İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12 Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ Ramuz ul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Pamuk Yayınları cilt.. 1.sy.174.
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00 keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01 kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 355 1 Davud (a.s.)'ın ve bütün yeryüzü halkının ağlaması, Adem (a.s.)'ın ağlamasına denk değildir. Hz. Süleyman (r.a.) 355 2 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar. Hz. Ebû Said (r.a.) 355 3 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar. Hz. Ebû Bekre (r.a.) 355 4 Eğer bir huri parmaklarından birini dünyaya gösterse (yer-gök ehli) her can sahibi, onun kokusunu duyardı. Hz. Said İbni Amir (r.a.) 355 5 Ehli Cennet kadınlarından bir kadın yeryüzüne baksa, misk kokusundan yeryüzü dolar ve yüzünün nuru güneş ve aynı ziyasını bastırırdı. Hz. Said İbni Amir (r.a.) 355 6 Cennetten bir tırnağın yükleneceği bir şey dünyaya gelse, mağrib ile meşrik arasındakileri tezyin ederdi. Cennet ehlinden bir kişi bileziklerle beraber gözükse, nuru güneşin ziyasını söndürürdü. Güneşin yıldızları söndürdüğü gibi. Hz. Davud İbni Amir (r.a.) 355 7 Dünyadaki bütün varlıklar ümmetimden birinin elinde olsa, sonra o "Elhamdülillah" dese, bu "elhamdülillah" sözü, bütün onlardan daha kıymetli olurdu. Hz. Enes (r.a.) 355 8 Zakkumdan bir damla dünyaya damlasa, dünya halkının geçimini ifsad ederdi. Ya yemeği ondan olanın hali nasıl olur? Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 355 9 Cehennemden bir kıvılcım arzın ortasına düşse, sıcaklığının şiddeti ve pis kokusu şark ile garbı kapladı. Hz. Enes (r.a.) 355 10 On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Ğayy u esâm" denilen mevkiye yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Ğayy u esâm" nedir? Buyurdu ki: "Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 355 11 Sizlerden biri bir yere konduğunda "Eûzü bi kelimâtillahit tâmmati min şerri mâ halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez. Hz. Havle (r.a.)
YanıtlaSil
yuksel27 Temmuz 2024 01:38 10 * On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Gayy-u
esam" denilen mevkie yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Gayy-u esam nedir?" Buyurdu ki; Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebu Umanera. (Gayyaya, namazını zayi edenler ve şehvetlerine uyanlar, esama da müşrik, katil ve zalimler
giderler.)
11 ★ Sizlerden biri bir yere konduğunda "Euzü bi kelimatil tammati min şerril ma halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez.
Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir) Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 141 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
⚫ Yol birdir; milletimizin ona gitmesi zaruridir; seçim şansı yoktur; o da iman yoludur. Hedeflerimizi ve umutlarımızı gerçekleştirecek tek yol odur.
• Eğer ahireti istiyorsak... yolu imandır.
Eğer dünyayı istiyorsak... yolu imandır. •
Eğer her ikisini istiyorsak yolu Imandır.
⚫ dünyaya gelince: ABu araştırmamızla belirlenmiştir ki, dünyadakı umutlar- mızın, gaye ve saadetimizin yolu başka değil, imandır.
• Eğer kişisel mutluluk istiyorsak, kalp huzuru olmadan mutluluk, iman olma- dan da kalp huzuru olmaz.
• Eğer temiz bir hayat sürmek istiyorsak, istikamet olmadan temizlik, iman
olmadan da istikamet olmaz. Eğer sosyal dayanışma istiyorsak, kardeşlik olmadan
dayanışma, Iman olmadan da kardeşlik olmaz. • Eğer göğsümüzün üstüne çöken düşmanımıza karşı askeri zafer elde etmek Istiyorsak, kahramanlar olmadan zafer kazanılmaz, fedakarlık göstermeden kahra
manlık, imansız da fedakarlık olmaz. • Eğer İktisadi bolluk istiyorsak, ihlassız ilerleme olmaz; hedef olmadan ihlas ve imansız da hayatta hedef olmaz.
• Eğer hayatımızı kökünden ıslah etmek istiyorsak ruhumuzu değiştirmedikçe ıslahat olmaz, karar vermeden değişiklik ve imansız da karar olmaz.
• Eğer adaletli bir hüküm istiyorsak, kanunsuz adalet olmaz, vicdan olmadan da kanun fayda vermez; imansız da vicdanın düzelmesi ümitsizdir.
• İman; ahlâk kuvveti ve kuvvet ahlâkıdır, hayatın ruhu ve ruhun hayatıdır, alemin sırrı ve sır alemidir, yolun nuru ve nur yoluduralul si
• İman; kahramanlar yetiştirir, kapalı kapıları açar ve yola ışık tutar. İman tek
kelime ile- insan hayatı için bir zarurettir; ferd için zarurettir, huzur bulsun, mutlu olsun, yükselsin diye; cemiyet için zarurettir; istikrara kavuş sun, dayanışsın ve yaşasın diye.
• Benim kastettiğim iman; bütün kapsamı, dengesi, derinliği ve aktifliği ile İslamın imanıdır. Bilgi, niyet, itikad ve amel olarak Kur'an ve sünnetin ashap ve tabiinin imanıdır.
• Bu iman; soyut bir sembol veya boş bir iddia değildir. O, ferd için de, toplem İçin de üstün bir hayat düsturudur. O, ferdin düşüncesine, duygu ve iradesine nüfus eden kuvvetli bir ışındır. Damarlarına hayat usaresi şırınga eder, basit bir mahluk olmaktan çıkarır, risaleti (mesajı) ve hedefi olan bir insana; hayvan veya canavar olmaktan kurtarır, meleğe benzeyen bir varlığa dönüştürür.
• O'nun parlak ışınları cemiyete de uzanır; bir de bakarsın ki damarlarında hayat kanı dolaşmaya başlamış, uzuvlarına sağlık nişaneleri sirayet etmiştir, hasta iken şifa ölü iken hayat bulmuştur. Neden olmasın ki, imanda bir şeye "ol" dediği zaman olduran ilahi sırdan bir nefes yok mudur?
• İman hayatın her safhasına damgasını basar, onu fikir ve anlam, quur va duygu, ahlak ve adet, kanun və nizam yönünden Allah'ın boyası ile boyar. "Allah'ın boyası... kimin boyası Allah'ınkinden güzeldir?"
İmanla yaşamak isteyen bir millet; hayatını, programını, düşünce ve davra nışını İman mantığına göre ayarlamalı, yakasını imanı engelleyen veya ışığını sön düren şeylerden kurtarmalıdır. Yoksa Imanı kâğıt üzerinde kalmaya mahkum olur. kuru bir iddia olmaktan ileri gidemez.
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 250 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02 Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 250 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03 Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 250 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06 Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür. Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.) Sayfa: 361 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07 Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 361 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08 İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 361 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21 610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. bu ayet mensuhtur
Bir saniye şu problemi düşünün 1,5 kg bir et yığını var, onu ⚫ avuçlarınız içinde tutabilirsiniz ama o, uzayın genişliğinde kafa yorabilir, sonsuzluğun anlamını düşünebilir, kendi varoluş anlamını düşünebilir, Tanrı'nın doğasını sorgulayabilir. İnsanların yüzleştikleri en büyük gizem; bütün bunlar nasıl oluyor?
"Batı, Zikri Geç Keşfetti!"
Önde gelen bir nörobilim adamından çığır açan buluşlar.
"TANRI, BEYNİNİZİ NASIL DEĞİŞTİRİR"
Atomlar muazzam boşluklarda ışık hızıyla hareket eden atom altı parçacıklarıdır ve bu atom altı parçacıkları madde değildir. Onlar muazzam bir boşluktaki olasılık bulutlarıdırlar. Fiziksel dünyanın esas yapısı "süreksiz" dir. Süreksizlik, bir şeylerin var olup yok olmasıdır.
Uzay-zamanı şimdi nerede deneyimliyorsun? Bilincinde, bilincimiz mekânsız, sınırsızdır. Şu anda zamanı nerede de- neyimliyorsun? Bilincinde, fakat bilincinin kendisi zamansızdır.
"Bir şeyi bilmekle her şeyi bilebilirsin!" İşte bir şeyi bilmekle her şeyi bilebileceğimiz bu tek şey "bizim kendimiz, bizim bilincimizdir"!
Benzer frekans aralığında bulunan nöron frekansları beynin içindeki olguyu oluşturur. Bu olgu sizin hissettiğiniz sizi harekete geçiren, ne yapmanız gerektiğini söyleyen şeydir.
"Sanırım "Evren" olasıdır ki, kendine "Ayna" olacak bir "Beyin" geliştirmiş olabilir ki bu da, kendi "Hakikat"ini tanımaya dair ilk adım olabilir."
Kâinat, titreşim ve dalgaların ahenginden müteşekkildir. Her şey, kendi frekans ve titreşiminden oluşan birer enerjiden ibarettir. DNA, titreşim ve enerjidir. DNA, ışığı emer ve yayar. Aura, elektrostatik bir alandır ve yeryüzünün manyetik alanı birbiriyle iç içedir.
Zira insan gerçeğe değil gördüğüne ve duyduğuna inanır.
Şayet sizin kurmuş olduğunuz ev ya da işyeri negatif radyasyon akım kanallarından birisi üzerine kurulursa, o evde başınız hastalık
ve sıkıntıdan kurtulmaz. İşyeriniz de işler ters gider.
savaption of Experimente/Data Hay be Published Soun
MPORT HO
DATE DIS
NG FAGES
11 May 1963
MODUR
UNEVALUATIO FORGALO
1. Professor of Physiology at Contograd valty mat dalinitive testing of his work is la "Lepartamnts La Suggestion pubifshet la Ragland in 1963, by the Institute for Study of Rental Images, Church Crookham, Kampshire, Regland. This pallettom A avmary, wtch cechatcal detail, of Vastilov's amperlasts conductal In the 1930's. The shopter headings as
(3) Origin and Development of the Stoly of Hostal Suggestion )2( Electromagnetis Theory or Talapathy and Its garantمامعة أم
(3) The Physical Apparatus, Exploratory, perimente Research Deel and Verification lo
(4) Mantel Suggestion of Kotor Acte
(5) Hotel Suggestion of Vlawal Images and Sonsstime (6) Mental Suggnation of singing and ming
(7) Critical evaluation of the Rypogeuls Method and the ite Chtatoed by Its Applications Improved Taraton of the Repa
gente Method (3) Experiments in Kantai Suggnation st Long Distinc
Lone Psychological Aspects of Mental Sugg (10) The Frarent State of the Problem of Manalo
1. The axpectments studied the possiblitty of making telepathie mention of sloeg and arousal at some distance, co. The subject was placed is vare se alectromagnesie Lepulses that were dating tale vis designed
phesamens, control to rule out cartala mplaat Lase 1. A comber of expeciaiste vere sale, som vich with both doctor (perso for the
staller regardless of shteidlas If the avagencion was successful, the subject would go to 4. The
2
REPOR EDLFORMATICE MEKO
Belge-1: CIA'in 1965'te SSCB ve Dr. Vasiliyev 'in Çalışmaları
SOVIET AND CZECHOSLOVAKIAN PARAPSYCHOLOGY RESEARCH (U)
PREPARED BY U. S. ARNE MEDICAL INTELLIGENCE AND OFFICE OF THE SURGEON GEVERM AEJPRATION AGRACT,
Belge-3: 1975 Yılında ABD Ordusu Medikal İstihbarat Ofisi Jarafından SSCB ve Çekoslovakya'nın Zihin Kontrol Çalışmaları Üzerine Hazırlanmış Gizli Raporu
PREPARED BY US AIR FORCE AIR FORCE SYSTEMS COMMAND FOREIGN TECHNOLOGY DIVISION
Belge-4: 1978 Yılında ABD Hava Kuvvetleri Yabancı Teknoloji- ler Birimi Tarafından SSCB'nin Zihin Kontrol Ve Parapsikolojik Çalışmalarını Kapsayan Gizli Raporu
OFFICE OF THE SECRETARY 1000 NAVY PENTAGON WASHINGTON DC 20350-1000
SECNAV INSTRUCTION 3900.390
SECHAVINST 3900.390 BUMED-MOOR 3 November 2006
From: Secretary of the Navy
Subj: HUMAN RESEARCH PROTECTION PROGRAM
Ref:
(a) DoD Directive 3216.2, Protection of Human Subjects and Adherence to Ethical Standarda in DoD Supported
Research, 25 Mar 2002
(b) Title 32, Code of Federal Regulations 219 (
c) DoD Directive 6200.2, "Use of Investigational New Drugs for Force Health Protection, 1 Aug 2000
( d) The Belmont Report, 44 Federal Register 23192 of
April 18, 1979
(e) Title 10, United States Code, Section 980
(f) Title 45, Code of Federal Regulations 46
(g) DoD Directive 2310.01E, "DoD Enemy Prisoner of War )
Detainees Program, 18 Aug 1994 (under revision (h) OPNAVINST 5300.8B of 19 May 05 (i) Title 21, Code of Federal Regulations 50
(j) Title 21, Code of Federal Regulations 56 (k) Title 21, Code of Federal Regulations 312
(1) Title 21, Code of Federal Regulations 812 (m) Title 21, Code of Federal Regulations 600
(n) Title 63, Federal Register 60364-60367 of 9 Nov 98 (o) Title 42, Code of Federal Regulations 93
(p) DoD Instruction 3210.7, "Research Integrity and Misconduct," 14 May 2004
(q) DoD Directive 5230.9, "Clearance of DoD Information for Public Release," 9 Apr 1996
(r) SECNAVINST 5720.448 of 1 Nov 05
(s) SECNAV M-5210.1 of 1 Dec 05
(t) Title 5, United States Code, Section 3109
(u) SECNAV M-5214.1 of 1 Dec 05
Encl: (1) Definitions
1. Purpose. To establish policy and assign responsibility for the protection of human subjects in research conducted by, within, or for the Department of the Navy (DON) per reference (4). This instruction has been extensively rewritten and should be read in its entirety.
Belge-5: ABD Donanma İstihbahrat Sekreterliği tarafından 2006 yılında Donanma Sekreteri Donald C. Winter'ın hazırladığı rapor
As Study of the History of US Intelligence Community Human Rights Violations and Continuing Research in Electromagnetic Weapons
Completed December 2006
Sonoma State University
Project Censored
Media Freedom Foundation
This research explores the current capabilities of the US military to use electromagnetic (EMF) devices to harass, intimidate, and kill individuals and the continuing possibilities of violations of human rights by the testing and deployment of these weapons. To establish historical precedent in the US for such acts, we document long-term human rights and freedom of thought violations by US military intelligence organizations. Additionally, we explore contemporary evidence of on-going government research in EMF weapons technologies and examine the potentialities of continuing human rights abuses.
In the 1950s and 60s the CIA began work to find means for influencing human cognition, emotion and behavior. Through the use of the psychological understanding of the human being as a social animal and the ability to manipulate a subject's environment through isolation, drugs and hypnosis, US funded scientists have long searched for better means of controlling human behavior. This research has included the use of wireless directed electromagnetic energy under the heading of Information Warfare" and "Non Lethal Weapons." New technological capabilities have been developed in black budget projects over the last few decades including the ability to influence human emotion, disrupt thought, and present excruciating pain through the manipulation of magnetic fields. The US military and intelligence agencies have at their disposal frightful new weapons, weapons that have likely already been covertly used and/or tested on humans, both here and abroad, and which could be directed against the public in the event of mass protests or civil disturbance.
Human Rights belong to people collectively. To believe in rights for some and not others is a denial of the humanness of people worldwide. Yet, denial is exactly what Congress and George W. Bush did with the signing of the Military Commission Act of 2006. The new official US policy is that torture and suspension of due process are acceptable for anyone the president deems to be a terrorist or supporter. This act is the overt denial of the inalienable rights of human beings propagated in our Declaration of Independence and the Universal Declaration of Human Rights. More so, US actions
Black budgets are government funded projects that are classified secret to Congress and the American people. For an in-depth analysis on the topic, see Weiner, Tim, Blank Check: The Pentagon's Black Budget, Warner. 1990. 1
Belge-6: Sanoma Devlet Üniversitesi Aralık 2006'da Peter
Phillips, Lew Brown ve Bridget Thornton tarafından hazırlanan
Birleşik Devletler İstihbaratı Topluluklarının devam eden Elekt-
romanyetik Silah Çalışmaları ve İnsan Hakları konulu Bilimsel
20- Dr. Aydın Salih Gerçek Tıp - Yitik Şifanın İzinde
21- Bilim ve Ütopya Dergisi 2000
22- Prof. Dr. Henry Markham - Blue Brain Project
23- Dr. Ermen Victorian
24- Dr. Cahit Karakuş
Ayrıca Yararlanılan Eserler Ve Makaleler
• Bilim ve Teknik, Haziran 2004.
• Discovery (Bilim ve Teknik, Ekim 2005)
• Scientific American Dergisi Mart 2010
• Nikola Tesla'nın Fikirlerinden/Günlüğünden
• Tubitak Bilim Teknik Dergisi
• Olağanüstü Parapsişik Araştırmalar, Ruh ve Madde Yayınları, Ostrander-Schroeder
• Şakralar ve Enerji Alanları, Ege Meta Yayınları, Karagülle Kunz
• Olağanüstü Enerjiler, Ege Meta Yayınları, Serge K. King
• Işığın Elleri, Meta Yayınları, Barbara Ann Brennan
• Işığın Doğuşu, Meta Yayınları, Barbara Ann Brennan
• Holografik Evren, Ruh ve Madde Yayınları, Michael Talbot
• Prof. Dr. Nesrin SEYHAN
• Prof. Dr. H. Hilmi SABUNCU
• TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi
• Oğuzhan Vıcıl
• Bilim ve Ütopya Dergisi, Mart 2000
• URANIUM AND THORIUM POSSIBILITIES IN TURKEY, Melih TOKAY and Cahit ERENTÖZ, Mineral Research and Explo- ration Institute of Turkey
• Efficient wireless non-radiative mid-range energy transfer, Aristeidis Karalis*, J.D. Joannopoulos, and Marin Soljačić, Center for Materials Science and Engineering and Research Laboratory of Electronics Massachusetts Institute of Technology.
• Threat to the United States from Electromagnetic Pulse (EMP) Attack
• The American Way of Propagandan: Lessons from the Foun- ding Fathers, By national 18, 2006 J. Michael Waller Annenberg Professor Communication The Institute of of Inter- World Politics January
Elektromagnetic Weapon and Human rigths, by Peter Phil- lips, Lew Brown and Bridget Thornton, As Study of the History of Community Human nuing Research in Electromagnetic Weapos Vi
High-Altitude Electromagnetic Pulse (HEMP): A Threat to Our Way of Life, BY WİLLİAM A. RADASKY, PH.D. A Thre Mind Controllers By Dr. Armen Victorian A 10-page Sum-
mary INTERNET; Directed-energy weapon, Electromagnetic pulse, Electronic warfare, Mind control, Motivation, Propaganda, Remo le viewing, Clairvoyance, Crowd manipulation
• Stephen R. Covey, René Descartes, Adam Smith, Karl Hein- rich Marx
• Savaş Sanatı Sun Tzu
• Temel Britannica, C.18.
Büyük Larousse, C.15.
• Stephen Marshak, Earth Portrait of A Planet, Norton Com- pany, New York, 2001.
İhsan Ketin, Genel Jeoloji Yer Bilimlerine Giriş, İTÜ vakfı Ty.2005.
Jayant V.Narlikar, The Lighter Side of Gravity, W.H. Fre- Man and Company, San Francisco, USA, 1982
Scientific American, The cosmic Life Cycle, Origins of the Diverse, Echoes from the Big Bang, Mart, 2008,
Hawking-Penrose Tartısıyor, Uzay ve Zamanın dogası, Bilim Teknik, Eylül 1996
Bilim ve Teknik. Zamanda Yolculuk icin Umut LHC'de, Mart
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]
AÇIKLAMA:
1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.
2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.
* Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.
* Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.
“ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.
* Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.
İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.
Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.
Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]
AKGÜNDÜZ: DİYANET'İN “RİSALELERİ BASIYORUZ" SÖZÜ LAFTA KALDI
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, "Risale-i Nurların şu anda Diyanet camileri dahil, bütün resmi kurumla- ra konulması yasaklanmış. Elimde deliller var. Kim yasakladı? Hangi genelge ile? İçişleri Bakanlığı genelgesiyle mi? Başka tarzda mı?" diye sordu.
"DİYANET İşleri Başkanımızın 'Basıyoruz' sözleri lafta kalıyo diyen Akgündüz, "Unutmayınız, Risale-i Nur'a muhalif olan d dar iktidarlar iktidarda kalamazlar, kendilerini CHP iktidarıyl karıştırmasınlar. Eğer bu yasağı kaldırmazsanız, 2028'de iktida değilsiniz" ifadelerini kullandı
gündüz'ün X mesajlarında şöyle ifade edildi: "Risale-i Nur'ların şu anda Diyanet cami- leri dahil, bütün resmî kurumlara konul- ması yasaklanmış. Elimde deliller var. Kim yasakladı? Hangi genelge ile? İçişleri Ba- kanlığı genelgesiyle mi? Başka tarzda mı? "Diyanet İşleri Başkanımızın 'Basıyoruz' sözleri lafta kalıyor. Unutmayınız, Risale-i Nur'a muhalif olan dindar iktidarlar ikti- darda kalamazlar, kendilerini CHP iktidarıyla karıştırmasınlar. Eğer bu yasağı kaldırmaz- sanız, 2028'de iktidarda değilsiniz..."
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
32. (Sonra Melike) dedi ki: "Ey ileri gelenler, bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam."
33. Onlar, şu cevabı verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kim- seleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün."
34. Melike: "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi,
orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar.
35. Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, baka- yım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler.
36. (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın udi: na verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz.
37. (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları muhak- kak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!
"(Sonra Melike) dedi ki:" Belkıs sözünü, muhtevasına çok önem ver diğini bildirmek için tekrar nakletti. "Ey ileri gelenler, bu işimde bana bir fikir verin." Size anlattığım hususta bana cevap verin ve doğru bildiğiniz/ uygun gördüğünüz şeyleri de söyleyin. Benim durumumla ilgili bana görüş bildirin, yol gösterin; doğru ve isabetli olan ne ise söyleyin.
Ayette cevaba "fetva" denilmiştir. Çünkü fetvā, çoğunlukla müşkil hadiselere verilecek cevaptır. Belkıs onların karşılaşılan müşkillerin çözü müne muktedir olduklarını hissettirerek böyle söylemiştir.
Bazıları demiştir ki: "Fetva kelimesi "الْفَتَى dandır. O ise güçlü genç demektir. Fetvāya "fetva" denilmesi, müftînin, yâni doğru cevabı veren häkimin hådisenin cevabı konusunda soru soranı takviye etmesi/güçlen- dirmesi sebebiyledir."
"(Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kesti rip atmam." İşlerden hiçbiri hakkında karar vermem ve uygulamam. Yani siz hazır bulunmadan ve sizin görüşlerinizin gereğini yapmadan hiçbir konuda kesin karar vermem. Siz de yanımda hazır bulununuz. Yani siz olmadan ve sizinle meşveret etmeden bir iş yapmam.
Bu söz, görüş ve tedbir konusunda kendisine muhalefet etmemeleri için onların kalblerini kazanmak için söylenmiştir.
Burada işaret vardır ki kişi, görüşünde başına buyruk olmamalı, kar şısına çıkan bütün işlerde istişare etmelidir. Özellikle hükümdarların görüş hakbasiret såhiplerinden bir heyeti olması ve onlara danışmadan bir is hakkında karar vermemeleri gerekir.
33. Onlar, şu cevabı verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kim- seleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün."
Sanki "Onlar, cevap olarak Belkıs'a ne dediler?" diye sorulmuş, bu- nun üzerine şöyle denilmiştir: "Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuv vetli kimseleriz, biz aletler, insan sayısı ve techizāt bakımından güçlüyüz zorlu savaş erbabıyız;" savaşta bahadır ve cesur kimseleriz.
Onların bu cevabı, Belkıs kendilerine savaşmayı emredecek olursa savaşa hazır olduklarını îmâdır.
"Buyruk ise senindir;" sana bırakılmıştır. O halde "artık ne buyura- cağını bize ne emredeceğini, Kaşifi'nin dediği gibi savaş ve barış husu- sunda ne diyeceğini "sen düşün" bak ve gör.
Savaş istiyorsan, savaşalım Düşmanların gönlüne derdler açalım Sulh istersen, sana kul olalım Senin hükmüne başımızı teslim edelim
Burada işaret vardır ki kendileriyle istişare edilen kimselerin istişare eden başkana herhangi bir görüşe zorlamamaları, bilakis onu isabetli gör düğü görüşte muhayyer bırakmaları şarttır. Belki o işin durumunun nasıl daha iyi olacağını kendilerinden daha iyi bilebilir.
Sultanın görüşünün aksine görüş bildirmek Kendi ölümüne ferman vermektir
Belkıs, onların zatî ve ârızı güç iddia ederek savaşa meyilli olduk- anasonların zative anzi gün hissedince, Süleyman (araya durumundan habersiz olduklarını gösteren sözlerinin yanlışlığını ortaya koymaya başladı.
16 yaşında Bediüzzaman'ın hiz- metine girdi. Afyon hapsinde bulundu. Orada Kur'ân yazısını öğrendi ve risaleleri yazarak çoğalttı. 1951'de askere gitti. Kore Harbine gönderildi. Be- diüzzaman, Kore'ye giderken kendisine bir Cevşen vererek kendisinin sağ-salim dönece- ğini söyledi ve Japon Kuman- dana verilmek üzere bazı risa-
İNSANI HAKLAR
leleri verdi. Japon kumandanın öldüğünü öğrenen Yüksel, risa- leleri oradaki yetkililere verdi ve harpten gazi olarak döndü. Bediüzzaman'ın, kabrinin yeri- ni bileceğini söylediği az sayıda talebelerden birisidir. Avrupa hizmetleri için yaptığı bir seya- hat esnasında geçirdiği trafik kazasında vefat etti.
Uyumakta iken Bana bir bardak süt verildi. O kadar içtim ki, tırnaklarımın ucuna kadar kandım. Fazlasını da Hz. Ömer (r.a)'a verdim. Dediler ki: "Ya Resulallah ne ile tabir ettin?" Buyurdu ki, ilimle. Ravi: Hz. Hamza İbni Abdullah (r.a.) Sayfa: 246 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Hiç bir kul yoktur ki, günde yüz defa "Lâ ilâhe illallah" desin de, kıyamette Allah onun yüzünü bedir gecesi gibi baas etmesin. O gün hiç kimsenin ameli onun bu amelinen daha efdal olarak yükseltilmez. Ancak bunun aynını veya fazlasını söyliyen hariç. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 365 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Ben bir kelime biliyorum ki, kim onu hakkı ile söylerse Cehennem ona haram olur. O da, "Lâ ilâhe illallah" dır.(Hakkı meselesi haramdan kendisini koruması demektir.) Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 145 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Nasreddin Hoca, Anadolu Sel çullulan döneminde Hortu ile Akşehir ve çevresinde yaşamış eftarievi bir kişidir. Nasreddin Ho canın gerçekte yaşayıp 5. yaşadıysa gerçek kişiliğinin olduğu tartışma konusu olmakla birlikte, gerçek bir tarihi kişilik of duğuna dair bazı belgeler bulun maktadır. Çoğunlukla hazarcevap ve mizah anlayışını haiz bir bilge olarak akcettirildiği hikayelerle tanınan Nasreddin Hoca'ya dilen sözlerin, ders niteliği taşıyan hikmetli bir ya da bulunmak
tadır. Ününün geniş bir coğrafi alana yayılmasına bağlı olarak sanat ve popüler kültür alandarın da Nasreddin Hoca'ya dair çok yaşamadeler verilmiştir. Bunların araunda ne 1775-1782 yıllan arasında yazılan Nasreddin Hocinen Mansibi bil nesik ayun, 1939da gösterime giren Nastradin Hoca Hitar Petar bilinen ilk filmdir. Aynca 1996 y UNESCO tarafindan tüm dünyada Nasreddin Hoca Yili olarak kutlan atfemiş olup günümüzde Nasreddin Hoca adına yenilikler, yanışmalar v toplantitar düzenlenmekted
• BAHRİ: Denize ait; denize mensup; denizle ilgili.
• BAHRİYYE: Donanmaya ait işler.
• BAHR-İ MUHIYT: Okyanus.
• BAHRİYYÛN: Denizciler -Kaptan ve gemiciler gibi-, deniz işerini bilen kimseler.
BATIL
Bâtıl: Tamâmen veya kısmen rükünlerini ve şartla- rını câi bulunmayan her hangi bir ibâdet veya nu- âmele demektir. Bir özür bulunmadığı hâlde, tahâretsiz kılınan namaz gibi...
BATN: Karın. Nesil, soy anlamına gelir. BUTÛN, batınlar demektir. EBTÂN da aynı an- lamdadır.
Bır kimsenin evlad ve torunları, kendisine nazaran birer batındır. Şöyle ki, bir kimsenin sulbî evlâdı bi- rinci batnı; evlâdının evlâdı ikinci batnı bunların ev- ladı da üçüncü batnı teşkil eder.
BATNEN BA'DE BATNIN: Soydan soya; nesilden nesile; kuşaktan kuşağa.. "Evvelki batında kimse var- ken, ikinci batında olan kimse istifade edemez." an- lamına kullanılır.
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; igfal... aldatma, kandırma, yanıltma. cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
9 - Allahümme salli ve sellim alâ menismühü AKIBÜN (SA V.)
Açıklama:
Yüce nebiler (Allah'ın salât ve selâmı üzerlerine olsun) Hazret- lerinin dünyadan âhiret'e teşrif etmelerinden sonra gelen peygam- berimiz (S.A.V.) den sonra kimseye nübüvvet verilmediğinden HA- TEMEN NEBİYYİN anlamında olarak AKIB adı ile de isimlendiril- miştir. Ayrıca bu mübarek isim Cehennem'de anılan isimdir. Çünkü Cehennem'e giren iman ehlinin hepsi Peygamberimizin (S.A.V.) se- faatiyle Cehennemden çıkınca o tabakanın ateşi bütün bütün sönse gerektir. Onun için de AKIB denildi. Bir de bütün güzel ahlâk ve gü- zel fiiller, baştan sona kadar hepsi Resûlullah'ta tekmillendiği ve ta- mamlandığı için AKIB denilmiştir. Bu hâle göre kendilerinden son- ra din işlerinde şeriatin izni olmadan ne meydana gelirse bid'attir, uydurmadır, onda hayır yoktur mânasına olarak da AKIB denildi. Yine ayrıca Nübüvvet makam ve derecelerinde, insan kemâlinde ve Allah indinde onunla Aliah'a yaklaşmanın hepsinde yüce mertebeye ermiştir ve o mertebeye kendisinden başka bir ferd vâsıl olmadığı için de AKIB denilmiştir.
Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
Ashabıma, sonra arkadan gelenlere, sonra da onları takib edenlere hürmet ederek, Bana olan hürmetinizi muhafaza ediniz. Daha sonra yalan yayılır. Öyle ki, kişi kendisinden istenilmeden şahidlik yapar ve yemin teklif edilmeden yemin eder. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 19 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Beklemekte olduğunuz şu yedi şey için amellere müsaraat (acele) ediniz: Unutturucu fakirlik, Azdırıcı zenginlik. Hayatınızı ifsad edici hastalık, Bunaklık verici ihtiyarlık, Ani ölüm. Deccal ki o beklenen şerdir. Kıyamet ki hepsinden daha büyük ve daha dehşetlidir. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 243 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Kapkaranlık gece parçaları gelmeden (fitnelerin zulmetinde nur temini için) amellerle müsaraat ediniz ki, o devirde insan sabah mümin olur, akşama kafir olarak ulaşır. Mümin olarak geceye girer. Kafir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları dinini, dünyadan az bir şeye karşılık satarlar. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 243 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Dün gece rüyamda acaib şeyler gördüm. Ümmetimden bir kimse gördüm ki, azab melekleri onu kuşatmışlardı da abdesti gelib, onu içinde bulunduğu bu istenmiyen halden kurtardı. Gene bir kimse gördüm ki kabir onu sıkıyordu. Namazı ona geldi ve onu kabir azabından kurtardı. Gene bir kimseye şeytanların musallat olduğunu gördüm. Zikrullahı ona geldi ve şeytanın tasallutundan onu kurtardı. (Şeytanın tasallutu yürek sıkıntısından anlaşılır) Gene ümmetimden bir kimse gördüm ki susuzluktan dili çıkmıştı. Ramazan orucu geldi onu suvardı. Yine bir recul gördüm, kendisini zulmet sarmıştı. Haccı ve umresi geldi ve onu o karanlıklardan çıkardı. Birini de gördüm. Melekül Mevt ruhunu kabz etmek için ona gelmişti. Anasına, babasına yaptığı iyilikler gelip o meleğe karşı çıktı ve geri çevirdi. Bir recul de görüm. "müslamanlarla konuşayım" diyor amma konuşturmuyorlardı. Buna da sılai rahmi gelip "Bu adam akrabasına giderdi" diyerek şefaat etti. Onlarla konuştu ve beraber oldu. Birini de gördüm, Peygamberlerin yanına gitmek istiyor, halka halka kovuyorlar onu. Onu da cünüplükten korkar olması (gusül abdesti) geldi de aldı, onu da yanıma oruttu. Bir recul de gördüm, ateşin şiddetinden eliyle korunmak istiyordu. Sadakası geldi de başı üzerinde gölge yaptı ve yüzüne perde oldu. Birini de gördüm, zebaniler kendisini almaya gelmişti. Yaptığı emri bil maruf, nehyi anil münkeri geldi de kendisini kurtardı. Bir recul de gördüm, ateşe atılmış (Allah korkusundan döktüğü) göz yaşları geldi de onu Cehennemden kurtardı. Birini de gördüm, defterini solundan veriliyor. Allah korkusu geldi, onu kurtardı ve defterini sağa aldı. Terazisi hafif gelen bir kimse gördüm. Kendinden evvel ölen çocukları gelip mizanını ağırlaştırdı. Cehennemin kenarında bir adam gördüm, onu da oradan Allah korkusu kurtardı. Birini de gördüm, hurma sazı gibi titriyordu. Allah'a hüsnü zannı geldi ve titremesi durdu. Sırat köprüsünde düşe kalka giden birini gördüm. Onu da selatı selamı gelip kurtardı ve sıratı geçene kadar doğrulttu. Biriside Cennetin kapısına kadar geldi fakat kapılar kapanıyordu. Onu da Kelimei Şehadeti gelip Cennete koydu. Ravi: Hz. Abdurrahman (r.a.) Sayfa: 147 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Sizin üzerinize şu altı şeyden korkarım. Sefihlerin amirliğinden, kan dökmekten, hükmü satmaktan, sıla-i rahmi kesmekten, Kur'an'ı musiki eğlencesine vesile yapmaktan ve askerlerin çoğalmasından. Ravi: Hz. Avf ibni Malik (r.a.) Sayfa: 19 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Benden sonra ümmetim üzerine şu üç dalaletten korkarım. Hevalara uymak, karın ve şehvetlere uymak ve marifetten sonra gaflete düşmek. Ravi: Hz. Eflah (r.a.) Sayfa: 19 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Benden sonra ümmetim üzerine şu üç şeyden korkarım. Devlet reisi ve vekillerinin zulmünden korku duyulması (Hükümde tesir altında kalmak), yıldızların (tesirine) itikad ve kaderi tekzib etme. Ravi: Hz. İbni Muhaccir (r.a.) Sayfa: 19 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Sekerat (ölüme yaklaşma) halindekilerin yanında hazır olun. Ve onlara "Lâ ilahe İllallah'ı" telkin edin. Ve onları Cennetle de müjdeleyin. Zira erkeklerden ve kadınlardan halim olanlar bile böyle bir durumda şaşkınlık içinde kalır. Ve şeytanın da, Adem oğluna en yakın olduğu zaman bu vakittir. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ölüm meleğinin görülmesi bin kılıç darbesinden daha müthiştir. Gene nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mü'min bir kulun, her bir damarının dolaştığı yerde acı duymadıkça, nefesi çıkmaz. Ravi: Hz. Vasile (r.a.) Sayfa: 19 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Modern dünyanın çelişkisi, algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri
nasıl yorumladığımızdır. Uluslararası ilişkiler, TV'de ya da diğer medya unsurla- rında resimlerini gördüğünüz gülümseyen lider yüzlerinin el sıkışmasıyla değil, geri planda devam eden istihbarat savaşları ile şekillenmektedir. Ülkeler arasında uzun bir süredir devam edegelen örtülü operasyonlar, propaganda ve psikolojik savaş yöntemlerinin vardıkları safha, bu liderlerin yaptıkları pazarlıklar, zorlayıcı ve gizli diplomasi tekniklerine temel teşkil eder. Örneğin siz bu satırları okurken,
Irak'ın kuzeyinde uzun süredir Barzani ve YPG/PKK'nın CIA, DGSE, MI6 ve BND tarafından silahlandırılması,
• İngiliz istihbaratı ile ters düşen Talabani'nin kuvvetlerinin Barzani ile çatış
maya başlaması, ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde YPG/PKK ile sürdürdüğü proje,
• PKK terör örgütünün Iraklı Şii gruplardan destek almaya başlaması,
*Başta ABD olmak üzere Batılı özel istihbarat şirketlerinin (K2, SEC, G4S, Track 24, Falcon Security) Irak ve Suriye içindeki faaliyetleri,
*IŞİD ile istihbarat teşkillerinin küresel düzeyde devam eden mücadelesi, Suriye içinde mücadele eden El Nusra ile İdlib'te başlayan savaş,
• CIA ve DIA'nın Suriye ve Irak'ta kendileri için savaşacak vekil grup arayışları,
İngiliz GCHQ ve İsrail istihbaratının Mısır istihbaratını desteklemek için
Sina Çölü'nde devam eden faaliyetleri,
* Fransız DGSE ajanlarının Libya'da devam eden operasyonları,
* Pakistan istihbaratının (ISI) Afganistan'da Taliban ile müşterek çalışması,
• Iran ve Taliban arasında gelişen ilişkiler,
* Kazakistan'da artan ajan, danışman, istihbarat şirketi trafiği,
* İngiliz istihbaratında son yıllarda artan Rusya üzerine analizci eleman patla-
ması, • ABD'nin Ukrayna'da Rus tipi gizli operasyonlara başlaması, önümüzdeki
günlerin yeni savaşlarının, barış planlarının, güvenlik politikalarının, silah satışla rının habercileridir. Bunlar hakkında durum farkındalığı olmadan sadece medya haberlerini yorumlayarak, resmi görmek mümkün değildir. Bu yüzden, komplo teorileri ve dezenformasyonun yoğun olduğu bu güvenlik ortamında "algı yöneti mi" ile halklar yönlendiriliyor dersek yanlış olmaz.
Bu kitap ile istihbarat dünyasının yaşamakta olduğu tüm değişimleri gelenek- selden bugüne ve geleceğe doğru açıklama gayretinde bulunurken, eserin özel- likle başvuru kaynağı olmasına çalışılmıştır.
Türkiye'de silah ve kurşunların yerine, belge- ler ve hakikatlar konuşacaktır. Belgeler konuş- tukça tabular yıkılacak ve tarih yeniden yazı- lacaktır. Bu yapılırken, dâhili asayiş ve emniye- tin bozulmamasına dikkat edilmelidir. Zîrâ, di- şardan tahrik edilen bir kısım karanlık güçler; müslümanları kullanarak huzurumuzu bozma- ya çalışmaktadırlar."
Tarih boyunca Yahudilik, devletlerin siyasi hayat. larında önemli roller oynamıştır. Yahudi Kadınlar, casuslar ve dönme müşavirler vasıtasıyla saraylara girmiş ve uzun vadede bu faaliyetlerinden kârlı çık maştır. 18. Yilzyılın sonlarında gerçekleştirilen Fransız İntilali ile başıyan krallıkların ve aristokra sinin inhitatı yahudiliğin, devlet idarelerinde «vatan- daş olarak bilfiil ve yüksek makamlarda siyaset yapabilmesi neticesini doğurmuştur.
Yahudilik ile siyaset adeta müteradif iki kavramdır. Çünkü yahudi ideolojisinin gerçekleşmesi evvelemirde ge- niş çaplı ve yoğun bir siyasî faaliyete bağlıdır.
Yahudilik, önce Filistin'de bir devlet kurmak ve sonra da cihan çapında yapmayı hayal ettiği bir kanlı ihtilalle kuracağı «TEK DÜNYA»nın, yani bir DÜNYA DEVLETİ'nin tahtına oturmak ister. Bu sebeble yahudiliğin siyaseti çok yönlü ve beynəlmiləl olmak durumundadır. Bir labirent gibi karışık ve girift yollarla örülmesi gerekmektedir.
Yahudilik yüzyıllarca bu işin sadece teorisi ile uğraş- mıştır. Bu uğraşının mihver noktası bidayette insan ve cemiyetlerin tabiatları üzerine teksif edilmiştir. Yani yahu-
Çeşitli yerlerde kurulan gizli yahudi araştırma akade mileri bu çalışmaları neticesinde milletleri idlâl etmenin yollarını bulmuş, İslâm ve hristiyan âleminde ihtilaflar çıkararak onları hem fikren hem de fiilen bölmeyi başarıp Kakaplara ayırmıştır. Konumuz bu fitne>leri belli bir kro- noloji içinde teorik ve pratik yönleriyle ve detaylı olarak anlatmaya müsait olmadığından sadece kalın çizgilerle bir panorama vermeye çalışıyoruz.
Evet. Ortaçağda temelleri atılan bu fikrî çalışmalar, elemanlarını da yetiştirip, akla gelmedik hile ve kurnazlık- larla tıpkı Ester'in amcası Mordehay gibi siyasî karargah- larda yeşermişlerdir. (Bu işler yaygın olarak «yeniçağ>»da başlamıştır).
Kendi tarihimizden bir örnek verecek olursak. II. Se- limin has adamlarından Yasef Nassi'yi görürüz. Yasef Nas- si, II. Selimin bir yahudi dönmesi olan karısı Nurbanı Sul- tanın nüfuzundan faydalanarak kısa zamanda II. Selimin en yakın adamlarından biri haline gelmiştir. Bu adam pa- dişah'ın şarap içmə alışkanlığını körüklüyerek onu - şara- bıyla meşhur - Kıbrıs'ı almağa teşvik etmiştir. Onun bu teşvikinin altında yatan esas sebeb ise fetihten sonra Kıbrıs valisi olmak ve Filistin'e çok yakın olan bu adaya yahudi muhacirlerini getirtmekti. Gerçi Kıbrıs alınmıştı ama Yassef Nassi'nin Kıbrıs valisi olmak için ömrü vefa et- memişti.
Bir başka örnek verelim: Amerikayı İkinci Dünya Harbine sokup Hitler'in mağlup edilmesini sağlayan Ya- hudi Rozveltti. Onun arkasında da gizli reisicumhur ola- rak Amerika'daki 250 silah fabrikasından 243 tanesine sa- hip olan Bernard Baruh vardı. Bu yahudi, fabrikalarını tam kapasite ile çalıştırarak imal ettiği silah ve cephane- leri müttefik ordulara vermiş ve Hitler'in mağlubiyetinde baş rolü oynamıştır.
Yesevizade'nin çok yerinde bir tesbitine göre Bi- rinci Dünya Harbi OSMANLI-YAHUDİ HARBİ, İkin ci Dünya Savaşı da bir MİLLİYETÇİLER (kevmiyet. çiler) - YAHUDİ SAVAŞI'dır.
Birinci Dünya Savaşının en önemli sonucu. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması; ve Filistinde bir Yahudi Devletinin temellerinin atılması ise; İkinci Dünya Savaşının neticesi de, Filistinde bir İsrail Devletinin kurulması olmuştur. (
Her iki büyük savaşın da işyüzü henüz detayları ile gün ışığına çıkmış değildir. General Patton Olayı İkinci Dünya Savaşının içyüzünün anlaşılması için bize önemli ipuçları vermektedir.
TRT televizyonunda, biri geçtiğimiz yıl olmak üzere İki defa seyrettiğimiz bir film var: GENERAL PATTON. Okuyucularımız bizim şimdi burada vereceğimiz malûmat- la beraber filmi de dikkate alarak bir değerlendirmeye gi- derlerse, İkinci Dünya Harbinin içyüzünə şüphesiz biraz daha vakıf olacaklardır.
Yesevizâdenin deyimiyle bu harbin bir kavmiyetçiler - Yahudi Harbi olduğunu daha iyi görebileceklerdir.
Birliklerinin komutanı idi. Fevkalade cesur, milliyetçi ve vatansever bir askerdir. General Patton Afrika Cep- hesində Almanlara karşı Müttefik Orduları (Amerika, In- giltere, Fransa ve Sovyet Rusya) hesabına ilk ciddi zaferi kazanan komutandır. Patton bu savaşta Almanların meş- hur ve kıymetli komutanı Mareşal Rommel'i mağlup etmiş ve böylece de askeri dehasını ispat etmiştir. İşte bu kıy- metli komutan, savaşın sonlarına doğru Müttefik Orduları Başkomutanı General Eisenhower tarafından Doğu Avrupa Cephesine tayin edilir. Aynı zamanda şuurlu bir antikomü- nist olan Patton, o gün için müttefikleri pozisyonunda olan Rusya'nın Avrupa'nın büyük bir bölümünü işgal ederek oraları komünistleştirme emelinde olduğunu anlamakta ge- cikmez ve bu nedenle artık berteraf edilmiş olan Alman tehlikesinden sonra muhtemel bir Rus tehlikesini de peşi- nen önlemek ister. General, Amerikan, İngiliz ve Fransız Birliklerinin Doğuya doğru ilerliyerek, Rusya'nın Avrupa ül- kelerini işgal etmesini engellemek istemektedir. Patton Amerika - Rusya ittifakının zaten zoraki olduğunu düşün- mekte ve savaş sonrasında bunun bozulacağını sezmekte- dir. Zahirde haklıdır da. Ama gelgelelim daha üst seviye- deki görüşler değişik, hesaplar bambaşkadır. Hikâyeye Cevat Rıfkı Atilhan merhumun kaleminden devam edelim:
<<George Patton, Sovyet kuvvetlerinin müttefikleriyle yaptığı bütün antlaşmaları hiçe sayarak Avrupayı kurtar- mak maskesi altında Tekmil Avrupa'yı işgal etmekte ol- duklarını zamanının başkumandanı Ayzenhaur'a bir raporla bildirmişti. Aynı zamanda bir teklifle, «çıbanın küçük iken kesilip atılmasının doğru olacağı ve kuvvetle ilerliyen Amerikan Birliklerinin tekmil Avrupayı işgal ederek bu şe-
kilde bir Sovyet Istilasını önlemenin daha doğru ve isabetli olacağını söylemişti. Sovyetlerin buna kızarak bir harp hali takınmaları ihtimali karşısında zaten gayr-i samimi olan bu ittifakın er gec Amerika aleyhine bozulacağını, onun için iyisi mi hareket halindeki birliklerin bir an evvel Moskova'ya girmelerini teklif etmişti. Eğer bu teklif kabul edilmiş olsa idi beşeriyet bugünkü batağı gömülmiyecek, cok şey kazanacaktı. Bu teklif nasıl karşılandı bilirmisiniz? Avrupa'da Amerikan ordularının en fedakâr ve en başarılı olan generali Patton, sanki vatana hiyanet teklif etmiş gibi bütün muvaffakiyetli ve şerefli hizmetleri hiçe sayılarak henuz harp devam ederken Berlin'den yüz mil cephe geri- sine çektirilmiş ve vazifesinden azledilmişti.» (CEVAT RI- Sin ATİLHAN. Medeniyetin Batışı. Sh: 140-141. A Neşriyatı 1963 İstanbul)
Şimdi General Patton filminden bazı sahneleri hatır- latarak mevzuu biraz daha açalım.
Filmde Patton, saldırganlık ruhu taşıyan bir megalo manyak olarak takdim edilmekte ve yaptığı vatanseverce teklif yeteri kadar ve açık olarak anlatılmamaktadır. Yine bilhassa Türk seyircilerin herhalde hayretle izledikleri fa- kat mahiyetini çözmekte güçlükle karşılaştıkları bir başka sahne daha var: Patton hastanedeki yaralı askerlerini zi- yaret etmekte ve gördüğü manzaralar karşısında, asker- lerini çok sevdiği için üzülmekte ve hatta gözyaşlarını tu- tamamaktadır. Burasını bilhassa biz gayet iyi anlıyor ve Patton'a sempati duyuyoruz. Çünkü onun bu hali milliyet- perverce ve insanca bir tavırdır. Aynı zamanda gerçek bir Komutanın önemli vasıflarından biridir. Şimdi hastanede Deçen ikinci olaya ve sonrasına bir bakalım: Yaralılar ara- anda bulunan ve hastanede bir yatak işgal etmekte olan arda bulunan ve hastanede bin kendi kendini yaralokat duğunu öğrenen Patton, bu ere hakaret eder ve bir tokat
vurur. Bu er Amerikan ordusunda bulunan bir yahudi gen cidir. Patton'un bu hareketi gayet normal ve savaş halin de olan bir birliğin komutanın yapabileceği en doğru hare ketlerin içinde, en yumuşak olanıdır. Ve bir komutanın en azından böyle bir durum karşısında bu tarz bir tepki gös termesi savaşın kuraları ve psikolojisi yönünden zaruridir. Ama Patton'un o güne kadar öğrenemediği bir şey vardır. Tokat attığı er yahudidir ve her ne sebeble olursa olsun yahudi hukukuna görə bir yahudiyi küçük düşürmək veya ona vurmak suçtur ve cezayı müstelzimdir. Ve Ame- rika'nın Devlet Başkanı o gün için Yahudidir, Başkomutanı da yahudi uşağıdır. Bu tokadın cezası Patton'a şöyle öde- tilir: Patton'un komuta ettiği birlikler bir araya toplanacak ve Patton kendi askerlerinin huzurunda o «er»den özür diliyecektir. Karar «yukarıdan gelmiştir. Ve Patton kendi maiyeti önünde trajik bir nutuk çekerek cepheden kaçmak için kendini yaralıyan yahudi veletinden özür diler. Yahudi, kuvvet elinde olduğu zaman, hangi ülke içinde olursa ol sun kendi hukukunun borusunu öttürür və bu güc gösteri sine o ülkenin adalet mekanizmasını alet eder. Fransa'da 1894 yılında cereyan eden Dreyfüs olayında da böyle ol- muştur. Bütün suç delilleri ortaya çıkarılarak Fransa aley- hine casusluk yaptığı tesbit edilen Fransız ordusundaki Yahudi Yüzbaşısı Dreyfüs'ün rütbeleri sökülmüş və müeb- bet hapse mahkûm edilerek Fransız Guyanasındaki Şeytan adasına hapsedilmişti. Ama o zaman bütün dünya yahu- diliği ayağa kalkmış ve Dreyfüsün suçsuz olduğu iddia- sıyla Fransa'da ve dünyanın diğer birçok ülkelerinde kam- panyalar açılmış, mitingler tertiplenmişti. Neticede 5-10 sene hapis yattıktan sonra Yüzbaşı Alfred Dreyfüs'ün suc- suzluğu - güya - anlaşılarak serbest bırakılmış və rüt- beleri terfian iade edilmiştir. Yahudi bununla da yetinme- miş ve Dreyfüs'ü muhakeme eden hakimlerin mahkemeye verilerek hüküm giymelerini sağlamıştır. Və böylece Drey-
füs'u müebbet hapse mahkûm eden divan-sharp üyesi Fransız asıllı subaylar hapishaneye tıkılmışlardır. General Patton'a karşı yapılan bu muamele de aynı güç aynı man- tik ve aynı hukukun uygulanmasının bir başka örneğidir.
Milleti için yaptığı hizmetlerin mükafatını tec ziye ve te'dib edilerek gören Patton neticede, sava şılması icab eden düşmanın yahudi olduğunu anla mıştı. Amerikan milletinin milyonlarca evladının ya hudiliğin idealleri tahakkuk etsin diye ölüme sürül. düğünün farkına varan bu general, İkinci Dünya Sa- vaşının «Perde arkasına dikkati çeken bir kitap yaz mıştı. Fakat bunu neşredemeden esrarengiz bir şe kilde öldürüldü. Ondan sonra aynı teşebbüsü tek rarlamak istiyen karısı ve onun ölümünden sonra da kızı attan düşürülerek öldürüldüler.
Patton bu makûl ve vatanseverce teklifinin niçin şid- detle reddedildiğini ve cephe gerisine çekilerek inisiyatif- lerinin elinden alındığı ilk anda idrak etmekte güçlük çek- miştir. Ordusunun ve milletinin gönlünde taht kuran bu mümtaz asker ve komutan, Ayzenhaur ve şürekasınca tehlikeli görülmüş ve kendisine - kaza süsü verilerek- bir suikastta bulunulmuştur. Film de görüldüğü gibi bir askeri aracın hızla üzerine gelip onu ezmek istediği bu ilk suikast teşebbüsünden kıl payı kurtulan Pattan, bir müd- det sonra (hatıratını basmak istediği sıralarda) faili
kızı ve karısı da öldürülmüşlerdir. Bu generalin ve ailesi- nin başına gelenler yahudilliğin nekadar kindar valles masız olduğunu göstermesi bakımından da ibret vericidir.
Kitabımızın ilk sahifelerinde anlattığımız Ester ve Ha- man hikâyesi ile Patton olayı arasındaki benzerlik de fev- kalade calib-i dikkattir. Yahudilik, kendisinin düşmanı ola- rak gördüğü Haman'ı öldürttükten sonra onun on oğlunu da idam ettirmişti. Patton'un karısını ve kızını da öldürdü. («Cezaların şahsiliği>> prensibi Yahudi hukukunda yoktur).
Patton yahudiliğin gerçek mimarı olduğu Amerika - Rusya arasındaki gizli pazarlıklardan habersizdi. O sadece Amerikaya hizmet etmek ve beşeriyetin amansız bir düş- manı olan yahudi icadı komünizmin yayılmasını engelle- mek istiyordu. Ama yahudlik aynı fikirde değildi. tabii. Onun hesapları bambaşkaydı: Gerçekte yahudilik komünizm ve Sovyet taraftarı idi. Bu şu sebepten ileri geliyordu:
«Komünizm, yahudiliğin dünya hakimiyetini tesise gi- den yolda en etkili bir «alet - fikriyat» idi. Yahudilik, millet- lere hakim olunabilmesi için onların dinden ve milliyet şuurundan tecrit edilmesinin şart olduğunu biliyordu. Bu iş asla silah zoru ve kuvvete başvurularak gerçekleştiri- lemezdi. Yani bu metotla kitleler gerçek olarak din ve mil- liyet duygularından uzaklaştırılamazlar, belki geçici bir süre İçin sindirilebilirlerdi. Amą komünizm bir ideoloji, bir dün- ya görüşü olarak kabul edildiği takdirde; milletleri ayakta tutan «değer>»ler yıkılmış olacak ve milletler sürüleştirile- rek yahudiliğin yutabilmesi için hazır lokmalar haline ge- tirilecekti. Bugün de bu ideolojinin şampiyonluğunu Sov- Vetler yapıyordu ve bu sistem oraya yahudilik tarafından getirilmişti. Komünist ihtilal için yahudi milyarderler ser- yorlardı; ve bu dil yahudilik tarafından dünyanın tek dili harcamışlardı. Sovyet
olarak düşünülüyordu. Yahudilik muhayyel «tek dünyanın bayrağını orka-çekiç içine resmedilmiş «MAGEN DAVİT olarak şimdiden tesbit etmiş bulunuyordu. Başta Amerika olmak üzere gene bir yahudi icadı olan Liberal-Kapitalizmin mer'iyette bulunduğu ülkeler, yahudiliğin dünya hakimiyeti için çizdiği stratejinin uygulanmasında diğer dama taşları durumundaydı. Yani komünizm ve kapitalizm yahudi pla- nın alternatifleri olarak ihdas edilmişlerdi. Ancak bu iki sun'i yahudi alternatiflerinden komünizm, yahudiye hizmet yönünden bir rüçhaniyete sahipti. Nitekim sonraki yıllarda komünizm - kapitalizm kapışmalarında daima komünizm kazandırılmıştır. Ve komünist zaferlerini bizzat Amerikayı temsil ve idare etme durumunda bulunan yahudi asıllı dev- let adamları hazırlamışlardır. Bu Vietnam'da, Çin'de, Ma- caristan'da, Çekoslavakya'da, Küba'da, Nikaragua'da ve birçok Afrika ülkelerinde böyle olmuştur. Amerika sadece yaygara yapmış, kendi milletinin askerlerini öldürmüş, ko- münizmə karşı teşkilatlayıp savaştırdığı ülke halklarını sonradan komünistlerin insafına terkedivermiştir. Ve Ame- rika parmağını soktuğu hiçbir sağ sol kapışmasında, ar- ka çıktığı ve desteklediği tarafın komünistlere karşı zafer kazanmasını temin etmemiştir. Ve bu ihanet yüksek ma- kamlardaki yahudi asıllı veya uşak ruhlu idareciler vasıta- sıyla ve yahudiliğin «tek dünya» stratejisi uğruna yapılmış- tır. Bu hadiseler, yahudiliğin komünizmi yaygınlaştırmak için hem fikren ve hem de fiilen kapitalizmi nasıl bir ma- nivelâ olarak kullandığının en bariz örneğidir. Yani kapi- talizm komünizmin, komünizm de yahudiliğin basamağıdır. Zaten bu şeytanî doktrinin vâzıı olan yahudi Marks, komü- nizme geçiş için kapitalizmin varlığını şart olarak ileri sür- müştür. Yahudilik de bu şartı yerine getirmiştir.
1950'lerdeki Kore savaşlarında da durum aynı olmuş, bizim de onbini mütecaviz vatan evladını heba ettiğimiz bu savaşta (şehit olan askerlerimizi suçlamıyorum. Onlar
kalplerindeki ihlas dolayısıyla Allah indindeki lâyık olduk- ları en yüksek makama ulaşmışlardır) Birleşmiş Milletler Ordularına komuta eden General Mac Artur da aynı Ge- neral Patton gibi komünistlere karşı zafer kazanıp, Kore'- nin bölünmesini engellemek üzere iken, yahudi asıllı ABD Başkanı Salamon TRUMAN tarafından görevinden ABD bir. Böylece bir ülke daha kendi içinde parçalanmalınmas edilmiştir.
General Mac Arthur'un Amerikan halkı tarafından de- licesine sevilip desteklenmesi onun tekrar yetki sahibi ol- masına yetmemiştir. Ancak bu General ölümünden önce Kore Savaşlarının perde arkasını anlatan kitabını yayınla- mağa muvafak olabilmiştir. Bu hatırattan öğrendiğimize göre Birleşmiş Milletler Ordularının Harekât Planınları de- vamlı olarak B.M. kuvvetleri içinde görev yapan İngiliz or- dusundaki yahudi komutanlar tarafından Komünist Çin Kuvvetlerine iletilmiştir. Buna benzer yahudi ihanetleri her- zaman olmuş ve olacaktır.
Dönmelik, bir başka dinin mensubu olmaktan çı kıp müslüman olmak, hidayete ermek (ihtida) de ğildir.
«Dönmelik» İslâmdan çıkıp (İrtidad) bir başka dine geçiş de değildir. DÖNMELİK, aslen yahudi ka lındığı halde «müslüman» görünmektir. Yani mües seseleşmiş bir "yahudi münafıklığının adıdır.
Yahudilik hedefine varmak için her vasıtayı meşru görür. Ve binbir kılığa bürünmekte hiçbir sakınca görmez. Dönmelik meselesini de yahudilik - bu rûhî özelliğinin ge- reği olarak - müesseseleştirmiştir.
Konumuzla dolaylı ilgisi sebebiyle yahudilerin, hristi- yan toplumları arasında da aynı metoda başvurduğunu belirterek bu konuda da kısa bir bilgi vermeyi faydadan hâli görmedik:
İlk baskısı 1887 yılında Almanya'da yapılan kitapta (Theodor Fristch - Yahudi Meselesinin el Kitabı. Türkçesi. Münir Abdurrahman Akçağ Yay. 1971) şöyle deniliyor.
<<Bugün yahudilerin çıkarlarını Almanlarınkinden üstün tutan bir hükümet, ad taklitçiliğini kolaylaştırmaktadır. Böylece yahudiliğin ev sahibi halk içinde tasar-
ladığı kendi bencil planlarını gerçekleştirmesi ve amacına erismesi icn birçok yollar açık tutulmakta ve yahudiler hic fırsat kaçırmadan bu işten kolayca yararlanmaktadır- lar.» Ve yazar bu girişten sonra, hangi yahudi adlarının nangi Alman adına çevrildiğini havi bir liste veriyor inte birkaç örnek:
İBRANİCE
ALMANCA
Aron
Wolf
Benjamin
Arend
Emanuel
Mendel
Hesekiel
Haskel, Kaskel
Yoel
Julius
Markus
Marks
Sender
Aleksandır
Adı geçen kitapta yahudilerin Almanya'da hıristiyan- lar arasında siyasî, iktisadî, dinî, askeri vb. sahalarda iha- netlerinin nasıl icra edildiğine dair genişçe bir malûmat da var. Biz sadede gelelim :
TÜRKİYE'DEKİ DÖNMELİĞİN TARİHÇESİ
Bilindiği gibi İspanya'dan kovulan yahudiler, Avru- pa'da kendilerini kabul eden hiçbir ülke bulamayınca, za- manın Osmanlı padişahı Sultan Bayazıt'tan Osmanlı ül- kesinde yerleşmek için izin istemişler ve bu izin kendile- rine verilerek, başta Selânik ve İzmir olmak üzere iskân edilmişlerdir. Bunların sayıları o zaman 200.000 den fazla idi.
itibaren birtakım imtiyazlar elde ederek durumlarını kuv- Bu yahudiler, Kanuni Sultan Süleyman zamanından vetlendirmişlerdi.
Yahudilerde «mesih» inancı vardır. Yani yahudiler gü- nün birinde bir yahudini n(mesih) çıkarak, kendilerini kur- taracağına ve tekrar Kudüs'e götüreceğine inanırlar. Bu inanç tarih boyunca birçok yahudi mesihinin türemesi- ne yol açmıştır. Sabatay Sevi'den evvel Yemen'de, Girit'te ve diğer bazı yerlerde mesihler zuhur etmiş ve kendi irk- daşlarını dolandırmışlardı. Fakat tarih boyunca zuhur eden bu mesihlerden hiçbiri İzmirli Sabatay kadar şöhret ve nüfuz sahibi olamamıştır.
1626'da Mordehay Sevi'nin oğlu olarak İzmir'de dün- yaya gelen Sabatay Sevi küçük yaştan itibaren kendisini Yahudi Kutsal Kitaplarına vermiş; ve ilmiyle kısa zaman- da şöhret sahibi olmuştu. 22 yaşına gelince de gâibten birtakım haberler aldığını ve rüyalar gördüğünü söyliyerek kendisini yahudilerin kurtarıcısı olarak ilân etmiş; ve bun- dan böyle Mesih olarak tanıması gerektiğini iddia ederek bunu kabul etmiyenlerin günahkâr olacağını söylemiştir.
Sabatay kısa zamanda etrafına birçok mürid toplama başarısını göstermiştir. Şöhret basamaklarını yavaş yavaş tırmandıktan sonra diğer şehirlerdeki yahudi cemaatlarına da haberler göndererek onların da kendisine tâbi olmalarını istemiş ve bu arzusuna genellikle uyulmuştur. Sonra bir seyahata çıkan Sabatay Sevi, İstanbul, Selânik, Atina, Mısır ve Kudüs'e giderek orada da taraftarlar bulmuş ve İzmir'e dönüşünde yahudiler tarafından coşkunca karşı- lanarak kendisine mesihlik tacı giydirilmiştir.
Bu arada bazı Bektaşilerin de onun mesihliğini kabul etmesi, Sevi ve taraftarlarını iyiden iyiye azdırmış ve Sa- batay Sevi daha da ileri giderek Havralarda törenler es- nasında o güne kadar Padişah'ın adı zikredilirken, bu ge- leneğe de son vermiştir.
Fakat Sabatay'ın hareketleri başlangıçtan beri devlet tarafından takip ediliyor ve fakat fazla ciddiye alınmıyor- du. Ancak faaliyetlerinin tehlikeli boyutlara ulaşması üze- rine saray derhal harekete geçip Sabatay Sevi'yi tutuk- Jamak lüzumunu hissetmiştir. İstanbul'a getirilen Sabatay Sevi önce sadriazam tarafından sarguya çekilmiş, sonra Çanakkale'ye sürülüp Aydos kalesine hapsedilmiştir. Saba tay burada tutuklu bulunduğu esnada imparatorluk i Saba ve dışından gelen yüzlerce yahudi tarafından ziyaret editin Artık Sabatay Sevi <«Efsane Adam>> haline gelmiştir. Sa- batay Mesihlik iddiaların burada da sürdürmektedir. Bunun Üzerine Sabatay oradan alınarak tekrar İstanbul'a getiri- lir ve kurulan bir Ulema Mecisinde Mesihliğini ispata da- vet edilir
Kitaplarında yazılı olduğuna göre Mesihin özellikleri arasında ona ok işlemiyeceği hususu da vardır. Kendisine sorulduğunda Sabatay da bunu teyid ederek kendisine ok İşlemiyeceğini söyler. Bunun üzerine Sabatay Sevi'nin üze- rindeki gömlek çıkartılarak okçuların karşısına geçirilir Foyasının meydana çıkacağını anlıyan «Sahtekâr», bu defc mesihliğini inkâr eder ve bu sıfatın kendisine bazı yahudi ler tarafından yakıştırıldığını söyler; ve ölümden kurtulmal İçin Ulemânın huzurunda kelime-i şehadet getirir. Amm Sabatay Sevi «Müslüman» olmuştur. Bundan sonra on Sarık giydirilerek Kapıcıbaşılık ünvanı verilir ve bir maa bağlanır.
Sabatay Sevi Müslümanlığı zahiren kabul etmiş. ti. Bir yandan (görünüşte) müslüman gibi yaşarken diğer taraftan gizlice yahudilerle temasım devam et- tiriyor; onlara, aslen yahudi kaldığını ve davaları için bu şekilde hareket etmesi lazım geldiğini söy lüyordu.
Sabatay Sevi önceleri yahudi gizli teşkilatlarının ferdi planlarda yaptırdıkları bu işi genelleştirerek bir dönmeler cemaatı oluşturmuştur. Bu cemaat sonraları imparatorluğumuzun yıkılışında baş rolü oyntyacaktı.
Görünüşte müslüman olmasına rağmen kalben yahudi dininde kalan Sabatay Sevi kendisine taraftarlarınca «me- sih lakabı yerine takılan «aziz» ünvanıyla, Aziz Mehmet Efendi olarak gizliden gizliye faaliyetlerini sürdürüyordu.
Bu mesaisi cümlesinden olan 18 maddelik bir nizam- name hazırlamıştı. Bu nizamname kendisine tabi olan ya- hudilerin takip edecekleri hatt-ı harekâtın temel prensip- lerini havi idi. Böylece Sabatay Sevi yahudileri yeni duruma göre yönlendirmiş oluyordu.
Gaye gene değişmemiş, fakat gayeye varılması için takip edilmesi gereken yol değişmişti. Ona göre yahudi- ler bundan böyle görünüşte- yahudilikten ayrılacak- lar, fakat gizlice yahudilik için çalışacaklardı. Bu yeni me- tot amiyâne tabirle bir «araziye uyma»
taktiği idi. Bahse konu 18 maddelik nizamnamənin en önemli maddeleri şunlardır:
«Madde 16 On altıncısı budur ki Türklerin âdet- lerine - onların gözlerini örtmek maksadıyla - dikkat det sin. Ramazan orucunu tatbik için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için de yapılsın. Gözün gördüğü her şey ifa edilmelidir.
Madde 14 Ondördüncüsü budur ki Davud'un Me- zamir'i (Tevrat'taki bir bölümün adı) hergün gizli olarak okunsun.
Madde 17- Onyedincisi budur ki onlarla (müslüman- larla) nikah akdedilmemesi lâzımdır.» (İ. Alaeddin Gövsa. Sabatay Sevi ve Dönmelik)
Görüldüğü gibi Sabatay Sevi müridlerine, «ad değiş- tirip müslüman görünmeyi» tavsiye etmiştir.
Sabatay Sevi yahudilerin, müslüman ülkesinde siyo- nizm için daha rahat çalışabilmelerini «müslüman görün- Meye bağlamıştır. Bu, yahudilik için memleketimizde uy- gulanmasına başlanılan yeni bir strateji idi.
İşte Sultan Beyazıd'ın «merhamet-i şahanesine sığı laninca derhal devlete kafa tutmuş, fakat devlet kudretini tip kendilerine yaşıyacak bir yer bulan yahudi, biraz palazi Meri için daha emîn; fakat bizim için daha tehlikeli olan göstermeye kalkınca hemen eğilerek bambaşka ve kendi- Yeni oyununu sahnelemiştir.
Dönmeler Sabatay Sevinin yukarıda zikrettiğimiz ni- zamnaməsinin 17. maddesi mucibince dışarıdan kız alıp vermeyi yasaklamışlardır. Bu demekti ki, dönmeler ayrı bir cemaat olacaklardı. Nitekim asırlar boyunca onlar bu prensibe riayet etmişlerdir. Meşhur komünist Zekeriya Sertel hatıratında kendisinin dönmelerden olan bir kızla (Sabiha Sertel) evlenişinin Türkiye'deki ilk evlilik olduğunu ballandıra ballandıra anlatmaktadır. Dönmelik, yahudilik içinde de ayrı bir mezhep oluşturmuştu. Bu mezhebin adı da kurucusuna izafeten SABATAİSTLİK idi.
Bunlar, Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde müstakil, kapalı birer cemaat olarak varlıklarını sürdürdüler ve ha- len de sürdürmektedirler. Başta; şimdi sınırlarımız dı- şında bulunan - Selanik olmak üzere, İstanbul, İzmir, Edirne, Bursa, Gaziantep, Ankara, İskenserun şehirlerinde ihmal edilemiyecek sayıda «dönme>> yaşıyordu.
İmparatorluğumuzun zayıflamasıyla ters orantılı ola- rak dönmeler kuvvet kazanıyorlardı. Hele «Tanzimat>>tan sonra iyice güçlenmişler ve devlet üzerinde nüfuz sahibi olacak duruma gelmişlerdi.
Lâle devrinde Türkiye'de ilk locasını açan masonlu- ğun, ilk müntesipleri dönmeler idi. Sultan İkinci Abdülha- mid'in tahta çıktıktan sonra uyguladığı basiretli bir ant-i siyonist politika ve idarenin yahudi nüfuzundan tecrit edil- mesi, dönmelerin bu büyük sultana düşmanlık beslemele- rine yol açmış ve dönmeler bütün mesailerini Abdülhamid'- in düşürülmesi için harcamaya başlamışlardı.
Dönmeler, gerek Abdülhamid'in hal'linde ve gerekse imparatrluğumuzun yıkılışında başrolü oynamışlardır. Burada şunu hatırlatmakta da fayda görüyorum;
<<»lerin çalışmaları sadece siyasi alana inhisar et- memektedir. Dönmeler, bizim iktisadî, fikrî kültürel haya-
miza da derinden nüfuz etmişler, milletimizi ayakta tutan değerleri acımasızca darbelemişlerdir. Basın, yayın, sine- ano, tiyatro maalesef büyük ölçüde onların tekelindedir. Bir Selänk Dönmesi olan Ahmet Emin Yalman'la basliyan besin hayatımız üzerindeki dönme ambargosu jevam etmektedir. bugün de
Oiktisadi hayatımız ise hemen hemen Rotary ve Lions teskilatları vasıtasıyla yahudi ve yahudi dönmelerinin elin- dedir. Kültür ve eğitim alanında dönmelerin etkisi diğer sahalardakinden daha az değildir. Burada isim isim onlarn sayacak değil. Fakat o zihniyetin koyduğu lor de programlar geniş bir uygulama sahası bulmuşlardır. Mil letimizi fikir, kültür ve ruh olarak yoğurma vazifesi göre cek olan ilim ve sanat hayatı, Türk insanını dininden, mil- Iyetinden, tarihinden bihaber yetişmesine hizmet etmek- ten başka onun; insan olarak sahip olduğu tabii vasıflarını da köreltmeğe çalışmaktadır. Bugünkü eğitim-öğretim sosyal bilimlerden müsbet bilimlere kadar; insanımızın bilgi, kabiliyet ve istidadını geliştirmek yerine tam aksini vermektedir.
Son yıllarda memleketimizde 'ilim'de, fikirde, sanatta büyük isimlerin yetişmemesini kültür, eğitim-öğretim ha- yatımızdaki yanlış ölçülere göre yapılan uygulamalarda tramak bizi hatalı bir yöne götürmiyecektir.
Mevzuumuz dönmelik hakkında müstakil bir araştır- ma yapmak değildir. Yalnız yahudi meselesinin çok önemli bir unsuru olması hasebiyle, bu mevzuda bazı satrbagian Mardik. Konunun öneminin biraz daha anlaşılması için vara mada bizim adlarımıza benzer isimlerle dolaşan ölü ayda og bazı şahısların dönme olduklarını hatırlatmakta fayda tau konuyu yeteri kadar bilmekte, ne de bazı meşhur dön- duğu kanatındayım. Zira bilhassa genç nesillerimiz, ne meleri tanımaktadırlar.
Ahmed Emin Yalman: Meşrutiyet yıllarından itibaren ga-
zetecilik yaptı. Vatan gazetesinin sahibi olan Yalman Türkiyə toprakları üzerinde bir Ermenistan kurulma- sından yana idi ve Milli Mücadele yıllarında Halide Edip Adıvar ile beraber Amerikan Mandası istiyenlerin elebaşısı idi. Eski Başvekillerden merhum Adnan Men- deres onun için «Allah insanı A. Emin Yalman'ın dost- luğundan korusun» demişti.
Abdi İpekçi: Milliyet Gazetesinin eski başyazarı. Mahke- me kararına göre M. Ali Ağca tarafından katledilmiş- tir. Ancak son günlerde bu ölüm olayı yeniden gün- deme gelmiştir.
İsmail Cem İpekçi: Halen Güneş gazetesi yazarı
Osman Kibar: Eski İzmir Belediye Reisi.
Fuat Bezmen: Santral Holdingin sahibi. Hakkında Döviz kaçakçılığı ve yolsuzluktan tahkik açılınca Amerika'ya kaçtı.
Ve diğerleri......
Türkiye'de dönmelik hakkında ilmî araştırma niteliği taşıyan sadece «bir» eser neşredilmiştir. İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Dr. Abdurrahman Küçük'ün doktora tezi olarak hazırladığı «dönmelik ve Dönmeler üzerine>>> adlı araştırması Ötüken yayınları arasında yayınlanmıştır. Halen piyasada mevcuttur.
Yahudilik, herhangi bir yerde görünmek iste mediği zaman devreye, dolaylı veya maskeli olarak girer. Yahudiliğin temel metotlarından birisi de bu dur.
«Maskeler kişilere, gruplara, teşkilatlara ve hat- ta «fikir» ve «sistem»lere giydirilir. İşte bütün bu «maskeliler tarih boyunca yahudiliğin eli, ayağı, ku- lağı ve gözü olagelmişlerdir. Bunlar olmadan yahu diliğin başarısı «muhal»dir. Binaenaleyh bu maskeli teşkilât, kişi, grup, fikir ve «sistemlerle mücadele; yahudilikle yapılacak mücadelenin içinde mütelea edilmelidir.
Yahudilik gittiği her yere problemini de götürdüğün- den asırlar boyunca ve doğrudan doğruya «zat»ı vasita- sıyla istediklerini elde etmede güçlükle karşılaşmıştır. Bu durum yahudiliğin, faaliyetlerinin büyük bir bölümünü gizli Yapması yanında; maske kullanması zaruretini de bera- buriyetin ifadesi olarak vücut bulmuştur. «Dönmelik bu berinde getirmiştir. İşte «Maskeli Yahudilik» böyle bir meca Yolda kurduğu ilk önemli müessesedir. Fakat biz ⟪maskeli Yahudilik>>ten «dönmelik» dışında kalan; yahudi damgası- Min daha ustaca gizlendiği «müessese>>leri kastediyoruz.
Bu müesseseler, kişi grup, teşkilat, «fikir» və «sistemler şeklinde zuhur etmişlerdir. Yahudilik bu işte. - kuruculuk ve kontrol mekanizması kendisində olmak şartıyla ve genel olarak gayr-ı yahudi olan veya öyle görünen unsurlan kullanmıştır. Ama bu unsurlara kendi ruh ve karakterini enjekte ettikten sonra!.. O halde leri yahudi'nin <ı değil, fakat «ayn»ı olarak görmemiz icabettiği hu- susu kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü maskeli yahudi ile <<«maskesiz>i arasında bir ruh, bir keyfiyet ve son tahlilde bir fonksiyon «aynıyet»i veya iştiraki bahis konusudur. Mesele, aynı gaye için yapılan bir vazife taksiminden iba- rettir.
Bu konuda gene detaylara girecek veya yahudiliğin bütün maskeli unsurlarını sayıp dökecek değiliz. Esasen bu işin üstesinden gelmek sadece yazı ve araştırmalara münhasır olsa bile fertlerin güç ve imkanlarının çok üzerin- dedir.
Biz bu çerçeve içinde sadece yukarıda verdiğimiz ge- nel tanımımıza ilâveten önemli gördüğümüz və bildiğimiz bazı «maskeli yudaik unsurları zikredip bunlar hakkın- da komprime malûmât vereceğiz :
C MASONLUK
Kuruluşu çok eskilere dayanan masonluğun bilinen tarihi ortaçağdan itibaren başlar. Günümüz masonluğunun aldığı şeklin temelleri ise 18. Yüzyılın başlarında atılmış- tır.
Masonluk bir doktrinin özelliklerini taşıma iddialarına rağmen, temelde orijinal değildir. Savunduğu fikirler to- mamen ibrânîdir. Masonluğa müstakil bir doktrin olarak değil de bir metodoloji olarak bakmak daha doğru olur.
Masonluk dünya çapında - büyük ve küçük <loca» lar halinde - teşkilatlanmıştır. Her locanın kendisine göre
bir vazifesi, çalışma sahası vardır. Masonlar bu localarda öğretim görürler ve derece derece terfi ederek üst bosa- maklara doğru tırmanırlar. Her derecenin kendine göre sırları vardır. Alt derecedekiler kendilerinden üst derece- lerdeki sırları bilmezler, bu sırlar onlara resmen öğretilmez. Localarda belli bir sistem ve program dahilinde ma- sonik öğretim ve eğitim yapılır. Bu öğretim masonluğun kendine has sembol ve allegorileri vasıtasıyla olur. Orada hicbir şey acık olarak verilmez, anlatılmaz. Mason, sem- bol ve allegori zarfı içinde verilen fikirleri, kendi öz sem
tir. Masonluğun sembol ve allegorilerinin büyük bölümü Tevrat, Talmut ve Kabbala'dan alınmıştır. Masonluğun ya- hudi karakterini ifad eeden en önemli husus budur. Ayrıca masonluğa intisap edenlerin kişilik yapıları ile bu cemiyetin toplum hayatı üzerinde bugüne kadar icra ettiği fonksiyon- lar onun Siyonizmin kör bir maşasından başka birşey ol- madığını göstermiştir. Bugün, yeryüzünde içinde yahudi- nin olmadığı hiçbir mason locası yoktur.
Biz sözü uzatmadan masonluğun önemli bünye özel- liklerinden bazılarını, genel bir fikir edinilmesi için mad- deleştirerek verelim :
a) Masonluk da yahudilik gibi BEYNELMİLEL'dir.
b) Derecelendirilmiş bir yapıya sahiptir.
c) Mason dernekleri «gizli>», veya (kendi tabirlerine göre) <kapalıdır. (PANDORA'nın KUTUSU gibi)
birtakım müeyyidelere sahiptir. Masonlar yaşadıkları ül- d) Masonluk çok sıkı bir «disipline ve kendi içinde kelerin kanunlarından önce kendilerini bu müeyyidelerle bağımlı sayarlar.
ettiği sıfat; loca tarafından kendisine tevdi edilen sıfat ve Buna parelel olarak bir masonun esas olarak kabul
rütbedir. O şahsın loca dışında haiz olduğu sıfat ve rüt. beler ise masonluk indinde bir önemi haiz değildir. Mason, bu sıfat ve rütbeleri (harici) kalben benimsememekle mü- kelleftir. Bu harici etiketler onun için masonluğa hizmete vasıta olma derecelerine göre önem arzederler.
Meselâ yeni mason olan bir başbakan veya devlet başkanının hakiki sıfatı «ham taştır. Ünvanı «çıraktır. Ve o locadaki temel eğitimini belki de; dışarıda kendi mai- yetinde çalışan - sıradan bir müdürün nezaretinde ya- pacaktır.
e) Her mason locaya muntazaman aidat ödemek zo- rundandır.
f) Kendilerine has sembol, işaret, jest ve özel lügat- ları vardır. Bunlar kendi aralarında konuşma, tanışma ve haberleşmede masonlarca kullanılmak durumundadır. (Üç gen, göz, çekic, tabii görünen bazı özel jest ve selâmlaş- malar (toka), «insan», «hüriyet», «eşitlik», gibi kelimeler masonik manaları olan semboler cümlesindendir).
g) Siyasetle «hükmî şahsiyet» olarak uğraşmadığını söyliyen masonluk, siyasetle uğraşan (loca dışında) üye- lerini siyasi hayatta yaptıklarının masonik ilkelerle bağ- daşmasını bu üyelerine karşı şart olarak ileri sürer.
(Masonluk konusunda çok geniş ve şimdiye kadar Türkiye'de bu konuda yapılan bütün araştırmaların ele aldığı yönleri de havi olan bir inceleme hazırlamış bu- lunuyorum. İnşalllah bunu yakın zamanda kitap olarak yayına arzedeceğim).
BILDERBERG çok önemli bir maškell kuruluşu olup mahdut sayıdaki üyeleri arasınd yaca tanınmış, ilim, devlet, fikir ve sanat vardır. Çeşitli mesleklerden olan bu kişilerin piš nu, yahudi asıllı olanlar teşkil etmektedir. Geri külm lar ise masondur.
Beynelmilel bir cemiyet olan Bilderbergin Tav kiye sorumlusu eski büyükelçilerden MUHARREM NURI BİRGİ'dir. Şu andaki en faal elemanı ise mes hur damat ve Milliyet gazetesi yazarlarından METIN TOKER'dir.
Bu teşkilât hakkında ilk bilgiyi Türk okuyu merhum Cevat Rıfat Atilhan 1965 yılında neşrattiö Danve tilâlcileri İsrail» adlı kitabında vermektedir. (sh: 304-305
«KÖTÜLÜK KUVVETLERİ
Sor eden «Newa Nationalist>> isimli derai 1964 tarihli so Müstakil ve Milliyetçi İrlanda'nın Dublin serinde in- Visinda A.C.E. adlı bir İspanyol Dergisine atfen werddo
haberde «Yahudi Hülyasını tahakkuk ettirme için A.B.D. de muazzam bir nüfuza sahip olan gizli ve mücrim bir far- mason teşkilatı hakkında şu beyanda bulunmaktadır:
Bu teşkilât mücrim bir farmason tarikatı olan B'nei Brith'e benzemektedir. Bilderbergler, çoğu zaman «Aşka- nazim>>lerden (şark yahudisi) müteşekkildir. Bundan ma- ada aşağıda isimlerini sayacağımız şahıslardan büyük bir kısmının anneleri yahudi olan kimselerdir. Yahudi şeriatına göre anneleri yahudi olanlar tamamen yahudi sayılmakta- dırlar...... BİR SİYONİST DÜNYA HÜKÜMETİ KURMAK İÇİN BİLDERBERG TEŞKİLATI B'NEİ BRİTH TARİKATI (B'nei Brith hakkında bilgi vermiştik) VE DİĞER YAHUDİ TEŞKİLATLARI İLE GAYET SIKI BİR İŞBİRLİĞİ YAPМАК- TADIR.»
C. Rıfat kitabında 17 Şubat 1957 tarihinde Saint Simon adasında yapılan Bilderberg Toplantısına katılanrın isimle- rini de liste halinde veriyor. Bu listede o günün şöhretli politikacıları ve gazetecileri var. Çoğu A.B.D. li ve Avrupalı. Fakat bu listede bizim dikkatimizi çeken en önemli isim HENRY KİSSİNGER!.. Evet, yıl 1957. Henry Kissinger belki o zaman otuz yaşında bile değil. Hiç bir şöhreti ve ünvanı yok. Ama gizli Dünya Hükümetinin kabinesinde bir üye. Bu adamın sonraları Dünya politikasındaki tesirleri malûm.
Bilderberg hakkında Türk Kamuoyunun dikkati 1975 Nisanında İzmir Altınyunus'ta yapılan «Bilderberg Toplan- tısı ile uyanmıştı. Bu toplantı hakkında da o zaman ba- sında birçok haber ve yorumlar da çıkmıştı. Ancak bu meseleyi derli toplu gerçekci ve ilmî olarak ele alıp kitap- laştıran Yesevîzade oldu. (BİLDERBERG GROUP. adlı bu kitap Kayıhan Yayınları arasında neşredildi). Bu cemiyet hakkında elimizde bulunan bazı belgelere dayanarak Ül- kücü Kadro Dergisinde bir makale neşretmiştik. Şimdi bư
teşkilat hakkında yahudilikle ilişkisi nokta-i nazarından toplu bir bilgi vererek yorumda bulunalım:
Bilderberg teşkilatı 30 vil kadar önce Hollanda Prensi Bernhard'in başkanı olduğu elit bir grup tarafından kurul- muştur. Bu grubun içinde bilhasa çeşitli ülkelere men- sup hariciyecilerin fazlalığı dikkati çekmektedir. Bu husus, Bilderberg'in Beynelmilel Politik karakterini önemli delildir. gösteren en
Yeri geldikçe sık sık temas ettiğimiz gibi yahudilik bey- nelmileldir; ve nihâi gayesi bir DÜNYA DEVLETİ kurmak- fur. Siyonizmin bu hedef için asırlardan beri yaptığımızl Calışmalar İkinci Dünya Harbinden sonra ilk ciddi siyası neticelerini verince, yahudlik gizlilik kapısını biraz arala- mıştır. Böylece siyonizmin yarı - açık karakterdeki bir dö- nemi başlamıştır. Bu dönem onların tabiriyle bir intikal (ge- çiş) dönemidir. Her dönemin, - kendi yapısına uygun ola- rak-kurmak ve geliştirmek zorunda olduğu yeni mües- seseler olması gereği, intikal döneminin istediği müessese- lerin kurulmasını da zaruri kılmıştır. Böylece gizlilikten çı- kıp, kapalılığa veya yarı açık bir duruma geçiş başlamış- tır. İşte Bilderberg de bu tip teşkilatlardan biridir.
Bilderberg yahudiliğin «batı dünyasındaki en büyük siyasî organıdır; ve Türkiye dahil «demokratik» düzenle idare edilen ülkelerde şûbe niteliğini taşıyan teşkilatları Vardır. Bilderberg, Siyonizmin teorisiyle uğraşan bir teş- kilât değildir. Bu topluluk, siyonizm için kısa ve orta vadeli Uygulama plânları yapan ve bunları icra eden beynelmilel bir kabine vasfını taşımaktadır. Üyelerinin kimliği, toplan yer ve zamanları ile, bu toplantıları «akt» ediş tarzları Bilderbergin icra organı özelliğini taşıdığını gösterir.
Üzere nisan ayı içinde yapılır. Toplantılarda gizliliğe azami Bilderberg toplantıları her yıl bir başka ülkede olmak
derecede riayet edilir. Bunu temin için toplantı yapılan yer karadan havadan ve eğer şehir sahilde ise - deniz. den korumaya alınır. Toplantı yerine üyelerin dışında kim. se sokulmaz. Gazeteciler ve haber ajansları mümessilleri oraya giremezler. Toplantı yapılan salonun duvar ve tavan- ları ses geçirmez halılarla kaplanır. Bunlara ilâveten ora- da konuşulanlar ve alınan kararlar yazılmaz, zabıt tutul- maz. Bu da yetmiyormuş gibi konuşmalar fısıltı halinde yapılır. (Bu metot yahudiliğin metodunun aynıdır. Onlarda da plânlarının yazıya geçmemiş sözlü bölümleri vardır. Bu şifahî sırların hepsini bilen sadece üç yahudi önderidir).
Burada konuşulanlar, toplantıya katılanlar tarafından unutulmaz, alınan kararlar kesindir. Her üye, burada alı- nan kararları kendi görev alanı içinde uygulamak mecburi- yetindedir. Cemiyetin, üyelerini bağlayıcılığı birinci dere- cededir. Yani vatandaşı olduğu ülkelerin kanun ve men- faatları bu cemiyetin kanun ve menfaatlerine göre tali de- recededir. Durum böyle oluunca cemiyetin üyesi olan çe- şitli ülkelere mensup politikacıların görevleri; temsilcileri durumunda oldukları ülke ve halkların menfaatlerini koru- mak değil, ülke ve halklarını Bilderbergin direktifleri isti- kametinde yönetmektir.
Bir ülkeyi bu cemiyetin direktiflerine göre yönetmek demek, cihan çapındaki yahudi strotejisini kendi görev sa- hası ve yaşadığı ülke çapında uygulamak demektir ki, bu- nun da milli politika ve hedeflerle en ufak bir alakası yok- tur. Dünya çapındaki bir makro planın gereği olarak, bu hedefe giden yolda «cemiyet>> üyesi liderlerin gerek söz, ve gerekse icraat olarak yaptıkları müsbet görüntülü işle- rin tamamı belli bir taktiğin uygulanmasından başka birşey değildir. Onun için arasıra çerez kabilinden de olsa koz- mopolit önderlerin bu tip söz ve hareketlerine aldanmamak gerekir. Bizim için kıymeti haiz olan liderler, beynelmilel
yahudi ve benzeri organizasyonlara bulaşmamış, saibeler- den uzak, milli menfaatlerimizin takipçisi ve İslâma gö nülden bağlı liderlerdir. Ölçü budur. Gerisi laf-ü güzüftir.
Evet, şimdi bize şu soru sorulabilir. Madem ki Bilder- berg bu kadar gizlilik içinde kararlar alıyor, hiçbirşeyi yazıp cizmiyor ortada bir belge de yok; o halde biz bu cemiyetin uğraştığını, ne kararlar bileceğiz; ve bu durumda onların aleyhinde dap ve nasıl hangi noktaya geleceğiz? Böyle bir soruya şöyle bir cevap verelim:
<in esas fikir, plan ve icraatının ne oldu- ğunu söyliyebilmek için, «bilinenlerden bilinmiyenler oldu- junenlerden görünmiyenleri istidlal edeceğiz. Bu tarz akıl yürütme ve mantık bizi doğru istikamete yöneltiği kadar bize onların aldıkları karar ve icraatları hakkında da doğru bir fikir verecektir. Ve güçlü olunduğu takdirde bunların tasfiyesi için gerekli olan ön bilgileri bize kazandırmış olacaktır. Şimdi bunlar hakkında neleri bildiğimizi ortaya dökelim:
a) Bu cemiyet gayr-ı müslimler tarafından kurulmuş- tur. Hali hazırdaki üyelerinin büyük çoğunluğu yahudi ve hıristiyandır. Müslüman etiketi taşıyan üyeler ise, <> veya masondurlar; ve onların, ne hususi ne ilmi ne siyasî ve ne de iktisadi hayatlarında «islâm»la bir alâkaları yoktur. Binaenaleyh onlardan ne Türkiye, ne de diğer islâm ülkele- rine bir hizmet yapmaları beklenemez. Böyle bir umud ta- şımak gaflettir, abesle iştigaldir.
b) Bilderberg'de çeşitli devletlerin temsilcisi duru- munda olanların bulunması, onun beynelmilel karakterini gösterir. Üyeler bu farklı görünümlerine rağmen, orada alın ankara Üyeler bu farklı görguladıklarına göre eceived Tradesini: temsilcileri durumunda oldukları milletlerin veya
grupların (parti) irade ve temayülerinin üzerinde tutmuş olmaktadırlar ki, bu da onların ihanet ve riyakârılklarını gösterir. Nitekim bu toplantılardan birine katılan bir üye, başkanı olduğu bir topluluğun kendisini bu toplantı ile ilgili bilgi vermeye davet edip murakabeye teşeb büsü üzerine! «Orada konuşulanları açıklamaya yetkili değilim.» diyere kişin içinden sıyrılmağa kalkışmış, fakat kendisine bu konuda daha fazla baskı yapılınca başkanlık- tan istifade etme pahasına Bilderberg toplantısının sırla- rını muhafaza edeceğini söylemiştir. Ve böylece bu kişinin gerçekte nereye bağlı olduğu ve kimlerin emrinde çalıştığı kendi beyanına görə sabit olmuştur. Bu vak'a da bizce ce- miyetin yapısı hakkında çok esaslı bilgi kaynağı olarak de- ğerlendirilmelidir.
c) Bu cemiyet bünyesindeki çeşitli devlet temsilcileri kendi aralarından su sızdırmıyorlar, birbirlerini kardeş ve sırdaş kabul ediyorlar, aralarında hiçbir ihtilafa düşmü- yorlar da; neden temsil etme mevkiinde oldukları devletleri ve milletleri birbirlerine düşman ediyorlar ve kan döküyor- lar? Demek ki onların vazifesi devletleri ve milletleri bir- birlerine düşman etmek, onlar arasındaki ihtilafları körük- memek, fakat kendilerini emniyete almaktır. Sürekli ihtilaf durumu, bir anlaşmazlık olduğu manasını tazammun eder. Bilderberger biraderler devlet veya, millet «temsil>cilerl sıfatını lâyıkıyle haiz olsalardı kendi aralarında uyumluluk arzetmeleri mümkün olamazdı. Binaenaleyh onları birbir- lerine bağlıyan ve uyum içinde çalışmalarını sağlıyan «dev- let>»lerinnin veya «halk>»larının prensip, görüş veya tema- yülleri değildir. Ve zaten olamaz da. O halde onları aynı noktaya getiren ve bir çatı altında ioplıyan bir başka öl- çünün varlığı bahis konusudur. O da «yahudiliğe hizmet>> ölçüsüdür Bu da içinde yaşadıkları ülke ve halkları yahudi âmâline peşkeş çekme hususundaki beraberlik key- fiyetidir.
d) geçirilmiyor. şifahi olarak açıklanıyor ve sadece üyeler tarafından bilini- yor demiştik. Peki, bunların neler olduğunu, kendileri söy- lemediklerine ve yazıya geçirmediklerine göre bunları bizim ele geçirmemiz imkânsız olduğundan, konuşulanların ve ali- nan kararların neler olduğu nasıl öğrenebileceğiz veya an- yabileceğiz? Bunun da yolu var. Gerci bu yol çok zor ama Üzerinde mesafe alınarak hedefe varılmaması da zor ama değil. Bu yolun teorik formülü gayet basit. İki ölçüye da- yanmakta:
1) «Eser>den müssire doğru gitmek
2) «Müssir'den «eser>»e doğru gitmek,
1) «Eser>> faktörü: O toplantılarda alınan kararlar, <», «iktisadi» ve hatta «as- keri» uygulama alanlarına konulacak; ve bu işlerden millet ve devletler için bazı önemli sonuçlar çıkacaktır. ve çıka- cak olaylar birçok devlet ve milletleri ilgilendirecektir. Bunların iyi takip edilip değerlendirilmesi, yani<< tezahür lerin, »lerin, toplulukların, cemaatların veya cemi- Detlerin işidir.
Üyelerinin «kimlikleri teşkil eder. Cemiyetin gayesi, üye- 2) Müessir «faktörünü ise «cemiyet»in yapısı ve
lerinin sahip olduğu ideoloji, o günkü genel dünya kon Jüktürü bu konuda ipuçları verebilir.
Bu genel bilgiyle biz - dünya hadiselerini ciddi bir şe kilde takip ederek - Bilderberglerin kendi ülkelerinde ne- leri yapmakla görevlendirildiklerini rahatlıkla çıkarabiliriz. Bu konuda bize yardımcı olacak vasıtalardan en önemlisi de onların emri altında bulunan kitle yayın araçlarıdır. Bu yayınlara bakılarak hangi hadiselerin kimler tarafından ve ne için programlandığı bu yayın araçlarından kamuoyuna verilen haber, yorum, bilgi, telkin ve imajlardan çıkarıla bilinir.
Bu <«metot» un ne şekilde bir bilgi vasıtası olabileceğini ve onların bu yayın araçlarını kullanma prensiplerini anlat- mak ayrı bir tetkik ister. Biz burada meseleye sadece bir atıfta bulunduk. Bilderberg hakkında daha etaflı bilgi edin- mek istiyenlere yukarıda adı geçen kitabı tavsiye ederek; çok kısa bir özet halinde Rotary ve Lions Klüplerini de zik- retmede fayda görüyoruz.
ROTARY ve LİONS KLÜPLERİ
Rotarienler ve Lionslar, iktisadi alan başta olmak üze re sosyal, kültürel ve siyasi sahada faaliyet gösterirler.
Klüp üyelerinin çoğunluğu Yahudi, Ermeni, Rum ve <<>lerdir. Siyasi amaçları Yahudiliğin nihai amacı ile aynıdır. «TEK DÜNYA!..» Yani Yahudi'nin efendi, diğer mil- letlerin esir ve köle olacakları tek bir «DÜNYA DEVLETİ>> İçin çalışmak!..
Klüplerin iktisadi, sosyal ve kültürel çaılşmalarının stra- tejisinin bu amaç tayin eder.
Beynəlmiləl yahudiliğin bu asrın başlarında kurduğu Rotary ve Lions Klüpleri de, Bilderberg ve masonluk kadar
üst seviyede olmadığı halde üye sayısının çokluğu, kasaba- lara kadara yayılan şubeleri dolayısıyle büyük önemi haiz- dir.
Bu teşkilatlar doku itibariyle diğer maske teşkilatlar kadar sıkı değildir. Bu sebeble gerek üyelik ve gerekse gō- rünürdeki teşkilat disiplini itibariyle o kadar hassas olduğu söylenemez. Ancak, teşkilatların yapısından gelen bir özel- lik dolayısıyla, toplum hayatı ve hükümetler üzerindeki etki- leri de ihmal edilemiyecek kadar büyüktür.
Genel Merkezleri Amerika'da olan Rotary ve Lions Klüpleri <«meslek teşkilatları özelliği taşırlar. Teşkilat «klüp birimlerinə dayanır. Bu klüpler bünyelerine değişik mesleklerin temsilcilerinden sadece (birer) üye alırlar (is- tisnai durumlar vardır). Bu meslek sahipleri kendi klüple- rine aza olanlardan başlıyarak, ülke hudutları içindeki ve dışındaki üyelerle dayanışmaya girerler. Her klüp üyesi ev- velemirde rotairien veya lions olan kişilerle iş yapma mükel- lefiyetinde olduğundan (kardeş) üyeler, klüp dışındaki mes- lekdaşlarının iş hacimlerini daraltmış olacaklar, kendi ar- kadaşlarını ise menfaatdar ederek onların şahıslarında klū- bün etkinliğini artıracaklardır.
Rotary ve Lionslar, iktisadi sosyal, kültürel ve siyasi alanlarda faaliyet gösterirler. Bugün dünya üzerindeki bü- yük terörist ve karteller bu klüp üyelerinin dentimindedir. Klüp üyelerin çoğunluğunu yahudi ve dönmeler ile ülke- lerdeki diğer azınlık unsurları teşil ederler.
(TEK DÜNYA». Yani yahudinin hakim olacağı tek bir dün- Siyası amaçları yahudiliğin nihaî amacı ile aynıdır: ya devleti için çalışmak. Klüplerin iktisadi, sosyal ve kül- türel çalışmalarının stratejisini de bu amaç tayin eder.
Sosyal sistem olarak Liberal Demokrasiyi savunur. Bu
sistem, halihazır duruma göre onların güç ve nüfuzlarını art. tıracağı kadar sosyal sınıflar arasında uçurumlar meyda- na getirerek millet fertleri arasında kin ve husumet tohum- ları ekilmesine sebeb olacak; anarşi ve huzursuzluklara ortam hazırlayıp milletleri ve devletleri zayıf düşürecek- tir. Ve bu durumdan paraya sahip oldukları; ve bey- nelmilel platformlarda kendilerine destek sağlıyabildikle- rinden klüpçüler fazla bir yara almadan sıyrılacaklar ve hatta çoğu zaman kazançlı çıkacaklardır.
Kültürel çalışmaları tamamen kosmopolitizme dönük- tür. «Kardeşlik», «evrensel sevgi», «başka fikirlere saygı», <<> ve «kültür alışverişi» paravanası altında, din ve milliyet düşmanlığı yaparak yeni nesillerin millî duygu- lardan uzak ve dinden bîhaber yetişmelerini temine çalı- şırlar.
Rotary Klüpleri Türkiye'de 1954 yıllarında kurulmuş- tur. Başlıca kurucuları Tercüman gazetesi köşe yazarı gedikli Doçent Mukbil Özyörük ve Sakıp Sabancıdır.
Lions Klüpleri ise 1960'lı yılların başlarında, Fahret- tin Kerim Gökay, Abdi İpekçi ve zamanın İstanbul valile- rinden Niyazı Akı tarafından kurulmuştur.
Klüpler Türkiye'de de kısa zamanda gelişmiştir. Bu- güne kadar Rotary Klüpler, «30»dan, Lioons Klüpleri ise <<<40>> tan fazla şube açmışlardır.
Bu klüpler büyük şehirlerde hemen her büyük semt adına birer klüp şubesine sahiptirler. Ayrıca, Adana, Bursa Mersin gibi şehirlerdeki şube sayıları ikişer, üçer tanedir.
Rotary ve Lions Klüplerinin şubeleri yalnız vilâyet mer- kezlerine inhisar etmemektedir. Bazı kazalar da onların çalışma sahası olarak seçilmiştir. Bu kazalar, umumiyetle
kozmopolitlik, iktisadi bakımdan hareketlilik, etnik özellik veya sinai ve askeri bakımdan stratejik önemi haiz olan yerleşim bölgeleridir. Bu meyanda şu kaza merkezlerini sayabiliriz. İskenderun, Karadeniz Ereğlisi, Karabük cük vb.
, Göl- Rotary ve Lions Klüplerin Türkiye'deki toplam üye sa- yıları 4 bini gecmistir, şube sayıları ise 100'e yaklas tadır. Bünyelerinde Rum, Yahudi, Ermeni ve dönmeler do ğunluktadır. Kozmopolitize olmuş, veya sırtını bunlara da- yamadan iş yapılmaz düşüncesinde olan bazı işadamları- mız ile üniversite mensupları da maalesef bu klüplere üye olmuşlardır.
Türkiye İşveren Sendikası, TÜSİAD diye bilinen Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği tamamen bu klüp üyelerin- den teşekkül etmiştir.
Buraya kadar dünyanın başbelâsı olan yahudi mese- lesi» hakkında dilimiz döndüğü kadar ve çok kısa olarak må- lumat vermiş bulunuyoruz. Ancak bu küçük araştırmanın dahi bu mesele hakkında okuyucularımıza genel ve doğru bir fikir verdiği kanaatındayız. Aslında bizim bölüm bölüm bahsettiğimiz hususların hepsi birer kitap hacmi içerisinde ele alınması icab eden konulardır. Ve Türkiye'de bu saha, Yıllardan beri ihmal edilmiş; milet, birçok düşünür ve ya- zarlarımız çeşitli sebeblerden dolayı bu konuya yeteri ka- bir konudur. Bunu eli kalem tutan araştırmacılarımız için dar eğilmemişlerdir. Halbuki «yahudi meselesi» hiçbir za biraz da bir suçlama olarak söylemek lüzumunu hissediyor man ihmale gelmemesi gereken ve gündemden kalkman
Yahudi meselesinin halledilmesi her şeyden önce doğru teşhis ister. Bu meseleye eğilenlerin çoğumun yahudi karşısında mağlup olmaları, O'nu teşhis mak sanlığından ileri gelmiştir. Çünkü yahudi devamı oli rak kendisini gizlemeyi becermiştir. Tıpkı Kanser Mikrobu gibi...
O asırlarca «illetleri göründüğü halde kendisi ni göstermemekte büyük bir başarı sağlamaştır. Kem disi görünmemiştir. Gizlenmeyi başarabilmesi, kendi mahareti kadar, onu yakalamağa çalışınların bilgi, iman ve cesaret eksikliklerinden dolayıdır.
<<> sözünden maksadımız olan sadece ceset olarak varlığını tesbit değildir. Eğer bu yeterli olsay- dı zaten çoğu açıkta olan yahudilerin tesbiti yapılır, sonra çeşitli şekillerde tecrit edilerek mesele halledilirdi. Yahu- dilikle Avrupa, Amerika, Rusya gibi bölgelerde yapılan mü- cadelelerin metot olarak sıklet merkezini bu tarz bir yak- laşım teşkil etmiştir. Yahudinin toplum hayatı ve müesse seler üzerindeki anonim görünüşlü etkisini sezen çeşitli milletler, onun bu yönüyle de mücadele etmeye teşebbüs
etmişlerdir. Fakat her iki hedefe atılan oklar merkezdeki daireye isabet tememiştir.
İsabetsizliğin sebebi vasıta seçimi ve «bakış>>taki bo- zukluktan ileri gelmiştir.
O halde yapılacak iş yahudilikle mücadelede fikir ve uy- gulama hatalarını tekrar etmemek yanında yeni, fakat bir diğer yeni yanlış olmıyan - düşünce ve metotlarla mücehhez olma imkânlarının sağlanmasıdır.
Bunun için de (sözü uzatmadan ifade ediyorum) Kur'- an ve Peygamberimizin (S.A.V.) sünnetini esas almak kô- fidir. Bu husus hakkında görüşümüzü umumi hatlarla ifade etmeden önce Kur'anı Kerim'deki, yahudilerle (veya yahu- dilikle) ilgili bazı ayetleri dercediyorum. Kur'anı Kerim'de bu mesele ile ilgili ayet sayısı 500 civarındadır. Yahudilerin <> olarak zikredilği ayet sayısının (20) yi bulmamasına rağmen bu beşyüz rakamını nereden çıkardığımız sorula- bilir. Ona peşinen cevap verelim:
Bilindiği gibi Kur'an ayetleri Peygamberimizin (S.A.V.) nübüvvetinin başlangıcından, irtihaline kadar bölüm bó lüm inzal buyrulmuştur. Ve bu «inzal>», cereyan eden hadi- selere bağlı olarak vukubulmuştur. İşte 500 rakamı Esbab-ı Nüzüllere göre ortaya çıkan rakamdır. Ve bunlar incelen- diği zaman yahudi meselesi bütün yönleriyle aydınlanmak- tadır.
İşte yahudilikle ilgili Kur'ân ayetlerinden bazıları:
<<<Ve bir vakit Musa (susuz kalan) kavmi için su dile- mişti. Biz de <<- Âsân ile taşa vur.» demiştik. Onun üze rine, o taştan oniki göze kaynadı çıktı; her soy, su alacağı kaynağı bildi. Allah'ın size olan rızkından yeyin, için. Fakat Kötülük ederek yeryüzünü fesada vermeyin (Bakara. 60).
Onların üzerine horluk ve yoksulluk yüklendi ve Al lah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, Allahım'ın ayetlerini inkor ettiklerinden ve haksız yere (Zekeriya, Yahya, Suayb gibi) Peygamberleri öldürdüklerindendi... Evet bu, layon ettik lerinden ve aşırı gitmelerindendi. (Bakara. 51)
«Bunlar ahireti dünya hayatına satmış kimselerdir. O nun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine yar dım da edilmez.» (Bakara, 86)
Yahudiler Kapetanak ve bu kelamı kabul etmek hususunda: <- Kalplerimiz örtülü ve kılıflıdır.a dediler. Öy le değil, bilakis Allah onları küfürleri sebebiyle rahm den koğmuştur. Onlardan (İbn-i Selam ve arkadaşları gibi) ancak pek az kimseler iman ederler.» (Bakara. 88)
«Yahudilere: > derler ve ondan başkasını nikür ederler. Hal- buki o Kur'an onlardaki Tevrat'ı tasdik eden bir gerçektir. Habibim sen onlara şöyle de: <<- Madem ki Tevrata Iman ediyorsunuz, daha önce gelen Allah'ın peygamberlerini ni- çin öldürüyor dunuz?» (Bakara. 91)
<<Sen yahudi ve müşrikleri, dünya hayatı üzerine, in- sanların en harisi bulursun. Bu müşriklerden bazısı, bin sene yaşamağı arzu eder. Halbuki yaşamak onu azap- tan uzaklaştıracak değildir.» (Bakara. 96)
(Yahudiler Allah'ın kitabını bırakarak sihir yapmağa başladılar ve Süleyman Aleyhisselâm'ın (devletini yıkmak icin) saltanatı aleyhine şeytanların okudukları şeye (Sihire) tabi oldular. Hz. Süleyman (nihayet onlara galip gelmekie) Sihir edip kifir olmadı. Fakat şeytanlar insanlara sihir og rut isimli iki meleğe indirilen şeyleri (sihirleri) öğretiyor- rettiklerinden kâfir oldular. Babil'deki
lardı. Halbuki o iki melek: Biz ancak bir imtihon ve tee rübe için Allah tarafından gönderildik, sakın sihir yapmay caiz görüp te kafir olma demedikçe bir kimseye öğretmi yorlardı. İşte insanlar kan ile koca arasını ayıracak şeyleri o meleklerden öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadikeg sihirbazların büyüsü ve sihri hiçbir kimseye zarar verici değildir. Onlar (Yahudiler ve Şeytanlar) ise kendilerini za rara sokacak ve hiçbir fayda vermiyecek şeyleri öğreni yorlardı. And olsun, onlar biliyorlar ki sihiri satın alan kims se için, ahirette bir nasip yoktur. Onlar sihir yapmayı be nimsemekle nefislerini nə kötü bir şeye satmış olduklarını eğer bir bilseler!» (Bakara. 102)
Konumuzla ilgili bazı ayetleri nakle devam ediyoruz:
«Ey müminler, yahudilerin sizə inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan bir zümrə vardır ki, Allah'ın ke lâmını (Tevrat) dinlerler ve duyarlardı da, hakkı anladık tan sonra bile bile değiştirirlərdi. (Bakara. 75)
«Artık büyük azap o kimseleredir ki, kendi eleriyle Tevratı yazarlar da, sonra biraz para almak için « Bu Al lah tarafındandır.» derler. Ellerinin yazdıklarından dolayı büyük azap onlara kazanmakta oldukları günah yüzünden yazıklar olsun onlara...» (Bakara' 75)
«Artık yahudi ve hıristiyanlar, sizin bu imanınız gibi Iman ederlerse, muhakkak hidayet bulmuşlardır. Eğer yüz cevirirlerse, size karşı ayrılık ve düşmanlık üzeredirler. Ey Habibim, sen onların düşmanlığından endişe etme, ALLAH SANA KÄFİDİR (yakında onların şerlerini senden def ede cektir). Allah hakkıyla işiten ve bilendir. (Bakara 137)
<<Kendilerine kitaptan bir nasip verilen yahudi alimlerine bakmaz mısın? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.» (En-Nisa. 44)
De ki: Allah katında ceza bakımından bundan daha kötüsünü size haber vervim mi? O kimseler ki, Allah ken dilerine tanet etmiş gazabına uğratmış, onlardan mayhan for hinzirite com tar ve puttara (petentara) Yapmış. İşte onlar mevki bakımından daha feng ve dos doğru yoldan daha sapkındırlar. (Malde. 50)
Not: Ayet mealleri Fikri Yavuz'un «Kur'anı kerim ve Meall Alistaden alındı.
İnsanı gerçek bilgi ve tefekküre götüren İLİM HAZİNESİ
Her meselenin hükmünü veren ŞAŞMAZ HAKİM
Iki cihanın saadet kapılarını açan YEGANE ANAHTAR!..
Zihnimizi, ruhumuzu, yolumuzu aydınlatan İLAHİ NUR KAYNAĞI!..
KUR'AN-I AZİMÜŞŞAN
Kendisine başvurmadan insanca ve islâmca yaşı- yamıyacağımız «ÖLÇÜ»ler MANZUMESİ!..
Bize «dost ve düşmanımızı tanıtan SEMAVI REHBER!..
Günümüzde tehlikesi gözle görülür, elle tutulur hale gelen Siyonist İdeolojinin doğru teşhisi ve vahşetinin ber- tarafı için müracaat edilecek ilk kaynak Kur'ân-ı Kerîm'dir.
Yahudiliğin bütün karakter çizgileri bariz olarak ancak Kur'an ayetlerinde müşahede edilebilir.
Cenab-ı Allah, insanlara hak ve hakikat yolunu göster- sin diye aralarından seçip gönderdiği peygamberi göster nuncusuna, en doğru bilgiler hazinesi olan Kur'ân-ı vah- yetmiştir. Daha önceki kitapların hükmü kaldırıldığı için yer- yüzündeki yegâne İLAHİ TEBLİĞİ Kur'andır. İnsan, eşya ve hadisâtın hakikatleri O'nda mutazammındır. O NUR KAY- NAĞI'na başvurmadan tefekkür etmek, insanca ve islâmca yaşamak, karşılaştığımız güçlüklerin üstesinden gelebilmek ve her iki cihanda saadete kavuşmak muhaldir. Çünkü gek çek ve doğru ölçüleri bünyesinde taşıyan yegâne kitap Kur'andır. <»e dayanmadan insan ve cemiyetlerin ya- pılarını, fonksiyonlarını tahlil edip şaşmaz hükümlere vara- bilmek, «dost>> ve «düşman»ı tanıyabilmek mümkün değil- dir.
Binaenaleyh bilhassa günümüzde tehlikesi müşahhas hale gelen yahudiliğin doğru teşhisi ve vahşetinin bertarafı için müracaat edilmesi gereken ilk kaynağın Kur'anı Ke- rim olması gereği izahatan varestedir.
Bu mücerret fesat>> ve «fesatçı>»ları gerçek yüzleriyle tanıyabilmek de Kur'an ayetlerine müracaat edilmesi şar- tına bağlıdır. Bu sebeble bilhassa ilim adamlarımız ve si- yasîlerimizin bu sahadaki çalışmalarında Kur'an ölçülerini temel ittihaz etmeleri zarureti kendiliğinden ortaya çıkar.
Çünkü Milli Düşüncemizin temelini teşkil eden ilahi bilgiler manzumesinin genişçe bir bölümünü teşkil eden ya- hudilikle ilgili ayet-i celileler; millet ve insanlık düşmanı unsurun tuzak ve entrikalarını vuzuha kavuşturmakta ve bu insan karne yapılacak mücadelede aulas berimizi zafere götürdüğü gibi tıracak malumat, vasıta ve usûlleri göstermektedir. - Ümmetine de zafere ulaş-
Siyonizmlə mücadele, menşeini Kur'an'dan alan bir programın tatbik sahasına konulmasıyla mümkündür.
Satırlarımıza konumuzla ilgili iki ayet meâliyle son ve- riyoruz: Maide Suresinin 51. ve Nisa suresinin 45. Ayet-i Kerimelerinde Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:
Ne kötü kuldur o kul ki, kibirlendi ve Cenabı Hakkı unuttu. Ne kötü kuldur o kul ki, cebbarlık yaptı, haddi aştı ve Yüce Cebbarı unuttu. Ne kötü kuldur o kul ki, unuttu, oyalandı ve kabri hatırlamadı, tuğyan etti ve nereden gelip gittiğini de unuttu. Ne kötü kuldur o kul ki, din ile dünyayı avladı. Ne kötü kuldur o kul ki, dinini de şüpheli şeylerle bozdu. Ne kötü kuldur o kul ki, kendine tamah hakimdir. Ne kötü kuldur o kul ki, nefis arzusu onu şaşırtır. Ve ne kötü kuldur o kul ki, hırs onu rezil eder. Ravi: Hz. Esma Binti Umeys (r.a.) Sayfa: 242 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Bir kavim meşveret için toplanırlar da aralarına Muhammed isimli birini almazlarsa, o toplantı onlara mübarek olmaz. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 369 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
"Ve asla zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa, [ahirette] ateş size dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlannız da yoktur. Sonra, yardım da göremezsiniz." (Hod,
11/113)
Zamanın değişmesiyle İslam değişmez; ancak Müslüman- lann Islam'dan ne anladıkları zamana ve şartlara bağlı olarak değişebilmektedir. Böylece farklı bir Müslümanlık anlayışı oluşabilmekte, aslından uzaklaşmış çarpık bir din algısı mey- dana gelebilmektedir. Bunun çok değişik sebepleri olabilir. Bunlann detayına girmeksizin kısaca şunu belirtelim:
Son asırlarda kimi çevreler tarafından dinin ferdi bir me-
sele olduğu konusu gündemde tutulmaya çalışılmıştır. Böyle- te Islamın toplumsal boyutu göz ardı edilmiştir. Müslüman- lara ve insanlığa karşı olan sorumluluk dikkate alınmamışır Bu yanlış anlayışa göre din, sadece Allah'la kul arasında olan manevi bir bağdır. Kişi ibadetini, duasını yapar; böylece dini sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Tabii böyle bir anlayışın
oluşmasında yeterli dini eğitim verilmemesinin de etkili ol muhakkaktır.
duğu Bu anlayış doğal olarak, Müslümanlar arasında toplum. sal solumluluk şuurunun zayıflamasına sebep olmuş, eksik yanlış bir Müslümanlık algısının oluşmasına zemin hazırlı mıştır. Çünkü İslam, ferdi kurtuluşun, topluma karşı göre leri yerine getirmeyi de gerektirdiğini ifade eder. Bu sorumlo luk şuuru aileden başlar ve bütün Müslümanları kapsayacak şekilde dalga dalga genişler. Çünkü Hz. Peygamber, Müsl manların meseleleriyle ilgilenmeyenlerin, onların dertleriyle dertlenmeyenlerin olgun ve gerçek mümin olmadıklarını ıla de eder. (bk. Taberani, Mu'cemu'l-Evsat, I, 151)
Şu halde "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" veya "Ne halleri varsa görsünler." şeklinde söylemler, İslami sorumlu luk açısından kabul edilecek anlayışlar değildir. Çünkü hak sızlık ve fesatla mücadele etmek, Müslüman'ın temel sorum luluklarından birini oluşturur. Nitekim bütün peygamberler, yeryüzünde haksızlığı gidermek, adalet ve hakkaniyete da yalı bir toplumsal hayatı tesis etmek için olanca güçleri ile çalışmışlardır. (bk. Äraf, 7/85, Hod, 11/84, 85, 87)
Aslında haksızlık ve zulümden rahatsız olmak, insan
tabiatında olan köklü bir duygudur. Fıtratı bozulmamış bir insanın, zulmü normal bir davranış olarak görmesi mum kün değildir. Dolayısıyla, bundan rahatsız olmayanlar, ancak insanî ve vicdanı duyarlılıklarını kaybedenlerdir.
Haksızlığa karşı olmak, fıtri olduğu için ırklar ve dinler üstü bir duygudur. Bu sebeple, mazluma, mağdura arka kalır Sırf zulme uğradığından dolayı bu yapılır. Dinine diva netine bakılmaz. Yine zalimin dindarı, dinsizi olmaz. Hang dine mensup olursa olsun, hoşgörüyle karşılanmaz.
aşamayan, Müslūmanların derdiyle dertlenmeyen hatta bu- aangereksizligini düşünen, sorumluluk şuurundan yoksun bir anlayışın sonucudur.
İnsanların inkârı, isyanı, zulmü sebebiyle gönlü dara.
lan, hatta neredeyse kendini helak edecek duruma gelen som
Peygamber'in ümmeti böyle mi olmalıydı? O, Peygamberliği
süresince hep insanın akıbetini düşünmüş, onun çile ve ızdı- raplarını sinesinde daima hissetmişti. (bk. Şu'ara, 26/3) Öyleyse günümüz Müslüman'ının bir parça da olsa bu ahlaka sahip olması gerekmez mi?
Insan, elbette ki ailesinin bakımıyla ilgilenecek, ihtiyaçla n ile meşgul olacaktır. Gerektiğinde akrabasının ve yakınlan- nın yardımına koşacaktır. Bundan daha doğal bir şey olamaz Üstelik bunlar ibadet değeri kazanan, ilahi hoşnutluğa sebep olan fillerdir.
Bununla beraber şu hususun da unutulmaması gerekir İsyan ve ilsadın yaygınlaştığı, zulüm ve fitnenin kol gezdiği bir dünyada, her mümin, kendi imkân ve kabiliyetleri çerçe vesinde insanlığa karşı bir sorumluluğu olduğunu bilmelidir Böyle külli bir bakış açısına sahip bulunmanın şuurunda ofe maldır. Onlarca ayet ve hadisin bu sorumluluğu kendisine yüklediğini bilmelidir.
Mesela belalara dece bu ayetlerden birinde müminlerin, baskı, fitne ve karşı mücadele etmeleri, zulmedenlere erişmeyeceği, herkesi kapsayacağı uyarnst aksi takdirde bunların st
(bk. Enfal, 8/25) Yine Kur'an, erkek, kadın ve çocuklat dan zayıf düşürülmüş, zulme uğramış mustazaflar için çaba yapılır. saríetmeyi, hatta gerektiğinde onlar için savaşmayı bir so- rumluluk olarak müminlere yükler. Aksi bir durumun onlar için düşünülemeyeceğini ifade eder. (bk. Nisa, 4/75)
Ne var ki, zaman zaman insan, çevresinde meydana ge- len haksızlıklara karşı duygusuz ve duyarsız bir hale gelmek- tedir. Hak, hukuk tanımayanlara karşı pasif ve sessiz kalmak- adır. Bazen bunu, zalimin, zorbanın oluşturduğu şiddetten ürkerek yapmaktadır. Belki de ona karşı duygusal ve düşün- zl bir eğilim de gösterebilmektedir. Zamanla onun yanında yer almakta ona dayanarak hayatını sürdürmektedir. Bazen onların yaptığı bütün haksızlık ve zulümleri görmezden ge- lebilmekte hatta onlara yardımcı olabilmektedir. İşte Kur'an, makalenin girişinde verilen ayette de görüldüğü gibi, insanı bu durumlara karşı uyarmakta ve son derece dikkatli olmaya çağırmaktadır. (bk. Hud, 11/113)
Ayet, zalimlerin yanında yer almak, onlara destek çık- nak şöyle dursun, onlara karşı duygusal bir eğilim içerisinde bulunmayı bile yasaklamaktadır. Çünkü duygusal yöneliş, amanla haksızlıklar karşısında sessiz kalmaya, hatta destek- lüm ve haksızlıklara karsı net bir durus ve kesin bir tavır olmaya kadar götürebilir. Bu bakımdan söz konusu ayet, mayı bizlere emretmektedir.
Zalimlere meyletmek, zulme bulaşmak, cehennem ateşine maruz kalmak anlamına gelmektedir. Yine ayetin devamın- da, zulme meyledenlerin Allah'ın himaye ve yardımından mahrum kalacakları erin
Yardımından mahrum kalma sonucunu doğuracağını bizlere dostluk ve himayesini beklemenin, Allah'ın koruma ve beyan edilmektedir. Bu ifadeler, aurlatmaktadır. zalim-
<Dostluğum hakkı ıçın, nefsimin kurtulmasından başka bir şey Muhammed istemiyonu Bugun ben (sure) kendimi (kurtulder. Cell olan Yüce Allah korku da yoktur, hüzün de. Izzetim hakkı için, ümmetin hakkında senin sonra melekler, Allah Teâlâ'nın dururlar, kendilerine verilecek emirleri beklerler." <Ümmetim
6. Bölüm
İnsanlar Arasında Hükmün Verilmesi ve Uzun Bekleyişten Kurtularak Rahatlamaları İçin Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem)'in Yapacağı Büyük Şefaat
Bu şefaat, peygamberlere varıncaya kadar bütün mahlukatın arzuladığı şefaattir.
Muslim'in, Ubey b. Ka'b (mdiyallahu anh)'dan rivayet ettiği bir hadiste şu ifade yer alır: “Üçüncü dileğimi (biryük şefaatimi), mahlukatın, hatta Hz. İbrahim'in bile benden istekte bulunduğu güne erteledim."
Enes hadisinde şefaat konusu uzun bir metinle yer almıştır. Bu hadisi
Enes'ten Ahmed, Buhâri ile Müslim, başka bir tarikten İmâm Ahmed, -kısa
bir metinle- Tirmizi ve Beyhakî; Ebû Bekir es-Sıddık'tan İmâm Ahmed,
Bezzar, Ebû Ya'la, Sabib lerinde Ebû Avâne ve İbn Hibbân; Ebû
Hureyre'den Buhârî ile Müslim; İbn Abbas'tan Ahmed ve Ebû Ya'lá;
Ukbe b. Amir'den İbnü'l-Mübarek, İbn Cerîr, İbn ebî Hâtim ve Taberânî;
Ebû Saîd el-Hudri'den hasen hükmüyle- Tirmizî ve İbn Huzeyme;
Selmân'dan İbn Huzeyme ve sahih bir senedle- Taberânî; Buhârî ise, İbn
Ömer'den muhtasar olarak, iki ayrı tarikten; Huzeyfe'den Müslim, Hâkim,
Bezzár ve başka bir tarikle- Beyhakî; Ubey b. Ka'b'dan İmâm Ahmed,
Tirmizî ve -Müslim'in şartlarına göre sabih hükmüyle- Hâkim ve -başka bir
tarikle- Ebû Ya'la; Ubâde b. es-Sâmit'ten sahib hükmüyle Hâkim; Ka'b b.
Mâlik'ten Müslim ve Taberânî; Câbir b. Abdullah'tan Beyhakî; Abdullah
b. Selam'dan yine Beyhakî rivayet etmiştir. Bu hadislerin her birinde,
diğerinde olmayan ayrıntılar mevcuttur. Bunların bir kısmı iç içe geçmiş
Yine Buhari ile Müslim'de yer alan Ebu Hureyre hadisinde şöyle gecmektedir: "Insanlar kıyamet günü öylesine ter akıtırlar ki, bu terler yerin içinde gerak derinlige kadar nerve bu ter, (ver üstünde de birikerek in inde emipamaz hale getirmek üzere ağızlarına) gem vurur ve kulaklarına kadar alia Bezzår ve Hakim'in naklettiği Enes hadisinde bu durum şöyle tasvir edilir. "Doğrusu mabşer meydanında ter insana öylesine yapışır ki, nihayet, içinde lunduğu azabın şiddetini anlayarak şöyle der. "
Beyhaki'nin rivayet ettiği Ebû Hureyre hadisinde, mahşer meydanındaki insanların durumu şöyle anlatılır: "Insanlar yalın ayak, vücudu çıplak, yaya ve sünnetli olarak, kırk sene ayakta başr olunacaklar. Gözlerini semaya doğru dikecekler. Sıkıntının şiddetinden dolayı akan ter, (öylesine çoğalır ve yükselir ki) ağızlarına gem ruгur."
Müslim'in rivayet ettiği Mikdâd hadisinde²: "Kıyamet günü güneş, insanlara bir mil kadar yaklaşır" ifadesi mevcuttur. Suleym b. Amir der ki: "Vallahi, mil'ın ne mânâya geldiğini bilmiyorum; yerin mesafesi midir? Yoksa göze surme çekilen âlet midir?" "Insanlar amelleri miktarına göre terlerler. Kimi vardır, teri ökçesine kadar yükselir, kimi vardır dişlerine kadar yükselir. Böğrüne kadar yükselenler ve hatta -Resûlullah, eliyle ağzını işaret eder- ağzına kadar yükselenler vardır. Ağzına kadar yükselen ter, sahibine gem vurmuş olur. Gam ve sıkıntı, insanların tahammül edemeyecekleri ve takat getiremeyecekleri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar: demeye başlarlar. Birbirlerine: derler ve ona gelerek: derler. Adem (aleyhisselim) da:
diyecek. İnsanlar Nub (alyticelim)'a gelecekler. derler. Nub (akyticelim) da:
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. İbrâhîm (akykiselim) onlara: "
Bir rivayet ise şöyledir: " diyecek. İnsanlar, H Musa (akyhisselam)'a gelecekler ve: diyecekler. Hz. Musa da: diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. İbrahim (akyiselion) onlara: "
Bir rivayet ise şöyledir: " diyecekler. Hz. Musa da: diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. Ibrahim (allesion) onlara, "
Bir rivayet ise şöyledır. " dryecek. Insanlar Hr. Isa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelıdır. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
cek. İnsanlar Nuh (abeyliseliam)'a gelecekler: derler. Nub (alghiseläm) da:
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. İbrâhîm (akyhisselâm) onlara: "
Bir rivayet ise şöyledir: " diyecekler. Hz. Musa da: diyecek.."
Bir rivayet şöyledir: "Bugün ben ancak başımın çaresine bakmakla meşgulüm.
İsa (abytisekam)'a gidin. O, Allah'ın Meryem'e ilkå ettiği Rubullah ve kelimetullahtır> diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
diyecek. İnsanlar Nub (abyliselim)'a gelecekler. derler. Nuh (akyliselim) da:
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. İbrâhîm (akshiseläm) onlara: "
Bir rivayet ise şöyledir: " diyecekler. Hz. Musa da: diyecek.." Bir rivayet şöyledir: "Bugün ben ancak başımın çaresine bakmakla meşgulüm.
İsa (alytisekom)'a gidin. O, Allah'ın Meryem'e ilkå ettiği Ruhullah ve kelimetullahtır> diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
sefaate yüzüm de yok. Çünkü beni, Allah'tan ayrı ilah edindiler. Bugün ben mağfirete mazbar olursam bu bana yeterlidir. Nefsim! Nefsim!>"
Bir rivayet şöyledir: " diyecek. İnsanlar: diye Benacaklar, o da şöyle diyecek: Insanlar: diyecekler. Bunun üzerine 0 şöyle diyecek: diyecek." Bu arada Resûlullah (salallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ben, Strat yamnda ayakta beklerken birden İsa gelecek ve şöyle diyecek: "
Bir rivayette ise: "İnsanlar: diyecekler. Bunun üzerine ben kendilerine: diyeceğim ve kalkacağım. Meclisimden etrafa çok hoş bir koku yayılacak. Daha önce hiç kimse onu koklamamıştır. Nihayet insanlar oturacak. Ben de gidip cennetin kapısının halkasını tutarak kapıyı çalacağım. denilecek. Ben: diye karşılık vereceğim. Bekçi: diyecek. Bana kapıyı açacaklar ve: diyecekler. Cebrail'e gideceğim. Cebrail de Rabbine gidecek, Rabbi ona şöyle diyecek: Bunun üzerine Arş'ın altına gideceğim. Allah benim için tecelli edecek. Benden önce biç bir şeye tecelli etmemiştir. Rabbimi gördüğümde ona şükür maksadıyla bir cuma kadar secdeye kapanacağım. Sonra Allah bana bamd ve sena bususunda öyle şeyler (ilbam kapıları) açacak ki, benden önce onu hiç kimseye açmamıştır. Sonra Cenab-ı Allah şöyle nida edecek: Bunun üzerine ben de başımı kaldıracağım. Rabbime, bana ilham edeceği öyle bir hamdde bulunacağım ki, bu dünyada böyle bir hamde asla takat getiremem. Benden önce bu şekilde hamdeden olmamıştır, benden sonra da olmayacaktır. Ve şöyle diyeceğim: Bunun üzerine Allah şöyle buyuracak: ." Bu geçen hadisler, bu büyük şefaatle ilgilidir. Şefaatle ilgili diğer hadisler, insanlar arasindisler, bu büyük se vermesiyle ilgilidir. Bunlar, şimdi bizim konumuz değildir.
geçersiz hale gelebileceği değerlendirmesi yapıldı. Keşif Vuruş Grubu (KVG) kon- septi ile Batıdaki ağ konseptine benzer bir komuta-kontrol sistemine geçildi 1326,
Beyin Kontrolü
Beyin kontrolü ile ilgili teknik çalışmalar elektromanyetik enerjinin insanları uzaktan denetlemesi, sakatlaması ya da öldürmesi için kullanılabilmesi düşüncesi Ile başladı. Ünlü bilim adamı Nikola Tesla, E.L. Chaffee ve R.U. Light'la 1934'te A Method System başlıklı monografinda elektromanyetiğin insan organizması üze rindeki etkileri üzerine araştırma yapan ilk kişilerden biriydi. 1327 ABD'nin beyin fa- aliyetlerini etkileme konusundaki çalışmaları İkinci Dünya Savaşı sonrası başladı ve 1952-1975 yılları arasında etkisiz kılıcı kimyasalların geliştirilmesine yöneldi. Uy- gulamalar denekler üzerinde hayal görmeden intihar girişimine kadar birçok etkiyi İçermekteydi. 1970'li yılların başlarında, yaklaşık 12 farklı yöntemle "etkisiz kılma" amaçlı çalışmalar sürmekteydi 1328. Bunlar içinde en çok dikkati çeken uyanık ve ha- reket halinde olsa da insanın hedefine ulaşma arzusunu yok eden sakinleştiriciler- di. Beyin kontrolü araştırmalarının ilerlemesiyle insan beynini mikrodalgayla do- laysız ve tam olarak etkileme potansiyeli belirgin hale geldi1329. Böylece nüfusun tamamı ELF dalgalarıyla kontrol edilebilirdi. Davranış değişimi ve bu tür dalgaların insanlara neler yapabileceğini öğrenmek için çalışmalar halen devam etmektedir. 1950'lerde Dr. Puharich farelerde kansere sebep olan ELF dalgasını teşhis etmişti. Düşük frekanslı bu dalgalar 300.000 mil kadar uzunlukta idi. Bu dalgaları geri yan- sıtmak için Kuzey Afrika'da, Avustralya'da ve diğer yerlerde devasa vericiler inşa edildi. Bu sinyalleri durduracak hiçbir kalkan yoktu1330,
1995 yılında, "psiko-kimyasal" silahlar üzerinde çalışma yapan ve CIA elemanla- rının da yer aldığı bir grubun insanların rızalarını almadan deneyler yaptığı ortaya çıktı. ABD Ulusal Güvenlik Teşkilatı (NSA)'na karşı açılan bir dava dosyası, ABD'nin bireyleri kontrol altında tutmak için tasarladığı bazı ürkütücü teknolojileri ve prog- ramları kullandığını ve bu teknolojiler vasıtası ile kişileri izlemek için yapılan gizli operasyonları açıklamaktaydı1331, NSA, sinyal istihbaratı için çevredeki şifresi çözü- len EMF (Electromagnetic Frequencies) dalgalarını bilgisayara telsiz olarak kay- detmek ve kişileri (vücutlarındaki elektrik akımları ile) izlemek için bir bilgisayar programı geliştirmekteydi. Sinyal istihbaratı, içinde elektrik akımı bulunan her şe- yin çevresine EMF dalga yayan bir manyetik alana sahip olması esasına dayandığı İçin NSA, elektriksel aktivitesi olan insan yapısı veya organik her cismi uzaktan ana-
1128 Jolanta Darczewska, Anatomy of Russian Information Warfare, The Crimean Operation, A Case
Study, Point of View, No.42, Warsaw, May 2014. 1127 Jim Keith, CIA'den
Medya'ya Kitlelerin Kontrolü, Nokta Yayınları, (İstanbul, 2005), 195. Malcolm Dando, Savaşın Yeni Şekli, Bradford Üniversitesi, (Bradford, 1999), 72.
1129 Keith, a.g.e., (2005), 202.
11 Andrija Puha2005), 2way Peace Through ELF Waves, Upland, California, (6 Kasım 1982). The
liz edebilen özel bir digital araç üzerinde çalışmaktadır. Söz konusu teknoloji, RNM uyandırılan potan. (performanslarını) (Uzaktan Nöral Denetim) donatısı ile izlenen kişilerin beyninde siyelleri (EEG'leri) uzaktan okuma ve onların verimlerini lemek için sinir sistemi aracılığıyla mesaj gönderme temeline RNM'nin elektronik olarak bireyleri teşhis etmesi ve izlemesi Projeye göre bu donatı, bir şebeke (ağ) üzerinde olacak ve yurt rasyonları, yönetim güvenliği i ve biyoelektrik mücadele amacı ile Temel düşünceye göre bir cismin biyoelektrik alanı uzaktan etki dayanmaktadır öngörülmekted içi istihbarat ope kullanılacaktır.
algılanabilir, böyle Temel düşüncdukları herhangi bir yerde denetlenebilir. Özel EMF cihazıyla U sal Güvenlik Teşkilatı, kripto-şifre çözücüleri ile (EEG'lerden) üretilen potansiyelle sal Güvem okumaya çalışmaktadır. Bunlar bir kişinin beyin durumlarına ve düşün celerine kodlanacak ve bu durumda kişi, uzak bir mesafeden denetlenebilecek celerine kodlanelektromanyetik tarama ağı ile seçtiği ülkedeki herhangi bir şahs günde 24 saat takip etmeyi hedeflemektedir. Bu yöntemle ulusal güvenlik amaçı olarak, binlerce insanın kişisel beyin haritalarını kaydedilip, şifrelenecektir. Elekt ronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetleri, hedef kişinin sözlü düşüncelerine çevrilecek, kulak devre dışı bırakılarak ve ses haber leşmesinin doğrudan beyne gitmesi sağlanarak, uzaktan nöral denetim yolu ile şif relenmiş işaretler, beynin işitme korteksine gönderilecektir. Bu yöntemin, paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halüsinasyonları taklit ederek, hedef şahısla rın gizli olarak gücünü yok etmek için kullanabileceği değerlendirilmektedir. Uzak tan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri devre dışı bırakarak, doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir. NSA'ya göre, beynin programlama gayesi için, göze tim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için ajanlar kullanılmalıdır. İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı CIA ve NSA perso neli için esas haberleşme sistemi haline gelecektir.
Rusya Federasyonu, geleceğin bilgi savaşları içinde insan sinir sistemine zarar verecek teknolojiler üzerinde çalışıyor. 2002 yılındaki Tiyatro baskınında bunun deneyi yapıldı. Bilinmeyen bir kimyasal madde kullanılarak 100'den fazla kişinin ölümüne göz yumuldu. Üzerinden çalışılan teknikler şunlardır1332;
- Doğrudan beyine gönderilen elektromanyetik dalgalar ile mental durumun et- kilenmesi ve davranış değişikliği,
- İnsan-makine sistemler ile bilinçdışı mesajlar göndermek, - Sanrısal, akla zarar veren veya diğer psiko aktif maddeleri silah olarak kullan-
mak.
332 Roland Heickerö, Emerging Cyber Threats and Russian Views on IW and IO, FOI-Swedish Defence Research Agency, (Stockholm, March 2010).
zamanlar şöyle eğilimde gidiyor. Bob Gates bir İstihbarat analizi hala entelektüel bir iş ve analizcilerin beyninde oluşmaktadır. stihbaratçılık gittikçe kötümser bir o işini yapamaz. Gerçeklere da vizyona dayalı, tümdenge- demişti; CIA analizcisi çiçekleri koklamayı bıraktığında daima etrafına bir cenaze Eğer politika yapıcı iyimser değilse mevarımlı, mevcut dünyaya kötümser bir bakış ile bakmalıdır. imci, dünyayı hayal ettiği gibi iyimser görmeye çalışan iki anlayıştan biri içindeyiz- icin yalı, tüme dir. İstihbarat politika üretmez ama doğru
yapıldığında onun sınırlarını belirler, is- İkaz istihbaratı; erken uyarı için emareler geliştirilmelidir. Risk yönetimi prob- je katkısı budur. lemin özüdür. İkaz istihbaratı gittikçe taktik hale geliyor ama bazen tüm uyanlar stratejik olabiliyor.
Güvenlik; güvenlik geçmişte hiç olmadığı kadar önemli hale geldi ve paranoya e karışmaya başladı. Ekonomik güvenlik, fiziksel güvenliğin önüne geçti. İstihbarat Karşı Koyma ve Karşı Espiyonaj dijital hale geliyor.
aryağıtım; kâğıt ürünler kalkıyor, yerini gayri resmi konuşmalar alıyor. Zamanın dalk içerikten önemli hale geliyor. Hem bizim hem de rakibin karar ver Be göre davranmak zorundayız. Gizlilik derecesi ile sınıflandırma minimaat liyor. Bütçe ve programlar; teknolojinin ömrü aylarla sınırlı olmaya başladı. Özel şir-
ketlere bağımlılık arttıkça hükümetler de iş adamı gibi davranmak zorundadır. Organizasyon; "düşündüğümüz şekilde mi organize olmalıyız, organize olduğu- muz şekilde mi düşünmeliyiz çelişkisi yaşanıyor. Kendi konumlarını her zaman ko- rumaya çalışanlar ve bürokratlar en büyük engel.
İnsan gücü; eğitim ve profesyonellik öne çıkarken kaliteli personeli tutmak veya işe almak özel teşvikler ve tatmin gerektiriyor. Dil bilen, yerli eleman temini ihtiya- a hassasiyet oluşturuyor.
Uyum gösterme; stratejik U dönüşleri için gerekli, keskin uçlarda çizgide oyna- mak zorunlu ama sıkıntılıdır.
Radikal çözümler; reform içerden gelmeyecek, sivil memur sistemi kalkmalı. Sü- rekli kriz ortamında yaşamaya alışkın ama paranoya içinde olmayan bir ortamda çalışmaya dayanıklılık gerekli. İstihbarat, kötü politikayı kurtarmaz, işin köküne gi- dilmelidir.
İstihbarat Kültürü
İstihbarat, büyük ölçüde klasik istihbaratçıların işi olmaktan çıktı. Toplum mü- hendisliğinin, ekonomi ve siber güvenlik gibi disiplinlerin istihbarat amaçlı kulla hum ihtiyacı asıl işi istihbarat olmayan yeni ve çok yüzlü bir istihbarat toplumu nin baya çıkardı. İstihbarat hekillerime devlet adamları, özelde siyasiler ile iliskilinin düzenlenmesi ayrı bir çalışma alanı olarak ortaya çıktı. İstihbarat, jeopolitikyst bir akademik alandır. İstihbaratın bu özelliği, Soğuk Savaş sonrası daha da karma- tej, uluslararası politicalışma alam, savaş tarihi, sosyoloji, teoloji, psikololl şık bir hal alan dünya düzeni için de geçerlidir. Bu nedenle, istihbarat servisleri ve ekonomi gibi politika, siyasi tarih, savande barındıran ve yakın iliski i karma İstihbaratı akademik bir dal olarak araştıranların başarılı olmaları yukarıda sayılan disiplinlerde uzmanlaşmaları ile doğru orantılı olacaktır. 20. yüzyılın istihbaratın
ve bu alandaki faaliyetlerin gizli tutulduğu "gizli devlet" paradigmasından, istihba rat örgütlerinin daha çok hukuki sınırlamalara ve kamu denetimine tabi olduğu "koruyan devlet e kayıyoruz. Artık istihbarat, ulusal güvenlik perdesi arkasında her şeyin mubah olduğu, hesap sorulamayan bir alan olmaktan çıkıyor 1500 İstihbarat servisleri, özel hayattaki bilgi ve fikir pazarının tamamen anti-tezidir.
Bilgiyi toplayan ve manipüle eden en gizli, sınırlayıcı ve sıkıca kontrol altında bir yapıdan ancak fikirlerin çatışması ile ilgili tesadüfi nosyonlar çıkar. Ulusal güvenlik maskesi altında bürokrasi ve siyasi çıkarlara hizmet etmek için istenen gerçeği arar. Gördüğünü anlamak yerine anladığını görür. Sorun, bu sistemi açık, objektif ve arar. Gördüğünliga işlem srecine kavuşturmaker, Aksi taktirde istihbir sistemi bağımsız bir bilgiye dönüştürmeye benzeriakla kotide istihbarat servis beralze olmaya, yetersiz kalmaya ve ülke kaynaklarını bosa harcamaya devam eder politize olmaya olsa da istihbaratınız, kelimenin orijini gibi "zeki" değildir. Gelişmiş Ara sıra şanslır ajanın cesareti ya da düşman ajayagama size kriz savaş zamanında marjinal bir faydadan başka bir şey sağlamaz. Herkesin özgürlük savadı şey bugun artık mahremiyet, kişinin özel hayatının saklanması oldu. Demok dediği değil, diktatörlükler halkından korkar ve onun hakkında bilgi toplar, işte demokrasiye en büyük tehdit de budur. Kontrol edilmeyen devlet gözetimi, demok ratik özgürlüğümüze yapılan büyük bir tehdittir. Yapılması gereken istihbarat ser.
visini restore etmeden önce ülkenin liderleri ve kanun koyucuları, eksik istihbarat ve yönetilmiş analizler ile keyfi savaşlardan ve kendine göre dünyayı değiştirme hevesinden alıkoyacak düzeni kurmaktır.
Demokrasi, özgürlük, gizlilik ve güvenlik arasında bir dengeyi bulabilmeliyiz. Suçlular telefonlarına ulaşılabileceğini bilmeli, gizliliği abartıp suçluların aramızda çoğalmasına izin vermemeliyiz ama şahsi bilgilerimiz de sürekli bir yerde birikti rilmemeli, suçla ilgisi olmayan insanlar takip edilmemeli, korkmadan birbirilerine telefonda her şeyi konuşabilmeli, insanlar telefona giriş izni isteyen güvenlik görev lisinin de hâkimin de haklarını en iyi koruyacağına emin olmalı, bu kararlar da en doğru kişilerce denetlenebilmelidir. Bunlar olana kadar da, dünya genelinde başta bu işbirlikçi şirketlere olmak üzere, mahremiyetimizi koruyacak hukuki düzenle meler ve güvenilir bir denetim mekanizması kurulması için tepki vermeliyiz. De- mokrasinin özgürlük toleransını, halkından korkan seçilmiş diktatörler değil, halk belirlemelidir. Kamuoyu denetimi son yıllarda ulusal güvenlik ve kolluk güçleri ör gütleri için "kanıta-dayalı istihbarat" kavramını ortaya çıkardı. Bu mahkeme kara rında, kanıta dayalı istihbarat şeklinde yanlış anlaşıldı. Gelecekte istihbarat kanıta dayalı olarak hiçbir yargı kararının kriterini veya yorumcu beklentisini karşılaya- mayacak bir düzeye, makul şüphenin de ötesinde bir standarda ulaşacak. Çünkü is. tihbarat gelecekle ve devletin bu gelecekle ilgili vereceğe karara ilişkindir. Söz ko nusu standartlar istihbaratın bu rolü üzerinde çelişki oluşturacaktır1502,
1500 David Omand, Reflections on Secret Intelligence, in P.Hennessy (Ed.) The New Protective State, Continuum, (London, 2007), 97.
1501 Leon T. Hadar, Intelligence Services Are Not "Intelligent", Cato Institute, (August 21, 2004). 1502 Myriam Dunn Cavelty, Victor Mauer, Postmodern Intelligence: Strategic Warning in an Age of Reflexive Intelligence, Security Dialogue, Vol.40, No.2, (2009), 123-144.
İstihbarat, belirsizliğin azaltılması ile ilgilenir, yani belirsizlik arttıkça istihbara- olan ihtiyac da artacaktır. Soğuk Savaş sonrasının artan belirsizlik ortamı ve maşık ilişkileri iddia edildiğinin aksine istihbarata olan ihtiyacı arttırmıştır. 21. yalda istihbarat tarihte hiç olmadığı kadar dünya politikaları için önemli hale geldi. Körfez Savaşı, 11 Eylül 2001 saldırıları, Afganistan ve Irak Savaşları'nın ar- Andan yaşanan Renkli Devrimler ve Arap Hareketleri istihbaratın gerek resmi, ge- ek akademik ve gerekse popüler medya içinde güvenlik ve uluslararası ilişkiler hakamından önemini artırdı. Geleceğin kriz ve çatışmaları için artan bir şekilde ila- Eve yeni istihbarat kabiliyetleri gerekmektedir. Tehditteki değişim kadar savaş anındaki değişim de istihbarat toplumunda değişiklikleri zorunlu kılmaktadır. günün cevap bekleyen soruları ise şunlardır; terörle mücadelenin istihbaktadır. derinin diğer alanlarını nasıl etkilediği, erken ikazın hala istihbaratın öncelikli olup olmadığı, savaşın değişen doğasının istihbarata olan etkileri, Ortadoğu baş- olmak üzere bölgesel olarak istihbaratın çatışma yönetimine katkısı, istihbarat Mastalarının kriz yönetiminde en etkili nasıl kullanılabileceği, demokrasilerde is- baratın karşılaştığı sınırlamalar. İstihbarat ve güvenlik teşkilatları için istenen biginin doğası gittikçe hükümetlere ve kuruluşlarına muhalif olan bireyler ve dev- etdışı aktörlere doğru kaymaktadır. Bu ihtiyaç seyahatlerinden bankacılık işlemle- rine kadar SIGINT ya da HUMINT yolu ile bu kişilerin özel bilgilerine nüfuz etmeyi perektirmektedir. Böylece kişilerin özel bilgilerinin korunmasının ahlaki önemi ya- nunda devletin modern teknolojiyi kullanarak gittikçe daha çok insan hakkında bilgi tuplaması, özel hesaplarına nüfuz etmesi, bilgi madenciliği yapması "gözetlenen aplum" korkusu artmaktadır. Bugün tüm dünya, uluslararası izleme ve insan avına dur demek için hala durum farkındalığı ve tepkimizi belirleme aşamasındadır.
Soğuk Savaş sonrası dikkati çeken bir diğer husus, artık ulus devletlerin dünya Uluslararası ilişkilerinde tek aktör olmadıkları ve hatta egemenliklerinin bir kısmını telet dışı aktörlere gönüllü ya da zorunlu olarak devretmek zorunda kaldıklarıdır. stihbarat servisleri, hem bu örgütlerle hem de bu örgütlere karşı yeni eylem stra- leri geliştirmişlerdir. Özellikle istihbaratın toplanması ve örtülü faaliyetlerin yü- nütülmesi safhalarında bu örgütlerden faydalanılmaktadır. Soğuk Savaş sonrası ti farsi bu fayda devlet dışı örgütler, yardım ere, esp Metotlarla mücadele edilmelidir. İstihbarat teşkillerinin üç temel dinamiği aynıdır; gönüllü teşkilatlar ve misyoner okulları gibi enstrümanları da dahil ederek, espi hüşteri kimdir, ne istemektedir,
basta ülke liderleri ve danışmanları olmak üzere politika yapıcı daire ve teşkilleri teknik istihbarat ile ilgili analiz unsurlarıdır. İstihbarat toplumu istihbaratı üretle diğerleri istihbarat ürünlerini kullanır. Günümüzde devlet adamları istihbarat ser vislerinden en az dey medya kuruluşları kadar hızlı ve güvenli bilgiler talep edes ken, onların ulaşamayacakları gizli bilgileri istihbarat servislerinden beklemeine dirler. Devlet ve özel sektör istihbaratının bir araya gelmesi, "casusluğun özellep rilmesi gibi yeni bir kavramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çağımızın sorus ları karşısında yapmamız gereken iki şey var; yoğunlaştırılmış İstihbarat ve ulusa güvenlik konusunda amansız olmamız. Bunları yapmak için tek başına yeterli del liz, o yüzden müttefiklere ihtiyacımız var. Güvenlik pazarı harekete geçip genişle dikçe yeni ortaya çıkan sorunları çözümlemek için yeni ürünler gerekecekti Be
Başta istihbaratçılar ve akademisyenler olmak üzere istihbaratın bir bilim dal olduğu ve çok disiplinli olmasının getirdiği piramidin en üstündeki yeri herkese bilinip, kabul edilmelidir. Ülkenin politika ve stratejilerinin tıkanmasının önündek disiplinlerden ve farklı düşünen uzman en ouenememesi ve ülkenin ihtiyaç duyduğu istihbaratın üretilememesidir. Bu bir yetiştirilen reaksiyon ihtiyacıdır. İstihbarat, işlenmiş bilgi olmaktan öte hareke geçilebilir bilgi olandır. Doğru karar vermek karar alıcının işidir, istihbaratçının geçimkün olduğu kadar doğru bilgiyi, zamanında ve eyleme geçilebilir şekilde ver. mektir. 21. yüzyılın operasyonları için istihbarat profesyonelleri, pratik ama yeni likçı, hızlı ama karara etki edecek kalitede bilgi temin edecek bir sistem geliştirme lidir. İstihbarat, bir silah sistemi gibi olmalı; kaynaklar gerektiğinde bir araya get. rilmeli, manevra yapmalı, geleneksel ve kinetik sistemlere adapte olabilmelidir Doğru şekilde hareket eden, kolaya kaçmayan, uzun vadeye odaklanan bir istihba rat sistemi ve güç projeksiyonu tasarlamalıyız. Şimdi 21. yüzyıl paradigmasını ya kalamak, uyum sağlamak, fırsatları değerlendirmek için yeniden yapılanmalara gitmek ve anlaşılması zor, yeni yöntemler bulmak zamanıdır. Geleceği öngörmenin en iyi yolu geleceği kendimizin tasarlamasıdır. İstihbarata düşen ise ülkenin önü nün açılması, yani geleceğinin hazırlanmasıdır.
Şimdi 21. yüzyıl paradigmasını ya kalamak, uyum sağlamak, fırsatları değerlendirmek için yeniden yapılanmalara gitmek ve anlaşılması zor, yeni yöntemler bulmak zamanıdır. Geleceği öngörmenin en iyi yolu geleceği kendimizin tasarlamasıdır. İstihbarata düşen ise ülkenin önü nün açılması, yani geleceğinin hazırlanmasıdır.
5. Kendilerine, Rahman'dan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
"Kendilerine, Rahman'dan" Peygamberi'ne vahyetmek süretiyle "hiçbir yeni öğüt" onlara her yönden öğüt veren ve tam bir şekilde uyaran, sanki öğüdün ta kendisi olan Kur'ân öğütlerinden bir öğüt yahut Kur'an'dan nazil olan bir bölüm "gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler." Onlar mutlaka o öğütten ve ona îmandan yüz çevirirler ve bulundukları halde ısrar ederler. Yani onlara hallerden herhangi bir halde bir öğüt gelmez ki ondan yüz çevirir halde olmasınlar.
Rahman ism-i celili, öğüt gelmesinin Allah Teâla'nın kullarına rah- metinin eserlerinden olduğuna delalet etmektedir.
"مُحْدَثُ )yeni)",öğüdü tekrarlamak ve anlatımı çeşitlendirmek için indirilmesi yenilenen demektir. Yoksa bundan Kur'ân'ın hadis olduğu sonucu çıkmaz.
der ki: "Yalanın neticesi ortaya çıktıktan sonra pişmanlık fayda vermez. İşini, dirlik ve düzenini bugün dünyada iken bil; yarın kıyamete bırakırsan pişman olursun. Bunun da faydası olmaz."
kade Eger dilemiş olsaydikizen by bhe mucize indirirdi ki yeryüzünde bo micト goto de iman etmemiş tek bir kişi kalmaz- Hepsi de Allah'n emirleri karşısında kahren da yun eger, zelil ve hakir olarak o emir Nitekim Allah Teait, Yunus suresinin wende bu hususu zikretmiş ve buyurmus kr Rubbin dileseydi yeryuzunde bulunan pycbun man cdendi. Hal boyle olunca sen Muhammed, insanları mümin oluncaya kadar duracak musan? Had suresinin 118 aye- de de, ayru manada şöyle buyurmuştur. "Eger eräleseyk, insanları tek bir ümmet yapark Ova Allah, hiç kimseyi imana zorlamamıştır O dlemiştir ki her insan, apaçık delilleri görerek ve bu dellierın ışığında aklını kullanarak ken- geal rızasıyla imana yönelsin ve doğru yola, Allah'in hak olan yoluna girsin.
5 Ne var ki ne zaman onları Rahman ve Rahim san Allah'tan hak olan yoluna davet eden yeni bir ayet, bir kitap veya bir Peygamber gelse, yine de onların çoğu o ayet, kitap veya Peygamber'e iman etmemişler ve onlardan hemen yüz çevir mişlerdir. Bu husus, Yûsuf suresinin 103 aye unde açıkça ifade edilmiş ve şöyle buyurulmuş nar "Sen ne kadar istersen iste, insanların çoğu, yi ne de iman etmezler". Keza Yasin suresinin "Ya- ahlar olsun o kullara! Kendilerine bir Peygamber pimeye görsün, onu hemen alaya alırlardı." me lindeki 30., Mü'minün suresinin "Sonra burbe arhauna Peygamberlerimizi gönderdik. Her üm mat Peygamber' gelince, onu yine yalanladilas mralindeki 44 ayetleri de insanların kulre dence yakın olduklarını gösteren apaçık deht kendie
6 Onilat, Rableri katından kendilerine het n derdanige onu yalanlarmışlar, her neyin ha singar, onu inkar edip alaya almışlarke
kadirdir. Eger O dilemiş olsaydı, gökten by le bir mucize indirirdi ki yeryüzünde bu mache and group de iman etmemiş tek bir kişi kalmaz d. Hepsi de Allah'ın emirleri karşımda kahren de olsa boyun eğer, zelil ve hakir olarak o emir- Jere uyardı. Nitekim Allah Teala, Yunus suresinin 19. ayetinde bu hususu zikretmiş ve buyurmuş nur ki, "Eger Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunan herites, topyekun iman ederdi. Hal böyle olunca sen (ey Muhammed), insanları mumin oluncaya hadar zurlayıp duracak mısın"? Hüd suresinin 118. aye- unde de, aynı manada şöyle buyurmuştur. "Eger Rabiin dileseyıdı, insanları tek bir ümmet yapardı Oysa Allah, hiç kimseyi imana zorlamamıştır. O dilemiştır ki her insan, apaçık delilleri görerek ve bu delillerın ışığında aklını kullanarak ken- di ginul nzasıyla imana yönelsin ve doğru yola, Allahın hak olan yoluna girsin.
5. Ne var ki ne zaman onları Rahman ve Rahim ojan Allah'tan hak olan yoluna davet eden yeni irayet, bir kitap veya bir Peygamber gelse, yine de mların çoğu o ayet, kitap veya Peygamber'e iman etmemişler ve onlardan hemen yüz çevir- mişlerdir. Bu husus, Yûsuf suresinin 103. aye- unde açıkça ifade edilmiş ve şöyle buyurulmuş- tur "Sen ne kadar istersen iste, insanların çoğu, yt- ne de iman etmezler. Keza Yasin suresinin "Ya- aimar olsun a hullara! Kendilerine bir Peygamber gelmeye görsün, onu hemen alaya alırlardı." me alindeki 30.. Mu'minün suresinin "Sonra birbi- arhusana Peygamberlerimizi gönderdik. Her üm- mate Peygamber'l gelince, onu yine yalanladılar. mealindelu ++ ayetleri de insanların küfre ne derece yakın olduklarını gösteren apaçık del erdir
6 Onlar, Rableri katından kendilerine her Bern verimise, onu inkar edip alaya almışlardır
(8) Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibrat vardır. Halbuki, onların akse
KUR'ANI KERİM'IN TÜRKÇE
rial Iman etmiş kimseler olmadı. (9): Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, çok İzzet sahibidir, Sok merhametlidir.
IZAH
(7): Bu mübarek ayetler, bir kısım kudret eserlerine nazarları celbedi yor, dinsizleri intibah dairesine davet buyuruyor, Häliki Azimin nekadar ulvi sıfatlar ile muttasif olduğunu bildiriyor: Şöyleki: O ilahi âyetleri, onları teb liğ eden Peygamberi Zişanı tekzib eden cahiller, hiç (yere bir bakmadılar mı?.) Yeryüzündeki binlerce bediaları, muazzam eserleri görmediler mi?, (ki, orada) o yer sahasında (her çok menfaatli çiftten) muhtelif nevilere sy rılmış, sitayişe layık, pek faideli ağaçlardan, nebatlardan vesaireden (ne kadar) şeyler (bitirmişizdir) onların öyle neşvünema bulmaları, insanların ihtiyaçlarını temine vesile olmaları birer kudreti ilâhiye, birer åtifeti sub- haniye eseridir. Artık onları güzelce düşünüp de onları yaratan Haliki keri me arzı ubudiyete koşmalı değil midirler?.
(8): (Şüphe yok ki, bunda) Böyle mükemmel, mütenevvi yaratılmış hil kat eserlerinin herbirinde (elbette bir ibret vardır) bunları yaratan Halihi Azimin kemali kudretine büyük bir alâmet mevcuttur. Bunların herbiri Cena- bı Hakkın kudretine, ilim ve hikmetine birer parlak delildir. Halbuki, onların insanların, Resuli Ekrem'in dini ilâhiyi kale davet ettiği kimselerin (ekseri- si iman etmiş kimseler olmadı) kendi dinsizliklerinde inat ederek sebat eder oldular, kendi ihtiyarlarını suiistimal ettikleri için öyle küfr içinde kalmaları mukadder bulunmuş oldu.
(9): Ve muhakkak ki Ey Resuli Zişan!. (Senin Rabbin) Sana risalet ih- san eden, sana temiz kalpleri musahhar kılan, senin yüksek evsafını şark ve garbe neşreyleyen (elbette o) kerim mabûdun (çok İzzet sahibidir) her irade buyurduğunu vücude getirmeğe kâdirdir, bütün kâinat üzerine galiptir. Ve o Haliki rahim (çok merhametlidir) kullarına lütf ve âtifeti daima tecelli et mektedir. Bununçündür ki, o münkir, günahkâr kullarını da hemen kahr ve tedmir buyurmuyor. O büyük cinayetlerinden dolayı kendilerini hemen mu aheze etmeyerek onlara mühlet veriyor. Artık bütün beşeriyet, bu âtifeti azi meyi düşünerek o kerim, Háliki kâinata arzı ubudiyete, takdimi teşekkürata koşup durmalı ve eski ümmetlerin başlarına gelmiş olan felaketlerden ibret almalı değil midirler?.
4796 ٢٤ - وعن أبي موسى وابن عمر رضي الله عنهم قالا : [ قَالَ رَسُولُ الله . : من حمل علينا السلاح فليس منا ] . أخرجه الشيخان والترمذي. وأخرجه النسائي عن ابن عمر فقط. قوله : ( فليس منا ) أى إذا حمله على المسلم لكونه مسلماً فليس بمسلم. فأما إذا حمله
لغير ذلك فمعناه ليس مثلنا وليس متخلقاً بأخلاقنا وأفعالنا . 24. (4796)- Ebu Mûsa ve İbnu Ömer radıyallahu anhüm anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Kim bize karşı silah taşırsa bizden değildir." (Buhari, Fiten7; Müslim, Iman 163, (100); Tirmizî, Hudûd 26, (1459).]
4797 ٢٥- وعن عبد الله بن الزبير رضي الله عنهما قال : [ قَالَ رَسُولُ الله ﷺ : من شهر سيفه ثم وضعه قدمه هدر ] . أخرجه النسائي. الهدر الذي لا يطلب بثأره .
1- Son üç hadis birbirine yakın hükümler taşımaktadır. Bir mümi Son hadis birbirine yakın haramdır. Resulullah 1 salātu vesselâm) bu yasağı farklı üsluplarla ifade buyurmuşlardır. Zira silah çekmek, silah taşımak, silah kaldırmak gibi tabirler umumiyetle Vuruşmayı, mukateleyi ifade ederler.
2 - " Bizden değil" ifadesi iki suretle açıklanmıştır:
Juman değildir. Burada Müslümana silah cekmeyi helal addetme vardır.
Haramı helal addetmek küfürdür. Bu mânada silah çeken tekfir olunur Sırf silah çekmesi sebebiyle tekfir olunmaz.
silah cek yolunuzda değil, bizim sünnetimiz üzere değil, çünkü bizn değildir. Müslümanın Müslümandan yardım görme hakkı vardır. Müslü mukatele etmekle öldürmek veya onunla kavga yapmak için silah çekerek korkutma hak na sahip değildir.
Selef uleması, bu çeşit haberlerin te'vilsiz olarak, ıtlakı üzere beyan edilmeleri, zecrin daha beliğ, daha müessir olması için gerekli görür Süfyan İbnu Uyeyne, bu çeşit hadisleri, zahirinden başka mânaya terl etmeye karşı çıkarak: "Onun mânası bizim yaptığımız gibi değil" derdi Ona göre, zikredilen vaide, ehl-i haktan baği (eşkiya) olanlara karşı silah çekenlerin girmez. Bağilere ve haksız kavgayı başlatanlara silahla karş koymak caizdir.
FİTNENİN VASIFLARI:
Buraya kadar kaydettiğimiz hadislerde, muhtelif fitnelerin vasıflan dağınık olarak zikredilmiştir. Ancak, bunların birkısım açıklamalarla birlikte sistemli olarak topluca zikrinde fayda umuyoruz.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), kendisinden sonra ortaya çıkacak fitneleri haber verirken bunların ana vasıflarını belirtmiştir. Daha önce de söylediğimiz gibi, fitne, fesat, anarşi gibi beşerî münasebet- lerde ortaya çıkan bozulmalar, içtimâî hayatta gelişmiş olan birtakım kötü şartların tabî bir sonucudur, içtimâî bir marazdır.
Öyle ise bu şartlar cemiyette gelişip hakim duruma geçince bunların
ferdî davranışlarda tahrîk edeceği menfi tezahürleri önceden tahmin edi
lebilir neler olacağı söylenebilir. Bu sebeple fitrat kanunlarına, insan
ların tabi olduğu beşerî ve içtimâî kanunlara marifet ve vukuf kesbeden
kimseler, bunları önceden söyleyebilirler. İnsanlar şöyle yaparlarsa arkı-
dan şu durumlar ortaya çıkar, böyle yaparlarsa bu durum ortaya çıkar
diyebilirler. Kur'ân ve hadiste bunun pek çok örnekleri vardır. Kur'ân-ı
Kerim'de "sünnetullahın tebdil edilip değiştirilemeyeceğini" (Al
zâb 62, Fâtır 43, Feth 23) belirten ayetler bunu ifade ederler. Cemiyetle
lesova insanlığın geleceğine dair isabetli tahminler yapan hakim ve fey
lesofların varlığı bu söylediklerimizin doğruluğuna yeterli bir şahittir. İşte, vahye mazhar olan Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm,), ir
san fitratını bizzat yaratmış, belli kanunlara bağlamış olan Cenab-ı Hakk'ın irşad ve ilhamıyla bunları beyan etmiştir. Vefatından günümüze kadar geçen 1400 yıllık zaman içerisinde cereyan eden hadiseler onun hiçbir sözünü təkzib etmemiştir.
in, kendisinden sonra çıkacak fitnelerin sıfatlarıyla alakalı ihbaratına vesselâm) geçebiliriz. Ancak, şu hususu bir kere daha belirtelim ki, kaydedeaegina Ersafin hepsini, her fitnede tam olarak aramak gerekmez. Zira, Hz. Pey gamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in hadislerinde "el-fitne" değil "el-Fiten" yani sadece bir fitne değil, fitneler mevzubahistir. Öyle ise bu sıfatlardan bazan biri, bazan birkaçı, bazan da hepsi görülebilir.
1- FİTNE YAVAŞ GELİŞİR
Yer yer temas ettiğimiz üzere, fitne içtimâî bir hadisedir. Hiçbir içtimâî hâdise fevrî ve ani bir şekilde zuhur etmez. Belli bir gelişme dev- resinden geçtikten, belli bir vetireyi takip ettikten sonra ortaya çıkar. Tıpkı bir bitki gibi, onun da bir tohumu vardır. Bu tohumun gelişip meyve vermesi için toprak, su, ısı, ışık gibi çevre şartlarına ihtiyaç var- dır. İşte itikadî, ahlakî, iktisâdî, her çeşit beşerî ve içtimãî bozukluklarla beslenip gelişen fitne de kemaline erdiği zaman basit bir sebeple ortaya çıkar. Onun bu zuhuru, yevmî birkısım amillere bağlanabilir. Bu amiller fitneye sebep olmakla suçlanıp mücrim ilan edilebilir. Halbuki, aslında "bu mücrim amil" bardağı taşıran son damla rolü oynamıştır. Fitne ile "o mücrim amil" arasındaki münasebeti, belli bir ölçüde mukarenet veya beraberlik tabirleriyle ifade edebiliriz. Ama sebep ve illet olarak ileri sü- remeyiz. Bunu söylemek ya -günümüz siyasî hayatında yapıldığı gibi- te- cahül veya mualata (demagoji) veya gerçekten içtimâî hadisata yön veren temel prensibi bilmemekten ileri gelir. Eğer yıllarca, çeşitli hocaların hizmetiyle, feyziyle kendini yetiştirip mühendis olan bir kimsenin bu payeyi elde etmesindeki bütün şeref ve minnetin, mezuniyet töreninde kendisine mühendislik diplomasını veren en son şahsa ait kabul edilme Şüphesizdir. İste, o mücrim amilin içtimâî kargaşadaki rolü, bu kimseye maku mühendislik diplomasiniye sorsak, herkesin hayır diye
diplomayı veren son merciin rolü gibidir. 4767 numarada kaydettiğimiz hadis bu söylediğimizi te'yid eder. fitnenin gelişmesini şöyle açıklar: "Fitne insanların kalbine (birden Mevzubahs olan rivayete göre, Hz. Peygamber ( atılmaz). Hasır misali çöp çöp konur, örülür. Hangi kalbe bundan
(yani ferdin istek ve iradesi ile tam bir sekilde girerse, bulaşırsa,) onda siyah bir nokta hasıl olur. Hangi kalp de bunu reddederse onda beyaz bir leke hasıl olur."
has Peygamber (aleyhissalatu vesselâm), fitnenin amillerinden olan Hz. Peygamber ile alakalı bir açıklamasında, kalpteki bu tedrici de ğişmeyi daha vazıh bir üslubla tekrar ele alır ve bazı temsillerle zihe ğişmeyi daha vazah alışır. Huzeyfe'nin naklettiği bu rivayet Buhari ve lere yerleştirme ettiği hadislerdendir. Hz. Peygamber (aleyhissalatu ves selâm) buyurur ki: "Emanet (din duygusu, adalet, emniyet) insanların kalplerinin derinliklerine iner (fitri olarak onlarda vardır). Sonra Kur'an ve sünnetten aldıkları bilgilerle bunu beslerler, kuvvetlendirirler. Emane tin kaldırılmasına gelince, (bu da yavaş yavaş olur, şöyle ki:) Kişi uyur (fesada bulaşma nispetinde emanet(ten bir miktarı) kalbinden alınır. Öyle ki, emanetin yeri, rengi uçmuş bir yanık izi gibi küçük bir lekeye döner, Kişi bir kere daha uyur, (cemaatten geri kalan da) alınır. Bu sefer geride, senin ayağının üzerinden yuvarlanan kor taneciğinin hasıl ettiği kabarcık gibi bir iz kalır. Bu kabarcık nasıl ki boştur, sana te'sir etmeden söner gider, (aynen öyle de emanetten kalan iz de yaşayışa hiç bir tesir icra et mez). Böylece insanlar alış-veriş (ve günlük yaşayışlarına) gitmek üzere müşkil bir günün) sabahına erişirler. Hemen hemen hiç kimse emaneti eda etmez (dinin istediği şekilde yaşamaz). Zamanla iyiler o kadar azalır ki) parmakla gösterilmeye başlanır ve "Falanca yerde emin bir adam varmış" denir. Bir kimse lehinde "Ne akıllı, ne nezaketli, ne civanmert kişi" diye medh ü sena edilir de o adamın kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunmaz."
Aynî, bu hadisi izah ederken hadiste, emanetin önce bir zümreden (kavm), sonra bir başka zümreden, azar azar, kısım kısım, bir zamandan öbür zamana -dindeki fesat derecesine göre- alınacağının ifade edildiğini dile getirir ve açıklamasını şu şekilde noktalar:
"Emanetin azar azar gitmesiyle kalp ondan tamamen boşalır. Ema netten bir parça gidince, nurunu da alır götürür, onun yerini yanık izi gibi zulmetten (karanlıktan) bir benek alır. Bundan bir parça daha gi dince, oradaki karanlık (büyüyerek) yanık kabarcığı gibi olur. Bu hemen cecik kaybolmayan, kısmen sabitleşen bir izdir. Hadiste, kalpte yerleşen nurun bilahere birbiri ardınca kısım kısım çıkarak kaybolup gitmesi, ayak üzerine yuvarlanan kor parçasına benzetilir. Kor gider, fakat ye rinde ya-nık kabarcığı bırakır."
Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselamin, fitneye karşı fazlaca mayan bir vasfa sahip olmasıdır. Hadislerin beyanından anlaşıldığına ortadan kalk göre, herhangi bir verde, herhangi bir sebeple ne çeşitten olursa olsun bir the tech trevara bir daha kapanmayacak olsun bir fatışsa, heyecanını yitirse ve sönse bile içtimai bünyede açılan yaranın ini silinmemekte, kalpler eski berraklık ve såfiyetine bir dahalan yaranın maktadır. Resulullah, bunu bir hadislerinde: "Ümmetim arasına kılıç gir di mi, artık kıyamete kadar bir daha kaldırılmaz" diye ifade eder. Fitne ile hasıl olacak fenalığın -küllenmesine rağmen sönmeyen bir kor gibi sulh ve sükunete rağmen devam edeceğini Huzeyfe tu'onu'l-Yeman'ın bir nvayetinde açık olarak görmekteyiz. Daha önce tam olarak kaydettiğimiz bu rivayette, Huzeyfe, bu şerden sonra tekrar hayır mı diye sorunca Hz. Peygamber, mevzumuzu alâkadar eden şu ilgi çekici cevabı verir: "Evet gelecek. Ancak bu hayır bulanık olacak." Rivayetin Ebu Davud daki bir veçhinde: "Bu yerden sonra bulanık bir sulh (hüdne) var" denilir. Hadisin bütün vecihlerinde yer eden "bulanık" kelimesiyle tercüme ettiğimiz ke- limenin aslı "dahan"dır.
Şârihler, aslen küdûred, yani bulanıklık månasına gelen bu tabirin açıklanmasına ayrı bir yer verirler. Aliyyul-Kari, şerden sonra gelecek hayrın, diğer bir ifade ile fitneden sonra teessüs edecek sulh ve sükûnun hile, nifak ve hiyanet içerisinde devam edeceğini ifade eder ve devamla: "Şu mâna dahi muhtemeldir; fitneden sonra insanların, emir olarak başa geçirilen kimsenin etrafinda toplanmaları kerhendir, gönül rızasıyla değildir, isteyerek değildir" der.
Zemahşerî, el-Faik'da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm/in za- hiri salah altında bâtınî fesadın devam edeceğini ifade etmek maksadıyla böyle bir misal verdiğini söyler.
belirttikten sonra şunu söyler: "Hadis, serden sonra gelen hayrın halis İbnu Hacer, dahan kelimesine kin (hikd), kusur, kalpdeki fasad mânalarının verildiğini ve her üç mânanın da birbirine yakın olduğunu işaret etmektedir." İbnu Hacer açıklamalarına devamla, Ebu Ubeyd'in şöyle dediğini kaydeder: "Bu hadisteki muradı bir başka hadis açıkla- maktadır: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm/in bir diğer sözü sudur: "İnsanların kalpleri bir daha eski halleri üzerine rücû etmez."
Ibnu Hacer, bu açıklamalardan sonra: "Sanki mâna, "insanların ka). bi artık birbirine karşı halisâne olamaz" gibidir" der. Nevevî'nin açıklamaları da Ibnu Hacer'den kaydettiklerimize benzer.
3- GİREN ÇIKAMAZ
Birkısım hadisler, mü'mini fitneye karşı uyarma vazifesini yapmak Birkası hadislerecak kadar kötulüğunu için, on bir daha çıkamayacağı yönünün bulunduğunu belirtmektedir. Bu girenin bir daha iradeleri yenen menhûs zevkinden midir, yoksa fitne teşkilatının (zîra az ilerde bir teşkilat olma durumuna temas edilecektir baskısı sebebiyle midir, daha başka sebeplerden midir, bu nokta belirtil miyor. Ama netice şudur: Fitneye giren çıkamıyor. Ebu Hüreyre haber mimektedir: "Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm) buyurdu ki: "Sa ğır, dilsiz, kör bir fitne olacak. Kim ona yaklaşırsa, o da bunu kendine çekecek..." Şarihler, bu hadisten fitneye girenlerin hakla bâtılı ayır maktan uzak kalacaklarını, kendilerine yapılan nasihata, emr-i bil. ma'rûf ile nehy-i ani'l-münkere kulak vermeyeceklerini, hakkı söyleyen- lerin bela ve cefalara mâruz kalacağını, fitneye bir parça meyledenleri kendisine şiddetle çekeceğini vs. anlamaktadırlar.
4- FİTNE, FİKRİ GRUPLAŞMADIR
Bazı hadislerden Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ümme tin dikkatini çekmeye çalıştığı büyük fitnelerin dine zıt olan fikrî cere yanlar sebebiyle ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Burada "dine zit' kaydını bilhassa tebarüz ettirmek isteriz. Zîra, gayesi Allah'ın rızasını tahsil, hedefi dine hizmet, sünneti ihya olan ve davranışlarında, düşün celerinde Kur'an ve sünnetin düsturlarından ayrılmayan bir kısım dini gruplaşmalar her devirde olagelmiştir ve olacaktır da. Hak mezhepler, hak tarikatlar bu söylediğimize misaldir. Birbirlerine hasmane tavır al- madıkları, hayırda yarışma vasfını kaybetmedikleri müddetçe bu çeşit gruplaşmaların Kur'an ve sünnetin ruhuna aykırı olmayıp, bilakis mu vafik düştüğünü belirterek mevzumuzla alakalı hadisi kaydediyoruz:
Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Fitne insanların kalbine hasır misali çöp çöp konur. Hangi kalbte, bundan içirilirse onda siyah bir nokta hasıl olur, hangi kalp de bunu reddederse onda da beyaz bir leke hasıl olur. Böylece (cemiyetin fertleri) iki gruba ayrılır. Bir grubun kalbi düz (ve par lak) bir taş gibi beyazdır. Bunlara arz ve semavat baki kaldıkça fitne za rar vermez. Diğer grubun kalbi siyahtır, bulanıktır, tıpkı (ateşte) karar
miş tencere gibidir. Ne iyiyi iyi, ne kötüyü kötü kabul eder (cemiyetin hiçbir manevi değerlerini tanımaz). Heva-yı nefsinden kendisine ne telkin edilirse onu bilir..."
Burada, belli bir fikir sistemi, belli bir görüşe şartlanan insanların tasvir edildiği pek açıktır. Zira batıl gruplaşmalara dahil olan kimseler için, kendi sistemlerinin, kendi teşkilatlarının iyi dediği dışında ivi, kötü dediği dışında kötü mevcut değildir. Veya bunun dışında bir değer katul etme hürriyetine sahip değildirler. Hadisteki "heva-yı nefsinden er kabul edilirse" cümlesini, "teşkilattan ne telkin edilirse" şeklinde anlamalkin hiçbir mani yoktur. Çünkü, İlahi ölçülerle değerlendirilmeye an ve ona zıt düşen her şey "heva"dır, bu kimden gelirse gelsin farketmez. Hatta Kur'an-ı Kerim'de böylelerinin "hevasını ilahlaştırmakla" itham edil- diğini görürüz. (25)
5- YALAN ARTAR
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), zina, hırsızlık, içki gibi fe- nalığı herkesçe müsellem olan içtimâî afetlerden de beter ilan edip mü'- min ve Müslümanlık vasfı ile bağdaştıramadığı yalan (ve iftiranın) fitne zamanında son derece artacağına dikkat çekiyor. Yüzde doksanı yalana dayanan günümüz siyasî hayatının hakiki değerlendirmesini mü'min- lerin isabetle yapabilmesi için Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu ikazına da muhtacız. Zîra hemen hemen yalan ve iftira üzerine oturtul- muş olan günümüz siyasetinin girmediği Müslüman aile kalmamıştır.
Hz. Peygamberin kıyamet fitnesi zuhur ettiği zaman artacağını ha- ber verdiği "herc"in ne olduğu sorulunca, İbnu Mes'ud'dan gelen bir ri- vayette Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı vermiştir: "el- Katlu ve'l-kizbu" yani "artacak olan herc'ten maksad haksız yere adam öldürmek ve yalan söylemektir."
6- GERÇEKLERİN İSTİSMARI
Fitne hakkındaki bazı hadislerde, fitne hengâmında, fitnecilerin hep yalan dolanla, batıl sözlerle hareket etmeyip, birkısım gerçeklere de yer verecekleri, daha doğrusu, birkısım hakikatları suret-i haktan görünerek kendi batıl davaları lehine istismar edecekleri beyan edilmektedir.
Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm), bu noktayı, ümmeti içinrak jade koreaberleyhissalatu Kuran-ı Kerimi bilen münafik olarak
ifade ederek tebarüz ettirir. Bu hususu işleyen muhtelif hadislerden bin şöyledir: "Ben ümmetim için ne mü'minden ne de müşrikten korkarım Zira mü'mini, onun imanı kötülük yapmaktan alıkoyar müşriği de küfru durdurur. Fakat bütün korkum, alim olan münafıktandır. Hoqu gidecek, te'yid edeceğiniz şeyleri söylerler, size zarar verecek işler yapar. lar." Hz. Peygamberin mükerreren ifade ettikleri endişe, saf Müslüman- cazip ve parlak sözlerle ların, masum vivi nineci kimselerce aldatmasidueniresleyen canlı misal, Hz. Ali ile Hariciler arasında cereyan eden bir konuşmadır Hariciler, halife ve hükümdarın varlığına lüzum olmadığı hususundaki Heidelerine delil olarak, Kur'an'dan iktibas ederek "Lâ hükme illâ lillah yani "Hüküm ancak Allah'ındır" cümlesini kendilerine slogan yapmışlar. dır. Hz. Ali, bunu işitince şu cevabı verdi: "Bu, doğru bir sözdür. Ancak bâtıl adına söylenmiştir."
Sadece Haricîler değil, ta Abdullah İbnu Sebe ile başlayıp Karmati. ler, Rafiziler, İsmaililer vs. günümüze kadar devam eden bütün fitne ha- reketleri dinî sloganlarla ortaya çıkmışlardır. Kur'an'ı inkâr değil istedik. leri şekilde te'vil ederek cahilleri aldatmışlardır.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), "Kur'an'ı bilen münafik" tehlikesine karşı yaptığı uyarı ile, bu canipten gelecek fitnelere parmak basmış olmaktadır. Dindarlığı laftan ibaret kalıp, amele intikal etmeyen- lerin durumundan az ileride ayrıca söz edeceğiz.
7- HERKES KENDİ GÖRÜŞÜNÜ BEĞENİR
Hadislerde zikredilen fitne alametlerinden biri de, herkesin kendi görüşünü benimsemesidir. 4758 numaralı hadiste geçtiği üzere, Hz. Pey- gamber (aleyhissalâtu vesselâm) mü'minin cemiyet hâdiselerine karışma yarak, kendi hanesine çekilmesini gerektiren durumları sayarken, bil- hassa rey sahiplerinin sadece kendi reylerinden (görüşlerinden) hoşlan- masını (yani -ulemanın açıklamasıyla- Kitap, sünnet ve icma tarikiyle ge- len hükümlere bakmaksızın, Sahabe ve Tabiin gibi selef-i salihine uy mayı terkederek, kendi hevasına göre hüküm yürütmesini) de zikreder.
8- CEHALET ARTAR
"Oku" emri ve kalemin övülmesiyle başlayan İslam'ın en ziyade ehemmiyet verdiği şeylerden biri ilimdir. Mü'min için, imandan sonra ilim gelmelidir. Dini yaşamak, korumak, düşmana galebe çalmak, vs. hep ilimle mümkündür. Hakiki ilmin olduğu yerde din vardır. İman vardır.
Allah korkusu vardır. Kur'an-ı Kerim: "Kullar arasında Allah'tan en kumar, ihtikar, zina, yalan, sefalet, fakirlerin ezilmesi gibi bütün içtimai bozuklukların temelinde Allah korkusunun 28) gunu kimninga berde Avet, Allah korkusunu ilme bağlamakta oldu ğuzensizliğin olduğu yerde ilmin kalkmış, cehaletin artmış olması gere kir. Nitekim, muhtelif hadislerde bu husus, herhangi bir tekelluf ve do- laylı ifadeye ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık olarak beyan edilir: "Kiyametten önce gelecek fitne devrinde ilim gider, cehalet gelir..."
9- ŞAŞKINLIK
4767 numarada kaydettiğimiz Huzeyfe hadisinden çıkaracağımız bir diğer hüküm, fitne zamanında insanların hakkı batıldan ayırma husu- sunda geçirecekleri şaşkınlıktır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından fitnenin kör ve sağır olarak tavsifi, alimlerin, birkısım fitne esnasında insanların şaşkınlık içerisinde kalarak sağduyuları ile hareket edemeyecekleri yorumuna varmalarına sebep olmuştur. Hatta Huzeyfe' den Üsdü'l-Gâbe'de gelen bir başka rivayette, Huzeyfe'nin sözkonusu du- rumu "fitnenin en dehşetlisi" olarak tavsif ettiğini görürüz: "Bir adam Huzeyfe'ye "hangi fitne daha fenadır?" diye sorunca şu cevabı verdi: "Sen hayır ve şer her ikisine birlikte maruz kaldığın zaman hangisini tercih edeceğini bilememendir."
Aslında insanlar mükerremdir, fıtratı icabı hakkı, doğruyu arar. Üstelik Müslümanların ferasetleriyle, imanın verdiği sağduyu ve sezgi hakkı ile temyizde zorluk çekmeyecekleri Hz. Peygamber tarafından müjdelenmiştir: "Mü'minlerin ferasetinden kaçının. Zira onlar, Al- lah'ın nuru ile görür." Bu hadisin, bir ayeti (Hicr 75) tefsir sadedinde irad edildiği de gözönüne alınınca, insanlardaki sağduyunun ehemmiyeti anlaşılır. Bütün bunlara rağmen, fitnenin vasıflarından biri olarak hakla batılı tefrik ettirmeyecek umumi bir şaşkınlığa dikkat çekilmesi, o sırada yaşanacak şartların ağırlığını vurgulamayı gaye edinmiş olmalıdır. Söy lediğimiz gibi bu şaşkınlık, bu merluciyata fitnenin, insanın iste eliyle yürütülmesinden midir, yoksa büyük güce sahip propaganda merkezleri- elinden alan bibu saskınlık, bu gücune sahip disiplinli bir teşkilat eliyle Zamandan zamana mekandan mekana bunlardan biri veya bir başkası nin efkârı umumiyeyi iğfal etmesinden midir kesin bir şey söylenemez. veya hepsinin birden rol oynayabileceği açıktır.
Islam dini, dünya işleriyle ahiret işlerini birbirinden ayrı mütalaa et mez. Mu'minin beşerî hayatını ilgilendiren her şey, aynı zamanda dini de ilgilendirir. Bu sebeple şu ameller dini, şu ameller gayr-1 dini denemez Fıkıh kitapları mü'minin amellerini dinî ameller dünyevi ameller diye ayırmaz; ibadat, muamelat vs. seklinde ayırır ve muamelât zimninds zikrettiği ticaret, ziraat, nikah gibi meseleleri de, ibadat zımnında zikret. tiği namaz, oruç gibi meselelerle aynı değerde dinî kabul eder. Zira hepsi hususunda İlahi emirler, İlahî ölçüler gelmiştir.
Sözgelimi, sathi bir nazarla, namaz ve oruca nisbetle gayr-ı dinl olduğu söylenebilecek bir nevi vergi olan zekat ile namazı Kur'an-ı Ke olduğu kere yan yana ve beraber zikreder: "Namaz kılın, zekat ve rin" der, (26)
He Pegyamber daha da ileri giderek, farzlara riayet eden bir Müs lümanın, haram olmayan her çeşit günlük muamelâtının, uyumak, ye mek yemek ve hatta zevci muamelede bulunmak nevinden olsun, hepsi nin ibadet olacağını söylemiştir.
Bu dünya-ahiret ayrılmazlığının sonucu olarak İslam'da devlet reis- liği müessesesi aynı zamanda dinî reisliği de temsil eder. Devlet reisleri- nin dinin tatbikatına müteallik vazife ve mesuliyetlerden kendilerini uzak tutmaları din açısından bir fitne olarak değerlendirilmiştir. Nite kim Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bir hadiste şöyle buyurur. "İhsan ihsanlık vasfını korudukça kabul edin. Fakat bu, dine karşı rüşvet mahiyetini alınca reddedin, almayın. (Maalesef) bunu terketmeyeceksiniz. Dine karşı rüşveti terketmekten sizi alıkoyan şey korku ve fakirliktir. Ha- beriniz olsun, iman çarkı (ilelebed) dönecektir. Bu çark her nerede dönü yorsa Allah'ın kitabına uygun olarak dönderin. Haberiniz olsun SULTAN VE KİTAP BİRBİRİNDEN AYRILACAKTIR. Sakın sakın siz Kitap'tan ayrılmayın. Haberiniz olsun başınıza öyleleri reis (emîr) olarak geçecek ki, (kendileri için hükmettiklerini sizin için hükmetmeyecekler), onlara itaal etseniz sizi dalalet ve sapıklığa atarlar, itaat etmeyip isyan etseniz, sizi öldürürler." Cemaatten bazıları sordu. "Ey Allah'ın Resûlü! Pekâla ne ya palım?" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hz. İsa'nın ümmeti gibi yapın. Onlar, ateşe atıldılar, testerelerle biçildiler (fakat dinlerinden dönmediler). Allah'ın taati uğruna ölmek Allah'a isyan içinde yaşamak tan daha hayırlıdır."
26- Kur'an'da bu çeşit ifadeler "namaz kıl, zekat ver" veya "namaz kılın zekat verin" veya tor lar ki namaz kılarlar, zekat verirler" gibi çeşitli şekillerde gelir.
Bu ihbarlar, İslam tarihinde, değişik beldelerde, farklı zamanlarda kerratla vaki olmuştur. Ahirzamanda çıkıp dinden kopacak umerayı (ida- tanıtma maksadıyla irad buyrulan bir diğer hadiste şöyle buyu- rulur: "(Benden sonra) birkısım umera gelecek. Onların batıl sözlerine iti- recileri) raz edilemez. Bunlar kendilerini şapır şapır ateşe atarlar. Daladlerine itie mitmede birbirlerini takip ederler." Hadisi rivayet eden Hz.Muaviye (radı yallahu anh), halkın itiraz etmesi gereken gayr-i adil bir hükmü, aynı ca- mide aynı cemaate üç cuma üst üste hutbede tekrar eder. Üçüncü sefe- rinde bir itiraz yükselince, kendisinin o zümreden olmadığına hükme derek sevinir ve itiraz eden kimseye iltifatta bulunur.
11- DİN LAFTA KALIR
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâmľin haber verdiği fitne devri gelince din bir isim, resim ve şekilden ibaret kalacaktır. Bir kısım riva- yetlerden anlaşılan budur. Dinî emirlerin talim, tatbik ve icralarının ger- çekleşmesi için gerekli olan vazifelerin ihmali ve hazırlanması icabeden şartların terki halinde lüzumlu olan müeyyide ortadan kalkınca dinin şekilden ve laftan ibaret kalacağı açıktır ve tabiî bir sonuçtur.
Nitekim hadisler birkısım fitneleri çıkaranların talim ve terbiye gibi her çeşit dinî formasyondan mahrum gençlerden oluşacağını haber verir. Bunlardan, Hz. Ali'nin rivayet ettiği mühim bir tanesinde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), şöyle haber verir: "Ahirzamanda öyle bir zümre zuhur edecek ki, bunlar yaşça genç, akılca kıttırlar. Bunlar konuştukları zaman mahlukatın en hayırlı sözünden (yani Kur'an-ı Kerim'den ve ha- dis-i şeriften) bahsederler. Kur'an-ı Kerim'in kendi lehlerine olduğunu zannederler. Halbuki kendilerinin aleyhinedir. Ancak imanları gırtlak- larından öte geçmez. Okun hedefi delip geçmesi gibi, dine girip çıkarlar."
Yani bugünün tabiratına dökecek olursak, hadisin haber verdiği güruh, sistemli ve köklü bilgilerden mahrum, bir kısım sloganlar ezber- letilmiş, akıldan çok his ve heyecana tabi, düşüncesi kıt gençlerdir. Bun- lar kendilerine telkin edilip ezberletilen sloganlarla heyecana gelip, tah- nik edilirler. Sloganlar ise, en dindar kimselerin bile hoşuna gidecek güzel sözlerdir. Kur'andan bir ayet, Hz. Peygamber (aleyhissalatu ves- selam)'den bir hadistir. Ancak, bu sloganların yaşayışlarına tesiri yoktur. Şarihlerin belirttiği üzere, bunlar lafta inandıklarını söylerler, kalple- niyle inanmazlar. Zahiren güzel sözler söylerler, hakikat-ı halde söyle diklerine muhalif hareket ederler.
Şu hadiste ise bunların asıl maksatlarının dünyalık (mal, mevki,
şöhret, iktidar vs.) olduğu, dini ise, bu "Ahirzamanda ağızlarına söhret, iktidaradarak ifade edilmektedir grupin aldikareyecek ki, bunlar dinle dünyayı talep edecekler. İnsanlara kin yumuşak (dindar, dünyayı terketmiş) görünmek için koyun postuna bürü. ise, canavarların kalbi nürler Derite der: "Bana karşı laubalilikte mi bulunuyorsunuz! Su nima ve azametime kasem olsun ki, ben onlara, kendilerinden (çıkaraca ğım) öyle bir fitne göndereceğim ki, (değil fiilen fenalıkları işleyenler gum) le bir her bile şaşkına dönecekler (ne def edebilecekler, ne de on. dan paçalarını kurtarabilecekler)."
12- DİNİN TATBİKATI ZORLAŞIR
Ahirzaman fitnesinin, hadislerde ifade edilen en bariz ve en mühim
vasıflarından biri, dine karşı olmasıdır. Resulullah (aleyhissalâtu ves
selâm)'ın geleceğe ve bilhassa Deccal fitnesine ait ihbarlarda kullandığı
teşbihli üslup ve ifadelerden şöyle bir mâna çıkarmak mümkündür: Ahir-
zamanda ortaya çıkacak birkısım beşerî (hümanist) görüşler ve değerler,
dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din demese bile or-
zarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Öyle bir din ki, kendi dışın-
da kalanlara hayat hakkı tanımayan, diğer dinlerde mevcut olan kendini
hak başkalarını batıl ilan eden kıskançlık ve taassuba fazlasıyla sahip
yeni bir din. Bu yeni din beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî sultayı
kaldırmak amacıyla inkar-ı uluhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit
dinî değerin yerine beşerî bir put (heva) dikmeye çalışır. Temel ma'budu
madde ve insan olan ladinî bir dindir. Nitekim, komünizmin bu ma-
hiyette olduğu birçok müellifce vurgulanmıştır.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bu beşerî, bu ârızî ve mater
yalist sistemin, beşerin heva-yı nefsini putlaştırıp ilahlaştırmakla kal- mayıp, İlahî dinle, İslamiyet ile de mücadele edip, ortadan kaldırmaya çalışacağını mü'min ile Müslüman olanları, çeşitli hakaretlere maruz bırakacağını ifade ediyor ki, bunların geçmiş zamanlarda ve hatta günü- müzde aynen çıktığını söyleyebiliriz. Komünizmin girdiği yerlerde başta Müslümanlar olmak üzere bütün klasik dinlere inananların çektikleri cümlenin malumudur.
İşte Hz. Peygamber, dinini tatbik edebilmek için hakim durumdaki dusanan güçlerle mücadele gibi fevkalade, fevkalbeşer şartlara maruz bu "çetin şartlar devri Müslümanı"nı takviye ve teşvik etmeye tebliğatında
hususi bir yer vermiştir. "İnsanlar öyle bir devir yaşayacaklar ki, o de- virde dini üzerine sabretmek, elinde ateş tutmak gibi zordur. Çünkü o de- Birde mü'min (öyle hakaretlere maruz kalır ki) davarından ünk od (daha haysiyetsiz) bir duruma düşer. Bu hakaret ve baskıya birçok insan dayanamaz. Zayıf olanlar, fire vererek, beş paralık menfaat için din ve mukaddesatından rüşvet verme durumuna düşer. Gündüz ve gecelerin ak- ması öyle devir getirecektir ki, o zaman biri kalkıp alenen: "Bir avus men fati için bize din (ve mukaddesatını) kim satacak?" diye sorar. Bi boşa değildir de: "Birçokları dinlerini çok az bir dünya malı karşılığında satar."
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bu zor şartlar alında dini tatbikatın diğer zamanlardakine nazaran çok daha değerli olduğunu ifade eder: "Herc, fitne ve insanların ahvalindeki ihtilat ve karışıklıklar zamanında ibadet tıpkı bana hicret etmek gibi büyük sevaba vesiledir." Bir başka rivayette Hz. Peygamber, fitne devrindeki şartların ağırlığını ifade için Ashabına şu hitapta bulunur: "Siz öyle bir zamanda yaşıyorsu- nuz ki, sizden biri emredilenlerin onda birini terketse helak olur. Fakat arkadan öyle bir devir gelecek ki, her kim, emredilenlerin onda birini yap- sa kurtuluşa erecek."
4758 numarada kaydedilen hadiste, zor fitne şartlarında dinî salabe- tini muhafaza edebilenlere normal şartlarda yapılan ibadetin sevapça elli misli vaadedilir: Hz. Peygamber: "Siz kendi nefislerinizi (ıslah etmeye) bakın" ayetiyle alakalı bir soru üzerine Ebu Sa'lebe'ye yaptığı açıklama sırasında sözlerini şöyle bitirir: "...Zira, önünüzde "sabır günleri" var. O zaman sabır, elde ateş tutmak gibidir. O vakit, dini tatbik eden bir kim- senin (amilin) ücreti, onun gibi çalışan elli kişinin ücretine denktir... "Bu onlardan elli kişinin ücreti mi?" diye bir kişi sorunca, Hz. Peygam- ber: "Bizden elli kişinin ücreti" diye tasrih eder.
13- İRTİDAT ARTAR
Dinin ta'lim, tedris ve tatbiki resmî himaye ve müeyyideden mah- rum kalmaktan öte dindarlar baskı ve hakaretlere de maruz kalınca bu- nun tabii bir sonucu olarak din hususunda bilgisizlik ve sathilik ortaya çıkacaktır. Şüphesiz, Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâmlin haber verdiği bu durumlar tesadüfi, arizî durumlar değildir. Dine karşı yürü tülen bütudurumlar tesadumlar, şuurlu, sistemli ve planlıdır. Öyle ise, dine karin bu meni dute, dini insanlar nazarında düşürmek mak- sadıyla dine karşı aleyhte propaganda da yapılacaktır.
ve istihkar da ek Su halde gerçek din bilgisinden mahrumiyete, dinle alakalı kasıt ve dindarlara baskı lenince insanların dinle olan bağı son derece zayıflayacak demektir. (0 yanlış bilgiler, aleyhte propaganda kadar ki, bazan ferdi, bazan da kitle halinde irtidatlar, dinden çıkma vakaları olacaktır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in fitne ile alakalı bir kısım bevanları bu söylediklerimizi tasvir eder. Hz. Cabir (aleyhissalatu vesselâm in: bu dine kitleler halinde girdiler ve kitleler halinde de çıkacaklar" dedigi bu dine kitleler halin Hz. Aişe'nin Müslim'de gelen bir rivayetinde de Hz Peygamber: "Gece ve gündüzün akışı Lat ve Uzza'ya ibadeti getirecektir Peygauslimin diğer bir rivayetinde Devslilerin "Zülhalasa” adındaki ca hiliye putlarını ihya edecekleri belirtilir. Lat, Uzza, Zülhalasa adların daki meşhur cahiliye putlarının Resulullah devrinde param parça edil. diği gözönüne alınırsa, bu hadisle, insanların elleriyle yapıp diktikleri putlara, perestiş, ibadet mânasını taşıyan ta'zim ve hürmet gösterecek. lerinin ifade edildiği anlaşılır. Bu mânayı teyid eden bir başka hadiste "Putlar tekrar dikilmedikçe kıyamet kopmaz. Bunu ilk yapacak olan da Tihâme'den bir kal'a ehlidir" denilir.
Şu rivayet, kıyamete yakın çıkacak bu dinî gerilemeleri cehle bağ lar: "Öyle fitneler olacak ki, o zamanda birkimse, mü'min olarak sabah- ladığı halde, kafır olarak akşamlar. Allah'ın ilim (vermek sureti) ile ihya edip hayatlandırdıkları müstesna (onlar imanlarını kolay kolay kaybet mezler)." Hadiste geçen "Allah'ın ilim ile ihya ettikleri müstesna" tabiri, bu irtidatların asıl sebebinin cehalet olduğuna dair yukarıda söylemiş bu- lunduğumuz hususu te'yid eder.
Keza, şu müteakip rivayette zikredilen: "Dini fiilen tatbik etmede acele davranın.." kaydı da fitnenin çıkış sebebinin dindeki gevşeklik olduğu, fii len, ciddi şekilde tatbik eden fertlere fitnenin zarar vermeyeceğini ifade et mektedir. "Zifiri gece karanlığı gibi çökecek fitneler gelmeden dini filen tatbik etmede acele davranın. (Fitne gelince) kişi mü'min olarak sabahlar da kâfır olarak akşamlar, mü'min olarak akşamlar da kafir olarak sabah
lar. Bir kısmı, çok az bir dünya menfaati mukabilinde dinini satar." Akşamdan sabaha veya sabahtan akşama insanlarda meydana ge len bu süratli değişmelerin sadece dinî temel nasslarda, akidelerde kal mayıp beşerî vicdanlarda bulunması gereken her çeşit değerlere sirayet ettiğini muhtelif rivayetler te'yid eder. Bunlardan birinde: "..Kişi karde şinin kanını, ırzını ve malını haram bilerek sabahlar da, kardeşinin kanını, ırzını ve malını helal addederek akşamlar" buyrulur.
Bazı hadislerden kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir kamil fevkalade olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir.
Her halukarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahis- "Ahirzamanda ümmetim içerisinde bir halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak." Buhari'nin bir rivaye tinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa'dır: "Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez."
Bir diğer rivayette de "Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, ka- bul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz" denir.
15- CİMRİLİK ARTAR:
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), insanoğlunun madde karşı- sında hususi bir zaafı olduğuna fazlaca dikkat çeker. Yaratılışından ge- len bir hırsla, ölünceye kadar bu tamahkârlığın devam edeceğini belirtir: "İnsanoğlu ne kadar yaşlansa da ondaki iki arzu genç kalır. Yaşamak ar- zusu ve madde arzusu." "İnsana iki vadi dolusu altın verilse bir üçüncüyü ister, onun iç boşluğunu ancak toprak doyurur."
Ondaki bu zaaf şerî ölçülerle disiplin altına alınmaz, terbiyeden ge- çirilmezse birkısım içtimâî bozukluklara sebep olur. Bu mal hırsının ma- razi tezahürlerinden biri cimriliktir. Cimrilik ve mal düşkünlüğüne, bazı fertlere has münferid vak'alar olarak her devirde her cemiyette rastlanır ise de, bunun bir cemiyette umumi ve yaygın bir hal alması normal de- ğildir. Böyle bir durumun bir cemiyette zuhuru, bir kısım içtimâî bozuk- lukların had safhaya ulaştığının delili ve alâmeti olmalıdır. Hatta Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm), cimriliğin yaygınlaşma halini, emr-i bil-marufun fayda yerine zarar vereceği ve bu sebeple onu da terk etmeyi gerektiren bir mi'yar olarak değerlendirir: "..İrşad işini bırakmayın. Ak- sine ma'rufa uyun, münkeri nehyedin. Ancak, ne zaman mucibiyle amel edilen bir cimrilik peşinden gidilen hevesat görür, inanların (mal, meuki Bimbi cimrilik peşinden gidilyayı ahirete tercih ettiklerine, rese lerinin (Kur'an, hadis ve icmayı bir tarafa iterek) kendi rey ve düşünce lerini beğendiklerine şahit olursan sen o zaman, kendi başının çaresine
bak, başkasıyla uğraşmaktan vazgeç, "4758 numarada geçen bu hadisten, daha önce temas ettiğimiz sebeplerden ileri gelen içtimai birlikte cimriliğin de yaygınlaşacağını anlamaktayız. bozukluklarla
16- ASİLLER ÖLDÜRÜLÜR, MEYDAN ADİLERE KALIR
Bir kısım hadisler, fitnede rol oynayacak kimselerin, birinci derecede gen diğer bir kısım hadisler dahi gençler olduğunşilerin helak olacağını bunlarlargar müteme amin, dindar kissefih kimselerin alacağını vurgular. Din-sultan ayrıla hain, capulu vesinin dışında bırakılmayan ve dinin deule zorlaşması gibi birbirini tamamlayan ve takip eden vakalan mak kadar tabii bir sonucu olarak ceritakan gelişme 5036 numarada kaydedeceğimiz bir Tirmizî rivayetinde şöyle durum, 503 Dunyada insanların en bahtiyarlarını (malca en zengin, ya şayışça en müreffeh, makamca en üstün, nüfuzca en kavi) en adi kimseler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz."
Hadiste mevzubahs edilen adiliğin neseb ve haseb yönünden olduğu, kullanılan kelimenin nesebi bilinmeyen ahlakî kemâli duyulmayan kim. se mânasını da ifade ettiği şarihlerce belirtilir.
Taberânî'nin bir tahricinde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Fuhuş ve cimrilik ortalığı sarmadıkça, emin ve güve nilir kimseler aşağılanıp, hainlere itimat edilmedikçe, "vuûl" olanlar he lak olup, "tuhût" olanlar zuhur etmedikçe kıyamet kopmaz." Dinleyenler sorar: "Ey Allah'ın Resûlü, "vuûl" ve "tuhût" da ne demek?" Cevaben: "Vuûl, insanların ileri gelenleridir, eşrafıdır. Tuhût ise, insanların en düşük olanlarıdır, ayak altında bulunan (adı sanı duyulmamış) bilin meyen kimselerdir" der. Hadisin bir başka veçhinde tuhut, adi, düşük ai
lelerden gelen kimseler olarak açıklanır.
Müslim'de kıyamete yakın vukua gelecek hâdiseleri tasvir eden bir ri vayette, şu açıklamaya da rastlarız: "Geriye insanların şerirleri kalır. Bunlar (şerlere ve şehvani hedeflere koşmada) kuşlara, (birbirlerine zulüm ve düşmanlıkta) vahşi hayvanlara benzerler."
Hadis kitaplarında "Cibril hadisi" olarak şöhret kazanan meşhur ri vayette, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine kıyamet als metlerini soran Cebrail aleyhisselam'a, diğer bazı alametler meyanında şunu da zikreder: "..Yalın ayak başı kabak (halktan gelme, asaletsiz) kim selerin insanlara baş olmaları kıyamet alâmetlerindendir."
Daha önce fitnenin çeşitlerinden bahsederken kaydettiğimiz bir ha- diste, refahtan hasıl olan fitneden sonra insanların, ilmi ve fikri nakis kavuşacaklarının ra ehliyetsizlerin, beya ketiga bir kimsenin edildiğini görmüştük. Bu rivayet de fitneden son- zorla, hile ile başa geçeceklerini ifade eder.
Rivayetlerin hepsini zikretmeye gerek yok. Kaydedilenler bize göste- var ki, ayetle bozulaceşitli içtimai bozuklukların neticesi er bize göste far umumiyetle bozulacak ve kendilerine uygun olarak, bozukak insan- Maşlarına geçecektir; "Her bir kabileyi (milleti) o kabilenin münafıkları ve idare etmedikçe kıyamet kopmaz." sok ve
17- FİTNEDE GENÇLER ROL OYNAR
Yukarıda kaydedilen bir hadiste, en azından bir kısım mühim fitne- Jerde, tecrübesiz ve kıt düşünceli gençlerin birinci derecede rol oynaya- cağı, bunların herkesçe makbul ve müsellem olan güzel sözler, ayet ve hadisten alınma parlak düsturlarla ortaya çıkacakları, ancak sözleriyle
amellerinin bir ilgisinin olmayacağı belirtilmiştir.
Daha başka hadislerde de, içtimâî ve siyasî hayatta gençlerin birinci planda yer aldıkları devirlerde fitne ve fesadın, emr-i bi'l-maruf gibi şartla- ra göre farz-ı ayn sayılacak kadar değer kazanmış, son derece mühim bir vazifenin "terkini gerektirecek", defalarca yasaklanmış olan "ölümü is- teme'yi meşru kılacak kadar ileri ölçülere varacağı ifade edilmekte, "ume- ra çocuklardan olduğu müddetçe yeryüzünden lanetin kalkmayacağı" be- lirtilmektedir. Bu mânayı te'yid eden şu hadis de ziyadesiyle manidardır: "Kıyamet alametlerinden biri de ilmin gençler nezdinde aranmasıdır." Şu rivayet de Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) in bu mevzudaki mü- him uyarı ve tenbihlerinden biri olmalıdır: "Hz. Peygamber bir defasında "Çocukların emîrliğinden Allah'a sığınırım" der. Yanındakiler: "Çocukların emîrliği de nedir?" diye sorarlar. Şu cevabı verir: "Onlara itaat etseniz (di- ninizde) helak olursunuz? Şayet isyan etseniz sizin dünyanızı) helak eder- ler; ya malınızı, ya canınızı ya da her ikisini almak suretiyle."
Bizzat Buhârî'de gelen bir rivayette, ümmet-i Muhammed'in helakının Kureyş kabilesinden emîrliğe geçecek çocuklar (gençler) yüzünden geleceği belirtilmiştir. Şarihler aynıyla vaki olduğunu misallerle te'yid ederler.
18- KATL (ÖLDÜRME) VAKALARI ARTAR
Bidayette de belirttiğimiz üzere, fitnede artacağı belirtilen "herç" um demektir de belirtisinelerin en bariz vasıflarından biri öldürme
vakalarının artmasıdır. Fitne sırasında kardeş kardeşi öldürecek demek. tir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Müslümanların bu day. ranışlara düşmemeleri için, fitnenin bilhasa bu yönüne fazlaca dikkat çekmiştir. Pek çok hadiste görüldüğü üzere, fitneye karışmamayı ısrarla tavsiye edisten maksad, haksız yere kan dökme amellerinden korumay sağlamaktır. "...Zira kişi Müslüman cephesinde olduğu halde, kardeşinin malını yer, kanını döker ve Rabbine isyan eder, hâlıkını inkâr eder ve ken. disine cehennem şart olur."
Fitnede, haksız yere katl vakalarının, kardeşin kardeşi öldürme had ifade eden hadisler çoktur. Burada hadiselerinin cokada zikrettiğimiz hadisin bir parçasını hatırlamakla ye tiniyoruz: "Ey Ebu Zerr, haberin ola. Ölüm insanlara öylesine çok gelecek ki, kabirler hizmetçi ve köleler tarafından inşa edilecek." Bir Sahiheyn hadisinde "herc artmadıkça kıyamet kopmaz” buyuran Resulullah, "Hert nedir?" sorusuna, "Öldürme, öldürme (katl)!" diye cevap verir.
19- TEŞKİLATLAR ADINA ÖLDÜRME
Fitneyi tasvir zımnında ifade edilen en enteresan hadislerden biri 4780 numarada kaydedilen hadistir: "Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a kasem ederim ki, insanlar öyle bir devir yaşayacaklar ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul niçin öldürüldüğünü bilmeyecek." "Bu nasıl ola- cak?" diye sorulduğu zaman Hz. Peygamber şu açıklamayı yapar: "İşte bu herç-tir. (Buna bulaştıktan sonra) ölen de öldüren de ateştedir."
Biz bu hadisi, fitne üzerine söylenen enteresan hadislerden biri ola- rak tavsif ettik. Çünkü, bilhassa memleketimizin yaşamış bulunduğu du- rumu tasvir etmektedir. Birtakım gizli teşkilatlar tarafından yürütülen anarşik hadiselerde kullanılan şahıslar, kendilerine verilen vazifeyi yap- mak zorundadır, sebebini, niçinini soramaz. Mesela halkı yıldırmayı he def alan bir çok vakada, gelişigüzel kalabalık üzerine, otobüs durağında bekleyenlere yaylım atəşi açılmaktan çekinilmemiştir.
Teşkilatlar adına işlenen ve para mukabili adam öldüren klasik tip teki kiralık katillerden daha gayesiz katiller tarafından sahneye konan bu cinayetleri Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm): "Öldüren niçin öldürdüğünü, ölen niçin öldüğünü bilemez" şeklinde ifade etmiştir.
Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm'in bu hadiste, hassaten teş kilatlarca tertiplenen anarşist cinayetleri tasvir ettiğini teʻyid etmek için bu çeşit cinayetleri tahlil eden bir Batılının şu satırlarına göz atalım
katil nazarın da gerçekten suçlu olması mühim değildir. Hatta kurban suçsuz olduğu nisbette anarşik cinayetin daha mükemmel olduğu söylenebilir. Nitekim bu cinayetlerde mühim olan, tedhiş vasıtasıyla halk üzerinde yılgınlık hasıl etmektir. Kurban edilen kimsenin mevki-i içtimaisi yünde yılgınlık nisbette bu gayeye daha iyi ulaşılır. Zaten tedhişçiler, ictimai bale gedik açabilmek için başa vurmak gereğine inanırlar.
20- EMNİYET VE GÜVEN KALMAZ:
Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm)'in mükerrer hadislerinde, fitne, anarşi devrinde emniyetin kalkacağı, kimsenin kimseye itimat ede- meyeceği, emin kimselerle hain kimselerin tefrik edilemeyeceği vs. belir- tilir. Bu hususla alakalı olarak Abdullah Ibnu Amr'dan gelen bir rivay- ette, fitnenin çıkacağı devre, "(İnsanlar arasında emin ve güvenilir kimselerle hain kimseler, salihlerle facirler birbirinden tefrik edilemeye- cek kadar) insanların ahde vefaları bozulduğu, itimadın kalktığı za- man.." olarak tasvir edilir.
Bir başka rivayette, fitneden haber veren Resulullah (aleyhissalâtu ves- selâm)'a İbnu Mes'ud sorar: "Ey Allah'ın Resulü, bu fitne ne zaman gelecek?" "Bu herc (insanların birbirini kırdığı) devirdir."
"Bu kırım devri ne zaman gelir?"
"Bu, kişinin arkadaşına bile itimad edemediği zamandır."
İbnu Mes'ud, bu hadisi Vabısa'ya anlatırken, Vabısa da İbnu Mes'ud'a eyyamu'l-hercin (kırım zamanının) ne vakit geleceğini sorar. O da mualli- minden aldığını belirttiği cevabı tekrar eder: "Kişinin arkadaşlarına bile i- timad edemeyeceği zaman."
Bir başka rivayette, cemiyet fertlerinin maruz kaldıkları içtimâî bo- zukluklar sonunda, dinin "ahidlerinizi tutun" (Nahl 91, İsra 34), "ver- diğiniz sözlerde durun", "yalan söylemeyin” gibi emirlerini unutarak iti- mat edilmez davranışlara düşecekleri belirtilir: "Sen, ahidlerini bozan, güvenirliklerini kaybeden mübtezel (ayak takımı) insanların arasında kaldığın zaman ne yapacaksın? O insanlar düzenleri bozulmuş (bir emniyetleri suistimal eden kimselerdir." Hz. Peygamber (aleyhissalâtu digerine benzemeyen) her biri her an değişen, ahidlerini bozan, itimad ve Vesselâm) bu açıklamadan sonra parmaklarını birbirine geçirerek: "Iste böylesine karışık" der.
Büyük fitnenin hususiyetlerinden biri ölümü aratmasıdır. Yukarıda söylediğimiz gibi fitne; içtimâî hastalıkların artması sonucu kargaşanın Begins Her çeşit din ahlakın, ali dan prensiplerin lup ve makhur edilip hissiyatın, içgüdülerin, beşeriyetin kemali için daj. ve can emniyetini kaldırıp, katl, hırsızlık ve soygunları artırmaya müncer böylesine armas, hayatında m olan ikkaybettirecektir. Böyle bir ortamda ölenlere gipta edilmesi mucib.j nasret olmalıdır. Buhari ve diğer kaynakların kaydettikleri bir rivayette hayret almber (aleyhissalatu vesselâm), bu durumu şöyle ifade eder: "Bir İnsan, ölmüş bir kimsenin kabrine uğrayınca: "Bunun yerinde keşke ben olsaydım" diye temenni etmedikçe kıyamet kopmaz."
Müslim ve İbnu Mace'de gelen bir rivayette bu temenninin dindarlık sebebiyle olmayıp, maruz kalınan belalar, çekilen sıkıntılar sebebiyle oldu. ğu tasrih edilir. Daha başka rivayetlerde insanların, sabredilmesi, elde ateş tutmak kadar zor olan musibet dolu devirler yaşayacakları belirtilir.
Bir başka rivayette, ölümü arattıran bu fitnenin maddî imkanların darlığı ile bir alakasının bulunmadığı, bilakis zenginlik sebebiyle arttığı, hatta bu yüzden insanların fakirliği temenni bile edecekleri tasrih edilir. Daha çok zengin başların derde düşmeye başladığı günümüz ahvaline ol- dukça yakınlık arzetmesi sebebiyle hadisi aynen kaydediyoruz:
"Siz öyle zaman göreceksiniz ki, o vakit kişi, nasipçe (malca) hafif ol maya gıpta eder, tıpkı şimdi sizin mal ve evlat çokluğuna gıpta ettiğiniz gibi. O kadar ki, biriniz kardeşinin mezarına uğrar da, hayvanın yerde yuvarlanması gibi yuvarlanarak: "Keşke senin yerinde ben olsaydım" der. Bu davranışı (Hz. Yusuf gibi bir an evvel) Allah'a kavuşmak arzusuyla veya önceden işlediği iyi ameller sebebiyle değil, maruz kaldığı belalar sebebiyledir."
22- GANİMET (DEVLET MALI) HELAL ADDEDİLİR:
"Devletin malı deniz yemeyen domuz" diyerek devlet malını çeşitli
"Kivamet ne zaman?" diye soran bir kimseye, Hz. Peygamber (aleyhis- vesselâm) cevaben kıyamet nimet sayıldığı, sadaka (yani zekat ve vergi) bir yük addedildiğinaneta demiştir. Aynı fikre, Ebu Hüreyre'den gelen "rihul-hamra (kızıl rüzgâr) hadisinde de yer verilerek: "Emanet ganimet addedilince, zekat ise (dini bir borç değil, zorla alınan) bir ceza telakki edildiği zaman.. kızıl rüzgârı bekleyin" denmiştir.
23- FİTNENİN GİRMEDİGİ EV KALMAZ:
Bazı rivayetlerden, kıyametten önce, gelecek bir fitnenin girmeyeceği evin kalmayacağı, istisnasız her eve gireceği ifade edilir. Abdullah İbnu Amr tarafından rivayet edilen bir hadiste kıyamet alâmetleri, bir ipe di- rilmiş bulunan boncukların, ipin kırılmasıyla birbirini takip etmesi gibi, peşpeşe gelecekleri ifade edilir. İşte birbirini takip edecek bu alâmet- lerden altı tanesi tadad edilir. Bunlardan birinin: "Bilaistisna her Arabın evine girecek olan bir fitne" olduğu belirtilir. Hadisin Müsned'de gelen iki veçhinden birinde "sizden her bir kimsenin evine" şeklinde; diğerinde "her bir yün ve toprak eve" şeklinde ifade edilerek bu hususta şehir ve köy farkının da kalmayacağı belirtilmiştir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 240 1 Vitir Bana farz, size nafile. Kurban Bana farz, size nafiledir. Cuma günü guslü de Bana farz, size nafiledir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 240 2 Yalnızlık, fena arkadaştan hayırlı, iyi arkadaş ise yalnızlıktan hayırlıdır. İyi şey yazılması sükuttan hayırlı, sükut da şer yazılmasından hayırlıdır. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 240 3 Evlat, kalbin semeresidir. (Göz nurudur) Ve o evlat korku, hasislik ve hüzün tevlid edicidir. Hz. Ebû Said (r.a.) 240 4 Çocuk, döşek sahibinindir. Zinada mahrumiyet vardır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 240 5 Evlat, Cennet reyhanındandır (rızıkdandır) Hz. Havle binti Hakim (r.a.) 240 6 Birinci günkü düğün yemeği (velime ) borç ve haktır. İkinci günü iyidir. Üçüncü günkü gösteriş ve riyadır. Hz. Zuheyr (r.a.) 240 7 Düğün yemeği borçtur. Kim bu davete icabet etmezse Allah ve Resulune asi olur. Kim de davetsiz giderse, girerken hırsız olarak girer, çıkarken yağmacı çıkar. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 240 8 Sevgi de husumette miras olurlar. Hz. Ebû Bekre (r.a.) 240 9 (Kur'an'daki) "Vürûd" (cehenneme) duhuldür. İyi olsun, kötü olsun ona girmiyen kalmaz. Yalnız mümine, serin ve selamet olur. Hz. İbrahim (a.s)'a (ateşin serin) olduğu gibi. Öyleki müminlerin soğukluğundan Cehennem bağırır (müminin nuru onu yener). Bundan sonra Allah, takva ehlini kurtarır, zalimleri ise orada yüzüstü bırakır. Hz. Câbir (r.a.) 240 10 Verâ (şüpheden kaçma) amelin seyyididir. Bir kimse de, masiyetle yalnız kaldığı zaman (kötülüğe fırsat bulduğu vakit) Allah'a isyandan onu alıkoyan bir verâ' yoksa, Allah o kimsenin amellerinden hiç bir şeye kıymet vermez. İnsanda Allah korkusu gizli ve aşikarede, iktisad fakirlik ve zenginlikte, adalet ise hoşnudluk ve gadapta olmalıdır. Agah olun ki, "mümin" nefsine hakim olan kimsedir. Ve kendisine hoş gördüğünü başkalarına da hoş görmelidir. Hz. Enes (r.a.) 240 11 Verâlı adam, şüphe üzerine duraklıyan, hemen atılmıyan kimsedir. Hz. Vasile (r.a.) 240 12 Vesvese imanın ta kendisidir. (İtikada gelir, boş eve hırsız gelmez, imanın alameti demektir) Hz. İbrahim (r.a.) 240 13 Namazda vesvese dindendir ve açık imandandır. Hemen hemen hiç bir mümini şaşmaz. Hz. Ali (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 371 1 Bir kula, dininin gitmesinden sonra gözünün gitmesinden daha büyük musibet olmaz. Gözü gidip de sabreden kimse muhakkak ki Cennetliktir. Hz. Büreyde (r.a.) 371 2 Bir mü'mine güneş batıncaya kadar "Lebbeyk" demek nasip olursa, bununla beraber günahları da, anasından doğduğu güne benzeyinceye kadar af olur. Hz. Amir İbni Rabia (r.a.) 371 3 Allah'ın melekleri için de seçtiği şu tesbih dir ki o: "Subhânallahi ve bi hamdihî" dir. ('Kelamın efdali nedir?' diye sorulduğunda bu hadis varid olmuştur.) Hz. Ebû Zerr (r.a.) 371 4 Ailene yedirdiğin senin için sadakadır. Çocuğuna yedirdiğin senin için sadakadır. Hadimine yedirdiğin senin için sadakadır. Kendine yedirdiğin de senin için bir sadakadır. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.) 371 5 Bir ev sahibine "rıfk" verildi ise, mutlaka fayda verildi ve mahrum edildi ise, o ev halkına mutlaka zarar verildi. Hz. Abdullah İbni Ma'mer (r.a.) 371 6 Allah (z.c.hz.) bir kimseyi cehaletle asla aziz etmez ve ilimle de asla hor etmez. Hz. İbni Mes'ud (r.a.) 371 7 İnsan için en zararlı şey çok söylemektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 371 8 Bir göz yaşarırsa, Allah o gözü taşıyan bedeni ateşe haram kılar. Yanağına bir damla akarsa, o yüze karalık ve horluk arız olmaz. Eğer ağlayan kimse acıdığı ümmetlerden bir ümmet için ağlarsa, o ümmet mağfiret olur. Göz yaşına değer yoktur ve onunla ateşten denizler söndürülür. Hz. Müslim İbni Yesar (r.a.) 371 9 Hiç bir kazanç sahibi, kendisini hidayete nail edecek veya tehlikeden kurtaracak ilme sahip olmak gibi bir kazanç sağlamadı. İnsanın aklı doğru olmayınca dini doğru olmaz. Hz. Ömer (r.a.) 371 10 Hiç bir kimse eli ile kazandığı kadar hayırlı bir şey yemedi. Allah'ın Peygamberi Davud (a.s.) da elinin kazancından yerdi. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.) 371 11 Dünya kurulalıdan kıyamet kopana kadar iki harp saffı karşılaştı ise, bir tarafta muhakkak Rahmanın kudret eli bulunmuştur. Bir kula zafer murad ettiği zaman, işte bu eli ile nusret ederde, göz açıp yumuncaya kadarlık bir zamanda diğer taraf münhezim olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 371 12 Her su döktükçe abdest alınmakla emr olunmadım. Yapsaydım sünnet olurdu. Hz. Âişe (r.anha) 371 13 Ben sizi kendiliğimden cihada çıkarmadım ve kendiliğimden de bırakmadım. Ancak bunu Allah (z.c.hz.) çıkardı ve bıraktı. Ben memur kulum. Emrolunanı yaparım ve Bana vahiyle emrolunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 448 1 Bir kimsenin din kardeşinin evine gelip te önüne konulanı yememesi cefadandır. Bir adama yolda arkadaş olup ta ismini ve babasının ismini sormaması cefadandır ve ailesi ile münasebetten evvel latife yapmaması da cefadandır. Hz. Ali (r.a.) 448 2 İnsanın bir din kardeşi konuşurken susması mürüvvettendir ve arkadaşının nalını kopunca onun da durması, hüsnü muaşeret güzelliğindendir. Hz. Enes (r.a.) 448 3 Bir müslümanın içine sevinç sokmak, gamını gidermek, borcunu ödemek veya onu açlıktan doyurmak, Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili amellerdendir. Hz. Ebû Şureyk (r.a.) 448 4 Arabın helak olması kıyamet alametidir. Hz. Talha İbni Malik (r.a.) 448 5 Bina kıyamet alametindendir. Bir adamın camiden geçip te iki rek'at kılmaması, tanıdığından başkasına selam vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 448 6 Kıyamet alametlerindendir, haine itimad edilip, emine ihamet edilmesi. Hz. İbni Amr (r.a.) 448 7 Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlal etmesi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 448 8 Kıyamet alametlerindendir; çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması, yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, haine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi, münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hakim oluşu, mihrapların süslenmesi, kalblerin harap edilmesi, erkeğin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi, dünyanın mamur kısmının harab, harap kısmının mamur olması, şüphenin ve faizin aşikar olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenileşmesi, içkinin içilmesi, zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 448 9 Kula dünyada verilenin efdalindendir afiyet; ahiret için de verilenin efdalidir mağfiret. Kula nefsi tarafından verilenlerin efdali ise, bir kavimden neş'ed eden hayırdan adamın ders alması. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 448 10 Kıyametin yaklaşmasındandır minberlerin, hatiplerin çoğalması, ulemanın süslere meyledip haramı helal, helali haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri, altın ve gümüşlerinizi helal saymayı öğütlemeleri ve Kur'an'ı ticaret metaı edinmeleri. Hz. Ali (r.a.)
17 Mayıs 1717 tarihinde Lady Montaqu isimli kadın Edirne'den yazdığı mektupta şunları anlatı yordu: Zengin tüccarların çoğunun Yahudi oluşu dik-
ları Türklerinkinden çok fazla. Kendi kanunlarıy la idare edilen bir cumhuriyet gibiler. Türkler atıl labiatlı ve sanayie hevesli değiller. Buna karşılık Yahudiler birlik meydana getirdiklerinden devletin bütün ticaretini ellerine almışlar. Her paşanın iş- lerini eline bıraktığı, sırlarını emanet ettiği bir Ya hudi kâhyası var, kendileri hiç bir işe karışıyor. lar. Bu yahudiler paşanın bulunduğu kazada çar- şıyı tanzim eder, her zaman hediyeler alır, giren ve çıkan malları muayene ederler. Padişahın (1) doktoru, hazinedarı, tercümanı hep Yahudidir. Menfaatına son derece düşkün olan böyle bir mil letin bu durumdan ne derece istifade edeceğini an- larsınız. Bunlar kendilerine her zaman ihtiyaç du- yulmasını sağlamışlar ve bu sayede saray da onları korumuştur. İngiliz, İtalyan ve Fransız tacirleri bunların bütün hilelerini bildikleri halde, işlerini ister istemez onlara yaptırıyorlar. Velhasıl tica- retle ilgili olan ne varsa onların elinden geçiyor. İçlerinde itibarı en az olanlar bile, kendilerine muh- taç olunmaktan uzak kalınamayacak derecede ö- nemli kişiler. Bütün millet, zenginlerine olduğu ka- dar da bunlara alâka gösteriyor. Hepsi zengin olduk- ları halde bu durumu gizlemeye dikkat ediyorlar.
(1) (Türkiye Mektupları, Lady Montaqu, 1001 Temel Eser, sayfa 84)
(1) Padişah, Edirne'ye dinlenmeye gelince onun dok toru, hazinedarı ve tercümanı Yahudi imiş.
Vatan hainlerini putlastirdilar kahramanlastirdilar.
YanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2024 01:35 Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden. Ravi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.) Sayfa: 153 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2024 01:37 Bana Cebrail (a.s.) dedi ki: "Allah ashabından dördünü sever: Ali (r.a.) Selman (r.a.) Ebu Zerr (r.a.) ve Mikdat (r.a.) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 451 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
nuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.
Stratejik Sürpriz
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.
Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-
yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik
Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html
Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.
"Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11 بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06 İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 399 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel16 Şubat 2020 08:31
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
DOĞRULUK
YanıtlaSilİnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12
Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
Derin Devlet var mı?
YanıtlaSil-Derin Devlet var.
Bir daha söylüyorum var.
-ortaya çıkarsana!
-Kolaysa sen ortaya çıkar.
şimdiye kadar yokmuydu!
İMTİHAN
YanıtlaSilDin bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)
307:24. Söz 3.dal, 1. asıl
Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.
Söz 4. esas, 3. mesele
İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua
İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.
Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.
MAL İNAT
Hodgamlık, hodbinlik hod
Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
İsmail Mutlu
sy. 310.
YANITLASİL
yuksel5 Haziran 2024 23:55
٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
Ramuz ul Ehadis
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Pamuk Yayınları
cilt.. 1.sy.174.
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSil"Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01
kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
355 1 Davud (a.s.)'ın ve bütün yeryüzü halkının ağlaması, Adem (a.s.)'ın ağlamasına denk değildir. Hz. Süleyman (r.a.)
355 2 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar. Hz. Ebû Said (r.a.)
355 3 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar. Hz. Ebû Bekre (r.a.)
355 4 Eğer bir huri parmaklarından birini dünyaya gösterse (yer-gök ehli) her can sahibi, onun kokusunu duyardı. Hz. Said İbni Amir (r.a.)
355 5 Ehli Cennet kadınlarından bir kadın yeryüzüne baksa, misk kokusundan yeryüzü dolar ve yüzünün nuru güneş ve aynı ziyasını bastırırdı. Hz. Said İbni Amir (r.a.)
355 6 Cennetten bir tırnağın yükleneceği bir şey dünyaya gelse, mağrib ile meşrik arasındakileri tezyin ederdi. Cennet ehlinden bir kişi bileziklerle beraber gözükse, nuru güneşin ziyasını söndürürdü. Güneşin yıldızları söndürdüğü gibi. Hz. Davud İbni Amir (r.a.)
355 7 Dünyadaki bütün varlıklar ümmetimden birinin elinde olsa, sonra o "Elhamdülillah" dese, bu "elhamdülillah" sözü, bütün onlardan daha kıymetli olurdu. Hz. Enes (r.a.)
355 8 Zakkumdan bir damla dünyaya damlasa, dünya halkının geçimini ifsad ederdi. Ya yemeği ondan olanın hali nasıl olur? Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
355 9 Cehennemden bir kıvılcım arzın ortasına düşse, sıcaklığının şiddeti ve pis kokusu şark ile garbı kapladı. Hz. Enes (r.a.)
355 10 On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Ğayy u esâm" denilen mevkiye yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Ğayy u esâm" nedir? Buyurdu ki: "Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
355 11 Sizlerden biri bir yere konduğunda "Eûzü bi kelimâtillahit tâmmati min şerri mâ halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez. Hz. Havle (r.a.)
YanıtlaSil
yuksel27 Temmuz 2024 01:38
10 * On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Gayy-u
esam" denilen mevkie yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Gayy-u esam nedir?" Buyurdu ki; Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebu Umanera. (Gayyaya, namazını zayi edenler ve şehvetlerine uyanlar, esama da müşrik, katil ve zalimler
giderler.)
11 ★ Sizlerden biri bir yere konduğunda "Euzü bi kelimatil tammati min şerril ma halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez.
YanıtlaSil
Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 141 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.
YanıtlaSil3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.
4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)
5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına
7. Aklınla gör, kalbinle işit.
8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.
9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.
10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.
11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.
12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.
13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.
14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.
15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.
a
1
Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7
⚫ Yol birdir; milletimizin ona gitmesi zaruridir; seçim şansı yoktur; o da iman yoludur. Hedeflerimizi ve umutlarımızı gerçekleştirecek tek yol odur.
YanıtlaSil• Eğer ahireti istiyorsak... yolu imandır.
Eğer dünyayı istiyorsak... yolu imandır. •
Eğer her ikisini istiyorsak yolu Imandır.
⚫ dünyaya gelince: ABu araştırmamızla belirlenmiştir ki, dünyadakı umutlar- mızın, gaye ve saadetimizin yolu başka değil, imandır.
• Eğer kişisel mutluluk istiyorsak, kalp huzuru olmadan mutluluk, iman olma- dan da kalp huzuru olmaz.
• Eğer temiz bir hayat sürmek istiyorsak, istikamet olmadan temizlik, iman
olmadan da istikamet olmaz. Eğer sosyal dayanışma istiyorsak, kardeşlik olmadan
dayanışma, Iman olmadan da kardeşlik olmaz. • Eğer göğsümüzün üstüne çöken düşmanımıza karşı askeri zafer elde etmek Istiyorsak, kahramanlar olmadan zafer kazanılmaz, fedakarlık göstermeden kahra
manlık, imansız da fedakarlık olmaz. • Eğer İktisadi bolluk istiyorsak, ihlassız ilerleme olmaz; hedef olmadan ihlas ve imansız da hayatta hedef olmaz.
• Eğer hayatımızı kökünden ıslah etmek istiyorsak ruhumuzu değiştirmedikçe ıslahat olmaz, karar vermeden değişiklik ve imansız da karar olmaz.
• Eğer adaletli bir hüküm istiyorsak, kanunsuz adalet olmaz, vicdan olmadan da kanun fayda vermez; imansız da vicdanın düzelmesi ümitsizdir.
• İman; ahlâk kuvveti ve kuvvet ahlâkıdır, hayatın ruhu ve ruhun hayatıdır, alemin sırrı ve sır alemidir, yolun nuru ve nur yoluduralul si
• İman; yolcunun kervansarayı, denizcinin yıldızı, şaşkının dəlili, gazinin si- lahı, yabancının arkadaşı, yalnızın dostu, kuvvetlinin dizgini ve zayıfın kuvvetidir.
• İman; kahramanlar yetiştirir, kapalı kapıları açar ve yola ışık tutar. İman tek
kelime ile- insan hayatı için bir zarurettir; ferd için zarurettir, huzur bulsun, mutlu olsun, yükselsin diye; cemiyet için zarurettir; istikrara kavuş sun, dayanışsın ve yaşasın diye.
• Benim kastettiğim iman; bütün kapsamı, dengesi, derinliği ve aktifliği ile İslamın imanıdır. Bilgi, niyet, itikad ve amel olarak Kur'an ve sünnetin ashap ve tabiinin imanıdır.
• Bu iman; soyut bir sembol veya boş bir iddia değildir. O, ferd için de, toplem İçin de üstün bir hayat düsturudur. O, ferdin düşüncesine, duygu ve iradesine nüfus eden kuvvetli bir ışındır. Damarlarına hayat usaresi şırınga eder, basit bir mahluk olmaktan çıkarır, risaleti (mesajı) ve hedefi olan bir insana; hayvan veya canavar olmaktan kurtarır, meleğe benzeyen bir varlığa dönüştürür.
• O'nun parlak ışınları cemiyete de uzanır; bir de bakarsın ki damarlarında hayat kanı dolaşmaya başlamış, uzuvlarına sağlık nişaneleri sirayet etmiştir, hasta iken şifa ölü iken hayat bulmuştur. Neden olmasın ki, imanda bir şeye "ol" dediği zaman olduran ilahi sırdan bir nefes yok mudur?
• İman hayatın her safhasına damgasını basar, onu fikir ve anlam, quur va duygu, ahlak ve adet, kanun və nizam yönünden Allah'ın boyası ile boyar. "Allah'ın boyası... kimin boyası Allah'ınkinden güzeldir?"
İmanla yaşamak isteyen bir millet; hayatını, programını, düşünce ve davra nışını İman mantığına göre ayarlamalı, yakasını imanı engelleyen veya ışığını sön düren şeylerden kurtarmalıdır. Yoksa Imanı kâğıt üzerinde kalmaya mahkum olur. kuru bir iddia olmaktan ileri gidemez.
Y. KARDAVİ
İhlas mü'minin sıfatıdır
YanıtlaSil• Bir saat ihlasta, ebedi kurtuluş vardır. Fakat ihlas çok nadirdir.
• İlim tohumdur, amel ziraat... Onun suyu ihlastır.
• Mahlukların amellerinden Allah'ın maksadı sadece ihlastır.
• İhlas, ihlası görmeyi kaybetmektir. Zira ihlasında ihlas gõre- nin ihlası ihlasa muhtaçtır.
• İhlas, kulun sükun ve hareketlerinin hasseten Allah için ol- masıdır.
• Amelde olan ihlas, o amelin sahibinin ona karşılık olarak ne dünyada, ne ahirette hiç bir şey istememesidir.
• Daima yaradanın faziletine bakmaktan ötürü, halkın bakışını unutmak ihlastır.
• Ameldeki ihlas, şeytanın o amele muttali olmamasıdır ki do- layısıyla onu ifsad etsin. Meleğin de ona muttali olmamasıdır ki, onu yazmış olsun.
• İhlas ameli bulanıklardan tasfiye etmektir.
• İnsanlar için ameli terketmek riyadır. İnsanlar için amel etmek ise şirktir. İhlas ise, Allah'ın seni bu iki felaketten korumasıdır.
• İhlastan yoksun ameller yorgunluktan başka bir şey kazan- dırmaz.
• İhlas, Allah'ın cemalini görebilmenin en kestirme yoludur.
• İhlas, salih kulların vasfıdır.
• İhlastan yoksun mü'minin imanı noksandır.. Cılızdır..
• İhlas, Allah'ı görüyormuşcasına ibadette bulunmaktır.
• İhlas, tüm ilahların sevgisini kalbten silip, yerine Rahmanı ge- tirmektir.
• İhlas, kâmil mü'minlerin sıfatıdır.
• İhlası kazanmaya çalışmak her müslümanın görevidir.
İhlastan uzak kalanlar, Allah'a yaklaşamazlar.
• Bunun için ey kardeşiml.. İhlası ara ve bul.. Yoksa Allah'ı bu-
lamazsın.
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02
Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03
Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06
Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07
Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 361 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08
İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Devlet İdaresi 609
YanıtlaSilansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21
610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
bu ayet mensuhtur
Cüz: 7 Sure: 6
YanıtlaSilRUHU'L-FURKAN
En'am Suresi
Ayet: 106
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:39
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:40
RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ
Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)
Ahıska
yayınevi
cilt. 11.
sy.111.
BEYİN KONTROLÜ
YanıtlaSilBir saniye şu problemi düşünün 1,5 kg bir et yığını var, onu ⚫ avuçlarınız içinde tutabilirsiniz ama o, uzayın genişliğinde kafa yorabilir, sonsuzluğun anlamını düşünebilir, kendi varoluş anlamını düşünebilir, Tanrı'nın doğasını sorgulayabilir. İnsanların yüzleştikleri en büyük gizem; bütün bunlar nasıl oluyor?
"Batı, Zikri Geç Keşfetti!"
Önde gelen bir nörobilim adamından çığır açan buluşlar.
"TANRI, BEYNİNİZİ NASIL DEĞİŞTİRİR"
Atomlar muazzam boşluklarda ışık hızıyla hareket eden atom altı parçacıklarıdır ve bu atom altı parçacıkları madde değildir. Onlar muazzam bir boşluktaki olasılık bulutlarıdırlar. Fiziksel dünyanın esas yapısı "süreksiz" dir. Süreksizlik, bir şeylerin var olup yok olmasıdır.
Uzay-zamanı şimdi nerede deneyimliyorsun? Bilincinde, bilincimiz mekânsız, sınırsızdır. Şu anda zamanı nerede de- neyimliyorsun? Bilincinde, fakat bilincinin kendisi zamansızdır.
"Bir şeyi bilmekle her şeyi bilebilirsin!" İşte bir şeyi bilmekle her şeyi bilebileceğimiz bu tek şey "bizim kendimiz, bizim bilincimizdir"!
Benzer frekans aralığında bulunan nöron frekansları beynin içindeki olguyu oluşturur. Bu olgu sizin hissettiğiniz sizi harekete geçiren, ne yapmanız gerektiğini söyleyen şeydir.
"Sanırım "Evren" olasıdır ki, kendine "Ayna" olacak bir "Beyin" geliştirmiş olabilir ki bu da, kendi "Hakikat"ini tanımaya dair ilk adım olabilir."
Kâinat, titreşim ve dalgaların ahenginden müteşekkildir. Her şey, kendi frekans ve titreşiminden oluşan birer enerjiden ibarettir. DNA, titreşim ve enerjidir. DNA, ışığı emer ve yayar. Aura, elektrostatik bir alandır ve yeryüzünün manyetik alanı birbiriyle iç içedir.
Zira insan gerçeğe değil gördüğüne ve duyduğuna inanır.
Şayet sizin kurmuş olduğunuz ev ya da işyeri negatif radyasyon akım kanallarından birisi üzerine kurulursa, o evde başınız hastalık
ve sıkıntıdan kurtulmaz. İşyeriniz de işler ters gider.
CENTPAL INTELLIGENCE AGENCY
YanıtlaSilHALK KI
CAP USSA
savaption of Experimente/Data Hay be Published Soun
MPORT HO
DATE DIS
NG FAGES
11 May 1963
MODUR
UNEVALUATIO FORGALO
1. Professor of Physiology at Contograd valty mat dalinitive testing of his work is la "Lepartamnts La Suggestion pubifshet la Ragland in 1963, by the Institute for Study of Rental Images, Church Crookham, Kampshire, Regland. This pallettom A avmary, wtch cechatcal detail, of Vastilov's amperlasts conductal In the 1930's. The shopter headings as
(3) Origin and Development of the Stoly of Hostal Suggestion )2( Electromagnetis Theory or Talapathy and Its garantمامعة أم
(3) The Physical Apparatus, Exploratory, perimente Research Deel and Verification lo
(4) Mantel Suggestion of Kotor Acte
(5) Hotel Suggestion of Vlawal Images and Sonsstime (6) Mental Suggnation of singing and ming
(7) Critical evaluation of the Rypogeuls Method and the ite Chtatoed by Its Applications Improved Taraton of the Repa
gente Method (3) Experiments in Kantai Suggnation st Long Distinc
Lone Psychological Aspects of Mental Sugg (10) The Frarent State of the Problem of Manalo
1. The axpectments studied the possiblitty of making telepathie mention of sloeg and arousal at some distance, co. The subject was placed is vare se alectromagnesie Lepulses that were dating tale vis designed
phesamens, control to rule out cartala mplaat Lase 1. A comber of expeciaiste vere sale, som vich with both doctor (perso for the
staller regardless of shteidlas If the avagencion was successful, the subject would go to 4. The
2
REPOR EDLFORMATICE MEKO
Belge-1: CIA'in 1965'te SSCB ve Dr. Vasiliyev 'in Çalışmaları
DIA BISA
YanıtlaSilST-CS-01-169-72
MENT OF DE DEPART
UNGLASSIFIED
'DIAST DATA BASE
DEFENSE INTELLIGENCE AGENCY
INTELLIGENCE DEFENSE
TED STATES OF AMERIS
CONTROLLED OFFENSIVE BEHAVIOR - USSR (U)
DIL 131281
PREPARED BY: U.S. ARMY
OFFICE OF THE SURGEON GENERAL MEDICAL INTELLIGENCE OFFICE
Ige-2: Amerikan Savunma İstihbarat Ajansının 1972 Tarihinde B'in Beyin Kontrol Çalışmalarıyla İlgili Hazırladığı Rapor
042-78.2.200 196
YanıtlaSil051-12105-347-75
DEFENSE INTELLIGENCE AGENCY
SOVIET AND CZECHOSLOVAKIAN PARAPSYCHOLOGY RESEARCH (U)
PREPARED BY U. S. ARNE MEDICAL INTELLIGENCE AND OFFICE OF THE SURGEON GEVERM AEJPRATION AGRACT,
Belge-3: 1975 Yılında ABD Ordusu Medikal İstihbarat Ofisi Jarafından SSCB ve Çekoslovakya'nın Zihin Kontrol Çalışmaları Üzerine Hazırlanmış Gizli Raporu
DEFENSE INTELLIGENCE AGENCY
YanıtlaSilPARAPHYSICS R&D WARSAW PACT (U)
PREPARED BY US AIR FORCE AIR FORCE SYSTEMS COMMAND FOREIGN TECHNOLOGY DIVISION
Belge-4: 1978 Yılında ABD Hava Kuvvetleri Yabancı Teknoloji- ler Birimi Tarafından SSCB'nin Zihin Kontrol Ve Parapsikolojik Çalışmalarını Kapsayan Gizli Raporu
354
NAVY
YanıtlaSilOFFICE OF THE SECRETARY 1000 NAVY PENTAGON WASHINGTON DC 20350-1000
SECNAV INSTRUCTION 3900.390
SECHAVINST 3900.390 BUMED-MOOR 3 November 2006
From: Secretary of the Navy
Subj: HUMAN RESEARCH PROTECTION PROGRAM
Ref:
(a) DoD Directive 3216.2, Protection of Human Subjects and Adherence to Ethical Standarda in DoD Supported
Research, 25 Mar 2002
(b) Title 32, Code of Federal Regulations 219 (
c) DoD Directive 6200.2, "Use of Investigational New Drugs for Force Health Protection, 1 Aug 2000
( d) The Belmont Report, 44 Federal Register 23192 of
April 18, 1979
(e) Title 10, United States Code, Section 980
(f) Title 45, Code of Federal Regulations 46
(g) DoD Directive 2310.01E, "DoD Enemy Prisoner of War )
Detainees Program, 18 Aug 1994 (under revision (h) OPNAVINST 5300.8B of 19 May 05 (i) Title 21, Code of Federal Regulations 50
(j) Title 21, Code of Federal Regulations 56 (k) Title 21, Code of Federal Regulations 312
(1) Title 21, Code of Federal Regulations 812 (m) Title 21, Code of Federal Regulations 600
(n) Title 63, Federal Register 60364-60367 of 9 Nov 98 (o) Title 42, Code of Federal Regulations 93
(p) DoD Instruction 3210.7, "Research Integrity and Misconduct," 14 May 2004
(q) DoD Directive 5230.9, "Clearance of DoD Information for Public Release," 9 Apr 1996
(r) SECNAVINST 5720.448 of 1 Nov 05
(s) SECNAV M-5210.1 of 1 Dec 05
(t) Title 5, United States Code, Section 3109
(u) SECNAV M-5214.1 of 1 Dec 05
Encl: (1) Definitions
1. Purpose. To establish policy and assign responsibility for the protection of human subjects in research conducted by, within, or for the Department of the Navy (DON) per reference (4). This instruction has been extensively rewritten and should be read in its entirety.
Belge-5: ABD Donanma İstihbahrat Sekreterliği tarafından 2006 yılında Donanma Sekreteri Donald C. Winter'ın hazırladığı rapor
355
US Electromagnetic Weapons and Human Rights
YanıtlaSilBy Peter Phillips, Lew Brown and Bridget Thornton
As Study of the History of US Intelligence Community Human Rights Violations and Continuing Research in Electromagnetic Weapons
Completed December 2006
Sonoma State University
Project Censored
Media Freedom Foundation
This research explores the current capabilities of the US military to use electromagnetic (EMF) devices to harass, intimidate, and kill individuals and the continuing possibilities of violations of human rights by the testing and deployment of these weapons. To establish historical precedent in the US for such acts, we document long-term human rights and freedom of thought violations by US military intelligence organizations. Additionally, we explore contemporary evidence of on-going government research in EMF weapons technologies and examine the potentialities of continuing human rights abuses.
In the 1950s and 60s the CIA began work to find means for influencing human cognition, emotion and behavior. Through the use of the psychological understanding of the human being as a social animal and the ability to manipulate a subject's environment through isolation, drugs and hypnosis, US funded scientists have long searched for better means of controlling human behavior. This research has included the use of wireless directed electromagnetic energy under the heading of Information Warfare" and "Non Lethal Weapons." New technological capabilities have been developed in black budget projects over the last few decades including the ability to influence human emotion, disrupt thought, and present excruciating pain through the manipulation of magnetic fields. The US military and intelligence agencies have at their disposal frightful new weapons, weapons that have likely already been covertly used and/or tested on humans, both here and abroad, and which could be directed against the public in the event of mass protests or civil disturbance.
Human Rights belong to people collectively. To believe in rights for some and not others is a denial of the humanness of people worldwide. Yet, denial is exactly what Congress and George W. Bush did with the signing of the Military Commission Act of 2006. The new official US policy is that torture and suspension of due process are acceptable for anyone the president deems to be a terrorist or supporter. This act is the overt denial of the inalienable rights of human beings propagated in our Declaration of Independence and the Universal Declaration of Human Rights. More so, US actions
Black budgets are government funded projects that are classified secret to Congress and the American people. For an in-depth analysis on the topic, see Weiner, Tim, Blank Check: The Pentagon's Black Budget, Warner. 1990. 1
Belge-6: Sanoma Devlet Üniversitesi Aralık 2006'da Peter
Phillips, Lew Brown ve Bridget Thornton tarafından hazırlanan
Birleşik Devletler İstihbaratı Topluluklarının devam eden Elekt-
romanyetik Silah Çalışmaları ve İnsan Hakları konulu Bilimsel
Makalesinin ilk sayfası.
KAYNAKÇA
YanıtlaSilMakaleler
1- Deepack Chopra - Sen Beden Değilsin
2- Ahmed Hulusi - Kavramlar
3- Prof. Dr. Necat Yılmaz
4- Prof. Dr.Vilayanur Ramachandran California Üniversitesi Beyin Araştırmaları
5- Dr. Güçlü Ildız
6- Hania Luczak Arzın Merkezinden Sinyaller
7- Dr. Jill Bolte Taylor Felcimin İç Yüzü
8- Scientific American Dergisi Aralık 1993 Fractured Func- tions
9- Prof.Dr. Nurcan Karacan Gazi Üniversitesi
10- Ahmed Hulusi 23 Ekim 2003 NC
11-Mark Waldman, Andrew Newberg, Ne İnandığımıza Neden İnanıyoruz, 2006
Eugene d'Aquili, Andrew Newberg, Tanrı Niçin Gitmeyecek
Beyin Bilimi ve İnancın Biyolojisi, 2001
Andrew Newberg, Tanrı Beyninizi Nasıl Değiştirir, 2009.
Daniel G. Amen, Beyninizi Değiştirin, Hayatınızı Değiştirin
Tibetli Meditatörlerdeki Beyin Aktivitesinde Meditasyon Etkisi Frontal Lob'lar
12-Ahmed Hulusi 23 Ekim 2003 NC
13-Prof. Dr. Uğur Kaynak 14.09.2010
14-Çağlar İnan - Sayısal Elektromanyetikler ve Silahlar
15-Metin Çelik - Reklamda Tüketicinin Yönlendirilmesi
16-Dr. Cahit Karakuş
17-Dr. Jeffrey D. Thompson
18-Grazyna Fosar ve Franz Bludorf - Vernetzte Intelligenz
www.tutkuyayinevi.com
YanıtlaSil19-Serdar Kuru - Mikroçipler
20- Dr. Aydın Salih Gerçek Tıp - Yitik Şifanın İzinde
21- Bilim ve Ütopya Dergisi 2000
22- Prof. Dr. Henry Markham - Blue Brain Project
23- Dr. Ermen Victorian
24- Dr. Cahit Karakuş
Ayrıca Yararlanılan Eserler Ve Makaleler
• Bilim ve Teknik, Haziran 2004.
• Discovery (Bilim ve Teknik, Ekim 2005)
• Scientific American Dergisi Mart 2010
• Nikola Tesla'nın Fikirlerinden/Günlüğünden
• Tubitak Bilim Teknik Dergisi
• Olağanüstü Parapsişik Araştırmalar, Ruh ve Madde Yayınları, Ostrander-Schroeder
• Şakralar ve Enerji Alanları, Ege Meta Yayınları, Karagülle Kunz
• Olağanüstü Enerjiler, Ege Meta Yayınları, Serge K. King
• Işığın Elleri, Meta Yayınları, Barbara Ann Brennan
• Işığın Doğuşu, Meta Yayınları, Barbara Ann Brennan
• Holografik Evren, Ruh ve Madde Yayınları, Michael Talbot
• Prof. Dr. Nesrin SEYHAN
• Prof. Dr. H. Hilmi SABUNCU
• TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi
• Oğuzhan Vıcıl
• Bilim ve Ütopya Dergisi, Mart 2000
• URANIUM AND THORIUM POSSIBILITIES IN TURKEY, Melih TOKAY and Cahit ERENTÖZ, Mineral Research and Explo- ration Institute of Turkey
• Efficient wireless non-radiative mid-range energy transfer, Aristeidis Karalis*, J.D. Joannopoulos, and Marin Soljačić, Center for Materials Science and Engineering and Research Laboratory of Electronics Massachusetts Institute of Technology.
358
Beynimdeki Yabancı
YanıtlaSil• Threat to the United States from Electromagnetic Pulse (EMP) Attack
• The American Way of Propagandan: Lessons from the Foun- ding Fathers, By national 18, 2006 J. Michael Waller Annenberg Professor Communication The Institute of of Inter- World Politics January
Elektromagnetic Weapon and Human rigths, by Peter Phil- lips, Lew Brown and Bridget Thornton, As Study of the History of Community Human nuing Research in Electromagnetic Weapos Vi
High-Altitude Electromagnetic Pulse (HEMP): A Threat to Our Way of Life, BY WİLLİAM A. RADASKY, PH.D. A Thre Mind Controllers By Dr. Armen Victorian A 10-page Sum-
mary INTERNET; Directed-energy weapon, Electromagnetic pulse, Electronic warfare, Mind control, Motivation, Propaganda, Remo le viewing, Clairvoyance, Crowd manipulation
• Stephen R. Covey, René Descartes, Adam Smith, Karl Hein- rich Marx
• Savaş Sanatı Sun Tzu
• Temel Britannica, C.18.
Büyük Larousse, C.15.
• Stephen Marshak, Earth Portrait of A Planet, Norton Com- pany, New York, 2001.
İhsan Ketin, Genel Jeoloji Yer Bilimlerine Giriş, İTÜ vakfı Ty.2005.
Jayant V.Narlikar, The Lighter Side of Gravity, W.H. Fre- Man and Company, San Francisco, USA, 1982
Scientific American, The cosmic Life Cycle, Origins of the Diverse, Echoes from the Big Bang, Mart, 2008,
Hawking-Penrose Tartısıyor, Uzay ve Zamanın dogası, Bilim Teknik, Eylül 1996
Bilim ve Teknik. Zamanda Yolculuk icin Umut LHC'de, Mart
www.tutkuyayinevi.com
YanıtlaSil• Bergier, Jacques. "Başka bir Evrene Geçiş", çev. Enis Aköz, ruh ve Madde Yayınları, İstanbul, 1980.
• Broadhurst, Paul & Miller, Hamish. "The Sun And The Serpent ",1989, 1991, 1994, 2003 Pendragon Press, Launceston, Cornwall
• Graves, Tom. "Needles of Stone", 1978
• Guénon, Rene. "Le Roi du Monde", Editions Gallimard, 1958.
• Lippard, Lucy R: "Overlay: Contemporary Art and the Art of Prehistory". New York,
• Michell, John."A Little History of Astro-archeology", Thames & Hudson, New York, 1989.
• Watkins, Alfred. "The Old Straight Track", Abacus, 1974.
• Watkins, Alfred. "Early British Trackways", 1922
• Watkins, Alfred. "The Old Straight Track: Its Mounds, Beacons, Moats", Sites and Mark Stones, 1925;
• Watkins, Alfred. "The Ley Hunter's Manual", 1927
• Wedd, Tony." Skyways and Landmarks", 1961
• Williamson, T. and Bellamy, L., "Ley Lines in Question". World's Work Ltd.(1983)
• The New Age, An Anthology of Essential Writings adlı kitap- tan çeviren: Sema Özçallı
• Dr. Sinan Canan
• Prof. Dr.Tevzat Tarhan Derlemeler
Yararlanılan Web Siteleri
istanbul.edu.tr/yerküre/jeomag
newsroom.ucla.edu/portal/ucla/ucla-researchers-make-first- direct156503.aspx
okyanusum.com/zikir.html
ahmedhulusi.org/kitap/duavezikir.htm
andrewnewberg.com/research.asp
news.bbc.co.uk/hi/arabic/news/newsid_1849000/1849897.st
m
www.tutkuyayinevi.com
YanıtlaSil(icehouse.net/john34/bedinibearden.html
zihinkontrol.blogcu.com/zihin-kontrolu-ve-silahlarin-
gelecegi/2404619
thewatcherfiles.com
kuantumbe-
yin.com/index.php?option=com_content&view=article&id=408% 3A2012-de-neler-olacak&catid=80%3Ayldzlar&Itemid=163
www-istp.gsfc.nasa.gov/Education/wstart.html
astronomynotes.com/starsun/s2.htm
science.hq.nasa.gov/kids/imagers/ems/index.html
en.wikipedia.org/
star.nesdis.noaa.gov
electrogravityphysics.com/
en.wikipedia.org/wiki/Planck_scale
phys.unsw.edu.au/einsteinlight/jw/module6_Planck.htm
Fizik.cu.edu.tr/webexp/haber_detay.asp?hid=60
hpiers.obspm.fr/eop-pc/models/constants.htm
ga. water. usas. gov/edu
www.beyodbooks.com
evolution.itgo.com
mediatheek. thinkquest. nl
winona.edu
derki.com/gizemcilik/item/2000-ley-hatlari/2000-ley- hatlari?start=1#ixzz120aJHULC
img507.imageshack.us/i/pirireiscanakkaleharitaiu5.gif/
aygunhoca.com/images/haritalarim/02_piri_avrupa.jpg
bilgiportal.com/v1/idx/54/2087/Tarih/makale/Piri-Reis- Haritas.html#ixzz125BaMxws
islaminbilimselgercegi.com
ctf.edu.tr/anabilimdallari/pdf/165/Aminoasitler.pdf
sinancanan.wordpress.com/2009/02/19/mss-3/
heartmath.org/research/research-our-heart-brain.html
altmedangel.com/gutbrain.htm
a.edu/portal/ucla/ucia-researchers-make first
YanıtlaSildirect-156503.aspx
Beynimideki Yaban
mindcontrolforums.com/bf-research.htm
brainwavescience.com/
lunarsight.com/freq.htm
loni.ucla.edu/~thompson/HBM2000/test.html skewsme.com/implants.html
news.bbc.co.uk/2/hi/health/2361987.stm homepages.uni-tuebingen.de/andreas.nieder/ Nieder (2000)JNeurosciMeth.pdf
telemetry options for bci, vikram aggarwal
europarl.europa.eu/stoa/publications/studies/
statewatch.org/news/2002/
inf.com/columnists/news/ex-agent-reveals-kg-mind control
rense.com/general74/mindcontrol.htm
oneheartbooks.com/mindwar.pdf
globalsecurity.org/military/systems/munitions/non-lethal.htm
dtic.mil/ndia/security2/mcnulty.pdf
http://www.mindcontrolforums.com/pro-
freedom.co.uk/part_1.html
www.wealth4freedom.com/truth/12/MICROWAVE.htm
www.whale.to/b/rifat.html
www.mindcontrolforums.com/news/pentagon010301.html
ethicscommittee.ca/biotech/article.php?
id=13197&group=sci.bio.technology
http://www.geocities.com/capaliwoda/mc/Abemarf_part_1.htm
www.raven1.net/synthtel.htm
http://www.geocities.com/capaliwoda/mc/Abemarf_part_2.htm
http://www.alienlovebite.com/trauma_based_mind.htm
http://www.heart7.net/perfect-crime.html
http://www.montalk.net/
http://www.ivanfraser.com/
http://www.mindcontrolforums.com/
http://www.raven1.net/
http://home.snafu.de/tilman/j/ciacos.html
http:/ //www.rinf.com/columnists/news/electromagnetic-warfare
http:/ //www.cheniere.org/toc.html
363
www.tutkuyayinevi.com
YanıtlaSilhttp://www.icehouse.net/john34/bedinibearden.html
http://www.prahlad.org/pub/bearden/scalar_wars.htm waterpoweredcar.com/teslascar.html
www.priore-cancer.com/txtpriore_uk.htm
http://www.teslatech.com/
http://video.google.com/videosearch?num=10&so=0&hl=en&q= nikola+tesla+duration%3Along&start=0
http://www.freedomdomain.com/weathercontrol/scalarweapono
1.html http://iron-eagles.tripod.com/articles/emweapons.htm
http://www.skepticfiles.org/mys4/sem6.htm
http://users.rcn.com/zap.dnai/howitzer.htm
http://www.hackcanada.com/blackcrawl/consprcy/sem3.txt
www.spychips.com/RFIDclothingstoredemo.html
http://rfid.idtechex.com/knowledgebase/en/nologon.asp
http://www.rinf.com/columnists/news/reports/id-cards
http://www.spychips.com/index.html
http://www.colorado.edu/geography/gcraft/notes/gps/gps.html
http://www.whatreallyhappened.com/rancho/politics/echelon/ec helon.html
http://jya.com/echelon-dc.htm
http://www.agitprop.org.au/echelon.htm
http://www.villagevoice.com/news/9833, vest, 41,1.html http://www.mindcontrolforums.com/pro-
freedom.co.uk/chipped_population.html
www.carlisle.army.mil/usawc/Parameters/01winter/adams.htm
https://www.maxwell.af.mil/au/2025/volume1/chap03/v1c3-
9.htm
www.fas.org/spp/military/docops/usaf/2025/v3c9/v3c9-7.htm www-lmmb.ncifcrf.gov/~toms/postdoc.html
cheweb.tamu.edu/orgs/groups/Seminario/research/default.htm http://www.thedenverchannel.com/news/10845424/detail.html http://public.web.cern.ch/Public/Welcome.html
http://www.okyanusum.com
http://www.kuantumbeyin.com
http://www.uyandırmaprojesi.com
KUANTUM EVRENİNDE ELEKTROMANYETİK
YanıtlaSilBEYİN
KONTROLU
BEYNİMDEKİ YABANCI
HAKAN YILMAZ ÇEBİ - ALİ SELMAN DEMİRBAĞ
Tutku
Ne diyor "Durmayalım" şiirinde Mehmet Akif Ersoy?
YanıtlaSilHangi müşkildir ki himmet olsun, âsân olmasın? Hangi dehşettir ki insandan hirâsân olmasın?
(Hangi zorluktur ki gayret edelim de kolaylaşmasın? Hangi deh- şetli haldir ki insandan korkup kaçmasın?)
SINAN CANAN MUSTAFA ACUNGİL
YanıtlaSilDİJİTAL GELECEKTE
INSAN
KALMAK
tutikitap
3. BASKI
YALANCILARIN ZUHURU
YanıtlaSilـ5031 ـ1ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتّى يَنْبَعِثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ قِريباً مِنْ ثََثِينَ، كُلُّهُمْ يَزْعَمُ أنَّهُ رَسُولُ اللّهِ[. أخرجه أبو داود والترمذي .
1. (5031)- Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]
AÇIKLAMA:
1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.
2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.
* Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.
* Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.
“ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.
* Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.
İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.
Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.
Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]
AKGÜNDÜZ: DİYANET'İN “RİSALELERİ BASIYORUZ" SÖZÜ LAFTA KALDI
YanıtlaSilProf. Dr. Ahmet Akgündüz, "Risale-i Nurların şu anda Diyanet camileri dahil, bütün resmi kurumla- ra konulması yasaklanmış. Elimde deliller var. Kim yasakladı? Hangi genelge ile? İçişleri Bakanlığı genelgesiyle mi? Başka tarzda mı?" diye sordu.
"DİYANET İşleri Başkanımızın 'Basıyoruz' sözleri lafta kalıyo diyen Akgündüz, "Unutmayınız, Risale-i Nur'a muhalif olan d dar iktidarlar iktidarda kalamazlar, kendilerini CHP iktidarıyl karıştırmasınlar. Eğer bu yasağı kaldırmazsanız, 2028'de iktida değilsiniz" ifadelerini kullandı
gündüz'ün X mesajlarında şöyle ifade edildi: "Risale-i Nur'ların şu anda Diyanet cami- leri dahil, bütün resmî kurumlara konul- ması yasaklanmış. Elimde deliller var. Kim yasakladı? Hangi genelge ile? İçişleri Ba- kanlığı genelgesiyle mi? Başka tarzda mı? "Diyanet İşleri Başkanımızın 'Basıyoruz' sözleri lafta kalıyor. Unutmayınız, Risale-i Nur'a muhalif olan dindar iktidarlar ikti- darda kalamazlar, kendilerini CHP iktidarıyla karıştırmasınlar. Eğer bu yasağı kaldırmaz- sanız, 2028'de iktidarda değilsiniz..."
YanıtlaSilHangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
YanıtlaSilHerkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:46
DERİN DEVLET
Devletin Gizli İradeleri
ATİLLA AKAR
Röportaj: Murat Kaplan
BEYAZ
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:48
siyah beyaz
sy. 204.
BU İŞİMDE BANA BİR FİKİR VERİN
YanıtlaSilقَالَتْ يَا أَيُّهَا الْمَلَؤُا أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنْتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّى
تَشْهَدُونِ (۳۲) قَالُوا نَحْنُ أُولُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ
إِلَيْكِ فَانْظُرِى مَاذَا تَأْمُرِينَ (۳۳) قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً
أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا أَذِلَّةٌ ، وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ ﴿٣٤﴾ وَإِنِّي
مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ ﴿٣٥﴾ فَلَمَّا جَاءَ
سُلَيْمَنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا أَتَينِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا أَتَيكُمْ ۚ بَلْ أَنْتُمْ
بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ ﴿٣٦﴾ ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ
بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ ﴿۳۷)
32. (Sonra Melike) dedi ki: "Ey ileri gelenler, bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam."
33. Onlar, şu cevabı verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kim- seleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün."
34. Melike: "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi,
orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar.
(Herhalde) onlar da böyle yapacaklardır." dedi.
27. en-Neml Sûresi
YanıtlaSilAyet: 32-33
35. Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, baka- yım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler.
36. (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın udi: na verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz.
37. (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları muhak- kak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!
"(Sonra Melike) dedi ki:" Belkıs sözünü, muhtevasına çok önem ver diğini bildirmek için tekrar nakletti. "Ey ileri gelenler, bu işimde bana bir fikir verin." Size anlattığım hususta bana cevap verin ve doğru bildiğiniz/ uygun gördüğünüz şeyleri de söyleyin. Benim durumumla ilgili bana görüş bildirin, yol gösterin; doğru ve isabetli olan ne ise söyleyin.
Ayette cevaba "fetva" denilmiştir. Çünkü fetvā, çoğunlukla müşkil hadiselere verilecek cevaptır. Belkıs onların karşılaşılan müşkillerin çözü müne muktedir olduklarını hissettirerek böyle söylemiştir.
Bazıları demiştir ki: "Fetva kelimesi "الْفَتَى dandır. O ise güçlü genç demektir. Fetvāya "fetva" denilmesi, müftînin, yâni doğru cevabı veren häkimin hådisenin cevabı konusunda soru soranı takviye etmesi/güçlen- dirmesi sebebiyledir."
"(Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kesti rip atmam." İşlerden hiçbiri hakkında karar vermem ve uygulamam. Yani siz hazır bulunmadan ve sizin görüşlerinizin gereğini yapmadan hiçbir konuda kesin karar vermem. Siz de yanımda hazır bulununuz. Yani siz olmadan ve sizinle meşveret etmeden bir iş yapmam.
Bu söz, görüş ve tedbir konusunda kendisine muhalefet etmemeleri için onların kalblerini kazanmak için söylenmiştir.
Burada işaret vardır ki kişi, görüşünde başına buyruk olmamalı, kar şısına çıkan bütün işlerde istişare etmelidir. Özellikle hükümdarların görüş hakbasiret såhiplerinden bir heyeti olması ve onlara danışmadan bir is hakkında karar vermemeleri gerekir.
Cat: 19
YanıtlaSilRühu'l Beyan
249
Meşveret, doğru bir rehberdir, her işte meşveret gerektir Mesveretsiz iş yapanın işinin sonu çoğunlukla yanlıştırı
18
قَالُوا نَحْنُ أُولُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانْظُرِى ماذا
تأمرين (۳۳)
33. Onlar, şu cevabı verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kim- seleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün."
Sanki "Onlar, cevap olarak Belkıs'a ne dediler?" diye sorulmuş, bu- nun üzerine şöyle denilmiştir: "Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuv vetli kimseleriz, biz aletler, insan sayısı ve techizāt bakımından güçlüyüz zorlu savaş erbabıyız;" savaşta bahadır ve cesur kimseleriz.
Onların bu cevabı, Belkıs kendilerine savaşmayı emredecek olursa savaşa hazır olduklarını îmâdır.
"Buyruk ise senindir;" sana bırakılmıştır. O halde "artık ne buyura- cağını bize ne emredeceğini, Kaşifi'nin dediği gibi savaş ve barış husu- sunda ne diyeceğini "sen düşün" bak ve gör.
Savaş istiyorsan, savaşalım Düşmanların gönlüne derdler açalım Sulh istersen, sana kul olalım Senin hükmüne başımızı teslim edelim
Burada işaret vardır ki kendileriyle istişare edilen kimselerin istişare eden başkana herhangi bir görüşe zorlamamaları, bilakis onu isabetli gör düğü görüşte muhayyer bırakmaları şarttır. Belki o işin durumunun nasıl daha iyi olacağını kendilerinden daha iyi bilebilir.
Sultanın görüşünün aksine görüş bildirmek Kendi ölümüne ferman vermektir
Belkıs, onların zatî ve ârızı güç iddia ederek savaşa meyilli olduk- anasonların zative anzi gün hissedince, Süleyman (araya durumundan habersiz olduklarını gösteren sözlerinin yanlışlığını ortaya koymaya başladı.
BAYRAM YÜKSEL (1931-1997)
YanıtlaSil16 yaşında Bediüzzaman'ın hiz- metine girdi. Afyon hapsinde bulundu. Orada Kur'ân yazısını öğrendi ve risaleleri yazarak çoğalttı. 1951'de askere gitti. Kore Harbine gönderildi. Be- diüzzaman, Kore'ye giderken kendisine bir Cevşen vererek kendisinin sağ-salim dönece- ğini söyledi ve Japon Kuman- dana verilmek üzere bazı risa-
İNSANI HAKLAR
leleri verdi. Japon kumandanın öldüğünü öğrenen Yüksel, risa- leleri oradaki yetkililere verdi ve harpten gazi olarak döndü. Bediüzzaman'ın, kabrinin yeri- ni bileceğini söylediği az sayıda talebelerden birisidir. Avrupa hizmetleri için yaptığı bir seya- hat esnasında geçirdiği trafik kazasında vefat etti.
| GÜNLÜK DUAMIZ
Uyumakta iken Bana bir bardak süt verildi. O kadar içtim ki, tırnaklarımın ucuna kadar kandım. Fazlasını da Hz. Ömer (r.a)'a verdim. Dediler ki: "Ya Resulallah ne ile tabir ettin?" Buyurdu ki, ilimle.
YanıtlaSilRavi: Hz. Hamza İbni Abdullah (r.a.)
Sayfa: 246 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Hiç bir kul yoktur ki, günde yüz defa "Lâ ilâhe illallah" desin de, kıyamette Allah onun yüzünü bedir gecesi gibi baas etmesin. O gün hiç kimsenin ameli onun bu amelinen daha efdal olarak yükseltilmez. Ancak bunun aynını veya fazlasını söyliyen hariç.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 365 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Ben bir kelime biliyorum ki, kim onu hakkı ile söylerse Cehennem ona haram olur. O da, "Lâ ilâhe illallah" dır.(Hakkı meselesi haramdan kendisini koruması demektir.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 145 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
ÖNSÖZ
YanıtlaSilİÇİNDEKİLER
1. BÖLÜM
İSLÂM'DA İBADET / Ahmet Yaman
15
20
1.1. Kavramsal Çerçeve
1.2. İbadetin Önemi ve Amacı
22
1.3. İbadetin Çeşitleri
24
1.3.1. Yerine Getirilme Şekline Göre İbadetler
24
1.3.2. Yerine Getirilme Vaktine Göre İbadetler
25
1.3.3. Yükümlü Olan Kimselere Göre İbadetler
26
1.3.4. Yükümlülüğün Derecesine ve Bağlayıcılığına Göre İbadetler 27
1.3.5. Miktarının Belirli Olup Olmamasına Göre İbadetler
27
1.3.6. Muayyen Olup Olmamasına Göre İbadetler.
28
1.4. İbadetin Temel İlkeleri
28
1.5. İbadet Yükümlülüğü ve Bunun Dereceleri (Efål-i Mükellefin).
32
1.5.1. Farz
33
1.5.2. Vacib
33
1.5.3. Sünnet/Mendüb
34
1.5.3.1. Sünnet-i Mückkede.
34
1.5.3.2. Sünnet-i Gayr-i Müekkede
34
1.5.4. Mustchab
35
1.5.5. Mubah
35
1.5.6. Haram
35
1.5.6.1. Haram li Aynihi
36
1.5.6.2. Haram li Gayrihi
36
1.5.7. Mekrüh
36
1.5.7.1. Tahrimen Mekrüh
36
1.5.7.2. Tenzihen Mekrüh
37
1.6. İbadetlerle İlgili Bazı Terimler
1.6.1. İbadetin Yapısıyla İlgili Terimler
37
38
1.6.1.1. Rükün
1.6.1.2. Şart
1.6.1.3. Sebeb
22 HAZİRAN 2024
YanıtlaSilNASREDDİN HOCA (1208-1284)
Nasreddin Hoca, Anadolu Sel çullulan döneminde Hortu ile Akşehir ve çevresinde yaşamış eftarievi bir kişidir. Nasreddin Ho canın gerçekte yaşayıp 5. yaşadıysa gerçek kişiliğinin olduğu tartışma konusu olmakla birlikte, gerçek bir tarihi kişilik of duğuna dair bazı belgeler bulun maktadır. Çoğunlukla hazarcevap ve mizah anlayışını haiz bir bilge olarak akcettirildiği hikayelerle tanınan Nasreddin Hoca'ya dilen sözlerin, ders niteliği taşıyan hikmetli bir ya da bulunmak
tadır. Ününün geniş bir coğrafi alana yayılmasına bağlı olarak sanat ve popüler kültür alandarın da Nasreddin Hoca'ya dair çok yaşamadeler verilmiştir. Bunların araunda ne 1775-1782 yıllan arasında yazılan Nasreddin Hocinen Mansibi bil nesik ayun, 1939da gösterime giren Nastradin Hoca Hitar Petar bilinen ilk filmdir. Aynca 1996 y UNESCO tarafindan tüm dünyada Nasreddin Hoca Yili olarak kutlan atfemiş olup günümüzde Nasreddin Hoca adına yenilikler, yanışmalar v toplantitar düzenlenmekted
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."
YanıtlaSil(Şuara, 26/88-89.)
Kalb-i selim;
YanıtlaSilşirk ve
şüpheden
arınmış, iman
esaslarına
samimiyetle
inanmış,
kötülüklerden
korunmuş,
sünnete
gönülden bağlı,
her türlü bidat
ve hurafeden
uzak duran,
mal ve
evlat sahibi
olmaktan
şımarmayan
bir kalptir.
Ba'l'ın çoğulu BUÛLE'dir.
YanıtlaSil■BAHR: Deniz; büyük göl veya nchir.
• BAHRİ: Denize ait; denize mensup; denizle ilgili.
• BAHRİYYE: Donanmaya ait işler.
• BAHR-İ MUHIYT: Okyanus.
• BAHRİYYÛN: Denizciler -Kaptan ve gemiciler gibi-, deniz işerini bilen kimseler.
BATIL
Bâtıl: Tamâmen veya kısmen rükünlerini ve şartla- rını câi bulunmayan her hangi bir ibâdet veya nu- âmele demektir. Bir özür bulunmadığı hâlde, tahâretsiz kılınan namaz gibi...
BATN: Karın. Nesil, soy anlamına gelir. BUTÛN, batınlar demektir. EBTÂN da aynı an- lamdadır.
Bır kimsenin evlad ve torunları, kendisine nazaran birer batındır. Şöyle ki, bir kimsenin sulbî evlâdı bi- rinci batnı; evlâdının evlâdı ikinci batnı bunların ev- ladı da üçüncü batnı teşkil eder.
BATNEN BA'DE BATNIN: Soydan soya; nesilden nesile; kuşaktan kuşağa.. "Evvelki batında kimse var- ken, ikinci batında olan kimse istifade edemez." an- lamına kullanılır.
■BAZIA: Bir yara çesitidir. Bazıada deri ile bir-
FETÂVÂYİ HİNDİYYE (FETÂVÂYİ ALEMGİRİYYE)
YanıtlaSil16. CİLD
Yayına Hazırlayan: İsmall KARAKAYA
AKÇAĞ
Basım Yayım Pazarlama A.Ş. Hükümet Cad. No. B/C Tel: 312 13 94 Ulus-ANKARA
sy. 183
Fıkıh Istilahlari
yere suç veya kötü-
YanıtlaSiliftiraci إفتراجي : iftira eden, birine yalan ve hak- sız yere suç veya kötülük yükleyen
iftirak إفتراق : ayrılma, ayrılık 2.dağılma, par- çalanma 3.perişan olma
iftirakat 1: إفتراقات.ayrılıklar 2 parçalanmalar, dağılımlar 3.perişanlıklar
iftirakat-ı mevtive ة : إفتراقات موتيهlümle meyda-
na gelen ayrılıklar
iftiraname إفترانامه : iftira dolu yazı, haber veya rapor
iftiras إفتراس : parçalama, paralama, yırtma, parçalayıcılık, yırtıcılık
)ig) veya (i.gz( إنكلز : "ingiliz kelimesi yerine konmuş işaret
igdab إغضاب : hoşnutsuz etme, kızdırma
igbirar إغبار : gücenme, güceniklik, kırılma
ifal إغفال : aldatma, kandırma, yanıltma
igfalat إغفالات : iğfaller, aldatmalar, kandırma- lar
iglak 1: إغلاق.sözü anlaşılmaz şekle sokma 2.sözü kapalı söyleme
iglak-ı üslub إغلاق اسلوب : üslubu zorlaştırma, anlaşılmaz üslub kullanma, kapalı ve zor an- laşılır bir tarzda anlatma
igmaz إغماض : hoş görme; görmezlikten gelme
igmaz-i ayn إغماض عين : göz yumma, görmezlik-
ten gelme, aldırmama
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
AKIBÜN
YanıtlaSil9 - Allahümme salli ve sellim alâ menismühü AKIBÜN (SA V.)
Açıklama:
Yüce nebiler (Allah'ın salât ve selâmı üzerlerine olsun) Hazret- lerinin dünyadan âhiret'e teşrif etmelerinden sonra gelen peygam- berimiz (S.A.V.) den sonra kimseye nübüvvet verilmediğinden HA- TEMEN NEBİYYİN anlamında olarak AKIB adı ile de isimlendiril- miştir. Ayrıca bu mübarek isim Cehennem'de anılan isimdir. Çünkü Cehennem'e giren iman ehlinin hepsi Peygamberimizin (S.A.V.) se- faatiyle Cehennemden çıkınca o tabakanın ateşi bütün bütün sönse gerektir. Onun için de AKIB denildi. Bir de bütün güzel ahlâk ve gü- zel fiiller, baştan sona kadar hepsi Resûlullah'ta tekmillendiği ve ta- mamlandığı için AKIB denilmiştir. Bu hâle göre kendilerinden son- ra din işlerinde şeriatin izni olmadan ne meydana gelirse bid'attir, uydurmadır, onda hayır yoktur mânasına olarak da AKIB denildi. Yine ayrıca Nübüvvet makam ve derecelerinde, insan kemâlinde ve Allah indinde onunla Aliah'a yaklaşmanın hepsinde yüce mertebeye ermiştir ve o mertebeye kendisinden başka bir ferd vâsıl olmadığı için de AKIB denilmiştir.
Okuma Parçası 8: Echelon
YanıtlaSilBektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm
zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite
Ashabıma, sonra arkadan gelenlere, sonra da onları takib edenlere hürmet ederek, Bana olan hürmetinizi muhafaza ediniz. Daha sonra yalan yayılır. Öyle ki, kişi kendisinden istenilmeden şahidlik yapar ve yemin teklif edilmeden yemin eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Beklemekte olduğunuz şu yedi şey için amellere müsaraat (acele) ediniz: Unutturucu fakirlik, Azdırıcı zenginlik. Hayatınızı ifsad edici hastalık, Bunaklık verici ihtiyarlık, Ani ölüm. Deccal ki o beklenen şerdir. Kıyamet ki hepsinden daha büyük ve daha dehşetlidir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 243 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Kapkaranlık gece parçaları gelmeden (fitnelerin zulmetinde nur temini için) amellerle müsaraat ediniz ki, o devirde insan sabah mümin olur, akşama kafir olarak ulaşır. Mümin olarak geceye girer. Kafir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları dinini, dünyadan az bir şeye karşılık satarlar.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 243 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Dün gece rüyamda acaib şeyler gördüm. Ümmetimden bir kimse gördüm ki, azab melekleri onu kuşatmışlardı da abdesti gelib, onu içinde bulunduğu bu istenmiyen halden kurtardı. Gene bir kimse gördüm ki kabir onu sıkıyordu. Namazı ona geldi ve onu kabir azabından kurtardı. Gene bir kimseye şeytanların musallat olduğunu gördüm. Zikrullahı ona geldi ve şeytanın tasallutundan onu kurtardı. (Şeytanın tasallutu yürek sıkıntısından anlaşılır) Gene ümmetimden bir kimse gördüm ki susuzluktan dili çıkmıştı. Ramazan orucu geldi onu suvardı. Yine bir recul gördüm, kendisini zulmet sarmıştı. Haccı ve umresi geldi ve onu o karanlıklardan çıkardı. Birini de gördüm. Melekül Mevt ruhunu kabz etmek için ona gelmişti. Anasına, babasına yaptığı iyilikler gelip o meleğe karşı çıktı ve geri çevirdi. Bir recul de görüm. "müslamanlarla konuşayım" diyor amma konuşturmuyorlardı. Buna da sılai rahmi gelip "Bu adam akrabasına giderdi" diyerek şefaat etti. Onlarla konuştu ve beraber oldu. Birini de gördüm, Peygamberlerin yanına gitmek istiyor, halka halka kovuyorlar onu. Onu da cünüplükten korkar olması (gusül abdesti) geldi de aldı, onu da yanıma oruttu. Bir recul de gördüm, ateşin şiddetinden eliyle korunmak istiyordu. Sadakası geldi de başı üzerinde gölge yaptı ve yüzüne perde oldu. Birini de gördüm, zebaniler kendisini almaya gelmişti. Yaptığı emri bil maruf, nehyi anil münkeri geldi de kendisini kurtardı. Bir recul de gördüm, ateşe atılmış (Allah korkusundan döktüğü) göz yaşları geldi de onu Cehennemden kurtardı. Birini de gördüm, defterini solundan veriliyor. Allah korkusu geldi, onu kurtardı ve defterini sağa aldı. Terazisi hafif gelen bir kimse gördüm. Kendinden evvel ölen çocukları gelip mizanını ağırlaştırdı. Cehennemin kenarında bir adam gördüm, onu da oradan Allah korkusu kurtardı. Birini de gördüm, hurma sazı gibi titriyordu. Allah'a hüsnü zannı geldi ve titremesi durdu. Sırat köprüsünde düşe kalka giden birini gördüm. Onu da selatı selamı gelip kurtardı ve sıratı geçene kadar doğrulttu. Biriside Cennetin kapısına kadar geldi fakat kapılar kapanıyordu. Onu da Kelimei Şehadeti gelip Cennete koydu.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdurrahman (r.a.)
Sayfa: 147 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Bir kimse halka merhamet etmezse, Allah ona merhamet etmez.
YanıtlaSilRavi: Hz. Cerir (r.a.)
Sayfa: 446 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
Hayası olmayana gıybet yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 447 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Avret mahallini, hanımın ve cariyen müstesna, ( herkesten) koru.
YanıtlaSilRavi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Sizin üzerinize şu altı şeyden korkarım. Sefihlerin amirliğinden, kan dökmekten, hükmü satmaktan, sıla-i rahmi kesmekten, Kur'an'ı musiki eğlencesine vesile yapmaktan ve askerlerin çoğalmasından.
YanıtlaSilRavi: Hz. Avf ibni Malik (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Benden sonra ümmetim üzerine şu üç dalaletten korkarım. Hevalara uymak, karın ve şehvetlere uymak ve marifetten sonra gaflete düşmek.
YanıtlaSilRavi: Hz. Eflah (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Benden sonra ümmetim üzerine şu üç şeyden korkarım. Devlet reisi ve vekillerinin zulmünden korku duyulması (Hükümde tesir altında kalmak), yıldızların (tesirine) itikad ve kaderi tekzib etme.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Muhaccir (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Sekerat (ölüme yaklaşma) halindekilerin yanında hazır olun. Ve onlara "Lâ ilahe İllallah'ı" telkin edin. Ve onları Cennetle de müjdeleyin. Zira erkeklerden ve kadınlardan halim olanlar bile böyle bir durumda şaşkınlık içinde kalır. Ve şeytanın da, Adem oğluna en yakın olduğu zaman bu vakittir. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ölüm meleğinin görülmesi bin kılıç darbesinden daha müthiştir. Gene nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mü'min bir kulun, her bir damarının dolaştığı yerde acı duymadıkça, nefesi çıkmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Vasile (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilL
TOPLAMA-ANALİZ VE OPERASYONLAR ப
PROF. DR. SAİT YILMAZ
Modern dünyanın çelişkisi, algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri
nasıl yorumladığımızdır. Uluslararası ilişkiler, TV'de ya da diğer medya unsurla- rında resimlerini gördüğünüz gülümseyen lider yüzlerinin el sıkışmasıyla değil, geri planda devam eden istihbarat savaşları ile şekillenmektedir. Ülkeler arasında uzun bir süredir devam edegelen örtülü operasyonlar, propaganda ve psikolojik savaş yöntemlerinin vardıkları safha, bu liderlerin yaptıkları pazarlıklar, zorlayıcı ve gizli diplomasi tekniklerine temel teşkil eder. Örneğin siz bu satırları okurken,
Irak'ın kuzeyinde uzun süredir Barzani ve YPG/PKK'nın CIA, DGSE, MI6 ve BND tarafından silahlandırılması,
• İngiliz istihbaratı ile ters düşen Talabani'nin kuvvetlerinin Barzani ile çatış
maya başlaması, ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde YPG/PKK ile sürdürdüğü proje,
• PKK terör örgütünün Iraklı Şii gruplardan destek almaya başlaması,
*Başta ABD olmak üzere Batılı özel istihbarat şirketlerinin (K2, SEC, G4S, Track 24, Falcon Security) Irak ve Suriye içindeki faaliyetleri,
*IŞİD ile istihbarat teşkillerinin küresel düzeyde devam eden mücadelesi, Suriye içinde mücadele eden El Nusra ile İdlib'te başlayan savaş,
• CIA ve DIA'nın Suriye ve Irak'ta kendileri için savaşacak vekil grup arayışları,
İngiliz GCHQ ve İsrail istihbaratının Mısır istihbaratını desteklemek için
Sina Çölü'nde devam eden faaliyetleri,
* Fransız DGSE ajanlarının Libya'da devam eden operasyonları,
* Pakistan istihbaratının (ISI) Afganistan'da Taliban ile müşterek çalışması,
• Iran ve Taliban arasında gelişen ilişkiler,
* Kazakistan'da artan ajan, danışman, istihbarat şirketi trafiği,
* İngiliz istihbaratında son yıllarda artan Rusya üzerine analizci eleman patla-
ması, • ABD'nin Ukrayna'da Rus tipi gizli operasyonlara başlaması, önümüzdeki
günlerin yeni savaşlarının, barış planlarının, güvenlik politikalarının, silah satışla rının habercileridir. Bunlar hakkında durum farkındalığı olmadan sadece medya haberlerini yorumlayarak, resmi görmek mümkün değildir. Bu yüzden, komplo teorileri ve dezenformasyonun yoğun olduğu bu güvenlik ortamında "algı yöneti mi" ile halklar yönlendiriliyor dersek yanlış olmaz.
Bu kitap ile istihbarat dünyasının yaşamakta olduğu tüm değişimleri gelenek- selden bugüne ve geleceğe doğru açıklama gayretinde bulunurken, eserin özel- likle başvuru kaynağı olmasına çalışılmıştır.
facebook.com/kriptokitaplar twitter.com/kriptokitaplar
kripto
Eskişehir 11 Halk Kütüpha
1040001 41401
Kültür Mah. Ataç 2 Sk. No: 71/B Çankaya-Ankara www.kriptokitaplar.com
Türkiye'de silah ve kurşunların yerine, belge- ler ve hakikatlar konuşacaktır. Belgeler konuş- tukça tabular yıkılacak ve tarih yeniden yazı- lacaktır. Bu yapılırken, dâhili asayiş ve emniye- tin bozulmamasına dikkat edilmelidir. Zîrâ, di- şardan tahrik edilen bir kısım karanlık güçler; müslümanları kullanarak huzurumuzu bozma- ya çalışmaktadırlar."
YanıtlaSil12 SUR/Mayıs 90
SİYASETTE YAHUDİLİK
YanıtlaSilTarih boyunca Yahudilik, devletlerin siyasi hayat. larında önemli roller oynamıştır. Yahudi Kadınlar, casuslar ve dönme müşavirler vasıtasıyla saraylara girmiş ve uzun vadede bu faaliyetlerinden kârlı çık maştır. 18. Yilzyılın sonlarında gerçekleştirilen Fransız İntilali ile başıyan krallıkların ve aristokra sinin inhitatı yahudiliğin, devlet idarelerinde «vatan- daş olarak bilfiil ve yüksek makamlarda siyaset yapabilmesi neticesini doğurmuştur.
Yahudilik ile siyaset adeta müteradif iki kavramdır. Çünkü yahudi ideolojisinin gerçekleşmesi evvelemirde ge- niş çaplı ve yoğun bir siyasî faaliyete bağlıdır.
Yahudilik, önce Filistin'de bir devlet kurmak ve sonra da cihan çapında yapmayı hayal ettiği bir kanlı ihtilalle kuracağı «TEK DÜNYA»nın, yani bir DÜNYA DEVLETİ'nin tahtına oturmak ister. Bu sebeble yahudiliğin siyaseti çok yönlü ve beynəlmiləl olmak durumundadır. Bir labirent gibi karışık ve girift yollarla örülmesi gerekmektedir.
Yahudilik yüzyıllarca bu işin sadece teorisi ile uğraş- mıştır. Bu uğraşının mihver noktası bidayette insan ve cemiyetlerin tabiatları üzerine teksif edilmiştir. Yani yahu-
168
Çeşitli yerlerde kurulan gizli yahudi araştırma akade mileri bu çalışmaları neticesinde milletleri idlâl etmenin yollarını bulmuş, İslâm ve hristiyan âleminde ihtilaflar çıkararak onları hem fikren hem de fiilen bölmeyi başarıp Kakaplara ayırmıştır. Konumuz bu fitne>leri belli bir kro- noloji içinde teorik ve pratik yönleriyle ve detaylı olarak anlatmaya müsait olmadığından sadece kalın çizgilerle bir panorama vermeye çalışıyoruz.
YanıtlaSilEvet. Ortaçağda temelleri atılan bu fikrî çalışmalar, elemanlarını da yetiştirip, akla gelmedik hile ve kurnazlık- larla tıpkı Ester'in amcası Mordehay gibi siyasî karargah- larda yeşermişlerdir. (Bu işler yaygın olarak «yeniçağ>»da başlamıştır).
Kendi tarihimizden bir örnek verecek olursak. II. Se- limin has adamlarından Yasef Nassi'yi görürüz. Yasef Nas- si, II. Selimin bir yahudi dönmesi olan karısı Nurbanı Sul- tanın nüfuzundan faydalanarak kısa zamanda II. Selimin en yakın adamlarından biri haline gelmiştir. Bu adam pa- dişah'ın şarap içmə alışkanlığını körüklüyerek onu - şara- bıyla meşhur - Kıbrıs'ı almağa teşvik etmiştir. Onun bu teşvikinin altında yatan esas sebeb ise fetihten sonra Kıbrıs valisi olmak ve Filistin'e çok yakın olan bu adaya yahudi muhacirlerini getirtmekti. Gerçi Kıbrıs alınmıştı ama Yassef Nassi'nin Kıbrıs valisi olmak için ömrü vefa et- memişti.
Bir başka örnek verelim: Amerikayı İkinci Dünya Harbine sokup Hitler'in mağlup edilmesini sağlayan Ya- hudi Rozveltti. Onun arkasında da gizli reisicumhur ola- rak Amerika'daki 250 silah fabrikasından 243 tanesine sa- hip olan Bernard Baruh vardı. Bu yahudi, fabrikalarını tam kapasite ile çalıştırarak imal ettiği silah ve cephane- leri müttefik ordulara vermiş ve Hitler'in mağlubiyetinde baş rolü oynamıştır.
170
GENERAL PATTON
YanıtlaSilYesevizade'nin çok yerinde bir tesbitine göre Bi- rinci Dünya Harbi OSMANLI-YAHUDİ HARBİ, İkin ci Dünya Savaşı da bir MİLLİYETÇİLER (kevmiyet. çiler) - YAHUDİ SAVAŞI'dır.
Birinci Dünya Savaşının en önemli sonucu. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması; ve Filistinde bir Yahudi Devletinin temellerinin atılması ise; İkinci Dünya Savaşının neticesi de, Filistinde bir İsrail Devletinin kurulması olmuştur. (
Her iki büyük savaşın da işyüzü henüz detayları ile gün ışığına çıkmış değildir. General Patton Olayı İkinci Dünya Savaşının içyüzünün anlaşılması için bize önemli ipuçları vermektedir.
TRT televizyonunda, biri geçtiğimiz yıl olmak üzere İki defa seyrettiğimiz bir film var: GENERAL PATTON. Okuyucularımız bizim şimdi burada vereceğimiz malûmat- la beraber filmi de dikkate alarak bir değerlendirmeye gi- derlerse, İkinci Dünya Harbinin içyüzünə şüphesiz biraz daha vakıf olacaklardır.
Yesevizâdenin deyimiyle bu harbin bir kavmiyetçiler - Yahudi Harbi olduğunu daha iyi görebileceklerdir.
171
Patton 2. Cihan Harbinde Amerikan Ordusunun Tank
YanıtlaSilBirliklerinin komutanı idi. Fevkalade cesur, milliyetçi ve vatansever bir askerdir. General Patton Afrika Cep- hesində Almanlara karşı Müttefik Orduları (Amerika, In- giltere, Fransa ve Sovyet Rusya) hesabına ilk ciddi zaferi kazanan komutandır. Patton bu savaşta Almanların meş- hur ve kıymetli komutanı Mareşal Rommel'i mağlup etmiş ve böylece de askeri dehasını ispat etmiştir. İşte bu kıy- metli komutan, savaşın sonlarına doğru Müttefik Orduları Başkomutanı General Eisenhower tarafından Doğu Avrupa Cephesine tayin edilir. Aynı zamanda şuurlu bir antikomü- nist olan Patton, o gün için müttefikleri pozisyonunda olan Rusya'nın Avrupa'nın büyük bir bölümünü işgal ederek oraları komünistleştirme emelinde olduğunu anlamakta ge- cikmez ve bu nedenle artık berteraf edilmiş olan Alman tehlikesinden sonra muhtemel bir Rus tehlikesini de peşi- nen önlemek ister. General, Amerikan, İngiliz ve Fransız Birliklerinin Doğuya doğru ilerliyerek, Rusya'nın Avrupa ül- kelerini işgal etmesini engellemek istemektedir. Patton Amerika - Rusya ittifakının zaten zoraki olduğunu düşün- mekte ve savaş sonrasında bunun bozulacağını sezmekte- dir. Zahirde haklıdır da. Ama gelgelelim daha üst seviye- deki görüşler değişik, hesaplar bambaşkadır. Hikâyeye Cevat Rıfkı Atilhan merhumun kaleminden devam edelim:
<<George Patton, Sovyet kuvvetlerinin müttefikleriyle yaptığı bütün antlaşmaları hiçe sayarak Avrupayı kurtar- mak maskesi altında Tekmil Avrupa'yı işgal etmekte ol- duklarını zamanının başkumandanı Ayzenhaur'a bir raporla bildirmişti. Aynı zamanda bir teklifle, «çıbanın küçük iken kesilip atılmasının doğru olacağı ve kuvvetle ilerliyen Amerikan Birliklerinin tekmil Avrupayı işgal ederek bu şe-
172
kilde bir Sovyet Istilasını önlemenin daha doğru ve isabetli olacağını söylemişti. Sovyetlerin buna kızarak bir harp hali takınmaları ihtimali karşısında zaten gayr-i samimi olan bu ittifakın er gec Amerika aleyhine bozulacağını, onun için iyisi mi hareket halindeki birliklerin bir an evvel Moskova'ya girmelerini teklif etmişti. Eğer bu teklif kabul edilmiş olsa idi beşeriyet bugünkü batağı gömülmiyecek, cok şey kazanacaktı. Bu teklif nasıl karşılandı bilirmisiniz? Avrupa'da Amerikan ordularının en fedakâr ve en başarılı olan generali Patton, sanki vatana hiyanet teklif etmiş gibi bütün muvaffakiyetli ve şerefli hizmetleri hiçe sayılarak henuz harp devam ederken Berlin'den yüz mil cephe geri- sine çektirilmiş ve vazifesinden azledilmişti.» (CEVAT RI- Sin ATİLHAN. Medeniyetin Batışı. Sh: 140-141. A Neşriyatı 1963 İstanbul)
YanıtlaSilŞimdi General Patton filminden bazı sahneleri hatır- latarak mevzuu biraz daha açalım.
Filmde Patton, saldırganlık ruhu taşıyan bir megalo manyak olarak takdim edilmekte ve yaptığı vatanseverce teklif yeteri kadar ve açık olarak anlatılmamaktadır. Yine bilhassa Türk seyircilerin herhalde hayretle izledikleri fa- kat mahiyetini çözmekte güçlükle karşılaştıkları bir başka sahne daha var: Patton hastanedeki yaralı askerlerini zi- yaret etmekte ve gördüğü manzaralar karşısında, asker- lerini çok sevdiği için üzülmekte ve hatta gözyaşlarını tu- tamamaktadır. Burasını bilhassa biz gayet iyi anlıyor ve Patton'a sempati duyuyoruz. Çünkü onun bu hali milliyet- perverce ve insanca bir tavırdır. Aynı zamanda gerçek bir Komutanın önemli vasıflarından biridir. Şimdi hastanede Deçen ikinci olaya ve sonrasına bir bakalım: Yaralılar ara- anda bulunan ve hastanede bir yatak işgal etmekte olan arda bulunan ve hastanede bin kendi kendini yaralokat duğunu öğrenen Patton, bu ere hakaret eder ve bir tokat
173
vurur. Bu er Amerikan ordusunda bulunan bir yahudi gen cidir. Patton'un bu hareketi gayet normal ve savaş halin de olan bir birliğin komutanın yapabileceği en doğru hare ketlerin içinde, en yumuşak olanıdır. Ve bir komutanın en azından böyle bir durum karşısında bu tarz bir tepki gös termesi savaşın kuraları ve psikolojisi yönünden zaruridir. Ama Patton'un o güne kadar öğrenemediği bir şey vardır. Tokat attığı er yahudidir ve her ne sebeble olursa olsun yahudi hukukuna görə bir yahudiyi küçük düşürmək veya ona vurmak suçtur ve cezayı müstelzimdir. Ve Ame- rika'nın Devlet Başkanı o gün için Yahudidir, Başkomutanı da yahudi uşağıdır. Bu tokadın cezası Patton'a şöyle öde- tilir: Patton'un komuta ettiği birlikler bir araya toplanacak ve Patton kendi askerlerinin huzurunda o «er»den özür diliyecektir. Karar «yukarıdan gelmiştir. Ve Patton kendi maiyeti önünde trajik bir nutuk çekerek cepheden kaçmak için kendini yaralıyan yahudi veletinden özür diler. Yahudi, kuvvet elinde olduğu zaman, hangi ülke içinde olursa ol sun kendi hukukunun borusunu öttürür və bu güc gösteri sine o ülkenin adalet mekanizmasını alet eder. Fransa'da 1894 yılında cereyan eden Dreyfüs olayında da böyle ol- muştur. Bütün suç delilleri ortaya çıkarılarak Fransa aley- hine casusluk yaptığı tesbit edilen Fransız ordusundaki Yahudi Yüzbaşısı Dreyfüs'ün rütbeleri sökülmüş və müeb- bet hapse mahkûm edilerek Fransız Guyanasındaki Şeytan adasına hapsedilmişti. Ama o zaman bütün dünya yahu- diliği ayağa kalkmış ve Dreyfüsün suçsuz olduğu iddia- sıyla Fransa'da ve dünyanın diğer birçok ülkelerinde kam- panyalar açılmış, mitingler tertiplenmişti. Neticede 5-10 sene hapis yattıktan sonra Yüzbaşı Alfred Dreyfüs'ün suc- suzluğu - güya - anlaşılarak serbest bırakılmış və rüt- beleri terfian iade edilmiştir. Yahudi bununla da yetinme- miş ve Dreyfüs'ü muhakeme eden hakimlerin mahkemeye verilerek hüküm giymelerini sağlamıştır. Və böylece Drey-
YanıtlaSil174
füs'u müebbet hapse mahkûm eden divan-sharp üyesi Fransız asıllı subaylar hapishaneye tıkılmışlardır. General Patton'a karşı yapılan bu muamele de aynı güç aynı man- tik ve aynı hukukun uygulanmasının bir başka örneğidir.
YanıtlaSilGENERAL PATTO'NUN ESRARENGİZ ÖLÜMÜ
YanıtlaSilMilleti için yaptığı hizmetlerin mükafatını tec ziye ve te'dib edilerek gören Patton neticede, sava şılması icab eden düşmanın yahudi olduğunu anla mıştı. Amerikan milletinin milyonlarca evladının ya hudiliğin idealleri tahakkuk etsin diye ölüme sürül. düğünün farkına varan bu general, İkinci Dünya Sa- vaşının «Perde arkasına dikkati çeken bir kitap yaz mıştı. Fakat bunu neşredemeden esrarengiz bir şe kilde öldürüldü. Ondan sonra aynı teşebbüsü tek rarlamak istiyen karısı ve onun ölümünden sonra da kızı attan düşürülerek öldürüldüler.
Patton bu makûl ve vatanseverce teklifinin niçin şid- detle reddedildiğini ve cephe gerisine çekilerek inisiyatif- lerinin elinden alındığı ilk anda idrak etmekte güçlük çek- miştir. Ordusunun ve milletinin gönlünde taht kuran bu mümtaz asker ve komutan, Ayzenhaur ve şürekasınca tehlikeli görülmüş ve kendisine - kaza süsü verilerek- bir suikastta bulunulmuştur. Film de görüldüğü gibi bir askeri aracın hızla üzerine gelip onu ezmek istediği bu ilk suikast teşebbüsünden kıl payı kurtulan Pattan, bir müd- det sonra (hatıratını basmak istediği sıralarda) faili
176
kızı ve karısı da öldürülmüşlerdir. Bu generalin ve ailesi- nin başına gelenler yahudilliğin nekadar kindar valles masız olduğunu göstermesi bakımından da ibret vericidir.
YanıtlaSilKitabımızın ilk sahifelerinde anlattığımız Ester ve Ha- man hikâyesi ile Patton olayı arasındaki benzerlik de fev- kalade calib-i dikkattir. Yahudilik, kendisinin düşmanı ola- rak gördüğü Haman'ı öldürttükten sonra onun on oğlunu da idam ettirmişti. Patton'un karısını ve kızını da öldürdü. («Cezaların şahsiliği>> prensibi Yahudi hukukunda yoktur).
Patton yahudiliğin gerçek mimarı olduğu Amerika - Rusya arasındaki gizli pazarlıklardan habersizdi. O sadece Amerikaya hizmet etmek ve beşeriyetin amansız bir düş- manı olan yahudi icadı komünizmin yayılmasını engelle- mek istiyordu. Ama yahudlik aynı fikirde değildi. tabii. Onun hesapları bambaşkaydı: Gerçekte yahudilik komünizm ve Sovyet taraftarı idi. Bu şu sebepten ileri geliyordu:
«Komünizm, yahudiliğin dünya hakimiyetini tesise gi- den yolda en etkili bir «alet - fikriyat» idi. Yahudilik, millet- lere hakim olunabilmesi için onların dinden ve milliyet şuurundan tecrit edilmesinin şart olduğunu biliyordu. Bu iş asla silah zoru ve kuvvete başvurularak gerçekleştiri- lemezdi. Yani bu metotla kitleler gerçek olarak din ve mil- liyet duygularından uzaklaştırılamazlar, belki geçici bir süre İçin sindirilebilirlerdi. Amą komünizm bir ideoloji, bir dün- ya görüşü olarak kabul edildiği takdirde; milletleri ayakta tutan «değer>»ler yıkılmış olacak ve milletler sürüleştirile- rek yahudiliğin yutabilmesi için hazır lokmalar haline ge- tirilecekti. Bugün de bu ideolojinin şampiyonluğunu Sov- Vetler yapıyordu ve bu sistem oraya yahudilik tarafından getirilmişti. Komünist ihtilal için yahudi milyarderler ser- yorlardı; ve bu dil yahudilik tarafından dünyanın tek dili harcamışlardı. Sovyet
F.: 12
177
olarak düşünülüyordu. Yahudilik muhayyel «tek dünyanın bayrağını orka-çekiç içine resmedilmiş «MAGEN DAVİT olarak şimdiden tesbit etmiş bulunuyordu. Başta Amerika olmak üzere gene bir yahudi icadı olan Liberal-Kapitalizmin mer'iyette bulunduğu ülkeler, yahudiliğin dünya hakimiyeti için çizdiği stratejinin uygulanmasında diğer dama taşları durumundaydı. Yani komünizm ve kapitalizm yahudi pla- nın alternatifleri olarak ihdas edilmişlerdi. Ancak bu iki sun'i yahudi alternatiflerinden komünizm, yahudiye hizmet yönünden bir rüçhaniyete sahipti. Nitekim sonraki yıllarda komünizm - kapitalizm kapışmalarında daima komünizm kazandırılmıştır. Ve komünist zaferlerini bizzat Amerikayı temsil ve idare etme durumunda bulunan yahudi asıllı dev- let adamları hazırlamışlardır. Bu Vietnam'da, Çin'de, Ma- caristan'da, Çekoslavakya'da, Küba'da, Nikaragua'da ve birçok Afrika ülkelerinde böyle olmuştur. Amerika sadece yaygara yapmış, kendi milletinin askerlerini öldürmüş, ko- münizmə karşı teşkilatlayıp savaştırdığı ülke halklarını sonradan komünistlerin insafına terkedivermiştir. Ve Ame- rika parmağını soktuğu hiçbir sağ sol kapışmasında, ar- ka çıktığı ve desteklediği tarafın komünistlere karşı zafer kazanmasını temin etmemiştir. Ve bu ihanet yüksek ma- kamlardaki yahudi asıllı veya uşak ruhlu idareciler vasıta- sıyla ve yahudiliğin «tek dünya» stratejisi uğruna yapılmış- tır. Bu hadiseler, yahudiliğin komünizmi yaygınlaştırmak için hem fikren ve hem de fiilen kapitalizmi nasıl bir ma- nivelâ olarak kullandığının en bariz örneğidir. Yani kapi- talizm komünizmin, komünizm de yahudiliğin basamağıdır. Zaten bu şeytanî doktrinin vâzıı olan yahudi Marks, komü- nizme geçiş için kapitalizmin varlığını şart olarak ileri sür- müştür. Yahudilik de bu şartı yerine getirmiştir.
YanıtlaSil1950'lerdeki Kore savaşlarında da durum aynı olmuş, bizim de onbini mütecaviz vatan evladını heba ettiğimiz bu savaşta (şehit olan askerlerimizi suçlamıyorum. Onlar
178
kalplerindeki ihlas dolayısıyla Allah indindeki lâyık olduk- ları en yüksek makama ulaşmışlardır) Birleşmiş Milletler Ordularına komuta eden General Mac Artur da aynı Ge- neral Patton gibi komünistlere karşı zafer kazanıp, Kore'- nin bölünmesini engellemek üzere iken, yahudi asıllı ABD Başkanı Salamon TRUMAN tarafından görevinden ABD bir. Böylece bir ülke daha kendi içinde parçalanmalınmas edilmiştir.
YanıtlaSilGeneral Mac Arthur'un Amerikan halkı tarafından de- licesine sevilip desteklenmesi onun tekrar yetki sahibi ol- masına yetmemiştir. Ancak bu General ölümünden önce Kore Savaşlarının perde arkasını anlatan kitabını yayınla- mağa muvafak olabilmiştir. Bu hatırattan öğrendiğimize göre Birleşmiş Milletler Ordularının Harekât Planınları de- vamlı olarak B.M. kuvvetleri içinde görev yapan İngiliz or- dusundaki yahudi komutanlar tarafından Komünist Çin Kuvvetlerine iletilmiştir. Buna benzer yahudi ihanetleri her- zaman olmuş ve olacaktır.
DÖNMELİK VEYA SABATAİSTLİK
YanıtlaSilDönmelik, bir başka dinin mensubu olmaktan çı kıp müslüman olmak, hidayete ermek (ihtida) de ğildir.
«Dönmelik» İslâmdan çıkıp (İrtidad) bir başka dine geçiş de değildir. DÖNMELİK, aslen yahudi ka lındığı halde «müslüman» görünmektir. Yani mües seseleşmiş bir "yahudi münafıklığının adıdır.
Yahudilik hedefine varmak için her vasıtayı meşru görür. Ve binbir kılığa bürünmekte hiçbir sakınca görmez. Dönmelik meselesini de yahudilik - bu rûhî özelliğinin ge- reği olarak - müesseseleştirmiştir.
Konumuzla dolaylı ilgisi sebebiyle yahudilerin, hristi- yan toplumları arasında da aynı metoda başvurduğunu belirterek bu konuda da kısa bir bilgi vermeyi faydadan hâli görmedik:
İlk baskısı 1887 yılında Almanya'da yapılan kitapta (Theodor Fristch - Yahudi Meselesinin el Kitabı. Türkçesi. Münir Abdurrahman Akçağ Yay. 1971) şöyle deniliyor.
<<Bugün yahudilerin çıkarlarını Almanlarınkinden üstün tutan bir hükümet, ad taklitçiliğini kolaylaştırmaktadır. Böylece yahudiliğin ev sahibi halk içinde tasar-
180
ladığı kendi bencil planlarını gerçekleştirmesi ve amacına erismesi icn birçok yollar açık tutulmakta ve yahudiler hic fırsat kaçırmadan bu işten kolayca yararlanmaktadır- lar.» Ve yazar bu girişten sonra, hangi yahudi adlarının nangi Alman adına çevrildiğini havi bir liste veriyor inte birkaç örnek:
YanıtlaSilİBRANİCE
ALMANCA
Aron
Wolf
Benjamin
Arend
Emanuel
Mendel
Hesekiel
Haskel, Kaskel
Yoel
Julius
Markus
Marks
Sender
Aleksandır
Adı geçen kitapta yahudilerin Almanya'da hıristiyan- lar arasında siyasî, iktisadî, dinî, askeri vb. sahalarda iha- netlerinin nasıl icra edildiğine dair genişçe bir malûmat da var. Biz sadede gelelim :
TÜRKİYE'DEKİ DÖNMELİĞİN TARİHÇESİ
Bilindiği gibi İspanya'dan kovulan yahudiler, Avru- pa'da kendilerini kabul eden hiçbir ülke bulamayınca, za- manın Osmanlı padişahı Sultan Bayazıt'tan Osmanlı ül- kesinde yerleşmek için izin istemişler ve bu izin kendile- rine verilerek, başta Selânik ve İzmir olmak üzere iskân edilmişlerdir. Bunların sayıları o zaman 200.000 den fazla idi.
itibaren birtakım imtiyazlar elde ederek durumlarını kuv- Bu yahudiler, Kanuni Sultan Süleyman zamanından vetlendirmişlerdi.
181
SABATAY SEVİ'NİN ÇIKIŞI
YanıtlaSilYahudilerde «mesih» inancı vardır. Yani yahudiler gü- nün birinde bir yahudini n(mesih) çıkarak, kendilerini kur- taracağına ve tekrar Kudüs'e götüreceğine inanırlar. Bu inanç tarih boyunca birçok yahudi mesihinin türemesi- ne yol açmıştır. Sabatay Sevi'den evvel Yemen'de, Girit'te ve diğer bazı yerlerde mesihler zuhur etmiş ve kendi irk- daşlarını dolandırmışlardı. Fakat tarih boyunca zuhur eden bu mesihlerden hiçbiri İzmirli Sabatay kadar şöhret ve nüfuz sahibi olamamıştır.
1626'da Mordehay Sevi'nin oğlu olarak İzmir'de dün- yaya gelen Sabatay Sevi küçük yaştan itibaren kendisini Yahudi Kutsal Kitaplarına vermiş; ve ilmiyle kısa zaman- da şöhret sahibi olmuştu. 22 yaşına gelince de gâibten birtakım haberler aldığını ve rüyalar gördüğünü söyliyerek kendisini yahudilerin kurtarıcısı olarak ilân etmiş; ve bun- dan böyle Mesih olarak tanıması gerektiğini iddia ederek bunu kabul etmiyenlerin günahkâr olacağını söylemiştir.
Sabatay kısa zamanda etrafına birçok mürid toplama başarısını göstermiştir. Şöhret basamaklarını yavaş yavaş tırmandıktan sonra diğer şehirlerdeki yahudi cemaatlarına da haberler göndererek onların da kendisine tâbi olmalarını istemiş ve bu arzusuna genellikle uyulmuştur. Sonra bir seyahata çıkan Sabatay Sevi, İstanbul, Selânik, Atina, Mısır ve Kudüs'e giderek orada da taraftarlar bulmuş ve İzmir'e dönüşünde yahudiler tarafından coşkunca karşı- lanarak kendisine mesihlik tacı giydirilmiştir.
Bu arada bazı Bektaşilerin de onun mesihliğini kabul etmesi, Sevi ve taraftarlarını iyiden iyiye azdırmış ve Sa- batay Sevi daha da ileri giderek Havralarda törenler es- nasında o güne kadar Padişah'ın adı zikredilirken, bu ge- leneğe de son vermiştir.
182
Fakat Sabatay'ın hareketleri başlangıçtan beri devlet tarafından takip ediliyor ve fakat fazla ciddiye alınmıyor- du. Ancak faaliyetlerinin tehlikeli boyutlara ulaşması üze- rine saray derhal harekete geçip Sabatay Sevi'yi tutuk- Jamak lüzumunu hissetmiştir. İstanbul'a getirilen Sabatay Sevi önce sadriazam tarafından sarguya çekilmiş, sonra Çanakkale'ye sürülüp Aydos kalesine hapsedilmiştir. Saba tay burada tutuklu bulunduğu esnada imparatorluk i Saba ve dışından gelen yüzlerce yahudi tarafından ziyaret editin Artık Sabatay Sevi <«Efsane Adam>> haline gelmiştir. Sa- batay Mesihlik iddiaların burada da sürdürmektedir. Bunun Üzerine Sabatay oradan alınarak tekrar İstanbul'a getiri- lir ve kurulan bir Ulema Mecisinde Mesihliğini ispata da- vet edilir
YanıtlaSilKitaplarında yazılı olduğuna göre Mesihin özellikleri arasında ona ok işlemiyeceği hususu da vardır. Kendisine sorulduğunda Sabatay da bunu teyid ederek kendisine ok İşlemiyeceğini söyler. Bunun üzerine Sabatay Sevi'nin üze- rindeki gömlek çıkartılarak okçuların karşısına geçirilir Foyasının meydana çıkacağını anlıyan «Sahtekâr», bu defc mesihliğini inkâr eder ve bu sıfatın kendisine bazı yahudi ler tarafından yakıştırıldığını söyler; ve ölümden kurtulmal İçin Ulemânın huzurunda kelime-i şehadet getirir. Amm Sabatay Sevi «Müslüman» olmuştur. Bundan sonra on Sarık giydirilerek Kapıcıbaşılık ünvanı verilir ve bir maa bağlanır.
SABATAY SEVİ «AZİZ MEHMET EFENDİ OLUYOR
YanıtlaSilSabatay Sevi Müslümanlığı zahiren kabul etmiş. ti. Bir yandan (görünüşte) müslüman gibi yaşarken diğer taraftan gizlice yahudilerle temasım devam et- tiriyor; onlara, aslen yahudi kaldığını ve davaları için bu şekilde hareket etmesi lazım geldiğini söy lüyordu.
Sabatay Sevi önceleri yahudi gizli teşkilatlarının ferdi planlarda yaptırdıkları bu işi genelleştirerek bir dönmeler cemaatı oluşturmuştur. Bu cemaat sonraları imparatorluğumuzun yıkılışında baş rolü oyntyacaktı.
Görünüşte müslüman olmasına rağmen kalben yahudi dininde kalan Sabatay Sevi kendisine taraftarlarınca «me- sih lakabı yerine takılan «aziz» ünvanıyla, Aziz Mehmet Efendi olarak gizliden gizliye faaliyetlerini sürdürüyordu.
Bu mesaisi cümlesinden olan 18 maddelik bir nizam- name hazırlamıştı. Bu nizamname kendisine tabi olan ya- hudilerin takip edecekleri hatt-ı harekâtın temel prensip- lerini havi idi. Böylece Sabatay Sevi yahudileri yeni duruma göre yönlendirmiş oluyordu.
184
Gaye gene değişmemiş, fakat gayeye varılması için takip edilmesi gereken yol değişmişti. Ona göre yahudi- ler bundan böyle görünüşte- yahudilikten ayrılacak- lar, fakat gizlice yahudilik için çalışacaklardı. Bu yeni me- tot amiyâne tabirle bir «araziye uyma»
YanıtlaSiltaktiği idi. Bahse konu 18 maddelik nizamnamənin en önemli maddeleri şunlardır:
«Madde 16 On altıncısı budur ki Türklerin âdet- lerine - onların gözlerini örtmek maksadıyla - dikkat det sin. Ramazan orucunu tatbik için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için de yapılsın. Gözün gördüğü her şey ifa edilmelidir.
Madde 14 Ondördüncüsü budur ki Davud'un Me- zamir'i (Tevrat'taki bir bölümün adı) hergün gizli olarak okunsun.
Madde 17- Onyedincisi budur ki onlarla (müslüman- larla) nikah akdedilmemesi lâzımdır.» (İ. Alaeddin Gövsa. Sabatay Sevi ve Dönmelik)
Görüldüğü gibi Sabatay Sevi müridlerine, «ad değiş- tirip müslüman görünmeyi» tavsiye etmiştir.
Sabatay Sevi yahudilerin, müslüman ülkesinde siyo- nizm için daha rahat çalışabilmelerini «müslüman görün- Meye bağlamıştır. Bu, yahudilik için memleketimizde uy- gulanmasına başlanılan yeni bir strateji idi.
İşte Sultan Beyazıd'ın «merhamet-i şahanesine sığı laninca derhal devlete kafa tutmuş, fakat devlet kudretini tip kendilerine yaşıyacak bir yer bulan yahudi, biraz palazi Meri için daha emîn; fakat bizim için daha tehlikeli olan göstermeye kalkınca hemen eğilerek bambaşka ve kendi- Yeni oyununu sahnelemiştir.
185
DÖNMELERİN TÜRKİYE'DEKİ FAALİYETLERİ
YanıtlaSilDönmeler Sabatay Sevinin yukarıda zikrettiğimiz ni- zamnaməsinin 17. maddesi mucibince dışarıdan kız alıp vermeyi yasaklamışlardır. Bu demekti ki, dönmeler ayrı bir cemaat olacaklardı. Nitekim asırlar boyunca onlar bu prensibe riayet etmişlerdir. Meşhur komünist Zekeriya Sertel hatıratında kendisinin dönmelerden olan bir kızla (Sabiha Sertel) evlenişinin Türkiye'deki ilk evlilik olduğunu ballandıra ballandıra anlatmaktadır. Dönmelik, yahudilik içinde de ayrı bir mezhep oluşturmuştu. Bu mezhebin adı da kurucusuna izafeten SABATAİSTLİK idi.
Bunlar, Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde müstakil, kapalı birer cemaat olarak varlıklarını sürdürdüler ve ha- len de sürdürmektedirler. Başta; şimdi sınırlarımız dı- şında bulunan - Selanik olmak üzere, İstanbul, İzmir, Edirne, Bursa, Gaziantep, Ankara, İskenserun şehirlerinde ihmal edilemiyecek sayıda «dönme>> yaşıyordu.
İmparatorluğumuzun zayıflamasıyla ters orantılı ola- rak dönmeler kuvvet kazanıyorlardı. Hele «Tanzimat>>tan sonra iyice güçlenmişler ve devlet üzerinde nüfuz sahibi olacak duruma gelmişlerdi.
Lâle devrinde Türkiye'de ilk locasını açan masonlu- ğun, ilk müntesipleri dönmeler idi. Sultan İkinci Abdülha- mid'in tahta çıktıktan sonra uyguladığı basiretli bir ant-i siyonist politika ve idarenin yahudi nüfuzundan tecrit edil- mesi, dönmelerin bu büyük sultana düşmanlık beslemele- rine yol açmış ve dönmeler bütün mesailerini Abdülhamid'- in düşürülmesi için harcamaya başlamışlardı.
Dönmeler, gerek Abdülhamid'in hal'linde ve gerekse imparatrluğumuzun yıkılışında başrolü oynamışlardır. Burada şunu hatırlatmakta da fayda görüyorum;
<<»lerin çalışmaları sadece siyasi alana inhisar et- memektedir. Dönmeler, bizim iktisadî, fikrî kültürel haya-
186
miza da derinden nüfuz etmişler, milletimizi ayakta tutan değerleri acımasızca darbelemişlerdir. Basın, yayın, sine- ano, tiyatro maalesef büyük ölçüde onların tekelindedir. Bir Selänk Dönmesi olan Ahmet Emin Yalman'la basliyan besin hayatımız üzerindeki dönme ambargosu jevam etmektedir. bugün de
YanıtlaSilOiktisadi hayatımız ise hemen hemen Rotary ve Lions teskilatları vasıtasıyla yahudi ve yahudi dönmelerinin elin- dedir. Kültür ve eğitim alanında dönmelerin etkisi diğer sahalardakinden daha az değildir. Burada isim isim onlarn sayacak değil. Fakat o zihniyetin koyduğu lor de programlar geniş bir uygulama sahası bulmuşlardır. Mil letimizi fikir, kültür ve ruh olarak yoğurma vazifesi göre cek olan ilim ve sanat hayatı, Türk insanını dininden, mil- Iyetinden, tarihinden bihaber yetişmesine hizmet etmek- ten başka onun; insan olarak sahip olduğu tabii vasıflarını da köreltmeğe çalışmaktadır. Bugünkü eğitim-öğretim sosyal bilimlerden müsbet bilimlere kadar; insanımızın bilgi, kabiliyet ve istidadını geliştirmek yerine tam aksini vermektedir.
Son yıllarda memleketimizde 'ilim'de, fikirde, sanatta büyük isimlerin yetişmemesini kültür, eğitim-öğretim ha- yatımızdaki yanlış ölçülere göre yapılan uygulamalarda tramak bizi hatalı bir yöne götürmiyecektir.
Mevzuumuz dönmelik hakkında müstakil bir araştır- ma yapmak değildir. Yalnız yahudi meselesinin çok önemli bir unsuru olması hasebiyle, bu mevzuda bazı satrbagian Mardik. Konunun öneminin biraz daha anlaşılması için vara mada bizim adlarımıza benzer isimlerle dolaşan ölü ayda og bazı şahısların dönme olduklarını hatırlatmakta fayda tau konuyu yeteri kadar bilmekte, ne de bazı meşhur dön- duğu kanatındayım. Zira bilhassa genç nesillerimiz, ne meleri tanımaktadırlar.
187
Ahmed Emin Yalman: Meşrutiyet yıllarından itibaren ga-
YanıtlaSilzetecilik yaptı. Vatan gazetesinin sahibi olan Yalman Türkiyə toprakları üzerinde bir Ermenistan kurulma- sından yana idi ve Milli Mücadele yıllarında Halide Edip Adıvar ile beraber Amerikan Mandası istiyenlerin elebaşısı idi. Eski Başvekillerden merhum Adnan Men- deres onun için «Allah insanı A. Emin Yalman'ın dost- luğundan korusun» demişti.
Abdi İpekçi: Milliyet Gazetesinin eski başyazarı. Mahke- me kararına göre M. Ali Ağca tarafından katledilmiş- tir. Ancak son günlerde bu ölüm olayı yeniden gün- deme gelmiştir.
İsmail Cem İpekçi: Halen Güneş gazetesi yazarı
Osman Kibar: Eski İzmir Belediye Reisi.
Fuat Bezmen: Santral Holdingin sahibi. Hakkında Döviz kaçakçılığı ve yolsuzluktan tahkik açılınca Amerika'ya kaçtı.
Ve diğerleri......
Türkiye'de dönmelik hakkında ilmî araştırma niteliği taşıyan sadece «bir» eser neşredilmiştir. İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Dr. Abdurrahman Küçük'ün doktora tezi olarak hazırladığı «dönmelik ve Dönmeler üzerine>>> adlı araştırması Ötüken yayınları arasında yayınlanmıştır. Halen piyasada mevcuttur.
MASKELİ YAHUDİLİK
YanıtlaSilYahudilik, herhangi bir yerde görünmek iste mediği zaman devreye, dolaylı veya maskeli olarak girer. Yahudiliğin temel metotlarından birisi de bu dur.
«Maskeler kişilere, gruplara, teşkilatlara ve hat- ta «fikir» ve «sistem»lere giydirilir. İşte bütün bu «maskeliler tarih boyunca yahudiliğin eli, ayağı, ku- lağı ve gözü olagelmişlerdir. Bunlar olmadan yahu diliğin başarısı «muhal»dir. Binaenaleyh bu maskeli teşkilât, kişi, grup, fikir ve «sistemlerle mücadele; yahudilikle yapılacak mücadelenin içinde mütelea edilmelidir.
Yahudilik gittiği her yere problemini de götürdüğün- den asırlar boyunca ve doğrudan doğruya «zat»ı vasita- sıyla istediklerini elde etmede güçlükle karşılaşmıştır. Bu durum yahudiliğin, faaliyetlerinin büyük bir bölümünü gizli Yapması yanında; maske kullanması zaruretini de bera- buriyetin ifadesi olarak vücut bulmuştur. «Dönmelik bu berinde getirmiştir. İşte «Maskeli Yahudilik» böyle bir meca Yolda kurduğu ilk önemli müessesedir. Fakat biz ⟪maskeli Yahudilik>>ten «dönmelik» dışında kalan; yahudi damgası- Min daha ustaca gizlendiği «müessese>>leri kastediyoruz.
189
Bu müesseseler, kişi grup, teşkilat, «fikir» və «sistemler şeklinde zuhur etmişlerdir. Yahudilik bu işte. - kuruculuk ve kontrol mekanizması kendisində olmak şartıyla ve genel olarak gayr-ı yahudi olan veya öyle görünen unsurlan kullanmıştır. Ama bu unsurlara kendi ruh ve karakterini enjekte ettikten sonra!.. O halde leri yahudi'nin <ı değil, fakat «ayn»ı olarak görmemiz icabettiği hu- susu kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü maskeli yahudi ile <<«maskesiz>i arasında bir ruh, bir keyfiyet ve son tahlilde bir fonksiyon «aynıyet»i veya iştiraki bahis konusudur. Mesele, aynı gaye için yapılan bir vazife taksiminden iba- rettir.
YanıtlaSilBu konuda gene detaylara girecek veya yahudiliğin bütün maskeli unsurlarını sayıp dökecek değiliz. Esasen bu işin üstesinden gelmek sadece yazı ve araştırmalara münhasır olsa bile fertlerin güç ve imkanlarının çok üzerin- dedir.
Biz bu çerçeve içinde sadece yukarıda verdiğimiz ge- nel tanımımıza ilâveten önemli gördüğümüz və bildiğimiz bazı «maskeli yudaik unsurları zikredip bunlar hakkın- da komprime malûmât vereceğiz :
C MASONLUK
Kuruluşu çok eskilere dayanan masonluğun bilinen tarihi ortaçağdan itibaren başlar. Günümüz masonluğunun aldığı şeklin temelleri ise 18. Yüzyılın başlarında atılmış- tır.
Masonluk bir doktrinin özelliklerini taşıma iddialarına rağmen, temelde orijinal değildir. Savunduğu fikirler to- mamen ibrânîdir. Masonluğa müstakil bir doktrin olarak değil de bir metodoloji olarak bakmak daha doğru olur.
Masonluk dünya çapında - büyük ve küçük <loca» lar halinde - teşkilatlanmıştır. Her locanın kendisine göre
190
bir vazifesi, çalışma sahası vardır. Masonlar bu localarda öğretim görürler ve derece derece terfi ederek üst bosa- maklara doğru tırmanırlar. Her derecenin kendine göre sırları vardır. Alt derecedekiler kendilerinden üst derece- lerdeki sırları bilmezler, bu sırlar onlara resmen öğretilmez. Localarda belli bir sistem ve program dahilinde ma- sonik öğretim ve eğitim yapılır. Bu öğretim masonluğun kendine has sembol ve allegorileri vasıtasıyla olur. Orada hicbir şey acık olarak verilmez, anlatılmaz. Mason, sem- bol ve allegori zarfı içinde verilen fikirleri, kendi öz sem
YanıtlaSiltir. Masonluğun sembol ve allegorilerinin büyük bölümü Tevrat, Talmut ve Kabbala'dan alınmıştır. Masonluğun ya- hudi karakterini ifad eeden en önemli husus budur. Ayrıca masonluğa intisap edenlerin kişilik yapıları ile bu cemiyetin toplum hayatı üzerinde bugüne kadar icra ettiği fonksiyon- lar onun Siyonizmin kör bir maşasından başka birşey ol- madığını göstermiştir. Bugün, yeryüzünde içinde yahudi- nin olmadığı hiçbir mason locası yoktur.
Biz sözü uzatmadan masonluğun önemli bünye özel- liklerinden bazılarını, genel bir fikir edinilmesi için mad- deleştirerek verelim :
a) Masonluk da yahudilik gibi BEYNELMİLEL'dir.
b) Derecelendirilmiş bir yapıya sahiptir.
c) Mason dernekleri «gizli>», veya (kendi tabirlerine göre) <kapalıdır. (PANDORA'nın KUTUSU gibi)
birtakım müeyyidelere sahiptir. Masonlar yaşadıkları ül- d) Masonluk çok sıkı bir «disipline ve kendi içinde kelerin kanunlarından önce kendilerini bu müeyyidelerle bağımlı sayarlar.
ettiği sıfat; loca tarafından kendisine tevdi edilen sıfat ve Buna parelel olarak bir masonun esas olarak kabul
191
rütbedir. O şahsın loca dışında haiz olduğu sıfat ve rüt. beler ise masonluk indinde bir önemi haiz değildir. Mason, bu sıfat ve rütbeleri (harici) kalben benimsememekle mü- kelleftir. Bu harici etiketler onun için masonluğa hizmete vasıta olma derecelerine göre önem arzederler.
YanıtlaSilMeselâ yeni mason olan bir başbakan veya devlet başkanının hakiki sıfatı «ham taştır. Ünvanı «çıraktır. Ve o locadaki temel eğitimini belki de; dışarıda kendi mai- yetinde çalışan - sıradan bir müdürün nezaretinde ya- pacaktır.
e) Her mason locaya muntazaman aidat ödemek zo- rundandır.
f) Kendilerine has sembol, işaret, jest ve özel lügat- ları vardır. Bunlar kendi aralarında konuşma, tanışma ve haberleşmede masonlarca kullanılmak durumundadır. (Üç gen, göz, çekic, tabii görünen bazı özel jest ve selâmlaş- malar (toka), «insan», «hüriyet», «eşitlik», gibi kelimeler masonik manaları olan semboler cümlesindendir).
g) Siyasetle «hükmî şahsiyet» olarak uğraşmadığını söyliyen masonluk, siyasetle uğraşan (loca dışında) üye- lerini siyasi hayatta yaptıklarının masonik ilkelerle bağ- daşmasını bu üyelerine karşı şart olarak ileri sürer.
(Masonluk konusunda çok geniş ve şimdiye kadar Türkiye'de bu konuda yapılan bütün araştırmaların ele aldığı yönleri de havi olan bir inceleme hazırlamış bu- lunuyorum. İnşalllah bunu yakın zamanda kitap olarak yayına arzedeceğim).
PERDE ARKASINDAKİ DÜNYA HÜKÜMETİ BILDERBERO
YanıtlaSilBILDERBERG çok önemli bir maškell kuruluşu olup mahdut sayıdaki üyeleri arasınd yaca tanınmış, ilim, devlet, fikir ve sanat vardır. Çeşitli mesleklerden olan bu kişilerin piš nu, yahudi asıllı olanlar teşkil etmektedir. Geri külm lar ise masondur.
Beynelmilel bir cemiyet olan Bilderbergin Tav kiye sorumlusu eski büyükelçilerden MUHARREM NURI BİRGİ'dir. Şu andaki en faal elemanı ise mes hur damat ve Milliyet gazetesi yazarlarından METIN TOKER'dir.
Bu teşkilât hakkında ilk bilgiyi Türk okuyu merhum Cevat Rıfat Atilhan 1965 yılında neşrattiö Danve tilâlcileri İsrail» adlı kitabında vermektedir. (sh: 304-305
«KÖTÜLÜK KUVVETLERİ
Sor eden «Newa Nationalist>> isimli derai 1964 tarihli so Müstakil ve Milliyetçi İrlanda'nın Dublin serinde in- Visinda A.C.E. adlı bir İspanyol Dergisine atfen werddo
193
haberde «Yahudi Hülyasını tahakkuk ettirme için A.B.D. de muazzam bir nüfuza sahip olan gizli ve mücrim bir far- mason teşkilatı hakkında şu beyanda bulunmaktadır:
YanıtlaSilBu teşkilât mücrim bir farmason tarikatı olan B'nei Brith'e benzemektedir. Bilderbergler, çoğu zaman «Aşka- nazim>>lerden (şark yahudisi) müteşekkildir. Bundan ma- ada aşağıda isimlerini sayacağımız şahıslardan büyük bir kısmının anneleri yahudi olan kimselerdir. Yahudi şeriatına göre anneleri yahudi olanlar tamamen yahudi sayılmakta- dırlar...... BİR SİYONİST DÜNYA HÜKÜMETİ KURMAK İÇİN BİLDERBERG TEŞKİLATI B'NEİ BRİTH TARİKATI (B'nei Brith hakkında bilgi vermiştik) VE DİĞER YAHUDİ TEŞKİLATLARI İLE GAYET SIKI BİR İŞBİRLİĞİ YAPМАК- TADIR.»
C. Rıfat kitabında 17 Şubat 1957 tarihinde Saint Simon adasında yapılan Bilderberg Toplantısına katılanrın isimle- rini de liste halinde veriyor. Bu listede o günün şöhretli politikacıları ve gazetecileri var. Çoğu A.B.D. li ve Avrupalı. Fakat bu listede bizim dikkatimizi çeken en önemli isim HENRY KİSSİNGER!.. Evet, yıl 1957. Henry Kissinger belki o zaman otuz yaşında bile değil. Hiç bir şöhreti ve ünvanı yok. Ama gizli Dünya Hükümetinin kabinesinde bir üye. Bu adamın sonraları Dünya politikasındaki tesirleri malûm.
Bilderberg hakkında Türk Kamuoyunun dikkati 1975 Nisanında İzmir Altınyunus'ta yapılan «Bilderberg Toplan- tısı ile uyanmıştı. Bu toplantı hakkında da o zaman ba- sında birçok haber ve yorumlar da çıkmıştı. Ancak bu meseleyi derli toplu gerçekci ve ilmî olarak ele alıp kitap- laştıran Yesevîzade oldu. (BİLDERBERG GROUP. adlı bu kitap Kayıhan Yayınları arasında neşredildi). Bu cemiyet hakkında elimizde bulunan bazı belgelere dayanarak Ül- kücü Kadro Dergisinde bir makale neşretmiştik. Şimdi bư
194
teşkilat hakkında yahudilikle ilişkisi nokta-i nazarından toplu bir bilgi vererek yorumda bulunalım:
YanıtlaSilBilderberg teşkilatı 30 vil kadar önce Hollanda Prensi Bernhard'in başkanı olduğu elit bir grup tarafından kurul- muştur. Bu grubun içinde bilhasa çeşitli ülkelere men- sup hariciyecilerin fazlalığı dikkati çekmektedir. Bu husus, Bilderberg'in Beynelmilel Politik karakterini önemli delildir. gösteren en
Yeri geldikçe sık sık temas ettiğimiz gibi yahudilik bey- nelmileldir; ve nihâi gayesi bir DÜNYA DEVLETİ kurmak- fur. Siyonizmin bu hedef için asırlardan beri yaptığımızl Calışmalar İkinci Dünya Harbinden sonra ilk ciddi siyası neticelerini verince, yahudlik gizlilik kapısını biraz arala- mıştır. Böylece siyonizmin yarı - açık karakterdeki bir dö- nemi başlamıştır. Bu dönem onların tabiriyle bir intikal (ge- çiş) dönemidir. Her dönemin, - kendi yapısına uygun ola- rak-kurmak ve geliştirmek zorunda olduğu yeni mües- seseler olması gereği, intikal döneminin istediği müessese- lerin kurulmasını da zaruri kılmıştır. Böylece gizlilikten çı- kıp, kapalılığa veya yarı açık bir duruma geçiş başlamış- tır. İşte Bilderberg de bu tip teşkilatlardan biridir.
Bilderberg yahudiliğin «batı dünyasındaki en büyük siyasî organıdır; ve Türkiye dahil «demokratik» düzenle idare edilen ülkelerde şûbe niteliğini taşıyan teşkilatları Vardır. Bilderberg, Siyonizmin teorisiyle uğraşan bir teş- kilât değildir. Bu topluluk, siyonizm için kısa ve orta vadeli Uygulama plânları yapan ve bunları icra eden beynelmilel bir kabine vasfını taşımaktadır. Üyelerinin kimliği, toplan yer ve zamanları ile, bu toplantıları «akt» ediş tarzları Bilderbergin icra organı özelliğini taşıdığını gösterir.
Üzere nisan ayı içinde yapılır. Toplantılarda gizliliğe azami Bilderberg toplantıları her yıl bir başka ülkede olmak
195
derecede riayet edilir. Bunu temin için toplantı yapılan yer karadan havadan ve eğer şehir sahilde ise - deniz. den korumaya alınır. Toplantı yerine üyelerin dışında kim. se sokulmaz. Gazeteciler ve haber ajansları mümessilleri oraya giremezler. Toplantı yapılan salonun duvar ve tavan- ları ses geçirmez halılarla kaplanır. Bunlara ilâveten ora- da konuşulanlar ve alınan kararlar yazılmaz, zabıt tutul- maz. Bu da yetmiyormuş gibi konuşmalar fısıltı halinde yapılır. (Bu metot yahudiliğin metodunun aynıdır. Onlarda da plânlarının yazıya geçmemiş sözlü bölümleri vardır. Bu şifahî sırların hepsini bilen sadece üç yahudi önderidir).
YanıtlaSilBurada konuşulanlar, toplantıya katılanlar tarafından unutulmaz, alınan kararlar kesindir. Her üye, burada alı- nan kararları kendi görev alanı içinde uygulamak mecburi- yetindedir. Cemiyetin, üyelerini bağlayıcılığı birinci dere- cededir. Yani vatandaşı olduğu ülkelerin kanun ve men- faatları bu cemiyetin kanun ve menfaatlerine göre tali de- recededir. Durum böyle oluunca cemiyetin üyesi olan çe- şitli ülkelere mensup politikacıların görevleri; temsilcileri durumunda oldukları ülke ve halkların menfaatlerini koru- mak değil, ülke ve halklarını Bilderbergin direktifleri isti- kametinde yönetmektir.
Bir ülkeyi bu cemiyetin direktiflerine göre yönetmek demek, cihan çapındaki yahudi strotejisini kendi görev sa- hası ve yaşadığı ülke çapında uygulamak demektir ki, bu- nun da milli politika ve hedeflerle en ufak bir alakası yok- tur. Dünya çapındaki bir makro planın gereği olarak, bu hedefe giden yolda «cemiyet>> üyesi liderlerin gerek söz, ve gerekse icraat olarak yaptıkları müsbet görüntülü işle- rin tamamı belli bir taktiğin uygulanmasından başka birşey değildir. Onun için arasıra çerez kabilinden de olsa koz- mopolit önderlerin bu tip söz ve hareketlerine aldanmamak gerekir. Bizim için kıymeti haiz olan liderler, beynelmilel
196
yahudi ve benzeri organizasyonlara bulaşmamış, saibeler- den uzak, milli menfaatlerimizin takipçisi ve İslâma gö nülden bağlı liderlerdir. Ölçü budur. Gerisi laf-ü güzüftir.
YanıtlaSilEvet, şimdi bize şu soru sorulabilir. Madem ki Bilder- berg bu kadar gizlilik içinde kararlar alıyor, hiçbirşeyi yazıp cizmiyor ortada bir belge de yok; o halde biz bu cemiyetin uğraştığını, ne kararlar bileceğiz; ve bu durumda onların aleyhinde dap ve nasıl hangi noktaya geleceğiz? Böyle bir soruya şöyle bir cevap verelim:
<in esas fikir, plan ve icraatının ne oldu- ğunu söyliyebilmek için, «bilinenlerden bilinmiyenler oldu- junenlerden görünmiyenleri istidlal edeceğiz. Bu tarz akıl yürütme ve mantık bizi doğru istikamete yöneltiği kadar bize onların aldıkları karar ve icraatları hakkında da doğru bir fikir verecektir. Ve güçlü olunduğu takdirde bunların tasfiyesi için gerekli olan ön bilgileri bize kazandırmış olacaktır. Şimdi bunlar hakkında neleri bildiğimizi ortaya dökelim:
a) Bu cemiyet gayr-ı müslimler tarafından kurulmuş- tur. Hali hazırdaki üyelerinin büyük çoğunluğu yahudi ve hıristiyandır. Müslüman etiketi taşıyan üyeler ise, <> veya masondurlar; ve onların, ne hususi ne ilmi ne siyasî ve ne de iktisadi hayatlarında «islâm»la bir alâkaları yoktur. Binaenaleyh onlardan ne Türkiye, ne de diğer islâm ülkele- rine bir hizmet yapmaları beklenemez. Böyle bir umud ta- şımak gaflettir, abesle iştigaldir.
b) Bilderberg'de çeşitli devletlerin temsilcisi duru- munda olanların bulunması, onun beynelmilel karakterini gösterir. Üyeler bu farklı görünümlerine rağmen, orada alın ankara Üyeler bu farklı görguladıklarına göre eceived Tradesini: temsilcileri durumunda oldukları milletlerin veya
grupların (parti) irade ve temayülerinin üzerinde tutmuş olmaktadırlar ki, bu da onların ihanet ve riyakârılklarını gösterir. Nitekim bu toplantılardan birine katılan bir üye, başkanı olduğu bir topluluğun kendisini bu toplantı ile ilgili bilgi vermeye davet edip murakabeye teşeb büsü üzerine! «Orada konuşulanları açıklamaya yetkili değilim.» diyere kişin içinden sıyrılmağa kalkışmış, fakat kendisine bu konuda daha fazla baskı yapılınca başkanlık- tan istifade etme pahasına Bilderberg toplantısının sırla- rını muhafaza edeceğini söylemiştir. Ve böylece bu kişinin gerçekte nereye bağlı olduğu ve kimlerin emrinde çalıştığı kendi beyanına görə sabit olmuştur. Bu vak'a da bizce ce- miyetin yapısı hakkında çok esaslı bilgi kaynağı olarak de- ğerlendirilmelidir.
YanıtlaSilc) Bu cemiyet bünyesindeki çeşitli devlet temsilcileri kendi aralarından su sızdırmıyorlar, birbirlerini kardeş ve sırdaş kabul ediyorlar, aralarında hiçbir ihtilafa düşmü- yorlar da; neden temsil etme mevkiinde oldukları devletleri ve milletleri birbirlerine düşman ediyorlar ve kan döküyor- lar? Demek ki onların vazifesi devletleri ve milletleri bir- birlerine düşman etmek, onlar arasındaki ihtilafları körük- memek, fakat kendilerini emniyete almaktır. Sürekli ihtilaf durumu, bir anlaşmazlık olduğu manasını tazammun eder. Bilderberger biraderler devlet veya, millet «temsil>cilerl sıfatını lâyıkıyle haiz olsalardı kendi aralarında uyumluluk arzetmeleri mümkün olamazdı. Binaenaleyh onları birbir- lerine bağlıyan ve uyum içinde çalışmalarını sağlıyan «dev- let>»lerinnin veya «halk>»larının prensip, görüş veya tema- yülleri değildir. Ve zaten olamaz da. O halde onları aynı noktaya getiren ve bir çatı altında ioplıyan bir başka öl- çünün varlığı bahis konusudur. O da «yahudiliğe hizmet>> ölçüsüdür Bu da içinde yaşadıkları ülke ve halkları yahudi âmâline peşkeş çekme hususundaki beraberlik key- fiyetidir.
198
d) geçirilmiyor. şifahi olarak açıklanıyor ve sadece üyeler tarafından bilini- yor demiştik. Peki, bunların neler olduğunu, kendileri söy- lemediklerine ve yazıya geçirmediklerine göre bunları bizim ele geçirmemiz imkânsız olduğundan, konuşulanların ve ali- nan kararların neler olduğu nasıl öğrenebileceğiz veya an- yabileceğiz? Bunun da yolu var. Gerci bu yol çok zor ama Üzerinde mesafe alınarak hedefe varılmaması da zor ama değil. Bu yolun teorik formülü gayet basit. İki ölçüye da- yanmakta:
YanıtlaSil1) «Eser>den müssire doğru gitmek
2) «Müssir'den «eser>»e doğru gitmek,
1) «Eser>> faktörü: O toplantılarda alınan kararlar, <», «iktisadi» ve hatta «as- keri» uygulama alanlarına konulacak; ve bu işlerden millet ve devletler için bazı önemli sonuçlar çıkacaktır. ve çıka- cak olaylar birçok devlet ve milletleri ilgilendirecektir. Bunların iyi takip edilip değerlendirilmesi, yani<< tezahür lerin, »lerin, toplulukların, cemaatların veya cemi- Detlerin işidir.
Üyelerinin «kimlikleri teşkil eder. Cemiyetin gayesi, üye- 2) Müessir «faktörünü ise «cemiyet»in yapısı ve
-199
lerinin sahip olduğu ideoloji, o günkü genel dünya kon Jüktürü bu konuda ipuçları verebilir.
YanıtlaSilBu genel bilgiyle biz - dünya hadiselerini ciddi bir şe kilde takip ederek - Bilderberglerin kendi ülkelerinde ne- leri yapmakla görevlendirildiklerini rahatlıkla çıkarabiliriz. Bu konuda bize yardımcı olacak vasıtalardan en önemlisi de onların emri altında bulunan kitle yayın araçlarıdır. Bu yayınlara bakılarak hangi hadiselerin kimler tarafından ve ne için programlandığı bu yayın araçlarından kamuoyuna verilen haber, yorum, bilgi, telkin ve imajlardan çıkarıla bilinir.
Bu <«metot» un ne şekilde bir bilgi vasıtası olabileceğini ve onların bu yayın araçlarını kullanma prensiplerini anlat- mak ayrı bir tetkik ister. Biz burada meseleye sadece bir atıfta bulunduk. Bilderberg hakkında daha etaflı bilgi edin- mek istiyenlere yukarıda adı geçen kitabı tavsiye ederek; çok kısa bir özet halinde Rotary ve Lions Klüplerini de zik- retmede fayda görüyoruz.
ROTARY ve LİONS KLÜPLERİ
Rotarienler ve Lionslar, iktisadi alan başta olmak üze re sosyal, kültürel ve siyasi sahada faaliyet gösterirler.
Klüp üyelerinin çoğunluğu Yahudi, Ermeni, Rum ve <<>lerdir. Siyasi amaçları Yahudiliğin nihai amacı ile aynıdır. «TEK DÜNYA!..» Yani Yahudi'nin efendi, diğer mil- letlerin esir ve köle olacakları tek bir «DÜNYA DEVLETİ>> İçin çalışmak!..
Klüplerin iktisadi, sosyal ve kültürel çaılşmalarının stra- tejisinin bu amaç tayin eder.
Beynəlmiləl yahudiliğin bu asrın başlarında kurduğu Rotary ve Lions Klüpleri de, Bilderberg ve masonluk kadar
200
üst seviyede olmadığı halde üye sayısının çokluğu, kasaba- lara kadara yayılan şubeleri dolayısıyle büyük önemi haiz- dir.
YanıtlaSilBu teşkilatlar doku itibariyle diğer maske teşkilatlar kadar sıkı değildir. Bu sebeble gerek üyelik ve gerekse gō- rünürdeki teşkilat disiplini itibariyle o kadar hassas olduğu söylenemez. Ancak, teşkilatların yapısından gelen bir özel- lik dolayısıyla, toplum hayatı ve hükümetler üzerindeki etki- leri de ihmal edilemiyecek kadar büyüktür.
Genel Merkezleri Amerika'da olan Rotary ve Lions Klüpleri <«meslek teşkilatları özelliği taşırlar. Teşkilat «klüp birimlerinə dayanır. Bu klüpler bünyelerine değişik mesleklerin temsilcilerinden sadece (birer) üye alırlar (is- tisnai durumlar vardır). Bu meslek sahipleri kendi klüple- rine aza olanlardan başlıyarak, ülke hudutları içindeki ve dışındaki üyelerle dayanışmaya girerler. Her klüp üyesi ev- velemirde rotairien veya lions olan kişilerle iş yapma mükel- lefiyetinde olduğundan (kardeş) üyeler, klüp dışındaki mes- lekdaşlarının iş hacimlerini daraltmış olacaklar, kendi ar- kadaşlarını ise menfaatdar ederek onların şahıslarında klū- bün etkinliğini artıracaklardır.
Rotary ve Lionslar, iktisadi sosyal, kültürel ve siyasi alanlarda faaliyet gösterirler. Bugün dünya üzerindeki bü- yük terörist ve karteller bu klüp üyelerinin dentimindedir. Klüp üyelerin çoğunluğunu yahudi ve dönmeler ile ülke- lerdeki diğer azınlık unsurları teşil ederler.
(TEK DÜNYA». Yani yahudinin hakim olacağı tek bir dün- Siyası amaçları yahudiliğin nihaî amacı ile aynıdır: ya devleti için çalışmak. Klüplerin iktisadi, sosyal ve kül- türel çalışmalarının stratejisini de bu amaç tayin eder.
Sosyal sistem olarak Liberal Demokrasiyi savunur. Bu
sistem, halihazır duruma göre onların güç ve nüfuzlarını art. tıracağı kadar sosyal sınıflar arasında uçurumlar meyda- na getirerek millet fertleri arasında kin ve husumet tohum- ları ekilmesine sebeb olacak; anarşi ve huzursuzluklara ortam hazırlayıp milletleri ve devletleri zayıf düşürecek- tir. Ve bu durumdan paraya sahip oldukları; ve bey- nelmilel platformlarda kendilerine destek sağlıyabildikle- rinden klüpçüler fazla bir yara almadan sıyrılacaklar ve hatta çoğu zaman kazançlı çıkacaklardır.
YanıtlaSilKültürel çalışmaları tamamen kosmopolitizme dönük- tür. «Kardeşlik», «evrensel sevgi», «başka fikirlere saygı», <<> ve «kültür alışverişi» paravanası altında, din ve milliyet düşmanlığı yaparak yeni nesillerin millî duygu- lardan uzak ve dinden bîhaber yetişmelerini temine çalı- şırlar.
Rotary Klüpleri Türkiye'de 1954 yıllarında kurulmuş- tur. Başlıca kurucuları Tercüman gazetesi köşe yazarı gedikli Doçent Mukbil Özyörük ve Sakıp Sabancıdır.
Lions Klüpleri ise 1960'lı yılların başlarında, Fahret- tin Kerim Gökay, Abdi İpekçi ve zamanın İstanbul valile- rinden Niyazı Akı tarafından kurulmuştur.
Klüpler Türkiye'de de kısa zamanda gelişmiştir. Bu- güne kadar Rotary Klüpler, «30»dan, Lioons Klüpleri ise <<<40>> tan fazla şube açmışlardır.
Bu klüpler büyük şehirlerde hemen her büyük semt adına birer klüp şubesine sahiptirler. Ayrıca, Adana, Bursa Mersin gibi şehirlerdeki şube sayıları ikişer, üçer tanedir.
Rotary ve Lions Klüplerinin şubeleri yalnız vilâyet mer- kezlerine inhisar etmemektedir. Bazı kazalar da onların çalışma sahası olarak seçilmiştir. Bu kazalar, umumiyetle
202
kozmopolitlik, iktisadi bakımdan hareketlilik, etnik özellik veya sinai ve askeri bakımdan stratejik önemi haiz olan yerleşim bölgeleridir. Bu meyanda şu kaza merkezlerini sayabiliriz. İskenderun, Karadeniz Ereğlisi, Karabük cük vb.
YanıtlaSil, Göl- Rotary ve Lions Klüplerin Türkiye'deki toplam üye sa- yıları 4 bini gecmistir, şube sayıları ise 100'e yaklas tadır. Bünyelerinde Rum, Yahudi, Ermeni ve dönmeler do ğunluktadır. Kozmopolitize olmuş, veya sırtını bunlara da- yamadan iş yapılmaz düşüncesinde olan bazı işadamları- mız ile üniversite mensupları da maalesef bu klüplere üye olmuşlardır.
Türkiye İşveren Sendikası, TÜSİAD diye bilinen Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği tamamen bu klüp üyelerin- den teşekkül etmiştir.
Buraya kadar dünyanın başbelâsı olan yahudi mese- lesi» hakkında dilimiz döndüğü kadar ve çok kısa olarak må- lumat vermiş bulunuyoruz. Ancak bu küçük araştırmanın dahi bu mesele hakkında okuyucularımıza genel ve doğru bir fikir verdiği kanaatındayız. Aslında bizim bölüm bölüm bahsettiğimiz hususların hepsi birer kitap hacmi içerisinde ele alınması icab eden konulardır. Ve Türkiye'de bu saha, Yıllardan beri ihmal edilmiş; milet, birçok düşünür ve ya- zarlarımız çeşitli sebeblerden dolayı bu konuya yeteri ka- bir konudur. Bunu eli kalem tutan araştırmacılarımız için dar eğilmemişlerdir. Halbuki «yahudi meselesi» hiçbir za biraz da bir suçlama olarak söylemek lüzumunu hissediyor man ihmale gelmemesi gereken ve gündemden kalkman
-203
ve bu meseleye eğildikleri takdirde büyük bir hizmet vermiş olacaklarına inanıyorum.
YanıtlaSilAraştırmamızın artık sonuna gelmiş bulunuyoruz. Şim- di Yahudi meselesine çözüm getirecek ölçülerin kaynağına Inelim ve son sözümüzü söyliyelim.:
204
YAHUDİLİĞİN EN BÜYÜK KORKUSU TEŞHİS EDİLMEKTİR
YanıtlaSilYahudi meselesinin halledilmesi her şeyden önce doğru teşhis ister. Bu meseleye eğilenlerin çoğumun yahudi karşısında mağlup olmaları, O'nu teşhis mak sanlığından ileri gelmiştir. Çünkü yahudi devamı oli rak kendisini gizlemeyi becermiştir. Tıpkı Kanser Mikrobu gibi...
O asırlarca «illetleri göründüğü halde kendisi ni göstermemekte büyük bir başarı sağlamaştır. Kem disi görünmemiştir. Gizlenmeyi başarabilmesi, kendi mahareti kadar, onu yakalamağa çalışınların bilgi, iman ve cesaret eksikliklerinden dolayıdır.
<<> sözünden maksadımız olan sadece ceset olarak varlığını tesbit değildir. Eğer bu yeterli olsay- dı zaten çoğu açıkta olan yahudilerin tesbiti yapılır, sonra çeşitli şekillerde tecrit edilerek mesele halledilirdi. Yahu- dilikle Avrupa, Amerika, Rusya gibi bölgelerde yapılan mü- cadelelerin metot olarak sıklet merkezini bu tarz bir yak- laşım teşkil etmiştir. Yahudinin toplum hayatı ve müesse seler üzerindeki anonim görünüşlü etkisini sezen çeşitli milletler, onun bu yönüyle de mücadele etmeye teşebbüs
205
etmişlerdir. Fakat her iki hedefe atılan oklar merkezdeki daireye isabet tememiştir.
YanıtlaSilİsabetsizliğin sebebi vasıta seçimi ve «bakış>>taki bo- zukluktan ileri gelmiştir.
O halde yapılacak iş yahudilikle mücadelede fikir ve uy- gulama hatalarını tekrar etmemek yanında yeni, fakat bir diğer yeni yanlış olmıyan - düşünce ve metotlarla mücehhez olma imkânlarının sağlanmasıdır.
Bunun için de (sözü uzatmadan ifade ediyorum) Kur'- an ve Peygamberimizin (S.A.V.) sünnetini esas almak kô- fidir. Bu husus hakkında görüşümüzü umumi hatlarla ifade etmeden önce Kur'anı Kerim'deki, yahudilerle (veya yahu- dilikle) ilgili bazı ayetleri dercediyorum. Kur'anı Kerim'de bu mesele ile ilgili ayet sayısı 500 civarındadır. Yahudilerin <> olarak zikredilği ayet sayısının (20) yi bulmamasına rağmen bu beşyüz rakamını nereden çıkardığımız sorula- bilir. Ona peşinen cevap verelim:
Bilindiği gibi Kur'an ayetleri Peygamberimizin (S.A.V.) nübüvvetinin başlangıcından, irtihaline kadar bölüm bó lüm inzal buyrulmuştur. Ve bu «inzal>», cereyan eden hadi- selere bağlı olarak vukubulmuştur. İşte 500 rakamı Esbab-ı Nüzüllere göre ortaya çıkan rakamdır. Ve bunlar incelen- diği zaman yahudi meselesi bütün yönleriyle aydınlanmak- tadır.
İşte yahudilikle ilgili Kur'ân ayetlerinden bazıları:
<<<Ve bir vakit Musa (susuz kalan) kavmi için su dile- mişti. Biz de <<- Âsân ile taşa vur.» demiştik. Onun üze rine, o taştan oniki göze kaynadı çıktı; her soy, su alacağı kaynağı bildi. Allah'ın size olan rızkından yeyin, için. Fakat Kötülük ederek yeryüzünü fesada vermeyin (Bakara. 60).
206
Onların üzerine horluk ve yoksulluk yüklendi ve Al lah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, Allahım'ın ayetlerini inkor ettiklerinden ve haksız yere (Zekeriya, Yahya, Suayb gibi) Peygamberleri öldürdüklerindendi... Evet bu, layon ettik lerinden ve aşırı gitmelerindendi. (Bakara. 51)
YanıtlaSil«Bunlar ahireti dünya hayatına satmış kimselerdir. O nun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine yar dım da edilmez.» (Bakara, 86)
Yahudiler Kapetanak ve bu kelamı kabul etmek hususunda: <- Kalplerimiz örtülü ve kılıflıdır.a dediler. Öy le değil, bilakis Allah onları küfürleri sebebiyle rahm den koğmuştur. Onlardan (İbn-i Selam ve arkadaşları gibi) ancak pek az kimseler iman ederler.» (Bakara. 88)
«Yahudilere: > derler ve ondan başkasını nikür ederler. Hal- buki o Kur'an onlardaki Tevrat'ı tasdik eden bir gerçektir. Habibim sen onlara şöyle de: <<- Madem ki Tevrata Iman ediyorsunuz, daha önce gelen Allah'ın peygamberlerini ni- çin öldürüyor dunuz?» (Bakara. 91)
<<Sen yahudi ve müşrikleri, dünya hayatı üzerine, in- sanların en harisi bulursun. Bu müşriklerden bazısı, bin sene yaşamağı arzu eder. Halbuki yaşamak onu azap- tan uzaklaştıracak değildir.» (Bakara. 96)
(Yahudiler Allah'ın kitabını bırakarak sihir yapmağa başladılar ve Süleyman Aleyhisselâm'ın (devletini yıkmak icin) saltanatı aleyhine şeytanların okudukları şeye (Sihire) tabi oldular. Hz. Süleyman (nihayet onlara galip gelmekie) Sihir edip kifir olmadı. Fakat şeytanlar insanlara sihir og rut isimli iki meleğe indirilen şeyleri (sihirleri) öğretiyor- rettiklerinden kâfir oldular. Babil'deki
207
lardı. Halbuki o iki melek: Biz ancak bir imtihon ve tee rübe için Allah tarafından gönderildik, sakın sihir yapmay caiz görüp te kafir olma demedikçe bir kimseye öğretmi yorlardı. İşte insanlar kan ile koca arasını ayıracak şeyleri o meleklerden öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadikeg sihirbazların büyüsü ve sihri hiçbir kimseye zarar verici değildir. Onlar (Yahudiler ve Şeytanlar) ise kendilerini za rara sokacak ve hiçbir fayda vermiyecek şeyleri öğreni yorlardı. And olsun, onlar biliyorlar ki sihiri satın alan kims se için, ahirette bir nasip yoktur. Onlar sihir yapmayı be nimsemekle nefislerini nə kötü bir şeye satmış olduklarını eğer bir bilseler!» (Bakara. 102)
YanıtlaSilKonumuzla ilgili bazı ayetleri nakle devam ediyoruz:
«Ey müminler, yahudilerin sizə inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan bir zümrə vardır ki, Allah'ın ke lâmını (Tevrat) dinlerler ve duyarlardı da, hakkı anladık tan sonra bile bile değiştirirlərdi. (Bakara. 75)
«Artık büyük azap o kimseleredir ki, kendi eleriyle Tevratı yazarlar da, sonra biraz para almak için « Bu Al lah tarafındandır.» derler. Ellerinin yazdıklarından dolayı büyük azap onlara kazanmakta oldukları günah yüzünden yazıklar olsun onlara...» (Bakara' 75)
«Artık yahudi ve hıristiyanlar, sizin bu imanınız gibi Iman ederlerse, muhakkak hidayet bulmuşlardır. Eğer yüz cevirirlerse, size karşı ayrılık ve düşmanlık üzeredirler. Ey Habibim, sen onların düşmanlığından endişe etme, ALLAH SANA KÄFİDİR (yakında onların şerlerini senden def ede cektir). Allah hakkıyla işiten ve bilendir. (Bakara 137)
<<Kendilerine kitaptan bir nasip verilen yahudi alimlerine bakmaz mısın? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.» (En-Nisa. 44)
208
De ki: Allah katında ceza bakımından bundan daha kötüsünü size haber vervim mi? O kimseler ki, Allah ken dilerine tanet etmiş gazabına uğratmış, onlardan mayhan for hinzirite com tar ve puttara (petentara) Yapmış. İşte onlar mevki bakımından daha feng ve dos doğru yoldan daha sapkındırlar. (Malde. 50)
YanıtlaSilNot: Ayet mealleri Fikri Yavuz'un «Kur'anı kerim ve Meall Alistaden alındı.
-209
F.: 14
ÇÖZÜM
YanıtlaSilKUR'AN
Yeryüzündeki yegâne ILAHI TEBLİĞ
Insan ve eşyanın hakikatını mutazammın YÜCE KİTAP
İnsanı gerçek bilgi ve tefekküre götüren İLİM HAZİNESİ
Her meselenin hükmünü veren ŞAŞMAZ HAKİM
Iki cihanın saadet kapılarını açan YEGANE ANAHTAR!..
Zihnimizi, ruhumuzu, yolumuzu aydınlatan İLAHİ NUR KAYNAĞI!..
KUR'AN-I AZİMÜŞŞAN
Kendisine başvurmadan insanca ve islâmca yaşı- yamıyacağımız «ÖLÇÜ»ler MANZUMESİ!..
Bize «dost ve düşmanımızı tanıtan SEMAVI REHBER!..
Günümüzde tehlikesi gözle görülür, elle tutulur hale gelen Siyonist İdeolojinin doğru teşhisi ve vahşetinin ber- tarafı için müracaat edilecek ilk kaynak Kur'ân-ı Kerîm'dir.
210
Yahudiliğin bütün karakter çizgileri bariz olarak ancak Kur'an ayetlerinde müşahede edilebilir.
YanıtlaSilCenab-ı Allah, insanlara hak ve hakikat yolunu göster- sin diye aralarından seçip gönderdiği peygamberi göster nuncusuna, en doğru bilgiler hazinesi olan Kur'ân-ı vah- yetmiştir. Daha önceki kitapların hükmü kaldırıldığı için yer- yüzündeki yegâne İLAHİ TEBLİĞİ Kur'andır. İnsan, eşya ve hadisâtın hakikatleri O'nda mutazammındır. O NUR KAY- NAĞI'na başvurmadan tefekkür etmek, insanca ve islâmca yaşamak, karşılaştığımız güçlüklerin üstesinden gelebilmek ve her iki cihanda saadete kavuşmak muhaldir. Çünkü gek çek ve doğru ölçüleri bünyesinde taşıyan yegâne kitap Kur'andır. <»e dayanmadan insan ve cemiyetlerin ya- pılarını, fonksiyonlarını tahlil edip şaşmaz hükümlere vara- bilmek, «dost>> ve «düşman»ı tanıyabilmek mümkün değil- dir.
Binaenaleyh bilhassa günümüzde tehlikesi müşahhas hale gelen yahudiliğin doğru teşhisi ve vahşetinin bertarafı için müracaat edilmesi gereken ilk kaynağın Kur'anı Ke- rim olması gereği izahatan varestedir.
Bu mücerret fesat>> ve «fesatçı>»ları gerçek yüzleriyle tanıyabilmek de Kur'an ayetlerine müracaat edilmesi şar- tına bağlıdır. Bu sebeble bilhassa ilim adamlarımız ve si- yasîlerimizin bu sahadaki çalışmalarında Kur'an ölçülerini temel ittihaz etmeleri zarureti kendiliğinden ortaya çıkar.
Çünkü Milli Düşüncemizin temelini teşkil eden ilahi bilgiler manzumesinin genişçe bir bölümünü teşkil eden ya- hudilikle ilgili ayet-i celileler; millet ve insanlık düşmanı unsurun tuzak ve entrikalarını vuzuha kavuşturmakta ve bu insan karne yapılacak mücadelede aulas berimizi zafere götürdüğü gibi tıracak malumat, vasıta ve usûlleri göstermektedir. - Ümmetine de zafere ulaş-
211
Siyonizmlə mücadele, menşeini Kur'an'dan alan bir programın tatbik sahasına konulmasıyla mümkündür.
YanıtlaSilSatırlarımıza konumuzla ilgili iki ayet meâliyle son ve- riyoruz: Maide Suresinin 51. ve Nisa suresinin 45. Ayet-i Kerimelerinde Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:
<<
<<>
-SON-
212
KİTABİYAT
YanıtlaSil1-YAVUZ Fikri, Kur'an-ı Kerim ve Meâl-i Alisi. Sönmez Neşriyatı, İstanbul.
2 ATİLHAN Cevat Rıfat, Medeniyetin Batışı, Türk Kültür Yayınları, İstanbul.
3 ATİLHAN Cecat Rıfat. Dünya İhtilalcileri, İSRAİL. Aykut Neşriyat - İstanbul.
4-ATİLHAN Cevat Rıfat. İslâm ve Benî İsrail, 2. baskı 1973, İstanbul
5 ATİLHAN Cevat Rıfat. Musa Dağı. Aykurt Neşriyat, İstanbul.
6-KUTLUAY Yaşar. Siyonizm ve Türkiye, Selçuk Yayınları. İstanbul 1967.
7- KUTLUAY Yaşar. İslâm ve Yahudi Mezhepleri, İlahiyat Fakültesi Ya- yınları, Ankara 1965.
8 - YESEVĪZADE.
Bilderberg Group, Kayıhan Yayınları, İstanbul.
213
9 YESEVİZADE. Nasıl Bir Dünyada Yaşıyoruz, Hilal Yayınları, İstanbul
YanıtlaSil10 TANYU Hikmet. Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, Bilge Yayınevi İstanbul.
11
GÖVSA İ. Alâeddin. Sabatay Sevi. Semih Lütfi Kitabevi, İstanbul.
12 KÜÇÜK Abdurrahman. Dönmeler ve Dönmelik Tarihi. Ötüken Yayınları, İstanbul.
13 UYGUR Ziya, İnkılâplar - İhtilaller ve Siyonizm. Üçdal Neşriyat İstanbul. 1968.
14 YAMAN Kemal, Millet Düşmanlarının İhanet Planları. Otağ Yayınevi. İstanbul.
15
ERİŞEN Necmettin.
Gerçek Emperyalizm, İstanbul. 1969.
16 ÖRS Hayrullah.
Musa ve Yahudilik, Remzi Kitabevi. İstanbul. 1966.
17 EGERAN Enver Necdet, Gerçek Yüzüyle Masonluk, Başnur Matbaası. Ankara 1972.
18 SEVİNÇ Nejdet. Ordular Masonlar Komünistler. Dede Korkut Yayın- evi, İstanbul.
214
YILMAZ Cenkhan, Rotary ve Rotarienler. Türk Kültür Yayınları Ankara 1979.
YanıtlaSil20 KİTAB-I MUKADDES.
21 COLLINS Larry / LAPIERRE Dominique. Kudüs Ey Kudüs, Çeviren. Aydın Emeç. - e - Yayın- ları, İstanbul, 1973.
22 FREUD Sigmund. Cinsiyet ve Psikanaliz, Çeviren: Selahattin Hilav, Varlık Yayınları, İstanbul, 1967.
23 NAUDON Paul. Masonluk. Çeviren: Samih Tiryakioğlu, Varlık Ya- yınları. İstanbul.
24 HİTLER Adolf. Kavgam. Çeviren: A. Nejad Kağan Kitabevi. İstanbul. 1971 5. Baskı.
25-FRITSCH Theodor. Tarih Boyunca Yahudi Meselesi. Çeviren: Münir Ab- durrahman Akçağ Yayınevi. İstanbul, 1972.
26 NETCHEOLODON. Rus İhtilâli ve Yahudiler. Çeviren: Vecdi Bürün. Sebil Yayınevi, İstanbul. 1975.
27 O'LEARY De Lacy. İslâm Düşüncesi Ve Tarihteki Yeri. Cevirenler: Hü- seyin Yurdaydın / Yaşar Kutluay. İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1959 Ankara.
215
28 FRANKL Oscar Benyamin. Theodor Heriz. The Jew And The Man. Storm Pub- lishers. Newyork, 1949.
YanıtlaSil29 COIT. L. Margaret. Mr. Baruh. Kingsport Press. 1957. TENESSE / U.S.A.
30 ENCYCLOPEDIA OF ZİONİZM AND İSRAEL. Heriz Press / Mc. GRAW - HİLL 1971 Newyork / U.S.A.
31 Diğer Dergi, Kitap, Ansiklopedi ve Gazeteler.
216
ALİ UĞUR
YanıtlaSilDünya Gündemindeki
İSRAİL
BURAK YAYINLARI Beyaz Saray No: 41 Beyazıt/İST.
Ne kötü kuldur o kul ki, kibirlendi ve Cenabı Hakkı unuttu. Ne kötü kuldur o kul ki, cebbarlık yaptı, haddi aştı ve Yüce Cebbarı unuttu. Ne kötü kuldur o kul ki, unuttu, oyalandı ve kabri hatırlamadı, tuğyan etti ve nereden gelip gittiğini de unuttu. Ne kötü kuldur o kul ki, din ile dünyayı avladı. Ne kötü kuldur o kul ki, dinini de şüpheli şeylerle bozdu. Ne kötü kuldur o kul ki, kendine tamah hakimdir. Ne kötü kuldur o kul ki, nefis arzusu onu şaşırtır. Ve ne kötü kuldur o kul ki, hırs onu rezil eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Esma Binti Umeys (r.a.)
Sayfa: 242 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Bir kavim meşveret için toplanırlar da aralarına Muhammed isimli birini almazlarsa, o toplantı onlara mübarek olmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 369 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Haksızlığa Karşı Susmamak
YanıtlaSilوَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
"Ve asla zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa, [ahirette] ateş size dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlannız da yoktur. Sonra, yardım da göremezsiniz." (Hod,
11/113)
Zamanın değişmesiyle İslam değişmez; ancak Müslüman- lann Islam'dan ne anladıkları zamana ve şartlara bağlı olarak değişebilmektedir. Böylece farklı bir Müslümanlık anlayışı oluşabilmekte, aslından uzaklaşmış çarpık bir din algısı mey- dana gelebilmektedir. Bunun çok değişik sebepleri olabilir. Bunlann detayına girmeksizin kısaca şunu belirtelim:
Son asırlarda kimi çevreler tarafından dinin ferdi bir me-
sele olduğu konusu gündemde tutulmaya çalışılmıştır. Böyle- te Islamın toplumsal boyutu göz ardı edilmiştir. Müslüman- lara ve insanlığa karşı olan sorumluluk dikkate alınmamışır Bu yanlış anlayışa göre din, sadece Allah'la kul arasında olan manevi bir bağdır. Kişi ibadetini, duasını yapar; böylece dini sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Tabii böyle bir anlayışın
231
VARYİN AYDINLIĞINDA YURUMEK
YanıtlaSiloluşmasında yeterli dini eğitim verilmemesinin de etkili ol muhakkaktır.
duğu Bu anlayış doğal olarak, Müslümanlar arasında toplum. sal solumluluk şuurunun zayıflamasına sebep olmuş, eksik yanlış bir Müslümanlık algısının oluşmasına zemin hazırlı mıştır. Çünkü İslam, ferdi kurtuluşun, topluma karşı göre leri yerine getirmeyi de gerektirdiğini ifade eder. Bu sorumlo luk şuuru aileden başlar ve bütün Müslümanları kapsayacak şekilde dalga dalga genişler. Çünkü Hz. Peygamber, Müsl manların meseleleriyle ilgilenmeyenlerin, onların dertleriyle dertlenmeyenlerin olgun ve gerçek mümin olmadıklarını ıla de eder. (bk. Taberani, Mu'cemu'l-Evsat, I, 151)
Şu halde "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" veya "Ne halleri varsa görsünler." şeklinde söylemler, İslami sorumlu luk açısından kabul edilecek anlayışlar değildir. Çünkü hak sızlık ve fesatla mücadele etmek, Müslüman'ın temel sorum luluklarından birini oluşturur. Nitekim bütün peygamberler, yeryüzünde haksızlığı gidermek, adalet ve hakkaniyete da yalı bir toplumsal hayatı tesis etmek için olanca güçleri ile çalışmışlardır. (bk. Äraf, 7/85, Hod, 11/84, 85, 87)
Aslında haksızlık ve zulümden rahatsız olmak, insan
tabiatında olan köklü bir duygudur. Fıtratı bozulmamış bir insanın, zulmü normal bir davranış olarak görmesi mum kün değildir. Dolayısıyla, bundan rahatsız olmayanlar, ancak insanî ve vicdanı duyarlılıklarını kaybedenlerdir.
Haksızlığa karşı olmak, fıtri olduğu için ırklar ve dinler üstü bir duygudur. Bu sebeple, mazluma, mağdura arka kalır Sırf zulme uğradığından dolayı bu yapılır. Dinine diva netine bakılmaz. Yine zalimin dindarı, dinsizi olmaz. Hang dine mensup olursa olsun, hoşgörüyle karşılanmaz.
232
VAHYİN AYDINLIĞINDA YÜRÜMEK
YanıtlaSilaşamayan, Müslūmanların derdiyle dertlenmeyen hatta bu- aangereksizligini düşünen, sorumluluk şuurundan yoksun bir anlayışın sonucudur.
İnsanların inkârı, isyanı, zulmü sebebiyle gönlü dara.
lan, hatta neredeyse kendini helak edecek duruma gelen som
Peygamber'in ümmeti böyle mi olmalıydı? O, Peygamberliği
süresince hep insanın akıbetini düşünmüş, onun çile ve ızdı- raplarını sinesinde daima hissetmişti. (bk. Şu'ara, 26/3) Öyleyse günümüz Müslüman'ının bir parça da olsa bu ahlaka sahip olması gerekmez mi?
Insan, elbette ki ailesinin bakımıyla ilgilenecek, ihtiyaçla n ile meşgul olacaktır. Gerektiğinde akrabasının ve yakınlan- nın yardımına koşacaktır. Bundan daha doğal bir şey olamaz Üstelik bunlar ibadet değeri kazanan, ilahi hoşnutluğa sebep olan fillerdir.
Bununla beraber şu hususun da unutulmaması gerekir İsyan ve ilsadın yaygınlaştığı, zulüm ve fitnenin kol gezdiği bir dünyada, her mümin, kendi imkân ve kabiliyetleri çerçe vesinde insanlığa karşı bir sorumluluğu olduğunu bilmelidir Böyle külli bir bakış açısına sahip bulunmanın şuurunda ofe maldır. Onlarca ayet ve hadisin bu sorumluluğu kendisine yüklediğini bilmelidir.
Mesela belalara dece bu ayetlerden birinde müminlerin, baskı, fitne ve karşı mücadele etmeleri, zulmedenlere erişmeyeceği, herkesi kapsayacağı uyarnst aksi takdirde bunların st
(bk. Enfal, 8/25) Yine Kur'an, erkek, kadın ve çocuklat dan zayıf düşürülmüş, zulme uğramış mustazaflar için çaba yapılır. saríetmeyi, hatta gerektiğinde onlar için savaşmayı bir so- rumluluk olarak müminlere yükler. Aksi bir durumun onlar için düşünülemeyeceğini ifade eder. (bk. Nisa, 4/75)
D
YanıtlaSilHAKSIZLIĞA KARŞI SUSMAMAK
Ne var ki, zaman zaman insan, çevresinde meydana ge- len haksızlıklara karşı duygusuz ve duyarsız bir hale gelmek- tedir. Hak, hukuk tanımayanlara karşı pasif ve sessiz kalmak- adır. Bazen bunu, zalimin, zorbanın oluşturduğu şiddetten ürkerek yapmaktadır. Belki de ona karşı duygusal ve düşün- zl bir eğilim de gösterebilmektedir. Zamanla onun yanında yer almakta ona dayanarak hayatını sürdürmektedir. Bazen onların yaptığı bütün haksızlık ve zulümleri görmezden ge- lebilmekte hatta onlara yardımcı olabilmektedir. İşte Kur'an, makalenin girişinde verilen ayette de görüldüğü gibi, insanı bu durumlara karşı uyarmakta ve son derece dikkatli olmaya çağırmaktadır. (bk. Hud, 11/113)
Ayet, zalimlerin yanında yer almak, onlara destek çık- nak şöyle dursun, onlara karşı duygusal bir eğilim içerisinde bulunmayı bile yasaklamaktadır. Çünkü duygusal yöneliş, amanla haksızlıklar karşısında sessiz kalmaya, hatta destek- lüm ve haksızlıklara karsı net bir durus ve kesin bir tavır olmaya kadar götürebilir. Bu bakımdan söz konusu ayet, mayı bizlere emretmektedir.
Zalimlere meyletmek, zulme bulaşmak, cehennem ateşine maruz kalmak anlamına gelmektedir. Yine ayetin devamın- da, zulme meyledenlerin Allah'ın himaye ve yardımından mahrum kalacakları erin
Yardımından mahrum kalma sonucunu doğuracağını bizlere dostluk ve himayesini beklemenin, Allah'ın koruma ve beyan edilmektedir. Bu ifadeler, aurlatmaktadır. zalim-
İçindekiler
YanıtlaSil1. BÖLUM
KUR'AN'IN ANLAMI İLE BULUŞMAK
01 Kur'an: Şifa Kaynağı
2
15
21
Kur'an: Çağları Aşan Mesaj
Vahyin Gölgesinde Hayat
27
Vahyin Aydınlığında Yürümek
Kur'an'ın Anlamı ile Buluşmak
33
07
Kur'an Öğretiminde Zihniyet Değişikliği
37
Insana Verilen En Büyük Müjde
Kur'an'ı 'Terkedilmiş Bırakmak
43
09
Kur'an'ı Yüceltirken Ona Yabancılaşmak
49
53
10
2. BÖLÜM
Kur'an'ı, Tabiatı ve Tarihi Anlamak
59
İlk Kur'an Nesli
65
71
⑩
12 Yaratan'dan Ötürü Sevmek
ASIL SAVAŞ İÇİMİZDE
Benim Derdim Benimle
79
06
85
O'na Sığınma Zamanı
91
Şeytan: Yol Kesen Harami
Isar: Kurtuluşa Giden Yol
97
Hac: Allah'a Hicret
103
109
İçindekiler
YanıtlaSil07 Hz. Muhammed: Sorumluluk Timsali
08 Hatırlayanlar O Gün Hatırlanacak
115
121
127
09 Her Dem İmtihandayız
10 İslam Mahza Hayır ve Fazilettir
Kibir Hastalığı
12 Kalpleri Taşlaşanlar
133
139
14
13 Hz. Yûsuf: Bir Yücelişin Hikayesi
145
151
15
Takva: En Hayırlı Azık
Sabrın Sonu Selamet
157
16
Haset: Sevapları Yakıp Kül Eden Hastalık
✔ Kötülüğe İyilik Er Kişinin Kârı
163
169
18
Hac: Kutlu Elçinin İzinde Yürümek
175
1
Asıl Savaş İçimizde
181
187
20 İmtihan: Olgunlaşma Serüvenimiz
193
2 'Yol' ve 'Yolcu' Muhasebesi
199
22 Tecdid-i İman ya da İmanı Tazelemek
205
23 İnsan Bu Dünyaya Emanet
3. BÖLÜM
HAYATA KULLUK MÜHRÜNÜ VURMAK
211
Fayda Vermeyen İlim
219
02 Etnik Farklılık Allah'ın Ayeti
225
03 Haksızlığa Karşı Susmamak
231
04 İslam: Huzur İklimine Açılan Kapı
İçindekiler
YanıtlaSil05 Tabiat da Kulluk Eder
Mağaraya Sığınan Gençler
07 Dünyevileşme Tuzağı
Kardeşlik Lafla Olmaz
Evrensel Kardeşlik
Hayata Kulluk Mührünü Vurmak Şeytanın Kardeşleri Kim?
2 Selam: Dünya ve Ahiret Parolamız
261
255
267
273
277
B Neden Bu Buhranlar?
281
14 Insanın Değeri ve Hukuku
15 Bollukta ve Darlıkta Savrulmamak
287
293
299
17
Vakti Öldürmek Değil Diriltmek Gerek Sanal Dünyanın Mahkumu Olmak
305
IS Gençlik ve Hayatın Anlamı
Haram Lokma: Toplumsal Kaos
311
20 Iffet: Manevi Hayatın Teminatı
317
323
329
2 Yetimlere Kucak Açmak
335
22 Toplumsal Değişmenin Yasası
Nereden Başlamak Lazım?
341
2 Şükür ve Teşekkür Medeniyeti
345
25 Mazeretlerimiz Geçerli mi? 26 Dava Şuuru ve Ahlakı
351
357
363
28 Çarpıtılan Cihat Anlayışımız
243
249
369
27 Madde Bağımlılığı: Tükenişe Giden Yol
375
İçindekiler
YanıtlaSil4. BÖLÜM
DİN ADAMLARININ YOZLAŞMASI
O Dünya Malını Kapışanlar Kim?
02 Kör Kılavuzlar
38
01
Vay Halinize Ey Din Bilginleri!
03 Din Görevlisinin Ağır İmtihanı
35
4
40
4
4
05 Din Adamlarının Kutsallaştırılması
06 Din Adamlarının Yozlaşması
07 Yanlış Dini Lider Algısı
5. BÖLÜM
AİLE: ALLAH'A ÇAĞIRAN MEKTUP
Anne: Evin Güneşi
02
Yanlış Kadın Algısı
42
03
Hz. Meryem: Mabede Adanmış Bir Ömür
3
05
04 Aile: Allah'a Çağıran Mektup
Aile: Zahmet Değil Rahmet Kaynağı
44
45
43
43
Hz. Peygamber
YanıtlaSil<Dostluğum hakkı ıçın, nefsimin kurtulmasından başka bir şey Muhammed istemiyonu Bugun ben (sure) kendimi (kurtulder. Cell olan Yüce Allah korku da yoktur, hüzün de. Izzetim hakkı için, ümmetin hakkında senin sonra melekler, Allah Teâlâ'nın dururlar, kendilerine verilecek emirleri beklerler." <Ümmetim
6. Bölüm
İnsanlar Arasında Hükmün Verilmesi ve Uzun Bekleyişten Kurtularak Rahatlamaları İçin Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem)'in Yapacağı Büyük Şefaat
Bu şefaat, peygamberlere varıncaya kadar bütün mahlukatın arzuladığı şefaattir.
Muslim'in, Ubey b. Ka'b (mdiyallahu anh)'dan rivayet ettiği bir hadiste şu ifade yer alır: “Üçüncü dileğimi (biryük şefaatimi), mahlukatın, hatta Hz. İbrahim'in bile benden istekte bulunduğu güne erteledim."
Enes hadisinde şefaat konusu uzun bir metinle yer almıştır. Bu hadisi
Enes'ten Ahmed, Buhâri ile Müslim, başka bir tarikten İmâm Ahmed, -kısa
bir metinle- Tirmizi ve Beyhakî; Ebû Bekir es-Sıddık'tan İmâm Ahmed,
Bezzar, Ebû Ya'la, Sabib lerinde Ebû Avâne ve İbn Hibbân; Ebû
Hureyre'den Buhârî ile Müslim; İbn Abbas'tan Ahmed ve Ebû Ya'lá;
Ukbe b. Amir'den İbnü'l-Mübarek, İbn Cerîr, İbn ebî Hâtim ve Taberânî;
Ebû Saîd el-Hudri'den hasen hükmüyle- Tirmizî ve İbn Huzeyme;
Selmân'dan İbn Huzeyme ve sahih bir senedle- Taberânî; Buhârî ise, İbn
Ömer'den muhtasar olarak, iki ayrı tarikten; Huzeyfe'den Müslim, Hâkim,
Bezzár ve başka bir tarikle- Beyhakî; Ubey b. Ka'b'dan İmâm Ahmed,
Tirmizî ve -Müslim'in şartlarına göre sabih hükmüyle- Hâkim ve -başka bir
tarikle- Ebû Ya'la; Ubâde b. es-Sâmit'ten sahib hükmüyle Hâkim; Ka'b b.
Mâlik'ten Müslim ve Taberânî; Câbir b. Abdullah'tan Beyhakî; Abdullah
b. Selam'dan yine Beyhakî rivayet etmiştir. Bu hadislerin her birinde,
diğerinde olmayan ayrıntılar mevcuttur. Bunların bir kısmı iç içe geçmiş
haldedir. Hadisin metni şöyledir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
"Ben kıyamet günü insanların efendisiyim. Bunun neden ileri geldiğini bilir misiniz?
(Açıklayayım:) Allah, o gün öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte toplar. Çağıran
onları işitir, bakan onlara bakar. Güneşe on yıllık bararet verilir. Sonra o, insanların
kafalarına öyle yaklaşır ki, aradaki mesafe iki yay arası kadar olur. İnsanlar, tere
batarlar. Öyle ki, bir adam boyu yeryüzünün içine ter akar."
Buhâri ile Müslim'de yer alan İbn Ömer hadisinde şu ifade geçer. "Onlardan biri, kulaklarının ortasına kadar tere batar."
Resûlullah'ım Yapacağı Büyük Şefaat
YanıtlaSilYine Buhari ile Müslim'de yer alan Ebu Hureyre hadisinde şöyle gecmektedir: "Insanlar kıyamet günü öylesine ter akıtırlar ki, bu terler yerin içinde gerak derinlige kadar nerve bu ter, (ver üstünde de birikerek in inde emipamaz hale getirmek üzere ağızlarına) gem vurur ve kulaklarına kadar alia Bezzår ve Hakim'in naklettiği Enes hadisinde bu durum şöyle tasvir edilir. "Doğrusu mabşer meydanında ter insana öylesine yapışır ki, nihayet, içinde lunduğu azabın şiddetini anlayarak şöyle der. "
Beyhaki'nin rivayet ettiği Ebû Hureyre hadisinde, mahşer meydanındaki insanların durumu şöyle anlatılır: "Insanlar yalın ayak, vücudu çıplak, yaya ve sünnetli olarak, kırk sene ayakta başr olunacaklar. Gözlerini semaya doğru dikecekler. Sıkıntının şiddetinden dolayı akan ter, (öylesine çoğalır ve yükselir ki) ağızlarına gem ruгur."
Müslim'in rivayet ettiği Mikdâd hadisinde²: "Kıyamet günü güneş, insanlara bir mil kadar yaklaşır" ifadesi mevcuttur. Suleym b. Amir der ki: "Vallahi, mil'ın ne mânâya geldiğini bilmiyorum; yerin mesafesi midir? Yoksa göze surme çekilen âlet midir?" "Insanlar amelleri miktarına göre terlerler. Kimi vardır, teri ökçesine kadar yükselir, kimi vardır dişlerine kadar yükselir. Böğrüne kadar yükselenler ve hatta -Resûlullah, eliyle ağzını işaret eder- ağzına kadar yükselenler vardır. Ağzına kadar yükselen ter, sahibine gem vurmuş olur. Gam ve sıkıntı, insanların tahammül edemeyecekleri ve takat getiremeyecekleri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar: demeye başlarlar. Birbirlerine: derler ve ona gelerek: derler. Adem (aleyhisselim) da:
Buhâri, 6532; Müslim, 4/2196 (61/2863).
2 Müslim, 4/2196 (62/2864).
Hz. Peygamber'in Kıyamet Ahvâhi
YanıtlaSildiyecek. İnsanlar Nub (alyticelim)'a gelecekler. derler. Nub (akyticelim) da:
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. İbrâhîm (akykiselim) onlara: "
Bir rivayet ise şöyledir: " diyecek. İnsanlar, H Musa (akyhisselam)'a gelecekler ve: diyecekler. Hz. Musa da: diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
Hz. Peygamber'in Kıyamet Ahväli
YanıtlaSil486
diyecek. İnsanlar Nomb (aytecelion)'a gelecekler.
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. İbrahim (akyiselion) onlara: "
Bir rivayet ise şöyledir: " diyecekler. Hz. Musa da: diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
Hz. Peygamber'in Kıyamet Ahvaři
YanıtlaSil486
diyecek. İnsanlar Nub (abylevelim)'a gelecekler:
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. Ibrahim (allesion) onlara, "
Bir rivayet ise şöyledır. " dryecek. Insanlar Hr. Isa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelıdır. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
Hz. Peygamber'in Kıyamet Ahvâři
YanıtlaSil486
cek. İnsanlar Nuh (abeyliseliam)'a gelecekler: derler. Nub (alghiseläm) da:
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. İbrâhîm (akyhisselâm) onlara: "
Bir rivayet ise şöyledir: " diyecekler. Hz. Musa da: diyecek.."
Bir rivayet şöyledir: "Bugün ben ancak başımın çaresine bakmakla meşgulüm.
İsa (abytisekam)'a gidin. O, Allah'ın Meryem'e ilkå ettiği Rubullah ve kelimetullahtır> diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
Hz. Peygamber'in Kıyâmet Ahvâhi
YanıtlaSildiyecek. İnsanlar Nub (abyliselim)'a gelecekler. derler. Nuh (akyliselim) da:
Bir rivayette şöyle geçer: " diyecekler. İbrâhîm (akshiseläm) onlara: "
Bir rivayet ise şöyledir: " diyecekler. Hz. Musa da: diyecek.." Bir rivayet şöyledir: "Bugün ben ancak başımın çaresine bakmakla meşgulüm.
İsa (alytisekom)'a gidin. O, Allah'ın Meryem'e ilkå ettiği Ruhullah ve kelimetullahtır> diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: diyecekler. Hz. İsa da: <Ben, sizin dediğiniz şeye ebil değilim. Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde
487
YanıtlaSilResûlullah'ın Yapacağı Büyük Şefaat
sefaate yüzüm de yok. Çünkü beni, Allah'tan ayrı ilah edindiler. Bugün ben mağfirete mazbar olursam bu bana yeterlidir. Nefsim! Nefsim!>"
Bir rivayet şöyledir: " diyecek. İnsanlar: diye Benacaklar, o da şöyle diyecek: Insanlar: diyecekler. Bunun üzerine 0 şöyle diyecek: diyecek." Bu arada Resûlullah (salallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ben, Strat yamnda ayakta beklerken birden İsa gelecek ve şöyle diyecek: "
Bir rivayette ise: "İnsanlar: diyecekler. Bunun üzerine ben kendilerine: diyeceğim ve kalkacağım. Meclisimden etrafa çok hoş bir koku yayılacak. Daha önce hiç kimse onu koklamamıştır. Nihayet insanlar oturacak. Ben de gidip cennetin kapısının halkasını tutarak kapıyı çalacağım. denilecek. Ben: diye karşılık vereceğim. Bekçi: diyecek. Bana kapıyı açacaklar ve: diyecekler. Cebrail'e gideceğim. Cebrail de Rabbine gidecek, Rabbi ona şöyle diyecek: Bunun üzerine Arş'ın altına gideceğim. Allah benim için tecelli edecek. Benden önce biç bir şeye tecelli etmemiştir. Rabbimi gördüğümde ona şükür maksadıyla bir cuma kadar secdeye kapanacağım. Sonra Allah bana bamd ve sena bususunda öyle şeyler (ilbam kapıları) açacak ki, benden önce onu hiç kimseye açmamıştır. Sonra Cenab-ı Allah şöyle nida edecek: Bunun üzerine ben de başımı kaldıracağım. Rabbime, bana ilham edeceği öyle bir hamdde bulunacağım ki, bu dünyada böyle bir hamde asla takat getiremem. Benden önce bu şekilde hamdeden olmamıştır, benden sonra da olmayacaktır. Ve şöyle diyeceğim: Bunun üzerine Allah şöyle buyuracak: ." Bu geçen hadisler, bu büyük şefaatle ilgilidir. Şefaatle ilgili diğer hadisler, insanlar arasindisler, bu büyük se vermesiyle ilgilidir. Bunlar, şimdi bizim konumuz değildir.
PEYGAMBER
YanıtlaSilSALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM KÜLLİYATI
CİLT 12
Muhammed bin Salih ed-Dimaşkî
PROF.DR. SAİT YILMAZ
YanıtlaSilgeçersiz hale gelebileceği değerlendirmesi yapıldı. Keşif Vuruş Grubu (KVG) kon- septi ile Batıdaki ağ konseptine benzer bir komuta-kontrol sistemine geçildi 1326,
Beyin Kontrolü
Beyin kontrolü ile ilgili teknik çalışmalar elektromanyetik enerjinin insanları uzaktan denetlemesi, sakatlaması ya da öldürmesi için kullanılabilmesi düşüncesi Ile başladı. Ünlü bilim adamı Nikola Tesla, E.L. Chaffee ve R.U. Light'la 1934'te A Method System başlıklı monografinda elektromanyetiğin insan organizması üze rindeki etkileri üzerine araştırma yapan ilk kişilerden biriydi. 1327 ABD'nin beyin fa- aliyetlerini etkileme konusundaki çalışmaları İkinci Dünya Savaşı sonrası başladı ve 1952-1975 yılları arasında etkisiz kılıcı kimyasalların geliştirilmesine yöneldi. Uy- gulamalar denekler üzerinde hayal görmeden intihar girişimine kadar birçok etkiyi İçermekteydi. 1970'li yılların başlarında, yaklaşık 12 farklı yöntemle "etkisiz kılma" amaçlı çalışmalar sürmekteydi 1328. Bunlar içinde en çok dikkati çeken uyanık ve ha- reket halinde olsa da insanın hedefine ulaşma arzusunu yok eden sakinleştiriciler- di. Beyin kontrolü araştırmalarının ilerlemesiyle insan beynini mikrodalgayla do- laysız ve tam olarak etkileme potansiyeli belirgin hale geldi1329. Böylece nüfusun tamamı ELF dalgalarıyla kontrol edilebilirdi. Davranış değişimi ve bu tür dalgaların insanlara neler yapabileceğini öğrenmek için çalışmalar halen devam etmektedir. 1950'lerde Dr. Puharich farelerde kansere sebep olan ELF dalgasını teşhis etmişti. Düşük frekanslı bu dalgalar 300.000 mil kadar uzunlukta idi. Bu dalgaları geri yan- sıtmak için Kuzey Afrika'da, Avustralya'da ve diğer yerlerde devasa vericiler inşa edildi. Bu sinyalleri durduracak hiçbir kalkan yoktu1330,
1995 yılında, "psiko-kimyasal" silahlar üzerinde çalışma yapan ve CIA elemanla- rının da yer aldığı bir grubun insanların rızalarını almadan deneyler yaptığı ortaya çıktı. ABD Ulusal Güvenlik Teşkilatı (NSA)'na karşı açılan bir dava dosyası, ABD'nin bireyleri kontrol altında tutmak için tasarladığı bazı ürkütücü teknolojileri ve prog- ramları kullandığını ve bu teknolojiler vasıtası ile kişileri izlemek için yapılan gizli operasyonları açıklamaktaydı1331, NSA, sinyal istihbaratı için çevredeki şifresi çözü- len EMF (Electromagnetic Frequencies) dalgalarını bilgisayara telsiz olarak kay- detmek ve kişileri (vücutlarındaki elektrik akımları ile) izlemek için bir bilgisayar programı geliştirmekteydi. Sinyal istihbaratı, içinde elektrik akımı bulunan her şe- yin çevresine EMF dalga yayan bir manyetik alana sahip olması esasına dayandığı İçin NSA, elektriksel aktivitesi olan insan yapısı veya organik her cismi uzaktan ana-
1128 Jolanta Darczewska, Anatomy of Russian Information Warfare, The Crimean Operation, A Case
Study, Point of View, No.42, Warsaw, May 2014. 1127 Jim Keith, CIA'den
Medya'ya Kitlelerin Kontrolü, Nokta Yayınları, (İstanbul, 2005), 195. Malcolm Dando, Savaşın Yeni Şekli, Bradford Üniversitesi, (Bradford, 1999), 72.
1129 Keith, a.g.e., (2005), 202.
11 Andrija Puha2005), 2way Peace Through ELF Waves, Upland, California, (6 Kasım 1982). The
oumalof Borderland Research, ( Journal (Mart-Nisan 1983), 222.
Mart Nisan Lite) 22m/ozgurlukprojesi, Beyin Kontrolü polisleri
20 Eylul 2008 Projesiteleri için bakınız: www.skepdic.com/mind
www.Wantoknow.info/mind control.
-553-
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilliz edebilen özel bir digital araç üzerinde çalışmaktadır. Söz konusu teknoloji, RNM uyandırılan potan. (performanslarını) (Uzaktan Nöral Denetim) donatısı ile izlenen kişilerin beyninde siyelleri (EEG'leri) uzaktan okuma ve onların verimlerini lemek için sinir sistemi aracılığıyla mesaj gönderme temeline RNM'nin elektronik olarak bireyleri teşhis etmesi ve izlemesi Projeye göre bu donatı, bir şebeke (ağ) üzerinde olacak ve yurt rasyonları, yönetim güvenliği i ve biyoelektrik mücadele amacı ile Temel düşünceye göre bir cismin biyoelektrik alanı uzaktan etki dayanmaktadır öngörülmekted içi istihbarat ope kullanılacaktır.
algılanabilir, böyle Temel düşüncdukları herhangi bir yerde denetlenebilir. Özel EMF cihazıyla U sal Güvenlik Teşkilatı, kripto-şifre çözücüleri ile (EEG'lerden) üretilen potansiyelle sal Güvem okumaya çalışmaktadır. Bunlar bir kişinin beyin durumlarına ve düşün celerine kodlanacak ve bu durumda kişi, uzak bir mesafeden denetlenebilecek celerine kodlanelektromanyetik tarama ağı ile seçtiği ülkedeki herhangi bir şahs günde 24 saat takip etmeyi hedeflemektedir. Bu yöntemle ulusal güvenlik amaçı olarak, binlerce insanın kişisel beyin haritalarını kaydedilip, şifrelenecektir. Elekt ronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetleri, hedef kişinin sözlü düşüncelerine çevrilecek, kulak devre dışı bırakılarak ve ses haber leşmesinin doğrudan beyne gitmesi sağlanarak, uzaktan nöral denetim yolu ile şif relenmiş işaretler, beynin işitme korteksine gönderilecektir. Bu yöntemin, paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halüsinasyonları taklit ederek, hedef şahısla rın gizli olarak gücünü yok etmek için kullanabileceği değerlendirilmektedir. Uzak tan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri devre dışı bırakarak, doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir. NSA'ya göre, beynin programlama gayesi için, göze tim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için ajanlar kullanılmalıdır. İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı CIA ve NSA perso neli için esas haberleşme sistemi haline gelecektir.
Rusya Federasyonu, geleceğin bilgi savaşları içinde insan sinir sistemine zarar verecek teknolojiler üzerinde çalışıyor. 2002 yılındaki Tiyatro baskınında bunun deneyi yapıldı. Bilinmeyen bir kimyasal madde kullanılarak 100'den fazla kişinin ölümüne göz yumuldu. Üzerinden çalışılan teknikler şunlardır1332;
- Doğrudan beyine gönderilen elektromanyetik dalgalar ile mental durumun et- kilenmesi ve davranış değişikliği,
- İnsan-makine sistemler ile bilinçdışı mesajlar göndermek, - Sanrısal, akla zarar veren veya diğer psiko aktif maddeleri silah olarak kullan-
mak.
332 Roland Heickerö, Emerging Cyber Threats and Russian Views on IW and IO, FOI-Swedish Defence Research Agency, (Stockholm, March 2010).
-554-
PROF.DR. SAİT YILMAZ
YanıtlaSilzamanlar şöyle eğilimde gidiyor. Bob Gates bir İstihbarat analizi hala entelektüel bir iş ve analizcilerin beyninde oluşmaktadır. stihbaratçılık gittikçe kötümser bir o işini yapamaz. Gerçeklere da vizyona dayalı, tümdenge- demişti; CIA analizcisi çiçekleri koklamayı bıraktığında daima etrafına bir cenaze Eğer politika yapıcı iyimser değilse mevarımlı, mevcut dünyaya kötümser bir bakış ile bakmalıdır. imci, dünyayı hayal ettiği gibi iyimser görmeye çalışan iki anlayıştan biri içindeyiz- icin yalı, tüme dir. İstihbarat politika üretmez ama doğru
yapıldığında onun sınırlarını belirler, is- İkaz istihbaratı; erken uyarı için emareler geliştirilmelidir. Risk yönetimi prob- je katkısı budur. lemin özüdür. İkaz istihbaratı gittikçe taktik hale geliyor ama bazen tüm uyanlar stratejik olabiliyor.
Güvenlik; güvenlik geçmişte hiç olmadığı kadar önemli hale geldi ve paranoya e karışmaya başladı. Ekonomik güvenlik, fiziksel güvenliğin önüne geçti. İstihbarat Karşı Koyma ve Karşı Espiyonaj dijital hale geliyor.
aryağıtım; kâğıt ürünler kalkıyor, yerini gayri resmi konuşmalar alıyor. Zamanın dalk içerikten önemli hale geliyor. Hem bizim hem de rakibin karar ver Be göre davranmak zorundayız. Gizlilik derecesi ile sınıflandırma minimaat liyor. Bütçe ve programlar; teknolojinin ömrü aylarla sınırlı olmaya başladı. Özel şir-
ketlere bağımlılık arttıkça hükümetler de iş adamı gibi davranmak zorundadır. Organizasyon; "düşündüğümüz şekilde mi organize olmalıyız, organize olduğu- muz şekilde mi düşünmeliyiz çelişkisi yaşanıyor. Kendi konumlarını her zaman ko- rumaya çalışanlar ve bürokratlar en büyük engel.
İnsan gücü; eğitim ve profesyonellik öne çıkarken kaliteli personeli tutmak veya işe almak özel teşvikler ve tatmin gerektiriyor. Dil bilen, yerli eleman temini ihtiya- a hassasiyet oluşturuyor.
Uyum gösterme; stratejik U dönüşleri için gerekli, keskin uçlarda çizgide oyna- mak zorunlu ama sıkıntılıdır.
Radikal çözümler; reform içerden gelmeyecek, sivil memur sistemi kalkmalı. Sü- rekli kriz ortamında yaşamaya alışkın ama paranoya içinde olmayan bir ortamda çalışmaya dayanıklılık gerekli. İstihbarat, kötü politikayı kurtarmaz, işin köküne gi- dilmelidir.
İstihbarat Kültürü
İstihbarat, büyük ölçüde klasik istihbaratçıların işi olmaktan çıktı. Toplum mü- hendisliğinin, ekonomi ve siber güvenlik gibi disiplinlerin istihbarat amaçlı kulla hum ihtiyacı asıl işi istihbarat olmayan yeni ve çok yüzlü bir istihbarat toplumu nin baya çıkardı. İstihbarat hekillerime devlet adamları, özelde siyasiler ile iliskilinin düzenlenmesi ayrı bir çalışma alanı olarak ortaya çıktı. İstihbarat, jeopolitikyst bir akademik alandır. İstihbaratın bu özelliği, Soğuk Savaş sonrası daha da karma- tej, uluslararası politicalışma alam, savaş tarihi, sosyoloji, teoloji, psikololl şık bir hal alan dünya düzeni için de geçerlidir. Bu nedenle, istihbarat servisleri ve ekonomi gibi politika, siyasi tarih, savande barındıran ve yakın iliski i karma İstihbaratı akademik bir dal olarak araştıranların başarılı olmaları yukarıda sayılan disiplinlerde uzmanlaşmaları ile doğru orantılı olacaktır. 20. yüzyılın istihbaratın
-625-
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilve bu alandaki faaliyetlerin gizli tutulduğu "gizli devlet" paradigmasından, istihba rat örgütlerinin daha çok hukuki sınırlamalara ve kamu denetimine tabi olduğu "koruyan devlet e kayıyoruz. Artık istihbarat, ulusal güvenlik perdesi arkasında her şeyin mubah olduğu, hesap sorulamayan bir alan olmaktan çıkıyor 1500 İstihbarat servisleri, özel hayattaki bilgi ve fikir pazarının tamamen anti-tezidir.
Bilgiyi toplayan ve manipüle eden en gizli, sınırlayıcı ve sıkıca kontrol altında bir yapıdan ancak fikirlerin çatışması ile ilgili tesadüfi nosyonlar çıkar. Ulusal güvenlik maskesi altında bürokrasi ve siyasi çıkarlara hizmet etmek için istenen gerçeği arar. Gördüğünü anlamak yerine anladığını görür. Sorun, bu sistemi açık, objektif ve arar. Gördüğünliga işlem srecine kavuşturmaker, Aksi taktirde istihbir sistemi bağımsız bir bilgiye dönüştürmeye benzeriakla kotide istihbarat servis beralze olmaya, yetersiz kalmaya ve ülke kaynaklarını bosa harcamaya devam eder politize olmaya olsa da istihbaratınız, kelimenin orijini gibi "zeki" değildir. Gelişmiş Ara sıra şanslır ajanın cesareti ya da düşman ajayagama size kriz savaş zamanında marjinal bir faydadan başka bir şey sağlamaz. Herkesin özgürlük savadı şey bugun artık mahremiyet, kişinin özel hayatının saklanması oldu. Demok dediği değil, diktatörlükler halkından korkar ve onun hakkında bilgi toplar, işte demokrasiye en büyük tehdit de budur. Kontrol edilmeyen devlet gözetimi, demok ratik özgürlüğümüze yapılan büyük bir tehdittir. Yapılması gereken istihbarat ser.
visini restore etmeden önce ülkenin liderleri ve kanun koyucuları, eksik istihbarat ve yönetilmiş analizler ile keyfi savaşlardan ve kendine göre dünyayı değiştirme hevesinden alıkoyacak düzeni kurmaktır.
Demokrasi, özgürlük, gizlilik ve güvenlik arasında bir dengeyi bulabilmeliyiz. Suçlular telefonlarına ulaşılabileceğini bilmeli, gizliliği abartıp suçluların aramızda çoğalmasına izin vermemeliyiz ama şahsi bilgilerimiz de sürekli bir yerde birikti rilmemeli, suçla ilgisi olmayan insanlar takip edilmemeli, korkmadan birbirilerine telefonda her şeyi konuşabilmeli, insanlar telefona giriş izni isteyen güvenlik görev lisinin de hâkimin de haklarını en iyi koruyacağına emin olmalı, bu kararlar da en doğru kişilerce denetlenebilmelidir. Bunlar olana kadar da, dünya genelinde başta bu işbirlikçi şirketlere olmak üzere, mahremiyetimizi koruyacak hukuki düzenle meler ve güvenilir bir denetim mekanizması kurulması için tepki vermeliyiz. De- mokrasinin özgürlük toleransını, halkından korkan seçilmiş diktatörler değil, halk belirlemelidir. Kamuoyu denetimi son yıllarda ulusal güvenlik ve kolluk güçleri ör gütleri için "kanıta-dayalı istihbarat" kavramını ortaya çıkardı. Bu mahkeme kara rında, kanıta dayalı istihbarat şeklinde yanlış anlaşıldı. Gelecekte istihbarat kanıta dayalı olarak hiçbir yargı kararının kriterini veya yorumcu beklentisini karşılaya- mayacak bir düzeye, makul şüphenin de ötesinde bir standarda ulaşacak. Çünkü is. tihbarat gelecekle ve devletin bu gelecekle ilgili vereceğe karara ilişkindir. Söz ko nusu standartlar istihbaratın bu rolü üzerinde çelişki oluşturacaktır1502,
1500 David Omand, Reflections on Secret Intelligence, in P.Hennessy (Ed.) The New Protective State, Continuum, (London, 2007), 97.
1501 Leon T. Hadar, Intelligence Services Are Not "Intelligent", Cato Institute, (August 21, 2004). 1502 Myriam Dunn Cavelty, Victor Mauer, Postmodern Intelligence: Strategic Warning in an Age of Reflexive Intelligence, Security Dialogue, Vol.40, No.2, (2009), 123-144.
-626-
SONUÇ
YanıtlaSilİstihbarat, belirsizliğin azaltılması ile ilgilenir, yani belirsizlik arttıkça istihbara- olan ihtiyac da artacaktır. Soğuk Savaş sonrasının artan belirsizlik ortamı ve maşık ilişkileri iddia edildiğinin aksine istihbarata olan ihtiyacı arttırmıştır. 21. yalda istihbarat tarihte hiç olmadığı kadar dünya politikaları için önemli hale geldi. Körfez Savaşı, 11 Eylül 2001 saldırıları, Afganistan ve Irak Savaşları'nın ar- Andan yaşanan Renkli Devrimler ve Arap Hareketleri istihbaratın gerek resmi, ge- ek akademik ve gerekse popüler medya içinde güvenlik ve uluslararası ilişkiler hakamından önemini artırdı. Geleceğin kriz ve çatışmaları için artan bir şekilde ila- Eve yeni istihbarat kabiliyetleri gerekmektedir. Tehditteki değişim kadar savaş anındaki değişim de istihbarat toplumunda değişiklikleri zorunlu kılmaktadır. günün cevap bekleyen soruları ise şunlardır; terörle mücadelenin istihbaktadır. derinin diğer alanlarını nasıl etkilediği, erken ikazın hala istihbaratın öncelikli olup olmadığı, savaşın değişen doğasının istihbarata olan etkileri, Ortadoğu baş- olmak üzere bölgesel olarak istihbaratın çatışma yönetimine katkısı, istihbarat Mastalarının kriz yönetiminde en etkili nasıl kullanılabileceği, demokrasilerde is- baratın karşılaştığı sınırlamalar. İstihbarat ve güvenlik teşkilatları için istenen biginin doğası gittikçe hükümetlere ve kuruluşlarına muhalif olan bireyler ve dev- etdışı aktörlere doğru kaymaktadır. Bu ihtiyaç seyahatlerinden bankacılık işlemle- rine kadar SIGINT ya da HUMINT yolu ile bu kişilerin özel bilgilerine nüfuz etmeyi perektirmektedir. Böylece kişilerin özel bilgilerinin korunmasının ahlaki önemi ya- nunda devletin modern teknolojiyi kullanarak gittikçe daha çok insan hakkında bilgi tuplaması, özel hesaplarına nüfuz etmesi, bilgi madenciliği yapması "gözetlenen aplum" korkusu artmaktadır. Bugün tüm dünya, uluslararası izleme ve insan avına dur demek için hala durum farkındalığı ve tepkimizi belirleme aşamasındadır.
Soğuk Savaş sonrası dikkati çeken bir diğer husus, artık ulus devletlerin dünya Uluslararası ilişkilerinde tek aktör olmadıkları ve hatta egemenliklerinin bir kısmını telet dışı aktörlere gönüllü ya da zorunlu olarak devretmek zorunda kaldıklarıdır. stihbarat servisleri, hem bu örgütlerle hem de bu örgütlere karşı yeni eylem stra- leri geliştirmişlerdir. Özellikle istihbaratın toplanması ve örtülü faaliyetlerin yü- nütülmesi safhalarında bu örgütlerden faydalanılmaktadır. Soğuk Savaş sonrası ti farsi bu fayda devlet dışı örgütler, yardım ere, esp Metotlarla mücadele edilmelidir. İstihbarat teşkillerinin üç temel dinamiği aynıdır; gönüllü teşkilatlar ve misyoner okulları gibi enstrümanları da dahil ederek, espi hüşteri kimdir, ne istemektedir,
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilbasta ülke liderleri ve danışmanları olmak üzere politika yapıcı daire ve teşkilleri teknik istihbarat ile ilgili analiz unsurlarıdır. İstihbarat toplumu istihbaratı üretle diğerleri istihbarat ürünlerini kullanır. Günümüzde devlet adamları istihbarat ser vislerinden en az dey medya kuruluşları kadar hızlı ve güvenli bilgiler talep edes ken, onların ulaşamayacakları gizli bilgileri istihbarat servislerinden beklemeine dirler. Devlet ve özel sektör istihbaratının bir araya gelmesi, "casusluğun özellep rilmesi gibi yeni bir kavramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çağımızın sorus ları karşısında yapmamız gereken iki şey var; yoğunlaştırılmış İstihbarat ve ulusa güvenlik konusunda amansız olmamız. Bunları yapmak için tek başına yeterli del liz, o yüzden müttefiklere ihtiyacımız var. Güvenlik pazarı harekete geçip genişle dikçe yeni ortaya çıkan sorunları çözümlemek için yeni ürünler gerekecekti Be
Başta istihbaratçılar ve akademisyenler olmak üzere istihbaratın bir bilim dal olduğu ve çok disiplinli olmasının getirdiği piramidin en üstündeki yeri herkese bilinip, kabul edilmelidir. Ülkenin politika ve stratejilerinin tıkanmasının önündek disiplinlerden ve farklı düşünen uzman en ouenememesi ve ülkenin ihtiyaç duyduğu istihbaratın üretilememesidir. Bu bir yetiştirilen reaksiyon ihtiyacıdır. İstihbarat, işlenmiş bilgi olmaktan öte hareke geçilebilir bilgi olandır. Doğru karar vermek karar alıcının işidir, istihbaratçının geçimkün olduğu kadar doğru bilgiyi, zamanında ve eyleme geçilebilir şekilde ver. mektir. 21. yüzyılın operasyonları için istihbarat profesyonelleri, pratik ama yeni likçı, hızlı ama karara etki edecek kalitede bilgi temin edecek bir sistem geliştirme lidir. İstihbarat, bir silah sistemi gibi olmalı; kaynaklar gerektiğinde bir araya get. rilmeli, manevra yapmalı, geleneksel ve kinetik sistemlere adapte olabilmelidir Doğru şekilde hareket eden, kolaya kaçmayan, uzun vadeye odaklanan bir istihba rat sistemi ve güç projeksiyonu tasarlamalıyız. Şimdi 21. yüzyıl paradigmasını ya kalamak, uyum sağlamak, fırsatları değerlendirmek için yeniden yapılanmalara gitmek ve anlaşılması zor, yeni yöntemler bulmak zamanıdır. Geleceği öngörmenin en iyi yolu geleceği kendimizin tasarlamasıdır. İstihbarata düşen ise ülkenin önü nün açılması, yani geleceğinin hazırlanmasıdır.
-628-
Şimdi 21. yüzyıl paradigmasını ya kalamak, uyum sağlamak, fırsatları değerlendirmek için yeniden yapılanmalara gitmek ve anlaşılması zor, yeni yöntemler bulmak zamanıdır. Geleceği öngörmenin en iyi yolu geleceği kendimizin tasarlamasıdır. İstihbarata düşen ise ülkenin önü nün açılması, yani geleceğinin hazırlanmasıdır.
YanıtlaSilCüz: 19
YanıtlaSilRühu'l-Beyân
17
وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرِ مِنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ (٥)
5. Kendilerine, Rahman'dan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
"Kendilerine, Rahman'dan" Peygamberi'ne vahyetmek süretiyle "hiçbir yeni öğüt" onlara her yönden öğüt veren ve tam bir şekilde uyaran, sanki öğüdün ta kendisi olan Kur'ân öğütlerinden bir öğüt yahut Kur'an'dan nazil olan bir bölüm "gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler." Onlar mutlaka o öğütten ve ona îmandan yüz çevirirler ve bulundukları halde ısrar ederler. Yani onlara hallerden herhangi bir halde bir öğüt gelmez ki ondan yüz çevirir halde olmasınlar.
Rahman ism-i celili, öğüt gelmesinin Allah Teâla'nın kullarına rah- metinin eserlerinden olduğuna delalet etmektedir.
"مُحْدَثُ )yeni)",öğüdü tekrarlamak ve anlatımı çeşitlendirmek için indirilmesi yenilenen demektir. Yoksa bundan Kur'ân'ın hadis olduğu sonucu çıkmaz.
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنْبُوا مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ (٦)
6. Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat alay edip dur- dukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
"Üstelik" yüz çevirmenin peşi sıra öğüde "yalandır" dediler;" Yani
onu bir defa sihir, bir defa şiir, diğer bir defa da masal olarak saydılar.
"fakat" onların yalanlamaya, sonra da alay etmeye götüren yüz çevirme-
leri sebebiyle "alay edip durdukları şeylerin haberleri" Bedir gününde
olduğu gibi dünyevi cezalar; ölüm sırasında ve kıyamet gününde uhrevi
cezalar "yakında" asla gecikmeksizin mutlaka "onlara gelecektir." Onlan
müşahede ederek Kur'ân'ın durumunun hakikatine, yani onun hak mı batıl
mı olduğuna; tasdik edilmeye, değer verilip tazim gösterilmeye mi yoksa
yalanlanıp hafife alınmaya mı layık olduğuna vakıf olurlar. Tıpkı haberleri
dinleyerek kendilerine gizli kalan durumlara väkıf oldukları gibi.
Bu ayette korkutma vardır. Cunku النبأ )haber)" kelimesi, vukuu çok
önemli bir haber için kullanılır.
der ki: "Yalanın neticesi ortaya çıktıktan sonra pişmanlık fayda vermez. İşini, dirlik ve düzenini bugün dünyada iken bil; yarın kıyamete bırakırsan pişman olursun. Bunun da faydası olmaz."
YanıtlaSilAyet: 6-7-8
26. Şuarâ Sûresi
18
kade Eger dilemiş olsaydikizen by bhe mucize indirirdi ki yeryüzünde bo micト goto de iman etmemiş tek bir kişi kalmaz- Hepsi de Allah'n emirleri karşısında kahren da yun eger, zelil ve hakir olarak o emir Nitekim Allah Teait, Yunus suresinin wende bu hususu zikretmiş ve buyurmus kr Rubbin dileseydi yeryuzunde bulunan pycbun man cdendi. Hal boyle olunca sen Muhammed, insanları mümin oluncaya kadar duracak musan? Had suresinin 118 aye- de de, ayru manada şöyle buyurmuştur. "Eger eräleseyk, insanları tek bir ümmet yapark Ova Allah, hiç kimseyi imana zorlamamıştır O dlemiştir ki her insan, apaçık delilleri görerek ve bu dellierın ışığında aklını kullanarak ken- geal rızasıyla imana yönelsin ve doğru yola, Allah'in hak olan yoluna girsin.
YanıtlaSil5 Ne var ki ne zaman onları Rahman ve Rahim san Allah'tan hak olan yoluna davet eden yeni bir ayet, bir kitap veya bir Peygamber gelse, yine de onların çoğu o ayet, kitap veya Peygamber'e iman etmemişler ve onlardan hemen yüz çevir mişlerdir. Bu husus, Yûsuf suresinin 103 aye unde açıkça ifade edilmiş ve şöyle buyurulmuş nar "Sen ne kadar istersen iste, insanların çoğu, yi ne de iman etmezler". Keza Yasin suresinin "Ya- ahlar olsun o kullara! Kendilerine bir Peygamber pimeye görsün, onu hemen alaya alırlardı." me lindeki 30., Mü'minün suresinin "Sonra burbe arhauna Peygamberlerimizi gönderdik. Her üm mat Peygamber' gelince, onu yine yalanladilas mralindeki 44 ayetleri de insanların kulre dence yakın olduklarını gösteren apaçık deht kendie
6 Onilat, Rableri katından kendilerine het n derdanige onu yalanlarmışlar, her neyin ha singar, onu inkar edip alaya almışlarke
231
YanıtlaSilkadirdir. Eger O dilemiş olsaydı, gökten by le bir mucize indirirdi ki yeryüzünde bu mache and group de iman etmemiş tek bir kişi kalmaz d. Hepsi de Allah'ın emirleri karşımda kahren de olsa boyun eğer, zelil ve hakir olarak o emir- Jere uyardı. Nitekim Allah Teala, Yunus suresinin 19. ayetinde bu hususu zikretmiş ve buyurmuş nur ki, "Eger Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunan herites, topyekun iman ederdi. Hal böyle olunca sen (ey Muhammed), insanları mumin oluncaya hadar zurlayıp duracak mısın"? Hüd suresinin 118. aye- unde de, aynı manada şöyle buyurmuştur. "Eger Rabiin dileseyıdı, insanları tek bir ümmet yapardı Oysa Allah, hiç kimseyi imana zorlamamıştır. O dilemiştır ki her insan, apaçık delilleri görerek ve bu delillerın ışığında aklını kullanarak ken- di ginul nzasıyla imana yönelsin ve doğru yola, Allahın hak olan yoluna girsin.
5. Ne var ki ne zaman onları Rahman ve Rahim ojan Allah'tan hak olan yoluna davet eden yeni irayet, bir kitap veya bir Peygamber gelse, yine de mların çoğu o ayet, kitap veya Peygamber'e iman etmemişler ve onlardan hemen yüz çevir- mişlerdir. Bu husus, Yûsuf suresinin 103. aye- unde açıkça ifade edilmiş ve şöyle buyurulmuş- tur "Sen ne kadar istersen iste, insanların çoğu, yt- ne de iman etmezler. Keza Yasin suresinin "Ya- aimar olsun a hullara! Kendilerine bir Peygamber gelmeye görsün, onu hemen alaya alırlardı." me alindeki 30.. Mu'minün suresinin "Sonra birbi- arhusana Peygamberlerimizi gönderdik. Her üm- mate Peygamber'l gelince, onu yine yalanladılar. mealindelu ++ ayetleri de insanların küfre ne derece yakın olduklarını gösteren apaçık del erdir
6 Onlar, Rableri katından kendilerine her Bern verimise, onu inkar edip alaya almışlardır
KUR'AN-I KERİM
YanıtlaSilMEAL VE TEFSİRİ
Prof. Dr. TALAT KOÇYİĞİT
2442
YanıtlaSil(8) Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibrat vardır. Halbuki, onların akse
KUR'ANI KERİM'IN TÜRKÇE
rial Iman etmiş kimseler olmadı. (9): Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, çok İzzet sahibidir, Sok merhametlidir.
IZAH
(7): Bu mübarek ayetler, bir kısım kudret eserlerine nazarları celbedi yor, dinsizleri intibah dairesine davet buyuruyor, Häliki Azimin nekadar ulvi sıfatlar ile muttasif olduğunu bildiriyor: Şöyleki: O ilahi âyetleri, onları teb liğ eden Peygamberi Zişanı tekzib eden cahiller, hiç (yere bir bakmadılar mı?.) Yeryüzündeki binlerce bediaları, muazzam eserleri görmediler mi?, (ki, orada) o yer sahasında (her çok menfaatli çiftten) muhtelif nevilere sy rılmış, sitayişe layık, pek faideli ağaçlardan, nebatlardan vesaireden (ne kadar) şeyler (bitirmişizdir) onların öyle neşvünema bulmaları, insanların ihtiyaçlarını temine vesile olmaları birer kudreti ilâhiye, birer åtifeti sub- haniye eseridir. Artık onları güzelce düşünüp de onları yaratan Haliki keri me arzı ubudiyete koşmalı değil midirler?.
(8): (Şüphe yok ki, bunda) Böyle mükemmel, mütenevvi yaratılmış hil kat eserlerinin herbirinde (elbette bir ibret vardır) bunları yaratan Halihi Azimin kemali kudretine büyük bir alâmet mevcuttur. Bunların herbiri Cena- bı Hakkın kudretine, ilim ve hikmetine birer parlak delildir. Halbuki, onların insanların, Resuli Ekrem'in dini ilâhiyi kale davet ettiği kimselerin (ekseri- si iman etmiş kimseler olmadı) kendi dinsizliklerinde inat ederek sebat eder oldular, kendi ihtiyarlarını suiistimal ettikleri için öyle küfr içinde kalmaları mukadder bulunmuş oldu.
(9): Ve muhakkak ki Ey Resuli Zişan!. (Senin Rabbin) Sana risalet ih- san eden, sana temiz kalpleri musahhar kılan, senin yüksek evsafını şark ve garbe neşreyleyen (elbette o) kerim mabûdun (çok İzzet sahibidir) her irade buyurduğunu vücude getirmeğe kâdirdir, bütün kâinat üzerine galiptir. Ve o Haliki rahim (çok merhametlidir) kullarına lütf ve âtifeti daima tecelli et mektedir. Bununçündür ki, o münkir, günahkâr kullarını da hemen kahr ve tedmir buyurmuyor. O büyük cinayetlerinden dolayı kendilerini hemen mu aheze etmeyerek onlara mühlet veriyor. Artık bütün beşeriyet, bu âtifeti azi meyi düşünerek o kerim, Háliki kâinata arzı ubudiyete, takdimi teşekkürata koşup durmalı ve eski ümmetlerin başlarına gelmiş olan felaketlerden ibret almalı değil midirler?.
Kur'anı Kerim'in
YanıtlaSilTürkçe Meâli Alisi ve Tefsiri
Muharriri: Emekli Diyanet İşleri Reisi Fatih Dersiâmlarından
ÖMER NASUHİ BİLMEN
5. cilt
13. CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil255
4795 ۲۳- وعن سلمة بن الأكوع رضي الله عنه قال : [ قال رسول الله : من سل علينا
السيف فليس منا ] . أخرجه مسلم. 23. (4795)- Seleme İbnu'l-Ekva radıyallahu anh anlatıyor. Resta lah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: "Kim bize kılıç kaldı Resûlul den değildir." [Müslim, İman 162, (99).]
4796 ٢٤ - وعن أبي موسى وابن عمر رضي الله عنهم قالا : [ قَالَ رَسُولُ الله . : من حمل علينا السلاح فليس منا ] . أخرجه الشيخان والترمذي. وأخرجه النسائي عن ابن عمر فقط. قوله : ( فليس منا ) أى إذا حمله على المسلم لكونه مسلماً فليس بمسلم. فأما إذا حمله
لغير ذلك فمعناه ليس مثلنا وليس متخلقاً بأخلاقنا وأفعالنا . 24. (4796)- Ebu Mûsa ve İbnu Ömer radıyallahu anhüm anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Kim bize karşı silah taşırsa bizden değildir." (Buhari, Fiten7; Müslim, Iman 163, (100); Tirmizî, Hudûd 26, (1459).]
4797 ٢٥- وعن عبد الله بن الزبير رضي الله عنهما قال : [ قَالَ رَسُولُ الله ﷺ : من شهر سيفه ثم وضعه قدمه هدر ] . أخرجه النسائي. الهدر الذي لا يطلب بثأره .
25. (4797)- Abdullah İbnu'z-Zübeyr (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki:
"Kim kılıcını çeker sonra koyarsa kanı hederdir.” [Nesai, Tahrim 26, (7, 117).]
AÇIKLAMA:
1- Son üç hadis birbirine yakın hükümler taşımaktadır. Bir mümi Son hadis birbirine yakın haramdır. Resulullah 1 salātu vesselâm) bu yasağı farklı üsluplarla ifade buyurmuşlardır. Zira silah çekmek, silah taşımak, silah kaldırmak gibi tabirler umumiyetle Vuruşmayı, mukateleyi ifade ederler.
2 - " Bizden değil" ifadesi iki suretle açıklanmıştır:
Juman değildir. Burada Müslümana silah cekmeyi helal addetme vardır.
KÜTÜB-İ SİTTE
YanıtlaSil13. CILT
Haramı helal addetmek küfürdür. Bu mânada silah çeken tekfir olunur Sırf silah çekmesi sebebiyle tekfir olunmaz.
silah cek yolunuzda değil, bizim sünnetimiz üzere değil, çünkü bizn değildir. Müslümanın Müslümandan yardım görme hakkı vardır. Müslü mukatele etmekle öldürmek veya onunla kavga yapmak için silah çekerek korkutma hak na sahip değildir.
Selef uleması, bu çeşit haberlerin te'vilsiz olarak, ıtlakı üzere beyan edilmeleri, zecrin daha beliğ, daha müessir olması için gerekli görür Süfyan İbnu Uyeyne, bu çeşit hadisleri, zahirinden başka mânaya terl etmeye karşı çıkarak: "Onun mânası bizim yaptığımız gibi değil" derdi Ona göre, zikredilen vaide, ehl-i haktan baği (eşkiya) olanlara karşı silah çekenlerin girmez. Bağilere ve haksız kavgayı başlatanlara silahla karş koymak caizdir.
FİTNENİN VASIFLARI:
Buraya kadar kaydettiğimiz hadislerde, muhtelif fitnelerin vasıflan dağınık olarak zikredilmiştir. Ancak, bunların birkısım açıklamalarla birlikte sistemli olarak topluca zikrinde fayda umuyoruz.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), kendisinden sonra ortaya çıkacak fitneleri haber verirken bunların ana vasıflarını belirtmiştir. Daha önce de söylediğimiz gibi, fitne, fesat, anarşi gibi beşerî münasebet- lerde ortaya çıkan bozulmalar, içtimâî hayatta gelişmiş olan birtakım kötü şartların tabî bir sonucudur, içtimâî bir marazdır.
Öyle ise bu şartlar cemiyette gelişip hakim duruma geçince bunların
ferdî davranışlarda tahrîk edeceği menfi tezahürleri önceden tahmin edi
lebilir neler olacağı söylenebilir. Bu sebeple fitrat kanunlarına, insan
ların tabi olduğu beşerî ve içtimâî kanunlara marifet ve vukuf kesbeden
kimseler, bunları önceden söyleyebilirler. İnsanlar şöyle yaparlarsa arkı-
dan şu durumlar ortaya çıkar, böyle yaparlarsa bu durum ortaya çıkar
diyebilirler. Kur'ân ve hadiste bunun pek çok örnekleri vardır. Kur'ân-ı
Kerim'de "sünnetullahın tebdil edilip değiştirilemeyeceğini" (Al
zâb 62, Fâtır 43, Feth 23) belirten ayetler bunu ifade ederler. Cemiyetle
lesova insanlığın geleceğine dair isabetli tahminler yapan hakim ve fey
lesofların varlığı bu söylediklerimizin doğruluğuna yeterli bir şahittir. İşte, vahye mazhar olan Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm,), ir
CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil257
san fitratını bizzat yaratmış, belli kanunlara bağlamış olan Cenab-ı Hakk'ın irşad ve ilhamıyla bunları beyan etmiştir. Vefatından günümüze kadar geçen 1400 yıllık zaman içerisinde cereyan eden hadiseler onun hiçbir sözünü təkzib etmemiştir.
in, kendisinden sonra çıkacak fitnelerin sıfatlarıyla alakalı ihbaratına vesselâm) geçebiliriz. Ancak, şu hususu bir kere daha belirtelim ki, kaydedeaegina Ersafin hepsini, her fitnede tam olarak aramak gerekmez. Zira, Hz. Pey gamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in hadislerinde "el-fitne" değil "el-Fiten" yani sadece bir fitne değil, fitneler mevzubahistir. Öyle ise bu sıfatlardan bazan biri, bazan birkaçı, bazan da hepsi görülebilir.
1- FİTNE YAVAŞ GELİŞİR
Yer yer temas ettiğimiz üzere, fitne içtimâî bir hadisedir. Hiçbir içtimâî hâdise fevrî ve ani bir şekilde zuhur etmez. Belli bir gelişme dev- resinden geçtikten, belli bir vetireyi takip ettikten sonra ortaya çıkar. Tıpkı bir bitki gibi, onun da bir tohumu vardır. Bu tohumun gelişip meyve vermesi için toprak, su, ısı, ışık gibi çevre şartlarına ihtiyaç var- dır. İşte itikadî, ahlakî, iktisâdî, her çeşit beşerî ve içtimãî bozukluklarla beslenip gelişen fitne de kemaline erdiği zaman basit bir sebeple ortaya çıkar. Onun bu zuhuru, yevmî birkısım amillere bağlanabilir. Bu amiller fitneye sebep olmakla suçlanıp mücrim ilan edilebilir. Halbuki, aslında "bu mücrim amil" bardağı taşıran son damla rolü oynamıştır. Fitne ile "o mücrim amil" arasındaki münasebeti, belli bir ölçüde mukarenet veya beraberlik tabirleriyle ifade edebiliriz. Ama sebep ve illet olarak ileri sü- remeyiz. Bunu söylemek ya -günümüz siyasî hayatında yapıldığı gibi- te- cahül veya mualata (demagoji) veya gerçekten içtimâî hadisata yön veren temel prensibi bilmemekten ileri gelir. Eğer yıllarca, çeşitli hocaların hizmetiyle, feyziyle kendini yetiştirip mühendis olan bir kimsenin bu payeyi elde etmesindeki bütün şeref ve minnetin, mezuniyet töreninde kendisine mühendislik diplomasını veren en son şahsa ait kabul edilme Şüphesizdir. İste, o mücrim amilin içtimâî kargaşadaki rolü, bu kimseye maku mühendislik diplomasiniye sorsak, herkesin hayır diye
diplomayı veren son merciin rolü gibidir. 4767 numarada kaydettiğimiz hadis bu söylediğimizi te'yid eder. fitnenin gelişmesini şöyle açıklar: "Fitne insanların kalbine (birden Mevzubahs olan rivayete göre, Hz. Peygamber ( atılmaz). Hasır misali çöp çöp konur, örülür. Hangi kalbe bundan
258
YanıtlaSilKÜTÜB-İ SİTTE
13. CİLT
(yani ferdin istek ve iradesi ile tam bir sekilde girerse, bulaşırsa,) onda siyah bir nokta hasıl olur. Hangi kalp de bunu reddederse onda beyaz bir leke hasıl olur."
has Peygamber (aleyhissalatu vesselâm), fitnenin amillerinden olan Hz. Peygamber ile alakalı bir açıklamasında, kalpteki bu tedrici de ğişmeyi daha vazıh bir üslubla tekrar ele alır ve bazı temsillerle zihe ğişmeyi daha vazah alışır. Huzeyfe'nin naklettiği bu rivayet Buhari ve lere yerleştirme ettiği hadislerdendir. Hz. Peygamber (aleyhissalatu ves selâm) buyurur ki: "Emanet (din duygusu, adalet, emniyet) insanların kalplerinin derinliklerine iner (fitri olarak onlarda vardır). Sonra Kur'an ve sünnetten aldıkları bilgilerle bunu beslerler, kuvvetlendirirler. Emane tin kaldırılmasına gelince, (bu da yavaş yavaş olur, şöyle ki:) Kişi uyur (fesada bulaşma nispetinde emanet(ten bir miktarı) kalbinden alınır. Öyle ki, emanetin yeri, rengi uçmuş bir yanık izi gibi küçük bir lekeye döner, Kişi bir kere daha uyur, (cemaatten geri kalan da) alınır. Bu sefer geride, senin ayağının üzerinden yuvarlanan kor taneciğinin hasıl ettiği kabarcık gibi bir iz kalır. Bu kabarcık nasıl ki boştur, sana te'sir etmeden söner gider, (aynen öyle de emanetten kalan iz de yaşayışa hiç bir tesir icra et mez). Böylece insanlar alış-veriş (ve günlük yaşayışlarına) gitmek üzere müşkil bir günün) sabahına erişirler. Hemen hemen hiç kimse emaneti eda etmez (dinin istediği şekilde yaşamaz). Zamanla iyiler o kadar azalır ki) parmakla gösterilmeye başlanır ve "Falanca yerde emin bir adam varmış" denir. Bir kimse lehinde "Ne akıllı, ne nezaketli, ne civanmert kişi" diye medh ü sena edilir de o adamın kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunmaz."
Aynî, bu hadisi izah ederken hadiste, emanetin önce bir zümreden (kavm), sonra bir başka zümreden, azar azar, kısım kısım, bir zamandan öbür zamana -dindeki fesat derecesine göre- alınacağının ifade edildiğini dile getirir ve açıklamasını şu şekilde noktalar:
"Emanetin azar azar gitmesiyle kalp ondan tamamen boşalır. Ema netten bir parça gidince, nurunu da alır götürür, onun yerini yanık izi gibi zulmetten (karanlıktan) bir benek alır. Bundan bir parça daha gi dince, oradaki karanlık (büyüyerek) yanık kabarcığı gibi olur. Bu hemen cecik kaybolmayan, kısmen sabitleşen bir izdir. Hadiste, kalpte yerleşen nurun bilahere birbiri ardınca kısım kısım çıkarak kaybolup gitmesi, ayak üzerine yuvarlanan kor parçasına benzetilir. Kor gider, fakat ye rinde ya-nık kabarcığı bırakır."
CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil259
2- FİTNE BİR KERE ÇIKTI MI SONU GELMEZ
Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselamin, fitneye karşı fazlaca mayan bir vasfa sahip olmasıdır. Hadislerin beyanından anlaşıldığına ortadan kalk göre, herhangi bir verde, herhangi bir sebeple ne çeşitten olursa olsun bir the tech trevara bir daha kapanmayacak olsun bir fatışsa, heyecanını yitirse ve sönse bile içtimai bünyede açılan yaranın ini silinmemekte, kalpler eski berraklık ve såfiyetine bir dahalan yaranın maktadır. Resulullah, bunu bir hadislerinde: "Ümmetim arasına kılıç gir di mi, artık kıyamete kadar bir daha kaldırılmaz" diye ifade eder. Fitne ile hasıl olacak fenalığın -küllenmesine rağmen sönmeyen bir kor gibi sulh ve sükunete rağmen devam edeceğini Huzeyfe tu'onu'l-Yeman'ın bir nvayetinde açık olarak görmekteyiz. Daha önce tam olarak kaydettiğimiz bu rivayette, Huzeyfe, bu şerden sonra tekrar hayır mı diye sorunca Hz. Peygamber, mevzumuzu alâkadar eden şu ilgi çekici cevabı verir: "Evet gelecek. Ancak bu hayır bulanık olacak." Rivayetin Ebu Davud daki bir veçhinde: "Bu yerden sonra bulanık bir sulh (hüdne) var" denilir. Hadisin bütün vecihlerinde yer eden "bulanık" kelimesiyle tercüme ettiğimiz ke- limenin aslı "dahan"dır.
Şârihler, aslen küdûred, yani bulanıklık månasına gelen bu tabirin açıklanmasına ayrı bir yer verirler. Aliyyul-Kari, şerden sonra gelecek hayrın, diğer bir ifade ile fitneden sonra teessüs edecek sulh ve sükûnun hile, nifak ve hiyanet içerisinde devam edeceğini ifade eder ve devamla: "Şu mâna dahi muhtemeldir; fitneden sonra insanların, emir olarak başa geçirilen kimsenin etrafinda toplanmaları kerhendir, gönül rızasıyla değildir, isteyerek değildir" der.
Zemahşerî, el-Faik'da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm/in za- hiri salah altında bâtınî fesadın devam edeceğini ifade etmek maksadıyla böyle bir misal verdiğini söyler.
belirttikten sonra şunu söyler: "Hadis, serden sonra gelen hayrın halis İbnu Hacer, dahan kelimesine kin (hikd), kusur, kalpdeki fasad mânalarının verildiğini ve her üç mânanın da birbirine yakın olduğunu işaret etmektedir." İbnu Hacer açıklamalarına devamla, Ebu Ubeyd'in şöyle dediğini kaydeder: "Bu hadisteki muradı bir başka hadis açıkla- maktadır: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm/in bir diğer sözü sudur: "İnsanların kalpleri bir daha eski halleri üzerine rücû etmez."
KÜTÜB-I SİTTE
YanıtlaSil13. CILT
Ibnu Hacer, bu açıklamalardan sonra: "Sanki mâna, "insanların ka). bi artık birbirine karşı halisâne olamaz" gibidir" der. Nevevî'nin açıklamaları da Ibnu Hacer'den kaydettiklerimize benzer.
3- GİREN ÇIKAMAZ
Birkısım hadisler, mü'mini fitneye karşı uyarma vazifesini yapmak Birkası hadislerecak kadar kötulüğunu için, on bir daha çıkamayacağı yönünün bulunduğunu belirtmektedir. Bu girenin bir daha iradeleri yenen menhûs zevkinden midir, yoksa fitne teşkilatının (zîra az ilerde bir teşkilat olma durumuna temas edilecektir baskısı sebebiyle midir, daha başka sebeplerden midir, bu nokta belirtil miyor. Ama netice şudur: Fitneye giren çıkamıyor. Ebu Hüreyre haber mimektedir: "Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm) buyurdu ki: "Sa ğır, dilsiz, kör bir fitne olacak. Kim ona yaklaşırsa, o da bunu kendine çekecek..." Şarihler, bu hadisten fitneye girenlerin hakla bâtılı ayır maktan uzak kalacaklarını, kendilerine yapılan nasihata, emr-i bil. ma'rûf ile nehy-i ani'l-münkere kulak vermeyeceklerini, hakkı söyleyen- lerin bela ve cefalara mâruz kalacağını, fitneye bir parça meyledenleri kendisine şiddetle çekeceğini vs. anlamaktadırlar.
4- FİTNE, FİKRİ GRUPLAŞMADIR
Bazı hadislerden Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ümme tin dikkatini çekmeye çalıştığı büyük fitnelerin dine zıt olan fikrî cere yanlar sebebiyle ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Burada "dine zit' kaydını bilhassa tebarüz ettirmek isteriz. Zîra, gayesi Allah'ın rızasını tahsil, hedefi dine hizmet, sünneti ihya olan ve davranışlarında, düşün celerinde Kur'an ve sünnetin düsturlarından ayrılmayan bir kısım dini gruplaşmalar her devirde olagelmiştir ve olacaktır da. Hak mezhepler, hak tarikatlar bu söylediğimize misaldir. Birbirlerine hasmane tavır al- madıkları, hayırda yarışma vasfını kaybetmedikleri müddetçe bu çeşit gruplaşmaların Kur'an ve sünnetin ruhuna aykırı olmayıp, bilakis mu vafik düştüğünü belirterek mevzumuzla alakalı hadisi kaydediyoruz:
Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Fitne insanların kalbine hasır misali çöp çöp konur. Hangi kalbte, bundan içirilirse onda siyah bir nokta hasıl olur, hangi kalp de bunu reddederse onda da beyaz bir leke hasıl olur. Böylece (cemiyetin fertleri) iki gruba ayrılır. Bir grubun kalbi düz (ve par lak) bir taş gibi beyazdır. Bunlara arz ve semavat baki kaldıkça fitne za rar vermez. Diğer grubun kalbi siyahtır, bulanıktır, tıpkı (ateşte) karar
13.
YanıtlaSilCİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
261
miş tencere gibidir. Ne iyiyi iyi, ne kötüyü kötü kabul eder (cemiyetin hiçbir manevi değerlerini tanımaz). Heva-yı nefsinden kendisine ne telkin edilirse onu bilir..."
Burada, belli bir fikir sistemi, belli bir görüşe şartlanan insanların tasvir edildiği pek açıktır. Zira batıl gruplaşmalara dahil olan kimseler için, kendi sistemlerinin, kendi teşkilatlarının iyi dediği dışında ivi, kötü dediği dışında kötü mevcut değildir. Veya bunun dışında bir değer katul etme hürriyetine sahip değildirler. Hadisteki "heva-yı nefsinden er kabul edilirse" cümlesini, "teşkilattan ne telkin edilirse" şeklinde anlamalkin hiçbir mani yoktur. Çünkü, İlahi ölçülerle değerlendirilmeye an ve ona zıt düşen her şey "heva"dır, bu kimden gelirse gelsin farketmez. Hatta Kur'an-ı Kerim'de böylelerinin "hevasını ilahlaştırmakla" itham edil- diğini görürüz. (25)
5- YALAN ARTAR
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), zina, hırsızlık, içki gibi fe- nalığı herkesçe müsellem olan içtimâî afetlerden de beter ilan edip mü'- min ve Müslümanlık vasfı ile bağdaştıramadığı yalan (ve iftiranın) fitne zamanında son derece artacağına dikkat çekiyor. Yüzde doksanı yalana dayanan günümüz siyasî hayatının hakiki değerlendirmesini mü'min- lerin isabetle yapabilmesi için Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu ikazına da muhtacız. Zîra hemen hemen yalan ve iftira üzerine oturtul- muş olan günümüz siyasetinin girmediği Müslüman aile kalmamıştır.
Hz. Peygamberin kıyamet fitnesi zuhur ettiği zaman artacağını ha- ber verdiği "herc"in ne olduğu sorulunca, İbnu Mes'ud'dan gelen bir ri- vayette Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı vermiştir: "el- Katlu ve'l-kizbu" yani "artacak olan herc'ten maksad haksız yere adam öldürmek ve yalan söylemektir."
6- GERÇEKLERİN İSTİSMARI
Fitne hakkındaki bazı hadislerde, fitne hengâmında, fitnecilerin hep yalan dolanla, batıl sözlerle hareket etmeyip, birkısım gerçeklere de yer verecekleri, daha doğrusu, birkısım hakikatları suret-i haktan görünerek kendi batıl davaları lehine istismar edecekleri beyan edilmektedir.
Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm), bu noktayı, ümmeti içinrak jade koreaberleyhissalatu Kuran-ı Kerimi bilen münafik olarak
25-Bu hadis 4767 numarada daha geniş açıklandı.
KÜTÜB-İ SİTTE
YanıtlaSil13. CİLT
ifade ederek tebarüz ettirir. Bu hususu işleyen muhtelif hadislerden bin şöyledir: "Ben ümmetim için ne mü'minden ne de müşrikten korkarım Zira mü'mini, onun imanı kötülük yapmaktan alıkoyar müşriği de küfru durdurur. Fakat bütün korkum, alim olan münafıktandır. Hoqu gidecek, te'yid edeceğiniz şeyleri söylerler, size zarar verecek işler yapar. lar." Hz. Peygamberin mükerreren ifade ettikleri endişe, saf Müslüman- cazip ve parlak sözlerle ların, masum vivi nineci kimselerce aldatmasidueniresleyen canlı misal, Hz. Ali ile Hariciler arasında cereyan eden bir konuşmadır Hariciler, halife ve hükümdarın varlığına lüzum olmadığı hususundaki Heidelerine delil olarak, Kur'an'dan iktibas ederek "Lâ hükme illâ lillah yani "Hüküm ancak Allah'ındır" cümlesini kendilerine slogan yapmışlar. dır. Hz. Ali, bunu işitince şu cevabı verdi: "Bu, doğru bir sözdür. Ancak bâtıl adına söylenmiştir."
Sadece Haricîler değil, ta Abdullah İbnu Sebe ile başlayıp Karmati. ler, Rafiziler, İsmaililer vs. günümüze kadar devam eden bütün fitne ha- reketleri dinî sloganlarla ortaya çıkmışlardır. Kur'an'ı inkâr değil istedik. leri şekilde te'vil ederek cahilleri aldatmışlardır.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), "Kur'an'ı bilen münafik" tehlikesine karşı yaptığı uyarı ile, bu canipten gelecek fitnelere parmak basmış olmaktadır. Dindarlığı laftan ibaret kalıp, amele intikal etmeyen- lerin durumundan az ileride ayrıca söz edeceğiz.
7- HERKES KENDİ GÖRÜŞÜNÜ BEĞENİR
Hadislerde zikredilen fitne alametlerinden biri de, herkesin kendi görüşünü benimsemesidir. 4758 numaralı hadiste geçtiği üzere, Hz. Pey- gamber (aleyhissalâtu vesselâm) mü'minin cemiyet hâdiselerine karışma yarak, kendi hanesine çekilmesini gerektiren durumları sayarken, bil- hassa rey sahiplerinin sadece kendi reylerinden (görüşlerinden) hoşlan- masını (yani -ulemanın açıklamasıyla- Kitap, sünnet ve icma tarikiyle ge- len hükümlere bakmaksızın, Sahabe ve Tabiin gibi selef-i salihine uy mayı terkederek, kendi hevasına göre hüküm yürütmesini) de zikreder.
8- CEHALET ARTAR
"Oku" emri ve kalemin övülmesiyle başlayan İslam'ın en ziyade ehemmiyet verdiği şeylerden biri ilimdir. Mü'min için, imandan sonra ilim gelmelidir. Dini yaşamak, korumak, düşmana galebe çalmak, vs. hep ilimle mümkündür. Hakiki ilmin olduğu yerde din vardır. İman vardır.
CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil263
Allah korkusu vardır. Kur'an-ı Kerim: "Kullar arasında Allah'tan en kumar, ihtikar, zina, yalan, sefalet, fakirlerin ezilmesi gibi bütün içtimai bozuklukların temelinde Allah korkusunun 28) gunu kimninga berde Avet, Allah korkusunu ilme bağlamakta oldu ğuzensizliğin olduğu yerde ilmin kalkmış, cehaletin artmış olması gere kir. Nitekim, muhtelif hadislerde bu husus, herhangi bir tekelluf ve do- laylı ifadeye ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık olarak beyan edilir: "Kiyametten önce gelecek fitne devrinde ilim gider, cehalet gelir..."
9- ŞAŞKINLIK
4767 numarada kaydettiğimiz Huzeyfe hadisinden çıkaracağımız bir diğer hüküm, fitne zamanında insanların hakkı batıldan ayırma husu- sunda geçirecekleri şaşkınlıktır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından fitnenin kör ve sağır olarak tavsifi, alimlerin, birkısım fitne esnasında insanların şaşkınlık içerisinde kalarak sağduyuları ile hareket edemeyecekleri yorumuna varmalarına sebep olmuştur. Hatta Huzeyfe' den Üsdü'l-Gâbe'de gelen bir başka rivayette, Huzeyfe'nin sözkonusu du- rumu "fitnenin en dehşetlisi" olarak tavsif ettiğini görürüz: "Bir adam Huzeyfe'ye "hangi fitne daha fenadır?" diye sorunca şu cevabı verdi: "Sen hayır ve şer her ikisine birlikte maruz kaldığın zaman hangisini tercih edeceğini bilememendir."
Aslında insanlar mükerremdir, fıtratı icabı hakkı, doğruyu arar. Üstelik Müslümanların ferasetleriyle, imanın verdiği sağduyu ve sezgi hakkı ile temyizde zorluk çekmeyecekleri Hz. Peygamber tarafından müjdelenmiştir: "Mü'minlerin ferasetinden kaçının. Zira onlar, Al- lah'ın nuru ile görür." Bu hadisin, bir ayeti (Hicr 75) tefsir sadedinde irad edildiği de gözönüne alınınca, insanlardaki sağduyunun ehemmiyeti anlaşılır. Bütün bunlara rağmen, fitnenin vasıflarından biri olarak hakla batılı tefrik ettirmeyecek umumi bir şaşkınlığa dikkat çekilmesi, o sırada yaşanacak şartların ağırlığını vurgulamayı gaye edinmiş olmalıdır. Söy lediğimiz gibi bu şaşkınlık, bu merluciyata fitnenin, insanın iste eliyle yürütülmesinden midir, yoksa büyük güce sahip propaganda merkezleri- elinden alan bibu saskınlık, bu gücune sahip disiplinli bir teşkilat eliyle Zamandan zamana mekandan mekana bunlardan biri veya bir başkası nin efkârı umumiyeyi iğfal etmesinden midir kesin bir şey söylenemez. veya hepsinin birden rol oynayabileceği açıktır.
264
YanıtlaSilKÜTÜB-I SİTTE
13. CILT
10- DİN-SULTAN AYRILIGI:
Islam dini, dünya işleriyle ahiret işlerini birbirinden ayrı mütalaa et mez. Mu'minin beşerî hayatını ilgilendiren her şey, aynı zamanda dini de ilgilendirir. Bu sebeple şu ameller dini, şu ameller gayr-1 dini denemez Fıkıh kitapları mü'minin amellerini dinî ameller dünyevi ameller diye ayırmaz; ibadat, muamelat vs. seklinde ayırır ve muamelât zimninds zikrettiği ticaret, ziraat, nikah gibi meseleleri de, ibadat zımnında zikret. tiği namaz, oruç gibi meselelerle aynı değerde dinî kabul eder. Zira hepsi hususunda İlahi emirler, İlahî ölçüler gelmiştir.
Sözgelimi, sathi bir nazarla, namaz ve oruca nisbetle gayr-ı dinl olduğu söylenebilecek bir nevi vergi olan zekat ile namazı Kur'an-ı Ke olduğu kere yan yana ve beraber zikreder: "Namaz kılın, zekat ve rin" der, (26)
He Pegyamber daha da ileri giderek, farzlara riayet eden bir Müs lümanın, haram olmayan her çeşit günlük muamelâtının, uyumak, ye mek yemek ve hatta zevci muamelede bulunmak nevinden olsun, hepsi nin ibadet olacağını söylemiştir.
Bu dünya-ahiret ayrılmazlığının sonucu olarak İslam'da devlet reis- liği müessesesi aynı zamanda dinî reisliği de temsil eder. Devlet reisleri- nin dinin tatbikatına müteallik vazife ve mesuliyetlerden kendilerini uzak tutmaları din açısından bir fitne olarak değerlendirilmiştir. Nite kim Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bir hadiste şöyle buyurur. "İhsan ihsanlık vasfını korudukça kabul edin. Fakat bu, dine karşı rüşvet mahiyetini alınca reddedin, almayın. (Maalesef) bunu terketmeyeceksiniz. Dine karşı rüşveti terketmekten sizi alıkoyan şey korku ve fakirliktir. Ha- beriniz olsun, iman çarkı (ilelebed) dönecektir. Bu çark her nerede dönü yorsa Allah'ın kitabına uygun olarak dönderin. Haberiniz olsun SULTAN VE KİTAP BİRBİRİNDEN AYRILACAKTIR. Sakın sakın siz Kitap'tan ayrılmayın. Haberiniz olsun başınıza öyleleri reis (emîr) olarak geçecek ki, (kendileri için hükmettiklerini sizin için hükmetmeyecekler), onlara itaal etseniz sizi dalalet ve sapıklığa atarlar, itaat etmeyip isyan etseniz, sizi öldürürler." Cemaatten bazıları sordu. "Ey Allah'ın Resûlü! Pekâla ne ya palım?" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hz. İsa'nın ümmeti gibi yapın. Onlar, ateşe atıldılar, testerelerle biçildiler (fakat dinlerinden dönmediler). Allah'ın taati uğruna ölmek Allah'a isyan içinde yaşamak tan daha hayırlıdır."
26- Kur'an'da bu çeşit ifadeler "namaz kıl, zekat ver" veya "namaz kılın zekat verin" veya tor lar ki namaz kılarlar, zekat verirler" gibi çeşitli şekillerde gelir.
CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil265
Bu ihbarlar, İslam tarihinde, değişik beldelerde, farklı zamanlarda kerratla vaki olmuştur. Ahirzamanda çıkıp dinden kopacak umerayı (ida- tanıtma maksadıyla irad buyrulan bir diğer hadiste şöyle buyu- rulur: "(Benden sonra) birkısım umera gelecek. Onların batıl sözlerine iti- recileri) raz edilemez. Bunlar kendilerini şapır şapır ateşe atarlar. Daladlerine itie mitmede birbirlerini takip ederler." Hadisi rivayet eden Hz.Muaviye (radı yallahu anh), halkın itiraz etmesi gereken gayr-i adil bir hükmü, aynı ca- mide aynı cemaate üç cuma üst üste hutbede tekrar eder. Üçüncü sefe- rinde bir itiraz yükselince, kendisinin o zümreden olmadığına hükme derek sevinir ve itiraz eden kimseye iltifatta bulunur.
11- DİN LAFTA KALIR
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâmľin haber verdiği fitne devri gelince din bir isim, resim ve şekilden ibaret kalacaktır. Bir kısım riva- yetlerden anlaşılan budur. Dinî emirlerin talim, tatbik ve icralarının ger- çekleşmesi için gerekli olan vazifelerin ihmali ve hazırlanması icabeden şartların terki halinde lüzumlu olan müeyyide ortadan kalkınca dinin şekilden ve laftan ibaret kalacağı açıktır ve tabiî bir sonuçtur.
Nitekim hadisler birkısım fitneleri çıkaranların talim ve terbiye gibi her çeşit dinî formasyondan mahrum gençlerden oluşacağını haber verir. Bunlardan, Hz. Ali'nin rivayet ettiği mühim bir tanesinde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), şöyle haber verir: "Ahirzamanda öyle bir zümre zuhur edecek ki, bunlar yaşça genç, akılca kıttırlar. Bunlar konuştukları zaman mahlukatın en hayırlı sözünden (yani Kur'an-ı Kerim'den ve ha- dis-i şeriften) bahsederler. Kur'an-ı Kerim'in kendi lehlerine olduğunu zannederler. Halbuki kendilerinin aleyhinedir. Ancak imanları gırtlak- larından öte geçmez. Okun hedefi delip geçmesi gibi, dine girip çıkarlar."
Yani bugünün tabiratına dökecek olursak, hadisin haber verdiği güruh, sistemli ve köklü bilgilerden mahrum, bir kısım sloganlar ezber- letilmiş, akıldan çok his ve heyecana tabi, düşüncesi kıt gençlerdir. Bun- lar kendilerine telkin edilip ezberletilen sloganlarla heyecana gelip, tah- nik edilirler. Sloganlar ise, en dindar kimselerin bile hoşuna gidecek güzel sözlerdir. Kur'andan bir ayet, Hz. Peygamber (aleyhissalatu ves- selam)'den bir hadistir. Ancak, bu sloganların yaşayışlarına tesiri yoktur. Şarihlerin belirttiği üzere, bunlar lafta inandıklarını söylerler, kalple- niyle inanmazlar. Zahiren güzel sözler söylerler, hakikat-ı halde söyle diklerine muhalif hareket ederler.
Şu hadiste ise bunların asıl maksatlarının dünyalık (mal, mevki,
266
YanıtlaSilKÜTÜB-İ SİTTE
13. CİLT
şöhret, iktidar vs.) olduğu, dini ise, bu "Ahirzamanda ağızlarına söhret, iktidaradarak ifade edilmektedir grupin aldikareyecek ki, bunlar dinle dünyayı talep edecekler. İnsanlara kin yumuşak (dindar, dünyayı terketmiş) görünmek için koyun postuna bürü. ise, canavarların kalbi nürler Derite der: "Bana karşı laubalilikte mi bulunuyorsunuz! Su nima ve azametime kasem olsun ki, ben onlara, kendilerinden (çıkaraca ğım) öyle bir fitne göndereceğim ki, (değil fiilen fenalıkları işleyenler gum) le bir her bile şaşkına dönecekler (ne def edebilecekler, ne de on. dan paçalarını kurtarabilecekler)."
12- DİNİN TATBİKATI ZORLAŞIR
Ahirzaman fitnesinin, hadislerde ifade edilen en bariz ve en mühim
vasıflarından biri, dine karşı olmasıdır. Resulullah (aleyhissalâtu ves
selâm)'ın geleceğe ve bilhassa Deccal fitnesine ait ihbarlarda kullandığı
teşbihli üslup ve ifadelerden şöyle bir mâna çıkarmak mümkündür: Ahir-
zamanda ortaya çıkacak birkısım beşerî (hümanist) görüşler ve değerler,
dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din demese bile or-
taya atacağı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i na-
zarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Öyle bir din ki, kendi dışın-
da kalanlara hayat hakkı tanımayan, diğer dinlerde mevcut olan kendini
hak başkalarını batıl ilan eden kıskançlık ve taassuba fazlasıyla sahip
yeni bir din. Bu yeni din beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî sultayı
kaldırmak amacıyla inkar-ı uluhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit
dinî değerin yerine beşerî bir put (heva) dikmeye çalışır. Temel ma'budu
madde ve insan olan ladinî bir dindir. Nitekim, komünizmin bu ma-
hiyette olduğu birçok müellifce vurgulanmıştır.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bu beşerî, bu ârızî ve mater
yalist sistemin, beşerin heva-yı nefsini putlaştırıp ilahlaştırmakla kal- mayıp, İlahî dinle, İslamiyet ile de mücadele edip, ortadan kaldırmaya çalışacağını mü'min ile Müslüman olanları, çeşitli hakaretlere maruz bırakacağını ifade ediyor ki, bunların geçmiş zamanlarda ve hatta günü- müzde aynen çıktığını söyleyebiliriz. Komünizmin girdiği yerlerde başta Müslümanlar olmak üzere bütün klasik dinlere inananların çektikleri cümlenin malumudur.
İşte Hz. Peygamber, dinini tatbik edebilmek için hakim durumdaki dusanan güçlerle mücadele gibi fevkalade, fevkalbeşer şartlara maruz bu "çetin şartlar devri Müslümanı"nı takviye ve teşvik etmeye tebliğatında
13. CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil267
hususi bir yer vermiştir. "İnsanlar öyle bir devir yaşayacaklar ki, o de- virde dini üzerine sabretmek, elinde ateş tutmak gibi zordur. Çünkü o de- Birde mü'min (öyle hakaretlere maruz kalır ki) davarından ünk od (daha haysiyetsiz) bir duruma düşer. Bu hakaret ve baskıya birçok insan dayanamaz. Zayıf olanlar, fire vererek, beş paralık menfaat için din ve mukaddesatından rüşvet verme durumuna düşer. Gündüz ve gecelerin ak- ması öyle devir getirecektir ki, o zaman biri kalkıp alenen: "Bir avus men fati için bize din (ve mukaddesatını) kim satacak?" diye sorar. Bi boşa değildir de: "Birçokları dinlerini çok az bir dünya malı karşılığında satar."
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bu zor şartlar alında dini tatbikatın diğer zamanlardakine nazaran çok daha değerli olduğunu ifade eder: "Herc, fitne ve insanların ahvalindeki ihtilat ve karışıklıklar zamanında ibadet tıpkı bana hicret etmek gibi büyük sevaba vesiledir." Bir başka rivayette Hz. Peygamber, fitne devrindeki şartların ağırlığını ifade için Ashabına şu hitapta bulunur: "Siz öyle bir zamanda yaşıyorsu- nuz ki, sizden biri emredilenlerin onda birini terketse helak olur. Fakat arkadan öyle bir devir gelecek ki, her kim, emredilenlerin onda birini yap- sa kurtuluşa erecek."
4758 numarada kaydedilen hadiste, zor fitne şartlarında dinî salabe- tini muhafaza edebilenlere normal şartlarda yapılan ibadetin sevapça elli misli vaadedilir: Hz. Peygamber: "Siz kendi nefislerinizi (ıslah etmeye) bakın" ayetiyle alakalı bir soru üzerine Ebu Sa'lebe'ye yaptığı açıklama sırasında sözlerini şöyle bitirir: "...Zira, önünüzde "sabır günleri" var. O zaman sabır, elde ateş tutmak gibidir. O vakit, dini tatbik eden bir kim- senin (amilin) ücreti, onun gibi çalışan elli kişinin ücretine denktir... "Bu onlardan elli kişinin ücreti mi?" diye bir kişi sorunca, Hz. Peygam- ber: "Bizden elli kişinin ücreti" diye tasrih eder.
13- İRTİDAT ARTAR
Dinin ta'lim, tedris ve tatbiki resmî himaye ve müeyyideden mah- rum kalmaktan öte dindarlar baskı ve hakaretlere de maruz kalınca bu- nun tabii bir sonucu olarak din hususunda bilgisizlik ve sathilik ortaya çıkacaktır. Şüphesiz, Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâmlin haber verdiği bu durumlar tesadüfi, arizî durumlar değildir. Dine karşı yürü tülen bütudurumlar tesadumlar, şuurlu, sistemli ve planlıdır. Öyle ise, dine karin bu meni dute, dini insanlar nazarında düşürmek mak- sadıyla dine karşı aleyhte propaganda da yapılacaktır.
268
YanıtlaSilKÜTÜB-İ SİTTE
13. CİLT
ve istihkar da ek Su halde gerçek din bilgisinden mahrumiyete, dinle alakalı kasıt ve dindarlara baskı lenince insanların dinle olan bağı son derece zayıflayacak demektir. (0 yanlış bilgiler, aleyhte propaganda kadar ki, bazan ferdi, bazan da kitle halinde irtidatlar, dinden çıkma vakaları olacaktır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in fitne ile alakalı bir kısım bevanları bu söylediklerimizi tasvir eder. Hz. Cabir (aleyhissalatu vesselâm in: bu dine kitleler halinde girdiler ve kitleler halinde de çıkacaklar" dedigi bu dine kitleler halin Hz. Aişe'nin Müslim'de gelen bir rivayetinde de Hz Peygamber: "Gece ve gündüzün akışı Lat ve Uzza'ya ibadeti getirecektir Peygauslimin diğer bir rivayetinde Devslilerin "Zülhalasa” adındaki ca hiliye putlarını ihya edecekleri belirtilir. Lat, Uzza, Zülhalasa adların daki meşhur cahiliye putlarının Resulullah devrinde param parça edil. diği gözönüne alınırsa, bu hadisle, insanların elleriyle yapıp diktikleri putlara, perestiş, ibadet mânasını taşıyan ta'zim ve hürmet gösterecek. lerinin ifade edildiği anlaşılır. Bu mânayı teyid eden bir başka hadiste "Putlar tekrar dikilmedikçe kıyamet kopmaz. Bunu ilk yapacak olan da Tihâme'den bir kal'a ehlidir" denilir.
Şu rivayet, kıyamete yakın çıkacak bu dinî gerilemeleri cehle bağ lar: "Öyle fitneler olacak ki, o zamanda birkimse, mü'min olarak sabah- ladığı halde, kafır olarak akşamlar. Allah'ın ilim (vermek sureti) ile ihya edip hayatlandırdıkları müstesna (onlar imanlarını kolay kolay kaybet mezler)." Hadiste geçen "Allah'ın ilim ile ihya ettikleri müstesna" tabiri, bu irtidatların asıl sebebinin cehalet olduğuna dair yukarıda söylemiş bu- lunduğumuz hususu te'yid eder.
Keza, şu müteakip rivayette zikredilen: "Dini fiilen tatbik etmede acele davranın.." kaydı da fitnenin çıkış sebebinin dindeki gevşeklik olduğu, fii len, ciddi şekilde tatbik eden fertlere fitnenin zarar vermeyeceğini ifade et mektedir. "Zifiri gece karanlığı gibi çökecek fitneler gelmeden dini filen tatbik etmede acele davranın. (Fitne gelince) kişi mü'min olarak sabahlar da kâfır olarak akşamlar, mü'min olarak akşamlar da kafir olarak sabah
lar. Bir kısmı, çok az bir dünya menfaati mukabilinde dinini satar." Akşamdan sabaha veya sabahtan akşama insanlarda meydana ge len bu süratli değişmelerin sadece dinî temel nasslarda, akidelerde kal mayıp beşerî vicdanlarda bulunması gereken her çeşit değerlere sirayet ettiğini muhtelif rivayetler te'yid eder. Bunlardan birinde: "..Kişi karde şinin kanını, ırzını ve malını haram bilerek sabahlar da, kardeşinin kanını, ırzını ve malını helal addederek akşamlar" buyrulur.
CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil269
14- ZENGİNLİK ARTAR
Bazı hadislerden kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir kamil fevkalade olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir.
Her halukarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahis- "Ahirzamanda ümmetim içerisinde bir halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak." Buhari'nin bir rivaye tinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa'dır: "Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez."
Bir diğer rivayette de "Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, ka- bul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz" denir.
15- CİMRİLİK ARTAR:
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), insanoğlunun madde karşı- sında hususi bir zaafı olduğuna fazlaca dikkat çeker. Yaratılışından ge- len bir hırsla, ölünceye kadar bu tamahkârlığın devam edeceğini belirtir: "İnsanoğlu ne kadar yaşlansa da ondaki iki arzu genç kalır. Yaşamak ar- zusu ve madde arzusu." "İnsana iki vadi dolusu altın verilse bir üçüncüyü ister, onun iç boşluğunu ancak toprak doyurur."
Ondaki bu zaaf şerî ölçülerle disiplin altına alınmaz, terbiyeden ge- çirilmezse birkısım içtimâî bozukluklara sebep olur. Bu mal hırsının ma- razi tezahürlerinden biri cimriliktir. Cimrilik ve mal düşkünlüğüne, bazı fertlere has münferid vak'alar olarak her devirde her cemiyette rastlanır ise de, bunun bir cemiyette umumi ve yaygın bir hal alması normal de- ğildir. Böyle bir durumun bir cemiyette zuhuru, bir kısım içtimâî bozuk- lukların had safhaya ulaştığının delili ve alâmeti olmalıdır. Hatta Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm), cimriliğin yaygınlaşma halini, emr-i bil-marufun fayda yerine zarar vereceği ve bu sebeple onu da terk etmeyi gerektiren bir mi'yar olarak değerlendirir: "..İrşad işini bırakmayın. Ak- sine ma'rufa uyun, münkeri nehyedin. Ancak, ne zaman mucibiyle amel edilen bir cimrilik peşinden gidilen hevesat görür, inanların (mal, meuki Bimbi cimrilik peşinden gidilyayı ahirete tercih ettiklerine, rese lerinin (Kur'an, hadis ve icmayı bir tarafa iterek) kendi rey ve düşünce lerini beğendiklerine şahit olursan sen o zaman, kendi başının çaresine
270
YanıtlaSilKÜTÜB-İ SİTTE
13. CILT
bak, başkasıyla uğraşmaktan vazgeç, "4758 numarada geçen bu hadisten, daha önce temas ettiğimiz sebeplerden ileri gelen içtimai birlikte cimriliğin de yaygınlaşacağını anlamaktayız. bozukluklarla
16- ASİLLER ÖLDÜRÜLÜR, MEYDAN ADİLERE KALIR
Bir kısım hadisler, fitnede rol oynayacak kimselerin, birinci derecede gen diğer bir kısım hadisler dahi gençler olduğunşilerin helak olacağını bunlarlargar müteme amin, dindar kissefih kimselerin alacağını vurgular. Din-sultan ayrıla hain, capulu vesinin dışında bırakılmayan ve dinin deule zorlaşması gibi birbirini tamamlayan ve takip eden vakalan mak kadar tabii bir sonucu olarak ceritakan gelişme 5036 numarada kaydedeceğimiz bir Tirmizî rivayetinde şöyle durum, 503 Dunyada insanların en bahtiyarlarını (malca en zengin, ya şayışça en müreffeh, makamca en üstün, nüfuzca en kavi) en adi kimseler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz."
Hadiste mevzubahs edilen adiliğin neseb ve haseb yönünden olduğu, kullanılan kelimenin nesebi bilinmeyen ahlakî kemâli duyulmayan kim. se mânasını da ifade ettiği şarihlerce belirtilir.
Taberânî'nin bir tahricinde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Fuhuş ve cimrilik ortalığı sarmadıkça, emin ve güve nilir kimseler aşağılanıp, hainlere itimat edilmedikçe, "vuûl" olanlar he lak olup, "tuhût" olanlar zuhur etmedikçe kıyamet kopmaz." Dinleyenler sorar: "Ey Allah'ın Resûlü, "vuûl" ve "tuhût" da ne demek?" Cevaben: "Vuûl, insanların ileri gelenleridir, eşrafıdır. Tuhût ise, insanların en düşük olanlarıdır, ayak altında bulunan (adı sanı duyulmamış) bilin meyen kimselerdir" der. Hadisin bir başka veçhinde tuhut, adi, düşük ai
lelerden gelen kimseler olarak açıklanır.
Müslim'de kıyamete yakın vukua gelecek hâdiseleri tasvir eden bir ri vayette, şu açıklamaya da rastlarız: "Geriye insanların şerirleri kalır. Bunlar (şerlere ve şehvani hedeflere koşmada) kuşlara, (birbirlerine zulüm ve düşmanlıkta) vahşi hayvanlara benzerler."
Hadis kitaplarında "Cibril hadisi" olarak şöhret kazanan meşhur ri vayette, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine kıyamet als metlerini soran Cebrail aleyhisselam'a, diğer bazı alametler meyanında şunu da zikreder: "..Yalın ayak başı kabak (halktan gelme, asaletsiz) kim selerin insanlara baş olmaları kıyamet alâmetlerindendir."
13. CILT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSilDaha önce fitnenin çeşitlerinden bahsederken kaydettiğimiz bir ha- diste, refahtan hasıl olan fitneden sonra insanların, ilmi ve fikri nakis kavuşacaklarının ra ehliyetsizlerin, beya ketiga bir kimsenin edildiğini görmüştük. Bu rivayet de fitneden son- zorla, hile ile başa geçeceklerini ifade eder.
Rivayetlerin hepsini zikretmeye gerek yok. Kaydedilenler bize göste- var ki, ayetle bozulaceşitli içtimai bozuklukların neticesi er bize göste far umumiyetle bozulacak ve kendilerine uygun olarak, bozukak insan- Maşlarına geçecektir; "Her bir kabileyi (milleti) o kabilenin münafıkları ve idare etmedikçe kıyamet kopmaz." sok ve
17- FİTNEDE GENÇLER ROL OYNAR
Yukarıda kaydedilen bir hadiste, en azından bir kısım mühim fitne- Jerde, tecrübesiz ve kıt düşünceli gençlerin birinci derecede rol oynaya- cağı, bunların herkesçe makbul ve müsellem olan güzel sözler, ayet ve hadisten alınma parlak düsturlarla ortaya çıkacakları, ancak sözleriyle
amellerinin bir ilgisinin olmayacağı belirtilmiştir.
Daha başka hadislerde de, içtimâî ve siyasî hayatta gençlerin birinci planda yer aldıkları devirlerde fitne ve fesadın, emr-i bi'l-maruf gibi şartla- ra göre farz-ı ayn sayılacak kadar değer kazanmış, son derece mühim bir vazifenin "terkini gerektirecek", defalarca yasaklanmış olan "ölümü is- teme'yi meşru kılacak kadar ileri ölçülere varacağı ifade edilmekte, "ume- ra çocuklardan olduğu müddetçe yeryüzünden lanetin kalkmayacağı" be- lirtilmektedir. Bu mânayı te'yid eden şu hadis de ziyadesiyle manidardır: "Kıyamet alametlerinden biri de ilmin gençler nezdinde aranmasıdır." Şu rivayet de Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) in bu mevzudaki mü- him uyarı ve tenbihlerinden biri olmalıdır: "Hz. Peygamber bir defasında "Çocukların emîrliğinden Allah'a sığınırım" der. Yanındakiler: "Çocukların emîrliği de nedir?" diye sorarlar. Şu cevabı verir: "Onlara itaat etseniz (di- ninizde) helak olursunuz? Şayet isyan etseniz sizin dünyanızı) helak eder- ler; ya malınızı, ya canınızı ya da her ikisini almak suretiyle."
Bizzat Buhârî'de gelen bir rivayette, ümmet-i Muhammed'in helakının Kureyş kabilesinden emîrliğe geçecek çocuklar (gençler) yüzünden geleceği belirtilmiştir. Şarihler aynıyla vaki olduğunu misallerle te'yid ederler.
18- KATL (ÖLDÜRME) VAKALARI ARTAR
Bidayette de belirttiğimiz üzere, fitnede artacağı belirtilen "herç" um demektir de belirtisinelerin en bariz vasıflarından biri öldürme
272
YanıtlaSilKÜTÜB-İ SİTTE
13. CILT
vakalarının artmasıdır. Fitne sırasında kardeş kardeşi öldürecek demek. tir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Müslümanların bu day. ranışlara düşmemeleri için, fitnenin bilhasa bu yönüne fazlaca dikkat çekmiştir. Pek çok hadiste görüldüğü üzere, fitneye karışmamayı ısrarla tavsiye edisten maksad, haksız yere kan dökme amellerinden korumay sağlamaktır. "...Zira kişi Müslüman cephesinde olduğu halde, kardeşinin malını yer, kanını döker ve Rabbine isyan eder, hâlıkını inkâr eder ve ken. disine cehennem şart olur."
Fitnede, haksız yere katl vakalarının, kardeşin kardeşi öldürme had ifade eden hadisler çoktur. Burada hadiselerinin cokada zikrettiğimiz hadisin bir parçasını hatırlamakla ye tiniyoruz: "Ey Ebu Zerr, haberin ola. Ölüm insanlara öylesine çok gelecek ki, kabirler hizmetçi ve köleler tarafından inşa edilecek." Bir Sahiheyn hadisinde "herc artmadıkça kıyamet kopmaz” buyuran Resulullah, "Hert nedir?" sorusuna, "Öldürme, öldürme (katl)!" diye cevap verir.
19- TEŞKİLATLAR ADINA ÖLDÜRME
Fitneyi tasvir zımnında ifade edilen en enteresan hadislerden biri 4780 numarada kaydedilen hadistir: "Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a kasem ederim ki, insanlar öyle bir devir yaşayacaklar ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul niçin öldürüldüğünü bilmeyecek." "Bu nasıl ola- cak?" diye sorulduğu zaman Hz. Peygamber şu açıklamayı yapar: "İşte bu herç-tir. (Buna bulaştıktan sonra) ölen de öldüren de ateştedir."
Biz bu hadisi, fitne üzerine söylenen enteresan hadislerden biri ola- rak tavsif ettik. Çünkü, bilhassa memleketimizin yaşamış bulunduğu du- rumu tasvir etmektedir. Birtakım gizli teşkilatlar tarafından yürütülen anarşik hadiselerde kullanılan şahıslar, kendilerine verilen vazifeyi yap- mak zorundadır, sebebini, niçinini soramaz. Mesela halkı yıldırmayı he def alan bir çok vakada, gelişigüzel kalabalık üzerine, otobüs durağında bekleyenlere yaylım atəşi açılmaktan çekinilmemiştir.
Teşkilatlar adına işlenen ve para mukabili adam öldüren klasik tip teki kiralık katillerden daha gayesiz katiller tarafından sahneye konan bu cinayetleri Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm): "Öldüren niçin öldürdüğünü, ölen niçin öldüğünü bilemez" şeklinde ifade etmiştir.
Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm'in bu hadiste, hassaten teş kilatlarca tertiplenen anarşist cinayetleri tasvir ettiğini teʻyid etmek için bu çeşit cinayetleri tahlil eden bir Batılının şu satırlarına göz atalım
CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil273
katil nazarın da gerçekten suçlu olması mühim değildir. Hatta kurban suçsuz olduğu nisbette anarşik cinayetin daha mükemmel olduğu söylenebilir. Nitekim bu cinayetlerde mühim olan, tedhiş vasıtasıyla halk üzerinde yılgınlık hasıl etmektir. Kurban edilen kimsenin mevki-i içtimaisi yünde yılgınlık nisbette bu gayeye daha iyi ulaşılır. Zaten tedhişçiler, ictimai bale gedik açabilmek için başa vurmak gereğine inanırlar.
20- EMNİYET VE GÜVEN KALMAZ:
Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm)'in mükerrer hadislerinde, fitne, anarşi devrinde emniyetin kalkacağı, kimsenin kimseye itimat ede- meyeceği, emin kimselerle hain kimselerin tefrik edilemeyeceği vs. belir- tilir. Bu hususla alakalı olarak Abdullah Ibnu Amr'dan gelen bir rivay- ette, fitnenin çıkacağı devre, "(İnsanlar arasında emin ve güvenilir kimselerle hain kimseler, salihlerle facirler birbirinden tefrik edilemeye- cek kadar) insanların ahde vefaları bozulduğu, itimadın kalktığı za- man.." olarak tasvir edilir.
Bir başka rivayette, fitneden haber veren Resulullah (aleyhissalâtu ves- selâm)'a İbnu Mes'ud sorar: "Ey Allah'ın Resulü, bu fitne ne zaman gelecek?" "Bu herc (insanların birbirini kırdığı) devirdir."
"Bu kırım devri ne zaman gelir?"
"Bu, kişinin arkadaşına bile itimad edemediği zamandır."
İbnu Mes'ud, bu hadisi Vabısa'ya anlatırken, Vabısa da İbnu Mes'ud'a eyyamu'l-hercin (kırım zamanının) ne vakit geleceğini sorar. O da mualli- minden aldığını belirttiği cevabı tekrar eder: "Kişinin arkadaşlarına bile i- timad edemeyeceği zaman."
Bir başka rivayette, cemiyet fertlerinin maruz kaldıkları içtimâî bo- zukluklar sonunda, dinin "ahidlerinizi tutun" (Nahl 91, İsra 34), "ver- diğiniz sözlerde durun", "yalan söylemeyin” gibi emirlerini unutarak iti- mat edilmez davranışlara düşecekleri belirtilir: "Sen, ahidlerini bozan, güvenirliklerini kaybeden mübtezel (ayak takımı) insanların arasında kaldığın zaman ne yapacaksın? O insanlar düzenleri bozulmuş (bir emniyetleri suistimal eden kimselerdir." Hz. Peygamber (aleyhissalâtu digerine benzemeyen) her biri her an değişen, ahidlerini bozan, itimad ve Vesselâm) bu açıklamadan sonra parmaklarını birbirine geçirerek: "Iste böylesine karışık" der.
ÖLÜM ARANIR:
YanıtlaSilBüyük fitnenin hususiyetlerinden biri ölümü aratmasıdır. Yukarıda söylediğimiz gibi fitne; içtimâî hastalıkların artması sonucu kargaşanın Begins Her çeşit din ahlakın, ali dan prensiplerin lup ve makhur edilip hissiyatın, içgüdülerin, beşeriyetin kemali için daj. ve can emniyetini kaldırıp, katl, hırsızlık ve soygunları artırmaya müncer böylesine armas, hayatında m olan ikkaybettirecektir. Böyle bir ortamda ölenlere gipta edilmesi mucib.j nasret olmalıdır. Buhari ve diğer kaynakların kaydettikleri bir rivayette hayret almber (aleyhissalatu vesselâm), bu durumu şöyle ifade eder: "Bir İnsan, ölmüş bir kimsenin kabrine uğrayınca: "Bunun yerinde keşke ben olsaydım" diye temenni etmedikçe kıyamet kopmaz."
Müslim ve İbnu Mace'de gelen bir rivayette bu temenninin dindarlık sebebiyle olmayıp, maruz kalınan belalar, çekilen sıkıntılar sebebiyle oldu. ğu tasrih edilir. Daha başka rivayetlerde insanların, sabredilmesi, elde ateş tutmak kadar zor olan musibet dolu devirler yaşayacakları belirtilir.
Bir başka rivayette, ölümü arattıran bu fitnenin maddî imkanların darlığı ile bir alakasının bulunmadığı, bilakis zenginlik sebebiyle arttığı, hatta bu yüzden insanların fakirliği temenni bile edecekleri tasrih edilir. Daha çok zengin başların derde düşmeye başladığı günümüz ahvaline ol- dukça yakınlık arzetmesi sebebiyle hadisi aynen kaydediyoruz:
"Siz öyle zaman göreceksiniz ki, o vakit kişi, nasipçe (malca) hafif ol maya gıpta eder, tıpkı şimdi sizin mal ve evlat çokluğuna gıpta ettiğiniz gibi. O kadar ki, biriniz kardeşinin mezarına uğrar da, hayvanın yerde yuvarlanması gibi yuvarlanarak: "Keşke senin yerinde ben olsaydım" der. Bu davranışı (Hz. Yusuf gibi bir an evvel) Allah'a kavuşmak arzusuyla veya önceden işlediği iyi ameller sebebiyle değil, maruz kaldığı belalar sebebiyledir."
22- GANİMET (DEVLET MALI) HELAL ADDEDİLİR:
"Devletin malı deniz yemeyen domuz" diyerek devlet malını çeşitli
yollardan yağmalamayı helal addeden fasıklarla, "burası dar-ı harptir.
dari harpte zekat verilmez" diyerek başta vergi kaçakçılığı olmak üzere
Feşitli haramları helal addeden cahillerin halini beyan etmeye de Ht.
Peygamber ehemmiyet vermiş, bu durumun anirzia hava fitnesinin alâmet
lerinden birini teşkil ettiğini belirtmiştir. Handen rivayete göre
CİLT ZAMANLA VUKUA GELECEK FİTNE VE HEVALAR
YanıtlaSil275
"Kivamet ne zaman?" diye soran bir kimseye, Hz. Peygamber (aleyhis- vesselâm) cevaben kıyamet nimet sayıldığı, sadaka (yani zekat ve vergi) bir yük addedildiğinaneta demiştir. Aynı fikre, Ebu Hüreyre'den gelen "rihul-hamra (kızıl rüzgâr) hadisinde de yer verilerek: "Emanet ganimet addedilince, zekat ise (dini bir borç değil, zorla alınan) bir ceza telakki edildiği zaman.. kızıl rüzgârı bekleyin" denmiştir.
23- FİTNENİN GİRMEDİGİ EV KALMAZ:
Bazı rivayetlerden, kıyametten önce, gelecek bir fitnenin girmeyeceği evin kalmayacağı, istisnasız her eve gireceği ifade edilir. Abdullah İbnu Amr tarafından rivayet edilen bir hadiste kıyamet alâmetleri, bir ipe di- rilmiş bulunan boncukların, ipin kırılmasıyla birbirini takip etmesi gibi, peşpeşe gelecekleri ifade edilir. İşte birbirini takip edecek bu alâmet- lerden altı tanesi tadad edilir. Bunlardan birinin: "Bilaistisna her Arabın evine girecek olan bir fitne" olduğu belirtilir. Hadisin Müsned'de gelen iki veçhinden birinde "sizden her bir kimsenin evine" şeklinde; diğerinde "her bir yün ve toprak eve" şeklinde ifade edilerek bu hususta şehir ve köy farkının da kalmayacağı belirtilmiştir.
Prof. Dr.
YanıtlaSilİbrahim CANAN
HADİS
ANSİKLOPEDİSİ
KÜTÜB-İ SİTTE
13. CİLT
AKO AG
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
240 1 Vitir Bana farz, size nafile. Kurban Bana farz, size nafiledir. Cuma günü guslü de Bana farz, size nafiledir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
240 2 Yalnızlık, fena arkadaştan hayırlı, iyi arkadaş ise yalnızlıktan hayırlıdır. İyi şey yazılması sükuttan hayırlı, sükut da şer yazılmasından hayırlıdır. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
240 3 Evlat, kalbin semeresidir. (Göz nurudur) Ve o evlat korku, hasislik ve hüzün tevlid edicidir. Hz. Ebû Said (r.a.)
240 4 Çocuk, döşek sahibinindir. Zinada mahrumiyet vardır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
240 5 Evlat, Cennet reyhanındandır (rızıkdandır) Hz. Havle binti Hakim (r.a.)
240 6 Birinci günkü düğün yemeği (velime ) borç ve haktır. İkinci günü iyidir. Üçüncü günkü gösteriş ve riyadır. Hz. Zuheyr (r.a.)
240 7 Düğün yemeği borçtur. Kim bu davete icabet etmezse Allah ve Resulune asi olur. Kim de davetsiz giderse, girerken hırsız olarak girer, çıkarken yağmacı çıkar. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
240 8 Sevgi de husumette miras olurlar. Hz. Ebû Bekre (r.a.)
240 9 (Kur'an'daki) "Vürûd" (cehenneme) duhuldür. İyi olsun, kötü olsun ona girmiyen kalmaz. Yalnız mümine, serin ve selamet olur. Hz. İbrahim (a.s)'a (ateşin serin) olduğu gibi. Öyleki müminlerin soğukluğundan Cehennem bağırır (müminin nuru onu yener). Bundan sonra Allah, takva ehlini kurtarır, zalimleri ise orada yüzüstü bırakır. Hz. Câbir (r.a.)
240 10 Verâ (şüpheden kaçma) amelin seyyididir. Bir kimse de, masiyetle yalnız kaldığı zaman (kötülüğe fırsat bulduğu vakit) Allah'a isyandan onu alıkoyan bir verâ' yoksa, Allah o kimsenin amellerinden hiç bir şeye kıymet vermez. İnsanda Allah korkusu gizli ve aşikarede, iktisad fakirlik ve zenginlikte, adalet ise hoşnudluk ve gadapta olmalıdır. Agah olun ki, "mümin" nefsine hakim olan kimsedir. Ve kendisine hoş gördüğünü başkalarına da hoş görmelidir. Hz. Enes (r.a.)
240 11 Verâlı adam, şüphe üzerine duraklıyan, hemen atılmıyan kimsedir. Hz. Vasile (r.a.)
240 12 Vesvese imanın ta kendisidir. (İtikada gelir, boş eve hırsız gelmez, imanın alameti demektir) Hz. İbrahim (r.a.)
240 13 Namazda vesvese dindendir ve açık imandandır. Hemen hemen hiç bir mümini şaşmaz. Hz. Ali (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
371 1 Bir kula, dininin gitmesinden sonra gözünün gitmesinden daha büyük musibet olmaz. Gözü gidip de sabreden kimse muhakkak ki Cennetliktir. Hz. Büreyde (r.a.)
371 2 Bir mü'mine güneş batıncaya kadar "Lebbeyk" demek nasip olursa, bununla beraber günahları da, anasından doğduğu güne benzeyinceye kadar af olur. Hz. Amir İbni Rabia (r.a.)
371 3 Allah'ın melekleri için de seçtiği şu tesbih dir ki o: "Subhânallahi ve bi hamdihî" dir. ('Kelamın efdali nedir?' diye sorulduğunda bu hadis varid olmuştur.) Hz. Ebû Zerr (r.a.)
371 4 Ailene yedirdiğin senin için sadakadır. Çocuğuna yedirdiğin senin için sadakadır. Hadimine yedirdiğin senin için sadakadır. Kendine yedirdiğin de senin için bir sadakadır. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.)
371 5 Bir ev sahibine "rıfk" verildi ise, mutlaka fayda verildi ve mahrum edildi ise, o ev halkına mutlaka zarar verildi. Hz. Abdullah İbni Ma'mer (r.a.)
371 6 Allah (z.c.hz.) bir kimseyi cehaletle asla aziz etmez ve ilimle de asla hor etmez. Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
371 7 İnsan için en zararlı şey çok söylemektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
371 8 Bir göz yaşarırsa, Allah o gözü taşıyan bedeni ateşe haram kılar. Yanağına bir damla akarsa, o yüze karalık ve horluk arız olmaz. Eğer ağlayan kimse acıdığı ümmetlerden bir ümmet için ağlarsa, o ümmet mağfiret olur. Göz yaşına değer yoktur ve onunla ateşten denizler söndürülür. Hz. Müslim İbni Yesar (r.a.)
371 9 Hiç bir kazanç sahibi, kendisini hidayete nail edecek veya tehlikeden kurtaracak ilme sahip olmak gibi bir kazanç sağlamadı. İnsanın aklı doğru olmayınca dini doğru olmaz. Hz. Ömer (r.a.)
371 10 Hiç bir kimse eli ile kazandığı kadar hayırlı bir şey yemedi. Allah'ın Peygamberi Davud (a.s.) da elinin kazancından yerdi. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.)
371 11 Dünya kurulalıdan kıyamet kopana kadar iki harp saffı karşılaştı ise, bir tarafta muhakkak Rahmanın kudret eli bulunmuştur. Bir kula zafer murad ettiği zaman, işte bu eli ile nusret ederde, göz açıp yumuncaya kadarlık bir zamanda diğer taraf münhezim olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
371 12 Her su döktükçe abdest alınmakla emr olunmadım. Yapsaydım sünnet olurdu. Hz. Âişe (r.anha)
371 13 Ben sizi kendiliğimden cihada çıkarmadım ve kendiliğimden de bırakmadım. Ancak bunu Allah (z.c.hz.) çıkardı ve bıraktı. Ben memur kulum. Emrolunanı yaparım ve Bana vahiyle emrolunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
448 1 Bir kimsenin din kardeşinin evine gelip te önüne konulanı yememesi cefadandır. Bir adama yolda arkadaş olup ta ismini ve babasının ismini sormaması cefadandır ve ailesi ile münasebetten evvel latife yapmaması da cefadandır. Hz. Ali (r.a.)
448 2 İnsanın bir din kardeşi konuşurken susması mürüvvettendir ve arkadaşının nalını kopunca onun da durması, hüsnü muaşeret güzelliğindendir. Hz. Enes (r.a.)
448 3 Bir müslümanın içine sevinç sokmak, gamını gidermek, borcunu ödemek veya onu açlıktan doyurmak, Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili amellerdendir. Hz. Ebû Şureyk (r.a.)
448 4 Arabın helak olması kıyamet alametidir. Hz. Talha İbni Malik (r.a.)
448 5 Bina kıyamet alametindendir. Bir adamın camiden geçip te iki rek'at kılmaması, tanıdığından başkasına selam vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
448 6 Kıyamet alametlerindendir, haine itimad edilip, emine ihamet edilmesi. Hz. İbni Amr (r.a.)
448 7 Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlal etmesi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
448 8 Kıyamet alametlerindendir; çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması, yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, haine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi, münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hakim oluşu, mihrapların süslenmesi, kalblerin harap edilmesi, erkeğin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi, dünyanın mamur kısmının harab, harap kısmının mamur olması, şüphenin ve faizin aşikar olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenileşmesi, içkinin içilmesi, zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
448 9 Kula dünyada verilenin efdalindendir afiyet; ahiret için de verilenin efdalidir mağfiret. Kula nefsi tarafından verilenlerin efdali ise, bir kavimden neş'ed eden hayırdan adamın ders alması. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
448 10 Kıyametin yaklaşmasındandır minberlerin, hatiplerin çoğalması, ulemanın süslere meyledip haramı helal, helali haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri, altın ve gümüşlerinizi helal saymayı öğütlemeleri ve Kur'an'ı ticaret metaı edinmeleri. Hz. Ali (r.a.)
OSMANLI IMPARATORLUĞUNU BEPLERDEN BİRİ: VIKAN SE
YanıtlaSil17 Mayıs 1717 tarihinde Lady Montaqu isimli kadın Edirne'den yazdığı mektupta şunları anlatı yordu: Zengin tüccarların çoğunun Yahudi oluşu dik-
ları Türklerinkinden çok fazla. Kendi kanunlarıy la idare edilen bir cumhuriyet gibiler. Türkler atıl labiatlı ve sanayie hevesli değiller. Buna karşılık Yahudiler birlik meydana getirdiklerinden devletin bütün ticaretini ellerine almışlar. Her paşanın iş- lerini eline bıraktığı, sırlarını emanet ettiği bir Ya hudi kâhyası var, kendileri hiç bir işe karışıyor. lar. Bu yahudiler paşanın bulunduğu kazada çar- şıyı tanzim eder, her zaman hediyeler alır, giren ve çıkan malları muayene ederler. Padişahın (1) doktoru, hazinedarı, tercümanı hep Yahudidir. Menfaatına son derece düşkün olan böyle bir mil letin bu durumdan ne derece istifade edeceğini an- larsınız. Bunlar kendilerine her zaman ihtiyaç du- yulmasını sağlamışlar ve bu sayede saray da onları korumuştur. İngiliz, İtalyan ve Fransız tacirleri bunların bütün hilelerini bildikleri halde, işlerini ister istemez onlara yaptırıyorlar. Velhasıl tica- retle ilgili olan ne varsa onların elinden geçiyor. İçlerinde itibarı en az olanlar bile, kendilerine muh- taç olunmaktan uzak kalınamayacak derecede ö- nemli kişiler. Bütün millet, zenginlerine olduğu ka- dar da bunlara alâka gösteriyor. Hepsi zengin olduk- ları halde bu durumu gizlemeye dikkat ediyorlar.
(1) (Türkiye Mektupları, Lady Montaqu, 1001 Temel Eser, sayfa 84)
(1) Padişah, Edirne'ye dinlenmeye gelince onun dok toru, hazinedarı ve tercümanı Yahudi imiş.
SUR
YanıtlaSilSayı 28
Temmuz 1978
10 TL
MİLLİYETÇİLER
III. BÜYÜK İLMİ KURULTAYI
AYDIN AYDINLAR OCAGI-19/0
sy. 24.
İKTİDAR KİMİN ELİNDE?
YanıtlaSilCHP'ye rey vermiş, gönül vermiş öyle Halk Partililer var ki, onlar da sürüldü. Çünkü eylemci, devrimci ve bilmem neci değilmiş...
Ve, Halk Partililer de anladı ki, ihtilal yanlısı, kını boyalı, anarşist edalı kimseler, CHP adına ik- tidar olmaya çalışıyor.
Durmadan devlet dolabı çevriliyor, bir yandan düşen, bir yandan yükselen memurlar, Türkiye'yi zor duruma itiyor.
Böyle giderse, gelen iktidarlar memur tâyin et- mekten memleket işlerine eğilemeyecekler...
Bu halin daha beteri de var mı?
HADİS MEALİ
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>
Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?
ey Allah'ın elçisi.>>>>
Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:
1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.
2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.
3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.
4 Erkeğin karısına emir kulu olması.
5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.
6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.
7 Babaya karşı cefa edilmesi.
8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.
9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci
10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.
11 İçki içmenin yayılması.
12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda
13 Şarkıcı kadınların türemesi.
14 Şarkı âletlerinin türemesi.
15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.
İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.
Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,
Kitabül Fiten Hadis: 2210
YanıtlaSil
yuksel28 Ağustos 2024 08:44
SUR
Sayı 25
Nisan 1978
10 TL
zamanın milbim şahıslan
İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ
DECCAL
Vatan hainlerini putlastirdilar kahramanlastirdilar.
YanıtlaSilYanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2024 01:35
Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden.
Ravi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.)
Sayfa: 153 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2024 01:37
Bana Cebrail (a.s.) dedi ki: "Allah ashabından dördünü sever: Ali (r.a.) Selman (r.a.) Ebu Zerr (r.a.) ve Mikdat (r.a.)
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 451 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilnuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.
Stratejik Sürpriz
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.
Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-
yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik
Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html
Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.
"Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.
1982), 10.
-66-
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11
بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06
İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
Ravi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis