Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08 İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
nesne verip de al takan demesi gibi meccanen temlike delalet eden ta'birler dahi hibeyi icabdır.
MADDE 839 Teâti ile dahi hibe mün'akid olur.
MADDE 840 Hibede ve sadakada irsal ve kabz lafzan icab ve kabul makamına kaim olur.
MADDE 841 Hibede kabz bey'de kabul gibidir.
Binacnaleyh vähibin icabı mesela şu mah sana hibe ettim de-mesi üzerine movhûb-un-leh kabul etdim veyahut ittihab eyledim de-meksizin meclis-i hibede ol mah kabz etse hibe tamam olur.
MADDE 842 zımdır. Kabzda vähibin sarahaten yahut delâleten izni là-
MADDE 843 Vahibin icabı delâleten kabza izindir. Amma sara-haten izni movhúb eğer meclis-i hibede hazırsa bu malı sana hibe ettim al demek ve eğer ğaib an'il-meclis ise filân mah sana hibe ettim var al demek gibi emr-i sarihidir.
MADDE 844 - Váhib sarahaten kabza izin verdikde mevhûb-un-lehin amı gerek meclis-i hibede ve gerek ba'd-el-iftirak kabzı sahih-dir. Amma delaleten kabza izni meclis-i hibe ile takayyüd edip ba'd -el-iftirak kabzı mu'teber olmaz.
Meselâ, şu malı sana hibe ettim deyip de mevhûb-ün-leh dahi anı ol meclisde kabzediverse sahih olur. Amma meclis-i hibeden ay-rıldıkdan sonra kabzetse sahih olmaz.
Kezalik filân mahaldeki malımı sana hibe ettim deyip de var al dememiş olsa mevhûb-un-lehin gidip de anı kabz etmesi sahih olmaz.
MADDE 845 Müşteri mebi'i bayi'den kabl-el-kabz âhara hibe edebilir.
MADDE 846 Bir kimsenin yedinde bulunan mah sahibi ana hibe ettikde mevhûb-un-lehin kabul ettim ya ittihab eyledim demesiyle hibe tamam olup müceddeden teslim ve kabza muhtaç değildir.
MADDE 847 Bir kimse alacağını medyûna hibe yahut medyûnu andan ibra eyleyip o dahi reddetmese sahih ve deyn hemen såkıt olur.
MADDE 848 Bir kimse birinin zimmetinde olan alacağını âhara hibe edip de var al deyu sarahaten kabza izin verse ve mevhûb-un-leh dahi varıp kabz etse hibe tamam olur.
MADDE 849 hibe bâtıl olur. Kabl-el-kabz vähib yahut mevhûb-un-lch fevt olsa
MADDE 850 Bir kimse kebir ya'ni akil ve baliğ olan oğluna bir şey hibe ettikde teslim ve kabzı lazımdır.
MADDE 851 Sağirin varisi yahut mürebbisi ya'ni hier ve ter-biyesinde bulunduğu kimse gerek yedinde bulunan ve gerek diğe-rinin nezdinde vedia olan malım ol sağire hibe ettikde mücerred icab ile ya'ni yalnız hibe ettim demesi ile ol sağir ana malik olup kabza muhtac değildir.
MADDE 852 Bir tıfla âhar kimse bir şey hibe ettikde velisinin yahut mürebbisinin kabzı ile hibe tamam olur.
MADDE 853 Sabi-i mümeyyize bir şey hibe olundukda velisi olsa bile kendisinin kabzı ile hibe tamam olur.
MADDE 854 Hibe-i muzafe sahih değildir. Meselâ, gelecek ay başından i'tibaren su malı sana hibe ettim dese sahih olmaz.
MADDE 855 Ivaz şartı ile olan hibe sahih ve şart mu'teberdir.
Meselâ, bir kimse şu makûle ivaz vermek yahut kendisinin ma-lûmul-mikdar deynini eda etmek şartiyle birine bir şey hibe ettikde mevhûb-un-leh ol şarta riayet ederse hibe lâzım olur; etmezse vâ-hib dahi hibesinden rücu' edebilir. Kezalik bir kimse ölünce kendi-sini beslemek şartı ile mülk akarını birine hibe ve teslim ettikde mevhûb-un-leh şart-ı mezkûr üzre vahibi beslemeğe razı iken vâhib nâdim olup da hibesinden rücu' ile ol akarını istirdad edemez.
FASL-I SANI
Şerâit-i hibe beyanındadır.
MADDE 856 Mevhûbun vakt-i hibede mevcud olması şartdır. Binaenaleyh bir bağın hâsıl olacak üzümünü yahut bir kısrağın doğacak yavrusunu hibe sahih değildir.
MADDE 857 - Mevhûb vâhibin malı olmak şartdır. Binaenaleyh bir kimse bila izin başkasının malını birine hibe etse sahih olmaz; fakat hibe ettikden sonra sahibi müciz olsa sahih olur.
MADDE 858 Mevhûbun ma'lûm ve muayyen olması lazımdır. Binaenaleyh vahib lâaletta'yin malımdan bir şeyi yahut şu iki at-tan birini hibe ettim dese sahih olmaz. Ve bu iki attan hangisini diler-
Böyle yaparsanız o, sizin günahlarınızı yarlığar, sizi altlarından umaklar akan cennetlere ve Adin cennetlerindeki çok güzel sa-raylara sokar. Işte bu, en büvük kurtuluş (saadet) tir.>>> Sizin için seveceğiniz diğer (acil bir nimet) daha (var ki o da) Al-lah'tan nusret ve yakın fetih (dir). (Habibim) sen müminlere (bu nusreti ve fethi) müjdele..>>>
Bu Ayet-i Kerimeler, bize imandan sonra en büyük şeyin malla,
mala cihad olduğunu anlatmaktadır. SAF suresinin 10, 11, 12 ve 13 , âyetleridir.
وروى الشيخان عن أبي هريرة رضى الله عنه قال : سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم أى العَمَلِ أَفْضَلُ ؟ قال : إيمَانُ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ، قِيلَ ثُمَّ ماذا ؟ قال : کاره که الجهاد في سبيل الله ، قِيلَ ثُمَّ ماذا ؟ قال : حَجٌ مَبْرُورٌ . ۳
3) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet
ediyor:
Resûlüllah'a S.A. soruldu:
Hangi amel daha faziletli?..
«Allah'a ve resûline iman..>>
Diye buyurunca tekrar soruldu:
Bundan sonra nedir?..
<<>>
Buyurunca yine soruldu:
Bundan sonra nedir?..
<<>>
Diye buyurdu..
**
Bu Hadis-i Şerif 47. derste de geçti..
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..
الدرس الرابع والخمسون في فضل شهداء الحرب وشهداء الآخرة
قال الله تعالى : ولا تَحْسَبَنَّ الذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءِ عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ ، فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمْ فَضْلَهُ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالذِينَ لَمْ يَا حَقُوا
furusu merfua فروش مرفوع yerden yüksekte olan koltuk ve döşek
füseha (fusaha : bir dili fasih (açık, düz-gün ve güzel) şekilde kullanan edebiyatçılar
fuseha-Arab فصحاء عرب Arapçayı fasih (acık, düzgün ve güzel) kullanan Arab edebiyatcıla-
futuh فرح : fetihler, zaferler, açılışlar
Fütuhul Gaybدوح الغيب Muhammed'in (a.s.m.) soyundan gelen ve büyük evliyalar dan biri olan, Kadiri Tarikatı'nın kurucusu Abdulkadir-i Geylani'nin ünlü eserinin adı (månası görülup bilinmeyen månevi ger çeklerin açılışları)
fütuhat فتوحات : fetihler, zaferler açılımlar ve kazanmalar, başarılar
fütuhati azime 1 : فتوحات عظیمه.büyük zaferler 2.(mec.) büyük çapta insanların gönüllerinin kazanılması
fütuhat- Imaniye فتوحات ایمانیه : )mec.) iman sa hasında fetihler, yani, insanların imanlarını kurtarma mücahedesinde kazanılan başarı lar
fütuhat-ı İslamiye فتوحات إسلاميه : İslami fetih ler, İslâm dininin serbestce yayılması için ka zanılan zaferler
fütuhat Kur'aniye فتوحات قرآنیه : )mec.)
Kur'an'ın ve Kur'an hakikatlerinin zaferi, Kur'an'ın üstünlüğünün gerçekleşmesi ve ya-yılması
Fütuhat-ı Mekkiye فتوحات مکيه : tasavvufun ve
vahdet-i vücud görüşünün ileri gelenlerinden biri olan Muhyiddin-i Arabinin (k.s.) ünlü eseri. (bu eserde geçen bir kısım ifadeler ka-palı ve zor anlaşılır veya yanlış anlamalara ehli kimselerin açıklamalarına ihtiyaç vardır. yol açabilir nitelikte olduğu için, konunun Risale-i Nur'da bazı noktalar açığa kavuştu rulmuştur.)
futuhat Nuriye فتوحات نوریه : )mec.) Risale-i Nur'un zaferleri ve insanlar arasında kabul görüp yayılması
seklik, zayıflık 3.ümitsizlik 4.gam, keder, für bezginlik, bıkkınlık, usanç 2.gev-üzüntü
fütursuz 1 :فورسز.cekinmez 2.bıkmaz, usan-maz, bezginlik göstermez 3.gevşeklik ve za-viflik göstermez 4.gamsız, kedersiz, umursa-maz, başarılı
iyilikler, yardımlar, månevî kazaçlar ve zen-ışıklar, füzeyizler, bereketler, ni'metler, manevi hakikatler 3.çoğalma, artma, taşma, yayılma 4.mânevî bir şeyin kendini belli et mesi, göstermesi
füyuz-u hüveyda nüma فیوض و هويدا نما : apaçık
görünen feyizler (bak. feyiz)
füuzat 1 فیوضات.feyizler, bereketler, ni'met-ler, iyilikler, yardımlar, månevi kazaçlar ve zenginlikler 2 månevi aydınlıklar, nurlar, ışıklar, mânevi mânevi hakikatler 3.çoğalma, artma, taşıma, yayılma 4.mânevî bir şeyin kendini
belli etmesi, göstermesi
füyuzat-ı İlahiye فيوضات إلهيه : İlahi feyizler, Al-lah'tan (c.c.) gelen ilimler, yardımlar ve má-nevi nimetler
füyuzat-ı måneviye فیوضات معنویه : manevi fe yizler, månevi kazançlar ve zenginlikler
füyuzat-i nimet فیوضات نعمت : nimetin feyizle-ri, ni'metin bereketliliği
füyuzat- semi İlahi فیوضات شمع إلهى : Ilahi mu månevi ışık kaynağı olan Kur'an hakikatleri-mun ışıkları, (mec.) Allah'ın (c.c.) gönderdiği nin aydınlatıcı ışıkları
menzilli) ve atmosfer dışına çıkabilen ro füze 1: فوزه.uzun mesafelere gidebilen (uzun ket 2.roketle birlikte uzaya fırlatılan yapma uydu, uzay aracı
türen zevkler peşinde koşan 4.Allah'ı (c.c.(, ahireti ve dünyaya geliş gayesini unutan
gafil-i magrur غافل مغرور : kendini beğenmiş gå fil kendini beğenmiş ve dünyaya geliş gayesi-ni, Allah'ı (c.c.), ahireti unutmuş olan
gafil-i mütefer'in غافل متفرعن : firavunlaşmış gafil zorba ve Allah'ı (c.c.), ahireti ve dünyaya geliş gayesini unutmuş olan
gafilane غافلانه : gafilcesine, gafil gibi, Allah'ı (c.c.), ahireti ve dünyaya geliş gayesini unut-muşcasına
gafilin غافلین : gafiller (bak. gåfil.(
gaflet غفلت gafillik, unutma, bilinçsizlik, düşüncesizlik, geleceğini düşünmeme, vur-dumduymazlık, aldırışsızlık 2 Allah'ı (c.c.(, dünyaya geliş gayesini ve öbür dünyayı unu-tup dünya zevklerine ve menfaatlerine dalma
gaflet-i mutlaka عقلت مطلقه : tam gaflet Allah'ı (c.c.), ahireti ve dünyaya geliş gayesini tama-men unutup dünyanın günaha sokan zevkle-rine dalma
gaflet-i umumi(y( غفلت عمومیه : umumi gaf-let toplumda çok büyük çoğunluğun gaflete dalması, Allah'ı (c.c.), âhireti ve dünyaya geliş gayesini unutup günaha sokan dünya zevk ve menfaatlerine dalması
gaflet basmak 1 غفلت باصم.dunya geliş ga-yesini unutmak 2.dalgınlaşmak, dikkati da-ğılmak, uyanıklığı azalmak 3.duyarlılık ve şuuru(bilinci) azalmak;4.işin özünü kazan-maktan uzaklaşmak 5.üstüne tembellik ve uyuşukluk gelmek 6. uykusu gelmek
gaflet etmek غفلت ايتمك : bilmez hale gelmek, habersiz hale gelmek, unutmak, dikkatten kaçırmak, dalgınlıkta bulunmak, gereken uyanıklığı gösterememek
gaflet gelmek 1: غفلته كلمك.bilmez duyarsız kalmak, aldırış etmemek; 2.sorumluluğunu unutmak; 3.dikkati dağılmak, uyanıklığı git-mek, ilgisiz ve dalgın hale gelmek, işin özünü gözden kaçırmak
kian, 1997, 230) lenme zaman içinde değiştiği gibi, bunlar da değişebilir. (Tirya Durkheim'e göre örnek olarak ilkel ve modern toplumlarda.
T
6
ki dayanışma farklı şekillerde gerçekleşir. İlkel toplumlarda ah. Bu toplumlardaki dayanışmayı mekanik bir dayanışma olarak simlendiren Durkheim, toplumlar ilerledikçe, bu dayanışmanın lak önemli bir dayanışma nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır yerine, iş bölümüne dayanan, organik bir dayanışma biçiminin geçmeye başladığını savunur. İşbölümü, tıpkı toplumdaki ko-lektif bilinç gibi dayanışmayı sağlamaktadır. Bu nedenle de is bölümü sadece ekonomik bir davranış biçimi değildir, ahlaki niteliğe sahiptir ve bu yolla toplumun düzenini sağlamaktadır.
Ahlak sosyolojisinin kurucularından birisi sayılan Lévy yeceğini savunmaktadır. Ona göre teorik ahlak öğretileri, bir-Bruhl de tıpkı Durkheim gibi, teorik bir ahlaktan söz edileme. buyruk ve ödevlerinde birbirlerinden farklı değillerdir. Bu da birleri ile çatışma içinde olmalarına rağmen, uygulamadaki ahlakın sadece uygulamada geçerli olduğunu göstermektedir Bruhl bu düşüncesini ispat etmek için, Stoacı ahlak, Epikürcü ahlak, pozitivist ahlak, dini ahlak ve pragmatik ahlak anlayış-larından örnekler vermekte; hatta bunların ötesinde Kant'ın ö dev ahlakı ve kesin buyrukları ile kolayca anlaştığını savun-maktadır.
Pozitivist ahlak anlayışının insanlığın bilimsel ve sosyal iler-lemesi ile paralel olarak geliştiğini savunan Auguste Comte'un düşünceleri ise önemli bir etki yapmıştır. Böylece bilimsel ve sosyal ilerlemenin sonucunda, insanlığı mutluluğa götürecek dinden bağımsız ve onun dışında bir ahlak sistemi kurulabile-ceği anlayışı yaygınlaşmaya başlamıştır. Hatta dini temele da-yanmayan bazı ahlak eserleri ve ilmihaller bile yazılmaya ve öğretilmeye böylece insanlığa bir yön verilmeye çalışılmıştır. Comte Fransa'daki toplumsal problemleri aşabilmek için, dine alternatif olarak, bu düşünceyle "insanlık dini" adını verdiği se-küler ve rasyonel bir din sistemi kurmaya bile çalışmıştır.
Dini inançlara dayanmayan seküler bir ahlakın ilkeleri yuka-ında ele alındığı gibi aslında tam anlamıyla dinden bağımsız de-ğil belki dinin kültüre dönüşmüş bazı pratiklerinden oluşacak-tır. Din dışı bir ahlak sisteminin kurulmasına teşebbüs etmeyi Tolstoy, "hoşlandıkları bir bitkiyi yeniden toprağa ekmek isteyen çocukların onu köksüz bir halde koparip, sonra da o haliyle to-rağa dikmelerine benzeterek" diyor ki: Köksüz bir bitki olmadı-
Argibi dini temeli olmayan gerçek ve uygulanabilir bir ahlak da olamaz Din, Insanin kendine özgü şahsiyeti ile sonsuz kainata-rasında kurduğu belirli bir ilişkidir: Ahlak ise bu ilişkiden dogan sürekli bir hayat düsturudur" (Tolstoy, 1998, 97)
Ahlakın kaynağının toplumsal ilişkilere dayalı pratikler mi yoksa din mi olduğu sorusuna A.Comte'dan daha başka sosyo-loglar ve bazı antropologlar da, benzer cevaplar vermektedir-lor Bu anlamda modern dönemin bir ideolojisi olan varsayının doğru olduğu veya yanlış olduğu tartışması bir kenara bırakı ip: bu tezin sonuçlarının gerçekten ahlaki olup olmadığı ve in-sanığı mutluluğa götürüp-götürmediği araştırılacak olursa, bu günkü dünyanın hali açıklayıcı bir cevap sunmaktadır. Özellik-le pozitivizmden beslenen ideolojilerle siyasi ve iktisadi dok trinlerin dünyayı nasıl bir çatışmaya ve açlığa mahkum ettiği örneği bile bunu açıklamaya yoter.
Din ve inançtan bağımsız bir ahlak sisteminin mümkün ol-madığını ve hatta dinin önemli bir ilkesi olan ölümden sonraki hayata inancın (ahiret inancı) ne kadar önemli olduğunu Said Nursi ise şöyle vurgular: "İşte, imân-ı haşrinin yüzer neticesin-den birisi, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye taallûk eder. Ve bu tek neticenin de yüzer cihetinden ve faydalarından mezkûr dört delile, såirleri kıyas edilse, anlaşılır ki, hakikat-i haşriyenin ta-hakkuku ve vukuu, insaniyetin ulvi hakikati ve külli hâceti de-recesinde katidir. Belki, insanın midesindeki ihtiyacın vücudu, taamların vücuduna delâlet ve şehadetinden daha záhirdir ve daha ziyâde tahakkukunu bildirir. Ve eğer, bu hakikat-i haşri-yenin neticeleri, insaniyetten çıksa, o çok ehemmiyetli ve yük-sek ve hayattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yu-vası bir låşe hükmüne sukut edeceğini ispat eder. Beşerin ida-re ve ahlâk ve içtimaiyâtı ile çok alåkadar olan içtimaiyyun ve siyásiyyun ve ahlâkiyyunun kulakları çınlasın. Gelsinler; bu boşluğu ne ile doldurabilirler? Ve bu derin yaraları ne ile tedå-vi edebilirler?" (Nursi, 1980, 89-90)
Özet olarak, sosyologlara ve antropologlara göre insanlar topluluk olarak, bir arada düzenli olarak yaşayabilmek, birbir-leriyle anlaşabilmek, çatışmadan sağlıklı ve mutlu olabilmek i-çin, bazı ahlak ilkeleri geliştirmek zorunda kalmıştır. İşte top-lum halinde yaşamak mecburiyetinde olan insanlara, bu davra-nışlardan bazılarını yapmaklarını izin veren ya da bazılarını yapmamalarını ahlaki bir sorumluluk olarak yükleyen toplum-dur. Ancak toplumu referans yapan bu düşüncenin, ciddi bir te-
(سوال (9) تو الكنجى تمتلك منا فقلوك نظرين كوره بو مقام ایله مناسبتی نه در؟
( الجواب ] قرآن كرمك مخاط رندن طبقه أولى ده و با صف اولده اولانار، دائما صحر الرده کر حول ادوار بدر بونکی با عموم بو هادته لي يا كور فشار و یا ابنای جنلرنون اشمر در هم کو یہ انہ یا تحق مری فطر عام الله علاقه دارد ولو حادثه او ناره بر ضرب مثل قيد تاثر ابدر جوكر الحى عبدلك بكى عسل الله مناسبتى بك انظار در زیرا او اوه المال ابوکی
بر شمر در حتی جومه نقطه کرده ده اتحادیری واردر
جو کہ تو اللى عندك منا فقرك مالنه (بن مهندن ) مناسبتی وارد ترکی ) هرانی طرف ده او راہ حیرتر دو شمار در که کند دار منه فوتولوس بولارى تماما قاعه، نجات و سالرى
غائب او المشدد.
ولحس ] هر انکی طرف ده خور خوشد تند تون موجوداتك كند بار من دوشمان اولد قارين ظن ایدرلر بر دقیقه بیلار ئولوم تھا کہ سندن امين اولمازلي.
و منجیبی) هر ایکی طرف ده دهستان شد نندن عقارين غائب ايمن دليلر كي اولورلر حتى في ليجلون پاریکتینی کوروب كوزلرینی یو محقله و یا تو فنظرك ساريني ايشيد حب قولد قاريني طبقا مقاله تولو مدن تحفظ ايتمك ايسترين ويا كونشان غروبنی ایسته مدیکندن اعتنان زنبرگینی قيص التان احمق تركي بر وضعیت كوستي يرلي والبوكر قولا قلريني طبقا مقله ويا كوزلريني يومة ) كون كورولتو سندن و يا شيمتك ما قمندن قورتولا وازلي.
در دنجیبی) کونہ، یاغمور، صو، خیرا، چیچک کره اصابت ايدرسه حيات ويردلي نباتاته اولورسا تربیه و تخيه التدير لو پس شیاره اصبابت ايد الرسه، قبیح قوقولری احداث ایدرلر اموات وتولولره با قارلرس، عفونت توليد اليد الى كذلك، رحمت و نعمت ،رخي، كند يارينه لايحه اولان موقعاره اصابت اینجز کرده، او ناری انتظار ايدوب قيمتريني بالمدين موقعاره اصابت ایدرلرسه، زمختاره و
نعمتاره انقلاب ایدرلر
لتشجيسي) الكنجي عميلك وأليا منا فقارك قصه سنك مالي آراسنده، اجز الرينه باقي الفرزين است اولیفی کی هر یک طرفه اجزایری آراسنده ده من استار دارد. از جمله (حبیب) نباتاته
Suab Su ikinci temsilin münafıklarım nazarina göre bu makam ile münasebeti nedir?
Elcevab) Kur'an-ı Kerim'in muhátablarından talaj alida veya saff evvelde olanlar, dama sahrálands çöl adamlarıdır. Bunlar, bil'umam bu hadisey vs görmüşler veya ebna yt cinslerinden isitmulerdir ow böyle atey yakmak mes'elest, elkår i anime de alikulinda Ve bu hadise onlara bir darb-4 mesel kadar te'sir eder. Sonra ikinci temsilin birinci tendi ile münasebeti pek äsikärdır. Zira o ona ikmal li bir tetimmedir Hatta çok noktalarda da ittihadlary windy
Sonra bu ikinci temsilin munafıkların haline bes cihetten münasebeti vardır. Birincisi: Her iki taraf da öyle hayrete düşmüşlerdir ki, kendilerime kuul yolları tamamen kapanmış, necât vesileleri gäib olmuştur.
İkincisi: Her iki taraf da korku şiddetinden, bütün mevcüdâtın kendilerine duşman olduklanm zannederler. Bir dakika bile ölüm tehlikesinden emin olmazlar.
Üçüncüsü: Her iki taraf da dehşetin siddetunden, akıllarını kaybetmiş deliler gibi olurlar.
Hatta kılıçların parıltısını görüp gözlerini yummakla veya tüfenklerin seslerinı işıtıp kulaklarımı tıkamakla ölümden tahaffuz etmek isteyen, veya güneşin gurůbunu istemediğinden saatinın zembereği kısaltan ahmaklar gibi bir vaz'iyet gösterirler. Halbuic kulaklarını tıkamakla veya gözlerini yummakla gök gürültüsünden veya şimşek çakmasından kurtulamazlar.
Dördüncüsü: Güneş, yağmur, su, ziya, çiçeklere isåbet ederse hayat verirler. Nebåtâta olursa,
terbiye ve tenmiye ettirirler. Pis şeylere isåbet ederlene, kabih kokuları ihdás ederler. Emvât ve ölülere bakarlarsa, ufûnet tevlid ederler. Kezālik, rahmet ve ni'met dahi, kendilerine lâyık olan mevki'lere isåbet etmezler de, onları intizår edip kıymetlerini bilmeyen mevki'lere isabet ederlerse, zahmetlere ve nikmetlere inkıláb ederler.
Beşincisi: İkinci temsilin meâliyle münafıklanın kıssasmın meâli arasında, eczalarına bakılmaksızın münasebet olduğu gibi, her iki tarafın eczalan arasında da münasebetler vardır. Ezcümle () nebit
Peygamberimiz, İbn-i Abbas hakkında «Allâhım! Ona Kitab:
(143), Kitabın tefsirini (144)), Hikmeti, öğret! (145)
Ontu, dinde Fakih, anlayışlı kılls diyerek düa etmiştir. (146)
Peygamberimizin vefatından sonra, İbn-1 Abbas'ın, Hadis ve Sun. neti tahalı için yaşı Sahabilerin eşiklerini aşındırdığı görülür.
İbn-i Abbas, bu yoldaki çabalarını şöyle anlatır:
«Resûlullah Aleyhisselâm vefat ettiği zaman, Ensardan bir zata (Ey fülan! Gel! Peygamber Aleyhisselamın Eshabından (147), hayat-talarken, ilim talep edelim? (148)
Her şeyi kendilerinden soralım.
Onlar, bu gün, çokturlar. dedim. (149)
Ensâri (Şaşılır sana ey İbn-i Abbas! Peygamber Aleyhisselâmın, halk arasında gördüğün Sahabileri dururken, halkın, sana muhtaç olacaklarını mı sanıyorsun?!) dedi.
Bunun üzerine, onu, kendi haline bırakıp kendim, Resûlullah Aleyhisselâmın Eshabından Hadis ve Sünnetleri soruşturmağa baş-ladım. (150)
Resûlullah Aleyhisselâmın Hadis ve Sünnetlerini umûmiyetle Ensarda buldum. (151)
Eshabdan birinin, Resûlullah Aleyhisselâmdan bir Hadis rivâyet ettiğini haber alır almaz, kalkar, onun evine kadar giderdim. (152)
Kendisinin, kuşluk uykusunda olduğu söylenirdi.
Bunun üzerine, Ridamı, onun eşiğine serer, otururdum.
PEYGAMBERİMDAIN DIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET SÜNNET
gorance (By Resûlullahim Ameasmin oglu! Ben Hacetin nedir? (157) 207
neye geldin? (150) dan beril) derdim. Ne zamandanbert buradasın?) diye sorar, ben de (Uzun zaman
ne kötü yaptın! (158). O da (Ben, bana geldiğini, ne diye bildirmedin? Bildirmemekle,
Vana haber salsaydın, ben, senin yanıma gelmez miydim?) derdi. Ben de (Hayır! Benim, Senin yanıma gelmem daha layıktır ve
yaraşırdır.) derdim. Soracağım Hadisi, Ondan sorardır.
Bu Ensari, halkın çevremde toplanıp bilmediklerini benden sor mağa başladıklarımı görünceye kadar yaşadı, (Bu genç, benden daha akıllıl) derdi. (159)
Resûlullah Aleyhisselâmın, Muhacirlerle Ensardan olan büyük Sahabilerinin yanlarına devam eder, Resûlullah Aleyhisselâmın sa-vaşlarından ve Kur'andan bu hususta Inenleri, kendilerinden sorar dururdum.
Onlardan her hangi birinin yanına varışım Resûlullah Aley-hisselâma olan karabetim dolayisile kendilerini sevindirirdi.
Bir gün, Übey b. Ka'b'a ki, kendisi, ilimde Rüsuh sahibi olan-lardandı (Kur'ân'dan, Medine'de kaç sûre nazil oldu?) diye sor-dum.
(Yirmi yedi sûre Medine'de, diğerleri Mekke'de nazil oldu.) de-dl.» (160)
Übey b. Ka'b'ın oğlu Muhammed der ki Übey b. Ka'b'ın yanın-da İbn-i Abbas bulunduğu sırada kalkıp (Bu, bu ümmetin Bilgin'i ola-caktır.
Ona, akıl ve anlayış verilmiştir, Resûlullah Aleyhisselâm, onun, dinde Fakih olması için düa buyurdu.) dediğini işittim.» (161)
Abdullah b. Mes'ud da «Eğer, İbn-i Abbas, bizim yaşımıza gele-cek olursa, artık, bizlerden hiç kimse, onunla görüşüp konuşamaya-caktır. demiştir. (162)
Medâin feth edildiği zaman, herkes dünya işlerine, dünyalıklara daldıkları halde, İbn-i Abbas, ilme yönelmiş, Hz. Ömer'in yanından
(156) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 368, Dârimi Sünen e. 1, s. 115
(157) Hakim Müstedrek o. 8, n. 538,
(158) Darimi Sünen c. 1, s. 114
(159) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 3, s. 368, Darimi Sünen e. 1, s. 115, HAkim Müs todrek c. 3, s. 538
Ey hatun, Hak Taala, senden razı olsun. O keseyi ben, kuvuya atmıştım. Seni mahcup etmek için bunu yaptım. Hak Taålå, okudu. ğun ism-i şerifler hürmetine, seni mahcubiyetten kurtardı. Keseyi, kuyudan çıkarıp, sandıktaki yerine iade etti. Seni dunvada mahcup etmeyen Allah, bu besmele hürmetine ahirette dahi sua azab et. mez. Ben gafiidim. Hidayete ve Allah'ım lütfuna mazh daum.
Besmelenin bir başka hasusiveti daha vardır. Şöyleki:
Bir kimse, helâya girmek istediği zaman, içeri girmeden önce:
Rahman Rahim Allab'ın adı ile..
Derse, Hak Taålá, cinlerin gözlerinde perde yaratır. O kimse, edep yerini açtığı zaman, onlar göremezler.
Besmele üzerine gelen bu başka rivayet aşağıdadır.
Anlatıldığına göre, Allah- Taâlâ, Musa'ya a.s. şöyle vahyetti:
Ya Musa, gerçekten ben; Muhammed ümmetine üç isimle ik-ram eyledim. Öyle bir ikramı başkalarına yapmadını. Muhammed ummeti bana o üç isimle dua ederse, dualarını kabul ederim.
Allah-ü Taâlà böyle buyurunca, Musa a.s. sordu:
Ya Rabbi, o isimler nelerdir?. Sübhan olan Yüce Hak şöyle buyurdu:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
Bunun üzerine, Musa a.s. sübhan olan Yüce Hakk'ın Muhammed ummetine yapacağı ikramı arkadaşlarına haber verdi. Aralarında ámå bir kimse vardı. O, Musa'nın a.s. bu haberini isifti Sübhan olan Yüce Hakk'a hulus ile tazarru edip:
Ya Rabbi, Muhanımed ümmetine ikram buyurduğun o üç m-i şerif hürmetine gözlerimi bana iade et; görmek ihsan eyle.
Diyerek niyaz eyledikte, derhal gözleri açıldı.
**
Bir başka rivayet ise şöyledir:
Bir şahsın, herhangi bir menfaatın celbi veya bir mazarratın def'i, ticaret veya başka bir işle ilgili haceti olsa.. o kimse: Yedi gün. her günün içinde yedi yüz seksen altı (786) deľa:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile.. (Bismillahirrahmanirra-
him..) (1)
Derse, Allah'ın izni ile muradına erer.
Şu da bir başka rivayet:
**
Bir kimse, gece uyuyacağı zaman; yirmi bir (21) kere:
Ralıman Rahim Allah'ın adı ile..
(1) BESMELE, daima asli durumu ile okunmalıdır. Yani: Arapça.
Diyerek okuyup yatarsa.. o kimse: O gece şeytanın mekrinden emin olur: evi hırsızın şerrinden, ateşe yanmaktan korunur.
Bir başka rivayet ise şöyledir:
Sar'a tutmuş bir adamın kulağına kırk bir (41) kere:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
Diye okunsa.. Allah'ın izni ile, o saat kurtulur.
Şu da başka bir rivayet:
Bir kimse, önemli bir dileği için, on gün:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile.. Allah-ü Taâlâ, kudreti ile di-lediğini yapar. İzzeti ile, arzu ettiği hükmü verir. (1)
Diye dua ederse, Allah'ın izni ile muradına erer. Bu, defalarca tecrübe edilmiştir.
Besmele-i şerifenin faziletini, böylece anlattıktan sonra, şerhimi-ze dönelim.
Müellif merhum, Resulüllah'a S.A. salavat-ı şerife okuyor ki; bu salavat-ı şerife bazı nüshalarda yok ise de, mutemet nüshaların he men hepsinde, besmeleden sonra, hamde geçmeden evvel vardır. Mağ-rip diyarındaki musannil ve müelliflerin adeti budur.
Allah-ü Taâlâ, Muhammed efendimize; onun âline ve ashabı-na salât eylesin. Ve.. SELÅM eylesin.
SELAM için verilecek mana şudur:
Resulullah efendimizi, onun âlini ve ashabını Allah-ü Taâlâ cümle kötülüklerden korusun; selåmet ihsan buyursun..
Allah'a hamd olsun.
Bu cümlenin şerhi şöyledir:
Cumle hamd edenlerin hamdi, şanı büyük Allah'a mahsus-lur; ondan başkasına olamaz. Çünkü, bütün nimetleri veren ve halk eden ancak odur.
Ne var ki, onun yüce âdeti: Çok kere, kuluna ihsan ettiği ni-metleri vasıta ile gönderir. Bu durumda, vasıtaya mecazen teşekkür edilir. Bu: Hakikatta, Allah-ü Taala'ya bir hamddir. Bu manada bir misal verelim. Bir kimse derse:
Hanıd olsun; falan efendi bana şu kadar ilim öğretti. Ondan çok şeyler öğrendim ve ilim tahsil ettim.
Bu övgü, dışta o kimseye yapılmaktadır. Ama hakikatta Allah-ü Taȧla'ya varan bir hamddir. Zira, o cümlenin hakiki manası şudur:
(1) Bu cümlenin Arapça metni okunmalıdır. Arapça bilmeyenler şöyle okuya bilirler:
Bilmillahirrahmanirrahim. Yef'alüllahü mayeşaü bikudretihi ve yahkümü ma yüridű blizzetihi.
ABD tarihi boyunca ülkenin hükümet teşkilatında yeni durum-ların gerektirdiği çok önemli yapısal değişiklikler yapıldı. 19. yüz-yılın sonu ile 20. yüzyılın başında yaşanan finansal krizler 1913'de Federal Merkez Bankası'nın kurulmasına yol açtı. İkinci Dünya Sa-vaşı, Bretton Woods uluslararası ekonomik kurumlarının ortaya çıkmasını sağladı. Soğuk Savaş'ın başlaması ile ABD'nin dünya üze-rinde liderlik iddiası Savunma Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi ve CIA gibi yapıların kurulmasına yol açtı. ABD, 1980'lerde keşfet-tiği 'demokrasi geliştirme' işinde NED ve USAID'in kullanılması ile başlayan ve Sovyetler Birliği'ni yıkan süreçte yumuşak gücünü kurguladı. 11 Eylül 2011 saldırıları ise Anavatan Güvenlik Bakanlı-ğı'nın kurulmasına ve ABD istihbarat sisteminin yeniden yapılan-masına yol açtı. En başından beri ABD içinde askerler CIA'nın ge-rekliliği konusunda hep şüphede idiler. Çünkü İkinci Dünya Savaşı esnasında CIA'nın babası olan Stratejik Hizmetler Ofisi'ni (OSS) on-lar kurmuşlardı ve bir savaş olmadığına göre CIA'ya gerek yoktu. CIA, zaten savaş zamanında askerlerin emrine girecekti. CIA ile as-kerler arasındaki çekişme bugün de son hızı ile devam ediyor ve her seferinde askerler kazanıyor. 11 Eylül 2001'den bugüne CIA, örtülü işlerinin hemen hepsini askerlere kaptırdı. Askerler sayıları 50.000 kişiye ulaşan özel kuvvetlerin istihbarat faaliyetleri yetmi-yormuş gibi 2012'de kendi gizli istihbarat toplama servislerini (NCS) de kurdular. CIA'ya ise gidilen yerlerde işbirlikçi bulma ve drone savaşları kaldı. İronik olan dünyaya sürekli askerlerin de-mokratik kontrolü masalını anlatan ABD'de durum böyle iken,
Türkiye'de askerler kendi istihbaratını kurmamanın cezasını b gün acı biçimde ödüyorlar. Yeni politikalar her zaman yeni yapıların ortaya çıkmasını sa
lamadı, bazıları kendi içinde dönüşüm geçirdi. Bunun en iyi orne oldu. Bu savaşlarda Amerika muharebeleri kazandı ama savaşlar Irak ve Afganistan'da iki büyük şok yaşayan ABD Silahlı Kuvvetler kazanamadı. ABD öyle bir bocalama içine girmişti ki, 2008 yılınd Savunma Bakanı Robert Gates, ABD'nin Soğuk Savaş sonrası ile l Eylül 2001 arasındaki dönemde sadece askeri gücü ve istihbara kabiliyetlerini değil yumuşak güç etkinliğini de kaybettiğini itiraf etti. Ne sert güç ne de yumuşak güçle zaferin gelmediği anlaşılınca çare olarak fikirler savaşını kazanmak üzere 'akıllı güç' konsept bulundu. Amerikan propaganda ve istihbarat vasıtaları sosyal medya odaklı olarak 2008'den itibaren bu kapsamda yeniden kur gulandı. Terörle mücadele içinde tek askeri yöntem olarak, silahl insansız hava araçlarının (drone) kullanıldığı 'hedefli öldürme sis. temi' isimli bir program uygulanmaktadır. Daha çok öldürmekten başka bir hedefi olmayan bu program dâhilinde pek çok masum in-san da öldürülürken, Gates'den sonra Savunma Bakanı olan Leon Panetta, Amerikan jargonu ile, 'kasabada başka oyun olmadığını söyleyerek, çaresizliklerini vurgulamaktadır. Diğer yandan ABD'nin 1980'lerde başlayan İslamcı projesi bugün Ortadoğu'da büyük bir dönüşüm ile hayata geçmekte, rejimler ile birlikte harita-ların da değişeceği bir döneme gelinmektedir. Bütün bu dış politika uygulamalarının arkasındaki güç sistematiğinin bel kemiği asker-ler, sivil toplum mühendisleri ve özel şirketler ile iç içe geçmiş olan Amerikan istihbarat toplumudur. Amerikan istihbaratının tanın-ması bizler için sadece bir akademik zorunluluk değil, milli bir gö-revdir.
Televizyonlar, sinema filmleri, internet, sosyal medya, mü-zik vb. yollar ile bize yansıtılan ABD, demokrasi ve özgürlüklerin beşiği, zenginliğin ve gücün merkezi, tüm insanlığın ideali olan bir ülkedir. Bununla beraber pek çoğumuz dünyada neresi karışsa ya da bir uğursuzluk olsa arkasında Amerika'nın parmağı olduğunu düşünürüz. Richard Perle'e göre; bir ülke ancak çıkarları ve ege-
menliği söz konusu olduğunda kan dökmeyi göze alabiliyorsa bü-yük bir ülke olabilir ve ABD, tarihi boyunca hep böyle yapmıştır.
"Amerika'nın çıkarları" öyle sihirli iki kelimedir ki, onlar söz konu-su olduğunda ne ABD anayasası, ne Kongre denetimi, ne halkın tepkisi, ne de uluslararası kamuoyunun homurdanması engel ola-rak görülmez. ABD Başkanı'na verilen görev bu çıkarların sağlan-masında diplomasi kadar, örtülü yöntemleri kurgulamak ve meşru hale getirmektir. Ülkemizin içinde ve dışında yaşanan gelişmeleri anlayabilmemiz için de Amerikan istihbarat toplumunu ve örtülü yöntemleri hakkında bilinçli olmak ve ülkemizin çıkarlarını takip etmek zorundayız. Elinizdeki kitap, bu amaçla sizlere yardımcı ol-mayı hedefleyen, akademik kapsamlı bir eserdir. Bu kitabın çeşitli bölümlerinin okunarak, revize edilmesinde yardımlarını esirgeme-yen değerli dostlarım E.Albay Tayfun Önal ve Ayten Güler'e teşek-kür ederim. Ayrıca bu kitabın yazılmasına beni teşvik eden değerli hocam Prof. Dr. Ümit Özdağ'a da teşekkürü bir borç bilirim.
2013 yılında bıraktığımız yerden ABD istihbaratında yaşan önemli gelişmeleri kısaca özetleyelim. John O. Brennan, CIA Dires törlüğüne getirildi ve onun icadı olan hedefli öldürme sistemi insansız hava araçları ile yürütülen küresel insan avı devam mektedir. Obama'nın ikinci dönemi ile birlikte CIA içinde siya müdahalelerin artma eğilimi yaşanıyor. Sorgulamalar ve casusluk tan sorumlu CIA Harekat Başkanlığı'na tarihinde ilk defa bir kad lider atanacak iken Obama bunu son anda engelledi. Böylec CIA'nın işkenceli sorgulama yöntemleri büyük bir darbe yedi. Gel nen aşamada CIA'dan tecrübeli olanlar ayrılıyor ve nitelikli yeniler gelmiyor. Bu yüzden Suriye, Bingazi ve Afrika'da sıkıntılar yaşıyor Mısır'da sıkıntılı günler yaşayan CIA, askerlerle özel ilişkileri saye sinde hem Müslüman Kardeşleri gönderdi hem de kendine geniş bir manevra alanı sağladı. Son bir yıl içinde Afrika'daki terör örgüt lerine yönelik özellikle özel kuvvetler ile birlikte yapılan örtülü operasyonlar öne çıksa da aslında 2003 yılından beri kıta genelin-de hazırlanan ve Afrika'da yeni bulunan petrol yataklarını kontrol altına almaya yönelik bir kurgunun zorlayıcı yöntemlerini izliyo-ruz.
2014'e Edward Snowden'in NSA'dan sızdırdığı bilgiler damga vurmaya devam etmektedir. Bu sızıntılar bizim de açıkladığımız ve belki de abartılı bulunan ABD dinleme sistemi ile ilgili içlerinde Ankara'nın da bulunduğu dünya genelindeki 80 istasyon hakkında geniş bilgiler içermekte idi. Snowden, El Kaide ile mücadele görün-tüsü altında geliştirilen PRISM programının dünyanın her köşesin-de ABD tarafından nasıl istismar edildiğinin örneklerini ortaya çı-kardı. Bu sızıntılar iki türlü etki yarattı; birincisi artık başka ülke-lerde kimse Amerikan ajanı (insan istihbaratı) olmak için ABD sis-temine pek güvenemeyecek yani bir gün ifşa olacağım korkusu ağır
basacaktır. İkincisi dost (1) ve müttefik ABD'nin diğer ülkelere gönderdiği sinyal istihbaratı (SIGINT) irtibat timlerinin maskesinin düşmesi ile eskisi gibi buyur edilmeyecektir. Nitekim Snowden'in sızıntıları Almanya ile 1968'den beri devam eden, ABD ve İngiltere ile olan SIGINT işbirliği anlaşmasına son verdi. Almanlar, ABD ile SIGINT işbirliğinin açıkça bir istiladan başka bir şey olmadığı so-nucuna vardılar. Sızıntının etkisi ile Senato İstihbarat Komitesi, devlet istihbaratının gereğinden fazla ölçüde işlerini özel şirketlere yaptırdığı eleştirisinde bulundu. Bugünlerde eski sisteme dönmek yanında yeni tedbirler üzerinde çalışılıyor.
Obama'dan NSA konusunda üç yenilik getirdi; metadatanın NSA tarafından tutulmaması, erişim için mahkeme kararı gereği ve şüpheli telefonlarının ancak ikinci halkaya kadar takip edilmesi. NSA, şu günlerde örtülü operasyon işlerini yeniden düzenlemekle meşguldür. Snowden'in NSA sızıntılarını müteakip ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), hassas bilgilerin yer aldığı bilgisayarlar ve artan mobil aletlerdeki veri güvenliği konusunda yeni çalışmalar başlattı. Pentagon'un aldığı ilk tedbir iPhone ve Androit telefon kullanımının sınırlanması oldu. Ordu personeli, 16 milyon dolarlık yeni Fixmo sistemi adapte edilene kadar daha önceden olduğu gibi Blackberry telefonlarını kullanacaktır. NSA ve Pentagon'un Siber Komutanlığı, ABD dışında dünya genelinde yaklaşık 100 bin bilgi-sayara gizlice yeni bir yazılım programı yükledi. Bu programın amacı ABD'nin bu bilgisayarlardaki faaliyetleri internete bağlı ol-masalar bile izleyebilmesidir. ABD zaten internetteki tüm bilgiler önce server'lar yolu ile Amerikan topraklarına uğradığından bun-ları alabiliyordu. Yeni teknolojide bilgisayarlara telsiz dalgaları ile nüfuz edilmektedir. ABD istihbaratını takip etmek, her ülke için bir ulusal güvenlik meselesidir ve takip etmeye devam edeceğiz.
İstihbarat, bir yandan çatışmaların ve savaşların işlevi iken, di-ğer yandan demokrasi ve barışa hizmet edebilir. İstihbaratçılar için evrensel prensipler yoktur. Ülkeler istihbarat servislerini farklı amaçlar için kullanır ve buna uygun vasıtalar seçerler. İstihbarat servisleri tarihten de etkilenir. Örneğin sömürgeci geçmişi olan bir ülkenin istihbarat geleneği farklıdır. İstihbarat genellikle uluslara-rası ilişkilerin görünmeyen boyutudur. İstihbarat alanındaki aka-demik çalışmaların, yaklaşık 60 yıl önce Sherman Kent'in "Ameri-kan Dış Politikası İçin Stratejik İstihbarat" isimli kitabı ile başladığı genel kabul görür. Ancak sadece son 40 yıldır 'ulusal güvenlik is-tihbaratı' bir bilim alanı olarak olgunlaştı ve uluslararası ilişkilerin bir alt alanı haline geldi. Dönüm noktası, İstihbarat Yılı ilan edilen 1975'de ABD hükümetinin CIA içinde üç casusluk olayı ile ilgili so-ruşturma açması ile başladı. Vanderbilt Üniversitesi'nden Profesör Harry Howe Ransom'a göre; daha önce dolaplarda çok az istihba-rat çalışması vardı¹. İlk yapılan çalışmaların konusu, şeffaf toplum-larda gizli servislerin nasıl denetlenebileceği idi. Sonraki on yıllar-da istihbarat hakkında çok sayıda bilimsel kitap ve makale yayın-ladı.
İstihbaratı günümüzde de popüler kültüre taşıyanlar, Soğuk Sa-vaş tarihçileri, film yapımcıları ve hikâye yazarlarıdır. İstihbarat alanındaki çalışmalar uzun süre, daha çok Batılı tarihçilerin ilgisini çekti. Soğuk Savaş'ın bitimi ile arşivlerin yayınlanması istihbarat
Loch K. Johnson: National Security Intelligence, in Edited by Steven W. Hook Christopher M. Jones: Routledge Handbook of American Foreign Policy, Rout-ledge, (2012), pp.203.
araştırmalarına katkı sağladı. 11 Eylül 2001 saldırıları ve sonra sındaki savaşlar, istihbaratın her yönü ile önemli hale gelmesi sağladı. Bilimsel istihbarat çalışmaları henüz hak ettiği yerden dukça uzaktır. Son yıllarda istihbarat alanında tarih ve siyaset b limi literatürüne dâhil olacak çeşitli yayınlar yapıldı. Gestapo, uz zamandır bir tarihsel çalışma konusu oldu ve onunla ilgili yayınla nan arşivler bilim adamlarına 1945 sonrasında Sovyetler Birliği v Doğu Bloku'nda devlet güvenlik servislerinin siyasi ve sosyal ha yattaki rolü ile ilgili çalışmalar yapma imkânı verdi². Bu eserler 1789'dan beri devam eden devlet kontrolü ile ilgili uzmanlıkta yen bir dalga yarattı. Tarihçiler, Ingiliz ve Fransız istihbarat servisleri nin imparatorluk dönemindeki deniz aşırı bölgelerdeki faaliyetle rinden, M15 veya FBI'ın İngiltere ve ABD'de siyasi kültüre etkisine kadar pek çok konuda çalışmalarına devam etmektedirler.
En azından 1871 yılındaki Fransa-Prusya Savaşı'ndan beri siya si kültür, istihbarata karşı resmi ve halk tutumunun şekillenme. sinde önemli oldu. Bu dönemde Fransızların yabancı espiyonaj ve ulusal güvenlik korkusu pek çok çalışmaya konu teşkil etti. Dreyfus olayı, Fransız istihbaratı için üzücü bir durumdu ve meşhur casus Wilhelm Stieber tarafından kontrol edilen Fransa'daki Alman casus ordusu ile ilgili paranoyayı yansıtıyordu. Gerçekte ortada bir casus ordusu yoktu ve Stieber ise casus yöneticisi değil bir polis şefi idi. 1914 yılında dünya savaşı çıktığında da 1871 yılındaki yenilginin hatıraları ile casus korkusu Fransa'da tekrar hâkim oldu ve bu du-rum ülkenin hassas yönü olmaya devam etti³. İngiliz halkı da abar-tılı espiyonaj hikâyelerine benzer bir ilgi göstermişti. Bu tür hikâyeler dünya savaşı öncesi İngiliz ve Fransız istihbaratının ev-riminde önemli rol oynadı. İki dünya savaşı arasında casusluk hikâyeleri ve filmleri Batı popüler kültürünün sürekli bir figürü ol-du. Bu trend Soğuk Savaş döneminde de devam etti ve Graham
2 Michael I. Handel: The Diplomacy of Surprise, Center for International Affairs, (Cambridge, 1980), in idem (ed.), Intelligence and Military Operations, Frank
Cass, (London, 1990), pp.1-95.
Michael Miller: Shanghai on the Metro: Spies, Intrigue and the French, University of California Press, (Berkeley, CA, 1994), pp.21-36.
Greene, John Le Carré, lan Fleming ve Tom Clancy gibi romancılara malzeme teşkil etti.
İstihbarat alanındaki bilim adamları üç farklı metodoloji izledi-ler. Bunlardan ilki özellikle tarihçilerin ve aynı zamanda teorik ça-lışmalar yapanların yer aldığı, daha çok organizasyon ile politika yapma arasındaki ilişkiyi açıklayan, istihbaratı politika yapıcıların karar vermelerini kolaylaştırmak için bilgi sağlama vasıtası olarak gören anlayıştır. İkinci yaklaşım özellikle analiz ve karar seviyele-rine odaklanarak, istihbarat sürecinin başarı ve başarısızlıklarını açıklayan genel modeller kullanmaktadır. İlk iki yaklaşım istihba-ratı dış politika ve savunma politikası oluşturmanın bir parçası olarak görmektedir. Üçüncü yaklaşım ise istihbaratı siyasi bir fonksiyon yerine devlet kontrolünün bir vasıtası olarak ele almak-tadır. En iyi eserler, yukarıdaki üç yaklaşımı da farklı şekillerde ça-lışmalarına entegre edenlerdir. Ama hemen her çalışmada geleceğe ilişkin odak farklılıkları vardır. Bu farklılığın nedeni siyasi süreçleri ve siyasi kültürü nasıl anladığımıza ilişkindir.
Soğuk Savaş'ın bitimi bilgi ve mikroçip devrimine denk gelmişti.
Uydu sistemleri ve küresel dinleme ve gözetleme gibi yeni uygula-ma alanları bulmaktaydı. Amerikan istihbaratı (başta CIA ve NSA) yeni dinleme sistemleri ve uydu teknolojisine büyük yatırımlar yaptı. Teknolojik gelişmeler neticesinde gizlilik kavramı boyut de-ğiştirmiş ve gizli bilgilere nüfuz etme kolaylaşmıştır. Gelecekte de hızlı reaksiyon gösterebilmek için daha esnek istihbarat kabiliyet-lerine ihtiyaç duyulacaktır. Teknolojideki gelişmeler öncelikle he-def tespit imkânlarının gelişimi ile örtülü operasyonların etkinliği-ne önemli katkı sağlamakta; cezalandırma, suikast, sabotaj, arama-kurtarma gibi operasyonlara teknolojinin sağladığı imkânlar ile daha sık başvurulmaktadır. Görüntü ve sinyal istihbaratı için uzay-da yapılan yarışa, ekonomik istihbarat alanındaki yarış eklendi.
Son 60 yıldır istihbarat alanındaki reform girişimleri, sadece teşki-lat düzenlemeleri ile istihbarat örgütlerinin bir yere varamayaca-
*Len Scott and Peter Jackson: Journeys in Shadows, in L.V. Scott, P.D. Jackson: Understanding Intelligence in the Twenty-First Century, Routledge, (London, 2004), pp.1-8.
ğını göstermiştir. İstihbarat reformları sadece prosedürel değişim değil, yeni durumlara kendini adapte edebilecek şekilde kültürel değişimi de gerektirmektedir.
Küresel iletişim, "kopyacılığı" mümkün kılmaktadır. Anında ve yoğun küresel haberleşme; ülkelerin, kendi vatandaşlarının (veya diğer ülke vatandaşlarının) neyi duyması, görmesi, okuması, bil. mesi ve inanması gerektiğini etkileyecek kabiliyetlerini erozyona uğratmıştır. Dış politikada ulusal hükümetlerin ikna edilmesi için kendi halkı kullanılmaktadır. Bu amaçla, sosyal medyanın kulla-nılması gibi yenilikçi yaklaşımlara başvurulmaktadır. Uzmanlaş-mış, yüksek teknoloji gizli faaliyetler kapsamında yerel hareketle-rin desteklenmesinde rol almaktadır. Dünyada istihbaratın güven-lik, dış politika, savunma, özel şirketler ve teknoloji ile dansı her gün yeni örnekler ile başımızı döndürmektedir. Geçtiğimiz döneme Wikileaks, El Kaide lideri Bin Ladin'in öldürülmesi damgasını vu-rurken, Arap Baharı adı verilen Ortadoğu ayaklanmaları ile sa-vunma-sosyal medya-istihbarat işbirlikleri öne çıktı. Siber güvenlik alanında her gün yeni bir teknolojik gelişme ile karşılaşıyoruz. Si-ber güvenlik, NATO stratejisinin en önemli parçalarından biri hali-ne gelirken, modern ordular birbiri ardına siber komutanlıklar kurmaktadır. 11 Eylül 2001'den beri Batılı istihbarat servisleri bü-yük bir değişim geçirmekte, yeni güvenlik ortamına adapte olabil-mek için teknolojiyi önlerine katarak yarışmaktadırlar.
21. yüzyılda istihbarat, tarihte hiç olmadığı kadar dünya politi-kaları için önemli hale geldi. Körfez Savaşı, 11 Eylül 2001 saldırıla-rı, Afganistan ve Irak Savaşları'nın ardından yaşanan renkli dev-rimler ve Arap hareketleri istihbaratın gerek resmi, gerek akade-mik ve gerekse popüler medya içinde güvenlik ve uluslararası iliş-kiler bakımından önemini artırdı. İstihbarat sürecinin doğasının iyi anlaşılması ihtiyacı ve ulusal ve uluslararası güvenlik bakımından önemi hiç bu kadar belirgin hale gelmemişti. İstihbarat servisleri, 21. yüzyılda kendilerini sosyal, kültürel ve teknolojik koşullara adapte etmek için konseptleri ve örgütsel yapılarında radikal deği-şimler yapmalıdır. Mevcut devlet temelli istihbarat so dernite'nin ürünüdür ama modern
ları ortadan kalkmaktadır. Büyük ölçüde şehirleşmiş, sermaye yo-ğun kitlesel üretim yapan ülkelerin yerini artık internet ve dijital teknolojinin bilgi yoğun, dağınık küresel sistemleri aldı. Bunun so-nucunda tehditler de kırılgan hale geldi. Bu nedenle güvenliğe yö-nelik tehditleri anlamak için yeni konseptlere ve bu tehditler hak-kında bilgi toplamak ve işlemek yöntemleri için istihbarat servisle-rinde yapısal ve kültürel önemli değişikliklere ihtiyaç vardır. Asıl mesele bu yeni yaklaşımların nasıl pratiğe geçirileceğidir.
Tıpkı uluslararası ilişkiler disiplini gibi güvenlik ve istihbarat alanındaki çalışmaların da önce Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) bir bilim alanı haline gelmesi tesadüf değildir. Bu tür çalış-maları tetikleyen ve gelişmelerine yol açan, II. Dünya Savaşı sonra-sı ABD'nin süper güç konumuna geçmesi ve dünya hegemonyasını temsil etmeye başlaması ile bu durumun gerektirdiği rollere ilişkin ulusal düzeyde kuramsal ve pratik çalışmalar yapma ihtiyacı idi.
ABD'de 1947 yılında çıkarılan Ulusal Güvenlik Kanunu ile kurulan CIA'dan sonra pek çok istihbarat servisi daha kuruldu ve sayıları 16'ya ulaştı. Öte yandan ABD'nin istihbarata bakışı da çeşitli kırıl-ma noktalarından geçti. İstihbarat vasıtaları kadar, yöntemleri ve konseptleri de oldukça değişti. Açık ve örtülü faaliyetler birbirine karıştı. İstihbarat örgütleri pek çok işlerini özel şirketlere vermeye başladılar. Askerler, CIA'nın taktik istihbarat ve örtülü operasyon işlevlerine sahip çıktılar. Özel Kuvvetler önem kazandı. Terörle mücadelede kullanılan işkence yöntemleri ve hedefli öldürme sis-temi ABD istihbaratı kadar, politikacılarının da başını ağrıtmakta-dır.
Elinizdeki kitap, kuruluşundan bugüne ABD istihbarat toplu-munun yaşadığı tüm değişimleri ve reform çalışmalarını ele almak-tadır. Bu amaçla Birinci ve İkinci Bölümde ABD'nin dünyadaki ro-lüne ve dış politika oluşturma sürecinde istihbaratın konumuna yer verildi. Üçüncü bölümde ABD istihbarat toplumunun aktörleri tek tek gözden geçirildi. Dördüncü, Beşinci ve Altıncı bölümlerde ABD'nin istihbarat üretimi, koruyucu güvenlik, örtülü operasyon-
5 Andrew Rathmell: Towards Postmodern Intelligence, Intelligence and National Security, Vol.17, No.3, RAND Corp. (Santa Monica, 2002), pp. 87-104.
lar, propaganda ve psikolojik savaş gibi istihbarat fonksiyonlarının geçirdiği değişimler üzerinde duruldu. Özellikle yumuşak güçten akıllı güce geçiş, bu kapsamda demokrasi projeleri, kamu diploma sisi ile birlikte sosyal medyanın örtülü operasyonlarda kullanılma sına ağırlık verildi. Son Bölümde ise 11 Eylül 2001 sonrası ABD di politikasına paralel olarak istihbarat toplumunun yeni rolleri ve yaşadığı sorunlar üzerinde duruldu. ABD istihbaratı da zor bir do neme girmektedir. Stratejik ağırlığını Ortadoğu'dan Asya-Pasifik'e kaydıran ABD, ekonomik zorluklar nedeni ile dış politikada sert güçten ziyade örtülü faaliyetler ile sonuç almak, kendi işini yaptır-mak için üçüncü taraflara daha fazla başvurmak zorundadır. İstih-barat toplumu da bu güvenlik ortamına uygun teknolojiye dayalı yeni vasıtalar ve yöntemler bulmak arayışında olacaktır.
1912 - Yazar ve gazeteci "Ahmet Mithat Efendi"nin ölümü.
1989 - Yüksek
Öğretim Kurulu (YÖK) üniversitelerdeki başörtü yasağını kaldırdı.
28
CUMARTESİ
SATURDAY
ARALIK
DECEMBER
C
BİR AYET
O takvâ sahipleri ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler.
Âl-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
Allah bir kulu hakkında hayır dilediğinde onu dinde ince anlayış sahibi kılar ve doğru yolu kendisine ilham eder.
Bezzar
İnsan-ı mü'mine nûr-u iman ile gösterir ki, mevt îdam değil, tebdil-i mekândır; kabir ise, zulümâtlı bir kuyu ağzı değil, nûrâniyetli âlemlerin kapısıdır.
Gece ve gündüz dâimâ dünyadan âhi-rete göçmeye hazır ol!
Kalbin hep Allah ile birlikte olsun! Allah korkusundan her zaman gönlün kırık olsun!
Dünyada misafir gibi yaşa ve oradan yine misafir gibi ayrıl!
NURDAN SİLSİLE.
Evladım!
Ben, şeyhimin -Allah onun azîz rû-hunu mukaddes eylesin- vasi-yetleriyle amel ettiğim gibi, sen de benim vasiyetlerimi aklında tut ve onları tatbik et!
Böyle yaparsan Allah, dünya ve âhirette senin koruyucun olur inşaallah!
(Bkz. Abdülhälık Gucdüvání, Vasāyā, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3229, vr. 10b-16a: Isfahani, Şerh-i Vasaya, vr. 103a: Reşahåt, s. 61-62; Håni, el-Hadaik, s. 354-355)
HELAL LAKİN
Abdülhålık Gucdüvânî Hazretleri, Hi-zır ile månen görüşerek, onun terbiyesinde ikmâl olmuştu. Bir gün Hızır Gucdüvânî Hazretleri'nin ikrâm ettiği yemekleri yemez ve sofradan kendisini geriye çeker. Abdülhålık Gucdüvânî hayretle;
ayrılmamış, Ondan, bir çok Hadisler ahz ve rivayet etmiştir. (163)
İbn-i Abbas, nihayet, ilimde Rüsuh pâyesine erişen ve sayıları pek az olan yedi kişiden birisi olmuştu. (164)
İbn-i Abbas der ki «Bir gün, Ömer b. Hattab'ın yanına vardım. Kendisine, Yemen'den Ya'lå b. Ümeyye'nin yazarak sorduğu bir meseleyi benden sordu.
Cevabını verince (Şehådet ederim ki sen, Beyt-i Nübüvvet dilin-den konuştun!) dedi.» (165)
Atå der ki İbn-i Abbas'ın meclisinden daha üstün ve daha feyiz-li bir meclis görmedim.
Onun meclisi: Fıkıh bakımından en zengini, haşyet ve ittika ba-kımından en olgunu idi.
Fakihler, Onun meclisinde; Ehl-i Kur'ân olanlar, Onun meclisin-de; Şairler, Onun meclisinde bulunurdu,
O, her birini bol bol tatmin ederdi. (166)
İbn-i Abbas'a, bir şey sorulunca, o mesele, Kur'ânda varsa, Kur'-ân'dan; Kur'ân'da yoksa, Resûlullah'ın Hadis ve Sünnetinde varsa ondan; onda da yoksa Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in hükümlerinde varsa, onlardan cevap verirdi.
Onlarda da, bulamazsa, kendi görüşüne ve ictihadına göre hare-ket ederdi. (167)
Tâvus, Eshabın büyüklerinden yetmiş kadar zatın, bazı mesele-lerde İbn-i Abbas'ın görüşüne, önce itiraz edip sonunda onun sözünü kabul ettiklerini gördüğünü söyler. (168)
Ubeydullah b. Abdullah da, İbn-i Abbas'ın, kendisinden önceki-lerin ilimlerine vukufta, rey ve ictihadile desteklediği İslâm Fıkhın-da, Ayetlerin tefsir ve izahında, Hadis ve Sünnette herkese üstün ol-duğunu, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın verdiği hüküm ve fetvaları, Arap şiir ve edebiyatını, hisap ve Ferâizi.. onun kadar bi-len kimse bulunmadığını, bir gün Fıkıhtan, bir gün Kur'ân-ı Kerim tefsirinden, bir gün Siyer ve Megaziden, bir gün şiir ve edebiyattan, bir gün de, Araplara aid tarihi menkıbelerden bahis konusu etmeyi ådet edindiğini, yanına gelen ilim sahiplerinden hiç birisinin, onun ilmini takdir etmediği görülmediğini, her soranın, sorduğunu onda bulduğunu, her hangi bir meselede fikri sorulduğu zaman, onunkin-den daha isabetlisi bulunmadığını, Hz. Ömer'in, bir takım müşkil ve
حیات وی ویلی کی، اسلامستا ده ارواحه حیات و رسیور شمن کون کور والتوى وعده وعید یعنی خولی و خر لى الله امرار فى عالمان دو لفرن شهدا کردند، نفاقك شكرينة الشارند.
مواره بو تمتلك جملہ لری آراسنده کی مناسبتار: قرآن كريم (وكصيب مِنَ السَّمَاءِ، جمله سال (منا فقار ايمن فورتونی و حتلى صحراده، فراطفاي الحرده هر ر قطره سی و مرمی کی شدتای ب با عموره فوتولان بولار كبيدر) دیدنگی زمانه سامع در حال ایلدی سوال کالری و دیدی: با شمور کی مرغوب و مطلوب به رحمت اینکه نه اچونه او ناره قور قونج به مصیبه دو نشد؟ قرآن کریم، بوسؤاله فارسو او با عمورن دهشتنی تصویر اعمله فيه ظلمات ) وبعد. و (ظلمات ) له جمعيله بلوطارك ظلمتند و با عمورك كثافتند حاصل اولان ظلمته و او ظلمت احاطه لی و کترنای اولد يفندن، صدا کہ کیجوده کی بلوط کی، بلوطك يا غدیر ریفی سياه سياه قطره لون ظلمتنه ظرف
اولد يغني ببلدير مدر.
موكره ظلمتنالی، یا غمر لی گیج لر على الاكثر كور و لتولى اولولی سامع بینه (سؤاله) کلدی و دیدی
عجبا او زارك ده بو كيجه لرنده كورولتو وار میدر؟
قرآن کریم بود ده جواباً ورعد) دبیر وضعيتك دهشت و قور قولی اولدیفنه اشارت ایتم شد حدانکه موجوداتك و ظاهري پادشاهي اولان كمل، او نارى فلاكتهاره و هلاكتاره سوقه ايتماك الجون زمینی مدار صانه کور والتوسيد، هر طر فى دهشتهاره ويرن يشكر ينك ساميله ما غير وب با غربيور ایشته بویله به وضعیت قارشوسنده بویله دهشتهی به مصيبة او غرايان بر آدم، کندی سکوتی ایچنده ما ترانه هر طرفند به خود بی حرکت الون، فور فونج صبح الركن كندينه كالمكده ولد يعني تخيل ايدر. مع هذا رعد سمنی ایشیتدیگی وقت اونك صبحه لرینی کندیسنه قارشويك شد تلي نعره لر اولد يغني ظن اور.
زیرا قور قامه و خائن بر آدم، هر صیحیی علیهنه ظن ایدر
مو که رعد و بعد آراسنده بر رفاقت ذکریه بولند فند، برسند که بحث اید یادیگی زمانه، او هر کسی ده ده ولو فيه اي به صورنده اولسون، یعنی دعوتز اوالارح ذهنه قلير. اوندن ده بحث اید باید اشته بو من سبق له قرآن کریم، (رعد) دن صوره (و برق) ديمشود. و تنكريله برقك بك غريب وعجيب
hayat verdiği gibi, İslamiyet de erväha hayat veriyor. Simsek, gök gurültüsu va'd, vaid, yani hayırlı ve zararlı Allah'ın emirlerine, da kufrün sübhelerine, nifakın seklerine işarettir Sonra bu temsilin cumleleri arasındaki munasebetler:
"Münafıklar issız, korkunç, vahşetli bir sahrada, karanlıklı Kur'ân-ı Kerim cumlestyle, bir gecede, her bir katresi bir mermi gibi siddetli bir yağmura tutulan yolcular gibidir" dedin zaman, sami' derhal ayıldı. Suåle geldi ve dedi: "Yağmurlar mergûb ve matlüb bir rahmet iken, Kur'ân- Kerim, bu suale karşı o yağmurun dehsetini ne için onlara korkunç bir musibete dönmüştür tasvir etmekle demiştir. Ve l'un cem'iyle bulutların zulmetine; ve yağmurun kesäfetinden hasıl olan zulmete; ve o zulmet ihatalı ve kesretli olduğundan, sanki gecede ki bulut gibi, bulutun yağdırdığ siyah siyah katrelerin zulmetine zarf olduğunu bildirmiştir.
Sonra zulmetli, yağmurlu geceler alelekser gürültülü olurlar. Såmi' yine suâle geldi ve dedi: "Acaba onların da bu gecelerinde gürültü var mıdır?"
Kur'ân-ı Kerim buna da cevaben وقت diye, vaz'iyetin dehşet ve korkulu olduğuna işaret etmiştir. Sanki mevcůdâtın bir záhiri padişahı olan sema,
onları feläketlere ve helâketlere sevk etmek için, zemini sarsan gürültüsüyle, her tarafı dehşetlere veren şimşeklerinin sesleriyle çağırıp bağırıyor. İşte böyle bir vaz'iyet karşısında, böyle dehşetli bir musibete uğrayan bir adam, kendi sükûtu içinde käinâtın her tarafından zararlı hareketlerin, korkunç sayha ların kendisine gelmekte olduğunu tahayyül eder. Maahizi, ra'd sesini işittiği vakit, onun sayhalarını kendisine karşı pek şiddetli na'ralar olduğunu zanneder. Zira korkak ve hâin bir adam, her sayhayı aleyhine zanneder.
Sonra ra'd ve berk arasında bir refâkat-i zikriye bulun-duğundan, birisinden bahsedildiği zaman, ötekisi de velev tufeylî bir surette olsun, yani da'vetsiz olarak zihne gelir. Ondan da bahsedilir. İşte bu münasebetle Kur'ân-ı Kerim رغد 'den sonra demiştir. Ve tenkîriyle berkin pek garib ve acib olduğuna işaret etmiştir.
genel olarak kendi kendisi için çelişkili bir biçimde, bireyci ve mele dayandığı söylenemez. Çünkü mesela günümüzde toplum çıkarcı ahlak felsefesini teşvik etmektedir.
3- Ahlakın Kaynağı Din midir?
1
İnsanlık tarihine bakıldığında, ahlak düşüncesinin en eski insani düşüncelerden birisi olduğu görülür. Belki ahlak dü. süncesinden önce gelen bir konu varsa, o da ilahi varlık hak. kındaki düşünceler olabilir. Bu iki fikir aynı zamanda günümü ze kadar birbiriyle sıkı bir şekilde bağlı olarak kalmıştır. Bu ne-denle ahlak tarihi bütünüyle dini ve ahlaki düşüncelerin birbi riyle sıkı bir bağlılığın hikayesinden meydana gelmektedir, de-nilebilir. Bu bağı bütün peygamberlerin hayat hikayelerinde ve semavi kitapların ayetlerinde görmek mümkündür.
Di
ta
bo
Dinlere göre, öncelikle inanılması gereken temel imani e-saslar ortaya konulur. Daha sonra, insanların gerek fertler ola-rak, gerekse topluluk halinde nasıl yaşaması gerektiğine dair temel ilke ve prensipler belirlenir. Yani ahlâk prensipleri dinin inanç ilkelerinden (dogma/nas) çıkarılır. Ancak insanoğlunun yeryüzündeki hayat serüveni boyunca edindiği bazı tecrübeler, ile yaratılışından getirdiği bazı duygu ve kabiliyetlerin inkişafı da dinin temel ilkelerine uygun ve onlarla tutarlı olmak şartıy-la, bazı ahlaki davranışların geliştirilmesine açık kapı bırak-maktadır. Buna göre, İlahi kudret yarattığı insanlara bu ahlak duygusunu ektiği gibi, ayrıca gönderdiği kitaplarla da bunları yeniden düzenlemiş, unutulanları hatırlatmış ve kitaplar gön-dererek bildirmiştir. Yani ahlâk kuralları, insanların hem fert hem toplum olarak hayatlarını düzenlemeleri için Allâh'ın in-san tabiatına ektiği ve kitaplarıyla ortaya koyduğu buyruklar-dır, onun insanlardan nasıl davranmaları gerektiğine dair ta-lepleridir.
Yine insanlık tarihine baktığımızda, insanların bazı dönem-lerde, yine tabiatlarında bulunan bazı duygu veya zaafların et-kisinde kalarak, bu buyruklardan uzaklaştıkları ve yeni ilkeler ve kurallar ürettikleri görülmektedir. Mesela her üç semavi dinde kabul edildiği gibi, Habil ve Kabil arasında cereyan eden olay bunu açıklayan önemli bir örnek vakadır. Bu vakada, dinin "öldürmeyeceksin emri, kıskançlık duygusunun baskısına bo-yun eğen kardeşin, diğerini öldürmesine engel olamamıştır. İş-bütün insanlığı kabul ettiği bir hukuki kural halini almıştır. te burada dinin koyduğu "öldürmeme" ile ilgili kurallar, bu gün
Dinin koyduğu bu kuralların bazıları ise, insanlığın tarihi pratikleri sırasında, değişime uğramış, bazıları dinin ilkeleri i-le doğrudan veya dolaylı biçimde çelişen ve çatışan ahlak ilke-lerine dönüşmüştür. Bu defa da toplumun sağduyulu sorumlu-ları, dinin ilahi tebliğinden bazen zimnen bazen de alenen ya-rarlanarak, yeni ahlak kuralları oluşturmuşlardır. Hatta hukuk kuralları da bu ahlak ilkelerine, geleneklere ve tõrelere göre o-luşturulmuştur. Iste bu tarihsel durumun bir sonucu olarak sosyoloji başlığı altında değinildiği gibi insanların doğrudan dini kaynaklardan almadıkları bazı ahlak ilkeleri de zimnen di-ne dayanmaktadır. Bu durum kitaplı olmayan dinlerin bazı il-keleri ile tarihi tecrübeler rasyonel düşünceler olarak geliştiril-miş toplumsal prensipler için de geçerlidir.
Demek ki, ilk olarak İlahi tebliğ, insanlardaki kuvveyi 'ateş-leyici bir kıvılcım ve bilahare de yol gösterici kılavuzdur. Bizi bilgiye götürən dışımızdaki olaylar dünyası ise, bizdeki ahlâka yönelişin bireysel tezahürü olan 'vicdan' ile toplumsal görünü-münü ifade eden 'örf'ün zeminini teşkil eden din duyuşu-sezi-şi- İlahî tebliğe dayanır. Tabiatı bize öğreten bilim öğrenimiy-ken, ahlâk duyuşunu uyandıran din eğitimidir. Her iki cephe-nin dengeli bütünlüğü, sağlıklı kamil insanın varlık sebebidir. (Duralı, 1996, 22)
İlahi tebliğ, tamamlanmamış, insanların kuvve halindeki duygularını tekamül ettirmek için, emirler aracılığıyla iradele-rini uyarır. Bunlar kamil bir insan olabilmek için, gereken ey-lemler ve duygularla bezenmeyi sağlayacak olan emirlerdir. Bu hedeften sapma sonucunda ortaya çıkan ahlakilikten uzaklaş-ma durumu ise hem ferdi hem de toplumsal huzursuzluğu ve mutsuzluğu doğurmaktadır. Dinler tarihine baktığımızda, pey-gamberlerin sadece inanç bakımından değil, aynı zamanda ve ahlaken de ölçüyü kaçırmış topluluklara gönderildiğini gör-mekteyiz. Bu nedenle peygamberlerin en önemli görevleri "gü-zel ahlakı tamamlamak" olarak belirlenmektedir. İslam pey-gamberinin "ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" sözü de İslam dininin ahlaka verdiği önemi vurgulamaktadır.
Ahlakın önemine vurgu yapmak için, İslam dininin temel e-saslarına iman emredildikten sonra, peşinden hemen iyi davra-nışta bulunmak da hatırlatılır. "İman edin ve iyi amelde bulu-nun" emri, Kur'an'da en az elli defa tekrar edilir. Bu ayetler, din ile ahlak arasında nitelik olarak bir tefrik yapmakta; ancak bunların ikisinin birlikte bulunmasını da istemektedir. Hatta
gafletpise غفلتپیشه : gafletli, gaflet içinde yaşa-maya alışmış (bak. gaflet.)
gafletsiz غفلتسز : gafleti olmayan, gafletten uzak Allah'ı (c.c.), âhireti ve dünyaya geliş ga-yesini unutmadan
gaflet ü kesel غفلت و کسل : gaflet ve uyuşukluk, tembellik (bak. gaflet.)
gaflet ünisyan غفلت و نسیان Allah'ı (c.c.) ahi-reti unutup dünyaya bağlanma ve inkarcılığa sapma
Gafir غافر : af edici, gunahları ve kusurları ğışlayıcı. (Allah c.c.)
gafir 1: غیر.kalabalık 2.çok sayıda, sayısız 3.umumí, genel 4.örten, kaplayan, etrafını çe-viren (cem-i gafir جمع غفير : buyük kalabalık)
Gafur غفور : Cok affedici, günah ve kusurları bağışlayıcı (Allah c.c.)
Gafur-ur-Rahim غفور الرحيم : Gafur ve Rahim, çok affedici ve çok merhametli (Allah c.c.)
gah 1: کاه.yer zaman 3.bazan
gah bagah گاه با کاه : zaman zaman
gaib (e( 1: غالب göz önünde olmayan, görülme yen (dünya, varlık) 2.İnsan bilgisinin dışında kalan 3.(gr.) üçüncü şahıs, hazırda olmayan kimse: üçüncü şahıs zamirleri, O, onlar
gaibane 1: غالباله hazırda olmayan hakkın da konuşur tarzda, "o" veya "onlar" diyerek 2.görmeden 3.görünmeden
galbden 1: غالبدن.gözükmeden 2.görülmeyen dünyadan 3.(gr.) üçüncü şahıs olarak "o" veya
zafer
"onlar" şeklinde söz etmekten 4 insan bilgisa sınırları dışında kalan gerçeklerden, 5. Allah
(c.c.) tarafından
biyet gibi görülmeme insis bilgisi sınırları dışında olma 2.(gr.) üçun şahıs yani "o" veya "onlar" durumunda olma
galle dert, sıkıntı 2.zor iş, problemi iş 3.belä, feläket
gaî (y) gaye ile ilgili, amaç ve sonuca ait gala غلاء : pahalılık, kıtlık
galat 1 غلط.yanılma, bozukluk 2.yanlış yan lışlık kusur 2.kurala aykırılık kurala aykın kullanılan söz
galat- his غلط حس : duygu yanılması, algı ya nılması. (illüzyon(
galatat 1 : غلطات.yanılmalar 2.yanlışlıklar yan
lışlar
galatsız غلطز : kusursuz, yanlışsız, hatasız
galebe 1 غلبه.galip gelme, yenme, zafer 2.0 tün gelme, üstünlük 3.çokluk, kalabalık
galebe-i İcazkārāne غلبه اعجاز کارانه : mucize gösterir tarzda üstünlük
galebe-i kat'iye غلبه قطعيه : kesin üsütünlük,
kesin zafer
galebe-i mutlak علبة مطلق : tam üstünlük
bagalebei tamme غلبه تامه : tam üstünlük, tam
ğin) üsütünlüğü
galebe-i vahşet غلبه وحشت : vahşetin (ilkelli
galebe çalmak غلبه چالم : yenmek, üstün gel mek, baskın çıkmak üstesinden gelmek, ba şarmak
Gandi غندی : )Mahatma Gandi mi. 1869, 1948) Hindistanın milli ve dinî lideri. Zengin ve kültürlü bir ailenin oğluydu. Yüksek öğre-nimini Hindistan'da tamamladıktan sonra İngiltereye gidip hukuk öğrenimini yaptı. Memleketine döndükten sonra Hindistan halkını, sömürgeci İngilizlere karşı pasif dire-nişe ve geniş kapsamlı boykota çağırdı. Hin-distanın bağımsızlığını istedi. Bir kaç defa tutuklanıp hapsedildi. Bağımsızlık hareketi ni müslümanlar da desteklediler. Yirmidokuz yıllık mücadele sonunda İngiltere 15 Ağustos 1947'de Hindistan'ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı ve Hindistan ve Pakistan ol-mak üzere iki devlet kuruldu
ganem علم : koyun
garabet-i hilkat
gangren نگرد : kangren, vücudun belli bir kısmında dokuların canlılığını kaybetmesi, ölmesi
ganzengin 2.kimseye muhtaç olma-yan 3 çok, bol, fazla
Gani عى : maddi ve manevi sonsuz zenginliğe sahip ve hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.)
Ganlyy-i Kerim عنى كريم : çok comert ve bağış-layıcı (kerim) ve sonsuz zengilik sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.)
Ganiyy-i Kerim-i Rahim غنى كريم رحيم : çok mer hametli (Rahim) ve çok cömert, çok bağışla yıcı (Kerim) olan ve sonsuz zenginlik sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.)
Ganiyy-i Mugni غنى معنى : dilediğini zengin edici (Muğni) olup kendisi sonsuz zenginlik sahibi ve hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.(
Ganiyy-i Mutlak غنى مطلق : sonsuz zenginlikle-rin sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.(
Ganiyy-i alel-ıtlak (alelitlak( عنى على الاطلاق sonsuz zenginliklerin sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.)
Ganiyy-i Rahim غنى رحيمok merhametli (Rahim) ve sonsuz zenginliklerin sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.(
ganimet 1: غنیمت.savaşta düşmandan ele ge-çirilen mal 2.emeksiz ve hazır halde ele geçen servet, mal ve mülk
Ganj Nehri غائر نهری : Himalaya Dağlarından doğup Bengal Körfezine dökülen, 2700 km. uzunluğunda Hindistandaki büyük nehir.. Hintliler, batıl bir inanış sonucu olarak, bu nehri kutsal sayar ve içinde yıkanmakla gü-nah ve kötülüklerden arındıklarını sanırlar
gar غار : tren istasyonu
gar غار : mağara
Gâr- Hira غار حراء : Hira Mağarası (hicrette Hz Peygamber (a.s.m.) ve Hz. Ebubekir'in (r.a. saklandıkları mağara)
garabet 1 غرابت.gariplik tuhaflık, hayret ve rici durum 2.kimsesizlik, yabancılık
garabeti hilkat غرابت خلقت : yaradılıştaki hay ret verici hal
م مِنْ عَليهِمْ أَن لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَلُونَ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِيسْتَر مِنَ الله وتصلوا وأن الله لا يضيع أجر المؤمنين .
ELLIDÖRDÜNCÜ DELS
HARB ŞEHİTLERİNİN VE AHİRET ŞEHİTLERİNİN FAZILETI
Malum olduğu üzere şehitliğin bir çok mertebeleri vardır. Ba gunda sırf Allah rumaı İçin düşmanla savaşmak gelir. Ay m müdafaa ve ban afetler sonunda lenler de gehad nayıdır
Hemen sumu kaydedelim: Behadet mertebesini almak i olmak şarttır...
1) Allah-ü Taála soyle buyurdut -<Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler samma.. Blikk onlar Rabları katında diridirler. (Öyle ki Allah'n) lutf Indyetindes, kendilerine verdiği (şehidlik mertebesi) ile hepsi de tåd olarak (cennet nimetleriyle) rumlanırlar. Arkalarından henüz onlara ka tılamayan (şehid dinday) ları hakkında da: Onlara hiç bir koka yoktur. Onlar maksun da olacak değillerdir diye de vermek İsterler.s
«Onlar Allah'tan (gelen) bir nimetle, (hatts) daha fazlaryla Allah'm, müminlere olan mikafatını anyl etmeyeceği müjdele de sevinirler...
Şehitlik mertebeal, dinimide en yllkork mertebedir. Ele rivayete göre: Obür Aleme giddagurine takrar bu dünyaya gelin, aynı şekilde birkaç defa dehghed olmak ister.
وروى الشيخان من أنس أن التي صلى الله عليه وسلم قال : ما أَحَدٌ يَدْخُلُ الجنة بيب أن يرجع إلى الدنيا ، وَلَهُ مَاعَلى الأَرْضِ مِن شَيْءٍ إِلا الشهيد ينسى أن يرجع إلى الدُّنْيَا فَيَقْتَلَ عَشْرَ مَرَاتِ لِمَا يَرَى مِنَ الكرامة .
2) ENES'ten r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM rivayet ediyor:
- «Hiç kimse yoktur ki, cennete girdikten sonra tekrar dünyaya dönmeyi istesin; yer yüzünde kendisine ait bir şeyi olduğu için... Fakat şehid müstesna..
O ister ki, dünyaya dönsün ve on defa daha öldürülsün; sebebi de orada gördüğü iyilik..>>
İşte bundandır ki, ihtiyar hallerine rağmen, taa Arabistandan kal-kıp İstanbula kadar fetih ümidiyle yaşlı yaşlı sahabeler gelmişlerdir. Haliyle ömürleri bittiği için, surlar dışında vefat etmişlerdir.
Bunlardan bir tanesi, Eyyüb Sultan Hz. dir. Allah ondan razı olsun..
*
** Ravi menkıbeleri, 1. 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
الدرس الخامس والخمسون في وجوب طاعة ولاة الأمور
قال الله تعالى : يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الأمْرِ مِنكُم ۱
ELLİBEŞİNCİ DERS
İDARECİLERE İTAATIN GEREKLİ OLDUĞU
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<-<>>
**
Emir sahiblerine itaatın, bilhassa Allahın ve peygamberin emri dı-şındaki şeylerde olmamasına dikkat etmelidir.
NISA suresinin 59. âyetinden..
وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إِنَّهُ سَتَكُونُ بَعْدِي أثرة
وَأُمُورُ تُنْكِرُونها ، قالوا يا رسول الله كَيْفَ تَأْمُرُ مَنْ أَدْرَكَ مِنَّا ذَلِكَ ؟ قال : تُؤدُّونَ الْحَقِّ الَّذِي عَلَيْكُمُ ، وَتَسْأَلُونَ الَّذِي لَكُم
sen senin olsun dediği suretde eğer mevhûb-un-leh meclis-i hibede anlardan birini ta'yin eylerse sahih olur, amma meclis-i hibeden ba'd-el mufâreka ta'yini müfid olmaz.
MADDE 859 Vahib'in akil ve bâliğ olması şartdır. Binaenaleyh sağir ve mecnun ve ma'tûhun hibesi sahih değildir. Amma bunlara hibe sahihdir.
MADDE 860 Hibede vahibin rızası lazımdır. Binaenaleyh cebr ve ikrah ile vaki olan hibe sahih değildir.
BAB-I SANI
Ahkâm- hibe beyanında olup iki fası şâmildir
FASL-I EVVEL
Hibe'den rücu' hakkındadır.
MADDE 861 Mevhub-ün-leh kabz ile mevhûbe malik olur.
MADDE 862 Kabl-el-kabz vâhib hod behod hibeden rücu' ede-bilir.
MADDE 863 Vahibin ba'd-el icab mevhûb-un-lehi kabzdan nehy etmesi rücudur.
MADDE 864 Vahib ba'd-el kabz mevhûb-un-lehin rızası ile hibe ve hediyyeden rücu'edebilir. Ve mevhûb-un-leh razı olmazsa hâki-me müracaat eyler. Hâkim dahi mevadd-ı âtiyede beyan olunacak mevani-i rücu' yoksa hibeyi fesh edebilir. Amma mevâni-i rücudan biri bulunsa fesh edemez.
MADDE 865 Ba'd-el kabz vâhib eğer mevhûb-un-lehin rızası ya-hut hâkimin hükm ve kazası olmadan hod behod mevhûbu istirdat ederse ğâsıb olur. Ve bu suretde yedinde mevhûb telef ya zayi olsa zâmin olur.
MADDE 866 Bir kimse usûl ve fürûuna ya birader ve hemşeri-sine ya bunların evlâdına yahut peder ve mâderinin birader ve hem-şiresine bir şey hibe ettikden sonra rücu' edemez
MADDE 867 ken diğerine bir şey hibe ve teslim ettikden sonra artık andan rücu Zevc ile zevceden biri, beynlerinde zevciyyet kaaim-edemez.
MADDE 868 mani-i rücu'dur. Hibeye ivaz verilip de vähibin dahi kabz etmesi
Binaenaleyh gerek mevhûb-un-leh tarafından ve gerek diğer bir kimse canibinden vâhibe hibesine ivaz olmak üzre bir şey verilip de o dahi kabz eylerse andan sonra hibesinden rücu' edemez.
MADDE 869 Mal-ı mevhüb arz olup da mevhûb-un-leh anın üze-rine bina ihdas yahut ağaç ğars etmek veyahut mevhûb zebun hay-van olup da mevhûb-un-leh yanında semizlenmek gibi ziyade-i mut-tasıla hâsıl oldukda veyahut buğday olup da un edilmek gibi mev-hûbun ismi değişecek suretde tağyir olundukda hibeden rücu sahih olmaz. Amma ziyade-i munfasıla mani-i rücu olmaz.
Binaenaleyh bir kimsenin âhara hibe eylediği kısrak hâmil ol-dukda hibeden rücu' edemez. Amma doğurdukdan sonra rücu' ede-bilir. Ve bu suretde yavrusu mevhûb-un-lehe kalır.
MADDE 870 Mevhûb-un-leh mevhûbu bey' ile yahut hibe ve tes-lim ile mülkünden ihrac eylese vähibin rücu'a selâhiyyeti kalmaz.
MADDE 871 Mevhub-un-leh yedinde mevhûb müstehlek olsa rü-cư'a mahal kalmaz.
MADDE 872 cu'dur. Vâhib ve mevhûb-un-lehden birinin vefatı mani-i rü-
Binaenaleyh mevhûb-un-leh fevt olsa vâhib hibeden rücu' edeme-diği gibi vâhib fevt oldukda dahi veresesi mevhûbu istirdad edemez.
MADDE 873 Dâin alacağım medyûna hibe ettikde artık andan rücu' edemez. (51) ve (848). maddelere bak.
MADDE 874 Ba'd-el-kabz sadakadan bir veçhile rücu' olunamaz.
MADDE 875 Biri bir kimseye mat'ûmatından bir şeyi ibâhe et-tikde ol kimse eğerçi ol şeyi alıp da âhara satmak yahut hibe etmek gibi levazımı temellükden olan bir veçhile tasarruf edemez. Fa-kat ol şeyden ekl ve tenâvül edebilir ve badehu sahibi anın kıyme-tini mutâlebe edemez.
Meselâ, bir bağ sahibinin izin ve ibâhesi ile biri bağından bir mikdar üzüm yese bağ sahibi sonradan ol üzümün akçesini alamaz.
MADDE 876 Hitân yahut zifaf düğünlerinde gelen hediyeleri es-habı çocuk ya gelin ve baba ve analarından her hangisine deyu ge-tirmişlerse ol hediyeler anındır. Ve eğer kimin için getirdiklerini beyan etmeyip kendilerinden sual ile tahkik dahi kaabil olmazsa ol halde örf ve âdet-i beldeye riayet olunur.
"Onlara Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş kıskançlık yüzünden) 'Andolsun seni öldüreceğim' dedi. Diğeri de 'Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder' dedi."
Ahnef b. Kays şöyle diyor:
Hasetçinin rahat ve huzuru yoktur, cimrinin vefası yoktur, üşengeç kimsenin dostu yoktur, yalancının kişiliği yoktur, ihanet edenin doğru bir görüşü yoktur ve kötü huylu kimsede efendilik yoktur.
Bilge kişilerden biri diyor ki:
Zalimler içerisinde kıskançtan daha acınacak durumda olanını gör-medim.
Muhammed b. Sirin şöyle diyor:
Dünyalık bir şey için hiç kimseye haset etmedim. Çünkü kıskandı-ğım kişi eğer cennetliklerden ise zaten cennete girecek. Yok, eğer cehen-nemliklerden ise zaten cehenneme girecek, onu niye kıskanayım?
Hasan Basri diyor ki:
Ey Ademoğlu! Müslüman kardeşine niçin haset ediyorsun? Eğer on-da bulunan güzellikler Allah'ın kendisine bir ikramı ise Allah'ın ikram et-tiği birine haset etmen boşuna! Eğer böyle değilse yine kıskanmanın bir anlamı yok. Çünkü onun gideceği yer, cehennemdir.
3. Kalbinde Müslümanlara karşı öfke ve haset tastyan.
Ibn şihab'ın Salim'den onun da babasından rivayet ettiği bir hadiste Resülüllah şöyle buyurur:
Sadece şu iki kişi hakkındaki kıskançlık günah değildir
Allah'ın kendisine Kur'an ilmi nasip ettiği kimse ki, bu kişi gün düzleri ve gece yarılarına kadar Kur'an'la meşgul olur.
2. Allah'ın kendisine mal verdiği kimse ki, bu da gece gündüz sahip olduğu maldan başkalarına yardım eder.'
Fakih bu hadisin yorumu ile ilgili olarak şunları söylüyor:
Bu kişileri kıskanmanın günah olmaması; kişinin onların yaptıkları-nın benzerini yapmaya çalışması, mesela Kur'an'la meşgul olmaya ve çok sadaka vermeye çaba sarf etmesi anlamındadır. Aksi takdirde onların bu nimetleri kaybetmesini istemek günahtır.
Bu, hadiste geçen iki meselede böyle olduğu gibi her konuda böy-ledir. Mesela, bir kişi görüp beğendiği bir malın sahibinin elinden çıkıp, kendisine ait olmasını isterse, kötü bir düşünce içindedir. Ama eğer be-ğendiği şeyin bir benzerinin kendisinde de olmasını isterse bunun bir sa-kıncası yoktur.
"Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin." ayetin sonunda şu ifadeler yer alır: "Allah'tan lütfunu isteyin."
O halde Müslüman'ın yapması gereken, başaksında bulunan malın kendine ait olması için ona göz dikmek değil, o malın benzerine sahip olmayı Allah'tan istemektir.
- 2005 - Bilinen en büyük cüce gezegen Eris keşfedildi.
1997 - Rus güçleri Çeçenistan'dan çekildi.
2007 - Bediüzzaman'ı gören son şahitlerden Hakkı Yavuztürk vefat etti.
5
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
OCAK
JANUARY
DOC
BİR AYET
O Allah ki, O'ndan başka ilah
yoktur.
Haşir Suresi: 22
BİR HADİS
Kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır.
Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi, pek kolay ve zahmetsizdir.
18. yüzyılda Yale'in başkanları, aristokrat Nazi sempatizanları, McCarthy dönemi anti-komünistleri ve Playboy'un eski editörünün ortak yönü nedir? Fransız Devrimi'nin kökenleri, Romanov cinayeti, doların dizaynı arasındaki bağlantılar nelerdir?
Cevap, dünyanın en gizemli, en korkulan ve tartışılan gizli örgütü İlluminati'de saklı.
Bu kitap, Illuminati'nin eşsiz tarihini sunarken örgüt hakkındaki farklı teorileri de araştırıyor. Toplulukla ilgili korkuların zaman içinde nasıl değişime uğradığını gösteriyor. En önemlisi de, yüzyılın en eski sorusuna cevap veriyor, Illuminati kimdir?
Tarihsel verilere göre, İlluminati 1600'lü yıllarda Vatikan'a karşı intikam yemini etmiştir. Galileo zamanındaki ilk Illuminati, Vatikan tarafından Roma'dan uzaklaştırılmış ve acımasızca yok edilmiştir. İlluminati, Katolik kilisesinden kaçan diğer mültecilere (mistik, simyacı, bilim adamı, doğaüstü güçlere inanan gruplar, Müslümanlar, Museviler) karışarak Bavyera'da saklanmıştır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 294 1 Aziz ve Celil olan Rabbimden diledim ki, Ümmetimden evlendiğim ve evlendirdiğim kimseler Cennette Benimle beraber olsunlar. Allah (z.c.hz)'leri bu dileğimi kabul etti. Hz. Abdullah İbni Ebu Evfa (r.a.) 294 2 Rabbimden diledim ki, evlendireceğimi Cennetlik bir adama vereyim ve alacağımı da Cennetlik alayım, kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 294 3 Cebrail (a.s)'a dedim ki, Rabbimi görür müsün? Dedi ki: "Benimle O'nun arasında nurdan yetmiş bin hicap vardır. En ednasını görsem yanarım." Hz. Enes (r.a.) 294 4 Rabbimden kadın tarafından hısımlarım için Cenneti diledim. Kat'i olarak kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 294 5 (Allah'dan sabır istiyen bir kimseye) Allah'dan bela istiyorsun. Evvela afiyet iste, (Sabır bela ile gelir.) Hz. Muaz (r.a.) 294 6 Musa (a.s) altı şeyden sual eyledi: Zanneder ki o hasletler kendisi içindi. Yedinci bir suali ise, kendisini düşünerek sormamıştı. Dedi ki: "Ya Rabbi, Kullarının hangisi daha müttekidir?" Allah Buyurdu ki: "Allah'ı zikreden ve Onu unutmayan." Dedi ki: "Hangi kulun daha hidayettedir?" Buyurdu ki: "Hangi kulum Hudaya (inzal olunan vahye) tabi ise o." Dedi ki: "Hangi kulun daha (ahkem)dir?" Buyurdu ki: "İnsanlara hükmederken kendine hükmettiği gibi olan." Dedi ki: "Hangi kulun daha ilim sahibidir?" Buyurdu ki: "İlimden doymıyan ve nâsın ilmini de kendi ilmi üzerine toplıyan alimdir." Dedi ki: "Hangi kulun daha azizdir?" Buyurdu ki: "Kısmetine razı olan." Dedi ki: "Kularının hangisi en fakirdir?" Buyurdu ki: "Sahibi sefer olan." Resulallah buyurdu ki: "Zenginlik mal zenginliği değil, kalb zenginliğidir. Allah, bir kulu için hayır murad ettiğinde onun gönlünü zengin eder, ve kalbine kanaat verir. Allah, bir kul hakkında da şer murad ettiğinde onun ihtiyacını iki gözü arasına kor. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 294 7 Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor) Hz. Ubâde (r.a.) 294 8 Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
A DEM'E secde etme yen kâfir oldu, Adem'in Rabb'i-ne secde etme-yen Müslüman kalabilir mi?" der Ahmed b. Han-bel. Bu söz, sade-ce bir hatırlat-ma değil, aynı zamanda insanın yaratılış hikmetini ve kulluğun özünü ortaya koyan güçlü bir uyarıdır. Prof. Dr. Ahmet TEKİN
Kur'an bize anlatır: Allah melekle-re, Adem'e secde etmelerini emret-ti. Iblis kibir ve inat yüzünden bu sec-deyi reddetti. İşte orada kibrin küfre dönüşen isyanını gördük. Secde sade-ce yere kapanmak değildir; secde, kalbin teslimiyeti, ruhun boyun eğişi, nefsin kırılmasıdır.
Şimdi kendimize soralım: Melekle-rin Adem'e secde ile sınandığı yerde, biz hangi secde ile sınanıyoruz? Biz-den Adem'e değil, Adem'in Rabb'i-ne secde etmemiz isteniyor. Namaz, bu secdenin zirvesidir, Kulun Rabbine en yakın olduğu an, alnını yere koy-duğu andır. Peki ya Rabbine secde etmeyen, namazı terk eden, kulluğun özünü reddeden bir insan Müslüman kalabilir mi?
Resûlullah (s.a.v.) buyurur: "Kul
ile küfür arasında sadece namazı terk etmek vardır." (Müslim) Bu hadis, secdenin sadece bir hareket değil, iman ile inkâr arasındaki çizgi oldu-ğunu gösteriyor. Namaz, kulun ima-nını canlı tutan bir kandil gibidir. O kandil sönerse geriye karanlık kalır.
Bugün toplumda nice insan var ki "Kalbim temiz" diyerek secdesiz bir hayatı normalleştiriyor. Oysa kal-bin temizliği, Allah'a boyun eğmek-le, secdede gözyaşıyla, itaatle müm-kün olur. İblis de Allah'a inanıyordu, hatta O'nun huzurundaydı. Ama kibri secdeye engel oldu. Demek ki iman, boyun eğmeyle, secdeyle korunur.
Ahmed b. Hanbel'in sorusu hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: "Adem'in Rabb'ine secde etmeyen Müslüman kalabilir mi?"
Cevap aslında çok açık: Secdesiz Müslümanlık olmaz. Secde, İslam'ın omurgasıdır.
O halde gelin, alnımızı yere koyar-ken şunu unutmayalım: Her secde, bizi Adem'e secde etmeyen İblis'in yolundan uzaklaştırır; Rabbimizin rahmetine yaklaştırır. Ve secde, ahi-rette yüzümüzü ak edecek en büyük şahit olacaktır.
Kalkmak, dikilmek, ayaklanmak, doğrulmak ve dirilmek. İslam inancında, evrenin düzeninin bozulması, her şeyin altüst olarak yok olması ile ölen tüm insanların yeniden dirilerek ayağa kalkması olayını dile getirir. Bu olay Kur'an'da çok çeşitli isimlerle anılır.
Bunların başlıcaları Yevmü'l-Kıyâme (Kalkış, Diriliş Günü), el-Saa (Saat), Yevmü'l-Âhir (Son Gün), el-Âhire (Gelecek Hayat), Yevmü'd-Din (Ceza Günü), Yevmü'l-Hesap (Hesap Günü), Yevmü'l-Fası (Karar Günü), Yevmü'l-Cem (Toplanma Günü), Yevmü'l-Hulud (Sonsuzluk, Sonsuzlaşma Günü), Yevmü'l-Ba's (Diriliş Günü), Yevmü'l-Haşre (Pişmanlık Günü), Yevmü't-Teğabün (Kusurların Ortaya Çıktığı Gün), el-Karia (Şaşırtan Felâket), en-Naşiye (İnsanı Dehşete Düşüren Felâket), et-Tamme (Herşeyi Kuşatan Felâket), el-Hakka (Büyük Hakikat) ve el-Vakıa (Büyük Olay)'dır. Bu isimler Kıyamet'in oluş biçimi ve sonuçlarına ilişkin çeşitli nitelik ve yönlerini açığa çıkarmakta, tanımlamaktadır.
Kıyâmet, Allah inancından sonra İslâm'ın ikinci temel inancı olan Âhiret hayatının ilk aşamasını oluşturur. Genel bir yok oluş ve yeniden dirilişle birlikte gelişecek Haşr, Hesap, Mizan, Cennet ve Cehennem gibi olaylar hep Kıyâmet gününün gündem içindedir. Bu nedenle Âhiret inancı, Kıyâmet ve onunla birlikte gelecek olaylara inançtan başka birşey değildir. Bu büyük önemi yüzünden Kur'an Kıyâmet olayım sık sık hatırlatır, zaman zaman da bir korkutma, uyarma öğesi olarak kullanır. Kıyamet kesin olarak gerçekleşecek (el-Hicr, 15/85), şüphe götürmeyen bir olaydır (el-Hac, 22,7). Alametleri belirmiş (Muhammed, 47/18), yaklaşmıştır (el-Kamer, 54/1). Ancak bir göz kırpması gibi ya da daha yakındır (en-, Nahl, 16,77). Kâfirler bu günden devamı, bir şüphe içinde kalırlar (el-Hac. 22/55), yalanlarlar (el-Furkan 25/11). Onun ağırlığına ne gökler, ne de yer dayanabilir, ansızın gelir (el-A'raf, 7/187). Sarsıntısı korkunç bir şeydir (el-Hac, 22/1). Belalı ve acı bir Saat'tır (el-Kamer, 54/46). Yalanlayanlar için çılgın bir ateş hazırlanmıştır (Furkan, 25/11).
Kur'an, Kıyâmet olayının kesinliğini, yakınlığını bildirdiği, hatta oluş biçimine ilişkin tasvirler verdiği halde zamanı konusunda bir açıklama yapmaz. Kıyâmet doğrudan doğruya Allah'ın dilemesine bağlı bir olaydır ve O'ndan başka hiç kimsenin bu konuda bir bilgisi yoktur. Kur'an, "Kıyâmet saatinin bilgisi şüphesiz Allah katındadır" (Lokman, 31/34) gibi âyetlerle Kıyâmet'in zamanının hiç kimse tarafından bilinemeyeceğini belirttikten sonra, bu konuda sorulan soruları şöyle cevaplar: "De ki: 'Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini kendisinden başkası açıklayamaz" (el-A'raf, 7/187). "Kıyâmet'in ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Senin neyine gerek onun zamanını bildirmek. Onun nihayeti ancak Rabbine aittir" (en-Nâziât, 79/42-44). Cibril Hadisi olarak ünlü hadiste, Hz. Peygamber (s.a.s) Hz. Cebrâil'in bu konudaki sorusunu "Soruları sorandan daha bilgili değildir." diye cevaplayarak kendisinin de kıyâmet'in zamanına ilişkin bir bilgiye sahip olmadığını açıklamıştır (Buhârî, İmân, 37).
Kur'an kıyâmet'in oluş biçimine ilişkin ayrıntılı ve dehşet verici tablolar çizer. Buna göre Kıyâmet "Sur'a üflenince" (ez-Zümer, 39/68) başlayacak, kulakları sağır edecek bir ses ve korkunç bir sarsıntı nedeniyle emzikli kadınlar kucaklarındaki çocukları unutacak, hamile kadınlar bebeklerini düşürecek, insanlar sarhoş gibi olacaklardır (el-Hac, 22/1-2). Gök, erimiş maden gibi, dağlar atılmış yün gibi olacak, kimse dostunu soramayacaktır (el-Meâric, 70/8-10). Gök yarılacak, yıldızlar dağılıp dökülecek, denizler fışkıracak, kabirler altüst edilecektir (el-İnfitâr, 82/1-5). Gözler dehşetten kamaşacak, ay tutulacak, güneş ve ay kararacak, insanlar kaçacak sığınacak bir yer bulamayacaktır (el-Kıyame, 75/6-12). Dehşetten on aylık gebe develer bile salıverilecek, yabani hayvanlar bir araya toplanacak, denizler kaynatılacak, nefisler çiftleşecek, gök sıyrılıp düşecek, Cehennem alevlendirilecek, Cennet yakınlaştırılacaktır (el-Tekvir, 81/1-13).
Kıyâmet'in genel yok oluşu belirten bu ilk safhasını Sur'a ikinci kez üflenmesiyle ikinci safha izleyecek, tüm insanlar yeniden dirilerek ayağa kalkacaklardır (ez-Zümer, 39/68). Bu diriliş ve kalkışı (Bas') toplanma (Haşr)izleyecektir. Kur'an Kıyâmet'in bu ikinci safhasını da canlı tasvirlerle anlatır: O gün insanlar gözleri dönüp kararmış bir halde, öteye beriye yayılmış çekirgeler gibi kabirlerinden çıkacak ve davet edene koşacaklardır. Bu arada kâfirler "bu ne çetin gün" diyerek korkularını dile getireceklerdir (el-Kamer, 54/7-8). Muttaki kullar ise Allah'ın huzuruna elçiler olarak toplanacaklardır (Yûnus 10/45). 0 gün herkes kardeşinden, anasından babasından, eşinden ve oğlundan kaçacaktır. Çünkü her insan ancak kendi derdi ile uğraşacaktır. Mü'minlerin yüzleri parıl parıl parlayacak, gülecek ve sevinç içinde olacaklardır. Kâfir ve fâcirlerin yüzleri ise sanki toprak bürümüşçesine kapkara kesilecektir (Abese, 80/34-42). Tüm insanlar tabi oldukları önderlerle birlikte çağrılacak (el-İsra, 17/71), peygamberler ümmetlerine şahitlik etmek üzere toplanacak (el-Mürselat, 77/11), gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük ineceklerdir (el-Furkan, 25/25).
Yeniden diriliş, kalkış ve toplanışın ardından insânlara amel defterleri dağıtılacak, mizan kurularak sevap ve günahları tartılacak, hakedenler Cennet'e, müstahak olanlar geçici ya da süresiz olarak Cehennem'e gönderilecek; böylece sonsuz âhiret hayatı mutluluk ya da azabla başlayacaktır.
Kur'an ve Sünnet'ten kesin bir delile dayanmamakla birlikte müslümanlar arasında ölüme küçük Kıyâmet (kıyâmet-i suğra) denilmesi gelenekleşmiştir. Bazı bilginlere göre bu tanımlama, ölümün âhiret hayatına bir geçiş olmasına dayanılarak yapılmıştır. Kimi bilginler ise bu tanımlamanın Kur'an'a dayandığını öne sürmektedir. Bu bilginlere göre "Allah'a kavuş(up huzura çık)mayı yalan sayanlar, gerçekten ziyana uğradı(lar). Nihayet kendilerine ansızın Saat gelince, onlar (günah) yüklerini sırtlarına yüklenerek (gelirler ve): "Orada (hayatta iken), işlediğimiz büyük kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize! " derler..." (el-En'am, 6/31) ayetinde "Kıyâmet" anlamındaki "Saat" aynı zamanda ölümü de dile getirmektedir. Bu geleneğe göre gerçek kıyâmet, Kıyâmet-i Kübra (Büyük Kıyâmet) olarak anılır.
Küçük kıyâmet (ölüm) ile başlayan ve büyük kıyâmet'e kadar süren dönem Kabir Hayatı ya da Berzah olarak adlandırılır. Kabir Hayatı içinde Münker ve Nekir adlı meleklerin sorgusu ve ölünün mü'min ya da kâfir oluşuna göre mutluluk ya da azab vardır. Kabir Hayatı'na ilişkin bir hadisinde Hz. Peygamber (s.a.s) kabri ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukur olarak nitelemiştir (Tirmizî, Kıyâmet, 26). Bir başka hadiste de Münker ve Nekir'in sorgusundan sonra ölünün nimetlendirildiği yada azaba uğratıldığı anlatılır. Buna göre Mü'minin mezarı yetmiş arşın genişletilir, aydınlatılır ve ona "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi Mahşer gününe kadar uyumana devam et" denilir. Münafık kişinin mezarına da "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" emri verilir. Yer, cendere gibi adamı, kemikleri hurdahaş oluncaya kadar sıkıştırır ve ölü yeniden dirilene kadar böyle işkence görür (Tirmizi, Cenaiz; 70).
Hasetten uzak durmak her Müslüman'a vaciptir. Çünkü haset eden Allah'ın hükmüne karşı çıkmış olur. Kendine öğüt verip hasetten sakinan ise Allah'ın hükmüne razı olmuştur.
Nitekim Resulullah (sav); "Dikkat ediniz! Din nasihattir buyur
muştur. O halde her Müslüman'ın yapması gereken şey, Allah'ın kendisine verdiklerine rıza göstermesi, hem kendine hem de diğer Müslümanlara öğüt vermesi ve kıskançlık yapmamasıdır.
Rivayete göre Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav)'e sordu:
Bir Müslüman'ın diğer bir Müslüman üzerindeki hakları nelerdir?
Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
tanedir. Bir Müslüman'ın diğer Müslümanlar üzerindeki hakları altı
"Onlar nelerdir? diye sorulunca Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
1. Karşılaştığında selam vermek.
2. Davet ettiğinde davetine katılmak.
3. Öğüt istediğinde ona öğüt vermek.
4. Hapşıran "elhamdülillah” dediğinde ona “yerhamükellah" diyerek duada bulunmak.
5. Hastalığında ziyaret etmek.
6. Öldüğünde cenazesinde bulunmak.
Fakih anlatıyor:
Babamın senedi ile rivayet ettiği bir hadiste o, Enes b. Malik'in şöyle dediğini anlattı:
"Resûlüllah (sav)'in yanında hizmete başladığımda sekiz yaşında idim. Resûlüllah'tan öğrendiğim ilk bilgiler şunlardır.
Bana dedi ki:
- Ey Enes! Namaz için abdestini dikkatlice alırsan koruyucu melek-lerin seni sever ve ömrün uzar. Ey Enes! Cünüplükten yıkandığın zaman organlarını iyice yıka. Çünkü her kılın altında cünüplük vardır.
Ben dedim ki:
- Ey Allah'ın Resûlü! İyice yıkamak nasıl gerçekleştirilir.
lersen banyodan günahların bağışlanmış olarak çıkarsın. "Vücudundaki tüylerin dibine suyu ulaştırır ve cildini iyice temiz-
By Enes! Kusluk vaktinde iki rekât namazı bırakma. Çünkü bu na-kal. Çünkü namaz kıldığın müddet içerisinde melekler senin için istiğfar maz, çok tövbe edenlerin kıldığı bir namazdır. Gece, gündüz çokça namaz ederler.
Ey Enes! Namaza başladığında kendini Allah'a ver!
Rūkuya vardığında avuçlarını dizlerine koy, parmaklarını açık tut ve pazularını yanlarından uzaklaştır.
Başını rükûdan kaldırdığında bütün uzuvların rahata kavuşuncaya kadar ayakta bekle!
Secdeye vardığında yüzünü yere iyice yerleştir, karganın yem topla-dığı gibi başını yere koyup kaldırma ve tilki gibi kollarını yere döşeme!
Başını secdeden kaldırdığında, dizüstü otur! Köpek oturuşu ile otur-ma. Çünkü Allah Teâlâ rüků ve secdesi tam yapılmayan namazı kabul etmez.
Abdestli bulunma imkânın varsa gece-gündüz abdestli olmaya çalış. Bu halde ölürsen öldüğünde şehitliği kaçırmazsın.
Ey Enes! Evine girdiğinde ev halkına selam ver ki, evin bereketlensin.
Evden çıktığında ise her gördüğün Müslüman'a selam ver. Böyle yaparsan kalbinde imanın tadını bulursun. Bunları yaptığında dışarıda bir günah işlersen geri dönmeden günahın bağışlanır.
Ey Enes! Hiçbir gün ve geceyi kalbinde Müslümanlardan birine kin besleyerek geçirme! Çünkü benim sünnetim budur. Kim benim sünnetime sanılırsa beni sevmiş olur. Beni seven de cennette benimle beraber olur.
Ey Enes! Tavsiyelerime uyup, bunları yerine getirirsen senin için ölümden daha sevimli bir şey bulunmaz. Çünkü senin rahatın oradadır."
Bu hadiste Resulullah (sav)'in şuna dikkatimizi çekiyor:
Kin ve hileyi kalpten çıkarmak Peygamberin sünnetidir. Öyleyse her Müslüman için gerekli olan, kin ve hasedi kalbinden çıkarmasıdır. Çünkü amellerin en üstünü budur.'
MADDE 877 - Varisi olmayan kimse maraz-ı mevtinde cemi' em-valini birine hibe ve teslim etse sahih olur ve ba'd-el vefat tereke-sine emin-i beyt-ülmal müdahale edemez.
MADDE 878 Zevcesinden ma'ada varisi olmayan kimse maraz-ı mevtinde cemi emvalini zevcesine veyahut zevcesinden ma'adâ va-risi olmayan kadın cemi emvalini maraz-ı mevtinde zevcine hibe ve teslim etse sahih olur. Ve ba'd-el-vefat bunlardan birinin tereke-sine emin-i beyt-ül mal müdahale edemez.
MADDE 879 Bir kimse maraz-ı mevtinde veresesinden birine bir şey hibe edip de fevt oldukda diğer verese müciz olmazsa ol hibe sahih olmaz.
Amma veresesinden başkasına hibe ve teslim ettikde sülüs malı mevhûbun tamamına müsaid ise sahih olur. Müsaid olmayıp da ve-rese dahi hibeyi mücîz olmazsa müsaid olduğu mikdarda hibe sa-hih olup bâkisini mevhûb-un-leh redde mecburdur.
MADDE 880 Terekesi müstağrak-ı düyün olan kimse maraz-ı mevtinde emvalini varisine yahut başkasına hibe ve teslim ettikden sonra fevt olsa dâinler hibeyi tutmayıp ol emvali kısmet-i ğure-mâya idhal edebilir.
Gasb ve itlâf hakkında olup bir mukaddime ile iki baba münkasimdir.
Mukaddime
Bazı ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır.
MADDE 881 Ğasb, bir kimsenin izni olmaksızın malını ahz ve zabt etmekdir ki ahz eden kimseye ğasıb ve ol mala mağsub ve sa-hibine mağsub-un-minh denilir.
MADDE 882 - Kaaimen kıymet, ebniye ya eşcarın bulundukları yerde durmak üzre kıymetleridir ki arz bir kere ebniye ya eşcar ile beraber ve bir kere ebniye ya eşcardan halî olarak takvim olunup iki kıymet beynindeki tefâzul ve tefâvüt ne ise ebniye ya eşcarın kaaimen kıymeti demek olur.
Mebniyyen kıymet, ebniyenin kaaimen kıymeti MADDE 883 demektir.
MADDE 884 Maklûan kıymet, ba'del-kal' ebniye enkazının ve eş-car-ı maklûanın kıymetleridir.
MADDE 885 Müstehikk-ul-kal olarak kıymet maklûan kıymet-den ücret-i kal' led'et-tenzil bakî olan kıymetdir.
MADDE 886 Noksan-ı arz bir yerin kabl-ez-ziraa değeri olan üc-retle ba'd-ez-ziraa değeri olan ücret beynindeki fark ve tefâvütdür.
MADDE 887 Mubaşereten itlaf, bir şey'i bizzat telef etmekdir ki eden kimseye fâil-i mubâşir denilir.
MADDE 888 Tesebbüben itlâf, bir şey'in telefine sebeb olmakdır. Ya'ni bir şeyde diğer bir şey'in alâ cery-il-âde telefine mufdi olan bir iş ihdas etmekdir ki eden kimseye mütesebbib denilir.
«Gerçekten benden sonra, sevemeyeceğiniz bir takım işler ve hadiseler olacaktır.»
Sordular:
Ya Resûlellah, bizden o hadiselere erişenlere ne emredersiniz?. Şöyle buyurdu:
- «Üzerinizdeki hakkı ödersiniz ve size-hak- olan şeyi de istersiniz..»
Gerçekten burada belirtilen zaman, iyi bir zaman değildir. En İyisi emredildiği şekilde yapmaktır..
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
وقال صلى الله عليه وسلم : مَنْ أطاعني فقد أطاع الله ، وَمَن عصاني فقد عصى الله وَمَنْ يُطع الأمير فقد أطاعني ، وَمَن يَعْصِ الأمير فقد عصاني . ۳
( رواه أبو هريرة )
3) Ve şöyle buyurdu:
- «Her kim, bana itaat ederse; hakikatte Allah'a itaat etmiş olur.. Bana isyan eden de, Allah'a asi olmuş olur.. Her kim EMIR'e itaat ederse, hakikatte bana itaat etmiş olur.. EMİR'e isyan eden de, bana asi olmuş olur..>>
EMİR: Allah'ın ve Peygamberin S.A. emri gereğince hareket eden ve ettiren devlet büyükleridir.
Ravi: EBU HÜREYRE.. Monkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
الدرس السادس والخمسون فى حث ولاة الأمور على اتخاذ قرناء صالحين
۱ - ۲ قال الله تعالى : تلك الدَّارُ الإخرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ .
وقال الأخلاه يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ .
Bu Ayet-i Kerimede, bilhassa devlet büyüklerinin takınacakları tav-ra işaret edilmektedir.
KASAS suresinin 83. âyetidir.
2) Ve şöyle buyurdu:
**
<
Cevr-i cefa üzerine işbirliği yapan zalimler bu Ayet-i Kerimenin önünde titremelidirler..
ZUHRUF suresinin 67. âyetinden..
۳ وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : ما بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِي ، وَلَا اسْتَخْلَفَ من خَلِيفَةٍ إِلا كَانَتْ لَهُ بِطَانَتَانِ : بطانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَحْضُهُ عَلَيْهِ ، و بطانة تامُرُهُ بالشَّرِّ وَتَحهُ عَلَيْهِ ، والمعصوم من عصم الله .
3) Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Allah-ü Taâlâ, ne bir peygamber gönderdi, ne de bir halife.. Ancak onlara iki de BITANE verdi..
Onların biri iyiliği emreder ve ona teşvik eder.. Diğeri de şerri emreder ve ona teşvik eder..
-Bu arada- korunan ancak Allah'ın koruduğu kimsedir..>>>>
Harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 1022 numaralı Hadis-i Şe rifin aynıdır.
tilir: "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, iman etmiş olmaz sınız" ayetinde olduğu gibi. Yani bu dinler hem imani, hem de bazı ayetlerde, güzel bir ahlakın dini bağlılığı gösterdiği belir. vicdani ve ahlaki bir misyona sahiptir. Bu ikisi ayrıca hem dün yanın, hem de dünya hayatının sona ermesinden sonrakı zama nın mutluluğunu amaç edinmektedir.
Nitekim bu gün yeryüzünde en fazla yaygın olan Hıristiyan. lığın peygamberinin de ahlaki rolü çok önemlidir. İsevi dininin peygamberinin bütün hayatı insanlara qüzel ahlakı ve sevgiyi aşılamak idi. Onun ahlakı, apaçık bir şekilde dini suurun neti cesidir. Gerçekten de Hıristiyanlık, yüksek din ile yüksek ahlak arasında, mükemmel bir ahenk, kuvvetli bir karşılıklı bağ ve tam bir birliğin bulunduğunu gösteren büyük bir örnek teşkil etmektedir. Ancak günümüzdeki bazı yorumcular bu noktayı vurgularken, İslam peygamberinin dinini yayarken savunma maksatlı olarak savaşa başvurmasını öne çıkararak, yanlış so-nuca götürecek bir kıyas yapmaktadırlar.
Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da, dinle-rin sadece dünya mutluluğunu değil, ölümden sonrası-ahiret o-larak bilinen sonsuz bir hayatın mutluluğunu da hedef edinme-sidir. Oysa insanların mutluluğunu amaç edinen diğer bütün felsefi ahlâk öğretileri ile sosyal ve hukuki sistemler ise, sade-ce dünya hayatına yöneliktir. Mesela felsefeler içinde dinlere en yakın olan idealist öğreti bile, mutlak iyiyi amaç edinirken bunu, mutlak olmayan bir yerde-relativ gerçeklikler aleminde aramaktadır. Bu nedenle bu sistemlerin sınırlılıklarının en ö-nemli tarafı, her şeyi kendisi sınırlı olan bu dünyada aramala-rıdır. İşte bu nedenden ötürü olsa gerek, insanların büyük ço-ğunluğu, felsefelerin ve rasyonel sistemlerin değil de, dinlerin öğretilerini tercih etmektedirler.
Felsefi sistemler ile dinlerin yaklaşımlarındaki farklılığa başka bir örnek de ahlakın mutlaklığı ile ilgilidir. Mesela filo-zoflar, aslında İlahi bir varlığın özellikleri olabilecek "mükem-mellik", "mutlak iyilik" gibi sıfatları insanlar için belki de sınırı aşan bir şekilde hedef haline getirmektedirler. Oysa, mükem-mellik ve mutlak iyilik, sınırlı ve sonlu bir aleme ve varlığa a-it değil; ancak, ezeli, ebedi sonsuz ve sınırsız güç ve kudret sa-hibi varlığa yani yaratıcıya ait bir sıfat olabilir. İnsan ise, ancak onu isteyip, ulaşmaya çabalayabilir. Yani burada güzel ahlaka ulaşma yolundaki çaba-niyet önemlidir. Bu güzeli arama çaba-sını, mesela Sokrates, daha anlamlı ve tutarlı bir sekilde yo-
rumlarken; Aristo ve onun İslam dünyasındaki temsilcileri ise: "İnsanın en son gayesi Teşebbüh-ü bi'l Vacib'dir. yani, Vacibü'l Vücud'a benzemektir." diyerek yanılgıya düşmüşlerdir.
Çünkü insanın sonradan ortaya çıkan bir yaratık olma duru-munu ihmal eden bu ifadeler, onu adeta Yaratıcısı ile aynı kate-goriye koymaya çalışır. Oysa, Resul olarak insanlara gönderilen peygamber, insanların İlahi ahlâk ile ve güzel duygu ve davra-nışlarla bezenmesini isterken, yaratık olma bilincini de unuttur-maz. Bu bilinç, mesela Niçe gibi, insanın kendisini bir "ilah" o-larak görmesini engeller. Böylece de insan dış dünyanın zorluk-ları karşısında acizliği ile yaratıcısını bilip kudret-i İlahiye'ye il-tica etmeye, hakkından gelinmez olaylar karşısında zayıflığını görüp kuvvet-i İlahiye'ye istinad etmeye, fakirliğini görüp rah-met-i İlahiyeye itimad etmeye, ihtiyacını görüp gınay-ı İlahi-ye'den yardım istemeye, kusurunu görüp afv-ı İlahi'ye istiğfar etmeye, noksanlığını görüp kemal-i İlahiye istiğfar etmeye ve tesbih-han olmaya ihtiyaç duyar. (Nursi, 1980, 507)
Ayrıca mutlak, evrensel bir iyiye ulaşabilmek için, bütün bir evrenin tabi olduğu Kanun'u bütünüyle anlamak, kavramak ve ona hükmedebilmek gerekir. Oysa, insanların gerek tek tek, gerekse diğer insanlarla kurduğu bir ittifak ve uzlaşma ile bu-nu gerçekleştirmesi beklenemez. Çünkü hem insanlık tarihinin pratiğine baktığımızda görüldüğü gibi, insanlarda bulunan za-aflar ve duyguların ifrat ve tefrit bir şekilde kullanılmasının so-nucunda, çoğunlukla ahlak ilkeleri çiğnenmiş veya azınlıkta o-lanların isteği ve baskısına bir araç olarak kullanılmıştır. Bu ne-denle, filozofların aklın bir gereği olarak ortaya koydukları ah-lak ilkeleri, çoğunlukla ilgi görmemiş veya teorik olarak be-nimsense bile, pratikte yine beklenildiği kadar etkili olamamış-tır. Zaten bir çok topluluğa peygamberlerin gönderilmesinin ve yeniden dinin ihya edilmesinin nedeni de bu gerçektir.
İnsanlar bir yanıyla ben merkezci-egoist ve sadece kendi duygularını tatmine yönelirken, daha geniş bir düzeyde ise top-lumsal ve evrensel düzeni bozmaktadır. Böylece adalet ve dü-zen yerine zulümler, baskılar ve adaletsizlikler yaygınlaşmak-tadır. İşte insanların aklı evrensel düzen ve ahengi kavramada sınırlı kaldığından veya kavrasa bile buna uygun bir biçimde davranmayı başaramadığından, evrensel bir akla (külli akıl) ih-tiyaç vardır. Ta ki, insanlar o akıldan faydalanabilsinler. Böyle bir akıl da ancak "kanun şeklinde" olabilir. Böyle bir kanun da ancak, yaratılmış olan evreni ve içindeki insanı en iyi tanıyan
اون، برقك جاقم سله ظلمات عالمى نولور هر طر فى طولد ران او ظلمات، برونیرہ اور تر در اندر باہر عدم دریاستہ تلی و آني اولارق رفك ٹولو مسله ده، ظلمات عالمی تکرار دربار او واسع میدانی تكرار قابلار حیانکه رقه سوندیگی زمان، عالی تماماً دو مانيله مولد ران حقیقی مجهول ، ظلمت انى وجوده كليركر، کورن آدم سطحی نظر کہ دگل، نظر امعان الله دقت برود باقين وقدرتك آثار عظمتني كورسون.
صوره سامع (منا فقه شو مهستك حيفماز صوفاغنه کرد کارنده نه کیند برده بولوند یار؟ دیه کندی کندینه دو شو نگه باشلار که قرآن کریم دو شونگه احتیاج بیر احمدن ( يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي أَذَانِهِمْ مِنَ الصواعق حدد الموت بيه او ناره بر ملجأ بر قوتولوس چاره می قالما ديغته اشارت اتمدر. حتى بوغولانه آدم دكرن اور ته سنده به اون پارچه سنه التجا ایتدیگی کی بونارده شاشقين مظهر ندن بار ما قالم ينك او جنى دگل، پار ما قارينك تمامنی قولا قارینه مو قويولي حد انکه او نارك مصيبتاري دهشت قير با جيانه كندى اللدين ووريور. او نکرده آجیند نه بار ما قارینی جیدا کرینه دگل، شائقين القلمندن قولا قلرينه موقو بورلر خلاصه، صاعقه تك ما بتندن فور توسعه ظنياله باید قاری شو ابلهانه حرکت کردند
او نارك نه اولد قاری آهلا شیر ایر.
موكره سامعك ذهنته كليركر عجبا بو مصعبت عمو میمیدر؟ بوفه او ناره می مخصو صدر بوط قارشو قرآن كريم ( وَاللهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ ) ديمشور. یعنی بو مصیبت، او الركن تعمداره فارشو یا بد قاری کفران جزا سیدر. الله، او ناری بو مصيبت ام تجزیه اید. چون که او نار جمهور ایوند
وضع ايدياسن قانون الهيدن خروج انتشار در.
صوكره سامع، در عدن شدتنه مقابل، برقك او ناره به فائده می او لما دیمی؟) دبیر نفسی له قونو شور كه، قرآن کریم ( يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَار هو ) جمله سیله، برقك او ناره بر فائده می دگل بالعكس ايشيفيله او الركن كوزلرینی همه كو رايده جان قدر به شدت کوستر مکده در دبیمه سامعه جواب ویر مشور. عادتا رعد قولا قارینه، برفقه ده گوزلرینه اعلام خصومت انتشار در
Evet, berkin çakmasıyla zulumát álemi olur. Her tatah dokluran o zulumát, birden bire ortadan kaldmlu Adem deryasına atılır. Ve ani olarak berkin ölümüyle de, zulumât alemi tekrar dirilir. O vin meydan tekrar kaplar. Sanki berk sonduğu zaman. alemi tamamen dumanıyla dolduran, hakika. mechal bir zulmet atesi vücuda gelir ki, goren adam sathi bir nazarla değil, nazar-t im'än ile dikkat edip baksin. Ve kudretin ására azametim gorsun
Sonra sami", "Münafıklar su musibetin çıkmaz sokağına girdiklerinde ne gibi bir tedbirde bulundular?" diye kendi kendine düşünmeye baslarken,
Kur'an-ı Kerim düşünmeye ihtiyaç bırakmadan dive عملون أصابعة في الرائعة من الصواعق حدد الموت
رده
onlara bir melce', bir kurtulus çaresi kalmadığına işaret etmiştir. Hatta bogulan adam denizin ortasında bir ot parçasına iltică ettiği gibi, bunlar da şaşkınlıklarından parmaklarının ucunu değil, parmaklarının tamamini kulaklarına sokuyorlar. Sanki onların musibetlen dehset kirbacıyla kendi ellerine vuruyor.
Onlar da acısından parmaklarını ceblerine değil, şaşkınlıklarından kulaklarına sokuyorlar. Hulása, säikanın isäbetinden kurtulmak zanıyla yaptıkları şu eblehane hareketlerden, onların ne oldukları anlaşılır.
Sonra såmin zihnine gelir ki: "Acaba bu musibet umůmi midir? Yoksa onlara mı mahsústur?" Buna karşı Kur'ân-ı Kerim والله فياً بالكافرية demiştir. Yani bu musibet, onların ni'metlere karşı yaptıkları küfrån cezasıdır. Allah, onları bu musibetle tecziye eder. Çünki onlar cumhur için vaz' edilen kanun-u llâhiden hurúc etmişlerdir.
Sonra sâmi", "Ra'dın şiddetine mukābil, berkin
onlara bir fäidesi olmadı mı?" diye nefsiyle konuşurken, Kur'ân-ı Kerim بكاء البرق يخطف أبصاره cümlesiyle, "Berkin onlara bir fäidesi değil, bil'akis ışığıyla onların gözlerini hemen kör edecek kadar bir şiddet göstermektedir" diye såmia cevab vermiştir. Adetâ ra'd kulaklarına, berk de gözlerine i'lán-ı husûmet etmişlerdir.
(Siz, bu adama verdiğiniz fetvanın Kur'ânda olduğunu mu sanı yorsunuz?) diye sordu.
Biz (Hayır!) dedik.
İbn-i Abbas (Resûlullah Aleyhisselâmın Sünnetinde olduğunu mu sanıyorsunuz?) diye sordu.
Biz, yine (Hayır!) dedik.
İbn-i Abbas (Öyle ise, neye göre fetva verdiniz?) diye sordu.
Biz (Kendi rey ve görüşümüze göre!) dedik.
İbn-i Abbas (Bu hususta Resûlullâh Aleyhisselâm «Bir Fakih, Şeytan'a, bin âbidden (Abidle uğraşmaktan) daha ağır gelir!» buyur-muştur.) dedikten sonra, adama dönerek (O akıntı, senden geldiği za-man, kalbinde bir şehvet buluyor musun?) diye sordu.
Adam (Hayır.) dedi.
İbn-i Abbas (Vücudunda bir kırıklık ve bitkinlik buluyormusun?) diye sordu.
Adam (Hayır!) dedi.
Bunun üzerine, İbn-i Abbas (Bu, ancak, soğuktan, soğuklatmak-tan ileri geliyordur.
Menderes ve Demokrat milletvekillerine hitaben yazdığı bir mektup, Milliyet gazetesinde "Said-i Nursi'nin acayip mektubu" başlığıyla manşet haberi oldu.
1991 - Sovyetler Birliği'nin dağılması.
25
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Şüphesiz ki, bu Kur'ân en doğru yola iletir.
İsra Suresi: 9
BİR HADİS
Allah bir kul hakkında hayır dilerse gönlünü zengin kılar ve kalbine Allah korkusu koyar.
Deylemî
Kur'ân kalblere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır.
birliklerinin Eskişehir ve Afyon doğrultusundaki taarruzuyla I. İnönü Muharebesi başladı.
1960 - Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası'nda yer alan "son ders"i verdikten sonra Ankara'dan ayrıldı.
6
PERŞEMBE
THURSDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de ancak Sensin.
Bakara Suresi: 127
BİR HADİS
İslâm garib başladı, başladığı gibi tekrar garip olacaktır.
C
Nasıl ki, zaruriyattan nazariyat istintâc olur. Öyle de âsâr-ı Sâni'in zaruriyatı, mahfiyat-ı sanatına bürhandır. İkisi beraber bu mes'eleyi ispat eder.
Başta Peygamberler olmak üzere bütün veliler, salihler ve sadıklar: darlıkta ve bollukta, kederde ve ferahta daima Cenâb-ı Hakk'a iltică etmis-ler ve O'na niyaz halinde bulunmuşlardır. Çünkü Peygamberlerde de "zel-le" bulunması sebebiyle dua ve istiğfardan müstağni kalabilecek hic bir kul tasawur olunamaz. Duâ ve istiğfår, gerçek mâhiyetiyle derûni bir ne-dämet ve iltică mânāsını tazammun ettiğinden, Allah'a kurbiyyetin en mü essir vasıtasıdır Namaza Arapça'da "salat" denilmis olmasının bir hikmeti de onun en şümüllü bir dua ve niyaz māhiyetini haiz bulunmasındandır.
Diğer taraftan duânın evveli istiğfärdır. Afv dilemedir. Bu, gerekli vasıfta ise yani nedämeti ve afvı istenen günahın bir daha yapılmaması husüsundaki katī azmi ihtiva ediyorsa kalbin hassasiyetini körelten kir ve pası silip onu hakikat karşısında adeta mücellâ bir ayna haline getirir. Kalb, ancak bu süretledir ki, füyûzāta (feyizlere, nûrânî tecellilere) müsa-id bir duruma gelir.
Cihânı gönül gözüyle temăşă ettiğimizde görürüz ki, bütün mahlü kät ilähî nîmetlere şükürden önce acziyetlerini îtiraf ve niyaz halindedir. Irade såhibi olan ve bu irâdeyi kullanmakta hatādan mutlak bir sürette sälim bulunması mümkün olmayan Ademoğlu için istiğfar, Allah'a kur-biyyet (yakınlaşma) yolunda atılacak ilk adımdır.
Dua, merhamet-i İlâhiyyeyi davete medar olmak vasfıyla, mukadder ibtilalardan kurtulabilmeyi sağlamak gibi azîm bir müessiriyyeti de häiz-dir. Bundan dolayıdır ki yukarıda başka bir vesileyle ifade etmiş olduğu-muz gibi bütün tarikatlerde ders istiğfår ile başlar.
Duânın ehemmiyetiyle ilgili olarak âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:
Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:
"Duâ, ibadettir. İbadetin özüdür. Allah katında O'na duâ etmek-ten daha kıymetli bir şey olamaz. Allah, kendisinden bir şey isteme-yeni (dua etmeyi kendisine yediremeyeni) gazaba uğratır. Sıkıntı ve darlık zamanında duâsının kabül olmasını isteyen kimse bolluk ve rahat zamanında da duâyı bol yapsın. Rabbiniz Hayy ü Kerim'dir: Bir kul elini açınca onu boş bırakmaz. Kime ki dua kapıları açılmış tır, ona hikmet kapıları açılmış demektir. Duâ, rahmet kapılarının anahtarı, mü'minin silahı, dinin direği, göklerin ve yeryüzünün nü-rudur." (Rüdani, Cem'ul-Fevaid, 9219-20-21-22-25)
İmam-ı Rabbani -kuddise sirruh- da şöyle buyurur:
"Bir savaş, iki ordunun ittifakıyla kazanılır. Biri serhat ordusu, diğe-riyse dua ordusudur."
Ashâb-ı kirām, cihåda giderlerken kendi dualarına ilåveten ayrıca Ashab-ı Suffa'dan da zaferleri için dua taleb ederlerdi.
Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem, Peygamber olduğu hal-de, Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- umreye giderken:
*-Kardeşcağızım, beni duandan unutma!" iltifatı ile ondan dua is-temiştir. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- bu iltifat karşısında:
"-O kadar sevindim ki sanki dünyalar benim oldu." demiştir. Bu, mü'minlerin birbirlerine duāları husūsundaki değerin anlaşılması için va-rid olmuş bir keyfiyettir. Peygamber -aleyhissalātü vesselâm-:
"Bir mü'minin bir mü'mine gıyâbında duâsından daha çabuk kabül edilen hiç bir dua yoktur." (Tirmizi, Ebû Dâvud) buyurmuştur.
Allah Rasûlü'ne sordular:
"-En makbül dua hangisidir?"
Buyurdular ki:
"-Gecenin son kısmında ve her farz namazın ardında yapılan duādır." (Tirmizi)
Atatürk gerçekten sirozdan mı öldü? Yoksa organize bir cinayete, tıbbi yollarla hazırlanan bir yok etme planına mı kurban gitmişti? Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk, çevresini. saran suikast planlarından habersiz, olabileceklere karşı tedbirsiz miydi?
"Atatürk Nasıl Öldürüldü?" Mustafa Kemal'in ölümünün ardındaki sır perdesini aralıyor. Kitap, belgeler eşliğinde Atatürk'ün yaşamı ve ölümüne dair bugüne dek gün yüzüne çıkmamış gerçeklerle yüzleştiriyor okuru. Bir Atatürk kronolojisi olarak da okunabilecek eserde asırlık tarihi bilgiler günümüz pen-ceresinden sorgulanıyor. Kitapta yanıtını bulacağınız sorular ve ilginç konu başlıklarından bazıları şunlar:
Atatürk alkolik miydi?
Atatürk'ün gerçek hastalığı neydi?
Uygulanan yanlış tedavi, kullanılan ilaçlar ve yan tesirlerinin sorumlulan kim?
Atatürk'ü öldürmek niçin zordu?
Onu kimler, neden ilaç yoluyla zehirlemek istediler?
Atatürk'ü öldürmek için uluslararası, organize olmuş, sistemli ve gizemli bir organizasyon nasıl oluşturuldu? Bu organizasyona kimler dahildi?
Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk'ün Yahudiler ile ilişkisi nasıldı?
Atatürk Sabetaycı mıydı?
Atatürk'ün Türkçe din fikrinin gerçek yüzünü biliyor muyuz?
Gerçek bir dindar olarak Atatürk'ü nasıl tanımlamak gerekir?
Yahudilerin Cumhuriyet dönemindeki lobicilik faaliyetleri nelerdi?
"Kimse Atatürk kadar güzel 'Allah!' diyemez." sözleri kime ait?
Atatürk Beyoğlu'ndaki Vedatas Mason Locasına nasıl götürüldü? Orada neler yapti?
Atatürk'e kimler, ne zaman 33. derece masonluğu teklif ettiler?
Çocuk Esirgeme Kurumu ambleminde görülen Sion Yıldızı Atatürk'e nasıl ulaştırıldı? Atatürk'ün tepkisi ne oldu?
Kimler Atatürk'ün birçok fikir ve davranışlarının masonluğa uygun olduğundan bahsetmiştir?
"Yurtta Barış, Dünyada Barış" bir mason düşüncesi miydi?
Atatürk'ün hizmetçisi Cemal Grada ve eski Van Milletvekili İbrahim Arvas, Atatürk ve masonlar konusunda hatıralarında neler anlattılar?
Atatürk "mason olmuştum" dedi mi?
Masonlar tarafından Atatürk'e "fahri başkanlık" önerildi mi?
"Bir gün bir arkadaşım beni alıp, Beyoğlu'ndaki mason cemiyetine götürdü. Daha ne olduğunu bile anlayamadan kendimi cemiyetin içinde buldum. Mermer merdivenlerden büyük bir salona indik. Orada yüzlerini göremediğim birtakım kişiler vardı. Bizi buyur edip oturttular, kahveler sundular, hal hatır sordular. Orada fazla kalmadık, tekrar merdivenlerle daha da aşağıya indik. Bir öncekinden daha geniş bir salonda bulduk kendimizi. Salonda büyük bir kalabalık toplanmış, kılıçlı bir tören yapılıyordu. Bu işleri daha önceden bildiğini anladığım arkadaşım beni kolumdan tutmuş, durmadan ne yapmam gerektiğini anlatıyordu. Kılıçların arasından geçip, kutsal bir kitaba el bastık. Bütün bunlar olup bittikten sonra dışarı çıktık..." Atatürk bu olayı ne zaman yaşadı?
Kitabı okuduğunuzda, yıllardır merak edilen ve Atatürk'ün mason olup olmadığıyla ilgili çok tartışılan soruların cevaplarını bu kitapta bulacaksınız...
Gül-Haç'ın Kuruluş Gayesi ve Faaliyetleri Tevrat ve İncil Mitleri. Eski Ahitteki Firavunlar Kabbala ve Kabbalaistler, Modern Yahudi Kabalası Yahova (Yahve'nin Gizli Kimliği) Zadok - Essenli'ler - Gnostikler - Haşişiler ve Haçlı Seferleri Din Savaşları'nın Perde Arkası Tarihte Dünya İhtilalleri ve Tek Dünya Hükümeti Projesi İlluminizmin Fransız İhtilali Üzerindeki Etkileri İhtilallerin Finansörleri Dünya'nın İlk Masonik Cumhuriyeti
Bu kitap bilinen Dünya Tarihi'nin aslında bilinmeyen tarihini anlatmaktadır.
Tarih ve toplumun ortak bir sırrı vardır; küçük veya büyük bütün gizli örgütler yaşadıkları toplumları etkiler.
Klasik tarih, gizli örgütlerin ve sırlarının tarihin karanlıkları içinde kalmasını tercih eder. Ama bu görmezlikten gelinen sırlar, tarihin akışı içinde dönüm noktaları ile ilgili olabilir. Çoğu zaman klasik tarihçiler belirli maksatlar ve hedefler uğruna, birçok sırrın açığa çıkmasına mani olurlar.
Gerçekte gizli örgütlerin tarihi bugüne kadar yazılamamıştır ve onu yazmak her türlü insan gücünü aşmaktadır.
Benim bu kitapta yazmayı denediğim şey, tarihin bazı kesitle-
rindeki gizli örgütlerle ilgili konulara dikkatli yorumlarla değinmekle yetinmektir. İnanılmaz global değişikliklere tanık olduğumuz ve daha da olacağımız şu günlerde, günümüzdeki gizli örgütlerin, geçmişteki gizli örgütlerin mirasçısı olduğu gerçeğini unutmamamız gerekir diye düşünüyorum.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 198 1 Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 198 2 "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir. Hz. Câbir (r.a.) 198 3 Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli) Hz. Muaz (r.a.) 198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) 198 5 Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 198 6 Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur. Hz. Enes (r.a.) 198 7 Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir. Hz. İbni Abbas (r.a.) 198 8 Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 198 9 Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 198 10 "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir. Hz. Âişe (r. anha) 198 11 Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor) Hz. Bilal (r.a.) 198 12 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Hz. Ali (r.a.) 198 13 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin. Hz. Enes (r.a.) 198 14 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.) 198 15 Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 198 16 Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.) 198 17 Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.) Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 293 1 Oğullarınızı ve kızlarınızı evlendirin. Kızları altın ve gümüşle süsleyin, ve elbiseleri güzel olsun. Ve kendilerine rağbet edilmesi içinde onlara güzel hediyelerle ihsanda bulunun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 293 3 Kur'an-ı Kerim'i seslerinizle ziynetlendiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 293 4 Bayram namazlarınızı tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle ziynetlendiriniz. Hz. Enes (r.a.) 293 5 Meclislerinizi Bana selat ve selam getirmekle ziynetlendiriniz. Zira Bana selavat getirmeniz kıyamette size nur olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 293 6 Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Hz. Enes (r.a.) 293 7 Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu. Hz. Enes (r.a.) 293 8 Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Hz. Ömer (r.a.) 293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Hz. Ali (r.a.) 293 10 Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Hz Ali (r.a.)
Tabiin'den olan ilim tåliplerinin Hadis ve Sünneti, İslâm Fıkhi-m öğrenmek hususundaki çabaları da, son derecedeydi.
Medine'li Tabiin'in birinet tabakasından Sald b. Müseyyeb (Vefa-1: 103) Bir tek Hadis'l, aramak, bulmak için günler ve geceler bo-yunea yol giderdim demiştir. (189)
Şamh ilim taliplerinden Mekhul (Vefatı: 113) de, ilim elde et-mek için her yeri dolaştığını söylemiştir. (190)
Ibn-1 Sa'd'in (Vefatı: 230), Tabakat'ında isimlerile kayd ettiği Medine'll Tabiin'in birinci tabakası (Doksan bir) kişi idi.
Bunlardan olup ta,
1) Hs. Osman,
2) H. All,
3) Abdurrahman b. Avf,
4) Talha b. Ubeydullah,
5) Zübeyr b. Avvam,
6) Sa'd b. Ebi Vakkas,
7) Übeyy b. Ka'b,
8) Sehl b. Huneyf,
9) Huzeyfe b. Yeman,
10) Zeyd b. Sabit
ve daha başkalarından, Hadis ve Sünnet dinleyip rivayet edenlerin sayısı (Kırk dokuz) idi.
سامع با قد يكى، رعد و برق وساره كم مكناتك خراسى متفقاً او نارك عليه بنده اولوب اونای اتلاف اتمك كون بربرين يارديم يوسوری بونار قارشو او نارك نه با با مقارنی دو سو نگه با شکاری قران كريم (كلما صاء لهم مشوافيه واذا ظلم عليهم قاموا ) جمله سیله، او نارك حيرت دائره سنده تردد مجنده، ناشفين ، وضعتنده، بولارنى توروب بوله دوام يملك كون جزوی بر فرصت تعلم مكن اولد قارين وبرقك ضيا سيله بول كوروندیگی ،زمان دوامند به امید من مذبوحانه بر حرکت کجدول بانکی آدم اند قاري فقط ظلمت بر دنده استیلا انند مکنده دارنده انجماد اتم کی بر وضعیتیده
قالد قارينه اشار تله جواب ويرمشدر.
سامع بود وضعیتی کورونجه شواله کاری و دیدی بو قدر تغذی بار آکنده از یا حکومه ایسر، بر دیور تولوب کیم کاری و یا خود بتون بتون صاغير و کور او له لاری داها یی د امیدر؟ دیه صوردی، قرآن کریم (وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ) جمله سيله، ونارك تولوم ايله عذابين واضطر بعينه فور توظفه استحقا قارى يوقدر. بونك ايجون مشيئت الهية او نارك تولومنه تعلقه ایتم مشور تعلق این ایدی، کوزلرینی کور، قولا قارینی صاغر ایمگه تعلق ایدردی. بوداده تعلمه اینم پور . چونکه قانون الهيده خارج قالان بوكي بدبختارك كوزلری، قور قاری دائما صاغ قالین که، غذا بابری ايشتكون و عقر بالري كور مكدن ذوقه السينار. یعنی تیره سینهای دیده سامعه
جواب و بر مشدد.
موكره بو قصه نك احتوا ایتدیگی عظمت و قدرت الهیه ایله جناب حقل عموم مانده تعترف صاحبي او لدیفی [ و بالخاصه آثار قدر تند نه رعد، برجه، سحاب معجزه لريك كورو غم ایله تا سا معجم تحقق المديحه كائنات، هيبتك بر تجليسي وبو مصيبتار ده غضبنك به قهرى اولان ذاتك قدرتی نه قدر بيوكرر ! سبحان الله ! دبيه تسبیحاته با شلا شد. قرآن کریم ده اوني تصديقاً
(إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْء قَدِيرٌ ) ديد..
مذکور ایران احتوا ایتدیگی جمله لرك هیئت رنده کی منا ستاره کانجہ: (او گھیب ) ده کی (او) سفلی و غیر سفلی، منافقارك ايکى قسم منقسم اولد قارينه اشار تدر. و هرا یکی میدان به برخیز مناسب اولديغنه و منافقارك حالنه او يفون بولو ندیفنه رمزور و آر الرنده مشابهتك بولوغي
Sami baktı ki, ta'd ve berk vestre gibi kamitm ecaan miltterikan onların aleyhinde olup onlan alif ennek tin birbirine yardım ediyorlar Bunlara
kam conlarım ne yapacaklarım düşunmeye baبلخ Kur'an't Kerim
Aimlesiyle, onların hayrer dairesinde,
tereddüd içinde, saskın bir vaziyette, yollarm gorup olduklarına, ve berkin ziyasıyla yol gorunduğu zaman, devamından ümidsiz, mezbühåne bir harekete goyerck yola devam etmek için cüz't hir fusat beklemekte bir iki adım attıklarıma, fakat zulmet birden bire istili
ettiğinde yerlerinde incimad etmis gibi bu vaziyette kaldıklarına isaretle cevab vermistis
Sami' bu vaziyeti görünce sulle geldi ve dedi "Bu kadar ta'zibler altında ezilmekten ise, birden bite olup gitmeleri veyahud bütün bütün sağır ve kör
olmaları daha iyi değil midir?" diye sordu. Kur'ân-ı Kerim ولو شاء الله الذهب يستحية والسارية cumlesiyle,
"Onların ölüm ile azabdan ve ızdırabtan
kurtulmaya istihkäkları yoktur. Bunun için meslett Ilahiye onların ölümüne taalluk etmemiştir. Taalluk etse idi, gözlerini kör, kulaklarım sağır etmeye taalluk ederdi. Buna da taalluk etmiyor. Çünki kanun-u llähiden hårıç kalan bu gibi bedbahtlarım gözleri, kulakları daima sağ kalsın ki, azabları işitmekten ve akrebleri görmekten zevk
alsınlar. Yani titresinler" diye såmia
cevab vermiştir.
Sonra bu kıssanın ihtiva ettiği azamet ve kudret-i
Ilahiye ile Cenâb-ı Hakk'ın umum käinåtta tasarruf
sahibi olduğu ve bilhassa åsar-ı kudretinden ra'd, berk, sehåb mucizelerinin görünmesi ile- sâmi'ce tahakkuk edince, "Käinât, heybetinin bir tecellisi ve bu musibetler de gazabının bir kahrı olan zâtın kudreti
ne kadar büyüktür! سبحان الله " diye tesbihåta başlamıştır.
Kur'ân-ı Kerim de onu tasdiken
.demiştir إلى الله على كل شي قدير
Mezkůr åyetin ihtiva ettiği cümlelerin hey'etlerindeki münasebetlere gelince: أو كيب deki )آز(
süfli ve gayr-i süfli, münafıkların iki kısma münkasım
olduklarına işarettir. Ve her iki temsilin birbirine münasib olduğuna ve münafıkların hâline uygun bulun duğuna remizdir. Ve aralarında müşåbehetin bulunması
birinin "Kanunu olabilir. İşte bu kanun da ancak peygamberler aracılığıyla insanlara getirilen semavi-din kitaplarıdır. (Nursi 1978, 93)
Said Nursi bu kanunun insanlara doğru bir şekilde ancak peygamberler aracılığı ile ulaşabileceğini de savunmaktadır "Evet, nasıl ki novamis-i hikmet, desátir-i hükümetten müs tagni değildir. Öyle de, vicdana hakim olan kavanin-i şeriat ve fazilete esodd-i ihtiyaçla muhtaçtır. Iste, şöyle mevhume olan meleke-i tâdil-i ahlak, kuva-vi selasevi hikmet ve iffet ve seca-atta muhafaza etmesine kafi değildir. Binaenaleyh insan bizza-rure vicdan ve tabiatlara müessir ve nafiz olan mizan-1 adalet. i İlahiye'yi tutacak bir Nebi'ye muhtaçtır." (Nursi, 1977, 125)
2004
Bütün toplumlara gönderilen dini emirlerin ve ahlak kural-larının tümünün aynı olmamakla beraber, temel ilkelerde bir-lik olduğu görülür. Böylece hem temel referanstan uzaklaşıl-ması engellenirken, aynı zamanda insanlara cüz'i irade sayesin-de bağışlanan seçme ve karar verme özgürlüğü de onu diğer canlı varlıklardan ayırmakta, böylece tarihsel süreç içinde fer-di ve toplumsal değişmeyle, tekamüle yol vermektedir. Böyle-ce insan ile Yaratıcı'sı arasında kurulan bu bağ, statik ve deter-mine bir bağ olmaktan çıkmaktadır. İbadet ve ahlak güzelliği i-le sürekli yenilenen bir iman tazeleme süreci olmaktadır. Hat-ta insan ruhunun ahlâki duyuşuyla, ibadet ve dua vasıtasıyla sürekli beslenmesi gerekir ki bu dinamik bağ devamlı olabilsin. İbadet ile dua, imani ve ahlâki duyuşu hem canlı tutar, hem de sürekli tekamül ettirir. Kamil (erdemli) insan olmanın yolu da budur. Belki de bu sırdandır ki, Hz. Muhammed, Allah'a en ya-kın ve sevgili bir kul olmasına rağmen, geceleri saatlerce iba-det etmekteydi.
a
Said Nursi, insandaki üç temel duygunun arasındaki ilişki-nin kurulmasında ibadete de önemli bir rol vermektedir. Ona göre insandaki duyguların inkişafını sağlayan duyguların ahlak ve ibadet ile ilişkisi hakkında şunları söyler: "İnsan, bütün hay-vanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acib ve latif bir mizac Ile yaratılmıştır. O mizac yüzünden, insanda çeşit çeşit meyil-ler, arzular meydana gelmiştir.....
Fakat insandaki kuvve-i şeheviyye, kuvve-i gadabiyye, kuv-ve-i akliyye Sani tarafından tahdid edilmediğinden ve insanın cüzi ihtiyarisiyle terakkisini temin etmek icin bu kuvvetler ba-şı boş bırakıldığından, muamelatta zulüm ve tecavüzler vuku-a gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-i insaniyye, çalış-
malarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. bir akla ihtiyaç vardır ki, fertler o külli akıldan istifade etsinler. Lakin her ferdin aklı, adaleti idraktan aciz olduğundan, külli Öyle bir külli akıl ancak kanun şeklinde olur. O kanun da an-bir merci, bir sahip lazımdır. O merci ve o sahip de ancak pey-cak Kur'an'dır. Onun tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek gamberdir... Sonra, Cenab-ı Hakkın emirlerine ve nehiylerine i-taat ve inkivadı tesis ve temin etmek için, Saniin azametini zi-hinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır. Bu tesbit de, ancak aka-lerin takviye ve inkişaf ettirilmesi, ancak tekrar ile teceddüd e-id ile yani ahkam-ı imaniyenin tecellisiyle olur. İmani hüküm-den ibadetle olur." (Nursi, 1978, 92-93)
Said Nursi bu konu ile ilgili olarak, İsarat'ül-İcaz adlı eserin-de, Fatiha suresinin "sırat el- müstakim..." ayetini yorumlarken şunlar söylemektedir: "Tagayyür, inkılap ve felaketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskan edilen ruhun yaşayabil-mesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin, birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye, ikin-cisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye, üçüncü-sü, nef ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-¡ akliye-i melekiyedir.
Lakin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir niha-yet tayin edilmişse de, fitraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin her birisi, tefrit, vasat, ifrat namıyla üç merte-beye ayrılırlar. Mesela, kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki, ne helale ve ne de harama şehveti, iştihası yok-tur. İfrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları payimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helaline şehveti var, harama yoktur.
İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve ko-nuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.
Ve keza, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvür-dür ki, ne maddi ve ne manevi hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviye-si için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.
Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hak-kı batıl, batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zeka-
bilgi srurları dışında kalan 2 bilinmeyen geç gayb : 1 gizli olan, görülmeyen insanın miş ve gelecekteki olaylar ve gerçekler
gaybet 1 قیست kaybolma, ortada bulunma içinde kaybolma ma 2 bir şeyin başka bir şey burim lahan dan hoşlanmayacağı sözler söyleme ma.2
gaybi (ye) gaybla ilgili, görünmeyen ve bilinmeyenle ilgili, bilinmeyen geçmiş ve ge lecek zamana ait
gaybi-yi asumani 1: غیبی اسمانیAllah'ım (c.c.( bildiği ve ancak O'nun tarafından bir kısmi bildirilen gizli gerçeklerle ilgili, 2 göklerin bi-linmezlikleri ile ilgili
gayb-asina 1 : غيب آشنا gaybi bilen, gaybdan haberi olan 2 gelecekten veya ahiretten habe ri olan. (bak. gayb)
gayb-bin غیب میں : gaybi gören geleçekten ha-ber veren
gayb-ül gayb غيب الغيب : bilinmezin bilinmezi, gizlinin gizlisi, bilinmezden de ötede gizli ve bilinmez olan, Allah'ın (c.c.) ilminde bulunan
gaybet 1 : غیبت kaybolma, ortada bulunmama 2.bir şeyin başka bir şey içinde kaybolması, görünmez olması 4.gıybet, birinin arkasın-dan hoşlanmayacağı sözler söyleme
gaybiyane غيانه : gaybi şekilde, insan bilgisi-nin ulaşamayacağı tarzda
gaybiyat غیبات : insanın kendi bilme gücü ile ulaşamadığı geçmiş, gelecek ve manevi ger-çekler ve olaylar
gaybubet 1 : غيبوبت.göz önünde olmama, göz-den ırak olma 2.bilinmez ve görünmez olma
gaye 1 : غابه.maksat, amaç, hedef 2.sonuç
gaye-i aksa غاية اقصى : en yüksek gaye, en son gâye, en son hedef
gaye-i beka غاية بقاء : ebedi yaşama isteği ve gâyesi
gaye-i cihazat غاية جهازات : organ ve donanımla rın gåye ve faydası
gaye-l cüziye غاية جزء به : küçük ve önemsiz gâye ve fayda
gaye-i dünya غاية دنيا : dünyanın yaradılış gå-yesi
gaye-l emel غابة امل : çok istenen ve umulan gâye
gaye-i fitrat عاية فطرت : yaradılış gayeni
gâye-i hakiki (y( غاية حقيقيه gercek gaye, gelip
geçici olmayan gâye
gaye harb غاية حرب : savaşın gayesi
gaye-i hareket غاية حركت : hareket ve çalışma
daki gâye
gaye-i hayal غاية حيال : hayal edilen gaye, ideal
gaye hayat غاية حيات : yaşamadakı gaye
gaye-i hilkat عاية خلقت : yaradılıştaki gaye
gaye-l himmet 1 : عاية همت çalışmadaki gaye 2. yardım ve koruma gâyesi
gaye-i ibadet غاية عبادت : ibadetteki gaye, iba dette gözetilen gaye
gaye-lidhal غاية ادخال : konma ve veriş gayesi
gaye-l ilmiye غاية علميه : ilimdeki gaye
gaye-i insaniyet غاية انسانیت : insanlık gayesi, insanlık dünyasının esas amacı ve hedefi
gaye-i kemal غاية كمال : gelişme ve olgunlaşma
nın son noktası en son derecesi
gaye-i maksad غاية مقصد : esas ulaşılmak iste nen gâye
gâye-i mevt غاية موت : ölüm gayesi, ölüme gö türen gaye
gaye-i ubudiyet غاية عبوديت : kulluk ve ibadet teki gaye
gâye-i vücud غاية وجود : varolus gayesi
gaye yegane غاية يكانه : yegane gaye, tek ve biricik gâye
الدرس السابع والحسون في المشاورة والنصيحة والاستخارة
١ - ٢ قال الله تعالى ، وشاورهم في الأمر، وقال تعالى : وأمرهم سوريا بينهم .
ELLIYRDINCI DERS
MÜŞAVERE, NASIHAT VE ISTIHARE
1) Allah Taala şöyle buyurdu:
-alyte ontaria müşavere et Ve şöyle buyurdus
2) eşleri, aralarında müşavere lle olur..
Yukarıda geçen iki Ayet-i Kerime de, bize müşaverenin gerekli oldu-
unu anlatmaktadır. ALIIMIRAM suresinin 150 ve ŞURA suresinin 38. Ayetlerinden.
و روى مسلم عن تميم الدارى أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : الدين النصيحة ، قلنا لمن يا رسول الله ؟ قال : الله ولكِتابِه وَلِرَسُولِهِ وَالأُمَّةِ المُندِينَ وَعَامتهم.
3) TEMİMİ DARİ'den ra. nakden MÜSLİM rivayet ediyor:
Peygamber S.A. şöyle buyurdur
«Din nasihattir..»
- Kim İçin ya Resûlellah?..
Deyince, şöyle buyurdut
-«Allah için, kitabı İçin, peygamberi için, müslümanların İmam-ları için ve hepsi için..»
Burada nasihatın manåsı: Daima hakkı ve hakikatı söylemek ve iyl-liğe yönelmektir..
Ravilerin menkıbeal, 5. ve 525. Hadis-i şerifto..
وروى الشيخان من جرير البجلي قال : تباينت رسول الله صلى الله عليه وسلم على الصلاة وإيتاء الزكاة ؛ والنصح لكل مسلم .
٤
4) CERİR-İ BECELİ'den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet ediyorı
Nitekim bir muallak kandilin ipini keamek kandilin yere diusun de kırılmasına sebebi mufili olmakla ipi kesen kimse mubagereten ipi telef etmiş ve tesebbüben kandili karmuş olur
Kezalik bir kimse bir tulumu gak edip de içindeki yağ akıp te lef olsa of kimse mubagereten tulumu ve tesebbüben yağı itlaf et miş olur
MADDE 889 Tekaddum, mazarvata melhidsanın def ve trolest için evvelce tenbih ve tavsiye etmekdir
BABI EVVEL
Gasb hakkında olup itę fash havidir
FASLI EVVEL
Gaab'ın ahkamı beyanındadır.
MADDE 890 Malı mağsüb aynen mevend ise mekânı gasbda sa-hibine red ve teslimi lazımdır. Ve sahibi başka beldede ğasıba te sadüf edip de malı mağsüb daki yanında olduğu halde sahibi di lerse mahm orada istirdad eyler. Eğer mekânı ğasbda teslimini isterse meûnet-i reddi ve mesarif-i nakliyyesi ğasıb üzerinedir.
MADDE 891 Mal-ı mağsübu ğasıb istihlák ettikde zamin olması lazım geldiği gibi gerek anın teaddisi ile ve gerek bila teaddi telef ya zayi olduğu takdirde dahi zamin olur.
Şöyle ki kıyemiyyatdan ise zaman ve mekân-ı gasbdaki kıyme tini ve misliyatdan ise mislini vermesi lazım gelir.
MADDE 892 Gasıb mekânı ğasıda ayn-ı mağsübu sahibine red ve teslim ettikde zamandan beri olur.
MADDE 893 Gasıb ayn-ı mağsübu sahibi ahz edebilecek suretde önüne vaz'ettikde hakikaten kabz bulunmasa bile mağsübu red et-miş olur; amma telef olan mağsübun kıymetini sahibinin önüne, vaz eylese hakikaten kabz olunmadıkça zamandan beri olmaz.
MADDE 894 Ayn-ı mağsübu ğasıb bir mahall-i mahûfda sahi-bine teslim etse kabul etmemeğe hakkı vardır ve ğasıb bu suretde zamandan beri olmaz.
tirir. MADDE 895 Gasıb telef olan malı mağsübun kıymetini sahibi-ne götürüp de kabul etmese hâkime müracaat le kabulünü emret
MADDE 896 Mağsüb-un-minh sabi olduğu halde ğasıb ana mağ-sabu reddettikde sabi-i mümeyyiz olup da malı hifza ehil ise reddi sahih olur, değilse sahih olmaz.
MADDE 897 Mağsübun meyva olup da ğasıb indinde kurumak gibi hali teğayyür eyler ise sahibi muhayyerdir, dilerse mağsübu aynen istirdad eyler ve dilerse tazmin ettirir.
MADDE 898 Gasıb eğer kendi malından bir şey ziyadesi ile mağ-sübun bazı evsafını tağyir ederse mağsüb-ün-minh muhayyerdir; di-lerse ol mağsübu tazmin ettirir ve dilerse ol ziyadenin kıymetini verip aynen istirdad eyler.
Mesela, mağsüb olan bezi ğâsıb boyamış olsa sahibi muhayyer-dir; diler ise bezini tazmin ettirir ve diler ise boyanın bahasını ve-rip aynen bezi istirdad eyler.
MADDE 899 Gasıb eğer mal-ı mağsübu ismi değişecek suretde tağyir ederse zâmin olur ve ol mal kendine kalır.
Meselâ, mağsüb buğday olup da ğâsıb anı un ederse zâmin olup un anın malı olur. Nitekim bir kimse diğerin buğdayını ğası ile kendi tarlasına zer' etse buğdayı zâmin olup mahsul kendisinin olur.
MADDE 900 Ba'd-el-ğasb mağsübun si'r ve kıymeti tenakus etse sahibi am almayıp da zaman-ı ğasbdaki kıymetini mutalebe edemez.
Amma ğasıbın isti'mali ile mağsübun kıymetine noksan gelse zâman lâzım gelir.
Meselâ, bir kimsenin ğasb eylediği hayvan zebûn olsa anı sahi-bine reddettikde noksan kıymetini dahi zâmin olur.
Kezalik bir kimse ğasb eylediği elbiseyi yırtmakla kıymetine noksan geldikde eğer noksan yesîr ise ya'ni mağsübun rubu' kıy-metine baliğ değilse ğasıb anın noksan kıymetini zâmin olur. Ve eğer noksan fahiş ise ya'ni mağsübun rubu' kıymetine müsavi veya-hut ezyed ise mağsûb-un-minh muhayyerdir. Dilerse noksan kıyme-tini tazmin ettirir ve dilerse ol malı ğâsıba terk ile tamam kıyme-tini alır.
MADDE 901 İzale-i tasarrufda ğasba müsavi olan hal ve key-fiyyet hükmen ğasb kabilinden addolunur. Nitekim müstevda ve-diayı inkâr etse ğâsıb hükmünde olur ve andan sonra yedinde vedia bilâteaddi telef olsa zâmin olur.
MADDE 902 Bir dağ üzerindeki bahçe ile beraber alt tarafın-daki diğer bir bahçe üzerine yıkılıp düşmek gibi bir veçhile min gayri kasdin bir kimsenin mülkü yedinden çıksa kıymetçe ekalli ek-
Babamın senedi ile rivayet ettiği bir hadise göre Enes b. Malik şöyle anlatıyor:
"Bir ara Resulullah (sav) ile birlikte otururken o, şöyle dedi:
"Biraz sonra yanınıza cennet ehlinden biri gelecek, onun sakalların-dan abdest suyu damlamakta' ve ayakkabıları sol tarafındadır."
Resulullah (sav)'in tarif ettiği bu özelliklere sahip olan biri gelip se lam verdikten sonra aramıza oturdu. Ertesi gün Resulullah (sav) aynı söz leri söyledi ve biraz sonra aynı kişi gelip aramıza oturdu. Üçüncü gün aynı olay tekrarlandı.
Adam kalkıp giderken Abdullah b. Amr b. As yanına varıp onunla birlikte çıktı ve ona şöyle dedi:
Babamla aramızda bir tartışma meydana geldi ve ben üç gece eve uğ ramayacağıma yemin ettim. Beni evinde misafir etmeyi kabul edersen seninle gelmek istiyorum.
gitti. Adamın "evet" demesi üzerine Abdullah b. Amr b. Ås onunla evine
Enes b. Malik diyor ki:
Abdullh b. Amr b. Ās, o gece yaşadıklarını şöyle anlattı:
Cennet ehlinden olan ev sahibi sabaha kadar ibadet için hiç kalkma-dı. Ancak yatağında sağa sola dönerken Allah'ı zikredip tekbir getiriyordu. Sabah kalkıncaya kadar bu böyle devam etti. Sabah olunca güzelce abdestini alıp namazını kıldı ve kahvaltı yaptık. Yani oruç da tutmuyordu.
Abdullah b. Amr b. Ās sözlerine devamla şöyle dedi:
Onu tam üç gece izledim ama ilk gece yaptığından farklı bir şey yap-tığını görmedim. Ancak kendisinden hayırdan başka söz de işitmedim.
Üç gün dolduğunda yaptığı amelleri küçümseyerek ona dedim ki:
Babamla benim aramda bir anlaşmazlık yoktu. Ben sana bu se-beple misafir olmadım. Asıl sana misafir olmamın sebebi şudur:
Resûlüllah (sav)'in üç gün aynı mecliste şöyle dediğini işittim: "Aranıza cennetliklerden biri gelecek."
Bu sözün söylenmesinden sonra sen geldin. Ben de bu sebeple senin-le beraber olmak istedim ki, hangi amelleri yaparak cenneti kazandığını göreyim bende bu amellerde sana tabi olayım. Fakat doğrusu şaşırdım.
Zira sen çok fazla amelle meşgul değilsin. Peki, seni bu dereceye ulaştıran amel nedir?
Cennetlik olan adam şöyle dedi:
Gördüklerin dışında bir amelim yoktur.
Bunun üzerine ben çıkıp gidiyordum ki, beni çağırıp, şunları söyledi:
Gördüğün şeylerden başka bir amelim yoktur. Ancak hiçbir Müs-lüman'a karşı içimde bir kötülük bulunmadığı gibi, Allah'ın verdiği bir İyilik sebebiyle hiçbir kişiye kıskançlık beslemem.
Bu son sözleri işitince ona şöyle dedim:
İşte sana cenneti kazandıran ve bizim yapmaya muvaffak olama-dığımız şey bu olsa gerektir.""
Bilge kişilerden biri şöyle diyor:
Kıskanç olan kimse şu beş hususta Rabbi olan Allah ile mücadele içindedir.
1. Başkasında bulunan her nimete kin ve öfkelidir.
2. Kısmetine razı olmaz. Yani, adeta Allah'a kendi payına niye bu kadar düştüğünün hesabını sorar.
3. Allah'ın lütfunda cimrilik yapar. Zira insanlara verilen nimetler Allah'ın onlara bir lütfudur. Kıskanç kişi bunları fazla görerek Allah'ın lütfu hususunda cimrilik yapmış olur.
4. Allah dostlarını aşağılar. Çünkü kıskançlar onların ellerinde bulunan nimetlerin yok olmasını istemektedirler.
5. Kendi düşmanına yani iblis'e (şeytan) yardım etmiş olur.
Denilir ki:
Kıskançlık yapan, meclislerde ancak kınama ve aşağılanma görür. Meleklerden lanet ve öfke görür. Yalnız kaldığında gam ve kederi artar. Ölürken sıkıntı ve korkusu artar. Kıyamet günü mahşerde rezillik ve fela-ket görür. Cehennemde ise ancak yanma ve sıcaklık bulur.
وحداني Vicdani (Vicdaniyye) Vic-dania, kalbi his ile ilgili. Kendinden geçip dal-makla ligill.
وحدانيات VICDANİYYAT: Vicdanlılık. lar. Vicdana ait hususlyetier ve hister.
('tem eyyühel aziz! hasenatın hayatı niyet liedir, Fesadı da ucub, rlyä Hayrat ve ve gösteris lledir. Ve fitri olarak vicdanda suur lie bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, İkinci bir şuur ve niyet ile inkită bulur.
Nasıl ki amellerin hayatı niyet lledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fitri ahvälin ölümüdür. Mese-lá: Tevazua niyet, onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izale eder, feraha niyet onu uçurur, gan ve ke-dere niyet onu tahfif eder. Ve håkeza kıyas et. Μ.Ν.)
وجدان ہوں Vicdan-suz: f. Acı ve keder ve-ren, kalb yakan, vicdanen çok iztirab verici.
VIDAD: Dostluk. Sevmek. Muhabbet. Dost ve muhib. Her şeye muhabbeti olan.
sevgi. VIDD: Muhabbet, dostluk,
وفالت
VIFADET: Elçilik,
وقال VIFAK: Dostça bir fikir üze
rinde birleşmek. Samimi anlaşmak. Barış. Uy-gunluk.
diler, Uçurumlar. وهاد VIHAD (Vehd. C.) Derin va-
وحام VIHAM (Vahim. C.) Vahim
olan şeyler.
leşme. Cimă, Savaş, harb. وفاء VIKA': Cinsi münasebet. Çift-
وكا VIKA': (C: Evkiye) Kırba ve
tulum ağzını bağladıkları nesne.
VIKA (Veka) Kendi ile bir şey sakianan nesne.
وقاف VIKAF: Tevakkuf etmek, vá-kıf olmak, durmak.
lanı. وقاحت
وكاف VİKAF: Eşek semeri ve pa-
VİKAHAT: (Bak: Vakahat)
وكال VIKAL (Vekäl): Devamlı di-ğer davarların ardına kalan davar.
وقايه VİKAYE: Koruma. Koruyu-culuk. Sahib olma. Arka çıkma. Kayırma. Herhangi bir hastalık İçin, önleyici tedbir alma. Tib:
air cismin bir santimetre küp hacimindeki parçası-ağırlığı. Edb: Nazmın veya kelimenin belll ka-aplarından her biri. Nazmın ahenk ölçüsü .
VEZNE: Tartı. Terazi. Tartı
ورج vert. Eskiden altun ve gümüş paralar sayı lie olduğu alol tartıyla da alınıp verildiği için bu tabir meyda-geimistir, Para alinip verilen yer manasında da llanılır. Devlet daireleri ile büyük müesseselerde para alıp veren memura Veznedar denir. Barut
yuvası. Bir teskilata alt parayı alıp veren memur.
و ربدار
Veznedar: f. Vezne memuru.
Tartilan sey. وری
وربيات
Vezni: Vezinie ligill, vezne alt.
Vezniyyat: Tartılan şeyler.
VEZR: Nuriu etmek, ışıklan-
ورد ermak. Kaftan eteğine birsey koyup götürmek.
و روان
دروزه
VEZVAZ: Hafif, zarif kim se.
VEZVEZE: Sür'atle sıçramak.
ود به
وقی
وراق
VEZYE: Ayıp. Soğuk.
VEZZAN (Vezn. den) Tar-
un, vezneden, Kantarci. وران
VIKR: (C.: Evkar) Ağır yük.
Çok su taşıyan bulut. وفر
VIKY: Hifzetmek, korumak.
VIRAK (Varak. C.) Yaprak-
ar
VIRAT (Verta. C.) Vartalar,
ورام curumlar, çukurlar. Halll güç, içinden çıkılması zor olan Ister.
وصر iclll. Ahd, söz, yemin.
VISR: Hüccet, delil, Kadı
وضاع ma, uygun görme.
VITA': Razı olma, rıza göster-
وطاله
VITAE: Ayak basmak,
ماء eir şey konulabllen zarf.
VIA: (C.: Eviye) Kab, Içine
وعاطه
Vlaiyyet: Kab halinde olma.
وجاع
VICA': Ağrılar, sızılar.
VIATA: (C: Viat) Sarı gül.
VICA: Hayvanı burma, İğdiş
itme. وجاء VICAH (Vech. den) Yüz yü ze gelmek. Yüzleşmek.
yüze gelerek. رجاها
Vicahen: Yüzüne karşı. Yüz
alan, karşılıklı olan. رجاعی
Vicāhí: (Vicáhlyye) Yüzyüze
VICAR (C.: Vücur Evcire)
وحان Sel suyunun oyduğu yer. Arslan ve kurt gibi vah-
si hayvanların yatağı. İn.
وجد
VICD: Zenginlik. Gınā.
VİCDAN: Insanın içindeki
وجدان lylyl kötüden ayırabilen ve lyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevi his. Ken-dinden geçme, dalma. Bir şeyi bir hälde görme, bulma, Duyma, duygu. Inanc. Suur, Batin ile Hakkı tanımak. * Din.
(Vicdanın anasır-ı erbaası ve ruhun dört ha-vasti olan Irade, zihin, his, latife-l Rabbaniye, her-dir. Zihnin ma'rifetullahdır. Hissin muhabbetullah-birinin bir gayat-ül gayatı var: Iradenin ibadetullah-du. Latifenin müsahedetullahtır. Takva denilen Ibadet-i kamile dördünü tazammun eder. Serlat sunları hem tenmiye, hem tehzib, hem bu gayat-ü gayåta sevkeder. H.)
VEYL: Vay haline, yazik, te taket, hüzün ve hostan. Cehennemde bir cukuri mi veya Cehennemin bir kapısına bu isim verilmis tir. Vald, tehdid makamında kullanılan azali hali mesidir.
وياه
VEYLE: Kustahik razillik,
VEYN Kara üzüm,
Oveys-el Karani)
VEYSEL KARANI (tak)
mizacı kimse,
VEZ' Hulku kati olan. Sert
VEZ (C: Evza) Hapsetmek,
Engel olmak, men'etmek. Islah etmek, veril yerince etmek, düzeltmek, Topluluk, cemaat.
kimso.
VEZA: Tıknaz, topaç, bodur
VEZAN f. "Olmak" yardımcı filllyle birlikte kullanılır ve "esen, esici" anlamları na gelir.
ورات
VEZANET Fikir ve görüş isa
beti, Ölçülü olma.
Vezanet-i efkar Düşüncelerin
Isabeti,
درای
VEZANI : f. Esinti zamanı, VEZARET (Vizaret) Vezir.
lik. Basvekilik,
وراه
VEZB Su gibi akma.
VEZEGA Bir cins büyük
keler,
VEZEN: Yürürken sallanmak,
VEZER: Sarp dag. SIĞINI
lacak yer, Kale, Hisar. Gahib olmak,
VEZF Evmek, acele etmek.
VEZIDEN: 1. Yel esmek, A.
ilmak, sıçramak,
VEZIF:Evmek, acele etmek VEZİLE: (C. Vezail) Cilalı,
parlak para. Parlak madeni ayna.
ورم VEZİM: Sebzevat bağı. Ku
rumus ot.
VEZIME: Hediye.
VEZIN: Hamur yapılmış ebu.
cehit karpuzu, Asil, Sabit. VEZİR: Osmanlı Devleti za
manında en yüksek mülkiye rütbelerine ulaşmış pa sa. Hükümdar vekili, Padişahın yakınlarından ve onun yükünü üzerine alanlardan, mülkün idaresinde fikir ve tedbir ile meded ve yardım eden. Bu tabir "Vizr" kelimesinden gelir, "Vezr" kelimesinden alınsa; "halkın sığınağı" demek olur. Büyük düstur sahibi veya mühür sahibi kabul edilir, Osmanlı dev letinde en büyük, mülkiyede en birinci mertebe ola rak kabul edilmistir. Muavin ve muin manalarina da gelir.
olan birinci vezir, Sadrāzam. Başvekil. Vezir-l a'zam: Padişahın vekill
bir halde, su tedai-yl efkår seni tutup en uzak ma-läyäniyat rezileye sevkeder. Meselá: Ayinenin Icindeki yılanın timsall ısırmaz. Ateşin misali yakmaz, Ve necäsetin görünmesi ayineyi telvis etmez, M.N.)
runtulu.
Vesvesedår f. Vesveseli, ku-
bih edåtı.)
ماه پیش
mak.
وشق
lamak. Karışmak.
وشل
وش VES: 1. Gibi (mänäsına tes-
Mah-ves: Ay gibi.
VES: Bir şeyin üstüne çık
VESAK: Dağ köpeği.
VESB: Ayıplamak. VESC: Yaralamak. Parça-
وشته
وشح
VESEL: Az su.
وشقان
VESELAN: Suyun akışı.
VESI (C: Veşäyi) Bezlerde
olan yol yol alaca. Sümâme otundan yapılan ha-Sir. Ağaclardan kuruyup düşen nesne. Giril-memesi için bahçe ve bostanların çevresine dikilen ağaç veya konan diken.
وقيع
VESI: Az nesne.
VESIA (C: Veşayı) Cstüne
İplik sardıkları ağaç. Tarikat.
وليح VESIC : (C: Veşăyic) Süngü
ağacı.
VESICE: Lif. Ağaç kökü.
ru et.
VEŞİK (A): (C: Veşâyık) Ku-
Düşmanlık.
VEŞİME Şer, kötülük.
وشيعه
VESIZE: (C: Veşayız) Kırık
kemik parçası.
وشيق
وشيه
وشق
VESK: Yaralamak. Parça-
lamak,
وشك VESK (Vişåk): Evmek, acele
etmek, sür'at.
وشكان
VEŞKAN: Hızlı ve aceleci
kimse.
وشل
VEŞL: Az miktarda olan su.
VESM: Iğne lle kan çıkarmak
suretiyle vücudda yapılan damga,isaret.
وشبه
VESME: Yağmur tanesi.
VESŞEMSİ SURESİ K. Ke-
والشين سوره می rimin 91. Suresidir. Suret-üş Şems de denir. Mek-
ke-i Mükerremede nazil olmuştur.
وقت
وشواش
VEST: 1. Güzel.
VESVAS Hafif hål, Hafif
adam.
وشوت
VESVESE: Hafiflik. Kırış
وشی
mırış olmak.
VESY: Elbiseyi güzel nakış-
lamak, süslemek. Geceleyin devamlı tefekkür ve mütaläa etmek..
Bir çeşit elbise.
Nesil ve zürriyet. Çoğalma.
darlaştırmak.
وسط
VESZ: Kırmak. Dar etmek,
ler, yollar.
وتاثر VETAIR: (Vetire. C.) Meslek-
وت Edb: Aruzda üç harfden mey-kazık. Demir mih.
dana gelen nazım.
VETED: Cadır kazığı. Ağac
VETER: Yayın çilesi. Ip ve وتر kiriş. Bir kavsın iki ucu arasına çekilen doğru cizgi. Kasları hareket ettiren kalın sinir.
VETIN: Kalb damarı. Şah da-وتين mari. Siryan ekber. Bel kemiği İlİğİ.
Cifir ilmiyle alakalı delilleri Bediüzzaman şöyle açıklıyor:
"Bu hesab ebcedi makbul ve umumi bir düstur-u ilmi ve bir kanun-u odds olduğuna deliller pek çoktur. Burada valnız dört beş tanesini nümune için beyan ede ceğiz."
6.2.1 Hurüf-u Mukatta'a
İşarî tefsirin ve ebced hesabının kullanılışının yoğun olarak göruldüğ yerlerden biri Hurûf-u Mukatta'adır. Taberi, Arap dili bilginlerinin Hurûf-u Mukatta avı sadece alfabe harflerinden ibaret görmelerini doğru bulmayarak şöyle der: "Hurûf-u Mukatta'ayı, "Bu Kitab'ın bütün harflerinde şüphe yoktur şeklinde yorumlamak yanlıştır, çünkü bu, sahabe, tabiûn ve onlardan sonra gelen tefsir ve te'vil otoritelerinin görüşüne aykırıdır."2 İbn-i Atiyye, çoğun luk âlimlerin (cumhur), sûre başlarında yer alan Hurûf-u Mukatta'anın bir ta kım mânâlar ihtiva ettiği görüşünde olduğunu kaydeder³, Bedruddin ez-Zer-keşi, de aynı görüşe meyledip der ki: Bu konuda farklı iki görüş vardır:
Birincisi: Bunlar, gizli bir ilim, kapalı bir sır olup bilgisi Allah'a mahsus-tur. Fahreddin Râzî, Kelâmcıların bu görüşü kabul etmeyip şöyle dediklerini nakleder. "Allah'ın Kitabı'nda, insanların anlamadığı hususların bulunması caiz olmaz; çünkü Allah Teâlâ, Kur'ân üzerinde iyiden iyiye düşünülmesini ve O'ndan ahkâm istinbâtını emretmiştir."
İkincisi: Hurüf-u Mukatta anın muradı bilinmektedir. Bu konuda, uzak veya yakın yirmiden fazla görüş olmakla birlikte şu görüş, birincisini de kap-samakta ve onu açıklamaktadır. "Allah'ın her kitapta bir sırrı vardır. O'nun Kur'ân'daki sırrı ise, bazı sûrelerin başında gelen Hurûf-u Mukatta'adır". İbn-i Faris şöyle der: Sanırım, bu sözü söyleyen şunu kastetmiştir: "O sır, Allah'tan ve ilimde ileri gidenlerden başkasının bilemeyeceği sırlardandır."4 Hurûf-u
1983, c. 1, sh. 856-858. Mehmed Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I-III, İstanbul
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, sh. 95 vd.
Mukatta'anın bir takım anlamlar ifade ettiğini kaydeden âlimler, açıktır ki, İşârî tefsire ve ebced hesabına da yol vermiş olmaktadırlar.
Allame Âlusi bu kaideye dayanarak ve İzz ibn-i Abdüsselam'dan naklede-rek Hz. Ali'nin كهيعص ayetinden Hz. Muaviye'nin kendisine karşı geleceğini ve Ebül'l-Hakem Abdüsselam ibn-i Bercan isimli âlimin 583 Hicrî yılında Ku-dus'un fethedileceğini الم غُلِبَتِ الرُّومُ ayetinden çıkardığını nakletmektedir.
İşte Bediüzzaman hazretleri ise bu önemli konuyu şöyle özetlemektedir:
"Bir zaman Beni-İsrail alimlerinden bir kısmı huzur-u Peygamberide sürelerin başlarındaki آلم * كهيعص gibi mukattaat-1 hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifri ile dediler: "Ya Muhammed! Senin ümmetinin müddeti azdır." Onlara mukabil dedi: "Az değil." Sair sürelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti, "Daha var." Onlar sustular...""
"Hazret-i İmam-ı Ali (RA( كهيعص kelimesinden Siffin Harbi'nin çıkış
tarihini çıkarmıştır."3
6.2.2. Hz. Ali'nin Kaside-i Celcelûtiyesi ve Diğer Eserler
Hazreti Ali Radıyallahü Anh'ın en meşhur Kaside-i Celcelutiyesi, baştan nihâyete kadar bir nevi hesab-ı ebcedi ve cifir ile te'lif edilmiş ve öyle de mat-baalarda basılmıştır. Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî'nin kaleme aldığı meş-hur Mecmuatu'l-Ahzab adlı eserde Celcelutiye kasidesine de yer verilmiştir. "Bede'tu bi bismillah" cümlesiyle başlayan kasidenin son beyti, kaside sahibi Hz. Ali'nin ismini gösteren ve "Bunlar, yaratıklar insanlar için bir araya geti-riliş ilimlerin sırları olup, Hz. Muhammed (a.s.m)'in amcasının oğlu Ali'nin makalesidir" anlamına gelen:
"Mekalu Aliyyin ve'bnu ammi Muhammedin ve sirru ulûmin lil-halaiki cüm-miat" beytiyle sona ermiştir. Bedîüzzaman'ın da işaret ettiği gibi, kaside baş-tan sona kadar ebced hesabını gösterir şekilde basılmıştır.4
Alusi, Ruh'ul-Maani, c. 1, sh. 102-103; El-Hallal Şemseddin Muhammed ibn Sâlim (1335) El-Cefr el-Kebir, sh. 22.
daki في هَذَا الْقُرْآنِ kelimesinin zahr ve batnı hükmüne geçip kağıt, bıçakla kesilip çıkarılsa iki gözlü bir kelime olur.
Sonra muväzeneden çıkan اِذا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ kelimesine baktım, yani sekiz sahife yukarıda sûre-i Nahlde aynen فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ باالله gördüm. Aynı satır aynı vaziyet pek ma'nidâr bir tarzda gördüm. Elham-dülillah anladım. Barekallah ne kadar güzel. Maşaallah ne kadar latîf va-zifeleri var, dedim.
ALTINCI MES'ELE
Kur'ân-ı Hakim'in i'câzının enva'larının perde altında kalması ve bilhas-sa gözle görünecek nev'i herkese görünmesi lazım gelirken gizli kalması ve ileri gitmemesi beş sebep ve hikmetten ileri geliyor.
BİRİNCİ SEBEB: Din ve îmân ve teklif bir tecrübe-i İlâhiye ve bir im-
tihan-ı Rabbanidir ki, ervah-ı âliyeyi, ervah-1 safileden; ulvi fıtratları, süfli-fıtratlardan ve yüksek istidatları, bozuk istidatlardan birbirinden tefrik ve terbiye etmek için bir müsabakadır ki, perdeli ve nazari bir sûrette kalmak içindir ki, o icâzlar perdeli kalmışlar. Yoksa herkes gözüyle görseydi îmâ-nı kazanmaktaki müsabaka ve mücahede-i manevîye zembereği dururdu. Terakkiyat olamazdı. Ebu Cehil de Ebu Bekir Sıddik (R.A.) gibi tasdik ede-cekti. Onun için Kur'ân-ı Hakim akla kapı açar, "haydi git bul" diyor. Fakat aklın elindeki ihtiyarı almıyor. İster istemez mecbur etmiyor.
İKİNCİ SEBEB: Umum mucizat için değil yalnız şimdiki meselemi-ze taallluk eden ikiyüz eczadan bir cüz'ü olan ve sanat-ı bedî'iyede dâhil olan lafzî tevȧfukâtı ileri sürmemesi ve gizli kalmasının bir sebebi şudur ki: Kur'ân-ı Hakim bir mâide-i semâviyedir. Ruhların gıdalarını, kulûb ve ukülün erzaklarını camidir. O gıdaların kabları ve zarfları hükmünde olan elfazdaki ziynet ve san'ata nazar-ı dikkati celbetmek o hakâika karşı bir gaflet perdesi olur, zarar olur. Onun içindir ki: Kur'ân-ı Hakîm lafz ve Fenn-i Bedľa ait mezâyâyı idame ettirmiyor. Kafiyeyi değiştirir, san'atı fıt-ri bir tarzda bırakıyor. Kasdı işmam edecek ve nazar-ı dikkati celbedecek bir tarz vermiyor. Tâ ma'nâdan, zihni teşviş etmesin ve hayâl dahi kalbi aldatmasın. Evet, Ulemâ-ı İlm-i belâğatın mabeyninde en kuvvetli bir kâi-deleri ve düstûr-u esasileri, biri şudur ki: Fenn-i Maani ve Fenn-i Beyâna
ait mezâyâ ve nükteler kasdi olmalı irade ile emâre üstünde bulunmalı, ta belâğat üstünde bulunsun. Fenn-i Bedîaya ait olan cinaslar ve san'at-ı lafzi-ye gibi fenn-i bedi' nakışları şart-ı makbuliyet-i adem-i kasddır. Yani fitri bir tarzda olmalı. Yoksa tasannu' ve tasalluf ve teassuf ve tekellüf olur, belȧ-ğatı kırar.
İşte bu düstûra binâendir ki belåğatte derece-i i'câz sahibi olan Kur'ân-ı Muciz-ül Beyân sanat-ı bedï'iyede fıtrî bir tarzda gidiyor. ma'nådan zihni çevirecek bir sürette musırrane idame etmiyor. Şu tevâfukât ise; o da fenn-i Bedî'e ait bir san'at-1 lafzîye hükmüne geçtiği için, Kur'ân-ı Hakim Lafzullah müstesna olarak sair tevâfukâtta çok ileri gitmemiş, fıtrî ve latîf ve ma'nidâr bir tarzda bırakmış. Lafzullah ise; birkaç cihette ayn-ı belâğat ve mahz-1 hikmet bir sûrette sırlara cami' vaziyetleri var.
ÜÇÜNCÜ SEBEB: Göz ile görünecek lafzi, nakşî mezâyâlar ma'nanın
hüsnünden ve cemalinden ve intizamından ileri gelmezse kabil-i taklittir, kolayca onun naziri kasden yapılabilir. Halbuki icâz taklit edilmeyecek bir tarzda olacak. Hatta bu teváfukât-ı gaybiye tabir ettiğimiz san'at-ı bedĩa, îcâzın ecza-i hakikiyesinden değil belki bir nevi icâzın vazifesini gördüğü için icâzın eczası içinde dâhil olmuştur. Çünkü icâz gösteriyor ki: Kur'ân, Kelamullah'tır beşerin değildir. Şu tevâfukât-ı gaybiye dahi mâdem teså-düf işi olamıyor ve fikr-i beşerin düşünüşü değildir. O da delalet eder ki, o kelåm gaybdandır beşerin değildir.
Eğer tevâfukâta kasıd girse o delâlet hassası kaybolur. İcazdan olmadığı gibi, onun işini de göremiyor. Soğuk bir şey olur. İşte bu sırra binâendir ki: Risalelerde Kur'ân'ın fıtrî ulvî tevâfukâtından in'ikas eden cilvelerini üç dört sene sonra gördük ve hiçbir kasd ve şuurumuz taalluk etmediğine ka-naatimiz geldikten sonra onu Kur'ân'ın bir keramet-i icâziyesi diye ilan et-tik ve isbåt ettik. Kanaatimiz geldi ki Kur'ân-ı Hakim kendi icáz-ı manevi-sinin tercümanları ve bürhanları ve ünvanları olan Risaleleri o keramet-i i'câziyeye mazhar etmiş. Adeta tevkil etmiş.
Bilhassa Kur'ân'da az tekerrür eden lafz-ı Kur'ân ile lafz-ı Resûl-i Ek-rem Aleyhisselatü Vesselam ayineleri olan sözlerde tevåfukât-ı gaybiyeye mazhar etmiş ve kendi merkezinde Lafzullah bir çok esrâr-ı icâziye ile be-raber o tevâfukâtı göstermiş. Biz de inşaallah Lafzullah'ın tevâfukâtını göze görünecek bir tarzda yazacağız. Sair tevâfukâtı kısmen işaret edeceğiz.
DÖRDÜNCÜ SEBEB: Kur'ân-ı Hakîm mâdem umûm beşerin umûm tabakâtının mürşidi ve muallimidir. Küçük bir kutudan tå büyük bir sandı-
1946 - Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, Demokrat Parti'nin kuruluş başvurusunu yaptılar.
1989 - Bediüzzaman'ı
gören son şahitlerden Mustafa Güleç vefat etti.
1961 - Bediüzzaman'ı
gören son şahitlerden 'Terzi Mehmet' vefat etti.
7
CUMA
FRIDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Allah sana kâfidir. O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bakara Suresi: 137
BİR HADİS
Kalbinde zerre kadar imanı olan kimse cehennemden
çıkar.
Kur'ân-ı Hakîmde çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki, her birisinin arkasında bir düstur-u küllî saklanmış ve bir kànun-u umûmînin ucu olarak gösteriliyor.
Bismillahirrahmanirrahim
YanıtlaSilRahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Hamd, Allah'a mahsustur ki záti kemâlî hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını ızhar etti. Zâti cem “nûn”un- dan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem' ve tenzih maka- mından, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedi bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakinde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygam- berdi. O'nun Kur'an ahlâkıyla ahlâklanan ailesine, ashâbına ve ahir zamâna kadar ihsân üzere/güzelce onlara tabi olanlara da selam olsun.
Fakir kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasihatçi, muhacir, Şeyh İsmail Hakki - Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultanı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irfânıyla halk üze- rinde Allah'ın hucceti, ilahi inâyet ve tevfik nurlarının ufku, kesin olarak hilafet sırlarının varisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicri asrın başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbâni ilhamın ma'deni seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affan'ır adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım - Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide v âşikarda onunla imdad buyursun-, (hicri) ikinci bin yılın birinci onluğunu onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velileri
YANITLASİL
yuksel24 Mart 2024 15:08
İsmail Hakkı Bursevi
kalesi (burcü'l-evliya) olan Bursa sehrine - Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerlesince, meshur nurlu ma'bed Cami-i Kebir (Ulucami) de vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (Balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından 1 ve muhtelif ilimlerden derlenmis, Kur'an sürelerinden Lait-Oman'dan daha sonrasına kadar ulasan bazı notlarım vardı. Fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da saba rüzgarı bir tarafa atmıştı.
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayıp özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlü- me doğan maʼrifetlerden ilave edeyim. Nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermayem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan süreleri Nazm-ı Kerim'in sonuna kadar mahåretle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bil- gileri insanların istifadesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği ahiret günü için hazırlık olsun. "Såd" ve "Nün" dan başkasının fayda vermediği zaman bana sefaatçi olsun.
Allah Tesla'dan bunu sálih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin Sonuna kadar båki kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murid ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Rasa göre göz mesibesinde olan hayırlı işlere chil kılar. O, Feyyazdır, ihsanı boldur.
264
YanıtlaSilMECELLE-1 AHKAM-I ADLİYYE
nesne verip de al takan demesi gibi meccanen temlike delalet eden ta'birler dahi hibeyi icabdır.
MADDE 839 Teâti ile dahi hibe mün'akid olur.
MADDE 840 Hibede ve sadakada irsal ve kabz lafzan icab ve kabul makamına kaim olur.
MADDE 841 Hibede kabz bey'de kabul gibidir.
Binacnaleyh vähibin icabı mesela şu mah sana hibe ettim de-mesi üzerine movhûb-un-leh kabul etdim veyahut ittihab eyledim de-meksizin meclis-i hibede ol mah kabz etse hibe tamam olur.
MADDE 842 zımdır. Kabzda vähibin sarahaten yahut delâleten izni là-
MADDE 843 Vahibin icabı delâleten kabza izindir. Amma sara-haten izni movhúb eğer meclis-i hibede hazırsa bu malı sana hibe ettim al demek ve eğer ğaib an'il-meclis ise filân mah sana hibe ettim var al demek gibi emr-i sarihidir.
MADDE 844 - Váhib sarahaten kabza izin verdikde mevhûb-un-lehin amı gerek meclis-i hibede ve gerek ba'd-el-iftirak kabzı sahih-dir. Amma delaleten kabza izni meclis-i hibe ile takayyüd edip ba'd -el-iftirak kabzı mu'teber olmaz.
Meselâ, şu malı sana hibe ettim deyip de mevhûb-ün-leh dahi anı ol meclisde kabzediverse sahih olur. Amma meclis-i hibeden ay-rıldıkdan sonra kabzetse sahih olmaz.
Kezalik filân mahaldeki malımı sana hibe ettim deyip de var al dememiş olsa mevhûb-un-lehin gidip de anı kabz etmesi sahih olmaz.
MADDE 845 Müşteri mebi'i bayi'den kabl-el-kabz âhara hibe edebilir.
MADDE 846 Bir kimsenin yedinde bulunan mah sahibi ana hibe ettikde mevhûb-un-lehin kabul ettim ya ittihab eyledim demesiyle hibe tamam olup müceddeden teslim ve kabza muhtaç değildir.
MADDE 847 Bir kimse alacağını medyûna hibe yahut medyûnu andan ibra eyleyip o dahi reddetmese sahih ve deyn hemen såkıt olur.
MADDE 848 Bir kimse birinin zimmetinde olan alacağını âhara hibe edip de var al deyu sarahaten kabza izin verse ve mevhûb-un-leh dahi varıp kabz etse hibe tamam olur.
KITABUL HIBE
YanıtlaSil265
MADDE 849 hibe bâtıl olur. Kabl-el-kabz vähib yahut mevhûb-un-lch fevt olsa
MADDE 850 Bir kimse kebir ya'ni akil ve baliğ olan oğluna bir şey hibe ettikde teslim ve kabzı lazımdır.
MADDE 851 Sağirin varisi yahut mürebbisi ya'ni hier ve ter-biyesinde bulunduğu kimse gerek yedinde bulunan ve gerek diğe-rinin nezdinde vedia olan malım ol sağire hibe ettikde mücerred icab ile ya'ni yalnız hibe ettim demesi ile ol sağir ana malik olup kabza muhtac değildir.
MADDE 852 Bir tıfla âhar kimse bir şey hibe ettikde velisinin yahut mürebbisinin kabzı ile hibe tamam olur.
MADDE 853 Sabi-i mümeyyize bir şey hibe olundukda velisi olsa bile kendisinin kabzı ile hibe tamam olur.
MADDE 854 Hibe-i muzafe sahih değildir. Meselâ, gelecek ay başından i'tibaren su malı sana hibe ettim dese sahih olmaz.
MADDE 855 Ivaz şartı ile olan hibe sahih ve şart mu'teberdir.
Meselâ, bir kimse şu makûle ivaz vermek yahut kendisinin ma-lûmul-mikdar deynini eda etmek şartiyle birine bir şey hibe ettikde mevhûb-un-leh ol şarta riayet ederse hibe lâzım olur; etmezse vâ-hib dahi hibesinden rücu' edebilir. Kezalik bir kimse ölünce kendi-sini beslemek şartı ile mülk akarını birine hibe ve teslim ettikde mevhûb-un-leh şart-ı mezkûr üzre vahibi beslemeğe razı iken vâhib nâdim olup da hibesinden rücu' ile ol akarını istirdad edemez.
FASL-I SANI
Şerâit-i hibe beyanındadır.
MADDE 856 Mevhûbun vakt-i hibede mevcud olması şartdır. Binaenaleyh bir bağın hâsıl olacak üzümünü yahut bir kısrağın doğacak yavrusunu hibe sahih değildir.
MADDE 857 - Mevhûb vâhibin malı olmak şartdır. Binaenaleyh bir kimse bila izin başkasının malını birine hibe etse sahih olmaz; fakat hibe ettikden sonra sahibi müciz olsa sahih olur.
MADDE 858 Mevhûbun ma'lûm ve muayyen olması lazımdır. Binaenaleyh vahib lâaletta'yin malımdan bir şeyi yahut şu iki at-tan birini hibe ettim dese sahih olmaz. Ve bu iki attan hangisini diler-
752
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
Her kim onları severse; Allah da onları sever.. Her kim, onlara buğz ederse; Allah da onlara buğz eder..»
Yalnız nəsarı değil, bütün ashabı sevmek icab eder.. Ashaba miina-fıktan başka kim dil uzatır ki?.
Ravilerin menkıbeleri, 2, 5, vo 701. Hadis-i Şerifte..
الدرس الثالث والخمسون في فضل الجهاد
۲-۱ قال الله تعالى : وقاتلوا المُشْرِكِينَ كَافَّةً كما يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً وَاعْلَمُوا أنَّ اللهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ . وقال تعالى : يا أيها الذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٌ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابِ أليم . تُؤْمِنُونَ باللهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بأمو الكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ . يَغْفِرَ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلُكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِن تحتها الأنهارُ ، وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ ، وَأَخْرَى تُحِبُّونَها نَصْرُ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ :
ELLIÜÇÜNCÜ DERS
CİHADIN FAZİLETİ HAKKINDA
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
«Toplu olarak müşriklerle harb ediniz.. Nasıl ki, onlar da si-zinle toplu olarak harb ediyorlar.. İyi biliniz ki, Allah muttakiler-le beraberdir.>>>
Yani: Nefsine pay çıkarmayan ve cihadını Allah için yapanlarla be-raberdir.
TEVBE suresinin 36. âyetinden..
2) Ve şöyle buyurdu:
<>> <<>>
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil753
Böyle yaparsanız o, sizin günahlarınızı yarlığar, sizi altlarından umaklar akan cennetlere ve Adin cennetlerindeki çok güzel sa-raylara sokar. Işte bu, en büvük kurtuluş (saadet) tir.>>> Sizin için seveceğiniz diğer (acil bir nimet) daha (var ki o da) Al-lah'tan nusret ve yakın fetih (dir). (Habibim) sen müminlere (bu nusreti ve fethi) müjdele..>>>
Bu Ayet-i Kerimeler, bize imandan sonra en büyük şeyin malla,
mala cihad olduğunu anlatmaktadır. SAF suresinin 10, 11, 12 ve 13 , âyetleridir.
وروى الشيخان عن أبي هريرة رضى الله عنه قال : سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم أى العَمَلِ أَفْضَلُ ؟ قال : إيمَانُ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ، قِيلَ ثُمَّ ماذا ؟ قال : کاره که الجهاد في سبيل الله ، قِيلَ ثُمَّ ماذا ؟ قال : حَجٌ مَبْرُورٌ . ۳
3) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet
ediyor:
Resûlüllah'a S.A. soruldu:
Hangi amel daha faziletli?..
«Allah'a ve resûline iman..>>
Diye buyurunca tekrar soruldu:
Bundan sonra nedir?..
<<>>
Buyurunca yine soruldu:
Bundan sonra nedir?..
<<>>
Diye buyurdu..
**
Bu Hadis-i Şerif 47. derste de geçti..
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..
الدرس الرابع والخمسون في فضل شهداء الحرب وشهداء الآخرة
قال الله تعالى : ولا تَحْسَبَنَّ الذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءِ عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ ، فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمْ فَضْلَهُ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالذِينَ لَمْ يَا حَقُوا
Hadis-i Şerifler, F: 40
füruş-u merfua
YanıtlaSil282
füzulât (fuzulāt)
furusu merfua فروش مرفوع yerden yüksekte olan koltuk ve döşek
füseha (fusaha : bir dili fasih (açık, düz-gün ve güzel) şekilde kullanan edebiyatçılar
fuseha-Arab فصحاء عرب Arapçayı fasih (acık, düzgün ve güzel) kullanan Arab edebiyatcıla-
futuh فرح : fetihler, zaferler, açılışlar
Fütuhul Gaybدوح الغيب Muhammed'in (a.s.m.) soyundan gelen ve büyük evliyalar dan biri olan, Kadiri Tarikatı'nın kurucusu Abdulkadir-i Geylani'nin ünlü eserinin adı (månası görülup bilinmeyen månevi ger çeklerin açılışları)
fütuhat فتوحات : fetihler, zaferler açılımlar ve kazanmalar, başarılar
fütuhati azime 1 : فتوحات عظیمه.büyük zaferler 2.(mec.) büyük çapta insanların gönüllerinin kazanılması
fütuhat- Imaniye فتوحات ایمانیه : )mec.) iman sa hasında fetihler, yani, insanların imanlarını kurtarma mücahedesinde kazanılan başarı lar
fütuhat-ı İslamiye فتوحات إسلاميه : İslami fetih ler, İslâm dininin serbestce yayılması için ka zanılan zaferler
fütuhat Kur'aniye فتوحات قرآنیه : )mec.)
Kur'an'ın ve Kur'an hakikatlerinin zaferi, Kur'an'ın üstünlüğünün gerçekleşmesi ve ya-yılması
Fütuhat-ı Mekkiye فتوحات مکيه : tasavvufun ve
vahdet-i vücud görüşünün ileri gelenlerinden biri olan Muhyiddin-i Arabinin (k.s.) ünlü eseri. (bu eserde geçen bir kısım ifadeler ka-palı ve zor anlaşılır veya yanlış anlamalara ehli kimselerin açıklamalarına ihtiyaç vardır. yol açabilir nitelikte olduğu için, konunun Risale-i Nur'da bazı noktalar açığa kavuştu rulmuştur.)
futuhat Nuriye فتوحات نوریه : )mec.) Risale-i Nur'un zaferleri ve insanlar arasında kabul görüp yayılması
seklik, zayıflık 3.ümitsizlik 4.gam, keder, für bezginlik, bıkkınlık, usanç 2.gev-üzüntü
fütursuz 1 :فورسز.cekinmez 2.bıkmaz, usan-maz, bezginlik göstermez 3.gevşeklik ve za-viflik göstermez 4.gamsız, kedersiz, umursa-maz, başarılı
fütursuz فورسز : )fütursuzca) bıkmadan, gev-şeklik göstermeden, ümitsizliğe düşmeden
iyilikler, yardımlar, månevî kazaçlar ve zen-ışıklar, füzeyizler, bereketler, ni'metler, manevi hakikatler 3.çoğalma, artma, taşma, yayılma 4.mânevî bir şeyin kendini belli et mesi, göstermesi
füyuz-u hüveyda nüma فیوض و هويدا نما : apaçık
görünen feyizler (bak. feyiz)
füuzat 1 فیوضات.feyizler, bereketler, ni'met-ler, iyilikler, yardımlar, månevi kazaçlar ve zenginlikler 2 månevi aydınlıklar, nurlar, ışıklar, mânevi mânevi hakikatler 3.çoğalma, artma, taşıma, yayılma 4.mânevî bir şeyin kendini
belli etmesi, göstermesi
füyuzat-ı İlahiye فيوضات إلهيه : İlahi feyizler, Al-lah'tan (c.c.) gelen ilimler, yardımlar ve má-nevi nimetler
füyuzat - ilmiye فیوضات علميه : ilmi feyizler, ilim
zenginliği
füyuzat-ı måneviye فیوضات معنویه : manevi fe yizler, månevi kazançlar ve zenginlikler
füyuzat-i nimet فیوضات نعمت : nimetin feyizle-ri, ni'metin bereketliliği
füyuzat- semi İlahi فیوضات شمع إلهى : Ilahi mu månevi ışık kaynağı olan Kur'an hakikatleri-mun ışıkları, (mec.) Allah'ın (c.c.) gönderdiği nin aydınlatıcı ışıkları
menzilli) ve atmosfer dışına çıkabilen ro füze 1: فوزه.uzun mesafelere gidebilen (uzun ket 2.roketle birlikte uzaya fırlatılan yapma uydu, uzay aracı
füzulat (fuzulat( فضولات : gereksiz şeyler, işe yaramaz şeyler; fazlalıklar, posalar.
283
YanıtlaSilG
abavet غبارت : gabilik, ahmaklık, geri zekalı lık, akıl noksanlığı, kavrayış zayıflığı
abavetçe غبارنجه : zeka geriliği bakımından, akıl noksanlığı bakımından, kavrayış zayıflığı bakımından
gabit غبيط : çukurluk
gabi غبي : ahmak, budala, aklı noksan, geri zekalı, kavrayışı kıt
gabileşmek غبيلشمك : ahmaklaşmak, kavrayışı zayıflamak, anlamaz hale gelmek
gadab غضب : gazap (bak. gazab.(
gadab-i Ilahi غضب إلهى : Allah'ın (c.c.) gazabi Allah'ın (c.c.) cezası (bak. gazab-ı İlahi)
gadabi (yye( غضبيه : gazabla ilgili kızma, karşı koyma ve savaşma ile ilgili
gaddar غدار : hain, çok zalim, acımasızca hak-sızlık yapan, merhametsiz
gaddarane غدارانه : gaddarca, merhametsizce, acımasızca
gaddare غذاره : )bak. gaddar(
gaddarlık غذارلك : hainlik, zalimlik, acımasız-lık, merhametsizlik
gadir (gadr( 1: غدر.zulüm, haksızlık, acımasız-lık, merhametsizlik 2.hainlik, vefasızlık
gadirli غدرلی : zulümlu, haksız, acımasız
gadirsiz غدرسز : haksızlık yapmadan, haksızlı-ğa meydan vermeden
gadr غدر : )bak. gadir(
gadr-ı mutlak غدر مطلق : sonsuz haksızlık, sı-nırsız haksızlık
gadren غدراً : haksız olarak, zülmen
Gaferehullah غفره الله : "Allah (c.c.) onu af eyle sin" mânasında dua
Gaffar غفار : cok af edici, günahları bağışlayıcı (Allah c.c.)
gafil 1: غافل habersiz, bilgisiz 2.iyi düşünme-yen, uyanık olmayan, bilinçsiz 3.günaha gö-
türen zevkler peşinde koşan 4.Allah'ı (c.c.(, ahireti ve dünyaya geliş gayesini unutan
gafil-i magrur غافل مغرور : kendini beğenmiş gå fil kendini beğenmiş ve dünyaya geliş gayesi-ni, Allah'ı (c.c.), ahireti unutmuş olan
gafil-i mütefer'in غافل متفرعن : firavunlaşmış gafil zorba ve Allah'ı (c.c.), ahireti ve dünyaya geliş gayesini unutmuş olan
gafilane غافلانه : gafilcesine, gafil gibi, Allah'ı (c.c.), ahireti ve dünyaya geliş gayesini unut-muşcasına
gafilin غافلین : gafiller (bak. gåfil.(
gaflet غفلت gafillik, unutma, bilinçsizlik, düşüncesizlik, geleceğini düşünmeme, vur-dumduymazlık, aldırışsızlık 2 Allah'ı (c.c.(, dünyaya geliş gayesini ve öbür dünyayı unu-tup dünya zevklerine ve menfaatlerine dalma
gaflet-i mutlaka عقلت مطلقه : tam gaflet Allah'ı (c.c.), ahireti ve dünyaya geliş gayesini tama-men unutup dünyanın günaha sokan zevkle-rine dalma
gaflet-i umumi(y( غفلت عمومیه : umumi gaf-let toplumda çok büyük çoğunluğun gaflete dalması, Allah'ı (c.c.), âhireti ve dünyaya geliş gayesini unutup günaha sokan dünya zevk ve menfaatlerine dalması
gaflet basmak 1 غفلت باصم.dunya geliş ga-yesini unutmak 2.dalgınlaşmak, dikkati da-ğılmak, uyanıklığı azalmak 3.duyarlılık ve şuuru(bilinci) azalmak;4.işin özünü kazan-maktan uzaklaşmak 5.üstüne tembellik ve uyuşukluk gelmek 6. uykusu gelmek
gaflet etmek غفلت ايتمك : bilmez hale gelmek, habersiz hale gelmek, unutmak, dikkatten kaçırmak, dalgınlıkta bulunmak, gereken uyanıklığı gösterememek
gaflet gelmek 1: غفلته كلمك.bilmez duyarsız kalmak, aldırış etmemek; 2.sorumluluğunu unutmak; 3.dikkati dağılmak, uyanıklığı git-mek, ilgisiz ve dalgın hale gelmek, işin özünü gözden kaçırmak
AHLAK
YanıtlaSilkian, 1997, 230) lenme zaman içinde değiştiği gibi, bunlar da değişebilir. (Tirya Durkheim'e göre örnek olarak ilkel ve modern toplumlarda.
T
6
ki dayanışma farklı şekillerde gerçekleşir. İlkel toplumlarda ah. Bu toplumlardaki dayanışmayı mekanik bir dayanışma olarak simlendiren Durkheim, toplumlar ilerledikçe, bu dayanışmanın lak önemli bir dayanışma nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır yerine, iş bölümüne dayanan, organik bir dayanışma biçiminin geçmeye başladığını savunur. İşbölümü, tıpkı toplumdaki ko-lektif bilinç gibi dayanışmayı sağlamaktadır. Bu nedenle de is bölümü sadece ekonomik bir davranış biçimi değildir, ahlaki niteliğe sahiptir ve bu yolla toplumun düzenini sağlamaktadır.
Ahlak sosyolojisinin kurucularından birisi sayılan Lévy yeceğini savunmaktadır. Ona göre teorik ahlak öğretileri, bir-Bruhl de tıpkı Durkheim gibi, teorik bir ahlaktan söz edileme. buyruk ve ödevlerinde birbirlerinden farklı değillerdir. Bu da birleri ile çatışma içinde olmalarına rağmen, uygulamadaki ahlakın sadece uygulamada geçerli olduğunu göstermektedir Bruhl bu düşüncesini ispat etmek için, Stoacı ahlak, Epikürcü ahlak, pozitivist ahlak, dini ahlak ve pragmatik ahlak anlayış-larından örnekler vermekte; hatta bunların ötesinde Kant'ın ö dev ahlakı ve kesin buyrukları ile kolayca anlaştığını savun-maktadır.
Pozitivist ahlak anlayışının insanlığın bilimsel ve sosyal iler-lemesi ile paralel olarak geliştiğini savunan Auguste Comte'un düşünceleri ise önemli bir etki yapmıştır. Böylece bilimsel ve sosyal ilerlemenin sonucunda, insanlığı mutluluğa götürecek dinden bağımsız ve onun dışında bir ahlak sistemi kurulabile-ceği anlayışı yaygınlaşmaya başlamıştır. Hatta dini temele da-yanmayan bazı ahlak eserleri ve ilmihaller bile yazılmaya ve öğretilmeye böylece insanlığa bir yön verilmeye çalışılmıştır. Comte Fransa'daki toplumsal problemleri aşabilmek için, dine alternatif olarak, bu düşünceyle "insanlık dini" adını verdiği se-küler ve rasyonel bir din sistemi kurmaya bile çalışmıştır.
Dini inançlara dayanmayan seküler bir ahlakın ilkeleri yuka-ında ele alındığı gibi aslında tam anlamıyla dinden bağımsız de-ğil belki dinin kültüre dönüşmüş bazı pratiklerinden oluşacak-tır. Din dışı bir ahlak sisteminin kurulmasına teşebbüs etmeyi Tolstoy, "hoşlandıkları bir bitkiyi yeniden toprağa ekmek isteyen çocukların onu köksüz bir halde koparip, sonra da o haliyle to-rağa dikmelerine benzeterek" diyor ki: Köksüz bir bitki olmadı-
SPRD/TAZ/2006
AHLAK OLGUSUNUN KAYNAĞI NEDİR?
YanıtlaSilArgibi dini temeli olmayan gerçek ve uygulanabilir bir ahlak da olamaz Din, Insanin kendine özgü şahsiyeti ile sonsuz kainata-rasında kurduğu belirli bir ilişkidir: Ahlak ise bu ilişkiden dogan sürekli bir hayat düsturudur" (Tolstoy, 1998, 97)
Ahlakın kaynağının toplumsal ilişkilere dayalı pratikler mi yoksa din mi olduğu sorusuna A.Comte'dan daha başka sosyo-loglar ve bazı antropologlar da, benzer cevaplar vermektedir-lor Bu anlamda modern dönemin bir ideolojisi olan varsayının doğru olduğu veya yanlış olduğu tartışması bir kenara bırakı ip: bu tezin sonuçlarının gerçekten ahlaki olup olmadığı ve in-sanığı mutluluğa götürüp-götürmediği araştırılacak olursa, bu günkü dünyanın hali açıklayıcı bir cevap sunmaktadır. Özellik-le pozitivizmden beslenen ideolojilerle siyasi ve iktisadi dok trinlerin dünyayı nasıl bir çatışmaya ve açlığa mahkum ettiği örneği bile bunu açıklamaya yoter.
Din ve inançtan bağımsız bir ahlak sisteminin mümkün ol-madığını ve hatta dinin önemli bir ilkesi olan ölümden sonraki hayata inancın (ahiret inancı) ne kadar önemli olduğunu Said Nursi ise şöyle vurgular: "İşte, imân-ı haşrinin yüzer neticesin-den birisi, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye taallûk eder. Ve bu tek neticenin de yüzer cihetinden ve faydalarından mezkûr dört delile, såirleri kıyas edilse, anlaşılır ki, hakikat-i haşriyenin ta-hakkuku ve vukuu, insaniyetin ulvi hakikati ve külli hâceti de-recesinde katidir. Belki, insanın midesindeki ihtiyacın vücudu, taamların vücuduna delâlet ve şehadetinden daha záhirdir ve daha ziyâde tahakkukunu bildirir. Ve eğer, bu hakikat-i haşri-yenin neticeleri, insaniyetten çıksa, o çok ehemmiyetli ve yük-sek ve hayattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yu-vası bir låşe hükmüne sukut edeceğini ispat eder. Beşerin ida-re ve ahlâk ve içtimaiyâtı ile çok alåkadar olan içtimaiyyun ve siyásiyyun ve ahlâkiyyunun kulakları çınlasın. Gelsinler; bu boşluğu ne ile doldurabilirler? Ve bu derin yaraları ne ile tedå-vi edebilirler?" (Nursi, 1980, 89-90)
Özet olarak, sosyologlara ve antropologlara göre insanlar topluluk olarak, bir arada düzenli olarak yaşayabilmek, birbir-leriyle anlaşabilmek, çatışmadan sağlıklı ve mutlu olabilmek i-çin, bazı ahlak ilkeleri geliştirmek zorunda kalmıştır. İşte top-lum halinde yaşamak mecburiyetinde olan insanlara, bu davra-nışlardan bazılarını yapmaklarını izin veren ya da bazılarını yapmamalarını ahlaki bir sorumluluk olarak yükleyen toplum-dur. Ancak toplumu referans yapan bu düşüncenin, ciddi bir te-
KOPRE
مورو نفره (۲۰۱۷)
YanıtlaSilانتشارات احمد جان
(سوال (9) تو الكنجى تمتلك منا فقلوك نظرين كوره بو مقام ایله مناسبتی نه در؟
( الجواب ] قرآن كرمك مخاط رندن طبقه أولى ده و با صف اولده اولانار، دائما صحر الرده کر حول ادوار بدر بونکی با عموم بو هادته لي يا كور فشار و یا ابنای جنلرنون اشمر در هم کو یہ انہ یا تحق مری فطر عام الله علاقه دارد ولو حادثه او ناره بر ضرب مثل قيد تاثر ابدر جوكر الحى عبدلك بكى عسل الله مناسبتى بك انظار در زیرا او اوه المال ابوکی
بر شمر در حتی جومه نقطه کرده ده اتحادیری واردر
جو کہ تو اللى عندك منا فقرك مالنه (بن مهندن ) مناسبتی وارد ترکی ) هرانی طرف ده او راہ حیرتر دو شمار در که کند دار منه فوتولوس بولارى تماما قاعه، نجات و سالرى
غائب او المشدد.
ولحس ] هر انکی طرف ده خور خوشد تند تون موجوداتك كند بار من دوشمان اولد قارين ظن ایدرلر بر دقیقه بیلار ئولوم تھا کہ سندن امين اولمازلي.
و منجیبی) هر ایکی طرف ده دهستان شد نندن عقارين غائب ايمن دليلر كي اولورلر حتى في ليجلون پاریکتینی کوروب كوزلرینی یو محقله و یا تو فنظرك ساريني ايشيد حب قولد قاريني طبقا مقاله تولو مدن تحفظ ايتمك ايسترين ويا كونشان غروبنی ایسته مدیکندن اعتنان زنبرگینی قيص التان احمق تركي بر وضعیت كوستي يرلي والبوكر قولا قلريني طبقا مقله ويا كوزلريني يومة ) كون كورولتو سندن و يا شيمتك ما قمندن قورتولا وازلي.
در دنجیبی) کونہ، یاغمور، صو، خیرا، چیچک کره اصابت ايدرسه حيات ويردلي نباتاته اولورسا تربیه و تخيه التدير لو پس شیاره اصبابت ايد الرسه، قبیح قوقولری احداث ایدرلر اموات وتولولره با قارلرس، عفونت توليد اليد الى كذلك، رحمت و نعمت ،رخي، كند يارينه لايحه اولان موقعاره اصابت اینجز کرده، او ناری انتظار ايدوب قيمتريني بالمدين موقعاره اصابت ایدرلرسه، زمختاره و
نعمتاره انقلاب ایدرلر
لتشجيسي) الكنجي عميلك وأليا منا فقارك قصه سنك مالي آراسنده، اجز الرينه باقي الفرزين است اولیفی کی هر یک طرفه اجزایری آراسنده ده من استار دارد. از جمله (حبیب) نباتاته
بالعنود
YanıtlaSilBil'umam: Butunüyle, tamamıyla
آبناي چنس
Ebna-yı cins: Aym cinsten olanlar
آجر
Ecza: Parçalar
افکار عامه
Efkar - amme: Umuuna äit fikirler
آنوان
Emvat: Ölüler
غروب
Gurub: Batma
احداث
İndas: Yeni bir şey ortaya koyma
إكمال
İkmal: Tamamlama
انقلاب
İnkılab: Dönüşme
انتظار
İntizar: Bekleme
التجان
İttihad: Birleşme
قبيح
Kabi: Çirkin
كذلك
Kezalik: Bunun gibi
مال
Meal: Kısa ma'na
مناسبت
Münasebet: Aláka
نَظَرْ
Nazar: Bakış
نباتات
Nebatat: Bitkiler
نجات
Necat: Kurtuluş
نقمت
Nikmet: Şiddetli cezá
صَلِّ أَوَّل
Saff - evvel: Birinci saf
صحرا
Sahra: Col
طبقة أولى
Tabaka-i ula: Birinci tabaka
تحفظ
Tahaffuz: Korunma
تنبيه
Tenmiye: Coğaltma, büyütme
تينه
Tetimme: Tamamlayıcı
توليد
Tevlîd: Doğurma
عُفُونَتْ
Ufünet: Kötu koku
زنبرك
Zenberek: Harekete sebeb olan yay
Suab Su ikinci temsilin münafıklarım nazarina göre bu makam ile münasebeti nedir?
YanıtlaSilElcevab) Kur'an-ı Kerim'in muhátablarından talaj alida veya saff evvelde olanlar, dama sahrálands çöl adamlarıdır. Bunlar, bil'umam bu hadisey vs görmüşler veya ebna yt cinslerinden isitmulerdir ow böyle atey yakmak mes'elest, elkår i anime de alikulinda Ve bu hadise onlara bir darb-4 mesel kadar te'sir eder. Sonra ikinci temsilin birinci tendi ile münasebeti pek äsikärdır. Zira o ona ikmal li bir tetimmedir Hatta çok noktalarda da ittihadlary windy
Sonra bu ikinci temsilin munafıkların haline bes cihetten münasebeti vardır. Birincisi: Her iki taraf da öyle hayrete düşmüşlerdir ki, kendilerime kuul yolları tamamen kapanmış, necât vesileleri gäib olmuştur.
İkincisi: Her iki taraf da korku şiddetinden, bütün mevcüdâtın kendilerine duşman olduklanm zannederler. Bir dakika bile ölüm tehlikesinden emin olmazlar.
Üçüncüsü: Her iki taraf da dehşetin siddetunden, akıllarını kaybetmiş deliler gibi olurlar.
Hatta kılıçların parıltısını görüp gözlerini yummakla veya tüfenklerin seslerinı işıtıp kulaklarımı tıkamakla ölümden tahaffuz etmek isteyen, veya güneşin gurůbunu istemediğinden saatinın zembereği kısaltan ahmaklar gibi bir vaz'iyet gösterirler. Halbuic kulaklarını tıkamakla veya gözlerini yummakla gök gürültüsünden veya şimşek çakmasından kurtulamazlar.
Dördüncüsü: Güneş, yağmur, su, ziya, çiçeklere isåbet ederse hayat verirler. Nebåtâta olursa,
terbiye ve tenmiye ettirirler. Pis şeylere isåbet ederlene, kabih kokuları ihdás ederler. Emvât ve ölülere bakarlarsa, ufûnet tevlid ederler. Kezālik, rahmet ve ni'met dahi, kendilerine lâyık olan mevki'lere isåbet etmezler de, onları intizår edip kıymetlerini bilmeyen mevki'lere isabet ederlerse, zahmetlere ve nikmetlere inkıláb ederler.
Beşincisi: İkinci temsilin meâliyle münafıklanın kıssasmın meâli arasında, eczalarına bakılmaksızın münasebet olduğu gibi, her iki tarafın eczalan arasında da münasebetler vardır. Ezcümle () nebit
280
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Peygamberimiz, İbn-i Abbas hakkında «Allâhım! Ona Kitab:
(143), Kitabın tefsirini (144)), Hikmeti, öğret! (145)
Ontu, dinde Fakih, anlayışlı kılls diyerek düa etmiştir. (146)
Peygamberimizin vefatından sonra, İbn-1 Abbas'ın, Hadis ve Sun. neti tahalı için yaşı Sahabilerin eşiklerini aşındırdığı görülür.
İbn-i Abbas, bu yoldaki çabalarını şöyle anlatır:
«Resûlullah Aleyhisselâm vefat ettiği zaman, Ensardan bir zata (Ey fülan! Gel! Peygamber Aleyhisselamın Eshabından (147), hayat-talarken, ilim talep edelim? (148)
Her şeyi kendilerinden soralım.
Onlar, bu gün, çokturlar. dedim. (149)
Ensâri (Şaşılır sana ey İbn-i Abbas! Peygamber Aleyhisselâmın, halk arasında gördüğün Sahabileri dururken, halkın, sana muhtaç olacaklarını mı sanıyorsun?!) dedi.
Bunun üzerine, onu, kendi haline bırakıp kendim, Resûlullah Aleyhisselâmın Eshabından Hadis ve Sünnetleri soruşturmağa baş-ladım. (150)
Resûlullah Aleyhisselâmın Hadis ve Sünnetlerini umûmiyetle Ensarda buldum. (151)
Eshabdan birinin, Resûlullah Aleyhisselâmdan bir Hadis rivâyet ettiğini haber alır almaz, kalkar, onun evine kadar giderdim. (152)
Kendisinin, kuşluk uykusunda olduğu söylenirdi.
Bunun üzerine, Ridamı, onun eşiğine serer, otururdum.
Uyandırılmasını istesem, uyandırırdım. Fakat, kendiliğinden uya-
nıp dışarı çıkmasını beklerdim. (153)
Rüzgâr, tozları, toprakları, üstüme başıma, yüzüme savurur du-rurdu. (154)
Sahabi, nihayet, öğle vakti (155), dışarı çıkıp ta, beni, o halde
(113) Buhari Sahih c. 1, s. 27
(144) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 266, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 58
(145) Ahmed b. Hanbel (146) Ahmed b. Hanbel Müaned c. 1, s. 269, Tirmizi Sünen c. 5, s. 680
Müsned c. 1, s. 266
(147) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 367, Dârimi Sünen c. 1, s. 115, Hakim Müs-
tedrek c. 3, s. 538
(145) Hilkim Müstedrek c. 3, s. 538
149) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 367, Dârimi Sünen c. 1, s. 115
( (150) ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 357, Dårimi Müstedrek c. 3, в. 533 Sünen c. 1, s. 115, Hâkim
( 151) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 367-368, Darimi Sünen c. 1, s. 115
(152) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 367, Dârimi tedrek c. 3, s. 538 Sünen c. 1, s. 115, Hâkim Müs-
( 153) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 367, Dârimi Sünen c. 1, s. 115
(154) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 367-368, Dârimi Sünen c. 1, s. 114-115
(155) Dârimi Sünen c. 1, s. 114
PEYGAMBERİMDAIN DIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET SÜNNET
YanıtlaSilgorance (By Resûlullahim Ameasmin oglu! Ben Hacetin nedir? (157) 207
neye geldin? (150) dan beril) derdim. Ne zamandanbert buradasın?) diye sorar, ben de (Uzun zaman
ne kötü yaptın! (158). O da (Ben, bana geldiğini, ne diye bildirmedin? Bildirmemekle,
Vana haber salsaydın, ben, senin yanıma gelmez miydim?) derdi. Ben de (Hayır! Benim, Senin yanıma gelmem daha layıktır ve
yaraşırdır.) derdim. Soracağım Hadisi, Ondan sorardır.
Bu Ensari, halkın çevremde toplanıp bilmediklerini benden sor mağa başladıklarımı görünceye kadar yaşadı, (Bu genç, benden daha akıllıl) derdi. (159)
Resûlullah Aleyhisselâmın, Muhacirlerle Ensardan olan büyük Sahabilerinin yanlarına devam eder, Resûlullah Aleyhisselâmın sa-vaşlarından ve Kur'andan bu hususta Inenleri, kendilerinden sorar dururdum.
Onlardan her hangi birinin yanına varışım Resûlullah Aley-hisselâma olan karabetim dolayisile kendilerini sevindirirdi.
Bir gün, Übey b. Ka'b'a ki, kendisi, ilimde Rüsuh sahibi olan-lardandı (Kur'ân'dan, Medine'de kaç sûre nazil oldu?) diye sor-dum.
(Yirmi yedi sûre Medine'de, diğerleri Mekke'de nazil oldu.) de-dl.» (160)
Übey b. Ka'b'ın oğlu Muhammed der ki Übey b. Ka'b'ın yanın-da İbn-i Abbas bulunduğu sırada kalkıp (Bu, bu ümmetin Bilgin'i ola-caktır.
Ona, akıl ve anlayış verilmiştir, Resûlullah Aleyhisselâm, onun, dinde Fakih olması için düa buyurdu.) dediğini işittim.» (161)
Abdullah b. Mes'ud da «Eğer, İbn-i Abbas, bizim yaşımıza gele-cek olursa, artık, bizlerden hiç kimse, onunla görüşüp konuşamaya-caktır. demiştir. (162)
Medâin feth edildiği zaman, herkes dünya işlerine, dünyalıklara daldıkları halde, İbn-i Abbas, ilme yönelmiş, Hz. Ömer'in yanından
(156) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 368, Dârimi Sünen e. 1, s. 115
(157) Hakim Müstedrek o. 8, n. 538,
(158) Darimi Sünen c. 1, s. 114
(159) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 3, s. 368, Darimi Sünen e. 1, s. 115, HAkim Müs todrek c. 3, s. 538
(160) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 371
(161) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 370
(162) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, в. 366
12
YanıtlaSilDELAIL HAYRAT ŞERHI
Ey hatun, Hak Taala, senden razı olsun. O keseyi ben, kuvuya atmıştım. Seni mahcup etmek için bunu yaptım. Hak Taålå, okudu. ğun ism-i şerifler hürmetine, seni mahcubiyetten kurtardı. Keseyi, kuyudan çıkarıp, sandıktaki yerine iade etti. Seni dunvada mahcup etmeyen Allah, bu besmele hürmetine ahirette dahi sua azab et. mez. Ben gafiidim. Hidayete ve Allah'ım lütfuna mazh daum.
Besmelenin bir başka hasusiveti daha vardır. Şöyleki:
Bir kimse, helâya girmek istediği zaman, içeri girmeden önce:
Rahman Rahim Allab'ın adı ile..
Derse, Hak Taålá, cinlerin gözlerinde perde yaratır. O kimse, edep yerini açtığı zaman, onlar göremezler.
Besmele üzerine gelen bu başka rivayet aşağıdadır.
Anlatıldığına göre, Allah- Taâlâ, Musa'ya a.s. şöyle vahyetti:
Ya Musa, gerçekten ben; Muhammed ümmetine üç isimle ik-ram eyledim. Öyle bir ikramı başkalarına yapmadını. Muhammed ummeti bana o üç isimle dua ederse, dualarını kabul ederim.
Allah-ü Taâlà böyle buyurunca, Musa a.s. sordu:
Ya Rabbi, o isimler nelerdir?. Sübhan olan Yüce Hak şöyle buyurdu:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
Bunun üzerine, Musa a.s. sübhan olan Yüce Hakk'ın Muhammed ummetine yapacağı ikramı arkadaşlarına haber verdi. Aralarında ámå bir kimse vardı. O, Musa'nın a.s. bu haberini isifti Sübhan olan Yüce Hakk'a hulus ile tazarru edip:
Ya Rabbi, Muhanımed ümmetine ikram buyurduğun o üç m-i şerif hürmetine gözlerimi bana iade et; görmek ihsan eyle.
Diyerek niyaz eyledikte, derhal gözleri açıldı.
**
Bir başka rivayet ise şöyledir:
Bir şahsın, herhangi bir menfaatın celbi veya bir mazarratın def'i, ticaret veya başka bir işle ilgili haceti olsa.. o kimse: Yedi gün. her günün içinde yedi yüz seksen altı (786) deľa:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile.. (Bismillahirrahmanirra-
him..) (1)
Derse, Allah'ın izni ile muradına erer.
Şu da bir başka rivayet:
**
Bir kimse, gece uyuyacağı zaman; yirmi bir (21) kere:
Ralıman Rahim Allah'ın adı ile..
(1) BESMELE, daima asli durumu ile okunmalıdır. Yani: Arapça.
KARA DAVUD
YanıtlaSil13
Diyerek okuyup yatarsa.. o kimse: O gece şeytanın mekrinden emin olur: evi hırsızın şerrinden, ateşe yanmaktan korunur.
Bir başka rivayet ise şöyledir:
Sar'a tutmuş bir adamın kulağına kırk bir (41) kere:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
Diye okunsa.. Allah'ın izni ile, o saat kurtulur.
Şu da başka bir rivayet:
Bir kimse, önemli bir dileği için, on gün:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile.. Allah-ü Taâlâ, kudreti ile di-lediğini yapar. İzzeti ile, arzu ettiği hükmü verir. (1)
Diye dua ederse, Allah'ın izni ile muradına erer. Bu, defalarca tecrübe edilmiştir.
Besmele-i şerifenin faziletini, böylece anlattıktan sonra, şerhimi-ze dönelim.
Müellif merhum, Resulüllah'a S.A. salavat-ı şerife okuyor ki; bu salavat-ı şerife bazı nüshalarda yok ise de, mutemet nüshaların he men hepsinde, besmeleden sonra, hamde geçmeden evvel vardır. Mağ-rip diyarındaki musannil ve müelliflerin adeti budur.
Allah-ü Taâlâ, Muhammed efendimize; onun âline ve ashabı-na salât eylesin. Ve.. SELÅM eylesin.
SELAM için verilecek mana şudur:
Resulullah efendimizi, onun âlini ve ashabını Allah-ü Taâlâ cümle kötülüklerden korusun; selåmet ihsan buyursun..
Allah'a hamd olsun.
Bu cümlenin şerhi şöyledir:
Cumle hamd edenlerin hamdi, şanı büyük Allah'a mahsus-lur; ondan başkasına olamaz. Çünkü, bütün nimetleri veren ve halk eden ancak odur.
Ne var ki, onun yüce âdeti: Çok kere, kuluna ihsan ettiği ni-metleri vasıta ile gönderir. Bu durumda, vasıtaya mecazen teşekkür edilir. Bu: Hakikatta, Allah-ü Taala'ya bir hamddir. Bu manada bir misal verelim. Bir kimse derse:
Hanıd olsun; falan efendi bana şu kadar ilim öğretti. Ondan çok şeyler öğrendim ve ilim tahsil ettim.
Bu övgü, dışta o kimseye yapılmaktadır. Ama hakikatta Allah-ü Taȧla'ya varan bir hamddir. Zira, o cümlenin hakiki manası şudur:
(1) Bu cümlenin Arapça metni okunmalıdır. Arapça bilmeyenler şöyle okuya bilirler:
Bilmillahirrahmanirrahim. Yef'alüllahü mayeşaü bikudretihi ve yahkümü ma yüridű blizzetihi.
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilÖNSÖZ
İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ
15
GİRİŞ.
15
BİRİNCİ BÖLÜM
ABD DIŞ POLİTİKASI VE İSTİHBARAT.
1.1. ABD DEVLET SİSTEMİ VE GÜVENLİK KURGUSU.
21
1.1.1. ABD Toplum Yapısı.
21
21
1.1.2. ABD Devlet Sistemi
24
25
A. ABD Başkanı ve Elit Tabaka
.29
B. Ulusal Güvenlik Konseyi
30
C. ABD Kongresi..
D. Dışişleri Bakanlığı.
31
33
33
.33
35
E. ABD Ulusal Güvenliği İle İlgili Diğer Resmi Kurumların İşlevleri.
1.2. ABD GÜVENLİĞİ
1.2.1. ABD Güvenliği ve Jeopolitik
1.2.2. ABD Güvenlik Politika ve Stratejileri
41
1.2.3. 11 Eylül Sonrası ABD Güvenliği
48
1.2.3. ABD'de Bölücülük, Terör ve İç Sorunlar
1.3. ABD DIŞ POLİTİKASI VE İSTİHBARAT
52
52
1.3.1. ABD Dış ve Güvenlik Politikası Oluşturma Süreci.
.56
1.3.2. ABD Ulusal Güvenliği ve İstihbarat
.64
1.3.3. 11 Eylül 2001'e Kadar Olan Dönemde ABD İstihbaratı
64
A. Soğuk Savaş Dönemi ABD İstihbaratı......
70
B. Soğuk Savaşı Sonrası ABD İstihbaratı.
9
4 Sait YILMAZ
YanıtlaSilİKİNCİ BÖLÜM
ABD'NİN GÜCÜ VE GÜÇ KULLANMA SİSTEMATİĞİ
2.1. ABD HEGEMONYA KURGUSU
2.1.1. ABD'nin Hegemonya Tarihi
2.1.2. ABD Hegemonya Kurgusu
2.1.3. Ekonomik Hegemonya
A. Ekonomik Hegemonya Kurgusu
B. Kalkınma Projeleri....
93
96
9)
C. Finansal Hegemonya.
2.1.4. Amerikan Kültürel Hegemonyası.
101
2.2. ABD GÜÇ UNSURLARI
2.2.1. ABD ve Küresel Güç Dengesi
8)
101
2.2.2. ABD'nin Yumuşak Gücü
104
A. Ulusal Demokrasi Vakfı
105
B. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID).
107
C. ABD ve Çokuluslu Şirketler.
107
D. Medya.
108
E. Vakıflar
109
F. ABD Think-Tank Merkezleri
109
G. Üniversiteler.
110
H. Etki Ajanları...
112
1. Sivil Toplum Kuruluşları ve Lobiler.
113
2.2.3. ABD Savunma Bakanlığı.......
114
2.2.4. Amerika Birleşik Devletleri'nin Gücü.
125
2.2.5. Amerikan Gücü Neden Azalıyor?
128
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ABD İSTİHBARAT TOPLUMU
135
3.1. ABD İSTİHBARAT YAPILANMASI.....
135
3.1.1. ABD İstihbarat Toplumu ve Yapılanma.
135
3.1.2. Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI).
139
3.1.3. Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA)
141
A. CIA Kuruluşu, Görev ve Teşkilatı.
141
B. 11 Eylül Sonrası CIA...
148
ABD latihbarati 15
YanıtlaSil3.2. Savunma Bakanlığı İstihbarat Organları.......
154
3.2.1. Savunma İstihbarat Ajansı (DIA)
154
3.2.2. Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA).....
156
3.2.3. Ulusal Keşif Ofisi (NRO)..........
159
3.2.4. Ulusal Jeo-uzaysal İstihbarat Ajansı (NGA)
161
163
3.2.5. Silahlı Kuvvetler İstihbarat Teşkilleri.......
3.3. Diğer Bakanlık İstihbarat Teşkilleri......
165
3.3.1. İçişleri Bakanlığı Federal Soruşturma Bürosu (FBI)
165
3.3.2. Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Bürosu
166
3.3.3. Anavatan Güvenlik Bakanlığı İstihbarat ve Analiz
Ofisi.....167
3.3.4. Anavatan Güvenlik Bakanlığı Sahil Güvenlik
İstihbaratı.........168
3.3.5. Enerji Bakanlığı İstihbarat ve Karşı İstihbarat
Ofisi168
3.3.6. Hazine Bakanlığı İstihbarat ve Analiz Ofisi.
168
3.3.7. Narkotik Mücadele İdaresi Ulusal Güvenlik İstihbaratı Ofisi 169
3.4. İSTİHBARAT PROGRAMLARI
170
3.4.1. İstihbarat Çalışmaları...
170
A. İstihbarat Araştırmaları 170
B. Silahlı Kuvvetlerin Çalışmaları.
171
C. Uluslararası İstihbarat İşbirliği
3.4.2. Teknoloji ve İstihbarat 173
A. Uzay Çalışmaları ve İstihbarat Amaçlı İstifade.
175
.175
B. Echelon...........
179
C. İnsansız Hava Araçları..... 181
D. Sosyal Medya ve Siber Savaş 182
E. Beyin Kontrolü.
184
F. Küresel Konumlama Sistemi (GPS)
186
G. HAARP Teknolojisi....
188
3.4.3. İstihbarat Coğrafyası
189
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ABD'DE İSTİHBARAT ÜRETİMİ VE KORUYUCU GÜVENLİK 193
4.1. İSTİHBARAT ÜRETİMİ.
193
4.1.1. İstihbarat Çeşitleri ve Toplama Teknikleri
.193
4.1.2. Cari İstihbaratın Öne Çıkışı.
204
4.1.3. Ajan Temini.
207
4.1.4. 20. Yüzyılın En İyi Ajanları
213
4.1.5. İstihbarat Analizi
216
6| Sait YILMAZ
YanıtlaSil4.2. STRATEJİK İSTİHBARAT.
4.2.1. Stratejik İstihbaratın Gelişimi.
4.2.2. Stratejik İstihbarat Analizi
23
4.2.3. ABD'nin İstihbarat Başarısızlıkları.
236
4.3. KORUYUCU GÜVENLİK.
4.3.1. Gizliliğin Korunması.
236
4.3.2. Wikileaks'in Etkileri
241
4.3.3. Siber Güvenlik
244
4.3.4. ABD İstihbaratında Şeffaflık ve Medya.
247
4.3.5. Karşı Casusluk ve Ajan Savaşları
251
F
BEŞİNCİ BÖLÜM
ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR VE DEMOKRASİ GELİŞTİRME....259
5.1. ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR
259
5.1.1. Örtülü Operasyon Konsepti
.259
267
5.1.2. Örtülü Operasyon Çeşitleri.
271
5.1.3. Soğuk Savaş Dönemi ABD Örtülü Operasyonları
274
A. Filipinler'de Diktatörün Desteklenmesi
B. Guatemala'da Seçimle İşbaşına Gelmiş
İktidarların Devrilmesi
276
C. Hapishane Ülkesi Haline Getirilen Uruguay.
278
D. İran-Kontra Olayı
.......
280
5.1.4. Soğuk Savaş Sonrası Örtülü Operasyonlar
283
5.1.5. Libya ve Suriye Örnekleri; El Kaide Demokrasinin Emrinde 286
5.2. DEMOKRASİ GELİŞTİRME..
.293
5.2.1. ABD Demokrasi Geliştirme Kurgusu
293
5.2.2. Demokrasi Geliştirme Konsepti.....
303
5.2.3. ABD'nin Diğer Ülkelerde Demokrasi Geliştirme İşlerinin Tarihçesi
308
5.2.4. Demokrasi Geliştirmede Gelinen Aşama.
312
ABD İstihbaratı |7
YanıtlaSilALTINCI BÖLÜM
PROPAGANDA VE PSİKOLOJİK SAVAŞ
6.1. Propaganda............
317
6.1.1. 11 Eylül 2001'e Kadar Olan Dönem
.317
A. Soğuk Savaş Döneminde Propaganda
317
B. Propaganda'nın Yeni Adı; Kamu Diplomasisi'ne Geçiş.
.317
C. 1980'ler; Fikirler Savaşının Yeniden Başlaması
325
D. Soğuk Savaş Sonrası Gelişmeler.
327
.330
6.1.2. Kamu Diplomasisi
A. 11 Eylül 2001 Sonrası Propaganda/Kamu Diplomasisi.
332
B. ABD Kamu Diplomasisi'nde Yeni Yapılar.
.332
C. Dört Yıllık Diplomasi ve Kalkınma Gözden Geçirme (QDDR) Dokümanı....
.339
D. ABD Kamu Diplomasisi Vasıtaları
343
6.1.3. Kamu Diplomasisi ve Sosyal Medya.
347
A. ABD'nin Kamu Diplomasisi'nde Sosyal Medyanın Kullanmaya
Başlaması.....
.351
B. Sosyal Medya ve Şebekeye Dayalı Kamu Diplomasisi.
C. Sosyal Medya ve İstihbarat. 356
D. Sosyal Medya Savaşı. 359
6.2. PSİKOLOJİK SAVAŞ...
.361
361
365
6.2.1. Soğuk Savaş Döneminde Psikolojik Savaş
6.2.2. 11 Eylül Sonrası Psikolojik Savaş. 365
A. Irak Savaşı'nda Algı Yönetimi.....
369
.371
373
B. Sosyal Radar......
C. Halkların Ruh Hali ve Duyarlılıklarının Analizi
D. Stratejik İletişim ve Silahlı Kuvvetler.
YEDİNCİ BÖLÜM
11 EYLÜL 2001 SONRASI ABD İSTİHBARATI
377
7.1. GEORGE W. Bush Dönemi
377
7.1.1. 11 Eylül 2001 Günü ABD İstihbaratı..
377
....379
7.1.2. 11 Eylül 2001 Sonrası Reform ve Yeniden Yapılanma Çalışmaları
7.1.3. Bush'un Güvenlik Anlayışı ve İstihbarat.
385
7.1.4. ABD'nin Irak ve Afganistan Savaşları .388
351
353
B|Sait YILMAZ
YanıtlaSil7.1.5. Askerler ve İstihbarat.
7.1.6. ABD Özel Kuvvetleri ve Ülke-İnşası Kabiliyetlerinde Değişim...
40
7.2. BARACK OBAMA DÖNEMİ
40
7.2.1. Obama'nın Güvenlik Anlayışı
406
7.2.2. Obama Dönemi'nde İstihbarat.
410
7.2.3. CIA'da Neler Oluyor?..
422
7.2.4. Sözleşmeci Özel Şirketler ve İstihbarat
430
7.3. ABD İstihbaratı ve Terörle Mücadele
39
443
7.3.1. Terörle Mücadele Stratejisi
443
7.3.2. Usame Bin Ladin'e Yapılan Operasyon.
447
7.3.3. Drone Programları....
451
7.3.4. Terör Örgütünü Takip Etmek.
454
7.4. ABD İstihbaratı ve Arap Baharı.
458
7.4.1. Ortadoğu'ya Demokrasi İhracı
458
7.4.2. Arap Baharı ve ABD
461
3.4.3. Arap Hareketleri ve İstihbarat.
464
SONUÇ.
467
KAYNAKÇA
471
ÖNSÖZ
YanıtlaSilABD tarihi boyunca ülkenin hükümet teşkilatında yeni durum-ların gerektirdiği çok önemli yapısal değişiklikler yapıldı. 19. yüz-yılın sonu ile 20. yüzyılın başında yaşanan finansal krizler 1913'de Federal Merkez Bankası'nın kurulmasına yol açtı. İkinci Dünya Sa-vaşı, Bretton Woods uluslararası ekonomik kurumlarının ortaya çıkmasını sağladı. Soğuk Savaş'ın başlaması ile ABD'nin dünya üze-rinde liderlik iddiası Savunma Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi ve CIA gibi yapıların kurulmasına yol açtı. ABD, 1980'lerde keşfet-tiği 'demokrasi geliştirme' işinde NED ve USAID'in kullanılması ile başlayan ve Sovyetler Birliği'ni yıkan süreçte yumuşak gücünü kurguladı. 11 Eylül 2011 saldırıları ise Anavatan Güvenlik Bakanlı-ğı'nın kurulmasına ve ABD istihbarat sisteminin yeniden yapılan-masına yol açtı. En başından beri ABD içinde askerler CIA'nın ge-rekliliği konusunda hep şüphede idiler. Çünkü İkinci Dünya Savaşı esnasında CIA'nın babası olan Stratejik Hizmetler Ofisi'ni (OSS) on-lar kurmuşlardı ve bir savaş olmadığına göre CIA'ya gerek yoktu. CIA, zaten savaş zamanında askerlerin emrine girecekti. CIA ile as-kerler arasındaki çekişme bugün de son hızı ile devam ediyor ve her seferinde askerler kazanıyor. 11 Eylül 2001'den bugüne CIA, örtülü işlerinin hemen hepsini askerlere kaptırdı. Askerler sayıları 50.000 kişiye ulaşan özel kuvvetlerin istihbarat faaliyetleri yetmi-yormuş gibi 2012'de kendi gizli istihbarat toplama servislerini (NCS) de kurdular. CIA'ya ise gidilen yerlerde işbirlikçi bulma ve drone savaşları kaldı. İronik olan dünyaya sürekli askerlerin de-mokratik kontrolü masalını anlatan ABD'de durum böyle iken,
10/Sait YILMAZ
YanıtlaSilTürkiye'de askerler kendi istihbaratını kurmamanın cezasını b gün acı biçimde ödüyorlar. Yeni politikalar her zaman yeni yapıların ortaya çıkmasını sa
lamadı, bazıları kendi içinde dönüşüm geçirdi. Bunun en iyi orne oldu. Bu savaşlarda Amerika muharebeleri kazandı ama savaşlar Irak ve Afganistan'da iki büyük şok yaşayan ABD Silahlı Kuvvetler kazanamadı. ABD öyle bir bocalama içine girmişti ki, 2008 yılınd Savunma Bakanı Robert Gates, ABD'nin Soğuk Savaş sonrası ile l Eylül 2001 arasındaki dönemde sadece askeri gücü ve istihbara kabiliyetlerini değil yumuşak güç etkinliğini de kaybettiğini itiraf etti. Ne sert güç ne de yumuşak güçle zaferin gelmediği anlaşılınca çare olarak fikirler savaşını kazanmak üzere 'akıllı güç' konsept bulundu. Amerikan propaganda ve istihbarat vasıtaları sosyal medya odaklı olarak 2008'den itibaren bu kapsamda yeniden kur gulandı. Terörle mücadele içinde tek askeri yöntem olarak, silahl insansız hava araçlarının (drone) kullanıldığı 'hedefli öldürme sis. temi' isimli bir program uygulanmaktadır. Daha çok öldürmekten başka bir hedefi olmayan bu program dâhilinde pek çok masum in-san da öldürülürken, Gates'den sonra Savunma Bakanı olan Leon Panetta, Amerikan jargonu ile, 'kasabada başka oyun olmadığını söyleyerek, çaresizliklerini vurgulamaktadır. Diğer yandan ABD'nin 1980'lerde başlayan İslamcı projesi bugün Ortadoğu'da büyük bir dönüşüm ile hayata geçmekte, rejimler ile birlikte harita-ların da değişeceği bir döneme gelinmektedir. Bütün bu dış politika uygulamalarının arkasındaki güç sistematiğinin bel kemiği asker-ler, sivil toplum mühendisleri ve özel şirketler ile iç içe geçmiş olan Amerikan istihbarat toplumudur. Amerikan istihbaratının tanın-ması bizler için sadece bir akademik zorunluluk değil, milli bir gö-revdir.
Televizyonlar, sinema filmleri, internet, sosyal medya, mü-zik vb. yollar ile bize yansıtılan ABD, demokrasi ve özgürlüklerin beşiği, zenginliğin ve gücün merkezi, tüm insanlığın ideali olan bir ülkedir. Bununla beraber pek çoğumuz dünyada neresi karışsa ya da bir uğursuzluk olsa arkasında Amerika'nın parmağı olduğunu düşünürüz. Richard Perle'e göre; bir ülke ancak çıkarları ve ege-
ABD İstihbaratı |
YanıtlaSil11
menliği söz konusu olduğunda kan dökmeyi göze alabiliyorsa bü-yük bir ülke olabilir ve ABD, tarihi boyunca hep böyle yapmıştır.
"Amerika'nın çıkarları" öyle sihirli iki kelimedir ki, onlar söz konu-su olduğunda ne ABD anayasası, ne Kongre denetimi, ne halkın tepkisi, ne de uluslararası kamuoyunun homurdanması engel ola-rak görülmez. ABD Başkanı'na verilen görev bu çıkarların sağlan-masında diplomasi kadar, örtülü yöntemleri kurgulamak ve meşru hale getirmektir. Ülkemizin içinde ve dışında yaşanan gelişmeleri anlayabilmemiz için de Amerikan istihbarat toplumunu ve örtülü yöntemleri hakkında bilinçli olmak ve ülkemizin çıkarlarını takip etmek zorundayız. Elinizdeki kitap, bu amaçla sizlere yardımcı ol-mayı hedefleyen, akademik kapsamlı bir eserdir. Bu kitabın çeşitli bölümlerinin okunarak, revize edilmesinde yardımlarını esirgeme-yen değerli dostlarım E.Albay Tayfun Önal ve Ayten Güler'e teşek-kür ederim. Ayrıca bu kitabın yazılmasına beni teşvik eden değerli hocam Prof. Dr. Ümit Özdağ'a da teşekkürü bir borç bilirim.
Doç. Dr. Sait YILMAZ
Florya, 06 Mart 2013
İstanbul Aydın Üniversites
12 Sat YILMAZ
YanıtlaSilİKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ
ba go du SI n d il S y
2013 yılında bıraktığımız yerden ABD istihbaratında yaşan önemli gelişmeleri kısaca özetleyelim. John O. Brennan, CIA Dires törlüğüne getirildi ve onun icadı olan hedefli öldürme sistemi insansız hava araçları ile yürütülen küresel insan avı devam mektedir. Obama'nın ikinci dönemi ile birlikte CIA içinde siya müdahalelerin artma eğilimi yaşanıyor. Sorgulamalar ve casusluk tan sorumlu CIA Harekat Başkanlığı'na tarihinde ilk defa bir kad lider atanacak iken Obama bunu son anda engelledi. Böylec CIA'nın işkenceli sorgulama yöntemleri büyük bir darbe yedi. Gel nen aşamada CIA'dan tecrübeli olanlar ayrılıyor ve nitelikli yeniler gelmiyor. Bu yüzden Suriye, Bingazi ve Afrika'da sıkıntılar yaşıyor Mısır'da sıkıntılı günler yaşayan CIA, askerlerle özel ilişkileri saye sinde hem Müslüman Kardeşleri gönderdi hem de kendine geniş bir manevra alanı sağladı. Son bir yıl içinde Afrika'daki terör örgüt lerine yönelik özellikle özel kuvvetler ile birlikte yapılan örtülü operasyonlar öne çıksa da aslında 2003 yılından beri kıta genelin-de hazırlanan ve Afrika'da yeni bulunan petrol yataklarını kontrol altına almaya yönelik bir kurgunun zorlayıcı yöntemlerini izliyo-ruz.
2014'e Edward Snowden'in NSA'dan sızdırdığı bilgiler damga vurmaya devam etmektedir. Bu sızıntılar bizim de açıkladığımız ve belki de abartılı bulunan ABD dinleme sistemi ile ilgili içlerinde Ankara'nın da bulunduğu dünya genelindeki 80 istasyon hakkında geniş bilgiler içermekte idi. Snowden, El Kaide ile mücadele görün-tüsü altında geliştirilen PRISM programının dünyanın her köşesin-de ABD tarafından nasıl istismar edildiğinin örneklerini ortaya çı-kardı. Bu sızıntılar iki türlü etki yarattı; birincisi artık başka ülke-lerde kimse Amerikan ajanı (insan istihbaratı) olmak için ABD sis-temine pek güvenemeyecek yani bir gün ifşa olacağım korkusu ağır
ABD İstihbaratı |
YanıtlaSil13
basacaktır. İkincisi dost (1) ve müttefik ABD'nin diğer ülkelere gönderdiği sinyal istihbaratı (SIGINT) irtibat timlerinin maskesinin düşmesi ile eskisi gibi buyur edilmeyecektir. Nitekim Snowden'in sızıntıları Almanya ile 1968'den beri devam eden, ABD ve İngiltere ile olan SIGINT işbirliği anlaşmasına son verdi. Almanlar, ABD ile SIGINT işbirliğinin açıkça bir istiladan başka bir şey olmadığı so-nucuna vardılar. Sızıntının etkisi ile Senato İstihbarat Komitesi, devlet istihbaratının gereğinden fazla ölçüde işlerini özel şirketlere yaptırdığı eleştirisinde bulundu. Bugünlerde eski sisteme dönmek yanında yeni tedbirler üzerinde çalışılıyor.
Obama'dan NSA konusunda üç yenilik getirdi; metadatanın NSA tarafından tutulmaması, erişim için mahkeme kararı gereği ve şüpheli telefonlarının ancak ikinci halkaya kadar takip edilmesi. NSA, şu günlerde örtülü operasyon işlerini yeniden düzenlemekle meşguldür. Snowden'in NSA sızıntılarını müteakip ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), hassas bilgilerin yer aldığı bilgisayarlar ve artan mobil aletlerdeki veri güvenliği konusunda yeni çalışmalar başlattı. Pentagon'un aldığı ilk tedbir iPhone ve Androit telefon kullanımının sınırlanması oldu. Ordu personeli, 16 milyon dolarlık yeni Fixmo sistemi adapte edilene kadar daha önceden olduğu gibi Blackberry telefonlarını kullanacaktır. NSA ve Pentagon'un Siber Komutanlığı, ABD dışında dünya genelinde yaklaşık 100 bin bilgi-sayara gizlice yeni bir yazılım programı yükledi. Bu programın amacı ABD'nin bu bilgisayarlardaki faaliyetleri internete bağlı ol-masalar bile izleyebilmesidir. ABD zaten internetteki tüm bilgiler önce server'lar yolu ile Amerikan topraklarına uğradığından bun-ları alabiliyordu. Yeni teknolojide bilgisayarlara telsiz dalgaları ile nüfuz edilmektedir. ABD istihbaratını takip etmek, her ülke için bir ulusal güvenlik meselesidir ve takip etmeye devam edeceğiz.
Doç.Dr. Sait Yılmaz Florya, 07 Nisan 2014
GİRİŞ
YanıtlaSilİstihbarat, bir yandan çatışmaların ve savaşların işlevi iken, di-ğer yandan demokrasi ve barışa hizmet edebilir. İstihbaratçılar için evrensel prensipler yoktur. Ülkeler istihbarat servislerini farklı amaçlar için kullanır ve buna uygun vasıtalar seçerler. İstihbarat servisleri tarihten de etkilenir. Örneğin sömürgeci geçmişi olan bir ülkenin istihbarat geleneği farklıdır. İstihbarat genellikle uluslara-rası ilişkilerin görünmeyen boyutudur. İstihbarat alanındaki aka-demik çalışmaların, yaklaşık 60 yıl önce Sherman Kent'in "Ameri-kan Dış Politikası İçin Stratejik İstihbarat" isimli kitabı ile başladığı genel kabul görür. Ancak sadece son 40 yıldır 'ulusal güvenlik is-tihbaratı' bir bilim alanı olarak olgunlaştı ve uluslararası ilişkilerin bir alt alanı haline geldi. Dönüm noktası, İstihbarat Yılı ilan edilen 1975'de ABD hükümetinin CIA içinde üç casusluk olayı ile ilgili so-ruşturma açması ile başladı. Vanderbilt Üniversitesi'nden Profesör Harry Howe Ransom'a göre; daha önce dolaplarda çok az istihba-rat çalışması vardı¹. İlk yapılan çalışmaların konusu, şeffaf toplum-larda gizli servislerin nasıl denetlenebileceği idi. Sonraki on yıllar-da istihbarat hakkında çok sayıda bilimsel kitap ve makale yayın-ladı.
İstihbaratı günümüzde de popüler kültüre taşıyanlar, Soğuk Sa-vaş tarihçileri, film yapımcıları ve hikâye yazarlarıdır. İstihbarat alanındaki çalışmalar uzun süre, daha çok Batılı tarihçilerin ilgisini çekti. Soğuk Savaş'ın bitimi ile arşivlerin yayınlanması istihbarat
Loch K. Johnson: National Security Intelligence, in Edited by Steven W. Hook Christopher M. Jones: Routledge Handbook of American Foreign Policy, Rout-ledge, (2012), pp.203.
16 Sait YILMAZ
YanıtlaSilaraştırmalarına katkı sağladı. 11 Eylül 2001 saldırıları ve sonra sındaki savaşlar, istihbaratın her yönü ile önemli hale gelmesi sağladı. Bilimsel istihbarat çalışmaları henüz hak ettiği yerden dukça uzaktır. Son yıllarda istihbarat alanında tarih ve siyaset b limi literatürüne dâhil olacak çeşitli yayınlar yapıldı. Gestapo, uz zamandır bir tarihsel çalışma konusu oldu ve onunla ilgili yayınla nan arşivler bilim adamlarına 1945 sonrasında Sovyetler Birliği v Doğu Bloku'nda devlet güvenlik servislerinin siyasi ve sosyal ha yattaki rolü ile ilgili çalışmalar yapma imkânı verdi². Bu eserler 1789'dan beri devam eden devlet kontrolü ile ilgili uzmanlıkta yen bir dalga yarattı. Tarihçiler, Ingiliz ve Fransız istihbarat servisleri nin imparatorluk dönemindeki deniz aşırı bölgelerdeki faaliyetle rinden, M15 veya FBI'ın İngiltere ve ABD'de siyasi kültüre etkisine kadar pek çok konuda çalışmalarına devam etmektedirler.
En azından 1871 yılındaki Fransa-Prusya Savaşı'ndan beri siya si kültür, istihbarata karşı resmi ve halk tutumunun şekillenme. sinde önemli oldu. Bu dönemde Fransızların yabancı espiyonaj ve ulusal güvenlik korkusu pek çok çalışmaya konu teşkil etti. Dreyfus olayı, Fransız istihbaratı için üzücü bir durumdu ve meşhur casus Wilhelm Stieber tarafından kontrol edilen Fransa'daki Alman casus ordusu ile ilgili paranoyayı yansıtıyordu. Gerçekte ortada bir casus ordusu yoktu ve Stieber ise casus yöneticisi değil bir polis şefi idi. 1914 yılında dünya savaşı çıktığında da 1871 yılındaki yenilginin hatıraları ile casus korkusu Fransa'da tekrar hâkim oldu ve bu du-rum ülkenin hassas yönü olmaya devam etti³. İngiliz halkı da abar-tılı espiyonaj hikâyelerine benzer bir ilgi göstermişti. Bu tür hikâyeler dünya savaşı öncesi İngiliz ve Fransız istihbaratının ev-riminde önemli rol oynadı. İki dünya savaşı arasında casusluk hikâyeleri ve filmleri Batı popüler kültürünün sürekli bir figürü ol-du. Bu trend Soğuk Savaş döneminde de devam etti ve Graham
2 Michael I. Handel: The Diplomacy of Surprise, Center for International Affairs, (Cambridge, 1980), in idem (ed.), Intelligence and Military Operations, Frank
Cass, (London, 1990), pp.1-95.
Michael Miller: Shanghai on the Metro: Spies, Intrigue and the French, University of California Press, (Berkeley, CA, 1994), pp.21-36.
ABD İstihbaratı |
YanıtlaSil17
Greene, John Le Carré, lan Fleming ve Tom Clancy gibi romancılara malzeme teşkil etti.
İstihbarat alanındaki bilim adamları üç farklı metodoloji izledi-ler. Bunlardan ilki özellikle tarihçilerin ve aynı zamanda teorik ça-lışmalar yapanların yer aldığı, daha çok organizasyon ile politika yapma arasındaki ilişkiyi açıklayan, istihbaratı politika yapıcıların karar vermelerini kolaylaştırmak için bilgi sağlama vasıtası olarak gören anlayıştır. İkinci yaklaşım özellikle analiz ve karar seviyele-rine odaklanarak, istihbarat sürecinin başarı ve başarısızlıklarını açıklayan genel modeller kullanmaktadır. İlk iki yaklaşım istihba-ratı dış politika ve savunma politikası oluşturmanın bir parçası olarak görmektedir. Üçüncü yaklaşım ise istihbaratı siyasi bir fonksiyon yerine devlet kontrolünün bir vasıtası olarak ele almak-tadır. En iyi eserler, yukarıdaki üç yaklaşımı da farklı şekillerde ça-lışmalarına entegre edenlerdir. Ama hemen her çalışmada geleceğe ilişkin odak farklılıkları vardır. Bu farklılığın nedeni siyasi süreçleri ve siyasi kültürü nasıl anladığımıza ilişkindir.
Soğuk Savaş'ın bitimi bilgi ve mikroçip devrimine denk gelmişti.
Uydu sistemleri ve küresel dinleme ve gözetleme gibi yeni uygula-ma alanları bulmaktaydı. Amerikan istihbaratı (başta CIA ve NSA) yeni dinleme sistemleri ve uydu teknolojisine büyük yatırımlar yaptı. Teknolojik gelişmeler neticesinde gizlilik kavramı boyut de-ğiştirmiş ve gizli bilgilere nüfuz etme kolaylaşmıştır. Gelecekte de hızlı reaksiyon gösterebilmek için daha esnek istihbarat kabiliyet-lerine ihtiyaç duyulacaktır. Teknolojideki gelişmeler öncelikle he-def tespit imkânlarının gelişimi ile örtülü operasyonların etkinliği-ne önemli katkı sağlamakta; cezalandırma, suikast, sabotaj, arama-kurtarma gibi operasyonlara teknolojinin sağladığı imkânlar ile daha sık başvurulmaktadır. Görüntü ve sinyal istihbaratı için uzay-da yapılan yarışa, ekonomik istihbarat alanındaki yarış eklendi.
Son 60 yıldır istihbarat alanındaki reform girişimleri, sadece teşki-lat düzenlemeleri ile istihbarat örgütlerinin bir yere varamayaca-
*Len Scott and Peter Jackson: Journeys in Shadows, in L.V. Scott, P.D. Jackson: Understanding Intelligence in the Twenty-First Century, Routledge, (London, 2004), pp.1-8.
18 Sait YILMAZ
YanıtlaSilğını göstermiştir. İstihbarat reformları sadece prosedürel değişim değil, yeni durumlara kendini adapte edebilecek şekilde kültürel değişimi de gerektirmektedir.
Küresel iletişim, "kopyacılığı" mümkün kılmaktadır. Anında ve yoğun küresel haberleşme; ülkelerin, kendi vatandaşlarının (veya diğer ülke vatandaşlarının) neyi duyması, görmesi, okuması, bil. mesi ve inanması gerektiğini etkileyecek kabiliyetlerini erozyona uğratmıştır. Dış politikada ulusal hükümetlerin ikna edilmesi için kendi halkı kullanılmaktadır. Bu amaçla, sosyal medyanın kulla-nılması gibi yenilikçi yaklaşımlara başvurulmaktadır. Uzmanlaş-mış, yüksek teknoloji gizli faaliyetler kapsamında yerel hareketle-rin desteklenmesinde rol almaktadır. Dünyada istihbaratın güven-lik, dış politika, savunma, özel şirketler ve teknoloji ile dansı her gün yeni örnekler ile başımızı döndürmektedir. Geçtiğimiz döneme Wikileaks, El Kaide lideri Bin Ladin'in öldürülmesi damgasını vu-rurken, Arap Baharı adı verilen Ortadoğu ayaklanmaları ile sa-vunma-sosyal medya-istihbarat işbirlikleri öne çıktı. Siber güvenlik alanında her gün yeni bir teknolojik gelişme ile karşılaşıyoruz. Si-ber güvenlik, NATO stratejisinin en önemli parçalarından biri hali-ne gelirken, modern ordular birbiri ardına siber komutanlıklar kurmaktadır. 11 Eylül 2001'den beri Batılı istihbarat servisleri bü-yük bir değişim geçirmekte, yeni güvenlik ortamına adapte olabil-mek için teknolojiyi önlerine katarak yarışmaktadırlar.
21. yüzyılda istihbarat, tarihte hiç olmadığı kadar dünya politi-kaları için önemli hale geldi. Körfez Savaşı, 11 Eylül 2001 saldırıla-rı, Afganistan ve Irak Savaşları'nın ardından yaşanan renkli dev-rimler ve Arap hareketleri istihbaratın gerek resmi, gerek akade-mik ve gerekse popüler medya içinde güvenlik ve uluslararası iliş-kiler bakımından önemini artırdı. İstihbarat sürecinin doğasının iyi anlaşılması ihtiyacı ve ulusal ve uluslararası güvenlik bakımından önemi hiç bu kadar belirgin hale gelmemişti. İstihbarat servisleri, 21. yüzyılda kendilerini sosyal, kültürel ve teknolojik koşullara adapte etmek için konseptleri ve örgütsel yapılarında radikal deği-şimler yapmalıdır. Mevcut devlet temelli istihbarat so dernite'nin ürünüdür ama modern
ABD İstihbaratı |
YanıtlaSil19
m 이
e a
ları ortadan kalkmaktadır. Büyük ölçüde şehirleşmiş, sermaye yo-ğun kitlesel üretim yapan ülkelerin yerini artık internet ve dijital teknolojinin bilgi yoğun, dağınık küresel sistemleri aldı. Bunun so-nucunda tehditler de kırılgan hale geldi. Bu nedenle güvenliğe yö-nelik tehditleri anlamak için yeni konseptlere ve bu tehditler hak-kında bilgi toplamak ve işlemek yöntemleri için istihbarat servisle-rinde yapısal ve kültürel önemli değişikliklere ihtiyaç vardır. Asıl mesele bu yeni yaklaşımların nasıl pratiğe geçirileceğidir.
Tıpkı uluslararası ilişkiler disiplini gibi güvenlik ve istihbarat alanındaki çalışmaların da önce Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) bir bilim alanı haline gelmesi tesadüf değildir. Bu tür çalış-maları tetikleyen ve gelişmelerine yol açan, II. Dünya Savaşı sonra-sı ABD'nin süper güç konumuna geçmesi ve dünya hegemonyasını temsil etmeye başlaması ile bu durumun gerektirdiği rollere ilişkin ulusal düzeyde kuramsal ve pratik çalışmalar yapma ihtiyacı idi.
ABD'de 1947 yılında çıkarılan Ulusal Güvenlik Kanunu ile kurulan CIA'dan sonra pek çok istihbarat servisi daha kuruldu ve sayıları 16'ya ulaştı. Öte yandan ABD'nin istihbarata bakışı da çeşitli kırıl-ma noktalarından geçti. İstihbarat vasıtaları kadar, yöntemleri ve konseptleri de oldukça değişti. Açık ve örtülü faaliyetler birbirine karıştı. İstihbarat örgütleri pek çok işlerini özel şirketlere vermeye başladılar. Askerler, CIA'nın taktik istihbarat ve örtülü operasyon işlevlerine sahip çıktılar. Özel Kuvvetler önem kazandı. Terörle mücadelede kullanılan işkence yöntemleri ve hedefli öldürme sis-temi ABD istihbaratı kadar, politikacılarının da başını ağrıtmakta-dır.
Elinizdeki kitap, kuruluşundan bugüne ABD istihbarat toplu-munun yaşadığı tüm değişimleri ve reform çalışmalarını ele almak-tadır. Bu amaçla Birinci ve İkinci Bölümde ABD'nin dünyadaki ro-lüne ve dış politika oluşturma sürecinde istihbaratın konumuna yer verildi. Üçüncü bölümde ABD istihbarat toplumunun aktörleri tek tek gözden geçirildi. Dördüncü, Beşinci ve Altıncı bölümlerde ABD'nin istihbarat üretimi, koruyucu güvenlik, örtülü operasyon-
5 Andrew Rathmell: Towards Postmodern Intelligence, Intelligence and National Security, Vol.17, No.3, RAND Corp. (Santa Monica, 2002), pp. 87-104.
20 | Sait YILMAZ
YanıtlaSillar, propaganda ve psikolojik savaş gibi istihbarat fonksiyonlarının geçirdiği değişimler üzerinde duruldu. Özellikle yumuşak güçten akıllı güce geçiş, bu kapsamda demokrasi projeleri, kamu diploma sisi ile birlikte sosyal medyanın örtülü operasyonlarda kullanılma sına ağırlık verildi. Son Bölümde ise 11 Eylül 2001 sonrası ABD di politikasına paralel olarak istihbarat toplumunun yeni rolleri ve yaşadığı sorunlar üzerinde duruldu. ABD istihbaratı da zor bir do neme girmektedir. Stratejik ağırlığını Ortadoğu'dan Asya-Pasifik'e kaydıran ABD, ekonomik zorluklar nedeni ile dış politikada sert güçten ziyade örtülü faaliyetler ile sonuç almak, kendi işini yaptır-mak için üçüncü taraflara daha fazla başvurmak zorundadır. İstih-barat toplumu da bu güvenlik ortamına uygun teknolojiye dayalı yeni vasıtalar ve yöntemler bulmak arayışında olacaktır.
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1610-Sultanahmet Camii'nin temeli atıldı.
4
SALI
TUESDAY
OCAK JANUARY
BİR AYET
Biz insanı en güzel biçimde
yarattık.
Tin Suresi: 4
BİR HADİS
İnsanlara iyi ahlâkla muamele et!
Ey şan ve şerefi, nâm ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al.
Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır ve insanı insanlara abd ve köle yapar.
Mesnevî-i Nûriye
KASIM: 58 - GÜN: 4 KALAN: 361 - GÜN UZA. 1
HİCRÍ: 1 C.AHİR 1443 - RUMÎ: 22 K. EVVEL 1437
ادة
DK
Vater
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1912 - Yazar ve gazeteci "Ahmet Mithat Efendi"nin ölümü.
1989 - Yüksek
Öğretim Kurulu (YÖK) üniversitelerdeki başörtü yasağını kaldırdı.
28
CUMARTESİ
SATURDAY
ARALIK
DECEMBER
C
BİR AYET
O takvâ sahipleri ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler.
Âl-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
Allah bir kulu hakkında hayır dilediğinde onu dinde ince anlayış sahibi kılar ve doğru yolu kendisine ilham eder.
Bezzar
İnsan-ı mü'mine nûr-u iman ile gösterir ki, mevt îdam değil, tebdil-i mekândır; kabir ise, zulümâtlı bir kuyu ağzı değil, nûrâniyetli âlemlerin kapısıdır.
Sözler
HİCRĪ: 27 C.AHİR 1446-RUMÎ: 15 K. EVVEL 1440
KASIM: 51-GÜN: 363 KALAN: 3 - GÜN. KIS.: 1 DK
2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1912-Yazar ve gazeteci "Ahmet Mithat Efendi"nin ölümü.
1989 - Yüksek
Öğretim Kurulu (YÖK) üniversitelerdeki başörtü yasağını kaldırdı.
ARALIK
28
PAZAR
BİR AYET
Kıyametin gerçekleşmesi ise göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.
Nahl Suresi: 77
BİR HADİS
Cehenneme baktım, ekser halkının kadınlar olduğunu gördüm.
Buharî, Nikâh: 88
8 1447 RECEB
RUMI: 15 K. EVVEL 1441 KASIM: 51
Dünyayı ve ondaki mahlukatı mana-i harfiyle sev, mana-i ismiyle sevme.
Sözler
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
ABDULHALIK GUCDUVANI
YanıtlaSilHAZRETE
SUZLEN
HIRET YOLCUSU
Evladım!
Dünya ve onun ziynetleri seni al-datmasın!
Gece ve gündüz dâimâ dünyadan âhi-rete göçmeye hazır ol!
Kalbin hep Allah ile birlikte olsun! Allah korkusundan her zaman gönlün kırık olsun!
Dünyada misafir gibi yaşa ve oradan yine misafir gibi ayrıl!
NURDAN SİLSİLE.
Evladım!
Ben, şeyhimin -Allah onun azîz rû-hunu mukaddes eylesin- vasi-yetleriyle amel ettiğim gibi, sen de benim vasiyetlerimi aklında tut ve onları tatbik et!
Böyle yaparsan Allah, dünya ve âhirette senin koruyucun olur inşaallah!
(Bkz. Abdülhälık Gucdüvání, Vasāyā, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3229, vr. 10b-16a: Isfahani, Şerh-i Vasaya, vr. 103a: Reşahåt, s. 61-62; Håni, el-Hadaik, s. 354-355)
HELAL LAKİN
Abdülhålık Gucdüvânî Hazretleri, Hi-zır ile månen görüşerek, onun terbiyesinde ikmâl olmuştu. Bir gün Hızır Gucdüvânî Hazretleri'nin ikrâm ettiği yemekleri yemez ve sofradan kendisini geriye çeker. Abdülhålık Gucdüvânî hayretle;
"-Bunlar helâl lokmalardır; niçin yemiyorsunuz?" der.
Hızır ise şu cevabı verir:
"-Evet, helal lokmalardır; lâkin pişiren, öfke ve gafletle pişirmiştir."
KILLET ÖLÇÜLERİ
YanıtlaSilYemeyi, içmeyi azalt!
Az uyu ve az konuş!
Acıkmadan yeme!
İhtiyaç olmadan asla konuşma!
000
Gece biraz uyuduktan sonra kalkarsan namazı daha düzgün ve daha çok kılarsın.
ULVİ ÖLÇÜLER
Gönlün dâimâ gamlı,
Gözün yaşlı,
Amelin hâlis,
Duân mücâhede,
➤Elbisen mütevâzı olmalıdır.
Arkadaşların derviş,
Evin mescid,
Malın fıkıh, (Sermâyen ilim)
Ziynetin zühd,
➤Dostun Cenâb-ı Hak olmalıdır.
BEŞ HASLET
Kendisinde şu beş hasleti görmediğin kişi ile arkadaş olma:
Ahireti dünyaya tercih etmek.
Ameli ilimden, ilmi de dünyaya dal-maktan üstün görmek.
Tevâzu ve mahviyeti, iltifat ve rağbet görmekten aziz bilmek.
Basiret ve firâset sahibi olmak; gizli-âşikâr bütün sâlih amellere azimli olmak.
. Ölüme hazır olmak.
236
ABDÜLHALIK GUCDUVANI
YanıtlaSilHAZRETLERİ
BIKMET IZLE
ALLAH VEKİL!..
.Insanlardan hiçbir şey isteme ve
. Tevekkül ehli ol!
Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
فتوكل على الله
Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona kâfidir..." (et-Talak, 3)
Bilesin ki; Rızık taksim edilmiştir.
Allah sana ne vermişse, insanlara bol bol infâk eyle!
Rasûlullah Efendimiz, doyurmanın hazzı ile doyardı.
ATEŞE GÖTÜRÜR!..
Cimrilik ve hasetten uzak dur;
Zira;
Cimriler ve hasetçiler yarın cehenneme atılacaklardır.
HAK'TAN BEKLE!..
Allâh'ın va'dine güven!
Fânîlerden bir şey bekleme!
Doğruyu söyle ve korkma!
Dâimâ Hak ile beraber ol!
İnsanlarla lüzumundan fazla sohbet ederek ömrünü boşa harcama!
Aksi takdirde; (yani bunları yapmazsan);
Allah'tan uzak kalırsın!
NEFESİN HESABI VAR!..
Her zaman nefesine dikkat et, onun kıymetini bil!
Diline sahip ol!
Yapamayacağın şeyleri söyleme!
İnsanlara dâimâ nasihatte bulun!
ERI
YanıtlaSilİNSANIN MUHAFAZASI
Çok oruç tut!
Çünkü;
Oruç insanı muhafaza eder.
Nefsi dizginleyip gönlü diriltmek için;
Namaz ve oruçla meşgul olmak daha münasiptir.
ALTIN VASIFLAR
Gönlünü dünya muhabbetine kaptırma!
Dâimâ âhirete rağbet et!
Dindar ve vefâlı ol!
Fakih,
Alim,
Takva sahibi ve
Sebatkâr ol!
قال النبي صلى الله عليه وعالم
حب الدنيار اس كل خطية
١٣١٤ - 1 2
محمدرسول الله ونطق حبا الله
İSTİFADE İÇİN...
Allah yolunda, Hak dostlarına;
Hem mal,
Hem beden,
Hem de can ile hizmet et!
Onlara teslim ol ve tavsiyelerine riâyet et!
➤Teslimiyet göstermez ve nasihatlerini tutmazsan onlardan istifâde edemezsin!
234
5237. Hırsız, karda yürür, izini belli etmez.
YanıtlaSil15238. Hırsızın ağzı söylemese de gözü söyler.
493
15239 Hırsızlık, bir yumurtadan başlar.
15240. Hısımın ile sohbet et, alış-veriş etme! (Hisiminman sohbet et, alış-veriş etme!) Hiçbir zaman değişmeyen bir düşünce
15241. , uzun süre giyilmiş, eskimiş bir cekete benzer.
15242. Hile ile iş gören, güçlükle can verir. (Hilemen iş körgen, meşakette can berir. )
bir ocak yapamaz.)
15243. Hilekâr dokuz ev bozmayınca, bir ev yapamaz. (Hilekar dokız ocak cıkmay,
15244. Hocanın söylediğini yap, yaptığını yapma! (Ocanın aytkanın et, etkenin etme!)
15245 Horoz çok olsa, tan geç atar (ağarır).
15246. Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
15247. Horoz ötmese de sabah olur.
15248. Irz düşmanı cezasız kalmaz.
15249. İçine kan kustuktan son(ra), altın leğenden ne fayda?
15250. İçki, ocak söndürür.
15251. İğneyle kuyu kazılmaz.
15252. İhtiyarın gönlü iki şeyde gençtir: biri malını sevmede, ikincisi yaşamı sevmede. (İhtiyarrın gönli eki şeyde genştir: biri malın süymede, ekincisi yaşawnı süymede.)
15253. İkbalsızın bağına su damlası düşmez, yağmur yerine yukarıdan cevher yağsa da
(Ikbalsıznın bağına damnası tüşmez, cawun yerine cewer cawsa yukardan.)
15254. İki at, bir kazığa bağlanmaz.
15255. İki ayak, bir pabuca sığmaz.
15256. İki cambaz, bir ipte oynamaz.
15257. İki çıplak hamamda yakışır
15258. İki çömlek tokuşsa, biri kırılır.
15259. İki düşün, bir konuş!
15260. İki geminin kuyruğundan tutan, suya dalar (düşer).
15261. İki iskemleye oturan, tez düşer.
15262. İki it bir kemiği paylaşamaz.
15263. İki kapıda üren it, aç kalır.
15264. İki karış boyu var, türlü türlü huyu var.
15265. İki kulak, bir dil için: iki dinle, bir söyle! (Eki kulak, bir til uşin eki dinn
"dinle", bir söyle.)
15266. İki ölç de bir kes!
492
YanıtlaSil15203. "Hay dan gelen, "huy"a gider, sudan gelen, sele gider.
15204. Hayvan ölse, semeri kalır, insan ölse, eseri kalır.
15205. Hayvanlar koklaşıp, insanlar görüşüp anlaşır
15206. Hazır şeye dağ dayanmaz. (Azırge dağ dayanmaz.)
15207. Helal mal, yok olmaz. (Elal mal, coyılmaz.)
15208. Hem kel, hem fodul.
15210. Hem Toraman tok olsun, hem çörek bütün olsun!
15209. Hem suçlu, hem güçlü.
15211. Hem ziyaret, hem ticaret.
15212. Her ağaç meyva vermez.
15213. Her başın kendine göre derdi var.
15214. Her çiçeğin kendi kokusu vardır.
15215. Her daldan düdük olmaz.
15216. Her gönülde bir arslan yatar.
15217. Her gördüğün sakallıyı baban sanma!
15218. Her gün güneşin gözü bile görünmüyor.
15219. Her gün papaz bile yağlı yemez..
15220. Her horoz kendi çöplüğünde öter.
15221. Her işin başı sağlıktır.
15222. Her koyun, kendi bacağından asılır. (Er koy, öz bacağından asılır.)
15223. Her kuşun eti yenmez.
15224. Her molla (hoca), bildiğini okur.
15225. Her parlayan şey, altın olmaz. (Er ciltiragan, altın bolmaz.)
15226. Her şeyi temizleyen su, yalnız namussuzluğu temizleyemez.
15227. Her şeyin yenisi, dostun ise eskisi iyidir. (Er şeynin canısı, dosnın eskisi aruwdır.)
15228. Her taş, yerinde ağırdır.
15229. Her yere burnunu sokma!
15230. Her yiğit kendisi için doğar, millet için ölür.
15231. Her yumurtadan civciv çıkmaz.
15232. Her yüze gülen, dost değildir.
15233. Herkesin canı can da benimki patlıcan mi?
15234. Herkesin geçtığı köprüden sen de geç!
15235. Hesabı temiz olanın yüzü ak olur.
15236. Hıdırellez yağı, altına bedel.
BİR SONER YALÇIN ARAŞTIRMASI
YanıtlaSilTarih: 5 Ocak 1978.
Yer: Ankara.
Bülent Ecevit yeni hükümeti kurdu.
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'ndaki gizli toplantıda "devrim" gibi kararlar alındı.
Tarih: 12 Eylül 1978.
Yer: Kazakistan Alma Ata.
Dünya Sağlık Örgütü düzenlediği uluslararası konferansın sonunda yayımladığı bildiriyle ABD küresel ilaç şirketlerini kızdırdı...
Tarih: 26 Mart 1979.
Yer: İtalya Como Gölü sayfiyesi.
Rockefeller sahibi olduğu Bellagio Evi'nde yaptığı NATO güvenlik toplantısında.
yüz yıldır kontrolünde olan "endüstriyel tıp" ile ilgili bir dizi kararlar aldı...
Ve:
Tarih: 25 Haziran 1979.
Yer: Manisa...
Cemil Çöllü MHP İl Başkanı idi.
Sahibi olduğu Huzur Eczanesi'nde öldürüldü.
Ertesi gün...
Tarih: 26 Haziran 1979.
Yer: Manisa.
Neşe Gülersoy CHP Kadın Kolları Üyesi idi.
Sahibi olduğu Yeni Afiyet Eczanesi'nde meslektaşı MHP'li Cemil Çöllü'nün katledilmesini protesto eden bildiriyi yazarken öldürüldü.
Yine Manisa.
Yine bir eczane...
Tarih: 19 Aralık 1979.
Mete Erdem CHP İl Başkanı idi.
Eczanesinde içeri giren saldırgan tarafından kurşunlanarak öldürüldü.
Bu bir cinayet romanı değil...
Modern tıbbın karanlık yüzü aydınlanıyor...
Rockefeller'ın kozmik odasındaki Türkler kim?
Neyin karşılığı, ne kadar para aldılar?
Tabular yıkılacak... Ezberler bozulacak...
Artık yüzleşme vakti...
kirmizikedi.com
Akirmizikediyayinevi
KIRMIZIKEDI
PVY
/krmzkedikitap
/kirmizikediyayinevi
৳ 38
KDV muafiyeti uygulanmışer
9786052985687
Soner Yalçın
YanıtlaSilKara Kutu
Yüzleşme Vakti
KIRMIZIKED
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil289
ayrılmamış, Ondan, bir çok Hadisler ahz ve rivayet etmiştir. (163)
İbn-i Abbas, nihayet, ilimde Rüsuh pâyesine erişen ve sayıları pek az olan yedi kişiden birisi olmuştu. (164)
İbn-i Abbas der ki «Bir gün, Ömer b. Hattab'ın yanına vardım. Kendisine, Yemen'den Ya'lå b. Ümeyye'nin yazarak sorduğu bir meseleyi benden sordu.
Cevabını verince (Şehådet ederim ki sen, Beyt-i Nübüvvet dilin-den konuştun!) dedi.» (165)
Atå der ki İbn-i Abbas'ın meclisinden daha üstün ve daha feyiz-li bir meclis görmedim.
Onun meclisi: Fıkıh bakımından en zengini, haşyet ve ittika ba-kımından en olgunu idi.
Fakihler, Onun meclisinde; Ehl-i Kur'ân olanlar, Onun meclisin-de; Şairler, Onun meclisinde bulunurdu,
O, her birini bol bol tatmin ederdi. (166)
İbn-i Abbas'a, bir şey sorulunca, o mesele, Kur'ânda varsa, Kur'-ân'dan; Kur'ân'da yoksa, Resûlullah'ın Hadis ve Sünnetinde varsa ondan; onda da yoksa Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in hükümlerinde varsa, onlardan cevap verirdi.
Onlarda da, bulamazsa, kendi görüşüne ve ictihadına göre hare-ket ederdi. (167)
Tâvus, Eshabın büyüklerinden yetmiş kadar zatın, bazı mesele-lerde İbn-i Abbas'ın görüşüne, önce itiraz edip sonunda onun sözünü kabul ettiklerini gördüğünü söyler. (168)
Ubeydullah b. Abdullah da, İbn-i Abbas'ın, kendisinden önceki-lerin ilimlerine vukufta, rey ve ictihadile desteklediği İslâm Fıkhın-da, Ayetlerin tefsir ve izahında, Hadis ve Sünnette herkese üstün ol-duğunu, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın verdiği hüküm ve fetvaları, Arap şiir ve edebiyatını, hisap ve Ferâizi.. onun kadar bi-len kimse bulunmadığını, bir gün Fıkıhtan, bir gün Kur'ân-ı Kerim tefsirinden, bir gün Siyer ve Megaziden, bir gün şiir ve edebiyattan, bir gün de, Araplara aid tarihi menkıbelerden bahis konusu etmeyi ådet edindiğini, yanına gelen ilim sahiplerinden hiç birisinin, onun ilmini takdir etmediği görülmediğini, her soranın, sorduğunu onda bulduğunu, her hangi bir meselede fikri sorulduğu zaman, onunkin-den daha isabetlisi bulunmadığını, Hz. Ömer'in, bir takım müşkil ve
(163) Heysemi Mecmauzzevaid c. 1, s. 161
(154) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 366
(165) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 369
(166) Ibn-i Hacer İsabe c. 2, s. 333
(167) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 356
(168) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 367
289
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
muğlak meselelerle karşılaştığında, İbn-i Abbas'a (Sen de müşkille-rin çözümü var.) dediğini ve o, ne söylerse, onunla amel ettiğini (169),
İkrime de, Muaviye b. Ebi Süfyan'ın «Vallâhi, senin Efendin, ölü, diri herkesin en Fakih olanıdır!» dediğini bildirir. (170)
İbn-i Abbas'a, ilminin çokluğundan dolayı Bahr (Derya) denirdi. (171)
Said b. Cübeyr der ki:
«Geceleyin Mekke yolunda İbn-i Abbas'la birlikte gidiyordum.
O, bana Hadis rivayet ediyor, ben de, sabaha kadar onları, deve-nin palanının ön kısmına yazıyordum.
İbn-i Abbas'ın evinde de oturup kendisinin söylediği Hadisi, Sa-hife doluncaya kadar yazdım.
Sonra ayakkabılarımı çevirip, onların arkalarına da yazdım.» (172)
İbn-i Abbas'ın gözlerinden mâlul bulunduğu sıralarda (173), Ta-if halkından bazı kişiler, ona aid kitaplardan bir kısım kitaplarla ya-nına geldiler.
İbn-i Abbas, o kitapları, onlara bir müddet okuduktan sonra di-11 dolaşmağa başladı ve «Ben, artık, yoruldum. (174)
Kimin yanında bana aid bilgi varsa, onu, bana okusun. (175)
Siz okuyunuz da, ben dinleyeyim. (176)
Sizin okuduğunuzu, benim kabul edişim, tıbkı benim okumam gibidir." dedi. (177)
Kendisine okuyup dinlettiler. (178)
İbn-i Hazm'in bildirdiğine göre İslâm İmamlarından Ebû Bekir b. Muhammed, İbn-i Abbas'ın fetvalarını yirmi kitapta toplamıştı. (179)
İbn-i Abbas'ın azadlısı İkrime, ilimde yetişmişlerden olup derya gibi idi.
(169) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 368-369
(170) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 369-370
Tabakat c. 2, s. 366 (171) İbn-i Sa'd
(172) Dârimi Sünen c. 1, s. 105
Siyerü Âlâmünnübelâ c. 3, s. 238 (173) Zehebî
Sünen Kitabülilel c. 5, s. 751-752, Zehebî Siyerü Âlâm. c. 3, s. 238 (174) Tirmizi
Siyerü Älâmünnübelâ c. 3, s. 238 (175) Zehebî
(176) Tirmizi Sünen Kitabülilel c. 5, s. 752
(177) Tirmizi Sünen Kitabülilel c. 5, s. 752, Zehebi Siyerü Älâm. c. 3, s. 238
(178) Zehebî Siyerü Âlâmünnübelâ c. 3, s. 238
(179) Zehebî Siyerü Älâmünnübelâ c. 3, s. 241
1. T. Medine Devri XI/F: 19
سوره بقره (۲۰۱۷)
YanıtlaSilالشارات الامير
حیات وی ویلی کی، اسلامستا ده ارواحه حیات و رسیور شمن کون کور والتوى وعده وعید یعنی خولی و خر لى الله امرار فى عالمان دو لفرن شهدا کردند، نفاقك شكرينة الشارند.
مواره بو تمتلك جملہ لری آراسنده کی مناسبتار: قرآن كريم (وكصيب مِنَ السَّمَاءِ، جمله سال (منا فقار ايمن فورتونی و حتلى صحراده، فراطفاي الحرده هر ر قطره سی و مرمی کی شدتای ب با عموره فوتولان بولار كبيدر) دیدنگی زمانه سامع در حال ایلدی سوال کالری و دیدی: با شمور کی مرغوب و مطلوب به رحمت اینکه نه اچونه او ناره قور قونج به مصیبه دو نشد؟ قرآن کریم، بوسؤاله فارسو او با عمورن دهشتنی تصویر اعمله فيه ظلمات ) وبعد. و (ظلمات ) له جمعيله بلوطارك ظلمتند و با عمورك كثافتند حاصل اولان ظلمته و او ظلمت احاطه لی و کترنای اولد يفندن، صدا کہ کیجوده کی بلوط کی، بلوطك يا غدیر ریفی سياه سياه قطره لون ظلمتنه ظرف
اولد يغني ببلدير مدر.
موكره ظلمتنالی، یا غمر لی گیج لر على الاكثر كور و لتولى اولولی سامع بینه (سؤاله) کلدی و دیدی
عجبا او زارك ده بو كيجه لرنده كورولتو وار میدر؟
قرآن کریم بود ده جواباً ورعد) دبیر وضعيتك دهشت و قور قولی اولدیفنه اشارت ایتم شد حدانکه موجوداتك و ظاهري پادشاهي اولان كمل، او نارى فلاكتهاره و هلاكتاره سوقه ايتماك الجون زمینی مدار صانه کور والتوسيد، هر طر فى دهشتهاره ويرن يشكر ينك ساميله ما غير وب با غربيور ایشته بویله به وضعیت قارشوسنده بویله دهشتهی به مصيبة او غرايان بر آدم، کندی سکوتی ایچنده ما ترانه هر طرفند به خود بی حرکت الون، فور فونج صبح الركن كندينه كالمكده ولد يعني تخيل ايدر. مع هذا رعد سمنی ایشیتدیگی وقت اونك صبحه لرینی کندیسنه قارشويك شد تلي نعره لر اولد يغني ظن اور.
زیرا قور قامه و خائن بر آدم، هر صیحیی علیهنه ظن ایدر
مو که رعد و بعد آراسنده بر رفاقت ذکریه بولند فند، برسند که بحث اید یادیگی زمانه، او هر کسی ده ده ولو فيه اي به صورنده اولسون، یعنی دعوتز اوالارح ذهنه قلير. اوندن ده بحث اید باید اشته بو من سبق له قرآن کریم، (رعد) دن صوره (و برق) ديمشود. و تنكريله برقك بك غريب وعجيب
اولدیفنه اشارت ايتمشور.
على الأكثر
YanıtlaSilAlel-ekser: Çoğunlukla
برق
Berk: Şimşek
جمع
Cem: Coul
آزواخ
Ervah: Ruhlar
هلاكت
Helaket: Mahvolma
احكامه
İhata: Kuşatma
قطره
Katre: Damla
كثافت
Kesafer: Şeffaf olmama, yoğunluk ve katılık
مع هذا
Maahaza: Bununla beraber
مطلوب
Matlab: İstek istenilen
مَرْعُوبٌ
Mergub: Rağbet edilen, istenilen
رعد
Rad: Gök gürültüsü
رفاقت
Refakat: Arkadaşlık
سامع
Sami: İsiten
صيحه
Sayha: Ses
Sema: Gök
شكوت
Sükût: Susma
قيل
Tahayyül: Hayal etme
تنكير
Tenkir: Bir ismi belirsiz kıl-ma, elif-lâmsız kullanma
طفيلي
Tufeyli: İstenmeden, da'vetsiz gelen
وعد
Vad: Söz verme
وَحْشَتْ
Vahşet: Ürküntü, yalnızlık
وعيد
Vaid: Azabla tehdid etme
ری ظاهرى
Zahiri: Görünürdeki
طرف
Zarf: Kılıf kap
ظلمت
Zulmet: Karanlık
hayat verdiği gibi, İslamiyet de erväha hayat veriyor. Simsek, gök gurültüsu va'd, vaid, yani hayırlı ve zararlı Allah'ın emirlerine, da kufrün sübhelerine, nifakın seklerine işarettir Sonra bu temsilin cumleleri arasındaki munasebetler:
YanıtlaSil"Münafıklar issız, korkunç, vahşetli bir sahrada, karanlıklı Kur'ân-ı Kerim cumlestyle, bir gecede, her bir katresi bir mermi gibi siddetli bir yağmura tutulan yolcular gibidir" dedin zaman, sami' derhal ayıldı. Suåle geldi ve dedi: "Yağmurlar mergûb ve matlüb bir rahmet iken, Kur'ân- Kerim, bu suale karşı o yağmurun dehsetini ne için onlara korkunç bir musibete dönmüştür tasvir etmekle demiştir. Ve l'un cem'iyle bulutların zulmetine; ve yağmurun kesäfetinden hasıl olan zulmete; ve o zulmet ihatalı ve kesretli olduğundan, sanki gecede ki bulut gibi, bulutun yağdırdığ siyah siyah katrelerin zulmetine zarf olduğunu bildirmiştir.
Sonra zulmetli, yağmurlu geceler alelekser gürültülü olurlar. Såmi' yine suâle geldi ve dedi: "Acaba onların da bu gecelerinde gürültü var mıdır?"
Kur'ân-ı Kerim buna da cevaben وقت diye, vaz'iyetin dehşet ve korkulu olduğuna işaret etmiştir. Sanki mevcůdâtın bir záhiri padişahı olan sema,
onları feläketlere ve helâketlere sevk etmek için, zemini sarsan gürültüsüyle, her tarafı dehşetlere veren şimşeklerinin sesleriyle çağırıp bağırıyor. İşte böyle bir vaz'iyet karşısında, böyle dehşetli bir musibete uğrayan bir adam, kendi sükûtu içinde käinâtın her tarafından zararlı hareketlerin, korkunç sayha ların kendisine gelmekte olduğunu tahayyül eder. Maahizi, ra'd sesini işittiği vakit, onun sayhalarını kendisine karşı pek şiddetli na'ralar olduğunu zanneder. Zira korkak ve hâin bir adam, her sayhayı aleyhine zanneder.
Sonra ra'd ve berk arasında bir refâkat-i zikriye bulun-duğundan, birisinden bahsedildiği zaman, ötekisi de velev tufeylî bir surette olsun, yani da'vetsiz olarak zihne gelir. Ondan da bahsedilir. İşte bu münasebetle Kur'ân-ı Kerim رغد 'den sonra demiştir. Ve tenkîriyle berkin pek garib ve acib olduğuna işaret etmiştir.
AHLAK
YanıtlaSilgenel olarak kendi kendisi için çelişkili bir biçimde, bireyci ve mele dayandığı söylenemez. Çünkü mesela günümüzde toplum çıkarcı ahlak felsefesini teşvik etmektedir.
3- Ahlakın Kaynağı Din midir?
1
İnsanlık tarihine bakıldığında, ahlak düşüncesinin en eski insani düşüncelerden birisi olduğu görülür. Belki ahlak dü. süncesinden önce gelen bir konu varsa, o da ilahi varlık hak. kındaki düşünceler olabilir. Bu iki fikir aynı zamanda günümü ze kadar birbiriyle sıkı bir şekilde bağlı olarak kalmıştır. Bu ne-denle ahlak tarihi bütünüyle dini ve ahlaki düşüncelerin birbi riyle sıkı bir bağlılığın hikayesinden meydana gelmektedir, de-nilebilir. Bu bağı bütün peygamberlerin hayat hikayelerinde ve semavi kitapların ayetlerinde görmek mümkündür.
Di
ta
bo
Dinlere göre, öncelikle inanılması gereken temel imani e-saslar ortaya konulur. Daha sonra, insanların gerek fertler ola-rak, gerekse topluluk halinde nasıl yaşaması gerektiğine dair temel ilke ve prensipler belirlenir. Yani ahlâk prensipleri dinin inanç ilkelerinden (dogma/nas) çıkarılır. Ancak insanoğlunun yeryüzündeki hayat serüveni boyunca edindiği bazı tecrübeler, ile yaratılışından getirdiği bazı duygu ve kabiliyetlerin inkişafı da dinin temel ilkelerine uygun ve onlarla tutarlı olmak şartıy-la, bazı ahlaki davranışların geliştirilmesine açık kapı bırak-maktadır. Buna göre, İlahi kudret yarattığı insanlara bu ahlak duygusunu ektiği gibi, ayrıca gönderdiği kitaplarla da bunları yeniden düzenlemiş, unutulanları hatırlatmış ve kitaplar gön-dererek bildirmiştir. Yani ahlâk kuralları, insanların hem fert hem toplum olarak hayatlarını düzenlemeleri için Allâh'ın in-san tabiatına ektiği ve kitaplarıyla ortaya koyduğu buyruklar-dır, onun insanlardan nasıl davranmaları gerektiğine dair ta-lepleridir.
Yine insanlık tarihine baktığımızda, insanların bazı dönem-lerde, yine tabiatlarında bulunan bazı duygu veya zaafların et-kisinde kalarak, bu buyruklardan uzaklaştıkları ve yeni ilkeler ve kurallar ürettikleri görülmektedir. Mesela her üç semavi dinde kabul edildiği gibi, Habil ve Kabil arasında cereyan eden olay bunu açıklayan önemli bir örnek vakadır. Bu vakada, dinin "öldürmeyeceksin emri, kıskançlık duygusunun baskısına bo-yun eğen kardeşin, diğerini öldürmesine engel olamamıştır. İş-bütün insanlığı kabul ettiği bir hukuki kural halini almıştır. te burada dinin koyduğu "öldürmeme" ile ilgili kurallar, bu gün
Fe
AHLAK OLGUSUNUN KAYNAĞI NEDİR?
YanıtlaSilDinin koyduğu bu kuralların bazıları ise, insanlığın tarihi pratikleri sırasında, değişime uğramış, bazıları dinin ilkeleri i-le doğrudan veya dolaylı biçimde çelişen ve çatışan ahlak ilke-lerine dönüşmüştür. Bu defa da toplumun sağduyulu sorumlu-ları, dinin ilahi tebliğinden bazen zimnen bazen de alenen ya-rarlanarak, yeni ahlak kuralları oluşturmuşlardır. Hatta hukuk kuralları da bu ahlak ilkelerine, geleneklere ve tõrelere göre o-luşturulmuştur. Iste bu tarihsel durumun bir sonucu olarak sosyoloji başlığı altında değinildiği gibi insanların doğrudan dini kaynaklardan almadıkları bazı ahlak ilkeleri de zimnen di-ne dayanmaktadır. Bu durum kitaplı olmayan dinlerin bazı il-keleri ile tarihi tecrübeler rasyonel düşünceler olarak geliştiril-miş toplumsal prensipler için de geçerlidir.
Demek ki, ilk olarak İlahi tebliğ, insanlardaki kuvveyi 'ateş-leyici bir kıvılcım ve bilahare de yol gösterici kılavuzdur. Bizi bilgiye götürən dışımızdaki olaylar dünyası ise, bizdeki ahlâka yönelişin bireysel tezahürü olan 'vicdan' ile toplumsal görünü-münü ifade eden 'örf'ün zeminini teşkil eden din duyuşu-sezi-şi- İlahî tebliğe dayanır. Tabiatı bize öğreten bilim öğrenimiy-ken, ahlâk duyuşunu uyandıran din eğitimidir. Her iki cephe-nin dengeli bütünlüğü, sağlıklı kamil insanın varlık sebebidir. (Duralı, 1996, 22)
İlahi tebliğ, tamamlanmamış, insanların kuvve halindeki duygularını tekamül ettirmek için, emirler aracılığıyla iradele-rini uyarır. Bunlar kamil bir insan olabilmek için, gereken ey-lemler ve duygularla bezenmeyi sağlayacak olan emirlerdir. Bu hedeften sapma sonucunda ortaya çıkan ahlakilikten uzaklaş-ma durumu ise hem ferdi hem de toplumsal huzursuzluğu ve mutsuzluğu doğurmaktadır. Dinler tarihine baktığımızda, pey-gamberlerin sadece inanç bakımından değil, aynı zamanda ve ahlaken de ölçüyü kaçırmış topluluklara gönderildiğini gör-mekteyiz. Bu nedenle peygamberlerin en önemli görevleri "gü-zel ahlakı tamamlamak" olarak belirlenmektedir. İslam pey-gamberinin "ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" sözü de İslam dininin ahlaka verdiği önemi vurgulamaktadır.
Ahlakın önemine vurgu yapmak için, İslam dininin temel e-saslarına iman emredildikten sonra, peşinden hemen iyi davra-nışta bulunmak da hatırlatılır. "İman edin ve iyi amelde bulu-nun" emri, Kur'an'da en az elli defa tekrar edilir. Bu ayetler, din ile ahlak arasında nitelik olarak bir tefrik yapmakta; ancak bunların ikisinin birlikte bulunmasını da istemektedir. Hatta
KOPRO
G
YanıtlaSilgaflet perdesi
284
galib-i esma ve sia
gaflet perdesi غفلت پرده سی : gaflete yol açan sebepler ve vesileler
gaflet sersemliği غفلت سرسملکی : gafletin ver-diği bilinçsizlik, düşi uyuşukluk düşüncesizlik, duyarsızlık,
gafletceaflete göre, gaflet bakımın dan (ehl-i gafletce: gaflet icinde olanlara göre) (bak. gaflet.)
gafletkarane غلتکارانه gafletli şekilde, Allah'ı (c.c.), ahireti ve dünyaya geliş gayesini unut-muşcasına
gafletli غفلتلی : gaflet içinde olan Allah'ı (c.c.), åhireti ve dünyaya geliş gayesini unutup dun ya zevklerine dalmış olan
gafletlik غفلتلك : gaflet hali, gaflet durumu, gerçeklerden habersizlik
gafletpise غفلتپیشه : gafletli, gaflet içinde yaşa-maya alışmış (bak. gaflet.)
gafletsiz غفلتسز : gafleti olmayan, gafletten uzak Allah'ı (c.c.), âhireti ve dünyaya geliş ga-yesini unutmadan
gaflet ü kesel غفلت و کسل : gaflet ve uyuşukluk, tembellik (bak. gaflet.)
gaflet ünisyan غفلت و نسیان Allah'ı (c.c.) ahi-reti unutup dünyaya bağlanma ve inkarcılığa sapma
Gafir غافر : af edici, gunahları ve kusurları ğışlayıcı. (Allah c.c.)
gafir 1: غیر.kalabalık 2.çok sayıda, sayısız 3.umumí, genel 4.örten, kaplayan, etrafını çe-viren (cem-i gafir جمع غفير : buyük kalabalık)
Gafur غفور : Cok affedici, günah ve kusurları bağışlayıcı (Allah c.c.)
Gafur-ur-Rahim غفور الرحيم : Gafur ve Rahim, çok affedici ve çok merhametli (Allah c.c.)
gah 1: کاه.yer zaman 3.bazan
gah bagah گاه با کاه : zaman zaman
gaib (e( 1: غالب göz önünde olmayan, görülme yen (dünya, varlık) 2.İnsan bilgisinin dışında kalan 3.(gr.) üçüncü şahıs, hazırda olmayan kimse: üçüncü şahıs zamirleri, O, onlar
gaibane 1: غالباله hazırda olmayan hakkın da konuşur tarzda, "o" veya "onlar" diyerek 2.görmeden 3.görünmeden
galbden 1: غالبدن.gözükmeden 2.görülmeyen dünyadan 3.(gr.) üçüncü şahıs olarak "o" veya
zafer
"onlar" şeklinde söz etmekten 4 insan bilgisa sınırları dışında kalan gerçeklerden, 5. Allah
(c.c.) tarafından
biyet gibi görülmeme insis bilgisi sınırları dışında olma 2.(gr.) üçun şahıs yani "o" veya "onlar" durumunda olma
galle dert, sıkıntı 2.zor iş, problemi iş 3.belä, feläket
gaî (y) gaye ile ilgili, amaç ve sonuca ait gala غلاء : pahalılık, kıtlık
galat 1 غلط.yanılma, bozukluk 2.yanlış yan lışlık kusur 2.kurala aykırılık kurala aykın kullanılan söz
galat- his غلط حس : duygu yanılması, algı ya nılması. (illüzyon(
galatat 1 : غلطات.yanılmalar 2.yanlışlıklar yan
lışlar
galatsız غلطز : kusursuz, yanlışsız, hatasız
galebe 1 غلبه.galip gelme, yenme, zafer 2.0 tün gelme, üstünlük 3.çokluk, kalabalık
galebe-i İcazkārāne غلبه اعجاز کارانه : mucize gösterir tarzda üstünlük
galebe-i kat'iye غلبه قطعيه : kesin üsütünlük,
kesin zafer
galebe-i mutlak علبة مطلق : tam üstünlük
bagalebei tamme غلبه تامه : tam üstünlük, tam
ğin) üsütünlüğü
galebe-i vahşet غلبه وحشت : vahşetin (ilkelli
galebe çalmak غلبه چالم : yenmek, üstün gel mek, baskın çıkmak üstesinden gelmek, ba şarmak
galebe etmek غلبه ايتمك : yenmek, üstün gel mek
galeyan غليان taşkınlık, çoşkunluk çoşku 2.kaynama 3.azgınlık, azma;4.kızgınlık
galeyan etmek 1 : غليان ايتمك.posmak 2.taskin lık yapmak, taşkınlık göstermek 3.kaynamak
taşkın, çoşkun, çoşkulu 2.kızgın, öfkeli
gali غالى : kıymetli pahalı. (bak. galiye(
galib 1: غالب.üstün, üstün gelen, zafer kaza nan, yenen 2.en çok, en fazla, çok
galib-i esma ve sifat غالب اسماء و صفات : )Allah( c.c. ait) isim ve sıfatların çoğu
galib-i mutlak
YanıtlaSilgalibi mutlak غالب مطلقsayıca tam çoğunluk, kesin çoğunluk kesin üstünlük
285
galiba 1 her halde, büyük ihtimalle 2.go rünüşe göre, anlaşılan 3.belki
alibane 1 coğunlukla, çoğunluk baklı mindan 2.üstünlük elde eder şekilde, zafer kazanır tarzda
galiben e 1 ekseriya, çok defa, çoklukla tahmin edildiği üzere, yaklaşık olarak 2.üs-rün gelerek, üstün olarak
galibi 1: غالی.çoğunluğa ait, ekseriyetle ilgili 2. kuvvetli, güçlü
galibiyet غالبيت : galip gelme, yenme, zafer ka-zanma, üstün gelme, üstünlük
)e( 1: غالب kıymetli, değerli 2.pahalı 3.aşı-n 4.siyah renkli hoş kokulu madde
giliye غالب : Hz. Ali'ye taraftarlıkta aşırı olan ve O'nu tanrılaştıran sapık bir mezhep
galize( 1: غلط.irkin kaba, terbiye dışı 2.yo-gun, sık
gam (gamm) : züntü, dert, tasa, acı, elem gamdar غمدار : gamlı, üzüntülü, dertli, kederli
gamgama 1: غمغمه.uğultu, bağırtı 2.kalbin vu-ruş sesi
gamgin غمگین : gamlı, kederli, üzüntülü, tasa-lı, kaygılı
gamiz (a( 1 : غامضه.derin 2.kapalı ve karışık, anlaşılması güç belirsiz
gamli غملی : kederli, üzüntülü, tasalı, kaygılı
gamnak غماك : gamlı, üzüntülü, kederli, tasa-lı, kaygılı
Gandi غندی : )Mahatma Gandi mi. 1869, 1948) Hindistanın milli ve dinî lideri. Zengin ve kültürlü bir ailenin oğluydu. Yüksek öğre-nimini Hindistan'da tamamladıktan sonra İngiltereye gidip hukuk öğrenimini yaptı. Memleketine döndükten sonra Hindistan halkını, sömürgeci İngilizlere karşı pasif dire-nişe ve geniş kapsamlı boykota çağırdı. Hin-distanın bağımsızlığını istedi. Bir kaç defa tutuklanıp hapsedildi. Bağımsızlık hareketi ni müslümanlar da desteklediler. Yirmidokuz yıllık mücadele sonunda İngiltere 15 Ağustos 1947'de Hindistan'ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı ve Hindistan ve Pakistan ol-mak üzere iki devlet kuruldu
ganem علم : koyun
garabet-i hilkat
gangren نگرد : kangren, vücudun belli bir kısmında dokuların canlılığını kaybetmesi, ölmesi
ganzengin 2.kimseye muhtaç olma-yan 3 çok, bol, fazla
Gani عى : maddi ve manevi sonsuz zenginliğe sahip ve hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.)
Ganlyy-i Kerim عنى كريم : çok comert ve bağış-layıcı (kerim) ve sonsuz zengilik sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.)
Ganiyy-i Kerim-i Rahim غنى كريم رحيم : çok mer hametli (Rahim) ve çok cömert, çok bağışla yıcı (Kerim) olan ve sonsuz zenginlik sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.)
Ganiyy-i Mugni غنى معنى : dilediğini zengin edici (Muğni) olup kendisi sonsuz zenginlik sahibi ve hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.(
Ganiyy-i Mutlak غنى مطلق : sonsuz zenginlikle-rin sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.(
Ganiyy-i alel-ıtlak (alelitlak( عنى على الاطلاق sonsuz zenginliklerin sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.)
Ganiyy-i Rahim غنى رحيمok merhametli (Rahim) ve sonsuz zenginliklerin sahibi olup hiç bir şeye muhtaç olmayan (Allah c.c.(
ganimet 1: غنیمت.savaşta düşmandan ele ge-çirilen mal 2.emeksiz ve hazır halde ele geçen servet, mal ve mülk
Ganj Nehri غائر نهری : Himalaya Dağlarından doğup Bengal Körfezine dökülen, 2700 km. uzunluğunda Hindistandaki büyük nehir.. Hintliler, batıl bir inanış sonucu olarak, bu nehri kutsal sayar ve içinde yıkanmakla gü-nah ve kötülüklerden arındıklarını sanırlar
gar غار : tren istasyonu
gar غار : mağara
Gâr- Hira غار حراء : Hira Mağarası (hicrette Hz Peygamber (a.s.m.) ve Hz. Ebubekir'in (r.a. saklandıkları mağara)
garabet 1 غرابت.gariplik tuhaflık, hayret ve rici durum 2.kimsesizlik, yabancılık
garabeti hilkat غرابت خلقت : yaradılıştaki hay ret verici hal
754
YanıtlaSilMADIR-I OHRIVERN
م مِنْ عَليهِمْ أَن لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَلُونَ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِيسْتَر مِنَ الله وتصلوا وأن الله لا يضيع أجر المؤمنين .
ELLIDÖRDÜNCÜ DELS
HARB ŞEHİTLERİNİN VE AHİRET ŞEHİTLERİNİN FAZILETI
Malum olduğu üzere şehitliğin bir çok mertebeleri vardır. Ba gunda sırf Allah rumaı İçin düşmanla savaşmak gelir. Ay m müdafaa ve ban afetler sonunda lenler de gehad nayıdır
Hemen sumu kaydedelim: Behadet mertebesini almak i olmak şarttır...
1) Allah-ü Taála soyle buyurdut -<Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler samma.. Blikk onlar Rabları katında diridirler. (Öyle ki Allah'n) lutf Indyetindes, kendilerine verdiği (şehidlik mertebesi) ile hepsi de tåd olarak (cennet nimetleriyle) rumlanırlar. Arkalarından henüz onlara ka tılamayan (şehid dinday) ları hakkında da: Onlara hiç bir koka yoktur. Onlar maksun da olacak değillerdir diye de vermek İsterler.s
«Onlar Allah'tan (gelen) bir nimetle, (hatts) daha fazlaryla Allah'm, müminlere olan mikafatını anyl etmeyeceği müjdele de sevinirler...
Şehitlik mertebeal, dinimide en yllkork mertebedir. Ele rivayete göre: Obür Aleme giddagurine takrar bu dünyaya gelin, aynı şekilde birkaç defa dehghed olmak ister.
Yukarıdaki Ayet-i Kerimler ALIIMRAN urinin 100, 170 171 Ayetleridir.
وروى الشيخان من أنس أن التي صلى الله عليه وسلم قال : ما أَحَدٌ يَدْخُلُ الجنة بيب أن يرجع إلى الدنيا ، وَلَهُ مَاعَلى الأَرْضِ مِن شَيْءٍ إِلا الشهيد ينسى أن يرجع إلى الدُّنْيَا فَيَقْتَلَ عَشْرَ مَرَاتِ لِمَا يَرَى مِنَ الكرامة .
۲
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil755
2) ENES'ten r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM rivayet ediyor:
- «Hiç kimse yoktur ki, cennete girdikten sonra tekrar dünyaya dönmeyi istesin; yer yüzünde kendisine ait bir şeyi olduğu için... Fakat şehid müstesna..
O ister ki, dünyaya dönsün ve on defa daha öldürülsün; sebebi de orada gördüğü iyilik..>>
İşte bundandır ki, ihtiyar hallerine rağmen, taa Arabistandan kal-kıp İstanbula kadar fetih ümidiyle yaşlı yaşlı sahabeler gelmişlerdir. Haliyle ömürleri bittiği için, surlar dışında vefat etmişlerdir.
Bunlardan bir tanesi, Eyyüb Sultan Hz. dir. Allah ondan razı olsun..
*
** Ravi menkıbeleri, 1. 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
الدرس الخامس والخمسون في وجوب طاعة ولاة الأمور
قال الله تعالى : يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الأمْرِ مِنكُم ۱
ELLİBEŞİNCİ DERS
İDARECİLERE İTAATIN GEREKLİ OLDUĞU
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<-<>>
**
Emir sahiblerine itaatın, bilhassa Allahın ve peygamberin emri dı-şındaki şeylerde olmamasına dikkat etmelidir.
NISA suresinin 59. âyetinden..
وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إِنَّهُ سَتَكُونُ بَعْدِي أثرة
وَأُمُورُ تُنْكِرُونها ، قالوا يا رسول الله كَيْفَ تَأْمُرُ مَنْ أَدْرَكَ مِنَّا ذَلِكَ ؟ قال : تُؤدُّونَ الْحَقِّ الَّذِي عَلَيْكُمُ ، وَتَسْأَلُونَ الَّذِي لَكُم
۲
( رواه الشيخان )
266
YanıtlaSilMECELLE-1 AHKAM-I ADLİYYE
sen senin olsun dediği suretde eğer mevhûb-un-leh meclis-i hibede anlardan birini ta'yin eylerse sahih olur, amma meclis-i hibeden ba'd-el mufâreka ta'yini müfid olmaz.
MADDE 859 Vahib'in akil ve bâliğ olması şartdır. Binaenaleyh sağir ve mecnun ve ma'tûhun hibesi sahih değildir. Amma bunlara hibe sahihdir.
MADDE 860 Hibede vahibin rızası lazımdır. Binaenaleyh cebr ve ikrah ile vaki olan hibe sahih değildir.
BAB-I SANI
Ahkâm- hibe beyanında olup iki fası şâmildir
FASL-I EVVEL
Hibe'den rücu' hakkındadır.
MADDE 861 Mevhub-ün-leh kabz ile mevhûbe malik olur.
MADDE 862 Kabl-el-kabz vâhib hod behod hibeden rücu' ede-bilir.
MADDE 863 Vahibin ba'd-el icab mevhûb-un-lehi kabzdan nehy etmesi rücudur.
MADDE 864 Vahib ba'd-el kabz mevhûb-un-lehin rızası ile hibe ve hediyyeden rücu'edebilir. Ve mevhûb-un-leh razı olmazsa hâki-me müracaat eyler. Hâkim dahi mevadd-ı âtiyede beyan olunacak mevani-i rücu' yoksa hibeyi fesh edebilir. Amma mevâni-i rücudan biri bulunsa fesh edemez.
MADDE 865 Ba'd-el kabz vâhib eğer mevhûb-un-lehin rızası ya-hut hâkimin hükm ve kazası olmadan hod behod mevhûbu istirdat ederse ğâsıb olur. Ve bu suretde yedinde mevhûb telef ya zayi olsa zâmin olur.
MADDE 866 Bir kimse usûl ve fürûuna ya birader ve hemşeri-sine ya bunların evlâdına yahut peder ve mâderinin birader ve hem-şiresine bir şey hibe ettikden sonra rücu' edemez
MADDE 867 ken diğerine bir şey hibe ve teslim ettikden sonra artık andan rücu Zevc ile zevceden biri, beynlerinde zevciyyet kaaim-edemez.
KİTAB ÜL-HIBE
YanıtlaSil267
MADDE 868 mani-i rücu'dur. Hibeye ivaz verilip de vähibin dahi kabz etmesi
Binaenaleyh gerek mevhûb-un-leh tarafından ve gerek diğer bir kimse canibinden vâhibe hibesine ivaz olmak üzre bir şey verilip de o dahi kabz eylerse andan sonra hibesinden rücu' edemez.
MADDE 869 Mal-ı mevhüb arz olup da mevhûb-un-leh anın üze-rine bina ihdas yahut ağaç ğars etmek veyahut mevhûb zebun hay-van olup da mevhûb-un-leh yanında semizlenmek gibi ziyade-i mut-tasıla hâsıl oldukda veyahut buğday olup da un edilmek gibi mev-hûbun ismi değişecek suretde tağyir olundukda hibeden rücu sahih olmaz. Amma ziyade-i munfasıla mani-i rücu olmaz.
Binaenaleyh bir kimsenin âhara hibe eylediği kısrak hâmil ol-dukda hibeden rücu' edemez. Amma doğurdukdan sonra rücu' ede-bilir. Ve bu suretde yavrusu mevhûb-un-lehe kalır.
MADDE 870 Mevhûb-un-leh mevhûbu bey' ile yahut hibe ve tes-lim ile mülkünden ihrac eylese vähibin rücu'a selâhiyyeti kalmaz.
MADDE 871 Mevhub-un-leh yedinde mevhûb müstehlek olsa rü-cư'a mahal kalmaz.
MADDE 872 cu'dur. Vâhib ve mevhûb-un-lehden birinin vefatı mani-i rü-
Binaenaleyh mevhûb-un-leh fevt olsa vâhib hibeden rücu' edeme-diği gibi vâhib fevt oldukda dahi veresesi mevhûbu istirdad edemez.
MADDE 873 Dâin alacağım medyûna hibe ettikde artık andan rücu' edemez. (51) ve (848). maddelere bak.
MADDE 874 Ba'd-el-kabz sadakadan bir veçhile rücu' olunamaz.
MADDE 875 Biri bir kimseye mat'ûmatından bir şeyi ibâhe et-tikde ol kimse eğerçi ol şeyi alıp da âhara satmak yahut hibe etmek gibi levazımı temellükden olan bir veçhile tasarruf edemez. Fa-kat ol şeyden ekl ve tenâvül edebilir ve badehu sahibi anın kıyme-tini mutâlebe edemez.
Meselâ, bir bağ sahibinin izin ve ibâhesi ile biri bağından bir mikdar üzüm yese bağ sahibi sonradan ol üzümün akçesini alamaz.
MADDE 876 Hitân yahut zifaf düğünlerinde gelen hediyeleri es-habı çocuk ya gelin ve baba ve analarından her hangisine deyu ge-tirmişlerse ol hediyeler anındır. Ve eğer kimin için getirdiklerini beyan etmeyip kendilerinden sual ile tahkik dahi kaabil olmazsa ol halde örf ve âdet-i beldeye riayet olunur.
242
YanıtlaSilKISKANÇLIK
"Beni ateşten yarattın onu (Adem'i) çamurdan yarattın"
Bunun üzerine Allah ona lanet edip rahmetinden kovdu.
Yeryüzünde kıskançlı yüzünden Allah'a ilk isyan eden kişi de Adem-'in oğlu Kabilľ'dir. Nitekim Kabil, kardeşi Habil'i kıskandığı için onu öl dürmüştü.
Kur'an-ı Kerim bu gerçeği şöyle anlatıyor:
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
"Onlara Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş kıskançlık yüzünden) 'Andolsun seni öldüreceğim' dedi. Diğeri de 'Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder' dedi."
Ahnef b. Kays şöyle diyor:
Hasetçinin rahat ve huzuru yoktur, cimrinin vefası yoktur, üşengeç kimsenin dostu yoktur, yalancının kişiliği yoktur, ihanet edenin doğru bir görüşü yoktur ve kötü huylu kimsede efendilik yoktur.
Bilge kişilerden biri diyor ki:
Zalimler içerisinde kıskançtan daha acınacak durumda olanını gör-medim.
Muhammed b. Sirin şöyle diyor:
Dünyalık bir şey için hiç kimseye haset etmedim. Çünkü kıskandı-ğım kişi eğer cennetliklerden ise zaten cennete girecek. Yok, eğer cehen-nemliklerden ise zaten cehenneme girecek, onu niye kıskanayım?
Hasan Basri diyor ki:
Ey Ademoğlu! Müslüman kardeşine niçin haset ediyorsun? Eğer on-da bulunan güzellikler Allah'ın kendisine bir ikramı ise Allah'ın ikram et-tiği birine haset etmen boşuna! Eğer böyle değilse yine kıskanmanın bir anlamı yok. Çünkü onun gideceği yer, cehennemdir.
'A'raf 12
Maide 27
TENBIHÜL GAFİLİN
YanıtlaSil243
Fakih anlatıyor:
Üç kişi vardır ki, bunların duası kabul olunmaz
1. Haram yiyen.
3. Çok grybet eden,
3. Kalbinde Müslümanlara karşı öfke ve haset tastyan.
Ibn şihab'ın Salim'den onun da babasından rivayet ettiği bir hadiste Resülüllah şöyle buyurur:
Sadece şu iki kişi hakkındaki kıskançlık günah değildir
Allah'ın kendisine Kur'an ilmi nasip ettiği kimse ki, bu kişi gün düzleri ve gece yarılarına kadar Kur'an'la meşgul olur.
2. Allah'ın kendisine mal verdiği kimse ki, bu da gece gündüz sahip olduğu maldan başkalarına yardım eder.'
Fakih bu hadisin yorumu ile ilgili olarak şunları söylüyor:
Bu kişileri kıskanmanın günah olmaması; kişinin onların yaptıkları-nın benzerini yapmaya çalışması, mesela Kur'an'la meşgul olmaya ve çok sadaka vermeye çaba sarf etmesi anlamındadır. Aksi takdirde onların bu nimetleri kaybetmesini istemek günahtır.
Bu, hadiste geçen iki meselede böyle olduğu gibi her konuda böy-ledir. Mesela, bir kişi görüp beğendiği bir malın sahibinin elinden çıkıp, kendisine ait olmasını isterse, kötü bir düşünce içindedir. Ama eğer be-ğendiği şeyin bir benzerinin kendisinde de olmasını isterse bunun bir sa-kıncası yoktur.
Nitekim şu ayet bunu ifade etmektedir:
وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضْلَ اللهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِن فَضْلِهِ
"Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin." ayetin sonunda şu ifadeler yer alır: "Allah'tan lütfunu isteyin."
O halde Müslüman'ın yapması gereken, başaksında bulunan malın kendine ait olması için ona göz dikmek değil, o malın benzerine sahip olmayı Allah'tan istemektir.
Buhari, 7529; Müslim, 815
Nisa 32
15169. Gökten zembille düşmüş.
YanıtlaSil15170. Gönlün kadrini, bülbül bilir.
15171. Gönül arslan yatağıdır.
15172. Gönül bu ya, aka da konar, boka da.
15173. Gönül kimi sev(er)se, güzel odur.
15174. Gören gözün hakkı var.
15175. Görmedim, bilmem; almadım, vermem.
15176. Görünen köy, kılavuz istemez.
15177. Göz görme(z)se, gönül katlanır.
15178. Göz görür, gönül ister.
15179. Gurbet, adı bet (çirkin).
15180. Gurbet taşına yaslanmayan, evindeki hasırın kıymetini bilmez.
15181. Gülme komşuna, gelir başına.
15182. Gülmek, ağlamanın kardaşıdır.
15183. Gün kısa, yol uzun.
15184. Güneşe taş atılmaz.
15185. Güvenme varlığa, düşersin darlığa!
15186. Güzel görmek, göze sevap.
15187. Güzele ne yaraşmaz!
15188. Güzelin talihi, çirkin olur.
15189. Haber sorarsan, çocuktan sor!
15190. Hacı Mekke'de, derviş tekkede yaraşır.
15191. Hain olan, korkak olur.
15192. Hak deyince, akan sular durur.
15193. Hâkimsiz ve hekimsiz yerde durulmaz.
15194. Halden anlayan âlim, anlamayan zalimdir.
15195. Halının tozu, delinin sözü bitmez.
15196. Hamama giren terler.
15197. Hancı hanında, yolcu yolunda yakışır.
15198. Haramdan gelen, borana gider.
15199. Hareketten bereket doğar. (Areketten bereket tuwar.)
15200. Hasta, çorba bırakmaz tasta.
15202. Havlayan it dişlemez (ısırmaz). (Abalagan it rişlemez.)
15201. Hastanın başında, eceli bekler.
490
YanıtlaSil15136. Evdeki hesap, çarşıya uymaz.
15137. Evden çıkmam, itten korkmam.
15138. Eve eşek, ele çiçek.
15139. Evelki hamam, eski tas.
15140. Fakirin çocuğu, zenginin atı kıymetlidir.
15141
. Fakirin keçisi tek doğurur.
15143. "Falan yerde altın var" derler, varsan, bakır bile yok.
15142. Fakirlik, ateşten gömlektir.
15144. Fazla aş ya karın ağrıtır, ya baş.
15146. Fukaranın ağzı aşa değende, burnu taşa değer.
15145. Fukaralık, ottan gömlek.
15147. Fukaranın cebi boş, kalbi doludur.
15148. Fukaranın düşkünü, beyaz giyer kış günü.
15149. Garibe verilen selâm, altın yerini tutar.
15150. Garibin dostu olmaz. (Garipnin dosti bolmaz.)
15151. Garip kuşun yuvasını, Tanrı yapar.
15152. Garip yiğidin dili kısa olur.
15153. Geç gelene, ya soğan, ya sopa.
15154. Geç olsun, güç olmasın!
15155. "Gel" demesi kolay, "git" demesi zor.
15156. Gelen gideni andırır.
15157. Gelen kovulmaz, doğan boğulmaz.
15158. Gelin oynamağa bilmez, "yerim dar" der.
15159. Geline "kocan çirkin" derler, "babamın evinde o da yoktu" der.
15160. Gelinin kötü olsa, oğlundan gör, güveyin kötü olsa, kızından gör!
15161. Gelse odam boş, gelmese daha boş.
15162. Genç çocuk beşikte, kötü kişi eşikte. (Caş bala beşikte, caman kişi eşikte.)
15163. Gerekmeyeni yığ, gereken günü olur.
15164. Geriye bakan, yolu geçemez.
15165. Girmesi kolay, çıkması zor.
15166. Göç yürüye yürüye düzülür, çocuk oynamadan büyümez. (Köç yüro yüro tüzəl
maykana, körböy bala onolboyt.)
15167. "Gökte düğün var" deseler, kızlar merdiven salmağa uğraşır.
15168. Gökten ne yağsa, yer onu kabul eder.
(uise) aрaнцу 1-101PSIM 2022 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 2005 - Bilinen en büyük cüce gezegen Eris keşfedildi.
1997 - Rus güçleri Çeçenistan'dan çekildi.
2007 - Bediüzzaman'ı gören son şahitlerden Hakkı Yavuztürk vefat etti.
5
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
OCAK
JANUARY
DOC
BİR AYET
O Allah ki, O'ndan başka ilah
yoktur.
Haşir Suresi: 22
BİR HADİS
Kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır.
Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi, pek kolay ve zahmetsizdir.
HİCRI: 2 C.AHİR 1443 - RUMI: 23 K. EVVEL
1437
Mesnevî-i Nûriye
KASIM: 59 - GÜN: 5 KALAN: 360 - GÜN UZA. 1
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
DK
0451
00.00 13 14 15 25 17 54 10 22
ISPARTA
06.40 08
07
1308
15.38
Akşam
Yatsı
17.59
19.21
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
537 - Ayasofya'nın yeniden inşası.
1928 - İstanbul Belediyesi, eski harflerle yazılı tabelalarını değiştirmeyen dükkân sahiplerini
cezalandırdı.
1968 - Aya ilk insanlı uçuşu gerçekleştiren Apollo 8 dünyaya döndü.
1936 - Mehmet Akif Ersoy'un vefatı.
HİCRİ: 26 C.AHİR 1446 - RUMI: 14 K. EVVEL 1440
27
CUMA
FRIDAY
ARALIK DECEMBER
C
BİR AYET
Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir.
Bakara Suresi: 268
BİR HADİS
Allah bir kulu hakkında hayır dilerse, rüyasında hata ve kusurlarından dolayı ikaz eder.
Deylemî
Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan, katiyen bil ki, hayat zannetiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır.
Sözler
KASIM: 50-GÜN: 362 KALAN: 4 - GÜN. KIS.: 1
DK
Ikindi Akeam Valst
İmsak Günes
Öğle İkindi
Akşam
Yatsı
2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİNTE BUGÜN
537-Ayasofya'nın yeniden inşası.
- 1928-İstanbul Belediyesi, eski harflerle yazılı tabelalarını değiştirmeyen dükkan sahiplerini cezalandırdı.
1968 - Aya ilk insanlı uçuşu gerçekleştiren Apollo 8 dünyaya döndü.
1936-Mehmet Akif Ersoy'un vefatı.
ARALIK
27
CUMARTESİ
71447
RECEB
RUMI: 14 K. EVVEL 1441 KASIM: 50
BİR AYET
Allah'a tevekkül et Muhakkak ki sen apaçık bir hak üzerindesin.
Neml Suresi: 79
BİR HADİS
Cennete baktım, ekser halkının fakirler olduğunu gördüm.
Buharî, Nikâh: 88
Kendini başıboş zannetme. Zira, şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin.
Sözler
Imsak Günes
Ögle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
DÜNYAYI YÖNETEN İLLUMİNATİ
YanıtlaSil18. yüzyılda Yale'in başkanları, aristokrat Nazi sempatizanları, McCarthy dönemi anti-komünistleri ve Playboy'un eski editörünün ortak yönü nedir? Fransız Devrimi'nin kökenleri, Romanov cinayeti, doların dizaynı arasındaki bağlantılar nelerdir?
Cevap, dünyanın en gizemli, en korkulan ve tartışılan gizli örgütü İlluminati'de saklı.
Bu kitap, Illuminati'nin eşsiz tarihini sunarken örgüt hakkındaki farklı teorileri de araştırıyor. Toplulukla ilgili korkuların zaman içinde nasıl değişime uğradığını gösteriyor. En önemlisi de, yüzyılın en eski sorusuna cevap veriyor, Illuminati kimdir?
Tarihsel verilere göre, İlluminati 1600'lü yıllarda Vatikan'a karşı intikam yemini etmiştir. Galileo zamanındaki ilk Illuminati, Vatikan tarafından Roma'dan uzaklaştırılmış ve acımasızca yok edilmiştir. İlluminati, Katolik kilisesinden kaçan diğer mültecilere (mistik, simyacı, bilim adamı, doğaüstü güçlere inanan gruplar, Müslümanlar, Museviler) karışarak Bavyera'da saklanmıştır.
Dan Brown, 2001
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
294 1 Aziz ve Celil olan Rabbimden diledim ki, Ümmetimden evlendiğim ve evlendirdiğim kimseler Cennette Benimle beraber olsunlar. Allah (z.c.hz)'leri bu dileğimi kabul etti. Hz. Abdullah İbni Ebu Evfa (r.a.)
294 2 Rabbimden diledim ki, evlendireceğimi Cennetlik bir adama vereyim ve alacağımı da Cennetlik alayım, kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
294 3 Cebrail (a.s)'a dedim ki, Rabbimi görür müsün? Dedi ki: "Benimle O'nun arasında nurdan yetmiş bin hicap vardır. En ednasını görsem yanarım." Hz. Enes (r.a.)
294 4 Rabbimden kadın tarafından hısımlarım için Cenneti diledim. Kat'i olarak kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
294 5 (Allah'dan sabır istiyen bir kimseye) Allah'dan bela istiyorsun. Evvela afiyet iste, (Sabır bela ile gelir.) Hz. Muaz (r.a.)
294 6 Musa (a.s) altı şeyden sual eyledi: Zanneder ki o hasletler kendisi içindi. Yedinci bir suali ise, kendisini düşünerek sormamıştı. Dedi ki: "Ya Rabbi, Kullarının hangisi daha müttekidir?" Allah Buyurdu ki: "Allah'ı zikreden ve Onu unutmayan." Dedi ki: "Hangi kulun daha hidayettedir?" Buyurdu ki: "Hangi kulum Hudaya (inzal olunan vahye) tabi ise o." Dedi ki: "Hangi kulun daha (ahkem)dir?" Buyurdu ki: "İnsanlara hükmederken kendine hükmettiği gibi olan." Dedi ki: "Hangi kulun daha ilim sahibidir?" Buyurdu ki: "İlimden doymıyan ve nâsın ilmini de kendi ilmi üzerine toplıyan alimdir." Dedi ki: "Hangi kulun daha azizdir?" Buyurdu ki: "Kısmetine razı olan." Dedi ki: "Kularının hangisi en fakirdir?" Buyurdu ki: "Sahibi sefer olan." Resulallah buyurdu ki: "Zenginlik mal zenginliği değil, kalb zenginliğidir. Allah, bir kulu için hayır murad ettiğinde onun gönlünü zengin eder, ve kalbine kanaat verir. Allah, bir kul hakkında da şer murad ettiğinde onun ihtiyacını iki gözü arasına kor. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
294 7 Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor) Hz. Ubâde (r.a.)
294 8 Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
Secdenin Hikmeti ve Müslümanın İmtihanı
YanıtlaSilA DEM'E secde etme yen kâfir oldu, Adem'in Rabb'i-ne secde etme-yen Müslüman kalabilir mi?" der Ahmed b. Han-bel. Bu söz, sade-ce bir hatırlat-ma değil, aynı zamanda insanın yaratılış hikmetini ve kulluğun özünü ortaya koyan güçlü bir uyarıdır. Prof. Dr. Ahmet TEKİN
Kur'an bize anlatır: Allah melekle-re, Adem'e secde etmelerini emret-ti. Iblis kibir ve inat yüzünden bu sec-deyi reddetti. İşte orada kibrin küfre dönüşen isyanını gördük. Secde sade-ce yere kapanmak değildir; secde, kalbin teslimiyeti, ruhun boyun eğişi, nefsin kırılmasıdır.
Şimdi kendimize soralım: Melekle-rin Adem'e secde ile sınandığı yerde, biz hangi secde ile sınanıyoruz? Biz-den Adem'e değil, Adem'in Rabb'i-ne secde etmemiz isteniyor. Namaz, bu secdenin zirvesidir, Kulun Rabbine en yakın olduğu an, alnını yere koy-duğu andır. Peki ya Rabbine secde etmeyen, namazı terk eden, kulluğun özünü reddeden bir insan Müslüman kalabilir mi?
Resûlullah (s.a.v.) buyurur: "Kul
ile küfür arasında sadece namazı terk etmek vardır." (Müslim) Bu hadis, secdenin sadece bir hareket değil, iman ile inkâr arasındaki çizgi oldu-ğunu gösteriyor. Namaz, kulun ima-nını canlı tutan bir kandil gibidir. O kandil sönerse geriye karanlık kalır.
Bugün toplumda nice insan var ki "Kalbim temiz" diyerek secdesiz bir hayatı normalleştiriyor. Oysa kal-bin temizliği, Allah'a boyun eğmek-le, secdede gözyaşıyla, itaatle müm-kün olur. İblis de Allah'a inanıyordu, hatta O'nun huzurundaydı. Ama kibri secdeye engel oldu. Demek ki iman, boyun eğmeyle, secdeyle korunur.
Ahmed b. Hanbel'in sorusu hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: "Adem'in Rabb'ine secde etmeyen Müslüman kalabilir mi?"
Cevap aslında çok açık: Secdesiz Müslümanlık olmaz. Secde, İslam'ın omurgasıdır.
O halde gelin, alnımızı yere koyar-ken şunu unutmayalım: Her secde, bizi Adem'e secde etmeyen İblis'in yolundan uzaklaştırır; Rabbimizin rahmetine yaklaştırır. Ve secde, ahi-rette yüzümüzü ak edecek en büyük şahit olacaktır.
Kalkmak, dikilmek, ayaklanmak, doğrulmak ve dirilmek. İslam inancında, evrenin düzeninin bozulması, her şeyin altüst olarak yok olması ile ölen tüm insanların yeniden dirilerek ayağa kalkması olayını dile getirir. Bu olay Kur'an'da çok çeşitli isimlerle anılır.
YanıtlaSilBunların başlıcaları Yevmü'l-Kıyâme (Kalkış, Diriliş Günü), el-Saa (Saat), Yevmü'l-Âhir (Son Gün), el-Âhire (Gelecek Hayat), Yevmü'd-Din (Ceza Günü), Yevmü'l-Hesap (Hesap Günü), Yevmü'l-Fası (Karar Günü), Yevmü'l-Cem (Toplanma Günü), Yevmü'l-Hulud (Sonsuzluk, Sonsuzlaşma Günü), Yevmü'l-Ba's (Diriliş Günü), Yevmü'l-Haşre (Pişmanlık Günü), Yevmü't-Teğabün (Kusurların Ortaya Çıktığı Gün), el-Karia (Şaşırtan Felâket), en-Naşiye (İnsanı Dehşete Düşüren Felâket), et-Tamme (Herşeyi Kuşatan Felâket), el-Hakka (Büyük Hakikat) ve el-Vakıa (Büyük Olay)'dır. Bu isimler Kıyamet'in oluş biçimi ve sonuçlarına ilişkin çeşitli nitelik ve yönlerini açığa çıkarmakta, tanımlamaktadır.
Kıyâmet, Allah inancından sonra İslâm'ın ikinci temel inancı olan Âhiret hayatının ilk aşamasını oluşturur. Genel bir yok oluş ve yeniden dirilişle birlikte gelişecek Haşr, Hesap, Mizan, Cennet ve Cehennem gibi olaylar hep Kıyâmet gününün gündem içindedir. Bu nedenle Âhiret inancı, Kıyâmet ve onunla birlikte gelecek olaylara inançtan başka birşey değildir. Bu büyük önemi yüzünden Kur'an Kıyâmet olayım sık sık hatırlatır, zaman zaman da bir korkutma, uyarma öğesi olarak kullanır. Kıyamet kesin olarak gerçekleşecek (el-Hicr, 15/85), şüphe götürmeyen bir olaydır (el-Hac, 22,7). Alametleri belirmiş (Muhammed, 47/18), yaklaşmıştır (el-Kamer, 54/1). Ancak bir göz kırpması gibi ya da daha yakındır (en-, Nahl, 16,77). Kâfirler bu günden devamı, bir şüphe içinde kalırlar (el-Hac. 22/55), yalanlarlar (el-Furkan 25/11). Onun ağırlığına ne gökler, ne de yer dayanabilir, ansızın gelir (el-A'raf, 7/187). Sarsıntısı korkunç bir şeydir (el-Hac, 22/1). Belalı ve acı bir Saat'tır (el-Kamer, 54/46). Yalanlayanlar için çılgın bir ateş hazırlanmıştır (Furkan, 25/11).
YanıtlaSilKur'an, Kıyâmet olayının kesinliğini, yakınlığını bildirdiği, hatta oluş biçimine ilişkin tasvirler verdiği halde zamanı konusunda bir açıklama yapmaz. Kıyâmet doğrudan doğruya Allah'ın dilemesine bağlı bir olaydır ve O'ndan başka hiç kimsenin bu konuda bir bilgisi yoktur. Kur'an, "Kıyâmet saatinin bilgisi şüphesiz Allah katındadır" (Lokman, 31/34) gibi âyetlerle Kıyâmet'in zamanının hiç kimse tarafından bilinemeyeceğini belirttikten sonra, bu konuda sorulan soruları şöyle cevaplar: "De ki: 'Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini kendisinden başkası açıklayamaz" (el-A'raf, 7/187). "Kıyâmet'in ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Senin neyine gerek onun zamanını bildirmek. Onun nihayeti ancak Rabbine aittir" (en-Nâziât, 79/42-44). Cibril Hadisi olarak ünlü hadiste, Hz. Peygamber (s.a.s) Hz. Cebrâil'in bu konudaki sorusunu "Soruları sorandan daha bilgili değildir." diye cevaplayarak kendisinin de kıyâmet'in zamanına ilişkin bir bilgiye sahip olmadığını açıklamıştır (Buhârî, İmân, 37).
YanıtlaSilKur'an kıyâmet'in oluş biçimine ilişkin ayrıntılı ve dehşet verici tablolar çizer. Buna göre Kıyâmet "Sur'a üflenince" (ez-Zümer, 39/68) başlayacak, kulakları sağır edecek bir ses ve korkunç bir sarsıntı nedeniyle emzikli kadınlar kucaklarındaki çocukları unutacak, hamile kadınlar bebeklerini düşürecek, insanlar sarhoş gibi olacaklardır (el-Hac, 22/1-2). Gök, erimiş maden gibi, dağlar atılmış yün gibi olacak, kimse dostunu soramayacaktır (el-Meâric, 70/8-10). Gök yarılacak, yıldızlar dağılıp dökülecek, denizler fışkıracak, kabirler altüst edilecektir (el-İnfitâr, 82/1-5). Gözler dehşetten kamaşacak, ay tutulacak, güneş ve ay kararacak, insanlar kaçacak sığınacak bir yer bulamayacaktır (el-Kıyame, 75/6-12). Dehşetten on aylık gebe develer bile salıverilecek, yabani hayvanlar bir araya toplanacak, denizler kaynatılacak, nefisler çiftleşecek, gök sıyrılıp düşecek, Cehennem alevlendirilecek, Cennet yakınlaştırılacaktır (el-Tekvir, 81/1-13).
Kıyâmet'in genel yok oluşu belirten bu ilk safhasını Sur'a ikinci kez üflenmesiyle ikinci safha izleyecek, tüm insanlar yeniden dirilerek ayağa kalkacaklardır (ez-Zümer, 39/68). Bu diriliş ve kalkışı (Bas') toplanma (Haşr)izleyecektir. Kur'an Kıyâmet'in bu ikinci safhasını da canlı tasvirlerle anlatır: O gün insanlar gözleri dönüp kararmış bir halde, öteye beriye yayılmış çekirgeler gibi kabirlerinden çıkacak ve davet edene koşacaklardır. Bu arada kâfirler "bu ne çetin gün" diyerek korkularını dile getireceklerdir (el-Kamer, 54/7-8). Muttaki kullar ise Allah'ın huzuruna elçiler olarak toplanacaklardır (Yûnus 10/45). 0 gün herkes kardeşinden, anasından babasından, eşinden ve oğlundan kaçacaktır. Çünkü her insan ancak kendi derdi ile uğraşacaktır. Mü'minlerin yüzleri parıl parıl parlayacak, gülecek ve sevinç içinde olacaklardır. Kâfir ve fâcirlerin yüzleri ise sanki toprak bürümüşçesine kapkara kesilecektir (Abese, 80/34-42). Tüm insanlar tabi oldukları önderlerle birlikte çağrılacak (el-İsra, 17/71), peygamberler ümmetlerine şahitlik etmek üzere toplanacak (el-Mürselat, 77/11), gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük ineceklerdir (el-Furkan, 25/25).
YanıtlaSilYeniden diriliş, kalkış ve toplanışın ardından insânlara amel defterleri dağıtılacak, mizan kurularak sevap ve günahları tartılacak, hakedenler Cennet'e, müstahak olanlar geçici ya da süresiz olarak Cehennem'e gönderilecek; böylece sonsuz âhiret hayatı mutluluk ya da azabla başlayacaktır.
Kur'an ve Sünnet'ten kesin bir delile dayanmamakla birlikte müslümanlar arasında ölüme küçük Kıyâmet (kıyâmet-i suğra) denilmesi gelenekleşmiştir. Bazı bilginlere göre bu tanımlama, ölümün âhiret hayatına bir geçiş olmasına dayanılarak yapılmıştır. Kimi bilginler ise bu tanımlamanın Kur'an'a dayandığını öne sürmektedir. Bu bilginlere göre "Allah'a kavuş(up huzura çık)mayı yalan sayanlar, gerçekten ziyana uğradı(lar). Nihayet kendilerine ansızın Saat gelince, onlar (günah) yüklerini sırtlarına yüklenerek (gelirler ve): "Orada (hayatta iken), işlediğimiz büyük kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize! " derler..." (el-En'am, 6/31) ayetinde "Kıyâmet" anlamındaki "Saat" aynı zamanda ölümü de dile getirmektedir. Bu geleneğe göre gerçek kıyâmet, Kıyâmet-i Kübra (Büyük Kıyâmet) olarak anılır.
YanıtlaSilKüçük kıyâmet (ölüm) ile başlayan ve büyük kıyâmet'e kadar süren dönem Kabir Hayatı ya da Berzah olarak adlandırılır. Kabir Hayatı içinde Münker ve Nekir adlı meleklerin sorgusu ve ölünün mü'min ya da kâfir oluşuna göre mutluluk ya da azab vardır. Kabir Hayatı'na ilişkin bir hadisinde Hz. Peygamber (s.a.s) kabri ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukur olarak nitelemiştir (Tirmizî, Kıyâmet, 26). Bir başka hadiste de Münker ve Nekir'in sorgusundan sonra ölünün nimetlendirildiği yada azaba uğratıldığı anlatılır. Buna göre Mü'minin mezarı yetmiş arşın genişletilir, aydınlatılır ve ona "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi Mahşer gününe kadar uyumana devam et" denilir. Münafık kişinin mezarına da "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" emri verilir. Yer, cendere gibi adamı, kemikleri hurdahaş oluncaya kadar sıkıştırır ve ölü yeniden dirilene kadar böyle işkence görür (Tirmizi, Cenaiz; 70).
Ayrıca bk. Âhiret Haşr, Hesap, Mizan, Kabir Hayatı, Münker ve Nekir maddeleri.
YanıtlaSilAhmet ÖZALP
244
YanıtlaSilKISKANÇLIK
Hasetten uzak durmak her Müslüman'a vaciptir. Çünkü haset eden Allah'ın hükmüne karşı çıkmış olur. Kendine öğüt verip hasetten sakinan ise Allah'ın hükmüne razı olmuştur.
Nitekim Resulullah (sav); "Dikkat ediniz! Din nasihattir buyur
muştur. O halde her Müslüman'ın yapması gereken şey, Allah'ın kendisine verdiklerine rıza göstermesi, hem kendine hem de diğer Müslümanlara öğüt vermesi ve kıskançlık yapmamasıdır.
Rivayete göre Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav)'e sordu:
Bir Müslüman'ın diğer bir Müslüman üzerindeki hakları nelerdir?
Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
tanedir. Bir Müslüman'ın diğer Müslümanlar üzerindeki hakları altı
"Onlar nelerdir? diye sorulunca Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
1. Karşılaştığında selam vermek.
2. Davet ettiğinde davetine katılmak.
3. Öğüt istediğinde ona öğüt vermek.
4. Hapşıran "elhamdülillah” dediğinde ona “yerhamükellah" diyerek duada bulunmak.
5. Hastalığında ziyaret etmek.
6. Öldüğünde cenazesinde bulunmak.
Fakih anlatıyor:
Babamın senedi ile rivayet ettiği bir hadiste o, Enes b. Malik'in şöyle dediğini anlattı:
"Resûlüllah (sav)'in yanında hizmete başladığımda sekiz yaşında idim. Resûlüllah'tan öğrendiğim ilk bilgiler şunlardır.
Bana dedi ki:
- Ey Enes! Namaz için abdestini dikkatlice alırsan koruyucu melek-lerin seni sever ve ömrün uzar. Ey Enes! Cünüplükten yıkandığın zaman organlarını iyice yıka. Çünkü her kılın altında cünüplük vardır.
Ben dedim ki:
- Ey Allah'ın Resûlü! İyice yıkamak nasıl gerçekleştirilir.
Müslim, 55
Müslim, 2162
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil245
Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
lersen banyodan günahların bağışlanmış olarak çıkarsın. "Vücudundaki tüylerin dibine suyu ulaştırır ve cildini iyice temiz-
By Enes! Kusluk vaktinde iki rekât namazı bırakma. Çünkü bu na-kal. Çünkü namaz kıldığın müddet içerisinde melekler senin için istiğfar maz, çok tövbe edenlerin kıldığı bir namazdır. Gece, gündüz çokça namaz ederler.
Ey Enes! Namaza başladığında kendini Allah'a ver!
Rūkuya vardığında avuçlarını dizlerine koy, parmaklarını açık tut ve pazularını yanlarından uzaklaştır.
Başını rükûdan kaldırdığında bütün uzuvların rahata kavuşuncaya kadar ayakta bekle!
Secdeye vardığında yüzünü yere iyice yerleştir, karganın yem topla-dığı gibi başını yere koyup kaldırma ve tilki gibi kollarını yere döşeme!
Başını secdeden kaldırdığında, dizüstü otur! Köpek oturuşu ile otur-ma. Çünkü Allah Teâlâ rüků ve secdesi tam yapılmayan namazı kabul etmez.
Abdestli bulunma imkânın varsa gece-gündüz abdestli olmaya çalış. Bu halde ölürsen öldüğünde şehitliği kaçırmazsın.
Ey Enes! Evine girdiğinde ev halkına selam ver ki, evin bereketlensin.
Evden çıktığında ise her gördüğün Müslüman'a selam ver. Böyle yaparsan kalbinde imanın tadını bulursun. Bunları yaptığında dışarıda bir günah işlersen geri dönmeden günahın bağışlanır.
Ey Enes! Hiçbir gün ve geceyi kalbinde Müslümanlardan birine kin besleyerek geçirme! Çünkü benim sünnetim budur. Kim benim sünnetime sanılırsa beni sevmiş olur. Beni seven de cennette benimle beraber olur.
Ey Enes! Tavsiyelerime uyup, bunları yerine getirirsen senin için ölümden daha sevimli bir şey bulunmaz. Çünkü senin rahatın oradadır."
Bu hadiste Resulullah (sav)'in şuna dikkatimizi çekiyor:
Kin ve hileyi kalpten çıkarmak Peygamberin sünnetidir. Öyleyse her Müslüman için gerekli olan, kin ve hasedi kalbinden çıkarmasıdır. Çünkü amellerin en üstünü budur.'
Fakih anlatıyor:
Heysemi, Mecma', 1/272
268
YanıtlaSilMECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE
FASL-I SANI
Hibe-i marîz hakkındadır.
MADDE 877 - Varisi olmayan kimse maraz-ı mevtinde cemi' em-valini birine hibe ve teslim etse sahih olur ve ba'd-el vefat tereke-sine emin-i beyt-ülmal müdahale edemez.
MADDE 878 Zevcesinden ma'ada varisi olmayan kimse maraz-ı mevtinde cemi emvalini zevcesine veyahut zevcesinden ma'adâ va-risi olmayan kadın cemi emvalini maraz-ı mevtinde zevcine hibe ve teslim etse sahih olur. Ve ba'd-el-vefat bunlardan birinin tereke-sine emin-i beyt-ül mal müdahale edemez.
MADDE 879 Bir kimse maraz-ı mevtinde veresesinden birine bir şey hibe edip de fevt oldukda diğer verese müciz olmazsa ol hibe sahih olmaz.
Amma veresesinden başkasına hibe ve teslim ettikde sülüs malı mevhûbun tamamına müsaid ise sahih olur. Müsaid olmayıp da ve-rese dahi hibeyi mücîz olmazsa müsaid olduğu mikdarda hibe sa-hih olup bâkisini mevhûb-un-leh redde mecburdur.
MADDE 880 Terekesi müstağrak-ı düyün olan kimse maraz-ı mevtinde emvalini varisine yahut başkasına hibe ve teslim ettikden sonra fevt olsa dâinler hibeyi tutmayıp ol emvali kısmet-i ğure-mâya idhal edebilir.
KİTAB'ÜL-GASB VE'L-İTLAF
YanıtlaSilKİTAB-I SAMİN
Gasb ve itlâf hakkında olup bir mukaddime ile iki baba münkasimdir.
Mukaddime
Bazı ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır.
MADDE 881 Ğasb, bir kimsenin izni olmaksızın malını ahz ve zabt etmekdir ki ahz eden kimseye ğasıb ve ol mala mağsub ve sa-hibine mağsub-un-minh denilir.
MADDE 882 - Kaaimen kıymet, ebniye ya eşcarın bulundukları yerde durmak üzre kıymetleridir ki arz bir kere ebniye ya eşcar ile beraber ve bir kere ebniye ya eşcardan halî olarak takvim olunup iki kıymet beynindeki tefâzul ve tefâvüt ne ise ebniye ya eşcarın kaaimen kıymeti demek olur.
Mebniyyen kıymet, ebniyenin kaaimen kıymeti MADDE 883 demektir.
MADDE 884 Maklûan kıymet, ba'del-kal' ebniye enkazının ve eş-car-ı maklûanın kıymetleridir.
MADDE 885 Müstehikk-ul-kal olarak kıymet maklûan kıymet-den ücret-i kal' led'et-tenzil bakî olan kıymetdir.
MADDE 886 Noksan-ı arz bir yerin kabl-ez-ziraa değeri olan üc-retle ba'd-ez-ziraa değeri olan ücret beynindeki fark ve tefâvütdür.
MADDE 887 Mubaşereten itlaf, bir şey'i bizzat telef etmekdir ki eden kimseye fâil-i mubâşir denilir.
MADDE 888 Tesebbüben itlâf, bir şey'in telefine sebeb olmakdır. Ya'ni bir şeyde diğer bir şey'in alâ cery-il-âde telefine mufdi olan bir iş ihdas etmekdir ki eden kimseye mütesebbib denilir.
756
YanıtlaSilHADIS-I SERIFLER
2) Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Gerçekten benden sonra, sevemeyeceğiniz bir takım işler ve hadiseler olacaktır.»
Sordular:
Ya Resûlellah, bizden o hadiselere erişenlere ne emredersiniz?. Şöyle buyurdu:
- «Üzerinizdeki hakkı ödersiniz ve size-hak- olan şeyi de istersiniz..»
Gerçekten burada belirtilen zaman, iyi bir zaman değildir. En İyisi emredildiği şekilde yapmaktır..
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
وقال صلى الله عليه وسلم : مَنْ أطاعني فقد أطاع الله ، وَمَن عصاني فقد عصى الله وَمَنْ يُطع الأمير فقد أطاعني ، وَمَن يَعْصِ الأمير فقد عصاني . ۳
( رواه أبو هريرة )
3) Ve şöyle buyurdu:
- «Her kim, bana itaat ederse; hakikatte Allah'a itaat etmiş olur.. Bana isyan eden de, Allah'a asi olmuş olur.. Her kim EMIR'e itaat ederse, hakikatte bana itaat etmiş olur.. EMİR'e isyan eden de, bana asi olmuş olur..>>
EMİR: Allah'ın ve Peygamberin S.A. emri gereğince hareket eden ve ettiren devlet büyükleridir.
Ravi: EBU HÜREYRE.. Monkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
الدرس السادس والخمسون فى حث ولاة الأمور على اتخاذ قرناء صالحين
۱ - ۲ قال الله تعالى : تلك الدَّارُ الإخرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ .
وقال الأخلاه يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ .
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSilELLIALTINCI DERS
İDARECİLERİ SALİH ARKADAŞ TUTMAYA TEŞVİK
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
757
<>>
Bu Ayet-i Kerimede, bilhassa devlet büyüklerinin takınacakları tav-ra işaret edilmektedir.
KASAS suresinin 83. âyetidir.
2) Ve şöyle buyurdu:
**
<
Cevr-i cefa üzerine işbirliği yapan zalimler bu Ayet-i Kerimenin önünde titremelidirler..
ZUHRUF suresinin 67. âyetinden..
۳ وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : ما بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِي ، وَلَا اسْتَخْلَفَ من خَلِيفَةٍ إِلا كَانَتْ لَهُ بِطَانَتَانِ : بطانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَحْضُهُ عَلَيْهِ ، و بطانة تامُرُهُ بالشَّرِّ وَتَحهُ عَلَيْهِ ، والمعصوم من عصم الله .
3) Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Allah-ü Taâlâ, ne bir peygamber gönderdi, ne de bir halife.. Ancak onlara iki de BITANE verdi..
Onların biri iyiliği emreder ve ona teşvik eder.. Diğeri de şerri emreder ve ona teşvik eder..
-Bu arada- korunan ancak Allah'ın koruduğu kimsedir..>>>>
Harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 1022 numaralı Hadis-i Şe rifin aynıdır.
Ravisi de aynı olmalı..
garabet-i san'at-ı ilähiye
YanıtlaSil286
garabet-i san'at-ı ilahiye غرابت صنعت الهه lah'ın (c.c.) san'atındaki hayret verici hal
Alara 1.maksat, gaye, niyet 2 kotu niyet 3.kin, düşmanlık
garabetli غرابتلی : hayret verici
garal garip seyler, hayret verici, şaşı lacak şeyler tuhaflıklar
ler, hallerdeki şaşılaçak özellikler garaib-i ahval غرائب احوال hallerdeki gariplik
garaib-i asar غرائب اثار : eskilerdeki hayret ve-rici özellikler
garaib-i fen غرائب فن : ilim ve tekniğin hayret verici buluşları
garaib-i hayat غرائب حيات : hayatın garip du rumları, hayatın hayret verici özellikleri
garaib-i hikmet غرائب حکمت : gudülen gaye ve faydalar bakımından hayret verici özellikler
garaib-i hilkat غرائب خلقت : yaradılıştaki hayret verici haller
garaib-i icraat غرائب اجراآت : yapılan işlerdeki hayret verici haller ve özellikler
garaib-i mahlükat غرائب مخلوقات : yaratılmış varlıklardaki hayret verici haller ve özellikler
garaib-i murassaat غرائب مرضعات : süslemeler deki hayret verici haller ve özellikler
garaib-i naks غرائب نقش : suslemedeki hayret verici haller ve özellikler
garaib-i nukuş غرائب نقوش : süslemelerdeki hayret verici haller ve özellikler, heyret verici sanat incelikleri ve motifler, san'atın hayret verici şekilleri
garaib-i san'at غرائب صنعت : san'attaki hayret verici haller ve özellikler
garaib-i suunat غرائب شؤنات : işlerdeki hayret verici haller ve özellikler
garaib-i tesbihat غرائب تسبیحات : Allah (cc) tesbih edenlerdeki hayret verici haller ve du-rumlar
garaibperest غرائب پرست : garip ve şaşırtıcı şeyleri görmeye çok düşkün
garaj غراز : motorlu taşıtların konulduğu üstü kapalı yer
garat غارات : yağmalamalar, çapulculuklar
garat edilmek غارات اديلمك : yağmalanmak ka-pışılmak
garat etmek غارات ايتمك : yağmalamak, kapış mak
garibbűzzaman (garib-üz zamani
garaz-ı külli غرض کلی : kapsamlı gaye
garaz-ı siyasi عرض سیاسی siyasi (politika ile ilgili) kin ve düşmanlık; 2.siyasi gaye
düşmanlık garazi şahsi عرض شخصى sahsi (kişisel) kin ve
manca niyet besleyen garazkar غرضکار: kindarkötu niyetli, duş
G
garazkarane غرضکارانه : düşmanca, kötü niyetli şekilde, kindarlıkla
garazkarlık غرضكارلك : düşmanlık ve kin güt mek, kötü niyet beslemek
garazsız غرضز : hiç bir kötü ve ard niyet bu-lunmayan veya bulunmadan
garb غرب : bati
garb غرب : Batı dünyası, Avrupa ve Amerika
garbi (ye( 1: غربي.batıya ait, batı ile ilgili, ba tıdaki 2.batı
Garbi Anadolu غربی اناطولی : Batı Anadolu
Garblılar : Batılılar bak Batı)
garblılaşmak غربليلش : Batılılaşmak, Batılı tarzını benimsemek insanlara benzemek, Batılı insanların yaşayış
düzeni sağlamak ve gözetim yapmakla görev-gardiyan غارديان : hapishanede (cezaevinde( li kimse
gåret غارت : yağmacılık, talan, çapul
garetkir غارتكير : yağmacı, talancı, çapulcu
garetkar غارنکار : yağmacı, talancı, çapulcu
gareyn غارين : alt vest çene (arası), ağız (mec.) yeme ve içme konusu şeyler
kalmış, gurbete çıkmış, yabancı 2.tuhaf, hay-garib (e( 1 : غریبه.kimsesiz, yurdundan uzak ret verici, acayip, şaşırtıcı şey
sesiz, zavallı gariban 1 : غریبان.garipler, kimsesizler 2.kim-
garibane غریبانه : garip gibi, kimsesiz ve eşten dosttan uzak kalmış kimse gibi, yapayalnız olarak
tandan uzak kalma tuhaflık, şaşılacak durum gariblik غريبك : kimsesizlik, eş dostan ve va-
zamanında tuhaf ve hayret verici kimse, za-garibbüzzaman (garib-üz zaman غريب الزمان manında benzeri olmayan ve hayret uyandı-
garik
YanıtlaSil287
gayat-ül gayat
ran kimse
garik.suda boğulmuş 2. (derine) dal mış, batmış, düşmüş
garik-i beht ü hayret غریق بهت و حیرت : hayran lık ve hayrete düşmüş(düşürmüş)
garik-i rahmet eylemek غریق رحمت ايله مك : bol ve geniş rahmete kavuşturmak
garizi (ye( غریزیه : doğuştan, normal
gark 1 : غرق.suda boğulma 2.dalma, batma, düşme 3.bol bol alma veya verme; 4.gömme
gark etmek 1: غرق ايتمك.batırmak daldırmak 2. batmak, dalmak 3.boğmak 4.bol bol vermek
garnizon 1 : غارنيزون.bir yerleşim yerindeki as-keri birlik 2.askerî birliğin bulunduğu yerle şim yeri
Garp غرب : )bak garb(
garplılaşmak غربليلاشمق : )bak Garblılaşmak(
garra غراء : parlak, aydın, göz kamaştırıcı, muhteşem çok güzel
gars 1 : غرس.)fidan) dikme 2.dikilen fidan
gars etmek غرس ايتمك : )fidan dikmek
gasb غصب : zorla veya hile ile alma, ele geçir-me
gasb etmek غصب ايتمك : zorla veya hile ile al-mak, ele geçirmek
gasib غاصب : gasbedici zorla veya hile ile alan,
ele geçiren
gasibane غاصبانه : gasbedercesine (bak. gasb etmek)
gas 1 : غسل.yıkama 2.ölünün yıkanması
gasy غشى : bayılma, kedinden geçme
gasyetmek 1 : غشى ايتمك.bayılacak hale getir mek 2.kendinden geçer hale getirmek
gasyolmak غشى اولمق : bayımak kendinden
geçmek
gavr 1 : غور.çukur dip derinlik 2.esas, temel
gavr-i inidam غور انعدام : yok oluş çukuru, yok-luğun derinliği
gavs 1 : غوث.imdada yetişen, yardıma koşan 2.mânevi yardımlarda bulunabilen evliyaın en büyüğü
Gavs غوث : )en büyük evliya ve kutb månasın-da) Abdülkadir Geylânî (k. s.)
Gavs-1 Azam غوث اعظم : )en büyük gavs, ma nevi yardımlarda bulunabilen en büyük evli-
ya mânasında) Abdülkadir Geyläni (ks)
gasferid yalnız Kur'an'dan ders alıp başka bir yol göstericiye bağlı olmayan ve benzeri çok az olan gavs (bak. gavs(
Gavs-1 Geylani و کیلانیgavs ünvanına sa-hip olan Abdülkadir Geylani (k. s(
Gavs- Hizan غوث خیزان : Bitlis'in Hizan İlçesin-
de yaşayan gavs, Hizan'lı Gavs (bak. gavs)
gavs-ül azam غوث الاعظم : )bak gavs-1 åzam(
العين vs-ül vasilinغوث الاصلي : ermişlerin en bü-
yüğü
Gavsi (ye( غولي: gavs-zam ünvanı verilen Hz. Abdülkadir Geylänî'ye ait (k.s.)
gavsiyet غوثیت : gavs derecesine erme, ermiş-lerin en büyüğü olma
gavur 1 : کارور.müslüman olmayan 2.käfir, in-karcı, dinsiz 3.(mec.) zalim, merhametsiz
gavvas غواص : dalinci avcısı 3.(mec.( gerçeklerin derinliklerine dalan 4.çok çalış-kan
gavvas-i hakikat غواص حقیقت : hakikati (doğru-
yu) derin araştırmalarla arayıp bulan
gayat غايات : gayeler, amaçlar, hedefler, sonuç-lar
gayat-i aksa غايات اقصی en yüksek gayeler, en ileri hedefler
gayat-i fitrat غايات فطرت : yaradılışda gözetilen gayeler
gayatı hayatiye غايات حياتيه : hayatın verilişin-de gözetilen gayeler, hayata ait gayeler (se-merat)
gayat-ı hayatiye غايات حياتيه : hayatın verilişin-de gözetilen gayeler ve beklenen güzel sonuç-lar
gayati hudud غابات حدود : sınırların son nokta-ları. (nihâyât ve gayât-ı hudud: sınırların son ve bitiş noktaları)
gayât-ı irşad غايات ارشاد : irşadın gayeleri, doğ-ru yolu gösterip uyarılar yapmada gözetilen hedefler
gayat-ı nukus غايات نقوش : sanat güzelliklerinde gözetilen gâyeler
gayatı vücud غايات وجود : varolus gâyeleri, var edilmekteki gayeler ve faydalar
gayat-ül gayat غايات الغابات : gayelerin gayesi esas gâye, temel gâye
AHLAK
YanıtlaSiltilir: "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, iman etmiş olmaz sınız" ayetinde olduğu gibi. Yani bu dinler hem imani, hem de bazı ayetlerde, güzel bir ahlakın dini bağlılığı gösterdiği belir. vicdani ve ahlaki bir misyona sahiptir. Bu ikisi ayrıca hem dün yanın, hem de dünya hayatının sona ermesinden sonrakı zama nın mutluluğunu amaç edinmektedir.
Nitekim bu gün yeryüzünde en fazla yaygın olan Hıristiyan. lığın peygamberinin de ahlaki rolü çok önemlidir. İsevi dininin peygamberinin bütün hayatı insanlara qüzel ahlakı ve sevgiyi aşılamak idi. Onun ahlakı, apaçık bir şekilde dini suurun neti cesidir. Gerçekten de Hıristiyanlık, yüksek din ile yüksek ahlak arasında, mükemmel bir ahenk, kuvvetli bir karşılıklı bağ ve tam bir birliğin bulunduğunu gösteren büyük bir örnek teşkil etmektedir. Ancak günümüzdeki bazı yorumcular bu noktayı vurgularken, İslam peygamberinin dinini yayarken savunma maksatlı olarak savaşa başvurmasını öne çıkararak, yanlış so-nuca götürecek bir kıyas yapmaktadırlar.
Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da, dinle-rin sadece dünya mutluluğunu değil, ölümden sonrası-ahiret o-larak bilinen sonsuz bir hayatın mutluluğunu da hedef edinme-sidir. Oysa insanların mutluluğunu amaç edinen diğer bütün felsefi ahlâk öğretileri ile sosyal ve hukuki sistemler ise, sade-ce dünya hayatına yöneliktir. Mesela felsefeler içinde dinlere en yakın olan idealist öğreti bile, mutlak iyiyi amaç edinirken bunu, mutlak olmayan bir yerde-relativ gerçeklikler aleminde aramaktadır. Bu nedenle bu sistemlerin sınırlılıklarının en ö-nemli tarafı, her şeyi kendisi sınırlı olan bu dünyada aramala-rıdır. İşte bu nedenden ötürü olsa gerek, insanların büyük ço-ğunluğu, felsefelerin ve rasyonel sistemlerin değil de, dinlerin öğretilerini tercih etmektedirler.
Felsefi sistemler ile dinlerin yaklaşımlarındaki farklılığa başka bir örnek de ahlakın mutlaklığı ile ilgilidir. Mesela filo-zoflar, aslında İlahi bir varlığın özellikleri olabilecek "mükem-mellik", "mutlak iyilik" gibi sıfatları insanlar için belki de sınırı aşan bir şekilde hedef haline getirmektedirler. Oysa, mükem-mellik ve mutlak iyilik, sınırlı ve sonlu bir aleme ve varlığa a-it değil; ancak, ezeli, ebedi sonsuz ve sınırsız güç ve kudret sa-hibi varlığa yani yaratıcıya ait bir sıfat olabilir. İnsan ise, ancak onu isteyip, ulaşmaya çabalayabilir. Yani burada güzel ahlaka ulaşma yolundaki çaba-niyet önemlidir. Bu güzeli arama çaba-sını, mesela Sokrates, daha anlamlı ve tutarlı bir sekilde yo-
120
KÖPRÜ YAZ/2
AHLAK OLGUSUNUN KAYNAĞI NEDİR?
YanıtlaSilrumlarken; Aristo ve onun İslam dünyasındaki temsilcileri ise: "İnsanın en son gayesi Teşebbüh-ü bi'l Vacib'dir. yani, Vacibü'l Vücud'a benzemektir." diyerek yanılgıya düşmüşlerdir.
Çünkü insanın sonradan ortaya çıkan bir yaratık olma duru-munu ihmal eden bu ifadeler, onu adeta Yaratıcısı ile aynı kate-goriye koymaya çalışır. Oysa, Resul olarak insanlara gönderilen peygamber, insanların İlahi ahlâk ile ve güzel duygu ve davra-nışlarla bezenmesini isterken, yaratık olma bilincini de unuttur-maz. Bu bilinç, mesela Niçe gibi, insanın kendisini bir "ilah" o-larak görmesini engeller. Böylece de insan dış dünyanın zorluk-ları karşısında acizliği ile yaratıcısını bilip kudret-i İlahiye'ye il-tica etmeye, hakkından gelinmez olaylar karşısında zayıflığını görüp kuvvet-i İlahiye'ye istinad etmeye, fakirliğini görüp rah-met-i İlahiyeye itimad etmeye, ihtiyacını görüp gınay-ı İlahi-ye'den yardım istemeye, kusurunu görüp afv-ı İlahi'ye istiğfar etmeye, noksanlığını görüp kemal-i İlahiye istiğfar etmeye ve tesbih-han olmaya ihtiyaç duyar. (Nursi, 1980, 507)
Ayrıca mutlak, evrensel bir iyiye ulaşabilmek için, bütün bir evrenin tabi olduğu Kanun'u bütünüyle anlamak, kavramak ve ona hükmedebilmek gerekir. Oysa, insanların gerek tek tek, gerekse diğer insanlarla kurduğu bir ittifak ve uzlaşma ile bu-nu gerçekleştirmesi beklenemez. Çünkü hem insanlık tarihinin pratiğine baktığımızda görüldüğü gibi, insanlarda bulunan za-aflar ve duyguların ifrat ve tefrit bir şekilde kullanılmasının so-nucunda, çoğunlukla ahlak ilkeleri çiğnenmiş veya azınlıkta o-lanların isteği ve baskısına bir araç olarak kullanılmıştır. Bu ne-denle, filozofların aklın bir gereği olarak ortaya koydukları ah-lak ilkeleri, çoğunlukla ilgi görmemiş veya teorik olarak be-nimsense bile, pratikte yine beklenildiği kadar etkili olamamış-tır. Zaten bir çok topluluğa peygamberlerin gönderilmesinin ve yeniden dinin ihya edilmesinin nedeni de bu gerçektir.
İnsanlar bir yanıyla ben merkezci-egoist ve sadece kendi duygularını tatmine yönelirken, daha geniş bir düzeyde ise top-lumsal ve evrensel düzeni bozmaktadır. Böylece adalet ve dü-zen yerine zulümler, baskılar ve adaletsizlikler yaygınlaşmak-tadır. İşte insanların aklı evrensel düzen ve ahengi kavramada sınırlı kaldığından veya kavrasa bile buna uygun bir biçimde davranmayı başaramadığından, evrensel bir akla (külli akıl) ih-tiyaç vardır. Ta ki, insanlar o akıldan faydalanabilsinler. Böyle bir akıl da ancak "kanun şeklinde" olabilir. Böyle bir kanun da ancak, yaratılmış olan evreni ve içindeki insanı en iyi tanıyan
121
KÖPRÜ YAZ/200
سورة البقره (۲۰۱۷)
YanıtlaSilالثلات الدعاء
اون، برقك جاقم سله ظلمات عالمى نولور هر طر فى طولد ران او ظلمات، برونیرہ اور تر در اندر باہر عدم دریاستہ تلی و آني اولارق رفك ٹولو مسله ده، ظلمات عالمی تکرار دربار او واسع میدانی تكرار قابلار حیانکه رقه سوندیگی زمان، عالی تماماً دو مانيله مولد ران حقیقی مجهول ، ظلمت انى وجوده كليركر، کورن آدم سطحی نظر کہ دگل، نظر امعان الله دقت برود باقين وقدرتك آثار عظمتني كورسون.
صوره سامع (منا فقه شو مهستك حيفماز صوفاغنه کرد کارنده نه کیند برده بولوند یار؟ دیه کندی کندینه دو شو نگه باشلار که قرآن کریم دو شونگه احتیاج بیر احمدن ( يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي أَذَانِهِمْ مِنَ الصواعق حدد الموت بيه او ناره بر ملجأ بر قوتولوس چاره می قالما ديغته اشارت اتمدر. حتى بوغولانه آدم دكرن اور ته سنده به اون پارچه سنه التجا ایتدیگی کی بونارده شاشقين مظهر ندن بار ما قالم ينك او جنى دگل، پار ما قارينك تمامنی قولا قارینه مو قويولي حد انکه او نارك مصيبتاري دهشت قير با جيانه كندى اللدين ووريور. او نکرده آجیند نه بار ما قارینی جیدا کرینه دگل، شائقين القلمندن قولا قلرينه موقو بورلر خلاصه، صاعقه تك ما بتندن فور توسعه ظنياله باید قاری شو ابلهانه حرکت کردند
او نارك نه اولد قاری آهلا شیر ایر.
موكره سامعك ذهنته كليركر عجبا بو مصعبت عمو میمیدر؟ بوفه او ناره می مخصو صدر بوط قارشو قرآن كريم ( وَاللهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ ) ديمشور. یعنی بو مصیبت، او الركن تعمداره فارشو یا بد قاری کفران جزا سیدر. الله، او ناری بو مصيبت ام تجزیه اید. چون که او نار جمهور ایوند
وضع ايدياسن قانون الهيدن خروج انتشار در.
صوكره سامع، در عدن شدتنه مقابل، برقك او ناره به فائده می او لما دیمی؟) دبیر نفسی له قونو شور كه، قرآن کریم ( يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَار هو ) جمله سیله، برقك او ناره بر فائده می دگل بالعكس ايشيفيله او الركن كوزلرینی همه كو رايده جان قدر به شدت کوستر مکده در دبیمه سامعه جواب ویر مشور. عادتا رعد قولا قارینه، برفقه ده گوزلرینه اعلام خصومت انتشار در
عدد
YanıtlaSilAdem: Yokluk
آثارِ عَظَمَتْ
Asar-ı azamet: Büyüklük eserleri
جمهوز
Cumhur: Coğunluk, toplu-luk
آلمانه
Eblehane: Ahmakça
خلاصه
Hulasa: Öz
خروج
Huric: Çıkma
إعلان
İlanı husumet: Düşmanlı-
خُصُومَتْ
ğın i'lâm
التجا
İltica: Sığınma
كفران
Küfran: Nankörlük etme
مجهول
Mechul: Bilinmeyen
ملجأ
Melce': Sığınılacak yer
مقابل
Mukabil: Karşılık
نَظَرْ
Nazar: Bakış
نَظَرِ امْعَانُ
Nazar - iman: Dikkatle durup düşünme
صاعقه
Saika: Yıldırım
سطى کی
Sathi: Üstün körü
تجزيه
Tecziye: Cezalandırma
واسع
Vasi : Genis
وضع
Vaz: Koyma
ظلمات
Zulümat: Karanlıklar
Evet, berkin çakmasıyla zulumát álemi olur. Her tatah dokluran o zulumát, birden bire ortadan kaldmlu Adem deryasına atılır. Ve ani olarak berkin ölümüyle de, zulumât alemi tekrar dirilir. O vin meydan tekrar kaplar. Sanki berk sonduğu zaman. alemi tamamen dumanıyla dolduran, hakika. mechal bir zulmet atesi vücuda gelir ki, goren adam sathi bir nazarla değil, nazar-t im'än ile dikkat edip baksin. Ve kudretin ására azametim gorsun
YanıtlaSilSonra sami", "Münafıklar su musibetin çıkmaz sokağına girdiklerinde ne gibi bir tedbirde bulundular?" diye kendi kendine düşünmeye baslarken,
Kur'an-ı Kerim düşünmeye ihtiyaç bırakmadan dive عملون أصابعة في الرائعة من الصواعق حدد الموت
رده
onlara bir melce', bir kurtulus çaresi kalmadığına işaret etmiştir. Hatta bogulan adam denizin ortasında bir ot parçasına iltică ettiği gibi, bunlar da şaşkınlıklarından parmaklarının ucunu değil, parmaklarının tamamini kulaklarına sokuyorlar. Sanki onların musibetlen dehset kirbacıyla kendi ellerine vuruyor.
Onlar da acısından parmaklarını ceblerine değil, şaşkınlıklarından kulaklarına sokuyorlar. Hulása, säikanın isäbetinden kurtulmak zanıyla yaptıkları şu eblehane hareketlerden, onların ne oldukları anlaşılır.
Sonra såmin zihnine gelir ki: "Acaba bu musibet umůmi midir? Yoksa onlara mı mahsústur?" Buna karşı Kur'ân-ı Kerim والله فياً بالكافرية demiştir. Yani bu musibet, onların ni'metlere karşı yaptıkları küfrån cezasıdır. Allah, onları bu musibetle tecziye eder. Çünki onlar cumhur için vaz' edilen kanun-u llâhiden hurúc etmişlerdir.
Sonra sâmi", "Ra'dın şiddetine mukābil, berkin
onlara bir fäidesi olmadı mı?" diye nefsiyle konuşurken, Kur'ân-ı Kerim بكاء البرق يخطف أبصاره cümlesiyle, "Berkin onlara bir fäidesi değil, bil'akis ışığıyla onların gözlerini hemen kör edecek kadar bir şiddet göstermektedir" diye såmia cevab vermiştir. Adetâ ra'd kulaklarına, berk de gözlerine i'lán-ı husûmet etmişlerdir.
که
بر
افی
290
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
«İbn-i Abbas, ayaklarımı bağlar da, bana Kur'ânı ve Sünnetleri öğretirdi! demiştir. (180)
Atâ, Tâvus ve Mücahid de, ilme, Allâh için kendilerini vermiş ilim taliplerindendi. (181)
Mücahid der ki «Abdullah b. Abbas'ın Eshabından Atâ, Tâvus ve İkrime ile birlikte otururken bir adam geldi.
O sırada, İbn-i Abbas, namaz kılıyordu.
Gelen adam (İçinizde fetva verecek var mı?) diye sordu.
(Sor!) dedim.
Adam (Her vakit, abdestten sonra benden bir akıntı geliyor?) dedi.
(O akıntı, çocuğun ana rahmine düşmesine sebep olan şey mi?) diye sorduk.
Adam (Evet!) dedi.
Biz de (Gusül yapmak gerekir!) dedik.
Bunun üzerine, adam (İnnâ lillâhi ve innå ileyhi râciûn) diyerek uzaklaştı.
İbn-i Abbas, namazını çabukça kılarak selâm verince (Ey İkrime! Adamı, benim yanıma çağır!) dedi.
İkrime, adamı hemen geri çağırıp getirdi.
İbn-i Abbas, bize dönerek:
(Siz, bu adama verdiğiniz fetvanın Kur'ânda olduğunu mu sanı yorsunuz?) diye sordu.
Biz (Hayır!) dedik.
İbn-i Abbas (Resûlullah Aleyhisselâmın Sünnetinde olduğunu mu sanıyorsunuz?) diye sordu.
Biz, yine (Hayır!) dedik.
İbn-i Abbas (Öyle ise, neye göre fetva verdiniz?) diye sordu.
Biz (Kendi rey ve görüşümüze göre!) dedik.
İbn-i Abbas (Bu hususta Resûlullâh Aleyhisselâm «Bir Fakih, Şeytan'a, bin âbidden (Abidle uğraşmaktan) daha ağır gelir!» buyur-muştur.) dedikten sonra, adama dönerek (O akıntı, senden geldiği za-man, kalbinde bir şehvet buluyor musun?) diye sordu.
Adam (Hayır.) dedi.
İbn-i Abbas (Vücudunda bir kırıklık ve bitkinlik buluyormusun?) diye sordu.
Adam (Hayır!) dedi.
Bunun üzerine, İbn-i Abbas (Bu, ancak, soğuktan, soğuklatmak-tan ileri geliyordur.
(180) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 385-386
(181) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 386
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
YanıtlaSilOndan dolayı, senin abdest alıvermen, yeter!) dedi.» (182)
291
Hz. Ömer, Ebû Mûsa'l'eş'ariyi, Basralılara Kitab ve Sünneti öğretmek üzre göndermişti. (183)
İmran b. Husayn «Kur'an, indi. Resûlullah Aleyhisselâm, Sünnet-leri mesnun kıldı.
Bize tâbi olunuz! Vallâhi, bize tabi olmazsanız, dalâlete düşer, yolunuzu şaşırırsı-nız!» derdi. (184)
Abdullah b. Ömer, bir gün, tavaf sırasında Ebüşşa'sâ Cabir b. Zeyd'e rastladı.
Ona «Sen, Basra'nın Fıkıh bilginlerindensin. Elbette, senden, di-ni meseleler sorarlar.
Kur'ân'a veya Sünnete dayanmadıkça, sakın, cevap vereyim deme!
Eğer, böyle yapmazsan, hem sen helâk olursun, hem de, başkala-rını helâk edersin!» dedi. (185)
*
Eban, Enes b. Malik'ten, Levha üzerine Hadis yazardı. (186)
Enes b. Malik, oğluna da «Ey oğulcuğum! Şu ilmi yazıp kayd edi-niz!» derdi. 187)
* **
Berâ b. Azib'in yanına gelenler, onun rivayet ettiği Hadisleri avuçlarına kamışla yazarlardı.
* **
Abdullah b. Ömer de, âzadlısı Nâfi'a, ilmini söyleyip yazdırmış-tır. (188)
* **
(182) Aliyyülmuttakî Kenzülummal c. 5, s. 118
(183) Dârimi Sünen c. 1, s. 114
(184) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 445
(185) Zehebî Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 72
(186) Dârimi Sünen c. 1, s. 104-105
(187) Dârimi Sünen c. 1, s. 105
(188) Dârimi Sünen c. 1, s. 106
489
YanıtlaSil15103. Elti eltiden kaçar, görümceler bayrak açar.
15104. Emanet ata binen, tez düşer (iner).
15105. Emanete hiyanet etme!
15106. Emeksiz yemek olmaz,
15107. Er başı ile at başına neler gelmez?
15108. Er kişinin sözü öleceğine, kendisi ölsün, daha iyi. (Er kişinin sözi ölgeşı, özi ölsin.)
15109. Er olan, ekmeğini taştan çıkarır.
15110. Er olmayınca, erenler olmaz.
15111. Er sıkılmayınca, Hızır-nebi yetişmez.
15112. Erden eşek ürkmez.
15113. Erden gülmeyen, yerden güler.
15114. Erin iyisini işte göreyim.
15115. Erin yaşı, iki otuz.
15116. Erkeğe başarıyı da, yıkımı da getiren kadındır.
15117. Erkeği olmayan evin güneşi olmaz.
15118. Erkek çocuk bağ alması, kız çocuk dağ alması.
15119. Erkek dananın başı büyük.
15120. Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır.
15121. Erken olursa olsun, geç olmasın!
15122. Eski ağza yeni aş.
15123. Eski dosttan düşman olmaz.
15124. Eski köye yeni âdet.
15125. Eşeğe gücü yetmeyen, semerine tükürür.
15126. Eşeği yoldan çıkaran, bir tutam ot.
15127. Eşek çalışır, at yer. (Eşek şalışır, at aşar.)
15128. Eşek hoşaftan ne anlar? Suyunu içer, üzümü kalır.
15129. Eşek, kulağını bir oynat(ır)sa, kuyruğunu iki oynatır.
15130. Eşek olsan, semer (v)uracak çok olur.
15131. Eşek ölse, itler toy (düğün) yapar.
15132. Eşek ölür semeri, insan ölür eseri kalır. (Eşek ölir semeri, insan ölir eseri kalır.)
15133. Et giren yere, dert girmez.
15134. Et tırnaktan ayrılmaz.
15135. Ev alma, komşu al!
488
YanıtlaSil15070. Dünya arsızla hırsıza kalıcı değil.
15071. Dünya geniştir, size de yeter, bize de.
15072. Dünya, Sultan Süleyman'a bile kalmamış.
15073. Dünyada faydası olmayanın, ahrette de yoktur.
15074. Dünyada mekân, ahrette iman.
15075. Düşman edinmek kolay, dost edinmek zor.
15076. Düşmana ser (baş) verilir, sır verilmez.
15077. Düşmanın karınca olsa, ondan filmiş gibi sakın!
15078. Eceli yeten (gelen) it, caminin duvarına siyer (işer),
15079. Eceli yeten (gelen) sıçan, yatan kedinin kuyruğunu tırmalar.
15080. Edepli edebini edepsizden öğrenir.
15081. Eğilen başı, kılıç kesmez.
15082. Eğri oturalım, düz konnuşalım!
15083. Eklenen kuyruk, tez kopar.
15084. Ekmek elden, su gölden.
15085. Ekmek veren el dişlenmez (ısırılmaz).
15086. El almazsa, elli yıl durur. (El almasa, elli yıl turar.)
15087. El atına binen, tez düşer (iner).
15088. El avucuyla su içen kanmaz.
15089. El eli yuvar (yıkar), iki el betni (yüzü) yuvar.
15090. El eliyle yılan tutmağa uğraşır.
15091. El ermez, göz görmez.
15092. El gözüyle kız alma, keçe gözüyle bez alma!
15093. El katında eşek kuyruğu kesme, kimisi 'uzun", kimisi "kısa" der.
15094. El kazanında aş kaynatma!
15095. El yarası geçer, dil yarası geçmez. (El yarası geşer, til yarası geşmez.)
15096. El yumruğunu yemeyen, kendisini babacan sanır. (Il cumrığın aşamağan, özin babacan sanar.)
15097. Elde olan, beyde olmaz.
15098. Eli işte, gözü oynaşta.
15099. Elifi görse, mertek sanır.
15100. Elini, belini, dilini bek tut!
15101. Elinin hamuru ile er işine karışma!
15102. Elma, ağacından ırak düşmez.
2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
Bediüzzaman'ın "Mebusana
Hitap" başlıklı makalesinin ikinci kısmı Kürd Teavün ve Terakki gazetesinde yer aldı.
1948 - Millî Korunma Mahkemeleri kaldırıldı.
1992 - Ankara-Haydarpaşa hattındaki ilk elektrikli tren hizmete girdi.
2014 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Abdülkadir Badıllı vefat etti.
RUMI: 13 K. EVVEL 1441 KASIM: 49
ARALIK
26 CUMA
6 1447 RECEB
BİR AYET
Bilin ki hüküm Ona aittir ve en çabuk hesap gören de Odur.
En'am Suresi: 62
BİR HADİS
Kabirlere tefekkürle bak ve öldükten sonra dirilmekten ibret al.
Beyhaki
Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız.
Lem'alar
Imak Günes Ogla Ikindi Aksam
Yatu
06.37 08.05
Imsak Günes Ogle Ikindi Akum Yutu
06.48
13.10
19.15
ISPARTA
13.03
15.31
17.52
17:33
19.14
15.28
17.48
01010007 17:55 15 13
19:00
İSTANBUL
08.21
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2024 DUZZAMAN ARVAT
Bediüzzaman'ın "Mebusana
Hitap" başlıklı makalesinin ikinci kısmı Kürd Teavün ve Terakki gazetesinde yer aldı.
1948 - Millî Korunma Mahkemeleri kaldırıldı.
1992 - Ankara-Haydarpaşa hattındaki ilk elektrikli tren hizmete girdi.
2014 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Abdülkadir Badıllı vefat etti.
26
PERŞEMBE
THURSDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder.
Bakara Suresi: 268
BİR HADİS
Allah bir kul hakkında hayır dilerse, ona insanların ihtiyaçlarını gördürür.
Deylemî
Cennet dahi ucuz değildir; mühim fiyat ister.
HİCRĪ: 25 C.AHİR 1446 - RUMI: 13 K. EVVEL 1440
Mektûbat
KASIM: 49 - GÜN: 361 KALAN: 5 - GÜN. KIS.: 1 DK
Imsak
Günes
Oğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
Akşam
06.48
21 13
10 15 28
17 49 19 15
ESVISEHİR
04 40 08 11 13.00 1500 1746
İkindi
Yatsı
10 11
ISTANBUL
08
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1925 - Uluslararası takvim ve saat kabul edildi.
1959 - Bediüzzaman'ın
Menderes ve Demokrat milletvekillerine hitaben yazdığı bir mektup, Milliyet gazetesinde "Said-i Nursi'nin acayip mektubu" başlığıyla manşet haberi oldu.
1991 - Sovyetler Birliği'nin dağılması.
25
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ARALIK
DECEMBER
BİR AYET
Şüphesiz ki, bu Kur'ân en doğru yola iletir.
İsra Suresi: 9
BİR HADİS
Allah bir kul hakkında hayır dilerse gönlünü zengin kılar ve kalbine Allah korkusu koyar.
Deylemî
Kur'ân kalblere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır.
Mesnevî-i Nuriye
HİCRİ: 24 C.AHİR 1446 - RUMI: 12 K. EVVEL 1440
KASIM: 48-GÜN: 360 KALAN: 6 - GÜN. KIS.: 0 DK
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1921 - Yunan
birliklerinin Eskişehir ve Afyon doğrultusundaki taarruzuyla I. İnönü Muharebesi başladı.
1960 - Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası'nda yer alan "son ders"i verdikten sonra Ankara'dan ayrıldı.
6
PERŞEMBE
THURSDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de ancak Sensin.
Bakara Suresi: 127
BİR HADİS
İslâm garib başladı, başladığı gibi tekrar garip olacaktır.
C
Nasıl ki, zaruriyattan nazariyat istintâc olur. Öyle de âsâr-ı Sâni'in zaruriyatı, mahfiyat-ı sanatına bürhandır. İkisi beraber bu mes'eleyi ispat eder.
HİCRÎ: 3 C.AHİR 1443 - RUMÎ: 24 K. EVVEL 1437
Muhâkemat
KASIM: 60 - GÜN: 6 KALAN: 359 - GÜN UZA. 1 DK
İmsak Günes Öğle İkindi Aksam
Yatsı
İmsak Günes Öğle İkindi
Akşam
Yatsı
2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1925 - Uluslararası takvim ve saat kabul edildi.
1959 - Bediüzzaman'ın
Menderes ve Demokrat
milletvekillerine hitaben yazdığı bir mektup, Milliyet gazetesinde "Said-i Nursi'nin acayip mektubu" başlığıyla manşet haberi oldu.
1991 - Sovyetler Birliği'nin dağılması.
REGAİB GECESİNİN İSLÂM
ÂLEMİNE HAYIRLAR GETİRMESİNİ DİLERİZ.
Imsak Günes
Öğle
ARALIK
PERŞEMBE 25
5 1447 RECEB
RUMI: 12 K. EVVEL 1441
KASIM: 48
Imsak Güneş
BİR AYET
O Allah ki, gemiler... akıp gitsin ve siz de lûtfundan nasibinizi arayıp şükredin diye denizleri hizmetinize verdi.
Casiye Suresi: 12
BİR HADİS
Dünyada iyilik ehli olanlar, ahirette de iyilik ehli olurlar.
Amelinizde rıza-yı ilahi olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.
Hâkim
Lem'alar
İkindi Akşam Yatsı
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
ABDÜLHALIK GUCDUVANI
YanıtlaSilBAZRETLERİNDEN HIKMETL
HAVF ve RECA ARASINDA
Kendini Allah'ın azabından emin görme!
Fakat;
. O'nun rahmetinden de ümit kesme!
Havf ve recâ arasında yaşa ki;
Kâmil müminlerin şiârı budur.
IKAZLAR SENİN İÇİN...
Yavrucuğum!
Şeyh, müridin babası gibidir. Hattâ ona babasından daha şefkatli-dir. Çünkü onu Allâh'a yakınlık makamına erdirir.
Şeyhin îkaz ve azarlaması, sana olan şefkati sebebiyledir.
SÜFİLİĞE SIĞMAZ!..
Riyâset/baş olma sevdasını gön-lünden çıkar!
Kim riyâset sevdasına müptelâ ise, ona tasavvuf erbâbı de-mek doğru değildir.
GÖNLE GİR!..
YanıtlaSilHak dostlarının gönlüne girmeye çalış ve bu hususta çok dikkatli ol!
ÖVGÜ VE YERGİ
Birinin övmesiyle mağrur,
Yermesiyle gamlı olma!
Halkın övmesi de kötülemesi de nazarında aynı olsun!
Sen esas Allah Teâlâ'nın senden râzı olup olmadığına dikkat kesil!
Insanlara dâimâ güzel ahlâk ile muâmele et!
TEBESSÜM EDEBİ
Edepli ol!
Küçük, büyük bütün insanlara merhamet et!
Çok gülme;
Zira çok gülmek gaflettendir ve gönlü öldürür.
Rasûlullah Efendimiz buyurur:
"Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız!" (Buhârî, Tefsir, 5/12)
DAİMA TEYAKKUZDA...
Nefsinle dâimâ mücadele et!
Her an âhiret endişesiyle yaşa!
Ölümü çok hatırla!
TERK ETME!
YanıtlaSilGece ve gündüz çokça ¡bådet et ve cemaati asla terk etme!
Imam veya müezzin olacaksan,
Asla gurura kapılma!
বার
NASİHATLERLE YAŞA!..
Zaruret olmadan mahkemelerde bulunma!
Kibirli idareci ile sohbet etme!
Hak dostlarının nasihatlerinden dışarı çıkma!
HAK BİLSİN, HALK DEĞİL...
Şöhretten şiddetle kaçın!
Dindarlığın herkesin diline düşmesin!..
(Yani bu sana bir enâniyet ve ucub hâli getirmesin!)
HELAL ANAHTARI
YanıtlaSilAz ba danyalığa nia el ve hekal ye ke
Bütün havakarn anahtan bushe
Haramdan uzak ol
Yoksa Hak Tedkatkın uzaklaşırsın!
YANMAYASIN!..
Nefsani arzuların peşinde giden insanlardan kaç ve fukant ile sohbet et!
Kendini dünyanın yalancı süslerinden koru ki
Ateş seni yakmasın!
Kendi yükünü kendin taşı!
İBADETİN TADI İÇİN...
Helal ye ve helalden giyin ki
Ibadetlerin tadına erebilesin!
HESAP VAR!..
Allah'ın celâlinden daima kork!
Ve unutma ki
Bir gün hesap mahallinde ayakta durdurulacaksın!
O demde zerrelerden bile hesaba çekileceksin!
30 Kalb Alemi
YanıtlaSil1- İstiğfår ve Duâ
Başta Peygamberler olmak üzere bütün veliler, salihler ve sadıklar: darlıkta ve bollukta, kederde ve ferahta daima Cenâb-ı Hakk'a iltică etmis-ler ve O'na niyaz halinde bulunmuşlardır. Çünkü Peygamberlerde de "zel-le" bulunması sebebiyle dua ve istiğfardan müstağni kalabilecek hic bir kul tasawur olunamaz. Duâ ve istiğfår, gerçek mâhiyetiyle derûni bir ne-dämet ve iltică mânāsını tazammun ettiğinden, Allah'a kurbiyyetin en mü essir vasıtasıdır Namaza Arapça'da "salat" denilmis olmasının bir hikmeti de onun en şümüllü bir dua ve niyaz māhiyetini haiz bulunmasındandır.
Diğer taraftan duânın evveli istiğfärdır. Afv dilemedir. Bu, gerekli vasıfta ise yani nedämeti ve afvı istenen günahın bir daha yapılmaması husüsundaki katī azmi ihtiva ediyorsa kalbin hassasiyetini körelten kir ve pası silip onu hakikat karşısında adeta mücellâ bir ayna haline getirir. Kalb, ancak bu süretledir ki, füyûzāta (feyizlere, nûrânî tecellilere) müsa-id bir duruma gelir.
Cihânı gönül gözüyle temăşă ettiğimizde görürüz ki, bütün mahlü kät ilähî nîmetlere şükürden önce acziyetlerini îtiraf ve niyaz halindedir. Irade såhibi olan ve bu irâdeyi kullanmakta hatādan mutlak bir sürette sälim bulunması mümkün olmayan Ademoğlu için istiğfar, Allah'a kur-biyyet (yakınlaşma) yolunda atılacak ilk adımdır.
Dua, merhamet-i İlâhiyyeyi davete medar olmak vasfıyla, mukadder ibtilalardan kurtulabilmeyi sağlamak gibi azîm bir müessiriyyeti de häiz-dir. Bundan dolayıdır ki yukarıda başka bir vesileyle ifade etmiş olduğu-muz gibi bütün tarikatlerde ders istiğfår ile başlar.
Duânın ehemmiyetiyle ilgili olarak âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:
قُلْ مَا يَعْبُوا بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ )
(Ey Peygamberl) De ki: Sizin kulluk, duâ ve yalvarmanız (tev-beniz) olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ne kıymetiniz var?) (el-Furkan 25/77)
7 Gayr i iradi hata
Kalb Tedavisi ve Kalb-ı Selim'e Ulaşmak 31
YanıtlaSilHazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:
"Duâ, ibadettir. İbadetin özüdür. Allah katında O'na duâ etmek-ten daha kıymetli bir şey olamaz. Allah, kendisinden bir şey isteme-yeni (dua etmeyi kendisine yediremeyeni) gazaba uğratır. Sıkıntı ve darlık zamanında duâsının kabül olmasını isteyen kimse bolluk ve rahat zamanında da duâyı bol yapsın. Rabbiniz Hayy ü Kerim'dir: Bir kul elini açınca onu boş bırakmaz. Kime ki dua kapıları açılmış tır, ona hikmet kapıları açılmış demektir. Duâ, rahmet kapılarının anahtarı, mü'minin silahı, dinin direği, göklerin ve yeryüzünün nü-rudur." (Rüdani, Cem'ul-Fevaid, 9219-20-21-22-25)
İmam-ı Rabbani -kuddise sirruh- da şöyle buyurur:
"Bir savaş, iki ordunun ittifakıyla kazanılır. Biri serhat ordusu, diğe-riyse dua ordusudur."
Ashâb-ı kirām, cihåda giderlerken kendi dualarına ilåveten ayrıca Ashab-ı Suffa'dan da zaferleri için dua taleb ederlerdi.
Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem, Peygamber olduğu hal-de, Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- umreye giderken:
*-Kardeşcağızım, beni duandan unutma!" iltifatı ile ondan dua is-temiştir. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- bu iltifat karşısında:
"-O kadar sevindim ki sanki dünyalar benim oldu." demiştir. Bu, mü'minlerin birbirlerine duāları husūsundaki değerin anlaşılması için va-rid olmuş bir keyfiyettir. Peygamber -aleyhissalātü vesselâm-:
"Bir mü'minin bir mü'mine gıyâbında duâsından daha çabuk kabül edilen hiç bir dua yoktur." (Tirmizi, Ebû Dâvud) buyurmuştur.
Allah Rasûlü'ne sordular:
"-En makbül dua hangisidir?"
Buyurdular ki:
"-Gecenin son kısmında ve her farz namazın ardında yapılan duādır." (Tirmizi)
Atatürk gerçekten sirozdan mı öldü? Yoksa organize bir cinayete, tıbbi yollarla hazırlanan bir yok etme planına mı kurban gitmişti? Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk, çevresini. saran suikast planlarından habersiz, olabileceklere karşı tedbirsiz miydi?
YanıtlaSil"Atatürk Nasıl Öldürüldü?" Mustafa Kemal'in ölümünün ardındaki sır perdesini aralıyor. Kitap, belgeler eşliğinde Atatürk'ün yaşamı ve ölümüne dair bugüne dek gün yüzüne çıkmamış gerçeklerle yüzleştiriyor okuru. Bir Atatürk kronolojisi olarak da okunabilecek eserde asırlık tarihi bilgiler günümüz pen-ceresinden sorgulanıyor. Kitapta yanıtını bulacağınız sorular ve ilginç konu başlıklarından bazıları şunlar:
Atatürk alkolik miydi?
Atatürk'ün gerçek hastalığı neydi?
Uygulanan yanlış tedavi, kullanılan ilaçlar ve yan tesirlerinin sorumlulan kim?
Atatürk'ü öldürmek niçin zordu?
Onu kimler, neden ilaç yoluyla zehirlemek istediler?
Atatürk'ü öldürmek için uluslararası, organize olmuş, sistemli ve gizemli bir organizasyon nasıl oluşturuldu? Bu organizasyona kimler dahildi?
Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk'ün Yahudiler ile ilişkisi nasıldı?
Atatürk Sabetaycı mıydı?
Atatürk'ün Türkçe din fikrinin gerçek yüzünü biliyor muyuz?
Gerçek bir dindar olarak Atatürk'ü nasıl tanımlamak gerekir?
Yahudilerin Cumhuriyet dönemindeki lobicilik faaliyetleri nelerdi?
"Kimse Atatürk kadar güzel 'Allah!' diyemez." sözleri kime ait?
ATATÜRK
YanıtlaSilNASIL ÖLDÜRÜLDÜ?
"68 YILDIR GİZLENEN BÜYÜK SIR"
I. BASKI 50.000
OGÜN D.
ATATÜRK MASON
YanıtlaSilMUYDU?
Atatürk Beyoğlu'ndaki Vedatas Mason Locasına nasıl götürüldü? Orada neler yapti?
Atatürk'e kimler, ne zaman 33. derece masonluğu teklif ettiler?
Çocuk Esirgeme Kurumu ambleminde görülen Sion Yıldızı Atatürk'e nasıl ulaştırıldı? Atatürk'ün tepkisi ne oldu?
Kimler Atatürk'ün birçok fikir ve davranışlarının masonluğa uygun olduğundan bahsetmiştir?
"Yurtta Barış, Dünyada Barış" bir mason düşüncesi miydi?
Atatürk'ün hizmetçisi Cemal Grada ve eski Van Milletvekili İbrahim Arvas, Atatürk ve masonlar konusunda hatıralarında neler anlattılar?
Atatürk "mason olmuştum" dedi mi?
Masonlar tarafından Atatürk'e "fahri başkanlık" önerildi mi?
"Bir gün bir arkadaşım beni alıp, Beyoğlu'ndaki mason cemiyetine götürdü. Daha ne olduğunu bile anlayamadan kendimi cemiyetin içinde buldum. Mermer merdivenlerden büyük bir salona indik. Orada yüzlerini göremediğim birtakım kişiler vardı. Bizi buyur edip oturttular, kahveler sundular, hal hatır sordular. Orada fazla kalmadık, tekrar merdivenlerle daha da aşağıya indik. Bir öncekinden daha geniş bir salonda bulduk kendimizi. Salonda büyük bir kalabalık toplanmış, kılıçlı bir tören yapılıyordu. Bu işleri daha önceden bildiğini anladığım arkadaşım beni kolumdan tutmuş, durmadan ne yapmam gerektiğini anlatıyordu. Kılıçların arasından geçip, kutsal bir kitaba el bastık. Bütün bunlar olup bittikten sonra dışarı çıktık..." Atatürk bu olayı ne zaman yaşadı?
Kitabı okuduğunuzda, yıllardır merak edilen ve Atatürk'ün mason olup olmadığıyla ilgili çok tartışılan soruların cevaplarını bu kitapta bulacaksınız...
www.nektakitap.com
ISBN 975-9146-74-6
CEPTIS
YanıtlaSilAntik Çağlardan Günümüze
Dünya'nın
Gizli Tarihi
Turgut Gürsan
İlluminati
-Mısır ve Yahudi Gizemleri
Babil Kardeşliği
Gül-Haç'ın Kuruluş Gayesi ve Faaliyetleri Tevrat ve İncil Mitleri. Eski Ahitteki Firavunlar Kabbala ve Kabbalaistler, Modern Yahudi Kabalası Yahova (Yahve'nin Gizli Kimliği) Zadok - Essenli'ler - Gnostikler - Haşişiler ve Haçlı Seferleri Din Savaşları'nın Perde Arkası Tarihte Dünya İhtilalleri ve Tek Dünya Hükümeti Projesi İlluminizmin Fransız İhtilali Üzerindeki Etkileri İhtilallerin Finansörleri Dünya'nın İlk Masonik Cumhuriyeti
Siyonizmin ideolojik Temelleri Okültizmin Öncü Akımları
Altın Şafak Cemiyeti
-Jöntürk İhtilali ve Masonluk
Bu kitap bilinen Dünya Tarihi'nin aslında bilinmeyen tarihini anlatmaktadır.
Tarih ve toplumun ortak bir sırrı vardır; küçük veya büyük bütün gizli örgütler yaşadıkları toplumları etkiler.
Klasik tarih, gizli örgütlerin ve sırlarının tarihin karanlıkları içinde kalmasını tercih eder. Ama bu görmezlikten gelinen sırlar, tarihin akışı içinde dönüm noktaları ile ilgili olabilir. Çoğu zaman klasik tarihçiler belirli maksatlar ve hedefler uğruna, birçok sırrın açığa çıkmasına mani olurlar.
Gerçekte gizli örgütlerin tarihi bugüne kadar yazılamamıştır ve onu yazmak her türlü insan gücünü aşmaktadır.
Benim bu kitapta yazmayı denediğim şey, tarihin bazı kesitle-
rindeki gizli örgütlerle ilgili konulara dikkatli yorumlarla değinmekle yetinmektir. İnanılmaz global değişikliklere tanık olduğumuz ve daha da olacağımız şu günlerde, günümüzdeki gizli örgütlerin, geçmişteki gizli örgütlerin mirasçısı olduğu gerçeğini unutmamamız gerekir diye düşünüyorum.
www.pegasusyayinlari.com
ISBN:978-605-5943-49-3
2010
9786055 943493
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
198 1 Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
198 2 "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir. Hz. Câbir (r.a.)
198 3 Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli) Hz. Muaz (r.a.)
198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
198 5 Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
198 6 Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur. Hz. Enes (r.a.)
198 7 Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir. Hz. İbni Abbas (r.a.)
198 8 Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
198 9 Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
198 10 "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir. Hz. Âişe (r. anha)
198 11 Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor) Hz. Bilal (r.a.)
198 12 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Hz. Ali (r.a.)
198 13 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin. Hz. Enes (r.a.)
198 14 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
198 15 Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
198 16 Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)
198 17 Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.) Hz. Enes (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
293 1 Oğullarınızı ve kızlarınızı evlendirin. Kızları altın ve gümüşle süsleyin, ve elbiseleri güzel olsun. Ve kendilerine rağbet edilmesi içinde onlara güzel hediyelerle ihsanda bulunun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
293 3 Kur'an-ı Kerim'i seslerinizle ziynetlendiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
293 4 Bayram namazlarınızı tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle ziynetlendiriniz. Hz. Enes (r.a.)
293 5 Meclislerinizi Bana selat ve selam getirmekle ziynetlendiriniz. Zira Bana selavat getirmeniz kıyamette size nur olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
293 6 Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Hz. Enes (r.a.)
293 7 Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu. Hz. Enes (r.a.)
293 8 Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Hz. Ömer (r.a.)
293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Hz. Ali (r.a.)
293 10 Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Hz Ali (r.a.)
x938. Dilber sözüne güvenilmez 49237. Dikkate alınmaz taş, baş yarar. (
YanıtlaSil487
erkez
Eslenmez taş, baş carar.) Dilden gelen, elden gelmez. (Tilden
8239 kelgen, elden kelmcz.) 3040 Dilden gelen elden gelse, herkes zengin olur. (Tilden kelgen elden kelse, bay bolır.)
Dilenci bir olsa, balla beslerdim.
h 2019042.
W. Dilenci kişi, dilenmeye doymaz.
43. Dilencinin torbası dolmaz.
5044. Dilinden gelir, elinden gelmez.
945. Dilini tutan, başını korur. (Tilin uygan, başın korur.)
19046. Dinsizin hakkından imansız gelir.
15047. Doğan ay, bulutta kalmaz.
15048. Doğru söyleyeni, dokuz köyden kovarlar.
15149. Doğru söze, yemin gerekmez.
15050. Doğru yol gösteren dostumuzdur.
15051. Dokuz dereden, on su getirir.
15052. Dokuz günlük ömre, on günlük azık gerek.
15053. Dolapta kurabiye var, ama ağzına göre değil.
15054. Domuz derisinden post olmaz.
15055. Domuzdan bir kıl koparsan da kârdır.
15056. Dost ağlatarak, düşman güldürerek söyler. (Dost ağlatıp, düşman küüldirip aytar.)
15057. Dost başa bakar, düşman ayağa.
15058. Dost düşündürür, düşman güldürür.
15059. Dost kara günde belli olur.
15060. Dost yüzünden, düşman gözünden belli olur.
15061. Dostlar alış-verişte görsün!
15062. Dostun dostu olmaz mı, götürüp ağzına koymaz mı?
15063. Dostuna hiçbir vakıt borçlu olma! (Dostina bir wakıt borışlı bolma!)
15064 Dostuna sırrını söyleme, o da söyler dostuna.
15065. Dört paralık kişinin beş paralık keyfi vardır.
15066. Duvarı nem, eri dert yıkar.
15067. Duğüne gitsen, doyup git! (Toyga barsan, toyıp bar!) 15068
. Dun cin olmuş, bugün çarpmağa çıkmış. 15069. Dün yumurtadan çıkmış, bugün kabuğunu beğenmez.
486
YanıtlaSil15005. Dayak, cennetten çıkmıştır.
15006. Dedesi koruk yemiş, torununun dışı kamaşmış. (Dedesi koruk yemiş, torunının
tişi kamaşmış.) 15007. Değme balaya (çocuğa), çatarsın belaya.
15008. Deli, akşamdan sonra) azar.
15009. Deli deliden, imam ölüden hoşlanır.
15010. Deli ipiyle kuyuya inilmez.
15011. Deli uslanmaz, demir ıslanmaz.
15012. Deliden doğru cevap alırsın.
15013. Deliden korkayan da delidir.
15014. Delik kapta su durmaz.
15016. Deliyle devletli birdir, hep bildiğini işler.
15015. Delilsiz cennete bile girilmez.
15017. Deniz dalgasız, kapı halkasız olmaz.
15018. Deniz dalgasız, kız sevdasız olmaz.
15019. Deniz suyu ne içilir, ne geçilir.
15020. Denizdeki balığın pazarlığı olmaz.
15021. Denize dülşen, yılana sarılır.
15022. Derdini başkasına söyleme: dostun ise acınır, düşmanın ise sevinir. (Dertinni digerge aytma: dostin ese cant awurur, düşman ese sewinir.)
15023. Derdini saklayan, dermanını bulamaz.
15024. Derdini veren, dermanını da verir.
15025. Dermansız dert olmaz. (Dermansız dert bolmaz.)
15026. Dert, insana batmanla girer de dirhem dirhem çıkar.
15027. Dertli, deliden çok söylenir.
15028. Dertsiz başımı, derde sokma!
15029. Dervişe "Bağdat'ta pilav var" demişler, "yalan değilse, uzak değil" demiş.
15030. Deryadan içilmez, evlâttan geçilmez.
15031. "Destursuz eve girilmez" derler.
15032. Deve, kendi kamburunu görmez.
15033. Deve "tuz" diye gider, yiğit "kız" diye gider.
15034. Deveden büyük fil de var.
15035. Deveyle dost olanın kapısı büyük olur.
15036. Dışarıdan parlıyor, içeriden titriyor. (Tıştan cıltıray, işten kaltıray.)
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilTabiin'den olan ilim tåliplerinin Hadis ve Sünneti, İslâm Fıkhi-m öğrenmek hususundaki çabaları da, son derecedeydi.
Medine'li Tabiin'in birinet tabakasından Sald b. Müseyyeb (Vefa-1: 103) Bir tek Hadis'l, aramak, bulmak için günler ve geceler bo-yunea yol giderdim demiştir. (189)
Şamh ilim taliplerinden Mekhul (Vefatı: 113) de, ilim elde et-mek için her yeri dolaştığını söylemiştir. (190)
Ibn-1 Sa'd'in (Vefatı: 230), Tabakat'ında isimlerile kayd ettiği Medine'll Tabiin'in birinci tabakası (Doksan bir) kişi idi.
Bunlardan olup ta,
1) Hs. Osman,
2) H. All,
3) Abdurrahman b. Avf,
4) Talha b. Ubeydullah,
5) Zübeyr b. Avvam,
6) Sa'd b. Ebi Vakkas,
7) Übeyy b. Ka'b,
8) Sehl b. Huneyf,
9) Huzeyfe b. Yeman,
10) Zeyd b. Sabit
ve daha başkalarından, Hadis ve Sünnet dinleyip rivayet edenlerin sayısı (Kırk dokuz) idi.
Medine'li Tabil'in ikinci tabakasından olup ta,
1) Üsâme b. Zeyd,
2) Abdullah b. Ömer,
3) Cabir b. Abdullah,
4) Ebû Saidülhudri,
5) Rafi b, Hadic,
6) Abdullah b. Amr b. Ås,
7) Ebû Hüreyre,
8) Seleme b. Ekva',
9) Abdullah b. Abbas,
10) Hz. Aişe,
11) Hz. Ümmü Seleme,
12) Ha. Meymûne
(189) Zehebl Tezkiretülhuffaz c. 1, п. 55-56
(100) Zehebl Tezkiretülhuffas c. 1, п. 107-108
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET SÜNNET
YanıtlaSil293
ve daha başka Sahabilerden Hadis ve Sünnet dinleyerek rivayet eden-Jerin sayısı (üç yüz kırk dört) idi.
Medine'li Tabiin'in üçüncü tabakasından (Yirmi üç) (191),
Dördüncü tabakasından (On yedi),
Beşinci tabakasından (On) (192),
Altıncı tabakasından (Kırk),
Yedinci tabakasından da (Otuz dört) kişi vardı. (193)
Eshab'dan (Elli üç)ü Mekke'de oturuyordu.
Mekke'li Tabiin'in birinci tabakasından olup ta, Hz. Ömer ve di-ger Sahåbilerden Hadis ve Sünnet dinleyerek rivayet edenlerin sayı-(On bir) di.
Mekke'li Tabiin'in ikinci tabakasından (Yirmi yedi) kişi,
Üçüncü tabakasından (Elli bir kişi),
Dördüncü tabakasından (Yirmi üç kişi),
Beşinci tabakasından (On dokuz) kişi vardı. (194)
Taif'de (Otuz dört) Sahabi oturuyordu.
Bunlardan sonraki Taif Fakih ve Muhaddislerinin sayısı (Yirmi bir) idl.
Yemen'de (Yirmi dokuz) Sahabi oturmakta idi.
Bunlardan sonra gelen Tåbiin'den birinci tabaka Yemen Muhad-dislerinin sayısı (Sekiz),
İkinci tabaka Muhaddislerin sayısı (On),
Üçüncü tabakanın sayısı (Sekiz),
Dördüncü tabakanın sayısı (Yedi) idi.
*
Yemâme'de (Altı) Sahâbi bulunmakta idi.
Bu Sahâbilerin Tâbilerinden olup Yemen'de yetişen Fakih ve Muhaddislerin sayısı (On üç idi.
* **
(191) İbn-i Sa'd Tabakat c. 5, s. 5-408
(192) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 108-234
(133) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 5, s. 409-442 (194) İbn-i Sa'd Tabakat c. 5, s. 443-502
سورة نفره (۲۰۱۷)
YanıtlaSilالثارات الأمور
117
سامع با قد يكى، رعد و برق وساره كم مكناتك خراسى متفقاً او نارك عليه بنده اولوب اونای اتلاف اتمك كون بربرين يارديم يوسوری بونار قارشو او نارك نه با با مقارنی دو سو نگه با شکاری قران كريم (كلما صاء لهم مشوافيه واذا ظلم عليهم قاموا ) جمله سیله، او نارك حيرت دائره سنده تردد مجنده، ناشفين ، وضعتنده، بولارنى توروب بوله دوام يملك كون جزوی بر فرصت تعلم مكن اولد قارين وبرقك ضيا سيله بول كوروندیگی ،زمان دوامند به امید من مذبوحانه بر حرکت کجدول بانکی آدم اند قاري فقط ظلمت بر دنده استیلا انند مکنده دارنده انجماد اتم کی بر وضعیتیده
قالد قارينه اشار تله جواب ويرمشدر.
سامع بود وضعیتی کورونجه شواله کاری و دیدی بو قدر تغذی بار آکنده از یا حکومه ایسر، بر دیور تولوب کیم کاری و یا خود بتون بتون صاغير و کور او له لاری داها یی د امیدر؟ دیه صوردی، قرآن کریم (وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ) جمله سيله، ونارك تولوم ايله عذابين واضطر بعينه فور توظفه استحقا قارى يوقدر. بونك ايجون مشيئت الهية او نارك تولومنه تعلقه ایتم مشور تعلق این ایدی، کوزلرینی کور، قولا قارینی صاغر ایمگه تعلق ایدردی. بوداده تعلمه اینم پور . چونکه قانون الهيده خارج قالان بوكي بدبختارك كوزلری، قور قاری دائما صاغ قالین که، غذا بابری ايشتكون و عقر بالري كور مكدن ذوقه السينار. یعنی تیره سینهای دیده سامعه
جواب و بر مشدد.
موكره بو قصه نك احتوا ایتدیگی عظمت و قدرت الهیه ایله جناب حقل عموم مانده تعترف صاحبي او لدیفی [ و بالخاصه آثار قدر تند نه رعد، برجه، سحاب معجزه لريك كورو غم ایله تا سا معجم تحقق المديحه كائنات، هيبتك بر تجليسي وبو مصيبتار ده غضبنك به قهرى اولان ذاتك قدرتی نه قدر بيوكرر ! سبحان الله ! دبيه تسبیحاته با شلا شد. قرآن کریم ده اوني تصديقاً
(إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْء قَدِيرٌ ) ديد..
مذکور ایران احتوا ایتدیگی جمله لرك هیئت رنده کی منا ستاره کانجہ: (او گھیب ) ده کی (او) سفلی و غیر سفلی، منافقارك ايکى قسم منقسم اولد قارينه اشار تدر. و هرا یکی میدان به برخیز مناسب اولديغنه و منافقارك حالنه او يفون بولو ندیفنه رمزور و آر الرنده مشابهتك بولوغي
Sami baktı ki, ta'd ve berk vestre gibi kamitm ecaan miltterikan onların aleyhinde olup onlan alif ennek tin birbirine yardım ediyorlar Bunlara
YanıtlaSilkam conlarım ne yapacaklarım düşunmeye baبلخ Kur'an't Kerim
Aimlesiyle, onların hayrer dairesinde,
tereddüd içinde, saskın bir vaziyette, yollarm gorup olduklarına, ve berkin ziyasıyla yol gorunduğu zaman, devamından ümidsiz, mezbühåne bir harekete goyerck yola devam etmek için cüz't hir fusat beklemekte bir iki adım attıklarıma, fakat zulmet birden bire istili
ettiğinde yerlerinde incimad etmis gibi bu vaziyette kaldıklarına isaretle cevab vermistis
Sami' bu vaziyeti görünce sulle geldi ve dedi "Bu kadar ta'zibler altında ezilmekten ise, birden bite olup gitmeleri veyahud bütün bütün sağır ve kör
olmaları daha iyi değil midir?" diye sordu. Kur'ân-ı Kerim ولو شاء الله الذهب يستحية والسارية cumlesiyle,
"Onların ölüm ile azabdan ve ızdırabtan
kurtulmaya istihkäkları yoktur. Bunun için meslett Ilahiye onların ölümüne taalluk etmemiştir. Taalluk etse idi, gözlerini kör, kulaklarım sağır etmeye taalluk ederdi. Buna da taalluk etmiyor. Çünki kanun-u llähiden hårıç kalan bu gibi bedbahtlarım gözleri, kulakları daima sağ kalsın ki, azabları işitmekten ve akrebleri görmekten zevk
alsınlar. Yani titresinler" diye såmia
cevab vermiştir.
Sonra bu kıssanın ihtiva ettiği azamet ve kudret-i
Ilahiye ile Cenâb-ı Hakk'ın umum käinåtta tasarruf
sahibi olduğu ve bilhassa åsar-ı kudretinden ra'd, berk, sehåb mucizelerinin görünmesi ile- sâmi'ce tahakkuk edince, "Käinât, heybetinin bir tecellisi ve bu musibetler de gazabının bir kahrı olan zâtın kudreti
ne kadar büyüktür! سبحان الله " diye tesbihåta başlamıştır.
Kur'ân-ı Kerim de onu tasdiken
.demiştir إلى الله على كل شي قدير
Mezkůr åyetin ihtiva ettiği cümlelerin hey'etlerindeki münasebetlere gelince: أو كيب deki )آز(
süfli ve gayr-i süfli, münafıkların iki kısma münkasım
olduklarına işarettir. Ve her iki temsilin birbirine münasib olduğuna ve münafıkların hâline uygun bulun duğuna remizdir. Ve aralarında müşåbehetin bulunması
AHLAK
YanıtlaSilbirinin "Kanunu olabilir. İşte bu kanun da ancak peygamberler aracılığıyla insanlara getirilen semavi-din kitaplarıdır. (Nursi 1978, 93)
Said Nursi bu kanunun insanlara doğru bir şekilde ancak peygamberler aracılığı ile ulaşabileceğini de savunmaktadır "Evet, nasıl ki novamis-i hikmet, desátir-i hükümetten müs tagni değildir. Öyle de, vicdana hakim olan kavanin-i şeriat ve fazilete esodd-i ihtiyaçla muhtaçtır. Iste, şöyle mevhume olan meleke-i tâdil-i ahlak, kuva-vi selasevi hikmet ve iffet ve seca-atta muhafaza etmesine kafi değildir. Binaenaleyh insan bizza-rure vicdan ve tabiatlara müessir ve nafiz olan mizan-1 adalet. i İlahiye'yi tutacak bir Nebi'ye muhtaçtır." (Nursi, 1977, 125)
2004
Bütün toplumlara gönderilen dini emirlerin ve ahlak kural-larının tümünün aynı olmamakla beraber, temel ilkelerde bir-lik olduğu görülür. Böylece hem temel referanstan uzaklaşıl-ması engellenirken, aynı zamanda insanlara cüz'i irade sayesin-de bağışlanan seçme ve karar verme özgürlüğü de onu diğer canlı varlıklardan ayırmakta, böylece tarihsel süreç içinde fer-di ve toplumsal değişmeyle, tekamüle yol vermektedir. Böyle-ce insan ile Yaratıcı'sı arasında kurulan bu bağ, statik ve deter-mine bir bağ olmaktan çıkmaktadır. İbadet ve ahlak güzelliği i-le sürekli yenilenen bir iman tazeleme süreci olmaktadır. Hat-ta insan ruhunun ahlâki duyuşuyla, ibadet ve dua vasıtasıyla sürekli beslenmesi gerekir ki bu dinamik bağ devamlı olabilsin. İbadet ile dua, imani ve ahlâki duyuşu hem canlı tutar, hem de sürekli tekamül ettirir. Kamil (erdemli) insan olmanın yolu da budur. Belki de bu sırdandır ki, Hz. Muhammed, Allah'a en ya-kın ve sevgili bir kul olmasına rağmen, geceleri saatlerce iba-det etmekteydi.
a
Said Nursi, insandaki üç temel duygunun arasındaki ilişki-nin kurulmasında ibadete de önemli bir rol vermektedir. Ona göre insandaki duyguların inkişafını sağlayan duyguların ahlak ve ibadet ile ilişkisi hakkında şunları söyler: "İnsan, bütün hay-vanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acib ve latif bir mizac Ile yaratılmıştır. O mizac yüzünden, insanda çeşit çeşit meyil-ler, arzular meydana gelmiştir.....
Fakat insandaki kuvve-i şeheviyye, kuvve-i gadabiyye, kuv-ve-i akliyye Sani tarafından tahdid edilmediğinden ve insanın cüzi ihtiyarisiyle terakkisini temin etmek icin bu kuvvetler ba-şı boş bırakıldığından, muamelatta zulüm ve tecavüzler vuku-a gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-i insaniyye, çalış-
122
AHLAK OLGUSUNUN KAYNAĞI NEDİR?
YanıtlaSilmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. bir akla ihtiyaç vardır ki, fertler o külli akıldan istifade etsinler. Lakin her ferdin aklı, adaleti idraktan aciz olduğundan, külli Öyle bir külli akıl ancak kanun şeklinde olur. O kanun da an-bir merci, bir sahip lazımdır. O merci ve o sahip de ancak pey-cak Kur'an'dır. Onun tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek gamberdir... Sonra, Cenab-ı Hakkın emirlerine ve nehiylerine i-taat ve inkivadı tesis ve temin etmek için, Saniin azametini zi-hinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır. Bu tesbit de, ancak aka-lerin takviye ve inkişaf ettirilmesi, ancak tekrar ile teceddüd e-id ile yani ahkam-ı imaniyenin tecellisiyle olur. İmani hüküm-den ibadetle olur." (Nursi, 1978, 92-93)
Said Nursi bu konu ile ilgili olarak, İsarat'ül-İcaz adlı eserin-de, Fatiha suresinin "sırat el- müstakim..." ayetini yorumlarken şunlar söylemektedir: "Tagayyür, inkılap ve felaketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskan edilen ruhun yaşayabil-mesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin, birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye, ikin-cisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye, üçüncü-sü, nef ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-¡ akliye-i melekiyedir.
Lakin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir niha-yet tayin edilmişse de, fitraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin her birisi, tefrit, vasat, ifrat namıyla üç merte-beye ayrılırlar. Mesela, kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki, ne helale ve ne de harama şehveti, iştihası yok-tur. İfrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları payimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helaline şehveti var, harama yoktur.
İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve ko-nuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.
Ve keza, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvür-dür ki, ne maddi ve ne manevi hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviye-si için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.
Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hak-kı batıl, batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zeka-
KOP
G
YanıtlaSilgayb
286
gayetsiz
bilgi srurları dışında kalan 2 bilinmeyen geç gayb : 1 gizli olan, görülmeyen insanın miş ve gelecekteki olaylar ve gerçekler
gaybet 1 قیست kaybolma, ortada bulunma içinde kaybolma ma 2 bir şeyin başka bir şey burim lahan dan hoşlanmayacağı sözler söyleme ma.2
gaybi (ye) gaybla ilgili, görünmeyen ve bilinmeyenle ilgili, bilinmeyen geçmiş ve ge lecek zamana ait
gaybi-yi asumani 1: غیبی اسمانیAllah'ım (c.c.( bildiği ve ancak O'nun tarafından bir kısmi bildirilen gizli gerçeklerle ilgili, 2 göklerin bi-linmezlikleri ile ilgili
gayb-asina 1 : غيب آشنا gaybi bilen, gaybdan haberi olan 2 gelecekten veya ahiretten habe ri olan. (bak. gayb)
gayb-aşinalık غيب اشبالك : gaybdan haberi ol mak, gaybi tanımak. (bak. gayb)
gayb-bin غیب میں : gaybi gören geleçekten ha-ber veren
gayb-ül gayb غيب الغيب : bilinmezin bilinmezi, gizlinin gizlisi, bilinmezden de ötede gizli ve bilinmez olan, Allah'ın (c.c.) ilminde bulunan
gaybet 1 : غیبت kaybolma, ortada bulunmama 2.bir şeyin başka bir şey içinde kaybolması, görünmez olması 4.gıybet, birinin arkasın-dan hoşlanmayacağı sözler söyleme
gaybiyane غيانه : gaybi şekilde, insan bilgisi-nin ulaşamayacağı tarzda
gaybiyat غیبات : insanın kendi bilme gücü ile ulaşamadığı geçmiş, gelecek ve manevi ger-çekler ve olaylar
gaybubet 1 : غيبوبت.göz önünde olmama, göz-den ırak olma 2.bilinmez ve görünmez olma
gaye 1 : غابه.maksat, amaç, hedef 2.sonuç
gaye-i aksa غاية اقصى : en yüksek gaye, en son gâye, en son hedef
gaye-i beka غاية بقاء : ebedi yaşama isteği ve gâyesi
gaye-i cihazat غاية جهازات : organ ve donanımla rın gåye ve faydası
gaye-l cüziye غاية جزء به : küçük ve önemsiz gâye ve fayda
gaye-i dünya غاية دنيا : dünyanın yaradılış gå-yesi
gaye-l emel غابة امل : çok istenen ve umulan gâye
gaye-i fitrat عاية فطرت : yaradılış gayeni
gâye-i hakiki (y( غاية حقيقيه gercek gaye, gelip
geçici olmayan gâye
gaye harb غاية حرب : savaşın gayesi
gaye-i hareket غاية حركت : hareket ve çalışma
daki gâye
gaye-i hayal غاية حيال : hayal edilen gaye, ideal
gaye hayat غاية حيات : yaşamadakı gaye
gaye-i hilkat عاية خلقت : yaradılıştaki gaye
gaye-l himmet 1 : عاية همت çalışmadaki gaye 2. yardım ve koruma gâyesi
gaye-i ibadet غاية عبادت : ibadetteki gaye, iba dette gözetilen gaye
gaye-lidhal غاية ادخال : konma ve veriş gayesi
gaye-l ilmiye غاية علميه : ilimdeki gaye
gaye-i insaniyet غاية انسانیت : insanlık gayesi, insanlık dünyasının esas amacı ve hedefi
gaye-i kemal غاية كمال : gelişme ve olgunlaşma
nın son noktası en son derecesi
gaye-i maksad غاية مقصد : esas ulaşılmak iste nen gâye
gâye-i mevt غاية موت : ölüm gayesi, ölüme gö türen gaye
gaye-i ubudiyet غاية عبوديت : kulluk ve ibadet teki gaye
gâye-i vücud غاية وجود : varolus gayesi
gaye yegane غاية يكانه : yegane gaye, tek ve biricik gâye
gâyesiz 1 : غايه سز.amaçsız, hedefsiz, maksat-sız 2.boşuna, rastgele
gayet غایت :ok, pek çok 2.son derece 3.ni hayet, sonuç, son
gayet-i kemal غایت کمال : mukemmelik ve ol-
gunluğun son derecesi
gayet-ül gayat غايت الغابات : gayelerin gayesi, esas ve son gåye
gâyet-ül gaye غايت الغايه : gâyenin gayesi, ve temel gåye, en son gâye esas
gayet derece غایت درجه : son derece
gâyeten غايناً : son derece, okca
gayetle غايتله : son derece, çok fazla, çokça
gâyetsiz غايتز : son derece, son derece çok, sayısız
pylüle
YanıtlaSil289
gayr muntazam
pille فلوله fecirden (gun agarmasından)
vaktine kadar olan süredeki uyku. (bu aykumun hadiste rızkın azlığı ve bereketsiz lige yol açta bildirilmiştir.) (bak kaylale,
par 1 غير diğer başka, başkası 2 aykırı, ters, daşsiz (olumsuzluk eki)
gayre demi غير ادمی : insanla ilgisi olmayan, insana benzemeyen
para ahlaki غیر اخلاقی : ahlaka aykırı, ahlak
ayrakol غير عاقل : akal sahibi olmayanlar
gayr akal غير عقل : akal dışı, akla aykırı
gar basir غير مصير : görmeyen, görüş yetene gi olmayan
garbeli غير بليغ : belägatlı olmayan, güzel ve düzgün ifadeden yoksun
gayre fitri غیر فطری : yaradılışa aykırı
gayr-shak غير حق : gerçek olmayan, uydurma
gar hakiki غير حقیقی : gerçek olmayan
gayr- ihtiyari غیر اختیاری : elinde olmadan, ira-de dışı, isteğe bağlı olmadan, ister istemez
gayri ilmi 1 : غیر علمی ilimle ilgili olmayan:2 ilim dışı, ilme uymayan, ilme aykırı
gayri insani غير انسانی : insanla ilgisi olmayan insana yaraşmayan, insana uygun düşmeyen
gay kabil غير قابل : imkansız, imkân dışı, ola-
bilirliğin dışında
gayrı kabil-i inkâr غیر قابل انکار : inkar edilemez inkar edilebilir türden olmayan
gayr-ı kabil-i tahammül غیرقابل تحمل taham mül edilemez, dayanılmaz
gayr-kamil غير كامل : kusurlu, mükemmellik ten uzak
gayri kanuni غیر قانونی : kanuna aykırı, kanun dışı, kanunsuz
gayrı kasdi غير قصدی : kasıtsız istemeden
gayri madud غير معدود : sayısız hesapsız pek çok sayıda
gayri mahdud غير محدود : hududsuz, sınırsız
gayri mahrem 1 : غیر محرم.gizli ve saklı olma
yan 2.dokunulması yasak olmayan, dokunu-labilir 3.evlenilmesi haram olan akrabanın dışında kalan
gayri mahsur غير محصور : sınırlanmamış, sınır-sız, sınırları belirlenmemiş
gayri mahsus غیر مخصوص duyu organıları ile
bilinemez olan
gayri makbul غير مقبول kabul edilemez, kabul görmez
gayri makul غير معقول akla aykırı, akıl dışı
gayri malum غير معلوم bilinmeyen
gayri matbu غير مطبوع )mathaada) basılma-miş
gayrı mazbut غير مضبوط : denetim altına alın-
mamış, sınır konmamış
gayri mebzul غير مبذول azaz sayıda
gayri melfuz غير ملفوظ : okunmayan, seslendi-
rilmeyen, telaffuz edilmeyen
gayr-me'luf غير ماتوف : alışılmamış
gayri meksuf غير مكشوف : keşfedilmemiş, bu-
lunmamış, açığa çıkarılmamış
gayr-ı men hüveleh غير من هو له kime aitse on-
dan başkası, sahibinden başkası
gayri meri غير مرئی : görünmez
gayri mes'ul غير مسؤل : sorumsuz, sorguya çe-
kilmez
gayr-ı mesmu (a( غير مسموعه : önemsenmez, kulak asılmaz, dinlenmez
gayrı meşhur غير مشهور : tanınmamış, bilin-meyen
gayri meşru (a( غير مشروعه : haram, şeriata (dine) aykırı kanuna aykırı, yasa dışı
gayri mesur غير مشعور : suur dışı bilinç dışı, akıl ve düşünce içinde yer almayan
gayri mevcud غیر موجود mevcud olmayan, var olmayan, yok
gayr-mezkür غير مذكور : söylenmemiş, bahse-dilmemiş
gayr-ı muayyen غیر معین belirsiz
gayri mugayyer غير مغير : değişmeyen, deği-şikliklere uğramayan, başkalaşmayan, nasılsa hep öyle kalan
gayri muhassal غير محصل : gizli ortaya çıkma-
mış, hazır hale gelmemiş
gayri muhtar غير مختار : dilediğini yapamaz
olan
gayri mukayyed غير مقيد : kayıt altına alınma-mış, (zaman ve mekânla ilgili) şartlara bağlı olmayan
gayri muntazam غير منتظم : düzensiz, dağınık
HADIRI BERIFLOR
YanıtlaSilالدرس السابع والحسون في المشاورة والنصيحة والاستخارة
١ - ٢ قال الله تعالى ، وشاورهم في الأمر، وقال تعالى : وأمرهم سوريا بينهم .
ELLIYRDINCI DERS
MÜŞAVERE, NASIHAT VE ISTIHARE
1) Allah Taala şöyle buyurdu:
-alyte ontaria müşavere et Ve şöyle buyurdus
2) eşleri, aralarında müşavere lle olur..
Yukarıda geçen iki Ayet-i Kerime de, bize müşaverenin gerekli oldu-
unu anlatmaktadır. ALIIMIRAM suresinin 150 ve ŞURA suresinin 38. Ayetlerinden.
و روى مسلم عن تميم الدارى أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : الدين النصيحة ، قلنا لمن يا رسول الله ؟ قال : الله ولكِتابِه وَلِرَسُولِهِ وَالأُمَّةِ المُندِينَ وَعَامتهم.
3) TEMİMİ DARİ'den ra. nakden MÜSLİM rivayet ediyor:
Peygamber S.A. şöyle buyurdur
«Din nasihattir..»
- Kim İçin ya Resûlellah?..
Deyince, şöyle buyurdut
-«Allah için, kitabı İçin, peygamberi için, müslümanların İmam-ları için ve hepsi için..»
Burada nasihatın manåsı: Daima hakkı ve hakikatı söylemek ve iyl-liğe yönelmektir..
Ravilerin menkıbeal, 5. ve 525. Hadis-i şerifto..
وروى الشيخان من جرير البجلي قال : تباينت رسول الله صلى الله عليه وسلم على الصلاة وإيتاء الزكاة ؛ والنصح لكل مسلم .
٤
4) CERİR-İ BECELİ'den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet ediyorı
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil759
Resûlüllah'a S.A. biat ettim: Namaz kılmak, zekât vermek ve bütün müslümanlara nasihat etmek üzere..
Her müslümanın, diğer müslünıan kardeşine nasihat etmek ve iyi yolu göstermek vazifesidir.
Ravilerin menkıbeleri, 2. 5. ve 264. Hadis-i Seriflerdadie
وروى البخاري عن جابر قال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول : إذا هم أَحَدُكُمْ بِالْأَمْرِ فَلْيَرْكَمْ رَكْعَتَيْنِ مِنْ غَيْرِ الْفَرِيضَةِ ، هُم لِيَقُلِ ( اللَّهُمَّ إِلى أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ ، وَأَسْتَقْدِرُكَ ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ نْ كُنتَ تَعْلَمَ أَن هذا وَلَا أَقْدَرُ ، وَتَعْلَمُ وَلَا أَعْلَمُ وَأَنْتَ عَلامُ الْغُيُوبِ ، اللهُمَّ إِنْ كُنْتَ : انری ، الأمْرَ خَيْرٌ لي في ديني ، وَمَعَاشِى ، وَعَاقِبَةِ أَمْرِي ، أو قال : عاجل أمْرِى ، وآجله فاقْدُرْهُ لى ، وَيَسَّرْهُ لى ، ثم بارك لي فيهِ ، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمَ أَنَّ هَذَا الأمر شر لي في ديني ومعاشي ، وعاقبة أمْرِي فَاصْرِفْهُ عَنِّى ، وَأَصْرِفْنِي عَنْهُ ، وَأَقْدُرْ لِي الخَيْرِ حَيْثُ كَانَ ، ثُمَّ رَضَى بِهِ .
5) CABİR'den r.a. Naklen BUHARKÍ rivayet ediyor:
Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
<<>>
*
** Burada tarif edilen namazın adı, istihare namazı; duanın adı da; istihare duasıdır..
İstihare: Hayrı taleb etmek mânasınadır.
* **
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 12. Hadis-i şerifte..
270
YanıtlaSilNitekim bir muallak kandilin ipini keamek kandilin yere diusun de kırılmasına sebebi mufili olmakla ipi kesen kimse mubagereten ipi telef etmiş ve tesebbüben kandili karmuş olur
Kezalik bir kimse bir tulumu gak edip de içindeki yağ akıp te lef olsa of kimse mubagereten tulumu ve tesebbüben yağı itlaf et miş olur
MADDE 889 Tekaddum, mazarvata melhidsanın def ve trolest için evvelce tenbih ve tavsiye etmekdir
BABI EVVEL
Gasb hakkında olup itę fash havidir
FASLI EVVEL
Gaab'ın ahkamı beyanındadır.
MADDE 890 Malı mağsüb aynen mevend ise mekânı gasbda sa-hibine red ve teslimi lazımdır. Ve sahibi başka beldede ğasıba te sadüf edip de malı mağsüb daki yanında olduğu halde sahibi di lerse mahm orada istirdad eyler. Eğer mekânı ğasbda teslimini isterse meûnet-i reddi ve mesarif-i nakliyyesi ğasıb üzerinedir.
MADDE 891 Mal-ı mağsübu ğasıb istihlák ettikde zamin olması lazım geldiği gibi gerek anın teaddisi ile ve gerek bila teaddi telef ya zayi olduğu takdirde dahi zamin olur.
Şöyle ki kıyemiyyatdan ise zaman ve mekân-ı gasbdaki kıyme tini ve misliyatdan ise mislini vermesi lazım gelir.
MADDE 892 Gasıb mekânı ğasıda ayn-ı mağsübu sahibine red ve teslim ettikde zamandan beri olur.
MADDE 893 Gasıb ayn-ı mağsübu sahibi ahz edebilecek suretde önüne vaz'ettikde hakikaten kabz bulunmasa bile mağsübu red et-miş olur; amma telef olan mağsübun kıymetini sahibinin önüne, vaz eylese hakikaten kabz olunmadıkça zamandan beri olmaz.
MADDE 894 Ayn-ı mağsübu ğasıb bir mahall-i mahûfda sahi-bine teslim etse kabul etmemeğe hakkı vardır ve ğasıb bu suretde zamandan beri olmaz.
tirir. MADDE 895 Gasıb telef olan malı mağsübun kıymetini sahibi-ne götürüp de kabul etmese hâkime müracaat le kabulünü emret
KITAB UL-GASB VE'L-ITLAF
YanıtlaSil271
MADDE 896 Mağsüb-un-minh sabi olduğu halde ğasıb ana mağ-sabu reddettikde sabi-i mümeyyiz olup da malı hifza ehil ise reddi sahih olur, değilse sahih olmaz.
MADDE 897 Mağsübun meyva olup da ğasıb indinde kurumak gibi hali teğayyür eyler ise sahibi muhayyerdir, dilerse mağsübu aynen istirdad eyler ve dilerse tazmin ettirir.
MADDE 898 Gasıb eğer kendi malından bir şey ziyadesi ile mağ-sübun bazı evsafını tağyir ederse mağsüb-ün-minh muhayyerdir; di-lerse ol mağsübu tazmin ettirir ve dilerse ol ziyadenin kıymetini verip aynen istirdad eyler.
Mesela, mağsüb olan bezi ğâsıb boyamış olsa sahibi muhayyer-dir; diler ise bezini tazmin ettirir ve diler ise boyanın bahasını ve-rip aynen bezi istirdad eyler.
MADDE 899 Gasıb eğer mal-ı mağsübu ismi değişecek suretde tağyir ederse zâmin olur ve ol mal kendine kalır.
Meselâ, mağsüb buğday olup da ğâsıb anı un ederse zâmin olup un anın malı olur. Nitekim bir kimse diğerin buğdayını ğası ile kendi tarlasına zer' etse buğdayı zâmin olup mahsul kendisinin olur.
MADDE 900 Ba'd-el-ğasb mağsübun si'r ve kıymeti tenakus etse sahibi am almayıp da zaman-ı ğasbdaki kıymetini mutalebe edemez.
Amma ğasıbın isti'mali ile mağsübun kıymetine noksan gelse zâman lâzım gelir.
Meselâ, bir kimsenin ğasb eylediği hayvan zebûn olsa anı sahi-bine reddettikde noksan kıymetini dahi zâmin olur.
Kezalik bir kimse ğasb eylediği elbiseyi yırtmakla kıymetine noksan geldikde eğer noksan yesîr ise ya'ni mağsübun rubu' kıy-metine baliğ değilse ğasıb anın noksan kıymetini zâmin olur. Ve eğer noksan fahiş ise ya'ni mağsübun rubu' kıymetine müsavi veya-hut ezyed ise mağsûb-un-minh muhayyerdir. Dilerse noksan kıyme-tini tazmin ettirir ve dilerse ol malı ğâsıba terk ile tamam kıyme-tini alır.
MADDE 901 İzale-i tasarrufda ğasba müsavi olan hal ve key-fiyyet hükmen ğasb kabilinden addolunur. Nitekim müstevda ve-diayı inkâr etse ğâsıb hükmünde olur ve andan sonra yedinde vedia bilâteaddi telef olsa zâmin olur.
MADDE 902 Bir dağ üzerindeki bahçe ile beraber alt tarafın-daki diğer bir bahçe üzerine yıkılıp düşmek gibi bir veçhile min gayri kasdin bir kimsenin mülkü yedinden çıksa kıymetçe ekalli ek-
246
YanıtlaSilKISKANÇLIK
Babamın senedi ile rivayet ettiği bir hadise göre Enes b. Malik şöyle anlatıyor:
"Bir ara Resulullah (sav) ile birlikte otururken o, şöyle dedi:
"Biraz sonra yanınıza cennet ehlinden biri gelecek, onun sakalların-dan abdest suyu damlamakta' ve ayakkabıları sol tarafındadır."
Resulullah (sav)'in tarif ettiği bu özelliklere sahip olan biri gelip se lam verdikten sonra aramıza oturdu. Ertesi gün Resulullah (sav) aynı söz leri söyledi ve biraz sonra aynı kişi gelip aramıza oturdu. Üçüncü gün aynı olay tekrarlandı.
Adam kalkıp giderken Abdullah b. Amr b. As yanına varıp onunla birlikte çıktı ve ona şöyle dedi:
Babamla aramızda bir tartışma meydana geldi ve ben üç gece eve uğ ramayacağıma yemin ettim. Beni evinde misafir etmeyi kabul edersen seninle gelmek istiyorum.
gitti. Adamın "evet" demesi üzerine Abdullah b. Amr b. Ås onunla evine
Enes b. Malik diyor ki:
Abdullh b. Amr b. Ās, o gece yaşadıklarını şöyle anlattı:
Cennet ehlinden olan ev sahibi sabaha kadar ibadet için hiç kalkma-dı. Ancak yatağında sağa sola dönerken Allah'ı zikredip tekbir getiriyordu. Sabah kalkıncaya kadar bu böyle devam etti. Sabah olunca güzelce abdestini alıp namazını kıldı ve kahvaltı yaptık. Yani oruç da tutmuyordu.
Abdullah b. Amr b. Ās sözlerine devamla şöyle dedi:
Onu tam üç gece izledim ama ilk gece yaptığından farklı bir şey yap-tığını görmedim. Ancak kendisinden hayırdan başka söz de işitmedim.
Üç gün dolduğunda yaptığı amelleri küçümseyerek ona dedim ki:
Babamla benim aramda bir anlaşmazlık yoktu. Ben sana bu se-beple misafir olmadım. Asıl sana misafir olmamın sebebi şudur:
Resûlüllah (sav)'in üç gün aynı mecliste şöyle dediğini işittim: "Aranıza cennetliklerden biri gelecek."
Bu sözün söylenmesinden sonra sen geldin. Ben de bu sebeple senin-le beraber olmak istedim ki, hangi amelleri yaparak cenneti kazandığını göreyim bende bu amellerde sana tabi olayım. Fakat doğrusu şaşırdım.
Damlıyor
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil247
Zira sen çok fazla amelle meşgul değilsin. Peki, seni bu dereceye ulaştıran amel nedir?
Cennetlik olan adam şöyle dedi:
Gördüklerin dışında bir amelim yoktur.
Bunun üzerine ben çıkıp gidiyordum ki, beni çağırıp, şunları söyledi:
Gördüğün şeylerden başka bir amelim yoktur. Ancak hiçbir Müs-lüman'a karşı içimde bir kötülük bulunmadığı gibi, Allah'ın verdiği bir İyilik sebebiyle hiçbir kişiye kıskançlık beslemem.
Bu son sözleri işitince ona şöyle dedim:
İşte sana cenneti kazandıran ve bizim yapmaya muvaffak olama-dığımız şey bu olsa gerektir.""
Bilge kişilerden biri şöyle diyor:
Kıskanç olan kimse şu beş hususta Rabbi olan Allah ile mücadele içindedir.
1. Başkasında bulunan her nimete kin ve öfkelidir.
2. Kısmetine razı olmaz. Yani, adeta Allah'a kendi payına niye bu kadar düştüğünün hesabını sorar.
3. Allah'ın lütfunda cimrilik yapar. Zira insanlara verilen nimetler Allah'ın onlara bir lütfudur. Kıskanç kişi bunları fazla görerek Allah'ın lütfu hususunda cimrilik yapmış olur.
4. Allah dostlarını aşağılar. Çünkü kıskançlar onların ellerinde bulunan nimetlerin yok olmasını istemektedirler.
5. Kendi düşmanına yani iblis'e (şeytan) yardım etmiş olur.
Denilir ki:
Kıskançlık yapan, meclislerde ancak kınama ve aşağılanma görür. Meleklerden lanet ve öfke görür. Yalnız kaldığında gam ve kederi artar. Ölürken sıkıntı ve korkusu artar. Kıyamet günü mahşerde rezillik ve fela-ket görür. Cehennemde ise ancak yanma ve sıcaklık bulur.
En doğ olanı bilen Allah'tır.
485
YanıtlaSilÇok çabalayan, tez yorulur.
as Çok gülen, çok ağlar.
978. Çok karınca, fil çıkar.
1977. Çok konuşan arsız olur, parasız kalan hırsız olur. (Kop konuşkan arsız bolır, parasız kalgan kırsız bohr.)
4978. Çok konuşan, çok yanılır.
14979. Çok konuşan saçmalar.
1080. Çok koyunun çok kuzusu olur.
14981. Çok laf, baş ağrıtır.
14982. Çok lakırdı, değirmende olur.
14983. Çok söz, yalansız olmaz.
14984. Çok şey bilirsen, seni asarlar; çok alçakgönüllüysen, üstüne basarlar.
14985. Çok yaşayan çok bilmez, çok gezen, çok bilir. (Kop yaşağan kop bilmez, kop gezgen kop bilir.)
14986. Çok yaşayandan sorma, çok bilenden sor. (Kop yaşagandan sorma, kop bilgenden sor.)
14987. Çok yaşayandan sorma, çok gezenden sor!
14988. Çoktan tamah edip azdan geri kalma!
14989. Çorbadan kaçanın kaşığı kırılsın!
14990. Çürük merdivenle tevana çıkma!
14991. Çürük tahta, mih tutmaz.
14992. Çürük temel, bina tutmaz.
14993. Çürüksüz koz olmaz.
14994. Dadanan, kudurandan beterdir.
14995. Dağ dağla kavuşmaz, insan insanla kavuşur. (Dağ dağınan kawuşmaz, insan insanğa kawuşır.)
14996. Dağ kuşu dağda, bağ kuşu bağda yakışır.
14997. Dag ne kadar yüksek olsa, geçidi vardır.
14998. Dag, tavşansız olmaz.
99 Dağdan gelip bağdakini kovar.
20. Damla damla göl olur.
5001 Davasını bilmeyene şahit olma!
sou Davul, zurna toyda (duğünde) yakışır.
15001. Davula tokmak yaraşır.
15004 Davulun sesi, uzaktan hoş gelir.
484
YanıtlaSil14941. Can, cefadan da bıkar, sefadan da.
14942. Can çekişmekten, ölmek yeğdir. (Can şegişmegten, ölmek yektir.)
14943. Can çıkmayınca, huy çıkmaz.
14944. Cefa çekmeyen, sefanın kadrini bilmez.
14945. Cehenneme giden, yoldaş arar.
14946. Cesaret, düşman karşısında görünür.
14947. Cevherin değerini cevahirci bilir. (Cewernin kıymetin cewayirci bilir.)
14948. Cim karnında bir nokta.
14949. Cin başka, şeytan başka.
14950. Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme!
14951. Çağrılmayan yere, itle kedi varır.
14952. Çalışana servet, başkasına ibret. (Şalışkanğa servet, başkasına ibret.)
14953. Çalışanı, Allah da sever. (Şalışkannı, Allah da süyer.)
14954. Çalışmayan yemez. (Şalışmagan aşamaz.)
14955. Çalma kapısını, çalarlar kapını. (Şalma kapısın, salarlar kapınnı.)
14956. Çarığı altından da yapsalar, çarık gene çarıktır.
14957. Çatal kaşık, yere kakılmaz (çakılmaz).
14958. Çeşmede kurnaya, düğünde zurnaya merak eder.
14959. Çıkmayan canda, ümit var.
14960. Çıplak bele, kayış kuşak.
14961. Çingeneye mansup (mevki) verilse, başta babasını asar.
14962. Çirkefe taş atma, üzerine sıçrar. (Şirkepte taş atma, ustına şaşırır.)
14963. Çirkin bürünür, güzel görünür.
14964. Çoban değneğiyle, gelin ayağıyla gelmeli!
14965. Çocuğa iş yapmasını emretsen, ardından kendin de git! (Balaga iş buyursan, artından özin ker!)
14966. Çocuk, düşe-kalka büyür.
14967. Çocuk, evde gören şeyi yapar. (Bala, üyde korgenin eter.)
14968. Çocuk işitmezse, söylemez; it görmezse, ürmez.
14969. Çocuk yetiştirsen, genç iken yetiştir. (Bala tuysan, kışkenelikten twy.)
14970. Çocukla yola çıkma, yıkılsan güler.
14971. Çocuksuz ev, taşsız mezar. (Balasız üy, taşsız mezar.)
14972. Çoğu gitti, az kaldı; tavuğu kestik, kaz kaldı.
14973. Çoğu zarar, azı karar.
1047
YanıtlaSilVILDAN
Vicdanen Vicdanca, lyllik hissine göre.
yet-i vicdan) Vicdan hürriyeti (Bak: Hürri
وحداني Vicdani (Vicdaniyye) Vic-dania, kalbi his ile ilgili. Kendinden geçip dal-makla ligill.
وحدانيات VICDANİYYAT: Vicdanlılık. lar. Vicdana ait hususlyetier ve hister.
('tem eyyühel aziz! hasenatın hayatı niyet liedir, Fesadı da ucub, rlyä Hayrat ve ve gösteris lledir. Ve fitri olarak vicdanda suur lie bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, İkinci bir şuur ve niyet ile inkită bulur.
Nasıl ki amellerin hayatı niyet lledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fitri ahvälin ölümüdür. Mese-lá: Tevazua niyet, onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izale eder, feraha niyet onu uçurur, gan ve ke-dere niyet onu tahfif eder. Ve håkeza kıyas et. Μ.Ν.)
وجدان ہوں Vicdan-suz: f. Acı ve keder ve-ren, kalb yakan, vicdanen çok iztirab verici.
VIDAD: Dostluk. Sevmek. Muhabbet. Dost ve muhib. Her şeye muhabbeti olan.
sevgi. VIDD: Muhabbet, dostluk,
وفالت
VIFADET: Elçilik,
وقال VIFAK: Dostça bir fikir üze
rinde birleşmek. Samimi anlaşmak. Barış. Uy-gunluk.
diler, Uçurumlar. وهاد VIHAD (Vehd. C.) Derin va-
وحام VIHAM (Vahim. C.) Vahim
olan şeyler.
leşme. Cimă, Savaş, harb. وفاء VIKA': Cinsi münasebet. Çift-
وكا VIKA': (C: Evkiye) Kırba ve
tulum ağzını bağladıkları nesne.
VIKA (Veka) Kendi ile bir şey sakianan nesne.
وقاف VIKAF: Tevakkuf etmek, vá-kıf olmak, durmak.
lanı. وقاحت
وكاف VİKAF: Eşek semeri ve pa-
VİKAHAT: (Bak: Vakahat)
وكال VIKAL (Vekäl): Devamlı di-ğer davarların ardına kalan davar.
وقايه VİKAYE: Koruma. Koruyu-culuk. Sahib olma. Arka çıkma. Kayırma. Herhangi bir hastalık İçin, önleyici tedbir alma. Tib:
VIKR: (C.: Evkar) Ağır yük.
VILA' Birbirinin ardı sıra
gelmek. Abdest esnasında uzuvları yıkarken biri-sini kurumadan diğeriniyıkamağa başlamak. bablık, yakınlık, dostluk. (Bak: Velå) Ah-
VILAD: Doğurmak.
ولاد dünyaya gelmek, doğurmak. (Velådet galattır) Vilädet: Doğmak, doğuş,
وذكار VILAKAR: 1. Ahbab, dost.
hib. ولا يروز VILAPERVER: f. Dost, mu-
ولايات VILAYAT : (Vilayet. C.) Vila-
Muhabbet.
yetler. ولایت VİLAYET: Bir şeyi kudretle elde etme. 11. Birisine kafli olmak. Dostiuk.
VILDAN (Velid. C.) Çocuk-الدان lar, Kullar. köleler.
: (C.: Vetair) Keri
YanıtlaSilBurnun iki
VEZN
ونت Hesaplama,
و به خصوص
VEZN (Vezin) Tartma, Ölç
Tartacak sey. Tartı. Ağırlık.
Vezn-i mahsus: Özgül ağırlık.
air cismin bir santimetre küp hacimindeki parçası-ağırlığı. Edb: Nazmın veya kelimenin belll ka-aplarından her biri. Nazmın ahenk ölçüsü .
VEZNE: Tartı. Terazi. Tartı
ورج vert. Eskiden altun ve gümüş paralar sayı lie olduğu alol tartıyla da alınıp verildiği için bu tabir meyda-geimistir, Para alinip verilen yer manasında da llanılır. Devlet daireleri ile büyük müesseselerde para alıp veren memura Veznedar denir. Barut
yuvası. Bir teskilata alt parayı alıp veren memur.
و ربدار
Veznedar: f. Vezne memuru.
Tartilan sey. وری
وربيات
Vezni: Vezinie ligill, vezne alt.
Vezniyyat: Tartılan şeyler.
VEZR: Nuriu etmek, ışıklan-
ورد ermak. Kaftan eteğine birsey koyup götürmek.
و روان
دروزه
VEZVAZ: Hafif, zarif kim se.
VEZVEZE: Sür'atle sıçramak.
ود به
وقی
وراق
VEZYE: Ayıp. Soğuk.
VEZZAN (Vezn. den) Tar-
un, vezneden, Kantarci. وران
VIKR: (C.: Evkar) Ağır yük.
Çok su taşıyan bulut. وفر
VIKY: Hifzetmek, korumak.
VIRAK (Varak. C.) Yaprak-
ar
VIRAT (Verta. C.) Vartalar,
ورام curumlar, çukurlar. Halll güç, içinden çıkılması zor olan Ister.
وصر iclll. Ahd, söz, yemin.
VISR: Hüccet, delil, Kadı
وضاع ma, uygun görme.
VITA': Razı olma, rıza göster-
وطاله
VITAE: Ayak basmak,
ماء eir şey konulabllen zarf.
VIA: (C.: Eviye) Kab, Içine
وعاطه
Vlaiyyet: Kab halinde olma.
وجاع
VICA': Ağrılar, sızılar.
VIATA: (C: Viat) Sarı gül.
VICA: Hayvanı burma, İğdiş
itme. وجاء VICAH (Vech. den) Yüz yü ze gelmek. Yüzleşmek.
yüze gelerek. رجاها
Vicahen: Yüzüne karşı. Yüz
alan, karşılıklı olan. رجاعی
Vicāhí: (Vicáhlyye) Yüzyüze
VICAR (C.: Vücur Evcire)
وحان Sel suyunun oyduğu yer. Arslan ve kurt gibi vah-
si hayvanların yatağı. İn.
وجد
VICD: Zenginlik. Gınā.
VİCDAN: Insanın içindeki
وجدان lylyl kötüden ayırabilen ve lyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevi his. Ken-dinden geçme, dalma. Bir şeyi bir hälde görme, bulma, Duyma, duygu. Inanc. Suur, Batin ile Hakkı tanımak. * Din.
(Vicdanın anasır-ı erbaası ve ruhun dört ha-vasti olan Irade, zihin, his, latife-l Rabbaniye, her-dir. Zihnin ma'rifetullahdır. Hissin muhabbetullah-birinin bir gayat-ül gayatı var: Iradenin ibadetullah-du. Latifenin müsahedetullahtır. Takva denilen Ibadet-i kamile dördünü tazammun eder. Serlat sunları hem tenmiye, hem tehzib, hem bu gayat-ü gayåta sevkeder. H.)
1046
YanıtlaSilVEZME
VETIRE (C. VetaIFI HOST
VEZN
yolu. Dar yol, Tara, üslub, Burmun the detaini
ayıran zar. VETR Tek, yalniz (Ma
Vitr) Arafe gang,
VEYH: Heyhat
VEYHBir seyt kandırmak
makamında kullanılır,
VEYL: Vay haline, yazik, te taket, hüzün ve hostan. Cehennemde bir cukuri mi veya Cehennemin bir kapısına bu isim verilmis tir. Vald, tehdid makamında kullanılan azali hali mesidir.
وياه
VEYLE: Kustahik razillik,
VEYN Kara üzüm,
Oveys-el Karani)
VEYSEL KARANI (tak)
mizacı kimse,
VEZ' Hulku kati olan. Sert
VEZ (C: Evza) Hapsetmek,
Engel olmak, men'etmek. Islah etmek, veril yerince etmek, düzeltmek, Topluluk, cemaat.
kimso.
VEZA: Tıknaz, topaç, bodur
VEZAN f. "Olmak" yardımcı filllyle birlikte kullanılır ve "esen, esici" anlamları na gelir.
ورات
VEZANET Fikir ve görüş isa
beti, Ölçülü olma.
Vezanet-i efkar Düşüncelerin
Isabeti,
درای
VEZANI : f. Esinti zamanı, VEZARET (Vizaret) Vezir.
lik. Basvekilik,
وراه
VEZB Su gibi akma.
VEZEGA Bir cins büyük
keler,
VEZEN: Yürürken sallanmak,
VEZER: Sarp dag. SIĞINI
lacak yer, Kale, Hisar. Gahib olmak,
VEZF Evmek, acele etmek.
VEZIDEN: 1. Yel esmek, A.
ilmak, sıçramak,
VEZIF:Evmek, acele etmek VEZİLE: (C. Vezail) Cilalı,
parlak para. Parlak madeni ayna.
ورم VEZİM: Sebzevat bağı. Ku
rumus ot.
VEZIME: Hediye.
VEZIN: Hamur yapılmış ebu.
cehit karpuzu, Asil, Sabit. VEZİR: Osmanlı Devleti za
manında en yüksek mülkiye rütbelerine ulaşmış pa sa. Hükümdar vekili, Padişahın yakınlarından ve onun yükünü üzerine alanlardan, mülkün idaresinde fikir ve tedbir ile meded ve yardım eden. Bu tabir "Vizr" kelimesinden gelir, "Vezr" kelimesinden alınsa; "halkın sığınağı" demek olur. Büyük düstur sahibi veya mühür sahibi kabul edilir, Osmanlı dev letinde en büyük, mülkiyede en birinci mertebe ola rak kabul edilmistir. Muavin ve muin manalarina da gelir.
olan birinci vezir, Sadrāzam. Başvekil. Vezir-l a'zam: Padişahın vekill
VEZİZ: ördek.
VEZK Çirkin yürüyüştü ol
mak,
VEZME: Kış sonu.
VEZME: Bir kere yemek.
ty
Vesvesedår
YanıtlaSilbir halde, su tedai-yl efkår seni tutup en uzak ma-läyäniyat rezileye sevkeder. Meselá: Ayinenin Icindeki yılanın timsall ısırmaz. Ateşin misali yakmaz, Ve necäsetin görünmesi ayineyi telvis etmez, M.N.)
runtulu.
Vesvesedår f. Vesveseli, ku-
bih edåtı.)
ماه پیش
mak.
وشق
lamak. Karışmak.
وشل
وش VES: 1. Gibi (mänäsına tes-
Mah-ves: Ay gibi.
VES: Bir şeyin üstüne çık
VESAK: Dağ köpeği.
VESB: Ayıplamak. VESC: Yaralamak. Parça-
وشته
وشح
VESEL: Az su.
وشقان
VESELAN: Suyun akışı.
VESI (C: Veşäyi) Bezlerde
olan yol yol alaca. Sümâme otundan yapılan ha-Sir. Ağaclardan kuruyup düşen nesne. Giril-memesi için bahçe ve bostanların çevresine dikilen ağaç veya konan diken.
وقيع
VESI: Az nesne.
VESIA (C: Veşayı) Cstüne
İplik sardıkları ağaç. Tarikat.
وليح VESIC : (C: Veşăyic) Süngü
ağacı.
VESICE: Lif. Ağaç kökü.
ru et.
VEŞİK (A): (C: Veşâyık) Ku-
Düşmanlık.
VEŞİME Şer, kötülük.
وشيعه
VESIZE: (C: Veşayız) Kırık
kemik parçası.
وشيق
وشيه
وشق
VESK: Yaralamak. Parça-
lamak,
وشك VESK (Vişåk): Evmek, acele
etmek, sür'at.
وشكان
VEŞKAN: Hızlı ve aceleci
kimse.
وشل
VEŞL: Az miktarda olan su.
VESM: Iğne lle kan çıkarmak
suretiyle vücudda yapılan damga,isaret.
وشبه
VESME: Yağmur tanesi.
VESŞEMSİ SURESİ K. Ke-
والشين سوره می rimin 91. Suresidir. Suret-üş Şems de denir. Mek-
ke-i Mükerremede nazil olmuştur.
وقت
وشواش
VEST: 1. Güzel.
VESVAS Hafif hål, Hafif
adam.
وشوت
VESVESE: Hafiflik. Kırış
وشی
mırış olmak.
VESY: Elbiseyi güzel nakış-
lamak, süslemek. Geceleyin devamlı tefekkür ve mütaläa etmek..
Bir çeşit elbise.
Nesil ve zürriyet. Çoğalma.
darlaştırmak.
وسط
VESZ: Kırmak. Dar etmek,
ler, yollar.
وتاثر VETAIR: (Vetire. C.) Meslek-
وت Edb: Aruzda üç harfden mey-kazık. Demir mih.
dana gelen nazım.
VETED: Cadır kazığı. Ağac
VETER: Yayın çilesi. Ip ve وتر kiriş. Bir kavsın iki ucu arasına çekilen doğru cizgi. Kasları hareket ettiren kalın sinir.
VETIN: Kalb damarı. Şah da-وتين mari. Siryan ekber. Bel kemiği İlİğİ.
44
YanıtlaSilSIRR-1 INNA ATAYNA-RUMUZAT-I SEMANİYE MA'IDET UL KURAS
6.2. EBCED HESABI VE CİFİR İLMİ İLE ALAKALI BAZ MÜŞAHHAS DELİLLER
Cifir ilmiyle alakalı delilleri Bediüzzaman şöyle açıklıyor:
"Bu hesab ebcedi makbul ve umumi bir düstur-u ilmi ve bir kanun-u odds olduğuna deliller pek çoktur. Burada valnız dört beş tanesini nümune için beyan ede ceğiz."
6.2.1 Hurüf-u Mukatta'a
İşarî tefsirin ve ebced hesabının kullanılışının yoğun olarak göruldüğ yerlerden biri Hurûf-u Mukatta'adır. Taberi, Arap dili bilginlerinin Hurûf-u Mukatta avı sadece alfabe harflerinden ibaret görmelerini doğru bulmayarak şöyle der: "Hurûf-u Mukatta'ayı, "Bu Kitab'ın bütün harflerinde şüphe yoktur şeklinde yorumlamak yanlıştır, çünkü bu, sahabe, tabiûn ve onlardan sonra gelen tefsir ve te'vil otoritelerinin görüşüne aykırıdır."2 İbn-i Atiyye, çoğun luk âlimlerin (cumhur), sûre başlarında yer alan Hurûf-u Mukatta'anın bir ta kım mânâlar ihtiva ettiği görüşünde olduğunu kaydeder³, Bedruddin ez-Zer-keşi, de aynı görüşe meyledip der ki: Bu konuda farklı iki görüş vardır:
Birincisi: Bunlar, gizli bir ilim, kapalı bir sır olup bilgisi Allah'a mahsus-tur. Fahreddin Râzî, Kelâmcıların bu görüşü kabul etmeyip şöyle dediklerini nakleder. "Allah'ın Kitabı'nda, insanların anlamadığı hususların bulunması caiz olmaz; çünkü Allah Teâlâ, Kur'ân üzerinde iyiden iyiye düşünülmesini ve O'ndan ahkâm istinbâtını emretmiştir."
İkincisi: Hurüf-u Mukatta anın muradı bilinmektedir. Bu konuda, uzak veya yakın yirmiden fazla görüş olmakla birlikte şu görüş, birincisini de kap-samakta ve onu açıklamaktadır. "Allah'ın her kitapta bir sırrı vardır. O'nun Kur'ân'daki sırrı ise, bazı sûrelerin başında gelen Hurûf-u Mukatta'adır". İbn-i Faris şöyle der: Sanırım, bu sözü söyleyen şunu kastetmiştir: "O sır, Allah'tan ve ilimde ileri gidenlerden başkasının bilemeyeceği sırlardandır."4 Hurûf-u
1983, c. 1, sh. 856-858. Mehmed Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I-III, İstanbul
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, sh. 95 vd.
Taberi, Camiu'l-Beyân, 1/125-126.
İbn Atiyye, el-Muharreru'l-Veciz, 1/82.
Zerkeşi, el-Burhan fi Ulûmi'l-Kur'an, 1/174.
15
YanıtlaSil-KU
1 BAZA
uldu ural ayara oktur sonra
IŞARİ TEFSİR VE CİFİR İLMİ
Mukatta'anın bir takım anlamlar ifade ettiğini kaydeden âlimler, açıktır ki, İşârî tefsire ve ebced hesabına da yol vermiş olmaktadırlar.
Allame Âlusi bu kaideye dayanarak ve İzz ibn-i Abdüsselam'dan naklede-rek Hz. Ali'nin كهيعص ayetinden Hz. Muaviye'nin kendisine karşı geleceğini ve Ebül'l-Hakem Abdüsselam ibn-i Bercan isimli âlimin 583 Hicrî yılında Ku-dus'un fethedileceğini الم غُلِبَتِ الرُّومُ ayetinden çıkardığını nakletmektedir.
İşte Bediüzzaman hazretleri ise bu önemli konuyu şöyle özetlemektedir:
"Bir zaman Beni-İsrail alimlerinden bir kısmı huzur-u Peygamberide sürelerin başlarındaki آلم * كهيعص gibi mukattaat-1 hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifri ile dediler: "Ya Muhammed! Senin ümmetinin müddeti azdır." Onlara mukabil dedi: "Az değil." Sair sürelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti, "Daha var." Onlar sustular...""
"Hazret-i İmam-ı Ali (RA( كهيعص kelimesinden Siffin Harbi'nin çıkış
tarihini çıkarmıştır."3
6.2.2. Hz. Ali'nin Kaside-i Celcelûtiyesi ve Diğer Eserler
Hazreti Ali Radıyallahü Anh'ın en meşhur Kaside-i Celcelutiyesi, baştan nihâyete kadar bir nevi hesab-ı ebcedi ve cifir ile te'lif edilmiş ve öyle de mat-baalarda basılmıştır. Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî'nin kaleme aldığı meş-hur Mecmuatu'l-Ahzab adlı eserde Celcelutiye kasidesine de yer verilmiştir. "Bede'tu bi bismillah" cümlesiyle başlayan kasidenin son beyti, kaside sahibi Hz. Ali'nin ismini gösteren ve "Bunlar, yaratıklar insanlar için bir araya geti-riliş ilimlerin sırları olup, Hz. Muhammed (a.s.m)'in amcasının oğlu Ali'nin makalesidir" anlamına gelen:
"Mekalu Aliyyin ve'bnu ammi Muhammedin ve sirru ulûmin lil-halaiki cüm-miat" beytiyle sona ermiştir. Bedîüzzaman'ın da işaret ettiği gibi, kaside baş-tan sona kadar ebced hesabını gösterir şekilde basılmıştır.4
Alusi, Ruh'ul-Maani, c. 1, sh. 102-103; El-Hallal Şemseddin Muhammed ibn Sâlim (1335) El-Cefr el-Kebir, sh. 22.
2 Bediüzzaman Sa'id Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, sh. 95 vd.
3 Alûsî, Tefsir-i Ruh'ül-Maani, 1/102
4 Ahmed Ziyaeddin Gümüşhânevî, Mecmûatu'l-Ahzab (Şâzeli kısmı), sh. 499-531.
SUS na as
p
22
YanıtlaSilYİRMİDOKUZUNCU MEKTUBUN İKİNCİ MAKĀMI
daki في هَذَا الْقُرْآنِ kelimesinin zahr ve batnı hükmüne geçip kağıt, bıçakla kesilip çıkarılsa iki gözlü bir kelime olur.
Sonra muväzeneden çıkan اِذا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ kelimesine baktım, yani sekiz sahife yukarıda sûre-i Nahlde aynen فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ باالله gördüm. Aynı satır aynı vaziyet pek ma'nidâr bir tarzda gördüm. Elham-dülillah anladım. Barekallah ne kadar güzel. Maşaallah ne kadar latîf va-zifeleri var, dedim.
ALTINCI MES'ELE
Kur'ân-ı Hakim'in i'câzının enva'larının perde altında kalması ve bilhas-sa gözle görünecek nev'i herkese görünmesi lazım gelirken gizli kalması ve ileri gitmemesi beş sebep ve hikmetten ileri geliyor.
BİRİNCİ SEBEB: Din ve îmân ve teklif bir tecrübe-i İlâhiye ve bir im-
tihan-ı Rabbanidir ki, ervah-ı âliyeyi, ervah-1 safileden; ulvi fıtratları, süfli-fıtratlardan ve yüksek istidatları, bozuk istidatlardan birbirinden tefrik ve terbiye etmek için bir müsabakadır ki, perdeli ve nazari bir sûrette kalmak içindir ki, o icâzlar perdeli kalmışlar. Yoksa herkes gözüyle görseydi îmâ-nı kazanmaktaki müsabaka ve mücahede-i manevîye zembereği dururdu. Terakkiyat olamazdı. Ebu Cehil de Ebu Bekir Sıddik (R.A.) gibi tasdik ede-cekti. Onun için Kur'ân-ı Hakim akla kapı açar, "haydi git bul" diyor. Fakat aklın elindeki ihtiyarı almıyor. İster istemez mecbur etmiyor.
İKİNCİ SEBEB: Umum mucizat için değil yalnız şimdiki meselemi-ze taallluk eden ikiyüz eczadan bir cüz'ü olan ve sanat-ı bedî'iyede dâhil olan lafzî tevȧfukâtı ileri sürmemesi ve gizli kalmasının bir sebebi şudur ki: Kur'ân-ı Hakim bir mâide-i semâviyedir. Ruhların gıdalarını, kulûb ve ukülün erzaklarını camidir. O gıdaların kabları ve zarfları hükmünde olan elfazdaki ziynet ve san'ata nazar-ı dikkati celbetmek o hakâika karşı bir gaflet perdesi olur, zarar olur. Onun içindir ki: Kur'ân-ı Hakîm lafz ve Fenn-i Bedľa ait mezâyâyı idame ettirmiyor. Kafiyeyi değiştirir, san'atı fıt-ri bir tarzda bırakıyor. Kasdı işmam edecek ve nazar-ı dikkati celbedecek bir tarz vermiyor. Tâ ma'nâdan, zihni teşviş etmesin ve hayâl dahi kalbi aldatmasın. Evet, Ulemâ-ı İlm-i belâğatın mabeyninde en kuvvetli bir kâi-deleri ve düstûr-u esasileri, biri şudur ki: Fenn-i Maani ve Fenn-i Beyâna
RUMÜZAT-I SEMÄNİYYE
YanıtlaSil23
ait mezâyâ ve nükteler kasdi olmalı irade ile emâre üstünde bulunmalı, ta belâğat üstünde bulunsun. Fenn-i Bedîaya ait olan cinaslar ve san'at-ı lafzi-ye gibi fenn-i bedi' nakışları şart-ı makbuliyet-i adem-i kasddır. Yani fitri bir tarzda olmalı. Yoksa tasannu' ve tasalluf ve teassuf ve tekellüf olur, belȧ-ğatı kırar.
İşte bu düstûra binâendir ki belåğatte derece-i i'câz sahibi olan Kur'ân-ı Muciz-ül Beyân sanat-ı bedï'iyede fıtrî bir tarzda gidiyor. ma'nådan zihni çevirecek bir sürette musırrane idame etmiyor. Şu tevâfukât ise; o da fenn-i Bedî'e ait bir san'at-1 lafzîye hükmüne geçtiği için, Kur'ân-ı Hakim Lafzullah müstesna olarak sair tevâfukâtta çok ileri gitmemiş, fıtrî ve latîf ve ma'nidâr bir tarzda bırakmış. Lafzullah ise; birkaç cihette ayn-ı belâğat ve mahz-1 hikmet bir sûrette sırlara cami' vaziyetleri var.
ÜÇÜNCÜ SEBEB: Göz ile görünecek lafzi, nakşî mezâyâlar ma'nanın
hüsnünden ve cemalinden ve intizamından ileri gelmezse kabil-i taklittir, kolayca onun naziri kasden yapılabilir. Halbuki icâz taklit edilmeyecek bir tarzda olacak. Hatta bu teváfukât-ı gaybiye tabir ettiğimiz san'at-ı bedĩa, îcâzın ecza-i hakikiyesinden değil belki bir nevi icâzın vazifesini gördüğü için icâzın eczası içinde dâhil olmuştur. Çünkü icâz gösteriyor ki: Kur'ân, Kelamullah'tır beşerin değildir. Şu tevâfukât-ı gaybiye dahi mâdem teså-düf işi olamıyor ve fikr-i beşerin düşünüşü değildir. O da delalet eder ki, o kelåm gaybdandır beşerin değildir.
Eğer tevâfukâta kasıd girse o delâlet hassası kaybolur. İcazdan olmadığı gibi, onun işini de göremiyor. Soğuk bir şey olur. İşte bu sırra binâendir ki: Risalelerde Kur'ân'ın fıtrî ulvî tevâfukâtından in'ikas eden cilvelerini üç dört sene sonra gördük ve hiçbir kasd ve şuurumuz taalluk etmediğine ka-naatimiz geldikten sonra onu Kur'ân'ın bir keramet-i icâziyesi diye ilan et-tik ve isbåt ettik. Kanaatimiz geldi ki Kur'ân-ı Hakim kendi icáz-ı manevi-sinin tercümanları ve bürhanları ve ünvanları olan Risaleleri o keramet-i i'câziyeye mazhar etmiş. Adeta tevkil etmiş.
Bilhassa Kur'ân'da az tekerrür eden lafz-ı Kur'ân ile lafz-ı Resûl-i Ek-rem Aleyhisselatü Vesselam ayineleri olan sözlerde tevåfukât-ı gaybiyeye mazhar etmiş ve kendi merkezinde Lafzullah bir çok esrâr-ı icâziye ile be-raber o tevâfukâtı göstermiş. Biz de inşaallah Lafzullah'ın tevâfukâtını göze görünecek bir tarzda yazacağız. Sair tevâfukâtı kısmen işaret edeceğiz.
DÖRDÜNCÜ SEBEB: Kur'ân-ı Hakîm mâdem umûm beşerin umûm tabakâtının mürşidi ve muallimidir. Küçük bir kutudan tå büyük bir sandı-
2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1946 - Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, Demokrat Parti'nin kuruluş başvurusunu yaptılar.
1989 - Bediüzzaman'ı
gören son şahitlerden Mustafa Güleç vefat etti.
1961 - Bediüzzaman'ı
gören son şahitlerden 'Terzi Mehmet' vefat etti.
7
CUMA
FRIDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Allah sana kâfidir. O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bakara Suresi: 137
BİR HADİS
Kalbinde zerre kadar imanı olan kimse cehennemden
çıkar.
Kur'ân-ı Hakîmde çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki, her birisinin arkasında bir düstur-u küllî saklanmış ve bir kànun-u umûmînin ucu olarak gösteriliyor.
HİCRI: 4 C.AHİR 1443 - RUMÎ: 25 K. EVVEL 1437
Sözler
KASIM: 61 - GÜN: 7 KALAN: 358 - GÜN UZA. 1
DK
İmsak Güneş Öğle İkindi Aksam Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
26
YanıtlaSil27 28
30
2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
1497 - Cem Sultanın vefatı.
1638 - Osmanlı padişahı IV. Murat, Bağdat'ı ele geçirdi.
1979 - Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgale başladı.
ARALIK
24 ÇARŞAMBA
4 1447 RECEB
RUMI: 11 K. EVVEL 1441
KASIM: 47
İmana gel, mükedder olma. (Allah) seni senden daha ziyade düşünür.
Mesnevî-i Nuriye
BİR AYET
Azâbından korkulmaya lâyık olan da, günahları bağışlayacak olan da Odur.
Müddessir Suresi: 56
BİR HADİS
İhtiyaçlarınızı, izzet-i nefsinizi koruyarak isteyin. Çünkü işler takdir edildiği şekilde meydana gelir.
Temmam
Hede (use) uzunaqurediad
YanıtlaSil2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
1497-Cem Sultanın vefatı.
1638- Osmanlı padişahı IV. Murat, Bağdat'ı ele geçirdi.
1979 - Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgale başladı.
24
SALI
TUESDAY
ARALIK
BİR AYET Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla
devam et
Tâhá Suresi: 132
BİR HADİS
Allah bir kulu hakkında hayır dilediğinde, onu salih kimselere iyilik ve ihsan yapmaya sevk eder.
DECEMBER
Deylemi
Vücut istersen, mün'adim ol ki vücudu bulasın.
HİCRİ: 23 C.AHİR 1446 - RUMI: 11 K. EVVEL 1440
Mesnevî-i Nuriye
KASIM: 47-GÜN: 359 KALAN: 7-GÜN. KIS.: O DK
Imsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsu
Imsak Güneş Öğle İkindi Aksam Yatsa