Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Kirk yıl saban sürersen, bir yıl sabanın kulağı altına rastlar.
108 Kirk yıl salgın olsa da, eceli gelen ölür, eceli gelmeyen kalır.
Kis karlı olursa, yaz yağmurlu olur.
Kış kışlığını yapmazsa, yaz yazlığını yapmaz.
(199) Kışın duman olsun, hastalığın nezle olsun.
1992 Kışın güneşli hava, ödünç (şey gibidir, geçicidir).
Kışın kuş ağacın tepesine konarsa, gün ılık olur; kenarına konarsa, gün soğuk olur.
1994 Kışlarsan Ak-kermen'de kışla, tuttuğun işi sağlam kavra!
196 Kız, karakteriyle sevdirir.
Kız. kimi severse, onundur.
11307 Kızı kim istetmez. kimızı kim içmez?
108 Kızın kötüyse, kızıl giydir!
1309 Kim hemşerin ise, kardeşin de o olur.
400. Kim nasılsa, aşı (yemeği) de öyle.
Kimin arabasına binersen, onun türküsünü söyle!
1402. Kişının giyimi çabuk kirlenir, atı çok terler.
1403 Kocasız kadın padişah.
13404. Kol kırılsa, yen içinde; baş kırılsa, börk içinde.
134405 Konuğun kursağı doysa, gözü yola bakar.
5406. Konuk az oturur, çok sınar (dener).
13407. Konuk doyunca, eşiğe (kapıya) bakar.
3408. Konuk gelirse, et pişer; et pişmezse, bet (yüz, surat) pişer (utanılır).
13409. Konuk isen, dilini tut!
3410. Korkağa sorma, gözü söyler; aptala sorma, kendi söyler.
13411. Korkağı (çok) kovalarsan, kahraman olur.
13412. Korkak bin (kez) ölür, bahadır (kahraman) bir (kez) ölür.
13413. Korkana çift görünür.
13414. Korkma Martın kışından, kork Nisanın besinden!
13415. Kosan at yorulduğunu bilmez. kötü adam bakmasını bilmez.
13416. Koşmaya alırsan deve al, kırk yük altında ezilerek gitse de yorulmaz; sağmaya alırsan kısrak al, soğuklar gelmeden süt vermeyi kesmez; yalnız isen güzeli al,
yurdunda ağlayıp kalsa kim almaz!
13417. Koyun koçsuz olmaz, tarla evi başkansız olmaz.
428 13288. İbretli sözün ne yararı var, duyduğu ile gördüğünü (uygun) zamanı bulsp söylemezse? İki gözün ne yararı var, iyi ile kötüyü görünce ayırt edemez
13289. İçten gelerek ağlarsan, kör gözden de yaş gelir.
10833 Ho Turk doğdu (Twieled Turk Yağmurla güneşin ayni anda olması halinde söylenir Ada ikliminde, güneş ayni zaman yağmur kesildiğinden, deyimin gerçek anlamının "Ezine ender rastlanı" olduğu anlatıdır.)
12836 Turkler geliyor! (Ard ge/ Turk: Daha çok, çocukları korkutmak için kullanılan bir deyimdir.)
...
MAORI (YENİ-ZELANDA) ATASÖZÜ
12837. Toprak, hiçbir zaman ölmeyen bir aynadır.
...
MEKSİKA ATASÖZLERİ
12838. Aç bir bedende ruh da cılız kalır.
12839. Akıllı kimdir? Herkesten öğrenen. Güçlü kimdir? Hırslarını yenen. Vanad kimdir? Durumundan memnun olan.
12840. Aslan, herkesin kendi fikrinde olduğunu sanır.
12841. Denizdeki adam, yelin buyruğuna girer.
12842. Dövülen köpek, çabuk akıllanır.
12843. Erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer.
12738. Vicdan, yasasız yargılasa bile cezalandırır.
12739. Ya başlama, ya da tamamla!
12740. Ya Imparator olmak, ya da hiç. (Aut Caesar, aut nihil. Mutlaka baş olmak gerekir, anlamına. Bizdeki karşılığı: Baş ol da, istersen soğan başı ol.)
12741. Yalancı dostlarından kendini koru, düşmanlarından ben seni korurum.
12670. Öteki yanı da dinle! (Audi alteram partem. Yan tutmadan bir yargıya varmak içın, suçlamadan sonra, savunmayı da dinlemek gerekir, anlamına.)
12671. Öyle istiyorum, öyle buyuruyorum. (Sic volo, sic jubeo. Bu Latin deyişine, kimi zaman şu sözler de eklenir: Sağduyu yerine iradem gelsin: Sit pro ratione voluntas.)
12672. Özgürlüksüz yaşam, bir hiçtir.
12673. Paranın kokusu yoktur.
12674. Parçala ve yönet! (Divide et impera.)
12675. Pek sık "sevmiyorum" diyen, seviyordur.
12676. Rahat olduğun yer vatanındır. (Ubi bene, ibi patria.)
12677. Rezil olmaktansa, ölüm yeğdir. (Potius mori quam foedari.)
12678. Roma'da ikinci adam olmaktansa, iki evli bir köyde birinci adam olmak yeğdir.
12679. Roma'da isen, Romalı gibi yaşa; başka yerdeysen, orada yaşadıkları gibi yaşa!
12680. Sabır, mutsuzların limanıdır.
12681. Sabırlı olan, ölümsüz olur. (Patiens, quia aeternus.)
12682. Sağlam kafa (ruh), sağlam vücutta bulunur. (Mens sana incorpore sano. "Vücut sağlığı, ruh sağlığı için önemli bir koşuldur" anlamında kullanılır.)
12683. Sağnağı oluşturan, küçük damlalardır.
12684. Sahibinin gözleriyle ayak izleri, tarlaya sağlık, bereket getirir.
12685. Salt onur için (karşılık beklemeden). (Ad honores.)
12686. Sanat uzun, yaşam kısadır. (Ars longa, vita brevis.)
12687. Sanatın, ilgisizlikten başka düşmanı yoktur.
12690. Savaş, görmeyen ya da bilmeyen için tatlıdır. (Dulce bellum inexperto.)
12691. Sen de mi, oğlum? (Tu quoque, fili! Sezar'ın, katiller arasında oğlu yerindeki Brutüs'ü de görmesi üzerine söylediği acı sözlerdir.)
12692. Sen doğayı sabanla sürüp çıkarırsın, ama o gene bir yerden, her zaman görünür.
12693. Sen olayı bana söyle, ben sana hukuku söylerim. (Dac mihi facto tibi dabo jus. Yaşamda hukuka uydurulamayacak hiçbir olay yoktur! Türkçede: Minareyi çalan, kılıfını hazırlar.)
12694. Seni bir kez aldatandan her zaman kendini koru!
12695. Sessiz bir köpek ile durgun bir sudan kaçının!
12696. Sessiz kalmaya razı olmamak. (Nunquam tacebo.)
12697. Sevimli, gönlü yüce görünse de, düşmana asla güvenmemeli, kuşku duymalıdır. (Timeo Danaos et dona ferentes.)
12575. Iki kez deniz kazası geçirenin denizden yakınması haksızıktır 12577. Ilk acının ardından bir başkası sökün eder.
12576. Herlemeyen düşer.
12578. Insan hangi ülkede doğmuşsa, oranın inançlarını alır. (Cujus regio, ejus religio.) 12579. Insan, insanın kurdudur. (Homo homini lupus. Birbirine durmadan dişlerini deficit alter) gösterip hırlayan insanlar için söylenirmiş. Plautus, Bacon ve Hobbes tarafından kullanılmıştır.)
(Primo avulso, non
12580. Insan iyi şeyi bir günde güç öğrenir, kötü şeyi öğrenmek için bir saat bile yeterlidir. 12581. Insan, kendi koyduğu yasanın (ilkenin) sonuçlarına katlanmalı. (Patere quam ipse fecisti legem.)
12582. Insan önerir, Tanrı hazırlar. (Homo proponit, Deus disponit. Türkçe karşılığı Takdir, tedbiri bozar.)
12583. İnsan, özgür doğar.
12584. İnsanım ben: Insana ilişkin hiçbir şey bana yabancı değil. (Homo sum: humani nihil a me alienum puto.)
12585. İnsanın gerçek kişiliği içince belli olur. (In vino veritas.)
12586. İnsanlar kötülük yapmayı, hiçbir şey yapmamakla öğrenir.
12587. İsteği olana, istemediği olmayana ne mutlu!
12588. İster istemez. (Nolens, volens.)
12589. İstisnası (kural-dışı) olmayan kural yoktur. (Nulla regula sine exceptione.)
12590. İşi, üzerine alan yapar.
12591. İşin ruhu zamandır.
12592. İşinde dikkatli ol! (Age quod agis.)
12593. İşte insan! (Ecce homo.)
12594. İtidalden zarar gelmez.
12595. İvedi davranmazsak, geride kalırız.
12596. İyi bir ün, ikinci bir kalıttır.
12597. İyi konuşan bir yol arkadaşı, bir arabanın yerini tutar.
12598. İyi seven, iyi cezalanır. (Qui bene amat, bene castigat.)
12599. İyi şeyler, arkadan daha iyi görünür.
12600. İyi şeyleri, tadını çıkardığımızdan çok, canımız çektiğinde isteriz.
12601. İyilik eden, kendisine de iyilik etmiş olur.
12602. Júpiter, öfkeleniyorsun sen, demek ki, kabahatlisin!
12603. Júpiter'in adıyla işe başlayalım! (Ab Jove principium.)
12487. Dava, henüz yargıcın önündedir. (Adhuc sub judice lis est. Sorun daha çözümlenmedi, bir anlaşmaya varılmadı.)
12488. Deney, budalaların sevgilisidir.
12489. Denizden önce, su gerekir. (Ante mare, undae.)
12490. Dilinizi tutunuz!
12491. Dingin bir şeye hareket vermeyiniz. (Quieta non movere. Siyasal ya da dinsel konulara uygulanan bir atasözü olup yatışmış kavgaları uyandırmanın arsızlık olacağı anlamındadır.)
12492. Dinlemeyi öğrenirsen, kötü konuşanlardan bile yararlanabilirsin.
12493. Direşken bir çaba, her şeye üstün gelir (Labor omnia vincit improbus.)
12494. Doğa, sıçrayışlar yapmaz; onda her şey doğal olarak, ardarda gelişir. (Natura non facit saltus. Leibniz'in bilimsel deyişidir.)
12495. Doğa, yabanıl hayvanlara bile özgürlük vermiştir.
12496. Doğanın gizli nedenlerini anlayan mutludur. (Felix qui potuit rerum cognoscere causas.)
12497. Doğayı bir çatalla avlayınız, koşarak geri gelir. (Naturam expelles furca, tamen usque recurret.)
12498. Dua et ve çalış! (Ora et labora.)
12499. Durdurulan işler, askıda kalır. (Pendent opera interrupta.)
12500. Dünyada ne kadar baş varsa, o kadar da fikir vardır. (Quot capita tot sensus.)
12501. Düşmandan bile öğrenmeye izin vardır.
12502. Düşmanından kötü dille söz etme, ancak onun için istediğin denli kötü düşünebilirsin.
12503. Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünme zorunda kalmaktır.
12504. Düşünüyorum, o halde varım. (Cogito, ergo sum.)
12505. Ecel, büyüğe-küçüğe bakmaz.
12506. Ekmeğe gereksinme duymayan kimse, yeter derecede varlıklı sayılabilir.
12507. Elde ettiğini sıkı tut!
12508. Elinde olunca günaha engel olmayan, onu özendiriyor, demektir.
12509. Elisıkılık, en büyük yoksulluktur.
12510. Eller çok olunca, yük yeğnilleşir.
12511. En büyük düşman, dost gibi görünendir.
12512. En doğru yasalar, ortadan kaldırıldıklarında da uyulan şeylerdir.
12513. En iyi işleri görüp, öyle olduklarına inanıp onaylıyorum, ama en kötülerini yapıyorum. (Bu söz, aslında, Romalı ozan Ovidius'a ve din adamı St. Augustinus'a aittir.)
12431. Baba malı babanın, ana malı ananındır. (Patrna, paternis: materna, maternis)
12432. Babası nasılsa, oğlu da öyledir. (Qualis pater, talis filius.)
12433. Bahşiş atın dişine bakılmaz.
12434. Bahtiyarlıklarını bilseler, kır adamları (köylüler) çok mutlu olurdu. (O fortunatos nimium, sua si bona norint, Agricolas.)
12435. Balığa yüzme öğretmek: Bir kimseye kendi mesleğini, kendi uzmanlığını yeniden göstermek. (Piscem natare doces.)
12436. Balık, baştan kokar. (Piscis primum a capita foetet.)
12437. Barış istiyorsan, savaşa hazr ol! (Si vis pacem, para bellum. Aslı, XIV. yüzyılda yaşamış Wegetius'un "Qui desiderat pacem, praeparet bellum" tümcesinden kaynaklanır, zamanla kısa biçime dönüşmüştür. Koca Ragıp Paşa, bunu "Hazır ol cenge, eğer ister isen sulh ü salah" diye ifade etmiştir.)
12438. Başarının ardından, küstahlık gelir.
12439. Başka birinin köselesinden geniş bağcıklar kesmek.
12440. Başkalarının her şeyini bağışla, ama kendini bağışlama!
12441. Başkalarının yanılmalarından ders alan, iyi yapar.
12442. Başkası bir şey yitirmeden, sizin kazanmanız olanak dışıdır.
12443. Bela, bela üstüne gelir. (Abyssus abyssum invocat.)
12444. Belagat, sanatın kızıdır.
12445. Ben, herkesten çok kendime yakınım.
12446. Bilgisiz kalmaktansa, öğrenmek için dayak yemek yeğdir.
12447. Bilinmeyen her şey, görkemli olarak kabul edilir. (Omne ignotum pro magnifico.)
12448. Bilmediğimiz şeyi istemeyiz. (Ignoti nulla cupido.)
12449. Bir aslanın yönettiği ceylan ordusu, bir ceylanın yönettiği aslan ordusundan çok daha üstündür.
12450. Bir devin omzuna binen bir cüce, ondan daha ilerisini görür.
12451. Bir devletin temeli, gençliğinin eğitim ve öğretimidir.
12452. Bir insanın nasıl konuştuğu değil, nasıl davrandığı; ne düşündüğü değil, ne yaptığı önemlidir.
12453. Bir iyilik bilmezi seviyorsan, bir hiçi seviyorsun, demektir.
12454. Bir kimse güvenini yitirmişse, başka yitirecek hiçbir şeyi yok, demektir.
12455. Bir kulübeden de büyük adam çıkabilir.
12456. Bir ödüle, iki olayın ardından koşulmaz.
12457. Bir öfke anının davranışıyla... (Ab irato.)
12458. Bir suç için iki kez ceza verilmez. (Non bis in idem.)
12402. Açık yüreklillik, kin doğurur. (Veritas odium parit.) 12403. Ad, kişiliğin imidir. (Nomen est omen. )
12404. Ağır yük, çevik ata engel olur.
12405. Ağızdan bir kez çıkan söz, geri alınamaz. (Nescit vax missa reverti. Yazılı sözler için kullanılır.)
12406. Ak, mutluluk; kara, mutsuzluk simgesidir. (Albo lapillo notare diem.)
12407. Akıl olmayınca, güç (kudret) kendi ağırlığından düşer.
12408. Akıllı adam, en celimsiz düşmandan bile çekinir.
12409. Akıllı adam, ispatlanmamış şeyi onaylamaz. (Sapiens nihil affirmat quod non probet.)
12410. Akıllı değilsen, akıllıları boş yere dinlersin.
12411. Akıllı olan için, (az şey bile) yeterlidir.
12412. Aklı kendine yetmeyen kimsenin akıllılığı boşunadır.
12413. Aldanmak (yanılmak) insanın doğasında vardır. (Errare humanum est.)
12414. Alınyazımız ölümdür, bizim ve bize ilişkin her şeyin. (Debemur morti nos nostraque.)
12415. Alışkanlık, ikinci doğadır.
12416. Altın, her ne denli gümüşten değerliyse de erdemin değeri altından üstündür.
12417. Altın, orta kıratlıktır. (Aurca mediocritas. Orta koşullardaki huzurlu bir yaşamın. her türlü yaşam biçimine yeğlenebileceğini anlatmak için söylenirmiş.)
12418. Anlamadığınız bir şeyle uğraşmayınız. (Graecum esti, non legitur: Yunancadır, okunamaz.)
12419. Anlayana az söz yeterlidir. (Intelligenti pauca.)
12420. Annibal kapımızda! (Hannibal ad portas! Bir düşman tehdidi karşısında kullanılırdı.)
12421. Araba, öküzü sürükler.
12422. Arkası acı olacak gibi görünürrse, tatlılıktan kaç!
12423. Aslan payı. (Quia nominor leo: Çünkü benim adım aslan.)
12424. Aslan, pençesinden tanılır.
12425. Aşırı ceza, büyük haksızlıklara yol açar. (Summum jus, summa injuria. Yasanın çok sert cezası, çokluk haksızlıklara neden olur, anlamında kullanılır.)
12426. Aşırı olan her şey zararlıdır.
12427. Aşk, her şeye kadirdir. (Omnia vincit amor.)
12394. Kartal, yağmur yağarsa yavrularını, buz yağarsa kendini korur. (Eski Uygarca bir metinde rastlanan bu atasözünün tam paraleli hem Kumuk, hem de Nogay lehçelerinde vardır.)
KÜBA ATASÖZÜ
12395. Yaşam kısadır, ama bir gülümseme ancak bir anlık sıkıntının ürünüdür.
LAKA (CAD) ATASÖZLERİ
12396. İki yüzlü dosttan, düşman daha iyidir.
12397. İyi bir karısı olana mutluluk gerekmez, kötü bir karısı olana ölüm gerekli değil.
12398. Zaman, düşmanları dost yapmaz.
LAOS ATASÖZÜ
12399. Filler döğüşürken, ezilen çimenlerdir.
LAPON ATASÖZLERİ
12400. Peynir sütü ele verir.
...
12401. Yalan dört nal gider, gerçek adım adım yürür, ancak yine de vaktinde yetişir.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara... ÖMER b. ABDÜLAZÎZ عمر بن عبد العزيز Ebû Hafs el-Melikü’l-Âdil el-Eşecc Ömer b. Abdilazîz b. Mervân b. Hakem el-Ümevî (ö. 101/720) Emevî halifesi (717-720). İlişkili Maddeler ABDÜLAZÎZ b. MERVÂN Emevî halifelerinden Mervân b. Hakem’in oğlu ve Ömer b. Abdülazîz’in babası, Mısır valisi. Kendisinden önceki halife SÜLEYMAN b. ABDÜLMELİK Emevî halifesi (715-717).
Müellif: İSMAİL YİĞİT 61’de (680) Medine’de doğdu. Babası Mısır Valisi Abdülazîz b. Mervân, annesi Hz. Ömer’in torunu Ümmü Âsım’dır. Çocukluğunun ilk yıllarını Medine’de dayılarının yanında geçirdi. Babası, küçük yaşta Kur’an’ı ezberleyen Ömer’i Medine’nin tanınmış âlimlerinden Sâlih b. Keysân’a emanet etti. Medine’de Enes b. Mâlik ve dayısı Abdullah b. Ömer başta olmak üzere pek çok sahâbîyi dinleme imkânı buldu. Ubeydullah b. Abdullah ile Saîd b. Müseyyeb ve Urve b. Zübeyr gibi tâbiînin ilk tabakasına mensup âlimlerin derslerini takip etti. Daha sonra babasının yanına Mısır’a gitti ve ergenlik çağına ulaşıncaya kadar orada kaldı.
Babasının vefatı üzerine (86/705) Halife Abdülmelik tarafından Dımaşk’a çağrıldı. Burada halifenin kızı Fâtıma ile evlendi. 87 (706) yılında Hicaz valiliğine tayin edildi. Valilik merkezi Medine’deki ilk icraatı, şehrin on meşhur fakihiyle görüşüp meseleleri kendileriyle istişare ettikten sonra karara bağlayacağını bildirmek oldu. Yaklaşık yedi yıl süren valiliği sırasında beş defa hac emirliği yaptı. Halife I. Velîd’in tâlimatıyla Mescid-i Nebevî’yi genişletti ve Resûlullah’ın namaz kıldığı diğer mescidleri yeniletti. Irak Valisi Haccâc’ın uygulamalarını sert bir şekilde eleştirmesi görevinden azliyle neticelendi (93/712).
Valilikten alındıktan sonra Dımaşk’a giden Ömer zalim valileri eleştirmeyi Halife Velîd’in meclislerinde de sürdürdü. Velîd’in ardından halife olan Süleyman, kardeşi Velîd’in kendisini veliahtlıktan azletme teşebbüsüne karşı direnen Ömer’i danışmanları arasına aldı, oğulları ve kardeşleri bulunduğu halde son hastalığı sırasında onu kendisine veliaht tayin etti. Ömer b. Abdülazîz 99 (717) yılında Süleyman’ın ölümü üzerine halife ilân edildi. Bu önemli görevin kendisine bilgisi dışında verildiğini söyleyerek affını istediyse de biat merasimine katılanların ısrarları üzerine görevi kabul etti (10 Safer 99 / 22 Eylül 717). Halifeliği İslâmî kurallar çerçevesinde yürütmeye çalışan Ömer b. Abdülazîz, uygulamalarında esas almak için Hz. Peygamber’in ve anne tarafından dedesi Hz. Ömer’in yönetimle ilgili karar ve icraatları hakkındaki belgeleri topladı. Meşhur âlimleri kendisine danışman seçti. Ayrıca çeşitli vilâyetlerdeki âlimlere mektuplar yazarak onların tavsiyelerini istedi.
Ömer b. Abdülazîz’in ilk icraatı İstanbul’u kuşatmakta olan Mesleme b. Abdülmelik’in ordusunu geri çağırmak oldu. Dârende’yi tahliye edip halkını Malatya’ya yerleştirdi. 100 (718-19) yılında Bizans tarafından tahrip edilen Lazkiye şehrini yeniden inşa ve tahkim ettirdi. Bu arada Mâverâünnehir bölgesindeki fetih hareketini de durdurdu. Bununla birlikte sınırların korunması ve Bizans’a saldırı fırsatı verilmemesi için geleneksel yaz ve kış seferlerini devam ettirdi. Azerbaycan’a saldıran Türkler hezimete uğratıldı. Pireneler’i aşıp Güney Fransa içlerinde ilerleyen ordular Toulouse şehrine kadar ulaştı.
Halife Ömer saraydaki lüks eşyaları beytülmâle koydurması, köle ve câriyeleri âzat etmesi, halktan biri gibi yaşaması ve hutbelerde sadece halifeler için yapılan duayı halk için okunan umumi duaya çevirmesi gibi uygulamalarıyla Emevîler’in geleneksel saltanat görüntülerine son verdi. İlk dört halifeyi örnek alan bu davranışları sebebiyle Hulefâ-yi Râşidîn’in beşincisi sayılan Ömer idarî, iktisadî ve içtimaî sahalardaki icraatlarıyla da aynı çizgiyi devam ettirdi. İdarî alandaki icraatlarına halka zulmeden ve yolsuzluklara adı karışan valileri ve diğer memurları görevlerinden almakla başladı. Onların yerine hangi kabileden olduklarına bakmaksızın dindar ve dürüst yeni memurlar tayin etti. Valilik, kadılık, vergi memurluğu görevlerini halifelikle birlikte dört temel esas kabul ederek özellikle kadılık görevine hukuk bilgisi yanında takvâsıyla temayüz etmiş âlimleri getirdi. Kötülüklerinden emin olunamayacağı gerekçesiyle çeşitli devlet dairelerinde çalışan gayri müslimleri görevlerinden uzaklaştırdı. Valilerin ticaretle uğraşmasını ve hediye almasını yasakladı. Halka mazlumun yanında olduğunu, memurlardan şikâyetçi olanların doğrudan kendisine başvurabileceğini bildirdi. Cuma gününü mezâlim mahkemesi duruşmalarına ayırdı. İdam ve el kesme cezalarının kendisinden izin alınmadan uygulanmasını, suçlulara dayak atılmasını yasakladı. Hapishaneleri ıslah ederek suçluları işledikleri suçlara göre ayrı koğuşlara yerleştirdi.
Muâviye’den itibaren Emevî hânedanı mensuplarının ve devlet adamlarının gasbettikleri malların tesbitini ve hak sahiplerine iade edilmesini sağlamaya çalıştı. Muâviye tarafından Mervân’a iktâ edilen ve zamanla kendisine miras kalan Fedek arazisini sahipleri olan Ehl-i beyt mensuplarına iade etti. Önceki halifeler tarafından kendisine verilmiş diğer gayri menkulleri ve kıymetli eşyayı beytülmâle devretti. Hanımının mücevherlerini ve evindeki fazla eşyayı da beytülmâle koydurdu. Halifelik görevi karşılığında maaş almayı reddetti. Emevî hânedanı mensupları ve diğer devlet adamlarının haksız kazançlarının tesbiti için geniş kapsamlı bir çalışma başlatması ellerindeki malların alınmasına tahammül edemeyen yakınları tarafından tepkiyle karşılandı ve ölümle tehdit edildi. Ancak o bu tehditlere aldırmadan bu uygulamayı ısrarla sürdürdü. Onun bu uygulamaya karşı çıkan yakınlarını Medine’ye gidip halifeliği şûra sistemine çevirmekle tehdit ettiği rivayet edilir (İbn Sa‘d, V, 344).
İç barışa büyük önem veren Ömer b. Abdülazîz idareye muhalif gruplara karşı âdil bir yönetim uyguladı. Hulefâ-yi Râşidîn’in anlayışını ihya ederek din âlimlerinin ve halkın sevgi ve desteğini kazandı. Hz. Ali evlâdı ve Hâricîler’in de yönetimle barış içinde yaşamasını sağladı. Muâviye devrinden beri devam eden, hutbelerde Hz. Ali’nin lânetlenmesi âdetini kaldırdı; onun evlâdına ve taraftarlarına karşı çok iyi davrandı, ellerinden alınan emlâki geri verdi. Hâricîler’le mücadelede de ikna yolunu benimseyip mecbur kalmadıkça silâh kullanılmasına izin vermedi. Kendileriyle çeşitli konuları tartışarak Yezîd b. Abdülmelik’in veliahtlığı hariç diğer bütün meselelerde görüşlerini onlara kabul ettirdi. Kaderiyye görüşünü benimseyenlerle ilmî münazaralara girişip liderleri Gaylân ed-Dımaşkī’yi ikna etmeyi başardı. Mutaassıp Kaderiyye taraftarlarını ülke dışına çıkarmakla yetindi.
Ömer b. Abdülazîz, Emevîler’in ilk dönemlerinden itibaren ikinci sınıf müslüman muamelesi gören mevâlîyi Arap asıllı müslümanlarla eşit kabul etti. Gayri müslimlerin idare ve müslümanlar aleyhindeki şikâyetlerine kulak vererek haksız yere ellerinden alınan kiliselerini, evlerini ve diğer mallarını iade etti ve mağduriyetlerini giderdi. Yaşlı ve muhtaçlara hazineden tahsisat ayırdı. Ülkesindeki gayri müslimlerin ihtidâsı için büyük gayret sarfetti, davet mektupları ve tebliğ heyetleri göndererek onları İslâm’a çağırdı. Berberî kabilelerinin tamamı onun gayretleriyle müslüman oldu. Horasan ve Mısır halkı kitleler halinde İslâm’a girdi. Mâverâünnehir’de bazı mahallî hükümdarlar halklarıyla birlikte İslâmiyet’i kabul ettiler. Hindistan hükümdarlarından birkaçı onun davetine uyup halklarıyla birlikte müslüman oldular.
Malî alanda yaptığı düzenlemelerle de dikkat çeken Ömer b. Abdülazîz başarılı bir vergi reformu gerçekleştirdi. Fethedilen toprakların müslümanların ortak mülkü olduğu düşüncesinden hareketle 100 (718-19) yılından itibaren harâcî arazilerin satışını yasakladı. Önceden müslümanlara satılmış olan bu nevi araziler için toprak vergisi olarak haraç, mahsulünden de öşür vergisi olmak üzere iki vergiyi birden aldı (Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, s. 169-176). Cizye ile ilgili önemli bir düzenleme yaptı. Emevî valileri, zimmîler arasında ihtidâ hareketinin hızlanması üzerine devletin cizye geliri azaldığı için mevâlîden de cizye almaya başlamışlardı. Ömer b. Abdülazîz müslüman olmanın cizyeyi düşürdüğünü vurgulayarak mevâlîden alınan bu vergiyi kaldırdı. Ayrıca zimmîlerden ruhban sınıfını ve cizye ödemekte zorlananları geçici süreyle cizyeden muaf tuttu.
Bunun yanı sıra dinî bir esasa dayanmayan bütün vergileri kaldırdı. Mandaların ve madenlerin zekâtı ve gümrük vergisiyle ilgili yeni düzenlemeler yaptı. Deniz ticaretini ve tarımı teşvik etti, sulama işlerine önem verdi. Ziraatı geliştirmeleri için zimmîlere cizye muafiyeti tanıdı. Vergilerin öncelikle mahallî ihtiyaçlarda harcanmasını sağladı. Yeterli geliri olmayan bölgelere yardımda bulundu. Malî sistemde yaptığı düzenlemelerle güçlenen devlet hazinesini savaş yapmak veya isyanları bastırmak için değil halkın refah düzeyini yükseltmek için kullandı. İlk İslâm tarihçileriyle bazı şarkiyatçılar, sadece iki buçuk yıl sürmesine rağmen onun döneminde büyük bir maddî kalkınma olduğu konusunda birleşirler. Kendisine karşı sevgi ve güven duyan mükellefler zekâtlarını ve vergilerini ödemede duyarlı davrandıkları için halkın refah seviyesi yükseldi. Ticaretle uğraşanlar dışında herkese yeterli miktarda maaş bağlandı ve böylece ülkede muhtaç kimse kalmadı. Zekâta muhtaç müslümanların sayısının azalması sebebiyle artan zekât ve vergi gelirlerinin bir kısmı esirleri kurtarmak, borçlulara yardım etmek, fakir bekârları evlendirmek için kurulan yardım fonlarına aktarıldı. Fakirler ve yolcular için aşevleri, işlek yollar üzerinde yolcuların bir gün ücretsiz olarak kalabilecekleri konaklar inşa edildi. Aden’de bir cami, Misis’te bir cami ve bir sarnıç yaptırıldı. Emevîler döneminin başında terkedilen İslâmî yönetim anlayışını yeniden uygulamaya koyan Ömer b. Abdülazîz, 20 veya 25 Receb 101 (5 veya 10 Şubat 720) günü Humus’a bağlı Deyrsem‘ân’da vefat etti. Bazı kaynaklarda Abdülmelik evlâdı tarafından zehirletilmesi sonucu öldüğü kaydedilir (Taberî, VI, 556). Abdülmelik’in kızı Fâtıma dışında üç hanımla daha evlendiği ve yirmi civarında çocuk sahibi olduğu rivayet edilir.
Adaletiyle Hz. Ömer’e, zühd ve takvâsıyla Hasan-ı Basrî’ye, ilim bakımından Zührî’ye benzetilen Ömer b. Abdülazîz halifeliği sırasında çok sade bir hayat sürmüş, saraylarda oturmayıp Halep civarındaki Hunâsıra’ya yerleşerek zamanının çoğunu orada geçirmiş, resmî ve sivil heyetleri genellikle orada kabul etmiştir. Kamu mallarını yetim malına benzetir ve beytülmâli kendisine bırakılan bir emanet kabul ederdi. Hazineden maaş almadığı gibi şahsî işlerini yürüttüğü sırada devlete ait mumu dahi kullanmadığı kaydedilir.
Ömer b. Abdülazîz aynı zamanda çok hadis rivayet eden güvenilir bir hadis râvisi, seçkin bir fakih, dirayetli bir kelâm âlimidir. İbnü’l-Bâgandî onun rivayet ettiği hadisleri Müsned’inde derlemiştir. Abdülkāhir el-Bağdâdî, Ömer’in tâbiîn neslinden Ehl-i sünnet kelâmcılarının ilki olduğunu ve Kaderiyye’ye reddiye mahiyetinde bir risâle yazdığını söyler (Mezhepler Arasındaki Farklar, s. 289). Ebû Nuaym onun bu konudaki bir mektubunu nakletmektedir (Ḥilye, V, 346-353). Ömer b. Abdülazîz sahih hadislerin tedvîni yolundaki faaliyetleri resmen başlatarak sünnetin derlenmesinde de önemli bir görev ifa etmiş, Zührî onun emriyle derlediği hadis mecmualarını çoğaltıp çeşitli bölgelere göndermiştir. Süryânîce bazı tıp kitaplarını Arapça’ya tercüme ettirdiği de bilinmektedir.
Ömer b. Abdülazîz’in hayatı ve faziletlerine dair birçok eser yazılmıştır (bk. bibl.). Nusayb b. Rebâh da onun için methiye ve mersiyeler kaleme almıştır. Barthold 1920’de yayımlanan makalesinde onun şahsiyeti hakkında yeni fikirler ortaya atmıştır (“Chalif Omar II: Protivorečivyje izvestija o jego ličnosti”, Christianskij Vostok, VI, 203-234). Mevlüt Koyuncu İkinci Hazreti Ömer (İstanbul 1996), Mervân Ali Muhammed el-Kaddûmî es-Siyâsetü’l-idâriyye fî ʿahdi ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (1403, Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye [Riyad]) ve Muhammed b. Sa‘d b. Şukayr Fıḳhu ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (1407, Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye [Riyad]) adıyla birer doktora tezi hazırlamışlardır.
Allah'ın rızasını, sadece tesbih ta-nelerinde veya savaş meydanların-da aramak doğru değildir. Bugün Müslümanlar Allah'ın rızasını kü-tüphanelerde, laboratuvarlarda ara-malıdır. Cihad, cehaletle savaştır. Bu millet ayağa kalkmadan, İslam âlemi ayağa kalkamaz. İslam âlemi ayağa kalkmadan da insanlığın ve kâinatın ayağa kalkması mümkün değildir.
Bu güzel mesajlarınız ve vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz hocam.
Ben teşekkür ederim. İlmin ve hik-metin peşinde olan herkese selam olsun.
Ailesi köklü bir ilim geleneğinden gelen; bilim ve sanatın, akıl ve irfanın nadide bir terkibini şahsında birleştiren, ille mizin yetiştirdiği kıymetli isimlerden biri olan beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın ile günümüz modern din yasının insanı Allah'tan ve özünden uzaklaştırma çabalarını, bilimin ve inancın kesişim noktalarını konuştuk...
11654. Bir başkasının kabahati üzerine konuşmadan önce, daima kendi ayakkabının içine bak! (Sauk kabilesi)
11655. Bir düşman çok, yüz dost azdır. (Hopi kabilesi)
11656. Bir insanın mokasenlerini giyip yarım mil yürümeden onu yargılamayın!
11657. Bir kez "al şunu" demek, iki kez "vereceğim" demeken iyidir.
11658. Biz dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldık.
11659. Bütün hayvanlar, sizden daha çok şey bilir.
11660. Bütün ölüler toprağa gömülmez.
11661. Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği evrenin dergelerini erkekler de anlamaya başladığında, dünya daha iyi dünya olma üzere değişmeye başlamış olacaktır. (Mohavk kabilesi)
11662. Dünyanın bütün paraları, bir arkadaşa değişilmez.
11663. Geçen günler gelmez yeniden, geri aksa da sular.
11664. Hiçbir ağacın dalları, kendi aralarında kavga etmez.
11665. Kehanet, olası bir olayı kesin bir bakışla görmekten başka bir şey değildir Hava ya bulutlu olacak, ya da güneş açacaktır. (Çiroki kabilesi)
11666. Komşunu yargılamadan önce, iki ay onun ayakkaplarıyla yürü! (Çeyeni kabiles
11667. Köpeği kurtla büyütürsen, piresi bol olur.
11668. Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave ederler. (Hopi kabilesi)
11669. Su gibi ol; her şeyden aşağıda, ama kayadan bile güçlüdür. (Siyu kabilesi)
11670. Şeytan üzerinde konuşmayın, gençlerin yüreğinde ilgi ve merak uyandırır (Siyu kabilesi)
11671. Tanrım, düşmanımı yürekli ve güçlü kıl. Onu yendiğimde utanç duymayay (Apaçi kabilesi)
11672. Unutmayın, çocuklarınız sizin değildir, onları Yaratıcı'dan ödünç aldınız. (Mohavk kabilesi)
11638. Eki cakşı bir cayloogo çoksa, kudalaşıp tüşöt; eki caman bir cayloogo çıksa, kubalaşıp tüşöt. (İki iyi adam bir yaylaya çıksa, dünür olup dönerler; iki kötü adam bir yayalaya çıksa, birbirini kovalayıp dönerler.)
11639. Eptep aytkan sözü artık. (Edebiyle söyleyenin sözü, daha iyidir.)
11640. Erge kılgan cakşılık erge kalbayt. (Mert kişiye yapılan iyilik yabana gitmez ya da yerde kalmaz.)
11620. Aytmagınca kim bilet, aç magınca kim köröt? (Söylemeyince kim bilir. açmayınca kim görür?)
11621. Bilbigen uu içet. (Bilmeyen zehir içer.)
11622. Bilimi toluk miğdi cıgat, bileği coo birdi cıgat. (Bilgisi yetkin olan bini yıkar, kolu kalın olan tek bir taneyi yıkar.)
11623. Bir kez tuz tattığın yere, binlerce gün selâm söyle.
11624. Cakşı-eli menen, cer-keni menen. (İyi insan eli, ülkesi, halkıyla ünlü olur, yer ise madeniyle.)
11625. Cakşıga calınsa can kalat, calınsa kaşık kan kalat. (İyi adama yalvarsan, can "yaşam" kalır; kötü adama yalvarsan, bir kaşık kan kalır; "o da seni öldürür.")
11506. Yüz lengeri termiye, bir abbasi borcunu ödemez. (Termiye: Temriye, karayosunu, yağla hurmadan yapılan bir çeşit yemek. Abbasi: Iran Şalu Abbas'ın çıkardığı bir tür ufaklık para. Bu atasözünün Kerkük'te sövlenen bir öyküsü vardır
.) 11507. Yüz tava termiye, bir kimari borcunu ödemez. (Termiye: Temriye, karayosunu. Kımari: Bir çeşit ufaklık para. Bu atasözünün bir öyküsü vardır.)
11508. Yüz verme Ali'ye, sıçar ipek halıya.
11509. Yüz yıl sel gelse dolmaz, bir gün gam oyan yeri.
11479. Yiten bıçağın sapı, altın (değerinde olur).
11480 Yiyen bilmez, doğrayan bilir.
11481. Yoğurt dökülür, yeri kalır, ayran dökülür, yeri kalmaz. (Azerbaycan ve bizdeki benzeri: At ölür, meydan kalır, yiğit ölür, şan (san) kalır).
11482. Yoksul hırsızlığa çıkanda, dünya ay ışığı olur.
11483. Yoksulluk, ateşten gömlektir.
11484. Yoksulu deve üzerinde yılan çalar (sokar).
11485. Yoksulun altınına bakır, zenginın bakırına altın derler.
11486. Yoksulun parası gibi, dostu da az olur.
11487. Yol yürümekle, borç vermekle biter.
11488. Yolcuya yol gerektir.
11489. Yoldan önce yolcu, evden önce komşu sorulur.
11490. Yoldaş tanı, yola var, yolda yüz bin belä var.
11491. Yoldaş, yolda sınanır (denenir).
11492. Yolunu bil, ondan ayrılma!
11493. Yorgan gitti, kavga bitti.
11494. Yorgandan ziyade ayak uzatanın ayağı kesilir.
11495. Yorganına göre, ayağını uzat
11496. Yukarı tükürsem bıyığımdır, aşağı tükürsem sakalımdır. (Kerkük'te söylenen benzeri: Ağacın iki başı da bokludur)
11497. Yukarı Zive'de dilenir, Aşağı Zive'de dağıtır. (Yukarı-Aşağı Zive. Kerkük'te iki mahalle adı. Bizdeki benzeri: Ayasofya'da dilenir, Sultanahmet'te zekat verir)
11498. Yumağın ucunu (başını) yitirmiş.
11499. Yumurta çalan, tavuk da çalar.
11500. Yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmiyor.
11501. Yuva yapan, dişi kuştur.
11502. Yuva yaptım, yavru uçurtmadım.
11503. Yuvuntu sabun olmaz, çırkıntı hatun olmaz. (Yuvuntu: Küçülmüş sabun lolkonası. Çırkıntı: Kimsesiz.)
11479. Yiten bıçağın sapı, altın (değerinde olur).
11480. Yiyen bilmez, doğrayan bilir.
11481 Yoğurt dökülür, yeri kalır; ayran dökülür, yeri kalmaz. (Azerbaycan ve bizdeki benzeri: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan (san) kalır).
11482. Yoksul hırsızlığa çıkanda, dünya ay ışığı olur.
11483. Yoksulluk, ateşten gömlektir.
11484. Yoksulu deve üzerinde yılan çalar (sokar).
11485. Yoksulun altınına bakır, zenginin bakırına altın derler.
11486. Yoksulun parası gibi, dostu da az olur.
11487. Yol yürümekle, borç vermekle biter.
11488. Yolcuya yol gerektir.
11489. Yoldan önce yolcu, evden önce komşu sorulur.
11490. Yoldaş tanı, yola var, yolda yüz bin bela var.
11491. Yoldaş, yolda sınanır (denenir).
11492. Yolunu bil, ondan ayrılma!
11493. Yorgan gitti, kavga bitti.
11494. Yorgandan ziyade ayak uzatanın ayağı kesilir.
11495. Yorganına göre, ayağını uzat.
11496. Yukarı tükürsem bıyığımdır, aşağı tükürsem sakalımdır. (Kerkük'te söylenen benzeri: Ağacın iki başı da bokludur.)
11497. Yukarı Zive'de dilenir, Aşağı Zive'de dağıtır. (Yukarı-Aşağı Zive: Kerkük'te iki mahalle adı. Bizdeki benzeri: Ayasofya'da dilenir, Sultanahmet'te zekat verir.)
11498. Yumağın ucunu (başını) yitirmiş.
11499. Yumurta çalan, tavuk da çalar.
11500. Yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmiyor.
11501. Yuva yapan, dişi kuştur.
11502. Yuva yaptım, yavru uçurtmadım.
11503. Yuvuntu sabun olmaz, çırkıntı hatun olmaz. (Yuvuntu: Küçülmüş sabun lokması. Çırkıntı: Kimsesiz.)
11441. Yaşlandıktan sonra, kendisini mollaya (öğretmene, okula) götürdüler.
11442. Yatan aslan olsa bile, fırsat ayağındır.
11443. Yavuz (deli kanlı) ata binenin kanı avucundadır.
11444. Yaz duvara, kalsın bahara. (Bizdeki benzeri: Ver Ömer'e, yaz duvara.)
11445. Yaz, fakirin yorgan-döşeğidir.
11446. Yazın işle, kışın ye!
11447. Yediğin kaba sıçma! (Kap: Tabak vb.)
11448. Yediğin senin için, gördüğünü bana söyle.
11449. Yel eken, fırtına biçer.
11450. Yel kayadan ne götürür?
11451. Yem borusu çalıyor. (Bu atasöyle ilgili olarak Kerkük'te söylenen bir öykü varmış Sürüncemede kalan bir işi bitirmek için avutucu sözler söylenince kullanılır.)
11452. Yemeyen için bir yiyen bulunur. (Bizdeki benzeri: Yemeyenin malını yerler.)
11418. Ya bu derdi çekmeli, ya bu köyden göçmeli. (Bizdeki benzeri: Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli.)
11419. Ya kırılır bileke, ya çıkar dombalan. (Bombalan: Domalan, yer mantarı. Bileke: Dombalan çıkarmağa yarayan demir uçlu, ağaç saplı alet.)
11420. Ya mert ol, meydana gir; ya bir merde hizmet et!
11421. Ya yanağının alına, ya babasının malına bak, kız al!
11422. Ya zattan, ya sütten.
11423. Yağ ile yağlıyor, soğanla dağlıyor. (Bizdeki benzeri: Kaşığıyla yedirir, sapıyla göz çıkarır.)
11424. Yağdan (yağ ile) yarma (kırılmış buğday) kavuşur, arada soğan buruşur. (Akraba arasında çıkan kavgalara başkalarının karışmaması için söylenir.)
11375. Toydan sonra nakare (davul, dümbelek), hoş geldin. Kamber Ağa,
11376. Toz, kervanın yoldaşıdır.
11377. Tut yükünü, al vergini.
11378. Tuz-ekmek hakkını bilmeyen, kör olu(r).
11379. Türkmen oğlu göç eyledi, seyran bunun sonundadır. (Bu atasözünün bir öyküsü de var.)
11380. Tuylu koyunu kurt yemez.
11381. Ucunu yitiren, yumağını yitirir.
11382. Ucuz et, kazan dibi deler.
11383. Ucuzdur, illeti var; palalıdır, hikmeti var.
11384. Ulu meydan, ahırı zindan.
11385. Ummadığın taş, baş kırar (yarar).
11386. Ummadığın yuvadan tilki çıkar.
11387. Uşağı (çocuğu) işe gönder, kendin de ardınca git.
11388. Uşağım (çocuğum) yok, eteğim bok.
11389. Utanan, aç kalır.
11390. Utananın uşağı olmaz, olsa da hayrın(1) görmez.
11391. Uyku, ölümün kardaşıdır.
11392. Uzaktayken boyu hoş; yakın geldi, cebi boş.
11393. Uzun Ali, bez getir; arşın götür, tez getir.
11394. Uzun yaşlı, ağır başlı.
11395. Üstadımın adı Hıdır, elimden gelen budur.
11396. Üstü kalaylı, altı belalı. (Yüzü bezek, içi tezek.)
11397. Üstümü paralar (pullar), ateşimi yaralar.
11398. Üzüm, üzüme baka baka kararır.
11399, Üzümünü ye, bağını sorma
11400. Vakıt insana her şey öğretir.
11401. Vakıtsız öten horozu keserler. (Halk inanışına göre, sahibi için uğursuz sayılırmış
11402. Var günün yarmasının dar gününe nefi (yararı) var. (Yarma: Kırılmış buğday)
11403. Var (server) evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
11404. Varını veren utanmaz.
11405. Varlıktan yokluğa var, gençlikten ihtiyarlığa can sakla.
11406. Varsa hünerin, nere(ye) gitsen, var yerin.
11407. Ver kırkı, çekme korku.
11408. Ver niyaz, al meraz. (Niyaz: Dua karşılığı verilen para ya da armağan. Meraz Murat, ixtek. Benzeleri: Ver kırkı, çekme korku. Kıy akçeye, gir bahçeye.)
11307. Su gider, taş kalır; el gider, kardaş kalır.
11308. Su, her şeyi paklar, yalnız yüz karasım paklamaz.
11309. Su, kalburla ölçülmez.
11310. Su yatar (uyur), düşman yatmaz (uyumaz).
11311. Su yeri, sudan soğuk (serin).
11312. Suç, ölendedir, öldürende değil.
11313. Sudan geçer, topuğu ıslanmaz.
11314. Surete (ylize) göre, sille çal (vur). (Azerbaycan'da: Damara bak, kan olj
11315. Susuz şehir virandır.
11316. Suyu var, deni (tanesi, yemi) yoktur.
11317. Suyun yavaşından kork.
11318. Sürmelerken gözünü çıkartır.
11319. Sürü koyun sendedir, satılık mal bendedir.
11320. Sürüden ayrılan koyunu, kurt yer.
11321. Sütten ağzı yanan, yoğurdu (ya da: suyu) üfleye üfleye içer. (Bizde: Sütten ağzı yanan, ayram üfleyerek içer.)
11322. Şahinle deve avlanmaz.
11323. Şaka maka, kıça vurdular değnek.
11324. Şen ve şatır olanın dostu çoktur.
11325. Şeref şişedir, kırıldıysa düzelmez.
11326. Şeriatın kestiği parmağın kanı çıkmaz. (Acımaz kestiği parmak şer'ın: Sabit adlı ozandan.)
11327. Şeytan çok bildiğinden, bir gözü kör olmuş.
11328. Şeytan, kazdığı kuyuya düşer.
11329. Şeytana dediler: "Imanın selämet olsun"; dedi: "Bir dua etmediniz, Tanrı yanında kabul olsun".
11330. Şık şık eden nalçadır/İş bitiren akçadır.
11331. Şırağanın Meraga'da bağı var/Üzümlü yok, yaprağı var. (Şırağa: Toprağından yararlanmayan ağa. Meraga ya da Maraga: İran'da bağcılığıyla ünlü bir kent.)
11332. Şirin (tarlı) dil, yılan yuvasından (deliğinden) çıkarır.
11333. Şohum (sürülmüş tarla) ağanın, tohum ağanın, gelir gelmez bokum ağanın.
11334. Şom gün, sabahından bilinir.
11335. Tahihsiz adamı, deve üstünde yılan çalar (sokar).
11336. Talihsiz uşağın nenesini al aparır (götürür, al basar).
11337. Tamahkar olmasa, müflis acından ölür.
11338. Tamahkârın canı sağ olsun, müflis acından ölmez.
11189. Oğul babaya, kız neneye (anneye) yardır (dosttur).
11190. Okka, (her yerde) dört yüz dirhemdir. (Belli nesne ve olaylar için söylenir.)
11191. Okumak, iğneyle kuyu kazmak kadar zordur.
11192. Olanda şapur şupur, olmayanda Hakka şükür.
11193. Oldu kır-sakız, yakama yapıştı. (Kır-sakız olmak: Birinin üstüne sakız gibi yapışmak, sırnaşmak.)
11194. Oldu, oldu; olmadı, hamir (hamur) suyu. (Başarısına güvenmeyen kimse, o işi yapmağa çalışırken söyler.)
11195. On bir ay işle, bir ay ye!
11196. On parmağın mum yapsın, birını söndürsün, hepsi hiç olur. (Beyit: On parmağını şule gibi yaksa bir insan/Nakes nazarında görünür şulesi noksan.)
11197. On yaşında, aklı başında.
11198. Osurukla hamam kızmaz (ısınmaz).
11199. Ot, kökü üstüne biter.
11200. Oynamak uşağın hakkıdır.
11201. Öfke gelir, yüz sararır; öfke gider, yüz kararır.
11202. Ölme eşeğim, ölme; yaz gelir, yonca biter.
11203. Ötü atın nalını çeker (söker). (Değersiz bir nesne arayan kişi için söylenir.)
Nitekim, mirac gecesi, yedi semayı, sidrevi, kürsiyi, arşı geçmiş: hiç bir kimsenin varamadığı yere Allah'ın dilediği kadar yükselmiştir Bundan sonra:
Sonra yaklaştı ve sarktı; İki yayın yapışması kadar, hatta da ha yakınlık buldu.» (53/8-9)
Ayet i kerimesi ile anlatılan sırra mazhar oldu. İşte Resulüllah
S.A. efendimizin påk isimlerinden birine:
MEKİN.
**
sin. Denmesinin sebebi budur. Allah-ü Taåla ona salât ve selâm eyle-
73. İsim: METİN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Allah'ın dininde, onu tutma işinde, çokça gayret ve ihtimam gösterirdi. Din düşmanları ile mu-harebe ve kıtalda, şer'i llâhi hükümleri, Yüce Allah'ın emrini, sübhan olan Hak'tan gelen ilham babındaki işleri kusursuz olarak yerine getirmekte çok güçlü, sağlam ve şiddetli olduğu için nurlu påk zat-larına:
METIN.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
74. İsim: MÜ BİN. (Sallallahü Taâlá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
-... Taa, onlara HẠK ve MÜ BİN resul gelinceye kadar.» (43
Bir başka âyet-i kerimede ise, şöyle buyurdu:
-«De ki, ben gerçekten sizi sakındıran MÜBİN (beyan eden) kimseyim.» (15/89)
Bu âyet-i kerimelerde, MÜBİN lafzı ile anlatılan Resulül-lah S.A. efendimizdir.
Diye rivayet edildi.
Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risaleti, bu vücud âle-mine teşrif etmeden, bütün ehl-i kitap katında belli idi. Bu vücud âle-mine teşrif edince de, âlemlere rahmet olarak bütün yaratılmışlara Resul oldu. Bu risaletini açık mucizelerle, kesin delillerle isbat etti. Resulüllah S.A. efendimizin risaletinde, dininin ve şeriatının Hak ol-masında hiç kimsenin şek ve şüphesi kalmadı. Ona iman etmeyenler
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
75. İsim MÜEM MİL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isim, Arap dili kaidesine göre, ism-i faildir.
Uman ve ümid eden.. Talep ve arzu eden..
Demeğe gelir. Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hak'tan dinine yardım taleb etti. Ayrıca, kıyamete kadar dininin cümle dinlere üs-tün gelmesini istedi. Hak Taâlâ dahi, onun ümid ve temenni ettiği şe-kilde: Dinine yardım etti; düşmanları üzerine galib getirdi; bütün dinleri neshedip Resulüllah S.A. efendimizin dinini ve şeriatını kıya mete kadar daim ve sabit kıldı. İşbu manalar icabı olarak mübarek Ismine:
MÜEMMİL.
Denildi.
Bazı nüshalarda bu isim:
- MÜEMMEL.
Olarak gelmiştir. Böyle olunca, Arap dili kaidesine göre; ism-i mef'ul olur.
Bu duruma göre, mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti, kendisinden iki cihanda yar-dım, âhirette şefaatını Yüce Hakkın azabından necat ve cennete se-dım, âhirette şefaatını, Yüce Hakkın azabından necat ve cennete se-
MÜEMMİL.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
76. İsim: VESUL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Arap dili kaidesine göre
--VESUL.
Lafzı, mübalağa ile ism-i faildir.
Resulüllah S.A. efendimiz, akrabalarına gidip gelmekte ve onlara iyilik, ikram etmekte, dul kadınlara ve yetimlere hatta bütün müs-lümanlara bolca mal verip ihsanda bulunmakta, kefaleti altında bu-lunanlara vefalı davranmakta, vaadini yerine getirmekte bütün in-sanlardan ileri idi. Bundan ötürü, mübarek isimlerine: -
VESUL.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Allahım, bu ismin sahibi rata salát ve selåm eyle.
Kurvel sahil
Demeğe gelir, aynı zamanda
KAVIYY (67. isim olarak geçti.)
Lalanda geven, manalar burada da geçerlidir. Ancak, KUVVET KUVVETIN) isminin sonundaki tenvin, tazim için olur:
Büyük kuvvet sahibidir.
Demeğe gelir. Allah-ü Taálá ona salát ve selâm eylesin.
ஃ
78 sim: ZUHURMET. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm cyle.
- ZURURMET (ZUHURMETİN).
Isminde geçen tenvin dahi tazim için gelmiştir.
Resulüillah S.A. efendimiz, büyük mehabet, yüce şan, kadir kıy met ve üstün makam sahibi idi. Bunun içindir ki, latiť zatlarına:
ZUHURMET. (Kendisine hürmet edilen, saygıdeğer büyük
zal, manasına.) Denildi. Allah- Tadlá, ona salát ve selâm eylesin.
ஃ
78. Isim: ZUMEKANET. (Sallallahü Taalá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salāt ve selâm eyle. Bu ism-i şerif takrir ve tafsilde, mana itibarı ile:
-MEKIN. (72. İsim olarak anlatıldı.)
Gibidir. Diğerlerinde olduğu gibi, kelimenin sonundaki (Arapça aslıma göre) tenvin, tazim için gelmektedir. Buna göre, Resulüllah 8.A. efendimiz, çokça güç kuvvet ve disiplin sahibi olduğu için, ken-Giffine:
ZUMEKANET.
Ismi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
*
80. İsim: ZUIZZIN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
Allah- Takli, Resulüllah S.A. efendimizi, herşeyden aziz, kadri-Fiesulüllah B.A. efendimize ümmet olanları da, cümle ümmetlerden mi yüce kılmıştır. Mahlukat arasında bir benzeri de yoktur. Ayrıca, asis kılmıştır. Nitekim, Kur'an-ı Keriminde, Allah-ü Taâlâ şöyle bu-yurdu:
_aİzzet Allah'ın, Allah'ın Resulünün ve bütün müminlerindir.
(63/8)
Resulullah S.A. efendimize, izzet asaleten verilmiştir; bu izzet ümmetine ise.. ona tabi olmaları yolundan verilmiştir. Bu mana ica-bıdır ki, Resulüllah S.A. efendimizin ismine:
ZUIZZİN.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salāt ve selâm eylesin.
81. İsim: ZUFAZL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, insanlık namına, bütün kemalleri özünde tamamlamış; yaratılmışların tüm faziletini elde etmiştir. Bu manada, bütün âlemleri geçmiş; hepsini geride bırakmıştır. Böylece kâmil ve mükemmil bir pâk zat olmuştur. Kendisine:
ZUFAŻL. (Fazilet sahibi.)
Adının verilmesi, üstte anlatılan manaya dayanır. Allah-ü Ta-âlâ ona salât ve selâm eylesin.
82. İsim: MUTA'. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu ismin ifade ettiği mana:
İtaat olunan zat.
Demektir. Resulüllah S.A. efendimizin, bütün ashab r.a. ve üm-metleri katında; emrettiği işlerde, yasak ettiği işlerde tam bir itaatla karşılanmıştır. Bu, hem hayatta iken böyledir; hem de ebedî âleme göç ettikten sonra... Her zaman Resulüllah S.A. efendimiz, itaatla kar-şılanmıştır. Onun emrine aykırı davranılmamıştır. Tam manası ile sevgi, tazim, iclâl ve tam inkıyad etmişlerdir.
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizin şefaatleri de, Allah katında makbul olduğu için, pâk zatlarına:
MUTA'.
İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
83. İsim: MUTİ'. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, celâl sahibi Yüce Allah'ın cümle emir-lerine imtisal etmiş ve cümle yasaklarından kaçınmıştır. Şer'i hüküm-leri ve fer'i teklifleri tebliğ işinde tam itaat ve inkıyad etmiştir. As-
ki: Resulüllah S.A. efendimiz, ashabı içinde az zaman durup dini ke-male erdirdikten sonra, saadetle ebedi âleme teşrif buyurmuşlardır. Bu esnada, ashabına hüzün gelmiştir. Bunun sebebi, onlardan önce gidişidir. Onun bu önde gidişidir ki, kendisine:
KADEMUSIDK.
İsmi verildi. Bu ümmeti için hayırdır; çünkü şöyle buyurdu:
-«Benim bu âlemden göçüm, size rahmettir. Önde gider, sizi Rabbımdan dileyip şefaat ederim. Gelen asilerinizi, Allah'ın azabın-dan korurum.>>>
Burada verilecek bir başka mana da şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz fazilette, rif'at ve üstün makam sahibi olmakta, Yüce Allah'a yakınlık bulmakta bütün meleklerden, nebi-lerden ve resullerden ileri olduğu için, kendisine:
KADEMÜSIDK.
İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
85. İsim: RAHMET. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Allah-ü Taâlâ Resulüllah S.A. efendimiz hakkında şöyle buyurdu: -«Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)
Dünyada nekadar mahluk varsa, canlı olsun, cemadat olsun; cümlesi Resulüllah S.A. efendimizin vücudundan, risalet ve nübüy vetinden bir manada rahmete nail olmuştur. Bunun için, kendilerine:
-RAHMET.
İsmi verildi. Allah-u Taåla dan ona salât ve selâm dileriz.
Şeyh Ebülabbas Mürsi Rh. şöyle anlattı:
Peygamberimiz S.A. varlıkların şereflisi, kâinatın efendisi ay-ni rahmettir. Sair nebiler ve resullerin påk ruhları; Resulüllah S.A. efendimizin nurundan yaratıldığı için sadece gönderildikleri kavme rahmet oldular.
Hakim Tirmizi ise, Nevadirülusul adlı eserinde şöyle anlattı:
Her amelin, üstün cennetlere çıkan bir kapısı vardır. Ve.. cen-netin, onlardan ayrı bir kapısı vardır ki o: Resulüllah S.A. efendimi-ze verilmiştir. Bu kapının adına:
Rahmet kapısı, tevbe kapısı.
Denilir. Bu kapılar, güneş mağribden doğuncaya kadar kapan-maz. Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti üzerine onlardan Allah'ın rahmeti saçılır; böylece rahmete gark olurlar. Resulüllah S.A. efendi-mizin ümmetlerinin tevbeleri; taa, can boğaza gelinceye kadar kabul olunur, suçları bağışlanır. Bunun için; Resulüllah S.A. efendimize:
RAHMET.
İsmi verildi. Bu manada, bizzat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
-Ben, tevbe peygamberiyim; ben, ihsan olunan rahmetim.>>>
Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
86. İsim: BÜŞRA. (Sallallâhü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selàm eyle.
Bu mübarek isim: MÜJDE, manasını taşır.
Yüce Hak, bütün nebilerden ve resullerden; Resulüllah S.A. efen-dimize iman edip onun dinine yardım etmeleri için cümlesinden ahd aldı. Onlar da, ümmetlerinden ahd alıp, Resulüllah S.A. efendimizin geleceğini onlara müjdelediler. Bu mana, Kur'an-ı Kerim'de şöyle an-latıldı:
-«Allah, peygamberlerden:
Gerçekten size kitap ve hikmet verdim. Sonra.. nezdinizdeki-leri tasdik eden bir resul size gelecektir. Ona inanmalı ve ona yardım etmelisiniz.
Diye ahd aldığı zaman...» (3/81)
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek vücutları cümle nebiler ve resuller tarafından dille müjdelendiği için, kendisine:
11/51. Nasipte olsa gelir Yemen'den, nasipte olmasa çıkar bedenden.
11152. Ne acı ol, tifirilesin; ne şirin ol, vinilesin. (Ne acı ol, tükürülesin: ne tatlı ol, yenesin. )
11153. Ne bahardır, ne de güz, nerden geldi bu nergis?
11154. Ne bal ettik, ne de mum.
11155. Ne belâ et, oyul; ne belâ et, soyul.
11156. Ne ben öldüm, kurtuldum, ne derdime çare var.
11157. Ne beşte alayım, ne onda vereyim. (Değişik biçimi: Ne beşte alacağım, ne onda vereceğim.)
11158. Ne dağda bağım var, ne çakalla davam var.
11159. Ne ekersen, onu biçersin.
11160. Ne gelenden yüz çevir, ne gideni kovan ol.
11161. Ne işim iştir, ne elim boştur.
11162. Ne koysan kazana, o gelir çemçeye (kepçeye).
11163. Ne korkulu rüya gör, ne menbere (muabbire) muhtaç ol.
11164. Ne Leyla hasta düşsün, ne Mecnun can versin.
11165. Ne miskin ol, basıl; ne yavuz ol, asıl. (Bizdeki benzerleri: Ne şaşkın ol, basıl, ne aşkın ol, asıl. Ne yavaş ol, basıl; ne yavuz ol, asıl. Ne yavuz ol, asıl; ne yavaş ol, basıl.
11166. Ne söğütte bar (yemiş), ne arsızda (kahpede) ar.
11167. Ne şeytanı gör, ne kul-hü-vallahi oku. (Bizdeki benzerleri: Ne şeytanı gör, ne lahavle çek. Ne şeytanın yüzünü gör, ne besmele çek.)
11168. Ne şiş yansın, ne kebap.
11169. Ne tuzlu ol, atıl; ne tuzsuz ol, satıl.
11170. Ne vakit yağış, o vakit kış.
11171. Ne yavuz ol, asıl; ne miskin ol, basıl. (Değişik biçimi: Ne miskin ol, basıl; n yavuz ol, asıl.)
11085. Kurt bizden ırak olsun, yediği kuyruk (koyun kuyruğu) olsun!
11086. Kurt dedi, kulağı çıktı.
11087. Kurt, dumanlı havayı sever.
11088. Kurt karnından çıktı, çakal karnına düştü.
11089. Kurt kırdı, çakal yedi.
11090. Kurt kocalsa, köpeklere maskara olur.
11091. Kurt tüyünü değiştirir, huyunu (haysiyetini) değiştirmez.
11092. Kurtla güler, koyunla ağlar (yığlar).
11093. Kurtla koyun bir yerden su içer
11094. Kurtla yer, koyunla şiven eder (yas tutar).
11095. Kurttan korkan, köpek besler.
11096. Kuru dirsekle sarımsak (sarmısak) döğülmez.
11097. Kuru kurbanın olam, yaş başına dolanam.
11098. Kuş uçurtan gibi, gözü hep dam-duvardadır.
11099. Kuş var, eti yenilir; kuş var, et yedirilir. (Bizde ve Azerbaycan'da benzeri vardır.)
11100. Kuyu derindir, suyu serindir.
11101. Kuyuyu kazan düşer.
11102. Küçükten hata, büyükten eta (bağışlama).
11103. "Küfür Ahmet" küfür okur, yerini görür, okur. (Çok küfrettiğinden "Küfür Ahmet" diye tanılan bir adamın kimi olaylarda ettiği küfürleri, Kerkük halkı, yerine göre olduğu için, doğru bulurmuş. O biçim öykülerinden birini, Ata Terzibaşı, kitabında anlatır, ss. 97-98.)
11104. Külhancıdan hamamcıya. (Uygulama alanında geniş ölçüde kullanılır.)
11105. Küskün, mangırımı ver.
11106. Leylek gününü tak-takla geçirir.
11107. Lilan testisine Beşir çemberi (halkası) takıyor. (Lilan: Kerkük'e bağlı bir bucak. Beşir: Kerkük'e bağlı bir köy. Su testilerinin en iyisi olarak bilinen Lilan testisine yalnızca "Lilan" da derlermiş.)
11108. Lokma karın doyurmaz, muhabbet artırır.
11109. Lokmanı çiğnemezsen, yutulmaz.
11110. Mahkeme, kadıya mal olmaz.
11111. Mal da şirin, can da şirin.
11112. Mal malın olsun da sana haram olsun, kendi malın olan cilotuna kendi atını bağlamağa başkası razı olmasın! (Bu atasözünün ilk bölümü Arapça olarak söylenirse de Araplardan çok Türkmenler arasında kullanılır. Cilotu: Hasır örülen bir ot.)
11031. Köpeğe ekmek atarlar (verirler), sahibinin hatırı için.
11032. Köpeğe yaltaklanacağına, ko aslan yesin seni. (Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni. Yatma tilki gölgesinde, ko yesin aslan seni. Sultan Murat IV.)
11033. Köpeği aç koy, arkana düşsün.
11034. Köpeği, gül ağacına bağlıyor.
11035. Köpeği öldürene, sürükletirler.
11036. Köpeği semiz etme, yesin seni.
11037. Köpeğin ahmağı, baklavadan pay ister.
11038. Köpeğin duası geçseydi (kabul olsaydı), gökten kemik yağardı. (Herkesin duası, her zaman kabul olunmaz, anlamında.)
11039. Köpeğin gönlü, kemikle hoştur.
11040. Köpeğin havlamasının yolcuya ne tesiri var?
11041. Köpeğin yıldıza ürümesinin ne tesiri var?
11042. Köpek bahtsız ürse, sahibine zararı var.
11043. Köpek, bayram kemiğiyle tok olmaz (doymaz).
11044. Köpek hep köpektir, halkası altın olsa da.
11045. Köpek ister asumandan hep kemik yağsın.
11046. Köpek, kasaphaneden (mezbahadan) öz ayağını kapar.
11047. Köpek, kemik kırar, kuyruğunun kuvvetiyle. (Nüfuz sahiplerinden aldığı yüreklilikle yiğitlik gösterenler için kullanılır.)
10988. Kız, neneniz (ananız) dert yesin/Her biriniz yarım verin, dört yesin. (Bu söz, aslında bir öyküden alınmadır. Görünüşte kendisine pay ayırmayan, ama gerçekte aslan payı alan kimse için söylenir.)
10989. Kız, neneniz (ananız) taş yesin/Yarımşardan beş yesin. (Bu söz, aslında vukarıdakı sözün öyküsünün bir başka biçiminden alınmıştır. Anlamı da ayrıdır.)
10990. Kız, öz (kendi) başına kalsa, ya davulcuya varır, ya zurnacıya,
10991. Kız yalan, oğlan yalan/Ömrüme düştü talan (yağma).
10992. Kızım, sana söylüyorum; gelinim, sen işit.
10993. Kızını vurmayan, dizini vurur.
10994. Kilim, ince yerinden yırtılır.
10995. Kilimin dört ucunu suya salmış (bırakmış). (Senli-benli kimseler için kullanılır.)
10996. Kim hakim (bilgin)? Başından geçen hakim.
10997. Kim hazzeder, kendi eliyle kendi evini yıksın?!
10998. Kim osurdu? Garip osurdu. (Her kabahati bir zavallıya yüklemek üzere söylenir.)
10999. Kim tabip? -Başından geçen tabip.
11000. Kimi yer, kimi bakar, kıyamet ondan kopar. (Değişik biçimlisi: Biri yer, biri bakar, kıyamet o anda kopar.)
11001. Kiminin atı ölür, kiminin iti sevinir.
11002. Kimse, kendi ayranına ekşi demez.
11003. Kimse kimsenin kabrine girmez.
11004. Kimse öz (kendi) gözüne körlük istemez.
11005. Kimsenin ipiyle kuyuya inme (girme).
11006. Koç bezirgānıydı, sakız satan oldu.
11007. Kolsuz kalkanı neyleyim?
11008. Komşu, ahret yoldaşı. (Komşu, ahrete değin yoldaştır, anlamında.)
11009. Komşu aşı, gönül hoşu, olmasa daha yahşi (güzel).
11010. Komşu aşıyla tok olunmaz.
11011. Komşu, gel döğüşelim; dalda koy (bırak), barışalım,
11012. Komşu komşuya bakar, kabrini (korunu) ateşe yakar.
11013. Komşuluk verdi, ardınca geldi. (Komşuluk: Komşuların birbirlerine gönderdikleri aş.)
11014. Komşuma şer olsun, hayrım içinde olsun. (Anlamı: Komşuma belâ gelsin de benim dahlim olmasın, tam tersi, benim iyiliğim dokunsun.)
11015. Komşunu komşudan sor.
11016. Komşunun dili şişmiş, kavgası bize düşmüş.
11017. Komşusu için kuyu kazan, öz boyuna göre kazmalıdır.
Dolayısıyla MİT, enformasyonun sentaktik düzeyde da sentaktik aygıtlar oldukları için MİT bu kadar başa-celenmesi olarak tanımlanır genelde. Ve bilgisayarlar bir şekilde EIT'ye uygulanabilir.
Entropi ve rastgelelik
Shanon'cu anlamıyla enformasyon entropi olarak da bilmir. Görünüşe bakılırsa bu kafa karıştırıcı adlandır-mayı 20. yüzyılın en parlak bilim insanlarından biri olan John von Neumann'a (1903-1957) borçluyuz:
İki nedenden ötürü entropi demeniz gerekir buna: Birincisi, söz konusu fonksiyon halihazırda termodina-mikte aynı isimle kullanılmaktadır; ikincisi ve daha da önemlisi, çoğu insan entropinin ne olduğunu tam olarak bilmiyor ve eğer tartışmalarda entropi sözcüğünü kulla-nırsanız her defasında kazanırsınız.
Von Neumann her iki hususta da haklı çıktı maale-sef. Gürültüsüz ve kusursuz bir iletişim kanalı farzede-lim. Bu örnekte entropi üç eşdeğer niceliğin ölçüsüdür:
a) Enformasyon sağlayıcısı tarafından sembol başına üretilen ortalama enformasyon miktarı veya,
b) Enformasyonu alanın, enformasyon sağlayıcısının ortaya koyduğu enformasyonu incelemeden önce sahip olduğu ortalama veri açığı miktarı (Shannon belirsizliği) veya,
c) Aynı kaynağın ilgili enformasyonel olasılığı, yani enformasyonel entropisi.
Entropi hem (a)'ya hem de (b)'ye işaret edebilir çün-kü enformasyon sağlayıcısı belli bir alfabeyi seçmek suretiyle enformasyon alıcısında otomatik olarak bir veri açığı (belirsizlik) yaratır ki, bu veri açığı da daha
sonra enformasyon aktarıcısı tarafından çeşitli ölçülerde kapatılabilir (giderilebilir). Soru cevap oyununu hatırla yın. Hileli olmayan tek bir madeni para kullanırsanız, hemen bir bit'lik açık verir hale gelirim. Paranın yazı mu tura mi geleceğini bilmiyorumdur ve öğrenmek için bir soru sormam gerekir. Hileli olmayan iki madeni para kullanırsanız benim açığım iki katına çıkar, çünkü en az iki soru sormam gerekir. Ama olur da kuzgunu kulla. nırsanız, açığım sıfırlanır. Boş bardağım (yukarıdaki b maddesi) onu doldurma kapasitenize tam olarak denktir (yukarıdaki a maddesi). Ancak ve ancak olasılık dağılı mını belirleyebildiğimiz takdirde enformasyonun entro-piyle nicelendiğinden söz edebiliriz elbette.
(C)'ye gelince, MİT enformasyonu kütle veya enerji gibi fiziksel bir nicelik gibi ele alır. Dolayısıyla MİT'nin enformasyon analizi ile entropi kavramının istatistiksel mekanikteki formülasyonu arasındaki yakınlık zaten Shannon tarafından ele alınıp tartışılmıştı. Enformasyo-nel ve termodinamik entropi kavramı, olasılık ve rast-gelelik kavramları dolayısıyla ilintilidir. "Rastgelelik", "düzensizlik"ten iyidir çünkü ilki sentaktik bir kav-ramken ikincisi güçlü bir semantik değere sahiptir. Yani yeniyetmeliğimde anne babama açıklamaya çalıştığım gibi, ikincisi yorumlanmaya pekâlâ müsaittir. Entropi, enerji veya enformasyon taşıyan sistem ve süreçlerdeki "karışıklık" miktarının bir ölçüsüdür. Tersine çevrile-bilirliğin bir göstergesi olarak da görülebilir: Entropide değişim yoksa süreç tersine çevrilebilir. Son derece iyi yapılandırılmış, kusursuz bir şekilde düzenlenmiş bir mesaj daha düşük bir entropi veya rastgelelik sergiler, Shannon'cı anlamda ise daha az enformasyon içerir. Bu nedenle daha ziyade sıfıra yakın, daha küçük veri açıkla-rına neden olur (kuzgunu hatırlayın). Buna karşılık alfa-bedeki sembollerin olası rastgeleliği ne kadar yüksekse, aygıt da o kadar enformasyon üretilebilir. Entropi en yüksek değerine tekbiçimli dağılımın en uç durumunda
ulaşır. Yani içinde bir küp buz bulunan bir bardak su, erimiş bir küp buz içeren bir bardak suya kıyasla daha az entropi barındırır, keza hileli bir madeni para da hileli olmayan bir madeni paradan daha az entropi barındırır. Termodinamikte entropi ne kadar büyükse mevcut ener-ji o kadar azdır (bkz. Bölüm 5). Bu da yüksek entropinin yüksek enerji açığına tekabül ettiği anlamına gelir, ama MİT'de de entropi böyledir: Daha yüksek entropi daha yüksek miktarda veri açığına karşılık gelir. Belki de von Neumann her şeye rağmen haklıydı.
Enformasyonun nicel kavramlarına ilişkin incele-memiz burada tamamlanıyor. MİT, iyi oluşturulmuş verilerin işlenmesi ve iletimine yönelik matematiksel bir yaklaşıma dayanak teşkil eder. Bu veriler anlamlı oldu-ğu zaman semantik içerik oluştururlar (bkz. Bölüm 2). Semantik içerik aynı zamanda doğru olduğunda, seman-tik enformasyon olarak nitelendirilir. Bu kitapta ele aldı-ğımız bütün kavramların kraliçesi budur ve bu kavram bir sonraki bölümün konusudur.
Syntax ve semantik farkının açıklamasını ne zaman görsem, genellikle şöyle tarif edilir: * Syntax, bir dilin cümlelerinin oluşturulduğu ... İlk tanımda bir sorunum yok ama ikincisi kafamı karıştırıyor. "Anlambilim" ve "anlam" ... Diğer En iyi yanıt · 11 oy Benim anladığım kadarıyla, 'üç mutlu evren temelde dans eder' gibi bir ifade sentaktik ... Diğer 3 oy Buraya bir de hesaplamalı/dağıtımsal bakış açısını eklemek istiyorum. Bu ... Diğer 3 oy İşte anlambilimin ne olduğuna dair geleneksel bir bakış açısı. Bir dildeki cümleler, ... Diğer 2 oy Başka bir kullanıcının dediğini tekrarlayacak olursam, bunun genellikle zihnin değil, ... Diğer 1 oy Tüm yayınları görüntüle
Ekşi Sözlük https://eksisozluk.com semantik yapısal (formal), uzam-dışı (nonspatial) ve üretici (generative) temel olmak üzere bir sürü hede hödö alt dalı olan dilbilim alanı.
turkedebiyati.org https://www.turkedebiyati.org Anlambilim (Semantik) Nedir? Anlambilim (Alm. Semantik, Fr. semantique, İng. semantics): Dili anlam yönünden ele alan, göstergenin gösterilen bölümünü ya da içeriği eşsüremli (senkronik/ ...
R10.net https://www.r10.net Semantik Nedir? Semantik Analizi Nasıl Yapılır? 2 Eyl 2020 — Semantik Nedir? Semantik kelimesinin sözlükteki karşılığı “anlambilim” olarak yer almaktadır. Peki bu anlam bilimi veya diğer bir ... Makale yazarları olarak dikkate almamız gereken bir konu gerçekten çok teşekkürler.. Diğer En iyi yanıt · 1 oy İçerik için teşekkürler. Diğer 1 oy Faydalı bir yazı olmuş, elinize sağlık. Diğer 1 oy Tüm yayınları görüntüle
Natro https://www.natro.com Semantik Makale Nedir? SEO Uyumlu Makalede Nelere Dikkat ... 15 Eki 2019 — Semantik makale arama motorlarında kullanılan kelimelerle uyumlu makale yazılmasıdır. Böylece bağlantılı kelimeler üzerinden internet adresiniz ...
withgrower.com https://withgrower.com Semantik Nedir? Semantik SEO Nasıl Yapılır? - Grower 3 Oca 2024 — “Semantik”, genellikle dilbilimde kullanılan bir terimdir ve bir kelime, ifade veya işaretin anlamını ve anlamlandırılmasını inceleyen bilim ...
DergiPark https://dergipark.org.tr PDF Kur'an Terimlerinin Semantik Çok Katmanlılığı*
Lenovo https://www.lenovo.com Semantik Nedir? | Sözdizimi ve Semantik Arasındaki Fark Açıklandı Semantik, makinelerin bağlamı anlamasını, kelimelerin farklı anlamları arasında ayrım yapmasını ve daha alakalı ve doğru sonuçlar sunmasını sağlar. Anlambilim ... Google tarafından çevrildi · Orijinali göster (English)
İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât, ve selâm eylesin.
Bir başka mana daha...
Resulüllah S.A. efendimiz, müminlere Yüce Hakkın rahmetini ve cennete girip cehennem azabından necat bulacaklarını müjdelediği İçin, latif isimlerine:
BÜŞRA.
Buyuruldu. Allah-ü Taalà ona salåt ve selâm eylesin.
87. İsim: GAVS. (Sallallahü Taâlá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selām eyle.
Insanlar; küfür, şirk, dalalete dalıp cehaletleri icabı Celil ve Ceb-bar olan Yüce Hakkın gazabına ve hışmına mazhar olarak cehennem vadisinin kenarında şaşkın dururken kıyamet gününün şefaatçısı Yü-ce Hakkın Resulü, onları küfür şirk ve dalâletten kurtardı; iman nu-ru ile aydınlattı. Cehennem çukuruna düşmekten necata erdirip ha-lás ettiği için, påk isimlerine:
GAVS.
Denildi. Allah-ü Taålå, ona salât ve selâm eylesin.
88. İsim: GAYS. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
GAYS.
Lügatta, yağmur için kullanılan bir terimdir.
Yağmur, beldelere, kullara hayat sebebidir; rahmettir, zinettir.
Yağmur sebebi ile otlar, çiçekler, ekinler, cümle yemişler olur ve ağaçlar yetişir.
Yağmur sebebi ile, ırmaklar akar; insanlar kıtlıktan ve pahalılık-tan, sıkıntıdan, zorluktan halás olur, genişliğe ve rahata çıkarlar.
Bu mana, Resulüllah S.A. efendimize bir misaldir. Hak tarafın-dan getirdiği Kur'an, hidayet, rahmet ve nur vasıtası ile insanları he-låkten kurtardı. Dalâletten hidayete, cehaletten ilim nuruna ulaştır-dı. Ölmüş kalbleri iman nuru ile canlandırdı. Onun getirdiği şeriat emirleri mucibince iyi amel işlemek, taat ve İbadetle süslenmek yağ-mura benzetildi.
Hazret-i Muhammed'in S.A. hak peygamber olduğunu bilirler. Sonra da inkâr ederler.
Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize iman edip tam mana-sı ile ona tabi olarak; emirlerine itaat ve inkıyad, yasaklarından içti-nab edenleri: Dünyada, kabirde, mahşer günü türlü türlü nimetlerle nimetlendirecektir. Bundandır ki, Resulüllah S.A. efendimize:
Allah'ın nimeti..
İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
91. Isim: HEDİYETÜLLAH. (Sallallahü Taálâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, Allah tarafından kullarına bir hediye ve bir İhsandır. Onun peygamberliğini kabul edenler, rahmete kavu. sur ve cennete girer. İnkår edenler ise.. elleri boş kalır, ziyan eder,
ebedi cehennemde kalırlar. İşte.. anlatılan manaların bir icabı olarak, Resulüllah S.A. efen-
dimizin bir ismine de:
HEDİYETULLAH. (Allahın Hediyesi.)
Denildi. Nitekim bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurdu.
Allah beni bir rahmet hediyesi peygamber olarak gönderdi. Bir cemaatı yükseltmek, bir cemaatı da alçaltmak için gönderildim.
Ebülabbas Mürsi Rh. şöyle dedi:
Nebiler ve resuller ümmetlerine bir atiyyedir. Ancak, Resu-lúllah S.A. efendimiz, ümmetine bir hediyedir.
HEDİYE ile ATİYE arasında mana itibarı ile büyük fark vardır.
ATIYE: Muhtaç olanlara verilir.
HEDİYE: Sevilenlere verilir.
İşte, Resulüllah S.A. efendimize.
HEDİYE.
İsminin verilmesi, ümmetinın yüce Allah'a sevgili olmalarından ötürüdür; bu mana ile övülmüşlerdir.
Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
92. İsim: URVE-İ VÜSKA. (Sallallâhü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Mutemed nüshaların çoğunda, harf-i tarifsiz, tenvinle gelmiştir. Arap dili kaidesine göre, bu türün adı: Nekredir. Bazı nüshalarda ise.. harf-i tarifle gelmiştir. Arap dili kaidesine göre, bu tür yazılmanın adı da: Marifedir. Son şekille yazıldığı zaman bu mübarek isim şöyle olur:
EL URVET'ÜL VÜSKA.
Müfessirlerden Şeyh Abdürrahman Sülemi:
-a...gerçekten sağlam bağa yapıştı.» (2/265)
Meâline gelen âyet-i kerimenin tefsirini yaptı; şöyle dedi:
Müfessirler, bu âyet-i kerimede geçen SAĞLAM BAĞ (UR-VE-İ VÜSKA) cümlesinden murad, Resulüllah S.A. efendimiz olduğu-nu anlatmışlardır.
Yukarıda anlatılan rivayete göre; bu ismin:
-EL URVET'ÜL VUSKA.
Olması daha uygundur.
URVE.
Dedikleri herhangi bır şeyin yapışılacak kısmıdır. Bir şey alınmak istendiği zaman, orasından tutulup alınır. Tutulup alınması kolay
Üzülüp kırılmasından korkulmayan çok kuvvetli ve muhkem olan kulp ve matluba ermeğe vesile olmasında şek ve şüphe olunma-yan, hatta vesile olma durumu kesin olan şey..
Yukarıda anlatılan manalar açısından bakılınca; Resulüllah S.A. efendimize Iman getirip onun şeriatına tabi olarak inkıyadla iman ve ittibaları sebebi ile dünya ve âhiret azabından emin olurlar. Yüceler yücesine çıkıp iki cihanın saadetine ererler. Üstün makam bulurlar.
Resulüllah S.A. efendimiz, üstte anlatılan dereceleri kazanmak babında sebeb, vasıtalığı kesin olduğu için; mübarek ismine ve påk zatına:
URVE-İ VÜSKA.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salát ve selâm eylesin.
93. İsim: SIRATULLAH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salāt ve selâm eyle.
-SIRAT.
Kelimesi, büyük, geniş yol.. manasınadır.
Resulüllah S.A. efendimiz, peygamber olarak gönderildiği insan ve cin tayfasına Allah-ü Taålå'nın bir hediyesi, Allah'ın rahmetine ve bağışlanmaya onun sebebi ile nail olduklarından; insanı muradına eriştirmeğe sebeb olan yola benzetilerek mübarek ismine:
SIRATULLAH.
Denildi. Allah-ü Taálá, ona salât ve selâm eylesin.
Resulüllah S.A. efendimiz, insanları hidayete mazhar kılıp doğ ruca, cennat-i aliyata ulaşmaya bir sebeptir.
Ayrıca, påk şeriat ve hidayet usullerini beyan ve ayan edip gere-ği ile amel edenleri azapsız cennete koyduğu ve iki cihanın saadetine ulaştırdığı için, påk isimlerine:
SIRATUN MÜSTAKİM.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Hâkim, Müstedrek adlı eserinde Ebû Åliye'den Rh. o da İbn-i Ab-bas'a dayanarak şöyle anlattılar:
Bizi, SIRAT-I MÜSTAKİM'e ilet.» (1/6)
Ayet-i kerimesinde anlatılan:
SIRAT-I MÜSTAKİM.
Cümlesinden murad, Resulüllah S.A. efendimizdir.
İbn-i Abbas r.a. böyle anlattı. Allah ondan razı olsun.
95. İsim ZİKRULLAH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismın sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimizi görenler, esma-i şerifelerini okuyan--lar, latif hallerini öğrenenler, güzel vasıflarını işitenler sübhan olan Yüce Hakkı anar, ona lâyık sena eder, iman getirip tevhid ederler.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Resul-ü Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimizin zatı pâk--leri Allah-ü Taâlà'yı hatıra getirir. Sıfatı ve mucizeleri sübhan olan.
Yüce Hakka iman ve tevhidi icab ettirir. Fiilleri ise.. Yüce Allah'ın rı-zasına delalet eder. Sözleri ise.. celâl sahibi Allah'ın emrine delâlet. eder. Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz hakkında şöyle buyurul-du:
-Kendi hevasından konuşmaz. Onun anlattığı, ancak kendisi-ne gelen vahiydir.» (53/3-4)
Resulüllah S.A. efendimizin zat-ı şerifleri ve vücud-u latifleri: Her güzel fiillerinde, iyi hallerinde, bütün yüce sıfatlarında, tatlı uy-kularında, uyanık iken.. işte.. bütün bu hallerinde, Allah'ın zikrine de-vam ettiği için, pâk ismine:
ZİKRULLAH.
Denildi.
- ZİKİR.
Isim.) Kelimesi masdardır. (Arapça: Kendisinden kelime üretilen kök
lir: Bu kelime ile, ism-i mef'ul manası murad edilirse.. şu demeğe ge-
Allah-ü Taâlâ, Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muazzam S.A efen-dimizi; henüz bu âleme teşrif etmeden evvel levh-ü mahfuzda ve in-
dirdiği kitaplarda anlatmıştır. Bundan dolayı; nebilerin ve resullerin, mukarreb meleklerin, salih kulların dilinden anlatılmıştır. Böyle anlatılmak, ismi mef'ul manasında:
MEZKUR. (anlatılmış.)
Olur. Işbu manadan ötürü de, mübarek isimlerine:
-ZIKRULLAH.
Denildi... Ve, bu mana:
-Anlayınız, ancak ZİKRULLAH ile kalbler mutmain olur.» (13/
28)
Ayet-i kerimesi ile anlatılan manaya uygundur.
Müfessirlerden Mücahid Rh. şöyle dedi:
Bu âyet-i kerimede geçen:
«ZİKRULLAH.» (Allah'ın zikri.)
Cümlesinden murad, Resulüllah S.A. efendimizdir.
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizi zikretmek, şanı yüce Allah'ı zikre sebeb olmakla da, påk isimlerine:
ZİKRULLAH.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
İsm-i fail olarak ele aldığımız zaman, mana şöyle olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, tam manası ile, Yüce Allah'ı çok çok zikrettiği için, bu zikrinden de asla yorulmadığından, påk isimle-
rine:
ZİKRULLAH.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlà ona salât ve selâm eylesin.
**
96. İsim: SEYFULLAH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın dinini ve şer'i hükümle-rini tebliğ işinde çokça çalışıp himmet göstermiştir; bu işlere bütü-nüyle önem vermiştir. Yüce Hakkın düşmanları ile cihad edip karşı-lıklı cenge girmiştir. Bu yolda da, Yüce Hak, kendisini mansur eyle-yip düşmanlarını kahra uğratmıştır. Düşmanları ile arasında bir ay-lık yol varken, Yüce Hak düşmanlarının kalbine Resulüllah S.A. efen-dimizin korkusunu koymuştur. Böylelikle, Resulüllah S.A. efendimiz, ashab-ı kiramı, kıyamete kadar gelecek şanlı ümmeti mansur ve mu-zaffer olacaktır.
Bütün bu anlatılanlardan başka, Resulüllah S.A. efendimizin vü-cudu ile, küffarın gerisi kesilip kökleri kuruyacağından, ism-i latif-
lerine:
SEYFULLAH. (Allah'ın kılıcı.)
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 380 1 Adem oğlundan kimse yoktur ki, başında elinde bir "hakeme" (gem) olan bir melek bulunmasın. Eğer tevazu gösterirse, "Gemi kaldır" denir. Eğer kibirlenirse, "Gemi indir" denir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 380 2 Herkesin başında iki zincir vardır. Birisi yedi kat göğe, birisi de yedi kat aşağı iner. Eğer tevazu gösterirse, Allah onu o zincirle yedi kat semaya yükseltir. Eğer kibirlilik ederse, Allah onu o zincirle yedi kat yere alçaltır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 380 3 Bir imam (sultan) veya vali, kapısını ihtiyaç sahiplerine, fakirlere ve miskinlere kapatırsa, Allah da gök kapılarını, onun fakirliği, haceti ve meskeneti anında kendisinin üzerine kapatır. Hz. Amr İbni Mürre (r.a.) 380 4 Bir müslüman kişi, bir müslüman hastayı ziyarete giderse, Allah ona yetmiş bin melek gönderir ve (o melekler) ziyaret günün hangi saatinde olursa olsun, akşama kadar ve o ziyaret, gecenin hangi saatinde olursa olsun, sabaha kadar ona dua ederler. Hz. Ali (r.a.) 380 5 Müslüman hiç bir kimse yoktur ki, atına arpa ayırsın ve sonra onu yesin diye başına assın da, kendisine her tane sebebiyle bir sevap yazılmasın.(Gaza için beslediği at) Hz. Temim (r.a.) 380 6 Bir müslümana bir musibet isabet ederde o mahzun olur ve "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" derse, Allah meleklere şöyle buyurur: "Ben onun yüreğini sızlattım, o sabırla karşıladı ve sevap umdu, onun sevabını Cennet kılın." Ve o kimse musibeti hatırlayıp o sözü her defasında tekrar ederse, Allah da ona ecrini yeniler. Hz. Zuhri (r.a.) 380 7 Bir kimse müslüman bir kişiyi, onun ırz ve şerefine halel gelecek bir yerde yalnız bırakırsa, Allah da onu Allah'ın yardımını çok beklediği bir sırada yalnız bırakır. Bir adamda bir müslümana, ırzına veya şerefine halel gelecek bir yerde sahip çıkarsa, Allah (z.c.hz.) de tam sırasında ona sahip çıkacaktır. Hz. Câbir (r.a.) 380 8 Bir kadın alaka çekici şekilde koku sürer ve erkeklerde ona bakarsa, evine gelesiye kadar Allah'ın gazabında olur. Hz. Meymune (r.anha) 380 9 Müslümanlardan iki kişi (ana-baba) aralarında iki veya üç çocuk ölsün de, o ikisi de sevab umsunlar ve sabretsinler, sonra da Cehennem görsünler, bu olmaz. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 380 10 On kişiye beylik eden bir kimse kıyamette eli boynuna kelepçeli olarak gelir ve onu bağından ancak adaleti açar. (Yoksa Cehenneme girer) Hz. Saad (r.a.)
10968. Kerkük'ün kalesi var, yerlisine belası var.
10969. Kesemediğim eli öperim.
10970. Keser gibi, hep kendi önüne çekersin.
10971. Keskin sirke öz kabına zarar verir.
10972. Kılavuzsuz köye gidilmez.
10973. Kılavuzu karga olanın gagası bokta olur (leş koklar).
10974. Kılı, yağdan ayırır.
10975. Kılınç kuşananın, at binenin, köprü geçenindir.
10976. Kılınç, öz kınını kesmez.
10977. Kınama sarhoşa, akıbet gelir başa.
10978. Kırılan kap, yerini tutmaz.
10979. Kırılan kol, eğri biter.
10980. Kırk değirmende bir avuç unu yoktur.
10981. Kırkından sonra saz alışır (çalar).
10982. Kıskanan göze çöp batar.
10983. Kısrağı genç gözüyle, kızı ihtiyar gözüyle al.
10984. Kısrağı verdin, gemini de ver; deveyi verdin, reşmesini de ver. (Reşme: Hayvan başlığında, burun üzerine gelen zincir. Karacaoğlan dan bir beyit: Beş yüz atlım olsa Lahuri şallı Gümüşten reşmeli, kadife çullu.)
10890 Kalktın kendi evini yıktın; düştün, halkın evini yıktın. (Bu sözün, Osmanlılar doneminde Kerkük'ün Beşir köyü halkıyla ilgili bir öyküsü vardır. )
10801 Kalmıştır öz (kendi) başına, örtmüştür bez başına.
10892. Kalpten kalbe yol var, diyorlar.
10891 Kamber'siz düğün olmaz.
10894. Kanaat, en büyuk saadettir.
10895. Kanun, dağları hifzeder.
10896. Kapı çalanın kapısı çalınır.
10897, Kapımı berk kilitle, komşunu hırsız etme (çıkarma).
10859. İşin yok ise şahit, paran çok ise kefil ol!
10860. İşleyen demir, pas tutmaz.
10861. İşsiz, meyvesiz ağaca benzer.
10862. Isten artmaz, dişten artar. (Paranın birikmesi, çalışmayla değil, iktisatla olur.)
10863. It ite buyurur, it de kuyruğuna.
10864. It ürür, kervan yürür.
10865. Iteleme sorhoşu, özü (kendisi) düşer.
10866. İyi evláda koz (ceviz) yağı yedirsen azdır.
10867. İyi evladın mal nesine gerek, kötü evladın mal nesine gerek?
10868. İyi ile kalkıp oturan iyi şey öğrenir, harap ile harap.
10869. İyi söz, sahibine tez ulaşmaz (yetmez).
10870. İyi söz unutulur, kötü (yaman) söz unutulmaz.
10871. İyi yaptın desem, Allah'tan korkarım; kötü yaptın desem, senden korkarım.
10872. İyi yoldaş, harap (sarhoş?) kardaştan iyidir.
10873. İyiliğe karşı iyilik beklenir.
10874. İyiliğe karşı iyilik, her yiğidin kârıdır; kötülüğe karşı iyilik, mert (er) yiğidin karıdır (işidir). (Bizde ve Kıpçak Türklerinde benzerleri vardır.)
10875. İyilik ederken, karşılığını düşünme!
10876. İyilik et, at deryaya; balık bilmezse, Halik bilir. (Değişik biçimi: İyiliği su dibine at, balık bilir; balık bilmezse, Halik bilir.)
10877. İyilik ettin, başa var (sonuna dek git).
10878. İyilikten kötülük çıkmaz.
10879. Kabir kabir içinde olsun, ev ev içinde olmasın.
10880. Kaçanı tut, kalan malımızdır. (Aslında Kerkük'te anlatılan bir öyküden alınma bu söz, fırsatı kaçırmamak için, elden çıkacak nesneyi, işe yaramasa bile, tutmak için söylenir.)
10792. Hem adaktan (hediyeden), hem budaktan olduk.
10793. Hem nalına, hem mıhına çakıyor. (Başka bir biçimi: Hem nala vurur, hem miha.)
10794 Hem satar, hem su katar, hem beraber atar. (Bu atasözünün İstanbul'da geçtiği söylenen bir öyküsü vardır. Öykünün Kerkük'te bilinen biçimini de Ata Terzibaşı kitabına almıştır, s. 120.)
10795. Hem ziyaret, hem ticaret.
10796. Her aşığın bir devranı var.
10797. Her ay Recep olmaz, olsa da acep olmaz (hayret edilmez).
10798. Her buluttan yağış olmaz (yağmur yağmaz).
10799. Her cins, cinsine çeker.
10800. Her gün vurma (kapılma) dolmaya (yemek), belki bir gün olmaya.
10801. Her güzelin bir aybı var (olur).
10802. Her horoz, kendi zibilliğinde yavuz. (Bizdeki benzerleri: Her horoz, kendi çöplüğünde öter. Her horoz, kendi çöplüğünde eşinir.)
10803. Her kabilenin bir köpeği var.
10804. Her karaya bürünen mutran (keşiş) olmaz.
10805. Her kemalin bir zevali var.
10806. Her kuyu, içilmez suyu. (Başka biçimi: Her kuyunun suyu içilmez.)
10807. Her parlayan, altın olmaz.
10808. Her sakala tarak vurulmaz.
10809. Her sakalın bir tarağı var. (Mısır Araplarındaki benzeri: Her bıyığın bir makası var.)
10810. Her sakallıyı, babası olduğunu sanır.
10811. Her şeyi ustasından al!
10812. Her varlığın bir darlığı var.
10813. Her zalimin beş gün devranı var.
10814. Herkes kendi evinin hizmetçisidir.
10815. Herkesin bir derdi var, değirmencinin de su derdi.
10816. Hesabı pak (temiz) olanın yüzü ak olur.
10817. Hesapsız giren, zararlı çıkar.
10818. Hey, dedi, malım-mülküm var; bir demedi, ölüm var.
10819. Hırsız evlāt, babasının ocağında pancar eker.
10820. Hırsız güçlü olsa, ev sahibini suçlu çıkartır.
10766. Hançer yarası sağalır, dil yarası sağalmaz.
10767. Hanedandan hata çıkmaz.
10768. Hangi eşeğe bindise, osuran çıktı (cılızı rastladı).
10769. Haramdan gelen, harama gider.
10770. Harap adam, zevalini bulur.
10771. Harap yoldaşı, yerinde koy, geç.
10772. Harap yoldaşla yola çıkmak hatadır.
10773. Hareket olmazsa, bereket olmaz.
10774. Hasan ile Hüseyin için ağlamıyor, aşure için ağlıyor. (Irak'ta şii Türkmenler arasında her yıl Hz. Hüseyin'in şahadeti yıldönümünde yapılan törenler sırasında söylenen bu söz, başka olaylarda da uygulama alanına girmiştir.)
10775. Hastanın gönlü, nar ister.
10776. Hatasız insan olmaz.
10777. Hattın eğrısı, büyük olur.
10778. Hatun (Hanım) kıran kabın sesi çıkmaz. (Hanımın kırdığı käsesin sesi çıkmaz.)
10779. Hatun (Hanım) soyunmuş, (giysisini) halayık giymiş.
10780. Havuz başına tas koyuyor.
10781. Haya, yüzde bir katre sudur.
10782. Hayasızla yüz-göz olma.
10783. Haydan gelen, huya gider; su parası, suya gider. (Bizdeki benzeri: Haydan gelen, huya gider; davuldan gelen, zurnaya gider.)
10784. Hay-huy biter, dünya bitmez.
10785. Hayır iste komşuna, hayır gelsin başına.
10786. Hayırsızlık, zenginlikten daha fazla dost yığar.
10787. Hayvan ayağından, insan dilinden bağlanır. (Almanlarda: Insanlar, güzel sözlerle yakalanır.)
10788. Hayvan koklaşa koklaşa, ben-i Ādem yaklaşa yaklaşa tanışır (ya da: yakınlaşa yakınlaşa tanış olur).
10734. Güllenin konulduğu yeri temizliyor. (Bu söz, bir çocuk oyunuyla ilgilidir.)
10735. Gülme komşuna , gelir başıma.
10736. Gülün kadrini bülbül bilir.
10737. Gün gider, kaza gitmez.
10738. Gün günden beterdir.
10739. Gün önü, kalburla tutulmaz. (Bizdeki karşılığı: Güneş, balçıkla sıvanmaz.)
10740. Günahından sakınmayan, kendi suçuna (günahına) giriftar olur.
10741. Güneş malümdur, parmağınla göstermek istemez.
10742. Günün (güneşin) önünü, karbil ile tutuyor.
10743. Güvenme bu varlığa, elin düşer darlığa.
10744. Güzel ona derler: güzel konuşsun,
10745. Güzele ne yakışmaz?!
10746. Güzellikten kırk günde doyulur, güzel huydan kırk yılda doyulmaz.
10747. Habbe habbe, olur kubbe.
10748. Habbeyi kubbe yapıyor.
10749. Hacı laklakın (leyleğin) gönlü tak tak (demek) ile hoştur.
10750. Hain, korkak olur.
10751. Hainden bir şey sorma!
10752. Hak desen, su durur. (Bizdeki karşılığı: Hak söze, akan sular durur.)
10753. Hak söz konuşanın börkü (başlığı) yırtık olur.
10754. Hakikati ya uşaktan (çocuktan) al, ya deliden. (Bizdeki karşılığı: Haberin doğrusunu oğlandan al.)
10755. Hakikatin yanlışı olur, yalanı olmaz.
10756. Hâkim ve hekimsiz köyden göç. (Bizdeki karşılığı: Hakimsiz, hekimsiz memlekette durma.)
10757. Hakka karşı boynum kıldan incedir.
10758. Halep ordaysa, arşını burdadır. (Malik oldum burada ben hüner-i mümtaze İşte meydan-i sahn, getmeyelim Şiraz'e. Halep anda ise, bunda bulunur endaze, İşte maydan-i sahn, getmeyelim Şiraz'e.) (Süleyman Fehim)
10759. Halkın (başkasının) elini öpeceğime, kendi elimi öperim.
10760. Halkın kadrini bilen, kendi kadrini de bilir.
10761. Hamam suyu ile bacılık tutuyor. (Hamam suyu ile arkadaş ediniyor.)
Usûl, yani temel ilkeler, İslâm dininin başlangıcı ve giriş noktasıdır. İslâm'a oradan girilir ve yine oradan çıkılır. İmana ait esasları genel hatlarıyla kabul edenler bile İslâm dinine girmiş sayılırlar. Dıştan iman etmiş iseler dıştan, kal-ben iman etmiş iseler gerçekten müslüman olurlar. Bunları kabul etmeyenler İslâm'a girmemiş, kabul ettikten sonra dönenler de dinden çıkmışlardır. Fakat usule göre iman edenler, İslâm'ın müjdelediği mutluluk hedefine hemen ulaşmış olmazlar. Ancak buna aday olurlar. Mutluluk hedefine ulaşmak için imanı ol-gunluğa erdirmek gerekmektedir. Bu da, diğer tâli hususlara ulaşmakla mümkün olur. İslâm dinine icmâli (genel mânâda) iman ile girildikten sonra tafsili (ayrıntılı) bir imana doğru gidilerek ruhu beslemek gerekmektedir. Tafsilî iman sınırına girip de tekrar red ve inkâr yoluna sapanlar, İslâm dininin sınırından çıkmış olurlar. İşte bir zamanlar insanların en mutlusu olan müslümanların son-radan görülen mahrumiyet ve düşüşleri bu sapıklığın sonucudur.
Bütün hitaplar topluma yöneltilmiş, müslümanlar "İyiliği emredip kötülüğü ya-saklamak" ile görevlendirilmiş, Hz. Muhammed (s.a.v.) bazı hadislerinde toplu-Ashab-ı Kiram da peygamber tarafından ortaya konulan usül ve adetleri, sosyal mun fikrine kıymet vermiş, sosyal vazifeler telkin etmiştir. Aynı zamanda teşkilatı iyi kullanarak hep birlikte kararlar alabildikleri için "İcma-îÜmmet" de İslam dininin ana hükümlerinde üçüncü bir kaynak olarak kabul edilmiştir.
İslam'ın ilme paralel olarak İslâm âlimlerine de vazifeler verilmiş, kıyas ve içtihad yolu ile dinî hakikatlerin izah ve keşfedilme yolu açık tutulmuştur. İslâm älimleri, yukarıda anılan üç kaynağı tasnif ve her birini ilmî usüllerle tetkik ede-rek aklî ve mantıkî sebeplere bağlamışlar ve böylece Tevhid, Fıkıh, Ahlâk ilim-Jeri meydana gelmiş, tasavvuf gelişmiştir. Bu ilimlerin usülleri zamanımızdaki bazı ilimlerde bile tatbik edilmektedir. Ele alınan konular müsbet fen konu-larıyla daha yukarıdan temas ettiği için asrımızın ilimlerini idare sahasına alabi-liyor ve onlarla çelişkide bulunmak şöyle dursun, bilakis onlara ışık tutuyor, gelişmelerine yardıın ediyor. İslâm ilimleri metafizik, felsefe konularıyla daima karşılaşabilir, metafizik metodların her birine intibak şekli gösterebilirse de gerçekte hepsine karşı bir özelliği vardır, onların hepsine üstün bir kuvvet ve zenginliğe sahiptir. Yeter ki Kur'ân'ın hükümlerini anlamağa imkan verecek bil-
gilere sahip olunsun ve müsbet ilimler iyi takip edilsin.
İSLÂMÎ HÜKÜMLERİN SINIFLANDIRILMASI
İslâmiyete Giriş ve İslâmiyetten Çıkış:
İslâm dinine ait hükümler, Allah'ın birliği ilkesinden başlayarak yavaş yavaş bölümlere ayrılır ve her bölüm kendi sahasında gelişme gösterir. İlk önce genel esaslar ele alınır, daha sonra özel konulara girilir ve böylece basitten bileşiğe doğru bir gelişme meydana gelir. Bütün bu ikinci derecedeki gelişmeler yine genel prensiplere bağlanarak birlik ilkesine dönülür. Peygamberimiz: "İman yetmiş kadar bölüme ayrılmıştır, en alt derecesi müslümanların geçeceği yollardaki engelleri kaldırmaktır" buyurmuştur.
Bilimsel hükümler, vicdan ve ahlâk meseleleriyle, ahlâk hükümleri de iti-kad ve iman meseleleriyle ilgilidir. Yararlı işlerin gerçekleşmesi ahlâkı, ahlâkın gerçekleşmesi de imanı gerekli kıldığı halde bunun aksi meydana gelmeyebilir. Bundan dolayı, yukarıda işaret edilen üç ana sınıf İslâmî hükümler, yine temel ilkeler, tâli hükümler ve onların sonuçları olan ürünler (semereler) adı altında alt bölümlere ayrılırlar.
Usûl, yani temel ilkeler, İslam dininin başlangıcı ve giriş noktasıdır. İslam'a oradan girilir ve yine oradan çıkılır. İmana ait esasları genel hatlarıyla kabul edenler bile İslam dinine girmiş sayılırlar. Dıştan iman etmiş iseler dıştan, kal. ben iman etmiş iseler gerçekten müslüman olurlar. Bunları kabul etmeyenler İslâm'a girmemiş, kabul ettikten sonra dönenler de dinden çıkmışlardır. Fakat usule göre iman edenler, İslam'ın müjdelediği mutluluk hedefine hemen ulaşmış olmazlar. Ancak buna aday olurlar. Mutluluk hedefine ulaşmak için imanı ol-gunluğa erdirmek gerekmektedir. Bu da, diğer tâli hususlara ulaşmakla mümkün olur. İslâm dinine icmâli (genel mânâda) iman ile girildikten sonra tafsili (ayrıntılı) bir imana doğru gidilerek ruhu beslemek gerekmektedir. Tafsili iman sınırına girip de tekrar red ve inkâr yoluna sapanlar, İslâm dininin sınırından çıkmış olurlar. İşte bir zamanlar insanların en mutlusu olan müslümanların son-radan görülen mahrumiyet ve düşüşleri bu sapıklığın sonucudur.
İslâm'a ait hükümlerin bir de hukuk açısından sınıflandırılması söz konusu-dur. Çünkü İslâm, bütün hakikatlerin ilk başvuru yeri olan Allah Teâlâya men-sup bir din olduğu gibi, hukuk kelimesinin tekili olan (Hak) sözcüğü üzerine bina edilmiş olması mânâsına da, bir hak dinidir. Bu sebeple İslâm'a ait hüküm ve vazifelerin hepsi, bir hakkın gereği olan hukukî bir görevdir. Yani hukuk di-linde hak ile vazife arasındaki münasebet İslâmî açıdan tetkik edilince, hak düşüncesi vazife düşüncesinden önce gelir. Bir yerde vazife varsa orada daha önce bir hakkın da bulunması gerekir. Başka bir deyişle, vazife sahiplerine veri-len görevler hak sahiplerinin emanetleri demektir. Kur'ân'da "Gerçekten Allah size, emanetleri ehil olanlara vermenizi emreder..." (Nisa, 4/58) buyurulmuştur. Bundan dolayı İslâm kendine mahsus ve her yönüyle bilimsel bir hukuk siste-mine sahiptir. Ancak İslâm dininde bu anlamda hukukun geniş bir uygulama alanı vardır. İslâm'da vazife ve sorumluluklara esas olan hukuk, bir kısım insan-ların, bir topluluğun tekelinde bulunan hukuk değildir. Bu tarz hukuka İslâm di-ninde "Hakkullah" (Allah hakkı) denilir ki bugünkü anlayışa göre kamu huku-kuna tekabül etmektedir. İslâm inancına göre bütün hakikatler, yalnız Allah'a dayanmaktadır. İnsanların hakları da Allah'a ait haklardan feyiz alır. Allah'a i-nanmayan ya çeşitli hakikatler içinde şirkin sapıklığına, yahut eşyaya ait haki-katlere de inanmayarak daha kötü bir seviyeye düşer. Çünkü buna inanmayanlar ya kendi varlıklarına da inanmayacaklar, ya da kendilerinden başka ilah tanıma-yacaklardır. Bu sapıklık, zamanımızda hürriyet davası ile ortaya çıkan bir çok kötümser kimselerin, şüphe ve tereddüt içinde ne yaptığını bilmeyerek buhran içinde boğulanların inancı veya dini diye gösterilebilir. Hakikate inanmayan-
ların ruh buhranlarını gösterecek vasıta bulunup da bunların halleri gözler önüne serilebilse, bu şekilde mutlu oldukları zannedilen nice zavallıların iç dünyala-rındaki ızdıraplardan herkesin haberi olur ve böylece insanlığa büyük bir hizmet yapma imkanı doğardı. Allah'ın hakkına inanmayanlar, insan haklarına vicdani ve hakiki anlamda güvence veremezler. Bundan dolayı dışa bakarak, tertip edil-miş bazı kuvvetlerle insan haklarını korumaya çalışanlar, sonuçta hak fikrini in-san kalbinden silmek gibi ters bir sonuca sürüklenmektedirler. İslâm hukuku ya "Allah hukuku" veya "kul hukuku" yahut her ikisini de kapsayan hukuk olmak üzere kısımlara ayrılmaktadır. Allah hakkı, genel faydaya dayanmakta, yani in-san cinsinin tamamını kapsamakta, belki de daha geniş bir alanı içine almaktadır ve vaciptir. Kul hakkı ise, bir veya birden fazla şahsa ait olan haklardır ve o da vaciptir. Bu duruma göre kamu hakkı denilen hak, İslâm nazarında "Allah hak-kı" kısmına dahil olmaktadır. Bundan dolayı kamu hakkını dava eden savcılar, Allah'ın hakkını da istemiş olmaktadırlar. Bu açıklamalardan sonra mevcut sınıflandırmaları görelim:
İtikad usûlü (inanç ilkeleri):
İnanmak, insan ruhunun doğuştan gelen ihtiyacı olmakla beraber çevrenin, olayların ve alınan terbiyenin etkisi ile insan tabiatı bozularak bazı kimselerin inanma yeteneğini kaybederek hakka, hukuka, hakikate karşı çekingen, müteassıb ve yalnızca geçici menfaatlere, taklide ve boş şeylere düşkün hale geldikleri görülmektedir. Bu noktadan hareketle insanların üç kısma ayrıldıkları söylenebilir: 1- Mümin; 2- Kâfir; 3- Münafık. Kur'ân-ı Kerim, Bakara Sûresi'nin başında bu üç sınıfı anlattıktan sonra müminleri irşada başlamaktadır. İslâm dini, insanın asıl yaratılışını bozmadan daima imanı, hakka sarfettirecek ve aynı zamanda hak olmayandan uzaklaştıracak bir ruh terbiyesi verir. Dinimiz inanç hususunda önce bir yol, sonra bir hedef gösterir. Bu hedef, elde edilmesi ve ulaşılması istenen bir hedeftir.
Gösterilen yol, Peygamberimizin gösterdiği yoldur. Hz. Muhammed (s.a.v), kendisinden önce gelen diğer peygamberlerin yolundan giderek Allah'ın kendi-sine verdiği bağışların hakikatini ispat etmiştir. Bu yola göre insan, hakikatleri arama hissine uyarak önce uzmanlık ve tecrübelerle, sonra akıl ve muhakeme ile düşünceye değer ve kalbe genişlik verme ihtiyacını duyar. Fakat düşüncede bas-kı yapmaktan çekinerek akıl ve tecrübesinin yetmediği hallerde, bu gibi konu-larda itimada layık gördüğü kimselerin fikir ve bilgilerinden yararlanır, ilimde nakli ve sahih haberleri makbul sayar. İlim ve bilgide hem fert hem de toplum-
sal esaslar üzerinde yürümek gerekmektedir. Yalnızca kişisel açıdan hareket eden bir inanç ve düşünce sistemi baskıcı olur. Zorbanın hareket noktası da, kendisini gerçeklerin merkezi sanmak olacağından bilimsel değeri de o şahsının sergilediği özellik kadar sınırlı olur. Yalnızca toplumu esas alan bir inanç da taklidden kurtulamayacağı için daima hürriyetten mahrum kalır ve fikri esarete mahkum olur. Bu sebeple, İslam'ın hakka boyun eğmek ve havailikten çekin-mek şeklinde ifade edilebilen genel mânâsı hükmünü yürütüyor; hem kişisel, hem de toplumsal esaslara uyulması emrediliyor. Peygamberlerin izledikleri bu yol, filozofların izledikleri yoldan daha sağlamdır. Aynı zamanda daha genel ve daha güvenilir bir yoldur. Çünkü felsefe yollarının bütün dayanaklarını kapsa-makla beraber ayrıca, mucize özelliği ve tesirine sahip olmak ve insan ruhunu her bakımdan kavrayacak bir etkiye sahip bulunmak gibi, şifa veren ve kalpler-deki buhran ve zararı gideren kudreti de elinde bulundurmaktadır. Daha genel. dir, çünkü gayet açık ve umumi kurallarla halkın da kalbine işleyerek, felsefi düşünceler gibi, belirli bir sınıfın uzmanlık sahasında kalmaz. Bu itibarla pey-gamberlik yolu, en geniş, en doğru ve en sağlam bir yol olup, insan kalbini hem duygu, hem de fikir bakımından kendine çeker.
Peygamberlik yolunun götüreceği hedefler bir mücmel (genel) bir de mu-fassal (ayrıntılı) olarak iki derecededir. Birincisine icmalî iman, ikincisine tafsili iman denir. İcmalî iman İslâm'ın başlangıcı, tafsili iman ise İslâm'ın gayesidir. İcmali imanı bulan bir kimseye müslüman denildiği gibi tafsili imandan ayrılana da gayr-i müslim denir. İcmali imanı kuvvetli olan kimsenin, bildiği kadarıyla ayrıntılara da inanması tabii olur. Bundan dolayı tafsilî iman, icmalî iman içerisinde mevcut sayılmalıdır. En mücmel iman, "Hz. Muhammed her ne tebliğ ettiyse hepsi haktır." ilkesini kabul ve tasdik etmektir.
Daha önce de söylenildiği gibi, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tebliğlerindeki icmalde de çeşitli dereceler vardır. İlk mertebe "kelime-i şehadet" ile ifade edi-lir. Bu şehadet, İslâm dini esaslarının birincisidir. Bunda iki istek mevcuttur. Bi-rincisi Allah'ın birliğine inanmaktır. Buna inanan bir müslüman diğer görevlere de inanmış demektir. Hz. Muhammed'in peygamberliğine dair olan ikinci me-sele ise, iki hususu kapsamaktadır. Evvela bu şehadet, takip edilen yola inan-mayı gösterir. Allah'ın birliğine inanmak, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tebliğ ettiği ve öğrettiği şekilde inanmak demektir. Şu halde bu, asli bir gaye değil, ilk gaye-nin şartıdır. Sonra peygambere inanmanın da iman esaslarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Peygamberlik bir tebliğ memuriyetinden ibaret ise de, peygam-
berlik esasen büyük bir hadisedir, Allah'ın yüce kudretinin açık bir delilidir. Bu Hıristiyanlık'ta bazı peygamberlere uluhiyyet hissesi ayrıldığını andıran ve şirke husus, dinler tarihi bakımından da önemlidir. Gerek Yahudilik'te ve gerek kadar gitmekle hakiki birliğe ters düşen bir inancı yok ediyor ve İslam'ın bu yanlıştan kurtuluşunu sağlıyor. Yaratıcı ile yaratıkların derece ve sınırlarını ta-yin ederek Allah'ın birliğini tamamlıyor ve şirki her bakımdan reddediyor.
Bu mertebedeki icmali imanın dile gelmesi demek olan kelime-i şehadet, i-tikadın asli bir temelidir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in bir kul olması, Allah'ın kulu olması peygamberliğine eklenmiştir. Halbuki kulluğa inanmak, bir yol takibi de-mek değildir. Sadece o asırdaki yahudi ve hıristiyan inanışları bu şekilde düzeltilmiş ve ıslah edilmiştir, ayrıca İslâm bu sakat inanışlardan uzak tutul-muştur. Hz. Musa ile Hz. İsa'nın asıl tebliğleri bu suretle yaşatılmış ve yenilen-miştir.
Bilinmektedir ki o devirlerde yahudiler ve hıristiyanlar Allah'ın oğlu olduğunu iddia ediyorlar, Hz. Uzeyr'e ve Hz. İsa'ya Allah'ın oğlu diyorlardı. Hatta bazıları bunlara doğrudan doğruya ilah diyorlardı. Bu inanış ise peygam-berler hakkında aşırılığı ve bilgisizliği ifade ettiği gibi Allah hakkında da nok-san bilgiyi gösteriyordu. Allah Teâlâ'ya çocuk isnad etmek, Allah'ın seçkin bir kulunda uluhiyet vasıfları gözetmek, Hak Teālā'ya haşa insan ve hayvan vasıf-ları isnad etmek veya fanî insanları baki, öncesi ve sonrası olmayan ilah farze-derek çelişkiye düşmek demek olacağından Allah'ı tanımamakla sonuçlanı-yordu. İslâm, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in de bir kul olduğunu belirterek müslü-manları bu yanlış anlayıştan koruyordu. Allah'ı, tapılacak varlık, insanı da her kim olursa olsun kul olarak tanıtıyordu ki, bu mesele, bir yol meselesi olmaktan öte bir özellik taşıyordu.
Demek oluyor ki, takip edilecek yol açısından düşünüldüğü zaman pey-gamberlik müessesesine iman hepsinden önce gelir ve diğerleri hep peygamber-lik vasfından doğan esasları ihtiva eder. Bunların birincisi Allah'ı birlemek, ikincisi de Hz. Muhammed (s.a.v.)'in kulluk ve peygamberliğidir. Bu iki hedefi kelime-i şehadet, içinde toplarki, bunlar öncelikle birkaç inanç esasını daha kap-sar. Kısacası meleklere, kitaplara inanmak gibi bazı meseleler من الرسول )Bakara, 2/285) âyetinde ve diğer âyetlerde genel hatlarıyla ifade edilmiştir. Söz konusu bu âyetlerde imanın iki icmal (umumi) mertebesi beyan buyurulmuştur. Evvela Peygamberimizin, Rabbinden kendisine indirilen şeylerin bütününe iman ettiği, müminlerin imanlarının da böyle olduğu açıklanmaktadır. Böylece hem iki
inanç gayesine hem de bunların tevhidle ilgisine işaret edilmektedir. Sonra, bu genel hususlar genişçe ve ayrıntılı bir şekilde ele alınmakta, gerek peygamber-lerden ve gerek müminlerden her birinin Allah'a ve meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettikleri izah edilmek suretiyle iman esasları dörde çıkarılmaktadır. Peygamberlerin birbirinden ayırt edilmeyeceğine işaret edilerek hepsinin kâmil insan ve Allah'ın kulu oldukları ve bunlardan bazılarına uluhiyet isnad etmenin, bazılarına Allah'ın oğlu demenin peygamberlik vasıflarının dışından kaynaklanan sapıklıktan ibaret bulunduğu da ayrıca açıklanmaktadır.
İmanın şu ilk esasları ne kadar sade ve açık ise, o kadar da hakikidir. Bu ilk esaslar, dışımızdaki ve içimizdeki olayları yüzeysel bakışlarla mütalaa edenler için açık ve doğru sonuçlar çıkarmaya uygun olduğu gibi, ilim ve fennin bütün inceliklerini idrak ederek derin şekilde düşünebilenlere de aynı imkanı vermek-tedir. Bu ikisi arasında bulunanların şaşkınlıkları ise noksan ve yanlış verilen bir terbiye ile yaratılışın soysuzlaştırılmasından ve istenilen kemal derecesine ulaştırılmamasından ileri gelmektedir. Bu bakımdan İslâm dininin esasları, ba-sitlik ve hakikate uygunluk özelliğine sahip olduğu kadar genelleştirilmek ye-teneğine de sahip bulunmakta, insanlığın maddi ve manevî âlemine hakim ol-maktadır.
97. İsim: HIZBULLAH. (Sallallahü Taála aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
küfrů ve dalaleti ezip zararsız hale getirdiği, dalalet ehlini imana Resulüllah S.A. efendimiz, din düşmanlarını kahra uğratmakta: çekip çevirdiği, çok cür'etli ve sıkı bir şekilde çalışıp gayret gösterdi ği için, büyük bir orduya benzetilip kendisine:
HIZBULLAH.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin. Resulüllah S.A. efendimiz, Resul olarak gönderildiği zaman, yer-
yüzünde sağlam din ve doğru yolda olan tek kişi yoktu; hemen hepsi küfür, dalålet ve eğri yollara sapmışlardı.
rildi. İşte.. anlatıldığı şekilde olan bir kavme peygamber olarak gönde-
Onları davet işini tek başına yaptı. Kendi gayreti, çalışması, him-meti ile onları dalåletten kurtardı. Mağribden meşrika kadar risaleti-ni tebliğ etti. Dinini ve yolunu açıkça anlattı. Düşmanlarını, kahrı ve cebri altında ezdi. Bazılarını arzuları ile imana getirdi. Bazılarını da, zorla zimmet ehli yaptı.
İşte, tek başına iken, bu kadar işleri vücuda getirdiği için, müba-
rek ismine:
HIZBULLAH.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Bu manada şöyle anlatıldı:
HİZB.
Demek, CEMAAT manasınadır.
Resulüllah SA. efendimiz, davetiyle insanları Yüce Allah'ın hi-dayetine mazhar kıldı; iman nuru ile nurlandırdı.
Resulüllah S.A. efendimizin zamanında, ashab-ı kiram; kendile-rinden sonra, taa, kıyamete kadar bütün din ehli, cümle müminler din düşmanları ile mücahede ve mukatele edip mansur ve muzaffer ol-dular. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruldu:
Kesin olarak galip gelecekler Allah'ın HİZBİ'dir.» (5/56) İşbu topluluğun bir araya gelip toplanmalarına Resulüllah S.A. efendimiz vesile olduğundan ism-i şerifine:
HIZBULLAH.
Buyuruldu. Allah-ü Taålà ona salāt ve selâm eylesin.
ஃ
98. İsim EN-NECM'ÜS-SAKİB. (Sallallahü Taála aleyhi ve sel-
lem.)
Allahım, bu lamin sahibi zata salât ve selâm eyle. NECM.
Ise.. DELICI, manasınadır. Gece karanlığı bütün dünyayı sardığı, kesin olarak hiç bir kişi görünmez iken, gökteki yıldızlara bakıldıkta, görülüp nuru zahir olur. Bu halde onlar, sanki karanlığı delerler. Bun-
dandır ki, yıldızlara: SAKİB.
İsmini verdiler. Aynı zamanda yıldıza:
- NECM-İ SAKів.
Sıfatını yakıştırdılar.
İşçiler ve yolcular dar geçitlerde ve çöllerde, geceleyin yıldızlarla yollarını bulurlar. Ne tarafa gideceklerine dair doğru yollarını bilip muradlarına ererler. Dolayısı ile yıldızlar, onların yollarına irşad ve matluplarına nail olmalarına vesile olur.
Yukarıda anlatılan mana açısından bakılınca; Resulüllah S.A. efendimiz, halkı Hak dine, doğru yola irşad ederek, Allah'ın rahmeti-ne, cennet-i alāya vâsıl olmalarına sebeb olduğu için, yıldıza benze-tildi. Pak namlarına ve latif isimlerine:
EN-NECM'US-SAKİB.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selåm eylesin. Nitekim:
Necme (yıldıza) doğduğu zaman yemin.» (53/1)
Meâline gelen âyet-i kerimenin tefsirinde, Cafer-i Sadık r.a. şöyle
dedi: Burada anlatılan NECM'den murad Hazret-i Muhammed S.A. efendimizdir..
Ebu Abdirrahman Sülemi ise; Tarık suresinde geçen:
«NECM-İ SAKİB'dir. (Delen yıldızdır.)» (86/3)
Cümlesinden murad, Hazret-i Muhammed S.A. efendimizdir.
Diye anlattı. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
99. İsim: MUSTAFA. (Sallallahü Taalâ aleyhi ve sellem.)
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Bazıları da şöyle anlattı:
Allah-ü Azimüşşan, Resulüllah S.A. efendimizi tam yakınlığa seçip cümleden ziyade zatına yakın kıldığı yüksek dereceye ve yüce makama nall ettiği için ism-i şeriflerine:
MUSTAFA.
Denildi. Allah-ü Taâlà ona salât ve selåm eylesin.
100. İsim: MÜCTEBA. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu güzel isim de, itimada şayan nüshalarda, tenvinle:
MÜCTEBEN.
Diye gelmiştir. Bazı nüshalarda ise.. tenvinsiz olarak
- MÜCTEВА.
Diye gelmiştir. Bu isim dahi, MUSTAFA isminin manası gibidir.
Yani:
Yüce Hakkın, cümle mahluktan ayrı bir şekilde özenle seçip ayırdığı zat.
Manasına gelir. Bu manada, Resulüllah S.A efendimiz şöyle bu-yurdu:
Yüce Allah, bir kulunu sevdiği zaman, onu seçer. Şayet o kul, gelen mihnete razı olursa.. onu zatı için ISTIFA eder. (Özü için saf
temiz kılar.)» Bu hadis-i şerife göre, Resulüllah S.A. efendimiz, müptelâ kılın-dığı mihnetlere ve marazlara sabrettiğinden mübarek isimlerine:
MÜCTEBA.
Denildi. Allah-ü Taålå ona salât ve selâm eylesin. Ayrıca, kendi-sine gelen belâlara razı olduğu için ismine:
MÜCTEBA.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selåm eylesin.
101. İsim: MÜNTEKA. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu isının sahibi zata salât ve selam eyle.
Bu ism-i şerif dahi, yukarıda anlatılan gibi, tenvinli, Arap dili usulünce, nekre olarak gelmiştir; itimada şayan nüshalarda böyledir. Yani:
MÜNTEKAN.
le okunur: Okunuşu gibi.. Bazı nüshalarda ise, tek hareke ile gelmiştir. Şöy-
201 Resulüllah S.A. efendimiz, cümle ahlak, evsaf, ef'al ve ahvalinde her düşük ve adi işlerden yana temiz ve påktir. Bu vasfı ile, cümle mahlukundan ayırd edildiği için, påk zatlarına:
MŰNTEKA.
Ismi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
**
102. İsim: ÜMMI. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
UMMI.
Lafı şu manayadır:
Okumak bilmez. Bir kimseden bir şey de öğrenmemiştir. Ana-sından doğduğu hal üzeredir. Anaya nisbet edilerek:
UMMI.
Denmesinin manası da budur. Daha açık tabirle:
Okuma yazma babında hiç bir şey bilmez.
Demeğe gelir. Bu:
ÜMMI.
Sıfatı, Resulüllah S.A. efendimizden başkasına verildiği zaman, kötü bir sıfat olur. Çünkü o zaman, şu manaya gelir:
Cahil, bir şey bilmez.
Amma, Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimiz hak-
kında:
ÜMMI.
Lafzı, övgü sıfatlarından olur. Nübüvvet ve risaletlerine delâlet eden açık mucizelerindendir. Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimiz, mucize olarak, nübüvvetine tazim için bu ism-i şerifle isimlendirildi. Çünkü, Resulüllah S.A. efendimiz, asla bir kimseden tek harf belleme-miştir. Hiç bir kitap okumadan ve öğrenmeden evvelin ve âhirin ilim-lerini özünde toplamış; eşyayı hakikatı ve künhü ile beyan buyurup açıklamıştır. O kadar ki: Kendisinden evvel teşrif eden nebilerin ve resullerin hallerini, mucizelerini, aralarında geçen durumları, kıssala-rını, kendilerini tekzib edenlerin helâk oluş şekillerini olduğu gibi haber vermiştir. Ayrıca, kendi zamanında olan vakaları ve onlara karşı çareleri anlatmıştır. Yüce Hakkın kullarına emrettiği şeriatı, ir-tikåb edilen masiyete iktiza olunan hadleri... hâsılı: Cümle emirleri ve yasakları anlatmıştır.
Daha önce, Musa'ya a.s. indirilen Tevrat ve İsa'ya a.s. indirilen Încil'e uygun doğru haberler vermiştir.
Bunlardan başka, kendisinden sonra, zuhur edecek şeyleri ve ka-bir ahvalini, mahşer gününün hallerini, sıkıntısını ve şiddetini haber vermesi nübüvveti için bir mucizedir. Risalet davasına adil şahid, ke-sin delildir. Çünkü bunları hiç kimseden öğrenmeden ve işitmeden ve bir kitap okumadan haber vermek mümkün değildir. Resulüllah S.A
Lafzı, Resulüllah S.A. efendimiz için bir övgü sıfatı olarak isim olmuştur.
Nitekim, Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi, Kur'an'da şöyle anlatmıştır.
"Şunlar, yarlarında bulunan Tevrat ve İncil'de vasıfları yazılı Ümmi Nebi Resul'e tabi olurlar. Bu öyle bir Resul'dür ki, onlara İyiliği yaptırır; kötülüğü yaptırmaz. Temiz şeyleri kendilerine helål eder, habis şeyleri onlara yasak eder. Ağır cezalarını onlardan kaldı-rır; kendilerini bastıran bukağıları atar. (1) İşbu ikrama nail olanlar-dır ki, O Resul'e iman eder, tazim eder ve yardımına koşarlar.
Ve.. kendisine indirilen nura tabi olurlar.
İşte.. iflâh olanlar bunlardır.» (7/157)
Bazıları da şöyle anlattı:
ÜMMI.
Demek.
MEKKİ.. (Mekke'li.)
Demektir. Zira, Yüce Hak, yeri yaratacağı zaman, önce Kâbe-i Mukerreme'nin yerini yarattı. Bundan sonra, o yeri, çevre yanlarına uzattı. Meşrıka ve mağribe kadar yeri bütün bütün büyüttü, geniş-letti. Önce Kâbe yeri yaratıldığı, sair yerler ondan uzayıp meydana
geldiği için onun adına:
Ümm'ül-Kura.
Tabiri kullanıldı. Yani:
Karyelerin anası..
Demektir. İşte, Resulüllah S.A. efendimiz, bu Ümm'ül-Kura'dan teşrif ettiği için, kendisine:
MEKKI.
Manasına olmak üzere:
ÜMMI.
İsmi verildi. Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimizin Mekki (Mekke'-li) olduğuna inanmak vaciptir.
Bir başka mana da şöyledir:
onlara: Araplar çoğunlukla okuyup yazmak bilmezler. Bu sebepten
ÜMMÍ.
Vasfı verilmiştir. Resulüllah S.A. efendimiz de, Arap soyundan. cumle insanlara peygamber gönderildiği için, kendisine: - ARABİ.
Manasına olmak üzere:
(1) Bu âyette yapılan teşbihler, önce gelen ümmetlere, nataları icabı veriler ar cezalara işaret olarak gelmiştir.
Tabiri kullanıldı; bu isimle anıldı. Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimizin Arap kavmine mensub olduğuna iman vaciptir.
Bir başka mana da şöyledir:
Cümle mahluku yaratmadan evvel, Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizin nurunu yarattı, bütün mahlukatı da, onun nurundan yarattı. Bundan ötürü, kendisi anaya benzetildi. Cümle mahlukun as-11, vani: Cümleden evvel yaratılıp, sonra mahluk, kendisinden yara-
tıldığı manasina:
ÜMM 1.
Denildi. Allah-ü Taålà ona salat ve selám eylesin. Bu anlatılar. mana: NUR ism-i şerifi (53. İsim) anlatılırken, geniş bir şekilde beyan edilmiştir.
Bir başka mana daha:
Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud ålemine teşrif ettikten taa. beka sarayına teşrif edinceye kadar, aza-i şeriflerinden ve cism-i latif-lerinden ve kalb-i müniflerinden Allah'ın rızasına aykırı bir şey zu-hur etmemiştir; aksine, daima ibadet, taat, Allah-ü Taâlâ'nın rızasına uygun hizmette daim ve sabit olmuştur. Tıpkı: Anadan doğan bir ço-cuk kadar temizdi. Anadan doğan çocuğun Allah'ın emrine aykırı bir hareketi olmamasına teşbih edilerek; anasından doğduğu gibi temiz ve påklikte sabit olup, kendisine hiç bir ayıp gelip arız olmamıştır.
Ve.. o, her haliyle temizdir; manasına:
ÜMMI.
Denildi. Allah-ü Taalà ona salát ve selâm eylesin.
103. İsim: MUHTAR. (Sallallahü Taßlá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salat ve selam eyle.
Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi, inzal buyurduğu Tevrat ta, bu
MUHTAR.
İsmi ile zikretmiştir. Nitekim, Kåab'el-Ahbar'ın ra. şöyle dediği anlatılmıştır:
Tevrat-i şerifte, Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimizir vastım anlatırken; şöyle buyurdu:
Muhammed, Mütevekkil MUHTAR kulumdur.
Bir başka mana da şöyle anlatıldı:
Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi cümle mahluk arasından secip ilahi tecellilerine mazhar kılarak ilâhi keremlere ve yüksek de-recelere, üstün rütbelere kavuşturarak, kendisine habib ittihaz etti. Bundan ötürü, kendisine:
--MUHTAR.
İsmi verildi. Bu manayı, Resulüllah S.A. efendimiz, mübarek dl-lle şöyle anlattı:
10595 Dukkan uğruncadır, kır tabağa dokunma. (Kır tabak: Bakkallarda bakkaliye nesnelerinin konulduğu geniş sepet. Bu atasözü, kuru minnet, yalancı insan karşısında söylenir.)
10596. Dünya bir penceredir, her gelen bakar, geçer.
10597. Dunya kiminle başa gider?!
10598. Dünya tükenir, düşman tükenmez.
10599. Dünya yaz iken, kış tedbirine bak!
10600. Dünyada varlık hayattır.
10601. Dünyanın kuyruğu uzundur.
10602. Dünyaya bak: biri ağlar, biri güler.
10603. Düşene yoldaş yoktur.
10604. Düşenin dostu olmaz, hele bir düş de gör.
10605. Düşman küçük de olsa, büyük iş görür.
10606. Düşman seni yemeden, sen düşmanı yemelisin.
10497. Dediler: "Azrail uşak (çocuk) dağıtıyor"; dedi: "Kendininki kendisi için, bizimkine değmesin (dokunmasın)",
10498. Dediler: "İşle, dişle".
341
10499. Dediler: "Miras, nereye gidiyorsun?"; dedi: "Miras yanına" (ya da: "Miras getirmeğe").
10500. Değirmen işini görür, şakıldak baş ağrıtır. (Şakıldak: Su değirmenlerinde unu yumuşak ya da iri yapmak için kullanılan tahta parçası, şakşak diye ses çıkarır.
Bu atasözü Azerbaycan'da da kullanılır.)
10501. Değirmen, taşıma suyla dolanmaz (dönmez)
. 10502. Değirmenci diri olaydı, unu böyle iri olaydı?!
10503. Değme Nazlı'ya, kaçar (koşar) kadıya.
10504. Değme sarhoşa, âkıbet özü (kendisi) düşe (yıkıla).
10505. Deli pazarı, zor pazarı.
10506. Delikli boncuk, yerinde kalmaz.
10507. Delilik bir değil...
10508. Delinin başı belâsızdı(r).
10509. Deliye yel ver, eline bel ver.
10510. Deliyle çıkma yola, başa gelir türlü bela.
10511. Demir bıçaklığında tavdır (güçlüdür, iş görür).
10512. Demir döğüle döğüle pulat (polat, çelik) olur.
10433. Büyük baş devlettir, büyük ayak nekbettir (uğursuzluk).
10434. Büyük ne se(r)per, uşağı onu çöpler.
10435. Büyük, su döker; küçük, ayak sürür. (Yani: Büyük ne yaparsa, küçük de ona öykünür.)
10436. Büyüklük akıldadır, ömürde değil.
10437. Camiden hasır mı umuyorsun?
10438. Cefa çeken, sefasını sürer.
10439. Cefayı çekmeyen, sefanın kadrini bilmez.
10440. Cemale bakma, kemale bak.
10441. Can boğazdan geli(r).
10442. Can çıkmayınca, huy çıkmaz.
10443. Can ne çekerse, dil yüzünden çeker.
10444. Can parayı getirir, para canı getirmez.
10445. Cana gelen kaza, mala gelsin!
10446. Candan so(n)ra, cihan harap olsun!
10447. Canı yanan eşek, attan fazla kaçar (koşar).
10448. Ceylan, kaç, tazı geldi.
10449. Cumartesi, Yahudinin boyunnadır (vaciptir). (Cumartesi günleri Yahudiler ateş yakmazlar, o günleri kutsal sayarlar, bu yüzden yeme ve içmede zorluk çekerler, ama buna ister-istemez katlanırlar.)
10408. Boşuna çalışmak, akan suyu teklemek (suyun önünü kesmek) gibidir.
10409. Boynu uzun, beyni boş.
10410. Boynumu vuran cellât, keşke bir mert olaydı!
10411. Börkünü sıkı tut, yel aparmasın (götürmesin).
10412. Bu "birinci nefti" öz (kendi) çerağına (lambana) koy. (Kerkük'te neft (petrol)
"birinci neft... birinci neft" diye sokaklarda bağrılarak satılırdı, bu söz, yapılan ihsanın değersizliği karşısında söylenir.)
10413. Bu da bir tavdır (güç, kuvvet), çakmağı kavdır. (Bizdeki "Bu da geçer, yahu" karşılığı)
10414. Bu hamur çok su götürür. (İçinde bulunulan felåketin sürüp gideceğini belirtir.)
10415. Bu kara köpeğin canı ne denli sağ kalırsa, uşağınız (çocuğunuz) hep böyle sıçar. (Korkunç kimseler için söylenen bu sözün Kerkük'te anlatılan bir öyküsü vardır.)
10416. Bu kulaktan girer. o kulaktan çıkar.
10417. Bu miras böyle kesse (değer biçmek), ne bıyık kalır, ne sakal.
10142. Ağlarsa nenem (anam) ağlar, gerisi yalan ağlar.
10143. Ağzımı bulamaç yandırdı (yakrı), keşke bir aş olaydı, başımı kessek (kerpiç) kırdı, keşke bir daş (taş) olaydı.
10144. Ahırcılık ediyor (ahırda inek ve sığır besliyor), ekmek yığmak aybına geliyor (hayvanları için şuradan-buradan kuru ekmek topluyor).
10145. Ahırı yapan, ekmeği de yığar (toplar).
10146. Ahlâk, paradan (puldan) evladır.
10147. Ahmağı gönder, arkasınca git.
10148. Ahmak dünyasını sürer, akıllı ona hayran kalır.
10149. Ahmak odur, bu dünya için gam yeye; Mevlâm bilir, kim kazana, kim yeye.
10:50. Ahmet Ağa'ya anlat! (Ahmet Ağa, Osmanlılar döneminde Bağdat'ta subaşı "polis müdürü" idi; söz dinlemez, inatçı bir kişiydi. Bu deyimin, uzun bir öyküsü vardır.)
10059. Çocuklara beş yaşına değin hakan gibi bak, onbeş yaşına değin çalışmaya alıştır, onbeş yaşından sonra arkadaş gibi danış. (Balanı bes jasga deyin handayş köter, on bez jasga deyin quldayömsa, on bezten ári onımen dasınday aqıldas.)
10060. Çocuklu ev pazar, çocuksuz ev mezar. (Balalı üy bazar, balasız üy mazar.)
10061. Çok çiğneyip az yutsan, tıkanmazsın; çok düşünüp az söylesen, yenilmezsin.
10062. Eski atam Er Türk, biz Kazak boyundanız. (Argı atam Er Türk, biz Kazak halkımız.)
10015. Erken yatan, erken kalkar; uğur, insanı akıllı, varlıklı yapar.
10016. Erkenci kuş ısınır.
10017. Her şeyin sonu, paraya varır.
10018. İyi arkadaş, pırlanta gibi az bulunur.
10019. İyi, daha iyi, mükemmel oluncaya dek durup dinlenmeyiniz.
10020. Kunduz gibi çalışkan.
10021. Nisan yağmur, mayıs çiçek getirir.
10022. Samanlıkta iğne aranmaz.
10023. Soğuk eller, sıcak yürek.
10024. Sopa ile taş kemiğimi kırar, kötü söz canımı yakmaz.
KARAÇAY ATASÖZÜ
10025. Her ile bir baş, her Türk ayrı baş.
KARADAĞ ATASÖZLERİ
10026. Hızlı öç, zarar getirir. (Bulgarca benzeri var. Brza osveta, gotova şteta -Karaciç, No. 530, s. 34.)
10027. Kardeşlik kardeşlik, ama peynir para ile. (Türkçeleri: Dostluk dostluk, ama peynir para ile; Dostluk başka, alışveriş başka.-Bulgarca, Romence benzerleri var. Braça ka'i braça, ama sir za aspre. -Karaciç, No. 517, s. 33.)
10028. Karga karganın gözünü çıkarmaz. (Vrana vrani oçi ne vadi.)
10029. Kış, insanı ya dişiyle ısırır, ya da kuyruğuyla kırbaçlar.
10030. Ölürüm, ama şeytana kolay kolay ruh teslim etmem. (Karaciç, No. 2083, s. 134.)
10031. Varsıllar at üstünde, yoksullar ayak üstünde gider. (Bulgarca benzeri var. Bogati na mazgu, a siromasi idu na noge.- Karaciç, No. 248, s. 19.)
10032. Yaz vermezse, güz hiç vermez. (Bulgarca benzeri var. -Karaciç, No. 66, 5.6.)
...
KARAKALPAK ATASÖZLERİ
10033. Ağız kavgasında bile, uzlaşma için bir yer ayır.
10034. Alçakgönüllüye yerlere dek eğil, kibirlinin önünde başını göklere dik!
10035. Altını görünce, melek bile yolunu şaşırır.
10036. Atı eşeğin yanına bağlarsan, atın huyu değişir.
10037. Bir adamı yüzüne karşı övmektense, ateşe atmak yeğdir.
Geçmişin bilinen klasik savaşlarının artık geride kalındığı bir döneme girildi. Bu ne-denle yeni bir dünya savaşı, tahminlerin ötesinde bir yıkım getirme potansiyeline sahip. Resmi rakamların çok daha düşük gösterilmesine karşın, özellikle gelişmiş ül-kelerin, silah sanayine çok büyük kaynak-lar ayırdıkları biliniyor. Yalnızca belirli ırkla-n, ulusları ve belirli DNA yapısına sahip in-sanları etkilemeye dönük yeni silahlar üze-rinde çalışıldığı biliniyor.
Silah sanayisi öylesine gelişmiş durumda ki, çok özel ve anlatılması güç silah sistem-leri üzerinde çalışmalar sürdürülüyor. Bun-lardan birisi olan HAARP Projesi, son bilim-sel buluşları silahlanma yarışının hizmeti-ne sokan bir nitelik taşıyor. Bu silah ile be-yinler kontrol altına alınabilir, dünya ça-pında bir füze kalkanı oluşturabilir. ABD'nin düşmanı anında kör edebilecek lazer silahları geliştirdiği de biliniyor. ABD, körlüğe yol açabilecek silahları deneme aşamasına geldi.
Rusya ise uydu sistemleri kullanılarak dü-zenlenebilecek saldınlara karşı bir "anti uydu" silah geliştirdiğini açıkladı. Rusya'nın geliştirdiği yeni silahın, insanlan da etkileyebilecek nitelikte olduğu ve bütün iletişim araçlarını bir saniyede devre dışı bırakacak üstün bir silah olduğu ifade ediliyor.
SU-24'ÜN TÜRK-RUS İLİŞKİLERİNE ETKİSİ
BİLGİ CAGI SAVASI BAŞLADI
PROF. DR. YAŞAR ONAY
"Bilemezseniz, bilmediğiniz yolda gidersiniz. Öngöremezseniz, engelleyemezsiniz."
kendisi için takdir edilen yok olmaya doğru yol aldığını söy-lemektedir: "O'nun dışındaki her şey yok olacaktır." (Kasas Suresi: 88)
Gah olur devrân bize mihr ü vefâlar gösderir
Gah döner her lütfuna yüz bin cefålar gösderir
Adli (II. Bayezit)
Zaman bize bazen (lütufta bulunur) sevgisini ve merha-metini gösterir; bazen de döner (her lütfuna karşılık) yüz bin cefa gösterir.
Her alemin sinin ü tevarihi muhtelif
Her bir zeminde başka hisap üzeredir zaman
Ziya Paşa
Her alemde tarihin seyri başka başkadır; her dünyada başka bir hesaba hizmet etmekte olur zaman.
Her zaman döneminde, coğrafyada, her medeniyette ve kültürde farklı bir safhadadır tarih. Milletlerin biri çıkarken öteki inmekte olur gidilen yolda. Biri gündüzünü yaşarken, öteki uykuda geçirmekte zamanını ve biri yıkar veya yıkılır-ken, bir başkası yapma veya yapılanma içindedir.
Sanma ki felek devr ile şâmı seher eyler
Her vâkıanın akıbetinden haber eyler
Nef'î (Ömer)
Sen zamanın değişen hallerine bakıp aldanarak, feleğin (sadece) geceyi gündüz yaptığını zannetme; aslında bu git-gellerle onun yaptığı şey sana olup bitenden haber vermektir. (Sen zamanın değişip duran dilinden anlamaya çalış).
Ayet: "Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, tefekkür eden in-sanlar için elbette birçok ibretler (ve dersler) vardır." (Al-i İmran Sûresi: 190)
Ziya Paşa, bizler müdahale etsek bile, Allah'ın iradesinin, kaderin taktir edildiği gibi tecelli edeceğini veciz bir şekilde dile getiriyor. Buradan, vuku bulmakta olan veya olması muh-temel şeyleri Allah'ın takdiri sayarak müdahale etmemezlik kuralını çıkarmamak gerekir. Zira, bazı şeyler şöyle veya böy-le oluyor gibi görünse bile, biz, o konuda Allah'ın takdirinin ne olduğunu bilmiyoruz. İnsana düşen, baştan tedbir almak ve takdir hakkında zan yapmadan, olayları gözleyerek doğru okumak, planlamak, kendisine düşeni yerine getirmek ve ge-rektiğinde hüsn-i niyetle müdahale etmektir.
137. Zamanın hikmeti
Bir kapıyı bendederse bin kapıyı eyler küşüt Hazret-i Allah, efendi, fâtih-ül-ebvaptır
Lâedri
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık 117-Allah'tan Ümit Kesilmez)
Fena bakaya mukabil adem vücuda redif Cihan yok olmada manend-i şem' var olalı Hâmi
Ölüm, hayata karşılık var, yokluk varlığın arkasından gelir; cihan (varlık) yaratıldığından bu tarafa yanarak kendini biti-ren bir mum gibi, her an yok olmaya doğru yol almakta.
Yok edilmek, varlığı dengelemek için ona bindirilmiş; âlem yoktan var edildiği günden bu yana kendi aslı olan yok olma-ya doğru seyretmektedir.
Hami burada, Kasas Suresinin 88. ayetine işaret etmek-te, yoktan var edilen âlemin, yaratıldığından bu yana, yine
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık 130-Hakk Teceli Eyleyince)
Mukteza-yı hükm-ü kanun-i tabiat böyledir:
Düşmek üzre yıldırım ekser muallå tak arar.
Lûedri
Tabiatın yaratılış kanunlarının tecelli şekli böyledir; yıl-dırım bile düşmek için genellikle yüksek yerleri arar. (Onun için) musibetlerin yüksek şahsiyetleri bulmasına şaşma.
O mücmel noktanın tafsil-i âsárın temâşa et Olur bir tohm-ı kemterden dıraht-ı bârver peydâ
Nabi
O küçük noktadaki eserlerin büyüklüğünü düşün ki; ufa-cık bir tohumdan meyve veren bir ağaç meydana gelir.
Ortaçağda, bir ağaçta, yaratılış zincirinin baş ve son halka-ları arasındaki ilgiyi bu kadar güzel bir şekilde kuran ve anla-tan Nâbî, genetik bilseydi ne söylerdi kim bilir?
Ser-be-ser tertib-i âsår-ı İlâhî böyledir
Hikmet-i Hak halka tedric üzre vermişdir nizâm
Nabi
Allah'ın eserinin düzeni baştan başa şöyledir: İlâhi hikmet, yaratılışa tedrici olarak (derecelerle, yavaşlık içinde) bir oluş ve işleyiş düzeni vermiştir.
Eşyanın ve olayların meydana gelişi ve işleyişi belli bir düzen ve tertip içinde cereyan eder. Bu tertip; İlâhî, tabiî bir kanundur ve eşyanın içine yerleştirilmiştir. Bu düzen ve inti-zamın bir hali tedriciliktir. Tedricilik kanunu gereği, eşyada ve oluşta bir şey cereyan ettiğinde, bu ani, birdenbire ve pat-lama şeklinde değil, tedrici olarak meydana gelir. Bize patla-ma olarak görünen durumlar bile aslında "bize göre ani" olan tedrici bir yanmadır.
(Beyitin bugünkü Türkçe ile açıklaması için bakınız: Baş-lik 78- Ahde Vefa)
Kıymetli bir eşya sayılır bu arusekli
Olmazsa eğer aslı küçük ortası ekli
Lâedri
Kendisi küçük ve ortası ekli olmasa, aslında bu arusekli kıymetli bir eşya sayılırdı.
arusek: Sedef.
Olsa ne kadar şikeste pervâz
Uymaz yine kûf u kaza şehbâz
Şeyh Galib
Kanadı kırık olsa bile; yine de şahin, baykuş ve kazla bir sayılmaz.
136. Tertîb-i âsâr-ı İlâhî böyledir
Çarh-ı felek kuvve-i bâzû ile dönmez
Bir şem'a ki Mevlâ yaka üflemekle sönmez
Lâedri
Feleğin çarkı, güç ve kuvvetle dönmez (zamana zorla hük-medilemez); Mevlâ'nın yaktığı bir fitil de, öyle üflemekle sön-mez. (Öylesine bir cevherle yanar ki, dışarıdan müdahalelerle söndürülemez.)
Zamanın, eşyanın, olayların bir tabiatı vardır. Bir şey bir durum üstünde bulunuyorsa onun bir sebebi vardır. Kuvvet tatbik edilen her durum veya olay, kolaylıkla kendi tabiatın-dan çıkarak, şekil, yön değiştirmez; bir süre için değişse bile sonra kendi aslına (tabiatına) rücu edebilir.
Hakk tecelli eyleyince her işi âsân eder Halk eder esbâbını bir lahzada ihsan eder
Her gece kadir gecesi olsaydı, kadir gecesinin kıymeti ol-mazdı, ey şah! Her taş, kıymetli taş olsaydı, değerli taşların kıymeti kalmazdı.
Her şahsı harîm-i Hakka mahrem mi sanursın Her tâc giyen çulsuzu Edhem mi sanursın (*)
Ziya Paşa
Her kişinin Allah'a yakın olmasının serbest olduğunu mu sanırsın; her taç giyen çulsuzu Ethem mi sanırsın.
Allah'a yakın gibi görünen her kişi, gerçekten öyle olabilir mi sanırsın. Devlet nimetini bir kere tadanlar, İbrahim Et-hem gibi davranıp onu bırakabilirler mi...
(*) Edhem (Ethem): Belh Sultanının oğlu olan İbrahim Edhem, genç yaşında tahta çıkmış, kısa bir süre sonra da tah-tını bırakarak dervişlik yolunu seçmiştir. Bir süre Şam'da ekin bekçiliği yaparak geçinmiş, 777 yılında vefat etmiştir. Tasav-vuf yolunda Süfyân-ı Sevri gibi meşhur sufilerle de tanışıp gö-rüşen Edhem, edebiyatta daha çok dervişliği, azla yetinmesi ve kanaat içinde yaşaması ile anılır.
Kabiliyet bî tecelli şâmil-i eşya değil Her aså ejdernüma, her el yed-i Beyza değil Diyarıbekirli Sait Paşa (Sait Mehmet Paşa)
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık-133-Ünlü beyitler)
Kabiliyyet dâd-ı Hak'tır her kula olmaz nasîb Sad hezâr terbiyye etsen bî-edep olmaz edib
Lâedri
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık 34-
Edeb bir Tac imiş)
Kafadar oldular şîr ü pelenk ahuya sahrada Ederler şol kadar şimdi riayet hakk-ı ciyrana
Ahlâklı ve faziletli olmak. İyilikte bulunmak, himmet etmek. Hoşgörü ve bağışlama. Şükretmek. Azla yetinmek, kanaatkâr olmak)
(Ayrıca bakınız: İnsan halleri, kötü huylar)
78. Ahde vefa
Kafadar oldular şîr ü pelenk ahuya sahrada
Ederler şol kadar şimdi riayet hakk-ı ciyrana
Bâkî
Aslanla panter, çölde ceylana dost oldular; şimdi (eşyanın tabiatına aykırı olan bu) dostlukları kadar komşu hakkına (dostluğa) uyarlar artık.
Bir zorbanın, kurbanı ile dost olduğuna bakıp aldanma-mak gerekir. Zorbanın tabiatı değişip kurbanı ile dostluğu uzun sürmez. Menfaatle yaşamaya alışmış birinin dostluğu uzun sürmez. Bir süre için dostluk yapsa da, sonunda kendi tabiatına döner, dostluk da biter.
(Insan) nefsi öyle istiyor diye bir ülke harap edilir mi?
Öyle istiyorsun diye bir gönül harap edilir mi?
Toplanıp ehl-i hevâ her biri bir saz çalar
Çelebî böyle olur bizde de konser dediğin
Muallim Nâcî (Ömer)
Heva sahipleri (nefislerine düşkün olanlar) toplanır, (bir-likte bir besteye göre çalmak yerine) her biri kendi havasında çalar; efendim, konser dediğin bizde böyle olur işte.
Bizde, birlikte bir iş yapmak budur işte: İşin tamamının yapılabilmesi için, herkesin bir kısmını yapması beklenirken, bizde herkes işin kendisini yapmaya çalışır.
104. Nefs ile cidâl
Bilmedim ahvâlimi gerçi ne hâl üstündedir
Şol kadar bildim nefs ile cidâl üstündedir
Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman)
Gerçi gidişatımın nasıl bir yol üzerinde olduğunu bileme-dim; ama şu kadarını bildim ki, (gittiğim yolda benimle bir-likte olan) nefsim ile mücadele içindeyim.
Kanuni, serbest bırakıldığında azgınlaşarak kendisini de arkasından koşturacak nefsi ile mücadele içinde yaşadığını söylüyor. Hz. Kur'an da öyle diyor ya: "Kendini arındıran kurtulacak, kirleten de mahvolacaktır." (Şems Sûresi: 9-10)
Bir lahza ayrılmaz nefsin yolundan Eğer bir kişide iman olmasa
Sana kötülükler yaptıran nefsin senden bir türlü ayrılma-cdh. ey Necâti.
Ayet: Yine de kendimi temize çıkarmak niyetinde de-ğilim. Çünkü, Rabbimin merhamet ettiği kimseler haric, nefis, insanı kötülüğe sürükleyebilir." (Yusuf Suresi: 53)
Elinden cevr u cefâlar çektiğim âh şu nefsime Hazret-i Peygamber dememiş miydi ona behîme
Baba Yokluk
Elinden türlü eziyetler çektiğim, cefalara katlandığım nef-simin elinden (el aman!) Ah (nasıl olur da böyle bir mahlukun esiri oldum), Hz. Peygamber ona hayvani dememiş miydi!
behîme-behaim: Hayvanlar anlamında, Arapça kelime. Nefs, tasavvufta bir yönüyle hayvanî olarak kabul edilir. O yöndeki istekler de, behimî olarak vasfedilirler.
Ettik ol kadar ref'-i ta'ayyün ki Neşûtî Ayîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânız
Neşâtî
Nefsaniyet ve büyüklenmeyi o derece ortadan kaldırdık ki, Ey Neşatî; şimdi artık en cilalı, parlak ve ışıklı aynalarda bile görünmüyoruz.
Ey nefs-i bülheves hazerin yok mudur senin Yoksa neticeden haberin yok mudur senin
Ramiz
Ey isteklerine esir olmuş nefsim, hiç sulhun, sükunetin yok mudur senin; yoksa hesaba çekileceğinden haberin yok mudur senin?
Ne zamana kadar âlemle savaş içinde yaşayacaksın. Ka-zansan ne çıkar ki, sen zaten savaşmayı seçmekle kaybetmiş-
sin, mağlup ve mahkum olmuşsun. Niçin sonu yokluk olan bir hal için bu kadar uğraşıp duruyorsun da, sonsuzluk hâlin için hiç gam çekmiyorsun!
Merkeb-î nefse uyup her dâğ-u dâşa çapma-gıl!
Sen bu meydandan kaçarsan, gel berü meydane sen
Nesimi (Seyyid Nesimi)
Nefs denen merkebe (eşeğe, bineğe) uyup, sen sen ol da dağa, taşa çarpma; o meydandan kaçabilirsen, beri meydana (madde meydanından mana meydanına) gel.
Nabî kimi görsen yürüdür hükmünü nefsin
Hakkın bize gönderdiği fermân unutulmuş
Nabi
Ey Nâbî, herkes nefsinin istediği gibi hareket etmektedir; Allah'ın bize gönderdiği emirler unutuldu.
Nefis nere derse ora varırdım
Amma lakin havf-ı Rahmân olmasa
Ruhsati (Mustafa)
İçimdeki Allah korkusu olmasa, nefsimin her istediğini yapar, istediği her yere giderdim. (O nefs ki, dizginleri ele al-dığında, bindiği kişiyi her yere götürür ve her istediğini yap-tırır).
"İnsan, nefsi peşinde zorbalar arasında yazılana kadar sürüklenir." (Hadis-i Şerif)
dahi beni ihtiyar eyledi. Böylece, hayırlıdan hayırlıya ihtiyar olun ihtiyar evledi. Ademoğullarından ise.. Arab'ı ihtivar eyledi. Araptan Allah-ü Taalà, yarattığı mahlukat arasından âdemoğlullarını maktan geri kalmadım.»
İste.. Resulüllah S.A. efendimizin verdiği bu haberdir ki, påk
isimlerine:
MUHTAR.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
104. Isim: ECİR. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz; kendisinden yardım ve halâs taleb eden mazlumların üzerlerinden zulmü def ile, zalimden halås ettiğin den..
Bir de: Kıyamet günü ısyana boğulan günahkarlar af ve mağfiret olunmadan cehenneme atılmakla emrolundukları zaman, Resulüllah S.A. efendimizden şefaat dileyen günahkarları, Yüce Hak'tan şefaat talebi ile cehennem azabından halās ettiği için, mübarek isimlerine:
ECİR.
Tesmiye olundu.
Bu isim, inzal buyurulan kitaplarda anlatılmıştır.
Bu mübarek isim, yukarıda anlatıldığı gibi, Sehliye nüshasında:
-ECIR.
Olarak geçer. Bazı nüshada ise, (noktalı) Ha-i muceme ile:
EHİR.
Olarak geçer. Allah-ü Taåla ona salat ve selâm eylesin.
105. İsim: CEBBAR. (Sallallahü Taâlà aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
Allah-ü Taâlâ inzal buyurduğu Tevrat kitabında, Davud a.s. pey-gambere bu isimle şöyle hitab etti:
Kılıcını kuşan ey Cebbar..
CEBBAR.
Lafzı, cebir kökünden gelerek mübalağa ile ism-i fail olmuştur. CEBİR, kelimesinin birkaç manası vardır.
tılır: Bir tanesi: Kahır ve galebe manasınadır. Bu manada şöyle anla-
Resulüllah S.A. efendimiz, şirk, küfür ve tuğyan ehlini: Küfür, şirk ve tuğyanlarını bırakmaları için cebri ve zoru altına almak is temiştir. Yola gelmeyip inad edenlerle cihad edip kıtal eylemiştir. Al-lah'ın vardımı ile onları katledip mallarını mülklerini ganimet evle
205 miştir. Çocuklarını esir etmek, kendilerini diyarlarından ihraç etmek sureti ile, onları: Küfür, dalûlet yolunu terk ettirip Iman yoluna çek-mek istemiştir.
İsmi verilmiştir. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin. İĞNA (Zengin etme) manasınadır. Bu manaya göre şöyle anlatılır:
yetimlere hatta bütün muhtaçlara bolca sadaka verip ihsan etmek kadınlara, sureti ile onları ihtiyaçtan kurtarıp gani kıldığından, ism-i şerifine:
CEBBAR.
Buyuruldu. Kaldı ki; Resulüllah S.A. efendimizin cömertliğine, keremine ve ihsanına nihayet yoktur. Resulüllah S.A. efendimizin bu vasfı icabıdır ki, Allah-ü Taâlâ, ona şu emri vermiştir:
...Onu (elini) hepten açıp saçma.» (17/29)
Bu âyet-i kerime lle Allah-ü Taålà; Resulüllah S.A. efendimizin cömertliği haddi aştığı, keremi ve ihsanı sayıya gelmeyecek kadar faz-la olduğundan kendisini aşırı cömertlikten almaya teşvik etti.
Şimdi..
Resuiüllah S.A. efendimizin şanlı ümmetinden zengin olanlara, çok nimete ve bol mala kavuşmak sureti ile nimete dalanlara gereken ve yakışan odur ki: Resulüllah S.A. efendimize iktida edeler.. Fakir-lere, zayıflara, dul kadınlara ve yetimlere, hatta bütün muhtaçlara bolca kerem ve ihsanda bulunalar.
Tıpkı zenginlerde olduğu gibi; bu ümmetin âlimlerine gereken ve yakışan odur ki: Şer'i hükümlerden ve onun parçaları sayılan ameller-den yana cahil durumda olanlara öğreteler.. Bu manada ilimle onları zengin edip, cehalet fakrinden kurtaralar.
CEBR kelimesinin bir başka manası ise.. şudur:
Kırık kemiği düzeltmek..
Bu mana şöyle anlatılır:
Resulüllah S.A. efendimiz, küfür ve dalålet ehlinin dalâletlerini kırdığı; hidayet ve iman nuru ile islâh ettiği; tuğyan ve isyan ehlinin ısyanını kırdığı; onları isyan ve günahlardan çektiği; ibadete, taata getirip irşad eylediği için ism-i şerilerine:
CEBBAR.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
CEBİR kelimesi için bu manalardan başka bir mana daha vardır. Meselà; gayet buyük hurma ağaçlarına:
NAHLE-İ CEBBARE.
Derler. Bunun manası şu demeğe gelir:
Gayet yüksek hurma ağacı..
Bu mana lle, Resulüllah S.A. efendimizi şöyle anlatabiliriz:
İsmi, anlattığımız gibi vaki olmuştur. Bazı nüshalarda ise, bu is-min yerine:
Hayyar. (Noktalı HA ile.)
Vaki olmuştur.
106. İsim: EBÜLKASIM. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isim, Resulüllah S.A. efendimizin künye-i şerifeleridir. İlk oğ lu Kasım'a r.a. izafetle:
-EBÜLKASIM.
Diye künye verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
107. İsim: EBÜTTAHİR. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.-
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu ismi de, Resulüllah S.A. efendimizin künyesidir.
Allah-ü Taàlâ, ona salât ve selâm eylesin.
108. İsim: EBÜTTAYYİB. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isim de, Resulüllah S.A. efendimizin künye-i şerifelerindendir.
Resulüllah S.A. efendimizin çocukları olan Tayyib ve Tahir'e izafetle: -EBÜTTAHİR, EBÜTTAYYİB.
Denildi. Bunun adına: Sahih rivayete göre: Bu iki isim, yani Tahir ve Tayyib birdir.
Abdüllah.
Dediler. Allah ondan razı olsun.
Resulüllah S.A. efendimize risalet ve nübüvvet gelince, âlemden küfür ve zulmet kalktı. İman nuru yayıldıktan sonra, Abdüllah r.a. vücuda geldi. O zaman bunun adına:
Kasım ve Abdüllah r.a. Hazret-i Hatice validemizden dünyaya
geldi. Ebu İshak şöyle anlattı:
-Tahir başka, Tayyib başka çocuğudur. Bunlar, Resulüllah S. A. efendimizin iki oğludur.
Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
109. Isim: EBUİBRAHİM. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salat ve selâm eyle.
Bu da, Resulüllah S.A. efendimizin künye-i şerifelerindendir.
İbrahim r.a. Resulüllah S.A. efendimizin cümle çocuklarından sonra; Mariye isimli cariyeden dünyaya gelmiştir.
Cebrail a.s. Resulüllah S.A. efendimize:
EBUİBRAHİM.
Künyesini vermiştir.
Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
110. İsim: MÜŞAFFA'. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
- MÜŞAFFA'.
Lafzı, Arap dili kaidesine göre ism-i mef'uldür.
Resulüllah S.A. efendimiz, şefaatı makbul bir Hazret olduğundan
ism-i şerifelerine:
-MÜŞAFFA'.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
111. İsim: ŞEFİ'. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isim, Arap dili kaidesine göre: Mübalağa ile ism-i faildir.
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın izni ile, asi müminlerin azaptan kurtulmaları için; şefaat edip kurtardığından, müttaki mü-minlerin yüksek derece kazanmaları ve daha başka nimetlere er-meleri için şefaatçı olduğundan, bilhassa mahşer ehline şefaat-ı uz ma ile şefaat edeceğinden zat-ı şeriflerine:.
Şöyleki: Denmesi zahirde münasip ve uygun ise de esas mana başkadır
Resulüllah S.A. efendimiz kıyamet günü şefaat etmeyi istediği zaman, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Hak, Resulüllah S.A efendimize, daha şefaata başlamadan evvel:
Buvuracaktır. Bu manaya göre: Resulüllah S.A. efendimiz selaa-tının kabul olunması, henüz kendisinden sefaat sadir olmadan ikram olunduğu için; MÜŞATFA' oluşu ŞEFİ' oluşundan evveldir.
İşte, yukarıda anlatılan mana icabıdır ki, müellif merhum:
MÜŞAFFA'
İsmini once anlatıp, sonra da:
ŞEFI'.
İsmini getirmiştir. Allah-ü Taålà ona salât ve selâm eylesin.
112. İsim: SALİH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif buyurduktan itibaren; taa, beka âlemi sarayına teşrif edinceye kadar, Yüce Allah'a karşı hak vazifelerini, kullara ait hakları kusursuz olarak tamamen ve her zaman yerine getirmiştir. Tam bir kayd ve ihtimamla Mevlâ-nın hizmetinde kaim olmuştur. Hürriyet makamında ve salah halin-de hiç kimse onun yanına varamamıştır. Hatta, onun tam salah hali-ni anlayıp ıdråk dahi edememiştir. Bu mana icabıdır ki, pâk isimleri-ne:
SALİH.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
113. İsim. MUSLİH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
fail manası ifade eder. Bu isim, Arap dili nahv kaidesine göre: İf'al babından olup, ism-i
Resulüllah S.A. efendimiz, halkı dünya ve âhiret işlerinde, ken-dilerine yarayan şeylere irşad ettiğinden; onların zâhir ve batınlarını tathir ve islâh ettiğinden; araları açık olanların aralarındaki aykırı-lıkları def ederek aralarını bulduğundan; cümle müminleri doğru yo-
küfür, tugyan ve dalûlette iken iman, tevhid ve irfan nuruna davet In irgad ettiğinden; yeryüzünü, beldeleri ve içinde bulunan kulları edip irsadla islah ettiğinden ötürü; mübarek isimlerine MUSLIH.
Denildi. Allah-ü Taala ona salat ve selâm eylesin.
114. İsim: MÜHEYMİN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle. Bu isim, Arap dili kaidesine göre, ism-i falldir.
MÜHEYMEN.
Şeklinde okunduğu rivayeti de vardır.
MÜHEYMİN.
Ism-i şerifi, Yüce Hakkın güzel isimleri arasında sayılır; Resulül-lah S.A. efendimize ikram olarak verilmiştir. Bu ismi, Yüce Hak Resu-Jüllah S.A. efendimize verip kelâm-ı kadiminde şöyle buyurmuştur:
«...ona karşı MÜHEYMİN (şahid) olarak.» (5/48)
Bu manadan da anlaşıldığı gibi:
- MÜHEYMİN.
İsm-i şerifi:
Şahid.
Demeğe gelir. Müfessirlerden İmam-ı Mücahid Rh. şöyle anlattı:
-Burada MÜHEYMİN isminden murad Resulülah S.A. efendimizdir.
Habib-i Hüda kıyamet gününün şefaatçısı Resulüllah S.A. efendi-miz o günde nebilerin ve resullerin risaletlerini tebliğ ettiklerine, on-ları yalanlayıp kabul etmeyenlerin durumuna şehadet edecektir. Bun-dandır ki, Resulüllah S.A. efendimizin ismine:
MÜHEYMİN.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin. Kur'an-ı Keirm'de bu mana şöyle anlatıldı:
«...Seni de, onların tümüne şahid olarak getirdiğimiz zaman...» (4/41)
Bu âyet-i kerime, anlatılan manayı teyid eder.
Bir başka manada ise:
dir. MÜHEYMİN, başkalarını korkudan emin kılana verilen isim-
Dediler. Buna göre, Resulüllah S.A. efendimiz, insanları imana davet ederek kabul edenleri sağlam hisarına alır. Ebedi ve daimi azabı olan cehennem korkusundan emin ettiği için ism-i şerifine:
MÜHEYMİN.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Bir hadis-i şerifte, Resulüllah S.A. efendimiz Allah-ü Taala'dan naklen:
LA ILAHE ILLALLAH kelime-i tehhidi benim hisarımdır. Yani: Kalemdir. Benim hisarıma giren azabımdan emin olur.»
115. İsim: SADIK. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Hazret-i Resul-ü Mufaddal ve Nebiyy-1 Mübeccel ve cümle ulum ile mükemmel olan Resulüllah S.A. efendimiz söylediği müjdeli ve zor-lu haberlerde dünya ve âhiret işlerinde, mirac işinde, mugayyebattan verdiği haberlerde, kendisinden önce gelenlerin hal ve keyfiyetlerini beyanda, kıyamette vaki olacak halleri açıklamakta hasılı: Söyleyip anlattığı bütün şeylerde doğru ve verdiği haberler, olan vakıa ara uy-gun düştüğünden ism-i şerifine:
SADIK.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
116. İsim: MUSADDAK. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
İtimad edilir nüshaların çoğunda, bu isim, ütteki okunuş şek-linde gelmiştir. Yani: İsm-i Mef'ul olarak:
Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif buyurmaaan evvel, semavi kitaplarla, nebilerin ve resullerin dili ile nübüvveti ve risaleti, doğru sözlü olacağı beyan olunduğundan; bu vücud âlemine teşrif buyurduktan sonra da, Yüce Hak, onu doğrulayıp:
«Kendi hevasından konuşmaz. Çünkü, konuştukları kendisine gelen bir vahiyden başka değildir.» (53/3-4)
Buyurduğundan; nübüvvetini kabul edenler, onun söylediği bü-tün sözlerde ve verdiği haberlerde kendisini tasdik ettiklerinden ötü-rü, mübarek ismine:
- MUSADDAK.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Bu isim, bazı nüshalarda:
MUSADDIK.
manasına. Okunuşu şeklinde ism-i fail olarak gelmiştir. Yani: Tasdik edici,
Resulüllah S.A. efendimiz; kendisinden evvel gelen nebilerin ve resullerin nübüvvet ve risaletlerini, kendilerine nazil olan kitapların kelâm-ı ilahi olduğunu, zaruret-i diniyeden sayılan şeylerin hepsine bütün dinlerde iman lazım olduğunu tasdik edip gerçekleyici oldu-ğundan ism-i şerifine:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
431
YanıtlaSilKilicin kesmediğini, dilek (azim) keser.
Kibç yarası düzelir, dil yarası düzelmez.
Kirk yıl saban sürersen, bir yıl sabanın kulağı altına rastlar.
108 Kirk yıl salgın olsa da, eceli gelen ölür, eceli gelmeyen kalır.
Kis karlı olursa, yaz yağmurlu olur.
Kış kışlığını yapmazsa, yaz yazlığını yapmaz.
(199) Kışın duman olsun, hastalığın nezle olsun.
1992 Kışın güneşli hava, ödünç (şey gibidir, geçicidir).
Kışın kuş ağacın tepesine konarsa, gün ılık olur; kenarına konarsa, gün soğuk olur.
1994 Kışlarsan Ak-kermen'de kışla, tuttuğun işi sağlam kavra!
196 Kız, karakteriyle sevdirir.
Kız. kimi severse, onundur.
11307 Kızı kim istetmez. kimızı kim içmez?
108 Kızın kötüyse, kızıl giydir!
1309 Kim hemşerin ise, kardeşin de o olur.
400. Kim nasılsa, aşı (yemeği) de öyle.
Kimin arabasına binersen, onun türküsünü söyle!
1402. Kişının giyimi çabuk kirlenir, atı çok terler.
1403 Kocasız kadın padişah.
13404. Kol kırılsa, yen içinde; baş kırılsa, börk içinde.
134405 Konuğun kursağı doysa, gözü yola bakar.
5406. Konuk az oturur, çok sınar (dener).
13407. Konuk doyunca, eşiğe (kapıya) bakar.
3408. Konuk gelirse, et pişer; et pişmezse, bet (yüz, surat) pişer (utanılır).
13409. Konuk isen, dilini tut!
3410. Korkağa sorma, gözü söyler; aptala sorma, kendi söyler.
13411. Korkağı (çok) kovalarsan, kahraman olur.
13412. Korkak bin (kez) ölür, bahadır (kahraman) bir (kez) ölür.
13413. Korkana çift görünür.
13414. Korkma Martın kışından, kork Nisanın besinden!
13415. Kosan at yorulduğunu bilmez. kötü adam bakmasını bilmez.
13416. Koşmaya alırsan deve al, kırk yük altında ezilerek gitse de yorulmaz; sağmaya alırsan kısrak al, soğuklar gelmeden süt vermeyi kesmez; yalnız isen güzeli al,
yurdunda ağlayıp kalsa kim almaz!
13417. Koyun koçsuz olmaz, tarla evi başkansız olmaz.
13418. Kör bıçak, el keser.
430
YanıtlaSil13351. Kara koyunun derisi, sabunla yıkasan da ağarmaz.
13352. Karakter kıza gerek, kızdan önce yiğide (erkeğe) gerek.
13353 Kardeşin azarı olsa da beteri olmaz.
13354. Karga bağırmasıyla kış olmaz, serçe ötmesiyle yaz olmaz.
13355. Karga, karganın gözünü çıkarmaz.
13356. Karga, nice bağırırsa bağırsın, kaz olmaz.
13357. Karganın bir gözü okta, bir gözü bokta.
13358. Karın başını kaz keser (kaz ile yaz gelir), hanın başını düşman keser.
13359. Karısı iyi olana herkes saygı gösterir, saygısı yerinde olanı sevgilisi sayar.
13360. Karısı kötü (olan) çorba içmez, oğlu kötü (olan) yeleli ata binmez.
13361. Karnı acıkana yemek yaptırma, donana ateş yaktırma!
13362. Karnım aç, kulağım rahat.
13363. Kart (yaşlı kişi) gelse, söz (muhabbet) başlar; düşman gelse, iş başlar.
13364. Kart (yaşlı kişi) yatarsa dinlenir, genç yerse dinlenir.
13365. Kart (yaşlının) koynunda, kolaç (küçük simit) bulunur.
13366. Kasap mal kaygısında, keçi can kaygısında.
13367. Kavga etmeyen, oğul olmaz; anlaşamayan, gelin olmaz.
13368. Kaza, ayak altında.
13369. Kazan kulpundan kurum eksik olmaz, ağaç tepesinden yuva eksik olmaz.
13370. Kazanı asılı olanın kapısı kapanmaz.
13371. Kazanın ağzı açık da olsa, ite de namus gerek.
13372. Kazanın karası bulaşır, kötünün belası bulaşır.
13373. Kazanına ne atarsan, kaşığına o gelir.
13374. Keçi ikiz doğurup koyunu geçemez, it sekiz yavru yapıp eli (halkı) geçemez.
13375. Keçi veren koyun alır, hiç vermeyen ne alır?
13376. Keçinin (kuyruğunun) bin kez kalktığı görülmez, koyununkinin bir kez kalkması (açılması) görülür.
13377. Kedi bıyığıyla övünür, tilki kuyruğuna dayanır.
13378. Kendi başına yararı olmayanın, dostuna yararı olmaz.
13379. Kendi doymayanın artığı olmaz.
13380. Kendi düşen ağlamaz.
13381. Kendi kendini bilmeyeni, öküz boynuzlayıp öldürür.
13382. Kendi söyleyip kendi gülen, şımarık yiğit(tir); kendi söyleyip halkın güldüğü, hayran olunacak yiğit(tir).
13383. Kendin yorulduysan, dostunu öldü bil.
13384. Kendininkine binip yabancıyı kovalarsan, muradına erersin; yabancınınkine binip kendininkini kovalarsan, yer altına gidersin.
13320. İyi (insan) verinceye (dek), köti (insan ) acele eder.
YanıtlaSilyabancı gibidir. 429 11321. Ivi (insan) yabancı olsa da kendi (vakant) gibi, kötü (insan)
köpeğe kemik atmış gibidir. kendi yakını olsa da 13322. İyi insanla konuşursan, bala şeker katmış gibidir; kötü insanla konuşursan,
13323. İyi insanla konuşursan, lal ü cevher dökülür; kötü insanla konuşursan, anan-baban söğülür.
13324, İyi insanın dostu çok olur, kötü insanın kastı ( kini) çok olur.
13325. İyi isen, üç gün; kötü isen, yedi gün (sür, kocakarı soğukları hakkında).
13326. İyi kadın mala bereket, kötü kadın erkeğe dargındır .
13327. İyi kadına gündüz bayram, gece düğün; kötü kadın gündüz düşünceli, gece dalgım (olur).
13328. İyi (kişi) gördüğünü söyler, kötü (kişi) verdiğini söyler.
13329. İyi niyetlinin atı yorulmaz, arabası eskimez.
13330. İyi söz, yılanı ininden çıkarır.
13331. İyiliğe iyilik her kişinin işidir, kötülüğe iyilik er kişinin işidir.
13332. İyilik et de suya at, balık bilir; balık bilmese, halk (Halik?) bilir.
13333. İyilik yerde kalmaz.
13334. İyinin iki dostu birden gelir, kötünün iki alacaklısı birden gelir. .
13335. İyinin kendi ölse de sözü ölmez
13336. İyinin yalancılığı yok, kötünün yakınlığı yok.
13337. İyinin yüzü güneş, kötünün yüzü gön gibi olur.
13338. İyiye yoldaş olursan, muradına erersin; kötüye yoldaş olursan, mahcup olursun.
13339. Kabına bakıp yemeğini ye, anasına bak da kızını al!
13340. Kaçıp gidersen, saçıp git!
13341. Kadın yaşlandığını bilmez, eşek yorulduğunu bilmez.
13342. Kadınlar içinde kadın var, torgay (serçe) kuşunun etinden aş yapar; kadınlar içinde kadın var, kısrak etini taş yapar.
13343. Kadir bilmez kardeşten, kadir bilen yabancı yahşidir (daha iyidir).
13344. Kalan işe kar yağar.
13345. "Kalk" diyen ses uyutmaz.
13346. Kamçı sallamasını bilmeyen, özüne (kendine) vurdurur.
13347. Kan çıktığını karga bilir, can çıktığını molla (hoca) bilir.
13348. Kanaat karın doyurur, kanaatsız (kişi) tek atını kestirir.
13349. Kaplumbağa, çıktığı kabı beğenmez.
13350. Kar küreyen, aşlık (tahıl) kürer.
428 13288. İbretli sözün ne yararı var, duyduğu ile gördüğünü (uygun) zamanı bulsp söylemezse? İki gözün ne yararı var, iyi ile kötüyü görünce ayırt edemez
YanıtlaSil13289. İçten gelerek ağlarsan, kör gözden de yaş gelir.
13290. Idil (Volga) kargası İdil'e gider, Yayık (Ural) kargası Yayık'a gider.
13291. İki geminin kuyruğuna yapışan, denize düşer.
13292. İki ineği olanın ayranı çok, iki karısı olanın kavgası çok.
13293. İki kadın pazar yeri, üç kadın panayır (yarmalık).
13294. İki (kez) ölç, bir (kez) kes!
13295. İki kötü insan dost olmaz, iki iyi insan birbirine kin tutmaz
. 13296. İki kötüden iyi (yavru) doğsa, eşi olmaz: iki ividen kötü (yavru) doğsa. eğitmenin yolu bulunmaz.
13297. İlde olan, dudağıma değer.
13298. İlde tilki açlıktan ölmez.
13299, İlin (ülkenin) içi, altın beşiktir.
13300. Ipeğin düğümü sağlam, yiğidin sözü sağlam (olur).
13301. İşitilen yanlış, görülen doğrudur.
13302. It azap çekmek isterse, arabanın izinden gider.
13303. It, etini yese de, ciğerini yemez.
13304. It. itliğini eder (yapar).
13305. It, ölürken kudurur.
13306. It, sahibine bakıp ulur.
13307. It, ürümesiyle işe yarar.
13308. İt ürür, kervan yürür.
13309. It yoksa, tilki ürür.
13310. Ite de namus gerek.
13311. Itin kargısı kurda yetmez (ulaşmaz).
13312. İtin kötüsü in kazar, kadının kötüsü her gün azar.
13313. İtin kursağına sarı tereyağı yakışmaz.
13314. İtin kuyruğunu kesmekle, (it) koyun olmaz.
13315. İtin yürüğünü (hızlı koşanını) tavşan sevmez.
13316. İtli konuk, mahalleye sığmaz.
13317. İyi at eyerlenirse koşar, bayağı at bakılırsa koşar.
13318. İyi ile söyleşirsen, bala şeker katmış (gibi olur); kötü ile söyleşirsen, ite kemik atmış (gibi olur).
13319. Ivi insan versen de, vermesen de (dost) olur: kötü insan versen dost (olur). vermesen kin tutar.
427
YanıtlaSil13252 Gömlek kiri yıkanırsa gider, gönül kiri söyleyince gider.
13253. Göz korkak, el kahraman (dır).
13254. Gözden uzaksa, gönülden de uzaktır.
13255. Gözün ağrırsa eline egemen ol, karnın ağrırsa ağzına egemen of!
13256. Güçlünün iti de arslan yakalar.
13257. Gülme dosta, gelir başa.
13258. Gün görmeyen gün görse, gündüz mum yakar.
13259. Günün kötüsü gider, adamın kötüsü gitmez.
13260. Güzel güzel değildir, gönül kimi severse o güzeldir.
13261. Güzel söz, yılanı ininden çıkarır.
13262. Güzele eski giydirsen de yakışır.
13263. Halkın haznesi eski söz (atasözü).
13264. Harekette bereket (vardır).
13265. Haram batar, hak kalkar.
13266. Haram çuvalın dibi, delik (olur).
13267. Haramzadenin koynu dolu, yüzü karadır.
13268. Hastalanan ölmez, eceli gelen ölür.
13269. Hastalığını gizleyen ölür, borcunu gizleyen yoksullaşır,
13270. Hastalık, attan devirir.
13271. Hastalıklı can, sahibine tatlıdır.
13272. Havlamasını bilmeyen encek, evine konuk getirir.
13273. Havlayan it, kişiyi ısırmaz.
13274. Hayvan tırnağından, insan kulağından semirir.
13275. Hayvanın alacası dışında, insanın alacası içinde.
13276. Hemşerinin iti geçeceğine, komşunun iti geçsin!.
13277. Hemşeriyi vücut organı ayırır, kardeşi (kardeşten) karısı ayırır.
13278. Her gün güneş doğmaz.
13279. Hesaplı dostun malı bir, antlı (yeminli) dostun canı bir.
13280. Hırsızlığın sonu horluk(fur).
13281. Hoca bildiğini okur, karga gördüğünü gagalar.
13282. Horlama benim kul babamı, saygı duymam senin bey babana.
13283. Huyu iyi olandan umut kesme!
13284. Huyunu bilmediğin atın arkasından geçme!
13285. Hüneri öğren de iğren!
13286. Hünerli yükselir, hünersiz mezara girer.
13287. Ink, kemiği kırmaz; soğuk, canı dinlendirmez (rahat vermez).
426
YanıtlaSil13218. Eski yamayanın aklı gider.
13219. Eşeğin gücü helâl, eti haram.
13220. Et ete, et suyu yüze (yüzü güzelleştirir).
13221. Et görmeyene ciğer tansıktır (mucize).
13222. Et kurtlanırsa, tuz serperler.
13223. "Ev benim" deyip söyleme, ev ardında kişi (kulak) var.
13224. Ev bulma, komşu bul. (Bizde: Ev alma, komşu al!)
13225. Evde büyüyen buzağı (olmaz), dağda büyüyen öküz olmaz.
13226. Evde yoğurt dökülse, kırda buzağı anasını emer.
13227. Evine geldiğinde, ev (denli) öfken olsa da söyleme!
13228. Evine molla (hoca) gireceğine, kopuzcu girsin!
13229. (Evinin) başköşesinden, mezarın daha yakın(dır).
13230. Eyerin terkisinin battığını eyerin yan tahtaları bilmez, at bilir; babadan iy evlât doğduğunu kardeş bilmez, yad (yabancı) bilir.
13231. Eyerinin terkisinde bağlı olacağına, karnında olsun!
13232. Gamsız, suylu semirir (şişmanlar).
13233. Gece karanlıksa, yıldız parlak olur.
13234. Geç olsa da bol olsun!
13235. Geçimsiz iğdiş hayvanı kurt yer, yoksulun biriktirdiği malı soylu yer.
13236. Geçmesini bilmezsen, suya girme!
13237. Geçmiş yağmuru, yamçı alıp kovalama!
13238. Gel demek var, git demek yok.
13239. Gelinceye dek konuk utanır, geldikten sonra ev sahibi utanır.
13240. Gemiye binen(ler)im dileği bir.
13241. Gerekli taşın ağırlığı yok (ağır değil).
13242. Gerekliyse, ağaç devrilir.
13243. Gerekmeyeni biriktirmezsen, gerektiğinde bulamazsın.
13244. Gevezenin sözü tükenmez.
13245. Gezen benim ayağım, (ama) inleyen dayağım (bastonum).
13246. Giden (varan) kuşun başı ileri.
13247. Gizlice çiftleşen inek, herkesin gözü önünde buzağılar.
13248. Göçtüğün yerin kadrini, yerleşince bilirsin (anlarsın).
13249. Göğe yükseltip geleni, yere baktırıp gönderme!
13250. Gölde su artarsa, (hava ) ılık; su azalırsa, soğuk olur.
13251. Gölgelik kuran boza icer, sal bağlayan ırmağı geçer, iki kötü (adam) ile is görenin itlikle (kötülükle) günü geçer.
425
YanıtlaSil13186. Düzde (ovada) buzağı ölse, evdeki süte it işer.
13187. Ecel gelmeden ölüm yok, hareket etmeden gelme yok.
13188. Eğilene karşı eğil, başın yere değinceye (dek); arkaya doğru bükülene karşı sen de bükül, ensen yere değinceye (dek).
13189. Eğri ağaca keçi biner.
13/90. El eli yıkar, iki el yüzü yıkar.
13191. El (halk) ağasız olmaz, ton (giysi) yakasız olmaz. 13192. El (halk) olan yerde, yiğit (bahadır) var.
13193. El (halk) sağlamsa, hekim hastalanır.
13194. El (halk) yerleşmeden, it yatmaz. 13195. El (kol) kıpırdarsa, ağız da kıpırdar.
13196. Elçinin gecikmesi hayırlıdır.
13197. Elçiye ölüm (zeval) yok.
13198. Eleverici (muhbir) kardeşin olursa, düzeltici ağabeyin olsun.
13199. Elin ağzına elli arşın bez yetmez.
13200. Ellerini (kollarını) uzatmazsan, raftaki kaşığı da alamazsın.
13201. Er gayretlenirse, iki kişi olur.
13202. Er kadrini el (halk) bilir.
13203. Er (kişi) yoksulluktan ölmez, emanet canı sıkıntı çeker; at da zayıflıktan ölmez, yürüyüşü yavaşlar.
13204. Er (mert kişi) söylemez, söylediğinden de dönmez.
13205. Er, sıkıntıya düşmeden, rahata ermez.
13206. Er yalan söylemez, durum yalan söyle(ti)r.
13207. Er yanılıp ele geçer, kuş yanılıp tuzağa düşer.
13208. Er (yiğit) varlıklı olunca, baş düşmanı dost olur; erden varlık gidince, baş dostları düşman olur.
13209. Erin adını ya atı çıkarır, ya da karısı.
13210. Erin iyisi iri burunlu olur, atın iyisi iri dudaklı olur.
13211. Erkeğin (bilgi) hazinesi eski söz (saygın söz, atalarsözii), ışığı iki gözdür.
13212. Erkek kadın alır, derdini halk çeker.
13213. Erken kalkan erin kısmeti çok (olur).
13214. Erken kalkanın kısmeti artar, üşenmeden yürüyenin yürüyüşü (yürüdüğü yol) artar.
13215. Erken öten horozun başı, taz (tüysüz) olur.
13216. Erken (vakitsiz) uluyan kurt, aç kalır.
13217. Erken yürüyen, yoluna sevinir.
424
YanıtlaSil13151. Diriyken (birbirine) saygı göstermeyen, ölümde ağlaşmaz.
13152. Dışı çıkmış olan çocuğa, çiğneyip de verilen aş olmaz.
13153. Doğduğu yerde er yürür, doyduğu yerde it yürür.
13154. Doğduğun ilin (ülkenin) yeri cennet, suyu şerbet(tir).
13155. Doğru söyleyen, akrabaya da yaramaz.
13156. Doğru söyleyen kurtulur, aldatıp söyleyen tutulur.
13157. Doğru söz, baş yarar.
13158. Doksan dolmadan serçe ötmez, yetim doymadan türkü söylemez.
13159, Dokuz kat ipekten, yeni doğmuş kuzunun derisi artık (daha iyidir).
13160. Dolambaçla da olsa yol iyi, az da olsa yağ iyi.
13161. Dolaşıp gelen, tez gelir.
13162. Dolmayana koyma, doymayana verme!
13163. Domuzdan bir kıl koparsan da yararlıdır.
13164. Dost dost, hesap ayrı; hesaplı (düşünceli) dost ayrılmaz.
13165. Dost dosta gerek, hesabı dürüst gerek.
13166. Dost evinde otur, düşman evinde ayakta dur!
13167. Dosta verilen, borç verilmiş, demektir.
13168. Dostun öfkesi var da kini yok.
13169. Dostun verirse sus, avcunda yum!
13170. Dostuna olan, kendine oldu, demektir.
13171. Dostunun aşını, düşmanınmış gibi ye!
13172. Dostunun atını alma, tayını al; tayını alırsan at olur, atını alırsan yüreğinden gitmeyen dert olur.
13173. Dostunun çakısıyla boynuz kes, düşmanının çakısıyla keçe kes!
13174. Dostunun verdiğinin dış görünüşüne bakma!
13175. Doyan kız, baba evini tanımaz.
13176. Doymayandan giysi (alıp) giyersen, toyda (düğünde) yüzünü kara eder.
13177. Doyulan eve, dokuz (kişi) git!
13178. Döküleni yala!
13179. Döşeği olan döşer, ekmeği olan çiğner.
13180. Dünürlük bozulsa da akrabalık bozulmaz (ortadan kalkmaz).
13181. Düşman ayağa, dost başa bakar.
13182. Düşman gülerek öğretir, dost azarlayarak öğretir.
13183. Düşüncesiz (kişi) toy (düğün) eder, başköşede de kendi oturur.
13184. Düşünmeden söyleyen, hastalanmadan ölür.
13185. Düz dağda çaylak uçmaz; iyi insanların sözüne güvenilir, kötü insanların dili kendi başına düşmandır.
13117. Çok sözün azı iyi, az sözün özü iyi.
YanıtlaSil13118. Çok yaşayandan sorma, çok görenden sor!
13119. Çokluğun (çoğunluğun) sesi bir olursa, bir kişinin sesi yok olur.
13120. Dağ dağa ulaşmasa da adam adama ulaşır.
13121. Dağa binmesi (çıkması) zor, inmesi kolay(dır).
13122. Dağı taşı yel bozar, âdem oğlunu dil (söz) bozar.
13123. Dağın güzelliği: taş, başın güzelliği: saç.
13124. Dağına göre tilkisi, yerine göre gülmesi.
13125. Dalında eğilmeyen, kazık iken eğilmez.
13126. Danışarak kesilen giysi bol olur (dar olmaz).
13127. Danışarak yapılan toy (düğün) dağılmaz.
13128. Darı eken, boza içer.
423
13129. Davar doyarsa, hızlı gider; kötü (kişi) doyarsa, öfkelenir.
13130. Davarın (hayvan sürüsü) karnı doymazsa, (yem arayarak) çok uzaklara gider; kötü insanın karnı doymazsa, (aç gözlüklükle) öfkelenir.
13131. Dayak etten işleyip geçer, söz kemikten işleyip geçer.
13132. Dazlak taranıncaya (değin), toy (düğün) dağılır.
13133. Değerli dostun malı bir, gemiye binenin canı bir.
13134. Değersizin çorbası, tat vermez.
13135. Deli dans etmez, ederse durmaz.
13136. Demir kapıya çivi gerek.
13137. Demiri kızgın iken döv. (Bizde: Demir tavında dövülür.)
13138. Derin dere, sessiz akar.
13139. Deve (denli) boyun olacağına, düğme (denli) aklın olsun!
13140. Devenin başına sıçan çıkar.
13141. Dikemeyen, iğnesi ile ipine kabahat bulur.
13142. Diken ekersen, devedikeni biçersin.
13143. Dil belâ, diş kaya(dır).
13144. Dil bir olsa, iş yukarı olur (ilerler).
13145. Dile kilit yok.
13146. Dileyene (isteyene) ayıp yok.
13147. Dileyenin (isteyenin) bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü kara.
13148. Dilim, senden razıyım, dilimin kalesisin; dilim, senden razı değilim, başımın belâsısın.
13149. Dilinmiş ekmeğin uçları birleşmez.
13150. Diriliğin gücü birlikte.
422
YanıtlaSil13081. Boş tüfek, iki kişiyi korkutur
13082 Boyu kısa her gün genç, boynuzsuz keçi her gün oğlak
13083 Boyun varsa, boyunduruk bulunur.
13084. Bozuk iş, kırk yıldan sonra da bilinir (ortaya çıkar)
13085. Bugünkü işini yarma bırakma!
13086. Bulan sevinse de tanıyan alır.
13087 Bulanık suda balık olur, çok söyleyen kişide belä olur
13088 Büyük-Ayı yıldızı tam tepeye gelmedikçe, nöbetçiye uyku yok
13089. Canı acımavanın yanında, başın ağrımasın!
13090. Canımı almavan maraz canımdır.
13091. Cimri semirmez. hırsız varlıklı olmaz.
13092 Cimrınınkı sandıkta çürür.
13093. Çadırda yatan, çadırını över, evden çıkmayan, kul döktüğü yeri över.
13094. Çadırı kötü, unu iyi, babası kötü, oğlu iyi.
13095. Çağırana git, çağırmayandan kaç!
13096. Çağrısız toya (düğune) gidersen, yer bulamazsın.
13097. Çalan bir günahlı, çaldıran bin günahlı (suçlu).
13098. Çalışırken kul gibi çalış, ata binerken bey gibi bin!
13099. Çalışma karın doyurur, karın doyması gönül doyurur.
13100. Çekirgeden korkan, ekin ekmez.
13101. Çıplağa yaz iyi, kendini övene yad (yabancı) iyi(dir).
13102. Çıplak, sudan korkmaz.
13103. Çıplaklık evde oturtur, açlık ili (memleketi) aratır.
13104. Çoban çok olunca, koyun murdar ölür.
13105. Çocuğa bir şeyi yasaklayacaksan, baştan (küçükken) yasakla!
13106. Çocuğu ağlamazsa, anası meme vermez.
13107. Çocuğu kötünün babasını, deve üstünden it alır.
13108. Çocuğu küçük yaştan, gelini baştan (yola getirmeli).
13109. Çocuğumun gittiği yere, kaza-bela gitmesin!
13110. Çocuklu ev pazar, çocuksuz ev mezar.
13111. Çocuklu evde melek var, çocuksuz evde helâk olma var.
13112. "Çok biliyor" diyen güler, "kendim bilirim" diyen ölür.
13113. Çok çiğneyip az yutsan, tıkanmazsın; çok düşünüp az söylesen, yenilmezsim
13114. Çok (çoğunluk) tükürürse, göl olur.
13115. Çok gülmenin sonu ağlamadır.
13116. Çok kişiden tavşan kurtulmaz, yalnızın söylediği söz tutulmaz.
421
YanıtlaSil13046. Baş durup ayak söyler.
13047. Baş köşedekiler gülseler, eşiktekiler sırıtırlar.
13048. Baş sağ olursa, börk de bulunur.
13049. Başı başkanın, aklı başkadır.
13050. Başın altın olsa, boyun buluta ermez.
13051. Başına gelen beladan, eteğini kesmen gerekse de kurtul!
13052. Başka yetişenin (büyüyenin) ciğeri katı, dağda yetişenin tırnağı katı.
13053. Başka zaman nerede olursan ol, (yeter ki) kocakarı soğuklarında evde bulun!
13054. Başkasına kötülük dileyeceğine, kendine iyilik dile!
13055. Başkasına kuyu kazarsan, kendin düşersin (içine).
13056. Başkasının eriştesini keseceğine, kendi ovmacını ov!
13057. Baştan onmayan sonradan onmaz, sonradan onmayan hiç onmaz.
13058. Beceriksizi elçiliğe gönderirsen, kendine sorulmadan söylemez.
13059. Beli kısa, boynu uzun olana kendin bin; boynu kısa, beli uzun olana dostun binsin; beli de, boynu da uzun olana düşmanın binsin.
13060. Beş parmak da bir değil.
13061. Beşikteki, beş biçime girer.
13062. Bıldırcının evi yok, nereye varsa "bıtpıldık" diye öter.
13063. Bileği güçlü bir kişiyi yıkar, bilgisi güçlü bin kişiyi yener (yıkar).
13064. Bilgisizin bileği ağrıtmaz.
13065. Bin kaygı, bir borç ödemez.
13066. Bin kişinin adını bileceğine, bir kişinin huyunu bil!
13067. Binilen kısrak kulun atar, dövülen kadın konuşur.
13068. Binmesini bilmeyen atı öldürür, söylemesini bilmeyen söz getirir.
13069. Bir babadan olanın malı bir, bir anadan olanın canı bir.
13070. Bir çiçekle yaz olmaz.
13071. Bir gün yemek yediğin yere, bin gün selâm ver!
13072. Bir ipi tutarsan, sağlam tut!
13073. Bir kez gören bildik, iki kez (gördüğün) tanıdık.
13074. Bir kimse kötü adama gizini (sırrını) açarsa, belâyı üzerine alır.
13075. Bir yıla tavşan derisi de dayanır.
13076. Birileri su bulamaz içmeye, birileri geçit bulamaz geçmeye.
13077. Birisi söyler, birisi utanır.
13078. Birleşenler konuk savar, yardımlaşanlar düşmandan kurtarır.
13079. Borçlu ölmez, hastalıklı ölür.
13080. Borçlunun malı yoktur.
420
YanıtlaSil13010. Ayının altı türlü yöntemi (kurnazlığı) var.
13011. Aylak aylak dolaşan, dayak yer.
13012. Ayrılanı ayı yer, bölüneni kurt yer.
13013. Az ye, çok çiğne, tıkanmazsm; az söyle, çok dinle, yanılmaszın.
13014. Az yiyen ölmez, azığını tüketen ölür.
13015. Az yiyen, taze yer.
13016. Azı bilmeyen, çoğu da bilmez.
13017. Azıklı at yorulmaz.
13018. Azimli adam, soyluyu kul eder.
13019. Baba evi yakın olanın döşeği toplanmaz.
13020. Baba evladının attığı ok da dönmez, söylediği söz de değişmez.
13021. Baba varken, oğul genç; ağabey varken, küçük kardeş genç.
13022. Babadan altı kardeş doğsan da başına yalnızlık düşer.
13023. Babadan gören ok yontar, anadan gören ton (giysi) biçer.
13024. Baban ölse de babanı gören ölmesin!
13025. Baban varken, el tanı; atın varken, yer tanı!
13026. Babası iyi olanın oğluna kız ver, anası iyi olandan oğluna kız al.
13027. Babasına iyilik etmeyenden iyilik bekleme!
13028. Babasının övdüğü kişiyi alma, köylüsünün övdüğü kişiyi kaçırma!
13029. Babasız öksüz, yarı öksüz; anasız öksüz, gerçek öksüz.
13030. Babaya benzeyen oğul doğmaz, anaya benzeyen kız doğmaz.
13031. Bacanak bacanağı görünce, bağlı dana bağırır.
13032. Bağlanmış semizden, başıboş zayıf daha iyidir.
13033. Bahçenin zenginliği, bir aylık.
13034. Bakanı bilmeyen, bağışlayanı da bilmez.
13035. Bal, balçık yedirir.
13036. Bal tatlı, çocuk baldan da tatlı.
13037. Bal tutan, parmağını yalar.
13038. Baldıran başını bağ sanır, ahmak kendini dev sanır.
13039. Balı, parmak tüketir.
13040. Balığın kendi zehirdir, onun dermanı da sudur.
13041. Balık seven, eteğini suya sokar.
13042. Balıkçının atı, doya doya su içemez.
13043. Barutu kuru saklarsan, düşmana yenilmezsin.
13044. Basamağın olduktan sonra, başa çıkmak zor değil.
13045. (Baş) döndüren hastalık, öldürmeden bırakmaz.
12978. At alırsan, renk ile baş al; kadın alırsan, göz ile kaş al.
YanıtlaSil12979 At ayında, kısrak yılında kulunlar
12990. At doner, dolaşır; kazığa (bağlanır).
1298) At sürçmez olur mu, insan yanılmaz olur mu?
12982. At, sürüstünü görünce, bukağısını koparır.
12983. At yorgun düşünce siska, er yorgun düzünce hasta olur.
12984. Ata binmek bir murat, attan inmek bir namus.
12985. Ateş almaya giden kadının otuz ağız sözü vardır.
12986. Ateşi çok karıştınrsan söner, komşuyu çok rahatsız edersen göçer.
12987. An kamçı öldürür. viğidi namus öldürür .
12988. Att korursan altı aylık, korumazsan bir günlük.
12989. Att ürkek olan, yolda kalır.
12990. Atım yok ahırda, kaygım yok fırtınada.
(299) Atın güzelliği başından, kızın güzelliği kaşındandır.
419
12992. Atın iyisi hızından, kadının iyisi gözünden, yiğidin iyisi sözünden, kızın iyisi kılığından, derviş yemek yemesinden, varsıl yaşamasından (gün görmesinden) belli olur.
12993. Atın iyisi zayıflık zamanında, erin iyisi yoksullukta anlaşılır.
12994. Atın kötüsü, tayın arkasından gider.
12995. Atın sırrını, sahibi bilir.
12996. Atın şanı, devenin tabanı büyük.
12997. Atın talihi yaver giderse, ağızlığı ile su içer; insanın talihi yaver giderse, çizmesi ile suyu geçer.
12998. Atın tırnağına tay basar.
12999. Atın yuvarlandığı yerde, tüy kalır.
13000. Atın yürüğünü it sevmez.
13001. Atını seven, "alasa"m der; karısını seven, "bir tanem" der.
13002. Atla oynayan tayın sırtı, yara (yağır) olur.
13003. Atların arasına alasa cinsinden aygır koymayın, düşmana saldırırken binilecek at doğurtmaz; varlıklının kızını almayın, düşmana saldıran er doğurmaz.
13004. Atlı yiğit, adsız yatar.
13005. Avcumda olursa, yalarım; anamda olursa, alırım.
13006. Ayağı kötü, evin baş köşesini kirletir ; ağzı kötü, ülkeyi karıştırır.
13007. Ayaz olsa soğutur, bulut olursa ilıtır, doğup büyüdüğü yerleri sersem kişi unutur.
13008, Ayda bir at verenden, her gün bir çanak yağ veren iyidir.
13009. Ayı, yavrusunu "bembeyazım" diyerek; kirpi de "yumuşacığım" diyerek sever.
418 12943. Alasa cinsi ata binen tahtaya binmiş sayılır, kısrağa binen de ata binmiş, demektir
YanıtlaSil12944. "Alasa"yı öv de "argımak"a bin!
12945. Alış-veriş bilmeyen mal satmış, yatınca uykusu gelmemiş.
12946. Alış-verişte dostluk yok.
12947. Alma (elma), ağacından uzağa düşmez.
12948. Alma ye de su iç, hastalanma da görevim; mısır ye de su iç, şişmanlarna da göreyim
12949. Almaktan güzel olan, vermektir.
12950. Alp kişi anadan, at kısraktan doğar.
12951 Altı gün iğdiş deve olacağına, bir gün erkek deve ol!
12952. Altı yaşındaki uzaktan gelse, altmış yaşındakı karşılamaya çıkar.
12953. Altın eyerin ata batıyorsa, altınını al da ateşe at!
12954. Altın kapılının tahta kapılıya işi düşer.
12955. Altın kolunda ise, değeri yok.
12956. Altın sopan olacağına, alp yüreğin olsun!
12957. Anadan kara doğanı, sabunla yıkasan da ağarmaz.
12958. Analı kuzu, kuyruklu (olur).
12959. Ananım gönlü çocukta, çocuğun gönlü kırda.
12960. Anasına bak, kızım al!
12961. Andızlı yerin atı ölmez,
12962. Anlamadan söyleyen, hastalanmadan ölür.
12963. Anlayana bir vuruş saz, anlamayana davul da az.
12964. Anlayışsız anlamaz, ahmak dinlemez.
12965. Aptala her gün bayram.
12966. Aptala sorma, kendi söyler.
12967. Aptala, yalnız durmak zor gelir.
12968. Aptalın dostu çok olur.
12969. Aptalın giysisini tekne eskitir.
12970. Aracı dayak yer.
12971. Arayanın ya kursağına, ya da kulağına.
12972. Argımak övülmeyi, alasa okşanmayı sever.
12973. Arpa yemeyen argımak, ayrık otunu yemek zorunda kalır.
12974. Arslan kudurursa, aya saldırır.
12975. Aş, insanın çemberi.
12976. Aşı horlama, kusturur; erkeği horlama, şaşırtır.
12977. Aşık oynayan zayıflar, top oynayan yıpranır, koyun bakıp kuyruk yiyen hepsini geçer.
417 12911. Adam olacak çocuğun kişiyle işi var, adam olmayacak çocuğun kişiyle ne işi var?
YanıtlaSil129/2 (Adam) olacak, 10 yaşında da genç değil; (adam) olmayacak, 25'inde de genç.
12913. Adam olmak, alim (bilgin) olmaktan zordur
12914. Adam söyleşip (konuşup), yılkı (at) kisneyip tanışır.
12915. Adam sözü taş yarar, taş yarmasa baş yarar.
12916. Adamın görünüşü (güzelliği) giysiyle, ağacın görünüşü yaprakla.
12917. Adamın yüreğinde arslan yatağı var.
12918. Ağabey-kardeş iyi geçinirse, koşulacak at çok olur; gelin-elti iyi geçinirse, yemeye yemek çok olur.
12919. "Ağabey olayım" dersen, ata binmekten geri kalma; "zengin olayım" dersen, kazanına haram sokma!
12920. Ağabeyin evi yayla, küçük kardeşin evi in gibi kaya.
12921. Ağacın tomurcuğunu yiyen bin gün yer, kökünü yiyen bir gün yer.
12922. Ağaç dikmeden dal olmaz, borçluda mal olmaz.
12923. Ağaç kesersen, uzun kes, yonta yonta kısalır; keçe kesersen, kısa kes, çeke çeke uzar.
12924. Ağıl-ağız, orman-kulak, bozkır-göz.
12925. Ağılı bir olanın uyuz hatalığı bulaşır.
12926. Ağlayana sorma, gülene sor!
12927. Ağrımayan başa, örtü bağlama!
12928. Ağzı sütten yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
12929. Ah demeyen oh demez, çalışmayan yiyemez.
12930. Ahır dolusu hayvanın olacağına, her yerde dostun olsun.
12931. Ahiret azabından, dünya namusu daha güçlüdür.
12932. Akıl, akıldan üstün.
12933. Akıl bulur, dil söyler.
12934. Akıl, yaşta değil, baştadır.
12935. Akılsız yemekten kısar, sakin insan sözden kısar.
12936. Akılsızın iki ayağı, zorluk çeker.
12937. Akılsızın kazandığı, süslenmesine yetmez.
12938. Akılsızın keyfi fazla.
12939. Aklını yitiren keçi toplar, keçi ile aklını toplar. (Aklı başında biri, keçi beslemez.)
12940. Alana altı az, verene beş çok.
12941. Alasa cinsi at araba okunda, argamak cinsi at yarışta ölür.
12942. Alasa cinsi at yeleye sahip olursa, yanına heybe astırmaz; kötü kişi mal sahibi olursa, yanına komşu kondurtmaz.
416
YanıtlaSil12889, Yiğidin değeri korkulu zamanda, suyun değeri derinliğinde.
12890. Yiğit için başarı bir gölge gibidir: süreklice kendisini izler.
NANDİ (DOĞU-AFRİKA) ATASÖZÜ
12891. Keçi postunun bedeli keçi postu, su kabağının bedeli de su kabağıdır.
NEGROİD ATASÖZLERİ. Bak: ZENCİ (NEGROİD) ATASÖZLERİ
NEPAL ATASÖZLERİ
12892. Büyük adamların işleri de büyük olmalı.
12893. Erdemin utkusu, kusurun bozguna uğratılmasıdır.
12894. İşin büyüğü, yavaş yavaş yapılır.
12895. Kadın, çocukken babasının, gençliğinde kocasının, yaşlılığında da oğlunun boyunduruğu altındadır.
12896. Mutsuzların talihsizliği, mutlulara bir ders olmalı.
NİJERYA (AFRİKA) ATASÖZLERİ
12897. Evinde dirlik-düzenlik istersen, karının her istediğini yap!
12898. Kafanı yarabilecek bir şey yalnızca şapkana zarar verirse, mutlu olmalısın.
12899. Kararsızlık, üvey çocuğa benzer; elini yıkamazsa, pis, denir; yıkarsa da, suyu harcıyor, denir.
12900. Küçük üzüntüler konuşur, büyük dertler dilsizdir.
12901. Leoparın kuyruğunu asla tutma, tutarsan da asla bırakma!
12902. Yoksulun düşmanı olmaz, çünkü zarar görecek malı yoktur.
NOGAY ATASÖZLERİ
12903. Acele eden kız kocaya varmaz, varsa da onmaz.
12904. Acele eden su, denize ulaşmaz.
12905. Aç kimseye yemek yaptırtma, donan kimseye ateş yaktırtma!
12906. Aç kurdun yavrusu, ısıramasa da ısırmak üzere saldırır.
12907. Açılan etek örtülür, görenin aklından çıkmaz.
12908. Açlığın ne olduğunu tok bilmez, hastalığın ne olduğunu sağlıklı kişi bilmez.
12909. Açlık el gezdirir, çıplaklık evde oturtur.
12910. Adam adama konuk, can tene konuk.
12861. Yarım dilim ekmek, hiç olmayandan iyidir.
YanıtlaSil12862. Yaşlı eşek öğrenemez.
12863. Zeminin olmadığı yerde çukur da yoktur.
MISIR ATASÖZLERİ. Bak: ARAP ATASÖZLERİ
MOĞOL ATASÖZLERİ
12864. Ağız yese, göz utamr.
12865. Babası acı elma yese, oğlunun dişi kamaşır.
415
12866. Bedence güçlü olan bir kişiyi yenerse, akılca güçlü olan bin kişiyi yener.
12867. Borcu olmayan varlıklıdır, hasta olmadan yaşayan da mutludur.
12868. Bütün donlu, nereye isterse oturur.
12869. Çılgın, ilkin mahmuzları, sonra atı satın alır.
12870. Dağların süsü ağaçlardır, devletin süsü ise bilginler.
12871. Er isteyen kız kocaya varamaz, ivedi davranan da eve varamaz.
12872. Erdemli insan, yetenekle birdir; erdemsiz insan, çizme içindeki taban astarıyla birdir.
12873. Güneş elle örtülmez.
12874. İnsan, dışı ile karşılanır, içi ile uğurlanır.
12875. İyilik yapmayan insan, boş bakraç gibidir.
12876. Kanı kanla yıkamazlar.
12877. Karıncadan file dek, savaş var.
12878. Kart öküz, baltadan korkmaz.
12879. Kışın konuğu ateştir.
12880. Kızla güreşme, kısrakla yarışma, yenilirsin.
12881. Kimin damarı kalınsa, onun kan aldırması kolay olur.
12882. Korumak istediğin şeyleri gençlikte koru; yenmek istediğin şeyleri gençlik yıllarında yen.
12883. Köpek köpeği yüceltmek isterse, "aslanım" dermiş.
12884. Lambanın ışığı yağdan gelir, öğrencinin bilgisi öğretmendendir.
12885. Pintinin ünü yayılmaz.
12886. Sığır otları yer, insan da sığırları.
12887. Tembele eşik, yokuş olur.
12888, Yabanın yüzüğünde elmas olmaktansa, kendi yurttaşlarının ayak tozu olmak yeğdir.
414
YanıtlaSilMALTA ATASÖZLERİ
10833 Ho Turk doğdu (Twieled Turk Yağmurla güneşin ayni anda olması halinde söylenir Ada ikliminde, güneş ayni zaman yağmur kesildiğinden, deyimin gerçek anlamının "Ezine ender rastlanı" olduğu anlatıdır.)
12836 Turkler geliyor! (Ard ge/ Turk: Daha çok, çocukları korkutmak için kullanılan bir deyimdir.)
...
MAORI (YENİ-ZELANDA) ATASÖZÜ
12837. Toprak, hiçbir zaman ölmeyen bir aynadır.
...
MEKSİKA ATASÖZLERİ
12838. Aç bir bedende ruh da cılız kalır.
12839. Akıllı kimdir? Herkesten öğrenen. Güçlü kimdir? Hırslarını yenen. Vanad kimdir? Durumundan memnun olan.
12840. Aslan, herkesin kendi fikrinde olduğunu sanır.
12841. Denizdeki adam, yelin buyruğuna girer.
12842. Dövülen köpek, çabuk akıllanır.
12843. Erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer.
12844. Eşeğe altım semer bağlasalar, eşek eşektir.
12845.Güzel olarak doğan kızlar, evli doğar.
12846. Havlayan köpek ısırmaz.
12847. Inanç, dağları yerinden oynatır.
12848. İnsanın ata binmesini bilmesi yeterli değil, düşmesini de bilmelidir.
12849. Insanları ne denli mutlu ederseniz, kendi mutluluğunuz da o denli artar.
12850. İyi bir karısı olan, cenneti dünyada bulur.
12851. İyi şeyler, hep bir arada bulunur.
12852. Kalbin yolu, mideden geçer.
12853. Kötü yöneticilerin başarısı, halkın feläketidir.
12854. Kötülüğü yenmek için, daima iyiliğe inanmak gerek.
12855. Ölü bir köpek, ikinci kez ölmez.
12856. Ölüme hazırlanan, iyi yaşamaya hazırlanıyor, demektir.
12857. Sevginin yolu, mideden geçer.
12858. Tanrı bunaltır, ama asla boğmaz.
12859. Şık giyinen insana, herkes saygı gösterir.
12860. Üç şey işe yaramaz: kırılmayan yumurta, binilmeyen at, evlenmeyen kız.
12812 Paravla alınmış gönül okşama, süslü bir yalandır. Paslı çivi, kolayca eğrilir.
YanıtlaSil12813. 12814. Sevgide de, düşteki gibi, her şey olabilir.
12815. Topun yıkamadığı kaleyi, kuşku yıkar.
12816. Tutkunun bittiği yerde, mutluluk başlar.
MAKEDON ATASÖZLERİ
12817. Alacak, vereceği ödemez. (Alacak, verecek ne plaka. Türkçeden geçmiş.)
12818. Aptal, yine aptal. (Abdal pa abdal. Türkçeden geçmiş.)
12819. Bela, belavı getirir. (Belvata belya dokarua. Türkçeden geçmiş.)
413
12820. Bozacı, helvacıya şahit olmuş. (Bozaciyata za helvaciyata. Türkçeden geçmiş.)
12821. Duman, duman, sonunda aman. (Duman, duman, pa nay posle aman. Turkçeden geçmiş.)
12822. Hatır, hatır, sonra satır. (Air, atır, posle na satır. Türkçeden geçmiş.)
12823. Hizh (tez canlı) it, kör encik doğurur. (Bırzata kuçka, slepi gi rağya.)
12824. İş beceren, yağlı kuyruk yer.
12825. Kuzu olursan, kurt seni yer.
12826. Ne soğan yemiş, ne soğana kokmuş. (Ni luk yal, ni na luk mirisal. Türkçeden geçmiş.)
12827. Şeytan, vaaz dinlemez.
12828. Vay, Türklerin dinine uğur getirmek ister. (Vaa turckava vera uğur saka da se tera.)
MALAYSIA ATASÖZLERİ
12829. Hayvan yularıyla, insan sözcüklerle.
12830. İyi bir dostu olanın, aynaya gereksinimi yoktur.
12831. Topu olmayan susmalı!
12832. Töre yasaya, yasa da töreye dayanır.
12833. Yaşını söyleyen bir kadın ya genç olduğu için yitirecek bir şeyi yoktur, ya da yaşlı olduğundan kazanacak bir şeyi yoktur.
12834. Yenilen kül olur. yenen kömür.
MALEZYA ATASÖZLERİ. Bak: MALAYSIA ATASÖZLERİ
412
YanıtlaSilLEH ATASÖZLERİ. Bak: POLONYA (LEH) ATASÖZLERİ ...
LETON ATASÖZÜ
12789. Küçük çocuklar dizlere ağır gelir, yüreğe daha ağır.
LEZGİ ATASÖZLERİ
12790. Bal bal demekle, ağız tatlanmaz.
12791. Herkes büyük adam olduğunu sanır.
12792. Kadın, isterse, eşeği de koca yapabilir.
12793. Sana başkalarının kusurlarını anlatan, başkalarının yanında sana da küfreder.
12794. Yoksullaşanın adını, dostları bile unutur.
...
LITVAN ATASÖZLERİ
12795. Nerede güç varsa, orada yasa yoktur.
12796. Sağlıklı olunca, hastalara iyi öğütler veririz.
MACAR ATASÖZLERİ
12797. Adem elmayı ısırdı, bizim dişlerimiz hâlâ daha kamaşır.
12798. Ağız susunca, baş ağrımaz.
12799. Baykuş, her zaman, oğlunun şahin olduğuna inanır.
1280. Bir tek Tanrın, bir çok dostun olsun!
12801. Çocuklar küçüktür, ama dans için büyük yer isterler.
12802. Dalkavuk, gizli bir düşmandır.
12803. Dikkatsiz bir adamın karısına "dul" desen yeridir.
12804. El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu değirmen taşı sanırmış.
12805. Etin bekçiliği ite bırakılmaz.
12806. Evlenme, uzun bir pazarlıktır.
12807. Geciken adalet, adaletsizlik getirir.
12808. Hep ince olmaya bak, sevilirsin; kabalığın zararını görmek için kulağının çekilmesini bekleme, o zaman üzüntüden ölürsün.
12809. Her ermiş, ilkin kendini kutsar.
12810. Hiçbir şeyi olmayan, varsıl insandır.
12811. İyi şarap, reklam istemez.
411
YanıtlaSil12761. Yaşlanan (atını) koşumdan çıkar. (Solve senescentem. Yaşı emekliye ayrılmasını animsatan herkese, özellikle yazarlara verilen bir öğüttür.)
12762. Yaşlı köpek havladı mı, önlem almanın sırasıdır.
12763. Yaşlılarda hastalık aranmasına hiç gerek yok, yaşlılığın kendisi bir hastalıktır. (Senectus ipsa morbus.)
12764. Yazan, iki kez okur. (Quis scribit, bis legit. Bir metni anlamak için yazarsan, onu iki kez okumuş gibi olursun, anlamına gelir.)
12765. Yazı anlatmak için yazılır, ispatlamak için değil. (Scribitur ad narrandum, non ad probandum.)
12766. Yeğeninin çocukları, yemişleri toplar. (Carpent tua poma nepotes.)
12767. Yeğnil bir öğle yemeğini, daha varsıl bir akşam yemeği izleyebilir.
12768. Yıkanmış karga neyse, yıkanmamışı da odur: kara.
12769. Yiğit adam, çekinceyi gelmezden önce alt eder.
12770. Yinelendikçe, yalanın gövdesi büyür.
12771. Yinelenen, yeniden istenen şeyler, hoşa gider. (Bis repetita placent.)
12772. Yoksul, az malı olan değil, daha çoğunu isteyendir.
12773. Yolsuzlukların hiçbiri insana kazanç sağlamaz.
12774. Yorgun öküz, toprağa daha sağlam basar.
12775. Yurdumuzun dumanı, bizi başkalarının ateşinden daha çok ısıtır.
12776. Yurt için ölmek hem tatlı, hem de güzeldir. (Dulce et decorum est pro patria mori.)
12777. Yurt savunması söz konusu olunca, bütün özel yasalar silinir. (Salus populi suprema lex esto.)
12778. Yuvarlanan taş, yosun tutmaz.
12779. Yüreğine iyi bak, yaşamın pınarı oradan fışkırır.
12780. Zaman değişirken, biz de onunla birlikte değişiriz. (Tempora mutant et nos mutamur.)
12781. Zaman, her derdin devasıdır.
12782. Zaman, her şeyi aydınlatır.
12783. Zaman, her şeyi yıkıp geçer. (Tempus edax rerum.)
12784. Zaman ve yer bakımından bizden uzak olana, güvenerek, zevk ve hayranlıkla bakarız.
12785. Zaman yerine getirilemez, kaçıp gider. (Fugit irreparabile tempus.)
12786. Zamanın dindiremediği acı yoktur.
12787. Zevkler, insandan insana değişir. (Diversos diversa juvant.)
12788. Zevklerle renkler tartışılamaz. (De gustibus et coloribus non disputandum.)
410
YanıtlaSil12730. Un uçup gider.
12731. On, yeteneğin bir gölgesidir.
12732. Ünü korumak ne denli zormuş!
12733. Vah, zavallı yalnız adama!
12734. Var olmayan, mirasçı olamaz.
12735. Varlıklı olmak, küstahları korur. (Audaces fortuna juvat.)
12736. Vermeyi bilmeyenin, iyilik istemeye hakkı yoktur.
12737. Veyl mağlūplara! yani, mağlübun yazgısı galibin elindedir. (Vae victis!)
12738. Vicdan, yasasız yargılasa bile cezalandırır.
12739. Ya başlama, ya da tamamla!
12740. Ya Imparator olmak, ya da hiç. (Aut Caesar, aut nihil. Mutlaka baş olmak gerekir, anlamına. Bizdeki karşılığı: Baş ol da, istersen soğan başı ol.)
12741. Yalancı dostlarından kendini koru, düşmanlarından ben seni korurum.
12742. Yanlış yanlışa çengellenir.
12743. Yapabildiğimi yaptım; yapabilenler, daha iyisini yapsın. (Quid potui, feci; faciant meliora potentes.)
12744. Yapabildiğini yap! (Age quod agis.)
12745. Yapıt, konuyu aştı. (Materiam superabat opus.)
12746. Yapıtı taçlandıran sonudur. (Finis coronat opus.)
12747. Yaptığın işlerde dikkatli ol!
12748. Yargıç küçük şeylerle uğraşmaz. (De minimis non curat praetor.)
12749. Yargılanan (ispatlanan) şeye gerçek gözüyle bakılır. (Res judicata pro veritate habetur.)
12750. Yasa şiddetlidir, ama yasadır. (Dura lex, sed lex.)
12751. Yasal evliliğin gösterdiği kimse babadır. (Is pater est quem nuptiae demonstrant)
12752. Yasaların sayıldığı yerde halk güçlüdür.
12753. Yaşadığın günden yararlan! (Carpe diem. Yaşamın kısa olduğunu anımsayıp onun tadını çıkarmakta hızlı davrananlar için söylenmiş.)
12754. Yaşam kısadır. (Carpe diem. Gününü değerlendirmeyi bil!)
12755. Yaşam kısadır, bilim uzun.
12756. Yaşam oldukça, umut vardır.
12757. Yaşama umudu, güneşle birlikte geri döner.
12758. Yaşamak için, yaşamın varlık nedeni olan her şey yitirilir. (Et propter vitam. vivendi perdere causas.)
12759. Yaşamını gerçeği aramaya adamak. (Vitam impendere vero.)
12760. Yaşayan, görür. (Qui vivra, verra.)
e
YanıtlaSilregnare.) 409 12698. (Str) saklamasını bilmeyen, yönetmeyi bilmez. (Qui nescit dissimulare, nescit
12699. Silahlar arasında, yasalar susar. (Inter arma silent leges. Silahların konuştuğu yerde yasalar ölmüş, demektir.)
12700. Sineğin bile hıncı vardır.
12701. Size yasam veren saat, onu geri almağa başlar.
12702. Sofraya geç gelen, kemikten başka şey bulamaz. (Tarde venientibus ossa. )
12703. Söylenmekle daha kötü olamayacak şey yoktur.
(2704. Söz uçup gider, ama yazı kalır. (Verba volant, scripta manent.)
12705. Söz yok, iş var.
12706. (Sözleri) dokunaklı (etkili) yapan yürektir. (Pectus est quod disertos facit.)
12707. Susmasını bilmeyen, konuşmayı da bilmez.
12708. Sussaydın, filozof olduğuna inanırdım. (O si tacuisses, philosophus masisses.)
12709. Sürc-i lisan. (Lapsus linguae. Arabayı ata koşmak, gibi.)
12710. Sürekli çalışmayla her iş başarılır.
12711. Şan olsun mağlûplara! (Gloria victis!)
12712. Şarap, doğruyu söyletir.
12713. Şeref mağlûplara! (Victis honos!)
12714. Şimdi ya da asla. (Nunc aut numquam.)
12715. Talih, yüreklilere yardımcı olur.
12716. Tanrı (Jüpiter) birini cezalandırmak istediğinde, ilkin aklını alır. (Quos vult Juppiter perdere, dementat prius.)
12717. Tanrı sizinle birlikte olsun! (Dominus vobiscum.)
12718. Taşı delen, suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.
12719. Tek tanık, hiçbir işe yaramaz. (Testis unus, testis nullus.)
12720. Tekrar, öğrenmenin anasıdır. (Repetitio est mater studiorum.)
12721. Tekten işe başlayarak, ötekileri de tanımağa çalışınız. (Ab uno disce omnes.)
12722. Temiz eller, dolu ellerden daha değerlidir.
12723. Topallarla yaşarsan, sen de topallamayı öğrenirsin.
12724. Toprağı bol (hafif) olsun! (Sit tibi terra levis.)
12725. Tünik (gömlek), pelerinden daha yakındır.
12726. Utanmasını bilmemek, utanılacak şeydir.
12727. Uzaklaşma, saygınlığı arttırır. (Major e longinquo reverentia.)
12728. Uc hekime güvenebilirsin: huzurlu bir yaşam, neşe, boğazını tutmak.
12729, Olkuler, yıldızlar gibidir; elle tutulamazlar, ama karanlık gecelerde yolumuza kılavuzluk ederler.
408
YanıtlaSil12670. Öteki yanı da dinle! (Audi alteram partem. Yan tutmadan bir yargıya varmak içın, suçlamadan sonra, savunmayı da dinlemek gerekir, anlamına.)
12671. Öyle istiyorum, öyle buyuruyorum. (Sic volo, sic jubeo. Bu Latin deyişine, kimi zaman şu sözler de eklenir: Sağduyu yerine iradem gelsin: Sit pro ratione voluntas.)
12672. Özgürlüksüz yaşam, bir hiçtir.
12673. Paranın kokusu yoktur.
12674. Parçala ve yönet! (Divide et impera.)
12675. Pek sık "sevmiyorum" diyen, seviyordur.
12676. Rahat olduğun yer vatanındır. (Ubi bene, ibi patria.)
12677. Rezil olmaktansa, ölüm yeğdir. (Potius mori quam foedari.)
12678. Roma'da ikinci adam olmaktansa, iki evli bir köyde birinci adam olmak yeğdir.
12679. Roma'da isen, Romalı gibi yaşa; başka yerdeysen, orada yaşadıkları gibi yaşa!
12680. Sabır, mutsuzların limanıdır.
12681. Sabırlı olan, ölümsüz olur. (Patiens, quia aeternus.)
12682. Sağlam kafa (ruh), sağlam vücutta bulunur. (Mens sana incorpore sano. "Vücut sağlığı, ruh sağlığı için önemli bir koşuldur" anlamında kullanılır.)
12683. Sağnağı oluşturan, küçük damlalardır.
12684. Sahibinin gözleriyle ayak izleri, tarlaya sağlık, bereket getirir.
12685. Salt onur için (karşılık beklemeden). (Ad honores.)
12686. Sanat uzun, yaşam kısadır. (Ars longa, vita brevis.)
12687. Sanatın, ilgisizlikten başka düşmanı yoktur.
12688. Sansür kargalara dokunmaz, güvercinlere kıyar. (Dat veniam corvis, vexat censura columbas.)
12689. Satın almayı, istemeye yeğ tutarım.
12690. Savaş, görmeyen ya da bilmeyen için tatlıdır. (Dulce bellum inexperto.)
12691. Sen de mi, oğlum? (Tu quoque, fili! Sezar'ın, katiller arasında oğlu yerindeki Brutüs'ü de görmesi üzerine söylediği acı sözlerdir.)
12692. Sen doğayı sabanla sürüp çıkarırsın, ama o gene bir yerden, her zaman görünür.
12693. Sen olayı bana söyle, ben sana hukuku söylerim. (Dac mihi facto tibi dabo jus. Yaşamda hukuka uydurulamayacak hiçbir olay yoktur! Türkçede: Minareyi çalan, kılıfını hazırlar.)
12694. Seni bir kez aldatandan her zaman kendini koru!
12695. Sessiz bir köpek ile durgun bir sudan kaçının!
12696. Sessiz kalmaya razı olmamak. (Nunquam tacebo.)
12697. Sevimli, gönlü yüce görünse de, düşmana asla güvenmemeli, kuşku duymalıdır. (Timeo Danaos et dona ferentes.)
407
YanıtlaSil1008 Murla olmadığını düşünen, mutlu değildir.
Muthaloğun barındığı yerde kıskançlık da geceler
17640 Matsur arkadaşları bulunması, mutsuzları avutur.
12641. Mazik, sevgiyi uyandırır.
12642 Nazik (ince) bir konu. (In tenui labor)
12543. Ne günlere kaldık!
12644. Ne haber? (Quid novi?)
12645. Ne yaparsan yap, ama sonunu düşün! (Age quod agis et resple finen.)
12646. Neden yok edilince, sonuç da ortadan kalkar, yani nedensız sonuç yoktur. (Sublata causa, tollitur effectus.)
12647. Niçin okuyoruz? Dünya ve yaşam ufkumuzu genişletmek, doğayı, insanları iyi tanımak, akıl ve erdeme uygun yaşamak için, değil mi?
12648. O, hiçbir zaman, Tiber ırmağını tutuşturamaz.
12649. Olmazsa olmaz (ya da) Onsuz olmaz. (Sine qua non.)
12650. Onur, bizim için, yaşamanın en güçlü nedeni olmalıdır.
12651. Onur için; parasız, bedavadan. (Ad honores.)
12652. Onur, kendinden kaçanı izler.
12653. Onur, sanatları besler. (Honos alit artes.)
12654. Onursuz yaşamaktansa, ölmek yeğdir. (Potius mori quam foedari.)
12655. Ormana odun taşımak daha çılgınca olmazdı. (In silvam non ligna feras insanius)
12656. Oyun oynandı (bitti). (Acta est fabula. Augustos, Rabelais ve İnönü'nün ölüm yatağındaki son sözleridir.)
12657. Ozan doğuştan olur, hatip sonradan yaratılır. (Nascuntur poetae, fiunt oratores)
12658. Ozanlar, yazın adamları pek alıngan olur. (Genus irritabile vatum.)
12659. Öfke, (geçici) bir çılgınlıktır. (Ira furor brevis est.)
12660. Öfkeni yenmek, en büyük düşmanını yenmek, demektir.
12661. Öleceğini unutma! (Memento mori.)
12662. Ölüler için, iyilikten başka bir şey söylenemez. (De mortibus, nihil nisi bene)
12663. Ölüm, her şeyin son anlamıdır. (Mors ultima ratio.)
12664. Ölüm, sarayların olduğu gibi, kulübelerin de kapısını çalar. (Aequo pulsat pede)
12665. Ölümden sonra, hiçbir şey yoktur, ölümün kendisi de bir şey değildir. (Post mortem, nihil est; ipsaque mors nihil.)
12666. Ölümü sırasında, hiç kimse mutlu sayılmaz. (Nemo ante mortem beatus)
12667. Ölümün yüzü, bin türlüdür. (Plurima mortis imago)
12668. Önce öğren, sonra öğret!
12669. Önce yaşamalı, felsefe yapmak daha sonra. (Primum vivere, deinde philosophari
406
YanıtlaSil12606. Kadım ya sever, ya da tiksinir, bir üçüncüsü yoktur.
12607. Karga karganın gözünü oymaz. (Bu söz, aslında, Romalı ozan Ovidius'a ve din adamı St. Augustinus'a aittir.)
12608. Kartaca'yı yıkmalı! (Delenda Carthago. Caton'un her söylevinin sonunda kullandığı sözler.)
12609. Kartal, sinek avlamaz. (Aquila non capit muscas.)
12610. Kendi kendini öven, er-geç, kendisini yeren birini bulur.
12611. Kendi kendini tanı! (Nosce te ipsim.)
12612. Kendin için düşündüğün, başkalarının senin için düşündüğünden daha değerlidir.
12613. Kendine özgü. (Sui generis.)
12614. Kibar adam ya iyi yaşamalı, ya da olağanüstü bir biçimde ölmeli.
12615. Kin, kocamış bir nefrettir.
12616. Kitapların da bir alınyazısı vardır. (Habent sua fata libelli.)
12617. Koca, evindeki onursuzluğu en son olarak öğrenir.
12618. Kolay inanan, kolay yalan söyler.
12619. Komedya (tiyatro) güldürerek gelenek ve görenekleri düzeltir. (Castigat ridendo mores.)
12620. Korkulan şey, beklenenden daha çabuk başa gelir.
12621. Kör arının bah acı olur.
12622. Kötü bir adam kendini iyi gösterirse, en kötü adam odur.
12623. Kötü bir adamı aklandırmaktansa, suçlamamak daha doğrudur.
12624. Kötü kişi, mutluluğunda bile mutsuz olur.
12625. Kötülüğün beterini, kötülük eden görür. (Malum consilium consultari pessimum.)
12626. Kötüye kullanma, kullanmayı ortadan kaldırmaz. (Abusus non tollit usum.)
12627. Kul, kusursuz olmaz.
12628. Kulaktan dolma bilgiler... (De auditu.)
12629. Kullanmak, kötüye kullanmak, demek değildir. (Uti, non abuti.)
12630. Kurdu kulaklarından yakalamak, yani zorluğu aşmak. (Tenere lupum auribus.)
12631. Kurt dişleriyle, boğa boynuzlarıyla saldırır. (Dente lubus, cornu taurus petit.
12632. Kuşku, akıllılığın yarısıdır.
12633. Küçük üzüntüler konuşur, büyük dertler dilsizdir.
12634. Mahkeme kararı, gerçek kabul edilmelidir. (Res judicata pro veritate habetur
12635. Mahkemede sürünmek. (Rapere in jus.)
12636. Meşe, çok balta vurmakla yere düşer.
12637. Mutlu olduğun sürece, pek çok dostun bulunur. (Donec eris felix, multos numerabis amicos.)
405
YanıtlaSil12575. Iki kez deniz kazası geçirenin denizden yakınması haksızıktır 12577. Ilk acının ardından bir başkası sökün eder.
12576. Herlemeyen düşer.
12578. Insan hangi ülkede doğmuşsa, oranın inançlarını alır. (Cujus regio, ejus religio.) 12579. Insan, insanın kurdudur. (Homo homini lupus. Birbirine durmadan dişlerini deficit alter) gösterip hırlayan insanlar için söylenirmiş. Plautus, Bacon ve Hobbes tarafından kullanılmıştır.)
(Primo avulso, non
12580. Insan iyi şeyi bir günde güç öğrenir, kötü şeyi öğrenmek için bir saat bile yeterlidir. 12581. Insan, kendi koyduğu yasanın (ilkenin) sonuçlarına katlanmalı. (Patere quam ipse fecisti legem.)
12582. Insan önerir, Tanrı hazırlar. (Homo proponit, Deus disponit. Türkçe karşılığı Takdir, tedbiri bozar.)
12583. İnsan, özgür doğar.
12584. İnsanım ben: Insana ilişkin hiçbir şey bana yabancı değil. (Homo sum: humani nihil a me alienum puto.)
12585. İnsanın gerçek kişiliği içince belli olur. (In vino veritas.)
12586. İnsanlar kötülük yapmayı, hiçbir şey yapmamakla öğrenir.
12587. İsteği olana, istemediği olmayana ne mutlu!
12588. İster istemez. (Nolens, volens.)
12589. İstisnası (kural-dışı) olmayan kural yoktur. (Nulla regula sine exceptione.)
12590. İşi, üzerine alan yapar.
12591. İşin ruhu zamandır.
12592. İşinde dikkatli ol! (Age quod agis.)
12593. İşte insan! (Ecce homo.)
12594. İtidalden zarar gelmez.
12595. İvedi davranmazsak, geride kalırız.
12596. İyi bir ün, ikinci bir kalıttır.
12597. İyi konuşan bir yol arkadaşı, bir arabanın yerini tutar.
12598. İyi seven, iyi cezalanır. (Qui bene amat, bene castigat.)
12599. İyi şeyler, arkadan daha iyi görünür.
12600. İyi şeyleri, tadını çıkardığımızdan çok, canımız çektiğinde isteriz.
12601. İyilik eden, kendisine de iyilik etmiş olur.
12602. Júpiter, öfkeleniyorsun sen, demek ki, kabahatlisin!
12603. Júpiter'in adıyla işe başlayalım! (Ab Jove principium.)
12604. Kabahat, baştan çıkardıklarını eşitleştirir.
12605. Kader böyleymiş, ne yapalım?
İlerlemeyen düşer.
YanıtlaSil404
YanıtlaSil12543. Halkın sesi, Hakkın sesidir. (Vox populi, vox Dei.)
12544. Hata işlemek, insanın doğasında vardır. (Errare humanum est.)
12545. Hata korkusu, insanı bir kusura düşürür. (In vitium ducit culpae fuga.)
12546. Hatır sayarlık, dostluk (doğurur). (Obsequium amicos.)
12547. Hazır ol cenge, eğer istersen sulh ve salah. (Si vis pacem, para bellum: Bory istiyorsan, savaşa hazır ol!)
12548. Hekimler, önemli hastalıkları keskin çarelerle iyileştirir.
12549. Hem bizim, hem de bize ait her şeyin sonu ölümdür.
12550. Hepimiz eşit doğduk, yalnız erdemlerimizle birbirimizden ayrılırız.
12551. Her âşık çılgındır, (Omnis amans amens.)
12552. Her canlı yaratık, bir tohumdan çıkar.
12553. Her geçen yaralar, sonuncusu öldürür. (Vulnerant omanes, ultina necat.)
12554. Her günün derdi, o güne yeter. (Sufficit diei malitia sua.)
12555. Her kafadan bir ses (çıkar). (Quot capita, tot sensus. Benzeri: Quot homines, tot sententiae.)
12556. Her şeyin bir haddi var. (Est modus in rebus.)
12557. Her yabancı, bir düşmandır. (Hospes, hostis.)
12558. Her yer değişimi, bir sevinç kaynağı olur. (Bizdeki karşılığı: Tebdil-i mekânda ferahlık vardır)
12559. Herkes, anladığı mesleğe girsin!
12560. Herkes, herkese karşı! (Bellum omnia contra omnes.)
12561. Herkes, kendi dünyasının Sezar'ıdır.
12562. Herkes yalan söyler. (Omnis homo mendax.)
12563. Herkese kendi payı: Herkese kendine düşen payı ver! (Suum cuique.)
12564. Herkesi kendi tutkusu sürükler. (Trahit sua quemque voluptas.)
12565. Herkesin dostu, kimsenin dostu değildir. (Amicus humani generis.)
12566. Herkeste bütün yetenekler yoktur. (Non omnia possumus omnes.)
12567. Hiçbir şey, gözyaşı denli çabuk kurumaz.
12568. Hiçbir şeye inanma, her şeye karşı önlem al!
12569. Hiçten hiçbir şey çıkmaz. (Ex nihilo nihil: Yoktan var olmaz. Lucretius ile Epikurus'un felsefesini özetleyen ünlü özdeyiş)
12570. Hukuk, iyilik ve doğruluk sanatıdır. (Jus est ars boni et aequi.)
12571. Işık doğudan gelir. (Ex oriente lux.)
12572. İçki muhabbetinde gerçek ortaya çıkar. (In vino veritas.)
12573. Ikbaldeyken dostun çok olur, düşenin dostu olmaz.
12574. İki efendiye birden hizmet edilmez. (Nemo potest duebus domini servire.)
403
YanıtlaSil12515. En kom bir yaşam, bir günlük en iyi yaşamdan iyidir.
12516. Erdem, orta yerdedir, (yani aşırı uçlardan eşitce uzaktır.) (In medio stat virtus.)
12517. Erdem, paradan sonra (gelir). (Virtus post nummos.)
12518. Eşek, esekle sürtüştür. (Asinus, asinum fricat. Abartmalı biçimde, durmadan birbirini karşılıklı övüp duran insanlar için söylenirmiş.
12519. Ey hekim, kendi kendini tedavi et! (Medice, cura teipsum. Başkalarına sağlık öğütleri verenler için kullanılır.)
12520. Ey insan, tozdan oluştuğunu, toza dönüşeceğini hiç unutma (Memento, homo, quia pulvis es et in pulverem reverteris.)
12521. Eyvah, yıllar ne çabuk geçti! (Eheu! Fugaces labuntur anni.)
12522. Fethedenler , fethedilenlerdir.
12523. Fi-sebil-illah: Tanrı yolunda, karşılık beklemeksizin. (Gratis pro Deo. )
12524. Gecikmede çekince (tehlike) vardır.
12525. Geçmişin izlerini her zaman okuyunuz.
12526. Geldim, gördüm, yendim. (Veni, vidi, vici. Sezar'ın ünlü sözleri, herhangi bir başarının kolaylığı ve hızını anlatmak için kullanılır.)
12527. Gerçek, çocukların ağzından çıkar. (Ex ore parvulorum veritas.)
12528. Gerçek, şarapta gizlidir. (In vino veritas. Şarabın etkisiyle konuşan insan, ayıkken söylemeyeceği şeyleri de söyler.)
12529. Gerçekler (gerek), sözcükler değil. (Res, non verba.)
12530. Gerçekler, her şeyi fetheder.
12531. Gereksinme, yasayı değiştirir.
12532. Gök gürlemesini işitince, Jüpiter'in göklerde egemen olduğuna inandık. (Caelo tonantem credidimus Jovem Regnare.)
12533. Gökler, Tanrı'nın ününü anlatır. (Caeli enarrant gloriam Dei.)
12534. Gönüllü olana dokunulmaz. (Volenti non fit injuria.)
12535. Gözyaşları, acıları sürükleyip götürür.
12536. Gözyaşlarıyla ekenler, mutluluğu biçerler.
12537. Güneş, herkes için ışır. (Sol lucet omnibus. Kimi doğal çıkarlardan herkesin yararlanma hakkı vardır, anlamında kullanılır.)
12538. Günümü yazık ettim. (Diem perdidi. İyilik yapma fırsatı bulunamayan bir gün için söylenirmiş.)
12539. Haberli olan, silahlı olur. (Praemonitus, praemunitis.)
12540. Hak edilmemiş alkış, kalp para gibidir; toplayana er-geç zarar verir.
12541. Halkı eyleme sürükleyen düşüncedir. (Mens agitat molem.)
12542. Halkın çıkarı, en yüce yasa olmalı. (Salus popoli suprema lex esto.)
402
YanıtlaSil12487. Dava, henüz yargıcın önündedir. (Adhuc sub judice lis est. Sorun daha çözümlenmedi, bir anlaşmaya varılmadı.)
12488. Deney, budalaların sevgilisidir.
12489. Denizden önce, su gerekir. (Ante mare, undae.)
12490. Dilinizi tutunuz!
12491. Dingin bir şeye hareket vermeyiniz. (Quieta non movere. Siyasal ya da dinsel konulara uygulanan bir atasözü olup yatışmış kavgaları uyandırmanın arsızlık olacağı anlamındadır.)
12492. Dinlemeyi öğrenirsen, kötü konuşanlardan bile yararlanabilirsin.
12493. Direşken bir çaba, her şeye üstün gelir (Labor omnia vincit improbus.)
12494. Doğa, sıçrayışlar yapmaz; onda her şey doğal olarak, ardarda gelişir. (Natura non facit saltus. Leibniz'in bilimsel deyişidir.)
12495. Doğa, yabanıl hayvanlara bile özgürlük vermiştir.
12496. Doğanın gizli nedenlerini anlayan mutludur. (Felix qui potuit rerum cognoscere causas.)
12497. Doğayı bir çatalla avlayınız, koşarak geri gelir. (Naturam expelles furca, tamen usque recurret.)
12498. Dua et ve çalış! (Ora et labora.)
12499. Durdurulan işler, askıda kalır. (Pendent opera interrupta.)
12500. Dünyada ne kadar baş varsa, o kadar da fikir vardır. (Quot capita tot sensus.)
12501. Düşmandan bile öğrenmeye izin vardır.
12502. Düşmanından kötü dille söz etme, ancak onun için istediğin denli kötü düşünebilirsin.
12503. Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünme zorunda kalmaktır.
12504. Düşünüyorum, o halde varım. (Cogito, ergo sum.)
12505. Ecel, büyüğe-küçüğe bakmaz.
12506. Ekmeğe gereksinme duymayan kimse, yeter derecede varlıklı sayılabilir.
12507. Elde ettiğini sıkı tut!
12508. Elinde olunca günaha engel olmayan, onu özendiriyor, demektir.
12509. Elisıkılık, en büyük yoksulluktur.
12510. Eller çok olunca, yük yeğnilleşir.
12511. En büyük düşman, dost gibi görünendir.
12512. En doğru yasalar, ortadan kaldırıldıklarında da uyulan şeylerdir.
12513. En iyi işleri görüp, öyle olduklarına inanıp onaylıyorum, ama en kötülerini yapıyorum. (Bu söz, aslında, Romalı ozan Ovidius'a ve din adamı St. Augustinus'a aittir.)
12514. En iyi sayı üçtür.
401
YanıtlaSil12459. Bir suça göz yuman, ikincisine çağrı çıkarır.
12460. Bir şeyin yitiminden doğan zarar ve ziyan, sahibine aittir. (Res perit domino. )
12461. Bir tek kitap seçip ondan başkasıyla "amel" etmeyen insandan çekinmeli. (Timeo hominem unius libri.)
12462 Böyle isterim, böyle buyururum. (Sic volo, sic jubeo.)
12463. Böyle ülkeye, böyle din. (Cujus regio, ejus religio.)
12464. Bu dünyanın şanı, şöhreti böyle geçip gider. (Sic transit gloria mundi.)
12465. Bugün bana, yarın sana. (Hodie mihi, cras tibi. Kötülükler, insanları sırayla bulur, anlamında.)
12466. Bulunmaz Hint kumaşı. (Rara avis in terris.)
12467. Bütün kötülükler, tembellikten doğar.
12468. Bütün yollar Roma'ya çıkar.
12469. Büyük adam, küçük şeylerle uğraşmaz.
12470. Büyük adam olmak için, kendini küçük görmen gerek.
12471. Büyük sonuçlara dar yollardan varılır. (Ad augusta per angusta.)
12472. Cahilin yanında bilimden söz açılmaz.
12473. Ceza azaltılabilir, ama suç sonsuzdur.
12474. Ceza suçun hemen ardından gelmezse, bir daha asla gelmez. (Pede paena claudo. Horatius'un düşüncesi, atasözü olmuş.)
12475. Cezalandırmazsanız, siz de adaletsizlikten suçlu olursunuz.
12476. Çabuk ol, acele etmeden! (Festina lente. Mükemmel bir işe daha çabuk varmak için, yavaş gidiniz, anlamında.)
12477. Çabuk veren, iki kez verir. (Bis dat, qui cito dat.)
12478. Çabuk yargılayan, pek çabuk pişman olur.
12479. Çağımız, atalarımızınkinden aşağıdır. (Pejor avis aetas. Horatius'un düşüncesi aslında şöyle: Aetas parentum pejor avis: Babalarımızın çağı, atalanmızınkinden aşağıdır.)
12480. Çalışkan için hiçbir gün uzun değildir.
12481. Çile çekiniz, tüm zevklerden kaçınınız. (Sustine et abstine.)
12482. Çizmeden yukarı çıkma! (Sutor, ne supra crepidam.)
12483. Çocuğa en büyük saygı gösterilmeli. (Maxima debetur puero reverentia.)
12484. Çocuktan al haberi. (Ex ore parvulorum veritas: Çocuklar gerçeği söyler.)
12485. Çorba dağıtım kepçesinde fırtına kopardı! (Fransa'daki biçimi: Bir bardak suda fırtına!)
12486. Dağ bir fare doğurdu. Tamamı: Dağlar iş başında: gülünç bir fare doğacak. (Parturiunt montes: nascetur ridiculus mus.)
400
YanıtlaSil12430. Aynı hamurdan. (Ejustem farinae.)
12431. Baba malı babanın, ana malı ananındır. (Patrna, paternis: materna, maternis)
12432. Babası nasılsa, oğlu da öyledir. (Qualis pater, talis filius.)
12433. Bahşiş atın dişine bakılmaz.
12434. Bahtiyarlıklarını bilseler, kır adamları (köylüler) çok mutlu olurdu. (O fortunatos nimium, sua si bona norint, Agricolas.)
12435. Balığa yüzme öğretmek: Bir kimseye kendi mesleğini, kendi uzmanlığını yeniden göstermek. (Piscem natare doces.)
12436. Balık, baştan kokar. (Piscis primum a capita foetet.)
12437. Barış istiyorsan, savaşa hazr ol! (Si vis pacem, para bellum. Aslı, XIV. yüzyılda yaşamış Wegetius'un "Qui desiderat pacem, praeparet bellum" tümcesinden kaynaklanır, zamanla kısa biçime dönüşmüştür. Koca Ragıp Paşa, bunu "Hazır ol cenge, eğer ister isen sulh ü salah" diye ifade etmiştir.)
12438. Başarının ardından, küstahlık gelir.
12439. Başka birinin köselesinden geniş bağcıklar kesmek.
12440. Başkalarının her şeyini bağışla, ama kendini bağışlama!
12441. Başkalarının yanılmalarından ders alan, iyi yapar.
12442. Başkası bir şey yitirmeden, sizin kazanmanız olanak dışıdır.
12443. Bela, bela üstüne gelir. (Abyssus abyssum invocat.)
12444. Belagat, sanatın kızıdır.
12445. Ben, herkesten çok kendime yakınım.
12446. Bilgisiz kalmaktansa, öğrenmek için dayak yemek yeğdir.
12447. Bilinmeyen her şey, görkemli olarak kabul edilir. (Omne ignotum pro magnifico.)
12448. Bilmediğimiz şeyi istemeyiz. (Ignoti nulla cupido.)
12449. Bir aslanın yönettiği ceylan ordusu, bir ceylanın yönettiği aslan ordusundan çok daha üstündür.
12450. Bir devin omzuna binen bir cüce, ondan daha ilerisini görür.
12451. Bir devletin temeli, gençliğinin eğitim ve öğretimidir.
12452. Bir insanın nasıl konuştuğu değil, nasıl davrandığı; ne düşündüğü değil, ne yaptığı önemlidir.
12453. Bir iyilik bilmezi seviyorsan, bir hiçi seviyorsun, demektir.
12454. Bir kimse güvenini yitirmişse, başka yitirecek hiçbir şeyi yok, demektir.
12455. Bir kulübeden de büyük adam çıkabilir.
12456. Bir ödüle, iki olayın ardından koşulmaz.
12457. Bir öfke anının davranışıyla... (Ab irato.)
12458. Bir suç için iki kez ceza verilmez. (Non bis in idem.)
RI
YanıtlaSil399
LATİN ATASÖZLERİ
12402. Açık yüreklillik, kin doğurur. (Veritas odium parit.) 12403. Ad, kişiliğin imidir. (Nomen est omen. )
12404. Ağır yük, çevik ata engel olur.
12405. Ağızdan bir kez çıkan söz, geri alınamaz. (Nescit vax missa reverti. Yazılı sözler için kullanılır.)
12406. Ak, mutluluk; kara, mutsuzluk simgesidir. (Albo lapillo notare diem.)
12407. Akıl olmayınca, güç (kudret) kendi ağırlığından düşer.
12408. Akıllı adam, en celimsiz düşmandan bile çekinir.
12409. Akıllı adam, ispatlanmamış şeyi onaylamaz. (Sapiens nihil affirmat quod non probet.)
12410. Akıllı değilsen, akıllıları boş yere dinlersin.
12411. Akıllı olan için, (az şey bile) yeterlidir.
12412. Aklı kendine yetmeyen kimsenin akıllılığı boşunadır.
12413. Aldanmak (yanılmak) insanın doğasında vardır. (Errare humanum est.)
12414. Alınyazımız ölümdür, bizim ve bize ilişkin her şeyin. (Debemur morti nos nostraque.)
12415. Alışkanlık, ikinci doğadır.
12416. Altın, her ne denli gümüşten değerliyse de erdemin değeri altından üstündür.
12417. Altın, orta kıratlıktır. (Aurca mediocritas. Orta koşullardaki huzurlu bir yaşamın. her türlü yaşam biçimine yeğlenebileceğini anlatmak için söylenirmiş.)
12418. Anlamadığınız bir şeyle uğraşmayınız. (Graecum esti, non legitur: Yunancadır, okunamaz.)
12419. Anlayana az söz yeterlidir. (Intelligenti pauca.)
12420. Annibal kapımızda! (Hannibal ad portas! Bir düşman tehdidi karşısında kullanılırdı.)
12421. Araba, öküzü sürükler.
12422. Arkası acı olacak gibi görünürrse, tatlılıktan kaç!
12423. Aslan payı. (Quia nominor leo: Çünkü benim adım aslan.)
12424. Aslan, pençesinden tanılır.
12425. Aşırı ceza, büyük haksızlıklara yol açar. (Summum jus, summa injuria. Yasanın çok sert cezası, çokluk haksızlıklara neden olur, anlamında kullanılır.)
12426. Aşırı olan her şey zararlıdır.
12427. Aşk, her şeye kadirdir. (Omnia vincit amor.)
12428. Aykırılık, kuralı bozmaz. (Exceptis excipiendis.)
12429. Aynen karşılık verilir. Göze göz, dişe diş vb. gibi. (Par pari refertur.)
308
YanıtlaSil12382. Za(k)metin sonu ra(h)mettir.
12383. Za(h)metsiz rahmet olmaz.
12384. Zaman sana uyma(z)sa, sen zamana uy!
12385. Zaman, zamana uymaz.
12386. Zanaat akmasa, damlar.
12387. Zanaat, altın bileziktir.
12388. Zanaat kanaattır.
12389. Zennenin saçı uzun, aklı kısadır.
12390. Ziyanın neresinden tutarsan, kardır.
12391. Zorla güzellik olmaz.
12392. Zoru görmeden, Hızır gelmez.
KÖKTÜRK ATASÖZLERİ, Bak: GÖKTÜRK (KÖKTÜRK) ATASÖZLERİ
KUMUK ATASÖZLERİ
12393. Karga karganın gözünü almaz.
12394. Kartal, yağmur yağarsa yavrularını, buz yağarsa kendini korur. (Eski Uygarca bir metinde rastlanan bu atasözünün tam paraleli hem Kumuk, hem de Nogay lehçelerinde vardır.)
KÜBA ATASÖZÜ
12395. Yaşam kısadır, ama bir gülümseme ancak bir anlık sıkıntının ürünüdür.
LAKA (CAD) ATASÖZLERİ
12396. İki yüzlü dosttan, düşman daha iyidir.
12397. İyi bir karısı olana mutluluk gerekmez, kötü bir karısı olana ölüm gerekli değil.
12398. Zaman, düşmanları dost yapmaz.
LAOS ATASÖZÜ
12399. Filler döğüşürken, ezilen çimenlerdir.
LAPON ATASÖZLERİ
12400. Peynir sütü ele verir.
...
12401. Yalan dört nal gider, gerçek adım adım yürür, ancak yine de vaktinde yetişir.
YanıtlaSilTDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
ÖMER b. ABDÜLAZÎZ
عمر بن عبد العزيز
Ebû Hafs el-Melikü’l-Âdil el-Eşecc Ömer b. Abdilazîz b. Mervân b. Hakem el-Ümevî (ö. 101/720)
Emevî halifesi (717-720).
İlişkili Maddeler
ABDÜLAZÎZ b. MERVÂN
Emevî halifelerinden Mervân b. Hakem’in oğlu ve Ömer b. Abdülazîz’in babası, Mısır valisi.
Kendisinden önceki halife
SÜLEYMAN b. ABDÜLMELİK
Emevî halifesi (715-717).
Müellif: İSMAİL YİĞİT
61’de (680) Medine’de doğdu. Babası Mısır Valisi Abdülazîz b. Mervân, annesi Hz. Ömer’in torunu Ümmü Âsım’dır. Çocukluğunun ilk yıllarını Medine’de dayılarının yanında geçirdi. Babası, küçük yaşta Kur’an’ı ezberleyen Ömer’i Medine’nin tanınmış âlimlerinden Sâlih b. Keysân’a emanet etti. Medine’de Enes b. Mâlik ve dayısı Abdullah b. Ömer başta olmak üzere pek çok sahâbîyi dinleme imkânı buldu. Ubeydullah b. Abdullah ile Saîd b. Müseyyeb ve Urve b. Zübeyr gibi tâbiînin ilk tabakasına mensup âlimlerin derslerini takip etti. Daha sonra babasının yanına Mısır’a gitti ve ergenlik çağına ulaşıncaya kadar orada kaldı.
Babasının vefatı üzerine (86/705) Halife Abdülmelik tarafından Dımaşk’a çağrıldı. Burada halifenin kızı Fâtıma ile evlendi. 87 (706) yılında Hicaz valiliğine tayin edildi. Valilik merkezi Medine’deki ilk icraatı, şehrin on meşhur fakihiyle görüşüp meseleleri kendileriyle istişare ettikten sonra karara bağlayacağını bildirmek oldu. Yaklaşık yedi yıl süren valiliği sırasında beş defa hac emirliği yaptı. Halife I. Velîd’in tâlimatıyla Mescid-i Nebevî’yi genişletti ve Resûlullah’ın namaz kıldığı diğer mescidleri yeniletti. Irak Valisi Haccâc’ın uygulamalarını sert bir şekilde eleştirmesi görevinden azliyle neticelendi (93/712).
Valilikten alındıktan sonra Dımaşk’a giden Ömer zalim valileri eleştirmeyi Halife Velîd’in meclislerinde de sürdürdü. Velîd’in ardından halife olan Süleyman, kardeşi Velîd’in kendisini veliahtlıktan azletme teşebbüsüne karşı direnen Ömer’i danışmanları arasına aldı, oğulları ve kardeşleri bulunduğu halde son hastalığı sırasında onu kendisine veliaht tayin etti. Ömer b. Abdülazîz 99 (717) yılında Süleyman’ın ölümü üzerine halife ilân edildi. Bu önemli görevin kendisine bilgisi dışında verildiğini söyleyerek affını istediyse de biat merasimine katılanların ısrarları üzerine görevi kabul etti (10 Safer 99 / 22 Eylül 717). Halifeliği İslâmî kurallar çerçevesinde yürütmeye çalışan Ömer b. Abdülazîz, uygulamalarında esas almak için Hz. Peygamber’in ve anne tarafından dedesi Hz. Ömer’in yönetimle ilgili karar ve icraatları hakkındaki belgeleri topladı. Meşhur âlimleri kendisine danışman seçti. Ayrıca çeşitli vilâyetlerdeki âlimlere mektuplar yazarak onların tavsiyelerini istedi.
YanıtlaSilÖmer b. Abdülazîz’in ilk icraatı İstanbul’u kuşatmakta olan Mesleme b. Abdülmelik’in ordusunu geri çağırmak oldu. Dârende’yi tahliye edip halkını Malatya’ya yerleştirdi. 100 (718-19) yılında Bizans tarafından tahrip edilen Lazkiye şehrini yeniden inşa ve tahkim ettirdi. Bu arada Mâverâünnehir bölgesindeki fetih hareketini de durdurdu. Bununla birlikte sınırların korunması ve Bizans’a saldırı fırsatı verilmemesi için geleneksel yaz ve kış seferlerini devam ettirdi. Azerbaycan’a saldıran Türkler hezimete uğratıldı. Pireneler’i aşıp Güney Fransa içlerinde ilerleyen ordular Toulouse şehrine kadar ulaştı.
Halife Ömer saraydaki lüks eşyaları beytülmâle koydurması, köle ve câriyeleri âzat etmesi, halktan biri gibi yaşaması ve hutbelerde sadece halifeler için yapılan duayı halk için okunan umumi duaya çevirmesi gibi uygulamalarıyla Emevîler’in geleneksel saltanat görüntülerine son verdi. İlk dört halifeyi örnek alan bu davranışları sebebiyle Hulefâ-yi Râşidîn’in beşincisi sayılan Ömer idarî, iktisadî ve içtimaî sahalardaki icraatlarıyla da aynı çizgiyi devam ettirdi. İdarî alandaki icraatlarına halka zulmeden ve yolsuzluklara adı karışan valileri ve diğer memurları görevlerinden almakla başladı. Onların yerine hangi kabileden olduklarına bakmaksızın dindar ve dürüst yeni memurlar tayin etti. Valilik, kadılık, vergi memurluğu görevlerini halifelikle birlikte dört temel esas kabul ederek özellikle kadılık görevine hukuk bilgisi yanında takvâsıyla temayüz etmiş âlimleri getirdi. Kötülüklerinden emin olunamayacağı gerekçesiyle çeşitli devlet dairelerinde çalışan gayri müslimleri görevlerinden uzaklaştırdı. Valilerin ticaretle uğraşmasını ve hediye almasını yasakladı. Halka mazlumun yanında olduğunu, memurlardan şikâyetçi olanların doğrudan kendisine başvurabileceğini bildirdi. Cuma gününü mezâlim mahkemesi duruşmalarına ayırdı. İdam ve el kesme cezalarının kendisinden izin alınmadan uygulanmasını, suçlulara dayak atılmasını yasakladı. Hapishaneleri ıslah ederek suçluları işledikleri suçlara göre ayrı koğuşlara yerleştirdi.
Muâviye’den itibaren Emevî hânedanı mensuplarının ve devlet adamlarının gasbettikleri malların tesbitini ve hak sahiplerine iade edilmesini sağlamaya çalıştı. Muâviye tarafından Mervân’a iktâ edilen ve zamanla kendisine miras kalan Fedek arazisini sahipleri olan Ehl-i beyt mensuplarına iade etti. Önceki halifeler tarafından kendisine verilmiş diğer gayri menkulleri ve kıymetli eşyayı beytülmâle devretti. Hanımının mücevherlerini ve evindeki fazla eşyayı da beytülmâle koydurdu. Halifelik görevi karşılığında maaş almayı reddetti. Emevî hânedanı mensupları ve diğer devlet adamlarının haksız kazançlarının tesbiti için geniş kapsamlı bir çalışma başlatması ellerindeki malların alınmasına tahammül edemeyen yakınları tarafından tepkiyle karşılandı ve ölümle tehdit edildi. Ancak o bu tehditlere aldırmadan bu uygulamayı ısrarla sürdürdü. Onun bu uygulamaya karşı çıkan yakınlarını Medine’ye gidip halifeliği şûra sistemine çevirmekle tehdit ettiği rivayet edilir (İbn Sa‘d, V, 344).
YanıtlaSilİç barışa büyük önem veren Ömer b. Abdülazîz idareye muhalif gruplara karşı âdil bir yönetim uyguladı. Hulefâ-yi Râşidîn’in anlayışını ihya ederek din âlimlerinin ve halkın sevgi ve desteğini kazandı. Hz. Ali evlâdı ve Hâricîler’in de yönetimle barış içinde yaşamasını sağladı. Muâviye devrinden beri devam eden, hutbelerde Hz. Ali’nin lânetlenmesi âdetini kaldırdı; onun evlâdına ve taraftarlarına karşı çok iyi davrandı, ellerinden alınan emlâki geri verdi. Hâricîler’le mücadelede de ikna yolunu benimseyip mecbur kalmadıkça silâh kullanılmasına izin vermedi. Kendileriyle çeşitli konuları tartışarak Yezîd b. Abdülmelik’in veliahtlığı hariç diğer bütün meselelerde görüşlerini onlara kabul ettirdi. Kaderiyye görüşünü benimseyenlerle ilmî münazaralara girişip liderleri Gaylân ed-Dımaşkī’yi ikna etmeyi başardı. Mutaassıp Kaderiyye taraftarlarını ülke dışına çıkarmakla yetindi.
Ömer b. Abdülazîz, Emevîler’in ilk dönemlerinden itibaren ikinci sınıf müslüman muamelesi gören mevâlîyi Arap asıllı müslümanlarla eşit kabul etti. Gayri müslimlerin idare ve müslümanlar aleyhindeki şikâyetlerine kulak vererek haksız yere ellerinden alınan kiliselerini, evlerini ve diğer mallarını iade etti ve mağduriyetlerini giderdi. Yaşlı ve muhtaçlara hazineden tahsisat ayırdı. Ülkesindeki gayri müslimlerin ihtidâsı için büyük gayret sarfetti, davet mektupları ve tebliğ heyetleri göndererek onları İslâm’a çağırdı. Berberî kabilelerinin tamamı onun gayretleriyle müslüman oldu. Horasan ve Mısır halkı kitleler halinde İslâm’a girdi. Mâverâünnehir’de bazı mahallî hükümdarlar halklarıyla birlikte İslâmiyet’i kabul ettiler. Hindistan hükümdarlarından birkaçı onun davetine uyup halklarıyla birlikte müslüman oldular.
YanıtlaSilMalî alanda yaptığı düzenlemelerle de dikkat çeken Ömer b. Abdülazîz başarılı bir vergi reformu gerçekleştirdi. Fethedilen toprakların müslümanların ortak mülkü olduğu düşüncesinden hareketle 100 (718-19) yılından itibaren harâcî arazilerin satışını yasakladı. Önceden müslümanlara satılmış olan bu nevi araziler için toprak vergisi olarak haraç, mahsulünden de öşür vergisi olmak üzere iki vergiyi birden aldı (Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, s. 169-176). Cizye ile ilgili önemli bir düzenleme yaptı. Emevî valileri, zimmîler arasında ihtidâ hareketinin hızlanması üzerine devletin cizye geliri azaldığı için mevâlîden de cizye almaya başlamışlardı. Ömer b. Abdülazîz müslüman olmanın cizyeyi düşürdüğünü vurgulayarak mevâlîden alınan bu vergiyi kaldırdı. Ayrıca zimmîlerden ruhban sınıfını ve cizye ödemekte zorlananları geçici süreyle cizyeden muaf tuttu.
Bunun yanı sıra dinî bir esasa dayanmayan bütün vergileri kaldırdı. Mandaların ve madenlerin zekâtı ve gümrük vergisiyle ilgili yeni düzenlemeler yaptı. Deniz ticaretini ve tarımı teşvik etti, sulama işlerine önem verdi. Ziraatı geliştirmeleri için zimmîlere cizye muafiyeti tanıdı. Vergilerin öncelikle mahallî ihtiyaçlarda harcanmasını sağladı. Yeterli geliri olmayan bölgelere yardımda bulundu. Malî sistemde yaptığı düzenlemelerle güçlenen devlet hazinesini savaş yapmak veya isyanları bastırmak için değil halkın refah düzeyini yükseltmek için kullandı. İlk İslâm tarihçileriyle bazı şarkiyatçılar, sadece iki buçuk yıl sürmesine rağmen onun döneminde büyük bir maddî kalkınma olduğu konusunda birleşirler. Kendisine karşı sevgi ve güven duyan mükellefler zekâtlarını ve vergilerini ödemede duyarlı davrandıkları için halkın refah seviyesi yükseldi. Ticaretle uğraşanlar dışında herkese yeterli miktarda maaş bağlandı ve böylece ülkede muhtaç kimse kalmadı. Zekâta muhtaç müslümanların sayısının azalması sebebiyle artan zekât ve vergi gelirlerinin bir kısmı esirleri kurtarmak, borçlulara yardım etmek, fakir bekârları evlendirmek için kurulan yardım fonlarına aktarıldı. Fakirler ve yolcular için aşevleri, işlek yollar üzerinde yolcuların bir gün ücretsiz olarak kalabilecekleri konaklar inşa edildi. Aden’de bir cami, Misis’te bir cami ve bir sarnıç yaptırıldı. Emevîler döneminin başında terkedilen İslâmî yönetim anlayışını yeniden uygulamaya koyan Ömer b. Abdülazîz, 20 veya 25 Receb 101 (5 veya 10 Şubat 720) günü Humus’a bağlı Deyrsem‘ân’da vefat etti. Bazı kaynaklarda Abdülmelik evlâdı tarafından zehirletilmesi sonucu öldüğü kaydedilir (Taberî, VI, 556). Abdülmelik’in kızı Fâtıma dışında üç hanımla daha evlendiği ve yirmi civarında çocuk sahibi olduğu rivayet edilir.
Adaletiyle Hz. Ömer’e, zühd ve takvâsıyla Hasan-ı Basrî’ye, ilim bakımından Zührî’ye benzetilen Ömer b. Abdülazîz halifeliği sırasında çok sade bir hayat sürmüş, saraylarda oturmayıp Halep civarındaki Hunâsıra’ya yerleşerek zamanının çoğunu orada geçirmiş, resmî ve sivil heyetleri genellikle orada kabul etmiştir. Kamu mallarını yetim malına benzetir ve beytülmâli kendisine bırakılan bir emanet kabul ederdi. Hazineden maaş almadığı gibi şahsî işlerini yürüttüğü sırada devlete ait mumu dahi kullanmadığı kaydedilir.
YanıtlaSilÖmer b. Abdülazîz aynı zamanda çok hadis rivayet eden güvenilir bir hadis râvisi, seçkin bir fakih, dirayetli bir kelâm âlimidir. İbnü’l-Bâgandî onun rivayet ettiği hadisleri Müsned’inde derlemiştir. Abdülkāhir el-Bağdâdî, Ömer’in tâbiîn neslinden Ehl-i sünnet kelâmcılarının ilki olduğunu ve Kaderiyye’ye reddiye mahiyetinde bir risâle yazdığını söyler (Mezhepler Arasındaki Farklar, s. 289). Ebû Nuaym onun bu konudaki bir mektubunu nakletmektedir (Ḥilye, V, 346-353). Ömer b. Abdülazîz sahih hadislerin tedvîni yolundaki faaliyetleri resmen başlatarak sünnetin derlenmesinde de önemli bir görev ifa etmiş, Zührî onun emriyle derlediği hadis mecmualarını çoğaltıp çeşitli bölgelere göndermiştir. Süryânîce bazı tıp kitaplarını Arapça’ya tercüme ettirdiği de bilinmektedir.
Ömer b. Abdülazîz’in hayatı ve faziletlerine dair birçok eser yazılmıştır (bk. bibl.). Nusayb b. Rebâh da onun için methiye ve mersiyeler kaleme almıştır. Barthold 1920’de yayımlanan makalesinde onun şahsiyeti hakkında yeni fikirler ortaya atmıştır (“Chalif Omar II: Protivorečivyje izvestija o jego ličnosti”, Christianskij Vostok, VI, 203-234). Mevlüt Koyuncu İkinci Hazreti Ömer (İstanbul 1996), Mervân Ali Muhammed el-Kaddûmî es-Siyâsetü’l-idâriyye fî ʿahdi ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (1403, Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye [Riyad]) ve Muhammed b. Sa‘d b. Şukayr Fıḳhu ʿÖmer b. ʿAbdilʿazîz (1407, Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye [Riyad]) adıyla birer doktora tezi hazırlamışlardır.
aleme damga-larını vurmuş ve varlıklarını ebedi-yen sürdürmüşlerdir.
YanıtlaSilHocam, son olarak
okuyucularımıza ne mesaj vermek istersiniz?
Hayatın beş temel şartı vardır: te-zekkür, tedebbür, taakkul, tefekkuh, tefekkür.
Tezekkür: Geçmişi dikkate almaktır.
Tedebbür: Geleceği şekillendirmek-tir. Ütopya sahibi olmaktır.
Taakkul: Geçmiş ile gelecek arasında bağ kurmaktır.
Tefekkuh: Güncel problemlere gün-cel çözümler bulmaktır.
Tefekkür: Proje üretmektir.
Allah'ın rızasını, sadece tesbih ta-nelerinde veya savaş meydanların-da aramak doğru değildir. Bugün Müslümanlar Allah'ın rızasını kü-tüphanelerde, laboratuvarlarda ara-malıdır. Cihad, cehaletle savaştır. Bu millet ayağa kalkmadan, İslam âlemi ayağa kalkamaz. İslam âlemi ayağa kalkmadan da insanlığın ve kâinatın ayağa kalkması mümkün değildir.
Bu güzel mesajlarınız ve vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz hocam.
Ben teşekkür ederim. İlmin ve hik-metin peşinde olan herkese selam olsun.
PROF. DR. İSMAİL HAKKI AYDIN İLE...
YanıtlaSilKıyamette Gelecek En Büyük Soru:
"Neden Beyninizi ve Aklınızı Kullanmadınız?"
ROPORTAJ: BİLAL AKYOL
Ailesi köklü bir ilim geleneğinden gelen; bilim ve sanatın, akıl ve irfanın nadide bir terkibini şahsında birleştiren, ille mizin yetiştirdiği kıymetli isimlerden biri olan beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın ile günümüz modern din yasının insanı Allah'tan ve özünden uzaklaştırma çabalarını, bilimin ve inancın kesişim noktalarını konuştuk...
bir
20
YanıtlaSilBİLGİ YETMEZ
İLGİ İLGİ BÜYÜR İNSAN
SAYI: 476. EKİM 2025 REBİÜLAHİR 1447. www.altinoluk.com
. 200.00
12346. Üzümünü ye, bağını sorma!
YanıtlaSil12347. Vakıtsız açılan gül, çabuk solar.
12348. Ver de kurtul!
12349. Ver elindekini ellere, vur başını yerlere.
12350. Veresiye içen, iki defa sarhoş olur.
12351. Vermeden mabut, neylesin Mahmut?
12352. Yağmurdan kaçarken, doluya uğradı (tutuldu).
12353. Yağsız etin lez(z)etsizdir çorbası. (Ucuz etin çorbası tatsızdır. )
12354. Yalan dinlemek, yalan söylemek kadar güçtür.
12355. Yalancının evi yanmış, ona kimse inanmamış.
12356. Yalancının (haydudun) ayakları kısadır.
12357. Yalancının mumu yassıya (öğleye) kadar (dek) yanar.
12358. Yalanlen iman, bir yerde durmaz.
12359. Yalnızlık Allah'a mahsustur.
12360. Yapamayacağın iş için, kimseye söz verme!
12361. Yaprak ağaçta, insan taht(t)a iken rağbet var.
12362. Yaralı kuşa taş atılmaz.
12363. Yaran, yara açar.
12364. Yarı hoca, dini bozar.
12365. Yaş barutla altıpatlar (tabanca) patlamaz.
12366. Yaş yetmiş, iş bitmiş.
12367. Yazın serinlik hoş, kışın yürek boş.
12368. Ye alma, başkasına dalma!
12369. Yedisinde ne ise, yetmişinde de odur. (Nedir yedisı, öyledir yetmişi.)
12370. Yel eser, kum kalır.
12371. Yemeyenin yerler, gi(y)meyenin giyeler.
12372. Yeni elek, yüksekte asılır.
12373. Yeni gün, yeni nafaka.
12374. Yere bakan, can (yürek) yakan.
12375. Yılan yarası çekilir, dil yarası çekilmez.
12376. Yılanın başını ez!
12377. Yol yürümekle, borç ödemekle biter.
12378. Yüz elli, yaz belli.
12379. Yüz on, tarlaya kon!
12380. Yüz, sabanı düz.
12381. Zağar koku ilen, insan zekiliklen bulur.
üzümünü ye bağını sorma
YanıtlaSilharam yiyen vucudu cehennem paklar.
396
YanıtlaSil12310. Şaşkın misafir. ev sahibini ağırlar.
12311. Şer yolla hayra gidilmez.
12312. Taksirat, mere (more) Murat.
12313. Taş. yerinde ağırdır.
12314. Tatlı armudu, ayı ver.
12315. Tatlı hap, susuz içilir.
12316. Tath söz (dil) demir kapıları (kırk kilidi) açar (yılanı deliğinden çıkarır
12317. Tatlı söz unutulur, acı söz unutulmaz.
12318. Tatlı yar(i) olanın, yar sarar yarasını.
12319. Ta(vjuğu yeyen, kuzu(yu) ayağından bağlasın!
12320. Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
12321. Tembellik, bal yemez.
12322. Tembellik yavaş gider, fakirliği yolda görür (bulur).
12323. Tencere kapaklanmış (tekerlenmiş), kapağını bulmuş.
12324. Tencere kaynar, dostlar koşar; tencere kaynamaz, dostlar koşmaz.
12325. Tırnak, parmaktan ayrılmaz.
12326. Ticarette kâr ve zarar kardeştir.
12327. Tilki, derisinden vazgeçer de alışkanlığından vazgeçmez.
12328. Tilki (kurt) tüyünü değiştirir, huyunu değiştirmez.
12329. Tilki, yetişmediği üzüme "kuru imiş" der.
12330. Tok, açın derdinden anlamaz.
12331. Tok insan, aç insana inanmaz.
12332. Toklen yemek yeyen, mezarını dişlen kazır.
12333. Tut başını serin, düşünme derin.
12334. Tutulan kısrak (beygir), harmanı döğer.
12335. Ucuz çorba, dilini yakar.
12336. Ucuz etin çorbası tatsız.
12337. Ufaktan büyük olur.
12338. Ummadığın taş, yarar baş.
12339. Umutla yaşayan, açlıktan ölür.
12340. Uslu kuzu, iki anay(1) emer.
12341. Uyku, ölümün kardeşidir.
12342. Uyku, uykunun mayasıdır.
12343. Üç yutkun, bir söyle!
12344. Ümütlen yaşayan, açlıktan ölür.
12345. Üzüm, üzüme baka baka kararır.
12274 Sakla samant, gelir zamanı.
YanıtlaSil12275 Sarhoştan deli de kaçar.
12276. Sarımsak ne yemiş, ağzı kokar.
12277. Sayılı günler, çabuk geçer.
12278. Selam verdim, borçlu çıktım.
12279, Semizlik, bin bir ayıbını örter.
12280. Sert sirke evvelá kendi kabına ziyan getirir (verir).
12281. Sevaptan kaç, girme güna(h)a!
12282. Seyrek git dostuna, ayağa kalksın (kalksın ayak üstüne),
12283. Sinek ufaktır, ama yüreği bulandırır.
12284. Sıçanın deliği, bin altın.
12285. Sırık, çuvala girmez.
12286. Sofradan doymadan kalkanın midesi ağrımaz.
12287. Soğuk, soğuğu çıkarır.
12288. Son pişmanlık, kår etmez.
12289. Sora sora, Kabe bulunur.
12290. Soran, şaşırmaz.
12291. Sormuşlar bir adama: "Sen nerelisin?", "Karım Goralı, ben de oralı".
12292. Sormuşlar birine: "Nerelisin?". "Karımın köyünden" demiş.
12293. Soya bakar (çeker).
12294. Söyleme bilme(z)sen, susma bilirsen.
12295. Söylersen söz olur, söylemezsen dert olur.
12296. Söz vermekle, iş bitmez.
12297. Su akar, göz bakar.
12298. Su aktıkçes, durulur.
12299. Su bulanmadan durulmaz.
12300. Su gider, kum kalır.
12301. Su içeni, yılan bile dokunmaz.
12302. Su küçüğün, sofra büyüğündür.
12303. Su uyur, akıl büyür.,
12304. Su uyur, düşman uyumaz.
12305. Suya (denize) düşen, yılana sarılır.
12306. Suyu içmez.
12307. Sürüden ayrılan koyunu (kuzuyu), kurt kapar (kavrar).
12308. Sütten (ağzı) yanan, ayrana (yoğurda) üfürür (üfler).
12309. Şakanın yarısı sa(h)idir.
104
YanıtlaSil12219. Okka, her yerde 400 dirhemdur
12240. Olacağa çare yoktur.
12241 Orduktan boklak olur, bokluktan otluk olmaz
12242. 12 dişten çıkan bir söz, 12 orduya (mahalleye) yayılır.
12243. Ogulen baga, ufak sepetlen git!
12244. Okaz boynuzundan, insan sözünden bağlamr.
12245. Otum hak, miras halaldır.
12246. Ömürsüz çocuk, bokundan bellidir.
12247 Önce deveni sıkı bağla, sonra Hak(k)'a ismarla!
12248. Once hesap, sonra kasap.
12249. Padişaha (haraç, papaza kolaç.
12250. Papara olmak. (Çok kavga etmek.)
12251. Para kazanmak kolay, tutmak zordur.
12252. Para, parayı çeker.
12253. Para selâm, para kelâm.
12254. Para söyletir, urba gezdirir (güldürür).
12255. Paran gitti mi, sormazlar, işin bitti mi, sorarlar. (Paranın gittiğine bakma, işin bittiğine bak)
12256. Paran var ise kefil ol, vaktın var ise şahit ol!
12257. Paran var mı, dostun var.
12258. Paran var. Şam beraber.
12259. Paranı al da paran kadar söyle!
12260. Parayı veren, düdüğü çalar.
12261. Pide yenmişse de tepsi meydanda.
12262. Pireden yağ çıkmaz.
12263. Pösteki hazırlamak. (Yer sağlamak.)
12264. Rağbetli ol, ra(h)metli olma!
12265. Sabır acıdır, fekat (ama) müvesi (meyvesi) tatlıdır.
12266. Sabreden derviş, murada ermiş.
12267. Sabrın sonu selâmettir.
12268. Saçı uzun, aklı kısa.
12269. Sağ göz, sol göze muhtaç olmasın!
12270. Sağır duymaz, uydurur.
12271. Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.
12272. Sağlık, en büyük zenginliktir (varlıktır).
12273. Sah(i)binden ev(v)el a(h)ıra girme!
12203. Kusursuz insan olmaz. (Kul kusursuz yoktur.)
YanıtlaSil12204. Kusuru bulmak kolay, düzeltmek ise, zordur.
12205. Kuş kanatsız, insan düşmansız yoktur.
12206. Kuşu elden koyverme!
12207. Laf, koz kabuğunu doldurmaz.
12208. Laf lafı, domuz domuzu yemez.
12209. Lafla pilav pişiren, bir kazan yağ kazanır.
12210. Lafla pilav pişmez.
12211. Laftan anlamayan, dayaktan anlar.
12212. Lakırdı, torbaya girmez.
12213. Lodosa kar dayanmaz.
12214. Mal, can(in) yongasıdır.
12215. Mart kapıdan baktını, çapa-kürek yaktırır.
12216. Maşa varken, elini yakma!
12217. Mezeleme, başa gelir.
12218. Mısır gibi diyar, kadeş gibi yar bulunmaz.
12219. Misafir nafakasilen (kısmetilen) gelir.
12220. Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.
12221. Müve, ağacından uzak düşmez.
12222. Nasıldır anası, öyledir danası.
12223. Nazlı çocuk, eşek yuvasına benzer.
12224. Ne ekersin, onu biçersin.
12225. Ne Şam'ın şekerini ye, ne Arap'ın yüzünü gör!
12226. Ne şeytanı gör, ne salavat geur!
12227. Ne verersen elinle, o gider seninle.
12228. Ne yavuz ol, asarlar; ne muti ol, basarlar.
12229. Nedir düşünde, odur içinde.
12230. Nekesin malını cömert yer.
12231. Nerde duman tüter, onda ateş var(dır).
12232. Nerde iki, sen üçüncü olma!
12233. Nerde ise birlik, ondadır dirlik.
12234. Nerde var hareket, onda var bereket.
12235. Nerde(dir) ince, onda kopar.
12236. Neresi ağrır, orası bağırır.
12237. Nice beşikte, öyle teneşirde.
12238. Nice yedisi, öyle yetmişi.
392
YanıtlaSil12167. Kiraz pişmeden, yere düşmez.
12168. Kişi her bilmediğini ayağının altına alsa, göğe değer.
12169. Kişi noksanım bilmek gibi irfan olmaz.
12170. Koca elde, çocuk belde, kardaş nerde?
12171. Kocalanmış (kocalmış) kurt, köpeğin maskarası olur.
12172. Komşu komşunun aynasıdır.
12173. Komşunun yumurtası da büyüktür (içi sarılıdır).
12174. Komşuyu sev, ama yine araya bir duvar çek!
12175. Korku, dağları (bağlığı) bekler.
12176. Korkulu rüya, hayırlı çıkar.
12177. Korun, süt taşımasın.
12178. Kozu toz, tozu koz anlamak. (Bir şey söylendiğinde, onu başka biçimde anlamak).
12179. Köpek, köpeği ısırmaz (yemez).
12180. Köpek ne havlar, ısırmaz.
12181. Köpek, saybını (sahibini) seçmez.
12182. Köpekle güreşme, yenersen de üstünü kirletir.
12183. Kör görmese, sezinir.
12184. Kör köre yol gösterse, ikisi de kuyuya düşer.
12185. Kör leyleğin Alla(h) yapar yuvasını.
12186. Kör ölür, badem gözlü olur.
12187. Körler hükümetinde şaşılar padişa(h) olur.
12188. Köse demiş: "ne sakala min(n)et, ne bıyığa hizmet".
12189. Kötek cennetten inmiştir.
12190. Kötü söz, kılıçtan daha keskindir.
12191. Köyden gemiş de leblebi olmuş. (Yetişmiş, anlamında.)
12192. Kuçka (kancık köpek) kuyruğunu kaldırmadan, köpekler koşmaz.
12193. Kul ile Tanrı'nın arasına girilmez.
12194. Kul kusursuz olmaz.
12195. Kurşun yarası geçer, söz yarası geçmez.
12196. Kurt, komşusunu yemez.
12197. Kurt, tüyünü değiştirir, huyunu değiştirmez.
12198. Kurta: "Niçin, ensen kalın?" demişler. "Kendi işimi kendim görürüm" demiş.
12199. Kuru muhabbet, safi sıtma.
12200. Kuru yanında, yaş da yanar.
12201. Kuru yerden, nem kapar.
12202. Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.
12131. Karısız ev, bülbülsüz kafestir
YanıtlaSil. 12132. Karısız ev, çiçeksiz yaza benzer.
12133. Karla zarar ortaktır.
12134, Kasaba buzağısı, üçüz olmaz
12135 Kaş ararken, gözsüz kaldı.
12136. Kaş yapacak yerde, göz çıkarır.
12137. Katira: " Baban kimdir", sormuşlar. "Dayım attır" demiş.
12138. Kavgada şamar(a) bakılmaz.
[2139, Keçi(y) yardan uçuran, bir tutam ottur.
12140. Kel başa şimşir tarak!
12141. Kel yağı buldu mu, başına sürer.
12142. Kelin ayıbını takya örter.
12143. Kendi ayağına çalı batırma!
12144 Kendi düşen ağlamaz.
12145. Kendi ekmeğini ye, başkasının işine bakma!
12146. Kendi gazını yakar, âlemin gaylesini (derdini) çeker.
12147. Kendi insanınla ye, iç, pazarlık yapma!
12148. Kendi işini kendisi gören kazanır.
12149. Kendi yemeğini (ekmeğini) ye, âlemin gaylesini (derdini) çekme!
12150. Kendine iğney(i), ele çuvaldızı.
12151. Kendini beğenen, kimseyi beğenmez.
12152. Kendisi vali, kendisi kadi (kadı).
12153. Kesemediğin eli öp de başına ko(y)!
12154. Kırılan ekmek, artık yapışmaz.
12155 Kırılan şey yapışmaz, yapışırsa da uzun durmaz.
12156. Kırmızı almayı kurtlar yer.
12157. Kız kundakta, çeyiz sandıkta.
12158. Kızıma söyleyim, gelinim anlasın!
12159. Kim eder, kendine eder.
12160. Kime ey(i)lik yaptın ise, ondan korun!
391
12161. Kimin arabasına binersin, onun türküsünü (şarkısını) söylersin (haykırırsın).
12162. Kimin kuvveti, onun kudreti.
12163. Kiminle gezersen, ona benzersin.
12164. Kimse bilimle doğmamış.
12165. Kimse kimsenin kısmetini yeyemez (nafakasını alamaz).
12166. Kimsenin ipi(y)le (çürük iple) bunara (pınara) inme!
390
YanıtlaSil12095. İki kişi konuşursa, sen üçüncü olma!
12096. İki taş, bir yerde konulmaz.
12097. İnadı baldan tatlıdır.
12098. İnsan doğduğu yerde dil (değil), doyduğu yerde.
12099. İnsan, insanın şeytanıdır.
12100. Insan, öleceğini bilse, mezarını kendi açar.
12101. İnsana söz, hayvana kötek.
12102. İnsanın daha ey(i) canı, se (yoksa) adı çıksın.
12103. İnsanın gözünü toprak doydurur.
12104. İplik, ince yerinde kopar. (Nerededir ince, onda kopar.)
12105. İslâ (iyi) adam eşeğinden, islā karı döşeğinden belli olur.
12106. İslâ (iyi) gün, saba(h)tan belli olur.
12107. İslâ (iyi) meyvaya herkes taş atar.
12108. İslâlık (iyilik) etmek, her kişinin değil, er kişinin işidir.
12109. İslânın islâsı (iyinin iyisi) var.
12110. İş, işi açar.
12111. İşin islâsı (iyisi), iş başında belli olur.
12112. İşin yokken, iş açma!
12113. İşittiğin sözlerin binde birine inan!
12114. İşlersen bağ olur, işlemezsen dağ olur.
12115. İşleyen fışlar, işlemeyen uflar. .
12116. İşleyen iğne, pas tutmaz
12117. İşten artmaz, dişten artar.
12118. İyi tüfek ya patlar, ya çatlamaz.
12119. Kaba(ha)t öksüzdür, en güzel kürk olsa, kimse atmaz üstüne.
12120. Kaç sevaptan, girme günüha!
12121. Kaçanın anası ağlamaz.
12122. Kadı mıdır davacı, Alla(h) olsun yardımcı.
12123. Kamber'siz düğün olmaz.
12124. Karga, karganın gözünü çıkarmaz.
12125. Karı evin temelidir.
12126. Karı-koca arasına girilmez.
12127. Karı, şeytanı şişeye koyar.
12128. Karı yatakta, bebek beşikte sevilir.
12129. Karınca kadar duşmanını, karşında aslan bil!
12130. Karıncaya basmayandan korkulur.
12059. Her şey parayla, ama dünya sırayla .
YanıtlaSil12060. Her şeyden baş olur, tabiyattan baş olmaz.
12061. Her şeyin bir hikmeti var.
12062. Her uçan kuş tutulmaz.
12063. Her yemeğe karabiber olma!
12064. Her yiğidin bir yoğurt yeyişi vardır.
12065. Her yokuşun bir inişi vardır.
12066. Her yüze güleni, dost sanma!
12067. Her zararda, bir hayır vardır.
12068. Herkes ektiğini biçer.
12069. Herkes kendi aklını beğenir.
12070. Herkes kendi köyünü sever.
12071. Herkes kendi yağıyla kavrulur.
12072. Herkese borç yapma, herkese ödünç ver!
12073. Herkesin bir derdi (huyu) var.
12074. Hesabını bilmeyen kasap, elinde kalır masat.
12075. Hesap, kasap, kitap ve sopa.
12076. Hesap-kitap, torba ve sopa.
12077. Hesap, sonra kasap.
12078. Hiçbir parmak birbirinden ayrılmaz. (Her parmak birdir.)
12079. Hoca, parasız, minareye binmez.
12080. Hocanın söylediğini dinle, yaptığını yapma!
12081. Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.
12082. Huylu huyundan vazgeçmez. (Can çıkar, huy çıkmaz.)
12083. Irmak kenarında, çeşme yapılmaz.
12084. İbadetlerin en makbulü, iyilik etmektir.
12085. İğneyle kuyu kazılmaz.
12086. İki at, bir kazığa bağlanmaz.
12087. İki ayağını bir pabuca koydu. (İki ayak bir pabuca sığmaz.)
12088. İki badem, bir kozu kırar.
12089. İki deliye bir akıllı, bir sarhoşa iki ayık lazımdır.
12090. İki düşün, bir söyle!
12091. İki el, bir baş için.
12092. İki karpuz, bir koltuğa sığmaz.
12093. İki kıbleye tapanda, din olmaz.
12094. İki kişi kavga edinces, üçüncüsü kazanır.
389
388
YanıtlaSil12023. Halep onda ise, arşın bundadır.
12024. Halep uzak ise, arşın yakındır.
12025. Hani Şam, hani Bağdat.
12026. Hap yap, para kap!
12027. Haram, helâl olmaz.
12028. Harbe gitmeyen, yatakta ölür.
12029. Hareket olmadıkça, bereket olmaz.
12030. Hasır altında suyu yürütür.
12031. Hasretlik olmadıkça, bereket olmaz.
12032. Hasretlik, ölümden beterdir.
12033. Hastalık atla gelir, yaya gider.
12034. Hastaya döşek sorulmaz.
12035. Havaya tükürme, yüzüne düşer.
12036. Havlayan köpek ısırmaz.
12037. Haydudun mumu, ya(t)sıya kadar yanar.
12038. Hayvan yular ilen, insan dil ilen bağlanır.
12039. Hazır para, tez harcolur.
12040. Helâl mal, boğazdan geçer.
12041. Helâl mal, zay(i) olmaz.
12042. Hem kel. hem de fodul.
12043. Hep akılları bi(r) çuvala koymuşlar, gene herkes kendi aklını almış.
12044. Hep parmaklar bir değildir.
12045. Hepsinden ba(h)tlı, beşikte olandır.
12046. Her ağaca dayanılmaz.
12047. Her bir kovan bal toplasa (yapsa), balın kilosu iki para olur.
12048. Her bir uçan kuş yenilmez.
12049. Her çiçeği koklayanın burnu, yere düşer.
12050. Her deliğe burnunu sokma, yüzün alacalı çıkar.
12051. Her gün bayram olmaz (değildir).
12052. Her güzelin bir kusur vardır.
12053. Her horoz, kendi yerinde (gübresinde) öter.
12054. Her imam, bildiğini okur.
12055. Her kuzu kendi bacağından asılır.
12056. Her sakallıya baba denilmez.
12057. Her sözün doksan dokuz kuyruğu var, nereye çekersen oraya gider.
12058. Her şey bir şeydir, ca(h)il hiçbir şeydir.
11987. Fukaralık ayıp değil, tembellik ayıp.
YanıtlaSil11988. Fukaralık, maskaralık.
11989. Gailesiz baş yoktur.
11990. Garibe bir selâm, bin altına karşıdır.
11991. Garibin dostu yoktur.
11992. Gavurun aklı ya kaçmakta, ya sıçmakta.
11993. Gebermiş eşek, kurttan korkmaz.
11994. Gece işi, gündüz gülüşü.
11995. Geceler gebedir.
11996. Geceylen testiden su içme, günlen çarşıya parasız gitme!
11997. Geç gelsin, ey(i) gelsin.
11998. Geç olsun, güç olmasın.
11999. Geçmiş(e) "mazi" derler.
12000. Geline "oyna" demişler. 'yerim dar" demiş.
12001. Gençlikte ölüm, ihtiyalıkta fukaralık (fakirlik) taşınmaz (zordur).
12002. Göğüsle duvara vurulmaz.
12003. Gökten inmek (beklenilmeden, ani olarak iyi bir işin olması).
12004. Gönül sırçadandır; kırıldı mı, yapışmaz.
12005. Gönülden çıkmak (sevgiyi yitirmek, unutulmak).
12006. Gönülden gönüle yol var.
12007. Gören bilir.
12008. Görülen (gözüken) köye. kılavuz lâzım değildir.
12009. Göz göre ölünmez.
12010. Göz görmeyince, gönül katlanır.
12011. Göz terazi, akıl mizan.
12012. Göz yumulunca, kıymeti bilinir.
12013. Gurbet, adı bet.
12014. Gururdan şişen, elbette bir gün patlar.
12015. Gülme komşuna, gelir başına.
12016. Gülün kadrini bülbül bilir.
12017. Gün doğmadan, neler doğar!
12018. Gün, sabahtan belli olur.
12019. Günaydın dedim, belâyı buldum. (Selâm verdim, borçlu çıktım.)
12020. Güneşin girmediği yere, hekim girer.
12021. Güzele bakmak sevaptır.
12022. Hakikat, yerinde çürümez.
38
386
YanıtlaSil11951. Emeksiz yemek olmaz.
11952. En büyük varlık sağlıktır.
11953. En güzel armudu, domuzlar yer.
11954. En güzel intikam, kötülüğe iyilik etmektir.
11955. En son gülen, en tatlı güler.
11956. Erbabı yer kebabı.
11957. Erbap olmuş, kazanmış; erbap imiş, yemiş, içmiş
11958. Erkek olan, sözünde durur.
11959. Erken kalkan işine, altın takar dişine.
11960. Eski dost, düşman olmaz; olursa da yakışmaz.
11961. Eşeğe binmeden, ayaklarını sallama (sarkıtma)!
11962. Eşeği düğüne çağırmışlar: "ya odun eksik, ya su" demiş.
11963. Eşek, hoşaftan ne anlar?
11964. Eşekten düşen, beygire binmez.
11965. Et alırsan koldan, kız alırsan soydan.
11966. Et, tırnaktan ayrılmaz.
11967. Etme komşuna, gelir başına.
11968. Evdeki hesap (pazar), çarşıda uymaz.
11969. Evlât büyütmek, taş üstüne ağaç köklettirmeğe benzer.
11970. Evlenene, ev yapana Alla(h) yardım eder.
11971. Evi sel yıkmaz, damlalar yıkar.
11972. Evli adam, gailesiz olmaz.
11973. Evli evinde, köylü köyünde, sıçan deliğinde.
11974. Ev(v)el nazar, so(n)ram pazar.
11975. Ey(i) dost kara günde anlaşılır.
11976. Ey(i) dost, ya yolda, ya zorda gösterir (görülür).
11977. Ey(i) insan, cennette var.
11978. Ey(i)lik yap, dereye at!
11979. Ey(i)lik yapan, ey(i)lik bulur.
11980. Faydasız zengin, kısır sağmala benzer.
11981. Felek kimine kürk giydirir, kimine yelek.
11982. Fena söz gezer, gene kendi başına konar.
11983. Fenalıktan el çek, o da senden el çeksin!
11984. Fırsatı elden kaçıran, bahtından şikâyet etmemelidir.
11985. Fitil fitil burnundan çıkarmak. (Her yaptığını birer birer ödetmek.)
11986. Fukara iki ev bakar, zengin ise bir ev bakar.
11915. Doğruluk teneşirdedir.
YanıtlaSil11916. Doktur olmadığı yerde yaşamak, caiz değildir.
11917. Dokuz yutkun, bir söyle!
11918. Domuzdan bir kıl çıkarmak kardır.
11919. Dost başa bakar, düşman ayağa
. 11920. Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur.
11921. Dost, dosttan sir saklamaz
. 11922. Dostla ye-iç, alış-veriş etme!
11923. Dostunun dostu var.
11924. Dön, dolan, Bandula'ya dayan!
11925. Drim'den islanan, yağmurdan korkmaz.
11926. Duşman, duşmana ra(h)met okumaz.
11927. Duşmanınlan görüşen dostundan kork!
11928. Düğün, etsiz olmaz.
11929. Düğünsüz ev olur, ölümsüz ev olmaz.
11930. Dükkan kapısı, ra(h) met kapısıdır.
11931. Dükkânın bereketi çoktur, kimin(in) parası, kimin(in) duası.
11932. Dünya dolap dolaptır.
11933. Dünyada borçlu olmasa, katiller birden tutulur.
11934. Dünyada mekân, ahrette iman.
11935. Dünyasından bıkmış insandan fayda bekleme!
14936. Düşen daldan, anlar halden.
11937. Düşenin dostu olmaz.
11938. Ecel geldi cihane, baş ağrısı behane.
11939. Efendinin nazarı, ata timardır.
11940. Efendiy(i) efendi eden hademesidir.
11941. Eğer işin yoksa, kapıyı salla!
11942. Eğri otur, doğru söyle. (Ne pahasına olursa olsun, doğruyu söyle.)
11943. Eken biçer.
11944. Eklenen kuyruk, çabuk kopar.
11945. Ekmek bulursan ye, dayak bulursan kaç!
11946. Ekmek kırılmasın, bir daha birleşmez.
11947. El, el üstüne olur; ev, ev üstüne olmaz.
11948. El ele vermeyince, taş yerinden kalkmaz.
11949. Elbasan Arnavutçası, İstanbul Türkçesi.
11950, Emanette hiyanet olmaz.
Emanete ihanet kıyamet alametidir.
YanıtlaSil384
YanıtlaSil11880. Çok tama(h), çok ziyan getirir.
11881. Çürük tahtaya basma, kırılır.
11882. Çürük tahtayı çivi tutmaz.
11883. Çürük temel, bina tutmaz.
11884. Dadanmış, kudurmuştan beterdir.
11885. Dağ adamı, hasta eder sağ adamı.
11886. Dağ başında otur, delik başında oturma!
11887. Dağ dağ (i)le kavuşmaz, insan insan (i)le kavuşur.
11888. Da(ha) islâ (iyi) canın çıksın, se (yoksa) adın çıksın.
11889. Da(ha) islâ (iyi) ümüt, neteçim murat.
11890. Damlaya damlaya göl olur, damlacıktan sel olur.
11891. Davetli olmayan misafirin yeri, kapı arkasındadır.
11892. Da(v)ul bilir misin ne der: dan dan dan, dan dan dan; dengi dengine, re rengine.
11893. Da(v)ulun sesi, uzaktan hoş gelir.
11894. Da(v)ulun sesini uzaktan, bülbülün sesini yakından dinle!
11895. Deliden deli doğar.
11896. Delilen (delisiz) düğün olmaz.
11897. Delinin boynuzları yoktur.
11898. Demir, ısı (kızgın) iken döğülür (eğilir).
11899. Dere, geri dönmez.
11900. Dereyi görmeden paçaları kıvırmak. (Bir işe çok önceden hazırlanmak.
11901. Deve boynuz ararken, kulaksız kalmış.
11902. Dikensiz gül olmaz,
11903. Dil söyler, saklanır; baş, belâya katlanır.
11904. Dil yarası geçmez, tüfek yarası geçer.
11905. Dilenci ekmek parçalarını, âlim söz parçalarını toplar.
11906. Dilencinin yüzü kara, torbası doludur.
11907. Dilsizin dili, yalancının dilinden da(ha) islâdır (iyidir).
11908. Dinleme(z)sen ananı, dinlersin üvey ananı.
11909. Dinsiz insan, gemini kaçırmış hayvana benzer.
11910. Dinsizin hakkından imansız gelir.
11911. Dişleri güzel olan kadın, her vakıt güler.
11912. Doğru adam kaybolmaz.
11913. Doğru söz acıdır.
11914. Doğruluğu arayan eğriliği bulur.
383
YanıtlaSil11844. Büyük lokma yut, büyük söz söyleme!
11845. Büyüklük Allah'a yakışır.
11846. Can çıkar (çıkmadan), huy çıkmaz.
11847. Cesur olana baht elini uzatır.
11848, Cucenin sakalı olmaz.
11849. Çabuk hırsız, ev sahibini hırsız çıkarır.
11850. Çabuk parlayan, çabuk söner.
11851. Çağırıldığın yere ar eyleme, çağırılmadığın yere dar eyleme!
11852. Çakır gözlü (kurnaz insan).
11853. Çalgısız düğün olmaz.
11854. Çalışan demir şınlar (parıldar).
11855. Çalışan iğne, pas tutmaz. (Çalışmayan iğne, pas tutar.)
11856. Çalışan kazanır.
11857. Çalışmak, ibadetin yarısıdır.
11858. Çalmak tatlıdır.
11859. Çavdar unundan baklava olmaz.
11860. Çek çek, koparma!
11861. Çekilen gam Kadir'indir.
11862. Çingenenin yüzü kara, torbası ak.
11863. Çit çürür, borç çürümez.
11864. Çitin gözü, duvarın kulağı var. (Çitin kulakları, duvarın gözleri vardır.)
11865. Çivisiz tahtayı yel alır, yel almazsa, sel alır.
11866. Çocuğa uyan, çocuk olur.
11867. Çocuğun sadakatından vazgeç, belasından korun!
11868. Çocuk ağlamadan, ana ele almaz.
11869. Çocuk, küçüklüğünden belli olur.
11870. Çocuklan gitme yola, başına gelir bin türlü bela.
11871. Çocuklan yattın mı, çişli kokarsın.
11872. Çocuklardan popara (papara) yeyen, yüzü alacalı çıkar.
11873. Çok arayan, azı da kaybeder.
11874. Çok bilen, çok aldanır (yanlışlar).
11875. Çok bilen, çok çeker.
11876. Çok düşünmek de ancak söylemek.
11877. Çok eğilme basarlar, çok yükselme asarlar.
11878. Çok gezen, çok bilir.
11879. Çok koşan, çabuk yorulur.
382
YanıtlaSil11808. Bilmek ayıp değil, bilmemek ayıp.
11809. Bin işit, bir söyle!
11810. Binin yarısı beş yüzdür.
11811. Bir ateş kıvılcımı İstanbul'u yaktı.
11812. Bir çiçekle yaz olmaz.
11813. Bir deli taş atar pınara, yüz akıllı çıkaramaz.
11814. Bir deliği olan sıçan, çabuk (tez) tutulur.
11815. Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
11816. Bir fenerin mahleye (mahalleye) zararı var.
11817. Bir inat, bin murat.
11818. Bir işe başlamadan sonunu düşün!
11819. Bir işe başlamayıncas, bellidir, ki uçlanmaz.
11820. Bir kapıya iki dilenci olmaz.
11821. Bir kılancık (kırlangıç), yazı getirmez.
11822. Bir osuruk, dokuz doktora bedeldir.
11823. Bir söyle, bin dinle!
11824. Bir suçla, adam asılmaz.
11825. Bir yalanı inandırmak için arkasına yüz yalan söylemek lazımdır.
11826. Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.
11827. Birisi yapar, obirleri çeker.
11828. Borcunu gündüz öde, ki geceyle kapın çalınmasın.
11829. Borç üstüne borç yapan, yalan söylemeğe mecbur olur.
11830. Boş fıçı, çok langırdar.
11831. Bu dünya bir yağlı kuyruktur, yeyene aşk olsun!
11832. Bu dünya Sultan Süliman'a kalmamış, sana da kalmaz.
11833. Bugünün işini yarına bırakma!
11834. Bunamışla alış-veriş olmaz.
11835. Buzun kalınlığına, köpeğin kuyruğuna inanma!
11836. Bükülmeyen eli öp!
11837. Bülbüle altın kafez yapmışlar, "ah, vatanım!" demiş.
11838. Bülbüle altın kafez zindandır.
11839. Büyük akıl, baş belâsıdır.
11840. Büyük balık, küçük balığı yutar.
11841. Büyük başın büyük ağrısı var.
11842. Büyük hikmetler, kısa sözlerde bulunur.
11843. Büyük küçüğe merhamet, küçük büyüğe hürmet!
11772 Arama/hj, çok ziyan (zarar getirir
YanıtlaSil11775 As yeyen yiyen) her gun, çok yeyen bir) glin
11774 Azi bilen, çoku bulur (Azını bilmeyen çoğunu bulamaz. )
11775 Rabin adı, ananın tadı unutulmaz
11776 Bacadan bağırmak (yuksekten konuşmak)
11777 Bababadan, zeytin dededen kalmalı
11778 Bak sen seni, patlattırmasınlar enseni
11779 Rakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur
11780 Bakma havaya, bak tavaya!
11781. Bah karıştıran parmağını yalar.
11782. Balık balığı yemese, balıklar sulara sığmazdı.
11783. Balık, baştan kokar.
11784. Balık denizde, tova ateşte
11785. Balık yemeyenin yüreği ağrımaz.
11786. Balsız kovan, arı tutmaz.
11787. Balta, sapını kesmez.
11788 Bana dokunmayan (y)ılan, kırk sene yaşasın!
11789. Başa gelen, mala gitsin!
11790. Başbaşa vermeyinces, taş yerinden kalkmaz.
11791. Başını acami berbere teslim eden, cepinde pamuk tutmahdır.
11792. Başını duvara vurmak (pişman olmak, çaresizlik içinde kalmak).
11793. Başkasına kuyu kazarsan (kazma), kendin batarsın.
11794. Başkasına mezar açan, kendisi düşer.
11795. Başkasının eli kaşımaz.
11796. Bayram kemiği ile köpek tavlanmaz.
11797. Bedava işle (çalış), bedava oturma!
11798. Bekár gözü kördür.
11799. Bekär gözüyle kız, gece gözüyle bez alınmaz.
11800. Bekle samanı, gelir zamanı.
11801. Belli düşman, iyi dosttan iyidir.
11802. Benlik şeytana uyar.
11803. Besili koyun, yapağısından bellidir.
11804. Beş parmak, bir değildir.
11805. Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.
11806. Bildiğini süle (söyle), bilmedeğini cizle (gizle)!
11807. Bilen bilir billuru, bilmeyen sırça sayar bulluru.
380
YanıtlaSil11736. Ana gibi yar, vatan gibi diyar olmaz.
11737. Ana işi, baba işi, ama taktı-takıştırdı.
11738. Anasına bak, kızını al; kenarına bak, bezini al!
11739. Anasını dinlemeyen, üvey anasını dinler.
11740. Anasız ev, kuşsuz yuvaya benzer.
11741. Anasız evladın yıldızı sönüktür.
11742. Anasızlık, babasızlık, illâ parasızlık.
11743. Araba haçan kırılır, yollar çok uzun gösterir.
11744. Araba kırıldı mı, yollar bulunur.
11745. Arap saçı gibi karıştı.
11746. Arayan bulur, inleyen ölür.
11747. Arı petekten, karı çepekten (kepekten?) anlar.
11748. Ar(i)fe (bayram) gününde kurban semirmez.
11749. Ar(i)fe gecesi, kurban tavlanmaz.
11750. Armudun islâsını (iyisini) ayo (ayı) yer.
11751. Armut altına alma düşmez.
11752. Armut, armut altına düşer.
11753. Armut piş, ağzıma düş.
11754. Arpa eken, arpa biçer.
11755. Arzu, iktidarı tevlid eder.
11756. Asilzadeden kemlik gelmez.
11757. Aslını saklayan haramzadedir.
11758. Aşıklıklen sevişen, eşekliklen ayrılır.
11759. At alırsan taydan, kız alırsan soydan (al)!
11760. At yavrusu, at olur.
11761. Ateş cennettendir.
11762. Ateş, düştüğü yeri yakar.
11763. Ateşe ateş değil, su atılır.
11764. Ateşe su at, barut atma!
11765. Ateşin zorunu, kazan bilir.
11766. Ateşle barut bir arada durmaz.
11767. Ayağını sıcak tut, başını serin, kendine bir iş bul!
11768. Ayaklarını yorganın(a) kadar (göre) uzat.
11769. Ayıran ağlar.
11770. Aynan yoğ ise, komşuna bak.
11771. Az bağın az üzümü olur.
asından
YanıtlaSil11700. Ağaçtan maşa, Çingeneden paşa olmaz.
11701. Ağır süz (söz) veren, çabuk iş yapar.
11702. Ağır taş, yerinden oynamaz.
11703. Ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar.
11704. Ağzı sütten yanmış, yoğurda üfler.
11705. Ağzı var, dili yok.
11706. Ahla, vahla, ama geçineceğiz.
11707. A(h)mak ola, gam yeye (yiye); kim kazana, kim yeye.
11708. Ak akçe, kara gün içindir.
11709. Akan su durulmaz.
11710. Akçe, akçeylen kazanılır.
11711. Akıl, akıldan üstündür.
11712. Akıl, bük (büyük) sermayedir.
11713. Akıl, parayla alınmaz (satılmaz).
11714. Akıl, sakaldan üsttür.
11715. Akıl yapar, baş çeker.
11716. Akıl yaşta değil (dir), baştadır.
11717. Akıllı düşmandan korkma, akılsız dosttan kork.
11718. Akıllı neyler balı, akılsız neyler malı?
11719. Akıllı olan, fırsatı fevt etmez.
11720. Akıllılar düşününce (ye kadar), deliler düğün yapar.
11721. Akılsız baş, ayakları yorultuyor.
11722. Aklı perişan olmuş.
11723. Akmasa damlar.
11724. Akşamın işini sabaya (sabaha) bırakma!
11725. Aldırma derken, sabah olur ençen (erken).
11726. Âlet işler, el öğünür.
11727. Allah Baba'nın bahçesinde çeşit (türlü) çiçek var.
11728. Alla(h) demiş: “Çalış kulum, verem (vereyim)".
11729. Allah (kimseyi) dostsuz bırakmasın.
11730. Allah, kuşa göre kuyruk verir.
11731. Alla(h), pişin (peşin) aklını alır, sora (sonra) canını.
11732. Allah sevmiş de yaratmış. (Pek güzel insan-kadın.)
11733. Alla(h) yapar, kullar şaşar.
11734. Alnında da gözü var (açıkgöz).
11735. Alt etti, üst etti, ama bitirdi.
378
YanıtlaSilKONGO ATASÖZÜ
11674. Kadım gölge gibidir; kendisini izleyenden kaçar, önünden gidenin arkasından koşar
KORE ATASÖZLERİ
11675. Aç kalınca, dünyayı anlarsın.
11676. Beni öven, bana düşmandır.
11677. Çorbadan ağzı yanan, suyu da üfler.
11678. Dökülen pirinci toplayabilirsin, ama ağızdan çıkan sözü geri alamazsın.
11679. Güzel bir yapıtta her harf bir altındır.
11680. İğne çalmakla işe başlayan, inek çalmaya dek işi götürür.
11681. Kaplanım bulunmadığı yerde, dağ kedisi kendini bir şey sanır.
11682. Koca dağlar da toz taneciklerinden oluşur.
11683. Kötüler, kurbanlarından önce ölür.
KORSİKA ATASÖZÜ
11684. Kadınsız erkek; dalsız, yapraksız ağaca benzer.
KOSOVA TÜRKLERİNİN ATASÖZLERİ
11685. Acele işe, şeytan karışır.
11686. Acemi insan (deneyimsiz).
11687. Acı paprikayı (biberi) kırağı yakmaz.
11688. Aç gözünü, se (yoksa) açarlar gözünü.
11689. Aç köpek, kurda hücum eder.
11690. Aç tilki, rüyasında touk (tavuk) görür.
11691. Açma sırrını dostuna, o da süler (söyler) dostuna.
11692. Açtırma kutuyu, söylettirme kötüyü.
11693. Adam adamdan korkmaz, ama utanır.
11694. Adamakla mal tükenmez.
11695. Adamın islâsı (iyisi) iş başında belli olur.
11696. Adı vardır, sedası yoktur.
11697. Aferin be gâvur!
11698. Ağacı kurt, insanı dert yer.
11699. Ağaç, yaş iken eğrilir.
KIZILDERİLİ ATASÖZLERİ
YanıtlaSil11653. Beyaz adam gelir, biz ölürüz.
37
11654. Bir başkasının kabahati üzerine konuşmadan önce, daima kendi ayakkabının içine bak! (Sauk kabilesi)
11655. Bir düşman çok, yüz dost azdır. (Hopi kabilesi)
11656. Bir insanın mokasenlerini giyip yarım mil yürümeden onu yargılamayın!
11657. Bir kez "al şunu" demek, iki kez "vereceğim" demeken iyidir.
11658. Biz dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldık.
11659. Bütün hayvanlar, sizden daha çok şey bilir.
11660. Bütün ölüler toprağa gömülmez.
11661. Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği evrenin dergelerini erkekler de anlamaya başladığında, dünya daha iyi dünya olma üzere değişmeye başlamış olacaktır. (Mohavk kabilesi)
11662. Dünyanın bütün paraları, bir arkadaşa değişilmez.
11663. Geçen günler gelmez yeniden, geri aksa da sular.
11664. Hiçbir ağacın dalları, kendi aralarında kavga etmez.
11665. Kehanet, olası bir olayı kesin bir bakışla görmekten başka bir şey değildir Hava ya bulutlu olacak, ya da güneş açacaktır. (Çiroki kabilesi)
11666. Komşunu yargılamadan önce, iki ay onun ayakkaplarıyla yürü! (Çeyeni kabiles
11667. Köpeği kurtla büyütürsen, piresi bol olur.
11668. Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave ederler. (Hopi kabilesi)
11669. Su gibi ol; her şeyden aşağıda, ama kayadan bile güçlüdür. (Siyu kabilesi)
11670. Şeytan üzerinde konuşmayın, gençlerin yüreğinde ilgi ve merak uyandırır (Siyu kabilesi)
11671. Tanrım, düşmanımı yürekli ve güçlü kıl. Onu yendiğimde utanç duymayay (Apaçi kabilesi)
11672. Unutmayın, çocuklarınız sizin değildir, onları Yaratıcı'dan ödünç aldınız. (Mohavk kabilesi)
600
KIRIM ATASÖZLERİ. Bak: TATAR (DORUCA-KIRIM) ATASÖZLER
000
KOLOMBİYA ATASÖZÜ
11673. Eski sevgiler yanmış, sönmüş kömür gibi pek kolay alev alır.
376
YanıtlaSil10626. Cakşını söz öltüröt, camandı tayak öltürröt. (lyi adamı söz öldürür, kötü adamı dayak öldürür.)
11627. Cakşının sözü taş eritet; camandıng sözü baş çiritet. (lyinin sözü taşı eritir, kötünün sözü başı çürütür.)
11628. Caman aygak, canınan tartat. (Kötü haberci, kendi cebinden öder.)
11629. Caman coldaş cooga aldırat. (Kötü yoldaş "arkadaş" insanı düşmana teslim eder.)
11630. Caman erge mal bütsö, canına kongşu kondurbayt. (Kötü adama mal "server" düşse, yanına komşusunu "bile" kondurmaz.)
11631. Caman uul attası ölgöndü köböt. (Kötü oğul, babası ölünce, kabarmaya "kurulmaya" başlar.)
11632. Camanga başçı bolgonço, cakşıga koşçu ol. (Kötüye baş olmaktansa, iyiye çift-sürücü ol.)
11633. Cıluu süylösö, cilan iyinden çıgat. (Yumuşak söylenirse, yılan ininden çıkar.)
11634. Cügü uyda bolsa da dimağı töödö. (Bütün yükü inekte olsa da gözü devede.)
11635. Çekirgeden korkan, ekin ekmez.
11636. Damlaya damlaya göl olur.
11637. Düşmana inanırsan, senin kılıcını taşla kırar.
11638. Eki cakşı bir cayloogo çoksa, kudalaşıp tüşöt; eki caman bir cayloogo çıksa, kubalaşıp tüşöt. (İki iyi adam bir yaylaya çıksa, dünür olup dönerler; iki kötü adam bir yayalaya çıksa, birbirini kovalayıp dönerler.)
11639. Eptep aytkan sözü artık. (Edebiyle söyleyenin sözü, daha iyidir.)
11640. Erge kılgan cakşılık erge kalbayt. (Mert kişiye yapılan iyilik yabana gitmez ya da yerde kalmaz.)
11641. Halkların dostluğunu, elçilikler gerçekleştirir.
11642. Insanın alacası içinde, hayvanın alacası dışındadır.
11643. Kalpıçın (yalancının) kuyruğu bir tutam.
11644. Kişi tıla uottağğar abıtay. (İnsanın dili, ateşten güçlü yakar.)
11645. Kavga, düşmanlığın başlangıcıdır.
11646. Mıltık menen okuuğa kırılık cok. (Atış ve öğrenim için yaşlılık yoktur.)
11647. Mide insanı cehenneme götürür.
11648. Sılgı kisneten bilsiser, kişi kepseten bilsiser. (Hayvanlar kişneyerek, insanlar konuşarak tanışır.)
11649. Toonu, taşta suu buzat; adamzattı söz buzat. (Dağları, taşları su bozar; adamları "insanları" söz bozar.)
11650. Tuura söz tuunganga cakpayt. (Doğru söz, kardeşin hoşuna gitmez.)
11651. Yel otları kurutur, üzüntü de insanı.
11652. Yeniden açman gerekli kapıyı, şiddetle kapama.
375
YanıtlaSil11,599. İyi at, yemini kendisi arttırır.
11600. İyiliğe iyilik her kişinin işidir, kötülüğe iyilik er kişinin işidir. (Bizde, Azerbaycan'da, Kerkük Türkmenleri arasında benzerleri vardır.)
11601. Kadının saçı uzun, aklı kısa.
11602. Kendi düşen ağlamaz.
11603. Konuk konuğu sevmez, ev sahibi hiçbirini de sevmez.
11604. Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde.
11605. Ne saçarsan (ekersen), onu biçersin.
11606. Ölüm hak, miras helal.
11607. Öndeki tekerlek nereden yuvarlanırsa, arkadaki de oradan yuvarlanır.
11608. Sabreden, muradına eren.
11609. Süt ile giren, can ile çıkar.
11610. Tatlı dil yılanı ininden (deliğinden) çıkarır.
11611. Turpun sıkından seyreği güzeldir.
11612. Yalnızlık, tek Allah'a yaraşır.
11613. Yarınki tavuktan, bugünkü yumurta yeğdir.
11614. Yiyen bilmez, doğrayan bilir. (Bizde ve Kerkük Türkmenlerinde de söylenir.)
KIRGIZ ATASÖZLERİ
11615. Akıl aşsa, bin bolot. (Insan akıllı olursa, cin gibi olur.)
11616. Ananı-babanı sayarsan, oğlundan da saygı görürsün.
11617. Aptal, kendi yurdunda da tutsak olur.
11618. Atıng cakşu bolso-coldur ıraagı, uulung cakşı bolsa -köngül çıragı. (Atın iyi ise-uzun yol "hoştur", oğlun iyi ise-gönül nurudur.)
11619. Ayrıldı alalık buzat, aranı karalık buzat. (Köyü anlaşmazlık bozar, ilişkileri kötülük bozar.)
11620. Aytmagınca kim bilet, aç magınca kim köröt? (Söylemeyince kim bilir. açmayınca kim görür?)
11621. Bilbigen uu içet. (Bilmeyen zehir içer.)
11622. Bilimi toluk miğdi cıgat, bileği coo birdi cıgat. (Bilgisi yetkin olan bini yıkar, kolu kalın olan tek bir taneyi yıkar.)
11623. Bir kez tuz tattığın yere, binlerce gün selâm söyle.
11624. Cakşı-eli menen, cer-keni menen. (İyi insan eli, ülkesi, halkıyla ünlü olur, yer ise madeniyle.)
11625. Cakşıga calınsa can kalat, calınsa kaşık kan kalat. (İyi adama yalvarsan, can "yaşam" kalır; kötü adama yalvarsan, bir kaşık kan kalır; "o da seni öldürür.")
374
YanıtlaSil11567. Gurd (kurt) gocayınca, köpeglerin masgarası olur.
11568. Guşdan (kustan) gorkan dari egmez, ekersa da hayır edmez
11569. Hasdaya çorba sorulmaz.
11570. Hayır edemeyceg hacıyı, dövede (devede) (y)ılan sokar.
11571. Horuz ölür, gözü fışgılıgda (çöplükte) galır.
11572. Huvardanın düşgünü, beyaz geyer gış günü.
11573. Kelin dırnağı olsa, gendi kelini gaşır.
11574. Korunan (körle) yatan, şaşı ga(1)kar.
11575. Ne yavaş ol, basıl; ne azgın ol, asıl!
11576. Olucu (yaşayacak) çocug. bokundan bellidir.
11577. Sağla samanı, gelir zamanı.
11578. Sorargdan (sora sora) Isdambol'a gidilir.
11579. Tencere tekerlenir, kapağını bulur.
11580. Ucuz etin yahnisi, dadsız olur.
11581. Zararın neresinden dönsen, kârdır.
KIPÇAK ATASÖZLERİ
11582. Acele işe, şeytan karışır.
11583. Açın halini, tok bilmez.
11584. Ağlamayan çocuğa, meme vermezler.
11585. Akçayı akça bulur. (Para parayı bulur.)
11586. Ata oğlu altmışa geldiğinde, yaşını-başını almış olur. (Atay balası altmışka kelgende, akıl balik bolir.)
11587. Ayağını yorganına (döşeğine) göre uzat.
11588. Bal bal demekle, ağız tatlılanmaz.
11589. Bal tutan, parmak yalar.
11590. Bekârın boynunu bit yer, malını it yer.
11591. Çirkefe taş atma, üstüne sıçrar.
11592. Deliye her gün bayram.
11593. Dilin kemiği yok.
11594. Dost başa, düşman ayağa bakar.
11595. El eli yıkar, iki el yüzü yıkar.
11596. Elçiye ölüm yok. (Bizdeki benzeri: Elçiye zeval olmaz.)
11597. Elin ile ver, ayağın ile izle (ara).
11598. Göz görürse, gönül çeker.
KIBRIS TÜRKLERİNİN ATASÖZLERİ
YanıtlaSil11532. Aç köpeg. furun yıkar.
11533. Ad (at) binenin, gılıç guşananın.
11534. Adam gıdlığında, keçiye Abdurrahman dayı deller (derler).
11535. Ağır daş (tas), köşe daşı olur.
11536. Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
11537. Ağzı südden yanan, yoğurdu öfürür da yer.
11538. Alışmış, gudurmuşdan beterdir.
11539. Allah, bir kapuyu kaparsa, bin kapu açar.
11540. Altın kapu, gümüş kapuya mühdac olur.
11541. Anasına bag, gızını al; kenarına bag, bezini al!
11542. Aş (aç) tavug (rüyasında) gendini buyduy ambarında görür.
11543. Ayranı yok işmeye, atman gider çeşmeye (sışmaya).
11544. Az verme, arsız olur; çok verme, yüssüz olur.
11545. Aza ganaad edmeyen, çoğu hiş bulamaz.
11546. Bakarsan, bag olur; bagmasan, dağ olur.
11547. Bal dutan, barmag yalar.
11548. Bir tarlada do da biter, bog da.
11549. Çabug hırsız, ev sahibini basdırır.
11550. Çok okuyan deyil. çok gezen bilir.
11551. Dadlı (tatlı) dil, (y)ılanı deliğinden çıkarır.
11552. Dağ dağa gavuşmaz, insan insana gavuşur.
11553. Dağdan gelir, dağ adamı; hasta eder, sağ adamı.
11554. Dayag cenne(t) den çığdı.
11555. Demir, tavında dövülür.
11556. Devled malı deniz, yemeyen domuz.
11557. Dosd gara günde belli olur.
11558. Ecel geldi mi, baş ağrısı behane olur.
11559. El için guyu gazan, ev (v) elâ gendi düşer.
11560. Eşşeğe "buban kim?" demişler, "ad (ar) dayımdır" demiş.
11561. Eşşeğini sağlam bağla, gomşunu hırsız çıkarma!
11562. Evdeki hisab, çarşıya uymaz.
11563. Feleg kimine gavun yedirir, kimine keleg.
11564. Gamuşdan (kamuş/kamış) maşa, Arabdan paşa olmaz.
11565. Gelin çıgmadık ev olur, ölü çığmadık ev olmaz.
11566. Gözlenen göze tiken (diken) batar.
372
YanıtlaSil11504. Yük ağır, menzil uzar.
11505. Yük, bacından aksamaz. (Baç: Gümrük vergisi. Bizdeki benzeri: Deve, kulağından aksamaz.)
11506. Yüz lengeri termiye, bir abbasi borcunu ödemez. (Termiye: Temriye, karayosunu, yağla hurmadan yapılan bir çeşit yemek. Abbasi: Iran Şalu Abbas'ın çıkardığı bir tür ufaklık para. Bu atasözünün Kerkük'te sövlenen bir öyküsü vardır
.) 11507. Yüz tava termiye, bir kimari borcunu ödemez. (Termiye: Temriye, karayosunu. Kımari: Bir çeşit ufaklık para. Bu atasözünün bir öyküsü vardır.)
11508. Yüz verme Ali'ye, sıçar ipek halıya.
11509. Yüz yıl sel gelse dolmaz, bir gün gam oyan yeri.
11510. Yüzünü örter, dizini açar.
11511. Zalime zeval yoktur.
11512. Zalimin hanesi virandır.
11513. Zaman, en büyük hocadır.
11514. Zaman sana uymazsa, sen zamana uy!
11515. Zararın yarısından dönmek kârdır.
11516. Zehirden şifa beklenilmez.
11517. Zengin, ekmeği tandırdan beklemez, fakir değirmenden bekler.
11518. Zengin kalkar işine, yoksul bakar dişine.
11519. Zengin olmaktansa, fakir yaşamak daha iyidir.
11520. Zenginlik gönüldedir, malda değil.
11521. Zor gelse, kabele (kontrat) batıldır.
11522. Zor. oyunu bozar.
11523. Zurnada peşrev olmaz.
000
KHMER (KAMPUÇYA) ATASÖZLERİ
11524. Borç verdiğinde dostun, ama istediğinde düşmanın.
11525. Cehennemde soğutucu yoktur.
11526. En kötü yılanlar, en yüksek sütunlarda bulunur.
11527. Gövde daracık bir yerde yaşamayabilir, ama yürek. asla.
11528. İşi bilen on kişi, işi yapanın yerini tutamaz.
11529. Öfkeli insana, bulaşık tabakları yıkatmayınız.
11530. Sepetindeki bir balık kokarsa, ötekiler de kokar.
1531. Sular yükselince, balıklar karıncaları yer; sular çekilince, karıncalar balıklar
371
YanıtlaSil11472 Yilana basmaz isek, sokmaz.
11473. Yalanın akına da, karasına da lanet!
11474 Yildan, aydan bir namaz, o da Hakka yaramaz (onu da şeytan koymaz).
11475 Yntier kuşun ömrü az olur.
11476. Yığıdın iyisi, dayısına çeker.
11477. Yiğidin kötüstü, kılıncını dayısında sinar (dener).
11478. Yiğitlik ondur, dokuzu kaçmaktır.
11479. Yiten bıçağın sapı, altın (değerinde olur).
11480 Yiyen bilmez, doğrayan bilir.
11481. Yoğurt dökülür, yeri kalır, ayran dökülür, yeri kalmaz. (Azerbaycan ve bizdeki benzeri: At ölür, meydan kalır, yiğit ölür, şan (san) kalır).
11482. Yoksul hırsızlığa çıkanda, dünya ay ışığı olur.
11483. Yoksulluk, ateşten gömlektir.
11484. Yoksulu deve üzerinde yılan çalar (sokar).
11485. Yoksulun altınına bakır, zenginın bakırına altın derler.
11486. Yoksulun parası gibi, dostu da az olur.
11487. Yol yürümekle, borç vermekle biter.
11488. Yolcuya yol gerektir.
11489. Yoldan önce yolcu, evden önce komşu sorulur.
11490. Yoldaş tanı, yola var, yolda yüz bin belä var.
11491. Yoldaş, yolda sınanır (denenir).
11492. Yolunu bil, ondan ayrılma!
11493. Yorgan gitti, kavga bitti.
11494. Yorgandan ziyade ayak uzatanın ayağı kesilir.
11495. Yorganına göre, ayağını uzat
11496. Yukarı tükürsem bıyığımdır, aşağı tükürsem sakalımdır. (Kerkük'te söylenen benzeri: Ağacın iki başı da bokludur)
11497. Yukarı Zive'de dilenir, Aşağı Zive'de dağıtır. (Yukarı-Aşağı Zive. Kerkük'te iki mahalle adı. Bizdeki benzeri: Ayasofya'da dilenir, Sultanahmet'te zekat verir)
11498. Yumağın ucunu (başını) yitirmiş.
11499. Yumurta çalan, tavuk da çalar.
11500. Yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmiyor.
11501. Yuva yapan, dişi kuştur.
11502. Yuva yaptım, yavru uçurtmadım.
11503. Yuvuntu sabun olmaz, çırkıntı hatun olmaz. (Yuvuntu: Küçülmüş sabun lolkonası. Çırkıntı: Kimsesiz.)
371
YanıtlaSil11472 Yılana basmaz isek, sokmaz.
11473 Yılanın akına da, karasına da lanet!
11474 Yıldan, aydan bir namaz, o da Hakka yaramaz (onu da şeytan koymaz).
11475. Yirtıcı kuşun ömrü az olur.
11476. Yiğidin iyisi, dayısına çeker.
11477. Yiğidin kötüsü, kılıncını dayısında sınar (dener).
11478. Yiğitlik ondur, dokuzu kaçmaktır.
11479. Yiten bıçağın sapı, altın (değerinde olur).
11480. Yiyen bilmez, doğrayan bilir.
11481 Yoğurt dökülür, yeri kalır; ayran dökülür, yeri kalmaz. (Azerbaycan ve bizdeki benzeri: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan (san) kalır).
11482. Yoksul hırsızlığa çıkanda, dünya ay ışığı olur.
11483. Yoksulluk, ateşten gömlektir.
11484. Yoksulu deve üzerinde yılan çalar (sokar).
11485. Yoksulun altınına bakır, zenginin bakırına altın derler.
11486. Yoksulun parası gibi, dostu da az olur.
11487. Yol yürümekle, borç vermekle biter.
11488. Yolcuya yol gerektir.
11489. Yoldan önce yolcu, evden önce komşu sorulur.
11490. Yoldaş tanı, yola var, yolda yüz bin bela var.
11491. Yoldaş, yolda sınanır (denenir).
11492. Yolunu bil, ondan ayrılma!
11493. Yorgan gitti, kavga bitti.
11494. Yorgandan ziyade ayak uzatanın ayağı kesilir.
11495. Yorganına göre, ayağını uzat.
11496. Yukarı tükürsem bıyığımdır, aşağı tükürsem sakalımdır. (Kerkük'te söylenen benzeri: Ağacın iki başı da bokludur.)
11497. Yukarı Zive'de dilenir, Aşağı Zive'de dağıtır. (Yukarı-Aşağı Zive: Kerkük'te iki mahalle adı. Bizdeki benzeri: Ayasofya'da dilenir, Sultanahmet'te zekat verir.)
11498. Yumağın ucunu (başını) yitirmiş.
11499. Yumurta çalan, tavuk da çalar.
11500. Yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmiyor.
11501. Yuva yapan, dişi kuştur.
11502. Yuva yaptım, yavru uçurtmadım.
11503. Yuvuntu sabun olmaz, çırkıntı hatun olmaz. (Yuvuntu: Küçülmüş sabun lokması. Çırkıntı: Kimsesiz.)
370
YanıtlaSil11439. Yaş yetmiş, iş bitmiş.
11440. Yaşamayan uşak (çocuk), bokundan bilinir.
11441. Yaşlandıktan sonra, kendisini mollaya (öğretmene, okula) götürdüler.
11442. Yatan aslan olsa bile, fırsat ayağındır.
11443. Yavuz (deli kanlı) ata binenin kanı avucundadır.
11444. Yaz duvara, kalsın bahara. (Bizdeki benzeri: Ver Ömer'e, yaz duvara.)
11445. Yaz, fakirin yorgan-döşeğidir.
11446. Yazın işle, kışın ye!
11447. Yediğin kaba sıçma! (Kap: Tabak vb.)
11448. Yediğin senin için, gördüğünü bana söyle.
11449. Yel eken, fırtına biçer.
11450. Yel kayadan ne götürür?
11451. Yem borusu çalıyor. (Bu atasöyle ilgili olarak Kerkük'te söylenen bir öykü varmış Sürüncemede kalan bir işi bitirmek için avutucu sözler söylenince kullanılır.)
11452. Yemeyen için bir yiyen bulunur. (Bizdeki benzeri: Yemeyenin malını yerler.)
11453. Yemeyin, içmeyin, Hıdır hıyar ekmiştir.
11454. Yenecek aş, buğundan bellidir.
11455. Yer ağız, utanır us (akıl).
11456. Yer, dudağı ıslanmaz.
11457. Yeri olmayana, her yer vatandır.
11458. Yerin altı, üstünden hoştur.
11459. Yetim elinde arpa çöreği gördü.
11460. Yığar (toplar) kaşıkla, dağıtır çömçe (kepçe) ile.
11461. Yığdı habbe habbe, verdi kubbe kubbe.
11462. Yığdı kırpa kırpa, verdi acı turpa.
11463. Yıkılan duvarın o dakika tozu çıkar. (Başka biçimi: Duvar yıkılan dakika toi çıkar.)
11464. Yıkıldığı yerden toprak kaldırır.
11465. Yılan eğilir, bükülür, yuvasını bulur.
11466. Yılan, eğri-büğrü deliğini bulur.
11467. Yılan kıvrılır, deliğini bulur.
11468. Yılan sokan, ip sürüntüsünden korkar.
11469. Yılan yarpuzdan (bir çeşit kokulu ot) hazzetmez, yarpuz da yılanın burnu önünde biter. (Bu atasözünü, Azerbaycanlılar da söyler.)
11470. Yılan, yılda bir don (gömlek) değiştirir.
11471. Yılan yumuşaksa da zehiri dilindedir.
369
YanıtlaSil11409 Vat youxim, ört yalayım, belki ölmem
11410 Veren ol, dert görmez.
11411 Veren elt, herkes sever
11412 Verenden al, vurandan kac!
11413 Verse el yabanct) getirir, sel getirir, alırsa el götürür, yel götürür, sel götürür
11414 Vermekle var tükenmez
11415. Vermesin mabut, neylesin (ne etsin) Mahnuut.
11416. Var başıma, gözü açılsın.
11417. Varursan, öldür, yedirirsen, doyur, (yarın bırakma).
11418. Ya bo derdi çekmeli, ya bu köyden göçmeli. (Bizdeki benzeri: Ya bu deveyi gürmeli, ya bu diyardan gitmeli)
11419. Ya kuihr bileke, ya çıkar dombalan. (Bombalan: Domalan, ver mantarı. Bileke: Dombalan çıkarmağa yarayan demir uçlu, ağaç saplı alet)
11420. Ya mert ol, meydana gir, ya bir merde hizmet et!
11421. Ya yanağının alına, ya babasının malına bak, kız al!
11422. Ya zattan, ya sütten.
11423. Yağ ile yağıyor, soğanla dağlıyor. (Bizdeki benzeri: Kaşığıyla vedirir, sapıyla göz çıkarır.)
11424. Yağdan (yağ ile) yarma (kırılmış buğday) kavuşur, arada soğan buruşur. (Akraba arasında çıkan kavgalara başkalarzun karışmaması için söylenir)
11425. Yağıştan (yağmurdan) kaçtı, doluya tutuldu.
11426. Yağla yavşan (otu) yenir. (Bizdeki benzeri. Yağ ile yavşan, sirke ile tavşan.)
11427. Yahudi yoksul oldukta; düğün, çoğun arar. (Düğün, çoğun: Eski değersiz torbalar. Kerkük'te söylenen biçimi: Attar yoksul olanda, torba dağarcık arar. Bizdeki benzeri: Batan bakkal, eski defterleri kurcalar.J
11428. Yalancının evi yandı, ona kimse inanmadı.
11429. Yalancının şamı (mama) yatsıya kadar yanar.
11430. Yalancıyla yola varma.
11431. Yalandan yapılan ev, tez yıkılır.
11432. Yan yattı, çamura battı.
11433. Yanlış hesap Bağdat'tan döner.
11434. Yara, sahibini inciter.
11435. Yarısı kaçtı yabana (çöle), yarısı kaldı çobana.
11436. Yari olan, yaralı olur.
11437. Yaslı ol, pası olma!
11438. Yaş da kuru ayağından yanar.
369
YanıtlaSil11409. Ver yiyeyim, ört yatayım, belki ölmem.
11410. Veren el, dert görmez.
11411 Veren eli, herkes sever.
11412. Verenden al, vurandan kaç!
11413. Verirse el (yabancı) getirir, sel getirir; alırsa el götürür, yel götürür, sel götürür.
11414. Vermekle var tükenmez.
11415. Vermesin mabut, neylesin (ne etsin) Mahmut.
11416. Vur başına, gözü açılsın.
11417. Vurursan, öldür; yedirirsen, doyur, (yarım bırakma).
11418. Ya bu derdi çekmeli, ya bu köyden göçmeli. (Bizdeki benzeri: Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli.)
11419. Ya kırılır bileke, ya çıkar dombalan. (Bombalan: Domalan, yer mantarı. Bileke: Dombalan çıkarmağa yarayan demir uçlu, ağaç saplı alet.)
11420. Ya mert ol, meydana gir; ya bir merde hizmet et!
11421. Ya yanağının alına, ya babasının malına bak, kız al!
11422. Ya zattan, ya sütten.
11423. Yağ ile yağlıyor, soğanla dağlıyor. (Bizdeki benzeri: Kaşığıyla yedirir, sapıyla göz çıkarır.)
11424. Yağdan (yağ ile) yarma (kırılmış buğday) kavuşur, arada soğan buruşur. (Akraba arasında çıkan kavgalara başkalarının karışmaması için söylenir.)
11425. Yağıştan (yağmurdan) kaçtı, doluya tutuldu.
11426. Yağla yavşan (otu) yenir. (Bizdeki benzeri: Yağ ile yavşan, sirke ile tavşan.)
11427. Yahudi yoksul oldukta; düğün, çoğun arar. (Düğün, çoğun: Eski değersiz torbalar. Kerkük'te söylenen biçimi: Attar yoksul olanda, torba dağarcık arar. Bizdeki benzeri: Batan bakkal, eski defterleri kurcalar.)
11428. Yalancının evi yandı, ona kimse inanmadı.
11429. Yalancının şamı (mumu) yatsıya kadar yanar.
11430. Yalancıyla yola varma.
11431. Yalandan yapılan ev, tez yıkılır.
11432. Yan yattı, çamura battı.
11433. Yanlış hesap Bağdat'tan döner.
11434. Yara, sahibini inciter.
11435. Yarısı kaçtı yabana (çöle), yarısı kaldı çobana.
11436. Yari olan, yaralı olur.
11437. Yaslı ol, paslı olma!
11438. Yaş da kuru ayağından yanar.
368
YanıtlaSil11375. Toydan sonra nakare (davul, dümbelek), hoş geldin. Kamber Ağa,
11376. Toz, kervanın yoldaşıdır.
11377. Tut yükünü, al vergini.
11378. Tuz-ekmek hakkını bilmeyen, kör olu(r).
11379. Türkmen oğlu göç eyledi, seyran bunun sonundadır. (Bu atasözünün bir öyküsü de var.)
11380. Tuylu koyunu kurt yemez.
11381. Ucunu yitiren, yumağını yitirir.
11382. Ucuz et, kazan dibi deler.
11383. Ucuzdur, illeti var; palalıdır, hikmeti var.
11384. Ulu meydan, ahırı zindan.
11385. Ummadığın taş, baş kırar (yarar).
11386. Ummadığın yuvadan tilki çıkar.
11387. Uşağı (çocuğu) işe gönder, kendin de ardınca git.
11388. Uşağım (çocuğum) yok, eteğim bok.
11389. Utanan, aç kalır.
11390. Utananın uşağı olmaz, olsa da hayrın(1) görmez.
11391. Uyku, ölümün kardaşıdır.
11392. Uzaktayken boyu hoş; yakın geldi, cebi boş.
11393. Uzun Ali, bez getir; arşın götür, tez getir.
11394. Uzun yaşlı, ağır başlı.
11395. Üstadımın adı Hıdır, elimden gelen budur.
11396. Üstü kalaylı, altı belalı. (Yüzü bezek, içi tezek.)
11397. Üstümü paralar (pullar), ateşimi yaralar.
11398. Üzüm, üzüme baka baka kararır.
11399, Üzümünü ye, bağını sorma
11400. Vakıt insana her şey öğretir.
11401. Vakıtsız öten horozu keserler. (Halk inanışına göre, sahibi için uğursuz sayılırmış
11402. Var günün yarmasının dar gününe nefi (yararı) var. (Yarma: Kırılmış buğday)
11403. Var (server) evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
11404. Varını veren utanmaz.
11405. Varlıktan yokluğa var, gençlikten ihtiyarlığa can sakla.
11406. Varsa hünerin, nere(ye) gitsen, var yerin.
11407. Ver kırkı, çekme korku.
11408. Ver niyaz, al meraz. (Niyaz: Dua karşılığı verilen para ya da armağan. Meraz Murat, ixtek. Benzeleri: Ver kırkı, çekme korku. Kıy akçeye, gir bahçeye.)
367
YanıtlaSil11339. Tandırlık, ocaklığa (mutfağa) diyor: yüzün karadır.
11340. Taneyi tanelerden, suyu göllerden.
11341. Tarak, başında kırıldı.
11342 Tas kırılsın, ses çıkarmasın.
11343. Taş değene, yol gidene bellidir.
11344. Taş, yerinde ağırdır.
11345. Taşı at sahibi kaldırır,
11346. Taşın büyüğü, yakından (dosttan) gelir.
11347. Tav tavladı, sav savladı. (İşin kızgınlığı kalmadı, demektir.)
11348. Tavuğun gözü hep küllükte olur.
11349. Tavuk bir su içer, bir Allah'ına bakar.
11350. Tavuk, külü, öz başına savurur.
11351. Tavuk ölür, gözü küllükte kalır.
11352. Tavusu, tüyü için keserler.
11353. Tazının hızılığından, tavşan samanlıkta sıçar.
11354. Tazıyı, av vakti, sıçmak tutar (sıçacağı gelir).
11355. Tek elin sesi çıkmaz.
11356. Teker ol, ilerle; taş gibi düşme.
11357. Tekkeye kurban gelmiş.
11358. Tekkeyi bekleyen, çorbayı içer.
11359. Temeli boktan olan binanın duvarı sidikten olur.
11360. Terazi var, çeki var, her şeyin bir vaktı var.
11361. Terbiye direği, nene (ana) terbiyesidir.
11362. Terlenmezse, para kazanılmaz.
11363. Testini kıran da, su getiren de birdir.
11364, Tevekküllünün gemisi batmaz.
11365. Tevekküllünün koyununu kurt yemez.
11366. Tilkinin fermanı okunana kadar, derisi de bağhaneye gider.
11367. Tilkinin kendisi yuvaya (deliğe) giremez, kuyruğuna da bir süpürge bağlar.
11368. Tilkiye dediler: "Şahidin kimdir?" Kuyruğunu gösterdi.
11369. Tokun açtan haberi yoktur.
11370. Topal eşekle kendini, kervana katıyor.
11371. Topalla gezen, aksak öğrenir.
11372. Topuzu değirmen döndürür.
11373. Toy (düğün), Kamber'siz olmaz.
11374. Toya girmek bir ayıp, toydan çıkmak iki ayıp. (Insan bir işe girişirse, o işi bitirmeden çekilmemelidir.)
366
YanıtlaSil11307. Su gider, taş kalır; el gider, kardaş kalır.
11308. Su, her şeyi paklar, yalnız yüz karasım paklamaz.
11309. Su, kalburla ölçülmez.
11310. Su yatar (uyur), düşman yatmaz (uyumaz).
11311. Su yeri, sudan soğuk (serin).
11312. Suç, ölendedir, öldürende değil.
11313. Sudan geçer, topuğu ıslanmaz.
11314. Surete (ylize) göre, sille çal (vur). (Azerbaycan'da: Damara bak, kan olj
11315. Susuz şehir virandır.
11316. Suyu var, deni (tanesi, yemi) yoktur.
11317. Suyun yavaşından kork.
11318. Sürmelerken gözünü çıkartır.
11319. Sürü koyun sendedir, satılık mal bendedir.
11320. Sürüden ayrılan koyunu, kurt yer.
11321. Sütten ağzı yanan, yoğurdu (ya da: suyu) üfleye üfleye içer. (Bizde: Sütten ağzı yanan, ayram üfleyerek içer.)
11322. Şahinle deve avlanmaz.
11323. Şaka maka, kıça vurdular değnek.
11324. Şen ve şatır olanın dostu çoktur.
11325. Şeref şişedir, kırıldıysa düzelmez.
11326. Şeriatın kestiği parmağın kanı çıkmaz. (Acımaz kestiği parmak şer'ın: Sabit adlı ozandan.)
11327. Şeytan çok bildiğinden, bir gözü kör olmuş.
11328. Şeytan, kazdığı kuyuya düşer.
11329. Şeytana dediler: "Imanın selämet olsun"; dedi: "Bir dua etmediniz, Tanrı yanında kabul olsun".
11330. Şık şık eden nalçadır/İş bitiren akçadır.
11331. Şırağanın Meraga'da bağı var/Üzümlü yok, yaprağı var. (Şırağa: Toprağından yararlanmayan ağa. Meraga ya da Maraga: İran'da bağcılığıyla ünlü bir kent.)
11332. Şirin (tarlı) dil, yılan yuvasından (deliğinden) çıkarır.
11333. Şohum (sürülmüş tarla) ağanın, tohum ağanın, gelir gelmez bokum ağanın.
11334. Şom gün, sabahından bilinir.
11335. Tahihsiz adamı, deve üstünde yılan çalar (sokar).
11336. Talihsiz uşağın nenesini al aparır (götürür, al basar).
11337. Tamahkar olmasa, müflis acından ölür.
11338. Tamahkârın canı sağ olsun, müflis acından ölmez.
305
YanıtlaSil11274. Seni ne bulan der "yaşa", ne yitiren der "hay" (yazık, zulum, haksızhk).
11275. Senin yediğin hurmanın tümü cebimdedir.
11276. Serçe dağa küsmüş, dağın haberi bile yoktur. (Bizdeki karşılığı: Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.)
11277. Serçe nedir? Çorbası n'olsun?
11278. Sevda, başa belädır.
11279. Sıçan sidiğinin deryaya (denize) nefi (yararı) var.
11280. Sıçanla olan da dağarcık dibi deler.
11281. Sığır başı küpte äsi kalmış! (Kerkük köylerinde bu sözle ilgili olarak anlatılan bir öykü vardır.)
11282. Sığır, kasaphaneye (mezbahaya) ulaştıktan sora, bıçak hazırdır.
11283. Sırga da şirin, tana da şirin. (Sırga: Kulağa takılan süs, kupe. Tana: Kulağın küpe takılan et bölümü.)
11284. Sırrına yetik olmadığın dost, dost değildir.
11285. Silah, yerinde en iyi kardaştır.
11286. Sille ile surat (yüz) kızartıyor.
11287. Sinek (çibin) küçüktü(r), ama mide bulandırı(r).
11288. Sirke keskin olsa, öz kabına zarardır.
11289. Sirkenin, hamamın ve dostun eskisi iyidir.
11290. Sofudur, soğan yemez; eline düşse, kabuğunu koymaz.
11291. Soğan, yelli karna bahanedir.
11292. Son pişmanlık, el vermez.
11293. Soru sora Hacca gidilir.
11294. Soyulduktan sonra, altın al başına.
11295. Sövme kul babama, sövmiyeyim bey babana.
11296. Söz sözü çeker.
11297. Söz var, halk içinde; söz var, hulk (ahlak, huy, tabiat) içinde.
11298. Söz var, şahit ister, söz var, şahidi özündendir (kendisiyledir).
11299. Sözü, kış çamuru gibidir.
11300. Sözü ya uşaktan, ya deliden al.
11301. Sözün yanlışı olur, yalanı olmaz.
11302. Su akar, älem bakar.
11303. Su bardağı (testisi) su yolunda kırılır.
11304. Su başına götürüp susuz döndürür.
11305. Su, bulanmayınca, durulmaz.
11306. Su, damlaya damlaya göl olur.
364
YanıtlaSil11240 Rakip olmasa, bağ duvarı neyler?
11241 Rezilin imanı olmaz.
11242. Rızıksız baş, yer altındadır.
11243. Sabreden, koruktan helva yer.
11244. Sabır taşı mıyım, ki sabredeyim?
11245. Sabırla çiğler şişer, sabırsız melik (köy ağası) şaşar (şaşırır).
11246. Sabırla her şey biter.
11247. Saç ekmeği, ki yüzü-astarı yoktur.
11248. Sağ (hasta olmayan) baş, yastık istemez.
11249. Sağ başa, sakız yapıştırır.
11250. Sağ elin, sol ele hayrı yoktur.
11251. Sağ elin verdiğini, sol el görmesin.
11252. Sağır, davuldan ne anlar?
11253. Sağlık, varlıktan iyidir.
11254. Sakalını değirmende ağartmış.
11255. Sakalını traş etti, eline gözgü (ayna) verdi. (Bu sözün, eskiye dayanan bir anlamı var.)
11256. Sakalının her teli altında, bin şeytan yatar.
11257. Sakınılan göze çöp batar (düşer).
11258. Saman altından su yürütür.
11259. Saman diyor: "Kaldır beni/Yaramazsam yandır beni".
11260. Saman sizin değilse, samanlık sizindir.
11261. Sanat, elde altın bileziktir.
11262. Sanatı ustasından öğrenmeyen öğrenemez.
11263. Sattığı ittir, aldığı bittir.
11264. Seçe seçe, düştüm hiçe.
11265. Seksen, doksan, akıbet bir gün yoksun.
11266. Sel önünden kütük tutulmaz.
11267. Semaverde su kaynarken, "ateşe" kendi "ettiğimdir" der.
11268. Sen ağa, ben ağa, sığırları (inekleri) kim sağa?
11269. Sen de imamlardan kötü imamı mı buldun? (Sağlam olmayan bir kimseye rastlandıkta söylenir.)
11270. Sen dereden gel, ben tepeden.
11271. Sen kulak misafiri ol!
11272. Sen kuruşları gözle, lira kendi gelir.
11273 Sen toksan, başkası da toktur.
363
YanıtlaSil11207 Olam, ölümdür; hırıldamak nedir?
11308. Olum var, vurur geçer, ölüm var, deler geçer.
11209 Ölümü görmese, sıtmaya razı olmaz.
11210. Once gülen, sora ağlar.
11211. Oyle bostan-i hizin (pustun) böyle olur karpuzu.
11212. Öz içindeki direği görmüyor, halkın (başkasının) gözündeki kılı görüyor.
11213. Özlünün özün tutarlar, özsüzü göğsünden iterler. (Belirli kişilere saygı gösterirler, yüzsüzü göğsünden iterler.)
11214. Özü bir, gönlü bin.
11215. Özü suçlu, özü güçlü. (Kendi suçlu, kendi güçlü.)
11216. Özünü horlayan, mutlu olmaz.
11217. Pabucunu eline verdiler.
11218. Papaz (keşiş) her vakit pilav yemez.
11219. Para, el kiridir.
11220. Para, mollayı çameden (?) çıkarır.
11221. Para, parayı kazanır (çeker, getirir).
11222. Paralıya "efendim" derler.
11223. Paran çoksa kefil, işin yoksa şahit ol.
11224. Paranı ver paraya, atma çaya.
11225. Parası aziz olanın özü (kendisi) zelil olur.
11226. Parası olanın kanı sıcaktır.
11227. Parayı veren, düdüğü çalar. (Bu atasözünün bir öyküsü de var.)
11228. Paşaya da arkasından söverler.
11229. Pazar ağası pazardadır.
11230. Piç, suya düşse boğulmaz.
11231. Pintinin bağı göğermez, göğerse de meyve vermez.
11232. Pisik (kedi) de kavurga yermiş? (Gücü yetmediği bir işe kalkışan kimse için kullanılır.)
11233. Pisike (kediye) dediler. bokun dermandır; gitti, samanlığa sıçtı. (Yaramaz kimseler için kullanılır.)
11234. Pisikin (kedinin) burnu ete yetişmez (ulaşmaz), der: kokmuştur (bozulmuştur)
11235. Pisikin (kedinin) kaçtığı (koştuğu) he samanlığa kadardır.
11236. Pişinceye kadar bekledin (gözledin), soğuyuncaya kadar da bekle.
11237. Pişmiş aşa soğuk su döker.
11238. Pişmiş boğazdan çıkan söz, kimseyi incitmez.
11239. Post, hasırdan ucuzdur.
362
YanıtlaSil11178. Nereye gittimse, balık başı, arpa ekmeği.
11179. Nifak, dostluğa düşmandır.
11180. Ninni (leyle) biliyorsun da niçin uyumuyorsun (yatmıyorsun)?
11181. O borçludan Allah razı kalsın, ne verir, ne inkâr eder.
11182. O göz kör olsun, kendi düşmanını (rakibini) tanımaz.
11183. O Halep, o arşını, bilinsin merdi kim, namerdi kim. (Bizdeki karşılığı: Halep orada ise, arşın burada.)
11184. Ocağı kör olaydı! (Ahmak, kötü evlat için kullanılır: Babanın, senin gibi bir evladı olacağına, hiç çocuğu olmasaydı! biçiminde açıklanır.)
11185. Ocaktan ok da çıkar, bok da (Ocak: Kuşak. Kör ocak: Çocuksuz. Babalar ocağı: Kerkük'te Batınilerin pirler zümresi ve kuşağı, demektir.)
11186. Oğlan dayıya, kız halaya (çeker).
11187. Oğlanın yiğidi, dayısına çeker.
11188. Oğlunu sünnet ediyor, komşuya minnet ediyor.
11189. Oğul babaya, kız neneye (anneye) yardır (dosttur).
11190. Okka, (her yerde) dört yüz dirhemdir. (Belli nesne ve olaylar için söylenir.)
11191. Okumak, iğneyle kuyu kazmak kadar zordur.
11192. Olanda şapur şupur, olmayanda Hakka şükür.
11193. Oldu kır-sakız, yakama yapıştı. (Kır-sakız olmak: Birinin üstüne sakız gibi yapışmak, sırnaşmak.)
11194. Oldu, oldu; olmadı, hamir (hamur) suyu. (Başarısına güvenmeyen kimse, o işi yapmağa çalışırken söyler.)
11195. On bir ay işle, bir ay ye!
11196. On parmağın mum yapsın, birını söndürsün, hepsi hiç olur. (Beyit: On parmağını şule gibi yaksa bir insan/Nakes nazarında görünür şulesi noksan.)
11197. On yaşında, aklı başında.
11198. Osurukla hamam kızmaz (ısınmaz).
11199. Ot, kökü üstüne biter.
11200. Oynamak uşağın hakkıdır.
11201. Öfke gelir, yüz sararır; öfke gider, yüz kararır.
11202. Ölme eşeğim, ölme; yaz gelir, yonca biter.
11203. Ötü atın nalını çeker (söker). (Değersiz bir nesne arayan kişi için söylenir.)
11204. Ölu ineğin sütü tatlı olur.
11205. Ölü, ölümsüzdür, türbenin derinliğine gömülsün (cehennemin uçurumuna düşsün)!
11206. Ölü yıkayan hakkına razı olsun, ölü kabrin derinliğine gömülsün.
29)
YanıtlaSil184
DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Nitekim, mirac gecesi, yedi semayı, sidrevi, kürsiyi, arşı geçmiş: hiç bir kimsenin varamadığı yere Allah'ın dilediği kadar yükselmiştir Bundan sonra:
Sonra yaklaştı ve sarktı; İki yayın yapışması kadar, hatta da ha yakınlık buldu.» (53/8-9)
Ayet i kerimesi ile anlatılan sırra mazhar oldu. İşte Resulüllah
S.A. efendimizin påk isimlerinden birine:
MEKİN.
**
sin. Denmesinin sebebi budur. Allah-ü Taåla ona salât ve selâm eyle-
73. İsim: METİN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Allah'ın dininde, onu tutma işinde, çokça gayret ve ihtimam gösterirdi. Din düşmanları ile mu-harebe ve kıtalda, şer'i llâhi hükümleri, Yüce Allah'ın emrini, sübhan olan Hak'tan gelen ilham babındaki işleri kusursuz olarak yerine getirmekte çok güçlü, sağlam ve şiddetli olduğu için nurlu påk zat-larına:
METIN.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
74. İsim: MÜ BİN. (Sallallahü Taâlá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
-... Taa, onlara HẠK ve MÜ BİN resul gelinceye kadar.» (43
Bir başka âyet-i kerimede ise, şöyle buyurdu:
-«De ki, ben gerçekten sizi sakındıran MÜBİN (beyan eden) kimseyim.» (15/89)
Bu âyet-i kerimelerde, MÜBİN lafzı ile anlatılan Resulül-lah S.A. efendimizdir.
Diye rivayet edildi.
Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risaleti, bu vücud âle-mine teşrif etmeden, bütün ehl-i kitap katında belli idi. Bu vücud âle-mine teşrif edince de, âlemlere rahmet olarak bütün yaratılmışlara Resul oldu. Bu risaletini açık mucizelerle, kesin delillerle isbat etti. Resulüllah S.A. efendimizin risaletinde, dininin ve şeriatının Hak ol-masında hiç kimsenin şek ve şüphesi kalmadı. Ona iman etmeyenler
KARA DAVUD
YanıtlaSil185
inad ve hased olarak iman etmediler. Çünkü, Résulüllah S.A. efendi-mizin haklı durumų cümlenin katında aşikâr, belli ve zahir idi.
İşbu manadan ötürü, Resulüllah S.A. efendimizin ismine:
MÜBİN.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
75. İsim MÜEM MİL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isim, Arap dili kaidesine göre, ism-i faildir.
Uman ve ümid eden.. Talep ve arzu eden..
Demeğe gelir. Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hak'tan dinine yardım taleb etti. Ayrıca, kıyamete kadar dininin cümle dinlere üs-tün gelmesini istedi. Hak Taâlâ dahi, onun ümid ve temenni ettiği şe-kilde: Dinine yardım etti; düşmanları üzerine galib getirdi; bütün dinleri neshedip Resulüllah S.A. efendimizin dinini ve şeriatını kıya mete kadar daim ve sabit kıldı. İşbu manalar icabı olarak mübarek Ismine:
MÜEMMİL.
Denildi.
Bazı nüshalarda bu isim:
- MÜEMMEL.
Olarak gelmiştir. Böyle olunca, Arap dili kaidesine göre; ism-i mef'ul olur.
Bu duruma göre, mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti, kendisinden iki cihanda yar-dım, âhirette şefaatını Yüce Hakkın azabından necat ve cennete se-dım, âhirette şefaatını, Yüce Hakkın azabından necat ve cennete se-
MÜEMMİL.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
76. İsim: VESUL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Arap dili kaidesine göre
--VESUL.
Lafzı, mübalağa ile ism-i faildir.
Resulüllah S.A. efendimiz, akrabalarına gidip gelmekte ve onlara iyilik, ikram etmekte, dul kadınlara ve yetimlere hatta bütün müs-lümanlara bolca mal verip ihsanda bulunmakta, kefaleti altında bu-lunanlara vefalı davranmakta, vaadini yerine getirmekte bütün in-sanlardan ileri idi. Bundan ötürü, mübarek isimlerine: -
VESUL.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
*
IM
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHI
77. アスUKUVVET (Sallallah Taala aleyhi ve sellem.)
Bu isim
Allahım, bu ismin sahibi rata salát ve selåm eyle.
Kurvel sahil
Demeğe gelir, aynı zamanda
KAVIYY (67. isim olarak geçti.)
Lalanda geven, manalar burada da geçerlidir. Ancak, KUVVET KUVVETIN) isminin sonundaki tenvin, tazim için olur:
Büyük kuvvet sahibidir.
Demeğe gelir. Allah-ü Taálá ona salát ve selâm eylesin.
ஃ
78 sim: ZUHURMET. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm cyle.
- ZURURMET (ZUHURMETİN).
Isminde geçen tenvin dahi tazim için gelmiştir.
Resulüillah S.A. efendimiz, büyük mehabet, yüce şan, kadir kıy met ve üstün makam sahibi idi. Bunun içindir ki, latiť zatlarına:
ZUHURMET. (Kendisine hürmet edilen, saygıdeğer büyük
zal, manasına.) Denildi. Allah- Tadlá, ona salát ve selâm eylesin.
ஃ
78. Isim: ZUMEKANET. (Sallallahü Taalá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salāt ve selâm eyle. Bu ism-i şerif takrir ve tafsilde, mana itibarı ile:
-MEKIN. (72. İsim olarak anlatıldı.)
Gibidir. Diğerlerinde olduğu gibi, kelimenin sonundaki (Arapça aslıma göre) tenvin, tazim için gelmektedir. Buna göre, Resulüllah 8.A. efendimiz, çokça güç kuvvet ve disiplin sahibi olduğu için, ken-Giffine:
ZUMEKANET.
Ismi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
*
80. İsim: ZUIZZIN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
Allah- Takli, Resulüllah S.A. efendimizi, herşeyden aziz, kadri-Fiesulüllah B.A. efendimize ümmet olanları da, cümle ümmetlerden mi yüce kılmıştır. Mahlukat arasında bir benzeri de yoktur. Ayrıca, asis kılmıştır. Nitekim, Kur'an-ı Keriminde, Allah-ü Taâlâ şöyle bu-yurdu:
KARA DAVUD
YanıtlaSil187
_aİzzet Allah'ın, Allah'ın Resulünün ve bütün müminlerindir.
(63/8)
Resulullah S.A. efendimize, izzet asaleten verilmiştir; bu izzet ümmetine ise.. ona tabi olmaları yolundan verilmiştir. Bu mana ica-bıdır ki, Resulüllah S.A. efendimizin ismine:
ZUIZZİN.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salāt ve selâm eylesin.
81. İsim: ZUFAZL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, insanlık namına, bütün kemalleri özünde tamamlamış; yaratılmışların tüm faziletini elde etmiştir. Bu manada, bütün âlemleri geçmiş; hepsini geride bırakmıştır. Böylece kâmil ve mükemmil bir pâk zat olmuştur. Kendisine:
ZUFAŻL. (Fazilet sahibi.)
Adının verilmesi, üstte anlatılan manaya dayanır. Allah-ü Ta-âlâ ona salât ve selâm eylesin.
82. İsim: MUTA'. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu ismin ifade ettiği mana:
İtaat olunan zat.
Demektir. Resulüllah S.A. efendimizin, bütün ashab r.a. ve üm-metleri katında; emrettiği işlerde, yasak ettiği işlerde tam bir itaatla karşılanmıştır. Bu, hem hayatta iken böyledir; hem de ebedî âleme göç ettikten sonra... Her zaman Resulüllah S.A. efendimiz, itaatla kar-şılanmıştır. Onun emrine aykırı davranılmamıştır. Tam manası ile sevgi, tazim, iclâl ve tam inkıyad etmişlerdir.
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizin şefaatleri de, Allah katında makbul olduğu için, pâk zatlarına:
MUTA'.
İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
83. İsim: MUTİ'. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, celâl sahibi Yüce Allah'ın cümle emir-lerine imtisal etmiş ve cümle yasaklarından kaçınmıştır. Şer'i hüküm-leri ve fer'i teklifleri tebliğ işinde tam itaat ve inkıyad etmiştir. As-
188
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHİ
habının da, Allah'ın emrine uyan işlerine bir şey demediği için, onla rı da makbul saydığı için latif isimlerine: MUTI
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salat ve selåm eylesin.
84. Isim: KADEMUSIDK. (Sallallahü Taálá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Yüce Hak, inzal buyurduğu Kur'an-ı Keriminde şöyle buyurdu: O iman eden kimseleri müjdele: kendilerine Rabları katında
KADEMÜSIDK vardır.» (10/2) Bu âyet-i kerimenin tefsirinde, Hz. Ali r.a. şöyle anlatmıştır:
Burada anlatılan KADEMÜSIDK'tan murad Resulüllah S.A. efendimizdir; bir de şefaat hakkı tanınan kimselerdir.
Bu teſsirden şu mana anlaşılır:
Resulüllah S.A. efendimize KADEMÜSIDK, isminin verilmesinde.
ki hikmet şudur: Kıyamet günü dilediğine şefaat eder. Şefaati mak-bul ve doğru olduğundan ismine:
KADEMUSIDK.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Şefaat edecek kimse, önde gider ve şefaat eder.
Buradaki (KADEMÜ manasında) takaddümden murad, şudur
ki: Resulüllah S.A. efendimiz, ashabı içinde az zaman durup dini ke-male erdirdikten sonra, saadetle ebedi âleme teşrif buyurmuşlardır. Bu esnada, ashabına hüzün gelmiştir. Bunun sebebi, onlardan önce gidişidir. Onun bu önde gidişidir ki, kendisine:
KADEMUSIDK.
İsmi verildi. Bu ümmeti için hayırdır; çünkü şöyle buyurdu:
-«Benim bu âlemden göçüm, size rahmettir. Önde gider, sizi Rabbımdan dileyip şefaat ederim. Gelen asilerinizi, Allah'ın azabın-dan korurum.>>>
Burada verilecek bir başka mana da şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz fazilette, rif'at ve üstün makam sahibi olmakta, Yüce Allah'a yakınlık bulmakta bütün meleklerden, nebi-lerden ve resullerden ileri olduğu için, kendisine:
KADEMÜSIDK.
İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
85. İsim: RAHMET. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Allah-ü Taâlâ Resulüllah S.A. efendimiz hakkında şöyle buyurdu: -«Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)
KARA DAVUD
YanıtlaSil189
Böylece, bir müjde verdi.
Dünyada nekadar mahluk varsa, canlı olsun, cemadat olsun; cümlesi Resulüllah S.A. efendimizin vücudundan, risalet ve nübüy vetinden bir manada rahmete nail olmuştur. Bunun için, kendilerine:
-RAHMET.
İsmi verildi. Allah-u Taåla dan ona salât ve selâm dileriz.
Şeyh Ebülabbas Mürsi Rh. şöyle anlattı:
Peygamberimiz S.A. varlıkların şereflisi, kâinatın efendisi ay-ni rahmettir. Sair nebiler ve resullerin påk ruhları; Resulüllah S.A. efendimizin nurundan yaratıldığı için sadece gönderildikleri kavme rahmet oldular.
Hakim Tirmizi ise, Nevadirülusul adlı eserinde şöyle anlattı:
Her amelin, üstün cennetlere çıkan bir kapısı vardır. Ve.. cen-netin, onlardan ayrı bir kapısı vardır ki o: Resulüllah S.A. efendimi-ze verilmiştir. Bu kapının adına:
Rahmet kapısı, tevbe kapısı.
Denilir. Bu kapılar, güneş mağribden doğuncaya kadar kapan-maz. Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti üzerine onlardan Allah'ın rahmeti saçılır; böylece rahmete gark olurlar. Resulüllah S.A. efendi-mizin ümmetlerinin tevbeleri; taa, can boğaza gelinceye kadar kabul olunur, suçları bağışlanır. Bunun için; Resulüllah S.A. efendimize:
RAHMET.
İsmi verildi. Bu manada, bizzat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
-Ben, tevbe peygamberiyim; ben, ihsan olunan rahmetim.>>>
Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
86. İsim: BÜŞRA. (Sallallâhü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selàm eyle.
Bu mübarek isim: MÜJDE, manasını taşır.
Yüce Hak, bütün nebilerden ve resullerden; Resulüllah S.A. efen-dimize iman edip onun dinine yardım etmeleri için cümlesinden ahd aldı. Onlar da, ümmetlerinden ahd alıp, Resulüllah S.A. efendimizin geleceğini onlara müjdelediler. Bu mana, Kur'an-ı Kerim'de şöyle an-latıldı:
-«Allah, peygamberlerden:
Gerçekten size kitap ve hikmet verdim. Sonra.. nezdinizdeki-leri tasdik eden bir resul size gelecektir. Ona inanmalı ve ona yardım etmelisiniz.
Diye ahd aldığı zaman...» (3/81)
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek vücutları cümle nebiler ve resuller tarafından dille müjdelendiği için, kendisine:
BÜŞRA.
361
YanıtlaSil11148. Namerde bel bağlama, kırar belini.
11149. Namert arkadan söz eder.
11150. Namusunu seven, âlemin namusuna karışmaz.
11/51. Nasipte olsa gelir Yemen'den, nasipte olmasa çıkar bedenden.
11152. Ne acı ol, tifirilesin; ne şirin ol, vinilesin. (Ne acı ol, tükürülesin: ne tatlı ol, yenesin. )
11153. Ne bahardır, ne de güz, nerden geldi bu nergis?
11154. Ne bal ettik, ne de mum.
11155. Ne belâ et, oyul; ne belâ et, soyul.
11156. Ne ben öldüm, kurtuldum, ne derdime çare var.
11157. Ne beşte alayım, ne onda vereyim. (Değişik biçimi: Ne beşte alacağım, ne onda vereceğim.)
11158. Ne dağda bağım var, ne çakalla davam var.
11159. Ne ekersen, onu biçersin.
11160. Ne gelenden yüz çevir, ne gideni kovan ol.
11161. Ne işim iştir, ne elim boştur.
11162. Ne koysan kazana, o gelir çemçeye (kepçeye).
11163. Ne korkulu rüya gör, ne menbere (muabbire) muhtaç ol.
11164. Ne Leyla hasta düşsün, ne Mecnun can versin.
11165. Ne miskin ol, basıl; ne yavuz ol, asıl. (Bizdeki benzerleri: Ne şaşkın ol, basıl, ne aşkın ol, asıl. Ne yavaş ol, basıl; ne yavuz ol, asıl. Ne yavuz ol, asıl; ne yavaş ol, basıl.
11166. Ne söğütte bar (yemiş), ne arsızda (kahpede) ar.
11167. Ne şeytanı gör, ne kul-hü-vallahi oku. (Bizdeki benzerleri: Ne şeytanı gör, ne lahavle çek. Ne şeytanın yüzünü gör, ne besmele çek.)
11168. Ne şiş yansın, ne kebap.
11169. Ne tuzlu ol, atıl; ne tuzsuz ol, satıl.
11170. Ne vakit yağış, o vakit kış.
11171. Ne yavuz ol, asıl; ne miskin ol, basıl. (Değişik biçimi: Ne miskin ol, basıl; n yavuz ol, asıl.)
11172. Nefs, yetmiş şeytandan kötüdür.
11173. Nefsinde tecrübe etmediğin işi, âleme tavsiye etme!
11174. Neneli (analı) kız belli kız, nenesiz kız deli kız.
11175. Nenem (anam) ellere versin, babam ellerden alsın.
11176. Nenesinin (anasının) övdüğü kızı meğer dayısı alsın.
11177. Nerde pilav, orda kilav (pilavın üstüne konulan et, badem vb.). (Bizdeki benzerleri: Nerde aş, oraya yanaş. Nerde aş, ben de orda pişmiş baş.)
360
YanıtlaSil11113. Mal sahibi, mülk sahibi, hani (nerde) bunun ilk sahibi?
11114. Mal, sahibine benzemese, haramdır.
11115. Mal üç kere adama baş vurur, kustusa (?) dönmez.
11116. Mal ya garez, ya maraz hasıl eder.
11117. Malı gidenin imanı da gider.
11118. Malı ya babası ölmüşten, ya keyfi gelmişten al!
11119. Malın mal olmasın, pazarın pazar olsun.
11120. Malını gözle, komşunu hırsız etme!
11121. Malını it yer, canını bit.
11122. Maşa varken, elini yakma. (Bizde de söylenir.)
11123. Mehterin (davulun) sesi uzaktan hoş gelir.
11124. Merdivene ilk payeden (basamaktan) çıkılır.
11125. Merdivensiz dama çıkılmaz.
11126. Mescitte mimber yapılmadan, kör asasını dayadı.
11127. Mevlâm bilir, kim kazanır, kim yer.
11128. Meyve veren ağaca, hizmet olunur.
11129. Meyve vermeyen ağacı keserler.
11130. Meyveli (harlı) ağaca, taş atarlar.
11131. Mezar mezar içinde olsun, ev ev içinde olmasın.
11132. Mızrak çuvala girmez.
11133. Minareyi çalan (oğurlayan), evvelce yerini hazırlamalıdır.
11134. Miri (devlet) malı denizdir, her kim yemez, domuzdur.
11135. Misafir, ekmek yer misin?
11136. Misafir kendi rızkını yer.
11137. Misafir misafirden, ev sahibi her ikisinden âcizdir (şikâyetçidir).
11138. Misafir rızkını ayağıyla getirir.
11139. Misafir umduğunu yok, bulduğunu yer.
11140. Miskinin ahı, tahttan indirir şahı.
11141. Molla evinden aş, kör gözden yaş çıkmaz.
11142. Molla molladır, üzümü salkımıyla yer, der üzüm tanesidir.
11143. Molla Nasreddin hikâyesi oldu. (Bizdeki karşılığı: Nasrettin Hoca hikâyesi gibi, uydur uydur söyle.)
11144. Nadan elinden su içme, ab-i hayat da olsa.
11145. Nahırcılık eder, ekmek yığmak (toplamak) ayıbına gelir.
11146. Nahırda (davar sürüsünde) ineğim yok, nahırcıda (davar güdende) hesabım çok-
11147. Nakışa bakma, nakkaşa bak.
359
YanıtlaSil11084. Kurt balası (yavrusu) kurt olur.
11085. Kurt bizden ırak olsun, yediği kuyruk (koyun kuyruğu) olsun!
11086. Kurt dedi, kulağı çıktı.
11087. Kurt, dumanlı havayı sever.
11088. Kurt karnından çıktı, çakal karnına düştü.
11089. Kurt kırdı, çakal yedi.
11090. Kurt kocalsa, köpeklere maskara olur.
11091. Kurt tüyünü değiştirir, huyunu (haysiyetini) değiştirmez.
11092. Kurtla güler, koyunla ağlar (yığlar).
11093. Kurtla koyun bir yerden su içer
11094. Kurtla yer, koyunla şiven eder (yas tutar).
11095. Kurttan korkan, köpek besler.
11096. Kuru dirsekle sarımsak (sarmısak) döğülmez.
11097. Kuru kurbanın olam, yaş başına dolanam.
11098. Kuş uçurtan gibi, gözü hep dam-duvardadır.
11099. Kuş var, eti yenilir; kuş var, et yedirilir. (Bizde ve Azerbaycan'da benzeri vardır.)
11100. Kuyu derindir, suyu serindir.
11101. Kuyuyu kazan düşer.
11102. Küçükten hata, büyükten eta (bağışlama).
11103. "Küfür Ahmet" küfür okur, yerini görür, okur. (Çok küfrettiğinden "Küfür Ahmet" diye tanılan bir adamın kimi olaylarda ettiği küfürleri, Kerkük halkı, yerine göre olduğu için, doğru bulurmuş. O biçim öykülerinden birini, Ata Terzibaşı, kitabında anlatır, ss. 97-98.)
11104. Külhancıdan hamamcıya. (Uygulama alanında geniş ölçüde kullanılır.)
11105. Küskün, mangırımı ver.
11106. Leylek gününü tak-takla geçirir.
11107. Lilan testisine Beşir çemberi (halkası) takıyor. (Lilan: Kerkük'e bağlı bir bucak. Beşir: Kerkük'e bağlı bir köy. Su testilerinin en iyisi olarak bilinen Lilan testisine yalnızca "Lilan" da derlermiş.)
11108. Lokma karın doyurmaz, muhabbet artırır.
11109. Lokmanı çiğnemezsen, yutulmaz.
11110. Mahkeme, kadıya mal olmaz.
11111. Mal da şirin, can da şirin.
11112. Mal malın olsun da sana haram olsun, kendi malın olan cilotuna kendi atını bağlamağa başkası razı olmasın! (Bu atasözünün ilk bölümü Arapça olarak söylenirse de Araplardan çok Türkmenler arasında kullanılır. Cilotu: Hasır örülen bir ot.)
358
YanıtlaSil11050. Köpek, öz sahibinin kapısında ürür.
11051. Köpek, sahibini bulmuyor. (Daha çok, hercümerç durumunu anlatmak için kullanılan bir deyimdir.)
11052. Köpek, semiz olsa da, eti yenmez.
11053. Köpek, vakitsiz ürürse, sahibine zarardır.
11054. Köpekten olan bala (yavru), gene köpek olur.
11055. Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı söyle (de).
11056. Kör eline bit düşmüş (geçmiş).
11057. Kör göz, ışık sevmez (istemez).
11058. Kör göz, kılavuz ister.
11059. Kör gözden yaş, molla evinden aş.
11060. Kör. ışığı ne yapsın?
11061. Kör kedi, evinden hayır görmez.
11062. Kör, köre der: Cırt (yırt) gözünü/Bulamaç ile sürt gözünü.
11063. Kör ne istiyor? İki göz; biri eğri, biri düz (doğru). (Bizdeki benzeri: Körün istediği bir göz; iki olursa, ne söz!)
11064. Kör olsun o göz, kendi dostuna hain bakar.
11065. Kör olsun o göz, kendi düşmanını tanımasın.
11066. Kör yesin, köse sıçsın.
11067. Körün tutuşu, sağırın vuruşu.
11068. Kötü adamlar birleşirse, iyiler de elele vermelidir.
11069. Kötü bilmektense, bilmemek daha iyidir.
11070. Kötü günler iyi olur, kötü adam iyi olmaz.
11071 Kötü söz, adamı dinden çıkarır.
11072. Kötü söz, sahibine tez çatar (ulaşır).
11073. Köyü köpeksiz gördü, eli ağaçsız girdi.
11074. Kubbeyi habbe yapıyor.
11075. Kudurmuş köpeğin ömrü kırk gündür. (Bizdeki karşılığı: Yırtıcı kuşun ömr az olur.)
11076. Kul, yazıdan (alna yazılandan) kaçmaz.
11077. Kuma, kuma acuğuna (rağmına) özünü (kendisini) bezer (süsler).
11078. Kurban olam (olayım) tespih sana, kimse güman etmez bana.
11079. Kurda dediler: "Çoban ol", dedi: "Ayayım yalındır".
11080. Kurdun adını ağzına alırsan, kurt gelir.
11081. Kurdun davetine giden, köpeğini beraber almalıdır.
11082. Kurdun tövbesi, koyunu görünceye kadardır.
11083. Kurt aç olsa, kurt yer.
357
YanıtlaSil11018. Komşuya umutlu olanın ekmeği doğranmış kalır. (Nasıl, ki ekmeğini doğrur da, şimdi komşu evinden aş gelir, diye bekler.)
11019. Korkağı kovarsan, bahadır (viğit) olur.
11020. Korkağın anası ağlamaz.
11021. Korku, başa beladır.
11022. Koyun başlı, kurt dişli.
11023. Koyun bulunmayanda, keçiye Mehmet Çelebi derler.
11024. Koyun da keçi ayağına gidermiş.
11025. Koyun, keçi bacağından (ayağından) asılmaz.
11026. Koyun, kendi bacağından asılır.
11027. Koyun, kuzusuna basmaz.
11028. Koyunu kurda ısmarlıyor.
11029. Koz sayılı, dağarcık ağzı bağlı.
11030. Kömürün irisini, yağın durusunu karuva (?) sakla!
11031. Köpeğe ekmek atarlar (verirler), sahibinin hatırı için.
11032. Köpeğe yaltaklanacağına, ko aslan yesin seni. (Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni. Yatma tilki gölgesinde, ko yesin aslan seni. Sultan Murat IV.)
11033. Köpeği aç koy, arkana düşsün.
11034. Köpeği, gül ağacına bağlıyor.
11035. Köpeği öldürene, sürükletirler.
11036. Köpeği semiz etme, yesin seni.
11037. Köpeğin ahmağı, baklavadan pay ister.
11038. Köpeğin duası geçseydi (kabul olsaydı), gökten kemik yağardı. (Herkesin duası, her zaman kabul olunmaz, anlamında.)
11039. Köpeğin gönlü, kemikle hoştur.
11040. Köpeğin havlamasının yolcuya ne tesiri var?
11041. Köpeğin yıldıza ürümesinin ne tesiri var?
11042. Köpek bahtsız ürse, sahibine zararı var.
11043. Köpek, bayram kemiğiyle tok olmaz (doymaz).
11044. Köpek hep köpektir, halkası altın olsa da.
11045. Köpek ister asumandan hep kemik yağsın.
11046. Köpek, kasaphaneden (mezbahadan) öz ayağını kapar.
11047. Köpek, kemik kırar, kuyruğunun kuvvetiyle. (Nüfuz sahiplerinden aldığı yüreklilikle yiğitlik gösterenler için kullanılır.)
11048. Köpek, kemikten kaçmaz.
11049. Köpek, öz sahibini dişlemez.
356
YanıtlaSil10988. Kız, neneniz (ananız) dert yesin/Her biriniz yarım verin, dört yesin. (Bu söz, aslında bir öyküden alınmadır. Görünüşte kendisine pay ayırmayan, ama gerçekte aslan payı alan kimse için söylenir.)
10989. Kız, neneniz (ananız) taş yesin/Yarımşardan beş yesin. (Bu söz, aslında vukarıdakı sözün öyküsünün bir başka biçiminden alınmıştır. Anlamı da ayrıdır.)
10990. Kız, öz (kendi) başına kalsa, ya davulcuya varır, ya zurnacıya,
10991. Kız yalan, oğlan yalan/Ömrüme düştü talan (yağma).
10992. Kızım, sana söylüyorum; gelinim, sen işit.
10993. Kızını vurmayan, dizini vurur.
10994. Kilim, ince yerinden yırtılır.
10995. Kilimin dört ucunu suya salmış (bırakmış). (Senli-benli kimseler için kullanılır.)
10996. Kim hakim (bilgin)? Başından geçen hakim.
10997. Kim hazzeder, kendi eliyle kendi evini yıksın?!
10998. Kim osurdu? Garip osurdu. (Her kabahati bir zavallıya yüklemek üzere söylenir.)
10999. Kim tabip? -Başından geçen tabip.
11000. Kimi yer, kimi bakar, kıyamet ondan kopar. (Değişik biçimlisi: Biri yer, biri bakar, kıyamet o anda kopar.)
11001. Kiminin atı ölür, kiminin iti sevinir.
11002. Kimse, kendi ayranına ekşi demez.
11003. Kimse kimsenin kabrine girmez.
11004. Kimse öz (kendi) gözüne körlük istemez.
11005. Kimsenin ipiyle kuyuya inme (girme).
11006. Koç bezirgānıydı, sakız satan oldu.
11007. Kolsuz kalkanı neyleyim?
11008. Komşu, ahret yoldaşı. (Komşu, ahrete değin yoldaştır, anlamında.)
11009. Komşu aşı, gönül hoşu, olmasa daha yahşi (güzel).
11010. Komşu aşıyla tok olunmaz.
11011. Komşu, gel döğüşelim; dalda koy (bırak), barışalım,
11012. Komşu komşuya bakar, kabrini (korunu) ateşe yakar.
11013. Komşuluk verdi, ardınca geldi. (Komşuluk: Komşuların birbirlerine gönderdikleri aş.)
11014. Komşuma şer olsun, hayrım içinde olsun. (Anlamı: Komşuma belâ gelsin de benim dahlim olmasın, tam tersi, benim iyiliğim dokunsun.)
11015. Komşunu komşudan sor.
11016. Komşunun dili şişmiş, kavgası bize düşmüş.
11017. Komşusu için kuyu kazan, öz boyuna göre kazmalıdır.
Dolayısıyla MİT, enformasyonun sentaktik düzeyde da sentaktik aygıtlar oldukları için MİT bu kadar başa-celenmesi olarak tanımlanır genelde. Ve bilgisayarlar bir şekilde EIT'ye uygulanabilir.
YanıtlaSilEntropi ve rastgelelik
Shanon'cu anlamıyla enformasyon entropi olarak da bilmir. Görünüşe bakılırsa bu kafa karıştırıcı adlandır-mayı 20. yüzyılın en parlak bilim insanlarından biri olan John von Neumann'a (1903-1957) borçluyuz:
İki nedenden ötürü entropi demeniz gerekir buna: Birincisi, söz konusu fonksiyon halihazırda termodina-mikte aynı isimle kullanılmaktadır; ikincisi ve daha da önemlisi, çoğu insan entropinin ne olduğunu tam olarak bilmiyor ve eğer tartışmalarda entropi sözcüğünü kulla-nırsanız her defasında kazanırsınız.
Von Neumann her iki hususta da haklı çıktı maale-sef. Gürültüsüz ve kusursuz bir iletişim kanalı farzede-lim. Bu örnekte entropi üç eşdeğer niceliğin ölçüsüdür:
a) Enformasyon sağlayıcısı tarafından sembol başına üretilen ortalama enformasyon miktarı veya,
b) Enformasyonu alanın, enformasyon sağlayıcısının ortaya koyduğu enformasyonu incelemeden önce sahip olduğu ortalama veri açığı miktarı (Shannon belirsizliği) veya,
c) Aynı kaynağın ilgili enformasyonel olasılığı, yani enformasyonel entropisi.
Entropi hem (a)'ya hem de (b)'ye işaret edebilir çün-kü enformasyon sağlayıcısı belli bir alfabeyi seçmek suretiyle enformasyon alıcısında otomatik olarak bir veri açığı (belirsizlik) yaratır ki, bu veri açığı da daha
53
sonra enformasyon aktarıcısı tarafından çeşitli ölçülerde kapatılabilir (giderilebilir). Soru cevap oyununu hatırla yın. Hileli olmayan tek bir madeni para kullanırsanız, hemen bir bit'lik açık verir hale gelirim. Paranın yazı mu tura mi geleceğini bilmiyorumdur ve öğrenmek için bir soru sormam gerekir. Hileli olmayan iki madeni para kullanırsanız benim açığım iki katına çıkar, çünkü en az iki soru sormam gerekir. Ama olur da kuzgunu kulla. nırsanız, açığım sıfırlanır. Boş bardağım (yukarıdaki b maddesi) onu doldurma kapasitenize tam olarak denktir (yukarıdaki a maddesi). Ancak ve ancak olasılık dağılı mını belirleyebildiğimiz takdirde enformasyonun entro-piyle nicelendiğinden söz edebiliriz elbette.
YanıtlaSil(C)'ye gelince, MİT enformasyonu kütle veya enerji gibi fiziksel bir nicelik gibi ele alır. Dolayısıyla MİT'nin enformasyon analizi ile entropi kavramının istatistiksel mekanikteki formülasyonu arasındaki yakınlık zaten Shannon tarafından ele alınıp tartışılmıştı. Enformasyo-nel ve termodinamik entropi kavramı, olasılık ve rast-gelelik kavramları dolayısıyla ilintilidir. "Rastgelelik", "düzensizlik"ten iyidir çünkü ilki sentaktik bir kav-ramken ikincisi güçlü bir semantik değere sahiptir. Yani yeniyetmeliğimde anne babama açıklamaya çalıştığım gibi, ikincisi yorumlanmaya pekâlâ müsaittir. Entropi, enerji veya enformasyon taşıyan sistem ve süreçlerdeki "karışıklık" miktarının bir ölçüsüdür. Tersine çevrile-bilirliğin bir göstergesi olarak da görülebilir: Entropide değişim yoksa süreç tersine çevrilebilir. Son derece iyi yapılandırılmış, kusursuz bir şekilde düzenlenmiş bir mesaj daha düşük bir entropi veya rastgelelik sergiler, Shannon'cı anlamda ise daha az enformasyon içerir. Bu nedenle daha ziyade sıfıra yakın, daha küçük veri açıkla-rına neden olur (kuzgunu hatırlayın). Buna karşılık alfa-bedeki sembollerin olası rastgeleliği ne kadar yüksekse, aygıt da o kadar enformasyon üretilebilir. Entropi en yüksek değerine tekbiçimli dağılımın en uç durumunda
54
ulaşır. Yani içinde bir küp buz bulunan bir bardak su, erimiş bir küp buz içeren bir bardak suya kıyasla daha az entropi barındırır, keza hileli bir madeni para da hileli olmayan bir madeni paradan daha az entropi barındırır. Termodinamikte entropi ne kadar büyükse mevcut ener-ji o kadar azdır (bkz. Bölüm 5). Bu da yüksek entropinin yüksek enerji açığına tekabül ettiği anlamına gelir, ama MİT'de de entropi böyledir: Daha yüksek entropi daha yüksek miktarda veri açığına karşılık gelir. Belki de von Neumann her şeye rağmen haklıydı.
YanıtlaSilEnformasyonun nicel kavramlarına ilişkin incele-memiz burada tamamlanıyor. MİT, iyi oluşturulmuş verilerin işlenmesi ve iletimine yönelik matematiksel bir yaklaşıma dayanak teşkil eder. Bu veriler anlamlı oldu-ğu zaman semantik içerik oluştururlar (bkz. Bölüm 2). Semantik içerik aynı zamanda doğru olduğunda, seman-tik enformasyon olarak nitelendirilir. Bu kitapta ele aldı-ğımız bütün kavramların kraliçesi budur ve bu kavram bir sonraki bölümün konusudur.
İnsanlığın atası Hz. Adem den gelmistir. Oda insandir. Ondanda Hz. Havva yaratılmıştır.
YanıtlaSilKILAVUZ
YanıtlaSilştır unp en
ENFORMASYON
LUCIANO FLORIDI
Çeviren: Bilal Çölgeçen
14
TÜRKİYE $ BANKASI
Syntax ve semantik farkının açıklamasını ne zaman görsem, genellikle şöyle tarif edilir: * Syntax, bir dilin cümlelerinin oluşturulduğu ...
YanıtlaSilİlk tanımda bir sorunum yok ama ikincisi kafamı karıştırıyor. "Anlambilim" ve "anlam" ...
Diğer
En iyi yanıt · 11 oy
Benim anladığım kadarıyla, 'üç mutlu evren temelde dans eder' gibi bir ifade sentaktik ...
Diğer
3 oy
Buraya bir de hesaplamalı/dağıtımsal bakış açısını eklemek istiyorum. Bu ...
Diğer
3 oy
İşte anlambilimin ne olduğuna dair geleneksel bir bakış açısı. Bir dildeki cümleler, ...
Diğer
2 oy
Başka bir kullanıcının dediğini tekrarlayacak olursam, bunun genellikle zihnin değil, ...
Diğer
1 oy
Tüm yayınları görüntüle
Ekşi Sözlük
https://eksisozluk.com
semantik
yapısal (formal), uzam-dışı (nonspatial) ve üretici (generative) temel olmak üzere bir sürü hede hödö alt dalı olan dilbilim alanı.
turkedebiyati.org
https://www.turkedebiyati.org
Anlambilim (Semantik) Nedir?
Anlambilim (Alm. Semantik, Fr. semantique, İng. semantics): Dili anlam yönünden ele alan, göstergenin gösterilen bölümünü ya da içeriği eşsüremli (senkronik/ ...
R10.net
https://www.r10.net
Semantik Nedir? Semantik Analizi Nasıl Yapılır?
2 Eyl 2020 — Semantik Nedir? Semantik kelimesinin sözlükteki karşılığı “anlambilim” olarak yer almaktadır. Peki bu anlam bilimi veya diğer bir ...
Makale yazarları olarak dikkate almamız gereken bir konu gerçekten çok teşekkürler..
Diğer
En iyi yanıt · 1 oy
İçerik için teşekkürler.
Diğer
1 oy
Faydalı bir yazı olmuş, elinize sağlık.
Diğer
1 oy
Tüm yayınları görüntüle
Natro
https://www.natro.com
Semantik Makale Nedir? SEO Uyumlu Makalede Nelere Dikkat ...
15 Eki 2019 — Semantik makale arama motorlarında kullanılan kelimelerle uyumlu makale yazılmasıdır. Böylece bağlantılı kelimeler üzerinden internet adresiniz ...
withgrower.com
https://withgrower.com
Semantik Nedir? Semantik SEO Nasıl Yapılır? - Grower
3 Oca 2024 — “Semantik”, genellikle dilbilimde kullanılan bir terimdir ve bir kelime, ifade veya işaretin anlamını ve anlamlandırılmasını inceleyen bilim ...
DergiPark
https://dergipark.org.tr
PDF
Kur'an Terimlerinin Semantik Çok Katmanlılığı*
'vaat', 'uyarı', 'hatırlatma', ...
YanıtlaSilLenovo
https://www.lenovo.com
Semantik Nedir? | Sözdizimi ve Semantik Arasındaki Fark Açıklandı
Semantik, makinelerin bağlamı anlamasını, kelimelerin farklı anlamları arasında ayrım yapmasını ve daha alakalı ve doğru sonuçlar sunmasını sağlar. Anlambilim ...
Google tarafından çevrildi · Orijinali göster (English)
KATILIM BANKASI
YanıtlaSilFAİZ VERMEYEN BANKA
FAİZLİ İŞLEM YAPMAYAN BANKA TERCİH EDERİM.
190
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât, ve selâm eylesin.
Bir başka mana daha...
Resulüllah S.A. efendimiz, müminlere Yüce Hakkın rahmetini ve cennete girip cehennem azabından necat bulacaklarını müjdelediği İçin, latif isimlerine:
BÜŞRA.
Buyuruldu. Allah-ü Taalà ona salåt ve selâm eylesin.
87. İsim: GAVS. (Sallallahü Taâlá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selām eyle.
Insanlar; küfür, şirk, dalalete dalıp cehaletleri icabı Celil ve Ceb-bar olan Yüce Hakkın gazabına ve hışmına mazhar olarak cehennem vadisinin kenarında şaşkın dururken kıyamet gününün şefaatçısı Yü-ce Hakkın Resulü, onları küfür şirk ve dalâletten kurtardı; iman nu-ru ile aydınlattı. Cehennem çukuruna düşmekten necata erdirip ha-lás ettiği için, påk isimlerine:
GAVS.
Denildi. Allah-ü Taålå, ona salât ve selâm eylesin.
88. İsim: GAYS. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
GAYS.
Lügatta, yağmur için kullanılan bir terimdir.
Yağmur, beldelere, kullara hayat sebebidir; rahmettir, zinettir.
Yağmur sebebi ile otlar, çiçekler, ekinler, cümle yemişler olur ve ağaçlar yetişir.
Yağmur sebebi ile, ırmaklar akar; insanlar kıtlıktan ve pahalılık-tan, sıkıntıdan, zorluktan halás olur, genişliğe ve rahata çıkarlar.
Bu mana, Resulüllah S.A. efendimize bir misaldir. Hak tarafın-dan getirdiği Kur'an, hidayet, rahmet ve nur vasıtası ile insanları he-låkten kurtardı. Dalâletten hidayete, cehaletten ilim nuruna ulaştır-dı. Ölmüş kalbleri iman nuru ile canlandırdı. Onun getirdiği şeriat emirleri mucibince iyi amel işlemek, taat ve İbadetle süslenmek yağ-mura benzetildi.
İşte.. yukarıdə anlatılan manadan ötürü, påk isimlerine: GAYS.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
KARA DAVUD
YanıtlaSil89. Isim: GIYAS. (Sallallahü Taála aleyhi ve sellem.)
191
Aliahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
Buradaki GIYAS ismi, daha önce anlatılan GAVS (87, isim) ismindeki manaya benzer. Şu demeğe gelir:
Butün insanları cehennemden kurtarıp cennet ile Allah'ın rahmetine nail eyleyen..
Bu manadan ötürü, Resulüllah B.A. efendimize:
GIYAS.
İsmi verildi. Allah-ü Taálá, ona salât ve selâm eylesin.
90. İsim: NIMETULLAH. (Sallallahü Taálá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Türkçesi:
Allah-ü Taala'nın nimeti.
Demeğe gelir.
Ibn-i Abbas r.a. şu meâle gelen:
ŞUNLARI gördün mü, ALLAH'IN NİMETİNİ küfre değiştiler.
(14/28)
Ayet 1 kerimeyi şöyle tefsir etti:
Bu âyet-i kerimede anlatınlan ŞUNLARI zamirinden murad, Kureyş'tir; ALLAH'IN NİMETİ, lafzından murad ise.. Resulüllah S.A. efendimizdir.
Diğer bir âyet-i kerimede şöyle buyuruldu:
-ALLAH'IN NİMETİNİ bilirler; sonra da inkâr ederler.» (16/83) Zeccac Rh. müfessirlerden Süddi ve Mücahid'den naklen şöyle rivayet etti:
Bu âyet-i kerimede anlatılan Allah'ın nimetinden murad, Re-sulüllah S.A. efendimizdir. Åyetin özetle manası şudur:
Hazret-i Muhammed'in S.A. hak peygamber olduğunu bilirler. Sonra da inkâr ederler.
Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize iman edip tam mana-sı ile ona tabi olarak; emirlerine itaat ve inkıyad, yasaklarından içti-nab edenleri: Dünyada, kabirde, mahşer günü türlü türlü nimetlerle nimetlendirecektir. Bundandır ki, Resulüllah S.A. efendimize:
Allah'ın nimeti..
İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Bütün bu anlatılanlardan başka:
34) -ALLAH'IN NİMETİNİ sayacak olsanız, tüketemezsiniz.» (14/
Meâline gelen âyet-i kerimede beyan edilen ALLAH'IN NIMETI İçin Sehl Rh. şöyle dedi:
mizdir. ALLAH'IN NİMETİ, lafzından murad, Resulüllah S.A. efendi-
Allah-ü Taâlâ ona salát ve selâm eylesin.
192
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
91. Isim: HEDİYETÜLLAH. (Sallallahü Taálâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, Allah tarafından kullarına bir hediye ve bir İhsandır. Onun peygamberliğini kabul edenler, rahmete kavu. sur ve cennete girer. İnkår edenler ise.. elleri boş kalır, ziyan eder,
ebedi cehennemde kalırlar. İşte.. anlatılan manaların bir icabı olarak, Resulüllah S.A. efen-
dimizin bir ismine de:
HEDİYETULLAH. (Allahın Hediyesi.)
Denildi. Nitekim bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurdu.
Allah beni bir rahmet hediyesi peygamber olarak gönderdi. Bir cemaatı yükseltmek, bir cemaatı da alçaltmak için gönderildim.
Ebülabbas Mürsi Rh. şöyle dedi:
Nebiler ve resuller ümmetlerine bir atiyyedir. Ancak, Resu-lúllah S.A. efendimiz, ümmetine bir hediyedir.
HEDİYE ile ATİYE arasında mana itibarı ile büyük fark vardır.
ATIYE: Muhtaç olanlara verilir.
HEDİYE: Sevilenlere verilir.
İşte, Resulüllah S.A. efendimize.
HEDİYE.
İsminin verilmesi, ümmetinın yüce Allah'a sevgili olmalarından ötürüdür; bu mana ile övülmüşlerdir.
Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
92. İsim: URVE-İ VÜSKA. (Sallallâhü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Mutemed nüshaların çoğunda, harf-i tarifsiz, tenvinle gelmiştir. Arap dili kaidesine göre, bu türün adı: Nekredir. Bazı nüshalarda ise.. harf-i tarifle gelmiştir. Arap dili kaidesine göre, bu tür yazılmanın adı da: Marifedir. Son şekille yazıldığı zaman bu mübarek isim şöyle olur:
EL URVET'ÜL VÜSKA.
Müfessirlerden Şeyh Abdürrahman Sülemi:
-a...gerçekten sağlam bağa yapıştı.» (2/265)
Meâline gelen âyet-i kerimenin tefsirini yaptı; şöyle dedi:
Müfessirler, bu âyet-i kerimede geçen SAĞLAM BAĞ (UR-VE-İ VÜSKA) cümlesinden murad, Resulüllah S.A. efendimiz olduğu-nu anlatmışlardır.
Yukarıda anlatılan rivayete göre; bu ismin:
-EL URVET'ÜL VUSKA.
Olması daha uygundur.
URVE.
Dedikleri herhangi bır şeyin yapışılacak kısmıdır. Bir şey alınmak istendiği zaman, orasından tutulup alınır. Tutulup alınması kolay
KARA DAVUD
YanıtlaSil193
olması için, onu yapmışlardır. Misal olarak, testinin, Ibriğin ve barda-ğın kulpu gösterilebilir.
İster maddi, Ister manevi olsun; tutunmaya lâyık, murada erme-ğe vesile olan şeye:
URVE.
Dediler. Burada verilecek mana şudur:
Murada ermeğe sebeb.. vesile..
VÜSKA.
Demek ise, şu manayadır:
Üzülüp kırılmasından korkulmayan çok kuvvetli ve muhkem olan kulp ve matluba ermeğe vesile olmasında şek ve şüphe olunma-yan, hatta vesile olma durumu kesin olan şey..
Yukarıda anlatılan manalar açısından bakılınca; Resulüllah S.A. efendimize Iman getirip onun şeriatına tabi olarak inkıyadla iman ve ittibaları sebebi ile dünya ve âhiret azabından emin olurlar. Yüceler yücesine çıkıp iki cihanın saadetine ererler. Üstün makam bulurlar.
Resulüllah S.A. efendimiz, üstte anlatılan dereceleri kazanmak babında sebeb, vasıtalığı kesin olduğu için; mübarek ismine ve påk zatına:
URVE-İ VÜSKA.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salát ve selâm eylesin.
93. İsim: SIRATULLAH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salāt ve selâm eyle.
-SIRAT.
Kelimesi, büyük, geniş yol.. manasınadır.
Resulüllah S.A. efendimiz, peygamber olarak gönderildiği insan ve cin tayfasına Allah-ü Taålå'nın bir hediyesi, Allah'ın rahmetine ve bağışlanmaya onun sebebi ile nail olduklarından; insanı muradına eriştirmeğe sebeb olan yola benzetilerek mübarek ismine:
SIRATULLAH.
Denildi. Allah-ü Taálá, ona salât ve selâm eylesin.
94. İsim: SIRATUN MÜSTAKİM. (Sallallahü Taâlâ aleyhi
ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isimde zikri geçen:
- SIRAT.
Lafzından murad, Resulüllah S.A. efendimizin şeriat-ı şerifele-ridir.
F. 13
194
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Resulüllah S.A. efendimiz, insanları hidayete mazhar kılıp doğ ruca, cennat-i aliyata ulaşmaya bir sebeptir.
Ayrıca, påk şeriat ve hidayet usullerini beyan ve ayan edip gere-ği ile amel edenleri azapsız cennete koyduğu ve iki cihanın saadetine ulaştırdığı için, påk isimlerine:
SIRATUN MÜSTAKİM.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Hâkim, Müstedrek adlı eserinde Ebû Åliye'den Rh. o da İbn-i Ab-bas'a dayanarak şöyle anlattılar:
Bizi, SIRAT-I MÜSTAKİM'e ilet.» (1/6)
Ayet-i kerimesinde anlatılan:
SIRAT-I MÜSTAKİM.
Cümlesinden murad, Resulüllah S.A. efendimizdir.
İbn-i Abbas r.a. böyle anlattı. Allah ondan razı olsun.
95. İsim ZİKRULLAH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismın sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimizi görenler, esma-i şerifelerini okuyan--lar, latif hallerini öğrenenler, güzel vasıflarını işitenler sübhan olan Yüce Hakkı anar, ona lâyık sena eder, iman getirip tevhid ederler.
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek vücutları Yüce Hakkın
zikrine sebeb olduğundan pek nurlu zatlarına:
ZİKRULLAH.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Resul-ü Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimizin zatı pâk--leri Allah-ü Taâlà'yı hatıra getirir. Sıfatı ve mucizeleri sübhan olan.
Yüce Hakka iman ve tevhidi icab ettirir. Fiilleri ise.. Yüce Allah'ın rı-zasına delalet eder. Sözleri ise.. celâl sahibi Allah'ın emrine delâlet. eder. Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz hakkında şöyle buyurul-du:
-Kendi hevasından konuşmaz. Onun anlattığı, ancak kendisi-ne gelen vahiydir.» (53/3-4)
Resulüllah S.A. efendimizin zat-ı şerifleri ve vücud-u latifleri: Her güzel fiillerinde, iyi hallerinde, bütün yüce sıfatlarında, tatlı uy-kularında, uyanık iken.. işte.. bütün bu hallerinde, Allah'ın zikrine de-vam ettiği için, pâk ismine:
ZİKRULLAH.
Denildi.
- ZİKİR.
Isim.) Kelimesi masdardır. (Arapça: Kendisinden kelime üretilen kök
lir: Bu kelime ile, ism-i mef'ul manası murad edilirse.. şu demeğe ge-
Allah-ü Taâlâ, Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muazzam S.A efen-dimizi; henüz bu âleme teşrif etmeden evvel levh-ü mahfuzda ve in-
KARA DAVUD
YanıtlaSil195
dirdiği kitaplarda anlatmıştır. Bundan dolayı; nebilerin ve resullerin, mukarreb meleklerin, salih kulların dilinden anlatılmıştır. Böyle anlatılmak, ismi mef'ul manasında:
MEZKUR. (anlatılmış.)
Olur. Işbu manadan ötürü de, mübarek isimlerine:
-ZIKRULLAH.
Denildi... Ve, bu mana:
-Anlayınız, ancak ZİKRULLAH ile kalbler mutmain olur.» (13/
28)
Ayet-i kerimesi ile anlatılan manaya uygundur.
Müfessirlerden Mücahid Rh. şöyle dedi:
Bu âyet-i kerimede geçen:
«ZİKRULLAH.» (Allah'ın zikri.)
Cümlesinden murad, Resulüllah S.A. efendimizdir.
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizi zikretmek, şanı yüce Allah'ı zikre sebeb olmakla da, påk isimlerine:
ZİKRULLAH.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
İsm-i fail olarak ele aldığımız zaman, mana şöyle olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, tam manası ile, Yüce Allah'ı çok çok zikrettiği için, bu zikrinden de asla yorulmadığından, påk isimle-
rine:
ZİKRULLAH.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlà ona salât ve selâm eylesin.
**
96. İsim: SEYFULLAH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın dinini ve şer'i hükümle-rini tebliğ işinde çokça çalışıp himmet göstermiştir; bu işlere bütü-nüyle önem vermiştir. Yüce Hakkın düşmanları ile cihad edip karşı-lıklı cenge girmiştir. Bu yolda da, Yüce Hak, kendisini mansur eyle-yip düşmanlarını kahra uğratmıştır. Düşmanları ile arasında bir ay-lık yol varken, Yüce Hak düşmanlarının kalbine Resulüllah S.A. efen-dimizin korkusunu koymuştur. Böylelikle, Resulüllah S.A. efendimiz, ashab-ı kiramı, kıyamete kadar gelecek şanlı ümmeti mansur ve mu-zaffer olacaktır.
Bütün bu anlatılanlardan başka, Resulüllah S.A. efendimizin vü-cudu ile, küffarın gerisi kesilip kökleri kuruyacağından, ism-i latif-
lerine:
SEYFULLAH. (Allah'ın kılıcı.)
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
380 1 Adem oğlundan kimse yoktur ki, başında elinde bir "hakeme" (gem) olan bir melek bulunmasın. Eğer tevazu gösterirse, "Gemi kaldır" denir. Eğer kibirlenirse, "Gemi indir" denir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
380 2 Herkesin başında iki zincir vardır. Birisi yedi kat göğe, birisi de yedi kat aşağı iner. Eğer tevazu gösterirse, Allah onu o zincirle yedi kat semaya yükseltir. Eğer kibirlilik ederse, Allah onu o zincirle yedi kat yere alçaltır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
380 3 Bir imam (sultan) veya vali, kapısını ihtiyaç sahiplerine, fakirlere ve miskinlere kapatırsa, Allah da gök kapılarını, onun fakirliği, haceti ve meskeneti anında kendisinin üzerine kapatır. Hz. Amr İbni Mürre (r.a.)
380 4 Bir müslüman kişi, bir müslüman hastayı ziyarete giderse, Allah ona yetmiş bin melek gönderir ve (o melekler) ziyaret günün hangi saatinde olursa olsun, akşama kadar ve o ziyaret, gecenin hangi saatinde olursa olsun, sabaha kadar ona dua ederler. Hz. Ali (r.a.)
380 5 Müslüman hiç bir kimse yoktur ki, atına arpa ayırsın ve sonra onu yesin diye başına assın da, kendisine her tane sebebiyle bir sevap yazılmasın.(Gaza için beslediği at) Hz. Temim (r.a.)
380 6 Bir müslümana bir musibet isabet ederde o mahzun olur ve "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" derse, Allah meleklere şöyle buyurur: "Ben onun yüreğini sızlattım, o sabırla karşıladı ve sevap umdu, onun sevabını Cennet kılın." Ve o kimse musibeti hatırlayıp o sözü her defasında tekrar ederse, Allah da ona ecrini yeniler. Hz. Zuhri (r.a.)
380 7 Bir kimse müslüman bir kişiyi, onun ırz ve şerefine halel gelecek bir yerde yalnız bırakırsa, Allah da onu Allah'ın yardımını çok beklediği bir sırada yalnız bırakır. Bir adamda bir müslümana, ırzına veya şerefine halel gelecek bir yerde sahip çıkarsa, Allah (z.c.hz.) de tam sırasında ona sahip çıkacaktır. Hz. Câbir (r.a.)
380 8 Bir kadın alaka çekici şekilde koku sürer ve erkeklerde ona bakarsa, evine gelesiye kadar Allah'ın gazabında olur. Hz. Meymune (r.anha)
380 9 Müslümanlardan iki kişi (ana-baba) aralarında iki veya üç çocuk ölsün de, o ikisi de sevab umsunlar ve sabretsinler, sonra da Cehennem görsünler, bu olmaz. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
380 10 On kişiye beylik eden bir kimse kıyamette eli boynuna kelepçeli olarak gelir ve onu bağından ancak adaleti açar. (Yoksa Cehenneme girer) Hz. Saad (r.a.)
355
YanıtlaSil10956. Kendi nedir, cibilleti (asli, necabeti) ne olsun?
10957. Kendi osuruyor, kendi yumrukluyor.
10958. Kendi yayan, ekmeği ath.
10959. Kendi yonttuğu kazık, kendine girdi.
10960. Kendileri çalıp kendileri oynayorlar.
10961. Kendine ölüm, sahibine zarar.
10962. Kendini başkasına merdiven etme!
10963. Kendünün başına ederdi anı / Kellerin olsa idi dermanı. (Şair Sırrı)
10964. Kepek ekmekten kaçmaz.
10965. Kereviz, vakti gelir, görürüz.
10966. Kerki (kazma), öz (kendi) sapını kesmez. (Bizdeki benzeri: Karga, karganın gözünü oymaz.)
10967. Kerkük'ü yalan, Erbil'i sıçan, Bağdad'ı seylân (seylap) götürdü.
10968. Kerkük'ün kalesi var, yerlisine belası var.
10969. Kesemediğim eli öperim.
10970. Keser gibi, hep kendi önüne çekersin.
10971. Keskin sirke öz kabına zarar verir.
10972. Kılavuzsuz köye gidilmez.
10973. Kılavuzu karga olanın gagası bokta olur (leş koklar).
10974. Kılı, yağdan ayırır.
10975. Kılınç kuşananın, at binenin, köprü geçenindir.
10976. Kılınç, öz kınını kesmez.
10977. Kınama sarhoşa, akıbet gelir başa.
10978. Kırılan kap, yerini tutmaz.
10979. Kırılan kol, eğri biter.
10980. Kırk değirmende bir avuç unu yoktur.
10981. Kırkından sonra saz alışır (çalar).
10982. Kıskanan göze çöp batar.
10983. Kısrağı genç gözüyle, kızı ihtiyar gözüyle al.
10984. Kısrağı verdin, gemini de ver; deveyi verdin, reşmesini de ver. (Reşme: Hayvan başlığında, burun üzerine gelen zincir. Karacaoğlan dan bir beyit: Beş yüz atlım olsa Lahuri şallı Gümüşten reşmeli, kadife çullu.)
10985. Kış güneşi gibi, hasretindeyim.
10986. Kıy akçaya, gir bahçaya.
10987. Kız kuldur, tez büyük olur.
354
YanıtlaSil10924. Kaş sürmelerken (yaparken), göz çıkardı.
10925. Katıra sordular: "Baban kimdir", dedi: "Dayım attır".
10926. Katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker.
10927. Kaz bazdan, keçel (kel) karga keçel kerkezden (kerkenezden).
10928. Kaz bazdan, keçel (kel) tavuk topal horozdan.
10929. Kaz kazdan, baz bazdan, keçel tavuk topal horozdan. (Kazdan: Kazła. Baz: Av kuşu. Keçel: Kel.)
10930. Kazan odla, ben-i Adem sözle. (Kazan oddan, ben-i Adem hareketten bilinir.)
10931. Kazan, üç taş üstünde durur. (Birbirine uymuş üç kişi bir araya gelince söylenir.)
10932. Kazan yuvarlanır, kapağını bulur.
10933. Kazana ne koysan, çemçeye (kepçeye) o gelir.
10934. Kazanda et kalmadı, üç gündür baş kaldırdı.
10935. Kazanç kudurdu, mayanı bastı.
10936. Kazı iki şahit elinde esirdir.
10937. Keçi can havlinde, kasap yağ havlinde.
10938. Keçinin ameli azsa (işi azdırırsa), çobanın ekmeğini yer.
10939. Keçinin uyuzu, bulak başından su içer.
10940. Kefen soyan gider, kazık koyan gelir. (Bu sözün Kerkük'te anlatılan bir öyküsü vardır.)
10941. Kel Hasan, Hasan kel. (Sonuç birdir, demektir. Bizdeki benzeri: Ha hoca Ali, ha Ali hoca.)
10942. Kel, hekim olsaydı, kendi başını timar ederdi.
10943. Kel, helva yer, parasına minnet.
10944. Kel kaz başını yıkayor, ya yel olur, ya yağış.
10945. Kelle sağ olsun, bir külâh elbet bulunur. (Bir dize: Cihanda kelle sağ olsun, bir külah eksik değil.)
10946. Kemal kalemden incedir.
10947. Kenarına bak, bezini al; anasına bak, kızını al.
10948. Kendi aybına bak, sora halkı ayıpla!
10949. (Kendi) budunun etini ye, kasabın minnetinden iyidir.
10950. Kendi çulunu sudan çıkarır.
10951. Kendi düşmanını şekerle boğar.
10952. Kendi gözündeki kazığı görmüyor da başkasının gözündeki kılı görüyor.
10953. Kendi güzel olmasın, aklı güzel olsun.
10954. Kendi kızını halkın oğluna değişmez.
10955. Kendi kurdu, kendisini yiyor.
353
YanıtlaSil10890 Kalktın kendi evini yıktın; düştün, halkın evini yıktın. (Bu sözün, Osmanlılar doneminde Kerkük'ün Beşir köyü halkıyla ilgili bir öyküsü vardır. )
10801 Kalmıştır öz (kendi) başına, örtmüştür bez başına.
10892. Kalpten kalbe yol var, diyorlar.
10891 Kamber'siz düğün olmaz.
10894. Kanaat, en büyuk saadettir.
10895. Kanun, dağları hifzeder.
10896. Kapı çalanın kapısı çalınır.
10897, Kapımı berk kilitle, komşunu hırsız etme (çıkarma).
10898. Kapsız yiyen misin, yoksa bostan yolan mısın?
10899 Kär kudurttu, sermayeyi yedirdi.
10900. Karadan o yana (öteye) bu yak var mı? (İşin en kötü zamanında söylenir.)
10901. Karadan sonra ak olmaz.
10902. Karadan sonra başka ne renk var?!
10903. Karaman'ın koyunu, sonra çıkar oyunu.
10904. Karalık yere tüfenk sıkar.
10905. Karasineğin derisini soyar (yüzer).
10906. Karasinek, şıralı yere konar.
10907. Karasinek ufaktır, ama mide bulandırır. (Başka biçimi: Karasinek pis değil, ama mide bulandırır.)
10908. Karda (buz üstünde) gezenin izi bilinmez.
10909. Kardaşım der avam (bilgisiz) ol, şeri (körülüğü) baştan kovan ol.
10910. Karga, balası (yavrusu) olalı, sıçmağa vakit bulmuyor,
10911. Karga besledim, gözümü çıkardı.
10912. Karga, kargaya diyor: "yüzün karadır".
10913. Karga kazı taklit etti, garıltısını unuttu.
10914. Karga nedir? Kazığı n'olsun?
10915. Karın, kardaştan azizdir.
10916.Karın ortaklı olsun, malı ortaklı olmasın.
10917. Karınca kaderince.
10918. Karıncadan ibret al, yazken kışı düşün.
10919. Karıncanın da düşmanı var.
10920. Karıncaya Allah gazap etse, kanat verir.
10921. Karnı guruldar, üstü parıldar.
10922. Karpuz yiyen misin, yoksa bostan yolan mısın?
10923. Karpuzu yiyen kurtuldu, kabuğunu yiyen tutuldu (tutuklandı).
352
YanıtlaSil10858. İş hastası, söz ustası.
10859. İşin yok ise şahit, paran çok ise kefil ol!
10860. İşleyen demir, pas tutmaz.
10861. İşsiz, meyvesiz ağaca benzer.
10862. Isten artmaz, dişten artar. (Paranın birikmesi, çalışmayla değil, iktisatla olur.)
10863. It ite buyurur, it de kuyruğuna.
10864. It ürür, kervan yürür.
10865. Iteleme sorhoşu, özü (kendisi) düşer.
10866. İyi evláda koz (ceviz) yağı yedirsen azdır.
10867. İyi evladın mal nesine gerek, kötü evladın mal nesine gerek?
10868. İyi ile kalkıp oturan iyi şey öğrenir, harap ile harap.
10869. İyi söz, sahibine tez ulaşmaz (yetmez).
10870. İyi söz unutulur, kötü (yaman) söz unutulmaz.
10871. İyi yaptın desem, Allah'tan korkarım; kötü yaptın desem, senden korkarım.
10872. İyi yoldaş, harap (sarhoş?) kardaştan iyidir.
10873. İyiliğe karşı iyilik beklenir.
10874. İyiliğe karşı iyilik, her yiğidin kârıdır; kötülüğe karşı iyilik, mert (er) yiğidin karıdır (işidir). (Bizde ve Kıpçak Türklerinde benzerleri vardır.)
10875. İyilik ederken, karşılığını düşünme!
10876. İyilik et, at deryaya; balık bilmezse, Halik bilir. (Değişik biçimi: İyiliği su dibine at, balık bilir; balık bilmezse, Halik bilir.)
10877. İyilik ettin, başa var (sonuna dek git).
10878. İyilikten kötülük çıkmaz.
10879. Kabir kabir içinde olsun, ev ev içinde olmasın.
10880. Kaçanı tut, kalan malımızdır. (Aslında Kerkük'te anlatılan bir öyküden alınma bu söz, fırsatı kaçırmamak için, elden çıkacak nesneyi, işe yaramasa bile, tutmak için söylenir.)
10881. Kadı razıdır, müftünün nesine gerek?
10882. Kadının saçı uzun da olsa, aklı kısadır.
10883. Kâh babası adına, kâh lebi dadına (?).
10884. Kahrından mars oldum, kaldım.
10885. Kalana kar yağar.
10886. Kalankuş (kırlangıç) uçtu dama, velvele düştü cana.
10887. Kalankuşun zararını biber ekenden sor.
10888. Kaldır (sakla) samanı, gelir zamanı.
10889. Kaleminden kan damlar.
351
YanıtlaSil10823. Hirsizin evden olsa, başını Allah'a ısmarla. (Bizdeki karşılıkları: Hırsız evden olursa, bulunması müşkül olur. Hırsız evden olursa, dana bacadan çıkar.)
10824. Hiçbir aile yok, ki içinde çürük bir parça bulunmasın.
10825. Hile naip, Bile katip, Veli olur haznedar.
10826. (Hile) taşınıyor. (Bile) gecekondu yapıyor.
10827. Horoz bile vaktı vaktında öter.
10828. Horoz ötmese de sabah olur.
10829. Horoz, öz küllüğünde öter.
10830. Hoş sözle yılan yuvasından çıkar.
10831. Huy, can altındadır; can çıkmazsa, huy çıkmaz.
10832. Hükümet yatsa (uyusa), adam adamı yer.
10833. Isıt benim için, öleyim senin için.
10834. Isıtma (ve) üşümeyi borçla (ödünç olarak) alır.
10835. Islanmışın yağıştan ne bakı (pervası) var?! (Bizde de benzeri vardır.)
10836. Ismarlama hac, kabul olmaz. (Ismarlamakla hac alınmaz.)
10837. İçi bir türlü, kabuğu bir türlü.
10838. İçimiz bizi, yazımız halkı yandırır.
10839. İğnesini yiyen, çuvaldız sıçar.
10840. İhtiyara varan kuyruk yer, cahile varan yumruk yer.
10841. İhtiyarlık bir gömlektir, giydin, soyunamazsın.
10842. İki el kırılsın, bir başı yola götürmezse.
10843. İki gönül bir olsa, samanlık seyran olur.
10844. İki karpuz, bir elde tutulmaz. (Bizdeki benzeri: İki karpuz, bir koltuğa sığmaz.)
10845. İki kılınç, bir kına girmez.
10846. İki kuşu bir taşla vurur.
10847. İlk atılan taş, uzağa düşer.
10848. İnanma sıkı dostuna, saman doldurur postuna.
10849. İnsan beşer, bazan şaşar.
10850. İnsan ne bulursa, diliyle bulur.
10851. İnsan olan, bir defa ölür. (Bizde benzeri vardır.)
10852. İnsanın eziyeti de, devleti de elindedir.
10853. İnsanın gözü, yerin kulağı var.
10854. İnsanın gözünü toprak tok etmezse, hiçbir şey tok etmez.
10855. İpliğine bak, bezini al; nenesine (anasına) bak, kızını al.
10856. İsa tutmuş, Musa üflemiş (şişirmiş).
10857. İster eşeği götür yük yanına, ister yükü getir eşek yanına.
350
YanıtlaSil10791. Helva piş, ağzıma düş.
10792. Hem adaktan (hediyeden), hem budaktan olduk.
10793. Hem nalına, hem mıhına çakıyor. (Başka bir biçimi: Hem nala vurur, hem miha.)
10794 Hem satar, hem su katar, hem beraber atar. (Bu atasözünün İstanbul'da geçtiği söylenen bir öyküsü vardır. Öykünün Kerkük'te bilinen biçimini de Ata Terzibaşı kitabına almıştır, s. 120.)
10795. Hem ziyaret, hem ticaret.
10796. Her aşığın bir devranı var.
10797. Her ay Recep olmaz, olsa da acep olmaz (hayret edilmez).
10798. Her buluttan yağış olmaz (yağmur yağmaz).
10799. Her cins, cinsine çeker.
10800. Her gün vurma (kapılma) dolmaya (yemek), belki bir gün olmaya.
10801. Her güzelin bir aybı var (olur).
10802. Her horoz, kendi zibilliğinde yavuz. (Bizdeki benzerleri: Her horoz, kendi çöplüğünde öter. Her horoz, kendi çöplüğünde eşinir.)
10803. Her kabilenin bir köpeği var.
10804. Her karaya bürünen mutran (keşiş) olmaz.
10805. Her kemalin bir zevali var.
10806. Her kuyu, içilmez suyu. (Başka biçimi: Her kuyunun suyu içilmez.)
10807. Her parlayan, altın olmaz.
10808. Her sakala tarak vurulmaz.
10809. Her sakalın bir tarağı var. (Mısır Araplarındaki benzeri: Her bıyığın bir makası var.)
10810. Her sakallıyı, babası olduğunu sanır.
10811. Her şeyi ustasından al!
10812. Her varlığın bir darlığı var.
10813. Her zalimin beş gün devranı var.
10814. Herkes kendi evinin hizmetçisidir.
10815. Herkesin bir derdi var, değirmencinin de su derdi.
10816. Hesabı pak (temiz) olanın yüzü ak olur.
10817. Hesapsız giren, zararlı çıkar.
10818. Hey, dedi, malım-mülküm var; bir demedi, ölüm var.
10819. Hırsız evlāt, babasının ocağında pancar eker.
10820. Hırsız güçlü olsa, ev sahibini suçlu çıkartır.
10821. Hırsızdan kalanı, falcıya verdi.
10822. Hırsızı gördün mü? -Görmedim.
349
YanıtlaSil10762. Hamama giden terler.
10763. Hamav'ın kör beygiri gibi, sonu iyi olmuş. (Kerkük'le bu sözle ilgili olarak söylenen bir öykü vardır.)
10764. Hamelet'e mezeki oldu! (Kerkük'te bu sözle ilgili olarek söylenen bir öykü vardır. Bu söz, ciddi bir işin şakaya çevrilmesinde söylenir.)
10765. Hamza beygir öldürmüş, yığışın kargalar! (Değişik biçimi: Hendekte eşek ölmüş, yığışın kargalar!)
10766. Hançer yarası sağalır, dil yarası sağalmaz.
10767. Hanedandan hata çıkmaz.
10768. Hangi eşeğe bindise, osuran çıktı (cılızı rastladı).
10769. Haramdan gelen, harama gider.
10770. Harap adam, zevalini bulur.
10771. Harap yoldaşı, yerinde koy, geç.
10772. Harap yoldaşla yola çıkmak hatadır.
10773. Hareket olmazsa, bereket olmaz.
10774. Hasan ile Hüseyin için ağlamıyor, aşure için ağlıyor. (Irak'ta şii Türkmenler arasında her yıl Hz. Hüseyin'in şahadeti yıldönümünde yapılan törenler sırasında söylenen bu söz, başka olaylarda da uygulama alanına girmiştir.)
10775. Hastanın gönlü, nar ister.
10776. Hatasız insan olmaz.
10777. Hattın eğrısı, büyük olur.
10778. Hatun (Hanım) kıran kabın sesi çıkmaz. (Hanımın kırdığı käsesin sesi çıkmaz.)
10779. Hatun (Hanım) soyunmuş, (giysisini) halayık giymiş.
10780. Havuz başına tas koyuyor.
10781. Haya, yüzde bir katre sudur.
10782. Hayasızla yüz-göz olma.
10783. Haydan gelen, huya gider; su parası, suya gider. (Bizdeki benzeri: Haydan gelen, huya gider; davuldan gelen, zurnaya gider.)
10784. Hay-huy biter, dünya bitmez.
10785. Hayır iste komşuna, hayır gelsin başına.
10786. Hayırsızlık, zenginlikten daha fazla dost yığar.
10787. Hayvan ayağından, insan dilinden bağlanır. (Almanlarda: Insanlar, güzel sözlerle yakalanır.)
10788. Hayvan koklaşa koklaşa, ben-i Ādem yaklaşa yaklaşa tanışır (ya da: yakınlaşa yakınlaşa tanış olur).
10789. Hediye ile kız alınmaz.
10790. Helva demekle ağız şirin (tatlı) olmaz.
348
YanıtlaSil10731. Gülden keramet, cindir'den bit hasıl olur. (Cindir: Eski-püskü, yırtık pirnk, kirli giysi.)
10732. Güldürenin arkasınca yok, ağlatanın arkasınca git (koş).
10733. Güler yüz, düşmanı aldatır.
10734. Güllenin konulduğu yeri temizliyor. (Bu söz, bir çocuk oyunuyla ilgilidir.)
10735. Gülme komşuna , gelir başıma.
10736. Gülün kadrini bülbül bilir.
10737. Gün gider, kaza gitmez.
10738. Gün günden beterdir.
10739. Gün önü, kalburla tutulmaz. (Bizdeki karşılığı: Güneş, balçıkla sıvanmaz.)
10740. Günahından sakınmayan, kendi suçuna (günahına) giriftar olur.
10741. Güneş malümdur, parmağınla göstermek istemez.
10742. Günün (güneşin) önünü, karbil ile tutuyor.
10743. Güvenme bu varlığa, elin düşer darlığa.
10744. Güzel ona derler: güzel konuşsun,
10745. Güzele ne yakışmaz?!
10746. Güzellikten kırk günde doyulur, güzel huydan kırk yılda doyulmaz.
10747. Habbe habbe, olur kubbe.
10748. Habbeyi kubbe yapıyor.
10749. Hacı laklakın (leyleğin) gönlü tak tak (demek) ile hoştur.
10750. Hain, korkak olur.
10751. Hainden bir şey sorma!
10752. Hak desen, su durur. (Bizdeki karşılığı: Hak söze, akan sular durur.)
10753. Hak söz konuşanın börkü (başlığı) yırtık olur.
10754. Hakikati ya uşaktan (çocuktan) al, ya deliden. (Bizdeki karşılığı: Haberin doğrusunu oğlandan al.)
10755. Hakikatin yanlışı olur, yalanı olmaz.
10756. Hâkim ve hekimsiz köyden göç. (Bizdeki karşılığı: Hakimsiz, hekimsiz memlekette durma.)
10757. Hakka karşı boynum kıldan incedir.
10758. Halep ordaysa, arşını burdadır. (Malik oldum burada ben hüner-i mümtaze İşte meydan-i sahn, getmeyelim Şiraz'e. Halep anda ise, bunda bulunur endaze, İşte maydan-i sahn, getmeyelim Şiraz'e.) (Süleyman Fehim)
10759. Halkın (başkasının) elini öpeceğime, kendi elimi öperim.
10760. Halkın kadrini bilen, kendi kadrini de bilir.
10761. Hamam suyu ile bacılık tutuyor. (Hamam suyu ile arkadaş ediniyor.)
228
YanıtlaSilMAKALELER
MAKALI
Usûl, yani temel ilkeler, İslâm dininin başlangıcı ve giriş noktasıdır. İslâm'a oradan girilir ve yine oradan çıkılır. İmana ait esasları genel hatlarıyla kabul edenler bile İslâm dinine girmiş sayılırlar. Dıştan iman etmiş iseler dıştan, kal-ben iman etmiş iseler gerçekten müslüman olurlar. Bunları kabul etmeyenler İslâm'a girmemiş, kabul ettikten sonra dönenler de dinden çıkmışlardır. Fakat usule göre iman edenler, İslâm'ın müjdelediği mutluluk hedefine hemen ulaşmış olmazlar. Ancak buna aday olurlar. Mutluluk hedefine ulaşmak için imanı ol-gunluğa erdirmek gerekmektedir. Bu da, diğer tâli hususlara ulaşmakla mümkün olur. İslâm dinine icmâli (genel mânâda) iman ile girildikten sonra tafsili (ayrıntılı) bir imana doğru gidilerek ruhu beslemek gerekmektedir. Tafsilî iman sınırına girip de tekrar red ve inkâr yoluna sapanlar, İslâm dininin sınırından çıkmış olurlar. İşte bir zamanlar insanların en mutlusu olan müslümanların son-radan görülen mahrumiyet ve düşüşleri bu sapıklığın sonucudur.
İslâm'a ait hükümlerin bir de hukuli
بسم اله الحجر الرحيم الله
YanıtlaSilElmalılı M. Hamdi Yazır
HAK DİNİ KUR'AN DİLİ 10
MAKALELER
YanıtlaSil227
Bütün hitaplar topluma yöneltilmiş, müslümanlar "İyiliği emredip kötülüğü ya-saklamak" ile görevlendirilmiş, Hz. Muhammed (s.a.v.) bazı hadislerinde toplu-Ashab-ı Kiram da peygamber tarafından ortaya konulan usül ve adetleri, sosyal mun fikrine kıymet vermiş, sosyal vazifeler telkin etmiştir. Aynı zamanda teşkilatı iyi kullanarak hep birlikte kararlar alabildikleri için "İcma-îÜmmet" de İslam dininin ana hükümlerinde üçüncü bir kaynak olarak kabul edilmiştir.
İslam'ın ilme paralel olarak İslâm âlimlerine de vazifeler verilmiş, kıyas ve içtihad yolu ile dinî hakikatlerin izah ve keşfedilme yolu açık tutulmuştur. İslâm älimleri, yukarıda anılan üç kaynağı tasnif ve her birini ilmî usüllerle tetkik ede-rek aklî ve mantıkî sebeplere bağlamışlar ve böylece Tevhid, Fıkıh, Ahlâk ilim-Jeri meydana gelmiş, tasavvuf gelişmiştir. Bu ilimlerin usülleri zamanımızdaki bazı ilimlerde bile tatbik edilmektedir. Ele alınan konular müsbet fen konu-larıyla daha yukarıdan temas ettiği için asrımızın ilimlerini idare sahasına alabi-liyor ve onlarla çelişkide bulunmak şöyle dursun, bilakis onlara ışık tutuyor, gelişmelerine yardıın ediyor. İslâm ilimleri metafizik, felsefe konularıyla daima karşılaşabilir, metafizik metodların her birine intibak şekli gösterebilirse de gerçekte hepsine karşı bir özelliği vardır, onların hepsine üstün bir kuvvet ve zenginliğe sahiptir. Yeter ki Kur'ân'ın hükümlerini anlamağa imkan verecek bil-
gilere sahip olunsun ve müsbet ilimler iyi takip edilsin.
İSLÂMÎ HÜKÜMLERİN SINIFLANDIRILMASI
İslâmiyete Giriş ve İslâmiyetten Çıkış:
İslâm dinine ait hükümler, Allah'ın birliği ilkesinden başlayarak yavaş yavaş bölümlere ayrılır ve her bölüm kendi sahasında gelişme gösterir. İlk önce genel esaslar ele alınır, daha sonra özel konulara girilir ve böylece basitten bileşiğe doğru bir gelişme meydana gelir. Bütün bu ikinci derecedeki gelişmeler yine genel prensiplere bağlanarak birlik ilkesine dönülür. Peygamberimiz: "İman yetmiş kadar bölüme ayrılmıştır, en alt derecesi müslümanların geçeceği yollardaki engelleri kaldırmaktır" buyurmuştur.
Bilimsel hükümler, vicdan ve ahlâk meseleleriyle, ahlâk hükümleri de iti-kad ve iman meseleleriyle ilgilidir. Yararlı işlerin gerçekleşmesi ahlâkı, ahlâkın gerçekleşmesi de imanı gerekli kıldığı halde bunun aksi meydana gelmeyebilir. Bundan dolayı, yukarıda işaret edilen üç ana sınıf İslâmî hükümler, yine temel ilkeler, tâli hükümler ve onların sonuçları olan ürünler (semereler) adı altında alt bölümlere ayrılırlar.
228
YanıtlaSilMAKALELER
Usûl, yani temel ilkeler, İslam dininin başlangıcı ve giriş noktasıdır. İslam'a oradan girilir ve yine oradan çıkılır. İmana ait esasları genel hatlarıyla kabul edenler bile İslam dinine girmiş sayılırlar. Dıştan iman etmiş iseler dıştan, kal. ben iman etmiş iseler gerçekten müslüman olurlar. Bunları kabul etmeyenler İslâm'a girmemiş, kabul ettikten sonra dönenler de dinden çıkmışlardır. Fakat usule göre iman edenler, İslam'ın müjdelediği mutluluk hedefine hemen ulaşmış olmazlar. Ancak buna aday olurlar. Mutluluk hedefine ulaşmak için imanı ol-gunluğa erdirmek gerekmektedir. Bu da, diğer tâli hususlara ulaşmakla mümkün olur. İslâm dinine icmâli (genel mânâda) iman ile girildikten sonra tafsili (ayrıntılı) bir imana doğru gidilerek ruhu beslemek gerekmektedir. Tafsili iman sınırına girip de tekrar red ve inkâr yoluna sapanlar, İslâm dininin sınırından çıkmış olurlar. İşte bir zamanlar insanların en mutlusu olan müslümanların son-radan görülen mahrumiyet ve düşüşleri bu sapıklığın sonucudur.
İslâm'a ait hükümlerin bir de hukuk açısından sınıflandırılması söz konusu-dur. Çünkü İslâm, bütün hakikatlerin ilk başvuru yeri olan Allah Teâlâya men-sup bir din olduğu gibi, hukuk kelimesinin tekili olan (Hak) sözcüğü üzerine bina edilmiş olması mânâsına da, bir hak dinidir. Bu sebeple İslâm'a ait hüküm ve vazifelerin hepsi, bir hakkın gereği olan hukukî bir görevdir. Yani hukuk di-linde hak ile vazife arasındaki münasebet İslâmî açıdan tetkik edilince, hak düşüncesi vazife düşüncesinden önce gelir. Bir yerde vazife varsa orada daha önce bir hakkın da bulunması gerekir. Başka bir deyişle, vazife sahiplerine veri-len görevler hak sahiplerinin emanetleri demektir. Kur'ân'da "Gerçekten Allah size, emanetleri ehil olanlara vermenizi emreder..." (Nisa, 4/58) buyurulmuştur. Bundan dolayı İslâm kendine mahsus ve her yönüyle bilimsel bir hukuk siste-mine sahiptir. Ancak İslâm dininde bu anlamda hukukun geniş bir uygulama alanı vardır. İslâm'da vazife ve sorumluluklara esas olan hukuk, bir kısım insan-ların, bir topluluğun tekelinde bulunan hukuk değildir. Bu tarz hukuka İslâm di-ninde "Hakkullah" (Allah hakkı) denilir ki bugünkü anlayışa göre kamu huku-kuna tekabül etmektedir. İslâm inancına göre bütün hakikatler, yalnız Allah'a dayanmaktadır. İnsanların hakları da Allah'a ait haklardan feyiz alır. Allah'a i-nanmayan ya çeşitli hakikatler içinde şirkin sapıklığına, yahut eşyaya ait haki-katlere de inanmayarak daha kötü bir seviyeye düşer. Çünkü buna inanmayanlar ya kendi varlıklarına da inanmayacaklar, ya da kendilerinden başka ilah tanıma-yacaklardır. Bu sapıklık, zamanımızda hürriyet davası ile ortaya çıkan bir çok kötümser kimselerin, şüphe ve tereddüt içinde ne yaptığını bilmeyerek buhran içinde boğulanların inancı veya dini diye gösterilebilir. Hakikate inanmayan-
229
YanıtlaSilMAKALELER
ların ruh buhranlarını gösterecek vasıta bulunup da bunların halleri gözler önüne serilebilse, bu şekilde mutlu oldukları zannedilen nice zavallıların iç dünyala-rındaki ızdıraplardan herkesin haberi olur ve böylece insanlığa büyük bir hizmet yapma imkanı doğardı. Allah'ın hakkına inanmayanlar, insan haklarına vicdani ve hakiki anlamda güvence veremezler. Bundan dolayı dışa bakarak, tertip edil-miş bazı kuvvetlerle insan haklarını korumaya çalışanlar, sonuçta hak fikrini in-san kalbinden silmek gibi ters bir sonuca sürüklenmektedirler. İslâm hukuku ya "Allah hukuku" veya "kul hukuku" yahut her ikisini de kapsayan hukuk olmak üzere kısımlara ayrılmaktadır. Allah hakkı, genel faydaya dayanmakta, yani in-san cinsinin tamamını kapsamakta, belki de daha geniş bir alanı içine almaktadır ve vaciptir. Kul hakkı ise, bir veya birden fazla şahsa ait olan haklardır ve o da vaciptir. Bu duruma göre kamu hakkı denilen hak, İslâm nazarında "Allah hak-kı" kısmına dahil olmaktadır. Bundan dolayı kamu hakkını dava eden savcılar, Allah'ın hakkını da istemiş olmaktadırlar. Bu açıklamalardan sonra mevcut sınıflandırmaları görelim:
İtikad usûlü (inanç ilkeleri):
İnanmak, insan ruhunun doğuştan gelen ihtiyacı olmakla beraber çevrenin, olayların ve alınan terbiyenin etkisi ile insan tabiatı bozularak bazı kimselerin inanma yeteneğini kaybederek hakka, hukuka, hakikate karşı çekingen, müteassıb ve yalnızca geçici menfaatlere, taklide ve boş şeylere düşkün hale geldikleri görülmektedir. Bu noktadan hareketle insanların üç kısma ayrıldıkları söylenebilir: 1- Mümin; 2- Kâfir; 3- Münafık. Kur'ân-ı Kerim, Bakara Sûresi'nin başında bu üç sınıfı anlattıktan sonra müminleri irşada başlamaktadır. İslâm dini, insanın asıl yaratılışını bozmadan daima imanı, hakka sarfettirecek ve aynı zamanda hak olmayandan uzaklaştıracak bir ruh terbiyesi verir. Dinimiz inanç hususunda önce bir yol, sonra bir hedef gösterir. Bu hedef, elde edilmesi ve ulaşılması istenen bir hedeftir.
Gösterilen yol, Peygamberimizin gösterdiği yoldur. Hz. Muhammed (s.a.v), kendisinden önce gelen diğer peygamberlerin yolundan giderek Allah'ın kendi-sine verdiği bağışların hakikatini ispat etmiştir. Bu yola göre insan, hakikatleri arama hissine uyarak önce uzmanlık ve tecrübelerle, sonra akıl ve muhakeme ile düşünceye değer ve kalbe genişlik verme ihtiyacını duyar. Fakat düşüncede bas-kı yapmaktan çekinerek akıl ve tecrübesinin yetmediği hallerde, bu gibi konu-larda itimada layık gördüğü kimselerin fikir ve bilgilerinden yararlanır, ilimde nakli ve sahih haberleri makbul sayar. İlim ve bilgide hem fert hem de toplum-
MAKALELER
YanıtlaSil230
sal esaslar üzerinde yürümek gerekmektedir. Yalnızca kişisel açıdan hareket eden bir inanç ve düşünce sistemi baskıcı olur. Zorbanın hareket noktası da, kendisini gerçeklerin merkezi sanmak olacağından bilimsel değeri de o şahsının sergilediği özellik kadar sınırlı olur. Yalnızca toplumu esas alan bir inanç da taklidden kurtulamayacağı için daima hürriyetten mahrum kalır ve fikri esarete mahkum olur. Bu sebeple, İslam'ın hakka boyun eğmek ve havailikten çekin-mek şeklinde ifade edilebilen genel mânâsı hükmünü yürütüyor; hem kişisel, hem de toplumsal esaslara uyulması emrediliyor. Peygamberlerin izledikleri bu yol, filozofların izledikleri yoldan daha sağlamdır. Aynı zamanda daha genel ve daha güvenilir bir yoldur. Çünkü felsefe yollarının bütün dayanaklarını kapsa-makla beraber ayrıca, mucize özelliği ve tesirine sahip olmak ve insan ruhunu her bakımdan kavrayacak bir etkiye sahip bulunmak gibi, şifa veren ve kalpler-deki buhran ve zararı gideren kudreti de elinde bulundurmaktadır. Daha genel. dir, çünkü gayet açık ve umumi kurallarla halkın da kalbine işleyerek, felsefi düşünceler gibi, belirli bir sınıfın uzmanlık sahasında kalmaz. Bu itibarla pey-gamberlik yolu, en geniş, en doğru ve en sağlam bir yol olup, insan kalbini hem duygu, hem de fikir bakımından kendine çeker.
Peygamberlik yolunun götüreceği hedefler bir mücmel (genel) bir de mu-fassal (ayrıntılı) olarak iki derecededir. Birincisine icmalî iman, ikincisine tafsili iman denir. İcmalî iman İslâm'ın başlangıcı, tafsili iman ise İslâm'ın gayesidir. İcmali imanı bulan bir kimseye müslüman denildiği gibi tafsili imandan ayrılana da gayr-i müslim denir. İcmali imanı kuvvetli olan kimsenin, bildiği kadarıyla ayrıntılara da inanması tabii olur. Bundan dolayı tafsilî iman, icmalî iman içerisinde mevcut sayılmalıdır. En mücmel iman, "Hz. Muhammed her ne tebliğ ettiyse hepsi haktır." ilkesini kabul ve tasdik etmektir.
Daha önce de söylenildiği gibi, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tebliğlerindeki icmalde de çeşitli dereceler vardır. İlk mertebe "kelime-i şehadet" ile ifade edi-lir. Bu şehadet, İslâm dini esaslarının birincisidir. Bunda iki istek mevcuttur. Bi-rincisi Allah'ın birliğine inanmaktır. Buna inanan bir müslüman diğer görevlere de inanmış demektir. Hz. Muhammed'in peygamberliğine dair olan ikinci me-sele ise, iki hususu kapsamaktadır. Evvela bu şehadet, takip edilen yola inan-mayı gösterir. Allah'ın birliğine inanmak, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tebliğ ettiği ve öğrettiği şekilde inanmak demektir. Şu halde bu, asli bir gaye değil, ilk gaye-nin şartıdır. Sonra peygambere inanmanın da iman esaslarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Peygamberlik bir tebliğ memuriyetinden ibaret ise de, peygam-
ER
YanıtlaSil231
MAKALELER
berlik esasen büyük bir hadisedir, Allah'ın yüce kudretinin açık bir delilidir. Bu Hıristiyanlık'ta bazı peygamberlere uluhiyyet hissesi ayrıldığını andıran ve şirke husus, dinler tarihi bakımından da önemlidir. Gerek Yahudilik'te ve gerek kadar gitmekle hakiki birliğe ters düşen bir inancı yok ediyor ve İslam'ın bu yanlıştan kurtuluşunu sağlıyor. Yaratıcı ile yaratıkların derece ve sınırlarını ta-yin ederek Allah'ın birliğini tamamlıyor ve şirki her bakımdan reddediyor.
Bu mertebedeki icmali imanın dile gelmesi demek olan kelime-i şehadet, i-tikadın asli bir temelidir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in bir kul olması, Allah'ın kulu olması peygamberliğine eklenmiştir. Halbuki kulluğa inanmak, bir yol takibi de-mek değildir. Sadece o asırdaki yahudi ve hıristiyan inanışları bu şekilde düzeltilmiş ve ıslah edilmiştir, ayrıca İslâm bu sakat inanışlardan uzak tutul-muştur. Hz. Musa ile Hz. İsa'nın asıl tebliğleri bu suretle yaşatılmış ve yenilen-miştir.
Bilinmektedir ki o devirlerde yahudiler ve hıristiyanlar Allah'ın oğlu olduğunu iddia ediyorlar, Hz. Uzeyr'e ve Hz. İsa'ya Allah'ın oğlu diyorlardı. Hatta bazıları bunlara doğrudan doğruya ilah diyorlardı. Bu inanış ise peygam-berler hakkında aşırılığı ve bilgisizliği ifade ettiği gibi Allah hakkında da nok-san bilgiyi gösteriyordu. Allah Teâlâ'ya çocuk isnad etmek, Allah'ın seçkin bir kulunda uluhiyet vasıfları gözetmek, Hak Teālā'ya haşa insan ve hayvan vasıf-ları isnad etmek veya fanî insanları baki, öncesi ve sonrası olmayan ilah farze-derek çelişkiye düşmek demek olacağından Allah'ı tanımamakla sonuçlanı-yordu. İslâm, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in de bir kul olduğunu belirterek müslü-manları bu yanlış anlayıştan koruyordu. Allah'ı, tapılacak varlık, insanı da her kim olursa olsun kul olarak tanıtıyordu ki, bu mesele, bir yol meselesi olmaktan öte bir özellik taşıyordu.
Demek oluyor ki, takip edilecek yol açısından düşünüldüğü zaman pey-gamberlik müessesesine iman hepsinden önce gelir ve diğerleri hep peygamber-lik vasfından doğan esasları ihtiva eder. Bunların birincisi Allah'ı birlemek, ikincisi de Hz. Muhammed (s.a.v.)'in kulluk ve peygamberliğidir. Bu iki hedefi kelime-i şehadet, içinde toplarki, bunlar öncelikle birkaç inanç esasını daha kap-sar. Kısacası meleklere, kitaplara inanmak gibi bazı meseleler من الرسول )Bakara, 2/285) âyetinde ve diğer âyetlerde genel hatlarıyla ifade edilmiştir. Söz konusu bu âyetlerde imanın iki icmal (umumi) mertebesi beyan buyurulmuştur. Evvela Peygamberimizin, Rabbinden kendisine indirilen şeylerin bütününe iman ettiği, müminlerin imanlarının da böyle olduğu açıklanmaktadır. Böylece hem iki
232
YanıtlaSilMAKALELER
inanç gayesine hem de bunların tevhidle ilgisine işaret edilmektedir. Sonra, bu genel hususlar genişçe ve ayrıntılı bir şekilde ele alınmakta, gerek peygamber-lerden ve gerek müminlerden her birinin Allah'a ve meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettikleri izah edilmek suretiyle iman esasları dörde çıkarılmaktadır. Peygamberlerin birbirinden ayırt edilmeyeceğine işaret edilerek hepsinin kâmil insan ve Allah'ın kulu oldukları ve bunlardan bazılarına uluhiyet isnad etmenin, bazılarına Allah'ın oğlu demenin peygamberlik vasıflarının dışından kaynaklanan sapıklıktan ibaret bulunduğu da ayrıca açıklanmaktadır.
İmanın şu ilk esasları ne kadar sade ve açık ise, o kadar da hakikidir. Bu ilk esaslar, dışımızdaki ve içimizdeki olayları yüzeysel bakışlarla mütalaa edenler için açık ve doğru sonuçlar çıkarmaya uygun olduğu gibi, ilim ve fennin bütün inceliklerini idrak ederek derin şekilde düşünebilenlere de aynı imkanı vermek-tedir. Bu ikisi arasında bulunanların şaşkınlıkları ise noksan ve yanlış verilen bir terbiye ile yaratılışın soysuzlaştırılmasından ve istenilen kemal derecesine ulaştırılmamasından ileri gelmektedir. Bu bakımdan İslâm dininin esasları, ba-sitlik ve hakikate uygunluk özelliğine sahip olduğu kadar genelleştirilmek ye-teneğine de sahip bulunmakta, insanlığın maddi ve manevî âlemine hakim ol-maktadır.
196
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
97. İsim: HIZBULLAH. (Sallallahü Taála aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
küfrů ve dalaleti ezip zararsız hale getirdiği, dalalet ehlini imana Resulüllah S.A. efendimiz, din düşmanlarını kahra uğratmakta: çekip çevirdiği, çok cür'etli ve sıkı bir şekilde çalışıp gayret gösterdi ği için, büyük bir orduya benzetilip kendisine:
HIZBULLAH.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin. Resulüllah S.A. efendimiz, Resul olarak gönderildiği zaman, yer-
yüzünde sağlam din ve doğru yolda olan tek kişi yoktu; hemen hepsi küfür, dalålet ve eğri yollara sapmışlardı.
rildi. İşte.. anlatıldığı şekilde olan bir kavme peygamber olarak gönde-
Onları davet işini tek başına yaptı. Kendi gayreti, çalışması, him-meti ile onları dalåletten kurtardı. Mağribden meşrika kadar risaleti-ni tebliğ etti. Dinini ve yolunu açıkça anlattı. Düşmanlarını, kahrı ve cebri altında ezdi. Bazılarını arzuları ile imana getirdi. Bazılarını da, zorla zimmet ehli yaptı.
İşte, tek başına iken, bu kadar işleri vücuda getirdiği için, müba-
rek ismine:
HIZBULLAH.
Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Bu manada şöyle anlatıldı:
HİZB.
Demek, CEMAAT manasınadır.
Resulüllah SA. efendimiz, davetiyle insanları Yüce Allah'ın hi-dayetine mazhar kıldı; iman nuru ile nurlandırdı.
Resulüllah S.A. efendimizin zamanında, ashab-ı kiram; kendile-rinden sonra, taa, kıyamete kadar bütün din ehli, cümle müminler din düşmanları ile mücahede ve mukatele edip mansur ve muzaffer ol-dular. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruldu:
Kesin olarak galip gelecekler Allah'ın HİZBİ'dir.» (5/56) İşbu topluluğun bir araya gelip toplanmalarına Resulüllah S.A. efendimiz vesile olduğundan ism-i şerifine:
HIZBULLAH.
Buyuruldu. Allah-ü Taålà ona salāt ve selâm eylesin.
ஃ
98. İsim EN-NECM'ÜS-SAKİB. (Sallallahü Taála aleyhi ve sel-
lem.)
Allahım, bu lamin sahibi zata salât ve selâm eyle. NECM.
Yıldıza derler.
KARA DAVUD
YanıtlaSil197
SAKİB.
Ise.. DELICI, manasınadır. Gece karanlığı bütün dünyayı sardığı, kesin olarak hiç bir kişi görünmez iken, gökteki yıldızlara bakıldıkta, görülüp nuru zahir olur. Bu halde onlar, sanki karanlığı delerler. Bun-
dandır ki, yıldızlara: SAKİB.
İsmini verdiler. Aynı zamanda yıldıza:
- NECM-İ SAKів.
Sıfatını yakıştırdılar.
İşçiler ve yolcular dar geçitlerde ve çöllerde, geceleyin yıldızlarla yollarını bulurlar. Ne tarafa gideceklerine dair doğru yollarını bilip muradlarına ererler. Dolayısı ile yıldızlar, onların yollarına irşad ve matluplarına nail olmalarına vesile olur.
Yukarıda anlatılan mana açısından bakılınca; Resulüllah S.A. efendimiz, halkı Hak dine, doğru yola irşad ederek, Allah'ın rahmeti-ne, cennet-i alāya vâsıl olmalarına sebeb olduğu için, yıldıza benze-tildi. Pak namlarına ve latif isimlerine:
EN-NECM'US-SAKİB.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selåm eylesin. Nitekim:
Necme (yıldıza) doğduğu zaman yemin.» (53/1)
Meâline gelen âyet-i kerimenin tefsirinde, Cafer-i Sadık r.a. şöyle
dedi: Burada anlatılan NECM'den murad Hazret-i Muhammed S.A. efendimizdir..
Ebu Abdirrahman Sülemi ise; Tarık suresinde geçen:
«NECM-İ SAKİB'dir. (Delen yıldızdır.)» (86/3)
Cümlesinden murad, Hazret-i Muhammed S.A. efendimizdir.
Diye anlattı. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
99. İsim: MUSTAFA. (Sallallahü Taalâ aleyhi ve sellem.)
Bu isim, bazı nüshalarda tenvinli olarak:.
MUSTAFEN.
Okunuşunda geçmiştir; bazılarında ise.. yukarıda okunduğu şe-kilde:
-MUSTAFA.
Diye geçmiştir. Her iki durumda da mana değişmez.
Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimizi, cümle halis kulları arasından seçip halis olarak çıkardığı için, ism-i latiflerine:
-MUSTAFA.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Bazıları da, şöyle anlattı:
- Resulüllah S.A. efendimiz, beşeri huyların düşüklerinden, kö-tü huyların cümlesinden saf, temiz ve påk olduğu için, mübarek isim-lerine:
198
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
MUSTAFA.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Bazıları da şöyle anlattı:
Allah-ü Azimüşşan, Resulüllah S.A. efendimizi tam yakınlığa seçip cümleden ziyade zatına yakın kıldığı yüksek dereceye ve yüce makama nall ettiği için ism-i şeriflerine:
MUSTAFA.
Denildi. Allah-ü Taâlà ona salât ve selåm eylesin.
100. İsim: MÜCTEBA. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu güzel isim de, itimada şayan nüshalarda, tenvinle:
MÜCTEBEN.
Diye gelmiştir. Bazı nüshalarda ise.. tenvinsiz olarak
- MÜCTEВА.
Diye gelmiştir. Bu isim dahi, MUSTAFA isminin manası gibidir.
Yani:
Yüce Hakkın, cümle mahluktan ayrı bir şekilde özenle seçip ayırdığı zat.
Manasına gelir. Bu manada, Resulüllah S.A efendimiz şöyle bu-yurdu:
Yüce Allah, bir kulunu sevdiği zaman, onu seçer. Şayet o kul, gelen mihnete razı olursa.. onu zatı için ISTIFA eder. (Özü için saf
temiz kılar.)» Bu hadis-i şerife göre, Resulüllah S.A. efendimiz, müptelâ kılın-dığı mihnetlere ve marazlara sabrettiğinden mübarek isimlerine:
MÜCTEBA.
Denildi. Allah-ü Taålå ona salât ve selâm eylesin. Ayrıca, kendi-sine gelen belâlara razı olduğu için ismine:
MÜCTEBA.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selåm eylesin.
101. İsim: MÜNTEKA. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu isının sahibi zata salât ve selam eyle.
Bu ism-i şerif dahi, yukarıda anlatılan gibi, tenvinli, Arap dili usulünce, nekre olarak gelmiştir; itimada şayan nüshalarda böyledir. Yani:
MÜNTEKAN.
le okunur: Okunuşu gibi.. Bazı nüshalarda ise, tek hareke ile gelmiştir. Şöy-
-MÜNTEKA.
KARA DAVUD
YanıtlaSil199
99. Mustafen sallallahü aleyhi ve sellem.
100. Mücteben sallallahü aleyhi ve sellem.
101. Müntekan sallallahü aleyhi ve sellem.
102. Ümmiyyün sallallahü aleyhi ve sellem.
103. Muhtarün sallallahü aleyhi ve sellem,
104. Ecirün sallallahü aley hi ve sellem.
105. Cebbarün sallallahu aleyhi ve sellem.
106. Ebülkasım sallallahu aleyhi ve sellem.
107. Ebüttahir sallallahü aleyhi ve sellem.
108. Ebüttayyib sallallahü aleyhi ve sellem.
100. Ebu İbrahim sallalla hü aleyhi ve sellem.
مختار
اخيرُ
جَبَّارُ
ابو القار
مشقة
شفیع
ابوابراهيم
ابو القليب
ابو الطاهر
صالح مصلح
مهمر
سيد المربية
صدق
مصدق
صادق
امام المتقين
قائد الغر
سلامية
خليل الرحمن
المحجلين
لى الله
برد
مبرد
لاسة
110. Müşeffaun sallallahü aleyhi ve sellem.
III. Şefiun sallallahü aleyhi ve sellem.
112. Salihün sallallahü aleyhi ve sellern.
113. Muslihün sallallahü aleyhi ve sellern.
114. Müheyminün sallallahü aleyhi ve sellem.
115. Sadıkun sallallahü aleyhi ve sellem.
116. Musaddakun sallallahü aleyhi ve sellem.
117. Sıdkun sallallahü aleyhi ve sellem.
118. Seyyidülmürselin sallallahü aleyhi ve sellem.
119. İmamülmüttakin sallallahü aleyhi ve sellem.
120. Kaidülgurrilmuhaccelin sallallahü aleyhi ve seliem.
121. Halilürrahman sallallahü aleyhi ve sellem
122. Berrun sallallahü aleyhi ve sellem.
123. Meberrun sallallahü aleyhi ve sellem.
*
(Devana: 300
bayfada)
200
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
10. Mustafa. Allahü Taälä ona salat ve selâm eylesin.
100. Mücteba. Allahü Taâlâ ona salát ve selam eylesin,
101. Münteka Allah Taala ona salat ve selâm eylesin.
102. 0 mm 4. Allahü Taälä ona salát ve sélâm eylesin.
103. Muhtar. Allah-ü Taåla ona salât ve selâm eylesin.
104. Ecir. Allahü Taâlâ ona salát ve selâm eylesin.
105. Cebbar. Allahü Taåla ona salát ve selårn eylesin.
105. Ebilkasım. Allahü Talla ona salât ve selâm eylesin.
107, Ebüttahir. Allah-ü Talla ona salát ev selâm eylesin.
100. Ebatayyib. Allah-ü Taala ona salāt ve selâm eylesin.
109. Ebu İbrahim. Allahü Taåla ona salát ve selâm eylesin.
110. Müşeffa'. Allah-ü Taâli ona salût ve selâm eylesin,
111. Şefi'. Allahü Talla ona salât ve selâm eylesin.
112. Salth. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
113. Muslih. Allah-ü Talla ona salât ve seläm eylesin.
114. Müheymin. Allah-ü Taälä ona salât ve selâm eylesin.
115. Sadık. Allah-ü Taala ona salât ve selâm eylesin.
116. Musaaddak. Allah-ü Taälä ona salât ve selâm eylesin.
117. Sıdk. Allah-ü Tabla ona salát ve selâm eylesin.
Jesin. 118. Seyyid ül-Mürselin. Allah-ü Taâlà ona salât ve selâm ey
119. İmam'ül-müttakin. Alla-ü Taâlâ ona salát ve selâm eylesin..
120. Kald'ül-gurr'il-muhaccelin. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selam eylesin.
121. Halll'ür-Rahman. Allahü Taála ona salât ve selâm eylesin.
122. Berr. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
123. Meberr. Allahü Taala ona salat ve selâm eylesin.
**
(Devamı: 217. Sayfada
KARA DAVUD
YanıtlaSil201 Resulüllah S.A. efendimiz, cümle ahlak, evsaf, ef'al ve ahvalinde her düşük ve adi işlerden yana temiz ve påktir. Bu vasfı ile, cümle mahlukundan ayırd edildiği için, påk zatlarına:
MŰNTEKA.
Ismi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
**
102. İsim: ÜMMI. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
UMMI.
Lafı şu manayadır:
Okumak bilmez. Bir kimseden bir şey de öğrenmemiştir. Ana-sından doğduğu hal üzeredir. Anaya nisbet edilerek:
UMMI.
Denmesinin manası da budur. Daha açık tabirle:
Okuma yazma babında hiç bir şey bilmez.
Demeğe gelir. Bu:
ÜMMI.
Sıfatı, Resulüllah S.A. efendimizden başkasına verildiği zaman, kötü bir sıfat olur. Çünkü o zaman, şu manaya gelir:
Cahil, bir şey bilmez.
Amma, Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimiz hak-
kında:
ÜMMI.
Lafzı, övgü sıfatlarından olur. Nübüvvet ve risaletlerine delâlet eden açık mucizelerindendir. Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimiz, mucize olarak, nübüvvetine tazim için bu ism-i şerifle isimlendirildi. Çünkü, Resulüllah S.A. efendimiz, asla bir kimseden tek harf belleme-miştir. Hiç bir kitap okumadan ve öğrenmeden evvelin ve âhirin ilim-lerini özünde toplamış; eşyayı hakikatı ve künhü ile beyan buyurup açıklamıştır. O kadar ki: Kendisinden evvel teşrif eden nebilerin ve resullerin hallerini, mucizelerini, aralarında geçen durumları, kıssala-rını, kendilerini tekzib edenlerin helâk oluş şekillerini olduğu gibi haber vermiştir. Ayrıca, kendi zamanında olan vakaları ve onlara karşı çareleri anlatmıştır. Yüce Hakkın kullarına emrettiği şeriatı, ir-tikåb edilen masiyete iktiza olunan hadleri... hâsılı: Cümle emirleri ve yasakları anlatmıştır.
Daha önce, Musa'ya a.s. indirilen Tevrat ve İsa'ya a.s. indirilen Încil'e uygun doğru haberler vermiştir.
Bunlardan başka, kendisinden sonra, zuhur edecek şeyleri ve ka-bir ahvalini, mahşer gününün hallerini, sıkıntısını ve şiddetini haber vermesi nübüvveti için bir mucizedir. Risalet davasına adil şahid, ke-sin delildir. Çünkü bunları hiç kimseden öğrenmeden ve işitmeden ve bir kitap okumadan haber vermek mümkün değildir. Resulüllah S.A
202
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
efendimizin verdiği bu haberler, ancak Yüce Hakkın vahyi ile olmak-tadır. Vahly ise.. peygamberlerden başkasına gelmez.
İşte.. yukarıdanberi anlatılan sebeplerden ötürü, bu:
UMMI
Lafzı, Resulüllah S.A. efendimiz için bir övgü sıfatı olarak isim olmuştur.
Nitekim, Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi, Kur'an'da şöyle anlatmıştır.
"Şunlar, yarlarında bulunan Tevrat ve İncil'de vasıfları yazılı Ümmi Nebi Resul'e tabi olurlar. Bu öyle bir Resul'dür ki, onlara İyiliği yaptırır; kötülüğü yaptırmaz. Temiz şeyleri kendilerine helål eder, habis şeyleri onlara yasak eder. Ağır cezalarını onlardan kaldı-rır; kendilerini bastıran bukağıları atar. (1) İşbu ikrama nail olanlar-dır ki, O Resul'e iman eder, tazim eder ve yardımına koşarlar.
Ve.. kendisine indirilen nura tabi olurlar.
İşte.. iflâh olanlar bunlardır.» (7/157)
Bazıları da şöyle anlattı:
ÜMMI.
Demek.
MEKKİ.. (Mekke'li.)
Demektir. Zira, Yüce Hak, yeri yaratacağı zaman, önce Kâbe-i Mukerreme'nin yerini yarattı. Bundan sonra, o yeri, çevre yanlarına uzattı. Meşrıka ve mağribe kadar yeri bütün bütün büyüttü, geniş-letti. Önce Kâbe yeri yaratıldığı, sair yerler ondan uzayıp meydana
geldiği için onun adına:
Ümm'ül-Kura.
Tabiri kullanıldı. Yani:
Karyelerin anası..
Demektir. İşte, Resulüllah S.A. efendimiz, bu Ümm'ül-Kura'dan teşrif ettiği için, kendisine:
MEKKI.
Manasına olmak üzere:
ÜMMI.
İsmi verildi. Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimizin Mekki (Mekke'-li) olduğuna inanmak vaciptir.
Bir başka mana da şöyledir:
onlara: Araplar çoğunlukla okuyup yazmak bilmezler. Bu sebepten
ÜMMÍ.
Vasfı verilmiştir. Resulüllah S.A. efendimiz de, Arap soyundan. cumle insanlara peygamber gönderildiği için, kendisine: - ARABİ.
Manasına olmak üzere:
(1) Bu âyette yapılan teşbihler, önce gelen ümmetlere, nataları icabı veriler ar cezalara işaret olarak gelmiştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil203
ÜMMI
Tabiri kullanıldı; bu isimle anıldı. Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimizin Arap kavmine mensub olduğuna iman vaciptir.
Bir başka mana da şöyledir:
Cümle mahluku yaratmadan evvel, Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizin nurunu yarattı, bütün mahlukatı da, onun nurundan yarattı. Bundan ötürü, kendisi anaya benzetildi. Cümle mahlukun as-11, vani: Cümleden evvel yaratılıp, sonra mahluk, kendisinden yara-
tıldığı manasina:
ÜMM 1.
Denildi. Allah-ü Taålà ona salat ve selám eylesin. Bu anlatılar. mana: NUR ism-i şerifi (53. İsim) anlatılırken, geniş bir şekilde beyan edilmiştir.
Bir başka mana daha:
Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud ålemine teşrif ettikten taa. beka sarayına teşrif edinceye kadar, aza-i şeriflerinden ve cism-i latif-lerinden ve kalb-i müniflerinden Allah'ın rızasına aykırı bir şey zu-hur etmemiştir; aksine, daima ibadet, taat, Allah-ü Taâlâ'nın rızasına uygun hizmette daim ve sabit olmuştur. Tıpkı: Anadan doğan bir ço-cuk kadar temizdi. Anadan doğan çocuğun Allah'ın emrine aykırı bir hareketi olmamasına teşbih edilerek; anasından doğduğu gibi temiz ve påklikte sabit olup, kendisine hiç bir ayıp gelip arız olmamıştır.
Ve.. o, her haliyle temizdir; manasına:
ÜMMI.
Denildi. Allah-ü Taalà ona salát ve selâm eylesin.
103. İsim: MUHTAR. (Sallallahü Taßlá aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salat ve selam eyle.
Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi, inzal buyurduğu Tevrat ta, bu
MUHTAR.
İsmi ile zikretmiştir. Nitekim, Kåab'el-Ahbar'ın ra. şöyle dediği anlatılmıştır:
Tevrat-i şerifte, Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimizir vastım anlatırken; şöyle buyurdu:
Muhammed, Mütevekkil MUHTAR kulumdur.
Bir başka mana da şöyle anlatıldı:
Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi cümle mahluk arasından secip ilahi tecellilerine mazhar kılarak ilâhi keremlere ve yüksek de-recelere, üstün rütbelere kavuşturarak, kendisine habib ittihaz etti. Bundan ötürü, kendisine:
--MUHTAR.
İsmi verildi. Bu manayı, Resulüllah S.A. efendimiz, mübarek dl-lle şöyle anlattı:
347
YanıtlaSil10697 Gelen gider, giden dönmez.
10699 Gelin, yüz yıl yaşadı; yeni bilek kuşandı. (Bilek: Kadınların giydiği bir tür gömlek.)
Gelenle yoldaş, gidenle arkadaş (kardaş).
10700. Gelinle girer, güveyle çıkar.
10701 Gemi, iki kaptanla yürümez.
10702. Gemide oturup gemicinin gözünü çıkarır.
10703. Genci yoldaşından (arkadaşından) sor.
10704, Genclik bir kuştur. uçtu mu, tutamazsın.
10705. Gene o tas, o hamam.
10706. Getir yiyeyim, ört uyuyayım, bekle ölmeyeyim.
10707. Gezdim İran'ı. Turan'ı, cennet buldum buranı (burayı).
10708. Gezen tilki, yatan aslandan çok kazanır (yiğittir).
10709. Gezenin ya dizinedir, ya buduna.
10710. Giden bağdan gider, bahçıvanla ne gider?
10711. Giden gün geri dönmez, günü güne çalsan da. (Bizdeki karşılığı: Geçen ömür geri gelmez.)
10712. Gitti ok gibi, döndü bok gibi.
10713. Göçeri Arap gibi, her gün bir köydesin.
10714. Gölgeye piştov sıkıyor. (Bizdeki benzeri: Karanlığa tabanca sıkar.)
10715. Gönlü hoştur, babasının ocağı var.
10716. Gönül bir şişedir, kırılsa, yapılmaz.
10717. Gönül seven sultandır.
10718. Gönül var otlağa, gönül var toprağa konar.
10719. Gönülden gönüle yol var.
10720. Görmemiş, gördü gümüş; oldu kudurmuş.
10721. Görünen köy, kılavuz istemez.
10722. Görüneni ye, insafı elden salma (bırakma).
10723. Göz görmez, yüz utanmaz.
10724. Göz görür, gönül ister.
10725. Göz görür, yüz utanır.
10726. Göz yaşı da borçladır (ödünçtür).
10727. Gözden ırak olan, gönülden ırak olur.
10728. Gözü büyüklüktedir, açlık bilek (belini) kırmış.
10729. Gül ağacından odun olmaz.
10730. Gul dikensiz olmaz.
346
YanıtlaSil10663. Eşek, o eşektir, palanı değişmiş (değişse de).
10664. Eşek, yağış yerine, arpa yağmasını ister.
10665. Eşekle gittiler, katırla döndüler.
10666. Eşekten düşmüşe döndu.
10667. Esi (arkadaşı) yok, ekmeği yok, çalın, Habeş toyudur (düğünüdür)!
10668. Et, tırnaktan ayrılmaz
10669. Et yiyeni, kasap tanır.
10670. Ev buzağı çitte olmaz.
10671. Ev derdi, dev derdi.
10672. Ev hırsızına çare olmaz.
10673. Ev sahibi hırsızı tutunca, hırsız ev sahibini suçlu çıkarır.
10674. Evde kendi başını bağlayamaz, toyda (düğünde) gelin (ya da: güvey) başı bağlar.
10675. Evde soğan-ekmek yer, bayırda dişini paklar (temizler).
10676. Evdeki hesap, pazarda çıkmaz (çarşıya uymaz).
10677. Evimin arpa ekmeği, başkasının pilavından iyidir.
10678. Evin köpeği ol, küçüğü olma!
10679. Evini taşla doldur başla doldurma!
10680. Evlerinden bok kokusu gelir, kızlarının adı Reyhane'dir.
10681. Evvel Fereç bezirganıydı, şimdi iğne-sakız satar.
10682. Fasih horoz, yumurtadan çıkmadan-bağırır.
10683. Fırsatı fevt etme (kaçırma)!
10684. Fikir, zikrin semeresidir.
10685. Fitnelik, fenalık gömleğidir.
10686. Gam yardan vefalıdır....
10687. Garazdan maraz hasıl olur.
10688. Garip, dostu olmayandır.
10689. Gavur ekmeği yiyen, gâvur kılıncı çalar.
10690. Gece müşterisi ya hırsız olur, ya da hayırsız.
10691. Gecenin hayrından gündüzün şerri. (Bizde-Akşamın hayrından sabahın şerri iyidir.)
10692. Geç gelen misafirin şikâyetçiliği kendindendir.
10693. Geç olsun, güç olsun. (Bizdeki karşılığı: Geç olsun da güç olmasın.)
10694. Gel de şu kulaksız eşeği çamurdan çıkar. (İçinden çıkılması zor durumlar karşısında söylenir.)
10695. Geldi paranın tuncu, kaldı adamın piçi. (Bir şiirden: Devletin altın işi, oldu bakır.)
10696. Gelen, gidene rahmet gönderir. (Bizdeki benzeri: Gelen, gideni aratır.)
345
YanıtlaSil10628. El (yabancı) elinden (eliyle) iş isteme!
10629. Eldeki köpek, çimdeki aslandan iyidir.
10630. Elden ele, Hak'tan dile.
10631. Ele düşene (geçene) mi, yoksa yakışana mı? (Ehil olmayan kimseye verilen nimet ya da görev için kullanılır.)
10632. Elim vurdum yüzüme, kendim ettim kendime.
10633. Elin yağlı ise, kendi başına sürt.
10634. Elinde tas götürdü, evine yas götürdü.
10635. Eline göre bağla başın, külfetine göre pişir aşın.
10636. Elini kendi börküne (başlığına) tut, yel aparmasın (götürmesin).
10637. Elmanın (almanın) eyisini (yahşisini) bağda ayı yer.
10638. Elti, elti acuğuna (kahrına) evini bezer (süsler).
10639. Emanet ata binen tez (çabuk) iner.
10640. Emeği sağdış (güveyin arkadaşı) emeğine döndü.
10641. Emek çeken, semeresini görür.
10642. En büyük varlık, sağlıktır.
10643. Erag (rakı?) başa belâdır.
10644. Erag (rakı?) beleş olsa, molla da içer.
10645. Eragda (rakıda?) şifa, namertte vefa olmaz.
10646. Erbap olan aldanmaz.
10647. Eski dost, eğerli ata benzer. (Bizdeki benzeri: Eski dost, kara gün bineği.)
10648. Eski eşek, eski palan.
10649. Eski harmanı savurma.
10650. Eski pamuk bez olmaz, eski dost düşman olmaz.
10651. Eski tas, eski hamam.
10652. Eski yara üstüne yeni fitil koyar.
10653. Eşeğe gücü yetmiyor, palanı döğüyor.
10654. Eşeğe Yasin (suresi) okuyor.
10655. Eşeği öldürene sürükletirler.
10656. Eşeği süren, osuruğuna dayanır.
10657. Eşeğim, ölme, bahar geliyor.
10658. Eşeğin canı yansa, katırdan çok kaçar (koşar).
10659. Eşeğini muhkem kazığa (muha) bağla, sonra Allah'a ısmarla.
10660. Eşek bulundukta harabe bulunmaz, harabe bulundukta eşek bulunmaz.
10661. Eşek gibi bir arpa ile anırıyor.
10662. Eşek işler, at yer.
344
YanıtlaSil10594. Duvarlı bağa girilmez.
10595 Dukkan uğruncadır, kır tabağa dokunma. (Kır tabak: Bakkallarda bakkaliye nesnelerinin konulduğu geniş sepet. Bu atasözü, kuru minnet, yalancı insan karşısında söylenir.)
10596. Dünya bir penceredir, her gelen bakar, geçer.
10597. Dunya kiminle başa gider?!
10598. Dünya tükenir, düşman tükenmez.
10599. Dünya yaz iken, kış tedbirine bak!
10600. Dünyada varlık hayattır.
10601. Dünyanın kuyruğu uzundur.
10602. Dünyaya bak: biri ağlar, biri güler.
10603. Düşene yoldaş yoktur.
10604. Düşenin dostu olmaz, hele bir düş de gör.
10605. Düşman küçük de olsa, büyük iş görür.
10606. Düşman seni yemeden, sen düşmanı yemelisin.
10607. Düşmanın karınca da olsa, ona hor bakma!
10608. Duz oldu ok, eğri oldu yay.
10609. Edebi edepsizden öğrendim.
10610. Edep, aklın yazıdan (çölden, bayırdan) görünüşüdür.
10611. Eğer derviş, eğer hanfış (Tanrı yoluna başını koyan adam), akça ile biter her iş.
10612. Eğri göz, cellát olur.
10613. Eğri otur, düz (doğru) söyleş (konuş).
10614. Eğriye zeval, doğruya ne var?!
10615. Eken biçer.
10616. Eken öküz, biçen öküz, harmana gelende: ho...ha!
10617. Ekme bitmeyen yere, can ver yitmeyen (kaybolmayan) yere.
10618. Ekmedik bostan, yemedik karpuz.
10619. Ekmeği arpa olsun, huyu buğday olsun.
10620. Ekmeği ekmekçiden, altını altıncıdan (kuyumcudan) sor.
10621. Ekmeği ver ekmekçiye, yarısını da yese. (Her işi ehline ver, demektir.)
10622. Ekmeği yoktur yemeğe, atla gider sıçmağa.
10623. Ekmek elden, su gölden.
10624. Ekmek yapıldı, Haydar tapıldı (bulundu).
10625. El, elden üstündür, arşa kadar.
10626. El ile gelen düğün, bayram. (Aslı: İt bilen gelen toy da bayram.)
10627. El (yabancı) elinden (eliyle) hac alınmaz (kabul olmaz).
343
YanıtlaSil10560. Diline kimse ulaşmaz ( yetişmez).
10561. Diliyle dünyayı şam (kandil) eder.
10562. Dilsizin dilinden nenesi (anası) bilir (anlar).
10563. Dişin ağrırsa, çek, kurtul; komşun harap (kötü) ise, köç (göç). kurtul!
10564. Dişsiz insan, taşsız değirmen gibidir.
10565. Dişten artmaz, işten artar.
10566. Doğrayan bilir, yiyen bilmez.
10567. Doğru haberi uşaktan (çocuktan) al.
10568. Doğru ol, aslan yoluyla yürü!
10569. Doğru söyleyenin börkü deliktir. (Börk: Başa giyilen külah, kalpak vb. gibi şeyler.)
10570. Doğru söz, acı olur.
10571. Doğruluk, dost kapısıdır.
10572. Dolmada bir şey yoksa, niçin sarılır.
10573. Domuz derisi, dabağ olmaz.
10574. Domuzdan bir tüy koparsan, gene kârdır.
10575. Domuzdan korkan, darı ekmez.
10576. Dost ağlatır, düşman güldürür.
10577. Dost başa bakar, düşman ayağa.
10578. Dost, beni alış-verişte görsün.
10579. Dost bizi (beni) bir kozla (cevizle) ansın (istesin), koy içi çürük (boş) olsun.
10580. Dost dem (zor) günlerde bilinir (belli olur).
10581. Dost dost, muamele dürüst.
10582. Dost dostun halinden bilir, düşman bilmez.
10583 Dost istersen, zengin ol.
10584. Dost şeker de olsa, hepsini birden yeme!
10585. Dostluk kantardan (kantarla), alış-veriş mıskaldan (mıskalla).
10586. Dostun eskisi (köhnesi), arvadın yenisi (tazesi).
10587. Dostuna hain bakan göz, kör olsun.
10588. Duadan (dua ile) gelmeyen, bedduadan (beddua ile) gitmez.
10589. Durgun su kokar.
10590. Duman dağdan ne koparacaktır?!
10591. Duvar yıkılanda tozu çıkar (kalır). (Değişik biçimi: Yıkılan duvarın o dakika tozu çıkar.)
10592. Duvarı nem, adamı gam ezer. (Nem: rutubet.)
10593. Duvarın da kulağı var.
342
YanıtlaSil10529. Devekuşu gibi gizlenmek istese, başını kuma sokar.
10530. Deve, öz ayağının altını görmez.
10531. Deve öz kamburunu görmez.
10532. Deve öz menzilinde diz çöker.
10533. Deveciyle kalkıp oturan, kapısın büyük yapar. (Türkiye ve Azerbaycan'da da söylenir.)
10534. Deveden büyük fil var.
10535. Deveden düşmüş, hop hop (yup yup) söylemesinden düşmüyor.
10536. Deveni bir ciğer için boğar.
10537. Deveni iğne gözünden geçirir.
10538. Devenin kazazlığı, el ayağına yakışır.
10539. Deveye dediler: "Boynun (niçin) eğridir?"; dedi: "Nerem düzdür?" (Düz Doğru, eğri değil.)
10540. Deveye dediler: "Boynun (niçin) uzundur?"; dedi "Uzak yol gözlerim". (Gözlemek: Gözetlemek, beklemek.)
10541. Deveye dediler: "Nereden geliyorsun?"; dedi: "Hamamdan".
10542. Deveye dediler: "Sanatın nedir?"; dedi: "Kazazlıktır". (Kazazlık: İpek örmek.)
10543. Deveye dediler: "Yavrun olmuş"; dedi: "Yüküm arkamdadır".
10544. Deveye çemçe (kepçe) ile su veriyor. (Büyük bir işi, küçük bir nesneyle başarmak isteyen için kullanılır.)
10545. Deveyi bir ciğer için boğuyor.
10546. Deveyi gördüm, görmedim, (neme lâzım?).
10547. Deveyi görmedik, kuyruğunu gördük.
10548. Deveyi soyduk, kuyruğu kaldı.
10549. Devletlinin düşkünü, yazlık giyer, kış günü.
10550. Dil, akıl hazinesinin kılıncıdır.
10551. Dil kesik, baş selâmet; dil uzun, baş melâmet. (Melâmet: Arapçadan, ayıplama, kınama, azarlama, çıkışma.)
10552. Dil ustası, iş hastası.
10553. Dilde sümük (kemik) yoktur, nice istesen döner.
10554. Dilenci bir tek olsa, şekerle beslenir.
10555. Dilenciden dilenciye, Hacı Baba kazancıya.
10556. Dili dost, kalbi hain.
10557. Dilim ip oldu, karnım küp oldu.
10558. Dilin güzelliği söz, yüzün güzelliği göz.
10559. Dilinden kimse kurtulmaz.
ス
YanıtlaSil10497. Dediler: "Azrail uşak (çocuk) dağıtıyor"; dedi: "Kendininki kendisi için, bizimkine değmesin (dokunmasın)",
10498. Dediler: "İşle, dişle".
341
10499. Dediler: "Miras, nereye gidiyorsun?"; dedi: "Miras yanına" (ya da: "Miras getirmeğe").
10500. Değirmen işini görür, şakıldak baş ağrıtır. (Şakıldak: Su değirmenlerinde unu yumuşak ya da iri yapmak için kullanılan tahta parçası, şakşak diye ses çıkarır.
Bu atasözü Azerbaycan'da da kullanılır.)
10501. Değirmen, taşıma suyla dolanmaz (dönmez)
. 10502. Değirmenci diri olaydı, unu böyle iri olaydı?!
10503. Değme Nazlı'ya, kaçar (koşar) kadıya.
10504. Değme sarhoşa, âkıbet özü (kendisi) düşe (yıkıla).
10505. Deli pazarı, zor pazarı.
10506. Delikli boncuk, yerinde kalmaz.
10507. Delilik bir değil...
10508. Delinin başı belâsızdı(r).
10509. Deliye yel ver, eline bel ver.
10510. Deliyle çıkma yola, başa gelir türlü bela.
10511. Demir bıçaklığında tavdır (güçlüdür, iş görür).
10512. Demir döğüle döğüle pulat (polat, çelik) olur.
10513. Demir kapının ağaç kapıya işi düşer.
10514. Demir, tavında gerek.
10515. Demirci dükkânı önünden geçen, kıvılcım yer.
10516. Demirci zindanı mıyım ki, sükût edeyim?
10517. Deni denlerden, suyu göllerden.
10518. Denize düşen, yılana sarılır.
10519. Denize gark ol, namerde boyun eğme!
10520. Derdi bir usturadır, tutsam yaralar, atsam yaralar.
10521. Derdinden tütünü asumana (göğe) çıkar.
10522. Derdini saklayan (gizleyen), dermanını bulmaz.
10523. Dere halvet, tilki bey.
10524. Dert derde değer ziyilder (ziyil: siğil).
10525. Derya dalgasız, kapı halkasız olmaz.
10526. Deryadan köpük bağışlayor.
10527. Deve gibi gevşiyorsun.
10528. Deve ırağına, katır tırnağına bakar.
340
YanıtlaSil10461. Çiğnemeden lokma (y)utulmaz.
10462. Çim çakalsız olmaz.
10463. Çimde çakal azdı, bir de geldi gemiden (gemiyle, boynuna takılan reşmesiyle).
10464. Çingene olsun. kendisi için kaloş diksin (ya da: karbil "kırtıpil" yapsın).
10465. Çingeneye göre, karbil (kırtıpil) elek hacettir (işe yarar nesnedir).
10466. Çobansız koyunu, kurt yer.
10467. Çocuklu ev pazar, çocuksuz ev mezar.
10468. Çok aş ya karın ağrıtır, ya baş.
10469. Çok gezen çok bilir, çok yaşayan çok bilmez.
10470. Çok meyveli ağacın başı, aşağıda olu(r).
10471. Çok söyleyen (konuşan), çok yanlış söyler.
10472. Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz.
10473. Çok veren maldan, az veren candan.
10474. Çok yaşayan bilmez, çok gören bilir.
10475. Çok yatan, ihtiyarlık hastasıdır.
10476. Çokluk bokluktur.
10477. Çulha (dokumacı) bez bulmaz.
10478. Dağ başından duman eksik olmaz.
10479. Dağ bizim, çeyran (küçük taşlar) bizim, avcı burda ne arar?
10480. Dağ dağa kavuşmaz, adam adama kavuşur.
10481. Dağa göre kar yağar.
10482. Dağdaki gelip bağdakini koğar.
10483. Daha fol da yok, yumurta da yok.
10484. Dama çık mangalla, damdan in yelpazeyle.
10485. Damlaya damlaya göl olur.
10486. Dana da şirin, kulak da şirin.
10487. Danışmak için büyük bir adam bulamazsan, büyük bir taş bul.
10488. Darda kalan kedi, kaplan (aslan) kesilir.
10489. Darı kuşu gibi dağıtır.
10490. Darı kuşu gibi, yeri malûm değil.
10491. Davacı davasından vazgeçiyor da şahit şahitliğinden vazgeçmiyor.
10492. Davacı kadı olsa, imanını Allah'a ısmarla!
10493. Davul görür, oynar; mihrap görür, ağlar.
10494. Davulun sesi uzaktan hoştur.
10495. Dedim: "Adam ol", demedim: "Kadam ol". (Kada: Kaza, bela.)
10496. Dediler: "Abdal, kış geldi"; dedi: "Durmuşum titremeğe". (Abdal: Abdullah'in küçültülmüşü. Titremeğe: Üşümeğe).
339
YanıtlaSil10428. Buldu aşină (tanıdık), kaldı başına.
10429. Bulmaca, bulununca.
10430. Bülbul besledim, karga çıktı.
10431. Bulbul, öz günü için ağlar.
10432. Bülbülün zevki kuldadır.
10433. Büyük baş devlettir, büyük ayak nekbettir (uğursuzluk).
10434. Büyük ne se(r)per, uşağı onu çöpler.
10435. Büyük, su döker; küçük, ayak sürür. (Yani: Büyük ne yaparsa, küçük de ona öykünür.)
10436. Büyüklük akıldadır, ömürde değil.
10437. Camiden hasır mı umuyorsun?
10438. Cefa çeken, sefasını sürer.
10439. Cefayı çekmeyen, sefanın kadrini bilmez.
10440. Cemale bakma, kemale bak.
10441. Can boğazdan geli(r).
10442. Can çıkmayınca, huy çıkmaz.
10443. Can ne çekerse, dil yüzünden çeker.
10444. Can parayı getirir, para canı getirmez.
10445. Cana gelen kaza, mala gelsin!
10446. Candan so(n)ra, cihan harap olsun!
10447. Canı yanan eşek, attan fazla kaçar (koşar).
10448. Ceylan, kaç, tazı geldi.
10449. Cumartesi, Yahudinin boyunnadır (vaciptir). (Cumartesi günleri Yahudiler ateş yakmazlar, o günleri kutsal sayarlar, bu yüzden yeme ve içmede zorluk çekerler, ama buna ister-istemez katlanırlar.)
10450. Cüce, yumurtadan çıkıp kabuğuna çiv-çiv ediyor.
10451. Çakal var, baş koparır (keser); kurdun adı yamandır.
10452. Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
10453 Çalışan, ekmeğini taştan çıkarır.
10454. Çalma halkın (başkasının) kapısını, çalmasınlar kapını.
10455. Çamurdan düz çıkmaz.
10456. Çay taşı ile çay kuşu vuruyor. (Değişik biçimi: Çay kuşunu çay taşı ile vurur.)
10457. Çayır, öz kökü üzerinde biter.
10458. Çıkan ay, çıkışından bilinir.
10459. Çıkmayan canda umut var.
10460. Çıra, dibine şule vermez.
338
YanıtlaSil10398. Borç al, zekât ver!
10399. Borç benim, kaygı senin.
10400. Borç ısıdır (sıtma tutar), ama ölmez.
10401. Borç su, değirmen dolandırmaz.
10402. Borç, yüzü geçtiyse, her gün pilav ye!
10403. Borçla alınan eşek, su yolunda ölür.
10404. Borçla içen, (i)ki kere sarhoş olu(r).
10405. Bostancıya döğlek (kavun keleği) veriyor.
10406. Boş torbayla at tutulmaz.
10407. Boşbağazlık karın doyurmaz.
10408. Boşuna çalışmak, akan suyu teklemek (suyun önünü kesmek) gibidir.
10409. Boynu uzun, beyni boş.
10410. Boynumu vuran cellât, keşke bir mert olaydı!
10411. Börkünü sıkı tut, yel aparmasın (götürmesin).
10412. Bu "birinci nefti" öz (kendi) çerağına (lambana) koy. (Kerkük'te neft (petrol)
"birinci neft... birinci neft" diye sokaklarda bağrılarak satılırdı, bu söz, yapılan ihsanın değersizliği karşısında söylenir.)
10413. Bu da bir tavdır (güç, kuvvet), çakmağı kavdır. (Bizdeki "Bu da geçer, yahu" karşılığı)
10414. Bu hamur çok su götürür. (İçinde bulunulan felåketin sürüp gideceğini belirtir.)
10415. Bu kara köpeğin canı ne denli sağ kalırsa, uşağınız (çocuğunuz) hep böyle sıçar. (Korkunç kimseler için söylenen bu sözün Kerkük'te anlatılan bir öyküsü vardır.)
10416. Bu kulaktan girer. o kulaktan çıkar.
10417. Bu miras böyle kesse (değer biçmek), ne bıyık kalır, ne sakal.
10418. Bu tef-dümbelek (eğlence), sünnetim içinmiş. (Nasrettin Hoca'nın "Yorgan gitti, kavga bitti" sözüne benzer.)
10419. Bu yel böyle eserse, bu makas böyle keserse, ne bıyık koyar, ne sakal.
10420. Bu yılki kuş bıldırki (geçen yılki) kuşa civ civ -alay- ediyor. (Bu atasözü Azerbaycan'da da söylenir.)
10421. Budunun etini ye, kasabın minnetinden eyidir.
10422. Bugün bize, yarın size.
10423. Bugünkü yumurta, yarınki tavuktan iyidir.
10424. Bugünü ye, yarım için Allah kerimdir.
10425. Bugünün işini yarına koyma, belki yarın sana yar olmaz.
10426. Bugünün turşusunu, yarının şirinine (taze sebze) vermem.
10427. Bulanık suda balık avlanmaz.
106 Bir bulutta yağış yağmaz.
YanıtlaSil1064 Bir culum var, atarım: nerde gelmiş, yatarım (uyurum).
11365. Bir dağ yıkılmazsa, bir dere dolmaz.
10366 Bir dertlinin dermanını, o derde düşenden sor (al)
. 10367. Bir dmsizin hakkından bir imansız gelir (kendisiyle başa çıkar).
10368 Bir elin nesi var? Iki elin sesi var.
10369. Bir elin sesi çıkmaz.
10370. Bir elle çapkın (alkış) çalınmaz (yapılmaz).
10371. Bir gülden (gul ile) bahar olmaz.
10372. Bir kereyden minare başına çıkılmaz.
10373. Bir koltuğa iki karpuz sığmaz.
10374. Bir köyün ağası Selman olsun, o köyde ne harman olsun?
10375. Bir küllükte (çöplükte) iki horoz baynamaz (ötmez).
10376. Bir küp kırılıncaya dek) yüz testi (bardak) kırılır.
10377. Bir mangır (kuruş) için Anteb'e gider.
10378. Bir ölüm, bir de ayrılık olmasaydı.
10379. Bir özü, bir Fatma'sı.
10380. Bir peştemalı var kırmızı; hem anası (özü) bağlar, hem kızı.
337
10381. Bir sümbül hatırı için yüz zevan (delice denilen buğday azıntısı) su içer.
10382. Bir taş kopanda, daha yerini tutmaz.
10383. Bir taşla iki kuş vurur.
10384. Bir tavuğun ayağını açabilmez (açamaz).
10385. Bir tepe yıkılır, bir dere dolar.
10386. Bir uçtun çekirge, iki uçtun çekirge, sonunda sıçtın çekirge. (Bu söz, uzun bir öykünün belirli bir yerinde geçer.)
10387. Bir yemiyorum-yemiyorum'dan kork, bir de gidiyorum-gidiyorum'dan.
10388. Bir yerde yatmaz, ki altınan su geçsin.
10389. Bir yerden yaralıyım, yüz yerden kanım akar.
10390. Bir yiğit yoksul olsa, ona el-ayak güler.
10391. Bire değmez, bini beğenmez.
10392. Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar.
10393. Bivefaya (vefasıza) emek verenin emeği, hiç olur ahırda.
10394. Biz, çobansız koyuna benzeriz.
10395. Biz razı olduk kaza, kaz özünü koydu naza.
10396. Boklu, çamurluya gülüyor.
10397. Bol bol yiyen, bel bel bakar.
336
YanıtlaSil10329. Bazan güzel renkli meyve de acı olur.
10330. Bedava rakıyı molla (hoca) da içer.
10331. Bedesil minnet bilmez, parmağını mum etsen ona.
10332. Beğenmediğin taş baş kırar (yarar).
10333. Beğenmeyen oğluna almasın!
10334. Bekleyen, koruktan helva yer.
10335. Ben bilirim, hangi ineğin buzağısısın.
10336. Ben bismillah deyince, o elhamdülillâh dedi.
10337. Ben dedim: "Dertli benim", bilmedim, benden dertli çok imiş.
10338. Ben dedim: "Gam azalsın", gam geldi gam üstüne.
10339. Ben değildim, elimdi, köpek oğlu Selim'di. (Kendi yaptığı kötülüğü başkasına yüklemek isteyenler için kullanılır.)
10340. Ben diyorum: "Babam acından öldü", o diyor: "Helva ve külçe (bir çeşit hamur tatlısı) yok muydu? yesin."
10341. Ben ektim, her gelen derdi (topladı).
10342. Ben hancı, sen kervancı.
10343. Ben razı, sen razı; ne karışır, kör kadı?
10344. Bendeye hor bakan, belâya duçar olur.
10345. Besledim, ahırda emeğim hiç, maya (dişi deve) hiç oldu.
10346. Beş parmağın bir değil.
10347. Ben-i Adem (beşer, insan) sığır değil, ki bir donda (giyside) kalsın.
10348. Beni bir yılan çaldı, dilimi bilen çaldı.
10349. Beyaz inek, her renge boyanır.
10350. Beyaz saç, ihtiyar etmez.
10351. Beyazın adı var, esmerin dadı (tadı).
10352. Beyn-adam (ben-i Adem) çayır köküdü(r).
10353. Bez alırsan Musul'dan, kız alırsan asıldan (asilden, soyludan).
10354. Bıyıktan kaldırdı (kesti), sakala koydu.
10355. Bileği güçlü olan, birini yıkar, bilimi güçlü olan herkesi yıkar.
10356. Bilene bir (harf yeter), bilmeyene bin oku.
10357. Bilene bir söyle, bilmeyene bin.
10358. Bin düşün, bir konuş.
10359. Bin kaygı, bir iş bitirmez.
10360. Bir ağaçta beş kuş görmese, bir taş atmaz.
10361. Bir ağaçta gül de biter, diken de.
10362. Bir baş var, bin sevda.
33
YanıtlaSil10293. Bağı bahçıvan yer, koyunu çoban.
10294. Bağı ver bahçıvana, yarısını da yese.
10295. Bağında gül var iken gül yüzüne bağında gül tükendi, kül yüzüne.
10296. Bahar bulutu gibi, bahtsız yağar.
10297. Bahçıvan bahçıvan olursa, neyler bağ duvarı?!
10298. Bahçıvan ineği olaydım bağda.
10299. Bakla çok yiyenin aklına halel gelir.
10300. Bal arısı da çalarken acıtır.
10301. Bal bal demekle, ağız şirin (güzel) olmaz.
10302. Bal tutan, parmak yalar.
10303. Bal yemedim, belâma çattım.
10304. Balı olanın çibini (sineği) Şam'dan gelir.
10305. Balığa bıçak yoktur.
10306. Balığı, bulanık suda avlayor.
10307. Balık, baştan kokar.
10308. Balık gibi, beli ıslanmaz.
10309. Balık suda (iken) pazarlık olmaz.
10310. Baltanın yıkamadığı evi, göz yıkar.
10311. Barutla ateşin oyunu olmaz.
10312. Baş başa vermeyince, taş yerinden çıkmaz.
10313. Baş gidince, ayağ payedar (başarılı) olmaz.
10314. Baş sağlığı, dünya varlığı.
10315. Baş verir, sırdaş vermez.
10316. Başa dolanmak, yaşı azaltmaz.
10317. Başa gelen çekilir.
10318. Başa gelen, dilden gelir.
10319. Başa yazılan gelir.
10320. Başı ağrıyan şapalak yer, karnı ağrıyan topalak yer.
10321. Başı bir, dili bin.
10322. Başım taş altındadır.
10323. Başına gelen başmakçıdır (kunduracıdır).
10324. Başkası için kuyu kazan, özü (kendisi) düşer.
10325. Baykuş gibi, harabe gözlüyor.
10326. Baykuş, virane bekler.
10327. Baykuşa: "Dünya nicedir" dediler, "Kalbim gibi" dedi.
10328. Bayramda borç ödeyene, Ramazan kısa gelir.
334
YanıtlaSil10258. Ay ışığında uğruluğa (hırsızlığa) çıkar.
10259. Ay karanlığı, akşamdan belli olur.
10260. Ayağı altında yumurta var.
10261. Ayağı yalın gezene diken batar.
10262. Ayağını yorganına göre uzat!
10263. Ayaklar nece (nice) varsın, gevil (gönül) varmayan yere?
10264. Aydın gece, ikindiden (akşamdan) belli olur.
10265. Ayı kocalsa, balaları (yavruları) taş... ile oynar.
10266. Ayıbını bilen, halkı ayıplamaz.
10267. Ayın on beşi ışıktır (aydındır), on beşi karanlık.
10268. Ayıpsız dost isteyen, dostsuz kalı(r).
10269. Ayran dökülür, yeri kalmaz; yoğurt dökülür, yeri kalır.
10270. Ayşe sevmiş Fatma'yı, kımıştır al katmayı. (Katma: Kıldan, yünden yapılmış ip, sicim.)
10271. Az konuş, çok dinle!
10272. Az olsun, uz olsun.
10273. Az tamah, çok ziyan getiri(r).
10274. Aza razı olmayan, çoha (çoğa) da razı olmaz.
10275. Azı beğenmeyen, çohu (çoğu) da beğenmez.
10276. Azı bilmeyen, çohu (çoğu) da bilmez,
10277. Azıcık aşım, ağrısız başım.
10278. Azrail (Izrayıl) uşak paylırı (dağıtıyor), özünkü özüne, bizimki bize.
10279. Baba oğluna bağ bağışlar, oğlan babasına bir zalhım (salkım) üzüm vermez.
10280. Babamın adı (ustamın adı) Hıdır (Hızir), elimden gelen budur.
10281. Babasına yaptığını oğluyla görür.
10282. Babasının gönlü hoştur, ocağı var.
10283. Bablı babıyla, keçel (kel) karga keçel kerkezle (akbabayla). (Dengi dengine,)
10284. Bademce badem olmaz, yetimçe (soysuz) adam olmaz.
10285. Badıncana (patlıcana) ne bela var?
10286. Bağ bahçıvanındır.
10287. Bağ bakalsız (bakıcısız), çem (meşe) çakalsız olmaz.
10288. Bağ daye yok, belçe (kürek) ister.
10289. Bağ, duvarsız olmaz.
10290. Bağ, sahipsiz olmaz.
10291. Bağdat gibi şar (şehir) olmaz, kardaş gibi yar olmaz.
10292. Bağdat'a giren pişman, çıkan pişman.
335
YanıtlaSil10224. Arpa eken, buğday biçmez.
10225. Arpa ekmeği, yelli karna bahanedir.
10226. Arsız neden (neyle) arlanır? Çul da giyse salınır.
10227. Arsızı koydular çuvala, taklavatı deliğinden çıktı.
10228. Arsızın canı gayım (kıymetli?) olur.
10229. Arsızın parmağına taş değse, "ah" demez.
102.30. Arsizin (yüzüne tifirdiler (tükürdüler), "hamd olsun, yağış (yağmur) yağdı" ded
10231. Arvadın (kadının) malı, hamam döğecidir (tokacıdır).
10232. Arvat var, ev bezeği; arvat var, ev tezeği.
10233. Arvat var, ev dayağıdır; avrat var, kap boyağıdır.
10234. Arvat var, ev yapar; arvat var, ev yıhar (yıkar).
10235. Asili dat, hasırda yat. (Asil ile evlen, hasır üstünde yat.)
10236. Astarı, yüzünden pahalıdır.
10237. Astarına bak, yüzünü al; nenesine (anasına) bak, kızını al!
10238. At almadan ahır yapıyor.
10239. At, atlıyı tanır.
10240. At binenin, kılıç kuşananın.
10241. At, ere uyar.
10242. At ölü(r), itlere bayram olu(r).
10243. At ölü(r), meydan kalı(r); (y)iğit ölü(r), şan kalı(r).
10244. At teper, katır teper, ara yerde eşek ölür.
10245. Ateş, kışın meyvesidir.
10246. Ateş olsa, özünü yandırır.
10247. Ateşle barut bir yerde olmaz.
10248. Atı at yanında bağlasan, ya tekme öğrenir, ya da çifte.
10249. Atın her yorulduğu yerde han yapılmaz.
10250. Atla eşek nallandı, kurbağa bacağını kaldırdı.
10251. Attan düşmek, eşekten düşmekten iyidir.
10252. Attan düşmeyen atlı olmaz.
10253. Attan indi, eşeğe bindi.
10254. Attar yoksul oldukta; torba, dağarcık arar. (Değişik biçimi: Yahudi yoksu
olanda; düğün, çoğun arar. Düğün, çoğun: Eski değersiz torbalar. Bizde
benzeri: Batan bakkal, eski defterleri kurcalar.
10255. Attar, yükündekini satar.
10256. Ay aydın, hesap malům.
10257. Ay görmüşün yıldıza ne minneti!
332
YanıtlaSil10190. Alışmış, kudurmuştan beterdir.
10191. Alıştın yağlı dolmaya, acap bir gün olmaya.
10192. Ali'nin börkünü, Veli'nin başına koyuyor. (Börk: Eskiden kullanılan bir çeşit başlık.)
10193. Ali'si gider. Veli'si gelir.
10194. Ana gezer, kız gezer, bu çehizi kim düzer?
10195. Allah bir kapıyı bağlasa, bir kapıyı açar.
10196. Allah, bu eli o ele muhtaç etmesin!
10197. Allah, dağına göre (dağını görür), kar yağdırır.
10198. Allah deveye kanat verseydi, damı-duvarı yıkardı.
10199. Allah gazap ederse, karıncaya kanat veri(r).
10200. Allah hiç kimsenin evine ne kör molla, ne de sazlayan (sızlayan, şikâyetçi) göndermesin!
10201. Allah kerimdir, kuyusu derindir.
10202. Allah, kimseyi dillere salmasın.
10203. Allah, kozu (cevizi) verir dişsize (ahsıza), pilavı verir iştahsıza.
10204. Allah ne hekime, ne hâkime işini salmasın.
10205. Allah, Sultan Mahmut'tan da büyüktür.
10206. Allah verse, peygamber de bir cenge (avuç) koyar.
10207. Allah'a olmak istersen asi, ya mütevelli ol, ya vasi.
10208. Allah'ın küçük sabrı, kırk yıldır.
10209. Allah'tan korkmayan, benden de korkmaz.
10210. Allah'tan ne gelirse, hoştu(r).
10211. Altın (kızıl) kaba kan kusayım! (Sağlık, mutluluk; varsıllıktan daha iyidir.)
10212. Altın, toprağa düşse de kıymeti azalmaz. (Altın, yere düşmekten kadri kırılmaz.)
10213. Altını altıncı (kuyumcu) tanır.
10214. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul-zurna az.
10215. Ar eden kâr etmez, kâr eden ar etmez.
10216. Araba kırıldıktan sonra, yol gösteren çok olur.
10217. Arakta (külah) şifa, hîzde (puşt) vefa olmaz.
10218. Arap, neneye der: "yumma"; sen bunu benden umma. (Yumma: Ana (Arapça).
10219. Arayan bulur, (belâsını da, Mevlâ'sını da).
10220. Arı, çiçekten bal eder.
10221. Arı yuvasına toprak serpiyor.
10222. Arkadaş dem (zor) günde gerek.
10223. Arnavuda (havasıza, arsıza) dediler: "Cehenneme gider misin?", dedi: "Aylık ne kadar?".
331
YanıtlaSil10157. Akıl iyi şevdir, eğer insanda olursa.
10158. Akıl nerde, devlet orda.
10159. Akıl yaşta dögü (değil), baştadı(r).
10160. Akıllı düşman, akılsız dosttan iyidir.
10161 Akıllı kimseyi falcılar sevmez
10162. Akilh o kimsedir, hiçbir hileyle aldamaz.
10163. Akıllı, vakit gözler.
10164. Akılsız başın zahmetini, ayak çeker.
10165. Akil bir kez aldanır.
10166. Åkil düşününceye (değin), deli vurur, geçer.
10167. Akil işine bakar, cahil dişine.
10168. Aklı topuğundadır.
10169. Aklı yoksa, onu çark-i çembere (çarh-i felek: yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği) döndereyim (döndüreyim).
10170. Aklını seven, erag (rakı?) içmez.
10171. Akrabayla ye, iç, alış-veriş etme!
10172. Akrep yavrusu, anasını yer.
10173. Akrep yavrusunu karnında besler.
10174. Akşam yemeğimizden artmış, sabahla öğlen arasındaki vakitte yenen yemeğimize kalmış. (Savurganlık için söylenir.)
10175. Akşam yemeğinden sonra mezedir. (Savurganlık için kullanılır.)
10176. Aktar yoksul olunca, torba-dağarcık aktarı (arar).
10177. Aktar yükündekini satar. ("Kap içindekini sızar" anlamında.)
10178. Alan aldanmaz, satan aldanır.
10179. Alan pişman, satan pişman.
10180. Alçak yerde yatma, sel alır; yüksek yerde yatma, yel alır.
10181. Aldığın abdest, korkuttuğun kurbağaya değmez.
10182. Aldın bitti, sattın (y)itti.
10183. Alem, düşene güler.
10184. Âleme âdet ise, bize bid'attır.
10185. Åleme vermiş tef, dümbelek; bize vermez kalbur, elek.
10186. Âleme yengeç isen, bize haştek ol. (Yengeç: Gömlek kolunun uzun, sarkmış ucu, eskiden kola sarılırdı. Haştek: Pamuklu, uzun ceket.)
10187. Alırsa el (yabancı) götürür, yel götürür, sel götürür.
10188. Alış oğlu veriştir, dünya karış karıştır.
10189. Alış-veriş miskal iledir, dostluk kantar ile.
330
YanıtlaSil10127. Aferin, nice yüz, nice haya!
10128. Afyon çekeni yılan soksa incitmez.
10129. Ağa bağından su bağışlayor. (Ağa bağı: Kerkük'te Bulak mahallesinde ünlü bir bağın adıdır.)
10130. Ağacı kurt yer, insanı dert yer.
10131. Ağacın iki başı da bokludur. (Değişik biçimi: Yukarı tükürsem bryığımdır, aşağı tükürsem sakalımdır.)
10132. Ağacın kurdu özünden (kendi içinden) olmazsa, bin yıl yaşar.
10133. Ağaç (değnek) cennetten çıkmıştır; (o yüzden eğitim için yararlıdır.)
10134. Ağaç kapının demir kapıya işi düşer.
10135. Ağaç yaş (taze, rutubetli) iken eğilir. (Insan da küçük yaştayken eğitilmelidir
10136. Ağaç yoğunluğundan (kalabalığından) kırılır.
10137. Ağaçtan maşa olmaz, Çingeneden paşa olmaz.
10138. Ağır ayak ser basar (başa değer), hafif (yüngül) ayak daş basar (taş basar). (Az az ziyaret, tez tezden iyidir; ziyaretçi saygı görür.)
10139. Ağız yer, yüz utanır.
10140. Ağlamak, ölünü diriltmez.
10141. Ağlamayan uşağa (çocuğa) emcek (meme) vermezler.
10142. Ağlarsa nenem (anam) ağlar, gerisi yalan ağlar.
10143. Ağzımı bulamaç yandırdı (yakrı), keşke bir aş olaydı, başımı kessek (kerpiç) kırdı, keşke bir daş (taş) olaydı.
10144. Ahırcılık ediyor (ahırda inek ve sığır besliyor), ekmek yığmak aybına geliyor (hayvanları için şuradan-buradan kuru ekmek topluyor).
10145. Ahırı yapan, ekmeği de yığar (toplar).
10146. Ahlâk, paradan (puldan) evladır.
10147. Ahmağı gönder, arkasınca git.
10148. Ahmak dünyasını sürer, akıllı ona hayran kalır.
10149. Ahmak odur, bu dünya için gam yeye; Mevlâm bilir, kim kazana, kim yeye.
10:50. Ahmet Ağa'ya anlat! (Ahmet Ağa, Osmanlılar döneminde Bağdat'ta subaşı "polis müdürü" idi; söz dinlemez, inatçı bir kişiydi. Bu deyimin, uzun bir öyküsü vardır.)
10151. Ak akça (pul), kara gün içindir.
10152. Ak karganın eti yenilmez.
10153. Akıl, akıldan üstündür.
10154. Akıl, başta olur, yaşta olmaz.
10155. Akıl, cevahir taşıdır, o da başta.
10156. Akıl, insanın yarısıdır.
325
YanıtlaSil10092. Aç karna acı sakız.
10093. Aç karna bulamaç ne eder?!
10094. Aç, kepek de yer.
10095. Açı işletme, toku depretme!
10096. Açın imanı olmaz.
10097. Açın toktan haberi yoktur.
10098. Açlık ne yedirmez, tokluk ne dedirmez. (Bizde: Aç ne yemez, tok ne demez.
10099. Açma kutunu, işitme kötünü!
10100. Açma sırrın dostuna, onun da dostu var, gider diyer dostuna.
10101. Adam, açlıktan hayasını verir.
10102. Adam, adam acısına (zıddına) bir ölçek tuz yer.
10103. Adam, adama bir kere aldanı(r).
10104. Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, olsa da çulu.
10105. Adam adamın şeytanıdır.
10106. Adam (beşer) çiğ süt emmiştir.
10107. Adam, dilinden tutulu(r). (Almanca benzeri: İnsanlar, güzel sözlerle yakalanır
10108. Adam her düşende (görevden düşünce, yıkılınca) bir akıl kazanır.
10109. Adam işlemeyince dişlemez.
10110. Adam, işte bilini(r).
10111. Adam, kanatsız kuştu(r).
10112. Adam olacak uşak, bakışından bellidir.
10113. Adam olana bir tek söz kifayet eder (yerer).
10114. Adam ondur, dokuzu dondur (giysidir).
10115. Adam öz eliyle belini kaşımazsa, doymaz.
10116. Adam, öz gözüne körlük istemez.
10117. Adam sözden, uşak közden.
10118. Adam var, bir ekmekle (çörekle) bin it aldatır; adam var, bin ekmekle bir it aldatamaz.
10119. Adamı kılınç öldürmez, bir acı söz öldürür.
10120. Adamı şat (çay) başına aparıp (götürüp) susuz döndürür.
10121. Adamı yerse, tanış kurt yesin.
10122. Adamın canı çıksın, adı çıkmasın.
10123. Adamın öz eli, öz kesesi.
10124. Adı biçindedir, orağı kırıktır.
10125. Adım adım yol olur, damla damla göl olur.
10126. -Adın nedir? Karabet. -İşin nedir? Gelip git!
328
YanıtlaSil10067 Gölgelik kuran boza içer, sal bağlayan ırmağı geçer.
10068. İki kötü insan dost olmaz. iki iyi insan birbirine kin tutmaz.
10069. İki kötü kişiyle iş görenin günü, itlikle geçer.
10070. İyi at eyerlenirse koşar, sıradan at bakılırsa koşar.
10071. İyi evlât babayı vezir eder, kötü evlāt rezil eder. (Caksı bala örge süyreydi, caman bala kõrge süyreydi.)
10072. İyi insan gördüğünü, kötü insan verdiğini söyler.
10073. İyi insanın dostu çok olur, kötü insanın hıncı.
10074. Keçi nerden atlarsa, oğlağı da ordan atlar. (Bala uyada ne körse, uşkanda son aladı.)
10075. Kız ile altın, gizli gerek. (Kızğa kırık üyden tiyü.)
10076. Konuk konuğu sevmez, ev sahibi hiçbirini.
10077. Köpeği sahibi korursa, kurdu Tanrı'sı korur. (İytti iyese saktasa, börine Tenir'si saktaydı.)
10078. Oğlan babaya, kız anaya çeker. (Bala ökege, kız çeçege karap öser.)
10079. Oğul bulayım desen, Umay'a inan. (Ul tabam desen, Umay ga tabın.)
10080. Onun boz kurdu var. (Onın kök börisi bar.)
10081. Öğrenim bilimin bir ürünüdür, bereket de öğrenimin.
10082. Yedi atasının bilmemek, yetimliğin belirtisidir. (Jeti atasın bilmeyen, jetimliktin belgesi.)
KAZAN ATASÖZLERİ. Bak: TATAR ATASÖZLERİ
KENYA ATASÖZÜ
10083. Bir yalan ne denli hızlı olursa olsun, gerçek yetişip onu geçer.
KERKÜK (IRAK) TÜRKMEN ATASÖZLERİ
10084. Abasına bak bezini, nenesine (anasına) bak kızını al!
10085. Acele işe, şeytan karışı(r).
10086. Acı gelir, yüz sararır; acı gider, yüz kararır.
10087. Acı (tahne) söz, adamı dinden çıkarı(r).
10088. Aç aman bilmez, uşak (çocuk) zaman bilmez.
10089. Aç ayı oynamaz.
10090. Aç ayıya döndü.
10091. Aç gözlünün karnı toh (tok) olur, gözü toh olmaz.
327
YanıtlaSil10038. Çekirgeden korkan, ekin ekmesin.
10039. Cocuklu ev pazar, çocuksuz ev mezardır.
10040. Güzel olan güzel değil, sevdiğimiz insandır.
10041. Hastalık iyileştirir, alışkanlık kalır.
10042. Kötüluk geçer, kötü adak kalır.
10043. Kusursuz dost arayan, yapayalnız kalır.
10044. Veren el, alır.
10045. Yalancı, bir ölüyü bile tanık olarak gösterebilir.
10046. Yaz var, kış var, ivecek ne is var? (Zaz bar, kis bar, asıkkanday ne is bar?)
10047. Yiğit için sopa da bir silahtır.
KAZAK ATASÖZLERİ
10048. Adam olacak çocuk, bokundan bellidir. (Bolar bala boğınan.)
10049. Ağaç, yaşken eğilir. (Bala terbiyesi besikten.)
10050. Ağlamayan çocuğa, meme vermezler.
10051. At alırsan renk ile baş al; kadın alırsan göz ile kaş al.
10052. At yahşı olsa atasını, yiğit olsa dayısını sor. (At caksı bolsa atasını, cigit bolsa nagaşısını sura.)
10053. Atası bir olanın kanı da birdir.
10054. Babası iyi olan kimsenin oğluna kız ver, anası iyi olan kimseden oğluna kız al.
10055. Büyükler evde söyler, çocuklar damda beyan eder. (Balalı üydin urlığı catpas.)
10056. Çekirgeden korkan, ekin ekmez.
10057. Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi yürür. (Balanı cumsasan artınan özin bararsın.)
10058. Çocuk, düşe-kalka büyür. (Bala çetige kelgenşe cerden tayak ceydi.)
10059. Çocuklara beş yaşına değin hakan gibi bak, onbeş yaşına değin çalışmaya alıştır, onbeş yaşından sonra arkadaş gibi danış. (Balanı bes jasga deyin handayş köter, on bez jasga deyin quldayömsa, on bezten ári onımen dasınday aqıldas.)
10060. Çocuklu ev pazar, çocuksuz ev mezar. (Balalı üy bazar, balasız üy mazar.)
10061. Çok çiğneyip az yutsan, tıkanmazsın; çok düşünüp az söylesen, yenilmezsin.
10062. Eski atam Er Türk, biz Kazak boyundanız. (Argı atam Er Türk, biz Kazak halkımız.)
10063. Evin küçüğü olacağına, iti ol! (Adamnın kişisi bolganşa, ittin küşigi bolgan artık.)
10064. Gerçeği aramaya kalkmayacaksın; herkesin gerçek bildiğini keşfedeceksin.
10065. Gider yerin Balkan dağları, orası bizim gitmişlik yerleri(mizdir). (Barar cerin Balkan tav, ol da bizdin baskan tav.)
10066. Gizini paylaşabileceğin dost çoktur, ama onu yalnız biri saklayabilir.
326
YanıtlaSil10013. Büyükler, daha güçlüce düşer.
10014. Cehennem donduğu vakit!
10015. Erken yatan, erken kalkar; uğur, insanı akıllı, varlıklı yapar.
10016. Erkenci kuş ısınır.
10017. Her şeyin sonu, paraya varır.
10018. İyi arkadaş, pırlanta gibi az bulunur.
10019. İyi, daha iyi, mükemmel oluncaya dek durup dinlenmeyiniz.
10020. Kunduz gibi çalışkan.
10021. Nisan yağmur, mayıs çiçek getirir.
10022. Samanlıkta iğne aranmaz.
10023. Soğuk eller, sıcak yürek.
10024. Sopa ile taş kemiğimi kırar, kötü söz canımı yakmaz.
KARAÇAY ATASÖZÜ
10025. Her ile bir baş, her Türk ayrı baş.
KARADAĞ ATASÖZLERİ
10026. Hızlı öç, zarar getirir. (Bulgarca benzeri var. Brza osveta, gotova şteta -Karaciç, No. 530, s. 34.)
10027. Kardeşlik kardeşlik, ama peynir para ile. (Türkçeleri: Dostluk dostluk, ama peynir para ile; Dostluk başka, alışveriş başka.-Bulgarca, Romence benzerleri var. Braça ka'i braça, ama sir za aspre. -Karaciç, No. 517, s. 33.)
10028. Karga karganın gözünü çıkarmaz. (Vrana vrani oçi ne vadi.)
10029. Kış, insanı ya dişiyle ısırır, ya da kuyruğuyla kırbaçlar.
10030. Ölürüm, ama şeytana kolay kolay ruh teslim etmem. (Karaciç, No. 2083, s. 134.)
10031. Varsıllar at üstünde, yoksullar ayak üstünde gider. (Bulgarca benzeri var. Bogati na mazgu, a siromasi idu na noge.- Karaciç, No. 248, s. 19.)
10032. Yaz vermezse, güz hiç vermez. (Bulgarca benzeri var. -Karaciç, No. 66, 5.6.)
...
KARAKALPAK ATASÖZLERİ
10033. Ağız kavgasında bile, uzlaşma için bir yer ayır.
10034. Alçakgönüllüye yerlere dek eğil, kibirlinin önünde başını göklere dik!
10035. Altını görünce, melek bile yolunu şaşırır.
10036. Atı eşeğin yanına bağlarsan, atın huyu değişir.
10037. Bir adamı yüzüne karşı övmektense, ateşe atmak yeğdir.
Geçmişin bilinen klasik savaşlarının artık geride kalındığı bir döneme girildi. Bu ne-denle yeni bir dünya savaşı, tahminlerin ötesinde bir yıkım getirme potansiyeline sahip. Resmi rakamların çok daha düşük gösterilmesine karşın, özellikle gelişmiş ül-kelerin, silah sanayine çok büyük kaynak-lar ayırdıkları biliniyor. Yalnızca belirli ırkla-n, ulusları ve belirli DNA yapısına sahip in-sanları etkilemeye dönük yeni silahlar üze-rinde çalışıldığı biliniyor.
YanıtlaSilSilah sanayisi öylesine gelişmiş durumda ki, çok özel ve anlatılması güç silah sistem-leri üzerinde çalışmalar sürdürülüyor. Bun-lardan birisi olan HAARP Projesi, son bilim-sel buluşları silahlanma yarışının hizmeti-ne sokan bir nitelik taşıyor. Bu silah ile be-yinler kontrol altına alınabilir, dünya ça-pında bir füze kalkanı oluşturabilir. ABD'nin düşmanı anında kör edebilecek lazer silahları geliştirdiği de biliniyor. ABD, körlüğe yol açabilecek silahları deneme aşamasına geldi.
Rusya ise uydu sistemleri kullanılarak dü-zenlenebilecek saldınlara karşı bir "anti uydu" silah geliştirdiğini açıkladı. Rusya'nın geliştirdiği yeni silahın, insanlan da etkileyebilecek nitelikte olduğu ve bütün iletişim araçlarını bir saniyede devre dışı bırakacak üstün bir silah olduğu ifade ediliyor.
SU-24'ÜN TÜRK-RUS İLİŞKİLERİNE ETKİSİ
BİLGİ CAGI SAVASI BAŞLADI
PROF. DR. YAŞAR ONAY
"Bilemezseniz, bilmediğiniz yolda gidersiniz. Öngöremezseniz, engelleyemezsiniz."
filgıyayınları
ilgikultursanat
Yeniyüzyıl Güçlülerindir
Güç bilgidir...
Eskişehir İl Halk Kütüpha
1040001 37601
kendisi için takdir edilen yok olmaya doğru yol aldığını söy-lemektedir: "O'nun dışındaki her şey yok olacaktır." (Kasas Suresi: 88)
YanıtlaSilGah olur devrân bize mihr ü vefâlar gösderir
Gah döner her lütfuna yüz bin cefålar gösderir
Adli (II. Bayezit)
Zaman bize bazen (lütufta bulunur) sevgisini ve merha-metini gösterir; bazen de döner (her lütfuna karşılık) yüz bin cefa gösterir.
Her alemin sinin ü tevarihi muhtelif
Her bir zeminde başka hisap üzeredir zaman
Ziya Paşa
Her alemde tarihin seyri başka başkadır; her dünyada başka bir hesaba hizmet etmekte olur zaman.
Her zaman döneminde, coğrafyada, her medeniyette ve kültürde farklı bir safhadadır tarih. Milletlerin biri çıkarken öteki inmekte olur gidilen yolda. Biri gündüzünü yaşarken, öteki uykuda geçirmekte zamanını ve biri yıkar veya yıkılır-ken, bir başkası yapma veya yapılanma içindedir.
Sanma ki felek devr ile şâmı seher eyler
Her vâkıanın akıbetinden haber eyler
Nef'î (Ömer)
Sen zamanın değişen hallerine bakıp aldanarak, feleğin (sadece) geceyi gündüz yaptığını zannetme; aslında bu git-gellerle onun yaptığı şey sana olup bitenden haber vermektir. (Sen zamanın değişip duran dilinden anlamaya çalış).
Ayet: "Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, tefekkür eden in-sanlar için elbette birçok ibretler (ve dersler) vardır." (Al-i İmran Sûresi: 190)
316
Takdir-i Hüda kuvve-i bâzů ile dönmez
YanıtlaSilZiya Paşa
Ziya Paşa, bizler müdahale etsek bile, Allah'ın iradesinin, kaderin taktir edildiği gibi tecelli edeceğini veciz bir şekilde dile getiriyor. Buradan, vuku bulmakta olan veya olması muh-temel şeyleri Allah'ın takdiri sayarak müdahale etmemezlik kuralını çıkarmamak gerekir. Zira, bazı şeyler şöyle veya böy-le oluyor gibi görünse bile, biz, o konuda Allah'ın takdirinin ne olduğunu bilmiyoruz. İnsana düşen, baştan tedbir almak ve takdir hakkında zan yapmadan, olayları gözleyerek doğru okumak, planlamak, kendisine düşeni yerine getirmek ve ge-rektiğinde hüsn-i niyetle müdahale etmektir.
137. Zamanın hikmeti
Bir kapıyı bendederse bin kapıyı eyler küşüt Hazret-i Allah, efendi, fâtih-ül-ebvaptır
Lâedri
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık 117-Allah'tan Ümit Kesilmez)
Fena bakaya mukabil adem vücuda redif Cihan yok olmada manend-i şem' var olalı Hâmi
Ölüm, hayata karşılık var, yokluk varlığın arkasından gelir; cihan (varlık) yaratıldığından bu tarafa yanarak kendini biti-ren bir mum gibi, her an yok olmaya doğru yol almakta.
Yok edilmek, varlığı dengelemek için ona bindirilmiş; âlem yoktan var edildiği günden bu yana kendi aslı olan yok olma-ya doğru seyretmektedir.
Hami burada, Kasas Suresinin 88. ayetine işaret etmek-te, yoktan var edilen âlemin, yaratıldığından bu yana, yine
315
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık 130-Hakk Teceli Eyleyince)
YanıtlaSilMukteza-yı hükm-ü kanun-i tabiat böyledir:
Düşmek üzre yıldırım ekser muallå tak arar.
Lûedri
Tabiatın yaratılış kanunlarının tecelli şekli böyledir; yıl-dırım bile düşmek için genellikle yüksek yerleri arar. (Onun için) musibetlerin yüksek şahsiyetleri bulmasına şaşma.
O mücmel noktanın tafsil-i âsárın temâşa et Olur bir tohm-ı kemterden dıraht-ı bârver peydâ
Nabi
O küçük noktadaki eserlerin büyüklüğünü düşün ki; ufa-cık bir tohumdan meyve veren bir ağaç meydana gelir.
Ortaçağda, bir ağaçta, yaratılış zincirinin baş ve son halka-ları arasındaki ilgiyi bu kadar güzel bir şekilde kuran ve anla-tan Nâbî, genetik bilseydi ne söylerdi kim bilir?
Ser-be-ser tertib-i âsår-ı İlâhî böyledir
Hikmet-i Hak halka tedric üzre vermişdir nizâm
Nabi
Allah'ın eserinin düzeni baştan başa şöyledir: İlâhi hikmet, yaratılışa tedrici olarak (derecelerle, yavaşlık içinde) bir oluş ve işleyiş düzeni vermiştir.
Eşyanın ve olayların meydana gelişi ve işleyişi belli bir düzen ve tertip içinde cereyan eder. Bu tertip; İlâhî, tabiî bir kanundur ve eşyanın içine yerleştirilmiştir. Bu düzen ve inti-zamın bir hali tedriciliktir. Tedricilik kanunu gereği, eşyada ve oluşta bir şey cereyan ettiğinde, bu ani, birdenbire ve pat-lama şeklinde değil, tedrici olarak meydana gelir. Bize patla-ma olarak görünen durumlar bile aslında "bize göre ani" olan tedrici bir yanmadır.
314
(Beyitin bugünkü Türkçe ile açıklaması için bakınız: Baş-lik 78- Ahde Vefa)
YanıtlaSilKıymetli bir eşya sayılır bu arusekli
Olmazsa eğer aslı küçük ortası ekli
Lâedri
Kendisi küçük ve ortası ekli olmasa, aslında bu arusekli kıymetli bir eşya sayılırdı.
arusek: Sedef.
Olsa ne kadar şikeste pervâz
Uymaz yine kûf u kaza şehbâz
Şeyh Galib
Kanadı kırık olsa bile; yine de şahin, baykuş ve kazla bir sayılmaz.
136. Tertîb-i âsâr-ı İlâhî böyledir
Çarh-ı felek kuvve-i bâzû ile dönmez
Bir şem'a ki Mevlâ yaka üflemekle sönmez
Lâedri
Feleğin çarkı, güç ve kuvvetle dönmez (zamana zorla hük-medilemez); Mevlâ'nın yaktığı bir fitil de, öyle üflemekle sön-mez. (Öylesine bir cevherle yanar ki, dışarıdan müdahalelerle söndürülemez.)
Zamanın, eşyanın, olayların bir tabiatı vardır. Bir şey bir durum üstünde bulunuyorsa onun bir sebebi vardır. Kuvvet tatbik edilen her durum veya olay, kolaylıkla kendi tabiatın-dan çıkarak, şekil, yön değiştirmez; bir süre için değişse bile sonra kendi aslına (tabiatına) rücu edebilir.
Hakk tecelli eyleyince her işi âsân eder Halk eder esbâbını bir lahzada ihsan eder
Lâedri
313
Her gece kadir gecesi olsaydı, kadir gecesinin kıymeti ol-mazdı, ey şah! Her taş, kıymetli taş olsaydı, değerli taşların kıymeti kalmazdı.
YanıtlaSilHer şahsı harîm-i Hakka mahrem mi sanursın Her tâc giyen çulsuzu Edhem mi sanursın (*)
Ziya Paşa
Her kişinin Allah'a yakın olmasının serbest olduğunu mu sanırsın; her taç giyen çulsuzu Ethem mi sanırsın.
Allah'a yakın gibi görünen her kişi, gerçekten öyle olabilir mi sanırsın. Devlet nimetini bir kere tadanlar, İbrahim Et-hem gibi davranıp onu bırakabilirler mi...
(*) Edhem (Ethem): Belh Sultanının oğlu olan İbrahim Edhem, genç yaşında tahta çıkmış, kısa bir süre sonra da tah-tını bırakarak dervişlik yolunu seçmiştir. Bir süre Şam'da ekin bekçiliği yaparak geçinmiş, 777 yılında vefat etmiştir. Tasav-vuf yolunda Süfyân-ı Sevri gibi meşhur sufilerle de tanışıp gö-rüşen Edhem, edebiyatta daha çok dervişliği, azla yetinmesi ve kanaat içinde yaşaması ile anılır.
Kabiliyet bî tecelli şâmil-i eşya değil Her aså ejdernüma, her el yed-i Beyza değil Diyarıbekirli Sait Paşa (Sait Mehmet Paşa)
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık-133-Ünlü beyitler)
Kabiliyyet dâd-ı Hak'tır her kula olmaz nasîb Sad hezâr terbiyye etsen bî-edep olmaz edib
Lâedri
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık 34-
Edeb bir Tac imiş)
Kafadar oldular şîr ü pelenk ahuya sahrada Ederler şol kadar şimdi riayet hakk-ı ciyrana
Bâkî
312
"Hoşgör" (Hattat: Kadir Sakoğlu)
YanıtlaSilİYİ HUY, GÜZEL AHLÂK
(Sözünde ve kavlinde durmak. Ahde vefa göstermek.
Ahlâklı ve faziletli olmak. İyilikte bulunmak, himmet etmek. Hoşgörü ve bağışlama. Şükretmek. Azla yetinmek, kanaatkâr olmak)
(Ayrıca bakınız: İnsan halleri, kötü huylar)
78. Ahde vefa
Kafadar oldular şîr ü pelenk ahuya sahrada
Ederler şol kadar şimdi riayet hakk-ı ciyrana
Bâkî
Aslanla panter, çölde ceylana dost oldular; şimdi (eşyanın tabiatına aykırı olan bu) dostlukları kadar komşu hakkına (dostluğa) uyarlar artık.
Bir zorbanın, kurbanı ile dost olduğuna bakıp aldanma-mak gerekir. Zorbanın tabiatı değişip kurbanı ile dostluğu uzun sürmez. Menfaatle yaşamaya alışmış birinin dostluğu uzun sürmez. Bir süre için dostluk yapsa da, sonunda kendi tabiatına döner, dostluk da biter.
179
(Insan) nefsi öyle istiyor diye bir ülke harap edilir mi?
YanıtlaSilÖyle istiyorsun diye bir gönül harap edilir mi?
Toplanıp ehl-i hevâ her biri bir saz çalar
Çelebî böyle olur bizde de konser dediğin
Muallim Nâcî (Ömer)
Heva sahipleri (nefislerine düşkün olanlar) toplanır, (bir-likte bir besteye göre çalmak yerine) her biri kendi havasında çalar; efendim, konser dediğin bizde böyle olur işte.
Bizde, birlikte bir iş yapmak budur işte: İşin tamamının yapılabilmesi için, herkesin bir kısmını yapması beklenirken, bizde herkes işin kendisini yapmaya çalışır.
104. Nefs ile cidâl
Bilmedim ahvâlimi gerçi ne hâl üstündedir
Şol kadar bildim nefs ile cidâl üstündedir
Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman)
Gerçi gidişatımın nasıl bir yol üzerinde olduğunu bileme-dim; ama şu kadarını bildim ki, (gittiğim yolda benimle bir-likte olan) nefsim ile mücadele içindeyim.
Kanuni, serbest bırakıldığında azgınlaşarak kendisini de arkasından koşturacak nefsi ile mücadele içinde yaşadığını söylüyor. Hz. Kur'an da öyle diyor ya: "Kendini arındıran kurtulacak, kirleten de mahvolacaktır." (Şems Sûresi: 9-10)
Bir lahza ayrılmaz nefsin yolundan Eğer bir kişide iman olmasa
Ruhsatî (Mustafa)
Cūda olmadı sînenden Necâti nefs-i emmåre
Necâtî (Necâtî Beg)
220
Sana kötülükler yaptıran nefsin senden bir türlü ayrılma-cdh. ey Necâti.
YanıtlaSilAyet: Yine de kendimi temize çıkarmak niyetinde de-ğilim. Çünkü, Rabbimin merhamet ettiği kimseler haric, nefis, insanı kötülüğe sürükleyebilir." (Yusuf Suresi: 53)
Elinden cevr u cefâlar çektiğim âh şu nefsime Hazret-i Peygamber dememiş miydi ona behîme
Baba Yokluk
Elinden türlü eziyetler çektiğim, cefalara katlandığım nef-simin elinden (el aman!) Ah (nasıl olur da böyle bir mahlukun esiri oldum), Hz. Peygamber ona hayvani dememiş miydi!
behîme-behaim: Hayvanlar anlamında, Arapça kelime. Nefs, tasavvufta bir yönüyle hayvanî olarak kabul edilir. O yöndeki istekler de, behimî olarak vasfedilirler.
Ettik ol kadar ref'-i ta'ayyün ki Neşûtî Ayîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânız
Neşâtî
Nefsaniyet ve büyüklenmeyi o derece ortadan kaldırdık ki, Ey Neşatî; şimdi artık en cilalı, parlak ve ışıklı aynalarda bile görünmüyoruz.
Ey nefs-i bülheves hazerin yok mudur senin Yoksa neticeden haberin yok mudur senin
Ramiz
Ey isteklerine esir olmuş nefsim, hiç sulhun, sükunetin yok mudur senin; yoksa hesaba çekileceğinden haberin yok mudur senin?
Ne zamana kadar âlemle savaş içinde yaşayacaksın. Ka-zansan ne çıkar ki, sen zaten savaşmayı seçmekle kaybetmiş-
221
sin, mağlup ve mahkum olmuşsun. Niçin sonu yokluk olan bir hal için bu kadar uğraşıp duruyorsun da, sonsuzluk hâlin için hiç gam çekmiyorsun!
YanıtlaSilMerkeb-î nefse uyup her dâğ-u dâşa çapma-gıl!
Sen bu meydandan kaçarsan, gel berü meydane sen
Nesimi (Seyyid Nesimi)
Nefs denen merkebe (eşeğe, bineğe) uyup, sen sen ol da dağa, taşa çarpma; o meydandan kaçabilirsen, beri meydana (madde meydanından mana meydanına) gel.
Nabî kimi görsen yürüdür hükmünü nefsin
Hakkın bize gönderdiği fermân unutulmuş
Nabi
Ey Nâbî, herkes nefsinin istediği gibi hareket etmektedir; Allah'ın bize gönderdiği emirler unutuldu.
Nefis nere derse ora varırdım
Amma lakin havf-ı Rahmân olmasa
Ruhsati (Mustafa)
İçimdeki Allah korkusu olmasa, nefsimin her istediğini yapar, istediği her yere giderdim. (O nefs ki, dizginleri ele al-dığında, bindiği kişiyi her yere götürür ve her istediğini yap-tırır).
"İnsan, nefsi peşinde zorbalar arasında yazılana kadar sürüklenir." (Hadis-i Şerif)
Nefsi boyunca yiyenler Kana kana uyuyanlar
Yūnus Emre
222
105. Nefsini ilah edinmek
YanıtlaSilHer şahs nefs unsuruna nisbet eyleyüb
Aklınca bir ilâh-ı müşahhas eder murâd
Ziya Paşa
(Beyitin bugünkü Türkçe karşılığı için bakınız: Başlık 51-Aklınca Bir İlah-ı Müşahhas Eder Murad)
Şeytandan şefaat umulmaz asla
Nefse uyup itme ömrün berhavâ
Yozgatlı Hüznî
NEFS İLE KAVGA
YanıtlaSil(Nefsinin ardından gitmek. İnsanın nefsiyle mücadelesi. Nefsine yenilerek allah'a ortak koşmak)
103. Devreylemedik yer komadık bir nice yıldır
Devreylemedik yer komadık bir nice yıldır
Uyduk dil-i dîvâneye dil uydu hevâya Rûhi-i Bağdâdî (Bağdatlı Rühî)
Yıllarca gezip dolaşmadık yer bırakmadık; biz deli gönlü-müze uyduk, gönül de kendi arzusuna.
Ne gördü badede bilmem ki oldu bade-perest Müdir-i meşreb-i zühhad gördüğün gönlüm
Fuzûlî
Günahtan, herkesten çok kaçınır gibi görünen gönlüm; iç-kide ne buldu bilmem ki, düşkünü oldu onun.
Hevâ-yı nefs ile bir mülki vîrân eylemek olmaz
Fuzûlî
219
204
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
dahi beni ihtiyar eyledi. Böylece, hayırlıdan hayırlıya ihtiyar olun ihtiyar evledi. Ademoğullarından ise.. Arab'ı ihtivar eyledi. Araptan Allah-ü Taalà, yarattığı mahlukat arasından âdemoğlullarını maktan geri kalmadım.»
İste.. Resulüllah S.A. efendimizin verdiği bu haberdir ki, påk
isimlerine:
MUHTAR.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
104. Isim: ECİR. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz; kendisinden yardım ve halâs taleb eden mazlumların üzerlerinden zulmü def ile, zalimden halås ettiğin den..
Bir de: Kıyamet günü ısyana boğulan günahkarlar af ve mağfiret olunmadan cehenneme atılmakla emrolundukları zaman, Resulüllah S.A. efendimizden şefaat dileyen günahkarları, Yüce Hak'tan şefaat talebi ile cehennem azabından halās ettiği için, mübarek isimlerine:
ECİR.
Tesmiye olundu.
Bu isim, inzal buyurulan kitaplarda anlatılmıştır.
Bu mübarek isim, yukarıda anlatıldığı gibi, Sehliye nüshasında:
-ECIR.
Olarak geçer. Bazı nüshada ise, (noktalı) Ha-i muceme ile:
EHİR.
Olarak geçer. Allah-ü Taåla ona salat ve selâm eylesin.
105. İsim: CEBBAR. (Sallallahü Taâlà aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.
Allah-ü Taâlâ inzal buyurduğu Tevrat kitabında, Davud a.s. pey-gambere bu isimle şöyle hitab etti:
Kılıcını kuşan ey Cebbar..
CEBBAR.
Lafzı, cebir kökünden gelerek mübalağa ile ism-i fail olmuştur. CEBİR, kelimesinin birkaç manası vardır.
tılır: Bir tanesi: Kahır ve galebe manasınadır. Bu manada şöyle anla-
Resulüllah S.A. efendimiz, şirk, küfür ve tuğyan ehlini: Küfür, şirk ve tuğyanlarını bırakmaları için cebri ve zoru altına almak is temiştir. Yola gelmeyip inad edenlerle cihad edip kıtal eylemiştir. Al-lah'ın vardımı ile onları katledip mallarını mülklerini ganimet evle
KARA DAVUD
YanıtlaSil205 miştir. Çocuklarını esir etmek, kendilerini diyarlarından ihraç etmek sureti ile, onları: Küfür, dalûlet yolunu terk ettirip Iman yoluna çek-mek istemiştir.
Iste.. anlatılan manadan ötürü, Resulüllah S.A. efendimize:
CEBRAR.
İsmi verilmiştir. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin. İĞNA (Zengin etme) manasınadır. Bu manaya göre şöyle anlatılır:
yetimlere hatta bütün muhtaçlara bolca sadaka verip ihsan etmek kadınlara, sureti ile onları ihtiyaçtan kurtarıp gani kıldığından, ism-i şerifine:
CEBBAR.
Buyuruldu. Kaldı ki; Resulüllah S.A. efendimizin cömertliğine, keremine ve ihsanına nihayet yoktur. Resulüllah S.A. efendimizin bu vasfı icabıdır ki, Allah-ü Taâlâ, ona şu emri vermiştir:
...Onu (elini) hepten açıp saçma.» (17/29)
Bu âyet-i kerime lle Allah-ü Taålà; Resulüllah S.A. efendimizin cömertliği haddi aştığı, keremi ve ihsanı sayıya gelmeyecek kadar faz-la olduğundan kendisini aşırı cömertlikten almaya teşvik etti.
Şimdi..
Resuiüllah S.A. efendimizin şanlı ümmetinden zengin olanlara, çok nimete ve bol mala kavuşmak sureti ile nimete dalanlara gereken ve yakışan odur ki: Resulüllah S.A. efendimize iktida edeler.. Fakir-lere, zayıflara, dul kadınlara ve yetimlere, hatta bütün muhtaçlara bolca kerem ve ihsanda bulunalar.
Tıpkı zenginlerde olduğu gibi; bu ümmetin âlimlerine gereken ve yakışan odur ki: Şer'i hükümlerden ve onun parçaları sayılan ameller-den yana cahil durumda olanlara öğreteler.. Bu manada ilimle onları zengin edip, cehalet fakrinden kurtaralar.
CEBR kelimesinin bir başka manası ise.. şudur:
Kırık kemiği düzeltmek..
Bu mana şöyle anlatılır:
Resulüllah S.A. efendimiz, küfür ve dalålet ehlinin dalâletlerini kırdığı; hidayet ve iman nuru ile islâh ettiği; tuğyan ve isyan ehlinin ısyanını kırdığı; onları isyan ve günahlardan çektiği; ibadete, taata getirip irşad eylediği için ism-i şerilerine:
CEBBAR.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
CEBİR kelimesi için bu manalardan başka bir mana daha vardır. Meselà; gayet buyük hurma ağaçlarına:
NAHLE-İ CEBBARE.
Derler. Bunun manası şu demeğe gelir:
Gayet yüksek hurma ağacı..
Bu mana lle, Resulüllah S.A. efendimizi şöyle anlatabiliriz:
206
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Büyük şanı gayet yüksek, kadri ve derecesi çok yüce.. bundandır ki, Resulüllah S.A. efendimizin zat-ı şeriflerine:
- СЕВВAR.
Ismi verildi. Allah-ü Taâlâ ona sálát ve selâm eylesin.
Hasılı: Resulüllah S.A. efendimizin vücud-u latifleri, tüm güzel halleri, dünya ve âhirete dair islerin islahına ve nizama gelmesine sebeptir.
Şerhini yaptığımız DELAİL'ÜL-HAYRAT'IN SEHLİYE nüshasında: CEBBAR.
İsmi, anlattığımız gibi vaki olmuştur. Bazı nüshalarda ise, bu is-min yerine:
Hayyar. (Noktalı HA ile.)
Vaki olmuştur.
106. İsim: EBÜLKASIM. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isim, Resulüllah S.A. efendimizin künye-i şerifeleridir. İlk oğ lu Kasım'a r.a. izafetle:
-EBÜLKASIM.
Diye künye verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
107. İsim: EBÜTTAHİR. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.-
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu ismi de, Resulüllah S.A. efendimizin künyesidir.
Allah-ü Taàlâ, ona salât ve selâm eylesin.
108. İsim: EBÜTTAYYİB. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isim de, Resulüllah S.A. efendimizin künye-i şerifelerindendir.
Resulüllah S.A. efendimizin çocukları olan Tayyib ve Tahir'e izafetle: -EBÜTTAHİR, EBÜTTAYYİB.
Denildi. Bunun adına: Sahih rivayete göre: Bu iki isim, yani Tahir ve Tayyib birdir.
Abdüllah.
Dediler. Allah ondan razı olsun.
Resulüllah S.A. efendimize risalet ve nübüvvet gelince, âlemden küfür ve zulmet kalktı. İman nuru yayıldıktan sonra, Abdüllah r.a. vücuda geldi. O zaman bunun adına:
Tahir, Tayyib. Dediler.
KARA DAVUD
YanıtlaSil207
Kasım ve Abdüllah r.a. Hazret-i Hatice validemizden dünyaya
geldi. Ebu İshak şöyle anlattı:
-Tahir başka, Tayyib başka çocuğudur. Bunlar, Resulüllah S. A. efendimizin iki oğludur.
Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
109. Isim: EBUİBRAHİM. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salat ve selâm eyle.
Bu da, Resulüllah S.A. efendimizin künye-i şerifelerindendir.
İbrahim r.a. Resulüllah S.A. efendimizin cümle çocuklarından sonra; Mariye isimli cariyeden dünyaya gelmiştir.
Cebrail a.s. Resulüllah S.A. efendimize:
EBUİBRAHİM.
Künyesini vermiştir.
Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
110. İsim: MÜŞAFFA'. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
- MÜŞAFFA'.
Lafzı, Arap dili kaidesine göre ism-i mef'uldür.
Resulüllah S.A. efendimiz, şefaatı makbul bir Hazret olduğundan
ism-i şerifelerine:
-MÜŞAFFA'.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
111. İsim: ŞEFİ'. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Bu isim, Arap dili kaidesine göre: Mübalağa ile ism-i faildir.
Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın izni ile, asi müminlerin azaptan kurtulmaları için; şefaat edip kurtardığından, müttaki mü-minlerin yüksek derece kazanmaları ve daha başka nimetlere er-meleri için şefaatçı olduğundan, bilhassa mahşer ehline şefaat-ı uz ma ile şefaat edeceğinden zat-ı şeriflerine:.
- ŞEFİ'.
İsmi verildi.
Burada:
- ŞEFİ'.
Lafzı,
- MÜŞAFFA'.
208
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
ŞEFİ'.
Lafzından daha önce gelmesi ve önce:
Denmesi, sonra da:
MÜŞAFFA'.
Şöyleki: Denmesi zahirde münasip ve uygun ise de esas mana başkadır
Resulüllah S.A. efendimiz kıyamet günü şefaat etmeyi istediği zaman, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Hak, Resulüllah S.A efendimize, daha şefaata başlamadan evvel:
caktır.» «Iste, istediğin verilecektir; sefaat et; sefaatın makbul ola-
Buvuracaktır. Bu manaya göre: Resulüllah S.A. efendimiz selaa-tının kabul olunması, henüz kendisinden sefaat sadir olmadan ikram olunduğu için; MÜŞATFA' oluşu ŞEFİ' oluşundan evveldir.
İşte, yukarıda anlatılan mana icabıdır ki, müellif merhum:
MÜŞAFFA'
İsmini once anlatıp, sonra da:
ŞEFI'.
İsmini getirmiştir. Allah-ü Taålà ona salât ve selâm eylesin.
112. İsim: SALİH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif buyurduktan itibaren; taa, beka âlemi sarayına teşrif edinceye kadar, Yüce Allah'a karşı hak vazifelerini, kullara ait hakları kusursuz olarak tamamen ve her zaman yerine getirmiştir. Tam bir kayd ve ihtimamla Mevlâ-nın hizmetinde kaim olmuştur. Hürriyet makamında ve salah halin-de hiç kimse onun yanına varamamıştır. Hatta, onun tam salah hali-ni anlayıp ıdråk dahi edememiştir. Bu mana icabıdır ki, pâk isimleri-ne:
SALİH.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
113. İsim. MUSLİH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
fail manası ifade eder. Bu isim, Arap dili nahv kaidesine göre: İf'al babından olup, ism-i
Resulüllah S.A. efendimiz, halkı dünya ve âhiret işlerinde, ken-dilerine yarayan şeylere irşad ettiğinden; onların zâhir ve batınlarını tathir ve islâh ettiğinden; araları açık olanların aralarındaki aykırı-lıkları def ederek aralarını bulduğundan; cümle müminleri doğru yo-
KARA DAVUD
YanıtlaSil209
küfür, tugyan ve dalûlette iken iman, tevhid ve irfan nuruna davet In irgad ettiğinden; yeryüzünü, beldeleri ve içinde bulunan kulları edip irsadla islah ettiğinden ötürü; mübarek isimlerine MUSLIH.
Denildi. Allah-ü Taala ona salat ve selâm eylesin.
114. İsim: MÜHEYMİN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle. Bu isim, Arap dili kaidesine göre, ism-i falldir.
MÜHEYMEN.
Şeklinde okunduğu rivayeti de vardır.
MÜHEYMİN.
Ism-i şerifi, Yüce Hakkın güzel isimleri arasında sayılır; Resulül-lah S.A. efendimize ikram olarak verilmiştir. Bu ismi, Yüce Hak Resu-Jüllah S.A. efendimize verip kelâm-ı kadiminde şöyle buyurmuştur:
«...ona karşı MÜHEYMİN (şahid) olarak.» (5/48)
Bu manadan da anlaşıldığı gibi:
- MÜHEYMİN.
İsm-i şerifi:
Şahid.
Demeğe gelir. Müfessirlerden İmam-ı Mücahid Rh. şöyle anlattı:
-Burada MÜHEYMİN isminden murad Resulülah S.A. efendimizdir.
Habib-i Hüda kıyamet gününün şefaatçısı Resulüllah S.A. efendi-miz o günde nebilerin ve resullerin risaletlerini tebliğ ettiklerine, on-ları yalanlayıp kabul etmeyenlerin durumuna şehadet edecektir. Bun-dandır ki, Resulüllah S.A. efendimizin ismine:
MÜHEYMİN.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin. Kur'an-ı Keirm'de bu mana şöyle anlatıldı:
«...Seni de, onların tümüne şahid olarak getirdiğimiz zaman...» (4/41)
Bu âyet-i kerime, anlatılan manayı teyid eder.
Bir başka manada ise:
dir. MÜHEYMİN, başkalarını korkudan emin kılana verilen isim-
Dediler. Buna göre, Resulüllah S.A. efendimiz, insanları imana davet ederek kabul edenleri sağlam hisarına alır. Ebedi ve daimi azabı olan cehennem korkusundan emin ettiği için ism-i şerifine:
MÜHEYMİN.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Bir hadis-i şerifte, Resulüllah S.A. efendimiz Allah-ü Taala'dan naklen:
F. 14
210
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
LA ILAHE ILLALLAH kelime-i tehhidi benim hisarımdır. Yani: Kalemdir. Benim hisarıma giren azabımdan emin olur.»
115. İsim: SADIK. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
Hazret-i Resul-ü Mufaddal ve Nebiyy-1 Mübeccel ve cümle ulum ile mükemmel olan Resulüllah S.A. efendimiz söylediği müjdeli ve zor-lu haberlerde dünya ve âhiret işlerinde, mirac işinde, mugayyebattan verdiği haberlerde, kendisinden önce gelenlerin hal ve keyfiyetlerini beyanda, kıyamette vaki olacak halleri açıklamakta hasılı: Söyleyip anlattığı bütün şeylerde doğru ve verdiği haberler, olan vakıa ara uy-gun düştüğünden ism-i şerifine:
SADIK.
Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
116. İsim: MUSADDAK. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)
Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
İtimad edilir nüshaların çoğunda, bu isim, ütteki okunuş şek-linde gelmiştir. Yani: İsm-i Mef'ul olarak:
Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif buyurmaaan evvel, semavi kitaplarla, nebilerin ve resullerin dili ile nübüvveti ve risaleti, doğru sözlü olacağı beyan olunduğundan; bu vücud âlemine teşrif buyurduktan sonra da, Yüce Hak, onu doğrulayıp:
«Kendi hevasından konuşmaz. Çünkü, konuştukları kendisine gelen bir vahiyden başka değildir.» (53/3-4)
Buyurduğundan; nübüvvetini kabul edenler, onun söylediği bü-tün sözlerde ve verdiği haberlerde kendisini tasdik ettiklerinden ötü-rü, mübarek ismine:
- MUSADDAK.
Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
Bu isim, bazı nüshalarda:
MUSADDIK.
manasına. Okunuşu şeklinde ism-i fail olarak gelmiştir. Yani: Tasdik edici,
Resulüllah S.A. efendimiz; kendisinden evvel gelen nebilerin ve resullerin nübüvvet ve risaletlerini, kendilerine nazil olan kitapların kelâm-ı ilahi olduğunu, zaruret-i diniyeden sayılan şeylerin hepsine bütün dinlerde iman lazım olduğunu tasdik edip gerçekleyici oldu-ğundan ism-i şerifine: