse-den leyiz ve güzelliklerle doludur. Evvelden beri "kıssa", "menkibe" gibi isimler altında muhataplara aksettirilen bu güzellikler, îmânları olgunlaştı-ran, ahlakı mükemmelleştiren, ilahi aşk ve muhabbet pınarlarını coşturan ve merhamet, af, diğergämlık gibi ulvi hisleri besleyen yönleriyle kullara istikamet verici müessir bir rol üstlenmişlerdir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de de sıkça görülen kıssalar, hådiselerin bilhassa hayatın içinden olmaları bakımından, onların gönüllerde icra edeceği tesiri ortaya koymakta ve in-sanın olgunlaştırılması yolunda ilahi bir üslüb vermektedir. İşte bizler de bu ilahi üslüba istinåden, bundan önceki bölümlerde yer yer muhtelif mi-såller vermenin yanısıra, bu bölümde de anlatmaya çalıştığımız mevzů ve hakikatlere birkaç müşahhas örnek daha vermek ve böylece tasavvufi ha-kikatlerin sadece satırlardaki değil sadırlardaki hâlini de yansıtmak gayre-ti içinde olduk. Ayrıca bu kıssaların ihtivä ettiği hisselere åit ifade edilme-si gereken te'vil, tefsir ve İkaz sadedinde söylenebilecek hususları da muhtasar bir şekilde ele almaya çalıştık. Kısaca bu bölümde okuyucuları-mıza mutasavvıfların bir deryå olan ahlâk ve fazilet dünyalarından birkaç katre sunmak istedik.

    YanıtlaSil
  38. ١٤

    A

    “Edeb yâ hû"

    Δελιών

    YanıtlaSil
  39. ALTINCI BÖLÜM

    Tasavvufî Kıssalar ve İbretler

    Gerçek Tahsil Mânevî Terbiyede Metod İbrahim bin Edhem ve Ceylân Hak Yoluna Leke Düşürmemek Kerâmet Gâfil Kalblerin Tesiri Dostun Kapısı İtâat, Hizmet, Nasihat Mahlükâta Hizmet Hak Dostlarında Nezâket Huzurda İrâde Edeb Hizmette Edeb İllâ Edeb Bir Hak Dostunun Ahlâk ve Hizmeti Fânîler Değil, Bâkî Olan Bilsin! Kimseyi Hor Görme! Kimseyi Ayıplama! Yetimi Sevindirmek Dostluk Dostluktan Maksat Tam Teslimiyyet Müminin Duâsını Almak Bir Meczûb ve Gönül İlacı Yüzler Var Melek Gibi Daima Hakk'ı Fark Bana Kerîm Lâzım Önde Gidenlerin Mes'ûliyeti Allah'ın Dâvetine İcâbet Helâlin Ehemmiyeti Helâl Kazanç

    Hayırda Kalbî Durum

    Arş-ı A'lâya Çıkan Amel-i Salih

    HÜLĀSĀ

    YanıtlaSil
  40. İmândan İhsâna Tasavvuf

    lece kimsenin hatâsını görmeye ve onunla uğraşmaya tâkatim kalmadı.

    Hamdolsun, bütün bunların şükrü içindeyim...

    Rabbimiz! Hak dostlarının gönüllerindeki muhabbet ateşinden bizlere de bir nasib lutfeyle! Månevî himmetleriyle perverde olduğu-muz Hak dostlarının feyizli îkâz, irşad ve nasihatleriyle istikametlen-memizi nasib eyle!..

    Âmin!..

    YanıtlaSil
  41. uepunej Anjin Ang

    W NIN

    Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular. "Muhakkak Kur'ân-ı Kerim'de otuz âyetlik bir süre vardır ki (okuyan) bir kimseye şefâat eder de o kimse mağfiret olunur. O, Tebârekellezi bi-yedihi'l-mülk Süresi'dir."

    (Sünen-i Tirmizi)

    Hicri: 22 ŞABAN 1447 - Rûmî: 28 Kânûn-1 Sâni 1441 - Kasım 95

    İSTANBUL

    İmsak...........

    6.17

    Sabah

    Güneş

    İkindi.

    6.37

    7.57

    Öğle.............

    13.28

    16.18

    Akşam.......... 18.40

    Yatsı........ 20.10

    Kıble S...... 11.38

    Ankara

    Bartın

    Bilecik

    Bolu

    Çankırı

    10

    ŞUBAT

    2026

    Salı

    Ay Doğuş... 2.47

    Ay Batış..... 11.54

    İmsak

    Sabah

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    Kıble S

    6.01

    6.21

    7.39

    13.13

    16.05

    18.27

    19.55

    11.55

    6.03

    6.23

    7.44

    13.15

    16.03

    18.26

    19.56

    11.56

    6.12

    6.32

    7.51

    13.24

    16.16

    18.38

    20.06

    11.40

    6.06

    6.26

    7.45

    13.18

    16.08

    18.30 20.00

    11.50

    5.58

    6.18

    7.38

    13.10

    16.00

    18.22

    19.51

    12.01

    Çorum

    5.53

    6.13

    7.32

    13.04

    15.55

    18.17

    19.46

    12.08

    Düzce 6.08

    6.28

    7.48

    13.20

    16.10 18.32

    20.01

    11.48

    Eskişehir

    6.10

    6.30

    7.49 13.22

    16.14

    18.36

    20.04

    11.41

    Karabük

    6.02

    6.22

    7.42

    13.14

    16.03

    18.26

    19.56

    11.57

    Kastamonu

    5.57

    6.17

    7.38

    13.09

    15.58

    18.21

    19.51

    12.03

    Kırıkkale

    5.58

    6.18

    7.37

    13.10

    16.02

    18.24

    19.52

    11.58

    Zonguldak

    6.05

    6.25

    7.46

    13.17

    16.06

    18.29

    19.59

    11.53

    Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın irtihâli (1918)

    Gün: 41 Hafta: 72. Ay: 28 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 2 dk.

    YanıtlaSil
  42. Abdullah bin Ömer radıyallahü anhüma anlattı

    Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimize: 'Ya Resûlallah! İnsanların en faziletlisi kimdir?' diye sual edildi.

    Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, "İnsanların en hayırlısı, mahmům kalpli ve doğru sözlü olanlardır." buyurdular.

    "Yâ Resûlallah! Doğru sözlüyü anladık fakat mahmům kalpten maksat nedir?" diye suål edildi.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "O, Allâhü Teâlâ'dan hakkıyla korkan ve içerisinde günah, zulüm ve haset bulunmayan saf ve temiz kalptir." buyurdular.

    "Ondan sonra insanların en hayırlısı kimlerdir?" diye suâl edildi.

    "Dünyaya buğzeden ve âhireti sevenlerdir." buyurdular.

    "Ondan sonra kimlerdir?" diye suâl edildi.

    "Güzel ahlâklı müminlerdir." buyurdular.

    OSMANLI'DA SALGINA KARŞI TATBİK EDİLEN İLK TECRID

    Sultan İkinci Abdülhamid Han, Selanik'te sürgün olduğu sırada Avrupa ve İstanbul'da çıkan kolera salgınını haber alınca doktoru Atıf Bey'e, salgına karşı Osmanlı'da ilk defa kapanma usulünü uygulayan zâtın, Sultan İkinci Mahmud Han olduğuna dair şunları söylemiştir:

    "Ceddimiz Sultan Mahmud zamanında İstanbul'da vebâ olmuş. O zaman Sultan Mahmud, kimsenin birbiriyle temas etmemesini emretmiş. Mesela Beşiktaş'tan Karaköy'e giden bir kimse, öyle hastalıklı veya şüpheli bir kimse ile temas etmezmiş. İstanbul (Suriçi) ciheti, Beyoğlu cihetine geçemezmiş. Böyle tedbirler ile az zamanda hastalık zail olmuş. Tecridin (karantinanın) faydası böylelikle tahakkuk etmiş. Avrupa da bunu görerek, öğrenerek koleraya, vebaya karşı tatbik etmeye başlamışlar."

    İSİMLERİMİZ: Erkek: Emin, Kız: Esmâ

    YanıtlaSil
  43. ğin Ul

    kemalât-ı Zâtiye

    (c.c.) kendisine) ait sonsuz üstün vasıflar (ni-telikler)

    kemalatça کمالاتجه : kemalt bakımından, yük-sek vasıflar (özellikler) bakımından

    kemali (y( كمي : üstün sıfatlarla (vasıflarla,

    özelliklerle) ilgili

    Kemalizm كماليزم : Atatürkçülük; Mustafa Ke-

    mal'in yaptığı devrimler, yenilik ve değişik-lerden hareket ederek M.Kemal'in yolu diye ileri sürülen sürekli devrimcilik, Batıcılık, laikçilik (devletten başka toplum hayatında "kamusal alan" diye dine yer vermemek), pozitivizm (maddî olmayan hiçbir gerçeği ve deneye dayanmayan hiçbir düşünce ve inan-cı kabul etmemek) gibi ilke ve görüşlerin bütünü (Kemalistlerin bir kısmı bu hareketi, Mustafa Kemal'i ilahlaştırmaya ve Atatürk-çülüğü, Türklerin yeni dini şeklinde saptır-maya çalışırken, bir kısmı da "devrimcilik" ilkesine dayanarak Kemalizm'i, Sosyalizme ve komünizme geçiş yönünde bir merhale (basamak) şeklinde yorumlamaya, kimi de Batılı hayat tarzını kayıtsız şartsız benimse-yip yaşama şeklinde körü körüne taklitçiliğe yönlendirmeye, kim de Türk toplumunu Batı toplumları seviyesine gelinceye kadar tepe-den inmeci; baskıcı (jakoben) bir rejim ve bir ideoloji (idare şekli ve teorisi) olarak kabul ettirmeye çalışmış ve çalışmaktadırlar)

    kemalli كماللی : kemale sahip, üstün vasıflı (üstün nitelikli)

    YanıtlaSil
  44. 2

    akvimi

    558

    lâm- cer

    -lahza لحظه : an göz açıp kapayıncaya kadar ge-çen zaman, çok kısa zaman

    lik1 : لائ.din dışı, dinden bağımsız, dinle ilgisiz, ne dine karşı ne dine taraftar 2.dine karşı, din karşıtı, dinsiz 3.devlet işlerinde ve hukukta dinin emir ve yasaklarına uyulması-nı şart koşmayan 4.devlet işlerinde ve hukuk-ta dinin emir ve yasaklarına (halk istese bile) yer vermeyen veya verilmesini istemeyen

    laiklik 1 : لائكلك.devlet işlerinde ve hukukta

    dinin emir ve yasaklarına uyulmasını şart koşmayan görüş veya siyaset ilkesi (sekülâ-rizm) 2.devlet işlerinde veya hukukta dinin emir ve yasaklarına (halk istese bile) kesin-likle yer vermeyen görüş veya siyaset ilkesi 3.din karşıtlığı, dinsizlik

    laim لائم :

    çekiştiren, kötüleyen

    akab 1 : لقب.asıl isimden başka sonradan ta-kılan ad, takma ad 2.iş veya meslekle ilgili un-van 3.özellik belirtici sıfat

    lâkablandırmaبندرمق : adlandırma, ünvan veya sıfat verme, lâkab verme

    lakay kayıtsız, ilgisiz, aldırmaz, önem

    semez

    :

    lakaydane بات بانه

    aldır-

    YanıtlaSil
  45. Lond

    lık'ın) başkenti, Thames nehri üzerinde ku-rulmuş büyük ve tarihi bir şehir

    lord 1 : لورد.İngilizler'de soylu (asil) kimsele-re verilen ünvan 2.yüksek soylular meclisi (Lordlar kamarası) üyesi

    Lozan لوزان : İsviçre'nin batı bölgesinde, Ce-

    nevre Gölü'nün kuzey kıyısında kurulmuş bir şehir. Türk kurtuluş savaşı sonucunda Türki-ye ile İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan arasında "Lozan Barış Antlaşması" bu şehir-de yapılmıştır. (24 Temmuz 1923)

    Lozan Konferansı لوزان قونفرانسی : Lozan Barış antlaşması için yapılan konferans (bk. Lozan)

    Lozan Muahedesi لوزان معاهده سی : Lozan Antlaş-ması. Kurtuluş Savaşının ardından 24 Tem-muz 1923 tarihinde imzalandı. Daha sonra da TBMM'de 23 Ağustos 1923 günü 340, 341, 342 ve 343 sayılı kanunlarla kabul olundu.

    Bediüzzaman Said Nursî, bazı risalelerinde Lozan Andlaşmasıyla ilgili değerlendirme-lerinde ağırlıklı olarak, bu andlaşma çerçe-vesinde Türkiye'den katılan yetkililerin Ba-tılı ülkelere, “din-i İslâmı bu mübarek Türk milletinden kaldırmak için Lozan Muahe-desinde" söz verdiklerini ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakikî Müslüman Türkü Protestan yapmaya muvaf-fak olamadıklarını söyler.

    lub لعب : eğlence, oyun

    Lukman لقمان : bk. Lokman(

    Lokman Sûresi لقمان سوره سی : Kur'an'ın 31.sû-resi. (bk. Lokman)

    Lut لوط : Kur'an'da adı geçen peygamberler-dendir. Peygamber olarak gönderildiği Lût kavmi, çirkin ahlâksızlık ve inkâr içinde idi. Lût Peygamberi (a.s.) dinlemediler. Lût (a.s.), Allah'ın (c.c.) emriyle bir gece, kendisine inanmış aile fertleriyle birlikte bulunduğu şehri terk etti

    YanıtlaSil
  46. mehenk

    mehenk مهنك : )bk. meheng, mihenk( mehitaban مه تابان meh-i täbân

    ( mehl مهيب heybetli, büyük, korku uynadı-

    ran mehir (mehr) sevgi, aşk 2.mihr, nikah için kaz tarafına verilen nikah ödemesi 3.Gü-

    neş my 2.(mec.) aydınlık kaynağı Mehmed Akif محمد عاکف : )Istanbul, 1873-

    1936) Mehmed Akif Ersoy, İstanbul'da doğ-bul'da yaptı. Arapça, Fransızca ve Farsçayı du. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Istan-öğrendi. Annesi, Emin Şerife Hanım, aslen Buhara'dan göç edip gelen bir Türk ailesine mensup bir hanımdı. Babası Mehmed Tahir Efendi, Arnavutlukta doğmuş, tahsil icin Is-tanbul'a gelmiş ve öğrenimini tamamladık tan sonra Fatih medresesine müderris ol-muştur. Mehmed Akif Arabçayı babasından öğrendi. Akif, anne-babasıyla geçirdiği aile hayatını bir şiirinde anlatırken "Cocuklu-gumda evet, bahtiyar idim cidden. / Harim-i ailemin farkı yoktu cennetten. "demiştir. Mülkiyede (siyasî ilimler okulunda) okumak üzere başladığı meslek okulunu, babasının ölümü ve maddi imkânsızlık sebebiyle bıra-karak İstanbul-Halkalı'da yeni açılan Baytar ve Ziraat Mektebine (Veteriner ve Ziraat Yüksek Okulu'na) girdi. Dört yıl okuyarak okulu birincilikle bitirdi. Mehmed Akif, gençlik yıllarında şiirle ilgilendi. Okula de-vam ederken güreş, koşu, binicilik ve yüzme sporlarına çalıştı. İstanbul Boğazını yüzerek geçti. Okulu bitirince işe girdi ve görevli ola-rak Rumeli, Anadolu ve Arabistan'ın çeşitli bölgelerini gezdi. 1914 yılında da yine resmî görevli bir heyetle Almanya gezisine katıldı. Bu gezi ile ilgili olarak görüp yaşadıklarını "Berlin Hatıraları"adıyla manzume şeklin-de yazıp yayınladı. 796 mısralık bu hatıra yazısında Batı dünyasının İslâm aleyhtarı siyasetini, haksızlık ve zûlumlerini, İslâm dünyasının gerilemesine yol açan sebepleri anlatmaktadır. Mehmed Akif, şiir ve maka-lelerini, yabancı dilden yaptığı tercümele-rini, 1908 yılında yayın hayatına başlayan "Sırat-ı Müstakim" (Doğru Yol) adlı dergide ve daha sonra bu derginin devamı olan ve Eşref Edip Fergan (1883-1971) tarafından 1912 yılından itibaren çıkarılan "Sebilürr-reşâd" (Doğru Yolda İlerleme) adlı dergide yayımlamıştır

    635

    Akif

    YanıtlaSil
  47. 635

    Akif

    Din ve inanç karşıtı şiirler yazan, hür düşün ce adına masonik düşünceleri savunan Tevfik Fikret ile Mehmed Akif arasında sert kalem gavgaları olmuştur. Tevfik Fikret'in yayım-ladığı, gençliğin dini inancını yıkmayı hedef alan, dinsizlik ve inançsızlığı savunan, 212 mısralık "Tarih-i Kadim"(Eski Tarih) adlı manzumesine, bir reddiye (karşı duruş yazı-sı) ile cevap vermiştir. Åkif, Fikret ve onun gibi düşünenler için bu manzumede şöyle demektedir:

    "Feylesof hepsi; fakat pek çoğunun mektebi yok! /Şimdi Allah'a (c.c.) söver... Sonra biraz bol para ver; /Hiç utanmaz, Protestanlara Zangoçluk eder!.." Mehmed Akif, bu mısra-larda Tevfik Fikret'in dinsizliği savunmasına rağmen Hıristiyan misyonerlik kuruluşu olan Robert Kolej'de öğretmenlik yapmasındaki tezada (çelişkiye) ve tutarsızlığa işaret et-mektedir. Ne gariptir ki, Tevfik Fikret'in oğlu Halük Amerika'da, önce Protestan, sonra da Protestan papazı olmuştur

    Mehmed Akif, Milli Mücadele'ye (Kurtuluş Savaşı'na) katılmak üzere 1920 de İstan-bul'dan Ankara'ya geldi ve Burdur'dan millet vekili seçilerek 23 Nisan 1920'de açılan Büyük Millet Meclisine katıldı. Yazılarını ve şiirle-rini yayınladığı Sebilûrreşad dergisi de önce Kastamonu'da, sonra Ankara'da yayımına devam etti. Mehmed Akif, önce Ankara'daki Hacı Bayram Camiinde, sonra Anadolu'nun çeşitli illerinde, camilerde ve hükümet mey-danlarında, halka hitap ederek kurtuluş sa-vaşına destek verilmesini istedi. Bunun bir "cihad" ve "farz" olduğunu anlattı. Bu konu-daki çabaları, geniş çapta kitlelerin kurtuluş savaşına katılmalarına, bu savaşa maddi ve manevi fedakârlıklarla destek vermelerine vesile oldu. Bu konuşmalar her yerde büyük takdirle karşılandı. Bunların daha geniş çev-relere duyurulması için hem Sebilûrreşad dergisinde yayımlandı, hem de ayrı basım-ları yapılarak Anadolu'ya ve bütün cephelere ulaştırıldı

    1920 yılında Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) bir istiklal marşı yazılması için şiir yarışması düzenlemişti. Yarışmayı ka-zanacak şiir için o zamanın parası ile 500 lira mükafat (ödül) konmuştu. Yarışmaya yedi yüzden fazla şiir katıldı. Fakat hiçbiri, İstiklâl marşı için uygun görülmedi. Bunun üzerine Mehmed Akif'e baş vuruldu. Bizzat

    MM

    YanıtlaSil
  48. 022

    aman Takvi

    BOLGE

    Akif

    63

    Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi ve ar-kadaşları rica ve ısrarda bulundular. Bunun üzerine Akif, mükafat olarak konan parayı almamak kaydiyle yarışmaya katılmayı ka-bul etti ve şiirini yazdı. Şiir birinci seçildi ve 1 Mart 1921 de TBMM'de okundu. Şiir büyük bir coşkuyla ayakta alkışlandı. 12 Mart 1921 de resmen İstiklal Marşı olarak kabul edildi. Bu şiir on kıta olup ilk iki kıtası Milli Marş olarak okunmaktadır. İstiklal Marşı şiiri, o zaman bütün yurt çapında ve cephelerde må-nevi büyük bir destek ve moral kaynağı oldu

    Mehmed Åkif, kurtuluş savaşımızın, bütün İslam dünyasınının da kurtuluşuna vesile ola-cağına, Müslüman Türkiye'nin bağımsızlık ve kurtuluş yolunda bütün İslâm milletlerine örnek olacağına ve onlara öncülük edeceği-ne, böylece İslâm birliği yolunun açılacağına inandı. Kurtuluş savaşını şanlı bir cihad ola-rak canla başla destekledi. Fakat savaş bitip cumhuriyet kurulduktan sonra, yeni rejimin sahiplerinin, Batıcılığı ve Türkçülüğü öne çı kararak İslam düşüncesine sahip çıkanları dışladıklarını, saf dışı bıraktıklarını, tasviye ettiklerini gördü. Rejimi korumak için bir de İstiklal Mahkemeleri adı altında olağanüstü mahkemeler kuruldu. Bunun için 1925 yılında başlayan Şeyh Said isyanı iyi bir vesile sayıldı. Bu mahkemeler vasıtasiyle istenmeyen insan-ların kimi asıldı, kimi hapseldi. Ayrıca bir kı-sım insanlar da yurd dışına sürgün gönderildi. Kimileri susuturuldu; birçok dergi ve gazete kapatıldı; birçok yazar ve gazeteci tutuklan-dı. Mehmed Akif de dışlananlar arasında idi. Peşine gizli polis takıldı ve hareketleri izlendi. Bu ona çok ağır geldi. Bir süre ülkeden ayrılıp Mısır'a gitmeye karar verdi. Kararını açıkladığı yakın arkadaşları onu bu düşüncesinden vaz-geçirmeye uğraştılar. Bunun üzerine derin bir üzüntüyle onlara: "Arkamdan polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben, vatanını satmış ve mem-lekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum. İşte bundan dolayı gidiyorum." dedi

    MM M

    1925 yılında Mısır'a giden Mehmed Akif, bir taraftan Diyanet İşleri Başkanlığının teklifi üzerine Kur'an meali (tercümesi) üzerinde çalışıyor, bir yandan da Mısır üniversitesi olan El-Câmiat-ül Mısriyye'de Türk dili ve edebiyatı hocalığı yapıyordu. Kur'an tercü-mesini tamamlayınca bunu Diyanet'e ver-mek istemedi. Çünkü Türkiye'deki mevcud

    YanıtlaSil
  49. Akif

    636

    gelişmelerden endişe duyuyordu. O sıralada Tükçe ezan, Türkçe ibadet vs. şeklinde din-de reform hareketleri başlamıştı. Gerçek-ten de 1931 yılının Ramazan ayında, bizzat M.Kemal tarafından seçilen hafızlar, İstan-bul'un büyük camilerinde Kur'an'ın Türkçe tercümelerini Arapça aslı yerine okumaya başladılar. Ezanın da Türkçe okunma mec-buriyeti kondu. Bunun üzerine Akif, 1931 yılı aralık ayı içinde, Diyanet İşleri Başkanlığı'na haklarından vaz geçtiğini bildirdi. Bu konu-da dostlarına şunu söyledi: "Tercüme güzel oldu, hatta umduğumdan daha iyi. Lakin onu verirsem namazda okumaya kalkarlar. Ben o zaman Allah'ın huzuruna nasıl çıkarım ve Peygamberin yüzüne nasıl bakarım?"

    Mehmed Akif, Mısır'da kaldığı sürece Ab-bas Halim Paşa'nın himaye ve yakın ilgisini gördü. Paşa onun şiirlerini ve düşüncelerini en iyi anlayanlardandı. Mehmed Åkif, onun ölümüne (1935) çok üzüldü ve kendini öksüz gibi hissetti. Bir taraftan sağlığı da bozulma-ya başlamıştı. Hastalığı iyice ilerleyince 1936 yılında yurda dönmeye karar verdi ve İstan-bul'a geldi. İstanbul'da bütün tedavi çalışma-larına rağmen iyileşemedi ve nihayet 21 Ara-lık 1936 da ebedî hayata göç etti. (r.a.)

    İstiklâl şairimizin cenaze törenine resmî ki-şilerden kimse katılmadı. Cenazesi, Beyazıd Camii'nden Edirne Kapı'ya kadar, başta üni-versiteli gençler olmak üzere, halkın elleri üstünde taşındı. Ona karşı gösterilen sevgi ve saygı aynı zamanda İslâm'a, vatana, hür-riyet ve istiklâle karşı gösterilmiş oluyordu. Kur'an, tekbir ve dualarla Edirne Kapı Şehit-liği'ndeki kabrine defn olundu.

    Mehmed Akif, şiirlerini "Safahat" adlı kitapta toplamıştır. Safahat, 3084 mısradır. İçinde 44 manzume ve şiir vardır. Çanakkale şehitleri için yazdığı ünlü şiiri de bunlardan biridir. İstiklal Marşı'nı Safahat'a almamıştır. Onun deyimi ile İstiklal Marşı artık millete aittir. Gençlik yıllarında yazdığı şiirlerini de Safa-hat'a koymamıştır

    Mehmed Akif'in bir hayli nesir yazıları da vardır. Bunlar arasında çeşitli zamanlarda, günün ihtiyaç ve olaylar vesilesiyle kaleme aldığı, bir kısım Kur'an âyetlerinin tefsirleri, İstanbul ve Anadolu'da verdiği vaazları, çe-şitli konularda yazdığı makaleler ve Muham-med Abduh, Abdülaziz Caviş, Said Halim Paşa, Ferid Vecdi gibi İslâm fikir ve mücadele

    YanıtlaSil
  50. Mehmed Feyzi (Pamukçu)

    Mebl

    adamlarının eserlerinden yaptığı türcümele-ri vardır. Bunların önemli bir bölümü Sırat-1 Müstakim ve Sebilürreşåd dergilerinde ya-yınlanmıştır 637

    Mehmed Akif, büyük bir İslâm şairi, mütefek-kir (aydın düşünce adamı), faziletli, sağlam İslâm birliğini savunan bir dāvā adımıydı. inanç, ahlâk ve karekter sahib, vatansever, Rahmetullahi aleyh.)

    Mehmed Feyzi (Pamukçu( 1912 : محمد فیضی yılında Kastamonu'da dünyaya geldi. 1937'de

    Risale-i Nur ve Bediüzzaman'la tanıştı. Hatı-ralarında, kendisini Nurlara çeken risalenin Otuz İkinci Söz olduğunu ifade etmektedir. Risale-i Nur talebeleri arasında ilim ve takvä sahibi bir zat olarak kendini gösteren Meh-med Feyzi, Arapça ve Türkçe bütün Risale-i Nur'u baştan sona Üstada okumuştur. Kas-tamonu Lâhikasında, Nur'un faal bir kâtibi olan Hüsrev Altınbaşak'a benzetilerek, ken-disinden "Küçük Hüsrev" läkabıyla bahsedil-mektedir.

    Denizli ve Afyon hapishanelerinde Üstad Bediüzzaman'la birlikte tutuklu kaldı. Altı yıl kadar Üstada hizmet etti. 1990 yılında, Mi'rac gecesinde Hakkın rahmetine kavuştu.

    mehmuse مهموسه : )dlb.) Arapçada fılsıltılı ve gizli okunan harfler. (f, s, ş, h gibi)

    mehtab مهتاب : ay ışığı

    mehtabli مهتابی : ay ışığı ile aydınlanmış, mehtabı olan

    mehuz ماخوذ : alınmış, çıkarılmış

    mekadir (makadir مقادير: kuzun okunur(

    1.miktarlar, sayı bakımından değerler; ölçüler 2.ölçüleri belirlenmiş şeyler, belirli kısımlar

    mekal (makal( 1 : مقال.söz 2.söyleyiş

    mekalid (mekalid( مقاليد: kuzun okunur.( 1.kilitler 2.anahtarlar 3.hazineler

    mekalid-i inkiyad مقاليد انقياد : saygıyla boyun

    eğip bağlanmak için kilitler, (mec.) saygı ile boyun eğip bağlanmaya yol açan sebepler, ge-rekçeler

    mekan 1 مكان.yer, bulunma yeri, bulunulan yer 2.(fiz.) üç boyutlu (yani genişlik, yüksek-lik ve uzunluğa sahip) varlıkların işgal ettiği yer ve bu varlıkları kuşatan sınırsız boşluk 3.(geo.) bir, iki, üç veya daha çok boyutlu olarak düşünülen varlıkların işgal ettiği yer ve bunları kuşatan ortam. (Örnek: çizgi, tek boyutlu; yüzey, iki boyutlu; cisim, üç boyut-

    YanıtlaSil
  51. Yahüdilik

    yağmur duası

    1329

    tasına ulaşmasıyla bulutlardan damlalar ha-Jinde düşen su

    yağmur duasi باغمور دعامیkuraklık zamanı gelince sünnet olarak yapılan bir ibadet ve

    duadır. Bazı ibadet ve duaların belirli zaman-ları olduğu gibi yağmur duasının zamanı ku raklık zamanıdır. Bu dua, Allah (c.c.) rızası için bir çeşit ibadet olup kuraklık devam etti-ği sürece bu ibadet de devam eder. Yağmurun gelmesiyle ibadet vakti biter. Bu dua, yağmur getirmek için değildir. Yağmurun yağış şart ve kanunu Allah (c.c.) tarafından önceden konmuştur. Yağmur buna göre yağar. Dua yağmurun sebebi olarak düşünülmemelidir. Duadan sonra yağmur gelirse bunu Allah'ın (c.c.) bir lütfu ve rahmeti bilmelidir.

    yahu 1 : با هو.ya Allah! ya Rab! 2. yerine göre söylenen söze dikkat çekmek istendiğinde

    söylenir 3. yerine göre rica ve istek ifade eder

    Yahadi 1 : بهودی.Hz.Mūsa'nın (a.s.m.) dinine

    mensup olan, Mûsevi 2.Sami ırkının bir kolu olan ve ilk çağda Mezopotamya ile Mısır ara-sında göçebe hayatı yaşayan sonra filistin'e yerleşen İbranilerin soyundan olan kimse

    Yahüdilik 1 : يهوديلك.Yahudi dini, Mûsevilik

    2.İbrani soyundan olma.

    Dinler Tarihi kaynaklarında Yahudi kelimesi, İshak'ın (a.s.) oğlu Yakup'un (a.s.) dördüncü oğlu Yuda veya Yahuda'ya izafeten İsrailoğul-larına verilen bir isimdir. Şehristaniye göre Yahudi kelimesinin Arapça "hade-h-v-d" kö-künden "dönmek, tevbe etmek" anlamına geldiğini, bu ismin Yahudilere verilmesinin ise Hz. Mūsa'nın "Biz sana dönüp yalvardık" sözü ve duası sebebiyle olduğunu ifade eder.

    Yahudilik, yaşayan en eski ilahi kaynaklı din-dir. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 15-24 milyon dolayında Yahûdî vardır. Mazisi bir-kaç bin yıl geriye giden bu dinin başta gelen özelliklerinden biri İsrailoğulları ile Allah arasındaki "ahd"e kutsal kitaplarında geniş yer ayrılmasıdır. Bu nedenle bu din, bir "ahid dini olarak da bilinmektedir. İsrailoğulları-nın başına gelen bütün sıkıntıların, onların bu ahde uymamaları, verdikleri sözü tutma-malarından ileri geldiği, hem kendi mukad-des kitaplarında, hem de Kur'ân-ı Kerimde belirtilmektedir.

    M.Ö 2000 yılının başlarında Yahudilik, Hz. Ishak'la (a.s.) sahneye çıktı. Hz. İshak'tan (a.s.) sonra Hz. Yakub (a.s.) peygamber ola-

    YanıtlaSil
  52. 329

    Yahûdilik

    (a.s.) diğe rak geldi. Yahudi inancına göre Hz. Yakub'un diğer adı "İsrail" idi.

    m.ö.2000'li yıllara kadar İsrailoğulları Mı-sır'da üçüncü sınıf insan muamelesi gördüler ve orada tutsak kaldılar. Bu durum kavmin içinden Hz. Mûsä'nın (a.s.) peygamber ola-rak, onları Firavun'un zulmüne karşı Cenâb-1 Hakkın inayetiyle kurtarmasına kadar sürdü. İsrailoğulları Ken'an (Filistin) iline ulaşarak kurtuldular.

    Filistin'e geldikten sonra İlâhî şeriatı bildiren Tevrat, Yahudilerin hayatında etkili olmaya başladı. Ken'an ülkesinde başta Filistinliler olmak üzere çeşitli topluluklarla savaşmak zorunda kalan Yahudiler, M. Ö 990 dolayında Hz. Davûd'un (a.s.), peygamberlik ve liderli-ğiyle birleşik bir devlet (krallık) şeklinde ör-gütlenerek Kudüs'ü fethettiler. Hz. Davut'a (a.s.) gönderilen Zebur adlı semåvi kitap, Tevrat'ın hükümlerini tasdikleyici olarak gel-di. Bu yüzden Yahudilik Hz. İsa'ya (a.s.) kadar devam etti.

    Yahudilik, İsrailoğullarının Babil'de (bk. Babil maddesi). geçirdikleri sürgünden sonra daha fazla yayıldı. Oradan Filistin'e döndükten sonra İlâhî şeriatı bildiren Tevrat, daha fazla hayatlarının merkezi oldu. Yahudilere mah-sus hükümleri içeren Tevrat'a göre, Yahudi-ler yabancılarla evlenemiyorlardı. Bu yüzden Yahudiler, mukaddes kitaplarında yer alan ifadelere dayanarak kendilerini, dünya mil-letleri arasından seçilmiş kavim olarak görür-ler. Tanrı, bu kavmi Sina'da kendine muhatap kılmış, onlarla ahidleşmiş, onlardan buyruk-larına uyacakları konusunda söz almış ve Hz. Mûsa'nın (a.s.) şahsında onlara Tevrat'ı gön-dermiştir. Bu dinin odak noktası, Kudüs'deki "Mâbed"dir. (İbranice, Bet ha-Mikdas; Arapça Beytü'l-Makdis). Tahrip edilmeden önce Ma-bedin bir odasında ahit sandığı bulunurdu. Yahudiliğin sembolü, yedi kollu şamdan ve altı köşeli yıldızdır.

    Böylece bu din, Babil sürgününden sonra milli bir din haline getirildi. Tek İlâh inancı-na, vahye dayanan mukaddes kitāba ve pey-gamberlere yer vermesiyle milli dinlerden; millileştirilip bir ırka tahsis edilmesiyle de, İlâhî dinlerden farklı bir durum arz etmek-tedir. Bugünkü Yahudiliğin bir din mi, ırk mı, yoksa millet mi olduğu pek net değildir. Yahudilikte din ve ırk içiçe girmiş olduğun-dan birini diğerinden ayırmak güçtür.

    YanıtlaSil
  53. 20

    diüzzam

    Yahüdiyet

    13

    Tarih boyunca dinleri ve ırkçılıkları konu sunda fanatikleşen Yahudiler 19. ve 20. yüz yıllarda dindışı özellikleri olan "Siyonizm hareketiyle bütün dünyada etkili oldular. Siyonist hareket ulusal canlanma ve ana yur-da dönme yönünde geliştirdiği plån ve prog-ramla 1948'de İsrail Devleti'nin kurulmasını sağladı.

    Kur'ân'da, Yahudilikten bahseden äyetlerin sayısı oldukça fazladır.

    Onlardan "Beni İsrail", "Yehüd" vb. deyimlerle söz edilen âyetler bulunduğu gibi, onlara gön-derilen peygamberlerin kıssaları aktarılırken Yahudilere verilen nimetler hatırlatılmak-tadır. Bu nimetlere karşı İsrailoğulları'nın verdikleri sözler ve onların sözlerinden dön-meleri, peygamberler tarafından kendilerine getirilen hüküm ve tebliğleri değiştirip doğru yoldan sapmaları, yaptıkları işlerden dolayı zillet ve başarısızlığa uğramaları, yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışmaları, peygamberlere ve salih kimselere iftira atmaları, peygam-berleri öldürmeye çalışmaları ve öldürmeleri basit menfaatleri uğruna gerçeklerden yüz çevirmeleri gibi Yahudilerin özellikleri bildi-rilmiştir.

    Üstad Bediüzzaman, Yahudi milletinin dün-yadaki diğer milletlerden daha fazla hırsla dünya hayatına sarıldıklarını ve bu yüzden zillet ve sefalete maruz kaldıklarını ifade eder. Ayrıca pek çok zahmetle kazandıkla-rı ve gayri meşru olarak faizle elde ettikleri servetleri yüzünden bütün milletlerden zillet tokadı ve ihanete maruz kaldıklarını belirt-mektedir.

    Yahudiyet هودیت : Yahûdilik (bkz. Yahûdilik(

    yahud باخود : bkz.yahut(

    yahut باخود : yahut, veyå, veyahut; bir başka şıkkı şudur ki, bir başka seçeneği şudur ki; iki seçenekten en az birinin doğruluğunu belir-tir. "yahut", "veya" sözünün "ve"" den farkı şudur: "ve" sözü, iki seçeneğin (iki şıkkın) ikisinin birlikte bulunmasını şart koşar. Biri-nin olmaması yanlış demektir. "Veya", " ya-hut" sözü ise, cümlede geçen iki seçenekten en az biri doğrudur, yani, tek tek veya ikisi birlikte doğrudur, demektır. Buna göre üç doğru durum söz konusudur. (Örnek: "Has-ta yemekte su veya ayran içebilir" cümlesine göre, şu üç ihtimalden üçü doğru, sadece biri yanlış olur: 1.hasta yemekte su içecek (doğru)

    VV

    Y

    YanıtlaSil
  54. 202

    iüzzaman T

    Yahya (a.s.)

    330

    2. hasta yemekte ayran içecek (doğru) 3.hasta yemekte hem su, hem ayran içecek.(doğru)

    4. hasta yemekte ne su içecek, ne de ayran içe cek (yanlıs). Buna karşılık, "Hasta tuzsuz ve yağsız yemek yiyecek" cümlesinde geçen "ve" sözüne göre şu dört şıktan yalnız biri doğru.

    PIVIST dur: 1.Hasta hem tuzsuz, hem yağsız yiyecek (doğru) 2.Hasta tuzlu yemeyecek, ama yağlı yiyecek(yanlış) 3.Hasta tuzlu yiyecek, ama yağlı yemeyecek meyecek (yanlış) 4. Hasta hem tuzlu yiyecek, hem yağlı yiyecek (yanlış). Örnekte görüldüğü gibi, gibi, "ve" sözü bu dö dört şıktan uçu-nü dışlar; "yahut" sözü ise, şıklardan yalnız birini dışlar. "ya..., ya..." sözünü "yahut" la ka-rıştırmamak gerekir. Bu söz şıklardan istenen birinin seçileceğini, diğerlerinin dışlanacağı-nı belirtir. (Örnek: "Hasta bu ilacı ya sabah alacak, ya akşam alacak", sözündeki "ya" sözu iki şıkkın birlikte olamayacağını gösterir: 1. sabah alırsa akşam almayacak (doğru) 2.ak-şam alırsa sabah almayacak (doğru) 3.hem sabah alacak, hem akşam alacak (yanlış) 4.ne sabah alacak, ne akşam alacak (yanlış). Ör nekte görüldüğü gibi, "ya..., ya..." sözü dört şıktan ikisini doğrular, ikisini dışlar

    Yahya (a.s.( يحبى : İsrail Oğulları'na gönderil-

    miş peygamberlerden Hz.Zekeriya'nın oğlu-dur. Hz.Zekeriya'nın çocuğu olmadan yaşlılık dönemine gelmişti. Hanımı da yaşlanmıştı. Kısırdı ve çocuğu olmamıştı. Hz.Zekeriya, kendisinden sonra månevi mirasına sahip çıkacak bir evlât vermesi için Allah'a (c.c.) yalvardı. Allah (c.c.) duasını kabul etti ve bir mu'cize eseri olarak, ismi Allah (c.c.) tarafın-dan "Yahya" olarak konmuş bir evlât verdi. Allah (c.c.) c.) Yahya'ya da peygamberlik verdi. Allah'ın (c.c.) lütfuyla çocukluktan beri anne ve babasına karşı çok saygılı, günah işlemek-ten çok korkan, çok merhametli, akıllı uslu ve örnek bir insan oldu. Gençken Allah'tan (c.c.) ona ilim ve hikmet verildi ve kendisinden önce gönderilen kitabı titizlikle uygulama-sı emredildi. (bkz.Kur'an, 3/38-41; 19/2-15; 21/89,90)

    Hz.Yahya, Hz.İsa'dan önce Hz.Mūsa'nın şe riatını uyguladı. Hz.İsa gelince Hz.İsa'nın şeriatını uygulamaya başladı. Bir kısım Ya-hudi din adamları, onu Mûsevi dininden ay-rılmakla suçladılar. Bu sebeple de genç yaşta şehit edildi. Bu üç peygamberin aynı topluma gönderilmesi, Yasin Süresi'de geçen üç elçiyi hatırlatmaktadır. (bkz. Yasin, 13-29)

    YanıtlaSil
  55. TARINTE BUGÜN

    -1866-Osmanlı Hükümeti, Süveyş Kanalının açılması konusunda izin verdi.

    - 1405 - Imparator Timur'un (Timurlenk) ölümü.

    - 1406 - Tarihçi İbni Haldun'un vefatı.

    1960- Bediüzzaman çok hasta bir vaziyette Emirdağ'dan Isparta'ya döndü.

    HİCRİ: 16 ŞABAN 1443- RUMI: 6 MART 1438

    Imsak

    Güneş

    19

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    MART

    MARCH

    BIR AYET

    Dünyada da, ahirette de hamd ve sena, medih ve minnet Ona mahsustur

    Kasas Suresi: 70

    BİR HADİS

    Ben Hz. İbrahim'in duasıyım. Beni en son müjdeleyen Hz. İsa'dır.

    Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam ferman etmiş: "Rabbim bana edebi güzel bir surette ihsan etmiş, edeplendirmiş."

    Lem'alar

    KASIM: 132 - GÜN: 78 KALAN: 287 - GÜN UZA.: 2

    DK

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  56. KALP MERKEZLİ BİLİNÇ -HATH ARAŞTIRMALARI

    unda yapı

    YanıtlaSil

    Yuksel30 Aralık 2025 05:40
    bilinç ve bek-lentidir. Gözlen-me hali, kişinin iç dünyasında bir motivas-yon oluşturur ve bu, dış dav-ranışa yansır. Böylece gerçeklik, sadece şartlarla de-ğil, bakışla ve farkındalık-la şekillenmiş olur.

    KALP MERKEZLİ BİLİNÇ -HEARTMATH ARAŞTIRMALARI

    Son yıllarda nörobilim alanında yapı-lan çalışmalar, bilinci yalnızca beyne in-dirgemekle yetinmememiz gerektiğini gösteriyor. Özellikle HeartMath Enstitü-sü tarafından yürütülen araştırmalar, kalbin yalnızca bir pompa değil, beyin-le sürekli iletişim halinde çalışan aktif bir merkez olduğunu ortaya koymuş-tur. Bu çalışmalara göre kalbin elektrik

    tir "İste bu, inkârınız sebebiyle size va'd

    YanıtlaSil

    Yuksel30 Aralık 2025 05:41
    aleyen, feryad eden.

    kârâne: pişmanlık duyarak

    ülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi, her şeyi sanatla

    Allah.

    alanı, beyninkinden yaklaşık 60 kat, manyetik alanı ise 5000 kat daha güçlü-dür. Bu elektromanyetik alanın birkaç metre çapında çevreye yayıldığı ve baş-ka insanların fizyolojik verilerinde dahi ölçülebildiği tespit edilmiştir.

    Daha da ilginci, kalp ritminin doğru-dan duygularla ilişkili olmasıdır. Sevgi, şefkat, şükür gibi olumlu duygular, kalpte uyumlu ritimler oluştururken; korku, öfke ve stres kaotik bir ritim mey-dana getirir. Bilim insanları bu duruma "kalp-beyin uyumu" adını verir. Bu uyum hali yalnızca kişinin kendi bede-nini dengelemekle kalmaz; çevresine de etki eder. Böylece niyet ve duygu, sa-dece içte bir hal olmaktan çıkar; dışarı-da ölçülebilir bir etki alanı da üretir.5

    Dipnotlar:

    1- Przhiyalkovskiy, Y. V. (2024). The generalized uncertainty principle within the ordinary framework of quantum mechanics (arXiv:2407.09123). arXiv e-Drint

    YanıtlaSil

    Yuksel30 Aralık 2025 05:42
    "kalp-beyin uyumu" adını verir. Bu uyum hali yalnızca kişinin kendi bede-nini dengelemekle kalmaz; çevresine de etki eder. Böylece niyet ve duygu, sa-dece içte bir hal olmaktan çıkar; dışarı-da ölçülebilir bir etki alanı da üretir.5

    Dipnotlar:

    1- Przhiyalkovskiy, Y. V. (2024). The generalized uncertainty principle within the ordinary framework of quantum mechanics (arXiv:2407.09123). arXiv e-print.

    2- Rosenblum, B., & Kuttner, F. (2011). Quantum enigma: Physics encounters consciousness (2nd ed.). Oxford University Press.

    3- Hawthorne etkisi, bir katılımcının davranışının bir müdahale sonucu değil, gözlemlenmesi sonucu değişmesi durumunda ortaya çıkar. Başka bir deyiş-le, gruplar veya kişiler gözlemlendiklerini fark ettik-lerinde davranışlarını değiştirebilirler. Bu değişiklik, araştırma bağlamına bağlı olarak olumlu veya olumsuz olabilir.

    4- McCarney, R., Warner, J., Iliffe, S., van Haselen, R., & Griffin, M. (2007). The Hawthorne Effect: A randomized controlled trial. BMC Medical Research Methodology, 7(1), 30.

    5- McCraty, R. (2015). Science of the heart: Explo-ring the role of the heart in human performance (Vol. 2). HeartMath Institute.

    tan ve deccal putlarına yenik düşerse, Eğer insan enâniyet, nefis, kibir, şey-

    YanıtlaSil
  57. nastank ve belalara iyi gelir.

    22

    ***

    17. Denilmiştir ki:

    Hükümdarlardan biri ilim ve hikmet sahiplerinden beş kişiyi topladı ve her birinin hikmetli sözler söylemesini emretti. Onlardan her biri ikişer hikmet söyledi ve toplam on hikmet söylemiş oldular. Onlardan birincisi, "Yaratıcı-dan korkmak ondan emin olmaktır; O'ndan emin olmak ise küfürdür. Yaratılmıştan emin olmak (: korkmamak) hürriyettir; ondan korkmak ise köleliktir" dedi.

    İkincisi, "Yüce Allah'tan ümidini kesmeyen zengindir.

    YanıtlaSil
  58. Beşincisi, "Hayırdan az bir şey almak, şerden çok şeyi terk etmekten daha hayırlıdır. Şerrin tümünü terk etmek, hayırdan az bir şey almaktan daha hayırlıdır" dedi.

    72

    Ram mey leni hos

    YanıtlaSil
  59. İbn Hacer el-Askalânî

    MÜNEBBİHAT

    (Uyarılar)

    LARI

    YanıtlaSil
  60. 544

    DELAIL-1 HAYRAT SERHI

    İNLEYİP AĞLAYAN HURMA AĞACI

    Allahım, ayrılığından dolayı, hurma ağacının inleyip ağladığı zata salât eyle..

    Bu salavat-ı şerifede anlatılmak istenen mananın haberi meşhur dur. Bütün ehl-i sahih on yedi kadar sahabeden rivayet edildiğini çı karıp anlatmışlardır. Allah onlardan razı olsun.

    Cabir b. Abdillah Ansari ra. şöyle anlattı:

    Medine-1 Münevvere'de Resulüllah S.A. efendimizin mescidinin bina olunduğu yerde bir hurma ağacı vardı. O hurma ağacı kesilne di; Mescid'in bir sütunu gibi bırakıldı. Mescid-i şerifin tavanını, o hur ma ağacının üzerine yapmışlardı.

    Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, o ağacın üzerine basıp hutbe okurdu.

    Daha sonra, halen şimdi, minber-i şerifin bulunduğu yerde; Resu-lüllah S.A. efendimizin hutbe okuması için üç kademeli minber yapıl dı. O zaman, cuma gününe geldi. Resulüllah S.A. efendimiz, o hurma ağacını geçip minbere çıkmak istediği zaman, üzerinde daha önce hut-be okuduğu o hurma ağacı büyük bir ses çıkarıp inleyerek ağladı. Onun bu yüksek sesi, orada hazır olan cümle ashap tarafından işitildi

    Enes b. Malik r.a. bu rivayetinde diyor ki:

    Deve sesi gibi bir ses çıkardı. Hatta, o sesin şiddetinden, Mes-cid-i Şerif sallandı.

    t1:

    Sehl b. Saad ise, rivayetinde şöyle anlattı:

    Onun sayhasını işiten ashab-ı kiram çokça ağladı.

    Muttalib b. Vidaa ve Übeyy b. Kaab r.a. rivayetinde şöyle anlat-

    O ağaç çıkardığı sesin şiddetinden ortadan ikiye yarıldı.

    Bir başka rivayette ise, şöyle dendi:

    O ağaç, çocuk ağlar gibi ağladı.

    Resulüllah S.A. efendimiz, o ağacın ağlamasına merhamet buyu-rup yanına geldi. Mübarek elini onun üzerine koyunca, ağlamayı ke-sip durdu.

    Bir başka rivayette ise, şöyle anlatıldı:

    Resulullah S.A. efendimiz, o ağacı kucaklayıp teselli etti ve su sunca da şöyle buyurdu:

    d1. «Bu ağaç, Allah zikrini yanından yitirip kaybettiği için ağla-

    Bir başka rivayette ise, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Nefsim kudret elinde bulunan celâl ve ikram sahibi Yüce Al-lah adına and içerim; bu direğe yapışıp teselli etmeseydim, Resulül-lah'ın firkatından, taa, kıyamete kadar ağlardı.>>

    Bundan sonra Resulüllah S.A. efendimiz, o yarılan díreğin, min-berin altına defni için emir verdi.

    YanıtlaSil
  61. KARA DAVUD

    YAVRUSU ALINAN SERÇE KUŞU

    Salavat-ı şerifelere devam edelim:

    545

    Allahım, sahra kuşlarının kendisine sığındığı zata salât eyle. Bu manada Beyhaki İbn-i Mes'ud'un r.a. şöyle dediğini anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimizle bir seferde idik. Bir ağacın yanına vardık; orada iki tane serce yavrusu gördük. İçimizden biri, o yavru-ları aldı. O yavruların anası serce, Resulüllah S.A. efendimize geldi. Onun önünde kanatlarını silkerek konacakmıs gibi yaptı; ama kon-madı; öylece gerilip kaldı. Resulüllah S.A. efendimiz, onun muradını

    anladı; bize hitab edip sordu: Hanginiz bunun iki yavrusunu aldı?.

    Onun yavrularını alan kimse:

    Ben aldım ya Resulellah.

    Deyince, Resulüllah S.A. efendimiz ona şu emri verdi:

    Git yerine koy.

    TESBİH OKUYAN ÇAKIL TAŞLARI

    Allahım, ufak çakıl taşlarının elinde tesbih ettiği zata salât

    eyle.

    Hadis-i şerif çıkarıp rivayet eden imamlardan Muhammed b. Yah-ya Zühri Rh. Ebu Zer'in r.a. şöyle dediğini anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimiz, yerden yedi, dokuz veya on tane ufak taş aldı. O taşlar, Resulüllah S.A. efendimizin avucunun içinde tesbih eyledi. O kadar ki, o taşların sesini balarısı sesini işitir gibi işit-tik.

    Resulüllah S.A. efendimiz, o taşları Hazret-i Ebu Bekir'e r.a. verdi. O taşlar Ebu Bekir'in r.a. elinde de tesbih ettiler.

    Daha sonra, Ebu Bekir'in r.a. elinden o taşları alıp yere kodu. Bir mikdar bekledikten sonra, onları tekrar yerden aldı; Hazret-i Ömer'-in r.a. eline bıraktı. O taşlar, Hazret-i Ömer'in de r.a. elinde tesbih et-ti; tıpkı Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. elinde tesbih ettiği gibi.

    Bundan sonra, o taşları Hazret-i Ömer'in r.a. elinden alıp yere koydu. Bir mikdar yerde tuttuktan sonra alıp Hazret-i Osman'ın r.a. eline koydu. O taşlar, Hazret-i Osman'ın r.a. elinde dahi, tesbih etti. Tıpkı Hazret-i Ebu Bekir'in r.a. ve Hazret-i Ömer'in ra. elinde tesbih ettikleri gibi..

    Bundan sonra, taşları Hazret-i Osman'ın r.a. elinden alıp yere bı-raktı. Orada bir mikdar tuttuktan sonra, halakada bulunan sahabele rin bir bir ellerine koydu. Ancak, hiç kimsenin elinde o taşların tesbi-hi işitilmedi.

    ŞEFAAT DİLEYEN GEYİK

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, en fasih kelâmla geyiğin gelip kendisinden şefaat dile-ginde bulunduğu zata salât eyle.

    F. 35

    YanıtlaSil
  62. 546

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    Bu rivayeti: Beyhaki DELAİLÜNNÜBUVVET'inde, Taberani ve Ebu Nuaym DELAİL'inde, Kazi Iyaz ŞİFA'sında, Münziri TERGIB'. inde anlattı. Hepsi de, Ümm-ü Seleme anamızdan rivayet edildiğini çıkarıp şöyle dediğini anlattılar:

    Resulüllah S.A. efendimiz, sahrada idi. Aniden:

    Dur, ya Resulellah.

    Diye bir ses geldi; aynı ses üç defa tekrar edildi.

    Resulüllah S.A. efendimiz, o sesin geldiği yana dönüp baktığı za-man, gördü ki: Bir geyiği bir Arabi avlamış. O geyiği sıkıca bağlamış-tı. Kendisi de örtüsüne sarınmış yatıyordu. Seslenen de o geyikti.

    Resulüllah S.A. efendimiz. o geyiğin yanına vardı:

    Hacetin nedir?.

    Diye sordu. Geyik şöyle anlattı:

    Bu Arabi beni avladı. Benim bu dağda iki küçük yavrum var.

    Gayet küçük olduklarından ot otlayamazlar. Ben, dışarıya otlamak için çıkmıştım; bu Arabi beni avlayıp bağladı. Şimdi, bana kefil olup salın. Varıp yavrularımı emzirip doyurayım. Halimden onlara haber verip onları ot yanına götüreyim. Ta ki, ot yiyerek geçineler, helåk olup ölmeyeler. Ondan sonra, yine geleyim, beni bağlayın. Bu Arabi ne isterse yapsın.

    Resulüllah S.A. efendimiz:

    Ya gelmezsen?.

    Diye sordu; geyik şöyle dedi:

    - Eğer gelmezsem miriye mal tahsil edip miriye hiyanet edenle-

    rin azabına uğrayayım.

    Geyik, Resulüllah S.A. efendimize öyle söylerken, o Arabi uyandı.

    Resulüllah S.A. efendimiz, durumu Arabi'ye anlatınca, Arabi şöy-le dedi:

    Bu ne sözdür?. Hiç vahşi hayvan bırakıldığı zaman, bir daha geri döner gelir mi?.

    Arabi'nin bu sözüne karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle bu-yurdu:

    Eğer Allah dilerse, gelir..

    Bunun üzerine Arabi şöyle dedi:

    Eğer sen kefil olursan salarım. Gelmezse seni öldürürüm.

    du: Arabi'nın bu sözü üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyur-

    Eğer gelirse, sen de müslüman olur musun?.

    Arabi şu cevabı verdi:

    Evet, müslüman olurum.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, o geyiği bağından kur-tardı. Mübarek eli ile sırtını sığadı. Kendisine beş saat mühlet verdi;. saldı.

    YanıtlaSil
  63. KARA DAVUD

    547

    Geyik gittikten sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, o Arabi'nin ya-nında geyiğin gelmesini beklemeye başladı.

    Dört saat dolduktan sonra, o geyik geldi. Resulüllah S.A. efendi-miz sordu:

    Bir saat evvel gelmenin sebebi nedir?.

    Geyik şöyle anlattı:

    Ya Resulellah, canım yavrularım, senin yoluna kurban olsun.

    Yavrularımın yanına süt vermeye gittim; bana şöyle dediler:

    Ana, senin vücudunda bulunan bu güzel kokudan karnımız doydu. O derce bize gına geldi ki, ölünceye kadar bir daha süt emme-sek, ot otlamasak, bu damağımızdaki güzel koku ile gıda alırız.

    Onların bu sözleri üzerine kendilerine şöyle sordum:

    Ey kuzularım, başıma gelen halleri size anlatayım. Bu güzel koku, âhir zaman peygamberi Muhammed Mustafa'nın

    S.A. güzel kokusudur.

    Bundan sonra, bana kefil olduğunuz haberini onlara verdim.

    Ya Resulellah, bana kefil olduğunuzu, Arabi'nin yanında beni beklediğinizi duydukları an, derhal ağızlarını mememden çektiler; şöy-

    le dediler:

    Ey ana, biz burada şimdiden sonra, bu güzel koku ile gıdalanı-rız; ölmeyiz. Derhal sen, bir saat evvel git; o sultanı kefaletten halas eyle. Olur ki: O Arabî bilmediği için. o sultana ağır bir söz edebilir. Arştan üstün gönlünü kırabilir.

    Bunun için, yavrularımın sözlerini tutup bir saat evvel geldim. O Arabi, geyiğin bu sözlerini işittikten sonra, hidayet-i rabbani yetişti; o saat:

    Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın resulüdür. (Eşhedü en lå ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resulüllah.)

    Dedi ve İslâm şerefi ile müşerref oldu. O geyiği de saldı.

    Bundan sonra, geyik o sahrada sevinip sıçrayarak, tam sevincin-den ayaklarını yerlere vurarak, açık bir dille:

    Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ede-rim ki, Muhammed Allah'ın resulüdür. (Eşhedü en lå ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resulüllah.)

    Diyerek gitti.

    KELERİN ŞEHADETİ

    Salavat-ı şerifeve devam edelim:

    Allahım, o zata salât eyle ki, meclisinde ALAM ashabı ile soh-bet halinde iken DABB kendisi ile konuştu.

    Resulüllah S.A. efendimizin ashabı için, kullanılan:

    - ALAM.

    Sıfatı, onların: İnsanları Hak yoluna, birer mürşid, olmaları icabı kullanılmıştır.

    YanıtlaSil
  64. 548

    DELAIL I HAYRAT SERHI

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    DABB.

    İse.. küçük bir canavardır. (Hiç su içmediği söylenir. Türkçedo KELER adı ile bilinir.)

    Bu canavar, Resulüllah S.A. efendimizin meclisine geldi. Konuştu ve Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine ikrar edip şehadet eyledi.

    Sehliye nüshasında ve bazı nüshalarda, metin yukarıda anlatıl. dığı gibidir. Ancak, pek çok nüshalarda:

    -ALAM ashabı ile...

    Cümlesi konmamıştır. Ancak, sahih olan, burada sabit olduğu gi bidir.

    ALAM mecliste..

    Meâlinde geçer.

    Burada anlatılan mananın hikâyesini, Kastalani Mevahib-i Le-dünniyesinde, Beyhaki Delâll'inde, Kadı İyaz Şifa adlı eserinde anlat tılar.

    Şöyle olmuştu:

    Resulüllah S.A. efendimizin zamanında, Beniselim kabilesinden bir Arabi bir keleri avlamıştı. Yemek için, yenının İçine atmış gidiyor-du. Bir cemaat gördü?.

    Bunlar kimlerdir?.

    Diye sorduğu zaman, bir başka Arabi haber verip şöyle dedi:

    Bu Muhammed b. Abdillah'tır. Nübüvvet dava ediyor. Halk onun etrafını sarmış.

    Bunun üzerine, o Arabi, hışımla Resulüllah S.A. efendimizin yanı-na geldi ve şöyle dedi:

    Lât ve Uzza hakkı için, senden daha yalancı anasından doğ-mamıştır; halkı, eski dininden döndürmeğe çalışıyorsun.

    O Arabi'nin bu sözü üzerine, Hz. Ömer r.a. kendisini tekdir ve tev-bih etmek istedi. Resulüllah S.A. efendimiz, Hz. Ömer'e r.a. şöyle bu-yurdu:

    Ya Ömer, hilimle muamele eyle. Hilmi, kendine Adet edin. Çün-kü hilmin derecesi, nübüvvete yakın bir yüce makamdır.

    Bundan sonra, o Arabi'ye hitab ederek şöyle buyurdu:

    Allah hakkı için ben doğruyum. Yerde ve semada eminim. Al-lah katında, melekler ve bütün mahlukat katında övülmüşüm, beğe-nilmişim. Allah'tan korkarsan, putları Allah'a ortak etme. Ben Yü-ce Allah'ın hak peygamberiyim; bunu ikrar eyle.

    dedi: Resulüllah S.A. efendimizin bu teklifi karşısında o Arabi şöyle

    Lât ve Uzza hakkı için, ben sana iman getirmem; taa, bu elim-deki keler, sana iman getirmedikçe.. Çünkü, nebilerin böyle mucize göstermeleri mümkündür.

    YanıtlaSil
  65. KARA DAVUD

    549

    Böyle dedikten sonra, o keleri yeninden çıkardı; Resulüllah S.A. efendimizin önüne bıraktı. Keler kaçmaya yüz tuttu. Bunun üzerine. Resulüllah S.A. efendimiz ona söyle seslendi

    Ey dişi keler bana bak.

    Hemen Resulüllah S.A. efendimizin yüzüne baktı ve açık bir li-

    sanla:

    Lebbeyk, emrin baş üstüne.. ey ahde vefa edenlerin değerlisi.. Emriniz nedir?. Buyurun.

    O mecliste olanların cümlesi, kelerin bu sözünü işittiler.

    du: Resulüllah S.A. efendimiz, o kelere tekrar hitab edip şöyle buyur-

    Sen kime taparsın?.

    Keler şöyle dedi:

    Ben, o yüceler yücesi Allah'a taparım ki, yerde halifeleri, de-nizde sepili, cennette rahmeti, cehennemde azab ve ıkabı vardır.

    Kelere Resulüllah S.A. efendimiz tekrar sordu:

    Ben kimim?.

    Keler şöyle dedi:

    Allah-ü Taâlânın Hak Resulü ve Hatemülenbiya Seyyidülasfi-ya Şefi-i Ruz-ü Ceza Muhammed Mustafa'sın. Sana iman edenler fe-lah ve necat bulur. Sana iman etmeyip nübüvvetini ikrar etmeyen-ler, ziyan eder, hüsrana düşer; cehennem ateşine giriftar olur.

    Kelerden bu şehadeti işiten Arabi hayret etti; şöyle dedi:

    Bundan daha büyük mucize olmaz.

    Parmağını kaldırdı; imana geldi ve:

    Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur; şehadet ede-rim ki, Muhammed Allah'ın resulüdür. (Eşhedü en lå ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulüllah.)

    Diyerek müslüman oldu. Daha sonra şöyle dedi:

    Ya Resulellah, önce senden daha sevmediğim kimse yoktu. Şimdi, senden daha fazla sevdiğim kimse yoktur.

    Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Bir şeyin var mı?.

    Arabi şöyle dedi:

    Beniselim kabilesinde benden daha fakiri yoktur. O kadar ki, bu keleri, ehlimle yemek için avladım.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz ashaba hitab edip şöy-le buyurdu:

    Kimdir ki, bu Arabi'ye bir sütlü deve verir?. Yarın kıyamet günü Allah ona bir deve ihsan eder.

    Bu sırada Aşere-i Mübeşşere'den Abdürrahman b. Avf yerinden

    kalktı; şöyle dedi:

    Anam babam yoluna feda olsun. Ben ona bir sütlü deve veri-rim ki, her gün, altı okka süt versin.

    YanıtlaSil
  66. 550

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Devesini övmeğe başladı. Sonra, Arabiye deveyl getirip verdi. Şöy-le dedi:

    Bu deve bana, Tebük gazasında, Es'ad b. Kays'tan geldi. Asil, nesil, güzel bir devedir.

    Arabi deveyi aldı; üstüne bindi; sonra şöyle dedi:

    Asil, nesil bir deve imiş..

    Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimiz o Arabi'ye ilm-i halini öğ retti. Namazda okuyacak kadar Kur'an öğretti. Şükür belletti; sena belletti. Şöyle buyurdu:

    Allah, şükreden kullarını sever.

    Daha sonra, Abdürrahman b. Avf'e hitab edip şöyle buyurdu:

    Ben-de, sana Yüce Allah'ın cennette vereceği dişi deveyi öve-yim. O, öyle bir devedir ki, bütün inciden yaratılmıştır. Boynu mu-rassa kızıl yakuttur. Kulakları yeşil zümrütten, ayakları sarı yakut-tandır. Eğeri sündüs, istebraktandır. Ona binip iki makam arasında gideceksin.

    Bütün bu olanlardan sonra, o Arabî, aldığı deveye binip sevinerek gitti.

    KIRK DÖRDÜNCÜ SALAVAT-1 ŞERİFE

    Allahım, BEŞİR ve NEZİR olan zata salât eyle.. Bu salāvat-ı şerifede geçen:

    BEŞİR.

    Sevindirici, manasınadır. Bunun için: Yüce Hakkı tevhid eden, peygamberliğini tasdik eden, getirdiklerini kabul edenlere cennet müjdesi verip sevindirir. Allah'ın rızasını onlara bildirip müjdeler. Taat, ibadet, sübhan olan Yüce Hakkın emirleri, pâk şeriatı ile amel edip hidayet yolu sünnetini yerine getirenlere bol sevap çok ecirle müjdeler.

    NEZİR.

    Lafzı ise.. çekindirici manasınadır. Yüce Hakka şirk koşanları, kendisinin nübüvvetini yalan sayanları, getirdiğini kabul etmeyenleri ebedi cehennem azabı ile korkutur. Ayrıca, iman edenlerden, emirleri terk edip yasakları yapanları azapla korkutur.

    Allahım aydınlatıcı, kandil olan zata salât eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, insanları irşad etmekte aydın bir kan-dildir. Bundan dolayı, bu isim kendisine verilmiştir ki, geniş manası daha önce anlatıldı. Yani: Resulüllah S.A. efendimizin mübarek isim-leri anlatılırken..

    YanıtlaSil
  67. 4

    KARA DAVUD

    DEVENİN ŞİKAYETİ

    551

    Allalım, deve kendisine halinden şikâyet ettiği zata salât eyle. Bezzaz Rh. burada anlatılan manaya dair rivayeti, sahih senetle Ebu Hürevre'den ra. naklen anlattı.

    şöyle olmuştur:

    Resulüllah S.A. efendimiz, bir çevrili yerden içeri girmek istedi. O duvarla çevrili yerde esirmiş bir deve vardı. Kim oradan içeri girmek istese, ona saldırıyordu. Resulüllah S.A. efendimize şöyle dediler:

    Ya Resulellah, bu deve kuduz köpek gibi olmuştur. Sakının;

    girmeyin.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz:

    Bana zarar yoktur.

    Deyip o devenin yanına gitti.

    Deve, Resulüllah S.A. efendimizi görünce, ikbal edip geldi; mü-barek huzurunda secde eyledi.

    Resulüllah S.A. efendimiz, o devenin alnından tutunca, öyle ze-Iil ve miskin oldu ki; daha önce hiç böyle olmamıştı.

    Deve, Resulüllah S.A. efendimizin huzurunda eğilip inledi ve ağ-ladı. Az yedirilip çok iş gördürüldüğünden şikâyet eyledi.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, o devenin boynunu ok-şadı; sahibine şöyle buyurdu:

    Bu deveye ettiğin işlerden ötürü, Allah'tan korkmaz mısın?. Alah-ü Taálá seni bu deveye sahip etti. Bana şikâyet etti. Aç tutup onu güç işlerde kullanıyormuşsun.

    Böylece, deve hakkında, sahibine sıkı sıkıya tenbihte bulundu;

    yaptığından ötürü, kendisine çıkıştı.

    Bir başka rivayette ise, şöyle anlatıldı:

    Resulüllah S.A. efendimiz, o devenin sahibine şöyle sordu:

    Bu deve bana şikâyet etti; sen bunu küçükten beri kullanmış-sın; şimdi ihtiyar olup bir işe yaramadığı için boğazlamak istiyormuş-sun. Ne dersin?.

    Bunun üzerine sahibi şöyle dedi:

    Evet öyledir ya Resulellah.

    Bir başka rivayette ise, şöyle anlatıldı:

    Bir seferde, devenin biri, hızla yürüyüp Resulüllah S.A. efen-dimizin huzuruna geldi; diz çöktü. Açık bir dille:

    El'aman, el'aman ya Resulellah..

    Dedi. Ashabın tümü onun başına üşüştüler.

    Tam bu sırada bir Arabi elinde kılıç, seğirterek geldi. Resulüllah

    S.A. efendimiz ona sordu:

    Ey Arabi, bu deveden ne istiyorsun?.

    Arabi şöyle dedi:

    Bu deveyi aldım ki, çalıştırıp faydalanayım. Ama bu deve be-ním emrime hiç uymadı. Şimdi, onu boğazlayıp etinden faydalanmak Estiyorum. Boğazlayacağımı hissedince kaçtı.

    YanıtlaSil
  68. 552

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Resulüllah S.A. efendimiz, deveye şöyle sordu:

    Neden sahibine asi oluyorsun?.

    Deve şöyle dedi:

    Ya Resulellah, şöyle buyurduğunu işittim:

    Bir kimse yatsı namazı kılmayıp bütün gece sabaha kadar uyursa, o kimsenin üzerine bela yağar.

    Halbuki bu kimsenin kendisi değil, kabilesinin tümü yatsı nama zını kılmaz. Onu niçin, ben bu kimseye Itaat etmem. Onun için ki, be-ni yatsı namazını kılan birine sata.. Halbuki, bu beni boğazlarnak is-tiyor. Hiç genç deve boğazlanı mı?.

    Bunun üzerine Arabi şöyle dedi:

    Ahd olsun, bundan sonra, yatsı namazını kılmadan yatmaya-

    cağım

    Deve de şöyle dedi:

    ğim. Ahdim olsun; ben de bundan sonra sahibime isyan etmeyece

    Arabi şöyle dedi:

    Kadınıma tenbih edeyim, o da yatsı namazını kılsın.

    SU. RESULÜLLAH S.A. EFENDİMİZİN PARMAKLARINDAN AKAN

    Salávat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, parmakları arasından NEMİR su kaynayan zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    NEMİR.

    Suya verilen bir isimdir ki; sinen, tez hazmettiren, semirten, tat-lı su manalarına gelir.

    Burada anlatılmak istenen mana üzerine, İmam-ı Buhari Enes'e r.a. dayanarak, şöyle dediğini anlattı:

    Bir ikindi vakti, Resulüllah S.A. efendimiz namaz kılmak iste-di. Ashab, bunun için su aradılar; ama bulamadılar. Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimize gelip:

    Abdest alacak ve içecek suyumuz yoktur, ya Resulellah.

    Dediler .

    Resulüllah S.A. efendimiz sordu:

    Azıcık olsun yok mudur?.

    Bir matara lle, abdest alacak kadar su getirip:

    - Bundan başka suyumuz yoktur.

    Dedikleri zaman, Resulüllah S.A. efendimiz, o matara içindeki su-dan abdest aldı. Sonra, mübarek ağzı ile o matara içine su koydu; duâ eyledi. Daha sonra, mübarek avucunu o mataranın ağzına koyup bastırdı. Mübarek baş parmaklarının ucundan sular akmaya başladı. Şöyle buyurdu:

    YanıtlaSil
  69. KARA DAVUD

    553

    Abdest alın, İçin, su kaşlarınızı doldurun.

    Orada bulunanların hepsi abdest aldı; içti; hayvanlarını da sula-dı. Bütün kaplarını da doldurdular.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, mübarek ellerini o ma-taranın ağzından kaldırdı. O mataranın sahibine

    - Suyunu al.

    Buyurdu. O kimse matarasını aldığı zaman, baktı ki, içindeki su-yu hiç eksilmemiş; olduğu gibi duruyordu.

    Bu suyun nereden aktığı üzerine, ulema çeşitli görüş ileri sürdü.

    Bazıları şöyle dedi:

    - Mübarek vücudundan çıkıp, parmaklarının arasından aktı.

    Muhakkikler katında, meşhur olan rivayet budur. Çünkü, o su: Cümle sulardan daha faziletlidir. Tıpkı: Zemzem suyunun Kevser su-yundan daha faziletli olduğu gibi.. Bunun sebebi: Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kalbi yarıldığı zaman, Zemzem suyu ile yıkan-masıdır. Burada çıkan su ise.. Zemzem suyundan daha faziletlidir. Çünkü: Resulüllah S.A. efendimizin mübarek vücudundan çıkmıştır.

    Bir başka rivayette ise, o matara içindeki su, Resulüllah S.A. efen dimizin mübarek elleri altından kaynayıp parmakları arasından çıka rak akmıştır.

    Kurtubi Rh. şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A efendimizin parmakları arasından suyun ak-ması, bu sudan içmeleri ve hayvanlarını sulamaları çeşitli zamanlarda ve yerlerde vukubulmuştur.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, TAHİR ve MUTAHHAR olan zata salât eyle.

    TAHIR, sıfatı ile ifade edilen mana şudur:

    Cümle denaetten, kazurattan, tüm kötü huylardan, düşük hasletlerden hissen ve manen påk..

    MUTAHHAR, sıfatının ifade ettiği kısa bir mana ise, şöyledir:

    Yüce Allah tarafından, mübarek kalbleri yarılıp temizlenmiş-tir. Bu, mübarek zatı için bir ikram olmuştur.

    Allahım, nurların nuru zata salât eyle.

    Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, bütün nurların aslıdır. Tüm

    nurlar, feyzini kendisinden alır. O mübarek varlığı halis nur olan bir şanlı peygamberdir.

    Bu mananın tafsili, Resulüllah S.A. efendimizin: Nur ismi anla-tılırken geçmiştir. (Bak: İsim 53)

    AYIN İKİYE AYRILMASI

    Allahım, ayın kendisi için, ikiye ayrıldığı zata salât eyle.

    Burada, Resulüllah S.A. efendimizin mucizesi olan bir vakaya işa-ret edilmektedir. Ki: Ayın ikiye bölünmesidir.

    Bu vakanın oluşunu, sahabe-i kiramdan şu zatlar anlatmışlardır: Hazret-i Ali b. Ebi Talib, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, Enes

    YanıtlaSil
  70. 554

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    olsun. b. Malik, Huseyfet'ül-Yeman, Cübeyr b. Mut'Im.. Allah onlardan razı

    Resulüllah S.A. efendimiz, bir gün, Harem-i Şerif'te oturuyordu Müşriklerin başları toplanıp Resulüllah S.A. efendimize şöyle dediler

    Eğer sen, Hak Peygamber isen şimdi ay bedir halindedir. Şuna parmağınla işaret et; semada ikiye ayrılsın, Her parçası bir yana düş-sün; sonra tekrar birleşsin.

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Şayet Rabbım, ayı ikiye bölerse.. siz şirki terk edip Rabbımın birliğine inanıp ıkrar eder, müslüman olur musunuz?.

    Resulüllah S.A. efendimizin bu teklifine onlar:

    - Oluruz..

    Dediler. Onlar böyle dedikten sonra, her iki taraftan da şahitler tutuldu. Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, abdest alıp Hıra da-ğına çıktı. Orada iki rikât namaz kıldı. Daha sonra, mübarek ellerini açıp o Vahid Ferd Samed Kadir Kayyum doğmayan ve doğurmayan Yüce Hakka tazarru ve niyaz eyledi. Sahabe-i Kiram dahi, Resulüllah S.A. efendimizin ettiği duâya aşağıdan:

    -Amin!.

    Dediler.

    Resulüllah S.A. efendimiz, duâsını ve niyazını tamam ettikten son-ra, mübarek şehadet parmağı ile aya işaret buyurdu.

    Resulüllah S.A. efendimizin bu işareti üzerine: Semadaki ay iki-ye bölündü. Biri, Hıra dağının üstünde durdu; diğeri de aşağıya indi. Hıra dağı, ıkisinin arasında göründü.

    Bazıları ayın iki defa bölündüğünü söylemişlerdir ki bu: Ayın kursiyeti ve fırkıyeti itibarına göredir.

    Yani: Ayın hacmi ve ayrılış durumuna göredir.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. Efendimiz, müşriklerin reislerin-

    den her birisine seslenlp:

    Ey falan, ey falan sen de şahid ol.

    Diyerek halkı şahid tuttu.

    Bir başka rivayete göre de, kâfirler şöyle dediler:

    Ayın bir parçası Kaynuka dağının ardına gitsin; bir parçası da Ebukubeys dağının ardına gitsin.

    Resulüllah S.A. efendimizin emri ile öyle oldu.

    Bir başka rivayette ise, şöyle olduğunu söylediler:

    Ay, o şekilde yarıldı ki, Hıra dağı iki parçanın arasında kaldı.

    Ancak, bu durumu gören Ebu Cehil şöyle dedi:

    - Bu, gelenek olan bir büyüdür.

    Daha sonra, halk ve Arapların reisleri biraraya geldiler. Şöyle de-diler:

    Şayet bizi büyülediyse, herkesi de büyüleyemez. Yolcularımız ve konuklarımız Şam'dan ve şarktan gelsinler. Onlar da ayın ikiye ay-rıldığına şehadet ederlerse.. şüphesiz bir mucizedir. Şayet onlar:

    YanıtlaSil
  71. KARA DAVUD

    555

    عَلَى نُورِ الأَنْوَارِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنِ انْشَقَ لَهُ العَمَرُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الطَّبِ الْمُطَّيِّبَر اللهُمَّ صَلِّ عَلَى الرَّسولِ المُقَرَبَ اللهُمَّ صَل على الفجر السَّاطِعِ اللَّهُمَّ صَلَّ عَلَى المِ الثَّاقِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الْعُرْوَةَ الْوَتَقَى اللَّهُمَّ صَل عَلَى نَذِيرًا اهْلِ الْأَرْضِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الشَّفِيع يوْمَ الْعَرْضِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى السَّاوَ النَّاسِ من الْحَوْضِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ لِوَاءِ الحمدِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الْمُمَةِ عَنْ سَاعِدِ الجيد اللهُمَّ صَلِّ عَلَى الْمُسْتَعِيلِ فِي مَرْضَاتِكَ غَايَةً الجَهْدِ : اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى النَّبِي الحَامِمِ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى الرَّسولِ الخَاتَمَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الْمُصْطَفَ القَائِمِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى رَسُولِكَ

    ală nur'il-envari. Allahümme salli alâ meninşakka lehül-kameru. Allahümme saili alet-tiyyib'il-mutayyabi. Allahüm me salli aler-resul'il-mukarrabi. Alla-hümme salli alel-fecr'is-satıi. Allahüm-me salli alen-necm'is-sakıbi. Allahüm-me salli alel-urvet'il-vüska. Allahüm-me salli alâ neziri ehl'ilarzı. Allahüm-me salli aleş-şefii yevm'el-arzı. Alla-hümme salli ales-saki linnasi minel-havzi. Allahümme salli alâ sahibi liva-il-hamdi. Allahümme salli alel-müşem-miri an said'il-ciddi. Allahümme salli alel-müsta'mili fimerdatike gayet'el-cühdi.

    45. Allahümme salli alen-nebiy-yil-hatemi. Allahümme salli aler-re-sul'il-hatemi. Allahümme salli alel-mustafal-kaimi. Allahümme salli alâ resulike

    Allahım, ayın kendisi için İkiye ayrıldığı zata salát eyle. Allahım, tayyib mutayyeb zata salát eyle. Allahım, Resul-ü Mukarreb'e salåt eyle. Allahım, fecr-1 satı' olan zata salât eyle., Allahım, necm-i sakıb zata salát eyle. Allahım, urve-1 väska zata salát eyle. Allahın, yer ehlinin neziri zata salát eyle. Allahım, arz gü-nünün şefaatçısı zata salât eyle. Allahım, insanlara havzdan içiren zata salát eyle. Allahım liva-l hamd sahibi zata salât eyle. Allahım, cidden bazudan soyunan zata salát eyle. Allahını, rızanda, tam manası ile çalışma yapan zata salát eyle.

    45. Allahım, son Nebiye salât eyle. Allahım, son Resule salât eyle. Allahın, kalm Mustafaya salât eyle. Allahım, senin Resulün Ebül-kasim'e salát eyle.

    **

    (Devamı: 561. Sayfada)

    YanıtlaSil
  72. 89

    2695. Ummadığın taş araba devirir.

    2696. Utanmayana "ayıp" denmez.

    2697. Yapacağın işin sonunu düşün.

    2698. Yavaş atın tekmesi hızlı olur.

    2699. Yaydan çıkan ok geri dönmez.

    2700. Yedin mi yandıranı? İç, söndüreni.

    2701. Yel esmeden yaprak oynamaz.

    2702. Yemez beni baş biti, yer beni sırt biti.

    2703. Yeni zenginden korkulur.

    2704. Yerin kulağı vardır.

    2705. Yılanın kuyruğuna basmadan ısırmaz (sokmaz).

    2706. Yorgan gitti, kavga bitti.

    2707. Yüz, sabanı düz.

    2708. Yüzelli, yaz belli.

    2708. Yüzme bilmeyenin deniz kenarında işi ne?

    2710. Yüzon, tarlaya kon.

    2711. Zengin arabasını dağdan aşınr, fakir düz yolda şaşırır.

    2712. Zenginin parası, fakirin çenesini yorar.

    2713. Zeytini yutmadan tulumu yanaştırma, belki çürük çıkar.

    BELÇİKA ATASÖZLERİ

    2714. Açlık ile soğuk, insanı düşmanın eline verir.

    2715. Aslan postu, ucuz değildir.

    2716. Ata, kuyruğundan binilir.

    2717. Bileği güçlü olan birini yıkar, bilimi güçlü olan herkesi yıkar.

    2718. Büyük balık yakalamak için, küçüğü gözden çıkarılır.

    2719. Cesaretini yitiren, gücünü yitirir

    2720. Çok sav, bir şey ispatlamaz.

    2721. Demir tutuşmaz.

    2722. Deney tarak gibidir, yaşam onu insana verir, ama kel olduğu zaman.

    2723. Deneyi olan köpek, boşa havlamaz.

    2724. Dereye su taşınmaz.

    2725. Doğru, kimi kez, yanlış gibi görünür.

    2726. Geç saatte kahve içen, karısını uyutmaz.

    2727. Gence sor, her şeyi bilir.

    YanıtlaSil
  73. 88

    2659. Köpeksiz köyde değneksiz gezer.

    2660. Köşetaşı köşeye yakışır.

    2661. Kul kurar, kader gülermiş.

    2662. Kurt kocadı mı, köpeklerin gülencesi olur.

    2663. Laf insana söylenir.

    2664. Lafla peynir gemisi yürümez.

    2665. Leylekler yüzonda havaya, yüzyirmide yuvaya.

    2665. Mal canın yongasıdır.

    2667. Maşa varken elini yakma.

    2668. Minareyi çalan kılıfını hazırlar.

    2669. Nasıl edersen öyle bulursun.

    2670. Natu kafa, natu mermer.

    2671. Ölme eşeğim, ölme, gengerler yetişecek.

    2672. Ölmüş eşek kurttan korkmaz.

    2673. Ölü başını tahtaya vurunca öldüğünü anlar.

    2674. Sabrın sonu selamettir.

    2675. Sağır duymazsa uydurur.

    2676. Sana en büyük düşman nefsindir.

    2677. Sana taş atana sen ekmek at.

    2678. Say beni, sayayım seni.

    2679. Seksen ile doksan arası ayı inden çıkmaz.

    2680. Sokma akıl, akıl olmaz.

    2681. Sonradan görme, dininden dönme.

    2682. Söze midemiz tok.

    2683. Su testisi su yolunda kırılır.

    2684. Suya varmadan bacakları sıvama.

    2685. Südden yanan, yourdu üfler.

    2686. Şaşkın ördek kıçından gider.

    2687. Tarlaya saban, koyuna çoban.

    2688. Tazıya tut, tavşana kaç.

    2688. Tıngıl nayla, aklı beni gayla.

    2690. Tirallı, tırallı, hepciğimiz bir halli.

    2691. Tırnağında peynir görmüş, mandira sanmas

    2692. Tuzsuz aş, kavgasız baş olmaz

    2693. Tükülr avucuma, çalayım yüzüne

    2694. Tükürme bunara, içersin suyunu

    YanıtlaSil
  74. 556

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    Bis görmedik.

    Derlerse.. büyüdür

    Sonra, Şam'dan ve şarktan yolcular ve konuklar geldiler. Hatta, bütün Arap kabilelerinden adamlar geldi. Hayretler ederek, birbirle rine şöyle dediler:

    - Ey Muhterem Harem halkı, siz de gördünüz mü?. Falan gece, falan saatta, ay semada ikiye ayrıldı.

    Daha önce de anlatıldığı gibi durumu haber verdiler.

    Kendilerine hidayet erişen çok kimse, müslüman oldu.

    Bu büyüdür.

    Diyenler için de;

    «Kayımet yaklaştı, ay ikiye ayrıldı. (54/1)

    Ayetleri ile başlayan sure nazil oldu.

    Taceddin-i Sübki Rh. şöyle anlattı:

    -Ayın ikiye ayrılması gerçekte Resul-ü Ekrem Neblyy-1 Efham efendimizin en büyük mucizesidir. Tevatürle, Kur'an-ı Kerim'le nass olarak tesbit edilmiştir.

    Buhari ve Müslim'de sahih rivayetlerle tesbit edilmiştir.

    Bunlardan başka, nice değişik yollardan rivayet edilmiştir

    Bu, Resulüllah S.A. efendimizin; risalet davasını tasdik, ilahi vah daniyeti tahkik İçindir.

    Bunlardan başka, Resulüllah S.A. efendimizin ruhaniyeti: Sema-lar Aleminde dahi geçerli olduğunu bildirir ve gösterir.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, TAYYİB, MUTAYYEB zata salát eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    TAYYİB.

    Lafzı, şer'an ve tab'an mekruh olan habislerin tümünden müber ra ve påk olduğudur. Daha açık mana ile şu demeğe gelir:

    Huyca keremli, vasfı üstün, amelleri değerli, güzel hasletlerle mübarek zatı sıfatlanmıştır. Bizzat, beğenilen haslet, keremli huy. mübarek fill, iyi amellerle meşhur ve malumdur.

    MUTAYYEB.

    Lafzı ise, şu manayadır:

    dimiz. İlahi påklik, ruhani temizlik üzere olan Resulüllah S.A. efen-

    dur: Bu anlatılan manalara göre, salavat-ı şerifenin kısa manası şu-

    Allahım, vasfı anlatıldığı gibi olan alicenap zat üzerine, güzel sevaplar, üstün ikramlarla salât eyle.

    Allahım, RESUL-Ü MUKARREB zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede:

    RESUL-Ü MUKARREB.

    YanıtlaSil
  75. KARA DAVUD

    Sıfatı şu manayadır:

    Allahım, dereceleri üstün, makamı yüce, şanı büyük ve:

    Sonra yaklaştı; derken sarktı.» (53/8) Aveti ile anlatılan sırra mazhar olan ve:

    557

    ve. İki yayın birleşimi kadar, hatta daha da yakın oldu.» (53/9) Ayet-i kerimesi ile lütuflara nail olup cemal tecellisi ile mümtaz,

    Kuluna vahyedeceği kadar vahyetti.» (53/10)

    Ayet-i kerimesinin ifade ettiği mana icabı hadsiz yoldan sübhan Allah'ın lütuflarına ermekle baş çeken, Makam-ı Mahmud ve Liva-i Hamd sancağı ile cümleden daha çok yakınlık bulan Resul-ü Muaz-zam üzerine, yüce şanına layık, üstün makamına münasip tekrimat,

    tazimat ile salat ve tahiyyet eyle.. Allahım, FECR-İ SATI olan zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    -FECR-İ SATI.

    Sıfatı, Resulüllah S.A. efendimize, nuru ile cümle yanı aydınlat-tığı için verilmiştir. Onun nuru dembedem yayılır; onunla küfür ve şirk zulmetini, izale eder. Tıpkı, tanyerinin ağarması, gecenin karan-lığını izale ettiği gibi. Resulüllah S.A. efendimiz de, küfür zulmetini izale eder ve âlemi iman nuru ile aydılantır.

    Bu duruma göre, salavat-ı şerifenin biraz şümullü manası şu olur: -Allahım, hakikat güneşinin ilk tecellisi olup insanları Hak-kın hidayetine irşad eden Muhammed'e salât eyle.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahun, NFCM-İ SAKIB zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    NECM-I SAKIB.

    Cümlesinin manası şudur: Karanlığı delen yıldız.

    Bu, Resulüllah S.A. efendimize sıfat olunca, salâvat-ı şerifenin

    manası şu olur:

    Allahım, doğru yola hidayet edip, İslâm milleti nübüvvet nu-ru ile aydınlanan, Hak yola girenleri, nuruna iktida ile maksuda ve. Allah'ın rızasına ulaştıran Resulüllah S.A. efendimiz üzerine çeşitli tazim ve tekrimle salåt eyle.

    Allahım, URVET'ÜL-VÜSKA zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    URVET'ÜL-VÜSKA.

    Tabiri, Resulüllah S.A. efendimize sıfat olmuştur. Manası şudur: Tutunacak sağlam yer.

    Anlatılan manaya göre, salāvat-ı şerifenin daha açık şerhi şudur.

    -- Allahım, kendisine tam ittiba edip tam inkıyad edenler, bu it-tiba inkıyadları sebebi ile dünya ve âhiret azabından necat bulup ik

    YanıtlaSil
  76. 558

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    umde-i kübra melce' ve meva Muhammed Mustafa hazretlerinin sa-cihan saadetine nail olmaları kesin ve gerçek olan URVE-I VUSKA nina sayeste tazim ve yüce kadrine münasip tekrim ile salat, tebell, üstün kıymetli hediye ile fazilet ihsan eyle.

    Allahım, yeryüzünün NEZİRİ zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    NEZİR.

    Lafzı, şu manayadır: Korkutucu ve çekindirici..

    Yani:

    Allahım, bütün yer ehlinin, insanların ve cinlerin korkutani. cekindireni Resulüllah S.A. efendimize iclâl ve ihsanını ziyade ederek, tebell ve salât eyle.

    Demeğe gelir. Bu mana icabı olarak; bütün yer ehlinin, yani: In-sin ve cinnin cümlesine peygamber olma, ancak, Resulüllah S.A. efen dimize mahsustur.

    Allahın, ARZ gününün şefaatçısı zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    ARZ GÜNÜ.

    Tabiri, kıyamet günü için kullanılır. Buna göre, salavat-ı şerife-nin daha şümullü manası şudur:

    Allahım, cümle yaratılmışların manevi huzurunda toplandığı, hayır, şer olarak cümle amelleri yüce katına arz olundugu günde: Ki-minin günahlarını affettirmek için; kiminin hesapsız ve azapsız yüce cennetlere girmesi için; kiminin yüce cennetlerde üstün derecelere nail olması için; kimine de kat kat ecir ve sevap verilmesi için; kimi-nin azabının hafifletilmesi için; kimini de cehennem azabından kur-tarmak çin izn-i şerifinle çeşitli şefaatle şefaate mezun olan ve şefaa-tı makbul olan Resulüllah S.A. efendimize salât eyle. İkramını artır.

    KEVSER.

    Allahım, insanlara HAVZ'dan içiren zata salât eyle.

    Bu salāvat-ı şerifenin daha açık manası şudur:

    Allahım, arasat meydanında susayan zaif ümmetlerine Kevser havzından içirecek olan Resulüllah S.A efendimize salât eyle.

    Bir rivayette şöyle anlatıldı:

    Kevser suresi nazil olduktan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz onu

    okudu. Sonra, ashaba sordu:

    Kevser nedir bilir misiniz?.

    Ashab-ı kiram şöyle dedi:

    Gerçek olarak, ancak Allah ve Resulü bilir.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:

    Kevser, cennette bir ırmaktır. Rabbım bana vaad etti. Suyu

    baldan tatlı, sütten beyazdır. İki yanları da zeberceddendir. Yakut üzerinde akar. Çevresindeki bardaklar gümüştendir; gökteki yıldızlar kadar çoktur.

    YanıtlaSil
  77. KARA DAVUD

    559

    Bütün bunlar o Havz'a gelenler içindir. Allah-ü Taalá o Havz'dan [cmeyl nasib eylesin. Emin Peygamber hürmetine.. Amin!.

    Allahım, LIVA-I HAMD sahibi zata salát eyle..

    Imam-1 Hattabl Rh. şöyle anlattı:

    Acaba LÍVA-1 HAMD nedir?.

    Diye, manasını sorup duruyordum. Ukbe b. Amir'in r.a. rivayet et-tiği hadis-i şerifi buldum. Onda şöyle anlatıyordu:

    Cennete giren zümre, herhalde, Yitce Hakka hamd ve sena eden kimselerdir. Bunlara mahsus olmak üzere bir liva ihsan olunur; cen-nete o liva ile girerler. Bunun için o livaya:

    LIVA-I HAMD.

    İsmi verilir. Böylece bilmiş oldum.

    Salávat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, cidden bazudan soyunan zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifenin daha açık manası şudur:

    Sübhani emirleri, şer'i hükümleri tebliğ etmekte Yüce Al-lah'ın hakkını (emirlerini), kulların haklarını yerine getirmekte, in-sanları Hak yola İrşad etmekte, hak dini izhar edip ona yardımla, ken-dinden cümle oyalayıcı engelleri izale edip tam manası ile ihtimam gösteren Resulüllah S.A. efendimize salât eyle Allahım.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    Bazudan soyunan.

    Tabiri, bir işe tam başlayan kimsenin kollarını sıvamasından ki-naye söylenmiştir.

    Allahım, rızanda tam manası ile çalışma yapan zata salât eyle. Bu salāvat-ı şerifenin daha açık manası şudur:

    Rıza-i şerifine muvafık amelleri yerine getirmekte; kendisine Isabet eden eza, cefa ve meşakkatlere tahammül etmekte; daha açık manası ile: Şanı yüce Ålemlerin Rabbı zata tam tazim edip ihsan de-recesinde ibadet etmekte; risaletini tebliğde; Allah'ın düşmanları ile cihadda; kâfirleri ve müşrikleri korkutmakta ve bu korkutma dolayı-sı ile kendisine müşriklerden isabet eden elem, eza, şiddetlere sabır ve tahamraülde beşer gücünün son derecesinde olan Resul-ü Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Resulüllah S.A. efendimiz üzerine cümleden fazi-letli salât ile iclâl eyle. Gayet büyük ecir ve sevaplarla değerli kıl.

    KIRK BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, son Nebiye salât eyle. Allahım, son Resule salat cyle.

    Allahım, KAİM Mustafa'ya salât eyle.

    Bu salåvat-ı şerifede geçen:

    ΚΑΙΜ.

    Lafzı, Resulüllah S.A. efendimize şu vasfı verir: Risaleti tebliğde, hükümleri talim etmekte, kelime-i imanı yüce etmekte, helâl ve ha-

    YanıtlaSil
  78. 560

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    ramı beyan etmekte, Yüce Hakka tam itaat ve ibadette, hakkı kıyam ile KAIM olmaktadır.

    Allahım, senin RESUL'ün EBULKASIM'a salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    Senin RESUL'ün.

    Tabirinden şu mana çıkar: Bütün insaniara Alemlere Rahmet na-mı ile yolladığın cümleden büyük ve ekmel olan RESUL'ün..

    EBULKASIM.

    Sıfatı ise, Resulüllah S.A. efendimizin lakabıdır:

    Kasım Babası.

    Demeğe gelir. Kasım, Resulüllah S.A. efendimizin ilk çocuğudur. Bunun için, onun adı ile künyelenmiştir.

    Bu ismi: Taksim eden, manasına almak da mümkündür. Buna gö re de, mana şöyle olur:

    Resulüllah S.A. efendimiz, Halife-i Azam Habib-i Ekrem'dir. Cüm-le llâhi fütuhatın ve rabbani feyizlerin anahtarı onun elindedir. Her-kese, hissi ve manevi nimetler, onun elinden taksim edilir. Yani: In-sanlara ganimet mallarını, zekâtları, varisler arasında olan mirasla rı, çeşitli sadakaları, üşür, haraç, nafakaları Yüce Hakkın tayini ve emri ile taksim eden odur.

    Sonra.. ilahi marifet duygularını, rabbani um cinsterini, çeşitli fen, fazilet, sübhan Hakkın ihsanlarını, ledünni ilimlerin sırlarını hak edenlere; bu hak edenlerin her birine haz ve nasiplerini, Allah'ın ki-tabında beyan edilen biçimde adil olarak taksim eder..

    dur: Üstte anlatılan manalara göre, salåvat-ı şerifenin kısa manası şu-

    Allahım, bu anlatılan vasıfların sahibi, EBÜLKASIM Resul-ü Ekrem Nebiyy-i Muhterem efendimizi türlü tazim, çeşitli ikramla teb-cil eyle.

    KIRK ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, âyetler sahibi zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifenin şerhli açık manası şudur:

    Sübhan olan Yüce Hakkın vahdaniyetine, tam kudretine, varlığı nın vücubuna ve kendi nübüvvetinin doğruluğuna delalet eden şanı büyük Kur'an, Resulüllah S.A. efendimizin en büyük mucizesidir. Bü-tün bu alåmetlerin sahibi zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    AYETLER.

    Lafzı ile, alâmetler murad edilmektedir.

    Allahım, DİLALETLER sahibi zata salât eyle.

    YanıtlaSil
  79. KARA, DAVUD

    561

    ابي القاسيم : اللهمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِب الْآيَاتِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِب الدلالات اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الإِشَارَاتِ الله صَلِّ عَلَى صَاحِب الكَرامَاتِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِ العَلَامَاتِ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ البَيِّنَاتِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِب المعجزاتِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الْخَوَارِقِ الْعَادَاتِ ... اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ سَلَمَتَ عَلَيْهِ الأَحْجَارُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ سَجَدَتْ بَيْنَ يَدَيْهِ الأَشجار اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ تَفَتَقَتَ مِنْ نُورِهِ الْأَزْمَارُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ طَابَتْ بِبَرَكَيْهِ السَّمَارُ اللَّهُم صَلِّ عَلَى مَنْ اخْضَرَتْ مِنْ بَقِيَّةِ وَضُونَهِ إِلا تَجَارُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ فَاضَتْ مِنْ نُورِهِ جَمِيعُ الأنوار

    Ebil-kasimi.

    46. Allahümme salli alâ sahib'il-ayati. Allahümme salli alâ sahib'id-di-lalati. Allahümme salli alâ sahib'il-işa rati. Allahümme salli alâ sahib'il-ke-ramati. Allahümme salli alâ sahib'il-alåmati. Allahümme salli alâ sahib'il-beyyinati. Allahümme salli alâ sahib'-il-mucizati. Allahümme salli alâ sa-hib'il-havarık'il-adati.

    47. Allahümme salli alâ men Allahümme sellemet aleyh'il-ahcaru. salli alâ men secedet beyne yedeyh'-il-eşcaru. Allahümme salli alâ men te-fettekat min nurih'il-ezharu. Allahüm-me salli alâ men tabet bibereketi-his-simaru. Allahümme salli alá men ahdarrat min bakiyyeti veduihil-escaru. Allahümme salli alâ men fadat min nurihi cerniul-envaru.

    46. Allalum, âyetler sahibi zata salât eyle. Allahım deliller sahibi zata sa-låt eyle. Allahım, işaretler sahibi zata salát eyle. Allahım, kerametler sahibi xata salát eyle. Allahım, alâmetler sahibi zata salát eyle. Allahım, beyyineler sahibi zata salāt cyle. Allahım, mucizeler sahibi zata salát eyle. Allahım, harik'ul-åde İşleria sahibi zata salát eyle.

    47. Allahım, taşların kendisine selâm verdiği zata salát eyle. Allahım, ağaç lar kendi önünde secde ettiği zata salát eyle. Allahım, nurundan çiçekler açan zata salát eyle. Allahım, bereketi ile yemişlerin tatlandığı zata salát eyle. Allahım, su zata salát eyle ki, abdestinden artık su ile ağaçlar yeşerdi. Allahım, o zata sa-låt eyle ki, bütün nurlar onun nurundan yayıldı.

    (Devamı: 575. Sayfada

    F. 36

    YanıtlaSil
  80. 87

    2824. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi öbür dünya için çalış

    2625. Iki çıkınım nerde, canım orda

    2626. Beri giden geri kalmaz.

    2827. Inleyen olur.

    2628. İnsan kandığı kuyuya kendi düşer

    2629 lasan olmayana lafını ziyan etme

    2830. İş bilenin, kılıç kuşananın.

    2631. It ite bayurur, it kuyruğuna buyurur

    2632. It ürür, kervan yürür.

    2633. lyı hava sabahtan belli olur.

    2634. İyilikten kötulük hasıl olur.

    2635. Kadının yaşı, erkeğin maaşı sorulmaz.

    26.36. Kaldır tavşanı, kalsın yatağı.

    2637. Kamber'siz duğün olmaz.

    2638. Karga mandanın arkasını kendi karnı doysun diye bitler; mandanın arkası sinlensin diye değil.

    2639. Kart öküz saman yemez.

    2640. Kaş yapayım derken göz çıkarma.

    2641. Kedi erişemediği ciğere mindar der.

    2642. Kendi gözündeki süveni görmez, âlemin gözündeki çepeli görür.

    2643. Keserde varsa da sapında da var.

    2644. Keskin sirkenin küpünedir zararı.

    2645. Kışa, yazdan hazırlanılır.

    2646. Kız evladı çürük mal.

    2647. Kız muşambadan altın.

    2648. Kızan'ın arabası kırılır, ağlar; babasının arabası kırılır, güler.

    2649. Kızanla yola çıkılmaz.

    2650. Kimsesiz dağlar, oturmuş ağlar.

    2651. Kişinin aynası, işidir.

    2652. Kokuşmuş etin olsun, Bağdat'tan sinek gelir.

    2653. Komşunun adı Meryem: Gör de öğren.

    2654. Komşunun tavuğu, komşuya kaz gelir.

    2655. Kopsu kefali - Valto çuvalı.

    2656. Korkma korkmazdan, kork utanmazdan.

    2657. Korunan göze çepel batmaz.

    2658. Köpeği yok kocatmaz.

    YanıtlaSil
  81. 86

    2588. Çingeneyi an, değneği yanına koy.

    2589. Çitsiz bağ, olur dag.

    2590. Çok bilen çok yanılır.

    2591. Davulan sesi uzaktan iyi duyulur.

    2592. Deli yapar, yakını utanır.

    2593. Demir sıcakken döğülür.

    2594. Dişi köpek kuyruğunu sallamadan erkek köpek yanına sokulmaz.

    2595. Dumansız baca, kavgasız koca olmaz.

    2596. Düğün kemiği ile köpek tavlanmaz.

    2597. Ekmek yapmaya gözü olmayan kadın, un elemekle vakit geçirir.

    2598. El gözü ile dünya görülmez.

    2599. El önünde akça, sel önünde bahça.

    2600. Erken yatan, erken evlenen aldanmaz.

    2601. Eşeğe kızıp semerden art alınmaz.

    2602. Et tırnakdan ayrılmaz.

    2603. Fakir samanlıkta yatar, padişah(lık) rüyası görür.

    2604. Fakiri öldürmektense gömleğini al.

    2605. Fakirin ölüsü, zenginin orospuluğu duyulmaz.

    2606. Garip kuşun yuvasını Allah yapar.

    2607. Geç olsun da güç olmasın.

    2608. Gemisini kurtaran kaptan.

    2609. Güler yüz, tatlı dil yılanı kovuğundan çıkarır.

    2610. Gülme komşuna, gelir başına.

    2611. Gün doğmadan neler doğar.

    2612. Gündüz külahlı, gece silahlı.

    2613. Güneş balçıkla sıvanmaz.

    2614. Güveyi toprağı kaynana toprağından alınma imiş.

    2615. Hacı Ali köle almış, başına bela almış.

    2616. Hacılık nasip olmayacak kişiyi deve doruğunda yılan sokar.

    2617. Häkimsiz, hekimsiz yerde yaşama.

    2618. Hayırlıysa beri, hayırsızsa geri.

    2619. Her ağlamanın sonu gülmektir.

    2620. Her nimetin bir külfeti vardır.

    2621. Her yokuşun bir de inişi vardır.

    2622. Herkesin vicdanını kendi vicdanınla ölçme.

    2623. Hırsla kalkan bela ile oturur.

    YanıtlaSil
  82. 2555. Ananın yüreği, babanın elleri çocukları için ağrır.

    2556. Çekirgeden korkan, ekin ekmesin.

    2557. Derin ırmak, sessiz akar.

    2558. Gençlikte çalışan, yaşlılıkta yararlanır.

    2559. Hasta bir kez ölür, tembelse her gün.

    2560. Karga gözünü karga sokmaz.

    2561. Kendi düşen ağlamaz.

    2562. Şölen verirsen, dost çoktur; yoksul düşersen, kimse yoktur.

    2563. Tuzdan daha tuzlu, baldan daha tatlı olma!

    2564. Yurduna hiyanet eden, iki gün yaşamaz.

    BATI TRAKYA TÜRK ATASÖZLERİ

    2565. Acı patlıcanı kırağı çalmaz.

    2566. Aç tavuk kendini darı ambarında görür.

    2567. Açık götü herkes parmaklar.

    2568. Ağasız eşkıya yaşamaz.

    2569. Alemin pirinci için kendi bulgurundan vaz geçme.

    2570. Ananı belleyen kadı.

    2571. Arayan bulur.

    2572. Ateş olmayan yerde duman tütmez.

    2573. Ayakkabı ile duvara çıkılmaz.

    2574. Aylak bakkal takkesini tartar.

    2575. Azarlama çok zarar verir.

    2576. Balı karıştıran parmağını yalar.

    2577. Balığa giden dönmeden tava ateşe konmaz.

    2578. Başkasının poposuyla yellenme.

    2579. Besle kargayı, oysun gözünü.

    2580. Boklu çamurluya mana bulur.

    2581. Boş duranı kul da sevmez, Tanrı da.

    2582. Cami ne kadar büyük olsa, imam yine bildiğini okur.

    2583. Can yakanın canı yanar.

    2584. Çalış kulum, ben vericiyim.

    2585. Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.

    2586. Çaresiz kalan kimse, o an Allahı hatırlar.

    2587. Çingenenin oynayacağı yerde davul patlar.

    85

    YanıtlaSil
  83. 84

    2524. Yoksul para buldu, koymağa yer bulamadı.

    2525. Yoksula veren, Mevla'ya ödünç verir.

    2526. Yoksulluğu görmeyen, devletin kadrini bilmez.

    2527. Yoksulun kalbine her kim dokuna, sinesi Allah okuna.

    2528. Yoksulun sözü, meşenin közü.

    2529. Yoksulun tavuğu, tek tek yumurtlar.

    2530. Yolda doğru gidene, kimse dokunmaz.

    2531. Yoldaş yoldaşa bakar, canını oda (ateşe) yakar.

    2532. Yolunu şaşırmak ayıp değil, ayıp olan onu yeniden bulmamaktır.

    2533. Yorganına göre ayağını uzat.

    2534. Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal.

    2535. Yukarıda yer yok, aşağıda da oturmak istemiyor.

    2536. Yumurtlamıyorsan, iyi, folunu niye içersin?

    2537. Yurtta geçirilen bir kış, yabanda geçen yüz bahardan iyidir.

    2538. Yürek yanmazsa, gözden yaş çıkmaz.

    2539. Yüz ölç, bir biç. (Bizde: Bin ölçüp bir biçmeli.)

    2540. Yüz, yüzden utanır.

    2541. Zahmetsiz bal yemek olmaz.

    2542. Zarar, zehirden acıdır.

    2543. Zemane seninle uyuşmazsa, sen zemaneye uyuş.

    2544. Zengin olan, buzlu hoşaf içer.

    2545. Zengine şekerle helva basarlar, züğürde değil ki bal, pekmez bile bulunmaz.

    2546. Zenginin keyfi olana kadar, yoksulun canı çıkar.

    2547. Zulümle abat olan, adaletle berbat olur.

    BALKAR-KABARDİN ATASÖZLERİ

    2548. Atını yitiren, kamçısı için ağlamaz.

    2549. Çokluk denetleyen, hiç bir şey yitirmez.

    2550. Karga karganın gözünü almaz.

    2551. Talihsiz insanı, deve üstünde de olsa, köpek ısırır.

    2552. Yem az olunca, beden daha çok yer.

    BAŞKIRT ATASÖZLERİ

    2553. Akıllı kimse atını, yarı akıllı karısını, aptal ise kendini över.

    2554. Akıllıya da, aptala da danış.

    YanıtlaSil
  84. غُرُوبِنَا فَافْعَلُوا ثُمَّ قَرَأَ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْس وَقَبْلَ الْغُرُوب

    حم ح م د ت ن هـ وابن خريمة حب عن جرير)

    1751- Siz şu hilali gördüğünüz gibi, Rabbiniz Azze ve Celle'yi de göreceksiniz. Onu görmekte birbirinize izdiham ver-meyeceksiniz. Güneş doğmadan ve güneş batmadan namaz kil. maya gücünüz yeterse yapın bunu. Sonra: "Fesebbih bi hamd rabbike kable tulůış şemsi ve kablel ğurûb" ayetini okudu.

    ١٧٥٢ - إِنَّكُمْ قَدْ أَصْبَحْتُمْ فِي زَمَانٍ كَثِيرٌ فُقَهَاؤُهُ قَلِيلٌ خُطَبَاؤُهُ قَلِيلٌ سُؤَالُهُ كَثِيرٌ مُعْطُوهُ الْعَمَلُ فِيهِ خَيْرٌ مِنَ الْعِلْمِ وَسَيَأْتِي عَلَيْكُمْ زَمَانٌ قَلِيلٌ فُقَهَاؤُهُ كَثِيرٌ خطَبَاؤُهُ كَثِيرٌ سُؤَالُهُ قَلِيلٌ مُعْطُوهُ الْعِلْمَ فِيهِ خَيْرٌ مِنَ الْعَمَلِ (طب عن حرام بن حكيم بن حزام عن ابيه طب وابن عساكر عن حزام بن حكيم عن عمه عبد الله بن سعد الانصاري)

    1752- (Ashabım!) Siz öyle bir zamanda geldiniz ki, fakih-leri çok, hatipleri az, isteyicileri az, verenleri çoktur. Bu zamanda amel, ilimden iyidir. Siz öyle bir zamanla karşılaşacaksınız ki, fa-kihleri az, hatipleri çok, isteyicileri çok, verenleri az olacaktır. O zamanda ilim amelden daha hayırlıdır.

    ١٧٥٣ - إِنَّكُمُ الْيَوْمَ فِي زَمَانٍ مَنْ تَرَكَ مِنْكُمْ عُشْرَ مَا أُمِرَ بِهِ هَلَكَ ثُمَّ يَأْتِي زَمَانٌ مَنْ عَمِلٍ مِنْهُمْ بِعُشْرِ مَا أُمِرَ بِهِ نَجَا" (ت طب غريب عد عن ابي هريرة)

    1753- (Ashabıml) Şimdi siz öyle bir zamandasınız ki, içi-

    nizden kim emrolunduğunun onda birini bırakırsa helak olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda yaşayanlardan her kim emrolunduğunun onda birini yaparsa kurtulacaktır.

    ١٧٥٤ - إِنَّكُمْ فِي زَمَانٍ عُلَمَاؤُهُ كَثِيرٌ خُطَبَاؤُهُ قَلِيلٌ مَنْ تَرَكَ فِيهِ عُشْرَ مَا يَعْلَمُ هَوَى وَسَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَقُلُّ عُلَمَاؤُهُ وَيَكْفُرُ خُطَبَاؤُهُ مَنْ تَمَسَّكَ فِيهِ بِعُشْرٍ مَا يَعْلَمُ نَجَا (حم عن ابي ذر)

    1754- (Ashabıml) Şimdi siz öyle bir zamandasınız ki, ô-

    438

    YanıtlaSil
  85. imleri çok, hatipleri azdır. Kim bu zamanda bildiğinin onda birini bırakırsa uçuruma düşer. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, Alimleri azalacak, hatipleri çoğalacak. O zamanda her kim bildi-ginin onda birini yaparsa kurtulacaktır.

    ١٧٥٥ - إِنَّكُمُ الْيَوْمَ عَلَى دِينِ وَإِنِّى مُكَاثِرٌ بِكُمُ الْأُمَمَ فَلَا تَمْشُوا بَعْدِي الْقَهْقَرَى (حم عن جابر)

    1755- Şüphe yok ki, siz (şimdi) bir din üzeresiniz. Diğer ümmetlere karşı sizinle iftihar ediyorum. Benden sonra sakın tek-rar geriye dönmeyin.

    ١٧٥٦ - إِنَّكُمْ شَكَوْتُمْ جَدْبَ دِيَارِكُمْ وَاسْتِيخَارَ الْمَطَرِ عَنْ إِيَّانِ زَمَانِهِ عَنْكُمْ وَقَدْ أَمَرَكُمُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِالدُّعَاءِ وَوَعَدَكُمْ أَنْ يَسْتَجِيبَ لَكُمْ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ اللَّهُمَّ أَنْتَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ الْغَنى نَحْنُ الْفُقَرَاءُ اَنْزِلْ عَلَيْنَا الْغَيْثَ وَاجْعَلْ مَا أَنْزَلْتَ لَنَا قُوَّةً وَبَلاغًا إِلَى حِينٍ (د ك ق عن عائشة)

    1756- Siz yurdunuzdaki kıtlıktan, yağmurun zamanında yağmamasından yakındınız. Oysa Allah size dua yapmanızı em-retmiştir. (Üstelik) kabul buyuracağını da vaad etmiştir. Elhamdü lillahi rabbil âlemîn" Errahmânir rahıym Mâliki yevmid dîn Lâ ilõhe illellôh Yef'alü mâ yürid Allâhümme entellâhü lâ ilâhe illâ ente Entel ğaniyyü ve nahnül fükara Enzil aleynel ğayse vec'al må enzelte lená kuvveten ve beläğan ilâ hıyn

    ١٧٥٧ - إِنَّكُمْ مَنْصُورُونَ مُصِيبُونَ وَمَفْتُوحٌ لَكُمْ فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَلْيَتَّقِ اللَّهَ وَلْيَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَلْيَنْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَلْيَصِلِ الرَّحْمَ وَمَنْ كَذَبَ عَلَى مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ " (حمت حسن صحيح ق عن ابن مسعود)

    1757- Siz zafere kavuşacaksınız, mal mülk elde edecek-siniz. Size ülkelerin fethi nasip olacaktır. İçinizden kim buna yeti-

    439

    YanıtlaSil
  86. Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    Sayfa: 33 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  87. limleri çok, hatipleri azdır. Kim bu zamanda bildiğinin onda birini bırakırsa uçuruma düşer. Insanlar üzerine bir zaman gelecek ki, Alimleri azalacak, hatipleri çoğalacak. O zamanda her kim bildi ğinin onda birini yaparsa kurtulacaktır.

    ١٧٥٥ - إِنَّكُمُ الْيَوْمَ عَلَى دِينِ وَإِلَى مُكَاثِرٌ بِكُمُ الأمم فَلا تَمْشُوا بَعْدِي القهقرى (حم عن جابر)

    1755- Şüphe yok ki, siz (şimdi) bir din üzeresiniz. Diğer Ümmetlere karşı sizinle iftihar ediyorum. Benden sonra sakın tek-rar geriye dönmeyin.

    ١٧٥٦ - إِنَّكُمْ شَكَوْتُمْ جَذب دِيارِكُمْ وَاسْتِيحَارَ الْمَطَرِ عَنْ ايَّانِ زَمَانِهِ عَنْكُمْ وَقَدْ أَمَرَكُمُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِالدُّعَاءِ وَوَعَدَكُمْ أَنْ يَسْتَجِيبَ لَكُمْ الْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحيم مالك يوم الدين لا اله الا اللهُ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ اللَّهُمَّ انْتَ اللهُ لا إله إلا انْتَ الْغَى نَحْنُ الْفُقَرَاء اَنْزِلْ عَلَيْنَا الْغَيْثَ وَاجْعَلْ مَا انْزَلْتَ لَنَا قُوَّةً وَبَلاغَا إلى حِينٍ (د ك ق عن عائشة)

    1756- Siz yurdunuzdaki kıtlıktan, yağmurun zamanında yağmamasından yakındınız. Oysa Allah size dua yapmanızı em-retmiştir. (Üstelik) kabul buyuracağını da vaad etmiştir. Elhamdü lillahi rabbil âlemîn Errahmanir rahıym Maliki yevmid dîn Lå ilahe illellah Yef'alü må yürid Allâhümme entellahü lå ilahe illa ente Entel ğaniyyü ve nahnül fükara Enzil aleynel ğayse vec'al mâ enzelte lenâ kuvveten ve beläğan ila hıyn

    ١٧٥٧ - إِنَّكُمْ مَنْصُورُونَ مُصِيبُونَ وَمَفْتُوحٌ لَكُمْ فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَلْيَتَّقِ اللهَ وَلْيَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلْينْه عَنِ الْمُنكَرِ وَلْيَصِلُ الرَّحْمَ وَمَنْ كَذَبَ عَلَى مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ " (حمت حسن صحيح قي عن ابن مسعود)

    1757- Siz zafere kavuşacaksınız, mal mülk elde edecek-siniz. Size ülkelerin fethi nasip olacaktır. İçinizden kim buna yeti-

    439

    YanıtlaSil
  88. 562

    1754- (Ashabım)) Şimdi

    438

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    Bu salavat-i şerifede geçen:

    DILALETLER.

    Tabiri ile. Resulüllah S.A. efendimizin: cümle halkı emir, yasak ve mucizeleri ile doğru yola delalet ettiğine işaret edilmektedir.

    ger ede

    de

    Allahım, İŞARETLER sahibi zata salât eyle.

    Burada anlatılan:

    İŞARETLER.

    Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimizin anlattığı işaret yollu ma-nalara delålet vardır. Şöyleki:

    Resulfillah SA. efendimizin anlattığı manalar dışında, nice llâhi sırlara işaret vardır. Resulüllah S.A. efendimizin o işaretlerini, ancak kámil ve mükemmel olan muhakkik zatlar idrak edip anlarlar.

    Bu salavat-i şerifede şöyle denmektedir:

    Allahım, anlatılan sırları remz ve işaretle anlatan Resul-ü Mu-faddal, Nebly-i Mübeccel'e salât eyle.

    Allahım, KERAMETLER sahibi zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    KERAMETLER.

    Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimize Yüce Hakkın ikramları an-latılmaktadır. Şöyleki:

    Peygamberlikten önce, Resulüllah S.A. efendimizden, çeşitli hari-ka haller zuhur etmiştir. Bu zuhur eden hallerin adına:

    -Irhasat.

    Derler. Böyle olunca, bu salavat-ı şerifede geçen:

    Kerametler.

    Tabirini, IRHASATLAR, manasına almak gerekir. O zaman salavat-ı şerifenin manası şu olur:

    Allahım, irhasatlar sahibi zata salât eyle.

    Bunu bir başka manada almak da mümkündür. Meselâ:

    Resulüllah S.A. efendimize tam manası ile tabi olduktan sonra; sözde, işte, hallerde ve sırlarda Resulüllah S.A. efendimize tam muti ve münkad olan ümmetine türlü kerametler ikram olunacaktır. Bu ikramlar da, Resulüllah S.A. efendimiz hürmetine olduğu için, ken-disine:

    Kerametler sahibi.

    Denildi.

    Allahım, alámetler sahibi zata salât eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif etmeden ev-O cüm-vel, peygamberliğine delalet eden alåmetirin sahibi olmuştur. O leden olarak: Kisra'nın köşkünün şerefeleri yıkılmıştır. Mecusilerin ateşleri sönmüştür. Sava gölü mahvolup kurumuştur. Putlar düşüp kırılmıştır. Bütün dünya sultanlarının köşkleri sernigün olmuştur; dilleri tutulmuştur. Bunlara benzeyen nice alâmetler vardır ki, Resu-Jüllah S.A. efendimizin NUR İsmi anlatılırken geçmiştir. (53. isim.)

    YanıtlaSil
  89. KARA DAVUD

    563 Resulüllah S.A. efendimiz, bu dünyaya teşrif ettikten sonra dahi, gerek mübarek vücutlarında; gerekse Alemde nübüvvetine delalet eden nice alametlerin sahibi olmuştur.

    Allahım, BURHAN sahibi zata salât eyle. (1)

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    BURHAN.

    Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine delalet eden deliller, bürhanlar, hüccetler, açık ayetler murad edilmektedir.

    Allahım, mucizeler sahibi zata salât eyle.

    Resulüllah S.A. efendimizin, Kur'an-ı Kerim'den başka üç bin ka-dar mucizesi, siyer kitaplarında beyan edilmiştir. Mesela: Güneşin durması, az yemekle çokça 'cemaatın doyması, ölüleri diriltmesi ve

    daha başka mucizeleri gibi..

    Allahım, HARİK'UL-ADE İşlerin sahibi zata salât eyle.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    HARİK'UL-ADE..

    Tabiri şu manayadır: Halkın, benzerini yapmaktan yana aciz ol-

    duğu iş.

    Burada anlatılmak istenen Harika işler, bir peygamberde, pey-gamberliğinden önce zuhur ederse, onun adına:

    İrhasat.

    Tabiri kullanılır. Peygamberlikten sonra, peygamberlik davasını isbat için kendisinden zuhur eden harika işlere:

    Mucize.

    Tabiri kullanılır. Her iki hal de peygamberlere mahsustur.

    Resulüllah S.A. efendimizin, dünyaya teşrif ettikten itibaren; taa nübüvvetle şerefyab oluncaya olun kadar; kendisinden zuhur eden irhasa-tın haddi hesabı yoktur. Onlardan bir tanesi şöyle olmuştur:

    AMA KADININ GÖZLERİNİN AÇILMASI

    Beni Said kabilesinden Halime Hatun, Resulüllah S.A. efendimlai emzirmek için alıp kabilesine götürdü. Orada birçok irhasatlar zuhur etti. Bunlardan başka, Halime'nin civarında Ümm-ü Habibe adında bir hatun vardı. Bu kadın, anadan doğma gözsüzdü. Ne gözünün çu-kuru vardı, ne kapakları, ne de içinde gözü vardı. Yüzü gibi bir parça etti.

    Halime, Resulüllah S.A. efendimizi alıp evine geldiği zaman, o ka-dının evine, Halime'nin evinden misk ve anberden daha güzel bir ko-ku doldu. O kokuları alınca, kendi kendine:

    Bunlar fakirdir. Geçinmeğe takatları olmadığı halde, bu ıtır ları nereden buldular?. Benim evim bile, o kokularla doldu.

    (1) Bu cümledeki BÜRHAN lafa, şerhteki şeklidir. Metinde BEYYİNELER lafn ile geçer.

    YanıtlaSil
  90. 564

    DELAIL-1 HAYRAT SERHİ

    Dedikten sonra, sabredemedi; Halime'ye şöyle sordu:

    dun?. Ya Halime, sen fakir bir kadınsın. Bu ıtır kokuyu nereden bul-

    Halime, şöyle dedi:

    Mükerreme'den. Abdülmuttalib'in oğlu Abdüllah'ın Medine'deki ye-- Benim evimde, ıtır koku yoktur. Ama, emzirmek için, Mekke-1 timi veled-i ekrem ve sabiyy-i mükerremini aldım. Bu koku, onun pak, temiz vücudunun kokusudur.

    Halime'nin bu sözü üzerine, sabredemedi; hemen Halime'nin evi-ne geldi; şöyle dedi:

    O påk masumu ellme ver; bir defa koklayayım.

    Halime şöyle dedi:

    Yoldan yeni geldik. Beşiğe koydum; uyuyor. Yorgundur, biraz dur. Uyandığı zaman vereyim.

    Aman Halime, sabır gücüm yoktur. Beni beşiğin yanına götür. O masumu incitmem. Hemen başımı beşiğin üzerindeki ağaca dayar, uzaktan o mükerrem vücudu koklarım.

    Bunun üzerine, Halime o kadını getirip başını beşiğin ağacına da-yadı. O mübarek kokuyu koklarken, Habib-i Ekrem ve Mahbub-u Mü-kerrem Resulüllah S.A. efendimiz Hazretleri mübarek gözlerini açtı. Kendisini, aşk, mahabbet ve tazimle koklayan kadına baktı; gözleri-nin olmadığını gördü. Ona acıdı. Sarıldığı şeyin içinden ellerini çekip çıkardı; o kadının göz yerlerine ellerini bastırdı. Kadir Kayyum Vahid ebed! Allah'tan gözlerinin ihsanı için şefaat diledi. Yüce Hak, o saat-te, mübarek ellerinin altında gözler ihsan etti. İçinden göz, üstünde kapak, kirpikler vücuda geldi.

    Resulüllah S.A. efendimizin, buna benzer irhasatının haddi hesa-bı yoktur.

    Resulüllah S.A. efendimiz, peygamber olduktan sonra da; zuhur eden mucizelerinin haddi hesabı yoktur.

    *

    KIRK YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, taşların kendisine selâm verdiği zata salât eyle.

    Bu manada gelen rivayeti İmam-ı Tirmizî, Daremi, Hâkim Hz. All'den rivayet ettiler; Allah ondan razı olsun.

    Hazret-i Ali r.a. şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimizle Mekke'de yürüyordum. Mekke'den çıktık; bazı nahiyelerine gittik. Böyle giderken, rasladığımız her taş ve ağaç:

    Salât ve selâm sana ey Allah'ın Resulü.

    Dlyordu.

    YanıtlaSil
  91. KARA DAVUD

    SELAM VERİP ITAAT EDEN TAŞLAR

    565

    Sshish-i Müslim'de Cabir b Semüre'den ra. rivayet edildiğine gö-Resulallah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur:

    Ben Mekke'de bir taş biliyorum. O taş, nübüvvetten evvel ba-na selâm verdi. O taşı şimdi yine bilirim.

    Baat vlema dedi ki:

    -Otas, Hacer-i Esved taşıdır.

    Bamları da, başka bir taş olduğunu söylediler; ki o taş, hala bi-Anmektedir

    Bir başka rivayeti de, Beyhaki Delåil'inde, Ebu Ya'lå sened-i ha-san usulünde Üsame'den r.a. rivayet ettiler. Allah onlara rahmet ey-

    Jesin.

    Üsame şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimizle bir sahrada idik. Bana şöyle dedi:

    Hele bir bak, kaza-i hacet edecek boş bir yer var mıdır?

    Gidip araştırdım. Gördüm ki: O sahrada sahabe dağınık halde konmuşlar. Bulunduğumuz vadiyi tümden doldurmuşlar. Hiç bir boş yer yok. Geldim, Resulüllah S.A. efendimize:

    Boş yer yoktur.

    Diyerek, durumu anlattım. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle bu-

    yurdu:

    Hurma ağacı, taşlar da yok mudur?.

    Birbirine yakın hurma ağacı ve taşlar vardır.

    Deyince, Resulüllah S.A. efendimiz barnaş öyle buyurdu:

    Ya Üsame, git o ağaçlara de ki, Resulüllah'ın S.A. size emri: Birbirinize yaklaşın, sıklaşın; ardınıza gelip kaza-i hacet edecek. O

    taşlara da söyle, gelip ağaçların ardında sütre ve perde olsunlar. Bunun üzerine gidip Resulüllah S.A. efendimizin yüce emirlerini onlara tebliğ eyledim. Geldim, Resulüllah'a S.A. şöyle dedim:

    Seni Hak Peygamber olarak gönderen şanı büyük Allah'a ye: min ederim. O saat, ağaçlar yerlerinden çıkıp birbirlerine yakın gele-rek bitiştiler. O taşlar yerlerinden çıkıp üst üste duvar gibi yığıldılar. Resulüllah S.A. efendimiz, o ağaçların altına gelip kaza-i hacet et-

    ti; yerine döndü. Bana tekrar şu emri verdi: Git, o ağaçlara ve taşlara söyle de; Ayrılıp her biri yine evvel-ki yerine gitsin.

    Varlığımı kudreti ile tutan Yüce Allah adına and içerım ki, Re-sulüllah S.A. efendimizin emrini ónlara ulaştırdığım zaman, her biri önceki yerine çıkıp gitti. Hiç yerlerinden çıkmamış gibi oldular.

    EMRE ITAAT EDEN AĞAÇLAR

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    eyle. Allahım, ağaçlar kendisinin önünde secde ettiği: zata salât

    Kazi Iyaz Şifa'sında, İbn-i Cevzi Vefa'sında bu manaya dair riva-yeti anlattılar. Allah onlara rahmet eylesin. Şöyle oldu:

    YanıtlaSil
  92. 83

    2490. Yalnız adam, kanatsız kuşa benzer, uçamaz.

    2491. Yalnız elden ses çıkmaz.

    2492. Yaman günler yahşı kötü adam iyi olmaz.) bolar, yaman adam yahşı bolmaz. (Kötü günler iyi olur,

    2493. Yaman günün ömrü az olur.

    2494. Yanan yerden tütsü (duman) çıkar.

    2495. Yarar, zararın kardaşıdır.

    2496. Yarı gör, kendin konuş, ev yıkar yalan haber.

    2497. Yarısı ciddi söylenmiş şakadan kaçın.

    2498. Yas sahibi sustu, yasa gelen susmadı.

    2499. Yaşa, yaşa, gör temaşa.

    2500. Yatan iti, ayağa kaldırma.

    2501. Yatan yılanın kuyruğuna basma.

    2502. Yatma tilki gölgesinde, koy yesin aslan seni.

    2503. Yazın gölge hoş, kışın ambar boş.

    2504. Yel, kayadan ne götürür?

    2505. Yer, kulaklı olur.

    2506. Yerde kaldı bir tane, onda da var işi mollanın.

    2507. Yetime can can deyen çok olur, çörek veren az.

    2508. Yılan kabuğunu değiştirir, haysiyetini değiştirmez.

    2509. Yılan vurmuş, alaçatıdan (renkli ipten) korkar.

    2510. Yılan yarpuzdan (bir çeşit kokulu ot) nefret eder, o da burnunda biter. (Bu atasözünü, Kerkük Türkmenleri de söyler.)

    2511. Yılanın akına da lanet, karasına da.

    2512. Yiğidi yiğide ver, rızkını Mevla verir.

    2513. Yiğidin malı meydandadır.

    2514. Yiğidin yiğitten bir ihtiyatı artıktır.

    2515. Yiğit odur, attan düşe atlana; yiğit odur, her yaraya katlana.

    2516. Yiğit ölür, adı kalır; alçağın neyi kalır?

    2517. Yiğit yarasına, yiğit katlanır.

    2518. Yiğit, yiğide at bağışlar.

    2519. Yiğit, yüzüne tükürmez, leşine tükürür.

    2520. Yiğitlik dokuzdur, sekizi kaçmaktır, biri hiç görünmemek.

    2521. Yiten bıçağın sapı, altın değerinde olur.

    2522. Yiyesin kaz etini, göresin lezzetini.

    2523. Yok evi, verem evi; var evi, kerem evi.

    YanıtlaSil
  93. 82

    2456. Urgan ne gider uzun olsa, yine ağaç halkadan geçer.

    2457. Uşağa (çocuğa) buyur, ardınca koş.

    2458. Uşak (çocuk), gördüğünü götürür.

    2459. Uşak (çocuk) yakıla yakıla büyür.

    2460. Utan utanmazdan, kork korkmazdan.

    2461. Utanmazın vicdanı, vicdansızın utanması yoktur.

    2462. Uzun sözün kısası.

    2463. Üre üre it oldu.

    2464. Ürümesini bilmeyen it, kovuna kurt getirir.

    2465. Üstadına eğri bakanın gözlerine kan damlar.

    2466. Üstü bezek, içi tezek.

    2467. Üstü biberlisini alacak.

    2468. Üşenenin oğlu, kızı olmamış.

    2469. Üzüme bakma, yüzüme bak.

    2470. Üzümünü ye de bağını sorma.

    2471. Vakıtsız konuk, öz kesesinden yer.

    2472. Vaktında görünmeyen iş, natamam kalır.

    2473. Var, adama oyun öğretir.

    2474. Varlığa ne darlık.

    2475. Vatana geldim, imana geldim.

    2476. Verdiğin her şey, senin yanına kalır.

    2477. Verenden al, vurandan kaç.

    2478. Vicdanı olmayanın, imanı da olmaz.

    2479. Ya lele (lala) şeliyi (bir demet çırpı), ya sele leliyi basar.

    2480. Yağıştan çıktık, yağmura düştük.

    2481. Yağlı elin varsa, öz başına sürt.

    2482. Yahşı ölse, bārı öler, yaman ölse, biri öler. (İyi ölse, hepsi ölür; kötü ölse, biri ölür.)

    2483. Yahşılık yahşılık getirir, yamanlık neye kerektir? (İyilik İyilik getirir, kötülük neye gerektir?)

    minnet.) 2484. Yahşının gepi cennet, yamanın gepi minner. (Ivinin sözü cennet, kötünün sözlü

    2485 Yahşıya yapış, yamandan uzaş. (İyi ile arkadaş ol, kötüden uzaklaş.)

    2486. Yalan, yüz kızartır.

    2487. Yalancının evi yandı, hiç kimse inanmadı.

    2488. Yalancının şahidi yanında olur.

    2489. Yalancıyı evine kadar kovalamalı.

    YanıtlaSil
  94. M21. Tartışmada öfkeye kapılma: gücünden bir bölümünü yitirir, düşmana sil teslim olursun.

    2422 Taş düştüğü yerde ağır olur.

    2421. Taş ol da baş yar.

    MM. Taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur.

    2425. Tath de (söyle), tatlh ye.

    2426. Tath dil, yılanı yuvasından çıkarır.

    2427. Tatsız çorbaya tuz kâr etmez.

    2428. Tavuk, yumurtasına göre kakıldar (gıdaklar).

    2429. Taze bardak, suyu soğuk saklar.

    2430 Tecrübeli şeytan, tecrübesiz melekten yeğdir.

    2431. Tek elden ses çıkmaz

    2432. Tembel diyor: Ver yiyim, ört yatım, gözle canım çıkmasın.

    2433. Tembele bir şey buyur, o sana akıl öğretir.

    2434. Terziye "göç" dediler, iğnesini sapladı yakasına.

    2435. Tez giden, tez yorulur.

    2436. Tırnağı etinden ayırmak olmaz.

    2437. Tilki tilkiliğini tanıtlayınca, derisini boğazından çıkartırlar.

    2438. Tilki tilkiye buyurur, tilki kuyruğuna.

    2439. Tok at, özüne kamçı vurdurmaz.

    2440. Tok it, aç beyden iyidir.

    2441. Tokatla yüz kızartır.

    2442. Tokun açtan haberi olmaz.

    2443. Toprak diyor. Öldür beni, dirilteyim seni.

    2444. Tosbağa çanağından çıkıp, çanağını beğenmiyor.

    2445. Toya (düğüne) gider zurna, hamama gider kurna beğenmez.

    2446. Tövbe kapıları, her zaman açıktır.

    2447. Tuttuğun işi, yarım koyma.

    2448. Ucuz etin çorbası olmaz.

    2449. Ucuzlukta alanı görme, pahalılıkta satanı.

    2450. Uğur uğurdan, uğur kademden.

    2451. Ulular ile urgan çekişme!

    2452. Ulular öğüdünü tutmayan, uluyakalır.

    2453. Umulan yerden küserler.

    2454. Umutla geçinen, açlıkla ölür.

    2455. Un uçmaz, kepek kaçmaz.

    YanıtlaSil
  95. 81

    1421. Tartışmada öfkeye kapılma: gücünden bir bölümünü yitirir, düşmana silâhsız teslim olursun..

    2422. Taş düştüğü yerde ağır olur.

    1423. Tay of da baş yar.

    1434. Taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur.

    1425. Tatlı de (söyle), tatlı ye.

    1436. Tatlı dil, yılanı yuvasından çıkarır.

    1427. Tatsız çorbaya tuz kâr etmez.

    YanıtlaSil
  96. 80

    2385. Silah, insana yığitlik vermez.

    2386. Sinek murdar değil, gönül bulandırır.

    2387. Sirke keskin olsa, öz kabını çatlatır.

    2388. Soğan yememişsen, için niye kayıyor?

    2389. Son (sonraki) pişmanlık fayda vermez..

    2390. Soylu al, çirkin olsun, soysuz güzel alma.

    2391. Soysuzu başa çekersen, sürüşür, ayağa düşer.

    2392. Soysuzu kamçı düzeltmez.

    2393. Söyleyip de yapan insan, söylemeden yapan aslan, ne söyleyip ne yapan eşcktür

    2394. Söz deyen azdır, söz çeyneyen çoh (çok).

    2395. Söz, kılınçtan keskindir.

    2396. Söz sözü götürür, arşın bezi.

    2397. Sözü ağzında bişir (pişir), sonra çıhar (çıkar).

    2398. Su akan arktan, bir daha akar.

    2399. Su akar, çukurunu bulur.

    2400. Su bardağı, suda kırılır.

    2401. Su, başından kesilir.

    2402. Su, bir yerde çok kalsa, koku verir.

    2403. Su gider, taş kalır; el gider, kardaş kalır.

    2404. Su görende susayor, at görende csneyor.

    2405. Su kabı su yolunda sınar (kırılır).

    2406. Su testisi, taşa değerse, kırılır, taş testiye değerse yine testi kırılır.

    2407. Suya aparıp susuz getirir.

    2408. Suyun ağır akanı, adamın yere bakanı.

    2409. Suyuna pilav haşlanmaz. (Ipiyle kuyuya inilmez.)

    2410. Sürüyü yitirip bir buzağıyı arar.

    2411. Süt gölünde yüzüyor.

    2412. Şahın da çingeneye işi düşer.

    2413. Şartı tarlada keselim, harmanda yabalaşmayalım.

    2414. Şeytandan çok bilen yoktur, länet halkası boğazına geçer.

    2415. Şirin dil, yılanı deliğinden çıkartır.

    2416. Şuurlu oğula ata (baba) malı ne lazım?

    2417. Tanrı, kulunun rızkını verir.

    2418. Tanrı, kulunun yardımcısıdır.

    2419. Tarla çayırda, bağ bayırda.

    2420. Tarlada izı olmayanın, harmanda yüzü olmaz.

    YanıtlaSil
  97. 566

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Bir Arabi geldi, Resulüllah S.A. efendimizden; peygamberliğine ve risaletine delalet eden bir mucize taleb etti.

    O Arabi'nin bu talebi üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, söyle

    buyurdu:

    Şu ağaca git; de ki:

    Resulüllah S.A. seni davet ediyor.

    O Arabi gitti; Resulüllah S.A. efendimizin davetini tebliğ etti. O saatte o ağaç, önüne, ardına, sağına, soluna vatarak bütün köklerini Köklerini sürükleyerek, Resulüllah S.A. efendimizin yerden kopardı. huzuruna geldi:

    Salåt ve selâm sana ya Resulellah.

    Diyerek önünde secde eyledi.

    O Arabi, şöyle dedi:

    Emreyle, yine yerine gitsin ya Resulellah.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu hususta emir verdi. O ağaç da geri gitti; öne, arkaya, sağa sola yattı. Bütün köklerini yerine perkitti. Hiç yerinden çıkmamış gibi oldu.

    Bundan başka bir rivayeti, İmam-ı Müslim Cabir'den r.a. anlattı.

    Bu rivayeti, Cabir r.a. şöyle anlatmıştı:

    - Bir gazada, Resulüllah S.A. efendimiz kaza-i hacet için gitti, Kendisini setredecek bir şey olmadığını gördü. Etrafa bakınca, o va-dinin kenarında birbirinden uzakta iki ağaç gördü.

    Resulüllah S.A. efendimiz, ağaçların yanına vardı. Birinin dalı-na yapışıp şöyle dedi:

    - Ey ağaç, Allah'ın izni ile bana itaat et; şu ağacın yanına gel bitiş.

    Daha sonra, öbür ağacın yanına gitti; dalına yapıştı ve şöyle dedi:

    Ey ağaç, Allah'ın izni ile bana itaat et; şu ağacın yanına gel

    bitiş.

    Bunun üzerine, o iki ağaç da yerlerinden koptular. Yürüyerek, ikisi bir yere gelip durdular.

    Resulüllah S.A. efendimiz, onların ardında kaza-i hacet ettikten sonra, şöyle buyurdu:

    Birbirinizden ayrılın, yerlerinize gidin.

    O ağaçlar, bu emir üzerine birbirlerinden ayrıldılar. Önceki gibi yerlerine yerleştiler. Hiç kımıldamamış gibi oldular.

    Şeyhzade, Kaside-1 Bürdenin:

    Davetine ağaçlar geldi.

    Manasındaki beytini şerh ederken Hazret-i Ömer'in r.a. şöyle an lattığını yazdı:

    Resul-ü Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimiz Hacun, dedikleri yerde küffarın ezasından ve tekziplerinden mahzun durdu. Bu halet içinde otururken, nimeti her şeye şamil kend ilah olmayan Yüce Hakka tazarru ve niyaz edip şöyle yalvardı: amil kendisinden başka

    YanıtlaSil
  98. ne le

    KARA DAVUD

    567

    Ya Allah, sen benim nübüvvetime ve risaletime delâlet eden bir büyük âyet göster. Böylece, ben o âyetten sonra, beni tekzip etme-Jerine aldırış etmeyeyim; mahzun olmayayım.

    Tam bu sırada, Medine ehli akabesi tarafından bir ağaç:

    Ya Resulellah.

    Diye nida eyledi. Yerleri yararak, Resulüllah S.A. efendimizin hu-yararak geri gidip yerine durdu. selâm verdi. Sonra, yine yeri

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Bu mucize ve âyetten sonra, müşrikler beni tekzib ederse al-dırmam ve mahzun olmam.

    Yine Şeyhzade bu beytin şerhinde şöyle yazar:

    Rivayet olunduğuna göre, bir gün Kureyş'in ileri gelenleri, müşriklerin başları, Mekke-i Mükerreme Hâkimi Ebu Talib'in huzuru-na geldiler. Toplu halde şöyle dediler:

    Ey Arab'ın ulusu ve Haşimoğullarının efendisi, biz senin kar-deşin oğlu ile türlü mihnete müptelâ olduk. Bizim babalarımızı ve dedelerimizi zemmeder; onlara atar. Sana geldik; bize merhamet eyle. Onu çağır, geldiği zaman, ona tazim ve tebcil etme. Kendisinden, pey-gamberliğinin doğruluğuna dair mucize ve âyet taleb edelim. Eğer ta-leb ettiğimiz şekilde gösterebilirse.. peygamberliğini tasdik edip dini-ni kabul ederek iman getirelim; eğer getirmezse.. ona engel ol; bize atmasın.

    Ebu Talib, onların bu ricasını kabul etti. Resulüllah S.A. efendi-mizi davet etti.

    Resulüllah S.A. efendimiz saadet ve şerefle yümün ve ikbal ile teşrif buyurdukları zaman, cümle âlemleri ketm-i ademden vücuda getiren Vahid Ferd Samed olan şanı büyük Allah; onlar ihanet ve tah-kir niyetinde iken tabiatlarını değiştirdi; nübüvvet mehabetini onla-ra ilka etti. Resulüllah S.A. efendimizi gördükleri zaman, hiç eğlenme-den kıyam, tazim ve tekrim ettiler.

    Resulüllah S.A. efendimiz gelip yüce makamına oturduğu zaman, Ebu Cehil lain şöyle dedi:

    Ya Muhammed, biz isteriz ki, nübüvvetinin doğruluğuna dair bir mucize gösteresin. Onu gördüğümüz zaman, nübüvvetinin doğru-luğunu müşahede ederek inanır tasdik ederiz.

    du: Onların bu talebine karşı, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyur-

    Ne istiyorsanız söyleyin, kendisinden başka ilah olmayan nime-ti her şeye şamil şanı büyük Rabbımdan niyaz edeyim ihsan buyur-sun.

    Ebu Cehil'in karşısında bir kaya parçası duruyordu; şöyle dedi: - Bu tas yarılsın, içinden bir ağaç çıksın, büyüyüp yapraklar ve meyveler versın; senin peygamberliğini de doğrulasın.

    Bu işin nusulü için, Resulüllah S.A. efendimiz, celâl ve ikram sa-hibi Yüce Allah'a niyaz etti.

    YanıtlaSil
  99. 468

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Yer yüzü, Kendisine feth olunduğu ve Kurban edilmek üzre yüz deveyi yola çıkardığı halde (235), Peygamberimizin Veda Haccinda bindiği KasvA'nın üzerindeki semer, dört dirhem bile etmeyen, kadife eskisinden yapılmış küçük bir semerdl. (236)

    Peygamberimiz, nåda (237). Tesbih ve Tekbirde bulunduktan sonra (238) «Allah'ım! Bunu, bana, içinde riya ve süm'a (Gösteriş ve şöhret) bulunmayan, mebrür ve makbul bir Hace kıll diyerek düa etmişti. (239)

    Peygamberimiz, çıplak merkebe binmekten ve terkisine, her han-gi bir kimseyi bindirmekten de, onurlanmazdı. (240)

    Nitekim, bir gün, Kuba köyüne giderken, çıplak, eğersiz bir mer-kebe binmişti.

    Eshâb-ı Suffa fukarasından Ebû Hüreyre de, yanında idi.

    Peygamberimiz «Ey Ebû Hüreyre! Seni, terkime bindireyim mi?» diye sordu.

    Ebû Hüreyre «Yâ Resûlallah! Sen, nasıl istersen?» dedi.

    Peygamberimiz «Haydi bin!» buyurdu.

    Ebû Hüreyre, binmek için sıçradı. Fakat, binemedi. Peygamberi-mize yapışınca, ikisi birden yere düştüler.

    Peygamberimiz, tekrar merkebe bindi.

    «Ey Ebû Hüreyre! Seni de, terkime bindireyim mi?» diye sordu.

    Ebû Hüreyre «Yâ Resûlallah! Sen, nasıl istersen!>> dedi.

    Peygamberimiz «Haydi bin!» buyurdu.

    Ebû Hüreyre, yine binemedi. Peygamberimize yapışınca, ikisi bir-den yere düştüler.

    Peygamberimiz, tekrar «Ey Ebû Hüreyre! Seni, terkime bindire-yim mi? diye sordu.

    (235) Kadı Iyaz Şifa c. 1, s. 99

    (235) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 177, Tirmizi Şemail s. 55, İbn-i Mace Sü-nen c. 2, s. 965

    (237) Buhari Sahih c. 2, s. 147

    (238) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 175, Buhari Sahih c. 2, s. 147

    (239) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 177, Tirmizi nen c. 2, s. 965 Şemail s. 55, İbn-i Mace Sü-

    (240) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 370

    YanıtlaSil
  100. AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    460 Ebû Hüreyre «Hayır! Seni, hak Din ve Kitabla Peygamber gönde ren Allah'a yemin ederim ki, artık, ben, Seni üçüncü kez yere düşür-meyeceğim!» dedi. (241)

    Adiy b. Hatim der ki «Peygamber Aleyhisselâmın yanında akraba

    kadın ve çocuklarının bulunduğunu gördüğüm zaman, anladım ki: Onda, ne Kisra'nın, ne de, Kayser'in saltanatı vardır! Resûlullah, benimle birlikte evine giderken, zaif ve yaşlı bir kadı-

    na rastladı.

    Kadının yanında da, küçük bir çocuk bulunuyordu.

    Kadın, Resûlullah'ın durmasını istedi.

    O da, durdu.

    (Bizim, Senden bir dileğimiz var?) dediler.

    Resûlullah, onların işini uzun uzun konuştu.

    Kendilerile birlikte gidip işlerini gördükten sonra geldi.

    İçimden, kendi kendime (Vallâhi, bu zat, Hükümdar değildir!) dedim.» (242)

    Peygamberimiz, hastaları yoklar, cenazelerde bulunurdu. (243)

    Peygamberimiz, kalın, kaba elbise giyerdi. (244)

    Peygamberimiz, elbisesini yamar, ayakkabısının söküklerini diker-di. (245)

    Peygamberimiz, Kendi hizmetini, Kendisi görürdü. (246)

    (241) Muhibüttaberi'den naklen Kastalánt Mevahibülledünniye c. 1, в. 384-385

    (242) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 378, Taberî Tarih c. 3, s. 149-150, İbn-i Estr Kâmil c. 2, s. 286, İbn-i Kayyım Zadülmaad c. 2, s. 228, Ebülfidâ Sire c. 4, s. 125-127, İbn-i Seyyid -Uyûnüleser c. 2, s. 238, İbn-i Hacer İsûbe c. 2, s. 468

    (243) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 371, Tirmizi Şemail s. 55

    (244) Ebülferec İbnülcevzi Vefâ c. 2, s. 437

    (245) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 366

    (246) Tirmizî Şemail s. 57, Kadı Iyaz Şifâ c. 1, s. 99, İbn-i Seyyid Uyünüleser c. 2, s. 334

    YanıtlaSil
  101. Ja

    سوره بقر (۲۲۷)

    ١٦٤

    بناءً علم، وهدانى انصراف الله مزين اولان ذات يو شريعتك مفتقتك نون زمانان بالخاصر اسکی زمانده، طاقت بشر به من خارج به حقیقت اولد یعنی تصدیق ایدر اون 1 اسلامیت دائرہ نہ کرو من دوشمان في السوفلر بيله، بو حقیقی تصدیق نمار

    از جمله آلمان اديب شهيرى (كونه) من نقلاً، أمر يقه لى مشهور فيلسوف ( قارلایل) قرآن حقائقه دقت ایتد کدون موکره دی شد که عجب اسلامی ایچنده علم مدیران تکمالی می کنی را دیده صور مدر. بینه بو سوا له جواباً دی شود که اون محفظه، تمدی او داره در

    استفاده اید مورلر

    بينه قارلایل ديمشور كه: حقائق قرآنيه طلوع ایندیگی زمانه، آتمه کسی بتونه دیناری بوندی انا بواوزان حقی ابدی. چونکه نصاری و یهود باران را برون ده برای چی مارد ابسته بو فيلسوف ( فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ ) الخرم و ( فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا اللَّهَ)

    الخره اولان آيت كريم لمن وأني تصديق اينتشدر. [ حاشيه ]

    سوال ؟ ] کرن قرآن کریم اولسونه، کرن تفسیری اولان حديث شريف اولسون، هر فندن هر علمدن برر فذلكم الشكر در بر كتابك و يا به شخصه بالكز فزلكه لری احاطه اینه که خارقه اولی لازم کا من

    به شخص به چومه فذلکه کری احاطه ایده بیاید.

    الجواب ] بحث البند يكمن فذلكه، سلمة السلام فذلکه کر دی گلدر. آنجه حسن اصابتها، مناسب ؟ موقعده و منعت بريرده، ايشيد بالم من حومه اثار تارى تضمن انتقاله استعمال ايديالن و زرع ايديكم فذلك الرد. قرآن وحد ينك الد قاري فذلكه لى بو قبيل فذلکه کرد . بوقبيل فذلكم لری نام به ملکه و اطلاع ن صوكره حاصل اولا بیدار که هر بر فذلك، وأخذى اولان فيه ويا علمك حكمنده

    اولور بوایه و شخصده اولامان

    حاشیه ] قرمه سنه صوره نشر اولان - ساله نورده [ قارلایل و كونه و بیمارم تا کبی مشهور فرق فيلسوفك تصديقارى بيان ايديالمشور. ان شاء الله بو كتابك ذيلنده وفى بازيلا جقدر و باز یا مدر.

    YanıtlaSil
  102. بناءٌ عَلَيْة

    Bindenaleyh: Bunun üzerine

    آبيب شهير

    Edib-i schir: Meşhür edebi-yatçı

    از جمله

    Ezcümle: Ormek olarak

    ذلك

    Fezleke: Özet

    حقائق قرانيه

    Hakaik-i Kur'âniye: Kur'an hakikatleri

    حاشية

    Hasiye: Dipnot

    خرافه

    Hurafe: Uydurma hikâye

    حسن إصابت

    Hüsn-il isabet: Güzel bir isabet

    الملاغ

    Ittila: Haberdar olma

    الكاملة

    İhata: Kuşatma

    استعمال

    İsti'mal: Kullanma

    كال

    Meal: Kisa ma'na

    ملكه

    Meleke: Beceri

    محقق

    Muhakkik: Araştırıcı âlim

    منيت

    Münbit: Verimli

    مرين

    Müzeyyen: Süslenmiş

    نصاری

    Nasara: Hristiyanlar

    نَشِرْ

    Neşir: Yayma

    سلعة السلام

    Sellemehü's-selâm: Sıradan, rast gele

    طَاقَتِ بَشَرْ

    Takat-i beşer: İnsan gücü

    تصديق

    Tasdik: Doğrulama

    تضمن

    Tazammun: İçine alma

    تكتل

    Tekemmül: Mükemmelleşme

    Tuli: Doma

    ظاهراً

    Zahiren: Görünüşe göre

    زرغ

    Zer: Ekme

    ديل Zeyil: Ek

    YanıtlaSil
  103. Binäenaleyh, vicdant insaf ile müzeyyen olan zat, bu seriatın hakikatinin bütün zamanlarda. bilhassa eski zamanda, takat-ı beşeriyeden hårıç bir hakikat olduğunu tasdik eder. Evet, záhiren İslamiyet dairesine girmeyen düşman feylesoflar bile, bu hakikati tasdik etmişlerdır.

    Ezcümle, Alman edib-i şehiri Goethe'den naklen, Amerikalı meşhur feylesof Carlyle Kur'ân'ın hakaikine dikkat ettikten sonra demistir ki: "Acaba Islamiyet içinde ålem-i medeniyetin tekemmülü mümkün müdür?" diye sormuştur. Yine bu suåle cevåben demiştir ki: "Evet. Muhakkikler, şimdi o daireden istifade ediyorlar."

    Yine Carlyle demiştir ki: "Hakäik-i Kur'aniye tulů ettiği zaman, ateş gibi bütün dinleri yuttu. Zaten bu onun hakkı idi. Çünki Nasårå ve Yahůdilerin hurâfelerinden bir şey çıkmadı." قالوا بسورة من مثله Iste bu feylesof فان لم تفعلوا وأن تفعلوا فاتقوا ila ahirihi ve الثار ila ahirihi olan âyet-i kerimenin meälini tasdik etmiştir.

    Sual: Gerek Kur'ân-ı Kerim olsun, gerek tefsiri olan hadis-i şerif olsun, her fenden, her ilimden birer fezleke almışlardır. Bir kitabın veya bir şahsın yalnız fezlekeleri ihåta etmekle hårika olması lazım gelmez.

    Bir şahıs, pek çok fezlekeleri ihâta edebilir.

    Elcevab: Bahsettiğimiz fezleke, sellemehü's-selâm fezlekeler değildir. Ancak hüsn-ü isabetle, münasib bir mevki'de ve münbit bir yerde, işitilmemiş çok işaretleri tazammun etmekle isti'mål edilen ve zer' edilen fezlekelerdir. Kur'ân ve hadisin aldıkları fezlekeler, bu kabil fezlekelerdir. Bu kabîl fezlekeler, tam bir meleke ve ıttıla'dan sonra hasıl olabilir ki, her bir fezleke, me'hazi olan fen veya ilmin hükmünde olur. Bu ise bir şahısta olamaz.

    Hâşiye: Kırk sene sonra neşrolan Risale-i Nür'da Carlyle ve Goethe ve Bismarck gibi meşhur kırk feylesofun tasdikleri beyan edilmiştir. İnşaallah bu kitabın zeylinde dahi yazılacaktır ve yazılmıştır.

    YanıtlaSil
  104. Dördüncü Bölüm:

    LÜGATÇE

    311

    Går (1): Mezar, kabir.

    Geristan (1): Kabristán, mezarık

    Gusl (a): Din gereğince yıkanma.

    Gussa (a): Tasa, üzüntü, sıkıntı, kaygu.

    Guft (0: Sör, låkırdı.

    Güftar (D: Söz, konuşma.

    Güher (1): Mücevher, kıymetli taş, inci.

    Gel-gang (1): Yüksek ses, bir ağızdan çıkan ses; bir ağızdan yüksek ses-le okunan dua veya ilahi.

    Gilissản (0): Gül bahçesi.

    Gülüşken: Çok gülüşen, birkaç kişiyle birlikte çok gülen.

    Gülzár (1): Gül bahçesi.

    Gümân (1): Şüphe, zan.

    Gümrah (1): Yolunu kaybetmiş.

    Gün: Güneş

    Günál (1): Bos, asılsız söz.

    Güzer (1) itmek: Geçmek.

    Garin (1): Seçkin, seçilmiş, seçen.

    -H-

    la (e): Hangi.

    Habib (a): Sevgili, sevilen, dost, (Allah'ım isimlerinden).

    Hacát (a): Hacetler, dilekler, istekler.

    Hacerü'l-Esved (a): Kara taş, Kabe'nin duvarındaki mukaddes taş.

    Häcet (a): Lüzum, gereklilik, ihtiyaç; dilek, istek.

    Häcetgah (a): Dilek yeri, ihtiyacın bildirildiği yer.

    Hadd (a): Şeriatçe verilen ceza.

    Hadis (a): Hz. Peygamber'in kutsi sözleri.

    Hik (1): Toprak.

    Hak, Hakk (a): Allah.

    Hakk (a): Doğruluk, doğru, gerçek, hakikat.

    Ha dimedin; Hemen, derhal, «ha» demeye vakit kalmadan.

    Hakk el-yakin (a): Bularak inanmak, görüşün olur hâline gelmesiyle ha-kikate, Inanca ulaşmak (sofilerce yakin'in üçüncü mertebesi, irfan chline ait inanıştır).

    Hål (a): Durum, keyfiyet, sûret; derman, tâkat, mecal.

    Haláyık (a): Yaratıklar, yaratılmışlar, insanlar.

    Haldas: Aynı durumda olan, hal arkadaşı.

    Halık (a): Yaratan, Allah.

    Hál a kút (a): Her şeyde devamlı değişen vasıf, davranış, (hal) ve söz. Dervişlerde görülen keyfiyyet, sülükta neş'e.

    YanıtlaSil
  105. 310

    YUNUS EMRE

    Geh (1): Bazan, arasıra.

    Gedilmek: Bir yanından eksilmek, bütünlüğü azalmak, gedik açılmak.

    Gene (1): Hazine, define.

    Gone-hâne (1): Hazinenin bulunduğu yer.

    Genc-i nihan (0): Gizli hazine.

    Gencyaz: İlkbahar.

    Genc-ay: Hilal, yeni doğan ay.

    Gesez: Kolay, uygun, kolayca.

    Gensüz, gensüzin: İsteği olmadan, istemeyerek, ister istemez.

    Ger (f): Eğer.

    Gerdán (f): Dönen, dönücü.

    Gerdún (1): Kainat, felek, (dönen, devr eden).

    Gest (f) itmek: Gezmek, dolaşmak.

    Gevde: Gövde, beden, vücüdun göğüs ve karın kısmı.

    Gevher (1): Mücevher, inci, esas, öz.

    -gil, -gil Emir teklik 2. şahıs eki (günümüzde kullanılmıyor: Anmagıl, ey-

    legil). Gılman (a): Cennettekilere hizmet eden delikanlılar, genç uşaklar.

    Gıybet (a): Arkasından söyleme, çekiştirme, birisi yokken aleyhinde bu-lunma, dedikodu yapma.

    Gile: Şikayet.

    Gin, gen: Geniş, bol.

    Girdar (f): Amel, iş, fiil.

    Giriftår (f): Tutulmuş, esir, düşkün, müptela.

    Girü: Geri, tekrar, sonra.

    Giryan (1): Ağlayan, ağlayıcı.

    Göçgünci: Bir yerden bir yere göçen, göçebe, göçer.

    Gökçek: Güzel.

    Gönenmek: Nimete, refaha kavuşmak, faydalanmak, sevinmek, mesut ol mak.

    Gönilmek, gönülmek (könülmek): Yönelmek, teveccüh etmek, yüzünü dön-dürmek.

    Gönlek: Gömlek.

    Görklü: Güzel, iyi, mübarek.

    Göymek (köymek): Parlamadan içten yanmak.

    Göyni göynü: Yanık.

    Göynük, köynük: Yamk, yara, acı, hicran.

    Göyünmek, köyünmek: Parlamadan içten yanmak.

    Gözgü: Ayna.

    Gözsüz sebek: Köstebek.

    Gufrân (a): Suçları örtmek, bağışlamak, yarlığamak.

    Gulgüle (a): Çığlık, gürlültü, büyük uğultu, patırtı.

    YanıtlaSil
  106. 70

    2349. Peyniri saklar deri, avradı saklar (korur) er) (kocast)

    2150. Pilici güzün sayarlar

    2151. Pis yiyenin olsun, pis diyenin olmasın.

    2352. Piyadenin yayası, atıya gülmektir.

    2353. Rahmet düzene, länet bozana.

    2354. Sabır ile halva pişer (olur), ey koruk senden; beslesen atlas olur, dut yaprağından.

    2355. Sağır, gönlündekini anlar.

    2356. Sakala göre saygı olsaydı, keçiyi çoktan şeyh sayarlardı.

    2357. Sakalsıza gülenin sakalı kalın olmalı.

    2358. Salhane (mezbaha) kancığından kurtluk enik olmaz.

    2359. Samanlık yandıysa da sıçana da kalmadı.

    2360. Sana güvendiğim dağlar, sana da kar yağarmış.

    2361. Sapan ne bilir ki, öküz ne çeker? (kayış ne çeker?).

    2362. Sarayın kapısı açık olanda, köpeğin uykusu gelir.

    2363. Sayalım fırsatı ganimetten.

    2364. Saygısız yiğidi, düşman aldatır.

    2365. Semeri devirdi.

    2366. Sen ağa, ben ağa; inekleri kim sağa?

    2367. "Sen bilirsin" deyince, kavga çıkmaz.

    2368. Sen de bildin, imamın okumuş olduğunu.

    2369. Sen doğru ol, eğri belasını bulur.

    2370. Sen ki, oldun değirmenci, çağır, gelsin tane, Köroğlu!

    2371. Sen sağ, ben selâmet.

    2372. Sen vurmadın, ben yıkılmadım, peki buna ne oldu?

    2373. Senden hareket, benden bereket.

    2374. Senden yumurta alan, sarısını bulamaz.

    2375. Seninki can da elinki patlıcan mı?

    2376. Ser verip sır vermemeli!

    2377. Serçe gibi, bir dalda durmaz.

    2378. Serçede ötme yok, nara çok.

    2379. Serçeden korkan, darı ekmez.

    2380. Sevdanı para biler, davanı kılınç.

    2381. Sevdiğimle birlikte olduktan sonra, bir çalı altı da ev sayılır.

    2382. Sıçan görende parsa dönen kedi, pars görende sıçana döner.

    2383. Sıçandan doğan, keseğen olur.

    2384. Sırrını dostuna verme, dostunun da dostu var.

    YanıtlaSil
  107. 78

    2314. Od (ates) olmazsa, tütsü (duman) çıkmaz. (Bizdeki karşılığı: Ateş olmayan yerden, duman çıkmaz.)

    2315. Oğluna kız aramaktansa, kızına oğul ara.

    2316. Oğul dayıya, kız halaya çeker.

    2317. Okuduğundan değil, bilip anladığından söz et.

    2318. Okunu atıp yayını gizletmek olmaz.

    2319. Olacağa çare yoktur.

    2320. On iki kurda, bir boz eşek neylesin?

    2321. On kere ölç, bir kere biç.

    2322. Ortaklaşa mal da ortaklaşa avrat gibidir.

    2323. Ot, kökünün üstünde biter.

    2324. Öfke ile kalkan, ziya ile oturur.

    2325. Öfkeli başta akıl olmaz (akla yer olmaz).

    2326. Öfkenin devlete zararı var.

    2327. Öğrenmişsin dolmaya (dolma yemeye), belki bir gün olmaya.

    2328. Öğüt acıdır, ürünü tatlı.

    2329. "Öldürürüm" diyenden korkma, "ölürüm" diyenden kork.

    2330, Ölen ile ölmek olmaz.

    2331. Ölen öz canmı kurtarır, vay kalanın halına!

    2332. Ölüler öyle bilir ki, diriler helva yiyor.

    2333. Ördek-kaz yarışa gitse, paçası (ayağı) ayrık kalır.

    2334. Örtülü pazar, dostluğu bozar.

    2335. Öyle ye ki, her zaman yiyebilesin.

    2336. Öz aglını özgeye verme. (Kendi aklını başkasına verme.)

    2337. Öz gözünde oku görmez, özge gözünde kılı seçer.

    2338. Öz taneni özün öğüt.

    2339. Özge (başkasının) atına binen, tez düşer.

    2340. Özgeye (başkasına) ağlayan, gözsüz kalır.

    2341. Özgeye (başkasına) kuyu kazan, özü (kendisi) düşer.

    2342. Özüne dost kazan, düşman kapındadtr.

    2343. Özüne erişte kesemez, özgeye uvmaç ovar.

    2344. Palaza (kaba yün yaygı) bürün, il ile sürün.

    2345. Parada vefa olsaydı, niye elden ele dolaşır?

    2346. Paralıya beli (evet), parasıza deli derler.

    2347. Paraya ne kadar az değer verirsen, benliğin o kadar değer kazanır.

    2348. Parmağını yandıran, ağzına sokar.

    YanıtlaSil
  108. istib'ad

    460

    Istidad- kemal

    istibad إستبعاد : Lolabilirlikten uzak olarak görme 2.akla sığamaz sanma, alkuldan uzak görme, gerçekliğine ihtimal vermeme, ola maz sanma 3 uzaklaşma(bk. isti'bad)

    istib'ad etmek إستبعاد إيتمك : akıldan uzak say mak, ihtimal vermemek, kabul edilmez bul mak

    istib'ad edilmek استبعاد إبديلك : akıldan uzak sayılmak, ihtimal verilmemek, kabul edilmez sayılmak

    istib'ad edilmemek إستبعاد إيديلمه مك : akıldan uzak görülmemek, ihtimal dahilinde sayıl mak, kabul edilebilir bulmak

    tumla akıldan uzak ve kabul edilemez görme istibadi استيعادلی : akıldan uzak, akla sığmaz vasıfta(nitelikte)

    Isti'bad إستعباد : kendine, kul edinme(bk. is-

    tib'ad)

    Isti'bad ettirme إسعباد ابتدبرمك : kulluk yaptır ma, emrine itaat ettirme

    istibdad إستبداد : baskı, zorbalık, zorla itaat ettirme, zorla boyun eğdirme 2 baskıcı yöne tim, hak ve hürriyetlere yer vermeyen yöne tim

    istibdadi hissiyat استبداد حیات : duyguların baskısı

    istibdad - manevi استبداد معنوی : manevi baskı

    istibdad-ı manevi-i umumi استبداد معنوی عمومی : yaygın manevi baskı

    istibdad - mutlak (a( إستبداد مطلقه : sınırsız kı ve zorbalık, korkunç baskı ve zorbalık

    istibdad - mütenevvi إستبداد متنوع : çeşit çeşit baskı ve zorbalık

    istibdad- rezile إستبداد رذيله : rezil istibdad; in sanı alçaltıcı, aşağılık baskı

    istibdad-i şeytani إستبداد شیطانی : şeytanın kısı, şeytanın emir ve isteklerine uymaya zor-laması, şeytanın baş eğdirmesi

    istibdadat إستبدادات : istibdadlar, baskılar, zor-lamalar, zorbalıklar

    istibdadat- acibe إستبدادات عجيبه : görülmemiş ağır baskı ve zorbalıklar

    Istibdadat- askeriye إستبدادات عسکریه : askeri baskılar, askeri zulüm ve zorbalıklar

    Istibdadkarane استبداد کارانه : zorbalık ve baskı yaparak, zorbaca

    istibka استبقاء : gelecek zamana saklama, gele-

    cek için bırakma

    istibar: mujdeli haber alıp memnas olma, sevinme

    istibsarkarane إستبشار كارانه müjdeli haber al mış gibi sevinerek, memnun olarak

    telenmesini isteme istical سجال: sonraya bırakma, erteleme, er

    istical 1 : استعمال acele etme 2 bir işin acele ve cabuk yapılmasını isteme 3 sabırsızlanma

    Isticvab استجواب : sorgulama, ifade alma

    istid' (istida( إستدعاء: davet etme 2 dileme isteme 3. dilekce 4 Allah'a (c.c.) dua ve yalvarış

    istibadi inkari إستبعاد إنكاری : inkar edici bir tu-

    istidad (isti'dad إستعداد.yetenek, kabiliyet, yapabilme ve başarabilme gucu 2 bir işe veya bir şeye karşı doğuştan gelen (yaradılışta ve rilen) yatkınlık, eğilim 3.yeteneği ustün kim se

    Istidadi belagat إستعداد بلاغت : belagat kabili yeti, güzel ve etkili konuşma yeteneği (bk belagat(

    Istidad - beşer (iye( 1 : إستعداد بشريه.insandaki yetenek 2 insanın imkan ve yatkınlık olarak sahip olduğu iyi veya kötü şeyleri yapabilme gücü

    istidad - efkar إستعداد أفكار : düşünebilme ve du-şünceleri anlayabilme yeteneği ve gücü

    istidad-i fitri إستعداد فطری : fitri istidad, doğuş tan ve yaradılıştan verilen yetenek

    istidad gayri mütenahi 1: إستعداد غير متناهی

    nırsız güç ve yetenek

    basistidad habis إستعداد خبیث : kötü huy, bozuk karakter

    istidad hayat (iye( إستعداد حياتيه : yaşama ve hayatta kalabilme güç ve yeteneği

    istidad hissiyat إستعداد حسيات : duygulara ve duyarlılığa sahip olma yeteneği

    basistidad- hususi إستعداد خصوصى : özel güç ve ye

    tenek

    istidad - ihzari إستعداد إحضارى : geleceğe hazır-lanma güç ve yeteneği

    tılışta verilen maddi ve manevi güç ve yete istidad-ı insani (ye( إستعداد إنسانيه : insana yara nek

    istidad isyan ve tehevvür استعداد عصیان و تهور ve yeteneği karşı gelme ve öfkeye kapılma (kızma) gucu

    kemmel hale erişme yeteneği Istidad- kemal إستعداد كمال : gelişme ve mü-

    YanıtlaSil
  109. ittifarde

    Istidad-i muhabbet

    461 istidad- muhabbet استعداد محبت sevme ye-teneği, (iyilik, güzellik ve mükemmellik gibi olumlu seylere karşı) sevgi duyabilme yetene-ği ve eğilimi ve yatlınlığı

    istidad-i muhabbet-i İlahiye إستعداد محبت إلهية: Allah'ı (c.c.) sevme yeteneği ve eğilimi

    istidad-i nefsani استعدادانی: bedene ait ih-tiyaç ve zevklere, maddi istek ve hedeflere yönelme eğilimi

    istidad-1 sevyleاستعد: kötülük yapma eğilimi ve yatkınlığı

    Istidad-i sure إستعداد شوره: verimsiz, elverissiz

    istidad - tabil إستعداد طبیعی : normal ve yaradı-lıştan ileri gelen yetenek, eğilim, yatkınlık

    Istidad-ı tahkik ve terakki إستعداد تحقیق و ترقی : gerçekleri araştırma ve ilerleme eğilimi ve ye-teneği

    Istidad-i terakki إستعداد ترقی : gelişme ve ilerle-me gücü ve yeteneği

    istidadi zati (ye( إستعداد ذاتيه : zatın bir şey veya kimsenin kendi varlığının) sahip olduğu yetenek, yapabilme ve başarabilme gücü (ka-biliyet ve istidad-ı zatiye: zatın yapabilme ve başarabilme gücü ve yeteneği)

    Istidadat (isti'dadat( إستعدادات : istidatlar, ka-biliyetler, maddi ve manevi güç ve yetenekler

    İstidadat-ı beşeriye إستعدادات بشريه : insana ya-ratılışta verilen maddi ve manevi güç ve ye-tenekler

    istidadat-ı gayr- mahdude إستعدادات غير معدودة : sınır konmamış güç ve yetenekler

    istidadat-ı gayr-ı mahdude-i insan إستعدادات غير محدودة إنسان : insanın sınır konmamış güç ve yetenekleri

    istidadat-ı insaniye إستعدادات إنسانيه : insana

    yaratılışta verilen kabiliyetler (letaif ve isti-dadat-ı insaniye insana yaratılışta verilen maddi ve manevi güç ve yetenekler)

    istidadat-ı kalbiye إستعدادات قلبيه : kalpteki duy-

    gular ve manevi güç ve yetenekler

    istidadat-ı kemaliye إستعدادات كماليه : gelişme ve mükemmelliğe erişme eğilimi ve yeteneği

    istidadat-ı maneviye إستعدادات معنويه : manevi

    güçler ve yetenekler

    istidatça إستعداد جه : maddi ve manevi güç ve yetenek bakımından

    istidaden إستعداداً : istidatça, maddi ve manevi güç ve yetenek sahibi olmak bakımından

    YanıtlaSil
  110. 461

    istifade

    Istidadi استعدادی : istidatla ilgili, maddi ve ma-nevi güç ve yetenekle ilgili, yaratılışta verilen eğilim ve yetenekle ilgili

    istidati استعدادلی : yetenekli, kabiliyetli

    istidatsız إستعداد سز : yeteneksiz, kabiliyetsiz

    Istidatsızlık إستعداد سزلق : yeteneksizlik, kabili-yetsizlik

    istidlal استدلال : akıl ve mantık yolu ile sonuç çıkarma, delillendirme; akıl yürütme, mantık kurallarına uygun çıkarım, bilinmeyeni bili-nir hale getirmek için deliller arama, delillere dayanarak düşünme ve sonuç çıkarma (istidlalin üç şekli vardır: 1.ta'lil (dedüksiyon, tümden gelim): genel kurallardan, kanun veya prensiplerden hareketle sonuç çıkarma. bunun özel şekli "kıyas" adını alır (bk. kıyas) 2. istikra (endüksiyon, tüme varım, genelle-me): tek tek olay veya varlıklarla ilgili hü-kümlerden hareketle genel sonuçlar, kanun, kan kural veya prensiplere varma yolu 3.temsil ( analoji, bezerlik kurma yolu): tek tek olay ve varlıklarla ilgili hükümlerden hareketle bun-ların benzerleri hakkında bir sonuca varma yolu)

    Istidlalat استدلالات : istidlaller, akıl ve mantık you ile delillendirmeler, sonuç çıkarmalar, sonuçlara varışlar

    istidlalen استدلالا : istidlal yolu ile; akıl ve man-

    tık yolu ile sonuç çıkararak, delil getirerek

    istidlaliyat استدلاليات : istilaller, istidlal me-todları, akıl ve mantık yolu ile deliller bulma

    Istidrac 1 : إستدرج.bir kimsenin, Allah'tan (c.c.( veya Allah'ın (c.c.) lütfundan habersiz olarak, olağanüstü haller ve başarılar göstermesi ve bunu tamamen kendine mal edip kendi güç ve yeteneğinden bilip gururlanması yüzün-den, gittikçe artan bir şekilde Allah'ın c.c.) cezasını hak etmesi 2.derece derece artma, basamak basamak ilerleme, gittikçe artma

    Istidraci إستدراجي : istidracla ilgili (bk. istidrac(

    istidraclı إستدراجلى : istidraca sahip, istidrac şeklinde başarılı (bk. istidrac)

    istif إستيف : düzenli yerleştirme, düzenli diz-me, düzenli koyma; sıralama

    istifa استعفاء : ayrılma, vazgeçme, bırakma; görevden kendi isteğiyle ayrılma, görevden çekilme 2.görevinin geri alınmasını isteme

    istifade 1 : إستفاده.faydalanma, fayda sağlama, yararlanma 2.öğrenme, bilgisini artırma

    YanıtlaSil
  111. Istidrac 1 : إستدرج.bir kimsenin, Allah'tan (c.c.( veya Allah'ın (c.c.) lütfundan habersiz olarak, olağanüstü haller ve başarılar göstermesi ve bunu tamamen kendine mal edip kendi güç ve yeteneğinden bilip gururlanması yüzün-den, gittikçe artan bir şekilde Allah'ın c.c.) cezasını hak etmesi 2.derece derece artma, basamak basamak ilerleme, gittikçe artma

    YanıtlaSil
  112. İSTİDLALAT

    استدلالات

    Istidlåller. Muhakemeler. ISTIDLALAT ISTIDLALEN : (İstidlál. C.)

    استدلالا

    tlyle, delll lle.

    :

    İstidlâl sure-

    ISTIDRAC استدراج

    : Derece derece yükselmeyl Isteyiş. * Ist: Hakkı ve hakiki değeri ol-madığı hâlde ve kablliyetsizliğine rağmen bir kim-senin kesret-i nimete mazhar olması ve bu sebeple küfür ve İsyana devam etmesi lle azab ve gadab-ı 1-lâhlyyeye yaklaşması.

    (Neuzü billah, bu öyle bir işdir ki: Hikmet-i 1-lâhlye lle bazı kâfirlerin muradı zuhur eder, istedi-ğı harika bir surette olur. Ve bunların küfürleri, Al-lâha Isyanları da böylece zlyâdeleşir.)

    (...Kerâmet Ile müşerref olan bir şahıs, bile-rek harika bir emre mazhar olursa, o hâlde eğer nefs-l emmâresi baki Ise, kendine güvenmek ve nef-sine ve keşfine itimat etmek ve gurura düşmek ci-hetinde Istidrac olabilir. M.)

    (Keramet lle Istidrac mânen birbirine mübâ-yindir. Zira keramet, mu'cize gibi Allah'ın fillidir. Ve o keramet såhlbl de kerametin Allah'tan oldu-ğunu bilir ve Allah'ın kendisine hâml ve rakib oldu-ğunu da bilir. Tevekkül ü yakını de fazlalaşır. Lâ-kin, bâzan Allah'ın Iznlyle kerametlerine şuuru o-lur, bazan olmaz. Evlâ ve eslemi de bu kısımdır.

    انما او تيته على علم İstidrac Ise, gaflet Içinde iken eşya-yı gay-blyenin inkişafından ve garip fillleri Izhar etmekten Ibårettir. Fakat, bu Istidrac sahibi, nefsine istinad ve Iktidarına Isnad etmekle enäniyeti, gururu öyle fazlalaşır ki okumaya başlar. Lakin o inkişaf, tasfiye-l nefs ve tenevvür-ü kalb ne-ticesi olduğu takdirde, ehl-i Istidrac ile ehl-i kera-met arasında tabaka-l ulada fark yoktur. Tam mâ-nasiyle fenaya mazhar olanlar ise, onlara da Allahın Iznlyle eşya-yı gaybiye İnkişaf eder. Ve onlar da, o eşyayı Fenâfillâh olan havaslarlyle görürler. Bu-nun Istidracdan farkı pek zâhırdır. Zira, zâhire çı-kan bâtınlarının nuraniyeti, mürallerin zulümatlyle Iltibas olmaz. Μ.Ν.)

    râc cinsinden.

    استدراجی Istidrācı: İstidrâca alt, Istid-

    استدراك ISTIDRAK: Nåll olmak, ulaş-mak, varmak. * Anlamak. * Gr: Bir kelimeyl, evvel-den bir tevehhümü kaldırmak İçin kl sözden n ma

    STIF itl. Muntazam yığın. na. Nizam. Sıra. Dizi.

    STI'FA: Afvını, azlını, bağış-Kendisinin memurlu

    YanıtlaSil
  113. delil getiril

    ek anla-mina gelmektedir. (bk. Delîl, Delâlet)

    (1.P.)

    İSTİDRAC

    "Derc" kökünden türemiş bir kay-çalışmak demektir. Ancak bu yüksel-ram olup derece derece yükselmeye me düz bir satıh üzerinde değil de tipki bir merdivenin basamaklarında yüksel-mek anlamına gelmektedir. Istılahta ise istidrac, inkârcıların tedrîcî olarak fela-kete yaklaştırılırken geçici bazı başa-rılar kazanması anlamına gelmektedir. Allah'ın emir ve yasaklarını hiçe sayıp inkâr edenlerin rızıkları hemen kesil-mez ve onlar helâk da olmazlar. Tersine Allah onların bir kısmına bolca imkân ve nimet vermesine karşılık onlar şıma-rırlar. Sonra Allah'ın azabı bilmedikleri bir taraftan ansızın kendilerine gelir ve helâk olurlar. İşte bu duruma "istidrac" denir. "Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâka götüreceğiz." (A'raf, 7/182). Çoğu zaman kul bu gidişini kendi menfaatine uygun bir gelişme ve ilerleme zannet-mektedir. Oysaki bu durum onun için felaket ve helâke sürüklenmekten başka bir şey değildir. Fakat onlar bunun far-kında değildir. Konu Kâlem sûresinde de şöyle açıklanmıştır. "(Rasûlüm!)

    YanıtlaSil
  114. mina gelmektedir. (bk. Delîl, Delâlet)

    (İ.P.)

    İSTİDRAC

    "Derc" kökünden türemiş bir kay-ram olup derece derece yükselmeye çalışmak demektir. Ancak bu yüksel-me düz bir satıh üzerinde değil de tıpkı bir merdivenin basamaklarında yüksel-mek anlamına gelmektedir. Istılahta ise istidrac, inkârcıların tedrîcî olarak fela-kete yaklaştırılırken geçici bazı başa-rılar kazanması anlamına gelmektedir. Allah'ın emir ve yasaklarını hiçe sayıp inkâr edenlerin rızıkları hemen kesil-mez ve onlar helâk da olmazlar. Tersine Allah onların bir kısmına bolca imkân ve nimet vermesine karşılık onlar şıma-rırlar. Sonra Allah'ın azabı bilmedikleri bir taraftan ansızın kendilerine gelir ve helâk olurlar. İşte bu duruma "istidrac" denir. "Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâka götüreceğiz." (A'râf, 7/182). Çoğu zaman kul bu gidişini kendi menfaatine uygun bir gelişme ve ilerleme zannet-mektedir. Oysaki bu durum onun için felaket ve helâke sürüklenmekten başka bir şey değildir. Fakat onlar bunun far-kında değildir. Konu Kâlem sûresinde de şöyle açıklanmıştır. "(Rasûlüm!)

    YanıtlaSil
  115. İSTİDRAC

    "Derc" kökünden türemiş bir kav-ram olup derece derece yükselmeye çalışmak demektir. Ancak bu yüksel-me düz bir satıh üzerinde değil de tıpkı bir merdivenin basamaklarında yüksel-mek anlamına gelmektedir. Istılahta ise istidrac, inkârcıların tedrîcî olarak fela-kete yaklaştırılırken geçici bazı başa-rılar kazanması anlamına gelmektedir. Allah'ın emir ve yasaklarını hiçe sayıp inkâr edenlerin rızıkları hemen kesil-mez ve onlar helâk da olmazlar. Tersine Allah onların bir kısmına bolca imkân ve nimet vermesine karşılık onlar şıma-rırlar. Sonra Allah'ın azabı bilmedikleri bir taraftan ansızın kendilerine gelir ve helâk olurlar. İşte bu duruma "istidrac" denir. "Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâka götüreceğiz." (A'râf, 7/182). Çoğu zaman kul bu gidişini kendi menfaatine uygun bir gelişme ve ilerleme zannet-mektedir. Oysaki bu durum onun için felaket ve helâke sürüklenmekten başka bir şey değildir. Fakat onlar bunun far-kında değildir. Konu Kâlem sûresinde de şöyle açıklanmıştır. "(Rasûlüm!)

    YanıtlaSil
  116. Sen bu sözü (Kur'ân'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım çok sağlamdır." (Kalem, 68/44-45) (F.K.)

    İSTİFTÂ

    Fıkhî bir meselenin dinî-hukukî hükmünün açıklanmasını istemek, fetvâ sormak demektir. (bk. Fetvâ) (İ.P.)

    İSTİĞÂSE

    Sözlükte "yardım istemek" anla-mına gelen istiğâse, tasavvufta, müri-din sıkıntılı durumlarda şeyhinden ve zamanın l

    YanıtlaSil
  117. DİNÎ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ

    Yayına Hazırlayan

    Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ

    Madde Yazarları

    Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ

    Doç. Dr. Fikret KARAMAN

    Dr. İbrahim PAÇACI

    Dr. Mehmet CANBULAT

    Dr. Ahmet GELİŞGEN

    İbrahim URAL

    ANKARA-2017

    DİB

    YAYINLARI

    YanıtlaSil
  118. Takriz

    ileri gelenleri bile gipta etti. İşte sahâbe-i kirâm, O'nun bu ahlâkını görerek, duyarak, yüreklerinde hissederek yetişti.

    Bir gün Hazret-i Hasan Kabe'yi tavaf etmiş, ardından Makām-1 İbrâhîm'de iki rekât namaz kılmıştı. Sonra yanağını Makām'a koyup ağla-maya ve şöyle münâcât etmeye başladı:

    "Ya Rabbi, Sen'in küçük ve zayıf kulun kapına geldi. Allah'ım, aciz hizmetçin kapına geldi. Ya Rabbi, dilencin kapına geldi. Sen'in yoksulun kapına geldi!"

    Bu niyazı defalarca tekrar ettikten sonra oradan ayrıldı. Yolda kuru ekmek parçalarıyla karınlarını doyurmaya çalışan yoksul insanlara rastladı. Selâm verdi. Onlar da Hazret-i Hasan'ı mütevazı yemeklerine dâvet ettiler. Hasan yoksullarla birlikte oturdu. Peygamber nesline sadaka yemek câiz olmadığı için o aziz sahâbi:

    "-Bu ekmeğin sadaka olmadığını bilseydim sizinle birlikte yerdim."

    dedi.

    İkramlarını kabul edemediği yoksulların gönüllerini almak için de, onları evine götürdü, yemek yedirdi, elbiseler giydirdi ve ceplerine de bir miktar para koydu." (Ebşihi, el-Müstatraf, Beyrut 1986, 1, 31)

    Allah Rasûlü'nün mânevî terbiyesi ile yetişmiş olan Hazret-i Hasan yine bir gün Medîne bağlarından birine uğramış ve orada zenci bir köle görmüştü.

    Köle, elindeki ekmekten bir lokma kendisi yiyor, bir lokma da önünde-ki köpeğe yediriyordu. Hasan köleye neden böyle yaptığını sordu. Köle ise, yüksek edep ve hayâsından dolayı cevap veremediği gibi Hazret-i Hasan'ın yüzüne bile bakamadı. Bunun üzerine Hasan

    "-Delikanlı, sen kimsin?" diye sordu.

    Köle:

    "-Ebân bin Osman'ın hizmetçisiyim." dedi.

    Hasan

    "-Peki bu bağ kime ait?" diye sorunca, köle:

    "-Ebân bin Osman'a ait." karşılığını verdi.

    Hazret-i Hasan:

    "-Sakın buradan bir yere ayrılma, birazdan buraya, senin yanına döne-ceğim" diyerek oradan ayrıldı ve bağın sahibi olan Ebân'ın yanına vardı.

    YanıtlaSil
  119. Imandan Ihsana Tasavvul

    Oğlum İsterim ki, daima sünnetle amel edesin... Bu yolda lüzümlu olan edeb esasına da riayet edesin.

    Cesur olmalısın. Gölgesinden bile ürken korkaklardan olmamalısın. Herhangi bir sıkıntı, ilk anda seni yere sermemeli.

    Mevlânın sevgisi ile dol; hatta onunla vecd hâlinde ol.

    Evladlarım! Giybet etmek için birini ararsanız; babanızın, ananızın giy betini ediniz. Çünkü onlar; İyiliklerinizi almaya, diğerlerinden daha lâyıktır.

    Allahu Teâlâ bir gün ve gecede yetmiş iki kere kullarının kalbine nazar eder. O hâlde, kalbinizi temiz tutunuz, güzel ve parlak kılınız. Çünkü ora-sı, Rabbinizin nazargâhıdır.

    Ey kardeşim! Sakın kendi başına bir şey yaptım zannetme. Bil ki, oruç tuttuğunda onu sana Allah tutturmuş, namaz kıldığında onu sana Allah kıl dırmış, bir iş yaptığında onu sana Allah yaptırmıştır. Takvå derecesine ulaşmışsan Allâh seni ulaştırmış, maddi-mânevi bir şeye mazhar olmuş san Allâh seni mazhar kılmıştır.

    Ey oğulcuğum! İnsanların ve cinlerin ameli kadar amelin olsa bile "ben" demekten sakın! Zīra Allâh, "ben" iddiasında bulunanları acziyet içe risinde bırakır. Benlik davasında isen maddi ve manevi derecen düşer, bu-nu unutma!

    Bahâüddîn Nakşibend -kuddise sirruh-

    (d. 1318, v. 1389)

    Bizim yolumuz, Allâh Teâlâ'nın gösterdiği kurtuluş yoludur. Çünkü bu yol, sünnete uymak ve ashâb-ı kirâma tábî olmaktır. Bu sebeple yolumuz-da az zamanda çok kazanç elde edilir.

    Yolumuz, sohbet ve muhabbet yoludur. Sahabe-i kiramın yolunun sohbet olduğu gibi... Hayır ve bereket, beraberliktedir; beraberlik de soh-betle olur. Yalnızlığa (inzivāya) çekilmekte şöhret tehlikesi de olabilir, şöh-ret ise âfettir.

    Bizim yolumuzda olan kimselerin şu üç şeye dikkat etmesi gerekir:

    Birincisi; Allâh Teâlâ'ya karşı edebdir. Yani zâhiri ve bâtını ile tama-(442) men kulluk içinde olmalı, Allâh Teâlâ'nın bütün emirlerini yerine getirip, ya-

    YanıtlaSil
  120. Hak Dostlarından Nasihatler

    saklarından sakınmalı, Allah Teâlâ'dan başka her şeyi gönülden çıkarmalı ve nimetleri Allah yolunda seferber etmelidir.

    İkincisi; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı edebdir. Bu da; ibådet, muâmelât ve bütün davranışlarda O'na muhabbetle uymaktır.

    Üçüncüsü; seni irşad eden Hak dostuna karşı edebdir.

    Yenilecek bir gıda, bir yiyecek, her ne olursa olsun gafletle, öfke ile ve-ya istemeyerek hazırlanmış ve tedarik edilmişse, onda hayır ve bereket yoktur. Zira ona nefs ve şeytan yol bulmuştur. Böyle bir yiyeceği yiyen kim-sede, mutlaka feyiz ve huzurunu bozacak bir netice meydana gelir. Gafle-te dalmadan yapılan ve Allâh Teälä'yı düşünerek yenen helâl ve hâlis yi-yeceklerden hayır meydana gelir. İnsanların hålis ve salih ameller işleme-ye muvaffak olamamalarının sebebi; yemede ve içmede harama, şüpheli şeylere ve kul haklarına dikkat etmemeleridir. Her ne hål olursa olsun, bil-hassa namazda huşû ve huzur hâlinde bulunmak, zevkle ve gözyaşı dö-kerek namaz kılabilmek; helâl lokma yemeye ve yemeği Allâh Teâlâ'yı ha-tırlayarak pişirip O'nun huzûrunda imiş gibi yemeye bağlıdır. Vücüdu ha-ram lokma ile beslenmiş olan bir kimse, namazdan bir neşve duyamaz.

    Allâh Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in:

    "Namaz, müminin mîrâcıdır." (Süyüti, Şerhu İbn-i Mâce, 1, 313) ifadesinde hakiki namazın derecelerine işaret vardır. Namaza duran kimsenin, iftitäh tekbîrini söylerken, Allâh Teâlâ'nın azametini, yüceliğini düşünerek, huşü ve huzur hâlinde olması gerekir. Öyle ki, bu hâlini istiğrak, yâni kendinden geçme hâline eriştirmelidir. Bu hâlin zirvesi, Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem-'dedir.

    "Lâ ilahe illallah" kelimesini söylemenin hakikati, Allâh Teâlâ'dan baş-ka ne varsa hiçbirini kalbde put hâline getirmemektir. İslâm dininin hüküm-lerini îfâ etmek, yâni emirleri yapıp yasaklardan sakınmak; haramları, şüp-heli şeyleri, hatta mübahların fazlasını terk etmek, ruhsatlardan uzak dur, mak, mübahları zarûret miktarınca kullanmak, tamâmen nûr ve safâdır. Aynı zamanda evliyâlık derecelerine kavuşturan bir vâsıtadır. Velâyet de-recelerine bunlarla ulaşılır. Uzak kalanların hepsi, bunlara dikkat etmedik-lerinden uzak kalırlar ve kendi arzularına uyarlar. Yoksa Cenâb-ı Hakk'ın feyzi her an gelmektedir.

    *

    YanıtlaSil
  121. Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kış mevsimi, müminin baharıdır.

    Gündüzleri kısa olur, oruç tutar; geceleri uzun olur, (teheccüd ve zikirle) ihyâ eder."

    (Beyhaki, Şuabü'l-İmân)

    шәр

    Hicrf: 24 ŞABAN 1447 - Rúmi: 30 Kânûn-i Sâni 1441 - Kasım 97

    İSTANBUL

    Imsak...........

    6.14

    Sabah

    6.34

    Güneş

    7.54

    Öğle

    13.28

    İkindi

    16.20

    Akşam

    ..........

    18.43

    Yatsı

    20.12

    Kible S

    .........

    11.39

    Ankara

    Bartın

    Bilecik

    Bolu

    Çankın

    12

    ŞUBAT

    2026

    Perşembe

    Ay Doğuş 13.20 Ay Batış..... 13.20

    İmsak

    Sabah

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    Kıble S

    5.59

    6.19

    7.37

    13.13

    16.07

    18.29

    19.57

    11.55

    6.01

    6.21

    7.42

    13.15

    16.05

    18.28

    19.59

    11.57

    6.10

    6.30

    7.49

    13.24

    16.17

    18.40

    20.09

    11.41

    6.04

    6.24

    7.43

    13.18

    16.10

    18.33

    20.02

    11.51

    5.56

    6.16

    7.35

    13.10

    16.02

    18.25

    19.53

    12.01

    Çorum

    5.51

    6.11

    7.30

    13.04

    15.57

    18.20

    19.48

    12.08

    Düzce

    6.06

    6.26

    7.46

    13.20

    16.11

    18.34

    20.03

    11.49

    Eskişehir

    6.08

    6.28

    7.46

    13.22 16.16

    18.39

    20.06

    11.42

    Karabük

    6.00

    6.20

    7.40

    13.14

    16.05

    18.28

    19.58

    11.57

    Kastamonu

    5.55

    6.15

    7.35

    13.09

    16.00

    18.23

    19.53

    12.04

    Kırıkkale

    5.56

    6.16

    7.34

    13.10

    16.04

    18.26

    19.54

    11.59

    Zonguldak

    6.03

    6.23

    7.43

    13.17

    16.08

    18.31

    20.01

    11.54

    San'a (Yemen)'nın fethi (1546)

    Kahramanmaraş'ın kurtuluşu (1920)

    Gün: 43-Hafta: 7.2. Ay: 28 Gün FAZİLET TAKVİMİ Gün. uz. 3 dk.

    YanıtlaSil
  122. TENECCUDA

    IN FAZİLETİ

    m uyuduktan sonra kılınan nafile namaza "Salât-ı Leyl (gece namazından sonra da uyumadan veya namazı)" denir ki sevabı pek çoktur. Bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa "Teheccüd" adını alır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), teheccüd namazına devam ederlerdi.

    Teheccüd namazının fazileti, birçok âyet-i kerime ve hadis-i şerîflerle beyan olunmuştur. Bunları inanarak ihlás ile okuyup öğrenen her mümin, muhakkak bu ibadete iştiyak duyar. Seher vakti, gözü ve kalbi uyanık olarak, Allâhü Teâlâ'nın huzuruna duran her teheccüd sahibi, sakin bir bahar yağmuru gibi kalbine, İlâhî feyzin döküldüğünü hisseder; o günü, baştan sona o neşe ile yaşar ve yarının teheccüd vaktini özler.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.), o sırada henüz genç bir delikanlı bulunan Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (r. anhümâ) için, "Abdullah ne iyi gençtir. Fakat gecenin bir kısmında (kalkıp da) namaz kılmayı âdet edinseydi." buyurmuşlardır. Abdullah bin Ömer (r. anhümâ), "Ben, bundan sonra gecenin az bir kısmında uyuyup, kalanında teheccüd namazı kılmakla ve ibadetle meşgul oldum." demiştir.

    Allâme Kastalânî (rah.), büyük bir zâtın şöyle dediğini bildiriyor: Cenâb-ı Hak, bazı sâdık ve ihlaslı kullarına şöyle ilham buyurmuştur, "Benim birtakım kullarım vardır ki onlar, bana ibadet ederler, ben de onlara muhabbet ederim. Onların bana aşkı ve iştiyâkı vardır, ben de onlara müştâkım. Onlar, beni zikrederler, ben de onları mağfiret ederim. Ey mümin kulum! Sen de onların yolundan gidersen sana da muhabbet ederim. Bu sevgili kullarımın şiârı; alâmetleri şunlardır:

    "Bu sâdık kullarım, kuşların yuvalarını özlediği gibi akşamı özlerler. Gece karanlığı çökünce yüce dergâhıma karşı ayakta namaza dururlar, tevâzu ile secdeye kapanırlar. Bana, kelâmımla; Kur'ân-ı Kerîm okuyarak münâcâtta bulunurlar ve nimetlerime şükrederler. Bu sâdık kullarıma ilk ihsânım, onların kalplerine rahmet pınarımdan akıtmaktır." (Adab ve Faziletle

    YanıtlaSil
  123. taife-i azimesi; kemål-i merak ila kemälätla en meşhur, en muhterem, en namdarı, en dindraset Al ve Ashab namında nev-i beşerin enbiyadan sonra feraset ve dirayet ve ve dir

    TARİNTE BUGÜN

    1779-Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Aynalıkavak Antlaşması imzalandı.

    1937-Tunceli'de Dersim

    Hadisesi başladı.

    1960- Bediüzzaman, sabah erken saatlerde Gaziantep'ten geçerek Urfa'ya geldi. İpek Palas Oteli'nin 27 numaralı odasına yerleşti.

    Nevruz Bayramı

    BEDIOZZ MAN TAKVIMI

    21

    PAZARTESİ

    MONDAY

    MART

    MARCH

    Beni dünyaya çağırma, ona geldim fena gördüm.

    HİCRI: 18 SABAN 1443 - RUMI: 8 MART 1438

    BİR AYET

    Hüküm ve hükümranlık yalnız Onundur, siz de Ona

    döndürüleceksiniz.

    Kasas Suresi: 70

    BİR HADİS

    Allah ya konuşup hayır kazanan ya susup selâmette olan kişiye merhamet etsin.

    Sözler

    KASIM: 134-GÜN: 80 KALAN: 285 - GÜN UZA: 2

    DK

    YanıtlaSil
  124. yurdum duymaz anlamamış gibi davranan (kim-se): Başkalarının dertlerine vurdum duymaz olanlara güvenilmez!

    Vur patlasın, çal oynasın! aşırı eğlence ortamı: Oh ne iyi, bütün hayatınız vur patlasın çal oy-nasın geçiyor!

    VÜCUT

    vücuda getirmek oluşturmak, var etmek: Bizi vü-cuda getiren, anamızla babamızdır, değil mi!

    vücuttan düşmek zayıflamak; bitkinleşmek: Bu günlerde vücuttan düştüğümü hissediyorum.

    385

    YanıtlaSil
  125. mak: Bu durumda, vicdanının sesine kulak ver-men gerekir.

    VOLTA [gezinme]

    volta atmak * (volta etmek * volta vurmak) aşa-ğı yukarı gidip gelmek: Biz de ne yapalım; kor-donboyunda volta atmaya başladık.

    VURGUN

    vurgun vurmak * (vurgunu vurmak) yolsuzlukla kazanç elde etmek: Akaryakıt kaçakçılığından büyük vurgun vurdular.

    VURMAK

    Vur abalıya! yumuşak başlı kimselere yüklenmek için söylenen söz: Ne vicdansızsın, vur abalı-ya, öyle mi?

    Vur dedikse, öldür demedik ya! * (Vur dedimse, öldür demedim ya!) bir işte aşırı davrananlara söylenen azarlama sözü: Sana yalnızca şöyle bir göz at dedim, vur dedimse, öldür demedim ya!

    vurduğu yerden ses getirmek * (vurduğu yer-den ses gelmek) eli ağır olmak, vurunca çok acıtmak: Allah yarattı demez, vurduğu yerden ses gelirdi.

    V

    V

    VL

    VL

    384

    YanıtlaSil
  126. YEREM

    verem etmek çok üzmek: Bu dert yüzünden ve-rem ettin sen beni!

    VERMEK

    Verilmiş sadakanız (/sadakamız) varmış. "Bü-yük bir tehlike atlattık, kötü bir durum olmadı.": Hızla çarpıştık ama verilmiş sadakamız varmış, yaralanmadık!

    verip veriştirmek kırıcı, aşağılayıcı sözler söyle-mek: Sen kim oluyorsun da bana verip veriştiri-yorsun kardeşim?

    VIZ

    viz gelip tırıs gitmek önemsiz görünmek; aldırış etmemek: Senin bu tehditlerin bana vız gelip tırıs gider! Anladın mı?

    VİCDAN

    vicdan azabı çekmek yaptığı yanlışlardan dolayı iç sıkıntısı yaşamak: Oğlumla yeterince ilgile-nemedim, şimdi vicdan azabı çekiyorum.

    vicdanı sızlamak çok acımak, üzülmek: Aç ya-tanlar için, vicdanın sızlamıyor mu?

    vicdanının sesine kulak vermek * (vicdanının sesini dinlemek) adalet duygusuyla davran-

    383

    YanıtlaSil
  127. V

    VADE

    vadesi gelmek * (vadesi yetmek) -1. süresi dol-mak: Taksidin vadesi geldi, ödemesem olmaz. -2. eceli gelmek: Ne yaparsın, vadesi yeten gi-diyor!

    VAKİT

    vakit geçirmek oyalanmak: Emeklilikte torunla vakit geçiriyorum işte!

    vakitli vakitsiz uygunsuz zamanlarda: Vakitli va-kitsiz dükkâna gelip beni çok meşgul ediyor.

    vakit öldürmek zaman geçirmek: Bir şey yapmı-yorum, sadece vakit öldürüyorum.

    vakit vakit ara sıra; zaman zaman: Vakit vakit ben de giderim sinemaya.

    vakti gelmek * (vakti saati gelmek) zamanı gel-mek: İkindi namazı vakti geldi; artık kalkabiliriz.

    vaktini almak birini meşgul etmek: Gevezelik ederek vaktinizi daha fazla almak istemem.

    VAR

    varı yoğu tüm varlığı; hepsi: Oğlunu okutmak için varını yoğunu harcadı.

    382

    YanıtlaSil
  128. !epulu

    TARİHTE BUGÜN

    - 1341-Yanya Kalesinin fethi.

    1908 - Bediüzzaman'ın

    "Dağ Meyvesi Acı da Olsa Devadır" başlıklı yazısının ikinci bölümü Misbah gazetesinde yayınlandı.

    BIR AYET

    Yoksa onlar Allahin dininden başka bir din mi arıyorlar?

    Al-i İmran Suresi: 83

    EKİM 09

    PERŞEMBE

    17 1447

    R.AHİR

    RUMI: 26 EYLÜL 1441

    HIZIR: 157

    BİR HADİS Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.

    İbnü's-Süm'ânî

    Her şey, Cenab-ı Hakk'ın takdiriyledir.

    Sözler

    Imsak

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    İmsak Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    Güneş

    YanıtlaSil
  129. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1960-Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ'dan Isparta'ya geçti.

    1996 - Filistin'de ilk kez devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. Yaser Arafat Devlet Başkanı seçildi.

    OCAK

    20

    SALI

    BİR AYET

    Yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

    A'raf Suresi: 31

    BİR HADİS

    İki kişinin arasını düzeltmek için iki mil de olsa yürü.

    1447 ŞABAN

    RUMI: 7 K. SANİ 1441 KASIM: 74

    Mâdem ölüm öldürülmüyor, kabir kapanmıyor, dünya misafirhanesinde yolcular gayet sür'at ve telâşla, kafile kafile arkasında toprak arkasına girip kayboluyorlar; elbette pek yakında

    birbirimizden ayrılacağız. Lem'alar

    Imeak Güner

    Öğle

    İkindi Aksam Yatsı

    İmsak Günes Öğle

    İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  130. Depronar ve учебу olas yerinden çikir, agaclay-lena Rivestilah SA efendimizin Auzoruna geldi. Beede eyledi

    lady Allanin Resulo Sehadet ederim. Anadan yoktor, sehadet ederim ki, Muhammed Allah'in

    Die Alanas klystine, vandaniystine, Resulüllan & A108vstine şehadet eyledi

    Cell Selerar şöyle dedi

    Ya Mutiammed, Rabbina niyaz ayle, o taş, ağacı ile birlikte ağaç, yine taşn perceptin Cetireen, yandiga yerler düz olsun. O agar, keybalistes, once olduğu gibi, yerinde muhkem ve Mv sekide, ichiden ağaç çıktığına alamet delik kal ms 2006 29 tagant olun

    Santise, Remildilan A. efendimiz, Yüce Hakka niyaz ey çine girdi, g O tay shari De sivilkie geri döndü. O ağaç tapın içine ids 25 Mekilde, taştan ve yerden eser kalmadı.

    Rent A edendimizden bu açık mucize zahir olunca, mús endentelmia mügerret oldu. Ama Rou Cehil tugyanın

    -Ya Muleaned, anden daha sihirbaz Bir kimseyi görmedim.

    Allah, Ses glie, so mucizelerin sahibi Resulillah B.A. efendi kyk, camieye olan saláttan üstün salat lle salát eyle; Sextim eyle.

    Strats prifeye devam edelins:

    -Adum, serande çekler aplan zata salát eyle.

    Yard Cell sprkler gora iken, Muhammedi nurun feyizierin-decapepipreende güzel kokularla müzeyyen ve must far olds

    Condens, Reutilla & A. efendimizira nurundan halk olunduğu bondage teñas edilerek tazim, olunmasımın sebebi: Onla peremy, türlü türlü kokularia muattar oldu-

    -Allahos, Seerket the yemişlerin tatlandığı zata salát eyle.

    Its manada yiyle anlatadı

    Live Seyor Stars Farid Ta. Resulüllah 8.A. efen-dimis, saadetie Medine-i Münevvere'ye refte eski Surimise, bir kirssenin kölesi idi. Gath yogaidi hafi Us mügerref oldu; iman se

    SA. edeosimverdi:

    YanıtlaSil
  131. bea

    DELAR I HAYRAT BERHI

    Ayni anda taş yarıldı. İçinden bir ağaç çıktı. Aynı anda büyüdü Yapraklar ve meyveler verdi. Sonra, o taş yerinden çıktı ağaçla yo ritverek Regulillah B.A. efendimisin husuruna geldi. Becde eyledi: açık bir dille

    Balat ve selam sana ey Allah'ın Resulü. Şehadet ederim kt. Allah'tan başka lah yoktur, gehadet ederim ki, Muhammed Allah'in Resulüdür

    Diyerek, Yüce Allah'ın tühiyetine, vahdaniyetine, Resulüllah 8. A. efendimizin nübüvvetine şehadet eyledi.

    Ebu Cehil tekrar şöyle dedi:

    Ya Muhammed, Rabbina niyaz eyle; o taş, ağacı ile birlikte yerine gitain. Gelirken, yardığı yerler düs olsun o ağaç, yine taga keine girsin; kaybolsun. O taş, önce olduğu gibi, yerinde muhkem ve sabit kalsın. Hiç bir şekilde, içinden ağaç çıktığına alamet delik kal masın. Bütün ve sağlam olsun.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakka niyaz ey ledi. O taş ağacı ile birlikte geri döndü. O ağaç taşın içine çine girdi; go rünmea oldu. Hiç bir şekilde, taştan ve yerden eser kalmadı.

    Resulüllah S.A. efendimizden bu açık mucize zahir olunca, müş riklerden çok kimse falamla müşerref oldu. Ama Ebu Cehil tuğyanın da devam etti:

    Ya Muhammed, senden daha sihirbaz bir kimseyi görmedim.

    Dedi

    Allahım, bu gibi, açık mucizelerin sahibi Resulüllah B.A. efendi mise şanına layık, cümleye olan salattan üstün salåt ile salât eyle; tazim eyle.

    Balavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, nurundan çiçekler açılan zata salát eyle.

    Yani: Çeşitli çiçekler gonca iken, Muhammedi nurun feyizlerin den naşı açılıp renklendi, çeşitli güzel kokularla müzeyyen ve muat tar oldu.

    Cümle egya, Resulüllah 8.A. efendimizin nurundan halk olunduğu halde, burada çiçeğe tahsis edilerek tazim, olunmasının sebebi: Onla-rın çeşitli renklerle müzeyyen, türlü türlü kokularla muattar oldu-ğundandır.

    -Allahım, bereketi ile yemişlerin tatlandığı zata salât eyle.

    Bu manada şöyle anlatıldı:

    - Resulüllah SA. efendimiz, saadetie Medine-i Münevvere'ye hieret buyurdukları zaman, Selman-ı Farisi ra. Resulüllah S.A. efen-dimisin yüce meclisine geldi; sohbet şerefi ile müşerref oldu; iman ge refine erdi. Zahiri durumda o, bir kirasenin kölesi idi.

    Resulüllah B.A. efendimiz, sahibin e emir verdi:

    Selman-ı Farisi'ye değer kes; onu mükâteb eyle.

    YanıtlaSil
  132. KARA DAVUD

    509 Onun sahibi de, Resulüllah B.A. efendimizin emrine imtisalen, geldi; Selman-1 Farisi'ye: Üç yüz adet hurma fidanı dikip, onlar ye miş verinceye kadar, onlara hizmetle terbiye edip büyüte.. O hurma lar kemale erdikten başka, kırk okka altın vermek üzere mükâteb kesti.

    Selman-ı Farisi ra. bu şartı kabul eyledi. Gelip durumu, Resu lüllah S.A. efendimize haber verdi.

    Resulüllah S.A. efendimiz, o üç yüz hurma fidanı işinde, Selman-ı Farisi'ye yardım etmeleri için emir verdi. Onlar da, bu güzel emir ge-reğince, fidanları verdiler. Resulüllah S.A. efendimiz de, o fidanları mübarek elleri ile dikti. Hemen hepsi, yerini tuttu; aynı sene yetişip yemiş verdi. Hiç biri, yemiş vermemezlik etmedi.

    Bir rivayete göre: O hurma fidanlarından biri, tutmakla solmak arası bir duruma geldi. Resulüllah S.A. efendimiz, gelişip büyümede, diğerleri gibi çabuk olmadığını müşahęde etti. Sebebi: O fidanı, bir başkasının dikmiş olması idi.

    Resulüllah S.A. efendimiz, o fidarı yerinden çıkardı; mübarek elleri ile yeniden aynı yere dikti. O anda, o dahi gelişip büyüdü; öbür-leri gibi yemiş verdi.

    Resulüllah S.A. efendimizin bereketi ile, Selman-ı Farisi kitabet bedeli olan üç yüz hurma ağacını teslim etti. Kitabet bedelinden kırk okka altın kaldı.

    Bu sıralarda, Resulüllah S.A. efendimize, bir tavuk yumurtası ka-dar altın geldi. Onu Selman-ı Farisi'ye verip:

    - Bunu al, kitabetine bedel olarak ver.

    Buyurunca, Selman-ı Farisi r.a. şöyle dedi:

    - Bu altın benim borcuma yetmez.

    Resulüllah S.A. efendimiz, onun bu cevabına karşılık şöyle bu yurdu:

    Bu altını al. Yüce Hak, lütuf ve keremi ile bu altınla senin bütün borcunu eda eder.

    Selman-ı Farisi, Resulüllah S.A. efendimizin bu emri üzerine o altını aldı. Efendisine verdiği zaman, tartıldı tam kırk okka geldi. Onun bütün borcu eda olundu. Böylece, kölelik bağından kurtuldu; hürler arasına dahil oldu.

    Cabir b. Abdillah Ansari'den r.a. naklen bir başka rivayet şöyle anlatıldı:

    Babam, Uhud gazasında şehit düştü. Hurmadan vereceği çok borcu kaldı. O kadar ki, bir Yahudî'ye otuz vesak hurma na vereceği var dr. Bu mikdar: Dört bin sekizyüz hicaz rıtılı eder. Diğerlerine de çokça borcu vardı.

    Cabir r.a. şöyle devam etti:

    Babamdan bana kalan cümle malını ve hurmasını borçlulara arz ettim; en az alacaklının borcunu dahi karşılamadı.

    YanıtlaSil
  133. 470

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ Xr

    Peygamberimiz, ev süpürür, deveyi bağlar, saka devesini yemler-di. (247)

    Koyununu da, sağardı. (248)

    Peygamberimiz, hizmetcisile birlikte oturup yemek yer ve onun-le birlikte hamur yuğururdu.

    Ylyeceklerini de, çarşıdan Kendisi taşırdı. (249)

    Eşya sahibi, eşyasını taşımağa, daha lâyıktır.

    Ancak, taşımaktan aciz olursa, Müslüman kardeşi, ona yardım eder. buyururdu. (250)

    Peygamberimiz, Tevăzu hakkında şöyle buyururlar:

    «Hiç bir kimse, hiç bir kimseye karşı haksızlık ve azgınlık etme-yinceye ve hiç bir kimse, hiç bir kimseye karşı övünmeğe kalkmayın-caya kadar Tevâzu göstermenizi, Allâh, bana vahy etti.» (251)

    «Sadaka, hiç bir zaman, malı eksiltmez.

    Allah, bir kulun afvına karşı, ancak, onun izzet ve şerefini artır. Allâh İçin Tevăzu gösteren kimseyi de, Allah, ancak yükseltir.

    (252)

    HAYA VE PEYGAMBERİMİZİN, İNSANLARIN EN HAYALISI OLUŞU

    Hayanın Tarifleri ve Çeşidleri:

    Haya: Tevbe, Rüců ve Utanma mânalarına gelir. (253)

    Haya: Herkese verilmeyen ve şekavet ehlinden başkasının da, kalbinden çekilip alınmayan, asi olan için de, muti olan için de, ya-rarlı fıtri bir haslettir. (254)

    Kadınlar, aşırı şehvetlerini, üstün derecedeki hayâlarile kırıp bu hususta erkeklere kat kat üstünlük sağlarlar. (255)

    (247) Kadı Iyaz Şifa c. 1, s. 99, İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, s. 334

    (248) Kadı Iyaz Şifa c. 1, s. 99, Heysemi Mecmauzzevaid c. 9, s. 20, İbn-i Sey-yid Uyunüleser c. 2, s. 334

    (249) Kadı Iyaz Şifa c. 1, s. 99, İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, a. 334

    (250) Heysemi Mecmauzzevaid c. 5, s. 122

    (251) Ebû Davud Sünen c. 4, s. 274, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1398-1399 (

    252) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 235 Müslim mizi Sünen c. 4, s. 376 Sahih c. 4, s. 2001, Tir-

    (253) Firûzabadi Kamûlsulmuhit c. 4, s. 323

    (254) Harisülmuhasibi Erriâye s. 324, 326

    (255) Hakimüttirmizi Nevâdirülusul c. 1, s. 360

    YanıtlaSil
  134. AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI

    471 Haya: Hoşa gitmemesi memul olan veya geri bırakılması, işlen-mesinden daha uygun bulunan bir şeyin işlenmesi sırasında, Insanın yüzünde beliren ince, kızarma halidir. (256)

    Seyyid Şerif'in tarifine göre: Haya: Nefsin, kınanılacak bir şey-den dürülüp tortop olması, sıkılması, ayıplanmak, kınanmak korku-suyla onu bırakmasıdır.

    Bu da, iki kısım olup birisi: Nefsâni, yênı, Yüce Allah'ın, herkeste yaratmış olduğu (Fitri) Hayådır, insanlar arasında edeb ve avret ma-hallini açmaktan ve cinsel ilişkilerden utanmak, sıkılmak gibi.

    Diğeri de, İmâni Hayâdır ki, mâsiyet ve günah olan kötü işler-den Mü'mini alıkoyar. (257)

    Hayanın yerine göre değişik biçimleri vardır:

    gibi. 1. İşlenen kabahatten dolayı Haya, Hz. Adem Aleyhisselâmınki

    Yüce Allah «Bizden kaçıyormusun? diye sorduğu zaman, Hz.

    Adem:

    «Hayır! Kaçmayorum.

    Fakat, Senden Haya ediyorum!» demiştir.

    2. İbâdetteki kusurdan dolayı Haya, Meleklerinki gibi ki, Melek-

    ler: «Senin şanın yücedir. Biz, Sana hakkıyle îbûdet edemedik!»

    derler.

    3. İclal ve tâzim için Haya, İsrafil Aleyhisselânın, Aziz ve Celll olan Allah'a Hayâsından dolayı kanadlarını dürmesi gibi.

    4. Kerem Hayası, Peygamber Aleyhisselâmın, konuşmaya da-

    lan Eshabına «Artık, gidiniz!» demekten Haya etmesi gibi, Yüce Allah, bunu, Ahzab sûresinin elli üçüncü âyetinde açıkla-

    mıştır. 5. Haşemet Hayası ki, Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma ile evli bulunuşun-

    dan dolayı, erkek mezizi hakkındaki hükmü, Resûlullah Aleyhisselâm-dan sormağa Hayâ edip Mikdad b. Esved'e sordurması gibi.

    6. İstihkar Hayası, (Önemsiz isteklerde bulunmaktan Haya) Hz. Mûsa Aleyhisselâmın «Ya Rab! Dünyaya âid hâcetimi Sana arz etmeğe ve onu, Senden istemeğe Hayâ ediyorum!» demesi gibi.

    Aziz ve Celîl olan Allâh ise «Hamurunun tuzuna ve koyununun yemine varıncaya kadar hepsini benden iste! buyurmuştur.

    7. İn'am Hayası.

    Bu Haya, şanı yüce olan Rabbül'âlemin'e aid olup Sırat'tan geç-tikten sonra kuluna, Mühürlü bir yazı verir ki, içinde şöyle buyrulur: Sen, yapılmayacak şeyi yaptın!

    (256) Kadı Iyaz Şifa c. 1, s. 87

    (257) Seyyid Şerif - Târifât s. 65

    YanıtlaSil
  135. erin

    سورة الفى (٢٢-٢١)

    عزیز اقدام بو مال الرده بازيلان محاكم لون تجرى اولارق أنا غيره بازيلان قاعدة ال قوینگه قوی کا لازم اولور.

    برنجیسی ) بر شخص چومه فنار ده اختصاص صراحي اولا واز .

    ایلخی ) انکی شخصدی صدور بدن بر سوز، أو الكى شخصيك استعدادار من کوره تفاوت اور یعنی برینه کوره آلتون، او ته کینه نظراً کومور قیمتنده اولور

    و منجی ) فنون، فکرلون برشمه سندن حاصل اولور. زمانك كيمه سياسه تعامل ایدرلر

    در دجیسی ) اسکی زمانده نظری اولدینی حالده، بو زمانده بدیهی او لمسه اولانه جوه ماه کار وارد

    نجی ) زمان ماضی بو زمانہ قیاس ایدیله من آرا کرنده چومه فرقه وار در

    التنجيي ) صحرا و چول آدماری بسیط و صراف ان انار اولدقارندن، مدنيا ترك مدنیت پرده ای آلنده کیز له به یاد داری حوله و دسیسه لری بیا مزار وکیز که به مولر هر ایشاری مردانه در قلبه اربیله

    لمانگری بردر.

    ید نجیسی ) چومه علماء و فنهار وار در که، عاد تكرك تلقينيه، وقواتك تعليمي له و زمانه محيطه

    یارد میله حصوله کلیرلر.

    سکر نجیی] بشرك نظرى استقباله نفوذ ايده في بشر خصوصی کيفيرات و احوالى کوره من

    طوقور جیسی ) برايجون بر عمر طبیعی اولدیفی کی، یا پریفی قانونا ایجون ده به عمر طبیعی واردر بشر عمر ينك نهایتی اولديغی کی یا بدیعی قانو نارینك ده به نهایتی وار در.

    او نجيس ] انسا نلرك صفته ارنده طبيعته الرنده، اهوا للرنده زمان و مكانك جوق تأثرى وارد.

    اون برنجیبی) اسکی زمان رده خارقه عدید یاله چومه شیار دار در که، مبادی و وسائطك تعمليله عادی شیار حكمنه کچمش اهر در.

    اور ایکنجیسي ) دفعة برفنك ايجادين و المال بديلمند، به نمای خارقه اوله بیانه، مقتدر اولد ماز وفه، آنجہ موجعہ کی تدریجاً کمالہ ایور

    YanıtlaSil
  136. Add: Sayma

    بديجي Bedihi: Apapık, aşikar

    بكر

    Beşer: İnsan

    Defaten: Birden

    ديه

    Desise: Hile

    فنون

    Fünün: Fenler

    حصول

    Husûl: Meydana gelme

    المتصاص

    İhtisas: Bir sahada geniş bilgi sahibi olma

    اضال

    İkmal: Tamamlama

    استقبال

    İstikbal: Gelecek

    كيفيات

    Keyfiyat: Bir şeyin bütün vaziyeti

    مبادى

    Mebadi: Başlangıçlar

    محاكمة

    Muhakeme: Tartarak hüküm verme

    محيط

    Muhit: Çevre

    نظراً

    Nazaran: Bakışla

    نظری Nazari: Sirf duşünce halinde bulunan bilgi, teorik

    نفوذ

    Nifaz: İçine sızma

    صدور

    Sudar: Cikma

    تعلية

    Ta'lim: Oğretme

    تدريجاً

    Tedricen: Derece derece

    تفاوت

    Tefavit: Birbirinden farklı olma

    تكامل

    Tekamil: Mükemmelleşme

    تلقين

    Telkin: Fikir aşılama

    وسائط

    Vesait: Vasıtalar

    وقوعات

    Vukiat: Olaylar

    زمان ماضي

    Zaman mazi: Geniş zaman

    YanıtlaSil
  137. Aziz arkadas! Bu meselelerde yazılan muhakemelerin neticesi olarak aşağıda yazılan kaideleri de koynuna koy. Sana lazım olur.

    Birincisi: Bir şahıs, çok fenlerde ihtisås sahibi olamaz.

    İkincisi: İki şahıstan sudür eden bir söz, o iki sahsın isti'dadlarına göre tefavür eder. Yani birisine göre altın, ötekisine nazaran kömür kıymetinde olur.

    Üçüncüsü: Fünün, fikirlerin birleşmesinden hasıl olur. Zamanın geçmesiyle tekamül ederler.

    Dördüncüsü: Eski zamanda nazari olduğu halde, bu zamanda bedihi olmus olan cok meseleler vardır.

    Beşincisi: Zaman-ı mazi, bu zamana kıyas edilemez. Aralarında çok fark vardır.

    Altıncısı: Sahra ve çöl adamları basit ve saf insanlar olduklarından, medenilerin medeniyet perdesi altında gizleyebildikleri hile ve desiseleri bilmezler ve gizleyemezler. Her işleri merdanedir. Kalbleriyle lisånları birdir.

    Yedincisi: Çok ilimler ve fenler vardır ki, adetlerin telkiniyle, vukůâtın ta'limiyle ve zamanla muhitin yardımıyla husûle gelirler.

    Sekizincisi: Beşerin nazarı istikbåle nüfüz edemez. Beşer, hususi keyfiyat ve ahväli göremez.

    Dokuzuncusu: Beşer için bir ömr-ü tabii olduğu gibi, yaptığı kanunlar için de bir ömr-ü tabii vardır.

    Beşer ömrünün nihayeti olduğu gibi, yaptığı kanunlarının da bir nihayeti vardır.

    Onuncusu: Insanların sıfatlarında, tabiatlarında, ahvällerinde zaman ve mekânın çok te'sîri vardır.

    On birincisi: Eski zamanlarda hárika addedilen

    çok şeyler vardır ki, mebâdî ve vesâitin tekâmülüyle ådî şeyler hükmüne geçmişlerdir.

    On ikincisi: Defaten bir fennin icadına ve ikmål edilmesine, bir zekâ-yı harika olsa bile, muktedir olamaz. O fen, ancak çocuk gibi tedricen kemåle erer.

    YanıtlaSil
  138. Dördüncü Bölüm:

    LÚGATÇE

    309

    fitta, feti (a): Diol bir mesele hakkında müftü tarafindan verilen hü-kin veya karar (ve bunu ihtiva eden yazı).

    Fok (a): Hak yolundan çıkma, Allaha isyan etme; ahlaksızlık, kötülük.

    Fori Cod (a): Cömertliğin bereketi, bolluğu.

    Fidi (a): Bağışlama, feda, uğruna verme.

    Fili kılmak (a.t.): Fedå elmek, bağışlamak, uğruna vermek.

    Figan (f): Acıyla bağırma, inleme.

    Fikret (a): Düşünce, fikir.

    Fil-hal (a): Bu anda, hemen, şimdi,

    Firak (a): Ayrılık, ayrılma.

    Fir'avn: Misir hükümdarlarına ilk çağlarda verilen ad. Firavun, Hususiy-Mūsa Peygamber çağında yaşayan Allah'lık iddiasında olan ve counla uğraşan Mısır hükümdarı.

    Firdevsi a'la (a): Yüce cennet.

    Firkat, fürkat (a): Ayrılma, ayrılış.

    Farkán (a): İyi ile kötü, hak ile bâtıl, helâl ile haram arasındaki farkı gösteren (Kur'an-ı Kerim).

    Furil, fudúl (a): Lüzumsuz, fazla şey veya söz.

    Furalık, fudullık (a.t.): Sıradan, töreden dışarı iş yapma, münasebetsizlik, fodulluk.

    Filin (a): Herhangi bir kişi, belirsiz şey, filân, falan.

    G

    ffaru'z-Zünüb (a): Günahları afveden, bağışlayan, günahkarlara çok acı-yan (Allah)

    Gallet (a): Boş bulunma, dalgınlık.

    Gah (1): Bazan, arasıra.

    Galebe (a): Çokluk, kalabalık.

    Galtan (1): Kopup yuvarlanan, tekerlenen.

    Gammaz (a): Fitneci, kovucu, gözetleyip araştırıp kötülük söyleyen; göz ucuyla bakan, güzel gözlü.

    Gani (a): Hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, tam månasıyla zengin, müstağ-ni, Allah'ın adlarından.

    Ganimet (a): Beklenmeyen kazanç, fayda.

    Gåret (a): Çapulculuk, yağma.

    Gark olmak (a.t.); Batmak, bir şeyi boğulacak derecede bol bol elde et-mek.

    Gassal (a): Ölü yıkayıcı, ölü yıkayan.

    Gayet (a): Nihayet, uç, son.

    Gayr (a): Ayrı, başka.

    Geda (1): Yoksul, dilenci.

    YanıtlaSil
  139. 308

    YÜNUS EMRE

    Eylenmek: Edinmek, (kendisi için) eylemek, yapmak.

    Eyü, eyi: İyi.

    Eyyüb: İsrail oğullarından bir peygamber, sabrıyla tanınmıştır. Kur'an Kerîm'de adı geçer.

    Ezel (a): Zamanın önsüzlüğü, başlangıcı olmayan zaman,

    F-

    Fahr (a): İftihar, öğünme.

    Fahr-ı âlem: lemin övüncü, Hz. Muhammed.

    Fak: Tuzak.

    Fakı, fakih (a): Islâm hukuku alimi.

    Fål (a): Uğur, uğurlu ve hayırlı iş.

    Fáni (a): Ölümlü, geçici, fenâ bulan, yok olan.

    Fårig (a): Azåde, vaz geçmiş, bir şeyden elini çekmiş.

    Fårik: Fårig, vazgeçmiş.

    Fariza, farida (a): Allah'ın emri, farz, yapılması mutlaka gereken husus.

    Fåsık (a): Allah'ın emrinden çıkan, kötülük yapan, günah işleyen.

    Fåsid (a): Kötü, fena, yanlış bozuk: fesad çıkaran, kavgacı, bir işi ve bir şeyi bozan.

    Fås (a): İtmek: Açıklamak, meydana çıkarmak, gizli bir hususu açığa vurmak.

    Fatiha (a): Kur'ân-ı Kerim'in 1. sûresi; başlangıç, açış, giriş.

    Fayız, faiz (a): Feyiz veren, bereket ve bolluk veren.

    Felun (f): Anlama, anlayış, kavrama.

    Felek (a): Gökyüzü.

    Fena (a): Yok olma, yokluk; maddi varlıktan benlikten vazgeçip Hakk'a ulaşma.

    Fena-ender-fenă (a.f.): Yoklukta yok oluş.

    Ferågat (a): Vazgeçmek, ehemmiyet vermemek, bırakmak, el çekmek. Fereci (a): Genişliğe, ferahlığa mensup; bilginlerin ve şeyhlerin giydik-leri önü açık, yakasız, geniş kollu, uzun pardesü.

    Ferhad (f): Doğu edebiyatlarında bir aşk hikâyesinin kahramanı ve Şirin'-

    in aşıkı olan genç.

    Ferik (a): Bölük, topluluk, cemaat.

    Ferişte, ferişteh (1): Melek.

    Ferş (a): Yeryüzü, zemin; döşeme, döşenme, yayma, yayılma; halı, kilim gibi döşeme.

    Ferrâs (a): Döşeyen, hizmetçi, döşeyip süpüren hizmetkár.

    Fersang (f): Fersah, adım.

    Fesåd (a): Fenå, kötü, arabozucu (fâsid anlamına sıfat); fenalık, kötülük arabozuculuk.

    YanıtlaSil
  140. 2278. Lokma ile dost olan, eller ile küsülü olur.

    2279. Makamın yüksekte ise, alçakta otur.

    2280. Mal cam kazanmaz, can malı kazanır.

    2281. Mal harap olunca, can harap olsun.

    2282. Mal, sahibine benzer.

    2283. Malın mal olunca, pazarın pazar olsun.

    2284. Malum yemeyenin malını yerler.

    2285. Maymunun su boğazına çıkanda, balasını (yavrusunu) ayağının altına alır.

    2286. Mekke'ye giden döndü, kazana giden dönmedi.

    2287. Merdin kulu ol, namerdin ağası.

    2288. Merdivene bir bir ayak basarlar.

    2289. Mescidin kapısı açıktır, itin hayasına ne var?

    2290. Mescit dikilmemiş (kurulmamış), kör asasını dayar.

    2291. Meşe çakalsız olmaz.

    2292. Miri çeşmeden su içme!

    2293. Miskin asmanın kel koruğu.

    2294. Molla gelmişken, ölen ölsün.

    2295. Molla helvanı gördü, Kuran'ı yaddan çıkarttı.

    2296. Molla olmak kolaydır, adam olmak çetin.

    2297. Mollanın bedbahtlığı orda olur ki, onu iki yere konuk çağırırlar.

    2298. Mollaya "pilav" desen, Marakeş'e (Fas'ın eski başkenti) kadar gider.

    2299. Muhabbet, ilk baştan olur.

    2300. Mum, dibine ışık vermez.

    2301. Mus-mus deyince, bir kere Mustafa de.

    2302. Mutsuzluk olmasaydı, mutluluk olmazdı.

    2303. Namerdi bir gördün, bir de görsen namertsen.

    2304. Namerdin pilavından, merdin kaşık aşı.

    2305. Namus, iffet satılmaz.

    2306. Ne ata, ne de avrada inanmak olmaz.

    2307. Ne dökersen aşına, o çıkar kaşığına.

    2308. Ne ekersen, onu biçersin.

    2309. Ne yoğurdum, ne yaptım; hazırca ekmekçik buldum.

    2310. Ner butlu (güçlü) avrattan, maya butlu (özlü) oğlan çıkar.

    2311. Nerde aş, orda baş.

    2312. Nerde gördün lotu (zevzek), ordaca otu(r).

    2313. Od (ateş) düştüğü yeri yandırır.

    77

    YanıtlaSil
  141. 76

    2245. Kötü arkadaş, yılandan daha kötüdür.

    2246. Kötü gelmeyince, iyinin kadri bilinmez.

    2247. Kötu kan, kötú komşu, kötü at: birini boşa, birini boşla, birini sat.

    2248. Kotu komşu, insanı hacet sahibi eder.

    2249. Kötü söyleme eşine, ağu (zehir) katar aşına.

    2250. Kötü söz insanı dininden çıkarır, tatlı söz yılanı ininden.

    2251. Kötülük eken, nedamet biçer.

    2252. Köylü dizinden, kentli gözünden ısırır.

    2253. Köylünün kahve cezvesi karaca, ama sürece.

    2254. Köyün ağasına (kizirine) rastlayan (çatan) aç, açık kalmaz.

    2255. Köyün surını danacıdan sor.

    2256. Kuduran, kırk gün yaşar.

    2257. Kul, kulun rızkına sebep olur.

    2258. Kul, kusursuz olmaz.

    2259. Kul, tövbe ile mağfur olur.

    2260. Kulağa pamuk, süngüyle konulmaz.

    2261. Kulun dediği olmaz, Allah'ın dediği olur.

    2262. Kulun yoksa, güveyin de mi yok?

    2263. "Kulunum" demekle, kul olmaz insan.

    2264. Kurbağa deryaya işer, en büyük balığa haber gönderir, ki "Ben de bu deryaya ortağım".

    2265. Kurda konuk giden, özü ile gerek köpek götürsün.

    2266. Kurt ile koyun, kılınç ile oyun bir yerde olmaz.

    2267. Kurt olmasaydı, keçi Mekke'ye giderdi.

    2268. Kurt tüyünü değiştirir, haysiyetini değiştirmez. (Bizde: Kurt köyünü "tüyünü" değiştirir, huyunu değiştirmez.)

    2269. Kurt yavrusu, kurt olur.

    2270. Kurtla konukluğa giderken, köpeği de yanına almayı unutma.

    2271. Kurttan dost olmaz.

    2272. Kurttan korkan, koyun saklamaz (bulundurmaz).

    2273. Kuş altın kafeste de olsa, zindanda sayılır.

    2274. Kuş gagasından tuzağa düşer, insan dilinden.

    2275. Kuş var ki, et yedirirler; kuş var ki, etini yerler. (Bizde ve Kerkük Türkmenlerinde bu sözün benzeri vardır.)

    2276. Küçükten hata, büyükten eta (bağışlama).

    2277. Leb demeye dudak lazım.

    YanıtlaSil
  142. stifade i bejer

    462

    lutigrak fers

    stifadet beer إستفادة بشر : insanın fayda sağ laman, insanın yararlanması

    istifade i hurusat إستفادة مطرقات : has veren, hoga giden şeylerden faydalanma, ma

    yararlanistigase إسهاله : yardım dileme, yardım isteme istigaskarane استغله کارانه yardım

    naglama

    Istifade-I manevive استفادة معبرية: manevi fayda

    istifadebahإستفادة بحى و fayda sağlayan, fayda

    verici

    dan istifadece fayda sağlamak bakımın

    Istifadell استفاده لى faydalı yararlı 2 öğretici, bilgi kazandırıcı

    Istifadesit استفاده سر : fayda sağlamamış, fay dadan uzak, yararlanmamış 2 bilgi kazanma öğrenmemiş

    nutrenmen istifade ederek, faydalana

    stihara إسفاح : feye alma, aydınlanma, ilim istimanevi aydınlık elde etme, manevi fayda lanma

    Istifazaten إستقامة : istifaza ederek, feyz ala rak, ilim ve manevi aydınlık kazanarak

    istifham إستفهام : soru, sorma, anlamak için sorma 2.(edb) dikkat çekmek için söze soru cümlesi ekleme

    )stifham-i Inkari إستفهام إنكارى : )gr.) olumsuz luğu belirten soru ("hiç düşünmez misin? sorusu gibi. "düşünmemeniz olmaz" mana sındadır. karşısındakinin düşünce veya dav ranışının kabul edilmezliğini belirtir)

    istifham-ı inkari-i taaccubi إستفهام إنكاره تعجبي : hayret ve olumsuzluğu birlikte ifade eden

    soru (yoksa hiç düşünmez misiniz?" sorusu gibi. "düşünmemeniz hayret verici ve kabul edilemez bir olay demek olur. karşısında kinin düşünce veya davranışının hem kabul edilemezliğini hem hayret verici derecede akla aykırılığını belirtir)

    Istifham-i istihfaf إستفهام إستخفاف : hafife alma ve küçük görme tarzında sorulan soru

    istifra إستفرع : aslı istifrağdır (bk. istifrag(

    istifra etmek استفراغ اينمك : kusmak

    istifrag استفراغ : kusma

    Istifsar 1 : (استفسار.sorma, soru sorma 2.sorgu-lama, bir konuda açıklayıcı bilgi isteme

    Istifsar-ı hatır إستفسار خاطر : hal hatır sorma

    Istifsar ettirmek إستفسار إبتريرمك : sordurmak

    stift استقداء: fetva isteme, dine ait bir konuda istifsarkarane استفسار کارانه : sorgulayıcı tarzda yetkili kimseden bilgi alma

    diler sekilde istifar tevbe etme, Allah'tan (cc) al

    dileme

    istigrab استعراب : bk. istigrab(

    stina 1. ihtiyaçsızlık, ihtiyaç duyma ma; ihtiyacı olmama; hicbir şeye muhtaç ol mama, kendi kendine yeterli olma 2 kimseye ihtiyacını duyurmama, kimseden bir şey is tememe, kimsenin yardımını kabul etmeme elindekiyle kanaat etme; gönül tokluğu, tok

    gözluluk istiğna-i (yi) ekmel إستغناء أكمل : tam manamyla ihtiyaçsızlık, hiçbir şeye hiçbir bakımdan in

    bulunmama

    istiğna-kemabır etiam manastyla i tiyaçsızlık, hiçbir şeye ihtiyacı olmama, ihti

    yaçsızlığın son derecesi

    istiğna-i (yı) mutlak إستغناة مطلق : hiçbir şeye

    muhtaç olmama

    istiğna-i zati إستغنة ذاتی : kendi kendine yeterli olup hiçbir şeye ihtiyacı olmama

    istiğna-yı mutlak استغنای مطلق : bk istiğna-i

    mutlak(

    istina-yi tam استغنای نام : tam manasıyla ihti yaçsızlık, hiçbir şeye muhtaç olmama

    istina-izati إستغنای ذاتی : )bk istina-izati

    Istiğnakarane استغنا کارانه : ihtiyaç duymaz tarz da

    Istigrab إستغراب : hayret etme, hayrete düşme,

    şaşırma, garip bulma, garipseme

    istiğrabkarane إستغرابكارانه : hayretlere düşer

    tarzda, şaşkınlık içinde

    stigrabs استغرابلی : şaşırtıcı, hayret verici

    (c.c.) sevgisiyle kendinden geçme 2 geniş Istigrak 1 : إستغراق.)tas.) her şeyi unutup Allah

    lik, sınırsızlık 3.dalma 4 kendini kaybetme. kendinden geçme 5.(gr.) arapçada isimlerin başına getirilen ve "tarif edici harf" denen "el" edatının isme genel mana kazandırman değil her balık manasına gelmesi gibi( (türkçede "balık yüzer cümlesinde bir babk

    Istiraki ferdi استغراق فردی( : )gr.) tekil lamin ge nel mana kazanması ("balık uçmaz sörün deki "balık" bir balık değil, hiçbir balık

    YanıtlaSil
  143. 462

    tade bager المساحة

    luman, insanın yararlanmas

    hfade hurusat إستفادة مشرفات har veren. hoa gidemeden faydalatıma,

    Mitude-mastan fayda

    saglama

    letifedebang إستعانة بحال fayda sağlayan fayda

    vercl

    dan stifadece استفاده به : fayda sağlamak bakımın

    1 إستلام في ayah, yarar 2 öğretici, bilgı kazandırıcı

    lamamış, fay dadan uzak, yararlanmamış 2 bilgı kazanma

    ms, ogrenmemiş rak deten kautifade ederek, faydalana

    Istifa إستفا feys alma, aydınlanma, ilim ve manevi aydınbk elde etme, manevi fayda

    Lanma

    stifazaten إستقامة istifaza ederek, teyz ala rak, ilim ve manevi aydımlık kazanarak

    istiham استفهام soru sorma, anlamak için sorma 2. (edb) dikkat çekmek için söze soru

    cümlesi ekleme

    stilham- inkari إستفهام إنكارى : )gr.) olumsuz

    lagu belirten soru ("hiç düşünmez misin?" sorusu gibi. "düşünmemeniz olmaz" mana sındadır karşısındakinin düşünce veya ranışının kabul edilmezliğini belirtir)

    Istifham-ı inkari-i teaccubi إستفهام إنكاره تعجبی hayret ve olumsuzluğu birlikte ifade eden

    soru (yoksa hiç düşünmez misiniz?" sorusu ghi "düşünmemeniz hayret verici ve kabul edilemez bir olay demek olur. karşısında kinin düşünce veya davranışının hem kabul edilemezliğini hem hayret verici derecede akla aykırılığını belirtir)

    istifham istihfaf إستفهام استخفاف : hafife alma ve küçük görme tarzında sorulan soru

    istifra" استفرع : anlı istifrağdır (bk. istifrag( istifra etmek

    استفراغ اينسك : kusmak

    istifra استفراغ : kusma

    Istifsar استفسار : sorma, soru sorma 2 sorgu-lama, bir konuda açıklayıcı bilgi isteme

    istifsar hatir إستفسار خاطر : hal hatır sorma

    istifsar ettirmek إستفسار إيتر برمك : sordurmak

    ydasarkan

    استار کارانه sorgulaya tarsida

    istifta fervaisterne, dine ait bir yetkili kimseden bilgi alma

    yararlanistise yardım dileme, yardım isteme

    Istigaskarane استمالة كارانهyardım diler sekille sifar trybe etme, Allah'tan (cc)

    dileme

    istigrah إستعراب )bk istigrab(

    gözlülük stina 1 ihtiyaçmalık, ihtiyaç duyть ma ihtiyac olmama; hiçbir şeye mahtaç ol mama, kendi kendine yeterli olma 2 kimse ihtiyacını duyurma yakabre tememe, yardımını etmeme elindekiyle kanaat etme, gönül tokluğu, to

    istina-i (y) ekmel إستمناء أكسل : tam manasryla ihtiyaçsızlık, hiçbir şeye hiçbir bakımdan tiyacı bulunmama

    istiğna-i kemal إستعماة كامل : tam manasıyla ih tiyaçsızlık, hiçbir şeye ihtiyacı olmama, ihti yaçsızlığın son derecesi

    istiğna-i (yi) mutlak استغناة مطلق : hiçbir şeye

    muhtaç olmama

    istina-i zati إستغنة ذاتي : kendi kendine yeterli olup hiçbir şeye ihtiyacı olmama

    istiğna-yı mutlak إستعاى مطلق : )bl. istiğna-i mutlak(

    istiğna-yı tam إستغناى تام : tam manasıyla ihti-

    yaçsızlık, hiçbir şeye muhtaç olmama

    davistina-yzati إستعمای ذاتی : )bk istina-izati(

    Istiğnakarane إستعنا کارانه : ihtiyaç duymaz tarz-da

    isti@rab إستغراب : hayret etme, hayrete düşme, şaşırma, garip bulma, garipseme

    istiğrəbkarane إستغرابكارانه: hayretlere düşer

    tarzda, şaşkınlık içinde

    istirable استغرابلي : papirtica hayret verici

    istirak استغراق : )tas) her şeyi unutup Allah

    (cc.) sevgisiyle kendinden geçme 2 genie lik, sınırsashk 3 dalma 4 kendini kaybetme, kendinden geçme 5 (gr.) arapçada isimlerin başına getirilen ve tarif edici harf denen el edatının iame genel mana kazandırman (türkçede "balık yuser cümlesinde bir balik değil her balık manasına gelmesi gibi(

    Isti rak ferdi إستعرال فردی :)( tekil temin ge nel mana kazanması ("balık uçmas" deki "balık bir bahk degil, "hachir hahk uy

    YanıtlaSil
  144. stigrakt mutlak

    463

    mar manastyla genel mana kazanması gibi) baska her şeyi unutup Allah (c.c.) sevgisiyle istiprak mutlak استغرق مطلق : Allah'tan (c.c.) kendinden geçme

    stiraki ruhani استغراق روحانی : Allah'tan (c.c.) baska her şeyle ilgisini kesip Allah (c.c.) sev gisiyle kendinden geçme şeklindeki ruh hali

    stirakiye(استغراقيه : istiğrakla ilgili, Allah (cc.) sevgisine dalıp kendinden geçmeyle il-gili

    isti@rakkarane استغراق كارانه : Allah (c.c.) sevgi sine dalıp kendinden geçer tarzda

    istihale إستعماله : başkalaşım, yapısı ve şekli de ğişme, bir halden başka bir hale dönüşme

    istihale-i in kasiye إستحالة إنعكاسية : yansımanın başka şekle dönüşmesi

    istihale - latife استحالة لطيفه : maddi olmayan bir hale dönüşme, maneviliğe dönüşüm

    istihare استخاره : bir işin hayırlı (iyi) olup ol-madığını anlamak niyetiyle abdestli dua edip rüya görmek üzere uykuya yatma

    istihbab استحباب : .beğenme, iyi ve güzel bul-ma 2 sevap sayma, nafile ibadet olarak yapma istihbabi استحبابي : sevaplı ve nafile ibadet tü ründen olan

    istihbar إستخبار : haber alma, bilgi alma

    istihdaf إستهداف : hedef edinme, hedef alma, hedefleme, gaye edinme, amaçlama

    istihdam 1 : إستخدام.)bir iş ve hizmet için) çalış tırma, hizmet ettirme, hizmetle görevlendir me 2. kullanma, vasıta yapma

    istihdam lahi إستخدام إلهى : Allah (c.c.) tara-fından hizmet için çalıştırılma

    istihdam-ı Rabbani استخدام رباني : Rab (her şe-yin sahibi ve terbiye edicisi) tarafından hiz met ettirilme, çalıştırılma

    istihdam-ı Rahmani استخدام رحمانی : sınırsız merhamet sahibi (Allah c. c) tarafından çalış tırılma, hizmet ettirilme

    istihfaf استخفاف : hafife alma, küçük görme, küçümseme, önemsememe, hor görme, de ger vermeme

    Istihfaf-i hayat استخفاف حيات : hayatını önemse meme, hayatını feda etme

    Istihfafi nizam إستخفاف نظام : konmuş düzeni küçümseme, beğenmeme

    Istihkak إستحقاق : hak etme, hak kazanma 2.layık olma 3.hak edilen şey, hak, ücret, hak

    istihsanat

    edilen, karşılık 4. hakkını isteme

    hor görme 2 hiçe sayma, değer vermeme (ha istihkar: 1.küçük görme, küçümseme, yatını istihkar etme: hayatırı önemsemeyip feda etme(

    istihlak إستهلاك: harcama, kullanma, faydalan-ma, tüketim

    istihlal استحلال : iyi ve güzel oluşa işaret (ed.( (beraat'ul-istihlal: konuya açıklık getiren iyi bir başlangıç, güzel bir giriş)

    İstihrac (istihra( استخراج:sonuç çıkarma 2.bazı işaret ve ip uçlarından hareketle belli bir mana ve sonuç çıkarma; bu yolla çıkarılan sonuç 3.man. çıkarma, çıkarım hesab-ı cifri: cifir hesabı. (bk. istidlal) (cifir hesabi, kelime-lerdeki harflere belli sayı değeri vererek top-lam sayıyı bulma ve bu sayıyı bir olayla iliş-kilendirip manalandırma metodu). (becile(

    Istihrac - esrar إستخراج اسرار : )bazi ipuçlarından hareketle) gizli gerçekleri ve manaları çıkar-mak, keşfetmek, bulmak

    Istihracı gaybi إستخراج غيبي : insanın bilgi si-nırını aşan olaylar ve konularla ilgili olarak (Kur'an ve hadise dayanarak) bazı gerçekleri bulup çıkarma, bu yolla çıkarılan sonuç

    Istihracat استخراجات : istihraclar, çıkarımlar gizli ve bilinmeyen manaları ve sonuçları, bu-larak yapılan çıkarımlar. (bk, istihrac(

    istihracat-ı Kur'aniye إستخراجات قرآنيه : Kur'an ayetlerinden hareketle gizli ve bilinmeyen manalar ve gerçekleri bularak yapılan çıka rımlar

    Istihrack استخراجی : istihraca ait, bazı işaret ve ipuçlarından hareketle belli bir mana ve so-nuç çıkarmakla ilgili

    istihraç استخراج : )bk. istihrac

    istihsal 1 : استحصال.elde etme 2.meydana getir-me 3. üretme, üretim

    istihsan 1 : إستحسان.beğenme; çok güzel bul-ma; takdir etme 2.(fik.) kıyas yerine ayet ve hadis hükümlerine daha uygun olan kural veya davranış şeklini tercih etme, kolaylık sağlayan ve daha sağlam delile dayanan hu-küm veya düşünceyi tercih etme

    istihsan-ı akli استحسان عقلى : ilmi bir konuda akıl ölçüsüne göre değerlendirme ve güzel bulup tercih etme

    istihsanat استحسنات : ihtihsanlar, beğenişler, takdirler, güzel bulmalar

    YanıtlaSil
  145. 66

    Ebedi Yol Haritası İSLÂM

    Hem bağı hem de o zenci köleyi satın aldı. Ardından tekrar o zenci kölenin yanına döndü ve:

    *-Delikanlı Seni satın aldım." dedi. Bunun üzerine zenci köle ayağa kalkarak:

    -Başım gözüm üstünel İtaat; Allah'a, Rasûlü'ne ve sanadır." dedi.

    Bu sözleri duyan Hazret-i Hasan

    -Sen artık Allah için hürsün! Bu bağı da sana hibe ediyorum!" dedi. (Ibn-i Manzür, Muhtasaru Tarihi Dimesk, VII, 25)

    İşte sahâbilerine böyle bir gönül kıvamı telkin etmiş olan Allah Rasûlü ümmetinin muhtaçlarını, hastalarını, zor durumda olanlarını daimâ düşü nür ve:

    "Ben her mü'mine kendi nefsinden daha ileriyim, daha yakınım. Bir kimsə ölürken mal bırakırsa o mal kendi yakınlarına aittir. Fakat borç veya yetimler bırakırsa, o borç bana aittir; yetimlere bakmak da benim vazifemdir." buyururdu. (Müslim, Cum'a, 43)

    Kendisi böylesine diğergåm olan Allah Rasûlü ashâbını da bu ahlâk İle yetiştirdi. Nitekim bir gün, sabah namazını kıldıktan sonra ashâbına dönüp:

    "İçinizde bugün oruçlu olan var mı?" buyurdu.

    Hazret-i Ömer مرات

    "-Ya Rasûlallah! Dün gece oruç tutmak aklıma gelmedi, onun için şimdi oruçlu değilim." dedi.

    Hazret-i Ebû Bekir

    *-Dün gece ben oruç tutmayı düşündüm ve sabaha oruçlu olarak çık-tım." dedi.

    Rasûlullah:

    "-İçinizde bugün bir hasta ziyaretinde bulunan var mı?" buyurdu.

    Hazret-i Ömer اجواد

    "-Yå Rasûlallah! Sabah namazını kıldık ve yerimizden hiç ayrılmadık, nasıl hasta ziyaret edebilelim ki?" dedi.

    Hazret-i Ebû Bekir

    dedi. *-Duydum ki kardeşim Abdurrahman bin Avf rahatsızlanmış. Mescide doğru çıktığımda, durumu nasıl diye bakmak için yolumu o tarafa uğrattım."

    YanıtlaSil
  146. Takrip

    Rasûlullah

    pesade bugün bir yoksulu doyuran var mı?" buyurdu.

    Hazret-i Ömer

    Ya Rasülallah! Namazı şimdi kıldık ve yerimizden hiç ayrılmadık?"

    dedi

    Hazreti Ebû Bekirise

    Mescide girdiğimde, ihtiyacını arz eden birini gördüm. Oğlum Abdurrahman'ın elinde bir parça arpa ekmeği vardı. Onu alıp yoksula ver-dim." dedi

    Bunun üzerine Rasûlullah:

    Seni cennetle müjdelerim. "buyurdu.

    Hazret-i Ömer bir iç çekti ve:

    Åh cennet!" dedi.

    Rasûlullah Hazret-i Ömer'i de memnun edecek bir söz söyledi.

    Ardından:

    Allah Ömer'e rahmet eylesin, Allah Ömer'e rahmet eylesin! Ne zaman bir hayır yapmak istese Ebû Bekir muhakkak onu geçer. "buyurdu. (Heysemi, III. 163-164. Aynca bkz. Ebû Dâvüd, Zekât, 36/1670; Hakim, 1, 571/1501)

    Kur'ân-ı Kerim'de buyrulur:

    فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ (٧) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ (۸)

    "Boş kaldın mı hemen (başka bir) işe koyul ve yalnız Rabb'ine yönel." (el-İnşirah, 7-8)

    Åyet-i kerimeler mücibince, mü'min dâimâ bir hayır işini bitirip diğer bir hayır işine koşmalı, ömrünün sonuna kadar, devamlı artan bir hizmet aşkı İçinde bulunmaya gayret etmelidir. Rabb'imizin talimatı da, Peygamber Efendimiz'in arzusu da bu şekildedir.

    Sayısız güzel ahlâk telkinleriyle ashâbını müstesnå bir gönül ufkuna taşıyan Peygamber Efendimiz kıyamete kadar gelecek ümmeti için, hayatın her safhasında en güzel örnektir. Nice ayakların îman zemininden kaydığı; varlık, bolluk, zafer gibi nefsi kabartıp azgınlığa sevk edebilecek durumlarda, gurur, kibir ve ucuba kapılmamakta en güzel örnek, O'dur. Bunun zıddına sabırların zorlandığı müşkil durumlarda da isyana düşmemek,

    67

    YanıtlaSil
  147. Hak Dostlarından Nasihatler

    Veillerin sözleri Ab-ı hayatla dolu, saf, dupduru bir ırmak gibidir, Fırsat alde iken ondan kana kana iç de gönlünde manevi çiçekler, güller açılsın.

    Efendi, bilmiş ol ki edeb, insanın bedenindeki rüh gibidir. Aslında edeb, Allah dostlarının gözü ve gönül nûúrudur. Eğer şeytanın başını ezmek dilersen, gözünü aç da gör ki, şeytanın katili edebtir,

    Gözünü aç da, baştan başa Allah kelâmı olan Kur'ân-ı Kerim'e bak! Kur'ân'ın bütün âyetleri edeb talim eder, edeb öğretir.

    Sen varını, yoğunu, malını, mülkünü ver de bir gönül al. Al da, o gö-nül, mezarda, o kapkara gecede, sana ışık versin, nûr versin....

    Hak dostu olan bir insan ile bir an beraber bulunmak, bir ömre bedel-dir. Ondan düşen bir kıl ise kıymetli bir madene bedeldir. Fakat Hak dost-larının zıddı olan öyle katı kalbli insanlar da vardır ki, onlarla bir arada bu-lunmak ve konuşmak şöyle dursun, onları görmemek ve onlardan uzak ol-mak cihân mülküne bedeldir.

    Gönlüme dedim ki: "Önde olmaya heves etme, lutuf merhemi ol. İnci-ten diken olma. Kimseden sana bir kötülük gelmesini istemiyorsan, kötü sözlü, kötülük öğreten, kötülük düşünen olma, Her hålinle amel-i sâlih için-de ol

    İbrahim Desûkî -kuddise sirruh-

    (ν. 1277)

    Oğlum! Sana gereken odur ki, evliyâ zümresinin duâsını alasın. Te-berrüken onların himmetine nail olmayı arzulayasın.

    Ey Kur'ân-ı Kerim'i okuyup ezberleyen kimse!.. Onu okuyup ezberle-diğin için fazla övünme... Hâline bir bak: Onun gereği ile amel ediyor mu-sun? Yoksa etmiyor musun?

    Ey oğlum! Cedel, nakil, yaldızlı sözler gibi faydasız şeylerle meşgüli-yeti bırakarak sükût ehli ol. İhlâsı seç, bu yolda sålih amel işle ve nefsine uyma.

    O kimse ile otur kalk ki, şeriati ve hakikati özünde toplamış ola. Şunu unutma ki, bu yolda sana en çok yardımı dokunan kişiler, bu gibi insanlar olacaktır.

    YanıtlaSil
  148. шеше

    TARINTE BOGON

    -415-20 Haziran 404'te yanan Ayasofya yeniden inşa edildi.

    1690 - Belgrad, yeniden Osmanlı hakimiyetine girdi.

    1912-1. Balkan Savaşı

    başladı.

    1923 - Çatalca, İtilaf Devletleri'nin işgalinden kurtuldu.

    EKIM

    08

    ÇARŞAMBA

    16 1447

    RUMI: 25 EYLÜL 1441 HIZIR: 156

    14

    pe

    JOP

    تونم

    O, Kendisinden berja olmayan Allah'tir.

    Kasas Suresi: 70

    BİR HADİS

    Sana bir şey emanet edene emanetini ver. Sana hiyanet edene hiyânet etme.

    Ebu Davud, Büyü: 79

    Cehennem ağzını açmış, bekliyor; Cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

    Sözler

    مستني

    واحة

    İkindi

    Aksam

    Imsak

    Öğle

    İkindi

    Aknam

    Yata

    Yatsı

    Güneş

    YanıtlaSil
  149. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1522-Rodos'un Osmanlı donanmasınca fethi.

    1963-21-25 Ocak'ta şiddetli soğuklar. Elektrikler, sular kesildi, trenler yollarda kaldı; Uludağ'da kar kalınlığı 25 metreye ulaştı.

    OCAK

    21 ÇARŞAMBA

    2 1447 ŞABAN RUMI: 8 K. SANI 1441

    KASIM: 75

    BİR AYET

    Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) O koydu.

    Rahman Suresi: 7

    BİR HADİS

    Özür dileyeceğin her işten sakın!

    Şefkat halistir, mukabele istemiyor, safi ve ivazsızdır. Hatta en âdi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakârane, ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele

    talep eder. Mektübât

    YanıtlaSil
  150. Resülullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: "Birbirinize buğz etmeyiniz ve

    hasette bulunmayınız ve birbirinize darılıp sırt çevirmeyiniz. Ve ey Allah'ın kulları, birbirinizle kardeş olunuz. Bir Müslümana, kardeşini üç günden ziyâde terk etmesi (ona dargın kalması)

    helâl olmaz." (Sahih-i Müslim)

    Hicri: 25 ŞABAN 1447 - Rümi: 31 Kânûn-l Sănî 1441 - Kasım 98

    İSTANBUL

    Imsak.

    6.13

    Sabah

    6.33

    Güneş

    7.53

    Öğle

    13.28

    İkindi.......

    16.21

    Akşam

    18.44

    Yatsı....

    20.13

    Kible S....

    11.39

    Ankara

    Bartın

    Bilecik

    Bolu

    13

    ŞUBAT

    2026

    Cuma

    Ay Doğuş Ay Batış

    15.38 14.16

    İmsak

    Sabah

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    Kıble S

    5.58

    6.18

    7.36

    13.13

    16.07

    18.31

    19.58

    11.56

    6.00

    6.20

    7.41

    13.15

    16.06

    18.30

    20.00

    11.57

    6.09

    6.29

    7.47

    13.24

    16.18

    18.42

    20.10

    11.41

    6.02

    6.22

    7.42

    13.18

    16.11

    18.34

    20.03

    11.52

    Çankırı

    5.55

    6.15

    7.34 13.10

    16.03

    18.26

    19.54 12.01

    Çorum

    5.49

    6.09

    7.28 13.04

    15.58

    18.21

    19.49

    12.08

    Düzce

    6.05

    6.25

    7.44

    13.20

    16.12

    18.35

    20.04

    11.49

    Eskişehir

    6.07

    6.27

    7.45

    13.22

    16.17

    18.40

    20.07

    11.43

    Karabük

    5.58

    6.18

    7.38

    13.14

    16.06

    18.29

    19.59

    11.58

    Kastamonu

    5.54

    6.14

    7.34

    13.09

    16.01

    18.25

    19.54

    12.04

    Kırıkkale

    5.55

    6.15

    7.33

    13.10

    16.05

    18.27

    19.55

    11.59

    Zonguldak

    6.02

    6.22

    7.42

    13.17

    16.09

    18.32

    20.02

    11.54

    Kuzey Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin kuruluşu (1975)

    Erzincan'ın kurtuluşu (1918)

    Gün: 44 Hafta: 72. Ay: 28 Gün. FAZİLET TAKVİMİ Gün, uz. 2 dk.

    lokstyup öğrenen her mümin, muhakkak be hadis-i şeriflerle beyan olunmuştur. Bunları inanarak inläs Teheccüd namazının fazileti, birçok ayet-i kerime ve gecenin az bu kisminda Abdullah bin Omer

    Efendimiz (s.a.v.), teheccüd namazına devam ederlerdi. sonra kalkılıp kılınırsa "Teheccüd" adını alır. Peygamber namazı)" denir ki sevabı pek çoktur. Bir miktar uyuduktan

    uyuduktan sonra kılınan nâfile namaza "Salât-ı Leyl (gece

    Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir miktar

    TEHECCUD NAMAZININ FAZILETI

    YanıtlaSil
  151. metleri talim edecek ve vazifedarane harekâtındak deki makasıdı İlâhiyeyi bilecek ve bildirecek ve tahavvülâtındaki Rabbani hik-eden Sâniine ve Kätibine ve Nakkaşına delalet eder; öyle de kainatın hilkatin-tedbir ile, bir saray gibi, bir kitap gibi, bir sergi gibi, bir temaşagäh gibi tasarruf Bu kainat, nasıl ki kendini icad ve idare ve tertip eden ve tasvir ve takdir ve

    TARİHTE BUGÜN

    - 1948- Afyon Cumhuriyet Savcılığı, kırk sekiz Nur Talebesinden otuzu hakkında takipsizlik kararı verdi. Serbest kalanlar arasında Zübeyir Gündüzalp de vardı.

    -1986 - Mehmet Ali Ağca, İtalya'da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

    Dünya su günü.

    22

    SALI

    TUESDAY

    MART

    BIR AYET

    Yaratan bilmez olur Onun ilmi en gizli işlerin bütün inceliğine nüfuz eder; O herşeyden hakkıyla

    haberdardır

    Mülk Suresi: 14

    BİR HADİS

    Bana salāvat getirin. Çünkü bana getirdiğiniz salavatlar sizin için berekettir.

    Milletin kalb hastalığı, zaaf-ı diyanettir; bunu takviye ile sıhhat bulabilir.

    HİCRİ: 19 ŞABAN 1443 - RUMI: 9 MART 1438

    Tarihçe-i Hayat

    KASIM: 135 -

    GÜN: 81

    KALAN:

    284 -

    GÜN

    DK

    UZA: 4

    mahiyetindeki kıymetini

    YanıtlaSil
  152. Bor-

    -2.

    ZERİ

    zerine düşmek -1. sevme ve korumada aşırı ol-mak: Acıkınca yer yemeğini, çocuğun üzerine bu kadar düşmesene! -2. ısrarcı olmak: Üzeri-me düşme kardeşim, satmam!

    üzerine geçirmek -1. tapuyu kendi adına yazdır-

    mak: Babam ölünce, amcam tapuyu kendi üze-rine geçirmiş. -2. çocuğu nüfusuna yazdırmak: Evlatlığını hemen üzerine geçirmemiş.

    üzerine gelmek -1. bir iş ya da konuşma yapı-lırken çıkagelmek: Onlar kaçmak üzereyken, polis üzerlerine gelmiş. -2. aşırı ısrar etmek: Satmak istemiyorum yahu, üzerime gelmeyin!

    üzerine titremek özenle korumak: Yıllardır üzeri-

    ne titrediğim antika vazomu da kırmışsın.

    üzerine yürümek saldıracakmış gibi yapmak: Ne zaman aramızda anlaşmazlık çıksa hemen üzerime yürüyor.

    ÜZÜM

    üzümün çöpü var, armudun sapı var demek güç beğenir olmak: Sen de bir şey beğenmez; üzümün çöpü var, armudun sapı var dersin.

    381

    YanıtlaSil
  153. üstüne kalmak işi yüklenmek: O teklifini geri çe-kince, ihale üstüme kaldı.

    üstüne oturmak -1. borcu geri vermemek: Bor-cun üstüne oturmuş, ödemeyeceğim diyor. -2. beden ölçülerine uymak: Ismarlama değil, ama bu takım üstüme tam oturdu.

    üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi tembel, uyu-şuk kimsenin durumu: Üstüme ölü toprağı ser-pilmiş sanki, kıpırdamak istemiyorum.

    üstüne varmak -1. ısrarla istemek: Kararımı ver-dim; üstüme varmayın. -2. saldırmak, hücum etmek: Düşman uyurken üstüne varıp kaleyi ele geçirdiler.

    üstüne yatmak borcu ödememek; malı kendisinin saymak: Benim arabayı ödünç aldın, sonra da üstüne yattın.

    üstüne yıkmak -1. bir suçu başkasına yüklemek: Kötü adamın işlediği suç, bir masumun üstüne yıkıldı. -2. sorumluluğu başkasına yüklemek: Sessiz kalınca, en pis işi onun üstüne yıktılar.

    ÜSTE

    üstesinden gelmek işi başarıyla tamamlamak: Tamam, bu işin üstesinden gelirim ben!

    380

    YanıtlaSil
  154. (Alt)

    SEKSENALTINCI SÜRE-İ CELİLE

    et-TARIK SÜRE-İ CELÎLESİ

    Mekki(; Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir.

    17 âyet-i kerîmedir.

    O Rahmân ve O Rahîm olan Allah'ın ismiyle!

    1- Andolsun göğe ve Târık'a!

    2- Târık'ın ne olduğunu sana bildirmiş olan şey nedir?

    3- (0, ışığıyla karanlığı) delici olan yıldızdır!

    4- Hiçbir nefis yoktur ki, mutlaka onun üzerinde (amellerini kollayıp) koruyan biri vardır! (Nitekim her insanın yanında, onun yaptıklarını yazan ve onu kaderi dışındaki tehlikelerden koruyan farklı melek-ler vardır.)

    5- Öyleyse insan hangi şeyden yaratılmış oldu-ğuna (bir) baksın;

    6- 0, atılgan suyun (barındırdığı milyonlarca canlı hücrenin rahme girmeyi başarabilen) bir parçasından yaratılmıştır ki;

    7-0 (su), (babanın) bel kemiği ile (annenin) göğüs kemikleri arasından çıkıp, anne rahminde birbiri-ne karış)maktadır.

    8- Muhakkak ki O (Allâh-u Te'âlâ her şeye Kadir'se de), özellikle onu (yoktan var etmesinin ardından, öldürüp toprak ettikten sonra tekrar hayata) döndür-meye elbette (gücü yeten bir) Kadir'dir.

    9- 0 tüm gizlilerin araştırıl (ıp iyiyle kötünün bir-birinden ayrılacağı günde (Rabbi onu diriltecektir)!

    10- Artık onun için ne (başına geleni savuşturacak) bir güç, ne de bir yardımcı yoktur!

    11- Yemin olsun; o (her sene aynı mevsimleriyle ve bol yağmurlarıyla menfaatleri insanlara) dönüşlü olan göğe;

    12- Bir de andolsun; o (bitkilerle, ağaçlarla ve gö-zelerle) yarılan yere ki;

    13- Muhakkak o (Kur'ân-ı Kerîm), elbette (hakla bâtıl arasını) tamamen ayıran bir sözdür;

    14-0 asla bir şaka(, oyun ve eğlence malzemesi) değildir! (Bilakis tümüyle ciddiyettir. O halde tüm haberleri ciddiye alınmalı ve okuyan da dinleyen de kıraat esnasında şakalaşmalardan ve lâubalilikten sakınmalıdır.)

    15- Şüphesiz ki o (kâfir ola)nlar (Dârünnedve'de toplanıp Kur'ân'ın nurunu söndürme konusunda) tam bir tuzak kurarak hile yapmaktadırlar;

    16- Ben de bir hile karşılığı olarak, haklarındaki muradımı bilmedikleri yönden kendilerini azar azar helâke yaklaştırarak onlara) ceza vermekteyim!

    17- (Habibim!) O halde sen kâfirler(den intikam alma derdin)e (düşmeyip, onlara) mühlet ver ve on-lar(ı cezalandırmay)ı birazcık daha geciktir!

    590

    YanıtlaSil
  155. KUR'ÂN-I MECÎD ve TEFSİRLİ MEÂL-İ ÂLÎSİ

    HAZIRLAYANLAR

    MAHMUD USTAOSMANOĞLU Riyasetinde ilmî bir heyet

    İSTANBUL-2014

    YanıtlaSil
  156. CASUSLAR, YALANLAR VE ALGORİTMALAR

    AMERİKAN İSTİHBARATININ TARİHİ VE GELECEĞİ

    YanıtlaSil
  157. Doğru bilginin, doğru zamanda,, doğru kişilere iletilmesi zordur
    sy. 86.

    YanıtlaSil
  158. TÂRIK SÛRESİ
    سورة الطارق
    Kur’ân-ı Kerîm’in seksen altıncı sûresi.
    İlişkili Maddeler
    KUR’AN
    İslâm dininin kutsal kitabı.
    SÛRE
    Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan 114 bölümden her biri.

    Müellif: BEKİR TOPALOĞLU
    Mekke döneminin ilk yarısında nâzil olmuş, adını ilk âyette geçen “târık” (parlak yıldız) kelimesinden almıştır. Diğer bazı sûrelerde olduğu gibi Târık sûresi başlangıç kelimeleriyle de (Ve’s-Semâi ve’t-târık) anılır. Âyet sayısı on yedi olup fâsılaları ا، ب، ر، ظ، ع، ق، ل harfleridir. İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Hz. Peygamber’in, amcası Ebû Tâlib ile oturduğu bir sırada bir yıldız kaymasıyla ortalığı aydınlık kaplamış, Ebû Tâlib endişe ile, “Bu nedir?” diye sormuş, Resûlullah da, “Allah’ın dikkat çekici işaretlerinden biri olan salıverilmiş bir yıldızdır” cevabını vermiş, Ebû Tâlib’i şaşırtan bu olay üzerine Târık sûresi nâzil olmuştur (Vâhidî, s. 453; Kurtubî, XX, 3).

    Târık sûresinde her mükellefin bir gün Allah’ın huzurunda hesap vereceği inancı pekiştirilmekte, dolayısıyla kişinin yaratana ve yaratılmışlara karşı görevlerini samimiyet ve hakkaniyetle yerine getirme bilinci canlandırılmaktır. Sûre göğe ve karanlıkları delip ortalığı aydınlatan yıldıza yeminle başlar ve yine yeminle güçlendirilen ifadenin vurguladığı gerçek, “Hiçbir insan yoktur ki üzerinde yapıp ettiklerini tesbit eden bir görevli melek bulunmasın” şeklinde belirtilir (âyet 1-4). Ardından Allah’ın yoktan yaratmadaki engin kudretine bizzat insanın dünyaya gelişinden, bu oluşuma aracı olan anne ile babanın zâhirî katkısından söz edilir; buna kādir olan Allah’ın insanın ikinci yaratılışına da elbette güç yetireceği bildirilir. Bütün sırların ortaya döküleceği o günde kişinin herhangi bir gücü olmayacağı gibi hiçbir yardımcısının da bulunmayacağı ifade edilir (âyet 5-10). Sûrenin bundan sonraki yedi âyetinde, çeşitli meteorolojik olaylara sahne olan gök ile bağrından bitkiler çıkaran yere yemin edilerek Kur’an’ın ciddiyetten uzak bir söz değil doğruyu yanlıştan ayıran ilâhî bir beyan olduğu, dolayısıyla haber verdiği hususların mutlaka gerçekleşeceği vurgulanır. İnkârcıların gerçeklere ve onları benimseyenlere karşı tuzak kurdukları, Allah’ın da bu fiillerine karşılık vereceği bildirildikten sonra Resûlullah’a hitap edilerek kâfirleri kendi hallerine bırakması ve eninde sonunda mağlûp olacakları muhakkak olan o inkârcılara biraz daha zaman tanıması istenir.

    YanıtlaSil
  159. Sûre Mekke müşriklerinin müslümanlara eziyet etmeye başladıkları, bazı müslümanların ülkelerini terketmeye mecbur kaldıkları bir dönemde nâzil olmuştur. Aslında o gün -belki de her dönemde- İslâm karşıtları evreni yaratan ve yöneten yüce varlığın tek Tanrı olduğunu kabul ediyor, fakat âhirette O’nun huzurunda hesap vereceklerine inanmıyorlardı. Târık sûresi kısa ve etkili cümlelerle hesap gününü vurgulamakta, her insanın ölümüyle kendisi için başlayacak olan bu ikinci hayatın hiç de uzakta olmadığı belirtilmektedir. Sûrenin son âyetinden çıkarılabilecek bu mânanın yanında Mekke müşriklerinin yakın bir gelecekte yenilgiye uğrayacakları yolunda bir yorum yapılması da mümkün görünmektedir. Nitekim sûrenin gelişinden yaklaşık on beş yıl sonra Mekke şehri İslâm ordusu tarafından fethedilmiş ve müşrik varlığına son verilmiştir.

    Târık sûresinin muhteva bakımından, benzeri diğer peygamberlerin vahiylerinde bulunmayan, Hz. Peygamber’e has mufassal sûreler grubu içinde yer aldığı bilinmektedir (İbrâhim Ali, s. 224-227). Resûlullah, nübüvvetin 10. yılında halkını İslâm’a davet etmek için gittiği Tâif’teki tebliğ faaliyetleri sırasında Târık sûresini okumuş, Medine döneminde mahallesindeki camide cemaatle namaz kıldıran Muâz b. Cebel’in Fâtiha’dan sonra uzun sûrelerden okuması bazı sahâbîlere ağır gelmiş, bu durum Hz. Peygamber’e bildirilince Muâz’a Târık, Şems, Leyl gibi kısa sûreler okumasını emretmiştir (İbn Kesîr, VII, 264; Şevkânî, V, 406). “Allah Teâlâ Târık sûresini okuyan kimseye gökteki her yıldıza karşılık on sevap verir” meâlindeki hadisin (Zemahşerî, VI, 355; Beyzâvî, IV, 406) mevzû olduğu belirtilmiştir (Zemahşerî, I, 684-685 [nâşirlerin notu]; Muhammed et-Trablusî, II, 726).

    YanıtlaSil
  160. Yarım sayfadan ibaret olan Târık sûresi insanın yaratılışına, ayrıca meteorolojik değişikliklerle yer arasındaki ilişkiler neticesinde yeryüzünün canlı hayatına elverişli hale gelmesine dair âyetlerinin ayrıntılı biçimde yorumlanmasıyla Elmalılı Muhammed Hamdi’nin tefsirinde otuz beş sayfalık bir yer tutmuştur (VII, 5698-5733). Michel Cuypers’in Kur’ân-ı Kerîm’in 85. sûresinden itibaren altı sûrenin edebî özellikleri üzerinde yaptığı bir çalışmada Târık sûresi geniş yer işgal etmiştir (bk. bibl.). İbn Hâleveyh, İʿrâbü s̱elâs̱îne sûre adlı eserine Târık sûresiyle başladığından eseri kaynaklarda eṭ-Ṭârıḳıyyât, eṭ-Ṭârıḳıyye diye de anılır (DİA, XX, 15).


    BİBLİYOGRAFYA
    Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl (nşr. İsâm b. Abdülmuhsin el-Humeydân), Beyrut 1411/1991, s. 453.

    Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd – Ali M. Muavvaz), Riyad 1418/1998, I, 684-685 [nâşirlerin notu]; VI, 355.

    Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiʿ li-aḥkâmi’l-Ḳurʾân, Beyrut 1408/1988, XX, 3.

    Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl ve esrârü’t-teʾvîl, Beyrut 1410/1990, IV, 406.

    Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾâni’l-ʿaẓîm, Beyrut 1385/1966, VII, 264.

    Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî ʿan şedîdi’ż-żaʿf ve’l-mevżûʿ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408/1987, II, 726.

    Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Kahire 1351, V, 406.

    Elmalılı, Hak Dini, VII, 5698-5733.

    Hüseyin Tural, “İbn Hâleveyh”, DİA, XX, 15.

    İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, Feżâʾilü süveri’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm, Kahire 1421/2001, s. 224-227.

    Seyyid Muhammed Hüseynî – Mahbûbe Müezzin, “Sûre-i eṭ-Ṭârıḳ”, DMT, IX, 407.

    M. Cuypers, “Structures rhétoriques des sourates 85 à 90”, AIsl., sy. 35 (2001), s. 40-48.

    YanıtlaSil
  161. 570

    DELAIL-1 HAYRAT GERHI

    Bilhassa Yahudi'den olan alacaklılar, beni çok mustarip ettiler. Bunun Hurmnin taksimine razı oldum; ama alacaklılar razı olmadılar. üzerine gidip Resulüllah S.A. efendimize durumu arz ettim. Bunun için ki: Alacaklılardan benim için ricada buluna, onları hurma taksi. mine razı ede..

    yanına vardı. Onlara benim için ricada bulundu; ama onlar, yine hur-ma taksimine razı olmadı. Bilhassa Yahudi kafirler, şiddetle ters ce-Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, saadetle alacaklıların vaplar verdiler

    Durum böyle olunca, Resutüllah S.A. efendimiz, bana hitab edip şöyle buyurdu: Ya Cabir, git;

    hurmayı cinsine göre ayır. En güzel hurmayı da ayrı bir yere topla. Ben de gelir; alacaklıların tüm alacağı kadar hak larını taksim ederim. Şayet eksik kalırsa, Allah'ın ihsan edeceği bere ketle tamamlarım. Böylece, alacaklılar, tüm haklarını alıp sevinsinler. Resulüllah S.A. efendimizin bu emri üzerine gelip hurmaları ha-zırladım. Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz geldi. Peşinden alacaklılar da geldiler.

    Resulüllah S.A. efendimiz geldi; o baş hurmanın etrafını dolandı; üzerine bir şey örttü. Saadetle oturup bana şöyle emretti:

    Alacaklıların hakları kadar ölç de ver.

    Ben de, Resulüllah S.A. efendimizin üstün emirleri üzerine, hur-mayı ölçtüm. Tamam hakları kadar, her alacaklıya alacağı kadarını verdim. Tamamen haklarını verdikten sonra, gördüm ki: O hurma-dan hiç bir şey eksilmemiş; olduğu gibi duruyor. Sair yağınlara hiç do-kunmadım. Hem bütün borcumdan kurtuldum. Hem de bütün hurma, Resulüllah S.A. efendimizin hürmetine, Allah'ın bereketi ile bana kal-di.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz bana şöyle buyurdu:

    Ya Cabir, Ömer b. Hattab'a git; git; borcundan kurtulduğunu ha-ber ver. Çünkü onlar, senin kasavetini çekerler.

    Resulüllah S.A. efendimizin fermanı üzerine Hz. Ömer'in r.a. ya-nına gittim; durumu haber verdim. Hazret-i Ömer r.a, şöyle dedi:

    Ya Cabir, Resulüllah S.A. efendimizin senin hurma bahçene vardığını işittiğim zaman bildim ki: Yüce Hak, seni borcundan halas edecektir.

    Şu da bu manada bir başka rivayet..

    Ehl-i Suffe'nin ileri gelenlerinden Ebu Hüreyre r.a şöyle anlattı: Resulüllah S.A. efendimize bir hediye getirdim; önüne bırak-tım. Şöyle dedim:

    -Cenab-ı Saadetinizden tazarru ve niyaz ederim; sübhan olan Yüce Hakka duâa buyurun: Lütuf, lhsan ve keremleri ile evimden hiç hurma eksik olmaya; daima, buluna. Onu ayalime geçinmeleri için bi-rakayım; onlara rızık tahsili yükünden kurtulayım; emin olayım. Daíma, vakitlerimi mübarek meclisinize devamla geçireyim. Påk li-sanınızdan hadis-i şerifleri tam manası ile ezber edeyim. Ömrüm son

    YanıtlaSil
  162. KARA DAVUD

    571 buluncaya kadar onları Allah'ın kullarına ulaştırıp öğreteyim. Böyle likle sağlam şeriata hadim olayım.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz: o getirdiğim hurma-dan birini aldı. Mübarek elleri arasında ovaladı. Sonra o hurmayı ve-rip şöyle buyurdu:

    Var, bu hurmayı bir dağarcık içine koy. Sonra o hurmadan: kendin, ayalin, evine gelen misafirlerinle ye. Fakirlere, zalflere bolca verip sadaka eyle. Ondan hiç eksilmez.

    Böylece, bereket duâsı buyurdular. Ben de, Resulüllah S.A. efendi-mizin yüce emirleri üzere o hurmayı bir dağarcık hurmaya kattım.

    O dağarcıktan yerdik. Allah yolunda sadaka verirdik. O dağarcık-tan hiç bir hurma eksilmedi. Önce olduğu gibi durdu. Taa, Hazret-i Osman b. Affan'ın ra. hilåfeti zamanına kadar böyle idi. Ne zaman ki, fitne zuhur etti; Hazret-i Osman ra. dahi şehit oldu; o gün azgın-Jar, evimden o dağarcığı çaldılar.

    Şu da başka bir rivayet.. Bunu da Ebu Hüreyre r.a. anlattı:

    Günlerden bir gün, karnım gayet açtı. Aniden, Resul-ü Ekrem Habib-i Muhterem S.A. efendimiz, beni ve tüm ashab-ı suffeyi davet etti. Mübarek ell ile, önümüze süt koydu. Sonra:

    İçin.

    Diye emretti. O käse, küçük olmakla sanırdım ki, o sütle yalnız ben dahi doymam. Halbuki, bütün suffe ashabı da mevcuttu. Her birimize ancak bir yudum düşer.

    Sonra.. bütün suffe ashabı o sütten içip doyduk. Gördüm ki: O kåse içinde bir damla dahi süt eksilmemiş; önceki gibi duruyor.

    Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimiz dahi ondan içtiler.

    Şu da başka bir rivayet.. Bunu da Ömer b. Hattab r.a. anlattı:

    Tebük gazasında Muvahhid gazilerin ve ashabın yiyecekleri tükendi. Müşavere edip netice görüşler şu merkezde toplandı: Binek develerimizi boğazlayalım. Onu yiyip açlığımızı giderelim.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimize gelip şöyle dedik:

    Ya Resulellah, zahirelerimiz tükendi. Bunun için müşavere et-tik. Binek develerimizi boğazlayıp onunla açlığımızı giderelim. Görü-şümüz bu merkezde toplandı. Bunun için izn-i şerifiniz var mı?. Fer-manınız nedir?.

    Onların bu talebine, Resulüllah S.A. efendimiz izin vermedi. Şöy le buyurdu:

    Her kimde, hurmadan ve sütten veya sair yiyecekten bir şey varsa.. az olsa dahi getirsin.

    Bunun üzerine, ashab-ı güzin r.a. kendilerinde ne varsa, bulunan mikdarı getirdiler. Resulüllah S.A. efendimiz, kendi sofrasını yaydı. Onların getirdiği şeyleri onun üzerine koydurdu. Daha sonra, Resulül-lah S.A. efendimiz, bereket duâsı okudu. Sonra, ileri gelen ashabla Resulüllah S.A. efendimiz yedi. Daha sonra, diğer ashab, onar onar

    YanıtlaSil
  163. $i

    2209. Kızı kendi hoşuna koysan, ya zurnacıya gider, ya davulcuya.

    2210. Kızım, sana diyorum, gelinim, sen işit

    . 2211. Kişi, bilmediğinin adûsudur (düşmanıdır).

    2212. Kişi ölmekle, hatırı ölmez.

    2213. Kişinin kapısı açık olur.

    2214. Kişinin sözü bir olur.

    2215. Kocalmış kurt, köpeğe gülünç olur.

    2216. Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını.

    2217. Koç dövüşüne koç dayanır.

    2218. Koçluk kuzu, kömde (ağılda) belli olur.

    2219. Komşu kıskanç olmasa, kör kız ere gider.

    2220. Komşunu iki inekli iste, özün bir inekli olasun.

    2221. Komşuya umut bağlayan, kandilsiz yatar.

    2222. Konuğa hürmet eyle, kâfir olsa da.

    2223. Konuğun rızkını Allah verir.

    2224. Konuk konuğu sevmez, ev sahibi hiç birini.

    2225. Konuk, on kısmetle gelir, birini yer, dokuzunu bırakır.

    2226. Konuşmak, dananı kurda verir.

    2227. Korkan göze, çöp düşer.

    2228. Korku, başa belâdır.

    2229. Korkuyorsan kediden, niye çıkarsın delikten?

    2230. Koyun, kuzusunun ayağına basmaz.

    2231. Koyun olmayan yerde keçiye Kerem Ağa derler.

    2232. Koyunu kurda emanet etmek olmaz.

    2233. Koyunu olmayanın bıçağı keskin olur.

    2234. Köhne (eski) hamam, köhne tas.

    2235. Köpek kaya gölgesinde yatar, öyle bilir: öz gölgesidir.

    2236. Kör atın kör de nalbandı olur.

    2237. Kör, elindekini sağlam tutar.

    2238. Kör için gece-gündüz birdir.

    2239. Kör ne ister: iki göz, biri eğri, biri düz.

    2240. Kör köre lağ (alay) etmese, körün bağrı çatlar.

    2241. Kör körü bulur, su çukuru.

    2242. Köse gitti sakal getirmeye, bıyığını da koydu üstelik.

    2243. Köseye herkes bir tüy verse, köse de sakallı olur.

    2244. Köseye sakal mı sorarsın?

    75

    YanıtlaSil
  164. 74

    2174. Karpuz, kökünden büyür.

    2175. Kartal, sinek almaz.

    2176. Kaş ile göz, gayrısı söz.

    2177. Kaşık ile aş verip sapı ile göz çıkarma.

    2178. Kaşını düzelteceği yerde, gözünü çıkarttı.

    2179. Katarda deve bir kükrer.

    2180. Kayış ne bilir ki, sapan ne çeker?

    2181. Kaz kazla, baz bazla, kel tavuk kel horozla.

    2182. Kaz uçtu, karga kondu.

    2183. Kaz yürüşüyü yürüyen tavuk, boynunu kırar.

    2184. Kaza attım, koza değdi.

    2185. Kazan karası gider, yüz karası gitmez.

    2186. Kebabı köz öldürür, yiğidi söz.

    2187. Keçi can derdinde, kasap içyağı arzular. (Keçi can kaygısındadır, kasap içyağı aktarır.)

    2188. Kedi olmayan yerde sıçanlar "şen gülüm" vurur (düğün-bayram eder).

    2189. Kedinin eli ete değmezse, kokmuş, der.

    2190. Kel, ilâç bilse, öz başına sürter.

    2191. Kelekle gelen, külekle (yelle) gider.

    2192. Kendi düşen ağlamaz. X

    2193. Kendi körlüğünü görmez de elin gözündeki çöpü görür.

    2194. Kendi parmağınla, kendini ölç!

    2195. Kendi pazarlığını kendi bozar. X

    2196. Kendinden aşağı bak da haline şükret!

    2197. Kendinden büyükle alış-veriş etme! X

    2198. Kendinden büyükle ortak olma! X

    2199. Kendinden gayrisini beğenmez, cahil.

    2200. Kendinden küçükten kız al, kendinden büyüğe kız verme!

    2201. Kepçe tutan, özüne doğrudur.

    2202. Kesemediğin eli õp de başına koy.

    2203. Kesilen baş yerine gelmez, gelse de iyesine (sahibine) hayır vermez.

    2204. Kılınç, kınını kesmez.

    2205. Kılınç yarası iyileşir, dil yarası iyileşmez.

    2206. Kılınçta, atta, hatunda vefa yok.

    2207. Kırk gün gezersen kırda, bir gün rastgelirsin kurda.

    2208. Kız evinde düğündü, oğlan evinin haberi yoktu.

    YanıtlaSil
  165. 572

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    oturup yediler. Nice bin ashab-ı kiram ve asakir-i islam o sofra üzerin-deki az taamdan yedi. Hemen hepsi de doydu. O taam, önceki gibi, sofrada kaldı; bir lokma dahi eksilmedi.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz o sofrayı kaldırdı. Ye-mek zamanı geldiği zaman acardı. Hemen hepsi ondan yer doyarlardı re'ye gelinceve kadar bu iş böyle devam etti. Yenildi içildi. Hiç bir se-Yine o yemek baki kalırdı. Taa, o gazadan dönüp Medine-1 Münevve-kilde, o yemekten bir lokma eksilmedi.

    Bu yemek bereketi hakkında rivayet olunan hadis-i şerifler ve mucizeler çoktur. Burada teberrüken birkaçı beyan olundu. Ta ki: Din kardeşleri, din ve dünya bereketlerinin, üstün faydalarının Resulüllah S.A. efendimizin vasıtası ile olacağını düşünüp ona salavat-ı şerife okuyarak bağlılık peydah etmeye çalışalar.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, şu zata salât eyle ki, abdestinden artık su ile ağaçlar

    yeşerdi.

    Hatta o su ile, kuru ağaç yeşillenip tazelendi ve meyvelendi.

    Sahih-i Müslim'de şöyle anlatıldı:

    Resulüllah S.A. efendimiz, Tebük gazasında idi; ashab-ı kirama

    şöyle buyurdu:

    İnşaallah, yarın Tebük suyuna varırsınız. Oraya varmanız, öğ len vaktine raslar. Her kim, o Tebük suyuna varırsa.. ben gelinceye ka-dar oranın suyuna hiç kimse dokunmasın.

    Ertesi gün, herkesten evvel iki kişi, o suya geldi. Resulüllah S.A efendimiz gelmeden evvel, o suya yanaştılar.

    Resulüllah S.A. efendimiz, oraya geldiği zaman, onlara çıkıştı. Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimiz geldi. O pınardan Resulüllah S.A. efendimiz için su getirdiler.

    Resulüllah S.A. efendimiz, o sudan abdest aldı. Sonra, o abdest-ten kalan suyu o pınara döktü. Emir buyurdu; diğerleri de artık sula rını getirip oraya döktüler. Derhal o pınardan ziyadesi ile, sular akmaya başladı. Bütün ashab-ı kiram, o sudan alıp içtiler. Kaplarını da doldurdular.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, Maaz b. Cebel'e şöyle buyurdu:

    Ya Maaz, eğer ömrün uzun olur; çok yaşayanlardan olursan.. o kaynağa dökülen abdest bakiyesi suların bereketi ile şu vadileri, bü-tün bostanlar ve bahçeler halinde görürsün.

    İmam-ı Malik ise, Muvattaında şöyle anlattı:

    O abdest suyunun bakiyesi, yıkanılan güzel su, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek emri ile o kaynağa döküldükten sonra, ay-nı saatte, o kaynağın suyu çokça arttı. Büyük gürültülerle çevresine ve oradaki vadilere taşıp aktı.

    Bazı nüshalarda, burada anlatılan:

    - Abdestinden artık su.

    YanıtlaSil
  166. KARA DAVUD

    Cümlesi, bir başka okunuşla:

    573

    Hem abdest, hem de gusül artığından kalan su.

    Manasınadır. Yani: Bu artık sulardan hasıl olan yaşlıkların bere-keti ile ağaçlar yeşerdi.

    Bu manaya göre murad: Yukarıda beyan olunan, Selman-ı Fari-si'ye r.a. verilen üç yüz hurma ağacı olabilir. Şöyleki:

    Selman-ı Farisi r.a. Resulüllah S.A. efendimize şu haberi verdi: Kitabet (kölelikten azad olma) durumunun hasıl olması için, üç yüz hurma fidanı dikmesi ve yemiş verinceye kadar onlara bakmasının şart olduğunu söyledi.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz ashab-ı kirama şu em-ri verdi:

    Selman'a üç yüz hurma fidanı verin.

    Onlar da getirip verdiler. Resulüllah S.A. efendimiz de, abdest al-dı. Mübarek eli ile o fidanları ıslattı; yerlerine dikti. Daha sonra, iki rikât namaz kıldı; dua etti. O saatte, o fidanlar o suyun bereketi ile büyüyüp hurma verdi.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    yıldı. Allahım, o zata salát eyle ki, bütün nurlar onun nurundan ya-

    Şöyleki: Maddi, manevi, Arş, Kürsi, ay, güneş, meläike, nebiler, resuller.. bütün bunların nurları Resulüllah S.A. efendimizin nurun-dan yayılmıştır. Ondan istifade sureti ile dağılmıştır. Çünkü: Cüm-le nurların aslı Resulüllah S.A. efendimizdir. Sair nurların tümü, Re-sulüllah S.A. efendimizin nurundan alınmıştır.

    Bu mananın tafsili, Resulüllah S.A. efendimizin NUR ismi anla-tılırken geçmiştir. (Bak: İsim 53)

    - Allahım, o zata salát eyle ki: Kendisine okunan salavat-ı şeri-fe, günahları siler.

    Resulüllah S.A. efendimize okunan salavat-ı şerife dolayısı ile, gü-nahların bağışlanacağına dair bazı tafsilat, salavat-ı şerifelerin fazi-leti anlatılırken geçmiştir.

    Allahım, o zata salât eyle ki: Kendisine okunan salavat-ı şeri-fe sebebi ile EBRAR menzillere erer.

    Yani: Yüce makamlara çıkarlar.

    Burada geçen EBRAR, salih zatlar manasınadır.

    -Allahım, o zata salût eyle ki: Kendisine getirilen salavat-ı şeri-fe sebebi ile ebrar menzillerine erilir.

    Bu salavat-ı şerife, bir başka manaya göre şu demeğe gelebilir:

    Resulüllah S.A. efendimize salavat-ı şerife okuyan kimsenin ba-baları ve dedeleri, zürriyetleri, dünyada ve âhirette rahmete nail olurlar.

    YanıtlaSil
  167. 73

    21.39 vi og verilir ama yn edep verilmez

    2140 lyi pirinç, çok sa götürür.

    2141. İyi söylersen, iyi işitirsin; könu söylersen, kota işıtırsın.

    2142. İyi yiğit arkasını korur, iyi at önümü

    2143. İyiliğe iyilik her kişinin ışıdır, körülüğe iyilik er kışının işidir. (Bizde ve Kerkük Türkmenlerinde benzerleri vardır)

    2144. İyiliğe iyalik olsaydı, kara öküze bıçak olmazdı.

    2145. İyiliğe könülük, kör eşeğe samanhk.

    2146. İyilik gibi älemde sermaye olmaz.

    2147. İyilik yap, balığı at deryaya, balık bilmezse, Halik bilir.

    2148. İyilik, zayı olmaz.

    2149. Izharı güç, izmanı güç.

    2150. Kabahat, ipliği eğirende değil, iğ ile çıktıkta.

    2151. Kabahat samur kürk olsa, kimse sırtına almaz.

    2152. Käbe olsa, tavaf etmem.

    2153. Kabiliyetin mektebi yoktur.

    2154. Kabul olmayacak duaya, âmin denmez.

    2155. Kaç sevaptan, girme günaha!

    2156. Kaçan da Allah'ı çağırır, kovan da.

    2157. Kaçanı kovmazlar, yıkılanı vurmazlar.

    2158. Kaçanın anası ağlamamış.

    2159. Kadının namusu, erkeğin onurudur.

    2160. Kâh nala döğür, kâh mıha.

    2161. Kalem, kılıçtan keskin olur.

    2162. Kalem yazanı, kılıç bozamaz.

    2163. Kalpağı keçi derisinden, haberi yoktur gerisinden.

    2164. Kanana hizmetkar ol, kanmayana ağa da olma.

    2165. Kanmaz ile bal yeme, kanan ile taş taşı.

    2166. Kapının kanadı, kesenin ağzıdır.

    2167. Kara seni basmamış, sen karanı bas!

    2168. Karadan artık renk olmaz.

    2169. Karga karganın gözünü çıkartmaz.

    2170. Karga, kendi gözünde kartaldır.

    2171. Kargalar benim tavuğumdur, yumurtasını göremiyorum.

    2172. Karın, karındaştan daha yakın.

    2173. Karışma işime, dolaşma peşime.

    YanıtlaSil
  168. 73

    2139. İyi öğüt verilir, ama iyi edep verilmez.

    2140. İyı pirinç, çok su götürür.

    2141. İyi söylersen, iyi işitirsin; kötü söylersen, kötü işitirsin.

    2142. İyi yiğit arkasını korur, iyi at önünü

    2143. İyiliğe iyilik her kişinin işidir, kötülüğe iyilik er kişinin işidir. (Bizde ve Kerkük Türkmenlerinde benzerleri vardır.)

    2144. İyiliğe iyilik olsaydı, kara öküze bıçak olmazdı.

    2145. İyiliğe kötülük, kör eşeğe samanlık.

    2146. İyilik gibi ålemde sermaye olmaz.

    2147. İyilik yap, balığı at deryaya, balık bilmezse, Halik bilir.

    2148. İyilik, zayi olmaz.

    2149. İzharı güç, ızmarı güç.

    2150. Kabahat, ipliği eğirende değil, iğ ile çıkrıkta.

    2151. Kabahat samur kürk olsa, kimse sırtına almaz.

    2152. Kâbe olsa, tavaf etmem.

    2153. Kabiliyetin mektebi yoktur.

    2154. Kabul olmayacak duaya, âmin denmez.

    2155. Kaç sevaptan, girme günaha!

    2156. Kaçan da Allah'ı çağırır, kovan da.

    2157. Kaçanı kovmazlar, yıkılanı vurmazlar.

    2158. Kaçanın anası ağlamamış.

    2159. Kadının namusu, erkeğin onurudur.

    2160. Kâh nala döğür, kâh mıha.

    2161. Kalem, kılıçtan keskin olur.

    2162. Kalem yazanı, kılıç bozamaz.

    2163. Kalpağı keçi derisinden, haberi yoktur gerisinden.

    2164. Kanana hizmetkār ol, kanmayana ağa da olma.

    2165. Kanmaz ile bal yeme, kanan ile taş taşı.

    2166. Kapının kanadı, kesenin ağzıdır.

    2167. Kara seni basmamış, sen karanı bas!

    2168. Karadan artık renk olmaz.

    2169. Karga karganın gözünü çıkartmaz.

    2170. Karga, kendi gözünde kartaldır.

    2171. Kargalar benim tavuğumdur, yumurtasını göremiyorum.

    2172. Karın, karındaştan daha yakın.

    2173. Karışma işime, dolaşma peşime.

    YanıtlaSil
  169. 72

    2103. İkisini bir kazana koysalar, yine kaynamazlar.

    2104. İlk vuran okçu, son vuran bokçu.

    2105. Imam bayıldı, meyzin (müezzin) ayıldı.

    2106. İmamın evine baklava gitmiş, sana ne?

    2107. Imanı pula (paraya) satmak olmaz.

    2108. Ineğin sarısı, toprağın karası.

    2109. Insaf, dinin yarısıdır.

    2110. İnsan kıskanç olmasa, bağ çiti neyler?

    2111. İnsanın aklına, ağacın yaşına değer biçilir.

    2112. İstediğimiz gibi değil, olabildiğince yaşarız.

    2113. İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.

    2114. İşimin hatırı için "moltanı"ya (ateşe tapanların hükümdarı) "dayı" diyorum.

    2115. İşin yoksa şahit ol, borcun yoksa kefil ol.

    2116. İşini bilmeyen, uluya uluya gider.

    2117. İşini diyeceğine, oynaşını diyor.

    2118. İşini muhkem tut, komşunu hırsız tutma.

    2119. İşlemeyen dişlemez.

    2120. İşten artmaz, dişten artar.

    2121. It, araba gölgesinde yatar, kendi gölgesi bilir (sanır).

    2122. It başı honçada (bohçada) durmaz.

    2123. İt, gördüğü yere ürür.

    2124. It, itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.

    2125. It itle boğuştu, yolcunun işi rast geldi.

    2126. İt, kulağını kesenden korkar.

    2127. İt kursağı, yağ götürmez.

    2128. It ürür, kervan geçer.

    2129. Itin adını an, eline ağaç al.

    2130. Itin ahmağı, gayganaktan (omlet) pay umar.

    2131. İtin yalı çok olanda kudurur.

    2132. Itle yoldaş ol, değneği yere koyma.

    2133. Itten çok çarık alıp giden olmaz, ama yine ayağı yalındır.

    2134. Itten utanmazsan, sahibinden utan.

    2135. İyi bir terbiye, en iyi mirastır.

    2136. İyi dost, kötü günde belli olur. (Bizde: İyi dost, kara günde belli olur.)

    2137. İyi itin karnı tok olmalı.

    2138. İyi oğul neyler baba malını, kötü oğul neyler baba malını?

    YanıtlaSil
  170. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ . الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الرَّحْمَنِ الرحيم • مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ * صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ .

    66 Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla...Hamd, âlemlerin rabbi Allah'a mahsustur. Rahman ve rahim. Ödül ve ceza gününün tek hakimi. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değill

    (Fatiha, 1/1-7)

    سورة الصالة مكيا

    سوان الرحمن الرحبية

    الحمد الحرب العالمين الرحمن

    الرحيم مالك يوم الدين .

    ياد العبد ويد تامل .

    امينا المراد الشعير .

    مراء البين العشك عليهم غير

    القلوب عليها ولا الثاني .

    وهي سبع آيات

    Mushaf sayfa no: 1/a

    Hafızlık sayfa no: 1. cúz/20. sayfa

    KURAN'IN ÖN SÖZÜ: FATİHA

    BİLGİ

    Insan bu dünyaya nasıl ve nereden gelmiştir? Hayatın anlam ve amacı ne-dir? Bunları sorgulayan ve insanlık tarihini araştıran kişi, geçmişte iyilerin de kötülerin de yaşamış olduğunu öğrenir. Bu noktada insan, vicdanını da harekete geçirebilirse, iyilerden olabilmek için aklın tek başına yetmediğini ve ilahi mesaja ihtiyaç duyduğunu anlar. İşte o ilahi mesajı getiren son kitap, Kur'an'dır. Kur'an'ın ön sözü olan Fâtiha sûresi, kainatın tek ilahı olan Yüce Allah'ın sıfatlarıyla başlar. Fâtiha'yı okuyan biri, hem Rabbini bu özelliklerle tanıdığını beyan etmiş hem de dosdoğru yolda yürüyenlere katılabilmek için O'ndan yardım istemiş olur.

    MESAJ:

    Dosdoğru yolda gitmek isteyen kişi. Allah'ı tanır ve O'na bağlılığını ikrar eder. KELİME DAĞARCIĞI

    Hamd: Övgü, mutlak iyiliğe sahip olana teşekkür. Sırat-ı müstakim: Gerçeğe götüren doğru yol.

    YanıtlaSil
  171. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الم ذلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ وَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصلوة وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ . وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ وَ أُولَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ .

    66 Elif-làm-mim. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gay-ba iman ederler, namazı kılarlar, kendileri-ne verdiklerimizden hayra harcarlar, Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler ve ahirete de onlar kesin olarak inanırlar. Rableri tarafından gösterilen doğ-ru yol üzerinde olanlar ancak onlardır ve kurtuluşa erenler de yalnızca onlardır.99

    (Bakara, 2/1-5)

    سورة النفرة مدينة

    وان الرحمن الرحيم

    الدين أبين تابشون بالغيب

    والدين يؤمنون بما أنزل الباك وما أنزل

    من السنة و الأمن المنوفون الرايات

    وهي مالتان وست والقانون اليا .

    KUR'AN, MÜSLÜMAN'IN KILAVUZUDUR.

    BİLGİ

    Yüce Allah Kur'an'ı, Peygamberimiz (s.a.s) döneminden itibaren kıyamete kadar gelecek insanlara bir rehber kılmıştır. Bu rehberden en iyi faydalanabilenler, müminlerdir. Müminlerin en temel özelliklerinden biri ise Allah'a karşı gel-mekten sakınmaktır. Müminler özleriyle ve sözleriyle sağlam bir imana sahip oldukları gibi bu imanı hayata da yansıtırlar. Onlar hem bedeni hem de mali ibadetlerini yaparlar. Müminler, dünya hayatının geçici olduğunu ve bütün varlıkların asıl sahibinin Allah (c.c.) olduğunu bilirler.

    MESAJ

    Kur'an'ı rehber edinen, hayatının sonunda mutlaka kazançlı çıkacağından emin olur.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Hüden/Hüda: Yol gösterici, hidâyet rehberi.

    Gayb: Hakkında akıl ve duyular yoluyla bilgi edinilemeyen, gizli olan.

    1b

    YanıtlaSil
  172. HAFIZ

    LAFZIN HAMİLİ

    MANANIN AMİLİ

    KUR'AN-I KERİM'DEN SERLEVHA AYETLER

    I

    YanıtlaSil
  173. 574

    DELAIL I HAYRAT ŞERHİ

    Onların üzerinden, dünyada: Zararlar, gamlar, kederler, afetler, musibetler kalkar; çeşitli faldelere ermek sureti ile murada ererler Dolayısı ile rahmete nail olmuş olurlar.

    Ahirete gelince: Cümle azap, siddet ve zorluklardan necat bulur affolup kurtulurlar. Üstün cennetlere girmekle rahmete ererler.

    Allahım, o zata salât eyle ki: Kendisine okunan salavat-i şeri. fe sebebi ile nimetleniriz. Hem bu âlemde; hem öbür ålemde..

    Bu dünyadaki nimetlenmemiz söyledir: Musibet, elem, keder, gam. sıkıntı, âfet, beliyye, düsman serleri, şeytanın hilelerinden halas bul-reketle ihsanı.. İbadet ve taatı ilâhi emir gereğince başarı ile yerine kolay gelmesi ve getirmek. Bütün ruhani lezetlerle nimetlenmk.

    Ahiret åleminde nimete ermemiz ise, şöyle olacaktır: Cümle, şid-detlerden ve zorluklardan necat bulmak. İlk gidenlerle birlikte cen nete girmek. Orada, huri gılman, vildan ve daha başka sayısız nimet-lere kavuşmak. Bilhassa, Resulüllah S.A. efendimizin civarına yerleş mek ve bütün nimetlerin büyüğü, cemal-i bakemall müşahede ile şad ü handan olmamızdır. Böylece, oranın nimetine ereriz.

    Yukarıdaki salåvat-ı şerifeye bir başka mana vermek sureti ile, şöyle olması muhtemeldir.

    Ey âlemlerin İlâhı ve ey dua edenlerin duasını kabul buyuran Yüce Zat.

    Şu mübarek zata ve latif peygambere salât eyle. Öyle bir peygam. ber ki, onun sevgisi, şevki, tam mahabbeti ile kalbimiz mustariptir. Ancak, onun gece ve gündüz, ism-i pâkini lisanımızda cereyan ettirip ve üzerine salavat-ı şerife ile andığımız zaman, dünyada kalbimizi tes. kin ederek nimete ereriz.

    Ahirette dahi, o şanlı peygambere salât selâm ile cennet nimetle--rinin ziyadesine, salavatın özü ile de, nimetle lezzet alırız.

    Cennetler, her nekadar amel yeri değil ise de, oranın ehli herhan-gi bir amelle mükellef olmasa da, oranın ehli bazı amellerle kalblerin-deki mahabbetten ötürü lezzet alırlar. Meselå: Kur'an okumak, Yüce Allah'ı anmak, Resulüllah S.A. efendimize salavat-ı şerife getirmek..

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, o zata salát eyle ki: Kendisine okunan salāvat-ı şeri-fe ile AZİZ GAFFAR zatın rahmetine erilir.

    Bu salavat-ı şerifede geçen:

    AZIZ.

    İsminin ifade ettiği mana şudur: İhtiyaçtan münezzeh, işinde ga-lib, naziri olmayan, herhalde şiddetle kendisine muhtaç olunan, cela-lini vasfetmekten yana dilin âciz kaldığı zat..

    - GAFFAR.

    Lafzının ifade ettiği mana ise, şudur: Tam manası ile bağışlayan Vahid Ferd Samed Allah..

    YanıtlaSil
  174. KARA DAVUD

    اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ بِالصَّاوَةِ عَلَيْهِ تُطَ الْأَوْزَارُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ يَا أَصَلوةِ عَلَيْهِ بِنَا لَ مَنَازِ الان اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنَ بِالصَّاوَةِ عَلَيْهِ يَرْهُمُ الْكِبَارُ والصَّفَارُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ الصَّلاوَةِ عَلَيْهِ نَتَعَمُ فِي هَذِهِ النَّارِ وَفِي تِلْكَ النَّارِ .. اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ يَا الصَّلَاةِ عَلَيْهِ تُنَالُ حية العزيز الغَفَّارِ .. اللهُمَّ صَلِّ عَلَى المنصور المُؤَيَّدِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الْمُخْتَارِ المجد الله صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَيْنَا مُحَمَّدَ اللهُمَّ صَل عَلَى مَنْ كَانَ إِذَا مَشَى فِي الْبَرِّ الْأَقْفَر تَعَلَّقَتَ الوُحُوسُ بِإِذْ يَا لِهُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ الههُ وَصَحْهِ وَسَلَّمَ تَسْلِيما وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رب العالمين

    575

    Allahümme salli alâ men bissalati aleyhi tuhatt'ul-evzaru. Allahümme sal li alâ men bissalāti aleyhi tünalü me-nazil'ül-ebrari. Allahümme salli alâ men bissalāti aleyhi yurham'ül-kiba-ru vessığaru. Allahümme salli alâ men bissalāti aleyhi netanaamü fihazidid-dari ve fi tilkeddari. Allahümme salli alå men bissalāti aleyhi tünalü rah-met'ül-aziz'il-gaffari.

    48. Allahümme salli alel-man-sur'il-müeyyedi. Allahumme salli alel-muhtar'il-mümeccedi. Allahümme salli alâ seyyidina ve mevlâna Muhamme din. Allahümme salli alâ men kåne iza meşa fil-berril-akferi taallakat'il-vuhu-şü biezyalihi. Allahümme salli aleyhi ve alâ alihi ve sahbihi ve sellim tes-lima. Vel-hamdü lillahi Rabb'il-âlemin.

    Allahım, o zata salát eyle ki; kendisine okunan salavat-ı şerife, günahları si-ler. Allahım, o zata salât eyle ki; kendisine okunan salavat-ı şerife sebebi ile ebrar menzillerine erilir. Allahım, o zata salát eyle ki; kendisine getirilen sala-vat-ı şerife sebebi ile büyükler ve küçükler rahmete nail olurlar. Allahım, o zata salát eyle ki; kendisine okunan salavat-ı şerife sebebi ile nimetleniriz. Hem bu Alemde, hem öbür ålemde... Allahım, o zata salåt eyle ki; kendisine okunan sala-vat-ı şerife ile Aziz Gaffar zatın rahmetine erilir.

    48. Allahım, mansur müeyyed zata salât eyle. Allahım, muhtar, mümecced zata salát eyle. Allahım, efendimiz ve yardımcımız Muhammed'e salât eyle. Alla-hım, şu zata salât eyle ki; boş sahralarda yürüdüğü zaman, vahşi hayvanat, onun påk eteğine yapışırdı.

    Allahım, ona salât eyle. Keza onun Aline ve ashabına da.. Tam manası ile ena selámet Ihsan eyle.

    Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.

    * **

    (Devamı: 579, Sayfada)

    YanıtlaSil
  175. 71

    2068. Her gördüğün deliğe parmağını sokma, kimisinde yılan barınır.

    2069. Her gördüğün sakallıyı baban mı sanırsın?

    2070. Her gün çekmekten, bir gün ölüp kurtulmak yeğdir.

    2071. Her güzelin bir ayıbı var.

    2072. Her mevsimin bir tadı var.

    2073. Her mevsimin öz meyvesi var.

    2074. Her okuyan molla, bilgin olmaz.

    2075. Her sözün yeri var.

    2076. Her şey naziklikten kırılır, insan yoğunluktan.

    2077. Her şeyin tazesi, dostun köhnesi (eskisi).

    2078. Her yukarı yerde oturan, bey olmaz.

    2079. Herkes öz aklının tehrini yer.

    2080. Herkes sakız çiğner, ama Fatma Hanım (bizde: Pembe Kız) gibi şaklatamaz.

    2081. Herkesin ağzını yummak olmaz.

    2082. Hırsız, kalana yanar, ev sahibi gidene.

    2083. Hırsızdan kalanı falcı götürür.

    2084. Hicaz sığırı gibi gezer, yürür.

    2085. Hiç kimse öz ayranına ekşi demez. (Bizdeki karşılığı: Kimse yoğurdum ekşidir. demez.)

    2086. Hileli pazar mideyi bozar.

    2087. Hindü hırkasına döndü.

    2088. Hocasını dinlemeyen, kanlı gözyaşları döker.

    2089. "Ho-ha" var, dağdan indirir; "ho-ha" var, dağa bindirir.

    2090. Horoz akıllı adam.

    2091. Horoz bile vakıtsız ötmez.

    2092. Huyunu bilmediğin atın ardına geçme.

    2093. Isınmadık sıcaklığına, kor olduk dumanına.

    2094. Islanmışın ygıştan ne korkusu?

    2095. Işık gelen yere, parmağını tıkayor.

    2096. İhtiyat, yiğidin yaraşığıdır.

    2097. İki avratlının evi, çöplük olur. (İki avratlı ev süprülmemiş kalır.)

    2098. İki kere düşün, bir kere konuş.

    2099. İki kılınç, bir kına sığmaz.

    2100. İki koçun başı, bir kazanda kaynamaz.

    2101. İki tavşan birden avlanmaz.

    2102. İki yumruk, bir başa zordur.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder